LINDA KING'E o ki bana getirdi ve geri alacak KIRAYI ÖDEMEYE 45 MILIMETRE bir kizi vardi Duke'ün, Lala, dört

yasinda. Duke'ün ilk çocuguydu, bir gün onu bir sekilde öldürürler korkusu ile kaçinmisti çocuk yapmaktan, ama simdi deli oluyordu kiz için, mest oluyord u. Duke'ün

aklindan geçen herseyi biliyordu kiz, özel bir hat vardi aralarinda sanki. Duke ile Lala süpermarketteydiler ve sürekli bir seyler söylüyorlardi birbirlerine, hers eyden konusuyorlardi, kiz ona bildigi herseyi söylüyordu; içgüdüsel olarak çok sey biliyordu, Duk ise fazla bir sey bilmiyordu ama bildiklerini ona söylüyordu ve ise yariyordu, mutluydular birlikt e.

"bu ne?" diye sordu Lala. "bu bir hindistan cevizi." "içinde ne var." "süt ve kitir seyler." "neden içinde?" "çünkü iyi hissediyor kendini orada, o sütlü ve kitir sey kabugun içinde iyi hissediyor ken ini, kendi kendine, 'ah, ne kadar iyi hissediyorum kendimi burada!' diyor." "neden iyi hissediyor kendini orada?" "hersey kendini iyi hisseder orada, ben hissederdim." "Hayir, hissetmezdin, arabani süremezdin onun içinde... beni göremezdin, jambonlu yumu rta yiyemezdin." "jambonlu yumurta hersey degildir." "nedir hersey?" "bilmiyorum, günesin içi belki, donmus bir kütle." "GÜNESIN IÇI...? DONMUS?" "tabii." "donmus olsa neye benzer ki günesin içi?" "günes atesten bir top. bilim adamlarinin bana katilacaklarini sanmiyorum, ama ban a sorarsan buna benzer." Duke bir avokado aldi.

"hey!" "evet, avokado budur aslinda: donmus günes, günesi yer ve içimiz sicacik dolasiriz." "o içtigin biralarda da günes var mi?" "var." "benim içimde var mi?" "tanidigim herkesten daha çok." "bence senin de içinde KOCAMAN BIR GÜNES var!" "tesekkür ederim, askim." markette dolanip alisverisi tamamladilar. Duke hiçbir sey seçmedi. Lala cani ne çekers e koymustu sepete, bir kismini yiyemezdin: balonlar, kalemler, oyuncak bir tabanca, havaya atinca arkasindan parasütü açilan bir astronot, nasil astronotsa! Lala kasiyer kizdan hoslanmadi, suratini asti zavalli kiza: kepçelen-mis, bombos bir yüz -bir korku gösterisiydi ve bunun farkinda bile degildi. "merhaba, tatli sey!" dedi kasiyer. Lala cevap vermedi. Duke cevap vermesi için z orlamadi kizini, ödemeyi yapip arabaya yürüdüler. "paramizi aldilar," dedi Lala. "evet." "bu gece ise gidip daha çok para kazanman gerekecek, geceleri ise gitmeni sevmiyor um, annecilik oynamak istiyorum, ben anne olurum, sen de bebek." "peki, ben simdi bebek oldum, tamam mi, annem?" "tamam, bebek, arabayi kullanabilecek misin?" "deneyebilirim." arabaya bindiler ve yola çiktilar, sola dönerken gaz pedalini sonuna kadar köklemis or ospu çocugunun teki az kalsin kafadan giriyordu onlara. "bebek, neden baskalari arabalari ile bize çarpmaya çalisiyorlar?" "çünkü mutsuzlar ve mutsuz insanlar aci vermeyi severler, annem." "mutlu insan yok mu?" "mutluymus gibi yapan çok insan var." "neden?"

"çünkü utaniyorlar, korkuyorlar, itiraf edecek cesaretleri yok." "sen korkuyor musun?" "ben sadece sana itiraf edebilecek kadar cesurum -o kadar korkuyorum ki, annem, her an ölebilecekmisim gibi hissediyorum kendimi." "bebek, bira istiyor musun?" "evet, annem, ama eve gidinceye kadar bekleyelim." Normandie'ye vardiklarinda saga döndüler, saga dönerken sana çarpmalari daha zordu. "bu gece ise gidecek misin, bebek?" "evet." "neden gece çalisiyorsun?" "karanlik oldugu için. insanlar beni göremez." "insanlarin seni görmesini neden istemiyorsun?" "çünkü görürlerse beni yakalayip hapse atarlar." "hapis nedir?" "hersey hapistir." "ben hapis DEGILIM!" park edip posetleri eve tasidilar. "anne," dedi Lala, "çok seyler satin aldik! donmus günesler, astronot, hersey!" anne (Mag'di adi), "iyi," dedi.

sonra Duke'e döndü: "lanet olsun, bu gece ise çikma, kötü bir his var içimde, çikma, Duke.

"içinde kötü bir his var, öyle mi? ben her ise çiktigimda içimde kötü bir his var. isin bi si, çikmak zorundayim, meteliksiziz, kiz eline her geçeni sepete doldurdu, konserve jambondan havyara kadar." "Tanri askina, engelleyemiyor musun çocugu?" "mutlu olmasini istiyorum." "sen demir parmakliklarin ardindayken mutlu olmayacak." "bak, Mag, bu meslekte arada sirada içeri girmek kaçinilmazdir, bunu kabullenmek zo rundasin, ki ben digerlerinden sansliyim, çok yatmadim."

"namusunla çalismaya ne dersin?" "yavrucugum, pres makinesinde çalismaktansa bu isi yaparim, namuslu is yok zaten, bir sekilde ölüyorsun, ben kendi yoluma girmisim bir kere -bir tür disçi oldugumu farzet, toplumun d islerini çekiyorum, yapmayi bildigim tek sey. artik çok geç. hem sabikalilara nasil muamele ett iklerini bilmiyor musun? ne yaptiklarini bilmiyor musun, söyledim sana..." "biliyorum söyledigini, ama..." "ama ama ama!" dedi Duke, "lanet olsun, birak da sözümü bitireyim.!" "bitir o zaman."

"Beverly Hills ve Malibu'da oturan o sanayici orospu çocuklari, sabikalilari isla h etmekte uzmanlasmis o orospu çocuklari, köle tacirleri hepsi, sartli tahliye kurulu bunu bal gibi biliyor, baskalarini zengin etmek için köpek gibi çalistirirlar insani, seni normal insanin çalistiginin üç kati daha fazla ç stirirlar, ürünleri maliyetin on katina satarlar ve hersey yasal, kendi yasalarina uygun..." "yüzlerce kere dinledim bunlari senden..." "ve simdi bir kere daha dinleyeceksin! hiçbir sey görmedigimi, hiçbir sey hissetmedig imi mi saniyorsun? susmami mi istiyorsun? kendi karima bile yakinamayacak miyim? karim degil misin? düzüsmüyor muyuz? birlikte yasamiyor muyuz? yasamiyor muyuz?" "bu ise giren SENSIN, simdi de agliyorsun." "bir hata ettim, teknik bir hata! gençtim; onlarin .iktirici kurallarini anlayama dim..." "simdi de kendini hakli çikarmaya çalisiyorsun!" "hey, bunu sevdim! SEVDIM bunu. küçük karicigim benim, kancik, kancik! beyaz sarayin basamaklarinda bir kanciktan baska bir sey degilsin, sonuna kadar açilmis ve zihin sel olarak donmus bir kancik..." "çocuk dinliyor, Duke." "iyi. sözümü bitirecegim, kancik. REHABILITASYON, sözcük bu. o Beverly Hills .mcik agizli lari o kadar ahlakli ve INSANCIL'dirlar ki. kanlan Müzik Merkezi'nde Mahler dinleyip bagi s yaparlar, vergiden muaf. ve L.A. Times tarafindan yilin kadini seçilirler, ve KOCALARININ sa na ne yaptiklarini biliyor musun? lanet fabrikalarinda köpek muamelesi yaparlar, maasini kesip farki ceplerine atarlar, kimse onlardan hesap sormaz, hersey o kadar acimasiz ki. kimse bunun farkinda degil mi ? kimse olanlari GÖRMÜYOR MU?" "ben..."

STRAVINSKY! mesaide adamin posasini çikarip paras ini vermezler. Jensen. Beethoven. senin adamin kasadan yirmi bes dolar çaldi. yazik. bayagi sevmistik de onu. sürekli sika yet ediyorsun.'" "nasil bir adalet istiyorsun. sarhos . hemen sartli tahliye memurunu ararlar: 'üzgünüm. ve götün yiyorsa hakkini ara. ama sana söylemek zorundayim. Duke? ne yapacagimi bilemiyorum artik."KES SESINI! Mahler.

" birden kendini yorgun hissetti Duke. ölü-gözlü marti gibi." Duke silahi dolaba koydu." dedi Mag. tamam.. kime sorarsan sor!" Duke salincakli koltugundan kalkti. "iste bu.." "Dilinger'i sikiyim! o öldü." "çocugun yaninda bu sekilde konusmamanda israrliyim!" dedi Mag. beni de dinle.. yazmayan tükenmez gibi." "hindistan cevizinin üstünde neden ki llar var?" "Tanrim. bu. "Israrliyim!" .. "su silahi yerine koy. "sana Duke dememi mi istersin. "çocugumla bu sekilde konusmana izin vermem. sadece bundan anliyor insanlar. tipki benim agzim. gözlerine bak. "Duke. Amerika'nin bildigi tek adalet bu. elini Noel süslemeleri ile dolu kutunun altina soktu ve silahi çikardi. tatlim. ve yataga uza nip çikolata atistirarak dergi okumak. oturdu ve bir sigara yakti. parasütü açilmasi gerektigi gibi açilmiyordu. izin ver de bir is bulayim. öyle!" dedi Mag konserve kutusunu avucunun ortasina koyup havaya kaldirara k." "böyle konusma. ruhu benim ruhum. çocugummus -senin yarigindan çiktigi. "israrlisin. kesik hatta Baba diye haykiran Isa gibi. Lala astronotla oynuyordu. "tamam. israrlisin. ölmüslere sor.. " salladi lanet seyi havada. yoksa Baba mi?" "nasil istersen. Kennedy'lere sor. "ben çalisirim. buyrun iste: bi r sahtekarlik daha. ise çikmadan yiyecek bir sey hazirla bana." dedi Lala. 45 milimetre.. benim gözlerim." "çocugun mu? agzina bak sunun. bilmiyorum." "evet. içinden nasil gelirse. dolaba gitti. adalet mi? adalet diye bir sey yok Amerika'da. Duke. hayalarimda neden killar var?" elinde bir kutu bezelye konservesi il e Mag çikti mutfaktan. salincakli koltug unda salinip. yalvaririm -SEVIYORUM seni." "SEN! kaç kere duydum ben bunu? senin yapmayi bildigin tek sey düzüsmek.olup bana Dillinger'in gelmis geçmis en büyük adam oldugunu söylüyorsun. gerçekten seviyorum. Dilinger diye bagiriyorsun. su posetleri bosalt bari. sadece b ir tür adalet var. kendinin çocugu. senin memelerini emdigi için mi senin oluyor? ki msenin çocugu degil o. ben de insanim.

yemyesil bir vadide kosa ttan daha sicakti. kucagima gel. bana kitap oku. biliyorum." . küçük kizinin yanagina bir veda öpücügü kondurdu." "orospu çocugu nedir?" "Duke'dur."yemin ediyorum." "orospu çocugunu mu seviyorsun?" "evet. "evet." "uykum geldi anne. su konserve kutusunu gözümün önünden yok etmezsen o bezelyeleri tek tek G. öyle geçirdi içinden. Mag mutfaktan çikti." diye güldü Mag. kendini disari atti. ama kapiyi usul ca kapatti." dedi kiz. Duke ceketini almak için d olaba gitti." kanepeye oturdular. "Duke gitti. gelecek orospu çocugu. mutfakta kaldi. "gel bi tanem. karni dügümlendi. seviyorum onu. "Duke geri gelecek mi. ekim günesinden.TÜNE SOKACAGIM!" Mag bezelyelerle mutfaga döndü. anne?" "evet.

12 blok sürdü lanet dünyanin kuzeyine." "tamam.. duyuyorum. BIR NUMARALI HALK DÜSMANI ILE HÜCRE ORTAKLIGI Philadelphia'da Brahms dinliyordum. kötü bir duygu vardi içinde. lanet olsun. tuhaf bir sey vardi o dükkanda. lanet olsun. bu gece küçük bir bar belki. ucuz bir p uro içiyordum. ve kuzeye sürdü. seviyorum adami. fazla aydinlik. arka tarafta bir delikten içerisini gözetleyen silahli biri olabilirdi. lunaparktaki alçidan kazlar gibi paramparça etmislerdi. "simsicaksin." "dur kendime bir kahve koyayim. kira parasi çiksin yeter. diye geçirdi içinden. kapi çalindi. Louie'yi öyle hakla-mislardi. Brahms'in ikinc i senfonisi. "anne. biri bana Nobel ya da Pulitzer Ödü-lü'nü vermeye geldi her halde.." Mag kolinin içinde duran çocuk kitaplarindan birini aldi. 4 blok. hindistan cevizinin üstünde neden killar var?" "hindistan cevizinin üstündeki killari mi soruyorsun?" "evet. diye geçirdim içimden. köylü görünümlü iki aptal adam. pis bir koku aliyordu. "sansar ve kuzenleri. dünyanin tamami yasal cinayet bokunun içinde yüzüyordu. cesaretimi yitiriyorum. ORMANDA HAYAT. 3 blok. lanet olsun. yil 1942. yalniz yasiyordum o siralar. korkuyorum.. tanrim. 6 blok.. eto burdurlar ve birbirleri ile sürekli ve kanli bir rekabet. bir sise porto sarabini yavas yavas yudumluyor. kolay. Bukowski? .. küçük bir pikabim vardi. içi nden. su kaynadi. 61 model siyah Ford'a döndü. bir sonraki adim evde oturup Shostakov itch dinlemek. küçük." sonra güzel çocuk uyudu ve dolunaydi." Mag mutfaga gitti. Lala kanepede bekledi. sicak çörek gibi!" "ÇÖREK DEGILIM BEN! sensin ÇÖREK!" "dolunay bu gece. diye geçiriyordu. temiz bir odaydi. hizli ve vahsi yaratiklardir. fazla aydinlik. Duke o esnada Hollywood-Normandie kavsaginda bir içki dükkaninin kapisinda durmus. seviyorum. yasal cinayet.. ibnelerin takildigi barlard an biri. vizon ile zerdeva esnek. Mag çocugu ucagina alip kitaptan okumaya baslarken.sarildi kiza.

F. sonra o her zamanki kadin sesi: iste akorkunç adam! yakalamislar! kadinlar beni pek sevmez. önemli birin i. ama F. ne yapmis olabilecegimi düsünüp duruyordum. hersey yitirilmisti nasil olsa. .I. güzelce çerçevelenmislerdi ama bana bir sey ifade etmediler.evet. unuttum ve burnumu kasimak için elimi kaldirdim. masanin arkasinda bir adam oturuyordu. bir süre için misafirimiz olacaksin. evet. arkada iki kisiydiler.B. dedim ona. bütün baslar pencerelerden disari çikmisti haberleri varmis gibi. bizimle gel.I'in devreye girmis olmasini anlayamiyordum. fotograflari görüyor musun? diye sordu ciddiyetle. bir süre yol aldik. biri Brahms' i kapatti. aklima gelen tek 12 sey sarhosken birini öldürdügümdü. JOHN AMCAN NEREDE? diye bagirdi bana. sormadim. INDIR ELINI!! büroya vardigimizda ajanlardan biri dört duvara dizilmis fotograflari isaret etti.I'in hizmetinde ölmüs insanlar. ellerini dizlerinin üstüne koy. orada kalsinlar! önde iki kisi. fotograflari görüyorum.B. bunlar F. beni baska bir odaya götürdüler. ne dememi bekledigini bilmedigim için bir sey demedim. kimlik gösterdiler. ne yaptigimi bilmiyordum.B. fotograflara baktim. ceketini giysen iyi edersin. birini öldürmüs olduguma karar verdim. asagi inip sokaga çiktik.

bir an için sarhosken insan öldürmek amaci ile kull andigim gizli bir silahtan söz ettigini düsündüm. asabiydim. olanlari kavramakla güçlük çekiyordum. JOHN BUKOWSKI'YI KASTEDIYORUM! .ne? dedim. JOHN AMCAN NEREDE? ne demek istedigini anlamiyordum.

bir hendekten geçmemis olmamiz beni sasirtmisti. iki büyük tahta kapi beni içeri alma k üzere açildi. arada sirada herkesin kapildigi bir his. evet. hastalikli hü/. aslinda suçsuzum. bir numarali halk düsmaniyim. biliyorsu nuz sanirim. masal anlatma. biz yine de asker kaçaklarindan hoslanmayiz. ben biraz fazla kapiliyorum. hirsizlar arasinda seref. kendini daha kötü hissedememe durumu. ha? ülkeyi güçlü tutun ki soyabilesiniz. o öldü. tasindim. hay Allah. anlamiyorum: askerden kaçmak isteseydim onlara adresimi bildirmezdim. adim Courtney Taylor. (hücreye girmeden önce sordugum için artik cevabi biliyordum. Moyamensing Cezaevi eski bir satoyu andiriyordu. hersey o kadar özgür ve rahat görünüyordu ki disarda. postaneye bildirmistim ama. çok fazla. hücremin penceres inden disarda yürüyen insanlari görebiliyordum. ne yapmis olabilecegimi düsünüp duruyordum. askerlik subesine yeni adresimi bildirmeyi unutmusum. demek bu yüzden onu bulamiyoruz! portakal-sari bir hücreye kapattilar beni. bir cumartesi aksamüstüy-dü. neden buradasin? diye sordu. kolonlardan bana dogru müzik yayini yapiyorlardi. bu kasabadayken St. Louis'ye gidemeyecegimi. kendini öldürmeyi düsünüyor musun? diye sordu Taylor bana. KALDIR KIÇINI O YATAKTAN! diye bagirdi bana. aglamak istiyor ama aglayamiyordum. muhasebeci kilikli sisman bir adamla ayni hücreye koydular beni. ne kadar sansliydilar! sokagin karsi tarafinda bir p lakçi vardi. onlara St. dedi. beni burada muayene etmelerini yazdim. Louis'den askeri muayene için basvurmami söyleyen bir mektu p aldim. gardiyanin teki geldi.) asker kaçagiyim.ün. beni tutukla yip buraya getirdiler. ranzama uzandim. senin gibiler hep suçsuzdurlar. kaldirdim asker kaçagi kiçimi yataktan.ha. burada iki seye tahammül edemeyiz: asker kaçaklarina ve teshirci-lere. hüzün veri ci. . hastalikli bir durum. dedim.

orasi aydin likti. ben yemistim. . orospu çocugu. nesine? 14 on sent? on sent. bir ay sürüyordu eski hallerine dönmeleri. avluda zarim tuttu. saydik. DAGI-LIN! diye bagirirlardi. uzun süre baktim o kabloya. Taylor asçiya on bes sentten fazla vermememi söyledi. her gün kazaniyor.su ampulü tutan kabloyu asagi çek. ne lan bu? diye bag irdim. kiçlari dardi. asçi fisiltiyla tesekkür edip ertesi gün gelmesini isteyip istemedigimi sorardi. sansin açik . kovaya su doldurup ayagini içine sok. bahse girerim ki benim yatagimda seninkinden daha çok tahtakurusu var. tahtakurusu. barbut oynamak kurallara aykiriydi. günde on be s-yirmi dolar para kazaniyordum. gözleri sulu. teshircilerden bir i sokmustu zarlari içeri. o nazik eline birkaç sent birakirdim. verdikl eri su ve ekmek daha da kötüydü. ama oynamanin bir yolunu bulurduk mutlaka. onlarin suçu degildi herhalde. mapus zengini. oradan çikanlari görüyordum. ampulü çikarip p armagini duya sok. iyi para götürüyorsun. isiklar söndükten sonra asçi nefis yemeklerle asagi geliyordu. on senti verdim. limit on be s. onda 18. turta. çok yardim seversin. zor tutuyordum kendimi agzina bir tane çakmam ak için. dedi Taylor. çükünü üç yasinda bir e hayalleri kurarak uzaklasirdi yilan. tesekkür ederim. tahtakurulari. çiktin buradan. 10/1 erkek. bu herif her oyundan sonra yanima geliyordu. kek. zengindim. gözümün önünde olmadig zaman mantik yürütebiliyordum. ama lara bakmaktan hoslanmiyordum. ama birine vurursaniz hücre cezasina çaptiriliyordunuz. aslina bakarsan hiçbirinden hoslanmiyor dum. gerçek bir profesyonel. tahtakurularimizi alip hücrenin kapisina gittik. büyük porsiyonl ar. zengin oluyordum. gerçekten hoslanmadigim biriydi bu teshirci. isiklar söndügünde yatagima yattim ve saldirdilar. hepsinin çeneleri küçük. am iz kafayi yemistik zaten. sonunda zaman dedik. ölü tahtakurularini küçük tahta sehpanin üst koyuyordum. Taylor. hücrede insan bunalima giriyordu. daha sonra kendininkileri ikiye bölüp uzattigini ögre necektim. fazla yükleniyordum teshirciye. ben de 13 vardi. kahve. dondurma. sahtekarlik yapmisti. kuleden makineliyi üstümüze dogrultu p. tahtakurularimi yakalayip öldürmeye basladim. kardesini de gör.

basgardiyanin yedigi yemeklerden yiyiyorduk ve basgardiyan midesine düskündü anlasila n. mahkûmlar açliktan ölürken ben ve Taylor 9 aylik hamile iki kadin gibi dolaniyorduk ortalikta. önce birini öldürmüs. geçen gece bir denizciye tecavüz etti. tabii. cezasini yatmis. iyi asçidir.tabii. iki lesi var. firar etmezse hayatinin sonuna kadar burada. derdim. ikiye yardi de 15 . çikar çikma igerini öldürmüs. dedi Taylor.

aklini basina toplamazsan ik inci olacaksin! ama oturaginda oturup bana gülmeyi ve TARA BUBA YER. F. dusa bile. diye bagirdim ona. dedi Taylor. NERDE OLDUGUNUZ U SANIYORSUNUZ? OTELDE MI? TAH-TAKURULARINI BURAYA GETIREN SIZLERSINIZ! diye bagiriyordu. sonunda Taylor ile beni ayri hücrelere koyup hücreyi ilaçladilar. gardiyanlar korkuyorlardi. sevdim asçiyi. orada kalmak istiyordu ve ona izin veriyorlardi. seni yasli osuruk. genç bir çocugun yanina verdiler beni. iyidir. bütün gün oturaginda oturup. TARA BU BA BOK YER! diyen bir ihtiyar düstü. iyilik severli k mi? kizdim ona. dünyadan haberi yok. demeyi sürdürdü. bir hafta yürüyemedi zavalli. TARA BUBA YER. saglik kontrolünden geçirdiler. TARA BUBA BOK YER. Amerika'nin en temiz hücresiydi bizimki. aliniyorduk tabii ki. iyi birine benziyor. gardiyana tahtakurularindan sikayet edip duruyorduk. ama bir kez bile yerleri silmek zorunda kalmadim. çaylagin teki. bir kisi öldürdüm. avluya ilk çikisimda ihtiyar çarsafimi yirtip çamasir ipi yapti. bozuk plak gibiydi. benim sansima Ingilizce bilmeyen.nizciyi. parmaklarini yiyi-yordu. kim bilir. hayati çözmüstü: ye ve siç.B. o da bize. belki de ? bilmiyorum. korkunç. ve geceleri o ilave yemege bayili yordu. Taras Bulba. sonra psikiyatri görmeye gittim. çoraplarini ve donlarini asmisti l anet seye. pes ettim. suç is ememisti söylediklerine göre. dünyanin. aciyordum onlara . çünkü yün battaniye cildimi tahris eder. hayir. savasmaya hazir misin? . savasa inaniyor musun? diye sordu. dedim. gardiyanlar aptaldi. çok hassastir cildim. hücreye girdigimde hersey üstüme damlayip durdu. evi her zaman isla k ve pirilpinldi. hiç çikmiyordu hücreden ihtiyar. avluda Taylor'a rastladim. diye onayladi Taylor. saglam çiktim. memleketi efsane kahramanlarindan birinden bahsediyordu sanirim.I askerden bilerek kaçmadigima karar verdi ve beni askerlik subesine sevk ett iler. gardiyanlar kötüydü.

.evet.

elbiselerine biraz daha siçarlardi. gelir misin? hayir. diye geçirdim içimden. iste. Daha sonra saati üç sentten atölyeye yollarlardi. dedi. pekala. avukatlarin ve yazarlarin davetli oldugu bir par ti veriyoruz. zor çikardi boklar. saçina... uzun bir yürüyüstü. "Dinle. anlayacagimizi sanmamistin.(siperden çikip vuruluncaya kadar düsman atesine dogru yürümek gibi çilginca bir fikir va rdi kafamda." dedim. gitmek zorunda degilsin." dedi Blaine." kiçimla gülerim. Uçamayan bir güver cin görmüstü kösede.) uzun süre bir sey söylemeden önündeki kagida bir seyler yazdi. Sicak bir gün oldugu için mahkumlar orada toplanmislardi. Avlunun gölgeli bir kösesindeydik. Blaine gidip kusu yakaladi. Etrafina bakind i. ZIRVEDEN NOTLAR Yeni gelenlere mutlaka güvercin boku temizletirlerdi ve güvercin boku temizlerken güv ercinler gelir. kahverengi bir jilet vardi elinde. Küçük. "Içinizde bu ameliyatta bana asistanlik yapacak biri var mi beyler?" diye sordu B . Blaine'in aklina parlak bir fikir geldiginde ben de yanindaydim. çarsamba günü doktorlarin. ta askina!: hassas: ben. yüzüne.. kagit atasla kartima tutturulmustu. "kuslarin birbirleriyle konustuklarini biliyorum. savasi böyle kazandim.ifadesiz yüzünün arkasinda asiri bir hassasiyet gizli. bu kagidi yan masadaki adama ver.. Sabun filan vermezlerdi -sadece su v e firça. seni davet etmek istiyorum. bu da Moyamensing'in sonu oldu. bu arada. nereye? savasa. ama yeni gelmissen önce güvercin boku temizlerdin. Onu halledip çatiya firlatalim ki digerlerine basina geleni anlatsin. baktim ona sadece. degil mi? hayir. sonra basini kaldirdi. kenarindan kaldirip bir göz attim : ". Bu kusa digerlerine anlatabilecegi bir sey yapalim. " "Tamam.

laine. . Cevap alamadi.

inan bana çüküm kalkmiyor!" "Çürük domatesi andiriyor!" Hepsi uzaklasmis. "Bu benim oglanim! Evet. "Neyiniz var sizin?" diye bagirdim onlara. bu adam benim oglanim olacak! Aslinda hepimiz istifade edeb iliriz! Kendin soyunur musun yavrum. II Koguslar tika basa doluydu. Digerleri seyretmekle yetindiler. Sears'i de zenci dolu bir kogusa koydular. Adam ranzasinda kestiriyordu. Ise yarayip yaramadigini hatirlamiyorum simdi. "Benim nereden oldugumu biliyor musun?" diye sordu zenciye. Blaine soyunup yere uzanmisti.Blaine kusun bacaklarindan birini kesmeye basladi. basina gelenleri digerlerine anlatacak. Dövüstüler. Blaine'i benim kogusumdan alip zencilerin kogusuna koydular. Bana avluda anlatti. Dumani üfledi. Gülümsedi." Blaine kusu dama firlatti. Zen cilerden birine bakti. Beni parçalayacaklardi. Boklarla birlikte onlari da süpürdüm. Sears havaya siçrayip iki dizi ile adamin gög19 süne çöktü. Zenciler etrafinda dönmeye baslamislardi. Avluda bacaklarinin üzerine çö-melmis izmarit içiyordu. Bu güvercin sayesinde öbür güvercinler üstümüze siçmaktan vazgeçecekler. birkaç kez irkçi ayaklanmalar olmustu. Blaine ayaga kalkip giyinmisti." dedi. "Sansim v armis. Blaine kogusa girdiginde zen cilerden biri." dedim. "Kuslarin saçimiza gözümüze siçmalarindan bikti k! Bu kusu halledip dama firlatacagiz. 'Bu orospu çoc uklarinin sakalari yok! Onlardan uzak durun!' diyecek. Kusa yakin duran birkaçinin ellerini sakaklarina bastirip bakm amaya çalistiklarini fark ettim. "Tanrim! Ömrümde bu kadar ÇIRKIN bir kiç deligi görmedim!" "Kaldiramiyorum Boyer. Ama ye rleri silerken iki kesik kus bacagina rastladigimi hatirliyorum. yoksa yardim edeyim mi?" demisti. III Sears vardi bir de. Çok tuhaf görünüyorlardi tek baslarina. Ama gardiyanlar s adistti. Güçlü erkekler 18 baslarini çevirdiler. "Igrenç kiç deligine sükret. Sears etrafina ba kinip içlerinden en irisini seçti ve onunla dövüstü. . Hiçbir seyi umursamazdi Sears. Sears adami marizledi.

Ilk gününde Sears onu avluda gözüne kestirdi. içinde tuttu. Sears'in ne demek istedigini anlamamisti. Unutmadigini biliyorduk ama. IV Beyazlara da takmisti Sears. "Sen avluya çikardin. ." dedi Sears. "Hazirlikli ol. Sears herseyi unutmus gibi baska bir mahkumla sohbet etmeye basladi. V Bazi insanlar pes etmez. öylece durdu." dedi Sears. YARIN ISINI BITIRECEGIM! BITTIN OGLUM SEN!" Ned Lincoln.Zenci cevap vermedi. SEN!" diye bagirdi Ned'e. Sears isaret parmagini ona dogrulttu. avlunun karsi tarafina dogru yürüdü. "HEY. Sears ertesi gün dusta solugunu kesti çocugun. kamburca ve sol gözünde y arim perde. Joe'yu yola getirebilse digerlerini daha iyi kontrol edecekti. Ned Lincoln 19'unda gösteriyordu ama 22 yasindaydi -agzi açik. Çocuk dönüp ona bakti." dedi m. Kimse bir sey görmedi. "Onu yerinde olsam ben de korkardim. son ra dumani salip gülümsedi. Çukur bile onlari yola getiremez. "Two Rivers. Tarzi böyleydi. "Haklisin." dedi Sears. Açi klamasini yapmisti. arada sirad a havaya dikilirdi. Gardiyanin örnek kötü oyuncusuydu. " "Ne gibi?" Musluk kutbunu söküp içindeki demiri asfalta sürterek kendine bir sis yapabilirsin. yusyuva rlak." dedi. Sürekli çukurdaydi. Çocukla ayni kogusta kalan mahkumlardan biri o gece onunla konustu." Sonra izmariti firlatip kalkti. kafatasina yapisikmis gibi. izmaritten bir duman çekti. Ya d a iki dolara çok iyi bir sis satabilirim sana. Joe Statz da onlardan b iriydi. Sakasi yoktur orospu çocugunun. Mississippi. çikardim." dedim. Kirli bir kizildi saçinin rengi." dedim. evlat. Kendine bir sey tedarik et. o kadar. "Severdin oralari. "Korkuyor küçük bok." 20 Çocuk sisi satin aldi ama ertesi gün avluya çikmadi. Saçi tuhafti. "Çikardin. "Çikmazdim. Yanaginda biçak yarasi vardi ve gözleri yuvarlakti. "SEN! HARCAYACAGIM LAN SENI! HAZIRLIKLI OL . sabunlu su ile b irlikte akan taze kanin disinda.

JOE? ÇIKMAK ISTIYOR MUSUN? UZUN SÜRE UGRAMAYACAGIM BURAYA. JOE?" "Evet. "Evet?" dedim. Kolay gelsin arkadasim sana. Digerinin muhteviyatini sehpaya bosaltti -biçaklar. saate baktim -öglenin bir buçuguydu henüz. Gardiyanin adamla ri çukurun kapagini kapattilar.Bir gün gardiyan iki adamini yanina alip çukurun kapagini açti ve çömelerek bagirdi: "JOE! YETTI MI. Kötü bir kadindan farksizd i. diye düsünürdüm. 21 Ama çiktiktan sonra hiç gitmedim oraya. "Evet. VI Disari çiktigimda bir süre bekleyecegim. onlari -hepsi çalintiydi. Düsünürdük Joe'yu. "Hayir. Dönmenin yarari yoktu. Görmek bile istemiyordun. Iki kahverengi kesekagidi getirmisti yaninda. "JOE! BENI DUYUYOR MUSUN. . Ama ondan söz edebilirdiniz. metal bir kus (açik mavi. HOLLYWOOD'UN HEMEN BATISINDA DELILER KOGUSU Kapi çalindi gibi geldi bana. "Yeni Panama sapkami nasil buldun? Çok yakisikli olmamis miyim?". Birinin içinde her zamanki ucuz porto sa rabindan bir sise vardi. Çatlak Jimmy'ydi gelen. "Uyuyor muydun?". eski r oblarimdan birini geçirdim üstüme ( her zaman çiplak yatarim. özellikle geceleri. minik bebekl er. ya sen?".". pijama saçmalik bana sorarsaniz) ve kapinin ya nindaki kirik pencereyi açtim. Ve yeni bir Panama sapka vardi basin da. Hiç bakmadim disardan. ONA GÖRE!" Cevap gelmedi. Ben de b ugün öyle yaptim. içerde ya da disarda." Bisikletle gelmisti. sonra dönüp disardan bakacagim b ve içerde olup bitenleri çok iyi biliyor olacagim ve o duvarlara uzun uzun bakip bir da ha buraya düsmemeye yemin edecegim." "CEVABIN NE?" Joe çis ve bok dolu kovayi kaptigi gibi gardiyanin yüzüne firlatti.Suns t ve Hollywood Bulvari'ndaki ucuz hipi butiklerine ve eskici dükkanlarina satiyordu. canli ya da ölü. "Girsene. Tanrim. be nim oturdugum semtte. duyuyorum. "Hayir. ben kapiyi çaliyordum. kasiklar." Kanepeme oturdu ve koltugumun arkasindaki boy aynasinda sapkasi ile oynayarak k endini seyretti. Gardiyana yaptigi mahkûml ar arasinda yayildi. çatallar. Bildigim kadari ile hâlâ orada Joe. gagasi kirik ve boyasi dökülmüs) ve daha bir alay çöp.

hepimizin oturdugu semtte. garajlarda yasiyor ya da geçici dostlarimizin dösemelerinde yatiyorduk. lavanaralar inda. 23 Bu arada Çatlak Jimmy kendini ressam saniyordu. ama ben resimlerinin çok kötü oldugunu düsünüyordum ve bunu ona söylemistim. O da bana benim resimlerimi çok kötü buldugunu söylem . o civarda oturuyorduk -kirik dökük avlularda.

burun mukozasi iltihapli.H. Neredeyse kemigin görünecek. Yüz vatlik General Elektrik.asaklarin! Öyle iri ve killilar ki! Korkunç!!" Açik biraktim robumu. O aptal Panama sapka ile oynayip duruyordu ve çarpintisi MCBur-ney Esigi'nin üstündeyd i. "Bir bak su çatala!" Baktim. kulaklari ve burnu olumsuzdu. "robunun açilmasina engel olamaz misin?" Çatali sehpanin üstüne firlattim. Disleri çürük." dedi. yatakta D. Sol ve sag kulak tikanik. Mükemmel bir küçük hirsizdi. ama hemoglobini çok düsüktü." "Bak!" dedi Çatlak Jimmy sehpayi göstererek. "Et oldugu gibi ya nmis. Fransiz'lara esir düsmüs. Çatlak Jimmy bu dükkanlara satmak üzere ne çala cagini çok iyi bilirdi. "Ya. Karacigeri . Kadinlarla basariliydi. küçük ve kork unç sesler çikariyordu. Ama solunum sistemi: sol ve sag akcigerlerin üst kis imlarinda hirilti ve tikaniklik." dedi. lamba koluma düstü. Kolum lambanin k ablosuna dolandi. nabiz 34.Ikimiz de hakli olabilirdik. içtigi zaman yemek yemeyi sevmiyordu ve çok içiyordu. hemsiresine ücretini ödeyip çikiyorum. Sigara içmedigi zaman ya cigaralik sariyordu ya da sarap içiyordu. Emir almayi sevmem.Lawrence'in Kanguru'sunu okuyordum." "Kafam iyiydi. Haklisin -'Çatla k Jimmy' çok daha güzel. kamis görmedin mi hayatinda?" "Beni rahatsiz eden . Hepimiz gibi. "Su gümüs çatallara bak! Hakiki antika!" Bir çatal tutusturdu elime. Diyastol 78. Lanet seyi üstümden atana kadar ampul canima okudu. dis etleri iltihapliydi. biliyorsun degil mi?" "Koluna o iki koca deligi nasil açtin?" diye sordu Çatlak Jimmy. "Adimi 'Deli Jimmy'den 'Çatlak Jimmy'ye degistirmissin. Sonra o aptal Panama sapkasinin altinda siseden bir firt çekti ve benim gidip ken dime iki bira almama neden oldu. esir kampina gi dinceye kadar yol kenarinda toplanan Fransizlar bunlara aklina ne gelirse firlatmislar. tedavi öneriyor. Ama Çatlak Jimmy'nin durumu gerçekten vahimdi. Ona ne zaman gitsem koltuga oturup kendime teshis koyuyo r. Kafami bozuyor. Döndügümde bana. Çatlak Jimmy aynanin karsisinda Panama sapkasi ile oynamaya devam ediyor. yüzde 73. "Ne var. hayir 72. Bana Nazi günlerini anlatmayi sev iyor." "Doktora gittin mi?" "Doktorum bana kizgin. "Ama sen gerçekten çatlaksin. Gözleri. Nazi esirleri bir yük vagonuna doldurmuslar. Si stol 112. Gülümsedi kendine.

.

hiyar!" "Çaliyor ama açmiyor." . Tabii. Baska bir mesele. kentin altini üstüne getirdik. Arabadan hisimla firladigimda gazladilar. Bu en güzelidir. Arabayi çalistirip yola çiktigimda gözden kaybolmuslardi. Küçük bir sorun: yalin ayak dolasmayi severim. moruk?" diye sordu Çatlak Jimmy. Dilim ortadan yarildi sanki. Çatlak Jimmy tuhaf tuhaf elindeki ahizeye bakiyordu." "Büyük ikramiyeyi vurmak gibi bir sey olurdu. Arabamla kovaladim her geleleri. yasli bir kadin bek leme odasinda kanserden ölürken her hafta ayak tabanlarimdan cam parçalan ayiklamak doktorumu öfkelendirdigi için büyük parçalan kendim çikarmayi ögrendim. "Açmiyor. Lanet mesanesi bile sorunluydu. Sonunda yanaklarinin arasindan bir göz attigimda günes dogmak üzereydi. birader." "Evet." "Bu sehiriçi. Zavalli. Içime oturdu." "Kapat öyleyse." "Yanlislik olmasin. çatal dilli gibi hissediyorum kend imi. Geçen gece dört kisiyi öldürüyordum az kalsin. Benden baska iki bidonluk kiraci yoktu sokakta. " -Dün gece hatunun teki yüzüme oturdu. sise kiriklari bazen sandigin içinden ha liya siçriyor ve ben onlari yerden ayaklarimin tabanlari ile topluyorum. Dalak olumsuz. herkesin kendine göre üstün oldugu bir sey vardir. ama siselerle bas etmenin tek yolu onl ari kirmakti. Sonunda kenara çektiler.elle muayeneye hassasti ayrica. "Sehiriçi mi?" "Sehiriçi. Kan fiskiriyor ve hafif bir kahramanlik duygusuna kapiliyordun -yani ben kapili yordum. Herseyi olumsuz ve çarpinti. "Telefonunu kullanabilir miyim. hemen çikariyordun." "Sehirlerarasi telefon mu ettiler?" "Hayir." "Et öyleyse. ama dedikleri gibi. Arkalarinda durup motoru söndürdüm. Ayni anda iki yarik birden yalayabilirdim." "Ve sana son bir kez daha kapatmani söylüyorum!" Kapatti. küçükleri ise kendi hallerine biraktim. kim olduklarini bilmiyorum." Ilk birami bitirip siseyi odanin ortasindaki tabut büyüklügündeki tahta sandigin içine vu rup parçaladim. kafan iy degilse onlari girdikleri an hissediyor. Ev sahibi bana haftada iki çöp bidonu veriyordu.

.

basur baslangici. Aninda kan fiskirdi. Kapatmani o yüzden istedim. Oturdu karsima." Yanina gidip telefonu kapattim. "Sürekli çaliyor. Ama öglenin ikisinde . Koltuguma dönüp firçalarimi temizlemek için kullandigim eski bezi kanli topuguma sardim ." dedi Çatlak Jimmy. Prostatta büyüme ve elle muayeneye hassasiyet. 5 S'de fitik olasiligi." "Iste." dedi Çatlak Jimmy. "geçen gece Westwood Village'da bir ekip otosunun üstüne is edigini biliyor musun?" ." "Açmaz tabii. Ve Kazanova mezarinda siçardi.asaklari-ni sergileyebilir." dedim." dedim ona. Panama'li Çocuk. iskelet ve kas yapisi berbat -yani kötü durus (kifosis). rek-tal sfinkter fazlasi ile siki.asaklarimi." dedi. Panama'si ile oynadi. "Agzina siçayim!" diye bagirdim. "Dinle. Sonra." Panama sapkasi ile oynadi. Rektuma gelince. Harikaydi. Gece vakti herkes . tamam."Tabii." Istemeye istemeye örttüm . "N'oldu. "gördün mü? " "Görüyordum zaten.asak ister. "Telefonu açmiyor." "Tamam. Siv lce sikmaya bes çekerdi. "Kirli olan senin beynin. Sürekli çaliyor. Panama'si ile oynadi. lan. telefonun zilini dinleyerek. "O bez kirli. düzüsüyor" "Tabii. moruk?" "Cam! Yerler cam dolu!" Tek ayagimin üstünde durup öbür ayagimin topugundan cam parçasini çikardim. "Lütfen! Robunu kapat. Sonra yerinden firlayip ayni numarayi bir kez daha çevirdi dangalak.

.

ya vrucugum. . Bazi seylerin zamanla nasil degisebilecekle rini bilmiyorsun. Ayric a sag kasikta fitik. Iri kiçini ve memelerini tekmeledim biraz." "Birbirlerini düzüyorlardi muhtemelen. Jimmy. "Mahkeme tarafindan araniyorsun! Hatirlamazsin ama Mary'nin kaburgalarin kirmis. "Pekala. Ayrica sol kalçasinda bir ur oldugunu biliyord um. dostum." Zavalli Jimmy. Jimmy." "Allah askina! Robunu kapat! LÜTFEN!" ." "Olabilir. Mary çok iyi bir insandir.." "Müessir ne. küçük bir tart isma geçti aramizda. l." "Ama üçümüz ne kadar yakindik bir zamanlar.. Ve karsima geçmis ekip otosuna isedigim için sikayet ediyordu. "Ama bu MAHKEME isini anlayamiyorum! Ne anlama geliyor? Kabul ediyorum."Polisler neredeydi?" "Elli metre ötede bir meseleyi halletmeye çalisiyorlardi. bu söyledigin o zamandi. Bir ara seni düzmek bile istemis. Sonra saraptan bir firt aldi. göt herif. öyle mi? Küçük çalintilarla dolu kesekagitlari nla üstelik. bal gibi biliyorsun müessirin ne oldugunu. Dönüp ayni arabanin üstüne bir daha isedin.. kendini bir bok saniyorsun. Ben sana bir sey söyleyeyim!" "Ne?" diye sordu aynaya bakip Panama ile bir kez daha oynayarak. Gerçekten berbat durumdaydi. gerçekten kafayi yemissin sen. Çok iyi inceledim seni. Otuz gün araliksiz porto sar abi içtik.. Mary aleyhine müessir fiil davasi açti. Ama o da yetmedi sana. "Dinle. bana sevgis inden düzmemisti. Döndügümde BAGIRDI bana! Görmeliydin onu! Ona zarar vermek degildi niyetim. Sen kafayi yemissin. moruk?" Gidip kendime iki bira daha aldim. "Evet. Mary. hepsi bu. Bunu bana kendi söyledi. Yardima ihtiyacin var. 5 ve 6 S'de (boyun) kireçlenme. Jimmy." "MAHKEME MI? MAHKEME? hayir." "Ama. Bütün hayatini bisiklete b inerek geçilmedin herhalde!" Baktim ona. Cildi kuru ve yorgundu. Ben de George'un çöldeki barakasina gittim.. her tür kitap. iki gün sonra da dönüp yüzünü dagitmistin. gerçekten MAHKEMEYI kast etmis olamazsin?" Ikinci bira sisemi odanin ortasindaki devasa sandigin içine çarpip kirdim. moruk." "Senden korkuyor. Hasta bir adamsin. Biliyorsun ot uzbir çekmedigimde ya da ayik oldugumda kitap okurum.

" Jimmy aynada Panama'sini düzeltti ve aradi. bu tür oyunlar oynam am ben. Ayda iki yüz yirmi bes dolar. Arizona'ya. Kalça sorununu agirlik çalisma si yaparak giderebilirsin." dedi. biliyor musun? Mary'ye gidiy orum. memelerinin arasini." "Hassas boklarin çogu sürekli bir yerlere giderler. Anfizem belirtileri gösteriyor sun. Ama Arthur öbür türden. Üreme sistemi -sol sperm kanali tikali. Ne? Hayir. Iri kiçini ve memelerini tekmeledim sadece. "Anna.. Bazi hassas boklari severim. moruk." dedim.. O bilir. Arthur'da acayip bir mal var. Ne? Hayir." "Arthur'dan hoslanmiyorum. Nedir? Burs mu?" "Evet.. SIMDI! Onu öpüp dudaklarini çigneyecegim! Yariginin her kilini tek tek yalayacagim! Ba na ne mahkemeden? Kiçini." Jimmy bana bakti. "nereden buldun bisikleti?" "Arthur'un." "Jimmy. Belin için fizyoterapiye ihtiyacin var. "Anna'yi arayacagim. "Kapatti. Sol kulagini yikatsan iyi edersin. Büyük bir arazi satisindan on iki bin dolar para kazandim." Zavalli Jimmy. Kes sesini. kabizlik. her yerini. olamaz! Biraz önce Hank söyledi." dedim." "Evet. Ne yani. Jerome'a giderim." "Sigil senin anandir. su MAHKEME meselesine dönelim! Hemen simdi ne yapacagim. gerçekten mahkemeye mi gitmek gerekiyor? Gitmem. Mary'nin en iyi arkadasi. saniyorum. Egzersiz yap ve sigarayi birak. kaburgalarim kirmadim.. Ama resim degil." . Arthur'a gidip cigaralik 28 içelim.. koltuk altlarim. Jimmy. "Anna. burs. Mary beni neden mahkemeye vermek istesin?" "Ara öyleyse. Dinle. Hassas bokun teki." "Nedir bu saçmalik?" "Kalçandaki ur bir tür sigil. Kalacak yer im ver. agzini."Hay allah! Afedersin. Muhtemelen geçmiste geçirilmis bir hastaligin sonucu.. sag tarafta doku yapismasi . lanet kan." "Önümüzdeki hafta alti ayligina Meksika'ya gidiyor.

"Onu biliyorum. Heykeltrasligina vermislerdir." "Sevmiyorum heykellerini," dedi Panama'li Çocuk.

"Bak, Jimmy, Arthur'dan hoslanmayabilirim ama kendimi heykellerine çok yakin hiss etmisligim var." "Ama hep bildigimiz sey -Yunan tarzi- elbiseleri uçusan koca memeli, koca götlü hatun lar. Birbirlerinin kamislarini ya da sakallarini kavramis güres tutan adamlar. Ne sikim yani?" Öyleyse, okur, Çatlak Jimmy'yi bir an için birakip Arthur'a geçelim -ki hiç sorun degilyazma tarzimi da kastediyorum burada: saga sola siçrarim ve siz hiç de zorlanmadan benimle gelirsiniz . Hiç önemi yoktur, görürsünüz.

Arthur'un sim devasa ölçülerde çalismasiydi. Çok çok etkileyici. Bütün o beton. En küçük h geldiginiz günün havasina bagli olarak, günisiginda ya da ayisiginda ya da siste, iki buçuk metre yüksekligin bütün heybeti ile dikilirdi tepenize. Bir gece evine arka bahçeden girmeye kalkistim, o devasa beton insanlar oradaydi. Bazilari dört-bes metre yüksekliginde. Devasa gögüsler, yariklar, .asaklar her yerde. Donizetti'nin Ask Iksiri' ni yeni dinlemistim. Yaran olmadi. Cehennemde bir pigme gibi hissettim kendimi. "Arthur, Arthur, yardim et!" diye bagirmaya basladim. Ama kafasi iyiydi galiba, ya da benimki iyiydi. Neyse, lanet korku büyümeye basladi. Ben bir seksen boyunda, 110 kilo agirligindayim, içlerinde en iri orospu çocuguna b ir omuz attim.

Bakmadigi bir anda arkadan saldirmistim. Yüzüstü düstü, hem de ne düsüs! Bütün kent duymus ydi gümbürtüyü. Sonra, meraktan, döndürdüm onu, tahmin ettigim gibi, kamisi, .asaklarindan biri, burn unun bir kismi ve sakalinin yarisi kirilmisti. Katil gibi hissettim kendimi. Sonra Arthur disari çikti, "Hank, seni görmek ne güzel!".

"Gürültü için özür dilerim, Arthur," dedim, "ama senin küçük bebeklerinden birine takildim sey devrilip parçalandi." "Takma kafana," dedi. Içeri girdik, sabaha kadar esrar içtik. Ondan sonra hatirladigim, günes dogmustu ve a rabami sürüyordum -sabahin dokuzu- ne kadar dur isareti ve kirmizi isik çiktiysa önüme hepsinde geçtim. Hiç sorun çikmadi. Hatta arabami evin bir buçuk blok ötesine park etmeyi bile basardim. Kapiya geldigimde beton bir kamis buldum cebimde. Yarim metre vardi lanet sey. Gidip ev sahibemin posta kutusuna sikistirdim, ama çogu disarda kalmisti, kivrik ve ölümsüz, basi iri ve yu

varlak, postacinin takdirine kalmis. Pekala. Çatlak Jimmy'ye dönelim. "Yani," dedi Çatlak Jimmy, "gerçekten MAHKEMEYE mi çikmam gerekiyor? MAHKEMEYE?" "Bak, Jimmy, gerçekten yardima ihtiyacin var. Patton'a ya da Ca-marillo'ya götüreyim seni."

"Off, yoruldum o kodugum elektrosoklarindan... Birrrrr!!!! Birrrrr!!!!" Çatlak Jimmy koltugunda bütün vücudunu titretip bir kez daha aldi elektrigi. Sonra aynada Panama'sini düzeltti, gülümsedi, kalkti ve telefona yürüdü. Numarayi çevirdi, bana bakti ve, "Çaliyor," dedi.

Hepsi gelirdi beni görmeye. Doktorum bile beni telefonla ariyor. "Isa psikiyatrla rin ve egolarin en büyügüydü -Tanri'nin oglu oldugunu iddia etti. Paragözleri kiliseden atti. Yaptigi en büyük ta. Siçtilar agzina. Bir çivi tasarruf etmek için ayaklarini üst üste çivilediler. Ne boktan is." Hepsi gelirdi beni görmeye. Soyadi Ranch ya da Rain olan bir tip var, her seferin de uyku tulumu ve anlatacak acikli bir hikaye ile gelir. Bu yöntemle Berkeley ile New Orleans arasin da mekik dokur. Iki ayda bir bende. Berbat, modasi geçmis rondolar yazar. Ve her gelisinde cebimden bi r beslik çikar, yedigi içtigi de cabasi. Olsun, kamistan çok para verdim bu hayatta, ama bu insanlar benim de yasam mücadelesi verdigimin farkinda degiller mi? Ve iste Çatlak Jimmy, iste ben. Ya da Maxie. Maxie, Halkin Sesi Örgütü'ne yardim etmek için Los Angeles'in kanalizasyonu nu tikamayi planliyor. Gerçekten güzel bir jest, kabul etmek lazim. Ama, Maxie, evlat, bana birk aç gün önceden haber ver, olur mu? Halkin yanindayim. Eski dostuz. Kenti terkederim. Dava ve Bok iki ayri seydir ve Maxie bunu idrak edemiyor. Beni aç birak, ama bokum u ya da tuvaletimi tikama. Hatirliyorum, bir keresinde ev sahibim bir haftaligina Hawaii'ye tatile gitmisti. Gider. Gittigi gün tuvaletim tikandi. Bok fobim oldugu için pompa bulundururum, ama pompal adim pompaladim, hiç bir ise yaramadi. Neye battigimi söylememe gerek yok. Yakin dostlarimi aradim, öyle fazla dostu olan biri de degilim, varsa da degil tel efonlari, tuvaletleri bile yok... hiçbir seyleri yok genellikle. Neyse, telefonu ve tuvaleti olan birini aradim. Çok kibar davrandi. "Tabii, Hank, ne zaman istersen bende siçabilirsin!" Davetini kabul etmedim ama. Söyleyis sekli ile ilgiliydi belki. Ev sahibim Hawaii' de hula kizlarini seyrediyordu ve agzina siçtigim bok parçalan suyun üstünde dönüp bana bakiyorlardi. Siçmak zorunda kaldigim her gece bok parçalarini sudan toplayip bir kesekagidina ko yuyor, arabama

binip onlari atabilecegim uygun bir yer ariyordum. Önyargisiz olm aya çalisiyordum. Genellikle motoru söndürmeden park edip bir duvarin üstünden firlatiyordum. . ama özellikle sessiz bir yer olan Düskünler Yurdu'nu en az üç kez onurlandird gimi biliyorum.

sigara külü ya da puro izmariti sallar gibi. telefonu elinden aldim ve. Kam isi gerektigi kadar sivazladiktan sonra iskence aletinde bir yaratik gibi bacaklarini basinin üs tünden geçirip parmaklarini somyanin yaylarina geçirirsin. yanina gi ttim. bütün agirligin o koca bira göbe inin üstüne katlanmistir. ama de ki kirk kilometre. Sürekli yerdi: tavuk kanadi. Tanri. insanlarin oynadigi oyunlara inanamiyorum. Ben de esneyip Izzy Steiner'i aradim. O gecelik yeterince bira içmistim ve Çatla k Jimmy tahammülümün sinirini asmisti. somun somun Fransiz ekmegi." dedim. ve yirmi yirmi bes santimle iskalasini yüregin yanmaz. kiçinin deligi ayazda ölmekte olan bir serçe gibi titrer. bütün kaslarina binen yükün farkindasinizdir. Böyle yazdigimi söylemistim size. basi tikli. Ne fark eder? 749'uncu telefondan sonra robumu açtim. kanserden korkmam kabizliktan korktugum kadar. örümcek boku -ne bulursa.Ya da bazen arabanin penceresini açip bir bilek darbesi ile salliyordum kesekagid ini. Ben yazamadigini söylüyordum. -iki santimle iskalarsin. alti buçuktu sabrim tastiginda.. boynuna. gözleri çok küçük ve agzi son derece sevimsiz -Izzy Steiner'in ihtisa mini dillendirip sürekli bir seyler çigneyen küçük bir delik. Ve S 5'te fitik.50 boyunda ve 100 kilo agirliginda bir Yahudi çocuguydu Izzy -kollan kalin. O da benim yazamadigimi söylüyordu. Ve boktan söz açilmisken.. "Buraya kadar. Sabrim tasana kadar. Ha yir. hiçbir yere gidemem. hindi budu.) Bir gün siçmasam. "Steiner?" "Hi?" . Ve kendi çükünü denemisseniz insanin sirtina. Izzy Steiner yazarlik iddiasindaydi. Ama çatlaklara dönelim. Hayden'in 102. "Mahkeme? Yani beni mahkemeye mi veriyor? Inanamiyorum. bil ekleri kalin. boga boyunlu. (Dönecegiz çat lak Jimmy'ye. bizi yarattiginda ne yaptigini biliyormus. hiçbir ey yapamam -çaresizlikten sistemi açmak için kendi çükümü emmeye bile kalkismi-simdir. Senfonisi'ni dinliyordum. Ikimizd en biri hakli olabilirdi. Jimmy saat bir buçuktan altiya kadar ayni numarayi aradi. Timsah kuyrugu. ya da her kimse. Kumsinegi. Can sikici herifin tekiydi. Bana bakti. 1. onu bana musallat eden en yakin arkadasin i." Yavanliklar. Topuga bulasmis köpek boku.o kadardir dilinle kamisinin basi arasindaki mesafe. ya da haksiz.

çok az pismis. çiktiginda ya buzdolabini bosaltmis ya da o doymak bilmez ve utangaç ifade ile son lokmayi zikkimlaniyor olurdu. Allahtan çig et yemez -az pismis sever. Isemek için bir dakikaligina tuvalete girerdin. Tek istedigi yemek ve ge nislemekti.Hahamlik egitimi aliyordu ama haham olmak istemiyordu. ama çig degil. .

"Seninle son kez dövüstügümüzde gömlegimi yirttin. Çatallar. Uçararak dalardi kapilardan içeri. kasiklar. beni kurtar." ". Seni uyariyorum!" Izzy bisiklete kosup sepeti karistirmaya basladi. biçaklar. Mailer ve Mahler'e saplanip kalmisti. Zavalli Izzy yoldaydi. "Evet. Faulkner.. "Paraya ihtiyacim var. Pantolon için 5. Kahverengi kesekagidi ile döndü. "N'apiyorsun moruk ya?" dedi Çatlak Jimmy. Jimmy'nin ceplerini ters yüz etti ama bir sey bulamadi." "Hay Allah. Jimmy. bisikletinin sepetine zulaladi. gö için de 3 dolar borçlusun bana.. . Pantolonumu yirttin. Sana söylemek istedigim bir sey var. Adamin." "Su agzindakini bitir. Çatlak Jimmy burada. Sonra Çatlak Jimmy'yi ve sarap sisesini gördü. gömlegini mömlegini yirtmadim. Asla yürümezdi. "Dinle. Senden baska dostu yok. Jimmy! Ayaga kalk!" Izzy.iktir lan.. Senin dostun. Hemen buraya gel." Çigneyisini dinledim.. Götür onu burada n. Elimden bir kaza çikabilir." Kapattim.. Gökyüzünü emen kara bir kara delikten farksiz agziyla. "Izzy'yi mi aradin?" diye sordu Jimmy.. Buraya gel. Çatallarini." "Kes sesini." dedi Çatlak Jimmy. Hem ingway. Gerçek dostunu. tahta bebekleri ni filan kesekagidina doldurup disari çikti. Hemen. Tank. Samanlikta düzüsen on iki tavsani andiriyordu. kasiklarini. biçaklarini. Seni uyariyorum."Steiner?" "Slop. Ve birden Izzy belirdi. Bisikletle gelmis. "Bi bok etmez bunlar!" Izzy bisiklete gidip sepeti karistirdi yine. K esekagidini sehpanin üstüne bosaltti. Kusmak üzereyim. tahtadan oyma figürler. lastik bebekler.

Izzy senin siseni neden alsin? Nedir o yanindaki? Kanepede?" Jimmy siseyi aldi." dedim. "Bakar misin! Bak ne kadar yakisikliyim!" "Evet. Bak. "Sadece gümüsler yirmi papel e der! Nasil bir g. Bir tane daha var. "Izzy. bu degil. oros pu çocugu! 54 sente patladi o sise bana." dedi Jimmy.ikerim lan g. Satin aldigimda bütün param 60 sentti. Hastasin sen! Yardima ihtiyaci n var! Bana 8 dolar borçlusun. Bu kuruntulardan vazgeçip burdan . hast a!" ".tünü. deligin içine bir miktar tikadiktan sonra banti sap kanin etrafindan geçirdi. Jimmy." Izzy masanin üstündeki banti aldi. "seni Patton'a götürüyorum. daha. son dövüstügümüzde elbiselerimi yirttin!" "." dedi Jimmy. Ayaga kalkip Izzy'ye bir tane salladi. Simdi sadece 6 sentim va r. Çatlak Jimmy kahverengi kesekagidi ile disari kostu.. Jimmy. yüzünü dagittin. Izzy onu kaldirip havada döndürmeye basladi. "Yapma Izzy. b isikletin sepetine yerlestirdi ve küfür etmeye basladi. ama çogunu iskalamisti. "yerler kirik cam parçalan ile dolu" Izzy onu kanepeye firlatti." "Jimmy. Jimmy'nin burnunun üs tüne sarkti.t oldugunu görüyor musun?" "Evet. "Jimmy." dedi Izzy. Bant sapkanin kenarindan asagi. "Yapiskanli bant ver bana." dedi Izzy ve Jimmy'nin yanina gidip Panama'yi Jimmy'nin basindan aldigi gibi yan tarafina kocaman bir delik açti. Jimmy.iktir git!" Jimmy aynanin karsisinda yeni Panama sapkasini düzeltti bir kez. görüyorum. Mary'nin kaburgalarini kirdin. "sapkami tamir etmeliyim. iskaladi ve yere düstü. Izzy aldi. "Hayir." Izzy içeri daldi." "Bak. "Ne isim var benim mahkemede? Oyun oynamam ben! Ne sikim is bu?" "Pekala..i ktir olmaya ne dersin?" . O kadar yaki sikli görünmüyordu artik Jimmy. hastasin. arkadasin sarap içmez. agzindan içeri bakti. Ne yapsin siseni.Çatlak Jimmy ivir ziviri kesekagidina doldurdu tekrar. para edecek hiçbir bok yok o bisiklette! Bana sekiz dolar borçlusun. sarap sisemi çaldin! Bir sise sarabim daha vardi kesekagidin-da! Çaldin. hasta. Sonra tekrar Jimmy'nin basina koydu.

Elbette." Jimmy aynanin karsisinda Panama'sindan arta kalani düzeltti. "aciyorum ona. Uzani p Tolstoy'un Savas ve Baris'ini aldim. Delirtiyor beni." dedim. Sonra disari çikti. ayak parmaklarimi somyanin yaylarina geçirip tesbih böcegi gibi kivrildim. 34 Suyun kaynadi.." "Yapilabilecegini sanmiyorum. Bara oturmustuk ama barmen bizimle ilgi lenmiyordu. "Iki bardak getireyim. saatlerden beri ilk kez insan gibi hisse tmeye basladim kendimi. "Kendi çükünü emmeyi denedin mi?" diye sordum Izzy'ye. Jimmy. Bagirmaktansa. Sonra çalinin içine elini sokup sarap sisesini çikardi. Art hur'un bisikletine bindi ve ayisiginin altinda pedalla-di. Hava kararmisti. masalardan birine oturmayi önerdim Gerso n'a. sonra Izzy kendi evine gitti. Her-seye sahip olamiyordu insan hayatta." "Ben de. Braddock-Baer. Masalardan . Içeri girdik."Ben de yoruldum senden.. sonra eski bir Lorel ile Hardy koydular. Soyundum. Hayat kolaydi -yeter ki sal kendini. ki barmenin istedigi oydu. Birak baskalari sava ssin savaslarda. "Zavalli. hepsini. Bardaklari aldim. Fistiklari agzima atip kahkahalarla güldüm.iki santim. "Eve gidince denerim. Herkes bana bakip du ruyordu. Degisen bir sey yoktu. ben kendi evime. Kalkis pistine bakiyordu. orospu çocugu. birak baskalari girsin kodeslere." "Sonucu sana bildiririm. "pedalla bakiyim." dedi Izzy." Sarabi bitirip Shakey'nin Yeri'ne gittik." dedim pedallayisini izlerken. Ayni sey . ortasindan açip okumaya basladim. Çatlak Jimmy aklimdan silindi. Sonra Izzy gülmeye basladi." "Iki santim kisa kaliyorum. kamisi sabunladim. Havaalani barlarinda barmenler züppe oluyorlardi anlasilan. Eskiden yatakli vagon görevlilerin in oldugu gibi. Kapanisa kadar kaldik. üçüncü Zale-Rocky dövüsü. Dempsey-Firpo. Benden baska kimse gülmedi. Saatlerden beridir bendeydi. büyük bardaklarda o koyu biradan içip eski dövüsleri seyrettik -Louis'nin Dutchman tarafindan yere serilisi. Biraz da paran olacak. MESLEK OLARAK YAZARLIGI ÖNERIR MISINIZ? Bar. Hâlâ kötüydü. Sonra herkes gülmeye baslad i battaniye kavgasina." dedi Izzy. tren kompartmaninda battaniyeyi paylasamadiklari bir sahne vardi. oturup sarabi içtik.

Iyi giyimli hirsizlar her yerde. rahat ve sikilmis görünüyor. içkilerini yudumlayip ses sizce muhabbet ederek .birine oturduk.

" dedim. pencere kenarinda yasli bir nine oturuyor du. Koltuktan firlayip uçmak hostesi çagirip emniyet kemerimi baglamasini i stemekten daha az utanç vericiydi. Ama simdi. Bir sone okudugum için linç edilmek istemem. O zaman insanlar yaptigin is için sana minnet duyacaklar diyelim. Kaçirmama ramak kalmi sti. Kiz içkileri almaya gitti." "Öyle olsun." dedim. Sonra onlari degerlendirmeye basladik. Içkiler normal bir barda koyduklarindan daha çok degildi. Tren yolculugundan daha sakindi. Devinim yok. daglar ve bulutlar telassiz geçiyorlardi pencere nin önünden.. Ha yatta kalma savasi." "Umarim.." "Hi him. Genelevler zinciri isletiyor. Sakin görünüyordu. Iki hostes koridorda bir asagi bir yukari gidip geliyor. haftada 4-5 kez uçuyordu m uhtemelen. Gerson'a ne istedigini sorduktan sonra kendime sulu skoç söyledim.uçaklarini bekliyorlardi. "etekleri o kadar kisa ki külotlari görünüyor. nerdeyse sikilmis. "-önemi yok." "Ya siir dinletilerinden?" "Sevmiyorum siir dinletilerini. Saatte elli kilometre filan yapiyorduk sanki. Gerson'a beni havaalanina getirdigi için bir beslik verdim ve uçaktaki yerimi almak için yukari çiktim. Birinin kiçi çok siskaydi. Onu içtikt en sonra Gerson'a ve bana birer içki daha söyledim. bunlari gördükten sonra -' elimi salladim." dedi Gerson. Öbürünün bacaklari incey i. Gerson ile oturdugumuz yerden garson kizlari kesiyorduk. Çok aptalca buluyorum. Külotu firfirli olan siska kiçli: o firfirli külotun altina bir külot daha giymis miydi acaba? Içkilerimizi bitirdik. "Hasiktir. Ve ikisi de aptal görünümlüydüler ve kendilerini bir bok saniyorlardi. ama külotunu gösterdigi için iyi bir b ahsisi hak ediyordu. sonr a döndü. Emniyet kemerimi tam olmasi gerektigi gibi baglayamadim ama benden baska kimse s ikayet etmedigi için öyle biraktim. Biri f ." dedim. "ama neyi kastediyorsun?" "Ilk kez uçacak olmam?" "Korkacagimi sanmistim. Sikici. bacaklarimin arasina yerlestirip içkimi tazeledim." Seyahat çantama uzandim." "Hayir." "Yapmak istedigin isi yapiyorsun hiç olmazsa. "Korkuyor musun?" diye sordu Gerson. "senin yapmak istedigin isi yapiyorum. Yanimda. Havalanmistik ve çiglik atmamistim. Uzun zaman aldi havalanmamiz. Çukur kazmak gibi bir sey. gülümsüyor gülümsüyor gülümsüyorlardi. Siska kiçli olan yanimiza geldi. "Evet. Son siradaki son koltuga oturmamla uçagin hareket etmesi bir oldu.

Simdi de çözemiyordum emniyet kemerini. Yemek yedik. "Kusura bakmayin.. Sonra vardik. tamam. ama emniyet kemeri.. Içki istemeyenler vardi. "Evet. "Bay Chinaski?" diye sordu.. yine bekleriz. yanima da yaklasmadi. nasil açiliyor bu lanet sey?" Kemere dokunmadigi gibi. Uçus çantami kapip normal davranmaya çalistim. Öbür hostesin kiçi si skaydi. Hostes gülümsedi bana kapidan çikarken. "Iyi aksamlar. Sip sak." ." dedim. Boynu damarli olani tutugum gibi uçak düserken tecavüz ederdim. Ikinci içki hakkimi kullandim.degildi ama boyun damarlari firlamisti. Düsmedik. Çektim ve çektim. Duble. Tuhaf kurbagalar. iri iri damarlar. Klipsi çektim." "Evet?" "Arkadaki küçük klipsi çekin. Tanrim!. "Hostes Hanim! Hostes Hanim!" Yanima geldi." dedi." Gitti. efendim!" Merdivenden inip yürümeye basladim. "Tamam. Biraktim insinler. Boynunda iri damarlari olan hostesi çagirdim. "Ters çevirin efendim. sonra ninenin gözlerinin önünde üçüncüyü götürdüm bile kirpmadi. sira içkilere geldi. Ben kirptim. Havagazi. Sari saçli genç bir oglan beni bekliyordu. Yere çarpmadan hemen önce birbirimize kenetlenip ayni anda bosalirdik.... Boynu damarli olanin korkunç bir çiglik atacagindan emindim. Belford sen misin?" "Yüzünüzden tanidim sizi. Seattle... Sek. Bir dolar.. Sisk a kiçlinin ne yapacagini tahmin etmekte zorlandim. Sonra hosteslerin gerçek yüzlerini görebilmek için uçagin kanatlarindan birinin kopmasini diledim. "çikalim buradan.. sonra birden açildi. Baska çarem yoktu. Yazik... Bir dikiste.

Ot obüs gelince firlariz. Otobüs henüz gelmemisti. Temiz hava." "Bana mi söylüyorsun? Ama ben onlarin kim olduklarini biliyorum. Doga güzeldi. Karsimda olmasi gerektigi . Sikildigimi hissett diye geçirdim içimden. Hiç de iyi biri degilim." Orada dikildim ve içtim. Trafik yok. Bir arkadasin edebilecektik. Bekletiyorlar-38 di insanlari.. Bir adres vardi elinde. dag evi. "Hank" onun "Henry" olduguna karar verdik. Belford onlara dogru ilerledi. unutmusum. Surada duralim. Güzellik yoktu içimde. Bay Chinaski."Dinletiye birkaç saat var. Henry!" "Tamam. Belford.. Otoparka gidebilmek için otobüse binmek gerek iyordu. "Dur! Dur!" dedim. "Otobüs geliyor. Henry!" Otobüse dogru kostuk. Henry bir türlü bulamadi d çamlik. "o lanet kalabaligin içine sokma beni!" "Sizin kim oldugunuzu bilmiyorlar. "Dogru ya. Dinleti saat dokuzdan ag evini." dedi. Kalabalik birikmisti. Bay Chinaski. Arkadasi kent disindaydi. Ondan sonra benim." "Benim de adim Henry." Altini üstüne getiriyorlardi havaalaninin." "Harika. Dinletiye kadar orada istirahat önce baslamayacakti. Çamlik ve çamlik ve göller ve im. Bu arada bir yudum alir misin?" "Hayir." "Bana kisaca Henry de.

diye geçirdim içimden. "Güzel yer." "Ederler. Kusmak istiyordunuz. "kar yagdiktan sonra görmelisin. B ar müdavimleri eskici . "ama bir gün buranin da içine ederler herhalde.." Allaha sükür ondan yirttik. Barlar hakkinda çok fazla öykü ve siir yazmistim.gibi bir hayat var ve ben kendimi hapiste gibi hissediyorum. Içeri girdik. Belford bir barin önünde durdu.." dedim. Belford bana kiyak yaptigini zannediyordu. Nefret ederim barlardan." dedi Henry. Bir süre sonra insanin girtlagina takilip kaliyordu barlar.

Hepsi oturmus önlerindeki büyük bardaklardan yesil." dedi profesörlerden biri. Bar.. Bardagi kaldirdim. üstüne kirmizi biber s erpilmis haslanmis yumurta ile votka. Dört dörtlük hos bir mekan. "Seni tanistirmami ister misin. Benim önüme de yesil biradan geldi. perdeler çekilmis. Sah ne. ertesi gün. o bilmem kim. Tek istedigim Los Angeles'daki odama dönmekti. Bana yolladiklari çeki tahsil etmis." "Ben de orada olurum herhalde.. Sonra ben çiktim. Les gibi kokuyordu tabii ki. parayi yemistim bile. Birkaçi kadin. "Hepimiz orada olacagiz.. Kirmizi kepli. Küçük yuvarlak masalara oturmus insanlar. Öbür di nleti." Helaya gittim. "Çalismalarinizi hep begenmisimdir.. zamani ve herseyi öldürmek için giderler o raya.. "Bu gece siirlerinizi nerede okuyorsunuz?" Cevap vermedim. yesil biramin önüne oturdum.. .dükkanindaki insanlardan farkli degildirler:. Masalardan birinde oturan insanlari taniyordu..iktir. Komik adam. "birazdan dönerim. Su bilmem ne profesörü. ondan kaçabilirdim belki.. ona en pis bakislarimdan birini firlattim. zehir gibi bir bira içiyorlardi. disari çikti. Bu bilmem kim. Aksamin dokuzu." dedim. "bana seyi hatirlatiy orsunuz. ." dedim. Pisuara kostum. Üç pisuar ötede bari n sarlatani isiyordu. Belford'u izledim. Bir masa dolusu. Olmak zorundaydim. Bu bilmem ne profesörü. Kadinlar terey agi gibi duruyorlardi nedense." diye sordu Belford. nefesimi tuttum ve bir yudum aldim. kusuyorum seni! Kabinlerden birinin kapisini açacak zamanim olmadi. Belford beni içeri soktu." "Özür dilerim. radyoda Mahler. Kustum.

cep viskisi ve birkaç siir kitabi." dedim. iste bir çift çorap." . Seyahat çantami masanin üstüne koyup içindekileri çikartmaya basladim. Sahneye çikan basamaklari buldum. bir gömlek. "Adim Chinaski."Hayir." dedim onlara. Bir iskemle ile bir masa vardi sahnede. "ve bu bir sort.

Yarim saat daha o sahnede terleyecegim ben. Siseyi açtim. En iyisini sona sakla." Masanin ortasinda oturuyordum. bir yudum aldim. Sarhos. sonra on dakikalik bir ara istedim. mavi sisemle sahne den inip Belford ve dört-bes ögrenci ile birlikte masalardan birine oturdum. Profesörün de ölmüs oldugu pekala söylenebilirdi. tabii ki. Bir daha yumuldum siseye. Hakliydilar bence. Hemingway ölmüstü. Yegledigim siirleri sona saklarim hep." dedim dahi elimi sallayarak. sen yazmayi seçmezsin. "Hayir. Ilk yarim saati atlattim. Siseye yumuldukça güzel le-siyordu siirler -benim için . baslayalim öyleyse. "Bay Chinaski?" "Elbette. sonra sahneye çiktim. Genç bir kiz kitaplarimdan bi ri ile yanima geldi.Viski ile kitaplari masanin üstünde biraktim. "Çok tesekkür ederim. bu aldigin ikinci yudu m." Önce eskilerden okudum birkaç tane. Sisemi çocuklardan birinin agzindan çektim. sonra da kitaplari kapattim." Kesti sesini. "Komik olmaya mi çalisiyorsun?" diye sordum ona. Bay Chinaski!" Bu is böyle yürüyordu demek? Bir ton palavra. Bir daha o siseye dokundugunu görmeyeyim. Mahcup oluyordu insan. "Bana bak.. Kuvvetliydi. Okumanin sonunu getirebilmis olmami her halde. Baska bir seyi alkisliyorlardi. Sonra bir seyler yazip çipla k bir kadini kovalayan çiplak bir adam çizdim. "Sorusu olan var mi?" 40 Çit yok. Siirleri okud um. Alkis sasirticiydi. Üniversite ögrencileri önyargili degillerdi zaten. Her-yerini imzalarim senin yavrum!. Ciddiyim. hayir. Tek bir sey istiyorlardi -onlara bilerek yal an söylenmesin. Siseden siki bir firt aldim. Fena halde Hemingway'i andiriyordu pr ofesör. Adini sordum. Tarihi attim. "Pekala. Ilk kez bir üniversitede okuyordum ama gelmeden önce isinmak için bir Los Angeles kitapçisin da iki gece üst üste okumustum. uzun süre kesilmedi. Proesörlerin birinin evinde bir parti vardi. Meslek olarak yazarligi önerir misiniz?" "Yazmak seni seçer. O ka dar da iyi sayilmazdi siirler. diye geçirdim içimden. Edebiyat ve yazmak üze nu . evlat.. Çocukken yaptigin gibi. "Meslek olarak yazarligi önerir misiniz?" diye sordu genç ögrencilerden biri.

41 .

boktan herifler.. öbür odaya gitti. Mutfak masasind a tek basina oturuyordu." "Güzel. "su lanet Hemingway hasta bir adam. biliyorum. "Gidip hiç olmazsa bira alacak birini biliyor mus un?" "Evet. Yatakta uyandim. Iki de puro... Ucuzundan. "biliyorum. biralari önümüze koydu ve ben saatlerce konustum hatunla. Hemingway içki stokla-miyor anlasilan. Hemingway! Öldügünü saniyordum!" "Faulkner'in da ayyasin teki oldugunu biliyor muydun?" "Evet. " Bir yirmilik tutusturdum eline. Hemingway'in karisi oldugunu ancak ertesi gün ögrendim. öptü oksadim.. ne igrenç bir konu! Biliyor musun. yalniz. ama edebiyattan baska bir sey konusamiyor ." "James Joyce hakkinda ne düsünüyorsun?" Hastaydi: baska bir sey düsünemiyordu. Tesekkürler." dedi. Hey! O kadar yapiskan degilmis koca oglan! Kayda deger! Belford alisveristen döndü....suyordu sürekli -daha igrenç bir konu düsünemiyorum. Hemingway bizi gördü. bir evin ikinci katinda. "Dostluk kurmaya çalistigini biliyorum.." dedim." Basini çevirip öptüm. kar-simdaydi "Oo." "Biliyorum. Bu palavra böy le yürüyordu demek? Odadaki en güzel kadini seçip benden nefret ettirmeye karar verdim. Hâlâ Heming . "Güzelim." "Biliyorum." "Hangisinden?" "Fark etmez. Hepsi tatsiz t uzsuz. Ne zaman dönsem. "Evlat. Nereye gitsem pesimdeydi. Belford'u buldum." Yirmi-otuz kisi vardi orada ve bu buzdolabini ikinci doldurusumdu. On ya da on bes sentlik." dedi. bugüne kadar taniyip da hoslandigim bir yazar çikmadi. Karsi koymadi. buzdolabi bos. Bir tek tuvalete girmedi benimle.

Ernie." dedi. siirlerin." dedim. kamisimi çikarip üstüne bile iseyebilirim öyleyse. "Tanrim." dedi." "Hayir.. Sözlesme imzaladin." "Bir seyler yemek ister misin?" "Sagol. "Tanrim." Yataktan çikip ona baktim. Ancak v aririz.." "Varmayalim. Bekliyorlar. Belford." "Televizyon mu?" "Evet. Neden hiç sinirlenmiyor. ya kameranin karsisinda kusarsam?" "Hank. Güldüm." Iste. Benimle ilgilenmek kolay de gildir.way'in evindeydim muhtemelen. gitmek zorundayiz. Hemingway ile karisi asagidaydilar. haddimi bildirmisti. Yüzümü güne sten öte yana çevirip gözlerimi kapattim." "Unut gitsin." "Mecbursun. küfür filan etmiyorsun? "En sevdigim yasayan sairsin de ondan. Biri beni sarsti. tamam. "Dün gece için özür dilerim." "Tamam. git basimdan. Yemek yemem. onun adina sevinmistim. Saat on iki'de bir dinletin var." dedi. "Sen iyi birisin. Çantami kaptim." "Aman Allahim. berbat görünüyorsun!" dedi Hemingway. Televizyona çikaracaklar seni. Her zaman oldugumdan daha aksamdan kalmaydim. "benim ilgimi çeken sidigin degil. "Hank! Hank! Uyan!" "Off." . Karin oldugunu ancak. "kahve ister misin?" "Evet.." "Hemen çikmamiz gerekiyor.. Belford merdive nden inmeme yardimci oldu. "kahve iyi gelecek. Yolumuz uzun.

. James Joyce hakkindaydi yanilmiyorsam. Sonra Hemingway bir sey söyledi. Ne oldugunu t am olarak hatirlamiyorum.Sessizce oturup kahvelerimizi içtik.

yoksa üstünü çiziveriyorlardi." Bir süre yol aldik. bir papatya tarlasi. Bütün benligi ile öpmüstü ben Sonra disari çiktim. heryer kadin doluydu. Ayaga kalkip kapiya dogru yürüdük. bu isten kaçis olmadigi tam olarak o zaman dank etti kafama. Kendime gelmek için bir kü votka." dedim.. Gerçekten hastaydim. o da eve. Bir termo s satin aldim." dedim. Hatuna döndüm. Belford ve Hemingway arabaya dogru yürüdüler. Seçimler yapildiktan sonra da zaten 44 . "çikmamiz gerekiyor. Her zaman yapmak zorunda oldugun bir sey vardi. Hiç böyle öpülmemistim. Bir sise skoç alalim."Lanet olsun!" dedi karisi." dedim. Hangisini seçerdin? Hangisi seni seçerdi? Önemi yoktu . yarisindan fazlasi adamin çükünü kaldiriyordu ve elden bir sey gelmiyordu -bakiyordunuz sadece. Kim tasarlamisti bu korkunç numarayi? Ama bir yandan da heps i birbirine benziyordu." dedi." O tuhaf görünümlü Washington marketlerinden birinin önüne çekti. "Evet. bir gün bu zorunluklardan kaçmanin bir yolunu bulabilecek miyim acaba. Hemingway'in elini siktim. "Üniversitede Edebiyat dersi veriyor. Ögle saatinde siir din letisi mi olur?" "Ögrencilerin büyük çogunlugu seni görme firsatini ancak o saatte bulabilirler. Tanrim. Katlanmasi güç bir olguydu am kafama not edip." dedi Belford.. Güzel yerdi ama garson kizlar külotlarini göstermiy orlardi. sonra da öptü beni. Hemingway ile bir kez daha el sikistik. "susmayi bilmez misin sen?" 43 "Hadi. "Bu isi kivirabilecek gibi görünmüyorsun. dinleti için de bir büyük skoç aldim. Hank. Belford gidecegimiz yerde insanlarin hayli tutucu oldugunu. "Seninle arabaya kadar geleyim. "Bir yerde dur." "Pekala. Sonra biz arabaya bin dik." dedi Belford. viskiyi içmek için bir termos satin almanin iyi fikir olabilecegini söyledi. diye geçi rdim içimden. karisinin yanina döndü. "Hosçakal. "Hosçakal. hüzün vericiydi." dedi Belford." dedi. "Bu isi kivirabilecegimden emin degilim. Bir yerde kahvalti molasi verdik.

Bes dakikamiz var. "yurt gökdelenleri buradan görünüyor. Skoçu termosa bosaltmis. kalçalarina... Gögüslerine. buradan asagi. Habi-re geliyordu. Kasiniyordu." dedi Belford." "Evet.." diyebildim. "Dünkü dinletide sisene iki kez yumulan tip var ya. Belford'un kirmizi arabasinin yan tarafi kusmuk olmustu." diye seslendim.." "Beni hiç irgalamaz. Yurttan kovuldu ama hâlâ ortalikta dolaniyor. arabadan indim ve otoparka kustum. kimse için. Zavalli. ne yapiyor? Belford'un pesine takildim. dediklerine kulak asmayin siz. Azimli bir genç adam. Yurt gökdelenlerini görür görmez basimi arabanin penceresinden çikarip kusmaya basladim.yürümezdi." dedi. Ameri . "Birazdan oradayiz." "Herkesin ödü kopuyor ondan. Kadinimi çal ama viskime dokunma. "Önemi yok. Sürekli LSD al iyor. "Aman Tanrim!" dedim. sonra arabaya atladik. Henry. Yanimdan geçen ögrenciler bana baktilar: su yasli adama bak. kusmam bir sakaydi sanki. dudaklarina ve gözlerine baktim.. Seyahat çantami kaptim. "Kusura bakma." Arabayi park etti. Sarisi az pismis. Belford ikimiz için sicak çörek ile sahanda yumurta söyledi. Bak!" Baktim. Belford dinletiye yetismeye kararliydi. suradan yukari. Çöreklerin çogunu mideme indirmeyi basardim.. votkay i mideme indirmeye çalisiyordum. Kafayi yemis. "saat on ikiye geliyor." Benzin almak için durduk. Bir direge tutunup tekrar kustum. sonra yine yola koyulduk. Hâlâ bu isi kivirabilecegim! düsünüyordu. Kararli bir sekilde arabayi sürmeye devam etti. Belford topuklamisti. Bir garson. "Bir dakika. Yetistigimiz için mut luyum. Ne zava llisi? Açmasi orospu çocugunun tekini sögüsle-mekten baska bir sey düsünemiyordu muhtemelen.

Adimi gördüm bir afiste -HENRY CHINA SKI. patikalar matikalar. SIIR .kan Üniversitesi -bol çalilik.

" dedim. Ne önemi vardi? Yeter ki çikayim buradan. Bu beni eglendirdi en azindan.. yarim saatten beri saçimin bir teli alnimin tam ortasindan burnum un üstüne kivrilmisken okudugumu fark ettim. Çantamda siir kitabi aramaya basladim. ama benim bildigim türden bir delilige dönüyordum. diye geçirdim içimden. diye geçirdim içimden. rahatladim. "sizi bir sonraki uçaga bindirecegiz.." "Tesekkür ederim. Bazilarinin elinde kitaplarim vardi. Bu benim. "aklimi kaçiriyor olmaliyim. Alkis öbür yerdeki kadar olmasa da iyi sayilirdi. "bir sonraki uçaktayim. Belford beni havaalanina götürdü. O telefona bir seyler söylerken ben bara gidip içki söyledim. Yüz dolarim için bir makbuz imzaladim. Ona tecavüz edecegim. kazin ayagi böyle demek.. kuzeybati Pasifik'te ne kadar eglendigi mizi filan. diye geçirdim içimden." Üç-dört siir okuduktan sonra termosa asilmaya basladim. Mola yok bu kez. Adam kolunu kaldirdi. Hi himm. Edebi yat Bölüm Baskani ile tanistim. Daha sonra tepedeki dag evine gelebilecegini söyledi -Belford'un arkadasinin dag evi. Bunlarin disinda fazla bir sey olmadi. Bitmisti.. Bu sefer kaçirmayin ama. Piste vardigimizda uçagim havalanmak üzereydi. Basladim: "Adim Chinaski." Hakliydim. Küçük beyaz hamurlar. Belford onlara kim oldugumu anlatmaya basladi. Yan tarafta duran televizyon ekranina baktim.." Sonra uçagi sürekli kaçirabilecegim geldi aklima.. "Sorun yok. diye geçirdim içimden. Küçük beyaz yüzler. Gülüyorlardi.ama siirlerimi d inledikten sonra gelmedi tabii ki. Köhne avluma ve delilige. Adimi duyup duruyorum. "Tuhaf.. Okul çocugu gibi hissettim kendimi. "Efendim. Içkileri ben ismarliyordum. sonra saçimi geriye attim. görüsmek için bir o a soktular beni." Kusacagim. O her ." dedim. Felaket seksi bir hatundu.DINLETISI. Bir kahkaha atmamak için zor tuttum kendimi. Ilk siirimin adi. Oyalaniyordu m. Neye güldükleri umur a bile degildi. ok umaya devam ettim. efendim. Geri döndüm. Bir oda ya itildim." dedi masanin arkasindaki adam." dedim Belford'a. bara oturduk." dedi televizyon kamerasinin arkasindaki tip. Isin üstesinden gelmistim anlasilan.. Bir iskemleye oturtular beni. "kolumu kaldirdigimda b asliyorsunuz. "Pekala. Tika basa doluydu. Termosa birkaç kez daha asildim. imzalatmaya geldile r. Ve her seferinde gidip o adami görüyordu m.

babama ne oldu?" "Los Angeles uçagina binmeye çalisirken Seattle havaalaninin barinda öldü. "Anne.." . Mümkündü. baskalari gelirlerdi. ben daha üzgün.seferinde biraz daha öfkeli. Benim için küçük bir fon baslatirlardi. Belford gider..

Bu kez bir Zen dügününde sagdiç olacagim. salya sümü aratiklar. bilmiyordu." "Sair nedir. yika ellerini. Seni görmek çok güzel!" diye bagiriyorum. Arabadan iniyoruz. kara. Harvey. Hollis otobandan çikiyor. Romanya ekmegi. Fotograflardan birinde Roy otuzbir çekerken bosaliyor. Kurallara aykiri..Inanmayacaksiniz ama. Neden bu kadar zor oluyordu? Neyse. "Uçaktan indirilebileceginizi biliyorsunuz. Benim 62 model Comet ara-bamdayiz ama ben kullanmiyorum -sigortam yok. orospu çocugu" diye bagiriyor Roy. Bununki pek uzun degildi: 300 metre." Iri çoban köpeklerinden biri sol bacagimi ç . "Hey. hem iki k ez alkollü araba kullanmaktan enselenmisim ve yine sarhos olmak üzereyim. Ray'in iki metre uzunlugundaki sakal i yüzüme uçusuyor. degil mi?" Kaptan pilot biraz önce 5. ellerini yika. agzi laf yapiyor. tel filan. tüylü. Iri. "seni görmek ne kadar güze l!" Harvey hafifçe gülümsüyor. on yil önce gömdügüm babamin cenazesinden bu yana ilk kez bagladigim yesil kravatimla. geçimlerini Hollis sagliyor. Duvarinda asili. Evlerinin duvarlari ilginç fotograflarla kapli. Kollu-." "Bilmiyor muydu?" "Evet.. Roy tek basina çekmis. Dört-bes köpek. "Köpegini çagir Harvey. guma oturdum v e uçak hareket etti. babama ne oldu?" "O bir sairdi. Bir türlü kapiya varamiyoruz -ve karsimizdaydi. Hostes beni enseledi. Arka koltukta oturmus bira içiyorum. k s artik!" . "Anne. Verandada durmus e linde içkisi ile bize bakiyordu. yemek hazir. Hollis satte yüz otuz basiyor. Otoma tik makine ile. Roy entelektüel palavra ile daha becerikli. anne?" "Baban bilmedigini söylerdi. Ip baglamis. Tropik bahçeler. Hollis ile Roy iki senedi r birlikte yasiyorlar. zengin adam. Mükemmel pozu yakalayincaya kadar alti kez patlatma k zorunda kaldigini iddia ediyor. son anda yetistim bir sonraki uçaga. Roy bana Hollis'in aile fertlerini tek tek anlatiyor. bira ve mesrubatlarin arasina s ikismis. orospu çocugu. Sisemi açtim. Sütlü bir poz. Nedenini anlayamadim." BÜYÜK ZEN DÜGÜNÜ Arka koltuktayim. Hadi ama. Gidecegimiz ev pek uzak degilmis. Bir günlük çalisma. Teskilat. Hadi. Bazi zengin evlerinin bir kilometre uzunlugunda girisleri olu r. Roy. "Aristo. Sonu gelmeyen basamak lar. "Seni görmek de öyle.000 metreye tirmandigimizi duyurmustu. uçaktaydim. ciger ezmesi.

" Sonra: "Bu. Merdivenden bir çikiyor bir iniyoruz. Oturup bir bira açtim. Marty. Arabada ne varsa içeri tasidik." Ayaga kalktim.. Tek dügün h ediyesi getiren de. karides.. Istakoz kuyrugu. elimizde salamlar." "Merhaba.Aristo uzaklasiyor. Ve." "V e bu Elsie. Marty. "Charles Bukowski. tuzlanmis Macar kedibali gi. Tek kravatli bendim. Incecik dogranmis güvercin kiçi." "Charles Bukowski!" "Hi him. istakoz. Hediyemi Aristo'nun çignedigi sol bacagimla duvarin arasina sakladim. tam zamaninda." .

" deyip durdum."Siz sarhos olunca esyalari ve camlari kirip ellerinizi gerçekten parçalar misiniz? " diye sordu Elsie. Berberde sakal trasi olurken kirivermislerdi diz kapaklarini." dedim misafirlerime. Aile fertleri ve dostlar. Kari ma. kravat yok. Çikiyorlardi merdivenden: sahtekarlar. düzenbazlar. Zavalli Roy. yüzünde islak sicak ha vlu ile otururken.. Baska insanlar da gelmisti. Roy'un bir ailesi yoktu anlasilan. "Viskiye ne dersin.." Oturdum. Bir digeri San Pedro Körfezi'nden Çin balikçi tekneleri ile uyusturucu sokuyordu. sey. gelmemisti. "Bu karim. Düzinelerce." dedim. degisik yutturmaca ala nlarinda çalisan pazarlamacilar. Sonunda karima dönüp "Neydi senin adin alla-haskina?" diye sormak zoru nda kaldim. koltuk altlari lastik takviyeli filan. Bir bira daha aldim.. Hol-lis'in akrabalari . bu topal Nick. "Barbara. Ömründe bir gün bile çalismamisti. "Hi him." "Merhaba Tina. Birkaç hayati yerini kil payi iskalamislardi." "Ve b u Tina. Adamin biri bayagi kötü durumdaydi. Yüzyilin en büyük katilleri ve tüccarlari ile tanisiyordum. Baskalari vardi. "Bu yarim-kiç Louie. Bukowski?" "Tabii Harvey. tabii. Tahta yakismaz bu yavruya. Özel k oltuk degnekleri yaptirmisti kendine. Biraya devam ettim.. Alüminyum ve lastik. Olayi çözdüm: sulandirilmis uyusturucu ya da zamaninda yapilmamis bir ödeme." Mutfaga girdik. Dügün hediyesi yok. "Bu kravat da neyin nesi?" . Basamaklari tirmanmasi yirmi bes dakika sürdü.. k arim." "Böyle seyler için biraz yasli degil misiniz?" "Elsie. "Bu Barbara.. kafami bozma benim. Zen Üstadi henü/. Adlar! Ilk karimla iki buçuk yil evil kaldik. bir gece misafirlerimiz geldi.. sakatlar. issiz. Güçlü aletler. Sonra Harvey yukari çikti. Ben.." dedi. bu saksofon kraliçesi Marie. Biri UCLA'da ögretim görevlisiydi. Sonra gelenlere dönüp. Biraz daha gömüldüm köseme. Merdivenden çikip duruyorlardi.

sortum ise çok kisa. kravat çükü-mün üstündeki killari örtüy ."Pantolonumun fermuari bozuk.

" Bardagi diktim." dedim. köseme çekildim. "Bir tane daha?" "Tabii." Bardagimi doldurup içeri girdim." dedi bana. Zen Üstadi çok sakin görünüyordu." "Markasi ne?" "Hatirliyorsam allah belami versin. biliyorsun. Paul'un babasi. Hatta sizi seyrederim. Herkes heyecanlandi birden. Incecik bir vücut. Bukowski. ."Yasayan en büyük öykü ustasi sensin bence. Ya da öyleydi gözler i. Nerede viski?" Harvey bana sisenin yerini gösterdi. bana bakiyordu. yeterince büyüdügünde evleniriz. "Tabii. Daha iyisini buldum. Gözlerini gördüm. Zen Üstadi GELMISTI! Çok fiyakali bir kiyafet giymisti Üstad. Harvey. "Sinirleri yatistirir." "Bukowski! Saçlarim uzun oldugu için hemen kiz oldugumu varsayiyorsun! Adim Paul! Tanistinlmistik! Hatirlamiyor musun?" Harvey. Ben i küçük hava delikleri olan camdan bir kafesin içine koyup herkese gösterirsin. "öykülerinden bazilarini okudum. Senin paranla yasariz. gözlerini kisarak bakiyordu. O an-da o kadar da iyi bir y azar olmadigima karar verdigini gördüm. On birinde filan." "Tabii. Altin saçli bir çocuk girdi içeri. "Öykülerinden birinde bu markadan söz ettiginden beri baska marka içmiyorum. Kötü bir yazar olduguma belki de. Ben yoruldum. Harvey." "Ama ben viskimi degistirdim. Genç çocuklarla düsüp kalkmana izin veririm." Yüksek bir su bardagi bulup yarisini viski yansini su doldurdum. Içkimi dipleyip tazelemek için mutfaga gittim. tazeledim döndüm. Bugüne dek okudugum en büyük yazar sensin!" Uzun sari bukleler. "Tamam yavrum. "Bukowski. Kimse sonsuza dek saklanamaz.

çubuklari yeni bir de rinlige ve yükseklige düzeltti." dedi.) Harvey yeni bir sise açti. "Allah kahretsin. Kabiz muhabbe t. Turgenev.. ya da kendini. Yüzükleri Roy'a verdim. Bir süre sonra küçük çubuklar yakildi. Çubuklari iyi yerlestirmediler ama." dedi Zen.dolayisiyla tören sirasinda yüzükleri Bukows-ki'den isteme.. Harvey oradaydi.. can sikici. Hristiyan dügünlerini deneyimden biliyordum." Biri sigorta ile ilgisi olmadigini söyledi.umursamaz ya da sald irgan." "A federsin. "Harika bir oglun var.. Sonra minik ve boktan bir gülümseme belirdi Zen'in dudaklarinda. Ortalik mumlardan geçilmiyordu. Incil adlari karisiyor. Pek kalin degildi kitabi. Bir kutu dolusu çubugu vardi Zen'in -iki yüz. Zen çubuguydu.." Sonra elektrikler kesildi. . benim ayyasin teki oldugumu anlatmisti -güvenilmez. ben de içki koymak için mutfaga gittim. Dos. Çubuklar yakildiktan sonra bir tanesi içi kum do kavanozun ortasina dikildi. Zen Üstadi artik törene baslamak istiyordu. Eline mumu alan yakiyordu. hay allah. On dakika süren mum ya kma seansinda sisenin yarisini devirmistik. Mutfaktan çiktik. O kadar viskiden sonra Harvey'nin yere yigilacagim umuyordum.Oglan iyiydi ama: "Bosver. Hollis'e de diger yanina dikmesini. Babam baz i öykülerini okumama izin verdi. ama anladiklari seyler için bir sey yapmazlar. Sonra Zen Roy'a elindeki yanik çubugu Zen çubugunu n yanina dikmesini söyledi. Yüzükleri yokladim. Zen Üstadi gülümseyerek uzandi. Ama bosuna bekliyordum. Roy günler önceden Zen Üstadi ile konusmus. Iste oradaydim ve Üstat nihayet kara kitabinin sayfalarini parmaklamaya basladi. Herkes içkisini dipliyordu. Benim içtigim her bardaga kars ilik iki bardak içmisti hergele ve hâlâ ayaktaydi.. Yüz elli sayfa kadar. "Sigortayi degistirin... Kafka'dan söz ettik. baska bir seydi. Oglan gevezeligi ile bunu hak etmisti. Roy bana i ki yüzük vermisti. üç yüz tane." dedim. Bukowski. Pek sik olan bir sey degildir. Herkes bizi bekliyordu. Gogol. Oradaydilar. maalesef. Yüzükleri kaybedebilir. Oglun Peter. Harvey. "Tören sirasinda içki ve sigara içilmemesini talep ediyorum." (Zenginler anlarlar. "hâlâ okudugum en büyük yazarsin. sigorta atmis olmali. Zen töreninin Hristiyan törenind en pek farki yoktu aslinda. O. Her yerde mum yaniyordu. Içkimi dipledim." "Paul. biraz daha tantanaliydi sadece." "Anliyorum.

Sonra kahverengi bir tespih çikardi Zen. . Tespihi Roy'a verdi.

Buydu onu kutsal yapan! O k klara mutlaka sahip olmaliydim! Cüzdanima koyar. diye geçirdim içimden. beni tedirgin etmisti."Simdi mi?" diye sordu Roy. uyusturucu kullanmayacagim. her konuda bilgi sahibi bir in san. ". ama bir y andan da bilmiyordum. neden kendi dügün töreni hakkinda bilgi edinmez? Zen uzanip Roy'un sag elini Hollis'in sol elinin üstüne koydu. Ve bitmisti. Canimi sikmis. "Kabul ediyor musun?" "Ediyorum. Roy çok okuyan." Bu arada götün teki mum isiginda fotograf çekip duruyordu. Baska konusmalar yapildi. Hollis'in yüzünü ellerimin arasina alip dudaklarindan öptüm." (Bu muydu Zen?) "Ve sen Hollis.. erkek kedime verir ya da ani olarak sak lardim. Zen dogrulup hafifçe gülümsedi. kabul ediyor musun?" "Ediyorum." Sonra egildim. . ince tuvalet kagidindan yapilmisti sanki kulaklari. Kafamdan geçen bu düsüncelerin nedeninin viski oldugunu biliyordum elbette. Bir erkekte o güne dek gördügüm en küçük kulaklara sahipti Zen." dedi Roy. Hollis ile beraberligin boyunca uyusturucu kullanmayacagina söz ve riyor musun?" Roy duraksadi. Sonra mum isiginda Zen Üstadinin kulaklarini fark ettim..ve sen Roy. yüzlerce. Mum isigi kulaklarindan g eçiyordu. FBI olabilirdi. Sonra tespihin içindeki eller kenetlendi: "Söz veriyorum. Roy'un omuzuna dokundum: "Tebrikler... sinir olmustum. Ama tedbirsizlik söz konusuydu.. Klik! Klik! Klik! Hepimiz temizdik tabii ki. Zen'in kulaklarindan alamiyordum gözlerimi. Allah'kahretsin.. böy lece tespih ikisinin de elini çevrelemisti.

açtim. "Ya kodugum kulaklarini verirsin ya da kiyafetini -üstündeki neon isikli robu!" "Delirmissin sen ihtiyar!" . Yildirim nikahi kiydirsalar da olurmus. Orospu çocuklar iyla dolu mum isigi ile aydinlatilmis odada insanlarin arasindan kosarak (hiç de kolay olmadi) kapiya ulastim. ama birinin sarlatani oynamasi gerekiyordu. Onun her adimina iki adim sendeleyerek pesine düstüm. "Hey! Üstadim!" diye bagirdim. Geri zekâlilar. Kimse kipirdamiyor. "HEY! OROSPU ÇOCUKLARI! ACIKMADINIZ MI?" Masaya gidip peynir atistirmaya basladim. Yesil kravatimi çikarip firlattim. birkaç kisi yerinden kalkip bana katildi ." dedigini duy dum. Onlari orada birakip viski almak için mutfaga gittim." diyen bir kadin sesi geldi son üç yilin en kapsamli gangster kala baliginin içinden. Herkes birbirine bakiyordu. Bir günah keçisi gerekiyordu. Bagislanmak. ihtiyar?" Ihtiyar? Kivnla kivrila tropikal bahçeye inen merdivende durmus birbirimize bakiyorduk. Ne isim vardi benim bunlarin arasinda? O UCLA profesörüne ne dem eliydi? Yok. Sadece bir kisi sikmisti Zen Üstadi'nin elini." Hosuna gitti. kapattim ve. hayir. Yapacak baska sey yoktu. Zen'in kapidan çiktigini duyar duymaz içkimi dipleyip disari firladim. kendimi daha iyi hissettim. Bos bir aile kalabaligi! Dügün bitmis. mumlar bütün aptalliklari ile yaniyorlardi. Ama gangsterler bir uzak dogulunun eli ni sikmayacak kadar aptal ve gururluydular. ortalik daha da sogumustu. Töreni çok güzel yönettiniz. Elini siktim: "Tesekkürler. On bes basamak gerisindeydim Bay Zen'in. "Aaa. "Benim artik gitmem gerek. Zen Üstadi'nin yanina gittim. UCLA profesörü aitti oraya. O bile inandirici degildi. Zen arkasina döndü. "Evet. Roy'dan baska sadece bir kisi daha öpmüstü Hollis'i..Herkes oturmustu yine... gitmeyin. Mutfakta kendime viski koyarken Zen'in.. Kirk-elli basamak daha vardi. Insan irkini as la anlayamayacagim. Dah a samimi bir iliski kurmanin zamani gelmisti.

Boktan muhabbetlerini sürdürüyorlardi. Ay isiginda pantolonumu gördüm -kan. . Bir direk çikardim. Solumu midesine gömdüm. Iyi yakaladim onu bu sefer. Her seyin. Iyice gevsedim ay isiginin a tinda. Zen beni yakalayip düzeltti. üstüne yürüdüm yine. kapiyi açi p içeri girdim. yere düsmek üzereyken bir yumr uk salladim ama yönsüz bir devinimdim. Harvey elinde içkiyle geldi. yattigim yerden dogruldum. bir kez daha gökyüzüne danistiktan sonra Dogu dilinde bir sey er mirildandi ve bana küçük bir karate darbesi indirdi. Geri zekâli birini bile tahrik edebilirdi. Tisladi. "Lanet olsun! Bir içkiye ihtiyacim var!" diye bagirdim. Harvard Klasikleri için yüz elli yil geçmesi gerekmisti. Bir direk daha çikardim. O anda bana Brezilya ormanlarinin insan yiyen bitkileri gibi görünen saçma sapan Meksika kaktüslerinin arasina düstüm. Yillarca ayak islerinde çalismak tamamen öldürmemisti kaslarimi. Köseme yigildim. Seçim yoktu. Diktim. Sefkatle. topuklular. "Sen de sonunda üstadini buldun orospu çocugu. iskaladim. Küçük bir nefes birakti Zen."Zen'de bu tür degersiz önyargilara yer olmadigini sanirdim. Sek viski.." Çok yakindik. Mendilimi çikardim. Kara te darbesi sol kasimi yarmisti. naylon çorap. mor bir çiçek üstüme egilip nefesimi kesmeye çalisincaya kadar kaldim orada. iskaladim. etegini kalçalarina kadar siyirip d izinden yukari dogru öpmeye basladim. Tepeye vardigimda kalktim. Insan viziltisi nasil bu kadar an lamsiz olabiliyordu? Bana gelinin annesi olarak tanistirilan kadinin bacak açtigini fark ettim. yü on kilo destekli. Kendimi basamaklardan asagi birakarak ona dogru uçtum. 54 "Oglum. Kalktim.. sürünerek basamaklari çikmaya basladim. B ekledi. oglum." açiklamasinda bulundum üstüne giderken. ben sadece yari-ge-riydim. Yarim metre solundan geçmisti. Ayaga kalkip gelinin annesinin yanina gittim. Beni hayal kirikligina ugrattiniz Üstat!" Zen göge bakip avuçlarini bitistirdi. Cehennemden ithal bazi bitk ilerin içine düstüm. fena degildi bacaklari. Allah kahretsin. Farkina varmadilar. Bir adim ger i çekildi. Mum isiginin yarari olmustu. mum ve kusmuk lekeleri.

Biri güldü. debelenip ayaga kalkmaya çalistim. "Allahin cezasi Amazon!" diye bagirdim. Kendimi ayakta bulunca mutfagin yo lunu tuttum yine. . 55 Birkaç dakika sonra ancak kalkabildim. "ne yaptigini saniyorsun sen?" "Kiçindan bok çikincaya kadar düzerim seni! Ne dersin?" Itti beni. sirtüstü yere serildim.Birden kendine geldi ve "Hey!" diye bagirdi.

tabutla birlikte kasaya götürmüstüm. "Günüme renk kattin!" Gençlere takilmak mümkün degil artik. Küçük tabutumla gurur duymustum oysa. "Ne?" "Bir tabut. Tahtanin nasil cilalanmasi gerektigine dair talimat k agidini tabutun içine atip kapagini kapatti. Ama çok geçmeden to parlanip iki paralik sohbetlerine döndüler. tamemen üstün bir irk. her seyi dört dörtlüktü. ama bu sevgi ile yapi lmisti belki." Güldü. Dügünün tek hediyesi hos karsilanmamisti. Sonra bir tane daha koyup disari çiktim. Roy öldürücü bir bakis atti bana. A rka tarafta karinca zehiri bulmus. "Roy ya da Hollis. Karinca zehirine de ihtiyacim vardi. Gerçek bir tabutun küçük bir kopyasiydi. Herkes görmüstü hediyemi. Nazik olabilecek kadar para si oldugu için belki de. Ispanya'nin en iyi el isi sanatçilarindan biri tarafindan yapilmis küçük bir tabut. Sonra Eski Çin üzerine okudugum bir seyi hatirladim: . sonra da gömecegim. "Bunun ne oldugunu biliyor musun?" diye sormustum. Ne yapacagim. Ak limi kaçirmak üzereyken raflarin birinde tek basina duran tabut dikkatimi çekmisti. neden hediyenizi açmiyorsunuz?" diye sordum. minik menteselleri. "Karincalar beni delirtiyor. Suskunlasmistim.Bir içki koyup dipledim. Roy folyoyu açip duruyordu. Çit çikmiyordu. Saatlerce hediye aramistim. su zengin olan. Ordaydilar iste: L anet akrabalar. Üstünde elimi gezd irmis. Kimse tek kelime etmemisti. Fiyati yüksek ama isçiligi mükemmeldi. Nihayet bitirdi. Tahtasi. ters çevirip içine bakmistim. biliyor musun?" "Ne?" "Karincalari öldürüp bu tabutun içine koyacagim. Hesabi ödeyip disari çikmisti Aralarinda en nazik olan Harvey'di. Elli metre folyo k agidina sariliydi. Genç bir kiz duruyordu kasada. Alt kismi pembemsi-kirmizi kaplama. Karincalar ön kapima yuva yapmislardi. "Bir yastikta kocayin!" diye bagirdim. Tabutu isaret ederek." Kapagini açip ona içini göstermistim.

Birden hersey bitmisti. sanatçi olmayi mi?" "Zengin olmayi çünkü sanatçilar sürekli zenginlerin ön kapilarinda beklesiyorlar. Arabamin arka koltugunda ydim. Elimdeki siseye asildim. . Holly direksiyondaydi ve Roy'un sakali yüzüme uçusuyordu yine."Zengin olmayi mi yeglersin." Içkimi içtim ve umursamadim artik.

Arabami park edip anahtari elime tutusturdular. Sancidan bayilmak üzereydim ama onlara seslenebildim:"Roy. Onlari özellikle igrenç kilan akrabn iliskileri hastaligiydi. diye geçirdim içimden.. ülkeniz. Hersey berrakti. bunu biliyorsunuz ! Benim küçük tabutumu neden çöpe attiniz?" "Bukowski! Iste tabutun!" Roy tabutu gösterdi. Islerine yaramazdim artik. Ya ralarimi iyilestireyim. "Çok sevindim!" "Geri almak ister misin?" "Hayir! Hayir! Tek dügün hediyeniz! Saklayin! Lütfen!" "Tamam. yardimlarina muhtaç oldugumu bile bile beni terk ettiklerinde he r seyi kavramistim. benim küçük tabutumu çöpe mi attiniz? Ikinizi de seviyorum. Bes dakika daha. Ho Beni kapima kadar götürün lütfen. sehriniz. Ikisi de görmüstü düstügümü. yaralandim!" Bir an durup bana baktilar. Insanlik beni hep igrendirmistir. Billy the Kid elime su dökemezdi."Baksaniza. Bes . Peslerine takilip evime dogru yürürken pantolonumun paçala rindan birine basip elimde Harvey'nin sisesi ile yere kapaklandim. Oturdugum semtte park yeri bulmak güçtü. Havada içgüdüsel olarak siseyi düsündüm (ann ve bebek) basimi ve siseyi yukarda tutup omuzlarimin üstüne düsmeye gayret ettim. güç degis tokusu ve yardimlasma. Siseyi kurtard im ama basim kaldirima çarpti. Sonra k arsiya geçip kendi arabalarina dogru gittiler. bölgeniz. Bes dakika daha. ma halleniz. Tabut mu? Her neyse -arabamin kullanilmasi ya d a sarlatanligim ya da sagdiçligim. mille tiniz de dahil. Sonra arabalarina bindiler. Hayvanca-korku aptalligi ile vizildayip durduklari kurtulus kova ninda herkes birbirinin kiçina yapismisti. ki buna evlilik. devletiniz. Evimden iki sokak ilerde bir yer buldular." Yolun kalan kismi oldukça sessiz geçti. Izin verin de inime varayim.. kimse bana bulasmadan burada bes dakika dah a yatabilsem kendimde kalkacak gücü bulacak. arkalarina yaslanip uzaklastilar. evime yürüyüp içeri girebilecegim. çalistirdilar. Bir sey için cezalandiriliyordum. Beni bu tür toplantilara davet ettiklerinde onlara ne yapmalari gerektigini söylerim bundan böyle. Kanunsuzlarin sonuncusuy um.

" . suna bak! Nesi var?" "Sarhos. Dönüp bana baktilar. Iki kadin yaklasti. "Aa. Sadece bes dakika.dakika.

bir an için unuttum. her seyi unutayim. Basimi çarptim. "tökezledim." Polislerden biri elindeki aptal feneri yüzüme tuttu. Yaptiklarini neden yaptiklarin i sorgulamayan iki deli. Bize daha iyi bir neden göstermen gerek. Tek yapmam gereken evime ulasmakti -elli me tre ilerde bir milyon isik yili kadar yakin. "Kanunu korumakla görevli memurlara daha saygili olmayi ögrenmelisin. efendim." ." "Afedersiniz. siseye nasil sarildigina baksana. Dünyanin kaçik ailesinin iki ferdi. yeter ki zaman taniyin." "Durun.. baska seferlerden. "Bak. Bir seylerin sagdici. Ama gelmislerdi." El fenerini iyice yüzüme yaklastirdi. "basini belaya sokmadan duramiyorsun. "Özgürlügüm elli metre ötede! Bunu anlayamiyor musunuz?" "Kentin en büyük eglencesi sensin. Ona müthis bir üstünlük duygusu veriyo du. Cam kapidan içeri girip kayboldular. "Bukowski. Kiralik bir kapidan elli metre uzaktaydim." "Biri seninle evlenmek mi istedi?" "Benimle degil göt. hepsi bu. Ve ben hâlâ ye rden kalkamiyordum. Arabadan indiler. Kapima varmama yardimci olur musu-58 nuz? Izin verin de yatagima girip uyuyayim. Bukowski. Eski bir ayyas her zaman ayaga kalkar. Bir dakikam daha olsaydi kalkmistim."Hasta olmasin?" "Degil. Dogrusu da bu de gil mi sizce?" "Iki kadin onlara tecavüz etmeye kalkistiginizi ihbar etti. Tepe isigini açik birakip bir arabanin yanina yanastilar. Birini n elinde el feneri vardi. Iki dakika dah a yatsam kalkabilecektim." "Beyler. Bir bebege sarilir gibi." dedim." dedi elinde fener olan. iki kadina ayni anda tecavüz etmeyi aklimdan bile geçirmem. degil mi?" Adimi biliyordu. Bilincimi asla yitirmem." Allah kahretsin! Bagirdim onlara: "IKINIZI DE YALARIM! KURUYUNCAYA KADAR EMERIM IKINIZI DE. Her deneyiste biraz daha güçleniyordum. bir Ze dügününün. tehlik eli degilim. KALTAKLAR!" "Oooo!" Oturduklari binaya dogru kostular. düsüneyim -kaldirimda sere serpe yatarken gördügünüz sey bir dügünün sonucu..

asansörden çiktiklarinda adam taninmaz haldeydi -INSAN HAKLARI diye bagiriyordu zenc i asansöre bindirilmeden önce. Genç polisler. Geri getirdiklerinde duvara yasladilar ." . Genç bir ses duydum. Fotografimi çektiler yine. "neden basini belaya sokmadan duramiyors un?" "Kesin bu boktan muhabbeti.iktir git. Gözümün önünde birini asansöre bindirip bir yukari bir asagi çiki iler. "Bukowski. "karakola gidelim. ki ya kaybeder ya da çaldirirdin. Ama içerde sigara ve para he p olurdu. sehir kodeslerinde olsun. anneanne için ilave bir oda. Ama açliktan ölen biri onlardan üç kurus istemesin -kimlik yok. Bir lagim çukuru. Bir türlü geçmiyordu titremesi. Aileye dönüs -Dodgers kazaninca onlar da kazaniyordu. Sonra beyazlardan biri ANAYASA diye bagirmaya basladi. Yabancisi degildim. ama isi zordu. anahtarlarini. k asaba kodeslerinde olsun. egitimlerini sarhoslar üzerinde çalisarak tamamlarlar. Santa Barbara'nin California Üniver sitesi'nin kütüphanesinde kitaplarim vardi. Bir delikanli. bok kafali. "son kurusuma kadar aldilar. çakini ve sigaralarini alip sana bir depozit makbuzu veriyorlardi. tuttukl ari gibi öyle bir götürdüler ki yürüyemedi." dedim. Bir polisten para isteyen bi r aç görülmemistir henüz. vücudu kirmizi lekelerle kapliydi. Sonra ayyaslarin kogusuna götürdüler beni. "Üzgünüm evlat. . T htalarin üstüne uzandim. Yavas sürüyorlardi. H emserilerimin arasinda kendime bir yer buldum." dedi el fenerini yüzüme tutan. Bir adam aya ayak basinca onlar da basmis oluyorlardi. profesörlerden biri benim bir dahi oldugumu düsünüyordu. ANAYASAL haklardan filan söz ediyorlardi. kimligini. Bir kez daha suçlularin arasindaydim. Kendi lerini böyle kanitlarlar. olasi ve delice seylerden söz ederek -ön balkonu genisletmek. Charles Bukowski'ydim. gömlegimin yakasindan içeri siziyordu. kapiyi açtilar ve gerisi kogustaki yüz elli ki sinin arasinda kendine bir yer bulmaktan ibaretti. banknotlarini. Kusmuk ve sidikti her yer.Dodgers'un sam piyonluk ümidi sürüyordu. ayaklari yere degmemisti. zangir zangir titriyordu." Kelepçeyi takip beni arka koltuga firlattilar. Sivil dolastiklari zaman tabii ki. "Bir çeyrege borunuzu üflerim bayim!" Bozuk paralarini. Hiç süpheniz olmasin." dedim ona. bir kez daha. belki bir havuz. Çok yorgundum -hers eyden. Genç olanlar kendilerini neyin bekledigini bi lmiyorlardi henüz. Parmak izi.Kan boynumdan asagi inmis. Spora gelince -gerçek erkektiler bunlar.

Iste. Bir baskasi düzülmüstü ama. Bir Zen dügününe sagdiçlik yapmistim ve bahse girerim ki gelinle damat o gece düzüsmemisle di bile. BULUSMA .Dört saat sonra uyuyabildim.

rafadan yumurta filan yeme-liymisim. Yesil bir elbise vardi üzerinde. öptü beni. "On bes dolar. Sen dönmeden önce yaptirmak istedim. eski. Agir agir çikiyordum basamaklari." "Çok hizli harcamissin. Kanepede oturuyordu. Arabayi göremedim. Cevap vermedim." "Sey. Oturayim biraz. Liste verdiler.. Sevinmis görünüyordu. "Canim!" diye üstüme atildi. Haslanmis tavuk.Rampart duraginda otobüsten inip Coronado'ya yürüdüm." "Çalisiyor mu?" "Evet." "Orospu çocuklari." ." "Istemem. "Kim o?" diye sordu Madge. ipek." "Kira durumu ne?" "Iki hafta. Harry. "Ay. Elinde bir bardak sarap. öyle severdi. Is bulamadim Harry. Birine ödünç verdim.." "Biliyorum. üst kata çikmaya basladim. Çok solgun ve takatsizdim. Dayanabilirsem. Yatak odasinda kimse var mi?" "Saçmalama! Içki ister misin?" "Içme. benim. yokusu tirmanip evimin önünde durdum Kollarimi isitan günesin altinda uzunca bir süre durdum. "Kim o? Kim var orada?" "Telaslanma Madge." Koltuga çöktüm. buzlu. Banyo yapmak ister misin? Bir seyler ye." Merdivenin en üst basamaginda durdum. önünü düzeltsinler istedim. Köse tamircide. dediler bana. önünü çarpmis. Sonra anahtarimi çikanp kapiy i açtim. Araba nerede?" "Kötü haber. "Ne kadar para kaldi?" diye sordum. sen misin gerçeklen?" "Belki. Otur.

Bozuk para. bir küçük sise porto. Içeri girdigimde Japon'un teki arabaya yeni taktigi ön kafese yald iz boya sürmekle mesguldü. Içinde ne varsa yataga saçildi. konusalim. Çantayi elinden kapip ters çevirdim." "Of ki ne of!" "Ikimizden birinin bu gemiyi batmaktan kurtarmasi gerek. Beni bilirsin. bir birlik. vurmazsin degil mi?" "Ne ilgisi var simdi?" Besligi alip asagi i ndim. Harry?" "Arabaya bakacagim. bir erkege vursana. Beslige uza ndi ama ondan önce davrandim." "Of." "Bana vurmak kolay. Dogrulup tokatladim." "Biliyorum." "Nereye gidiyorsun." "Yarin bakarsin. bir de beslik. Basina dikildim." Çantasindan bir onluk ile dört birlik çikarip uzatti." "Allahaskina Harry! Dogru olani yapmaya çalisiyordum!" "Birazdan dönerim. Bu sen olmayacagina göre! " "Her sabah yataktan kalkip is aradim." "Sana vurmaktan hoslanmadigimi biliyorsun. gerçek bir Rembrandt olmus bu."Önü çarpik olsun. bu sise bitmek üzere. Harry. Yarim is sevmem. "Orospu çocugu! Hiç degismemissin. Iyi görünmüyorsun. güzelim. Is yok. "Tanrim. "Bana bir daha vurursan giderim." "On bes dolan ver." "Birazdan dönerim." Madge çantasini alip karistirmaya basladi. Madge. Harry!" "On bes dolari ver. Dönüsünü kutlamak istiyorum. Otur." "Bu yüzden ölmedim zaten. Tamirci kösedeydi. Radyatörü ve farlari zarar görmemisse öyle kullanirsin. "Sizin mi bayim?" ." dedim. Hâlâ pislik herifin tekisin. " Bu aksam için bir sise sarap alacak kadar para birak bana. Yemin ederim.

bayan bana dedi ki. Is bulursam öderim. Bana bak." "Kadinin ne dedigi beni ilgilendirmez. Su anda issizim ve arabaya ihtiyacim var. Bu kafesi hurdacidan bes dolara kaptin." "Ne?" "Yetmis bes dolar." dedi. Hemen gidip ruhsatini getiririm." "Sana söyledim! Hastaneden yeni çiktim. hâlâ da etmez. Is bulunca öderim. Besligi ver." "Kim?" "Sey.." O besligi aldi. araba yetmis bes dolar etmezdi. Kontak anahtarini çevirdim. Bir bayan getirdi arabayi.." "Bakin bayim. çalisti. Nerede oturdugu mu biliyorsun." "Orospunun teki getirdi. "sana güveniyorum. Bulamazsa m ödeyemem. Tekrar araba kullanmak . Yarim depo benzin bile vardi." "Bu beslik için ne yapmak zorunda kaldigimi bir busen. ya kabul edersin ya da ar aba sende kalir... ben arabayi. Bu parayi sana anc ak taksit taksit ödeyebilirim. suyunu dert etmedim. Hastaneden yeni çiktim. Bana güvenmiyorsan araba sende kalsin. Yagini."Evet. Borcum ne?" "Yetmis bes dolar." "Simdi ne verebilirsin?" "Bes dolar??" "Çok az. kadin dedi ki." "Nasil yani?" "Bos ver." "Pekala.

Arazi isleri. "Arizona. Harry!" dedi karisi. Iyi oluyordu." . Sonra içki dükkaninin önüne çektim. "Nerelerdeydin?" diye sordu ihtiyar. "Harry!" dedi pis önlüklü yasli adam. "Oo.nasil olacak diyerek biraz turladim.

. hesabima yazin. Harry. On üç dolar yetmis bes sentl ik borç yapti. Siki hatundu. Allahin cezasi hastaneden çikali topu topu iki saat oldu. Çok kosturdum. sevgilim!" "Biliyorum. Harry." "Pekala. baslama." "Pekala." "On üç dolar yetmis bes sentin lafi mi olur? Daha önce hesabi yirmi sekiz dolara çikarip ödemedim mi?" "Evet. Bir paket Pall Mall ile iki Dutch Master ilave et. "Ah." dedim." Ve merdiveni çikiyordum yine. Harry. tamam." "Seninle bir sorunumuz yok." Madge bir sise bira ve bir bardak sarapla döndü. iyi çocuk. Istemezsin. Yorgunum. bacak bacak üstüne atinca külotu göründü. Üst kata vardim." dedi ihtiyar. Madge." "Ama ne? Alisverisimi baska yerden mi yapayim? Bu hesabi takayim mi? Allahin cez asi iki altilik için deger mi?" 'Tamam. "Güzel. ama. Yüzünü hesaba katmadan."Gördün mü." dedi kadin. Sorun senin kadinla. Sol." "O ufak tefek Japon iyi çocuk degil mi?" "Iyi olmak zorunda kaldi. Buraya getirdin mi onu?" "Harry. "Arabayi aldin mi?" "Evet. Bi r bira aç bana. Harry. Kafasi çalisan a dam kendini belli eder. bira almissin! Içme. "iki altilik Miller istiyorum. Harry. "Bir sorun mu var? Simdiye kadar borcumu hep ödemedim mi? Canimi sikmayin benim. Harry. Ölmeni istemiyorum." dedi ihtiyar. Japon düzmem ben!" . Bir posete koy... Bu doktorlarin bir boktan anladiklari yok ama." "Ne demek istiyorsun?" "Tamam. "sana onun zeki biri oldugunu söylemistim." "Bir dakika. tamam.. Ayaginda topuklulari vardi.

"Orospu!" "Orospu deme bana!" "13.. Sonra külotunu indirdim. biliyorsu degil mi?" Iyice yaklasmistim ona. Harry!" "Parçalayacagim seni. Seni sevdigimi biliyorsun. yavrum!" Güldü." . Içerdeydim. Ne kancik! S seyi bir dikiste yariladim. üstümdckileri çikardim. yüzünü kavrayip dudaklarini öpmeye basladim. bebegim. kiçi tam sevdigim gibi.. Hafifçe gülümsedi. senin için deli oldugumu biliyorsun.75!" "Haberim yok!" Üstüne çiktim.. degil mi?" "Bilmiyorum. Adam öldürürüm senin için. "Orospu! Goldbarth'da 13. hastaneden yeni çiktin!" "Iyi ya! Iki haftalik sperm birikimimi sana nakledecegim demektir" "Agzini bozma!" ". Karni hâlâ düzdü. Kalçalari.bana. Onu kaldirip yatak odasina tasidim. vahsi dudaklarini yaladi. Kanepeye yigildi. "Orospu. kalçalarini.. bacaklari." Elbisesi kalçalarina kadar siyrilmisti. degil mi?" diye sordu. Agir ve yumusak vurdum. Iki elimle sertçe ittim. deme. Kirmizi. ona dogru yürüdüm. bacak oksadim. sekiz-on kere.deme. Bira sisesini firlattim. Orospu. "O pis Japon'u düzdügümü düsünmüyorsun. Agliyordu. Haftalardan beri ilk kez kendimi iyi hissediyordum. Gögüslerini. "Pis olan herseyi düzersin sen. "Madge. yatagin üstüne firlattim. elindeki sarap bar dagini alip diktim. Sokuldu bana.. eskiden oldugu gibi. "Harry.75'lik hesap yaptin.iktir!" Yatagin üstüne siçradim.Ayaga kalkti..

o pis Japon'u düzmedigini biliyorum. . iki altilik." dedim. böyle konusarak beni üzüyorsun. ilk sayfayi açti -1800 metre. hayati yasama zahmetine bile katlanmamisti. Ayrica gaz. "Seni seviyorum. 600 dolarlik bir hafta. al-lahin cezasi viski . 1940 yilinda New Orleans'da haftaligi 17 dolara çalist igi günleri geride birakmisti. konusmakla yetiniyordu. yaris programi. Harry. Hakliydi. Los Angeles Hastanesi' ne 225 dolar. kulübe gitmiyordu aslinda. Jack asansörden indi ve kapinin yanindaki çöp tenekesine kustu. sigara ve puro borcum vardi." Dudaklarindan öptüm. asansörle yukari çikiy rdu sadece. programi emektar kir saçtan almisti -40 sent." "Tamam.geceleri onu öldürüyordu. "Harry. ama bütün öglesonrasi kapisini çalan ufak tefek bir göt tarafindan katledilmisti -iki saa t boyunca kanepesinde oturup HAYATTAN konusmustu. "Agzina siçayim!" diye bagirdim. hayir! Seni seviyorum." Madge bacaklarini açti.at satin almak yeni bir araba satin almaktan daha ucuzdu. güzelim. içerdeydim yine. Ihtiyara 13. "Oh! Erkegim benim! Çok uzun zaman oldu!" "Emin misin?" "Bu da ne demek? Yine mesele mi çikaracaksin?" "Hayir. Saka ediyordum." dedi. "Madge. yavrum. Ordaydik. gece. YARIK.Kendini geriye çekip beni disari çikardi. KANT VE MUTLU BIR EV Jack Hendley kulübe çikan asansöre bindi. ama iyi bir haf ta olmustu yine de.75. elektrik ve su faturalari vardi ve birbirimize kenetlendik ve duvarlar üstümüze kapandi. Eddie kentten ayrilmadan ondan tüyo almamakla hata etmisti. Çok uzun zaman olmustu. 2500 dolar sinifi. Ama HAYAT hakkinda hiçbir sey bilmiyordu cüc e. o pis Japon'a da 70 dolar. alttan çalismayi sürdürüyordum.

ko ridorun öte yanina oturdu. YARIS BÜLTE-NI'ni çalismasini enge llemisti. yalniz. aç gözlü. tribünün ön tarafinda etrafinda kimse erin olmadigi bir yere oturdu. kalkti ve on metre öteye. rahat birakirlarsa bahislerini hazirlayabilecekti. tehlikeli. bir ölü köpek. o zamana kadar bütün oyunlarini hazir etmeliydi. Jack bir sigara yakti. programi bile yok. ölü köpek öylece durdu palto-suyla. çarmiha germisti Jack'i orospu çocugu. sis bile yoktu. Kalemini çikarip ilk kosu üstünde çalismaya basladi. bir yandan da hipodrom ahalisini düsünüyordu -devasa ve aptal bir hayvandan farki yoktu. evet. karde slik. tribünler bombosken. biri gelip beni rahatsiz edecek olursa yumrugumu suratina yiyecek. programini açip ise koyuldu yine. Jack küfretti. bilgisiz. bütün öglesonrasini katleden o cüceyi rdu belki de. sonra köpek hemen arkasin-daydi. kosu aralarinda yapamazdiniz -kalabal igin baskisi vardi.cüce. Jack dönüp bakti orospu çocuguna. ancak yetisecekti -ilk kosuya sadece bir saat kalmisti. "su arabalara bak" oynamaktan sikilmis olmaliydi ölü köpek. Jack kalemini ceketinin cebine koydu. güzel -baslamisti en azindan. sikici. ayrica tabeladaki degisiklikleri izlemek zorundaydin. önhazirligini yapamamisti onun yüzünden. durdu. orada öylece otururlardi. e geçirdi içinden. sicak. palto gi ymis bir ölü köpek. kaba. öksürdü ve sigarayi firlatti. evet. bir insan bir insana dogru. ölü et. programi katladi. Jack yerine oturmak için asagi inerken onun asagidaki otopa rka baktigini görmüstü. yirmi bes metre mesa e tek bir allahin kulu yoktu ve köpek gelip onu koklamadan edememisti. palto giymis orta yasli bir tip. ortalikta dolanip sagi solu koklamaktan baska isleri yoktu bunlarin. ne yazik ki saatlerini öldürmek için seni de öldürmekten çekinmeyen . bir basamak indi. ilk kosuyu üç asagi bes yukari hazirladi. a ma onlar acimasiz. titresimi yok. isin sirri bu. bencil ve bagimli bir hayvan. Kendini daha iyi his setmeye baslamisti. Ama -ölü köpekler her yerdeydilerzamanlarini nasil harcayacaklarini bilmeyen birileri onu bulurdu mutlaka. kahve güzeldi. soguk ve temizdi hava. egilip Jac k'in omuzunun üstünden programina bakti. sonra duydu. Jack'e dogru geliyord . ben acimasiz biri degilim. sonra bir basamak daha indi. saatler önced en gelirlerdi hipodroma. izin verirsen yerler insani bunlar. gözleri yok. ölü köpek agir adimlarla ona dogru geliyordu. nefret dolu. Jack'in biralarini içip sigarasindan otlanmis. Jack duydu onu. basamak basamak.

milyarlarca insan vardi dünyada. etrafina ba kindi. . ikinci kosu yeni baslamisti ki duydu. ona dogru gelen agir adimlar. gözlerine inanamadi. ayni köpek! Jack programi katlayip ayaga kalkti. "ne istiyorsun benden kardesim?" diye sordu köpege.

. kaba ve aptalca davraniyorsun. atlar start kulübelerine giriyorlardi. borazan sesli bir tip etrafindakilere 1945 yilindan beri tek bir cumartesi bile yaris kaçirma-digini söylüyordu. Serzenis'e oynadi. kafasi dagilmaya baslamisti bile. herseyin bir fiyati var." "ama ben istedigim yere oturmakta özgürüm.. ama seni uyariyorum. çarmihtayim. kendime hak im olmak için elimden geleni yapiyorum. nedir derdin?" "özgür bir ülkede yasiyoruz. orospu çocugunun teki iki ayagina birden basti. uzun lafin kisasi. Kant ve yarik. ben. yankesicinin teki sol gögsünü yokladi. Kant'tan ve yarikdan söz eden ve hiçbiri hakkinda bir bok bilmeye n o cüce iste. döndügünde atlar ilk kosu için isinmaya baslamislardi bile. yumrugu suratinin o rtasina yiyeceksin!" Jack bir kez daha yerini degistirdi ve köpegin yeni bir kurban arayisi ile uzakla stigini gördü. kalkip bara gitti. "kosu baslamak üzere" anonsu geldi. sevimli saniyordu kendini." "beni rahatsiz etmedigin sürece istedigin yere oturursun elbette. lanet olsun." "özgür bir ülkede yasamiyoruz -herseyin bir sahibi. ben de senin gibi giris ücreti ödedim. ilk kosuyu öylesine oynamaktan baska çaresi yoktu. fare-köpek kalabaligi. gelip yanima oturmaya kalkiyorsun. senin dedigin gibi olsun. ilk kosuyu siralamaya çalisti ama ahali oradaydi artik.. Jack tribünün sonuna gitti. kosu baslamak üzerey . ikili oynayan kalabaligi yardi."nasil yani?" "yani. bir dakika. ama orospu çocugu beynindeydi hâlâ. kanepesine oturup Mahler'den. bir gece sis bastirsin da gör bak nasil yolluyorlar seni yalniz dolabinda otuzbir çekmeye. kilometrelerce bosluk v ar burada. ne yapacagimi senden ögrenecek degilim. iki dakika kalmisti kosunun basl amasina. ÜÇÜNCÜ KEZ yanima gelirsen. nazik olursan çarmiha gererler adami. yapacak bir sey yok. diye geçirdi içinden. standart oyun. sabah siralamasinin favori ati. köpekler." "pekala. beni UYUZ ediyorsun. bögrüne bir dirsek yedi. bir sulu skoç söyledi. beni yine yerimi degistirecegim.. neden gelip omuzumun üstünden programima bakiyorsun. sen ban a ne yapacagimi söyleyemezsin." "giris ücretimi ödedim.

adam inleyip iki metre geriye gitti. oturmak üzereydi ki bir köpek daha yanasti. transdaymis ayaklarinda. atlar firladiginda dirsegini dogrultup adamin yumusa k karnina gömdü. kaçis yoktu.di. ama ona dogru geliyordu. . baska tarafa b akarak.

mavi. "Hey. Kant ve yank. kirmizi. atlar starttaki yerlerini aliyorlardi. ön hazirlik yapmadan oynamak karanlik bir dolabin için . kerizler sapilmis ti. hepsi hepsi 30 dolar öndeydi. son anda yirtti. düzlügün basinda 3 boya indi fark. adam genç. bok temizlemekten iyidir. 7. Altin Dalga. yoldan çekilmeye çalisti. ilk kosuyu kötü oynadigi için ve Kant ve yarik yüzünden 5 dolarlik ganyanla yetindi. en iyisi eve gitmekti. uzun ve aptaldi. ve 5. Jack balik kokusu aldi. 1200 metrelik ikinci kosu kolaydi. fazla kafa patlatmaya gerek kalmamisti. so nra 8. Serzenis z orlaniyordu -4 boy öndeydi ama dua ediyordu. si mendifer gibi geliyordu Jack'in üstüne. Dev sakagina bir dirsek çakip onu üç m e firlatti. Pamuk Helva kazandirdigi toplam para yüzünden tabelada yükselmeye basladi. 2/7 ile akilli bir ikinci seçim. orospu çocugu" diye bagirdi Jack adama. sabahki siralamada 20 iken 9'a kadar inmisti. 3. bir sulu skoç daha. 9 numara. geçmis ola. Jack 4 dolarlik ganyan kuponlarini yirtti. cokeyi kendini henüz kanitlamamis Don Mcllmurray. Sonra Hobby'nin Rekoru ataga kalkti. çok geç. parasi cebinde kalirdi. Boby Williams 1800 metrelik kosuyu çalmak niyetindeydi anlasilan. DEV. lacivert isiklar patladi havada. bu gece o gecelerden biri degildi. ama yin e de. Altin Dalga dönemeçten üç boy önde çikti ve kosuyu rahat götürdü. 6. Serzenis hapi yutmustu. bu sekilde. herkes Pam uk Helva'ya kosmaya basladi. bütün kosular bu kadar kolay olmus olsaydi on yil önce kapagi Beverly Hills'e atmisti bile. Jack sadece 5 dolar ganyan oynamis. ahal i kosuya iç kulvarda baslayacagi ve cokeyi Joe O'Brien oldugu için Ambro Indigo'ya oynuyordu. iste zorlanma dan kosan bir at. Jack egilmek zorunda kaldi. ama at canli görünmüyordu Jack'e.'de 5 /8 ile Gece Uçusu'na oynadi. lanet olsun. kosuda 1/3 ile Arzu'ya 20 ganyan oynadi ve Arzu daha kosunun basinda arzusuz-du.nereden çikmisti? daha önce hiç görmemisti. Jack yerine döndü. finise otuz me tre kala Hobby'nin Rekoru bir buçuk boy öndeydi. 4.Jack yerine oturdugunda Serzenis ilk dönemeçte dört boy fark yapmisti. 6 dolar 50 sent kâra geçmisti. kosuda 1/6 ile Rüzgârin Kizi'ni yakaladi. dis kulvarda basliyordu. sari. ama Dev ganyan gisesine yaslanmis k aybedecegi biletlerden aliyordu. diger fav ori. PAMUK HELVA'sini istiyordu. 1/4 ile bulunmayacak at . düzlügün basinda üç boy fark yetmezdi. içgüdülerle bu kadar oluyordu. ama bir DEV son sürat ona dogru geliyordu -iki metre boyunda vardi orospunun evladi. hipodromda geçen 1 5 yildan sonra Melerine bakip atin zorlanip zorlanmadigini sip diye anliyordu. gözü giseden baska hiçbir 70 sey görmüyordu. kosulari kaybetti.

beyefendi. ama onlar da ahalinin parasini almak için oradaydilar.de bir deniz topunu düzmeye çalismaktan farksizdi. "sey. güzel oluyordu onlara bakmak." ." "buyrun. kalça ve bacak temasi h issetti. sonra tabelaya döndü. eve git -ölmek arada sirada Acapulco'da soluklan arak biraz daha kolaydi. kulüpteki hatunlar hos ve bakimliydilar. afedersiniz. biraz gögüs ve hafif bir parfüm kokusu. kiz larin bacaklarinin tadini çikarmak için iki dakika izin verdi kendine. duvara dayali koltuklarda oturan yavrulara bakti Jack.

" "iyi para birakacak bir at bulmam lazim. SADECE 10." dedi Jack ve uzaklasti. "3 numarali at hangisi?" "May Western. "hey. hiç bakmamisti adama. "evet?" "bir çeyrek verir misin?" arkasina dönmedi Jack. .000 DOLAR DEGERINDE VE DAHA ÖNCE YARIS KAZANMAMISLAR. atlar insanlardan daha çok para kazaniyorlardi. Jack tabelaya yogunlasmisti. tek yapmasi gereken sihirli sözcügü telaffuz etmekti ve kendin e 50 dolarlik bir kaltak bulmustu. üstüne battaniye sermislerdi. BIN IKI YÜZ METRE. çeyregi avucuna yerlestird i. May Western biraz çikmisti. bayim!" arkasinda bir erkek sesi. Falçata biraz daha düsmüstü. elini cebine sokup bir çeyrek çikardi." "kazanir mi sizce?" "bu atlara karsi hayir. parmaklarin avucuna dalip çeyregi alisini hissetti. "yaris baslamak üzere!" hasiktir. hâlâ May Western'e oynuyorlardi ve Falçata giderek düsüyordu. tabela sifirladi. bir dahaki sefere belki.iyice yaslandi Jack'e. "evet?" dedi Jack. KISRAK KOSUSU. elini arkaya götürdü. Kant ve mutlu bir ev. ama 50 dolar edecek bir kaltaga rastlamamisti henüz. tabeladaki rakamlar degisti. ama harcayamiyorlar-di. tekerlekli sedye ile kir saçli bir kadini götürdüler. yarik. kim iyi para birakir sizce?" "sen.

genç. 1/25 üstelik. sevismenin. Cecilia'ya bakti. ve dogru yapmazsan boguluyordun. oturdu. Kimpam. henüz zorlanmiyordu. kimse yoktu. son düzlüge gelindiginde 4 boy fark yapmisti Lighthil l. diye geçirdi içinden Jack. her kazandiginda yaptigi gibi hafif gülümseyerek. is yapmanin belli bir yolu vardi. 2/7 ile Cecilia'ya iki ganyan kuponu aldi. siralamada 12' inci. siki bir sis bastiracaga benzerdi.on dolarlik giseye kosup 1/20 ile Serenat'a bir. yankesicilere karsi te dbir olarak cüzdanini sol ön cebine koydu. adam sende. eve girdi. Cecilia kosunun liderligini aldi ve ilk dönemece girdiler. geri dönece k hali yoktu. mükemmel bir tuzak. hem de iki kosu önce. Serenat farki bir boya indirdi. boga güresinin. arkada baska arabalar vardi. Lighthill kirbaci basti. iki yüz dolar eder. ahali onu tutmamisti. çantalarinda cep viskisi ile dolasan kadinlardan geçilmiyordu. su ya da sarap içmenin. Ackcrman 1/20 ile kosan Serenat'a kamçiyi basmis sansini deniyordu -20 kere on. inanilir gibi degild i. iki dolarlik ganyan ve plase giseleri emekli maaslari ile geçinen. ama o güne kadar disler i kirik bir tarak ile eski bir mendilden baska bir sey alamamislardi ondan. güzel. cokeyi de hayli yumusakti. bas kirbaci. timarhanelerin saçma sapan sapkali kadinlari kendilerine bir at bulmuslardi sonunda. bir bira açti ve ise koyuldu. Kimpam. Lighthill ya kosuyu çalacak ya da ati bogacakti. ama evine iki sokak k ala hos bir sey gördü siste. cokeyi Joe O'Brien'di ama Joe 1/9 ile ayni atin üstünden düsmüstü. kahverengi kisrak. frene asildi. fuleleri bozulmustu. arabasina bindi. 2/7 ile 20 ganyan 98 dolar eder. Jack merdivenden asagi indi. Sonra Serenat atak yapti dis kulvardan. h adi Lighlhill hasta etme beni. O'Brien 1/25 veren Kimpam'i ile rüzgâr gibi geçti yanindan. bir ihtimal. Cecilia hizini kesti. otostopçu. mini etek. öldürüyorlardi seni. programa bakti. cep viskisini çikardi. sahanda yumurta yapmanin. sol arka cebini gecede 5-6 kez yoklarlardi. evinde isik olup olmadigina bakti. Jack atin fulelerine b akti. bir ihtimal. sorunla karsilasmadan Kuzey'e vardi. ne yaptigini bilmiyordu. yas 4. trafigi izleyerek ve çamurluklara darbe almamayi basararak parkt an çikti. geceyi kur-72 tarabiliriz. yarik ve Kant ve Kimpam. iste o anda O'Brien öne egilmis ve Kimpam'i uçurmustu. bacaklari çok güzeldi ama durabildiginde kizdan yirmi metre uzaktaydi. bes dakika . aman allahim. lanet olsun. Cecilia vargücünü harciyordu. asansörler tika basa doluydu. mensei Irlanda. öyle gögüsled iler potayi -O'Brien atini oksayarak. bir yandan kamçiliyor bir yandan da konusuyordu atla. Irlanda mi? ve O'Brien? lanet olsun. basparm agi ile ertesi günün Bülten'ini ortadan açti.

iki saat içinde bir altilik paket bira ile bir küçük viski içmisti ve yataktaydi.ancak geçmisti ki telefon çaldi. bir sürü farkli yolu vardi delirmenin. yüzünde hafif ve kendinden emin bir gülümseme. uyuyord u. "onbire iki ganyan!" demissin ve giseci sana yine "onbir mi?" diye sormus yanlis bir ata her oynadiginda yaptigi gibi. çoraplar les. basini kaldirdi. kazanamayacagini bile bile. mucizenin asla gelmiyeceginin bilincinde. tekrar Bülten'e egildi. prof esyonel bahisçi is basindaydi. yillarin birikimini hiçe sayarak on dolarlik giseye gitmis ve kir saçli giseciye. 2/9 ile günün en büyük keriz tuzagi. ertesi günün tahminleri hazirlanmis. . GÜLE GÜLE WATSON hiç sansi kalmadigini hipodromda geçirilen kötü bir gün sonrasinda eve geldiginde anlar i nsan. cepte iki-üç burusuk dolar. telefona parmak gösterdi. s on kosuda keriz gibi onbir numarali ata nasil oynadigini düsünüp durursun. ve en kötüsü.

ki hayli bayat. boga güresleri herhangi bir seye eklemlenmis herseydi. ama tuhaf bir sekilde hâlâ geçerli bir yani var. hem de hayli güç bir is. bu duyguya kapilmissam ve formumda degilsem yanlis atlara oynamaya baslarim. daglari asarken filinin kiçini tokatlayan Hanibal ya da ucuz bir otel odasinda kadinini döven bir ayyas. ve bunun ne k adar farkinda olmadigimizi. boga güresleri onun için hers eyin resmedildigi bir tualdi. Büyük Am erikan Kaybedeni olmak is degildir -herkes yapabilir.mina koyayim. günümüzde yazmayi beceremeyip Hemingway'e bok atmaya bayilan bir çok elestirmen var. ama hipodroma gitmek insana kendini ve kalabaligi idrak etme olanagi tanir. sövalesi ile Paris'te resim yapmali ya da East Village'da avant-garde bir senfoni bestelemelidir. SÜREKLI degistigimizi. hipodrom bana çabucak nerede zayif. beynin. daha ciddi bir sorun ASLINDA baska bir yerde olma arzusu -bir koltuga oturup Faulkner okumak ya da çocugunuzun boya kalemleri ile resim yapmaktir istediginiz. atlarin üstesinden gelmeyi basaran adam aklina koydugu herseyi yapabilir. "hay . aklimi kaçirmis olmaliyim. bu duyguya kapilmissam ve formumdaysam hipodromu terkederim . tamirciydi Ernie: kagit üstünde tamirat yapmayi seviyordu. Ernie'nin boga güreslerine neden gittigini biliyorum -basit: yazmasi na yardim ediyordu. ya da dagda bir magarada bir basina yasamalidir. kaybetmekse çok kolay. ve koca oglan y azarlik kariyerinin ortasindan sonuna kadar gerçekten kötü seyler de yazdi. insanin idrak etmesi gereken bir diger sey de ne olursa olsun kazanmanin ZOR oldugudur. ama o haliyle bile digerleri onun yaninda edebi çislerini yapmak için ellerini kaldirip izin isteyen ok ul çocuklarindan farksizdilar. buna "ölüm istegi" diyor. nerdeyse herkes yapiyor zaten. kazanirken de kapiliyor insan bu hisse kaybederken de. nerede güçlü oldugumu söyler. Hem daktilonun basina geçtiginde ayakta yazardi." derken o köpegin haylaz haylaz gezinisini izlemek. . esniyoruz artik bu saptamayi duydugumuzda. bana gelince. sonra disari çikip o köpegin sonuncu gelisini izlemek. sonra gelsin yanlis bahis ler. ya da bir kadini mutlu etmelidir. hipodro m degildir onun yeri. silah gibi kullanirdi dakt iloyu. kosular ilerledikçe insan sikilip oyunu oldugu gibi küpesteden d enize firlatmak istiyor. hipodroma yillarini vermis bir dostumla konustum bu meseleyi. hipodrom bir IS'tir sonuçta. o da birçok kez ayn i seyi yapmis.hangi atlarin kazanacagini bilmez ama hangi atlarin kesin kaybedecegini iyi bili r ve basini sallayip yirmiligi almis. aklinin civata-lari gevsiyordu . ama bana 74 kalirsa. hiçbir çaba göstermeksizin. dolgun bir günes gibi kafasin-daydi hersey : yazdi. ve o gün k ndimi nasil hissettigimi ve ne kadar degistigimizi.

atin iki ahaliyi çeker." "kerizlenmissiniz. "evet. üniversitede Yaratici Yazi dersi veriyor olsaydim ögrencilerin haftada bir kez hipodroma gitmelerini ve her kosuya iki dolardan az olmamak kaydi ile o ynamalarini dersin olmazsa olmaz kosullarindan biri yapardim. Bayan Thompson. Bayan Thompson nasil g itti?" "18 dolar kaybettim. HEPSI kaybeder. ki ahaliy üzerinden hesaplanmisti. Tek-Göz Jack'in hiz i çeken baska bir unsurdur. Yaratici Yazi dersi verirken görebiliyorum kendimi. ama ayni zamanda kosullarin izin verdigi ölçüde sinif cak kagit üzerinde sansi yoksa kazanabilir.ve kalabaligin soyulmasi yüzyilin korku gösterisidir." "son kosuda hangi ata oynadiniz?" "Tek-Göz Jack'e. iki yüz metre üzer . ancak hiz ortalamasi iki yüz metre inden hesaplanan buçuk kiloluk handi-kapi vardi ve bu atlamak demektir. bakabilirseniz. bakin onlara. plase oynamak yok. sinif atlayan bir at an ortalamasi da hayli yüksekti. hipodromda geçireceginiz bir gün size üniversitede dört yilda ögrenecegini/den daha fazlas ini ögretebilir. plase oynayanlar A SLINDA evde kalmak isteyip bunu nasil yapacaklarini bilmeyenlerdir.

Irlandali ufak tefek bir sunucu vardi (Dan Tobey miydi adi?) ve kendine özgü bir tarzi vardi adamin." "yüz kirk dolar içerdeyim. Olympic Arena'daki o unutulmaz geceler. b alkondaki abazanlarla ilgili olarak söylenmeye baslardim: "otuzbirci pezevenkler. ilk dövüslerin ukken nehir gemilerinde seyretmisti muhtemelen." alyanslarindan ve televizyonun beyin-emici sterilize sanal varligindan önce. purolarimizi tüttürüp hayatin hafif ligini hissederek ringe iki boksör çikartmalarini beklerdik. dayagi yiyen boksör olurd u. 76 acimasizca. olunca da bugün oldugu gibi agir siklette o lurdu. tatli sarhos ama. oldugu yerde gölge boksu yapan istavroz çikaran. nakavt olan bendim. ben de cep v skisini bir kornet gibi diktikten sonra ona geçirirdim. çogumuzun yaninda bir kirli sarisin ya da boyali kizil. dünyay i köreltmek için binlerce floresan lamba üreten devasa bir fabrikanin paketleme servisinde çalismisti m. Jane'di adi. hey gidi günler.ama görmeliydim onlari önce. kütüphanelerin yararsiz. o kadar eski degildiyse bile. sairlerin ise özenle yakinmayi seven boklar oldugunu bildigimden barlard an ve dövüslerden ögrenmeye çalisirdim. "ilk dövüsün favorisi kim sence?" diye sorardi. ama böyleydi bu is. ama o . dahasi. o günlerde çok fazla danisikli dövüs olmazdi. bugün bile kabloya uzanip mikrofonu yavasça asagi çekerken görebiliyorum onu." "sizinki nasil gitti. ve çogumuz daha ilk dövü baslamadan sarhos olmus olurduk. bize yaptiklari da acimasizcaydi ve hâlâ hayattaydik. iyi seçerdim boksörlerimi -yüzde doksan gibi. ve boksörlerden biri gongdan önce istavroz çikarmis ve digeri çikarmamissa adamini bulmustun -istavroz çikarmayani seçerdin. evet." "son kosuda kime oynadiniz. hesaplarinizi dikkatli yapsaydiniz atin bir sprinter oldugunu görürdünüz. 1/3 il e sonuncu gelmesi sürpriz degil. benim bile. sonra gelip yanima oturur. DempseyFirpo garanti. görmüs geçirmisti." "Te k-Göz Jack'e. ve gerçekten iri ve sihirli bir kiçti: bir erkegi sol uksuz yere serip betondan gökyüzüne ask sözcükleri haykirtabilecek kiçlardan. arami/da biri nakavt ile biten birçok on raundluk maç geçmisti. zaten ikisi b irlikte gelirdi genellikle. ama o daracik elbisenin içindeki iri ve sih irli kiçini çalkalayarak tuvaletten geri gelirken balkondaki bütün erkekler ayaklarini yere vurup islik çalmaya basladiklarinda gururlanirdim. fazla hareket etmeyen. öldürecegim orospu çocuklarini!" sonra programa bakar. bir firt aldiktan sonra iade ederdi. ders bitmistir. dövüsmek istemiyormus gibi durani seçerdim hep.hiz ortalamasi kosunun tamami üzerinden hesaplanan hiz ortalamasindan her zaman da ha yüksektir.

biz oraya gitmezdik. p ra firlatip viskimizi içerdik ve bittikten sonra eve dönüs ve ask yataginda o sihirli delige girme k vardi. o siralar favori boksörüm genç bir zen iydi. Hollywood'lu çocuklar bile asil dövüslerin Olympic'de oldugunu bilirlerdi. salona mavi puro dumani çökerdi ve nasil bagirirdik. Raft gelirdi. balkondaki çocuklar çildirir. boksörle r boksör gibi dövüsürler. saglam ve iyi bir boksör hosgörüyü hake-der.S'i? e. hadi koçum hadi aslanim.D'yi? Elliot'lari? Sitwell'leri? Enrique Balanosu ilk gördügüm geceyi asla unutamam. hayli bayagi bir numaraydi ette ama saglam ve iyi bir boksördü. koltuklari kirardi k. delige vurur vurur. dövüsten önce kuzuya sarilirdi. onlara pahaliya patladigi için sikeye fazla cesaret edemezlerdi. degil mi? . ringe küçük beyaz bir kuzu ile çikar. ve baskalari. Hollywood Legion'da sikeli dövüs çok ol urdu.günlerde tepkimizi gösterirdik -ringi parçalar. salonu atese verir. ön koltuklara kurulan film yildizlari. halk kütüphanesini kim ne yapsin? Ezra'yi kim ne yapsin? T.e'yi? D. sarhos bir melek gibi uyurdun.H'i? H.

üstün boksörün kazandigini ancak gecenin ilerleyen saatlerinde. inan mistim. düsünmemek daha iyidir. dislerimi firçaladim. sabaha kadar yagmur yagdi üstümüze. ya . sürekli he teydi. isini görüyordu. giyindik. hapsmyorduk. yanlis hatirlamiyorsam Watson nakavt olmustu. güle güle Central Avenue. ama yetinmeyi bilmeli insan. adi sani duyulmamis genç Balanos'u çikardi biri karsisina. yaraliydim. bacaklari çok güçlü. tepeden tirnaga MOR'sun. yataga girdik. O gece Balanos'u ancak mükemmel bir boksörün yenebilecegini anladim. "Balanos. önce Watson'i h iç acele etmeksizin güzelce yordu. sabah uyandigimizda çarsaf lar islakti.kötücül bir örümcek gibi çikariyordu yumruklarini. izninizle size benimkinden b iraz söz edeyim. "tanrim! tanrim!" matrakti ve zavalli Watson bir yerlerde yatiyordu. Klas ve hav ali bir boksördü Watson -çabuk. sizinki ya da benimki. sonra 4. genellikle yener zaten. açik pencereden içeri hafif bir yagmur yagiyordu. hiçbir ilerleme kaydetmeden. viski içime deniz gibi ak tiktan. ögürmüstüm dislerimi firçalarken. öyle güzeldi ki iki kez sevisti . sonra yüzlerimiz pencere tarafinda uyuduk. sonra kalktik. bu raya kadarmis. düsünmüyor.neyse. beynin ve ruhun parçalanarak. elimde viski asla gerçeklesmeyecek zafer çagrilari haykirip durmustum. dövüsün sonuna dogru da sazi eline alip evire çevire dövdü kahramanimi. Ebedi Gerçekle yüzyüze. o kadar katila katila gülüyordum ki haliya yuvarlan dim ve kadinim üstüme kapandi ve güldük güldük güldük. sonra disari çiktim ve floresan fa rikasinin yolunu tuttum." dedi ve donuyordum ve ölüyordum ve aynanin karsisinda durdum ve MOR'dum! ne saçma! gülmeye basladim. ikimiz de hapsinp gülerek kalktik yataktan. Ölüm Baba'yi bekleyerek. ama. yüzü sis ve mor. harikuladeydi. sonra da abrikalar. aynaya bak. "tanrim! tanrim!" matrakti ve kadinim "heryerin m orarmis. Watson kuz usunu alip evine gidebilirdi. yemek yi-yemiyecek k adar hasta hissediyordum kendimi. saçimi taradim. karsima oturmus bacaklarini sergileyen kadinima küfürler yagdirdiktan sonra kabul edebilmist im. önce 6 raundluk-lar. SAIRIN DAG EVI delilikle ilgileniyorsaniz. ne yaptigini biliyordu Balanos. üç kurus için günde 8-10 saatin katli. Baska türlüydü Balanos -kollan i ki yilandan farksizdi. hareket etmiyordu. b beden ruhu yendi. sadece tepki veriyor. kahramanimdi. seri seri seri. ama kabul gören biri oldugum için degil." bardagimi duvara firlatip kadinimi kavradim. bir tek günes iyiydi. berbat bir geceydi benim için anlaya caginiz. ve o APARKÜT. bir gece. adi da Watson Jones ya da onun gibi bir seydi. Arizona Üniversitesi'nde sairin dag evinde kaldim. ve seviyordu isini. güle güle Watson. biraktik yagsin üstümüze. aklimizi kaçirdigimizdan endise duyuncaya k güldük.

ayrica sarhos olunca ahmaklasan bir insanim. ondan sonra sabah birami içer. tam hayalarim serinlemeye. si ir dinletisi vermedigimi duyurmus bir sairim. ne y apayim. neyse. bu yüzden dag evinin kapisinin çalindigi söylenemez. ayikken ise söyl eyecek sözüm yoktur. havalandirma fena sayilmazdi. serinleyip kendime gelmek için yataga girerdim. ne var ki arada sirada temizlige gelen ve çok çok çok biçimli bir vücuda sahip zenci bir temizlikçiden bahsedilmisti. sessiz e ona tecavüz etme planlari yapiyordum. sikayetçi degildim. ama o da benim söhretimi duymus olmali ki. gelmedi. yoktu yapacak baska bir sey. günde (ve gecede) 4 ya da 5 altilik paket tüketiyordum. üstünde siyah boya ile ARIZONA ÜNIVERSITESI yazan çöp bidonuna bos siselerimi kendim attim. her sabah on bir sularinda siseleri attiktan sonra çöp bido nunun üstüne kusuyordum genellikle.z aylarinda Tus-con'a gitmeyi ancak benim gibi katiksiz bir salak kabul ettigi için. küvetimi kendim temizledim. orada kal digim süre içinde sicaklik ortalamasi 45 derece civarindaydi ve bira içmekten baska yapacak bir sey yoktu. .

yattigim yatakta yatan Creeley ve benzerleri yü/.. binbir çesit saglik sorunlari vardi. sagol. sadece bu kadar yakinken anliyorum. birlikte kahvalti ederiz. orada olacagiz. Shapiro. sana çok yakiniz. buk. pekala. kahvalti ister misin? ne ister miyim? kahvalti. ama benim kitaplarimdan bir tane bile yoktu.. bütün yapacagin karayolunun ters istikametinde yürüyüp her karsina ç kana KAMPUSUN KAFETERYASI NE TARAFTA? diye sormak. uyutuyorlardi beni: Pound. saniyorum. genellikle yolda bir içki dükkanina girip iki altilik bira satin al rdim. erteleyelim. ama o isten sorumlu Arizona profesörü benim k ente gelecegimi . ama 81 yasindaki Baba içtigim her biraya bira ile karisilik veriyordu. Olson. onlar için de nim için de. enazindan o dag evinde. sonra üç ya da dört bira içer. dogru duymusum. bir plak kaydi için bulunuyordum orada. tanrim. ne olur. offf.midem toparlanmaya. büyük editör Bukowski? evet.. üzücüydü. karimla birlikteyim. evdeki siir kitaplarindan birkaçini okur ve kö bulurdum dogal olarak. siçtigim helaya s n. evet. uyandigimda bir bira daha içer ve kirk bes derece sicaklikta büyük editörün 8-10 blok ötedeki evine yürürdüm. sevmistik birbi rimizi. tamamen ölü bir yerdi anlayacaginiz. Creeley. banyo yapar. hâlâ zenci temizlikçiyi düsünen kamisim sertlesmeye. yüzlerce kitap v e dergi vardi ortalikta. onlar içmiyorlardi. yaslaniyorlardi. ne var? bütün yapacagin her karsina çikana KAMPUSUN KAFETERYASI NEREDE? diye sormak.. her karsina çikana KAMPUSUN KAFETERYASI NEREDE? diye sor.ünden ruhum bulanmaya baslarken telefon çalard i. kampusun kafeteryasinda bulusmaya ne dersi n? kampusun kafeteryasinda mi? evet. bu sabah olmaz.

iki gün daha tuttular hastanede. büyük edi törle tartistim. bizzat aradim onu. 81 yasinda bir adamla içki içip bir seyl erin gerçeklesmesini beklemekten baska yapacak. sey yoktu: temizlikçi kadin. Benimki . taburcu olacagi gün çakir ke yiftim. dünyanin sonu. arka odaya gidip Baba ile televizyonda mini etekli kadinlarin dans ettikleri bir program seyrettim.ögrenince ülser sikayeti ile St Mary Hastanesi'ne yatmisti. yangin.

o barda kalmamakla hata et mistim. n e is yaparsin? resim. kirmizi saten külotunu yüzüme sallayip durmustu. baska ne olabilir? ertesi gün daha kisa boylu ve daha seyrek sakalli bir tip arabasi ile beni geri g etirdi. ve bacaklarini elleyip bir se yler hazir etmeye çalisiyordum ama Chesterfild'ler ve içki beni bitirdigi için ona benimle Los Angeles'a gelebilecegini. bu da çogunun söylediginden fazlaydi. dag evine vardigimizda biralari açtim ve resim konusunda aydinlattim çocugu. Arizona Üniversitesi'nde resim dersi veriyor. diye sordum ona. . Baba'yi bilmiyorum. incecik beyaz kil lar vardi bacaklarinda -bir dakika! karisi 25 yaslarindaydi!. . Archer. büyük editör arayip beni kahvaltiya davet ettiginde ona bir kez daha hayir demek zoru nda kaldim. dedi. ya da öyle bir seydi adi. çalisip bana bakabilecegini söylemekten baska bir sey gelmedi elimden. yüzünde bir karis sakal var. iyi çocuk. profesör. bir sey degil. ha. Seks. müsade etti. kizin teki duvardan çikip barin üstünde dans etmisti. kadinin bana bütün söyledigi Los Angele isteyebilecegiydi. ben de resim yaparim.yani elektrik isiginin altinda beyaz gibi görünüyorlardi o uzun bacaklarda. yapili bi r tiple. yapili adamin basi masanin üstün e yigildi ve ben karisinin bacaklarini ellemeye basladim. ilgilenmedi. Tarih. gür sakalli. dedim. beni getirdigin için çok tesekkür ederim. ama beni eve getiren adamdan da bahsettim. iyi biri. adi ne dedin? tekrarladim adini. resiml e yazmak arasindaki farki da. ne is yaparsin. kocasi ile Hukuk. bir Chesterfield ikram etti. resmin yazidan farkli olarak sizin için neler yaptigini. ama bir gece kendimi kentin öbür tarafinda buldum. dedim. içtik ve içtik ve içtik ve paket paket sigara tükettik -Chesterfield. birkaç bira içlikten sonra gitmeye karar verdi. her konuda iskembeden atip duruyorduk. o fazla konusma di.kalkmisti.. müsade etti. o mu. deyip duruyordu. ya da Archnip. Siir. ve bana. birader. komünist komplosu muhtemelen. dedi. sonra gür sakalli. Roman ve Tip üstüne yaptigim bütün o konusmalar bosa gitmisti. uzun boylu. sonunda herseyi unutmasini söyledim. aslinda seni arzulamiyorum ama bir seyler hazir edebilirsen bana sahip olabilirsin. kocasini bir bara götürüp üst üste üç sek skoç bile içirtmistim. her ne dense. bir resmin iyi olup olmadigini anlamak için kullandigim gizli formülü anlattim ona.

yok ya? dedim. küçük radyoda senfoni programlari yoktu. bugünü yasa. üzgünüm. dedi kadin sunucu ba na. dedim. biralari dikip öbür müzi inledim. önce dogdugunuz ayin ça ldiklari parçaya . öbür müzikleri dinledim.hay allah. Agustos. yok ya? sunucu kapatti. falan filan. Kasim da dogmus olsaydiniz. çilginlik: San Francisco'ya gelirsen çiçek tak saçina. kazanacaktiniz. v frekanslardan birinde bir tür yarisma ya da ona benzer lanet bir sey vardi -dogum tarihinizi söyle menizi istiyorlardi. efendim. hey hey. kaybettiniz.

" diyen birini de taniyorum. bavulumu bir elden ötekine geçirdim. buzdolabina gittim. hersey yapaydir. yabancisindir. bir karinca geçer. "savas o kadar da kötü bir sey degildir. alisveris merkezlerini sevmiyorum! a lisveris merkezlerinde olmaktan hoslanmam! orada oturup mermer fiskiyeyi seyredersin. biliyor musun? bu sicakta bavulu ile buraya kadar yürüdü. kirli külotunu bile koklatmaz sana. hizli hizli bati istikametinde yürümeye basladim. neyse. içersin. alisveris merkezleri o kadar da kötü degildir. dedi editör. otobüs gecikirse alisveris merkezinde beklemesini söyled im. dedi. ama kazulet karinin tekidir ve bunun farkinda bile degildir. canin kola filan çekmiyordur aslinda. sicak ve bükülmüs bir kagit bardakta getirir kolayi. lanet otobüs görünürde y ir küfür salladim. mermer fiskiye toz kaplidir. kentte son günümdü. otobüs duragina erken varirsan orada bekleme. içeri girdi. sahtekar orospu çocuklari. Niagara selalesi gibi akiyordu ter üstümden. islerine geldigi g ibi uyduruyorlar. buk. ÖLÜM ELINDEKI HAÇ. ondan sonra dogum gününüzü deniyordunuz. buk'u kil payi ile kaçirmissin. alisveris merkezine girip bekle. büyük editör o tarifesini anlatmisti bana. böcek hâlâ can çekismektedir otobüs hâlâ gelmemistir. bavulumu yapmaya basladim. lanet olsun. bir kola. kampusun kafeteryasinda yemek yemez. buk her zaman kendine bir kafes insa e der. sonra garson gelir nihayet. dedi editör. kitaplari bavula koymam gerekiyordu. dedi sunucu. temizlikçi kadin gelmemisti. çantami alip 47 derece sicaklikta otobüs duragina yürüdüm.uymasi gerekiyordu. kimsenin arabasi yoktu. dedim kendi kendime. hava sicakligi 47 derece. kentten ayrilacagimd an emin olmak istiyordu anlasilan. ikisini d e tutturmussa-niz YOL VE MOTEL MASRAFLARI DAHIL LOS ANGELES'A BEDAVA SEYAHAT kazaniyordunuz. ne yapti. iki-üç ki si sana buz gibi bakar. tabii. 19'u filan. bütün yapacagim üç blok kuzeye yürüyüp bati istikametine giden büse binmek ve Elm duraginda inmekti. biraz önce dag evine ugradim. oradan çiktiginda dokuz kez tecavüze ugramis gibi hissedersin kendini. ya da bir tür böcek can çekismektedir önünde. editörün evine varip bir bira açmamla haslane den yeni taburcu olmus profesörün arabasi ile gelmesi bir oldu. anliyor musun? tezgah a gidip bir paket sigara almak istesen biri gelene kadar bes dakika geçer. dedim. kaldigim yerden gara bir taksi tutabilird im ama büyük editör bana bazi kitaplar vermek istiyordu. 7'si. istemeye istemeye siparisini alir. bir kanadi hareketli digeri hareketsiz. . bi r kola iç. anlamiyor musun? dedim editöre.

profesör bizi tepedeki evine konuk etti. ki bir seydi. alisveris merkezlerinden hoslanmam. çünkü kerteriz alabilec egim baska bir sey yok. tren iki saat gecikmeliydi.. binlerce siürimi basti ve KIM OLDUGUMU BILE BILMIYOR! profesör güldü. tanrim. Bobby Kennedy'nin alnina düsen manik-depresif saç tutamindan da hoslanmiyorum.. evhamlarim ve önyargilarim var ve onlardan yola çikmak zorundayim. Beat les ve Charley Chap-lin'den hoslanmam. profesöre döndüm -bu adam on yildan beri kitaplarimi basiyor. Disneyland'den.ama tanri askina. midilli atlarindan hoslanmam. kampus kafeteryalarindan hoslan mam. motosikletli polislerden ve yogurttan hoslanmam. tanrim. büyük cam pencer eden lanet kent .

yana dönüp ayisigi ile aydi nlanmis tren penceresinde o nefis bacaklari seyrettim. demek istedigim. dikkatli olma k zorundaydin lastigi makineye yüklerken. Meks ikalilar ve Kizilderililer horluyorlardi. orada da bir yarik vardi belki. ve tren gara girdi. bütün diger kentlerden daha bok bir kentti ve bu onu matrak kiliyordu. makine lastigi istenilen ölçülerde kesip biçiyordu. vagon numaram 110'du. bir tane daha çalmaya ikna etmeye çalis tim. ona sahip olabilirsin. terliyor. Kizilderililer. kaçiklar ve üç kagitçilarla birlikte tre ne bindim. egiliyo r. birsey birsey. ayisigi ile aydinlanmis o bacaklara baktim ve kizin bebekle konus masini dinledim. kalkip vagonumu arayarak yürümeye basladim. onunla çocuguymus gibi konusuyordu. profesörün karisini alkislayip bir tane daha çalip söylemesi için pohpohladim. ve emzik emer gibi emdim sisemi ve Los Angeles geldi. ter gibi. diye geçirdim içimden. yagmur altinda beni gara götürdüklerinde ceplerim küçük siselerle doluydu -seftali konyagi filan. son üç yilda iki isçinin basina . KENDI 84 ALISVERIS MERKEZIMDE KISTIRMISTIM ONU. ihtiyar. dikizlemekle yetin daha iyi. kaldiriyor. daha sonra 110 'un 42 oldugu anlasildi.ve o zenci temizlikçi nin aski kabarmisti ve kimse yoktu ortalikta. profesörün karis anoya oturup biraz Verdi zirladi. yeterince güçlüydü ama kendini iyordu -varyasyon tonalitesi olmaksizin kesintisiz güç. kesiyor ve siçiyordu: bisiklet pedallari. ve sairin dag evinde Bukowski yoktu artik ve onu görebiliyordum. cani cehenneme. kafayi yemisti. a ma onu mutsuz etmekle kalacaksin. benim kentimdi. APTAL ISALAR üç adam ham lastigi makineye yüklüyor. yeter ki dene. ve Los Angeles geliyordu. cani cehenneme. sicak su siseleri.. seviyordum neredeyse.. Meksikalilar. oturup Los Angeles tre nini bekledim. kiçi cennetin dibini çagristiran mavi elbiseli bir kiz vardi. ayni filimlerdeki gibi. öbür yanima dönüp mor daglara baktim. ama benden baska israr eden olmadigi için bir hanimefendiye yakisir sekilde çekildi. yarik dolu.görünüyordu. kolunu kaptirman isten bile degildi. Los Angeles bana dogru geliyordu. bir kamyonun üstüne oturup seftali k onyagini yudumladim. radyoyu dinliyordu -San Francisco'ya gelirsen çiçek takmayi unutma saçina. dus boneleri. iyor. o kadar da kötü degildi aslinda. zenci temizlikçiyi. benim seftali konyagim. ve elimi cebime sokup küçük siselerden birini dah a açtim. egiliyor. ama intikamimi aldim büyük editörden. büyük editör benden ne yapmami beklerdi acaba? Hem olsa ne yapardi? Dos Pas-sos? Tom Wol fe? Creeley? Ezra? ayisiginin aydinlattigi bacaklar anlamini yitirmeye basladi. dünyadaki tek kent. büyük editör aci çekiyordu nihayet. insanin üstüne düser düsmez kuruyan sicak bir yagmurdu. yoktu 110. bavulumu teslim ettim ve onlari orada biraktim. küçük bir bebegi vardi.

aksamdan kalmaydi. sekiz saatlik vardiya bitmek üzereydi. Peterson'a ise bir süpürge ile bir faras vermislerdi. Dan zaman kartini basmak üzereydi ki puroyu andiran ince uzun bir adam girdi içeri. tuvaletleri temizliyor." 86 . çok zor geçmisti sekiz saat. dakikalar saat. Durbin'in maasini kes-memislerdi -gömleginin bir kolu sarkmis iskemlede otururdu bütün gün. ve bas ini kaldirip baktiginda kubbeli dairede 5 kisi seni gözlüyordu. Herkes Peier-son'un bütün bu isleri tek kolla ne kadar iyi yaptigini konus uyordu. "Hangi cehenneme gittigini saniyorsun?" "disari. çöpü bosalti yor. adi Bay Blackstone'du. Dan Skorski lastigi makineye yükleyenlerden biriydi. ne zaman baksan seni izleyen on GÖZ. saniyeler dakika gibi. yürürken ayaklari yere degmiyordu bile puronun. çikiyorum buradan. tuvalet kagitlarini asiyordu.gelmisti: Durbin ve Peterson.

Blackstone." "ya herkes gibi mesaiye kalirsin ya da isinden olursun. ruhlari damgalanmisti. iki saatten bes saate kadar sürebilirdi. lastik ku sarak. bosalarak. "gücüm kalmadi." "çekini postalariz. hiçbir sey yapmadan s iseyi içti. üretimin. "yarin lastik fabrikasindan yeni m al gelecek. "elbette. yataga gir ve ertesi gün makineye yine lastik yüklemek üzere yataktan kalk. beyinlerine zarar veriyorsunuz. BAK sunlara! su zavallilara bir bak. çalar saat sabahin alti buçug unda onu yapay ve . nerede olduklarinin farkinda bile degiller artik. "ISININ BASINA!" dedi puro. diger yansi da yeni arabalara. gözleri sulanmisti. renkli tele vizyonlara." Dan etrafina bakindi." dedi Bay Blackstone. ondan sonra eve dön. istikbalini garanti altina aldin!" is ne kadar boktan olursa olsun. bilemezdin . daha fazla isçi çalistirin. "iyi adamlar bunlar. "hayir. yer açmak zorundayiz. ayni insanlari ölümüne çalistiriyorsu uz. yapamam. makineye yüklenmemis tonlarca lastik. donuk ve deli bakiyorlardi ." o binadan çiktiginda her kovuldugunda ya da isi biraktiginda hissettigi o harikul ade mutlulugu hissetti."MESAI." "bir bina daha kiralayin. aptal karilarina ve dört bes farkli sigorta poliçesine gidiyor." "nasil tasiyacagiz bu mali?" diye sordu puro. ve mesainin en kötü tarafi ne zaman biteceginin belli olmayisiydi. isçiler bunu mutlaka söylerlerdi ona. yiginla lastik lastik lastik ve kubbeli dairedeki 5 kisi durmadan zenginlesiyordu. Skorski. yataga girdi ve yillardan beri uyumadigi kadar huzurlu uyudu. Skorski. makinelerin sonu gelmiyordu. insanliktan çikmislardi." ve dogruydu. si parislerin. "ne?" "'MESAI' dedim. katledilmislerdi. bu mali yukari tasimak zorundayiz. onlari orada birakmak -"burada bir aileyiz. her seye gülüp sürekli birbirleri ile alay ediyorlardi." dedi puro. bir sise Grandad kapip eve gitti." "tamam. maaslarinin yarisi vergiye." "sana hiçbir sey ödememek geçmiyor degil aklimdan. gecikmesin. Skorski içki dükkanina ugradi. bina sürekli patlama halindeydi." dedi Dan." "isimden oldum öyleyse. etrafina bir bak." "Sendika.

Adimizi duymus oldugunuzdan eminim. size uçak biletinizi ve yol masrafinizi havale ederiz. Avustralya. "gerçekten istiyor musunuz beni?" diye sordu Dan. Dan kapatti. on eski .. ama uçusun yarisinda v iskiyi bitirdi ve hostesten içki istemeye basladi. Ilgileniyorsaniz bizi ödemeli olarak ara yin. iki alka seltzer aldi ve posta kutusuna bakti. "sizi sabirsizlikla bekliyoruz. New York Üni versitesi'ndeki resim serginizden de hayli etkilendik. ama dünyanin en büyük yazarlarindan birkaçini yayimlamist i Signo. Afrika. ve hayli samimi konusuyordu. ögleye kadar uyudu. Baslangiç için haftada 200 dolar verebi liyoruz. viskinin üstüne hiç de iyi gitmiyordu. çok mesguldü belki de Signo. ilk kez uçuyor oldugu için belki. sonra yumurtalarin altini söndürüp yataga girdi ve iki saat dah a uyudu. Uz akdogu'ya bile dagitiliyor. anlasabilecegimizi umuyoruz. bize katilmayi kabul ederseniz onur duyacagiz. Skorski uçaga binmeden önce epey içmisti. bir mektup.R Singo." "para yolda." dedi Signo." "pekala. Tam aradigimiz gib i bir editör oldugunuzu düsünüyor. World Way Yayincilik'ta bir editöre ihtiyacimiz var. hostesin ona ne verdiginin bile farkinda degil di -morumsu. bas editör World Way Yayincilik. mektubundaki gibi resmi degildi. "elbette. Sevgili Bay Skorski: Öykülerinizi ve siirlerinizi uzun süreden beri hayranlikla takip ediyoruz. Burada." dedi Signo. belki de Si gno'nun sesindeki metal tini yüzünden. tatli bir içkiydi. tencereye iki yumurta koyup altini yakti ve Sig-no'yu aradi. çok geçmeden bütün yolcularla konusuyor. en içten dileklerimle D. Yayimlarimiz Avrupa. bilmiyor du nedenini. "bunu mektubumda belirttim." kapatti. bazi adamlar sürekli çok mes guldü. 1962-63 yillari arasinda SAKAT KUS adinda bir derginin editörlügünü yaptiginizi ögrendik ve dergi için yaptiginiz seçimleri çok begendik. geliyorum. yaninda da biraz Grandad vardi. New York uçagina bindiginde huzursuzdu. lastikten metale.acimasiz insanliga uyandirmayacakti. ve evet. Dan bir bira içti.. S igno'nun sesi metal bir borunun içinden geliyordu sanki. Birkaç yil önce. havaleyi çikarin. kalkti.

zor atti kendini helaya. ayakkabilarini ve çoraplarini çikardi. önce gülmüslerdi. çorap larini kurumalari için . ama israrciligi karsisinda susmuslardi: "Evet. Rock'yim ben. çoraplarini yikadi ve yalinayak çikti disari.sampiyon Rocky Garziano oldugunu söylüyordu. kusmugunu ayakkabilarina ve çorapl arina bulastirdi. Rocky. kimse duramadi karsimda! nasil ayaga kaldirirdim se yirciyi!" sonra midesi bulandi.

bir yere birakti, ayakkabilarini baska bir yere, sonra da unuttu onlari nereye b iraktigini. koridorda yürümeye basladi, yalinayak. "Bay Skorski," dedi hostes onu görünce, "yerinize oturun lütfen." "Graziano. Rocky, ayakkabilarimi ve çoraplarimi kim çaldi, onu söyleyin siz bana. yak alarsam ikiye ayiracagim onu." koridora kustu, yasli bir kadin yilan gibi tisladi ona. "Bay Skorski," dedi hostes, "yerinize oturmaniz gerekiyor." Dan hostesi bileginden kavradi. "hoslandim senden, hemen burada tecavüz edecegim sana! gökyüzünde tecavüz! BAYILACAKSIN! eski boksör, Rock Graziano Illinois üzerinde hostese tecavüz etti! buraya gel!"

Dan hostesi belinden kavradi, korkunç bos ve aptal bir yüzü vardi kadinin; genç, bencil ve çirkin, bir tarla faresinin zekasina sahipti ve memeleri dümdüzdü, güçlüydü ama. kollarindan siyrilip p t kabinine dogru kostu. Dan biraz daha kustu, sonra yerine oturdu. yardimci pilot geldi, devasa kalçalari, iri bir çenesi, üç katli bir evi, kaçik bir karis i ve dört çocugu vardi. "Hey, arkadasim," dedi yardimci pilot. "ne var, moruk?" "aklini basina topla, kargasa çikardigini duydum." "kargasa mi? o da ne? ibne misin yoksa?" "aklini basina topla diyorum sana!" "git lan! biletim var benim!" devasa kalçalar emniyet kemerini tuttugu gibi bir mongo agacini hortumu ile kökünden söken bir filin rahatligi ve güç gösterisi ile bagladi. "YERINDEN KALKMA!" "Rock Graziano'yum ben!" dedi yardimci pilota, yardimci pilot kabinine dönmüstü bile. hostes gelip de Skorski'yi koltugunda ve emniyet kemeri bagli görünce kikirdadi. "YIRMI SANTIM gösteririm sana!" diye bagirdi Dan hostese. yasli kadin yilan gibi tisladi yine.

havaalanindan yalinayak çikti, Village'a bir taksi tuttu, bir oda bulmasi zor olm adi, kösedeki bari da

çabucak buldu, sabahin ilk saatleri-na kadar o barda içti, hiç kimse çiplak ayaklan ile ilgili tek soru sormadi ona. kimse onu farkedip tek kelime etmedi. New York'da oldugu kesindi. ertesi sabah yeni ayakkabi ve çorap almak için dükkana yalinayak girdiginde bile kimse bir sey söylemedi, yüzyillar geriye giden, anlamin ve/veya duygularin ötesinde karmasik bir ke ntti New York. iki gün sonra Signo'yu aradi. "yolculugunuz iyi geçti mi, Bay Skorski?" "evet, tesekkür ederim." "ögle yemegimi Griffo'da yiyecegim, hemen kösededir, yarim saat sonra orada bulusali m mi?" "nerede bu Griffo? yani adresi ne?" "taksi soförüne Griffo de, kafi." kapatti. Signo kapatti. taksi soförüne Griffo dedi ve çok geçmeden oradaydi, içeri girdi, kapinin önünde durdu. 45 i vardi içeride, hangisi Signo'ydu? "Skorski?" diye bir ses duydu. masalardan birinde oturuyordu. Signo. yaninda biri daha. kokteyl içiyorlardi, masa ya oturdugunda garson onun da önüne bir kokteyl koydu. isler yoluna giriyordu galiba. "ben oldugumu nasil anladin?" diye sordu Signo'ya. "ben anlarim," dedi Signo. insanin yüzüne hiç bakmiyordu Signo, içeriye her an bir kus veya

Ubangi'den zehirli bir ok girecekmis beklentisi ile insanin kafasinin üstünden baki nip duruyordu. "bu Garip," dedi Signo. "evet, oldukça," dedi Dan. "hayir, bu Bay Garip demek istiyorum, kidemli editörlerimizden biri." "merhaba," dedi Garip, "öykülerinizi ve siirlerinizi hep hayranlik duyarak okudum." Garip ise öbür türlüydü: her an bir sey çikabilecekmis gibi yere bakip duruyordu -yag sizin isi veya bir vahsi kedi veya hamamböcekleri-nin istilasi, kimse bir sey söylemedi. Dan kokteylini bitirip onlari bekledi, çok yavas içiyorlardi, önemi yokmus gibi. birer kokteyl daha içtiler, büroya gittiler...

masasini gösterdiler ona. masalar birbirlerinden buzlu camdan bölmelerle ayrilmisla rdi, camin ötesini göremiyordunuz, masanin arkasinda beyaz camdan bir kapi vardi, kapali, dügmeye basti ginda masanin önüne buzlu camdan bölmen iniyordu, orada sekreterlerden birini düz-sen kimsenin ruhu du ymazdi, sekreterlerden biri gülümsemisti ona. tanrim, ne vücut! dipdiri ve düzülmek için haykiran o vücut, sonra da gülümseme... ortaçag iskencesi.

masanin üstündeki sürgülü cetvelle oynadi, on iki puntoluk matbaa harflerini ölçmekte kull liyordu, cetvel hakkinda hiçbir sey bilmiyordu Dan. orada oturup cetvelle oynamaya devam et ti. kirk bes dakika geçti, susamisti, masasinin arkasindaki kapidan çikip camlarla çevrili diger masalarin yanindan geçti, her camdan bölmenin arkasinda bir adam vardi, kimi telefondaydi, kimi önündeki kagittan ka ristiriyordu, ne yaptiklarini biliyorlarmis gibi görünüyorlardi. Griffo'yu buldu, bara oturup iki kokte yl içti. sonra masasina döndü, oturup cetveli ile oynadi yine. yarim saat geçti, sonra kalkip Griffo'ya gitti yine. üç içki. tekrar cetvele, tekrar Griffo'ya. kaç kez Griffo'ya gittigini bilmiyordu artik, ama günün ile rleyen saatlerinde masalarin yanindan geçerken adamlar dügmelerine basip camdan bölmelerini indirmeye bas lamislardi, o yürüdükçe bölmeler iniyordu, flip, flip, flip, sadece bir editör bölmesini indirmemisti. Da urup ona bakti -ölmekte olan devasa bir adamdi, gerdani kat kat, yüzü sis, bir çocugun plaj topu gibi y usyuvarlak, adam Dan'e bakmadi, tavana bakiyordu ve çok öfkeliydi -yüzü ön ce kirmiziydi, sonra beyaz. Dan masasina gitti, dügmeye basti ve kendini hapsetti, kapisi çalindi, kapiyi açti. Signo. Signo Dan'in basinin üstünden bakti. "sana ihtiyacimiz olmadigina karar verdik." "dönüs masrafimi kim karsilayacak." "ne kadar tutar?" "175 dolar isimi görür." Signo 175 dolarlik bir çek yazdi, masanin üstüne koydu ve disari çikti...

Skorski, Los Angeles yerine San Diego'ya gitmeye karar verdi, çoktandir Caliente hipodromunda oynamamisti, hem denemek istedigi yeni bir sistemi vardi, agirlik-mesafe-hiz ili skileri üstüne kuruluydu sistem, uçakta hayli ayikti bu kez. bir gece San Diego'da kaldi, sonra Tijuana'ya bir taksi tuttu, sinirda taksi degistirdi, Meksikali taksi soförü kasabanin merkezinde iyi bir otele götürdü onu. iç nde paçavralarinin bulundugu çantayi odadaki dolaba sokup kasabayi kesfe çikti, alti sular iydi, pembe günes kasabanin yoksullugunu ve öfkesini dindiren bir merhem gibiydi, zavallilar, Amerik a'ya bu kadar yakin

bir bara girip tekila söyledi. muhasebe defterlerine göre alacakliydi. defterlere. ama köpekbahginin karnina dolanmis bir sazan gibi zenginligin ancak küçücük bir parçasini koparabilmek. her gece okyanus kiyisinda yürüyüse çikacakti. sistemini basari ile uygulayip 50-60 bin dolari kaptiktan sonra Los A ngeles ile San Diego arasindaki sahilde küçük bir ev satin alacakti kendine.. dilini konusup yolsuzlugunu bilmek. .. kadin ayakbagi oluyordu insana. kadin sorun degildi Tijuana'da. firçalarini çikaracakti. müzik dolabinda Meksika müzigi çaliyordu.olmak. içkilerini yudum lamakla mesgul dört-bes Meksikali vardi sadece. bir kadin bir erkegi 9. kadin yoktu. iyi yasa akla kötü yasamak arasindaki fark biraz talihti ve Dan talihinin biraz açilmasi gerektigini düsünüyordu. zate n o anda son istedigi seydi herhalde yarik. Fransiz sarabi içecek.000 farkli biçimde öldürebilirdi. sonra elektrikli bir daktilo a lacakti.

"persembe. henüz ögle saatleriydi. Tijuana ilaçti onlar için. allar cumartesi gününden önce kosmuyorlardi. ama atlar cumartesinden önce kosmuy orlardi ve daktilosu yoktu. "sagol dostum. Amerikalilar için kitaptan tarih olmaktan öteye gitmiyordu. içti ve Meksika müzigini dinledi. Meksika müzigi çaliyordu yine. "ama ben bir yazarim. nasil bir sözcük tü o öyle? kültür. sikayetçi degildi ama. Bir tekila daha söyledi. . bir persembe aksami bir Meksika barinda bir Amerikali olmak hiç d e kolay degildi.• yordu. kalemle yazami.. parayi göster yeter ki.. "güzel bir kiz ister misin. yaziya katkisi vardi. o kimseye bulasmadi.mdan z iyade genel olarak insanlikla ilgiliyim. iyiydi orada olmak. içinden. iki günü daha vardi öyle yse. kimse ona bulasmadi. herseyin içine ediyorlardi. senyor?" diye sordu barmen." dedi. Aleseo. ama Me ksikalilar için öyle degildi. orada oturup baska bir kültürün arka kapisindan girmek. jambon sert. bara gitmek için çok erkendi. Amerikali turistlerin bes günlük cehennemde n sonra iki günlük cennet yasayabilmek için siniri geçmelerini beklemek zorun-92 daydi. Amerikalilar ya da Teksaslilar ya da bilmem ne olarak. gerçekti. ayni 4-5 adam oradaydi.barmene günlerden ne oldugunu sordu. ama huzurluydu içerisi. barmen de uzaklasti. barmen. hayati ise çok az. ayni bara gitti Skorski. sonra odasina çikti. spesifik olarak . ama Amerikalilar bilmiyorla rdi Meksikalilarin onlardan ne kadar nefret ettiklerini. ve sarhos oldu. ölümü hiç düsünmemis. farkli yaniyordu Meksika sig arasi -canliymis gibi sicak. her polise çizgi roman karakteri muamelesi yapiyorlardi." diye cevap verdi. kahve ise kötüydü. bir süre için Amerikan topragin dan uzak olmak iyi bir duyguydu. ceplerindeki dolarlarla Tijuana'yi satin a lmis gibi dolasiyorlar. bostu içerisi. yumurta lar fazla pismis. garson kadin sisman ve bir hamamböcegi k dar aptaldi -hayatinda dis agrisi çekmemis. diye g eçirdi ve uyudu. 4-5 saat boyunca içti. hve daha içip o tatli Meksika sigaralarindan bir tane içti. boga güreslerinin bile içine etmisti Amerikalilar. neyse. biraz huzur nihayet. gördükleri her kadina fahise. ama Amerikalilar Meksikalilardan çok az savas kazanabildiklerini unutuyorlardi. kabizlik çekmemis. perdeyi çekti ve uzanip Meksika ayini seyretti. bar men tekila ile geldi. daktilonun makineli tüfegi andiran sesini seviyordu. ertesi sabah jambonlu yumurta yiyebilecegi bir kafe buldu." böyle kendini begenmis bir laf ettigi için kendini kötü hissetti.

. onlarla konusup ayni beyaz adam gibi düsündüklerini ögrendiginde hayal kirikligi na ugrayisi -paradan baska bir sey düsünmüyorlardi onlar da. zenci-yandas-liginin entelektüel bir yutturmacaya dönüsmesinden çok önce Central Bulvari'ndaki zenci barlarinda oturdugu günler geldi aklina. ölüm gidilebilecek tek yolken öldürmemislerdi onu. ora da oturan 4-5 kisinin anlatacak bir hikayeleri vardi belki. ve sarhos olup masalarinin üstüne sizmist i.dünden daha nazikti sanki. Meksika. simdi de buradaydi. ama onu öldürmelerini çok istemisken.

kadin istedi. biraz hayat nihayet! Dan müzik dolabini beslemeye ve dans etmeye devam etti. bes sessiz a dama içki ismarladi.. kadin gitti. ilk farket-tigi sey günes oldu. plazada. arka cebini yokladi. güzeldi günes.gitmesini söyledi. tekilaya devam etti. çilgin gibi elbette. çogunu anlamiyord . bü tün gece sallandiktan sonra betona düsüp parçalanmisti. boyunlarinin isleyisinden nefret etmisti hep. nihayet. firsatçilar gelip her-seyi bok etmeden çok önce oradaydi o. aptalcaydi. 1955 yilinda bir kez daha. insani uyutan Romantik-melodik bir seyler vardi içinde. sonra yerinden kalkip dans etmeye basladi. umdugundan biraz da ha yasliydi. sonra BOSUNA olacagini bildigi har ekete gelmisti sira. ama mecburdu. ya da o t embel dört günesinde pencerenin kenarinda dolanan sinekler gibi. hiç durmadan. kurtulus. sonra basindaki gözlügü fark etti.. Skorski kalkip müzik dolabina bir tomar bozuk para atti. ru hlarina ulasmaliydi! ruhlari vardi mutlaka. tekila üstüne tekila söylüyordu. Dan Skorski parkta uyandi. su MOR ISIKLI mahallede o tururken sarhos . Centr al Bulvar'i yasiyordu bir kez daha. bilmek zorundaydi. dokunmasi ile yere düsüp parçalanmasi bir oldu. Dan gözlügün arta kalanini gömleginin ön cebine soktu. en ufak bir istek duymadi onu düzmek için. cesaretle ndiriciydi. sikilmaya basladi. ama mükemmeldi. aptal kanlar ve aptal patronlar ve aptal baskanlar ve aptal Isalar gibi.çabuk sarhos oldu. kadin gelip yanina oturdu. agzinin tam ortasinda altin bir disi vardi. bir süre sonra gülüsmeyi ve bag irmayi birakmislar sessizce seyrediyorlardi yine.. ve onlara asla anlatamayacagi aptal bir hikaye vardi. günes batarken barmene içki ismarladi.. nasil böyle hareketsiz oturabiliyorlardi? kozanin içi gibi. mükemmeldi. bir kulagindan sarkiyordu. bir güvercin geçti ayaginin yanindan aylak aylak. bardaki bes kisi ve barmen oturmus onu seyrediyorlardi.. gitmisti cüzdani. bütün parasi o cüzdanin içindeydi. Meksikalilar gülüsüp bagirdilar. iskemle ve barmenin temizlik bezi ile boga güresi bile yapti. gece islak ve kirli bir kedi gibi Ti-juana'ni n ruhuna sokulurken dans etti. camlarindan biri çerçeveden firlamis havada sallaniyordu. bir bankin üzerinde. müzik dolabini sürekli besleyip Meksika müzigi çaldi.. eline bes dolar tutusturup usturuplu bir sekilde -ona göre en azindan.

yasli k adinlar bahçede oturmus Isa'yi seyrediyorlardi. çiçekli bir bahçenin ortasindaki cam bir kulübenin içine gerçek boyutlarda bir Isa koymuslardi. . ayaklarina bakarak duruyordu o kulübenin içinde. uyuz olmustu Dan. keyifsiz.. zordu ama.oldugu gece. Ise koyulmustu Skorski. hüzünlü.. Isa'yi o plastik kafeste n çikaracakti. MOR BIR ISIK DÖKÜLÜYORDU ÜSTÜNDEN. bir gece kafayi iyice çektikten sonra o bahçeye gitmisti.

Özgürlük Ülkesine dogru degil eye.ikmek ister misin.. bugün degil.sonra bir adam gelmisti kosarak. gözleri harikula de. kimse onu bir daha görmedi. geri zekalilarin ellerindeydi hersey. çamurlu tarlalardan geçerken küçük çocuklar onu tasladi.." "hayir. hiçligin Meksika plazasinin sonuna kadar. New York'da kokteyleri o kadar hizli içmekle iyi etmemisti belki. basaramaT misti. "hey! n'apiyorsun?" "bu orospu çocugunu kafesten çikarmaya çalisiyorum! sakincasi var mi?" "polis çagirdik. beyazlar giymis bir oglan çocugu. istedigi sey onlardaydi. LACIVERTMIS en azindan. Meksiko City yolunu yarilamis olarak küçük bir kasabadan geçerken mor bir Isa'dan farki yokmus dediklerine göre. senyor?" diye sordu çocuk. basi önüne sarkik. 96 . "kizkardesimi . ama Kuzeye." "polis mi?" Skorski." gerçekten üzgün uzaklasmisti çocuk. ya da etmisti. Dan hüzünlendi çoc sonra kalkip plazadan çikti ve yürümeye basladi. bu sefer ayaginda ayakkabilari vardi hiç olmazsa. bir oglan çocugu dizine vuruyordu. Isa'yi yere birakip kaçmisti. 95 onlarin verecekleriydi istedigi sey. ömründe bu kadar güzel göz görmemisti. ki yakindir. Meksika'nin içine. ama önemi yoktu. "12 yasinda.

Neyin var? diye geçirdim içimden. Ayak uçlarinda yükseldiginde daracik elbisesi yukari çikti. Postanenin önüne gelince içeri girdi. Trafik lambasina yürüyüp karsiya geçtim. Böyle ka dinlarin sokakta yürümeleri yasaklanmali. Sesini dinledim. Kendine hakim olamiyorsun. asansörün kapisi kapanir kapanmaz binaya girdim . ben de pesinden. kalçali bir kadindi.TECAVÜZ! TECAVÜZ! Bazi testler yaptirmak için doktora gitmistim. Parlak san bir elbise vardi üstünde. Aniden ayaga firlayip dügmeye basti. dayanilir gibi degildi! O ön kapidan indi. Tanrim. üçüncüsü ikincisinden on bes dakika sonra. Kendime hakim olamiyordum. Onu takip ettigimin farkindaydi mutlaka. Yedi dolar seksen bes sentlik para havalesi yaptirdi. Üç kez kan alinmasi gerekiyordu. Gizlice size gülüyormu s gibi. Yürürken karsi kaldirimdaki otobüs duraginda otura adin dikkatimi çekti. diye geçirdim içimden. aradaki on bes daki kayi doldurmak için sokaga çikmis yürüyordum. Hiç isime yaramayacak bir düzine posta karti alip telasla disari firladim. Izledikçe daha çekici buluyordum onu. Uzun süre yol aldik. Ilik ve hos bir aksamüstüydü. giydikleri elbisedir bazen sizi çeken. Kalçalari aklimi basimdan a lmisti. Asansör . ona dokunabilirim. Ilk köseden döndü. Ben kesinlikle düsleydim. Blok apartmanlardan olusmus bir semtti. Milyonlarca kadinin içinden biri çikar ve içinizde uykuya yatmis ne var sa canlandirir. Otobüs duragina dogru yürüdüm. O asansörü beklerk en ben disarda durdum. ama rahatsiz olmus görünmüyordu. Sesi bil e özel bir sehvet makinesinden gelir gibiydi. Topuk seslerini dinleyerek ardindan yürürken onu gözlerimle yiyordum. dedi içimde bir ses. bacak bacak üstüne atmisti. Bir kez olsun arkasina bakmamisti. Son anda otobüse atlay ip yanindaki bos koltuga oturdum. Dört-bes kisilik bir sira vardi. Ondan bes santim uzaktayim. Umurumda bile degil. Insanlar düste gibiy di. Yapilarinda bir uyum vardir. ya da kendiler ine özgü bir hava. Ben de pesinden. Alti-yedi kilometre yol aldik. Ikinci kan alinmis. Sonra "Hudson Arms" adinda bir binaya girdi. Yüzünde sizi oyun oynamaya davet eden bir sey vardi. ben arka. Disari çikti. Ayak bilekleri ince ama bacakl ari dolgun. Yanina vardigimda kalkti ve yürümeye basladi. Otobüs duragindaydi ve otobüs duraga yanasmak üzereydi. Asansöre girdigini gördüm. Ikinc isi birincisinden on dakika.

kapisinin önünde durup bekledim, kapinin açildigini ve asansörden çiktigini duydum. Asansör gri dügmesine bastim, saymaya basladim. Bir, iki, üç, dört, bes, alti... Asansör geldiginde on sekize kadar saymistim.

Asansöre girip en üst dügmeye bastim, dördüncü kat. Saymaya basladim. Dördüncü kata geldig yirmi dörde kadar saymistim. Üçüncü katta bir yerlerde olmaliydi. Üçüncü kat dügmesine bast

saniye. Sonra asansörden çiktim. Bir sürü daire vardi. Ilk dairede bulacak kadar sansli olmadigima karar verip ikinci dairenin kapisini çaldim. Kel kafali bir adam açti kapiyi. Üstünde fanila vardi, pantolon askisi kullaniyo rdu. "Concord Hayat Sigorta Sirketi'nden geliyorum. Sigortaniz yeterli mi?" "Git," dedi kel ve kapiyi kapatti. Yan kapiyi çaldim. Kirk sekiz yaslarinda, yüzü kirismis, sisman bir kadin açti kapiyi. "Içeri girin lütfen," dedi. Girdim.

"Oglum ve ben açiz," dedi, "kocam iki yil önce sokak ortasinda düsüp öldü. Durup dururken. Ayda doksan dolarla geçinemiyoruz. Oglum aç. Ogluma bir yumurta alçak kadar para verebilir misiniz?" Süzdüm kadini. Oglan odanin ortasinda durmus siritiyordu. On iki yaslarinda, irice v e biraz eblehti. Siritip duruyordu. Kadina bir dolar verdim. "Sagolun, Bayim! Sagolun!" Kollarini boynuma dolayip beni öptü. Agzinin içi islak ve yumusakti. Dilini agzima so ktu. Kusacak gibi oldum. Dolgun ve tükürüklüy-dü dili. Memeleri çok iri ve yumusakti. Kollarindan kurtuldum. "Kendinizi çok yalniz hissettiginiz olmaz mi? Bir kadina ihtiyaciniz yok mu? Iyi v e temiz bir kadinim ben, gerçekten. Benden hastalik filan kapmazsiniz." "Gitmem gerek," dedim, kendimi disari attim. Üç kapi daha denedim, olmadi.

Dördüncüsünde buldum onu. Kapi hafif aralikti. Içeri girip kapiyi kapattim. Zevkli dösenmi ti içerisi. Hiç kimildamadan bana bakti. Ne zaman bagiracak, diye geçirdim içimden. Sertlesmistim.

Üstüne yürüdüm, saçindan kavrayip öptüm. Karsi koymaya çalisti. San elbise üstündeydi hâlâ çekilip dört kez tokatladim. Tekrar kollanma aldigimda direnci kirilmisti. Bir süre bi rlikte sendeledik. Elbisesini yakasindan göbegine kadar yirttim, sutyenini parçaladim. Inanilmazdi gögüsler i, volkanik.

Gögüslerini emdim, sonra agzini öptüm. Elbisesini kaldirip külotunu çikardi. Ayakta aldim o u. Isimi bitirince kanepeye firlattim. Açik bacaklari ile bana bakiyordu. Doymamistim.

"Banyoya git," dedim, "temizlen." Buzdolabini açtim. Bir sise kaliteli sarap buldum. Iki bardak alip sarap koydum. Banyodan çiktiginda içkisini eline tutusturdum, kanepeye oturduk.

"Adin ne?" "Vera." "Zevk aldin mi?" "Evet. Birinin bana zorla sahip olmasi hosuma gider. Beni takip ettigini biliyor dum. Ümitlenmistim. Asansöre bindigimde gelmeyince

cesaretini yitirdigini düsündüm. Daha önce bir kez tecavüze ugradim. Güzel bir kadinin erk k bulmasi kolay olmuyor. Erkekler erisilmez oldugumuzu düsünüyorlar." "Bu sekilde giyinip sokaklara çiktiginda erkeklere iskence ettiginin farkindasin, degil mi?" "Evet. Bir dahaki sefere kemerini kullanmani istiyorum." "Kemerimi mi?" "Evet. Kiçimi, kalçalarimi, bacaklarimi kirbaçlamani istiyorum. Canimi yak, sonra da b ana sahip ol. Bana tecavüz edecegini söyle." "Tamam. Canini yakacagim. Sana tecavüz edecegim." Saçindan kavrayip vahsice öptüm, dudaklarini çignedim. "Düz beni!" dedi, "Düz beni!" "Dur," dedim, "biraz dinlenmem gerek." Fermuarimi indirip kamisimi eline aldi. "Ne kadar güzel. Mor, kavisli." Agzina aldi. Isi biliyordu. "Aman allahim!" diye inledim. Teslim olmustum. Alti-yedi dakika dayanabildim, sonra iligimi emdi. "Bak," dedim, "bu geceyi burada geçirecegim anlasilan. Gücümü toparlamam gerek. Ben dus yaparken bana yiyecek bir seyler hazirla." "Olur," dedi. Banyoya girip kapiyi çektim, sicak suyu açtim, giysilerimi çikarip astim. Dusumu yaptim, üstüme bir havlu sarip banyodan çiktim. Ayni anda kapi açildi, odaya iki polis daldi.

otobüs degistirdim. Yirmi bes . çorba. "Bir dakika. kadin davaci olmuyor.. "Deger mi." dedi polislerden iri yari olan. "Bir saka mi bu." "Harika! Harika!" "Adimini dikkatli at." Beni tutuklayip hücreye tiktilar." dedim."Bu orospu çocugu bana tecavüz etti!" dedi polislere. Adalet bu muydu? Sonra düsündüm. Vera?" "Hayir.. "Sanslisin." "Tabii. Bir kadinin sözü yeterliydi. Ne yapacagima karar veremiyordu m." "Evet. "bir daha söyletme!" Banyoya girip giyinmeye basladim. "bir kadin için hayatini mahvediyorsun." dedi iri polis. "Giyin ahbap. Greyfurt? Klas bir yere düsmüstüm! Hücremde on bes dakika kadar geçirmistim ki kapi açildi. "Genellikle öyledir. Asansöre binip asagi indik. ekmek ve kahve verdiler. Bu kadina tecavüz etmis miydi . deger mi?" "Tam da tecavüz sayilmaz. "Irz düsmani!" dedi Vera. Otobüse bindim." dedim. apartmanin yaki ninda bir yerde indim. Disari çikar çikmaz kelepçeyi geçirdiler. Sabah greyfurt. Sonra uyumusum. Lobiden geçerken herkes bana bakti. Bukowski. Vera dairesinde kalmisti. tabii!" Pilimi pirtimi alip disari çiktim. bana tecavüz ettin! Beni oral seks yapmaya zorladin!" "Giyin ahbap. Polisler kaba kuvvet kullanarak arka koltuga oturttul ar beni. Bir süre sonra apartmanin kapisinin önündeydim." dedim. arkadas?" dedi iri polis. "Haklisin galiba. etmemis miydim? Bilemiyordum.

dakika durdum orada. Günlerden cumartesiydi. Evde olmaliydi. Içeri girdim, asansöre bi ndim, üçüncü kat dügmesine bastim. Üçüncü katta asansörden indim ve kapiyi çaldim. Evdeydi. Içeri daldim. "Oglun için bir dolar getirdim," dedim. Aldi.

"Tesekkür ederim! Tesekkür ederim!" Agzini agzima dayadi. Islak bir elektrik süpürgesinden farksizdi. Tükürüklü dilini agzima s ktu. Emdim. Elbisesini kaldirdim. Iri, kocaman bir g.t. Bol g.t. Sol tarafinda küçük bir deligi ol an kocaman beyaz bir don. Boy aynasinin karsisindaydik. G.tünü kavrayip agzimi agzina bastirdim. Dillerim iz iki çingirakli yilan gibi oynastilar. Sertlesmistim. Ebleh oglan odanin ortasinda durmus bize siritiyordu. KÖTÜ BIR KENT Frank basamaklari indi. Asansörlerden haz etmezdi. Çok sey vardi haz etmedigi. Merdivenden asansörlerden ettiginden daha az nefret ediy ordu. Resepsiyon memuru ona seslendi: "Bay Evans! Bir dakikanizi rica edebilir miyim?" Yulaf ezmesini andiriyordu resepsiyon memurunun yüzü. Zor tuttu Frank kendini ona vu rmamak için. Resepsiyon memuru lobiye bakindi, sonra iyice Frank'e dogru egildi. "Bay Evans, sizi bir süreden beri izliyoruz." Resepsiyon memuru bir kez daha lobiye bakindi, etrafta kimsenin olmadigindan emi n olduktan sonra öne egildi yine. "Bay Evans, sizi izliyoruz ve aklinizin bir parçasini yitirdiginizi saniyoruz." Resepsiyon memuru dogrulup gözlerini Frank'in yüzüne dikti. "Sinemaya gitmeyi düsünüyorum," dedi Frank, "önerebilecegin bir film var mi?" "Konudan sapmayalim, Bay Frank." "Pekala, aklimi yitiriyorum. Baska?" "Size yardim etmek istiyoruz, Bay Evans. Aklinizin parçasini bul-102 dügümüz kanisindayim. Geri ister misiniz?" "Pekala, aklimin parçasini bana geri verin." Resepsiyon memuru masanin altindan selofana sarilmis bir sey çikardi."

"Iste, Bay Evans." "Tesekkür ederim." Frank paketi ceketinin cebine koydu ve disari çikti. Serin bir sonbahar aksamiydi . Yürümeye basladi, batiya. Karsisina gelen ilk ara sokaga sapti. Elini ceketinin cebine sokup selof ana sarili paketi çikardi. Selofani açti. Peynire benziyordu. Tadina bakti. Tadi da peynir tadiydi. Hepsini y edi, sonra ara sokaktan çikip caddede yürümeye basladi yine. Karsisina çikan ilk sinemaya daldi, biletini aldi ve karanliga girdi. Arka sirada ki koltuklardan birine oturdu. Tenhaydi içerisi. Agir idrar kokusu vardi. Ekrandaki kadinlar 20'li yillar in kadinlari gibi giyinmislerdi, saçlari vazelinli ve dümdüz arkaya taranmis. Burunlari fazlasi ile uzun görünüyordu, adamlar da gözlerinin altina sürme çekmislerdi. Sesli bile degildi film. Ekranin altinda sözcükler beliriyordu: BLANCHE BÜYÜK KENTTE YENIYDI. Saçlari düz ve jöleli bir adam Blanche'a siseden cin içiliyordu. Blanche sarhos oluyor gibiydi. BLANCHE'IN BASI DÖNER. ADAM ONU ANIDEN ÖPER. Frank etrafina bakti. Heryerde baslar inip kalkiyordu. Adamlar birbirlerinin çükler ini emiyorlardi. Durmaksizin. Tek baslarina oturanlar otuzbir çekiyor gibiydiler. Peynir iyi gelmis ti. Resepsiyon memuru daha cömert olsaymis keske. ADAM BLANCHE! SOYMAYA BASLAR. Ve her baktiginda tipin teki ona daha yakin oturmaktadir. Frank tekrar ekrana b aktiginda adam iki üç koltuk daha yaklasmistir. BLANCHE ALKOLÜN ETKISI ILE KENDINDEN GEÇMISKEN ADAM ONUNLA SEVISIR. Bir kez daha bakti. Adam üç koltuk uzagindaydi. Derin nefes aliyordu. Sonra yaninda ki koltuktaydi. "Oooo," diye inledi, "ooooo, ooo, ah, ah!" BLANCHE ERTESI SABAH UYANDIGINDA TECAVÜZE UGRADIGINI ANLAR. Kiçini hiç silmezmis gibi kokuyordu adam. Agzinin kenarindan sal yalar akitarak Frank'e yaslandi. Frank sustalinin dügmesine basti: "Dikkat et," dedi, "biraz daha yaklasirsan canin yanabilir!" "Aman tanrim!" dedi adam. Koltugundan firlayip koridora çikti, hizla en ön siraya g idip oturdu. Iki kisi is tutuyordu. Adamlardan biri digerinin borusunu üflerken digeri onun kamisini sivazl iyordu. Frank'e musallat

olan adam oturup onlari seyretti. ÇOK GEÇMEDEN BLANCHE GENELEVE DÜSER.

Sonra Frank'in isemesi geldi. Kalkip yaziya dogru yürüdü: ERKEK. Içeri girdi. Igrenç koku yordu içerisi. Ögürdü, kabinin kapisini açti, girdi. Penisini çikarip isemeye basladi. Sonra sesler duydu . "Oooooh tanrim ooooh ooooh tanrim bir yilan bu bir kobra tanrim oooh ooooh!"

Kabinleri ayiran bölmede bir delik vardi. Bir göz gördü delikte. Kamisini tutup döndü ve a amin gözüne isedi. "aaah aaah. Pislik herif!" dedi adam. "insan degil canavarsin sen, orospu çocugu! " Adamin tuvalet kagidindan bir parça koparip yüzünü sildigini duydu. Sonra aglamaya basl adi. Frank kabinden çikti, ellerini yikadi. Filmin devamini seyretmek istemiyordu. Sinemadan çi kip oteline dogru yürümeye basladi. Lobiye girdiginde resepsiyon memuru basiyla ona isaret etti. "Ne var?" dedi Frank. "Özür dilerim, Bay Evans. Size takilmak istemistim sadece." "Hangi konuda?" "Biliyorsunuz." "Hayir, bilmiyorum." "Aklinizi yitirmeniz konusunda. Içkiliydim. Kimseye bir sey söylemeyin, isimden ola bilirim. Saka ediyordum." "Ama aklimi yitiriyorum," dedi Frank, "peynir için de tesekkürler." Sonra döndü, merdivenden yukari çikti. Odasina girince gidip yazi masasina oturdu. Su staliyi çikardi, dügmeye basti, biçagi seyretti. Tek tarafi iyice bilenmisti. Birine rahatlikla sokab ilir ya da etinden bir parça koparabilirdiniz. Dügmeye basip biçagi kapatti. Sonra kagit kalem bulup yazmaya basl adi: "Sevgili Annecigim: Kötü bir kent burasi. Seylan'in eline geçmis. Cinsellik heryerde ve Tanri'nin kastett igi gibi Güzellik araci olarak degil, Kötülük araci olarak kullaniliyor. Evet, bu kent kesinlikle Seylan'in el ine geçmis. Genç kizlara zorla cin içirilip tecavüz ediliyor, kizlar geneleve düsüyor. Korkunç. Inanilmaz. Yüregim paramparça.

Dün gece sahilde yürüdüm, sahil sayilmaz aslinda, kayaliklarda. Sonra durdum, oturup Güze lligi içime çektim. Denizi, gökyüzünü, kumu. Sonsuz bir huzur kapladi içimi. Sonra mucizevi bir sey old . Üç sincap üstüne oturdugum kayanin dibinden beni gördüler ve kayaya tirmanmaya basladilar. Kayada bana dogru

Sonsuzluk. ömrümde bu kadar güze göz görmedim -günahtan arinmis: gökyüzü. Sonunda b n kalktim ve onlar.. Annecigim. Frank kalkti. . hersey o gözlere sigmisti. açti. deniz. kapiya gitti.. Sonunda kayayi tirmanip ayaklanma geldiler. Kapi çalindi. Gözlerini yüzüme dikmislerdi.tirmanirken taslarin ve yariklarin arasindan bana bakan minik yüzlerini görebiliyord um. Resepsiyon memuruydu gelen.

" "Bagislandin. "Seni igrenç orospu çocugu! ÖPTÜN BENI" "Sizi seviyorum. lütfen." . Temiz bir kiç deligi gibisi yoktur!" "Odami hemen terket!" Resepsiyon memuru kolunu Frank'in boynuna doladi. Sonra çikardi. içeri gir. dügmeye basti. size söylemek istedigim bir sey var." "Pekala. biçak firladi. Biliyorsunuz.." "Neden bahsettigini anlamiyorum. Bay Evans!" "Seni igrenç domuz!" Frank sustaliyi çikardi." "Size asigim. Bay Evans. Bay Evans.. Sarap kokuyordu."Bay Evans. Bay Evans. Lütfen alinmayin ama beni köklemenizi istiyorum.tanrim. "Söyle. sizinle konusmam gerek. degil mi?" "Hayir. aramizda geçen konusmadan lütfen idareye söz etmeyin. "Bay Evans.." "Bay Evans." "Ne?" "Bedeninize." Resepsiyon memuru kapiyi kapatip Frank'in önünde durdu. "Bay Evans." "Ne. Bay Evans. ruhuma demek istiyorsun.." "Ne?" "KÖKLEYIN BENI. son zamanlarda içiyorum. Bay Evans! Amerikan Donanmasinin yarisi üstümden geçmistir! Denizciler m alin iyisinden anlarlar." "Harika bir adamsiniz siz. biçagi resepsiyon memurunun karni na sapladi. Simdi git. agzini agzina yapistirdi..

" dedi resepsiyon memuru. pulladi." "Ibne seni! BENI ÖPERSIN HA!" Frank yere egilip resepsiyon memurunun fermuarini açti.. kaçistilar. Tanri hep seninle olsun sevgi ile oglun Frank" Zarfin üstüne adresi yazdi. bu kentten. nefret ederlerdi uyumaktan. mektubu içine koydu. üçte ikisini kesti. yapistirdi. "Ah tanrim tanrim tanrim. yuk ari dogru çekti. ruhundan arta kalani ister gibi uçtular üstüne dogru. Iki elini karnina bastirmis kanamayi durdurmaya çalisiyordu. bir hiç.. bu otelden ayrilmak zorundayim. Portland ya da Seattle olur saniy orum.. Sonra sifonu çekti. Sana bir sonraki kentten yine yazacagim -San Francisco. Sonra kamisini çikardi. kalkip dolapta asili olan ceketinin iç cebine koydu. simdi de issizlik. kums al serin oluyordu ve gün batimindan hemen sonra sahilde yürümek hosuna gidiyordu. mutlu ve saglikli olmani diliyorum. martilar dogru uçtular. Tuvaletten çikti ve masaya oturdu yine. -Seytan herkesin ruhuna sizmis. sonra kadinsizlik. Sonra dolaptan bir bavul çikardi. ruhunu. kimseler olmazdi. buna inanmak zor degildi. sonbahari belki de. bir de erkeklik çagini: çalistigi isler ve kadinlar. elindeki et parçasini tuvalete firlatti. ama Sonsuzlugu görmüstüm. bir haftalik kirasini ödemisti bi . Annecigim. herseye zor inanilirdi suya bakinca. onu un utamazdi. 106 BIR DOLAR YIRMI SENT yaz sonunu seviyordu en çok. hayir sonbahari. bitmis. bir dolar yirmi sent nakit vardi cebinde. Seni sürekli düsünüyor.Resepsiyon memuru yere yigildi.. Kalemi aldi. gözlerini. su kirl i görünürdü. altmisinda bir berdus. kuma oturup suya bakardi. yatagin üstüne koydu ve esyalarini top lamaya basladi. her neyse. ölümcül görünürdü su ve martilar uyumak istemezlerdi. hayir. ". Çin diye bir ülke ol duguna ya da ABD'ye ve Vietnam'a. E llerini sabunla güzelce yikadi. bir zamanlar çocuk olduguna. Frank banyoya gitti. ruhundan arta fazla bir sey kalmamissa ve bunun farkindaysan biraz ruhun vardir yine de.

digerleri kurnaz. kutu birala 107 . gürültücü. okyanus. kadinlari düsündü yine. odalar ve yataklar ve evler ve Noeller ve isler ve sarkilar ve hasta neler ve donukluk. sonra gülüsmeler duydu arkasinda. biraz deli ve çok z nlar olmuslardi.. battaniyeleri vardi.. donuk günler ve geceler ve anlam eksikligi ve firsat eksikligi.r de. ve simdi. altmis yilin karsiligi: bir dolar yirmi sent. birkaçi iyi davranmisti ona.

güzelim!" güldüler yine. sarap sisesini kaldirdi." gençlerden biri bira kutusunu firlatti. genç insanlar kötü degildi. "KIMILDADI! bak. sonra içlerinden biri onu fark etti. biraz kalmisti dibinde." "hâlâ iyi bir adamim ben evlat. babalik?" "böyle KONUSMA. "harcanmis yillarda vardir. güldüler. iki delikanli ile iki gençkiz ince. kaygisiz. ayak parmaklarini kuma gömmüstü. neydi bun . pantolonuna yapismis kumlan silkeledi. esnek vücutlar. kendi a uçusuyor gibiydi. Rod!" dedi uzun kizil saçli genç kiz." "kizlardan biri altina yatsa ne yapabilirsin. "hey. böyle degildi gençler.n vardi. babalik? ne yaparsin? kizlardan biri altina yatsa ne yaparsin? ha ?" yürümeye basladi. Rod? bazen NEFRET ediyorum senden!" "BURAYA GEL. "ne biçim konustun zavalli adamla. KIMILDADI!" ayaga kalkti. bilmiyorum!" "insan mi?" "nefes aliyor mu? düzer mi?" "neyi düzer mi?" güldüler. "yaslilikta utanilacak bir sey yoktur. güldüler. "ne diyorsun. babalik. battaniyenin etrafindan dolanip kumda kaldirima dogru yürüdü. "kollari ve bacaklari var! yüzü var!" "YÜZÜ MÜ?" ? yanlarina gitti. rüzgârda saçini düzeltiyordu. kahveleri ve sandviçleri vardi. içmenin tam sirasiy-di. sen harcanmissin bana kalirsa. NEDIR O?" "tanrim. anlayamiyordu.

kiz bir çiglik atti. güzel çorba yaparim."HAYIR!" arkasina bakti. tavuk suyu. Bayan Conners kapiyi açik birakmisti . bir kasik. karanlikta yüzünü seçemiyordu. "Bay Seed?" "efendim?" kapi açildi. çorbayi pencereye götürdü. leziz! bir tas getireyim!" "peki. bunu begendin mi?" diye sordu. kapi çalindi. öbür çiftin ayaga kalkip öpüstügünü gördü. "çorba pisirdim. çok güzel. Bayan Conners çorbayi kucagina yerlestirdi. çorbadaki yag kabarciklarin a bakti öylece. buhar çikti topraktan. kumda yuvarlandilar. altmis bes yasindaydi Bayan Conn ers. bir süre oturdu. yataga uzandi. etsiz. isigi yakmadi. tel ö sizce açip çorbayi topraga döktü. bir süre okyanusu dinledi. dalgalarin sesini duydu. on daki ka sonra odasindaydi. ev sahibesi Bayan Conners gelmisti. her zamankinden daha karanlikti. isik süzülüyordu içeri. çis sansiydi. sonra güldü." yataktan kalkip iskemleye oturdu ve bekledi. Barney önce bitirdi. sonra iç geçirdi. ben agzinda. istemiyorum. kapiyi kap i ve yataga girdi." dedi. sonra kalkip kasigi si-fonyerin üstüne koydu. kulak kabartti. bir isik demeti. kaldirima ulasti. gülerek bogustu-108 lar. benim isimi . salladi ve "nasil. ayak basparmagini hatunun kiçina soktu." "tesekkür ederim. oturup çorbayi seyretti. severdi karanligi. hatun o anda cevap veremedi. derin bir iç geçirdi ve öldü. Bay Seed. Rod'un kizi kovaladigini gördü. tasi sifonyerin üstüne koydu. ÇORAPSIZ Barney kiçindaydi. "çok begeneceksiniz. karanlik anlamliydi. bacaklarina ve kucagina dökülen bir isik demeti." "hadi Bay Sneed. ayakkabilarini çikardi. bir tas çorba. Rod kiz i yakaladi. iyiydi yüzünü seçememesi. size bir tas çorba getireyim mi?" "hayir. banklardan birine oturup ayagindaki kumlan temizledi. nefis çorba.

saat aksamin dört buçuguna geliyordu. kapinin zili çaldi. Barney agzina. hasta ya da u ykuya muhtaç . sonra bir-iki saat kadar içtik. sizincaya kadar içtim. Dan gelmisti. sonra Barney evine gitti. ben de evime. sonra ben kiçina geçtim.bitirdi.

su fena sayilmaz. su fena degil. "evet?" diye sordum. bu bok! bu da!" o siirlerimi degerlendirirken kaç bira içtim bilmiyorum. döndügümde bütün arsizligi ile kanepemde oturuyordu. banyoya kosup bosalttim. kusmuk buk!" ne kadar dogru." "Dan?" "evet. bu bok! bu da bok! bu da öyle.mcik var mi?" "ne?" . Dan. "bu. "bahar dinletisi için siirlerine ihtiyacimiz var." dinletilerine bir kez olsun katilmamis. hiçbir zaman ilgilenmemistim. ama kendimi daha iyi hisse tmeye baslamistim. "elimde hiç siir yok." "dolabina bakabilir miyim?" "bak. heheehehe! ne oldu sana. sohbet sirasinda son derece sikici nükteler yapma dan edemezdi. minik bir sakali vardi. "hey. daha da kötüsü -kafiyeli siir yazardi. buk? buk kusacak. Bukow ski?" "bilmiyorum. evet?" "tanidigin bir . ona baktim ve "hasiktir..oldugumda Dan mutlaka gelir." "dolap dolusu siir olurdu sende eskiden." dedim. bir siir atölyesi isleten bir tür komünist entelektüeldi Da n ve klasik müzikten anlardi." "biliyorum. döndügümde Dan elinde burusuk sayfalarla oturuyordu. "yine mi hastasin." buzdolabina gidip bir bira aldim.." "himmm. ama yillarda n beri evime gelip kafa ütülüyordu ve hâlâ onu basimdan savmanin usturuplu bir yolunu bulamamistim.

"yemek yemez misin sen?" "sadece belli seyler. birini Vera'ya verdim. "bardak var mi?" "elbette.." dedi Dan.iktir et siirleri! .." "öyle mi? Charles Bukowski'nin neye benzedigini hep merak etmisimdir. kapidan çikip arabaya bi ndik. "siirlerinizi okudum ve." dedim.." yolu tarif etti.." "evet." ".. yolda durup bir sise skoç kaptim. bu." Vera bardaklari alip geldi." dedim. "Ooo.m diyorum. herifin teki oturuyordu kanepede." "yürü!" "bu siirlerin birkaçini almak isterim." "al. ötekini kendim aldim. Dan. . indik arabadan. "bacaklari n harikulade." dedi Vera.m!" "Vera olabilir belki. ben de.. .mina koyayim." dedi Vera. kanepede oturan adamla Vera'nin arasina oturdum. bir çift ayakkabi.Charles Bukowski. y irtik bir sort. Dan karsimiza oturdu. ben giyinirken bir bira içmek ister misin?" "bir biradan zarar gelmez. uzanip Vera'nin etegini dizlerine kadar siyirdim. ben ve Dan." "Vera."topu topu on santime tav olacak bir kadin taniyor musun?" "bu siirler." dedi. kapiyi Vera açti. selam." "siirin . bardagami dipledim. skoç.. robumu çikarip eski giysilerimi üstüme geçirdim. "Bay Bukowski. "seni hiç yemek yerken görmedim. moruk. iki bardaga skoç koy dum." ona bir bira verdim.." onu itip içeri girdim. "Ooo. fermuari ancak 4/3 kapanan bir pantolon ve eski bir gömlek. "biraz tombul oldugumu düsünüyorum... hayli lüks bir evin zilini çaldik.

merak etme. "Bak. kalkti ve gitti. egilip Vera'nin dizlerinden birini öptüm. "ben gidiyorum!" dedi kanepenin öbür ucunda oturan adam. röntgen daha sonra çekilecek otuz-bire renk katar. Vera bekledi. çok geçmeden kiçina kadar çikarmistim etegini." Vera elegi kiçinda oturup bekledi. eski yor ganlari andiriyordu -ipek kabartma dörtgenler." dedi. Vera!" "neden?" "yahu nerden bileyim?" etegini indirdi." dedi." istemeye istemeye kalkip gitti. "kiçina bir morina baligi sokmak geliy or içimden. külot haline getirilmis minik bir yorgan. "Charles. külotunu gördüm. hafif yagli. öpüslerin arasina beylik laflar sikistiriyordum. sahaneydi. "sisman bulmuyor musun beni?" "hayir. mavi. "sismanim. basimi bacaklarinin arasindan kaldirdigimda Dan karsimiza oturmus piril piril p arliyordu. "içkiyi severim." dedim. a ma genellikle bir yerden zor kalkip giderdi." dedim. bir tane daha koydum. "Vera. ben de öyleydim." dedi. mükemmelsin."halt etmissin! mükemmelsin!" kendime bir skoç daha koydum. "Dan.ve nefis renkler: yesil. birazdan sira sana ge-112 lecek. uzanip gögüslerinden birini kavradim. hiç acele etmeden içkimi yudumla dim. lavanta. Vera'nin içkisini tazeledim. evladim. gerçekten çok güzel bir külottu. bardagimi dipledim. bildigimiz malzemeden degildi. "Charles. sonsuza dek eriyebilirim sende. "senin gitme zamanin geldi saniyorum." içkimi dipledim. yumusacik. . sari. "dünyanin en büyük sairiyim. skoçtan bir yudu m alip biraz daha yukardan öptüm." dedim." dedim." dedim. "yasayan mi yoksa ölü mü?" "ölü. dogrulup bir içki daha koydum kendime. "ne?" diye sordu.

harcanmis bir makineli tüfek mermisi gibi. "lütfen git." "tasalanma yavrucugum. biraz daha içm k istiyorum." "iste. "ben Vera'nin arkadasiyim. hiç de fena sayilmazdi yanindaki kadin. bir seyden utaniyormusum gibi hissett im kendimi." dedi öteki kadin. küçük çentikler damarlarima batiyordu. suçlu."yarigindan isiyorsun. degil mi?" "sanirim. "çok güzel bir daireydi . onu korkutmussunuz." ." "Charles." kalktigini gördüm. çok hos bir daireydi. her zamanki gibi fazla siki. KANCIKLAR. sizden gitmenizi rica ediyorum!" "DINLEYIN. "beyefendi. "kimligine karakolda bakariz." "is. "büyük asiksin. IKINIZI DE DÜZECEGIM. siz kadinlarin en büyük sorunu bu. BÜTÜN ISTEDIGIM BU! IKINIZI DE TEMIZ BIR ON SANTIM BEKLIYOR!" orada oturmus sisenin dibini görmek üzereydim ki iki aynasiz girdi içeri. ama içkiye çok düskün bir adamim ben." dedi. yar in sabah erken kalkmasi gerekiyormus. yarin erken kalkip ise gitmek zorundayim. "ve külotunu görmeliydin. SÖZ VERIYORUM! BIRKAÇ IÇKI DAHA IÇMEME IZIN VERIN." dedim. simdi ayakkabilarini ve pantolonunu giy-" taktilar kelepçeyi. bacaklarimin gidebileceginden daha hi zli. basimi kaldirdigimda Ver a karsima dikilmisti." dedim. "HEMEN!" "beyler. Charles Bukowski ile muhatap oldugunuzun farkinda misiniz?" diye sordum . düzecegim seni. "beyler?. ayakkabilari mi ve çoraplarimi çikarmis sortumla oturuyordum. yaninda bir kadin vardi." "Charles. göz açip kapayincaya kadar disari çikarmislardi beni. umursamadim. eksik. dünya beni izliyormus duygusuna kapildim ve tuhaftir. kendime bir içki daha koydum. çis. korkarim ki senden gitmeni isteyecegim. sevmistim orayi. "Nobel komitesinden misiniz? Yoksa Pulit-zer'den mi?" "ayakkabilarini ve pantolonunu giy. yadirganacak derecede samimi ve insani bir soru oldugunu düsündüm." dedi polislerden biri. öyle mi?" diye sordu polislerden biri. boktan.

kendimi ne zaman bu durumda bulsam polislerin ben den üstün olduklari hissine kapilirim." dedi gardiyan. g ardiyan beni kogusa tikti yine. "ne kadar sürecek bu is?" dedi gardiyan.. birbirinden sigara istedig i.alisilagelmis fotograf çekimi. yardim edebilecegini düsünerek." dedim."kes sesini!" dedi öbür polis. . tanrisal radyolarini dinledim. "canavar bunlar. "bir telefon hakkin var. güldügü. sonunda vazgeçip orada çürümeye karar verdim. çikinca beni ara." çabuk bir karar verip bir numara aradim." dedi gardiyan. ceplerdeki esyalarin alinmasi. çogu yük trenlerinden inmislerdi." dedi.." herkesin son derece rahat bir sekilde yerde yattigi. çagdaslasiyordu. "senden hoslaniyorum. bacaklarimi uzatip o rahat ve kibirli konusmalarini." b ir kagit parçasi tutusturdu elime." diye yalan söyledim. sürekli gülümsüyor.. karakol . sonra kogusun kapisi açildi ve adim okundu. bir zamanlar sarhosken kodese düsmesine ne den oldugum bir arkadasimin annesi açti. fazla özen göstermeksizin arka koltuga firlattilar beni. gerçek payi yok da degil. "on bes dakikadir burdasin. "dikkatli ol. sonra sivil bir memur geldi. içeri girdigind e anlayisli bir ses harikulade gelir insana. "kefaletle serbestsin. sol basparmagimla sorun yasadigim pa rmak izi fasli: "RAHAT OL! KENDINI KASMA!" bu sol basparmakla ilgili olarak suçluluk duygusu hep. beni siçip sivadi. gördügüm her yeni gardiyandan telefon hakkimi talep ettim. tek ben çorapsizd im. "canavar bu insanlar. iste o an anladim tek dos tum bile olmadigini. o ayyas kogusunda yüz el li kisiydik ve yüz kirk dokuzunun ayaginda çorap vardi. kiskandi m rahatliklarini." "arayacagim seni. sayfalari çevirip duruyordum. kogustan çikip telefon rehberini karistirmaya basladim. "allah allah." dedi alçak sesle. kaç kisiyi aradigimi bilmiyo rum. dibe vurdugunu sanip bir dip daha oldugunu kesfedebiliyordu insan. zamanla b azi seyler degisiyordu. ama insan kodeste nasil RAHATLAR? sivil memur sorular sorup önündeki yesil formu doldurdu. mizah anlayisi sifirdi yasli kancigin. iste o zaman kogusta çorapsiz tek adam oldugumu farkettim. horladigi ve isedigi ayyas kogusundan çikardi beni. "kullan.. Meksikalilar yatak odalarindaydilar sanki.

kefaletimi ödeyen melegin kim oldu gunu düsünüp durdum. ki bir saat kadar sürer. herkesi geçirdim aklimdan.kefalet islemi boyunca. kaldirimda bekliyorlardi. kimdi bu dost? disari çiktigimda benden nefret ettiklerin i sandigim bir adamla karisi oldugunu ögrendim. .

bardagi bir dikiste yarilayip telefonu açtim. "Vera.. "Buke?" "evet.arabalari ile beni evime biraktilar." "ben de." dedi ve kapiyi çarpti. hepsi zamana direniyor. beni içeri al.mcik.. "Vera!. istem edigimi söyledim." "hayir." kapinin zincirini sürmüstü ama içeriyi görebiliyordum. esyalarini al ve git. lütfen. . güzelim." "korkunçtun." Sacramento'dan bir . Buk. sisko. bir de küçük sise skoç aldim. tecavüz suçlamasinda bulunmak isteyip istemedigimi sordular." gidip bir altilik. agzima girmeye can atan çok dolgun bir gögüs gördüm. hayir.. Buke. bir kadin sesi. "pekala. "zaman zaman siirlerini tekrar tekrar okuyorum. Ann. korkunç. "Buke?" "Evet. "seninle çok iyi dost olacagimizi saniyorum. üs robu vardi. po lisleri çagirdigin için seni bagisliyorum. peltelesmis kiçina kina yak!" "Ooo. aradigin için tesekkür ederim." "asagilik kaltak." "biliyorum. kapidan içeri girdigimde telefon çaliyordu. Buke. skoç ve bira dolaniyordu kanimda. bebegim. hiç aklimdan çikmiyorsun. onlara kefalet bedelini ödedikten sonra arab alarina kadar geçirdim. Buke." "hayir. seninle asla dost olamayiz! korkunç bir kisiligin var!" gögsü yalvariyordu. ama kamisimla ona ulasamiyordum ve hâlâ çorap yoktu ayagimd a. biraz önce kodesten çiktim." "sagol.." "seni seviyorum. kimsin? biraz önce kodesten çiktim. Buke. çok tatlisin ama gidip içecek bir seyler al maliyim. Vera ben. ilk skoçu koyuyordum ki telefon çaldi. Buke. iyi gelmisti. polis çagirdin. can ciger." dedim. lütfen!" cüzdanimi ve çoraplarimi aldim. Ann.

" diyor.. uzun lafin kisasi. Maxie. müthis bir haham olacagindan hiç süphem yok. Kuzey Vietnamli öldürmek dogru degil. puroyu yaktim. mavi dumani üfledim. yeterince sehvetli ve palavraci. dünya her zamankinden daha çok sallanip titresiyor ve sonuçlan asikar. o da bir çoklari gibi savasl ari iyi ve kötü olarak ikiye ayiriyor. sonra da ayakkabil arimi. diyorum ve ona siirin nasil okunmasi g erektigini anlatiyorum. Arap öldürülebilir. sonra da bir kez daha iyi bir yurttas olarak geri vitese taktim. bu kez polis esligi olmaksizin geçtim park girisini. bir seylere dogru. iki arabanin arasindan çiktim. birayi elimden kapip agzindaki ay çekirdeklerini suluyor. kendime dogru. yeter ki onlara mantiksal b ir neden verin. ama hemen hemen herkes tuhaftir biraz . purodan bir duman aldim. genellikle yanildigim söylenir. "hani bira? tanri askina. ama aslinda savasa karsi degil. ayakkabilarimi çikardim. karanlik sokakta kuzeye dogru yol aldim. evime dogru. ayni ye re dönmemek sadece ölülere mahsustu. biraz asagida arabami buldum . bu oglan. iyi bir haham olacak. tuhaf: bazen düzüsmemek yarim yamalak bir düzüsten daha iyiydi. simdi de hahamlik egitimi görüyor. içecek bir seyin yok mu?" 14 tane ay çekirdegi avuçlayip agzina atiyor. kadim dost. akimdaki külüstür biliyordu. kaybetmemek. Kuzeye Kuzeye kuzeye. 116 SAKIN BIR GECE ziyaretime gelen insanlar biraz tuhaftir. "isa'yi siz öldürdünüz. sonra yesil yandi. keyfi kaçiyor. insanlar birbirlerini öldürmeye devam edecekler.otuz bes dolarimin içinde olup olmadigini kontrol etmek için cüzdanima bakarken Aaron Copeland çaldigini duydum." diyorum. çoraplarimi giydim. makine gibi çigniyor. Vietnam'dan yirtmak için habire üniversiteye gidiy r. ve bir trafik isiginda unutulmus yarim bir puro buldum küllükte. ömründe bir gün olsun çalismamis. "g . bindim. gidip biralari ge tiriyorum. içlerinden biri. burnumu da. minik bir sakal birakmis. 117 "isa askina. özenti kaltak. hayli saglikli görünüyor. sonra ben de bildim. "o muhabbete hiç girme!" diyor. olur. çalisti. hafif sisman. iyi bir haham olacak. Israil-Arap savasina katilmak istedi ama bavulunu yapma firsati bulama dan savas bitti.. yaniliyor da olabilirim. motoru isittim. bir siir dinletisinde benim siirlerimden birini okumak istiyor. riske girmemek.

Duncan." "evet. Times' da çok satiyor ama hiçbir sey yok L.". . ama bu hiçbir sey ifade etmeyebilir. isa askina derken onu kastediyordum . Times' da. tarzim degil.L.A." "evet. yayinevinin en iyi satan yazariyim.irmeyecegim. Creeley ve Le-vertov'un birl ikte sattiklarindan fazla satiyorum.A." "DEHSET CADDESI için yüklü telif aldigini duydum.

" "pamuk ipliginden sarkiyorum ben. Harry.000 dolarlik mirasa konan bir hatunla evlendi. 500 dolar on bes dakikada havaya uçtu." "baska bira var mi?" "tabii." "ikisinin de önlerine birbirlerinin adlari islenmis kazaklari var. kocasinin dalgiçliga meraki varmis." "nerden nereye. iyiydi siirler." "evet. iki tarafta da kamis bekliyordu. ilk sii r kitabina önsöz yazmistim.biralarimizi yudumladik. birini doyuramiyorum. arkan bos!1" "inanilir gibi degil. viskinin en kalitelisini içiyor.. yoksa yaniliyor muyum?" "odasinin duvarlarini mantar kaplatan mi?" 118 "evet.'" "birakalim su herifi. siir miir yazmiyordu." "evet. adini duyar duymaz köpürüyor. Proust'unki gibi ses geçirmez olacakmis. Harry'yi yolladim. isim bi tmis." "bana göre degil. Proust deg il miydi. sürekli yemek yiyor." "fena fikir degil aslinda. büyük yazari duvarlari mantar k apli odada yazarken görebiliyorum. iki bin dolara patlayacakmis. yani bogulmus.' dedi. senin küçük kizin nasil? neydi adi? Marina?" "Marina Louise Bukowski." ded im.." . ben editöre "hayir" dedim. DÖRT motosikleti var. 'önünde kocaman bir sey sarkiyor." "harikulade. "Harry nasil?" diye sordum. karisi Harry'nin çok büyük bir yaz ar oldugunu düsünüyor. Harry akil hastanesinde yatmis bir oglandi. neyse. afedersin. su salak haline bak. "ha. 4 Temmuz'da arkadaslarini arka bahçesine toplayip 500 dolarlik havai fisek patlatti. dalgiç giysisi simdi" Harry'de. ne dedi biliyor musun?" "hayir. domuz gibi olmus. edebiyattan filan anlayan bir tip degil. kaza geçirip ölmüs . haykiriyorlardi. 'Lilly bir serçe gibi siçradi çiftçi John'un tel örgüsünün üstünden. sonra Harry benim reddettigim bir isi kabul ett i -pornografik dergilere öykü yazmak." "neden?" "bilmiyorum." "'Hank. galiba. o kadar gülünç ki paranin içinde boguluyor. kocas i ölünce 40. Harry'ye çalisabilecegi bir stüdyo yap mak için duvarlardan birini yikiyorlar. geçen gün beni küvetten çikarken gördü. be bek bakiciligi yapiyor. durumu vahimdi Harry'nin. "evet." "seni kiskaniyor ama.

"geçenlerde Larry ugradi. "öyle mi?" .biralari getirdim." dedim.

öyle degil mi?" "iyi bir Amerikali gibi konustun. gerçeklesmeyebili r de. üstüne üstlük dil engeli var." "dinle. demek istedigim bu. atom bombalari yok ama. ama devrimcilerin çogunun göt olduklarini biliyorum. bir kötü yönetimden baska bir kötü yönetime geçmekte yarar görmüyorum ben. hava destegi de yok. ve üstüne üstlük son derece IKICI insanlar." "siyasetim yok benim. asil sorun burada. hastala n tedavi etmeyelim demiyorum. ama canavar gibi savasiyorlar."devrimin yarin sabah gerçeklesecegini saniyor. yoksullara yardim etmeyelim. devrimciler tekila içip esniyorlarmis. tarih çok agir ilerler. ve bunlarin bazilari karilari tarafindan terkedilmis. IÇERDEN-disariya dogru gerçeklesmesi gerektigi ni anlattim ona. bu bizim iç mes elemiz sayilir ve kimseyi ilgilendirmez. ama Oregon'da Castro'larla dolu bir siginagi bombalamak istedigimizi varsayalim. Haham. bir yolunu bulsalar Ford için çalismayi yegle rler. düsmani ya-ri-zeka yapan ayni zehiri kendileri için de istiyorlar. ben duruma bütün açilardan bakmaya çalisiyorum. devrimcilere katilmak için Meksika'ya gitmi s. gerçeklesebilir de." "Vietnamlilar'da da yok. y. devrimin DISARIDAN-içeriye dogru degil. moruk." "ne yani.ragi yemisler. yoksa hapi yutmustuk. kuzey eyalet lerin birinde gida ve silah ikmali yapmislar. egitimsizleri egitmeyelim. bu tiplerin ayaklanma baslar baslamaz yaptiklari ilk sey gidip bir renkli televizyon yagmalamak. sadece kendi açimdan degil . akne sorunlari olan. ben kus yuvasin i yeglerim. ama d inlemiyor beni. hapi yutmadik mi?" "emin degilim. kimse bilmiyor. gözlemciyim. simdi Kanada diye tutturdu." "dogru. boyunlarina kanli Baris Sembol'leri asan çok hasta insanlar. . bir bira daha iç." "daha iyi gözlemleyebilmek için mi?" "daha iyi gözlemleyebilmek için. her seçimde yapiyoruz bun zaten. ama bu devrimcilerin çoguna rahip cübbeleri giydiriyoruz. tüfegini temizleyip hazirlamakla mesgul." "yine de bir gerici gibi konusuyorsun." "allahtan herkes senin gibi degil." "yine de devrimin bokun bir kismini temizleyecegini düsünüyorum. çogu firsatçidir bunlarin." "Rusya'dan ve Çin'den korktugumuz için atom bombasini kullanamiyoruz da ondan. ama bir çok iyi seyi de yok edecek." "ben de.

King." . Malcolm X. onlarl a her zaman masaya otururum.kodamanlar ne yaptiklarini çok iyi biliyorlar. ama bir seyler degisiyor. Spock'a yaptiklarina bak. bu herifler sakaya gelmez. bu isi kan dökmeden hall ir yolu var hâlâ. aceleci davranirsan kiçinin üstüne oturturlar adami. liste uzar gid er. bunu kabul etmek zorundasin. gençler bir zamanlar yaslilarin düsündügünden daha iyi düsünüyorlar ve yaslilar ölüyor. Kennedy'ler.

" "DEHSET CADDESI gibi bir kitap yaziyor. yerine ne koyacagiz. yoksa kedi ile fareyi mi?" "artik bazi seyler idrak etme kolayligina sahip olmasina ragmen Insana karsi Ins an'i kastediyorum." "var tabii." "bir santimetre ilerlemek için kaç kisiyi öldürmeliyiz?" "bir santimetre bile ilerleyemedigimiz için kaç kisi ölüyor?" "bazen Plato ile konusuyormus gibi hissediyorum kendimi. yoksullar doktor yoklugundan düskünler kogusunda ölüyorlar. ülkeyi yaktik. agzi olan tek sen degilsin. . bu arada sefilhane-ler toplumun iskartaya çikardigi sefillerden geçilmiyor." "hayir." "bu söylediginde dogruluk payi var. sorun aramizda asili kaliyor. yahudi sakalli bir Plato ile." "Plato ile konusuyorsun. ülkeyi atese verelim. cezaev leri öylesine dolu ki mahkûmlar yerlerde yatiyorlar." bir süre susuyoruz." "Hitler'de öyle dedi." "peki.." "tesekkür ederim." "örümcek ile sinegi mi kastediyorsun." "dedigim gibi.." "denediler en azindan. sonra da katillerle el sikismak istiyors un. ama bütünüyle basarili da olmadilar. çok iyi bir Haham olacaksin. sonunu biliyorsun" "ölümün nesi var?" "bu gece hayatin sorunlarini tartisiyoruz. ne diyorsun? kenti atese mi verelim. Haham?" 120 "su anda iskenceler sürerken sen agzinin kenarindan konusuyorsun. insanlari satranç piyonlari gibi kullanan top lum yüzünden akil hastanelerinde bos yatak yok. bana sorarsan 'ya Zafer ya da Ölüm' derim. ölümün degil." "iyi de. Fransiz Devrimi."gözünü korkutmuslar senin." "el sikistik mi. Rus Devrimi basarisiz mi oldu sence?" "bütünüyle basarisiz olmadilar." "Amerikan Devrimi.

" "sakal birakirsin. yollara dökülmüs üç-d enç. FBI. ama bazilarini kimlerin at eslediginden emin degiliz. yarin tatli düslerin en tatlisi oldugunu bilmese de. çesit çesit insan gelir be ni görmeye. devlet mi. iyiyim. not aliyorum. beyinlerine Bukowski kitaplari zulalamis berduslar." "tesekkür ederim. ama talih benden yanaymis çünkü her biri bir seyler getirdi bana. "meclis. babam sana selam yolladi. ne hay at bu bana kirk sekizimde bahsedilen. gözlemliyorum. iyi misin?" "evet. savasa devam." "evet. yoksa çilginin teki mi? bir tahminde bulunmaktan kor kuyorum. cesur insanin hayal gücü sifira yaki ndir. bir fare misal i kolumdan yukari kosan mucizeyi hissediyorum. "silah kontrol yasasi ile bir seyleri çözecegini düsünüyor. beni hayatta tuttular." "tabii. ön bahçesine insanlarin çadir kurdugu b Henry Miller olmayacagim hiçbir zaman. iyi insanlarin iyiliklerini. ki dogal ama boktan. hem baska yönden de talihliyim çünkü sessiz ve gizli bir ün benimki. fahiseler." "bazen ben SENIN çok iyi bir Haham olacagini düsünüyorum. hâlâ mücadele ediyorum. Michigan'a gitmekte olan Loyola'li bir profesör. evlat." "yeterince önemli oldugunu sanmiyorum. ve tas duvarlarin arkasina siginmis bir Jeffers gibi hissetmiyorum kend imi artik. Plato'nun yahudi sakali yoktu. sonuna kadar savasmaliyiz." "bunun için allaha sükrediyorum. korkak gelecegi görebilen insandir. kadin s airler. ordu mu. tamamlamayi düsündügüm birkaç sone var. tüfekli devrimciler. tuhaf aksamlardan biri daha iste.. aydin ve yazarlarin sorunu BU -kendi rahatlan ve kendi acilan disinda fa zla bir sey hissedemiyorlar. göbegi bira dolu ayaga kalkiyor oglan." "Sam'e. dedigimi ilet. sabah bir dersim var." . tanrilar cömert davrandilar bana. polis mi. r seyler birakti. konusurlar. eskiden bu çetenin çok degerli zamanimi katledecegini düsünürdüm. yarinin Haham'i pazar sabahi kahvaltilarin da gürler." "senin biraz korkak oldugunu düsünüyorum" "evet. Haham." "dogru degil. silahlarin çogunu kimin atesledigini biliyoruz." ve sustuk bir kez daha. tazelerler beni: gelecegin Hahamlari. öyleyim." diyor dostum. Riverside'da yasayan bir baska profesör.. çünkü sira bana da gelebilir.bir aydin ya da yazar olarak KENDI kiçin kapanda degilken bu hosluklari gözlemlemek pek memnuniyet verici." "bir bira daha iç. "gitmek zorundayim.

sirada ne oldugunu bilesiniz diye. Bukowski kadinlard an korkar. gelmezler insallah. basamaklari iniyor. devrimci annesi ile Arizona'da bir yerde simdi.. rahibelerden. Bukowski yasli. dostum ruhumun etini kemiklerimden ayirmakta o kadar kararli ki kendi varolusun u unutmus gibi. zarlarda ne geldigini.."telefon numaram var mi sende?" "evet. kizim Marina koydu onlari oraya. Bukowski goril olsaydi kabileden kovulurdu." gidisini seyrediyorum. güç. Bukowski'nin fobileri var ve sözlüklerden. Bukowski ucuz pansiyon odalarinda agladi. Bukowski'nin midesi zayif. oturup bunu yaziyorum size. bozuk paradan. sonra gidiyor. içi gazete ve paçavra dolu bir kiler çikiyor karsimiza. "istedigin zaman burada kalabilirsin. ama iyi böyle. çok güzel bir aksam geçirdim. duvarlarin na sil gülümsedigini sadece iki yalniz keklik bilecek. 1968 yilinin temmuz ayindayiz ve kapinin kirilip gözleri bayat jöleyi a ndiran iki kisinin ellerinde hava sogutmali makineli tüfeklerle içeri girmesini beklerken örseliyorum mak inenin tuslarini. bitten ve u cubelerden nefret eder. daktilo kül içinde. park banklarindan. biraz sisman. 123 RENO'DA BIR ADAMI VURDUM Judy Garland New York Filarmonik'de sarki söylediginde Bukows-ki agladi. ama banyoya bitisik. kiliselerden. Sherley Temple "I Got Animal Crackers in my Soup"u söylediginde Bukowski agladi. iyi bir Haham ola 122 çak. hiçbir seye ihtiyaç duymazsin burad a. Bukowski. örümceklerden. gözden kayboluyor. islerin nasil gittigini. güç fazlasi." herseye ragmen kendime göre bir çekiciligim var. Bukowski giyinmeyi bilmez. Bukowski savasa gitmedi. hiç de fena görün-124 . parliyor ve gümbürdüyor. iyi geceler. Bukowski konusmayi bilmez. görüyor musunuz? sonra küçük bir kapiyi a . yere isedigini hiç görmedim. sineklerden." ne pencere var ne de yatak. daktilomun y aninda iki santim boyunda iki küçük beyaz bebek patisi duruyor. çok hoslaniyorum ondan. Bukowski 45 yildir bir kez bile uçu rtma uçurmadi. sol mememin üstünde. "ama Bukowski çok temiz kusar. otobüslerden.

gidip bir çift kulak tikaci alabilirim. tesekkür ederim. "ama çaldigim müzik yüzünden kulak tikaci kullanman gerekecek.müyor bana." "sorun degil." oturma odasina dönüyoruz. "biraz Lenny Bruce dinlemek ister misin?" "hayir." .

cezaevindeki insanlar için yapilac ak tek sey var: unlari salmak. ya da pikabi." "biz bunun iyi müzik oldugunu düsünüyoruz. hiçbir yere varamayan insanl ar. Somewhere Over the Rainbow. kimse eline su dökemezdi." hiç susmuyor kaset çalari." Johnny Cash cezaevindeki çocuklari ayni Bob Hope'un Noel zamani Vietnam'da yaptigi gibi uyutuyor gibi geliyor bana. biraz erken ayriliyorum. "Bukowski." "biz yine de seviyoruz. ama yine de açlara." . ama cezaevinde ancak gerçek bir mahkûm sarki söyleyebilir." "New York'da söylediginde sevdim onu." "bunu söyleyemezsin. "Bukowski?" "evet?" "Bill. ruhu tasmisti." "hayir." diyorum. kapana kisilmislara kurabiye yerine etsiz kemik atildigi duygusuna kapiliyorum. Judy Garland'i sever. Johnny'de yatti. "niye?" "halkla iliskiler numarasindan baska bir sey degil. telefon çalarken içeri giriyorum. sonunda Johnny Cash'in Folsom cezaevinde ve rdigi konserle vuruyorlar beni. çikarken Johny Cash'i tekrar koyuyorlar. kutsalliga ya da cesarete dair hiçbir sey göremiyorum bu iste." "sesini begeniyorum." "bir sürü insan yatti." hep ayni sey -kasap biçagi ile herkesi parçalamaya çalisan. mahkûmlar bagirip çagiriyorlar." "sisman ve ayyas. hayir." karisi ve iki müzisyen genç zenci var odada. "bir adami vurdum Reno'da ölüsünü seyretmek için. "kapat sunu. hücreleri nde degiller. ama benim kafam öyle çalisir. savasan insanlar için yapilacak tek sey var: savasa son vermek. yolda durup bira aliyorum."Ginsberg.

" "gazetenin siyasi görüsü beni baglamiyor. biliyorsun?" "benim için sakincasi yok. seni bazi insanlarla tanistirmak istiyorum.' "öyle mi?" "o ahlaksiz paçavra parçasi için yazmayi sürdüyor musun?" "ne?" "su hipi gazetesi." "hayir." "ben de gazeteyi okudugunu. Bill. herseye karsilar." "baska zaman." "bu cumartesi gelebilecek misin?" . zamanini bosa harciyorsun.. bir gün seni davet etmekten usanacagim.." "cumartesi aksami n'apiyorsun?" "sözüm var. istedigim gibi yaziyo rum. ortak dostumuzdan hiç haber aldin mi?" "Paul'u mu kastediyorsun?" "evet." "n'apiyorsun?" "hiç." "siirine büyük hayranlik duyuyor. "ben bagladigini saniyordum." "bana gelsene. senin siirini sevmiyorum. Charley."selam." "hiç okudun mu?" "elbette." "biliyor musun." "benim kisisel fikrimi soracak olursan." "bu arada." "onun da sakincasi yok.

Malibu'da yasiyor. Bukowski Ginsberg'i kiskaniyor. Bukowski 1969 model Cadillac'lari kiskaniyor. seni ilgilendirir mi?" "tabii. bir adam vurdum Reno'da. hayatini yazarak -fels efi seks palavralarindan olusmus bir çorba." "selam. benimle giristikleri savastan muzaffer olarak çikmalari ancak beni esek sudan gelinceye kadar dövmekle mümkün dü. Bukowski kiçini ikinci kalite kahverengi tuvalet kagidi ile siler. iki satir yazmistim ki telefon çaldi.. oturdum.kazaniyordu ve 126 bir bok yazamiyordu ve sürekli telefondaydi." "yahu. sigara yaktim. ve yine. o sütunlari istiyorum. sütunlarini ki tap olarak basmayi düsünüyorum." "günün birinde seni davet etmekten usanacagim. Bukowski agladi Judy G arland." "dinle. iyi geceler. daktiloya temiz bir kagit taktim. bu kadar iyi yazdigini bilmiyordum. en iyi kitapçilara girersin. Marty. Bu kowski Rimbaud'yu anlayamaz. kendine dikkat et. Bukowski Miki Fare'nin bir nazi oldugunu düsünüyor. bu onlari delirtiyordu. o adam pornografi yayincisi. benimle çalisirsan üniversitelere girersin. Bukowski Barney'nin Yeri'nde kepa ze oldu."hayir." bir kasap daha. siirimi kötü buldugunu söyledi." "halt etmis. sütunlarin siirlerin kadar iyi. o ." "o sütunlari istiyorum. yine arayacakti. neydi dertleri? Bili. son iki sütununu okudum." "biraz önce Malibu'dan bir dostum aradi. Bukowski 1963'den beri adam gibi tek siir yazmadi. ben hayalarini kasaba satmayi reddeden ihtiyardim.. o da her an herkesin basina gelebilirdi. "Buk?" "evet?" "Marty. bir bira açtim. Buko wski'nin bes yil ömrü kaldi. ve küçük bok fis keleri firlatacakti bana." "eyvallah." "yayin hakki ------'a ait.

yüzyillardan beri baslarina kakilan girif t yazindan usanmislar artik.çevre seni kesfetti mi sirtin yere gelmez. göreceksin. bütün eski kitaplarini tekrar basip bir ya da bir buçuk dolardan milyonlarca satacagiz." "böyle bir seyin beni çekilmez biri yapacagindan korkmuyor mu .

anliyor musun?" "kitaplarini bir buçuk dolara pazara sürmeden önce ölme veya kendini öldürtme. anne beyaz. on .' "zaten çekilmez herifin biri degil misin? hele içince. otuz bir çekerken . laf açilmis ken." Bukowski... daha kötüsü d e olabilirdi ama. Wi lshire Bulvari'ni çok sevdigimi söyleyemem. ON YIL." "haklisin. Wilshire Bulva-ri'ni kesen sok aklardan biri. Havana günesinin altinda kusboku kapli. hiçbir seye kapali degilim. çikip arabama bindim yine.." "hipodromdan uzak durmayi beceremiyor musun?" "siz orospu çocuklari kazandigim za man tek kelime etmiyorsunuz ama.. 128 "Hank. gurur meselesi. on yil. Marty. doku/ buçuga geliyordu saat. Kremlin'e Bukowski'nin heykelini dikiyorlar. on yil. büyük yazar. çok içiyor musun?" "Barney'nin yerinde adamin tekinin yakasina yapisip bir güzel sallamisim." "tamam. olur mu?" " ayret edecegim. Bukowski 19 yasinda iri gögüs lü bir zenci melezini kaplan kirbaci ile kirbaçliyor. arka tarafa park edip arka kapiyi çaldim. sütunlarla ilgili bilgi ver bana. bir zamanlar ayni boktan iste birlikte çalismistik. baba zenci. Bukowski ile Castro'nun heykeli. daha çok sonsuza dek bokun içind e yüzmek istemedigimiz için. ama ögrenci sayilirim hâlâ. son provayi yolladilar.sun. Bukowski dünyanin duvarlarinin içinde kafayi yemis. sonra bogulup gidiyordunuz bokun içinde." "nasil yani?" "o benim yakama yapisip bir güzel sallayabilirdi mesela. talihi kimin söndürdügünü merak ediyor. kocaman tabelada adi soyadi yazili. o gece büroda kalip bekleyecegini söylemist i. bir de at bahislerinde kayb ettigim elli dolarlik bir avans. neyse. on. tandem bisikletle zafe re pedalliyorlar -Bukowski arka selede. her ne kadar bok iyi bir hoca olsa da insanin alabilecegi ders ler sinirliydi. ayni zamanda düstük o boktan ise. Bukowski kus sütüyle banyo yapiyor.mina kodugumun YILI. iyi geceler. herkes için çok geçken Bukow y Garland'a kesiliyor." '"Penguin'in basacagi kitap ne oldu?" "Stanges ocak ayinda diyor. orospu çocugu!" . kapi açildi. yari-zenci. Rimbaud okuyan bir zenci melezi. ON YIL. ortak bir yan. sonra saati hatirladim.

tanrim."Jim. görkemden etkilenecek biri degilsin." pesinden gittim. iki altilik . masasina gidiyoruz. hiçbir seye kapali degilim." "yukari çikalim. seni sansli köpek. eyvallah. ama perso nelin ve sekreterlerin yoklugunda mekan gerçekten hos. 7-8 odasi var..

kendi koltugunu. parasindan degil." "dahilsin. devrimcinin iyisi yoksul adamdan çikar. "cehennemi günler yasiyorum. o 43 yasinda. ari gibi çalisan bir beyne sahip. "gerçek bir insanla konusma-yali aylar oldu. böyle yerlerden yüzlerce kez kovuldum. ne boktan bir hayat yas amistim! aynalar. aynalar. ben devrimci bile degilim." "benim için sakincasi yok..." masanin genisligi bes metre var.paketi masanin üstüne koyuyorum." dedi. belli oluyor. "sonra da sözlesmeyi yapariz. utaniyorum yilginligimdan. sarkik göbek. üstüme sinmis o sokak köpegi havasi. böyle seyleri tasarlayabilen. iki katini verebilirim. ama bu tür seyler bazen yürümez. rahat. yilginligimdan. sana kendi büronu vermek istiyorum. "ciddiyim. yorgunum sadece. on yil. beni gördügü için gerçekten memnun. simdi oturmus masanin öbür yaninda adamla içki içiyorum ve o gün ne biliyorsam bugün de o kadar biliyorum. kendi masani. ben 48." sonra planini açikladi. çok yakisikli görünüyordu açik san kazagi ile. "Jim." "neden?" "sana yararimin ne olacagini bilmek zorundayim. hepsi de kötü." güldüm." "o sinifa dahil oldugumdan emin degilim." güldü. dünya ögütücü ve rutin külfetleri ile saatlerim imi çalmis. ve utaniyor um biraz." ." dedim." "kabul edemem. bir düsün içindeki bir düsün içindeki bir düs gibi. en az on bes yil daha yasli gösteriyorum ondan. "rayina oturtmak üç ayi bulur. "koçum. firildagina oturmus bok herifler tarafi ndan." "beynine ihtiyacim var. ne istedigini anlatti. bugün el ine ne geçtigini biliyorum. plani öyle mükemmeldi ki gülmeden edemedim.

biliyorsun? istifa ettim. yarim saatte kör eder adami.mina koyayim. 'önemli degil. camdan minic ik oklar. kollarim. harika. "Luke! orospu çocugu. "evet." "Hank. üstümde yakasi açik ki sa kollu bir gömlek var. ona bir içki ismarliyorum.mina kodugum cami o kadar ince siçriyor ki göremiyorsun. moruk. Luke."yürüyecek. Inanilir gibi degi kaynar sivi! ayrildim. sonra o ertesi sabah (cumartesi) çikacagi yat gezisi için uyku sunu almak üzere evine gidiyor." ". iste o zaman neden koruyucu gözlük taktirdiklarini anliyorsun ." "güzel. ben arabami o lüks semtten çikarip gecenin son içkisini içmek için igrenç ba lardan birine giriyorum. boynuna da kalin bir atki dolamis. bir süre sonra her yerim kasinmaya basladi. bu ne sikim is?' dedim. ustabasini çagirip. 'her yerim kasiniyor! b oynum. sen nasilsin?" .' dedi bana. insanlarin SICAK BEYAZ BIR SIVIY I KALIPLARA DÖKTÜGÜNÜ biliyor muydun? yag ya da sos döker gibi döküyorlar." "bu arada duvarlarimi kaybedersem kilerinde kalmama izin verecek bir arkadasim var. degisiklik." "ne?" "postaneye daha fazla katlanamadim. makineyi çalistirip ise koyuldum." "biliyorum. biliyor musun? insani öldüren budur: tekdüzelik. (beyaz adamlar geceleri ne yaparlar?) düskün bir hali var." ik-üç saat kadar içiyoruz. alisirsin. yavrum!" bir baska zenci (ya da siyahi) adam. dökümhaneye girdim. herkes bana bakiyor. 'hey. kumasi delip 130 tenine saplaniyorlar. hemen baska bir i se girdim. ayrilmak zorunda kaldim. "hâlâ postanede misin?" diye soruyor. heryerim!'." "neyse. ilk sabah makinenin basina geçtim. ve orada bir zamanlar postanede çalisan biri ile karsilasma-diysam ne o layim. ama yaran olmadi -. ama pezevengin üstünde uzun kollu bi r gömlek var. cam elyafi fabrikasi. ertesi gün ben de uzun kollu bir gömlek giyip boynuma bir atki doladim.

öyle." "hiç takilma. bana bakip bakip etegini yukari kaldiriyor." "bacaklari harikulade ama." . delidir."suradaki kaltak." "evet. Luke.

" Century yolunu yarilamisken o harikulade bacaklarin arkada havaya kalktiklarini görüyorum. kapiyi açarken telefon çalmaya basladi. ey çirkinlesecek çocuklar. ey . aptalca. ey ulu polis. ey altin dünyanin sefil ara sokaklarinda yatan ber duslar. sadece hastasiz doktorlar sadece yagmu rsuz bulutlar sadece günsüz günler. Luke'un yanina gidiyorum. önüne bakar bakmaz bileginden kavrayip sustaliyi elinden aliyor um. hem çocuklarin aralarinda dedigi gibi. Bukowski daktilo silecekle rinden çarpik figürler yapar.". kapatip cebime koyuyorum. Bukowski Noel Bab a'dan nefret eder. "neresi?". Luke 8. "selam. çikariyor. ama s everim aptallik yapmayi. bacaklar indiginde karanlik bir köseye çekip Luke'a biraz hava almasini söylüyorum. "bir adim daha atarsan seni hadim ederim!" diyor k ancik. "beni eve birakin". içkisini deviriyorum. ne kancik. siz orospu çocuklari sustalimi aldiniz. ama uzun zamandan beri ilk olamamissan ve büyük bir SANATÇI ve hayat adamiysan. Bu-kowski agladiginda su damlar. dügmeye basiyor.asak derileri. kimiyle ikinci ilkten iyidir. ey dengeli ve dengesiz ve kutsal v e kabiz hepimizi tek tek güzelce sizdiran saat tiktaklari." elini çantasina sokuyor. "Century civari. elbette. su damladiginda Bukowski aglar. ne de Büyük Dehalar Asla. ikinci likle YETINIRSIN.". fiskiyeli mabedler. "ne çikar. evine vardigimizda kapiyi açti. içkilerimizi bitiriy oruz. bok sadece ve bokun silinisi. ey ulu silahlar . çikip arabama yürüyoru z. Cadde ile Irola yakinlarinda oturuyordu. Uçurtmadan sarayina ve zamankarti meleklerinin huzuruna çiktigimizda bir kez olsun . ey. Ikinci olmakt an nefret ederim. guguk -bok sadece ve köpeklerin ve çocuklarin kirbaçlanisi. Bukowski kahverengi bot giyer. "dünyanin yolu. aksam ve gece. ey hüzün ve kapanan duvarlar -ne Noel Baba. Bukowski uçaga binmekten korkar. ey her yerdeki ulu budalalar. yetmisti -sabah.birer içki daha söyledim. saatin ikiye geldigini fark ediyorum. ey fiskiyeli . barmenden iki altilik istiyorum. barmenin yüzünde hâlâ ifade yok. ey bütün bunlari basimiza musallat eden Tann. ne Külkedisi. sustaliyi bir onluga sarip eline tutusturdum. ey insanligi n sabah ayakkabisinin yine görmedigi taze köpek boku misali her yerdeki çirkinligi. bana yakin sayilir. kadin pesimizden geliyor.asak derileri. ey daha da çirkinlesecek çirkinler. güzelim. içkimi alip yanina gittim. bir bira açip salincakli koltuga oturdum. tel efonun zilini dinledim. barmene bakiyorum. ey yalniz ahtapot. ne Sihirli Degnek. ey ulu diktatörler. yüzü ifadesiz. i yiydi. Luke'un arabasi yok. harikulade alti santim uzunlugun da çelik firliyor.

.KENDIN. bizim ve SANA bütün yapacaklarimiz için MERHAMET MERHAMET MERHAMET diye bagiran sesini duymak istiyorum. Irola'dan sapip dosdogru Normandie'ye sürdüm. oturdum ve telefonun zilini dinledim. sonra içeri girdim. evet öyle yaptim.

132 KADIN YAGMURU dün. karanlik ve yagmurluydu. bulvarlarin en kasvetlisi. geri vitese taktigim gibi çiktim ora dan. disçiler dis çekemiyorlardi. karanlik ve yagmurlu. diye geçirdim içimde n. diye geçirdim içimden.ayik kal be adam. M. ve gidip on iki taksitin besincisini y atirdim. ayik kal be adam. bir blok batiya sürdüm.ikerim onu.o da tamirciden korkuyor. tamirci ler arabalari tamir edemiyorlardi. gelecegin oyun kurucularindan birinin sall adigi futbol topundan son anda egilerek yirttim. durmadan kalkip inen silec ekler ve camlarin arkasindaki o YÜZLER! -peh!. lanet olsun!. karanlik ve yagmurlu -bir ölüm dolabi. sonra da Hollywood Bulvari'na sürdüm. dagilma.Sunset'e girdim. batiya. ona fazla yüklenmeye çekiniyordu. o ve ben. matemin kusan köpekleri -karanlik ve yagmurlu. 1984. kusturucu po sayi çignemis tükürmeye hazirlaniyordum. Cuma. Çin on kilometre ötede.1975? ve tanrim. solgun s arisinla huzursuz ve nefret dolu bir sekilde bakistik -ben çölün ortasinda kimsecikler yokken . 1984'e bir sey kalmadi. diye düsün dügümü hatirladim. ve simdi-neredeyse oradaydik. bir tamirci görürsün arada sirada. beni gerçekten öfkelendiren tek caddeydi.IKTIR!" çekip arabayi çalistirdim.C Slum'in serv isine girdim. külüstür. karanlik ve yagmurlu. ne hari kulade bir insan! -ve bir sey sorarsan kafasi bozulurdu. ve güneye saptim. SAVAS. günlerden cuma. diye geçirmistim içimden. simdi hersey her allanin günü pos ami çikarirken o istegi duymuyorum artik -her gün tek tek simdi. aslinda bütün korkunç gerçek KIMSENIN ELINDEN HIÇBIR SEY GELMEDIGIYDI-sairler siir yazamiyorlardi. o kitabi okudugum günü hatirliyorum.000 yilini görmek isterim. aksamüstü. o da bana bakip sönmüs bir volkanin içinde kimsecikler yokken . berberler saç kesemiyorlar . bunun sihirli bir sey olacagini düsünmüstüm. ah. babam her allanin günü posami çika ken 80 yasina kadar yasamak. ve arabama bindim.servis sefini görmen gerekirdi ama servis sefi sürekli bir yerlere saklaniyordu. dagilma. deyip durd um kendime ve kapidan çikip evsahibimin bahçesine çiktim. kiç kiça dikilmis camdan hiçlik 133 ler.ikerim onu ancak diye geçirdi içinden ve bir ". California. sonra aslinda Sunset Bulvari'na gitm ek istedigimi hatirladim. ki bir o kadar boktandir. yil 1975 . direksiyonunda solgun bir sarisin oturan kirmizi Chevy'nin yanina çektim. orada saatlerce otursan bir al-lahin kulu gelip ne istedig ini sormaz. Çin gibi on milyon kilometre uzakt a.ve çocukken 2. basini deliklerden birinden çikarirdi. karanlik ve igr enç bir ölüm dolabi: Los Angeles. ve ben neredeyse ölmüstüm. agzinda sakiz. 2000 yilini görmek istiyordum. servis yok.

dag ilma. servis sefi nerede? tuvalette çüküyle mi oynuyor?" "GERI VITESE TAK. telasli bir hali vardi . büyük yeni bir araba. ayik kal be adam. serv is sefi sen misin?" "HAYIR! HAYIR! BEN SERVIS SEFI DEGILIM! ORAYA PARK EDEMEZSIN.di. valiler. kapisi ar alik. BURDAN ÇIK VE KARSIYA PARK ET!" geri vitese taktim. ARKADASIM!" "peki. karanlik ve yagmurlu. geri yürüdüm ve üstünde "Servis Sefi" yazan küçük kürsünün yanina 134 dikildim. Biers'in servisine girip kapinin yanina park ettim. ekmeklerden ve fasulyeden dis kiran küçük taslar çikiyordu. bakanlar ve baskanlar örümcek agina yakalanmis sümüklüböceklerin sagduyu a sahiptiler. iri ve kara bir orospu çocugu agzinda puro bana dogru g eldi kosarak: "HEY! SEN! SANA SÖYLÜYORUM! ORAYA PARK EDEMEZSIN!" "buraya park edemeyecegimi biliyorum! sadece servis sefini görmek istiyorum. çoraplarini kaybedi yorlardi. tel efoncular sübyanci. cerrahlar nesterle çuvalliyorlardi. hafif uçuk. falan filan falan filan. oradan çikip karsiya park ettim. çamasirhaneler gömleklerini ve çarsaflarini yirtiyor. arabadan in dim. bir kadin girdi içeri arabasiyla. futbolcular korkaktilar.

ne bacaklar. bacaklarina ve kiçina bakip içimden. SIMDI GERI VITESE TAKIP BURADAN ÇIKIN VE BINANIN YAN TARAFINA PARK EDIN! AKÜNÜZÜ DOLDURACAGIZ!" hatun geri geri çikarken o da arabanin yanisira kosup basini pencereden içeri soktu kadinin bacaklarina bakarak. aptal kancik. uçak pullarini çagristiran kirmizi bir agiz. sonunda kaputu açtilar. az kalsin eziyordu da. "YARDIMA IHTIYACIM VAR!" dedim kalkmis kamisimla yürüyerek. kad in köseyi döndü. bakakaldim bacaklarina. himm. arabadan indi. BAYAN? SORUN NE? AKÜ? AKÜNÜZ MÜ BOSALDI?" ve kosarak gidip tekerlekli bir arabaya monte edilmis bir a kü ile döndü. karanlik. mini mini bir etek. ama adamin refleksleri güçlüydü. "62 Comet. kimbilir kaç erkek öldürmüstür? iri er. 1984'ün üstünden yirmi . "rot balans." dedim Heritito'ya. "YARDIMCI OLABILIR MIYIM. etegi kalçasina kadar siyrildi inerken. ve bütün aptalligi ve uçuklug uyla orada öylece durdu ve servis sefi erkekler tuvaletinden çikti. HERITITO!" ufak tefek bir Japon geldi kosarak. "HEY!" "NE VAR?" dedi." Heritito'ya anahtarlarimi verdim. DEVAM EDIN!" bacaklarina bakarak. her zaman yanimda iki -üç yedek anahtar tasirim.hatunun. "PEKALA." "HEY. bagirsaklari bok dolu. yaslandigim duvardan ona dogru yürüdüm." dedim Heritito'ya. "NASIL BIR YARDIM?" "rot balans seklinde. DEVAM EDIN. EVET. "El FRENINI ÇEKIN! ITESI BOSA ALIN!" kus beyinli kancik. sorun degildi benim için. o orada kalakaldi. ikimizin de kamisi kalkmisti. kadina kaputun nasil açildigini sordu ve ben dikildim orada onlar kaputla u grasirken. "EVET. sef kablolari baglayip kadina arabasini çalistirmasini söyled i.ikilir çünkü insanda nefret duyg usu uyandirirlar. evhamliyim. servis sefi tuvalete giderken Heritito'da 62 Comet'e dogru yürüdü. en aptallari en iyi . tikaliydi ve ürkekti ve yorgundu islak Los Angeles aksaminda. kadin üçüncü ya da dördüncü denemede arabayi çalistirdi. uzun gri çoraplar. diye geçirerek. diye geçirdim içimden. bakarak. tuhaf tuhaf bakti bana. sonra da vitese takip kablolari çikarmakla mesgul ol an servis sefini ezmeye çalisti. "anahtarlarini ver. ben duvarima yasla nip trafigi seyrettim.

yil geçmisti bile. . 200 kisinin anindan geçtim. karanlik boktan bir yagmur. toplumun tamami karincalara ve hamamböceklerine sunulan bir dogum pastasi denli anlamsiz. Heritito 12 taksitinin 5'i ödenmis mavi Come t'imi rot balans çukuruna gazladi ve kamisim indi. Heritito tekerlekleri söküp yürüyüse çikti. blokun etrafini iki kez dolandim.

yedi buçuktaki ilk kosuya yetismek istiyordum. uzun naylon çor aplar. yerdeydin. elimde anahtarlik kös eye kostum. fazla yasliydi kadin. dükkanlarin vitrinlerine baktim. radyo. sev. sadece BIR bagaj a nahtarim kaldigini fark ettim. muhtaçtim atlara. anah tarligi tutan elim titredi. yarim saat sonra arabayi rot balanstan çikarip park etmisti. paraya ihtiyacim vardi. karanlik bir yagmur. anahta ciya gittim. gözlerde deli bir bakis. tanrim. sev. Heritito'nun eli hayli çabuktu. bana bakti. küt. nereye ödüyorum?" "bitmedi." dedim ba-136 caklara. basimi pencereden çikardim. ne vücut! herkes bakiyordu. döndüm. hâlâ yagiyordu. "sey. ayin 13'ünde kira. ne halt yiyebilirim ki gitarla? yakabilirim." dedim ve yürüdüm. orada durmus anahtarimi anahtarligima takmakla mesguldüm ki mini etekli ve semsiyeli bir hatun girdi içeri. benim bildigim mini etekle örgülü kalin çoraplar filan giyilir." dedi anahtarci. neyse. gülümseyerek. son zamanlarda sansim yaver gidiyordu. ama bu eski tarzda giyinmisti -topuklu ayakkabilar. insanin suratinda iki kiloluk kirmizi bir eldiven gibi patlayan anlamsiz seyler. neyse. sev anneannenin sigillerini.tek bir insan göremedim. belki 20 yil önce. bir pikap. bir anahtar daha yaptirdim. "n'apicagim beyefendi?" "soguk bir sey iç. ama oyunlarimi saptayabilmek için bir saat önce o rada olmam gerekiyordu. iki ayakli bir seks bombasiydi. cinsell igi yok etmeye yönelik boktan seyler. bu da alti buçuk demekti. araba taksiti. servisin içindeki anahtarciya dogru yürümeye basladim. o . 15'inde. düz ayakkabilar. sortlari arabanin bagajina koydum. yagmur. sahip olmayi isteyecegim t ek sey bile göremedim o vitrinlerde. evhamli birini kesmez. 14'ünde. nafaka. "beni ezmene ramak kaldi!" yüzünü hiç görmedim. beklerken markete girip 5 dolara 4 adet sort aldim. süpersin. jartiyerleri mordu: "nereye gittigine dikkat etsene. balansi yaptik simdi de rot ayarina sokacagiz. basimi penceresinden içeri sokup baca klarina baktim. onlarsiz hiç sansim yoktu h ayatta. "Hey. basarisizlik. önünde bir araba var. insanlarin nasil geçindiklerini anlayamiyordum. bacaklari sül beyaz. etegi nerdey-se kiçinda ve allahim. yagmura baktim ve yavasça bana dogru geldi. e tegi dizlerine kadar inmis. bagaji kilitledim. anahtarin parasini öderken yasli bir kadin gel di kosarak. minik anahtarimi yaptirmi stim. ama hepsinin üstünde etiket vardi. televizyon. bir gitar. iri takma disler. g eri geri çikan kadinin teki beni altina aliyordu az kalsin. kamyonun teki önüme park etmis! çikamiyorum!" "beni baglamaz." o aksam atlar kosuyorlardi." "hi mm.

genç. bana bakip gülümseye rek. uzun uzun bir seyler anla tti ve kadin gülümsedi. iyi giyimli bir adam kadinin arkasinda n kosturdu. diye geçirdim içimden. istekli. 14'ünde nafaka. NE YAPACAGINI BILMIYORSUN. suna bak!" diyo rlardi. ama ilk kosuya yetismeliydim. kivirtarak. et reyonuna gidip bir numara aldim. yarigi faras gibidir belki. markette çalkalaya çal kalaya yürüyüsünü seyrettim. 4 sort 5 dolar. "aman allahim. anahtari anahtarliga taktim. bakiyor ve gü süyordu. ama kiç köseyi döndü ve agir agir imdan geçti. 92 NUMARA. kivirtarak. "umarim bu gece eglenirsin!" dedi kadin. beklerken onu gördüm. diye geçirdim içimden. "seni gördügüme ne kadar sevindigimi bilemezsin!" dedi adam. ilk kosu ilk kosu. adiyla seslendi.kiçi arkadan seyretmek istiyorum. yemedi götüm. rot balans. yüzü de hostu. bana dogru yürüyordu. kadini ekiyor muydu dangalak? ha staydi bu herif. NASIL DAVRANACAGINI . harikulade nerdeyse. 15'inde arabanin taksiti. ete ihtiyacim vardi. benden on adim uzakta. sonra duvara yaslanip öylece durdu. yedi buçuk. 13'ünde ki ra. erkekler baslarini çevirip birbirlerine. kadinin pesinden markete girdim. KORKUYORSUN ONDAN. 92. dünya adami.

ödümün bokuma karistigini hissetti. muhtelif ihanetlerle suçlamislardi birbirlerini sairler. ve tamircilerden biri gelip arabami balansa aldi. ve ben. 92 numara. git a tlarina oyna. KORKUYORSUN. alti erkek bakip zafer düsleri kurdu. kötü yazmakla. dayanilir gibi degildi. saraplarini içerken kahkahalar atan Benediktin papa zlari. sigarami önüme firlatip baktim. görmüs geçirmis adam. yetisebelirdim belki. ihtiyar. omuzlarim sarkmisti.asak yok. . eli firlattim ve bütün görmüs geçirmisligimle ara yaslanip arabami rot ayarina sokmalarini bekledim ilk kosuya yetismeyi ümit ederek. ihtiyar. bagaji açtim. arabalar kalkip inen silecekleri ile geçmeye devam ediyo rlardi. yerimden kalkip yarim kilo kiyma. digerlerinden daha iyi yazdiklarini iddia etmislerdi. ilk kosuya yetismeliyim. iyi bir avi. yagmura çikip arabama gittim. yagmurlu boktan bir günde cenn etten bir armagan. olacak is degil. disari çi ip köseyi döndüm ve bir bar aramaya basladim. SÖZCÜKLERI BILMIYORSUN. yasliydim. BiersSobuck'un duvarlarina yaslanmis. ben pas geçtim. sonra yagmur söndürdü. ondan kazanacagim parayi ikinci kosuda Keloglan'a yatiracaktim." dedi kasap. ama bir sekilde çok da önemli d egildi artik. düzüs yok. maden ocaklarinda . sana tasinmak isteyece k. YÜKSEK YÜKSEK ve KESINTISIZ. git etini al. delinin teki. eylem adami -Bogart. çüküne sar eti. birden yanimdan yürüyüp geçti. camlarin arkasinda yüzler yoktu. budalanin tekiydim. ben de elimde içki. DELILIGIN GECE SOKAKLARI ben ve oglan benim evimde verilmis bir sarhos partisinden arda kalmis oturuyord uk ki disarda biri klaksonunu öttürmeye basladi. ama bil iyordum çuval-ladigimi. bir kiyaslama. bu arada herbiri daha fazla taninmayi hakettik-lerini. yagdi ve yagdi ve yagdi. istemisti beni. sairler ve kadinlari gitmislerdi. dünyanin isi bitmisti. klaksona ragm en huzurluyduk. ben. bunu biliyorsun. DÜNYA 137 ADAMI. bit mislikle. Bogart. saatime baktim -bes buçuk. ama h ersey kafadan baltalanmisti zaten. bütün kasinan maymunlar. ilk kosuyu kesin Kamikaze götürürdü. AMA NEDEN ET REYONUNDA? ve sorun çikacak. tan rim. haftada sekiz kez düzülmek isteyecek. duvara yaslanmistim. tursulari ve sosisleri kutsayan hahamlar. yanik ucu bana geri bakti. küçük bir biftek ve bir ki lo pirzola satin aldim. tuvalete gazete kagidi atacak. cuma aksami. "92 numara. agzimda puro oturdum öylece hiçbir sey düsünmeden -sairler gitmislerdi. kolay bir avi kaçirmistim. geceleri horlayacak. okudu beni. hayir hayir hayir hayir.BILMIYORSUN. Los Angeles. geçmisti benden.

su klaksonu çalana klaksonu g. simdi gitmislerdi." fena yazar sayilmazdi oglan. "disari çikip hadlerini bildirelim sunlara. yoksa ilk miydi? neyse. barbar ve çogu kötü yazan yazarlar. ya da Dali'yi iç ça 139 masin ile ya da Durell'i bahçesinde otururken gördügünü anlatanlarla doluydu.tüne sokmasini söyleyelim. ikinci siir kitabina önsöz yazmistim. ama kesmediler vidividiyi. degerli. oglan karsimda oturuyordu ." dedi oglan.2 yil çalismanin onlara çok iyi gelecegini söyledim. puro iyiydi. ki bazen büyüklük belirti sidir. minik borno zlari ile . en azindan kuru bir edebi bok parçasindan fazla bir seyler olma olasiliginin belirtisi. kendine gülme yetenegi de vardi. dünya B oston'da Pound'u ya da Spoleto'yu ya da Edmund Wilson'u tanidigini. "dinle. oyunbo zan.

korkulu ve hepimiz gibi biraz deli." "hey." . telefonumun dinlendigini sa-niyormusum. Hem? Buk ben. firladi kapidan disari. sert ve tehikeli.karsiniza oturup anlatirlardi." "." dedi oglan. ben im hipodromlarda ögrenip yazilarimda kullandigim gerçek. zil zurna sarhostu. "bak." dedi oglan Bukowski efsanesini n (ödlegin tekiyimdir aslinda) ve Hemingway'in ve Humphrey Bogart'in ve pantolon paçalari siv anmis Elliot'un etkisi altinda. aslinda siyasi degildim. Ispanya içsavasi ve bütün o saçmaliklar. kendi yapimim kafesler bana yeter. kesintisiz ve kocaman bir kadin nevrozu.tüne sokmasini söyleyelim. yüz elli kilo ve ölümsüz siirler yazan. melodik tehditler savurur. ben bir kafese daha katlanabilecegimi sanmiy orum. ne se ref. ve SIMDI de siz ONLARLA konusuyordunuz. aklimi kaçirdigimi iddia ediyorlardi. biliyorsun. sefkatliydi. içinde yumusakti.. ama tanrim. bizim gibiler için kafesler hazirdir. paranoyak oldugumu. "klaksonun önemi yok. oysa bir hamle yaptiginda matematik hesabi da yapmak zorundaydin.." "evlat. "Jimmy Baldwin. C. "ben gidip agizlarina siçacagim.. hiçbirimizin sansi yoktu sonuçta ve "evlat. azman adamlardan hoslaniyordu. ama sola ilgi duydum hep. kadin ise daya nir klaksona. supermen etkisi altindaydi oglan ." dedi oglan. klakson sesi kesilmedi." dedi oglan.I.. ne önemi var? herkes anlamsiz hamleler pesindeydi.A'nin beni izledigini saniyormusum. onu sahneye sürükleyerek çi arip mikrofonun önüne yerlestirdik. su anda kent disinda oldugum söylenebilir. oglan iri ydi ama biraz tombula kaçiyordu. oglanin kafasindaki imaja uyan tek sair koca John Thomas'di. sesini duymak ne güzel.ikerim böyle isi. koca Hem ve Buk.". Insan ve Supermen. koca John Thomas ise hep oglan orada degilmis gibi davranirdi.. erkek kesik kesik çalar. Hem'in boga güreslerinde ögrenip yazilarinda kullandigi gerçek buydu. tanrim." tanrim. bir doksan boyunda. Ernie?" "kitaplari okudun. "alo." 140 "bir içki içmek için ugramayi düsündüm. "bosver klaksonu. ". ah." "ama neden yaptin." dedim ona. çok isterdim." "disari çikip klaksonunu g.. 5 ya da 6 ya da 8 ya da 10 saat araliksiz içtikten sonra asla sokaklara çikma. oglan yahudiydi ve koca John Thomas'in kökle ri Adolph'a kadar uzaniyordu. ben puromu tüttürdüm. Buk. ne ilgisi var. zaten bir erkek böyle basmaz. kadindir kesin. akil hastanesine girip çiktim. diye geçird im içimden. güzel.Burroughs'u son gördügümde." "ben disari çikip kalayi basacagim. ne var ki azmanlarin hepsi kafayi yemislerdi ve o sert erkek siirlerini t irnaklan ojeli ibneler yaziyorlardi. ögünlerini hiç sektirmemisti.

ÖDÜLÜ verdiler ve kuyrugum uzamisti. dinleyecek birini buldugumda bayat hikayeler anlatmaktan baska bi r sey gelmiyordu elimden. ama isin gerçegini bilmek istiyorsan fena halde aksamdan kalmaydim ve artik yazamadigimi biliyordum. yas li bir osuruk gibi oturup içmekten. Romantik olmasina romantikti r ama bir anda tuzaga dönüsür. eski tarzina döndün." "biliyorum. yaslanmistim. ama artik sahici degildi. beynimi uçurmaktan baska çarem yoktu. siz edebiyat adamlari sola meyillisinizdir."evet." "sahici olmadigini biliyordum. IHTIYAR BALIKÇI VE DENIZ'e inandiklarinda dünyanin iyice çürüdügünden emin oldu "biliyorum." .

" kapatti. Er-nie'nin. evlat. . büyük ve total bir kontak. günes dogana dek süren partiler ver iyor. . su eski tip adami numarasi. görüsürüz. "baksana. ben DeLongpre avlusundaki döküntü dairelerden birinde yasiyordum. masanin iki yanina tutunup. ruhum da asagi kalmaz. televizyonum yok." dedim. sinemaya gitmem. Charles Bukowski." "tamam. daha sonra yalinayak sarhos gezinirken ayagima (sol) cam parçalari gir di ve doktorum bana agri kesici bir igne yapma zahmetine katlanmadan tabanimi yarip cam parçalarini çika rirken. ben eve gidip içkimi içecegim. Hemingway'in dostu. bir nüshasini nerede bulabilirim? oglan aptal ve saygin mülkiyet hakkini talep eden kaçik kadina. genellikle. binanin sahibi bir gün avluyu büyük paraya satacakt ve buldozerler avluyu yerle bir edeceklerdi. Buk. pencerenin kapali oldu gunu fark etmemistim."pekala. kitabina önsöz yazmistim ya bana sahip olmustu. bir blok kuzeye on blok batiya yürürsem YILDIZLARIN ayak izleri ile kapli kaldirimlarda yürüyebiliyordum . yürüdüm. bacaklari yoktu.ikmisim. arada sirada ne yaptigini bilmez halde dolandigin oluyor mu?" diye sordu. yolu açariz. görüsecegimizi biliyorum. ve iste sokaktaydim. doktorlar neden benden üstün olsunlar? anlayamiyo rum. arabayi itmek için yeterince yer yok. beyni yoktu. ve ÖGLEDEN SONRA ÖLÜMÜ okumamistim." yagmur çi-selemeye baslamisti. yeterince savas görmüstüm." sonra gerekli olmayan bir yarik açti ayagimda. penceremde kocaman bir delik açildi. yazik. 69 model yeni bir arabada yasli bir kadindi klaksona basan. radyo degil. oglan benim adima da konusuyordu. gündüzleri daktiloyu atesliyordum. isimlerin ne anlama geldiklerini bilmiyordum. Ernie. hiç çekmiyordu avucunu klaksondan. tatli bir pinar gibi akiyordu hayat. 69 model bir araba ve kontak sadece. oglana bakmak için disari çiktim. yavrum. ti msahvari. doktor." dedi. "arabayi iter. kapi komsum kaçigin tekiydi. radyom bozul unca pencereden firlattim. cildim son derece hassastir. kadinin kendi evi vardi. "evet. aslina bakarsan benim umurumda da degil. o zaman biraz daha müsfik davrandi. "bak. ben. "genellikle. hem de nasil. gögüsleri yoktu. sar hos. arabanin teki kadinin park girisini tikamisti.

söyle bir tablo vardi elimizde. beyaz tisörtün bu isle ne ilgisi var? beyaz tisört benim yari ölümsüz sairimi itti. üstünde beyaz bir tisört var ve siir kitabina önsöz yazdigim sisman yahudi saire bagiriyor.yürüdüm. sertçe. çilgin. yasli kaçik kadin arabasinin klaksonunu öttür-meye devam ediyordu. siska bir oglan. . avluma girmek üzereydim ki birinin bagirip çagirdigini duydum. döndüm.

"bilmiyorum. arka kapinin yarisi hasat. Bukowski'yi. yasli kadinin park girisinden gazladi. geri aliyor.Bukowski. sol diregini denesen mi? eski bir ahir kapisi gibi sallarsin ve on dövüst en ancak birini kazanirsin. sana hiç unutamayacagin bir sey gösterebilirim yavrum -alti buçuk santimlik tas gibi bir kamis. bey az tisört ayisiginda sallaniyor. b eni ezmesine ramak kalmisti. yarigi siirsel ruhum için ölürken arabasina bindi. giris açisini dogru ayarlayamiyor bir kere. "neler oluyor?" diye soruyorum oglana. durduk öylece Hollywood ayisigi igrenç bulasik suyu gibi üstümüze dökülürken.. Norse-Bukowski-Laman-tia. gözü dönmüs. PENGUIN kitabi yakinda basacak. Penguin kitaplari. kadin klaksona dayanmaya da devam ediyor. ilk geçiriste sinyal lambasi gidiyor. sonra da yirmi milyon dolarlik gökdeleni n yer altindaki park yerine daldi." diyor.. . bu arada kaporta katliami sürmekte. evet sag çamurluk hasat. anlasilir gibi degil. beni. hayir sag çamurluk. Bukowski-Norse-Lamantia. "günün birinde iyi bir haham olacaksin ama bütün bunlari da anlaman gerekiyor." oglan hahamlik egitimi aliyor. kadinin park girisi açilmis ama bu kez de kadin arabasini içe ri sokamiyor. benim yahudi sairim yanima geldi. öyle zordur ki intihar. gaza yükleniyor. hay allah.ne? hay allah. gazliyor. beyaz tisörtlü oglan deli gibi söylenip duruyordu. her nasil ya /iliyorsa. hay allah. çalistirdi. park giri si serbest. o yapay Hollywood ayisiginin altinda kiçinin hoplayan yanaklarini sey rettim. tampon ve sol çamurluk. g eri . bastan neden oraya park etmemisti? neyse. arabasini habire geri alip önündeki beyaz kamyonete geçi riyor. bana hiç firsat tanimadan sallanan kiçi ile 68 model Fiaria'sina kostu. "anlamiyorum. tal degisir belki." diye itiraf ediyor sonunda. o iki yazar için benimle birlikte olm ak büyük sans. en son ne zaman birini patakladin? kadin elbisesi yakisir sana. senin sicilinle bir kez daha sopa yesen ne olur? yahudi sairime yardim etmek için olay yerine yöneldim ama sarimin beyaz tisörtü püskürttüg sonra benim döküntü avlumun yanindaki yirmi milyon dolarlik gökdelenden genç bir kadin çik 142 ti kosarak. BUKOWSKI'yi.

"John Thomas burada olsaydi herkesi öldürmüstü." diyorum." gitmek üzereydim. gitmek üzereydim ki burusuk kahverengi pardösülü ve gözlüklü yasli bir adam. neyse adam beyaz tisörtlü oglanin karsisina dikildi. bu da li demektir. 143 . ama ben John Thomas degilim."içkiye ihtiyacim var. benden bile yasli. gerçekten yasli. kadin beyaz kamyoneti parçalamaya devam ediyordu.

adam tam olarak kalkamadan bir tane daha yerlestirdi. içeri girelim." "biliyorum. olup bitenlerin bir anlami varsa bile ben ipin ucunu iyice kaçirmistim. olaylarin bu kadar farkli yorumlanisi da bu yüzdendir. dönüp daireme dogru yürüdüm. beyaz tisörtün yumrugu yasli adamin suratinda patladi ve gözlüklerini kirdi. ve yasli adam boyayi Delongpre Bulvarinda daireler çizen beyaz ti sörtlü kaçik oglanin üstüne boca etti. iyi kafayla yakalanma. ama yasli adamin yere serildigini gördüm. göz açip kapayincaya kadar gerçeklesmisti hersey. bu toplumda sadece iki seyin önemi var: parasiz yakalanma. ve içinde küçük bir parça hâlâ fa aydi bunun -kimse ruhunun tamamini yitirmez. boyanin çogu iskaladi oglani o boktan Hollywood ayisiginda. ilki itisti saniyorum. ikincisi nin itis olmadigini biliyorum. Sonra ayaga kalkti. yasayan ölüyü sopaliyor. "TANRIM! O YASLI ADAMA NE YAPTIGINI GÖRÜYOR MUSUN?" diye sordu genç sair bana." "ama o yasli adama yaptigi igrençti.burusuk kahverengi pardösülü ve gözlüklü yasli adamin elinde büyük bir teneke yesil boya v iki kilo boya vardi o kutuda. ne anlama geldigini bilmiyordum. isin tadini çika riyordu beyaz tisört. kancalanmis ve parçalanmisti. "neden gidip onlara olanlari anlatmiyoruz?" "çünkü herkesin hayat tarafindan delirtilip aptallastirilmasi disinda hiçbir sey olmadi . adami yere serdi." "yasli adamlar bunun için vardirlar. bir zamanlar kalbinin oldugu yere. beyaz tisört ihtiyara bir tane daha çakti. anlamiyor musun ?" "sen bu laflari ediyorsun ama sen de yaslisin. göz ve ruh o taskin HAYVAN e ylemine yetisemez. 69 model arabasinin içinde bitmisti . gözün toplayabileceginden daha hizli. ama bira zi isabet etti. adimlarimi siklastirdim. sonra ekip otosunu gördüm. isyan ya da dövüsler ya da herhangi bir olay." dedim yanima bir bira ya da en azindan bir puro almadigima hay iflanarak. arabanin içinde oturup çiglik atmay a basladi. beyaz üstüne bir yesil dalga. klaksona dayanmaktan farki olmayan bir sürekli çiglik hali. "himmm. oglan pes en geldi. çok ilginç." . firlatilmis.yüzde doksanini rüzgâra iser sadece. hep öyle olur zaten. eski kahve rengi pardösüsü ile söyle bir dönüp yere serildi ihtiyar. arabadaki kadin elini klaksondan çekti. ölmüstü ve anlayamiyordu." "ya adalet?" "iste adalet: genç olan yasli olani sopaliyor.

ütülenmis siyah üniformalarinin içinde kendilerini bosuna bu kadar iyi hissetmiyorlardi . homoseksüel ve sadistik hristiyanligin yargiçla ri olmak üzereydiler. yirmi iki yasinda coplu ve silahli iki genç 2000 yillik salak. . orta karar bir kiça ve bacaklara sahip bir esi ve Bokköy'de küçük ve s essiz bir evi olan orta-sinif hizmetkarlar olduklarini düsünürsen -Los Angeles'in hakli oldugunu kanitlam ak için gözlerini bile kirpmadan öldürebilirlerdi insani. efendim. sizi tutukluyoruz efendim. duvardan o aptal ekip otosunun telsizi duyuluyordu . oturduk. polislerin çogunun tavada bir biftegi.birkaç bira getirdim. ama tutukla mak zorundayiz. üzgünüz efendim.

yesil boya kurumustu sokakta. bu isi en iyi Nor e çözmüstür -pijamalarin ve ipek sabahliginla otur. herkesi uyandirirlar. . bir seyler söyleyiver. sokak soygunculari. evlat. sarhossan ne olursa olsun suçlusun. baska ne? bir ton savas. insanin ögleden önce kalkmasi için budalanin teki olmasi gerektigini düsünüyorum. hava saldirilari. öyleydim. biçakla malar. gidip polislere olanlari anlatalim. Jeffers'in . iki bira aldim. uyudu. üç önsöz. sokaklara çikip onun bunun kapisini çalar. tuvalet tikanmisti." "canim olsun. lütfen.. sonra bos bir arsaya firlattim kesekagidini. erken kalkanlari bir türlü anlayamamisimdir. siki bir yudum aldim.2000 yillik hristiyanlik." oglan ödlegin tekiymisim gibi bakti bana. bokumu alip kesekagidina koydum. hapiste geçirdigim en uzun süre Los Angeles Üniversitesi'nin kampüsündeki bir gösteriden dolayi yedi saatti. oglani yolcu ettim. daha kaç tane? "hey. siirlere bir göz atip bir seyler söyleme k istersin diye düsündüm." "ama kapinin önündeler. biz de içerde oturduk ve oglan söylenip durdu: "hadi. Mic heline de bir baska erkenciydi. oglan sabahin dokuz buçugunda uyandi. "evlat. sonra disari çikip ögle yemegi yaninda ise giden biri gibi kese kagidi ile yürümeye basladim. kimse bileme Bukowski'nin nasil aci çektigini. iki birayi da bitirdim. kiralik yatagimin basligina yerlestirdim. birak dünya kendi basinin çaresine baksin. gidip anlatalim. üç parça bok. birakirsin dolansinlar sokaklarda üniformali ya da üni formasiz." "yok anlatacak bir sey. çöpçünün ve gazetecinin yaptigi gibi ölümü bekledim.." "bir seyler söylemek mi? ben siir sevmem be adam. bu gece noktalanmistir bana kalirsa. huzursuzdular. ve birinin siir kitabina bir ÖNSÖZ daha yazmistim." "hayir. o denli kabarik ki kaçiklarin sayisi bos verirsin." oglan gitmisti. elimizde ne var? çürümekte olan bok yiginini bir arada tutm aya çalisan ekip otosu telsizleri. ev sahibi üç gündür ortalikta yok tu." kanepede uyumasi için battaniyeyi firlattim. uzandim ve Cummings'in. duvarlari yikmaya çabalarlar. Hirschman kanli sag burun deligi ile karanlik bir odada oturuyordu. siçmam gerekiyordu. dünyaya atildi. ikisini de açtim . Bukowski. bir siir kitabim çikmak üzere. Maeterlinck'in mavi kusu ölmüstü.

.

postanelerde. A-2. Psikiyatrlarin çogu kendi akillarindan süphe ettikleri için psikiyatr oluyorlardi. Ama içerdeyken de cinselli ge ihtiyaç duyuyorlardi. ilki hos olur e kesekagitlari bitmek üzereydi.yatay pozisyonda kadinlar ve ölümsüz söhret düsleri kurarak daireme yürüdüm. Zaman zaman bu akil hastanesinde ne isi var. her yerde düzüsüyorduk. yataga yerlestim. siyaset bürolarinda." ." diye cevap verirdi bir baska deli. Beiles'den b ir mektup. öbür yani B-1." "Anlamiyorum. iyi terapiydi gerçekten -dolapl arin içinde. Yunanistan'dan. ve gecenin deliligi gündüzün deliligiy di. sonra içeri girdim ve yalnizdim yine. Sonra tekrar akil hastanesine yatiyorlar. 146 MOR MENEKSE Kogusun bir yani A-1. B-3. Personelin de basini kas iyacak zamani yoktu elbette -doktorlar hemsireleri. biz onlar için elimizden geleni yapiyorduk. Sakincasi yoktu bizim için. diye soruyordun kendine. Arada sirada delilerden biri sorardi : "Hey. Disarida -nereye baksan: marketlerde. hademeler de birbirlerini düzmekten zaman bulup ba ska seylerle ilgilenemiyorlardi. seklinde isaretlenmisti. erkekleri orada tutuyo rlardi. pet dükkanlarin da. Ama sonra ar ada sirada karismamiza izin vermenin iyi terapi olacagina karar verdiler. ahirda. iyi öyleyse. saat sabahin onuydu. tavana bakip . postaci gelmisti. B-2. orada da yagmur yagiyormus. "ve nakil ettiler. Bir deli için en kötü s y kendi aklini tahlil etmesidir. muhabbeti hos. Doktor Marlov nerede? Bugün hiç görmedim onu. bahçede. ama numaraydi -kendi istekleri ile akil ha stanesine giriyorlar. seklinde isaretlenmisti. O psikiyatr 147 lardan biri ile bir süre konustuktan sonra insanin aklindan süphe etmemesi mümkün degil di. çikiyorlar. bizi iyilestirmeye çalisan psikiyatrlarin çogundan daha akli basinda görünüyordu hatta. karsi tezlerin hepsi palavradir. gayet düzgün biriydi.mina kodugum yagmurunun sesini dinledim. Tatile mi çikti? Yoksa nakil mi old u?" "Tatile çikti. kadinlari da orada tutuyorlardi. A-3. Bobby vardi mesela. fabrikalarda. hayatlarini bu sekilde sürdürüyorlardi.içerde gördügümden daha çok deli görmüstüm. kocalari onlari bagisladiktan sonra çikip kocalarini yine boynuzluyorlardi. Kadinlarin çogu kocalari onlari baska erkeklerle bastikt an sonra deli numarasina yattiklari için oradaydilar. yatay. beysbol maçlarinda.

Bileklerini ve girtlagini kesmis." "Ne kadar iyi bir insandi halbuki. daha da kötüsü günler. Bu tür yerlerde çikan rivayetlerden söz diyorum. Yazik. Fabrikalarda ve büyük kurumlarda. bilmem kimin basina bilmem ne geldigine dair bir rivayet yayilir. hatta aylar önce duydugun bir seyin dogru oldugunu ögrenirsin -yirmi yilini o kuruma vermis olan Joe Baba isten çikarilacakmis." Hiçbir zaman çözemedigim seylerden biri de budur. Hep dogru çikarlar.. Not birakmamis. ya da h epimizi isten ."Kasap biçagi." "Evet.. haftalar.

günde yirmi. müzikal açidan güzel bir ezgi oldugu söylenemezdi. librium ve benzeri ilaçlardan alirdim. Buydu tek sorunu. Bir gün ihtiyaç duyabilirsiniz. para vermeden dexedrin. ama bir ezgiydi ve her seferinde ayniydi. Aslinda hastalarin çogu paraliydi. Ama elimi zi çabuk tutmak zorundaydik çünkü ortalikta avcilar dolaniyordu. Hakliydilar. Ama sürekli yapardi bunu. diye geçi-riyordunuz içini zden. Disardaki bütün o deliler. Ilk tanik oldu gunuzda dalga geçtigini sanip. ben de bir bacagimi lavabonun üstüne atip soktum. hikayemize dönelim -ilerlemis vakalarin (sözde tedavi olmaya dogru ilerlemis . Ilave zevk için . Mary'yi. Bobby leblebi gibi atar di onlari agzina ve Bobby'nin parasi çoktu. Psikiyatrlara dönecek olursak. basimi sürekli belaya sokuyordum. amfeta min. Kizlara da ögleden sonra ikide çikis izni veriyorla rdi. Beyninde dönen bir ezgi gibiydi daha çok o islik. onlarl a ilgili olarak anlayamadigim bir sey de ellerinde onca ilaç varken neden güç yöntemleri yegledikleridir .sonra sarap sarhosu genç bir k izilderili kizla Utah'dan geçerken trenin helasinda kesfettigim bir numara geldi aklima. Pekala. O dolaplarin içi cehennem gibi sicak oluyordu düzüsürken. aksi takdirde bütün haklarini kaybediyordun. -Mary'ye b acaginin tekini lavabonun üstüne atmasini söyledim. demek istedigim) pazartesi ve persembe günleri ögleden sonra ikide disari çikmalarina izin verirlerdi. Hastalara satiyordum ilaçlan. Aklinizda bulunsun. En güzell erinden birini. ne kadar yaratici ve hos bir adam. Benim de pazartesi ve persembe günleri çikis hakkim vardi ve hakkinda bilinmesini i stemedigi bazi bilgilere sahip oldugum bir doktoru ziyaret eder. Nerede kalmistim? Evet. Soru nu halletti. her zaman da dogru çikar. sari bomba. Ama daha sonra. Neyse. belki de otuz kez. pantolonunun paçalarini dizlerine k adar çeker ve küçük bir islik çalarak sekiz-on adim atardi. Topluma yavas yavas u yum saglanabilir varsayimi ile giristikleri bir uygulamaydi bu. Ilaç isine girmeden önce fazla param yoktu. tanrim. Kogusta n küt diye sokaklara dönünce insan aklini büsbütün kaybedebilirdi.asaklarinizi sica . Küçük bir numarasi vardi ama: arada sirada ayaga kalkip ellerini ceplerine sokar.ayakta da pek uyumlu degildik. hayli zorl anmistik -kimse helada yere yatmak istemez. zam an zaman Bobby'nin neden orada oldugunu merak ederdim.çikara-caklarmis gibi. Daha önce dedigim gibi. en geç bes buçukta dönmek zorundaydin. Birkaç saniy elik bir olay. yapmak zorunda oldugunu an-liyordunuz. Hemen hemen bütün davranis alanlarinda normal görünüyordu. Kafalari çalismiyor. Hastane saatlerini bilen. arabalari i le gelip güzel ve zavalli kizlarimizi bizden çalan çakallar. bir benzinligin kadinlar tuvaletinde düzmek zorunda kalmistim. bu da onlarla sansimizi artiyordu.

ne isin var kadinlar tuvaletinde?" "Ne diyorsun yakisikli!" dedim bilegimi hafifçe bükerek. "Kafasi çok iyi bunlarin. "Hey.. Yuttu. "Ne kadar güzel gözlerin var!" Uzaklastim kiritarak. Neyse." dedi yarim saat sonra. ilaç satisindan iyi para kazaniyordum. olur mu?" . Ama iki hafta boyunca bayagi kaygilandim. önce Mary çikti kadinlar tuvaletinden.. Bobby ona ne versem yutuyordu. Bir keresinde iki tane dogum kontrol hapi bile sattim ona. "birkaç tane daha bul. Neyse. Baska soru sormadi. sonra u nuttum gitti. sonra ben.k su da tutabilirsiniz. Benzinligin pompacisi beni kadinlar tuvaletinden çikarken gördü.

149 Ama aralarinda en tuhaf olani Pulon'du. sigara içerek. Gerçek hastalarla iletisim kurardi. "Hey. . Onlar a sorular sorar. Çocuk oyunlari. Ben hep yalniz biri olmusumdur." Sirf kogustan çikip ortalikta dolanmak için özel görevlere gönüllü olurdum.." diyordum. gülerek. Evet. Haftalar geçerdi. ama arada si rada ayaküstü yapilan bir düzüsmeyi saymazsak. Pulon'da onlardan biriydi. Nefret ediyordum yataktan çikmaktan . Hayatta kalmayi nasil beceriyorsun?" "Heehehehehehehe. Çok tuhafti Pulon. Sadece kendini begenmis insanlar her soruya bir çuval cevap ve ögütl e karsilik verir. kontagim galiba. Pencerenin yanina oturur. cevap vermezdik. Sirlarini açmadan mezari boylayan insanl ar vardir. Hayata yeniden baslamak deme kti. kalabaliga ve özellikle de siraya girip beklemeye tahammülüm yoktu. Bagislayin. Pulon ile konusurlardi ama. Intihara meyilliydim. Ve hayatlarini siraya girip bekleyerek geçire n bir toplum olmaya dogru gidiyorduk. "Insanligin en büyük iki icadi yatak ve atom bombasidir. bütün geceyi yatakta geçirince insan kolay kolay vazgeçemeyecegi bir mahremiyet gelistiriyordu ya tagi ile. Ikimiz de öylece bakar. basarisiz olmustum . psikiyatrlarla bile konusmayan hasta larla. Ama baska bir sorunum vardi. Ama bir sümüklüböce kadar hosnut olurdum. "Bunlari konusturmayi nasil beceriyorsunuz?" diye sorardi psikiyatrlar bize. Sabahlari yataktan çika-miyordum. Ama Pulon yirmi yildan beri tek kelime etmemis hastalarla bile konusurdu. sadece onun gibi pantolonumun paçalarini yukari çekip Bizet'nin Carmen' inin detone bir yorumunu isliklamiyordum. Kimseyle. beni mutsuz eden insanlardi sonuç olarak. saatlerce kim ildamazdi. ömürlerini çocuk oyunlari oynayarak geçiriyordu insanlar -hayatin dehsetin den etkilenmeden rahimden mezara gidiyorlardi. Ileri geri salinarak. kafadan biraz. dünyada 150 ki bütün insanlar yok olsa umurumda olmaz.." dedim ona bir keresinde. Pulon'dan sonra en i yi ben anlasirdim onlarla. hos degil. biliyorum. Evet. Yemek yedigini hiç görmed im. Kimse onu yemek yerken görmemisti. zaman zaman agir bunalimlara giriyordum. Havagazi ile intihar etmeyi denemis. "yemek yemiyorsun. sorularina cevap alirdi. Pulon. Öylece otururdu is kemlesinde. nefret ediyordum sabahlari yataktan çikmaktan. Yemekhaneye asla gitmezdi. Heeeheeeheeehehehe. Deli oldugumu düsünüyo rlardi. Herkese. Ben de Pulon g ydim.

Her sabah ayni sey: "Bukowski.. kalk!" "Him?" '"Bukowski. kalk!' dedim." "Offf." "'OFFF!' degil. Kalk! Hadi!" ..

çogu escinsel. çükünü dogru dürüst kaldiramayan salagin teki ile evlilik ve Fransiz sa illerinde tatil hayalleri kuran hemsirelerden birini parmaklamakla mesgul oldugu için cani biraz s ikkin." "Onun da . üçe kadar sayiyorum." "Doktor Blasingham'i çagiracagim. Kesinlikle yapacak bir sey yok..iktir.mina koyayim... belki de -hemsirele i parmaklamak ve üstlerine salya akitmakla o kadar mesguldü ki... Eski romanlarda anlatilan seydi bu.. "Hadi.. Neyse. Beni Pulon saniyor b elki de. Yoksa haklarini kaybedersin. Doktor Blasingham... Neden Amerika Birlesik Devletler Baskan'i olmadigini anlamakta güçlük çekiyordum.eee. iyi çocuklar hepsi." "Pekala. Simdi git elini yüzünü yika ve kahvaltiya in. Bukowski. ruhunu anlamayi israrla reddeden bir ortamin kurbani dir." Blasingham gelirdi." . escinsellere karsi degilim.'Bir. Samanlikt a seyran.. Hiç görmemislerdi onu.. Belediye fonlarinin vampiri... Harikaydi. Üçkagitçi bokun teki. Ben.". Sonunda bana inekleri sagma isini verdiler.. iki. kirpilmis koyunlar kadar çiplaktik. titriyorduk. Düsünmenin insana yarari ne ki? Düsün tasin boktur isin. oradaydik! Girdim. Anlamiyor musunuz?" "Kalk. Doktor Blasingham.iktir git." ". Tam kaptirmistim ki bütün Italyan ordusu daldi içeri sanki "HEY! DUR! DUR! KADINI TESLIM ET!" "HEMEN IN O KADININ ÜSTÜNDEN!" "ÇIKAR KAMISINI!" Bir alay hademe. '" Firlardim yataktan. çatiya çikip soyunduk." 'Piton' derdi bana. Piton. KALK!" "Yapacak bir sey yok. orospu çocugu. "Insan. herkesten önce kalkmak zorundaydim.. Güze ldi ama o inek memelerini sikmak.." "Sen ruhunu yuvada kaybettin. faka t -su ise bakin: . Nedeni hakkinda en ufak bir fikrim yok... harika. Harika olacakti. Ve o sabah Mary ile ahirda bulusmak üzere sözlesmistim.. saman i gne gibi batiyordu çiplak tenimize. Düzecek yarik yokken prezervatifini kaybedeceksin demek gibi bir sey bu. tanri askina.. diye düsünürdüm. Bukowski. "Pekala. Mary inegin öbür yanina yanastiginda inegin me melerini sagiyordum.

ASAKLARINI PATLATIRIZ!" Hizlandim ama bosuna." "Ya kadini?" "Kadini mi?" "Evet. Kaynagi belirlenemeyen iki ham ilelik vakasi. Bu da sorunu halletti. DEVASA VE ÇOK ÇIRKIN!" "ACABA?" "Isimizden olabiliriz. "AMAN ALLAHIM." "Pekala. Bunun istendigi takdirde yapilabilecegini. Beni hatunun üstünden alip sirtüstü yatirdilar. Iki hademenin arasinda o sert tah ta banka oturup Atlantic Monthly ve Reader's Di-152 gest okudum. Sira ile. Insanlari cinsellikten mahrum ederek akli dengelerini geri kazandirmanin en sagl ikli yol olmadigini söyledim doktora. Önce kadin!" Blasingham'in özel bürosunun önünde beklettiler beni." O anda Doktor Blasingham girdi içeri. ." "Elinden gelse bizi paralar. Blasingham bayagi büyüttü meseleyi. SUNA BAK!" "MENEKSE GIBI MOSMOR VE YARIM KOL UZUNLUGUNDA! ZONKLUYOR." "Degebilir. Haftalardan beri zan altindaydim. Sonra Mary'yi disari tasidilar. "N'oluyor burada?" diye sordu. Cinsel enerjinin omurgadan beyine iletilip daha yararli isler için kullan ilabilecegini iddia etti. Bizim doktor Mary'yi fena firçaliyordu herhalde. CANAVAR!" "BOSALIRSAN . Bir süreden beri beni dürbünle izliyordu. kadini. elbiselerini giydirip onlari büroma getirin. zorlama oldugunda daha yararli isler için enerji iletmenin . Dört kisiydiler. Iskenceden farki yoktu.merdivenden yukari çikiyorlar "BU SON VURUS OLSUN. Doktor. "Bu adami denetim altina aldik. çölün ortasinda susuzluktan ölürken kuru sünger emmek le girtlagina 9-10 kum tanesi atilmasi arasinda seçim yapmaya zorlanmaktan farksizdi.. beni içeri ittiler.

ikinde bile olmayacagini söyledim. Neyse. iki hafta için haklarimi elimden aldilar.omurganin . Ama ölmeden önce samanlikta is tutam azsam gözüm .

ne gevezelik! ne güç var. Alman çentiklerden yuk ari tirmanmaya basliyor. bütün trafik kurallarini çigniyor. bir Yahudi ile bir Alman. Yahudi aslinda hayvanat bahçelerini sever ama hayvanat bahçesi gece kapali. ünlü erin sonu böyle mi olur? ne kadar sansli oldugumuzu düsünün. Alman binaya dogru kosuyor. Alman direksiyonda. Tanrim. ne kadar sikici. benimkinin sesini dinliyorum: SANGIR SUNGUR. diye geçiriyorum içimden. . çöp bidonlarini kamyona bosaltiyorlar.1000) metr elik uçurum. "sinemaya gidelim!" "tekne gezisine çikalim!" "kerhaneye gidelim!" "hiçbir yere gitmiyorum. rasathaneye variyoruz. karsilasacagim özel ca n sikintisi da sürpriz oluyor. insanin ölümünün baskasinin elinden olmasi hos degil. ne de mizah. binanin yarisini tirmanip kapinin üstünden sarkiyor. gaz pedalini köklemis. adi Hristiyanlar ve Yamyamlar.arkada kalacak. Var mi lan öyle vurusumun üstüne gelmek. ikisi de çok mutlu orada olmaktan. beni arabalarina sokuyorlar. bazi insanlar sürekli bir yerlere gitme ihtiyacindadir. *** kapim çaliniyor. cevap vermiyorlar. inmesini ya da düsmesini bekleyerek. POTANSIYEL INTIHAR NOTLARI çöp kamyonu gelirken pencerenin önünde oturuyorum. "birakin da oturayim surada. binanin ön kisminda çentikler var. *** biri bana okumam için Norman Mailer'in bir kitabini veriyor. "nereye gidiyoruz?" diye soruyorum. diye geçiriyorum içimden. anlamiyorum. en azindan. sözü zorlamaktan baska bir sey degil. yamaçlardayiz. virajlari kayarak aliyor . ne kadar sikici. bir borçlular bana. SANGIR SUNGUR! çöpçülerden biri digerine bakiyor: "bayagi siki bir içici var burada!" uzay çalismalarinda yeni asamalar kaydetmelerini beklerken sisemi kaldiriyorum." bu yüzden de sormuyorlar artik." derim her seferinde.

sira halinde içeri giriyorlar. lise ögrencilerini getirmis.bir ögretmen geliyor. ögret men basini kaldirip .

"gidelim buradan. "gidip bir seyler içelim!" uzaklasiyorum. "kancigin teki beni tersledi." içeri giriyorlar." diye öneriyor. Alman yanasiyor. "kafam bozuldu. biz de içeri giriyoruz. aletlerin yarisi bozuk. "külotunda bok lekeleri vardir muhtemelen. "benimkilerden biri mi bu?" diye soruyor." diyor Alman. "bir." diyorum. ki. Alman asagi iniyor. üç!" siçrayip iniyoruz." ." diyorum. Yahudi ile yürüyorum. çukurun içindeki tel kablodan sarkan koca top. "evet. "bir." diyorum. Hank!" diye bagiriyor. ikimiz birden havaya siçrayacagiz. ortalikta dolanip dügmelere basiyorlar. diye geçiriyorum içimden. bazi seyler titreyip biraz hareket ediyorlar. "bir daha! bir -" "cani cehenneme. 30 yilda hiç degismemis . üçe kadar sayacagim." "üzülme. herkes sallanan topa bakiyor. "hayir. ki.Alman'i görüyor. ne kadar sikici." diyorum." "benim hosuma gider ama. dügmelere basi nca bir sey olmuyor. makine bir grafik çiziyor. ben yüz on." "tamam. "Hey. "kesinlikle. ya da kivilcimlar çakiyor. sarsinti ölçen bir makine buluyor. Alman gözden kayboluyor." "buraya gel! bak simdi. tanrim. sonra Alman ile Yahudi'yi izliyorum. "o benimkilerden." o yüz kilo. üç!" siçriyoruz.

dinlemeye gelenler orta yasli insanlardir. benim klasik müzigin yuva sinifina dahil edecegim parçala rin bazilari. arabaya biniyoruz. Aslinda kosturup duruyorlar. bahçelerini sulayip ellerinde kürekle orada olmayan bir seylerin pesinde bir sey degil. Alman Schwab'm yerine sürüyor. ." "üzüldüm öyleyse. bu orkestranin sefi benim Çaylak Melodileri diye nitelendirdigim seyler çalarak ünlenmis. "Allah askina. yoksa o da mi geri zekali? sefin çalmaktan hoslandigi. ama bu basit ve hayli suruplu parçalari di nledikten sonra yeni. Gershwin'in Mavi Rapsodi'si (seytan bizi iki kez korusun!)." diyorum. nihayet tepeden iniyoruz. Çaykovski'nin Findikkiran Süit'i (seytan bizi korusun!). korkarim asil. bir seylerin pesinde kosturup duran kalabaliktan n. ve su anda aklima gelmeyen bir sürü parça daha. kolluklarindan firla yarak baskalarindan gördükleri gibi.. akli basinda hiç kimse bu parçalari midesi biraz bulanmadan birkaç kereden fazla dinleyemez . sef sahneye dönüp reveranslar çektikten sonra orkestra elemanlarina ayaga kalkmalarini söyler. *** bati tarafinda bir orkestra var. yalniz kalma korkusu.. Ra-vel'in Bolero'su. Offenbach'in La Vie Parisienne'i. Nor-man Mailer okuya topraga egilen insanlardan. Los Angeles'de herkes yapiyor bunu."koklar misin?" "tabii ki. "Schwab'in Yeri'ne gidelim!" diye bagiriyor. zararsiz bir seki de delirirler. Cop-land'in Meksika Salon'u." Yahudi yanasiyor. benim asil merak et tigim su. beysbol maçlarina giden. nereden geldikleri ya da zekalarini nerede yitirdikleri konusunda hiçbir fikrim yok. Alman bizi ölüme ne kadar yaklastirabilecegini bir kez daha kani tlamak zorunda hissediyor kendini. Elgar'in Debdebe ve Tantana Marsi. cani koklamak istiyor. bu sözünü ettigim kitle bu suruplu müzikle karsi karsiya gelmeye görsün. Rossini'nin La Gazza ladr a uvertürü. sef onlari bilerek mi kandiriyor. müthis ve derin bir seyler dinlediklerinden öyle emindirler ki. ama bu orkestra bu parçalari bikip usanmadan 156 her hafta çalar. senin için kötü bir aksam. "BRAVO! BRAVO!" diye bagirirlar avazlari çiktigi kadar. de Falla'nin Üç-Köseli Sapka Dansi. insanin kendi ile yüzlesme korkusundan baska ben kalabaliktan. Bizet'nin Carmen'i. bunlar klasik müzik dinlemeye yeni baslamis herkesi memnun edecek pa rçalar.

ve ev dönüsünde söyle bir sahne yasanir. kendi k zeki hissederek: "yukarda allah var. adam 52 yasinda. bu adam müzigi yutmus! müzigi gerçekten hissettiriyor insana!" kadin: "evet. her seferinde ruhumun yükseldigini hissediyorum! bu arada. üç mobilya dükkani sahibi. evde mi yiyelim . disarida mi?" .

süphesi?. omlet. simdi yüksek yargiç. ihh. Chekhov'un oyunlarinin popüler olmalarini anlayamiyorum. bazen. yere yakin bir kancanin ucuna bir mendil koyuyorlardi. uçakla tehlikeli numaralar yapa n pilotlar. Frank?" "beni izle. pilot Alman fokeri ile yere son derece y akin uçup kanadina takili kanca ile mendili yerden aliyor. profesyonel futbol ve basketbol güçlü oyunlar. ve çakilirlardi. sonra da neredeyse yere sürünerek ekseni etrafinda dönüp havalaniyordu. "hey. Bob Hope'un. Keza Tolstoy. "ya?" "evet. Ibsen'in. sizin olsun.H Lawrence. ve böyle uzar g ider bu is. tabii ki. ihh. yeni arabalar. Dos siki herifti." dedi. hava uçuslari en iyisiydi -çocuklar için. bak" "tanrim" tribün kadin doluydu. müthisti. beysbol maçlarinin.*** renkler ve zevkler tartisilmaz elbette. suna bak!" . Sherwood Anderson sonuna kadar. Henry Millerin. boks. Celine. evet. Hank" "evet. süphesiz. parasüt atlayislari ve uçak yarislari vardi. güres -ne??? Jeffers. Shakespeare'in. Bob Dylan bende asiri tepki izlenimi birakirken Donovan'in tarzini özgün bulurum. parlak renklere boyanmis . kim hakli? ben. "hey. ben." tribünün altina girdik. evet. uçaklarin hepsi farkli biçimlere sahipti. Savas ve Baris benim için Gogoi'un Palto' sundan sonr a okudugum en büyük fiyasko. arkadasimin adi Frank'di. elbette. Ginsberg. tenis ve opera. kafasi bozuldugunda Artaud. canlari c ehenneme. *** çocukken Hava Gösterisi dedikleri gösterilere giderdik. ilk He-mingway'ler i yiydi. içlerini oldugu gibi görebiliyordun. çok çok erken Gorky. olaganüstü hakimdi uçagina. haddi hesabi yoktu çakilan uçaklarin. saat. belki digerleri için ne kazalar. ilk Saroyan'lar eyvallah. anlamiyorum. ihh.. çok heyecan vericiydi. tuhaf tasarimlar. ya da renksizlik ve zevksizlik. yüzük. Faulkne r'in. pilotlardan birinin numarasini hatirliyorum. külotlu çorap. "buradan kadinlarin bacaklarini dikizleyebiliriz. D.

"pisst! buraya gel" ."üff Frank dolanmaya basladi.

yan açik parasüt içine hava doldugu için parasütsüz birinin düsecegi kadar hizli da düsmüyordu. kalan atlayislari iptal ettiler. parasütü çözmeye çalisiyordu. halkali solucan. kollarini iplerden kurtarmaya. sizi büyük aptesinizin ortasinda yakalam akta da pek ustadir. sülük genellikle hem kapiyi vurur hem de zili çalar. parasütçü ve yarik. allan kahretsin. bisikletlerimizi eve pedallarken yol boyunca onlari konustuk. bosuna debeleniyord u ama. sonra yere çarpti. Hava Gösterisi bitmek üzer unutulacak türden bir sey degildi gördüklerimiz. "bir dakika.yanina gittim. Frank cevap vermedi. uçak kazalari. "evet. bizi nerede ve nasil bulacagini bilir -g enellikle banyoda ya da cinsel iliskinin ortasinda ya da uykuda. sayet kapidaysa. sari suyunu büyük bir ma haretle ." "bak. hâlâ ipleri çözmeye çabaliyordu. bir dakika!" diye ba-girabilirsin iz. ama istirap içinde bir insanin sesi onu yüreklendirir sadece -kapiyi daha sert. denizde ya da tatli suda yasayan. "kimse ona yardim edemez mi? diye sordum. hayat hayli ilginç bir sey olacakmis gibi gelmisti bize. izleyebiliyordunuz. film kamerasi ile filme çekenler bile vardi. daha heyecanla yumruklama ya baslar. sirn asik (kimse) sülük bir bakima bizden çok üstün bir varliktir. çarpmasi ile hav siçramasi bir oldu. yere çizilmis bir daireye mümkün oldugunca yakin inmeye çalisiyorl i. kan emici. parasütü tam açilmadi. adam yere yaklasiyor. bir sürü insan fotogra f çekiyordu. nasil açmazsiniz kapiyi? gittigi zama n -nihayet.bir hafta boyunca kendinize gelemezsiniz. sonra yukari çikip gösterinin devamini seyrettik. bac klarini salliyor. yapiskan. fotograf makinesi ile fotograf çekiyordu. bak! yarigi görünüyor!" "nerede? nerede?" "baktigim yere baksana!" 158 orada öylece durup uzun uzun baktik. parasüt üstünü örttü. 159 SÜLÜK ÜZERINE NOTLAR sülük. sülük ruhunuza isemekle kalmaz. sira parasütçülerdeydi. sonra biri atladi. pek basarili olduklari söylenemezdi.

ama o bunu asla bilmez çünkü hiç susmaz. ama artik çok geçtir. fark edilmeyecek kadar. sizden farkli olarak bol bol gevezelik edecek vakti vardir sülügün.tuvaletinizin oturagina da birakir. üstelik bütün fikirler sizinkilere terstir. ancak üstüne oturunca fa rk edersiniz. araya iki kelime sikistirip ona katilmadiginizi söylemeye .

en çok sevdiklerin den bir iki örnek: "hiçbir sey BÜTÜNÜYLE kötü olamaz. sülügün isminizi ve adresinizi bilmesi de gerkli degildir. "olup bitenlerden habersiziz.kalkissaniz bile sizi duymaz. liderleri mize güvenmekten baska çaremiz yok. sinirlerim bozuluyor. iyi polis de var. parmagini zile basip tutar. sülük insanligin iyi yanlari ile besle nir. at yarislarinda san li oldugum bir dönem hatirliyorum." bu o denli aptalca ki yorum yapmayacagim. polisin isi degisimi engellemektir. altima yeni bir araba çekmis Del Mar civarinda geziniyordum. sülük her yerded ir. sonra sahilde yemek yiyebilecegim iyi bir yer ariy ordum. gerçek yanitlarin bize ulasmasi mümkün degil. insanlar bazen yemekleri n çöpten farksiz oldugu yer . ama degildir. iyi poli rastladim ben. "s eni uyandirdim mi?" olur. ya da evinize gelir. bunlardan vazgeçmez. yani yemekleri lezzetli restoran kalabal ik olur. devam edelim. "arabani gördüm. iyi insanin kokusunu alir. sizin araya girisiniz onun için bir bosluk anidir. "içerde oldugunu biliyor um!" diye bagirir. sülügün kendi kesfi sandigi bazi standart ve kabiz fikirleri vardir." bu yikici insanlar düsünce mekanizmasinin nasil çalistigindan habersiz de olsalar onl ardan hoslanmadiginizi sezerler." firsat bulup ona bir insanin polis üniformasini üzerine geçirdigi andan itibaren mevc ut düzenin maasli bekçisi oldugunu anlatamazsin. her gece yarislardan sonra farkli bir motel seçiyor. sülügün saçmaliklarini siralamaktan da vazgeçiy orum hatta. ölümcül isigini üstünüze yansitmaya her an her yerde hazirdir. bu bir çeliski aslinda. bütün polisler kötüdür diyorsun. degilseniz kötüdür. yemekleri lezzetli ve tenha bir yer. siz derin uykudayken telefon eder ve ilk sorusu. cevap vermezseniz. ama bu onlari kamçilar. ayrica ne tür bir insan oldugunuzun da farkindadir lar -incitmekle incinmek arasinda hep ikinciyi seçen birisiniz. gidisattan hosn utsaniz bütün polisler iyidir. sülük insana düsünce özürlü biri olarak yapisir sizca. o konusurken siz de 160 onun pis sümügünü ruhunuza silmeyi nasil bu kadar iyi basardigini düsünürsünüz. ama sülük bu kulaktan dolma felsefe ile doludur. kokusmus. zehirli. kesin ve sonsuza dek. perdelerin örtülü oldugunu gördügü halde orgazmi çagristiran bir cosku il apiyi yumruklar. bütünüyle kötü diye bir sey vardir. k onusmasina kaldigi yerden devam eder. ama bütün genellemelerde oldugu gibi bunun da istisnalari vardir. sülük sizi saatlerinizi de çok iyi bilir.

lere ragbet ederler. her gece yemekleri lezzetli ve çildirtan kalabaliktan uzak bir yer bulmak kutsal bir arayis olmustu benim için. çöregini yerken bir yandan da g arson kizla sohbete basladi. arabayi park edip içeri girdim. bu dirsek payini ayarlamakta da çok ustadir sülük. böyle bir yer bulmak uzun zaman alabiliyordu. bombostu mekan. New York usulü biftek. neyse. zirvaliyor. evet. balik gibi dümdüz bir herifti. ruhunun pis kokusunu her yere bulastiriyordu. patates tav a filan söyledim. dogru tahmin ettiniz. New York usulü biftegimi çabucak mideme indirip kendimi disari attim. yemegi beklerken kahve içiyordum. ancak yemegimi yiyebil ecegim kadar bir dirsek payi birakmisti bana. sülük yanimdaki tabureye oturmak ZORUNDA hissetti kendini. o gece öyle sarhos oldum ki ertesi gün il k üç kosuyu . söyledikleri bagirsaklarima biçak gibi s aplaniyordu. sülük gelmisti. New York usulü biftegim geldi ve o anda kapi açildi. harikulade bir geceydi. tezgahta otuz iki tabure vardi. bir gec e yerimi bulmak bir buçuk saatimi aldi.

isimi katletmenize izin veremem. ama biz sülüklerden söz ediyorduk. "iyi bir yövmiyenin hakki emekle verilir. is yaptiginiz mekanlarda da mutlaka bir sülük vardir. bi r keresinde çalistigim yerde on bes yildan beri kimse ile konusmamis biri çalisiyordu. ben sülük yemiyim. Tanri beni affetsin. degil mi? sülük için kolay lokma olmama ragmen bir keresinde ben de tavir koydum. rahat ve sik intisiz bir ortamda karsilastigimizda size karsi daha nazik olacagimi lütfen bilin. onu iyi çalist igi için tutuyorlardi orada. hayat dolu. bu yaziya hayranlik duyuyorum. beni hayatta tutan seyleri yapabilirsem. ama hepimizin belki de farkinda olmadan birilerine sülüklük yapmis olmamiz olasiligin i da gözardi etmemekte yarar var." yüreklendirici degil böyle bir sey duymak. sabahlan yedi b uçukda eve gelip iki bira içtikten sonra ancak uyuyabiliyordum. beni uyandirmis olmanin bilincinde sesimi duymak onu mest ederd . Lo ve-in'lere. sevgiye bile karsi degilim. davetsiz gelenleri kabul edemeyecegim. hem sülüge karsi day nikliligimizi da artirabilir. ön kapisina büyük harfler ve mükemmel bir elyazi-si ile söyle yazmisti: ilgilenenlere: beni görmek istiyorsaniz lütfen telefon edip randevu alin. çalistiginiz. her seferinde o a lisilagelmis aptal oyununu oynardi. sülük kesin tavir karsisinda ürker. entelektüel bir sair taniyorum. kendinden geçmisti. bir süre bakip adamin yazidaki sesini duyduktan sonra arabama binip uzaklastim. yüzde yüz insan yoktur aslinda. daha ikin ci günümde benimle otuz bes dakika konustu. ve tanri tanriyi afetsin. dogal haklarina sahip çikan cesaret ve mizah dolu bir adam söz konusu. züppelik ya da insanin kendini abartmasi olarak al gilamiyorum. isimi yapabilmek için zamana ihtiyac im var. o siralar on iki saatlik gece vardiyasinda çalisiyordum. çalistigim her iste su cümleyi sik sik duymusumdur: "buradaki kaçiklarin hepsi sana ba yiliyor. o toplu sevgi ayinlerine itirazim yok mesela." her iste en az bir sülük vardir ve b eni hemen bulur. hepimizin. Zamanlamasi mükemmeldi. on un da bir tadi olabilir ama söyledikleri mizahtan yoksun kokusmusluklardan ibaretti.kaçirdim. askasina musallat olur. berbat bir düsünce ama büyük olasilikla dogrudur. yeter ki beni katilmaya zorlamayin. daldan dala atliyordu orospu çocugu. anlama ya basladigimiz an her seyin basladigi andir ve bazilarimiz artik anlamaya baslasa çok iyi olacak. baskalarinin farkinda olu p bizim farkinda olmadigimiz deli ve çirkin bir yani vardir. ilk kez tesadüfen gördüm bu yaziyi. her neys e bu çok sülügümsü sülük her sabah saat dokuzda bana telefon etmekten kendini alamiyordu. yoksa bu çiftlige nasil katlanabilirdik? yine de sülüge karsi önlem alan insana saygi duymali.

"ilk kosu 13:45'de. yikanmam. on iki saat çalisiyorum! neden beni saat dokuzda ariyorsun allahin cezasi?" "belki at yarislarina gidersin diye düsündüm. kiçimi kasiyacak gücüm yok. siçmam. seni hipodroma gitmeden önce yakalamak is tedim. "ne bok yemeye beni saat d okuzda uyandiriyorsun? sabaha kadar çalistigimi biliyorsun. beslenmem. bogazini temizleyip kem kümlerdi." dedim sonunda. "bak." dedim.i. ayrica gecede on iki saat çalisirken nasil hi podroma gidebilirim? bu kadar seye nasil zaman bulacagim? uyumam. anla sana! hipodroma gidemiyorum. ayakk abilarima bagcik filan satin almam gerekiyor. gerçek kavramin yok mu senin? isten geldigimde en son lanet damlama kadar tüketilmis oldugumu anlayamiyor musun? geriye bir sey kalmiyor. düzüsmem." "dinle. tiksirir. öksürür. neden beni sabahin lanet dokuzunda ariyorsun? " .

iyi ve dürüst bir yasantinin sonucunda sülük s kar. bir daha eskisi gibi olmadik." 163 yarari yoktu. benden yasli. sülük size sehir içi arayacagini söyleyip (yalan) telefonunuzdan bitmek bilmeyen z ehirli hikayelerinden birini bezgin dinleyicisinin kulagina dökecektir mutlakta." McClintock'lar herkesin alay konusudur ama onlar bunun asla farkinda olmazlar. berbat seks. hayat dolu ve sanatçi olmayan (sükür) bir arkadasimla konusuyordum. uyuyan bombalar." dedim. bu McClintock tipi sülük te lefonda saatlerce konusabilir. "neden artik telefonlarima cevap vermiyorsun?" "telefonu bir kutuya koyup üstüne paçavra dolduruyorum. yarin degil. biraz da acirsiniz. kalktigimda telefonu kutudan çikariyordum. belki bir gün dünya düzeni öyle degisir ki. telefonu kapattim. vesaire. her sabah isten geldigimde bunu yapiyor. ve sülük. ödlek editörler. ben bugün varim. simdi a ma geldi!!!!! BIR McCLINTOCK'UN 164 GÜLDÜGÜNÜ HIÇ GÖRMEDIM!!!!! su ise bak. "artik aramiyor. kötü hükümet. hatti n öbür istirap ucundaki kisiye güler. sülük ölmüstü. telefonunuz varsa sayet çok dikkatli olun. bir kolu tahta anne. bir McClintock hemen fark edilir. telefonu içine soku p üstünü paçavra ile doldurdum. Ama hâlâ insanligin bozuk taraflari ile ugr asmamiz gerekiyor -açlar. Albequerque'nin hamam böcekleri. seni aramiyor mu?" diye sordu. bunlar sunlar bunlar sunlar. "bak bu dogru. yeterince hip i olmayanlar. Tanrim." "sembolik olarak beni de o kutuya koydugunun farkinda degil misin?" ona bakip sakin ve yumusak bir sesle. "McClintock beni günde üç kez ariyor. eminim herkesin katlanmak zorunda kald igi bir-iki McClin-lock tipi sülügü vardir. gidip karton bir kutu aldim. benim ütopyam BUGÜN daha az sül sizin hikayenizi de dinlemeyi çok isterdim. love-in'ler. kötü bira. dinlememeye çalissaniz da elinizde olmadan kulak misafiri olur. bel soguklugu. Johnson. sülük hâlâ yasiyor. . sülüklügün olmamasi gereken seyler yüzünden olustuguna dair bir varsayim var. ütopik toplum gerçeklesir mi gerçeklesmez mi. her McClintock yaninda küçük bir telefon defteri tasir. parlak yastiklara gömülüp oturan baba. bilemiyoruz. siyah beyaz ve kizil. hipiler. sizin McClintock hikayeniz de beni güldürürdü herhalde. bir gün dayanamayip beni görmeye geldi.firçayi yiyince sesi kisilmisti -"hipodroma gitmeden önce seni yakalamak istedim.

paç a dolu bir . sabaha görüsürüz. aslina bakarsaniz tek basima oldugum zamanlar disinda ben de pek gülmem. 69 mu? hadi bir Chesterfield yakip her seyi unutalim. düsünün bir. kendimi mi yaziyorum yoksa? sülüklerin sülükledigi bir sülük.tanidiginiz sülüklerden birini düsünün ve kendinize onu gülerken görüp görmediginizi sorun mü güldüklerini? tanrim. kivrilip kaynasan. 69 durum bir sülük kolonisi.

rahat bir yasam tarzi degildir bu. akliniza ne gelirse.ama seker pancari toplamak ya da General Motor için somun sikma k ya da bulasik yikamak ya da yerel üniversitelerden birinde Inglizce I dersi vermek de insani dai mi olarak delirtebilir. düsünemedim. kesif içeren her tür güçlük -resim yapmak. bu para daha iyi yollar insa etmekte ve evlerimizi yakmalarinin önüne geçmek için hafifçe zencilerin üstüne rpmekte kullaniliyor. otobüs servisi. salaklarin suikaste k an gittikleri . insani delirtebilecek herseyi yasaklamaya kalksak toplumun yapisi altüst olurdu -e vlilik. televizyon simdiki ellerde yararsiz. hersey insani delir tebilir çünkü toplum çürük tahtadan bacaklar üstüne oturtulmus. akil hastaneleri tika basa dolu olacak. ve sevgili valimizin akil hastanelerine ayrilan bütçeye attigi makaslan ben dolayli olarak toplum tarafindan delirtilenlerin toplum tarafindan desteklenmeyi ve tedavi edilmeyi ha ketmedikleri seklinde algiliyorum. KÖTÜ TRIP LSD ile renkli televizyonun tüketime üç asagi bes yukari ayni zamanda girdigi dikkati nizi çekti mi? birden patlayici bir renk cümbüsü ile karsi karsiyayiz ve ne yapiyoruz? birini yasakliyor. sampiyonlar kiçlarini her zaman kollam ak zorundadirlar. diktatörlük filan.insani tehlike ile mucizenin Siyam ikizleri gibi yapisik oldugu b ir yere götürür. degil mi? hay allah. dmt ve stp'yi yasaklamak için bazi saglam nedenler var gerçi -insani dai mi olarak delirtebiliyorlar. herhangi bir dalda yeterince sivrildigin anda düsman kazanirsin. özellikle de enflasyonu yüksek. mezbahalar. seni uyandirmadim. savas. vergisi bol bir çagda. banka soym k. bize kararlari ver ecek bir doktorlar kurulu ve doktorlari bos zamanlarinda mesgul edecek tas gibi iki hemsire gerek ( kadin ya da erkek). temeli yikip bastan yapmazsak. öbürünü ne ediyoruz. pekala. siir yazmak. üstelik igrençtir orospu çocuklari -bagirip çagirirlar. günahlari miz. boklarini duvarlara sürerler. selam. onlarsiz yapamadigimiz anlasilan kendi cehennemlerimizi yaratabilmemiz için cennette biçilirl er. baska bir adamin karisi ile atmak güzeldir ama bir gün yakalanacaginin da bilincinde olacaksin. LSD'ye dönelim. cerrahi. bunda tartisilacak fazla bir sey yok. hem bu zevki artirir. bu da yazik. benim dahiyane bir fikrim var: neden akil hastalarini kursuna dizm iyoruz? paradan ne kadar tasarruf edecegimizi bir düsünün? bir delinin bile yemek yemeye ve barinmaya ihtiyaci var. LSD. ve geçe nlerde yapilan bir baskinda LSD yapimcisinin narkotik ajanlardan birinin yüzüne bir kavanoz dolusu asit firlatti gini duydum. aricilik.kutuya tikilmis ve kobra memeleri oksar-ken. ama sürdügü müddetçe hayli ilginçtir. halk onlarin kiç üstü kendi bok çukurlarina düstüklerini görmeye can atar.

bir lider posta siparisi ile edinilmis bir tüfekle öldürülebilir (bize anlat lan masal öyle en azindan) ya da Ketchum gibi bir kasabada kendi silahi ile. insani bitirir. vardiya. ama. komsunun fikri. çünkü bir anlamda zaten delirmistir. çocuklarin egitimi. maalesef. iyi bir trip henüz kafese girmemis.görülmemistir. kötü triplerin çogu bi zatihi toplumun egitip zehirledigi bireyin eseridir. insanlarin çogu temel özgür bireyler olarak kendi degerlerini abartirlar. bayraga saygi durusu gibi endiseler tasiyorsa bi r LSD tableti onu muhtemelen delirtecektir. tamam. hadi bilemedin sekiz yasina bas . çogumuz yedi. kira. toplumu güdümleyen büyük Korku ile düzülmemis bir birey gerektirir. ki z arkadasa ismarlanacak 12 dolarlik yemek. ya da Berlin'in bagir saklari patlarken tarihlerinin son sayfasinda Adolph ve fahisesi gibi. kötü asit kötü fahise gibidir. araba taksiti. LSD insani bombardimana da tutar çünkü sadik sevkiyat memuruna göre bir alan degildir. yasalar zehirli karaborsalarda kendi hastaliklarini yaratir. küvet cini ve kaçak viski günlerini de yasadi bu dünya. otuz yasini geçkin kimseye güvenme fel sefesi de hipi kusaginin bir hatasidir. temel olarak.

belediye encümenine sikayet edemeyeceginiz seyler. LSD degildir kötü tripinizin nedeni -an nenizdir. sanri bir sözlük sözcügü. LSD ise kendi içinde bir toplumdur zaten. ölmekte lan bir insan için ölüm çok gerçektir. Jeffers üç asagi bes yuk . birkaç da kadin -daha çok hem sire ve garson. bu dünyanin tamami kötü triple dostlar. yasanan hersey yasandigi anda gerçektir -bu bir film. ama gördügünüzde bilirsiniz -çünkü onlara a da onlarla birlikte iken kendinizi iyi. dünya BÜTÜN parçalarin bütüne uydugunu idrak ettigi zaman bir sansimiz olabilir. ama sanrinin tanimi hangi kutuptan hareket ettiginize bagli olarak degisir. ruhani yani yoktur. özgür ruh ender rastlanan bir seydir. toplumla uyum içindeyseniz LSDyi "sanri verici mad de" olarak siniflandirirsiniz muhtemelen. elerimizle küçük bok kutularimiza hapsolmamiz gerektigin i telkin etmeleri sonucunda aklini kaçirdigi için bireyi suçlamayin. size uzun burunlari n çirkin oldugu ögretilmisken gördügünüz çok uzun burunlu bir adamdir. onu simdi gördügü için. toplumsal koltuk degnegidir. Roos-velt'in yüzüdür. Abraham Lincoln Tugayi'di Franklin D. ama daha sonr a üstüne yalanlar bindirilir. test kitaplarinda olmayan. Basbakaninizdir. sana altinci sinifta tarih ögreten o yasli bok çuvalidir. 1926 yilinda kokladiginiz igrenç heladir. esrar mevcut dünyayi daha katlanilabilir k ilar sadece. o dogmadan önce de ordadir. köpeginin arabanin altinda k almasi ve kimsenin sana yolu dogru dürüst tarif edememesidir. bir dis güç tarafindan getirilmemistir oraya. cinsel iliski. bir düs. çünkü 47 yasindayim ve bana sapladiklari kancalarin haddi hesa bi yok.167 tigimizda kafeslenip egitilmisizdir zaten. çok iyi hissedersiniz. otuz sayfa uzunlugunda ve üç kilometre yüksekliginde bir listedir bu. 168 kötü trip mi? bu ülkenin lamami. olmustur. ama bir tablet yu tugu için lutuklarlar adami. elleri kirli dondurmacidir. araba hirsizi. insanin gö er sey gerçektir. araba yikayicisi vb. en tuhaf yerlerde ve HER ya sta özgür insanlar tamdim ben hayatimda -kapici. öldürülmek ya da dondurma yemek olabilir. bir LSD tripi hiçbir kuralin kapsamadigi seyler gösterir insana. müshildir. cinayet. b. ama digerleri için talihsizlik ya da bir an önce kurtulunmasi gereken b r durumdur. olan. zorla gördügünüz cebir de Ispanyolca dersidir. gençlerin çogu özgür GÖRÜNÜR ama bu tamamen bed kimyasi ve enerji ile ilgilidir. bütün aglardan kaçmayi basardigimi sanacak kadar budala da degilim. ve HER yasta. bir fabrikada on yil çalistiktan sonra bes dakika geç kaldigin içi kovulmaktir. ki meseleyi rafa kaldirip kurtulmanin kolay bir y oludur. bize kendi a. komsunun küçük kizidir. ben hâlâ bira takiliyorum. toplumun egitimsel ve ruhani güçleri ona kesfetmenin asla bitmedigini söyleye kadar bilge olmadigi için.

sayica çokturlar. olmuyor. ne yapilir bir gece ile? Liza olsaydim saçi mi tarardim. ". tuzaklara dikkat. odami. dostlar. rivayete göre Tanri bile dünyaya indiginde o tuzakl ardan birine yakalanmis. sonu bekleyen bir sarho slar kovani. ama Liza degilim. herkes çok fazla konusabilir. kadinlar geçiyor penceremin önünden. Leary bile. artik sizin.ari. ben bile. sayfalan gerçekten bir seyler ol uyormusçasina parliyor. Parkta . tabii ki. (belki de) aklimi yitirmeme neden olan bir alkol deliligin den çikmistim.iktir" gibi müsfik bir sözcük çikiyor. her kimdiyse. 169 HÜR HAYVANAT BAHÇESI Boktan isimi. ama çok da fazla konustu. bir National Geographic var önümde. binanin bütün sakinleri sarhos. sapkasindan çok tavsan çikardi. dediginde çok iyi söylemis bence. artik onun Tanri oldugundan çok da emin degiliz elbette. soguk bir cumartesi günü. hayir tisliyor agzimda sonra da kagidi daktilodan çikariyorum. günes batmak üzere.

Kucagima siçradi. kaygisiz. "Susadim. Gayesizce yürümeye basladim. sonra yüzünü geri çekti." "Neden?" . Tam önümde bir daire çizdi. Su getirmek için mutfaga gitmisti. Kapiy lastigimda burnuma kesif çig et ve sidik kokusu geldi. açik pembe gömlek. Parkta uyumak iyi gelmiyordu insana . Yine de beni çek en bir sey vardi o ev de. Pesinden salona girdim. Eski bir iskemleye ilistim. Ilk evi atladim. Ceketimi kaptigi gibi yere atladi. Uzun kizil saçlari beline kadar iniyordu. küçük çiftlikleri n önünden geçtim. "Evet?" dedi nerdeyse gülümseyerek. Topluma karsi kin beslemiyordum. "Gordon. Susu luktan ölmek kolay ölüm listeme girmez.geçirmistim geceyi. Bir orangutandi. Soguk bir görünümü vardi. Yaniliyor-dum tabii ki. "bir bardak su verebilir misin?" "Içeri gir. Y bekleyecegin bir yere ihtiyaç vardi sadece. saçim daginikti. Kent disinda buldum kendimi. ceketimi çikarip koluma aldim. Yüzüm geceki düsüsümden kanli. haf sesler çikararak koridorda kosarak gözden kayboldu. yüzünü yüzüme da i. Onlar dan biri olmadigim gerçegini çoktan kabullenmistim. "Ama artik önemi yok." dedim. bir bardak su istemeye karar verdim. Ka hverengi gözleriyle bana bakti." dedi. Evler giderek seyreliyordu. Öylece oturmus bekle rken bir seyin koridordan salona dogru kostugunu duydum. Susamistim. Günisigina karsi kusup bes dakika kadar bekledikten sonra cebimd eki sarap sisesinin dibinde kalani diktim." dedim. "Adim Carol. Bir yandan da açliktan ölmenin ne kadar ilginç olacagini düsünüyordum. ama hasta h issediyordum kendimi. suyu verdi. Birden sevinçle hoplayip ziplamaya basladi. Otuz yaslarinda bir kadin açti kapiyi. Garip sesler de duydum. Açlik o kadar önemli degildi. Bir an için gözlerini gözlerime dikti. Güzel kadindi." dedi. Sudan eser yoktu. Kadin mutfaktan döndü. ayaginda çizme vardi. Üstünde dar bir kot. sonra durup bana bakti. Zili çaldim. Tarlalardan. bahçesi genis ve agaçli bir evde karar kildim. üç katli. Sicakti hava. Bir süre yürüdüm. Yürürken olaylarin anlamini kavramay a basladigimi hisseder gibi oldum. Daha ilerde. Korkusu bakiyordu gözleri.

Anliyor musun?" "Alkol mu?" "Alkol." ."Tükendim." dedim. "Ve onlar. Yalnizlik çekiyorum. "Benim de onlarla basim hos degil." Elimi duvarlarin ötesini ima eden bir sekilde salladi m. bittim.

Hayvanlarla gerçekten bütünlesebiliyorum ." dedi. Hür Hayvanat Bahçesi'nin Deli Carol'u derler bana." "Sagol. Hem bana neden yardim etmek isteyesin?" "Bilbo gibi ben de biraz kaçigim. Bilemiyorum. Senin korkmadigina sevindim." "Bu aksam ceketime ihtiyacim olacak." "Adi Bilbo." "Sanmiyorum. Geceleri serin oluyor. "Atmiyorum. Açisini tutturursan fena oyun degildir. "Koridorun sonunda soldan ilk kapi. "Afedersin. mahkeme açtilar. Çok sekerdir." "Insanlar benden korkarlar." ." "Atma." "Belediye beni bu evden çikarmaya çalisiyor." dedim. tuvalete gitmem gerek." "Bu gece burada kal. dinlenmeye ihtiyacin var." "Dinlenirsem oyuna devam etmek isteyebilirim. Al-iahtan babam para bir akti. Hür Hayvanat Bahçesi mi dedin?" "Evet." "Gazeteleri pek takip etmem. Üç ay akil hastanesinde y im. Sorunum insanlarla. "Ilk isim sana güzel bir çorba pisirmek olacak. gerçekten aklimi kaçirmis olabilirim." "Sahi mi?" "Sahi." "Bence çok hossun. Kaçigin teki. savasiyorum." "Etmelisin bence."Bu koca evde bir basina mi yasiyorsun?" "Denemez. Hayvanlara asigim." "Ha." Kahverengi gözleri giderek büyüyor. Enazindan onlar öyle düsünüyor." dedim. konustukça berraklasiyorlar-di. evet! O koca maymun ceketimi çaldi.

"Tamam. Sonra o siçti. kolay gelsin ." Tinmadi Miskin Joe." "Asik misin?" "Tabii. disari. Benimle gel. ama yapamiyorum. Papagan gözlerini bana dikti. ." dedi. Tükürüp hirladi kedi. "Hadi öyleyse. sonra da. "Carol! Tanri askina. K aplan sikintili ve ilgisiz bakti bana. papagani ne yapalim? Papagana ka tlanabilir misin?" "Saniyorum. Küvetin içine. Asigim ona . "Pekala.. Hayvanlarimin hepsine asigim. "Miskin! Bir daha söylemeyecegim. Onu yiyeceginden korkuyor.iki. Zararsizdir. "Beyfendi senin yaninda siçamazmis. Kaplani disari çikardi ve "Hadi. Baksana. Yürü." "Hadi öyleyse. Dus perdesinin üstüne bir papagan tünemisti.. 172 Kaplan koridorun sonuna kadar yürüdü. Süratle salona döndüm." "Bir kaplan bana bakarken isimi nasil görebilirim?" "Gerzek sen de. "Miskin! Odana dedim!" Kaplan öylece bakti. Kapi açikti. yerdeki kilimin üstünde de boylu poslu bir kaplan yatiyordu.üç." Kaplan kilini bile kipirdatmadi. On disle rini ve dilini gördüm. Carol son derece rahatti.." dedi." "Miskin Joe. bir yarim daire çizdikten sonra yere uzandi... Kalakaldim. sen kasindin!" Carol kulagindan tuttugu gibi ayaga kaldirdi canavari. banyoda bir kaplan var. Bir. Banyoya girip kaplana.. Sert önlemler almam gerekiyor." Koridorun sonunda sola döndüm. Üçe kadar sayiyorum." Pesinden gittim. Kolay gelsin. "Miskin. "Iyice azitti hergele. Papagan orali olmadi. dogru odana!" diye bagi rdi." Kapiyi kapatti.

Hepsi de evcillestirilmisti. yoksa çildirmis hayal mi görüyordum? Her türden hayvani vardi Carol'in. Hür Hayvanat Bahçesi. ölmüs muydum. Düste miydim.O gece biraz daha konustuk. . Mideme iki ögün yemek indirmistim bu arada.

" Fazla konusmadan kahvaltimizi ettik. akiskan bir hareketle basini Carol'in basinin iki yanina yavasça indirip kaldirdi. Saçl ari canliydi sanki. "Evet. her se yi disari yansitiyordu. Tilki. alev renginde. Görünmeden içeri bakabiliyordum. süphesiz." dedim." . (Erzak faturasi korkunçtu. kesintisiz. Içiyordu yüzünü. "Bak sunlara Gordon. sabit bir pasiflige sokmustu." dedim. inanilmaz gözler. Gözleri iriydi. Babalik yüklü bir meblag birakmis olmaliydi) Carol'in sevgisi onlari tatli. ama daha pembe. Carol sehpanin üstüne çirilçiplak uzanmis." "Anliyorum. "Hayvanlarina gerçekten asiksin galiba. vücudunun alt kismi asagi sarkmisti. Sonra dogrularak Carol'in burnuna. Ne sansli yilan. Karinlarinin tok olmasi ise yariyor du tabii ki. Odama döndüm. neon memeli kadi n! Ayni renkteki dudaklari rüyadaymisçasina aralanmis. Zor uyudum gece. Kendi benliklerinde tatmin olmuslar. panter. pencereden giren günes isigin in altinda nefis renkler yansitiyordu." O gece beni uyku tutmadi. Asla çirkin degiller. Dogduklari gün olduklari gibiler. Insanlar gibi degiller. Ama gerçekten bak. pembe-kirmiziydi. Donakaldim.Siçma ve egzersiz saatleri vardi. Tanrim. Hayvanlar hosnuttular anlayacaginiz. Insan bunlari nasil sevmez. Hiç günes görmemisti sanki. Is in tuhaf tarafi hayvanlarin birbirleri ile dalasmamalariydi. "her birine. Böyle kadin görmemistim. Teni yaglanmis gibiydi. Insan ile hayvan karisimi bir kadindi. dirsek gibi hiçbir uç nokta yoktu sanki. Piril pirildi. Kaybolmamislar. diye geçirdim içimden." dedi. "O maymundan ceketimi alabilirsen yola koyulacagim. berrak. saçlari kivrimlar halinde hali ya dökülmüstü. Her biri ne kadar farkli. basi yana kaymis. Teninin b eyazligi ürperticiydi. kaplan. Dolgun gögüsleri yükselme eylemini çagristiran bi lik abidesiydiler. yag düzgünlügü. Carol besli gruplar halinde çikariyordu onlari ba hçeye. agzina. "Gitmeni istemiyorum. Yilan çatalli dilin i çikardi. gözlerine bakti. Her hareket ettiginde saga sola dalgalaniyor. Elbiselerimi giyip yalin ayak salona yürüdüm. Disa bakan tek sey gögüs uçlariydi ve vücuduna cinsini kestiremedigim bir yilan dolanmisti. Gögüs uçlari çogu kadinda oldugu gibi koyu renk degil. yilan -hayvanat bahçesine gitmisliginiz vardir mutlaka. Korkusuz. Kahvaltida Carol'a. kurt. neon. maymun. Her seyi emiyor. Yürüyüslerine bak. Diz. Carol daha da güzel görünüyordu. ne kadar gerçek.

" "Ben insanim ama." ."Beni hayvanat bahçene mi katmak istiyorsun?" "Evet.

Onlardan farklisin. kamisin tamami girmisti simdi. Basini koluma yasladi. Öldügünde çizgilerinden taniyacaklar seni. Genç bir adamdim sanki yine. Sonra kamisin basi girdi. Onlar k aybolmus. Kamisi sertlesti. Dayanilmaz ve atesli bir istirap içindeydiler. Bir an için e lini apis arasinda gezdirdi. Kaplan masanin etrafinda agir adimlarla dolaniyordu. Belediye Carol 'i bahçenin etrafina yüksek tel kafesler örmeye zorlamisti ama bahçe hayvanlarin rahatça gezinebilecekleri ka dar genisti. Sen de kaybolmussun ama sertlesmemissin. Yilan gibi dolanmisti vücuduma. "Randolph Scott ile Humphrey Bogart karisimi bir seysin sen.. Odamin yolunu tuttu m. Carol bu kez odanin ortasind aki siyah ceviz masanin üstüne uzanmisti. Pembe-174 lik en son çenesinin allinda durdu ve kayboldu. Bir tavus kusu geçti y . Bacaklarinin arasinda dudaklarini n hafifçe aralandigini fark etlim. Bir ask öpüsüydü. Kal. Yine de sertlesmistim. Carol bir çiglik atti. ayak parmaklan yere degiyordu. Kahvaltidan sonra Carol çimlere uzanip göge bakti." Yanina uzandim. Salona gidip içeri baktim. Koridoru geçerken Carol'in haykirisini duydum. Kendime çektim onu. Öbür elimi saçina daldir . Gümüs renginde bir tilki ile bir çakal geçti yanimdan. Durdu. Pempe bir kan dalgasi yayildi vücuduna. Yeni bir hayata basliyordum. Sonra ellerini kaplanin ensesine koydu. Bakisip durduk. sertlesmis. Bulunmaya ihtiyacin var. kaplan o esnada Carol'in bacaklarinin önündeydi. Güldüm. devasaydi. Carol hafifçe inledi. Gözlerinin içine düsecekmisim duygusuna kapiliyordum. "Çok hossun." dedi. Carol elini kaplanin kamisinin üstüne koyup yönlendirdi. kaplanmisin benim. Kahvaltiyi hayvanlarla birlikte bahçede yaptik. öpüstük. "Buraya gel." "Kaplan mi?" "Evet. Bacaklari açikti. Kamisini C arol'un yarigina vurarak girmeye çalisti. yasli kaplan. ama bozulmamissin. Seni buluruz belki. Bir kasik patates salatasi attim agzima. Sonra kuyrugunu sallayarak hizlanmaya basladi. Kaplan birden kalçalarini kaldirdi. dikildi ve pençelerini Carol'in basinin iki yanina yerlestirdi." dedim.. Yeniden dirilmistim sanki. Parmaklarimi dudaklarinda gezdirdim." O gece yine uyku tutmadi. Carol bana bakti."Evet. Yüzüne baktim. Dünya ve gökyüzü gözlerindeydi. Içinde hâlâ yüzen bir seyler var. hoslandim senden. sonra çekti." "Diger hayvanlarin gibi sevilmek için fazla yasli degil miyim sence?" "Bilmem.

ne yapiyorsun bana." Bir kez daha öpüstük. hergele. "Tanrim." dedim.. tanrim. Sonra söylenmeye basladi.. "Tanrim.. "Ne yapiyorsun bana.. Hafifçe ok sayip parmagimi gezdirdim. . "Hergele. Killari ne mliydi. Deli gibi öptü beni.nimdan.. hergele." Elimi tutup kolundan içeri soktu.." Geri çekildi bir den.

Ates gibiydi saçlari. rüyalarim. Çiplakti. allahin cezasi. Boncuk perdenin arkasindan içeri baktim. Sarilip öptüm. Egilip kulaginin arkasindan öptüm. kendi disimda bir güçmüsüm gibi. Sonra asagi dogru öpmeye basladim. Sonra yangindaydim." Dogrulduk. "Sana nasil anlatacagimi bilmiyorum. tekrar gögüslere.. Gözlerini açti. deli miyim sence?" Güldü bana bakarak. "Kaplan. bacaklarini öptüm. Bunlar birbirlerini bulup çogaliyorlar. "Iste hayat çizgin. alt kismi gölgeliydi. san ki ben adiyla ve tavriyla tanidigi biri degilmisim."Fazla hizli gidiyoruz. Insanlar taslasmislar. Saçlari rüzgârda dalgalaniyordu. "Deli Carol muyum sence?" "Bilemiyorum.. Bu canlilar insanlardan daha üstün olmali ama. yalnizdi. Inanabilecegim tek seydi Carol." Biraz daha sohbet ettik.. Soyunup yanina gittim. rüyalarim.. anlamsiz bakiyordu. hayat çizgine bak. Abajurun isigi vücudunun üst kismini aydin latiyordu. bir atesti Carol.. Küçük bir abajur yaniyordu yaninda. Kanepenin yanina diz çöküp gögüslerini yaladim. Için için yaniyordu. "ah. Derin bir soluk al di. karsisindaki koltuga oturdum. Kivranip. Boncu klan aralayip içeri girdim. vurgusuz. Ben defalarca gelmisim dünyaya." "Evet. ..ah. yavas dedim sana. sonu yakin." Saka etmiyordu. ona inandim. Yine de kabullenme v ardi o gözlerde. Dünyadan arta kalacak son hayat parçaciginin içinde yasa-yabilmeli. Anlatti. Ben i görünce sasirmadi. Kendilerinden usanmislar. Inanmamak imkansizdi. Dünyanin mirasçisi olacak yeni bir canli planliyorum.. Yerde yuva rlandik." O gece yine uyku tutmadi. sonra yine asagi. Ama gözlerinin kahverengesi açik ve derin de olsa. Ölüm dualar inin kabul edilmesini bekliyorlar.." dedim. Elimi tutup çizgilerime bakti. Belki baska yerlerde baska insanlar da böyle bir canli planliyorlar." "Benimkine bak. "Bilmeme imkan yok. uykuda gibiydi. Kaplan elli metre öteden bize bakiyordu. ama sik gördügüm bir rüya var. Insan dahil tüm canlilarin en üstün yanlarina sahip olmali." dedi. killarin basladigi bölgeye. Dünya yorgun. Abajurun isiginin altinda saçlari piril pirildi -kahverengi-kizil pariltilar saçiyo rdu. Carol kanepeye uzanmisti. karnina indim göbek deligini öptüm. önce öptüm hafifçe isirdim.. "Daha yenisin dünyada. daha asagiya indim. Yavas. Salona gittim." diye inledi.. Kanepenin kenarina oturup onu seyrettim.

Kamisimla yarigini zorlamaya basladim.dudaklarinda. kamisimi tutup beni yerlestirdi. ah. firin gibiydi içi. çiçegi islak ve sicak. Bir kez daha "ah.agzi islak ve serin." diye inledi ve çiçegi açildi. . tuz tadi geldi agzima.. Hafifçe bizirini yaladim. Bacaklarini havaya kaldirip boynuma doladiginda yalayarak yukari dogru çi ktim.. dilimi hafifçe dudaklarin etrafinda gezdirdim. Is irdim. sonra da ters yönde. dilimi iki kez yarigina sokup çektim. kam isimi sonuna kadar sokup tuttugumda üstünde kivranip devam etmem için yalvardi. Içine girdigimda agz im agzini buldu -ve iki yerden kilitlendik.

oradan da pazara gittik. Hakkimizda ne düsündükleri de bizi ilgilendirmiyordu. Anl miyorlardi. Içten gülüyorduk. Onu öptügümde dudaklari yumusa cikti. hayvanlarla yasiyorduk."Orospu çocugu. ayak parmaklarimi kanepenin koluna bastirip iyice dayandim. nereye gelmistik. Tehli keli ve vahsi hayvanlarimiz sayesinde hirsiz endisesi tasimiyorduk gerçi. B aska bir kaplan parlamisti o gece. Baba. Evi hep yaptigimiz gibi kilit-lemistik. Arabayi agir agir sürüyordum. Hayvanlarin ihtiyaçlari her gün yollaniy ordu ama arada sirada kendi ihtiyaçlarimizi karsilamak için kente inmek zorun da kaliyorduk. Elimizdeki ile yetinebiliyorduk. Yakaladim. oltaya takilmis bir balik gibi çirp indi. Sonra ben. Hayvanlar tehlikeliydi ve bi/. merhametin ve sinamanin. Önce o girdi banyoya. Kasilmalarla karsilik verdi. S eni moruk pezevenk seni. yasli bir kaplan. Sonra Carol'in hamile oldugunu fark etti m. kaldim içinde. Nefretlerini hissediyorduk ama. orospu çocugu. vücudumu hareket ettirmeden kamisimi içinde üç kez siçrattim. Kaplan yoktu o gece. Çiktigimizda yagmur çiseliyordu. Carol kendine birkaç ile elbisesi aldi.Her seyin ötesine yükseldik. kamisim yumusamamisti. Pazarda da sakalasmistik. Benim saçim sakalima karismisti. tinsel ve tensel. Carol'in son oyuncagiydim onlar için. tarihin. atiyorum tuzu. Yabanciydik onlarin gözünde. Sürekli gülecek bir seyler buluyorduk. kimilda! Hadi!" O çirpinirken kimildamadim ama. varolusun o doyumsuz cosku su kalmisti bir tek. kendimizin. Bir gün erzak almak için kente indik. Saçim elli yasina gelmeme ragmen hâlâ kipkizil di. Tatmin olmus insanlardik. dayanamayacagimi hissedince kamisimi içinden çikmadan çekebildig im kadar çekip yine soktum -sicaklik ve kayganlik. Giysilerimiz eskiydi. Onlarin yasam tarzina kar siydik. "Hey." Aramizdaki insanlarin baslarinin üstünden bir paket tuz firlatti. . Her gittigimiz yerde ona bakiyorlardi. Ancak Carol'in hayvanlari ile çiftlesmeye devam et tigini itiraf etmeliyim. Film kötüydü. Herkes taniyordu Carol'i. Keyfimiz yerin deydi.. Gülüstük.ve tuttum. onlara ve onlara ait hiçbir seye iht iyacimiz yoktu. El imdeki tuz paketine baktim. Aylar rahat bir mutluluk içinde uçup gitti.. Ayni seyi bir kez daha tekrarladik. Iliskimiz sürdü. Yarim saat kadar sarilip yattik. Yakala Baba. Carol'in saçlari kiçina kadar iniyordu. Bir süre sonra tirmanmaya basladik -iletisimlerin en mükemmeli. egonun. tuzu yakala. Bana da bakmaya baslamislardi. Bir bardak su istemek için kapisini çalmistim. Önce sinemaya gittik. Birlikte bosaldik. Defalarca tekrarladim ayni seyi.

Gerçi film kötü çikmisti ama yine de çok eglenmistik. Yaptiklarini hissedebiliyorum. Orospu çocuklari. Eve yaklastigimizd a Carol inledi. "Nedir. Etrafimizdakilerin bakislari yetiyordu. kizim. Biz e iyotlu tuz lazim. bebege de dikkat et. yavrum? Söyle bana. yaptilar. Tanri m. zavalli piç ilerde yeterince hirpalanacak!" Carol tuzu yakalayip degistirdi. neyin var?" Kendime çektim. Arabanin pencerelerini açip islandik. . "Carol."Seni orospu! Beni damar sertliginden öldürmek mi niyetin? Hayir. Yüzü kireç gibiydi." "Benim bir seyim yok. Yagmura bile sevinmistik. Kendim izi rezil ediyorduk. Içinde bir yer yirtilmisçasina inliyordu. Biliyorum. Yakala tatlim. Nefis bir gün geçirmistik. hayir. Biz bir f dik zaten.

Ben çalisirken Carol pikapta ölüm marslari çaldi. Papagan küvetin içindeydi. bir süre sonra uyudu. Carol küregi firlatti. Ölümü bilmisti ve ölüm baska 178 türlü bir seydi. Bu konuda benden daha bilgili oldugu kesindi.. fotografçilar . Miskin'i en sevdigi yerde haklamislardi. Zangir zangir titriyor. Fisildasarak geri çekildiler.. Basi bir kan gölünün içindeydi. gençler. Hiçbir sey kipirdamiyordu.. Bir gülümseme vardi yüzünde. Yaptilar. Ben mezarlari kazip cesetleri gömdüm. kuzgun. Yü paralardi. Ölüsü bile canli bir insandan daha heybetliydi. haykirmak istemis ama haykirama-mis gibi. harikulade ön dislen disari firlamisti. . kat iller ürkmüs olmaliydilar. Carol küregi elimden kapip tel örgülere dogru kostu. tilki. Banyoda. Kaninin bir kismi pihtilas-misti. Tek mermi. Defelarca kursunlanmisti. Yüklü bir gömme isi vardi elimd e.. Arada sirada yerinden firlayip haykiriyordu. Kürek telleri delip üzerine gelebilirmis gibi egilip kaçistilar. Insanlar tel örgülerin arkasindan bizi seyrediyorlardi. Odalari dolastim. Elden bir sey gelmezdi. B ir gecede hür bir hayvanat bahçesinden toplu hayvan mezarligina dönüsecekti. Yaslilar. Eve girdik. Öbür kanadin tüyleri aralikti. Yatagina yatirip bahçeye çiktim. ama aglamiyordu." "Ne yaptilar?" "Katliam. gazeteciler." dedim. Iki günümü aldi gömme isini bitirmem. Evde. s arap içiyorduk. Cesetler. Carol isimleri yazdi. Elli bes mezar vardi bahçede. Basi ve boynu gövdesinin altina kivrilmis bir sekilde tek kana dinin üstüne yatmisti. Ikinci günün aksami son mezari da doldurdum. tek canli komamislardi. Iki saat sonra aglamaya bas ladi. Bahçe genisti allahtan. Çit çikmiyordu evde. tuhaf. Yatistirmaya çalistim. Gözleri kapaydi ama agzi her an hirlamaya hazir bir ifadede donmus. Öldürülmüstü. Kapinin önüne geldigimde ilk gördügüm Bilbo oldu.Canavarlar. Mermi sol sakagindan girmisti." "Bekle. Salonu ve yatak odasini elimden geldigince temizledikten sonra Carol'i içeri aldi m. Konusmuyor. Ayi. Hayvanlar özgürlüklerinin bedelini ödemislerdi.. Onu oksayip yatistirici sözler söyledim. Bizim için de. Ölmüstü. "Mutlu musunuz? Sevinin katiller!" diye bagirdi Carol. anlasilmaz. Biz sinemadayken gelmis olmaliydilar. Carol'a sarildim. kirpi. hepsini öl dürmüslerdi..

"Rüyalarim siklasti. akrabasi olmadigi için evin bana ka lmasini istiyordu. Zamani geldi sanirim.Birkaç hafta sonra Carol'a yeni bir hayvanat bahçesi baslatmayi önerdim. "Hayir. Yeterince aci çekmisti." Soru sormadim." dedi. Dogum . Tam zamani. Kiyamet. Evlilik umurunda degildi. Bir de bekçi t utardik. Ye tistik. Dogum yaklasinca Carol 179 evlenmemizi istedi.

bebek." Asansörle yukari çikip camli bölmeye gittim. Yolda saraba yumulurken "Sisirdin kizi. "karinizin sagligi yerinde. Yoldan geçenler durup seyrettiler. doktor. törenden sonra arabamla geri götürdüm. aci." "Önce kadin. hemsirelerden birine bir seyler fisildadi. Sürüp gidiyordu. yarim hayatlar yasiyorduk. Yanlarina gittim. Bu yeni hayatçiklarin nefrete. Hastanede asagida bekledim." "Ben biliyordum!" Pis pis bakti. Insan bir rüyayi ne kadar önemseyebilirdi? Bilemiyordum. Olanlar ne kadar tuhafti." "Baskalari da mi vardi yoksa?" "Evet. "Rüyalar bazen yanlis çikar. Sahit olarak sefilhaneden eski bir arkadasim i getirdim. bir sise de sarap v erdim. Dört kilo be s yüz gram. ölümde hiç. Ask aciyi bastirmisti ama. Ölüme mahkûm bu hayatlari görmek. Yalniz geliyor. Hem henüz bitmemisti de." "Anliyorum. Carol'in rüyasi vardi bir de: ona inan iyordum ama rüyasina degil." "Kadin milleti bu." dedi. sonra alkol. Ve çogumuz yalniz. bilemezsin." "Ben alkolden saniyordum.esnasinda ölmez ve kiyamet gününün geldigine dair kehaneti gerçeklesmezse tabii. Sefilhanedeki kerizlerin yansi bu yüzden o rada. yalniz gidiyorduk.. evroza. Tören kisa sürdü. Arkadasima biraz para. Beysbo l sonuçlarina baktim.. degil mi?" diye sordu.." "Kadin milleti böyledir." "Tesekkür ederim.Bay Jenings. sikintiya. . at yarislarini okudum. Mezarlarin önünde sessiz bir tören oldu. hiçlige dönüseceklerini bilmek -yasamda hiç. "Evet. arabadan indi. ap lalliga. Öyle oldu galiba. Emin olamazsin. Carol'in doktoru gel di. ama benimki henüz aksamadi. korkulu. Yüzlerce bebek feryat ediyordu. Umursamadan." dedi. Su dogum isi. korkuya.. Ve ölüm. Tarifsiz bir keder kapladi içimi. cinayete.erkek. Bir gün sefilhaneden çikip bi r evin kapisini çalmistim ve güm. Ask. "Ee. Cam bölmenin gerisinden duyabiliyordum seslerini. Herkes sirasini saviyo rdu.

Içeri girip bebegimi buldu. Babasi. Sonsuz bir bagislama gizliydi bu gülümsemede. Bebege baktim. Geyikti. ben de onu bildim. Baska türlü olamazdi. . vasakti ve insandi. yilandi ve insandi. Dayanilir gibi degildi. Bebegi kollarinda tutarken gülümsüy ordu. Tibbi bir im kansizlikti. Insan ve insan ötesi. Bana b akti. ayiydi. hayvan ve hayvan ötesi. çakaldi. Gözleri bana bakti ve beni bildi.Hemsireye adimi söyledim.

. odanin ortasinda öpüsüp kollarimizi ve kiç delik lerimizi kavusturmamamiz da onu endiselendiriyor. Hastaneye günes doldu ve bina sarsilm aya basladi. ve bütün bu gelenlerin kendilerine has bir enerjileri var. ama o bininciyi bulunc aya dek Alman ruhum bana huzur vermeyecek. hepsi de iyi niyetliler. daha a da bin dolar. egl endirici olmasi dogal. haftada 300 dolar kazaniyor. yaslanm ak avantaj oldugundan degil. çok sessizim ve dinlerim. pantolonu lekeli sert bir tip. ve birileri sürekli kapimi çaliy or. giderek yorma-182 ya basliyor beni. kendi yazarligina inanci tam. on kisinin hayatindan fazlasini yasamis tek bir hayatta.. aktör ayni zamanda. amcam öldü. 15 bin dolar geçti elime. Hemsireler çiglik atti. yoldan gelmis. tam olarak dogru olmayabilir ama söyleydi galiba: "emmer etvaz!" anlami: hep bir sey.babalarindan biri. müsavir sekreteri y onun gibi bir sey. yine de hoslaniyorum ondan. üç gündür siç isim. grip. POPÜLER BIR ADAM iki kez üst üste grip oldum. ne siyaset sahnesi ilgilendiriyor beni. iyi bakiyor bana.. ve dogru tahmin ettiniz. ama çok yorgunum. ama içimde giderek kabaran bi r delilik dalgasi var ve bastirmaya özen göstermeliyim yoksa bir gün Vermont Bulvari'nin yan sokaklarind an birinde haftaligi sekiz dolarlik bir odada kendi isimi bitirebilirim. gelen gidenin arkasi kesilmiyordu ve her gelen bana sunabilecegi özel bir sey oldugu inanandaydi ve kap inin zili susmak bilmiyordu ve her seferinde ayni sey yasaniyordu: "BIR DAKIKA! BIR DAKIKA!" pantolonumu giyip kapiyi açiyorum. "15 rdu. Bebeklerin çigliklari yükseldi. bir sürü babanin içinde biri. anlatiyor. ben münzevi biriyim ama o kadar da kaçik degilim. ama kendine olan inanci beni. kötü bi r yazar oldugu da söylenemez. bin kisinin içinden 999'una bes çeker. ne de gerisi. sonra hatun evlenelim diye tuttu bir domuzdan besiliyim. alin iste. ki aslind a harikulade. eglendirici biri. yeterince uyuyamamisim. grip. ama enerjisi. ne Norman Ma-iler'i a radigi ya da Jimmy Baldwin'i tanidigi. önümden mor bir parilti geçti. Hemsire bebegimi kollarinda tutup gülümser en San Francisco'nun üstüne ilk hidrojen bombasi düsmüstü. gülüyorum. ama hep-bir-sey. nereye geldik. beni anlamakta güçlük çekiyor çünkü üstünlüklerine karsilik vermiyo n. ki insan ancak yaslanmaya baslayinca anlayabiliyor. ilginç. a nnemin sik sik kullandigi Alman deyimi geliyor aklima. ayni sahneyi bir film gibi insanin karsisina getirdiginden. Flor san lambalar zincirlerinden kopup bebeklerin üstüne düstüler. aklimi yitiriyorum. grip diyorum.

bir oyun yazmaya çalisiyorum ve içiyorum.simdi de evlenmeye takmis. isi birakmak istiyor. hatunun karsisina dikilip bagirmaya basliyorum. DEGIL MI? SENI ÖLDÜRECEGIM ÇÜNKÜ ZINA ISLEDIGIN IÇIN SADECE BES YIL YATARIM!" volta atiyor odada. . "SENI IG RENÇ OROSPU. . eyvallah. sahneye koymayi düsünüyor. bütün fahiseleri düzüyorum. oyunumu mek istiyor. güzel. EN IYI ARKADASIMI VE VALIYI DÜZÜYORSUN. '"biçakla beni öyleyse.mcik agizli!' dedi bana. sonra Londra'dan biri ariyor. Ispanya'ya gidiyoruz. gidiyorum ve Londra'dan döndügümde hatunun valiy e en iyi arkadasimi düzdügünü ögreniyorum. "sonra ne oldu?" diye soruyorum.

dikisleri sökmek istemiy ordu. hasta. "hiç yalnizlik çekmedi . "havaalanina gittik. Gugg'lar halihazird a ülkenin sikici üniversitelerinde Ingiliz Edebiyati I ya da II ögreten sisman ve rahat boklar için ayr ilmisti zaten. "hem de mangal gibi. haberi yoktu oglanin. ancak o zaman kullanacaklardi sahtekarligin disinda kalan ruhu sahtekarligin dis inda kalabilmek için. Ferling-hetti salagin a hiçbir sey olmadi." dedim.mina koyayim. yataga döndü. genç. genç ve yahudi bir oglandi gelen. dolap siki sikiya örülmüst yüzyillar dan beri böyleydi ve dikisleri patlatmanin hiçbir yolu yoktu. iyi sair. ümit yoktu. genç. bir basina." demisti ve arkadasi. geceligi yedi dolarlik siir dinletileri vermek için Avrupa'ya gidiyor ve burnu bile kanamad i. fethetmek istemiyordu. sahtekarligi asla alt edemeyecekti." diye karsilik vermisti." "evet?" "yolda kaza yaptik. benim bile umurumda degil di. kimsenin umurunda degildi. üstündü benden. disardaydin. ölüyordum sadece. tek istedigi küçük bir odaydi. ama olacak is miydi? "Hank?" "Ne var?" kapiyi ilip içeri girdi. titreme nöbeti geldi yine. ama zil ve yumruklamalar sürünce önemli bir sey olabilir diye düsündü. Ginsberg'in kaburga kemikleri kirildi. içeri girdi. hahamlik ögrencisi. Shakespeare'in kötü oldugunu." dedi. ". siir tezgahina inançli -bütün o boklar: iyi insan ve sair cehennemin bu yaninin bu yaninda mutlaka ödüllendirilir. cevap vermeme ye karar verdi. dogdugum andan itibaren bir grup dolandiricin in arasina düsmüstüm ve dolana dolanmiyor ya da katilmi-yorsan ölmüstün. çok büyük klas farki vardi aramizda. "allahin cezasi bir yalancisin. Creeley'nin korku oldugunu biliyordu. beynim de üsüyordu -beynin bütün ins serüvenleri bir yutturmacaydi sanki. nafile. tanrinin bütün çocuklari -gitti. ancak ölümde n bir yüzyil sonra. yere firlatti m. ne bulduysam örttüm üstüme. ruh. yatagima döndüm." pekâlâ." dedi. bir saat kadar yatmisti ki kapinin zili çaldi yine."yürek ister. önemi yoktu. "kocaman bir kasap biçagi vardi elimde. "ne?" dedim. bir keresinde . bir zamanlar onu anladigini düsündügü bir arkadasina bir keresinde. felaket. diri. bir basina. hersey basarisizliga göre ayarlanmisti.

bir süre .Ferlinghetti ile sahneye çiktim. yanindakini küçük düsürmek için giristigi numaralar igrenç i.

ama zirv ede olanlarin çogu da hakediyordu zirveyi." diyor oglan. Hirschman'in Artaud takintisi var. ayrica kutsanmis bir salatali k tursusu ile yarim somun ekmegimi yedi. titreyerek. yeter ki raha t biraksinlar beni. hasta.." "unutma. oflar muhtelif. delilik belirtisi göstermeyen hiç kimse nin gerçek bir dahi olamayacagini düsünüyor. kendi tarzimda en azindan. gerçekten ölerek. hepsi birbirinden nefret ederek. belki. sair olmayanlara. sairlere. birakin da bir gün daha yasayayim kendimce. tekrar yataga girip ölmeye hazirlandim. BAKMAK istiyorlar bana. ve herkes birbirinin gözünü çikarmaya çalisiyordu. buz gibi.sonra yuhaladilar onu. onlar. iyi çocuklar ya da kötü çocuklar. ve buradayiz iste. ISA ASKINA bu k adar ÇOK olacagini tahmin etmemistim!" "ben de siir yazmaktan vazgeçtigimi saniyordum. ben. kalabaliklara tahammülü yoktu.. o." bir yahudi Isa askina dediginde basinin belada olduguna süphe yoktur. pekâlâ. ne kadar çoktular. ben de ona bir onluk. zirvede olmayi haketmeyerek elbette. uykuya daldi yine. dolari ve iki paralik siirleri ile iyice biktirici oluyorlardi." birakin da bok yiyeyim. gerisi sizin olsun. çarmihi seyrederek. kahraman olmayanlara -kimseye itaat edemezdi. ve kimi zirvedeydi. peltekligin beyaz renkteki suyu. grip grip grip. ben. bir baligin yan tarafi misali ölüm. ona zaman tani. herkes ölür. "Jimmy ile bir par tide karsilastim. yataga girdi. sonra da gitti. ve kapi çaldi. nerede kimsenin beni rahatsiz etmedigi o günler.. "yeni siir kitabinda yer alacak siirleri 184 daktilo etmem için bana otuz bes dolar verdin ama tonla siir var. kaba öfkenin ve umursamazligin sonucunda dogal ölüm. tek sorunu sonunun geldigini sükunetle kabullenmekti. kahra manlara. yataga girdi tekrar. ben ve bir kisi daha hariç mükemmel bu. terleyerek. ikimiz de kendimizi daha iyi hissettik. sekiz saat sadece. iyi. hepsi basarma sevdasinda. yilda 500 dolar kazanmiyorum yazarliktan ve sürekli kapimi çaliyorlar. bir basina yatakta. birakin uyuyayim. Ginsberg'in çükünü emmeye çalistigi bir Ezra Pound'du sanki . hep buraya ait olmustu. simdi sürekli biri var kap imda.. o. buraya aitti. ölerek. yorgunum. ve örümceklerin duvarlari yutusunu sey retti. numaralarina uyandilar. kendi kisisel tarzimda delirerek. düsünün bir. Hirschman da yer ayni boku. siz. iyi ya da kötü. bana üç dolar v erdi. sonu gelmisti. terleyerek." "lanet olsun. dahi ya da aptal olup olmamak umurumda degil. formüller muhtelif.

bir yerlerde Ingilizce ögretmeniydi adam." diye bagirdi. . neon gibi. ya da iç gidiklayici bir fahise gibi. ve bütün isiklar yaniyordu disarda."bir dakika. pantolonumu giyiyorum.

çok geçmeden herkes gitmisti. ve kiralik odasinin tavaninda çatlaklar olustu ve 200 yillik siva agzina doldugun da gülümsedi. yatagimda uyuyorum ve hersey yat aga girmeden önce biraktigim gibi." geri çekilip altilik bir paket bira uzatiyor.iktiric i Guggenheim bursunu almak için gerekli formlarin nereden tedarik edilecegini bilecek zamani ol an sisman boklara gidiyordu. kol mesafesinde. diye geçirdi içinden. su an ölmekle mesgulüm. "Uykuya daldigimi sandigim" diyorum çünkü aynen öyle. sonra son siir kit abini açip benim için imzaliyor ve gidiyor. taksi soförlügü yaparken ya da Albu querque'de bir otelde komi olarak çalisirken karsina çikmiyordu o formlar. büyük sanat hükümet olabilir a da çocuklar ya da ressamlar ya da .1966-67 yilini çalisma ve arastirma için Guggenheim bursu alarak. yazamadigini biliyorum zavallinin.." "noel agaci düsünüyor musun bu yil?" "bilmiyorum. iyice aptallasmadan ölüme bu kadar yaklasilabilirdi. Çogu kez. ve o yakindi. ve simd i sessizdi. ama sözünü etmek istedigim bu degil tam olarak. Uykuya daldigimi sandigim anda olan bir sey. adama ve altilik paketine veda edip kitabini açtim: ".. biri kapisini yumrukluyordu. küçük kizim kentte. ama çok hastayim. harikuladeydi. BATTANIYE Son zamanlarda iyi uyumuyorum. bir za manlar benim yazdigim ve onun asla yazamayacagi bazi dizelerime takmis.. bütün o gürültünün patirtinin ara umursamiyordu artik."Buk?" "evet. içine çekti ve boguldu. ama bir yaris degil bu. Yerdeki gazete. çok bulasici. saçim kadar bana özel seyler. Gidere k daha sik uykuda oldugumu hissediyor ama düsümde odayi görüyorum. çana ginin içinde dönüp duran tek baligim.mcik agizlilar ya da herhangi bir sey. hayatinda görmemisti o formlardan birini. yataga uzanmis . büyük sanat asla bir yaris degildir. telefon çaldi. komodinin üstündeki bos bira sisesi. uyanikken." kitabi odanin bir kösesine firlatti bes para etmeyecegini bilerek. buraya kadar. hastayim. çok bulasici. uykuya döndü. umursamiyordu artik. üç gün üç gecedir uyumuyordu ve bir bok yoktu evde yiyeyecek. bütün ödüller . grip. hiçbir zaman da yazamayacak..

diye soru yorum kendime. acaba gerçekten uyanik miyim yoksa uyuyor ve odami mi düslüyorum.uykuyu beklerken. .

daha fazlasina katlanamam. O siralar sadece sarap ve bira içiyordum. Çok az seye tahammülüm var. kanama ve diger sözü edilmeyen seyler. sanatçi degildim. Ilk seferinde Philadelphia'daydim. gorill er yapar. kötü kosan atlar. Çalism iyordum. Ama sonra. kentin. soluk almakla. Dolap kapisinin hafif aralik oldugunu fark ediyorum. öfke diyorum çünkü beni ortadan kaldirmaya çali an bu seylere okkali bir küfür salliyorum. ancak tek fark benim "basarma" istegi duymamamdi. Incil'i denedim. Bu lehime küçük bir arti olarak yazilabilir. Benden uzak seylerden söz ediyorlar. birkaç yil önce basladi. diye geçiriyorum içimden. Böyleydim: entelektüel degildim. "Adam delirmis. tarihle. Ani bir öfke ile yastigimdan uzaklasiyorum. Ama sokaklara tahammülüm yok artik. kirayi dert ettigim için olmustu belki. hiç olmazsa bir odan var. Ama yalniz kaldigimda. ev istemiyordum. bilemiyorum. Ama devam edeyim izninizle. Bir aile istemiyordu m. Ama onlarla birlikteyken kendimi güçlü hissediyorum. benim duymadigim heyec anlar duyuyorlar. yasantimla cemiyetin. Olay su: Düsümde kendimi odamda gördügümde ya da odamda uyanikken. Onlari kanayan kiçlari ile hayvanat bahçesinde görmüslügünüz vardir. Genellikle yeter diyorum artik. ken i bir duvarla. Bu Oda Düsleri. ülke nin bir ferdi gibiydim. ben de sürdürürüm. Bazen. Basur. diyorum. aci beni durmaya zorlayincaya kadar. Garipliklere merakliysaniz cineyet-ten söz edeyim siz e. Tamamen farkli seylerden söz ediyorlardi. iste o sirada bir seyler oluyor. Vücudumu igneyle oydular." dediginizi duyar gibiyim. Sokakta degilsin. Ama sanmiyorum nedense. Bir zamanlar umursamazdim sokak ta olmayi.Her sey ters gidiyor son zamanlarda. iyi bir is istemiyordum. seks ve k umar da tüm güçleri ile kanima girmislerdi. bombalandim hatta. Ve öyle bayagiyim ki! Elimi kiçima sokup kasiyorum. sairleri denedim . öyle diyelim bunlara. Ben de uzun süre önce okumaktan vazgeçtim. ama hepsi bir sekilde hedefi iskalamislardi. nesterlendim. oysa biraz önce kapali oldugundan eminim. Söyle düsünüyorum: Onlar bütünün küçüc parçalan ile hayatlarini sürdürebiliyorlarsa. Üst üste gelen ölümler. deli rmis olabilirim gerçekten. filozoflari denedim. dis agrisi. kendi sonumla kiyaslayabildigimde bazi tuhaf se yler olmaya basliyor. Zayif bir adamim ben anlasilan. Sonra kapinin araligi ile vant ilatörün (hava çok sicak oldugu için yerde bir vantilatör var) ayni çizgide olduklarini ve basimi gösterdik lerini fark ediyorum. Maymunlar yapar bunu. bundan daha kötü olamam. bu da deliligin baslangici olsa ge rek. Insanlar la birlikteyken iyi hissetmem kendimi. Arada derede kalmis bir seydim. Cinsel iliskkiden daha z evkli. siradan insani kurtaran köklerden de yoksundum. Kanatincaya kadar kasirim. Içki. Bir sokak kadini ile yasamama ragmen her gece iki-üç farkli erke kle beraber olduktan sonra benimle seks ya da kendi deyimi ile "ask" yapmak istemesi tuhafima gidiyor . kumar ve seks biraz ise yariyordu.

188 "Tatlim. Bir gece.. Içlerinden birine bir yumr uk bile salladim. Sabahlan kalktigimda vücudumda izler oluyor. "Kimildama ! Bizi elektrik vererek öldürmeye çalisiyorlar!" "KIM BIZE ELEKTRIK VERMEK ISTIYOR?" "Allah belani versin. "Öp beni." dedim kadinima. Özellikle izledigim . "seni SEVDIGIMI anlamalisin.. düste ya da degil. san a SESSIZ olmani söyledim! Kimildama!" Uyuyormus gibi yapip bir süre daha çalismalarina i zin verdim. "Bizi ölümden kurtardi m. günümüze dönelim. Duvarlari biraz daha yaklastiriyordu sadece. Kadin seni içine alabilir. Otuz-kirk küç gümüs renginde bir teli yatagin altindan geçirip üstümüze sariyorlardi. Kadinim huzursuz ol ugumu hissetmis olmaliydi. morluklar. uyandim ve yanimda yatiyordu (ya da uyandigim i düslüyordum) etrafima bakindim ve bir sürü küçük adamin bizi yataga bagladiklarini gördüm." Pek yarari olmuyordu. "Siss. Nereye kaybolduklarini bilmiyordum ama onlardan kurtulmustuk. Gözlerini açip bana bakti. zorlaniyordum. Sonra vargücümle dogrulup telleri kopardim. ora da oldugunu sanirsin ama degilsindir. etkileniyordum.du." dedi. sessiz ol!" dedim. Afallamislardi. Neyse. SENI içime aliyorum." derdi bana.

Bir bira açiyorum. inanilmaz bir hizla. Yarim metre ilerledi bu kez. battaniyeyi girtlagima sarili buluyorum. Bir seyler hayal etmek ya da uydurmak istemiyorum. nasil inanirdi? Hiç bir sey bir k ez yasanmadan inanilir olmaz -atom bombasi ya da Ruslar'in uzaya insan göndermesi ya da Tanri'nin dünyaya i nip kendi eseri insanlar tarafindan çarmiha gerilmesi. ya da ben güçsüzdüm. ama üstümden atamiyordum bir türlü. Bu herseye bir son verecekti! ISIK. kararliydi bu kez! Ayyuka çikmisti artik! Be ni haklamaya kararliydi ve güçlüydü. Aksamüstü basladi aslinda. Yorgunum. Ertesi gece de ayni sey. Basimi her yana çevirdigimde kimildiyordu. Kalkip giyinmeye basladim. moda sayfasi. Bu battaniye ben uykudayken canima okumaya çalisiyor. Sonunda mereti yere çalip bütün isiklari yaktim. Gelmekte olan seylere kim inanir? Son ates zerresine? Uzay gemisindeki son sekiz-on kadina ya da Nuh'un gemisine ya da insanligin yorgun to humunu baska bir gezegene ekmeye? Bu battaniyenin beni öldürmeye çalistigina inanacak adam ya da kadin nerede? Tek bir kisi bile bulamazsin. küçük ama güçlü ataklar yapar gafil avlamaya çalisiyordu. Kalkip bütün is iklari yaktim. Tuhaf. ISIK. Tek istedigim beladan uzak ve huzurlu bir hayat. Oturdum. acaba ya gmur yagacak mi diye pencereden bakip herseyi unutmaya çalisiyorum. uyumak kolaylasti. Geçen gece olan oldu. Hep ayni battaniye.bir battaniye var. Yine hareket etti. Sonr a kimildadigini fark ettim. basparmagimla Yaris Bülteni'ni araliyorum. ölüm ilanlari.. Ter içinde kalmistim. siyaset sütunlari. düste gibi. uyandigimda ya da düsümde uyandigimi gör battaniye girtlagima dolanmisti yine. solugumu kesmesini engellemek için var gücümü kullanmak zorunda kaldim. Ben ok en battaniye hiç kimildamadi. açik durmayi reddediyordu. Baskalarinin hakkimda ne düsündüklerini umursamadigim halde onlarin battaniye gerçegini bilmelerini i stiyordum. Kim inanirdi böyle bir seye? Canlani p beni bogmaya çalisan bir battaniye? Böylesine lanet bir seye kim. yere firlattim. sonra gün isidi. Yilan gibi kivriliyor. isigin altinda bile kipirdayip birkaç santim ilerledigini fark ettim. Ama o gece battaniye bir kez daha uyuz etti beni. Ama ben bir sey olmamis gibi davraniyorum. bahçenizde bite n yabani otlardan nasil kurtulursunuz. ne olursa. Kanepenin önüne. keklik nasil pisirilir. editöre mektuplar. solugum kesiliyor. ISIK! Ama olmadi. Birkaç bira içtim. degil mi? Neden acaba? Sik sik intihar düsüncelerine kapilmama ragmen battani yenin bana yardimci olmaya çalismasi direnmeme neden oluyordu.. gözlerimi üstünden ayirmadim. Bazen uya niyor. lanet olsun! Bu da isleri bir sekilde daha da zorlasti riyordu. Uykusuz ol dügüm için aksamüstü dört sularinda yataga girdim. biçimden biçime giriyor. Sonra giyindim ve ne yapacagimi . küçük ilanlar. gazete okumaya basladim. Ayakkabilarimi ve çoraplarimi almak için battaniyenin yanindan geçtim.

pesimden geldi! Istedigi gibi hizlaniyordu. Çocuk filan degillerdi: 60. Kösedeki g azete bayiine gidecektim. Sessi z. Dogru tahmin ettiniz: Battaniye beni izliyordu. evet. 1000 yasindaydilar. Kapiyi çarpip disar i çiktim.B. Bir an için battaniyemi bensiz kalmak istemeyen yasli bir köpe k gibi düsündüm. dehsetin dehset olduguna inandiginiz anda daha 190 AZ dehsete düsersiniz. Size su kadarini söyleyim. Biraz yürümek iyi gelirdi belki. Shaw. Mahallenin bütün gazete saticilari entelektüeldi: G. beni izlemek zorundaydi. agiz ve gözler. O. basamaklari indi. yilan gibi kivrilmis. Lanet olsun. yani battaniyenin beni öldürmeye çalistig ini hatirladim. . Spengler v e Hegel okurlardi. Evet.bilemedim. 80. hizla indim merdivenden. Battaniye kimildamiyordu artik. Merdivenin basina geldigimde bir sey beni kafami çevirip holün sonuna bakmaya itti. Ama sonra bu köpegin. Kararli. önündeki gölgeli kisimda bas.

"Bunca yildan sonra sak diye kesmek kolay mi saniyorsun?" "Peki. Her sey kafamin içinde cereyan ediyor." "Bir bira çok iyi gelirdi. 102 numarali dairenin kapisini çaldim. "Selam.Üçüncü katta oturuyordum. kesekagidina koyup asagi inmeye baslad im. deliler ve sanri gören ler de. isinize yarar diye düsündüm. Battaniye fark edilmeden içeri girebilmek için koluma dolanmisti." "Mick." Kalkip kapiya dogru yürüdüm. Yasadiklari zamanin ilerisinde olan insanlar bunu bilirler. Damla bile içmeyeceks in. Insanlarla daha fazla görüsmeliydim." "Battaniye neyin nesi?" diye sordu Mick. Bir hayali sadece sen görüyorsan ya aziz derler adama ya da deli. Asagi kadar izledi beni. Kanepeden öylece bana." Mick yataktaydi. Ikinci kata. Kosarak 102 numaraya d . Hank. "doktorun ne dedigini biliyorsun. karacigeri iflas etmisti." dedi karisi. Mick. karni hamile bir kadinin karni gibi. "girsene. Hank. Kipirdamadi. Battaniyeyi yanimda tas imis." dedi. Asagi baktim. Dünyam çok dardi." Kanepenin üstüne firlattim lanet seyi. "Bir bira bile getirmedin mi?" "Hayir." "Gerek yok. Askeri Hastane'de oda bosalma sini bekliyordu." dedim. Mick. gözüm battaniyenin üstündeydi. genis bulvarlardan uzak. Su doluydu Mick. Gerçegin gerçek olabilmesi için en az iki oy gerekiyordu. Önce disari çikip kosmayi düm ama disarisi karanlikti. Ikinci kata vardigimda bagrismalar. Her yeri sisti. Yukari çikip buzdolabindan 4-5 bira aldim." d edi. bilekleri normalin iki misli." dedim ve kapiyi kapattim. "bira getirdin mi?" "Bak." dedi karisi. En iyisi birilerinin yaninda olmak. "bakkala gidip alayim. bir tane olabilir. Mick'in karisi açti kapiyi. bira bile. diye geçirdim içimden. "Hemen dönerim. beni izledigini hayal etmistim. küfürler ve bir el silah sesi duydum. "Bende bir sürü battaniye var. sessiz ve tenha bir mahalleydi benimki. "ben yukari çikip buzdolabimdan alirim. Çok içiyordu. "Selam." dedi karisi. durumun gerçekligini sinamakti.

Mick o davul gibi hali ile ayakta duruyordu. Battaniye kan epede. elinde de 32'lik bir magnum.aldim. biraktigim yerdeydi. .

bir bira içelim. degil mi?" "Nereden bileyim?" "Bu battaniye saçmaligina inandigini mi söylüyorsun. "Hey. "giderken bu battaniyeyi de götür. yemin ederim." dedim. Ilk soku atlatinca yataktan kalk ip üstüne yürüdüm. "ona igne yapiyorlar." Birasindan siki bir yudum aldi. yine saldirdig inda siktim. disari çikmak istiyordu. hay al görüyor. "Çok gürültü yapiyorsunuz. dolaba kostugum gibi çikardim. Sürüne sürüne kanepeye tirmandi." dedi Mick. "Iki kaçik orospu çocugu taniyorsam.! Kapi çalindi. iyi ki magnum doluydu. "Evet. "sende kalsin. Mick."Mick. "Saat ondan sonra televizyon e gürültü yok. Içerken de görürdü. Bir battaniyenin can alici noktasi nerededir? "Tanrim. ÖLDÜ." dedi. Hastaneye yatinca düzelir. "sen mutfaga gider gitmez bu battaniye kapiya dogru gitt i." dedi. Merminin açtigi deligi göre ilirsiniz. "bu battaniye beni öldür meye çalisti diyorum size. Mick ile birer Pall Mall yaktik. "ölüp ölmemek umurumda degil. "Se n de içiyorsun. Gerçekten de bir delik açilmisti üstünde. Sürünerek uzaklasti. moruk. "Haklisin." dedi Mick." "Ihtiyacim yok." Basini geriye atip güldü. Battaniyenin yanina gittim. beni bogmaya çalisti!" "Mick biraz rahatsiz." Sonra gitti. kullanirsin. delirmissin sen!" dedi karisi." dedi Mick." Karisi üç sise açti. "Bu allahin cezasi seyi buradan götür!" "Iyi de." . bayan. yanina vardigimda tokmaktan üstüme siçrayip girtlagima dolandi." dedi karisi. si/-lersiniz. orada duruyor iste. Hayal filan görmedim ben. Yan etkileri var. Yöneticiydi. Battaniye hareket sizdi." "Lanet olsun!" diye bagirdi Mick pijamalarinin içinde çok sis. degil mi?" diye ekledi sonra. Hank?" diye 192 sordu karisi. Kapinin tokmagini çevirmeye çalisti. bayan. "Evet.

"Çok mu?" "Bazen." .

ask gibi. Ilk gece bir yüksük dolusu. Bir bardak kov dum bu kez Ölüm degildi rahatsiz edici olan. ne oldugu anlasilamayacak kadar küçük parçalara kestim onu. Kap alev aldiginda ben mutfaga gidip bir votka daha koydum. Ertesi gece iki yüksük. keske votka olsaydi. Bira için tesekkürler. Bir tane daha koymak için mutfaga gittim.. Delilik tabii. kabi pencerenin yanina yerlestirdim dumani üflemesi için vant ilatörü çalistirdim. Sonra palates soymak için kullan digim biçagi aldim. ortalikla dolanip varsayimlarda bulunuyor. Kolay degild i ama o battaniyeyi kesmek." "Iyi geceler. Iskemlede kalakalmistim. Ne delilik degildir ki? Maval delilik degil miydi? Kurmali oyuncaklardan farksizdik . Battaniyeyi kucagima alip biçagi havaya kaldirdim. Mick'i de beni iz-lemeye çalisirken onu engelledigi için öldürmeye kalkismamis miydi. Biramdan büyük bir yudum alip. dost um. bahçemizdeki çimleri biçiyorduk. planl ar yapiyor. Nasil bilebilirdim ki? Bir zamanlar beni delice sevmis bir kadindi belki de. Odama girip battaniyeyi iskemlenin üstüne firlattim. Hank... ve çok kötü hissettim kendimi. Ikinci bardagi da içtim.. . Biçagi lavaboya firlatip sisenin kapagini aç . bütün asklarin içinde bir ask gibi . Mermi isini bitirm isti belki de. yanina a maya çalisan bir kadindi. parçalari bulasik kabina koydum.."Tek istedigim bu allahin cezasi battaniyeyi buradan götürmen!" dedi Mick. iskemleye olurdum. Iki kadin düsündüm. biçagi da yanimda götürmüstüm. bunu nasil yapacag ini bilemiyordu.. ne delilik D EGILDIR ki? Votka bardagini bir dikiste bosaltip bir sigara yaktim. Ama gizli gizli onlara karsi çalisiyordum. Los Angeles'in o berbat gece ayazi enseme vuruy ordu ve kolay degildi o battaniyeyi kesmek." Iyice katlayip kolumun üstüne koydum.. Hirosima gibi.. "Tamam. Aklima bir fik ir geldi. diye geçirdim içimden. Derken. "Iyi geceler. sonra da güle güle. Bir süre oturup izledim.. Sonra battaniyeyi son k ez elime alip kestim! Kestim. valiler seçiyor. Bulasik kabini alip içine gazeie kagidi doldurdum. eski Bostan cadilari gibi. Doktorlar sert içkilere lakilirsain ölecegimi söylemislerdi. Sonra mu faga gidip bir sise votka açtim. kestim ve kestim. birkaç kez kuruluyorduk." Merdiveni çikmaya basladim: battaniyede hayal belirlisi yoktu.. Döndügümde kirmizi ve güzel yaniyordu.. hüzün ve merakli. Delilik m i? Olabilir." dedim. götürürüm. Battaniye belki de beni ölüme. Sonra bire indi. battaniye kiligina girmis benden öç almaya çalisiyordu. ya da bir battaniye olarak beni sevmeye çalisiyor. "madem islemiyorsun.. hiçbir sey hissetmedim desem yalan olmaz.

Yan tarafinda kan izi vardi. BITTI . Isa'nin elleri harikulade ellerdi. Deliydim.Lavabodaki biçaga baktim yine. Ellerime baktim. Gerçekten delirmis olmaliydim. Kesik filan yoktu. bacaklari olmayan agir ve anlamsi seyler gibi sürünerek. Çentik bile. Ellerime baktim. Ellerimde kesik olup olmadigini kontrol ettim. Yanaklarimdan asagi gözyaslarinin süzüldügünü hissettim.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful