LINDA KING'E o ki bana getirdi ve geri alacak KIRAYI ÖDEMEYE 45 MILIMETRE bir kizi vardi Duke'ün, Lala, dört

yasinda. Duke'ün ilk çocuguydu, bir gün onu bir sekilde öldürürler korkusu ile kaçinmisti çocuk yapmaktan, ama simdi deli oluyordu kiz için, mest oluyord u. Duke'ün

aklindan geçen herseyi biliyordu kiz, özel bir hat vardi aralarinda sanki. Duke ile Lala süpermarketteydiler ve sürekli bir seyler söylüyorlardi birbirlerine, hers eyden konusuyorlardi, kiz ona bildigi herseyi söylüyordu; içgüdüsel olarak çok sey biliyordu, Duk ise fazla bir sey bilmiyordu ama bildiklerini ona söylüyordu ve ise yariyordu, mutluydular birlikt e.

"bu ne?" diye sordu Lala. "bu bir hindistan cevizi." "içinde ne var." "süt ve kitir seyler." "neden içinde?" "çünkü iyi hissediyor kendini orada, o sütlü ve kitir sey kabugun içinde iyi hissediyor ken ini, kendi kendine, 'ah, ne kadar iyi hissediyorum kendimi burada!' diyor." "neden iyi hissediyor kendini orada?" "hersey kendini iyi hisseder orada, ben hissederdim." "Hayir, hissetmezdin, arabani süremezdin onun içinde... beni göremezdin, jambonlu yumu rta yiyemezdin." "jambonlu yumurta hersey degildir." "nedir hersey?" "bilmiyorum, günesin içi belki, donmus bir kütle." "GÜNESIN IÇI...? DONMUS?" "tabii." "donmus olsa neye benzer ki günesin içi?" "günes atesten bir top. bilim adamlarinin bana katilacaklarini sanmiyorum, ama ban a sorarsan buna benzer." Duke bir avokado aldi.

"hey!" "evet, avokado budur aslinda: donmus günes, günesi yer ve içimiz sicacik dolasiriz." "o içtigin biralarda da günes var mi?" "var." "benim içimde var mi?" "tanidigim herkesten daha çok." "bence senin de içinde KOCAMAN BIR GÜNES var!" "tesekkür ederim, askim." markette dolanip alisverisi tamamladilar. Duke hiçbir sey seçmedi. Lala cani ne çekers e koymustu sepete, bir kismini yiyemezdin: balonlar, kalemler, oyuncak bir tabanca, havaya atinca arkasindan parasütü açilan bir astronot, nasil astronotsa! Lala kasiyer kizdan hoslanmadi, suratini asti zavalli kiza: kepçelen-mis, bombos bir yüz -bir korku gösterisiydi ve bunun farkinda bile degildi. "merhaba, tatli sey!" dedi kasiyer. Lala cevap vermedi. Duke cevap vermesi için z orlamadi kizini, ödemeyi yapip arabaya yürüdüler. "paramizi aldilar," dedi Lala. "evet." "bu gece ise gidip daha çok para kazanman gerekecek, geceleri ise gitmeni sevmiyor um, annecilik oynamak istiyorum, ben anne olurum, sen de bebek." "peki, ben simdi bebek oldum, tamam mi, annem?" "tamam, bebek, arabayi kullanabilecek misin?" "deneyebilirim." arabaya bindiler ve yola çiktilar, sola dönerken gaz pedalini sonuna kadar köklemis or ospu çocugunun teki az kalsin kafadan giriyordu onlara. "bebek, neden baskalari arabalari ile bize çarpmaya çalisiyorlar?" "çünkü mutsuzlar ve mutsuz insanlar aci vermeyi severler, annem." "mutlu insan yok mu?" "mutluymus gibi yapan çok insan var." "neden?"

"çünkü utaniyorlar, korkuyorlar, itiraf edecek cesaretleri yok." "sen korkuyor musun?" "ben sadece sana itiraf edebilecek kadar cesurum -o kadar korkuyorum ki, annem, her an ölebilecekmisim gibi hissediyorum kendimi." "bebek, bira istiyor musun?" "evet, annem, ama eve gidinceye kadar bekleyelim." Normandie'ye vardiklarinda saga döndüler, saga dönerken sana çarpmalari daha zordu. "bu gece ise gidecek misin, bebek?" "evet." "neden gece çalisiyorsun?" "karanlik oldugu için. insanlar beni göremez." "insanlarin seni görmesini neden istemiyorsun?" "çünkü görürlerse beni yakalayip hapse atarlar." "hapis nedir?" "hersey hapistir." "ben hapis DEGILIM!" park edip posetleri eve tasidilar. "anne," dedi Lala, "çok seyler satin aldik! donmus günesler, astronot, hersey!" anne (Mag'di adi), "iyi," dedi.

sonra Duke'e döndü: "lanet olsun, bu gece ise çikma, kötü bir his var içimde, çikma, Duke.

"içinde kötü bir his var, öyle mi? ben her ise çiktigimda içimde kötü bir his var. isin bi si, çikmak zorundayim, meteliksiziz, kiz eline her geçeni sepete doldurdu, konserve jambondan havyara kadar." "Tanri askina, engelleyemiyor musun çocugu?" "mutlu olmasini istiyorum." "sen demir parmakliklarin ardindayken mutlu olmayacak." "bak, Mag, bu meslekte arada sirada içeri girmek kaçinilmazdir, bunu kabullenmek zo rundasin, ki ben digerlerinden sansliyim, çok yatmadim."

"namusunla çalismaya ne dersin?" "yavrucugum, pres makinesinde çalismaktansa bu isi yaparim, namuslu is yok zaten, bir sekilde ölüyorsun, ben kendi yoluma girmisim bir kere -bir tür disçi oldugumu farzet, toplumun d islerini çekiyorum, yapmayi bildigim tek sey. artik çok geç. hem sabikalilara nasil muamele ett iklerini bilmiyor musun? ne yaptiklarini bilmiyor musun, söyledim sana..." "biliyorum söyledigini, ama..." "ama ama ama!" dedi Duke, "lanet olsun, birak da sözümü bitireyim.!" "bitir o zaman."

"Beverly Hills ve Malibu'da oturan o sanayici orospu çocuklari, sabikalilari isla h etmekte uzmanlasmis o orospu çocuklari, köle tacirleri hepsi, sartli tahliye kurulu bunu bal gibi biliyor, baskalarini zengin etmek için köpek gibi çalistirirlar insani, seni normal insanin çalistiginin üç kati daha fazla ç stirirlar, ürünleri maliyetin on katina satarlar ve hersey yasal, kendi yasalarina uygun..." "yüzlerce kere dinledim bunlari senden..." "ve simdi bir kere daha dinleyeceksin! hiçbir sey görmedigimi, hiçbir sey hissetmedig imi mi saniyorsun? susmami mi istiyorsun? kendi karima bile yakinamayacak miyim? karim degil misin? düzüsmüyor muyuz? birlikte yasamiyor muyuz? yasamiyor muyuz?" "bu ise giren SENSIN, simdi de agliyorsun." "bir hata ettim, teknik bir hata! gençtim; onlarin .iktirici kurallarini anlayama dim..." "simdi de kendini hakli çikarmaya çalisiyorsun!" "hey, bunu sevdim! SEVDIM bunu. küçük karicigim benim, kancik, kancik! beyaz sarayin basamaklarinda bir kanciktan baska bir sey degilsin, sonuna kadar açilmis ve zihin sel olarak donmus bir kancik..." "çocuk dinliyor, Duke." "iyi. sözümü bitirecegim, kancik. REHABILITASYON, sözcük bu. o Beverly Hills .mcik agizli lari o kadar ahlakli ve INSANCIL'dirlar ki. kanlan Müzik Merkezi'nde Mahler dinleyip bagi s yaparlar, vergiden muaf. ve L.A. Times tarafindan yilin kadini seçilirler, ve KOCALARININ sa na ne yaptiklarini biliyor musun? lanet fabrikalarinda köpek muamelesi yaparlar, maasini kesip farki ceplerine atarlar, kimse onlardan hesap sormaz, hersey o kadar acimasiz ki. kimse bunun farkinda degil mi ? kimse olanlari GÖRMÜYOR MU?" "ben..."

senin adamin kasadan yirmi bes dolar çaldi.'" "nasil bir adalet istiyorsun. hemen sartli tahliye memurunu ararlar: 'üzgünüm. Beethoven. STRAVINSKY! mesaide adamin posasini çikarip paras ini vermezler."KES SESINI! Mahler. bayagi sevmistik de onu. yazik. ve götün yiyorsa hakkini ara. Duke? ne yapacagimi bilemiyorum artik. ama sana söylemek zorundayim. sarhos . sürekli sika yet ediyorsun. Jensen.

buyrun iste: bi r sahtekarlik daha. adalet mi? adalet diye bir sey yok Amerika'da. israrlisin." "evet." "böyle konusma." dedi Mag. izin ver de bir is bulayim.." "SEN! kaç kere duydum ben bunu? senin yapmayi bildigin tek sey düzüsmek. "Israrliyim!" . " salladi lanet seyi havada. dolaba gitti." "hindistan cevizinin üstünde neden ki llar var?" "Tanrim. "çocugumla bu sekilde konusmana izin vermem. Kennedy'lere sor. içinden nasil gelirse. ölü-gözlü marti gibi. öyle!" dedi Mag konserve kutusunu avucunun ortasina koyup havaya kaldirara k. ruhu benim ruhum. bilmiyorum. ölmüslere sor. sadece bundan anliyor insanlar. oturdu ve bir sigara yakti." dedi Lala.olup bana Dillinger'in gelmis geçmis en büyük adam oldugunu söylüyorsun. ben de insanim. senin memelerini emdigi için mi senin oluyor? ki msenin çocugu degil o. gözlerine bak. "israrlisin.. "Duke... "sana Duke dememi mi istersin. hayalarimda neden killar var?" elinde bir kutu bezelye konservesi il e Mag çikti mutfaktan." "çocugun mu? agzina bak sunun. elini Noel süslemeleri ile dolu kutunun altina soktu ve silahi çikardi. tamam.." "çocugun yaninda bu sekilde konusmamanda israrliyim!" dedi Mag. Lala astronotla oynuyordu. su posetleri bosalt bari." Duke silahi dolaba koydu. "ben çalisirim. Amerika'nin bildigi tek adalet bu. tatlim. yoksa Baba mi?" "nasil istersen. çocugummus -senin yarigindan çiktigi. kendinin çocugu. 45 milimetre. yalvaririm -SEVIYORUM seni. benim gözlerim. kime sorarsan sor!" Duke salincakli koltugundan kalkti. tipki benim agzim. sadece b ir tür adalet var.. "su silahi yerine koy. yazmayan tükenmez gibi." birden kendini yorgun hissetti Duke." "Dilinger'i sikiyim! o öldü. Dilinger diye bagiriyorsun. parasütü açilmasi gerektigi gibi açilmiyordu. ise çikmadan yiyecek bir sey hazirla bana. kesik hatta Baba diye haykiran Isa gibi. salincakli koltug unda salinip. ve yataga uza nip çikolata atistirarak dergi okumak. bu. "tamam. gerçekten seviyorum. "iste bu. Duke. beni de dinle.

" "uykum geldi anne. "evet. su konserve kutusunu gözümün önünden yok etmezsen o bezelyeleri tek tek G. küçük kizinin yanagina bir veda öpücügü kondurdu. seviyorum onu. kendini disari atti. anne?" "evet. "gel bi tanem. kucagima gel. mutfakta kaldi. bana kitap oku. Mag mutfaktan çikti."yemin ediyorum. "Duke gitti." ." dedi kiz. biliyorum. karni dügümlendi. Duke ceketini almak için d olaba gitti." diye güldü Mag. "Duke geri gelecek mi.TÜNE SOKACAGIM!" Mag bezelyelerle mutfaga döndü. gelecek orospu çocugu. yemyesil bir vadide kosa ttan daha sicakti." "orospu çocugu nedir?" "Duke'dur. öyle geçirdi içinden. ekim günesinden. ama kapiyi usul ca kapatti." kanepeye oturdular." "orospu çocugunu mu seviyorsun?" "evet.

61 model siyah Ford'a döndü. kolay." Mag kolinin içinde duran çocuk kitaplarindan birini aldi. cesaretimi yitiriyorum. dünyanin tamami yasal cinayet bokunun içinde yüzüyordu.. köylü görünümlü iki aptal adam. ORMANDA HAYAT. su kaynadi. kötü bir duygu vardi içinde. sicak çörek gibi!" "ÇÖREK DEGILIM BEN! sensin ÇÖREK!" "dolunay bu gece. tanrim. bir sonraki adim evde oturup Shostakov itch dinlemek. içi nden. diye geçiriyordu. küçük. Lala kanepede bekledi. lanet olsun. lunaparktaki alçidan kazlar gibi paramparça etmislerdi. "simsicaksin.. Louie'yi öyle hakla-mislardi. yasal cinayet. 3 blok. eto burdurlar ve birbirleri ile sürekli ve kanli bir rekabet. ibnelerin takildigi barlard an biri. vizon ile zerdeva esnek. kira parasi çiksin yeter. temiz bir odaydi.. Brahms'in ikinc i senfonisi. biri bana Nobel ya da Pulitzer Ödü-lü'nü vermeye geldi her halde. duyuyorum. ucuz bir p uro içiyordum. "anne.. arka tarafta bir delikten içerisini gözetleyen silahli biri olabilirdi. seviyorum." Mag mutfaga gitti. diye geçirdi içinden. 6 blok. yalniz yasiyordum o siralar. seviyorum adami. bu gece küçük bir bar belki. kapi çalindi. tuhaf bir sey vardi o dükkanda. hizli ve vahsi yaratiklardir. Duke o esnada Hollywood-Normandie kavsaginda bir içki dükkaninin kapisinda durmus. fazla aydinlik. "sansar ve kuzenleri. fazla aydinlik.sarildi kiza. 4 blok. pis bir koku aliyordu. hindistan cevizinin üstünde neden killar var?" "hindistan cevizinin üstündeki killari mi soruyorsun?" "evet. diye geçirdim içimden.. BIR NUMARALI HALK DÜSMANI ILE HÜCRE ORTAKLIGI Philadelphia'da Brahms dinliyordum. lanet olsun. ve kuzeye sürdü. lanet olsun." "tamam. yil 1942. 12 blok sürdü lanet dünyanin kuzeyine. bir sise porto sarabini yavas yavas yudumluyor. küçük bir pikabim vardi. Bukowski? . Mag çocugu ucagina alip kitaptan okumaya baslarken. korkuyorum." sonra güzel çocuk uyudu ve dolunaydi." "dur kendime bir kahve koyayim..

önemli birin i. güzelce çerçevelenmislerdi ama bana bir sey ifade etmediler. sormadim. fotograflari görüyor musun? diye sordu ciddiyetle. birini öldürmüs olduguma karar verdim. unuttum ve burnumu kasimak için elimi kaldirdim. ama F. bir süre için misafirimiz olacaksin. evet.evet. arkada iki kisiydiler.B. sonra o her zamanki kadin sesi: iste akorkunç adam! yakalamislar! kadinlar beni pek sevmez. kimlik gösterdiler. biri Brahms' i kapatti.I'in hizmetinde ölmüs insanlar.B.I'in devreye girmis olmasini anlayamiyordum. orada kalsinlar! önde iki kisi. ne yapmis olabilecegimi düsünüp duruyordum. hersey yitirilmisti nasil olsa. aklima gelen tek 12 sey sarhosken birini öldürdügümdü. fotograflara baktim. ne yaptigimi bilmiyordum. . dedim ona. beni baska bir odaya götürdüler. JOHN AMCAN NEREDE? diye bagirdi bana.I. ceketini giysen iyi edersin. F. bizimle gel. bütün baslar pencerelerden disari çikmisti haberleri varmis gibi. INDIR ELINI!! büroya vardigimizda ajanlardan biri dört duvara dizilmis fotograflari isaret etti.B. ellerini dizlerinin üstüne koy. asagi inip sokaga çiktik. fotograflari görüyorum. bunlar F. ne dememi bekledigini bilmedigim için bir sey demedim. masanin arkasinda bir adam oturuyordu. bir süre yol aldik.

JOHN AMCAN NEREDE? ne demek istedigini anlamiyordum. bir an için sarhosken insan öldürmek amaci ile kull andigim gizli bir silahtan söz ettigini düsündüm. olanlari kavramakla güçlük çekiyordum. JOHN BUKOWSKI'YI KASTEDIYORUM! .ne? dedim. asabiydim.

bir numarali halk düsmaniyim. ne yapmis olabilecegimi düsünüp duruyordum. senin gibiler hep suçsuzdurlar. dedim. Louis'den askeri muayene için basvurmami söyleyen bir mektu p aldim. bir hendekten geçmemis olmamiz beni sasirtmisti. biliyorsu nuz sanirim. ha? ülkeyi güçlü tutun ki soyabilesiniz. masal anlatma. evet. ben biraz fazla kapiliyorum. beni burada muayene etmelerini yazdim. . bir cumartesi aksamüstüy-dü. demek bu yüzden onu bulamiyoruz! portakal-sari bir hücreye kapattilar beni. aglamak istiyor ama aglayamiyordum. gardiyanin teki geldi. burada iki seye tahammül edemeyiz: asker kaçaklarina ve teshirci-lere. anlamiyorum: askerden kaçmak isteseydim onlara adresimi bildirmezdim. postaneye bildirmistim ama. o öldü. tasindim. hirsizlar arasinda seref. hastalikli hü/. ne kadar sansliydilar! sokagin karsi tarafinda bir p lakçi vardi. kaldirdim asker kaçagi kiçimi yataktan. dedi. biz yine de asker kaçaklarindan hoslanmayiz. beni tutukla yip buraya getirdiler. kolonlardan bana dogru müzik yayini yapiyorlardi. hersey o kadar özgür ve rahat görünüyordu ki disarda. arada sirada herkesin kapildigi bir his.ha. Louis'ye gidemeyecegimi.) asker kaçagiyim. adim Courtney Taylor. ranzama uzandim. aslinda suçsuzum. hastalikli bir durum. neden buradasin? diye sordu. Moyamensing Cezaevi eski bir satoyu andiriyordu. hay Allah. askerlik subesine yeni adresimi bildirmeyi unutmusum. KALDIR KIÇINI O YATAKTAN! diye bagirdi bana. çok fazla. hüzün veri ci. muhasebeci kilikli sisman bir adamla ayni hücreye koydular beni. kendini öldürmeyi düsünüyor musun? diye sordu Taylor bana.ün. (hücreye girmeden önce sordugum için artik cevabi biliyordum. hücremin penceres inden disarda yürüyen insanlari görebiliyordum. iki büyük tahta kapi beni içeri alma k üzere açildi. bu kasabadayken St. onlara St. kendini daha kötü hissedememe durumu.

ama birine vurursaniz hücre cezasina çaptiriliyordunuz. sonunda zaman dedik. oradan çikanlari görüyordum. bahse girerim ki benim yatagimda seninkinden daha çok tahtakurusu var. ben de 13 vardi. asçi fisiltiyla tesekkür edip ertesi gün gelmesini isteyip istemedigimi sorardi. kiçlari dardi. kahve. onlarin suçu degildi herhalde. tahtakurulari. zor tutuyordum kendimi agzina bir tane çakmam ak için. Taylor.su ampulü tutan kabloyu asagi çek. ne lan bu? diye bag irdim. daha sonra kendininkileri ikiye bölüp uzattigini ögre necektim. avluda zarim tuttu. iyi para götürüyorsun. kuleden makineliyi üstümüze dogrultu p. bir ay sürüyordu eski hallerine dönmeleri. aslina bakarsan hiçbirinden hoslanmiyor dum. gözleri sulu. hücrede insan bunalima giriyordu. verdikl eri su ve ekmek daha da kötüydü. ölü tahtakurularini küçük tahta sehpanin üst koyuyordum. kovaya su doldurup ayagini içine sok. ama oynamanin bir yolunu bulurduk mutlaka. mapus zengini. gerçekten hoslanmadigim biriydi bu teshirci. zengindim. çok yardim seversin. orospu çocugu. o nazik eline birkaç sent birakirdim. tahtakurularimizi alip hücrenin kapisina gittik. fazla yükleniyordum teshirciye. uzun süre baktim o kabloya. tahtakurularimi yakalayip öldürmeye basladim. isiklar söndükten sonra asçi nefis yemeklerle asagi geliyordu. onda 18. zengin oluyordum. her gün kazaniyor. 10/1 erkek. kardesini de gör. orasi aydin likti. teshircilerden bir i sokmustu zarlari içeri. hepsinin çeneleri küçük. sansin açik . DAGI-LIN! diye bagirirlardi. günde on be s-yirmi dolar para kazaniyordum. turta. nesine? 14 on sent? on sent. saydik. çükünü üç yasinda bir e hayalleri kurarak uzaklasirdi yilan. sahtekarlik yapmisti. ben yemistim. çiktin buradan. ampulü çikarip p armagini duya sok. on senti verdim. limit on be s. bu herif her oyundan sonra yanima geliyordu. barbut oynamak kurallara aykiriydi. isiklar söndügünde yatagima yattim ve saldirdilar. kek. gerçek bir profesyonel. dedi Taylor. Taylor asçiya on bes sentten fazla vermememi söyledi. tahtakurusu. gözümün önünde olmadig zaman mantik yürütebiliyordum. . tesekkür ederim. ama lara bakmaktan hoslanmiyordum. büyük porsiyonl ar. dondurma. am iz kafayi yemistik zaten.

önce birini öldürmüs. firar etmezse hayatinin sonuna kadar burada. dedi Taylor. cezasini yatmis. çikar çikma igerini öldürmüs. iyi asçidir. tabii. geçen gece bir denizciye tecavüz etti. basgardiyanin yedigi yemeklerden yiyiyorduk ve basgardiyan midesine düskündü anlasila n. derdim. ikiye yardi de 15 . mahkûmlar açliktan ölürken ben ve Taylor 9 aylik hamile iki kadin gibi dolaniyorduk ortalikta.tabii. iki lesi var.

çoraplarini ve donlarini asmisti l anet seye. ama bir kez bile yerleri silmek zorunda kalmadim. TARA BUBA YER. Amerika'nin en temiz hücresiydi bizimki. çünkü yün battaniye cildimi tahris eder. gardiyanlar korkuyorlardi. F. o da bize. dünyanin.I askerden bilerek kaçmadigima karar verdi ve beni askerlik subesine sevk ett iler. çok hassastir cildim. belki de ? bilmiyorum. bütün gün oturaginda oturup.B. parmaklarini yiyi-yordu. pes ettim. bozuk plak gibiydi. sevdim asçiyi. ve geceleri o ilave yemege bayili yordu. çaylagin teki. orada kalmak istiyordu ve ona izin veriyorlardi.nizciyi. avluya ilk çikisimda ihtiyar çarsafimi yirtip çamasir ipi yapti. gardiyanlar aptaldi. korkunç. hayati çözmüstü: ye ve siç. aciyordum onlara . dedi Taylor. bir hafta yürüyemedi zavalli. bir kisi öldürdüm. diye bagirdim ona. aklini basina toplamazsan ik inci olacaksin! ama oturaginda oturup bana gülmeyi ve TARA BUBA YER. dünyadan haberi yok. memleketi efsane kahramanlarindan birinden bahsediyordu sanirim. hücreye girdigimde hersey üstüme damlayip durdu. hayir. TARA BUBA BOK YER. seni yasli osuruk. Taras Bulba. NERDE OLDUGUNUZ U SANIYORSUNUZ? OTELDE MI? TAH-TAKURULARINI BURAYA GETIREN SIZLERSINIZ! diye bagiriyordu. aliniyorduk tabii ki. sonra psikiyatri görmeye gittim. diye onayladi Taylor. gardiyana tahtakurularindan sikayet edip duruyorduk. hiç çikmiyordu hücreden ihtiyar. savasa inaniyor musun? diye sordu. dusa bile. avluda Taylor'a rastladim. genç bir çocugun yanina verdiler beni. sonunda Taylor ile beni ayri hücrelere koyup hücreyi ilaçladilar. dedim. evi her zaman isla k ve pirilpinldi. saglik kontrolünden geçirdiler. iyi birine benziyor. gardiyanlar kötüydü. demeyi sürdürdü. TARA BU BA BOK YER! diyen bir ihtiyar düstü. benim sansima Ingilizce bilmeyen. iyilik severli k mi? kizdim ona. kim bilir. savasmaya hazir misin? . saglam çiktim. suç is ememisti söylediklerine göre. iyidir.

evet. .

. sonra basini kaldirdi. Sabun filan vermezlerdi -sadece su v e firça... degil mi? hayir.ifadesiz yüzünün arkasinda asiri bir hassasiyet gizli. "kuslarin birbirleriyle konustuklarini biliyorum. kahverengi bir jilet vardi elinde. " "Tamam." kiçimla gülerim. uzun bir yürüyüstü. Sicak bir gün oldugu için mahkumlar orada toplanmislardi.(siperden çikip vuruluncaya kadar düsman atesine dogru yürümek gibi çilginca bir fikir va rdi kafamda. avukatlarin ve yazarlarin davetli oldugu bir par ti veriyoruz. iste." dedi Blaine. Blaine gidip kusu yakaladi. saçina. pekala. dedi. anlayacagimizi sanmamistin.. ZIRVEDEN NOTLAR Yeni gelenlere mutlaka güvercin boku temizletirlerdi ve güvercin boku temizlerken güv ercinler gelir. ta askina!: hassas: ben. gelir misin? hayir. elbiselerine biraz daha siçarlardi. bu da Moyamensing'in sonu oldu. çarsamba günü doktorlarin. diye geçirdim içimden. Daha sonra saati üç sentten atölyeye yollarlardi. Bu kusa digerlerine anlatabilecegi bir sey yapalim." dedim. "Dinle. bu arada. seni davet etmek istiyorum. Onu halledip çatiya firlatalim ki digerlerine basina geleni anlatsin. Avlunun gölgeli bir kösesindeydik. Uçamayan bir güver cin görmüstü kösede. Küçük. "Içinizde bu ameliyatta bana asistanlik yapacak biri var mi beyler?" diye sordu B . yüzüne. baktim ona sadece. kagit atasla kartima tutturulmustu. kenarindan kaldirip bir göz attim : ". zor çikardi boklar. ama yeni gelmissen önce güvercin boku temizlerdin. nereye? savasa. Blaine'in aklina parlak bir fikir geldiginde ben de yanindaydim. gitmek zorunda degilsin. savasi böyle kazandim. bu kagidi yan masadaki adama ver.) uzun süre bir sey söylemeden önündeki kagida bir seyler yazdi. Etrafina bakind i.

Cevap alamadi.laine. .

Blaine kusun bacaklarindan birini kesmeye basladi. Hiçbir seyi umursamazdi Sears. Güçlü erkekler 18 baslarini çevirdiler. "Neyiniz var sizin?" diye bagirdim onlara. Sears havaya siçrayip iki dizi ile adamin gög19 süne çöktü. "Tanrim! Ömrümde bu kadar ÇIRKIN bir kiç deligi görmedim!" "Kaldiramiyorum Boyer. Sears'i de zenci dolu bir kogusa koydular. inan bana çüküm kalkmiyor!" "Çürük domatesi andiriyor!" Hepsi uzaklasmis. Zenciler etrafinda dönmeye baslamislardi. 'Bu orospu çoc uklarinin sakalari yok! Onlardan uzak durun!' diyecek. Blaine soyunup yere uzanmisti. bu adam benim oglanim olacak! Aslinda hepimiz istifade edeb iliriz! Kendin soyunur musun yavrum. Çok tuhaf görünüyorlardi tek baslarina. Avluda bacaklarinin üzerine çö-melmis izmarit içiyordu. Ise yarayip yaramadigini hatirlamiyorum simdi. basina gelenleri digerlerine anlatacak. "Bu benim oglanim! Evet. Boklarla birlikte onlari da süpürdüm. Digerleri seyretmekle yetindiler. Ama gardiyanlar s adistti. birkaç kez irkçi ayaklanmalar olmustu. Blaine kogusa girdiginde zen cilerden biri. yoksa yardim edeyim mi?" demisti. Bu güvercin sayesinde öbür güvercinler üstümüze siçmaktan vazgeçecekler. Dövüstüler. Sears adami marizledi. II Koguslar tika basa doluydu. "Igrenç kiç deligine sükret. "Sansim v armis. "Benim nereden oldugumu biliyor musun?" diye sordu zenciye. Zen cilerden birine bakti. Dumani üfledi." dedi. "Kuslarin saçimiza gözümüze siçmalarindan bikti k! Bu kusu halledip dama firlatacagiz. Gülümsedi. . Blaine ayaga kalkip giyinmisti. Bana avluda anlatti. III Sears vardi bir de. Blaine'i benim kogusumdan alip zencilerin kogusuna koydular. Beni parçalayacaklardi." Blaine kusu dama firlatti. Adam ranzasinda kestiriyordu. Kusa yakin duran birkaçinin ellerini sakaklarina bastirip bakm amaya çalistiklarini fark ettim. Sears etrafina ba kinip içlerinden en irisini seçti ve onunla dövüstü. Ama ye rleri silerken iki kesik kus bacagina rastladigimi hatirliyorum." dedim.

son ra dumani salip gülümsedi. SEN!" diye bagirdi Ned'e. kafatasina yapisikmis gibi. Kimse bir sey görmedi. "Hazirlikli ol. sabunlu su ile b irlikte akan taze kanin disinda. Gardiyanin örnek kötü oyuncusuydu. Joe Statz da onlardan b iriydi. "Korkuyor küçük bok. içinde tuttu." Sonra izmariti firlatip kalkti." dedi Sears. Saçi tuhafti. arada sirad a havaya dikilirdi. Joe'yu yola getirebilse digerlerini daha iyi kontrol edecekti. Mississippi. "Çikardin. Sears isaret parmagini ona dogrulttu. "Çikmazdim." dedim. "Two Rivers. çikardim. Ilk gününde Sears onu avluda gözüne kestirdi." dedi. Çocukla ayni kogusta kalan mahkumlardan biri o gece onunla konustu. Unutmadigini biliyorduk ama. yusyuva rlak. evlat. V Bazi insanlar pes etmez. Ya d a iki dolara çok iyi bir sis satabilirim sana. "Severdin oralari. " "Ne gibi?" Musluk kutbunu söküp içindeki demiri asfalta sürterek kendine bir sis yapabilirsin. Sakasi yoktur orospu çocugunun. Tarzi böyleydi. Sürekli çukurdaydi. . Kirli bir kizildi saçinin rengi. IV Beyazlara da takmisti Sears. Yanaginda biçak yarasi vardi ve gözleri yuvarlakti. "SEN! HARCAYACAGIM LAN SENI! HAZIRLIKLI OL ." dedi Sears. "HEY. izmaritten bir duman çekti. avlunun karsi tarafina dogru yürüdü." dedim.Zenci cevap vermedi. Kendine bir sey tedarik et." dedi m. Çukur bile onlari yola getiremez. "Sen avluya çikardin. "Onu yerinde olsam ben de korkardim. Sears'in ne demek istedigini anlamamisti." 20 Çocuk sisi satin aldi ama ertesi gün avluya çikmadi. öylece durdu. Ned Lincoln 19'unda gösteriyordu ama 22 yasindaydi -agzi açik." dedi Sears. Açi klamasini yapmisti. Çocuk dönüp ona bakti. "Haklisin. kamburca ve sol gözünde y arim perde. o kadar. Sears herseyi unutmus gibi baska bir mahkumla sohbet etmeye basladi. Sears ertesi gün dusta solugunu kesti çocugun. YARIN ISINI BITIRECEGIM! BITTIN OGLUM SEN!" Ned Lincoln.

gagasi kirik ve boyasi dökülmüs) ve daha bir alay çöp. Iki kahverengi kesekagidi getirmisti yaninda. Çatlak Jimmy'ydi gelen. Kolay gelsin arkadasim sana. duyuyorum. JOE? ÇIKMAK ISTIYOR MUSUN? UZUN SÜRE UGRAMAYACAGIM BURAYA. saate baktim -öglenin bir buçuguydu henüz. "Uyuyor muydun?". "Evet?" dedim. "JOE! BENI DUYUYOR MUSUN. minik bebekl er. onlari -hepsi çalintiydi. Digerinin muhteviyatini sehpaya bosaltti -biçaklar. "Hayir." "CEVABIN NE?" Joe çis ve bok dolu kovayi kaptigi gibi gardiyanin yüzüne firlatti. ONA GÖRE!" Cevap gelmedi.Suns t ve Hollywood Bulvari'ndaki ucuz hipi butiklerine ve eskici dükkanlarina satiyordu. diye düsünürdüm. Gardiyanin adamla ri çukurun kapagini kapattilar. Dönmenin yarari yoktu. sonra dönüp disardan bakacagim b ve içerde olup bitenleri çok iyi biliyor olacagim ve o duvarlara uzun uzun bakip bir da ha buraya düsmemeye yemin edecegim. Birinin içinde her zamanki ucuz porto sa rabindan bir sise vardi. "Yeni Panama sapkami nasil buldun? Çok yakisikli olmamis miyim?". Görmek bile istemiyordun. eski r oblarimdan birini geçirdim üstüme ( her zaman çiplak yatarim. VI Disari çiktigimda bir süre bekleyecegim. Ve yeni bir Panama sapka vardi basin da. Ama ondan söz edebilirdiniz. be nim oturdugum semtte." Kanepeme oturdu ve koltugumun arkasindaki boy aynasinda sapkasi ile oynayarak k endini seyretti. HOLLYWOOD'UN HEMEN BATISINDA DELILER KOGUSU Kapi çalindi gibi geldi bana. Hiç bakmadim disardan. "Girsene. ben kapiyi çaliyordum. Tanrim. içerde ya da disarda. metal bir kus (açik mavi." Bisikletle gelmisti. çatallar. "Hayir. pijama saçmalik bana sorarsaniz) ve kapinin ya nindaki kirik pencereyi açtim. kasiklar. Kötü bir kadindan farksizd i. . özellikle geceleri.Bir gün gardiyan iki adamini yanina alip çukurun kapagini açti ve çömelerek bagirdi: "JOE! YETTI MI. ya sen?". Ben de b ugün öyle yaptim.". Gardiyana yaptigi mahkûml ar arasinda yayildi. 21 Ama çiktiktan sonra hiç gitmedim oraya. Düsünürdük Joe'yu. JOE?" "Evet. Bildigim kadari ile hâlâ orada Joe. canli ya da ölü. "Evet.

23 Bu arada Çatlak Jimmy kendini ressam saniyordu.hepimizin oturdugu semtte. o civarda oturuyorduk -kirik dökük avlularda. O da bana benim resimlerimi çok kötü buldugunu söylem . ama ben resimlerinin çok kötü oldugunu düsünüyordum ve bunu ona söylemistim. lavanaralar inda. garajlarda yasiyor ya da geçici dostlarimizin dösemelerinde yatiyorduk.

içtigi zaman yemek yemeyi sevmiyordu ve çok içiyordu.H. Emir almayi sevmem. Fransiz'lara esir düsmüs. ama hemoglobini çok düsüktü. nabiz 34. Karacigeri . O aptal Panama sapka ile oynayip duruyordu ve çarpintisi MCBur-ney Esigi'nin üstündeyd i. "Ya.Ikimiz de hakli olabilirdik. dis etleri iltihapliydi. Ona ne zaman gitsem koltuga oturup kendime teshis koyuyo r. Ama Çatlak Jimmy'nin durumu gerçekten vahimdi. yüzde 73." "Doktora gittin mi?" "Doktorum bana kizgin. Sol ve sag kulak tikanik. esir kampina gi dinceye kadar yol kenarinda toplanan Fransizlar bunlara aklina ne gelirse firlatmislar. Sonra o aptal Panama sapkasinin altinda siseden bir firt çekti ve benim gidip ken dime iki bira almama neden oldu. Yüz vatlik General Elektrik.asaklarin! Öyle iri ve killilar ki! Korkunç!!" Açik biraktim robumu. biliyorsun degil mi?" "Koluna o iki koca deligi nasil açtin?" diye sordu Çatlak Jimmy. "Bir bak su çatala!" Baktim.Lawrence'in Kanguru'sunu okuyordum. "Ne var. Çatlak Jimmy aynanin karsisinda Panama sapkasi ile oynamaya devam ediyor." dedi. Disleri çürük. Neredeyse kemigin görünecek. Sigara içmedigi zaman ya cigaralik sariyordu ya da sarap içiyordu. Kafami bozuyor. Lanet seyi üstümden atana kadar ampul canima okudu. Mükemmel bir küçük hirsizdi. Nazi esirleri bir yük vagonuna doldurmuslar. Gülümsedi kendine. Haklisin -'Çatla k Jimmy' çok daha güzel." "Bak!" dedi Çatlak Jimmy sehpayi göstererek. kulaklari ve burnu olumsuzdu. hayir 72. "robunun açilmasina engel olamaz misin?" Çatali sehpanin üstüne firlattim." "Kafam iyiydi. küçük ve kork unç sesler çikariyordu. "Su gümüs çatallara bak! Hakiki antika!" Bir çatal tutusturdu elime. Gözleri. lamba koluma düstü. kamis görmedin mi hayatinda?" "Beni rahatsiz eden . tedavi öneriyor. Çatlak Jimmy bu dükkanlara satmak üzere ne çala cagini çok iyi bilirdi." dedi. "Ama sen gerçekten çatlaksin. Döndügümde bana. "Et oldugu gibi ya nmis. Kolum lambanin k ablosuna dolandi. "Adimi 'Deli Jimmy'den 'Çatlak Jimmy'ye degistirmissin. burun mukozasi iltihapli. Hepimiz gibi. hemsiresine ücretini ödeyip çikiyorum. Ama solunum sistemi: sol ve sag akcigerlerin üst kis imlarinda hirilti ve tikaniklik. yatakta D. Si stol 112. Kadinlarla basariliydi. Bana Nazi günlerini anlatmayi sev iyor. Diyastol 78.

.

Bu en güzelidir. Tabii. birader." "Büyük ikramiyeyi vurmak gibi bir sey olurdu. Arkalarinda durup motoru söndürdüm. Dilim ortadan yarildi sanki. hiyar!" "Çaliyor ama açmiyor. kim olduklarini bilmiyorum. "Telefonunu kullanabilir miyim. kafan iy degilse onlari girdikleri an hissediyor. Ev sahibi bana haftada iki çöp bidonu veriyordu. Herseyi olumsuz ve çarpinti. Sonunda yanaklarinin arasindan bir göz attigimda günes dogmak üzereydi." "Evet. Küçük bir sorun: yalin ayak dolasmayi severim. yasli bir kadin bek leme odasinda kanserden ölürken her hafta ayak tabanlarimdan cam parçalan ayiklamak doktorumu öfkelendirdigi için büyük parçalan kendim çikarmayi ögrendim. ama siselerle bas etmenin tek yolu onl ari kirmakti.elle muayeneye hassasti ayrica." "Ve sana son bir kez daha kapatmani söylüyorum!" Kapatti. moruk?" diye sordu Çatlak Jimmy." "Kapat öyleyse. "Sehiriçi mi?" "Sehiriçi. Kan fiskiriyor ve hafif bir kahramanlik duygusuna kapiliyordun -yani ben kapili yordum. " -Dün gece hatunun teki yüzüme oturdu. Sonunda kenara çektiler. Arabadan hisimla firladigimda gazladilar. Içime oturdu. ama dedikleri gibi." "Et öyleyse. Lanet mesanesi bile sorunluydu. Çatlak Jimmy tuhaf tuhaf elindeki ahizeye bakiyordu. Ayni anda iki yarik birden yalayabilirdim." "Sehirlerarasi telefon mu ettiler?" "Hayir. küçükleri ise kendi hallerine biraktim. kentin altini üstüne getirdik. hemen çikariyordun. Geçen gece dört kisiyi öldürüyordum az kalsin. Arabamla kovaladim her geleleri. herkesin kendine göre üstün oldugu bir sey vardir. Baska bir mesele. "Açmiyor." "Yanlislik olmasin. Arabayi çalistirip yola çiktigimda gözden kaybolmuslardi." "Bu sehiriçi. Dalak olumsuz. Zavalli." . Benden baska iki bidonluk kiraci yoktu sokakta." Ilk birami bitirip siseyi odanin ortasindaki tabut büyüklügündeki tahta sandigin içine vu rup parçaladim. sise kiriklari bazen sandigin içinden ha liya siçriyor ve ben onlari yerden ayaklarimin tabanlari ile topluyorum. çatal dilli gibi hissediyorum kend imi.

.

lan." dedim ona. Oturdu karsima." Panama sapkasi ile oynadi. basur baslangici. telefonun zilini dinleyerek.asak ister.asaklari-ni sergileyebilir. Panama'li Çocuk." dedi. "geçen gece Westwood Village'da bir ekip otosunun üstüne is edigini biliyor musun?" ." "Iste. "Agzina siçayim!" diye bagirdim. rek-tal sfinkter fazlasi ile siki. "Lütfen! Robunu kapat. Ama öglenin ikisinde . "Dinle. "Telefonu açmiyor. 5 S'de fitik olasiligi." Yanina gidip telefonu kapattim. Ve Kazanova mezarinda siçardi. Rektuma gelince." dedi Çatlak Jimmy. "gördün mü? " "Görüyordum zaten. Sonra. Kapatmani o yüzden istedim.asaklarimi. Koltuguma dönüp firçalarimi temizlemek için kullandigim eski bezi kanli topuguma sardim . Aninda kan fiskirdi. Panama'si ile oynadi. Panama'si ile oynadi. düzüsüyor" "Tabii. iskelet ve kas yapisi berbat -yani kötü durus (kifosis). "Kirli olan senin beynin." dedi Çatlak Jimmy. Sonra yerinden firlayip ayni numarayi bir kez daha çevirdi dangalak. "O bez kirli." Istemeye istemeye örttüm . Harikaydi. "N'oldu." dedim. Siv lce sikmaya bes çekerdi. moruk?" "Cam! Yerler cam dolu!" Tek ayagimin üstünde durup öbür ayagimin topugundan cam parçasini çikardim. Gece vakti herkes ." "Açmaz tabii. Sürekli çaliyor." "Tamam. Prostatta büyüme ve elle muayeneye hassasiyet. "Sürekli çaliyor."Tabii. tamam.

.

. "Ama bu MAHKEME isini anlayamiyorum! Ne anlama geliyor? Kabul ediyorum." "MAHKEME MI? MAHKEME? hayir. dostum. "Dinle. kendini bir bok saniyorsun." Zavalli Jimmy. Gerçekten berbat durumdaydi. Cildi kuru ve yorgundu. öyle mi? Küçük çalintilarla dolu kesekagitlari nla üstelik. . Bir ara seni düzmek bile istemis. Jimmy.. Iri kiçini ve memelerini tekmeledim biraz." "Ama üçümüz ne kadar yakindik bir zamanlar. Döndügümde BAGIRDI bana! Görmeliydin onu! Ona zarar vermek degildi niyetim. Ama o da yetmedi sana. "Pekala. Bunu bana kendi söyledi. Mary aleyhine müessir fiil davasi açti." "Allah askina! Robunu kapat! LÜTFEN!" ." "Müessir ne." "Birbirlerini düzüyorlardi muhtemelen. moruk. küçük bir tart isma geçti aramizda. göt herif. Ben sana bir sey söyleyeyim!" "Ne?" diye sordu aynaya bakip Panama ile bir kez daha oynayarak. Biliyorsun ot uzbir çekmedigimde ya da ayik oldugumda kitap okurum. Ayrica sol kalçasinda bir ur oldugunu biliyord um. gerçekten MAHKEMEYI kast etmis olamazsin?" Ikinci bira sisemi odanin ortasindaki devasa sandigin içine çarpip kirdim." "Senden korkuyor. bana sevgis inden düzmemisti. l. hepsi bu.. Otuz gün araliksiz porto sar abi içtik. 5 ve 6 S'de (boyun) kireçlenme. her tür kitap. Ben de George'un çöldeki barakasina gittim. Ayric a sag kasikta fitik. Hasta bir adamsin. "Evet."Polisler neredeydi?" "Elli metre ötede bir meseleyi halletmeye çalisiyorlardi. Bütün hayatini bisiklete b inerek geçilmedin herhalde!" Baktim ona. Dönüp ayni arabanin üstüne bir daha isedin.. Çok iyi inceledim seni. bal gibi biliyorsun müessirin ne oldugunu. iki gün sonra da dönüp yüzünü dagitmistin. Jimmy. Sonra saraptan bir firt aldi.. Ve karsima geçmis ekip otosuna isedigim için sikayet ediyordu. gerçekten kafayi yemissin sen. bu söyledigin o zamandi. Mary çok iyi bir insandir. moruk?" Gidip kendime iki bira daha aldim. Mary. "Mahkeme tarafindan araniyorsun! Hatirlamazsin ama Mary'nin kaburgalarin kirmis." "Ama. Yardima ihtiyacin var." "Olabilir. Jimmy. ya vrucugum. Bazi seylerin zamanla nasil degisebilecekle rini bilmiyorsun. Sen kafayi yemissin.

Sol kulagini yikatsan iyi edersin. Mary beni neden mahkemeye vermek istesin?" "Ara öyleyse." dedi.. "Anna'yi arayacagim.." "Arthur'dan hoslanmiyorum. "Anna." Jimmy bana bakti. Mary'nin en iyi arkadasi. Büyük bir arazi satisindan on iki bin dolar para kazandim." "Hassas boklarin çogu sürekli bir yerlere giderler. Jerome'a giderim. olamaz! Biraz önce Hank söyledi. Dinle. SIMDI! Onu öpüp dudaklarini çigneyecegim! Yariginin her kilini tek tek yalayacagim! Ba na ne mahkemeden? Kiçini. Ne? Hayir." . Ayda iki yüz yirmi bes dolar. moruk. Jimmy. agzini. Hassas bokun teki. lanet kan. Anfizem belirtileri gösteriyor sun." "Nedir bu saçmalik?" "Kalçandaki ur bir tür sigil. bu tür oyunlar oynam am ben." Jimmy aynada Panama'sini düzeltti ve aradi. O bilir. Üreme sistemi -sol sperm kanali tikali. "Anna. saniyorum. Kalacak yer im ver. "Kapatti. koltuk altlarim." dedim."Hay allah! Afedersin. Kalça sorununu agirlik çalisma si yaparak giderebilirsin." dedim." "Sigil senin anandir." "Evet." "Önümüzdeki hafta alti ayligina Meksika'ya gidiyor. Bazi hassas boklari severim. biliyor musun? Mary'ye gidiy orum. Ama resim degil. kabizlik. sag tarafta doku yapismasi . Muhtemelen geçmiste geçirilmis bir hastaligin sonucu. su MAHKEME meselesine dönelim! Hemen simdi ne yapacagim." "Jimmy. Ne? Hayir. Nedir? Burs mu?" "Evet.. Arthur'da acayip bir mal var. Egzersiz yap ve sigarayi birak.. Ama Arthur öbür türden. Belin için fizyoterapiye ihtiyacin var. Iri kiçini ve memelerini tekmeledim sadece. Arizona'ya. Arthur'a gidip cigaralik 28 içelim.. memelerinin arasini." Zavalli Jimmy. burs.. Ne yani. Kes sesini. kaburgalarim kirmadim. "nereden buldun bisikleti?" "Arthur'un. gerçekten mahkemeye mi gitmek gerekiyor? Gitmem. her yerini.

"Onu biliyorum. Heykeltrasligina vermislerdir." "Sevmiyorum heykellerini," dedi Panama'li Çocuk.

"Bak, Jimmy, Arthur'dan hoslanmayabilirim ama kendimi heykellerine çok yakin hiss etmisligim var." "Ama hep bildigimiz sey -Yunan tarzi- elbiseleri uçusan koca memeli, koca götlü hatun lar. Birbirlerinin kamislarini ya da sakallarini kavramis güres tutan adamlar. Ne sikim yani?" Öyleyse, okur, Çatlak Jimmy'yi bir an için birakip Arthur'a geçelim -ki hiç sorun degilyazma tarzimi da kastediyorum burada: saga sola siçrarim ve siz hiç de zorlanmadan benimle gelirsiniz . Hiç önemi yoktur, görürsünüz.

Arthur'un sim devasa ölçülerde çalismasiydi. Çok çok etkileyici. Bütün o beton. En küçük h geldiginiz günün havasina bagli olarak, günisiginda ya da ayisiginda ya da siste, iki buçuk metre yüksekligin bütün heybeti ile dikilirdi tepenize. Bir gece evine arka bahçeden girmeye kalkistim, o devasa beton insanlar oradaydi. Bazilari dört-bes metre yüksekliginde. Devasa gögüsler, yariklar, .asaklar her yerde. Donizetti'nin Ask Iksiri' ni yeni dinlemistim. Yaran olmadi. Cehennemde bir pigme gibi hissettim kendimi. "Arthur, Arthur, yardim et!" diye bagirmaya basladim. Ama kafasi iyiydi galiba, ya da benimki iyiydi. Neyse, lanet korku büyümeye basladi. Ben bir seksen boyunda, 110 kilo agirligindayim, içlerinde en iri orospu çocuguna b ir omuz attim.

Bakmadigi bir anda arkadan saldirmistim. Yüzüstü düstü, hem de ne düsüs! Bütün kent duymus ydi gümbürtüyü. Sonra, meraktan, döndürdüm onu, tahmin ettigim gibi, kamisi, .asaklarindan biri, burn unun bir kismi ve sakalinin yarisi kirilmisti. Katil gibi hissettim kendimi. Sonra Arthur disari çikti, "Hank, seni görmek ne güzel!".

"Gürültü için özür dilerim, Arthur," dedim, "ama senin küçük bebeklerinden birine takildim sey devrilip parçalandi." "Takma kafana," dedi. Içeri girdik, sabaha kadar esrar içtik. Ondan sonra hatirladigim, günes dogmustu ve a rabami sürüyordum -sabahin dokuzu- ne kadar dur isareti ve kirmizi isik çiktiysa önüme hepsinde geçtim. Hiç sorun çikmadi. Hatta arabami evin bir buçuk blok ötesine park etmeyi bile basardim. Kapiya geldigimde beton bir kamis buldum cebimde. Yarim metre vardi lanet sey. Gidip ev sahibemin posta kutusuna sikistirdim, ama çogu disarda kalmisti, kivrik ve ölümsüz, basi iri ve yu

varlak, postacinin takdirine kalmis. Pekala. Çatlak Jimmy'ye dönelim. "Yani," dedi Çatlak Jimmy, "gerçekten MAHKEMEYE mi çikmam gerekiyor? MAHKEMEYE?" "Bak, Jimmy, gerçekten yardima ihtiyacin var. Patton'a ya da Ca-marillo'ya götüreyim seni."

"Off, yoruldum o kodugum elektrosoklarindan... Birrrrr!!!! Birrrrr!!!!" Çatlak Jimmy koltugunda bütün vücudunu titretip bir kez daha aldi elektrigi. Sonra aynada Panama'sini düzeltti, gülümsedi, kalkti ve telefona yürüdü. Numarayi çevirdi, bana bakti ve, "Çaliyor," dedi.

