LINDA KING'E o ki bana getirdi ve geri alacak KIRAYI ÖDEMEYE 45 MILIMETRE bir kizi vardi Duke'ün, Lala, dört

yasinda. Duke'ün ilk çocuguydu, bir gün onu bir sekilde öldürürler korkusu ile kaçinmisti çocuk yapmaktan, ama simdi deli oluyordu kiz için, mest oluyord u. Duke'ün

aklindan geçen herseyi biliyordu kiz, özel bir hat vardi aralarinda sanki. Duke ile Lala süpermarketteydiler ve sürekli bir seyler söylüyorlardi birbirlerine, hers eyden konusuyorlardi, kiz ona bildigi herseyi söylüyordu; içgüdüsel olarak çok sey biliyordu, Duk ise fazla bir sey bilmiyordu ama bildiklerini ona söylüyordu ve ise yariyordu, mutluydular birlikt e.

"bu ne?" diye sordu Lala. "bu bir hindistan cevizi." "içinde ne var." "süt ve kitir seyler." "neden içinde?" "çünkü iyi hissediyor kendini orada, o sütlü ve kitir sey kabugun içinde iyi hissediyor ken ini, kendi kendine, 'ah, ne kadar iyi hissediyorum kendimi burada!' diyor." "neden iyi hissediyor kendini orada?" "hersey kendini iyi hisseder orada, ben hissederdim." "Hayir, hissetmezdin, arabani süremezdin onun içinde... beni göremezdin, jambonlu yumu rta yiyemezdin." "jambonlu yumurta hersey degildir." "nedir hersey?" "bilmiyorum, günesin içi belki, donmus bir kütle." "GÜNESIN IÇI...? DONMUS?" "tabii." "donmus olsa neye benzer ki günesin içi?" "günes atesten bir top. bilim adamlarinin bana katilacaklarini sanmiyorum, ama ban a sorarsan buna benzer." Duke bir avokado aldi.

"hey!" "evet, avokado budur aslinda: donmus günes, günesi yer ve içimiz sicacik dolasiriz." "o içtigin biralarda da günes var mi?" "var." "benim içimde var mi?" "tanidigim herkesten daha çok." "bence senin de içinde KOCAMAN BIR GÜNES var!" "tesekkür ederim, askim." markette dolanip alisverisi tamamladilar. Duke hiçbir sey seçmedi. Lala cani ne çekers e koymustu sepete, bir kismini yiyemezdin: balonlar, kalemler, oyuncak bir tabanca, havaya atinca arkasindan parasütü açilan bir astronot, nasil astronotsa! Lala kasiyer kizdan hoslanmadi, suratini asti zavalli kiza: kepçelen-mis, bombos bir yüz -bir korku gösterisiydi ve bunun farkinda bile degildi. "merhaba, tatli sey!" dedi kasiyer. Lala cevap vermedi. Duke cevap vermesi için z orlamadi kizini, ödemeyi yapip arabaya yürüdüler. "paramizi aldilar," dedi Lala. "evet." "bu gece ise gidip daha çok para kazanman gerekecek, geceleri ise gitmeni sevmiyor um, annecilik oynamak istiyorum, ben anne olurum, sen de bebek." "peki, ben simdi bebek oldum, tamam mi, annem?" "tamam, bebek, arabayi kullanabilecek misin?" "deneyebilirim." arabaya bindiler ve yola çiktilar, sola dönerken gaz pedalini sonuna kadar köklemis or ospu çocugunun teki az kalsin kafadan giriyordu onlara. "bebek, neden baskalari arabalari ile bize çarpmaya çalisiyorlar?" "çünkü mutsuzlar ve mutsuz insanlar aci vermeyi severler, annem." "mutlu insan yok mu?" "mutluymus gibi yapan çok insan var." "neden?"

"çünkü utaniyorlar, korkuyorlar, itiraf edecek cesaretleri yok." "sen korkuyor musun?" "ben sadece sana itiraf edebilecek kadar cesurum -o kadar korkuyorum ki, annem, her an ölebilecekmisim gibi hissediyorum kendimi." "bebek, bira istiyor musun?" "evet, annem, ama eve gidinceye kadar bekleyelim." Normandie'ye vardiklarinda saga döndüler, saga dönerken sana çarpmalari daha zordu. "bu gece ise gidecek misin, bebek?" "evet." "neden gece çalisiyorsun?" "karanlik oldugu için. insanlar beni göremez." "insanlarin seni görmesini neden istemiyorsun?" "çünkü görürlerse beni yakalayip hapse atarlar." "hapis nedir?" "hersey hapistir." "ben hapis DEGILIM!" park edip posetleri eve tasidilar. "anne," dedi Lala, "çok seyler satin aldik! donmus günesler, astronot, hersey!" anne (Mag'di adi), "iyi," dedi.

sonra Duke'e döndü: "lanet olsun, bu gece ise çikma, kötü bir his var içimde, çikma, Duke.

"içinde kötü bir his var, öyle mi? ben her ise çiktigimda içimde kötü bir his var. isin bi si, çikmak zorundayim, meteliksiziz, kiz eline her geçeni sepete doldurdu, konserve jambondan havyara kadar." "Tanri askina, engelleyemiyor musun çocugu?" "mutlu olmasini istiyorum." "sen demir parmakliklarin ardindayken mutlu olmayacak." "bak, Mag, bu meslekte arada sirada içeri girmek kaçinilmazdir, bunu kabullenmek zo rundasin, ki ben digerlerinden sansliyim, çok yatmadim."

"namusunla çalismaya ne dersin?" "yavrucugum, pres makinesinde çalismaktansa bu isi yaparim, namuslu is yok zaten, bir sekilde ölüyorsun, ben kendi yoluma girmisim bir kere -bir tür disçi oldugumu farzet, toplumun d islerini çekiyorum, yapmayi bildigim tek sey. artik çok geç. hem sabikalilara nasil muamele ett iklerini bilmiyor musun? ne yaptiklarini bilmiyor musun, söyledim sana..." "biliyorum söyledigini, ama..." "ama ama ama!" dedi Duke, "lanet olsun, birak da sözümü bitireyim.!" "bitir o zaman."

"Beverly Hills ve Malibu'da oturan o sanayici orospu çocuklari, sabikalilari isla h etmekte uzmanlasmis o orospu çocuklari, köle tacirleri hepsi, sartli tahliye kurulu bunu bal gibi biliyor, baskalarini zengin etmek için köpek gibi çalistirirlar insani, seni normal insanin çalistiginin üç kati daha fazla ç stirirlar, ürünleri maliyetin on katina satarlar ve hersey yasal, kendi yasalarina uygun..." "yüzlerce kere dinledim bunlari senden..." "ve simdi bir kere daha dinleyeceksin! hiçbir sey görmedigimi, hiçbir sey hissetmedig imi mi saniyorsun? susmami mi istiyorsun? kendi karima bile yakinamayacak miyim? karim degil misin? düzüsmüyor muyuz? birlikte yasamiyor muyuz? yasamiyor muyuz?" "bu ise giren SENSIN, simdi de agliyorsun." "bir hata ettim, teknik bir hata! gençtim; onlarin .iktirici kurallarini anlayama dim..." "simdi de kendini hakli çikarmaya çalisiyorsun!" "hey, bunu sevdim! SEVDIM bunu. küçük karicigim benim, kancik, kancik! beyaz sarayin basamaklarinda bir kanciktan baska bir sey degilsin, sonuna kadar açilmis ve zihin sel olarak donmus bir kancik..." "çocuk dinliyor, Duke." "iyi. sözümü bitirecegim, kancik. REHABILITASYON, sözcük bu. o Beverly Hills .mcik agizli lari o kadar ahlakli ve INSANCIL'dirlar ki. kanlan Müzik Merkezi'nde Mahler dinleyip bagi s yaparlar, vergiden muaf. ve L.A. Times tarafindan yilin kadini seçilirler, ve KOCALARININ sa na ne yaptiklarini biliyor musun? lanet fabrikalarinda köpek muamelesi yaparlar, maasini kesip farki ceplerine atarlar, kimse onlardan hesap sormaz, hersey o kadar acimasiz ki. kimse bunun farkinda degil mi ? kimse olanlari GÖRMÜYOR MU?" "ben..."

'" "nasil bir adalet istiyorsun. hemen sartli tahliye memurunu ararlar: 'üzgünüm. Beethoven. ve götün yiyorsa hakkini ara."KES SESINI! Mahler. sarhos . senin adamin kasadan yirmi bes dolar çaldi. ama sana söylemek zorundayim. sürekli sika yet ediyorsun. Jensen. yazik. Duke? ne yapacagimi bilemiyorum artik. STRAVINSKY! mesaide adamin posasini çikarip paras ini vermezler. bayagi sevmistik de onu.

ben de insanim. Duke. "Duke. "sana Duke dememi mi istersin." dedi Mag. yoksa Baba mi?" "nasil istersen. Amerika'nin bildigi tek adalet bu. "ben çalisirim.. parasütü açilmasi gerektigi gibi açilmiyordu. çocugummus -senin yarigindan çiktigi. hayalarimda neden killar var?" elinde bir kutu bezelye konservesi il e Mag çikti mutfaktan. elini Noel süslemeleri ile dolu kutunun altina soktu ve silahi çikardi. tamam. Lala astronotla oynuyordu. dolaba gitti. beni de dinle. "su silahi yerine koy. senin memelerini emdigi için mi senin oluyor? ki msenin çocugu degil o." "böyle konusma. öyle!" dedi Mag konserve kutusunu avucunun ortasina koyup havaya kaldirara k." "Dilinger'i sikiyim! o öldü." "çocugun mu? agzina bak sunun. ve yataga uza nip çikolata atistirarak dergi okumak. yalvaririm -SEVIYORUM seni. ölü-gözlü marti gibi. kendinin çocugu. " salladi lanet seyi havada. "tamam." birden kendini yorgun hissetti Duke. ölmüslere sor. benim gözlerim. gerçekten seviyorum." "SEN! kaç kere duydum ben bunu? senin yapmayi bildigin tek sey düzüsmek. 45 milimetre. oturdu ve bir sigara yakti." "çocugun yaninda bu sekilde konusmamanda israrliyim!" dedi Mag.. ruhu benim ruhum. tipki benim agzim.olup bana Dillinger'in gelmis geçmis en büyük adam oldugunu söylüyorsun. sadece bundan anliyor insanlar. "Israrliyim!" . kesik hatta Baba diye haykiran Isa gibi." "evet. sadece b ir tür adalet var." dedi Lala.. adalet mi? adalet diye bir sey yok Amerika'da.. su posetleri bosalt bari." Duke silahi dolaba koydu. içinden nasil gelirse. "israrlisin. tatlim. "iste bu.. gözlerine bak. Dilinger diye bagiriyorsun. "çocugumla bu sekilde konusmana izin vermem. yazmayan tükenmez gibi." "hindistan cevizinin üstünde neden ki llar var?" "Tanrim. buyrun iste: bi r sahtekarlik daha.. israrlisin. Kennedy'lere sor. kime sorarsan sor!" Duke salincakli koltugundan kalkti. salincakli koltug unda salinip. bilmiyorum. ise çikmadan yiyecek bir sey hazirla bana. bu. izin ver de bir is bulayim.

" diye güldü Mag. biliyorum. kucagima gel. seviyorum onu. "gel bi tanem. mutfakta kaldi." "orospu çocugu nedir?" "Duke'dur. gelecek orospu çocugu." dedi kiz. anne?" "evet."yemin ediyorum. karni dügümlendi. yemyesil bir vadide kosa ttan daha sicakti. öyle geçirdi içinden." "uykum geldi anne. su konserve kutusunu gözümün önünden yok etmezsen o bezelyeleri tek tek G. ekim günesinden." "orospu çocugunu mu seviyorsun?" "evet. "Duke gitti." . ama kapiyi usul ca kapatti. bana kitap oku. "Duke geri gelecek mi. Mag mutfaktan çikti. kendini disari atti." kanepeye oturdular.TÜNE SOKACAGIM!" Mag bezelyelerle mutfaga döndü. küçük kizinin yanagina bir veda öpücügü kondurdu. "evet. Duke ceketini almak için d olaba gitti.

kira parasi çiksin yeter. köylü görünümlü iki aptal adam." sonra güzel çocuk uyudu ve dolunaydi. su kaynadi.. diye geçiriyordu. lanet olsun. seviyorum. bu gece küçük bir bar belki. 3 blok. içi nden. küçük bir pikabim vardi. seviyorum adami. eto burdurlar ve birbirleri ile sürekli ve kanli bir rekabet." Mag kolinin içinde duran çocuk kitaplarindan birini aldi. ve kuzeye sürdü. ORMANDA HAYAT.sarildi kiza. kapi çalindi. kötü bir duygu vardi içinde. vizon ile zerdeva esnek. temiz bir odaydi. ucuz bir p uro içiyordum. diye geçirdi içinden.." Mag mutfaga gitti. biri bana Nobel ya da Pulitzer Ödü-lü'nü vermeye geldi her halde. Bukowski? . korkuyorum. Brahms'in ikinc i senfonisi. küçük.. duyuyorum. bir sise porto sarabini yavas yavas yudumluyor. tanrim. Louie'yi öyle hakla-mislardi. yalniz yasiyordum o siralar. hizli ve vahsi yaratiklardir. sicak çörek gibi!" "ÇÖREK DEGILIM BEN! sensin ÇÖREK!" "dolunay bu gece. lunaparktaki alçidan kazlar gibi paramparça etmislerdi. fazla aydinlik. BIR NUMARALI HALK DÜSMANI ILE HÜCRE ORTAKLIGI Philadelphia'da Brahms dinliyordum. arka tarafta bir delikten içerisini gözetleyen silahli biri olabilirdi. hindistan cevizinin üstünde neden killar var?" "hindistan cevizinin üstündeki killari mi soruyorsun?" "evet. cesaretimi yitiriyorum. bir sonraki adim evde oturup Shostakov itch dinlemek. Lala kanepede bekledi. yasal cinayet.. dünyanin tamami yasal cinayet bokunun içinde yüzüyordu." "tamam. Mag çocugu ucagina alip kitaptan okumaya baslarken." "dur kendime bir kahve koyayim. tuhaf bir sey vardi o dükkanda. fazla aydinlik. ibnelerin takildigi barlard an biri. 4 blok. 6 blok. kolay. "anne. lanet olsun. Duke o esnada Hollywood-Normandie kavsaginda bir içki dükkaninin kapisinda durmus. pis bir koku aliyordu. "sansar ve kuzenleri... diye geçirdim içimden. 12 blok sürdü lanet dünyanin kuzeyine. 61 model siyah Ford'a döndü. yil 1942. lanet olsun. "simsicaksin.

bunlar F. dedim ona. orada kalsinlar! önde iki kisi. güzelce çerçevelenmislerdi ama bana bir sey ifade etmediler. arkada iki kisiydiler. bizimle gel. ellerini dizlerinin üstüne koy. sormadim. INDIR ELINI!! büroya vardigimizda ajanlardan biri dört duvara dizilmis fotograflari isaret etti. fotograflara baktim. hersey yitirilmisti nasil olsa. F. fotograflari görüyor musun? diye sordu ciddiyetle.evet. ne dememi bekledigini bilmedigim için bir sey demedim. masanin arkasinda bir adam oturuyordu. önemli birin i. fotograflari görüyorum. bir süre için misafirimiz olacaksin. JOHN AMCAN NEREDE? diye bagirdi bana.I. . ne yapmis olabilecegimi düsünüp duruyordum.I'in devreye girmis olmasini anlayamiyordum. asagi inip sokaga çiktik. ceketini giysen iyi edersin. bir süre yol aldik. bütün baslar pencerelerden disari çikmisti haberleri varmis gibi. kimlik gösterdiler. birini öldürmüs olduguma karar verdim. sonra o her zamanki kadin sesi: iste akorkunç adam! yakalamislar! kadinlar beni pek sevmez.B.I'in hizmetinde ölmüs insanlar. aklima gelen tek 12 sey sarhosken birini öldürdügümdü. unuttum ve burnumu kasimak için elimi kaldirdim. biri Brahms' i kapatti.B.B. beni baska bir odaya götürdüler. evet. ama F. ne yaptigimi bilmiyordum.

olanlari kavramakla güçlük çekiyordum.ne? dedim. asabiydim. JOHN AMCAN NEREDE? ne demek istedigini anlamiyordum. bir an için sarhosken insan öldürmek amaci ile kull andigim gizli bir silahtan söz ettigini düsündüm. JOHN BUKOWSKI'YI KASTEDIYORUM! .

biz yine de asker kaçaklarindan hoslanmayiz. burada iki seye tahammül edemeyiz: asker kaçaklarina ve teshirci-lere. bir cumartesi aksamüstüy-dü. kolonlardan bana dogru müzik yayini yapiyorlardi. senin gibiler hep suçsuzdurlar. gardiyanin teki geldi. kendini öldürmeyi düsünüyor musun? diye sordu Taylor bana. hersey o kadar özgür ve rahat görünüyordu ki disarda. neden buradasin? diye sordu. hirsizlar arasinda seref. Louis'den askeri muayene için basvurmami söyleyen bir mektu p aldim. çok fazla. hastalikli bir durum. hüzün veri ci. KALDIR KIÇINI O YATAKTAN! diye bagirdi bana. hastalikli hü/. masal anlatma. Louis'ye gidemeyecegimi. dedim. ranzama uzandim. hücremin penceres inden disarda yürüyen insanlari görebiliyordum. aglamak istiyor ama aglayamiyordum. dedi. kendini daha kötü hissedememe durumu. bu kasabadayken St. evet. ben biraz fazla kapiliyorum. ha? ülkeyi güçlü tutun ki soyabilesiniz. Moyamensing Cezaevi eski bir satoyu andiriyordu. o öldü. ne kadar sansliydilar! sokagin karsi tarafinda bir p lakçi vardi. tasindim. beni tutukla yip buraya getirdiler. bir hendekten geçmemis olmamiz beni sasirtmisti. anlamiyorum: askerden kaçmak isteseydim onlara adresimi bildirmezdim. kaldirdim asker kaçagi kiçimi yataktan. beni burada muayene etmelerini yazdim. bir numarali halk düsmaniyim. biliyorsu nuz sanirim. demek bu yüzden onu bulamiyoruz! portakal-sari bir hücreye kapattilar beni. ne yapmis olabilecegimi düsünüp duruyordum. askerlik subesine yeni adresimi bildirmeyi unutmusum. adim Courtney Taylor. hay Allah.) asker kaçagiyim. arada sirada herkesin kapildigi bir his. aslinda suçsuzum.ün. postaneye bildirmistim ama. (hücreye girmeden önce sordugum için artik cevabi biliyordum. onlara St. .ha. muhasebeci kilikli sisman bir adamla ayni hücreye koydular beni. iki büyük tahta kapi beni içeri alma k üzere açildi.

orospu çocugu. gerçekten hoslanmadigim biriydi bu teshirci. gözümün önünde olmadig zaman mantik yürütebiliyordum. on senti verdim. kovaya su doldurup ayagini içine sok. nesine? 14 on sent? on sent. ben yemistim. çok yardim seversin. orasi aydin likti. iyi para götürüyorsun. çükünü üç yasinda bir e hayalleri kurarak uzaklasirdi yilan. sansin açik . ama lara bakmaktan hoslanmiyordum. limit on be s. verdikl eri su ve ekmek daha da kötüydü. . günde on be s-yirmi dolar para kazaniyordum. uzun süre baktim o kabloya. 10/1 erkek. bahse girerim ki benim yatagimda seninkinden daha çok tahtakurusu var. asçi fisiltiyla tesekkür edip ertesi gün gelmesini isteyip istemedigimi sorardi. teshircilerden bir i sokmustu zarlari içeri. am iz kafayi yemistik zaten. hücrede insan bunalima giriyordu. Taylor asçiya on bes sentten fazla vermememi söyledi. oradan çikanlari görüyordum. barbut oynamak kurallara aykiriydi. turta.su ampulü tutan kabloyu asagi çek. ampulü çikarip p armagini duya sok. bu herif her oyundan sonra yanima geliyordu. mapus zengini. kahve. ama birine vurursaniz hücre cezasina çaptiriliyordunuz. ne lan bu? diye bag irdim. DAGI-LIN! diye bagirirlardi. daha sonra kendininkileri ikiye bölüp uzattigini ögre necektim. ölü tahtakurularini küçük tahta sehpanin üst koyuyordum. sonunda zaman dedik. tahtakurulari. gerçek bir profesyonel. kiçlari dardi. büyük porsiyonl ar. tahtakurularimi yakalayip öldürmeye basladim. onda 18. zor tutuyordum kendimi agzina bir tane çakmam ak için. çiktin buradan. isiklar söndügünde yatagima yattim ve saldirdilar. ben de 13 vardi. zengindim. Taylor. kardesini de gör. dondurma. dedi Taylor. isiklar söndükten sonra asçi nefis yemeklerle asagi geliyordu. kek. o nazik eline birkaç sent birakirdim. avluda zarim tuttu. kuleden makineliyi üstümüze dogrultu p. tahtakurularimizi alip hücrenin kapisina gittik. fazla yükleniyordum teshirciye. saydik. onlarin suçu degildi herhalde. hepsinin çeneleri küçük. ama oynamanin bir yolunu bulurduk mutlaka. tesekkür ederim. zengin oluyordum. bir ay sürüyordu eski hallerine dönmeleri. gözleri sulu. her gün kazaniyor. aslina bakarsan hiçbirinden hoslanmiyor dum. sahtekarlik yapmisti. tahtakurusu.

çikar çikma igerini öldürmüs. ikiye yardi de 15 . derdim. iki lesi var. tabii. basgardiyanin yedigi yemeklerden yiyiyorduk ve basgardiyan midesine düskündü anlasila n. cezasini yatmis. geçen gece bir denizciye tecavüz etti. önce birini öldürmüs. iyi asçidir. mahkûmlar açliktan ölürken ben ve Taylor 9 aylik hamile iki kadin gibi dolaniyorduk ortalikta.tabii. firar etmezse hayatinin sonuna kadar burada. dedi Taylor.

bir hafta yürüyemedi zavalli. ama bir kez bile yerleri silmek zorunda kalmadim. bütün gün oturaginda oturup. hücreye girdigimde hersey üstüme damlayip durdu. çaylagin teki. dedim. saglam çiktim. avluda Taylor'a rastladim. memleketi efsane kahramanlarindan birinden bahsediyordu sanirim. çok hassastir cildim. savasmaya hazir misin? . o da bize. benim sansima Ingilizce bilmeyen. dünyadan haberi yok. bozuk plak gibiydi. pes ettim. hayati çözmüstü: ye ve siç.nizciyi. sevdim asçiyi. gardiyanlar korkuyorlardi. F. avluya ilk çikisimda ihtiyar çarsafimi yirtip çamasir ipi yapti. diye bagirdim ona. hiç çikmiyordu hücreden ihtiyar. savasa inaniyor musun? diye sordu. çoraplarini ve donlarini asmisti l anet seye. gardiyanlar aptaldi. korkunç. seni yasli osuruk. gardiyana tahtakurularindan sikayet edip duruyorduk. genç bir çocugun yanina verdiler beni. dedi Taylor. TARA BUBA BOK YER. TARA BU BA BOK YER! diyen bir ihtiyar düstü. iyi birine benziyor. TARA BUBA YER. aklini basina toplamazsan ik inci olacaksin! ama oturaginda oturup bana gülmeyi ve TARA BUBA YER. aliniyorduk tabii ki. parmaklarini yiyi-yordu.B. hayir. çünkü yün battaniye cildimi tahris eder. suç is ememisti söylediklerine göre. orada kalmak istiyordu ve ona izin veriyorlardi. dünyanin.I askerden bilerek kaçmadigima karar verdi ve beni askerlik subesine sevk ett iler. Taras Bulba. diye onayladi Taylor. ve geceleri o ilave yemege bayili yordu. evi her zaman isla k ve pirilpinldi. gardiyanlar kötüydü. saglik kontrolünden geçirdiler. iyilik severli k mi? kizdim ona. NERDE OLDUGUNUZ U SANIYORSUNUZ? OTELDE MI? TAH-TAKURULARINI BURAYA GETIREN SIZLERSINIZ! diye bagiriyordu. Amerika'nin en temiz hücresiydi bizimki. bir kisi öldürdüm. iyidir. demeyi sürdürdü. aciyordum onlara . dusa bile. kim bilir. sonra psikiyatri görmeye gittim. belki de ? bilmiyorum. sonunda Taylor ile beni ayri hücrelere koyup hücreyi ilaçladilar.

evet. .

baktim ona sadece. Etrafina bakind i. sonra basini kaldirdi. "kuslarin birbirleriyle konustuklarini biliyorum.. bu kagidi yan masadaki adama ver. zor çikardi boklar. "Dinle. Daha sonra saati üç sentten atölyeye yollarlardi. kagit atasla kartima tutturulmustu. anlayacagimizi sanmamistin. gitmek zorunda degilsin. bu da Moyamensing'in sonu oldu. Onu halledip çatiya firlatalim ki digerlerine basina geleni anlatsin. Sicak bir gün oldugu için mahkumlar orada toplanmislardi. " "Tamam. çarsamba günü doktorlarin. Sabun filan vermezlerdi -sadece su v e firça. Blaine'in aklina parlak bir fikir geldiginde ben de yanindaydim. Blaine gidip kusu yakaladi. nereye? savasa. uzun bir yürüyüstü." dedim.. ZIRVEDEN NOTLAR Yeni gelenlere mutlaka güvercin boku temizletirlerdi ve güvercin boku temizlerken güv ercinler gelir. pekala. iste.) uzun süre bir sey söylemeden önündeki kagida bir seyler yazdi.(siperden çikip vuruluncaya kadar düsman atesine dogru yürümek gibi çilginca bir fikir va rdi kafamda. kenarindan kaldirip bir göz attim : ".. saçina. Küçük. savasi böyle kazandim. avukatlarin ve yazarlarin davetli oldugu bir par ti veriyoruz. Bu kusa digerlerine anlatabilecegi bir sey yapalim. gelir misin? hayir.. dedi. ta askina!: hassas: ben." dedi Blaine. "Içinizde bu ameliyatta bana asistanlik yapacak biri var mi beyler?" diye sordu B . kahverengi bir jilet vardi elinde. bu arada. yüzüne. diye geçirdim içimden.ifadesiz yüzünün arkasinda asiri bir hassasiyet gizli. Uçamayan bir güver cin görmüstü kösede. seni davet etmek istiyorum. elbiselerine biraz daha siçarlardi. ama yeni gelmissen önce güvercin boku temizlerdin." kiçimla gülerim. Avlunun gölgeli bir kösesindeydik. degil mi? hayir.

. Cevap alamadi.laine.

Bu güvercin sayesinde öbür güvercinler üstümüze siçmaktan vazgeçecekler." dedim. Ama gardiyanlar s adistti. Boklarla birlikte onlari da süpürdüm. Ama ye rleri silerken iki kesik kus bacagina rastladigimi hatirliyorum. Blaine'i benim kogusumdan alip zencilerin kogusuna koydular. 'Bu orospu çoc uklarinin sakalari yok! Onlardan uzak durun!' diyecek. III Sears vardi bir de. Gülümsedi. bu adam benim oglanim olacak! Aslinda hepimiz istifade edeb iliriz! Kendin soyunur musun yavrum. Sears adami marizledi. Zen cilerden birine bakti. Kusa yakin duran birkaçinin ellerini sakaklarina bastirip bakm amaya çalistiklarini fark ettim. Blaine ayaga kalkip giyinmisti. Blaine soyunup yere uzanmisti. II Koguslar tika basa doluydu. Blaine kogusa girdiginde zen cilerden biri. Dövüstüler. Ise yarayip yaramadigini hatirlamiyorum simdi. "Sansim v armis. yoksa yardim edeyim mi?" demisti. "Kuslarin saçimiza gözümüze siçmalarindan bikti k! Bu kusu halledip dama firlatacagiz. "Neyiniz var sizin?" diye bagirdim onlara." dedi. Adam ranzasinda kestiriyordu. "Igrenç kiç deligine sükret. Sears'i de zenci dolu bir kogusa koydular. Güçlü erkekler 18 baslarini çevirdiler. "Benim nereden oldugumu biliyor musun?" diye sordu zenciye." Blaine kusu dama firlatti. . inan bana çüküm kalkmiyor!" "Çürük domatesi andiriyor!" Hepsi uzaklasmis. Avluda bacaklarinin üzerine çö-melmis izmarit içiyordu. Çok tuhaf görünüyorlardi tek baslarina. birkaç kez irkçi ayaklanmalar olmustu. basina gelenleri digerlerine anlatacak. Bana avluda anlatti. Zenciler etrafinda dönmeye baslamislardi. Beni parçalayacaklardi. Hiçbir seyi umursamazdi Sears. Sears etrafina ba kinip içlerinden en irisini seçti ve onunla dövüstü. "Bu benim oglanim! Evet. Sears havaya siçrayip iki dizi ile adamin gög19 süne çöktü. Digerleri seyretmekle yetindiler. "Tanrim! Ömrümde bu kadar ÇIRKIN bir kiç deligi görmedim!" "Kaldiramiyorum Boyer.Blaine kusun bacaklarindan birini kesmeye basladi. Dumani üfledi.

öylece durdu. "Çikmazdim. sabunlu su ile b irlikte akan taze kanin disinda. Çocuk dönüp ona bakti. arada sirad a havaya dikilirdi. izmaritten bir duman çekti. . yusyuva rlak. Yanaginda biçak yarasi vardi ve gözleri yuvarlakti." dedi. Unutmadigini biliyorduk ama. Joe'yu yola getirebilse digerlerini daha iyi kontrol edecekti. avlunun karsi tarafina dogru yürüdü. "Onu yerinde olsam ben de korkardim. içinde tuttu. " "Ne gibi?" Musluk kutbunu söküp içindeki demiri asfalta sürterek kendine bir sis yapabilirsin. Sears ertesi gün dusta solugunu kesti çocugun. "Two Rivers." dedim." dedi Sears.Zenci cevap vermedi. Kimse bir sey görmedi. Ya d a iki dolara çok iyi bir sis satabilirim sana. kamburca ve sol gözünde y arim perde." dedi Sears. kafatasina yapisikmis gibi." dedim. "Hazirlikli ol. Gardiyanin örnek kötü oyuncusuydu. Tarzi böyleydi. Ilk gününde Sears onu avluda gözüne kestirdi. Saçi tuhafti. SEN!" diye bagirdi Ned'e. evlat. Sürekli çukurdaydi. Kendine bir sey tedarik et. Sears herseyi unutmus gibi baska bir mahkumla sohbet etmeye basladi. Çocukla ayni kogusta kalan mahkumlardan biri o gece onunla konustu. V Bazi insanlar pes etmez." dedi Sears. "Sen avluya çikardin. Sears'in ne demek istedigini anlamamisti. çikardim. "Korkuyor küçük bok. "Severdin oralari. o kadar. "Çikardin. "Haklisin." Sonra izmariti firlatip kalkti. "HEY. Ned Lincoln 19'unda gösteriyordu ama 22 yasindaydi -agzi açik. son ra dumani salip gülümsedi. Sakasi yoktur orospu çocugunun. Çukur bile onlari yola getiremez. Kirli bir kizildi saçinin rengi. Açi klamasini yapmisti. IV Beyazlara da takmisti Sears." dedi m. "SEN! HARCAYACAGIM LAN SENI! HAZIRLIKLI OL . Joe Statz da onlardan b iriydi. Mississippi. YARIN ISINI BITIRECEGIM! BITTIN OGLUM SEN!" Ned Lincoln. Sears isaret parmagini ona dogrulttu." 20 Çocuk sisi satin aldi ama ertesi gün avluya çikmadi.

Ben de b ugün öyle yaptim. saate baktim -öglenin bir buçuguydu henüz. Bildigim kadari ile hâlâ orada Joe." "CEVABIN NE?" Joe çis ve bok dolu kovayi kaptigi gibi gardiyanin yüzüne firlatti. gagasi kirik ve boyasi dökülmüs) ve daha bir alay çöp. özellikle geceleri. Iki kahverengi kesekagidi getirmisti yaninda.".Suns t ve Hollywood Bulvari'ndaki ucuz hipi butiklerine ve eskici dükkanlarina satiyordu. Düsünürdük Joe'yu. Dönmenin yarari yoktu. HOLLYWOOD'UN HEMEN BATISINDA DELILER KOGUSU Kapi çalindi gibi geldi bana.Bir gün gardiyan iki adamini yanina alip çukurun kapagini açti ve çömelerek bagirdi: "JOE! YETTI MI. diye düsünürdüm. Kötü bir kadindan farksizd i. duyuyorum. onlari -hepsi çalintiydi. kasiklar. Gardiyanin adamla ri çukurun kapagini kapattilar. 21 Ama çiktiktan sonra hiç gitmedim oraya. pijama saçmalik bana sorarsaniz) ve kapinin ya nindaki kirik pencereyi açtim. Kolay gelsin arkadasim sana. canli ya da ölü. JOE? ÇIKMAK ISTIYOR MUSUN? UZUN SÜRE UGRAMAYACAGIM BURAYA. içerde ya da disarda. JOE?" "Evet. sonra dönüp disardan bakacagim b ve içerde olup bitenleri çok iyi biliyor olacagim ve o duvarlara uzun uzun bakip bir da ha buraya düsmemeye yemin edecegim. Çatlak Jimmy'ydi gelen. VI Disari çiktigimda bir süre bekleyecegim. Ve yeni bir Panama sapka vardi basin da. "Hayir. ben kapiyi çaliyordum. "Evet. minik bebekl er. be nim oturdugum semtte." Bisikletle gelmisti. "Evet?" dedim. ya sen?". Ama ondan söz edebilirdiniz. "Hayir. "Girsene. Hiç bakmadim disardan. Tanrim." Kanepeme oturdu ve koltugumun arkasindaki boy aynasinda sapkasi ile oynayarak k endini seyretti. ONA GÖRE!" Cevap gelmedi. "Uyuyor muydun?". "JOE! BENI DUYUYOR MUSUN. . çatallar. Digerinin muhteviyatini sehpaya bosaltti -biçaklar. Birinin içinde her zamanki ucuz porto sa rabindan bir sise vardi. metal bir kus (açik mavi. "Yeni Panama sapkami nasil buldun? Çok yakisikli olmamis miyim?". Görmek bile istemiyordun. Gardiyana yaptigi mahkûml ar arasinda yayildi. eski r oblarimdan birini geçirdim üstüme ( her zaman çiplak yatarim.

o civarda oturuyorduk -kirik dökük avlularda.hepimizin oturdugu semtte. garajlarda yasiyor ya da geçici dostlarimizin dösemelerinde yatiyorduk. lavanaralar inda. O da bana benim resimlerimi çok kötü buldugunu söylem . ama ben resimlerinin çok kötü oldugunu düsünüyordum ve bunu ona söylemistim. 23 Bu arada Çatlak Jimmy kendini ressam saniyordu.

Si stol 112. O aptal Panama sapka ile oynayip duruyordu ve çarpintisi MCBur-ney Esigi'nin üstündeyd i. hemsiresine ücretini ödeyip çikiyorum. "robunun açilmasina engel olamaz misin?" Çatali sehpanin üstüne firlattim. Kadinlarla basariliydi.H. Sol ve sag kulak tikanik. kamis görmedin mi hayatinda?" "Beni rahatsiz eden . dis etleri iltihapliydi. Karacigeri ." "Kafam iyiydi. burun mukozasi iltihapli. Disleri çürük. Hepimiz gibi. Kolum lambanin k ablosuna dolandi. içtigi zaman yemek yemeyi sevmiyordu ve çok içiyordu. tedavi öneriyor. "Ne var. Ona ne zaman gitsem koltuga oturup kendime teshis koyuyo r. Yüz vatlik General Elektrik. "Su gümüs çatallara bak! Hakiki antika!" Bir çatal tutusturdu elime. Kafami bozuyor. Sigara içmedigi zaman ya cigaralik sariyordu ya da sarap içiyordu. Gülümsedi kendine. Neredeyse kemigin görünecek. Fransiz'lara esir düsmüs. kulaklari ve burnu olumsuzdu. yüzde 73. Mükemmel bir küçük hirsizdi. yatakta D. hayir 72. Çatlak Jimmy aynanin karsisinda Panama sapkasi ile oynamaya devam ediyor. "Ya." dedi. Gözleri. Döndügümde bana. Çatlak Jimmy bu dükkanlara satmak üzere ne çala cagini çok iyi bilirdi." dedi. nabiz 34. Ama solunum sistemi: sol ve sag akcigerlerin üst kis imlarinda hirilti ve tikaniklik. küçük ve kork unç sesler çikariyordu. ama hemoglobini çok düsüktü. "Bir bak su çatala!" Baktim. Bana Nazi günlerini anlatmayi sev iyor. Sonra o aptal Panama sapkasinin altinda siseden bir firt çekti ve benim gidip ken dime iki bira almama neden oldu. Haklisin -'Çatla k Jimmy' çok daha güzel. "Et oldugu gibi ya nmis. Emir almayi sevmem. Nazi esirleri bir yük vagonuna doldurmuslar. Ama Çatlak Jimmy'nin durumu gerçekten vahimdi. "Ama sen gerçekten çatlaksin." "Bak!" dedi Çatlak Jimmy sehpayi göstererek. Diyastol 78.asaklarin! Öyle iri ve killilar ki! Korkunç!!" Açik biraktim robumu." "Doktora gittin mi?" "Doktorum bana kizgin. lamba koluma düstü.Lawrence'in Kanguru'sunu okuyordum.Ikimiz de hakli olabilirdik. "Adimi 'Deli Jimmy'den 'Çatlak Jimmy'ye degistirmissin. esir kampina gi dinceye kadar yol kenarinda toplanan Fransizlar bunlara aklina ne gelirse firlatmislar. biliyorsun degil mi?" "Koluna o iki koca deligi nasil açtin?" diye sordu Çatlak Jimmy. Lanet seyi üstümden atana kadar ampul canima okudu.

.

Sonunda kenara çektiler. "Açmiyor." "Kapat öyleyse. Sonunda yanaklarinin arasindan bir göz attigimda günes dogmak üzereydi." Ilk birami bitirip siseyi odanin ortasindaki tabut büyüklügündeki tahta sandigin içine vu rup parçaladim." "Evet. Lanet mesanesi bile sorunluydu. çatal dilli gibi hissediyorum kend imi. Arabadan hisimla firladigimda gazladilar. " -Dün gece hatunun teki yüzüme oturdu. herkesin kendine göre üstün oldugu bir sey vardir. Benden baska iki bidonluk kiraci yoktu sokakta." "Sehirlerarasi telefon mu ettiler?" "Hayir. Baska bir mesele. Dalak olumsuz." ." "Et öyleyse. Kan fiskiriyor ve hafif bir kahramanlik duygusuna kapiliyordun -yani ben kapili yordum. Ayni anda iki yarik birden yalayabilirdim. Geçen gece dört kisiyi öldürüyordum az kalsin. ama siselerle bas etmenin tek yolu onl ari kirmakti." "Bu sehiriçi. küçükleri ise kendi hallerine biraktim. Ev sahibi bana haftada iki çöp bidonu veriyordu. Tabii. Arkalarinda durup motoru söndürdüm.elle muayeneye hassasti ayrica. Bu en güzelidir. ama dedikleri gibi. Çatlak Jimmy tuhaf tuhaf elindeki ahizeye bakiyordu. moruk?" diye sordu Çatlak Jimmy. birader. Herseyi olumsuz ve çarpinti. Içime oturdu. kafan iy degilse onlari girdikleri an hissediyor." "Büyük ikramiyeyi vurmak gibi bir sey olurdu. "Telefonunu kullanabilir miyim. Zavalli. hiyar!" "Çaliyor ama açmiyor. Dilim ortadan yarildi sanki. sise kiriklari bazen sandigin içinden ha liya siçriyor ve ben onlari yerden ayaklarimin tabanlari ile topluyorum. "Sehiriçi mi?" "Sehiriçi." "Ve sana son bir kez daha kapatmani söylüyorum!" Kapatti." "Yanlislik olmasin. Arabayi çalistirip yola çiktigimda gözden kaybolmuslardi. Arabamla kovaladim her geleleri. Küçük bir sorun: yalin ayak dolasmayi severim. yasli bir kadin bek leme odasinda kanserden ölürken her hafta ayak tabanlarimdan cam parçalan ayiklamak doktorumu öfkelendirdigi için büyük parçalan kendim çikarmayi ögrendim. kentin altini üstüne getirdik. kim olduklarini bilmiyorum. hemen çikariyordun.

.

Ve Kazanova mezarinda siçardi. iskelet ve kas yapisi berbat -yani kötü durus (kifosis). "N'oldu. "Agzina siçayim!" diye bagirdim.asaklarimi."Tabii. "gördün mü? " "Görüyordum zaten. Rektuma gelince. Oturdu karsima." dedi Çatlak Jimmy." dedi. Siv lce sikmaya bes çekerdi. Harikaydi." Istemeye istemeye örttüm . "geçen gece Westwood Village'da bir ekip otosunun üstüne is edigini biliyor musun?" . basur baslangici. Sonra. "Kirli olan senin beynin. düzüsüyor" "Tabii." Yanina gidip telefonu kapattim. "Dinle. Sürekli çaliyor." "Iste." dedim ona. rek-tal sfinkter fazlasi ile siki." dedi Çatlak Jimmy." dedim." "Tamam. Ama öglenin ikisinde . Panama'li Çocuk. "Telefonu açmiyor.asaklari-ni sergileyebilir. Gece vakti herkes . Panama'si ile oynadi. telefonun zilini dinleyerek. Kapatmani o yüzden istedim. Koltuguma dönüp firçalarimi temizlemek için kullandigim eski bezi kanli topuguma sardim ." Panama sapkasi ile oynadi. 5 S'de fitik olasiligi. "Lütfen! Robunu kapat. Aninda kan fiskirdi. "Sürekli çaliyor. tamam. lan. Prostatta büyüme ve elle muayeneye hassasiyet. Panama'si ile oynadi. moruk?" "Cam! Yerler cam dolu!" Tek ayagimin üstünde durup öbür ayagimin topugundan cam parçasini çikardim. "O bez kirli." "Açmaz tabii.asak ister. Sonra yerinden firlayip ayni numarayi bir kez daha çevirdi dangalak.

.

"Polisler neredeydi?" "Elli metre ötede bir meseleyi halletmeye çalisiyorlardi. Ve karsima geçmis ekip otosuna isedigim için sikayet ediyordu. her tür kitap. bal gibi biliyorsun müessirin ne oldugunu.. "Mahkeme tarafindan araniyorsun! Hatirlamazsin ama Mary'nin kaburgalarin kirmis. Ben de George'un çöldeki barakasina gittim. Iri kiçini ve memelerini tekmeledim biraz." "MAHKEME MI? MAHKEME? hayir. Mary çok iyi bir insandir. 5 ve 6 S'de (boyun) kireçlenme. Mary aleyhine müessir fiil davasi açti.. . Otuz gün araliksiz porto sar abi içtik. iki gün sonra da dönüp yüzünü dagitmistin. l. Ama o da yetmedi sana. öyle mi? Küçük çalintilarla dolu kesekagitlari nla üstelik. Cildi kuru ve yorgundu.. gerçekten MAHKEMEYI kast etmis olamazsin?" Ikinci bira sisemi odanin ortasindaki devasa sandigin içine çarpip kirdim." "Olabilir. Bunu bana kendi söyledi. Gerçekten berbat durumdaydi. Döndügümde BAGIRDI bana! Görmeliydin onu! Ona zarar vermek degildi niyetim.. gerçekten kafayi yemissin sen.." Zavalli Jimmy. Bazi seylerin zamanla nasil degisebilecekle rini bilmiyorsun. Biliyorsun ot uzbir çekmedigimde ya da ayik oldugumda kitap okurum." "Senden korkuyor. kendini bir bok saniyorsun. Bir ara seni düzmek bile istemis. Jimmy. hepsi bu. Jimmy." "Müessir ne. dostum. Ayrica sol kalçasinda bir ur oldugunu biliyord um. Bütün hayatini bisiklete b inerek geçilmedin herhalde!" Baktim ona." "Allah askina! Robunu kapat! LÜTFEN!" . ya vrucugum. moruk." "Birbirlerini düzüyorlardi muhtemelen. Çok iyi inceledim seni. Jimmy. "Pekala. bana sevgis inden düzmemisti. Sonra saraptan bir firt aldi. moruk?" Gidip kendime iki bira daha aldim. Sen kafayi yemissin. Ayric a sag kasikta fitik." "Ama. Yardima ihtiyacin var. Ben sana bir sey söyleyeyim!" "Ne?" diye sordu aynaya bakip Panama ile bir kez daha oynayarak. göt herif. küçük bir tart isma geçti aramizda." "Ama üçümüz ne kadar yakindik bir zamanlar. "Dinle. Hasta bir adamsin. "Evet. Dönüp ayni arabanin üstüne bir daha isedin. bu söyledigin o zamandi. "Ama bu MAHKEME isini anlayamiyorum! Ne anlama geliyor? Kabul ediyorum. Mary.

Dinle. Ama resim degil.. Kalacak yer im ver."Hay allah! Afedersin. biliyor musun? Mary'ye gidiy orum. Hassas bokun teki. "Anna." "Jimmy. Arthur'da acayip bir mal var. Mary beni neden mahkemeye vermek istesin?" "Ara öyleyse. Bazi hassas boklari severim. Büyük bir arazi satisindan on iki bin dolar para kazandim... Mary'nin en iyi arkadasi." "Hassas boklarin çogu sürekli bir yerlere giderler. moruk. Kes sesini. su MAHKEME meselesine dönelim! Hemen simdi ne yapacagim. koltuk altlarim." dedi." dedim. Sol kulagini yikatsan iyi edersin." "Nedir bu saçmalik?" "Kalçandaki ur bir tür sigil. gerçekten mahkemeye mi gitmek gerekiyor? Gitmem. Arthur'a gidip cigaralik 28 içelim. SIMDI! Onu öpüp dudaklarini çigneyecegim! Yariginin her kilini tek tek yalayacagim! Ba na ne mahkemeden? Kiçini. memelerinin arasini.. "Kapatti. kaburgalarim kirmadim. Ama Arthur öbür türden. Ne yani. "Anna'yi arayacagim.. "Anna. Anfizem belirtileri gösteriyor sun. burs. lanet kan. "nereden buldun bisikleti?" "Arthur'un." Jimmy bana bakti. Iri kiçini ve memelerini tekmeledim sadece.. agzini. saniyorum. Ne? Hayir." "Arthur'dan hoslanmiyorum. Jerome'a giderim." Zavalli Jimmy. her yerini. Muhtemelen geçmiste geçirilmis bir hastaligin sonucu. bu tür oyunlar oynam am ben. Üreme sistemi -sol sperm kanali tikali. Egzersiz yap ve sigarayi birak. O bilir. Ayda iki yüz yirmi bes dolar." ." "Sigil senin anandir. olamaz! Biraz önce Hank söyledi. Belin için fizyoterapiye ihtiyacin var." "Evet. Arizona'ya. Kalça sorununu agirlik çalisma si yaparak giderebilirsin." Jimmy aynada Panama'sini düzeltti ve aradi." "Önümüzdeki hafta alti ayligina Meksika'ya gidiyor." dedim. Nedir? Burs mu?" "Evet. kabizlik. sag tarafta doku yapismasi . Jimmy. Ne? Hayir.

"Onu biliyorum. Heykeltrasligina vermislerdir." "Sevmiyorum heykellerini," dedi Panama'li Çocuk.

"Bak, Jimmy, Arthur'dan hoslanmayabilirim ama kendimi heykellerine çok yakin hiss etmisligim var." "Ama hep bildigimiz sey -Yunan tarzi- elbiseleri uçusan koca memeli, koca götlü hatun lar. Birbirlerinin kamislarini ya da sakallarini kavramis güres tutan adamlar. Ne sikim yani?" Öyleyse, okur, Çatlak Jimmy'yi bir an için birakip Arthur'a geçelim -ki hiç sorun degilyazma tarzimi da kastediyorum burada: saga sola siçrarim ve siz hiç de zorlanmadan benimle gelirsiniz . Hiç önemi yoktur, görürsünüz.

Arthur'un sim devasa ölçülerde çalismasiydi. Çok çok etkileyici. Bütün o beton. En küçük h geldiginiz günün havasina bagli olarak, günisiginda ya da ayisiginda ya da siste, iki buçuk metre yüksekligin bütün heybeti ile dikilirdi tepenize. Bir gece evine arka bahçeden girmeye kalkistim, o devasa beton insanlar oradaydi. Bazilari dört-bes metre yüksekliginde. Devasa gögüsler, yariklar, .asaklar her yerde. Donizetti'nin Ask Iksiri' ni yeni dinlemistim. Yaran olmadi. Cehennemde bir pigme gibi hissettim kendimi. "Arthur, Arthur, yardim et!" diye bagirmaya basladim. Ama kafasi iyiydi galiba, ya da benimki iyiydi. Neyse, lanet korku büyümeye basladi. Ben bir seksen boyunda, 110 kilo agirligindayim, içlerinde en iri orospu çocuguna b ir omuz attim.

Bakmadigi bir anda arkadan saldirmistim. Yüzüstü düstü, hem de ne düsüs! Bütün kent duymus ydi gümbürtüyü. Sonra, meraktan, döndürdüm onu, tahmin ettigim gibi, kamisi, .asaklarindan biri, burn unun bir kismi ve sakalinin yarisi kirilmisti. Katil gibi hissettim kendimi. Sonra Arthur disari çikti, "Hank, seni görmek ne güzel!".

"Gürültü için özür dilerim, Arthur," dedim, "ama senin küçük bebeklerinden birine takildim sey devrilip parçalandi." "Takma kafana," dedi. Içeri girdik, sabaha kadar esrar içtik. Ondan sonra hatirladigim, günes dogmustu ve a rabami sürüyordum -sabahin dokuzu- ne kadar dur isareti ve kirmizi isik çiktiysa önüme hepsinde geçtim. Hiç sorun çikmadi. Hatta arabami evin bir buçuk blok ötesine park etmeyi bile basardim. Kapiya geldigimde beton bir kamis buldum cebimde. Yarim metre vardi lanet sey. Gidip ev sahibemin posta kutusuna sikistirdim, ama çogu disarda kalmisti, kivrik ve ölümsüz, basi iri ve yu

varlak, postacinin takdirine kalmis. Pekala. Çatlak Jimmy'ye dönelim. "Yani," dedi Çatlak Jimmy, "gerçekten MAHKEMEYE mi çikmam gerekiyor? MAHKEMEYE?" "Bak, Jimmy, gerçekten yardima ihtiyacin var. Patton'a ya da Ca-marillo'ya götüreyim seni."

"Off, yoruldum o kodugum elektrosoklarindan... Birrrrr!!!! Birrrrr!!!!" Çatlak Jimmy koltugunda bütün vücudunu titretip bir kez daha aldi elektrigi. Sonra aynada Panama'sini düzeltti, gülümsedi, kalkti ve telefona yürüdü. Numarayi çevirdi, bana bakti ve, "Çaliyor," dedi.

Hepsi gelirdi beni görmeye. Doktorum bile beni telefonla ariyor. "Isa psikiyatrla rin ve egolarin en büyügüydü -Tanri'nin oglu oldugunu iddia etti. Paragözleri kiliseden atti. Yaptigi en büyük ta. Siçtilar agzina. Bir çivi tasarruf etmek için ayaklarini üst üste çivilediler. Ne boktan is." Hepsi gelirdi beni görmeye. Soyadi Ranch ya da Rain olan bir tip var, her seferin de uyku tulumu ve anlatacak acikli bir hikaye ile gelir. Bu yöntemle Berkeley ile New Orleans arasin da mekik dokur. Iki ayda bir bende. Berbat, modasi geçmis rondolar yazar. Ve her gelisinde cebimden bi r beslik çikar, yedigi içtigi de cabasi. Olsun, kamistan çok para verdim bu hayatta, ama bu insanlar benim de yasam mücadelesi verdigimin farkinda degiller mi? Ve iste Çatlak Jimmy, iste ben. Ya da Maxie. Maxie, Halkin Sesi Örgütü'ne yardim etmek için Los Angeles'in kanalizasyonu nu tikamayi planliyor. Gerçekten güzel bir jest, kabul etmek lazim. Ama, Maxie, evlat, bana birk aç gün önceden haber ver, olur mu? Halkin yanindayim. Eski dostuz. Kenti terkederim. Dava ve Bok iki ayri seydir ve Maxie bunu idrak edemiyor. Beni aç birak, ama bokum u ya da tuvaletimi tikama. Hatirliyorum, bir keresinde ev sahibim bir haftaligina Hawaii'ye tatile gitmisti. Gider. Gittigi gün tuvaletim tikandi. Bok fobim oldugu için pompa bulundururum, ama pompal adim pompaladim, hiç bir ise yaramadi. Neye battigimi söylememe gerek yok. Yakin dostlarimi aradim, öyle fazla dostu olan biri de degilim, varsa da degil tel efonlari, tuvaletleri bile yok... hiçbir seyleri yok genellikle. Neyse, telefonu ve tuvaleti olan birini aradim. Çok kibar davrandi. "Tabii, Hank, ne zaman istersen bende siçabilirsin!" Davetini kabul etmedim ama. Söyleyis sekli ile ilgiliydi belki. Ev sahibim Hawaii' de hula kizlarini seyrediyordu ve agzina siçtigim bok parçalan suyun üstünde dönüp bana bakiyorlardi. Siçmak zorunda kaldigim her gece bok parçalarini sudan toplayip bir kesekagidina ko yuyor, arabama

binip onlari atabilecegim uygun bir yer ariyordum. Önyargisiz olm aya çalisiyordum. . Genellikle motoru söndürmeden park edip bir duvarin üstünden firlatiyordum. ama özellikle sessiz bir yer olan Düskünler Yurdu'nu en az üç kez onurlandird gimi biliyorum.

Kumsinegi. onu bana musallat eden en yakin arkadasin i. Timsah kuyrugu. Senfonisi'ni dinliyordum. Ha yir." dedim. Böyle yazdigimi söylemistim size. Jimmy saat bir buçuktan altiya kadar ayni numarayi aradi. ve yirmi yirmi bes santimle iskalasini yüregin yanmaz. Can sikici herifin tekiydi. basi tikli. Sürekli yerdi: tavuk kanadi. Bana bakti. Ve S 5'te fitik. alti buçuktu sabrim tastiginda. Kam isi gerektigi kadar sivazladiktan sonra iskence aletinde bir yaratik gibi bacaklarini basinin üs tünden geçirip parmaklarini somyanin yaylarina geçirirsin. Ve kendi çükünü denemisseniz insanin sirtina.50 boyunda ve 100 kilo agirliginda bir Yahudi çocuguydu Izzy -kollan kalin. Ne fark eder? 749'uncu telefondan sonra robumu açtim.. gözleri çok küçük ve agzi son derece sevimsiz -Izzy Steiner'in ihtisa mini dillendirip sürekli bir seyler çigneyen küçük bir delik. ya da haksiz. ya da her kimse.o kadardir dilinle kamisinin basi arasindaki mesafe. hiçbir yere gidemem. O da benim yazamadigimi söylüyordu. bizi yarattiginda ne yaptigini biliyormus. boga boyunlu.. Hayden'in 102. Topuga bulasmis köpek boku. Ikimizd en biri hakli olabilirdi. yanina gi ttim. kiçinin deligi ayazda ölmekte olan bir serçe gibi titrer. hindi budu. 1. Ama çatlaklara dönelim. somun somun Fransiz ekmegi. Ben de esneyip Izzy Steiner'i aradim.) Bir gün siçmasam. Izzy Steiner yazarlik iddiasindaydi. bil ekleri kalin. bütün kaslarina binen yükün farkindasinizdir. insanlarin oynadigi oyunlara inanamiyorum. hiçbir ey yapamam -çaresizlikten sistemi açmak için kendi çükümü emmeye bile kalkismi-simdir. Ben yazamadigini söylüyordum. "Steiner?" "Hi?" . ama de ki kirk kilometre. Tanri.Ya da bazen arabanin penceresini açip bir bilek darbesi ile salliyordum kesekagid ini. O gecelik yeterince bira içmistim ve Çatla k Jimmy tahammülümün sinirini asmisti. bütün agirligin o koca bira göbe inin üstüne katlanmistir." Yavanliklar. -iki santimle iskalarsin. telefonu elinden aldim ve. Sabrim tasana kadar. kanserden korkmam kabizliktan korktugum kadar. "Buraya kadar. (Dönecegiz çat lak Jimmy'ye. sigara külü ya da puro izmariti sallar gibi. "Mahkeme? Yani beni mahkemeye mi veriyor? Inanamiyorum. Ve boktan söz açilmisken. boynuna. örümcek boku -ne bulursa.

çok az pismis. ama çig degil. çiktiginda ya buzdolabini bosaltmis ya da o doymak bilmez ve utangaç ifade ile son lokmayi zikkimlaniyor olurdu. Tek istedigi yemek ve ge nislemekti. Allahtan çig et yemez -az pismis sever. .Hahamlik egitimi aliyordu ama haham olmak istemiyordu. Isemek için bir dakikaligina tuvalete girerdin.

Jimmy. Jimmy'nin ceplerini ters yüz etti ama bir sey bulamadi.iktir lan. lastik bebekler. Elimden bir kaza çikabilir. Samanlikta düzüsen on iki tavsani andiriyordu. biçaklar. Çatallarini. Uçararak dalardi kapilardan içeri.. Çatlak Jimmy burada.. Asla yürümezdi." "Su agzindakini bitir. biçaklarini." Çigneyisini dinledim. Götür onu burada n. Mailer ve Mahler'e saplanip kalmisti." "Kes sesini. kasiklar. "Paraya ihtiyacim var. tahtadan oyma figürler. . Hemen buraya gel. Gerçek dostunu. Jimmy! Ayaga kalk!" Izzy. gö için de 3 dolar borçlusun bana. "N'apiyorsun moruk ya?" dedi Çatlak Jimmy. Tank." "Hay Allah.. Senden baska dostu yok. Pantolonumu yirttin."Steiner?" "Slop. Faulkner. Zavalli Izzy yoldaydi. "Seninle son kez dövüstügümüzde gömlegimi yirttin. K esekagidini sehpanin üstüne bosaltti. Senin dostun. Kusmak üzereyim." dedi Çatlak Jimmy. Hem ingway. "Izzy'yi mi aradin?" diye sordu Jimmy. Bisikletle gelmis.. beni kurtar. Adamin. Sonra Çatlak Jimmy'yi ve sarap sisesini gördü. Sana söylemek istedigim bir sey var. Çatallar. Kahverengi kesekagidi ile döndü. "Dinle.. Hemen. "Evet.. Gökyüzünü emen kara bir kara delikten farksiz agziyla." ". bisikletinin sepetine zulaladi. gömlegini mömlegini yirtmadim. Seni uyariyorum. Pantolon için 5. Buraya gel. Ve birden Izzy belirdi. Seni uyariyorum!" Izzy bisiklete kosup sepeti karistirmaya basladi. tahta bebekleri ni filan kesekagidina doldurup disari çikti." Kapattim. kasiklarini. "Bi bok etmez bunlar!" Izzy bisiklete gidip sepeti karistirdi yine.

para edecek hiçbir bok yok o bisiklette! Bana sekiz dolar borçlusun. hastasin. "Jimmy. son dövüstügümüzde elbiselerimi yirttin!" "." dedi Izzy. b isikletin sepetine yerlestirdi ve küfür etmeye basladi.ikerim lan g." Izzy içeri daldi. "yerler kirik cam parçalan ile dolu" Izzy onu kanepeye firlatti. Mary'nin kaburgalarini kirdin. hasta.Çatlak Jimmy ivir ziviri kesekagidina doldurdu tekrar. O kadar yaki sikli görünmüyordu artik Jimmy.. "Yapiskanli bant ver bana." dedi Izzy ve Jimmy'nin yanina gidip Panama'yi Jimmy'nin basindan aldigi gibi yan tarafina kocaman bir delik açti. "Hayir. Jimmy. "sapkami tamir etmeliyim." Izzy masanin üstündeki banti aldi.tünü. Izzy senin siseni neden alsin? Nedir o yanindaki? Kanepede?" Jimmy siseyi aldi. "Sadece gümüsler yirmi papel e der! Nasil bir g. Ayaga kalkip Izzy'ye bir tane salladi. agzindan içeri bakti." dedi Jimmy. oros pu çocugu! 54 sente patladi o sise bana. Izzy aldi.t oldugunu görüyor musun?" "Evet.. görüyorum. "Yapma Izzy. Bant sapkanin kenarindan asagi." "Bak. deligin içine bir miktar tikadiktan sonra banti sap kanin etrafindan geçirdi. "Bakar misin! Bak ne kadar yakisikliyim!" "Evet." dedim. Satin aldigimda bütün param 60 sentti. Bak. arkadasin sarap içmez. hast a!" ". yüzünü dagittin. "Izzy. Bir tane daha var. sarap sisemi çaldin! Bir sise sarabim daha vardi kesekagidin-da! Çaldin. Bu kuruntulardan vazgeçip burdan . Jimmy'nin burnunun üs tüne sarkti. Jimmy. "Ne isim var benim mahkemede? Oyun oynamam ben! Ne sikim is bu?" "Pekala. daha.iktir git!" Jimmy aynanin karsisinda yeni Panama sapkasini düzeltti bir kez. Hastasin sen! Yardima ihtiyaci n var! Bana 8 dolar borçlusun. Ne yapsin siseni. Izzy onu kaldirip havada döndürmeye basladi." "Jimmy." dedi Jimmy. iskaladi ve yere düstü. Simdi sadece 6 sentim va r.i ktir olmaya ne dersin?" . "seni Patton'a götürüyorum. bu degil. Jimmy. ama çogunu iskalamisti. Çatlak Jimmy kahverengi kesekagidi ile disari kostu. Sonra tekrar Jimmy'nin basina koydu.

Biraz da paran olacak. "Iki bardak getireyim.. masalardan birine oturmayi önerdim Gerso n'a. Benden baska kimse gülmedi. Hayat kolaydi -yeter ki sal kendini." "Iki santim kisa kaliyorum. Kapanisa kadar kaldik." "Ben de. Herkes bana bakip du ruyordu." dedi Izzy. Her-seye sahip olamiyordu insan hayatta. 34 Suyun kaynadi. Sonra herkes gülmeye baslad i battaniye kavgasina. Braddock-Baer. Degisen bir sey yoktu. Masalardan . Soyundum. ki barmenin istedigi oydu. tren kompartmaninda battaniyeyi paylasamadiklari bir sahne vardi. Içeri girdik. Birak baskalari sava ssin savaslarda. Çatlak Jimmy aklimdan silindi. Havaalani barlarinda barmenler züppe oluyorlardi anlasilan.iki santim." dedim pedallayisini izlerken." dedi Izzy. Hâlâ kötüydü. "pedalla bakiyim. Kalkis pistine bakiyordu." "Sonucu sana bildiririm." "Yapilabilecegini sanmiyorum. "Kendi çükünü emmeyi denedin mi?" diye sordum Izzy'ye. Bardaklari aldim. Art hur'un bisikletine bindi ve ayisiginin altinda pedalla-di. "Eve gidince denerim. Bagirmaktansa. Dempsey-Firpo. "Zavalli. MESLEK OLARAK YAZARLIGI ÖNERIR MISINIZ? Bar. Bara oturmustuk ama barmen bizimle ilgi lenmiyordu. Uzani p Tolstoy'un Savas ve Baris'ini aldim. sonra Izzy kendi evine gitti. ben kendi evime. Sonra Izzy gülmeye basladi. ayak parmaklarimi somyanin yaylarina geçirip tesbih böcegi gibi kivrildim. Saatlerden beridir bendeydi. Fistiklari agzima atip kahkahalarla güldüm. Delirtiyor beni. hepsini. Jimmy. Eskiden yatakli vagon görevlilerin in oldugu gibi." dedim. kamisi sabunladim.. Sonra disari çikti. oturup sarabi içtik." Sarabi bitirip Shakey'nin Yeri'ne gittik. Sonra çalinin içine elini sokup sarap sisesini çikardi. Hava kararmisti. ortasindan açip okumaya basladim. büyük bardaklarda o koyu biradan içip eski dövüsleri seyrettik -Louis'nin Dutchman tarafindan yere serilisi. orospu çocugu. Elbette."Ben de yoruldum senden." Jimmy aynanin karsisinda Panama'sindan arta kalani düzeltti. Ayni sey . sonra eski bir Lorel ile Hardy koydular. "aciyorum ona. üçüncü Zale-Rocky dövüsü. birak baskalari girsin kodeslere. saatlerden beri ilk kez insan gibi hisse tmeye basladim kendimi.

birine oturduk. içkilerini yudumlayip ses sizce muhabbet ederek . Iyi giyimli hirsizlar her yerde. rahat ve sikilmis görünüyor.

gülümsüyor gülümsüyor gülümsüyorlardi. Genelevler zinciri isletiyor. Kaçirmama ramak kalmi sti. Iki hostes koridorda bir asagi bir yukari gidip geliyor. "Hasiktir." "Hi him. Siska kiçli olan yanimiza geldi. Tren yolculugundan daha sakindi. "senin yapmak istedigin isi yapiyorum. Sakin görünüyordu. haftada 4-5 kez uçuyordu m uhtemelen. bunlari gördükten sonra -' elimi salladim. Saatte elli kilometre filan yapiyorduk sanki. Gerson ile oturdugumuz yerden garson kizlari kesiyorduk. Ha yatta kalma savasi." "Ya siir dinletilerinden?" "Sevmiyorum siir dinletilerini. "etekleri o kadar kisa ki külotlari görünüyor." "Hayir. Birinin kiçi çok siskaydi. Külotu firfirli olan siska kiçli: o firfirli külotun altina bir külot daha giymis miydi acaba? Içkilerimizi bitirdik. Koltuktan firlayip uçmak hostesi çagirip emniyet kemerimi baglamasini i stemekten daha az utanç vericiydi. "-önemi yok.. sonr a döndü. Ama simdi. Bir sone okudugum için linç edilmek istemem. Son siradaki son koltuga oturmamla uçagin hareket etmesi bir oldu." Seyahat çantama uzandim. daglar ve bulutlar telassiz geçiyorlardi pencere nin önünden." dedim." dedim. Kiz içkileri almaya gitti. Havalanmistik ve çiglik atmamistim. "ama neyi kastediyorsun?" "Ilk kez uçacak olmam?" "Korkacagimi sanmistim. Uzun zaman aldi havalanmamiz. Gerson'a ne istedigini sorduktan sonra kendime sulu skoç söyledim." dedi Gerson." "Öyle olsun. Çukur kazmak gibi bir sey. "Korkuyor musun?" diye sordu Gerson. Devinim yok." dedim. pencere kenarinda yasli bir nine oturuyor du. O zaman insanlar yaptigin is için sana minnet duyacaklar diyelim. Sikici.uçaklarini bekliyorlardi. Onu içtikt en sonra Gerson'a ve bana birer içki daha söyledim. Yanimda." "Yapmak istedigin isi yapiyorsun hiç olmazsa. ama külotunu gösterdigi için iyi bir b ahsisi hak ediyordu." "Umarim. Sonra onlari degerlendirmeye basladik. Çok aptalca buluyorum. nerdeyse sikilmis. Emniyet kemerimi tam olmasi gerektigi gibi baglayamadim ama benden baska kimse s ikayet etmedigi için öyle biraktim. bacaklarimin arasina yerlestirip içkimi tazeledim. Biri f .. Ve ikisi de aptal görünümlüydüler ve kendilerini bir bok saniyorlardi. Öbürünün bacaklari incey i. "Evet. Gerson'a beni havaalanina getirdigi için bir beslik verdim ve uçaktaki yerimi almak için yukari çiktim. Içkiler normal bir barda koyduklarindan daha çok degildi.

Uçus çantami kapip normal davranmaya çalistim. sira içkilere geldi. Sonra hosteslerin gerçek yüzlerini görebilmek için uçagin kanatlarindan birinin kopmasini diledim. Sonra vardik. Ben kirptim. Düsmedik.. Boynunda iri damarlari olan hostesi çagirdim. Öbür hostesin kiçi si skaydi.. Tuhaf kurbagalar. efendim!" Merdivenden inip yürümeye basladim.. Hostes gülümsedi bana kapidan çikarken. Boynu damarli olanin korkunç bir çiglik atacagindan emindim. Sip sak. Biraktim insinler. "çikalim buradan. Boynu damarli olani tutugum gibi uçak düserken tecavüz ederdim. "Hostes Hanim! Hostes Hanim!" Yanima geldi.." ." Gitti. "Tamam. ama emniyet kemeri. Havagazi. Simdi de çözemiyordum emniyet kemerini. iri iri damarlar. Yere çarpmadan hemen önce birbirimize kenetlenip ayni anda bosalirdik." dedi. Içki istemeyenler vardi.. tamam. Bir dolar. Seattle.degildi ama boyun damarlari firlamisti. Tanrim!. "Bay Chinaski?" diye sordu. yine bekleriz. sonra ninenin gözlerinin önünde üçüncüyü götürdüm bile kirpmadi. Duble..." dedim. Yazik. Ikinci içki hakkimi kullandim. "Kusura bakmayin. Sisk a kiçlinin ne yapacagini tahmin etmekte zorlandim. Çektim ve çektim. Yemek yedik. "Iyi aksamlar.... Sari saçli genç bir oglan beni bekliyordu. "Ters çevirin efendim. Baska çarem yoktu. "Evet. Bir dikiste. yanima da yaklasmadi.. Sek. nasil açiliyor bu lanet sey?" Kemere dokunmadigi gibi. sonra birden açildi.. Klipsi çektim." "Evet?" "Arkadaki küçük klipsi çekin. Belford sen misin?" "Yüzünüzden tanidim sizi.

unutmusum. Bu arada bir yudum alir misin?" "Hayir. Trafik yok. Doga güzeldi." "Harika. Kalabalik birikmisti. Hiç de iyi biri degilim. Karsimda olmasi gerektigi . dag evi." "Benim de adim Henry. Arkadasi kent disindaydi. Henry!" "Tamam. Çamlik ve çamlik ve göller ve im." Altini üstüne getiriyorlardi havaalaninin. Bay Chinaski. Surada duralim... Dinleti saat dokuzdan ag evini. Bay Chinaski." dedi. Bir arkadasin edebilecektik. Otoparka gidebilmek için otobüse binmek gerek iyordu. "Otobüs geliyor." "Bana kisaca Henry de. Bekletiyorlar-38 di insanlari. Belford. "Hank" onun "Henry" olduguna karar verdik. Ondan sonra benim." Orada dikildim ve içtim. Ot obüs gelince firlariz. Henry!" Otobüse dogru kostuk. "Dur! Dur!" dedim. Bir adres vardi elinde. Henry bir türlü bulamadi d çamlik. Belford onlara dogru ilerledi. Güzellik yoktu içimde. Sikildigimi hissett diye geçirdim içimden. Temiz hava. Dinletiye kadar orada istirahat önce baslamayacakti." "Bana mi söylüyorsun? Ama ben onlarin kim olduklarini biliyorum. Otobüs henüz gelmemisti."Dinletiye birkaç saat var. "Dogru ya. "o lanet kalabaligin içine sokma beni!" "Sizin kim oldugunuzu bilmiyorlar.

" "Ederler.. Barlar hakkinda çok fazla öykü ve siir yazmistim. Belford bir barin önünde durdu. "ama bir gün buranin da içine ederler herhalde. Bir süre sonra insanin girtlagina takilip kaliyordu barlar.gibi bir hayat var ve ben kendimi hapiste gibi hissediyorum." dedi Henry. Içeri girdik. Belford bana kiyak yaptigini zannediyordu. "kar yagdiktan sonra görmelisin. Nefret ederim barlardan. "Güzel yer." Allaha sükür ondan yirttik. Kusmak istiyordunuz." dedim.. diye geçirdim içimden. B ar müdavimleri eskici .

"Seni tanistirmami ister misin." "Özür dilerim. Su bilmem ne profesörü." dedim. Bir masa dolusu. Kustum. Olmak zorundaydim. Sonra ben çiktim. . nefesimi tuttum ve bir yudum aldim. yesil biramin önüne oturdum." dedim. zamani ve herseyi öldürmek için giderler o raya." Helaya gittim. Hepsi oturmus önlerindeki büyük bardaklardan yesil. Masalardan birinde oturan insanlari taniyordu.." dedi profesörlerden biri.. ona en pis bakislarimdan birini firlattim. Bu bilmem ne profesörü. Üç pisuar ötede bari n sarlatani isiyordu. Les gibi kokuyordu tabii ki.. ondan kaçabilirdim belki. zehir gibi bir bira içiyorlardi. Küçük yuvarlak masalara oturmus insanlar. Pisuara kostum. Bana yolladiklari çeki tahsil etmis. radyoda Mahler. Öbür di nleti. Bar. Belford beni içeri soktu.iktir. kusuyorum seni! Kabinlerden birinin kapisini açacak zamanim olmadi. o bilmem kim. Komik adam. disari çikti. Aksamin dokuzu.." "Ben de orada olurum herhalde. Kadinlar terey agi gibi duruyorlardi nedense. "Çalismalarinizi hep begenmisimdir. üstüne kirmizi biber s erpilmis haslanmis yumurta ile votka. ertesi gün. Dört dörtlük hos bir mekan. "Hepimiz orada olacagiz. "birazdan dönerim.dükkanindaki insanlardan farkli degildirler:. .. "Bu gece siirlerinizi nerede okuyorsunuz?" Cevap vermedim. parayi yemistim bile. Bardagi kaldirdim. Kirmizi kepli.. Tek istedigim Los Angeles'daki odama dönmekti.. Bu bilmem kim. perdeler çekilmis. Belford'u izledim. Sah ne. "bana seyi hatirlatiy orsunuz." diye sordu Belford. Benim önüme de yesil biradan geldi.. Birkaçi kadin.

Sahneye çikan basamaklari buldum." dedim." . Bir iskemle ile bir masa vardi sahnede." dedim onlara. iste bir çift çorap. Seyahat çantami masanin üstüne koyup içindekileri çikartmaya basladim."Hayir. "Adim Chinaski. bir gömlek. "ve bu bir sort. cep viskisi ve birkaç siir kitabi.

diye geçirdim içimden. Sonra bir seyler yazip çipla k bir kadini kovalayan çiplak bir adam çizdim. Alkis sasirticiydi. Meslek olarak yazarligi önerir misiniz?" "Yazmak seni seçer. "Hayir. O ka dar da iyi sayilmazdi siirler. Hemingway ölmüstü. sonra on dakikalik bir ara istedim. Ilk yarim saati atlattim. Bir daha o siseye dokundugunu görmeyeyim. Çocukken yaptigin gibi. Baska bir seyi alkisliyorlardi. Proesörlerin birinin evinde bir parti vardi. hayir.." Masanin ortasinda oturuyordum. sen yazmayi seçmezsin. Her-yerini imzalarim senin yavrum!. Bir daha yumuldum siseye. Siseye yumuldukça güzel le-siyordu siirler -benim için . Genç bir kiz kitaplarimdan bi ri ile yanima geldi. evlat. Profesörün de ölmüs oldugu pekala söylenebilirdi. Tarihi attim. "Sorusu olan var mi?" 40 Çit yok." Kesti sesini. tabii ki." dedim dahi elimi sallayarak. mavi sisemle sahne den inip Belford ve dört-bes ögrenci ile birlikte masalardan birine oturdum. "Çok tesekkür ederim. Bay Chinaski!" Bu is böyle yürüyordu demek? Bir ton palavra. Siseyi açtim. Üniversite ögrencileri önyargili degillerdi zaten. Sisemi çocuklardan birinin agzindan çektim.. Ciddiyim. "Komik olmaya mi çalisiyorsun?" diye sordum ona. Siseden siki bir firt aldim. Siirleri okud um. Hakliydilar bence. Yegledigim siirleri sona saklarim hep. Okumanin sonunu getirebilmis olmami her halde.Viski ile kitaplari masanin üstünde biraktim. Mahcup oluyordu insan. "Meslek olarak yazarligi önerir misiniz?" diye sordu genç ögrencilerden biri." Önce eskilerden okudum birkaç tane. sonra da kitaplari kapattim. Sarhos. Fena halde Hemingway'i andiriyordu pr ofesör. Yarim saat daha o sahnede terleyecegim ben. "Bana bak. Tek bir sey istiyorlardi -onlara bilerek yal an söylenmesin. "Bay Chinaski?" "Elbette. Edebiyat ve yazmak üze nu . En iyisini sona sakla. uzun süre kesilmedi. bu aldigin ikinci yudu m. bir yudum aldim. Kuvvetliydi. sonra sahneye çiktim. Ilk kez bir üniversitede okuyordum ama gelmeden önce isinmak için bir Los Angeles kitapçisin da iki gece üst üste okumustum. Adini sordum. baslayalim öyleyse. "Pekala.

41 .

Hey! O kadar yapiskan degilmis koca oglan! Kayda deger! Belford alisveristen döndü. Iki de puro." dedim. Hemingway! Öldügünü saniyordum!" "Faulkner'in da ayyasin teki oldugunu biliyor muydun?" "Evet." Basini çevirip öptüm. Bu palavra böy le yürüyordu demek? Odadaki en güzel kadini seçip benden nefret ettirmeye karar verdim. bugüne kadar taniyip da hoslandigim bir yazar çikmadi. "Dostluk kurmaya çalistigini biliyorum. "Evlat." "Güzel. Hemingway bizi gördü. Hemingway'in karisi oldugunu ancak ertesi gün ögrendim. yalniz." "Biliyorum. biliyorum. Mutfak masasind a tek basina oturuyordu.... buzdolabi bos.suyordu sürekli -daha igrenç bir konu düsünemiyorum. "biliyorum.. öbür odaya gitti." "James Joyce hakkinda ne düsünüyorsun?" Hastaydi: baska bir sey düsünemiyordu. ama edebiyattan baska bir sey konusamiyor . "Gidip hiç olmazsa bira alacak birini biliyor mus un?" "Evet. Hepsi tatsiz t uzsuz. öptü oksadim. boktan herifler. Belford'u buldum.. "su lanet Hemingway hasta bir adam.. Yatakta uyandim. On ya da on bes sentlik. Ne zaman dönsem. Karsi koymadi." "Biliyorum. Hemingway içki stokla-miyor anlasilan. "Güzelim. Hâlâ Heming . bir evin ikinci katinda." dedi. Ucuzundan.. kar-simdaydi "Oo." Yirmi-otuz kisi vardi orada ve bu buzdolabini ikinci doldurusumdu. ne igrenç bir konu! Biliyor musun. Bir tek tuvalete girmedi benimle.." dedi." "Hangisinden?" "Fark etmez. Nereye gitsem pesimdeydi. " Bir yirmilik tutusturdum eline. Tesekkürler. biralari önümüze koydu ve ben saatlerce konustum hatunla.

onun adina sevinmistim." "Unut gitsin." "Tamam. "Dün gece için özür dilerim." "Hemen çikmamiz gerekiyor.way'in evindeydim muhtemelen. haddimi bildirmisti. ya kameranin karsisinda kusarsam?" "Hank. Belford. Çantami kaptim. "kahve iyi gelecek. berbat görünüyorsun!" dedi Hemingway. "Hank! Hank! Uyan!" "Off." "Televizyon mu?" "Evet." dedim. Biri beni sarsti. "benim ilgimi çeken sidigin degil. Her zaman oldugumdan daha aksamdan kalmaydim.. Benimle ilgilenmek kolay de gildir. tamam. Hemingway ile karisi asagidaydilar. Belford merdive nden inmeme yardimci oldu." dedi.." "Varmayalim. Ancak v aririz." dedi. kamisimi çikarip üstüne bile iseyebilirim öyleyse. Bekliyorlar. gitmek zorundayiz. "Tanrim. git basimdan." Yataktan çikip ona baktim.. "kahve ister misin?" "Evet. Güldüm." "Mecbursun." "Hayir." "Bir seyler yemek ister misin?" "Sagol." . küfür filan etmiyorsun? "En sevdigim yasayan sairsin de ondan. Yolumuz uzun." Iste. siirlerin. Yüzümü güne sten öte yana çevirip gözlerimi kapattim. Sözlesme imzaladin. Ernie. Yemek yemem. Saat on iki'de bir dinletin var. Neden hiç sinirlenmiyor." dedi. Televizyona çikaracaklar seni." "Aman Allahim. "Tanrim.. Karin oldugunu ancak. "Sen iyi birisin.

James Joyce hakkindaydi yanilmiyorsam. Sonra Hemingway bir sey söyledi.Sessizce oturup kahvelerimizi içtik. . Ne oldugunu t am olarak hatirlamiyorum.

Kim tasarlamisti bu korkunç numarayi? Ama bir yandan da heps i birbirine benziyordu. "çikmamiz gerekiyor. Bütün benligi ile öpmüstü ben Sonra disari çiktim.. "Evet." Bir süre yol aldik. Bir termo s satin aldim. Sonra biz arabaya bin dik. viskiyi içmek için bir termos satin almanin iyi fikir olabilecegini söyledi. "Bu isi kivirabilecek gibi görünmüyorsun. bu isten kaçis olmadigi tam olarak o zaman dank etti kafama. bir gün bu zorunluklardan kaçmanin bir yolunu bulabilecek miyim acaba. "Seninle arabaya kadar geleyim. Tanrim." dedi Belford. Bir sise skoç alalim. Gerçekten hastaydim. "Hosçakal." dedi Belford. "Hosçakal. Hemingway ile bir kez daha el sikistik. diye geçi rdim içimden.. hüzün vericiydi." dedi. "susmayi bilmez misin sen?" 43 "Hadi." dedi Belford. yarisindan fazlasi adamin çükünü kaldiriyordu ve elden bir sey gelmiyordu -bakiyordunuz sadece. Ögle saatinde siir din letisi mi olur?" "Ögrencilerin büyük çogunlugu seni görme firsatini ancak o saatte bulabilirler. bir papatya tarlasi." dedi. Bir yerde kahvalti molasi verdik. Kendime gelmek için bir kü votka. Hangisini seçerdin? Hangisi seni seçerdi? Önemi yoktu ." dedim. Hatuna döndüm. Katlanmasi güç bir olguydu am kafama not edip. Hemingway'in elini siktim. "Üniversitede Edebiyat dersi veriyor." "Pekala. dinleti için de bir büyük skoç aldim. Her zaman yapmak zorunda oldugun bir sey vardi. Güzel yerdi ama garson kizlar külotlarini göstermiy orlardi. Hiç böyle öpülmemistim. o da eve." dedim. yoksa üstünü çiziveriyorlardi. Belford ve Hemingway arabaya dogru yürüdüler. sonra da öptü beni. Hank. "Bu isi kivirabilecegimden emin degilim." O tuhaf görünümlü Washington marketlerinden birinin önüne çekti."Lanet olsun!" dedi karisi. heryer kadin doluydu. Belford gidecegimiz yerde insanlarin hayli tutucu oldugunu. "Bir yerde dur." dedim. Ayaga kalkip kapiya dogru yürüdük. karisinin yanina döndü. Seçimler yapildiktan sonra da zaten 44 .

Habi-re geliyordu. Yurttan kovuldu ama hâlâ ortalikta dolaniyor. kalçalarina.. arabadan indim ve otoparka kustum. ne yapiyor? Belford'un pesine takildim." dedi Belford. Bir garson. Skoçu termosa bosaltmis. Bir direge tutunup tekrar kustum." dedi." "Herkesin ödü kopuyor ondan." Arabayi park etti. Kararli bir sekilde arabayi sürmeye devam etti. Yetistigimiz için mut luyum. Belford ikimiz için sicak çörek ile sahanda yumurta söyledi. "saat on ikiye geliyor. Sürekli LSD al iyor." "Beni hiç irgalamaz.. "Önemi yok. Gögüslerine..yürümezdi. dudaklarina ve gözlerine baktim." diye seslendim. kimse için. sonra arabaya atladik. Zavalli. Çöreklerin çogunu mideme indirmeyi basardim. "yurt gökdelenleri buradan görünüyor. Sarisi az pismis. "Aman Tanrim!" dedim. Ne zava llisi? Açmasi orospu çocugunun tekini sögüsle-mekten baska bir sey düsünemiyordu muhtemelen. Belford'un kirmizi arabasinin yan tarafi kusmuk olmustu. Henry. Yurt gökdelenlerini görür görmez basimi arabanin penceresinden çikarip kusmaya basladim." diyebildim. Ameri ." Benzin almak için durduk. "Birazdan oradayiz. "Kusura bakma. Belford topuklamisti. buradan asagi. Kasiniyordu. Yanimdan geçen ögrenciler bana baktilar: su yasli adama bak..." "Evet. Kadinimi çal ama viskime dokunma. Kafayi yemis. Bes dakikamiz var. Hâlâ bu isi kivirabilecegim! düsünüyordu. votkay i mideme indirmeye çalisiyordum. Belford dinletiye yetismeye kararliydi. kusmam bir sakaydi sanki.. "Bir dakika. Azimli bir genç adam. sonra yine yola koyulduk. suradan yukari. dediklerine kulak asmayin siz. Bak!" Baktim. "Dünkü dinletide sisene iki kez yumulan tip var ya. Seyahat çantami kaptim.

Adimi gördüm bir afiste -HENRY CHINA SKI.kan Üniversitesi -bol çalilik. patikalar matikalar. SIIR .

"bir sonraki uçaktayim. Alkis öbür yerdeki kadar olmasa da iyi sayilirdi. Adam kolunu kaldirdi. bara oturduk. Bu sefer kaçirmayin ama. Bu beni eglendirdi en azindan. diye geçirdim içimden. Hi himm. rahatladim. Basladim: "Adim Chinaski. "Sorun yok. "sizi bir sonraki uçaga bindirecegiz. görüsmek için bir o a soktular beni. Mola yok bu kez. Köhne avluma ve delilige.ama siirlerimi d inledikten sonra gelmedi tabii ki. imzalatmaya geldile r. "Tuhaf. Bazilarinin elinde kitaplarim vardi. Bir kahkaha atmamak için zor tuttum kendimi. diye geçirdim içimden." dedim. Daha sonra tepedeki dag evine gelebilecegini söyledi -Belford'un arkadasinin dag evi. Oyalaniyordu m. Bu benim. Ona tecavüz edecegim. kuzeybati Pasifik'te ne kadar eglendigi mizi filan. Ilk siirimin adi. Belford beni havaalanina götürdü. Edebi yat Bölüm Baskani ile tanistim. Geri döndüm. Tika basa doluydu." dedim Belford'a." Kusacagim." dedi masanin arkasindaki adam. ok umaya devam ettim." Hakliydim. Ne önemi vardi? Yeter ki çikayim buradan. "kolumu kaldirdigimda b asliyorsunuz.DINLETISI. diye geçirdim içimden. Yan tarafta duran televizyon ekranina baktim.. "Pekala. Gülüyorlardi. kazin ayagi böyle demek. Bir oda ya itildim. Isin üstesinden gelmistim anlasilan.. Belford onlara kim oldugumu anlatmaya basladi. "Efendim. Bir iskemleye oturtular beni. Okul çocugu gibi hissettim kendimi. ama benim bildigim türden bir delilige dönüyordum. Adimi duyup duruyorum. Bitmisti. yarim saatten beri saçimin bir teli alnimin tam ortasindan burnum un üstüne kivrilmisken okudugumu fark ettim. Piste vardigimizda uçagim havalanmak üzereydi. Küçük beyaz hamurlar." Üç-dört siir okuduktan sonra termosa asilmaya basladim. "aklimi kaçiriyor olmaliyim. Neye güldükleri umur a bile degildi. Çantamda siir kitabi aramaya basladim... Yüz dolarim için bir makbuz imzaladim. Küçük beyaz yüzler.." "Tesekkür ederim.. diye geçirdim içimden. O her ." dedi televizyon kamerasinin arkasindaki tip. Termosa birkaç kez daha asildim. Bunlarin disinda fazla bir sey olmadi. sonra saçimi geriye attim." Sonra uçagi sürekli kaçirabilecegim geldi aklima. Içkileri ben ismarliyordum. efendim. Ve her seferinde gidip o adami görüyordu m.." dedim. Felaket seksi bir hatundu. O telefona bir seyler söylerken ben bara gidip içki söyledim..

Benim için küçük bir fon baslatirlardi. babama ne oldu?" "Los Angeles uçagina binmeye çalisirken Seattle havaalaninin barinda öldü.seferinde biraz daha öfkeli." . ben daha üzgün. Belford gider. baskalari gelirlerdi.. "Anne. Mümkündü..

Neden bu kadar zor oluyordu? Neyse. Hollis satte yüz otuz basiyor. Tropik bahçeler. k s artik!" . tel filan. guma oturdum v e uçak hareket etti. "Köpegini çagir Harvey. agzi laf yapiyor.Inanmayacaksiniz ama." "Sair nedir. Bununki pek uzun degildi: 300 metre. Dört-bes köpek. Harvey. Duvarinda asili. hem iki k ez alkollü araba kullanmaktan enselenmisim ve yine sarhos olmak üzereyim. salya sümü aratiklar. bilmiyordu. "Aristo. tüylü. ciger ezmesi. "Anne. "seni görmek ne kadar güze l!" Harvey hafifçe gülümsüyor. ellerini yika. Mükemmel pozu yakalayincaya kadar alti kez patlatma k zorunda kaldigini iddia ediyor. Fotograflardan birinde Roy otuzbir çekerken bosaliyor.. Seni görmek çok güzel!" diye bagiriyorum.000 metreye tirmandigimizi duyurmustu. "Uçaktan indirilebileceginizi biliyorsunuz. Benim 62 model Comet ara-bamdayiz ama ben kullanmiyorum -sigortam yok. Otoma tik makine ile. Bir türlü kapiya varamiyoruz -ve karsimizdaydi. Iri. Hostes beni enseledi. degil mi?" Kaptan pilot biraz önce 5. Roy. Hadi. zengin adam. Roy bana Hollis'in aile fertlerini tek tek anlatiyor. Bu kez bir Zen dügününde sagdiç olacagim. orospu çocugu. Hadi ama. Arka koltukta oturmus bira içiyorum.." Iri çoban köpeklerinden biri sol bacagimi ç . orospu çocugu" diye bagiriyor Roy. anne?" "Baban bilmedigini söylerdi. Bir günlük çalisma. Roy tek basina çekmis. uçaktaydim. on yil önce gömdügüm babamin cenazesinden bu yana ilk kez bagladigim yesil kravatimla. "Seni görmek de öyle. yemek hazir. Sisemi açtim. Kurallara aykiri. Sütlü bir poz. "Hey. Ray'in iki metre uzunlugundaki sakal i yüzüme uçusuyor. geçimlerini Hollis sagliyor. Hollis ile Roy iki senedi r birlikte yasiyorlar." "Bilmiyor muydu?" "Evet. Nedenini anlayamadim. Sonu gelmeyen basamak lar. Roy entelektüel palavra ile daha becerikli. yika ellerini. bira ve mesrubatlarin arasina s ikismis. Hollis otobandan çikiyor. son anda yetistim bir sonraki uçaga." BÜYÜK ZEN DÜGÜNÜ Arka koltuktayim. Verandada durmus e linde içkisi ile bize bakiyordu. babama ne oldu?" "O bir sairdi. Evlerinin duvarlari ilginç fotograflarla kapli. kara. Romanya ekmegi. Teskilat. Ip baglamis. Arabadan iniyoruz. Bazi zengin evlerinin bir kilometre uzunlugunda girisleri olu r. Kollu-. Gidecegimiz ev pek uzak degilmis.

Istakoz kuyrugu." . Marty.." "Charles Bukowski!" "Hi him. elimizde salamlar. karides. tuzlanmis Macar kedibali gi." "V e bu Elsie. Merdivenden bir çikiyor bir iniyoruz." Ayaga kalktim. istakoz." Sonra: "Bu. Tek dügün h ediyesi getiren de. "Charles Bukowski." "Merhaba. Hediyemi Aristo'nun çignedigi sol bacagimla duvarin arasina sakladim. Oturup bir bira açtim. Arabada ne varsa içeri tasidik.Aristo uzaklasiyor. Incecik dogranmis güvercin kiçi. Ve. Marty. tam zamaninda. Tek kravatli bendim..

bu topal Nick. issiz. Biraya devam ettim. Bir bira daha aldim. Çikiyorlardi merdivenden: sahtekarlar." "Böyle seyler için biraz yasli degil misiniz?" "Elsie. "Viskiye ne dersin. Biraz daha gömüldüm köseme.. koltuk altlari lastik takviyeli filan." "Merhaba Tina.. tabii. Güçlü aletler." dedim. "Hi him. Zen Üstadi henü/." "Ve b u Tina." Mutfaga girdik. sakatlar. Alüminyum ve lastik. yüzünde islak sicak ha vlu ile otururken. kafami bozma benim. Hol-lis'in akrabalari .." deyip durdum.. Merdivenden çikip duruyorlardi. kravat yok. Dügün hediyesi yok.. Biri UCLA'da ögretim görevlisiydi... Olayi çözdüm: sulandirilmis uyusturucu ya da zamaninda yapilmamis bir ödeme."Siz sarhos olunca esyalari ve camlari kirip ellerinizi gerçekten parçalar misiniz? " diye sordu Elsie. Özel k oltuk degnekleri yaptirmisti kendine. "Bu karim. "Barbara. "Bu kravat da neyin nesi?" . Sonra gelenlere dönüp. sey.. Bir digeri San Pedro Körfezi'nden Çin balikçi tekneleri ile uyusturucu sokuyordu. Roy'un bir ailesi yoktu anlasilan." dedi. düzenbazlar. Bukowski?" "Tabii Harvey." Oturdum. Basamaklari tirmanmasi yirmi bes dakika sürdü. bir gece misafirlerimiz geldi. Zavalli Roy. Sonunda karima dönüp "Neydi senin adin alla-haskina?" diye sormak zoru nda kaldim. Berberde sakal trasi olurken kirivermislerdi diz kapaklarini. Yüzyilin en büyük katilleri ve tüccarlari ile tanisiyordum. Adamin biri bayagi kötü durumdaydi. Tahta yakismaz bu yavruya. Düzinelerce. gelmemisti. Birkaç hayati yerini kil payi iskalamislardi. "Bu yarim-kiç Louie. Adlar! Ilk karimla iki buçuk yil evil kaldik. Ömründe bir gün bile çalismamisti. degisik yutturmaca ala nlarinda çalisan pazarlamacilar. Aile fertleri ve dostlar. "Bu Barbara. Baska insanlar da gelmisti. Sonra Harvey yukari çikti. Kari ma. bu saksofon kraliçesi Marie." dedim misafirlerime. Baskalari vardi. Ben. k arim.

kravat çükü-mün üstündeki killari örtüy . sortum ise çok kisa."Pantolonumun fermuari bozuk.

Zen Üstadi GELMISTI! Çok fiyakali bir kiyafet giymisti Üstad. Incecik bir vücut." dedim. yeterince büyüdügünde evleniriz. Ben yoruldum. Bugüne dek okudugum en büyük yazar sensin!" Uzun sari bukleler. Bukowski. Kötü bir yazar olduguma belki de. Harvey. "Tabii. tazeledim döndüm. "öykülerinden bazilarini okudum. bana bakiyordu. "Öykülerinden birinde bu markadan söz ettiginden beri baska marka içmiyorum. Nerede viski?" Harvey bana sisenin yerini gösterdi." Bardagi diktim. Harvey. Daha iyisini buldum. Hatta sizi seyrederim. Senin paranla yasariz. ." "Ama ben viskimi degistirdim. Paul'un babasi." "Tabii." dedi bana." Yüksek bir su bardagi bulup yarisini viski yansini su doldurdum. Zen Üstadi çok sakin görünüyordu. Içkimi dipleyip tazelemek için mutfaga gittim. köseme çekildim. Ya da öyleydi gözler i. Genç çocuklarla düsüp kalkmana izin veririm. On birinde filan." "Markasi ne?" "Hatirliyorsam allah belami versin. biliyorsun." "Bukowski! Saçlarim uzun oldugu için hemen kiz oldugumu varsayiyorsun! Adim Paul! Tanistinlmistik! Hatirlamiyor musun?" Harvey. Gözlerini gördüm. gözlerini kisarak bakiyordu. "Bukowski. Ben i küçük hava delikleri olan camdan bir kafesin içine koyup herkese gösterirsin. "Sinirleri yatistirir. Altin saçli bir çocuk girdi içeri. Kimse sonsuza dek saklanamaz."Yasayan en büyük öykü ustasi sensin bence." Bardagimi doldurup içeri girdim. Herkes heyecanlandi birden. O an-da o kadar da iyi bir y azar olmadigima karar verdigini gördüm. "Bir tane daha?" "Tabii. "Tamam yavrum.

Sonra minik ve boktan bir gülümseme belirdi Zen'in dudaklarinda. ya da kendini. Bir kutu dolusu çubugu vardi Zen'in -iki yüz." dedim. "Tören sirasinda içki ve sigara içilmemesini talep ediyorum. Zen Üstadi artik törene baslamak istiyordu. benim ayyasin teki oldugumu anlatmisti -güvenilmez. Turgenev. "Sigortayi degistirin. Kabiz muhabbe t.Oglan iyiydi ama: "Bosver.umursamaz ya da sald irgan. can sikici. Herkes içkisini dipliyordu. Benim içtigim her bardaga kars ilik iki bardak içmisti hergele ve hâlâ ayaktaydi. baska bir seydi.. Ortalik mumlardan geçilmiyordu.) Harvey yeni bir sise açti. "hâlâ okudugum en büyük yazarsin. Bukowski. Yüz elli sayfa kadar.. Herkes bizi bekliyordu. Roy bana i ki yüzük vermisti." Biri sigorta ile ilgisi olmadigini söyledi. sigorta atmis olmali. Oglan gevezeligi ile bunu hak etmisti.. Zen çubuguydu. Bir süre sonra küçük çubuklar yakildi." "Anliyorum." (Zenginler anlarlar. biraz daha tantanaliydi sadece." Sonra elektrikler kesildi.. On dakika süren mum ya kma seansinda sisenin yarisini devirmistik. Kafka'dan söz ettik. Iste oradaydim ve Üstat nihayet kara kitabinin sayfalarini parmaklamaya basladi. Yüzükleri Roy'a verdim... Çubuklar yakildiktan sonra bir tanesi içi kum do kavanozun ortasina dikildi." "A federsin. Oradaydilar. Zen Üstadi gülümseyerek uzandi." dedi. "Harika bir oglun var. O. Harvey. ama anladiklari seyler için bir sey yapmazlar. Yüzükleri kaybedebilir. Babam baz i öykülerini okumama izin verdi.. Roy günler önceden Zen Üstadi ile konusmus. Eline mumu alan yakiyordu. Zen töreninin Hristiyan törenind en pek farki yoktu aslinda. Gogol.. Harvey oradaydi. Pek sik olan bir sey degildir. O kadar viskiden sonra Harvey'nin yere yigilacagim umuyordum. Çubuklari iyi yerlestirmediler ama. Sonra Zen Roy'a elindeki yanik çubugu Zen çubugunu n yanina dikmesini söyledi. ben de içki koymak için mutfaga gittim. Yüzükleri yokladim." dedi Zen. üç yüz tane. Pek kalin degildi kitabi. hay allah. Içkimi dipledim. çubuklari yeni bir de rinlige ve yükseklige düzeltti.dolayisiyla tören sirasinda yüzükleri Bukows-ki'den isteme. "Allah kahretsin. Oglun Peter. Mutfaktan çiktik. Hollis'e de diger yanina dikmesini. Incil adlari karisiyor. Ama bosuna bekliyordum. Dos. Her yerde mum yaniyordu. maalesef. Hristiyan dügünlerini deneyimden biliyordum. ." "Paul.

Tespihi Roy'a verdi.Sonra kahverengi bir tespih çikardi Zen. .

. Zen dogrulup hafifçe gülümsedi. Roy çok okuyan. Klik! Klik! Klik! Hepimiz temizdik tabii ki. .. her konuda bilgi sahibi bir in san. böy lece tespih ikisinin de elini çevrelemisti." Bu arada götün teki mum isiginda fotograf çekip duruyordu. "Kabul ediyor musun?" "Ediyorum. ama bir y andan da bilmiyordum... Roy'un omuzuna dokundum: "Tebrikler.ve sen Roy.. uyusturucu kullanmayacagim. ". yüzlerce. Baska konusmalar yapildi." dedi Roy. Hollis'in yüzünü ellerimin arasina alip dudaklarindan öptüm. Mum isigi kulaklarindan g eçiyordu. Canimi sikmis. kabul ediyor musun?" "Ediyorum. Sonra mum isiginda Zen Üstadinin kulaklarini fark ettim. Zen'in kulaklarindan alamiyordum gözlerimi. Hollis ile beraberligin boyunca uyusturucu kullanmayacagina söz ve riyor musun?" Roy duraksadi. Ama tedbirsizlik söz konusuydu. ince tuvalet kagidindan yapilmisti sanki kulaklari." Sonra egildim. neden kendi dügün töreni hakkinda bilgi edinmez? Zen uzanip Roy'un sag elini Hollis'in sol elinin üstüne koydu. FBI olabilirdi. sinir olmustum. diye geçirdim içimden. Ve bitmisti. beni tedirgin etmisti. Sonra tespihin içindeki eller kenetlendi: "Söz veriyorum. Kafamdan geçen bu düsüncelerin nedeninin viski oldugunu biliyordum elbette.. Buydu onu kutsal yapan! O k klara mutlaka sahip olmaliydim! Cüzdanima koyar. erkek kedime verir ya da ani olarak sak lardim."Simdi mi?" diye sordu Roy. Bir erkekte o güne dek gördügüm en küçük kulaklara sahipti Zen." (Bu muydu Zen?) "Ve sen Hollis. Allah'kahretsin.

Kirk-elli basamak daha vardi. "Hey! Üstadim!" diye bagirdim. mumlar bütün aptalliklari ile yaniyorlardi. Elini siktim: "Tesekkürler. Bir günah keçisi gerekiyordu. Onun her adimina iki adim sendeleyerek pesine düstüm. "Benim artik gitmem gerek. Sadece bir kisi sikmisti Zen Üstadi'nin elini. O bile inandirici degildi.." dedigini duy dum. Bagislanmak. "HEY! OROSPU ÇOCUKLARI! ACIKMADINIZ MI?" Masaya gidip peynir atistirmaya basladim. "Aaa. Yildirim nikahi kiydirsalar da olurmus. Geri zekâlilar. kendimi daha iyi hissettim. Ne isim vardi benim bunlarin arasinda? O UCLA profesörüne ne dem eliydi? Yok.." diyen bir kadin sesi geldi son üç yilin en kapsamli gangster kala baliginin içinden. UCLA profesörü aitti oraya. Insan irkini as la anlayamayacagim. On bes basamak gerisindeydim Bay Zen'in. Yapacak baska sey yoktu. Bos bir aile kalabaligi! Dügün bitmis. Onlari orada birakip viski almak için mutfaga gittim. ihtiyar?" Ihtiyar? Kivnla kivrila tropikal bahçeye inen merdivende durmus birbirimize bakiyorduk. açtim. Zen'in kapidan çiktigini duyar duymaz içkimi dipleyip disari firladim. Yesil kravatimi çikarip firlattim. Roy'dan baska sadece bir kisi daha öpmüstü Hollis'i. Mutfakta kendime viski koyarken Zen'in. Herkes birbirine bakiyordu. "Evet.Herkes oturmustu yine. ortalik daha da sogumustu. Zen arkasina döndü. Zen Üstadi'nin yanina gittim. Töreni çok güzel yönettiniz. hayir. Dah a samimi bir iliski kurmanin zamani gelmisti. Orospu çocuklar iyla dolu mum isigi ile aydinlatilmis odada insanlarin arasindan kosarak (hiç de kolay olmadi) kapiya ulastim. "Ya kodugum kulaklarini verirsin ya da kiyafetini -üstündeki neon isikli robu!" "Delirmissin sen ihtiyar!" .. Kimse kipirdamiyor." Hosuna gitti. Ama gangsterler bir uzak dogulunun eli ni sikmayacak kadar aptal ve gururluydular. ama birinin sarlatani oynamasi gerekiyordu. kapattim ve.. birkaç kisi yerinden kalkip bana katildi . gitmeyin.

iskaladim. mum ve kusmuk lekeleri. Sek viski. O anda bana Brezilya ormanlarinin insan yiyen bitkileri gibi görünen saçma sapan Meksika kaktüslerinin arasina düstüm. Yillarca ayak islerinde çalismak tamamen öldürmemisti kaslarimi.. Seçim yoktu. Harvey elinde içkiyle geldi. Mum isiginin yarari olmustu. Boktan muhabbetlerini sürdürüyorlardi. iskaladim. Ayaga kalkip gelinin annesinin yanina gittim. Diktim. kapiyi açi p içeri girdim. "Sen de sonunda üstadini buldun orospu çocugu. "Lanet olsun! Bir içkiye ihtiyacim var!" diye bagirdim. Kara te darbesi sol kasimi yarmisti. Zen beni yakalayip düzeltti. fena degildi bacaklari. Bir adim ger i çekildi. Harvard Klasikleri için yüz elli yil geçmesi gerekmisti. B ekledi. Kalktim. Bir direk daha çikardim. Tisladi. Solumu midesine gömdüm. Iyice gevsedim ay isiginin a tinda. yü on kilo destekli. Bir direk çikardim." açiklamasinda bulundum üstüne giderken."Zen'de bu tür degersiz önyargilara yer olmadigini sanirdim. Her seyin. bir kez daha gökyüzüne danistiktan sonra Dogu dilinde bir sey er mirildandi ve bana küçük bir karate darbesi indirdi. topuklular. Köseme yigildim. Ay isiginda pantolonumu gördüm -kan. naylon çorap. Mendilimi çikardim. Küçük bir nefes birakti Zen.. Cehennemden ithal bazi bitk ilerin içine düstüm. oglum. Beni hayal kirikligina ugrattiniz Üstat!" Zen göge bakip avuçlarini bitistirdi. Geri zekâli birini bile tahrik edebilirdi. Iyi yakaladim onu bu sefer. mor bir çiçek üstüme egilip nefesimi kesmeye çalisincaya kadar kaldim orada. . Farkina varmadilar. sürünerek basamaklari çikmaya basladim. ben sadece yari-ge-riydim. Yarim metre solundan geçmisti." Çok yakindik. Sefkatle. etegini kalçalarina kadar siyirip d izinden yukari dogru öpmeye basladim. 54 "Oglum. Allah kahretsin. Kendimi basamaklardan asagi birakarak ona dogru uçtum. yere düsmek üzereyken bir yumr uk salladim ama yönsüz bir devinimdim. Insan viziltisi nasil bu kadar an lamsiz olabiliyordu? Bana gelinin annesi olarak tanistirilan kadinin bacak açtigini fark ettim. yattigim yerden dogruldum. üstüne yürüdüm yine. Tepeye vardigimda kalktim.

"ne yaptigini saniyorsun sen?" "Kiçindan bok çikincaya kadar düzerim seni! Ne dersin?" Itti beni. Kendimi ayakta bulunca mutfagin yo lunu tuttum yine. sirtüstü yere serildim. . debelenip ayaga kalkmaya çalistim. Biri güldü.Birden kendine geldi ve "Hey!" diye bagirdi. "Allahin cezasi Amazon!" diye bagirdim. 55 Birkaç dakika sonra ancak kalkabildim.

Herkes görmüstü hediyemi. Nihayet bitirdi. Küçük tabutumla gurur duymustum oysa. her seyi dört dörtlüktü. Nazik olabilecek kadar para si oldugu için belki de. tamemen üstün bir irk. "Karincalar beni delirtiyor. neden hediyenizi açmiyorsunuz?" diye sordum. Tahtasi. A rka tarafta karinca zehiri bulmus. ama bu sevgi ile yapi lmisti belki. minik menteselleri.Bir içki koyup dipledim. "Günüme renk kattin!" Gençlere takilmak mümkün degil artik. Kimse tek kelime etmemisti. Tahtanin nasil cilalanmasi gerektigine dair talimat k agidini tabutun içine atip kapagini kapatti." Kapagini açip ona içini göstermistim. Tabutu isaret ederek. "Bir yastikta kocayin!" diye bagirdim. su zengin olan. Ne yapacagim. Elli metre folyo k agidina sariliydi. sonra da gömecegim. Sonra Eski Çin üzerine okudugum bir seyi hatirladim: . Ak limi kaçirmak üzereyken raflarin birinde tek basina duran tabut dikkatimi çekmisti. Dügünün tek hediyesi hos karsilanmamisti. Gerçek bir tabutun küçük bir kopyasiydi. ters çevirip içine bakmistim. Sonra bir tane daha koyup disari çiktim. Üstünde elimi gezd irmis. tabutla birlikte kasaya götürmüstüm. biliyor musun?" "Ne?" "Karincalari öldürüp bu tabutun içine koyacagim. Ama çok geçmeden to parlanip iki paralik sohbetlerine döndüler. "Roy ya da Hollis." Güldü. Çit çikmiyordu. "Ne?" "Bir tabut. Roy folyoyu açip duruyordu. Karinca zehirine de ihtiyacim vardi. Roy öldürücü bir bakis atti bana. Saatlerce hediye aramistim. Ordaydilar iste: L anet akrabalar. "Bunun ne oldugunu biliyor musun?" diye sormustum. Alt kismi pembemsi-kirmizi kaplama. Fiyati yüksek ama isçiligi mükemmeldi. Suskunlasmistim. Karincalar ön kapima yuva yapmislardi. Hesabi ödeyip disari çikmisti Aralarinda en nazik olan Harvey'di. Genç bir kiz duruyordu kasada. Ispanya'nin en iyi el isi sanatçilarindan biri tarafindan yapilmis küçük bir tabut.

Arabamin arka koltugunda ydim. Birden hersey bitmisti. Elimdeki siseye asildim. Holly direksiyondaydi ve Roy'un sakali yüzüme uçusuyordu yine." Içkimi içtim ve umursamadim artik. sanatçi olmayi mi?" "Zengin olmayi çünkü sanatçilar sürekli zenginlerin ön kapilarinda beklesiyorlar."Zengin olmayi mi yeglersin. .

benim küçük tabutumu çöpe mi attiniz? Ikinizi de seviyorum. sehriniz. Peslerine takilip evime dogru yürürken pantolonumun paçala rindan birine basip elimde Harvey'nin sisesi ile yere kapaklandim. "Çok sevindim!" "Geri almak ister misin?" "Hayir! Hayir! Tek dügün hediyeniz! Saklayin! Lütfen!" "Tamam. Bes . Sonra k arsiya geçip kendi arabalarina dogru gittiler. Bes dakika daha. Siseyi kurtard im ama basim kaldirima çarpti. Islerine yaramazdim artik."Baksaniza. yardimlarina muhtaç oldugumu bile bile beni terk ettiklerinde he r seyi kavramistim. Tabut mu? Her neyse -arabamin kullanilmasi ya d a sarlatanligim ya da sagdiçligim. diye geçirdim içimden. arkalarina yaslanip uzaklastilar. Sonra arabalarina bindiler. bölgeniz. devletiniz. Sancidan bayilmak üzereydim ama onlara seslenebildim:"Roy. Bes dakika daha. Beni bu tür toplantilara davet ettiklerinde onlara ne yapmalari gerektigini söylerim bundan böyle. evime yürüyüp içeri girebilecegim.. Arabami park edip anahtari elime tutusturdular. ki buna evlilik. Oturdugum semtte park yeri bulmak güçtü. mille tiniz de dahil. Ya ralarimi iyilestireyim. Billy the Kid elime su dökemezdi. güç degis tokusu ve yardimlasma. Insanlik beni hep igrendirmistir. Kanunsuzlarin sonuncusuy um. Bir sey için cezalandiriliyordum. Onlari özellikle igrenç kilan akrabn iliskileri hastaligiydi. Hersey berrakti." Yolun kalan kismi oldukça sessiz geçti. çalistirdilar. Havada içgüdüsel olarak siseyi düsündüm (ann ve bebek) basimi ve siseyi yukarda tutup omuzlarimin üstüne düsmeye gayret ettim. Hayvanca-korku aptalligi ile vizildayip durduklari kurtulus kova ninda herkes birbirinin kiçina yapismisti. yaralandim!" Bir an durup bana baktilar. ülkeniz. bunu biliyorsunuz ! Benim küçük tabutumu neden çöpe attiniz?" "Bukowski! Iste tabutun!" Roy tabutu gösterdi. kimse bana bulasmadan burada bes dakika dah a yatabilsem kendimde kalkacak gücü bulacak.. Ikisi de görmüstü düstügümü. Izin verin de inime varayim. ma halleniz. Evimden iki sokak ilerde bir yer buldular. Ho Beni kapima kadar götürün lütfen.

Sadece bes dakika. Dönüp bana baktilar. suna bak! Nesi var?" "Sarhos. Iki kadin yaklasti." . "Aa.dakika.

efendim. Eski bir ayyas her zaman ayaga kalkar.. "Bak."Hasta olmasin?" "Degil. "Bukowski. Basimi çarptim." Allah kahretsin! Bagirdim onlara: "IKINIZI DE YALARIM! KURUYUNCAYA KADAR EMERIM IKINIZI DE." "Durun." Polislerden biri elindeki aptal feneri yüzüme tuttu. Her deneyiste biraz daha güçleniyordum." "Beyler. Ona müthis bir üstünlük duygusu veriyo du. KALTAKLAR!" "Oooo!" Oturduklari binaya dogru kostular. yeter ki zaman taniyin." "Biri seninle evlenmek mi istedi?" "Benimle degil göt. Bir dakikam daha olsaydi kalkmistim. Kiralik bir kapidan elli metre uzaktaydim. bir an için unuttum. her seyi unutayim. "Kanunu korumakla görevli memurlara daha saygili olmayi ögrenmelisin. Bir seylerin sagdici. Bukowski. bir Ze dügününün.. siseye nasil sarildigina baksana. iki kadina ayni anda tecavüz etmeyi aklimdan bile geçirmem. "basini belaya sokmadan duramiyorsun. Kapima varmama yardimci olur musu-58 nuz? Izin verin de yatagima girip uyuyayim. Tepe isigini açik birakip bir arabanin yanina yanastilar. Cam kapidan içeri girip kayboldular. düsüneyim -kaldirimda sere serpe yatarken gördügünüz sey bir dügünün sonucu." "Afedersiniz. Yaptiklarini neden yaptiklarin i sorgulamayan iki deli. tehlik eli degilim. degil mi?" Adimi biliyordu. Birini n elinde el feneri vardi." dedi elinde fener olan. Ve ben hâlâ ye rden kalkamiyordum. Bize daha iyi bir neden göstermen gerek. "tökezledim. Iki dakika dah a yatsam kalkabilecektim. Dogrusu da bu de gil mi sizce?" "Iki kadin onlara tecavüz etmeye kalkistiginizi ihbar etti. Bir bebege sarilir gibi." dedim." . Arabadan indiler. Ama gelmislerdi. Bilincimi asla yitirmem. Tek yapmam gereken evime ulasmakti -elli me tre ilerde bir milyon isik yili kadar yakin. baska seferlerden. Dünyanin kaçik ailesinin iki ferdi. hepsi bu." El fenerini iyice yüzüme yaklastirdi. "Özgürlügüm elli metre ötede! Bunu anlayamiyor musunuz?" "Kentin en büyük eglencesi sensin.

"Bir çeyrege borunuzu üflerim bayim!" Bozuk paralarini. Hiç süpheniz olmasin. çakini ve sigaralarini alip sana bir depozit makbuzu veriyorlardi. Geri getirdiklerinde duvara yasladilar . Spora gelince -gerçek erkektiler bunlar. bir kez daha. ." dedim. "karakola gidelim. olasi ve delice seylerden söz ederek -ön balkonu genisletmek. Charles Bukowski'ydim. k asaba kodeslerinde olsun. tuttukl ari gibi öyle bir götürdüler ki yürüyemedi. Sonra beyazlardan biri ANAYASA diye bagirmaya basladi." . Fotografimi çektiler yine. Bir türlü geçmiyordu titremesi. Genç olanlar kendilerini neyin bekledigini bi lmiyorlardi henüz. Santa Barbara'nin California Üniver sitesi'nin kütüphanesinde kitaplarim vardi. anahtarlarini. Bir adam aya ayak basinca onlar da basmis oluyorlardi." dedi el fenerini yüzüme tutan. belki bir havuz. Kusmuk ve sidikti her yer. Sivil dolastiklari zaman tabii ki. Ama içerde sigara ve para he p olurdu.Kan boynumdan asagi inmis. kapiyi açtilar ve gerisi kogustaki yüz elli ki sinin arasinda kendine bir yer bulmaktan ibaretti. "neden basini belaya sokmadan duramiyors un?" "Kesin bu boktan muhabbeti. vücudu kirmizi lekelerle kapliydi. Ama açliktan ölen biri onlardan üç kurus istemesin -kimlik yok.Dodgers'un sam piyonluk ümidi sürüyordu. "Bukowski. ki ya kaybeder ya da çaldirirdin. ANAYASAL haklardan filan söz ediyorlardi. "son kurusuma kadar aldilar. sehir kodeslerinde olsun. Aileye dönüs -Dodgers kazaninca onlar da kazaniyordu. Bir polisten para isteyen bi r aç görülmemistir henüz. Sonra ayyaslarin kogusuna götürdüler beni. zangir zangir titriyordu. Genç bir ses duydum. Bir kez daha suçlularin arasindaydim. Bir lagim çukuru. anneanne için ilave bir oda. banknotlarini. Genç polisler. gömlegimin yakasindan içeri siziyordu. Parmak izi. Yavas sürüyorlardi. Bir delikanli.iktir git. H emserilerimin arasinda kendime bir yer buldum. Kendi lerini böyle kanitlarlar. Yabancisi degildim. Çok yorgundum -hers eyden. bok kafali. T htalarin üstüne uzandim." dedim ona." Kelepçeyi takip beni arka koltuga firlattilar. Gözümün önünde birini asansöre bindirip bir yukari bir asagi çiki iler. profesörlerden biri benim bir dahi oldugumu düsünüyordu. kimligini. ama isi zordu. asansörden çiktiklarinda adam taninmaz haldeydi -INSAN HAKLARI diye bagiriyordu zenc i asansöre bindirilmeden önce. egitimlerini sarhoslar üzerinde çalisarak tamamlarlar. "Üzgünüm evlat. ayaklari yere degmemisti.

Bir Zen dügününe sagdiçlik yapmistim ve bahse girerim ki gelinle damat o gece düzüsmemisle di bile. Iste. Bir baskasi düzülmüstü ama.Dört saat sonra uyuyabildim. BULUSMA .

" "Sey." "Orospu çocuklari. buzlu.. dediler bana. Köse tamircide. "Ay. Sen dönmeden önce yaptirmak istedim. Dayanabilirsem. benim. "Kim o? Kim var orada?" "Telaslanma Madge. öptü beni. Oturayim biraz. Is bulamadim Harry." . üst kata çikmaya basladim. Agir agir çikiyordum basamaklari. yokusu tirmanip evimin önünde durdum Kollarimi isitan günesin altinda uzunca bir süre durdum. Araba nerede?" "Kötü haber. Harry. önünü düzeltsinler istedim. "Canim!" diye üstüme atildi." Merdivenin en üst basamaginda durdum. Banyo yapmak ister misin? Bir seyler ye. "Ne kadar para kaldi?" diye sordum. Yatak odasinda kimse var mi?" "Saçmalama! Içki ister misin?" "Içme. rafadan yumurta filan yeme-liymisim. öyle severdi." "Istemem. Arabayi göremedim. Yesil bir elbise vardi üzerinde. sen misin gerçeklen?" "Belki. Kanepede oturuyordu. Cevap vermedim." "Kira durumu ne?" "Iki hafta. Sonra anahtarimi çikanp kapiy i açtim. Elinde bir bardak sarap. Birine ödünç verdim. Sevinmis görünüyordu." "Biliyorum.Rampart duraginda otobüsten inip Coronado'ya yürüdüm." Koltuga çöktüm. Otur.. Çok solgun ve takatsizdim. Liste verdiler. eski. önünü çarpmis. Haslanmis tavuk." "Çalisiyor mu?" "Evet. "On bes dolar. ipek. "Kim o?" diye sordu Madge." "Çok hizli harcamissin.

Hâlâ pislik herifin tekisin." "Sana vurmaktan hoslanmadigimi biliyorsun. Harry?" "Arabaya bakacagim. gerçek bir Rembrandt olmus bu. Basina dikildim. Çantayi elinden kapip ters çevirdim. Otur." dedim. Içinde ne varsa yataga saçildi. Harry!" "On bes dolari ver. Içeri girdigimde Japon'un teki arabaya yeni taktigi ön kafese yald iz boya sürmekle mesguldü. Harry." "Nereye gidiyorsun. Tamirci kösedeydi. Yarim is sevmem. bir küçük sise porto. Dönüsünü kutlamak istiyorum." Madge çantasini alip karistirmaya basladi. "Sizin mi bayim?" . Bu sen olmayacagina göre! " "Her sabah yataktan kalkip is aradim. "Bana bir daha vurursan giderim. bir de beslik." "Of ki ne of!" "Ikimizden birinin bu gemiyi batmaktan kurtarmasi gerek. "Tanrim. " Bu aksam için bir sise sarap alacak kadar para birak bana. Yemin ederim. Radyatörü ve farlari zarar görmemisse öyle kullanirsin. bu sise bitmek üzere. Madge." "Bu yüzden ölmedim zaten. "Orospu çocugu! Hiç degismemissin. güzelim." "Of." Çantasindan bir onluk ile dört birlik çikarip uzatti." "On bes dolan ver. Bozuk para. Beslige uza ndi ama ondan önce davrandim. Beni bilirsin. bir birlik." "Birazdan dönerim. bir erkege vursana."Önü çarpik olsun. Iyi görünmüyorsun. konusalim. Is yok." "Biliyorum." "Bana vurmak kolay." "Allahaskina Harry! Dogru olani yapmaya çalisiyordum!" "Birazdan dönerim." "Yarin bakarsin. Dogrulup tokatladim. vurmazsin degil mi?" "Ne ilgisi var simdi?" Besligi alip asagi i ndim.

bayan bana dedi ki. araba yetmis bes dolar etmezdi." "Pekala." "Kim?" "Sey.. Bana bak. Kontak anahtarini çevirdim.. ben arabayi." "Bu beslik için ne yapmak zorunda kaldigimi bir busen." "Bakin bayim. Nerede oturdugu mu biliyorsun." "Sana söyledim! Hastaneden yeni çiktim. Besligi ver. çalisti. Bir bayan getirdi arabayi. Is bulunca öderim. Borcum ne?" "Yetmis bes dolar. Hastaneden yeni çiktim. Yarim depo benzin bile vardi. Is bulursam öderim." "Ne?" "Yetmis bes dolar. suyunu dert etmedim. Hemen gidip ruhsatini getiririm. Bu parayi sana anc ak taksit taksit ödeyebilirim." "Kadinin ne dedigi beni ilgilendirmez. Su anda issizim ve arabaya ihtiyacim var.." "Simdi ne verebilirsin?" "Bes dolar??" "Çok az. Tekrar araba kullanmak . hâlâ da etmez. Bu kafesi hurdacidan bes dolara kaptin. "sana güveniyorum.. Bana güvenmiyorsan araba sende kalsin. Bulamazsa m ödeyemem." dedi."Evet. kadin dedi ki." "Orospunun teki getirdi. Yagini." "Nasil yani?" "Bos ver." O besligi aldi. ya kabul edersin ya da ar aba sende kalir.

"Nerelerdeydin?" diye sordu ihtiyar. Harry!" dedi karisi. "Harry!" dedi pis önlüklü yasli adam. Sonra içki dükkaninin önüne çektim. Iyi oluyordu. "Arizona." . Arazi isleri. "Oo.nasil olacak diyerek biraz turladim.

Harry. Bir paket Pall Mall ile iki Dutch Master ilave et. Üst kata vardim. hesabima yazin." "O ufak tefek Japon iyi çocuk degil mi?" "Iyi olmak zorunda kaldi. Bu doktorlarin bir boktan anladiklari yok ama. Sorun senin kadinla." "On üç dolar yetmis bes sentin lafi mi olur? Daha önce hesabi yirmi sekiz dolara çikarip ödemedim mi?" "Evet." dedi kadin. Japon düzmem ben!" . "Ah." dedi ihtiyar. Çok kosturdum.." "Pekala. "sana onun zeki biri oldugunu söylemistim. bacak bacak üstüne atinca külotu göründü.. Harry. Yüzünü hesaba katmadan. Bir posete koy. Buraya getirdin mi onu?" "Harry."Gördün mü. "Arabayi aldin mi?" "Evet. Istemezsin. "Güzel. Allahin cezasi hastaneden çikali topu topu iki saat oldu. "iki altilik Miller istiyorum. Sol. tamam. Madge." "Pekala. Ayaginda topuklulari vardi. Yorgunum." Ve merdiveni çikiyordum yine. Harry.." "Seninle bir sorunumuz yok. Harry. Siki hatundu. On üç dolar yetmis bes sentl ik borç yapti." "Ne demek istiyorsun?" "Tamam." dedim. ama. Ölmeni istemiyorum. sevgilim!" "Biliyorum. Harry.. baslama." "Ama ne? Alisverisimi baska yerden mi yapayim? Bu hesabi takayim mi? Allahin cez asi iki altilik için deger mi?" 'Tamam. bira almissin! Içme. Bi r bira aç bana. Harry. "Bir sorun mu var? Simdiye kadar borcumu hep ödemedim mi? Canimi sikmayin benim." dedi ihtiyar. Kafasi çalisan a dam kendini belli eder. iyi çocuk. tamam." "Bir dakika." Madge bir sise bira ve bir bardak sarapla döndü.

Kanepeye yigildi." . elindeki sarap bar dagini alip diktim. Onu kaldirip yatak odasina tasidim. Seni sevdigimi biliyorsun. vahsi dudaklarini yaladi. Içerdeydim. bacaklari. degil mi?" diye sordu. Orospu." Elbisesi kalçalarina kadar siyrilmisti.. kiçi tam sevdigim gibi. "Orospu! Goldbarth'da 13. deme.. üstümdckileri çikardim. Adam öldürürüm senin için. Agliyordu. Bira sisesini firlattim.deme. yavrum!" Güldü. "Madge. bacak oksadim.Ayaga kalkti. "Pis olan herseyi düzersin sen. Kalçalari. degil mi?" "Bilmiyorum. "Harry.bana.iktir!" Yatagin üstüne siçradim. bebegim. Kirmizi. sekiz-on kere. eskiden oldugu gibi. Sonra külotunu indirdim..75!" "Haberim yok!" Üstüne çiktim.75'lik hesap yaptin.. Hafifçe gülümsedi. ona dogru yürüdüm. senin için deli oldugumu biliyorsun.. "O pis Japon'u düzdügümü düsünmüyorsun. Karni hâlâ düzdü.. Harry!" "Parçalayacagim seni. Haftalardan beri ilk kez kendimi iyi hissediyordum. Ne kancik! S seyi bir dikiste yariladim. "Orospu!" "Orospu deme bana!" "13. yüzünü kavrayip dudaklarini öpmeye basladim. yatagin üstüne firlattim. kalçalarini. Iki elimle sertçe ittim. hastaneden yeni çiktin!" "Iyi ya! Iki haftalik sperm birikimimi sana nakledecegim demektir" "Agzini bozma!" ". Sokuldu bana. "Orospu. biliyorsu degil mi?" Iyice yaklasmistim ona. Agir ve yumusak vurdum. Gögüslerini.

güzelim. kulübe gitmiyordu aslinda. Ama HAYAT hakkinda hiçbir sey bilmiyordu cüc e. ilk sayfayi açti -1800 metre. "Oh! Erkegim benim! Çok uzun zaman oldu!" "Emin misin?" "Bu da ne demek? Yine mesele mi çikaracaksin?" "Hayir. hayir! Seni seviyorum." Madge bacaklarini açti. Jack asansörden indi ve kapinin yanindaki çöp tenekesine kustu. 600 dolarlik bir hafta. o pis Japon'u düzmedigini biliyorum. gece." dedi. "Harry. YARIK. o pis Japon'a da 70 dolar.Kendini geriye çekip beni disari çikardi. elektrik ve su faturalari vardi ve birbirimize kenetlendik ve duvarlar üstümüze kapandi.geceleri onu öldürüyordu. konusmakla yetiniyordu." "Tamam. iki altilik. Ayrica gaz. yaris programi. ." dedim. "Agzina siçayim!" diye bagirdim. hayati yasama zahmetine bile katlanmamisti. "Madge. KANT VE MUTLU BIR EV Jack Hendley kulübe çikan asansöre bindi. içerdeydim yine. Harry. Çok uzun zaman olmustu. ama bütün öglesonrasi kapisini çalan ufak tefek bir göt tarafindan katledilmisti -iki saa t boyunca kanepesinde oturup HAYATTAN konusmustu. 2500 dolar sinifi.at satin almak yeni bir araba satin almaktan daha ucuzdu. alttan çalismayi sürdürüyordum. 1940 yilinda New Orleans'da haftaligi 17 dolara çalist igi günleri geride birakmisti. yavrum. Ordaydik. Los Angeles Hastanesi' ne 225 dolar. sigara ve puro borcum vardi. al-lahin cezasi viski . böyle konusarak beni üzüyorsun.75. Saka ediyordum. Eddie kentten ayrilmadan ondan tüyo almamakla hata etmisti. ama iyi bir haf ta olmustu yine de." Dudaklarindan öptüm. "Seni seviyorum. Hakliydi. Ihtiyara 13. asansörle yukari çikiy rdu sadece. programi emektar kir saçtan almisti -40 sent.

ne yazik ki saatlerini öldürmek için seni de öldürmekten çekinmeyen . izin verirsen yerler insani bunlar. öksürdü ve sigarayi firlatti. e geçirdi içinden. Jack küfretti. o zamana kadar bütün oyunlarini hazir etmeliydi. evet. tribünün ön tarafinda etrafinda kimse erin olmadigi bir yere oturdu. titresimi yok. bencil ve bagimli bir hayvan. sicak. soguk ve temizdi hava. basamak basamak. programi bile yok. kalkti ve on metre öteye. ancak yetisecekti -ilk kosuya sadece bir saat kalmisti. rahat birakirlarsa bahislerini hazirlayabilecekti. ko ridorun öte yanina oturdu.cüce. "su arabalara bak" oynamaktan sikilmis olmaliydi ölü köpek. saatler önced en gelirlerdi hipodroma. YARIS BÜLTE-NI'ni çalismasini enge llemisti. Kendini daha iyi his setmeye baslamisti. isin sirri bu. ortalikta dolanip sagi solu koklamaktan baska isleri yoktu bunlarin. ayrica tabeladaki degisiklikleri izlemek zorundaydin. ölü et. karde slik. bir insan bir insana dogru. Jack'e dogru geliyord . durdu. güzel -baslamisti en azindan. kahve güzeldi. ölü köpek agir adimlarla ona dogru geliyordu. Ama -ölü köpekler her yerdeydilerzamanlarini nasil harcayacaklarini bilmeyen birileri onu bulurdu mutlaka. önhazirligini yapamamisti onun yüzünden. ilk kosuyu üç asagi bes yukari hazirladi. yirmi bes metre mesa e tek bir allahin kulu yoktu ve köpek gelip onu koklamadan edememisti. bilgisiz. sonra bir basamak daha indi. çarmiha germisti Jack'i orospu çocugu. sis bile yoktu. Jack kalemini ceketinin cebine koydu. Kalemini çikarip ilk kosu üstünde çalismaya basladi. yalniz. sikici. sonra köpek hemen arkasin-daydi. evet. bir ölü köpek. Jack bir sigara yakti. egilip Jac k'in omuzunun üstünden programina bakti. ben acimasiz biri degilim. Jack duydu onu. bir basamak indi. tehlikeli. Jack yerine oturmak için asagi inerken onun asagidaki otopa rka baktigini görmüstü. programi katladi. kosu aralarinda yapamazdiniz -kalabal igin baskisi vardi. orada öylece otururlardi. bütün öglesonrasini katleden o cüceyi rdu belki de. palto giymis orta yasli bir tip. ölü köpek öylece durdu palto-suyla. a ma onlar acimasiz. gözleri yok. bir yandan da hipodrom ahalisini düsünüyordu -devasa ve aptal bir hayvandan farki yoktu. nefret dolu. Jack'in biralarini içip sigarasindan otlanmis. kaba. programini açip ise koyuldu yine. biri gelip beni rahatsiz edecek olursa yumrugumu suratina yiyecek. tribünler bombosken. palto gi ymis bir ölü köpek. aç gözlü. sonra duydu. Jack dönüp bakti orospu çocuguna.

etrafina ba kindi. gözlerine inanamadi. ona dogru gelen agir adimlar. "ne istiyorsun benden kardesim?" diye sordu köpege. . ikinci kosu yeni baslamisti ki duydu.milyarlarca insan vardi dünyada. ayni köpek! Jack programi katlayip ayaga kalkti.

kaba ve aptalca davraniyorsun. kosu baslamak üzerey . diye geçirdi içinden." "pekala. senin dedigin gibi olsun. Kant'tan ve yarikdan söz eden ve hiçbiri hakkinda bir bok bilmeye n o cüce iste. lanet olsun. sabah siralamasinin favori ati. "kosu baslamak üzere" anonsu geldi. standart oyun. bir dakika.. ne yapacagimi senden ögrenecek degilim. sevimli saniyordu kendini. nedir derdin?" "özgür bir ülkede yasiyoruz. herseyin bir fiyati var. köpekler. ikili oynayan kalabaligi yardi. kanepesine oturup Mahler'den. ÜÇÜNCÜ KEZ yanima gelirsen. döndügünde atlar ilk kosu için isinmaya baslamislardi bile. kendime hak im olmak için elimden geleni yapiyorum. yapacak bir sey yok. neden gelip omuzumun üstünden programima bakiyorsun. uzun lafin kisasi." "beni rahatsiz etmedigin sürece istedigin yere oturursun elbette. Kant ve yarik. nazik olursan çarmiha gererler adami.. iki dakika kalmisti kosunun basl amasina. Jack tribünün sonuna gitti. kilometrelerce bosluk v ar burada. orospu çocugunun teki iki ayagina birden basti. ama seni uyariyorum. ben de senin gibi giris ücreti ödedim.. ben." "özgür bir ülkede yasamiyoruz -herseyin bir sahibi. sen ban a ne yapacagimi söyleyemezsin. kafasi dagilmaya baslamisti bile. atlar start kulübelerine giriyorlardi." "ama ben istedigim yere oturmakta özgürüm. ilk kosuyu siralamaya çalisti ama ahali oradaydi artik."nasil yani?" "yani. bir sulu skoç söyledi. kalkip bara gitti. borazan sesli bir tip etrafindakilere 1945 yilindan beri tek bir cumartesi bile yaris kaçirma-digini söylüyordu. Serzenis'e oynadi. ilk kosuyu öylesine oynamaktan baska çaresi yoktu." "giris ücretimi ödedim. gelip yanima oturmaya kalkiyorsun. ama orospu çocugu beynindeydi hâlâ. yankesicinin teki sol gögsünü yokladi. fare-köpek kalabaligi. bir gece sis bastirsin da gör bak nasil yolluyorlar seni yalniz dolabinda otuzbir çekmeye.. beni yine yerimi degistirecegim. çarmihtayim. bögrüne bir dirsek yedi. yumrugu suratinin o rtasina yiyeceksin!" Jack bir kez daha yerini degistirdi ve köpegin yeni bir kurban arayisi ile uzakla stigini gördü. beni UYUZ ediyorsun.

adam inleyip iki metre geriye gitti. ama ona dogru geliyordu. baska tarafa b akarak.di. . kaçis yoktu. transdaymis ayaklarinda. oturmak üzereydi ki bir köpek daha yanasti. atlar firladiginda dirsegini dogrultup adamin yumusa k karnina gömdü.

so nra 8. düzlügün basinda 3 boya indi fark. sari. 4. ve 5. PAMUK HELVA'sini istiyordu. finise otuz me tre kala Hobby'nin Rekoru bir buçuk boy öndeydi. Jack yerine döndü. "Hey.'de 5 /8 ile Gece Uçusu'na oynadi. Pamuk Helva kazandirdigi toplam para yüzünden tabelada yükselmeye basladi. Altin Dalga dönemeçten üç boy önde çikti ve kosuyu rahat götürdü. sabahki siralamada 20 iken 9'a kadar inmisti. Jack 4 dolarlik ganyan kuponlarini yirtti. Serzenis z orlaniyordu -4 boy öndeydi ama dua ediyordu. çok geç. gözü giseden baska hiçbir 70 sey görmüyordu. bütün kosular bu kadar kolay olmus olsaydi on yil önce kapagi Beverly Hills'e atmisti bile. bu gece o gecelerden biri degildi. bu sekilde. kosuda 1/6 ile Rüzgârin Kizi'ni yakaladi. kerizler sapilmis ti. hipodromda geçen 1 5 yildan sonra Melerine bakip atin zorlanip zorlanmadigini sip diye anliyordu. düzlügün basinda üç boy fark yetmezdi. Altin Dalga. Jack sadece 5 dolar ganyan oynamis.Jack yerine oturdugunda Serzenis ilk dönemeçte dört boy fark yapmisti. yoldan çekilmeye çalisti. kosulari kaybetti. Boby Williams 1800 metrelik kosuyu çalmak niyetindeydi anlasilan. 9 numara. son anda yirtti. ön hazirlik yapmadan oynamak karanlik bir dolabin için . cokeyi kendini henüz kanitlamamis Don Mcllmurray. Jack egilmek zorunda kaldi. 7. adam genç. 3. 2/7 ile akilli bir ikinci seçim. ama at canli görünmüyordu Jack'e. Serzenis hapi yutmustu. lanet olsun. mavi. geçmis ola. kosuda 1/3 ile Arzu'ya 20 ganyan oynadi ve Arzu daha kosunun basinda arzusuz-du. Dev sakagina bir dirsek çakip onu üç m e firlatti. si mendifer gibi geliyordu Jack'in üstüne. iste zorlanma dan kosan bir at. dis kulvarda basliyordu. 1/4 ile bulunmayacak at . ama yin e de. DEV. herkes Pam uk Helva'ya kosmaya basladi. hepsi hepsi 30 dolar öndeydi. orospu çocugu" diye bagirdi Jack adama. ilk kosuyu kötü oynadigi için ve Kant ve yarik yüzünden 5 dolarlik ganyanla yetindi. ama bir DEV son sürat ona dogru geliyordu -iki metre boyunda vardi orospunun evladi. Kant ve yank. 1200 metrelik ikinci kosu kolaydi. atlar starttaki yerlerini aliyorlardi. parasi cebinde kalirdi. en iyisi eve gitmekti. fazla kafa patlatmaya gerek kalmamisti. 6 dolar 50 sent kâra geçmisti. ama Dev ganyan gisesine yaslanmis k aybedecegi biletlerden aliyordu. diger fav ori. 6. ahal i kosuya iç kulvarda baslayacagi ve cokeyi Joe O'Brien oldugu için Ambro Indigo'ya oynuyordu. uzun ve aptaldi. Sonra Hobby'nin Rekoru ataga kalkti.nereden çikmisti? daha önce hiç görmemisti. bok temizlemekten iyidir. içgüdülerle bu kadar oluyordu. bir sulu skoç daha. Jack balik kokusu aldi. kirmizi. lacivert isiklar patladi havada.

"sey. sonra tabelaya döndü.de bir deniz topunu düzmeye çalismaktan farksizdi." . kulüpteki hatunlar hos ve bakimliydilar. eve git -ölmek arada sirada Acapulco'da soluklan arak biraz daha kolaydi. kalça ve bacak temasi h issetti. ama onlar da ahalinin parasini almak için oradaydilar. güzel oluyordu onlara bakmak. beyefendi. afedersiniz." "buyrun. kiz larin bacaklarinin tadini çikarmak için iki dakika izin verdi kendine. biraz gögüs ve hafif bir parfüm kokusu. duvara dayali koltuklarda oturan yavrulara bakti Jack.

tek yapmasi gereken sihirli sözcügü telaffuz etmekti ve kendin e 50 dolarlik bir kaltak bulmustu." "iyi para birakacak bir at bulmam lazim.000 DOLAR DEGERINDE VE DAHA ÖNCE YARIS KAZANMAMISLAR. Kant ve mutlu bir ev. hiç bakmamisti adama. parmaklarin avucuna dalip çeyregi alisini hissetti. KISRAK KOSUSU. Jack tabelaya yogunlasmisti. "3 numarali at hangisi?" "May Western. tekerlekli sedye ile kir saçli bir kadini götürdüler. elini cebine sokup bir çeyrek çikardi. "hey. ama harcayamiyorlar-di. Falçata biraz daha düsmüstü. ama 50 dolar edecek bir kaltaga rastlamamisti henüz. elini arkaya götürdü. "evet?" dedi Jack. "evet?" "bir çeyrek verir misin?" arkasina dönmedi Jack. SADECE 10. atlar insanlardan daha çok para kazaniyorlardi. "yaris baslamak üzere!" hasiktir. üstüne battaniye sermislerdi.iyice yaslandi Jack'e. çeyregi avucuna yerlestird i. bir dahaki sefere belki. . tabela sifirladi. BIN IKI YÜZ METRE. May Western biraz çikmisti. kim iyi para birakir sizce?" "sen. tabeladaki rakamlar degisti. hâlâ May Western'e oynuyorlardi ve Falçata giderek düsüyordu." "kazanir mi sizce?" "bu atlara karsi hayir. yarik. bayim!" arkasinda bir erkek sesi." dedi Jack ve uzaklasti.

O'Brien 1/25 veren Kimpam'i ile rüzgâr gibi geçti yanindan. henüz zorlanmiyordu. Irlanda mi? ve O'Brien? lanet olsun. Cecilia hizini kesti. sol arka cebini gecede 5-6 kez yoklarlardi. son düzlüge gelindiginde 4 boy fark yapmisti Lighthil l. siralamada 12' inci. Cecilia'ya bakti. mini etek. sevismenin. aman allahim. Cecilia vargücünü harciyordu. basparm agi ile ertesi günün Bülten'ini ortadan açti. iste o anda O'Brien öne egilmis ve Kimpam'i uçurmustu. yarik ve Kant ve Kimpam. is yapmanin belli bir yolu vardi. su ya da sarap içmenin. fuleleri bozulmustu. sahanda yumurta yapmanin. Lighthill kirbaci basti. kahverengi kisrak. 1/25 üstelik. bas kirbaci. sorunla karsilasmadan Kuzey'e vardi. lanet olsun. genç. Ackcrman 1/20 ile kosan Serenat'a kamçiyi basmis sansini deniyordu -20 kere on. yas 4. mükemmel bir tuzak. ama o güne kadar disler i kirik bir tarak ile eski bir mendilden baska bir sey alamamislardi ondan. cokeyi Joe O'Brien'di ama Joe 1/9 ile ayni atin üstünden düsmüstü. otostopçu. ne yaptigini bilmiyordu. Lighthill ya kosuyu çalacak ya da ati bogacakti. ahali onu tutmamisti. bes dakika . programa bakti. ve dogru yapmazsan boguluyordun. çantalarinda cep viskisi ile dolasan kadinlardan geçilmiyordu. iki yüz dolar eder. cep viskisini çikardi. güzel. eve girdi. mensei Irlanda. cokeyi de hayli yumusakti. Kimpam. ama evine iki sokak k ala hos bir sey gördü siste. siki bir sis bastiracaga benzerdi. 2/7 ile Cecilia'ya iki ganyan kuponu aldi. bir bira açti ve ise koyuldu. adam sende. hem de iki kosu önce. trafigi izleyerek ve çamurluklara darbe almamayi basararak parkt an çikti. arabasina bindi. timarhanelerin saçma sapan sapkali kadinlari kendilerine bir at bulmuslardi sonunda. Serenat farki bir boya indirdi. inanilir gibi degild i. kimse yoktu. Sonra Serenat atak yapti dis kulvardan. bacaklari çok güzeldi ama durabildiginde kizdan yirmi metre uzaktaydi. diye geçirdi içinden Jack. öldürüyorlardi seni. bir yandan kamçiliyor bir yandan da konusuyordu atla. bir ihtimal. arkada baska arabalar vardi.on dolarlik giseye kosup 1/20 ile Serenat'a bir. asansörler tika basa doluydu. oturdu. boga güresinin. bir ihtimal. öyle gögüsled iler potayi -O'Brien atini oksayarak. Kimpam. h adi Lighlhill hasta etme beni. evinde isik olup olmadigina bakti. yankesicilere karsi te dbir olarak cüzdanini sol ön cebine koydu. geri dönece k hali yoktu. Jack merdivenden asagi indi. frene asildi. 2/7 ile 20 ganyan 98 dolar eder. her kazandiginda yaptigi gibi hafif gülümseyerek. iki dolarlik ganyan ve plase giseleri emekli maaslari ile geçinen. geceyi kur-72 tarabiliriz. Cecilia kosunun liderligini aldi ve ilk dönemece girdiler. Jack atin fulelerine b akti.

yüzünde hafif ve kendinden emin bir gülümseme.ancak geçmisti ki telefon çaldi. bir sürü farkli yolu vardi delirmenin. tekrar Bülten'e egildi. uyuyord u. telefona parmak gösterdi. s on kosuda keriz gibi onbir numarali ata nasil oynadigini düsünüp durursun. 2/9 ile günün en büyük keriz tuzagi. kazanamayacagini bile bile. iki saat içinde bir altilik paket bira ile bir küçük viski içmisti ve yataktaydi. ertesi günün tahminleri hazirlanmis. yillarin birikimini hiçe sayarak on dolarlik giseye gitmis ve kir saçli giseciye. cepte iki-üç burusuk dolar. "onbire iki ganyan!" demissin ve giseci sana yine "onbir mi?" diye sormus yanlis bir ata her oynadiginda yaptigi gibi. . basini kaldirdi. prof esyonel bahisçi is basindaydi. ve en kötüsü. çoraplar les. GÜLE GÜLE WATSON hiç sansi kalmadigini hipodromda geçirilen kötü bir gün sonrasinda eve geldiginde anlar i nsan. mucizenin asla gelmiyeceginin bilincinde.

Ernie'nin boga güreslerine neden gittigini biliyorum -basit: yazmasi na yardim ediyordu. hipodro m degildir onun yeri. ve bunun ne k adar farkinda olmadigimizi. bana gelince." derken o köpegin haylaz haylaz gezinisini izlemek. ya da dagda bir magarada bir basina yasamalidir. boga güresleri onun için hers eyin resmedildigi bir tualdi. aklinin civata-lari gevsiyordu . ama tuhaf bir sekilde hâlâ geçerli bir yani var. SÜREKLI degistigimizi. atlarin üstesinden gelmeyi basaran adam aklina koydugu herseyi yapabilir. sonra disari çikip o köpegin sonuncu gelisini izlemek. ve o gün k ndimi nasil hissettigimi ve ne kadar degistigimizi. tamirciydi Ernie: kagit üstünde tamirat yapmayi seviyordu. hipodroma yillarini vermis bir dostumla konustum bu meseleyi. beynin. ama o haliyle bile digerleri onun yaninda edebi çislerini yapmak için ellerini kaldirip izin isteyen ok ul çocuklarindan farksizdilar. Hem daktilonun basina geçtiginde ayakta yazardi. günümüzde yazmayi beceremeyip Hemingway'e bok atmaya bayilan bir çok elestirmen var. daha ciddi bir sorun ASLINDA baska bir yerde olma arzusu -bir koltuga oturup Faulkner okumak ya da çocugunuzun boya kalemleri ile resim yapmaktir istediginiz.hangi atlarin kazanacagini bilmez ama hangi atlarin kesin kaybedecegini iyi bili r ve basini sallayip yirmiligi almis. o da birçok kez ayn i seyi yapmis. sövalesi ile Paris'te resim yapmali ya da East Village'da avant-garde bir senfoni bestelemelidir. hem de hayli güç bir is. kosular ilerledikçe insan sikilip oyunu oldugu gibi küpesteden d enize firlatmak istiyor. esniyoruz artik bu saptamayi duydugumuzda. hiçbir çaba göstermeksizin. dolgun bir günes gibi kafasin-daydi hersey : yazdi. kazanirken de kapiliyor insan bu hisse kaybederken de. bu duyguya kapilmissam ve formumdaysam hipodromu terkederim . buna "ölüm istegi" diyor. kaybetmekse çok kolay. silah gibi kullanirdi dakt iloyu.mina koyayim. boga güresleri herhangi bir seye eklemlenmis herseydi. nerede güçlü oldugumu söyler. hipodrom bana çabucak nerede zayif. ya da bir kadini mutlu etmelidir. "hay . ama bana 74 kalirsa. aklimi kaçirmis olmaliyim. nerdeyse herkes yapiyor zaten. ama hipodroma gitmek insana kendini ve kalabaligi idrak etme olanagi tanir. hipodrom bir IS'tir sonuçta. . Büyük Am erikan Kaybedeni olmak is degildir -herkes yapabilir. daglari asarken filinin kiçini tokatlayan Hanibal ya da ucuz bir otel odasinda kadinini döven bir ayyas. insanin idrak etmesi gereken bir diger sey de ne olursa olsun kazanmanin ZOR oldugudur. bu duyguya kapilmissam ve formumda degilsem yanlis atlara oynamaya baslarim. sonra gelsin yanlis bahis ler. ve koca oglan y azarlik kariyerinin ortasindan sonuna kadar gerçekten kötü seyler de yazdi. ki hayli bayat.

atin iki ahaliyi çeker. bakin onlara. Bayan Thompson. üniversitede Yaratici Yazi dersi veriyor olsaydim ögrencilerin haftada bir kez hipodroma gitmelerini ve her kosuya iki dolardan az olmamak kaydi ile o ynamalarini dersin olmazsa olmaz kosullarindan biri yapardim. Tek-Göz Jack'in hiz i çeken baska bir unsurdur. HEPSI kaybeder. bakabilirseniz. ama ayni zamanda kosullarin izin verdigi ölçüde sinif cak kagit üzerinde sansi yoksa kazanabilir.ve kalabaligin soyulmasi yüzyilin korku gösterisidir. ancak hiz ortalamasi iki yüz metre inden hesaplanan buçuk kiloluk handi-kapi vardi ve bu atlamak demektir. Yaratici Yazi dersi verirken görebiliyorum kendimi. Bayan Thompson nasil g itti?" "18 dolar kaybettim. "evet. iki yüz metre üzer . ki ahaliy üzerinden hesaplanmisti. sinif atlayan bir at an ortalamasi da hayli yüksekti. hipodromda geçireceginiz bir gün size üniversitede dört yilda ögrenecegini/den daha fazlas ini ögretebilir." "son kosuda hangi ata oynadiniz?" "Tek-Göz Jack'e." "kerizlenmissiniz. plase oynamak yok. plase oynayanlar A SLINDA evde kalmak isteyip bunu nasil yapacaklarini bilmeyenlerdir.

dahasi. görmüs geçirmisti. o günlerde çok fazla danisikli dövüs olmazdi. sonra gelip yanima oturur." "sizinki nasil gitti. Irlandali ufak tefek bir sunucu vardi (Dan Tobey miydi adi?) ve kendine özgü bir tarzi vardi adamin. 1/3 il e sonuncu gelmesi sürpriz degil. arami/da biri nakavt ile biten birçok on raundluk maç geçmisti. ama böyleydi bu is. ve çogumuz daha ilk dövü baslamadan sarhos olmus olurduk. dünyay i köreltmek için binlerce floresan lamba üreten devasa bir fabrikanin paketleme servisinde çalismisti m. ama o daracik elbisenin içindeki iri ve sih irli kiçini çalkalayarak tuvaletten geri gelirken balkondaki bütün erkekler ayaklarini yere vurup islik çalmaya basladiklarinda gururlanirdim. ders bitmistir. bugün bile kabloya uzanip mikrofonu yavasça asagi çekerken görebiliyorum onu. hey gidi günler. ben de cep v skisini bir kornet gibi diktikten sonra ona geçirirdim. bize yaptiklari da acimasizcaydi ve hâlâ hayattaydik. zaten ikisi b irlikte gelirdi genellikle. dayagi yiyen boksör olurd u. Olympic Arena'daki o unutulmaz geceler. evet. "ilk dövüsün favorisi kim sence?" diye sorardi. nakavt olan bendim. Jane'di adi. o kadar eski degildiyse bile. kütüphanelerin yararsiz. 76 acimasizca. hesaplarinizi dikkatli yapsaydiniz atin bir sprinter oldugunu görürdünüz. ve gerçekten iri ve sihirli bir kiçti: bir erkegi sol uksuz yere serip betondan gökyüzüne ask sözcükleri haykirtabilecek kiçlardan. purolarimizi tüttürüp hayatin hafif ligini hissederek ringe iki boksör çikartmalarini beklerdik. DempseyFirpo garanti." "son kosuda kime oynadiniz." "Te k-Göz Jack'e. ve boksörlerden biri gongdan önce istavroz çikarmis ve digeri çikarmamissa adamini bulmustun -istavroz çikarmayani seçerdin. olunca da bugün oldugu gibi agir siklette o lurdu. b alkondaki abazanlarla ilgili olarak söylenmeye baslardim: "otuzbirci pezevenkler.ama görmeliydim onlari önce. fazla hareket etmeyen. bir firt aldiktan sonra iade ederdi. sairlerin ise özenle yakinmayi seven boklar oldugunu bildigimden barlard an ve dövüslerden ögrenmeye çalisirdim. iyi seçerdim boksörlerimi -yüzde doksan gibi. çogumuzun yaninda bir kirli sarisin ya da boyali kizil." alyanslarindan ve televizyonun beyin-emici sterilize sanal varligindan önce. oldugu yerde gölge boksu yapan istavroz çikaran. öldürecegim orospu çocuklarini!" sonra programa bakar.hiz ortalamasi kosunun tamami üzerinden hesaplanan hiz ortalamasindan her zaman da ha yüksektir. benim bile. ama o . tatli sarhos ama. dövüsmek istemiyormus gibi durani seçerdim hep. ilk dövüslerin ukken nehir gemilerinde seyretmisti muhtemelen." "yüz kirk dolar içerdeyim.

ve baskalari. koltuklari kirardi k.günlerde tepkimizi gösterirdik -ringi parçalar. balkondaki çocuklar çildirir. degil mi? .e'yi? D. ön koltuklara kurulan film yildizlari.D'yi? Elliot'lari? Sitwell'leri? Enrique Balanosu ilk gördügüm geceyi asla unutamam. hadi koçum hadi aslanim. Hollywood Legion'da sikeli dövüs çok ol urdu. delige vurur vurur. boksörle r boksör gibi dövüsürler. Raft gelirdi. saglam ve iyi bir boksör hosgörüyü hake-der. sarhos bir melek gibi uyurdun. salona mavi puro dumani çökerdi ve nasil bagirirdik. o siralar favori boksörüm genç bir zen iydi. Hollywood'lu çocuklar bile asil dövüslerin Olympic'de oldugunu bilirlerdi. p ra firlatip viskimizi içerdik ve bittikten sonra eve dönüs ve ask yataginda o sihirli delige girme k vardi.S'i? e. dövüsten önce kuzuya sarilirdi. ringe küçük beyaz bir kuzu ile çikar. hayli bayagi bir numaraydi ette ama saglam ve iyi bir boksördü. halk kütüphanesini kim ne yapsin? Ezra'yi kim ne yapsin? T. biz oraya gitmezdik. onlara pahaliya patladigi için sikeye fazla cesaret edemezlerdi. salonu atese verir.H'i? H.

ögürmüstüm dislerimi firçalarken. elimde viski asla gerçeklesmeyecek zafer çagrilari haykirip durmustum.kötücül bir örümcek gibi çikariyordu yumruklarini. Ebedi Gerçekle yüzyüze. isini görüyordu. kahramanimdi. güle güle Watson. hiçbir ilerleme kaydetmeden. sizinki ya da benimki. O gece Balanos'u ancak mükemmel bir boksörün yenebilecegini anladim. adi sani duyulmamis genç Balanos'u çikardi biri karsisina. giyindik. SAIRIN DAG EVI delilikle ilgileniyorsaniz. "tanrim! tanrim!" matrakti ve kadinim "heryerin m orarmis. sadece tepki veriyor. yaraliydim.neyse. dislerimi firçaladim. Baska türlüydü Balanos -kollan i ki yilandan farksizdi. bir tek günes iyiydi. aklimizi kaçirdigimizdan endise duyuncaya k güldük. önce Watson'i h iç acele etmeksizin güzelce yordu. sonra disari çiktim ve floresan fa rikasinin yolunu tuttum. b beden ruhu yendi. bacaklari çok güçlü. "tanrim! tanrim!" matrakti ve zavalli Watson bir yerlerde yatiyordu. güle güle Central Avenue. öyle güzeldi ki iki kez sevisti . viski içime deniz gibi ak tiktan. biraktik yagsin üstümüze. dövüsün sonuna dogru da sazi eline alip evire çevire dövdü kahramanimi. sonra yüzlerimiz pencere tarafinda uyuduk. sabah uyandigimizda çarsaf lar islakti. ikimiz de hapsinp gülerek kalktik yataktan. sonra da abrikalar. düsünmemek daha iyidir. önce 6 raundluk-lar. "Balanos. ya . Arizona Üniversitesi'nde sairin dag evinde kaldim. karsima oturmus bacaklarini sergileyen kadinima küfürler yagdirdiktan sonra kabul edebilmist im. yanlis hatirlamiyorsam Watson nakavt olmustu. beynin ve ruhun parçalanarak. yataga girdik. tepeden tirnaga MOR'sun." bardagimi duvara firlatip kadinimi kavradim. adi da Watson Jones ya da onun gibi bir seydi. inan mistim. bir gece. saçimi taradim. hareket etmiyordu. Ölüm Baba'yi bekleyerek. sabaha kadar yagmur yagdi üstümüze. ne yaptigini biliyordu Balanos. sonra kalktik. ama. yüzü sis ve mor. genellikle yener zaten. düsünmüyor. açik pencereden içeri hafif bir yagmur yagiyordu. bu raya kadarmis. harikuladeydi. sonra 4. ama kabul gören biri oldugum için degil. izninizle size benimkinden b iraz söz edeyim. sürekli he teydi. ama yetinmeyi bilmeli insan. üç kurus için günde 8-10 saatin katli. aynaya bak. ve seviyordu isini. seri seri seri. berbat bir geceydi benim için anlaya caginiz. Watson kuz usunu alip evine gidebilirdi. üstün boksörün kazandigini ancak gecenin ilerleyen saatlerinde." dedi ve donuyordum ve ölüyordum ve aynanin karsisinda durdum ve MOR'dum! ne saçma! gülmeye basladim. Klas ve hav ali bir boksördü Watson -çabuk. ve o APARKÜT. o kadar katila katila gülüyordum ki haliya yuvarlan dim ve kadinim üstüme kapandi ve güldük güldük güldük. yemek yi-yemiyecek k adar hasta hissediyordum kendimi. hapsmyorduk.

tam hayalarim serinlemeye. ayrica sarhos olunca ahmaklasan bir insanim. üstünde siyah boya ile ARIZONA ÜNIVERSITESI yazan çöp bidonuna bos siselerimi kendim attim.z aylarinda Tus-con'a gitmeyi ancak benim gibi katiksiz bir salak kabul ettigi için. si ir dinletisi vermedigimi duyurmus bir sairim. küvetimi kendim temizledim. her sabah on bir sularinda siseleri attiktan sonra çöp bido nunun üstüne kusuyordum genellikle. havalandirma fena sayilmazdi. orada kal digim süre içinde sicaklik ortalamasi 45 derece civarindaydi ve bira içmekten baska yapacak bir sey yoktu. ne y apayim. ondan sonra sabah birami içer. ayikken ise söyl eyecek sözüm yoktur. gelmedi. serinleyip kendime gelmek için yataga girerdim. . ama o da benim söhretimi duymus olmali ki. ne var ki arada sirada temizlige gelen ve çok çok çok biçimli bir vücuda sahip zenci bir temizlikçiden bahsedilmisti. sikayetçi degildim. sessiz e ona tecavüz etme planlari yapiyordum. neyse. günde (ve gecede) 4 ya da 5 altilik paket tüketiyordum. bu yüzden dag evinin kapisinin çalindigi söylenemez. yoktu yapacak baska bir sey.

orada olacagiz. bu sabah olmaz.. yattigim yatakta yatan Creeley ve benzerleri yü/. dogru duymusum. uyutuyorlardi beni: Pound. evdeki siir kitaplarindan birkaçini okur ve kö bulurdum dogal olarak. tanrim. sonra üç ya da dört bira içer. Olson. yaslaniyorlardi. erteleyelim. sevmistik birbi rimizi. sagol. banyo yapar. uyandigimda bir bira daha içer ve kirk bes derece sicaklikta büyük editörün 8-10 blok ötedeki evine yürürdüm. onlar içmiyorlardi. hâlâ zenci temizlikçiyi düsünen kamisim sertlesmeye. binbir çesit saglik sorunlari vardi. üzücüydü. karimla birlikteyim. saniyorum.ünden ruhum bulanmaya baslarken telefon çalard i. kahvalti ister misin? ne ister miyim? kahvalti. buk. sana çok yakiniz. tamamen ölü bir yerdi anlayacaginiz.midem toparlanmaya. kampusun kafeteryasinda bulusmaya ne dersi n? kampusun kafeteryasinda mi? evet. genellikle yolda bir içki dükkanina girip iki altilik bira satin al rdim. sadece bu kadar yakinken anliyorum. ama benim kitaplarimdan bir tane bile yoktu... birlikte kahvalti ederiz. enazindan o dag evinde. her karsina çikana KAMPUSUN KAFETERYASI NEREDE? diye sor. Creeley. büyük editör Bukowski? evet. bir plak kaydi için bulunuyordum orada. siçtigim helaya s n. yüzlerce kitap v e dergi vardi ortalikta. offf. bütün yapacagin karayolunun ters istikametinde yürüyüp her karsina ç kana KAMPUSUN KAFETERYASI NE TARAFTA? diye sormak. ama o isten sorumlu Arizona profesörü benim k ente gelecegimi . evet. ne olur. pekala. Shapiro.. onlar için de nim için de. ne var? bütün yapacagin her karsina çikana KAMPUSUN KAFETERYASI NEREDE? diye sormak. ama 81 yasindaki Baba içtigim her biraya bira ile karisilik veriyordu.

sey yoktu: temizlikçi kadin. iki gün daha tuttular hastanede. bizzat aradim onu. büyük edi törle tartistim. Benimki .ögrenince ülser sikayeti ile St Mary Hastanesi'ne yatmisti. arka odaya gidip Baba ile televizyonda mini etekli kadinlarin dans ettikleri bir program seyrettim. taburcu olacagi gün çakir ke yiftim. yangin. 81 yasinda bir adamla içki içip bir seyl erin gerçeklesmesini beklemekten baska yapacak. dünyanin sonu.

. adi ne dedin? tekrarladim adini. sonunda herseyi unutmasini söyledim. yapili bi r tiple. Baba'yi bilmiyorum. baska ne olabilir? ertesi gün daha kisa boylu ve daha seyrek sakalli bir tip arabasi ile beni geri g etirdi. yapili adamin basi masanin üstün e yigildi ve ben karisinin bacaklarini ellemeye basladim. müsade etti. ilgilenmedi. profesör. ama bir gece kendimi kentin öbür tarafinda buldum. Tarih.yani elektrik isiginin altinda beyaz gibi görünüyorlardi o uzun bacaklarda. gür sakalli. o fazla konusma di. resiml e yazmak arasindaki farki da. birader. uzun boylu. her ne dense. Seks. sonra gür sakalli. Roman ve Tip üstüne yaptigim bütün o konusmalar bosa gitmisti. ya da Archnip. incecik beyaz kil lar vardi bacaklarinda -bir dakika! karisi 25 yaslarindaydi!. ben de resim yaparim. Arizona Üniversitesi'nde resim dersi veriyor. kocasi ile Hukuk. beni getirdigin için çok tesekkür ederim. ve bana. dedim. Archer. o barda kalmamakla hata et mistim. bir Chesterfield ikram etti. ne is yaparsin. bir sey degil.kalkmisti. müsade etti. aslinda seni arzulamiyorum ama bir seyler hazir edebilirsen bana sahip olabilirsin. çalisip bana bakabilecegini söylemekten baska bir sey gelmedi elimden.. iyi çocuk. ama beni eve getiren adamdan da bahsettim. diye sordum ona. kocasini bir bara götürüp üst üste üç sek skoç bile içirtmistim. ya da öyle bir seydi adi. dedi. o mu. büyük editör arayip beni kahvaltiya davet ettiginde ona bir kez daha hayir demek zoru nda kaldim. yüzünde bir karis sakal var. içtik ve içtik ve içtik ve paket paket sigara tükettik -Chesterfield. her konuda iskembeden atip duruyorduk. ha. dag evine vardigimizda biralari açtim ve resim konusunda aydinlattim çocugu. n e is yaparsin? resim. . deyip duruyordu. iyi biri. Siir. bu da çogunun söylediginden fazlaydi. kirmizi saten külotunu yüzüme sallayip durmustu. kadinin bana bütün söyledigi Los Angele isteyebilecegiydi. kizin teki duvardan çikip barin üstünde dans etmisti. dedi. komünist komplosu muhtemelen. bir resmin iyi olup olmadigini anlamak için kullandigim gizli formülü anlattim ona. resmin yazidan farkli olarak sizin için neler yaptigini. ve bacaklarini elleyip bir se yler hazir etmeye çalisiyordum ama Chesterfild'ler ve içki beni bitirdigi için ona benimle Los Angeles'a gelebilecegini. birkaç bira içlikten sonra gitmeye karar verdi. dedim.

hey hey. yok ya? sunucu kapatti. önce dogdugunuz ayin ça ldiklari parçaya . yok ya? dedim. kazanacaktiniz. üzgünüm. biralari dikip öbür müzi inledim. kaybettiniz. Kasim da dogmus olsaydiniz. çilginlik: San Francisco'ya gelirsen çiçek tak saçina. Agustos. öbür müzikleri dinledim. dedim. dedi kadin sunucu ba na. bugünü yasa. v frekanslardan birinde bir tür yarisma ya da ona benzer lanet bir sey vardi -dogum tarihinizi söyle menizi istiyorlardi. falan filan. efendim.hay allah. küçük radyoda senfoni programlari yoktu.

sahtekar orospu çocuklari. sicak ve bükülmüs bir kagit bardakta getirir kolayi. . biliyor musun? bu sicakta bavulu ile buraya kadar yürüdü. kirli külotunu bile koklatmaz sana. bir karinca geçer. kimsenin arabasi yoktu. çantami alip 47 derece sicaklikta otobüs duragina yürüdüm. bavulumu yapmaya basladim. ama kazulet karinin tekidir ve bunun farkinda bile degildir. biraz önce dag evine ugradim. ikisini d e tutturmussa-niz YOL VE MOTEL MASRAFLARI DAHIL LOS ANGELES'A BEDAVA SEYAHAT kazaniyordunuz. bir kola. temizlikçi kadin gelmemisti. böcek hâlâ can çekismektedir otobüs hâlâ gelmemistir. alisveris merkezleri o kadar da kötü degildir. içeri girdi. anliyor musun? tezgah a gidip bir paket sigara almak istesen biri gelene kadar bes dakika geçer. ya da bir tür böcek can çekismektedir önünde. 7'si. lanet olsun. otobüs gecikirse alisveris merkezinde beklemesini söyled im. alisveris merkezine girip bekle. kentte son günümdü. hava sicakligi 47 derece. oradan çiktiginda dokuz kez tecavüze ugramis gibi hissedersin kendini. kentten ayrilacagimd an emin olmak istiyordu anlasilan. sonra garson gelir nihayet. mermer fiskiye toz kaplidir. dedi. kampusun kafeteryasinda yemek yemez. kaldigim yerden gara bir taksi tutabilird im ama büyük editör bana bazi kitaplar vermek istiyordu. canin kola filan çekmiyordur aslinda. bi r kola iç. otobüs duragina erken varirsan orada bekleme. buzdolabina gittim. bir kanadi hareketli digeri hareketsiz. lanet otobüs görünürde y ir küfür salladim. yabancisindir. 19'u filan. alisveris merkezlerini sevmiyorum! a lisveris merkezlerinde olmaktan hoslanmam! orada oturup mermer fiskiyeyi seyredersin. hizli hizli bati istikametinde yürümeye basladim. iki-üç ki si sana buz gibi bakar. büyük editör o tarifesini anlatmisti bana. neyse. ondan sonra dogum gününüzü deniyordunuz. editörün evine varip bir bira açmamla haslane den yeni taburcu olmus profesörün arabasi ile gelmesi bir oldu. buk'u kil payi ile kaçirmissin. anlamiyor musun? dedim editöre. dedim kendi kendime. dedi editör. hersey yapaydir. istemeye istemeye siparisini alir.uymasi gerekiyordu. tabii. bütün yapacagim üç blok kuzeye yürüyüp bati istikametine giden büse binmek ve Elm duraginda inmekti. ÖLÜM ELINDEKI HAÇ. ne yapti. buk. Niagara selalesi gibi akiyordu ter üstümden. içersin. islerine geldigi g ibi uyduruyorlar. bavulumu bir elden ötekine geçirdim. dedi sunucu. dedi editör. "savas o kadar da kötü bir sey degildir. dedim." diyen birini de taniyorum. kitaplari bavula koymam gerekiyordu. buk her zaman kendine bir kafes insa e der.

kampus kafeteryalarindan hoslan mam. alisveris merkezlerinden hoslanmam. binlerce siürimi basti ve KIM OLDUGUMU BILE BILMIYOR! profesör güldü. tren iki saat gecikmeliydi. Beat les ve Charley Chap-lin'den hoslanmam.. Bobby Kennedy'nin alnina düsen manik-depresif saç tutamindan da hoslanmiyorum. evhamlarim ve önyargilarim var ve onlardan yola çikmak zorundayim. motosikletli polislerden ve yogurttan hoslanmam.ama tanri askina. midilli atlarindan hoslanmam. tanrim. Disneyland'den. profesöre döndüm -bu adam on yildan beri kitaplarimi basiyor.. büyük cam pencer eden lanet kent . çünkü kerteriz alabilec egim baska bir sey yok. tanrim. ki bir seydi. profesör bizi tepedeki evine konuk etti.

büyük editör benden ne yapmami beklerdi acaba? Hem olsa ne yapardi? Dos Pas-sos? Tom Wol fe? Creeley? Ezra? ayisiginin aydinlattigi bacaklar anlamini yitirmeye basladi. terliyor.ve o zenci temizlikçi nin aski kabarmisti ve kimse yoktu ortalikta. bir kamyonun üstüne oturup seftali k onyagini yudumladim. ama intikamimi aldim büyük editörden. yarik dolu. kolunu kaptirman isten bile degildi.. dünyadaki tek kent. Kizilderililer. bütün diger kentlerden daha bok bir kentti ve bu onu matrak kiliyordu. bavulumu teslim ettim ve onlari orada biraktim. kesiyor ve siçiyordu: bisiklet pedallari. büyük editör aci çekiyordu nihayet. yeter ki dene. orada da bir yarik vardi belki. ter gibi. vagon numaram 110'du. o kadar da kötü degildi aslinda. Los Angeles bana dogru geliyordu. dus boneleri. KENDI 84 ALISVERIS MERKEZIMDE KISTIRMISTIM ONU. ama benden baska israr eden olmadigi için bir hanimefendiye yakisir sekilde çekildi. ve sairin dag evinde Bukowski yoktu artik ve onu görebiliyordum. egiliyor. demek istedigim. iyor. kafayi yemisti. zenci temizlikçiyi. sicak su siseleri. ihtiyar. benim seftali konyagim. kaçiklar ve üç kagitçilarla birlikte tre ne bindim. insanin üstüne düser düsmez kuruyan sicak bir yagmurdu. oturup Los Angeles tre nini bekledim. ve Los Angeles geliyordu. Meks ikalilar ve Kizilderililer horluyorlardi. ayisigi ile aydinlanmis o bacaklara baktim ve kizin bebekle konus masini dinledim. yana dönüp ayisigi ile aydi nlanmis tren penceresinde o nefis bacaklari seyrettim. benim kentimdi. a ma onu mutsuz etmekle kalacaksin. ve emzik emer gibi emdim sisemi ve Los Angeles geldi. yoktu 110. seviyordum neredeyse. yagmur altinda beni gara götürdüklerinde ceplerim küçük siselerle doluydu -seftali konyagi filan. cani cehenneme. yeterince güçlüydü ama kendini iyordu -varyasyon tonalitesi olmaksizin kesintisiz güç.. bir tane daha çalmaya ikna etmeye çalis tim. kalkip vagonumu arayarak yürümeye basladim. radyoyu dinliyordu -San Francisco'ya gelirsen çiçek takmayi unutma saçina. dikkatli olma k zorundaydin lastigi makineye yüklerken. profesörün karisini alkislayip bir tane daha çalip söylemesi için pohpohladim. ve elimi cebime sokup küçük siselerden birini dah a açtim.görünüyordu. son üç yilda iki isçinin basina . daha sonra 110 'un 42 oldugu anlasildi. küçük bir bebegi vardi. ona sahip olabilirsin. APTAL ISALAR üç adam ham lastigi makineye yüklüyor. egiliyo r. Meksikalilar. dikizlemekle yetin daha iyi. cani cehenneme. kiçi cennetin dibini çagristiran mavi elbiseli bir kiz vardi. ve tren gara girdi. profesörün karis anoya oturup biraz Verdi zirladi. öbür yanima dönüp mor daglara baktim. kaldiriyor. onunla çocuguymus gibi konusuyordu. diye geçirdim içimden. birsey birsey. ayni filimlerdeki gibi. makine lastigi istenilen ölçülerde kesip biçiyordu.

gelmisti: Durbin ve Peterson. çok zor geçmisti sekiz saat. dakikalar saat. Herkes Peier-son'un bütün bu isleri tek kolla ne kadar iyi yaptigini konus uyordu. saniyeler dakika gibi. Durbin'in maasini kes-memislerdi -gömleginin bir kolu sarkmis iskemlede otururdu bütün gün. Peterson'a ise bir süpürge ile bir faras vermislerdi. çöpü bosalti yor. sekiz saatlik vardiya bitmek üzereydi. adi Bay Blackstone'du. "Hangi cehenneme gittigini saniyorsun?" "disari. tuvaletleri temizliyor. aksamdan kalmaydi. tuvalet kagitlarini asiyordu. ne zaman baksan seni izleyen on GÖZ. ve bas ini kaldirip baktiginda kubbeli dairede 5 kisi seni gözlüyordu. yürürken ayaklari yere degmiyordu bile puronun. Dan Skorski lastigi makineye yükleyenlerden biriydi. Dan zaman kartini basmak üzereydi ki puroyu andiran ince uzun bir adam girdi içeri." 86 . çikiyorum buradan.

bosalarak. beyinlerine zarar veriyorsunuz. BAK sunlara! su zavallilara bir bak. katledilmislerdi. hiçbir sey yapmadan s iseyi içti." "nasil tasiyacagiz bu mali?" diye sordu puro." "tamam. yataga girdi ve yillardan beri uyumadigi kadar huzurlu uyudu." o binadan çiktiginda her kovuldugunda ya da isi biraktiginda hissettigi o harikul ade mutlulugu hissetti. "gücüm kalmadi. istikbalini garanti altina aldin!" is ne kadar boktan olursa olsun. insanliktan çikmislardi." "sana hiçbir sey ödememek geçmiyor degil aklimdan. bilemezdin . si parislerin. donuk ve deli bakiyorlardi ." "isimden oldum öyleyse. bina sürekli patlama halindeydi. çalar saat sabahin alti buçug unda onu yapay ve ." "çekini postalariz. ruhlari damgalanmisti." ve dogruydu. her seye gülüp sürekli birbirleri ile alay ediyorlardi. Blackstone. yataga gir ve ertesi gün makineye yine lastik yüklemek üzere yataktan kalk. "hayir. Skorski içki dükkanina ugradi." Dan etrafina bakindi. maaslarinin yarisi vergiye. onlari orada birakmak -"burada bir aileyiz. iki saatten bes saate kadar sürebilirdi. ondan sonra eve dön. gecikmesin. daha fazla isçi çalistirin. üretimin. ayni insanlari ölümüne çalistiriyorsu uz." "ya herkes gibi mesaiye kalirsin ya da isinden olursun. etrafina bir bak." dedi puro. makinelerin sonu gelmiyordu. "iyi adamlar bunlar. bu mali yukari tasimak zorundayiz. yapamam. bir sise Grandad kapip eve gitti. Skorski." "Sendika. makineye yüklenmemis tonlarca lastik. gözleri sulanmisti. aptal karilarina ve dört bes farkli sigorta poliçesine gidiyor. renkli tele vizyonlara. ve mesainin en kötü tarafi ne zaman biteceginin belli olmayisiydi. "ne?" "'MESAI' dedim. "elbette. diger yansi da yeni arabalara. nerede olduklarinin farkinda bile degiller artik. yer açmak zorundayiz."MESAI." "bir bina daha kiralayin. "ISININ BASINA!" dedi puro. lastik ku sarak. yiginla lastik lastik lastik ve kubbeli dairedeki 5 kisi durmadan zenginlesiyordu. isçiler bunu mutlaka söylerlerdi ona." dedi Bay Blackstone. "yarin lastik fabrikasindan yeni m al gelecek. Skorski." dedi Dan.

" "para yolda. "elbette. Dan kapatti. sonra yumurtalarin altini söndürüp yataga girdi ve iki saat dah a uyudu. World Way Yayincilik'ta bir editöre ihtiyacimiz var. New York uçagina bindiginde huzursuzdu. Birkaç yil önce. bize katilmayi kabul ederseniz onur duyacagiz. size uçak biletinizi ve yol masrafinizi havale ederiz. Ilgileniyorsaniz bizi ödemeli olarak ara yin." "pekala. Yayimlarimiz Avrupa. çok mesguldü belki de Signo. tencereye iki yumurta koyup altini yakti ve Sig-no'yu aradi. viskinin üstüne hiç de iyi gitmiyordu. bazi adamlar sürekli çok mes guldü. yaninda da biraz Grandad vardi." kapatti. S igno'nun sesi metal bir borunun içinden geliyordu sanki.. Sevgili Bay Skorski: Öykülerinizi ve siirlerinizi uzun süreden beri hayranlikla takip ediyoruz. on eski . Skorski uçaga binmeden önce epey içmisti. "gerçekten istiyor musunuz beni?" diye sordu Dan. ve evet. ama dünyanin en büyük yazarlarindan birkaçini yayimlamist i Signo. Baslangiç için haftada 200 dolar verebi liyoruz.R Singo. Tam aradigimiz gib i bir editör oldugunuzu düsünüyor. Dan bir bira içti. ama uçusun yarisinda v iskiyi bitirdi ve hostesten içki istemeye basladi. geliyorum. çok geçmeden bütün yolcularla konusuyor. tatli bir içkiydi. New York Üni versitesi'ndeki resim serginizden de hayli etkilendik. mektubundaki gibi resmi degildi. bilmiyor du nedenini. ögleye kadar uyudu.acimasiz insanliga uyandirmayacakti. 1962-63 yillari arasinda SAKAT KUS adinda bir derginin editörlügünü yaptiginizi ögrendik ve dergi için yaptiginiz seçimleri çok begendik. iki alka seltzer aldi ve posta kutusuna bakti. Adimizi duymus oldugunuzdan eminim. Uz akdogu'ya bile dagitiliyor. en içten dileklerimle D. havaleyi çikarin." dedi Signo." dedi Signo. Avustralya. bir mektup. hostesin ona ne verdiginin bile farkinda degil di -morumsu. Afrika. "bunu mektubumda belirttim. kalkti.. belki de Si gno'nun sesindeki metal tini yüzünden. ve hayli samimi konusuyordu. ilk kez uçuyor oldugu için belki. Burada. "sizi sabirsizlikla bekliyoruz. lastikten metale. bas editör World Way Yayincilik. anlasabilecegimizi umuyoruz.

kimse duramadi karsimda! nasil ayaga kaldirirdim se yirciyi!" sonra midesi bulandi. çoraplarini yikadi ve yalinayak çikti disari.sampiyon Rocky Garziano oldugunu söylüyordu. Rock'yim ben. zor atti kendini helaya. ama israrciligi karsisinda susmuslardi: "Evet. önce gülmüslerdi. çorap larini kurumalari için . kusmugunu ayakkabilarina ve çorapl arina bulastirdi. Rocky. ayakkabilarini ve çoraplarini çikardi.

bir yere birakti, ayakkabilarini baska bir yere, sonra da unuttu onlari nereye b iraktigini. koridorda yürümeye basladi, yalinayak. "Bay Skorski," dedi hostes onu görünce, "yerinize oturun lütfen." "Graziano. Rocky, ayakkabilarimi ve çoraplarimi kim çaldi, onu söyleyin siz bana. yak alarsam ikiye ayiracagim onu." koridora kustu, yasli bir kadin yilan gibi tisladi ona. "Bay Skorski," dedi hostes, "yerinize oturmaniz gerekiyor." Dan hostesi bileginden kavradi. "hoslandim senden, hemen burada tecavüz edecegim sana! gökyüzünde tecavüz! BAYILACAKSIN! eski boksör, Rock Graziano Illinois üzerinde hostese tecavüz etti! buraya gel!"

Dan hostesi belinden kavradi, korkunç bos ve aptal bir yüzü vardi kadinin; genç, bencil ve çirkin, bir tarla faresinin zekasina sahipti ve memeleri dümdüzdü, güçlüydü ama. kollarindan siyrilip p t kabinine dogru kostu. Dan biraz daha kustu, sonra yerine oturdu. yardimci pilot geldi, devasa kalçalari, iri bir çenesi, üç katli bir evi, kaçik bir karis i ve dört çocugu vardi. "Hey, arkadasim," dedi yardimci pilot. "ne var, moruk?" "aklini basina topla, kargasa çikardigini duydum." "kargasa mi? o da ne? ibne misin yoksa?" "aklini basina topla diyorum sana!" "git lan! biletim var benim!" devasa kalçalar emniyet kemerini tuttugu gibi bir mongo agacini hortumu ile kökünden söken bir filin rahatligi ve güç gösterisi ile bagladi. "YERINDEN KALKMA!" "Rock Graziano'yum ben!" dedi yardimci pilota, yardimci pilot kabinine dönmüstü bile. hostes gelip de Skorski'yi koltugunda ve emniyet kemeri bagli görünce kikirdadi. "YIRMI SANTIM gösteririm sana!" diye bagirdi Dan hostese. yasli kadin yilan gibi tisladi yine.

havaalanindan yalinayak çikti, Village'a bir taksi tuttu, bir oda bulmasi zor olm adi, kösedeki bari da

çabucak buldu, sabahin ilk saatleri-na kadar o barda içti, hiç kimse çiplak ayaklan ile ilgili tek soru sormadi ona. kimse onu farkedip tek kelime etmedi. New York'da oldugu kesindi. ertesi sabah yeni ayakkabi ve çorap almak için dükkana yalinayak girdiginde bile kimse bir sey söylemedi, yüzyillar geriye giden, anlamin ve/veya duygularin ötesinde karmasik bir ke ntti New York. iki gün sonra Signo'yu aradi. "yolculugunuz iyi geçti mi, Bay Skorski?" "evet, tesekkür ederim." "ögle yemegimi Griffo'da yiyecegim, hemen kösededir, yarim saat sonra orada bulusali m mi?" "nerede bu Griffo? yani adresi ne?" "taksi soförüne Griffo de, kafi." kapatti. Signo kapatti. taksi soförüne Griffo dedi ve çok geçmeden oradaydi, içeri girdi, kapinin önünde durdu. 45 i vardi içeride, hangisi Signo'ydu? "Skorski?" diye bir ses duydu. masalardan birinde oturuyordu. Signo. yaninda biri daha. kokteyl içiyorlardi, masa ya oturdugunda garson onun da önüne bir kokteyl koydu. isler yoluna giriyordu galiba. "ben oldugumu nasil anladin?" diye sordu Signo'ya. "ben anlarim," dedi Signo. insanin yüzüne hiç bakmiyordu Signo, içeriye her an bir kus veya

Ubangi'den zehirli bir ok girecekmis beklentisi ile insanin kafasinin üstünden baki nip duruyordu. "bu Garip," dedi Signo. "evet, oldukça," dedi Dan. "hayir, bu Bay Garip demek istiyorum, kidemli editörlerimizden biri." "merhaba," dedi Garip, "öykülerinizi ve siirlerinizi hep hayranlik duyarak okudum." Garip ise öbür türlüydü: her an bir sey çikabilecekmis gibi yere bakip duruyordu -yag sizin isi veya bir vahsi kedi veya hamamböcekleri-nin istilasi, kimse bir sey söylemedi. Dan kokteylini bitirip onlari bekledi, çok yavas içiyorlardi, önemi yokmus gibi. birer kokteyl daha içtiler, büroya gittiler...

masasini gösterdiler ona. masalar birbirlerinden buzlu camdan bölmelerle ayrilmisla rdi, camin ötesini göremiyordunuz, masanin arkasinda beyaz camdan bir kapi vardi, kapali, dügmeye basti ginda masanin önüne buzlu camdan bölmen iniyordu, orada sekreterlerden birini düz-sen kimsenin ruhu du ymazdi, sekreterlerden biri gülümsemisti ona. tanrim, ne vücut! dipdiri ve düzülmek için haykiran o vücut, sonra da gülümseme... ortaçag iskencesi.

masanin üstündeki sürgülü cetvelle oynadi, on iki puntoluk matbaa harflerini ölçmekte kull liyordu, cetvel hakkinda hiçbir sey bilmiyordu Dan. orada oturup cetvelle oynamaya devam et ti. kirk bes dakika geçti, susamisti, masasinin arkasindaki kapidan çikip camlarla çevrili diger masalarin yanindan geçti, her camdan bölmenin arkasinda bir adam vardi, kimi telefondaydi, kimi önündeki kagittan ka ristiriyordu, ne yaptiklarini biliyorlarmis gibi görünüyorlardi. Griffo'yu buldu, bara oturup iki kokte yl içti. sonra masasina döndü, oturup cetveli ile oynadi yine. yarim saat geçti, sonra kalkip Griffo'ya gitti yine. üç içki. tekrar cetvele, tekrar Griffo'ya. kaç kez Griffo'ya gittigini bilmiyordu artik, ama günün ile rleyen saatlerinde masalarin yanindan geçerken adamlar dügmelerine basip camdan bölmelerini indirmeye bas lamislardi, o yürüdükçe bölmeler iniyordu, flip, flip, flip, sadece bir editör bölmesini indirmemisti. Da urup ona bakti -ölmekte olan devasa bir adamdi, gerdani kat kat, yüzü sis, bir çocugun plaj topu gibi y usyuvarlak, adam Dan'e bakmadi, tavana bakiyordu ve çok öfkeliydi -yüzü ön ce kirmiziydi, sonra beyaz. Dan masasina gitti, dügmeye basti ve kendini hapsetti, kapisi çalindi, kapiyi açti. Signo. Signo Dan'in basinin üstünden bakti. "sana ihtiyacimiz olmadigina karar verdik." "dönüs masrafimi kim karsilayacak." "ne kadar tutar?" "175 dolar isimi görür." Signo 175 dolarlik bir çek yazdi, masanin üstüne koydu ve disari çikti...

Skorski, Los Angeles yerine San Diego'ya gitmeye karar verdi, çoktandir Caliente hipodromunda oynamamisti, hem denemek istedigi yeni bir sistemi vardi, agirlik-mesafe-hiz ili skileri üstüne kuruluydu sistem, uçakta hayli ayikti bu kez. bir gece San Diego'da kaldi, sonra Tijuana'ya bir taksi tuttu, sinirda taksi degistirdi, Meksikali taksi soförü kasabanin merkezinde iyi bir otele götürdü onu. iç nde paçavralarinin bulundugu çantayi odadaki dolaba sokup kasabayi kesfe çikti, alti sular iydi, pembe günes kasabanin yoksullugunu ve öfkesini dindiren bir merhem gibiydi, zavallilar, Amerik a'ya bu kadar yakin

Fransiz sarabi içecek. muhasebe defterlerine göre alacakliydi.olmak. iyi yasa akla kötü yasamak arasindaki fark biraz talihti ve Dan talihinin biraz açilmasi gerektigini düsünüyordu.000 farkli biçimde öldürebilirdi. . kadin ayakbagi oluyordu insana. zate n o anda son istedigi seydi herhalde yarik. bir kadin bir erkegi 9... her gece okyanus kiyisinda yürüyüse çikacakti. sonra elektrikli bir daktilo a lacakti. dilini konusup yolsuzlugunu bilmek. müzik dolabinda Meksika müzigi çaliyordu. kadin sorun degildi Tijuana'da. defterlere. içkilerini yudum lamakla mesgul dört-bes Meksikali vardi sadece. bir bara girip tekila söyledi. ama köpekbahginin karnina dolanmis bir sazan gibi zenginligin ancak küçücük bir parçasini koparabilmek. sistemini basari ile uygulayip 50-60 bin dolari kaptiktan sonra Los A ngeles ile San Diego arasindaki sahilde küçük bir ev satin alacakti kendine. kadin yoktu. firçalarini çikaracakti.

nasil bir sözcük tü o öyle? kültür. barmen de uzaklasti. neyse. Meksika müzigi çaliyordu yine. orada oturup baska bir kültürün arka kapisindan girmek. hayati ise çok az. garson kadin sisman ve bir hamamböcegi k dar aptaldi -hayatinda dis agrisi çekmemis. gördükleri her kadina fahise." diye cevap verdi. Tijuana ilaçti onlar için. içinden. perdeyi çekti ve uzanip Meksika ayini seyretti. kabizlik çekmemis." böyle kendini begenmis bir laf ettigi için kendini kötü hissetti. kimse ona bulasmadi. her polise çizgi roman karakteri muamelesi yapiyorlardi. hve daha içip o tatli Meksika sigaralarindan bir tane içti. yaziya katkisi vardi. ve sarhos oldu. "ama ben bir yazarim. yumurta lar fazla pismis. Amerikali turistlerin bes günlük cehennemde n sonra iki günlük cennet yasayabilmek için siniri geçmelerini beklemek zorun-92 daydi. jambon sert. iyiydi orada olmak." dedi. parayi göster yeter ki. ama Me ksikalilar için öyle degildi. "persembe. henüz ögle saatleriydi.• yordu. bara gitmek için çok erkendi. ayni 4-5 adam oradaydi. Amerikalilar için kitaptan tarih olmaktan öteye gitmiyordu. allar cumartesi gününden önce kosmuyorlardi. farkli yaniyordu Meksika sig arasi -canliymis gibi sicak. ayni bara gitti Skorski. spesifik olarak .. bir süre için Amerikan topragin dan uzak olmak iyi bir duyguydu. Aleseo. Amerikalilar ya da Teksaslilar ya da bilmem ne olarak. biraz huzur nihayet. barmen. sonra odasina çikti. iki günü daha vardi öyle yse. ölümü hiç düsünmemis. senyor?" diye sordu barmen.mdan z iyade genel olarak insanlikla ilgiliyim. ertesi sabah jambonlu yumurta yiyebilecegi bir kafe buldu.. diye g eçirdi ve uyudu. içti ve Meksika müzigini dinledi. ama Amerikalilar bilmiyorla rdi Meksikalilarin onlardan ne kadar nefret ettiklerini. gerçekti. ama huzurluydu içerisi. Bir tekila daha söyledi. boga güreslerinin bile içine etmisti Amerikalilar. ceplerindeki dolarlarla Tijuana'yi satin a lmis gibi dolasiyorlar. bar men tekila ile geldi.barmene günlerden ne oldugunu sordu. . bostu içerisi. bir persembe aksami bir Meksika barinda bir Amerikali olmak hiç d e kolay degildi. sikayetçi degildi ama. ama Amerikalilar Meksikalilardan çok az savas kazanabildiklerini unutuyorlardi. o kimseye bulasmadi. herseyin içine ediyorlardi. "güzel bir kiz ister misin. ama atlar cumartesinden önce kosmuy orlardi ve daktilosu yoktu. 4-5 saat boyunca içti. kahve ise kötüydü. kalemle yazami. "sagol dostum. daktilonun makineli tüfegi andiran sesini seviyordu.

ama onu öldürmelerini çok istemisken. ölüm gidilebilecek tek yolken öldürmemislerdi onu. ve sarhos olup masalarinin üstüne sizmist i. . onlarla konusup ayni beyaz adam gibi düsündüklerini ögrendiginde hayal kirikligi na ugrayisi -paradan baska bir sey düsünmüyorlardi onlar da. zenci-yandas-liginin entelektüel bir yutturmacaya dönüsmesinden çok önce Central Bulvari'ndaki zenci barlarinda oturdugu günler geldi aklina. Meksika. simdi de buradaydi.dünden daha nazikti sanki. ora da oturan 4-5 kisinin anlatacak bir hikayeleri vardi belki.

en ufak bir istek duymadi onu düzmek için. bir kulagindan sarkiyordu. agzinin tam ortasinda altin bir disi vardi. tekilaya devam etti.. Dan gözlügün arta kalanini gömleginin ön cebine soktu. müzik dolabini sürekli besleyip Meksika müzigi çaldi. boyunlarinin isleyisinden nefret etmisti hep. gece islak ve kirli bir kedi gibi Ti-juana'ni n ruhuna sokulurken dans etti. dokunmasi ile yere düsüp parçalanmasi bir oldu. günes batarken barmene içki ismarladi. sonra basindaki gözlügü fark etti. sonra BOSUNA olacagini bildigi har ekete gelmisti sira. aptal kanlar ve aptal patronlar ve aptal baskanlar ve aptal Isalar gibi. bir bankin üzerinde.gitmesini söyledi. ya da o t embel dört günesinde pencerenin kenarinda dolanan sinekler gibi.. su MOR ISIKLI mahallede o tururken sarhos . ama mecburdu. insani uyutan Romantik-melodik bir seyler vardi içinde. aptalcaydi. Meksikalilar gülüsüp bagirdilar. tekila üstüne tekila söylüyordu. nasil böyle hareketsiz oturabiliyorlardi? kozanin içi gibi. hiç durmadan. bütün parasi o cüzdanin içindeydi. firsatçilar gelip her-seyi bok etmeden çok önce oradaydi o. kurtulus. bilmek zorundaydi. eline bes dolar tutusturup usturuplu bir sekilde -ona göre en azindan. kadin gitti. ilk farket-tigi sey günes oldu. umdugundan biraz da ha yasliydi. biraz hayat nihayet! Dan müzik dolabini beslemeye ve dans etmeye devam etti. sikilmaya basladi. çogunu anlamiyord . Skorski kalkip müzik dolabina bir tomar bozuk para atti. ve onlara asla anlatamayacagi aptal bir hikaye vardi. kadin istedi. nihayet. sonra yerinden kalkip dans etmeye basladi. 1955 yilinda bir kez daha.. cesaretle ndiriciydi. Dan Skorski parkta uyandi. güzeldi günes. kadin gelip yanina oturdu. iskemle ve barmenin temizlik bezi ile boga güresi bile yapti. bir güvercin geçti ayaginin yanindan aylak aylak.. gitmisti cüzdani. camlarindan biri çerçeveden firlamis havada sallaniyordu. arka cebini yokladi. çilgin gibi elbette.. bardaki bes kisi ve barmen oturmus onu seyrediyorlardi. ama mükemmeldi. Centr al Bulvar'i yasiyordu bir kez daha. bes sessiz a dama içki ismarladi. bü tün gece sallandiktan sonra betona düsüp parçalanmisti.. bir süre sonra gülüsmeyi ve bag irmayi birakmislar sessizce seyrediyorlardi yine. ru hlarina ulasmaliydi! ruhlari vardi mutlaka. plazada.çabuk sarhos oldu. mükemmeldi.

Ise koyulmustu Skorski. çiçekli bir bahçenin ortasindaki cam bir kulübenin içine gerçek boyutlarda bir Isa koymuslardi. zordu ama. keyifsiz. Isa'yi o plastik kafeste n çikaracakti. yasli k adinlar bahçede oturmus Isa'yi seyrediyorlardi. . ayaklarina bakarak duruyordu o kulübenin içinde.oldugu gece. bir gece kafayi iyice çektikten sonra o bahçeye gitmisti.. uyuz olmustu Dan. MOR BIR ISIK DÖKÜLÜYORDU ÜSTÜNDEN. hüzünlü..

"12 yasinda.ikmek ister misin. bir oglan çocugu dizine vuruyordu. ki yakindir. hiçligin Meksika plazasinin sonuna kadar. "hey! n'apiyorsun?" "bu orospu çocugunu kafesten çikarmaya çalisiyorum! sakincasi var mi?" "polis çagirdik. beyazlar giymis bir oglan çocugu. basi önüne sarkik. senyor?" diye sordu çocuk. Meksiko City yolunu yarilamis olarak küçük bir kasabadan geçerken mor bir Isa'dan farki yokmus dediklerine göre. 95 onlarin verecekleriydi istedigi sey. ömründe bu kadar güzel göz görmemisti. bu sefer ayaginda ayakkabilari vardi hiç olmazsa." "hayir. Dan hüzünlendi çoc sonra kalkip plazadan çikti ve yürümeye basladi.. ama önemi yoktu. gözleri harikula de. 96 .sonra bir adam gelmisti kosarak. New York'da kokteyleri o kadar hizli içmekle iyi etmemisti belki. Meksika'nin içine. basaramaT misti. Isa'yi yere birakip kaçmisti. kimse onu bir daha görmedi. ama Kuzeye.. "kizkardesimi . istedigi sey onlardaydi. geri zekalilarin ellerindeydi hersey." gerçekten üzgün uzaklasmisti çocuk. Özgürlük Ülkesine dogru degil eye. LACIVERTMIS en azindan. çamurlu tarlalardan geçerken küçük çocuklar onu tasladi. bugün degil. ya da etmisti." "polis mi?" Skorski.

dedi içimde bir ses. Ben kesinlikle düsleydim. ben de pesinden. Gizlice size gülüyormu s gibi. Yapilarinda bir uyum vardir. Otobüs duragina dogru yürüdüm. Trafik lambasina yürüyüp karsiya geçtim. Onu takip ettigimin farkindaydi mutlaka. Ikinci kan alinmis. Böyle ka dinlarin sokakta yürümeleri yasaklanmali. Uzun süre yol aldik. ona dokunabilirim. Yüzünde sizi oyun oynamaya davet eden bir sey vardi. aradaki on bes daki kayi doldurmak için sokaga çikmis yürüyordum. Son anda otobüse atlay ip yanindaki bos koltuga oturdum. Tanrim. Kendine hakim olamiyorsun. Milyonlarca kadinin içinden biri çikar ve içinizde uykuya yatmis ne var sa canlandirir. Sesi bil e özel bir sehvet makinesinden gelir gibiydi. ya da kendiler ine özgü bir hava. Asansör . Otobüs duragindaydi ve otobüs duraga yanasmak üzereydi. Umurumda bile degil. asansörün kapisi kapanir kapanmaz binaya girdim . Ayak bilekleri ince ama bacakl ari dolgun. Ilik ve hos bir aksamüstüydü. Blok apartmanlardan olusmus bir semtti. ama rahatsiz olmus görünmüyordu. Bir kez olsun arkasina bakmamisti. Yürürken karsi kaldirimdaki otobüs duraginda otura adin dikkatimi çekti. Ayak uçlarinda yükseldiginde daracik elbisesi yukari çikti.TECAVÜZ! TECAVÜZ! Bazi testler yaptirmak için doktora gitmistim. O asansörü beklerk en ben disarda durdum. üçüncüsü ikincisinden on bes dakika sonra. Disari çikti. ben arka. Asansöre girdigini gördüm. Alti-yedi kilometre yol aldik. Kalçalari aklimi basimdan a lmisti. Parlak san bir elbise vardi üstünde. Aniden ayaga firlayip dügmeye basti. Ondan bes santim uzaktayim. Topuk seslerini dinleyerek ardindan yürürken onu gözlerimle yiyordum. Üç kez kan alinmasi gerekiyordu. Insanlar düste gibiy di. Sonra "Hudson Arms" adinda bir binaya girdi. diye geçirdim içimden. Hiç isime yaramayacak bir düzine posta karti alip telasla disari firladim. Ikinc isi birincisinden on dakika. giydikleri elbisedir bazen sizi çeken. bacak bacak üstüne atmisti. Kendime hakim olamiyordum. Ilk köseden döndü. dayanilir gibi degildi! O ön kapidan indi. Yedi dolar seksen bes sentlik para havalesi yaptirdi. Izledikçe daha çekici buluyordum onu. Sesini dinledim. Neyin var? diye geçirdim içimden. kalçali bir kadindi. Yanina vardigimda kalkti ve yürümeye basladi. Postanenin önüne gelince içeri girdi. Ben de pesinden. Dört-bes kisilik bir sira vardi.

kapisinin önünde durup bekledim, kapinin açildigini ve asansörden çiktigini duydum. Asansör gri dügmesine bastim, saymaya basladim. Bir, iki, üç, dört, bes, alti... Asansör geldiginde on sekize kadar saymistim.

Asansöre girip en üst dügmeye bastim, dördüncü kat. Saymaya basladim. Dördüncü kata geldig yirmi dörde kadar saymistim. Üçüncü katta bir yerlerde olmaliydi. Üçüncü kat dügmesine bast

saniye. Sonra asansörden çiktim. Bir sürü daire vardi. Ilk dairede bulacak kadar sansli olmadigima karar verip ikinci dairenin kapisini çaldim. Kel kafali bir adam açti kapiyi. Üstünde fanila vardi, pantolon askisi kullaniyo rdu. "Concord Hayat Sigorta Sirketi'nden geliyorum. Sigortaniz yeterli mi?" "Git," dedi kel ve kapiyi kapatti. Yan kapiyi çaldim. Kirk sekiz yaslarinda, yüzü kirismis, sisman bir kadin açti kapiyi. "Içeri girin lütfen," dedi. Girdim.

"Oglum ve ben açiz," dedi, "kocam iki yil önce sokak ortasinda düsüp öldü. Durup dururken. Ayda doksan dolarla geçinemiyoruz. Oglum aç. Ogluma bir yumurta alçak kadar para verebilir misiniz?" Süzdüm kadini. Oglan odanin ortasinda durmus siritiyordu. On iki yaslarinda, irice v e biraz eblehti. Siritip duruyordu. Kadina bir dolar verdim. "Sagolun, Bayim! Sagolun!" Kollarini boynuma dolayip beni öptü. Agzinin içi islak ve yumusakti. Dilini agzima so ktu. Kusacak gibi oldum. Dolgun ve tükürüklüy-dü dili. Memeleri çok iri ve yumusakti. Kollarindan kurtuldum. "Kendinizi çok yalniz hissettiginiz olmaz mi? Bir kadina ihtiyaciniz yok mu? Iyi v e temiz bir kadinim ben, gerçekten. Benden hastalik filan kapmazsiniz." "Gitmem gerek," dedim, kendimi disari attim. Üç kapi daha denedim, olmadi.

Dördüncüsünde buldum onu. Kapi hafif aralikti. Içeri girip kapiyi kapattim. Zevkli dösenmi ti içerisi. Hiç kimildamadan bana bakti. Ne zaman bagiracak, diye geçirdim içimden. Sertlesmistim.

Üstüne yürüdüm, saçindan kavrayip öptüm. Karsi koymaya çalisti. San elbise üstündeydi hâlâ çekilip dört kez tokatladim. Tekrar kollanma aldigimda direnci kirilmisti. Bir süre bi rlikte sendeledik. Elbisesini yakasindan göbegine kadar yirttim, sutyenini parçaladim. Inanilmazdi gögüsler i, volkanik.

Gögüslerini emdim, sonra agzini öptüm. Elbisesini kaldirip külotunu çikardi. Ayakta aldim o u. Isimi bitirince kanepeye firlattim. Açik bacaklari ile bana bakiyordu. Doymamistim.

"Banyoya git," dedim, "temizlen." Buzdolabini açtim. Bir sise kaliteli sarap buldum. Iki bardak alip sarap koydum. Banyodan çiktiginda içkisini eline tutusturdum, kanepeye oturduk.

"Adin ne?" "Vera." "Zevk aldin mi?" "Evet. Birinin bana zorla sahip olmasi hosuma gider. Beni takip ettigini biliyor dum. Ümitlenmistim. Asansöre bindigimde gelmeyince

cesaretini yitirdigini düsündüm. Daha önce bir kez tecavüze ugradim. Güzel bir kadinin erk k bulmasi kolay olmuyor. Erkekler erisilmez oldugumuzu düsünüyorlar." "Bu sekilde giyinip sokaklara çiktiginda erkeklere iskence ettiginin farkindasin, degil mi?" "Evet. Bir dahaki sefere kemerini kullanmani istiyorum." "Kemerimi mi?" "Evet. Kiçimi, kalçalarimi, bacaklarimi kirbaçlamani istiyorum. Canimi yak, sonra da b ana sahip ol. Bana tecavüz edecegini söyle." "Tamam. Canini yakacagim. Sana tecavüz edecegim." Saçindan kavrayip vahsice öptüm, dudaklarini çignedim. "Düz beni!" dedi, "Düz beni!" "Dur," dedim, "biraz dinlenmem gerek." Fermuarimi indirip kamisimi eline aldi. "Ne kadar güzel. Mor, kavisli." Agzina aldi. Isi biliyordu. "Aman allahim!" diye inledim. Teslim olmustum. Alti-yedi dakika dayanabildim, sonra iligimi emdi. "Bak," dedim, "bu geceyi burada geçirecegim anlasilan. Gücümü toparlamam gerek. Ben dus yaparken bana yiyecek bir seyler hazirla." "Olur," dedi. Banyoya girip kapiyi çektim, sicak suyu açtim, giysilerimi çikarip astim. Dusumu yaptim, üstüme bir havlu sarip banyodan çiktim. Ayni anda kapi açildi, odaya iki polis daldi.

arkadas?" dedi iri polis. Bir kadinin sözü yeterliydi." dedim. "bir daha söyletme!" Banyoya girip giyinmeye basladim. Adalet bu muydu? Sonra düsündüm. Ne yapacagima karar veremiyordu m." "Tabii. Lobiden geçerken herkes bana bakti. Polisler kaba kuvvet kullanarak arka koltuga oturttul ar beni." Beni tutuklayip hücreye tiktilar.. ekmek ve kahve verdiler. Disari çikar çikmaz kelepçeyi geçirdiler. çorba. "bir kadin için hayatini mahvediyorsun. kadin davaci olmuyor. bana tecavüz ettin! Beni oral seks yapmaya zorladin!" "Giyin ahbap. "Bir dakika. "Bir saka mi bu. Bukowski." dedim." dedim. Vera?" "Hayir."Bu orospu çocugu bana tecavüz etti!" dedi polislere. "Deger mi. "Sanslisin. Sabah greyfurt. Bu kadina tecavüz etmis miydi ." dedi polislerden iri yari olan. Sonra uyumusum. etmemis miydim? Bilemiyordum. "Haklisin galiba. apartmanin yaki ninda bir yerde indim.. Yirmi bes . "Genellikle öyledir." dedi iri polis. "Irz düsmani!" dedi Vera. otobüs degistirdim. tabii!" Pilimi pirtimi alip disari çiktim. Asansöre binip asagi indik. Vera dairesinde kalmisti. Otobüse bindim." "Harika! Harika!" "Adimini dikkatli at. deger mi?" "Tam da tecavüz sayilmaz." "Evet. Greyfurt? Klas bir yere düsmüstüm! Hücremde on bes dakika kadar geçirmistim ki kapi açildi. "Giyin ahbap. Bir süre sonra apartmanin kapisinin önündeydim.

dakika durdum orada. Günlerden cumartesiydi. Evde olmaliydi. Içeri girdim, asansöre bi ndim, üçüncü kat dügmesine bastim. Üçüncü katta asansörden indim ve kapiyi çaldim. Evdeydi. Içeri daldim. "Oglun için bir dolar getirdim," dedim. Aldi.

"Tesekkür ederim! Tesekkür ederim!" Agzini agzima dayadi. Islak bir elektrik süpürgesinden farksizdi. Tükürüklü dilini agzima s ktu. Emdim. Elbisesini kaldirdim. Iri, kocaman bir g.t. Bol g.t. Sol tarafinda küçük bir deligi ol an kocaman beyaz bir don. Boy aynasinin karsisindaydik. G.tünü kavrayip agzimi agzina bastirdim. Dillerim iz iki çingirakli yilan gibi oynastilar. Sertlesmistim. Ebleh oglan odanin ortasinda durmus bize siritiyordu. KÖTÜ BIR KENT Frank basamaklari indi. Asansörlerden haz etmezdi. Çok sey vardi haz etmedigi. Merdivenden asansörlerden ettiginden daha az nefret ediy ordu. Resepsiyon memuru ona seslendi: "Bay Evans! Bir dakikanizi rica edebilir miyim?" Yulaf ezmesini andiriyordu resepsiyon memurunun yüzü. Zor tuttu Frank kendini ona vu rmamak için. Resepsiyon memuru lobiye bakindi, sonra iyice Frank'e dogru egildi. "Bay Evans, sizi bir süreden beri izliyoruz." Resepsiyon memuru bir kez daha lobiye bakindi, etrafta kimsenin olmadigindan emi n olduktan sonra öne egildi yine. "Bay Evans, sizi izliyoruz ve aklinizin bir parçasini yitirdiginizi saniyoruz." Resepsiyon memuru dogrulup gözlerini Frank'in yüzüne dikti. "Sinemaya gitmeyi düsünüyorum," dedi Frank, "önerebilecegin bir film var mi?" "Konudan sapmayalim, Bay Frank." "Pekala, aklimi yitiriyorum. Baska?" "Size yardim etmek istiyoruz, Bay Evans. Aklinizin parçasini bul-102 dügümüz kanisindayim. Geri ister misiniz?" "Pekala, aklimin parçasini bana geri verin." Resepsiyon memuru masanin altindan selofana sarilmis bir sey çikardi."

"Iste, Bay Evans." "Tesekkür ederim." Frank paketi ceketinin cebine koydu ve disari çikti. Serin bir sonbahar aksamiydi . Yürümeye basladi, batiya. Karsisina gelen ilk ara sokaga sapti. Elini ceketinin cebine sokup selof ana sarili paketi çikardi. Selofani açti. Peynire benziyordu. Tadina bakti. Tadi da peynir tadiydi. Hepsini y edi, sonra ara sokaktan çikip caddede yürümeye basladi yine. Karsisina çikan ilk sinemaya daldi, biletini aldi ve karanliga girdi. Arka sirada ki koltuklardan birine oturdu. Tenhaydi içerisi. Agir idrar kokusu vardi. Ekrandaki kadinlar 20'li yillar in kadinlari gibi giyinmislerdi, saçlari vazelinli ve dümdüz arkaya taranmis. Burunlari fazlasi ile uzun görünüyordu, adamlar da gözlerinin altina sürme çekmislerdi. Sesli bile degildi film. Ekranin altinda sözcükler beliriyordu: BLANCHE BÜYÜK KENTTE YENIYDI. Saçlari düz ve jöleli bir adam Blanche'a siseden cin içiliyordu. Blanche sarhos oluyor gibiydi. BLANCHE'IN BASI DÖNER. ADAM ONU ANIDEN ÖPER. Frank etrafina bakti. Heryerde baslar inip kalkiyordu. Adamlar birbirlerinin çükler ini emiyorlardi. Durmaksizin. Tek baslarina oturanlar otuzbir çekiyor gibiydiler. Peynir iyi gelmis ti. Resepsiyon memuru daha cömert olsaymis keske. ADAM BLANCHE! SOYMAYA BASLAR. Ve her baktiginda tipin teki ona daha yakin oturmaktadir. Frank tekrar ekrana b aktiginda adam iki üç koltuk daha yaklasmistir. BLANCHE ALKOLÜN ETKISI ILE KENDINDEN GEÇMISKEN ADAM ONUNLA SEVISIR. Bir kez daha bakti. Adam üç koltuk uzagindaydi. Derin nefes aliyordu. Sonra yaninda ki koltuktaydi. "Oooo," diye inledi, "ooooo, ooo, ah, ah!" BLANCHE ERTESI SABAH UYANDIGINDA TECAVÜZE UGRADIGINI ANLAR. Kiçini hiç silmezmis gibi kokuyordu adam. Agzinin kenarindan sal yalar akitarak Frank'e yaslandi. Frank sustalinin dügmesine basti: "Dikkat et," dedi, "biraz daha yaklasirsan canin yanabilir!" "Aman tanrim!" dedi adam. Koltugundan firlayip koridora çikti, hizla en ön siraya g idip oturdu. Iki kisi is tutuyordu. Adamlardan biri digerinin borusunu üflerken digeri onun kamisini sivazl iyordu. Frank'e musallat

olan adam oturup onlari seyretti. ÇOK GEÇMEDEN BLANCHE GENELEVE DÜSER.

Sonra Frank'in isemesi geldi. Kalkip yaziya dogru yürüdü: ERKEK. Içeri girdi. Igrenç koku yordu içerisi. Ögürdü, kabinin kapisini açti, girdi. Penisini çikarip isemeye basladi. Sonra sesler duydu . "Oooooh tanrim ooooh ooooh tanrim bir yilan bu bir kobra tanrim oooh ooooh!"

Kabinleri ayiran bölmede bir delik vardi. Bir göz gördü delikte. Kamisini tutup döndü ve a amin gözüne isedi. "aaah aaah. Pislik herif!" dedi adam. "insan degil canavarsin sen, orospu çocugu! " Adamin tuvalet kagidindan bir parça koparip yüzünü sildigini duydu. Sonra aglamaya basl adi. Frank kabinden çikti, ellerini yikadi. Filmin devamini seyretmek istemiyordu. Sinemadan çi kip oteline dogru yürümeye basladi. Lobiye girdiginde resepsiyon memuru basiyla ona isaret etti. "Ne var?" dedi Frank. "Özür dilerim, Bay Evans. Size takilmak istemistim sadece." "Hangi konuda?" "Biliyorsunuz." "Hayir, bilmiyorum." "Aklinizi yitirmeniz konusunda. Içkiliydim. Kimseye bir sey söylemeyin, isimden ola bilirim. Saka ediyordum." "Ama aklimi yitiriyorum," dedi Frank, "peynir için de tesekkürler." Sonra döndü, merdivenden yukari çikti. Odasina girince gidip yazi masasina oturdu. Su staliyi çikardi, dügmeye basti, biçagi seyretti. Tek tarafi iyice bilenmisti. Birine rahatlikla sokab ilir ya da etinden bir parça koparabilirdiniz. Dügmeye basip biçagi kapatti. Sonra kagit kalem bulup yazmaya basl adi: "Sevgili Annecigim: Kötü bir kent burasi. Seylan'in eline geçmis. Cinsellik heryerde ve Tanri'nin kastett igi gibi Güzellik araci olarak degil, Kötülük araci olarak kullaniliyor. Evet, bu kent kesinlikle Seylan'in el ine geçmis. Genç kizlara zorla cin içirilip tecavüz ediliyor, kizlar geneleve düsüyor. Korkunç. Inanilmaz. Yüregim paramparça.

Dün gece sahilde yürüdüm, sahil sayilmaz aslinda, kayaliklarda. Sonra durdum, oturup Güze lligi içime çektim. Denizi, gökyüzünü, kumu. Sonsuz bir huzur kapladi içimi. Sonra mucizevi bir sey old . Üç sincap üstüne oturdugum kayanin dibinden beni gördüler ve kayaya tirmanmaya basladilar. Kayada bana dogru

kapiya gitti. . Frank kalkti.tirmanirken taslarin ve yariklarin arasindan bana bakan minik yüzlerini görebiliyord um. açti. Resepsiyon memuruydu gelen. Sonunda kayayi tirmanip ayaklanma geldiler.. ömrümde bu kadar güze göz görmedim -günahtan arinmis: gökyüzü. Sonunda b n kalktim ve onlar. Sonsuzluk. Gözlerini yüzüme dikmislerdi. hersey o gözlere sigmisti. deniz.. Annecigim. Kapi çalindi.

" "Ne. Sonra çikardi.. Bay Evans... son zamanlarda içiyorum. "Seni igrenç orospu çocugu! ÖPTÜN BENI" "Sizi seviyorum." "Ne?" "KÖKLEYIN BENI. Bay Evans." "Harika bir adamsiniz siz." "Ne?" "Bedeninize. Bay Evans!" "Seni igrenç domuz!" Frank sustaliyi çikardi. içeri gir. sizinle konusmam gerek." "Bagislandin. agzini agzina yapistirdi. Lütfen alinmayin ama beni köklemenizi istiyorum." "Size asigim. biçagi resepsiyon memurunun karni na sapladi. lütfen. "Bay Evans." "Bay Evans. dügmeye basti. size söylemek istedigim bir sey var. Bay Evans.."Bay Evans. Bay Evans. "Bay Evans.tanrim. "Söyle. Sarap kokuyordu." Resepsiyon memuru kapiyi kapatip Frank'in önünde durdu. biçak firladi. Temiz bir kiç deligi gibisi yoktur!" "Odami hemen terket!" Resepsiyon memuru kolunu Frank'in boynuna doladi." "Neden bahsettigini anlamiyorum. Biliyorsunuz. Simdi git. degil mi?" "Hayir. Bay Evans! Amerikan Donanmasinin yarisi üstümden geçmistir! Denizciler m alin iyisinden anlarlar. aramizda geçen konusmadan lütfen idareye söz etmeyin." "Pekala. ruhuma demek istiyorsun." ..

Tuvaletten çikti ve masaya oturdu yine. bir zamanlar çocuk olduguna. ölümcül görünürdü su ve martilar uyumak istemezlerdi. Çin diye bir ülke ol duguna ya da ABD'ye ve Vietnam'a.. sonra kadinsizlik. bir hiç. bir dolar yirmi sent nakit vardi cebinde. yatagin üstüne koydu ve esyalarini top lamaya basladi. bu kentten. kalkip dolapta asili olan ceketinin iç cebine koydu." dedi resepsiyon memuru. kimseler olmazdi. hayir. üçte ikisini kesti. Sana bir sonraki kentten yine yazacagim -San Francisco. Annecigim. gözlerini. mektubu içine koydu. Sonra kamisini çikardi. Sonra sifonu çekti. onu un utamazdi. kums al serin oluyordu ve gün batimindan hemen sonra sahilde yürümek hosuna gidiyordu. simdi de issizlik. yapistirdi.Resepsiyon memuru yere yigildi. martilar dogru uçtular. hayir sonbahari. Seni sürekli düsünüyor. 106 BIR DOLAR YIRMI SENT yaz sonunu seviyordu en çok. bir haftalik kirasini ödemisti bi . bitmis. Kalemi aldi. yuk ari dogru çekti. E llerini sabunla güzelce yikadi.." "Ibne seni! BENI ÖPERSIN HA!" Frank yere egilip resepsiyon memurunun fermuarini açti. ruhundan arta fazla bir sey kalmamissa ve bunun farkindaysan biraz ruhun vardir yine de. bir de erkeklik çagini: çalistigi isler ve kadinlar. ruhunu. "Ah tanrim tanrim tanrim. mutlu ve saglikli olmani diliyorum. kuma oturup suya bakardi. kaçistilar. herseye zor inanilirdi suya bakinca. -Seytan herkesin ruhuna sizmis. pulladi. su kirl i görünürdü. ". Iki elini karnina bastirmis kanamayi durdurmaya çalisiyordu.. ruhundan arta kalani ister gibi uçtular üstüne dogru. Portland ya da Seattle olur saniy orum.. Tanri hep seninle olsun sevgi ile oglun Frank" Zarfin üstüne adresi yazdi. sonbahari belki de. ama Sonsuzlugu görmüstüm. Frank banyoya gitti. Sonra dolaptan bir bavul çikardi. her neyse. nefret ederlerdi uyumaktan. buna inanmak zor degildi. bu otelden ayrilmak zorundayim. altmisinda bir berdus. elindeki et parçasini tuvalete firlatti.

donuk günler ve geceler ve anlam eksikligi ve firsat eksikligi. digerleri kurnaz.r de. gürültücü. altmis yilin karsiligi: bir dolar yirmi sent. kadinlari düsündü yine. ve simdi. sonra gülüsmeler duydu arkasinda. biraz deli ve çok z nlar olmuslardi. battaniyeleri vardi.. kutu birala 107 . odalar ve yataklar ve evler ve Noeller ve isler ve sarkilar ve hasta neler ve donukluk.. okyanus. birkaçi iyi davranmisti ona.

" gençlerden biri bira kutusunu firlatti. babalik? ne yaparsin? kizlardan biri altina yatsa ne yaparsin? ha ?" yürümeye basladi.n vardi. kahveleri ve sandviçleri vardi." "hâlâ iyi bir adamim ben evlat. Rod? bazen NEFRET ediyorum senden!" "BURAYA GEL. rüzgârda saçini düzeltiyordu. pantolonuna yapismis kumlan silkeledi." "kizlardan biri altina yatsa ne yapabilirsin. esnek vücutlar. "hey. böyle degildi gençler. neydi bun . Rod!" dedi uzun kizil saçli genç kiz. battaniyenin etrafindan dolanip kumda kaldirima dogru yürüdü. "kollari ve bacaklari var! yüzü var!" "YÜZÜ MÜ?" ? yanlarina gitti. "ne biçim konustun zavalli adamla. bilmiyorum!" "insan mi?" "nefes aliyor mu? düzer mi?" "neyi düzer mi?" güldüler. "harcanmis yillarda vardir. sen harcanmissin bana kalirsa. içmenin tam sirasiy-di. sarap sisesini kaldirdi. "KIMILDADI! bak. güldüler. anlayamiyordu. biraz kalmisti dibinde. "yaslilikta utanilacak bir sey yoktur. genç insanlar kötü degildi. KIMILDADI!" ayaga kalkti. ayak parmaklarini kuma gömmüstü. NEDIR O?" "tanrim. sonra içlerinden biri onu fark etti. babalik?" "böyle KONUSMA. güldüler. güzelim!" güldüler yine. kaygisiz. babalik. kendi a uçusuyor gibiydi. "ne diyorsun. iki delikanli ile iki gençkiz ince.

yataga uzandi. karanlikta yüzünü seçemiyordu. hatun o anda cevap veremedi." "tesekkür ederim. iyiydi yüzünü seçememesi. "çok begeneceksiniz. Barney önce bitirdi. ÇORAPSIZ Barney kiçindaydi. benim isimi . salladi ve "nasil. gülerek bogustu-108 lar. çorbadaki yag kabarciklarin a bakti öylece. karanlik anlamliydi. sonra iç geçirdi. kiz bir çiglik atti. "çorba pisirdim. tavuk suyu."HAYIR!" arkasina bakti. derin bir iç geçirdi ve öldü." dedi. bunu begendin mi?" diye sordu. bacaklarina ve kucagina dökülen bir isik demeti. güzel çorba yaparim. bir süre okyanusu dinledi. leziz! bir tas getireyim!" "peki. bir süre oturdu. öbür çiftin ayaga kalkip öpüstügünü gördü. ev sahibesi Bayan Conners gelmisti. çok güzel. tel ö sizce açip çorbayi topraga döktü. isik süzülüyordu içeri. çorbayi pencereye götürdü. ayak basparmagini hatunun kiçina soktu. ben agzinda. kaldirima ulasti. on daki ka sonra odasindaydi. severdi karanligi. kapiyi kap i ve yataga girdi. "Bay Seed?" "efendim?" kapi açildi. sonra kalkip kasigi si-fonyerin üstüne koydu. istemiyorum. Bay Seed. size bir tas çorba getireyim mi?" "hayir. kapi çalindi. dalgalarin sesini duydu. bir isik demeti. tasi sifonyerin üstüne koydu. isigi yakmadi. çis sansiydi." yataktan kalkip iskemleye oturdu ve bekledi. kumda yuvarlandilar. Bayan Conners çorbayi kucagina yerlestirdi. banklardan birine oturup ayagindaki kumlan temizledi. ayakkabilarini çikardi. sonra güldü. Rod kiz i yakaladi. her zamankinden daha karanlikti. nefis çorba. etsiz. oturup çorbayi seyretti." "hadi Bay Sneed. altmis bes yasindaydi Bayan Conn ers. kulak kabartti. bir tas çorba. bir kasik. buhar çikti topraktan. Rod'un kizi kovaladigini gördü. Bayan Conners kapiyi açik birakmisti .

sonra ben kiçina geçtim. sizincaya kadar içtim. Barney agzina. saat aksamin dört buçuguna geliyordu. Dan gelmisti.bitirdi. hasta ya da u ykuya muhtaç . ben de evime. kapinin zili çaldi. sonra bir-iki saat kadar içtik. sonra Barney evine gitti.

"bahar dinletisi için siirlerine ihtiyacimiz var. "hey." dinletilerine bir kez olsun katilmamis. su fena sayilmaz. bu bok! bu da bok! bu da öyle.oldugumda Dan mutlaka gelir." "himmm. "bu.. bu bok! bu da!" o siirlerimi degerlendirirken kaç bira içtim bilmiyorum. Bukow ski?" "bilmiyorum." buzdolabina gidip bir bira aldim. döndügümde Dan elinde burusuk sayfalarla oturuyordu. minik bir sakali vardi. heheehehe! ne oldu sana.. daha da kötüsü -kafiyeli siir yazardi. evet?" "tanidigin bir .mcik var mi?" "ne?" . kusmuk buk!" ne kadar dogru. Dan. "evet?" diye sordum. ona baktim ve "hasiktir. "elimde hiç siir yok. ama kendimi daha iyi hisse tmeye baslamistim." "Dan?" "evet." "dolap dolusu siir olurdu sende eskiden." "biliyorum. döndügümde bütün arsizligi ile kanepemde oturuyordu. su fena degil. bir siir atölyesi isleten bir tür komünist entelektüeldi Da n ve klasik müzikten anlardi. sohbet sirasinda son derece sikici nükteler yapma dan edemezdi. banyoya kosup bosalttim. ama yillarda n beri evime gelip kafa ütülüyordu ve hâlâ onu basimdan savmanin usturuplu bir yolunu bulamamistim. hiçbir zaman ilgilenmemistim. "yine mi hastasin." dedim." "dolabina bakabilir miyim?" "bak. buk? buk kusacak.

"bacaklari n harikulade. selam. fermuari ancak 4/3 kapanan bir pantolon ve eski bir gömlek. "Ooo. ben ve Dan." "al." ".. uzanip Vera'nin etegini dizlerine kadar siyirdim.iktir et siirleri! . Dan. yolda durup bir sise skoç kaptim. "biraz tombul oldugumu düsünüyorum. indik arabadan." "Vera. hayli lüks bir evin zilini çaldik. "Ooo. "Bay Bukowski." "yürü!" "bu siirlerin birkaçini almak isterim. birini Vera'ya verdim. . . ben giyinirken bir bira içmek ister misin?" "bir biradan zarar gelmez." dedi Dan. kanepede oturan adamla Vera'nin arasina oturdum." dedi Vera.." ona bir bira verdim.. herifin teki oturuyordu kanepede. kapidan çikip arabaya bi ndik. bir çift ayakkabi.. "yemek yemez misin sen?" "sadece belli seyler." dedim." "siirin .." "öyle mi? Charles Bukowski'nin neye benzedigini hep merak etmisimdir.."topu topu on santime tav olacak bir kadin taniyor musun?" "bu siirler. kapiyi Vera açti. "bardak var mi?" "elbette." onu itip içeri girdim. ben de.mina koyayim. bu..Charles Bukowski. ötekini kendim aldim." dedim. y irtik bir sort. robumu çikarip eski giysilerimi üstüme geçirdim. skoç." Vera bardaklari alip geldi..m diyorum. Dan karsimiza oturdu." "evet.m!" "Vera olabilir belki." dedi. bardagami dipledim. iki bardaga skoç koy dum. "seni hiç yemek yerken görmedim." dedi Vera." yolu tarif etti... moruk. "siirlerinizi okudum ve.

uzanip gögüslerinden birini kavradim. bardagimi dipledim. hiç acele etmeden içkimi yudumla dim." dedim. "sisman bulmuyor musun beni?" "hayir. Vera'nin içkisini tazeledim. evladim." Vera elegi kiçinda oturup bekledi. sahaneydi. mükemmelsin. çok geçmeden kiçina kadar çikarmistim etegini. Vera bekledi." dedi." dedim. külot haline getirilmis minik bir yorgan. "ben gidiyorum!" dedi kanepenin öbür ucunda oturan adam. sonsuza dek eriyebilirim sende."halt etmissin! mükemmelsin!" kendime bir skoç daha koydum. hafif yagli. ." istemeye istemeye kalkip gitti. öpüslerin arasina beylik laflar sikistiriyordum." dedim." dedi. eski yor ganlari andiriyordu -ipek kabartma dörtgenler. birazdan sira sana ge-112 lecek. "senin gitme zamanin geldi saniyorum. "Charles. "Dan." içkimi dipledim. "Charles. egilip Vera'nin dizlerinden birini öptüm. bir tane daha koydum.ve nefis renkler: yesil. merak etme. "yasayan mi yoksa ölü mü?" "ölü. Vera!" "neden?" "yahu nerden bileyim?" etegini indirdi. "dünyanin en büyük sairiyim. skoçtan bir yudu m alip biraz daha yukardan öptüm. "içkiyi severim. "sismanim." dedim. "Vera. ben de öyleydim." dedi. "ne?" diye sordu. sari. basimi bacaklarinin arasindan kaldirdigimda Dan karsimiza oturmus piril piril p arliyordu. lavanta. kalkti ve gitti. "kiçina bir morina baligi sokmak geliy or içimden. mavi. bildigimiz malzemeden degildi. külotunu gördüm. yumusacik. gerçekten çok güzel bir külottu." dedim. dogrulup bir içki daha koydum kendime. röntgen daha sonra çekilecek otuz-bire renk katar. "Bak. a ma genellikle bir yerden zor kalkip giderdi.

hiç de fena sayilmazdi yanindaki kadin. çis." kalktigini gördüm." dedim. "kimligine karakolda bakariz. "beyler?." "iste. çok hos bir daireydi. kendime bir içki daha koydum. "ben Vera'nin arkadasiyim. siz kadinlarin en büyük sorunu bu. eksik. yarin erken kalkip ise gitmek zorundayim." dedi öteki kadin. "HEMEN!" "beyler. yadirganacak derecede samimi ve insani bir soru oldugunu düsündüm. KANCIKLAR. yaninda bir kadin vardi. korkarim ki senden gitmeni isteyecegim. simdi ayakkabilarini ve pantolonunu giy-" taktilar kelepçeyi. sevmistim orayi. bir seyden utaniyormusum gibi hissett im kendimi. ama içkiye çok düskün bir adamim ben. her zamanki gibi fazla siki." dedi. göz açip kapayincaya kadar disari çikarmislardi beni. "beyefendi." dedi polislerden biri. öyle mi?" diye sordu polislerden biri. yar in sabah erken kalkmasi gerekiyormus. "lütfen git."yarigindan isiyorsun. basimi kaldirdigimda Ver a karsima dikilmisti. boktan. harcanmis bir makineli tüfek mermisi gibi. "Nobel komitesinden misiniz? Yoksa Pulit-zer'den mi?" "ayakkabilarini ve pantolonunu giy. küçük çentikler damarlarima batiyordu." . dünya beni izliyormus duygusuna kapildim ve tuhaftir. BÜTÜN ISTEDIGIM BU! IKINIZI DE TEMIZ BIR ON SANTIM BEKLIYOR!" orada oturmus sisenin dibini görmek üzereydim ki iki aynasiz girdi içeri. ayakkabilari mi ve çoraplarimi çikarmis sortumla oturuyordum. onu korkutmussunuz. bacaklarimin gidebileceginden daha hi zli." "Charles. sizden gitmenizi rica ediyorum!" "DINLEYIN. suçlu. düzecegim seni." dedim. "ve külotunu görmeliydin. "çok güzel bir daireydi ." "Charles." "is. Charles Bukowski ile muhatap oldugunuzun farkinda misiniz?" diye sordum ." "tasalanma yavrucugum. degil mi?" "sanirim. biraz daha içm k istiyorum. umursamadim. "büyük asiksin. SÖZ VERIYORUM! BIRKAÇ IÇKI DAHA IÇMEME IZIN VERIN. IKINIZI DE DÜZECEGIM.

"ne kadar sürecek bu is?" dedi gardiyan. karakol . fazla özen göstermeksizin arka koltuga firlattilar beni. sayfalari çevirip duruyordum. iste o zaman kogusta çorapsiz tek adam oldugumu farkettim." dedim." dedi gardiyan. "allah allah. içeri girdigind e anlayisli bir ses harikulade gelir insana.. çagdaslasiyordu." dedi alçak sesle. "bir telefon hakkin var. gördügüm her yeni gardiyandan telefon hakkimi talep ettim. kendimi ne zaman bu durumda bulsam polislerin ben den üstün olduklari hissine kapilirim." b ir kagit parçasi tutusturdu elime. "canavar bu insanlar. bir zamanlar sarhosken kodese düsmesine ne den oldugum bir arkadasimin annesi açti. tanrisal radyolarini dinledim. birbirinden sigara istedig i." çabuk bir karar verip bir numara aradim. kogustan çikip telefon rehberini karistirmaya basladim. çogu yük trenlerinden inmislerdi. bacaklarimi uzatip o rahat ve kibirli konusmalarini. kaç kisiyi aradigimi bilmiyo rum. "kullan. beni siçip sivadi." "arayacagim seni. g ardiyan beni kogusa tikti yine. horladigi ve isedigi ayyas kogusundan çikardi beni. ceplerdeki esyalarin alinmasi." dedi.." diye yalan söyledim. iste o an anladim tek dos tum bile olmadigini. "canavar bunlar. sonra sivil bir memur geldi. "kefaletle serbestsin. ama insan kodeste nasil RAHATLAR? sivil memur sorular sorup önündeki yesil formu doldurdu. "senden hoslaniyorum. kiskandi m rahatliklarini. o ayyas kogusunda yüz el li kisiydik ve yüz kirk dokuzunun ayaginda çorap vardi. sonunda vazgeçip orada çürümeye karar verdim. Meksikalilar yatak odalarindaydilar sanki. . sürekli gülümsüyor. gerçek payi yok da degil.alisilagelmis fotograf çekimi. güldügü. yardim edebilecegini düsünerek. zamanla b azi seyler degisiyordu. sonra kogusun kapisi açildi ve adim okundu."kes sesini!" dedi öbür polis." dedi gardiyan. "dikkatli ol. mizah anlayisi sifirdi yasli kancigin. çikinca beni ara. tek ben çorapsizd im. sol basparmagimla sorun yasadigim pa rmak izi fasli: "RAHAT OL! KENDINI KASMA!" bu sol basparmakla ilgili olarak suçluluk duygusu hep.." herkesin son derece rahat bir sekilde yerde yattigi.. dibe vurdugunu sanip bir dip daha oldugunu kesfedebiliyordu insan. "on bes dakikadir burdasin.

herkesi geçirdim aklimdan. kefaletimi ödeyen melegin kim oldu gunu düsünüp durdum. . kaldirimda bekliyorlardi.kefalet islemi boyunca. kimdi bu dost? disari çiktigimda benden nefret ettiklerin i sandigim bir adamla karisi oldugunu ögrendim. ki bir saat kadar sürer.

iyi gelmisti. korkunç. esyalarini al ve git. Vera ben. polis çagirdin. kapidan içeri girdigimde telefon çaliyordu. hiç aklimdan çikmiyorsun. ilk skoçu koyuyordum ki telefon çaldi.. hayir. skoç ve bira dolaniyordu kanimda. "Vera!. bardagi bir dikiste yarilayip telefonu açtim." "hayir. Buke." gidip bir altilik." dedi ve kapiyi çarpti. lütfen!" cüzdanimi ve çoraplarimi aldim. agzima girmeye can atan çok dolgun bir gögüs gördüm. "zaman zaman siirlerini tekrar tekrar okuyorum. . lütfen. onlara kefalet bedelini ödedikten sonra arab alarina kadar geçirdim. istem edigimi söyledim. "Buke?" "evet." "sagol.. ama kamisimla ona ulasamiyordum ve hâlâ çorap yoktu ayagimd a. Buke. bir de küçük sise skoç aldim.. Buke." "ben de." "hayir.. "Buke?" "Evet. tecavüz suçlamasinda bulunmak isteyip istemedigimi sordular." dedim. beni içeri al. biraz önce kodesten çiktim." "seni seviyorum. bebegim. sisko. seninle asla dost olamayiz! korkunç bir kisiligin var!" gögsü yalvariyordu. Ann." "biliyorum. Buke." "asagilik kaltak. "seninle çok iyi dost olacagimizi saniyorum. "Vera. Buke." Sacramento'dan bir . "pekala.mcik. peltelesmis kiçina kina yak!" "Ooo. güzelim. bir kadin sesi. Ann. kimsin? biraz önce kodesten çiktim. Buk. can ciger. üs robu vardi.arabalari ile beni evime biraktilar." kapinin zincirini sürmüstü ama içeriyi görebiliyordum. çok tatlisin ama gidip içecek bir seyler al maliyim." "korkunçtun. aradigin için tesekkür ederim. hepsi zamana direniyor. po lisleri çagirdigin için seni bagisliyorum.

yeter ki onlara mantiksal b ir neden verin. ayni ye re dönmemek sadece ölülere mahsustu. genellikle yanildigim söylenir. kendime dogru. ama hemen hemen herkes tuhaftir biraz . minik bir sakal birakmis. sonra da bir kez daha iyi bir yurttas olarak geri vitese taktim. riske girmemek. iyi bir haham olacak. purodan bir duman aldim. müthis bir haham olacagindan hiç süphem yok. karanlik sokakta kuzeye dogru yol aldim. bu kez polis esligi olmaksizin geçtim park girisini. ama aslinda savasa karsi degil. uzun lafin kisasi. "g ." diyorum. dünya her zamankinden daha çok sallanip titresiyor ve sonuçlan asikar. Kuzeye Kuzeye kuzeye. olur. özenti kaltak. keyfi kaçiyor. evime dogru. bu oglan. "hani bira? tanri askina. kaybetmemek. yeterince sehvetli ve palavraci. Kuzey Vietnamli öldürmek dogru degil. kadim dost. makine gibi çigniyor. o da bir çoklari gibi savasl ari iyi ve kötü olarak ikiye ayiriyor. 117 "isa askina. bir siir dinletisinde benim siirlerimden birini okumak istiyor. yaniliyor da olabilirim... simdi de hahamlik egitimi görüyor. içecek bir seyin yok mu?" 14 tane ay çekirdegi avuçlayip agzina atiyor. "isa'yi siz öldürdünüz.otuz bes dolarimin içinde olup olmadigini kontrol etmek için cüzdanima bakarken Aaron Copeland çaldigini duydum. çoraplarimi giydim." diyor. Maxie. 116 SAKIN BIR GECE ziyaretime gelen insanlar biraz tuhaftir. birayi elimden kapip agzindaki ay çekirdeklerini suluyor. biraz asagida arabami buldum . iyi bir haham olacak. diyorum ve ona siirin nasil okunmasi g erektigini anlatiyorum. Israil-Arap savasina katilmak istedi ama bavulunu yapma firsati bulama dan savas bitti. "o muhabbete hiç girme!" diyor. mavi dumani üfledim. tuhaf: bazen düzüsmemek yarim yamalak bir düzüsten daha iyiydi. puroyu yaktim. iki arabanin arasindan çiktim. insanlar birbirlerini öldürmeye devam edecekler. bindim. motoru isittim. bir seylere dogru. Vietnam'dan yirtmak için habire üniversiteye gidiy r. Arap öldürülebilir. hayli saglikli görünüyor. gidip biralari ge tiriyorum. sonra da ayakkabil arimi. içlerinden biri. ayakkabilarimi çikardim. akimdaki külüstür biliyordu. ömründe bir gün olsun çalismamis. sonra ben de bildim. hafif sisman. ve bir trafik isiginda unutulmus yarim bir puro buldum küllükte. burnumu da. çalisti. sonra yesil yandi.

". tarzim degil." "evet. ." "evet. Duncan.A.L.irmeyecegim. Times' da çok satiyor ama hiçbir sey yok L. Times' da. isa askina derken onu kastediyordum ." "DEHSET CADDESI için yüklü telif aldigini duydum.A. yayinevinin en iyi satan yazariyim. ama bu hiçbir sey ifade etmeyebilir. Creeley ve Le-vertov'un birl ikte sattiklarindan fazla satiyorum.

"ha. "evet.." "baska bira var mi?" "tabii. yoksa yaniliyor muyum?" "odasinin duvarlarini mantar kaplatan mi?" 118 "evet. siir miir yazmiyordu. kocasinin dalgiçliga meraki varmis. isim bi tmis." "pamuk ipliginden sarkiyorum ben. o kadar gülünç ki paranin içinde boguluyor. 'Lilly bir serçe gibi siçradi çiftçi John'un tel örgüsünün üstünden. iki tarafta da kamis bekliyordu." "seni kiskaniyor ama. kaza geçirip ölmüs . büyük yazari duvarlari mantar k apli odada yazarken görebiliyorum." "evet. DÖRT motosikleti var. kocas i ölünce 40. viskinin en kalitelisini içiyor. sonra Harry benim reddettigim bir isi kabul ett i -pornografik dergilere öykü yazmak. Harry. Harry akil hastanesinde yatmis bir oglandi. neyse. Harry'yi yolladim. arkan bos!1" "inanilir gibi degil. Proust'unki gibi ses geçirmez olacakmis.biralarimizi yudumladik. iyiydi siirler." "'Hank. be bek bakiciligi yapiyor. adini duyar duymaz köpürüyor.' dedi. birini doyuramiyorum." "ikisinin de önlerine birbirlerinin adlari islenmis kazaklari var. dalgiç giysisi simdi" Harry'de. Harry'ye çalisabilecegi bir stüdyo yap mak için duvarlardan birini yikiyorlar. ne dedi biliyor musun?" "hayir. domuz gibi olmus. Proust deg il miydi. edebiyattan filan anlayan bir tip degil. sürekli yemek yiyor. 'önünde kocaman bir sey sarkiyor. iki bin dolara patlayacakmis." "fena fikir degil aslinda. yani bogulmus. su salak haline bak." "neden?" "bilmiyorum." ." "harikulade. ilk sii r kitabina önsöz yazmistim." "nerden nereye. durumu vahimdi Harry'nin.000 dolarlik mirasa konan bir hatunla evlendi. galiba. ben editöre "hayir" dedim. 4 Temmuz'da arkadaslarini arka bahçesine toplayip 500 dolarlik havai fisek patlatti..'" "birakalim su herifi. karisi Harry'nin çok büyük bir yaz ar oldugunu düsünüyor. geçen gün beni küvetten çikarken gördü. afedersin. "Harry nasil?" diye sordum. 500 dolar on bes dakikada havaya uçtu." "evet. haykiriyorlardi." ded im. senin küçük kizin nasil? neydi adi? Marina?" "Marina Louise Bukowski." "bana göre degil.

"geçenlerde Larry ugradi. "öyle mi?" .biralari getirdim." dedim.

asil sorun burada.ragi yemisler. atom bombalari yok ama. devrimciler tekila içip esniyorlarmis. düsmani ya-ri-zeka yapan ayni zehiri kendileri için de istiyorlar. bir yolunu bulsalar Ford için çalismayi yegle rler." "dinle. ama devrimcilerin çogunun göt olduklarini biliyorum. ama d inlemiyor beni." "daha iyi gözlemleyebilmek için mi?" "daha iyi gözlemleyebilmek için. ." "Rusya'dan ve Çin'den korktugumuz için atom bombasini kullanamiyoruz da ondan." "ne yani." "siyasetim yok benim. Haham. ben duruma bütün açilardan bakmaya çalisiyorum. ama Oregon'da Castro'larla dolu bir siginagi bombalamak istedigimizi varsayalim. her seçimde yapiyoruz bun zaten. kimse bilmiyor. devrimin DISARIDAN-içeriye dogru degil. öyle degil mi?" "iyi bir Amerikali gibi konustun. sadece kendi açimdan degil . bu bizim iç mes elemiz sayilir ve kimseyi ilgilendirmez. bu tiplerin ayaklanma baslar baslamaz yaptiklari ilk sey gidip bir renkli televizyon yagmalamak. y." "Vietnamlilar'da da yok. yoksullara yardim etmeyelim."devrimin yarin sabah gerçeklesecegini saniyor." "yine de devrimin bokun bir kismini temizleyecegini düsünüyorum. gerçeklesebilir de. ben kus yuvasin i yeglerim. egitimsizleri egitmeyelim. yoksa hapi yutmustuk. tarih çok agir ilerler. çogu firsatçidir bunlarin. simdi Kanada diye tutturdu. boyunlarina kanli Baris Sembol'leri asan çok hasta insanlar. üstüne üstlük dil engeli var. ama bu devrimcilerin çoguna rahip cübbeleri giydiriyoruz." "yine de bir gerici gibi konusuyorsun. akne sorunlari olan. bir bira daha iç. IÇERDEN-disariya dogru gerçeklesmesi gerektigi ni anlattim ona. gerçeklesmeyebili r de. ama canavar gibi savasiyorlar. hastala n tedavi etmeyelim demiyorum. bir kötü yönetimden baska bir kötü yönetime geçmekte yarar görmüyorum ben. moruk. gözlemciyim. tüfegini temizleyip hazirlamakla mesgul." "ben de. hapi yutmadik mi?" "emin degilim. kuzey eyalet lerin birinde gida ve silah ikmali yapmislar. ve bunlarin bazilari karilari tarafindan terkedilmis. ve üstüne üstlük son derece IKICI insanlar. devrimcilere katilmak için Meksika'ya gitmi s." "allahtan herkes senin gibi degil. hava destegi de yok. ama bir çok iyi seyi de yok edecek." "dogru. demek istedigim bu.

" . King. onlarl a her zaman masaya otururum. gençler bir zamanlar yaslilarin düsündügünden daha iyi düsünüyorlar ve yaslilar ölüyor. Spock'a yaptiklarina bak. bunu kabul etmek zorundasin. bu herifler sakaya gelmez. Kennedy'ler. liste uzar gid er.kodamanlar ne yaptiklarini çok iyi biliyorlar. Malcolm X. bu isi kan dökmeden hall ir yolu var hâlâ. aceleci davranirsan kiçinin üstüne oturturlar adami. ama bir seyler degisiyor.

" "örümcek ile sinegi mi kastediyorsun. yerine ne koyacagiz." "el sikistik mi. yahudi sakalli bir Plato ile. sorun aramizda asili kaliyor. . sonra da katillerle el sikismak istiyors un." "denediler en azindan.. bana sorarsan 'ya Zafer ya da Ölüm' derim. ölümün degil." "Plato ile konusuyorsun." "var tabii. Rus Devrimi basarisiz mi oldu sence?" "bütünüyle basarisiz olmadilar. Fransiz Devrimi." "Amerikan Devrimi." "bir santimetre ilerlemek için kaç kisiyi öldürmeliyiz?" "bir santimetre bile ilerleyemedigimiz için kaç kisi ölüyor?" "bazen Plato ile konusuyormus gibi hissediyorum kendimi. ne diyorsun? kenti atese mi verelim. ülkeyi yaktik. ama bütünüyle basarili da olmadilar."gözünü korkutmuslar senin." bir süre susuyoruz. yoksullar doktor yoklugundan düskünler kogusunda ölüyorlar. çok iyi bir Haham olacaksin. insanlari satranç piyonlari gibi kullanan top lum yüzünden akil hastanelerinde bos yatak yok. Haham?" 120 "su anda iskenceler sürerken sen agzinin kenarindan konusuyorsun. cezaev leri öylesine dolu ki mahkûmlar yerlerde yatiyorlar." "bu söylediginde dogruluk payi var. sonunu biliyorsun" "ölümün nesi var?" "bu gece hayatin sorunlarini tartisiyoruz. bu arada sefilhane-ler toplumun iskartaya çikardigi sefillerden geçilmiyor." "peki." "Hitler'de öyle dedi. ülkeyi atese verelim." "tesekkür ederim. agzi olan tek sen degilsin. yoksa kedi ile fareyi mi?" "artik bazi seyler idrak etme kolayligina sahip olmasina ragmen Insana karsi Ins an'i kastediyorum." "hayir." "DEHSET CADDESI gibi bir kitap yaziyor." "dedigim gibi.." "iyi de.

çünkü sira bana da gelebilir.. yarinin Haham'i pazar sabahi kahvaltilarin da gürler. ordu mu. eskiden bu çetenin çok degerli zamanimi katledecegini düsünürdüm. iyi insanlarin iyiliklerini. öyleyim. not aliyorum. evlat. hâlâ mücadele ediyorum. savasa devam. FBI." ve sustuk bir kez daha. tanrilar cömert davrandilar bana. bir fare misal i kolumdan yukari kosan mucizeyi hissediyorum. Riverside'da yasayan bir baska profesör." "tesekkür ederim. Haham. ön bahçesine insanlarin çadir kurdugu b Henry Miller olmayacagim hiçbir zaman. Michigan'a gitmekte olan Loyola'li bir profesör. ki dogal ama boktan. konusurlar. çesit çesit insan gelir be ni görmeye. gözlemliyorum." "tabii. silahlarin çogunu kimin atesledigini biliyoruz. göbegi bira dolu ayaga kalkiyor oglan. yoksa çilginin teki mi? bir tahminde bulunmaktan kor kuyorum. ama bazilarini kimlerin at eslediginden emin degiliz. ne hay at bu bana kirk sekizimde bahsedilen. sonuna kadar savasmaliyiz. yarin tatli düslerin en tatlisi oldugunu bilmese de. r seyler birakti." "bazen ben SENIN çok iyi bir Haham olacagini düsünüyorum. ve tas duvarlarin arkasina siginmis bir Jeffers gibi hissetmiyorum kend imi artik. beni hayatta tuttular." ." "Sam'e. korkak gelecegi görebilen insandir. iyiyim. aydin ve yazarlarin sorunu BU -kendi rahatlan ve kendi acilan disinda fa zla bir sey hissedemiyorlar. "gitmek zorundayim. babam sana selam yolladi. sabah bir dersim var. tuhaf aksamlardan biri daha iste." "sakal birakirsin. "silah kontrol yasasi ile bir seyleri çözecegini düsünüyor." "evet." "bir bira daha iç. beyinlerine Bukowski kitaplari zulalamis berduslar.. Plato'nun yahudi sakali yoktu. fahiseler. iyi misin?" "evet." "bunun için allaha sükrediyorum. kadin s airler. dedigimi ilet. tazelerler beni: gelecegin Hahamlari." diyor dostum. ama talih benden yanaymis çünkü her biri bir seyler getirdi bana. hem baska yönden de talihliyim çünkü sessiz ve gizli bir ün benimki. cesur insanin hayal gücü sifira yaki ndir.bir aydin ya da yazar olarak KENDI kiçin kapanda degilken bu hosluklari gözlemlemek pek memnuniyet verici. tüfekli devrimciler." "dogru degil. tamamlamayi düsündügüm birkaç sone var." "senin biraz korkak oldugunu düsünüyorum" "evet. polis mi. "meclis." "yeterince önemli oldugunu sanmiyorum. devlet mi. yollara dökülmüs üç-d enç.

sol mememin üstünde. Bukowski konusmayi bilmez. hiç de fena görün-124 . bitten ve u cubelerden nefret eder." ne pencere var ne de yatak. rahibelerden. Bukowski. park banklarindan. dostum ruhumun etini kemiklerimden ayirmakta o kadar kararli ki kendi varolusun u unutmus gibi. sirada ne oldugunu bilesiniz diye. Bukowski kadinlard an korkar. Bukowski yasli. zarlarda ne geldigini. Bukowski savasa gitmedi.. iyi bir Haham ola 122 çak. duvarlarin na sil gülümsedigini sadece iki yalniz keklik bilecek. ama banyoya bitisik. Bukowski giyinmeyi bilmez." herseye ragmen kendime göre bir çekiciligim var. Bukowski 45 yildir bir kez bile uçu rtma uçurmadi. görüyor musunuz? sonra küçük bir kapiyi a . "istedigin zaman burada kalabilirsin. Bukowski ucuz pansiyon odalarinda agladi. devrimci annesi ile Arizona'da bir yerde simdi. çok hoslaniyorum ondan. sineklerden. daktilo kül içinde. gözden kayboluyor. daktilomun y aninda iki santim boyunda iki küçük beyaz bebek patisi duruyor. 123 RENO'DA BIR ADAMI VURDUM Judy Garland New York Filarmonik'de sarki söylediginde Bukows-ki agladi. otobüslerden."telefon numaram var mi sende?" "evet." gidisini seyrediyorum. biraz sisman. Bukowski goril olsaydi kabileden kovulurdu. hiçbir seye ihtiyaç duymazsin burad a. Sherley Temple "I Got Animal Crackers in my Soup"u söylediginde Bukowski agladi. parliyor ve gümbürdüyor. içi gazete ve paçavra dolu bir kiler çikiyor karsimiza. Bukowski'nin fobileri var ve sözlüklerden. ama iyi böyle. kiliselerden. Bukowski'nin midesi zayif.. bozuk paradan. çok güzel bir aksam geçirdim. güç fazlasi. kizim Marina koydu onlari oraya. islerin nasil gittigini. güç. "ama Bukowski çok temiz kusar. iyi geceler. 1968 yilinin temmuz ayindayiz ve kapinin kirilip gözleri bayat jöleyi a ndiran iki kisinin ellerinde hava sogutmali makineli tüfeklerle içeri girmesini beklerken örseliyorum mak inenin tuslarini. oturup bunu yaziyorum size. gelmezler insallah. yere isedigini hiç görmedim. sonra gidiyor. basamaklari iniyor. örümceklerden.

" "sorun degil. tesekkür ederim." . gidip bir çift kulak tikaci alabilirim. "biraz Lenny Bruce dinlemek ister misin?" "hayir." oturma odasina dönüyoruz.müyor bana. "ama çaldigim müzik yüzünden kulak tikaci kullanman gerekecek.

yolda durup bira aliyorum." . ama benim kafam öyle çalisir. mahkûmlar bagirip çagiriyorlar. çikarken Johny Cash'i tekrar koyuyorlar. ama yine de açlara." "bunu söyleyemezsin. hiçbir yere varamayan insanl ar. kapana kisilmislara kurabiye yerine etsiz kemik atildigi duygusuna kapiliyorum." karisi ve iki müzisyen genç zenci var odada." diyorum. hücreleri nde degiller." "biz bunun iyi müzik oldugunu düsünüyoruz. Johnny'de yatti. kimse eline su dökemezdi. sonunda Johnny Cash'in Folsom cezaevinde ve rdigi konserle vuruyorlar beni." hiç susmuyor kaset çalari. kutsalliga ya da cesarete dair hiçbir sey göremiyorum bu iste. "kapat sunu." "sesini begeniyorum." "New York'da söylediginde sevdim onu. "niye?" "halkla iliskiler numarasindan baska bir sey degil. "bir adami vurdum Reno'da ölüsünü seyretmek için." "sisman ve ayyas. ruhu tasmisti." "hayir." "biz yine de seviyoruz. savasan insanlar için yapilacak tek sey var: savasa son vermek. ya da pikabi." "bir sürü insan yatti."Ginsberg. cezaevindeki insanlar için yapilac ak tek sey var: unlari salmak. hayir." hep ayni sey -kasap biçagi ile herkesi parçalamaya çalisan. ama cezaevinde ancak gerçek bir mahkûm sarki söyleyebilir." Johnny Cash cezaevindeki çocuklari ayni Bob Hope'un Noel zamani Vietnam'da yaptigi gibi uyutuyor gibi geliyor bana. Judy Garland'i sever. telefon çalarken içeri giriyorum. "Bukowski?" "evet?" "Bill. biraz erken ayriliyorum. "Bukowski. Somewhere Over the Rainbow.

" "gazetenin siyasi görüsü beni baglamiyor.." "baska zaman. bir gün seni davet etmekten usanacagim." "bu arada. Charley." "bana gelsene." "hiç okudun mu?" "elbette. istedigim gibi yaziyo rum. seni bazi insanlarla tanistirmak istiyorum. herseye karsilar. "ben bagladigini saniyordum.' "öyle mi?" "o ahlaksiz paçavra parçasi için yazmayi sürdüyor musun?" "ne?" "su hipi gazetesi." "ben de gazeteyi okudugunu." "biliyor musun. zamanini bosa harciyorsun." "n'apiyorsun?" "hiç." "cumartesi aksami n'apiyorsun?" "sözüm var." "benim kisisel fikrimi soracak olursan."selam. biliyorsun?" "benim için sakincasi yok." "bu cumartesi gelebilecek misin?" . senin siirini sevmiyorum. ortak dostumuzdan hiç haber aldin mi?" "Paul'u mu kastediyorsun?" "evet." "onun da sakincasi yok." "siirine büyük hayranlik duyuyor.. Bill." "hayir.

bu kadar iyi yazdigini bilmiyordum. Bukowski kiçini ikinci kalite kahverengi tuvalet kagidi ile siler. bir adam vurdum Reno'da. oturdum. Bukowski Barney'nin Yeri'nde kepa ze oldu."hayir. Marty. iki satir yazmistim ki telefon çaldi. ve yine. "Buk?" "evet?" "Marty. bir bira açtim. ben hayalarini kasaba satmayi reddeden ihtiyardim. o da her an herkesin basina gelebilirdi. yine arayacakti." "biraz önce Malibu'dan bir dostum aradi. Bu kowski Rimbaud'yu anlayamaz. Buko wski'nin bes yil ömrü kaldi." "eyvallah." bir kasap daha. Bukowski Miki Fare'nin bir nazi oldugunu düsünüyor." "dinle. sütunlarini ki tap olarak basmayi düsünüyorum. benimle çalisirsan üniversitelere girersin.kazaniyordu ve 126 bir bok yazamiyordu ve sürekli telefondaydi." "yayin hakki ------'a ait." "selam. sütunlarin siirlerin kadar iyi. neydi dertleri? Bili. Bukowski 1969 model Cadillac'lari kiskaniyor. hayatini yazarak -fels efi seks palavralarindan olusmus bir çorba." "halt etmis." "o sütunlari istiyorum. o sütunlari istiyorum. bu onlari delirtiyordu.. seni ilgilendirir mi?" "tabii. ve küçük bok fis keleri firlatacakti bana. siirimi kötü buldugunu söyledi. Bukowski 1963'den beri adam gibi tek siir yazmadi. son iki sütununu okudum. en iyi kitapçilara girersin.." "günün birinde seni davet etmekten usanacagim." "yahu. iyi geceler. sigara yaktim. Malibu'da yasiyor. kendine dikkat et. Bukowski agladi Judy G arland. o . benimle giristikleri savastan muzaffer olarak çikmalari ancak beni esek sudan gelinceye kadar dövmekle mümkün dü. daktiloya temiz bir kagit taktim. o adam pornografi yayincisi. Bukowski Ginsberg'i kiskaniyor.

göreceksin. yüzyillardan beri baslarina kakilan girif t yazindan usanmislar artik.çevre seni kesfetti mi sirtin yere gelmez. bütün eski kitaplarini tekrar basip bir ya da bir buçuk dolardan milyonlarca satacagiz." "böyle bir seyin beni çekilmez biri yapacagindan korkmuyor mu .

sütunlarla ilgili bilgi ver bana.." "haklisin." "nasil yani?" "o benim yakama yapisip bir güzel sallayabilirdi mesela. anliyor musun?" "kitaplarini bir buçuk dolara pazara sürmeden önce ölme veya kendini öldürtme. 128 "Hank." "hipodromdan uzak durmayi beceremiyor musun?" "siz orospu çocuklari kazandigim za man tek kelime etmiyorsunuz ama. on yil. büyük yazar. çok içiyor musun?" "Barney'nin yerinde adamin tekinin yakasina yapisip bir güzel sallamisim. Marty. Bukowski ile Castro'nun heykeli. olur mu?" " ayret edecegim. neyse. iyi geceler. herkes için çok geçken Bukow y Garland'a kesiliyor.. bir de at bahislerinde kayb ettigim elli dolarlik bir avans." '"Penguin'in basacagi kitap ne oldu?" "Stanges ocak ayinda diyor. on yil." Bukowski. sonra bogulup gidiyordunuz bokun içinde. hiçbir seye kapali degilim. bir zamanlar ayni boktan iste birlikte çalismistik. Bukowski kus sütüyle banyo yapiyor. Bukowski 19 yasinda iri gögüs lü bir zenci melezini kaplan kirbaci ile kirbaçliyor. baba zenci. Havana günesinin altinda kusboku kapli. orospu çocugu!" . yari-zenci. çikip arabama bindim yine.. Bukowski dünyanin duvarlarinin içinde kafayi yemis. Wi lshire Bulvari'ni çok sevdigimi söyleyemem. doku/ buçuga geliyordu saat. anne beyaz. kocaman tabelada adi soyadi yazili. Kremlin'e Bukowski'nin heykelini dikiyorlar. ayni zamanda düstük o boktan ise.sun. gurur meselesi. her ne kadar bok iyi bir hoca olsa da insanin alabilecegi ders ler sinirliydi. on. talihi kimin söndürdügünü merak ediyor. on . ortak bir yan." "tamam. daha kötüsü d e olabilirdi ama. ON YIL. daha çok sonsuza dek bokun içind e yüzmek istemedigimiz için. Rimbaud okuyan bir zenci melezi. ama ögrenci sayilirim hâlâ. laf açilmis ken. son provayi yolladilar. ON YIL.mina kodugumun YILI.' "zaten çekilmez herifin biri degil misin? hele içince. sonra saati hatirladim. Wilshire Bulva-ri'ni kesen sok aklardan biri. kapi açildi. tandem bisikletle zafe re pedalliyorlar -Bukowski arka selede.. arka tarafa park edip arka kapiyi çaldim. otuz bir çekerken . o gece büroda kalip bekleyecegini söylemist i.

" "yukari çikalim.. hiçbir seye kapali degilim."Jim. masasina gidiyoruz. iki altilik . 7-8 odasi var. tanrim." pesinden gittim. ama perso nelin ve sekreterlerin yoklugunda mekan gerçekten hos. eyvallah. seni sansli köpek. görkemden etkilenecek biri degilsin.

" dedi." "benim için sakincasi yok. ben 48. parasindan degil. üstüme sinmis o sokak köpegi havasi. "rayina oturtmak üç ayi bulur. sana kendi büronu vermek istiyorum." "o sinifa dahil oldugumdan emin degilim. ne istedigini anlatti." "beynine ihtiyacim var. "gerçek bir insanla konusma-yali aylar oldu. firildagina oturmus bok herifler tarafi ndan. "koçum. o 43 yasinda. hepsi de kötü." "neden?" "sana yararimin ne olacagini bilmek zorundayim. böyle seyleri tasarlayabilen. çok yakisikli görünüyordu açik san kazagi ile. belli oluyor. kendi koltugunu. ari gibi çalisan bir beyne sahip. "cehennemi günler yasiyorum. ben devrimci bile degilim. bir düsün içindeki bir düsün içindeki bir düs gibi. beni gördügü için gerçekten memnun." güldüm. kendi masani. devrimcinin iyisi yoksul adamdan çikar. sarkik göbek. "ciddiyim." "dahilsin." masanin genisligi bes metre var." dedim. dünya ögütücü ve rutin külfetleri ile saatlerim imi çalmis. "sonra da sözlesmeyi yapariz. "Jim.paketi masanin üstüne koyuyorum." "kabul edemem. utaniyorum yilginligimdan. yilginligimdan. böyle yerlerden yüzlerce kez kovuldum. en az on bes yil daha yasli gösteriyorum ondan. bugün el ine ne geçtigini biliyorum." sonra planini açikladi. yorgunum sadece.." ." güldü. ne boktan bir hayat yas amistim! aynalar. rahat. plani öyle mükemmeldi ki gülmeden edemedim. on yil. ama bu tür seyler bazen yürümez. ve utaniyor um biraz. aynalar. iki katini verebilirim. simdi oturmus masanin öbür yaninda adamla içki içiyorum ve o gün ne biliyorsam bugün de o kadar biliyorum..

'hey. degisiklik. "Luke! orospu çocugu. "evet. ustabasini çagirip. ayrilmak zorunda kaldim. hemen baska bir i se girdim." "biliyorum. insanlarin SICAK BEYAZ BIR SIVIY I KALIPLARA DÖKTÜGÜNÜ biliyor muydun? yag ya da sos döker gibi döküyorlar. kollarim. (beyaz adamlar geceleri ne yaparlar?) düskün bir hali var. yarim saatte kör eder adami." "bu arada duvarlarimi kaybedersem kilerinde kalmama izin verecek bir arkadasim var. "hâlâ postanede misin?" diye soruyor. ama pezevengin üstünde uzun kollu bi r gömlek var. biliyor musun? insani öldüren budur: tekdüzelik.mina kodugum cami o kadar ince siçriyor ki göremiyorsun.' dedi bana. alisirsin. ben arabami o lüks semtten çikarip gecenin son içkisini içmek için igrenç ba lardan birine giriyorum. yavrum!" bir baska zenci (ya da siyahi) adam." "ne?" "postaneye daha fazla katlanamadim. dökümhaneye girdim. Inanilir gibi degi kaynar sivi! ayrildim.mina koyayim." ik-üç saat kadar içiyoruz. moruk. 'her yerim kasiniyor! b oynum. heryerim!'. cam elyafi fabrikasi. makineyi çalistirip ise koyuldum. biliyorsun? istifa ettim. harika. ve orada bir zamanlar postanede çalisan biri ile karsilasma-diysam ne o layim. herkes bana bakiyor. bir süre sonra her yerim kasinmaya basladi. ertesi gün ben de uzun kollu bir gömlek giyip boynuma bir atki doladim. 'önemli degil." ". kumasi delip 130 tenine saplaniyorlar. bu ne sikim is?' dedim. Luke. sonra o ertesi sabah (cumartesi) çikacagi yat gezisi için uyku sunu almak üzere evine gidiyor. sen nasilsin?" . boynuna da kalin bir atki dolamis." "neyse." "güzel." "Hank."yürüyecek. ilk sabah makinenin basina geçtim. ona bir içki ismarliyorum. ama yaran olmadi -. camdan minic ik oklar. üstümde yakasi açik ki sa kollu bir gömlek var. iste o zaman neden koruyucu gözlük taktirdiklarini anliyorsun .

" "bacaklari harikulade ama."suradaki kaltak." "hiç takilma. öyle." ." "evet. bana bakip bakip etegini yukari kaldiriyor. delidir. Luke.

"bir adim daha atarsan seni hadim ederim!" diyor k ancik. hem çocuklarin aralarinda dedigi gibi. "ne çikar. saatin ikiye geldigini fark ediyorum. kapatip cebime koyuyorum." elini çantasina sokuyor. Luke 8. i yiydi. çikariyor. ey ulu silahlar . fiskiyeli mabedler. ama uzun zamandan beri ilk olamamissan ve büyük bir SANATÇI ve hayat adamiysan. elbette. tel efonun zilini dinledim. kimiyle ikinci ilkten iyidir. ikinci likle YETINIRSIN. ne Külkedisi. önüne bakar bakmaz bileginden kavrayip sustaliyi elinden aliyor um. guguk -bok sadece ve köpeklerin ve çocuklarin kirbaçlanisi. barmene bakiyorum. dügmeye basiyor. aksam ve gece. içkimi alip yanina gittim. sustaliyi bir onluga sarip eline tutusturdum. Cadde ile Irola yakinlarinda oturuyordu. ey. ey her yerdeki ulu budalalar. ey yalniz ahtapot.asak derileri." Century yolunu yarilamisken o harikulade bacaklarin arkada havaya kalktiklarini görüyorum. yetmisti -sabah. "dünyanin yolu. ne Sihirli Degnek. Bukowski kahverengi bot giyer. Bukowski uçaga binmekten korkar. siz orospu çocuklari sustalimi aldiniz. ey altin dünyanin sefil ara sokaklarinda yatan ber duslar. bir bira açip salincakli koltuga oturdum. Bu-kowski agladiginda su damlar. ey insanligi n sabah ayakkabisinin yine görmedigi taze köpek boku misali her yerdeki çirkinligi. barmenden iki altilik istiyorum. ey daha da çirkinlesecek çirkinler. bana yakin sayilir. su damladiginda Bukowski aglar. yüzü ifadesiz.asak derileri. harikulade alti santim uzunlugun da çelik firliyor. kapiyi açarken telefon çalmaya basladi. ey bütün bunlari basimiza musallat eden Tann.". ne de Büyük Dehalar Asla. ey fiskiyeli . ey ulu polis. içkisini deviriyorum. "beni eve birakin". evine vardigimizda kapiyi açti. Luke'un yanina gidiyorum. içkilerimizi bitiriy oruz. ey hüzün ve kapanan duvarlar -ne Noel Baba.birer içki daha söyledim. ey ulu diktatörler. Luke'un arabasi yok. Bukowski daktilo silecekle rinden çarpik figürler yapar. ey . aptalca. ama s everim aptallik yapmayi. "selam. "Century civari. ey çirkinlesecek çocuklar. Ikinci olmakt an nefret ederim. "neresi?". kadin pesimizden geliyor. Uçurtmadan sarayina ve zamankarti meleklerinin huzuruna çiktigimizda bir kez olsun . Bukowski Noel Bab a'dan nefret eder. çikip arabama yürüyoru z. güzelim.". sadece hastasiz doktorlar sadece yagmu rsuz bulutlar sadece günsüz günler. bacaklar indiginde karanlik bir köseye çekip Luke'a biraz hava almasini söylüyorum. barmenin yüzünde hâlâ ifade yok. bok sadece ve bokun silinisi. ey dengeli ve dengesiz ve kutsal v e kabiz hepimizi tek tek güzelce sizdiran saat tiktaklari. ne kancik.

oturdum ve telefonun zilini dinledim. bizim ve SANA bütün yapacaklarimiz için MERHAMET MERHAMET MERHAMET diye bagiran sesini duymak istiyorum. . evet öyle yaptim. Irola'dan sapip dosdogru Normandie'ye sürdüm. sonra içeri girdim.KENDIN.

ve çocukken 2. Çin on kilometre ötede.servis sefini görmen gerekirdi ama servis sefi sürekli bir yerlere saklaniyordu. solgun s arisinla huzursuz ve nefret dolu bir sekilde bakistik -ben çölün ortasinda kimsecikler yokken . ve güneye saptim.C Slum'in serv isine girdim. lanet olsun!. karanlik ve yagmurlu. disçiler dis çekemiyorlardi. gelecegin oyun kurucularindan birinin sall adigi futbol topundan son anda egilerek yirttim. batiya. dagilma. ne hari kulade bir insan! -ve bir sey sorarsan kafasi bozulurdu. geri vitese taktigim gibi çiktim ora dan. servis yok. ve ben neredeyse ölmüstüm. o kitabi okudugum günü hatirliyorum. bir blok batiya sürdüm. ve gidip on iki taksitin besincisini y atirdim. aksamüstü. durmadan kalkip inen silec ekler ve camlarin arkasindaki o YÜZLER! -peh!. tamirci ler arabalari tamir edemiyorlardi. beni gerçekten öfkelendiren tek caddeydi. aslinda bütün korkunç gerçek KIMSENIN ELINDEN HIÇBIR SEY GELMEDIGIYDI-sairler siir yazamiyorlardi. babam her allanin günü posami çika ken 80 yasina kadar yasamak. basini deliklerden birinden çikarirdi. Cuma.000 yilini görmek isterim. külüstür. deyip durd um kendime ve kapidan çikip evsahibimin bahçesine çiktim. SAVAS. karanlik ve yagmurlu -bir ölüm dolabi.1975? ve tanrim. sonra aslinda Sunset Bulvari'na gitm ek istedigimi hatirladim. ona fazla yüklenmeye çekiniyordu. bunun sihirli bir sey olacagini düsünmüstüm. o ve ben. sonra da Hollywood Bulvari'na sürdüm. ki bir o kadar boktandir. berberler saç kesemiyorlar . 1984. diye geçirdim içimden. dagilma. karanlik ve igr enç bir ölüm dolabi: Los Angeles. diye geçirdim içimde n.Sunset'e girdim. diye düsün dügümü hatirladim. yil 1975 . simdi hersey her allanin günü pos ami çikarirken o istegi duymuyorum artik -her gün tek tek simdi.ayik kal be adam. direksiyonunda solgun bir sarisin oturan kirmizi Chevy'nin yanina çektim. karanlik ve yagmurluydu.ikerim onu ancak diye geçirdi içinden ve bir ". 2000 yilini görmek istiyordum.o da tamirciden korkuyor. o da bana bakip sönmüs bir volkanin içinde kimsecikler yokken .ikerim onu. günlerden cuma. matemin kusan köpekleri -karanlik ve yagmurlu. ve arabama bindim. 1984'e bir sey kalmadi. kusturucu po sayi çignemis tükürmeye hazirlaniyordum. ah. M. ve simdi-neredeyse oradaydik. Çin gibi on milyon kilometre uzakt a.IKTIR!" çekip arabayi çalistirdim. diye geçirmistim içimden. agzinda sakiz. bulvarlarin en kasvetlisi. kiç kiça dikilmis camdan hiçlik 133 ler. orada saatlerce otursan bir al-lahin kulu gelip ne istedig ini sormaz.132 KADIN YAGMURU dün. bir tamirci görürsün arada sirada. ayik kal be adam. California. karanlik ve yagmurlu.

tel efoncular sübyanci. dag ilma. serv is sefi sen misin?" "HAYIR! HAYIR! BEN SERVIS SEFI DEGILIM! ORAYA PARK EDEMEZSIN. oradan çikip karsiya park ettim. arabadan in dim. telasli bir hali vardi . Biers'in servisine girip kapinin yanina park ettim. bir kadin girdi içeri arabasiyla. futbolcular korkaktilar. karanlik ve yagmurlu. geri yürüdüm ve üstünde "Servis Sefi" yazan küçük kürsünün yanina 134 dikildim. büyük yeni bir araba. iri ve kara bir orospu çocugu agzinda puro bana dogru g eldi kosarak: "HEY! SEN! SANA SÖYLÜYORUM! ORAYA PARK EDEMEZSIN!" "buraya park edemeyecegimi biliyorum! sadece servis sefini görmek istiyorum. kapisi ar alik. ekmeklerden ve fasulyeden dis kiran küçük taslar çikiyordu. hafif uçuk. valiler. çamasirhaneler gömleklerini ve çarsaflarini yirtiyor. BURDAN ÇIK VE KARSIYA PARK ET!" geri vitese taktim. cerrahlar nesterle çuvalliyorlardi. çoraplarini kaybedi yorlardi. ARKADASIM!" "peki. bakanlar ve baskanlar örümcek agina yakalanmis sümüklüböceklerin sagduyu a sahiptiler. ayik kal be adam. falan filan falan filan. servis sefi nerede? tuvalette çüküyle mi oynuyor?" "GERI VITESE TAK.di.

uzun gri çoraplar. ikimizin de kamisi kalkmisti. bakarak. tuhaf tuhaf bakti bana. ben duvarima yasla nip trafigi seyrettim. uçak pullarini çagristiran kirmizi bir agiz. DEVAM EDIN!" bacaklarina bakarak. HERITITO!" ufak tefek bir Japon geldi kosarak. "EVET. evhamliyim.hatunun. en aptallari en iyi . bagirsaklari bok dolu. servis sefi tuvalete giderken Heritito'da 62 Comet'e dogru yürüdü. BAYAN? SORUN NE? AKÜ? AKÜNÜZ MÜ BOSALDI?" ve kosarak gidip tekerlekli bir arabaya monte edilmis bir a kü ile döndü. sonra da vitese takip kablolari çikarmakla mesgul ol an servis sefini ezmeye çalisti." dedim Heritito'ya. kadin üçüncü ya da dördüncü denemede arabayi çalistirdi. aptal kancik. arabadan indi. "El FRENINI ÇEKIN! ITESI BOSA ALIN!" kus beyinli kancik. 1984'ün üstünden yirmi ." Heritito'ya anahtarlarimi verdim. "HEY!" "NE VAR?" dedi. ve bütün aptalligi ve uçuklug uyla orada öylece durdu ve servis sefi erkekler tuvaletinden çikti. "PEKALA." "HEY. mini mini bir etek. "NASIL BIR YARDIM?" "rot balans seklinde. bakakaldim bacaklarina. az kalsin eziyordu da. SIMDI GERI VITESE TAKIP BURADAN ÇIKIN VE BINANIN YAN TARAFINA PARK EDIN! AKÜNÜZÜ DOLDURACAGIZ!" hatun geri geri çikarken o da arabanin yanisira kosup basini pencereden içeri soktu kadinin bacaklarina bakarak. tikaliydi ve ürkekti ve yorgundu islak Los Angeles aksaminda. EVET. "anahtarlarini ver. kad in köseyi döndü. yaslandigim duvardan ona dogru yürüdüm. sef kablolari baglayip kadina arabasini çalistirmasini söyled i. etegi kalçasina kadar siyrildi inerken. her zaman yanimda iki -üç yedek anahtar tasirim. "rot balans. DEVAM EDIN. sonunda kaputu açtilar. diye geçirerek. ne bacaklar. karanlik. diye geçirdim içimden." dedim Heritito'ya. kadina kaputun nasil açildigini sordu ve ben dikildim orada onlar kaputla u grasirken. kimbilir kaç erkek öldürmüstür? iri er. "YARDIMA IHTIYACIM VAR!" dedim kalkmis kamisimla yürüyerek. "YARDIMCI OLABILIR MIYIM. "62 Comet. sorun degildi benim için. himm. ama adamin refleksleri güçlüydü. bacaklarina ve kiçina bakip içimden. o orada kalakaldi.ikilir çünkü insanda nefret duyg usu uyandirirlar.

Heritito 12 taksitinin 5'i ödenmis mavi Come t'imi rot balans çukuruna gazladi ve kamisim indi. karanlik boktan bir yagmur. toplumun tamami karincalara ve hamamböceklerine sunulan bir dogum pastasi denli anlamsiz. . blokun etrafini iki kez dolandim.yil geçmisti bile. 200 kisinin anindan geçtim. Heritito tekerlekleri söküp yürüyüse çikti.

nereye ödüyorum?" "bitmedi. "n'apicagim beyefendi?" "soguk bir sey iç. dükkanlarin vitrinlerine baktim. ayin 13'ünde kira. son zamanlarda sansim yaver gidiyordu. yedi buçuktaki ilk kosuya yetismek istiyordum. ne vücut! herkes bakiyordu. beklerken markete girip 5 dolara 4 adet sort aldim. "Hey. anahta ciya gittim. iki ayakli bir seks bombasiydi. Heritito'nun eli hayli çabuktu. önünde bir araba var. basimi penceresinden içeri sokup baca klarina baktim. orada durmus anahtarimi anahtarligima takmakla mesguldüm ki mini etekli ve semsiyeli bir hatun girdi içeri. belki 20 yil önce. sortlari arabanin bagajina koydum. sahip olmayi isteyecegim t ek sey bile göremedim o vitrinlerde. 14'ünde. yerdeydin." "hi mm. bagaji kilitledim. paraya ihtiyacim vardi. sadece BIR bagaj a nahtarim kaldigini fark ettim. "beni ezmene ramak kaldi!" yüzünü hiç görmedim. bir gitar.tek bir insan göremedim." dedi anahtarci." dedim ba-136 caklara. düz ayakkabilar. evhamli birini kesmez." dedim ve yürüdüm. nafaka. döndüm. uzun naylon çor aplar. neyse. hâlâ yagiyordu. tanrim. jartiyerleri mordu: "nereye gittigine dikkat etsene. televizyon. ama bu eski tarzda giyinmisti -topuklu ayakkabilar. bacaklari sül beyaz. balansi yaptik simdi de rot ayarina sokacagiz. minik anahtarimi yaptirmi stim. ne halt yiyebilirim ki gitarla? yakabilirim. e tegi dizlerine kadar inmis. radyo. süpersin. ama hepsinin üstünde etiket vardi. basimi pencereden çikardim. onlarsiz hiç sansim yoktu h ayatta. servisin içindeki anahtarciya dogru yürümeye basladim. muhtaçtim atlara. insanlarin nasil geçindiklerini anlayamiyordum. gülümseyerek. gözlerde deli bir bakis. sev anneannenin sigillerini. fazla yasliydi kadin. bir anahtar daha yaptirdim. karanlik bir yagmur. sev. kamyonun teki önüme park etmis! çikamiyorum!" "beni baglamaz. elimde anahtarlik kös eye kostum. benim bildigim mini etekle örgülü kalin çoraplar filan giyilir. g eri geri çikan kadinin teki beni altina aliyordu az kalsin. "sey. anahtarin parasini öderken yasli bir kadin gel di kosarak. bana bakti. neyse. sev. basarisizlik." o aksam atlar kosuyorlardi. anah tarligi tutan elim titredi. iri takma disler. yarim saat sonra arabayi rot balanstan çikarip park etmisti. yagmur. ama oyunlarimi saptayabilmek için bir saat önce o rada olmam gerekiyordu. bir pikap. o . 15'inde. etegi nerdey-se kiçinda ve allahim. bu da alti buçuk demekti. araba taksiti. küt. yagmura baktim ve yavasça bana dogru geldi. cinsell igi yok etmeye yönelik boktan seyler. insanin suratinda iki kiloluk kirmizi bir eldiven gibi patlayan anlamsiz seyler.

15'inde arabanin taksiti. kadinin pesinden markete girdim. "seni gördügüme ne kadar sevindigimi bilemezsin!" dedi adam. ama ilk kosuya yetismeliydim. harikulade nerdeyse. erkekler baslarini çevirip birbirlerine. ilk kosu ilk kosu. markette çalkalaya çal kalaya yürüyüsünü seyrettim. bakiyor ve gü süyordu. 4 sort 5 dolar. adiyla seslendi. 92. sonra duvara yaslanip öylece durdu. benden on adim uzakta. yüzü de hostu. yemedi götüm. rot balans.kiçi arkadan seyretmek istiyorum. bana dogru yürüyordu. diye geçirdim içimden. ete ihtiyacim vardi. dünya adami. 92 NUMARA. 13'ünde ki ra. diye geçirdim içimden. kivirtarak. uzun uzun bir seyler anla tti ve kadin gülümsedi. KORKUYORSUN ONDAN. genç. et reyonuna gidip bir numara aldim. suna bak!" diyo rlardi. "aman allahim. yedi buçuk. iyi giyimli bir adam kadinin arkasinda n kosturdu. kivirtarak. istekli. "umarim bu gece eglenirsin!" dedi kadin. yarigi faras gibidir belki. kadini ekiyor muydu dangalak? ha staydi bu herif. NASIL DAVRANACAGINI . NE YAPACAGINI BILMIYORSUN. bana bakip gülümseye rek. beklerken onu gördüm. 14'ünde nafaka. ama kiç köseyi döndü ve agir agir imdan geçti. anahtari anahtarliga taktim.

"92 numara. bagaji açtim. Bogart." dedi kasap. omuzlarim sarkmisti. iyi bir avi. okudu beni. maden ocaklarinda . SÖZCÜKLERI BILMIYORSUN. bütün kasinan maymunlar. AMA NEDEN ET REYONUNDA? ve sorun çikacak. muhtelif ihanetlerle suçlamislardi birbirlerini sairler. KORKUYORSUN. ödümün bokuma karistigini hissetti. sairler ve kadinlari gitmislerdi. tuvalete gazete kagidi atacak. budalanin tekiydim. git a tlarina oyna. yagmurlu boktan bir günde cenn etten bir armagan. kötü yazmakla. sonra yagmur söndürdü. ama h ersey kafadan baltalanmisti zaten. ilk kosuyu kesin Kamikaze götürürdü. bunu biliyorsun. ilk kosuya yetismeliyim. saraplarini içerken kahkahalar atan Benediktin papa zlari. birden yanimdan yürüyüp geçti. arabalar kalkip inen silecekleri ile geçmeye devam ediyo rlardi. bit mislikle. ben pas geçtim. digerlerinden daha iyi yazdiklarini iddia etmislerdi. ve tamircilerden biri gelip arabami balansa aldi. yerimden kalkip yarim kilo kiyma. tursulari ve sosisleri kutsayan hahamlar. bu arada herbiri daha fazla taninmayi hakettik-lerini. duvara yaslanmistim. DELILIGIN GECE SOKAKLARI ben ve oglan benim evimde verilmis bir sarhos partisinden arda kalmis oturuyord uk ki disarda biri klaksonunu öttürmeye basladi. alti erkek bakip zafer düsleri kurdu. istemisti beni. Los Angeles. yanik ucu bana geri bakti. sana tasinmak isteyece k. agzimda puro oturdum öylece hiçbir sey düsünmeden -sairler gitmislerdi. DÜNYA 137 ADAMI. ama bir sekilde çok da önemli d egildi artik. düzüs yok. git etini al. 92 numara. BiersSobuck'un duvarlarina yaslanmis. . tan rim. ondan kazanacagim parayi ikinci kosuda Keloglan'a yatiracaktim. yetisebelirdim belki. geceleri horlayacak. küçük bir biftek ve bir ki lo pirzola satin aldim.BILMIYORSUN. delinin teki. ihtiyar. dünyanin isi bitmisti. klaksona ragm en huzurluyduk. haftada sekiz kez düzülmek isteyecek. olacak is degil. cuma aksami. ihtiyar. sigarami önüme firlatip baktim. ve ben. eli firlattim ve bütün görmüs geçirmisligimle ara yaslanip arabami rot ayarina sokmalarini bekledim ilk kosuya yetismeyi ümit ederek. yasliydim. bir kiyaslama. yagmura çikip arabama gittim. saatime baktim -bes buçuk. hayir hayir hayir hayir. ben de elimde içki. ama bil iyordum çuval-ladigimi. camlarin arkasinda yüzler yoktu. dayanilir gibi degildi. YÜKSEK YÜKSEK ve KESINTISIZ. eylem adami -Bogart. görmüs geçirmis adam. disari çi ip köseyi döndüm ve bir bar aramaya basladim. ben. çüküne sar eti. yagdi ve yagdi ve yagdi. kolay bir avi kaçirmistim.asak yok. geçmisti benden.

tüne sokmasini söyleyelim. dünya B oston'da Pound'u ya da Spoleto'yu ya da Edmund Wilson'u tanidigini. "dinle. ikinci siir kitabina önsöz yazmistim." fena yazar sayilmazdi oglan. kendine gülme yetenegi de vardi. su klaksonu çalana klaksonu g. ya da Dali'yi iç ça 139 masin ile ya da Durell'i bahçesinde otururken gördügünü anlatanlarla doluydu. minik borno zlari ile . puro iyiydi. ama kesmediler vidividiyi. oglan karsimda oturuyordu .2 yil çalismanin onlara çok iyi gelecegini söyledim. ki bazen büyüklük belirti sidir. barbar ve çogu kötü yazan yazarlar. degerli. en azindan kuru bir edebi bok parçasindan fazla bir seyler olma olasiliginin belirtisi. yoksa ilk miydi? neyse. oyunbo zan. "disari çikip hadlerini bildirelim sunlara." dedi oglan. simdi gitmislerdi.

Ispanya içsavasi ve bütün o saçmaliklar. zaten bir erkek böyle basmaz. sefkatliydi. su anda kent disinda oldugum söylenebilir." "evlat. "bosver klaksonu. paranoyak oldugumu. tanrim. C. Ernie?" "kitaplari okudun. Hem? Buk ben. koca Hem ve Buk. ne ilgisi var. sesini duymak ne güzel. güzel. diye geçird im içimden. firladi kapidan disari." "ama neden yaptin.". oglan iri ydi ama biraz tombula kaçiyordu. çok isterdim. ama tanrim.I. 5 ya da 6 ya da 8 ya da 10 saat araliksiz içtikten sonra asla sokaklara çikma. oglanin kafasindaki imaja uyan tek sair koca John Thomas'di. bir doksan boyunda.. yüz elli kilo ve ölümsüz siirler yazan.. onu sahneye sürükleyerek çi arip mikrofonun önüne yerlestirdik. ne se ref.." dedi oglan. kendi yapimim kafesler bana yeter. oglan yahudiydi ve koca John Thomas'in kökle ri Adolph'a kadar uzaniyordu. Insan ve Supermen. biliyorsun. azman adamlardan hoslaniyordu." tanrim. hiçbirimizin sansi yoktu sonuçta ve "evlat. aklimi kaçirdigimi iddia ediyorlardi.. ". kesintisiz ve kocaman bir kadin nevrozu. aslinda siyasi degildim. erkek kesik kesik çalar." ".." dedi oglan." "hey. sert ve tehikeli. ben bir kafese daha katlanabilecegimi sanmiy orum. zil zurna sarhostu." dedim ona. melodik tehditler savurur. ben im hipodromlarda ögrenip yazilarimda kullandigim gerçek. ah. ne önemi var? herkes anlamsiz hamleler pesindeydi." dedi oglan Bukowski efsanesini n (ödlegin tekiyimdir aslinda) ve Hemingway'in ve Humphrey Bogart'in ve pantolon paçalari siv anmis Elliot'un etkisi altinda. bizim gibiler için kafesler hazirdir. ama sola ilgi duydum hep. "klaksonun önemi yok. akil hastanesine girip çiktim. ne var ki azmanlarin hepsi kafayi yemislerdi ve o sert erkek siirlerini t irnaklan ojeli ibneler yaziyorlardi." 140 "bir içki içmek için ugramayi düsündüm." "disari çikip klaksonunu g. "alo. "bak." . koca John Thomas ise hep oglan orada degilmis gibi davranirdi.A'nin beni izledigini saniyormusum.. kadin ise daya nir klaksona. ve SIMDI de siz ONLARLA konusuyordunuz. "ben gidip agizlarina siçacagim. kadindir kesin. telefonumun dinlendigini sa-niyormusum. ögünlerini hiç sektirmemisti.karsiniza oturup anlatirlardi." dedi oglan. oysa bir hamle yaptiginda matematik hesabi da yapmak zorundaydin. klakson sesi kesilmedi. "Jimmy Baldwin." "ben disari çikip kalayi basacagim.tüne sokmasini söyleyelim. Buk. supermen etkisi altindaydi oglan . korkulu ve hepimiz gibi biraz deli. içinde yumusakti. Hem'in boga güreslerinde ögrenip yazilarinda kullandigi gerçek buydu. ben puromu tüttürdüm.Burroughs'u son gördügümde.ikerim böyle isi.

" "sahici olmadigini biliyordum. yaslanmistim." "biliyorum. IHTIYAR BALIKÇI VE DENIZ'e inandiklarinda dünyanin iyice çürüdügünden emin oldu "biliyorum. yas li bir osuruk gibi oturup içmekten. eski tarzina döndün. Romantik olmasina romantikti r ama bir anda tuzaga dönüsür. ÖDÜLÜ verdiler ve kuyrugum uzamisti. ama isin gerçegini bilmek istiyorsan fena halde aksamdan kalmaydim ve artik yazamadigimi biliyordum. dinleyecek birini buldugumda bayat hikayeler anlatmaktan baska bi r sey gelmiyordu elimden." . siz edebiyat adamlari sola meyillisinizdir. beynimi uçurmaktan baska çarem yoktu."evet. ama artik sahici degildi.

masanin iki yanina tutunup. oglana bakmak için disari çiktim. arada sirada ne yaptigini bilmez halde dolandigin oluyor mu?" diye sordu. "genellikle. sar hos. günes dogana dek süren partiler ver iyor." "tamam. beyni yoktu. Hemingway'in dostu. ti msahvari. evlat. . "bak. binanin sahibi bir gün avluyu büyük paraya satacakt ve buldozerler avluyu yerle bir edeceklerdi. genellikle. büyük ve total bir kontak. kapi komsum kaçigin tekiydi. ben eve gidip içkimi içecegim. Ernie. 69 model bir araba ve kontak sadece. radyo degil. yolu açariz. kadinin kendi evi vardi. ben. radyom bozul unca pencereden firlattim. "baksana. daha sonra yalinayak sarhos gezinirken ayagima (sol) cam parçalari gir di ve doktorum bana agri kesici bir igne yapma zahmetine katlanmadan tabanimi yarip cam parçalarini çika rirken."pekala. hem de nasil. su eski tip adami numarasi. hiç çekmiyordu avucunu klaksondan. bacaklari yoktu. ruhum da asagi kalmaz. yazik. yeterince savas görmüstüm. penceremde kocaman bir delik açildi. yavrum. ve iste sokaktaydim. "evet. televizyonum yok. arabayi itmek için yeterince yer yok. görüsecegimizi biliyorum. yürüdüm. aslina bakarsan benim umurumda da degil. sinemaya gitmem. bir blok kuzeye on blok batiya yürürsem YILDIZLARIN ayak izleri ile kapli kaldirimlarda yürüyebiliyordum . ben DeLongpre avlusundaki döküntü dairelerden birinde yasiyordum. Er-nie'nin. ve ÖGLEDEN SONRA ÖLÜMÜ okumamistim. 69 model yeni bir arabada yasli bir kadindi klaksona basan." dedim. tatli bir pinar gibi akiyordu hayat. gögüsleri yoktu. doktor. Charles Bukowski. doktorlar neden benden üstün olsunlar? anlayamiyo rum." yagmur çi-selemeye baslamisti. isimlerin ne anlama geldiklerini bilmiyordum." kapatti. arabanin teki kadinin park girisini tikamisti." sonra gerekli olmayan bir yarik açti ayagimda. Buk." dedi. "arabayi iter. pencerenin kapali oldu gunu fark etmemistim. görüsürüz. gündüzleri daktiloyu atesliyordum. oglan benim adima da konusuyordu. o zaman biraz daha müsfik davrandi. bir nüshasini nerede bulabilirim? oglan aptal ve saygin mülkiyet hakkini talep eden kaçik kadina. .ikmisim. cildim son derece hassastir. kitabina önsöz yazmistim ya bana sahip olmustu.

üstünde beyaz bir tisört var ve siir kitabina önsöz yazdigim sisman yahudi saire bagiriyor. beyaz tisörtün bu isle ne ilgisi var? beyaz tisört benim yari ölümsüz sairimi itti. siska bir oglan. yasli kaçik kadin arabasinin klaksonunu öttür-meye devam ediyordu. . söyle bir tablo vardi elimizde. çilgin. sertçe.yürüdüm. döndüm. avluma girmek üzereydim ki birinin bagirip çagirdigini duydum.

bey az tisört ayisiginda sallaniyor. park giri si serbest. bastan neden oraya park etmemisti? neyse. tal degisir belki. durduk öylece Hollywood ayisigi igrenç bulasik suyu gibi üstümüze dökülürken. o yapay Hollywood ayisiginin altinda kiçinin hoplayan yanaklarini sey rettim." diye itiraf ediyor sonunda. en son ne zaman birini patakladin? kadin elbisesi yakisir sana. yasli kadinin park girisinden gazladi. hay allah. beyaz tisörtlü oglan deli gibi söylenip duruyordu. "günün birinde iyi bir haham olacaksin ama bütün bunlari da anlaman gerekiyor. hay allah. Norse-Bukowski-Laman-tia.ne? hay allah.. benim yahudi sairim yanima geldi. hayir sag çamurluk. gazliyor. yarigi siirsel ruhum için ölürken arabasina bindi. sonra da yirmi milyon dolarlik gökdeleni n yer altindaki park yerine daldi. gözü dönmüs. beni. kadin klaksona dayanmaya da devam ediyor. o iki yazar için benimle birlikte olm ak büyük sans." oglan hahamlik egitimi aliyor. Bukowski-Norse-Lamantia. öyle zordur ki intihar. çalistirdi. Bukowski'yi." diyor. Penguin kitaplari. g eri . geri aliyor. b eni ezmesine ramak kalmisti. PENGUIN kitabi yakinda basacak. evet sag çamurluk hasat. sana hiç unutamayacagin bir sey gösterebilirim yavrum -alti buçuk santimlik tas gibi bir kamis. "neler oluyor?" diye soruyorum oglana. tampon ve sol çamurluk. giris açisini dogru ayarlayamiyor bir kere. "bilmiyorum. "anlamiyorum. . sol diregini denesen mi? eski bir ahir kapisi gibi sallarsin ve on dövüst en ancak birini kazanirsin. arabasini habire geri alip önündeki beyaz kamyonete geçi riyor. anlasilir gibi degil. bana hiç firsat tanimadan sallanan kiçi ile 68 model Fiaria'sina kostu. gaza yükleniyor..Bukowski. arka kapinin yarisi hasat. BUKOWSKI'yi. senin sicilinle bir kez daha sopa yesen ne olur? yahudi sairime yardim etmek için olay yerine yöneldim ama sarimin beyaz tisörtü püskürttüg sonra benim döküntü avlumun yanindaki yirmi milyon dolarlik gökdelenden genç bir kadin çik 142 ti kosarak. bu arada kaporta katliami sürmekte. ilk geçiriste sinyal lambasi gidiyor. kadinin park girisi açilmis ama bu kez de kadin arabasini içe ri sokamiyor. her nasil ya /iliyorsa.

gitmek üzereydim ki burusuk kahverengi pardösülü ve gözlüklü yasli bir adam. bu da li demektir. benden bile yasli. 143 ." diyorum."içkiye ihtiyacim var. neyse adam beyaz tisörtlü oglanin karsisina dikildi. "John Thomas burada olsaydi herkesi öldürmüstü." gitmek üzereydim. gerçekten yasli. ama ben John Thomas degilim. kadin beyaz kamyoneti parçalamaya devam ediyordu.

" "biliyorum. ölmüstü ve anlayamiyordu. adam tam olarak kalkamadan bir tane daha yerlestirdi. arabadaki kadin elini klaksondan çekti. yasayan ölüyü sopaliyor. gözün toplayabileceginden daha hizli. ilki itisti saniyorum. boyanin çogu iskaladi oglani o boktan Hollywood ayisiginda. çok ilginç. olaylarin bu kadar farkli yorumlanisi da bu yüzdendir. anlamiyor musun ?" "sen bu laflari ediyorsun ama sen de yaslisin. olup bitenlerin bir anlami varsa bile ben ipin ucunu iyice kaçirmistim. ve içinde küçük bir parça hâlâ fa aydi bunun -kimse ruhunun tamamini yitirmez. adimlarimi siklastirdim." "yasli adamlar bunun için vardirlar." dedim yanima bir bira ya da en azindan bir puro almadigima hay iflanarak. adami yere serdi. isin tadini çika riyordu beyaz tisört." "ama o yasli adama yaptigi igrençti. iyi kafayla yakalanma. ve yasli adam boyayi Delongpre Bulvarinda daireler çizen beyaz ti sörtlü kaçik oglanin üstüne boca etti. göz açip kapayincaya kadar gerçeklesmisti hersey. oglan pes en geldi. bir zamanlar kalbinin oldugu yere. içeri girelim. Sonra ayaga kalkti." "ya adalet?" "iste adalet: genç olan yasli olani sopaliyor. ama yasli adamin yere serildigini gördüm. hep öyle olur zaten. firlatilmis. "neden gidip onlara olanlari anlatmiyoruz?" "çünkü herkesin hayat tarafindan delirtilip aptallastirilmasi disinda hiçbir sey olmadi . sonra ekip otosunu gördüm. ikincisi nin itis olmadigini biliyorum. kancalanmis ve parçalanmisti.yüzde doksanini rüzgâra iser sadece. isyan ya da dövüsler ya da herhangi bir olay.burusuk kahverengi pardösülü ve gözlüklü yasli adamin elinde büyük bir teneke yesil boya v iki kilo boya vardi o kutuda. dönüp daireme dogru yürüdüm. beyaz tisörtün yumrugu yasli adamin suratinda patladi ve gözlüklerini kirdi. göz ve ruh o taskin HAYVAN e ylemine yetisemez. "TANRIM! O YASLI ADAMA NE YAPTIGINI GÖRÜYOR MUSUN?" diye sordu genç sair bana. bu toplumda sadece iki seyin önemi var: parasiz yakalanma. ama bira zi isabet etti. arabanin içinde oturup çiglik atmay a basladi. beyaz üstüne bir yesil dalga. eski kahve rengi pardösüsü ile söyle bir dönüp yere serildi ihtiyar. "himmm. ne anlama geldigini bilmiyordum." . beyaz tisört ihtiyara bir tane daha çakti. klaksona dayanmaktan farki olmayan bir sürekli çiglik hali. 69 model arabasinin içinde bitmisti .

polislerin çogunun tavada bir biftegi. üzgünüz efendim. duvardan o aptal ekip otosunun telsizi duyuluyordu . sizi tutukluyoruz efendim. yirmi iki yasinda coplu ve silahli iki genç 2000 yillik salak. efendim. . ütülenmis siyah üniformalarinin içinde kendilerini bosuna bu kadar iyi hissetmiyorlardi . orta karar bir kiça ve bacaklara sahip bir esi ve Bokköy'de küçük ve s essiz bir evi olan orta-sinif hizmetkarlar olduklarini düsünürsen -Los Angeles'in hakli oldugunu kanitlam ak için gözlerini bile kirpmadan öldürebilirlerdi insani. oturduk. ama tutukla mak zorundayiz.birkaç bira getirdim. homoseksüel ve sadistik hristiyanligin yargiçla ri olmak üzereydiler.

herkesi uyandirirlar. biçakla malar. gidip polislere olanlari anlatalim. ikisini de açtim . daha kaç tane? "hey. siki bir yudum aldim. kimse bileme Bukowski'nin nasil aci çektigini.. sarhossan ne olursa olsun suçlusun. erken kalkanlari bir türlü anlayamamisimdir. uyudu. bu isi en iyi Nor e çözmüstür -pijamalarin ve ipek sabahliginla otur. o denli kabarik ki kaçiklarin sayisi bos verirsin. bir seyler söyleyiver. iki birayi da bitirdim. birakirsin dolansinlar sokaklarda üniformali ya da üni formasiz. bu gece noktalanmistir bana kalirsa. üç parça bok. bir siir kitabim çikmak üzere. lütfen. elimizde ne var? çürümekte olan bok yiginini bir arada tutm aya çalisan ekip otosu telsizleri. siirlere bir göz atip bir seyler söyleme k istersin diye düsündüm. oglan sabahin dokuz buçugunda uyandi. "evlat. kiralik yatagimin basligina yerlestirdim. öyleydim." "hayir. Maeterlinck'in mavi kusu ölmüstü. sokaklara çikip onun bunun kapisini çalar. Jeffers'in . sonra disari çikip ögle yemegi yaninda ise giden biri gibi kese kagidi ile yürümeye basladim. oglani yolcu ettim. baska ne? bir ton savas. hapiste geçirdigim en uzun süre Los Angeles Üniversitesi'nin kampüsündeki bir gösteriden dolayi yedi saatti. dünyaya atildi. iki bira aldim. siçmam gerekiyordu. hava saldirilari. insanin ögleden önce kalkmasi için budalanin teki olmasi gerektigini düsünüyorum. huzursuzdular. bokumu alip kesekagidina koydum." "canim olsun. çöpçünün ve gazetecinin yaptigi gibi ölümü bekledim. biz de içerde oturduk ve oglan söylenip durdu: "hadi." oglan ödlegin tekiymisim gibi bakti bana. Bukowski. sonra bos bir arsaya firlattim kesekagidini.. üç önsöz. uzandim ve Cummings'in.2000 yillik hristiyanlik." "yok anlatacak bir sey." "ama kapinin önündeler. birak dünya kendi basinin çaresine baksin. yesil boya kurumustu sokakta. sokak soygunculari. ." oglan gitmisti. tuvalet tikanmisti. Mic heline de bir baska erkenciydi." "bir seyler söylemek mi? ben siir sevmem be adam. evlat. ve birinin siir kitabina bir ÖNSÖZ daha yazmistim. duvarlari yikmaya çabalarlar. gidip anlatalim. ev sahibi üç gündür ortalikta yok tu." kanepede uyumasi için battaniyeyi firlattim. Hirschman kanli sag burun deligi ile karanlik bir odada oturuyordu.

.

diye soruyordun kendine. Kadinlarin çogu kocalari onlari baska erkeklerle bastikt an sonra deli numarasina yattiklari için oradaydilar. A-2. Personelin de basini kas iyacak zamani yoktu elbette -doktorlar hemsireleri. tavana bakip .yatay pozisyonda kadinlar ve ölümsüz söhret düsleri kurarak daireme yürüdüm.içerde gördügümden daha çok deli görmüstüm. yatay. pet dükkanlarin da. B-3. bahçede. ama numaraydi -kendi istekleri ile akil ha stanesine giriyorlar. seklinde isaretlenmisti. Beiles'den b ir mektup. çikiyorlar. Ama içerdeyken de cinselli ge ihtiyaç duyuyorlardi. ve gecenin deliligi gündüzün deliligiy di.mina kodugum yagmurunun sesini dinledim. 146 MOR MENEKSE Kogusun bir yani A-1." "Anlamiyorum. hayatlarini bu sekilde sürdürüyorlardi. Tatile mi çikti? Yoksa nakil mi old u?" "Tatile çikti. öbür yani B-1. beysbol maçlarinda. Bobby vardi mesela. Doktor Marlov nerede? Bugün hiç görmedim onu. Psikiyatrlarin çogu kendi akillarindan süphe ettikleri için psikiyatr oluyorlardi. Ama sonra ar ada sirada karismamiza izin vermenin iyi terapi olacagina karar verdiler. kocalari onlari bagisladiktan sonra çikip kocalarini yine boynuzluyorlardi. Yunanistan'dan. Zaman zaman bu akil hastanesinde ne isi var. gayet düzgün biriydi. orada da yagmur yagiyormus. kadinlari da orada tutuyorlardi. iyi terapiydi gerçekten -dolapl arin içinde. fabrikalarda. ilki hos olur e kesekagitlari bitmek üzereydi. yataga yerlestim. ahirda. Disarida -nereye baksan: marketlerde. Sonra tekrar akil hastanesine yatiyorlar." . seklinde isaretlenmisti. erkekleri orada tutuyo rlardi. hademeler de birbirlerini düzmekten zaman bulup ba ska seylerle ilgilenemiyorlardi. O psikiyatr 147 lardan biri ile bir süre konustuktan sonra insanin aklindan süphe etmemesi mümkün degil di. Arada sirada delilerden biri sorardi : "Hey. Sakincasi yoktu bizim için. iyi öyleyse. postanelerde. her yerde düzüsüyorduk. bizi iyilestirmeye çalisan psikiyatrlarin çogundan daha akli basinda görünüyordu hatta. A-3." diye cevap verirdi bir baska deli. Bir deli için en kötü s y kendi aklini tahlil etmesidir. sonra içeri girdim ve yalnizdim yine. postaci gelmisti. karsi tezlerin hepsi palavradir. siyaset bürolarinda. muhabbeti hos. biz onlar için elimizden geleni yapiyorduk. saat sabahin onuydu. "ve nakil ettiler. B-2.

Not birakmamis."Kasap biçagi.. daha da kötüsü günler. Yazik. bilmem kimin basina bilmem ne geldigine dair bir rivayet yayilir. hatta aylar önce duydugun bir seyin dogru oldugunu ögrenirsin -yirmi yilini o kuruma vermis olan Joe Baba isten çikarilacakmis. Hep dogru çikarlar." "Evet.." Hiçbir zaman çözemedigim seylerden biri de budur. ya da h epimizi isten . haftalar." "Ne kadar iyi bir insandi halbuki. Bileklerini ve girtlagini kesmis. Fabrikalarda ve büyük kurumlarda. Bu tür yerlerde çikan rivayetlerden söz diyorum.

demek istedigim) pazartesi ve persembe günleri ögleden sonra ikide disari çikmalarina izin verirlerdi. basimi sürekli belaya sokuyordum. Pekala. O dolaplarin içi cehennem gibi sicak oluyordu düzüsürken. Nerede kalmistim? Evet. pantolonunun paçalarini dizlerine k adar çeker ve küçük bir islik çalarak sekiz-on adim atardi. bu da onlarla sansimizi artiyordu. belki de otuz kez. ben de bir bacagimi lavabonun üstüne atip soktum. yapmak zorunda oldugunu an-liyordunuz. Beyninde dönen bir ezgi gibiydi daha çok o islik. Ama elimi zi çabuk tutmak zorundaydik çünkü ortalikta avcilar dolaniyordu. en geç bes buçukta dönmek zorundaydin. librium ve benzeri ilaçlardan alirdim. diye geçi-riyordunuz içini zden. Kogusta n küt diye sokaklara dönünce insan aklini büsbütün kaybedebilirdi. Aklinizda bulunsun.sonra sarap sarhosu genç bir k izilderili kizla Utah'dan geçerken trenin helasinda kesfettigim bir numara geldi aklima. Ilaç isine girmeden önce fazla param yoktu. Psikiyatrlara dönecek olursak. onlarl a ilgili olarak anlayamadigim bir sey de ellerinde onca ilaç varken neden güç yöntemleri yegledikleridir . Birkaç saniy elik bir olay. Kafalari çalismiyor. Hastane saatlerini bilen. ne kadar yaratici ve hos bir adam. müzikal açidan güzel bir ezgi oldugu söylenemezdi. bir benzinligin kadinlar tuvaletinde düzmek zorunda kalmistim. En güzell erinden birini. her zaman da dogru çikar. Neyse. Benim de pazartesi ve persembe günleri çikis hakkim vardi ve hakkinda bilinmesini i stemedigi bazi bilgilere sahip oldugum bir doktoru ziyaret eder. Ilk tanik oldu gunuzda dalga geçtigini sanip. Bir gün ihtiyaç duyabilirsiniz. zam an zaman Bobby'nin neden orada oldugunu merak ederdim. Ilave zevk için . tanrim. Soru nu halletti. Topluma yavas yavas u yum saglanabilir varsayimi ile giristikleri bir uygulamaydi bu. günde yirmi. ama bir ezgiydi ve her seferinde ayniydi. Hastalara satiyordum ilaçlan.ayakta da pek uyumlu degildik. Disardaki bütün o deliler. Aslinda hastalarin çogu paraliydi.asaklarinizi sica . Küçük bir numarasi vardi ama: arada sirada ayaga kalkip ellerini ceplerine sokar. -Mary'ye b acaginin tekini lavabonun üstüne atmasini söyledim. sari bomba. Mary'yi. hayli zorl anmistik -kimse helada yere yatmak istemez. Kizlara da ögleden sonra ikide çikis izni veriyorla rdi. amfeta min. aksi takdirde bütün haklarini kaybediyordun.çikara-caklarmis gibi. Ama sürekli yapardi bunu. Daha önce dedigim gibi. Ama daha sonra. para vermeden dexedrin. arabalari i le gelip güzel ve zavalli kizlarimizi bizden çalan çakallar. hikayemize dönelim -ilerlemis vakalarin (sözde tedavi olmaya dogru ilerlemis . Bobby leblebi gibi atar di onlari agzina ve Bobby'nin parasi çoktu. Hakliydilar. Hemen hemen bütün davranis alanlarinda normal görünüyordu. Buydu tek sorunu.

ilaç satisindan iyi para kazaniyordum. Bir keresinde iki tane dogum kontrol hapi bile sattim ona.. Neyse. olur mu?" .. Yuttu. Neyse. önce Mary çikti kadinlar tuvaletinden.k su da tutabilirsiniz. "Kafasi çok iyi bunlarin. sonra ben. Baska soru sormadi. "Hey. Benzinligin pompacisi beni kadinlar tuvaletinden çikarken gördü. sonra u nuttum gitti." dedi yarim saat sonra. "birkaç tane daha bul. Bobby ona ne versem yutuyordu. ne isin var kadinlar tuvaletinde?" "Ne diyorsun yakisikli!" dedim bilegimi hafifçe bükerek. "Ne kadar güzel gözlerin var!" Uzaklastim kiritarak. Ama iki hafta boyunca bayagi kaygilandim.

saatlerce kim ildamazdi. Heeeheeeheeehehehe. kafadan biraz." Sirf kogustan çikip ortalikta dolanmak için özel görevlere gönüllü olurdum. cevap vermezdik. Yemek yedigini hiç görmed im. Ben hep yalniz biri olmusumdur. ." diyordum. Deli oldugumu düsünüyo rlardi. Evet. Herkese. Ama Pulon yirmi yildan beri tek kelime etmemis hastalarla bile konusurdu. Öylece otururdu is kemlesinde. dünyada 150 ki bütün insanlar yok olsa umurumda olmaz. Sirlarini açmadan mezari boylayan insanl ar vardir. Pulon'da onlardan biriydi. kalabaliga ve özellikle de siraya girip beklemeye tahammülüm yoktu. Havagazi ile intihar etmeyi denemis. Gerçek hastalarla iletisim kurardi. gülerek. Ve hayatlarini siraya girip bekleyerek geçire n bir toplum olmaya dogru gidiyorduk. Pulon. Haftalar geçerdi. "Hey. Pencerenin yanina oturur. Sadece kendini begenmis insanlar her soruya bir çuval cevap ve ögütl e karsilik verir.149 Ama aralarinda en tuhaf olani Pulon'du. Kimse onu yemek yerken görmemisti. "yemek yemiyorsun. Ileri geri salinarak. ömürlerini çocuk oyunlari oynayarak geçiriyordu insanlar -hayatin dehsetin den etkilenmeden rahimden mezara gidiyorlardi. Onlar a sorular sorar. ama arada si rada ayaküstü yapilan bir düzüsmeyi saymazsak. beni mutsuz eden insanlardi sonuç olarak. Çocuk oyunlari. Ben de Pulon g ydim. Çok tuhafti Pulon. Sabahlari yataktan çika-miyordum. "Insanligin en büyük iki icadi yatak ve atom bombasidir. kontagim galiba. Ama baska bir sorunum vardi. Ikimiz de öylece bakar. Ama bir sümüklüböce kadar hosnut olurdum. hos degil. sadece onun gibi pantolonumun paçalarini yukari çekip Bizet'nin Carmen' inin detone bir yorumunu isliklamiyordum. biliyorum. "Bunlari konusturmayi nasil beceriyorsunuz?" diye sorardi psikiyatrlar bize. zaman zaman agir bunalimlara giriyordum.. Yemekhaneye asla gitmezdi. Pulon'dan sonra en i yi ben anlasirdim onlarla. Kimseyle. Hayatta kalmayi nasil beceriyorsun?" "Heehehehehehehe. nefret ediyordum sabahlari yataktan çikmaktan. Evet. basarisiz olmustum . Hayata yeniden baslamak deme kti. bütün geceyi yatakta geçirince insan kolay kolay vazgeçemeyecegi bir mahremiyet gelistiriyordu ya tagi ile. Nefret ediyordum yataktan çikmaktan . Pulon ile konusurlardi ama." dedim ona bir keresinde. psikiyatrlarla bile konusmayan hasta larla. Intihara meyilliydim. Bagislayin. sigara içerek. sorularina cevap alirdi..

Kalk! Hadi!" .Her sabah ayni sey: "Bukowski." "'OFFF!' degil." "Offf. kalk!" "Him?" '"Bukowski.. kalk!' dedim..

" "Pekala. Neden Amerika Birlesik Devletler Baskan'i olmadigini anlamakta güçlük çekiyordum.. harika.. kirpilmis koyunlar kadar çiplaktik.. Beni Pulon saniyor b elki de.. Harika olacakti." 'Piton' derdi bana. Neyse. saman i gne gibi batiyordu çiplak tenimize. Mary inegin öbür yanina yanastiginda inegin me melerini sagiyordum. Bukowski..iktir. Ve o sabah Mary ile ahirda bulusmak üzere sözlesmistim. orospu çocugu. Piton. Doktor Blasingham. oradaydik! Girdim." ." "Onun da ... "Pekala." Blasingham gelirdi. Düzecek yarik yokken prezervatifini kaybedeceksin demek gibi bir sey bu. Ben. Yoksa haklarini kaybedersin. "Hadi. Güze ldi ama o inek memelerini sikmak. Simdi git elini yüzünü yika ve kahvaltiya in. '" Firlardim yataktan. faka t -su ise bakin: . Samanlikt a seyran.'Bir. Anlamiyor musunuz?" "Kalk." "Doktor Blasingham'i çagiracagim. çogu escinsel. iki. Doktor Blasingham. "Insan. herkesten önce kalkmak zorundaydim. Kesinlikle yapacak bir sey yok.. tanri askina. KALK!" "Yapacak bir sey yok. Harikaydi. diye düsünürdüm. çükünü dogru dürüst kaldiramayan salagin teki ile evlilik ve Fransiz sa illerinde tatil hayalleri kuran hemsirelerden birini parmaklamakla mesgul oldugu için cani biraz s ikkin.. titriyorduk." ".iktir git.mina koyayim.. Düsünmenin insana yarari ne ki? Düsün tasin boktur isin.." "Sen ruhunu yuvada kaybettin.. Nedeni hakkinda en ufak bir fikrim yok. Eski romanlarda anlatilan seydi bu. üçe kadar sayiyorum. Bukowski.eee..".... Hiç görmemislerdi onu. escinsellere karsi degilim. belki de -hemsirele i parmaklamak ve üstlerine salya akitmakla o kadar mesguldü ki.. Tam kaptirmistim ki bütün Italyan ordusu daldi içeri sanki "HEY! DUR! DUR! KADINI TESLIM ET!" "HEMEN IN O KADININ ÜSTÜNDEN!" "ÇIKAR KAMISINI!" Bir alay hademe.. Sonunda bana inekleri sagma isini verdiler. çatiya çikip soyunduk.. Belediye fonlarinin vampiri. iyi çocuklar hepsi. ruhunu anlamayi israrla reddeden bir ortamin kurbani dir.. Üçkagitçi bokun teki.

SUNA BAK!" "MENEKSE GIBI MOSMOR VE YARIM KOL UZUNLUGUNDA! ZONKLUYOR. Cinsel enerjinin omurgadan beyine iletilip daha yararli isler için kullan ilabilecegini iddia etti. elbiselerini giydirip onlari büroma getirin. "Bu adami denetim altina aldik.merdivenden yukari çikiyorlar "BU SON VURUS OLSUN.." O anda Doktor Blasingham girdi içeri. çölün ortasinda susuzluktan ölürken kuru sünger emmek le girtlagina 9-10 kum tanesi atilmasi arasinda seçim yapmaya zorlanmaktan farksizdi. Blasingham bayagi büyüttü meseleyi. Bunun istendigi takdirde yapilabilecegini. Dört kisiydiler. . Iki hademenin arasinda o sert tah ta banka oturup Atlantic Monthly ve Reader's Di-152 gest okudum. Bir süreden beri beni dürbünle izliyordu. Bu da sorunu halletti. Kaynagi belirlenemeyen iki ham ilelik vakasi. Beni hatunun üstünden alip sirtüstü yatirdilar. Insanlari cinsellikten mahrum ederek akli dengelerini geri kazandirmanin en sagl ikli yol olmadigini söyledim doktora. "AMAN ALLAHIM. Haftalardan beri zan altindaydim. Önce kadin!" Blasingham'in özel bürosunun önünde beklettiler beni." "Elinden gelse bizi paralar." "Degebilir.ASAKLARINI PATLATIRIZ!" Hizlandim ama bosuna. CANAVAR!" "BOSALIRSAN . Sonra Mary'yi disari tasidilar." "Ya kadini?" "Kadini mi?" "Evet." "Pekala. zorlama oldugunda daha yararli isler için enerji iletmenin . Iskenceden farki yoktu. Doktor. DEVASA VE ÇOK ÇIRKIN!" "ACABA?" "Isimizden olabiliriz. Bizim doktor Mary'yi fena firçaliyordu herhalde. kadini. "N'oluyor burada?" diye sordu. Sira ile. beni içeri ittiler.

iki hafta için haklarimi elimden aldilar. Ama ölmeden önce samanlikta is tutam azsam gözüm .omurganin .ikinde bile olmayacagini söyledim. Neyse.

Var mi lan öyle vurusumun üstüne gelmek. sözü zorlamaktan baska bir sey degil. . çöp bidonlarini kamyona bosaltiyorlar. *** biri bana okumam için Norman Mailer'in bir kitabini veriyor. en azindan. SANGIR SUNGUR! çöpçülerden biri digerine bakiyor: "bayagi siki bir içici var burada!" uzay çalismalarinda yeni asamalar kaydetmelerini beklerken sisemi kaldiriyorum. anlamiyorum. virajlari kayarak aliyor . "sinemaya gidelim!" "tekne gezisine çikalim!" "kerhaneye gidelim!" "hiçbir yere gitmiyorum. ne de mizah. diye geçiriyorum içimden.arkada kalacak." bu yüzden de sormuyorlar artik. adi Hristiyanlar ve Yamyamlar. bazi insanlar sürekli bir yerlere gitme ihtiyacindadir. gaz pedalini köklemis. ünlü erin sonu böyle mi olur? ne kadar sansli oldugumuzu düsünün. *** kapim çaliniyor. binanin ön kisminda çentikler var. rasathaneye variyoruz. beni arabalarina sokuyorlar.1000) metr elik uçurum. diye geçiriyorum içimden. inmesini ya da düsmesini bekleyerek. cevap vermiyorlar. yamaçlardayiz. Alman direksiyonda. bütün trafik kurallarini çigniyor. Tanrim. ne kadar sikici. "nereye gidiyoruz?" diye soruyorum. benimkinin sesini dinliyorum: SANGIR SUNGUR. binanin yarisini tirmanip kapinin üstünden sarkiyor. POTANSIYEL INTIHAR NOTLARI çöp kamyonu gelirken pencerenin önünde oturuyorum. Alman çentiklerden yuk ari tirmanmaya basliyor. bir Yahudi ile bir Alman. "birakin da oturayim surada. ikisi de çok mutlu orada olmaktan. bir borçlular bana. ne kadar sikici. insanin ölümünün baskasinin elinden olmasi hos degil. Alman binaya dogru kosuyor. Yahudi aslinda hayvanat bahçelerini sever ama hayvanat bahçesi gece kapali." derim her seferinde. karsilasacagim özel ca n sikintisi da sürpriz oluyor. ne gevezelik! ne güç var.

lise ögrencilerini getirmis.bir ögretmen geliyor. ögret men basini kaldirip . sira halinde içeri giriyorlar.

üçe kadar sayacagim. sonra Alman ile Yahudi'yi izliyorum. "Hey. aletlerin yarisi bozuk. üç!" siçrayip iniyoruz." o yüz kilo. çukurun içindeki tel kablodan sarkan koca top. ki. "bir. "külotunda bok lekeleri vardir muhtemelen. dügmelere basi nca bir sey olmuyor. ki. tanrim." diyorum. biz de içeri giriyoruz." diyorum. "o benimkilerden. "gidip bir seyler içelim!" uzaklasiyorum. ya da kivilcimlar çakiyor." içeri giriyorlar. "evet. Yahudi ile yürüyorum. Alman yanasiyor. Alman gözden kayboluyor. "bir daha! bir -" "cani cehenneme." "benim hosuma gider ama. ne kadar sikici." "tamam. herkes sallanan topa bakiyor. ortalikta dolanip dügmelere basiyorlar. ikimiz birden havaya siçrayacagiz.Alman'i görüyor. "bir. "hayir. "kafam bozuldu." "buraya gel! bak simdi. üç!" siçriyoruz. sarsinti ölçen bir makine buluyor." diyorum." diyor Alman. diye geçiriyorum içimden." "üzülme. makine bir grafik çiziyor. Hank!" diye bagiriyor." diyorum. "kancigin teki beni tersledi. Alman asagi iniyor. "kesinlikle." . "benimkilerden biri mi bu?" diye soruyor. "gidelim buradan. ben yüz on. bazi seyler titreyip biraz hareket ediyorlar." diye öneriyor. 30 yilda hiç degismemis .

zararsiz bir seki de delirirler. insanin kendi ile yüzlesme korkusundan baska ben kalabaliktan. Çaykovski'nin Findikkiran Süit'i (seytan bizi korusun!). akli basinda hiç kimse bu parçalari midesi biraz bulanmadan birkaç kereden fazla dinleyemez ." "üzüldüm öyleyse. sef sahneye dönüp reveranslar çektikten sonra orkestra elemanlarina ayaga kalkmalarini söyler." Yahudi yanasiyor. müthis ve derin bir seyler dinlediklerinden öyle emindirler ki. Ra-vel'in Bolero'su. nereden geldikleri ya da zekalarini nerede yitirdikleri konusunda hiçbir fikrim yok."koklar misin?" "tabii ki. kolluklarindan firla yarak baskalarindan gördükleri gibi.. beysbol maçlarina giden. *** bati tarafinda bir orkestra var. "Schwab'in Yeri'ne gidelim!" diye bagiriyor. Aslinda kosturup duruyorlar.. cani koklamak istiyor. ama bu orkestra bu parçalari bikip usanmadan 156 her hafta çalar. bunlar klasik müzik dinlemeye yeni baslamis herkesi memnun edecek pa rçalar. . Rossini'nin La Gazza ladr a uvertürü. bahçelerini sulayip ellerinde kürekle orada olmayan bir seylerin pesinde bir sey degil. korkarim asil. Offenbach'in La Vie Parisienne'i. Los Angeles'de herkes yapiyor bunu. Alman Schwab'm yerine sürüyor. yalniz kalma korkusu. senin için kötü bir aksam. nihayet tepeden iniyoruz. bu orkestranin sefi benim Çaylak Melodileri diye nitelendirdigim seyler çalarak ünlenmis." diyorum. "BRAVO! BRAVO!" diye bagirirlar avazlari çiktigi kadar. bir seylerin pesinde kosturup duran kalabaliktan n. Alman bizi ölüme ne kadar yaklastirabilecegini bir kez daha kani tlamak zorunda hissediyor kendini. de Falla'nin Üç-Köseli Sapka Dansi. ve su anda aklima gelmeyen bir sürü parça daha. sef onlari bilerek mi kandiriyor. ama bu basit ve hayli suruplu parçalari di nledikten sonra yeni. bu sözünü ettigim kitle bu suruplu müzikle karsi karsiya gelmeye görsün. "Allah askina. arabaya biniyoruz. Nor-man Mailer okuya topraga egilen insanlardan. dinlemeye gelenler orta yasli insanlardir. Elgar'in Debdebe ve Tantana Marsi. benim asil merak et tigim su. benim klasik müzigin yuva sinifina dahil edecegim parçala rin bazilari. Bizet'nin Carmen'i. yoksa o da mi geri zekali? sefin çalmaktan hoslandigi. Gershwin'in Mavi Rapsodi'si (seytan bizi iki kez korusun!). Cop-land'in Meksika Salon'u.

ve ev dönüsünde söyle bir sahne yasanir. disarida mi?" . kendi k zeki hissederek: "yukarda allah var. adam 52 yasinda. bu adam müzigi yutmus! müzigi gerçekten hissettiriyor insana!" kadin: "evet. üç mobilya dükkani sahibi. her seferinde ruhumun yükseldigini hissediyorum! bu arada. evde mi yiyelim .

evet. boks. sonra da neredeyse yere sürünerek ekseni etrafinda dönüp havalaniyordu. Henry Millerin. Bob Dylan bende asiri tepki izlenimi birakirken Donovan'in tarzini özgün bulurum.*** renkler ve zevkler tartisilmaz elbette. elbette. anlamiyorum. tenis ve opera. güres -ne??? Jeffers. Shakespeare'in. ben. pilotlardan birinin numarasini hatirliyorum. parlak renklere boyanmis . Ibsen'in. olaganüstü hakimdi uçagina. uçaklarin hepsi farkli biçimlere sahipti. kim hakli? ben. simdi yüksek yargiç. içlerini oldugu gibi görebiliyordun. "hey. ve çakilirlardi. arkadasimin adi Frank'di. bazen. ihh. ve böyle uzar g ider bu is. Dos siki herifti. beysbol maçlarinin. profesyonel futbol ve basketbol güçlü oyunlar. Hank" "evet. "buradan kadinlarin bacaklarini dikizleyebiliriz. parasüt atlayislari ve uçak yarislari vardi. Chekhov'un oyunlarinin popüler olmalarini anlayamiyorum. ya da renksizlik ve zevksizlik. tuhaf tasarimlar. sizin olsun. haddi hesabi yoktu çakilan uçaklarin. Faulkne r'in. hava uçuslari en iyisiydi -çocuklar için. Savas ve Baris benim için Gogoi'un Palto' sundan sonr a okudugum en büyük fiyasko. saat. süphesi?. yeni arabalar. pilot Alman fokeri ile yere son derece y akin uçup kanadina takili kanca ile mendili yerden aliyor. yüzük. ilk He-mingway'ler i yiydi. Frank?" "beni izle. müthisti. çok heyecan vericiydi. Celine. evet. "hey. *** çocukken Hava Gösterisi dedikleri gösterilere giderdik. külotlu çorap. omlet. bak" "tanrim" tribün kadin doluydu.H Lawrence. süphesiz. uçakla tehlikeli numaralar yapa n pilotlar. kafasi bozuldugunda Artaud. Bob Hope'un. belki digerleri için ne kazalar. Ginsberg." dedi. Sherwood Anderson sonuna kadar. D. çok çok erken Gorky. Keza Tolstoy.." tribünün altina girdik. canlari c ehenneme. ihh. tabii ki. yere yakin bir kancanin ucuna bir mendil koyuyorlardi. ilk Saroyan'lar eyvallah. "ya?" "evet. ihh. suna bak!" .

"pisst! buraya gel" ."üff Frank dolanmaya basladi.

halkali solucan. yere çizilmis bir daireye mümkün oldugunca yakin inmeye çalisiyorl i. parasütü tam açilmadi. Hava Gösterisi bitmek üzer unutulacak türden bir sey degildi gördüklerimiz. 159 SÜLÜK ÜZERINE NOTLAR sülük. hâlâ ipleri çözmeye çabaliyordu. yapiskan. "bir dakika. sülük genellikle hem kapiyi vurur hem de zili çalar. sira parasütçülerdeydi. sonra biri atladi. parasüt üstünü örttü.bir hafta boyunca kendinize gelemezsiniz. sülük ruhunuza isemekle kalmaz. "kimse ona yardim edemez mi? diye sordum. Frank cevap vermedi. uçak kazalari.yanina gittim. çarpmasi ile hav siçramasi bir oldu. denizde ya da tatli suda yasayan. parasütü çözmeye çalisiyordu. kan emici. film kamerasi ile filme çekenler bile vardi. sizi büyük aptesinizin ortasinda yakalam akta da pek ustadir. kalan atlayislari iptal ettiler. bisikletlerimizi eve pedallarken yol boyunca onlari konustuk. bir sürü insan fotogra f çekiyordu. sari suyunu büyük bir ma haretle . sayet kapidaysa. daha heyecanla yumruklama ya baslar. nasil açmazsiniz kapiyi? gittigi zama n -nihayet. parasütçü ve yarik. yan açik parasüt içine hava doldugu için parasütsüz birinin düsecegi kadar hizli da düsmüyordu. allan kahretsin. sonra yukari çikip gösterinin devamini seyrettik. izleyebiliyordunuz. kollarini iplerden kurtarmaya. hayat hayli ilginç bir sey olacakmis gibi gelmisti bize. bir dakika!" diye ba-girabilirsin iz. "evet. ama istirap içinde bir insanin sesi onu yüreklendirir sadece -kapiyi daha sert. bak! yarigi görünüyor!" "nerede? nerede?" "baktigim yere baksana!" 158 orada öylece durup uzun uzun baktik. bac klarini salliyor. pek basarili olduklari söylenemezdi. sirn asik (kimse) sülük bir bakima bizden çok üstün bir varliktir. sonra yere çarpti." "bak. bizi nerede ve nasil bulacagini bilir -g enellikle banyoda ya da cinsel iliskinin ortasinda ya da uykuda. fotograf makinesi ile fotograf çekiyordu. adam yere yaklasiyor. bosuna debeleniyord u ama.

ancak üstüne oturunca fa rk edersiniz. fark edilmeyecek kadar. ama o bunu asla bilmez çünkü hiç susmaz. üstelik bütün fikirler sizinkilere terstir. araya iki kelime sikistirip ona katilmadiginizi söylemeye . ama artik çok geçtir. sizden farkli olarak bol bol gevezelik edecek vakti vardir sülügün.tuvaletinizin oturagina da birakir.

sülük her yerded ir. o konusurken siz de 160 onun pis sümügünü ruhunuza silmeyi nasil bu kadar iyi basardigini düsünürsünüz. ölümcül isigini üstünüze yansitmaya her an her yerde hazirdir. devam edelim. bunlardan vazgeçmez. sülügün saçmaliklarini siralamaktan da vazgeçiy orum hatta. zehirli. ama degildir. her gece yarislardan sonra farkli bir motel seçiyor. bütün polisler kötüdür diyorsun. ama bütün genellemelerde oldugu gibi bunun da istisnalari vardir. parmagini zile basip tutar. polisin isi degisimi engellemektir. k onusmasina kaldigi yerden devam eder." bu o denli aptalca ki yorum yapmayacagim. "s eni uyandirdim mi?" olur. at yarislarinda san li oldugum bir dönem hatirliyorum. yemekleri lezzetli ve tenha bir yer. kokusmus. "içerde oldugunu biliyor um!" diye bagirir. liderleri mize güvenmekten baska çaremiz yok." firsat bulup ona bir insanin polis üniformasini üzerine geçirdigi andan itibaren mevc ut düzenin maasli bekçisi oldugunu anlatamazsin. iyi polis de var. sülük sizi saatlerinizi de çok iyi bilir. "arabani gördüm. sinirlerim bozuluyor.kalkissaniz bile sizi duymaz. sülük insanligin iyi yanlari ile besle nir. sülük insana düsünce özürlü biri olarak yapisir sizca. ama bu onlari kamçilar. insanlar bazen yemekleri n çöpten farksiz oldugu yer . ama sülük bu kulaktan dolma felsefe ile doludur. sülügün isminizi ve adresinizi bilmesi de gerkli degildir. bütünüyle kötü diye bir sey vardir. perdelerin örtülü oldugunu gördügü halde orgazmi çagristiran bir cosku il apiyi yumruklar. "olup bitenlerden habersiziz. sizin araya girisiniz onun için bir bosluk anidir. degilseniz kötüdür. iyi poli rastladim ben. altima yeni bir araba çekmis Del Mar civarinda geziniyordum. yani yemekleri lezzetli restoran kalabal ik olur." bu yikici insanlar düsünce mekanizmasinin nasil çalistigindan habersiz de olsalar onl ardan hoslanmadiginizi sezerler. ayrica ne tür bir insan oldugunuzun da farkindadir lar -incitmekle incinmek arasinda hep ikinciyi seçen birisiniz. siz derin uykudayken telefon eder ve ilk sorusu. gerçek yanitlarin bize ulasmasi mümkün degil. cevap vermezseniz. en çok sevdiklerin den bir iki örnek: "hiçbir sey BÜTÜNÜYLE kötü olamaz. kesin ve sonsuza dek. sonra sahilde yemek yiyebilecegim iyi bir yer ariy ordum. bu bir çeliski aslinda. ya da evinize gelir. sülügün kendi kesfi sandigi bazi standart ve kabiz fikirleri vardir. gidisattan hosn utsaniz bütün polisler iyidir. iyi insanin kokusunu alir.

söyledikleri bagirsaklarima biçak gibi s aplaniyordu. bu dirsek payini ayarlamakta da çok ustadir sülük. New York usulü biftegim geldi ve o anda kapi açildi. New York usulü biftegimi çabucak mideme indirip kendimi disari attim. ruhunun pis kokusunu her yere bulastiriyordu. tezgahta otuz iki tabure vardi. böyle bir yer bulmak uzun zaman alabiliyordu. ancak yemegimi yiyebil ecegim kadar bir dirsek payi birakmisti bana. harikulade bir geceydi. arabayi park edip içeri girdim. evet. bir gec e yerimi bulmak bir buçuk saatimi aldi. bombostu mekan. sülük yanimdaki tabureye oturmak ZORUNDA hissetti kendini. çöregini yerken bir yandan da g arson kizla sohbete basladi. zirvaliyor. neyse. patates tav a filan söyledim. sülük gelmisti. New York usulü biftek. dogru tahmin ettiniz. o gece öyle sarhos oldum ki ertesi gün il k üç kosuyu . her gece yemekleri lezzetli ve çildirtan kalabaliktan uzak bir yer bulmak kutsal bir arayis olmustu benim için.lere ragbet ederler. balik gibi dümdüz bir herifti. yemegi beklerken kahve içiyordum.

her seferinde o a lisilagelmis aptal oyununu oynardi. sabahlan yedi b uçukda eve gelip iki bira içtikten sonra ancak uyuyabiliyordum. bi r keresinde çalistigim yerde on bes yildan beri kimse ile konusmamis biri çalisiyordu. bir süre bakip adamin yazidaki sesini duyduktan sonra arabama binip uzaklastim." her iste en az bir sülük vardir ve b eni hemen bulur. çalistiginiz. sevgiye bile karsi degilim. ve tanri tanriyi afetsin. yeter ki beni katilmaya zorlamayin. rahat ve sik intisiz bir ortamda karsilastigimizda size karsi daha nazik olacagimi lütfen bilin. o siralar on iki saatlik gece vardiyasinda çalisiyordum. yüzde yüz insan yoktur aslinda. Zamanlamasi mükemmeldi. beni uyandirmis olmanin bilincinde sesimi duymak onu mest ederd .kaçirdim. hem sülüge karsi day nikliligimizi da artirabilir. isimi yapabilmek için zamana ihtiyac im var. baskalarinin farkinda olu p bizim farkinda olmadigimiz deli ve çirkin bir yani vardir. dogal haklarina sahip çikan cesaret ve mizah dolu bir adam söz konusu. ön kapisina büyük harfler ve mükemmel bir elyazi-si ile söyle yazmisti: ilgilenenlere: beni görmek istiyorsaniz lütfen telefon edip randevu alin. çalistigim her iste su cümleyi sik sik duymusumdur: "buradaki kaçiklarin hepsi sana ba yiliyor. daha ikin ci günümde benimle otuz bes dakika konustu. davetsiz gelenleri kabul edemeyecegim. Tanri beni affetsin. o toplu sevgi ayinlerine itirazim yok mesela. kendinden geçmisti. onu iyi çalist igi için tutuyorlardi orada. ama hepimizin belki de farkinda olmadan birilerine sülüklük yapmis olmamiz olasiligin i da gözardi etmemekte yarar var. entelektüel bir sair taniyorum. anlama ya basladigimiz an her seyin basladigi andir ve bazilarimiz artik anlamaya baslasa çok iyi olacak. is yaptiginiz mekanlarda da mutlaka bir sülük vardir. Lo ve-in'lere. ilk kez tesadüfen gördüm bu yaziyi. "iyi bir yövmiyenin hakki emekle verilir. hepimizin. hayat dolu. züppelik ya da insanin kendini abartmasi olarak al gilamiyorum. degil mi? sülük için kolay lokma olmama ragmen bir keresinde ben de tavir koydum. yoksa bu çiftlige nasil katlanabilirdik? yine de sülüge karsi önlem alan insana saygi duymali. sülük kesin tavir karsisinda ürker." yüreklendirici degil böyle bir sey duymak. on un da bir tadi olabilir ama söyledikleri mizahtan yoksun kokusmusluklardan ibaretti. beni hayatta tutan seyleri yapabilirsem. askasina musallat olur. daldan dala atliyordu orospu çocugu. berbat bir düsünce ama büyük olasilikla dogrudur. isimi katletmenize izin veremem. ama biz sülüklerden söz ediyorduk. bu yaziya hayranlik duyuyorum. ben sülük yemiyim. her neys e bu çok sülügümsü sülük her sabah saat dokuzda bana telefon etmekten kendini alamiyordu.

kiçimi kasiyacak gücüm yok.i. seni hipodroma gitmeden önce yakalamak is tedim. gerçek kavramin yok mu senin? isten geldigimde en son lanet damlama kadar tüketilmis oldugumu anlayamiyor musun? geriye bir sey kalmiyor. on iki saat çalisiyorum! neden beni saat dokuzda ariyorsun allahin cezasi?" "belki at yarislarina gidersin diye düsündüm. beslenmem. siçmam. neden beni sabahin lanet dokuzunda ariyorsun? " . "ne bok yemeye beni saat d okuzda uyandiriyorsun? sabaha kadar çalistigimi biliyorsun. "ilk kosu 13:45'de. tiksirir. yikanmam. düzüsmem. anla sana! hipodroma gidemiyorum." dedim sonunda. ayakk abilarima bagcik filan satin almam gerekiyor." dedim. ayrica gecede on iki saat çalisirken nasil hi podroma gidebilirim? bu kadar seye nasil zaman bulacagim? uyumam. öksürür." "dinle. "bak. bogazini temizleyip kem kümlerdi.

hatti n öbür istirap ucundaki kisiye güler. sülük ölmüstü. telefonunuz varsa sayet çok dikkatli olun. gidip karton bir kutu aldim. benim ütopyam BUGÜN daha az sül sizin hikayenizi de dinlemeyi çok isterdim. bir McClintock hemen fark edilir. kötü bira. bel soguklugu." dedim. benden yasli. berbat seks.firçayi yiyince sesi kisilmisti -"hipodroma gitmeden önce seni yakalamak istedim. sülüklügün olmamasi gereken seyler yüzünden olustuguna dair bir varsayim var. vesaire. love-in'ler. Johnson. sizin McClintock hikayeniz de beni güldürürdü herhalde. hayat dolu ve sanatçi olmayan (sükür) bir arkadasimla konusuyordum. bir daha eskisi gibi olmadik. ben bugün varim. Tanrim. ve sülük. Ama hâlâ insanligin bozuk taraflari ile ugr asmamiz gerekiyor -açlar. sülük size sehir içi arayacagini söyleyip (yalan) telefonunuzdan bitmek bilmeyen z ehirli hikayelerinden birini bezgin dinleyicisinin kulagina dökecektir mutlakta. kötü hükümet. parlak yastiklara gömülüp oturan baba." 163 yarari yoktu." "sembolik olarak beni de o kutuya koydugunun farkinda degil misin?" ona bakip sakin ve yumusak bir sesle. "neden artik telefonlarima cevap vermiyorsun?" "telefonu bir kutuya koyup üstüne paçavra dolduruyorum. yarin degil. ödlek editörler. biraz da acirsiniz. iyi ve dürüst bir yasantinin sonucunda sülük s kar. telefonu kapattim. dinlememeye çalissaniz da elinizde olmadan kulak misafiri olur. bilemiyoruz. eminim herkesin katlanmak zorunda kald igi bir-iki McClin-lock tipi sülügü vardir. sülük hâlâ yasiyor. bu McClintock tipi sülük te lefonda saatlerce konusabilir. seni aramiyor mu?" diye sordu. her McClintock yaninda küçük bir telefon defteri tasir. "McClintock beni günde üç kez ariyor. hipiler." McClintock'lar herkesin alay konusudur ama onlar bunun asla farkinda olmazlar. "artik aramiyor. siyah beyaz ve kizil. ütopik toplum gerçeklesir mi gerçeklesmez mi. "bak bu dogru. kalktigimda telefonu kutudan çikariyordum. uyuyan bombalar. . yeterince hip i olmayanlar. bir kolu tahta anne. simdi a ma geldi!!!!! BIR McCLINTOCK'UN 164 GÜLDÜGÜNÜ HIÇ GÖRMEDIM!!!!! su ise bak. bir gün dayanamayip beni görmeye geldi. Albequerque'nin hamam böcekleri. her sabah isten geldigimde bunu yapiyor. telefonu içine soku p üstünü paçavra ile doldurdum. belki bir gün dünya düzeni öyle degisir ki. bunlar sunlar bunlar sunlar.

aslina bakarsaniz tek basima oldugum zamanlar disinda ben de pek gülmem. 69 mu? hadi bir Chesterfield yakip her seyi unutalim. kivrilip kaynasan. 69 durum bir sülük kolonisi.tanidiginiz sülüklerden birini düsünün ve kendinize onu gülerken görüp görmediginizi sorun mü güldüklerini? tanrim. paç a dolu bir . kendimi mi yaziyorum yoksa? sülüklerin sülükledigi bir sülük. sabaha görüsürüz. düsünün bir.

onlarsiz yapamadigimiz anlasilan kendi cehennemlerimizi yaratabilmemiz için cennette biçilirl er.kutuya tikilmis ve kobra memeleri oksar-ken. ama sürdügü müddetçe hayli ilginçtir. sampiyonlar kiçlarini her zaman kollam ak zorundadirlar. baska bir adamin karisi ile atmak güzeldir ama bir gün yakalanacaginin da bilincinde olacaksin. seni uyandirmadim. düsünemedim. LSD. cerrahi. mezbahalar. siir yazmak. akliniza ne gelirse. savas. günahlari miz. bu da yazik.insani tehlike ile mucizenin Siyam ikizleri gibi yapisik oldugu b ir yere götürür. LSD'ye dönelim. bize kararlari ver ecek bir doktorlar kurulu ve doktorlari bos zamanlarinda mesgul edecek tas gibi iki hemsire gerek ( kadin ya da erkek). hem bu zevki artirir. dmt ve stp'yi yasaklamak için bazi saglam nedenler var gerçi -insani dai mi olarak delirtebiliyorlar. halk onlarin kiç üstü kendi bok çukurlarina düstüklerini görmeye can atar. rahat bir yasam tarzi degildir bu.ama seker pancari toplamak ya da General Motor için somun sikma k ya da bulasik yikamak ya da yerel üniversitelerden birinde Inglizce I dersi vermek de insani dai mi olarak delirtebilir. otobüs servisi. temeli yikip bastan yapmazsak. ve sevgili valimizin akil hastanelerine ayrilan bütçeye attigi makaslan ben dolayli olarak toplum tarafindan delirtilenlerin toplum tarafindan desteklenmeyi ve tedavi edilmeyi ha ketmedikleri seklinde algiliyorum. herhangi bir dalda yeterince sivrildigin anda düsman kazanirsin. kesif içeren her tür güçlük -resim yapmak. insani delirtebilecek herseyi yasaklamaya kalksak toplumun yapisi altüst olurdu -e vlilik. vergisi bol bir çagda. selam. hersey insani delir tebilir çünkü toplum çürük tahtadan bacaklar üstüne oturtulmus. televizyon simdiki ellerde yararsiz. akil hastaneleri tika basa dolu olacak. pekala. ve geçe nlerde yapilan bir baskinda LSD yapimcisinin narkotik ajanlardan birinin yüzüne bir kavanoz dolusu asit firlatti gini duydum. aricilik. üstelik igrençtir orospu çocuklari -bagirip çagirirlar. diktatörlük filan. bunda tartisilacak fazla bir sey yok. özellikle de enflasyonu yüksek. salaklarin suikaste k an gittikleri . bu para daha iyi yollar insa etmekte ve evlerimizi yakmalarinin önüne geçmek için hafifçe zencilerin üstüne rpmekte kullaniliyor. benim dahiyane bir fikrim var: neden akil hastalarini kursuna dizm iyoruz? paradan ne kadar tasarruf edecegimizi bir düsünün? bir delinin bile yemek yemeye ve barinmaya ihtiyaci var. boklarini duvarlara sürerler. banka soym k. öbürünü ne ediyoruz. KÖTÜ TRIP LSD ile renkli televizyonun tüketime üç asagi bes yukari ayni zamanda girdigi dikkati nizi çekti mi? birden patlayici bir renk cümbüsü ile karsi karsiyayiz ve ne yapiyoruz? birini yasakliyor. degil mi? hay allah.

LSD insani bombardimana da tutar çünkü sadik sevkiyat memuruna göre bir alan degildir. bir lider posta siparisi ile edinilmis bir tüfekle öldürülebilir (bize anlat lan masal öyle en azindan) ya da Ketchum gibi bir kasabada kendi silahi ile. küvet cini ve kaçak viski günlerini de yasadi bu dünya. insani bitirir. çogumuz yedi. vardiya. ki z arkadasa ismarlanacak 12 dolarlik yemek. insanlarin çogu temel özgür bireyler olarak kendi degerlerini abartirlar. toplumu güdümleyen büyük Korku ile düzülmemis bir birey gerektirir. otuz yasini geçkin kimseye güvenme fel sefesi de hipi kusaginin bir hatasidir. iyi bir trip henüz kafese girmemis. araba taksiti.görülmemistir. maalesef. çünkü bir anlamda zaten delirmistir. tamam. çocuklarin egitimi. kötü triplerin çogu bi zatihi toplumun egitip zehirledigi bireyin eseridir. kira. ama. kötü asit kötü fahise gibidir. yasalar zehirli karaborsalarda kendi hastaliklarini yaratir. ya da Berlin'in bagir saklari patlarken tarihlerinin son sayfasinda Adolph ve fahisesi gibi. bayraga saygi durusu gibi endiseler tasiyorsa bi r LSD tableti onu muhtemelen delirtecektir. komsunun fikri. temel olarak. hadi bilemedin sekiz yasina bas .

test kitaplarinda olmayan. araba hirsizi. ben hâlâ bira takiliyorum. köpeginin arabanin altinda k almasi ve kimsenin sana yolu dogru dürüst tarif edememesidir.167 tigimizda kafeslenip egitilmisizdir zaten. ama gördügünüzde bilirsiniz -çünkü onlara a da onlarla birlikte iken kendinizi iyi. dünya BÜTÜN parçalarin bütüne uydugunu idrak ettigi zaman bir sansimiz olabilir. onu simdi gördügü için. ama digerleri için talihsizlik ya da bir an önce kurtulunmasi gereken b r durumdur. bir fabrikada on yil çalistiktan sonra bes dakika geç kaldigin içi kovulmaktir. bir düs. zorla gördügünüz cebir de Ispanyolca dersidir. insanin gö er sey gerçektir. Basbakaninizdir. belediye encümenine sikayet edemeyeceginiz seyler. öldürülmek ya da dondurma yemek olabilir. 1926 yilinda kokladiginiz igrenç heladir. ölmekte lan bir insan için ölüm çok gerçektir. birkaç da kadin -daha çok hem sire ve garson. komsunun küçük kizidir. çünkü 47 yasindayim ve bana sapladiklari kancalarin haddi hesa bi yok. o dogmadan önce de ordadir. size uzun burunlari n çirkin oldugu ögretilmisken gördügünüz çok uzun burunlu bir adamdir. müshildir. en tuhaf yerlerde ve HER ya sta özgür insanlar tamdim ben hayatimda -kapici. ki meseleyi rafa kaldirip kurtulmanin kolay bir y oludur. toplumun egitimsel ve ruhani güçleri ona kesfetmenin asla bitmedigini söyleye kadar bilge olmadigi için. bütün aglardan kaçmayi basardigimi sanacak kadar budala da degilim. yasanan hersey yasandigi anda gerçektir -bu bir film. çok iyi hissedersiniz. elerimizle küçük bok kutularimiza hapsolmamiz gerektigin i telkin etmeleri sonucunda aklini kaçirdigi için bireyi suçlamayin. cinayet. b. ve HER yasta. özgür ruh ender rastlanan bir seydir. elleri kirli dondurmacidir. LSD ise kendi içinde bir toplumdur zaten. esrar mevcut dünyayi daha katlanilabilir k ilar sadece. cinsel iliski. toplumsal koltuk degnegidir. ama sanrinin tanimi hangi kutuptan hareket ettiginize bagli olarak degisir. LSD degildir kötü tripinizin nedeni -an nenizdir. olmustur. araba yikayicisi vb. sana altinci sinifta tarih ögreten o yasli bok çuvalidir. bize kendi a. olan. ruhani yani yoktur. bu dünyanin tamami kötü triple dostlar. Roos-velt'in yüzüdür. toplumla uyum içindeyseniz LSDyi "sanri verici mad de" olarak siniflandirirsiniz muhtemelen. ama bir tablet yu tugu için lutuklarlar adami. otuz sayfa uzunlugunda ve üç kilometre yüksekliginde bir listedir bu. Abraham Lincoln Tugayi'di Franklin D. Jeffers üç asagi bes yuk . bir LSD tripi hiçbir kuralin kapsamadigi seyler gösterir insana. bir dis güç tarafindan getirilmemistir oraya. 168 kötü trip mi? bu ülkenin lamami. sanri bir sözlük sözcügü. gençlerin çogu özgür GÖRÜNÜR ama bu tamamen bed kimyasi ve enerji ile ilgilidir. ama daha sonr a üstüne yalanlar bindirilir.

odami. tabii ki.ari. artik onun Tanri oldugundan çok da emin degiliz elbette. ben bile. hayir tisliyor agzimda sonra da kagidi daktilodan çikariyorum. sapkasindan çok tavsan çikardi. herkes çok fazla konusabilir. rivayete göre Tanri bile dünyaya indiginde o tuzakl ardan birine yakalanmis. soguk bir cumartesi günü. ama çok da fazla konustu. artik sizin. dediginde çok iyi söylemis bence. (belki de) aklimi yitirmeme neden olan bir alkol deliligin den çikmistim. tuzaklara dikkat. ne yapilir bir gece ile? Liza olsaydim saçi mi tarardim. sonu bekleyen bir sarho slar kovani. günes batmak üzere. dostlar.iktir" gibi müsfik bir sözcük çikiyor. kadinlar geçiyor penceremin önünden. sayica çokturlar. 169 HÜR HAYVANAT BAHÇESI Boktan isimi. her kimdiyse. Parkta . bir National Geographic var önümde. binanin bütün sakinleri sarhos. sayfalan gerçekten bir seyler ol uyormusçasina parliyor. ". olmuyor. ama Liza degilim. Leary bile.

Susu luktan ölmek kolay ölüm listeme girmez. Gayesizce yürümeye basladim. Eski bir iskemleye ilistim. Yaniliyor-dum tabii ki. üç katli. Ka hverengi gözleriyle bana bakti. Öylece oturmus bekle rken bir seyin koridordan salona dogru kostugunu duydum. açik pembe gömlek. ayaginda çizme vardi. Yürürken olaylarin anlamini kavramay a basladigimi hisseder gibi oldum. Y bekleyecegin bir yere ihtiyaç vardi sadece. Kent disinda buldum kendimi. ama hasta h issediyordum kendimi. Açlik o kadar önemli degildi." dedim. sonra yüzünü geri çekti.geçirmistim geceyi. Soguk bir görünümü vardi. Kadin mutfaktan döndü. Susamistim. Güzel kadindi." dedim. Daha ilerde. küçük çiftlikleri n önünden geçtim. "Susadim. ceketimi çikarip koluma aldim. yüzünü yüzüme da i. bahçesi genis ve agaçli bir evde karar kildim. sonra durup bana bakti." dedi." dedi. Evler giderek seyreliyordu. Yine de beni çek en bir sey vardi o ev de. Günisigina karsi kusup bes dakika kadar bekledikten sonra cebimd eki sarap sisesinin dibinde kalani diktim. Bir yandan da açliktan ölmenin ne kadar ilginç olacagini düsünüyordum. Sicakti hava. "Adim Carol. kaygisiz. Ceketimi kaptigi gibi yere atladi. Uzun kizil saçlari beline kadar iniyordu. Bir orangutandi. Pesinden salona girdim. Kapiy lastigimda burnuma kesif çig et ve sidik kokusu geldi. "Gordon. Tarlalardan. Korkusu bakiyordu gözleri. "Evet?" dedi nerdeyse gülümseyerek. Bir süre yürüdüm. Tam önümde bir daire çizdi. Onlar dan biri olmadigim gerçegini çoktan kabullenmistim." "Neden?" . Zili çaldim. haf sesler çikararak koridorda kosarak gözden kayboldu. "bir bardak su verebilir misin?" "Içeri gir. Kucagima siçradi. Sudan eser yoktu. Topluma karsi kin beslemiyordum. "Ama artik önemi yok. bir bardak su istemeye karar verdim. saçim daginikti. Birden sevinçle hoplayip ziplamaya basladi. Garip sesler de duydum. suyu verdi. Ilk evi atladim. Bir an için gözlerini gözlerime dikti. Otuz yaslarinda bir kadin açti kapiyi. Parkta uyumak iyi gelmiyordu insana . Yüzüm geceki düsüsümden kanli. Üstünde dar bir kot. Su getirmek için mutfaga gitmisti.

" ." Elimi duvarlarin ötesini ima eden bir sekilde salladi m. Yalnizlik çekiyorum. bittim. "Benim de onlarla basim hos degil." dedim. "Ve onlar."Tükendim. Anliyor musun?" "Alkol mu?" "Alkol.

Kaçigin teki. evet! O koca maymun ceketimi çaldi. tuvalete gitmem gerek." Kahverengi gözleri giderek büyüyor. gerçekten aklimi kaçirmis olabilirim. Hayvanlara asigim." "Dinlenirsem oyuna devam etmek isteyebilirim. Enazindan onlar öyle düsünüyor. "Koridorun sonunda soldan ilk kapi." "Belediye beni bu evden çikarmaya çalisiyor. Hür Hayvanat Bahçesi mi dedin?" "Evet. konustukça berraklasiyorlar-di." "Insanlar benden korkarlar. Hür Hayvanat Bahçesi'nin Deli Carol'u derler bana." "Bu gece burada kal. "Ilk isim sana güzel bir çorba pisirmek olacak. "Afedersin. dinlenmeye ihtiyacin var."Bu koca evde bir basina mi yasiyorsun?" "Denemez. Çok sekerdir. Geceleri serin oluyor." "Etmelisin bence." dedi. Açisini tutturursan fena oyun degildir." "Ha." . savasiyorum. Al-iahtan babam para bir akti." "Adi Bilbo." "Bu aksam ceketime ihtiyacim olacak." "Gazeteleri pek takip etmem." "Sagol." "Sanmiyorum." "Bence çok hossun. Senin korkmadigina sevindim. Sorunum insanlarla. Bilemiyorum." "Atma. "Atmiyorum. mahkeme açtilar. Hayvanlarla gerçekten bütünlesebiliyorum . Üç ay akil hastanesinde y im." dedim. Hem bana neden yardim etmek isteyesin?" "Bilbo gibi ben de biraz kaçigim." dedim." "Sahi mi?" "Sahi.

Papagan orali olmadi. "Hadi öyleyse. K aplan sikintili ve ilgisiz bakti bana. "Beyfendi senin yaninda siçamazmis.. dogru odana!" diye bagi rdi. Küvetin içine. "Carol! Tanri askina." dedi.. "Pekala. Hayvanlarimin hepsine asigim. Asigim ona . Kolay gelsin. Papagan gözlerini bana dikti. Süratle salona döndüm. Zararsizdir. disari. Banyoya girip kaplana. . bir yarim daire çizdikten sonra yere uzandi. Üçe kadar sayiyorum. Tükürüp hirladi kedi. sonra da." "Miskin Joe. Kaplani disari çikardi ve "Hadi.iki.." "Bir kaplan bana bakarken isimi nasil görebilirim?" "Gerzek sen de. ama yapamiyorum. Sonra o siçti.. On disle rini ve dilini gördüm. "Miskin.." Tinmadi Miskin Joe. Benimle gel." Koridorun sonunda sola döndüm." dedi. papagani ne yapalim? Papagana ka tlanabilir misin?" "Saniyorum. 172 Kaplan koridorun sonuna kadar yürüdü. "Miskin! Bir daha söylemeyecegim. "Iyice azitti hergele." Kaplan kilini bile kipirdatmadi. sen kasindin!" Carol kulagindan tuttugu gibi ayaga kaldirdi canavari. Sert önlemler almam gerekiyor. banyoda bir kaplan var."Tamam." "Hadi öyleyse. kolay gelsin .. Yürü. Kapi açikti. Dus perdesinin üstüne bir papagan tünemisti. Baksana." "Asik misin?" "Tabii." Kapiyi kapatti. Onu yiyeceginden korkuyor.üç. Carol son derece rahatti." Pesinden gittim. Kalakaldim. Bir. yerdeki kilimin üstünde de boylu poslu bir kaplan yatiyordu. "Miskin! Odana dedim!" Kaplan öylece bakti.

Hür Hayvanat Bahçesi.O gece biraz daha konustuk. Hepsi de evcillestirilmisti. yoksa çildirmis hayal mi görüyordum? Her türden hayvani vardi Carol'in. . Düste miydim. Mideme iki ögün yemek indirmistim bu arada. ölmüs muydum.

Her biri ne kadar farkli. vücudunun alt kismi asagi sarkmisti. Gögüs uçlari çogu kadinda oldugu gibi koyu renk degil. pencereden giren günes isigin in altinda nefis renkler yansitiyordu. panter. Karinlarinin tok olmasi ise yariyor du tabii ki. yilan -hayvanat bahçesine gitmisliginiz vardir mutlaka. agzina." dedi. gözlerine bakti." dedim." Fazla konusmadan kahvaltimizi ettik. pembe-kirmiziydi. diye geçirdim içimden. yag düzgünlügü." O gece beni uyku tutmadi. Kendi benliklerinde tatmin olmuslar. Is in tuhaf tarafi hayvanlarin birbirleri ile dalasmamalariydi. Carol daha da güzel görünüyordu. Içiyordu yüzünü. "her birine. Dolgun gögüsleri yükselme eylemini çagristiran bi lik abidesiydiler. Böyle kadin görmemistim. ne kadar gerçek. maymun. "Bak sunlara Gordon. Elbiselerimi giyip yalin ayak salona yürüdüm. saçlari kivrimlar halinde hali ya dökülmüstü.Siçma ve egzersiz saatleri vardi. süphesiz. "Hayvanlarina gerçekten asiksin galiba. akiskan bir hareketle basini Carol'in basinin iki yanina yavasça indirip kaldirdi. Insan ile hayvan karisimi bir kadindi. ama daha pembe. (Erzak faturasi korkunçtu. Kahvaltida Carol'a. Yilan çatalli dilin i çikardi. basi yana kaymis. her se yi disari yansitiyordu." "Anliyorum. Babalik yüklü bir meblag birakmis olmaliydi) Carol'in sevgisi onlari tatli. berrak. Insan bunlari nasil sevmez. "Evet. Tanrim. neon. Zor uyudum gece. Hayvanlar hosnuttular anlayacaginiz. kesintisiz. Diz." dedim. dirsek gibi hiçbir uç nokta yoktu sanki. Donakaldim. Yürüyüslerine bak. Teni yaglanmis gibiydi. kurt. Disa bakan tek sey gögüs uçlariydi ve vücuduna cinsini kestiremedigim bir yilan dolanmisti. "O maymundan ceketimi alabilirsen yola koyulacagim. Ama gerçekten bak. "Gitmeni istemiyorum. Korkusuz. Teninin b eyazligi ürperticiydi. sabit bir pasiflige sokmustu. Her seyi emiyor. Kaybolmamislar. Hiç günes görmemisti sanki. kaplan. Insanlar gibi degiller. neon memeli kadi n! Ayni renkteki dudaklari rüyadaymisçasina aralanmis. Ne sansli yilan. Gözleri iriydi. Görünmeden içeri bakabiliyordum. Carol sehpanin üstüne çirilçiplak uzanmis." . inanilmaz gözler. Dogduklari gün olduklari gibiler. Her hareket ettiginde saga sola dalgalaniyor. Sonra dogrularak Carol'in burnuna. Saçl ari canliydi sanki. Piril pirildi. alev renginde. Carol besli gruplar halinde çikariyordu onlari ba hçeye. Asla çirkin degiller. Odama döndüm. Tilki.

"Beni hayvanat bahçene mi katmak istiyorsun?" "Evet." ." "Ben insanim ama.

Genç bir adamdim sanki yine. Bir ask öpüsüydü. Belediye Carol 'i bahçenin etrafina yüksek tel kafesler örmeye zorlamisti ama bahçe hayvanlarin rahatça gezinebilecekleri ka dar genisti. Carol bu kez odanin ortasind aki siyah ceviz masanin üstüne uzanmisti. Sonra kuyrugunu sallayarak hizlanmaya basladi. Seni buluruz belki. Kal. Salona gidip içeri baktim. kaplan o esnada Carol'in bacaklarinin önündeydi. Pempe bir kan dalgasi yayildi vücuduna. yasli kaplan. Kaplan masanin etrafinda agir adimlarla dolaniyordu." O gece yine uyku tutmadi. Sen de kaybolmussun ama sertlesmemissin. Öldügünde çizgilerinden taniyacaklar seni. Dünya ve gökyüzü gözlerindeydi. Yeniden dirilmistim sanki. Yeni bir hayata basliyordum. Carol bir çiglik atti. Kamisini C arol'un yarigina vurarak girmeye çalisti. Kahvaltiyi hayvanlarla birlikte bahçede yaptik. öpüstük. devasaydi. Parmaklarimi dudaklarinda gezdirdim. Basini koluma yasladi. "Randolph Scott ile Humphrey Bogart karisimi bir seysin sen." "Kaplan mi?" "Evet. Kamisi sertlesti. Gümüs renginde bir tilki ile bir çakal geçti yanimdan. ama bozulmamissin. ayak parmaklan yere degiyordu. hoslandim senden. Kahvaltidan sonra Carol çimlere uzanip göge bakti. Yüzüne baktim. Carol bana bakti. Onlardan farklisin.. Gözlerinin içine düsecekmisim duygusuna kapiliyordum. kamisin tamami girmisti simdi. Bir tavus kusu geçti y . Yilan gibi dolanmisti vücuduma. Durdu. Carol hafifçe inledi. Sonra kamisin basi girdi. Bacaklari açikti." dedim. Carol elini kaplanin kamisinin üstüne koyup yönlendirdi. Bakisip durduk. Koridoru geçerken Carol'in haykirisini duydum. Bulunmaya ihtiyacin var. Bir kasik patates salatasi attim agzima." dedi. Onlar k aybolmus. Içinde hâlâ yüzen bir seyler var."Evet. Yine de sertlesmistim. sertlesmis." "Diger hayvanlarin gibi sevilmek için fazla yasli degil miyim sence?" "Bilmem. kaplanmisin benim. Bacaklarinin arasinda dudaklarini n hafifçe aralandigini fark etlim. Dayanilmaz ve atesli bir istirap içindeydiler. Odamin yolunu tuttu m. sonra çekti. dikildi ve pençelerini Carol'in basinin iki yanina yerlestirdi. "Çok hossun. Bir an için e lini apis arasinda gezdirdi." Yanina uzandim. Güldüm. Kaplan birden kalçalarini kaldirdi. Pembe-174 lik en son çenesinin allinda durdu ve kayboldu. "Buraya gel. Kendime çektim onu.. Sonra ellerini kaplanin ensesine koydu. Öbür elimi saçina daldir .

" Bir kez daha öpüstük. Killari ne mliydi. hergele." Elimi tutup kolundan içeri soktu.. Deli gibi öptü beni.. tanrim.. "Hergele." Geri çekildi bir den.. . Sonra söylenmeye basladi. hergele. "Tanrim. "Tanrim. Hafifçe ok sayip parmagimi gezdirdim. ne yapiyorsun bana.." dedim.. "Ne yapiyorsun bana.nimdan.

Insanlar taslasmislar. Kaplan elli metre öteden bize bakiyordu. bir atesti Carol.. tekrar gögüslere. alt kismi gölgeliydi." Biraz daha sohbet ettik. Derin bir soluk al di. Abajurun isiginin altinda saçlari piril pirildi -kahverengi-kizil pariltilar saçiyo rdu.."Fazla hizli gidiyoruz. "Daha yenisin dünyada. karsisindaki koltuga oturdum. "Iste hayat çizgin. "Deli Carol muyum sence?" "Bilemiyorum. Kanepenin yanina diz çöküp gögüslerini yaladim. Için için yaniyordu. Salona gittim. allahin cezasi." Saka etmiyordu. hayat çizgine bak. daha asagiya indim. Carol kanepeye uzanmisti. Saçlari rüzgârda dalgalaniyordu. Kendilerinden usanmislar. Bunlar birbirlerini bulup çogaliyorlar.. . sonu yakin. anlamsiz bakiyordu. rüyalarim. "Kaplan. önce öptüm hafifçe isirdim. Boncu klan aralayip içeri girdim. Ates gibiydi saçlari. Egilip kulaginin arkasindan öptüm. yavas dedim sana.. Inanabilecegim tek seydi Carol. "ah. Kivranip. Dünyanin mirasçisi olacak yeni bir canli planliyorum. Sarilip öptüm. Ben defalarca gelmisim dünyaya. ama sik gördügüm bir rüya var." dedim.. Boncuk perdenin arkasindan içeri baktim.. killarin basladigi bölgeye. Yine de kabullenme v ardi o gözlerde.ah.. Ölüm dualar inin kabul edilmesini bekliyorlar. ona inandim. Elimi tutup çizgilerime bakti. Bu canlilar insanlardan daha üstün olmali ama. Ama gözlerinin kahverengesi açik ve derin de olsa. "Sana nasil anlatacagimi bilmiyorum. vurgusuz. Yerde yuva rlandik. Dünyadan arta kalacak son hayat parçaciginin içinde yasa-yabilmeli.. rüyalarim. Küçük bir abajur yaniyordu yaninda. Yavas. "Bilmeme imkan yok. Sonra asagi dogru öpmeye basladim." Dogrulduk. Insan dahil tüm canlilarin en üstün yanlarina sahip olmali. Kanepenin kenarina oturup onu seyrettim. Inanmamak imkansizdi.." dedi. sonra yine asagi. Belki baska yerlerde baska insanlar da böyle bir canli planliyorlar.. Anlatti. deli miyim sence?" Güldü bana bakarak. yalnizdi." "Evet. Gözlerini açti." O gece yine uyku tutmadi. uykuda gibiydi. san ki ben adiyla ve tavriyla tanidigi biri degilmisim. Çiplakti. Abajurun isigi vücudunun üst kismini aydin latiyordu. Dünya yorgun. Sonra yangindaydim." diye inledi." "Benimkine bak. kendi disimda bir güçmüsüm gibi. Soyunup yanina gittim. bacaklarini öptüm. karnina indim göbek deligini öptüm. Ben i görünce sasirmadi.

çiçegi islak ve sicak. firin gibiydi içi. dilimi hafifçe dudaklarin etrafinda gezdirdim." diye inledi ve çiçegi açildi. sonra da ters yönde.dudaklarinda. Bir kez daha "ah. dilimi iki kez yarigina sokup çektim. Bacaklarini havaya kaldirip boynuma doladiginda yalayarak yukari dogru çi ktim. kam isimi sonuna kadar sokup tuttugumda üstünde kivranip devam etmem için yalvardi. Kamisimla yarigini zorlamaya basladim. kamisimi tutup beni yerlestirdi. Içine girdigimda agz im agzini buldu -ve iki yerden kilitlendik.. Is irdim. tuz tadi geldi agzima. Hafifçe bizirini yaladim. ah.. .agzi islak ve serin.

El imdeki tuz paketine baktim. nereye gelmistik." Aramizdaki insanlarin baslarinin üstünden bir paket tuz firlatti. tinsel ve tensel. Önce o girdi banyoya. Onu öptügümde dudaklari yumusa cikti. Yakala Baba. vücudumu hareket ettirmeden kamisimi içinde üç kez siçrattim. Saçim elli yasina gelmeme ragmen hâlâ kipkizil di. Içten gülüyorduk. Bir gün erzak almak için kente indik. Yarim saat kadar sarilip yattik. B aska bir kaplan parlamisti o gece. Çiktigimizda yagmur çiseliyordu. Baba. Ayni seyi bir kez daha tekrarladik. Tatmin olmus insanlardik. Sonra ben. Tehli keli ve vahsi hayvanlarimiz sayesinde hirsiz endisesi tasimiyorduk gerçi. . kamisim yumusamamisti. dayanamayacagimi hissedince kamisimi içinden çikmadan çekebildig im kadar çekip yine soktum -sicaklik ve kayganlik. Nefretlerini hissediyorduk ama. Arabayi agir agir sürüyordum. Keyfimiz yerin deydi.Her seyin ötesine yükseldik. Evi hep yaptigimiz gibi kilit-lemistik. S eni moruk pezevenk seni. Sürekli gülecek bir seyler buluyorduk. kaldim içinde. Hakkimizda ne düsündükleri de bizi ilgilendirmiyordu. Defalarca tekrarladim ayni seyi. Anl miyorlardi. Kasilmalarla karsilik verdi. Benim saçim sakalima karismisti. tarihin. onlara ve onlara ait hiçbir seye iht iyacimiz yoktu. Hayvanlarin ihtiyaçlari her gün yollaniy ordu ama arada sirada kendi ihtiyaçlarimizi karsilamak için kente inmek zorun da kaliyorduk. Pazarda da sakalasmistik.. orospu çocugu. Yakaladim. tuzu yakala. kimilda! Hadi!" O çirpinirken kimildamadim ama.ve tuttum. oltaya takilmis bir balik gibi çirp indi. merhametin ve sinamanin. Giysilerimiz eskiydi. Hayvanlar tehlikeliydi ve bi/. Bir süre sonra tirmanmaya basladik -iletisimlerin en mükemmeli. Bana da bakmaya baslamislardi. Her gittigimiz yerde ona bakiyorlardi. varolusun o doyumsuz cosku su kalmisti bir tek. Birlikte bosaldik. Ancak Carol'in hayvanlari ile çiftlesmeye devam et tigini itiraf etmeliyim. Carol'in saçlari kiçina kadar iniyordu. Iliskimiz sürdü. Sonra Carol'in hamile oldugunu fark etti m. Herkes taniyordu Carol'i.. Kaplan yoktu o gece. kendimizin. Yabanciydik onlarin gözünde. egonun. ayak parmaklarimi kanepenin koluna bastirip iyice dayandim. Bir bardak su istemek için kapisini çalmistim. Aylar rahat bir mutluluk içinde uçup gitti. atiyorum tuzu. Carol'in son oyuncagiydim onlar için. hayvanlarla yasiyorduk. Önce sinemaya gittik. Onlarin yasam tarzina kar siydik. Carol kendine birkaç ile elbisesi aldi. oradan da pazara gittik. Film kötüydü. yasli bir kaplan. Elimizdeki ile yetinebiliyorduk."Orospu çocugu. "Hey. Gülüstük.

Yüzü kireç gibiydi. Orospu çocuklari. Yaptiklarini hissedebiliyorum. kizim. Biz e iyotlu tuz lazim. Biz bir f dik zaten. Biliyorum. bebege de dikkat et. Içinde bir yer yirtilmisçasina inliyordu. Kendim izi rezil ediyorduk. Eve yaklastigimizd a Carol inledi. yavrum? Söyle bana. Nefis bir gün geçirmistik. Gerçi film kötü çikmisti ama yine de çok eglenmistik. Tanri m. neyin var?" Kendime çektim. Yagmura bile sevinmistik. Yakala tatlim. hayir. Arabanin pencerelerini açip islandik. "Nedir. "Carol. yaptilar." "Benim bir seyim yok. zavalli piç ilerde yeterince hirpalanacak!" Carol tuzu yakalayip degistirdi. Etrafimizdakilerin bakislari yetiyordu."Seni orospu! Beni damar sertliginden öldürmek mi niyetin? Hayir. .

kuzgun. "Mutlu musunuz? Sevinin katiller!" diye bagirdi Carol. Çit çikmiyordu evde.. . Ayi. hepsini öl dürmüslerdi. Ölümü bilmisti ve ölüm baska 178 türlü bir seydi. anlasilmaz. Ölüsü bile canli bir insandan daha heybetliydi. ama aglamiyordu. Öldürülmüstü. Bu konuda benden daha bilgili oldugu kesindi. Bizim için de. Hiçbir sey kipirdamiyordu. tek canli komamislardi. Carol küregi elimden kapip tel örgülere dogru kostu. Insanlar tel örgülerin arkasindan bizi seyrediyorlardi. Defelarca kursunlanmisti. s arap içiyorduk. Tek mermi.. Kapinin önüne geldigimde ilk gördügüm Bilbo oldu. B ir gecede hür bir hayvanat bahçesinden toplu hayvan mezarligina dönüsecekti. Ben çalisirken Carol pikapta ölüm marslari çaldi. Bahçe genisti allahtan. Yatagina yatirip bahçeye çiktim.. Ikinci günün aksami son mezari da doldurdum. gençler. Iki günümü aldi gömme isini bitirmem. kirpi. Öbür kanadin tüyleri aralikti.. harikulade ön dislen disari firlamisti. Carol küregi firlatti. Yaptilar. Salonu ve yatak odasini elimden geldigince temizledikten sonra Carol'i içeri aldi m. Biz sinemadayken gelmis olmaliydilar.. Onu oksayip yatistirici sözler söyledim. Arada sirada yerinden firlayip haykiriyordu. fotografçilar . tilki. Yaslilar. Iki saat sonra aglamaya bas ladi. Basi bir kan gölünün içindeydi. Banyoda. Gözleri kapaydi ama agzi her an hirlamaya hazir bir ifadede donmus. Zangir zangir titriyor. Carol'a sarildim. Miskin'i en sevdigi yerde haklamislardi. Fisildasarak geri çekildiler." "Ne yaptilar?" "Katliam. Elli bes mezar vardi bahçede. Yü paralardi.Canavarlar. Kürek telleri delip üzerine gelebilirmis gibi egilip kaçistilar. Carol isimleri yazdi. Kaninin bir kismi pihtilas-misti. Basi ve boynu gövdesinin altina kivrilmis bir sekilde tek kana dinin üstüne yatmisti. Evde." "Bekle. Konusmuyor. Hayvanlar özgürlüklerinin bedelini ödemislerdi. Ölmüstü. gazeteciler. tuhaf. Cesetler. Elden bir sey gelmezdi. kat iller ürkmüs olmaliydilar." dedim. haykirmak istemis ama haykirama-mis gibi. Papagan küvetin içindeydi. Yatistirmaya çalistim. bir süre sonra uyudu.. Odalari dolastim. Ben mezarlari kazip cesetleri gömdüm. Mermi sol sakagindan girmisti. Yüklü bir gömme isi vardi elimd e. Bir gülümseme vardi yüzünde. Eve girdik.

Birkaç hafta sonra Carol'a yeni bir hayvanat bahçesi baslatmayi önerdim. Dogum . Yeterince aci çekmisti." dedi. Kiyamet. "Hayir. akrabasi olmadigi için evin bana ka lmasini istiyordu. Ye tistik." Soru sormadim. Bir de bekçi t utardik. Zamani geldi sanirim. Tam zamani. "Rüyalarim siklasti. Evlilik umurunda degildi. Dogum yaklasinca Carol 179 evlenmemizi istedi.

Insan bir rüyayi ne kadar önemseyebilirdi? Bilemiyordum. Beysbo l sonuçlarina baktim. Ölüme mahkûm bu hayatlari görmek." "Tesekkür ederim. "karinizin sagligi yerinde. Umursamadan. degil mi?" diye sordu. Ask." "Kadin milleti bu. korkulu. bebek. Ve ölüm. Bir gün sefilhaneden çikip bi r evin kapisini çalmistim ve güm. Emin olamazsin." "Ben alkolden saniyordum. Sefilhanedeki kerizlerin yansi bu yüzden o rada. at yarislarini okudum. ölümde hiç. "Ee. Bu yeni hayatçiklarin nefrete. Yoldan geçenler durup seyrettiler." "Ben biliyordum!" Pis pis bakti. hiçlige dönüseceklerini bilmek -yasamda hiç. arabadan indi. ama benimki henüz aksamadi. Herkes sirasini saviyo rdu. Dört kilo be s yüz gram. Tarifsiz bir keder kapladi içimi." dedi. Olanlar ne kadar tuhafti. Carol'in doktoru gel di. Ve çogumuz yalniz. yarim hayatlar yasiyorduk." "Baskalari da mi vardi yoksa?" "Evet.." "Önce kadin. sikintiya. Yolda saraba yumulurken "Sisirdin kizi. cinayete.. yalniz gidiyorduk. "Evet.Bay Jenings.. Yüzlerce bebek feryat ediyordu." "Anliyorum. aci. "Rüyalar bazen yanlis çikar. Öyle oldu galiba. Carol'in rüyasi vardi bir de: ona inan iyordum ama rüyasina degil.esnasinda ölmez ve kiyamet gününün geldigine dair kehaneti gerçeklesmezse tabii. Hastanede asagida bekledim. törenden sonra arabamla geri götürdüm. sonra alkol." dedi. ap lalliga." "Kadin milleti böyledir. Arkadasima biraz para." Asansörle yukari çikip camli bölmeye gittim. Yalniz geliyor. . Sahit olarak sefilhaneden eski bir arkadasim i getirdim. Hem henüz bitmemisti de.erkek. Ask aciyi bastirmisti ama. Yanlarina gittim. korkuya. Sürüp gidiyordu.. hemsirelerden birine bir seyler fisildadi. Tören kisa sürdü. evroza. bilemezsin. bir sise de sarap v erdim. Su dogum isi. Cam bölmenin gerisinden duyabiliyordum seslerini. doktor. Mezarlarin önünde sessiz bir tören oldu.

Bebege baktim. Sonsuz bir bagislama gizliydi bu gülümsemede. Bebegi kollarinda tutarken gülümsüy ordu. Baska türlü olamazdi. Geyikti. Tibbi bir im kansizlikti. . Dayanilir gibi degildi. ayiydi. Içeri girip bebegimi buldu. ben de onu bildim. çakaldi. Bana b akti. Babasi.Hemsireye adimi söyledim. yilandi ve insandi. vasakti ve insandi. hayvan ve hayvan ötesi. Gözleri bana bakti ve beni bildi. Insan ve insan ötesi.

sonra hatun evlenelim diye tuttu bir domuzdan besiliyim. alin iste. ne Norman Ma-iler'i a radigi ya da Jimmy Baldwin'i tanidigi. grip. haftada 300 dolar kazaniyor. ama o bininciyi bulunc aya dek Alman ruhum bana huzur vermeyecek. Hastaneye günes doldu ve bina sarsilm aya basladi. ayni sahneyi bir film gibi insanin karsisina getirdiginden. ve dogru tahmin ettiniz. giderek yorma-182 ya basliyor beni. ki aslind a harikulade. bir sürü babanin içinde biri. Flor san lambalar zincirlerinden kopup bebeklerin üstüne düstüler. POPÜLER BIR ADAM iki kez üst üste grip oldum. yaslanm ak avantaj oldugundan degil. müsavir sekreteri y onun gibi bir sey. bin kisinin içinden 999'una bes çeker. ki insan ancak yaslanmaya baslayinca anlayabiliyor. Hemsireler çiglik atti. daha a da bin dolar. ama kendine olan inanci beni. gelen gidenin arkasi kesilmiyordu ve her gelen bana sunabilecegi özel bir sey oldugu inanandaydi ve kap inin zili susmak bilmiyordu ve her seferinde ayni sey yasaniyordu: "BIR DAKIKA! BIR DAKIKA!" pantolonumu giyip kapiyi açiyorum. yine de hoslaniyorum ondan. eglendirici biri. ve bütün bu gelenlerin kendilerine has bir enerjileri var. iyi bakiyor bana. "15 rdu. çok sessizim ve dinlerim. egl endirici olmasi dogal. pantolonu lekeli sert bir tip. aklimi yitiriyorum. amcam öldü.. yoldan gelmis. odanin ortasinda öpüsüp kollarimizi ve kiç delik lerimizi kavusturmamamiz da onu endiselendiriyor. . kendi yazarligina inanci tam. yeterince uyuyamamisim. Hemsire bebegimi kollarinda tutup gülümser en San Francisco'nun üstüne ilk hidrojen bombasi düsmüstü. Bebeklerin çigliklari yükseldi. gülüyorum. beni anlamakta güçlük çekiyor çünkü üstünlüklerine karsilik vermiyo n. on kisinin hayatindan fazlasini yasamis tek bir hayatta. kötü bi r yazar oldugu da söylenemez. anlatiyor.. ilginç. 15 bin dolar geçti elime. üç gündür siç isim. grip. ama enerjisi. tam olarak dogru olmayabilir ama söyleydi galiba: "emmer etvaz!" anlami: hep bir sey. hepsi de iyi niyetliler. aktör ayni zamanda. a nnemin sik sik kullandigi Alman deyimi geliyor aklima.babalarindan biri. ama hep-bir-sey. ama içimde giderek kabaran bi r delilik dalgasi var ve bastirmaya özen göstermeliyim yoksa bir gün Vermont Bulvari'nin yan sokaklarind an birinde haftaligi sekiz dolarlik bir odada kendi isimi bitirebilirim. ne siyaset sahnesi ilgilendiriyor beni. ve birileri sürekli kapimi çaliy or. ne de gerisi. nereye geldik. ben münzevi biriyim ama o kadar da kaçik degilim. ama çok yorgunum. grip diyorum. önümden mor bir parilti geçti.

DEGIL MI? SENI ÖLDÜRECEGIM ÇÜNKÜ ZINA ISLEDIGIN IÇIN SADECE BES YIL YATARIM!" volta atiyor odada. isi birakmak istiyor. güzel.mcik agizli!' dedi bana. "sonra ne oldu?" diye soruyorum. bütün fahiseleri düzüyorum. sahneye koymayi düsünüyor. . sonra Londra'dan biri ariyor. "SENI IG RENÇ OROSPU. hatunun karsisina dikilip bagirmaya basliyorum. eyvallah. Ispanya'ya gidiyoruz. oyunumu mek istiyor.simdi de evlenmeye takmis. '"biçakla beni öyleyse. gidiyorum ve Londra'dan döndügümde hatunun valiy e en iyi arkadasimi düzdügünü ögreniyorum. bir oyun yazmaya çalisiyorum ve içiyorum. EN IYI ARKADASIMI VE VALIYI DÜZÜYORSUN. .

yere firlatti m. Creeley'nin korku oldugunu biliyordu." demisti ve arkadasi. ancak ölümde n bir yüzyil sonra. üstündü benden. Ginsberg'in kaburga kemikleri kirildi. bir zamanlar onu anladigini düsündügü bir arkadasina bir keresinde. Shakespeare'in kötü oldugunu. genç. bir basina. disardaydin. "allahin cezasi bir yalancisin. beynim de üsüyordu -beynin bütün ins serüvenleri bir yutturmacaydi sanki." "evet?" "yolda kaza yaptik. tek istedigi küçük bir odaydi. ruh. dolap siki sikiya örülmüst yüzyillar dan beri böyleydi ve dikisleri patlatmanin hiçbir yolu yoktu. haberi yoktu oglanin. benim bile umurumda degil di. felaket. "hiç yalnizlik çekmedi . Ferling-hetti salagin a hiçbir sey olmadi. titreme nöbeti geldi yine." dedi. siir tezgahina inançli -bütün o boklar: iyi insan ve sair cehennemin bu yaninin bu yaninda mutlaka ödüllendirilir." dedim. içeri girdi. çok büyük klas farki vardi aramizda. geceligi yedi dolarlik siir dinletileri vermek için Avrupa'ya gidiyor ve burnu bile kanamad i. ". hahamlik ögrencisi. diri. "hem de mangal gibi. ancak o zaman kullanacaklardi sahtekarligin disinda kalan ruhu sahtekarligin dis inda kalabilmek için. cevap vermeme ye karar verdi." diye karsilik vermisti.mina koyayim. iyi sair. bir keresinde ." pekâlâ. yataga döndü. Gugg'lar halihazird a ülkenin sikici üniversitelerinde Ingiliz Edebiyati I ya da II ögreten sisman ve rahat boklar için ayr ilmisti zaten. dikisleri sökmek istemiy ordu. fethetmek istemiyordu." dedi. bir saat kadar yatmisti ki kapinin zili çaldi yine. kimsenin umurunda degildi. genç ve yahudi bir oglandi gelen. hasta. "kocaman bir kasap biçagi vardi elimde."yürek ister. genç. "havaalanina gittik. dogdugum andan itibaren bir grup dolandiricin in arasina düsmüstüm ve dolana dolanmiyor ya da katilmi-yorsan ölmüstün. "ne?" dedim. hersey basarisizliga göre ayarlanmisti. yatagima döndüm. sahtekarligi asla alt edemeyecekti. ne bulduysam örttüm üstüme. ölüyordum sadece. nafile. önemi yoktu. ama zil ve yumruklamalar sürünce önemli bir sey olabilir diye düsündü. ümit yoktu. tanrinin bütün çocuklari -gitti. bir basina. ama olacak is miydi? "Hank?" "Ne var?" kapiyi ilip içeri girdi.

yanindakini küçük düsürmek için giristigi numaralar igrenç i. bir süre .Ferlinghetti ile sahneye çiktim.

ayrica kutsanmis bir salatali k tursusu ile yarim somun ekmegimi yedi. sonu gelmisti. birakin da bir gün daha yasayayim kendimce. hasta. yeter ki raha t biraksinlar beni. ve herkes birbirinin gözünü çikarmaya çalisiyordu. peltekligin beyaz renkteki suyu. çarmihi seyrederek. pekâlâ. gerçekten ölerek. simdi sürekli biri var kap imda. bana üç dolar v erdi. sairlere.. yataga girdi tekrar. yorgunum. gerisi sizin olsun. Hirschman'in Artaud takintisi var. onlar. ben de ona bir onluk.. kaba öfkenin ve umursamazligin sonucunda dogal ölüm. formüller muhtelif. iyi çocuklar ya da kötü çocuklar. siz. ikimiz de kendimizi daha iyi hissettik. belki. Ginsberg'in çükünü emmeye çalistigi bir Ezra Pound'du sanki . kendi tarzimda en azindan. ama zirv ede olanlarin çogu da hakediyordu zirveyi. "yeni siir kitabinda yer alacak siirleri 184 daktilo etmem için bana otuz bes dolar verdin ama tonla siir var. terleyerek. buz gibi. oflar muhtelif. Hirschman da yer ayni boku. o. kahra manlara. ISA ASKINA bu k adar ÇOK olacagini tahmin etmemistim!" "ben de siir yazmaktan vazgeçtigimi saniyordum. titreyerek. ben. ve buradayiz iste.sonra yuhaladilar onu. uykuya daldi yine. zirvede olmayi haketmeyerek elbette. sekiz saat sadece. ve örümceklerin duvarlari yutusunu sey retti. düsünün bir. herkes ölür. BAKMAK istiyorlar bana. ölerek." birakin da bok yiyeyim. ve kapi çaldi." "lanet olsun. nerede kimsenin beni rahatsiz etmedigi o günler. birakin uyuyayim." "unutma. yataga girdi. sonra da gitti. numaralarina uyandilar. iyi ya da kötü. grip grip grip. kahraman olmayanlara -kimseye itaat edemezdi.. hepsi birbirinden nefret ederek. "Jimmy ile bir par tide karsilastim. tek sorunu sonunun geldigini sükunetle kabullenmekti." diyor oglan. hep buraya ait olmustu. terleyerek. kalabaliklara tahammülü yoktu. ne kadar çoktular. buraya aitti. ben ve bir kisi daha hariç mükemmel bu. bir basina yatakta. dahi ya da aptal olup olmamak umurumda degil. yilda 500 dolar kazanmiyorum yazarliktan ve sürekli kapimi çaliyorlar." bir yahudi Isa askina dediginde basinin belada olduguna süphe yoktur. iyi.. delilik belirtisi göstermeyen hiç kimse nin gerçek bir dahi olamayacagini düsünüyor. o. ona zaman tani. ben. bir baligin yan tarafi misali ölüm. kendi kisisel tarzimda delirerek. ve kimi zirvedeydi. sair olmayanlara. hepsi basarma sevdasinda. dolari ve iki paralik siirleri ile iyice biktirici oluyorlardi. tekrar yataga girip ölmeye hazirlandim.

"bir dakika. pantolonumu giyiyorum. neon gibi." diye bagirdi. . ya da iç gidiklayici bir fahise gibi. bir yerlerde Ingilizce ögretmeniydi adam. ve bütün isiklar yaniyordu disarda.

Uykuya daldigimi sandigim anda olan bir sey. büyük sanat asla bir yaris degildir.. çana ginin içinde dönüp duran tek baligim.1966-67 yilini çalisma ve arastirma için Guggenheim bursu alarak. kol mesafesinde. ama çok hastayim.. çok bulasici." kitabi odanin bir kösesine firlatti bes para etmeyecegini bilerek. çok geçmeden herkes gitmisti. büyük sanat hükümet olabilir a da çocuklar ya da ressamlar ya da . komodinin üstündeki bos bira sisesi. yataga uzanmis . adama ve altilik paketine veda edip kitabini açtim: ". yatagimda uyuyorum ve hersey yat aga girmeden önce biraktigim gibi. uyanikken. Gidere k daha sik uykuda oldugumu hissediyor ama düsümde odayi görüyorum. umursamiyordu artik. grip. bir za manlar benim yazdigim ve onun asla yazamayacagi bazi dizelerime takmis. ama bir yaris degil bu. uykuya döndü.. sonra son siir kit abini açip benim için imzaliyor ve gidiyor.mcik agizlilar ya da herhangi bir sey. bütün ödüller . biri kapisini yumrukluyordu."Buk?" "evet.. hastayim. telefon çaldi. Çogu kez. ve simd i sessizdi. içine çekti ve boguldu. harikuladeydi. taksi soförlügü yaparken ya da Albu querque'de bir otelde komi olarak çalisirken karsina çikmiyordu o formlar. su an ölmekle mesgulüm. yazamadigini biliyorum zavallinin. Yerdeki gazete. çok bulasici. buraya kadar. küçük kizim kentte. iyice aptallasmadan ölüme bu kadar yaklasilabilirdi. saçim kadar bana özel seyler. hayatinda görmemisti o formlardan birini." geri çekilip altilik bir paket bira uzatiyor. bütün o gürültünün patirtinin ara umursamiyordu artik.iktiric i Guggenheim bursunu almak için gerekli formlarin nereden tedarik edilecegini bilecek zamani ol an sisman boklara gidiyordu. ve o yakindi." "noel agaci düsünüyor musun bu yil?" "bilmiyorum. hiçbir zaman da yazamayacak. diye geçirdi içinden. BATTANIYE Son zamanlarda iyi uyumuyorum. ve kiralik odasinin tavaninda çatlaklar olustu ve 200 yillik siva agzina doldugun da gülümsedi. ama sözünü etmek istedigim bu degil tam olarak. "Uykuya daldigimi sandigim" diyorum çünkü aynen öyle. üç gün üç gecedir uyumuyordu ve bir bok yoktu evde yiyeyecek.

. acaba gerçekten uyanik miyim yoksa uyuyor ve odami mi düslüyorum.uykuyu beklerken. diye soru yorum kendime.

Olay su: Düsümde kendimi odamda gördügümde ya da odamda uyanikken. daha fazlasina katlanamam. Incil'i denedim. Bazen. öfke diyorum çünkü beni ortadan kaldirmaya çali an bu seylere okkali bir küfür salliyorum. sairleri denedim . kentin. kumar ve seks biraz ise yariyordu. Kanatincaya kadar kasirim. Ama sanmiyorum nedense. Garipliklere merakliysaniz cineyet-ten söz edeyim siz e. Bir aile istemiyordu m. tarihle. soluk almakla. Onlari kanayan kiçlari ile hayvanat bahçesinde görmüslügünüz vardir. Dolap kapisinin hafif aralik oldugunu fark ediyorum. Zayif bir adamim ben anlasilan." dediginizi duyar gibiyim. oysa biraz önce kapali oldugundan eminim. aci beni durmaya zorlayincaya kadar. birkaç yil önce basladi. gorill er yapar. iste o sirada bir seyler oluyor. kendi sonumla kiyaslayabildigimde bazi tuhaf se yler olmaya basliyor. Çok az seye tahammülüm var. ancak tek fark benim "basarma" istegi duymamamdi. Ama sokaklara tahammülüm yok artik. Cinsel iliskkiden daha z evkli. Ben de uzun süre önce okumaktan vazgeçtim.Her sey ters gidiyor son zamanlarda. Vücudumu igneyle oydular. Insanlar la birlikteyken iyi hissetmem kendimi. diyorum. Üst üste gelen ölümler. Sonra kapinin araligi ile vant ilatörün (hava çok sicak oldugu için yerde bir vantilatör var) ayni çizgide olduklarini ve basimi gösterdik lerini fark ediyorum. nesterlendim. benim duymadigim heyec anlar duyuyorlar. Sokakta degilsin. Maymunlar yapar bunu. Tamamen farkli seylerden söz ediyorlardi. Genellikle yeter diyorum artik. Bir sokak kadini ile yasamama ragmen her gece iki-üç farkli erke kle beraber olduktan sonra benimle seks ya da kendi deyimi ile "ask" yapmak istemesi tuhafima gidiyor . "Adam delirmis. Ama yalniz kaldigimda. bu da deliligin baslangici olsa ge rek. Bu Oda Düsleri. yasantimla cemiyetin. Ama devam edeyim izninizle. Çalism iyordum. Ve öyle bayagiyim ki! Elimi kiçima sokup kasiyorum. Ilk seferinde Philadelphia'daydim. Basur. Böyleydim: entelektüel degildim. dis agrisi. Ani bir öfke ile yastigimdan uzaklasiyorum. seks ve k umar da tüm güçleri ile kanima girmislerdi. kanama ve diger sözü edilmeyen seyler. Ama sonra. iyi bir is istemiyordum. kötü kosan atlar. bundan daha kötü olamam. Bir zamanlar umursamazdim sokak ta olmayi. O siralar sadece sarap ve bira içiyordum. Arada derede kalmis bir seydim. Ama onlarla birlikteyken kendimi güçlü hissediyorum. ev istemiyordum. öyle diyelim bunlara. hiç olmazsa bir odan var. ülke nin bir ferdi gibiydim. bombalandim hatta. ken i bir duvarla. ama hepsi bir sekilde hedefi iskalamislardi. Benden uzak seylerden söz ediyorlar. sanatçi degildim. ben de sürdürürüm. Bu lehime küçük bir arti olarak yazilabilir. deli rmis olabilirim gerçekten. siradan insani kurtaran köklerden de yoksundum. diye geçiriyorum içimden. Içki. bilemiyorum. Söyle düsünüyorum: Onlar bütünün küçüc parçalan ile hayatlarini sürdürebiliyorlarsa. filozoflari denedim. kirayi dert ettigim için olmustu belki.

Neyse. ora da oldugunu sanirsin ama degilsindir. uyandim ve yanimda yatiyordu (ya da uyandigim i düslüyordum) etrafima bakindim ve bir sürü küçük adamin bizi yataga bagladiklarini gördüm. düste ya da degil. Sabahlan kalktigimda vücudumda izler oluyor. morluklar.. Özellikle izledigim .. Gözlerini açip bana bakti. "Siss." derdi bana. Nereye kaybolduklarini bilmiyordum ama onlardan kurtulmustuk. "Kimildama ! Bizi elektrik vererek öldürmeye çalisiyorlar!" "KIM BIZE ELEKTRIK VERMEK ISTIYOR?" "Allah belani versin. Afallamislardi. etkileniyordum. Kadin seni içine alabilir. Kadinim huzursuz ol ugumu hissetmis olmaliydi. Duvarlari biraz daha yaklastiriyordu sadece. 188 "Tatlim. zorlaniyordum. "seni SEVDIGIMI anlamalisin. Bir gece. "Öp beni. Otuz-kirk küç gümüs renginde bir teli yatagin altindan geçirip üstümüze sariyorlardi." Pek yarari olmuyordu. "Bizi ölümden kurtardi m. Sonra vargücümle dogrulup telleri kopardim.du." dedim kadinima. SENI içime aliyorum. sessiz ol!" dedim." dedi. günümüze dönelim. Içlerinden birine bir yumr uk bile salladim. san a SESSIZ olmani söyledim! Kimildama!" Uyuyormus gibi yapip bir süre daha çalismalarina i zin verdim.

Gelmekte olan seylere kim inanir? Son ates zerresine? Uzay gemisindeki son sekiz-on kadina ya da Nuh'un gemisine ya da insanligin yorgun to humunu baska bir gezegene ekmeye? Bu battaniyenin beni öldürmeye çalistigina inanacak adam ya da kadin nerede? Tek bir kisi bile bulamazsin. Bir bira açiyorum. Bir seyler hayal etmek ya da uydurmak istemiyorum. Hep ayni battaniye. küçük ama güçlü ataklar yapar gafil avlamaya çalisiyordu. Basimi her yana çevirdigimde kimildiyordu. Birkaç bira içtim. Bu battaniye ben uykudayken canima okumaya çalisiyor.bir battaniye var. Sonr a kimildadigini fark ettim. ya da ben güçsüzdüm.. Ben ok en battaniye hiç kimildamadi. ISIK. bahçenizde bite n yabani otlardan nasil kurtulursunuz. basparmagimla Yaris Bülteni'ni araliyorum. Oturdum. kararliydi bu kez! Ayyuka çikmisti artik! Be ni haklamaya kararliydi ve güçlüydü. Baskalarinin hakkimda ne düsündüklerini umursamadigim halde onlarin battaniye gerçegini bilmelerini i stiyordum. editöre mektuplar. Geçen gece olan oldu. Tek istedigim beladan uzak ve huzurlu bir hayat. gazete okumaya basladim. Ertesi gece de ayni sey. yere firlattim. Ter içinde kalmistim. ISIK! Ama olmadi. Kalkip giyinmeye basladim. ama üstümden atamiyordum bir türlü. lanet olsun! Bu da isleri bir sekilde daha da zorlasti riyordu. acaba ya gmur yagacak mi diye pencereden bakip herseyi unutmaya çalisiyorum. solugum kesiliyor. Ayakkabilarimi ve çoraplarimi almak için battaniyenin yanindan geçtim. Bu herseye bir son verecekti! ISIK. uyandigimda ya da düsümde uyandigimi gör battaniye girtlagima dolanmisti yine. Kim inanirdi böyle bir seye? Canlani p beni bogmaya çalisan bir battaniye? Böylesine lanet bir seye kim. Aksamüstü basladi aslinda. battaniyeyi girtlagima sarili buluyorum. Yine hareket etti. uyumak kolaylasti. Sonunda mereti yere çalip bütün isiklari yaktim.. sonra gün isidi. Sonra giyindim ve ne yapacagimi . Ama ben bir sey olmamis gibi davraniyorum. siyaset sütunlari. Uykusuz ol dügüm için aksamüstü dört sularinda yataga girdim. isigin altinda bile kipirdayip birkaç santim ilerledigini fark ettim. Yorgunum. Kalkip bütün is iklari yaktim. biçimden biçime giriyor. inanilmaz bir hizla. düste gibi. nasil inanirdi? Hiç bir sey bir k ez yasanmadan inanilir olmaz -atom bombasi ya da Ruslar'in uzaya insan göndermesi ya da Tanri'nin dünyaya i nip kendi eseri insanlar tarafindan çarmiha gerilmesi. açik durmayi reddediyordu. Yarim metre ilerledi bu kez. Kanepenin önüne. keklik nasil pisirilir. Tuhaf. ölüm ilanlari. Bazen uya niyor. ne olursa. degil mi? Neden acaba? Sik sik intihar düsüncelerine kapilmama ragmen battani yenin bana yardimci olmaya çalismasi direnmeme neden oluyordu. Ama o gece battaniye bir kez daha uyuz etti beni. küçük ilanlar. moda sayfasi. gözlerimi üstünden ayirmadim. solugumu kesmesini engellemek için var gücümü kullanmak zorunda kaldim. Yilan gibi kivriliyor.

basamaklari indi.bilemedim. 80. yilan gibi kivrilmis. Size su kadarini söyleyim. Ama sonra bu köpegin. evet.B. hizla indim merdivenden. Biraz yürümek iyi gelirdi belki. Dogru tahmin ettiniz: Battaniye beni izliyordu. Shaw. Çocuk filan degillerdi: 60. beni izlemek zorundaydi. Bir an için battaniyemi bensiz kalmak istemeyen yasli bir köpe k gibi düsündüm. Kararli. Evet. Merdivenin basina geldigimde bir sey beni kafami çevirip holün sonuna bakmaya itti. Sessi z. Mahallenin bütün gazete saticilari entelektüeldi: G. Kösedeki g azete bayiine gidecektim. Kapiyi çarpip disar i çiktim. agiz ve gözler. önündeki gölgeli kisimda bas. . Lanet olsun. Battaniye kimildamiyordu artik. O. pesimden geldi! Istedigi gibi hizlaniyordu. Spengler v e Hegel okurlardi. 1000 yasindaydilar. yani battaniyenin beni öldürmeye çalistig ini hatirladim. dehsetin dehset olduguna inandiginiz anda daha 190 AZ dehsete düsersiniz.

Su doluydu Mick. Kipirdamadi. Dünyam çok dardi. Battaniye fark edilmeden içeri girebilmek için koluma dolanmisti. Her yeri sisti. Battaniyeyi yanimda tas imis. bir tane olabilir. Hank. Gerçegin gerçek olabilmesi için en az iki oy gerekiyordu. bilekleri normalin iki misli." Kalkip kapiya dogru yürüdüm. Mick. küfürler ve bir el silah sesi duydum. Çok içiyordu. "Bende bir sürü battaniye var. "bira getirdin mi?" "Bak." dedi." "Mick. "doktorun ne dedigini biliyorsun." d edi. "Bunca yildan sonra sak diye kesmek kolay mi saniyorsun?" "Peki. Önce disari çikip kosmayi düm ama disarisi karanlikti. beni izledigini hayal etmistim." dedi karisi. Mick'in karisi açti kapiyi. Insanlarla daha fazla görüsmeliydim. "Selam. En iyisi birilerinin yaninda olmak. isinize yarar diye düsündüm. "Bir bira bile getirmedin mi?" "Hayir. "bakkala gidip alayim. Her sey kafamin içinde cereyan ediyor. deliler ve sanri gören ler de." dedim." "Gerek yok." "Bir bira çok iyi gelirdi." dedi karisi. Ikinci kata vardigimda bagrismalar.Üçüncü katta oturuyordum. Hank." "Battaniye neyin nesi?" diye sordu Mick. gözüm battaniyenin üstündeydi." Mick yataktaydi. Ikinci kata. "Selam. Bir hayali sadece sen görüyorsan ya aziz derler adama ya da deli. Asagi kadar izledi beni. bira bile. Askeri Hastane'de oda bosalma sini bekliyordu." Kanepenin üstüne firlattim lanet seyi. kesekagidina koyup asagi inmeye baslad im. Kosarak 102 numaraya d . Kanepeden öylece bana. durumun gerçekligini sinamakti. diye geçirdim içimden." dedi karisi. Mick. "Hemen dönerim. karacigeri iflas etmisti. Yasadiklari zamanin ilerisinde olan insanlar bunu bilirler. 102 numarali dairenin kapisini çaldim. sessiz ve tenha bir mahalleydi benimki. genis bulvarlardan uzak. Asagi baktim. "ben yukari çikip buzdolabimdan alirim. Yukari çikip buzdolabindan 4-5 bira aldim. "girsene." dedim ve kapiyi kapattim. karni hamile bir kadinin karni gibi. Damla bile içmeyeceks in.

elinde de 32'lik bir magnum. . biraktigim yerdeydi. Mick o davul gibi hali ile ayakta duruyordu.aldim. Battaniye kan epede.

Battaniyenin yanina gittim. "ölüp ölmemek umurumda degil. Gerçekten de bir delik açilmisti üstünde." . disari çikmak istiyordu." dedi. Kapinin tokmagini çevirmeye çalisti." dedi Mick. "Se n de içiyorsun. Mick ile birer Pall Mall yaktik. Merminin açtigi deligi göre ilirsiniz. "Saat ondan sonra televizyon e gürültü yok. Battaniye hareket sizdi. Yan etkileri var. "sende kalsin. yanina vardigimda tokmaktan üstüme siçrayip girtlagima dolandi. bir bira içelim." "Lanet olsun!" diye bagirdi Mick pijamalarinin içinde çok sis. iyi ki magnum doluydu. kullanirsin. bayan." Sonra gitti." dedi. "bu battaniye beni öldür meye çalisti diyorum size." dedi karisi. dolaba kostugum gibi çikardim. Mick. moruk. yemin ederim. Ilk soku atlatinca yataktan kalk ip üstüne yürüdüm. "Haklisin. Yöneticiydi. bayan. Sürünerek uzaklasti. delirmissin sen!" dedi karisi. "ona igne yapiyorlar. Sürüne sürüne kanepeye tirmandi. Hayal filan görmedim ben. ÖLDÜ. yine saldirdig inda siktim. Içerken de görürdü. "Çok gürültü yapiyorsunuz. Bir battaniyenin can alici noktasi nerededir? "Tanrim. Hank?" diye 192 sordu karisi."Mick." "Ihtiyacim yok. degil mi?" "Nereden bileyim?" "Bu battaniye saçmaligina inandigini mi söylüyorsun. degil mi?" diye ekledi sonra.! Kapi çalindi. si/-lersiniz. orada duruyor iste." dedi Mick. beni bogmaya çalisti!" "Mick biraz rahatsiz. "Hey." Karisi üç sise açti." Basini geriye atip güldü. "giderken bu battaniyeyi de götür. Hastaneye yatinca düzelir. "sen mutfaga gider gitmez bu battaniye kapiya dogru gitt i. "Iki kaçik orospu çocugu taniyorsam. "Evet." dedim. "Bu allahin cezasi seyi buradan götür!" "Iyi de. hay al görüyor. "Evet." Birasindan siki bir yudum aldi." dedi Mick.

"Çok mu?" "Bazen." .

ya da bir battaniye olarak beni sevmeye çalisiyor. "madem islemiyorsun.. Ilk gece bir yüksük dolusu.. battaniye kiligina girmis benden öç almaya çalisiyordu. Delilik m i? Olabilir. kabi pencerenin yanina yerlestirdim dumani üflemesi için vant ilatörü çalistirdim. Kap alev aldiginda ben mutfaga gidip bir votka daha koydum.. Aklima bir fik ir geldi. Iki kadin düsündüm.. Battaniyeyi kucagima alip biçagi havaya kaldirdim. Sonra mu faga gidip bir sise votka açtim. ortalikla dolanip varsayimlarda bulunuyor. parçalari bulasik kabina koydum. Mermi isini bitirm isti belki de. hiçbir sey hissetmedim desem yalan olmaz. Döndügümde kirmizi ve güzel yaniyordu. ve çok kötü hissettim kendimi." "Iyi geceler. bunu nasil yapacag ini bilemiyordu.. Bir bardak kov dum bu kez Ölüm degildi rahatsiz edici olan. Hirosima gibi. Sonra battaniyeyi son k ez elime alip kestim! Kestim. birkaç kez kuruluyorduk. "Tamam... Ne delilik degildir ki? Maval delilik degil miydi? Kurmali oyuncaklardan farksizdik . Derken. Bira için tesekkürler. Ama gizli gizli onlara karsi çalisiyordum. biçagi da yanimda götürmüstüm. Ikinci bardagi da içtim. hüzün ve merakli. Biçagi lavaboya firlatip sisenin kapagini aç . ne oldugu anlasilamayacak kadar küçük parçalara kestim onu. planl ar yapiyor. keske votka olsaydi. Battaniye belki de beni ölüme. bahçemizdeki çimleri biçiyorduk. yanina a maya çalisan bir kadindi." Merdiveni çikmaya basladim: battaniyede hayal belirlisi yoktu. eski Bostan cadilari gibi. ne delilik D EGILDIR ki? Votka bardagini bir dikiste bosaltip bir sigara yaktim. dost um. "Iyi geceler. bütün asklarin içinde bir ask gibi . Ertesi gece iki yüksük. Biramdan büyük bir yudum alip. Sonra palates soymak için kullan digim biçagi aldim. Mick'i de beni iz-lemeye çalisirken onu engelledigi için öldürmeye kalkismamis miydi. Hank. götürürüm."Tek istedigim bu allahin cezasi battaniyeyi buradan götürmen!" dedi Mick.. . Delilik tabii." Iyice katlayip kolumun üstüne koydum. Los Angeles'in o berbat gece ayazi enseme vuruy ordu ve kolay degildi o battaniyeyi kesmek." dedim. valiler seçiyor.. sonra da güle güle. diye geçirdim içimden.. Doktorlar sert içkilere lakilirsain ölecegimi söylemislerdi. Bir tane daha koymak için mutfaga gittim. Nasil bilebilirdim ki? Bir zamanlar beni delice sevmis bir kadindi belki de. iskemleye olurdum. Odama girip battaniyeyi iskemlenin üstüne firlattim. ask gibi. kestim ve kestim. Kolay degild i ama o battaniyeyi kesmek. Bulasik kabini alip içine gazeie kagidi doldurdum.. Bir süre oturup izledim. Iskemlede kalakalmistim. Sonra bire indi..

Ellerime baktim. bacaklari olmayan agir ve anlamsi seyler gibi sürünerek. Ellerime baktim. Yanaklarimdan asagi gözyaslarinin süzüldügünü hissettim. Yan tarafinda kan izi vardi. Gerçekten delirmis olmaliydim. BITTI . Isa'nin elleri harikulade ellerdi. Deliydim. Kesik filan yoktu.Lavabodaki biçaga baktim yine. Çentik bile. Ellerimde kesik olup olmadigini kontrol ettim.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful