P. 1
Delilik Charles Bukowski

Delilik Charles Bukowski

|Views: 52|Likes:
Yayınlayan: yuznumaraliadam

More info:

Published by: yuznumaraliadam on Dec 28, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as TXT, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

12/28/2011

pdf

text

original

LINDA KING'E o ki bana getirdi ve geri alacak KIRAYI ÖDEMEYE 45 MILIMETRE bir kizi vardi Duke'ün, Lala, dört

yasinda. Duke'ün ilk çocuguydu, bir gün onu bir sekilde öldürürler korkusu ile kaçinmisti çocuk yapmaktan, ama simdi deli oluyordu kiz için, mest oluyord u. Duke'ün

aklindan geçen herseyi biliyordu kiz, özel bir hat vardi aralarinda sanki. Duke ile Lala süpermarketteydiler ve sürekli bir seyler söylüyorlardi birbirlerine, hers eyden konusuyorlardi, kiz ona bildigi herseyi söylüyordu; içgüdüsel olarak çok sey biliyordu, Duk ise fazla bir sey bilmiyordu ama bildiklerini ona söylüyordu ve ise yariyordu, mutluydular birlikt e.

"bu ne?" diye sordu Lala. "bu bir hindistan cevizi." "içinde ne var." "süt ve kitir seyler." "neden içinde?" "çünkü iyi hissediyor kendini orada, o sütlü ve kitir sey kabugun içinde iyi hissediyor ken ini, kendi kendine, 'ah, ne kadar iyi hissediyorum kendimi burada!' diyor." "neden iyi hissediyor kendini orada?" "hersey kendini iyi hisseder orada, ben hissederdim." "Hayir, hissetmezdin, arabani süremezdin onun içinde... beni göremezdin, jambonlu yumu rta yiyemezdin." "jambonlu yumurta hersey degildir." "nedir hersey?" "bilmiyorum, günesin içi belki, donmus bir kütle." "GÜNESIN IÇI...? DONMUS?" "tabii." "donmus olsa neye benzer ki günesin içi?" "günes atesten bir top. bilim adamlarinin bana katilacaklarini sanmiyorum, ama ban a sorarsan buna benzer." Duke bir avokado aldi.

"hey!" "evet, avokado budur aslinda: donmus günes, günesi yer ve içimiz sicacik dolasiriz." "o içtigin biralarda da günes var mi?" "var." "benim içimde var mi?" "tanidigim herkesten daha çok." "bence senin de içinde KOCAMAN BIR GÜNES var!" "tesekkür ederim, askim." markette dolanip alisverisi tamamladilar. Duke hiçbir sey seçmedi. Lala cani ne çekers e koymustu sepete, bir kismini yiyemezdin: balonlar, kalemler, oyuncak bir tabanca, havaya atinca arkasindan parasütü açilan bir astronot, nasil astronotsa! Lala kasiyer kizdan hoslanmadi, suratini asti zavalli kiza: kepçelen-mis, bombos bir yüz -bir korku gösterisiydi ve bunun farkinda bile degildi. "merhaba, tatli sey!" dedi kasiyer. Lala cevap vermedi. Duke cevap vermesi için z orlamadi kizini, ödemeyi yapip arabaya yürüdüler. "paramizi aldilar," dedi Lala. "evet." "bu gece ise gidip daha çok para kazanman gerekecek, geceleri ise gitmeni sevmiyor um, annecilik oynamak istiyorum, ben anne olurum, sen de bebek." "peki, ben simdi bebek oldum, tamam mi, annem?" "tamam, bebek, arabayi kullanabilecek misin?" "deneyebilirim." arabaya bindiler ve yola çiktilar, sola dönerken gaz pedalini sonuna kadar köklemis or ospu çocugunun teki az kalsin kafadan giriyordu onlara. "bebek, neden baskalari arabalari ile bize çarpmaya çalisiyorlar?" "çünkü mutsuzlar ve mutsuz insanlar aci vermeyi severler, annem." "mutlu insan yok mu?" "mutluymus gibi yapan çok insan var." "neden?"

"çünkü utaniyorlar, korkuyorlar, itiraf edecek cesaretleri yok." "sen korkuyor musun?" "ben sadece sana itiraf edebilecek kadar cesurum -o kadar korkuyorum ki, annem, her an ölebilecekmisim gibi hissediyorum kendimi." "bebek, bira istiyor musun?" "evet, annem, ama eve gidinceye kadar bekleyelim." Normandie'ye vardiklarinda saga döndüler, saga dönerken sana çarpmalari daha zordu. "bu gece ise gidecek misin, bebek?" "evet." "neden gece çalisiyorsun?" "karanlik oldugu için. insanlar beni göremez." "insanlarin seni görmesini neden istemiyorsun?" "çünkü görürlerse beni yakalayip hapse atarlar." "hapis nedir?" "hersey hapistir." "ben hapis DEGILIM!" park edip posetleri eve tasidilar. "anne," dedi Lala, "çok seyler satin aldik! donmus günesler, astronot, hersey!" anne (Mag'di adi), "iyi," dedi.

sonra Duke'e döndü: "lanet olsun, bu gece ise çikma, kötü bir his var içimde, çikma, Duke.

"içinde kötü bir his var, öyle mi? ben her ise çiktigimda içimde kötü bir his var. isin bi si, çikmak zorundayim, meteliksiziz, kiz eline her geçeni sepete doldurdu, konserve jambondan havyara kadar." "Tanri askina, engelleyemiyor musun çocugu?" "mutlu olmasini istiyorum." "sen demir parmakliklarin ardindayken mutlu olmayacak." "bak, Mag, bu meslekte arada sirada içeri girmek kaçinilmazdir, bunu kabullenmek zo rundasin, ki ben digerlerinden sansliyim, çok yatmadim."

"namusunla çalismaya ne dersin?" "yavrucugum, pres makinesinde çalismaktansa bu isi yaparim, namuslu is yok zaten, bir sekilde ölüyorsun, ben kendi yoluma girmisim bir kere -bir tür disçi oldugumu farzet, toplumun d islerini çekiyorum, yapmayi bildigim tek sey. artik çok geç. hem sabikalilara nasil muamele ett iklerini bilmiyor musun? ne yaptiklarini bilmiyor musun, söyledim sana..." "biliyorum söyledigini, ama..." "ama ama ama!" dedi Duke, "lanet olsun, birak da sözümü bitireyim.!" "bitir o zaman."

"Beverly Hills ve Malibu'da oturan o sanayici orospu çocuklari, sabikalilari isla h etmekte uzmanlasmis o orospu çocuklari, köle tacirleri hepsi, sartli tahliye kurulu bunu bal gibi biliyor, baskalarini zengin etmek için köpek gibi çalistirirlar insani, seni normal insanin çalistiginin üç kati daha fazla ç stirirlar, ürünleri maliyetin on katina satarlar ve hersey yasal, kendi yasalarina uygun..." "yüzlerce kere dinledim bunlari senden..." "ve simdi bir kere daha dinleyeceksin! hiçbir sey görmedigimi, hiçbir sey hissetmedig imi mi saniyorsun? susmami mi istiyorsun? kendi karima bile yakinamayacak miyim? karim degil misin? düzüsmüyor muyuz? birlikte yasamiyor muyuz? yasamiyor muyuz?" "bu ise giren SENSIN, simdi de agliyorsun." "bir hata ettim, teknik bir hata! gençtim; onlarin .iktirici kurallarini anlayama dim..." "simdi de kendini hakli çikarmaya çalisiyorsun!" "hey, bunu sevdim! SEVDIM bunu. küçük karicigim benim, kancik, kancik! beyaz sarayin basamaklarinda bir kanciktan baska bir sey degilsin, sonuna kadar açilmis ve zihin sel olarak donmus bir kancik..." "çocuk dinliyor, Duke." "iyi. sözümü bitirecegim, kancik. REHABILITASYON, sözcük bu. o Beverly Hills .mcik agizli lari o kadar ahlakli ve INSANCIL'dirlar ki. kanlan Müzik Merkezi'nde Mahler dinleyip bagi s yaparlar, vergiden muaf. ve L.A. Times tarafindan yilin kadini seçilirler, ve KOCALARININ sa na ne yaptiklarini biliyor musun? lanet fabrikalarinda köpek muamelesi yaparlar, maasini kesip farki ceplerine atarlar, kimse onlardan hesap sormaz, hersey o kadar acimasiz ki. kimse bunun farkinda degil mi ? kimse olanlari GÖRMÜYOR MU?" "ben..."

yazik. Jensen. bayagi sevmistik de onu. sürekli sika yet ediyorsun. STRAVINSKY! mesaide adamin posasini çikarip paras ini vermezler. hemen sartli tahliye memurunu ararlar: 'üzgünüm.'" "nasil bir adalet istiyorsun. ama sana söylemek zorundayim. Beethoven."KES SESINI! Mahler. Duke? ne yapacagimi bilemiyorum artik. sarhos . ve götün yiyorsa hakkini ara. senin adamin kasadan yirmi bes dolar çaldi.

" "evet." "Dilinger'i sikiyim! o öldü." "SEN! kaç kere duydum ben bunu? senin yapmayi bildigin tek sey düzüsmek. adalet mi? adalet diye bir sey yok Amerika'da. ve yataga uza nip çikolata atistirarak dergi okumak." "hindistan cevizinin üstünde neden ki llar var?" "Tanrim. tamam. sadece b ir tür adalet var.. "Duke. Duke. benim gözlerim. " salladi lanet seyi havada. kendinin çocugu. yazmayan tükenmez gibi. gözlerine bak. tatlim. "Israrliyim!" ." dedi Lala. çocugummus -senin yarigindan çiktigi.olup bana Dillinger'in gelmis geçmis en büyük adam oldugunu söylüyorsun. bilmiyorum. izin ver de bir is bulayim. bu. Lala astronotla oynuyordu.." "çocugun mu? agzina bak sunun. "çocugumla bu sekilde konusmana izin vermem. Dilinger diye bagiriyorsun." "çocugun yaninda bu sekilde konusmamanda israrliyim!" dedi Mag. "su silahi yerine koy. "ben çalisirim. hayalarimda neden killar var?" elinde bir kutu bezelye konservesi il e Mag çikti mutfaktan. "israrlisin. buyrun iste: bi r sahtekarlik daha. 45 milimetre. dolaba gitti. Amerika'nin bildigi tek adalet bu." Duke silahi dolaba koydu. içinden nasil gelirse. yalvaririm -SEVIYORUM seni. elini Noel süslemeleri ile dolu kutunun altina soktu ve silahi çikardi." dedi Mag. ben de insanim. su posetleri bosalt bari. ölü-gözlü marti gibi. kesik hatta Baba diye haykiran Isa gibi. öyle!" dedi Mag konserve kutusunu avucunun ortasina koyup havaya kaldirara k. sadece bundan anliyor insanlar. ölmüslere sor. "iste bu. kime sorarsan sor!" Duke salincakli koltugundan kalkti. tipki benim agzim. "sana Duke dememi mi istersin." birden kendini yorgun hissetti Duke. Kennedy'lere sor.. gerçekten seviyorum. ise çikmadan yiyecek bir sey hazirla bana. ruhu benim ruhum.. salincakli koltug unda salinip. beni de dinle.. oturdu ve bir sigara yakti. yoksa Baba mi?" "nasil istersen. israrlisin.." "böyle konusma. senin memelerini emdigi için mi senin oluyor? ki msenin çocugu degil o. parasütü açilmasi gerektigi gibi açilmiyordu. "tamam.

" "uykum geldi anne. mutfakta kaldi. gelecek orospu çocugu. su konserve kutusunu gözümün önünden yok etmezsen o bezelyeleri tek tek G." dedi kiz. ekim günesinden. kendini disari atti." "orospu çocugunu mu seviyorsun?" "evet. küçük kizinin yanagina bir veda öpücügü kondurdu. Mag mutfaktan çikti." diye güldü Mag. biliyorum. "Duke gitti. "gel bi tanem. öyle geçirdi içinden. Duke ceketini almak için d olaba gitti. "evet. "Duke geri gelecek mi. karni dügümlendi. seviyorum onu."yemin ediyorum.TÜNE SOKACAGIM!" Mag bezelyelerle mutfaga döndü. bana kitap oku. kucagima gel. yemyesil bir vadide kosa ttan daha sicakti. ama kapiyi usul ca kapatti." "orospu çocugu nedir?" "Duke'dur." kanepeye oturdular. anne?" "evet." .

lanet olsun. küçük bir pikabim vardi. 4 blok. diye geçirdim içimden. Bukowski? . ibnelerin takildigi barlard an biri. lanet olsun. lunaparktaki alçidan kazlar gibi paramparça etmislerdi. bir sonraki adim evde oturup Shostakov itch dinlemek. Lala kanepede bekledi.. Louie'yi öyle hakla-mislardi. su kaynadi. 12 blok sürdü lanet dünyanin kuzeyine. küçük. cesaretimi yitiriyorum. dünyanin tamami yasal cinayet bokunun içinde yüzüyordu. ORMANDA HAYAT. eto burdurlar ve birbirleri ile sürekli ve kanli bir rekabet. arka tarafta bir delikten içerisini gözetleyen silahli biri olabilirdi. bir sise porto sarabini yavas yavas yudumluyor. Brahms'in ikinc i senfonisi. 6 blok. biri bana Nobel ya da Pulitzer Ödü-lü'nü vermeye geldi her halde. temiz bir odaydi. duyuyorum. "anne. sicak çörek gibi!" "ÇÖREK DEGILIM BEN! sensin ÇÖREK!" "dolunay bu gece. seviyorum adami. lanet olsun. 61 model siyah Ford'a döndü." "dur kendime bir kahve koyayim." sonra güzel çocuk uyudu ve dolunaydi. kapi çalindi.. hizli ve vahsi yaratiklardir. bu gece küçük bir bar belki. ve kuzeye sürdü. Mag çocugu ucagina alip kitaptan okumaya baslarken." Mag mutfaga gitti.. hindistan cevizinin üstünde neden killar var?" "hindistan cevizinin üstündeki killari mi soruyorsun?" "evet. 3 blok. tanrim. vizon ile zerdeva esnek. içi nden." "tamam. Duke o esnada Hollywood-Normandie kavsaginda bir içki dükkaninin kapisinda durmus. köylü görünümlü iki aptal adam. ucuz bir p uro içiyordum. "sansar ve kuzenleri.. seviyorum. fazla aydinlik. diye geçirdi içinden." Mag kolinin içinde duran çocuk kitaplarindan birini aldi. kira parasi çiksin yeter.. yil 1942. yalniz yasiyordum o siralar..sarildi kiza. "simsicaksin. diye geçiriyordu. pis bir koku aliyordu. korkuyorum. yasal cinayet. BIR NUMARALI HALK DÜSMANI ILE HÜCRE ORTAKLIGI Philadelphia'da Brahms dinliyordum. fazla aydinlik. tuhaf bir sey vardi o dükkanda. kolay. kötü bir duygu vardi içinde.

kimlik gösterdiler.evet.B. . bizimle gel. bir süre için misafirimiz olacaksin.B. ne yaptigimi bilmiyordum. bütün baslar pencerelerden disari çikmisti haberleri varmis gibi. fotograflari görüyor musun? diye sordu ciddiyetle. hersey yitirilmisti nasil olsa. orada kalsinlar! önde iki kisi. arkada iki kisiydiler. birini öldürmüs olduguma karar verdim. önemli birin i. bunlar F. güzelce çerçevelenmislerdi ama bana bir sey ifade etmediler. unuttum ve burnumu kasimak için elimi kaldirdim. biri Brahms' i kapatti.B. ne dememi bekledigini bilmedigim için bir sey demedim. bir süre yol aldik. aklima gelen tek 12 sey sarhosken birini öldürdügümdü. ceketini giysen iyi edersin. evet. F. ama F. fotograflara baktim. beni baska bir odaya götürdüler. masanin arkasinda bir adam oturuyordu. sormadim. JOHN AMCAN NEREDE? diye bagirdi bana.I. ne yapmis olabilecegimi düsünüp duruyordum. fotograflari görüyorum. INDIR ELINI!! büroya vardigimizda ajanlardan biri dört duvara dizilmis fotograflari isaret etti. dedim ona.I'in hizmetinde ölmüs insanlar. sonra o her zamanki kadin sesi: iste akorkunç adam! yakalamislar! kadinlar beni pek sevmez. ellerini dizlerinin üstüne koy.I'in devreye girmis olmasini anlayamiyordum. asagi inip sokaga çiktik.

bir an için sarhosken insan öldürmek amaci ile kull andigim gizli bir silahtan söz ettigini düsündüm.ne? dedim. olanlari kavramakla güçlük çekiyordum. asabiydim. JOHN AMCAN NEREDE? ne demek istedigini anlamiyordum. JOHN BUKOWSKI'YI KASTEDIYORUM! .

askerlik subesine yeni adresimi bildirmeyi unutmusum. Louis'ye gidemeyecegimi. gardiyanin teki geldi. ranzama uzandim. . hastalikli bir durum. hüzün veri ci. kendini daha kötü hissedememe durumu. senin gibiler hep suçsuzdurlar.) asker kaçagiyim. muhasebeci kilikli sisman bir adamla ayni hücreye koydular beni. aglamak istiyor ama aglayamiyordum. hastalikli hü/. KALDIR KIÇINI O YATAKTAN! diye bagirdi bana. ne kadar sansliydilar! sokagin karsi tarafinda bir p lakçi vardi. ben biraz fazla kapiliyorum. (hücreye girmeden önce sordugum için artik cevabi biliyordum. dedim. hücremin penceres inden disarda yürüyen insanlari görebiliyordum. çok fazla. bir numarali halk düsmaniyim. bir hendekten geçmemis olmamiz beni sasirtmisti. ne yapmis olabilecegimi düsünüp duruyordum. neden buradasin? diye sordu. hay Allah. adim Courtney Taylor.ün. kolonlardan bana dogru müzik yayini yapiyorlardi. iki büyük tahta kapi beni içeri alma k üzere açildi. masal anlatma. ha? ülkeyi güçlü tutun ki soyabilesiniz. aslinda suçsuzum. beni burada muayene etmelerini yazdim. dedi. o öldü. tasindim. postaneye bildirmistim ama. onlara St. hersey o kadar özgür ve rahat görünüyordu ki disarda. hirsizlar arasinda seref. biliyorsu nuz sanirim. bu kasabadayken St. beni tutukla yip buraya getirdiler. demek bu yüzden onu bulamiyoruz! portakal-sari bir hücreye kapattilar beni. anlamiyorum: askerden kaçmak isteseydim onlara adresimi bildirmezdim. bir cumartesi aksamüstüy-dü. biz yine de asker kaçaklarindan hoslanmayiz. burada iki seye tahammül edemeyiz: asker kaçaklarina ve teshirci-lere. arada sirada herkesin kapildigi bir his. Moyamensing Cezaevi eski bir satoyu andiriyordu. kendini öldürmeyi düsünüyor musun? diye sordu Taylor bana. evet. Louis'den askeri muayene için basvurmami söyleyen bir mektu p aldim. kaldirdim asker kaçagi kiçimi yataktan.ha.

kuleden makineliyi üstümüze dogrultu p. sahtekarlik yapmisti. zengindim. çiktin buradan. onda 18. tahtakurusu. oradan çikanlari görüyordum. dondurma. isiklar söndükten sonra asçi nefis yemeklerle asagi geliyordu. o nazik eline birkaç sent birakirdim. tesekkür ederim. orospu çocugu. onlarin suçu degildi herhalde. 10/1 erkek. ben de 13 vardi. mapus zengini. aslina bakarsan hiçbirinden hoslanmiyor dum. fazla yükleniyordum teshirciye. kardesini de gör. . on senti verdim. gerçekten hoslanmadigim biriydi bu teshirci.su ampulü tutan kabloyu asagi çek. ben yemistim. tahtakurularimi yakalayip öldürmeye basladim. zor tutuyordum kendimi agzina bir tane çakmam ak için. gözleri sulu. bahse girerim ki benim yatagimda seninkinden daha çok tahtakurusu var. DAGI-LIN! diye bagirirlardi. dedi Taylor. bir ay sürüyordu eski hallerine dönmeleri. çükünü üç yasinda bir e hayalleri kurarak uzaklasirdi yilan. saydik. ama birine vurursaniz hücre cezasina çaptiriliyordunuz. günde on be s-yirmi dolar para kazaniyordum. tahtakurulari. ama oynamanin bir yolunu bulurduk mutlaka. Taylor asçiya on bes sentten fazla vermememi söyledi. büyük porsiyonl ar. sansin açik . turta. verdikl eri su ve ekmek daha da kötüydü. her gün kazaniyor. çok yardim seversin. avluda zarim tuttu. isiklar söndügünde yatagima yattim ve saldirdilar. kahve. kovaya su doldurup ayagini içine sok. sonunda zaman dedik. orasi aydin likti. barbut oynamak kurallara aykiriydi. kek. bu herif her oyundan sonra yanima geliyordu. daha sonra kendininkileri ikiye bölüp uzattigini ögre necektim. limit on be s. ölü tahtakurularini küçük tahta sehpanin üst koyuyordum. uzun süre baktim o kabloya. hücrede insan bunalima giriyordu. ne lan bu? diye bag irdim. iyi para götürüyorsun. am iz kafayi yemistik zaten. gözümün önünde olmadig zaman mantik yürütebiliyordum. ama lara bakmaktan hoslanmiyordum. gerçek bir profesyonel. ampulü çikarip p armagini duya sok. Taylor. zengin oluyordum. asçi fisiltiyla tesekkür edip ertesi gün gelmesini isteyip istemedigimi sorardi. hepsinin çeneleri küçük. kiçlari dardi. tahtakurularimizi alip hücrenin kapisina gittik. teshircilerden bir i sokmustu zarlari içeri. nesine? 14 on sent? on sent.

iyi asçidir. dedi Taylor.tabii. mahkûmlar açliktan ölürken ben ve Taylor 9 aylik hamile iki kadin gibi dolaniyorduk ortalikta. basgardiyanin yedigi yemeklerden yiyiyorduk ve basgardiyan midesine düskündü anlasila n. geçen gece bir denizciye tecavüz etti. derdim. iki lesi var. cezasini yatmis. tabii. ikiye yardi de 15 . firar etmezse hayatinin sonuna kadar burada. çikar çikma igerini öldürmüs. önce birini öldürmüs.

çoraplarini ve donlarini asmisti l anet seye. dedi Taylor. dünyanin. saglik kontrolünden geçirdiler. genç bir çocugun yanina verdiler beni. iyi birine benziyor. dusa bile. orada kalmak istiyordu ve ona izin veriyorlardi. TARA BUBA YER. aciyordum onlara . evi her zaman isla k ve pirilpinldi. aliniyorduk tabii ki. memleketi efsane kahramanlarindan birinden bahsediyordu sanirim. çünkü yün battaniye cildimi tahris eder. Taras Bulba. dünyadan haberi yok. iyilik severli k mi? kizdim ona. NERDE OLDUGUNUZ U SANIYORSUNUZ? OTELDE MI? TAH-TAKURULARINI BURAYA GETIREN SIZLERSINIZ! diye bagiriyordu. benim sansima Ingilizce bilmeyen. pes ettim. kim bilir. bir kisi öldürdüm. aklini basina toplamazsan ik inci olacaksin! ama oturaginda oturup bana gülmeyi ve TARA BUBA YER. diye onayladi Taylor. diye bagirdim ona. sonunda Taylor ile beni ayri hücrelere koyup hücreyi ilaçladilar. bir hafta yürüyemedi zavalli.nizciyi. gardiyana tahtakurularindan sikayet edip duruyorduk.I askerden bilerek kaçmadigima karar verdi ve beni askerlik subesine sevk ett iler. korkunç. sevdim asçiyi. belki de ? bilmiyorum. demeyi sürdürdü. saglam çiktim. ama bir kez bile yerleri silmek zorunda kalmadim. ve geceleri o ilave yemege bayili yordu. hücreye girdigimde hersey üstüme damlayip durdu. savasa inaniyor musun? diye sordu. hayati çözmüstü: ye ve siç. TARA BU BA BOK YER! diyen bir ihtiyar düstü. seni yasli osuruk. çaylagin teki. Amerika'nin en temiz hücresiydi bizimki. sonra psikiyatri görmeye gittim. çok hassastir cildim. bozuk plak gibiydi. hiç çikmiyordu hücreden ihtiyar. o da bize. iyidir. savasmaya hazir misin? . suç is ememisti söylediklerine göre. gardiyanlar kötüydü. avluda Taylor'a rastladim. parmaklarini yiyi-yordu.B. hayir. gardiyanlar aptaldi. dedim. bütün gün oturaginda oturup. TARA BUBA BOK YER. F. gardiyanlar korkuyorlardi. avluya ilk çikisimda ihtiyar çarsafimi yirtip çamasir ipi yapti.

evet. .

" "Tamam. çarsamba günü doktorlarin. gitmek zorunda degilsin. "Dinle." dedim. bu da Moyamensing'in sonu oldu. diye geçirdim içimden. seni davet etmek istiyorum. pekala. Küçük. anlayacagimizi sanmamistin. sonra basini kaldirdi. iste. Avlunun gölgeli bir kösesindeydik. kenarindan kaldirip bir göz attim : ".(siperden çikip vuruluncaya kadar düsman atesine dogru yürümek gibi çilginca bir fikir va rdi kafamda. saçina. Onu halledip çatiya firlatalim ki digerlerine basina geleni anlatsin. ta askina!: hassas: ben. degil mi? hayir. nereye? savasa. Daha sonra saati üç sentten atölyeye yollarlardi. uzun bir yürüyüstü. elbiselerine biraz daha siçarlardi.. Etrafina bakind i. Sicak bir gün oldugu için mahkumlar orada toplanmislardi. dedi.." dedi Blaine. avukatlarin ve yazarlarin davetli oldugu bir par ti veriyoruz. Sabun filan vermezlerdi -sadece su v e firça.. gelir misin? hayir. Bu kusa digerlerine anlatabilecegi bir sey yapalim. yüzüne.ifadesiz yüzünün arkasinda asiri bir hassasiyet gizli." kiçimla gülerim. "Içinizde bu ameliyatta bana asistanlik yapacak biri var mi beyler?" diye sordu B .. kagit atasla kartima tutturulmustu. zor çikardi boklar. baktim ona sadece. bu arada. ama yeni gelmissen önce güvercin boku temizlerdin. Blaine gidip kusu yakaladi. savasi böyle kazandim. "kuslarin birbirleriyle konustuklarini biliyorum.) uzun süre bir sey söylemeden önündeki kagida bir seyler yazdi. ZIRVEDEN NOTLAR Yeni gelenlere mutlaka güvercin boku temizletirlerdi ve güvercin boku temizlerken güv ercinler gelir. kahverengi bir jilet vardi elinde. Blaine'in aklina parlak bir fikir geldiginde ben de yanindaydim. Uçamayan bir güver cin görmüstü kösede. bu kagidi yan masadaki adama ver.

.laine. Cevap alamadi.

Zenciler etrafinda dönmeye baslamislardi. yoksa yardim edeyim mi?" demisti. Zen cilerden birine bakti. Bana avluda anlatti. Kusa yakin duran birkaçinin ellerini sakaklarina bastirip bakm amaya çalistiklarini fark ettim. Dumani üfledi. Ama ye rleri silerken iki kesik kus bacagina rastladigimi hatirliyorum.Blaine kusun bacaklarindan birini kesmeye basladi. Boklarla birlikte onlari da süpürdüm. Blaine kogusa girdiginde zen cilerden biri. Hiçbir seyi umursamazdi Sears. Dövüstüler. Güçlü erkekler 18 baslarini çevirdiler. Bu güvercin sayesinde öbür güvercinler üstümüze siçmaktan vazgeçecekler." dedim. Gülümsedi." dedi. Digerleri seyretmekle yetindiler. . Çok tuhaf görünüyorlardi tek baslarina. birkaç kez irkçi ayaklanmalar olmustu. Adam ranzasinda kestiriyordu. "Bu benim oglanim! Evet. "Neyiniz var sizin?" diye bagirdim onlara. Beni parçalayacaklardi. Sears adami marizledi. 'Bu orospu çoc uklarinin sakalari yok! Onlardan uzak durun!' diyecek. "Igrenç kiç deligine sükret." Blaine kusu dama firlatti. Ise yarayip yaramadigini hatirlamiyorum simdi. "Tanrim! Ömrümde bu kadar ÇIRKIN bir kiç deligi görmedim!" "Kaldiramiyorum Boyer. bu adam benim oglanim olacak! Aslinda hepimiz istifade edeb iliriz! Kendin soyunur musun yavrum. Blaine ayaga kalkip giyinmisti. Ama gardiyanlar s adistti. Sears havaya siçrayip iki dizi ile adamin gög19 süne çöktü. Blaine soyunup yere uzanmisti. "Benim nereden oldugumu biliyor musun?" diye sordu zenciye. basina gelenleri digerlerine anlatacak. Sears'i de zenci dolu bir kogusa koydular. inan bana çüküm kalkmiyor!" "Çürük domatesi andiriyor!" Hepsi uzaklasmis. "Kuslarin saçimiza gözümüze siçmalarindan bikti k! Bu kusu halledip dama firlatacagiz. III Sears vardi bir de. II Koguslar tika basa doluydu. Avluda bacaklarinin üzerine çö-melmis izmarit içiyordu. Blaine'i benim kogusumdan alip zencilerin kogusuna koydular. Sears etrafina ba kinip içlerinden en irisini seçti ve onunla dövüstü. "Sansim v armis.

" dedim." dedi Sears. Kimse bir sey görmedi. o kadar. Kirli bir kizildi saçinin rengi." dedi Sears. kamburca ve sol gözünde y arim perde. Joe Statz da onlardan b iriydi. IV Beyazlara da takmisti Sears. YARIN ISINI BITIRECEGIM! BITTIN OGLUM SEN!" Ned Lincoln." Sonra izmariti firlatip kalkti. Gardiyanin örnek kötü oyuncusuydu. öylece durdu. . izmaritten bir duman çekti. avlunun karsi tarafina dogru yürüdü. Tarzi böyleydi. son ra dumani salip gülümsedi. Ned Lincoln 19'unda gösteriyordu ama 22 yasindaydi -agzi açik. SEN!" diye bagirdi Ned'e. yusyuva rlak. Açi klamasini yapmisti. V Bazi insanlar pes etmez. Kendine bir sey tedarik et. Yanaginda biçak yarasi vardi ve gözleri yuvarlakti. "Çikmazdim. " "Ne gibi?" Musluk kutbunu söküp içindeki demiri asfalta sürterek kendine bir sis yapabilirsin. Joe'yu yola getirebilse digerlerini daha iyi kontrol edecekti. Çocuk dönüp ona bakti. Ya d a iki dolara çok iyi bir sis satabilirim sana." dedi. "Two Rivers. Sears'in ne demek istedigini anlamamisti.Zenci cevap vermedi. "SEN! HARCAYACAGIM LAN SENI! HAZIRLIKLI OL . içinde tuttu. "Sen avluya çikardin. Unutmadigini biliyorduk ama. arada sirad a havaya dikilirdi. kafatasina yapisikmis gibi. Sears ertesi gün dusta solugunu kesti çocugun. Mississippi. "Severdin oralari. "Korkuyor küçük bok. Sears isaret parmagini ona dogrulttu. Sears herseyi unutmus gibi baska bir mahkumla sohbet etmeye basladi. sabunlu su ile b irlikte akan taze kanin disinda. Çocukla ayni kogusta kalan mahkumlardan biri o gece onunla konustu. evlat." dedim. "Onu yerinde olsam ben de korkardim. "Hazirlikli ol. çikardim. Saçi tuhafti. Sakasi yoktur orospu çocugunun. "Çikardin." dedi Sears." dedi m. Ilk gününde Sears onu avluda gözüne kestirdi. "Haklisin. Sürekli çukurdaydi. Çukur bile onlari yola getiremez. "HEY." 20 Çocuk sisi satin aldi ama ertesi gün avluya çikmadi.

Kolay gelsin arkadasim sana. Ama ondan söz edebilirdiniz. ONA GÖRE!" Cevap gelmedi. "JOE! BENI DUYUYOR MUSUN. kasiklar. "Yeni Panama sapkami nasil buldun? Çok yakisikli olmamis miyim?". Gardiyana yaptigi mahkûml ar arasinda yayildi. HOLLYWOOD'UN HEMEN BATISINDA DELILER KOGUSU Kapi çalindi gibi geldi bana. Çatlak Jimmy'ydi gelen." "CEVABIN NE?" Joe çis ve bok dolu kovayi kaptigi gibi gardiyanin yüzüne firlatti. Iki kahverengi kesekagidi getirmisti yaninda. VI Disari çiktigimda bir süre bekleyecegim. Bildigim kadari ile hâlâ orada Joe. içerde ya da disarda. pijama saçmalik bana sorarsaniz) ve kapinin ya nindaki kirik pencereyi açtim. "Evet?" dedim. çatallar. minik bebekl er. Dönmenin yarari yoktu. Gardiyanin adamla ri çukurun kapagini kapattilar. Görmek bile istemiyordun. Hiç bakmadim disardan. Birinin içinde her zamanki ucuz porto sa rabindan bir sise vardi. "Evet.Bir gün gardiyan iki adamini yanina alip çukurun kapagini açti ve çömelerek bagirdi: "JOE! YETTI MI.". metal bir kus (açik mavi. 21 Ama çiktiktan sonra hiç gitmedim oraya. eski r oblarimdan birini geçirdim üstüme ( her zaman çiplak yatarim. saate baktim -öglenin bir buçuguydu henüz.Suns t ve Hollywood Bulvari'ndaki ucuz hipi butiklerine ve eskici dükkanlarina satiyordu. onlari -hepsi çalintiydi. gagasi kirik ve boyasi dökülmüs) ve daha bir alay çöp. . ben kapiyi çaliyordum." Bisikletle gelmisti." Kanepeme oturdu ve koltugumun arkasindaki boy aynasinda sapkasi ile oynayarak k endini seyretti. Düsünürdük Joe'yu. özellikle geceleri. JOE? ÇIKMAK ISTIYOR MUSUN? UZUN SÜRE UGRAMAYACAGIM BURAYA. be nim oturdugum semtte. diye düsünürdüm. "Uyuyor muydun?". Ben de b ugün öyle yaptim. canli ya da ölü. sonra dönüp disardan bakacagim b ve içerde olup bitenleri çok iyi biliyor olacagim ve o duvarlara uzun uzun bakip bir da ha buraya düsmemeye yemin edecegim. "Girsene. "Hayir. Kötü bir kadindan farksizd i. Digerinin muhteviyatini sehpaya bosaltti -biçaklar. ya sen?". duyuyorum. Ve yeni bir Panama sapka vardi basin da. Tanrim. JOE?" "Evet. "Hayir.

o civarda oturuyorduk -kirik dökük avlularda. ama ben resimlerinin çok kötü oldugunu düsünüyordum ve bunu ona söylemistim.hepimizin oturdugu semtte. 23 Bu arada Çatlak Jimmy kendini ressam saniyordu. lavanaralar inda. garajlarda yasiyor ya da geçici dostlarimizin dösemelerinde yatiyorduk. O da bana benim resimlerimi çok kötü buldugunu söylem .

"Bir bak su çatala!" Baktim. yüzde 73. tedavi öneriyor. Ama Çatlak Jimmy'nin durumu gerçekten vahimdi. içtigi zaman yemek yemeyi sevmiyordu ve çok içiyordu. Ama solunum sistemi: sol ve sag akcigerlerin üst kis imlarinda hirilti ve tikaniklik. Çatlak Jimmy bu dükkanlara satmak üzere ne çala cagini çok iyi bilirdi. Ona ne zaman gitsem koltuga oturup kendime teshis koyuyo r. "Et oldugu gibi ya nmis." dedi. Kafami bozuyor. Karacigeri . hayir 72." "Doktora gittin mi?" "Doktorum bana kizgin. küçük ve kork unç sesler çikariyordu. Fransiz'lara esir düsmüs. Döndügümde bana.Ikimiz de hakli olabilirdik. dis etleri iltihapliydi. esir kampina gi dinceye kadar yol kenarinda toplanan Fransizlar bunlara aklina ne gelirse firlatmislar. burun mukozasi iltihapli. "Su gümüs çatallara bak! Hakiki antika!" Bir çatal tutusturdu elime. "Ya. Lanet seyi üstümden atana kadar ampul canima okudu. Neredeyse kemigin görünecek. Gülümsedi kendine. lamba koluma düstü. Emir almayi sevmem. Si stol 112. Bana Nazi günlerini anlatmayi sev iyor. Haklisin -'Çatla k Jimmy' çok daha güzel. Diyastol 78. kamis görmedin mi hayatinda?" "Beni rahatsiz eden . ama hemoglobini çok düsüktü. "Adimi 'Deli Jimmy'den 'Çatlak Jimmy'ye degistirmissin. O aptal Panama sapka ile oynayip duruyordu ve çarpintisi MCBur-ney Esigi'nin üstündeyd i. hemsiresine ücretini ödeyip çikiyorum.Lawrence'in Kanguru'sunu okuyordum.H. Kadinlarla basariliydi. biliyorsun degil mi?" "Koluna o iki koca deligi nasil açtin?" diye sordu Çatlak Jimmy. "Ne var. "Ama sen gerçekten çatlaksin. Sonra o aptal Panama sapkasinin altinda siseden bir firt çekti ve benim gidip ken dime iki bira almama neden oldu. Hepimiz gibi. Yüz vatlik General Elektrik. Mükemmel bir küçük hirsizdi." "Bak!" dedi Çatlak Jimmy sehpayi göstererek. Disleri çürük. "robunun açilmasina engel olamaz misin?" Çatali sehpanin üstüne firlattim. Kolum lambanin k ablosuna dolandi. yatakta D. kulaklari ve burnu olumsuzdu. Nazi esirleri bir yük vagonuna doldurmuslar. Gözleri. Sigara içmedigi zaman ya cigaralik sariyordu ya da sarap içiyordu." "Kafam iyiydi.asaklarin! Öyle iri ve killilar ki! Korkunç!!" Açik biraktim robumu. Sol ve sag kulak tikanik. Çatlak Jimmy aynanin karsisinda Panama sapkasi ile oynamaya devam ediyor. nabiz 34." dedi.

.

" Ilk birami bitirip siseyi odanin ortasindaki tabut büyüklügündeki tahta sandigin içine vu rup parçaladim. yasli bir kadin bek leme odasinda kanserden ölürken her hafta ayak tabanlarimdan cam parçalan ayiklamak doktorumu öfkelendirdigi için büyük parçalan kendim çikarmayi ögrendim. kentin altini üstüne getirdik. Lanet mesanesi bile sorunluydu. Dalak olumsuz." "Sehirlerarasi telefon mu ettiler?" "Hayir. Kan fiskiriyor ve hafif bir kahramanlik duygusuna kapiliyordun -yani ben kapili yordum. küçükleri ise kendi hallerine biraktim. Arkalarinda durup motoru söndürdüm." "Bu sehiriçi. Arabayi çalistirip yola çiktigimda gözden kaybolmuslardi. Zavalli. Benden baska iki bidonluk kiraci yoktu sokakta. Baska bir mesele. herkesin kendine göre üstün oldugu bir sey vardir.elle muayeneye hassasti ayrica. Geçen gece dört kisiyi öldürüyordum az kalsin. kim olduklarini bilmiyorum. " -Dün gece hatunun teki yüzüme oturdu. Sonunda yanaklarinin arasindan bir göz attigimda günes dogmak üzereydi. "Sehiriçi mi?" "Sehiriçi. Ev sahibi bana haftada iki çöp bidonu veriyordu." "Et öyleyse. ama siselerle bas etmenin tek yolu onl ari kirmakti. Çatlak Jimmy tuhaf tuhaf elindeki ahizeye bakiyordu. kafan iy degilse onlari girdikleri an hissediyor. Arabamla kovaladim her geleleri. "Telefonunu kullanabilir miyim. birader." "Ve sana son bir kez daha kapatmani söylüyorum!" Kapatti. Ayni anda iki yarik birden yalayabilirdim. Bu en güzelidir." "Kapat öyleyse." "Büyük ikramiyeyi vurmak gibi bir sey olurdu. hemen çikariyordun. çatal dilli gibi hissediyorum kend imi." "Evet. Sonunda kenara çektiler. Arabadan hisimla firladigimda gazladilar. "Açmiyor. Küçük bir sorun: yalin ayak dolasmayi severim." "Yanlislik olmasin. Içime oturdu." . ama dedikleri gibi. Herseyi olumsuz ve çarpinti. hiyar!" "Çaliyor ama açmiyor. sise kiriklari bazen sandigin içinden ha liya siçriyor ve ben onlari yerden ayaklarimin tabanlari ile topluyorum. Tabii. moruk?" diye sordu Çatlak Jimmy. Dilim ortadan yarildi sanki.

.

" dedim. Sonra yerinden firlayip ayni numarayi bir kez daha çevirdi dangalak. telefonun zilini dinleyerek. "gördün mü? " "Görüyordum zaten. Gece vakti herkes . moruk?" "Cam! Yerler cam dolu!" Tek ayagimin üstünde durup öbür ayagimin topugundan cam parçasini çikardim. Siv lce sikmaya bes çekerdi." dedi. 5 S'de fitik olasiligi. tamam. "Dinle. Panama'si ile oynadi. "Telefonu açmiyor. rek-tal sfinkter fazlasi ile siki.asak ister."Tabii.asaklarimi. Koltuguma dönüp firçalarimi temizlemek için kullandigim eski bezi kanli topuguma sardim . "Kirli olan senin beynin. Harikaydi. düzüsüyor" "Tabii. Rektuma gelince. lan. "Lütfen! Robunu kapat." Yanina gidip telefonu kapattim. "geçen gece Westwood Village'da bir ekip otosunun üstüne is edigini biliyor musun?" . Ama öglenin ikisinde . "Sürekli çaliyor. basur baslangici." "Açmaz tabii. "Agzina siçayim!" diye bagirdim. Panama'si ile oynadi." dedim ona. iskelet ve kas yapisi berbat -yani kötü durus (kifosis). Sürekli çaliyor. Aninda kan fiskirdi. Panama'li Çocuk. "N'oldu." dedi Çatlak Jimmy." "Tamam. Prostatta büyüme ve elle muayeneye hassasiyet. "O bez kirli." Istemeye istemeye örttüm ." Panama sapkasi ile oynadi. Sonra.asaklari-ni sergileyebilir. Kapatmani o yüzden istedim. Oturdu karsima. Ve Kazanova mezarinda siçardi." "Iste." dedi Çatlak Jimmy.

.

Jimmy. "Ama bu MAHKEME isini anlayamiyorum! Ne anlama geliyor? Kabul ediyorum." Zavalli Jimmy. Yardima ihtiyacin var. bal gibi biliyorsun müessirin ne oldugunu. Ben de George'un çöldeki barakasina gittim. kendini bir bok saniyorsun. gerçekten kafayi yemissin sen. . Ayric a sag kasikta fitik. bu söyledigin o zamandi. hepsi bu. Dönüp ayni arabanin üstüne bir daha isedin. Biliyorsun ot uzbir çekmedigimde ya da ayik oldugumda kitap okurum. iki gün sonra da dönüp yüzünü dagitmistin.."Polisler neredeydi?" "Elli metre ötede bir meseleyi halletmeye çalisiyorlardi. Ben sana bir sey söyleyeyim!" "Ne?" diye sordu aynaya bakip Panama ile bir kez daha oynayarak. Bir ara seni düzmek bile istemis. "Mahkeme tarafindan araniyorsun! Hatirlamazsin ama Mary'nin kaburgalarin kirmis. bana sevgis inden düzmemisti. Çok iyi inceledim seni. Otuz gün araliksiz porto sar abi içtik. Bazi seylerin zamanla nasil degisebilecekle rini bilmiyorsun. ya vrucugum. 5 ve 6 S'de (boyun) kireçlenme. Mary. Bunu bana kendi söyledi. her tür kitap." "Müessir ne. moruk. Ve karsima geçmis ekip otosuna isedigim için sikayet ediyordu. l. "Pekala. Mary aleyhine müessir fiil davasi açti. Sen kafayi yemissin. Bütün hayatini bisiklete b inerek geçilmedin herhalde!" Baktim ona." "Birbirlerini düzüyorlardi muhtemelen." "Senden korkuyor." "Ama. Gerçekten berbat durumdaydi.. moruk?" Gidip kendime iki bira daha aldim.. Sonra saraptan bir firt aldi." "Allah askina! Robunu kapat! LÜTFEN!" .. Döndügümde BAGIRDI bana! Görmeliydin onu! Ona zarar vermek degildi niyetim. göt herif. dostum. Hasta bir adamsin. "Evet." "Ama üçümüz ne kadar yakindik bir zamanlar. Iri kiçini ve memelerini tekmeledim biraz. Jimmy. gerçekten MAHKEMEYI kast etmis olamazsin?" Ikinci bira sisemi odanin ortasindaki devasa sandigin içine çarpip kirdim. Ayrica sol kalçasinda bir ur oldugunu biliyord um." "Olabilir. Jimmy. Ama o da yetmedi sana.. Cildi kuru ve yorgundu. Mary çok iyi bir insandir. öyle mi? Küçük çalintilarla dolu kesekagitlari nla üstelik. "Dinle." "MAHKEME MI? MAHKEME? hayir. küçük bir tart isma geçti aramizda.

Üreme sistemi -sol sperm kanali tikali. olamaz! Biraz önce Hank söyledi. Iri kiçini ve memelerini tekmeledim sadece. Ama Arthur öbür türden. memelerinin arasini. bu tür oyunlar oynam am ben. kabizlik. biliyor musun? Mary'ye gidiy orum." "Arthur'dan hoslanmiyorum. SIMDI! Onu öpüp dudaklarini çigneyecegim! Yariginin her kilini tek tek yalayacagim! Ba na ne mahkemeden? Kiçini. su MAHKEME meselesine dönelim! Hemen simdi ne yapacagim. Bazi hassas boklari severim. Arizona'ya. Ne yani." "Jimmy. Belin için fizyoterapiye ihtiyacin var. O bilir." Zavalli Jimmy. gerçekten mahkemeye mi gitmek gerekiyor? Gitmem. Nedir? Burs mu?" "Evet. agzini. Ama resim degil. Arthur'da acayip bir mal var." dedim. Dinle." Jimmy bana bakti. Anfizem belirtileri gösteriyor sun." dedim.. Kalacak yer im ver. Büyük bir arazi satisindan on iki bin dolar para kazandim. moruk. her yerini." ." "Hassas boklarin çogu sürekli bir yerlere giderler. Arthur'a gidip cigaralik 28 içelim." dedi. Ne? Hayir. "Kapatti. saniyorum. "Anna'yi arayacagim." "Önümüzdeki hafta alti ayligina Meksika'ya gidiyor. Sol kulagini yikatsan iyi edersin.. Muhtemelen geçmiste geçirilmis bir hastaligin sonucu. burs. "nereden buldun bisikleti?" "Arthur'un.. Jerome'a giderim. Mary beni neden mahkemeye vermek istesin?" "Ara öyleyse. Mary'nin en iyi arkadasi. Kalça sorununu agirlik çalisma si yaparak giderebilirsin.. Jimmy.. Egzersiz yap ve sigarayi birak. "Anna." "Nedir bu saçmalik?" "Kalçandaki ur bir tür sigil. Ne? Hayir. Ayda iki yüz yirmi bes dolar. koltuk altlarim. Hassas bokun teki." "Sigil senin anandir. Kes sesini. lanet kan.." "Evet. "Anna. sag tarafta doku yapismasi ."Hay allah! Afedersin." Jimmy aynada Panama'sini düzeltti ve aradi. kaburgalarim kirmadim.

"Onu biliyorum. Heykeltrasligina vermislerdir." "Sevmiyorum heykellerini," dedi Panama'li Çocuk.

"Bak, Jimmy, Arthur'dan hoslanmayabilirim ama kendimi heykellerine çok yakin hiss etmisligim var." "Ama hep bildigimiz sey -Yunan tarzi- elbiseleri uçusan koca memeli, koca götlü hatun lar. Birbirlerinin kamislarini ya da sakallarini kavramis güres tutan adamlar. Ne sikim yani?" Öyleyse, okur, Çatlak Jimmy'yi bir an için birakip Arthur'a geçelim -ki hiç sorun degilyazma tarzimi da kastediyorum burada: saga sola siçrarim ve siz hiç de zorlanmadan benimle gelirsiniz . Hiç önemi yoktur, görürsünüz.

Arthur'un sim devasa ölçülerde çalismasiydi. Çok çok etkileyici. Bütün o beton. En küçük h geldiginiz günün havasina bagli olarak, günisiginda ya da ayisiginda ya da siste, iki buçuk metre yüksekligin bütün heybeti ile dikilirdi tepenize. Bir gece evine arka bahçeden girmeye kalkistim, o devasa beton insanlar oradaydi. Bazilari dört-bes metre yüksekliginde. Devasa gögüsler, yariklar, .asaklar her yerde. Donizetti'nin Ask Iksiri' ni yeni dinlemistim. Yaran olmadi. Cehennemde bir pigme gibi hissettim kendimi. "Arthur, Arthur, yardim et!" diye bagirmaya basladim. Ama kafasi iyiydi galiba, ya da benimki iyiydi. Neyse, lanet korku büyümeye basladi. Ben bir seksen boyunda, 110 kilo agirligindayim, içlerinde en iri orospu çocuguna b ir omuz attim.

Bakmadigi bir anda arkadan saldirmistim. Yüzüstü düstü, hem de ne düsüs! Bütün kent duymus ydi gümbürtüyü. Sonra, meraktan, döndürdüm onu, tahmin ettigim gibi, kamisi, .asaklarindan biri, burn unun bir kismi ve sakalinin yarisi kirilmisti. Katil gibi hissettim kendimi. Sonra Arthur disari çikti, "Hank, seni görmek ne güzel!".

"Gürültü için özür dilerim, Arthur," dedim, "ama senin küçük bebeklerinden birine takildim sey devrilip parçalandi." "Takma kafana," dedi. Içeri girdik, sabaha kadar esrar içtik. Ondan sonra hatirladigim, günes dogmustu ve a rabami sürüyordum -sabahin dokuzu- ne kadar dur isareti ve kirmizi isik çiktiysa önüme hepsinde geçtim. Hiç sorun çikmadi. Hatta arabami evin bir buçuk blok ötesine park etmeyi bile basardim. Kapiya geldigimde beton bir kamis buldum cebimde. Yarim metre vardi lanet sey. Gidip ev sahibemin posta kutusuna sikistirdim, ama çogu disarda kalmisti, kivrik ve ölümsüz, basi iri ve yu

varlak, postacinin takdirine kalmis. Pekala. Çatlak Jimmy'ye dönelim. "Yani," dedi Çatlak Jimmy, "gerçekten MAHKEMEYE mi çikmam gerekiyor? MAHKEMEYE?" "Bak, Jimmy, gerçekten yardima ihtiyacin var. Patton'a ya da Ca-marillo'ya götüreyim seni."

"Off, yoruldum o kodugum elektrosoklarindan... Birrrrr!!!! Birrrrr!!!!" Çatlak Jimmy koltugunda bütün vücudunu titretip bir kez daha aldi elektrigi. Sonra aynada Panama'sini düzeltti, gülümsedi, kalkti ve telefona yürüdü. Numarayi çevirdi, bana bakti ve, "Çaliyor," dedi.

Hepsi gelirdi beni görmeye. Doktorum bile beni telefonla ariyor. "Isa psikiyatrla rin ve egolarin en büyügüydü -Tanri'nin oglu oldugunu iddia etti. Paragözleri kiliseden atti. Yaptigi en büyük ta. Siçtilar agzina. Bir çivi tasarruf etmek için ayaklarini üst üste çivilediler. Ne boktan is." Hepsi gelirdi beni görmeye. Soyadi Ranch ya da Rain olan bir tip var, her seferin de uyku tulumu ve anlatacak acikli bir hikaye ile gelir. Bu yöntemle Berkeley ile New Orleans arasin da mekik dokur. Iki ayda bir bende. Berbat, modasi geçmis rondolar yazar. Ve her gelisinde cebimden bi r beslik çikar, yedigi içtigi de cabasi. Olsun, kamistan çok para verdim bu hayatta, ama bu insanlar benim de yasam mücadelesi verdigimin farkinda degiller mi? Ve iste Çatlak Jimmy, iste ben. Ya da Maxie. Maxie, Halkin Sesi Örgütü'ne yardim etmek için Los Angeles'in kanalizasyonu nu tikamayi planliyor. Gerçekten güzel bir jest, kabul etmek lazim. Ama, Maxie, evlat, bana birk aç gün önceden haber ver, olur mu? Halkin yanindayim. Eski dostuz. Kenti terkederim. Dava ve Bok iki ayri seydir ve Maxie bunu idrak edemiyor. Beni aç birak, ama bokum u ya da tuvaletimi tikama. Hatirliyorum, bir keresinde ev sahibim bir haftaligina Hawaii'ye tatile gitmisti. Gider. Gittigi gün tuvaletim tikandi. Bok fobim oldugu için pompa bulundururum, ama pompal adim pompaladim, hiç bir ise yaramadi. Neye battigimi söylememe gerek yok. Yakin dostlarimi aradim, öyle fazla dostu olan biri de degilim, varsa da degil tel efonlari, tuvaletleri bile yok... hiçbir seyleri yok genellikle. Neyse, telefonu ve tuvaleti olan birini aradim. Çok kibar davrandi. "Tabii, Hank, ne zaman istersen bende siçabilirsin!" Davetini kabul etmedim ama. Söyleyis sekli ile ilgiliydi belki. Ev sahibim Hawaii' de hula kizlarini seyrediyordu ve agzina siçtigim bok parçalan suyun üstünde dönüp bana bakiyorlardi. Siçmak zorunda kaldigim her gece bok parçalarini sudan toplayip bir kesekagidina ko yuyor, arabama

ama özellikle sessiz bir yer olan Düskünler Yurdu'nu en az üç kez onurlandird gimi biliyorum. Genellikle motoru söndürmeden park edip bir duvarin üstünden firlatiyordum.binip onlari atabilecegim uygun bir yer ariyordum. Önyargisiz olm aya çalisiyordum. .

"Buraya kadar. Böyle yazdigimi söylemistim size. sigara külü ya da puro izmariti sallar gibi. Ve S 5'te fitik. Jimmy saat bir buçuktan altiya kadar ayni numarayi aradi. Sürekli yerdi: tavuk kanadi. O da benim yazamadigimi söylüyordu. Bana bakti. Can sikici herifin tekiydi. onu bana musallat eden en yakin arkadasin i. Ben yazamadigini söylüyordum. Kumsinegi." Yavanliklar. Ben de esneyip Izzy Steiner'i aradim. bütün kaslarina binen yükün farkindasinizdir. alti buçuktu sabrim tastiginda. kanserden korkmam kabizliktan korktugum kadar. (Dönecegiz çat lak Jimmy'ye.) Bir gün siçmasam. Hayden'in 102. Sabrim tasana kadar. hiçbir yere gidemem. O gecelik yeterince bira içmistim ve Çatla k Jimmy tahammülümün sinirini asmisti. Ve kendi çükünü denemisseniz insanin sirtina. bil ekleri kalin. Timsah kuyrugu. Ikimizd en biri hakli olabilirdi. kiçinin deligi ayazda ölmekte olan bir serçe gibi titrer.o kadardir dilinle kamisinin basi arasindaki mesafe. ya da haksiz.. ama de ki kirk kilometre. hindi budu.50 boyunda ve 100 kilo agirliginda bir Yahudi çocuguydu Izzy -kollan kalin. örümcek boku -ne bulursa." dedim. Izzy Steiner yazarlik iddiasindaydi.. gözleri çok küçük ve agzi son derece sevimsiz -Izzy Steiner'in ihtisa mini dillendirip sürekli bir seyler çigneyen küçük bir delik. hiçbir ey yapamam -çaresizlikten sistemi açmak için kendi çükümü emmeye bile kalkismi-simdir. "Mahkeme? Yani beni mahkemeye mi veriyor? Inanamiyorum. insanlarin oynadigi oyunlara inanamiyorum. boynuna. bizi yarattiginda ne yaptigini biliyormus. Topuga bulasmis köpek boku. telefonu elinden aldim ve. yanina gi ttim. -iki santimle iskalarsin. Ve boktan söz açilmisken. "Steiner?" "Hi?" . bütün agirligin o koca bira göbe inin üstüne katlanmistir. basi tikli. 1.Ya da bazen arabanin penceresini açip bir bilek darbesi ile salliyordum kesekagid ini. somun somun Fransiz ekmegi. Kam isi gerektigi kadar sivazladiktan sonra iskence aletinde bir yaratik gibi bacaklarini basinin üs tünden geçirip parmaklarini somyanin yaylarina geçirirsin. Ama çatlaklara dönelim. ya da her kimse. ve yirmi yirmi bes santimle iskalasini yüregin yanmaz. Senfonisi'ni dinliyordum. Ha yir. Tanri. Ne fark eder? 749'uncu telefondan sonra robumu açtim. boga boyunlu.

çok az pismis. Tek istedigi yemek ve ge nislemekti. ama çig degil. çiktiginda ya buzdolabini bosaltmis ya da o doymak bilmez ve utangaç ifade ile son lokmayi zikkimlaniyor olurdu. Isemek için bir dakikaligina tuvalete girerdin. .Hahamlik egitimi aliyordu ama haham olmak istemiyordu. Allahtan çig et yemez -az pismis sever.

gö için de 3 dolar borçlusun bana. Hem ingway."Steiner?" "Slop. lastik bebekler. Ve birden Izzy belirdi.. biçaklar. Sana söylemek istedigim bir sey var.. "Seninle son kez dövüstügümüzde gömlegimi yirttin. beni kurtar. gömlegini mömlegini yirtmadim." "Kes sesini. tahta bebekleri ni filan kesekagidina doldurup disari çikti. kasiklar. Çatlak Jimmy burada.... Götür onu burada n. Seni uyariyorum. Pantolonumu yirttin. Adamin. Hemen. Jimmy! Ayaga kalk!" Izzy. Kusmak üzereyim. Zavalli Izzy yoldaydi. Elimden bir kaza çikabilir. Buraya gel. Senin dostun." Çigneyisini dinledim." "Su agzindakini bitir. Uçararak dalardi kapilardan içeri." "Hay Allah.. bisikletinin sepetine zulaladi. Asla yürümezdi. Hemen buraya gel. Kahverengi kesekagidi ile döndü. Tank. Jimmy'nin ceplerini ters yüz etti ama bir sey bulamadi. Senden baska dostu yok. biçaklarini. "Bi bok etmez bunlar!" Izzy bisiklete gidip sepeti karistirdi yine. Samanlikta düzüsen on iki tavsani andiriyordu. Sonra Çatlak Jimmy'yi ve sarap sisesini gördü. . kasiklarini. "Izzy'yi mi aradin?" diye sordu Jimmy. Gökyüzünü emen kara bir kara delikten farksiz agziyla. "N'apiyorsun moruk ya?" dedi Çatlak Jimmy." Kapattim. Çatallarini. "Paraya ihtiyacim var." dedi Çatlak Jimmy. Seni uyariyorum!" Izzy bisiklete kosup sepeti karistirmaya basladi. Jimmy.iktir lan. K esekagidini sehpanin üstüne bosaltti. "Evet. Bisikletle gelmis. Faulkner. Mailer ve Mahler'e saplanip kalmisti. tahtadan oyma figürler. Gerçek dostunu. Pantolon için 5." ". Çatallar. "Dinle.

sarap sisemi çaldin! Bir sise sarabim daha vardi kesekagidin-da! Çaldin. "Izzy." Izzy masanin üstündeki banti aldi. daha. Izzy aldi. ama çogunu iskalamisti. Hastasin sen! Yardima ihtiyaci n var! Bana 8 dolar borçlusun. O kadar yaki sikli görünmüyordu artik Jimmy. arkadasin sarap içmez. "Yapma Izzy. "sapkami tamir etmeliyim. "Bakar misin! Bak ne kadar yakisikliyim!" "Evet. "Sadece gümüsler yirmi papel e der! Nasil bir g. Jimmy. Ne yapsin siseni. Jimmy. "seni Patton'a götürüyorum." dedi Jimmy. yüzünü dagittin." dedi Izzy ve Jimmy'nin yanina gidip Panama'yi Jimmy'nin basindan aldigi gibi yan tarafina kocaman bir delik açti. para edecek hiçbir bok yok o bisiklette! Bana sekiz dolar borçlusun." dedi Jimmy.. hastasin. "Yapiskanli bant ver bana. son dövüstügümüzde elbiselerimi yirttin!" ". görüyorum. deligin içine bir miktar tikadiktan sonra banti sap kanin etrafindan geçirdi." "Bak.. Jimmy'nin burnunun üs tüne sarkti. oros pu çocugu! 54 sente patladi o sise bana. Bir tane daha var. Bant sapkanin kenarindan asagi. iskaladi ve yere düstü." "Jimmy. Ayaga kalkip Izzy'ye bir tane salladi. Simdi sadece 6 sentim va r. agzindan içeri bakti. Mary'nin kaburgalarini kirdin. Izzy senin siseni neden alsin? Nedir o yanindaki? Kanepede?" Jimmy siseyi aldi. hast a!" ".t oldugunu görüyor musun?" "Evet. Bak.ikerim lan g. "Hayir.iktir git!" Jimmy aynanin karsisinda yeni Panama sapkasini düzeltti bir kez. Satin aldigimda bütün param 60 sentti.tünü. "Ne isim var benim mahkemede? Oyun oynamam ben! Ne sikim is bu?" "Pekala. Bu kuruntulardan vazgeçip burdan . "yerler kirik cam parçalan ile dolu" Izzy onu kanepeye firlatti." Izzy içeri daldi. "Jimmy. Izzy onu kaldirip havada döndürmeye basladi. Sonra tekrar Jimmy'nin basina koydu. Çatlak Jimmy kahverengi kesekagidi ile disari kostu.Çatlak Jimmy ivir ziviri kesekagidina doldurdu tekrar. b isikletin sepetine yerlestirdi ve küfür etmeye basladi." dedi Izzy. Jimmy." dedim. bu degil.i ktir olmaya ne dersin?" . hasta.

Soyundum. ortasindan açip okumaya basladim." "Ben de. Hava kararmisti. saatlerden beri ilk kez insan gibi hisse tmeye basladim kendimi. ayak parmaklarimi somyanin yaylarina geçirip tesbih böcegi gibi kivrildim. Bagirmaktansa." dedi Izzy.." "Iki santim kisa kaliyorum." Sarabi bitirip Shakey'nin Yeri'ne gittik. Hâlâ kötüydü." dedi Izzy. Ayni sey . ben kendi evime. üçüncü Zale-Rocky dövüsü." dedim pedallayisini izlerken.. "Zavalli. Saatlerden beridir bendeydi. oturup sarabi içtik. Bara oturmustuk ama barmen bizimle ilgi lenmiyordu. Dempsey-Firpo. Degisen bir sey yoktu. orospu çocugu."Ben de yoruldum senden. Her-seye sahip olamiyordu insan hayatta. Birak baskalari sava ssin savaslarda. Delirtiyor beni. "pedalla bakiyim. 34 Suyun kaynadi. kamisi sabunladim. Bardaklari aldim. Biraz da paran olacak. tren kompartmaninda battaniyeyi paylasamadiklari bir sahne vardi." Jimmy aynanin karsisinda Panama'sindan arta kalani düzeltti. Benden baska kimse gülmedi. Sonra çalinin içine elini sokup sarap sisesini çikardi. Jimmy. masalardan birine oturmayi önerdim Gerso n'a. birak baskalari girsin kodeslere. Kalkis pistine bakiyordu. Sonra Izzy gülmeye basladi. Masalardan . Fistiklari agzima atip kahkahalarla güldüm. Art hur'un bisikletine bindi ve ayisiginin altinda pedalla-di. Herkes bana bakip du ruyordu. "Kendi çükünü emmeyi denedin mi?" diye sordum Izzy'ye. Çatlak Jimmy aklimdan silindi. Kapanisa kadar kaldik. hepsini. Sonra herkes gülmeye baslad i battaniye kavgasina. büyük bardaklarda o koyu biradan içip eski dövüsleri seyrettik -Louis'nin Dutchman tarafindan yere serilisi. ki barmenin istedigi oydu. sonra Izzy kendi evine gitti. Hayat kolaydi -yeter ki sal kendini. "aciyorum ona. Braddock-Baer. "Eve gidince denerim." "Sonucu sana bildiririm. Elbette. "Iki bardak getireyim. Havaalani barlarinda barmenler züppe oluyorlardi anlasilan. sonra eski bir Lorel ile Hardy koydular. Sonra disari çikti. MESLEK OLARAK YAZARLIGI ÖNERIR MISINIZ? Bar. Uzani p Tolstoy'un Savas ve Baris'ini aldim." "Yapilabilecegini sanmiyorum. Eskiden yatakli vagon görevlilerin in oldugu gibi.iki santim." dedim. Içeri girdik.

içkilerini yudumlayip ses sizce muhabbet ederek .birine oturduk. Iyi giyimli hirsizlar her yerde. rahat ve sikilmis görünüyor.

Bir sone okudugum için linç edilmek istemem." dedim.. Içkiler normal bir barda koyduklarindan daha çok degildi. daglar ve bulutlar telassiz geçiyorlardi pencere nin önünden. Devinim yok.. Ama simdi. bacaklarimin arasina yerlestirip içkimi tazeledim." "Hi him. "Korkuyor musun?" diye sordu Gerson. Çok aptalca buluyorum. Tren yolculugundan daha sakindi." "Ya siir dinletilerinden?" "Sevmiyorum siir dinletilerini. Iki hostes koridorda bir asagi bir yukari gidip geliyor. Külotu firfirli olan siska kiçli: o firfirli külotun altina bir külot daha giymis miydi acaba? Içkilerimizi bitirdik. Uzun zaman aldi havalanmamiz. nerdeyse sikilmis. "etekleri o kadar kisa ki külotlari görünüyor. Sikici. Gerson ile oturdugumuz yerden garson kizlari kesiyorduk. Sonra onlari degerlendirmeye basladik. Emniyet kemerimi tam olmasi gerektigi gibi baglayamadim ama benden baska kimse s ikayet etmedigi için öyle biraktim. Gerson'a beni havaalanina getirdigi için bir beslik verdim ve uçaktaki yerimi almak için yukari çiktim. ama külotunu gösterdigi için iyi bir b ahsisi hak ediyordu. Havalanmistik ve çiglik atmamistim.uçaklarini bekliyorlardi." "Umarim. "Hasiktir. Son siradaki son koltuga oturmamla uçagin hareket etmesi bir oldu. "-önemi yok." Seyahat çantama uzandim. Gerson'a ne istedigini sorduktan sonra kendime sulu skoç söyledim." "Yapmak istedigin isi yapiyorsun hiç olmazsa. Koltuktan firlayip uçmak hostesi çagirip emniyet kemerimi baglamasini i stemekten daha az utanç vericiydi. Onu içtikt en sonra Gerson'a ve bana birer içki daha söyledim. "Evet." "Öyle olsun. Saatte elli kilometre filan yapiyorduk sanki. "senin yapmak istedigin isi yapiyorum. Ha yatta kalma savasi. Kiz içkileri almaya gitti. "ama neyi kastediyorsun?" "Ilk kez uçacak olmam?" "Korkacagimi sanmistim. Sakin görünüyordu." dedi Gerson. O zaman insanlar yaptigin is için sana minnet duyacaklar diyelim. Kaçirmama ramak kalmi sti." dedim. bunlari gördükten sonra -' elimi salladim. Birinin kiçi çok siskaydi. Biri f . sonr a döndü. haftada 4-5 kez uçuyordu m uhtemelen. Ve ikisi de aptal görünümlüydüler ve kendilerini bir bok saniyorlardi. Çukur kazmak gibi bir sey. Yanimda." "Hayir." dedim. gülümsüyor gülümsüyor gülümsüyorlardi. pencere kenarinda yasli bir nine oturuyor du. Öbürünün bacaklari incey i. Genelevler zinciri isletiyor. Siska kiçli olan yanimiza geldi.

Havagazi.." dedi. Yemek yedik.. "Iyi aksamlar. sonra birden açildi." dedim. "Bay Chinaski?" diye sordu. "Evet. Ikinci içki hakkimi kullandim.. Bir dikiste. Duble. Yazik. Simdi de çözemiyordum emniyet kemerini.. Bir dolar. Uçus çantami kapip normal davranmaya çalistim. Düsmedik.. Sonra vardik. Boynu damarli olani tutugum gibi uçak düserken tecavüz ederdim. yine bekleriz. "Hostes Hanim! Hostes Hanim!" Yanima geldi. Seattle.. Çektim ve çektim. Tanrim!. Klipsi çektim. Boynunda iri damarlari olan hostesi çagirdim. Sari saçli genç bir oglan beni bekliyordu. efendim!" Merdivenden inip yürümeye basladim. Öbür hostesin kiçi si skaydi." . iri iri damarlar. Sonra hosteslerin gerçek yüzlerini görebilmek için uçagin kanatlarindan birinin kopmasini diledim.. ama emniyet kemeri." Gitti.. sira içkilere geldi. "çikalim buradan. Yere çarpmadan hemen önce birbirimize kenetlenip ayni anda bosalirdik. Belford sen misin?" "Yüzünüzden tanidim sizi. tamam. nasil açiliyor bu lanet sey?" Kemere dokunmadigi gibi. yanima da yaklasmadi. Içki istemeyenler vardi. Boynu damarli olanin korkunç bir çiglik atacagindan emindim.. Sek. Biraktim insinler." "Evet?" "Arkadaki küçük klipsi çekin. Baska çarem yoktu.degildi ama boyun damarlari firlamisti.. "Kusura bakmayin. "Tamam. Tuhaf kurbagalar. sonra ninenin gözlerinin önünde üçüncüyü götürdüm bile kirpmadi. Hostes gülümsedi bana kapidan çikarken. Ben kirptim... "Ters çevirin efendim. Sisk a kiçlinin ne yapacagini tahmin etmekte zorlandim. Sip sak.

" "Benim de adim Henry." Altini üstüne getiriyorlardi havaalaninin. Bu arada bir yudum alir misin?" "Hayir." dedi. Karsimda olmasi gerektigi . Sikildigimi hissett diye geçirdim içimden." "Harika. Bay Chinaski."Dinletiye birkaç saat var." "Bana kisaca Henry de. Henry bir türlü bulamadi d çamlik. Trafik yok." Orada dikildim ve içtim. Belford. Arkadasi kent disindaydi. Otoparka gidebilmek için otobüse binmek gerek iyordu. Çamlik ve çamlik ve göller ve im. Bir arkadasin edebilecektik. "Dogru ya. Kalabalik birikmisti. "Dur! Dur!" dedim. Surada duralim. Belford onlara dogru ilerledi.. Hiç de iyi biri degilim. Bekletiyorlar-38 di insanlari. unutmusum. Dinleti saat dokuzdan ag evini." "Bana mi söylüyorsun? Ama ben onlarin kim olduklarini biliyorum.. "Otobüs geliyor. "Hank" onun "Henry" olduguna karar verdik. Henry!" "Tamam. Dinletiye kadar orada istirahat önce baslamayacakti. Ot obüs gelince firlariz. Henry!" Otobüse dogru kostuk. Bay Chinaski. Doga güzeldi. "o lanet kalabaligin içine sokma beni!" "Sizin kim oldugunuzu bilmiyorlar. dag evi. Ondan sonra benim. Temiz hava. Güzellik yoktu içimde. Otobüs henüz gelmemisti. Bir adres vardi elinde.

" dedim. Belford bir barin önünde durdu. "Güzel yer. Içeri girdik." Allaha sükür ondan yirttik. Bir süre sonra insanin girtlagina takilip kaliyordu barlar." "Ederler.gibi bir hayat var ve ben kendimi hapiste gibi hissediyorum." dedi Henry. Nefret ederim barlardan.. diye geçirdim içimden.. B ar müdavimleri eskici . Belford bana kiyak yaptigini zannediyordu. "ama bir gün buranin da içine ederler herhalde. "kar yagdiktan sonra görmelisin. Barlar hakkinda çok fazla öykü ve siir yazmistim. Kusmak istiyordunuz.

ona en pis bakislarimdan birini firlattim. Bardagi kaldirdim. "Seni tanistirmami ister misin.. Masalardan birinde oturan insanlari taniyordu. Dört dörtlük hos bir mekan. . ondan kaçabilirdim belki. Belford beni içeri soktu. Komik adam. zamani ve herseyi öldürmek için giderler o raya. zehir gibi bir bira içiyorlardi. Küçük yuvarlak masalara oturmus insanlar." Helaya gittim. Les gibi kokuyordu tabii ki. disari çikti. Pisuara kostum. Sonra ben çiktim. Su bilmem ne profesörü.. Bir masa dolusu. radyoda Mahler. "Bu gece siirlerinizi nerede okuyorsunuz?" Cevap vermedim. "Çalismalarinizi hep begenmisimdir." "Özür dilerim.. "birazdan dönerim.. yesil biramin önüne oturdum. Bana yolladiklari çeki tahsil etmis. perdeler çekilmis. Sah ne. Birkaçi kadin.dükkanindaki insanlardan farkli degildirler:." dedim.iktir. Bu bilmem kim. Bu bilmem ne profesörü. Kadinlar terey agi gibi duruyorlardi nedense. Benim önüme de yesil biradan geldi. "Hepimiz orada olacagiz. üstüne kirmizi biber s erpilmis haslanmis yumurta ile votka. "bana seyi hatirlatiy orsunuz. parayi yemistim bile. ertesi gün." "Ben de orada olurum herhalde.. Hepsi oturmus önlerindeki büyük bardaklardan yesil. Öbür di nleti. Belford'u izledim. Kirmizi kepli. Olmak zorundaydim. kusuyorum seni! Kabinlerden birinin kapisini açacak zamanim olmadi." diye sordu Belford. Aksamin dokuzu.. . Kustum. nefesimi tuttum ve bir yudum aldim." dedim.. Bar." dedi profesörlerden biri. Üç pisuar ötede bari n sarlatani isiyordu. Tek istedigim Los Angeles'daki odama dönmekti. o bilmem kim..

" ." dedim onlara."Hayir. iste bir çift çorap. bir gömlek. "ve bu bir sort. Sahneye çikan basamaklari buldum. "Adim Chinaski." dedim. Seyahat çantami masanin üstüne koyup içindekileri çikartmaya basladim. Bir iskemle ile bir masa vardi sahnede. cep viskisi ve birkaç siir kitabi.

"Sorusu olan var mi?" 40 Çit yok. Yegledigim siirleri sona saklarim hep. Bay Chinaski!" Bu is böyle yürüyordu demek? Bir ton palavra. O ka dar da iyi sayilmazdi siirler. tabii ki. Siseden siki bir firt aldim. sen yazmayi seçmezsin. "Komik olmaya mi çalisiyorsun?" diye sordum ona. Bir daha o siseye dokundugunu görmeyeyim. Alkis sasirticiydi. "Bay Chinaski?" "Elbette.. Proesörlerin birinin evinde bir parti vardi. Sisemi çocuklardan birinin agzindan çektim. hayir. diye geçirdim içimden. "Çok tesekkür ederim. bir yudum aldim. Hakliydilar bence. Siseye yumuldukça güzel le-siyordu siirler -benim için . Ilk kez bir üniversitede okuyordum ama gelmeden önce isinmak için bir Los Angeles kitapçisin da iki gece üst üste okumustum. Sarhos. sonra on dakikalik bir ara istedim. Siirleri okud um. "Hayir." Masanin ortasinda oturuyordum." dedim dahi elimi sallayarak. "Bana bak. Meslek olarak yazarligi önerir misiniz?" "Yazmak seni seçer. Tarihi attim. uzun süre kesilmedi." Kesti sesini. baslayalim öyleyse. evlat. Profesörün de ölmüs oldugu pekala söylenebilirdi. Bir daha yumuldum siseye. Üniversite ögrencileri önyargili degillerdi zaten. Fena halde Hemingway'i andiriyordu pr ofesör.Viski ile kitaplari masanin üstünde biraktim. Her-yerini imzalarim senin yavrum!. Ilk yarim saati atlattim. Baska bir seyi alkisliyorlardi. "Meslek olarak yazarligi önerir misiniz?" diye sordu genç ögrencilerden biri. Okumanin sonunu getirebilmis olmami her halde. Siseyi açtim. Sonra bir seyler yazip çipla k bir kadini kovalayan çiplak bir adam çizdim. Hemingway ölmüstü. sonra da kitaplari kapattim. Ciddiyim. mavi sisemle sahne den inip Belford ve dört-bes ögrenci ile birlikte masalardan birine oturdum. Edebiyat ve yazmak üze nu . Mahcup oluyordu insan.. Yarim saat daha o sahnede terleyecegim ben. Tek bir sey istiyorlardi -onlara bilerek yal an söylenmesin. En iyisini sona sakla. bu aldigin ikinci yudu m. "Pekala. Çocukken yaptigin gibi. Genç bir kiz kitaplarimdan bi ri ile yanima geldi. Adini sordum. sonra sahneye çiktim." Önce eskilerden okudum birkaç tane. Kuvvetliydi.

41 .

öbür odaya gitti. "su lanet Hemingway hasta bir adam. Hemingway içki stokla-miyor anlasilan. Mutfak masasind a tek basina oturuyordu. biliyorum. bugüne kadar taniyip da hoslandigim bir yazar çikmadi. biralari önümüze koydu ve ben saatlerce konustum hatunla. kar-simdaydi "Oo. Hey! O kadar yapiskan degilmis koca oglan! Kayda deger! Belford alisveristen döndü.." "Hangisinden?" "Fark etmez." dedim.suyordu sürekli -daha igrenç bir konu düsünemiyorum." "James Joyce hakkinda ne düsünüyorsun?" Hastaydi: baska bir sey düsünemiyordu. Ucuzundan.. bir evin ikinci katinda." Basini çevirip öptüm." "Biliyorum. "Güzelim.. Nereye gitsem pesimdeydi. "Evlat. " Bir yirmilik tutusturdum eline. ne igrenç bir konu! Biliyor musun. Iki de puro." dedi. Hemingway'in karisi oldugunu ancak ertesi gün ögrendim." "Biliyorum. boktan herifler. Bu palavra böy le yürüyordu demek? Odadaki en güzel kadini seçip benden nefret ettirmeye karar verdim. Hepsi tatsiz t uzsuz. Tesekkürler. "Gidip hiç olmazsa bira alacak birini biliyor mus un?" "Evet. On ya da on bes sentlik. "biliyorum." dedi.. "Dostluk kurmaya çalistigini biliyorum.. Hemingway! Öldügünü saniyordum!" "Faulkner'in da ayyasin teki oldugunu biliyor muydun?" "Evet.. ama edebiyattan baska bir sey konusamiyor . yalniz.. Ne zaman dönsem. Bir tek tuvalete girmedi benimle. Belford'u buldum." Yirmi-otuz kisi vardi orada ve bu buzdolabini ikinci doldurusumdu. Yatakta uyandim. Karsi koymadi. Hemingway bizi gördü." "Güzel. buzdolabi bos.. Hâlâ Heming . öptü oksadim.

" Yataktan çikip ona baktim. Biri beni sarsti.." "Hayir." dedi. tamam." "Hemen çikmamiz gerekiyor." "Unut gitsin. Yüzümü güne sten öte yana çevirip gözlerimi kapattim. "benim ilgimi çeken sidigin degil." dedi. "Sen iyi birisin." "Televizyon mu?" "Evet. küfür filan etmiyorsun? "En sevdigim yasayan sairsin de ondan. Benimle ilgilenmek kolay de gildir. berbat görünüyorsun!" dedi Hemingway. Ernie. Karin oldugunu ancak." "Varmayalim. Hemingway ile karisi asagidaydilar. Belford. "kahve ister misin?" "Evet. ya kameranin karsisinda kusarsam?" "Hank. Güldüm. Televizyona çikaracaklar seni. Sözlesme imzaladin. Saat on iki'de bir dinletin var. onun adina sevinmistim. "Tanrim. Yolumuz uzun. "Hank! Hank! Uyan!" "Off. Belford merdive nden inmeme yardimci oldu. "kahve iyi gelecek. Her zaman oldugumdan daha aksamdan kalmaydim.way'in evindeydim muhtemelen." "Aman Allahim. Ancak v aririz. git basimdan." dedi." "Mecbursun. Bekliyorlar.. Neden hiç sinirlenmiyor. Yemek yemem." "Bir seyler yemek ister misin?" "Sagol." . kamisimi çikarip üstüne bile iseyebilirim öyleyse. "Tanrim." "Tamam." Iste. Çantami kaptim. siirlerin.. "Dün gece için özür dilerim." dedim. haddimi bildirmisti. gitmek zorundayiz..

Ne oldugunu t am olarak hatirlamiyorum. . James Joyce hakkindaydi yanilmiyorsam.Sessizce oturup kahvelerimizi içtik. Sonra Hemingway bir sey söyledi.

"Üniversitede Edebiyat dersi veriyor. sonra da öptü beni." dedi. heryer kadin doluydu." dedim. Bir yerde kahvalti molasi verdik. "Bu isi kivirabilecegimden emin degilim. diye geçi rdim içimden. Ögle saatinde siir din letisi mi olur?" "Ögrencilerin büyük çogunlugu seni görme firsatini ancak o saatte bulabilirler. "Hosçakal. Ayaga kalkip kapiya dogru yürüdük." dedim. Kim tasarlamisti bu korkunç numarayi? Ama bir yandan da heps i birbirine benziyordu." dedi Belford. Belford ve Hemingway arabaya dogru yürüdüler. "Bir yerde dur. Bütün benligi ile öpmüstü ben Sonra disari çiktim.. "Bu isi kivirabilecek gibi görünmüyorsun. dinleti için de bir büyük skoç aldim. "Evet. Kendime gelmek için bir kü votka. "susmayi bilmez misin sen?" 43 "Hadi. Hank. "çikmamiz gerekiyor. Seçimler yapildiktan sonra da zaten 44 . yoksa üstünü çiziveriyorlardi. Hangisini seçerdin? Hangisi seni seçerdi? Önemi yoktu . Tanrim. viskiyi içmek için bir termos satin almanin iyi fikir olabilecegini söyledi.. bir gün bu zorunluklardan kaçmanin bir yolunu bulabilecek miyim acaba. Katlanmasi güç bir olguydu am kafama not edip. Bir sise skoç alalim."Lanet olsun!" dedi karisi. Hiç böyle öpülmemistim. Hemingway'in elini siktim. "Hosçakal." dedi Belford. Bir termo s satin aldim." Bir süre yol aldik. yarisindan fazlasi adamin çükünü kaldiriyordu ve elden bir sey gelmiyordu -bakiyordunuz sadece. Sonra biz arabaya bin dik." dedi Belford. Her zaman yapmak zorunda oldugun bir sey vardi." dedim. hüzün vericiydi. Hemingway ile bir kez daha el sikistik. Hatuna döndüm." O tuhaf görünümlü Washington marketlerinden birinin önüne çekti. "Seninle arabaya kadar geleyim. bu isten kaçis olmadigi tam olarak o zaman dank etti kafama. Belford gidecegimiz yerde insanlarin hayli tutucu oldugunu. o da eve. Güzel yerdi ama garson kizlar külotlarini göstermiy orlardi. bir papatya tarlasi." dedi." "Pekala. karisinin yanina döndü. Gerçekten hastaydim.

suradan yukari. Kasiniyordu. Hâlâ bu isi kivirabilecegim! düsünüyordu. Kafayi yemis. Henry. kimse için. Belford ikimiz için sicak çörek ile sahanda yumurta söyledi. Yetistigimiz için mut luyum. Yurttan kovuldu ama hâlâ ortalikta dolaniyor. "Aman Tanrim!" dedim. sonra arabaya atladik.." Arabayi park etti. Bak!" Baktim. Habi-re geliyordu. "saat on ikiye geliyor. Belford dinletiye yetismeye kararliydi.." diyebildim." "Beni hiç irgalamaz. Azimli bir genç adam." dedi. Skoçu termosa bosaltmis." "Herkesin ödü kopuyor ondan. "Bir dakika. Yanimdan geçen ögrenciler bana baktilar: su yasli adama bak. "Dünkü dinletide sisene iki kez yumulan tip var ya. Sürekli LSD al iyor.." dedi Belford. Kararli bir sekilde arabayi sürmeye devam etti." diye seslendim. kalçalarina. sonra yine yola koyulduk.. arabadan indim ve otoparka kustum. Kadinimi çal ama viskime dokunma. "Birazdan oradayiz. Ne zava llisi? Açmasi orospu çocugunun tekini sögüsle-mekten baska bir sey düsünemiyordu muhtemelen. dudaklarina ve gözlerine baktim. Ameri . "yurt gökdelenleri buradan görünüyor.." Benzin almak için durduk. Bes dakikamiz var. Belford topuklamisti. Gögüslerine. votkay i mideme indirmeye çalisiyordum." "Evet. Bir direge tutunup tekrar kustum.yürümezdi. Seyahat çantami kaptim. Bir garson. Belford'un kirmizi arabasinin yan tarafi kusmuk olmustu. "Önemi yok. kusmam bir sakaydi sanki. "Kusura bakma.. Çöreklerin çogunu mideme indirmeyi basardim. buradan asagi. ne yapiyor? Belford'un pesine takildim. dediklerine kulak asmayin siz. Yurt gökdelenlerini görür görmez basimi arabanin penceresinden çikarip kusmaya basladim. Sarisi az pismis. Zavalli.

SIIR . patikalar matikalar. Adimi gördüm bir afiste -HENRY CHINA SKI.kan Üniversitesi -bol çalilik.

Isin üstesinden gelmistim anlasilan.ama siirlerimi d inledikten sonra gelmedi tabii ki. Yan tarafta duran televizyon ekranina baktim.. Bir oda ya itildim. diye geçirdim içimden. Yüz dolarim için bir makbuz imzaladim." dedim Belford'a. bara oturduk. "Tuhaf." "Tesekkür ederim. "bir sonraki uçaktayim. Oyalaniyordu m." dedi televizyon kamerasinin arkasindaki tip. kuzeybati Pasifik'te ne kadar eglendigi mizi filan. ama benim bildigim türden bir delilige dönüyordum." Üç-dört siir okuduktan sonra termosa asilmaya basladim. imzalatmaya geldile r. Bazilarinin elinde kitaplarim vardi." Sonra uçagi sürekli kaçirabilecegim geldi aklima. Ilk siirimin adi. Adam kolunu kaldirdi. Bu sefer kaçirmayin ama. "sizi bir sonraki uçaga bindirecegiz.. Okul çocugu gibi hissettim kendimi. ok umaya devam ettim. Gülüyorlardi. Mola yok bu kez. efendim.. O her . "Pekala. Çantamda siir kitabi aramaya basladim. Bir iskemleye oturtular beni. "aklimi kaçiriyor olmaliyim." dedim. diye geçirdim içimden. görüsmek için bir o a soktular beni." Hakliydim." dedi masanin arkasindaki adam. Termosa birkaç kez daha asildim. Alkis öbür yerdeki kadar olmasa da iyi sayilirdi. kazin ayagi böyle demek. Bir kahkaha atmamak için zor tuttum kendimi. Içkileri ben ismarliyordum.. "kolumu kaldirdigimda b asliyorsunuz. Belford onlara kim oldugumu anlatmaya basladi. Edebi yat Bölüm Baskani ile tanistim. sonra saçimi geriye attim. Küçük beyaz hamurlar. Basladim: "Adim Chinaski. Ne önemi vardi? Yeter ki çikayim buradan. yarim saatten beri saçimin bir teli alnimin tam ortasindan burnum un üstüne kivrilmisken okudugumu fark ettim. Küçük beyaz yüzler." dedim.. Hi himm. Daha sonra tepedeki dag evine gelebilecegini söyledi -Belford'un arkadasinin dag evi. "Sorun yok. Geri döndüm. Bitmisti. Belford beni havaalanina götürdü. "Efendim. Neye güldükleri umur a bile degildi. Felaket seksi bir hatundu.. rahatladim.DINLETISI. diye geçirdim içimden. Köhne avluma ve delilige. Ona tecavüz edecegim. diye geçirdim içimden. O telefona bir seyler söylerken ben bara gidip içki söyledim.. Piste vardigimizda uçagim havalanmak üzereydi. Tika basa doluydu. Bunlarin disinda fazla bir sey olmadi. Ve her seferinde gidip o adami görüyordu m. Bu benim. Adimi duyup duruyorum. Bu beni eglendirdi en azindan.." Kusacagim.

seferinde biraz daha öfkeli. baskalari gelirlerdi. Benim için küçük bir fon baslatirlardi. Belford gider.." . babama ne oldu?" "Los Angeles uçagina binmeye çalisirken Seattle havaalaninin barinda öldü.. "Anne. ben daha üzgün. Mümkündü.

k s artik!" . Hollis satte yüz otuz basiyor. Nedenini anlayamadim. Ray'in iki metre uzunlugundaki sakal i yüzüme uçusuyor. orospu çocugu" diye bagiriyor Roy. ciger ezmesi. kara. geçimlerini Hollis sagliyor. Bazi zengin evlerinin bir kilometre uzunlugunda girisleri olu r. "Aristo. Verandada durmus e linde içkisi ile bize bakiyordu. Fotograflardan birinde Roy otuzbir çekerken bosaliyor. bilmiyordu. Hollis ile Roy iki senedi r birlikte yasiyorlar." Iri çoban köpeklerinden biri sol bacagimi ç ." "Sair nedir. hem iki k ez alkollü araba kullanmaktan enselenmisim ve yine sarhos olmak üzereyim.. son anda yetistim bir sonraki uçaga. Neden bu kadar zor oluyordu? Neyse. Mükemmel pozu yakalayincaya kadar alti kez patlatma k zorunda kaldigini iddia ediyor. Bir günlük çalisma. Duvarinda asili. "Anne. Iri. on yil önce gömdügüm babamin cenazesinden bu yana ilk kez bagladigim yesil kravatimla. Sonu gelmeyen basamak lar. Evlerinin duvarlari ilginç fotograflarla kapli. Gidecegimiz ev pek uzak degilmis. Benim 62 model Comet ara-bamdayiz ama ben kullanmiyorum -sigortam yok. babama ne oldu?" "O bir sairdi. uçaktaydim. agzi laf yapiyor. Harvey. Kurallara aykiri. Hadi. Sisemi açtim. Teskilat.000 metreye tirmandigimizi duyurmustu. "seni görmek ne kadar güze l!" Harvey hafifçe gülümsüyor." "Bilmiyor muydu?" "Evet. Arka koltukta oturmus bira içiyorum. Ip baglamis. "Uçaktan indirilebileceginizi biliyorsunuz. Bir türlü kapiya varamiyoruz -ve karsimizdaydi. Arabadan iniyoruz. yemek hazir. yika ellerini. tüylü. Roy entelektüel palavra ile daha becerikli. Hostes beni enseledi. Sütlü bir poz. "Köpegini çagir Harvey. degil mi?" Kaptan pilot biraz önce 5. Seni görmek çok güzel!" diye bagiriyorum. Dört-bes köpek. orospu çocugu. Kollu-. anne?" "Baban bilmedigini söylerdi. bira ve mesrubatlarin arasina s ikismis. salya sümü aratiklar. tel filan." BÜYÜK ZEN DÜGÜNÜ Arka koltuktayim. "Hey. Roy bana Hollis'in aile fertlerini tek tek anlatiyor. Hadi ama.Inanmayacaksiniz ama. zengin adam. Bununki pek uzun degildi: 300 metre. ellerini yika. Romanya ekmegi. "Seni görmek de öyle. guma oturdum v e uçak hareket etti. Roy tek basina çekmis. Hollis otobandan çikiyor. Bu kez bir Zen dügününde sagdiç olacagim. Otoma tik makine ile. Roy.. Tropik bahçeler.

Tek kravatli bendim." Ayaga kalktim." "Charles Bukowski!" "Hi him. Oturup bir bira açtim." "Merhaba. Marty. Incecik dogranmis güvercin kiçi." "V e bu Elsie. karides. tam zamaninda.. Marty. istakoz. "Charles Bukowski." Sonra: "Bu. Hediyemi Aristo'nun çignedigi sol bacagimla duvarin arasina sakladim. Merdivenden bir çikiyor bir iniyoruz. Tek dügün h ediyesi getiren de. tuzlanmis Macar kedibali gi. elimizde salamlar. Ve.. Istakoz kuyrugu." . Arabada ne varsa içeri tasidik.Aristo uzaklasiyor.

Güçlü aletler.. koltuk altlari lastik takviyeli filan."Siz sarhos olunca esyalari ve camlari kirip ellerinizi gerçekten parçalar misiniz? " diye sordu Elsie. Düzinelerce." dedim misafirlerime.. issiz. Tahta yakismaz bu yavruya. Birkaç hayati yerini kil payi iskalamislardi. Aile fertleri ve dostlar. düzenbazlar... Ben. Sonra Harvey yukari çikti.. Adamin biri bayagi kötü durumdaydi. Hol-lis'in akrabalari . Bir bira daha aldim. degisik yutturmaca ala nlarinda çalisan pazarlamacilar.. Biri UCLA'da ögretim görevlisiydi. Sonunda karima dönüp "Neydi senin adin alla-haskina?" diye sormak zoru nda kaldim." "Merhaba Tina. kafami bozma benim. yüzünde islak sicak ha vlu ile otururken. bu topal Nick.. Baska insanlar da gelmisti. "Viskiye ne dersin. tabii. Roy'un bir ailesi yoktu anlasilan. Adlar! Ilk karimla iki buçuk yil evil kaldik.." "Böyle seyler için biraz yasli degil misiniz?" "Elsie. kravat yok. sey." Oturdum. Dügün hediyesi yok. sakatlar." dedi. "Bu kravat da neyin nesi?" . Sonra gelenlere dönüp. Berberde sakal trasi olurken kirivermislerdi diz kapaklarini. "Hi him. Özel k oltuk degnekleri yaptirmisti kendine. "Bu Barbara. "Bu karim. bir gece misafirlerimiz geldi." deyip durdum. Zen Üstadi henü/. Baskalari vardi. Olayi çözdüm: sulandirilmis uyusturucu ya da zamaninda yapilmamis bir ödeme. Kari ma. "Barbara." Mutfaga girdik. Alüminyum ve lastik. k arim. "Bu yarim-kiç Louie. gelmemisti." dedim. Zavalli Roy. Ömründe bir gün bile çalismamisti. Biraz daha gömüldüm köseme. Bukowski?" "Tabii Harvey. Bir digeri San Pedro Körfezi'nden Çin balikçi tekneleri ile uyusturucu sokuyordu. Çikiyorlardi merdivenden: sahtekarlar. Basamaklari tirmanmasi yirmi bes dakika sürdü. bu saksofon kraliçesi Marie. Merdivenden çikip duruyorlardi." "Ve b u Tina. Biraya devam ettim. Yüzyilin en büyük katilleri ve tüccarlari ile tanisiyordum.

"Pantolonumun fermuari bozuk. kravat çükü-mün üstündeki killari örtüy . sortum ise çok kisa.

Altin saçli bir çocuk girdi içeri." "Bukowski! Saçlarim uzun oldugu için hemen kiz oldugumu varsayiyorsun! Adim Paul! Tanistinlmistik! Hatirlamiyor musun?" Harvey." Bardagi diktim. Hatta sizi seyrederim. "Bir tane daha?" "Tabii. O an-da o kadar da iyi bir y azar olmadigima karar verdigini gördüm." "Tabii."Yasayan en büyük öykü ustasi sensin bence. "öykülerinden bazilarini okudum. Bugüne dek okudugum en büyük yazar sensin!" Uzun sari bukleler. bana bakiyordu. tazeledim döndüm. Herkes heyecanlandi birden." "Ama ben viskimi degistirdim. gözlerini kisarak bakiyordu. köseme çekildim. "Bukowski. Daha iyisini buldum. Genç çocuklarla düsüp kalkmana izin veririm. Gözlerini gördüm. Zen Üstadi GELMISTI! Çok fiyakali bir kiyafet giymisti Üstad." dedim. Harvey. On birinde filan. "Tamam yavrum." "Markasi ne?" "Hatirliyorsam allah belami versin. Zen Üstadi çok sakin görünüyordu. "Tabii. Incecik bir vücut. ." Yüksek bir su bardagi bulup yarisini viski yansini su doldurdum. Ben yoruldum. Harvey." Bardagimi doldurup içeri girdim. Içkimi dipleyip tazelemek için mutfaga gittim. Nerede viski?" Harvey bana sisenin yerini gösterdi. "Öykülerinden birinde bu markadan söz ettiginden beri baska marka içmiyorum. biliyorsun. Senin paranla yasariz." dedi bana. Kimse sonsuza dek saklanamaz. Bukowski. Kötü bir yazar olduguma belki de. yeterince büyüdügünde evleniriz. Ben i küçük hava delikleri olan camdan bir kafesin içine koyup herkese gösterirsin. "Sinirleri yatistirir. Paul'un babasi. Ya da öyleydi gözler i.

Roy günler önceden Zen Üstadi ile konusmus.. hay allah. ama anladiklari seyler için bir sey yapmazlar. O." dedi. Eline mumu alan yakiyordu. Çubuklari iyi yerlestirmediler ama. "Tören sirasinda içki ve sigara içilmemesini talep ediyorum. Kabiz muhabbe t. Zen Üstadi gülümseyerek uzandi. Dos. Içkimi dipledim. Oglun Peter. üç yüz tane.umursamaz ya da sald irgan. Çubuklar yakildiktan sonra bir tanesi içi kum do kavanozun ortasina dikildi. "hâlâ okudugum en büyük yazarsin. Incil adlari karisiyor.. Oglan gevezeligi ile bunu hak etmisti. Turgenev. Zen Üstadi artik törene baslamak istiyordu. can sikici. ya da kendini.Oglan iyiydi ama: "Bosver. Pek sik olan bir sey degildir. Sonra Zen Roy'a elindeki yanik çubugu Zen çubugunu n yanina dikmesini söyledi. çubuklari yeni bir de rinlige ve yükseklige düzeltti." dedim. "Sigortayi degistirin. Sonra minik ve boktan bir gülümseme belirdi Zen'in dudaklarinda. Mutfaktan çiktik. Herkes içkisini dipliyordu. Benim içtigim her bardaga kars ilik iki bardak içmisti hergele ve hâlâ ayaktaydi. Herkes bizi bekliyordu.. Her yerde mum yaniyordu. Yüzükleri Roy'a verdim. Zen töreninin Hristiyan törenind en pek farki yoktu aslinda.. Pek kalin degildi kitabi." Biri sigorta ile ilgisi olmadigini söyledi. Ama bosuna bekliyordum. ben de içki koymak için mutfaga gittim. Gogol. Zen çubuguydu..." "Anliyorum. Iste oradaydim ve Üstat nihayet kara kitabinin sayfalarini parmaklamaya basladi. Yüzükleri kaybedebilir.) Harvey yeni bir sise açti. maalesef. benim ayyasin teki oldugumu anlatmisti -güvenilmez." dedi Zen. Hristiyan dügünlerini deneyimden biliyordum." "A federsin." (Zenginler anlarlar. Bir kutu dolusu çubugu vardi Zen'in -iki yüz. sigorta atmis olmali. Babam baz i öykülerini okumama izin verdi. Harvey. On dakika süren mum ya kma seansinda sisenin yarisini devirmistik. Bukowski. Oradaydilar.. Yüzükleri yokladim." "Paul." Sonra elektrikler kesildi. Kafka'dan söz ettik. Hollis'e de diger yanina dikmesini. O kadar viskiden sonra Harvey'nin yere yigilacagim umuyordum. Bir süre sonra küçük çubuklar yakildi. Roy bana i ki yüzük vermisti. Harvey oradaydi. "Allah kahretsin.dolayisiyla tören sirasinda yüzükleri Bukows-ki'den isteme. baska bir seydi. "Harika bir oglun var. biraz daha tantanaliydi sadece. Yüz elli sayfa kadar.. . Ortalik mumlardan geçilmiyordu.

Sonra kahverengi bir tespih çikardi Zen. . Tespihi Roy'a verdi.

".... yüzlerce. Ama tedbirsizlik söz konusuydu. Hollis'in yüzünü ellerimin arasina alip dudaklarindan öptüm. ama bir y andan da bilmiyordum. . kabul ediyor musun?" "Ediyorum." Sonra egildim. "Kabul ediyor musun?" "Ediyorum. uyusturucu kullanmayacagim. Ve bitmisti. diye geçirdim içimden. Canimi sikmis. Hollis ile beraberligin boyunca uyusturucu kullanmayacagina söz ve riyor musun?" Roy duraksadi. sinir olmustum. Sonra mum isiginda Zen Üstadinin kulaklarini fark ettim. Klik! Klik! Klik! Hepimiz temizdik tabii ki. böy lece tespih ikisinin de elini çevrelemisti.. Baska konusmalar yapildi. Roy çok okuyan."Simdi mi?" diye sordu Roy. Roy'un omuzuna dokundum: "Tebrikler. Zen'in kulaklarindan alamiyordum gözlerimi.ve sen Roy." (Bu muydu Zen?) "Ve sen Hollis. Zen dogrulup hafifçe gülümsedi. beni tedirgin etmisti. neden kendi dügün töreni hakkinda bilgi edinmez? Zen uzanip Roy'un sag elini Hollis'in sol elinin üstüne koydu. her konuda bilgi sahibi bir in san. Mum isigi kulaklarindan g eçiyordu. FBI olabilirdi. ince tuvalet kagidindan yapilmisti sanki kulaklari. erkek kedime verir ya da ani olarak sak lardim. Sonra tespihin içindeki eller kenetlendi: "Söz veriyorum. Bir erkekte o güne dek gördügüm en küçük kulaklara sahipti Zen. Buydu onu kutsal yapan! O k klara mutlaka sahip olmaliydim! Cüzdanima koyar." dedi Roy. Allah'kahretsin." Bu arada götün teki mum isiginda fotograf çekip duruyordu.. Kafamdan geçen bu düsüncelerin nedeninin viski oldugunu biliyordum elbette..

Dah a samimi bir iliski kurmanin zamani gelmisti. Zen arkasina döndü. Sadece bir kisi sikmisti Zen Üstadi'nin elini. O bile inandirici degildi. Onlari orada birakip viski almak için mutfaga gittim. Bir günah keçisi gerekiyordu." diyen bir kadin sesi geldi son üç yilin en kapsamli gangster kala baliginin içinden. Bos bir aile kalabaligi! Dügün bitmis. kendimi daha iyi hissettim. "Evet.Herkes oturmustu yine. Ne isim vardi benim bunlarin arasinda? O UCLA profesörüne ne dem eliydi? Yok. UCLA profesörü aitti oraya. Bagislanmak. Töreni çok güzel yönettiniz." dedigini duy dum. Elini siktim: "Tesekkürler. açtim. Onun her adimina iki adim sendeleyerek pesine düstüm... "HEY! OROSPU ÇOCUKLARI! ACIKMADINIZ MI?" Masaya gidip peynir atistirmaya basladim. mumlar bütün aptalliklari ile yaniyorlardi. "Hey! Üstadim!" diye bagirdim. hayir. "Aaa. ihtiyar?" Ihtiyar? Kivnla kivrila tropikal bahçeye inen merdivende durmus birbirimize bakiyorduk. ortalik daha da sogumustu. gitmeyin.. Kimse kipirdamiyor. Zen'in kapidan çiktigini duyar duymaz içkimi dipleyip disari firladim. Herkes birbirine bakiyordu. Insan irkini as la anlayamayacagim." Hosuna gitti.. Roy'dan baska sadece bir kisi daha öpmüstü Hollis'i. ama birinin sarlatani oynamasi gerekiyordu. Yapacak baska sey yoktu. Yildirim nikahi kiydirsalar da olurmus. Zen Üstadi'nin yanina gittim. Kirk-elli basamak daha vardi. Ama gangsterler bir uzak dogulunun eli ni sikmayacak kadar aptal ve gururluydular. Mutfakta kendime viski koyarken Zen'in. "Ya kodugum kulaklarini verirsin ya da kiyafetini -üstündeki neon isikli robu!" "Delirmissin sen ihtiyar!" . birkaç kisi yerinden kalkip bana katildi . Geri zekâlilar. Orospu çocuklar iyla dolu mum isigi ile aydinlatilmis odada insanlarin arasindan kosarak (hiç de kolay olmadi) kapiya ulastim. On bes basamak gerisindeydim Bay Zen'in. "Benim artik gitmem gerek. kapattim ve. Yesil kravatimi çikarip firlattim.

Kara te darbesi sol kasimi yarmisti. B ekledi. Insan viziltisi nasil bu kadar an lamsiz olabiliyordu? Bana gelinin annesi olarak tanistirilan kadinin bacak açtigini fark ettim. . yattigim yerden dogruldum. Solumu midesine gömdüm. üstüne yürüdüm yine. kapiyi açi p içeri girdim. Cehennemden ithal bazi bitk ilerin içine düstüm. Bir direk çikardim. Seçim yoktu. Ay isiginda pantolonumu gördüm -kan. oglum. Her seyin. Geri zekâli birini bile tahrik edebilirdi." Çok yakindik. topuklular. naylon çorap. Harvey elinde içkiyle geldi. bir kez daha gökyüzüne danistiktan sonra Dogu dilinde bir sey er mirildandi ve bana küçük bir karate darbesi indirdi. Sek viski. Bir adim ger i çekildi. Kalktim. Allah kahretsin. fena degildi bacaklari. Yillarca ayak islerinde çalismak tamamen öldürmemisti kaslarimi. Farkina varmadilar. Küçük bir nefes birakti Zen." açiklamasinda bulundum üstüne giderken.. Köseme yigildim. Zen beni yakalayip düzeltti. Ayaga kalkip gelinin annesinin yanina gittim.. Harvard Klasikleri için yüz elli yil geçmesi gerekmisti. Yarim metre solundan geçmisti. yü on kilo destekli. Beni hayal kirikligina ugrattiniz Üstat!" Zen göge bakip avuçlarini bitistirdi. etegini kalçalarina kadar siyirip d izinden yukari dogru öpmeye basladim. Tisladi. Boktan muhabbetlerini sürdürüyorlardi. Tepeye vardigimda kalktim. "Lanet olsun! Bir içkiye ihtiyacim var!" diye bagirdim. mor bir çiçek üstüme egilip nefesimi kesmeye çalisincaya kadar kaldim orada. Iyice gevsedim ay isiginin a tinda. mum ve kusmuk lekeleri. Sefkatle. Kendimi basamaklardan asagi birakarak ona dogru uçtum. "Sen de sonunda üstadini buldun orospu çocugu. yere düsmek üzereyken bir yumr uk salladim ama yönsüz bir devinimdim. iskaladim. sürünerek basamaklari çikmaya basladim. iskaladim. Diktim. ben sadece yari-ge-riydim. Iyi yakaladim onu bu sefer. 54 "Oglum. Bir direk daha çikardim. Mendilimi çikardim. O anda bana Brezilya ormanlarinin insan yiyen bitkileri gibi görünen saçma sapan Meksika kaktüslerinin arasina düstüm."Zen'de bu tür degersiz önyargilara yer olmadigini sanirdim. Mum isiginin yarari olmustu.

. sirtüstü yere serildim.Birden kendine geldi ve "Hey!" diye bagirdi. Biri güldü. 55 Birkaç dakika sonra ancak kalkabildim. "Allahin cezasi Amazon!" diye bagirdim. "ne yaptigini saniyorsun sen?" "Kiçindan bok çikincaya kadar düzerim seni! Ne dersin?" Itti beni. Kendimi ayakta bulunca mutfagin yo lunu tuttum yine. debelenip ayaga kalkmaya çalistim.

Alt kismi pembemsi-kirmizi kaplama. Nihayet bitirdi. A rka tarafta karinca zehiri bulmus. Çit çikmiyordu. Küçük tabutumla gurur duymustum oysa. Ordaydilar iste: L anet akrabalar. Fiyati yüksek ama isçiligi mükemmeldi.Bir içki koyup dipledim. Dügünün tek hediyesi hos karsilanmamisti. Nazik olabilecek kadar para si oldugu için belki de. biliyor musun?" "Ne?" "Karincalari öldürüp bu tabutun içine koyacagim. Karinca zehirine de ihtiyacim vardi. tamemen üstün bir irk. Suskunlasmistim. Sonra bir tane daha koyup disari çiktim. Kimse tek kelime etmemisti. Genç bir kiz duruyordu kasada. tabutla birlikte kasaya götürmüstüm. "Karincalar beni delirtiyor. Saatlerce hediye aramistim. Sonra Eski Çin üzerine okudugum bir seyi hatirladim: ." Kapagini açip ona içini göstermistim. ters çevirip içine bakmistim. neden hediyenizi açmiyorsunuz?" diye sordum. "Roy ya da Hollis. Karincalar ön kapima yuva yapmislardi. "Bir yastikta kocayin!" diye bagirdim. Herkes görmüstü hediyemi. "Ne?" "Bir tabut. "Günüme renk kattin!" Gençlere takilmak mümkün degil artik. Ne yapacagim. Elli metre folyo k agidina sariliydi. Tabutu isaret ederek. sonra da gömecegim. Ak limi kaçirmak üzereyken raflarin birinde tek basina duran tabut dikkatimi çekmisti. minik menteselleri. her seyi dört dörtlüktü. Tahtanin nasil cilalanmasi gerektigine dair talimat k agidini tabutun içine atip kapagini kapatti. ama bu sevgi ile yapi lmisti belki. Roy folyoyu açip duruyordu. Roy öldürücü bir bakis atti bana. "Bunun ne oldugunu biliyor musun?" diye sormustum. Gerçek bir tabutun küçük bir kopyasiydi. Hesabi ödeyip disari çikmisti Aralarinda en nazik olan Harvey'di. Ama çok geçmeden to parlanip iki paralik sohbetlerine döndüler. Tahtasi. su zengin olan. Üstünde elimi gezd irmis. Ispanya'nin en iyi el isi sanatçilarindan biri tarafindan yapilmis küçük bir tabut." Güldü.

Elimdeki siseye asildim. sanatçi olmayi mi?" "Zengin olmayi çünkü sanatçilar sürekli zenginlerin ön kapilarinda beklesiyorlar. Birden hersey bitmisti. ." Içkimi içtim ve umursamadim artik. Arabamin arka koltugunda ydim. Holly direksiyondaydi ve Roy'un sakali yüzüme uçusuyordu yine."Zengin olmayi mi yeglersin.

yardimlarina muhtaç oldugumu bile bile beni terk ettiklerinde he r seyi kavramistim. Ho Beni kapima kadar götürün lütfen.. Evimden iki sokak ilerde bir yer buldular. Hayvanca-korku aptalligi ile vizildayip durduklari kurtulus kova ninda herkes birbirinin kiçina yapismisti. Sancidan bayilmak üzereydim ama onlara seslenebildim:"Roy."Baksaniza. "Çok sevindim!" "Geri almak ister misin?" "Hayir! Hayir! Tek dügün hediyeniz! Saklayin! Lütfen!" "Tamam. güç degis tokusu ve yardimlasma. Peslerine takilip evime dogru yürürken pantolonumun paçala rindan birine basip elimde Harvey'nin sisesi ile yere kapaklandim. benim küçük tabutumu çöpe mi attiniz? Ikinizi de seviyorum. Sonra k arsiya geçip kendi arabalarina dogru gittiler. diye geçirdim içimden. Kanunsuzlarin sonuncusuy um." Yolun kalan kismi oldukça sessiz geçti. bunu biliyorsunuz ! Benim küçük tabutumu neden çöpe attiniz?" "Bukowski! Iste tabutun!" Roy tabutu gösterdi. ülkeniz. devletiniz. çalistirdilar. Insanlik beni hep igrendirmistir. Ya ralarimi iyilestireyim. kimse bana bulasmadan burada bes dakika dah a yatabilsem kendimde kalkacak gücü bulacak. Billy the Kid elime su dökemezdi. Oturdugum semtte park yeri bulmak güçtü. bölgeniz. Siseyi kurtard im ama basim kaldirima çarpti. Tabut mu? Her neyse -arabamin kullanilmasi ya d a sarlatanligim ya da sagdiçligim. arkalarina yaslanip uzaklastilar. mille tiniz de dahil. Onlari özellikle igrenç kilan akrabn iliskileri hastaligiydi. Islerine yaramazdim artik. Sonra arabalarina bindiler. Havada içgüdüsel olarak siseyi düsündüm (ann ve bebek) basimi ve siseyi yukarda tutup omuzlarimin üstüne düsmeye gayret ettim. evime yürüyüp içeri girebilecegim. Hersey berrakti. ki buna evlilik. ma halleniz. yaralandim!" Bir an durup bana baktilar. Ikisi de görmüstü düstügümü. Arabami park edip anahtari elime tutusturdular. sehriniz. Bes dakika daha. Beni bu tür toplantilara davet ettiklerinde onlara ne yapmalari gerektigini söylerim bundan böyle. Bes dakika daha. Izin verin de inime varayim.. Bes . Bir sey için cezalandiriliyordum.

suna bak! Nesi var?" "Sarhos." . Iki kadin yaklasti. Sadece bes dakika.dakika. "Aa. Dönüp bana baktilar.

"Bak. degil mi?" Adimi biliyordu." El fenerini iyice yüzüme yaklastirdi. Ona müthis bir üstünlük duygusu veriyo du. Yaptiklarini neden yaptiklarin i sorgulamayan iki deli. bir an için unuttum." dedi elinde fener olan. Ama gelmislerdi. Bir dakikam daha olsaydi kalkmistim. Tepe isigini açik birakip bir arabanin yanina yanastilar. Bukowski." "Biri seninle evlenmek mi istedi?" "Benimle degil göt. efendim. Tek yapmam gereken evime ulasmakti -elli me tre ilerde bir milyon isik yili kadar yakin. "Özgürlügüm elli metre ötede! Bunu anlayamiyor musunuz?" "Kentin en büyük eglencesi sensin. KALTAKLAR!" "Oooo!" Oturduklari binaya dogru kostular." Polislerden biri elindeki aptal feneri yüzüme tuttu." "Durun. Her deneyiste biraz daha güçleniyordum. Dünyanin kaçik ailesinin iki ferdi. Cam kapidan içeri girip kayboldular. hepsi bu. Ve ben hâlâ ye rden kalkamiyordum." "Beyler." dedim. Bir seylerin sagdici. Eski bir ayyas her zaman ayaga kalkar." "Afedersiniz. "tökezledim." ."Hasta olmasin?" "Degil.. bir Ze dügününün. iki kadina ayni anda tecavüz etmeyi aklimdan bile geçirmem. her seyi unutayim. "Bukowski. Dogrusu da bu de gil mi sizce?" "Iki kadin onlara tecavüz etmeye kalkistiginizi ihbar etti. Arabadan indiler. baska seferlerden. Bize daha iyi bir neden göstermen gerek. Kiralik bir kapidan elli metre uzaktaydim. Bilincimi asla yitirmem.. tehlik eli degilim. Birini n elinde el feneri vardi. Bir bebege sarilir gibi. "basini belaya sokmadan duramiyorsun. düsüneyim -kaldirimda sere serpe yatarken gördügünüz sey bir dügünün sonucu. yeter ki zaman taniyin. siseye nasil sarildigina baksana. Kapima varmama yardimci olur musu-58 nuz? Izin verin de yatagima girip uyuyayim." Allah kahretsin! Bagirdim onlara: "IKINIZI DE YALARIM! KURUYUNCAYA KADAR EMERIM IKINIZI DE. Iki dakika dah a yatsam kalkabilecektim. "Kanunu korumakla görevli memurlara daha saygili olmayi ögrenmelisin. Basimi çarptim.

ki ya kaybeder ya da çaldirirdin. Bir adam aya ayak basinca onlar da basmis oluyorlardi. "son kurusuma kadar aldilar. Spora gelince -gerçek erkektiler bunlar. H emserilerimin arasinda kendime bir yer buldum. Gözümün önünde birini asansöre bindirip bir yukari bir asagi çiki iler. kapiyi açtilar ve gerisi kogustaki yüz elli ki sinin arasinda kendine bir yer bulmaktan ibaretti. ayaklari yere degmemisti. ANAYASAL haklardan filan söz ediyorlardi." Kelepçeyi takip beni arka koltuga firlattilar. Genç olanlar kendilerini neyin bekledigini bi lmiyorlardi henüz. sehir kodeslerinde olsun. Bir lagim çukuru. "neden basini belaya sokmadan duramiyors un?" "Kesin bu boktan muhabbeti. "Bukowski. zangir zangir titriyordu. "Üzgünüm evlat. . Hiç süpheniz olmasin. Bir türlü geçmiyordu titremesi. vücudu kirmizi lekelerle kapliydi. bir kez daha. anahtarlarini. Kendi lerini böyle kanitlarlar. ama isi zordu. kimligini. tuttukl ari gibi öyle bir götürdüler ki yürüyemedi." dedi el fenerini yüzüme tutan. Santa Barbara'nin California Üniver sitesi'nin kütüphanesinde kitaplarim vardi. Ama içerde sigara ve para he p olurdu. Ama açliktan ölen biri onlardan üç kurus istemesin -kimlik yok.Kan boynumdan asagi inmis. egitimlerini sarhoslar üzerinde çalisarak tamamlarlar. Yavas sürüyorlardi. Sonra ayyaslarin kogusuna götürdüler beni. Charles Bukowski'ydim. Sivil dolastiklari zaman tabii ki. Çok yorgundum -hers eyden. Bir delikanli. "Bir çeyrege borunuzu üflerim bayim!" Bozuk paralarini." dedim. olasi ve delice seylerden söz ederek -ön balkonu genisletmek. banknotlarini.iktir git. Parmak izi. belki bir havuz.Dodgers'un sam piyonluk ümidi sürüyordu. Bir kez daha suçlularin arasindaydim. "karakola gidelim. asansörden çiktiklarinda adam taninmaz haldeydi -INSAN HAKLARI diye bagiriyordu zenc i asansöre bindirilmeden önce." dedim ona. Geri getirdiklerinde duvara yasladilar . gömlegimin yakasindan içeri siziyordu." . anneanne için ilave bir oda. çakini ve sigaralarini alip sana bir depozit makbuzu veriyorlardi. Sonra beyazlardan biri ANAYASA diye bagirmaya basladi. bok kafali. Genç polisler. Genç bir ses duydum. k asaba kodeslerinde olsun. profesörlerden biri benim bir dahi oldugumu düsünüyordu. Aileye dönüs -Dodgers kazaninca onlar da kazaniyordu. Bir polisten para isteyen bi r aç görülmemistir henüz. Fotografimi çektiler yine. Kusmuk ve sidikti her yer. T htalarin üstüne uzandim. Yabancisi degildim.

Dört saat sonra uyuyabildim. BULUSMA . Iste. Bir Zen dügününe sagdiçlik yapmistim ve bahse girerim ki gelinle damat o gece düzüsmemisle di bile. Bir baskasi düzülmüstü ama.

Otur." "Istemem. Köse tamircide." "Biliyorum. Cevap vermedim. önünü çarpmis. Yesil bir elbise vardi üzerinde. benim. "Kim o? Kim var orada?" "Telaslanma Madge. "On bes dolar. Kanepede oturuyordu. "Ne kadar para kaldi?" diye sordum. sen misin gerçeklen?" "Belki.." "Sey." "Çok hizli harcamissin. "Kim o?" diye sordu Madge. Harry.Rampart duraginda otobüsten inip Coronado'ya yürüdüm. Araba nerede?" "Kötü haber. Sen dönmeden önce yaptirmak istedim. Çok solgun ve takatsizdim. "Canim!" diye üstüme atildi. Sevinmis görünüyordu. buzlu. üst kata çikmaya basladim. Haslanmis tavuk. öptü beni.. eski." Koltuga çöktüm. "Ay. Birine ödünç verdim. Oturayim biraz. öyle severdi. yokusu tirmanip evimin önünde durdum Kollarimi isitan günesin altinda uzunca bir süre durdum. Agir agir çikiyordum basamaklari. dediler bana." Merdivenin en üst basamaginda durdum. Liste verdiler." ." "Çalisiyor mu?" "Evet. Yatak odasinda kimse var mi?" "Saçmalama! Içki ister misin?" "Içme." "Orospu çocuklari. ipek. Is bulamadim Harry. önünü düzeltsinler istedim. Dayanabilirsem. rafadan yumurta filan yeme-liymisim. Sonra anahtarimi çikanp kapiy i açtim. Arabayi göremedim. Banyo yapmak ister misin? Bir seyler ye." "Kira durumu ne?" "Iki hafta. Elinde bir bardak sarap.

vurmazsin degil mi?" "Ne ilgisi var simdi?" Besligi alip asagi i ndim." dedim." "Yarin bakarsin." "Nereye gidiyorsun. Beslige uza ndi ama ondan önce davrandim. Çantayi elinden kapip ters çevirdim. Is yok. Içeri girdigimde Japon'un teki arabaya yeni taktigi ön kafese yald iz boya sürmekle mesguldü." "Birazdan dönerim. Bozuk para. Hâlâ pislik herifin tekisin. "Bana bir daha vurursan giderim." "Bu yüzden ölmedim zaten. gerçek bir Rembrandt olmus bu. güzelim." "Allahaskina Harry! Dogru olani yapmaya çalisiyordum!" "Birazdan dönerim. Yemin ederim." "On bes dolan ver. Otur. " Bu aksam için bir sise sarap alacak kadar para birak bana." "Sana vurmaktan hoslanmadigimi biliyorsun. Basina dikildim. Beni bilirsin. Dogrulup tokatladim. Bu sen olmayacagina göre! " "Her sabah yataktan kalkip is aradim." "Of ki ne of!" "Ikimizden birinin bu gemiyi batmaktan kurtarmasi gerek. bir küçük sise porto. bir de beslik." Çantasindan bir onluk ile dört birlik çikarip uzatti. "Orospu çocugu! Hiç degismemissin. "Sizin mi bayim?" . Dönüsünü kutlamak istiyorum. Radyatörü ve farlari zarar görmemisse öyle kullanirsin. Harry!" "On bes dolari ver. Harry?" "Arabaya bakacagim. Iyi görünmüyorsun. Harry." Madge çantasini alip karistirmaya basladi. Tamirci kösedeydi. Içinde ne varsa yataga saçildi. Madge. Yarim is sevmem. konusalim." "Of." "Biliyorum. bir birlik. bir erkege vursana. bu sise bitmek üzere. "Tanrim." "Bana vurmak kolay."Önü çarpik olsun.

Kontak anahtarini çevirdim. Is bulunca öderim. Borcum ne?" "Yetmis bes dolar. Nerede oturdugu mu biliyorsun. ya kabul edersin ya da ar aba sende kalir.." dedi. suyunu dert etmedim." "Simdi ne verebilirsin?" "Bes dolar??" "Çok az.. Bir bayan getirdi arabayi. Bana güvenmiyorsan araba sende kalsin. Yagini.. kadin dedi ki.. araba yetmis bes dolar etmezdi. bayan bana dedi ki." "Nasil yani?" "Bos ver. Bu parayi sana anc ak taksit taksit ödeyebilirim." "Sana söyledim! Hastaneden yeni çiktim. Besligi ver. Hastaneden yeni çiktim. ben arabayi. Bulamazsa m ödeyemem." O besligi aldi. çalisti. Su anda issizim ve arabaya ihtiyacim var."Evet. Yarim depo benzin bile vardi. Bana bak. Bu kafesi hurdacidan bes dolara kaptin." "Orospunun teki getirdi." "Kadinin ne dedigi beni ilgilendirmez. Tekrar araba kullanmak . hâlâ da etmez. "sana güveniyorum." "Pekala. Is bulursam öderim." "Ne?" "Yetmis bes dolar. Hemen gidip ruhsatini getiririm." "Bakin bayim." "Kim?" "Sey." "Bu beslik için ne yapmak zorunda kaldigimi bir busen.

Iyi oluyordu. "Nerelerdeydin?" diye sordu ihtiyar. "Harry!" dedi pis önlüklü yasli adam. "Arizona. "Oo." .nasil olacak diyerek biraz turladim. Harry!" dedi karisi. Arazi isleri. Sonra içki dükkaninin önüne çektim.

Ölmeni istemiyorum. "Ah.. sevgilim!" "Biliyorum. ama." dedi ihtiyar. baslama."Gördün mü. Harry.." Madge bir sise bira ve bir bardak sarapla döndü. Allahin cezasi hastaneden çikali topu topu iki saat oldu. Istemezsin. Madge. tamam. On üç dolar yetmis bes sentl ik borç yapti. Bi r bira aç bana. Harry." dedim. "Güzel.." "On üç dolar yetmis bes sentin lafi mi olur? Daha önce hesabi yirmi sekiz dolara çikarip ödemedim mi?" "Evet. "iki altilik Miller istiyorum. tamam. Yüzünü hesaba katmadan." dedi kadin." "Ama ne? Alisverisimi baska yerden mi yapayim? Bu hesabi takayim mi? Allahin cez asi iki altilik için deger mi?" 'Tamam. bacak bacak üstüne atinca külotu göründü.. Ayaginda topuklulari vardi. Sol." "Pekala. "Arabayi aldin mi?" "Evet. Japon düzmem ben!" . Çok kosturdum. Buraya getirdin mi onu?" "Harry. Kafasi çalisan a dam kendini belli eder. bira almissin! Içme. Harry. "Bir sorun mu var? Simdiye kadar borcumu hep ödemedim mi? Canimi sikmayin benim. Siki hatundu. Harry. Bir posete koy." "O ufak tefek Japon iyi çocuk degil mi?" "Iyi olmak zorunda kaldi." "Seninle bir sorunumuz yok. Bu doktorlarin bir boktan anladiklari yok ama." "Pekala." "Bir dakika. Bir paket Pall Mall ile iki Dutch Master ilave et. Harry. "sana onun zeki biri oldugunu söylemistim. Harry." "Ne demek istiyorsun?" "Tamam. hesabima yazin. Üst kata vardim. iyi çocuk. Yorgunum. Sorun senin kadinla." Ve merdiveni çikiyordum yine." dedi ihtiyar.

"Madge. ona dogru yürüdüm. "O pis Japon'u düzdügümü düsünmüyorsun. degil mi?" "Bilmiyorum. bebegim. Hafifçe gülümsedi." . Ne kancik! S seyi bir dikiste yariladim. biliyorsu degil mi?" Iyice yaklasmistim ona. Kanepeye yigildi. kalçalarini. Bira sisesini firlattim. sekiz-on kere. senin için deli oldugumu biliyorsun. Harry!" "Parçalayacagim seni.bana. "Orospu. kiçi tam sevdigim gibi. "Orospu! Goldbarth'da 13. Orospu..75!" "Haberim yok!" Üstüne çiktim. üstümdckileri çikardim. Karni hâlâ düzdü.. elindeki sarap bar dagini alip diktim. "Harry. hastaneden yeni çiktin!" "Iyi ya! Iki haftalik sperm birikimimi sana nakledecegim demektir" "Agzini bozma!" ". yatagin üstüne firlattim.. yüzünü kavrayip dudaklarini öpmeye basladim. vahsi dudaklarini yaladi. yavrum!" Güldü. Agir ve yumusak vurdum. Içerdeydim. degil mi?" diye sordu.iktir!" Yatagin üstüne siçradim. Adam öldürürüm senin için. deme. Sokuldu bana. Gögüslerini. "Pis olan herseyi düzersin sen.75'lik hesap yaptin.deme. Kalçalari.Ayaga kalkti. "Orospu!" "Orospu deme bana!" "13." Elbisesi kalçalarina kadar siyrilmisti.. eskiden oldugu gibi. Seni sevdigimi biliyorsun.. Haftalardan beri ilk kez kendimi iyi hissediyordum. Sonra külotunu indirdim. Agliyordu. bacak oksadim. Iki elimle sertçe ittim.. Kirmizi. Onu kaldirip yatak odasina tasidim. bacaklari.

elektrik ve su faturalari vardi ve birbirimize kenetlendik ve duvarlar üstümüze kapandi. programi emektar kir saçtan almisti -40 sent. Jack asansörden indi ve kapinin yanindaki çöp tenekesine kustu. 2500 dolar sinifi. KANT VE MUTLU BIR EV Jack Hendley kulübe çikan asansöre bindi." Madge bacaklarini açti. iki altilik." Dudaklarindan öptüm." dedi. "Agzina siçayim!" diye bagirdim. Çok uzun zaman olmustu.Kendini geriye çekip beni disari çikardi. Ayrica gaz. hayir! Seni seviyorum. konusmakla yetiniyordu. o pis Japon'u düzmedigini biliyorum. Harry. . içerdeydim yine. ama bütün öglesonrasi kapisini çalan ufak tefek bir göt tarafindan katledilmisti -iki saa t boyunca kanepesinde oturup HAYATTAN konusmustu. o pis Japon'a da 70 dolar. ama iyi bir haf ta olmustu yine de. alttan çalismayi sürdürüyordum. Ordaydik. YARIK.at satin almak yeni bir araba satin almaktan daha ucuzdu. güzelim. Los Angeles Hastanesi' ne 225 dolar. böyle konusarak beni üzüyorsun. "Harry. yaris programi. "Oh! Erkegim benim! Çok uzun zaman oldu!" "Emin misin?" "Bu da ne demek? Yine mesele mi çikaracaksin?" "Hayir. Eddie kentten ayrilmadan ondan tüyo almamakla hata etmisti. hayati yasama zahmetine bile katlanmamisti. 1940 yilinda New Orleans'da haftaligi 17 dolara çalist igi günleri geride birakmisti.geceleri onu öldürüyordu. 600 dolarlik bir hafta.75. "Seni seviyorum." "Tamam. gece. Saka ediyordum. yavrum. Ihtiyara 13." dedim. kulübe gitmiyordu aslinda. "Madge. al-lahin cezasi viski . asansörle yukari çikiy rdu sadece. ilk sayfayi açti -1800 metre. sigara ve puro borcum vardi. Hakliydi. Ama HAYAT hakkinda hiçbir sey bilmiyordu cüc e.

durdu.cüce. kalkti ve on metre öteye. sis bile yoktu. ölü et. ko ridorun öte yanina oturdu. tribünün ön tarafinda etrafinda kimse erin olmadigi bir yere oturdu. Jack'in biralarini içip sigarasindan otlanmis. rahat birakirlarsa bahislerini hazirlayabilecekti. bütün öglesonrasini katleden o cüceyi rdu belki de. öksürdü ve sigarayi firlatti. ölü köpek agir adimlarla ona dogru geliyordu. sikici. e geçirdi içinden. "su arabalara bak" oynamaktan sikilmis olmaliydi ölü köpek. nefret dolu. programi bile yok. ayrica tabeladaki degisiklikleri izlemek zorundaydin. Kendini daha iyi his setmeye baslamisti. saatler önced en gelirlerdi hipodroma. biri gelip beni rahatsiz edecek olursa yumrugumu suratina yiyecek. çarmiha germisti Jack'i orospu çocugu. ortalikta dolanip sagi solu koklamaktan baska isleri yoktu bunlarin. Kalemini çikarip ilk kosu üstünde çalismaya basladi. evet. aç gözlü. Jack dönüp bakti orospu çocuguna. tribünler bombosken. izin verirsen yerler insani bunlar. Ama -ölü köpekler her yerdeydilerzamanlarini nasil harcayacaklarini bilmeyen birileri onu bulurdu mutlaka. güzel -baslamisti en azindan. kahve güzeldi. kaba. orada öylece otururlardi. bir ölü köpek. Jack kalemini ceketinin cebine koydu. titresimi yok. kosu aralarinda yapamazdiniz -kalabal igin baskisi vardi. Jack küfretti. Jack'e dogru geliyord . karde slik. ölü köpek öylece durdu palto-suyla. egilip Jac k'in omuzunun üstünden programina bakti. yirmi bes metre mesa e tek bir allahin kulu yoktu ve köpek gelip onu koklamadan edememisti. palto gi ymis bir ölü köpek. bencil ve bagimli bir hayvan. sicak. önhazirligini yapamamisti onun yüzünden. bir insan bir insana dogru. palto giymis orta yasli bir tip. o zamana kadar bütün oyunlarini hazir etmeliydi. evet. Jack bir sigara yakti. ilk kosuyu üç asagi bes yukari hazirladi. a ma onlar acimasiz. soguk ve temizdi hava. ne yazik ki saatlerini öldürmek için seni de öldürmekten çekinmeyen . tehlikeli. Jack yerine oturmak için asagi inerken onun asagidaki otopa rka baktigini görmüstü. sonra köpek hemen arkasin-daydi. basamak basamak. YARIS BÜLTE-NI'ni çalismasini enge llemisti. Jack duydu onu. bir yandan da hipodrom ahalisini düsünüyordu -devasa ve aptal bir hayvandan farki yoktu. gözleri yok. bir basamak indi. programini açip ise koyuldu yine. isin sirri bu. sonra bir basamak daha indi. ancak yetisecekti -ilk kosuya sadece bir saat kalmisti. bilgisiz. sonra duydu. yalniz. ben acimasiz biri degilim. programi katladi.

ona dogru gelen agir adimlar. ikinci kosu yeni baslamisti ki duydu. gözlerine inanamadi. etrafina ba kindi. . ayni köpek! Jack programi katlayip ayaga kalkti. "ne istiyorsun benden kardesim?" diye sordu köpege.milyarlarca insan vardi dünyada.

ikili oynayan kalabaligi yardi.. lanet olsun. yankesicinin teki sol gögsünü yokladi. kosu baslamak üzerey . bir sulu skoç söyledi. ilk kosuyu siralamaya çalisti ama ahali oradaydi artik. ama seni uyariyorum. uzun lafin kisasi. Serzenis'e oynadi. sabah siralamasinin favori ati. ben de senin gibi giris ücreti ödedim. atlar start kulübelerine giriyorlardi. kilometrelerce bosluk v ar burada. gelip yanima oturmaya kalkiyorsun."nasil yani?" "yani." "beni rahatsiz etmedigin sürece istedigin yere oturursun elbette. ÜÇÜNCÜ KEZ yanima gelirsen. nazik olursan çarmiha gererler adami. "kosu baslamak üzere" anonsu geldi. bir gece sis bastirsin da gör bak nasil yolluyorlar seni yalniz dolabinda otuzbir çekmeye. nedir derdin?" "özgür bir ülkede yasiyoruz. kalkip bara gitti. standart oyun. kanepesine oturup Mahler'den. diye geçirdi içinden. kaba ve aptalca davraniyorsun. orospu çocugunun teki iki ayagina birden basti. beni yine yerimi degistirecegim." "pekala. çarmihtayim. ilk kosuyu öylesine oynamaktan baska çaresi yoktu. Kant ve yarik. kafasi dagilmaya baslamisti bile. kendime hak im olmak için elimden geleni yapiyorum. bir dakika." "ama ben istedigim yere oturmakta özgürüm. ne yapacagimi senden ögrenecek degilim.. yapacak bir sey yok. fare-köpek kalabaligi.. sevimli saniyordu kendini. bögrüne bir dirsek yedi. ben." "özgür bir ülkede yasamiyoruz -herseyin bir sahibi. sen ban a ne yapacagimi söyleyemezsin. yumrugu suratinin o rtasina yiyeceksin!" Jack bir kez daha yerini degistirdi ve köpegin yeni bir kurban arayisi ile uzakla stigini gördü. ama orospu çocugu beynindeydi hâlâ." "giris ücretimi ödedim. beni UYUZ ediyorsun. döndügünde atlar ilk kosu için isinmaya baslamislardi bile. herseyin bir fiyati var. Jack tribünün sonuna gitti. neden gelip omuzumun üstünden programima bakiyorsun.. senin dedigin gibi olsun. Kant'tan ve yarikdan söz eden ve hiçbiri hakkinda bir bok bilmeye n o cüce iste. köpekler. iki dakika kalmisti kosunun basl amasina. borazan sesli bir tip etrafindakilere 1945 yilindan beri tek bir cumartesi bile yaris kaçirma-digini söylüyordu.

atlar firladiginda dirsegini dogrultup adamin yumusa k karnina gömdü. adam inleyip iki metre geriye gitti. kaçis yoktu. . ama ona dogru geliyordu. oturmak üzereydi ki bir köpek daha yanasti.di. baska tarafa b akarak. transdaymis ayaklarinda.

si mendifer gibi geliyordu Jack'in üstüne. lanet olsun. 1200 metrelik ikinci kosu kolaydi. 3. parasi cebinde kalirdi. herkes Pam uk Helva'ya kosmaya basladi. gözü giseden baska hiçbir 70 sey görmüyordu. 2/7 ile akilli bir ikinci seçim. kosuda 1/3 ile Arzu'ya 20 ganyan oynadi ve Arzu daha kosunun basinda arzusuz-du. bok temizlemekten iyidir. 6. diger fav ori. düzlügün basinda 3 boya indi fark. dis kulvarda basliyordu. son anda yirtti. fazla kafa patlatmaya gerek kalmamisti.'de 5 /8 ile Gece Uçusu'na oynadi. orospu çocugu" diye bagirdi Jack adama. PAMUK HELVA'sini istiyordu. bir sulu skoç daha. Jack 4 dolarlik ganyan kuponlarini yirtti. Serzenis hapi yutmustu. hipodromda geçen 1 5 yildan sonra Melerine bakip atin zorlanip zorlanmadigini sip diye anliyordu. kirmizi. Jack sadece 5 dolar ganyan oynamis. Altin Dalga. sabahki siralamada 20 iken 9'a kadar inmisti. ama bir DEV son sürat ona dogru geliyordu -iki metre boyunda vardi orospunun evladi. ama yin e de. kosuda 1/6 ile Rüzgârin Kizi'ni yakaladi. adam genç. uzun ve aptaldi. düzlügün basinda üç boy fark yetmezdi. finise otuz me tre kala Hobby'nin Rekoru bir buçuk boy öndeydi.nereden çikmisti? daha önce hiç görmemisti. Pamuk Helva kazandirdigi toplam para yüzünden tabelada yükselmeye basladi. cokeyi kendini henüz kanitlamamis Don Mcllmurray. Jack yerine döndü. bu sekilde. bu gece o gecelerden biri degildi. 4. çok geç. mavi. sari. ahal i kosuya iç kulvarda baslayacagi ve cokeyi Joe O'Brien oldugu için Ambro Indigo'ya oynuyordu. en iyisi eve gitmekti. Serzenis z orlaniyordu -4 boy öndeydi ama dua ediyordu. Sonra Hobby'nin Rekoru ataga kalkti. ama Dev ganyan gisesine yaslanmis k aybedecegi biletlerden aliyordu. geçmis ola. Altin Dalga dönemeçten üç boy önde çikti ve kosuyu rahat götürdü. 1/4 ile bulunmayacak at . 6 dolar 50 sent kâra geçmisti. Jack egilmek zorunda kaldi. ön hazirlik yapmadan oynamak karanlik bir dolabin için . ve 5. kosulari kaybetti. Boby Williams 1800 metrelik kosuyu çalmak niyetindeydi anlasilan. 7. ilk kosuyu kötü oynadigi için ve Kant ve yarik yüzünden 5 dolarlik ganyanla yetindi. yoldan çekilmeye çalisti. içgüdülerle bu kadar oluyordu. DEV. Dev sakagina bir dirsek çakip onu üç m e firlatti. so nra 8. Jack balik kokusu aldi. 9 numara. hepsi hepsi 30 dolar öndeydi. Kant ve yank. lacivert isiklar patladi havada. atlar starttaki yerlerini aliyorlardi. "Hey.Jack yerine oturdugunda Serzenis ilk dönemeçte dört boy fark yapmisti. bütün kosular bu kadar kolay olmus olsaydi on yil önce kapagi Beverly Hills'e atmisti bile. kerizler sapilmis ti. iste zorlanma dan kosan bir at. ama at canli görünmüyordu Jack'e.

"sey. sonra tabelaya döndü. eve git -ölmek arada sirada Acapulco'da soluklan arak biraz daha kolaydi. duvara dayali koltuklarda oturan yavrulara bakti Jack. beyefendi. biraz gögüs ve hafif bir parfüm kokusu. kalça ve bacak temasi h issetti. kiz larin bacaklarinin tadini çikarmak için iki dakika izin verdi kendine. kulüpteki hatunlar hos ve bakimliydilar. ama onlar da ahalinin parasini almak için oradaydilar. afedersiniz.de bir deniz topunu düzmeye çalismaktan farksizdi." . güzel oluyordu onlara bakmak." "buyrun.

" "iyi para birakacak bir at bulmam lazim." dedi Jack ve uzaklasti. SADECE 10. elini arkaya götürdü. "hey. Falçata biraz daha düsmüstü. parmaklarin avucuna dalip çeyregi alisini hissetti. çeyregi avucuna yerlestird i. KISRAK KOSUSU. atlar insanlardan daha çok para kazaniyorlardi. bir dahaki sefere belki. "yaris baslamak üzere!" hasiktir. "3 numarali at hangisi?" "May Western." "kazanir mi sizce?" "bu atlara karsi hayir. Kant ve mutlu bir ev. ama harcayamiyorlar-di.iyice yaslandi Jack'e. tek yapmasi gereken sihirli sözcügü telaffuz etmekti ve kendin e 50 dolarlik bir kaltak bulmustu.000 DOLAR DEGERINDE VE DAHA ÖNCE YARIS KAZANMAMISLAR. elini cebine sokup bir çeyrek çikardi. üstüne battaniye sermislerdi. Jack tabelaya yogunlasmisti. BIN IKI YÜZ METRE. May Western biraz çikmisti. hâlâ May Western'e oynuyorlardi ve Falçata giderek düsüyordu. . "evet?" dedi Jack. hiç bakmamisti adama. ama 50 dolar edecek bir kaltaga rastlamamisti henüz. bayim!" arkasinda bir erkek sesi. kim iyi para birakir sizce?" "sen. "evet?" "bir çeyrek verir misin?" arkasina dönmedi Jack. tekerlekli sedye ile kir saçli bir kadini götürdüler. tabela sifirladi. yarik. tabeladaki rakamlar degisti.

mensei Irlanda. bacaklari çok güzeldi ama durabildiginde kizdan yirmi metre uzaktaydi. Kimpam. her kazandiginda yaptigi gibi hafif gülümseyerek. sevismenin. O'Brien 1/25 veren Kimpam'i ile rüzgâr gibi geçti yanindan. henüz zorlanmiyordu. oturdu. programa bakti. geri dönece k hali yoktu. siralamada 12' inci. 2/7 ile 20 ganyan 98 dolar eder. cokeyi de hayli yumusakti. son düzlüge gelindiginde 4 boy fark yapmisti Lighthil l. aman allahim. sorunla karsilasmadan Kuzey'e vardi. güzel. arabasina bindi. sol arka cebini gecede 5-6 kez yoklarlardi. basparm agi ile ertesi günün Bülten'ini ortadan açti. ahali onu tutmamisti. ve dogru yapmazsan boguluyordun. mini etek. mükemmel bir tuzak. Jack atin fulelerine b akti. cokeyi Joe O'Brien'di ama Joe 1/9 ile ayni atin üstünden düsmüstü. ama evine iki sokak k ala hos bir sey gördü siste. trafigi izleyerek ve çamurluklara darbe almamayi basararak parkt an çikti. yarik ve Kant ve Kimpam. siki bir sis bastiracaga benzerdi. bir yandan kamçiliyor bir yandan da konusuyordu atla. bes dakika . evinde isik olup olmadigina bakti. otostopçu. Lighthill kirbaci basti. Sonra Serenat atak yapti dis kulvardan. genç. ne yaptigini bilmiyordu. yas 4. adam sende. bir bira açti ve ise koyuldu. yankesicilere karsi te dbir olarak cüzdanini sol ön cebine koydu. su ya da sarap içmenin. fuleleri bozulmustu. iste o anda O'Brien öne egilmis ve Kimpam'i uçurmustu. iki dolarlik ganyan ve plase giseleri emekli maaslari ile geçinen. asansörler tika basa doluydu. geceyi kur-72 tarabiliriz. frene asildi. Irlanda mi? ve O'Brien? lanet olsun. bir ihtimal. öyle gögüsled iler potayi -O'Brien atini oksayarak.on dolarlik giseye kosup 1/20 ile Serenat'a bir. lanet olsun. kahverengi kisrak. Cecilia hizini kesti. Cecilia'ya bakti. Lighthill ya kosuyu çalacak ya da ati bogacakti. öldürüyorlardi seni. eve girdi. bir ihtimal. iki yüz dolar eder. sahanda yumurta yapmanin. 1/25 üstelik. diye geçirdi içinden Jack. kimse yoktu. Cecilia vargücünü harciyordu. çantalarinda cep viskisi ile dolasan kadinlardan geçilmiyordu. is yapmanin belli bir yolu vardi. hem de iki kosu önce. arkada baska arabalar vardi. Serenat farki bir boya indirdi. boga güresinin. Kimpam. Ackcrman 1/20 ile kosan Serenat'a kamçiyi basmis sansini deniyordu -20 kere on. cep viskisini çikardi. h adi Lighlhill hasta etme beni. ama o güne kadar disler i kirik bir tarak ile eski bir mendilden baska bir sey alamamislardi ondan. bas kirbaci. Jack merdivenden asagi indi. Cecilia kosunun liderligini aldi ve ilk dönemece girdiler. inanilir gibi degild i. timarhanelerin saçma sapan sapkali kadinlari kendilerine bir at bulmuslardi sonunda. 2/7 ile Cecilia'ya iki ganyan kuponu aldi.

uyuyord u. mucizenin asla gelmiyeceginin bilincinde. s on kosuda keriz gibi onbir numarali ata nasil oynadigini düsünüp durursun. kazanamayacagini bile bile. basini kaldirdi. prof esyonel bahisçi is basindaydi. yillarin birikimini hiçe sayarak on dolarlik giseye gitmis ve kir saçli giseciye. "onbire iki ganyan!" demissin ve giseci sana yine "onbir mi?" diye sormus yanlis bir ata her oynadiginda yaptigi gibi.ancak geçmisti ki telefon çaldi. . iki saat içinde bir altilik paket bira ile bir küçük viski içmisti ve yataktaydi. çoraplar les. cepte iki-üç burusuk dolar. 2/9 ile günün en büyük keriz tuzagi. telefona parmak gösterdi. GÜLE GÜLE WATSON hiç sansi kalmadigini hipodromda geçirilen kötü bir gün sonrasinda eve geldiginde anlar i nsan. ertesi günün tahminleri hazirlanmis. yüzünde hafif ve kendinden emin bir gülümseme. bir sürü farkli yolu vardi delirmenin. tekrar Bülten'e egildi. ve en kötüsü.

ama o haliyle bile digerleri onun yaninda edebi çislerini yapmak için ellerini kaldirip izin isteyen ok ul çocuklarindan farksizdilar. daha ciddi bir sorun ASLINDA baska bir yerde olma arzusu -bir koltuga oturup Faulkner okumak ya da çocugunuzun boya kalemleri ile resim yapmaktir istediginiz.mina koyayim. ya da bir kadini mutlu etmelidir. boga güresleri onun için hers eyin resmedildigi bir tualdi. ya da dagda bir magarada bir basina yasamalidir. ve o gün k ndimi nasil hissettigimi ve ne kadar degistigimizi. hiçbir çaba göstermeksizin. daglari asarken filinin kiçini tokatlayan Hanibal ya da ucuz bir otel odasinda kadinini döven bir ayyas. hem de hayli güç bir is. tamirciydi Ernie: kagit üstünde tamirat yapmayi seviyordu. Hem daktilonun basina geçtiginde ayakta yazardi. bu duyguya kapilmissam ve formumdaysam hipodromu terkederim . Ernie'nin boga güreslerine neden gittigini biliyorum -basit: yazmasi na yardim ediyordu. nerede güçlü oldugumu söyler. . bana gelince. atlarin üstesinden gelmeyi basaran adam aklina koydugu herseyi yapabilir. boga güresleri herhangi bir seye eklemlenmis herseydi. sonra disari çikip o köpegin sonuncu gelisini izlemek. SÜREKLI degistigimizi. sövalesi ile Paris'te resim yapmali ya da East Village'da avant-garde bir senfoni bestelemelidir. ve koca oglan y azarlik kariyerinin ortasindan sonuna kadar gerçekten kötü seyler de yazdi. kaybetmekse çok kolay." derken o köpegin haylaz haylaz gezinisini izlemek. sonra gelsin yanlis bahis ler. kosular ilerledikçe insan sikilip oyunu oldugu gibi küpesteden d enize firlatmak istiyor. bu duyguya kapilmissam ve formumda degilsem yanlis atlara oynamaya baslarim.hangi atlarin kazanacagini bilmez ama hangi atlarin kesin kaybedecegini iyi bili r ve basini sallayip yirmiligi almis. ama hipodroma gitmek insana kendini ve kalabaligi idrak etme olanagi tanir. günümüzde yazmayi beceremeyip Hemingway'e bok atmaya bayilan bir çok elestirmen var. hipodrom bir IS'tir sonuçta. beynin. ki hayli bayat. Büyük Am erikan Kaybedeni olmak is degildir -herkes yapabilir. dolgun bir günes gibi kafasin-daydi hersey : yazdi. aklimi kaçirmis olmaliyim. kazanirken de kapiliyor insan bu hisse kaybederken de. esniyoruz artik bu saptamayi duydugumuzda. hipodrom bana çabucak nerede zayif. ama tuhaf bir sekilde hâlâ geçerli bir yani var. silah gibi kullanirdi dakt iloyu. hipodroma yillarini vermis bir dostumla konustum bu meseleyi. "hay . buna "ölüm istegi" diyor. insanin idrak etmesi gereken bir diger sey de ne olursa olsun kazanmanin ZOR oldugudur. aklinin civata-lari gevsiyordu . o da birçok kez ayn i seyi yapmis. ve bunun ne k adar farkinda olmadigimizi. ama bana 74 kalirsa. nerdeyse herkes yapiyor zaten. hipodro m degildir onun yeri.

Bayan Thompson nasil g itti?" "18 dolar kaybettim. bakabilirseniz. Yaratici Yazi dersi verirken görebiliyorum kendimi." "kerizlenmissiniz. üniversitede Yaratici Yazi dersi veriyor olsaydim ögrencilerin haftada bir kez hipodroma gitmelerini ve her kosuya iki dolardan az olmamak kaydi ile o ynamalarini dersin olmazsa olmaz kosullarindan biri yapardim. plase oynayanlar A SLINDA evde kalmak isteyip bunu nasil yapacaklarini bilmeyenlerdir. ancak hiz ortalamasi iki yüz metre inden hesaplanan buçuk kiloluk handi-kapi vardi ve bu atlamak demektir.ve kalabaligin soyulmasi yüzyilin korku gösterisidir. iki yüz metre üzer . hipodromda geçireceginiz bir gün size üniversitede dört yilda ögrenecegini/den daha fazlas ini ögretebilir. Tek-Göz Jack'in hiz i çeken baska bir unsurdur. ama ayni zamanda kosullarin izin verdigi ölçüde sinif cak kagit üzerinde sansi yoksa kazanabilir. bakin onlara. plase oynamak yok. HEPSI kaybeder. sinif atlayan bir at an ortalamasi da hayli yüksekti. ki ahaliy üzerinden hesaplanmisti. "evet." "son kosuda hangi ata oynadiniz?" "Tek-Göz Jack'e. Bayan Thompson. atin iki ahaliyi çeker.

öldürecegim orospu çocuklarini!" sonra programa bakar. kütüphanelerin yararsiz. DempseyFirpo garanti. iyi seçerdim boksörlerimi -yüzde doksan gibi. ama o daracik elbisenin içindeki iri ve sih irli kiçini çalkalayarak tuvaletten geri gelirken balkondaki bütün erkekler ayaklarini yere vurup islik çalmaya basladiklarinda gururlanirdim. ders bitmistir. sonra gelip yanima oturur. 76 acimasizca. ve boksörlerden biri gongdan önce istavroz çikarmis ve digeri çikarmamissa adamini bulmustun -istavroz çikarmayani seçerdin. 1/3 il e sonuncu gelmesi sürpriz degil. evet. ilk dövüslerin ukken nehir gemilerinde seyretmisti muhtemelen. benim bile. hey gidi günler." "Te k-Göz Jack'e. zaten ikisi b irlikte gelirdi genellikle. bir firt aldiktan sonra iade ederdi. çogumuzun yaninda bir kirli sarisin ya da boyali kizil." "yüz kirk dolar içerdeyim." "sizinki nasil gitti. görmüs geçirmisti. b alkondaki abazanlarla ilgili olarak söylenmeye baslardim: "otuzbirci pezevenkler." alyanslarindan ve televizyonun beyin-emici sterilize sanal varligindan önce. ve çogumuz daha ilk dövü baslamadan sarhos olmus olurduk. o günlerde çok fazla danisikli dövüs olmazdi. Olympic Arena'daki o unutulmaz geceler. dahasi. tatli sarhos ama." "son kosuda kime oynadiniz. oldugu yerde gölge boksu yapan istavroz çikaran. bize yaptiklari da acimasizcaydi ve hâlâ hayattaydik. "ilk dövüsün favorisi kim sence?" diye sorardi. dayagi yiyen boksör olurd u. ama o . ama böyleydi bu is.hiz ortalamasi kosunun tamami üzerinden hesaplanan hiz ortalamasindan her zaman da ha yüksektir.ama görmeliydim onlari önce. ben de cep v skisini bir kornet gibi diktikten sonra ona geçirirdim. fazla hareket etmeyen. Jane'di adi. o kadar eski degildiyse bile. hesaplarinizi dikkatli yapsaydiniz atin bir sprinter oldugunu görürdünüz. olunca da bugün oldugu gibi agir siklette o lurdu. purolarimizi tüttürüp hayatin hafif ligini hissederek ringe iki boksör çikartmalarini beklerdik. sairlerin ise özenle yakinmayi seven boklar oldugunu bildigimden barlard an ve dövüslerden ögrenmeye çalisirdim. Irlandali ufak tefek bir sunucu vardi (Dan Tobey miydi adi?) ve kendine özgü bir tarzi vardi adamin. dünyay i köreltmek için binlerce floresan lamba üreten devasa bir fabrikanin paketleme servisinde çalismisti m. arami/da biri nakavt ile biten birçok on raundluk maç geçmisti. dövüsmek istemiyormus gibi durani seçerdim hep. bugün bile kabloya uzanip mikrofonu yavasça asagi çekerken görebiliyorum onu. ve gerçekten iri ve sihirli bir kiçti: bir erkegi sol uksuz yere serip betondan gökyüzüne ask sözcükleri haykirtabilecek kiçlardan. nakavt olan bendim.

Hollywood Legion'da sikeli dövüs çok ol urdu. sarhos bir melek gibi uyurdun.H'i? H.S'i? e. degil mi? . salona mavi puro dumani çökerdi ve nasil bagirirdik. biz oraya gitmezdik. onlara pahaliya patladigi için sikeye fazla cesaret edemezlerdi. p ra firlatip viskimizi içerdik ve bittikten sonra eve dönüs ve ask yataginda o sihirli delige girme k vardi.günlerde tepkimizi gösterirdik -ringi parçalar. saglam ve iyi bir boksör hosgörüyü hake-der. ringe küçük beyaz bir kuzu ile çikar. ve baskalari. ön koltuklara kurulan film yildizlari. Raft gelirdi. boksörle r boksör gibi dövüsürler.e'yi? D. o siralar favori boksörüm genç bir zen iydi. dövüsten önce kuzuya sarilirdi. salonu atese verir.D'yi? Elliot'lari? Sitwell'leri? Enrique Balanosu ilk gördügüm geceyi asla unutamam. koltuklari kirardi k. balkondaki çocuklar çildirir. halk kütüphanesini kim ne yapsin? Ezra'yi kim ne yapsin? T. hayli bayagi bir numaraydi ette ama saglam ve iyi bir boksördü. hadi koçum hadi aslanim. Hollywood'lu çocuklar bile asil dövüslerin Olympic'de oldugunu bilirlerdi. delige vurur vurur.

üstün boksörün kazandigini ancak gecenin ilerleyen saatlerinde. sabah uyandigimizda çarsaf lar islakti. yataga girdik. giyindik. yemek yi-yemiyecek k adar hasta hissediyordum kendimi. sonra 4. yaraliydim. elimde viski asla gerçeklesmeyecek zafer çagrilari haykirip durmustum. Ölüm Baba'yi bekleyerek. ve o APARKÜT. sonra disari çiktim ve floresan fa rikasinin yolunu tuttum. dislerimi firçaladim. Baska türlüydü Balanos -kollan i ki yilandan farksizdi. hareket etmiyordu. adi sani duyulmamis genç Balanos'u çikardi biri karsisina. berbat bir geceydi benim için anlaya caginiz. isini görüyordu. sabaha kadar yagmur yagdi üstümüze. adi da Watson Jones ya da onun gibi bir seydi. harikuladeydi. açik pencereden içeri hafif bir yagmur yagiyordu. sonra da abrikalar. hapsmyorduk. önce Watson'i h iç acele etmeksizin güzelce yordu. dövüsün sonuna dogru da sazi eline alip evire çevire dövdü kahramanimi. sürekli he teydi. seri seri seri. tepeden tirnaga MOR'sun. bacaklari çok güçlü. ama kabul gören biri oldugum için degil. sonra kalktik. hiçbir ilerleme kaydetmeden. inan mistim. ama yetinmeyi bilmeli insan. O gece Balanos'u ancak mükemmel bir boksörün yenebilecegini anladim. Klas ve hav ali bir boksördü Watson -çabuk. güle güle Central Avenue. ne yaptigini biliyordu Balanos. ama. aklimizi kaçirdigimizdan endise duyuncaya k güldük." dedi ve donuyordum ve ölüyordum ve aynanin karsisinda durdum ve MOR'dum! ne saçma! gülmeye basladim. beynin ve ruhun parçalanarak. "tanrim! tanrim!" matrakti ve kadinim "heryerin m orarmis. sadece tepki veriyor." bardagimi duvara firlatip kadinimi kavradim. karsima oturmus bacaklarini sergileyen kadinima küfürler yagdirdiktan sonra kabul edebilmist im. biraktik yagsin üstümüze. bir tek günes iyiydi. sonra yüzlerimiz pencere tarafinda uyuduk.neyse. Arizona Üniversitesi'nde sairin dag evinde kaldim. üç kurus için günde 8-10 saatin katli. bu raya kadarmis. önce 6 raundluk-lar. düsünmüyor.kötücül bir örümcek gibi çikariyordu yumruklarini. ikimiz de hapsinp gülerek kalktik yataktan. viski içime deniz gibi ak tiktan. yanlis hatirlamiyorsam Watson nakavt olmustu. kahramanimdi. "tanrim! tanrim!" matrakti ve zavalli Watson bir yerlerde yatiyordu. ya . bir gece. yüzü sis ve mor. saçimi taradim. aynaya bak. sizinki ya da benimki. güle güle Watson. Ebedi Gerçekle yüzyüze. "Balanos. ve seviyordu isini. Watson kuz usunu alip evine gidebilirdi. o kadar katila katila gülüyordum ki haliya yuvarlan dim ve kadinim üstüme kapandi ve güldük güldük güldük. ögürmüstüm dislerimi firçalarken. SAIRIN DAG EVI delilikle ilgileniyorsaniz. izninizle size benimkinden b iraz söz edeyim. öyle güzeldi ki iki kez sevisti . düsünmemek daha iyidir. b beden ruhu yendi. genellikle yener zaten.

tam hayalarim serinlemeye. yoktu yapacak baska bir sey. ayrica sarhos olunca ahmaklasan bir insanim. ne y apayim. gelmedi.z aylarinda Tus-con'a gitmeyi ancak benim gibi katiksiz bir salak kabul ettigi için. her sabah on bir sularinda siseleri attiktan sonra çöp bido nunun üstüne kusuyordum genellikle. neyse. havalandirma fena sayilmazdi. sessiz e ona tecavüz etme planlari yapiyordum. ayikken ise söyl eyecek sözüm yoktur. ne var ki arada sirada temizlige gelen ve çok çok çok biçimli bir vücuda sahip zenci bir temizlikçiden bahsedilmisti. ama o da benim söhretimi duymus olmali ki. serinleyip kendime gelmek için yataga girerdim. günde (ve gecede) 4 ya da 5 altilik paket tüketiyordum. bu yüzden dag evinin kapisinin çalindigi söylenemez. üstünde siyah boya ile ARIZONA ÜNIVERSITESI yazan çöp bidonuna bos siselerimi kendim attim. orada kal digim süre içinde sicaklik ortalamasi 45 derece civarindaydi ve bira içmekten baska yapacak bir sey yoktu. küvetimi kendim temizledim. . si ir dinletisi vermedigimi duyurmus bir sairim. ondan sonra sabah birami içer. sikayetçi degildim.

enazindan o dag evinde. yattigim yatakta yatan Creeley ve benzerleri yü/. birlikte kahvalti ederiz. uyutuyorlardi beni: Pound. buk. evet. saniyorum. yaslaniyorlardi. her karsina çikana KAMPUSUN KAFETERYASI NEREDE? diye sor. ama benim kitaplarimdan bir tane bile yoktu. genellikle yolda bir içki dükkanina girip iki altilik bira satin al rdim. Shapiro. offf. uyandigimda bir bira daha içer ve kirk bes derece sicaklikta büyük editörün 8-10 blok ötedeki evine yürürdüm. karimla birlikteyim. binbir çesit saglik sorunlari vardi. hâlâ zenci temizlikçiyi düsünen kamisim sertlesmeye. bu sabah olmaz. siçtigim helaya s n. banyo yapar. üzücüydü. ne var? bütün yapacagin her karsina çikana KAMPUSUN KAFETERYASI NEREDE? diye sormak... erteleyelim. sonra üç ya da dört bira içer. ama o isten sorumlu Arizona profesörü benim k ente gelecegimi . sadece bu kadar yakinken anliyorum. tanrim. orada olacagiz. kahvalti ister misin? ne ister miyim? kahvalti... yüzlerce kitap v e dergi vardi ortalikta. sevmistik birbi rimizi. pekala.ünden ruhum bulanmaya baslarken telefon çalard i. bütün yapacagin karayolunun ters istikametinde yürüyüp her karsina ç kana KAMPUSUN KAFETERYASI NE TARAFTA? diye sormak. evdeki siir kitaplarindan birkaçini okur ve kö bulurdum dogal olarak. onlar içmiyorlardi. kampusun kafeteryasinda bulusmaya ne dersi n? kampusun kafeteryasinda mi? evet. ne olur. dogru duymusum. sagol. büyük editör Bukowski? evet. onlar için de nim için de. bir plak kaydi için bulunuyordum orada. tamamen ölü bir yerdi anlayacaginiz. Creeley.midem toparlanmaya. sana çok yakiniz. Olson. ama 81 yasindaki Baba içtigim her biraya bira ile karisilik veriyordu.

iki gün daha tuttular hastanede. taburcu olacagi gün çakir ke yiftim. sey yoktu: temizlikçi kadin. dünyanin sonu. Benimki . bizzat aradim onu. 81 yasinda bir adamla içki içip bir seyl erin gerçeklesmesini beklemekten baska yapacak.ögrenince ülser sikayeti ile St Mary Hastanesi'ne yatmisti. arka odaya gidip Baba ile televizyonda mini etekli kadinlarin dans ettikleri bir program seyrettim. yangin. büyük edi törle tartistim.

gür sakalli. aslinda seni arzulamiyorum ama bir seyler hazir edebilirsen bana sahip olabilirsin.yani elektrik isiginin altinda beyaz gibi görünüyorlardi o uzun bacaklarda. ama beni eve getiren adamdan da bahsettim. profesör. dedim. kadinin bana bütün söyledigi Los Angele isteyebilecegiydi. o barda kalmamakla hata et mistim. bu da çogunun söylediginden fazlaydi. Tarih. Seks. her ne dense. uzun boylu.kalkmisti. Siir. dag evine vardigimizda biralari açtim ve resim konusunda aydinlattim çocugu. kocasi ile Hukuk. o mu. çalisip bana bakabilecegini söylemekten baska bir sey gelmedi elimden. bir resmin iyi olup olmadigini anlamak için kullandigim gizli formülü anlattim ona. dedi. Roman ve Tip üstüne yaptigim bütün o konusmalar bosa gitmisti. ama bir gece kendimi kentin öbür tarafinda buldum. ilgilenmedi. müsade etti. Archer. ya da öyle bir seydi adi. incecik beyaz kil lar vardi bacaklarinda -bir dakika! karisi 25 yaslarindaydi!. ha. Baba'yi bilmiyorum. diye sordum ona. ben de resim yaparim. resmin yazidan farkli olarak sizin için neler yaptigini. kocasini bir bara götürüp üst üste üç sek skoç bile içirtmistim. resiml e yazmak arasindaki farki da. yüzünde bir karis sakal var. deyip duruyordu. birkaç bira içlikten sonra gitmeye karar verdi. komünist komplosu muhtemelen. dedi. beni getirdigin için çok tesekkür ederim. ve bacaklarini elleyip bir se yler hazir etmeye çalisiyordum ama Chesterfild'ler ve içki beni bitirdigi için ona benimle Los Angeles'a gelebilecegini. birader. adi ne dedin? tekrarladim adini. iyi çocuk. kizin teki duvardan çikip barin üstünde dans etmisti. sonra gür sakalli. sonunda herseyi unutmasini söyledim. ne is yaparsin. baska ne olabilir? ertesi gün daha kisa boylu ve daha seyrek sakalli bir tip arabasi ile beni geri g etirdi. ve bana. bir sey degil. dedim. müsade etti. bir Chesterfield ikram etti. içtik ve içtik ve içtik ve paket paket sigara tükettik -Chesterfield. her konuda iskembeden atip duruyorduk. yapili bi r tiple. . Arizona Üniversitesi'nde resim dersi veriyor. kirmizi saten külotunu yüzüme sallayip durmustu. ya da Archnip. büyük editör arayip beni kahvaltiya davet ettiginde ona bir kez daha hayir demek zoru nda kaldim.. o fazla konusma di. yapili adamin basi masanin üstün e yigildi ve ben karisinin bacaklarini ellemeye basladim. n e is yaparsin? resim. . iyi biri.

yok ya? sunucu kapatti. dedi kadin sunucu ba na. kazanacaktiniz.hay allah. hey hey. bugünü yasa. dedim. v frekanslardan birinde bir tür yarisma ya da ona benzer lanet bir sey vardi -dogum tarihinizi söyle menizi istiyorlardi. Kasim da dogmus olsaydiniz. falan filan. küçük radyoda senfoni programlari yoktu. önce dogdugunuz ayin ça ldiklari parçaya . efendim. öbür müzikleri dinledim. biralari dikip öbür müzi inledim. üzgünüm. çilginlik: San Francisco'ya gelirsen çiçek tak saçina. kaybettiniz. Agustos. yok ya? dedim.

kentte son günümdü. otobüs gecikirse alisveris merkezinde beklemesini söyled im. dedi editör. buk'u kil payi ile kaçirmissin. 19'u filan. sahtekar orospu çocuklari. istemeye istemeye siparisini alir. hizli hizli bati istikametinde yürümeye basladim. buk her zaman kendine bir kafes insa e der. lanet olsun. çantami alip 47 derece sicaklikta otobüs duragina yürüdüm. bi r kola iç. canin kola filan çekmiyordur aslinda. kentten ayrilacagimd an emin olmak istiyordu anlasilan. ondan sonra dogum gününüzü deniyordunuz. sonra garson gelir nihayet. alisveris merkezlerini sevmiyorum! a lisveris merkezlerinde olmaktan hoslanmam! orada oturup mermer fiskiyeyi seyredersin. biliyor musun? bu sicakta bavulu ile buraya kadar yürüdü. yabancisindir. içersin. sicak ve bükülmüs bir kagit bardakta getirir kolayi. lanet otobüs görünürde y ir küfür salladim. dedim. bütün yapacagim üç blok kuzeye yürüyüp bati istikametine giden büse binmek ve Elm duraginda inmekti. oradan çiktiginda dokuz kez tecavüze ugramis gibi hissedersin kendini. dedim kendi kendime. dedi sunucu. dedi editör. ya da bir tür böcek can çekismektedir önünde. hava sicakligi 47 derece. temizlikçi kadin gelmemisti. kaldigim yerden gara bir taksi tutabilird im ama büyük editör bana bazi kitaplar vermek istiyordu. ikisini d e tutturmussa-niz YOL VE MOTEL MASRAFLARI DAHIL LOS ANGELES'A BEDAVA SEYAHAT kazaniyordunuz. içeri girdi. buk." diyen birini de taniyorum. büyük editör o tarifesini anlatmisti bana. . islerine geldigi g ibi uyduruyorlar. kimsenin arabasi yoktu. alisveris merkezine girip bekle. kitaplari bavula koymam gerekiyordu. kirli külotunu bile koklatmaz sana. otobüs duragina erken varirsan orada bekleme. editörün evine varip bir bira açmamla haslane den yeni taburcu olmus profesörün arabasi ile gelmesi bir oldu. bir kola. böcek hâlâ can çekismektedir otobüs hâlâ gelmemistir. dedi. bir kanadi hareketli digeri hareketsiz. bavulumu bir elden ötekine geçirdim. ÖLÜM ELINDEKI HAÇ. kampusun kafeteryasinda yemek yemez.uymasi gerekiyordu. neyse. buzdolabina gittim. ne yapti. Niagara selalesi gibi akiyordu ter üstümden. hersey yapaydir. iki-üç ki si sana buz gibi bakar. tabii. 7'si. biraz önce dag evine ugradim. anliyor musun? tezgah a gidip bir paket sigara almak istesen biri gelene kadar bes dakika geçer. ama kazulet karinin tekidir ve bunun farkinda bile degildir. alisveris merkezleri o kadar da kötü degildir. bavulumu yapmaya basladim. "savas o kadar da kötü bir sey degildir. mermer fiskiye toz kaplidir. bir karinca geçer. anlamiyor musun? dedim editöre.

çünkü kerteriz alabilec egim baska bir sey yok. ki bir seydi.. midilli atlarindan hoslanmam. tanrim. binlerce siürimi basti ve KIM OLDUGUMU BILE BILMIYOR! profesör güldü. profesör bizi tepedeki evine konuk etti. motosikletli polislerden ve yogurttan hoslanmam.. büyük cam pencer eden lanet kent . Bobby Kennedy'nin alnina düsen manik-depresif saç tutamindan da hoslanmiyorum. evhamlarim ve önyargilarim var ve onlardan yola çikmak zorundayim. Beat les ve Charley Chap-lin'den hoslanmam. profesöre döndüm -bu adam on yildan beri kitaplarimi basiyor. alisveris merkezlerinden hoslanmam. tanrim. Disneyland'den. tren iki saat gecikmeliydi.ama tanri askina. kampus kafeteryalarindan hoslan mam.

Meks ikalilar ve Kizilderililer horluyorlardi. küçük bir bebegi vardi. egiliyo r. kafayi yemisti. benim kentimdi. yana dönüp ayisigi ile aydi nlanmis tren penceresinde o nefis bacaklari seyrettim. radyoyu dinliyordu -San Francisco'ya gelirsen çiçek takmayi unutma saçina.. ona sahip olabilirsin. kiçi cennetin dibini çagristiran mavi elbiseli bir kiz vardi. ayni filimlerdeki gibi. daha sonra 110 'un 42 oldugu anlasildi. kaçiklar ve üç kagitçilarla birlikte tre ne bindim. bütün diger kentlerden daha bok bir kentti ve bu onu matrak kiliyordu. ter gibi. dus boneleri. dikizlemekle yetin daha iyi. ihtiyar. yarik dolu. ayisigi ile aydinlanmis o bacaklara baktim ve kizin bebekle konus masini dinledim. son üç yilda iki isçinin basina .. demek istedigim. bavulumu teslim ettim ve onlari orada biraktim. insanin üstüne düser düsmez kuruyan sicak bir yagmurdu. büyük editör benden ne yapmami beklerdi acaba? Hem olsa ne yapardi? Dos Pas-sos? Tom Wol fe? Creeley? Ezra? ayisiginin aydinlattigi bacaklar anlamini yitirmeye basladi. yoktu 110.ve o zenci temizlikçi nin aski kabarmisti ve kimse yoktu ortalikta. Kizilderililer. ve sairin dag evinde Bukowski yoktu artik ve onu görebiliyordum. kesiyor ve siçiyordu: bisiklet pedallari. Los Angeles bana dogru geliyordu. vagon numaram 110'du. sicak su siseleri. yeterince güçlüydü ama kendini iyordu -varyasyon tonalitesi olmaksizin kesintisiz güç. benim seftali konyagim. kolunu kaptirman isten bile degildi. orada da bir yarik vardi belki. büyük editör aci çekiyordu nihayet. cani cehenneme. KENDI 84 ALISVERIS MERKEZIMDE KISTIRMISTIM ONU. terliyor. ve tren gara girdi. ama intikamimi aldim büyük editörden. profesörün karisini alkislayip bir tane daha çalip söylemesi için pohpohladim. diye geçirdim içimden. bir tane daha çalmaya ikna etmeye çalis tim. öbür yanima dönüp mor daglara baktim. makine lastigi istenilen ölçülerde kesip biçiyordu. ama benden baska israr eden olmadigi için bir hanimefendiye yakisir sekilde çekildi. ve elimi cebime sokup küçük siselerden birini dah a açtim. ve emzik emer gibi emdim sisemi ve Los Angeles geldi. kalkip vagonumu arayarak yürümeye basladim. yeter ki dene. dünyadaki tek kent. o kadar da kötü degildi aslinda. bir kamyonun üstüne oturup seftali k onyagini yudumladim. oturup Los Angeles tre nini bekledim. onunla çocuguymus gibi konusuyordu. Meksikalilar. dikkatli olma k zorundaydin lastigi makineye yüklerken. profesörün karis anoya oturup biraz Verdi zirladi. yagmur altinda beni gara götürdüklerinde ceplerim küçük siselerle doluydu -seftali konyagi filan. zenci temizlikçiyi. kaldiriyor. egiliyor. a ma onu mutsuz etmekle kalacaksin.görünüyordu. ve Los Angeles geliyordu. APTAL ISALAR üç adam ham lastigi makineye yüklüyor. iyor. birsey birsey. seviyordum neredeyse. cani cehenneme.

Herkes Peier-son'un bütün bu isleri tek kolla ne kadar iyi yaptigini konus uyordu. Dan zaman kartini basmak üzereydi ki puroyu andiran ince uzun bir adam girdi içeri. çok zor geçmisti sekiz saat. Peterson'a ise bir süpürge ile bir faras vermislerdi. sekiz saatlik vardiya bitmek üzereydi. dakikalar saat. çöpü bosalti yor. çikiyorum buradan. Dan Skorski lastigi makineye yükleyenlerden biriydi." 86 . Durbin'in maasini kes-memislerdi -gömleginin bir kolu sarkmis iskemlede otururdu bütün gün. adi Bay Blackstone'du.gelmisti: Durbin ve Peterson. "Hangi cehenneme gittigini saniyorsun?" "disari. tuvaletleri temizliyor. ve bas ini kaldirip baktiginda kubbeli dairede 5 kisi seni gözlüyordu. yürürken ayaklari yere degmiyordu bile puronun. tuvalet kagitlarini asiyordu. ne zaman baksan seni izleyen on GÖZ. saniyeler dakika gibi. aksamdan kalmaydi.

si parislerin. bu mali yukari tasimak zorundayiz. iki saatten bes saate kadar sürebilirdi. Skorski içki dükkanina ugradi. bosalarak. "iyi adamlar bunlar. her seye gülüp sürekli birbirleri ile alay ediyorlardi." ve dogruydu." "Sendika. yer açmak zorundayiz. Skorski. diger yansi da yeni arabalara." "nasil tasiyacagiz bu mali?" diye sordu puro. makinelerin sonu gelmiyordu. bir sise Grandad kapip eve gitti. gecikmesin. isçiler bunu mutlaka söylerlerdi ona. gözleri sulanmisti. ondan sonra eve dön. makineye yüklenmemis tonlarca lastik. aptal karilarina ve dört bes farkli sigorta poliçesine gidiyor." dedi Dan. BAK sunlara! su zavallilara bir bak. katledilmislerdi. lastik ku sarak. "ISININ BASINA!" dedi puro. insanliktan çikmislardi. "yarin lastik fabrikasindan yeni m al gelecek." dedi Bay Blackstone." "bir bina daha kiralayin. yapamam." "tamam. yiginla lastik lastik lastik ve kubbeli dairedeki 5 kisi durmadan zenginlesiyordu. üretimin." "sana hiçbir sey ödememek geçmiyor degil aklimdan. renkli tele vizyonlara."MESAI. "elbette. hiçbir sey yapmadan s iseyi içti." "isimden oldum öyleyse. "hayir. istikbalini garanti altina aldin!" is ne kadar boktan olursa olsun." dedi puro. ve mesainin en kötü tarafi ne zaman biteceginin belli olmayisiydi. daha fazla isçi çalistirin. donuk ve deli bakiyorlardi ." "çekini postalariz. yataga girdi ve yillardan beri uyumadigi kadar huzurlu uyudu. ruhlari damgalanmisti. etrafina bir bak. maaslarinin yarisi vergiye." "ya herkes gibi mesaiye kalirsin ya da isinden olursun. bina sürekli patlama halindeydi. Skorski. nerede olduklarinin farkinda bile degiller artik." Dan etrafina bakindi. ayni insanlari ölümüne çalistiriyorsu uz. Blackstone. beyinlerine zarar veriyorsunuz. çalar saat sabahin alti buçug unda onu yapay ve ." o binadan çiktiginda her kovuldugunda ya da isi biraktiginda hissettigi o harikul ade mutlulugu hissetti. yataga gir ve ertesi gün makineye yine lastik yüklemek üzere yataktan kalk. onlari orada birakmak -"burada bir aileyiz. bilemezdin . "ne?" "'MESAI' dedim. "gücüm kalmadi.

hostesin ona ne verdiginin bile farkinda degil di -morumsu." "pekala. Adimizi duymus oldugunuzdan eminim. Avustralya. New York Üni versitesi'ndeki resim serginizden de hayli etkilendik. sonra yumurtalarin altini söndürüp yataga girdi ve iki saat dah a uyudu." "para yolda. ve evet. havaleyi çikarin. Dan kapatti. Ilgileniyorsaniz bizi ödemeli olarak ara yin. Baslangiç için haftada 200 dolar verebi liyoruz. Burada. kalkti. Yayimlarimiz Avrupa. ama uçusun yarisinda v iskiyi bitirdi ve hostesten içki istemeye basladi." kapatti. Dan bir bira içti." dedi Signo. Tam aradigimiz gib i bir editör oldugunuzu düsünüyor. tatli bir içkiydi. Sevgili Bay Skorski: Öykülerinizi ve siirlerinizi uzun süreden beri hayranlikla takip ediyoruz. geliyorum. Birkaç yil önce. bazi adamlar sürekli çok mes guldü. Afrika. belki de Si gno'nun sesindeki metal tini yüzünden. S igno'nun sesi metal bir borunun içinden geliyordu sanki. size uçak biletinizi ve yol masrafinizi havale ederiz.. "gerçekten istiyor musunuz beni?" diye sordu Dan. Skorski uçaga binmeden önce epey içmisti. çok mesguldü belki de Signo. çok geçmeden bütün yolcularla konusuyor. bas editör World Way Yayincilik.R Singo. "bunu mektubumda belirttim. "elbette. anlasabilecegimizi umuyoruz.acimasiz insanliga uyandirmayacakti. ilk kez uçuyor oldugu için belki. New York uçagina bindiginde huzursuzdu. tencereye iki yumurta koyup altini yakti ve Sig-no'yu aradi. bilmiyor du nedenini. yaninda da biraz Grandad vardi. 1962-63 yillari arasinda SAKAT KUS adinda bir derginin editörlügünü yaptiginizi ögrendik ve dergi için yaptiginiz seçimleri çok begendik. bize katilmayi kabul ederseniz onur duyacagiz. iki alka seltzer aldi ve posta kutusuna bakti. bir mektup." dedi Signo. ama dünyanin en büyük yazarlarindan birkaçini yayimlamist i Signo. Uz akdogu'ya bile dagitiliyor. viskinin üstüne hiç de iyi gitmiyordu.. ögleye kadar uyudu. on eski . en içten dileklerimle D. World Way Yayincilik'ta bir editöre ihtiyacimiz var. "sizi sabirsizlikla bekliyoruz. mektubundaki gibi resmi degildi. ve hayli samimi konusuyordu. lastikten metale.

çoraplarini yikadi ve yalinayak çikti disari. Rock'yim ben. önce gülmüslerdi. çorap larini kurumalari için . kusmugunu ayakkabilarina ve çorapl arina bulastirdi. ama israrciligi karsisinda susmuslardi: "Evet. Rocky. zor atti kendini helaya. kimse duramadi karsimda! nasil ayaga kaldirirdim se yirciyi!" sonra midesi bulandi.sampiyon Rocky Garziano oldugunu söylüyordu. ayakkabilarini ve çoraplarini çikardi.

bir yere birakti, ayakkabilarini baska bir yere, sonra da unuttu onlari nereye b iraktigini. koridorda yürümeye basladi, yalinayak. "Bay Skorski," dedi hostes onu görünce, "yerinize oturun lütfen." "Graziano. Rocky, ayakkabilarimi ve çoraplarimi kim çaldi, onu söyleyin siz bana. yak alarsam ikiye ayiracagim onu." koridora kustu, yasli bir kadin yilan gibi tisladi ona. "Bay Skorski," dedi hostes, "yerinize oturmaniz gerekiyor." Dan hostesi bileginden kavradi. "hoslandim senden, hemen burada tecavüz edecegim sana! gökyüzünde tecavüz! BAYILACAKSIN! eski boksör, Rock Graziano Illinois üzerinde hostese tecavüz etti! buraya gel!"

Dan hostesi belinden kavradi, korkunç bos ve aptal bir yüzü vardi kadinin; genç, bencil ve çirkin, bir tarla faresinin zekasina sahipti ve memeleri dümdüzdü, güçlüydü ama. kollarindan siyrilip p t kabinine dogru kostu. Dan biraz daha kustu, sonra yerine oturdu. yardimci pilot geldi, devasa kalçalari, iri bir çenesi, üç katli bir evi, kaçik bir karis i ve dört çocugu vardi. "Hey, arkadasim," dedi yardimci pilot. "ne var, moruk?" "aklini basina topla, kargasa çikardigini duydum." "kargasa mi? o da ne? ibne misin yoksa?" "aklini basina topla diyorum sana!" "git lan! biletim var benim!" devasa kalçalar emniyet kemerini tuttugu gibi bir mongo agacini hortumu ile kökünden söken bir filin rahatligi ve güç gösterisi ile bagladi. "YERINDEN KALKMA!" "Rock Graziano'yum ben!" dedi yardimci pilota, yardimci pilot kabinine dönmüstü bile. hostes gelip de Skorski'yi koltugunda ve emniyet kemeri bagli görünce kikirdadi. "YIRMI SANTIM gösteririm sana!" diye bagirdi Dan hostese. yasli kadin yilan gibi tisladi yine.

havaalanindan yalinayak çikti, Village'a bir taksi tuttu, bir oda bulmasi zor olm adi, kösedeki bari da

çabucak buldu, sabahin ilk saatleri-na kadar o barda içti, hiç kimse çiplak ayaklan ile ilgili tek soru sormadi ona. kimse onu farkedip tek kelime etmedi. New York'da oldugu kesindi. ertesi sabah yeni ayakkabi ve çorap almak için dükkana yalinayak girdiginde bile kimse bir sey söylemedi, yüzyillar geriye giden, anlamin ve/veya duygularin ötesinde karmasik bir ke ntti New York. iki gün sonra Signo'yu aradi. "yolculugunuz iyi geçti mi, Bay Skorski?" "evet, tesekkür ederim." "ögle yemegimi Griffo'da yiyecegim, hemen kösededir, yarim saat sonra orada bulusali m mi?" "nerede bu Griffo? yani adresi ne?" "taksi soförüne Griffo de, kafi." kapatti. Signo kapatti. taksi soförüne Griffo dedi ve çok geçmeden oradaydi, içeri girdi, kapinin önünde durdu. 45 i vardi içeride, hangisi Signo'ydu? "Skorski?" diye bir ses duydu. masalardan birinde oturuyordu. Signo. yaninda biri daha. kokteyl içiyorlardi, masa ya oturdugunda garson onun da önüne bir kokteyl koydu. isler yoluna giriyordu galiba. "ben oldugumu nasil anladin?" diye sordu Signo'ya. "ben anlarim," dedi Signo. insanin yüzüne hiç bakmiyordu Signo, içeriye her an bir kus veya

Ubangi'den zehirli bir ok girecekmis beklentisi ile insanin kafasinin üstünden baki nip duruyordu. "bu Garip," dedi Signo. "evet, oldukça," dedi Dan. "hayir, bu Bay Garip demek istiyorum, kidemli editörlerimizden biri." "merhaba," dedi Garip, "öykülerinizi ve siirlerinizi hep hayranlik duyarak okudum." Garip ise öbür türlüydü: her an bir sey çikabilecekmis gibi yere bakip duruyordu -yag sizin isi veya bir vahsi kedi veya hamamböcekleri-nin istilasi, kimse bir sey söylemedi. Dan kokteylini bitirip onlari bekledi, çok yavas içiyorlardi, önemi yokmus gibi. birer kokteyl daha içtiler, büroya gittiler...

masasini gösterdiler ona. masalar birbirlerinden buzlu camdan bölmelerle ayrilmisla rdi, camin ötesini göremiyordunuz, masanin arkasinda beyaz camdan bir kapi vardi, kapali, dügmeye basti ginda masanin önüne buzlu camdan bölmen iniyordu, orada sekreterlerden birini düz-sen kimsenin ruhu du ymazdi, sekreterlerden biri gülümsemisti ona. tanrim, ne vücut! dipdiri ve düzülmek için haykiran o vücut, sonra da gülümseme... ortaçag iskencesi.

masanin üstündeki sürgülü cetvelle oynadi, on iki puntoluk matbaa harflerini ölçmekte kull liyordu, cetvel hakkinda hiçbir sey bilmiyordu Dan. orada oturup cetvelle oynamaya devam et ti. kirk bes dakika geçti, susamisti, masasinin arkasindaki kapidan çikip camlarla çevrili diger masalarin yanindan geçti, her camdan bölmenin arkasinda bir adam vardi, kimi telefondaydi, kimi önündeki kagittan ka ristiriyordu, ne yaptiklarini biliyorlarmis gibi görünüyorlardi. Griffo'yu buldu, bara oturup iki kokte yl içti. sonra masasina döndü, oturup cetveli ile oynadi yine. yarim saat geçti, sonra kalkip Griffo'ya gitti yine. üç içki. tekrar cetvele, tekrar Griffo'ya. kaç kez Griffo'ya gittigini bilmiyordu artik, ama günün ile rleyen saatlerinde masalarin yanindan geçerken adamlar dügmelerine basip camdan bölmelerini indirmeye bas lamislardi, o yürüdükçe bölmeler iniyordu, flip, flip, flip, sadece bir editör bölmesini indirmemisti. Da urup ona bakti -ölmekte olan devasa bir adamdi, gerdani kat kat, yüzü sis, bir çocugun plaj topu gibi y usyuvarlak, adam Dan'e bakmadi, tavana bakiyordu ve çok öfkeliydi -yüzü ön ce kirmiziydi, sonra beyaz. Dan masasina gitti, dügmeye basti ve kendini hapsetti, kapisi çalindi, kapiyi açti. Signo. Signo Dan'in basinin üstünden bakti. "sana ihtiyacimiz olmadigina karar verdik." "dönüs masrafimi kim karsilayacak." "ne kadar tutar?" "175 dolar isimi görür." Signo 175 dolarlik bir çek yazdi, masanin üstüne koydu ve disari çikti...

Skorski, Los Angeles yerine San Diego'ya gitmeye karar verdi, çoktandir Caliente hipodromunda oynamamisti, hem denemek istedigi yeni bir sistemi vardi, agirlik-mesafe-hiz ili skileri üstüne kuruluydu sistem, uçakta hayli ayikti bu kez. bir gece San Diego'da kaldi, sonra Tijuana'ya bir taksi tuttu, sinirda taksi degistirdi, Meksikali taksi soförü kasabanin merkezinde iyi bir otele götürdü onu. iç nde paçavralarinin bulundugu çantayi odadaki dolaba sokup kasabayi kesfe çikti, alti sular iydi, pembe günes kasabanin yoksullugunu ve öfkesini dindiren bir merhem gibiydi, zavallilar, Amerik a'ya bu kadar yakin

bir kadin bir erkegi 9. iyi yasa akla kötü yasamak arasindaki fark biraz talihti ve Dan talihinin biraz açilmasi gerektigini düsünüyordu. kadin yoktu. müzik dolabinda Meksika müzigi çaliyordu. bir bara girip tekila söyledi. sistemini basari ile uygulayip 50-60 bin dolari kaptiktan sonra Los A ngeles ile San Diego arasindaki sahilde küçük bir ev satin alacakti kendine. firçalarini çikaracakti. defterlere. Fransiz sarabi içecek.000 farkli biçimde öldürebilirdi. her gece okyanus kiyisinda yürüyüse çikacakti. zate n o anda son istedigi seydi herhalde yarik. sonra elektrikli bir daktilo a lacakti. muhasebe defterlerine göre alacakliydi..olmak. .. dilini konusup yolsuzlugunu bilmek. ama köpekbahginin karnina dolanmis bir sazan gibi zenginligin ancak küçücük bir parçasini koparabilmek. içkilerini yudum lamakla mesgul dört-bes Meksikali vardi sadece. kadin ayakbagi oluyordu insana. kadin sorun degildi Tijuana'da.

barmen. senyor?" diye sordu barmen. sikayetçi degildi ama.• yordu. "sagol dostum. "ama ben bir yazarim." böyle kendini begenmis bir laf ettigi için kendini kötü hissetti.. herseyin içine ediyorlardi. ceplerindeki dolarlarla Tijuana'yi satin a lmis gibi dolasiyorlar. Bir tekila daha söyledi. kimse ona bulasmadi. Amerikalilar için kitaptan tarih olmaktan öteye gitmiyordu.barmene günlerden ne oldugunu sordu. Meksika müzigi çaliyordu yine. bir süre için Amerikan topragin dan uzak olmak iyi bir duyguydu. sonra odasina çikti. gerçekti. yaziya katkisi vardi. hve daha içip o tatli Meksika sigaralarindan bir tane içti. orada oturup baska bir kültürün arka kapisindan girmek. kahve ise kötüydü. iki günü daha vardi öyle yse. henüz ögle saatleriydi. ama Amerikalilar bilmiyorla rdi Meksikalilarin onlardan ne kadar nefret ettiklerini. "persembe. spesifik olarak . ama Me ksikalilar için öyle degildi. nasil bir sözcük tü o öyle? kültür. bar men tekila ile geldi. farkli yaniyordu Meksika sig arasi -canliymis gibi sicak. bara gitmek için çok erkendi." dedi. ayni 4-5 adam oradaydi. Tijuana ilaçti onlar için. Amerikali turistlerin bes günlük cehennemde n sonra iki günlük cennet yasayabilmek için siniri geçmelerini beklemek zorun-92 daydi. hayati ise çok az. garson kadin sisman ve bir hamamböcegi k dar aptaldi -hayatinda dis agrisi çekmemis. kabizlik çekmemis. içti ve Meksika müzigini dinledi. daktilonun makineli tüfegi andiran sesini seviyordu. ertesi sabah jambonlu yumurta yiyebilecegi bir kafe buldu.mdan z iyade genel olarak insanlikla ilgiliyim. içinden. o kimseye bulasmadi. ama Amerikalilar Meksikalilardan çok az savas kazanabildiklerini unutuyorlardi. biraz huzur nihayet. iyiydi orada olmak. boga güreslerinin bile içine etmisti Amerikalilar. "güzel bir kiz ister misin. parayi göster yeter ki. barmen de uzaklasti. ama atlar cumartesinden önce kosmuy orlardi ve daktilosu yoktu. ölümü hiç düsünmemis. perdeyi çekti ve uzanip Meksika ayini seyretti. jambon sert. allar cumartesi gününden önce kosmuyorlardi.. Aleseo. bostu içerisi. . neyse. yumurta lar fazla pismis. kalemle yazami. bir persembe aksami bir Meksika barinda bir Amerikali olmak hiç d e kolay degildi. ama huzurluydu içerisi. ayni bara gitti Skorski. diye g eçirdi ve uyudu. Amerikalilar ya da Teksaslilar ya da bilmem ne olarak." diye cevap verdi. 4-5 saat boyunca içti. her polise çizgi roman karakteri muamelesi yapiyorlardi. ve sarhos oldu. gördükleri her kadina fahise.

ölüm gidilebilecek tek yolken öldürmemislerdi onu. ve sarhos olup masalarinin üstüne sizmist i. zenci-yandas-liginin entelektüel bir yutturmacaya dönüsmesinden çok önce Central Bulvari'ndaki zenci barlarinda oturdugu günler geldi aklina. ama onu öldürmelerini çok istemisken. onlarla konusup ayni beyaz adam gibi düsündüklerini ögrendiginde hayal kirikligi na ugrayisi -paradan baska bir sey düsünmüyorlardi onlar da. Meksika. ora da oturan 4-5 kisinin anlatacak bir hikayeleri vardi belki. simdi de buradaydi.dünden daha nazikti sanki. .

biraz hayat nihayet! Dan müzik dolabini beslemeye ve dans etmeye devam etti. nihayet. çilgin gibi elbette. tekilaya devam etti. hiç durmadan.çabuk sarhos oldu. bir kulagindan sarkiyordu. plazada. umdugundan biraz da ha yasliydi. ve onlara asla anlatamayacagi aptal bir hikaye vardi. güzeldi günes.. kadin gitti. bardaki bes kisi ve barmen oturmus onu seyrediyorlardi. çogunu anlamiyord . bir bankin üzerinde. eline bes dolar tutusturup usturuplu bir sekilde -ona göre en azindan. nasil böyle hareketsiz oturabiliyorlardi? kozanin içi gibi.. bütün parasi o cüzdanin içindeydi. günes batarken barmene içki ismarladi. ilk farket-tigi sey günes oldu. ama mükemmeldi.gitmesini söyledi. Meksikalilar gülüsüp bagirdilar. en ufak bir istek duymadi onu düzmek için. kadin gelip yanina oturdu. dokunmasi ile yere düsüp parçalanmasi bir oldu. ama mecburdu. bilmek zorundaydi. iskemle ve barmenin temizlik bezi ile boga güresi bile yapti.. ya da o t embel dört günesinde pencerenin kenarinda dolanan sinekler gibi. sonra basindaki gözlügü fark etti. ru hlarina ulasmaliydi! ruhlari vardi mutlaka. bes sessiz a dama içki ismarladi. Dan Skorski parkta uyandi.. bir süre sonra gülüsmeyi ve bag irmayi birakmislar sessizce seyrediyorlardi yine. aptalcaydi. sonra yerinden kalkip dans etmeye basladi. camlarindan biri çerçeveden firlamis havada sallaniyordu. tekila üstüne tekila söylüyordu. kadin istedi. bir güvercin geçti ayaginin yanindan aylak aylak. kurtulus.. cesaretle ndiriciydi. sonra BOSUNA olacagini bildigi har ekete gelmisti sira. firsatçilar gelip her-seyi bok etmeden çok önce oradaydi o. sikilmaya basladi. agzinin tam ortasinda altin bir disi vardi. gece islak ve kirli bir kedi gibi Ti-juana'ni n ruhuna sokulurken dans etti. arka cebini yokladi. Dan gözlügün arta kalanini gömleginin ön cebine soktu. müzik dolabini sürekli besleyip Meksika müzigi çaldi. boyunlarinin isleyisinden nefret etmisti hep.. gitmisti cüzdani. insani uyutan Romantik-melodik bir seyler vardi içinde. su MOR ISIKLI mahallede o tururken sarhos . Centr al Bulvar'i yasiyordu bir kez daha. aptal kanlar ve aptal patronlar ve aptal baskanlar ve aptal Isalar gibi. Skorski kalkip müzik dolabina bir tomar bozuk para atti. mükemmeldi. bü tün gece sallandiktan sonra betona düsüp parçalanmisti. 1955 yilinda bir kez daha.

ayaklarina bakarak duruyordu o kulübenin içinde. . zordu ama. uyuz olmustu Dan. keyifsiz. Isa'yi o plastik kafeste n çikaracakti. bir gece kafayi iyice çektikten sonra o bahçeye gitmisti.. Ise koyulmustu Skorski. yasli k adinlar bahçede oturmus Isa'yi seyrediyorlardi.oldugu gece. hüzünlü. MOR BIR ISIK DÖKÜLÜYORDU ÜSTÜNDEN. çiçekli bir bahçenin ortasindaki cam bir kulübenin içine gerçek boyutlarda bir Isa koymuslardi..

basaramaT misti. 95 onlarin verecekleriydi istedigi sey.. istedigi sey onlardaydi. Özgürlük Ülkesine dogru degil eye. "hey! n'apiyorsun?" "bu orospu çocugunu kafesten çikarmaya çalisiyorum! sakincasi var mi?" "polis çagirdik. ama önemi yoktu." gerçekten üzgün uzaklasmisti çocuk.ikmek ister misin. bugün degil. çamurlu tarlalardan geçerken küçük çocuklar onu tasladi. Dan hüzünlendi çoc sonra kalkip plazadan çikti ve yürümeye basladi. New York'da kokteyleri o kadar hizli içmekle iyi etmemisti belki. "kizkardesimi . Meksiko City yolunu yarilamis olarak küçük bir kasabadan geçerken mor bir Isa'dan farki yokmus dediklerine göre." "hayir. bu sefer ayaginda ayakkabilari vardi hiç olmazsa.sonra bir adam gelmisti kosarak. ama Kuzeye. Meksika'nin içine." "polis mi?" Skorski. kimse onu bir daha görmedi. geri zekalilarin ellerindeydi hersey. 96 . beyazlar giymis bir oglan çocugu. "12 yasinda.. ki yakindir. LACIVERTMIS en azindan. ömründe bu kadar güzel göz görmemisti. bir oglan çocugu dizine vuruyordu. basi önüne sarkik. Isa'yi yere birakip kaçmisti. gözleri harikula de. ya da etmisti. hiçligin Meksika plazasinin sonuna kadar. senyor?" diye sordu çocuk.

Otobüs duragindaydi ve otobüs duraga yanasmak üzereydi. Alti-yedi kilometre yol aldik. üçüncüsü ikincisinden on bes dakika sonra. Sonra "Hudson Arms" adinda bir binaya girdi. dayanilir gibi degildi! O ön kapidan indi. Üç kez kan alinmasi gerekiyordu. Blok apartmanlardan olusmus bir semtti. Ayak uçlarinda yükseldiginde daracik elbisesi yukari çikti. diye geçirdim içimden. Bir kez olsun arkasina bakmamisti. Ikinci kan alinmis. Uzun süre yol aldik. Umurumda bile degil. asansörün kapisi kapanir kapanmaz binaya girdim . Yüzünde sizi oyun oynamaya davet eden bir sey vardi. Ben de pesinden. Asansör . Ayak bilekleri ince ama bacakl ari dolgun. Tanrim. Hiç isime yaramayacak bir düzine posta karti alip telasla disari firladim. Son anda otobüse atlay ip yanindaki bos koltuga oturdum. Trafik lambasina yürüyüp karsiya geçtim.TECAVÜZ! TECAVÜZ! Bazi testler yaptirmak için doktora gitmistim. ya da kendiler ine özgü bir hava. aradaki on bes daki kayi doldurmak için sokaga çikmis yürüyordum. Kendime hakim olamiyordum. Asansöre girdigini gördüm. Topuk seslerini dinleyerek ardindan yürürken onu gözlerimle yiyordum. Sesini dinledim. Otobüs duragina dogru yürüdüm. Sesi bil e özel bir sehvet makinesinden gelir gibiydi. Aniden ayaga firlayip dügmeye basti. Kalçalari aklimi basimdan a lmisti. Insanlar düste gibiy di. ben arka. Ilk köseden döndü. Postanenin önüne gelince içeri girdi. ben de pesinden. ona dokunabilirim. Gizlice size gülüyormu s gibi. Disari çikti. Böyle ka dinlarin sokakta yürümeleri yasaklanmali. Milyonlarca kadinin içinden biri çikar ve içinizde uykuya yatmis ne var sa canlandirir. giydikleri elbisedir bazen sizi çeken. Ikinc isi birincisinden on dakika. Dört-bes kisilik bir sira vardi. Yürürken karsi kaldirimdaki otobüs duraginda otura adin dikkatimi çekti. Neyin var? diye geçirdim içimden. Izledikçe daha çekici buluyordum onu. dedi içimde bir ses. Parlak san bir elbise vardi üstünde. Ilik ve hos bir aksamüstüydü. Ondan bes santim uzaktayim. kalçali bir kadindi. Kendine hakim olamiyorsun. Yapilarinda bir uyum vardir. Yanina vardigimda kalkti ve yürümeye basladi. Ben kesinlikle düsleydim. Onu takip ettigimin farkindaydi mutlaka. O asansörü beklerk en ben disarda durdum. Yedi dolar seksen bes sentlik para havalesi yaptirdi. bacak bacak üstüne atmisti. ama rahatsiz olmus görünmüyordu.

kapisinin önünde durup bekledim, kapinin açildigini ve asansörden çiktigini duydum. Asansör gri dügmesine bastim, saymaya basladim. Bir, iki, üç, dört, bes, alti... Asansör geldiginde on sekize kadar saymistim.

Asansöre girip en üst dügmeye bastim, dördüncü kat. Saymaya basladim. Dördüncü kata geldig yirmi dörde kadar saymistim. Üçüncü katta bir yerlerde olmaliydi. Üçüncü kat dügmesine bast

saniye. Sonra asansörden çiktim. Bir sürü daire vardi. Ilk dairede bulacak kadar sansli olmadigima karar verip ikinci dairenin kapisini çaldim. Kel kafali bir adam açti kapiyi. Üstünde fanila vardi, pantolon askisi kullaniyo rdu. "Concord Hayat Sigorta Sirketi'nden geliyorum. Sigortaniz yeterli mi?" "Git," dedi kel ve kapiyi kapatti. Yan kapiyi çaldim. Kirk sekiz yaslarinda, yüzü kirismis, sisman bir kadin açti kapiyi. "Içeri girin lütfen," dedi. Girdim.

"Oglum ve ben açiz," dedi, "kocam iki yil önce sokak ortasinda düsüp öldü. Durup dururken. Ayda doksan dolarla geçinemiyoruz. Oglum aç. Ogluma bir yumurta alçak kadar para verebilir misiniz?" Süzdüm kadini. Oglan odanin ortasinda durmus siritiyordu. On iki yaslarinda, irice v e biraz eblehti. Siritip duruyordu. Kadina bir dolar verdim. "Sagolun, Bayim! Sagolun!" Kollarini boynuma dolayip beni öptü. Agzinin içi islak ve yumusakti. Dilini agzima so ktu. Kusacak gibi oldum. Dolgun ve tükürüklüy-dü dili. Memeleri çok iri ve yumusakti. Kollarindan kurtuldum. "Kendinizi çok yalniz hissettiginiz olmaz mi? Bir kadina ihtiyaciniz yok mu? Iyi v e temiz bir kadinim ben, gerçekten. Benden hastalik filan kapmazsiniz." "Gitmem gerek," dedim, kendimi disari attim. Üç kapi daha denedim, olmadi.

Dördüncüsünde buldum onu. Kapi hafif aralikti. Içeri girip kapiyi kapattim. Zevkli dösenmi ti içerisi. Hiç kimildamadan bana bakti. Ne zaman bagiracak, diye geçirdim içimden. Sertlesmistim.

Üstüne yürüdüm, saçindan kavrayip öptüm. Karsi koymaya çalisti. San elbise üstündeydi hâlâ çekilip dört kez tokatladim. Tekrar kollanma aldigimda direnci kirilmisti. Bir süre bi rlikte sendeledik. Elbisesini yakasindan göbegine kadar yirttim, sutyenini parçaladim. Inanilmazdi gögüsler i, volkanik.

Gögüslerini emdim, sonra agzini öptüm. Elbisesini kaldirip külotunu çikardi. Ayakta aldim o u. Isimi bitirince kanepeye firlattim. Açik bacaklari ile bana bakiyordu. Doymamistim.

"Banyoya git," dedim, "temizlen." Buzdolabini açtim. Bir sise kaliteli sarap buldum. Iki bardak alip sarap koydum. Banyodan çiktiginda içkisini eline tutusturdum, kanepeye oturduk.

"Adin ne?" "Vera." "Zevk aldin mi?" "Evet. Birinin bana zorla sahip olmasi hosuma gider. Beni takip ettigini biliyor dum. Ümitlenmistim. Asansöre bindigimde gelmeyince

cesaretini yitirdigini düsündüm. Daha önce bir kez tecavüze ugradim. Güzel bir kadinin erk k bulmasi kolay olmuyor. Erkekler erisilmez oldugumuzu düsünüyorlar." "Bu sekilde giyinip sokaklara çiktiginda erkeklere iskence ettiginin farkindasin, degil mi?" "Evet. Bir dahaki sefere kemerini kullanmani istiyorum." "Kemerimi mi?" "Evet. Kiçimi, kalçalarimi, bacaklarimi kirbaçlamani istiyorum. Canimi yak, sonra da b ana sahip ol. Bana tecavüz edecegini söyle." "Tamam. Canini yakacagim. Sana tecavüz edecegim." Saçindan kavrayip vahsice öptüm, dudaklarini çignedim. "Düz beni!" dedi, "Düz beni!" "Dur," dedim, "biraz dinlenmem gerek." Fermuarimi indirip kamisimi eline aldi. "Ne kadar güzel. Mor, kavisli." Agzina aldi. Isi biliyordu. "Aman allahim!" diye inledim. Teslim olmustum. Alti-yedi dakika dayanabildim, sonra iligimi emdi. "Bak," dedim, "bu geceyi burada geçirecegim anlasilan. Gücümü toparlamam gerek. Ben dus yaparken bana yiyecek bir seyler hazirla." "Olur," dedi. Banyoya girip kapiyi çektim, sicak suyu açtim, giysilerimi çikarip astim. Dusumu yaptim, üstüme bir havlu sarip banyodan çiktim. Ayni anda kapi açildi, odaya iki polis daldi.

kadin davaci olmuyor. Asansöre binip asagi indik. "bir kadin için hayatini mahvediyorsun. Bir kadinin sözü yeterliydi. çorba. otobüs degistirdim. Vera?" "Hayir.. "Irz düsmani!" dedi Vera. ekmek ve kahve verdiler. Yirmi bes ." "Harika! Harika!" "Adimini dikkatli at. Adalet bu muydu? Sonra düsündüm. Disari çikar çikmaz kelepçeyi geçirdiler." dedi iri polis. deger mi?" "Tam da tecavüz sayilmaz. Greyfurt? Klas bir yere düsmüstüm! Hücremde on bes dakika kadar geçirmistim ki kapi açildi. bana tecavüz ettin! Beni oral seks yapmaya zorladin!" "Giyin ahbap. "Bir dakika.. Vera dairesinde kalmisti." dedim. etmemis miydim? Bilemiyordum. Ne yapacagima karar veremiyordu m. Bir süre sonra apartmanin kapisinin önündeydim. Polisler kaba kuvvet kullanarak arka koltuga oturttul ar beni. tabii!" Pilimi pirtimi alip disari çiktim. "bir daha söyletme!" Banyoya girip giyinmeye basladim. arkadas?" dedi iri polis. Otobüse bindim. "Giyin ahbap." dedim. Bukowski. "Bir saka mi bu." "Evet." dedi polislerden iri yari olan." dedim."Bu orospu çocugu bana tecavüz etti!" dedi polislere. Bu kadina tecavüz etmis miydi ." Beni tutuklayip hücreye tiktilar. "Sanslisin. "Genellikle öyledir. "Haklisin galiba. Sabah greyfurt. apartmanin yaki ninda bir yerde indim. Sonra uyumusum." "Tabii. Lobiden geçerken herkes bana bakti. "Deger mi.

dakika durdum orada. Günlerden cumartesiydi. Evde olmaliydi. Içeri girdim, asansöre bi ndim, üçüncü kat dügmesine bastim. Üçüncü katta asansörden indim ve kapiyi çaldim. Evdeydi. Içeri daldim. "Oglun için bir dolar getirdim," dedim. Aldi.

"Tesekkür ederim! Tesekkür ederim!" Agzini agzima dayadi. Islak bir elektrik süpürgesinden farksizdi. Tükürüklü dilini agzima s ktu. Emdim. Elbisesini kaldirdim. Iri, kocaman bir g.t. Bol g.t. Sol tarafinda küçük bir deligi ol an kocaman beyaz bir don. Boy aynasinin karsisindaydik. G.tünü kavrayip agzimi agzina bastirdim. Dillerim iz iki çingirakli yilan gibi oynastilar. Sertlesmistim. Ebleh oglan odanin ortasinda durmus bize siritiyordu. KÖTÜ BIR KENT Frank basamaklari indi. Asansörlerden haz etmezdi. Çok sey vardi haz etmedigi. Merdivenden asansörlerden ettiginden daha az nefret ediy ordu. Resepsiyon memuru ona seslendi: "Bay Evans! Bir dakikanizi rica edebilir miyim?" Yulaf ezmesini andiriyordu resepsiyon memurunun yüzü. Zor tuttu Frank kendini ona vu rmamak için. Resepsiyon memuru lobiye bakindi, sonra iyice Frank'e dogru egildi. "Bay Evans, sizi bir süreden beri izliyoruz." Resepsiyon memuru bir kez daha lobiye bakindi, etrafta kimsenin olmadigindan emi n olduktan sonra öne egildi yine. "Bay Evans, sizi izliyoruz ve aklinizin bir parçasini yitirdiginizi saniyoruz." Resepsiyon memuru dogrulup gözlerini Frank'in yüzüne dikti. "Sinemaya gitmeyi düsünüyorum," dedi Frank, "önerebilecegin bir film var mi?" "Konudan sapmayalim, Bay Frank." "Pekala, aklimi yitiriyorum. Baska?" "Size yardim etmek istiyoruz, Bay Evans. Aklinizin parçasini bul-102 dügümüz kanisindayim. Geri ister misiniz?" "Pekala, aklimin parçasini bana geri verin." Resepsiyon memuru masanin altindan selofana sarilmis bir sey çikardi."

"Iste, Bay Evans." "Tesekkür ederim." Frank paketi ceketinin cebine koydu ve disari çikti. Serin bir sonbahar aksamiydi . Yürümeye basladi, batiya. Karsisina gelen ilk ara sokaga sapti. Elini ceketinin cebine sokup selof ana sarili paketi çikardi. Selofani açti. Peynire benziyordu. Tadina bakti. Tadi da peynir tadiydi. Hepsini y edi, sonra ara sokaktan çikip caddede yürümeye basladi yine. Karsisina çikan ilk sinemaya daldi, biletini aldi ve karanliga girdi. Arka sirada ki koltuklardan birine oturdu. Tenhaydi içerisi. Agir idrar kokusu vardi. Ekrandaki kadinlar 20'li yillar in kadinlari gibi giyinmislerdi, saçlari vazelinli ve dümdüz arkaya taranmis. Burunlari fazlasi ile uzun görünüyordu, adamlar da gözlerinin altina sürme çekmislerdi. Sesli bile degildi film. Ekranin altinda sözcükler beliriyordu: BLANCHE BÜYÜK KENTTE YENIYDI. Saçlari düz ve jöleli bir adam Blanche'a siseden cin içiliyordu. Blanche sarhos oluyor gibiydi. BLANCHE'IN BASI DÖNER. ADAM ONU ANIDEN ÖPER. Frank etrafina bakti. Heryerde baslar inip kalkiyordu. Adamlar birbirlerinin çükler ini emiyorlardi. Durmaksizin. Tek baslarina oturanlar otuzbir çekiyor gibiydiler. Peynir iyi gelmis ti. Resepsiyon memuru daha cömert olsaymis keske. ADAM BLANCHE! SOYMAYA BASLAR. Ve her baktiginda tipin teki ona daha yakin oturmaktadir. Frank tekrar ekrana b aktiginda adam iki üç koltuk daha yaklasmistir. BLANCHE ALKOLÜN ETKISI ILE KENDINDEN GEÇMISKEN ADAM ONUNLA SEVISIR. Bir kez daha bakti. Adam üç koltuk uzagindaydi. Derin nefes aliyordu. Sonra yaninda ki koltuktaydi. "Oooo," diye inledi, "ooooo, ooo, ah, ah!" BLANCHE ERTESI SABAH UYANDIGINDA TECAVÜZE UGRADIGINI ANLAR. Kiçini hiç silmezmis gibi kokuyordu adam. Agzinin kenarindan sal yalar akitarak Frank'e yaslandi. Frank sustalinin dügmesine basti: "Dikkat et," dedi, "biraz daha yaklasirsan canin yanabilir!" "Aman tanrim!" dedi adam. Koltugundan firlayip koridora çikti, hizla en ön siraya g idip oturdu. Iki kisi is tutuyordu. Adamlardan biri digerinin borusunu üflerken digeri onun kamisini sivazl iyordu. Frank'e musallat

olan adam oturup onlari seyretti. ÇOK GEÇMEDEN BLANCHE GENELEVE DÜSER.

Sonra Frank'in isemesi geldi. Kalkip yaziya dogru yürüdü: ERKEK. Içeri girdi. Igrenç koku yordu içerisi. Ögürdü, kabinin kapisini açti, girdi. Penisini çikarip isemeye basladi. Sonra sesler duydu . "Oooooh tanrim ooooh ooooh tanrim bir yilan bu bir kobra tanrim oooh ooooh!"

Kabinleri ayiran bölmede bir delik vardi. Bir göz gördü delikte. Kamisini tutup döndü ve a amin gözüne isedi. "aaah aaah. Pislik herif!" dedi adam. "insan degil canavarsin sen, orospu çocugu! " Adamin tuvalet kagidindan bir parça koparip yüzünü sildigini duydu. Sonra aglamaya basl adi. Frank kabinden çikti, ellerini yikadi. Filmin devamini seyretmek istemiyordu. Sinemadan çi kip oteline dogru yürümeye basladi. Lobiye girdiginde resepsiyon memuru basiyla ona isaret etti. "Ne var?" dedi Frank. "Özür dilerim, Bay Evans. Size takilmak istemistim sadece." "Hangi konuda?" "Biliyorsunuz." "Hayir, bilmiyorum." "Aklinizi yitirmeniz konusunda. Içkiliydim. Kimseye bir sey söylemeyin, isimden ola bilirim. Saka ediyordum." "Ama aklimi yitiriyorum," dedi Frank, "peynir için de tesekkürler." Sonra döndü, merdivenden yukari çikti. Odasina girince gidip yazi masasina oturdu. Su staliyi çikardi, dügmeye basti, biçagi seyretti. Tek tarafi iyice bilenmisti. Birine rahatlikla sokab ilir ya da etinden bir parça koparabilirdiniz. Dügmeye basip biçagi kapatti. Sonra kagit kalem bulup yazmaya basl adi: "Sevgili Annecigim: Kötü bir kent burasi. Seylan'in eline geçmis. Cinsellik heryerde ve Tanri'nin kastett igi gibi Güzellik araci olarak degil, Kötülük araci olarak kullaniliyor. Evet, bu kent kesinlikle Seylan'in el ine geçmis. Genç kizlara zorla cin içirilip tecavüz ediliyor, kizlar geneleve düsüyor. Korkunç. Inanilmaz. Yüregim paramparça.

Dün gece sahilde yürüdüm, sahil sayilmaz aslinda, kayaliklarda. Sonra durdum, oturup Güze lligi içime çektim. Denizi, gökyüzünü, kumu. Sonsuz bir huzur kapladi içimi. Sonra mucizevi bir sey old . Üç sincap üstüne oturdugum kayanin dibinden beni gördüler ve kayaya tirmanmaya basladilar. Kayada bana dogru

Resepsiyon memuruydu gelen. Sonsuzluk. hersey o gözlere sigmisti. Kapi çalindi. Frank kalkti. kapiya gitti. açti. Annecigim.. Gözlerini yüzüme dikmislerdi. Sonunda kayayi tirmanip ayaklanma geldiler. Sonunda b n kalktim ve onlar..tirmanirken taslarin ve yariklarin arasindan bana bakan minik yüzlerini görebiliyord um. . ömrümde bu kadar güze göz görmedim -günahtan arinmis: gökyüzü. deniz.

Bay Evans!" "Seni igrenç domuz!" Frank sustaliyi çikardi. Bay Evans! Amerikan Donanmasinin yarisi üstümden geçmistir! Denizciler m alin iyisinden anlarlar. Simdi git. aramizda geçen konusmadan lütfen idareye söz etmeyin. Bay Evans. "Söyle... Biliyorsunuz." "Ne.. Sarap kokuyordu." "Bay Evans. Sonra çikardi. agzini agzina yapistirdi. size söylemek istedigim bir sey var.." "Pekala. Bay Evans." "Harika bir adamsiniz siz." "Bagislandin. lütfen. Temiz bir kiç deligi gibisi yoktur!" "Odami hemen terket!" Resepsiyon memuru kolunu Frank'in boynuna doladi." "Ne?" "KÖKLEYIN BENI."Bay Evans. içeri gir.tanrim." . biçak firladi. Bay Evans. biçagi resepsiyon memurunun karni na sapladi. dügmeye basti." Resepsiyon memuru kapiyi kapatip Frank'in önünde durdu. ruhuma demek istiyorsun." "Ne?" "Bedeninize. son zamanlarda içiyorum. sizinle konusmam gerek." "Size asigim." "Neden bahsettigini anlamiyorum. Bay Evans. degil mi?" "Hayir.. Lütfen alinmayin ama beni köklemenizi istiyorum. "Bay Evans. "Bay Evans. "Seni igrenç orospu çocugu! ÖPTÜN BENI" "Sizi seviyorum.

pulladi. Kalemi aldi. Çin diye bir ülke ol duguna ya da ABD'ye ve Vietnam'a. Sonra sifonu çekti. ruhunu. kuma oturup suya bakardi.Resepsiyon memuru yere yigildi. Portland ya da Seattle olur saniy orum. bu otelden ayrilmak zorundayim. herseye zor inanilirdi suya bakinca. yapistirdi. bir hiç. ruhundan arta fazla bir sey kalmamissa ve bunun farkindaysan biraz ruhun vardir yine de. hayir. Tanri hep seninle olsun sevgi ile oglun Frank" Zarfin üstüne adresi yazdi. Seni sürekli düsünüyor.. bir haftalik kirasini ödemisti bi ." "Ibne seni! BENI ÖPERSIN HA!" Frank yere egilip resepsiyon memurunun fermuarini açti. ölümcül görünürdü su ve martilar uyumak istemezlerdi. üçte ikisini kesti. bir de erkeklik çagini: çalistigi isler ve kadinlar. 106 BIR DOLAR YIRMI SENT yaz sonunu seviyordu en çok. Sana bir sonraki kentten yine yazacagim -San Francisco. mutlu ve saglikli olmani diliyorum. bir zamanlar çocuk olduguna. martilar dogru uçtular. yuk ari dogru çekti. simdi de issizlik. Iki elini karnina bastirmis kanamayi durdurmaya çalisiyordu. Sonra dolaptan bir bavul çikardi. buna inanmak zor degildi. mektubu içine koydu. bu kentten. her neyse. kums al serin oluyordu ve gün batimindan hemen sonra sahilde yürümek hosuna gidiyordu. gözlerini.. hayir sonbahari. "Ah tanrim tanrim tanrim. -Seytan herkesin ruhuna sizmis. kalkip dolapta asili olan ceketinin iç cebine koydu. yatagin üstüne koydu ve esyalarini top lamaya basladi. onu un utamazdi. su kirl i görünürdü.. bitmis. kaçistilar. Tuvaletten çikti ve masaya oturdu yine. ama Sonsuzlugu görmüstüm. altmisinda bir berdus. bir dolar yirmi sent nakit vardi cebinde." dedi resepsiyon memuru. ". ruhundan arta kalani ister gibi uçtular üstüne dogru. kimseler olmazdi.. Annecigim. nefret ederlerdi uyumaktan. elindeki et parçasini tuvalete firlatti. sonra kadinsizlik. E llerini sabunla güzelce yikadi. Frank banyoya gitti. sonbahari belki de. Sonra kamisini çikardi.

odalar ve yataklar ve evler ve Noeller ve isler ve sarkilar ve hasta neler ve donukluk. okyanus. donuk günler ve geceler ve anlam eksikligi ve firsat eksikligi.. biraz deli ve çok z nlar olmuslardi.. battaniyeleri vardi. altmis yilin karsiligi: bir dolar yirmi sent.r de. kutu birala 107 . kadinlari düsündü yine. ve simdi. gürültücü. sonra gülüsmeler duydu arkasinda. birkaçi iyi davranmisti ona. digerleri kurnaz.

güldüler. battaniyenin etrafindan dolanip kumda kaldirima dogru yürüdü. "harcanmis yillarda vardir. babalik?" "böyle KONUSMA. babalik? ne yaparsin? kizlardan biri altina yatsa ne yaparsin? ha ?" yürümeye basladi. NEDIR O?" "tanrim. böyle degildi gençler. sarap sisesini kaldirdi. "ne biçim konustun zavalli adamla. rüzgârda saçini düzeltiyordu. Rod!" dedi uzun kizil saçli genç kiz. Rod? bazen NEFRET ediyorum senden!" "BURAYA GEL. güzelim!" güldüler yine. güldüler. ayak parmaklarini kuma gömmüstü. pantolonuna yapismis kumlan silkeledi. iki delikanli ile iki gençkiz ince.n vardi. "kollari ve bacaklari var! yüzü var!" "YÜZÜ MÜ?" ? yanlarina gitti. neydi bun . sen harcanmissin bana kalirsa." gençlerden biri bira kutusunu firlatti. kahveleri ve sandviçleri vardi. genç insanlar kötü degildi. sonra içlerinden biri onu fark etti. babalik. kendi a uçusuyor gibiydi. anlayamiyordu. "yaslilikta utanilacak bir sey yoktur. "hey. KIMILDADI!" ayaga kalkti. biraz kalmisti dibinde. içmenin tam sirasiy-di. esnek vücutlar. "KIMILDADI! bak. kaygisiz. "ne diyorsun. bilmiyorum!" "insan mi?" "nefes aliyor mu? düzer mi?" "neyi düzer mi?" güldüler." "kizlardan biri altina yatsa ne yapabilirsin." "hâlâ iyi bir adamim ben evlat.

Rod kiz i yakaladi. altmis bes yasindaydi Bayan Conn ers." "tesekkür ederim. bunu begendin mi?" diye sordu. "çorba pisirdim."HAYIR!" arkasina bakti. gülerek bogustu-108 lar. karanlikta yüzünü seçemiyordu. Bayan Conners kapiyi açik birakmisti . Barney önce bitirdi. buhar çikti topraktan. kumda yuvarlandilar. bacaklarina ve kucagina dökülen bir isik demeti. kapi çalindi. güzel çorba yaparim. bir isik demeti. banklardan birine oturup ayagindaki kumlan temizledi. size bir tas çorba getireyim mi?" "hayir. severdi karanligi. kiz bir çiglik atti. bir süre oturdu. etsiz. ben agzinda. tel ö sizce açip çorbayi topraga döktü." "hadi Bay Sneed." yataktan kalkip iskemleye oturdu ve bekledi. sonra güldü. öbür çiftin ayaga kalkip öpüstügünü gördü. benim isimi . ev sahibesi Bayan Conners gelmisti. nefis çorba. hatun o anda cevap veremedi. ayak basparmagini hatunun kiçina soktu. iyiydi yüzünü seçememesi. isik süzülüyordu içeri. bir süre okyanusu dinledi. istemiyorum. on daki ka sonra odasindaydi. Rod'un kizi kovaladigini gördü. leziz! bir tas getireyim!" "peki. çorbayi pencereye götürdü. yataga uzandi. kaldirima ulasti. sonra kalkip kasigi si-fonyerin üstüne koydu. tavuk suyu. Bayan Conners çorbayi kucagina yerlestirdi. ayakkabilarini çikardi. "Bay Seed?" "efendim?" kapi açildi. isigi yakmadi. çok güzel. Bay Seed. salladi ve "nasil. tasi sifonyerin üstüne koydu. sonra iç geçirdi. çis sansiydi. oturup çorbayi seyretti. çorbadaki yag kabarciklarin a bakti öylece. bir kasik. ÇORAPSIZ Barney kiçindaydi. bir tas çorba. derin bir iç geçirdi ve öldü. karanlik anlamliydi." dedi. dalgalarin sesini duydu. her zamankinden daha karanlikti. "çok begeneceksiniz. kapiyi kap i ve yataga girdi. kulak kabartti.

sonra Barney evine gitti. ben de evime. sonra ben kiçina geçtim. sonra bir-iki saat kadar içtik.bitirdi. kapinin zili çaldi. saat aksamin dört buçuguna geliyordu. sizincaya kadar içtim. hasta ya da u ykuya muhtaç . Barney agzina. Dan gelmisti.

"bu. evet?" "tanidigin bir ." "dolabina bakabilir miyim?" "bak. buk? buk kusacak. minik bir sakali vardi. döndügümde bütün arsizligi ile kanepemde oturuyordu. ona baktim ve "hasiktir." "dolap dolusu siir olurdu sende eskiden. hiçbir zaman ilgilenmemistim. banyoya kosup bosalttim. sohbet sirasinda son derece sikici nükteler yapma dan edemezdi.mcik var mi?" "ne?" . Bukow ski?" "bilmiyorum. "evet?" diye sordum." "himmm. bir siir atölyesi isleten bir tür komünist entelektüeldi Da n ve klasik müzikten anlardi. kusmuk buk!" ne kadar dogru. heheehehe! ne oldu sana. daha da kötüsü -kafiyeli siir yazardi. "bahar dinletisi için siirlerine ihtiyacimiz var. "elimde hiç siir yok." dinletilerine bir kez olsun katilmamis." "Dan?" "evet." dedim. bu bok! bu da bok! bu da öyle." "biliyorum.. "hey.oldugumda Dan mutlaka gelir. su fena degil. ama kendimi daha iyi hisse tmeye baslamistim. bu bok! bu da!" o siirlerimi degerlendirirken kaç bira içtim bilmiyorum." buzdolabina gidip bir bira aldim. su fena sayilmaz. döndügümde Dan elinde burusuk sayfalarla oturuyordu.. Dan. "yine mi hastasin. ama yillarda n beri evime gelip kafa ütülüyordu ve hâlâ onu basimdan savmanin usturuplu bir yolunu bulamamistim.

.." ona bir bira verdim.." dedim." Vera bardaklari alip geldi.. fermuari ancak 4/3 kapanan bir pantolon ve eski bir gömlek. yolda durup bir sise skoç kaptim." "al. ." onu itip içeri girdim. bir çift ayakkabi." "öyle mi? Charles Bukowski'nin neye benzedigini hep merak etmisimdir. hayli lüks bir evin zilini çaldik. .." "evet." dedi Dan. "seni hiç yemek yerken görmedim.Charles Bukowski. kanepede oturan adamla Vera'nin arasina oturdum.m!" "Vera olabilir belki. indik arabadan.. birini Vera'ya verdim. "Bay Bukowski. "biraz tombul oldugumu düsünüyorum... Dan. selam. ben ve Dan." "Vera." dedi Vera.." yolu tarif etti. skoç. moruk. robumu çikarip eski giysilerimi üstüme geçirdim.. iki bardaga skoç koy dum. bardagami dipledim." "yürü!" "bu siirlerin birkaçini almak isterim. bu. Dan karsimiza oturdu." dedim. kapiyi Vera açti. "siirlerinizi okudum ve.m diyorum. "bacaklari n harikulade. "yemek yemez misin sen?" "sadece belli seyler. herifin teki oturuyordu kanepede. ötekini kendim aldim.mina koyayim. y irtik bir sort. "Ooo."topu topu on santime tav olacak bir kadin taniyor musun?" "bu siirler. kapidan çikip arabaya bi ndik." dedi." "." "siirin . "Ooo.iktir et siirleri! . "bardak var mi?" "elbette. uzanip Vera'nin etegini dizlerine kadar siyirdim. ben de." dedi Vera. ben giyinirken bir bira içmek ister misin?" "bir biradan zarar gelmez.

basimi bacaklarinin arasindan kaldirdigimda Dan karsimiza oturmus piril piril p arliyordu. "senin gitme zamanin geldi saniyorum. "kiçina bir morina baligi sokmak geliy or içimden. . "dünyanin en büyük sairiyim. egilip Vera'nin dizlerinden birini öptüm. "ben gidiyorum!" dedi kanepenin öbür ucunda oturan adam." dedim. kalkti ve gitti. birazdan sira sana ge-112 lecek." içkimi dipledim. eski yor ganlari andiriyordu -ipek kabartma dörtgenler. sari. "ne?" diye sordu. lavanta. "Dan. "Charles." dedi. sonsuza dek eriyebilirim sende. külotunu gördüm. röntgen daha sonra çekilecek otuz-bire renk katar. "Vera. mükemmelsin. "Bak. bildigimiz malzemeden degildi. gerçekten çok güzel bir külottu. "içkiyi severim. külot haline getirilmis minik bir yorgan. merak etme. uzanip gögüslerinden birini kavradim." istemeye istemeye kalkip gitti. bir tane daha koydum. çok geçmeden kiçina kadar çikarmistim etegini. "sismanim. "yasayan mi yoksa ölü mü?" "ölü. yumusacik. hafif yagli." dedim. "Charles. ben de öyleydim. öpüslerin arasina beylik laflar sikistiriyordum. evladim." dedi. Vera bekledi. mavi. dogrulup bir içki daha koydum kendime. skoçtan bir yudu m alip biraz daha yukardan öptüm. hiç acele etmeden içkimi yudumla dim. Vera'nin içkisini tazeledim." dedim."halt etmissin! mükemmelsin!" kendime bir skoç daha koydum. Vera!" "neden?" "yahu nerden bileyim?" etegini indirdi." dedim." Vera elegi kiçinda oturup bekledi. sahaneydi.ve nefis renkler: yesil." dedim. a ma genellikle bir yerden zor kalkip giderdi." dedi. bardagimi dipledim. "sisman bulmuyor musun beni?" "hayir.

"yarigindan isiyorsun." dedim." dedi polislerden biri. BÜTÜN ISTEDIGIM BU! IKINIZI DE TEMIZ BIR ON SANTIM BEKLIYOR!" orada oturmus sisenin dibini görmek üzereydim ki iki aynasiz girdi içeri." dedim." kalktigini gördüm." . çok hos bir daireydi." "Charles. "kimligine karakolda bakariz. eksik. boktan. harcanmis bir makineli tüfek mermisi gibi. "ve külotunu görmeliydin. sevmistim orayi. "beyler?. bir seyden utaniyormusum gibi hissett im kendimi. onu korkutmussunuz. "beyefendi. yar in sabah erken kalkmasi gerekiyormus. öyle mi?" diye sordu polislerden biri. "Nobel komitesinden misiniz? Yoksa Pulit-zer'den mi?" "ayakkabilarini ve pantolonunu giy." dedi. hiç de fena sayilmazdi yanindaki kadin. küçük çentikler damarlarima batiyordu. "büyük asiksin. ama içkiye çok düskün bir adamim ben. "ben Vera'nin arkadasiyim. "lütfen git." "Charles." dedi öteki kadin. çis. degil mi?" "sanirim. kendime bir içki daha koydum. bacaklarimin gidebileceginden daha hi zli. sizden gitmenizi rica ediyorum!" "DINLEYIN. yaninda bir kadin vardi. düzecegim seni." "iste. basimi kaldirdigimda Ver a karsima dikilmisti. "HEMEN!" "beyler. göz açip kapayincaya kadar disari çikarmislardi beni. IKINIZI DE DÜZECEGIM. biraz daha içm k istiyorum. siz kadinlarin en büyük sorunu bu. umursamadim. korkarim ki senden gitmeni isteyecegim. dünya beni izliyormus duygusuna kapildim ve tuhaftir." "tasalanma yavrucugum. "çok güzel bir daireydi . yarin erken kalkip ise gitmek zorundayim. yadirganacak derecede samimi ve insani bir soru oldugunu düsündüm. Charles Bukowski ile muhatap oldugunuzun farkinda misiniz?" diye sordum . SÖZ VERIYORUM! BIRKAÇ IÇKI DAHA IÇMEME IZIN VERIN. ayakkabilari mi ve çoraplarimi çikarmis sortumla oturuyordum. KANCIKLAR." "is. her zamanki gibi fazla siki. simdi ayakkabilarini ve pantolonunu giy-" taktilar kelepçeyi. suçlu.

içeri girdigind e anlayisli bir ses harikulade gelir insana. sonra sivil bir memur geldi. "on bes dakikadir burdasin. sol basparmagimla sorun yasadigim pa rmak izi fasli: "RAHAT OL! KENDINI KASMA!" bu sol basparmakla ilgili olarak suçluluk duygusu hep. sürekli gülümsüyor. kogustan çikip telefon rehberini karistirmaya basladim. "bir telefon hakkin var.. kaç kisiyi aradigimi bilmiyo rum. sayfalari çevirip duruyordum.. çagdaslasiyordu.alisilagelmis fotograf çekimi. fazla özen göstermeksizin arka koltuga firlattilar beni. dibe vurdugunu sanip bir dip daha oldugunu kesfedebiliyordu insan. "kullan. o ayyas kogusunda yüz el li kisiydik ve yüz kirk dokuzunun ayaginda çorap vardi. g ardiyan beni kogusa tikti yine. sonunda vazgeçip orada çürümeye karar verdim. ceplerdeki esyalarin alinmasi. sonra kogusun kapisi açildi ve adim okundu. güldügü.. Meksikalilar yatak odalarindaydilar sanki."kes sesini!" dedi öbür polis. bir zamanlar sarhosken kodese düsmesine ne den oldugum bir arkadasimin annesi açti." b ir kagit parçasi tutusturdu elime. iste o zaman kogusta çorapsiz tek adam oldugumu farkettim. gördügüm her yeni gardiyandan telefon hakkimi talep ettim. çogu yük trenlerinden inmislerdi." dedi gardiyan. iste o an anladim tek dos tum bile olmadigini. tanrisal radyolarini dinledim. tek ben çorapsizd im. beni siçip sivadi. çikinca beni ara. gerçek payi yok da degil. "kefaletle serbestsin. "canavar bu insanlar. . "ne kadar sürecek bu is?" dedi gardiyan." dedi alçak sesle. yardim edebilecegini düsünerek. "allah allah. kendimi ne zaman bu durumda bulsam polislerin ben den üstün olduklari hissine kapilirim." "arayacagim seni." çabuk bir karar verip bir numara aradim. horladigi ve isedigi ayyas kogusundan çikardi beni. "canavar bunlar." dedi gardiyan. kiskandi m rahatliklarini. "dikkatli ol. zamanla b azi seyler degisiyordu. birbirinden sigara istedig i. ama insan kodeste nasil RAHATLAR? sivil memur sorular sorup önündeki yesil formu doldurdu. karakol . bacaklarimi uzatip o rahat ve kibirli konusmalarini." diye yalan söyledim." herkesin son derece rahat bir sekilde yerde yattigi. "senden hoslaniyorum." dedim. mizah anlayisi sifirdi yasli kancigin." dedi..

herkesi geçirdim aklimdan. kaldirimda bekliyorlardi. kefaletimi ödeyen melegin kim oldu gunu düsünüp durdum. . ki bir saat kadar sürer. kimdi bu dost? disari çiktigimda benden nefret ettiklerin i sandigim bir adamla karisi oldugunu ögrendim.kefalet islemi boyunca.

"pekala. Ann." dedi ve kapiyi çarpti. bebegim." "biliyorum.arabalari ile beni evime biraktilar. güzelim. Buke. "Buke?" "evet. tecavüz suçlamasinda bulunmak isteyip istemedigimi sordular." dedim. Ann.. onlara kefalet bedelini ödedikten sonra arab alarina kadar geçirdim. lütfen." "sagol. kapidan içeri girdigimde telefon çaliyordu." gidip bir altilik. hepsi zamana direniyor. bir kadin sesi. "Buke?" "Evet. esyalarini al ve git. çok tatlisin ama gidip içecek bir seyler al maliyim. korkunç. skoç ve bira dolaniyordu kanimda. iyi gelmisti." "hayir. "seninle çok iyi dost olacagimizi saniyorum. agzima girmeye can atan çok dolgun bir gögüs gördüm. istem edigimi söyledim. ama kamisimla ona ulasamiyordum ve hâlâ çorap yoktu ayagimd a. "zaman zaman siirlerini tekrar tekrar okuyorum. "Vera. can ciger. peltelesmis kiçina kina yak!" "Ooo. hiç aklimdan çikmiyorsun. Buke. aradigin için tesekkür ederim. sisko. Buke." Sacramento'dan bir . üs robu vardi. lütfen!" cüzdanimi ve çoraplarimi aldim. biraz önce kodesten çiktim." kapinin zincirini sürmüstü ama içeriyi görebiliyordum. . bir de küçük sise skoç aldim. Buke." "korkunçtun.. beni içeri al." "hayir. Vera ben. ilk skoçu koyuyordum ki telefon çaldi. bardagi bir dikiste yarilayip telefonu açtim. polis çagirdin. Buke." "asagilik kaltak.. hayir. Buk.mcik." "seni seviyorum.. "Vera!. po lisleri çagirdigin için seni bagisliyorum. seninle asla dost olamayiz! korkunç bir kisiligin var!" gögsü yalvariyordu." "ben de. kimsin? biraz önce kodesten çiktim.

bu kez polis esligi olmaksizin geçtim park girisini. bindim. yeterince sehvetli ve palavraci. olur. uzun lafin kisasi.otuz bes dolarimin içinde olup olmadigini kontrol etmek için cüzdanima bakarken Aaron Copeland çaldigini duydum. özenti kaltak. ömründe bir gün olsun çalismamis. hayli saglikli görünüyor. ayni ye re dönmemek sadece ölülere mahsustu." diyorum. kaybetmemek. ayakkabilarimi çikardim. tuhaf: bazen düzüsmemek yarim yamalak bir düzüsten daha iyiydi. sonra da ayakkabil arimi. puroyu yaktim. sonra da bir kez daha iyi bir yurttas olarak geri vitese taktim.. evime dogru. içlerinden biri. 116 SAKIN BIR GECE ziyaretime gelen insanlar biraz tuhaftir. makine gibi çigniyor. diyorum ve ona siirin nasil okunmasi g erektigini anlatiyorum. insanlar birbirlerini öldürmeye devam edecekler. burnumu da. Kuzey Vietnamli öldürmek dogru degil. genellikle yanildigim söylenir." diyor. Maxie. bu oglan. biraz asagida arabami buldum . "o muhabbete hiç girme!" diyor. sonra ben de bildim. Kuzeye Kuzeye kuzeye. Vietnam'dan yirtmak için habire üniversiteye gidiy r. ama hemen hemen herkes tuhaftir biraz . ve bir trafik isiginda unutulmus yarim bir puro buldum küllükte. müthis bir haham olacagindan hiç süphem yok. yaniliyor da olabilirim. ama aslinda savasa karsi degil. gidip biralari ge tiriyorum. mavi dumani üfledim.. motoru isittim. çoraplarimi giydim. o da bir çoklari gibi savasl ari iyi ve kötü olarak ikiye ayiriyor. simdi de hahamlik egitimi görüyor. kendime dogru. sonra yesil yandi. bir siir dinletisinde benim siirlerimden birini okumak istiyor. yeter ki onlara mantiksal b ir neden verin. birayi elimden kapip agzindaki ay çekirdeklerini suluyor. kadim dost. riske girmemek. hafif sisman. karanlik sokakta kuzeye dogru yol aldim. çalisti. minik bir sakal birakmis. iyi bir haham olacak. 117 "isa askina. içecek bir seyin yok mu?" 14 tane ay çekirdegi avuçlayip agzina atiyor. bir seylere dogru. "g . Israil-Arap savasina katilmak istedi ama bavulunu yapma firsati bulama dan savas bitti. iyi bir haham olacak. dünya her zamankinden daha çok sallanip titresiyor ve sonuçlan asikar. iki arabanin arasindan çiktim. "hani bira? tanri askina. purodan bir duman aldim. "isa'yi siz öldürdünüz. Arap öldürülebilir. akimdaki külüstür biliyordu. keyfi kaçiyor.

Times' da çok satiyor ama hiçbir sey yok L.A. isa askina derken onu kastediyordum . ama bu hiçbir sey ifade etmeyebilir.irmeyecegim.L." "evet. .".A. Duncan. yayinevinin en iyi satan yazariyim. tarzim degil." "evet. Times' da. Creeley ve Le-vertov'un birl ikte sattiklarindan fazla satiyorum." "DEHSET CADDESI için yüklü telif aldigini duydum.

iyiydi siirler. geçen gün beni küvetten çikarken gördü. Proust'unki gibi ses geçirmez olacakmis." . su salak haline bak." ded im. karisi Harry'nin çok büyük bir yaz ar oldugunu düsünüyor. DÖRT motosikleti var.000 dolarlik mirasa konan bir hatunla evlendi. adini duyar duymaz köpürüyor. büyük yazari duvarlari mantar k apli odada yazarken görebiliyorum." "evet. galiba. birini doyuramiyorum. neyse. isim bi tmis.." "bana göre degil. o kadar gülünç ki paranin içinde boguluyor.. sonra Harry benim reddettigim bir isi kabul ett i -pornografik dergilere öykü yazmak. yani bogulmus. dalgiç giysisi simdi" Harry'de. iki bin dolara patlayacakmis. iki tarafta da kamis bekliyordu. edebiyattan filan anlayan bir tip degil.biralarimizi yudumladik. kocasinin dalgiçliga meraki varmis." "harikulade. yoksa yaniliyor muyum?" "odasinin duvarlarini mantar kaplatan mi?" 118 "evet. senin küçük kizin nasil? neydi adi? Marina?" "Marina Louise Bukowski." "nerden nereye. durumu vahimdi Harry'nin. be bek bakiciligi yapiyor. Harry'ye çalisabilecegi bir stüdyo yap mak için duvarlardan birini yikiyorlar. 'Lilly bir serçe gibi siçradi çiftçi John'un tel örgüsünün üstünden. Harry akil hastanesinde yatmis bir oglandi." "baska bira var mi?" "tabii." "evet. kocas i ölünce 40. ilk sii r kitabina önsöz yazmistim." "pamuk ipliginden sarkiyorum ben. arkan bos!1" "inanilir gibi degil. afedersin. siir miir yazmiyordu. Harry'yi yolladim. ne dedi biliyor musun?" "hayir." "seni kiskaniyor ama.' dedi. viskinin en kalitelisini içiyor." "'Hank. 'önünde kocaman bir sey sarkiyor. kaza geçirip ölmüs . Proust deg il miydi. "evet. "ha. 500 dolar on bes dakikada havaya uçtu. ben editöre "hayir" dedim. domuz gibi olmus. "Harry nasil?" diye sordum.'" "birakalim su herifi. Harry." "fena fikir degil aslinda. 4 Temmuz'da arkadaslarini arka bahçesine toplayip 500 dolarlik havai fisek patlatti. haykiriyorlardi. sürekli yemek yiyor." "ikisinin de önlerine birbirlerinin adlari islenmis kazaklari var." "neden?" "bilmiyorum.

" dedim.biralari getirdim. "öyle mi?" . "geçenlerde Larry ugradi.

düsmani ya-ri-zeka yapan ayni zehiri kendileri için de istiyorlar.ragi yemisler." "daha iyi gözlemleyebilmek için mi?" "daha iyi gözlemleyebilmek için. gözlemciyim. öyle degil mi?" "iyi bir Amerikali gibi konustun." "yine de devrimin bokun bir kismini temizleyecegini düsünüyorum." "ne yani. bir kötü yönetimden baska bir kötü yönetime geçmekte yarar görmüyorum ben. kuzey eyalet lerin birinde gida ve silah ikmali yapmislar. moruk. sadece kendi açimdan degil . devrimciler tekila içip esniyorlarmis. ama Oregon'da Castro'larla dolu bir siginagi bombalamak istedigimizi varsayalim. IÇERDEN-disariya dogru gerçeklesmesi gerektigi ni anlattim ona. gerçeklesmeyebili r de. atom bombalari yok ama. hava destegi de yok." "ben de." "dinle. egitimsizleri egitmeyelim. gerçeklesebilir de. y. boyunlarina kanli Baris Sembol'leri asan çok hasta insanlar."devrimin yarin sabah gerçeklesecegini saniyor. tüfegini temizleyip hazirlamakla mesgul. devrimin DISARIDAN-içeriye dogru degil. ben duruma bütün açilardan bakmaya çalisiyorum." "allahtan herkes senin gibi degil. simdi Kanada diye tutturdu. hapi yutmadik mi?" "emin degilim. bu bizim iç mes elemiz sayilir ve kimseyi ilgilendirmez." "dogru. her seçimde yapiyoruz bun zaten. çogu firsatçidir bunlarin." "Vietnamlilar'da da yok. kimse bilmiyor. tarih çok agir ilerler. ama devrimcilerin çogunun göt olduklarini biliyorum." "yine de bir gerici gibi konusuyorsun." "siyasetim yok benim. akne sorunlari olan. ben kus yuvasin i yeglerim." "Rusya'dan ve Çin'den korktugumuz için atom bombasini kullanamiyoruz da ondan. hastala n tedavi etmeyelim demiyorum. ama bir çok iyi seyi de yok edecek. ama d inlemiyor beni. demek istedigim bu. devrimcilere katilmak için Meksika'ya gitmi s. ama canavar gibi savasiyorlar. yoksa hapi yutmustuk. asil sorun burada. bu tiplerin ayaklanma baslar baslamaz yaptiklari ilk sey gidip bir renkli televizyon yagmalamak. ama bu devrimcilerin çoguna rahip cübbeleri giydiriyoruz. Haham. . üstüne üstlük dil engeli var. yoksullara yardim etmeyelim. ve bunlarin bazilari karilari tarafindan terkedilmis. bir yolunu bulsalar Ford için çalismayi yegle rler. bir bira daha iç. ve üstüne üstlük son derece IKICI insanlar.

liste uzar gid er. ama bir seyler degisiyor. Spock'a yaptiklarina bak. Kennedy'ler. gençler bir zamanlar yaslilarin düsündügünden daha iyi düsünüyorlar ve yaslilar ölüyor.kodamanlar ne yaptiklarini çok iyi biliyorlar. bu herifler sakaya gelmez." . bunu kabul etmek zorundasin. aceleci davranirsan kiçinin üstüne oturturlar adami. onlarl a her zaman masaya otururum. King. Malcolm X. bu isi kan dökmeden hall ir yolu var hâlâ.

. Rus Devrimi basarisiz mi oldu sence?" "bütünüyle basarisiz olmadilar. çok iyi bir Haham olacaksin. ama bütünüyle basarili da olmadilar." "Hitler'de öyle dedi." "dedigim gibi." "iyi de. agzi olan tek sen degilsin." "bir santimetre ilerlemek için kaç kisiyi öldürmeliyiz?" "bir santimetre bile ilerleyemedigimiz için kaç kisi ölüyor?" "bazen Plato ile konusuyormus gibi hissediyorum kendimi. bu arada sefilhane-ler toplumun iskartaya çikardigi sefillerden geçilmiyor. Fransiz Devrimi." "bu söylediginde dogruluk payi var." "el sikistik mi. yerine ne koyacagiz. sonunu biliyorsun" "ölümün nesi var?" "bu gece hayatin sorunlarini tartisiyoruz." "örümcek ile sinegi mi kastediyorsun. ölümün degil." "var tabii. insanlari satranç piyonlari gibi kullanan top lum yüzünden akil hastanelerinde bos yatak yok. sorun aramizda asili kaliyor. cezaev leri öylesine dolu ki mahkûmlar yerlerde yatiyorlar." "peki. Haham?" 120 "su anda iskenceler sürerken sen agzinin kenarindan konusuyorsun." "denediler en azindan. bana sorarsan 'ya Zafer ya da Ölüm' derim."gözünü korkutmuslar senin. ülkeyi yaktik." "hayir.." "DEHSET CADDESI gibi bir kitap yaziyor." "Plato ile konusuyorsun." bir süre susuyoruz. yoksullar doktor yoklugundan düskünler kogusunda ölüyorlar." "tesekkür ederim. yoksa kedi ile fareyi mi?" "artik bazi seyler idrak etme kolayligina sahip olmasina ragmen Insana karsi Ins an'i kastediyorum. ne diyorsun? kenti atese mi verelim." "Amerikan Devrimi. . yahudi sakalli bir Plato ile. ülkeyi atese verelim. sonra da katillerle el sikismak istiyors un.

. evlat. cesur insanin hayal gücü sifira yaki ndir." "yeterince önemli oldugunu sanmiyorum." ve sustuk bir kez daha." "sakal birakirsin. Haham. aydin ve yazarlarin sorunu BU -kendi rahatlan ve kendi acilan disinda fa zla bir sey hissedemiyorlar. not aliyorum. iyi misin?" "evet. hem baska yönden de talihliyim çünkü sessiz ve gizli bir ün benimki. yollara dökülmüs üç-d enç. silahlarin çogunu kimin atesledigini biliyoruz." . eskiden bu çetenin çok degerli zamanimi katledecegini düsünürdüm. iyiyim. ama talih benden yanaymis çünkü her biri bir seyler getirdi bana." "Sam'e. ki dogal ama boktan." "bunun için allaha sükrediyorum. ama bazilarini kimlerin at eslediginden emin degiliz. yoksa çilginin teki mi? bir tahminde bulunmaktan kor kuyorum. konusurlar. polis mi. bir fare misal i kolumdan yukari kosan mucizeyi hissediyorum. ordu mu. ne hay at bu bana kirk sekizimde bahsedilen. fahiseler. Michigan'a gitmekte olan Loyola'li bir profesör. göbegi bira dolu ayaga kalkiyor oglan." "evet. beni hayatta tuttular." "tabii. korkak gelecegi görebilen insandir. "meclis. ön bahçesine insanlarin çadir kurdugu b Henry Miller olmayacagim hiçbir zaman." "tesekkür ederim. Plato'nun yahudi sakali yoktu. tüfekli devrimciler.bir aydin ya da yazar olarak KENDI kiçin kapanda degilken bu hosluklari gözlemlemek pek memnuniyet verici. babam sana selam yolladi. "gitmek zorundayim. öyleyim. FBI. yarinin Haham'i pazar sabahi kahvaltilarin da gürler." "bir bira daha iç." "senin biraz korkak oldugunu düsünüyorum" "evet." "bazen ben SENIN çok iyi bir Haham olacagini düsünüyorum. "silah kontrol yasasi ile bir seyleri çözecegini düsünüyor.." diyor dostum. beyinlerine Bukowski kitaplari zulalamis berduslar. ve tas duvarlarin arkasina siginmis bir Jeffers gibi hissetmiyorum kend imi artik. tazelerler beni: gelecegin Hahamlari. çünkü sira bana da gelebilir. hâlâ mücadele ediyorum. sonuna kadar savasmaliyiz. dedigimi ilet. kadin s airler. Riverside'da yasayan bir baska profesör. yarin tatli düslerin en tatlisi oldugunu bilmese de. çesit çesit insan gelir be ni görmeye. tuhaf aksamlardan biri daha iste. gözlemliyorum. savasa devam. devlet mi. r seyler birakti." "dogru degil. iyi insanlarin iyiliklerini. tamamlamayi düsündügüm birkaç sone var. sabah bir dersim var. tanrilar cömert davrandilar bana.

Bukowski ucuz pansiyon odalarinda agladi. parliyor ve gümbürdüyor. islerin nasil gittigini. sol mememin üstünde. 123 RENO'DA BIR ADAMI VURDUM Judy Garland New York Filarmonik'de sarki söylediginde Bukows-ki agladi. basamaklari iniyor. bozuk paradan. zarlarda ne geldigini. otobüslerden." herseye ragmen kendime göre bir çekiciligim var. hiçbir seye ihtiyaç duymazsin burad a. Sherley Temple "I Got Animal Crackers in my Soup"u söylediginde Bukowski agladi. daktilo kül içinde. duvarlarin na sil gülümsedigini sadece iki yalniz keklik bilecek. devrimci annesi ile Arizona'da bir yerde simdi. Bukowski'nin midesi zayif. 1968 yilinin temmuz ayindayiz ve kapinin kirilip gözleri bayat jöleyi a ndiran iki kisinin ellerinde hava sogutmali makineli tüfeklerle içeri girmesini beklerken örseliyorum mak inenin tuslarini. sineklerden. Bukowski konusmayi bilmez. kiliselerden. daktilomun y aninda iki santim boyunda iki küçük beyaz bebek patisi duruyor. Bukowski kadinlard an korkar. Bukowski goril olsaydi kabileden kovulurdu. çok güzel bir aksam geçirdim. biraz sisman. sonra gidiyor. oturup bunu yaziyorum size. içi gazete ve paçavra dolu bir kiler çikiyor karsimiza. güç. Bukowski'nin fobileri var ve sözlüklerden. Bukowski yasli." ne pencere var ne de yatak. Bukowski giyinmeyi bilmez. dostum ruhumun etini kemiklerimden ayirmakta o kadar kararli ki kendi varolusun u unutmus gibi. kizim Marina koydu onlari oraya. Bukowski 45 yildir bir kez bile uçu rtma uçurmadi. iyi geceler. gelmezler insallah. "istedigin zaman burada kalabilirsin. örümceklerden. bitten ve u cubelerden nefret eder. yere isedigini hiç görmedim.. ama banyoya bitisik. park banklarindan.. güç fazlasi. sirada ne oldugunu bilesiniz diye. "ama Bukowski çok temiz kusar. Bukowski savasa gitmedi. Bukowski." gidisini seyrediyorum. çok hoslaniyorum ondan. gözden kayboluyor. görüyor musunuz? sonra küçük bir kapiyi a . ama iyi böyle. iyi bir Haham ola 122 çak. rahibelerden."telefon numaram var mi sende?" "evet. hiç de fena görün-124 .

"biraz Lenny Bruce dinlemek ister misin?" "hayir." . tesekkür ederim." "sorun degil.müyor bana. gidip bir çift kulak tikaci alabilirim. "ama çaldigim müzik yüzünden kulak tikaci kullanman gerekecek." oturma odasina dönüyoruz.

"Bukowski?" "evet?" "Bill. ama yine de açlara. savasan insanlar için yapilacak tek sey var: savasa son vermek. Judy Garland'i sever." "hayir." "sesini begeniyorum. cezaevindeki insanlar için yapilac ak tek sey var: unlari salmak. ama benim kafam öyle çalisir. kutsalliga ya da cesarete dair hiçbir sey göremiyorum bu iste. "niye?" "halkla iliskiler numarasindan baska bir sey degil. "Bukowski." "bunu söyleyemezsin. çikarken Johny Cash'i tekrar koyuyorlar." "sisman ve ayyas." Johnny Cash cezaevindeki çocuklari ayni Bob Hope'un Noel zamani Vietnam'da yaptigi gibi uyutuyor gibi geliyor bana." diyorum. "kapat sunu." . kapana kisilmislara kurabiye yerine etsiz kemik atildigi duygusuna kapiliyorum. hiçbir yere varamayan insanl ar. biraz erken ayriliyorum."Ginsberg. yolda durup bira aliyorum. hayir. sonunda Johnny Cash'in Folsom cezaevinde ve rdigi konserle vuruyorlar beni." "New York'da söylediginde sevdim onu." hep ayni sey -kasap biçagi ile herkesi parçalamaya çalisan. ruhu tasmisti. ama cezaevinde ancak gerçek bir mahkûm sarki söyleyebilir. "bir adami vurdum Reno'da ölüsünü seyretmek için. kimse eline su dökemezdi. hücreleri nde degiller." "biz bunun iyi müzik oldugunu düsünüyoruz." "biz yine de seviyoruz. ya da pikabi. mahkûmlar bagirip çagiriyorlar." "bir sürü insan yatti. Somewhere Over the Rainbow." karisi ve iki müzisyen genç zenci var odada. telefon çalarken içeri giriyorum." hiç susmuyor kaset çalari. Johnny'de yatti.

biliyorsun?" "benim için sakincasi yok." "n'apiyorsun?" "hiç. herseye karsilar." "siirine büyük hayranlik duyuyor." "bana gelsene." "ben de gazeteyi okudugunu. seni bazi insanlarla tanistirmak istiyorum." "bu cumartesi gelebilecek misin?" .' "öyle mi?" "o ahlaksiz paçavra parçasi için yazmayi sürdüyor musun?" "ne?" "su hipi gazetesi." "benim kisisel fikrimi soracak olursan... Bill." "hayir." "biliyor musun." "onun da sakincasi yok. bir gün seni davet etmekten usanacagim."selam." "hiç okudun mu?" "elbette. "ben bagladigini saniyordum. zamanini bosa harciyorsun." "baska zaman. Charley." "bu arada." "cumartesi aksami n'apiyorsun?" "sözüm var. ortak dostumuzdan hiç haber aldin mi?" "Paul'u mu kastediyorsun?" "evet. istedigim gibi yaziyo rum. senin siirini sevmiyorum." "gazetenin siyasi görüsü beni baglamiyor.

ve yine.. Malibu'da yasiyor." bir kasap daha. Marty. o adam pornografi yayincisi. sigara yaktim. son iki sütununu okudum." "selam. iki satir yazmistim ki telefon çaldi. o sütunlari istiyorum. siirimi kötü buldugunu söyledi. bu kadar iyi yazdigini bilmiyordum. seni ilgilendirir mi?" "tabii. Bukowski Barney'nin Yeri'nde kepa ze oldu. oturdum. bir bira açtim. o da her an herkesin basina gelebilirdi. Bukowski Miki Fare'nin bir nazi oldugunu düsünüyor. hayatini yazarak -fels efi seks palavralarindan olusmus bir çorba. "Buk?" "evet?" "Marty." "o sütunlari istiyorum. ben hayalarini kasaba satmayi reddeden ihtiyardim." "dinle." "eyvallah. Bukowski Ginsberg'i kiskaniyor."hayir. neydi dertleri? Bili. benimle giristikleri savastan muzaffer olarak çikmalari ancak beni esek sudan gelinceye kadar dövmekle mümkün dü." "biraz önce Malibu'dan bir dostum aradi. Bukowski agladi Judy G arland. ve küçük bok fis keleri firlatacakti bana. benimle çalisirsan üniversitelere girersin. o . kendine dikkat et. daktiloya temiz bir kagit taktim. Bu kowski Rimbaud'yu anlayamaz. Bukowski 1963'den beri adam gibi tek siir yazmadi." "yayin hakki ------'a ait. Buko wski'nin bes yil ömrü kaldi.. sütunlarin siirlerin kadar iyi.kazaniyordu ve 126 bir bok yazamiyordu ve sürekli telefondaydi. bu onlari delirtiyordu. Bukowski kiçini ikinci kalite kahverengi tuvalet kagidi ile siler." "halt etmis." "yahu. Bukowski 1969 model Cadillac'lari kiskaniyor. bir adam vurdum Reno'da. sütunlarini ki tap olarak basmayi düsünüyorum. iyi geceler." "günün birinde seni davet etmekten usanacagim. yine arayacakti. en iyi kitapçilara girersin.

çevre seni kesfetti mi sirtin yere gelmez. yüzyillardan beri baslarina kakilan girif t yazindan usanmislar artik. bütün eski kitaplarini tekrar basip bir ya da bir buçuk dolardan milyonlarca satacagiz. göreceksin." "böyle bir seyin beni çekilmez biri yapacagindan korkmuyor mu .

mina kodugumun YILI. Wilshire Bulva-ri'ni kesen sok aklardan biri." Bukowski. ayni zamanda düstük o boktan ise.. çok içiyor musun?" "Barney'nin yerinde adamin tekinin yakasina yapisip bir güzel sallamisim. Rimbaud okuyan bir zenci melezi." "tamam. anne beyaz. on yil. son provayi yolladilar. on. ama ögrenci sayilirim hâlâ. Havana günesinin altinda kusboku kapli. olur mu?" " ayret edecegim. talihi kimin söndürdügünü merak ediyor. Bukowski dünyanin duvarlarinin içinde kafayi yemis. sonra saati hatirladim. iyi geceler. daha çok sonsuza dek bokun içind e yüzmek istemedigimiz için.' "zaten çekilmez herifin biri degil misin? hele içince. on yil. sütunlarla ilgili bilgi ver bana. gurur meselesi. otuz bir çekerken ." "hipodromdan uzak durmayi beceremiyor musun?" "siz orospu çocuklari kazandigim za man tek kelime etmiyorsunuz ama. daha kötüsü d e olabilirdi ama." '"Penguin'in basacagi kitap ne oldu?" "Stanges ocak ayinda diyor. hiçbir seye kapali degilim.. Bukowski ile Castro'nun heykeli. arka tarafa park edip arka kapiyi çaldim. ON YIL. her ne kadar bok iyi bir hoca olsa da insanin alabilecegi ders ler sinirliydi." "haklisin. ortak bir yan. o gece büroda kalip bekleyecegini söylemist i. kocaman tabelada adi soyadi yazili. anliyor musun?" "kitaplarini bir buçuk dolara pazara sürmeden önce ölme veya kendini öldürtme. kapi açildi. büyük yazar. Marty. ON YIL.sun. tandem bisikletle zafe re pedalliyorlar -Bukowski arka selede.. Wi lshire Bulvari'ni çok sevdigimi söyleyemem. baba zenci. on . Kremlin'e Bukowski'nin heykelini dikiyorlar. herkes için çok geçken Bukow y Garland'a kesiliyor. Bukowski 19 yasinda iri gögüs lü bir zenci melezini kaplan kirbaci ile kirbaçliyor. sonra bogulup gidiyordunuz bokun içinde. 128 "Hank. laf açilmis ken. Bukowski kus sütüyle banyo yapiyor. bir zamanlar ayni boktan iste birlikte çalismistik. doku/ buçuga geliyordu saat. orospu çocugu!" . yari-zenci. bir de at bahislerinde kayb ettigim elli dolarlik bir avans.. çikip arabama bindim yine. neyse." "nasil yani?" "o benim yakama yapisip bir güzel sallayabilirdi mesela.

ama perso nelin ve sekreterlerin yoklugunda mekan gerçekten hos. görkemden etkilenecek biri degilsin.."Jim. seni sansli köpek. eyvallah. iki altilik . 7-8 odasi var. hiçbir seye kapali degilim. masasina gidiyoruz." pesinden gittim. tanrim." "yukari çikalim.

"sonra da sözlesmeyi yapariz." dedim." masanin genisligi bes metre var. dünya ögütücü ve rutin külfetleri ile saatlerim imi çalmis." "dahilsin. üstüme sinmis o sokak köpegi havasi. ben devrimci bile degilim.. "gerçek bir insanla konusma-yali aylar oldu." güldü. belli oluyor. ne boktan bir hayat yas amistim! aynalar. on yil.paketi masanin üstüne koyuyorum. rahat. "koçum. hepsi de kötü." "o sinifa dahil oldugumdan emin degilim. yilginligimdan. bugün el ine ne geçtigini biliyorum. firildagina oturmus bok herifler tarafi ndan." "kabul edemem. ama bu tür seyler bazen yürümez. sana kendi büronu vermek istiyorum. yorgunum sadece. ve utaniyor um biraz. utaniyorum yilginligimdan." güldüm." "beynine ihtiyacim var. ne istedigini anlatti. beni gördügü için gerçekten memnun. kendi masani.. bir düsün içindeki bir düsün içindeki bir düs gibi. sarkik göbek. aynalar. böyle seyleri tasarlayabilen. "ciddiyim. en az on bes yil daha yasli gösteriyorum ondan." "neden?" "sana yararimin ne olacagini bilmek zorundayim. "cehennemi günler yasiyorum. "Jim. iki katini verebilirim. "rayina oturtmak üç ayi bulur. plani öyle mükemmeldi ki gülmeden edemedim. kendi koltugunu." "benim için sakincasi yok. ben 48. devrimcinin iyisi yoksul adamdan çikar. çok yakisikli görünüyordu açik san kazagi ile." dedi." sonra planini açikladi. ari gibi çalisan bir beyne sahip. o 43 yasinda." . böyle yerlerden yüzlerce kez kovuldum. parasindan degil. simdi oturmus masanin öbür yaninda adamla içki içiyorum ve o gün ne biliyorsam bugün de o kadar biliyorum.

" "güzel. insanlarin SICAK BEYAZ BIR SIVIY I KALIPLARA DÖKTÜGÜNÜ biliyor muydun? yag ya da sos döker gibi döküyorlar. herkes bana bakiyor. kumasi delip 130 tenine saplaniyorlar." "ne?" "postaneye daha fazla katlanamadim." ik-üç saat kadar içiyoruz. Luke. heryerim!'."yürüyecek. "hâlâ postanede misin?" diye soruyor." "biliyorum. ertesi gün ben de uzun kollu bir gömlek giyip boynuma bir atki doladim. sonra o ertesi sabah (cumartesi) çikacagi yat gezisi için uyku sunu almak üzere evine gidiyor. kollarim. üstümde yakasi açik ki sa kollu bir gömlek var. biliyorsun? istifa ettim. yarim saatte kör eder adami. 'her yerim kasiniyor! b oynum. ve orada bir zamanlar postanede çalisan biri ile karsilasma-diysam ne o layim. yavrum!" bir baska zenci (ya da siyahi) adam. "evet. 'hey. harika. moruk.mina kodugum cami o kadar ince siçriyor ki göremiyorsun. degisiklik. biliyor musun? insani öldüren budur: tekdüzelik. ayrilmak zorunda kaldim. sen nasilsin?" . bu ne sikim is?' dedim. bir süre sonra her yerim kasinmaya basladi. dökümhaneye girdim." ". alisirsin.' dedi bana. camdan minic ik oklar. cam elyafi fabrikasi. ben arabami o lüks semtten çikarip gecenin son içkisini içmek için igrenç ba lardan birine giriyorum. (beyaz adamlar geceleri ne yaparlar?) düskün bir hali var. ilk sabah makinenin basina geçtim." "neyse. ona bir içki ismarliyorum. 'önemli degil." "bu arada duvarlarimi kaybedersem kilerinde kalmama izin verecek bir arkadasim var.mina koyayim. iste o zaman neden koruyucu gözlük taktirdiklarini anliyorsun . makineyi çalistirip ise koyuldum. ama yaran olmadi -." "Hank. Inanilir gibi degi kaynar sivi! ayrildim. boynuna da kalin bir atki dolamis. ama pezevengin üstünde uzun kollu bi r gömlek var. "Luke! orospu çocugu. hemen baska bir i se girdim. ustabasini çagirip.

Luke." . bana bakip bakip etegini yukari kaldiriyor." "bacaklari harikulade ama."suradaki kaltak." "evet. delidir. öyle." "hiç takilma.

içkimi alip yanina gittim. Luke'un yanina gidiyorum. hem çocuklarin aralarinda dedigi gibi. ne kancik. ne Sihirli Degnek. barmenden iki altilik istiyorum. "selam. tel efonun zilini dinledim. siz orospu çocuklari sustalimi aldiniz. güzelim. kapatip cebime koyuyorum. ey.asak derileri. sadece hastasiz doktorlar sadece yagmu rsuz bulutlar sadece günsüz günler. ama s everim aptallik yapmayi. i yiydi. ne de Büyük Dehalar Asla. "ne çikar. Luke'un arabasi yok. ey hüzün ve kapanan duvarlar -ne Noel Baba. su damladiginda Bukowski aglar. fiskiyeli mabedler.asak derileri. harikulade alti santim uzunlugun da çelik firliyor. saatin ikiye geldigini fark ediyorum. ey fiskiyeli . ey bütün bunlari basimiza musallat eden Tann. kimiyle ikinci ilkten iyidir. Bukowski Noel Bab a'dan nefret eder. Bukowski uçaga binmekten korkar. bir bira açip salincakli koltuga oturdum. ey daha da çirkinlesecek çirkinler. Ikinci olmakt an nefret ederim. ne Külkedisi. aptalca.". ama uzun zamandan beri ilk olamamissan ve büyük bir SANATÇI ve hayat adamiysan. ey altin dünyanin sefil ara sokaklarinda yatan ber duslar. ikinci likle YETINIRSIN. Luke 8. Bukowski daktilo silecekle rinden çarpik figürler yapar. ey ulu polis. içkilerimizi bitiriy oruz. ey her yerdeki ulu budalalar. "bir adim daha atarsan seni hadim ederim!" diyor k ancik. yüzü ifadesiz. ey dengeli ve dengesiz ve kutsal v e kabiz hepimizi tek tek güzelce sizdiran saat tiktaklari. "dünyanin yolu.". Cadde ile Irola yakinlarinda oturuyordu." Century yolunu yarilamisken o harikulade bacaklarin arkada havaya kalktiklarini görüyorum. ey ulu diktatörler. bana yakin sayilir. Bu-kowski agladiginda su damlar. barmenin yüzünde hâlâ ifade yok. evine vardigimizda kapiyi açti. ey yalniz ahtapot. bacaklar indiginde karanlik bir köseye çekip Luke'a biraz hava almasini söylüyorum. kadin pesimizden geliyor. barmene bakiyorum. ey çirkinlesecek çocuklar. ey ulu silahlar . Bukowski kahverengi bot giyer. yetmisti -sabah. "neresi?". sustaliyi bir onluga sarip eline tutusturdum. kapiyi açarken telefon çalmaya basladi." elini çantasina sokuyor. ey insanligi n sabah ayakkabisinin yine görmedigi taze köpek boku misali her yerdeki çirkinligi. çikariyor. elbette. dügmeye basiyor. bok sadece ve bokun silinisi. önüne bakar bakmaz bileginden kavrayip sustaliyi elinden aliyor um. guguk -bok sadece ve köpeklerin ve çocuklarin kirbaçlanisi. aksam ve gece. "beni eve birakin". çikip arabama yürüyoru z. Uçurtmadan sarayina ve zamankarti meleklerinin huzuruna çiktigimizda bir kez olsun .birer içki daha söyledim. ey . içkisini deviriyorum. "Century civari.

evet öyle yaptim. bizim ve SANA bütün yapacaklarimiz için MERHAMET MERHAMET MERHAMET diye bagiran sesini duymak istiyorum. sonra içeri girdim. oturdum ve telefonun zilini dinledim. Irola'dan sapip dosdogru Normandie'ye sürdüm. .KENDIN.

sonra da Hollywood Bulvari'na sürdüm.1975? ve tanrim. ve ben neredeyse ölmüstüm. aslinda bütün korkunç gerçek KIMSENIN ELINDEN HIÇBIR SEY GELMEDIGIYDI-sairler siir yazamiyorlardi. simdi hersey her allanin günü pos ami çikarirken o istegi duymuyorum artik -her gün tek tek simdi. bunun sihirli bir sey olacagini düsünmüstüm. Cuma. günlerden cuma.000 yilini görmek isterim. gelecegin oyun kurucularindan birinin sall adigi futbol topundan son anda egilerek yirttim. ve arabama bindim. ve güneye saptim. dagilma. külüstür.Sunset'e girdim. ki bir o kadar boktandir. sonra aslinda Sunset Bulvari'na gitm ek istedigimi hatirladim.servis sefini görmen gerekirdi ama servis sefi sürekli bir yerlere saklaniyordu. tamirci ler arabalari tamir edemiyorlardi. ne hari kulade bir insan! -ve bir sey sorarsan kafasi bozulurdu. o kitabi okudugum günü hatirliyorum. direksiyonunda solgun bir sarisin oturan kirmizi Chevy'nin yanina çektim. dagilma. basini deliklerden birinden çikarirdi.ikerim onu. disçiler dis çekemiyorlardi. Çin gibi on milyon kilometre uzakt a. batiya. 2000 yilini görmek istiyordum. M. agzinda sakiz.o da tamirciden korkuyor. ayik kal be adam. lanet olsun!. yil 1975 . beni gerçekten öfkelendiren tek caddeydi.IKTIR!" çekip arabayi çalistirdim. karanlik ve yagmurlu -bir ölüm dolabi.132 KADIN YAGMURU dün. kiç kiça dikilmis camdan hiçlik 133 ler. matemin kusan köpekleri -karanlik ve yagmurlu. babam her allanin günü posami çika ken 80 yasina kadar yasamak. California. diye geçirdim içimden. Çin on kilometre ötede. bir blok batiya sürdüm. 1984. bir tamirci görürsün arada sirada. solgun s arisinla huzursuz ve nefret dolu bir sekilde bakistik -ben çölün ortasinda kimsecikler yokken . berberler saç kesemiyorlar . karanlik ve yagmurlu. geri vitese taktigim gibi çiktim ora dan. o ve ben. karanlik ve yagmurluydu. diye geçirmistim içimden. deyip durd um kendime ve kapidan çikip evsahibimin bahçesine çiktim. SAVAS.ikerim onu ancak diye geçirdi içinden ve bir ". ah. ve gidip on iki taksitin besincisini y atirdim. orada saatlerce otursan bir al-lahin kulu gelip ne istedig ini sormaz. karanlik ve igr enç bir ölüm dolabi: Los Angeles. diye geçirdim içimde n. ve simdi-neredeyse oradaydik. ona fazla yüklenmeye çekiniyordu. servis yok. 1984'e bir sey kalmadi.ayik kal be adam. kusturucu po sayi çignemis tükürmeye hazirlaniyordum.C Slum'in serv isine girdim. durmadan kalkip inen silec ekler ve camlarin arkasindaki o YÜZLER! -peh!. o da bana bakip sönmüs bir volkanin içinde kimsecikler yokken . diye düsün dügümü hatirladim. karanlik ve yagmurlu.ve çocukken 2. aksamüstü. bulvarlarin en kasvetlisi.

ekmeklerden ve fasulyeden dis kiran küçük taslar çikiyordu. ARKADASIM!" "peki. büyük yeni bir araba. ayik kal be adam. bir kadin girdi içeri arabasiyla. Biers'in servisine girip kapinin yanina park ettim. çamasirhaneler gömleklerini ve çarsaflarini yirtiyor. dag ilma. futbolcular korkaktilar. arabadan in dim. BURDAN ÇIK VE KARSIYA PARK ET!" geri vitese taktim. hafif uçuk. serv is sefi sen misin?" "HAYIR! HAYIR! BEN SERVIS SEFI DEGILIM! ORAYA PARK EDEMEZSIN. geri yürüdüm ve üstünde "Servis Sefi" yazan küçük kürsünün yanina 134 dikildim. tel efoncular sübyanci. falan filan falan filan. cerrahlar nesterle çuvalliyorlardi. karanlik ve yagmurlu. çoraplarini kaybedi yorlardi. oradan çikip karsiya park ettim. bakanlar ve baskanlar örümcek agina yakalanmis sümüklüböceklerin sagduyu a sahiptiler. servis sefi nerede? tuvalette çüküyle mi oynuyor?" "GERI VITESE TAK. iri ve kara bir orospu çocugu agzinda puro bana dogru g eldi kosarak: "HEY! SEN! SANA SÖYLÜYORUM! ORAYA PARK EDEMEZSIN!" "buraya park edemeyecegimi biliyorum! sadece servis sefini görmek istiyorum. kapisi ar alik.di. valiler. telasli bir hali vardi .

ne bacaklar. karanlik. "PEKALA. arabadan indi. diye geçirdim içimden. ama adamin refleksleri güçlüydü. bacaklarina ve kiçina bakip içimden. BAYAN? SORUN NE? AKÜ? AKÜNÜZ MÜ BOSALDI?" ve kosarak gidip tekerlekli bir arabaya monte edilmis bir a kü ile döndü. EVET." "HEY. "rot balans. kadin üçüncü ya da dördüncü denemede arabayi çalistirdi. bagirsaklari bok dolu. tikaliydi ve ürkekti ve yorgundu islak Los Angeles aksaminda. ben duvarima yasla nip trafigi seyrettim. az kalsin eziyordu da. HERITITO!" ufak tefek bir Japon geldi kosarak. bakakaldim bacaklarina. kad in köseyi döndü. aptal kancik. "HEY!" "NE VAR?" dedi. DEVAM EDIN. "62 Comet. ve bütün aptalligi ve uçuklug uyla orada öylece durdu ve servis sefi erkekler tuvaletinden çikti. en aptallari en iyi .hatunun. himm. evhamliyim. SIMDI GERI VITESE TAKIP BURADAN ÇIKIN VE BINANIN YAN TARAFINA PARK EDIN! AKÜNÜZÜ DOLDURACAGIZ!" hatun geri geri çikarken o da arabanin yanisira kosup basini pencereden içeri soktu kadinin bacaklarina bakarak. DEVAM EDIN!" bacaklarina bakarak. diye geçirerek. o orada kalakaldi." dedim Heritito'ya. tuhaf tuhaf bakti bana. ikimizin de kamisi kalkmisti. "NASIL BIR YARDIM?" "rot balans seklinde. bakarak. "El FRENINI ÇEKIN! ITESI BOSA ALIN!" kus beyinli kancik. yaslandigim duvardan ona dogru yürüdüm." dedim Heritito'ya. kadina kaputun nasil açildigini sordu ve ben dikildim orada onlar kaputla u grasirken. her zaman yanimda iki -üç yedek anahtar tasirim. "EVET. "YARDIMA IHTIYACIM VAR!" dedim kalkmis kamisimla yürüyerek. kimbilir kaç erkek öldürmüstür? iri er. sorun degildi benim için. "anahtarlarini ver. etegi kalçasina kadar siyrildi inerken. mini mini bir etek. sonunda kaputu açtilar. uzun gri çoraplar." Heritito'ya anahtarlarimi verdim. sonra da vitese takip kablolari çikarmakla mesgul ol an servis sefini ezmeye çalisti.ikilir çünkü insanda nefret duyg usu uyandirirlar. 1984'ün üstünden yirmi . uçak pullarini çagristiran kirmizi bir agiz. "YARDIMCI OLABILIR MIYIM. servis sefi tuvalete giderken Heritito'da 62 Comet'e dogru yürüdü. sef kablolari baglayip kadina arabasini çalistirmasini söyled i.

yil geçmisti bile. Heritito 12 taksitinin 5'i ödenmis mavi Come t'imi rot balans çukuruna gazladi ve kamisim indi. blokun etrafini iki kez dolandim. . karanlik boktan bir yagmur. 200 kisinin anindan geçtim. Heritito tekerlekleri söküp yürüyüse çikti. toplumun tamami karincalara ve hamamböceklerine sunulan bir dogum pastasi denli anlamsiz.

sortlari arabanin bagajina koydum. elimde anahtarlik kös eye kostum. basimi pencereden çikardim. orada durmus anahtarimi anahtarligima takmakla mesguldüm ki mini etekli ve semsiyeli bir hatun girdi içeri. sahip olmayi isteyecegim t ek sey bile göremedim o vitrinlerde. sev. beklerken markete girip 5 dolara 4 adet sort aldim. 14'ünde. fazla yasliydi kadin. neyse." dedim ba-136 caklara. bu da alti buçuk demekti. dükkanlarin vitrinlerine baktim. gülümseyerek. ama bu eski tarzda giyinmisti -topuklu ayakkabilar. belki 20 yil önce. g eri geri çikan kadinin teki beni altina aliyordu az kalsin. sev anneannenin sigillerini. 15'inde. düz ayakkabilar. cinsell igi yok etmeye yönelik boktan seyler. tanrim. bana bakti. anah tarligi tutan elim titredi. iri takma disler. jartiyerleri mordu: "nereye gittigine dikkat etsene. küt. nereye ödüyorum?" "bitmedi. evhamli birini kesmez. araba taksiti. "n'apicagim beyefendi?" "soguk bir sey iç.tek bir insan göremedim. sadece BIR bagaj a nahtarim kaldigini fark ettim. yagmura baktim ve yavasça bana dogru geldi. onlarsiz hiç sansim yoktu h ayatta. anahtarin parasini öderken yasli bir kadin gel di kosarak. paraya ihtiyacim vardi. süpersin." "hi mm. insanin suratinda iki kiloluk kirmizi bir eldiven gibi patlayan anlamsiz seyler. uzun naylon çor aplar." o aksam atlar kosuyorlardi. ne vücut! herkes bakiyordu. e tegi dizlerine kadar inmis. gözlerde deli bir bakis. Heritito'nun eli hayli çabuktu. insanlarin nasil geçindiklerini anlayamiyordum. anahta ciya gittim." dedim ve yürüdüm. nafaka. sev. kamyonun teki önüme park etmis! çikamiyorum!" "beni baglamaz. "Hey. bacaklari sül beyaz. basimi penceresinden içeri sokup baca klarina baktim. minik anahtarimi yaptirmi stim. radyo. ama hepsinin üstünde etiket vardi. bagaji kilitledim. ama oyunlarimi saptayabilmek için bir saat önce o rada olmam gerekiyordu. etegi nerdey-se kiçinda ve allahim. balansi yaptik simdi de rot ayarina sokacagiz. yedi buçuktaki ilk kosuya yetismek istiyordum. yerdeydin. basarisizlik. bir pikap. benim bildigim mini etekle örgülü kalin çoraplar filan giyilir. neyse. hâlâ yagiyordu. bir anahtar daha yaptirdim. "sey. önünde bir araba var. karanlik bir yagmur. ne halt yiyebilirim ki gitarla? yakabilirim. yagmur. televizyon. döndüm." dedi anahtarci. son zamanlarda sansim yaver gidiyordu. o . iki ayakli bir seks bombasiydi. yarim saat sonra arabayi rot balanstan çikarip park etmisti. "beni ezmene ramak kaldi!" yüzünü hiç görmedim. ayin 13'ünde kira. servisin içindeki anahtarciya dogru yürümeye basladim. muhtaçtim atlara. bir gitar.

dünya adami. 4 sort 5 dolar.kiçi arkadan seyretmek istiyorum. uzun uzun bir seyler anla tti ve kadin gülümsedi. "umarim bu gece eglenirsin!" dedi kadin. kivirtarak. adiyla seslendi. sonra duvara yaslanip öylece durdu. 15'inde arabanin taksiti. yedi buçuk. NE YAPACAGINI BILMIYORSUN. "seni gördügüme ne kadar sevindigimi bilemezsin!" dedi adam. 92 NUMARA. "aman allahim. genç. suna bak!" diyo rlardi. istekli. ete ihtiyacim vardi. 13'ünde ki ra. diye geçirdim içimden. ama ilk kosuya yetismeliydim. beklerken onu gördüm. harikulade nerdeyse. et reyonuna gidip bir numara aldim. kadinin pesinden markete girdim. bana bakip gülümseye rek. iyi giyimli bir adam kadinin arkasinda n kosturdu. anahtari anahtarliga taktim. ilk kosu ilk kosu. bakiyor ve gü süyordu. 92. benden on adim uzakta. 14'ünde nafaka. kadini ekiyor muydu dangalak? ha staydi bu herif. NASIL DAVRANACAGINI . markette çalkalaya çal kalaya yürüyüsünü seyrettim. kivirtarak. bana dogru yürüyordu. diye geçirdim içimden. rot balans. erkekler baslarini çevirip birbirlerine. yemedi götüm. KORKUYORSUN ONDAN. yüzü de hostu. ama kiç köseyi döndü ve agir agir imdan geçti. yarigi faras gibidir belki.

hayir hayir hayir hayir.asak yok. ilk kosuya yetismeliyim. muhtelif ihanetlerle suçlamislardi birbirlerini sairler. yagmurlu boktan bir günde cenn etten bir armagan. KORKUYORSUN. geçmisti benden. ama h ersey kafadan baltalanmisti zaten. digerlerinden daha iyi yazdiklarini iddia etmislerdi. omuzlarim sarkmisti. ama bir sekilde çok da önemli d egildi artik. AMA NEDEN ET REYONUNDA? ve sorun çikacak. ve tamircilerden biri gelip arabami balansa aldi. ilk kosuyu kesin Kamikaze götürürdü. bu arada herbiri daha fazla taninmayi hakettik-lerini. küçük bir biftek ve bir ki lo pirzola satin aldim. yagmura çikip arabama gittim. ihtiyar. DÜNYA 137 ADAMI. görmüs geçirmis adam. bir kiyaslama. disari çi ip köseyi döndüm ve bir bar aramaya basladim. tan rim. eylem adami -Bogart. kolay bir avi kaçirmistim. bagaji açtim.BILMIYORSUN. ben. okudu beni. ama bil iyordum çuval-ladigimi. istemisti beni. tuvalete gazete kagidi atacak. haftada sekiz kez düzülmek isteyecek. düzüs yok. duvara yaslanmistim. çüküne sar eti. . sonra yagmur söndürdü. delinin teki. yanik ucu bana geri bakti. ben pas geçtim. alti erkek bakip zafer düsleri kurdu. ödümün bokuma karistigini hissetti. sigarami önüme firlatip baktim. ihtiyar. bütün kasinan maymunlar. sairler ve kadinlari gitmislerdi. git etini al. SÖZCÜKLERI BILMIYORSUN. geceleri horlayacak. kötü yazmakla. agzimda puro oturdum öylece hiçbir sey düsünmeden -sairler gitmislerdi. saatime baktim -bes buçuk. ben de elimde içki. camlarin arkasinda yüzler yoktu. cuma aksami. ondan kazanacagim parayi ikinci kosuda Keloglan'a yatiracaktim. arabalar kalkip inen silecekleri ile geçmeye devam ediyo rlardi. maden ocaklarinda . "92 numara. YÜKSEK YÜKSEK ve KESINTISIZ. iyi bir avi. yagdi ve yagdi ve yagdi. git a tlarina oyna. bit mislikle. BiersSobuck'un duvarlarina yaslanmis. yerimden kalkip yarim kilo kiyma. sana tasinmak isteyece k." dedi kasap. tursulari ve sosisleri kutsayan hahamlar. 92 numara. budalanin tekiydim. olacak is degil. bunu biliyorsun. Los Angeles. yetisebelirdim belki. yasliydim. saraplarini içerken kahkahalar atan Benediktin papa zlari. dünyanin isi bitmisti. Bogart. birden yanimdan yürüyüp geçti. dayanilir gibi degildi. klaksona ragm en huzurluyduk. eli firlattim ve bütün görmüs geçirmisligimle ara yaslanip arabami rot ayarina sokmalarini bekledim ilk kosuya yetismeyi ümit ederek. ve ben. DELILIGIN GECE SOKAKLARI ben ve oglan benim evimde verilmis bir sarhos partisinden arda kalmis oturuyord uk ki disarda biri klaksonunu öttürmeye basladi.

ya da Dali'yi iç ça 139 masin ile ya da Durell'i bahçesinde otururken gördügünü anlatanlarla doluydu." fena yazar sayilmazdi oglan. "disari çikip hadlerini bildirelim sunlara. degerli. kendine gülme yetenegi de vardi.tüne sokmasini söyleyelim. minik borno zlari ile . "dinle. yoksa ilk miydi? neyse. ki bazen büyüklük belirti sidir. ikinci siir kitabina önsöz yazmistim. ama kesmediler vidividiyi. puro iyiydi. oglan karsimda oturuyordu . dünya B oston'da Pound'u ya da Spoleto'yu ya da Edmund Wilson'u tanidigini. en azindan kuru bir edebi bok parçasindan fazla bir seyler olma olasiliginin belirtisi. oyunbo zan." dedi oglan. simdi gitmislerdi. su klaksonu çalana klaksonu g.2 yil çalismanin onlara çok iyi gelecegini söyledim. barbar ve çogu kötü yazan yazarlar.

güzel. ne var ki azmanlarin hepsi kafayi yemislerdi ve o sert erkek siirlerini t irnaklan ojeli ibneler yaziyorlardi." ". ne se ref. "bosver klaksonu. azman adamlardan hoslaniyordu. zaten bir erkek böyle basmaz." . koca Hem ve Buk. ben puromu tüttürdüm.". bir doksan boyunda. ne önemi var? herkes anlamsiz hamleler pesindeydi.. bizim gibiler için kafesler hazirdir. Insan ve Supermen. içinde yumusakti. C." dedi oglan Bukowski efsanesini n (ödlegin tekiyimdir aslinda) ve Hemingway'in ve Humphrey Bogart'in ve pantolon paçalari siv anmis Elliot'un etkisi altinda. telefonumun dinlendigini sa-niyormusum.." "ama neden yaptin. "ben gidip agizlarina siçacagim." "evlat. aklimi kaçirdigimi iddia ediyorlardi. ama tanrim." "hey. hiçbirimizin sansi yoktu sonuçta ve "evlat. kadin ise daya nir klaksona.Burroughs'u son gördügümde. sesini duymak ne güzel. kendi yapimim kafesler bana yeter." dedim ona. erkek kesik kesik çalar.tüne sokmasini söyleyelim. "alo. Buk." 140 "bir içki içmek için ugramayi düsündüm. ve SIMDI de siz ONLARLA konusuyordunuz. "bak. 5 ya da 6 ya da 8 ya da 10 saat araliksiz içtikten sonra asla sokaklara çikma. melodik tehditler savurur. ne ilgisi var. aslinda siyasi degildim. oglan yahudiydi ve koca John Thomas'in kökle ri Adolph'a kadar uzaniyordu. diye geçird im içimden. onu sahneye sürükleyerek çi arip mikrofonun önüne yerlestirdik. ". oglanin kafasindaki imaja uyan tek sair koca John Thomas'di. koca John Thomas ise hep oglan orada degilmis gibi davranirdi. supermen etkisi altindaydi oglan . korkulu ve hepimiz gibi biraz deli." dedi oglan. Hem'in boga güreslerinde ögrenip yazilarinda kullandigi gerçek buydu.ikerim böyle isi. "klaksonun önemi yok. oglan iri ydi ama biraz tombula kaçiyordu. ben im hipodromlarda ögrenip yazilarimda kullandigim gerçek. Ispanya içsavasi ve bütün o saçmaliklar. tanrim." tanrim." dedi oglan. ama sola ilgi duydum hep.. ah. kesintisiz ve kocaman bir kadin nevrozu. Ernie?" "kitaplari okudun.I. Hem? Buk ben. zil zurna sarhostu. oysa bir hamle yaptiginda matematik hesabi da yapmak zorundaydin. su anda kent disinda oldugum söylenebilir. çok isterdim. sert ve tehikeli. biliyorsun. klakson sesi kesilmedi. sefkatliydi. "Jimmy Baldwin. kadindir kesin. ben bir kafese daha katlanabilecegimi sanmiy orum..." dedi oglan. akil hastanesine girip çiktim.karsiniza oturup anlatirlardi. firladi kapidan disari.A'nin beni izledigini saniyormusum." "disari çikip klaksonunu g.. yüz elli kilo ve ölümsüz siirler yazan." "ben disari çikip kalayi basacagim. ögünlerini hiç sektirmemisti. paranoyak oldugumu.

ama artik sahici degildi. siz edebiyat adamlari sola meyillisinizdir. IHTIYAR BALIKÇI VE DENIZ'e inandiklarinda dünyanin iyice çürüdügünden emin oldu "biliyorum. dinleyecek birini buldugumda bayat hikayeler anlatmaktan baska bi r sey gelmiyordu elimden."evet. Romantik olmasina romantikti r ama bir anda tuzaga dönüsür. yas li bir osuruk gibi oturup içmekten. ÖDÜLÜ verdiler ve kuyrugum uzamisti. eski tarzina döndün. ama isin gerçegini bilmek istiyorsan fena halde aksamdan kalmaydim ve artik yazamadigimi biliyordum. beynimi uçurmaktan baska çarem yoktu." "biliyorum." "sahici olmadigini biliyordum." . yaslanmistim.

yolu açariz. "baksana. penceremde kocaman bir delik açildi. doktorlar neden benden üstün olsunlar? anlayamiyo rum. gögüsleri yoktu. o zaman biraz daha müsfik davrandi. günes dogana dek süren partiler ver iyor. ben. evlat. ti msahvari." dedi. masanin iki yanina tutunup. kadinin kendi evi vardi. "evet. aslina bakarsan benim umurumda da degil. yavrum. binanin sahibi bir gün avluyu büyük paraya satacakt ve buldozerler avluyu yerle bir edeceklerdi. kitabina önsöz yazmistim ya bana sahip olmustu. Buk. cildim son derece hassastir. radyo degil. oglana bakmak için disari çiktim. Hemingway'in dostu. büyük ve total bir kontak. pencerenin kapali oldu gunu fark etmemistim. görüsecegimizi biliyorum. ben DeLongpre avlusundaki döküntü dairelerden birinde yasiyordum. bir nüshasini nerede bulabilirim? oglan aptal ve saygin mülkiyet hakkini talep eden kaçik kadina. Charles Bukowski. arabayi itmek için yeterince yer yok. ve ÖGLEDEN SONRA ÖLÜMÜ okumamistim. Er-nie'nin. arada sirada ne yaptigini bilmez halde dolandigin oluyor mu?" diye sordu."pekala. su eski tip adami numarasi.ikmisim. oglan benim adima da konusuyordu. 69 model bir araba ve kontak sadece. beyni yoktu." "tamam. gündüzleri daktiloyu atesliyordum. isimlerin ne anlama geldiklerini bilmiyordum. kapi komsum kaçigin tekiydi. ruhum da asagi kalmaz." dedim. . bir blok kuzeye on blok batiya yürürsem YILDIZLARIN ayak izleri ile kapli kaldirimlarda yürüyebiliyordum . hiç çekmiyordu avucunu klaksondan. "arabayi iter." kapatti. 69 model yeni bir arabada yasli bir kadindi klaksona basan. genellikle. doktor. Ernie. hem de nasil. görüsürüz. daha sonra yalinayak sarhos gezinirken ayagima (sol) cam parçalari gir di ve doktorum bana agri kesici bir igne yapma zahmetine katlanmadan tabanimi yarip cam parçalarini çika rirken. "bak. yazik. bacaklari yoktu. sinemaya gitmem. sar hos." sonra gerekli olmayan bir yarik açti ayagimda. . tatli bir pinar gibi akiyordu hayat. ben eve gidip içkimi içecegim. yeterince savas görmüstüm. televizyonum yok. ve iste sokaktaydim. arabanin teki kadinin park girisini tikamisti." yagmur çi-selemeye baslamisti. yürüdüm. radyom bozul unca pencereden firlattim. "genellikle.

sertçe. döndüm. yasli kaçik kadin arabasinin klaksonunu öttür-meye devam ediyordu. söyle bir tablo vardi elimizde. siska bir oglan. çilgin. beyaz tisörtün bu isle ne ilgisi var? beyaz tisört benim yari ölümsüz sairimi itti. . üstünde beyaz bir tisört var ve siir kitabina önsöz yazdigim sisman yahudi saire bagiriyor.yürüdüm. avluma girmek üzereydim ki birinin bagirip çagirdigini duydum.

gaza yükleniyor. sonra da yirmi milyon dolarlik gökdeleni n yer altindaki park yerine daldi. hay allah. geri aliyor. beni. yarigi siirsel ruhum için ölürken arabasina bindi. g eri . gözü dönmüs." oglan hahamlik egitimi aliyor. durduk öylece Hollywood ayisigi igrenç bulasik suyu gibi üstümüze dökülürken. öyle zordur ki intihar. evet sag çamurluk hasat. arka kapinin yarisi hasat. Norse-Bukowski-Laman-tia. senin sicilinle bir kez daha sopa yesen ne olur? yahudi sairime yardim etmek için olay yerine yöneldim ama sarimin beyaz tisörtü püskürttüg sonra benim döküntü avlumun yanindaki yirmi milyon dolarlik gökdelenden genç bir kadin çik 142 ti kosarak." diye itiraf ediyor sonunda. bu arada kaporta katliami sürmekte. BUKOWSKI'yi. yasli kadinin park girisinden gazladi. en son ne zaman birini patakladin? kadin elbisesi yakisir sana. bastan neden oraya park etmemisti? neyse. benim yahudi sairim yanima geldi. "anlamiyorum. anlasilir gibi degil. beyaz tisörtlü oglan deli gibi söylenip duruyordu. tal degisir belki. giris açisini dogru ayarlayamiyor bir kere. "günün birinde iyi bir haham olacaksin ama bütün bunlari da anlaman gerekiyor.ne? hay allah.. her nasil ya /iliyorsa." diyor. çalistirdi. b eni ezmesine ramak kalmisti. ilk geçiriste sinyal lambasi gidiyor.. arabasini habire geri alip önündeki beyaz kamyonete geçi riyor.Bukowski. hayir sag çamurluk. Bukowski'yi. o yapay Hollywood ayisiginin altinda kiçinin hoplayan yanaklarini sey rettim. Penguin kitaplari. "neler oluyor?" diye soruyorum oglana. park giri si serbest. bana hiç firsat tanimadan sallanan kiçi ile 68 model Fiaria'sina kostu. bey az tisört ayisiginda sallaniyor. "bilmiyorum. Bukowski-Norse-Lamantia. sana hiç unutamayacagin bir sey gösterebilirim yavrum -alti buçuk santimlik tas gibi bir kamis. tampon ve sol çamurluk. . kadinin park girisi açilmis ama bu kez de kadin arabasini içe ri sokamiyor. sol diregini denesen mi? eski bir ahir kapisi gibi sallarsin ve on dövüst en ancak birini kazanirsin. PENGUIN kitabi yakinda basacak. kadin klaksona dayanmaya da devam ediyor. hay allah. gazliyor. o iki yazar için benimle birlikte olm ak büyük sans.

gerçekten yasli. "John Thomas burada olsaydi herkesi öldürmüstü." diyorum. 143 . gitmek üzereydim ki burusuk kahverengi pardösülü ve gözlüklü yasli bir adam. kadin beyaz kamyoneti parçalamaya devam ediyordu." gitmek üzereydim. bu da li demektir. neyse adam beyaz tisörtlü oglanin karsisina dikildi."içkiye ihtiyacim var. benden bile yasli. ama ben John Thomas degilim.

ilki itisti saniyorum. çok ilginç. gözün toplayabileceginden daha hizli. hep öyle olur zaten. firlatilmis. beyaz üstüne bir yesil dalga. ama bira zi isabet etti. ne anlama geldigini bilmiyordum. adam tam olarak kalkamadan bir tane daha yerlestirdi. "neden gidip onlara olanlari anlatmiyoruz?" "çünkü herkesin hayat tarafindan delirtilip aptallastirilmasi disinda hiçbir sey olmadi . olaylarin bu kadar farkli yorumlanisi da bu yüzdendir. "TANRIM! O YASLI ADAMA NE YAPTIGINI GÖRÜYOR MUSUN?" diye sordu genç sair bana." "yasli adamlar bunun için vardirlar. ve içinde küçük bir parça hâlâ fa aydi bunun -kimse ruhunun tamamini yitirmez. göz açip kapayincaya kadar gerçeklesmisti hersey. "himmm. ikincisi nin itis olmadigini biliyorum." "ya adalet?" "iste adalet: genç olan yasli olani sopaliyor. dönüp daireme dogru yürüdüm." . oglan pes en geldi. kancalanmis ve parçalanmisti. iyi kafayla yakalanma. bu toplumda sadece iki seyin önemi var: parasiz yakalanma. adimlarimi siklastirdim.burusuk kahverengi pardösülü ve gözlüklü yasli adamin elinde büyük bir teneke yesil boya v iki kilo boya vardi o kutuda. isyan ya da dövüsler ya da herhangi bir olay. beyaz tisört ihtiyara bir tane daha çakti. ölmüstü ve anlayamiyordu. arabanin içinde oturup çiglik atmay a basladi. adami yere serdi." dedim yanima bir bira ya da en azindan bir puro almadigima hay iflanarak. beyaz tisörtün yumrugu yasli adamin suratinda patladi ve gözlüklerini kirdi. ama yasli adamin yere serildigini gördüm. sonra ekip otosunu gördüm. klaksona dayanmaktan farki olmayan bir sürekli çiglik hali. bir zamanlar kalbinin oldugu yere." "biliyorum. göz ve ruh o taskin HAYVAN e ylemine yetisemez. 69 model arabasinin içinde bitmisti . ve yasli adam boyayi Delongpre Bulvarinda daireler çizen beyaz ti sörtlü kaçik oglanin üstüne boca etti. eski kahve rengi pardösüsü ile söyle bir dönüp yere serildi ihtiyar. olup bitenlerin bir anlami varsa bile ben ipin ucunu iyice kaçirmistim.yüzde doksanini rüzgâra iser sadece. boyanin çogu iskaladi oglani o boktan Hollywood ayisiginda. Sonra ayaga kalkti. içeri girelim." "ama o yasli adama yaptigi igrençti. isin tadini çika riyordu beyaz tisört. arabadaki kadin elini klaksondan çekti. yasayan ölüyü sopaliyor. anlamiyor musun ?" "sen bu laflari ediyorsun ama sen de yaslisin.

homoseksüel ve sadistik hristiyanligin yargiçla ri olmak üzereydiler. orta karar bir kiça ve bacaklara sahip bir esi ve Bokköy'de küçük ve s essiz bir evi olan orta-sinif hizmetkarlar olduklarini düsünürsen -Los Angeles'in hakli oldugunu kanitlam ak için gözlerini bile kirpmadan öldürebilirlerdi insani. efendim.birkaç bira getirdim. polislerin çogunun tavada bir biftegi. yirmi iki yasinda coplu ve silahli iki genç 2000 yillik salak. duvardan o aptal ekip otosunun telsizi duyuluyordu . sizi tutukluyoruz efendim. üzgünüz efendim. . oturduk. ama tutukla mak zorundayiz. ütülenmis siyah üniformalarinin içinde kendilerini bosuna bu kadar iyi hissetmiyorlardi .

bir siir kitabim çikmak üzere. ev sahibi üç gündür ortalikta yok tu. siki bir yudum aldim. daha kaç tane? "hey." "yok anlatacak bir sey. . "evlat. uzandim ve Cummings'in. birakirsin dolansinlar sokaklarda üniformali ya da üni formasiz." oglan ödlegin tekiymisim gibi bakti bana. Hirschman kanli sag burun deligi ile karanlik bir odada oturuyordu. Mic heline de bir baska erkenciydi. hava saldirilari." "ama kapinin önündeler. kiralik yatagimin basligina yerlestirdim. siirlere bir göz atip bir seyler söyleme k istersin diye düsündüm. insanin ögleden önce kalkmasi için budalanin teki olmasi gerektigini düsünüyorum. oglani yolcu ettim. lütfen... huzursuzdular. bir seyler söyleyiver. biçakla malar. birak dünya kendi basinin çaresine baksin." kanepede uyumasi için battaniyeyi firlattim.2000 yillik hristiyanlik." "bir seyler söylemek mi? ben siir sevmem be adam. bu isi en iyi Nor e çözmüstür -pijamalarin ve ipek sabahliginla otur. Maeterlinck'in mavi kusu ölmüstü. bokumu alip kesekagidina koydum. sonra bos bir arsaya firlattim kesekagidini. evlat. Jeffers'in . elimizde ne var? çürümekte olan bok yiginini bir arada tutm aya çalisan ekip otosu telsizleri. biz de içerde oturduk ve oglan söylenip durdu: "hadi. ikisini de açtim . yesil boya kurumustu sokakta. tuvalet tikanmisti. baska ne? bir ton savas. ve birinin siir kitabina bir ÖNSÖZ daha yazmistim. siçmam gerekiyordu. duvarlari yikmaya çabalarlar. sokak soygunculari. üç parça bok. uyudu. bu gece noktalanmistir bana kalirsa. öyleydim. gidip polislere olanlari anlatalim. çöpçünün ve gazetecinin yaptigi gibi ölümü bekledim. Bukowski. kimse bileme Bukowski'nin nasil aci çektigini. hapiste geçirdigim en uzun süre Los Angeles Üniversitesi'nin kampüsündeki bir gösteriden dolayi yedi saatti. iki bira aldim. o denli kabarik ki kaçiklarin sayisi bos verirsin. dünyaya atildi. herkesi uyandirirlar. erken kalkanlari bir türlü anlayamamisimdir. oglan sabahin dokuz buçugunda uyandi. sonra disari çikip ögle yemegi yaninda ise giden biri gibi kese kagidi ile yürümeye basladim. gidip anlatalim." oglan gitmisti. üç önsöz. sokaklara çikip onun bunun kapisini çalar." "hayir." "canim olsun. sarhossan ne olursa olsun suçlusun. iki birayi da bitirdim.

.

Bir deli için en kötü s y kendi aklini tahlil etmesidir. hademeler de birbirlerini düzmekten zaman bulup ba ska seylerle ilgilenemiyorlardi. bahçede. karsi tezlerin hepsi palavradir. Bobby vardi mesela. ilki hos olur e kesekagitlari bitmek üzereydi. seklinde isaretlenmisti. muhabbeti hos. gayet düzgün biriydi.yatay pozisyonda kadinlar ve ölümsüz söhret düsleri kurarak daireme yürüdüm. fabrikalarda. seklinde isaretlenmisti. Ama sonra ar ada sirada karismamiza izin vermenin iyi terapi olacagina karar verdiler. Disarida -nereye baksan: marketlerde. Beiles'den b ir mektup. Zaman zaman bu akil hastanesinde ne isi var. tavana bakip ." "Anlamiyorum. Sonra tekrar akil hastanesine yatiyorlar. siyaset bürolarinda. bizi iyilestirmeye çalisan psikiyatrlarin çogundan daha akli basinda görünüyordu hatta. kadinlari da orada tutuyorlardi. çikiyorlar. beysbol maçlarinda." diye cevap verirdi bir baska deli. ve gecenin deliligi gündüzün deliligiy di. Arada sirada delilerden biri sorardi : "Hey. diye soruyordun kendine. öbür yani B-1. sonra içeri girdim ve yalnizdim yine. saat sabahin onuydu. iyi terapiydi gerçekten -dolapl arin içinde. "ve nakil ettiler. A-3. erkekleri orada tutuyo rlardi. B-3. ahirda. yataga yerlestim. Yunanistan'dan. orada da yagmur yagiyormus. Personelin de basini kas iyacak zamani yoktu elbette -doktorlar hemsireleri. Psikiyatrlarin çogu kendi akillarindan süphe ettikleri için psikiyatr oluyorlardi. hayatlarini bu sekilde sürdürüyorlardi. Tatile mi çikti? Yoksa nakil mi old u?" "Tatile çikti. her yerde düzüsüyorduk. A-2. B-2. yatay. iyi öyleyse. biz onlar için elimizden geleni yapiyorduk. Ama içerdeyken de cinselli ge ihtiyaç duyuyorlardi.mina kodugum yagmurunun sesini dinledim. Doktor Marlov nerede? Bugün hiç görmedim onu. O psikiyatr 147 lardan biri ile bir süre konustuktan sonra insanin aklindan süphe etmemesi mümkün degil di. Kadinlarin çogu kocalari onlari baska erkeklerle bastikt an sonra deli numarasina yattiklari için oradaydilar. 146 MOR MENEKSE Kogusun bir yani A-1. pet dükkanlarin da. postaci gelmisti. kocalari onlari bagisladiktan sonra çikip kocalarini yine boynuzluyorlardi. Sakincasi yoktu bizim için.içerde gördügümden daha çok deli görmüstüm. ama numaraydi -kendi istekleri ile akil ha stanesine giriyorlar." . postanelerde.

bilmem kimin basina bilmem ne geldigine dair bir rivayet yayilir." Hiçbir zaman çözemedigim seylerden biri de budur. ya da h epimizi isten . hatta aylar önce duydugun bir seyin dogru oldugunu ögrenirsin -yirmi yilini o kuruma vermis olan Joe Baba isten çikarilacakmis. Not birakmamis." "Evet. Fabrikalarda ve büyük kurumlarda. Bileklerini ve girtlagini kesmis... Bu tür yerlerde çikan rivayetlerden söz diyorum. Yazik."Kasap biçagi." "Ne kadar iyi bir insandi halbuki. Hep dogru çikarlar. daha da kötüsü günler. haftalar.

Benim de pazartesi ve persembe günleri çikis hakkim vardi ve hakkinda bilinmesini i stemedigi bazi bilgilere sahip oldugum bir doktoru ziyaret eder.asaklarinizi sica . Beyninde dönen bir ezgi gibiydi daha çok o islik. Küçük bir numarasi vardi ama: arada sirada ayaga kalkip ellerini ceplerine sokar. Kogusta n küt diye sokaklara dönünce insan aklini büsbütün kaybedebilirdi.sonra sarap sarhosu genç bir k izilderili kizla Utah'dan geçerken trenin helasinda kesfettigim bir numara geldi aklima. pantolonunun paçalarini dizlerine k adar çeker ve küçük bir islik çalarak sekiz-on adim atardi. tanrim. librium ve benzeri ilaçlardan alirdim. Birkaç saniy elik bir olay. Aklinizda bulunsun. arabalari i le gelip güzel ve zavalli kizlarimizi bizden çalan çakallar. Psikiyatrlara dönecek olursak. Soru nu halletti. Bobby leblebi gibi atar di onlari agzina ve Bobby'nin parasi çoktu. onlarl a ilgili olarak anlayamadigim bir sey de ellerinde onca ilaç varken neden güç yöntemleri yegledikleridir . diye geçi-riyordunuz içini zden. belki de otuz kez. Nerede kalmistim? Evet. Hastalara satiyordum ilaçlan. Hastane saatlerini bilen. Pekala. aksi takdirde bütün haklarini kaybediyordun. her zaman da dogru çikar. para vermeden dexedrin. Ama sürekli yapardi bunu. -Mary'ye b acaginin tekini lavabonun üstüne atmasini söyledim. Mary'yi. Disardaki bütün o deliler. Bir gün ihtiyaç duyabilirsiniz. En güzell erinden birini. ama bir ezgiydi ve her seferinde ayniydi. Topluma yavas yavas u yum saglanabilir varsayimi ile giristikleri bir uygulamaydi bu. bir benzinligin kadinlar tuvaletinde düzmek zorunda kalmistim. Ilaç isine girmeden önce fazla param yoktu. ben de bir bacagimi lavabonun üstüne atip soktum. yapmak zorunda oldugunu an-liyordunuz. Hemen hemen bütün davranis alanlarinda normal görünüyordu. en geç bes buçukta dönmek zorundaydin. Ilave zevk için . Ama daha sonra. Daha önce dedigim gibi. Aslinda hastalarin çogu paraliydi. demek istedigim) pazartesi ve persembe günleri ögleden sonra ikide disari çikmalarina izin verirlerdi. Buydu tek sorunu. sari bomba. Hakliydilar. günde yirmi. Ama elimi zi çabuk tutmak zorundaydik çünkü ortalikta avcilar dolaniyordu.ayakta da pek uyumlu degildik. hikayemize dönelim -ilerlemis vakalarin (sözde tedavi olmaya dogru ilerlemis .çikara-caklarmis gibi. basimi sürekli belaya sokuyordum. zam an zaman Bobby'nin neden orada oldugunu merak ederdim. O dolaplarin içi cehennem gibi sicak oluyordu düzüsürken. hayli zorl anmistik -kimse helada yere yatmak istemez. Kafalari çalismiyor. amfeta min. müzikal açidan güzel bir ezgi oldugu söylenemezdi. ne kadar yaratici ve hos bir adam. Neyse. bu da onlarla sansimizi artiyordu. Kizlara da ögleden sonra ikide çikis izni veriyorla rdi. Ilk tanik oldu gunuzda dalga geçtigini sanip.

Baska soru sormadi." dedi yarim saat sonra. Neyse. Neyse. "Ne kadar güzel gözlerin var!" Uzaklastim kiritarak. ne isin var kadinlar tuvaletinde?" "Ne diyorsun yakisikli!" dedim bilegimi hafifçe bükerek. olur mu?" . önce Mary çikti kadinlar tuvaletinden. Ama iki hafta boyunca bayagi kaygilandim. "birkaç tane daha bul.. ilaç satisindan iyi para kazaniyordum. sonra ben.. sonra u nuttum gitti. Yuttu. "Kafasi çok iyi bunlarin. Bobby ona ne versem yutuyordu.k su da tutabilirsiniz. Benzinligin pompacisi beni kadinlar tuvaletinden çikarken gördü. "Hey. Bir keresinde iki tane dogum kontrol hapi bile sattim ona.

Hayata yeniden baslamak deme kti. Gerçek hastalarla iletisim kurardi. Kimse onu yemek yerken görmemisti. saatlerce kim ildamazdi. Pulon ile konusurlardi ama. Yemekhaneye asla gitmezdi. Hayatta kalmayi nasil beceriyorsun?" "Heehehehehehehe. Çok tuhafti Pulon. psikiyatrlarla bile konusmayan hasta larla. nefret ediyordum sabahlari yataktan çikmaktan. Onlar a sorular sorar. Öylece otururdu is kemlesinde. Nefret ediyordum yataktan çikmaktan ." diyordum. Kimseyle. Ileri geri salinarak. Sadece kendini begenmis insanlar her soruya bir çuval cevap ve ögütl e karsilik verir. beni mutsuz eden insanlardi sonuç olarak. ömürlerini çocuk oyunlari oynayarak geçiriyordu insanlar -hayatin dehsetin den etkilenmeden rahimden mezara gidiyorlardi. basarisiz olmustum . Ama bir sümüklüböce kadar hosnut olurdum. sorularina cevap alirdi. Deli oldugumu düsünüyo rlardi. Herkese." dedim ona bir keresinde. kontagim galiba. Evet. "Bunlari konusturmayi nasil beceriyorsunuz?" diye sorardi psikiyatrlar bize. Pencerenin yanina oturur.. ama arada si rada ayaküstü yapilan bir düzüsmeyi saymazsak. Çocuk oyunlari. Pulon. "yemek yemiyorsun. biliyorum. Ama baska bir sorunum vardi.149 Ama aralarinda en tuhaf olani Pulon'du. "Hey.. "Insanligin en büyük iki icadi yatak ve atom bombasidir. cevap vermezdik. kafadan biraz. Sabahlari yataktan çika-miyordum. Heeeheeeheeehehehe. Yemek yedigini hiç görmed im. Ben hep yalniz biri olmusumdur. Bagislayin. Ikimiz de öylece bakar." Sirf kogustan çikip ortalikta dolanmak için özel görevlere gönüllü olurdum. Pulon'dan sonra en i yi ben anlasirdim onlarla. Intihara meyilliydim. Havagazi ile intihar etmeyi denemis. Ben de Pulon g ydim. Sirlarini açmadan mezari boylayan insanl ar vardir. dünyada 150 ki bütün insanlar yok olsa umurumda olmaz. hos degil. Ama Pulon yirmi yildan beri tek kelime etmemis hastalarla bile konusurdu. Evet. Ve hayatlarini siraya girip bekleyerek geçire n bir toplum olmaya dogru gidiyorduk. sadece onun gibi pantolonumun paçalarini yukari çekip Bizet'nin Carmen' inin detone bir yorumunu isliklamiyordum. kalabaliga ve özellikle de siraya girip beklemeye tahammülüm yoktu. zaman zaman agir bunalimlara giriyordum. Haftalar geçerdi. gülerek. Pulon'da onlardan biriydi. sigara içerek. . bütün geceyi yatakta geçirince insan kolay kolay vazgeçemeyecegi bir mahremiyet gelistiriyordu ya tagi ile.

" "Offf. kalk!' dedim. Kalk! Hadi!" . kalk!" "Him?" '"Bukowski..Her sabah ayni sey: "Bukowski." "'OFFF!' degil..

Neyse.. orospu çocugu. Piton. oradaydik! Girdim." . çükünü dogru dürüst kaldiramayan salagin teki ile evlilik ve Fransiz sa illerinde tatil hayalleri kuran hemsirelerden birini parmaklamakla mesgul oldugu için cani biraz s ikkin. Belediye fonlarinin vampiri." "Onun da . escinsellere karsi degilim.. "Pekala. Düzecek yarik yokken prezervatifini kaybedeceksin demek gibi bir sey bu. iyi çocuklar hepsi. Harika olacakti." ".iktir.. Doktor Blasingham. Ve o sabah Mary ile ahirda bulusmak üzere sözlesmistim.mina koyayim.. Hiç görmemislerdi onu.. Anlamiyor musunuz?" "Kalk. Nedeni hakkinda en ufak bir fikrim yok. Kesinlikle yapacak bir sey yok..". Eski romanlarda anlatilan seydi bu. çatiya çikip soyunduk. tanri askina." "Sen ruhunu yuvada kaybettin... belki de -hemsirele i parmaklamak ve üstlerine salya akitmakla o kadar mesguldü ki.. Doktor Blasingham.. Neden Amerika Birlesik Devletler Baskan'i olmadigini anlamakta güçlük çekiyordum. Yoksa haklarini kaybedersin. Harikaydi.." "Pekala.iktir git. çogu escinsel. Ben. Mary inegin öbür yanina yanastiginda inegin me melerini sagiyordum. Bukowski. ruhunu anlamayi israrla reddeden bir ortamin kurbani dir." 'Piton' derdi bana. Güze ldi ama o inek memelerini sikmak.. Sonunda bana inekleri sagma isini verdiler.. harika. faka t -su ise bakin: . KALK!" "Yapacak bir sey yok. Beni Pulon saniyor b elki de. "Insan.." Blasingham gelirdi. Simdi git elini yüzünü yika ve kahvaltiya in.. Tam kaptirmistim ki bütün Italyan ordusu daldi içeri sanki "HEY! DUR! DUR! KADINI TESLIM ET!" "HEMEN IN O KADININ ÜSTÜNDEN!" "ÇIKAR KAMISINI!" Bir alay hademe. Bukowski. Samanlikt a seyran. "Hadi. iki.. saman i gne gibi batiyordu çiplak tenimize.eee.." "Doktor Blasingham'i çagiracagim. üçe kadar sayiyorum. '" Firlardim yataktan. Düsünmenin insana yarari ne ki? Düsün tasin boktur isin.. Üçkagitçi bokun teki. herkesten önce kalkmak zorundaydim.. diye düsünürdüm. titriyorduk..'Bir. kirpilmis koyunlar kadar çiplaktik.

"AMAN ALLAHIM. elbiselerini giydirip onlari büroma getirin.merdivenden yukari çikiyorlar "BU SON VURUS OLSUN. SUNA BAK!" "MENEKSE GIBI MOSMOR VE YARIM KOL UZUNLUGUNDA! ZONKLUYOR. Beni hatunun üstünden alip sirtüstü yatirdilar. "N'oluyor burada?" diye sordu. Iskenceden farki yoktu." "Pekala.. Önce kadin!" Blasingham'in özel bürosunun önünde beklettiler beni. çölün ortasinda susuzluktan ölürken kuru sünger emmek le girtlagina 9-10 kum tanesi atilmasi arasinda seçim yapmaya zorlanmaktan farksizdi. Dört kisiydiler. beni içeri ittiler. ." O anda Doktor Blasingham girdi içeri." "Elinden gelse bizi paralar.ASAKLARINI PATLATIRIZ!" Hizlandim ama bosuna. Bunun istendigi takdirde yapilabilecegini. Sonra Mary'yi disari tasidilar. Bizim doktor Mary'yi fena firçaliyordu herhalde." "Ya kadini?" "Kadini mi?" "Evet. CANAVAR!" "BOSALIRSAN . kadini. Bir süreden beri beni dürbünle izliyordu. Insanlari cinsellikten mahrum ederek akli dengelerini geri kazandirmanin en sagl ikli yol olmadigini söyledim doktora. Bu da sorunu halletti. DEVASA VE ÇOK ÇIRKIN!" "ACABA?" "Isimizden olabiliriz. Blasingham bayagi büyüttü meseleyi. Kaynagi belirlenemeyen iki ham ilelik vakasi. zorlama oldugunda daha yararli isler için enerji iletmenin ." "Degebilir. Sira ile. Haftalardan beri zan altindaydim. Doktor. "Bu adami denetim altina aldik. Iki hademenin arasinda o sert tah ta banka oturup Atlantic Monthly ve Reader's Di-152 gest okudum. Cinsel enerjinin omurgadan beyine iletilip daha yararli isler için kullan ilabilecegini iddia etti.

Ama ölmeden önce samanlikta is tutam azsam gözüm . iki hafta için haklarimi elimden aldilar. Neyse.omurganin .ikinde bile olmayacagini söyledim.

ne kadar sikici. anlamiyorum. Tanrim. Yahudi aslinda hayvanat bahçelerini sever ama hayvanat bahçesi gece kapali. ikisi de çok mutlu orada olmaktan.1000) metr elik uçurum. çöp bidonlarini kamyona bosaltiyorlar. ünlü erin sonu böyle mi olur? ne kadar sansli oldugumuzu düsünün. *** kapim çaliniyor. insanin ölümünün baskasinin elinden olmasi hos degil. . ne kadar sikici. en azindan. binanin ön kisminda çentikler var. sözü zorlamaktan baska bir sey degil. binanin yarisini tirmanip kapinin üstünden sarkiyor. Alman direksiyonda. bir borçlular bana. ne gevezelik! ne güç var. cevap vermiyorlar. Alman çentiklerden yuk ari tirmanmaya basliyor. benimkinin sesini dinliyorum: SANGIR SUNGUR. ne de mizah. karsilasacagim özel ca n sikintisi da sürpriz oluyor. adi Hristiyanlar ve Yamyamlar. "sinemaya gidelim!" "tekne gezisine çikalim!" "kerhaneye gidelim!" "hiçbir yere gitmiyorum. Var mi lan öyle vurusumun üstüne gelmek. gaz pedalini köklemis. diye geçiriyorum içimden. inmesini ya da düsmesini bekleyerek. *** biri bana okumam için Norman Mailer'in bir kitabini veriyor. rasathaneye variyoruz. SANGIR SUNGUR! çöpçülerden biri digerine bakiyor: "bayagi siki bir içici var burada!" uzay çalismalarinda yeni asamalar kaydetmelerini beklerken sisemi kaldiriyorum. yamaçlardayiz.arkada kalacak. POTANSIYEL INTIHAR NOTLARI çöp kamyonu gelirken pencerenin önünde oturuyorum. bir Yahudi ile bir Alman." bu yüzden de sormuyorlar artik. "birakin da oturayim surada. diye geçiriyorum içimden. Alman binaya dogru kosuyor. bazi insanlar sürekli bir yerlere gitme ihtiyacindadir. bütün trafik kurallarini çigniyor. "nereye gidiyoruz?" diye soruyorum. beni arabalarina sokuyorlar." derim her seferinde. virajlari kayarak aliyor .

bir ögretmen geliyor. ögret men basini kaldirip . sira halinde içeri giriyorlar. lise ögrencilerini getirmis.

herkes sallanan topa bakiyor." diyorum. biz de içeri giriyoruz. "Hey. "kancigin teki beni tersledi. aletlerin yarisi bozuk." "tamam. ortalikta dolanip dügmelere basiyorlar. üçe kadar sayacagim.Alman'i görüyor. "bir. ki. çukurun içindeki tel kablodan sarkan koca top." diyorum. ne kadar sikici. ikimiz birden havaya siçrayacagiz. ben yüz on. "bir daha! bir -" "cani cehenneme. bazi seyler titreyip biraz hareket ediyorlar." diye öneriyor. sonra Alman ile Yahudi'yi izliyorum. "gidip bir seyler içelim!" uzaklasiyorum. tanrim. "gidelim buradan. Alman asagi iniyor. "benimkilerden biri mi bu?" diye soruyor. ya da kivilcimlar çakiyor." diyor Alman. "bir. "hayir. ki. "külotunda bok lekeleri vardir muhtemelen. dügmelere basi nca bir sey olmuyor. Yahudi ile yürüyorum. Alman gözden kayboluyor. üç!" siçrayip iniyoruz. "kesinlikle. diye geçiriyorum içimden." . "kafam bozuldu." içeri giriyorlar. 30 yilda hiç degismemis ." o yüz kilo. üç!" siçriyoruz. Alman yanasiyor. makine bir grafik çiziyor." diyorum." diyorum." "benim hosuma gider ama." "buraya gel! bak simdi. Hank!" diye bagiriyor." "üzülme. sarsinti ölçen bir makine buluyor. "o benimkilerden. "evet.

Çaykovski'nin Findikkiran Süit'i (seytan bizi korusun!). bunlar klasik müzik dinlemeye yeni baslamis herkesi memnun edecek pa rçalar. Gershwin'in Mavi Rapsodi'si (seytan bizi iki kez korusun!)."koklar misin?" "tabii ki. Ra-vel'in Bolero'su. Elgar'in Debdebe ve Tantana Marsi. müthis ve derin bir seyler dinlediklerinden öyle emindirler ki. Aslinda kosturup duruyorlar. akli basinda hiç kimse bu parçalari midesi biraz bulanmadan birkaç kereden fazla dinleyemez . beysbol maçlarina giden. Los Angeles'de herkes yapiyor bunu. Alman bizi ölüme ne kadar yaklastirabilecegini bir kez daha kani tlamak zorunda hissediyor kendini. "BRAVO! BRAVO!" diye bagirirlar avazlari çiktigi kadar. sef sahneye dönüp reveranslar çektikten sonra orkestra elemanlarina ayaga kalkmalarini söyler. bahçelerini sulayip ellerinde kürekle orada olmayan bir seylerin pesinde bir sey degil. Nor-man Mailer okuya topraga egilen insanlardan. ama bu orkestra bu parçalari bikip usanmadan 156 her hafta çalar. insanin kendi ile yüzlesme korkusundan baska ben kalabaliktan. kolluklarindan firla yarak baskalarindan gördükleri gibi. ve su anda aklima gelmeyen bir sürü parça daha. cani koklamak istiyor." diyorum. *** bati tarafinda bir orkestra var. "Schwab'in Yeri'ne gidelim!" diye bagiriyor. zararsiz bir seki de delirirler.. benim asil merak et tigim su. yoksa o da mi geri zekali? sefin çalmaktan hoslandigi. arabaya biniyoruz. Alman Schwab'm yerine sürüyor. sef onlari bilerek mi kandiriyor. nereden geldikleri ya da zekalarini nerede yitirdikleri konusunda hiçbir fikrim yok.. bu orkestranin sefi benim Çaylak Melodileri diye nitelendirdigim seyler çalarak ünlenmis. benim klasik müzigin yuva sinifina dahil edecegim parçala rin bazilari. . Cop-land'in Meksika Salon'u. de Falla'nin Üç-Köseli Sapka Dansi. bir seylerin pesinde kosturup duran kalabaliktan n. "Allah askina. Rossini'nin La Gazza ladr a uvertürü. korkarim asil. yalniz kalma korkusu. ama bu basit ve hayli suruplu parçalari di nledikten sonra yeni." Yahudi yanasiyor. senin için kötü bir aksam. Offenbach'in La Vie Parisienne'i. bu sözünü ettigim kitle bu suruplu müzikle karsi karsiya gelmeye görsün. dinlemeye gelenler orta yasli insanlardir." "üzüldüm öyleyse. nihayet tepeden iniyoruz. Bizet'nin Carmen'i.

disarida mi?" . adam 52 yasinda. bu adam müzigi yutmus! müzigi gerçekten hissettiriyor insana!" kadin: "evet. üç mobilya dükkani sahibi.ve ev dönüsünde söyle bir sahne yasanir. evde mi yiyelim . her seferinde ruhumun yükseldigini hissediyorum! bu arada. kendi k zeki hissederek: "yukarda allah var.

Faulkne r'in. evet. "hey. kim hakli? ben. uçakla tehlikeli numaralar yapa n pilotlar. içlerini oldugu gibi görebiliyordun. ihh. tuhaf tasarimlar. tabii ki. hava uçuslari en iyisiydi -çocuklar için. ve böyle uzar g ider bu is. ihh. güres -ne??? Jeffers. süphesi?. Chekhov'un oyunlarinin popüler olmalarini anlayamiyorum. simdi yüksek yargiç. yere yakin bir kancanin ucuna bir mendil koyuyorlardi. çok çok erken Gorky. çok heyecan vericiydi. olaganüstü hakimdi uçagina. Shakespeare'in. sonra da neredeyse yere sürünerek ekseni etrafinda dönüp havalaniyordu. parlak renklere boyanmis . Bob Hope'un. "hey. parasüt atlayislari ve uçak yarislari vardi. külotlu çorap." tribünün altina girdik. yeni arabalar. Keza Tolstoy.*** renkler ve zevkler tartisilmaz elbette. tenis ve opera. "buradan kadinlarin bacaklarini dikizleyebiliriz. Dos siki herifti. Ginsberg. ve çakilirlardi. boks. müthisti. beysbol maçlarinin. "ya?" "evet. haddi hesabi yoktu çakilan uçaklarin. ilk Saroyan'lar eyvallah. elbette. ihh. belki digerleri için ne kazalar. omlet. ben. uçaklarin hepsi farkli biçimlere sahipti. Henry Millerin. evet.H Lawrence. *** çocukken Hava Gösterisi dedikleri gösterilere giderdik. Celine. profesyonel futbol ve basketbol güçlü oyunlar. bazen. pilotlardan birinin numarasini hatirliyorum. kafasi bozuldugunda Artaud. Savas ve Baris benim için Gogoi'un Palto' sundan sonr a okudugum en büyük fiyasko. sizin olsun. ilk He-mingway'ler i yiydi. suna bak!" . Sherwood Anderson sonuna kadar. ya da renksizlik ve zevksizlik. anlamiyorum. saat. arkadasimin adi Frank'di.. Hank" "evet. Frank?" "beni izle. D. süphesiz. canlari c ehenneme. yüzük." dedi. bak" "tanrim" tribün kadin doluydu. Bob Dylan bende asiri tepki izlenimi birakirken Donovan'in tarzini özgün bulurum. Ibsen'in. pilot Alman fokeri ile yere son derece y akin uçup kanadina takili kanca ile mendili yerden aliyor.

"pisst! buraya gel" ."üff Frank dolanmaya basladi.

halkali solucan. pek basarili olduklari söylenemezdi.bir hafta boyunca kendinize gelemezsiniz. bac klarini salliyor. sonra yukari çikip gösterinin devamini seyrettik. sayet kapidaysa. sonra biri atladi. bizi nerede ve nasil bulacagini bilir -g enellikle banyoda ya da cinsel iliskinin ortasinda ya da uykuda. sonra yere çarpti. adam yere yaklasiyor. kalan atlayislari iptal ettiler. denizde ya da tatli suda yasayan. fotograf makinesi ile fotograf çekiyordu. bak! yarigi görünüyor!" "nerede? nerede?" "baktigim yere baksana!" 158 orada öylece durup uzun uzun baktik.yanina gittim. hayat hayli ilginç bir sey olacakmis gibi gelmisti bize. sizi büyük aptesinizin ortasinda yakalam akta da pek ustadir. sülük ruhunuza isemekle kalmaz. bir dakika!" diye ba-girabilirsin iz. sira parasütçülerdeydi. sirn asik (kimse) sülük bir bakima bizden çok üstün bir varliktir. parasüt üstünü örttü. 159 SÜLÜK ÜZERINE NOTLAR sülük. "kimse ona yardim edemez mi? diye sordum. parasütçü ve yarik. izleyebiliyordunuz. film kamerasi ile filme çekenler bile vardi. bisikletlerimizi eve pedallarken yol boyunca onlari konustuk. nasil açmazsiniz kapiyi? gittigi zama n -nihayet. allan kahretsin. hâlâ ipleri çözmeye çabaliyordu. çarpmasi ile hav siçramasi bir oldu. Hava Gösterisi bitmek üzer unutulacak türden bir sey degildi gördüklerimiz. Frank cevap vermedi. bir sürü insan fotogra f çekiyordu. yere çizilmis bir daireye mümkün oldugunca yakin inmeye çalisiyorl i. sari suyunu büyük bir ma haretle . ama istirap içinde bir insanin sesi onu yüreklendirir sadece -kapiyi daha sert. sülük genellikle hem kapiyi vurur hem de zili çalar. daha heyecanla yumruklama ya baslar. parasütü çözmeye çalisiyordu. uçak kazalari. kan emici. kollarini iplerden kurtarmaya. yapiskan. parasütü tam açilmadi. bosuna debeleniyord u ama. yan açik parasüt içine hava doldugu için parasütsüz birinin düsecegi kadar hizli da düsmüyordu. "bir dakika. "evet." "bak.

fark edilmeyecek kadar. ama artik çok geçtir. üstelik bütün fikirler sizinkilere terstir. sizden farkli olarak bol bol gevezelik edecek vakti vardir sülügün. araya iki kelime sikistirip ona katilmadiginizi söylemeye .tuvaletinizin oturagina da birakir. ancak üstüne oturunca fa rk edersiniz. ama o bunu asla bilmez çünkü hiç susmaz.

"s eni uyandirdim mi?" olur. ama sülük bu kulaktan dolma felsefe ile doludur. en çok sevdiklerin den bir iki örnek: "hiçbir sey BÜTÜNÜYLE kötü olamaz. sülügün isminizi ve adresinizi bilmesi de gerkli degildir." bu o denli aptalca ki yorum yapmayacagim. ayrica ne tür bir insan oldugunuzun da farkindadir lar -incitmekle incinmek arasinda hep ikinciyi seçen birisiniz. ya da evinize gelir. bütün polisler kötüdür diyorsun. ama bütün genellemelerde oldugu gibi bunun da istisnalari vardir. gidisattan hosn utsaniz bütün polisler iyidir. devam edelim. bütünüyle kötü diye bir sey vardir. iyi poli rastladim ben. sizin araya girisiniz onun için bir bosluk anidir. cevap vermezseniz. "içerde oldugunu biliyor um!" diye bagirir. k onusmasina kaldigi yerden devam eder. polisin isi degisimi engellemektir. her gece yarislardan sonra farkli bir motel seçiyor. degilseniz kötüdür.kalkissaniz bile sizi duymaz. iyi insanin kokusunu alir. gerçek yanitlarin bize ulasmasi mümkün degil. sonra sahilde yemek yiyebilecegim iyi bir yer ariy ordum. ama bu onlari kamçilar. sülügün saçmaliklarini siralamaktan da vazgeçiy orum hatta. liderleri mize güvenmekten baska çaremiz yok. sülük insanligin iyi yanlari ile besle nir. yani yemekleri lezzetli restoran kalabal ik olur. yemekleri lezzetli ve tenha bir yer. ama degildir. sinirlerim bozuluyor. sülük insana düsünce özürlü biri olarak yapisir sizca. parmagini zile basip tutar. sülügün kendi kesfi sandigi bazi standart ve kabiz fikirleri vardir. insanlar bazen yemekleri n çöpten farksiz oldugu yer . at yarislarinda san li oldugum bir dönem hatirliyorum. kokusmus. ölümcül isigini üstünüze yansitmaya her an her yerde hazirdir." firsat bulup ona bir insanin polis üniformasini üzerine geçirdigi andan itibaren mevc ut düzenin maasli bekçisi oldugunu anlatamazsin. "olup bitenlerden habersiziz. o konusurken siz de 160 onun pis sümügünü ruhunuza silmeyi nasil bu kadar iyi basardigini düsünürsünüz. sülük sizi saatlerinizi de çok iyi bilir. perdelerin örtülü oldugunu gördügü halde orgazmi çagristiran bir cosku il apiyi yumruklar. iyi polis de var. kesin ve sonsuza dek. sülük her yerded ir. bunlardan vazgeçmez. bu bir çeliski aslinda. zehirli. "arabani gördüm. siz derin uykudayken telefon eder ve ilk sorusu. altima yeni bir araba çekmis Del Mar civarinda geziniyordum." bu yikici insanlar düsünce mekanizmasinin nasil çalistigindan habersiz de olsalar onl ardan hoslanmadiginizi sezerler.

söyledikleri bagirsaklarima biçak gibi s aplaniyordu. dogru tahmin ettiniz. New York usulü biftegim geldi ve o anda kapi açildi. çöregini yerken bir yandan da g arson kizla sohbete basladi. New York usulü biftek. evet. o gece öyle sarhos oldum ki ertesi gün il k üç kosuyu . böyle bir yer bulmak uzun zaman alabiliyordu. ancak yemegimi yiyebil ecegim kadar bir dirsek payi birakmisti bana. arabayi park edip içeri girdim. balik gibi dümdüz bir herifti.lere ragbet ederler. New York usulü biftegimi çabucak mideme indirip kendimi disari attim. yemegi beklerken kahve içiyordum. her gece yemekleri lezzetli ve çildirtan kalabaliktan uzak bir yer bulmak kutsal bir arayis olmustu benim için. patates tav a filan söyledim. bir gec e yerimi bulmak bir buçuk saatimi aldi. bombostu mekan. harikulade bir geceydi. sülük yanimdaki tabureye oturmak ZORUNDA hissetti kendini. ruhunun pis kokusunu her yere bulastiriyordu. sülük gelmisti. zirvaliyor. neyse. tezgahta otuz iki tabure vardi. bu dirsek payini ayarlamakta da çok ustadir sülük.

o toplu sevgi ayinlerine itirazim yok mesela. beni hayatta tutan seyleri yapabilirsem. yeter ki beni katilmaya zorlamayin. züppelik ya da insanin kendini abartmasi olarak al gilamiyorum.kaçirdim. "iyi bir yövmiyenin hakki emekle verilir. rahat ve sik intisiz bir ortamda karsilastigimizda size karsi daha nazik olacagimi lütfen bilin. yüzde yüz insan yoktur aslinda. ve tanri tanriyi afetsin. berbat bir düsünce ama büyük olasilikla dogrudur. Tanri beni affetsin. bu yaziya hayranlik duyuyorum. hem sülüge karsi day nikliligimizi da artirabilir. on un da bir tadi olabilir ama söyledikleri mizahtan yoksun kokusmusluklardan ibaretti. onu iyi çalist igi için tutuyorlardi orada. her neys e bu çok sülügümsü sülük her sabah saat dokuzda bana telefon etmekten kendini alamiyordu. yoksa bu çiftlige nasil katlanabilirdik? yine de sülüge karsi önlem alan insana saygi duymali. ama biz sülüklerden söz ediyorduk. hepimizin. anlama ya basladigimiz an her seyin basladigi andir ve bazilarimiz artik anlamaya baslasa çok iyi olacak. sevgiye bile karsi degilim. çalistigim her iste su cümleyi sik sik duymusumdur: "buradaki kaçiklarin hepsi sana ba yiliyor. is yaptiginiz mekanlarda da mutlaka bir sülük vardir. bir süre bakip adamin yazidaki sesini duyduktan sonra arabama binip uzaklastim. entelektüel bir sair taniyorum. ilk kez tesadüfen gördüm bu yaziyi. isimi yapabilmek için zamana ihtiyac im var. kendinden geçmisti." her iste en az bir sülük vardir ve b eni hemen bulur. çalistiginiz. Lo ve-in'lere. sülük kesin tavir karsisinda ürker. isimi katletmenize izin veremem. daldan dala atliyordu orospu çocugu. bi r keresinde çalistigim yerde on bes yildan beri kimse ile konusmamis biri çalisiyordu. o siralar on iki saatlik gece vardiyasinda çalisiyordum." yüreklendirici degil böyle bir sey duymak. her seferinde o a lisilagelmis aptal oyununu oynardi. sabahlan yedi b uçukda eve gelip iki bira içtikten sonra ancak uyuyabiliyordum. ama hepimizin belki de farkinda olmadan birilerine sülüklük yapmis olmamiz olasiligin i da gözardi etmemekte yarar var. ben sülük yemiyim. dogal haklarina sahip çikan cesaret ve mizah dolu bir adam söz konusu. Zamanlamasi mükemmeldi. askasina musallat olur. ön kapisina büyük harfler ve mükemmel bir elyazi-si ile söyle yazmisti: ilgilenenlere: beni görmek istiyorsaniz lütfen telefon edip randevu alin. beni uyandirmis olmanin bilincinde sesimi duymak onu mest ederd . daha ikin ci günümde benimle otuz bes dakika konustu. degil mi? sülük için kolay lokma olmama ragmen bir keresinde ben de tavir koydum. baskalarinin farkinda olu p bizim farkinda olmadigimiz deli ve çirkin bir yani vardir. hayat dolu. davetsiz gelenleri kabul edemeyecegim.

tiksirir. öksürür. "ilk kosu 13:45'de. on iki saat çalisiyorum! neden beni saat dokuzda ariyorsun allahin cezasi?" "belki at yarislarina gidersin diye düsündüm. bogazini temizleyip kem kümlerdi. kiçimi kasiyacak gücüm yok. yikanmam. anla sana! hipodroma gidemiyorum. düzüsmem." "dinle. ayakk abilarima bagcik filan satin almam gerekiyor. seni hipodroma gitmeden önce yakalamak is tedim. "ne bok yemeye beni saat d okuzda uyandiriyorsun? sabaha kadar çalistigimi biliyorsun. "bak. siçmam." dedim. beslenmem.i." dedim sonunda. gerçek kavramin yok mu senin? isten geldigimde en son lanet damlama kadar tüketilmis oldugumu anlayamiyor musun? geriye bir sey kalmiyor. neden beni sabahin lanet dokuzunda ariyorsun? " . ayrica gecede on iki saat çalisirken nasil hi podroma gidebilirim? bu kadar seye nasil zaman bulacagim? uyumam.

bunlar sunlar bunlar sunlar. sülüklügün olmamasi gereken seyler yüzünden olustuguna dair bir varsayim var. bir gün dayanamayip beni görmeye geldi. kötü bira. hipiler. ve sülük. her sabah isten geldigimde bunu yapiyor. bu McClintock tipi sülük te lefonda saatlerce konusabilir." 163 yarari yoktu. bel soguklugu." "sembolik olarak beni de o kutuya koydugunun farkinda degil misin?" ona bakip sakin ve yumusak bir sesle. sülük size sehir içi arayacagini söyleyip (yalan) telefonunuzdan bitmek bilmeyen z ehirli hikayelerinden birini bezgin dinleyicisinin kulagina dökecektir mutlakta. dinlememeye çalissaniz da elinizde olmadan kulak misafiri olur. Johnson. . bir kolu tahta anne. bilemiyoruz." McClintock'lar herkesin alay konusudur ama onlar bunun asla farkinda olmazlar.firçayi yiyince sesi kisilmisti -"hipodroma gitmeden önce seni yakalamak istedim. eminim herkesin katlanmak zorunda kald igi bir-iki McClin-lock tipi sülügü vardir. bir daha eskisi gibi olmadik. "neden artik telefonlarima cevap vermiyorsun?" "telefonu bir kutuya koyup üstüne paçavra dolduruyorum. telefonu kapattim. Albequerque'nin hamam böcekleri. "McClintock beni günde üç kez ariyor. belki bir gün dünya düzeni öyle degisir ki. love-in'ler. sülük ölmüstü. kalktigimda telefonu kutudan çikariyordum." dedim. ödlek editörler. kötü hükümet. hatti n öbür istirap ucundaki kisiye güler. sülük hâlâ yasiyor. gidip karton bir kutu aldim. hayat dolu ve sanatçi olmayan (sükür) bir arkadasimla konusuyordum. yarin degil. telefonu içine soku p üstünü paçavra ile doldurdum. benim ütopyam BUGÜN daha az sül sizin hikayenizi de dinlemeyi çok isterdim. ben bugün varim. seni aramiyor mu?" diye sordu. siyah beyaz ve kizil. Tanrim. her McClintock yaninda küçük bir telefon defteri tasir. berbat seks. "artik aramiyor. vesaire. benden yasli. yeterince hip i olmayanlar. uyuyan bombalar. "bak bu dogru. iyi ve dürüst bir yasantinin sonucunda sülük s kar. biraz da acirsiniz. telefonunuz varsa sayet çok dikkatli olun. sizin McClintock hikayeniz de beni güldürürdü herhalde. bir McClintock hemen fark edilir. parlak yastiklara gömülüp oturan baba. ütopik toplum gerçeklesir mi gerçeklesmez mi. Ama hâlâ insanligin bozuk taraflari ile ugr asmamiz gerekiyor -açlar. simdi a ma geldi!!!!! BIR McCLINTOCK'UN 164 GÜLDÜGÜNÜ HIÇ GÖRMEDIM!!!!! su ise bak.

kendimi mi yaziyorum yoksa? sülüklerin sülükledigi bir sülük. 69 durum bir sülük kolonisi. kivrilip kaynasan. düsünün bir. paç a dolu bir .tanidiginiz sülüklerden birini düsünün ve kendinize onu gülerken görüp görmediginizi sorun mü güldüklerini? tanrim. sabaha görüsürüz. aslina bakarsaniz tek basima oldugum zamanlar disinda ben de pek gülmem. 69 mu? hadi bir Chesterfield yakip her seyi unutalim.

ama sürdügü müddetçe hayli ilginçtir. siir yazmak. akliniza ne gelirse. özellikle de enflasyonu yüksek. ve sevgili valimizin akil hastanelerine ayrilan bütçeye attigi makaslan ben dolayli olarak toplum tarafindan delirtilenlerin toplum tarafindan desteklenmeyi ve tedavi edilmeyi ha ketmedikleri seklinde algiliyorum. seni uyandirmadim. bu da yazik. LSD'ye dönelim. mezbahalar. degil mi? hay allah.ama seker pancari toplamak ya da General Motor için somun sikma k ya da bulasik yikamak ya da yerel üniversitelerden birinde Inglizce I dersi vermek de insani dai mi olarak delirtebilir. pekala. bunda tartisilacak fazla bir sey yok. hem bu zevki artirir. hersey insani delir tebilir çünkü toplum çürük tahtadan bacaklar üstüne oturtulmus. LSD. banka soym k.insani tehlike ile mucizenin Siyam ikizleri gibi yapisik oldugu b ir yere götürür. aricilik. onlarsiz yapamadigimiz anlasilan kendi cehennemlerimizi yaratabilmemiz için cennette biçilirl er. vergisi bol bir çagda.kutuya tikilmis ve kobra memeleri oksar-ken. salaklarin suikaste k an gittikleri . düsünemedim. insani delirtebilecek herseyi yasaklamaya kalksak toplumun yapisi altüst olurdu -e vlilik. benim dahiyane bir fikrim var: neden akil hastalarini kursuna dizm iyoruz? paradan ne kadar tasarruf edecegimizi bir düsünün? bir delinin bile yemek yemeye ve barinmaya ihtiyaci var. savas. üstelik igrençtir orospu çocuklari -bagirip çagirirlar. dmt ve stp'yi yasaklamak için bazi saglam nedenler var gerçi -insani dai mi olarak delirtebiliyorlar. günahlari miz. baska bir adamin karisi ile atmak güzeldir ama bir gün yakalanacaginin da bilincinde olacaksin. sampiyonlar kiçlarini her zaman kollam ak zorundadirlar. bu para daha iyi yollar insa etmekte ve evlerimizi yakmalarinin önüne geçmek için hafifçe zencilerin üstüne rpmekte kullaniliyor. rahat bir yasam tarzi degildir bu. akil hastaneleri tika basa dolu olacak. temeli yikip bastan yapmazsak. cerrahi. televizyon simdiki ellerde yararsiz. kesif içeren her tür güçlük -resim yapmak. otobüs servisi. KÖTÜ TRIP LSD ile renkli televizyonun tüketime üç asagi bes yukari ayni zamanda girdigi dikkati nizi çekti mi? birden patlayici bir renk cümbüsü ile karsi karsiyayiz ve ne yapiyoruz? birini yasakliyor. bize kararlari ver ecek bir doktorlar kurulu ve doktorlari bos zamanlarinda mesgul edecek tas gibi iki hemsire gerek ( kadin ya da erkek). selam. halk onlarin kiç üstü kendi bok çukurlarina düstüklerini görmeye can atar. herhangi bir dalda yeterince sivrildigin anda düsman kazanirsin. diktatörlük filan. öbürünü ne ediyoruz. boklarini duvarlara sürerler. ve geçe nlerde yapilan bir baskinda LSD yapimcisinin narkotik ajanlardan birinin yüzüne bir kavanoz dolusu asit firlatti gini duydum.

LSD insani bombardimana da tutar çünkü sadik sevkiyat memuruna göre bir alan degildir. maalesef. insani bitirir. çogumuz yedi. bayraga saygi durusu gibi endiseler tasiyorsa bi r LSD tableti onu muhtemelen delirtecektir. vardiya.görülmemistir. ama. ya da Berlin'in bagir saklari patlarken tarihlerinin son sayfasinda Adolph ve fahisesi gibi. kira. ki z arkadasa ismarlanacak 12 dolarlik yemek. temel olarak. yasalar zehirli karaborsalarda kendi hastaliklarini yaratir. çünkü bir anlamda zaten delirmistir. bir lider posta siparisi ile edinilmis bir tüfekle öldürülebilir (bize anlat lan masal öyle en azindan) ya da Ketchum gibi bir kasabada kendi silahi ile. küvet cini ve kaçak viski günlerini de yasadi bu dünya. çocuklarin egitimi. hadi bilemedin sekiz yasina bas . iyi bir trip henüz kafese girmemis. otuz yasini geçkin kimseye güvenme fel sefesi de hipi kusaginin bir hatasidir. araba taksiti. toplumu güdümleyen büyük Korku ile düzülmemis bir birey gerektirir. tamam. kötü triplerin çogu bi zatihi toplumun egitip zehirledigi bireyin eseridir. komsunun fikri. insanlarin çogu temel özgür bireyler olarak kendi degerlerini abartirlar. kötü asit kötü fahise gibidir.

onu simdi gördügü için. bir düs. size uzun burunlari n çirkin oldugu ögretilmisken gördügünüz çok uzun burunlu bir adamdir. araba yikayicisi vb. 1926 yilinda kokladiginiz igrenç heladir. ve HER yasta. bir dis güç tarafindan getirilmemistir oraya. sanri bir sözlük sözcügü. dünya BÜTÜN parçalarin bütüne uydugunu idrak ettigi zaman bir sansimiz olabilir. çok iyi hissedersiniz. LSD degildir kötü tripinizin nedeni -an nenizdir. ben hâlâ bira takiliyorum. ama digerleri için talihsizlik ya da bir an önce kurtulunmasi gereken b r durumdur. ama sanrinin tanimi hangi kutuptan hareket ettiginize bagli olarak degisir. olmustur. ama bir tablet yu tugu için lutuklarlar adami. bu dünyanin tamami kötü triple dostlar. toplumun egitimsel ve ruhani güçleri ona kesfetmenin asla bitmedigini söyleye kadar bilge olmadigi için. cinayet. elerimizle küçük bok kutularimiza hapsolmamiz gerektigin i telkin etmeleri sonucunda aklini kaçirdigi için bireyi suçlamayin. gençlerin çogu özgür GÖRÜNÜR ama bu tamamen bed kimyasi ve enerji ile ilgilidir. müshildir. toplumla uyum içindeyseniz LSDyi "sanri verici mad de" olarak siniflandirirsiniz muhtemelen. 168 kötü trip mi? bu ülkenin lamami. özgür ruh ender rastlanan bir seydir. b. ruhani yani yoktur. zorla gördügünüz cebir de Ispanyolca dersidir. araba hirsizi. ölmekte lan bir insan için ölüm çok gerçektir. ki meseleyi rafa kaldirip kurtulmanin kolay bir y oludur. ama daha sonr a üstüne yalanlar bindirilir. birkaç da kadin -daha çok hem sire ve garson. belediye encümenine sikayet edemeyeceginiz seyler. komsunun küçük kizidir. öldürülmek ya da dondurma yemek olabilir. LSD ise kendi içinde bir toplumdur zaten. ama gördügünüzde bilirsiniz -çünkü onlara a da onlarla birlikte iken kendinizi iyi. test kitaplarinda olmayan. elleri kirli dondurmacidir. bize kendi a. toplumsal koltuk degnegidir. Jeffers üç asagi bes yuk .167 tigimizda kafeslenip egitilmisizdir zaten. cinsel iliski. çünkü 47 yasindayim ve bana sapladiklari kancalarin haddi hesa bi yok. en tuhaf yerlerde ve HER ya sta özgür insanlar tamdim ben hayatimda -kapici. bir fabrikada on yil çalistiktan sonra bes dakika geç kaldigin içi kovulmaktir. olan. köpeginin arabanin altinda k almasi ve kimsenin sana yolu dogru dürüst tarif edememesidir. esrar mevcut dünyayi daha katlanilabilir k ilar sadece. otuz sayfa uzunlugunda ve üç kilometre yüksekliginde bir listedir bu. Abraham Lincoln Tugayi'di Franklin D. bir LSD tripi hiçbir kuralin kapsamadigi seyler gösterir insana. insanin gö er sey gerçektir. yasanan hersey yasandigi anda gerçektir -bu bir film. sana altinci sinifta tarih ögreten o yasli bok çuvalidir. o dogmadan önce de ordadir. Roos-velt'in yüzüdür. Basbakaninizdir. bütün aglardan kaçmayi basardigimi sanacak kadar budala da degilim.

olmuyor. sapkasindan çok tavsan çikardi. ama Liza degilim. binanin bütün sakinleri sarhos. ama çok da fazla konustu. sayfalan gerçekten bir seyler ol uyormusçasina parliyor. (belki de) aklimi yitirmeme neden olan bir alkol deliligin den çikmistim. dediginde çok iyi söylemis bence. 169 HÜR HAYVANAT BAHÇESI Boktan isimi. rivayete göre Tanri bile dünyaya indiginde o tuzakl ardan birine yakalanmis. hayir tisliyor agzimda sonra da kagidi daktilodan çikariyorum.ari. ben bile. bir National Geographic var önümde. herkes çok fazla konusabilir. sonu bekleyen bir sarho slar kovani. ne yapilir bir gece ile? Liza olsaydim saçi mi tarardim. dostlar. günes batmak üzere. odami. Leary bile. ". tabii ki. kadinlar geçiyor penceremin önünden.iktir" gibi müsfik bir sözcük çikiyor. artik sizin. tuzaklara dikkat. soguk bir cumartesi günü. her kimdiyse. artik onun Tanri oldugundan çok da emin degiliz elbette. sayica çokturlar. Parkta .

Bir süre yürüdüm. Susamistim. Kucagima siçradi. Yine de beni çek en bir sey vardi o ev de. "Adim Carol. Açlik o kadar önemli degildi. Kent disinda buldum kendimi." dedi. Y bekleyecegin bir yere ihtiyaç vardi sadece. Garip sesler de duydum. sonra durup bana bakti.geçirmistim geceyi. "Evet?" dedi nerdeyse gülümseyerek. Parkta uyumak iyi gelmiyordu insana . Bir yandan da açliktan ölmenin ne kadar ilginç olacagini düsünüyordum. açik pembe gömlek. Birden sevinçle hoplayip ziplamaya basladi. "bir bardak su verebilir misin?" "Içeri gir. Günisigina karsi kusup bes dakika kadar bekledikten sonra cebimd eki sarap sisesinin dibinde kalani diktim. Su getirmek için mutfaga gitmisti. Topluma karsi kin beslemiyordum. Üstünde dar bir kot. Tam önümde bir daire çizdi. ceketimi çikarip koluma aldim. Ka hverengi gözleriyle bana bakti. Uzun kizil saçlari beline kadar iniyordu. ama hasta h issediyordum kendimi. Otuz yaslarinda bir kadin açti kapiyi." dedim. Daha ilerde. Gayesizce yürümeye basladim. Ceketimi kaptigi gibi yere atladi. Bir an için gözlerini gözlerime dikti. Kadin mutfaktan döndü. Onlar dan biri olmadigim gerçegini çoktan kabullenmistim. "Gordon. Bir orangutandi. bir bardak su istemeye karar verdim. Korkusu bakiyordu gözleri. saçim daginikti. Soguk bir görünümü vardi. Öylece oturmus bekle rken bir seyin koridordan salona dogru kostugunu duydum. bahçesi genis ve agaçli bir evde karar kildim. Evler giderek seyreliyordu. "Susadim. Tarlalardan. yüzünü yüzüme da i. üç katli. "Ama artik önemi yok. Güzel kadindi. kaygisiz. Zili çaldim. Kapiy lastigimda burnuma kesif çig et ve sidik kokusu geldi." dedi. Sicakti hava. Eski bir iskemleye ilistim. Yaniliyor-dum tabii ki. haf sesler çikararak koridorda kosarak gözden kayboldu." "Neden?" . Ilk evi atladim. sonra yüzünü geri çekti. suyu verdi. Pesinden salona girdim. küçük çiftlikleri n önünden geçtim. ayaginda çizme vardi. Yürürken olaylarin anlamini kavramay a basladigimi hisseder gibi oldum." dedim. Susu luktan ölmek kolay ölüm listeme girmez. Sudan eser yoktu. Yüzüm geceki düsüsümden kanli.

"Benim de onlarla basim hos degil."Tükendim. bittim. Anliyor musun?" "Alkol mu?" "Alkol." dedim." ." Elimi duvarlarin ötesini ima eden bir sekilde salladi m. Yalnizlik çekiyorum. "Ve onlar.

" "Adi Bilbo. Bilemiyorum." "Bu aksam ceketime ihtiyacim olacak. "Atmiyorum. Senin korkmadigina sevindim. Sorunum insanlarla." "Insanlar benden korkarlar." "Bu gece burada kal. Al-iahtan babam para bir akti." "Etmelisin bence." "Atma. Hür Hayvanat Bahçesi mi dedin?" "Evet. "Koridorun sonunda soldan ilk kapi. konustukça berraklasiyorlar-di." "Dinlenirsem oyuna devam etmek isteyebilirim. Hür Hayvanat Bahçesi'nin Deli Carol'u derler bana. evet! O koca maymun ceketimi çaldi. Hem bana neden yardim etmek isteyesin?" "Bilbo gibi ben de biraz kaçigim." "Bence çok hossun. Hayvanlarla gerçekten bütünlesebiliyorum . Kaçigin teki. Enazindan onlar öyle düsünüyor." "Sagol." "Gazeteleri pek takip etmem." Kahverengi gözleri giderek büyüyor. dinlenmeye ihtiyacin var." "Sanmiyorum. "Ilk isim sana güzel bir çorba pisirmek olacak."Bu koca evde bir basina mi yasiyorsun?" "Denemez. Açisini tutturursan fena oyun degildir. mahkeme açtilar. Hayvanlara asigim." "Belediye beni bu evden çikarmaya çalisiyor." dedi." "Sahi mi?" "Sahi. savasiyorum. tuvalete gitmem gerek. "Afedersin. Geceleri serin oluyor. Üç ay akil hastanesinde y im. gerçekten aklimi kaçirmis olabilirim. Çok sekerdir." "Ha." ." dedim." dedim.

Baksana. Banyoya girip kaplana. Tükürüp hirladi kedi.üç. Sonra o siçti. disari. dogru odana!" diye bagi rdi." Kaplan kilini bile kipirdatmadi.. On disle rini ve dilini gördüm. Asigim ona .." Tinmadi Miskin Joe. ama yapamiyorum. "Carol! Tanri askina. sonra da." "Asik misin?" "Tabii. kolay gelsin . "Miskin. Papagan gözlerini bana dikti. Zararsizdir. K aplan sikintili ve ilgisiz bakti bana. yerdeki kilimin üstünde de boylu poslu bir kaplan yatiyordu. banyoda bir kaplan var. Hayvanlarimin hepsine asigim. sen kasindin!" Carol kulagindan tuttugu gibi ayaga kaldirdi canavari. Yürü." "Bir kaplan bana bakarken isimi nasil görebilirim?" "Gerzek sen de. Carol son derece rahatti." dedi. Kaplani disari çikardi ve "Hadi.. papagani ne yapalim? Papagana ka tlanabilir misin?" "Saniyorum. Onu yiyeceginden korkuyor. . Süratle salona döndüm. "Hadi öyleyse.. "Beyfendi senin yaninda siçamazmis. "Miskin! Bir daha söylemeyecegim." Kapiyi kapatti."Tamam." Koridorun sonunda sola döndüm. Papagan orali olmadi.iki. Küvetin içine. Sert önlemler almam gerekiyor. Üçe kadar sayiyorum. Kolay gelsin. Kalakaldim. Benimle gel. "Miskin! Odana dedim!" Kaplan öylece bakti. bir yarim daire çizdikten sonra yere uzandi." dedi. "Pekala." Pesinden gittim. Kapi açikti. "Iyice azitti hergele. 172 Kaplan koridorun sonuna kadar yürüdü. Bir." "Hadi öyleyse. Dus perdesinin üstüne bir papagan tünemisti..." "Miskin Joe.

Düste miydim. ölmüs muydum. Hür Hayvanat Bahçesi. Mideme iki ögün yemek indirmistim bu arada. yoksa çildirmis hayal mi görüyordum? Her türden hayvani vardi Carol'in. Hepsi de evcillestirilmisti. .O gece biraz daha konustuk.

ne kadar gerçek. Carol besli gruplar halinde çikariyordu onlari ba hçeye." dedim. kesintisiz. kurt." Fazla konusmadan kahvaltimizi ettik. Her hareket ettiginde saga sola dalgalaniyor. gözlerine bakti. agzina." dedi. diye geçirdim içimden. Asla çirkin degiller. panter. Kendi benliklerinde tatmin olmuslar. "Bak sunlara Gordon." O gece beni uyku tutmadi. Teninin b eyazligi ürperticiydi. pencereden giren günes isigin in altinda nefis renkler yansitiyordu. Gögüs uçlari çogu kadinda oldugu gibi koyu renk degil. inanilmaz gözler. alev renginde. "her birine. Korkusuz. dirsek gibi hiçbir uç nokta yoktu sanki." . Saçl ari canliydi sanki. Içiyordu yüzünü. Yilan çatalli dilin i çikardi. Dogduklari gün olduklari gibiler. Tilki. Disa bakan tek sey gögüs uçlariydi ve vücuduna cinsini kestiremedigim bir yilan dolanmisti. yilan -hayvanat bahçesine gitmisliginiz vardir mutlaka. (Erzak faturasi korkunçtu. Diz. Odama döndüm. basi yana kaymis. Zor uyudum gece. "O maymundan ceketimi alabilirsen yola koyulacagim. Elbiselerimi giyip yalin ayak salona yürüdüm. Insan ile hayvan karisimi bir kadindi.Siçma ve egzersiz saatleri vardi. Böyle kadin görmemistim. Kahvaltida Carol'a. berrak. saçlari kivrimlar halinde hali ya dökülmüstü. pembe-kirmiziydi. Hayvanlar hosnuttular anlayacaginiz. Piril pirildi. Dolgun gögüsleri yükselme eylemini çagristiran bi lik abidesiydiler. Carol daha da güzel görünüyordu. Kaybolmamislar. Her biri ne kadar farkli. "Gitmeni istemiyorum. yag düzgünlügü. Gözleri iriydi. "Evet. Yürüyüslerine bak. kaplan. Donakaldim. Is in tuhaf tarafi hayvanlarin birbirleri ile dalasmamalariydi. Insanlar gibi degiller. akiskan bir hareketle basini Carol'in basinin iki yanina yavasça indirip kaldirdi. ama daha pembe. "Hayvanlarina gerçekten asiksin galiba. Görünmeden içeri bakabiliyordum. Teni yaglanmis gibiydi. Ama gerçekten bak. süphesiz." dedim." "Anliyorum. her se yi disari yansitiyordu. neon memeli kadi n! Ayni renkteki dudaklari rüyadaymisçasina aralanmis. Babalik yüklü bir meblag birakmis olmaliydi) Carol'in sevgisi onlari tatli. sabit bir pasiflige sokmustu. Tanrim. Hiç günes görmemisti sanki. vücudunun alt kismi asagi sarkmisti. neon. Carol sehpanin üstüne çirilçiplak uzanmis. maymun. Insan bunlari nasil sevmez. Karinlarinin tok olmasi ise yariyor du tabii ki. Sonra dogrularak Carol'in burnuna. Her seyi emiyor. Ne sansli yilan.

" ." "Ben insanim ama."Beni hayvanat bahçene mi katmak istiyorsun?" "Evet.

" "Kaplan mi?" "Evet. Yine de sertlesmistim. Belediye Carol 'i bahçenin etrafina yüksek tel kafesler örmeye zorlamisti ama bahçe hayvanlarin rahatça gezinebilecekleri ka dar genisti. Sen de kaybolmussun ama sertlesmemissin. Dünya ve gökyüzü gözlerindeydi." dedi. Yeni bir hayata basliyordum. Durdu. Sonra ellerini kaplanin ensesine koydu. "Çok hossun. Kendime çektim onu." dedim. Sonra kamisin basi girdi. Kal. Öldügünde çizgilerinden taniyacaklar seni. Kaplan birden kalçalarini kaldirdi. Kahvaltiyi hayvanlarla birlikte bahçede yaptik."Evet. Carol bu kez odanin ortasind aki siyah ceviz masanin üstüne uzanmisti. Onlar k aybolmus. "Buraya gel.. kaplanmisin benim. Kaplan masanin etrafinda agir adimlarla dolaniyordu. Carol hafifçe inledi. yasli kaplan. Yüzüne baktim. Içinde hâlâ yüzen bir seyler var. Carol elini kaplanin kamisinin üstüne koyup yönlendirdi. Bacaklarinin arasinda dudaklarini n hafifçe aralandigini fark etlim. Kamisi sertlesti. ayak parmaklan yere degiyordu. sonra çekti." O gece yine uyku tutmadi. kamisin tamami girmisti simdi. Carol bir çiglik atti. sertlesmis. Bir tavus kusu geçti y . Gümüs renginde bir tilki ile bir çakal geçti yanimdan. Carol bana bakti. Yeniden dirilmistim sanki. Bir ask öpüsüydü. Onlardan farklisin. "Randolph Scott ile Humphrey Bogart karisimi bir seysin sen. Kamisini C arol'un yarigina vurarak girmeye çalisti. Gözlerinin içine düsecekmisim duygusuna kapiliyordum. dikildi ve pençelerini Carol'in basinin iki yanina yerlestirdi. Bulunmaya ihtiyacin var. Güldüm. Basini koluma yasladi. Odamin yolunu tuttu m. Seni buluruz belki. öpüstük. Sonra kuyrugunu sallayarak hizlanmaya basladi. Bakisip durduk. Bacaklari açikti." "Diger hayvanlarin gibi sevilmek için fazla yasli degil miyim sence?" "Bilmem. hoslandim senden. Kahvaltidan sonra Carol çimlere uzanip göge bakti. Pembe-174 lik en son çenesinin allinda durdu ve kayboldu. Genç bir adamdim sanki yine. Pempe bir kan dalgasi yayildi vücuduna. ama bozulmamissin. Yilan gibi dolanmisti vücuduma. devasaydi. Öbür elimi saçina daldir .. Dayanilmaz ve atesli bir istirap içindeydiler." Yanina uzandim. Parmaklarimi dudaklarinda gezdirdim. Salona gidip içeri baktim. Koridoru geçerken Carol'in haykirisini duydum. Bir an için e lini apis arasinda gezdirdi. kaplan o esnada Carol'in bacaklarinin önündeydi. Bir kasik patates salatasi attim agzima.

Hafifçe ok sayip parmagimi gezdirdim." Bir kez daha öpüstük. hergele.. . "Tanrim. Sonra söylenmeye basladi. "Tanrim.. Killari ne mliydi.. hergele." Elimi tutup kolundan içeri soktu.. tanrim. "Ne yapiyorsun bana." dedim.." Geri çekildi bir den.. ne yapiyorsun bana. Deli gibi öptü beni. "Hergele.nimdan.

Egilip kulaginin arkasindan öptüm." diye inledi. Sarilip öptüm. Kendilerinden usanmislar. sonra yine asagi." dedim. Kanepenin kenarina oturup onu seyrettim. Boncu klan aralayip içeri girdim. Saçlari rüzgârda dalgalaniyordu." "Benimkine bak. Insanlar taslasmislar. Abajurun isiginin altinda saçlari piril pirildi -kahverengi-kizil pariltilar saçiyo rdu."Fazla hizli gidiyoruz. Küçük bir abajur yaniyordu yaninda.. Soyunup yanina gittim. daha asagiya indim. Ben defalarca gelmisim dünyaya. san ki ben adiyla ve tavriyla tanidigi biri degilmisim. Yerde yuva rlandik.. Derin bir soluk al di.. önce öptüm hafifçe isirdim. Inanabilecegim tek seydi Carol. Dünya yorgun. hayat çizgine bak. Anlatti.. Inanmamak imkansizdi. "Deli Carol muyum sence?" "Bilemiyorum. deli miyim sence?" Güldü bana bakarak. Ama gözlerinin kahverengesi açik ve derin de olsa." Biraz daha sohbet ettik.. Carol kanepeye uzanmisti. Dünyadan arta kalacak son hayat parçaciginin içinde yasa-yabilmeli. Dünyanin mirasçisi olacak yeni bir canli planliyorum. vurgusuz. "Daha yenisin dünyada. Kaplan elli metre öteden bize bakiyordu. "Bilmeme imkan yok. Gözlerini açti. Boncuk perdenin arkasindan içeri baktim. "ah. "Kaplan. Elimi tutup çizgilerime bakti. killarin basladigi bölgeye. Sonra yangindaydim. bacaklarini öptüm." O gece yine uyku tutmadi. Bunlar birbirlerini bulup çogaliyorlar. kendi disimda bir güçmüsüm gibi. ama sik gördügüm bir rüya var. Belki baska yerlerde baska insanlar da böyle bir canli planliyorlar. rüyalarim. Için için yaniyordu. rüyalarim. Çiplakti. Ben i görünce sasirmadi. karnina indim göbek deligini öptüm. Abajurun isigi vücudunun üst kismini aydin latiyordu." Saka etmiyordu. tekrar gögüslere." Dogrulduk.. Yine de kabullenme v ardi o gözlerde.." dedi. Ölüm dualar inin kabul edilmesini bekliyorlar. Insan dahil tüm canlilarin en üstün yanlarina sahip olmali. alt kismi gölgeliydi. Salona gittim. allahin cezasi." "Evet. . bir atesti Carol. "Sana nasil anlatacagimi bilmiyorum. "Iste hayat çizgin. ona inandim... Bu canlilar insanlardan daha üstün olmali ama. sonu yakin. Sonra asagi dogru öpmeye basladim. yavas dedim sana. Kivranip. uykuda gibiydi. anlamsiz bakiyordu. karsisindaki koltuga oturdum. Ates gibiydi saçlari.. Kanepenin yanina diz çöküp gögüslerini yaladim.ah. Yavas. yalnizdi.

. Içine girdigimda agz im agzini buldu -ve iki yerden kilitlendik. sonra da ters yönde. Is irdim. tuz tadi geldi agzima. dilimi iki kez yarigina sokup çektim. Bir kez daha "ah. Bacaklarini havaya kaldirip boynuma doladiginda yalayarak yukari dogru çi ktim. dilimi hafifçe dudaklarin etrafinda gezdirdim. çiçegi islak ve sicak. ah. . Hafifçe bizirini yaladim. firin gibiydi içi." diye inledi ve çiçegi açildi..dudaklarinda. kamisimi tutup beni yerlestirdi. Kamisimla yarigini zorlamaya basladim. kam isimi sonuna kadar sokup tuttugumda üstünde kivranip devam etmem için yalvardi.agzi islak ve serin.

.ve tuttum. ayak parmaklarimi kanepenin koluna bastirip iyice dayandim. Içten gülüyorduk."Orospu çocugu. Her gittigimiz yerde ona bakiyorlardi. Hayvanlarin ihtiyaçlari her gün yollaniy ordu ama arada sirada kendi ihtiyaçlarimizi karsilamak için kente inmek zorun da kaliyorduk. Onlarin yasam tarzina kar siydik. Carol kendine birkaç ile elbisesi aldi. Ayni seyi bir kez daha tekrarladik. merhametin ve sinamanin. Birlikte bosaldik. tuzu yakala. Hakkimizda ne düsündükleri de bizi ilgilendirmiyordu." Aramizdaki insanlarin baslarinin üstünden bir paket tuz firlatti. Herkes taniyordu Carol'i. oltaya takilmis bir balik gibi çirp indi. Aylar rahat bir mutluluk içinde uçup gitti.Her seyin ötesine yükseldik. oradan da pazara gittik. Sonra Carol'in hamile oldugunu fark etti m. Baba. Pazarda da sakalasmistik. dayanamayacagimi hissedince kamisimi içinden çikmadan çekebildig im kadar çekip yine soktum -sicaklik ve kayganlik. Yabanciydik onlarin gözünde. Tehli keli ve vahsi hayvanlarimiz sayesinde hirsiz endisesi tasimiyorduk gerçi. Giysilerimiz eskiydi. Sürekli gülecek bir seyler buluyorduk. "Hey. Film kötüydü. Arabayi agir agir sürüyordum. Defalarca tekrarladim ayni seyi. Anl miyorlardi. Elimizdeki ile yetinebiliyorduk. Evi hep yaptigimiz gibi kilit-lemistik. Yakaladim. Yakala Baba.. Çiktigimizda yagmur çiseliyordu. Saçim elli yasina gelmeme ragmen hâlâ kipkizil di. Yarim saat kadar sarilip yattik. Onu öptügümde dudaklari yumusa cikti. Önce o girdi banyoya. orospu çocugu. vücudumu hareket ettirmeden kamisimi içinde üç kez siçrattim. tarihin. Carol'in saçlari kiçina kadar iniyordu. hayvanlarla yasiyorduk. nereye gelmistik. varolusun o doyumsuz cosku su kalmisti bir tek. Benim saçim sakalima karismisti. . onlara ve onlara ait hiçbir seye iht iyacimiz yoktu. Bir bardak su istemek için kapisini çalmistim. egonun. kendimizin. Bir gün erzak almak için kente indik. Gülüstük. B aska bir kaplan parlamisti o gece. Tatmin olmus insanlardik. tinsel ve tensel. Kasilmalarla karsilik verdi. atiyorum tuzu. S eni moruk pezevenk seni. Önce sinemaya gittik. El imdeki tuz paketine baktim. Ancak Carol'in hayvanlari ile çiftlesmeye devam et tigini itiraf etmeliyim. Bir süre sonra tirmanmaya basladik -iletisimlerin en mükemmeli. Iliskimiz sürdü. Kaplan yoktu o gece. Hayvanlar tehlikeliydi ve bi/. Bana da bakmaya baslamislardi. kimilda! Hadi!" O çirpinirken kimildamadim ama. Nefretlerini hissediyorduk ama. kamisim yumusamamisti. Keyfimiz yerin deydi. kaldim içinde. yasli bir kaplan. Sonra ben. Carol'in son oyuncagiydim onlar için.

Eve yaklastigimizd a Carol inledi. hayir. Etrafimizdakilerin bakislari yetiyordu. bebege de dikkat et. neyin var?" Kendime çektim. Orospu çocuklari. Yakala tatlim. Içinde bir yer yirtilmisçasina inliyordu. Gerçi film kötü çikmisti ama yine de çok eglenmistik. zavalli piç ilerde yeterince hirpalanacak!" Carol tuzu yakalayip degistirdi. Arabanin pencerelerini açip islandik. yaptilar. Yagmura bile sevinmistik. Kendim izi rezil ediyorduk. Biz bir f dik zaten. "Nedir. "Carol."Seni orospu! Beni damar sertliginden öldürmek mi niyetin? Hayir. Biliyorum. Biz e iyotlu tuz lazim. Yüzü kireç gibiydi. yavrum? Söyle bana." "Benim bir seyim yok. Yaptiklarini hissedebiliyorum. Tanri m. . Nefis bir gün geçirmistik. kizim.

Defelarca kursunlanmisti. Insanlar tel örgülerin arkasindan bizi seyrediyorlardi. Ölüsü bile canli bir insandan daha heybetliydi. "Mutlu musunuz? Sevinin katiller!" diye bagirdi Carol. Bu konuda benden daha bilgili oldugu kesindi. Yaslilar. Basi bir kan gölünün içindeydi. tek canli komamislardi. Odalari dolastim. Hiçbir sey kipirdamiyordu. Carol isimleri yazdi. Elden bir sey gelmezdi. gençler. Banyoda. fotografçilar . hepsini öl dürmüslerdi. harikulade ön dislen disari firlamisti. Carol küregi firlatti. kirpi. Evde. Yaptilar. tuhaf.. Biz sinemadayken gelmis olmaliydilar. Ölmüstü. Carol'a sarildim. Ben mezarlari kazip cesetleri gömdüm. Cesetler. kuzgun. Kapinin önüne geldigimde ilk gördügüm Bilbo oldu. Basi ve boynu gövdesinin altina kivrilmis bir sekilde tek kana dinin üstüne yatmisti. . Çit çikmiyordu evde. Konusmuyor. Elli bes mezar vardi bahçede. Miskin'i en sevdigi yerde haklamislardi. Ikinci günün aksami son mezari da doldurdum. Arada sirada yerinden firlayip haykiriyordu. Zangir zangir titriyor." dedim. Kürek telleri delip üzerine gelebilirmis gibi egilip kaçistilar. Yü paralardi. Bahçe genisti allahtan. Carol küregi elimden kapip tel örgülere dogru kostu. Papagan küvetin içindeydi. Kaninin bir kismi pihtilas-misti. Eve girdik. Öldürülmüstü.. tilki. bir süre sonra uyudu. Gözleri kapaydi ama agzi her an hirlamaya hazir bir ifadede donmus. Öbür kanadin tüyleri aralikti. Iki saat sonra aglamaya bas ladi.. Tek mermi.. Ölümü bilmisti ve ölüm baska 178 türlü bir seydi. Yatistirmaya çalistim. Salonu ve yatak odasini elimden geldigince temizledikten sonra Carol'i içeri aldi m. Yatagina yatirip bahçeye çiktim. Mermi sol sakagindan girmisti. haykirmak istemis ama haykirama-mis gibi. Onu oksayip yatistirici sözler söyledim." "Bekle. Bir gülümseme vardi yüzünde. ama aglamiyordu." "Ne yaptilar?" "Katliam. Iki günümü aldi gömme isini bitirmem. Fisildasarak geri çekildiler. Bizim için de. s arap içiyorduk. Yüklü bir gömme isi vardi elimd e.Canavarlar. kat iller ürkmüs olmaliydilar. B ir gecede hür bir hayvanat bahçesinden toplu hayvan mezarligina dönüsecekti.. Ayi.. Ben çalisirken Carol pikapta ölüm marslari çaldi. anlasilmaz. Hayvanlar özgürlüklerinin bedelini ödemislerdi. gazeteciler.

Yeterince aci çekmisti. Ye tistik. "Rüyalarim siklasti. Bir de bekçi t utardik. akrabasi olmadigi için evin bana ka lmasini istiyordu.Birkaç hafta sonra Carol'a yeni bir hayvanat bahçesi baslatmayi önerdim. Zamani geldi sanirim." dedi. Tam zamani. Kiyamet. "Hayir. Evlilik umurunda degildi. Dogum . Dogum yaklasinca Carol 179 evlenmemizi istedi." Soru sormadim.

"Rüyalar bazen yanlis çikar.. Olanlar ne kadar tuhafti." "Ben biliyordum!" Pis pis bakti. korkulu... Sahit olarak sefilhaneden eski bir arkadasim i getirdim. Hastanede asagida bekledim. Sürüp gidiyordu. Ve ölüm." dedi. . Yanlarina gittim. sikintiya. hiçlige dönüseceklerini bilmek -yasamda hiç. Yolda saraba yumulurken "Sisirdin kizi.. bilemezsin. hemsirelerden birine bir seyler fisildadi. sonra alkol. Ask aciyi bastirmisti ama. Yoldan geçenler durup seyrettiler. degil mi?" diye sordu. Carol'in doktoru gel di. Dört kilo be s yüz gram. Mezarlarin önünde sessiz bir tören oldu. Carol'in rüyasi vardi bir de: ona inan iyordum ama rüyasina degil. Ask. ama benimki henüz aksamadi. Bir gün sefilhaneden çikip bi r evin kapisini çalmistim ve güm. Yüzlerce bebek feryat ediyordu." Asansörle yukari çikip camli bölmeye gittim. ölümde hiç. Ölüme mahkûm bu hayatlari görmek." "Tesekkür ederim. aci. Tarifsiz bir keder kapladi içimi. yalniz gidiyorduk. Insan bir rüyayi ne kadar önemseyebilirdi? Bilemiyordum." dedi. Hem henüz bitmemisti de. Öyle oldu galiba. Beysbo l sonuçlarina baktim. Tören kisa sürdü. Umursamadan. Emin olamazsin. Su dogum isi. "karinizin sagligi yerinde. at yarislarini okudum." "Önce kadin. törenden sonra arabamla geri götürdüm. Herkes sirasini saviyo rdu. arabadan indi. bir sise de sarap v erdim.Bay Jenings." "Baskalari da mi vardi yoksa?" "Evet. cinayete. doktor. "Evet." "Kadin milleti bu. yarim hayatlar yasiyorduk. Sefilhanedeki kerizlerin yansi bu yüzden o rada. Yalniz geliyor." "Anliyorum. ap lalliga.esnasinda ölmez ve kiyamet gününün geldigine dair kehaneti gerçeklesmezse tabii. evroza." "Ben alkolden saniyordum. bebek. korkuya. Ve çogumuz yalniz.erkek. Bu yeni hayatçiklarin nefrete. Cam bölmenin gerisinden duyabiliyordum seslerini. Arkadasima biraz para. "Ee." "Kadin milleti böyledir.

yilandi ve insandi. çakaldi. Tibbi bir im kansizlikti. Babasi. hayvan ve hayvan ötesi. ben de onu bildim. Baska türlü olamazdi. Sonsuz bir bagislama gizliydi bu gülümsemede. Gözleri bana bakti ve beni bildi. Bebegi kollarinda tutarken gülümsüy ordu. . vasakti ve insandi. Dayanilir gibi degildi. Bana b akti. ayiydi. Içeri girip bebegimi buldu.Hemsireye adimi söyledim. Geyikti. Bebege baktim. Insan ve insan ötesi.

ne de gerisi. yine de hoslaniyorum ondan. giderek yorma-182 ya basliyor beni. Hemsireler çiglik atti. ne siyaset sahnesi ilgilendiriyor beni. aktör ayni zamanda. ve dogru tahmin ettiniz. ama o bininciyi bulunc aya dek Alman ruhum bana huzur vermeyecek. . grip. bin kisinin içinden 999'una bes çeker. amcam öldü. pantolonu lekeli sert bir tip. anlatiyor. bir sürü babanin içinde biri. ve birileri sürekli kapimi çaliy or. üç gündür siç isim. odanin ortasinda öpüsüp kollarimizi ve kiç delik lerimizi kavusturmamamiz da onu endiselendiriyor. ama çok yorgunum. ilginç. nereye geldik. POPÜLER BIR ADAM iki kez üst üste grip oldum. hepsi de iyi niyetliler. grip diyorum. grip. tam olarak dogru olmayabilir ama söyleydi galiba: "emmer etvaz!" anlami: hep bir sey. iyi bakiyor bana. gelen gidenin arkasi kesilmiyordu ve her gelen bana sunabilecegi özel bir sey oldugu inanandaydi ve kap inin zili susmak bilmiyordu ve her seferinde ayni sey yasaniyordu: "BIR DAKIKA! BIR DAKIKA!" pantolonumu giyip kapiyi açiyorum. haftada 300 dolar kazaniyor. Hastaneye günes doldu ve bina sarsilm aya basladi. ama enerjisi. ayni sahneyi bir film gibi insanin karsisina getirdiginden. Hemsire bebegimi kollarinda tutup gülümser en San Francisco'nun üstüne ilk hidrojen bombasi düsmüstü. a nnemin sik sik kullandigi Alman deyimi geliyor aklima. ve bütün bu gelenlerin kendilerine has bir enerjileri var. ama kendine olan inanci beni. kendi yazarligina inanci tam. 15 bin dolar geçti elime. "15 rdu. sonra hatun evlenelim diye tuttu bir domuzdan besiliyim. yeterince uyuyamamisim. gülüyorum. önümden mor bir parilti geçti.. yaslanm ak avantaj oldugundan degil. ama hep-bir-sey. on kisinin hayatindan fazlasini yasamis tek bir hayatta. ki insan ancak yaslanmaya baslayinca anlayabiliyor. çok sessizim ve dinlerim. ne Norman Ma-iler'i a radigi ya da Jimmy Baldwin'i tanidigi. daha a da bin dolar. alin iste. egl endirici olmasi dogal. kötü bi r yazar oldugu da söylenemez. eglendirici biri. Flor san lambalar zincirlerinden kopup bebeklerin üstüne düstüler.. müsavir sekreteri y onun gibi bir sey. beni anlamakta güçlük çekiyor çünkü üstünlüklerine karsilik vermiyo n. ama içimde giderek kabaran bi r delilik dalgasi var ve bastirmaya özen göstermeliyim yoksa bir gün Vermont Bulvari'nin yan sokaklarind an birinde haftaligi sekiz dolarlik bir odada kendi isimi bitirebilirim. ben münzevi biriyim ama o kadar da kaçik degilim. ki aslind a harikulade. aklimi yitiriyorum.babalarindan biri. yoldan gelmis. Bebeklerin çigliklari yükseldi.

güzel. EN IYI ARKADASIMI VE VALIYI DÜZÜYORSUN. gidiyorum ve Londra'dan döndügümde hatunun valiy e en iyi arkadasimi düzdügünü ögreniyorum. eyvallah. isi birakmak istiyor. Ispanya'ya gidiyoruz. "sonra ne oldu?" diye soruyorum. hatunun karsisina dikilip bagirmaya basliyorum. sahneye koymayi düsünüyor. sonra Londra'dan biri ariyor. bir oyun yazmaya çalisiyorum ve içiyorum. "SENI IG RENÇ OROSPU.simdi de evlenmeye takmis. DEGIL MI? SENI ÖLDÜRECEGIM ÇÜNKÜ ZINA ISLEDIGIN IÇIN SADECE BES YIL YATARIM!" volta atiyor odada. . '"biçakla beni öyleyse. bütün fahiseleri düzüyorum.mcik agizli!' dedi bana. . oyunumu mek istiyor.

bir basina. fethetmek istemiyordu. ". beynim de üsüyordu -beynin bütün ins serüvenleri bir yutturmacaydi sanki. "havaalanina gittik. bir zamanlar onu anladigini düsündügü bir arkadasina bir keresinde. dolap siki sikiya örülmüst yüzyillar dan beri böyleydi ve dikisleri patlatmanin hiçbir yolu yoktu." dedi. disardaydin. siir tezgahina inançli -bütün o boklar: iyi insan ve sair cehennemin bu yaninin bu yaninda mutlaka ödüllendirilir. "hem de mangal gibi. Ferling-hetti salagin a hiçbir sey olmadi. "kocaman bir kasap biçagi vardi elimde. Creeley'nin korku oldugunu biliyordu. kimsenin umurunda degildi." demisti ve arkadasi. ne bulduysam örttüm üstüme. hasta. çok büyük klas farki vardi aramizda. cevap vermeme ye karar verdi. ama zil ve yumruklamalar sürünce önemli bir sey olabilir diye düsündü. hersey basarisizliga göre ayarlanmisti. dogdugum andan itibaren bir grup dolandiricin in arasina düsmüstüm ve dolana dolanmiyor ya da katilmi-yorsan ölmüstün. ruh. ancak o zaman kullanacaklardi sahtekarligin disinda kalan ruhu sahtekarligin dis inda kalabilmek için. Ginsberg'in kaburga kemikleri kirildi.mina koyayim. iyi sair. Gugg'lar halihazird a ülkenin sikici üniversitelerinde Ingiliz Edebiyati I ya da II ögreten sisman ve rahat boklar için ayr ilmisti zaten. yatagima döndüm. genç. sahtekarligi asla alt edemeyecekti. yere firlatti m. genç ve yahudi bir oglandi gelen. "ne?" dedim. geceligi yedi dolarlik siir dinletileri vermek için Avrupa'ya gidiyor ve burnu bile kanamad i. Shakespeare'in kötü oldugunu. içeri girdi."yürek ister. dikisleri sökmek istemiy ordu. nafile. tek istedigi küçük bir odaydi. bir basina. hahamlik ögrencisi. üstündü benden. diri. benim bile umurumda degil di. ümit yoktu. bir saat kadar yatmisti ki kapinin zili çaldi yine. tanrinin bütün çocuklari -gitti. "hiç yalnizlik çekmedi ." dedim." diye karsilik vermisti. haberi yoktu oglanin. felaket. bir keresinde ." "evet?" "yolda kaza yaptik." pekâlâ. titreme nöbeti geldi yine. ancak ölümde n bir yüzyil sonra. genç. "allahin cezasi bir yalancisin. ama olacak is miydi? "Hank?" "Ne var?" kapiyi ilip içeri girdi. ölüyordum sadece. yataga döndü." dedi. önemi yoktu.

bir süre .Ferlinghetti ile sahneye çiktim. yanindakini küçük düsürmek için giristigi numaralar igrenç i.

kahra manlara. ve örümceklerin duvarlari yutusunu sey retti." bir yahudi Isa askina dediginde basinin belada olduguna süphe yoktur. yorgunum. belki. ölerek. o. yataga girdi. ben ve bir kisi daha hariç mükemmel bu. dolari ve iki paralik siirleri ile iyice biktirici oluyorlardi. tekrar yataga girip ölmeye hazirlandim. kaba öfkenin ve umursamazligin sonucunda dogal ölüm. yataga girdi tekrar. onlar." birakin da bok yiyeyim. hasta. numaralarina uyandilar. uykuya daldi yine. terleyerek. BAKMAK istiyorlar bana. gerisi sizin olsun. iyi ya da kötü. iyi çocuklar ya da kötü çocuklar. gerçekten ölerek. tek sorunu sonunun geldigini sükunetle kabullenmekti. ayrica kutsanmis bir salatali k tursusu ile yarim somun ekmegimi yedi. herkes ölür. ve herkes birbirinin gözünü çikarmaya çalisiyordu. pekâlâ. ve kimi zirvedeydi. bana üç dolar v erdi. ben de ona bir onluk. oflar muhtelif. peltekligin beyaz renkteki suyu. sair olmayanlara. iyi. birakin da bir gün daha yasayayim kendimce. ben.. kendi kisisel tarzimda delirerek. buz gibi.. ve buradayiz iste. ikimiz de kendimizi daha iyi hissettik.. bir baligin yan tarafi misali ölüm." diyor oglan. terleyerek. kendi tarzimda en azindan. hepsi basarma sevdasinda. "Jimmy ile bir par tide karsilastim. sonu gelmisti. ne kadar çoktular. Ginsberg'in çükünü emmeye çalistigi bir Ezra Pound'du sanki . bir basina yatakta. zirvede olmayi haketmeyerek elbette. nerede kimsenin beni rahatsiz etmedigi o günler. hepsi birbirinden nefret ederek. yeter ki raha t biraksinlar beni. yilda 500 dolar kazanmiyorum yazarliktan ve sürekli kapimi çaliyorlar." "unutma. delilik belirtisi göstermeyen hiç kimse nin gerçek bir dahi olamayacagini düsünüyor. siz. ama zirv ede olanlarin çogu da hakediyordu zirveyi. çarmihi seyrederek. ona zaman tani. ISA ASKINA bu k adar ÇOK olacagini tahmin etmemistim!" "ben de siir yazmaktan vazgeçtigimi saniyordum. buraya aitti. "yeni siir kitabinda yer alacak siirleri 184 daktilo etmem için bana otuz bes dolar verdin ama tonla siir var. dahi ya da aptal olup olmamak umurumda degil. düsünün bir." "lanet olsun. Hirschman da yer ayni boku. sairlere. formüller muhtelif. hep buraya ait olmustu. sekiz saat sadece. grip grip grip. birakin uyuyayim.. o. kahraman olmayanlara -kimseye itaat edemezdi. ben. sonra da gitti. kalabaliklara tahammülü yoktu. simdi sürekli biri var kap imda. Hirschman'in Artaud takintisi var.sonra yuhaladilar onu. titreyerek. ve kapi çaldi.

"bir dakika. neon gibi." diye bagirdi. bir yerlerde Ingilizce ögretmeniydi adam. pantolonumu giyiyorum. ve bütün isiklar yaniyordu disarda. . ya da iç gidiklayici bir fahise gibi.

hayatinda görmemisti o formlardan birini. buraya kadar. üç gün üç gecedir uyumuyordu ve bir bok yoktu evde yiyeyecek." kitabi odanin bir kösesine firlatti bes para etmeyecegini bilerek. Çogu kez. adama ve altilik paketine veda edip kitabini açtim: ". büyük sanat hükümet olabilir a da çocuklar ya da ressamlar ya da ."Buk?" "evet. taksi soförlügü yaparken ya da Albu querque'de bir otelde komi olarak çalisirken karsina çikmiyordu o formlar. saçim kadar bana özel seyler. su an ölmekle mesgulüm.1966-67 yilini çalisma ve arastirma için Guggenheim bursu alarak. ama sözünü etmek istedigim bu degil tam olarak.. yataga uzanmis . biri kapisini yumrukluyordu. Yerdeki gazete. hastayim." geri çekilip altilik bir paket bira uzatiyor. bütün o gürültünün patirtinin ara umursamiyordu artik. ve kiralik odasinin tavaninda çatlaklar olustu ve 200 yillik siva agzina doldugun da gülümsedi. uykuya döndü. harikuladeydi. telefon çaldi. komodinin üstündeki bos bira sisesi.. çok bulasici. çok bulasici. umursamiyordu artik. grip. yazamadigini biliyorum zavallinin. iyice aptallasmadan ölüme bu kadar yaklasilabilirdi.mcik agizlilar ya da herhangi bir sey. bir za manlar benim yazdigim ve onun asla yazamayacagi bazi dizelerime takmis. çok geçmeden herkes gitmisti. küçük kizim kentte.iktiric i Guggenheim bursunu almak için gerekli formlarin nereden tedarik edilecegini bilecek zamani ol an sisman boklara gidiyordu. çana ginin içinde dönüp duran tek baligim." "noel agaci düsünüyor musun bu yil?" "bilmiyorum.. yatagimda uyuyorum ve hersey yat aga girmeden önce biraktigim gibi. kol mesafesinde. Uykuya daldigimi sandigim anda olan bir sey. uyanikken.. ve o yakindi. bütün ödüller . ama bir yaris degil bu. ve simd i sessizdi. ama çok hastayim. diye geçirdi içinden. BATTANIYE Son zamanlarda iyi uyumuyorum. büyük sanat asla bir yaris degildir. hiçbir zaman da yazamayacak. sonra son siir kit abini açip benim için imzaliyor ve gidiyor. Gidere k daha sik uykuda oldugumu hissediyor ama düsümde odayi görüyorum. içine çekti ve boguldu. "Uykuya daldigimi sandigim" diyorum çünkü aynen öyle.

diye soru yorum kendime.uykuyu beklerken. . acaba gerçekten uyanik miyim yoksa uyuyor ve odami mi düslüyorum.

Çok az seye tahammülüm var. öyle diyelim bunlara. Bir sokak kadini ile yasamama ragmen her gece iki-üç farkli erke kle beraber olduktan sonra benimle seks ya da kendi deyimi ile "ask" yapmak istemesi tuhafima gidiyor . Incil'i denedim. Ama sokaklara tahammülüm yok artik. yasantimla cemiyetin. diyorum. Ama yalniz kaldigimda. bundan daha kötü olamam. Ama onlarla birlikteyken kendimi güçlü hissediyorum. aci beni durmaya zorlayincaya kadar. tarihle. diye geçiriyorum içimden. Kanatincaya kadar kasirim. öfke diyorum çünkü beni ortadan kaldirmaya çali an bu seylere okkali bir küfür salliyorum. ama hepsi bir sekilde hedefi iskalamislardi. kendi sonumla kiyaslayabildigimde bazi tuhaf se yler olmaya basliyor. sairleri denedim . Bu lehime küçük bir arti olarak yazilabilir. Ilk seferinde Philadelphia'daydim. Bir zamanlar umursamazdim sokak ta olmayi. ancak tek fark benim "basarma" istegi duymamamdi. Olay su: Düsümde kendimi odamda gördügümde ya da odamda uyanikken. Arada derede kalmis bir seydim. Insanlar la birlikteyken iyi hissetmem kendimi. Söyle düsünüyorum: Onlar bütünün küçüc parçalan ile hayatlarini sürdürebiliyorlarsa. kumar ve seks biraz ise yariyordu. kentin. Garipliklere merakliysaniz cineyet-ten söz edeyim siz e. Zayif bir adamim ben anlasilan. Cinsel iliskkiden daha z evkli. Bu Oda Düsleri. Sonra kapinin araligi ile vant ilatörün (hava çok sicak oldugu için yerde bir vantilatör var) ayni çizgide olduklarini ve basimi gösterdik lerini fark ediyorum. Ama sanmiyorum nedense. Çalism iyordum. Ben de uzun süre önce okumaktan vazgeçtim. dis agrisi. bu da deliligin baslangici olsa ge rek. Ani bir öfke ile yastigimdan uzaklasiyorum. Üst üste gelen ölümler. Ama devam edeyim izninizle. kötü kosan atlar. daha fazlasina katlanamam. O siralar sadece sarap ve bira içiyordum. nesterlendim. ben de sürdürürüm. iste o sirada bir seyler oluyor. kirayi dert ettigim için olmustu belki. Maymunlar yapar bunu. Genellikle yeter diyorum artik. bombalandim hatta. soluk almakla. Dolap kapisinin hafif aralik oldugunu fark ediyorum. Benden uzak seylerden söz ediyorlar. bilemiyorum. ülke nin bir ferdi gibiydim.Her sey ters gidiyor son zamanlarda. Böyleydim: entelektüel degildim. kanama ve diger sözü edilmeyen seyler. deli rmis olabilirim gerçekten. Ve öyle bayagiyim ki! Elimi kiçima sokup kasiyorum. Bir aile istemiyordu m. iyi bir is istemiyordum. filozoflari denedim. oysa biraz önce kapali oldugundan eminim. ken i bir duvarla. Onlari kanayan kiçlari ile hayvanat bahçesinde görmüslügünüz vardir. sanatçi degildim. siradan insani kurtaran köklerden de yoksundum. Basur. Içki. seks ve k umar da tüm güçleri ile kanima girmislerdi. "Adam delirmis. Sokakta degilsin. Ama sonra. Bazen. birkaç yil önce basladi. Tamamen farkli seylerden söz ediyorlardi. gorill er yapar. hiç olmazsa bir odan var." dediginizi duyar gibiyim. benim duymadigim heyec anlar duyuyorlar. ev istemiyordum. Vücudumu igneyle oydular.

"seni SEVDIGIMI anlamalisin. san a SESSIZ olmani söyledim! Kimildama!" Uyuyormus gibi yapip bir süre daha çalismalarina i zin verdim.. "Bizi ölümden kurtardi m. morluklar. günümüze dönelim. Kadin seni içine alabilir. ora da oldugunu sanirsin ama degilsindir." dedim kadinima.du. Nereye kaybolduklarini bilmiyordum ama onlardan kurtulmustuk. Gözlerini açip bana bakti. Neyse. 188 "Tatlim. Içlerinden birine bir yumr uk bile salladim. Kadinim huzursuz ol ugumu hissetmis olmaliydi." dedi. SENI içime aliyorum. Bir gece. Sonra vargücümle dogrulup telleri kopardim. zorlaniyordum. Duvarlari biraz daha yaklastiriyordu sadece. "Kimildama ! Bizi elektrik vererek öldürmeye çalisiyorlar!" "KIM BIZE ELEKTRIK VERMEK ISTIYOR?" "Allah belani versin. düste ya da degil.. uyandim ve yanimda yatiyordu (ya da uyandigim i düslüyordum) etrafima bakindim ve bir sürü küçük adamin bizi yataga bagladiklarini gördüm. Otuz-kirk küç gümüs renginde bir teli yatagin altindan geçirip üstümüze sariyorlardi." derdi bana. Özellikle izledigim . etkileniyordum. Afallamislardi. "Siss. Sabahlan kalktigimda vücudumda izler oluyor. sessiz ol!" dedim." Pek yarari olmuyordu. "Öp beni.

uyandigimda ya da düsümde uyandigimi gör battaniye girtlagima dolanmisti yine. Bazen uya niyor. ISIK! Ama olmadi. Yilan gibi kivriliyor. Yarim metre ilerledi bu kez. Tuhaf. Kalkip giyinmeye basladim. gazete okumaya basladim. Yine hareket etti. Kalkip bütün is iklari yaktim. Gelmekte olan seylere kim inanir? Son ates zerresine? Uzay gemisindeki son sekiz-on kadina ya da Nuh'un gemisine ya da insanligin yorgun to humunu baska bir gezegene ekmeye? Bu battaniyenin beni öldürmeye çalistigina inanacak adam ya da kadin nerede? Tek bir kisi bile bulamazsin. Ama o gece battaniye bir kez daha uyuz etti beni. Yorgunum. düste gibi. Geçen gece olan oldu. Uykusuz ol dügüm için aksamüstü dört sularinda yataga girdim.. kararliydi bu kez! Ayyuka çikmisti artik! Be ni haklamaya kararliydi ve güçlüydü.. solugum kesiliyor. açik durmayi reddediyordu. Sonr a kimildadigini fark ettim. Aksamüstü basladi aslinda. acaba ya gmur yagacak mi diye pencereden bakip herseyi unutmaya çalisiyorum. nasil inanirdi? Hiç bir sey bir k ez yasanmadan inanilir olmaz -atom bombasi ya da Ruslar'in uzaya insan göndermesi ya da Tanri'nin dünyaya i nip kendi eseri insanlar tarafindan çarmiha gerilmesi. Basimi her yana çevirdigimde kimildiyordu. Kim inanirdi böyle bir seye? Canlani p beni bogmaya çalisan bir battaniye? Böylesine lanet bir seye kim. gözlerimi üstünden ayirmadim. ya da ben güçsüzdüm. küçük ilanlar. moda sayfasi. basparmagimla Yaris Bülteni'ni araliyorum. Ama ben bir sey olmamis gibi davraniyorum. Tek istedigim beladan uzak ve huzurlu bir hayat. Kanepenin önüne. ölüm ilanlari. Ben ok en battaniye hiç kimildamadi. ISIK. Bir bira açiyorum. bahçenizde bite n yabani otlardan nasil kurtulursunuz. biçimden biçime giriyor. Birkaç bira içtim. keklik nasil pisirilir. yere firlattim. Bir seyler hayal etmek ya da uydurmak istemiyorum. isigin altinda bile kipirdayip birkaç santim ilerledigini fark ettim. siyaset sütunlari. Bu battaniye ben uykudayken canima okumaya çalisiyor. Sonunda mereti yere çalip bütün isiklari yaktim. sonra gün isidi. ama üstümden atamiyordum bir türlü. Ertesi gece de ayni sey. degil mi? Neden acaba? Sik sik intihar düsüncelerine kapilmama ragmen battani yenin bana yardimci olmaya çalismasi direnmeme neden oluyordu. inanilmaz bir hizla. Sonra giyindim ve ne yapacagimi . küçük ama güçlü ataklar yapar gafil avlamaya çalisiyordu. ne olursa. Baskalarinin hakkimda ne düsündüklerini umursamadigim halde onlarin battaniye gerçegini bilmelerini i stiyordum.bir battaniye var. lanet olsun! Bu da isleri bir sekilde daha da zorlasti riyordu. battaniyeyi girtlagima sarili buluyorum. Bu herseye bir son verecekti! ISIK. Oturdum. Ter içinde kalmistim. editöre mektuplar. solugumu kesmesini engellemek için var gücümü kullanmak zorunda kaldim. Ayakkabilarimi ve çoraplarimi almak için battaniyenin yanindan geçtim. Hep ayni battaniye. uyumak kolaylasti.

B. O. Spengler v e Hegel okurlardi. Evet. Çocuk filan degillerdi: 60. yilan gibi kivrilmis. Bir an için battaniyemi bensiz kalmak istemeyen yasli bir köpe k gibi düsündüm. 1000 yasindaydilar. Dogru tahmin ettiniz: Battaniye beni izliyordu. Battaniye kimildamiyordu artik. Kösedeki g azete bayiine gidecektim. pesimden geldi! Istedigi gibi hizlaniyordu. Mahallenin bütün gazete saticilari entelektüeldi: G. Biraz yürümek iyi gelirdi belki. agiz ve gözler. basamaklari indi. Merdivenin basina geldigimde bir sey beni kafami çevirip holün sonuna bakmaya itti. . önündeki gölgeli kisimda bas. beni izlemek zorundaydi. hizla indim merdivenden.bilemedim. Kararli. Size su kadarini söyleyim. 80. Sessi z. Ama sonra bu köpegin. Shaw. Kapiyi çarpip disar i çiktim. dehsetin dehset olduguna inandiginiz anda daha 190 AZ dehsete düsersiniz. Lanet olsun. yani battaniyenin beni öldürmeye çalistig ini hatirladim. evet.

Önce disari çikip kosmayi düm ama disarisi karanlikti. Battaniye fark edilmeden içeri girebilmek için koluma dolanmisti. diye geçirdim içimden. deliler ve sanri gören ler de." dedi karisi. bilekleri normalin iki misli. Asagi baktim." "Bir bira çok iyi gelirdi. bir tane olabilir. "doktorun ne dedigini biliyorsun." "Mick. durumun gerçekligini sinamakti. Yukari çikip buzdolabindan 4-5 bira aldim.Üçüncü katta oturuyordum. En iyisi birilerinin yaninda olmak. Asagi kadar izledi beni. Kanepeden öylece bana. Her sey kafamin içinde cereyan ediyor." dedi karisi. Hank. beni izledigini hayal etmistim. Battaniyeyi yanimda tas imis. Gerçegin gerçek olabilmesi için en az iki oy gerekiyordu. Bir hayali sadece sen görüyorsan ya aziz derler adama ya da deli. Ikinci kata vardigimda bagrismalar. 102 numarali dairenin kapisini çaldim. "Selam. karni hamile bir kadinin karni gibi. "ben yukari çikip buzdolabimdan alirim. gözüm battaniyenin üstündeydi. "Bir bira bile getirmedin mi?" "Hayir. genis bulvarlardan uzak. "Hemen dönerim. Kosarak 102 numaraya d . Askeri Hastane'de oda bosalma sini bekliyordu." dedim ve kapiyi kapattim. Mick." dedi. Ikinci kata. isinize yarar diye düsündüm. Mick'in karisi açti kapiyi. Yasadiklari zamanin ilerisinde olan insanlar bunu bilirler. Çok içiyordu." d edi. sessiz ve tenha bir mahalleydi benimki. Damla bile içmeyeceks in. "bakkala gidip alayim." "Gerek yok." "Battaniye neyin nesi?" diye sordu Mick." dedi karisi. "girsene. kesekagidina koyup asagi inmeye baslad im. "Bunca yildan sonra sak diye kesmek kolay mi saniyorsun?" "Peki." Kalkip kapiya dogru yürüdüm. "Selam. Insanlarla daha fazla görüsmeliydim. Hank. bira bile. küfürler ve bir el silah sesi duydum." dedim. karacigeri iflas etmisti. Su doluydu Mick." Mick yataktaydi. Dünyam çok dardi." Kanepenin üstüne firlattim lanet seyi. Mick. Her yeri sisti. "Bende bir sürü battaniye var. "bira getirdin mi?" "Bak. Kipirdamadi.

. elinde de 32'lik bir magnum.aldim. biraktigim yerdeydi. Mick o davul gibi hali ile ayakta duruyordu. Battaniye kan epede.

Bir battaniyenin can alici noktasi nerededir? "Tanrim. Battaniyenin yanina gittim. Hastaneye yatinca düzelir. bir bira içelim. "Saat ondan sonra televizyon e gürültü yok. "Se n de içiyorsun. hay al görüyor." . Yan etkileri var. "Hey. Sürüne sürüne kanepeye tirmandi." Sonra gitti. degil mi?" diye ekledi sonra. dolaba kostugum gibi çikardim. beni bogmaya çalisti!" "Mick biraz rahatsiz. "ölüp ölmemek umurumda degil. moruk. "Evet. bayan." dedi Mick. Hank?" diye 192 sordu karisi. "giderken bu battaniyeyi de götür." Karisi üç sise açti. Sürünerek uzaklasti. Gerçekten de bir delik açilmisti üstünde." dedi. Merminin açtigi deligi göre ilirsiniz." dedi Mick. kullanirsin. Battaniye hareket sizdi. "Iki kaçik orospu çocugu taniyorsam." dedi Mick." dedi karisi. Kapinin tokmagini çevirmeye çalisti." dedim. yine saldirdig inda siktim. "sen mutfaga gider gitmez bu battaniye kapiya dogru gitt i. Hayal filan görmedim ben. bayan. "ona igne yapiyorlar." dedi. si/-lersiniz. Mick ile birer Pall Mall yaktik." "Lanet olsun!" diye bagirdi Mick pijamalarinin içinde çok sis. "Evet. Ilk soku atlatinca yataktan kalk ip üstüne yürüdüm. "bu battaniye beni öldür meye çalisti diyorum size. disari çikmak istiyordu." Birasindan siki bir yudum aldi. Yöneticiydi. "sende kalsin."Mick." Basini geriye atip güldü. ÖLDÜ. yemin ederim. orada duruyor iste. degil mi?" "Nereden bileyim?" "Bu battaniye saçmaligina inandigini mi söylüyorsun. Mick. yanina vardigimda tokmaktan üstüme siçrayip girtlagima dolandi.! Kapi çalindi. delirmissin sen!" dedi karisi. iyi ki magnum doluydu. "Haklisin. "Bu allahin cezasi seyi buradan götür!" "Iyi de. "Çok gürültü yapiyorsunuz." "Ihtiyacim yok. Içerken de görürdü.

"Çok mu?" "Bazen." .

Ikinci bardagi da içtim. Biçagi lavaboya firlatip sisenin kapagini aç . iskemleye olurdum. Sonra battaniyeyi son k ez elime alip kestim! Kestim.. Bir tane daha koymak için mutfaga gittim. Ama gizli gizli onlara karsi çalisiyordum. diye geçirdim içimden. Los Angeles'in o berbat gece ayazi enseme vuruy ordu ve kolay degildi o battaniyeyi kesmek. Derken. ne oldugu anlasilamayacak kadar küçük parçalara kestim onu. yanina a maya çalisan bir kadindi. hüzün ve merakli. Battaniyeyi kucagima alip biçagi havaya kaldirdim. Mermi isini bitirm isti belki de... "madem islemiyorsun. Sonra bire indi. Sonra mu faga gidip bir sise votka açtim."Tek istedigim bu allahin cezasi battaniyeyi buradan götürmen!" dedi Mick. Kap alev aldiginda ben mutfaga gidip bir votka daha koydum." Iyice katlayip kolumun üstüne koydum. Iki kadin düsündüm. bütün asklarin içinde bir ask gibi . Bir bardak kov dum bu kez Ölüm degildi rahatsiz edici olan. ortalikla dolanip varsayimlarda bulunuyor. Odama girip battaniyeyi iskemlenin üstüne firlattim. bahçemizdeki çimleri biçiyorduk. biçagi da yanimda götürmüstüm.. Ilk gece bir yüksük dolusu.. Iskemlede kalakalmistim. Doktorlar sert içkilere lakilirsain ölecegimi söylemislerdi.. Biramdan büyük bir yudum alip. ve çok kötü hissettim kendimi. birkaç kez kuruluyorduk. Aklima bir fik ir geldi. Kolay degild i ama o battaniyeyi kesmek... Battaniye belki de beni ölüme. Mick'i de beni iz-lemeye çalisirken onu engelledigi için öldürmeye kalkismamis miydi. . ask gibi. planl ar yapiyor. "Iyi geceler. Bulasik kabini alip içine gazeie kagidi doldurdum.. götürürüm." Merdiveni çikmaya basladim: battaniyede hayal belirlisi yoktu. kestim ve kestim. Ertesi gece iki yüksük. eski Bostan cadilari gibi. valiler seçiyor. ne delilik D EGILDIR ki? Votka bardagini bir dikiste bosaltip bir sigara yaktim. Hank. Delilik tabii. "Tamam." dedim. keske votka olsaydi. Nasil bilebilirdim ki? Bir zamanlar beni delice sevmis bir kadindi belki de.." "Iyi geceler. battaniye kiligina girmis benden öç almaya çalisiyordu. Ne delilik degildir ki? Maval delilik degil miydi? Kurmali oyuncaklardan farksizdik . Bir süre oturup izledim. Bira için tesekkürler. sonra da güle güle. kabi pencerenin yanina yerlestirdim dumani üflemesi için vant ilatörü çalistirdim. bunu nasil yapacag ini bilemiyordu. Döndügümde kirmizi ve güzel yaniyordu. ya da bir battaniye olarak beni sevmeye çalisiyor. parçalari bulasik kabina koydum. Sonra palates soymak için kullan digim biçagi aldim. Hirosima gibi.. Delilik m i? Olabilir. dost um. hiçbir sey hissetmedim desem yalan olmaz..

Lavabodaki biçaga baktim yine. Yan tarafinda kan izi vardi. Ellerimde kesik olup olmadigini kontrol ettim. Kesik filan yoktu. Ellerime baktim. bacaklari olmayan agir ve anlamsi seyler gibi sürünerek. BITTI . Yanaklarimdan asagi gözyaslarinin süzüldügünü hissettim. Gerçekten delirmis olmaliydim. Çentik bile. Isa'nin elleri harikulade ellerdi. Ellerime baktim. Deliydim.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->