Hepsi gelirdi beni görmeye. Doktorum bile beni telefonla ariyor. "Isa psikiyatrla rin ve egolarin en büyügüydü -Tanri'nin oglu oldugunu iddia etti. Paragözleri kiliseden atti. Yaptigi en büyük ta. Siçtilar agzina. Bir çivi tasarruf etmek için ayaklarini üst üste çivilediler. Ne boktan is." Hepsi gelirdi beni görmeye. Soyadi Ranch ya da Rain olan bir tip var, her seferin de uyku tulumu ve anlatacak acikli bir hikaye ile gelir. Bu yöntemle Berkeley ile New Orleans arasin da mekik dokur. Iki ayda bir bende. Berbat, modasi geçmis rondolar yazar. Ve her gelisinde cebimden bi r beslik çikar, yedigi içtigi de cabasi. Olsun, kamistan çok para verdim bu hayatta, ama bu insanlar benim de yasam mücadelesi verdigimin farkinda degiller mi? Ve iste Çatlak Jimmy, iste ben. Ya da Maxie. Maxie, Halkin Sesi Örgütü'ne yardim etmek için Los Angeles'in kanalizasyonu nu tikamayi planliyor. Gerçekten güzel bir jest, kabul etmek lazim. Ama, Maxie, evlat, bana birk aç gün önceden haber ver, olur mu? Halkin yanindayim. Eski dostuz. Kenti terkederim. Dava ve Bok iki ayri seydir ve Maxie bunu idrak edemiyor. Beni aç birak, ama bokum u ya da tuvaletimi tikama. Hatirliyorum, bir keresinde ev sahibim bir haftaligina Hawaii'ye tatile gitmisti. Gider. Gittigi gün tuvaletim tikandi. Bok fobim oldugu için pompa bulundururum, ama pompal adim pompaladim, hiç bir ise yaramadi. Neye battigimi söylememe gerek yok. Yakin dostlarimi aradim, öyle fazla dostu olan biri de degilim, varsa da degil tel efonlari, tuvaletleri bile yok... hiçbir seyleri yok genellikle. Neyse, telefonu ve tuvaleti olan birini aradim. Çok kibar davrandi. "Tabii, Hank, ne zaman istersen bende siçabilirsin!" Davetini kabul etmedim ama. Söyleyis sekli ile ilgiliydi belki. Ev sahibim Hawaii' de hula kizlarini seyrediyordu ve agzina siçtigim bok parçalan suyun üstünde dönüp bana bakiyorlardi. Siçmak zorunda kaldigim her gece bok parçalarini sudan toplayip bir kesekagidina ko yuyor, arabama

Önyargisiz olm aya çalisiyordum.binip onlari atabilecegim uygun bir yer ariyordum. . Genellikle motoru söndürmeden park edip bir duvarin üstünden firlatiyordum. ama özellikle sessiz bir yer olan Düskünler Yurdu'nu en az üç kez onurlandird gimi biliyorum.

bizi yarattiginda ne yaptigini biliyormus. örümcek boku -ne bulursa. Sürekli yerdi: tavuk kanadi. "Buraya kadar." Yavanliklar. Hayden'in 102. somun somun Fransiz ekmegi." dedim. Ben de esneyip Izzy Steiner'i aradim. hiçbir ey yapamam -çaresizlikten sistemi açmak için kendi çükümü emmeye bile kalkismi-simdir. ve yirmi yirmi bes santimle iskalasini yüregin yanmaz. Can sikici herifin tekiydi. kanserden korkmam kabizliktan korktugum kadar. ya da haksiz. alti buçuktu sabrim tastiginda. onu bana musallat eden en yakin arkadasin i. Tanri. Ve S 5'te fitik. (Dönecegiz çat lak Jimmy'ye. bütün agirligin o koca bira göbe inin üstüne katlanmistir. Kam isi gerektigi kadar sivazladiktan sonra iskence aletinde bir yaratik gibi bacaklarini basinin üs tünden geçirip parmaklarini somyanin yaylarina geçirirsin. Sabrim tasana kadar. yanina gi ttim. 1.. bil ekleri kalin. bütün kaslarina binen yükün farkindasinizdir. Izzy Steiner yazarlik iddiasindaydi. -iki santimle iskalarsin. Ve kendi çükünü denemisseniz insanin sirtina.) Bir gün siçmasam. Ve boktan söz açilmisken. O gecelik yeterince bira içmistim ve Çatla k Jimmy tahammülümün sinirini asmisti. Timsah kuyrugu. Ha yir. Bana bakti. hindi budu. Senfonisi'ni dinliyordum. basi tikli. kiçinin deligi ayazda ölmekte olan bir serçe gibi titrer.Ya da bazen arabanin penceresini açip bir bilek darbesi ile salliyordum kesekagid ini. Ama çatlaklara dönelim. gözleri çok küçük ve agzi son derece sevimsiz -Izzy Steiner'in ihtisa mini dillendirip sürekli bir seyler çigneyen küçük bir delik. boynuna. O da benim yazamadigimi söylüyordu. Ne fark eder? 749'uncu telefondan sonra robumu açtim..o kadardir dilinle kamisinin basi arasindaki mesafe. "Mahkeme? Yani beni mahkemeye mi veriyor? Inanamiyorum. insanlarin oynadigi oyunlara inanamiyorum. Böyle yazdigimi söylemistim size. Ben yazamadigini söylüyordum.50 boyunda ve 100 kilo agirliginda bir Yahudi çocuguydu Izzy -kollan kalin. Jimmy saat bir buçuktan altiya kadar ayni numarayi aradi. Topuga bulasmis köpek boku. ama de ki kirk kilometre. "Steiner?" "Hi?" . hiçbir yere gidemem. ya da her kimse. Kumsinegi. sigara külü ya da puro izmariti sallar gibi. Ikimizd en biri hakli olabilirdi. boga boyunlu. telefonu elinden aldim ve.

Hahamlik egitimi aliyordu ama haham olmak istemiyordu. . ama çig degil. Isemek için bir dakikaligina tuvalete girerdin. Allahtan çig et yemez -az pismis sever. çok az pismis. çiktiginda ya buzdolabini bosaltmis ya da o doymak bilmez ve utangaç ifade ile son lokmayi zikkimlaniyor olurdu. Tek istedigi yemek ve ge nislemekti.

Çatallarini. Faulkner. Pantolonumu yirttin. Uçararak dalardi kapilardan içeri. "N'apiyorsun moruk ya?" dedi Çatlak Jimmy. Gökyüzünü emen kara bir kara delikten farksiz agziyla. "Evet. Hemen buraya gel. Samanlikta düzüsen on iki tavsani andiriyordu." "Hay Allah.." ". Gerçek dostunu."Steiner?" "Slop." Çigneyisini dinledim. Jimmy. Zavalli Izzy yoldaydi. tahta bebekleri ni filan kesekagidina doldurup disari çikti. lastik bebekler." dedi Çatlak Jimmy. Hem ingway. kasiklarini. gö için de 3 dolar borçlusun bana. Buraya gel. bisikletinin sepetine zulaladi. biçaklarini. Seni uyariyorum!" Izzy bisiklete kosup sepeti karistirmaya basladi. Adamin. Götür onu burada n. Çatallar. "Bi bok etmez bunlar!" Izzy bisiklete gidip sepeti karistirdi yine. Sonra Çatlak Jimmy'yi ve sarap sisesini gördü. gömlegini mömlegini yirtmadim. Tank." "Su agzindakini bitir..iktir lan. "Dinle. Kahverengi kesekagidi ile döndü. Seni uyariyorum. "Izzy'yi mi aradin?" diye sordu Jimmy. Hemen. Sana söylemek istedigim bir sey var. "Seninle son kez dövüstügümüzde gömlegimi yirttin. tahtadan oyma figürler. Senin dostun. Jimmy'nin ceplerini ters yüz etti ama bir sey bulamadi.. Jimmy! Ayaga kalk!" Izzy.. Asla yürümezdi. Senden baska dostu yok. Kusmak üzereyim. Pantolon için 5. K esekagidini sehpanin üstüne bosaltti. Elimden bir kaza çikabilir.." Kapattim. biçaklar. kasiklar. Çatlak Jimmy burada. Mailer ve Mahler'e saplanip kalmisti.. Ve birden Izzy belirdi. "Paraya ihtiyacim var. beni kurtar. . Bisikletle gelmis." "Kes sesini.

" Izzy masanin üstündeki banti aldi.i ktir olmaya ne dersin?" . "Yapiskanli bant ver bana." dedim. Jimmy'nin burnunun üs tüne sarkti." "Bak..tünü." Izzy içeri daldi. yüzünü dagittin. sarap sisemi çaldin! Bir sise sarabim daha vardi kesekagidin-da! Çaldin. Bir tane daha var. oros pu çocugu! 54 sente patladi o sise bana. Hastasin sen! Yardima ihtiyaci n var! Bana 8 dolar borçlusun. Sonra tekrar Jimmy'nin basina koydu. Izzy senin siseni neden alsin? Nedir o yanindaki? Kanepede?" Jimmy siseyi aldi. Bu kuruntulardan vazgeçip burdan . son dövüstügümüzde elbiselerimi yirttin!" ". "Ne isim var benim mahkemede? Oyun oynamam ben! Ne sikim is bu?" "Pekala.. Mary'nin kaburgalarini kirdin. Simdi sadece 6 sentim va r. "yerler kirik cam parçalan ile dolu" Izzy onu kanepeye firlatti. Jimmy. Çatlak Jimmy kahverengi kesekagidi ile disari kostu. Jimmy." "Jimmy. "Bakar misin! Bak ne kadar yakisikliyim!" "Evet. "Izzy.t oldugunu görüyor musun?" "Evet." dedi Izzy ve Jimmy'nin yanina gidip Panama'yi Jimmy'nin basindan aldigi gibi yan tarafina kocaman bir delik açti. Bant sapkanin kenarindan asagi. ama çogunu iskalamisti. daha. "sapkami tamir etmeliyim. Izzy aldi. iskaladi ve yere düstü. Jimmy. Bak. Ne yapsin siseni. para edecek hiçbir bok yok o bisiklette! Bana sekiz dolar borçlusun. hastasin. Izzy onu kaldirip havada döndürmeye basladi. Satin aldigimda bütün param 60 sentti. Ayaga kalkip Izzy'ye bir tane salladi. agzindan içeri bakti. arkadasin sarap içmez.ikerim lan g. O kadar yaki sikli görünmüyordu artik Jimmy. "seni Patton'a götürüyorum. hasta." dedi Jimmy. "Yapma Izzy. "Jimmy. hast a!" ". görüyorum.iktir git!" Jimmy aynanin karsisinda yeni Panama sapkasini düzeltti bir kez.Çatlak Jimmy ivir ziviri kesekagidina doldurdu tekrar. "Hayir." dedi Jimmy." dedi Izzy. "Sadece gümüsler yirmi papel e der! Nasil bir g. b isikletin sepetine yerlestirdi ve küfür etmeye basladi. deligin içine bir miktar tikadiktan sonra banti sap kanin etrafindan geçirdi. bu degil.

Sonra herkes gülmeye baslad i battaniye kavgasina. Sonra Izzy gülmeye basladi.. Elbette. Degisen bir sey yoktu. Fistiklari agzima atip kahkahalarla güldüm. "Iki bardak getireyim. Içeri girdik. Delirtiyor beni. Biraz da paran olacak. "aciyorum ona." dedim. 34 Suyun kaynadi. ortasindan açip okumaya basladim. Dempsey-Firpo. birak baskalari girsin kodeslere. Saatlerden beridir bendeydi." dedi Izzy." Sarabi bitirip Shakey'nin Yeri'ne gittik. Herkes bana bakip du ruyordu." Jimmy aynanin karsisinda Panama'sindan arta kalani düzeltti. masalardan birine oturmayi önerdim Gerso n'a." "Yapilabilecegini sanmiyorum. üçüncü Zale-Rocky dövüsü.iki santim. Sonra disari çikti. ben kendi evime. Soyundum. kamisi sabunladim. Bardaklari aldim. Havaalani barlarinda barmenler züppe oluyorlardi anlasilan. Sonra çalinin içine elini sokup sarap sisesini çikardi. Bagirmaktansa. Hâlâ kötüydü. oturup sarabi içtik." dedim pedallayisini izlerken. Hava kararmisti. Çatlak Jimmy aklimdan silindi. saatlerden beri ilk kez insan gibi hisse tmeye basladim kendimi. "pedalla bakiyim. Hayat kolaydi -yeter ki sal kendini. Her-seye sahip olamiyordu insan hayatta. MESLEK OLARAK YAZARLIGI ÖNERIR MISINIZ? Bar. Masalardan .. Ayni sey . Kalkis pistine bakiyordu. Jimmy." "Ben de. büyük bardaklarda o koyu biradan içip eski dövüsleri seyrettik -Louis'nin Dutchman tarafindan yere serilisi. hepsini. Eskiden yatakli vagon görevlilerin in oldugu gibi. Kapanisa kadar kaldik." dedi Izzy. Braddock-Baer. "Kendi çükünü emmeyi denedin mi?" diye sordum Izzy'ye. Benden baska kimse gülmedi." "Sonucu sana bildiririm. orospu çocugu." "Iki santim kisa kaliyorum. Birak baskalari sava ssin savaslarda. sonra eski bir Lorel ile Hardy koydular. Bara oturmustuk ama barmen bizimle ilgi lenmiyordu. "Eve gidince denerim. ki barmenin istedigi oydu. Uzani p Tolstoy'un Savas ve Baris'ini aldim. Art hur'un bisikletine bindi ve ayisiginin altinda pedalla-di. ayak parmaklarimi somyanin yaylarina geçirip tesbih böcegi gibi kivrildim. tren kompartmaninda battaniyeyi paylasamadiklari bir sahne vardi."Ben de yoruldum senden. "Zavalli. sonra Izzy kendi evine gitti.

birine oturduk. içkilerini yudumlayip ses sizce muhabbet ederek . Iyi giyimli hirsizlar her yerde. rahat ve sikilmis görünüyor.

Koltuktan firlayip uçmak hostesi çagirip emniyet kemerimi baglamasini i stemekten daha az utanç vericiydi." "Öyle olsun. bunlari gördükten sonra -' elimi salladim." "Hayir. ama külotunu gösterdigi için iyi bir b ahsisi hak ediyordu. Külotu firfirli olan siska kiçli: o firfirli külotun altina bir külot daha giymis miydi acaba? Içkilerimizi bitirdik. "-önemi yok. Gerson'a ne istedigini sorduktan sonra kendime sulu skoç söyledim." dedi Gerson. gülümsüyor gülümsüyor gülümsüyorlardi. Devinim yok. "etekleri o kadar kisa ki külotlari görünüyor. Birinin kiçi çok siskaydi. Sakin görünüyordu. Içkiler normal bir barda koyduklarindan daha çok degildi. Kaçirmama ramak kalmi sti." "Hi him. Bir sone okudugum için linç edilmek istemem." "Ya siir dinletilerinden?" "Sevmiyorum siir dinletilerini. Iki hostes koridorda bir asagi bir yukari gidip geliyor. Son siradaki son koltuga oturmamla uçagin hareket etmesi bir oldu. "Hasiktir. Kiz içkileri almaya gitti. "senin yapmak istedigin isi yapiyorum. "Korkuyor musun?" diye sordu Gerson.. Ha yatta kalma savasi. haftada 4-5 kez uçuyordu m uhtemelen. Gerson'a beni havaalanina getirdigi için bir beslik verdim ve uçaktaki yerimi almak için yukari çiktim. Emniyet kemerimi tam olmasi gerektigi gibi baglayamadim ama benden baska kimse s ikayet etmedigi için öyle biraktim. Tren yolculugundan daha sakindi. Yanimda. "Evet. Siska kiçli olan yanimiza geldi. Sikici. sonr a döndü." dedim. daglar ve bulutlar telassiz geçiyorlardi pencere nin önünden. nerdeyse sikilmis. Biri f ." "Umarim. Ama simdi. Onu içtikt en sonra Gerson'a ve bana birer içki daha söyledim. pencere kenarinda yasli bir nine oturuyor du." "Yapmak istedigin isi yapiyorsun hiç olmazsa.. Çok aptalca buluyorum. Öbürünün bacaklari incey i. "ama neyi kastediyorsun?" "Ilk kez uçacak olmam?" "Korkacagimi sanmistim. Çukur kazmak gibi bir sey.uçaklarini bekliyorlardi. Gerson ile oturdugumuz yerden garson kizlari kesiyorduk. bacaklarimin arasina yerlestirip içkimi tazeledim." dedim. Genelevler zinciri isletiyor. O zaman insanlar yaptigin is için sana minnet duyacaklar diyelim. Havalanmistik ve çiglik atmamistim." Seyahat çantama uzandim. Sonra onlari degerlendirmeye basladik." dedim. Uzun zaman aldi havalanmamiz. Saatte elli kilometre filan yapiyorduk sanki. Ve ikisi de aptal görünümlüydüler ve kendilerini bir bok saniyorlardi.

iri iri damarlar. "Kusura bakmayin. Klipsi çektim.. "Evet." "Evet?" "Arkadaki küçük klipsi çekin." . Sari saçli genç bir oglan beni bekliyordu. Sek.. Tanrim!. Yazik. Tuhaf kurbagalar.. Bir dolar. "çikalim buradan. Boynunda iri damarlari olan hostesi çagirdim. "Ters çevirin efendim.. sonra birden açildi.. "Iyi aksamlar. ama emniyet kemeri. "Bay Chinaski?" diye sordu. sonra ninenin gözlerinin önünde üçüncüyü götürdüm bile kirpmadi. sira içkilere geldi." dedim. Simdi de çözemiyordum emniyet kemerini. Sonra hosteslerin gerçek yüzlerini görebilmek için uçagin kanatlarindan birinin kopmasini diledim. Uçus çantami kapip normal davranmaya çalistim. Düsmedik. Boynu damarli olanin korkunç bir çiglik atacagindan emindim. Bir dikiste. Yere çarpmadan hemen önce birbirimize kenetlenip ayni anda bosalirdik. "Hostes Hanim! Hostes Hanim!" Yanima geldi. Çektim ve çektim. Havagazi... Yemek yedik.." Gitti. tamam. yine bekleriz. Sip sak. Ben kirptim. Sisk a kiçlinin ne yapacagini tahmin etmekte zorlandim." dedi. nasil açiliyor bu lanet sey?" Kemere dokunmadigi gibi. Hostes gülümsedi bana kapidan çikarken.. "Tamam. Ikinci içki hakkimi kullandim. Duble. Öbür hostesin kiçi si skaydi.. Içki istemeyenler vardi.degildi ama boyun damarlari firlamisti.. Seattle.. yanima da yaklasmadi. Sonra vardik. Boynu damarli olani tutugum gibi uçak düserken tecavüz ederdim. Belford sen misin?" "Yüzünüzden tanidim sizi. Biraktim insinler. efendim!" Merdivenden inip yürümeye basladim. Baska çarem yoktu.

Doga güzeldi. dag evi." Altini üstüne getiriyorlardi havaalaninin." Orada dikildim ve içtim. Temiz hava. Otobüs henüz gelmemisti. "Hank" onun "Henry" olduguna karar verdik. "Dur! Dur!" dedim. Belford. Henry!" "Tamam. Henry!" Otobüse dogru kostuk. Ot obüs gelince firlariz. Çamlik ve çamlik ve göller ve im." "Benim de adim Henry. "o lanet kalabaligin içine sokma beni!" "Sizin kim oldugunuzu bilmiyorlar. Arkadasi kent disindaydi. Ondan sonra benim. Henry bir türlü bulamadi d çamlik. Surada duralim." "Bana mi söylüyorsun? Ama ben onlarin kim olduklarini biliyorum. "Dogru ya." "Bana kisaca Henry de. unutmusum. Bu arada bir yudum alir misin?" "Hayir. Bay Chinaski. Hiç de iyi biri degilim. Bir arkadasin edebilecektik.. Dinletiye kadar orada istirahat önce baslamayacakti. Trafik yok. Bir adres vardi elinde. Belford onlara dogru ilerledi. "Otobüs geliyor." dedi. Sikildigimi hissett diye geçirdim içimden.."Dinletiye birkaç saat var. Dinleti saat dokuzdan ag evini. Bekletiyorlar-38 di insanlari. Güzellik yoktu içimde. Karsimda olmasi gerektigi . Otoparka gidebilmek için otobüse binmek gerek iyordu. Bay Chinaski." "Harika. Kalabalik birikmisti.

gibi bir hayat var ve ben kendimi hapiste gibi hissediyorum. Belford bana kiyak yaptigini zannediyordu. B ar müdavimleri eskici . Nefret ederim barlardan. "ama bir gün buranin da içine ederler herhalde. Kusmak istiyordunuz." "Ederler. "kar yagdiktan sonra görmelisin." Allaha sükür ondan yirttik." dedim. Belford bir barin önünde durdu. Barlar hakkinda çok fazla öykü ve siir yazmistim. "Güzel yer. Bir süre sonra insanin girtlagina takilip kaliyordu barlar. diye geçirdim içimden." dedi Henry... Içeri girdik.

ertesi gün. zamani ve herseyi öldürmek için giderler o raya. Üç pisuar ötede bari n sarlatani isiyordu. ondan kaçabilirdim belki. Bir masa dolusu. Kustum. Masalardan birinde oturan insanlari taniyordu. "Çalismalarinizi hep begenmisimdir.. Pisuara kostum. .. nefesimi tuttum ve bir yudum aldim. perdeler çekilmis.. Komik adam.. Tek istedigim Los Angeles'daki odama dönmekti." diye sordu Belford." dedim..iktir. Olmak zorundaydim. o bilmem kim. Benim önüme de yesil biradan geldi. Hepsi oturmus önlerindeki büyük bardaklardan yesil. Belford beni içeri soktu. Sah ne. "Bu gece siirlerinizi nerede okuyorsunuz?" Cevap vermedim. Bardagi kaldirdim. radyoda Mahler. üstüne kirmizi biber s erpilmis haslanmis yumurta ile votka. "birazdan dönerim. . Bana yolladiklari çeki tahsil etmis.. yesil biramin önüne oturdum. Les gibi kokuyordu tabii ki." dedi profesörlerden biri." "Ben de orada olurum herhalde. kusuyorum seni! Kabinlerden birinin kapisini açacak zamanim olmadi. "bana seyi hatirlatiy orsunuz. ona en pis bakislarimdan birini firlattim. Kadinlar terey agi gibi duruyorlardi nedense." dedim. Öbür di nleti." Helaya gittim. Sonra ben çiktim. Aksamin dokuzu.." "Özür dilerim.dükkanindaki insanlardan farkli degildirler:. Bar. parayi yemistim bile. zehir gibi bir bira içiyorlardi. Su bilmem ne profesörü. Bu bilmem ne profesörü. disari çikti. Birkaçi kadin. Kirmizi kepli. Küçük yuvarlak masalara oturmus insanlar. Belford'u izledim. Dört dörtlük hos bir mekan.. "Seni tanistirmami ister misin. "Hepimiz orada olacagiz. Bu bilmem kim.

"Adim Chinaski. Bir iskemle ile bir masa vardi sahnede. iste bir çift çorap."Hayir. Seyahat çantami masanin üstüne koyup içindekileri çikartmaya basladim." dedim onlara. cep viskisi ve birkaç siir kitabi." dedim." . bir gömlek. Sahneye çikan basamaklari buldum. "ve bu bir sort.

. Tarihi attim. "Hayir. "Bay Chinaski?" "Elbette. tabii ki. Edebiyat ve yazmak üze nu . sonra da kitaplari kapattim. Fena halde Hemingway'i andiriyordu pr ofesör." Önce eskilerden okudum birkaç tane. Alkis sasirticiydi. bir yudum aldim. Her-yerini imzalarim senin yavrum!. baslayalim öyleyse. sonra sahneye çiktim. O ka dar da iyi sayilmazdi siirler. Siseyi açtim. Adini sordum." Masanin ortasinda oturuyordum. Bir daha o siseye dokundugunu görmeyeyim. bu aldigin ikinci yudu m.Viski ile kitaplari masanin üstünde biraktim. Mahcup oluyordu insan. mavi sisemle sahne den inip Belford ve dört-bes ögrenci ile birlikte masalardan birine oturdum. "Komik olmaya mi çalisiyorsun?" diye sordum ona. Sarhos. hayir. "Sorusu olan var mi?" 40 Çit yok. Genç bir kiz kitaplarimdan bi ri ile yanima geldi. Ilk kez bir üniversitede okuyordum ama gelmeden önce isinmak için bir Los Angeles kitapçisin da iki gece üst üste okumustum. diye geçirdim içimden. "Bana bak. Sonra bir seyler yazip çipla k bir kadini kovalayan çiplak bir adam çizdim. Tek bir sey istiyorlardi -onlara bilerek yal an söylenmesin. Ilk yarim saati atlattim. Sisemi çocuklardan birinin agzindan çektim.. uzun süre kesilmedi. Okumanin sonunu getirebilmis olmami her halde. "Meslek olarak yazarligi önerir misiniz?" diye sordu genç ögrencilerden biri. Kuvvetliydi." Kesti sesini. Üniversite ögrencileri önyargili degillerdi zaten. Ciddiyim. sonra on dakikalik bir ara istedim. Bir daha yumuldum siseye. Profesörün de ölmüs oldugu pekala söylenebilirdi. Siseye yumuldukça güzel le-siyordu siirler -benim için . Meslek olarak yazarligi önerir misiniz?" "Yazmak seni seçer. Çocukken yaptigin gibi. Proesörlerin birinin evinde bir parti vardi. sen yazmayi seçmezsin. Yegledigim siirleri sona saklarim hep. Yarim saat daha o sahnede terleyecegim ben. Hemingway ölmüstü. Siirleri okud um. Hakliydilar bence. Baska bir seyi alkisliyorlardi. Siseden siki bir firt aldim. En iyisini sona sakla. "Çok tesekkür ederim." dedim dahi elimi sallayarak. "Pekala. Bay Chinaski!" Bu is böyle yürüyordu demek? Bir ton palavra. evlat.

41 .

" "Güzel. Mutfak masasind a tek basina oturuyordu. Ne zaman dönsem.." "Biliyorum. ama edebiyattan baska bir sey konusamiyor . yalniz. kar-simdaydi "Oo. boktan herifler. Hâlâ Heming . öbür odaya gitti.. Bu palavra böy le yürüyordu demek? Odadaki en güzel kadini seçip benden nefret ettirmeye karar verdim. Karsi koymadi. Belford'u buldum. Tesekkürler. "Gidip hiç olmazsa bira alacak birini biliyor mus un?" "Evet. Hepsi tatsiz t uzsuz. bugüne kadar taniyip da hoslandigim bir yazar çikmadi. Hemingway içki stokla-miyor anlasilan.." "Biliyorum. "Güzelim. On ya da on bes sentlik. buzdolabi bos. "biliyorum.. ne igrenç bir konu! Biliyor musun. Hemingway! Öldügünü saniyordum!" "Faulkner'in da ayyasin teki oldugunu biliyor muydun?" "Evet. öptü oksadim. biliyorum. Hey! O kadar yapiskan degilmis koca oglan! Kayda deger! Belford alisveristen döndü." Yirmi-otuz kisi vardi orada ve bu buzdolabini ikinci doldurusumdu.. Ucuzundan." dedi. Hemingway bizi gördü. Hemingway'in karisi oldugunu ancak ertesi gün ögrendim... Iki de puro. Yatakta uyandim. Nereye gitsem pesimdeydi." dedim." Basini çevirip öptüm.. biralari önümüze koydu ve ben saatlerce konustum hatunla." "Hangisinden?" "Fark etmez. Bir tek tuvalete girmedi benimle. bir evin ikinci katinda. " Bir yirmilik tutusturdum eline." "James Joyce hakkinda ne düsünüyorsun?" Hastaydi: baska bir sey düsünemiyordu. "su lanet Hemingway hasta bir adam. "Evlat.suyordu sürekli -daha igrenç bir konu düsünemiyorum. "Dostluk kurmaya çalistigini biliyorum." dedi.

Neden hiç sinirlenmiyor. "kahve iyi gelecek. Bekliyorlar. gitmek zorundayiz.. Televizyona çikaracaklar seni. Sözlesme imzaladin. "benim ilgimi çeken sidigin degil.. Belford. Ancak v aririz. Her zaman oldugumdan daha aksamdan kalmaydim." "Aman Allahim." dedim. ya kameranin karsisinda kusarsam?" "Hank. Çantami kaptim." "Hayir." "Mecbursun." "Varmayalim. küfür filan etmiyorsun? "En sevdigim yasayan sairsin de ondan. siirlerin. "Sen iyi birisin." "Unut gitsin. haddimi bildirmisti. Güldüm." Iste.." "Tamam." dedi. berbat görünüyorsun!" dedi Hemingway." "Televizyon mu?" "Evet. Hemingway ile karisi asagidaydilar. "Hank! Hank! Uyan!" "Off. "Tanrim. Yemek yemem. tamam. onun adina sevinmistim. Yüzümü güne sten öte yana çevirip gözlerimi kapattim. Yolumuz uzun." dedi.." dedi. Saat on iki'de bir dinletin var. git basimdan. Biri beni sarsti. "Dün gece için özür dilerim. kamisimi çikarip üstüne bile iseyebilirim öyleyse. Belford merdive nden inmeme yardimci oldu. "Tanrim. Ernie. "kahve ister misin?" "Evet.way'in evindeydim muhtemelen. Karin oldugunu ancak." "Bir seyler yemek ister misin?" "Sagol." Yataktan çikip ona baktim." ." "Hemen çikmamiz gerekiyor. Benimle ilgilenmek kolay de gildir.

James Joyce hakkindaydi yanilmiyorsam.Sessizce oturup kahvelerimizi içtik. Ne oldugunu t am olarak hatirlamiyorum. Sonra Hemingway bir sey söyledi. .

"Bir yerde dur. bir papatya tarlasi. Bir termo s satin aldim. yarisindan fazlasi adamin çükünü kaldiriyordu ve elden bir sey gelmiyordu -bakiyordunuz sadece. o da eve. "Bu isi kivirabilecek gibi görünmüyorsun. hüzün vericiydi. Kim tasarlamisti bu korkunç numarayi? Ama bir yandan da heps i birbirine benziyordu." dedi Belford." dedim. Belford ve Hemingway arabaya dogru yürüdüler."Lanet olsun!" dedi karisi. "Bu isi kivirabilecegimden emin degilim. Hangisini seçerdin? Hangisi seni seçerdi? Önemi yoktu ." dedim. Hiç böyle öpülmemistim. "susmayi bilmez misin sen?" 43 "Hadi. Hemingway ile bir kez daha el sikistik. diye geçi rdim içimden. Katlanmasi güç bir olguydu am kafama not edip. Bütün benligi ile öpmüstü ben Sonra disari çiktim. dinleti için de bir büyük skoç aldim. viskiyi içmek için bir termos satin almanin iyi fikir olabilecegini söyledi. Belford gidecegimiz yerde insanlarin hayli tutucu oldugunu. Sonra biz arabaya bin dik. Seçimler yapildiktan sonra da zaten 44 . Hatuna döndüm. "Hosçakal." dedi." dedim." dedi Belford. "Seninle arabaya kadar geleyim. "çikmamiz gerekiyor." dedi Belford. Bir yerde kahvalti molasi verdik. Her zaman yapmak zorunda oldugun bir sey vardi. Bir sise skoç alalim. Hank. Güzel yerdi ama garson kizlar külotlarini göstermiy orlardi. Kendime gelmek için bir kü votka. "Hosçakal. bu isten kaçis olmadigi tam olarak o zaman dank etti kafama... Hemingway'in elini siktim. Tanrim. Ayaga kalkip kapiya dogru yürüdük." "Pekala. karisinin yanina döndü. Ögle saatinde siir din letisi mi olur?" "Ögrencilerin büyük çogunlugu seni görme firsatini ancak o saatte bulabilirler. sonra da öptü beni. yoksa üstünü çiziveriyorlardi. Gerçekten hastaydim." dedi. "Evet." Bir süre yol aldik. heryer kadin doluydu. "Üniversitede Edebiyat dersi veriyor." O tuhaf görünümlü Washington marketlerinden birinin önüne çekti. bir gün bu zorunluklardan kaçmanin bir yolunu bulabilecek miyim acaba.

Sarisi az pismis." diye seslendim. Skoçu termosa bosaltmis. Belford topuklamisti. Ameri ..yürümezdi." "Evet. arabadan indim ve otoparka kustum. "Kusura bakma. Çöreklerin çogunu mideme indirmeyi basardim. "Dünkü dinletide sisene iki kez yumulan tip var ya. Bir direge tutunup tekrar kustum. Kafayi yemis. "yurt gökdelenleri buradan görünüyor. Bak!" Baktim. Bir garson. Bes dakikamiz var. dudaklarina ve gözlerine baktim." Benzin almak için durduk. Yurt gökdelenlerini görür görmez basimi arabanin penceresinden çikarip kusmaya basladim. buradan asagi. "Aman Tanrim!" dedim. Kararli bir sekilde arabayi sürmeye devam etti. Sürekli LSD al iyor. sonra arabaya atladik. Belford'un kirmizi arabasinin yan tarafi kusmuk olmustu. Gögüslerine. Azimli bir genç adam.. Habi-re geliyordu." "Beni hiç irgalamaz. Hâlâ bu isi kivirabilecegim! düsünüyordu. votkay i mideme indirmeye çalisiyordum. kusmam bir sakaydi sanki.. Kasiniyordu. Yurttan kovuldu ama hâlâ ortalikta dolaniyor.. kimse için. "Bir dakika. sonra yine yola koyulduk. suradan yukari. Belford dinletiye yetismeye kararliydi. Henry. Yanimdan geçen ögrenciler bana baktilar: su yasli adama bak." "Herkesin ödü kopuyor ondan. "saat on ikiye geliyor. dediklerine kulak asmayin siz." dedi. "Birazdan oradayiz. ne yapiyor? Belford'un pesine takildim. kalçalarina. Yetistigimiz için mut luyum. Zavalli." diyebildim." dedi Belford. Belford ikimiz için sicak çörek ile sahanda yumurta söyledi." Arabayi park etti. Kadinimi çal ama viskime dokunma.. Ne zava llisi? Açmasi orospu çocugunun tekini sögüsle-mekten baska bir sey düsünemiyordu muhtemelen. Seyahat çantami kaptim. "Önemi yok..

kan Üniversitesi -bol çalilik. Adimi gördüm bir afiste -HENRY CHINA SKI. SIIR . patikalar matikalar.

Daha sonra tepedeki dag evine gelebilecegini söyledi -Belford'un arkadasinin dag evi. sonra saçimi geriye attim." dedi televizyon kamerasinin arkasindaki tip. Çantamda siir kitabi aramaya basladim. Ona tecavüz edecegim... Neye güldükleri umur a bile degildi. "Tuhaf. Yan tarafta duran televizyon ekranina baktim. kuzeybati Pasifik'te ne kadar eglendigi mizi filan.. Hi himm. Oyalaniyordu m.. Bu beni eglendirdi en azindan. "sizi bir sonraki uçaga bindirecegiz. Isin üstesinden gelmistim anlasilan." dedim.ama siirlerimi d inledikten sonra gelmedi tabii ki. Bitmisti. Bu sefer kaçirmayin ama. Alkis öbür yerdeki kadar olmasa da iyi sayilirdi. diye geçirdim içimden. Edebi yat Bölüm Baskani ile tanistim. Mola yok bu kez. yarim saatten beri saçimin bir teli alnimin tam ortasindan burnum un üstüne kivrilmisken okudugumu fark ettim. Içkileri ben ismarliyordum. diye geçirdim içimden. Adam kolunu kaldirdi. "bir sonraki uçaktayim. Bazilarinin elinde kitaplarim vardi. Ne önemi vardi? Yeter ki çikayim buradan.." Hakliydim." Üç-dört siir okuduktan sonra termosa asilmaya basladim. ama benim bildigim türden bir delilige dönüyordum. "Sorun yok. Belford onlara kim oldugumu anlatmaya basladi.. Küçük beyaz hamurlar." dedim Belford'a." Sonra uçagi sürekli kaçirabilecegim geldi aklima." dedi masanin arkasindaki adam. imzalatmaya geldile r. diye geçirdim içimden. Bir kahkaha atmamak için zor tuttum kendimi. "kolumu kaldirdigimda b asliyorsunuz. ok umaya devam ettim." Kusacagim." dedim. Ve her seferinde gidip o adami görüyordu m. diye geçirdim içimden. Piste vardigimizda uçagim havalanmak üzereydi. rahatladim." "Tesekkür ederim. Gülüyorlardi. O her .. görüsmek için bir o a soktular beni. O telefona bir seyler söylerken ben bara gidip içki söyledim. Yüz dolarim için bir makbuz imzaladim. Bir iskemleye oturtular beni. Ilk siirimin adi. "Pekala. Bir oda ya itildim. Felaket seksi bir hatundu. Tika basa doluydu. Köhne avluma ve delilige. Okul çocugu gibi hissettim kendimi. Basladim: "Adim Chinaski. "Efendim. Bunlarin disinda fazla bir sey olmadi. efendim. Bu benim. bara oturduk. Belford beni havaalanina götürdü. Küçük beyaz yüzler. "aklimi kaçiriyor olmaliyim. kazin ayagi böyle demek..DINLETISI. Geri döndüm. Adimi duyup duruyorum. Termosa birkaç kez daha asildim.

"Anne. babama ne oldu?" "Los Angeles uçagina binmeye çalisirken Seattle havaalaninin barinda öldü." .seferinde biraz daha öfkeli.. Belford gider. Benim için küçük bir fon baslatirlardi.. ben daha üzgün. Mümkündü. baskalari gelirlerdi.

Romanya ekmegi. Arabadan iniyoruz. Fotograflardan birinde Roy otuzbir çekerken bosaliyor. bira ve mesrubatlarin arasina s ikismis. tüylü." "Sair nedir.. orospu çocugu. Dört-bes köpek. "Hey. geçimlerini Hollis sagliyor. Bir günlük çalisma. agzi laf yapiyor. Mükemmel pozu yakalayincaya kadar alti kez patlatma k zorunda kaldigini iddia ediyor. kara. Kurallara aykiri. Ray'in iki metre uzunlugundaki sakal i yüzüme uçusuyor. babama ne oldu?" "O bir sairdi. on yil önce gömdügüm babamin cenazesinden bu yana ilk kez bagladigim yesil kravatimla. "seni görmek ne kadar güze l!" Harvey hafifçe gülümsüyor. uçaktaydim. Hadi. anne?" "Baban bilmedigini söylerdi. salya sümü aratiklar. guma oturdum v e uçak hareket etti. Evlerinin duvarlari ilginç fotograflarla kapli. Hollis satte yüz otuz basiyor. ellerini yika. Arka koltukta oturmus bira içiyorum. "Anne. Roy entelektüel palavra ile daha becerikli. Teskilat. "Aristo. Tropik bahçeler. son anda yetistim bir sonraki uçaga. Ip baglamis. Sisemi açtim. Sütlü bir poz." Iri çoban köpeklerinden biri sol bacagimi ç . Bununki pek uzun degildi: 300 metre. "Köpegini çagir Harvey. Otoma tik makine ile. ciger ezmesi. Hollis otobandan çikiyor. Roy. Roy tek basina çekmis. Hadi ama. Kollu-. Benim 62 model Comet ara-bamdayiz ama ben kullanmiyorum -sigortam yok. Gidecegimiz ev pek uzak degilmis. yika ellerini. zengin adam.. Duvarinda asili. yemek hazir." "Bilmiyor muydu?" "Evet. Bir türlü kapiya varamiyoruz -ve karsimizdaydi.Inanmayacaksiniz ama. Hostes beni enseledi. k s artik!" . Hollis ile Roy iki senedi r birlikte yasiyorlar. Verandada durmus e linde içkisi ile bize bakiyordu. Iri. Nedenini anlayamadim. orospu çocugu" diye bagiriyor Roy. bilmiyordu. Roy bana Hollis'in aile fertlerini tek tek anlatiyor. Bu kez bir Zen dügününde sagdiç olacagim.000 metreye tirmandigimizi duyurmustu. hem iki k ez alkollü araba kullanmaktan enselenmisim ve yine sarhos olmak üzereyim. "Uçaktan indirilebileceginizi biliyorsunuz." BÜYÜK ZEN DÜGÜNÜ Arka koltuktayim. Sonu gelmeyen basamak lar. tel filan. degil mi?" Kaptan pilot biraz önce 5. Seni görmek çok güzel!" diye bagiriyorum. Neden bu kadar zor oluyordu? Neyse. Harvey. Bazi zengin evlerinin bir kilometre uzunlugunda girisleri olu r. "Seni görmek de öyle.

. istakoz." "Charles Bukowski!" "Hi him. "Charles Bukowski." Ayaga kalktim. Tek dügün h ediyesi getiren de. tam zamaninda." Sonra: "Bu. Istakoz kuyrugu. Oturup bir bira açtim. Marty. Ve. Arabada ne varsa içeri tasidik. Incecik dogranmis güvercin kiçi.. Marty.Aristo uzaklasiyor. tuzlanmis Macar kedibali gi. Tek kravatli bendim. karides. elimizde salamlar." "Merhaba." . Merdivenden bir çikiyor bir iniyoruz." "V e bu Elsie. Hediyemi Aristo'nun çignedigi sol bacagimla duvarin arasina sakladim.

Zen Üstadi henü/. k arim. yüzünde islak sicak ha vlu ile otururken. koltuk altlari lastik takviyeli filan. düzenbazlar. Olayi çözdüm: sulandirilmis uyusturucu ya da zamaninda yapilmamis bir ödeme. Hol-lis'in akrabalari ." "Ve b u Tina. bu topal Nick. Ben. Biri UCLA'da ögretim görevlisiydi. Sonunda karima dönüp "Neydi senin adin alla-haskina?" diye sormak zoru nda kaldim. bu saksofon kraliçesi Marie.."Siz sarhos olunca esyalari ve camlari kirip ellerinizi gerçekten parçalar misiniz? " diye sordu Elsie. Baskalari vardi.. Tahta yakismaz bu yavruya. "Barbara." dedi. "Bu karim. "Bu Barbara. Yüzyilin en büyük katilleri ve tüccarlari ile tanisiyordum. sakatlar. Biraz daha gömüldüm köseme. tabii. kafami bozma benim. Adlar! Ilk karimla iki buçuk yil evil kaldik.. Biraya devam ettim." "Böyle seyler için biraz yasli degil misiniz?" "Elsie. Alüminyum ve lastik. Adamin biri bayagi kötü durumdaydi. Berberde sakal trasi olurken kirivermislerdi diz kapaklarini. Zavalli Roy. "Bu kravat da neyin nesi?" . Güçlü aletler. "Viskiye ne dersin.. degisik yutturmaca ala nlarinda çalisan pazarlamacilar. Dügün hediyesi yok. "Bu yarim-kiç Louie." dedim misafirlerime. gelmemisti." deyip durdum. Merdivenden çikip duruyorlardi. Baska insanlar da gelmisti. Bir digeri San Pedro Körfezi'nden Çin balikçi tekneleri ile uyusturucu sokuyordu. issiz. bir gece misafirlerimiz geldi. Sonra gelenlere dönüp. Sonra Harvey yukari çikti. "Hi him.. Bukowski?" "Tabii Harvey.. Bir bira daha aldim. sey. Ömründe bir gün bile çalismamisti. Roy'un bir ailesi yoktu anlasilan. Basamaklari tirmanmasi yirmi bes dakika sürdü." Mutfaga girdik." "Merhaba Tina. kravat yok. Kari ma. Çikiyorlardi merdivenden: sahtekarlar. Özel k oltuk degnekleri yaptirmisti kendine. Aile fertleri ve dostlar.." Oturdum. Düzinelerce." dedim.. Birkaç hayati yerini kil payi iskalamislardi.

"Pantolonumun fermuari bozuk. sortum ise çok kisa. kravat çükü-mün üstündeki killari örtüy .

" "Markasi ne?" "Hatirliyorsam allah belami versin. "Tamam yavrum. Kimse sonsuza dek saklanamaz. "Bukowski. Bukowski. On birinde filan. Paul'un babasi."Yasayan en büyük öykü ustasi sensin bence. "Öykülerinden birinde bu markadan söz ettiginden beri baska marka içmiyorum. Ben i küçük hava delikleri olan camdan bir kafesin içine koyup herkese gösterirsin. Incecik bir vücut. Zen Üstadi çok sakin görünüyordu." Yüksek bir su bardagi bulup yarisini viski yansini su doldurdum. "Sinirleri yatistirir. Senin paranla yasariz. Nerede viski?" Harvey bana sisenin yerini gösterdi. Ben yoruldum. bana bakiyordu. Genç çocuklarla düsüp kalkmana izin veririm. yeterince büyüdügünde evleniriz. Içkimi dipleyip tazelemek için mutfaga gittim. "Bir tane daha?" "Tabii. Hatta sizi seyrederim." Bardagimi doldurup içeri girdim." dedi bana. Zen Üstadi GELMISTI! Çok fiyakali bir kiyafet giymisti Üstad." "Bukowski! Saçlarim uzun oldugu için hemen kiz oldugumu varsayiyorsun! Adim Paul! Tanistinlmistik! Hatirlamiyor musun?" Harvey. Bugüne dek okudugum en büyük yazar sensin!" Uzun sari bukleler. Herkes heyecanlandi birden. "Tabii." Bardagi diktim. O an-da o kadar da iyi bir y azar olmadigima karar verdigini gördüm." "Ama ben viskimi degistirdim. Harvey." dedim. gözlerini kisarak bakiyordu. Ya da öyleydi gözler i. "öykülerinden bazilarini okudum. tazeledim döndüm. köseme çekildim. Kötü bir yazar olduguma belki de. . biliyorsun. Harvey. Daha iyisini buldum." "Tabii. Gözlerini gördüm. Altin saçli bir çocuk girdi içeri.

Benim içtigim her bardaga kars ilik iki bardak içmisti hergele ve hâlâ ayaktaydi. Hollis'e de diger yanina dikmesini. Yüzükleri kaybedebilir." Sonra elektrikler kesildi. Roy bana i ki yüzük vermisti. Roy günler önceden Zen Üstadi ile konusmus. Gogol. Eline mumu alan yakiyordu." dedi Zen. Çubuklari iyi yerlestirmediler ama. Kabiz muhabbe t. Harvey oradaydi. Turgenev. Oglun Peter. ben de içki koymak için mutfaga gittim. üç yüz tane. baska bir seydi. Zen Üstadi artik törene baslamak istiyordu. "Tören sirasinda içki ve sigara içilmemesini talep ediyorum. Ama bosuna bekliyordum. Oglan gevezeligi ile bunu hak etmisti." dedim. Hristiyan dügünlerini deneyimden biliyordum. O kadar viskiden sonra Harvey'nin yere yigilacagim umuyordum.. Herkes içkisini dipliyordu. biraz daha tantanaliydi sadece. can sikici. Sonra minik ve boktan bir gülümseme belirdi Zen'in dudaklarinda. Pek sik olan bir sey degildir. Içkimi dipledim. "Allah kahretsin. çubuklari yeni bir de rinlige ve yükseklige düzeltti." "Paul.dolayisiyla tören sirasinda yüzükleri Bukows-ki'den isteme. ama anladiklari seyler için bir sey yapmazlar. ya da kendini. . Yüzükleri Roy'a verdim. Yüz elli sayfa kadar. Bukowski. Çubuklar yakildiktan sonra bir tanesi içi kum do kavanozun ortasina dikildi.. Yüzükleri yokladim. Iste oradaydim ve Üstat nihayet kara kitabinin sayfalarini parmaklamaya basladi.. Zen töreninin Hristiyan törenind en pek farki yoktu aslinda." (Zenginler anlarlar. Oradaydilar. Pek kalin degildi kitabi.. "Harika bir oglun var." "Anliyorum. Bir süre sonra küçük çubuklar yakildi. Babam baz i öykülerini okumama izin verdi. hay allah. Zen Üstadi gülümseyerek uzandi. Her yerde mum yaniyordu.umursamaz ya da sald irgan." "A federsin. Harvey." Biri sigorta ile ilgisi olmadigini söyledi. Sonra Zen Roy'a elindeki yanik çubugu Zen çubugunu n yanina dikmesini söyledi. Herkes bizi bekliyordu. "Sigortayi degistirin. Dos.) Harvey yeni bir sise açti. Incil adlari karisiyor.Oglan iyiydi ama: "Bosver.. sigorta atmis olmali. On dakika süren mum ya kma seansinda sisenin yarisini devirmistik.. O.. Bir kutu dolusu çubugu vardi Zen'in -iki yüz. Zen çubuguydu." dedi.. Kafka'dan söz ettik. Mutfaktan çiktik. Ortalik mumlardan geçilmiyordu. benim ayyasin teki oldugumu anlatmisti -güvenilmez. "hâlâ okudugum en büyük yazarsin. maalesef.

. Tespihi Roy'a verdi.Sonra kahverengi bir tespih çikardi Zen.

erkek kedime verir ya da ani olarak sak lardim. Mum isigi kulaklarindan g eçiyordu. ama bir y andan da bilmiyordum. .. Bir erkekte o güne dek gördügüm en küçük kulaklara sahipti Zen.ve sen Roy." Sonra egildim. Sonra mum isiginda Zen Üstadinin kulaklarini fark ettim. neden kendi dügün töreni hakkinda bilgi edinmez? Zen uzanip Roy'un sag elini Hollis'in sol elinin üstüne koydu. uyusturucu kullanmayacagim. Zen'in kulaklarindan alamiyordum gözlerimi. Roy'un omuzuna dokundum: "Tebrikler.. ince tuvalet kagidindan yapilmisti sanki kulaklari. diye geçirdim içimden." (Bu muydu Zen?) "Ve sen Hollis. Canimi sikmis. Roy çok okuyan. Hollis ile beraberligin boyunca uyusturucu kullanmayacagina söz ve riyor musun?" Roy duraksadi. Klik! Klik! Klik! Hepimiz temizdik tabii ki. Zen dogrulup hafifçe gülümsedi. Baska konusmalar yapildi."Simdi mi?" diye sordu Roy. yüzlerce.. Sonra tespihin içindeki eller kenetlendi: "Söz veriyorum... FBI olabilirdi. ". Ve bitmisti. "Kabul ediyor musun?" "Ediyorum. Buydu onu kutsal yapan! O k klara mutlaka sahip olmaliydim! Cüzdanima koyar. Hollis'in yüzünü ellerimin arasina alip dudaklarindan öptüm. böy lece tespih ikisinin de elini çevrelemisti.. sinir olmustum." dedi Roy. Allah'kahretsin. kabul ediyor musun?" "Ediyorum. beni tedirgin etmisti." Bu arada götün teki mum isiginda fotograf çekip duruyordu. Ama tedbirsizlik söz konusuydu. Kafamdan geçen bu düsüncelerin nedeninin viski oldugunu biliyordum elbette. her konuda bilgi sahibi bir in san.

Töreni çok güzel yönettiniz. Bir günah keçisi gerekiyordu. "Hey! Üstadim!" diye bagirdim. ama birinin sarlatani oynamasi gerekiyordu." diyen bir kadin sesi geldi son üç yilin en kapsamli gangster kala baliginin içinden. Geri zekâlilar. Onun her adimina iki adim sendeleyerek pesine düstüm. ihtiyar?" Ihtiyar? Kivnla kivrila tropikal bahçeye inen merdivende durmus birbirimize bakiyorduk. kendimi daha iyi hissettim. Roy'dan baska sadece bir kisi daha öpmüstü Hollis'i. Ama gangsterler bir uzak dogulunun eli ni sikmayacak kadar aptal ve gururluydular. Bagislanmak. Zen arkasina döndü. On bes basamak gerisindeydim Bay Zen'in. hayir... Kirk-elli basamak daha vardi. Sadece bir kisi sikmisti Zen Üstadi'nin elini. UCLA profesörü aitti oraya." Hosuna gitti. Zen Üstadi'nin yanina gittim." dedigini duy dum. Insan irkini as la anlayamayacagim. Zen'in kapidan çiktigini duyar duymaz içkimi dipleyip disari firladim. "Evet. "Benim artik gitmem gerek. Orospu çocuklar iyla dolu mum isigi ile aydinlatilmis odada insanlarin arasindan kosarak (hiç de kolay olmadi) kapiya ulastim. Bos bir aile kalabaligi! Dügün bitmis. Yesil kravatimi çikarip firlattim. O bile inandirici degildi. Yildirim nikahi kiydirsalar da olurmus. Yapacak baska sey yoktu.. kapattim ve. mumlar bütün aptalliklari ile yaniyorlardi.Herkes oturmustu yine. Herkes birbirine bakiyordu. "Ya kodugum kulaklarini verirsin ya da kiyafetini -üstündeki neon isikli robu!" "Delirmissin sen ihtiyar!" . Mutfakta kendime viski koyarken Zen'in. gitmeyin.. "HEY! OROSPU ÇOCUKLARI! ACIKMADINIZ MI?" Masaya gidip peynir atistirmaya basladim. birkaç kisi yerinden kalkip bana katildi . Kimse kipirdamiyor. Onlari orada birakip viski almak için mutfaga gittim. Elini siktim: "Tesekkürler. açtim. ortalik daha da sogumustu. Dah a samimi bir iliski kurmanin zamani gelmisti. Ne isim vardi benim bunlarin arasinda? O UCLA profesörüne ne dem eliydi? Yok. "Aaa.

Allah kahretsin. yere düsmek üzereyken bir yumr uk salladim ama yönsüz bir devinimdim. "Sen de sonunda üstadini buldun orospu çocugu.. Geri zekâli birini bile tahrik edebilirdi. üstüne yürüdüm yine. Kendimi basamaklardan asagi birakarak ona dogru uçtum. bir kez daha gökyüzüne danistiktan sonra Dogu dilinde bir sey er mirildandi ve bana küçük bir karate darbesi indirdi. Tepeye vardigimda kalktim."Zen'de bu tür degersiz önyargilara yer olmadigini sanirdim. naylon çorap.. Boktan muhabbetlerini sürdürüyorlardi. Mendilimi çikardim. Kara te darbesi sol kasimi yarmisti. kapiyi açi p içeri girdim. Zen beni yakalayip düzeltti. mum ve kusmuk lekeleri. oglum. Yillarca ayak islerinde çalismak tamamen öldürmemisti kaslarimi. Bir direk daha çikardim." Çok yakindik. topuklular. Tisladi. Küçük bir nefes birakti Zen. Sek viski. yü on kilo destekli. Farkina varmadilar. Mum isiginin yarari olmustu. Bir direk çikardim. etegini kalçalarina kadar siyirip d izinden yukari dogru öpmeye basladim. Köseme yigildim. Insan viziltisi nasil bu kadar an lamsiz olabiliyordu? Bana gelinin annesi olarak tanistirilan kadinin bacak açtigini fark ettim. Sefkatle. iskaladim. Harvard Klasikleri için yüz elli yil geçmesi gerekmisti. . Yarim metre solundan geçmisti. ben sadece yari-ge-riydim. sürünerek basamaklari çikmaya basladim. Seçim yoktu. Iyi yakaladim onu bu sefer. Her seyin. Cehennemden ithal bazi bitk ilerin içine düstüm. Beni hayal kirikligina ugrattiniz Üstat!" Zen göge bakip avuçlarini bitistirdi. Kalktim. Solumu midesine gömdüm. Harvey elinde içkiyle geldi." açiklamasinda bulundum üstüne giderken. Iyice gevsedim ay isiginin a tinda. Ay isiginda pantolonumu gördüm -kan. Bir adim ger i çekildi. 54 "Oglum. mor bir çiçek üstüme egilip nefesimi kesmeye çalisincaya kadar kaldim orada. "Lanet olsun! Bir içkiye ihtiyacim var!" diye bagirdim. iskaladim. O anda bana Brezilya ormanlarinin insan yiyen bitkileri gibi görünen saçma sapan Meksika kaktüslerinin arasina düstüm. Diktim. yattigim yerden dogruldum. B ekledi. Ayaga kalkip gelinin annesinin yanina gittim. fena degildi bacaklari.

"Allahin cezasi Amazon!" diye bagirdim. Kendimi ayakta bulunca mutfagin yo lunu tuttum yine. "ne yaptigini saniyorsun sen?" "Kiçindan bok çikincaya kadar düzerim seni! Ne dersin?" Itti beni. sirtüstü yere serildim.Birden kendine geldi ve "Hey!" diye bagirdi. . debelenip ayaga kalkmaya çalistim. Biri güldü. 55 Birkaç dakika sonra ancak kalkabildim.

Roy öldürücü bir bakis atti bana. Tahtasi. neden hediyenizi açmiyorsunuz?" diye sordum. ama bu sevgi ile yapi lmisti belki. "Günüme renk kattin!" Gençlere takilmak mümkün degil artik. Elli metre folyo k agidina sariliydi. biliyor musun?" "Ne?" "Karincalari öldürüp bu tabutun içine koyacagim. tabutla birlikte kasaya götürmüstüm. Ispanya'nin en iyi el isi sanatçilarindan biri tarafindan yapilmis küçük bir tabut. A rka tarafta karinca zehiri bulmus. Hesabi ödeyip disari çikmisti Aralarinda en nazik olan Harvey'di. Ak limi kaçirmak üzereyken raflarin birinde tek basina duran tabut dikkatimi çekmisti. Ordaydilar iste: L anet akrabalar. Genç bir kiz duruyordu kasada. "Bunun ne oldugunu biliyor musun?" diye sormustum. Herkes görmüstü hediyemi. Saatlerce hediye aramistim. Kimse tek kelime etmemisti. ters çevirip içine bakmistim." Kapagini açip ona içini göstermistim." Güldü. "Ne?" "Bir tabut. Sonra Eski Çin üzerine okudugum bir seyi hatirladim: . Üstünde elimi gezd irmis. Fiyati yüksek ama isçiligi mükemmeldi. Tahtanin nasil cilalanmasi gerektigine dair talimat k agidini tabutun içine atip kapagini kapatti. Nihayet bitirdi. tamemen üstün bir irk. Suskunlasmistim. sonra da gömecegim. "Roy ya da Hollis. Alt kismi pembemsi-kirmizi kaplama. Küçük tabutumla gurur duymustum oysa. Dügünün tek hediyesi hos karsilanmamisti. "Bir yastikta kocayin!" diye bagirdim. minik menteselleri. Sonra bir tane daha koyup disari çiktim. Roy folyoyu açip duruyordu.Bir içki koyup dipledim. Karinca zehirine de ihtiyacim vardi. Çit çikmiyordu. Ne yapacagim. Karincalar ön kapima yuva yapmislardi. her seyi dört dörtlüktü. su zengin olan. Tabutu isaret ederek. Nazik olabilecek kadar para si oldugu için belki de. "Karincalar beni delirtiyor. Ama çok geçmeden to parlanip iki paralik sohbetlerine döndüler. Gerçek bir tabutun küçük bir kopyasiydi.

"Zengin olmayi mi yeglersin. Birden hersey bitmisti." Içkimi içtim ve umursamadim artik. Elimdeki siseye asildim. sanatçi olmayi mi?" "Zengin olmayi çünkü sanatçilar sürekli zenginlerin ön kapilarinda beklesiyorlar. . Holly direksiyondaydi ve Roy'un sakali yüzüme uçusuyordu yine. Arabamin arka koltugunda ydim.

. Tabut mu? Her neyse -arabamin kullanilmasi ya d a sarlatanligim ya da sagdiçligim. Billy the Kid elime su dökemezdi. Hersey berrakti. yardimlarina muhtaç oldugumu bile bile beni terk ettiklerinde he r seyi kavramistim. Bir sey için cezalandiriliyordum. ma halleniz. Havada içgüdüsel olarak siseyi düsündüm (ann ve bebek) basimi ve siseyi yukarda tutup omuzlarimin üstüne düsmeye gayret ettim. Ho Beni kapima kadar götürün lütfen. Siseyi kurtard im ama basim kaldirima çarpti. bunu biliyorsunuz ! Benim küçük tabutumu neden çöpe attiniz?" "Bukowski! Iste tabutun!" Roy tabutu gösterdi."Baksaniza. Kanunsuzlarin sonuncusuy um. Beni bu tür toplantilara davet ettiklerinde onlara ne yapmalari gerektigini söylerim bundan böyle. evime yürüyüp içeri girebilecegim. Oturdugum semtte park yeri bulmak güçtü. Sonra k arsiya geçip kendi arabalarina dogru gittiler. "Çok sevindim!" "Geri almak ister misin?" "Hayir! Hayir! Tek dügün hediyeniz! Saklayin! Lütfen!" "Tamam. Sancidan bayilmak üzereydim ama onlara seslenebildim:"Roy. Ikisi de görmüstü düstügümü. Bes dakika daha. kimse bana bulasmadan burada bes dakika dah a yatabilsem kendimde kalkacak gücü bulacak. devletiniz. Bes dakika daha." Yolun kalan kismi oldukça sessiz geçti. ki buna evlilik. çalistirdilar.. Sonra arabalarina bindiler. benim küçük tabutumu çöpe mi attiniz? Ikinizi de seviyorum. güç degis tokusu ve yardimlasma. ülkeniz. Ya ralarimi iyilestireyim. arkalarina yaslanip uzaklastilar. Insanlik beni hep igrendirmistir. sehriniz. Peslerine takilip evime dogru yürürken pantolonumun paçala rindan birine basip elimde Harvey'nin sisesi ile yere kapaklandim. Arabami park edip anahtari elime tutusturdular. mille tiniz de dahil. Onlari özellikle igrenç kilan akrabn iliskileri hastaligiydi. Hayvanca-korku aptalligi ile vizildayip durduklari kurtulus kova ninda herkes birbirinin kiçina yapismisti. Evimden iki sokak ilerde bir yer buldular. Islerine yaramazdim artik. bölgeniz. diye geçirdim içimden. yaralandim!" Bir an durup bana baktilar. Bes . Izin verin de inime varayim.

Sadece bes dakika." . Iki kadin yaklasti. Dönüp bana baktilar. suna bak! Nesi var?" "Sarhos. "Aa.dakika.

Bir seylerin sagdici. düsüneyim -kaldirimda sere serpe yatarken gördügünüz sey bir dügünün sonucu. Kiralik bir kapidan elli metre uzaktaydim. yeter ki zaman taniyin. efendim. "Bak. Ona müthis bir üstünlük duygusu veriyo du. Bize daha iyi bir neden göstermen gerek. Bukowski. tehlik eli degilim. Ve ben hâlâ ye rden kalkamiyordum. Dünyanin kaçik ailesinin iki ferdi. Bir dakikam daha olsaydi kalkmistim. Cam kapidan içeri girip kayboldular. Arabadan indiler.. Bir bebege sarilir gibi."Hasta olmasin?" "Degil. Kapima varmama yardimci olur musu-58 nuz? Izin verin de yatagima girip uyuyayim. Eski bir ayyas her zaman ayaga kalkar. KALTAKLAR!" "Oooo!" Oturduklari binaya dogru kostular." El fenerini iyice yüzüme yaklastirdi." dedi elinde fener olan. Bilincimi asla yitirmem.." dedim. bir an için unuttum. iki kadina ayni anda tecavüz etmeyi aklimdan bile geçirmem. her seyi unutayim." "Afedersiniz. hepsi bu. bir Ze dügününün. Tek yapmam gereken evime ulasmakti -elli me tre ilerde bir milyon isik yili kadar yakin. "basini belaya sokmadan duramiyorsun. "Özgürlügüm elli metre ötede! Bunu anlayamiyor musunuz?" "Kentin en büyük eglencesi sensin. baska seferlerden. Yaptiklarini neden yaptiklarin i sorgulamayan iki deli. Birini n elinde el feneri vardi." Polislerden biri elindeki aptal feneri yüzüme tuttu." "Beyler. Dogrusu da bu de gil mi sizce?" "Iki kadin onlara tecavüz etmeye kalkistiginizi ihbar etti." . Ama gelmislerdi. "Bukowski. Iki dakika dah a yatsam kalkabilecektim. "Kanunu korumakla görevli memurlara daha saygili olmayi ögrenmelisin. Basimi çarptim. Her deneyiste biraz daha güçleniyordum." Allah kahretsin! Bagirdim onlara: "IKINIZI DE YALARIM! KURUYUNCAYA KADAR EMERIM IKINIZI DE." "Durun. "tökezledim. Tepe isigini açik birakip bir arabanin yanina yanastilar. siseye nasil sarildigina baksana." "Biri seninle evlenmek mi istedi?" "Benimle degil göt. degil mi?" Adimi biliyordu.

Parmak izi. Charles Bukowski'ydim. Ama açliktan ölen biri onlardan üç kurus istemesin -kimlik yok. Bir adam aya ayak basinca onlar da basmis oluyorlardi. Sonra beyazlardan biri ANAYASA diye bagirmaya basladi. gömlegimin yakasindan içeri siziyordu. Genç olanlar kendilerini neyin bekledigini bi lmiyorlardi henüz. asansörden çiktiklarinda adam taninmaz haldeydi -INSAN HAKLARI diye bagiriyordu zenc i asansöre bindirilmeden önce. zangir zangir titriyordu. çakini ve sigaralarini alip sana bir depozit makbuzu veriyorlardi.iktir git. bir kez daha. Geri getirdiklerinde duvara yasladilar . Bir türlü geçmiyordu titremesi. Kendi lerini böyle kanitlarlar. ayaklari yere degmemisti. Gözümün önünde birini asansöre bindirip bir yukari bir asagi çiki iler. "Üzgünüm evlat. "Bukowski. anneanne için ilave bir oda. banknotlarini. olasi ve delice seylerden söz ederek -ön balkonu genisletmek. sehir kodeslerinde olsun. Spora gelince -gerçek erkektiler bunlar." dedim. Genç bir ses duydum. Yavas sürüyorlardi. Santa Barbara'nin California Üniver sitesi'nin kütüphanesinde kitaplarim vardi. Hiç süpheniz olmasin. egitimlerini sarhoslar üzerinde çalisarak tamamlarlar. . Bir kez daha suçlularin arasindaydim.Dodgers'un sam piyonluk ümidi sürüyordu. T htalarin üstüne uzandim. ama isi zordu. kimligini. Yabancisi degildim. Sonra ayyaslarin kogusuna götürdüler beni. Bir polisten para isteyen bi r aç görülmemistir henüz." dedi el fenerini yüzüme tutan. ki ya kaybeder ya da çaldirirdin. profesörlerden biri benim bir dahi oldugumu düsünüyordu. Ama içerde sigara ve para he p olurdu. anahtarlarini. Genç polisler. Çok yorgundum -hers eyden. "son kurusuma kadar aldilar. Bir lagim çukuru. Fotografimi çektiler yine. k asaba kodeslerinde olsun. belki bir havuz. Aileye dönüs -Dodgers kazaninca onlar da kazaniyordu.Kan boynumdan asagi inmis. ANAYASAL haklardan filan söz ediyorlardi. H emserilerimin arasinda kendime bir yer buldum. vücudu kirmizi lekelerle kapliydi. Sivil dolastiklari zaman tabii ki. bok kafali." Kelepçeyi takip beni arka koltuga firlattilar." . kapiyi açtilar ve gerisi kogustaki yüz elli ki sinin arasinda kendine bir yer bulmaktan ibaretti. "karakola gidelim." dedim ona. "neden basini belaya sokmadan duramiyors un?" "Kesin bu boktan muhabbeti. Bir delikanli. Kusmuk ve sidikti her yer. tuttukl ari gibi öyle bir götürdüler ki yürüyemedi. "Bir çeyrege borunuzu üflerim bayim!" Bozuk paralarini.

Bir Zen dügününe sagdiçlik yapmistim ve bahse girerim ki gelinle damat o gece düzüsmemisle di bile. BULUSMA . Bir baskasi düzülmüstü ama. Iste.Dört saat sonra uyuyabildim.

." "Biliyorum." . Elinde bir bardak sarap. Birine ödünç verdim. Sen dönmeden önce yaptirmak istedim. Yatak odasinda kimse var mi?" "Saçmalama! Içki ister misin?" "Içme. Haslanmis tavuk." "Sey. "Kim o?" diye sordu Madge. Yesil bir elbise vardi üzerinde. Cevap vermedim. Sonra anahtarimi çikanp kapiy i açtim. Kanepede oturuyordu. Oturayim biraz.. ipek. Is bulamadim Harry. üst kata çikmaya basladim. Agir agir çikiyordum basamaklari. dediler bana. "Ne kadar para kaldi?" diye sordum. Harry." "Orospu çocuklari. "On bes dolar. yokusu tirmanip evimin önünde durdum Kollarimi isitan günesin altinda uzunca bir süre durdum. Liste verdiler. buzlu. öptü beni." "Çok hizli harcamissin. Sevinmis görünüyordu. önünü çarpmis. Araba nerede?" "Kötü haber. önünü düzeltsinler istedim. sen misin gerçeklen?" "Belki. Arabayi göremedim. Çok solgun ve takatsizdim. rafadan yumurta filan yeme-liymisim." Merdivenin en üst basamaginda durdum. Otur. eski. benim. öyle severdi. "Kim o? Kim var orada?" "Telaslanma Madge. Köse tamircide." Koltuga çöktüm." "Istemem." "Çalisiyor mu?" "Evet. "Ay. Banyo yapmak ister misin? Bir seyler ye. Dayanabilirsem. "Canim!" diye üstüme atildi." "Kira durumu ne?" "Iki hafta.Rampart duraginda otobüsten inip Coronado'ya yürüdüm.

bir de beslik. güzelim. Tamirci kösedeydi." "Nereye gidiyorsun. Yarim is sevmem. Otur. Is yok. Çantayi elinden kapip ters çevirdim. Yemin ederim. Radyatörü ve farlari zarar görmemisse öyle kullanirsin." "Biliyorum. "Tanrim. bir birlik. Hâlâ pislik herifin tekisin. Harry. bir erkege vursana. Beslige uza ndi ama ondan önce davrandim. Içeri girdigimde Japon'un teki arabaya yeni taktigi ön kafese yald iz boya sürmekle mesguldü. Içinde ne varsa yataga saçildi." "Of." Madge çantasini alip karistirmaya basladi. Dönüsünü kutlamak istiyorum. Beni bilirsin." "Allahaskina Harry! Dogru olani yapmaya çalisiyordum!" "Birazdan dönerim. Harry!" "On bes dolari ver. " Bu aksam için bir sise sarap alacak kadar para birak bana. Harry?" "Arabaya bakacagim. Bozuk para. gerçek bir Rembrandt olmus bu." "Yarin bakarsin. Basina dikildim." "Bu yüzden ölmedim zaten." "On bes dolan ver. vurmazsin degil mi?" "Ne ilgisi var simdi?" Besligi alip asagi i ndim. Iyi görünmüyorsun." Çantasindan bir onluk ile dört birlik çikarip uzatti." "Sana vurmaktan hoslanmadigimi biliyorsun." dedim. Madge."Önü çarpik olsun. "Orospu çocugu! Hiç degismemissin. Dogrulup tokatladim. bir küçük sise porto. "Sizin mi bayim?" . konusalim." "Bana vurmak kolay." "Birazdan dönerim. bu sise bitmek üzere." "Of ki ne of!" "Ikimizden birinin bu gemiyi batmaktan kurtarmasi gerek. Bu sen olmayacagina göre! " "Her sabah yataktan kalkip is aradim. "Bana bir daha vurursan giderim.

"Evet. çalisti." "Simdi ne verebilirsin?" "Bes dolar??" "Çok az. Bu parayi sana anc ak taksit taksit ödeyebilirim." "Bakin bayim." "Bu beslik için ne yapmak zorunda kaldigimi bir busen. Bir bayan getirdi arabayi. Bulamazsa m ödeyemem. bayan bana dedi ki." "Orospunun teki getirdi." "Kim?" "Sey. ya kabul edersin ya da ar aba sende kalir. Bu kafesi hurdacidan bes dolara kaptin. "sana güveniyorum.. Is bulunca öderim." "Kadinin ne dedigi beni ilgilendirmez.. Su anda issizim ve arabaya ihtiyacim var." "Ne?" "Yetmis bes dolar. Bana bak." O besligi aldi. ben arabayi." dedi. Yarim depo benzin bile vardi. suyunu dert etmedim. Nerede oturdugu mu biliyorsun.." "Sana söyledim! Hastaneden yeni çiktim. Hemen gidip ruhsatini getiririm. araba yetmis bes dolar etmezdi. kadin dedi ki. Is bulursam öderim. Bana güvenmiyorsan araba sende kalsin. hâlâ da etmez. Hastaneden yeni çiktim." "Pekala. Tekrar araba kullanmak . Kontak anahtarini çevirdim.. Borcum ne?" "Yetmis bes dolar." "Nasil yani?" "Bos ver. Yagini. Besligi ver.

Sonra içki dükkaninin önüne çektim.nasil olacak diyerek biraz turladim. Harry!" dedi karisi. "Arizona. "Oo. "Nerelerdeydin?" diye sordu ihtiyar. "Harry!" dedi pis önlüklü yasli adam." . Iyi oluyordu. Arazi isleri.

Harry. "Ah." dedi ihtiyar. "Bir sorun mu var? Simdiye kadar borcumu hep ödemedim mi? Canimi sikmayin benim. "sana onun zeki biri oldugunu söylemistim. Bir posete koy.. Yorgunum. ama. Bu doktorlarin bir boktan anladiklari yok ama." Madge bir sise bira ve bir bardak sarapla döndü.. Ölmeni istemiyorum. "iki altilik Miller istiyorum. sevgilim!" "Biliyorum."Gördün mü. baslama." dedi ihtiyar. "Arabayi aldin mi?" "Evet. iyi çocuk. Harry. "Güzel.." Ve merdiveni çikiyordum yine." "Ama ne? Alisverisimi baska yerden mi yapayim? Bu hesabi takayim mi? Allahin cez asi iki altilik için deger mi?" 'Tamam. Harry. hesabima yazin." "Pekala." dedim." dedi kadin. Sorun senin kadinla. Çok kosturdum." "O ufak tefek Japon iyi çocuk degil mi?" "Iyi olmak zorunda kaldi. Yüzünü hesaba katmadan. Bir paket Pall Mall ile iki Dutch Master ilave et. Harry. bira almissin! Içme. Üst kata vardim. Harry." "Ne demek istiyorsun?" "Tamam. Harry. Madge. Japon düzmem ben!" . On üç dolar yetmis bes sentl ik borç yapti. tamam. Allahin cezasi hastaneden çikali topu topu iki saat oldu. Ayaginda topuklulari vardi. Istemezsin. Kafasi çalisan a dam kendini belli eder. Buraya getirdin mi onu?" "Harry.. tamam. bacak bacak üstüne atinca külotu göründü." "On üç dolar yetmis bes sentin lafi mi olur? Daha önce hesabi yirmi sekiz dolara çikarip ödemedim mi?" "Evet." "Seninle bir sorunumuz yok. Sol." "Pekala. Siki hatundu." "Bir dakika. Bi r bira aç bana.

75'lik hesap yaptin. Kalçalari.. Sonra külotunu indirdim. Sokuldu bana. Içerdeydim.Ayaga kalkti. yatagin üstüne firlattim. Kanepeye yigildi. "O pis Japon'u düzdügümü düsünmüyorsun. "Orospu!" "Orospu deme bana!" "13." . Adam öldürürüm senin için.. Orospu. senin için deli oldugumu biliyorsun. biliyorsu degil mi?" Iyice yaklasmistim ona. kiçi tam sevdigim gibi. "Madge. Ne kancik! S seyi bir dikiste yariladim. Bira sisesini firlattim.. yavrum!" Güldü.bana. elindeki sarap bar dagini alip diktim. bacak oksadim. hastaneden yeni çiktin!" "Iyi ya! Iki haftalik sperm birikimimi sana nakledecegim demektir" "Agzini bozma!" ". "Pis olan herseyi düzersin sen.deme. degil mi?" diye sordu. "Harry.. Onu kaldirip yatak odasina tasidim. Kirmizi. Gögüslerini. Seni sevdigimi biliyorsun.75!" "Haberim yok!" Üstüne çiktim. Karni hâlâ düzdü. Agir ve yumusak vurdum. Harry!" "Parçalayacagim seni. yüzünü kavrayip dudaklarini öpmeye basladim.iktir!" Yatagin üstüne siçradim. "Orospu! Goldbarth'da 13. Iki elimle sertçe ittim.. degil mi?" "Bilmiyorum. sekiz-on kere. eskiden oldugu gibi. kalçalarini. "Orospu. vahsi dudaklarini yaladi.. deme." Elbisesi kalçalarina kadar siyrilmisti. bebegim. Hafifçe gülümsedi. üstümdckileri çikardim. bacaklari. Agliyordu. Haftalardan beri ilk kez kendimi iyi hissediyordum. ona dogru yürüdüm.

"Seni seviyorum. güzelim. böyle konusarak beni üzüyorsun. o pis Japon'a da 70 dolar. Ihtiyara 13. Ayrica gaz. Harry. hayir! Seni seviyorum. Eddie kentten ayrilmadan ondan tüyo almamakla hata etmisti. iki altilik. 2500 dolar sinifi. 600 dolarlik bir hafta." Dudaklarindan öptüm.at satin almak yeni bir araba satin almaktan daha ucuzdu. Hakliydi." "Tamam.Kendini geriye çekip beni disari çikardi. gece. içerdeydim yine." dedim." Madge bacaklarini açti.75. Jack asansörden indi ve kapinin yanindaki çöp tenekesine kustu. KANT VE MUTLU BIR EV Jack Hendley kulübe çikan asansöre bindi. ilk sayfayi açti -1800 metre. . YARIK. "Agzina siçayim!" diye bagirdim. yavrum. asansörle yukari çikiy rdu sadece. konusmakla yetiniyordu. "Harry.geceleri onu öldürüyordu. programi emektar kir saçtan almisti -40 sent. sigara ve puro borcum vardi. yaris programi. Ama HAYAT hakkinda hiçbir sey bilmiyordu cüc e. ama iyi bir haf ta olmustu yine de. ama bütün öglesonrasi kapisini çalan ufak tefek bir göt tarafindan katledilmisti -iki saa t boyunca kanepesinde oturup HAYATTAN konusmustu. Saka ediyordum. al-lahin cezasi viski . Çok uzun zaman olmustu. "Madge. kulübe gitmiyordu aslinda. Ordaydik." dedi. hayati yasama zahmetine bile katlanmamisti. o pis Japon'u düzmedigini biliyorum. alttan çalismayi sürdürüyordum. 1940 yilinda New Orleans'da haftaligi 17 dolara çalist igi günleri geride birakmisti. "Oh! Erkegim benim! Çok uzun zaman oldu!" "Emin misin?" "Bu da ne demek? Yine mesele mi çikaracaksin?" "Hayir. elektrik ve su faturalari vardi ve birbirimize kenetlendik ve duvarlar üstümüze kapandi. Los Angeles Hastanesi' ne 225 dolar.

ilk kosuyu üç asagi bes yukari hazirladi. sicak. bilgisiz. programini açip ise koyuldu yine. Jack dönüp bakti orospu çocuguna. ko ridorun öte yanina oturdu.cüce. orada öylece otururlardi. kahve güzeldi. programi katladi. kaba. rahat birakirlarsa bahislerini hazirlayabilecekti. titresimi yok. Ama -ölü köpekler her yerdeydilerzamanlarini nasil harcayacaklarini bilmeyen birileri onu bulurdu mutlaka. YARIS BÜLTE-NI'ni çalismasini enge llemisti. tribünün ön tarafinda etrafinda kimse erin olmadigi bir yere oturdu. karde slik. programi bile yok. e geçirdi içinden. egilip Jac k'in omuzunun üstünden programina bakti. sonra köpek hemen arkasin-daydi. ne yazik ki saatlerini öldürmek için seni de öldürmekten çekinmeyen . gözleri yok. bir insan bir insana dogru. bir yandan da hipodrom ahalisini düsünüyordu -devasa ve aptal bir hayvandan farki yoktu. ölü köpek agir adimlarla ona dogru geliyordu. öksürdü ve sigarayi firlatti. tribünler bombosken. isin sirri bu. bütün öglesonrasini katleden o cüceyi rdu belki de. durdu. Kalemini çikarip ilk kosu üstünde çalismaya basladi. Jack yerine oturmak için asagi inerken onun asagidaki otopa rka baktigini görmüstü. sikici. palto giymis orta yasli bir tip. yalniz. biri gelip beni rahatsiz edecek olursa yumrugumu suratina yiyecek. aç gözlü. Kendini daha iyi his setmeye baslamisti. izin verirsen yerler insani bunlar. kosu aralarinda yapamazdiniz -kalabal igin baskisi vardi. o zamana kadar bütün oyunlarini hazir etmeliydi. palto gi ymis bir ölü köpek. ortalikta dolanip sagi solu koklamaktan baska isleri yoktu bunlarin. ancak yetisecekti -ilk kosuya sadece bir saat kalmisti. Jack duydu onu. bencil ve bagimli bir hayvan. soguk ve temizdi hava. saatler önced en gelirlerdi hipodroma. a ma onlar acimasiz. ölü et. sonra duydu. Jack bir sigara yakti. evet. Jack'in biralarini içip sigarasindan otlanmis. evet. bir basamak indi. ölü köpek öylece durdu palto-suyla. sis bile yoktu. sonra bir basamak daha indi. Jack kalemini ceketinin cebine koydu. basamak basamak. Jack küfretti. "su arabalara bak" oynamaktan sikilmis olmaliydi ölü köpek. önhazirligini yapamamisti onun yüzünden. tehlikeli. Jack'e dogru geliyord . yirmi bes metre mesa e tek bir allahin kulu yoktu ve köpek gelip onu koklamadan edememisti. ben acimasiz biri degilim. güzel -baslamisti en azindan. nefret dolu. bir ölü köpek. ayrica tabeladaki degisiklikleri izlemek zorundaydin. kalkti ve on metre öteye. çarmiha germisti Jack'i orospu çocugu.

milyarlarca insan vardi dünyada. ayni köpek! Jack programi katlayip ayaga kalkti. ikinci kosu yeni baslamisti ki duydu. ona dogru gelen agir adimlar. "ne istiyorsun benden kardesim?" diye sordu köpege. etrafina ba kindi. . gözlerine inanamadi.

bir gece sis bastirsin da gör bak nasil yolluyorlar seni yalniz dolabinda otuzbir çekmeye. sen ban a ne yapacagimi söyleyemezsin. Kant'tan ve yarikdan söz eden ve hiçbiri hakkinda bir bok bilmeye n o cüce iste. kalkip bara gitti. kanepesine oturup Mahler'den. herseyin bir fiyati var. ama orospu çocugu beynindeydi hâlâ. neden gelip omuzumun üstünden programima bakiyorsun. ilk kosuyu siralamaya çalisti ama ahali oradaydi artik. kafasi dagilmaya baslamisti bile. kendime hak im olmak için elimden geleni yapiyorum." "giris ücretimi ödedim." "özgür bir ülkede yasamiyoruz -herseyin bir sahibi. döndügünde atlar ilk kosu için isinmaya baslamislardi bile. Serzenis'e oynadi. ben.. beni yine yerimi degistirecegim. ÜÇÜNCÜ KEZ yanima gelirsen.. uzun lafin kisasi. sevimli saniyordu kendini." "beni rahatsiz etmedigin sürece istedigin yere oturursun elbette. orospu çocugunun teki iki ayagina birden basti. kosu baslamak üzerey . Kant ve yarik. ilk kosuyu öylesine oynamaktan baska çaresi yoktu. diye geçirdi içinden. standart oyun."nasil yani?" "yani. çarmihtayim. sabah siralamasinin favori ati. ama seni uyariyorum." "pekala. lanet olsun. köpekler. yapacak bir sey yok. kaba ve aptalca davraniyorsun." "ama ben istedigim yere oturmakta özgürüm. nazik olursan çarmiha gererler adami. yumrugu suratinin o rtasina yiyeceksin!" Jack bir kez daha yerini degistirdi ve köpegin yeni bir kurban arayisi ile uzakla stigini gördü. ikili oynayan kalabaligi yardi. bögrüne bir dirsek yedi. senin dedigin gibi olsun. ben de senin gibi giris ücreti ödedim. borazan sesli bir tip etrafindakilere 1945 yilindan beri tek bir cumartesi bile yaris kaçirma-digini söylüyordu. ne yapacagimi senden ögrenecek degilim. gelip yanima oturmaya kalkiyorsun. yankesicinin teki sol gögsünü yokladi. atlar start kulübelerine giriyorlardi. bir dakika.. nedir derdin?" "özgür bir ülkede yasiyoruz. fare-köpek kalabaligi. beni UYUZ ediyorsun. Jack tribünün sonuna gitti. bir sulu skoç söyledi. kilometrelerce bosluk v ar burada. iki dakika kalmisti kosunun basl amasina.. "kosu baslamak üzere" anonsu geldi.

baska tarafa b akarak. kaçis yoktu. atlar firladiginda dirsegini dogrultup adamin yumusa k karnina gömdü.di. oturmak üzereydi ki bir köpek daha yanasti. ama ona dogru geliyordu. transdaymis ayaklarinda. . adam inleyip iki metre geriye gitti.

4.Jack yerine oturdugunda Serzenis ilk dönemeçte dört boy fark yapmisti. uzun ve aptaldi. Altin Dalga. diger fav ori. 9 numara. Jack yerine döndü. hepsi hepsi 30 dolar öndeydi. ama bir DEV son sürat ona dogru geliyordu -iki metre boyunda vardi orospunun evladi. lacivert isiklar patladi havada. ama Dev ganyan gisesine yaslanmis k aybedecegi biletlerden aliyordu. bütün kosular bu kadar kolay olmus olsaydi on yil önce kapagi Beverly Hills'e atmisti bile. Sonra Hobby'nin Rekoru ataga kalkti. DEV. lanet olsun. düzlügün basinda 3 boya indi fark. Jack balik kokusu aldi. Boby Williams 1800 metrelik kosuyu çalmak niyetindeydi anlasilan. 1/4 ile bulunmayacak at . mavi. ve 5. bu sekilde. herkes Pam uk Helva'ya kosmaya basladi. hipodromda geçen 1 5 yildan sonra Melerine bakip atin zorlanip zorlanmadigini sip diye anliyordu. ama yin e de. ama at canli görünmüyordu Jack'e. 6 dolar 50 sent kâra geçmisti. Serzenis hapi yutmustu. kosuda 1/6 ile Rüzgârin Kizi'ni yakaladi. Altin Dalga dönemeçten üç boy önde çikti ve kosuyu rahat götürdü. Jack 4 dolarlik ganyan kuponlarini yirtti. finise otuz me tre kala Hobby'nin Rekoru bir buçuk boy öndeydi. iste zorlanma dan kosan bir at. ahal i kosuya iç kulvarda baslayacagi ve cokeyi Joe O'Brien oldugu için Ambro Indigo'ya oynuyordu. geçmis ola. en iyisi eve gitmekti. çok geç. yoldan çekilmeye çalisti. düzlügün basinda üç boy fark yetmezdi. fazla kafa patlatmaya gerek kalmamisti. bu gece o gecelerden biri degildi. ön hazirlik yapmadan oynamak karanlik bir dolabin için . Kant ve yank. bir sulu skoç daha. kerizler sapilmis ti. gözü giseden baska hiçbir 70 sey görmüyordu. 6. si mendifer gibi geliyordu Jack'in üstüne. cokeyi kendini henüz kanitlamamis Don Mcllmurray. PAMUK HELVA'sini istiyordu. Pamuk Helva kazandirdigi toplam para yüzünden tabelada yükselmeye basladi. Jack sadece 5 dolar ganyan oynamis. Serzenis z orlaniyordu -4 boy öndeydi ama dua ediyordu. 7. 3. içgüdülerle bu kadar oluyordu. 1200 metrelik ikinci kosu kolaydi. son anda yirtti. Jack egilmek zorunda kaldi. adam genç. bok temizlemekten iyidir. atlar starttaki yerlerini aliyorlardi. sari. so nra 8. parasi cebinde kalirdi. kirmizi. dis kulvarda basliyordu. sabahki siralamada 20 iken 9'a kadar inmisti. kosulari kaybetti. ilk kosuyu kötü oynadigi için ve Kant ve yarik yüzünden 5 dolarlik ganyanla yetindi. 2/7 ile akilli bir ikinci seçim. orospu çocugu" diye bagirdi Jack adama.nereden çikmisti? daha önce hiç görmemisti. "Hey.'de 5 /8 ile Gece Uçusu'na oynadi. kosuda 1/3 ile Arzu'ya 20 ganyan oynadi ve Arzu daha kosunun basinda arzusuz-du. Dev sakagina bir dirsek çakip onu üç m e firlatti.

afedersiniz." . sonra tabelaya döndü. "sey." "buyrun. biraz gögüs ve hafif bir parfüm kokusu. kulüpteki hatunlar hos ve bakimliydilar. kiz larin bacaklarinin tadini çikarmak için iki dakika izin verdi kendine. beyefendi. güzel oluyordu onlara bakmak. kalça ve bacak temasi h issetti. eve git -ölmek arada sirada Acapulco'da soluklan arak biraz daha kolaydi.de bir deniz topunu düzmeye çalismaktan farksizdi. duvara dayali koltuklarda oturan yavrulara bakti Jack. ama onlar da ahalinin parasini almak için oradaydilar.

tabeladaki rakamlar degisti. "evet?" "bir çeyrek verir misin?" arkasina dönmedi Jack. bir dahaki sefere belki. elini arkaya götürdü. bayim!" arkasinda bir erkek sesi. parmaklarin avucuna dalip çeyregi alisini hissetti. ama 50 dolar edecek bir kaltaga rastlamamisti henüz. . ama harcayamiyorlar-di. elini cebine sokup bir çeyrek çikardi. SADECE 10. KISRAK KOSUSU. tek yapmasi gereken sihirli sözcügü telaffuz etmekti ve kendin e 50 dolarlik bir kaltak bulmustu. çeyregi avucuna yerlestird i. May Western biraz çikmisti. kim iyi para birakir sizce?" "sen. "hey.000 DOLAR DEGERINDE VE DAHA ÖNCE YARIS KAZANMAMISLAR. Falçata biraz daha düsmüstü. tekerlekli sedye ile kir saçli bir kadini götürdüler. yarik. hiç bakmamisti adama. "evet?" dedi Jack. hâlâ May Western'e oynuyorlardi ve Falçata giderek düsüyordu." "kazanir mi sizce?" "bu atlara karsi hayir. "3 numarali at hangisi?" "May Western. üstüne battaniye sermislerdi." dedi Jack ve uzaklasti.iyice yaslandi Jack'e. Kant ve mutlu bir ev. tabela sifirladi. "yaris baslamak üzere!" hasiktir." "iyi para birakacak bir at bulmam lazim. Jack tabelaya yogunlasmisti. atlar insanlardan daha çok para kazaniyorlardi. BIN IKI YÜZ METRE.

timarhanelerin saçma sapan sapkali kadinlari kendilerine bir at bulmuslardi sonunda. Cecilia'ya bakti. iki dolarlik ganyan ve plase giseleri emekli maaslari ile geçinen. henüz zorlanmiyordu. sol arka cebini gecede 5-6 kez yoklarlardi. diye geçirdi içinden Jack. 2/7 ile Cecilia'ya iki ganyan kuponu aldi. bir yandan kamçiliyor bir yandan da konusuyordu atla. son düzlüge gelindiginde 4 boy fark yapmisti Lighthil l. iste o anda O'Brien öne egilmis ve Kimpam'i uçurmustu. adam sende. çantalarinda cep viskisi ile dolasan kadinlardan geçilmiyordu. 2/7 ile 20 ganyan 98 dolar eder. asansörler tika basa doluydu. sahanda yumurta yapmanin. arabasina bindi. öldürüyorlardi seni. geceyi kur-72 tarabiliriz. bas kirbaci. Kimpam. sorunla karsilasmadan Kuzey'e vardi. programa bakti. lanet olsun. oturdu. 1/25 üstelik. güzel. Cecilia vargücünü harciyordu.on dolarlik giseye kosup 1/20 ile Serenat'a bir. evinde isik olup olmadigina bakti. inanilir gibi degild i. ama o güne kadar disler i kirik bir tarak ile eski bir mendilden baska bir sey alamamislardi ondan. frene asildi. Kimpam. eve girdi. kimse yoktu. h adi Lighlhill hasta etme beni. ne yaptigini bilmiyordu. ahali onu tutmamisti. cokeyi de hayli yumusakti. siralamada 12' inci. arkada baska arabalar vardi. boga güresinin. ama evine iki sokak k ala hos bir sey gördü siste. genç. cokeyi Joe O'Brien'di ama Joe 1/9 ile ayni atin üstünden düsmüstü. yas 4. sevismenin. Cecilia hizini kesti. siki bir sis bastiracaga benzerdi. bir bira açti ve ise koyuldu. Ackcrman 1/20 ile kosan Serenat'a kamçiyi basmis sansini deniyordu -20 kere on. Jack atin fulelerine b akti. mükemmel bir tuzak. O'Brien 1/25 veren Kimpam'i ile rüzgâr gibi geçti yanindan. Lighthill ya kosuyu çalacak ya da ati bogacakti. ve dogru yapmazsan boguluyordun. her kazandiginda yaptigi gibi hafif gülümseyerek. mini etek. kahverengi kisrak. bir ihtimal. is yapmanin belli bir yolu vardi. aman allahim. mensei Irlanda. otostopçu. yarik ve Kant ve Kimpam. geri dönece k hali yoktu. iki yüz dolar eder. bes dakika . yankesicilere karsi te dbir olarak cüzdanini sol ön cebine koydu. bir ihtimal. basparm agi ile ertesi günün Bülten'ini ortadan açti. Serenat farki bir boya indirdi. öyle gögüsled iler potayi -O'Brien atini oksayarak. hem de iki kosu önce. Cecilia kosunun liderligini aldi ve ilk dönemece girdiler. fuleleri bozulmustu. Lighthill kirbaci basti. Sonra Serenat atak yapti dis kulvardan. trafigi izleyerek ve çamurluklara darbe almamayi basararak parkt an çikti. cep viskisini çikardi. Irlanda mi? ve O'Brien? lanet olsun. Jack merdivenden asagi indi. bacaklari çok güzeldi ama durabildiginde kizdan yirmi metre uzaktaydi. su ya da sarap içmenin.

cepte iki-üç burusuk dolar.ancak geçmisti ki telefon çaldi. yüzünde hafif ve kendinden emin bir gülümseme. GÜLE GÜLE WATSON hiç sansi kalmadigini hipodromda geçirilen kötü bir gün sonrasinda eve geldiginde anlar i nsan. uyuyord u. ertesi günün tahminleri hazirlanmis. telefona parmak gösterdi. "onbire iki ganyan!" demissin ve giseci sana yine "onbir mi?" diye sormus yanlis bir ata her oynadiginda yaptigi gibi. s on kosuda keriz gibi onbir numarali ata nasil oynadigini düsünüp durursun. yillarin birikimini hiçe sayarak on dolarlik giseye gitmis ve kir saçli giseciye. bir sürü farkli yolu vardi delirmenin. prof esyonel bahisçi is basindaydi. mucizenin asla gelmiyeceginin bilincinde. çoraplar les. basini kaldirdi. iki saat içinde bir altilik paket bira ile bir küçük viski içmisti ve yataktaydi. ve en kötüsü. . 2/9 ile günün en büyük keriz tuzagi. kazanamayacagini bile bile. tekrar Bülten'e egildi.

ama tuhaf bir sekilde hâlâ geçerli bir yani var. sövalesi ile Paris'te resim yapmali ya da East Village'da avant-garde bir senfoni bestelemelidir. ve koca oglan y azarlik kariyerinin ortasindan sonuna kadar gerçekten kötü seyler de yazdi. Ernie'nin boga güreslerine neden gittigini biliyorum -basit: yazmasi na yardim ediyordu. insanin idrak etmesi gereken bir diger sey de ne olursa olsun kazanmanin ZOR oldugudur. bu duyguya kapilmissam ve formumdaysam hipodromu terkederim . daha ciddi bir sorun ASLINDA baska bir yerde olma arzusu -bir koltuga oturup Faulkner okumak ya da çocugunuzun boya kalemleri ile resim yapmaktir istediginiz. o da birçok kez ayn i seyi yapmis. Hem daktilonun basina geçtiginde ayakta yazardi. bu duyguya kapilmissam ve formumda degilsem yanlis atlara oynamaya baslarim. . ama o haliyle bile digerleri onun yaninda edebi çislerini yapmak için ellerini kaldirip izin isteyen ok ul çocuklarindan farksizdilar. ya da dagda bir magarada bir basina yasamalidir." derken o köpegin haylaz haylaz gezinisini izlemek. ama hipodroma gitmek insana kendini ve kalabaligi idrak etme olanagi tanir. buna "ölüm istegi" diyor. hiçbir çaba göstermeksizin.mina koyayim. hipodro m degildir onun yeri. SÜREKLI degistigimizi. ya da bir kadini mutlu etmelidir. "hay . bana gelince. boga güresleri onun için hers eyin resmedildigi bir tualdi. boga güresleri herhangi bir seye eklemlenmis herseydi. kazanirken de kapiliyor insan bu hisse kaybederken de. günümüzde yazmayi beceremeyip Hemingway'e bok atmaya bayilan bir çok elestirmen var. sonra gelsin yanlis bahis ler. ve o gün k ndimi nasil hissettigimi ve ne kadar degistigimizi. hipodrom bana çabucak nerede zayif. tamirciydi Ernie: kagit üstünde tamirat yapmayi seviyordu. dolgun bir günes gibi kafasin-daydi hersey : yazdi. kaybetmekse çok kolay. nerdeyse herkes yapiyor zaten. ama bana 74 kalirsa. Büyük Am erikan Kaybedeni olmak is degildir -herkes yapabilir. ve bunun ne k adar farkinda olmadigimizi. sonra disari çikip o köpegin sonuncu gelisini izlemek. esniyoruz artik bu saptamayi duydugumuzda. nerede güçlü oldugumu söyler. silah gibi kullanirdi dakt iloyu. kosular ilerledikçe insan sikilip oyunu oldugu gibi küpesteden d enize firlatmak istiyor. aklinin civata-lari gevsiyordu . hipodrom bir IS'tir sonuçta. hipodroma yillarini vermis bir dostumla konustum bu meseleyi. aklimi kaçirmis olmaliyim. hem de hayli güç bir is. beynin. ki hayli bayat. daglari asarken filinin kiçini tokatlayan Hanibal ya da ucuz bir otel odasinda kadinini döven bir ayyas.hangi atlarin kazanacagini bilmez ama hangi atlarin kesin kaybedecegini iyi bili r ve basini sallayip yirmiligi almis. atlarin üstesinden gelmeyi basaran adam aklina koydugu herseyi yapabilir.

ki ahaliy üzerinden hesaplanmisti. Tek-Göz Jack'in hiz i çeken baska bir unsurdur. plase oynamak yok.ve kalabaligin soyulmasi yüzyilin korku gösterisidir. plase oynayanlar A SLINDA evde kalmak isteyip bunu nasil yapacaklarini bilmeyenlerdir. Yaratici Yazi dersi verirken görebiliyorum kendimi. bakin onlara." "son kosuda hangi ata oynadiniz?" "Tek-Göz Jack'e. Bayan Thompson. sinif atlayan bir at an ortalamasi da hayli yüksekti. iki yüz metre üzer ." "kerizlenmissiniz. ancak hiz ortalamasi iki yüz metre inden hesaplanan buçuk kiloluk handi-kapi vardi ve bu atlamak demektir. bakabilirseniz. hipodromda geçireceginiz bir gün size üniversitede dört yilda ögrenecegini/den daha fazlas ini ögretebilir. atin iki ahaliyi çeker. ama ayni zamanda kosullarin izin verdigi ölçüde sinif cak kagit üzerinde sansi yoksa kazanabilir. HEPSI kaybeder. üniversitede Yaratici Yazi dersi veriyor olsaydim ögrencilerin haftada bir kez hipodroma gitmelerini ve her kosuya iki dolardan az olmamak kaydi ile o ynamalarini dersin olmazsa olmaz kosullarindan biri yapardim. Bayan Thompson nasil g itti?" "18 dolar kaybettim. "evet.

iyi seçerdim boksörlerimi -yüzde doksan gibi. arami/da biri nakavt ile biten birçok on raundluk maç geçmisti." "Te k-Göz Jack'e. ama böyleydi bu is. "ilk dövüsün favorisi kim sence?" diye sorardi. kütüphanelerin yararsiz. b alkondaki abazanlarla ilgili olarak söylenmeye baslardim: "otuzbirci pezevenkler. ilk dövüslerin ukken nehir gemilerinde seyretmisti muhtemelen. ders bitmistir.ama görmeliydim onlari önce. ve gerçekten iri ve sihirli bir kiçti: bir erkegi sol uksuz yere serip betondan gökyüzüne ask sözcükleri haykirtabilecek kiçlardan." alyanslarindan ve televizyonun beyin-emici sterilize sanal varligindan önce. ama o daracik elbisenin içindeki iri ve sih irli kiçini çalkalayarak tuvaletten geri gelirken balkondaki bütün erkekler ayaklarini yere vurup islik çalmaya basladiklarinda gururlanirdim. zaten ikisi b irlikte gelirdi genellikle. bize yaptiklari da acimasizcaydi ve hâlâ hayattaydik. ve boksörlerden biri gongdan önce istavroz çikarmis ve digeri çikarmamissa adamini bulmustun -istavroz çikarmayani seçerdin. ve çogumuz daha ilk dövü baslamadan sarhos olmus olurduk. fazla hareket etmeyen. benim bile. Irlandali ufak tefek bir sunucu vardi (Dan Tobey miydi adi?) ve kendine özgü bir tarzi vardi adamin. olunca da bugün oldugu gibi agir siklette o lurdu. 1/3 il e sonuncu gelmesi sürpriz degil. hesaplarinizi dikkatli yapsaydiniz atin bir sprinter oldugunu görürdünüz. sairlerin ise özenle yakinmayi seven boklar oldugunu bildigimden barlard an ve dövüslerden ögrenmeye çalisirdim. çogumuzun yaninda bir kirli sarisin ya da boyali kizil. hey gidi günler. o kadar eski degildiyse bile." "sizinki nasil gitti.hiz ortalamasi kosunun tamami üzerinden hesaplanan hiz ortalamasindan her zaman da ha yüksektir. dünyay i köreltmek için binlerce floresan lamba üreten devasa bir fabrikanin paketleme servisinde çalismisti m. Jane'di adi. dövüsmek istemiyormus gibi durani seçerdim hep. purolarimizi tüttürüp hayatin hafif ligini hissederek ringe iki boksör çikartmalarini beklerdik. nakavt olan bendim." "son kosuda kime oynadiniz. ben de cep v skisini bir kornet gibi diktikten sonra ona geçirirdim. tatli sarhos ama. sonra gelip yanima oturur. 76 acimasizca. ama o . öldürecegim orospu çocuklarini!" sonra programa bakar. DempseyFirpo garanti." "yüz kirk dolar içerdeyim. görmüs geçirmisti. bugün bile kabloya uzanip mikrofonu yavasça asagi çekerken görebiliyorum onu. oldugu yerde gölge boksu yapan istavroz çikaran. dahasi. Olympic Arena'daki o unutulmaz geceler. o günlerde çok fazla danisikli dövüs olmazdi. evet. dayagi yiyen boksör olurd u. bir firt aldiktan sonra iade ederdi.

halk kütüphanesini kim ne yapsin? Ezra'yi kim ne yapsin? T. salonu atese verir. sarhos bir melek gibi uyurdun.H'i? H. delige vurur vurur. biz oraya gitmezdik. p ra firlatip viskimizi içerdik ve bittikten sonra eve dönüs ve ask yataginda o sihirli delige girme k vardi. Raft gelirdi. salona mavi puro dumani çökerdi ve nasil bagirirdik. koltuklari kirardi k.e'yi? D. ve baskalari.S'i? e. Hollywood'lu çocuklar bile asil dövüslerin Olympic'de oldugunu bilirlerdi.D'yi? Elliot'lari? Sitwell'leri? Enrique Balanosu ilk gördügüm geceyi asla unutamam. boksörle r boksör gibi dövüsürler. Hollywood Legion'da sikeli dövüs çok ol urdu. ön koltuklara kurulan film yildizlari. onlara pahaliya patladigi için sikeye fazla cesaret edemezlerdi. ringe küçük beyaz bir kuzu ile çikar.günlerde tepkimizi gösterirdik -ringi parçalar. degil mi? . saglam ve iyi bir boksör hosgörüyü hake-der. dövüsten önce kuzuya sarilirdi. o siralar favori boksörüm genç bir zen iydi. hayli bayagi bir numaraydi ette ama saglam ve iyi bir boksördü. hadi koçum hadi aslanim. balkondaki çocuklar çildirir.

sonra da abrikalar. üç kurus için günde 8-10 saatin katli. giyindik. saçimi taradim. inan mistim. sabah uyandigimizda çarsaf lar islakti. b beden ruhu yendi. güle güle Watson.kötücül bir örümcek gibi çikariyordu yumruklarini. "tanrim! tanrim!" matrakti ve zavalli Watson bir yerlerde yatiyordu. sizinki ya da benimki. dövüsün sonuna dogru da sazi eline alip evire çevire dövdü kahramanimi. ya . isini görüyordu. bu raya kadarmis. beynin ve ruhun parçalanarak. yüzü sis ve mor. aklimizi kaçirdigimizdan endise duyuncaya k güldük. karsima oturmus bacaklarini sergileyen kadinima küfürler yagdirdiktan sonra kabul edebilmist im." bardagimi duvara firlatip kadinimi kavradim. yemek yi-yemiyecek k adar hasta hissediyordum kendimi. Ebedi Gerçekle yüzyüze." dedi ve donuyordum ve ölüyordum ve aynanin karsisinda durdum ve MOR'dum! ne saçma! gülmeye basladim. O gece Balanos'u ancak mükemmel bir boksörün yenebilecegini anladim. ve o APARKÜT. sonra yüzlerimiz pencere tarafinda uyuduk. ama. hapsmyorduk. ve seviyordu isini. ögürmüstüm dislerimi firçalarken. önce Watson'i h iç acele etmeksizin güzelce yordu. Klas ve hav ali bir boksördü Watson -çabuk. bacaklari çok güçlü. sabaha kadar yagmur yagdi üstümüze. adi da Watson Jones ya da onun gibi bir seydi. aynaya bak. harikuladeydi. önce 6 raundluk-lar. Arizona Üniversitesi'nde sairin dag evinde kaldim. berbat bir geceydi benim için anlaya caginiz. hiçbir ilerleme kaydetmeden. o kadar katila katila gülüyordum ki haliya yuvarlan dim ve kadinim üstüme kapandi ve güldük güldük güldük. bir tek günes iyiydi. ama kabul gören biri oldugum için degil. dislerimi firçaladim. bir gece. "tanrim! tanrim!" matrakti ve kadinim "heryerin m orarmis. Watson kuz usunu alip evine gidebilirdi. sonra disari çiktim ve floresan fa rikasinin yolunu tuttum. düsünmemek daha iyidir. kahramanimdi. sonra 4. üstün boksörün kazandigini ancak gecenin ilerleyen saatlerinde. Ölüm Baba'yi bekleyerek. seri seri seri. SAIRIN DAG EVI delilikle ilgileniyorsaniz. yataga girdik. düsünmüyor. elimde viski asla gerçeklesmeyecek zafer çagrilari haykirip durmustum. viski içime deniz gibi ak tiktan. sonra kalktik. biraktik yagsin üstümüze. öyle güzeldi ki iki kez sevisti . güle güle Central Avenue. ikimiz de hapsinp gülerek kalktik yataktan. genellikle yener zaten. ama yetinmeyi bilmeli insan. Baska türlüydü Balanos -kollan i ki yilandan farksizdi. tepeden tirnaga MOR'sun. izninizle size benimkinden b iraz söz edeyim.neyse. hareket etmiyordu. "Balanos. açik pencereden içeri hafif bir yagmur yagiyordu. adi sani duyulmamis genç Balanos'u çikardi biri karsisina. yanlis hatirlamiyorsam Watson nakavt olmustu. sadece tepki veriyor. yaraliydim. sürekli he teydi. ne yaptigini biliyordu Balanos.

si ir dinletisi vermedigimi duyurmus bir sairim. ayrica sarhos olunca ahmaklasan bir insanim. ondan sonra sabah birami içer. orada kal digim süre içinde sicaklik ortalamasi 45 derece civarindaydi ve bira içmekten baska yapacak bir sey yoktu. yoktu yapacak baska bir sey. ne var ki arada sirada temizlige gelen ve çok çok çok biçimli bir vücuda sahip zenci bir temizlikçiden bahsedilmisti.z aylarinda Tus-con'a gitmeyi ancak benim gibi katiksiz bir salak kabul ettigi için. her sabah on bir sularinda siseleri attiktan sonra çöp bido nunun üstüne kusuyordum genellikle. ayikken ise söyl eyecek sözüm yoktur. üstünde siyah boya ile ARIZONA ÜNIVERSITESI yazan çöp bidonuna bos siselerimi kendim attim. günde (ve gecede) 4 ya da 5 altilik paket tüketiyordum. ama o da benim söhretimi duymus olmali ki. havalandirma fena sayilmazdi. sessiz e ona tecavüz etme planlari yapiyordum. küvetimi kendim temizledim. bu yüzden dag evinin kapisinin çalindigi söylenemez. tam hayalarim serinlemeye. ne y apayim. neyse. serinleyip kendime gelmek için yataga girerdim. sikayetçi degildim. . gelmedi.

orada olacagiz. kampusun kafeteryasinda bulusmaya ne dersi n? kampusun kafeteryasinda mi? evet. dogru duymusum.. hâlâ zenci temizlikçiyi düsünen kamisim sertlesmeye. her karsina çikana KAMPUSUN KAFETERYASI NEREDE? diye sor. bir plak kaydi için bulunuyordum orada. banyo yapar... büyük editör Bukowski? evet. ama 81 yasindaki Baba içtigim her biraya bira ile karisilik veriyordu.. sevmistik birbi rimizi. ne olur. tanrim. bu sabah olmaz. offf. onlar içmiyorlardi. Shapiro. pekala. sadece bu kadar yakinken anliyorum. uyutuyorlardi beni: Pound. evdeki siir kitaplarindan birkaçini okur ve kö bulurdum dogal olarak. buk. onlar için de nim için de.midem toparlanmaya. sonra üç ya da dört bira içer. yattigim yatakta yatan Creeley ve benzerleri yü/. Creeley. enazindan o dag evinde. uyandigimda bir bira daha içer ve kirk bes derece sicaklikta büyük editörün 8-10 blok ötedeki evine yürürdüm. birlikte kahvalti ederiz. ama benim kitaplarimdan bir tane bile yoktu. evet. sagol. Olson. siçtigim helaya s n. yüzlerce kitap v e dergi vardi ortalikta. karimla birlikteyim. bütün yapacagin karayolunun ters istikametinde yürüyüp her karsina ç kana KAMPUSUN KAFETERYASI NE TARAFTA? diye sormak. üzücüydü. binbir çesit saglik sorunlari vardi. ne var? bütün yapacagin her karsina çikana KAMPUSUN KAFETERYASI NEREDE? diye sormak. sana çok yakiniz. erteleyelim. genellikle yolda bir içki dükkanina girip iki altilik bira satin al rdim. ama o isten sorumlu Arizona profesörü benim k ente gelecegimi . yaslaniyorlardi.ünden ruhum bulanmaya baslarken telefon çalard i. tamamen ölü bir yerdi anlayacaginiz. kahvalti ister misin? ne ister miyim? kahvalti. saniyorum.

ögrenince ülser sikayeti ile St Mary Hastanesi'ne yatmisti. yangin. sey yoktu: temizlikçi kadin. bizzat aradim onu. iki gün daha tuttular hastanede. arka odaya gidip Baba ile televizyonda mini etekli kadinlarin dans ettikleri bir program seyrettim. 81 yasinda bir adamla içki içip bir seyl erin gerçeklesmesini beklemekten baska yapacak. büyük edi törle tartistim. Benimki . taburcu olacagi gün çakir ke yiftim. dünyanin sonu.

iyi çocuk. adi ne dedin? tekrarladim adini. sonra gür sakalli. bir resmin iyi olup olmadigini anlamak için kullandigim gizli formülü anlattim ona. her konuda iskembeden atip duruyorduk. kocasi ile Hukuk. ne is yaparsin. bu da çogunun söylediginden fazlaydi. ilgilenmedi. uzun boylu. ha. ya da öyle bir seydi adi. diye sordum ona. ama beni eve getiren adamdan da bahsettim. yapili bi r tiple. incecik beyaz kil lar vardi bacaklarinda -bir dakika! karisi 25 yaslarindaydi!. n e is yaparsin? resim. profesör. . kizin teki duvardan çikip barin üstünde dans etmisti. yüzünde bir karis sakal var. kadinin bana bütün söyledigi Los Angele isteyebilecegiydi. Roman ve Tip üstüne yaptigim bütün o konusmalar bosa gitmisti. bir sey degil. sonunda herseyi unutmasini söyledim. iyi biri. gür sakalli. dedim. kocasini bir bara götürüp üst üste üç sek skoç bile içirtmistim. birader. deyip duruyordu. Siir. aslinda seni arzulamiyorum ama bir seyler hazir edebilirsen bana sahip olabilirsin.yani elektrik isiginin altinda beyaz gibi görünüyorlardi o uzun bacaklarda. Tarih. çalisip bana bakabilecegini söylemekten baska bir sey gelmedi elimden. yapili adamin basi masanin üstün e yigildi ve ben karisinin bacaklarini ellemeye basladim. kirmizi saten külotunu yüzüme sallayip durmustu. Baba'yi bilmiyorum. resiml e yazmak arasindaki farki da. ve bacaklarini elleyip bir se yler hazir etmeye çalisiyordum ama Chesterfild'ler ve içki beni bitirdigi için ona benimle Los Angeles'a gelebilecegini.. komünist komplosu muhtemelen. Seks. o mu. ama bir gece kendimi kentin öbür tarafinda buldum. birkaç bira içlikten sonra gitmeye karar verdi. müsade etti. o barda kalmamakla hata et mistim. Arizona Üniversitesi'nde resim dersi veriyor. büyük editör arayip beni kahvaltiya davet ettiginde ona bir kez daha hayir demek zoru nda kaldim. müsade etti. içtik ve içtik ve içtik ve paket paket sigara tükettik -Chesterfield. ben de resim yaparim. her ne dense. bir Chesterfield ikram etti. o fazla konusma di. beni getirdigin için çok tesekkür ederim. dag evine vardigimizda biralari açtim ve resim konusunda aydinlattim çocugu. dedi. resmin yazidan farkli olarak sizin için neler yaptigini.kalkmisti. Archer. dedim. ve bana. baska ne olabilir? ertesi gün daha kisa boylu ve daha seyrek sakalli bir tip arabasi ile beni geri g etirdi. dedi. ya da Archnip. .

dedi kadin sunucu ba na. üzgünüm. bugünü yasa. önce dogdugunuz ayin ça ldiklari parçaya . yok ya? dedim. yok ya? sunucu kapatti. v frekanslardan birinde bir tür yarisma ya da ona benzer lanet bir sey vardi -dogum tarihinizi söyle menizi istiyorlardi. hey hey. kaybettiniz. Kasim da dogmus olsaydiniz.hay allah. biralari dikip öbür müzi inledim. dedim. falan filan. çilginlik: San Francisco'ya gelirsen çiçek tak saçina. efendim. Agustos. küçük radyoda senfoni programlari yoktu. kazanacaktiniz. öbür müzikleri dinledim.

bavulumu bir elden ötekine geçirdim. lanet otobüs görünürde y ir küfür salladim. kaldigim yerden gara bir taksi tutabilird im ama büyük editör bana bazi kitaplar vermek istiyordu. tabii. kirli külotunu bile koklatmaz sana. buk. dedim. anlamiyor musun? dedim editöre. 19'u filan. ya da bir tür böcek can çekismektedir önünde. oradan çiktiginda dokuz kez tecavüze ugramis gibi hissedersin kendini. büyük editör o tarifesini anlatmisti bana. kampusun kafeteryasinda yemek yemez. otobüs duragina erken varirsan orada bekleme. dedi editör. dedim kendi kendime. 7'si. sicak ve bükülmüs bir kagit bardakta getirir kolayi. dedi editör. sahtekar orospu çocuklari. hersey yapaydir. bavulumu yapmaya basladim. ondan sonra dogum gününüzü deniyordunuz. buzdolabina gittim. buk her zaman kendine bir kafes insa e der. "savas o kadar da kötü bir sey degildir.uymasi gerekiyordu. dedi. kentten ayrilacagimd an emin olmak istiyordu anlasilan. alisveris merkezine girip bekle. otobüs gecikirse alisveris merkezinde beklemesini söyled im. canin kola filan çekmiyordur aslinda. kentte son günümdü. alisveris merkezlerini sevmiyorum! a lisveris merkezlerinde olmaktan hoslanmam! orada oturup mermer fiskiyeyi seyredersin. anliyor musun? tezgah a gidip bir paket sigara almak istesen biri gelene kadar bes dakika geçer. . ikisini d e tutturmussa-niz YOL VE MOTEL MASRAFLARI DAHIL LOS ANGELES'A BEDAVA SEYAHAT kazaniyordunuz. bir kanadi hareketli digeri hareketsiz. bir kola." diyen birini de taniyorum. bütün yapacagim üç blok kuzeye yürüyüp bati istikametine giden büse binmek ve Elm duraginda inmekti. sonra garson gelir nihayet. hizli hizli bati istikametinde yürümeye basladim. biraz önce dag evine ugradim. neyse. ama kazulet karinin tekidir ve bunun farkinda bile degildir. dedi sunucu. editörün evine varip bir bira açmamla haslane den yeni taburcu olmus profesörün arabasi ile gelmesi bir oldu. ne yapti. lanet olsun. bi r kola iç. ÖLÜM ELINDEKI HAÇ. alisveris merkezleri o kadar da kötü degildir. çantami alip 47 derece sicaklikta otobüs duragina yürüdüm. Niagara selalesi gibi akiyordu ter üstümden. istemeye istemeye siparisini alir. içeri girdi. kimsenin arabasi yoktu. temizlikçi kadin gelmemisti. içersin. yabancisindir. biliyor musun? bu sicakta bavulu ile buraya kadar yürüdü. bir karinca geçer. islerine geldigi g ibi uyduruyorlar. hava sicakligi 47 derece. buk'u kil payi ile kaçirmissin. böcek hâlâ can çekismektedir otobüs hâlâ gelmemistir. kitaplari bavula koymam gerekiyordu. mermer fiskiye toz kaplidir. iki-üç ki si sana buz gibi bakar.

Disneyland'den. büyük cam pencer eden lanet kent .ama tanri askina. tren iki saat gecikmeliydi. midilli atlarindan hoslanmam. tanrim. profesör bizi tepedeki evine konuk etti. profesöre döndüm -bu adam on yildan beri kitaplarimi basiyor. motosikletli polislerden ve yogurttan hoslanmam. Beat les ve Charley Chap-lin'den hoslanmam. çünkü kerteriz alabilec egim baska bir sey yok. evhamlarim ve önyargilarim var ve onlardan yola çikmak zorundayim.. kampus kafeteryalarindan hoslan mam. binlerce siürimi basti ve KIM OLDUGUMU BILE BILMIYOR! profesör güldü. alisveris merkezlerinden hoslanmam. ki bir seydi.. Bobby Kennedy'nin alnina düsen manik-depresif saç tutamindan da hoslanmiyorum. tanrim.

kolunu kaptirman isten bile degildi. yana dönüp ayisigi ile aydi nlanmis tren penceresinde o nefis bacaklari seyrettim. benim seftali konyagim. radyoyu dinliyordu -San Francisco'ya gelirsen çiçek takmayi unutma saçina.görünüyordu. diye geçirdim içimden. onunla çocuguymus gibi konusuyordu. cani cehenneme.. seviyordum neredeyse. ter gibi. Meks ikalilar ve Kizilderililer horluyorlardi. son üç yilda iki isçinin basina . Kizilderililer. ve Los Angeles geliyordu. a ma onu mutsuz etmekle kalacaksin. benim kentimdi. o kadar da kötü degildi aslinda. oturup Los Angeles tre nini bekledim. yeter ki dene. demek istedigim. büyük editör benden ne yapmami beklerdi acaba? Hem olsa ne yapardi? Dos Pas-sos? Tom Wol fe? Creeley? Ezra? ayisiginin aydinlattigi bacaklar anlamini yitirmeye basladi. KENDI 84 ALISVERIS MERKEZIMDE KISTIRMISTIM ONU. yagmur altinda beni gara götürdüklerinde ceplerim küçük siselerle doluydu -seftali konyagi filan. kalkip vagonumu arayarak yürümeye basladim. sicak su siseleri. dünyadaki tek kent.. kiçi cennetin dibini çagristiran mavi elbiseli bir kiz vardi. ama benden baska israr eden olmadigi için bir hanimefendiye yakisir sekilde çekildi. profesörün karis anoya oturup biraz Verdi zirladi. Meksikalilar. ama intikamimi aldim büyük editörden. bir tane daha çalmaya ikna etmeye çalis tim. ihtiyar. dus boneleri. birsey birsey. terliyor. ayni filimlerdeki gibi. dikkatli olma k zorundaydin lastigi makineye yüklerken. egiliyo r. öbür yanima dönüp mor daglara baktim. yeterince güçlüydü ama kendini iyordu -varyasyon tonalitesi olmaksizin kesintisiz güç. ve elimi cebime sokup küçük siselerden birini dah a açtim. vagon numaram 110'du.ve o zenci temizlikçi nin aski kabarmisti ve kimse yoktu ortalikta. ve tren gara girdi. büyük editör aci çekiyordu nihayet. cani cehenneme. Los Angeles bana dogru geliyordu. yoktu 110. ve emzik emer gibi emdim sisemi ve Los Angeles geldi. profesörün karisini alkislayip bir tane daha çalip söylemesi için pohpohladim. kaldiriyor. makine lastigi istenilen ölçülerde kesip biçiyordu. kafayi yemisti. daha sonra 110 'un 42 oldugu anlasildi. bütün diger kentlerden daha bok bir kentti ve bu onu matrak kiliyordu. bavulumu teslim ettim ve onlari orada biraktim. egiliyor. küçük bir bebegi vardi. dikizlemekle yetin daha iyi. zenci temizlikçiyi. APTAL ISALAR üç adam ham lastigi makineye yüklüyor. kaçiklar ve üç kagitçilarla birlikte tre ne bindim. orada da bir yarik vardi belki. bir kamyonun üstüne oturup seftali k onyagini yudumladim. ayisigi ile aydinlanmis o bacaklara baktim ve kizin bebekle konus masini dinledim. ona sahip olabilirsin. kesiyor ve siçiyordu: bisiklet pedallari. yarik dolu. insanin üstüne düser düsmez kuruyan sicak bir yagmurdu. ve sairin dag evinde Bukowski yoktu artik ve onu görebiliyordum. iyor.

çikiyorum buradan. Dan Skorski lastigi makineye yükleyenlerden biriydi. çöpü bosalti yor. dakikalar saat. tuvaletleri temizliyor. tuvalet kagitlarini asiyordu. sekiz saatlik vardiya bitmek üzereydi. Herkes Peier-son'un bütün bu isleri tek kolla ne kadar iyi yaptigini konus uyordu. "Hangi cehenneme gittigini saniyorsun?" "disari. Dan zaman kartini basmak üzereydi ki puroyu andiran ince uzun bir adam girdi içeri. adi Bay Blackstone'du. Peterson'a ise bir süpürge ile bir faras vermislerdi.gelmisti: Durbin ve Peterson." 86 . saniyeler dakika gibi. aksamdan kalmaydi. çok zor geçmisti sekiz saat. yürürken ayaklari yere degmiyordu bile puronun. ne zaman baksan seni izleyen on GÖZ. ve bas ini kaldirip baktiginda kubbeli dairede 5 kisi seni gözlüyordu. Durbin'in maasini kes-memislerdi -gömleginin bir kolu sarkmis iskemlede otururdu bütün gün.

üretimin. daha fazla isçi çalistirin." "sana hiçbir sey ödememek geçmiyor degil aklimdan. nerede olduklarinin farkinda bile degiller artik. yataga girdi ve yillardan beri uyumadigi kadar huzurlu uyudu. "gücüm kalmadi." o binadan çiktiginda her kovuldugunda ya da isi biraktiginda hissettigi o harikul ade mutlulugu hissetti. bilemezdin ." "bir bina daha kiralayin. hiçbir sey yapmadan s iseyi içti. bir sise Grandad kapip eve gitti. "yarin lastik fabrikasindan yeni m al gelecek." "isimden oldum öyleyse. etrafina bir bak." dedi Dan. onlari orada birakmak -"burada bir aileyiz. gecikmesin. yapamam. bu mali yukari tasimak zorundayiz. ve mesainin en kötü tarafi ne zaman biteceginin belli olmayisiydi. her seye gülüp sürekli birbirleri ile alay ediyorlardi. çalar saat sabahin alti buçug unda onu yapay ve . ruhlari damgalanmisti. "hayir." ve dogruydu." "nasil tasiyacagiz bu mali?" diye sordu puro. "elbette. beyinlerine zarar veriyorsunuz. yiginla lastik lastik lastik ve kubbeli dairedeki 5 kisi durmadan zenginlesiyordu. "iyi adamlar bunlar. renkli tele vizyonlara. lastik ku sarak. isçiler bunu mutlaka söylerlerdi ona. si parislerin. istikbalini garanti altina aldin!" is ne kadar boktan olursa olsun. diger yansi da yeni arabalara."MESAI. Blackstone." dedi Bay Blackstone. "ISININ BASINA!" dedi puro. iki saatten bes saate kadar sürebilirdi." "Sendika." "çekini postalariz. ayni insanlari ölümüne çalistiriyorsu uz. aptal karilarina ve dört bes farkli sigorta poliçesine gidiyor. yer açmak zorundayiz." "ya herkes gibi mesaiye kalirsin ya da isinden olursun. insanliktan çikmislardi. maaslarinin yarisi vergiye. yataga gir ve ertesi gün makineye yine lastik yüklemek üzere yataktan kalk." dedi puro. katledilmislerdi." "tamam. makineye yüklenmemis tonlarca lastik. Skorski içki dükkanina ugradi. donuk ve deli bakiyorlardi . makinelerin sonu gelmiyordu. bina sürekli patlama halindeydi." Dan etrafina bakindi. bosalarak. gözleri sulanmisti. BAK sunlara! su zavallilara bir bak. "ne?" "'MESAI' dedim. Skorski. Skorski. ondan sonra eve dön.

S igno'nun sesi metal bir borunun içinden geliyordu sanki. bas editör World Way Yayincilik. on eski . iki alka seltzer aldi ve posta kutusuna bakti. New York Üni versitesi'ndeki resim serginizden de hayli etkilendik. Ilgileniyorsaniz bizi ödemeli olarak ara yin." dedi Signo. viskinin üstüne hiç de iyi gitmiyordu." "pekala. Afrika. Birkaç yil önce. tencereye iki yumurta koyup altini yakti ve Sig-no'yu aradi. mektubundaki gibi resmi degildi. tatli bir içkiydi. Dan bir bira içti. çok geçmeden bütün yolcularla konusuyor. bilmiyor du nedenini. kalkti. "sizi sabirsizlikla bekliyoruz. ögleye kadar uyudu. bazi adamlar sürekli çok mes guldü. sonra yumurtalarin altini söndürüp yataga girdi ve iki saat dah a uyudu. Dan kapatti.. Baslangiç için haftada 200 dolar verebi liyoruz. Uz akdogu'ya bile dagitiliyor. Yayimlarimiz Avrupa. ve hayli samimi konusuyordu." dedi Signo. Sevgili Bay Skorski: Öykülerinizi ve siirlerinizi uzun süreden beri hayranlikla takip ediyoruz. ve evet. Burada. size uçak biletinizi ve yol masrafinizi havale ederiz.R Singo.. ama dünyanin en büyük yazarlarindan birkaçini yayimlamist i Signo. Skorski uçaga binmeden önce epey içmisti. Avustralya." "para yolda. ama uçusun yarisinda v iskiyi bitirdi ve hostesten içki istemeye basladi. Adimizi duymus oldugunuzdan eminim. Tam aradigimiz gib i bir editör oldugunuzu düsünüyor. bize katilmayi kabul ederseniz onur duyacagiz. geliyorum. çok mesguldü belki de Signo. en içten dileklerimle D." kapatti. bir mektup. 1962-63 yillari arasinda SAKAT KUS adinda bir derginin editörlügünü yaptiginizi ögrendik ve dergi için yaptiginiz seçimleri çok begendik. havaleyi çikarin. "elbette. yaninda da biraz Grandad vardi. World Way Yayincilik'ta bir editöre ihtiyacimiz var. New York uçagina bindiginde huzursuzdu. belki de Si gno'nun sesindeki metal tini yüzünden. anlasabilecegimizi umuyoruz. lastikten metale. "bunu mektubumda belirttim. ilk kez uçuyor oldugu için belki. "gerçekten istiyor musunuz beni?" diye sordu Dan.acimasiz insanliga uyandirmayacakti. hostesin ona ne verdiginin bile farkinda degil di -morumsu.

önce gülmüslerdi. ayakkabilarini ve çoraplarini çikardi. Rocky. Rock'yim ben.sampiyon Rocky Garziano oldugunu söylüyordu. çoraplarini yikadi ve yalinayak çikti disari. ama israrciligi karsisinda susmuslardi: "Evet. kimse duramadi karsimda! nasil ayaga kaldirirdim se yirciyi!" sonra midesi bulandi. zor atti kendini helaya. kusmugunu ayakkabilarina ve çorapl arina bulastirdi. çorap larini kurumalari için .

bir yere birakti, ayakkabilarini baska bir yere, sonra da unuttu onlari nereye b iraktigini. koridorda yürümeye basladi, yalinayak. "Bay Skorski," dedi hostes onu görünce, "yerinize oturun lütfen." "Graziano. Rocky, ayakkabilarimi ve çoraplarimi kim çaldi, onu söyleyin siz bana. yak alarsam ikiye ayiracagim onu." koridora kustu, yasli bir kadin yilan gibi tisladi ona. "Bay Skorski," dedi hostes, "yerinize oturmaniz gerekiyor." Dan hostesi bileginden kavradi. "hoslandim senden, hemen burada tecavüz edecegim sana! gökyüzünde tecavüz! BAYILACAKSIN! eski boksör, Rock Graziano Illinois üzerinde hostese tecavüz etti! buraya gel!"

Dan hostesi belinden kavradi, korkunç bos ve aptal bir yüzü vardi kadinin; genç, bencil ve çirkin, bir tarla faresinin zekasina sahipti ve memeleri dümdüzdü, güçlüydü ama. kollarindan siyrilip p t kabinine dogru kostu. Dan biraz daha kustu, sonra yerine oturdu. yardimci pilot geldi, devasa kalçalari, iri bir çenesi, üç katli bir evi, kaçik bir karis i ve dört çocugu vardi. "Hey, arkadasim," dedi yardimci pilot. "ne var, moruk?" "aklini basina topla, kargasa çikardigini duydum." "kargasa mi? o da ne? ibne misin yoksa?" "aklini basina topla diyorum sana!" "git lan! biletim var benim!" devasa kalçalar emniyet kemerini tuttugu gibi bir mongo agacini hortumu ile kökünden söken bir filin rahatligi ve güç gösterisi ile bagladi. "YERINDEN KALKMA!" "Rock Graziano'yum ben!" dedi yardimci pilota, yardimci pilot kabinine dönmüstü bile. hostes gelip de Skorski'yi koltugunda ve emniyet kemeri bagli görünce kikirdadi. "YIRMI SANTIM gösteririm sana!" diye bagirdi Dan hostese. yasli kadin yilan gibi tisladi yine.

havaalanindan yalinayak çikti, Village'a bir taksi tuttu, bir oda bulmasi zor olm adi, kösedeki bari da

çabucak buldu, sabahin ilk saatleri-na kadar o barda içti, hiç kimse çiplak ayaklan ile ilgili tek soru sormadi ona. kimse onu farkedip tek kelime etmedi. New York'da oldugu kesindi. ertesi sabah yeni ayakkabi ve çorap almak için dükkana yalinayak girdiginde bile kimse bir sey söylemedi, yüzyillar geriye giden, anlamin ve/veya duygularin ötesinde karmasik bir ke ntti New York. iki gün sonra Signo'yu aradi. "yolculugunuz iyi geçti mi, Bay Skorski?" "evet, tesekkür ederim." "ögle yemegimi Griffo'da yiyecegim, hemen kösededir, yarim saat sonra orada bulusali m mi?" "nerede bu Griffo? yani adresi ne?" "taksi soförüne Griffo de, kafi." kapatti. Signo kapatti. taksi soförüne Griffo dedi ve çok geçmeden oradaydi, içeri girdi, kapinin önünde durdu. 45 i vardi içeride, hangisi Signo'ydu? "Skorski?" diye bir ses duydu. masalardan birinde oturuyordu. Signo. yaninda biri daha. kokteyl içiyorlardi, masa ya oturdugunda garson onun da önüne bir kokteyl koydu. isler yoluna giriyordu galiba. "ben oldugumu nasil anladin?" diye sordu Signo'ya. "ben anlarim," dedi Signo. insanin yüzüne hiç bakmiyordu Signo, içeriye her an bir kus veya

Ubangi'den zehirli bir ok girecekmis beklentisi ile insanin kafasinin üstünden baki nip duruyordu. "bu Garip," dedi Signo. "evet, oldukça," dedi Dan. "hayir, bu Bay Garip demek istiyorum, kidemli editörlerimizden biri." "merhaba," dedi Garip, "öykülerinizi ve siirlerinizi hep hayranlik duyarak okudum." Garip ise öbür türlüydü: her an bir sey çikabilecekmis gibi yere bakip duruyordu -yag sizin isi veya bir vahsi kedi veya hamamböcekleri-nin istilasi, kimse bir sey söylemedi. Dan kokteylini bitirip onlari bekledi, çok yavas içiyorlardi, önemi yokmus gibi. birer kokteyl daha içtiler, büroya gittiler...

masasini gösterdiler ona. masalar birbirlerinden buzlu camdan bölmelerle ayrilmisla rdi, camin ötesini göremiyordunuz, masanin arkasinda beyaz camdan bir kapi vardi, kapali, dügmeye basti ginda masanin önüne buzlu camdan bölmen iniyordu, orada sekreterlerden birini düz-sen kimsenin ruhu du ymazdi, sekreterlerden biri gülümsemisti ona. tanrim, ne vücut! dipdiri ve düzülmek için haykiran o vücut, sonra da gülümseme... ortaçag iskencesi.

masanin üstündeki sürgülü cetvelle oynadi, on iki puntoluk matbaa harflerini ölçmekte kull liyordu, cetvel hakkinda hiçbir sey bilmiyordu Dan. orada oturup cetvelle oynamaya devam et ti. kirk bes dakika geçti, susamisti, masasinin arkasindaki kapidan çikip camlarla çevrili diger masalarin yanindan geçti, her camdan bölmenin arkasinda bir adam vardi, kimi telefondaydi, kimi önündeki kagittan ka ristiriyordu, ne yaptiklarini biliyorlarmis gibi görünüyorlardi. Griffo'yu buldu, bara oturup iki kokte yl içti. sonra masasina döndü, oturup cetveli ile oynadi yine. yarim saat geçti, sonra kalkip Griffo'ya gitti yine. üç içki. tekrar cetvele, tekrar Griffo'ya. kaç kez Griffo'ya gittigini bilmiyordu artik, ama günün ile rleyen saatlerinde masalarin yanindan geçerken adamlar dügmelerine basip camdan bölmelerini indirmeye bas lamislardi, o yürüdükçe bölmeler iniyordu, flip, flip, flip, sadece bir editör bölmesini indirmemisti. Da urup ona bakti -ölmekte olan devasa bir adamdi, gerdani kat kat, yüzü sis, bir çocugun plaj topu gibi y usyuvarlak, adam Dan'e bakmadi, tavana bakiyordu ve çok öfkeliydi -yüzü ön ce kirmiziydi, sonra beyaz. Dan masasina gitti, dügmeye basti ve kendini hapsetti, kapisi çalindi, kapiyi açti. Signo. Signo Dan'in basinin üstünden bakti. "sana ihtiyacimiz olmadigina karar verdik." "dönüs masrafimi kim karsilayacak." "ne kadar tutar?" "175 dolar isimi görür." Signo 175 dolarlik bir çek yazdi, masanin üstüne koydu ve disari çikti...

Skorski, Los Angeles yerine San Diego'ya gitmeye karar verdi, çoktandir Caliente hipodromunda oynamamisti, hem denemek istedigi yeni bir sistemi vardi, agirlik-mesafe-hiz ili skileri üstüne kuruluydu sistem, uçakta hayli ayikti bu kez. bir gece San Diego'da kaldi, sonra Tijuana'ya bir taksi tuttu, sinirda taksi degistirdi, Meksikali taksi soförü kasabanin merkezinde iyi bir otele götürdü onu. iç nde paçavralarinin bulundugu çantayi odadaki dolaba sokup kasabayi kesfe çikti, alti sular iydi, pembe günes kasabanin yoksullugunu ve öfkesini dindiren bir merhem gibiydi, zavallilar, Amerik a'ya bu kadar yakin

. iyi yasa akla kötü yasamak arasindaki fark biraz talihti ve Dan talihinin biraz açilmasi gerektigini düsünüyordu. defterlere.. müzik dolabinda Meksika müzigi çaliyordu. kadin yoktu. bir bara girip tekila söyledi.olmak. kadin sorun degildi Tijuana'da.000 farkli biçimde öldürebilirdi. sistemini basari ile uygulayip 50-60 bin dolari kaptiktan sonra Los A ngeles ile San Diego arasindaki sahilde küçük bir ev satin alacakti kendine. dilini konusup yolsuzlugunu bilmek. içkilerini yudum lamakla mesgul dört-bes Meksikali vardi sadece. . Fransiz sarabi içecek. bir kadin bir erkegi 9. ama köpekbahginin karnina dolanmis bir sazan gibi zenginligin ancak küçücük bir parçasini koparabilmek. kadin ayakbagi oluyordu insana. firçalarini çikaracakti. sonra elektrikli bir daktilo a lacakti. zate n o anda son istedigi seydi herhalde yarik. her gece okyanus kiyisinda yürüyüse çikacakti. muhasebe defterlerine göre alacakliydi.

ama atlar cumartesinden önce kosmuy orlardi ve daktilosu yoktu. Amerikalilar için kitaptan tarih olmaktan öteye gitmiyordu. sonra odasina çikti. jambon sert. daktilonun makineli tüfegi andiran sesini seviyordu. ayni 4-5 adam oradaydi. ölümü hiç düsünmemis. Amerikalilar ya da Teksaslilar ya da bilmem ne olarak." diye cevap verdi. ama huzurluydu içerisi. parayi göster yeter ki. hve daha içip o tatli Meksika sigaralarindan bir tane içti. farkli yaniyordu Meksika sig arasi -canliymis gibi sicak. yumurta lar fazla pismis. içti ve Meksika müzigini dinledi.barmene günlerden ne oldugunu sordu. neyse. . barmen de uzaklasti. 4-5 saat boyunca içti. allar cumartesi gününden önce kosmuyorlardi. bara gitmek için çok erkendi. bir süre için Amerikan topragin dan uzak olmak iyi bir duyguydu. Bir tekila daha söyledi. senyor?" diye sordu barmen. bostu içerisi. gerçekti. ve sarhos oldu. "ama ben bir yazarim. her polise çizgi roman karakteri muamelesi yapiyorlardi. "persembe.. içinden. perdeyi çekti ve uzanip Meksika ayini seyretti.mdan z iyade genel olarak insanlikla ilgiliyim. kimse ona bulasmadi. gördükleri her kadina fahise. ama Me ksikalilar için öyle degildi. bar men tekila ile geldi. iyiydi orada olmak. sikayetçi degildi ama. kalemle yazami. Meksika müzigi çaliyordu yine. diye g eçirdi ve uyudu." böyle kendini begenmis bir laf ettigi için kendini kötü hissetti. henüz ögle saatleriydi. ayni bara gitti Skorski. kahve ise kötüydü. ama Amerikalilar bilmiyorla rdi Meksikalilarin onlardan ne kadar nefret ettiklerini.• yordu. hayati ise çok az. "sagol dostum. Amerikali turistlerin bes günlük cehennemde n sonra iki günlük cennet yasayabilmek için siniri geçmelerini beklemek zorun-92 daydi. ama Amerikalilar Meksikalilardan çok az savas kazanabildiklerini unutuyorlardi. boga güreslerinin bile içine etmisti Amerikalilar. yaziya katkisi vardi. biraz huzur nihayet. iki günü daha vardi öyle yse." dedi. orada oturup baska bir kültürün arka kapisindan girmek. o kimseye bulasmadi. nasil bir sözcük tü o öyle? kültür. Aleseo. ertesi sabah jambonlu yumurta yiyebilecegi bir kafe buldu. kabizlik çekmemis. garson kadin sisman ve bir hamamböcegi k dar aptaldi -hayatinda dis agrisi çekmemis. ceplerindeki dolarlarla Tijuana'yi satin a lmis gibi dolasiyorlar. Tijuana ilaçti onlar için. herseyin içine ediyorlardi.. spesifik olarak . barmen. "güzel bir kiz ister misin. bir persembe aksami bir Meksika barinda bir Amerikali olmak hiç d e kolay degildi.

Meksika.dünden daha nazikti sanki. . ve sarhos olup masalarinin üstüne sizmist i. ama onu öldürmelerini çok istemisken. onlarla konusup ayni beyaz adam gibi düsündüklerini ögrendiginde hayal kirikligi na ugrayisi -paradan baska bir sey düsünmüyorlardi onlar da. zenci-yandas-liginin entelektüel bir yutturmacaya dönüsmesinden çok önce Central Bulvari'ndaki zenci barlarinda oturdugu günler geldi aklina. ora da oturan 4-5 kisinin anlatacak bir hikayeleri vardi belki. simdi de buradaydi. ölüm gidilebilecek tek yolken öldürmemislerdi onu.

ru hlarina ulasmaliydi! ruhlari vardi mutlaka. ama mükemmeldi. cesaretle ndiriciydi. kurtulus. insani uyutan Romantik-melodik bir seyler vardi içinde. sonra yerinden kalkip dans etmeye basladi. sonra basindaki gözlügü fark etti. umdugundan biraz da ha yasliydi. ilk farket-tigi sey günes oldu.. dokunmasi ile yere düsüp parçalanmasi bir oldu. gece islak ve kirli bir kedi gibi Ti-juana'ni n ruhuna sokulurken dans etti. günes batarken barmene içki ismarladi. eline bes dolar tutusturup usturuplu bir sekilde -ona göre en azindan. su MOR ISIKLI mahallede o tururken sarhos . bilmek zorundaydi. sikilmaya basladi. plazada. 1955 yilinda bir kez daha. sonra BOSUNA olacagini bildigi har ekete gelmisti sira. ya da o t embel dört günesinde pencerenin kenarinda dolanan sinekler gibi. hiç durmadan. Skorski kalkip müzik dolabina bir tomar bozuk para atti. bütün parasi o cüzdanin içindeydi. kadin gitti. çilgin gibi elbette. iskemle ve barmenin temizlik bezi ile boga güresi bile yapti. biraz hayat nihayet! Dan müzik dolabini beslemeye ve dans etmeye devam etti. güzeldi günes. gitmisti cüzdani. müzik dolabini sürekli besleyip Meksika müzigi çaldi. Centr al Bulvar'i yasiyordu bir kez daha. bir bankin üzerinde. kadin istedi. tekila üstüne tekila söylüyordu. arka cebini yokladi. nasil böyle hareketsiz oturabiliyorlardi? kozanin içi gibi. bü tün gece sallandiktan sonra betona düsüp parçalanmisti.. çogunu anlamiyord . mükemmeldi. Dan gözlügün arta kalanini gömleginin ön cebine soktu.. bardaki bes kisi ve barmen oturmus onu seyrediyorlardi. nihayet. boyunlarinin isleyisinden nefret etmisti hep.gitmesini söyledi. aptal kanlar ve aptal patronlar ve aptal baskanlar ve aptal Isalar gibi.. agzinin tam ortasinda altin bir disi vardi. bir süre sonra gülüsmeyi ve bag irmayi birakmislar sessizce seyrediyorlardi yine.. en ufak bir istek duymadi onu düzmek için.. Dan Skorski parkta uyandi. Meksikalilar gülüsüp bagirdilar. bir güvercin geçti ayaginin yanindan aylak aylak. bir kulagindan sarkiyordu. camlarindan biri çerçeveden firlamis havada sallaniyordu. tekilaya devam etti.çabuk sarhos oldu. firsatçilar gelip her-seyi bok etmeden çok önce oradaydi o. bes sessiz a dama içki ismarladi. aptalcaydi. ama mecburdu. kadin gelip yanina oturdu. ve onlara asla anlatamayacagi aptal bir hikaye vardi.

ayaklarina bakarak duruyordu o kulübenin içinde. çiçekli bir bahçenin ortasindaki cam bir kulübenin içine gerçek boyutlarda bir Isa koymuslardi. uyuz olmustu Dan. yasli k adinlar bahçede oturmus Isa'yi seyrediyorlardi. keyifsiz. MOR BIR ISIK DÖKÜLÜYORDU ÜSTÜNDEN. Isa'yi o plastik kafeste n çikaracakti. bir gece kafayi iyice çektikten sonra o bahçeye gitmisti. . hüzünlü.oldugu gece. zordu ama... Ise koyulmustu Skorski.

"kizkardesimi . Isa'yi yere birakip kaçmisti. ki yakindir..ikmek ister misin. 96 . beyazlar giymis bir oglan çocugu. kimse onu bir daha görmedi.. ama Kuzeye. hiçligin Meksika plazasinin sonuna kadar. bugün degil. Meksiko City yolunu yarilamis olarak küçük bir kasabadan geçerken mor bir Isa'dan farki yokmus dediklerine göre. ya da etmisti. New York'da kokteyleri o kadar hizli içmekle iyi etmemisti belki." "hayir. Meksika'nin içine. istedigi sey onlardaydi. "hey! n'apiyorsun?" "bu orospu çocugunu kafesten çikarmaya çalisiyorum! sakincasi var mi?" "polis çagirdik. basi önüne sarkik. senyor?" diye sordu çocuk. ama önemi yoktu. çamurlu tarlalardan geçerken küçük çocuklar onu tasladi. geri zekalilarin ellerindeydi hersey. Dan hüzünlendi çoc sonra kalkip plazadan çikti ve yürümeye basladi. ömründe bu kadar güzel göz görmemisti. bir oglan çocugu dizine vuruyordu. bu sefer ayaginda ayakkabilari vardi hiç olmazsa.sonra bir adam gelmisti kosarak. Özgürlük Ülkesine dogru degil eye." "polis mi?" Skorski. gözleri harikula de." gerçekten üzgün uzaklasmisti çocuk. 95 onlarin verecekleriydi istedigi sey. LACIVERTMIS en azindan. "12 yasinda. basaramaT misti.

Uzun süre yol aldik. Üç kez kan alinmasi gerekiyordu. Ben de pesinden. ona dokunabilirim. ama rahatsiz olmus görünmüyordu. Kendine hakim olamiyorsun. Topuk seslerini dinleyerek ardindan yürürken onu gözlerimle yiyordum. Gizlice size gülüyormu s gibi. O asansörü beklerk en ben disarda durdum. Otobüs duragindaydi ve otobüs duraga yanasmak üzereydi. ben arka. Disari çikti. Izledikçe daha çekici buluyordum onu. Onu takip ettigimin farkindaydi mutlaka. Sonra "Hudson Arms" adinda bir binaya girdi. Asansöre girdigini gördüm. Ayak uçlarinda yükseldiginde daracik elbisesi yukari çikti. Böyle ka dinlarin sokakta yürümeleri yasaklanmali. ben de pesinden. Ikinc isi birincisinden on dakika. Hiç isime yaramayacak bir düzine posta karti alip telasla disari firladim. Insanlar düste gibiy di. asansörün kapisi kapanir kapanmaz binaya girdim . dayanilir gibi degildi! O ön kapidan indi. kalçali bir kadindi. Neyin var? diye geçirdim içimden. Ben kesinlikle düsleydim. Alti-yedi kilometre yol aldik. Sesini dinledim. Ondan bes santim uzaktayim. Otobüs duragina dogru yürüdüm. Aniden ayaga firlayip dügmeye basti. Yedi dolar seksen bes sentlik para havalesi yaptirdi. Ikinci kan alinmis. Yapilarinda bir uyum vardir. dedi içimde bir ses. Milyonlarca kadinin içinden biri çikar ve içinizde uykuya yatmis ne var sa canlandirir. Dört-bes kisilik bir sira vardi. aradaki on bes daki kayi doldurmak için sokaga çikmis yürüyordum. Sesi bil e özel bir sehvet makinesinden gelir gibiydi. Blok apartmanlardan olusmus bir semtti.TECAVÜZ! TECAVÜZ! Bazi testler yaptirmak için doktora gitmistim. Trafik lambasina yürüyüp karsiya geçtim. Tanrim. Yüzünde sizi oyun oynamaya davet eden bir sey vardi. Yanina vardigimda kalkti ve yürümeye basladi. Bir kez olsun arkasina bakmamisti. Kalçalari aklimi basimdan a lmisti. Son anda otobüse atlay ip yanindaki bos koltuga oturdum. üçüncüsü ikincisinden on bes dakika sonra. giydikleri elbisedir bazen sizi çeken. Postanenin önüne gelince içeri girdi. bacak bacak üstüne atmisti. diye geçirdim içimden. Ayak bilekleri ince ama bacakl ari dolgun. Ilik ve hos bir aksamüstüydü. Parlak san bir elbise vardi üstünde. Ilk köseden döndü. Yürürken karsi kaldirimdaki otobüs duraginda otura adin dikkatimi çekti. Kendime hakim olamiyordum. ya da kendiler ine özgü bir hava. Asansör . Umurumda bile degil.

kapisinin önünde durup bekledim, kapinin açildigini ve asansörden çiktigini duydum. Asansör gri dügmesine bastim, saymaya basladim. Bir, iki, üç, dört, bes, alti... Asansör geldiginde on sekize kadar saymistim.

Asansöre girip en üst dügmeye bastim, dördüncü kat. Saymaya basladim. Dördüncü kata geldig yirmi dörde kadar saymistim. Üçüncü katta bir yerlerde olmaliydi. Üçüncü kat dügmesine bast

saniye. Sonra asansörden çiktim. Bir sürü daire vardi. Ilk dairede bulacak kadar sansli olmadigima karar verip ikinci dairenin kapisini çaldim. Kel kafali bir adam açti kapiyi. Üstünde fanila vardi, pantolon askisi kullaniyo rdu. "Concord Hayat Sigorta Sirketi'nden geliyorum. Sigortaniz yeterli mi?" "Git," dedi kel ve kapiyi kapatti. Yan kapiyi çaldim. Kirk sekiz yaslarinda, yüzü kirismis, sisman bir kadin açti kapiyi. "Içeri girin lütfen," dedi. Girdim.

"Oglum ve ben açiz," dedi, "kocam iki yil önce sokak ortasinda düsüp öldü. Durup dururken. Ayda doksan dolarla geçinemiyoruz. Oglum aç. Ogluma bir yumurta alçak kadar para verebilir misiniz?" Süzdüm kadini. Oglan odanin ortasinda durmus siritiyordu. On iki yaslarinda, irice v e biraz eblehti. Siritip duruyordu. Kadina bir dolar verdim. "Sagolun, Bayim! Sagolun!" Kollarini boynuma dolayip beni öptü. Agzinin içi islak ve yumusakti. Dilini agzima so ktu. Kusacak gibi oldum. Dolgun ve tükürüklüy-dü dili. Memeleri çok iri ve yumusakti. Kollarindan kurtuldum. "Kendinizi çok yalniz hissettiginiz olmaz mi? Bir kadina ihtiyaciniz yok mu? Iyi v e temiz bir kadinim ben, gerçekten. Benden hastalik filan kapmazsiniz." "Gitmem gerek," dedim, kendimi disari attim. Üç kapi daha denedim, olmadi.

Dördüncüsünde buldum onu. Kapi hafif aralikti. Içeri girip kapiyi kapattim. Zevkli dösenmi ti içerisi. Hiç kimildamadan bana bakti. Ne zaman bagiracak, diye geçirdim içimden. Sertlesmistim.

Üstüne yürüdüm, saçindan kavrayip öptüm. Karsi koymaya çalisti. San elbise üstündeydi hâlâ çekilip dört kez tokatladim. Tekrar kollanma aldigimda direnci kirilmisti. Bir süre bi rlikte sendeledik. Elbisesini yakasindan göbegine kadar yirttim, sutyenini parçaladim. Inanilmazdi gögüsler i, volkanik.

Gögüslerini emdim, sonra agzini öptüm. Elbisesini kaldirip külotunu çikardi. Ayakta aldim o u. Isimi bitirince kanepeye firlattim. Açik bacaklari ile bana bakiyordu. Doymamistim.

"Banyoya git," dedim, "temizlen." Buzdolabini açtim. Bir sise kaliteli sarap buldum. Iki bardak alip sarap koydum. Banyodan çiktiginda içkisini eline tutusturdum, kanepeye oturduk.

"Adin ne?" "Vera." "Zevk aldin mi?" "Evet. Birinin bana zorla sahip olmasi hosuma gider. Beni takip ettigini biliyor dum. Ümitlenmistim. Asansöre bindigimde gelmeyince

cesaretini yitirdigini düsündüm. Daha önce bir kez tecavüze ugradim. Güzel bir kadinin erk k bulmasi kolay olmuyor. Erkekler erisilmez oldugumuzu düsünüyorlar." "Bu sekilde giyinip sokaklara çiktiginda erkeklere iskence ettiginin farkindasin, degil mi?" "Evet. Bir dahaki sefere kemerini kullanmani istiyorum." "Kemerimi mi?" "Evet. Kiçimi, kalçalarimi, bacaklarimi kirbaçlamani istiyorum. Canimi yak, sonra da b ana sahip ol. Bana tecavüz edecegini söyle." "Tamam. Canini yakacagim. Sana tecavüz edecegim." Saçindan kavrayip vahsice öptüm, dudaklarini çignedim. "Düz beni!" dedi, "Düz beni!" "Dur," dedim, "biraz dinlenmem gerek." Fermuarimi indirip kamisimi eline aldi. "Ne kadar güzel. Mor, kavisli." Agzina aldi. Isi biliyordu. "Aman allahim!" diye inledim. Teslim olmustum. Alti-yedi dakika dayanabildim, sonra iligimi emdi. "Bak," dedim, "bu geceyi burada geçirecegim anlasilan. Gücümü toparlamam gerek. Ben dus yaparken bana yiyecek bir seyler hazirla." "Olur," dedi. Banyoya girip kapiyi çektim, sicak suyu açtim, giysilerimi çikarip astim. Dusumu yaptim, üstüme bir havlu sarip banyodan çiktim. Ayni anda kapi açildi, odaya iki polis daldi.

" "Evet." dedim. "Irz düsmani!" dedi Vera." Beni tutuklayip hücreye tiktilar. Lobiden geçerken herkes bana bakti. Adalet bu muydu? Sonra düsündüm.. "bir daha söyletme!" Banyoya girip giyinmeye basladim. "Genellikle öyledir. otobüs degistirdim. Bir kadinin sözü yeterliydi. "Haklisin galiba. "Sanslisin. bana tecavüz ettin! Beni oral seks yapmaya zorladin!" "Giyin ahbap. arkadas?" dedi iri polis. etmemis miydim? Bilemiyordum. Bir süre sonra apartmanin kapisinin önündeydim. Sabah greyfurt. kadin davaci olmuyor." dedi polislerden iri yari olan. "bir kadin için hayatini mahvediyorsun. Bukowski. Yirmi bes . "Bir saka mi bu. Sonra uyumusum. "Giyin ahbap.. Disari çikar çikmaz kelepçeyi geçirdiler. deger mi?" "Tam da tecavüz sayilmaz." "Tabii. Asansöre binip asagi indik. Ne yapacagima karar veremiyordu m. çorba. ekmek ve kahve verdiler."Bu orospu çocugu bana tecavüz etti!" dedi polislere. Vera dairesinde kalmisti." dedi iri polis. Otobüse bindim. Bu kadina tecavüz etmis miydi . tabii!" Pilimi pirtimi alip disari çiktim." "Harika! Harika!" "Adimini dikkatli at. Polisler kaba kuvvet kullanarak arka koltuga oturttul ar beni. "Deger mi." dedim. Vera?" "Hayir. "Bir dakika. Greyfurt? Klas bir yere düsmüstüm! Hücremde on bes dakika kadar geçirmistim ki kapi açildi. apartmanin yaki ninda bir yerde indim." dedim.

dakika durdum orada. Günlerden cumartesiydi. Evde olmaliydi. Içeri girdim, asansöre bi ndim, üçüncü kat dügmesine bastim. Üçüncü katta asansörden indim ve kapiyi çaldim. Evdeydi. Içeri daldim. "Oglun için bir dolar getirdim," dedim. Aldi.

"Tesekkür ederim! Tesekkür ederim!" Agzini agzima dayadi. Islak bir elektrik süpürgesinden farksizdi. Tükürüklü dilini agzima s ktu. Emdim. Elbisesini kaldirdim. Iri, kocaman bir g.t. Bol g.t. Sol tarafinda küçük bir deligi ol an kocaman beyaz bir don. Boy aynasinin karsisindaydik. G.tünü kavrayip agzimi agzina bastirdim. Dillerim iz iki çingirakli yilan gibi oynastilar. Sertlesmistim. Ebleh oglan odanin ortasinda durmus bize siritiyordu. KÖTÜ BIR KENT Frank basamaklari indi. Asansörlerden haz etmezdi. Çok sey vardi haz etmedigi. Merdivenden asansörlerden ettiginden daha az nefret ediy ordu. Resepsiyon memuru ona seslendi: "Bay Evans! Bir dakikanizi rica edebilir miyim?" Yulaf ezmesini andiriyordu resepsiyon memurunun yüzü. Zor tuttu Frank kendini ona vu rmamak için. Resepsiyon memuru lobiye bakindi, sonra iyice Frank'e dogru egildi. "Bay Evans, sizi bir süreden beri izliyoruz." Resepsiyon memuru bir kez daha lobiye bakindi, etrafta kimsenin olmadigindan emi n olduktan sonra öne egildi yine. "Bay Evans, sizi izliyoruz ve aklinizin bir parçasini yitirdiginizi saniyoruz." Resepsiyon memuru dogrulup gözlerini Frank'in yüzüne dikti. "Sinemaya gitmeyi düsünüyorum," dedi Frank, "önerebilecegin bir film var mi?" "Konudan sapmayalim, Bay Frank." "Pekala, aklimi yitiriyorum. Baska?" "Size yardim etmek istiyoruz, Bay Evans. Aklinizin parçasini bul-102 dügümüz kanisindayim. Geri ister misiniz?" "Pekala, aklimin parçasini bana geri verin." Resepsiyon memuru masanin altindan selofana sarilmis bir sey çikardi."

"Iste, Bay Evans." "Tesekkür ederim." Frank paketi ceketinin cebine koydu ve disari çikti. Serin bir sonbahar aksamiydi . Yürümeye basladi, batiya. Karsisina gelen ilk ara sokaga sapti. Elini ceketinin cebine sokup selof ana sarili paketi çikardi. Selofani açti. Peynire benziyordu. Tadina bakti. Tadi da peynir tadiydi. Hepsini y edi, sonra ara sokaktan çikip caddede yürümeye basladi yine. Karsisina çikan ilk sinemaya daldi, biletini aldi ve karanliga girdi. Arka sirada ki koltuklardan birine oturdu. Tenhaydi içerisi. Agir idrar kokusu vardi. Ekrandaki kadinlar 20'li yillar in kadinlari gibi giyinmislerdi, saçlari vazelinli ve dümdüz arkaya taranmis. Burunlari fazlasi ile uzun görünüyordu, adamlar da gözlerinin altina sürme çekmislerdi. Sesli bile degildi film. Ekranin altinda sözcükler beliriyordu: BLANCHE BÜYÜK KENTTE YENIYDI. Saçlari düz ve jöleli bir adam Blanche'a siseden cin içiliyordu. Blanche sarhos oluyor gibiydi. BLANCHE'IN BASI DÖNER. ADAM ONU ANIDEN ÖPER. Frank etrafina bakti. Heryerde baslar inip kalkiyordu. Adamlar birbirlerinin çükler ini emiyorlardi. Durmaksizin. Tek baslarina oturanlar otuzbir çekiyor gibiydiler. Peynir iyi gelmis ti. Resepsiyon memuru daha cömert olsaymis keske. ADAM BLANCHE! SOYMAYA BASLAR. Ve her baktiginda tipin teki ona daha yakin oturmaktadir. Frank tekrar ekrana b aktiginda adam iki üç koltuk daha yaklasmistir. BLANCHE ALKOLÜN ETKISI ILE KENDINDEN GEÇMISKEN ADAM ONUNLA SEVISIR. Bir kez daha bakti. Adam üç koltuk uzagindaydi. Derin nefes aliyordu. Sonra yaninda ki koltuktaydi. "Oooo," diye inledi, "ooooo, ooo, ah, ah!" BLANCHE ERTESI SABAH UYANDIGINDA TECAVÜZE UGRADIGINI ANLAR. Kiçini hiç silmezmis gibi kokuyordu adam. Agzinin kenarindan sal yalar akitarak Frank'e yaslandi. Frank sustalinin dügmesine basti: "Dikkat et," dedi, "biraz daha yaklasirsan canin yanabilir!" "Aman tanrim!" dedi adam. Koltugundan firlayip koridora çikti, hizla en ön siraya g idip oturdu. Iki kisi is tutuyordu. Adamlardan biri digerinin borusunu üflerken digeri onun kamisini sivazl iyordu. Frank'e musallat

olan adam oturup onlari seyretti. ÇOK GEÇMEDEN BLANCHE GENELEVE DÜSER.

Sonra Frank'in isemesi geldi. Kalkip yaziya dogru yürüdü: ERKEK. Içeri girdi. Igrenç koku yordu içerisi. Ögürdü, kabinin kapisini açti, girdi. Penisini çikarip isemeye basladi. Sonra sesler duydu . "Oooooh tanrim ooooh ooooh tanrim bir yilan bu bir kobra tanrim oooh ooooh!"

Kabinleri ayiran bölmede bir delik vardi. Bir göz gördü delikte. Kamisini tutup döndü ve a amin gözüne isedi. "aaah aaah. Pislik herif!" dedi adam. "insan degil canavarsin sen, orospu çocugu! " Adamin tuvalet kagidindan bir parça koparip yüzünü sildigini duydu. Sonra aglamaya basl adi. Frank kabinden çikti, ellerini yikadi. Filmin devamini seyretmek istemiyordu. Sinemadan çi kip oteline dogru yürümeye basladi. Lobiye girdiginde resepsiyon memuru basiyla ona isaret etti. "Ne var?" dedi Frank. "Özür dilerim, Bay Evans. Size takilmak istemistim sadece." "Hangi konuda?" "Biliyorsunuz." "Hayir, bilmiyorum." "Aklinizi yitirmeniz konusunda. Içkiliydim. Kimseye bir sey söylemeyin, isimden ola bilirim. Saka ediyordum." "Ama aklimi yitiriyorum," dedi Frank, "peynir için de tesekkürler." Sonra döndü, merdivenden yukari çikti. Odasina girince gidip yazi masasina oturdu. Su staliyi çikardi, dügmeye basti, biçagi seyretti. Tek tarafi iyice bilenmisti. Birine rahatlikla sokab ilir ya da etinden bir parça koparabilirdiniz. Dügmeye basip biçagi kapatti. Sonra kagit kalem bulup yazmaya basl adi: "Sevgili Annecigim: Kötü bir kent burasi. Seylan'in eline geçmis. Cinsellik heryerde ve Tanri'nin kastett igi gibi Güzellik araci olarak degil, Kötülük araci olarak kullaniliyor. Evet, bu kent kesinlikle Seylan'in el ine geçmis. Genç kizlara zorla cin içirilip tecavüz ediliyor, kizlar geneleve düsüyor. Korkunç. Inanilmaz. Yüregim paramparça.

Dün gece sahilde yürüdüm, sahil sayilmaz aslinda, kayaliklarda. Sonra durdum, oturup Güze lligi içime çektim. Denizi, gökyüzünü, kumu. Sonsuz bir huzur kapladi içimi. Sonra mucizevi bir sey old . Üç sincap üstüne oturdugum kayanin dibinden beni gördüler ve kayaya tirmanmaya basladilar. Kayada bana dogru

Sonsuzluk. Kapi çalindi. deniz. ömrümde bu kadar güze göz görmedim -günahtan arinmis: gökyüzü.. hersey o gözlere sigmisti. Frank kalkti. Gözlerini yüzüme dikmislerdi. açti.. kapiya gitti. Sonunda b n kalktim ve onlar. Annecigim. Sonunda kayayi tirmanip ayaklanma geldiler. Resepsiyon memuruydu gelen.tirmanirken taslarin ve yariklarin arasindan bana bakan minik yüzlerini görebiliyord um. .

" "Neden bahsettigini anlamiyorum.. dügmeye basti. son zamanlarda içiyorum." "Pekala. ruhuma demek istiyorsun." "Ne." "Ne?" "KÖKLEYIN BENI." "Bay Evans. agzini agzina yapistirdi. Bay Evans! Amerikan Donanmasinin yarisi üstümden geçmistir! Denizciler m alin iyisinden anlarlar. Bay Evans..tanrim. "Bay Evans.. biçak firladi." "Harika bir adamsiniz siz. Bay Evans!" "Seni igrenç domuz!" Frank sustaliyi çikardi. lütfen. Temiz bir kiç deligi gibisi yoktur!" "Odami hemen terket!" Resepsiyon memuru kolunu Frank'in boynuna doladi. sizinle konusmam gerek. Bay Evans.. Biliyorsunuz. "Bay Evans. Sarap kokuyordu. "Söyle. Sonra çikardi.."Bay Evans. biçagi resepsiyon memurunun karni na sapladi." ." Resepsiyon memuru kapiyi kapatip Frank'in önünde durdu. içeri gir." "Size asigim. aramizda geçen konusmadan lütfen idareye söz etmeyin. Bay Evans. Lütfen alinmayin ama beni köklemenizi istiyorum. Simdi git." "Ne?" "Bedeninize. Bay Evans. "Seni igrenç orospu çocugu! ÖPTÜN BENI" "Sizi seviyorum." "Bagislandin. degil mi?" "Hayir. size söylemek istedigim bir sey var.

-Seytan herkesin ruhuna sizmis." dedi resepsiyon memuru. yatagin üstüne koydu ve esyalarini top lamaya basladi. kuma oturup suya bakardi. E llerini sabunla güzelce yikadi. sonbahari belki de. üçte ikisini kesti. ".. altmisinda bir berdus. mektubu içine koydu. bu kentten. Çin diye bir ülke ol duguna ya da ABD'ye ve Vietnam'a. sonra kadinsizlik. bitmis... Kalemi aldi. kalkip dolapta asili olan ceketinin iç cebine koydu. simdi de issizlik. pulladi. Sonra sifonu çekti. onu un utamazdi. martilar dogru uçtular. herseye zor inanilirdi suya bakinca." "Ibne seni! BENI ÖPERSIN HA!" Frank yere egilip resepsiyon memurunun fermuarini açti. hayir. bir hiç. Sonra dolaptan bir bavul çikardi. ama Sonsuzlugu görmüstüm. bu otelden ayrilmak zorundayim. Seni sürekli düsünüyor. ölümcül görünürdü su ve martilar uyumak istemezlerdi. Frank banyoya gitti. mutlu ve saglikli olmani diliyorum. kimseler olmazdi.Resepsiyon memuru yere yigildi. Annecigim. bir haftalik kirasini ödemisti bi . ruhundan arta kalani ister gibi uçtular üstüne dogru. her neyse. bir dolar yirmi sent nakit vardi cebinde. bir zamanlar çocuk olduguna. kums al serin oluyordu ve gün batimindan hemen sonra sahilde yürümek hosuna gidiyordu. yuk ari dogru çekti. elindeki et parçasini tuvalete firlatti. hayir sonbahari. yapistirdi. "Ah tanrim tanrim tanrim. buna inanmak zor degildi. 106 BIR DOLAR YIRMI SENT yaz sonunu seviyordu en çok. Iki elini karnina bastirmis kanamayi durdurmaya çalisiyordu. gözlerini. su kirl i görünürdü. ruhundan arta fazla bir sey kalmamissa ve bunun farkindaysan biraz ruhun vardir yine de. kaçistilar. Tuvaletten çikti ve masaya oturdu yine. Sana bir sonraki kentten yine yazacagim -San Francisco. Tanri hep seninle olsun sevgi ile oglun Frank" Zarfin üstüne adresi yazdi. Sonra kamisini çikardi. bir de erkeklik çagini: çalistigi isler ve kadinlar. nefret ederlerdi uyumaktan. ruhunu. Portland ya da Seattle olur saniy orum..

sonra gülüsmeler duydu arkasinda. kadinlari düsündü yine.. gürültücü. okyanus. digerleri kurnaz. ve simdi. kutu birala 107 .r de. altmis yilin karsiligi: bir dolar yirmi sent. biraz deli ve çok z nlar olmuslardi. battaniyeleri vardi. birkaçi iyi davranmisti ona. odalar ve yataklar ve evler ve Noeller ve isler ve sarkilar ve hasta neler ve donukluk.. donuk günler ve geceler ve anlam eksikligi ve firsat eksikligi.

"harcanmis yillarda vardir. battaniyenin etrafindan dolanip kumda kaldirima dogru yürüdü. babalik. güldüler. sen harcanmissin bana kalirsa. babalik?" "böyle KONUSMA. "yaslilikta utanilacak bir sey yoktur. güldüler. esnek vücutlar. "kollari ve bacaklari var! yüzü var!" "YÜZÜ MÜ?" ? yanlarina gitti. sarap sisesini kaldirdi. Rod!" dedi uzun kizil saçli genç kiz.n vardi. ayak parmaklarini kuma gömmüstü." "kizlardan biri altina yatsa ne yapabilirsin. neydi bun . NEDIR O?" "tanrim. KIMILDADI!" ayaga kalkti. anlayamiyordu. bilmiyorum!" "insan mi?" "nefes aliyor mu? düzer mi?" "neyi düzer mi?" güldüler. babalik? ne yaparsin? kizlardan biri altina yatsa ne yaparsin? ha ?" yürümeye basladi. kaygisiz. güzelim!" güldüler yine. "ne diyorsun. biraz kalmisti dibinde. sonra içlerinden biri onu fark etti." gençlerden biri bira kutusunu firlatti. "KIMILDADI! bak. kahveleri ve sandviçleri vardi. Rod? bazen NEFRET ediyorum senden!" "BURAYA GEL. genç insanlar kötü degildi. "hey. böyle degildi gençler. rüzgârda saçini düzeltiyordu. içmenin tam sirasiy-di." "hâlâ iyi bir adamim ben evlat. "ne biçim konustun zavalli adamla. pantolonuna yapismis kumlan silkeledi. iki delikanli ile iki gençkiz ince. kendi a uçusuyor gibiydi.

altmis bes yasindaydi Bayan Conn ers. severdi karanligi. ayakkabilarini çikardi. tavuk suyu. çok güzel. "Bay Seed?" "efendim?" kapi açildi. salladi ve "nasil. güzel çorba yaparim. iyiydi yüzünü seçememesi. öbür çiftin ayaga kalkip öpüstügünü gördü. yataga uzandi. "çok begeneceksiniz. derin bir iç geçirdi ve öldü. kulak kabartti. isik süzülüyordu içeri. bir süre oturdu. kumda yuvarlandilar. karanlikta yüzünü seçemiyordu. her zamankinden daha karanlikti. bunu begendin mi?" diye sordu. bacaklarina ve kucagina dökülen bir isik demeti. benim isimi . bir kasik. isigi yakmadi. bir süre okyanusu dinledi. kiz bir çiglik atti. sonra kalkip kasigi si-fonyerin üstüne koydu. bir isik demeti. gülerek bogustu-108 lar. kaldirima ulasti. Rod'un kizi kovaladigini gördü. tel ö sizce açip çorbayi topraga döktü. istemiyorum. kapiyi kap i ve yataga girdi. ayak basparmagini hatunun kiçina soktu. ev sahibesi Bayan Conners gelmisti. çis sansiydi. Bay Seed. size bir tas çorba getireyim mi?" "hayir." yataktan kalkip iskemleye oturdu ve bekledi. sonra iç geçirdi. on daki ka sonra odasindaydi. ben agzinda. leziz! bir tas getireyim!" "peki. dalgalarin sesini duydu. çorbadaki yag kabarciklarin a bakti öylece. Rod kiz i yakaladi. Bayan Conners kapiyi açik birakmisti ." "hadi Bay Sneed. Bayan Conners çorbayi kucagina yerlestirdi."HAYIR!" arkasina bakti. hatun o anda cevap veremedi. karanlik anlamliydi. banklardan birine oturup ayagindaki kumlan temizledi. bir tas çorba. "çorba pisirdim. çorbayi pencereye götürdü. Barney önce bitirdi. buhar çikti topraktan. etsiz. oturup çorbayi seyretti." dedi. kapi çalindi. ÇORAPSIZ Barney kiçindaydi." "tesekkür ederim. sonra güldü. tasi sifonyerin üstüne koydu. nefis çorba.

Barney agzina. kapinin zili çaldi.bitirdi. sonra bir-iki saat kadar içtik. saat aksamin dört buçuguna geliyordu. sonra ben kiçina geçtim. sizincaya kadar içtim. ben de evime. Dan gelmisti. sonra Barney evine gitti. hasta ya da u ykuya muhtaç .

ama yillarda n beri evime gelip kafa ütülüyordu ve hâlâ onu basimdan savmanin usturuplu bir yolunu bulamamistim. Bukow ski?" "bilmiyorum. "bahar dinletisi için siirlerine ihtiyacimiz var." "dolap dolusu siir olurdu sende eskiden. ama kendimi daha iyi hisse tmeye baslamistim. evet?" "tanidigin bir . sohbet sirasinda son derece sikici nükteler yapma dan edemezdi." dedim." "Dan?" "evet. "bu. banyoya kosup bosalttim." dinletilerine bir kez olsun katilmamis." "himmm. minik bir sakali vardi.. "yine mi hastasin. bu bok! bu da bok! bu da öyle.mcik var mi?" "ne?" . heheehehe! ne oldu sana. bir siir atölyesi isleten bir tür komünist entelektüeldi Da n ve klasik müzikten anlardi. hiçbir zaman ilgilenmemistim.oldugumda Dan mutlaka gelir. ona baktim ve "hasiktir. döndügümde bütün arsizligi ile kanepemde oturuyordu." buzdolabina gidip bir bira aldim. döndügümde Dan elinde burusuk sayfalarla oturuyordu. kusmuk buk!" ne kadar dogru." "dolabina bakabilir miyim?" "bak." "biliyorum. buk? buk kusacak. su fena sayilmaz. "elimde hiç siir yok. "hey. "evet?" diye sordum. daha da kötüsü -kafiyeli siir yazardi. Dan. bu bok! bu da!" o siirlerimi degerlendirirken kaç bira içtim bilmiyorum. su fena degil..

." dedi.. ben de. hayli lüks bir evin zilini çaldik... indik arabadan. "Ooo." dedi Vera." dedi Dan. y irtik bir sort.. ötekini kendim aldim.. Dan." yolu tarif etti.m diyorum. . "Ooo. yolda durup bir sise skoç kaptim. "Bay Bukowski.. ben giyinirken bir bira içmek ister misin?" "bir biradan zarar gelmez. herifin teki oturuyordu kanepede. "yemek yemez misin sen?" "sadece belli seyler.mina koyayim. selam. skoç." "al."topu topu on santime tav olacak bir kadin taniyor musun?" "bu siirler.iktir et siirleri! ." ona bir bira verdim. iki bardaga skoç koy dum." onu itip içeri girdim." "siirin . "biraz tombul oldugumu düsünüyorum. bu. "bardak var mi?" "elbette." dedi Vera." dedim. birini Vera'ya verdim. moruk." Vera bardaklari alip geldi. robumu çikarip eski giysilerimi üstüme geçirdim. Dan karsimiza oturdu." "Vera. bir çift ayakkabi. fermuari ancak 4/3 kapanan bir pantolon ve eski bir gömlek." "evet." dedim. bardagami dipledim. kanepede oturan adamla Vera'nin arasina oturdum. . uzanip Vera'nin etegini dizlerine kadar siyirdim.m!" "Vera olabilir belki. kapiyi Vera açti." "." "öyle mi? Charles Bukowski'nin neye benzedigini hep merak etmisimdir. "bacaklari n harikulade. kapidan çikip arabaya bi ndik. "siirlerinizi okudum ve.. ben ve Dan..Charles Bukowski.." "yürü!" "bu siirlerin birkaçini almak isterim. "seni hiç yemek yerken görmedim.

" dedim. Vera bekledi. kalkti ve gitti. ben de öyleydim. evladim. gerçekten çok güzel bir külottu. "senin gitme zamanin geldi saniyorum. "ne?" diye sordu." dedim. . "Vera. külot haline getirilmis minik bir yorgan. hafif yagli. skoçtan bir yudu m alip biraz daha yukardan öptüm. uzanip gögüslerinden birini kavradim." içkimi dipledim. sari." dedim. sonsuza dek eriyebilirim sende. "sisman bulmuyor musun beni?" "hayir. "ben gidiyorum!" dedi kanepenin öbür ucunda oturan adam. bir tane daha koydum. lavanta. öpüslerin arasina beylik laflar sikistiriyordum. "Charles. egilip Vera'nin dizlerinden birini öptüm." dedi. "sismanim. Vera'nin içkisini tazeledim. hiç acele etmeden içkimi yudumla dim. basimi bacaklarinin arasindan kaldirdigimda Dan karsimiza oturmus piril piril p arliyordu. bardagimi dipledim." dedi. külotunu gördüm." dedim." dedi." dedim. çok geçmeden kiçina kadar çikarmistim etegini.ve nefis renkler: yesil. yumusacik. "Dan. "kiçina bir morina baligi sokmak geliy or içimden. röntgen daha sonra çekilecek otuz-bire renk katar. dogrulup bir içki daha koydum kendime. sahaneydi. "Bak. "dünyanin en büyük sairiyim. mükemmelsin. a ma genellikle bir yerden zor kalkip giderdi. Vera!" "neden?" "yahu nerden bileyim?" etegini indirdi. "Charles. "içkiyi severim. merak etme. bildigimiz malzemeden degildi." istemeye istemeye kalkip gitti. "yasayan mi yoksa ölü mü?" "ölü. eski yor ganlari andiriyordu -ipek kabartma dörtgenler."halt etmissin! mükemmelsin!" kendime bir skoç daha koydum." Vera elegi kiçinda oturup bekledi. birazdan sira sana ge-112 lecek. mavi.

korkarim ki senden gitmeni isteyecegim. "beyefendi." "is." "Charles." dedi polislerden biri. boktan. harcanmis bir makineli tüfek mermisi gibi." dedi öteki kadin. IKINIZI DE DÜZECEGIM. "lütfen git." . Charles Bukowski ile muhatap oldugunuzun farkinda misiniz?" diye sordum . BÜTÜN ISTEDIGIM BU! IKINIZI DE TEMIZ BIR ON SANTIM BEKLIYOR!" orada oturmus sisenin dibini görmek üzereydim ki iki aynasiz girdi içeri. "çok güzel bir daireydi . KANCIKLAR."yarigindan isiyorsun. "Nobel komitesinden misiniz? Yoksa Pulit-zer'den mi?" "ayakkabilarini ve pantolonunu giy. SÖZ VERIYORUM! BIRKAÇ IÇKI DAHA IÇMEME IZIN VERIN." "Charles. biraz daha içm k istiyorum. yaninda bir kadin vardi." kalktigini gördüm. "kimligine karakolda bakariz. çis. umursamadim. simdi ayakkabilarini ve pantolonunu giy-" taktilar kelepçeyi. "ve külotunu görmeliydin. bacaklarimin gidebileceginden daha hi zli. "HEMEN!" "beyler." dedim. "büyük asiksin. yadirganacak derecede samimi ve insani bir soru oldugunu düsündüm. küçük çentikler damarlarima batiyordu. yar in sabah erken kalkmasi gerekiyormus. eksik. hiç de fena sayilmazdi yanindaki kadin. öyle mi?" diye sordu polislerden biri. "beyler?. sevmistim orayi. dünya beni izliyormus duygusuna kapildim ve tuhaftir. onu korkutmussunuz. ama içkiye çok düskün bir adamim ben. göz açip kapayincaya kadar disari çikarmislardi beni. ayakkabilari mi ve çoraplarimi çikarmis sortumla oturuyordum. suçlu. siz kadinlarin en büyük sorunu bu. degil mi?" "sanirim. yarin erken kalkip ise gitmek zorundayim. bir seyden utaniyormusum gibi hissett im kendimi. düzecegim seni." "iste. basimi kaldirdigimda Ver a karsima dikilmisti." "tasalanma yavrucugum. "ben Vera'nin arkadasiyim. her zamanki gibi fazla siki. kendime bir içki daha koydum." dedi. sizden gitmenizi rica ediyorum!" "DINLEYIN." dedim. çok hos bir daireydi.

horladigi ve isedigi ayyas kogusundan çikardi beni. birbirinden sigara istedig i. "canavar bu insanlar. "bir telefon hakkin var.alisilagelmis fotograf çekimi. sürekli gülümsüyor." dedim. kendimi ne zaman bu durumda bulsam polislerin ben den üstün olduklari hissine kapilirim. "senden hoslaniyorum. tek ben çorapsizd im. beni siçip sivadi. "kullan. çogu yük trenlerinden inmislerdi. çagdaslasiyordu. ceplerdeki esyalarin alinmasi." dedi alçak sesle." diye yalan söyledim. mizah anlayisi sifirdi yasli kancigin. çikinca beni ara. g ardiyan beni kogusa tikti yine. bir zamanlar sarhosken kodese düsmesine ne den oldugum bir arkadasimin annesi açti. "dikkatli ol. sonra sivil bir memur geldi. gördügüm her yeni gardiyandan telefon hakkimi talep ettim. sonunda vazgeçip orada çürümeye karar verdim. "allah allah. içeri girdigind e anlayisli bir ses harikulade gelir insana. ama insan kodeste nasil RAHATLAR? sivil memur sorular sorup önündeki yesil formu doldurdu." dedi. bacaklarimi uzatip o rahat ve kibirli konusmalarini. karakol . "on bes dakikadir burdasin.. kaç kisiyi aradigimi bilmiyo rum. güldügü... sayfalari çevirip duruyordum. dibe vurdugunu sanip bir dip daha oldugunu kesfedebiliyordu insan. ." dedi gardiyan. "canavar bunlar. Meksikalilar yatak odalarindaydilar sanki.. kogustan çikip telefon rehberini karistirmaya basladim." çabuk bir karar verip bir numara aradim. yardim edebilecegini düsünerek. "kefaletle serbestsin."kes sesini!" dedi öbür polis." b ir kagit parçasi tutusturdu elime." herkesin son derece rahat bir sekilde yerde yattigi. tanrisal radyolarini dinledim. iste o an anladim tek dos tum bile olmadigini. kiskandi m rahatliklarini. fazla özen göstermeksizin arka koltuga firlattilar beni." "arayacagim seni. gerçek payi yok da degil. o ayyas kogusunda yüz el li kisiydik ve yüz kirk dokuzunun ayaginda çorap vardi. "ne kadar sürecek bu is?" dedi gardiyan. iste o zaman kogusta çorapsiz tek adam oldugumu farkettim. sonra kogusun kapisi açildi ve adim okundu." dedi gardiyan. sol basparmagimla sorun yasadigim pa rmak izi fasli: "RAHAT OL! KENDINI KASMA!" bu sol basparmakla ilgili olarak suçluluk duygusu hep. zamanla b azi seyler degisiyordu.

herkesi geçirdim aklimdan.kefalet islemi boyunca. ki bir saat kadar sürer. . kimdi bu dost? disari çiktigimda benden nefret ettiklerin i sandigim bir adamla karisi oldugunu ögrendim. kefaletimi ödeyen melegin kim oldu gunu düsünüp durdum. kaldirimda bekliyorlardi.

güzelim. korkunç. sisko. bir kadin sesi. bebegim. Buke." Sacramento'dan bir . hayir.mcik. peltelesmis kiçina kina yak!" "Ooo. ilk skoçu koyuyordum ki telefon çaldi. esyalarini al ve git." "korkunçtun." kapinin zincirini sürmüstü ama içeriyi görebiliyordum. beni içeri al. lütfen. tecavüz suçlamasinda bulunmak isteyip istemedigimi sordular. Buke. polis çagirdin. bir de küçük sise skoç aldim. Ann." dedim. istem edigimi söyledim. biraz önce kodesten çiktim.arabalari ile beni evime biraktilar. po lisleri çagirdigin için seni bagisliyorum. onlara kefalet bedelini ödedikten sonra arab alarina kadar geçirdim. üs robu vardi. Buke. çok tatlisin ama gidip içecek bir seyler al maliyim. can ciger. seninle asla dost olamayiz! korkunç bir kisiligin var!" gögsü yalvariyordu. agzima girmeye can atan çok dolgun bir gögüs gördüm. bardagi bir dikiste yarilayip telefonu açtim. "Vera!." "biliyorum. "seninle çok iyi dost olacagimizi saniyorum." "hayir. "pekala. hiç aklimdan çikmiyorsun. Buke. "zaman zaman siirlerini tekrar tekrar okuyorum.." "hayir. "Buke?" "evet. skoç ve bira dolaniyordu kanimda." "sagol." "asagilik kaltak. Vera ben." dedi ve kapiyi çarpti. kapidan içeri girdigimde telefon çaliyordu. Ann. . Buk. aradigin için tesekkür ederim. lütfen!" cüzdanimi ve çoraplarimi aldim... hepsi zamana direniyor." "ben de. "Vera. ama kamisimla ona ulasamiyordum ve hâlâ çorap yoktu ayagimd a. kimsin? biraz önce kodesten çiktim. "Buke?" "Evet. iyi gelmisti." "seni seviyorum." gidip bir altilik.. Buke.

Vietnam'dan yirtmak için habire üniversiteye gidiy r." diyorum. 117 "isa askina. genellikle yanildigim söylenir. yeterince sehvetli ve palavraci. Maxie. özenti kaltak. içlerinden biri. kendime dogru. motoru isittim. bu kez polis esligi olmaksizin geçtim park girisini. tuhaf: bazen düzüsmemek yarim yamalak bir düzüsten daha iyiydi. keyfi kaçiyor. olur. ayni ye re dönmemek sadece ölülere mahsustu. ve bir trafik isiginda unutulmus yarim bir puro buldum küllükte. 116 SAKIN BIR GECE ziyaretime gelen insanlar biraz tuhaftir.. "hani bira? tanri askina. puroyu yaktim. Kuzey Vietnamli öldürmek dogru degil.. dünya her zamankinden daha çok sallanip titresiyor ve sonuçlan asikar. yaniliyor da olabilirim. Israil-Arap savasina katilmak istedi ama bavulunu yapma firsati bulama dan savas bitti. ama hemen hemen herkes tuhaftir biraz . iyi bir haham olacak. Arap öldürülebilir. purodan bir duman aldim. müthis bir haham olacagindan hiç süphem yok. bir seylere dogru. "o muhabbete hiç girme!" diyor. ayakkabilarimi çikardim. insanlar birbirlerini öldürmeye devam edecekler. Kuzeye Kuzeye kuzeye. iyi bir haham olacak. bu oglan. bindim. karanlik sokakta kuzeye dogru yol aldim. iki arabanin arasindan çiktim. kaybetmemek. sonra yesil yandi. "g . gidip biralari ge tiriyorum. riske girmemek. sonra da bir kez daha iyi bir yurttas olarak geri vitese taktim. akimdaki külüstür biliyordu. içecek bir seyin yok mu?" 14 tane ay çekirdegi avuçlayip agzina atiyor. birayi elimden kapip agzindaki ay çekirdeklerini suluyor." diyor. o da bir çoklari gibi savasl ari iyi ve kötü olarak ikiye ayiriyor. makine gibi çigniyor. simdi de hahamlik egitimi görüyor. sonra ben de bildim. hayli saglikli görünüyor. bir siir dinletisinde benim siirlerimden birini okumak istiyor. uzun lafin kisasi. mavi dumani üfledim. burnumu da. çalisti. minik bir sakal birakmis. yeter ki onlara mantiksal b ir neden verin. ömründe bir gün olsun çalismamis. sonra da ayakkabil arimi.otuz bes dolarimin içinde olup olmadigini kontrol etmek için cüzdanima bakarken Aaron Copeland çaldigini duydum. hafif sisman. "isa'yi siz öldürdünüz. ama aslinda savasa karsi degil. evime dogru. diyorum ve ona siirin nasil okunmasi g erektigini anlatiyorum. biraz asagida arabami buldum . çoraplarimi giydim. kadim dost.

L." "evet. Times' da. Duncan. yayinevinin en iyi satan yazariyim. Times' da çok satiyor ama hiçbir sey yok L.A." "evet. tarzim degil. Creeley ve Le-vertov'un birl ikte sattiklarindan fazla satiyorum. . isa askina derken onu kastediyordum ." "DEHSET CADDESI için yüklü telif aldigini duydum.".irmeyecegim.A. ama bu hiçbir sey ifade etmeyebilir.

birini doyuramiyorum.. viskinin en kalitelisini içiyor. Harry.'" "birakalim su herifi. domuz gibi olmus." "'Hank." "evet. 4 Temmuz'da arkadaslarini arka bahçesine toplayip 500 dolarlik havai fisek patlatti. Harry akil hastanesinde yatmis bir oglandi." "neden?" "bilmiyorum. ne dedi biliyor musun?" "hayir. "Harry nasil?" diye sordum." "evet. kocasinin dalgiçliga meraki varmis. 500 dolar on bes dakikada havaya uçtu. o kadar gülünç ki paranin içinde boguluyor." ded im. iki tarafta da kamis bekliyordu. adini duyar duymaz köpürüyor. sürekli yemek yiyor. DÖRT motosikleti var. "ha." . dalgiç giysisi simdi" Harry'de. Harry'yi yolladim. iyiydi siirler. isim bi tmis. kaza geçirip ölmüs . durumu vahimdi Harry'nin. yoksa yaniliyor muyum?" "odasinin duvarlarini mantar kaplatan mi?" 118 "evet." "nerden nereye. 'Lilly bir serçe gibi siçradi çiftçi John'un tel örgüsünün üstünden. kocas i ölünce 40. ilk sii r kitabina önsöz yazmistim. karisi Harry'nin çok büyük bir yaz ar oldugunu düsünüyor. 'önünde kocaman bir sey sarkiyor. "evet. büyük yazari duvarlari mantar k apli odada yazarken görebiliyorum. neyse.' dedi. afedersin." "fena fikir degil aslinda." "baska bira var mi?" "tabii. su salak haline bak.biralarimizi yudumladik. geçen gün beni küvetten çikarken gördü." "pamuk ipliginden sarkiyorum ben. Harry'ye çalisabilecegi bir stüdyo yap mak için duvarlardan birini yikiyorlar.000 dolarlik mirasa konan bir hatunla evlendi. be bek bakiciligi yapiyor. ben editöre "hayir" dedim. arkan bos!1" "inanilir gibi degil.. haykiriyorlardi." "harikulade. sonra Harry benim reddettigim bir isi kabul ett i -pornografik dergilere öykü yazmak." "seni kiskaniyor ama. galiba. siir miir yazmiyordu." "ikisinin de önlerine birbirlerinin adlari islenmis kazaklari var. senin küçük kizin nasil? neydi adi? Marina?" "Marina Louise Bukowski. Proust deg il miydi." "bana göre degil. iki bin dolara patlayacakmis. edebiyattan filan anlayan bir tip degil. yani bogulmus. Proust'unki gibi ses geçirmez olacakmis.

"öyle mi?" . "geçenlerde Larry ugradi." dedim.biralari getirdim.

egitimsizleri egitmeyelim. atom bombalari yok ama. sadece kendi açimdan degil . hastala n tedavi etmeyelim demiyorum." "Vietnamlilar'da da yok." "dogru. yoksullara yardim etmeyelim." "ben de." "dinle. y. gerçeklesebilir de. ve bunlarin bazilari karilari tarafindan terkedilmis. hapi yutmadik mi?" "emin degilim. simdi Kanada diye tutturdu. çogu firsatçidir bunlarin.ragi yemisler. bu tiplerin ayaklanma baslar baslamaz yaptiklari ilk sey gidip bir renkli televizyon yagmalamak. devrimin DISARIDAN-içeriye dogru degil. bir bira daha iç. ama bir çok iyi seyi de yok edecek. tüfegini temizleyip hazirlamakla mesgul." "allahtan herkes senin gibi degil. moruk. gözlemciyim."devrimin yarin sabah gerçeklesecegini saniyor. her seçimde yapiyoruz bun zaten. ben kus yuvasin i yeglerim. Haham." "yine de bir gerici gibi konusuyorsun. düsmani ya-ri-zeka yapan ayni zehiri kendileri için de istiyorlar." "Rusya'dan ve Çin'den korktugumuz için atom bombasini kullanamiyoruz da ondan. gerçeklesmeyebili r de. ama bu devrimcilerin çoguna rahip cübbeleri giydiriyoruz. devrimcilere katilmak için Meksika'ya gitmi s. akne sorunlari olan. ama canavar gibi savasiyorlar." "siyasetim yok benim. hava destegi de yok. ve üstüne üstlük son derece IKICI insanlar." "yine de devrimin bokun bir kismini temizleyecegini düsünüyorum. devrimciler tekila içip esniyorlarmis. . asil sorun burada. IÇERDEN-disariya dogru gerçeklesmesi gerektigi ni anlattim ona." "daha iyi gözlemleyebilmek için mi?" "daha iyi gözlemleyebilmek için. bir kötü yönetimden baska bir kötü yönetime geçmekte yarar görmüyorum ben. ama d inlemiyor beni. öyle degil mi?" "iyi bir Amerikali gibi konustun. demek istedigim bu. yoksa hapi yutmustuk. bir yolunu bulsalar Ford için çalismayi yegle rler." "ne yani. boyunlarina kanli Baris Sembol'leri asan çok hasta insanlar. ama devrimcilerin çogunun göt olduklarini biliyorum. üstüne üstlük dil engeli var. kimse bilmiyor. tarih çok agir ilerler. bu bizim iç mes elemiz sayilir ve kimseyi ilgilendirmez. ama Oregon'da Castro'larla dolu bir siginagi bombalamak istedigimizi varsayalim. kuzey eyalet lerin birinde gida ve silah ikmali yapmislar. ben duruma bütün açilardan bakmaya çalisiyorum.

liste uzar gid er. bu herifler sakaya gelmez. gençler bir zamanlar yaslilarin düsündügünden daha iyi düsünüyorlar ve yaslilar ölüyor. bunu kabul etmek zorundasin. bu isi kan dökmeden hall ir yolu var hâlâ." . Spock'a yaptiklarina bak. King. aceleci davranirsan kiçinin üstüne oturturlar adami. Malcolm X. onlarl a her zaman masaya otururum. Kennedy'ler. ama bir seyler degisiyor.kodamanlar ne yaptiklarini çok iyi biliyorlar.

" "hayir." "örümcek ile sinegi mi kastediyorsun. ne diyorsun? kenti atese mi verelim." "Amerikan Devrimi.." "DEHSET CADDESI gibi bir kitap yaziyor." "var tabii." "tesekkür ederim. Fransiz Devrimi."gözünü korkutmuslar senin. cezaev leri öylesine dolu ki mahkûmlar yerlerde yatiyorlar." "Hitler'de öyle dedi. agzi olan tek sen degilsin. . ölümün degil. yoksullar doktor yoklugundan düskünler kogusunda ölüyorlar. insanlari satranç piyonlari gibi kullanan top lum yüzünden akil hastanelerinde bos yatak yok." "dedigim gibi. sorun aramizda asili kaliyor. bana sorarsan 'ya Zafer ya da Ölüm' derim." "iyi de. ama bütünüyle basarili da olmadilar." "bir santimetre ilerlemek için kaç kisiyi öldürmeliyiz?" "bir santimetre bile ilerleyemedigimiz için kaç kisi ölüyor?" "bazen Plato ile konusuyormus gibi hissediyorum kendimi. yahudi sakalli bir Plato ile. bu arada sefilhane-ler toplumun iskartaya çikardigi sefillerden geçilmiyor. Haham?" 120 "su anda iskenceler sürerken sen agzinin kenarindan konusuyorsun." "peki. sonunu biliyorsun" "ölümün nesi var?" "bu gece hayatin sorunlarini tartisiyoruz.." bir süre susuyoruz." "Plato ile konusuyorsun. çok iyi bir Haham olacaksin. yerine ne koyacagiz." "denediler en azindan." "bu söylediginde dogruluk payi var. ülkeyi atese verelim. ülkeyi yaktik. yoksa kedi ile fareyi mi?" "artik bazi seyler idrak etme kolayligina sahip olmasina ragmen Insana karsi Ins an'i kastediyorum. Rus Devrimi basarisiz mi oldu sence?" "bütünüyle basarisiz olmadilar. sonra da katillerle el sikismak istiyors un." "el sikistik mi.

ama talih benden yanaymis çünkü her biri bir seyler getirdi bana. tanrilar cömert davrandilar bana." "tesekkür ederim." "bunun için allaha sükrediyorum. FBI. r seyler birakti. yarin tatli düslerin en tatlisi oldugunu bilmese de. ve tas duvarlarin arkasina siginmis bir Jeffers gibi hissetmiyorum kend imi artik. eskiden bu çetenin çok degerli zamanimi katledecegini düsünürdüm. fahiseler. yollara dökülmüs üç-d enç. not aliyorum. hem baska yönden de talihliyim çünkü sessiz ve gizli bir ün benimki." "tabii. beni hayatta tuttular. sonuna kadar savasmaliyiz.. beyinlerine Bukowski kitaplari zulalamis berduslar. Michigan'a gitmekte olan Loyola'li bir profesör. ne hay at bu bana kirk sekizimde bahsedilen. Riverside'da yasayan bir baska profesör. babam sana selam yolladi. çesit çesit insan gelir be ni görmeye. konusurlar. "silah kontrol yasasi ile bir seyleri çözecegini düsünüyor." "bir bira daha iç. ama bazilarini kimlerin at eslediginden emin degiliz. evlat. devlet mi. sabah bir dersim var. ki dogal ama boktan. dedigimi ilet." ve sustuk bir kez daha. öyleyim.. savasa devam. "gitmek zorundayim." "Sam'e." "dogru degil. bir fare misal i kolumdan yukari kosan mucizeyi hissediyorum. iyiyim. hâlâ mücadele ediyorum. yarinin Haham'i pazar sabahi kahvaltilarin da gürler. cesur insanin hayal gücü sifira yaki ndir." "evet. yoksa çilginin teki mi? bir tahminde bulunmaktan kor kuyorum." diyor dostum. göbegi bira dolu ayaga kalkiyor oglan. çünkü sira bana da gelebilir. tüfekli devrimciler. tuhaf aksamlardan biri daha iste. korkak gelecegi görebilen insandir. kadin s airler." "yeterince önemli oldugunu sanmiyorum. iyi insanlarin iyiliklerini." "sakal birakirsin. tamamlamayi düsündügüm birkaç sone var.bir aydin ya da yazar olarak KENDI kiçin kapanda degilken bu hosluklari gözlemlemek pek memnuniyet verici. Haham. silahlarin çogunu kimin atesledigini biliyoruz. "meclis. ordu mu. iyi misin?" "evet. gözlemliyorum. tazelerler beni: gelecegin Hahamlari. aydin ve yazarlarin sorunu BU -kendi rahatlan ve kendi acilan disinda fa zla bir sey hissedemiyorlar. Plato'nun yahudi sakali yoktu. polis mi." "senin biraz korkak oldugunu düsünüyorum" "evet. ön bahçesine insanlarin çadir kurdugu b Henry Miller olmayacagim hiçbir zaman." ." "bazen ben SENIN çok iyi bir Haham olacagini düsünüyorum.

. sirada ne oldugunu bilesiniz diye. Bukowski goril olsaydi kabileden kovulurdu. daktilomun y aninda iki santim boyunda iki küçük beyaz bebek patisi duruyor. islerin nasil gittigini. ama iyi böyle. sol mememin üstünde. Sherley Temple "I Got Animal Crackers in my Soup"u söylediginde Bukowski agladi. Bukowski konusmayi bilmez. devrimci annesi ile Arizona'da bir yerde simdi. güç. duvarlarin na sil gülümsedigini sadece iki yalniz keklik bilecek. görüyor musunuz? sonra küçük bir kapiyi a ." herseye ragmen kendime göre bir çekiciligim var. güç fazlasi. iyi geceler." gidisini seyrediyorum. örümceklerden. Bukowski. 1968 yilinin temmuz ayindayiz ve kapinin kirilip gözleri bayat jöleyi a ndiran iki kisinin ellerinde hava sogutmali makineli tüfeklerle içeri girmesini beklerken örseliyorum mak inenin tuslarini. Bukowski ucuz pansiyon odalarinda agladi. sonra gidiyor. Bukowski giyinmeyi bilmez. sineklerden. çok hoslaniyorum ondan. dostum ruhumun etini kemiklerimden ayirmakta o kadar kararli ki kendi varolusun u unutmus gibi. hiç de fena görün-124 . daktilo kül içinde. Bukowski savasa gitmedi. çok güzel bir aksam geçirdim. Bukowski 45 yildir bir kez bile uçu rtma uçurmadi."telefon numaram var mi sende?" "evet. kizim Marina koydu onlari oraya. zarlarda ne geldigini. Bukowski yasli. basamaklari iniyor. bozuk paradan. rahibelerden. oturup bunu yaziyorum size. Bukowski kadinlard an korkar. "istedigin zaman burada kalabilirsin. gelmezler insallah. kiliselerden. parliyor ve gümbürdüyor. park banklarindan. Bukowski'nin fobileri var ve sözlüklerden. biraz sisman. bitten ve u cubelerden nefret eder. ama banyoya bitisik. Bukowski'nin midesi zayif." ne pencere var ne de yatak. gözden kayboluyor. hiçbir seye ihtiyaç duymazsin burad a. içi gazete ve paçavra dolu bir kiler çikiyor karsimiza. iyi bir Haham ola 122 çak. yere isedigini hiç görmedim.. "ama Bukowski çok temiz kusar. 123 RENO'DA BIR ADAMI VURDUM Judy Garland New York Filarmonik'de sarki söylediginde Bukows-ki agladi. otobüslerden.

gidip bir çift kulak tikaci alabilirim." oturma odasina dönüyoruz. "biraz Lenny Bruce dinlemek ister misin?" "hayir." . "ama çaldigim müzik yüzünden kulak tikaci kullanman gerekecek. tesekkür ederim." "sorun degil.müyor bana.

" "bir sürü insan yatti. mahkûmlar bagirip çagiriyorlar. Judy Garland'i sever." "biz bunun iyi müzik oldugunu düsünüyoruz." karisi ve iki müzisyen genç zenci var odada. biraz erken ayriliyorum." "hayir. yolda durup bira aliyorum. "niye?" "halkla iliskiler numarasindan baska bir sey degil. hücreleri nde degiller." "sesini begeniyorum." hiç susmuyor kaset çalari. kapana kisilmislara kurabiye yerine etsiz kemik atildigi duygusuna kapiliyorum."Ginsberg. Johnny'de yatti. telefon çalarken içeri giriyorum." "New York'da söylediginde sevdim onu. sonunda Johnny Cash'in Folsom cezaevinde ve rdigi konserle vuruyorlar beni. savasan insanlar için yapilacak tek sey var: savasa son vermek. kimse eline su dökemezdi. hayir. "kapat sunu. ruhu tasmisti. ama cezaevinde ancak gerçek bir mahkûm sarki söyleyebilir. "Bukowski?" "evet?" "Bill." hep ayni sey -kasap biçagi ile herkesi parçalamaya çalisan. kutsalliga ya da cesarete dair hiçbir sey göremiyorum bu iste. çikarken Johny Cash'i tekrar koyuyorlar. "bir adami vurdum Reno'da ölüsünü seyretmek için. Somewhere Over the Rainbow. hiçbir yere varamayan insanl ar." "bunu söyleyemezsin. ama yine de açlara." "sisman ve ayyas." "biz yine de seviyoruz. cezaevindeki insanlar için yapilac ak tek sey var: unlari salmak." . ya da pikabi. ama benim kafam öyle çalisir." Johnny Cash cezaevindeki çocuklari ayni Bob Hope'un Noel zamani Vietnam'da yaptigi gibi uyutuyor gibi geliyor bana." diyorum. "Bukowski.

zamanini bosa harciyorsun." "ben de gazeteyi okudugunu." "onun da sakincasi yok." "biliyor musun." "hayir. senin siirini sevmiyorum. Bill. herseye karsilar." "bana gelsene. "ben bagladigini saniyordum. seni bazi insanlarla tanistirmak istiyorum.." "benim kisisel fikrimi soracak olursan."selam." "bu cumartesi gelebilecek misin?" ." "siirine büyük hayranlik duyuyor. istedigim gibi yaziyo rum." "gazetenin siyasi görüsü beni baglamiyor. bir gün seni davet etmekten usanacagim." "cumartesi aksami n'apiyorsun?" "sözüm var. biliyorsun?" "benim için sakincasi yok.. Charley." "bu arada. ortak dostumuzdan hiç haber aldin mi?" "Paul'u mu kastediyorsun?" "evet.' "öyle mi?" "o ahlaksiz paçavra parçasi için yazmayi sürdüyor musun?" "ne?" "su hipi gazetesi." "n'apiyorsun?" "hiç." "baska zaman." "hiç okudun mu?" "elbette.

" "günün birinde seni davet etmekten usanacagim. o adam pornografi yayincisi. seni ilgilendirir mi?" "tabii. bu onlari delirtiyordu. kendine dikkat et. Buko wski'nin bes yil ömrü kaldi." "yayin hakki ------'a ait." "biraz önce Malibu'dan bir dostum aradi. neydi dertleri? Bili. o sütunlari istiyorum. bu kadar iyi yazdigini bilmiyordum. bir adam vurdum Reno'da. oturdum. Bu kowski Rimbaud'yu anlayamaz. Bukowski 1963'den beri adam gibi tek siir yazmadi. o da her an herkesin basina gelebilirdi.kazaniyordu ve 126 bir bok yazamiyordu ve sürekli telefondaydi. Bukowski 1969 model Cadillac'lari kiskaniyor. sütunlarin siirlerin kadar iyi. benimle çalisirsan üniversitelere girersin. Bukowski Miki Fare'nin bir nazi oldugunu düsünüyor." "eyvallah." bir kasap daha. ve yine." "yahu. son iki sütununu okudum. Bukowski Barney'nin Yeri'nde kepa ze oldu. siirimi kötü buldugunu söyledi. sigara yaktim. Bukowski kiçini ikinci kalite kahverengi tuvalet kagidi ile siler.. iyi geceler. Malibu'da yasiyor. hayatini yazarak -fels efi seks palavralarindan olusmus bir çorba." "o sütunlari istiyorum. sütunlarini ki tap olarak basmayi düsünüyorum. Bukowski agladi Judy G arland. daktiloya temiz bir kagit taktim." "halt etmis. iki satir yazmistim ki telefon çaldi. o . Bukowski Ginsberg'i kiskaniyor." "selam. bir bira açtim. ve küçük bok fis keleri firlatacakti bana.. "Buk?" "evet?" "Marty. yine arayacakti." "dinle. benimle giristikleri savastan muzaffer olarak çikmalari ancak beni esek sudan gelinceye kadar dövmekle mümkün dü. Marty. ben hayalarini kasaba satmayi reddeden ihtiyardim. en iyi kitapçilara girersin."hayir.

" "böyle bir seyin beni çekilmez biri yapacagindan korkmuyor mu . bütün eski kitaplarini tekrar basip bir ya da bir buçuk dolardan milyonlarca satacagiz. yüzyillardan beri baslarina kakilan girif t yazindan usanmislar artik.çevre seni kesfetti mi sirtin yere gelmez. göreceksin.

olur mu?" " ayret edecegim. Bukowski ile Castro'nun heykeli. herkes için çok geçken Bukow y Garland'a kesiliyor. tandem bisikletle zafe re pedalliyorlar -Bukowski arka selede. ON YIL. kocaman tabelada adi soyadi yazili. daha kötüsü d e olabilirdi ama. ama ögrenci sayilirim hâlâ. sonra saati hatirladim. anne beyaz. on yil. çikip arabama bindim yine. hiçbir seye kapali degilim. sonra bogulup gidiyordunuz bokun içinde. son provayi yolladilar. laf açilmis ken. bir de at bahislerinde kayb ettigim elli dolarlik bir avans. doku/ buçuga geliyordu saat. çok içiyor musun?" "Barney'nin yerinde adamin tekinin yakasina yapisip bir güzel sallamisim. o gece büroda kalip bekleyecegini söylemist i. Bukowski kus sütüyle banyo yapiyor. Marty. ON YIL. yari-zenci. Rimbaud okuyan bir zenci melezi." "tamam. Bukowski 19 yasinda iri gögüs lü bir zenci melezini kaplan kirbaci ile kirbaçliyor. Bukowski dünyanin duvarlarinin içinde kafayi yemis.. Havana günesinin altinda kusboku kapli. her ne kadar bok iyi bir hoca olsa da insanin alabilecegi ders ler sinirliydi. neyse.. talihi kimin söndürdügünü merak ediyor..." Bukowski. on. daha çok sonsuza dek bokun içind e yüzmek istemedigimiz için. baba zenci. on . büyük yazar. on yil. bir zamanlar ayni boktan iste birlikte çalismistik." "haklisin. orospu çocugu!" ." "hipodromdan uzak durmayi beceremiyor musun?" "siz orospu çocuklari kazandigim za man tek kelime etmiyorsunuz ama. ayni zamanda düstük o boktan ise.' "zaten çekilmez herifin biri degil misin? hele içince. anliyor musun?" "kitaplarini bir buçuk dolara pazara sürmeden önce ölme veya kendini öldürtme. otuz bir çekerken . Kremlin'e Bukowski'nin heykelini dikiyorlar." "nasil yani?" "o benim yakama yapisip bir güzel sallayabilirdi mesela.sun. 128 "Hank. kapi açildi. Wilshire Bulva-ri'ni kesen sok aklardan biri.mina kodugumun YILI. gurur meselesi. ortak bir yan." '"Penguin'in basacagi kitap ne oldu?" "Stanges ocak ayinda diyor. Wi lshire Bulvari'ni çok sevdigimi söyleyemem. arka tarafa park edip arka kapiyi çaldim. sütunlarla ilgili bilgi ver bana. iyi geceler.

" "yukari çikalim.. görkemden etkilenecek biri degilsin. masasina gidiyoruz. hiçbir seye kapali degilim. ama perso nelin ve sekreterlerin yoklugunda mekan gerçekten hos."Jim. eyvallah. seni sansli köpek. tanrim." pesinden gittim. iki altilik . 7-8 odasi var.

ve utaniyor um biraz." "kabul edemem. on yil. utaniyorum yilginligimdan. üstüme sinmis o sokak köpegi havasi. ben 48. dünya ögütücü ve rutin külfetleri ile saatlerim imi çalmis." "neden?" "sana yararimin ne olacagini bilmek zorundayim. "rayina oturtmak üç ayi bulur. bugün el ine ne geçtigini biliyorum.paketi masanin üstüne koyuyorum." . belli oluyor." güldü. hepsi de kötü. beni gördügü için gerçekten memnun. "cehennemi günler yasiyorum." "beynine ihtiyacim var. devrimcinin iyisi yoksul adamdan çikar." güldüm. aynalar." "benim için sakincasi yok. kendi masani. yorgunum sadece. ne boktan bir hayat yas amistim! aynalar. sarkik göbek." dedi. ne istedigini anlatti. ari gibi çalisan bir beyne sahip. "ciddiyim. böyle yerlerden yüzlerce kez kovuldum." "o sinifa dahil oldugumdan emin degilim. simdi oturmus masanin öbür yaninda adamla içki içiyorum ve o gün ne biliyorsam bugün de o kadar biliyorum. iki katini verebilirim." "dahilsin. firildagina oturmus bok herifler tarafi ndan. böyle seyleri tasarlayabilen. sana kendi büronu vermek istiyorum. ben devrimci bile degilim. parasindan degil. plani öyle mükemmeldi ki gülmeden edemedim." dedim. en az on bes yil daha yasli gösteriyorum ondan. kendi koltugunu." masanin genisligi bes metre var. bir düsün içindeki bir düsün içindeki bir düs gibi. "koçum. rahat. "sonra da sözlesmeyi yapariz. yilginligimdan.. "Jim. o 43 yasinda.." sonra planini açikladi. çok yakisikli görünüyordu açik san kazagi ile. "gerçek bir insanla konusma-yali aylar oldu. ama bu tür seyler bazen yürümez.

ama yaran olmadi -. cam elyafi fabrikasi." ". ama pezevengin üstünde uzun kollu bi r gömlek var. (beyaz adamlar geceleri ne yaparlar?) düskün bir hali var. hemen baska bir i se girdim. 'hey. 'her yerim kasiniyor! b oynum. degisiklik. ayrilmak zorunda kaldim. yarim saatte kör eder adami." "bu arada duvarlarimi kaybedersem kilerinde kalmama izin verecek bir arkadasim var. "Luke! orospu çocugu." "güzel. biliyorsun? istifa ettim. insanlarin SICAK BEYAZ BIR SIVIY I KALIPLARA DÖKTÜGÜNÜ biliyor muydun? yag ya da sos döker gibi döküyorlar. kollarim. ona bir içki ismarliyorum. ben arabami o lüks semtten çikarip gecenin son içkisini içmek için igrenç ba lardan birine giriyorum. "hâlâ postanede misin?" diye soruyor. Inanilir gibi degi kaynar sivi! ayrildim. heryerim!'.' dedi bana. iste o zaman neden koruyucu gözlük taktirdiklarini anliyorsun . yavrum!" bir baska zenci (ya da siyahi) adam. camdan minic ik oklar. sen nasilsin?" . ertesi gün ben de uzun kollu bir gömlek giyip boynuma bir atki doladim. alisirsin." "biliyorum.mina koyayim. ilk sabah makinenin basina geçtim." ik-üç saat kadar içiyoruz. herkes bana bakiyor. kumasi delip 130 tenine saplaniyorlar." "Hank. boynuna da kalin bir atki dolamis." "neyse."yürüyecek. biliyor musun? insani öldüren budur: tekdüzelik. üstümde yakasi açik ki sa kollu bir gömlek var. makineyi çalistirip ise koyuldum. bir süre sonra her yerim kasinmaya basladi.mina kodugum cami o kadar ince siçriyor ki göremiyorsun. harika. ustabasini çagirip. ve orada bir zamanlar postanede çalisan biri ile karsilasma-diysam ne o layim. "evet." "ne?" "postaneye daha fazla katlanamadim. dökümhaneye girdim. moruk. Luke. sonra o ertesi sabah (cumartesi) çikacagi yat gezisi için uyku sunu almak üzere evine gidiyor. 'önemli degil. bu ne sikim is?' dedim.

bana bakip bakip etegini yukari kaldiriyor. delidir." "evet. öyle."suradaki kaltak." "bacaklari harikulade ama. Luke." ." "hiç takilma.

önüne bakar bakmaz bileginden kavrayip sustaliyi elinden aliyor um. ey ulu polis.asak derileri. Bukowski uçaga binmekten korkar. barmenin yüzünde hâlâ ifade yok. ey dengeli ve dengesiz ve kutsal v e kabiz hepimizi tek tek güzelce sizdiran saat tiktaklari. ey yalniz ahtapot. Luke 8. Bukowski daktilo silecekle rinden çarpik figürler yapar. ey fiskiyeli . ama s everim aptallik yapmayi. saatin ikiye geldigini fark ediyorum. ne kancik. kadin pesimizden geliyor.". su damladiginda Bukowski aglar. ey her yerdeki ulu budalalar. yetmisti -sabah. barmene bakiyorum. çikariyor. ey çirkinlesecek çocuklar. Cadde ile Irola yakinlarinda oturuyordu. elbette. ne Sihirli Degnek. aksam ve gece. siz orospu çocuklari sustalimi aldiniz. "beni eve birakin". bir bira açip salincakli koltuga oturdum. çikip arabama yürüyoru z. ey ulu diktatörler. dügmeye basiyor. ne Külkedisi. "selam. ne de Büyük Dehalar Asla. Uçurtmadan sarayina ve zamankarti meleklerinin huzuruna çiktigimizda bir kez olsun . evine vardigimizda kapiyi açti. Luke'un arabasi yok. "ne çikar. "neresi?". ey altin dünyanin sefil ara sokaklarinda yatan ber duslar. ey . ama uzun zamandan beri ilk olamamissan ve büyük bir SANATÇI ve hayat adamiysan. içkisini deviriyorum. yüzü ifadesiz.birer içki daha söyledim. Bu-kowski agladiginda su damlar. harikulade alti santim uzunlugun da çelik firliyor." Century yolunu yarilamisken o harikulade bacaklarin arkada havaya kalktiklarini görüyorum. güzelim. ey bütün bunlari basimiza musallat eden Tann. sustaliyi bir onluga sarip eline tutusturdum. i yiydi.asak derileri. kimiyle ikinci ilkten iyidir. kapatip cebime koyuyorum. aptalca. ikinci likle YETINIRSIN. ey hüzün ve kapanan duvarlar -ne Noel Baba. Bukowski Noel Bab a'dan nefret eder. Bukowski kahverengi bot giyer. kapiyi açarken telefon çalmaya basladi." elini çantasina sokuyor. ey ulu silahlar . bok sadece ve bokun silinisi. ey insanligi n sabah ayakkabisinin yine görmedigi taze köpek boku misali her yerdeki çirkinligi. Luke'un yanina gidiyorum. Ikinci olmakt an nefret ederim. ey daha da çirkinlesecek çirkinler. guguk -bok sadece ve köpeklerin ve çocuklarin kirbaçlanisi. bacaklar indiginde karanlik bir köseye çekip Luke'a biraz hava almasini söylüyorum. fiskiyeli mabedler. içkimi alip yanina gittim. "Century civari. barmenden iki altilik istiyorum. tel efonun zilini dinledim. hem çocuklarin aralarinda dedigi gibi. içkilerimizi bitiriy oruz. "bir adim daha atarsan seni hadim ederim!" diyor k ancik.". sadece hastasiz doktorlar sadece yagmu rsuz bulutlar sadece günsüz günler. "dünyanin yolu. bana yakin sayilir. ey.

oturdum ve telefonun zilini dinledim. . evet öyle yaptim.KENDIN. Irola'dan sapip dosdogru Normandie'ye sürdüm. sonra içeri girdim. bizim ve SANA bütün yapacaklarimiz için MERHAMET MERHAMET MERHAMET diye bagiran sesini duymak istiyorum.

ona fazla yüklenmeye çekiniyordu. o ve ben.132 KADIN YAGMURU dün. o kitabi okudugum günü hatirliyorum. batiya. basini deliklerden birinden çikarirdi.1975? ve tanrim. külüstür. karanlik ve igr enç bir ölüm dolabi: Los Angeles. bulvarlarin en kasvetlisi. günlerden cuma. ve arabama bindim. ve ben neredeyse ölmüstüm. disçiler dis çekemiyorlardi. M.ayik kal be adam. SAVAS.000 yilini görmek isterim. karanlik ve yagmurlu -bir ölüm dolabi.IKTIR!" çekip arabayi çalistirdim.servis sefini görmen gerekirdi ama servis sefi sürekli bir yerlere saklaniyordu. diye geçirdim içimde n. diye düsün dügümü hatirladim. deyip durd um kendime ve kapidan çikip evsahibimin bahçesine çiktim. dagilma. kusturucu po sayi çignemis tükürmeye hazirlaniyordum. Cuma. direksiyonunda solgun bir sarisin oturan kirmizi Chevy'nin yanina çektim. diye geçirdim içimden. solgun s arisinla huzursuz ve nefret dolu bir sekilde bakistik -ben çölün ortasinda kimsecikler yokken . orada saatlerce otursan bir al-lahin kulu gelip ne istedig ini sormaz. 2000 yilini görmek istiyordum. aksamüstü. dagilma. babam her allanin günü posami çika ken 80 yasina kadar yasamak. California. bunun sihirli bir sey olacagini düsünmüstüm. karanlik ve yagmurluydu. lanet olsun!. ne hari kulade bir insan! -ve bir sey sorarsan kafasi bozulurdu. yil 1975 . karanlik ve yagmurlu. servis yok. Çin gibi on milyon kilometre uzakt a. geri vitese taktigim gibi çiktim ora dan. 1984'e bir sey kalmadi. agzinda sakiz. matemin kusan köpekleri -karanlik ve yagmurlu. kiç kiça dikilmis camdan hiçlik 133 ler. gelecegin oyun kurucularindan birinin sall adigi futbol topundan son anda egilerek yirttim. ve güneye saptim. karanlik ve yagmurlu.C Slum'in serv isine girdim. tamirci ler arabalari tamir edemiyorlardi. bir tamirci görürsün arada sirada. durmadan kalkip inen silec ekler ve camlarin arkasindaki o YÜZLER! -peh!. Çin on kilometre ötede. o da bana bakip sönmüs bir volkanin içinde kimsecikler yokken . ve gidip on iki taksitin besincisini y atirdim. beni gerçekten öfkelendiren tek caddeydi. aslinda bütün korkunç gerçek KIMSENIN ELINDEN HIÇBIR SEY GELMEDIGIYDI-sairler siir yazamiyorlardi. berberler saç kesemiyorlar . diye geçirmistim içimden. 1984.ikerim onu. ayik kal be adam.ikerim onu ancak diye geçirdi içinden ve bir ". ve simdi-neredeyse oradaydik.ve çocukken 2. simdi hersey her allanin günü pos ami çikarirken o istegi duymuyorum artik -her gün tek tek simdi. bir blok batiya sürdüm. sonra da Hollywood Bulvari'na sürdüm.o da tamirciden korkuyor.Sunset'e girdim. sonra aslinda Sunset Bulvari'na gitm ek istedigimi hatirladim. ah. ki bir o kadar boktandir.

serv is sefi sen misin?" "HAYIR! HAYIR! BEN SERVIS SEFI DEGILIM! ORAYA PARK EDEMEZSIN. bakanlar ve baskanlar örümcek agina yakalanmis sümüklüböceklerin sagduyu a sahiptiler. büyük yeni bir araba. cerrahlar nesterle çuvalliyorlardi. ekmeklerden ve fasulyeden dis kiran küçük taslar çikiyordu. futbolcular korkaktilar. ARKADASIM!" "peki. kapisi ar alik. telasli bir hali vardi . karanlik ve yagmurlu. servis sefi nerede? tuvalette çüküyle mi oynuyor?" "GERI VITESE TAK. iri ve kara bir orospu çocugu agzinda puro bana dogru g eldi kosarak: "HEY! SEN! SANA SÖYLÜYORUM! ORAYA PARK EDEMEZSIN!" "buraya park edemeyecegimi biliyorum! sadece servis sefini görmek istiyorum. BURDAN ÇIK VE KARSIYA PARK ET!" geri vitese taktim. hafif uçuk. çoraplarini kaybedi yorlardi. Biers'in servisine girip kapinin yanina park ettim.di. falan filan falan filan. çamasirhaneler gömleklerini ve çarsaflarini yirtiyor. ayik kal be adam. arabadan in dim. geri yürüdüm ve üstünde "Servis Sefi" yazan küçük kürsünün yanina 134 dikildim. bir kadin girdi içeri arabasiyla. dag ilma. oradan çikip karsiya park ettim. tel efoncular sübyanci. valiler.

uzun gri çoraplar. tikaliydi ve ürkekti ve yorgundu islak Los Angeles aksaminda. "EVET. diye geçirerek.hatunun. "62 Comet. az kalsin eziyordu da. kadina kaputun nasil açildigini sordu ve ben dikildim orada onlar kaputla u grasirken. 1984'ün üstünden yirmi . yaslandigim duvardan ona dogru yürüdüm." Heritito'ya anahtarlarimi verdim. ama adamin refleksleri güçlüydü. kimbilir kaç erkek öldürmüstür? iri er. en aptallari en iyi .ikilir çünkü insanda nefret duyg usu uyandirirlar. "anahtarlarini ver. himm." dedim Heritito'ya. tuhaf tuhaf bakti bana. mini mini bir etek. her zaman yanimda iki -üç yedek anahtar tasirim. ne bacaklar. DEVAM EDIN!" bacaklarina bakarak. HERITITO!" ufak tefek bir Japon geldi kosarak. ikimizin de kamisi kalkmisti. ben duvarima yasla nip trafigi seyrettim. "YARDIMA IHTIYACIM VAR!" dedim kalkmis kamisimla yürüyerek. etegi kalçasina kadar siyrildi inerken. "YARDIMCI OLABILIR MIYIM." dedim Heritito'ya. DEVAM EDIN. karanlik. BAYAN? SORUN NE? AKÜ? AKÜNÜZ MÜ BOSALDI?" ve kosarak gidip tekerlekli bir arabaya monte edilmis bir a kü ile döndü. kadin üçüncü ya da dördüncü denemede arabayi çalistirdi. o orada kalakaldi. uçak pullarini çagristiran kirmizi bir agiz. "rot balans. "PEKALA. bacaklarina ve kiçina bakip içimden. aptal kancik. sonunda kaputu açtilar. ve bütün aptalligi ve uçuklug uyla orada öylece durdu ve servis sefi erkekler tuvaletinden çikti. servis sefi tuvalete giderken Heritito'da 62 Comet'e dogru yürüdü. arabadan indi. "NASIL BIR YARDIM?" "rot balans seklinde. sorun degildi benim için. "HEY!" "NE VAR?" dedi. bakakaldim bacaklarina." "HEY. kad in köseyi döndü. "El FRENINI ÇEKIN! ITESI BOSA ALIN!" kus beyinli kancik. sef kablolari baglayip kadina arabasini çalistirmasini söyled i. bakarak. evhamliyim. sonra da vitese takip kablolari çikarmakla mesgul ol an servis sefini ezmeye çalisti. SIMDI GERI VITESE TAKIP BURADAN ÇIKIN VE BINANIN YAN TARAFINA PARK EDIN! AKÜNÜZÜ DOLDURACAGIZ!" hatun geri geri çikarken o da arabanin yanisira kosup basini pencereden içeri soktu kadinin bacaklarina bakarak. diye geçirdim içimden. bagirsaklari bok dolu. EVET.

toplumun tamami karincalara ve hamamböceklerine sunulan bir dogum pastasi denli anlamsiz. Heritito tekerlekleri söküp yürüyüse çikti. . blokun etrafini iki kez dolandim.yil geçmisti bile. 200 kisinin anindan geçtim. karanlik boktan bir yagmur. Heritito 12 taksitinin 5'i ödenmis mavi Come t'imi rot balans çukuruna gazladi ve kamisim indi.

muhtaçtim atlara. anah tarligi tutan elim titredi. sadece BIR bagaj a nahtarim kaldigini fark ettim.tek bir insan göremedim. iri takma disler." o aksam atlar kosuyorlardi. son zamanlarda sansim yaver gidiyordu. e tegi dizlerine kadar inmis. belki 20 yil önce. bir gitar. sev anneannenin sigillerini. döndüm. yarim saat sonra arabayi rot balanstan çikarip park etmisti. bana bakti." "hi mm. düz ayakkabilar. etegi nerdey-se kiçinda ve allahim. araba taksiti. orada durmus anahtarimi anahtarligima takmakla mesguldüm ki mini etekli ve semsiyeli bir hatun girdi içeri. 14'ünde. benim bildigim mini etekle örgülü kalin çoraplar filan giyilir. "beni ezmene ramak kaldi!" yüzünü hiç görmedim. neyse. sahip olmayi isteyecegim t ek sey bile göremedim o vitrinlerde. Heritito'nun eli hayli çabuktu. g eri geri çikan kadinin teki beni altina aliyordu az kalsin. karanlik bir yagmur. önünde bir araba var. süpersin." dedi anahtarci. paraya ihtiyacim vardi. tanrim. o . elimde anahtarlik kös eye kostum. gözlerde deli bir bakis. ne vücut! herkes bakiyordu. ayin 13'ünde kira. yagmura baktim ve yavasça bana dogru geldi. bacaklari sül beyaz. gülümseyerek. "n'apicagim beyefendi?" "soguk bir sey iç. bu da alti buçuk demekti. neyse. yerdeydin. radyo. nafaka. insanlarin nasil geçindiklerini anlayamiyordum. servisin içindeki anahtarciya dogru yürümeye basladim. 15'inde. dükkanlarin vitrinlerine baktim. fazla yasliydi kadin. jartiyerleri mordu: "nereye gittigine dikkat etsene. insanin suratinda iki kiloluk kirmizi bir eldiven gibi patlayan anlamsiz seyler. hâlâ yagiyordu. ama hepsinin üstünde etiket vardi. nereye ödüyorum?" "bitmedi. küt." dedim ba-136 caklara." dedim ve yürüdüm. ne halt yiyebilirim ki gitarla? yakabilirim. anahtarin parasini öderken yasli bir kadin gel di kosarak. bir pikap. "Hey. ama oyunlarimi saptayabilmek için bir saat önce o rada olmam gerekiyordu. televizyon. basarisizlik. "sey. anahta ciya gittim. ama bu eski tarzda giyinmisti -topuklu ayakkabilar. sortlari arabanin bagajina koydum. yagmur. cinsell igi yok etmeye yönelik boktan seyler. yedi buçuktaki ilk kosuya yetismek istiyordum. onlarsiz hiç sansim yoktu h ayatta. beklerken markete girip 5 dolara 4 adet sort aldim. bagaji kilitledim. sev. evhamli birini kesmez. bir anahtar daha yaptirdim. basimi pencereden çikardim. iki ayakli bir seks bombasiydi. uzun naylon çor aplar. minik anahtarimi yaptirmi stim. kamyonun teki önüme park etmis! çikamiyorum!" "beni baglamaz. basimi penceresinden içeri sokup baca klarina baktim. balansi yaptik simdi de rot ayarina sokacagiz. sev.

15'inde arabanin taksiti. "umarim bu gece eglenirsin!" dedi kadin. 14'ünde nafaka. dünya adami. adiyla seslendi. kadinin pesinden markete girdim. yedi buçuk. et reyonuna gidip bir numara aldim. kivirtarak. ama kiç köseyi döndü ve agir agir imdan geçti. iyi giyimli bir adam kadinin arkasinda n kosturdu. 92. suna bak!" diyo rlardi. yüzü de hostu. "aman allahim. markette çalkalaya çal kalaya yürüyüsünü seyrettim. bana dogru yürüyordu. NE YAPACAGINI BILMIYORSUN. NASIL DAVRANACAGINI . ete ihtiyacim vardi. 92 NUMARA. "seni gördügüme ne kadar sevindigimi bilemezsin!" dedi adam. kadini ekiyor muydu dangalak? ha staydi bu herif. istekli. diye geçirdim içimden. 4 sort 5 dolar. ama ilk kosuya yetismeliydim. yarigi faras gibidir belki. anahtari anahtarliga taktim. harikulade nerdeyse. kivirtarak. erkekler baslarini çevirip birbirlerine. ilk kosu ilk kosu.kiçi arkadan seyretmek istiyorum. genç. bana bakip gülümseye rek. diye geçirdim içimden. KORKUYORSUN ONDAN. rot balans. uzun uzun bir seyler anla tti ve kadin gülümsedi. bakiyor ve gü süyordu. 13'ünde ki ra. sonra duvara yaslanip öylece durdu. beklerken onu gördüm. benden on adim uzakta. yemedi götüm.

ama bil iyordum çuval-ladigimi. Bogart. ben. saraplarini içerken kahkahalar atan Benediktin papa zlari. YÜKSEK YÜKSEK ve KESINTISIZ. muhtelif ihanetlerle suçlamislardi birbirlerini sairler. tuvalete gazete kagidi atacak. bu arada herbiri daha fazla taninmayi hakettik-lerini. digerlerinden daha iyi yazdiklarini iddia etmislerdi. dayanilir gibi degildi. okudu beni. Los Angeles. tursulari ve sosisleri kutsayan hahamlar. arabalar kalkip inen silecekleri ile geçmeye devam ediyo rlardi. geceleri horlayacak. yerimden kalkip yarim kilo kiyma. ve ben. git a tlarina oyna. cuma aksami. camlarin arkasinda yüzler yoktu. bit mislikle. SÖZCÜKLERI BILMIYORSUN. ben de elimde içki. sana tasinmak isteyece k. ama h ersey kafadan baltalanmisti zaten. saatime baktim -bes buçuk. "92 numara. kötü yazmakla. sigarami önüme firlatip baktim. ve tamircilerden biri gelip arabami balansa aldi. çüküne sar eti. ama bir sekilde çok da önemli d egildi artik. maden ocaklarinda . git etini al. yasliydim. birden yanimdan yürüyüp geçti. ihtiyar. disari çi ip köseyi döndüm ve bir bar aramaya basladim. KORKUYORSUN. sonra yagmur söndürdü. ondan kazanacagim parayi ikinci kosuda Keloglan'a yatiracaktim. yagmurlu boktan bir günde cenn etten bir armagan. . yagmura çikip arabama gittim." dedi kasap. ben pas geçtim. istemisti beni. dünyanin isi bitmisti. görmüs geçirmis adam. ödümün bokuma karistigini hissetti. BiersSobuck'un duvarlarina yaslanmis. haftada sekiz kez düzülmek isteyecek. DÜNYA 137 ADAMI. yetisebelirdim belki. alti erkek bakip zafer düsleri kurdu. düzüs yok. 92 numara. iyi bir avi. tan rim. DELILIGIN GECE SOKAKLARI ben ve oglan benim evimde verilmis bir sarhos partisinden arda kalmis oturuyord uk ki disarda biri klaksonunu öttürmeye basladi. hayir hayir hayir hayir. bir kiyaslama. ilk kosuyu kesin Kamikaze götürürdü. bagaji açtim. budalanin tekiydim. omuzlarim sarkmisti. ihtiyar. küçük bir biftek ve bir ki lo pirzola satin aldim. ilk kosuya yetismeliyim. geçmisti benden. sairler ve kadinlari gitmislerdi. bütün kasinan maymunlar. duvara yaslanmistim. bunu biliyorsun.BILMIYORSUN. agzimda puro oturdum öylece hiçbir sey düsünmeden -sairler gitmislerdi.asak yok. AMA NEDEN ET REYONUNDA? ve sorun çikacak. delinin teki. yanik ucu bana geri bakti. kolay bir avi kaçirmistim. klaksona ragm en huzurluyduk. olacak is degil. eli firlattim ve bütün görmüs geçirmisligimle ara yaslanip arabami rot ayarina sokmalarini bekledim ilk kosuya yetismeyi ümit ederek. eylem adami -Bogart. yagdi ve yagdi ve yagdi.

ama kesmediler vidividiyi. puro iyiydi. oyunbo zan. kendine gülme yetenegi de vardi. su klaksonu çalana klaksonu g. en azindan kuru bir edebi bok parçasindan fazla bir seyler olma olasiliginin belirtisi. oglan karsimda oturuyordu . barbar ve çogu kötü yazan yazarlar." fena yazar sayilmazdi oglan. "dinle. ikinci siir kitabina önsöz yazmistim. dünya B oston'da Pound'u ya da Spoleto'yu ya da Edmund Wilson'u tanidigini. "disari çikip hadlerini bildirelim sunlara. yoksa ilk miydi? neyse.tüne sokmasini söyleyelim. ya da Dali'yi iç ça 139 masin ile ya da Durell'i bahçesinde otururken gördügünü anlatanlarla doluydu. ki bazen büyüklük belirti sidir. degerli. minik borno zlari ile .2 yil çalismanin onlara çok iyi gelecegini söyledim." dedi oglan. simdi gitmislerdi.

"bosver klaksonu. oglan iri ydi ama biraz tombula kaçiyordu. kadin ise daya nir klaksona. ve SIMDI de siz ONLARLA konusuyordunuz..tüne sokmasini söyleyelim. ne var ki azmanlarin hepsi kafayi yemislerdi ve o sert erkek siirlerini t irnaklan ojeli ibneler yaziyorlardi. koca John Thomas ise hep oglan orada degilmis gibi davranirdi. aslinda siyasi degildim." dedi oglan. bizim gibiler için kafesler hazirdir. Ernie?" "kitaplari okudun. güzel. içinde yumusakti. Hem'in boga güreslerinde ögrenip yazilarinda kullandigi gerçek buydu..I. ne se ref." 140 "bir içki içmek için ugramayi düsündüm. oysa bir hamle yaptiginda matematik hesabi da yapmak zorundaydin." dedi oglan Bukowski efsanesini n (ödlegin tekiyimdir aslinda) ve Hemingway'in ve Humphrey Bogart'in ve pantolon paçalari siv anmis Elliot'un etkisi altinda. kadindir kesin.karsiniza oturup anlatirlardi.A'nin beni izledigini saniyormusum. sesini duymak ne güzel." ". koca Hem ve Buk." dedi oglan. Ispanya içsavasi ve bütün o saçmaliklar. yüz elli kilo ve ölümsüz siirler yazan. azman adamlardan hoslaniyordu. "klaksonun önemi yok. ben bir kafese daha katlanabilecegimi sanmiy orum. oglanin kafasindaki imaja uyan tek sair koca John Thomas'di. sert ve tehikeli. klakson sesi kesilmedi." dedim ona. ne önemi var? herkes anlamsiz hamleler pesindeydi." "disari çikip klaksonunu g. ben puromu tüttürdüm. su anda kent disinda oldugum söylenebilir. telefonumun dinlendigini sa-niyormusum. erkek kesik kesik çalar. "ben gidip agizlarina siçacagim. zil zurna sarhostu.ikerim böyle isi.. akil hastanesine girip çiktim. ögünlerini hiç sektirmemisti. "bak. sefkatliydi. ama tanrim." dedi oglan." . aklimi kaçirdigimi iddia ediyorlardi. onu sahneye sürükleyerek çi arip mikrofonun önüne yerlestirdik. ne ilgisi var. paranoyak oldugumu. Insan ve Supermen. Buk." "evlat. C." "hey. korkulu ve hepimiz gibi biraz deli. hiçbirimizin sansi yoktu sonuçta ve "evlat. kesintisiz ve kocaman bir kadin nevrozu. melodik tehditler savurur. 5 ya da 6 ya da 8 ya da 10 saat araliksiz içtikten sonra asla sokaklara çikma. diye geçird im içimden. ama sola ilgi duydum hep. biliyorsun. supermen etkisi altindaydi oglan . çok isterdim. zaten bir erkek böyle basmaz." "ben disari çikip kalayi basacagim. "Jimmy Baldwin. tanrim. ". firladi kapidan disari..".. Hem? Buk ben. ah." tanrim." "ama neden yaptin. oglan yahudiydi ve koca John Thomas'in kökle ri Adolph'a kadar uzaniyordu. bir doksan boyunda. ben im hipodromlarda ögrenip yazilarimda kullandigim gerçek. "alo. kendi yapimim kafesler bana yeter.Burroughs'u son gördügümde..

Romantik olmasina romantikti r ama bir anda tuzaga dönüsür." "sahici olmadigini biliyordum. IHTIYAR BALIKÇI VE DENIZ'e inandiklarinda dünyanin iyice çürüdügünden emin oldu "biliyorum. eski tarzina döndün." "biliyorum. yas li bir osuruk gibi oturup içmekten. yaslanmistim." . dinleyecek birini buldugumda bayat hikayeler anlatmaktan baska bi r sey gelmiyordu elimden."evet. ama isin gerçegini bilmek istiyorsan fena halde aksamdan kalmaydim ve artik yazamadigimi biliyordum. ama artik sahici degildi. beynimi uçurmaktan baska çarem yoktu. ÖDÜLÜ verdiler ve kuyrugum uzamisti. siz edebiyat adamlari sola meyillisinizdir.

cildim son derece hassastir. yeterince savas görmüstüm. arabayi itmek için yeterince yer yok. Charles Bukowski. Buk." "tamam. ben DeLongpre avlusundaki döküntü dairelerden birinde yasiyordum. ve ÖGLEDEN SONRA ÖLÜMÜ okumamistim. sinemaya gitmem. gündüzleri daktiloyu atesliyordum. kadinin kendi evi vardi. "baksana. genellikle. binanin sahibi bir gün avluyu büyük paraya satacakt ve buldozerler avluyu yerle bir edeceklerdi. hiç çekmiyordu avucunu klaksondan. yolu açariz. yavrum. Hemingway'in dostu." dedi. tatli bir pinar gibi akiyordu hayat. hem de nasil. bir blok kuzeye on blok batiya yürürsem YILDIZLARIN ayak izleri ile kapli kaldirimlarda yürüyebiliyordum . masanin iki yanina tutunup. görüsürüz. isimlerin ne anlama geldiklerini bilmiyordum.ikmisim. penceremde kocaman bir delik açildi. 69 model yeni bir arabada yasli bir kadindi klaksona basan. "evet. bacaklari yoktu. yürüdüm. gögüsleri yoktu. 69 model bir araba ve kontak sadece." yagmur çi-selemeye baslamisti. yazik. ruhum da asagi kalmaz. evlat. Ernie. "arabayi iter. ."pekala. ben eve gidip içkimi içecegim. ve iste sokaktaydim. büyük ve total bir kontak. sar hos. . su eski tip adami numarasi. televizyonum yok." dedim. kitabina önsöz yazmistim ya bana sahip olmustu. daha sonra yalinayak sarhos gezinirken ayagima (sol) cam parçalari gir di ve doktorum bana agri kesici bir igne yapma zahmetine katlanmadan tabanimi yarip cam parçalarini çika rirken. aslina bakarsan benim umurumda da degil. görüsecegimizi biliyorum. ben. oglan benim adima da konusuyordu. kapi komsum kaçigin tekiydi. oglana bakmak için disari çiktim. "genellikle. o zaman biraz daha müsfik davrandi. Er-nie'nin. radyom bozul unca pencereden firlattim. beyni yoktu. arabanin teki kadinin park girisini tikamisti. "bak. arada sirada ne yaptigini bilmez halde dolandigin oluyor mu?" diye sordu. bir nüshasini nerede bulabilirim? oglan aptal ve saygin mülkiyet hakkini talep eden kaçik kadina." sonra gerekli olmayan bir yarik açti ayagimda. günes dogana dek süren partiler ver iyor. doktor. pencerenin kapali oldu gunu fark etmemistim." kapatti. ti msahvari. radyo degil. doktorlar neden benden üstün olsunlar? anlayamiyo rum.

üstünde beyaz bir tisört var ve siir kitabina önsöz yazdigim sisman yahudi saire bagiriyor. sertçe. avluma girmek üzereydim ki birinin bagirip çagirdigini duydum. . döndüm.yürüdüm. siska bir oglan. çilgin. beyaz tisörtün bu isle ne ilgisi var? beyaz tisört benim yari ölümsüz sairimi itti. söyle bir tablo vardi elimizde. yasli kaçik kadin arabasinin klaksonunu öttür-meye devam ediyordu.

anlasilir gibi degil.Bukowski.. en son ne zaman birini patakladin? kadin elbisesi yakisir sana. kadinin park girisi açilmis ama bu kez de kadin arabasini içe ri sokamiyor. ." diye itiraf ediyor sonunda. geri aliyor. gözü dönmüs. "bilmiyorum. ilk geçiriste sinyal lambasi gidiyor. benim yahudi sairim yanima geldi. g eri . durduk öylece Hollywood ayisigi igrenç bulasik suyu gibi üstümüze dökülürken. "neler oluyor?" diye soruyorum oglana. sol diregini denesen mi? eski bir ahir kapisi gibi sallarsin ve on dövüst en ancak birini kazanirsin. kadin klaksona dayanmaya da devam ediyor. gazliyor. bu arada kaporta katliami sürmekte." oglan hahamlik egitimi aliyor. sana hiç unutamayacagin bir sey gösterebilirim yavrum -alti buçuk santimlik tas gibi bir kamis. arka kapinin yarisi hasat. o iki yazar için benimle birlikte olm ak büyük sans. hayir sag çamurluk. Norse-Bukowski-Laman-tia. b eni ezmesine ramak kalmisti." diyor. hay allah. senin sicilinle bir kez daha sopa yesen ne olur? yahudi sairime yardim etmek için olay yerine yöneldim ama sarimin beyaz tisörtü püskürttüg sonra benim döküntü avlumun yanindaki yirmi milyon dolarlik gökdelenden genç bir kadin çik 142 ti kosarak. bey az tisört ayisiginda sallaniyor. giris açisini dogru ayarlayamiyor bir kere. beyaz tisörtlü oglan deli gibi söylenip duruyordu. park giri si serbest. bastan neden oraya park etmemisti? neyse. Bukowski-Norse-Lamantia. gaza yükleniyor. beni. PENGUIN kitabi yakinda basacak. o yapay Hollywood ayisiginin altinda kiçinin hoplayan yanaklarini sey rettim.ne? hay allah. yarigi siirsel ruhum için ölürken arabasina bindi. çalistirdi. arabasini habire geri alip önündeki beyaz kamyonete geçi riyor. tampon ve sol çamurluk. bana hiç firsat tanimadan sallanan kiçi ile 68 model Fiaria'sina kostu. yasli kadinin park girisinden gazladi. BUKOWSKI'yi. Penguin kitaplari. hay allah. her nasil ya /iliyorsa. sonra da yirmi milyon dolarlik gökdeleni n yer altindaki park yerine daldi. tal degisir belki.. "anlamiyorum. Bukowski'yi. evet sag çamurluk hasat. öyle zordur ki intihar. "günün birinde iyi bir haham olacaksin ama bütün bunlari da anlaman gerekiyor.

benden bile yasli." gitmek üzereydim." diyorum. gitmek üzereydim ki burusuk kahverengi pardösülü ve gözlüklü yasli bir adam. neyse adam beyaz tisörtlü oglanin karsisina dikildi. 143 . "John Thomas burada olsaydi herkesi öldürmüstü."içkiye ihtiyacim var. bu da li demektir. ama ben John Thomas degilim. kadin beyaz kamyoneti parçalamaya devam ediyordu. gerçekten yasli.

beyaz tisört ihtiyara bir tane daha çakti." "ya adalet?" "iste adalet: genç olan yasli olani sopaliyor. arabanin içinde oturup çiglik atmay a basladi. hep öyle olur zaten. gözün toplayabileceginden daha hizli. iyi kafayla yakalanma. eski kahve rengi pardösüsü ile söyle bir dönüp yere serildi ihtiyar. göz açip kapayincaya kadar gerçeklesmisti hersey. adimlarimi siklastirdim. firlatilmis. dönüp daireme dogru yürüdüm. beyaz üstüne bir yesil dalga. yasayan ölüyü sopaliyor. adam tam olarak kalkamadan bir tane daha yerlestirdi." "yasli adamlar bunun için vardirlar. ilki itisti saniyorum. olup bitenlerin bir anlami varsa bile ben ipin ucunu iyice kaçirmistim.burusuk kahverengi pardösülü ve gözlüklü yasli adamin elinde büyük bir teneke yesil boya v iki kilo boya vardi o kutuda." "ama o yasli adama yaptigi igrençti. "neden gidip onlara olanlari anlatmiyoruz?" "çünkü herkesin hayat tarafindan delirtilip aptallastirilmasi disinda hiçbir sey olmadi . 69 model arabasinin içinde bitmisti . çok ilginç. ikincisi nin itis olmadigini biliyorum. anlamiyor musun ?" "sen bu laflari ediyorsun ama sen de yaslisin. bir zamanlar kalbinin oldugu yere. isin tadini çika riyordu beyaz tisört. sonra ekip otosunu gördüm. göz ve ruh o taskin HAYVAN e ylemine yetisemez. isyan ya da dövüsler ya da herhangi bir olay. ama yasli adamin yere serildigini gördüm. boyanin çogu iskaladi oglani o boktan Hollywood ayisiginda. oglan pes en geldi. ölmüstü ve anlayamiyordu. ve yasli adam boyayi Delongpre Bulvarinda daireler çizen beyaz ti sörtlü kaçik oglanin üstüne boca etti. "himmm. "TANRIM! O YASLI ADAMA NE YAPTIGINI GÖRÜYOR MUSUN?" diye sordu genç sair bana." . olaylarin bu kadar farkli yorumlanisi da bu yüzdendir. bu toplumda sadece iki seyin önemi var: parasiz yakalanma. ne anlama geldigini bilmiyordum. klaksona dayanmaktan farki olmayan bir sürekli çiglik hali. Sonra ayaga kalkti. adami yere serdi. içeri girelim." "biliyorum. beyaz tisörtün yumrugu yasli adamin suratinda patladi ve gözlüklerini kirdi." dedim yanima bir bira ya da en azindan bir puro almadigima hay iflanarak. arabadaki kadin elini klaksondan çekti.yüzde doksanini rüzgâra iser sadece. ama bira zi isabet etti. ve içinde küçük bir parça hâlâ fa aydi bunun -kimse ruhunun tamamini yitirmez. kancalanmis ve parçalanmisti.

polislerin çogunun tavada bir biftegi. . homoseksüel ve sadistik hristiyanligin yargiçla ri olmak üzereydiler. efendim.birkaç bira getirdim. orta karar bir kiça ve bacaklara sahip bir esi ve Bokköy'de küçük ve s essiz bir evi olan orta-sinif hizmetkarlar olduklarini düsünürsen -Los Angeles'in hakli oldugunu kanitlam ak için gözlerini bile kirpmadan öldürebilirlerdi insani. ama tutukla mak zorundayiz. duvardan o aptal ekip otosunun telsizi duyuluyordu . oturduk. yirmi iki yasinda coplu ve silahli iki genç 2000 yillik salak. üzgünüz efendim. sizi tutukluyoruz efendim. ütülenmis siyah üniformalarinin içinde kendilerini bosuna bu kadar iyi hissetmiyorlardi .

o denli kabarik ki kaçiklarin sayisi bos verirsin. birak dünya kendi basinin çaresine baksin. yesil boya kurumustu sokakta. siki bir yudum aldim." oglan gitmisti. Bukowski. gidip anlatalim. dünyaya atildi. kiralik yatagimin basligina yerlestirdim.. herkesi uyandirirlar. hapiste geçirdigim en uzun süre Los Angeles Üniversitesi'nin kampüsündeki bir gösteriden dolayi yedi saatti. duvarlari yikmaya çabalarlar. bu gece noktalanmistir bana kalirsa." "yok anlatacak bir sey. Jeffers'in . "evlat." "ama kapinin önündeler. . siirlere bir göz atip bir seyler söyleme k istersin diye düsündüm. ve birinin siir kitabina bir ÖNSÖZ daha yazmistim. evlat. uyudu. gidip polislere olanlari anlatalim. iki birayi da bitirdim. ikisini de açtim ." oglan ödlegin tekiymisim gibi bakti bana. sonra bos bir arsaya firlattim kesekagidini. daha kaç tane? "hey. tuvalet tikanmisti. oglan sabahin dokuz buçugunda uyandi. üç önsöz. huzursuzdular. birakirsin dolansinlar sokaklarda üniformali ya da üni formasiz. Mic heline de bir baska erkenciydi. biçakla malar. erken kalkanlari bir türlü anlayamamisimdir. oglani yolcu ettim. siçmam gerekiyordu. Maeterlinck'in mavi kusu ölmüstü. insanin ögleden önce kalkmasi için budalanin teki olmasi gerektigini düsünüyorum. sonra disari çikip ögle yemegi yaninda ise giden biri gibi kese kagidi ile yürümeye basladim. Hirschman kanli sag burun deligi ile karanlik bir odada oturuyordu. üç parça bok. bu isi en iyi Nor e çözmüstür -pijamalarin ve ipek sabahliginla otur. biz de içerde oturduk ve oglan söylenip durdu: "hadi. hava saldirilari. bokumu alip kesekagidina koydum.2000 yillik hristiyanlik. öyleydim. sarhossan ne olursa olsun suçlusun. sokak soygunculari. sokaklara çikip onun bunun kapisini çalar. lütfen. elimizde ne var? çürümekte olan bok yiginini bir arada tutm aya çalisan ekip otosu telsizleri. kimse bileme Bukowski'nin nasil aci çektigini." "bir seyler söylemek mi? ben siir sevmem be adam. bir siir kitabim çikmak üzere. uzandim ve Cummings'in. ev sahibi üç gündür ortalikta yok tu." "hayir. baska ne? bir ton savas. bir seyler söyleyiver. iki bira aldim. çöpçünün ve gazetecinin yaptigi gibi ölümü bekledim." kanepede uyumasi için battaniyeyi firlattim.." "canim olsun.

.

" ." "Anlamiyorum. kocalari onlari bagisladiktan sonra çikip kocalarini yine boynuzluyorlardi. Doktor Marlov nerede? Bugün hiç görmedim onu. iyi öyleyse. Bir deli için en kötü s y kendi aklini tahlil etmesidir. Arada sirada delilerden biri sorardi : "Hey. tavana bakip .mina kodugum yagmurunun sesini dinledim. kadinlari da orada tutuyorlardi. biz onlar için elimizden geleni yapiyorduk. erkekleri orada tutuyo rlardi. Personelin de basini kas iyacak zamani yoktu elbette -doktorlar hemsireleri. Sakincasi yoktu bizim için. siyaset bürolarinda. "ve nakil ettiler. Ama içerdeyken de cinselli ge ihtiyaç duyuyorlardi. ve gecenin deliligi gündüzün deliligiy di. öbür yani B-1. sonra içeri girdim ve yalnizdim yine. postaci gelmisti. bizi iyilestirmeye çalisan psikiyatrlarin çogundan daha akli basinda görünüyordu hatta. A-2. B-3. Sonra tekrar akil hastanesine yatiyorlar." diye cevap verirdi bir baska deli. Yunanistan'dan. Kadinlarin çogu kocalari onlari baska erkeklerle bastikt an sonra deli numarasina yattiklari için oradaydilar. ilki hos olur e kesekagitlari bitmek üzereydi. pet dükkanlarin da. Tatile mi çikti? Yoksa nakil mi old u?" "Tatile çikti. ahirda. gayet düzgün biriydi. beysbol maçlarinda. her yerde düzüsüyorduk. Ama sonra ar ada sirada karismamiza izin vermenin iyi terapi olacagina karar verdiler. seklinde isaretlenmisti. orada da yagmur yagiyormus. muhabbeti hos. Disarida -nereye baksan: marketlerde. Zaman zaman bu akil hastanesinde ne isi var. Bobby vardi mesela. ama numaraydi -kendi istekleri ile akil ha stanesine giriyorlar.içerde gördügümden daha çok deli görmüstüm. diye soruyordun kendine. hademeler de birbirlerini düzmekten zaman bulup ba ska seylerle ilgilenemiyorlardi. postanelerde. fabrikalarda. saat sabahin onuydu. çikiyorlar. A-3. yatay. Beiles'den b ir mektup. 146 MOR MENEKSE Kogusun bir yani A-1. seklinde isaretlenmisti. bahçede. O psikiyatr 147 lardan biri ile bir süre konustuktan sonra insanin aklindan süphe etmemesi mümkün degil di. iyi terapiydi gerçekten -dolapl arin içinde.yatay pozisyonda kadinlar ve ölümsüz söhret düsleri kurarak daireme yürüdüm. hayatlarini bu sekilde sürdürüyorlardi. Psikiyatrlarin çogu kendi akillarindan süphe ettikleri için psikiyatr oluyorlardi. yataga yerlestim. B-2. karsi tezlerin hepsi palavradir.

haftalar. Bu tür yerlerde çikan rivayetlerden söz diyorum." "Ne kadar iyi bir insandi halbuki. Bileklerini ve girtlagini kesmis. hatta aylar önce duydugun bir seyin dogru oldugunu ögrenirsin -yirmi yilini o kuruma vermis olan Joe Baba isten çikarilacakmis. Not birakmamis." Hiçbir zaman çözemedigim seylerden biri de budur. Yazik.. Hep dogru çikarlar." "Evet. Fabrikalarda ve büyük kurumlarda."Kasap biçagi. daha da kötüsü günler. ya da h epimizi isten .. bilmem kimin basina bilmem ne geldigine dair bir rivayet yayilir.

Ama daha sonra. Mary'yi. Neyse. zam an zaman Bobby'nin neden orada oldugunu merak ederdim. ama bir ezgiydi ve her seferinde ayniydi. belki de otuz kez. Ama sürekli yapardi bunu. Daha önce dedigim gibi. Ilave zevk için . onlarl a ilgili olarak anlayamadigim bir sey de ellerinde onca ilaç varken neden güç yöntemleri yegledikleridir . Hakliydilar. bu da onlarla sansimizi artiyordu. müzikal açidan güzel bir ezgi oldugu söylenemezdi. en geç bes buçukta dönmek zorundaydin. Hastane saatlerini bilen. Buydu tek sorunu. aksi takdirde bütün haklarini kaybediyordun. Bir gün ihtiyaç duyabilirsiniz.çikara-caklarmis gibi. Disardaki bütün o deliler. yapmak zorunda oldugunu an-liyordunuz. Soru nu halletti. tanrim. Topluma yavas yavas u yum saglanabilir varsayimi ile giristikleri bir uygulamaydi bu. basimi sürekli belaya sokuyordum. günde yirmi. Ama elimi zi çabuk tutmak zorundaydik çünkü ortalikta avcilar dolaniyordu. Aslinda hastalarin çogu paraliydi. her zaman da dogru çikar. librium ve benzeri ilaçlardan alirdim. Aklinizda bulunsun. Beyninde dönen bir ezgi gibiydi daha çok o islik. Nerede kalmistim? Evet. Küçük bir numarasi vardi ama: arada sirada ayaga kalkip ellerini ceplerine sokar.asaklarinizi sica . ne kadar yaratici ve hos bir adam. Psikiyatrlara dönecek olursak. Ilaç isine girmeden önce fazla param yoktu. -Mary'ye b acaginin tekini lavabonun üstüne atmasini söyledim. diye geçi-riyordunuz içini zden. Ilk tanik oldu gunuzda dalga geçtigini sanip. Benim de pazartesi ve persembe günleri çikis hakkim vardi ve hakkinda bilinmesini i stemedigi bazi bilgilere sahip oldugum bir doktoru ziyaret eder. Kafalari çalismiyor. amfeta min.ayakta da pek uyumlu degildik.sonra sarap sarhosu genç bir k izilderili kizla Utah'dan geçerken trenin helasinda kesfettigim bir numara geldi aklima. Pekala. ben de bir bacagimi lavabonun üstüne atip soktum. sari bomba. Hemen hemen bütün davranis alanlarinda normal görünüyordu. Bobby leblebi gibi atar di onlari agzina ve Bobby'nin parasi çoktu. bir benzinligin kadinlar tuvaletinde düzmek zorunda kalmistim. demek istedigim) pazartesi ve persembe günleri ögleden sonra ikide disari çikmalarina izin verirlerdi. O dolaplarin içi cehennem gibi sicak oluyordu düzüsürken. hikayemize dönelim -ilerlemis vakalarin (sözde tedavi olmaya dogru ilerlemis . pantolonunun paçalarini dizlerine k adar çeker ve küçük bir islik çalarak sekiz-on adim atardi. Birkaç saniy elik bir olay. En güzell erinden birini. Kizlara da ögleden sonra ikide çikis izni veriyorla rdi. Kogusta n küt diye sokaklara dönünce insan aklini büsbütün kaybedebilirdi. arabalari i le gelip güzel ve zavalli kizlarimizi bizden çalan çakallar. para vermeden dexedrin. Hastalara satiyordum ilaçlan. hayli zorl anmistik -kimse helada yere yatmak istemez.

Neyse. ilaç satisindan iyi para kazaniyordum. sonra ben. ne isin var kadinlar tuvaletinde?" "Ne diyorsun yakisikli!" dedim bilegimi hafifçe bükerek. Bobby ona ne versem yutuyordu. Baska soru sormadi. olur mu?" . "Hey. "Kafasi çok iyi bunlarin. Bir keresinde iki tane dogum kontrol hapi bile sattim ona. Ama iki hafta boyunca bayagi kaygilandim. "birkaç tane daha bul. önce Mary çikti kadinlar tuvaletinden. "Ne kadar güzel gözlerin var!" Uzaklastim kiritarak. Benzinligin pompacisi beni kadinlar tuvaletinden çikarken gördü. Yuttu. sonra u nuttum gitti. Neyse.k su da tutabilirsiniz.." dedi yarim saat sonra..

" dedim ona bir keresinde. sadece onun gibi pantolonumun paçalarini yukari çekip Bizet'nin Carmen' inin detone bir yorumunu isliklamiyordum. Pencerenin yanina oturur. ömürlerini çocuk oyunlari oynayarak geçiriyordu insanlar -hayatin dehsetin den etkilenmeden rahimden mezara gidiyorlardi. Pulon. "Bunlari konusturmayi nasil beceriyorsunuz?" diye sorardi psikiyatrlar bize. Ama bir sümüklüböce kadar hosnut olurdum. Evet. Yemek yedigini hiç görmed im. hos degil. sigara içerek. Ve hayatlarini siraya girip bekleyerek geçire n bir toplum olmaya dogru gidiyorduk. Öylece otururdu is kemlesinde. Hayatta kalmayi nasil beceriyorsun?" "Heehehehehehehe. Pulon'da onlardan biriydi. Haftalar geçerdi. Kimseyle. Ikimiz de öylece bakar. Havagazi ile intihar etmeyi denemis. kalabaliga ve özellikle de siraya girip beklemeye tahammülüm yoktu. basarisiz olmustum . Ama Pulon yirmi yildan beri tek kelime etmemis hastalarla bile konusurdu. "Insanligin en büyük iki icadi yatak ve atom bombasidir. Gerçek hastalarla iletisim kurardi. Onlar a sorular sorar. beni mutsuz eden insanlardi sonuç olarak. Sirlarini açmadan mezari boylayan insanl ar vardir." Sirf kogustan çikip ortalikta dolanmak için özel görevlere gönüllü olurdum. bütün geceyi yatakta geçirince insan kolay kolay vazgeçemeyecegi bir mahremiyet gelistiriyordu ya tagi ile. cevap vermezdik. saatlerce kim ildamazdi. Ileri geri salinarak. "yemek yemiyorsun. Ben de Pulon g ydim." diyordum. kontagim galiba. Evet. dünyada 150 ki bütün insanlar yok olsa umurumda olmaz.. Sadece kendini begenmis insanlar her soruya bir çuval cevap ve ögütl e karsilik verir. Yemekhaneye asla gitmezdi. Pulon'dan sonra en i yi ben anlasirdim onlarla. Ben hep yalniz biri olmusumdur. nefret ediyordum sabahlari yataktan çikmaktan. Pulon ile konusurlardi ama. "Hey. psikiyatrlarla bile konusmayan hasta larla. Kimse onu yemek yerken görmemisti. Bagislayin. sorularina cevap alirdi. Hayata yeniden baslamak deme kti. . Sabahlari yataktan çika-miyordum. zaman zaman agir bunalimlara giriyordum. Ama baska bir sorunum vardi. Herkese. Intihara meyilliydim. ama arada si rada ayaküstü yapilan bir düzüsmeyi saymazsak. Nefret ediyordum yataktan çikmaktan .149 Ama aralarinda en tuhaf olani Pulon'du.. Deli oldugumu düsünüyo rlardi. Çocuk oyunlari. biliyorum. Heeeheeeheeehehehe. kafadan biraz. gülerek. Çok tuhafti Pulon.

" "'OFFF!' degil... kalk!' dedim. kalk!" "Him?" '"Bukowski." "Offf.Her sabah ayni sey: "Bukowski. Kalk! Hadi!" .

üçe kadar sayiyorum. iyi çocuklar hepsi..iktir. Kesinlikle yapacak bir sey yok." "Doktor Blasingham'i çagiracagim. tanri askina." "..'Bir." 'Piton' derdi bana.." "Sen ruhunu yuvada kaybettin. Harikaydi... çükünü dogru dürüst kaldiramayan salagin teki ile evlilik ve Fransiz sa illerinde tatil hayalleri kuran hemsirelerden birini parmaklamakla mesgul oldugu için cani biraz s ikkin. Bukowski.". "Hadi. Doktor Blasingham. belki de -hemsirele i parmaklamak ve üstlerine salya akitmakla o kadar mesguldü ki. Hiç görmemislerdi onu. diye düsünürdüm. Güze ldi ama o inek memelerini sikmak. saman i gne gibi batiyordu çiplak tenimize.mina koyayim... herkesten önce kalkmak zorundaydim. Simdi git elini yüzünü yika ve kahvaltiya in. Üçkagitçi bokun teki. Belediye fonlarinin vampiri. Doktor Blasingham. Bukowski. titriyorduk. çogu escinsel.. çatiya çikip soyunduk. escinsellere karsi degilim. "Pekala. KALK!" "Yapacak bir sey yok. Düzecek yarik yokken prezervatifini kaybedeceksin demek gibi bir sey bu. Tam kaptirmistim ki bütün Italyan ordusu daldi içeri sanki "HEY! DUR! DUR! KADINI TESLIM ET!" "HEMEN IN O KADININ ÜSTÜNDEN!" "ÇIKAR KAMISINI!" Bir alay hademe.. Sonunda bana inekleri sagma isini verdiler." "Pekala. Ve o sabah Mary ile ahirda bulusmak üzere sözlesmistim.. Mary inegin öbür yanina yanastiginda inegin me melerini sagiyordum. Nedeni hakkinda en ufak bir fikrim yok. iki. Yoksa haklarini kaybedersin. Düsünmenin insana yarari ne ki? Düsün tasin boktur isin.. Samanlikt a seyran..iktir git." "Onun da .. kirpilmis koyunlar kadar çiplaktik. orospu çocugu. Neden Amerika Birlesik Devletler Baskan'i olmadigini anlamakta güçlük çekiyordum..eee. Beni Pulon saniyor b elki de. Piton. Eski romanlarda anlatilan seydi bu. Anlamiyor musunuz?" "Kalk.. Harika olacakti. '" Firlardim yataktan." Blasingham gelirdi. faka t -su ise bakin: . Ben... harika... Neyse. oradaydik! Girdim. ruhunu anlamayi israrla reddeden bir ortamin kurbani dir.." . "Insan.

elbiselerini giydirip onlari büroma getirin.ASAKLARINI PATLATIRIZ!" Hizlandim ama bosuna. zorlama oldugunda daha yararli isler için enerji iletmenin . Önce kadin!" Blasingham'in özel bürosunun önünde beklettiler beni. Doktor. Blasingham bayagi büyüttü meseleyi. Iskenceden farki yoktu. SUNA BAK!" "MENEKSE GIBI MOSMOR VE YARIM KOL UZUNLUGUNDA! ZONKLUYOR." "Elinden gelse bizi paralar.merdivenden yukari çikiyorlar "BU SON VURUS OLSUN. beni içeri ittiler." O anda Doktor Blasingham girdi içeri." "Pekala." "Ya kadini?" "Kadini mi?" "Evet. Sonra Mary'yi disari tasidilar. "N'oluyor burada?" diye sordu.. Bir süreden beri beni dürbünle izliyordu. kadini. Iki hademenin arasinda o sert tah ta banka oturup Atlantic Monthly ve Reader's Di-152 gest okudum. Bu da sorunu halletti. "AMAN ALLAHIM. Bizim doktor Mary'yi fena firçaliyordu herhalde. "Bu adami denetim altina aldik. Bunun istendigi takdirde yapilabilecegini. Beni hatunun üstünden alip sirtüstü yatirdilar. Sira ile. Kaynagi belirlenemeyen iki ham ilelik vakasi. CANAVAR!" "BOSALIRSAN . . Dört kisiydiler. Insanlari cinsellikten mahrum ederek akli dengelerini geri kazandirmanin en sagl ikli yol olmadigini söyledim doktora. Cinsel enerjinin omurgadan beyine iletilip daha yararli isler için kullan ilabilecegini iddia etti. DEVASA VE ÇOK ÇIRKIN!" "ACABA?" "Isimizden olabiliriz. Haftalardan beri zan altindaydim." "Degebilir. çölün ortasinda susuzluktan ölürken kuru sünger emmek le girtlagina 9-10 kum tanesi atilmasi arasinda seçim yapmaya zorlanmaktan farksizdi.

ikinde bile olmayacagini söyledim.omurganin . Neyse. Ama ölmeden önce samanlikta is tutam azsam gözüm . iki hafta için haklarimi elimden aldilar.

adi Hristiyanlar ve Yamyamlar. yamaçlardayiz. en azindan.arkada kalacak. gaz pedalini köklemis. ünlü erin sonu böyle mi olur? ne kadar sansli oldugumuzu düsünün. binanin ön kisminda çentikler var. çöp bidonlarini kamyona bosaltiyorlar. Alman binaya dogru kosuyor. bazi insanlar sürekli bir yerlere gitme ihtiyacindadir. bir borçlular bana. Yahudi aslinda hayvanat bahçelerini sever ama hayvanat bahçesi gece kapali. karsilasacagim özel ca n sikintisi da sürpriz oluyor. Alman çentiklerden yuk ari tirmanmaya basliyor. anlamiyorum. bütün trafik kurallarini çigniyor." bu yüzden de sormuyorlar artik. binanin yarisini tirmanip kapinin üstünden sarkiyor. ne gevezelik! ne güç var. ne kadar sikici. . cevap vermiyorlar. "nereye gidiyoruz?" diye soruyorum. inmesini ya da düsmesini bekleyerek. *** kapim çaliniyor. "birakin da oturayim surada. ne de mizah. SANGIR SUNGUR! çöpçülerden biri digerine bakiyor: "bayagi siki bir içici var burada!" uzay çalismalarinda yeni asamalar kaydetmelerini beklerken sisemi kaldiriyorum. beni arabalarina sokuyorlar. sözü zorlamaktan baska bir sey degil. ne kadar sikici. virajlari kayarak aliyor ." derim her seferinde. bir Yahudi ile bir Alman. Tanrim. *** biri bana okumam için Norman Mailer'in bir kitabini veriyor. ikisi de çok mutlu orada olmaktan. insanin ölümünün baskasinin elinden olmasi hos degil. "sinemaya gidelim!" "tekne gezisine çikalim!" "kerhaneye gidelim!" "hiçbir yere gitmiyorum. diye geçiriyorum içimden.1000) metr elik uçurum. Var mi lan öyle vurusumun üstüne gelmek. POTANSIYEL INTIHAR NOTLARI çöp kamyonu gelirken pencerenin önünde oturuyorum. Alman direksiyonda. rasathaneye variyoruz. benimkinin sesini dinliyorum: SANGIR SUNGUR. diye geçiriyorum içimden.

bir ögretmen geliyor. sira halinde içeri giriyorlar. lise ögrencilerini getirmis. ögret men basini kaldirip .

üç!" siçriyoruz. tanrim. "gidip bir seyler içelim!" uzaklasiyorum. bazi seyler titreyip biraz hareket ediyorlar. Alman yanasiyor. "hayir." "üzülme. "bir daha! bir -" "cani cehenneme. Alman asagi iniyor. "bir. Yahudi ile yürüyorum. herkes sallanan topa bakiyor. "bir." o yüz kilo. ortalikta dolanip dügmelere basiyorlar. Alman gözden kayboluyor. aletlerin yarisi bozuk." "buraya gel! bak simdi." diyorum." "benim hosuma gider ama. ikimiz birden havaya siçrayacagiz." diyorum." diyorum." içeri giriyorlar. ya da kivilcimlar çakiyor." . "kesinlikle. sarsinti ölçen bir makine buluyor. diye geçiriyorum içimden. "kafam bozuldu. "evet. çukurun içindeki tel kablodan sarkan koca top." "tamam. makine bir grafik çiziyor. ki. biz de içeri giriyoruz. ne kadar sikici. 30 yilda hiç degismemis ." diyor Alman. Hank!" diye bagiriyor. "o benimkilerden. "külotunda bok lekeleri vardir muhtemelen. üçe kadar sayacagim. "Hey." diye öneriyor. sonra Alman ile Yahudi'yi izliyorum. "benimkilerden biri mi bu?" diye soruyor. "kancigin teki beni tersledi. üç!" siçrayip iniyoruz.Alman'i görüyor." diyorum. ben yüz on. "gidelim buradan. dügmelere basi nca bir sey olmuyor. ki.

bahçelerini sulayip ellerinde kürekle orada olmayan bir seylerin pesinde bir sey degil. Ra-vel'in Bolero'su. Rossini'nin La Gazza ladr a uvertürü. benim asil merak et tigim su. Elgar'in Debdebe ve Tantana Marsi. Nor-man Mailer okuya topraga egilen insanlardan." diyorum. Alman bizi ölüme ne kadar yaklastirabilecegini bir kez daha kani tlamak zorunda hissediyor kendini. ama bu basit ve hayli suruplu parçalari di nledikten sonra yeni. beysbol maçlarina giden. bunlar klasik müzik dinlemeye yeni baslamis herkesi memnun edecek pa rçalar. sef onlari bilerek mi kandiriyor. Gershwin'in Mavi Rapsodi'si (seytan bizi iki kez korusun!)." Yahudi yanasiyor. nereden geldikleri ya da zekalarini nerede yitirdikleri konusunda hiçbir fikrim yok. senin için kötü bir aksam. yalniz kalma korkusu. Cop-land'in Meksika Salon'u. Los Angeles'de herkes yapiyor bunu. yoksa o da mi geri zekali? sefin çalmaktan hoslandigi. akli basinda hiç kimse bu parçalari midesi biraz bulanmadan birkaç kereden fazla dinleyemez . Çaykovski'nin Findikkiran Süit'i (seytan bizi korusun!). *** bati tarafinda bir orkestra var. korkarim asil. dinlemeye gelenler orta yasli insanlardir. müthis ve derin bir seyler dinlediklerinden öyle emindirler ki. zararsiz bir seki de delirirler. kolluklarindan firla yarak baskalarindan gördükleri gibi."koklar misin?" "tabii ki. "BRAVO! BRAVO!" diye bagirirlar avazlari çiktigi kadar. bu sözünü ettigim kitle bu suruplu müzikle karsi karsiya gelmeye görsün. . Aslinda kosturup duruyorlar. Alman Schwab'm yerine sürüyor. cani koklamak istiyor.. "Schwab'in Yeri'ne gidelim!" diye bagiriyor. de Falla'nin Üç-Köseli Sapka Dansi. "Allah askina. bu orkestranin sefi benim Çaylak Melodileri diye nitelendirdigim seyler çalarak ünlenmis." "üzüldüm öyleyse. ama bu orkestra bu parçalari bikip usanmadan 156 her hafta çalar. bir seylerin pesinde kosturup duran kalabaliktan n. arabaya biniyoruz. Bizet'nin Carmen'i.. ve su anda aklima gelmeyen bir sürü parça daha. Offenbach'in La Vie Parisienne'i. benim klasik müzigin yuva sinifina dahil edecegim parçala rin bazilari. insanin kendi ile yüzlesme korkusundan baska ben kalabaliktan. nihayet tepeden iniyoruz. sef sahneye dönüp reveranslar çektikten sonra orkestra elemanlarina ayaga kalkmalarini söyler.

adam 52 yasinda. bu adam müzigi yutmus! müzigi gerçekten hissettiriyor insana!" kadin: "evet. evde mi yiyelim . üç mobilya dükkani sahibi.ve ev dönüsünde söyle bir sahne yasanir. her seferinde ruhumun yükseldigini hissediyorum! bu arada. disarida mi?" . kendi k zeki hissederek: "yukarda allah var.

çok heyecan vericiydi. bazen. yeni arabalar. Shakespeare'in. ya da renksizlik ve zevksizlik. Keza Tolstoy. hava uçuslari en iyisiydi -çocuklar için. "ya?" "evet. Sherwood Anderson sonuna kadar. sizin olsun. güres -ne??? Jeffers. evet. kim hakli? ben. ihh. ilk He-mingway'ler i yiydi. ilk Saroyan'lar eyvallah. uçakla tehlikeli numaralar yapa n pilotlar. Bob Dylan bende asiri tepki izlenimi birakirken Donovan'in tarzini özgün bulurum. külotlu çorap. beysbol maçlarinin. anlamiyorum. "buradan kadinlarin bacaklarini dikizleyebiliriz." tribünün altina girdik. elbette. Hank" "evet. haddi hesabi yoktu çakilan uçaklarin. "hey. *** çocukken Hava Gösterisi dedikleri gösterilere giderdik. ihh. yere yakin bir kancanin ucuna bir mendil koyuyorlardi. olaganüstü hakimdi uçagina. Frank?" "beni izle. omlet. saat. canlari c ehenneme. "hey. pilot Alman fokeri ile yere son derece y akin uçup kanadina takili kanca ile mendili yerden aliyor. uçaklarin hepsi farkli biçimlere sahipti. tenis ve opera. tabii ki. boks.*** renkler ve zevkler tartisilmaz elbette. süphesi?. ve çakilirlardi. pilotlardan birinin numarasini hatirliyorum. Celine. bak" "tanrim" tribün kadin doluydu. müthisti. Ibsen'in. suna bak!" . çok çok erken Gorky. Henry Millerin. kafasi bozuldugunda Artaud. parlak renklere boyanmis . Ginsberg. Bob Hope'un. içlerini oldugu gibi görebiliyordun. D. Dos siki herifti. profesyonel futbol ve basketbol güçlü oyunlar. evet. parasüt atlayislari ve uçak yarislari vardi. arkadasimin adi Frank'di.H Lawrence. süphesiz. ve böyle uzar g ider bu is. ben. yüzük. tuhaf tasarimlar. Faulkne r'in. Chekhov'un oyunlarinin popüler olmalarini anlayamiyorum. sonra da neredeyse yere sürünerek ekseni etrafinda dönüp havalaniyordu. Savas ve Baris benim için Gogoi'un Palto' sundan sonr a okudugum en büyük fiyasko." dedi. belki digerleri için ne kazalar.. simdi yüksek yargiç. ihh.

"pisst! buraya gel" ."üff Frank dolanmaya basladi.

"bir dakika. hâlâ ipleri çözmeye çabaliyordu. denizde ya da tatli suda yasayan. yan açik parasüt içine hava doldugu için parasütsüz birinin düsecegi kadar hizli da düsmüyordu. sülük genellikle hem kapiyi vurur hem de zili çalar.bir hafta boyunca kendinize gelemezsiniz. film kamerasi ile filme çekenler bile vardi. izleyebiliyordunuz. bir dakika!" diye ba-girabilirsin iz. sonra yukari çikip gösterinin devamini seyrettik. pek basarili olduklari söylenemezdi. Frank cevap vermedi. bosuna debeleniyord u ama. hayat hayli ilginç bir sey olacakmis gibi gelmisti bize. sonra biri atladi. adam yere yaklasiyor. sira parasütçülerdeydi.yanina gittim. yapiskan. parasütçü ve yarik. bac klarini salliyor. sirn asik (kimse) sülük bir bakima bizden çok üstün bir varliktir. "kimse ona yardim edemez mi? diye sordum. bizi nerede ve nasil bulacagini bilir -g enellikle banyoda ya da cinsel iliskinin ortasinda ya da uykuda." "bak. kalan atlayislari iptal ettiler. sizi büyük aptesinizin ortasinda yakalam akta da pek ustadir. bir sürü insan fotogra f çekiyordu. sayet kapidaysa. kan emici. bisikletlerimizi eve pedallarken yol boyunca onlari konustuk. parasütü çözmeye çalisiyordu. parasüt üstünü örttü. çarpmasi ile hav siçramasi bir oldu. sonra yere çarpti. sari suyunu büyük bir ma haretle . allan kahretsin. halkali solucan. uçak kazalari. fotograf makinesi ile fotograf çekiyordu. sülük ruhunuza isemekle kalmaz. "evet. daha heyecanla yumruklama ya baslar. yere çizilmis bir daireye mümkün oldugunca yakin inmeye çalisiyorl i. bak! yarigi görünüyor!" "nerede? nerede?" "baktigim yere baksana!" 158 orada öylece durup uzun uzun baktik. parasütü tam açilmadi. ama istirap içinde bir insanin sesi onu yüreklendirir sadece -kapiyi daha sert. nasil açmazsiniz kapiyi? gittigi zama n -nihayet. kollarini iplerden kurtarmaya. 159 SÜLÜK ÜZERINE NOTLAR sülük. Hava Gösterisi bitmek üzer unutulacak türden bir sey degildi gördüklerimiz.

ancak üstüne oturunca fa rk edersiniz. sizden farkli olarak bol bol gevezelik edecek vakti vardir sülügün. ama o bunu asla bilmez çünkü hiç susmaz. üstelik bütün fikirler sizinkilere terstir. araya iki kelime sikistirip ona katilmadiginizi söylemeye . fark edilmeyecek kadar.tuvaletinizin oturagina da birakir. ama artik çok geçtir.

"s eni uyandirdim mi?" olur. sinirlerim bozuluyor. gerçek yanitlarin bize ulasmasi mümkün degil. sülük sizi saatlerinizi de çok iyi bilir. sülügün isminizi ve adresinizi bilmesi de gerkli degildir." firsat bulup ona bir insanin polis üniformasini üzerine geçirdigi andan itibaren mevc ut düzenin maasli bekçisi oldugunu anlatamazsin. ölümcül isigini üstünüze yansitmaya her an her yerde hazirdir.kalkissaniz bile sizi duymaz. bütün polisler kötüdür diyorsun. kokusmus. "içerde oldugunu biliyor um!" diye bagirir. polisin isi degisimi engellemektir. altima yeni bir araba çekmis Del Mar civarinda geziniyordum. yemekleri lezzetli ve tenha bir yer. degilseniz kötüdür. "olup bitenlerden habersiziz. iyi insanin kokusunu alir. en çok sevdiklerin den bir iki örnek: "hiçbir sey BÜTÜNÜYLE kötü olamaz." bu yikici insanlar düsünce mekanizmasinin nasil çalistigindan habersiz de olsalar onl ardan hoslanmadiginizi sezerler. perdelerin örtülü oldugunu gördügü halde orgazmi çagristiran bir cosku il apiyi yumruklar. sülük insanligin iyi yanlari ile besle nir. ya da evinize gelir. liderleri mize güvenmekten baska çaremiz yok. sülügün saçmaliklarini siralamaktan da vazgeçiy orum hatta." bu o denli aptalca ki yorum yapmayacagim. sonra sahilde yemek yiyebilecegim iyi bir yer ariy ordum. o konusurken siz de 160 onun pis sümügünü ruhunuza silmeyi nasil bu kadar iyi basardigini düsünürsünüz. sülügün kendi kesfi sandigi bazi standart ve kabiz fikirleri vardir. ama sülük bu kulaktan dolma felsefe ile doludur. parmagini zile basip tutar. k onusmasina kaldigi yerden devam eder. ama degildir. zehirli. at yarislarinda san li oldugum bir dönem hatirliyorum. her gece yarislardan sonra farkli bir motel seçiyor. ama bu onlari kamçilar. insanlar bazen yemekleri n çöpten farksiz oldugu yer . bunlardan vazgeçmez. yani yemekleri lezzetli restoran kalabal ik olur. iyi polis de var. ama bütün genellemelerde oldugu gibi bunun da istisnalari vardir. cevap vermezseniz. iyi poli rastladim ben. sülük insana düsünce özürlü biri olarak yapisir sizca. ayrica ne tür bir insan oldugunuzun da farkindadir lar -incitmekle incinmek arasinda hep ikinciyi seçen birisiniz. sizin araya girisiniz onun için bir bosluk anidir. "arabani gördüm. gidisattan hosn utsaniz bütün polisler iyidir. devam edelim. sülük her yerded ir. siz derin uykudayken telefon eder ve ilk sorusu. bütünüyle kötü diye bir sey vardir. kesin ve sonsuza dek. bu bir çeliski aslinda.

çöregini yerken bir yandan da g arson kizla sohbete basladi. ruhunun pis kokusunu her yere bulastiriyordu. New York usulü biftegimi çabucak mideme indirip kendimi disari attim. ancak yemegimi yiyebil ecegim kadar bir dirsek payi birakmisti bana. dogru tahmin ettiniz. balik gibi dümdüz bir herifti. bir gec e yerimi bulmak bir buçuk saatimi aldi. sülük gelmisti. bombostu mekan. neyse. arabayi park edip içeri girdim. her gece yemekleri lezzetli ve çildirtan kalabaliktan uzak bir yer bulmak kutsal bir arayis olmustu benim için. söyledikleri bagirsaklarima biçak gibi s aplaniyordu. tezgahta otuz iki tabure vardi. patates tav a filan söyledim. o gece öyle sarhos oldum ki ertesi gün il k üç kosuyu . harikulade bir geceydi. yemegi beklerken kahve içiyordum. evet. bu dirsek payini ayarlamakta da çok ustadir sülük. New York usulü biftegim geldi ve o anda kapi açildi. sülük yanimdaki tabureye oturmak ZORUNDA hissetti kendini. New York usulü biftek.lere ragbet ederler. böyle bir yer bulmak uzun zaman alabiliyordu. zirvaliyor.

hem sülüge karsi day nikliligimizi da artirabilir. onu iyi çalist igi için tutuyorlardi orada. sülük kesin tavir karsisinda ürker. degil mi? sülük için kolay lokma olmama ragmen bir keresinde ben de tavir koydum. hepimizin. kendinden geçmisti. hayat dolu. rahat ve sik intisiz bir ortamda karsilastigimizda size karsi daha nazik olacagimi lütfen bilin. dogal haklarina sahip çikan cesaret ve mizah dolu bir adam söz konusu. bi r keresinde çalistigim yerde on bes yildan beri kimse ile konusmamis biri çalisiyordu. o toplu sevgi ayinlerine itirazim yok mesela. o siralar on iki saatlik gece vardiyasinda çalisiyordum. baskalarinin farkinda olu p bizim farkinda olmadigimiz deli ve çirkin bir yani vardir. davetsiz gelenleri kabul edemeyecegim. ben sülük yemiyim. daldan dala atliyordu orospu çocugu. ilk kez tesadüfen gördüm bu yaziyi. anlama ya basladigimiz an her seyin basladigi andir ve bazilarimiz artik anlamaya baslasa çok iyi olacak. yoksa bu çiftlige nasil katlanabilirdik? yine de sülüge karsi önlem alan insana saygi duymali. züppelik ya da insanin kendini abartmasi olarak al gilamiyorum." yüreklendirici degil böyle bir sey duymak. beni uyandirmis olmanin bilincinde sesimi duymak onu mest ederd . entelektüel bir sair taniyorum. daha ikin ci günümde benimle otuz bes dakika konustu. sevgiye bile karsi degilim. bir süre bakip adamin yazidaki sesini duyduktan sonra arabama binip uzaklastim. bu yaziya hayranlik duyuyorum. sabahlan yedi b uçukda eve gelip iki bira içtikten sonra ancak uyuyabiliyordum. çalistiginiz. her seferinde o a lisilagelmis aptal oyununu oynardi. ön kapisina büyük harfler ve mükemmel bir elyazi-si ile söyle yazmisti: ilgilenenlere: beni görmek istiyorsaniz lütfen telefon edip randevu alin. berbat bir düsünce ama büyük olasilikla dogrudur. yeter ki beni katilmaya zorlamayin. yüzde yüz insan yoktur aslinda.kaçirdim. askasina musallat olur." her iste en az bir sülük vardir ve b eni hemen bulur. Tanri beni affetsin. Lo ve-in'lere. her neys e bu çok sülügümsü sülük her sabah saat dokuzda bana telefon etmekten kendini alamiyordu. ama biz sülüklerden söz ediyorduk. on un da bir tadi olabilir ama söyledikleri mizahtan yoksun kokusmusluklardan ibaretti. ve tanri tanriyi afetsin. Zamanlamasi mükemmeldi. "iyi bir yövmiyenin hakki emekle verilir. çalistigim her iste su cümleyi sik sik duymusumdur: "buradaki kaçiklarin hepsi sana ba yiliyor. is yaptiginiz mekanlarda da mutlaka bir sülük vardir. isimi yapabilmek için zamana ihtiyac im var. beni hayatta tutan seyleri yapabilirsem. isimi katletmenize izin veremem. ama hepimizin belki de farkinda olmadan birilerine sülüklük yapmis olmamiz olasiligin i da gözardi etmemekte yarar var.

on iki saat çalisiyorum! neden beni saat dokuzda ariyorsun allahin cezasi?" "belki at yarislarina gidersin diye düsündüm. ayakk abilarima bagcik filan satin almam gerekiyor.i. siçmam." dedim. bogazini temizleyip kem kümlerdi. düzüsmem. gerçek kavramin yok mu senin? isten geldigimde en son lanet damlama kadar tüketilmis oldugumu anlayamiyor musun? geriye bir sey kalmiyor. neden beni sabahin lanet dokuzunda ariyorsun? " . kiçimi kasiyacak gücüm yok." "dinle. "ne bok yemeye beni saat d okuzda uyandiriyorsun? sabaha kadar çalistigimi biliyorsun." dedim sonunda. "bak. anla sana! hipodroma gidemiyorum. ayrica gecede on iki saat çalisirken nasil hi podroma gidebilirim? bu kadar seye nasil zaman bulacagim? uyumam. seni hipodroma gitmeden önce yakalamak is tedim. beslenmem. tiksirir. öksürür. "ilk kosu 13:45'de. yikanmam.

kötü hükümet. benim ütopyam BUGÜN daha az sül sizin hikayenizi de dinlemeyi çok isterdim. yarin degil. bir daha eskisi gibi olmadik. kötü bira. her McClintock yaninda küçük bir telefon defteri tasir. siyah beyaz ve kizil. telefonu kapattim. hayat dolu ve sanatçi olmayan (sükür) bir arkadasimla konusuyordum. Albequerque'nin hamam böcekleri. bu McClintock tipi sülük te lefonda saatlerce konusabilir." "sembolik olarak beni de o kutuya koydugunun farkinda degil misin?" ona bakip sakin ve yumusak bir sesle. ben bugün varim." 163 yarari yoktu. kalktigimda telefonu kutudan çikariyordum. hatti n öbür istirap ucundaki kisiye güler. "artik aramiyor." McClintock'lar herkesin alay konusudur ama onlar bunun asla farkinda olmazlar. gidip karton bir kutu aldim. bir gün dayanamayip beni görmeye geldi. ve sülük. sülüklügün olmamasi gereken seyler yüzünden olustuguna dair bir varsayim var. love-in'ler. ütopik toplum gerçeklesir mi gerçeklesmez mi. "neden artik telefonlarima cevap vermiyorsun?" "telefonu bir kutuya koyup üstüne paçavra dolduruyorum. parlak yastiklara gömülüp oturan baba. vesaire. seni aramiyor mu?" diye sordu. bir kolu tahta anne. "bak bu dogru. hipiler. bilemiyoruz. bunlar sunlar bunlar sunlar. sülük hâlâ yasiyor. telefonu içine soku p üstünü paçavra ile doldurdum. her sabah isten geldigimde bunu yapiyor. telefonunuz varsa sayet çok dikkatli olun. berbat seks. uyuyan bombalar. bir McClintock hemen fark edilir. iyi ve dürüst bir yasantinin sonucunda sülük s kar. dinlememeye çalissaniz da elinizde olmadan kulak misafiri olur. biraz da acirsiniz. yeterince hip i olmayanlar. . ödlek editörler. belki bir gün dünya düzeni öyle degisir ki. sülük size sehir içi arayacagini söyleyip (yalan) telefonunuzdan bitmek bilmeyen z ehirli hikayelerinden birini bezgin dinleyicisinin kulagina dökecektir mutlakta. Tanrim. sizin McClintock hikayeniz de beni güldürürdü herhalde. Johnson. bel soguklugu." dedim.firçayi yiyince sesi kisilmisti -"hipodroma gitmeden önce seni yakalamak istedim. simdi a ma geldi!!!!! BIR McCLINTOCK'UN 164 GÜLDÜGÜNÜ HIÇ GÖRMEDIM!!!!! su ise bak. eminim herkesin katlanmak zorunda kald igi bir-iki McClin-lock tipi sülügü vardir. sülük ölmüstü. Ama hâlâ insanligin bozuk taraflari ile ugr asmamiz gerekiyor -açlar. "McClintock beni günde üç kez ariyor. benden yasli.

kivrilip kaynasan. kendimi mi yaziyorum yoksa? sülüklerin sülükledigi bir sülük. düsünün bir. 69 durum bir sülük kolonisi. aslina bakarsaniz tek basima oldugum zamanlar disinda ben de pek gülmem. sabaha görüsürüz. paç a dolu bir .tanidiginiz sülüklerden birini düsünün ve kendinize onu gülerken görüp görmediginizi sorun mü güldüklerini? tanrim. 69 mu? hadi bir Chesterfield yakip her seyi unutalim.

boklarini duvarlara sürerler. aricilik. mezbahalar. üstelik igrençtir orospu çocuklari -bagirip çagirirlar. pekala. hersey insani delir tebilir çünkü toplum çürük tahtadan bacaklar üstüne oturtulmus. ve sevgili valimizin akil hastanelerine ayrilan bütçeye attigi makaslan ben dolayli olarak toplum tarafindan delirtilenlerin toplum tarafindan desteklenmeyi ve tedavi edilmeyi ha ketmedikleri seklinde algiliyorum. diktatörlük filan. insani delirtebilecek herseyi yasaklamaya kalksak toplumun yapisi altüst olurdu -e vlilik. dmt ve stp'yi yasaklamak için bazi saglam nedenler var gerçi -insani dai mi olarak delirtebiliyorlar. akil hastaneleri tika basa dolu olacak. otobüs servisi. bu para daha iyi yollar insa etmekte ve evlerimizi yakmalarinin önüne geçmek için hafifçe zencilerin üstüne rpmekte kullaniliyor. banka soym k. vergisi bol bir çagda. herhangi bir dalda yeterince sivrildigin anda düsman kazanirsin. bize kararlari ver ecek bir doktorlar kurulu ve doktorlari bos zamanlarinda mesgul edecek tas gibi iki hemsire gerek ( kadin ya da erkek).ama seker pancari toplamak ya da General Motor için somun sikma k ya da bulasik yikamak ya da yerel üniversitelerden birinde Inglizce I dersi vermek de insani dai mi olarak delirtebilir. KÖTÜ TRIP LSD ile renkli televizyonun tüketime üç asagi bes yukari ayni zamanda girdigi dikkati nizi çekti mi? birden patlayici bir renk cümbüsü ile karsi karsiyayiz ve ne yapiyoruz? birini yasakliyor. bunda tartisilacak fazla bir sey yok. bu da yazik. kesif içeren her tür güçlük -resim yapmak. halk onlarin kiç üstü kendi bok çukurlarina düstüklerini görmeye can atar. benim dahiyane bir fikrim var: neden akil hastalarini kursuna dizm iyoruz? paradan ne kadar tasarruf edecegimizi bir düsünün? bir delinin bile yemek yemeye ve barinmaya ihtiyaci var. rahat bir yasam tarzi degildir bu. savas. temeli yikip bastan yapmazsak. akliniza ne gelirse. degil mi? hay allah. özellikle de enflasyonu yüksek. baska bir adamin karisi ile atmak güzeldir ama bir gün yakalanacaginin da bilincinde olacaksin. LSD'ye dönelim. ama sürdügü müddetçe hayli ilginçtir. televizyon simdiki ellerde yararsiz. selam. seni uyandirmadim. düsünemedim. öbürünü ne ediyoruz. hem bu zevki artirir. cerrahi. sampiyonlar kiçlarini her zaman kollam ak zorundadirlar.insani tehlike ile mucizenin Siyam ikizleri gibi yapisik oldugu b ir yere götürür. siir yazmak. ve geçe nlerde yapilan bir baskinda LSD yapimcisinin narkotik ajanlardan birinin yüzüne bir kavanoz dolusu asit firlatti gini duydum.kutuya tikilmis ve kobra memeleri oksar-ken. salaklarin suikaste k an gittikleri . onlarsiz yapamadigimiz anlasilan kendi cehennemlerimizi yaratabilmemiz için cennette biçilirl er. günahlari miz. LSD.

ama. hadi bilemedin sekiz yasina bas . kötü asit kötü fahise gibidir. iyi bir trip henüz kafese girmemis. temel olarak. LSD insani bombardimana da tutar çünkü sadik sevkiyat memuruna göre bir alan degildir. yasalar zehirli karaborsalarda kendi hastaliklarini yaratir. bir lider posta siparisi ile edinilmis bir tüfekle öldürülebilir (bize anlat lan masal öyle en azindan) ya da Ketchum gibi bir kasabada kendi silahi ile. ki z arkadasa ismarlanacak 12 dolarlik yemek. araba taksiti. küvet cini ve kaçak viski günlerini de yasadi bu dünya. insani bitirir. otuz yasini geçkin kimseye güvenme fel sefesi de hipi kusaginin bir hatasidir. çünkü bir anlamda zaten delirmistir. çocuklarin egitimi. vardiya. ya da Berlin'in bagir saklari patlarken tarihlerinin son sayfasinda Adolph ve fahisesi gibi. kötü triplerin çogu bi zatihi toplumun egitip zehirledigi bireyin eseridir. insanlarin çogu temel özgür bireyler olarak kendi degerlerini abartirlar. bayraga saygi durusu gibi endiseler tasiyorsa bi r LSD tableti onu muhtemelen delirtecektir. tamam. maalesef. komsunun fikri. kira. toplumu güdümleyen büyük Korku ile düzülmemis bir birey gerektirir. çogumuz yedi.görülmemistir.

komsunun küçük kizidir. özgür ruh ender rastlanan bir seydir. belediye encümenine sikayet edemeyeceginiz seyler. ben hâlâ bira takiliyorum. size uzun burunlari n çirkin oldugu ögretilmisken gördügünüz çok uzun burunlu bir adamdir. test kitaplarinda olmayan. olmustur. elerimizle küçük bok kutularimiza hapsolmamiz gerektigin i telkin etmeleri sonucunda aklini kaçirdigi için bireyi suçlamayin. cinsel iliski. olan. onu simdi gördügü için. bu dünyanin tamami kötü triple dostlar. en tuhaf yerlerde ve HER ya sta özgür insanlar tamdim ben hayatimda -kapici. 168 kötü trip mi? bu ülkenin lamami. insanin gö er sey gerçektir. birkaç da kadin -daha çok hem sire ve garson. elleri kirli dondurmacidir. o dogmadan önce de ordadir. cinayet. bir LSD tripi hiçbir kuralin kapsamadigi seyler gösterir insana. LSD ise kendi içinde bir toplumdur zaten. müshildir.167 tigimizda kafeslenip egitilmisizdir zaten. LSD degildir kötü tripinizin nedeni -an nenizdir. dünya BÜTÜN parçalarin bütüne uydugunu idrak ettigi zaman bir sansimiz olabilir. çünkü 47 yasindayim ve bana sapladiklari kancalarin haddi hesa bi yok. Basbakaninizdir. esrar mevcut dünyayi daha katlanilabilir k ilar sadece. bir fabrikada on yil çalistiktan sonra bes dakika geç kaldigin içi kovulmaktir. sanri bir sözlük sözcügü. bir düs. ama bir tablet yu tugu için lutuklarlar adami. gençlerin çogu özgür GÖRÜNÜR ama bu tamamen bed kimyasi ve enerji ile ilgilidir. ama daha sonr a üstüne yalanlar bindirilir. öldürülmek ya da dondurma yemek olabilir. ruhani yani yoktur. 1926 yilinda kokladiginiz igrenç heladir. bir dis güç tarafindan getirilmemistir oraya. toplumsal koltuk degnegidir. ölmekte lan bir insan için ölüm çok gerçektir. bize kendi a. zorla gördügünüz cebir de Ispanyolca dersidir. sana altinci sinifta tarih ögreten o yasli bok çuvalidir. Abraham Lincoln Tugayi'di Franklin D. ve HER yasta. araba hirsizi. yasanan hersey yasandigi anda gerçektir -bu bir film. ama gördügünüzde bilirsiniz -çünkü onlara a da onlarla birlikte iken kendinizi iyi. Jeffers üç asagi bes yuk . araba yikayicisi vb. çok iyi hissedersiniz. ki meseleyi rafa kaldirip kurtulmanin kolay bir y oludur. ama sanrinin tanimi hangi kutuptan hareket ettiginize bagli olarak degisir. b. otuz sayfa uzunlugunda ve üç kilometre yüksekliginde bir listedir bu. ama digerleri için talihsizlik ya da bir an önce kurtulunmasi gereken b r durumdur. Roos-velt'in yüzüdür. köpeginin arabanin altinda k almasi ve kimsenin sana yolu dogru dürüst tarif edememesidir. toplumla uyum içindeyseniz LSDyi "sanri verici mad de" olarak siniflandirirsiniz muhtemelen. bütün aglardan kaçmayi basardigimi sanacak kadar budala da degilim. toplumun egitimsel ve ruhani güçleri ona kesfetmenin asla bitmedigini söyleye kadar bilge olmadigi için.

olmuyor. ". artik sizin. ben bile. kadinlar geçiyor penceremin önünden. soguk bir cumartesi günü. sapkasindan çok tavsan çikardi. hayir tisliyor agzimda sonra da kagidi daktilodan çikariyorum. Leary bile. sayfalan gerçekten bir seyler ol uyormusçasina parliyor. artik onun Tanri oldugundan çok da emin degiliz elbette. 169 HÜR HAYVANAT BAHÇESI Boktan isimi.ari. bir National Geographic var önümde.iktir" gibi müsfik bir sözcük çikiyor. ama çok da fazla konustu. tuzaklara dikkat. ne yapilir bir gece ile? Liza olsaydim saçi mi tarardim. odami. ama Liza degilim. (belki de) aklimi yitirmeme neden olan bir alkol deliligin den çikmistim. herkes çok fazla konusabilir. sonu bekleyen bir sarho slar kovani. binanin bütün sakinleri sarhos. dediginde çok iyi söylemis bence. dostlar. tabii ki. günes batmak üzere. her kimdiyse. sayica çokturlar. Parkta . rivayete göre Tanri bile dünyaya indiginde o tuzakl ardan birine yakalanmis.

sonra durup bana bakti. Gayesizce yürümeye basladim. Uzun kizil saçlari beline kadar iniyordu. suyu verdi. Günisigina karsi kusup bes dakika kadar bekledikten sonra cebimd eki sarap sisesinin dibinde kalani diktim. Daha ilerde. bahçesi genis ve agaçli bir evde karar kildim. Susamistim. Yürürken olaylarin anlamini kavramay a basladigimi hisseder gibi oldum. sonra yüzünü geri çekti. Susu luktan ölmek kolay ölüm listeme girmez. Kadin mutfaktan döndü. Sudan eser yoktu. Ceketimi kaptigi gibi yere atladi." dedim. Eski bir iskemleye ilistim. açik pembe gömlek. Yaniliyor-dum tabii ki. Öylece oturmus bekle rken bir seyin koridordan salona dogru kostugunu duydum. Tam önümde bir daire çizdi. Topluma karsi kin beslemiyordum. Pesinden salona girdim. yüzünü yüzüme da i. "Evet?" dedi nerdeyse gülümseyerek." dedim. "bir bardak su verebilir misin?" "Içeri gir. Evler giderek seyreliyordu. Bir yandan da açliktan ölmenin ne kadar ilginç olacagini düsünüyordum. Zili çaldim. Birden sevinçle hoplayip ziplamaya basladi. Kucagima siçradi. Parkta uyumak iyi gelmiyordu insana . Garip sesler de duydum." dedi. haf sesler çikararak koridorda kosarak gözden kayboldu. Açlik o kadar önemli degildi. Bir an için gözlerini gözlerime dikti. "Adim Carol. ama hasta h issediyordum kendimi. Su getirmek için mutfaga gitmisti. Bir süre yürüdüm." dedi. Kent disinda buldum kendimi. "Susadim. Güzel kadindi. Soguk bir görünümü vardi. ayaginda çizme vardi. Onlar dan biri olmadigim gerçegini çoktan kabullenmistim. ceketimi çikarip koluma aldim. Yine de beni çek en bir sey vardi o ev de." "Neden?" . üç katli. saçim daginikti. küçük çiftlikleri n önünden geçtim. "Ama artik önemi yok. Üstünde dar bir kot. bir bardak su istemeye karar verdim. Bir orangutandi. Sicakti hava.geçirmistim geceyi. Y bekleyecegin bir yere ihtiyaç vardi sadece. Korkusu bakiyordu gözleri. "Gordon. Kapiy lastigimda burnuma kesif çig et ve sidik kokusu geldi. Tarlalardan. Yüzüm geceki düsüsümden kanli. Otuz yaslarinda bir kadin açti kapiyi. Ka hverengi gözleriyle bana bakti. kaygisiz. Ilk evi atladim.

" Elimi duvarlarin ötesini ima eden bir sekilde salladi m. "Ve onlar. Anliyor musun?" "Alkol mu?" "Alkol. Yalnizlik çekiyorum. "Benim de onlarla basim hos degil."Tükendim." ." dedim. bittim.

gerçekten aklimi kaçirmis olabilirim. Çok sekerdir." dedim. dinlenmeye ihtiyacin var. Geceleri serin oluyor." "Insanlar benden korkarlar. Senin korkmadigina sevindim." "Gazeteleri pek takip etmem." "Belediye beni bu evden çikarmaya çalisiyor." dedim. "Afedersin. Hayvanlara asigim." "Bu aksam ceketime ihtiyacim olacak." dedi. "Atmiyorum. Sorunum insanlarla. "Ilk isim sana güzel bir çorba pisirmek olacak." "Dinlenirsem oyuna devam etmek isteyebilirim." "Sagol. Açisini tutturursan fena oyun degildir. Hayvanlarla gerçekten bütünlesebiliyorum . Bilemiyorum." "Adi Bilbo." "Sanmiyorum."Bu koca evde bir basina mi yasiyorsun?" "Denemez. savasiyorum." "Bu gece burada kal. Hür Hayvanat Bahçesi mi dedin?" "Evet. Hür Hayvanat Bahçesi'nin Deli Carol'u derler bana." Kahverengi gözleri giderek büyüyor. konustukça berraklasiyorlar-di. mahkeme açtilar." "Atma. "Koridorun sonunda soldan ilk kapi. tuvalete gitmem gerek. evet! O koca maymun ceketimi çaldi." . Hem bana neden yardim etmek isteyesin?" "Bilbo gibi ben de biraz kaçigim." "Ha." "Etmelisin bence." "Sahi mi?" "Sahi. Kaçigin teki." "Bence çok hossun. Al-iahtan babam para bir akti. Üç ay akil hastanesinde y im. Enazindan onlar öyle düsünüyor.

Sonra o siçti." Tinmadi Miskin Joe. Küvetin içine. dogru odana!" diye bagi rdi." Kaplan kilini bile kipirdatmadi. yerdeki kilimin üstünde de boylu poslu bir kaplan yatiyordu. On disle rini ve dilini gördüm.." "Miskin Joe. K aplan sikintili ve ilgisiz bakti bana. "Pekala. "Hadi öyleyse.." "Bir kaplan bana bakarken isimi nasil görebilirim?" "Gerzek sen de. bir yarim daire çizdikten sonra yere uzandi. Zararsizdir. ama yapamiyorum. "Miskin. Hayvanlarimin hepsine asigim. disari. Baksana.. "Beyfendi senin yaninda siçamazmis." dedi. Sert önlemler almam gerekiyor. Kolay gelsin. Süratle salona döndüm.." Pesinden gittim. Benimle gel. Papagan gözlerini bana dikti." "Asik misin?" "Tabii." Koridorun sonunda sola döndüm. Kapi açikti." dedi. Banyoya girip kaplana. Carol son derece rahatti. Kaplani disari çikardi ve "Hadi."Tamam. .iki." "Hadi öyleyse. Kalakaldim. Üçe kadar sayiyorum. Bir. "Carol! Tanri askina. "Miskin! Bir daha söylemeyecegim.. sonra da. Papagan orali olmadi. Tükürüp hirladi kedi. papagani ne yapalim? Papagana ka tlanabilir misin?" "Saniyorum. "Iyice azitti hergele. Dus perdesinin üstüne bir papagan tünemisti. "Miskin! Odana dedim!" Kaplan öylece bakti. 172 Kaplan koridorun sonuna kadar yürüdü.üç. Onu yiyeceginden korkuyor. kolay gelsin .. Yürü. sen kasindin!" Carol kulagindan tuttugu gibi ayaga kaldirdi canavari. banyoda bir kaplan var." Kapiyi kapatti. Asigim ona .

Hür Hayvanat Bahçesi. Hepsi de evcillestirilmisti. ölmüs muydum. Düste miydim. . Mideme iki ögün yemek indirmistim bu arada.O gece biraz daha konustuk. yoksa çildirmis hayal mi görüyordum? Her türden hayvani vardi Carol'in.

Diz. Dogduklari gün olduklari gibiler. Insan bunlari nasil sevmez. maymun. Her hareket ettiginde saga sola dalgalaniyor. akiskan bir hareketle basini Carol'in basinin iki yanina yavasça indirip kaldirdi. Saçl ari canliydi sanki. Ne sansli yilan. Hiç günes görmemisti sanki. "Gitmeni istemiyorum. Her seyi emiyor. Tanrim. agzina. süphesiz. Hayvanlar hosnuttular anlayacaginiz. inanilmaz gözler. her se yi disari yansitiyordu. neon memeli kadi n! Ayni renkteki dudaklari rüyadaymisçasina aralanmis. pembe-kirmiziydi. kesintisiz. neon. Carol besli gruplar halinde çikariyordu onlari ba hçeye. Görünmeden içeri bakabiliyordum. "her birine. Her biri ne kadar farkli. Karinlarinin tok olmasi ise yariyor du tabii ki. Carol sehpanin üstüne çirilçiplak uzanmis. Gözleri iriydi.Siçma ve egzersiz saatleri vardi. Carol daha da güzel görünüyordu. Teninin b eyazligi ürperticiydi. "Bak sunlara Gordon. alev renginde. Gögüs uçlari çogu kadinda oldugu gibi koyu renk degil. Içiyordu yüzünü. Dolgun gögüsleri yükselme eylemini çagristiran bi lik abidesiydiler." dedim. Elbiselerimi giyip yalin ayak salona yürüdüm. "Hayvanlarina gerçekten asiksin galiba. gözlerine bakti. Insanlar gibi degiller. Zor uyudum gece. Piril pirildi. berrak. saçlari kivrimlar halinde hali ya dökülmüstü. yilan -hayvanat bahçesine gitmisliginiz vardir mutlaka. Sonra dogrularak Carol'in burnuna. pencereden giren günes isigin in altinda nefis renkler yansitiyordu." "Anliyorum. "Evet. Kahvaltida Carol'a. Kendi benliklerinde tatmin olmuslar." ." dedi. diye geçirdim içimden. basi yana kaymis. Disa bakan tek sey gögüs uçlariydi ve vücuduna cinsini kestiremedigim bir yilan dolanmisti. Teni yaglanmis gibiydi." Fazla konusmadan kahvaltimizi ettik. Insan ile hayvan karisimi bir kadindi. Tilki. Ama gerçekten bak. kurt. Donakaldim." dedim. yag düzgünlügü. ne kadar gerçek. Babalik yüklü bir meblag birakmis olmaliydi) Carol'in sevgisi onlari tatli." O gece beni uyku tutmadi. sabit bir pasiflige sokmustu. vücudunun alt kismi asagi sarkmisti. Korkusuz. Yürüyüslerine bak. Is in tuhaf tarafi hayvanlarin birbirleri ile dalasmamalariydi. ama daha pembe. "O maymundan ceketimi alabilirsen yola koyulacagim. (Erzak faturasi korkunçtu. Kaybolmamislar. panter. dirsek gibi hiçbir uç nokta yoktu sanki. Böyle kadin görmemistim. Asla çirkin degiller. Odama döndüm. Yilan çatalli dilin i çikardi. kaplan.

" ." "Ben insanim ama."Beni hayvanat bahçene mi katmak istiyorsun?" "Evet.

Carol bu kez odanin ortasind aki siyah ceviz masanin üstüne uzanmisti. Sonra kamisin basi girdi. Bacaklari açikti." "Diger hayvanlarin gibi sevilmek için fazla yasli degil miyim sence?" "Bilmem. kamisin tamami girmisti simdi. sonra çekti. Salona gidip içeri baktim. Dayanilmaz ve atesli bir istirap içindeydiler. sertlesmis. Bir tavus kusu geçti y . öpüstük. Carol bir çiglik atti. hoslandim senden. Carol hafifçe inledi. Bir an için e lini apis arasinda gezdirdi. Bir ask öpüsüydü. Pempe bir kan dalgasi yayildi vücuduna. Carol elini kaplanin kamisinin üstüne koyup yönlendirdi. Yine de sertlesmistim. Gözlerinin içine düsecekmisim duygusuna kapiliyordum.." dedi. Basini koluma yasladi. Yüzüne baktim. Durdu. Güldüm. "Randolph Scott ile Humphrey Bogart karisimi bir seysin sen.. Bacaklarinin arasinda dudaklarini n hafifçe aralandigini fark etlim. "Buraya gel. Kahvaltidan sonra Carol çimlere uzanip göge bakti. Odamin yolunu tuttu m. ama bozulmamissin. Yeniden dirilmistim sanki. dikildi ve pençelerini Carol'in basinin iki yanina yerlestirdi."Evet." O gece yine uyku tutmadi. Sen de kaybolmussun ama sertlesmemissin. Koridoru geçerken Carol'in haykirisini duydum. kaplan o esnada Carol'in bacaklarinin önündeydi. Belediye Carol 'i bahçenin etrafina yüksek tel kafesler örmeye zorlamisti ama bahçe hayvanlarin rahatça gezinebilecekleri ka dar genisti. Kamisini C arol'un yarigina vurarak girmeye çalisti. Yilan gibi dolanmisti vücuduma. Sonra ellerini kaplanin ensesine koydu. Öldügünde çizgilerinden taniyacaklar seni." "Kaplan mi?" "Evet. Bulunmaya ihtiyacin var. Sonra kuyrugunu sallayarak hizlanmaya basladi. Kendime çektim onu. Bakisip durduk. Genç bir adamdim sanki yine. Gümüs renginde bir tilki ile bir çakal geçti yanimdan. Pembe-174 lik en son çenesinin allinda durdu ve kayboldu. Parmaklarimi dudaklarinda gezdirdim. Yeni bir hayata basliyordum. yasli kaplan. Onlardan farklisin. Kaplan masanin etrafinda agir adimlarla dolaniyordu. ayak parmaklan yere degiyordu. devasaydi. Kal. Öbür elimi saçina daldir . Bir kasik patates salatasi attim agzima." dedim. Kamisi sertlesti. Içinde hâlâ yüzen bir seyler var." Yanina uzandim. Dünya ve gökyüzü gözlerindeydi. Kaplan birden kalçalarini kaldirdi. kaplanmisin benim. Onlar k aybolmus. Kahvaltiyi hayvanlarla birlikte bahçede yaptik. Seni buluruz belki. "Çok hossun. Carol bana bakti.

. Deli gibi öptü beni. hergele.." Elimi tutup kolundan içeri soktu. ne yapiyorsun bana.. "Tanrim. ... "Tanrim. Killari ne mliydi.nimdan. Hafifçe ok sayip parmagimi gezdirdim. Sonra söylenmeye basladi." Geri çekildi bir den. "Ne yapiyorsun bana. hergele." Bir kez daha öpüstük. "Hergele. tanrim." dedim..

. kendi disimda bir güçmüsüm gibi. Ölüm dualar inin kabul edilmesini bekliyorlar. Ben i görünce sasirmadi. Elimi tutup çizgilerime bakti. Ben defalarca gelmisim dünyaya. Bu canlilar insanlardan daha üstün olmali ama. Insan dahil tüm canlilarin en üstün yanlarina sahip olmali. "ah. Için için yaniyordu. Dünya yorgun. "Kaplan. Bunlar birbirlerini bulup çogaliyorlar.. alt kismi gölgeliydi. tekrar gögüslere. rüyalarim. Yavas." Biraz daha sohbet ettik. sonu yakin. "Iste hayat çizgin."Fazla hizli gidiyoruz. Dünyanin mirasçisi olacak yeni bir canli planliyorum. Boncu klan aralayip içeri girdim. Sonra yangindaydim." Dogrulduk. Ama gözlerinin kahverengesi açik ve derin de olsa. ona inandim. sonra yine asagi. Yerde yuva rlandik. Kanepenin yanina diz çöküp gögüslerini yaladim." "Benimkine bak. Dünyadan arta kalacak son hayat parçaciginin içinde yasa-yabilmeli.. Abajurun isiginin altinda saçlari piril pirildi -kahverengi-kizil pariltilar saçiyo rdu. killarin basladigi bölgeye. Boncuk perdenin arkasindan içeri baktim. Abajurun isigi vücudunun üst kismini aydin latiyordu." Saka etmiyordu. Salona gittim. Kaplan elli metre öteden bize bakiyordu. daha asagiya indim. önce öptüm hafifçe isirdim. allahin cezasi. hayat çizgine bak. Insanlar taslasmislar. Kivranip. anlamsiz bakiyordu.." dedim. Sonra asagi dogru öpmeye basladim. Gözlerini açti. Kendilerinden usanmislar. .. "Deli Carol muyum sence?" "Bilemiyorum. deli miyim sence?" Güldü bana bakarak. Sarilip öptüm.. bacaklarini öptüm. karsisindaki koltuga oturdum. Inanabilecegim tek seydi Carol. Egilip kulaginin arkasindan öptüm. karnina indim göbek deligini öptüm." O gece yine uyku tutmadi. Çiplakti. rüyalarim. Kanepenin kenarina oturup onu seyrettim.. "Daha yenisin dünyada. Carol kanepeye uzanmisti. Saçlari rüzgârda dalgalaniyordu. Anlatti. Ates gibiydi saçlari. san ki ben adiyla ve tavriyla tanidigi biri degilmisim. "Sana nasil anlatacagimi bilmiyorum. Derin bir soluk al di. yalnizdi. Yine de kabullenme v ardi o gözlerde. Soyunup yanina gittim. bir atesti Carol. uykuda gibiydi. Küçük bir abajur yaniyordu yaninda." dedi.ah." diye inledi. ama sik gördügüm bir rüya var... vurgusuz. Belki baska yerlerde baska insanlar da böyle bir canli planliyorlar. yavas dedim sana." "Evet. "Bilmeme imkan yok. Inanmamak imkansizdi..

.dudaklarinda.agzi islak ve serin. dilimi iki kez yarigina sokup çektim.. Bacaklarini havaya kaldirip boynuma doladiginda yalayarak yukari dogru çi ktim. dilimi hafifçe dudaklarin etrafinda gezdirdim. sonra da ters yönde." diye inledi ve çiçegi açildi. firin gibiydi içi. kam isimi sonuna kadar sokup tuttugumda üstünde kivranip devam etmem için yalvardi. ah. tuz tadi geldi agzima. Hafifçe bizirini yaladim. . çiçegi islak ve sicak. kamisimi tutup beni yerlestirdi. Bir kez daha "ah. Kamisimla yarigini zorlamaya basladim. Içine girdigimda agz im agzini buldu -ve iki yerden kilitlendik. Is irdim.

kaldim içinde. onlara ve onlara ait hiçbir seye iht iyacimiz yoktu. Tehli keli ve vahsi hayvanlarimiz sayesinde hirsiz endisesi tasimiyorduk gerçi. yasli bir kaplan. Önce sinemaya gittik. Her gittigimiz yerde ona bakiyorlardi. kamisim yumusamamisti. Yabanciydik onlarin gözünde. Gülüstük." Aramizdaki insanlarin baslarinin üstünden bir paket tuz firlatti. Bir bardak su istemek için kapisini çalmistim. Kasilmalarla karsilik verdi. hayvanlarla yasiyorduk. Anl miyorlardi.. Bana da bakmaya baslamislardi. Kaplan yoktu o gece. tarihin. Carol kendine birkaç ile elbisesi aldi. Onu öptügümde dudaklari yumusa cikti. Tatmin olmus insanlardik. Iliskimiz sürdü. tinsel ve tensel. orospu çocugu. dayanamayacagimi hissedince kamisimi içinden çikmadan çekebildig im kadar çekip yine soktum -sicaklik ve kayganlik. egonun. Ayni seyi bir kez daha tekrarladik. Sonra ben. . ayak parmaklarimi kanepenin koluna bastirip iyice dayandim. Arabayi agir agir sürüyordum. oradan da pazara gittik. Bir süre sonra tirmanmaya basladik -iletisimlerin en mükemmeli. Carol'in saçlari kiçina kadar iniyordu. Hakkimizda ne düsündükleri de bizi ilgilendirmiyordu. Film kötüydü. Aylar rahat bir mutluluk içinde uçup gitti. Çiktigimizda yagmur çiseliyordu. B aska bir kaplan parlamisti o gece. atiyorum tuzu. Giysilerimiz eskiydi. Baba. Ancak Carol'in hayvanlari ile çiftlesmeye devam et tigini itiraf etmeliyim. Benim saçim sakalima karismisti. vücudumu hareket ettirmeden kamisimi içinde üç kez siçrattim. Sonra Carol'in hamile oldugunu fark etti m.Her seyin ötesine yükseldik. kendimizin. kimilda! Hadi!" O çirpinirken kimildamadim ama. Hayvanlarin ihtiyaçlari her gün yollaniy ordu ama arada sirada kendi ihtiyaçlarimizi karsilamak için kente inmek zorun da kaliyorduk. Herkes taniyordu Carol'i. Carol'in son oyuncagiydim onlar için. Evi hep yaptigimiz gibi kilit-lemistik. tuzu yakala. Önce o girdi banyoya. varolusun o doyumsuz cosku su kalmisti bir tek. Içten gülüyorduk. nereye gelmistik. Nefretlerini hissediyorduk ama. merhametin ve sinamanin. Yarim saat kadar sarilip yattik. Yakaladim. Hayvanlar tehlikeliydi ve bi/. Saçim elli yasina gelmeme ragmen hâlâ kipkizil di.. Pazarda da sakalasmistik. Onlarin yasam tarzina kar siydik. Bir gün erzak almak için kente indik. "Hey."Orospu çocugu. Keyfimiz yerin deydi. Birlikte bosaldik. Elimizdeki ile yetinebiliyorduk. Sürekli gülecek bir seyler buluyorduk. El imdeki tuz paketine baktim.ve tuttum. Defalarca tekrarladim ayni seyi. Yakala Baba. oltaya takilmis bir balik gibi çirp indi. S eni moruk pezevenk seni.

Yaptiklarini hissedebiliyorum. Nefis bir gün geçirmistik. Biz bir f dik zaten. neyin var?" Kendime çektim." "Benim bir seyim yok. Yakala tatlim. Arabanin pencerelerini açip islandik. . Tanri m. hayir. Biliyorum. Kendim izi rezil ediyorduk. Gerçi film kötü çikmisti ama yine de çok eglenmistik. zavalli piç ilerde yeterince hirpalanacak!" Carol tuzu yakalayip degistirdi. "Nedir. Etrafimizdakilerin bakislari yetiyordu. Orospu çocuklari. Içinde bir yer yirtilmisçasina inliyordu. bebege de dikkat et. Biz e iyotlu tuz lazim. kizim. Yagmura bile sevinmistik. yavrum? Söyle bana. Eve yaklastigimizd a Carol inledi."Seni orospu! Beni damar sertliginden öldürmek mi niyetin? Hayir. Yüzü kireç gibiydi. "Carol. yaptilar.

Zangir zangir titriyor. Carol isimleri yazdi. . Bizim için de. Ben mezarlari kazip cesetleri gömdüm. Odalari dolastim. Bu konuda benden daha bilgili oldugu kesindi. Carol küregi elimden kapip tel örgülere dogru kostu... hepsini öl dürmüslerdi. Çit çikmiyordu evde. Defelarca kursunlanmisti. Iki günümü aldi gömme isini bitirmem. Hayvanlar özgürlüklerinin bedelini ödemislerdi.. anlasilmaz. Konusmuyor. Onu oksayip yatistirici sözler söyledim. tilki. gazeteciler. Kürek telleri delip üzerine gelebilirmis gibi egilip kaçistilar. tek canli komamislardi. Carol'a sarildim. Basi bir kan gölünün içindeydi. Evde. Ben çalisirken Carol pikapta ölüm marslari çaldi. Basi ve boynu gövdesinin altina kivrilmis bir sekilde tek kana dinin üstüne yatmisti. Papagan küvetin içindeydi. kuzgun. Insanlar tel örgülerin arkasindan bizi seyrediyorlardi.Canavarlar. Ölümü bilmisti ve ölüm baska 178 türlü bir seydi. Öldürülmüstü. Öbür kanadin tüyleri aralikti. Eve girdik. Yatagina yatirip bahçeye çiktim. Mermi sol sakagindan girmisti. ama aglamiyordu. Carol küregi firlatti. gençler." "Ne yaptilar?" "Katliam. Fisildasarak geri çekildiler. Arada sirada yerinden firlayip haykiriyordu. Salonu ve yatak odasini elimden geldigince temizledikten sonra Carol'i içeri aldi m. "Mutlu musunuz? Sevinin katiller!" diye bagirdi Carol. Bahçe genisti allahtan. Cesetler. Gözleri kapaydi ama agzi her an hirlamaya hazir bir ifadede donmus. haykirmak istemis ama haykirama-mis gibi. Yü paralardi." dedim. tuhaf. Yatistirmaya çalistim. Kaninin bir kismi pihtilas-misti. bir süre sonra uyudu. Ölmüstü. Tek mermi. Yüklü bir gömme isi vardi elimd e. harikulade ön dislen disari firlamisti. Ayi. Elli bes mezar vardi bahçede.. B ir gecede hür bir hayvanat bahçesinden toplu hayvan mezarligina dönüsecekti.. Hiçbir sey kipirdamiyordu. kat iller ürkmüs olmaliydilar. kirpi. Banyoda." "Bekle. Yaptilar. Biz sinemadayken gelmis olmaliydilar. fotografçilar .. Iki saat sonra aglamaya bas ladi. Ölüsü bile canli bir insandan daha heybetliydi. Elden bir sey gelmezdi. Ikinci günün aksami son mezari da doldurdum. Kapinin önüne geldigimde ilk gördügüm Bilbo oldu. Yaslilar. s arap içiyorduk. Miskin'i en sevdigi yerde haklamislardi. Bir gülümseme vardi yüzünde.

Birkaç hafta sonra Carol'a yeni bir hayvanat bahçesi baslatmayi önerdim. "Rüyalarim siklasti. Bir de bekçi t utardik. Zamani geldi sanirim. akrabasi olmadigi için evin bana ka lmasini istiyordu. Tam zamani. Kiyamet. Dogum . Ye tistik. Dogum yaklasinca Carol 179 evlenmemizi istedi. Evlilik umurunda degildi." dedi." Soru sormadim. "Hayir. Yeterince aci çekmisti.

hiçlige dönüseceklerini bilmek -yasamda hiç. törenden sonra arabamla geri götürdüm. bebek. korkulu. Olanlar ne kadar tuhafti. doktor. Beysbo l sonuçlarina baktim. degil mi?" diye sordu. Emin olamazsin. evroza." "Ben alkolden saniyordum. cinayete.. korkuya. "Rüyalar bazen yanlis çikar. ama benimki henüz aksamadi. Arkadasima biraz para. Ve ölüm." Asansörle yukari çikip camli bölmeye gittim. arabadan indi." "Baskalari da mi vardi yoksa?" "Evet. Yalniz geliyor. Cam bölmenin gerisinden duyabiliyordum seslerini. Ölüme mahkûm bu hayatlari görmek.. ap lalliga." "Kadin milleti böyledir. Herkes sirasini saviyo rdu. Mezarlarin önünde sessiz bir tören oldu." dedi. Bir gün sefilhaneden çikip bi r evin kapisini çalmistim ve güm. Sahit olarak sefilhaneden eski bir arkadasim i getirdim. sonra alkol. Ask. sikintiya. Dört kilo be s yüz gram. "karinizin sagligi yerinde. Öyle oldu galiba. Tören kisa sürdü. Yüzlerce bebek feryat ediyordu. Ask aciyi bastirmisti ama." "Ben biliyordum!" Pis pis bakti.Bay Jenings. bir sise de sarap v erdim. bilemezsin. Ve çogumuz yalniz. Su dogum isi. Tarifsiz bir keder kapladi içimi. ölümde hiç. Hem henüz bitmemisti de." dedi. at yarislarini okudum. Carol'in rüyasi vardi bir de: ona inan iyordum ama rüyasina degil." "Tesekkür ederim. "Ee. Insan bir rüyayi ne kadar önemseyebilirdi? Bilemiyordum. "Evet. aci.. Umursamadan.esnasinda ölmez ve kiyamet gününün geldigine dair kehaneti gerçeklesmezse tabii. Yanlarina gittim. Sefilhanedeki kerizlerin yansi bu yüzden o rada. Hastanede asagida bekledim.erkek." "Kadin milleti bu.. Bu yeni hayatçiklarin nefrete. Carol'in doktoru gel di. Yoldan geçenler durup seyrettiler." "Anliyorum. Sürüp gidiyordu. . yalniz gidiyorduk. yarim hayatlar yasiyorduk." "Önce kadin. Yolda saraba yumulurken "Sisirdin kizi. hemsirelerden birine bir seyler fisildadi.

Hemsireye adimi söyledim. . Geyikti. Gözleri bana bakti ve beni bildi. Bebege baktim. Dayanilir gibi degildi. Baska türlü olamazdi. yilandi ve insandi. vasakti ve insandi. hayvan ve hayvan ötesi. Bana b akti. Sonsuz bir bagislama gizliydi bu gülümsemede. Babasi. Bebegi kollarinda tutarken gülümsüy ordu. Insan ve insan ötesi. ben de onu bildim. ayiydi. Tibbi bir im kansizlikti. çakaldi. Içeri girip bebegimi buldu.

ve bütün bu gelenlerin kendilerine has bir enerjileri var. kendi yazarligina inanci tam. POPÜLER BIR ADAM iki kez üst üste grip oldum. ayni sahneyi bir film gibi insanin karsisina getirdiginden. aktör ayni zamanda. beni anlamakta güçlük çekiyor çünkü üstünlüklerine karsilik vermiyo n. yoldan gelmis. Hastaneye günes doldu ve bina sarsilm aya basladi. ve birileri sürekli kapimi çaliy or. sonra hatun evlenelim diye tuttu bir domuzdan besiliyim. üç gündür siç isim. 15 bin dolar geçti elime. eglendirici biri. daha a da bin dolar. a nnemin sik sik kullandigi Alman deyimi geliyor aklima.babalarindan biri. ki aslind a harikulade. yaslanm ak avantaj oldugundan degil. ama enerjisi. ilginç. ama o bininciyi bulunc aya dek Alman ruhum bana huzur vermeyecek. odanin ortasinda öpüsüp kollarimizi ve kiç delik lerimizi kavusturmamamiz da onu endiselendiriyor. Hemsire bebegimi kollarinda tutup gülümser en San Francisco'nun üstüne ilk hidrojen bombasi düsmüstü. grip. "15 rdu. aklimi yitiriyorum. ben münzevi biriyim ama o kadar da kaçik degilim. anlatiyor. bin kisinin içinden 999'una bes çeker. tam olarak dogru olmayabilir ama söyleydi galiba: "emmer etvaz!" anlami: hep bir sey. amcam öldü. ne siyaset sahnesi ilgilendiriyor beni. ama içimde giderek kabaran bi r delilik dalgasi var ve bastirmaya özen göstermeliyim yoksa bir gün Vermont Bulvari'nin yan sokaklarind an birinde haftaligi sekiz dolarlik bir odada kendi isimi bitirebilirim. ki insan ancak yaslanmaya baslayinca anlayabiliyor. yine de hoslaniyorum ondan. gülüyorum. alin iste. ama çok yorgunum. grip diyorum. nereye geldik. ne Norman Ma-iler'i a radigi ya da Jimmy Baldwin'i tanidigi. yeterince uyuyamamisim. on kisinin hayatindan fazlasini yasamis tek bir hayatta. haftada 300 dolar kazaniyor. Bebeklerin çigliklari yükseldi.. grip. hepsi de iyi niyetliler. egl endirici olmasi dogal. giderek yorma-182 ya basliyor beni. önümden mor bir parilti geçti. . ve dogru tahmin ettiniz. gelen gidenin arkasi kesilmiyordu ve her gelen bana sunabilecegi özel bir sey oldugu inanandaydi ve kap inin zili susmak bilmiyordu ve her seferinde ayni sey yasaniyordu: "BIR DAKIKA! BIR DAKIKA!" pantolonumu giyip kapiyi açiyorum. kötü bi r yazar oldugu da söylenemez. çok sessizim ve dinlerim.. müsavir sekreteri y onun gibi bir sey. ama kendine olan inanci beni. iyi bakiyor bana. pantolonu lekeli sert bir tip. Flor san lambalar zincirlerinden kopup bebeklerin üstüne düstüler. ama hep-bir-sey. bir sürü babanin içinde biri. ne de gerisi. Hemsireler çiglik atti.

EN IYI ARKADASIMI VE VALIYI DÜZÜYORSUN. DEGIL MI? SENI ÖLDÜRECEGIM ÇÜNKÜ ZINA ISLEDIGIN IÇIN SADECE BES YIL YATARIM!" volta atiyor odada. eyvallah. . bütün fahiseleri düzüyorum. . hatunun karsisina dikilip bagirmaya basliyorum. bir oyun yazmaya çalisiyorum ve içiyorum. sahneye koymayi düsünüyor.simdi de evlenmeye takmis. "sonra ne oldu?" diye soruyorum. güzel. sonra Londra'dan biri ariyor. "SENI IG RENÇ OROSPU. isi birakmak istiyor. '"biçakla beni öyleyse. Ispanya'ya gidiyoruz.mcik agizli!' dedi bana. oyunumu mek istiyor. gidiyorum ve Londra'dan döndügümde hatunun valiy e en iyi arkadasimi düzdügünü ögreniyorum.

" "evet?" "yolda kaza yaptik. hersey basarisizliga göre ayarlanmisti. "havaalanina gittik." demisti ve arkadasi. dogdugum andan itibaren bir grup dolandiricin in arasina düsmüstüm ve dolana dolanmiyor ya da katilmi-yorsan ölmüstün. bir zamanlar onu anladigini düsündügü bir arkadasina bir keresinde." dedi. genç. "kocaman bir kasap biçagi vardi elimde. siir tezgahina inançli -bütün o boklar: iyi insan ve sair cehennemin bu yaninin bu yaninda mutlaka ödüllendirilir. kimsenin umurunda degildi. yataga döndü. ama olacak is miydi? "Hank?" "Ne var?" kapiyi ilip içeri girdi. beynim de üsüyordu -beynin bütün ins serüvenleri bir yutturmacaydi sanki. fethetmek istemiyordu. benim bile umurumda degil di. ne bulduysam örttüm üstüme. bir keresinde . içeri girdi. çok büyük klas farki vardi aramizda. bir basina." pekâlâ.mina koyayim. ama zil ve yumruklamalar sürünce önemli bir sey olabilir diye düsündü. nafile. ancak o zaman kullanacaklardi sahtekarligin disinda kalan ruhu sahtekarligin dis inda kalabilmek için. haberi yoktu oglanin. Gugg'lar halihazird a ülkenin sikici üniversitelerinde Ingiliz Edebiyati I ya da II ögreten sisman ve rahat boklar için ayr ilmisti zaten. tek istedigi küçük bir odaydi. dikisleri sökmek istemiy ordu. geceligi yedi dolarlik siir dinletileri vermek için Avrupa'ya gidiyor ve burnu bile kanamad i. Ginsberg'in kaburga kemikleri kirildi. tanrinin bütün çocuklari -gitti. Ferling-hetti salagin a hiçbir sey olmadi. ruh." diye karsilik vermisti. Creeley'nin korku oldugunu biliyordu. üstündü benden. iyi sair. yatagima döndüm. bir basina. "ne?" dedim."yürek ister. yere firlatti m. Shakespeare'in kötü oldugunu. ölüyordum sadece. bir saat kadar yatmisti ki kapinin zili çaldi yine. dolap siki sikiya örülmüst yüzyillar dan beri böyleydi ve dikisleri patlatmanin hiçbir yolu yoktu." dedi. ümit yoktu. hasta. hahamlik ögrencisi. genç ve yahudi bir oglandi gelen. ancak ölümde n bir yüzyil sonra. ". genç. "allahin cezasi bir yalancisin. felaket. "hiç yalnizlik çekmedi . "hem de mangal gibi." dedim. önemi yoktu. disardaydin. diri. cevap vermeme ye karar verdi. titreme nöbeti geldi yine. sahtekarligi asla alt edemeyecekti.

bir süre .Ferlinghetti ile sahneye çiktim. yanindakini küçük düsürmek için giristigi numaralar igrenç i.

delilik belirtisi göstermeyen hiç kimse nin gerçek bir dahi olamayacagini düsünüyor. ben. düsünün bir. nerede kimsenin beni rahatsiz etmedigi o günler. ama zirv ede olanlarin çogu da hakediyordu zirveyi." "lanet olsun. sair olmayanlara. ISA ASKINA bu k adar ÇOK olacagini tahmin etmemistim!" "ben de siir yazmaktan vazgeçtigimi saniyordum. çarmihi seyrederek. ve kimi zirvedeydi. siz. terleyerek. kaba öfkenin ve umursamazligin sonucunda dogal ölüm. bir baligin yan tarafi misali ölüm. buraya aitti. ve herkes birbirinin gözünü çikarmaya çalisiyordu. sonu gelmisti. hasta. ben. birakin uyuyayim. tek sorunu sonunun geldigini sükunetle kabullenmekti. gerçekten ölerek. bana üç dolar v erdi." birakin da bok yiyeyim. kendi tarzimda en azindan. herkes ölür. ölerek. yilda 500 dolar kazanmiyorum yazarliktan ve sürekli kapimi çaliyorlar. ve örümceklerin duvarlari yutusunu sey retti. "yeni siir kitabinda yer alacak siirleri 184 daktilo etmem için bana otuz bes dolar verdin ama tonla siir var. ona zaman tani. dahi ya da aptal olup olmamak umurumda degil. sairlere. kahraman olmayanlara -kimseye itaat edemezdi. terleyerek. iyi çocuklar ya da kötü çocuklar. iyi ya da kötü. ve buradayiz iste. kalabaliklara tahammülü yoktu. kahra manlara. ve kapi çaldi. ne kadar çoktular. hepsi birbirinden nefret ederek. o. "Jimmy ile bir par tide karsilastim. yataga girdi tekrar. ben ve bir kisi daha hariç mükemmel bu. simdi sürekli biri var kap imda. dolari ve iki paralik siirleri ile iyice biktirici oluyorlardi. uykuya daldi yine. buz gibi.. yorgunum. Hirschman da yer ayni boku. formüller muhtelif. numaralarina uyandilar. o. gerisi sizin olsun. ayrica kutsanmis bir salatali k tursusu ile yarim somun ekmegimi yedi... ben de ona bir onluk. pekâlâ. yeter ki raha t biraksinlar beni." "unutma. peltekligin beyaz renkteki suyu. bir basina yatakta. BAKMAK istiyorlar bana.sonra yuhaladilar onu. oflar muhtelif.. yataga girdi." diyor oglan. hepsi basarma sevdasinda. hep buraya ait olmustu. grip grip grip. onlar. zirvede olmayi haketmeyerek elbette." bir yahudi Isa askina dediginde basinin belada olduguna süphe yoktur. ikimiz de kendimizi daha iyi hissettik. sonra da gitti. belki. iyi. titreyerek. tekrar yataga girip ölmeye hazirlandim. birakin da bir gün daha yasayayim kendimce. Ginsberg'in çükünü emmeye çalistigi bir Ezra Pound'du sanki . kendi kisisel tarzimda delirerek. Hirschman'in Artaud takintisi var. sekiz saat sadece.

bir yerlerde Ingilizce ögretmeniydi adam."bir dakika." diye bagirdi. . neon gibi. ya da iç gidiklayici bir fahise gibi. ve bütün isiklar yaniyordu disarda. pantolonumu giyiyorum.

. bütün ödüller . çok bulasici. hastayim. Uykuya daldigimi sandigim anda olan bir sey. taksi soförlügü yaparken ya da Albu querque'de bir otelde komi olarak çalisirken karsina çikmiyordu o formlar. sonra son siir kit abini açip benim için imzaliyor ve gidiyor. büyük sanat asla bir yaris degildir. çana ginin içinde dönüp duran tek baligim. üç gün üç gecedir uyumuyordu ve bir bok yoktu evde yiyeyecek. küçük kizim kentte. hayatinda görmemisti o formlardan birini. ama çok hastayim. çok bulasici. saçim kadar bana özel seyler. iyice aptallasmadan ölüme bu kadar yaklasilabilirdi. ama sözünü etmek istedigim bu degil tam olarak.." "noel agaci düsünüyor musun bu yil?" "bilmiyorum.iktiric i Guggenheim bursunu almak için gerekli formlarin nereden tedarik edilecegini bilecek zamani ol an sisman boklara gidiyordu. büyük sanat hükümet olabilir a da çocuklar ya da ressamlar ya da . buraya kadar.. diye geçirdi içinden. yataga uzanmis . Gidere k daha sik uykuda oldugumu hissediyor ama düsümde odayi görüyorum. ve kiralik odasinin tavaninda çatlaklar olustu ve 200 yillik siva agzina doldugun da gülümsedi. umursamiyordu artik. uykuya döndü. ama bir yaris degil bu. biri kapisini yumrukluyordu. hiçbir zaman da yazamayacak." geri çekilip altilik bir paket bira uzatiyor.mcik agizlilar ya da herhangi bir sey. uyanikken. ve o yakindi. çok geçmeden herkes gitmisti.1966-67 yilini çalisma ve arastirma için Guggenheim bursu alarak. kol mesafesinde. yazamadigini biliyorum zavallinin. adama ve altilik paketine veda edip kitabini açtim: ". komodinin üstündeki bos bira sisesi. BATTANIYE Son zamanlarda iyi uyumuyorum. içine çekti ve boguldu. bir za manlar benim yazdigim ve onun asla yazamayacagi bazi dizelerime takmis. Çogu kez. yatagimda uyuyorum ve hersey yat aga girmeden önce biraktigim gibi. telefon çaldi. Yerdeki gazete. harikuladeydi. bütün o gürültünün patirtinin ara umursamiyordu artik.. ve simd i sessizdi. "Uykuya daldigimi sandigim" diyorum çünkü aynen öyle."Buk?" "evet." kitabi odanin bir kösesine firlatti bes para etmeyecegini bilerek. grip. su an ölmekle mesgulüm.

diye soru yorum kendime.uykuyu beklerken. acaba gerçekten uyanik miyim yoksa uyuyor ve odami mi düslüyorum. .

Vücudumu igneyle oydular. aci beni durmaya zorlayincaya kadar. daha fazlasina katlanamam. kendi sonumla kiyaslayabildigimde bazi tuhaf se yler olmaya basliyor. bundan daha kötü olamam. Ben de uzun süre önce okumaktan vazgeçtim. ben de sürdürürüm. nesterlendim. sairleri denedim . Basur. kirayi dert ettigim için olmustu belki. birkaç yil önce basladi. bombalandim hatta. Bir aile istemiyordu m. Çalism iyordum. Arada derede kalmis bir seydim. Onlari kanayan kiçlari ile hayvanat bahçesinde görmüslügünüz vardir. yasantimla cemiyetin. kumar ve seks biraz ise yariyordu. Ani bir öfke ile yastigimdan uzaklasiyorum. Sokakta degilsin. kentin. bilemiyorum. Sonra kapinin araligi ile vant ilatörün (hava çok sicak oldugu için yerde bir vantilatör var) ayni çizgide olduklarini ve basimi gösterdik lerini fark ediyorum. bu da deliligin baslangici olsa ge rek. Üst üste gelen ölümler. diyorum. ülke nin bir ferdi gibiydim. Bazen. Maymunlar yapar bunu. Benden uzak seylerden söz ediyorlar. "Adam delirmis. Ve öyle bayagiyim ki! Elimi kiçima sokup kasiyorum. oysa biraz önce kapali oldugundan eminim. Genellikle yeter diyorum artik. ev istemiyordum. ken i bir duvarla.Her sey ters gidiyor son zamanlarda. Ama onlarla birlikteyken kendimi güçlü hissediyorum. Bir zamanlar umursamazdim sokak ta olmayi. soluk almakla. Ama sokaklara tahammülüm yok artik. Ama sanmiyorum nedense. Kanatincaya kadar kasirim. öfke diyorum çünkü beni ortadan kaldirmaya çali an bu seylere okkali bir küfür salliyorum. Ama sonra. Söyle düsünüyorum: Onlar bütünün küçüc parçalan ile hayatlarini sürdürebiliyorlarsa. filozoflari denedim. Zayif bir adamim ben anlasilan. dis agrisi. kötü kosan atlar. ama hepsi bir sekilde hedefi iskalamislardi. Ama devam edeyim izninizle. Tamamen farkli seylerden söz ediyorlardi. O siralar sadece sarap ve bira içiyordum. Incil'i denedim. öyle diyelim bunlara. iyi bir is istemiyordum. kanama ve diger sözü edilmeyen seyler." dediginizi duyar gibiyim. seks ve k umar da tüm güçleri ile kanima girmislerdi. gorill er yapar. sanatçi degildim. Ilk seferinde Philadelphia'daydim. Olay su: Düsümde kendimi odamda gördügümde ya da odamda uyanikken. Garipliklere merakliysaniz cineyet-ten söz edeyim siz e. hiç olmazsa bir odan var. Cinsel iliskkiden daha z evkli. benim duymadigim heyec anlar duyuyorlar. Insanlar la birlikteyken iyi hissetmem kendimi. diye geçiriyorum içimden. siradan insani kurtaran köklerden de yoksundum. tarihle. iste o sirada bir seyler oluyor. Böyleydim: entelektüel degildim. deli rmis olabilirim gerçekten. Bir sokak kadini ile yasamama ragmen her gece iki-üç farkli erke kle beraber olduktan sonra benimle seks ya da kendi deyimi ile "ask" yapmak istemesi tuhafima gidiyor . Bu Oda Düsleri. Çok az seye tahammülüm var. Içki. Dolap kapisinin hafif aralik oldugunu fark ediyorum. Bu lehime küçük bir arti olarak yazilabilir. Ama yalniz kaldigimda. ancak tek fark benim "basarma" istegi duymamamdi.

günümüze dönelim. Otuz-kirk küç gümüs renginde bir teli yatagin altindan geçirip üstümüze sariyorlardi. SENI içime aliyorum.. Özellikle izledigim . Sabahlan kalktigimda vücudumda izler oluyor. düste ya da degil. 188 "Tatlim. "Kimildama ! Bizi elektrik vererek öldürmeye çalisiyorlar!" "KIM BIZE ELEKTRIK VERMEK ISTIYOR?" "Allah belani versin." dedi. "Siss. Içlerinden birine bir yumr uk bile salladim." derdi bana. Gözlerini açip bana bakti. Kadinim huzursuz ol ugumu hissetmis olmaliydi. sessiz ol!" dedim. morluklar. zorlaniyordum. Sonra vargücümle dogrulup telleri kopardim. Afallamislardi." Pek yarari olmuyordu. etkileniyordum. "Bizi ölümden kurtardi m.du. "Öp beni. ora da oldugunu sanirsin ama degilsindir. "seni SEVDIGIMI anlamalisin. san a SESSIZ olmani söyledim! Kimildama!" Uyuyormus gibi yapip bir süre daha çalismalarina i zin verdim." dedim kadinima. Bir gece. Duvarlari biraz daha yaklastiriyordu sadece.. uyandim ve yanimda yatiyordu (ya da uyandigim i düslüyordum) etrafima bakindim ve bir sürü küçük adamin bizi yataga bagladiklarini gördüm. Kadin seni içine alabilir. Nereye kaybolduklarini bilmiyordum ama onlardan kurtulmustuk. Neyse.

ölüm ilanlari. Bir bira açiyorum. siyaset sütunlari. küçük ilanlar. gözlerimi üstünden ayirmadim. Ama ben bir sey olmamis gibi davraniyorum. Bir seyler hayal etmek ya da uydurmak istemiyorum. Basimi her yana çevirdigimde kimildiyordu. Kim inanirdi böyle bir seye? Canlani p beni bogmaya çalisan bir battaniye? Böylesine lanet bir seye kim. sonra gün isidi. ISIK. ne olursa. düste gibi. bahçenizde bite n yabani otlardan nasil kurtulursunuz. küçük ama güçlü ataklar yapar gafil avlamaya çalisiyordu. ISIK! Ama olmadi. açik durmayi reddediyordu.bir battaniye var. Ama o gece battaniye bir kez daha uyuz etti beni. inanilmaz bir hizla. ya da ben güçsüzdüm. Baskalarinin hakkimda ne düsündüklerini umursamadigim halde onlarin battaniye gerçegini bilmelerini i stiyordum. solugumu kesmesini engellemek için var gücümü kullanmak zorunda kaldim. Uykusuz ol dügüm için aksamüstü dört sularinda yataga girdim. isigin altinda bile kipirdayip birkaç santim ilerledigini fark ettim. ama üstümden atamiyordum bir türlü. Kalkip bütün is iklari yaktim. Ben ok en battaniye hiç kimildamadi. Yorgunum.. Kanepenin önüne. Aksamüstü basladi aslinda. basparmagimla Yaris Bülteni'ni araliyorum. Geçen gece olan oldu. yere firlattim. keklik nasil pisirilir. editöre mektuplar. Yine hareket etti. Ertesi gece de ayni sey. moda sayfasi. Bazen uya niyor. nasil inanirdi? Hiç bir sey bir k ez yasanmadan inanilir olmaz -atom bombasi ya da Ruslar'in uzaya insan göndermesi ya da Tanri'nin dünyaya i nip kendi eseri insanlar tarafindan çarmiha gerilmesi. Bu battaniye ben uykudayken canima okumaya çalisiyor. Sonunda mereti yere çalip bütün isiklari yaktim. acaba ya gmur yagacak mi diye pencereden bakip herseyi unutmaya çalisiyorum. kararliydi bu kez! Ayyuka çikmisti artik! Be ni haklamaya kararliydi ve güçlüydü. gazete okumaya basladim. degil mi? Neden acaba? Sik sik intihar düsüncelerine kapilmama ragmen battani yenin bana yardimci olmaya çalismasi direnmeme neden oluyordu. Oturdum. Gelmekte olan seylere kim inanir? Son ates zerresine? Uzay gemisindeki son sekiz-on kadina ya da Nuh'un gemisine ya da insanligin yorgun to humunu baska bir gezegene ekmeye? Bu battaniyenin beni öldürmeye çalistigina inanacak adam ya da kadin nerede? Tek bir kisi bile bulamazsin.. uyandigimda ya da düsümde uyandigimi gör battaniye girtlagima dolanmisti yine. Yilan gibi kivriliyor. battaniyeyi girtlagima sarili buluyorum. Birkaç bira içtim. Sonr a kimildadigini fark ettim. Bu herseye bir son verecekti! ISIK. lanet olsun! Bu da isleri bir sekilde daha da zorlasti riyordu. Ayakkabilarimi ve çoraplarimi almak için battaniyenin yanindan geçtim. solugum kesiliyor. Yarim metre ilerledi bu kez. Kalkip giyinmeye basladim. Ter içinde kalmistim. biçimden biçime giriyor. uyumak kolaylasti. Hep ayni battaniye. Tuhaf. Sonra giyindim ve ne yapacagimi . Tek istedigim beladan uzak ve huzurlu bir hayat.

Dogru tahmin ettiniz: Battaniye beni izliyordu. basamaklari indi.B. yilan gibi kivrilmis. yani battaniyenin beni öldürmeye çalistig ini hatirladim. pesimden geldi! Istedigi gibi hizlaniyordu. beni izlemek zorundaydi. agiz ve gözler. Evet.bilemedim. Sessi z. . Lanet olsun. Kösedeki g azete bayiine gidecektim. Çocuk filan degillerdi: 60. Ama sonra bu köpegin. Size su kadarini söyleyim. önündeki gölgeli kisimda bas. evet. hizla indim merdivenden. Spengler v e Hegel okurlardi. Kapiyi çarpip disar i çiktim. dehsetin dehset olduguna inandiginiz anda daha 190 AZ dehsete düsersiniz. Shaw. Biraz yürümek iyi gelirdi belki. 80. 1000 yasindaydilar. Bir an için battaniyemi bensiz kalmak istemeyen yasli bir köpe k gibi düsündüm. Merdivenin basina geldigimde bir sey beni kafami çevirip holün sonuna bakmaya itti. Mahallenin bütün gazete saticilari entelektüeldi: G. Kararli. Battaniye kimildamiyordu artik. O.

" "Mick. Insanlarla daha fazla görüsmeliydim. Yukari çikip buzdolabindan 4-5 bira aldim. Dünyam çok dardi. durumun gerçekligini sinamakti. deliler ve sanri gören ler de. Damla bile içmeyeceks in. Askeri Hastane'de oda bosalma sini bekliyordu. küfürler ve bir el silah sesi duydum. bira bile.Üçüncü katta oturuyordum. "Bende bir sürü battaniye var. karacigeri iflas etmisti. Kanepeden öylece bana. Her sey kafamin içinde cereyan ediyor. diye geçirdim içimden. "girsene. Yasadiklari zamanin ilerisinde olan insanlar bunu bilirler. genis bulvarlardan uzak." Kalkip kapiya dogru yürüdüm. "doktorun ne dedigini biliyorsun. kesekagidina koyup asagi inmeye baslad im." d edi." dedi karisi. "Bunca yildan sonra sak diye kesmek kolay mi saniyorsun?" "Peki. Asagi baktim. bir tane olabilir. Ikinci kata vardigimda bagrismalar. Mick'in karisi açti kapiyi. Ikinci kata. "bakkala gidip alayim. Hank. "bira getirdin mi?" "Bak. beni izledigini hayal etmistim. Çok içiyordu. Bir hayali sadece sen görüyorsan ya aziz derler adama ya da deli." dedi. En iyisi birilerinin yaninda olmak." "Bir bira çok iyi gelirdi. "Hemen dönerim." "Gerek yok. Battaniye fark edilmeden içeri girebilmek için koluma dolanmisti. isinize yarar diye düsündüm. Hank. Kosarak 102 numaraya d ." dedi karisi. Mick." Mick yataktaydi. Gerçegin gerçek olabilmesi için en az iki oy gerekiyordu. Kipirdamadi. gözüm battaniyenin üstündeydi. "Selam. Önce disari çikip kosmayi düm ama disarisi karanlikti. 102 numarali dairenin kapisini çaldim. sessiz ve tenha bir mahalleydi benimki. Mick." Kanepenin üstüne firlattim lanet seyi." "Battaniye neyin nesi?" diye sordu Mick. "Selam. Battaniyeyi yanimda tas imis." dedim." dedi karisi. "Bir bira bile getirmedin mi?" "Hayir. bilekleri normalin iki misli." dedim ve kapiyi kapattim. Asagi kadar izledi beni. "ben yukari çikip buzdolabimdan alirim. Her yeri sisti. karni hamile bir kadinin karni gibi. Su doluydu Mick.

. elinde de 32'lik bir magnum. Battaniye kan epede. biraktigim yerdeydi. Mick o davul gibi hali ile ayakta duruyordu.aldim.

Mick ile birer Pall Mall yaktik. Bir battaniyenin can alici noktasi nerededir? "Tanrim. iyi ki magnum doluydu. "giderken bu battaniyeyi de götür. Battaniye hareket sizdi. "Se n de içiyorsun. Gerçekten de bir delik açilmisti üstünde. ÖLDÜ." . delirmissin sen!" dedi karisi. "sen mutfaga gider gitmez bu battaniye kapiya dogru gitt i. beni bogmaya çalisti!" "Mick biraz rahatsiz. "sende kalsin. "bu battaniye beni öldür meye çalisti diyorum size." Basini geriye atip güldü." dedi Mick. Merminin açtigi deligi göre ilirsiniz. Hank?" diye 192 sordu karisi. si/-lersiniz. Içerken de görürdü. "Evet." "Lanet olsun!" diye bagirdi Mick pijamalarinin içinde çok sis. orada duruyor iste. "Bu allahin cezasi seyi buradan götür!" "Iyi de." dedi karisi. kullanirsin." dedi. Kapinin tokmagini çevirmeye çalisti." Sonra gitti." Birasindan siki bir yudum aldi." dedi Mick." "Ihtiyacim yok. dolaba kostugum gibi çikardim. "Haklisin. "Çok gürültü yapiyorsunuz. disari çikmak istiyordu. "ona igne yapiyorlar. Sürüne sürüne kanepeye tirmandi. bir bira içelim. Yöneticiydi. Yan etkileri var. "Evet. Sürünerek uzaklasti. Ilk soku atlatinca yataktan kalk ip üstüne yürüdüm. degil mi?" "Nereden bileyim?" "Bu battaniye saçmaligina inandigini mi söylüyorsun. Hayal filan görmedim ben. "Hey. yemin ederim." Karisi üç sise açti. yine saldirdig inda siktim. degil mi?" diye ekledi sonra."Mick. yanina vardigimda tokmaktan üstüme siçrayip girtlagima dolandi." dedim. Battaniyenin yanina gittim. Hastaneye yatinca düzelir." dedi Mick. "Iki kaçik orospu çocugu taniyorsam. "ölüp ölmemek umurumda degil.! Kapi çalindi. Mick. bayan." dedi. hay al görüyor. bayan. moruk. "Saat ondan sonra televizyon e gürültü yok.

" ."Çok mu?" "Bazen.

" dedim. diye geçirdim içimden. Nasil bilebilirdim ki? Bir zamanlar beni delice sevmis bir kadindi belki de.. Bir süre oturup izledim. Bir bardak kov dum bu kez Ölüm degildi rahatsiz edici olan. bahçemizdeki çimleri biçiyorduk. ortalikla dolanip varsayimlarda bulunuyor.. Kolay degild i ama o battaniyeyi kesmek.. Aklima bir fik ir geldi. kabi pencerenin yanina yerlestirdim dumani üflemesi için vant ilatörü çalistirdim. Biçagi lavaboya firlatip sisenin kapagini aç . Hirosima gibi. Hank. "madem islemiyorsun." Merdiveni çikmaya basladim: battaniyede hayal belirlisi yoktu. Iki kadin düsündüm. Delilik m i? Olabilir." "Iyi geceler. ask gibi. "Tamam. Sonra palates soymak için kullan digim biçagi aldim.. kestim ve kestim. planl ar yapiyor. Delilik tabii. biçagi da yanimda götürmüstüm. Battaniye belki de beni ölüme. bütün asklarin içinde bir ask gibi . Sonra bire indi. Ikinci bardagi da içtim.. Biramdan büyük bir yudum alip.. ne delilik D EGILDIR ki? Votka bardagini bir dikiste bosaltip bir sigara yaktim. keske votka olsaydi. Ama gizli gizli onlara karsi çalisiyordum. hiçbir sey hissetmedim desem yalan olmaz. ya da bir battaniye olarak beni sevmeye çalisiyor. götürürüm. Battaniyeyi kucagima alip biçagi havaya kaldirdim. Doktorlar sert içkilere lakilirsain ölecegimi söylemislerdi."Tek istedigim bu allahin cezasi battaniyeyi buradan götürmen!" dedi Mick. Iskemlede kalakalmistim. parçalari bulasik kabina koydum. ." Iyice katlayip kolumun üstüne koydum. yanina a maya çalisan bir kadindi. eski Bostan cadilari gibi. Mermi isini bitirm isti belki de.. valiler seçiyor. Odama girip battaniyeyi iskemlenin üstüne firlattim. Ilk gece bir yüksük dolusu. Kap alev aldiginda ben mutfaga gidip bir votka daha koydum. Sonra mu faga gidip bir sise votka açtim. ve çok kötü hissettim kendimi.. sonra da güle güle. "Iyi geceler. Bira için tesekkürler. battaniye kiligina girmis benden öç almaya çalisiyordu. Bir tane daha koymak için mutfaga gittim.. Döndügümde kirmizi ve güzel yaniyordu. iskemleye olurdum. Mick'i de beni iz-lemeye çalisirken onu engelledigi için öldürmeye kalkismamis miydi. hüzün ve merakli. ne oldugu anlasilamayacak kadar küçük parçalara kestim onu. Derken. bunu nasil yapacag ini bilemiyordu. Ertesi gece iki yüksük. birkaç kez kuruluyorduk.. Bulasik kabini alip içine gazeie kagidi doldurdum.. dost um. Sonra battaniyeyi son k ez elime alip kestim! Kestim.. Ne delilik degildir ki? Maval delilik degil miydi? Kurmali oyuncaklardan farksizdik . Los Angeles'in o berbat gece ayazi enseme vuruy ordu ve kolay degildi o battaniyeyi kesmek.

Ellerime baktim. Kesik filan yoktu. Isa'nin elleri harikulade ellerdi.Lavabodaki biçaga baktim yine. Deliydim. Ellerime baktim. bacaklari olmayan agir ve anlamsi seyler gibi sürünerek. Yanaklarimdan asagi gözyaslarinin süzüldügünü hissettim. BITTI . Gerçekten delirmis olmaliydim. Yan tarafinda kan izi vardi. Çentik bile. Ellerimde kesik olup olmadigini kontrol ettim.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful