LINDA KING'E o ki bana getirdi ve geri alacak KIRAYI ÖDEMEYE 45 MILIMETRE bir kizi vardi Duke'ün, Lala, dört

yasinda. Duke'ün ilk çocuguydu, bir gün onu bir sekilde öldürürler korkusu ile kaçinmisti çocuk yapmaktan, ama simdi deli oluyordu kiz için, mest oluyord u. Duke'ün

aklindan geçen herseyi biliyordu kiz, özel bir hat vardi aralarinda sanki. Duke ile Lala süpermarketteydiler ve sürekli bir seyler söylüyorlardi birbirlerine, hers eyden konusuyorlardi, kiz ona bildigi herseyi söylüyordu; içgüdüsel olarak çok sey biliyordu, Duk ise fazla bir sey bilmiyordu ama bildiklerini ona söylüyordu ve ise yariyordu, mutluydular birlikt e.

"bu ne?" diye sordu Lala. "bu bir hindistan cevizi." "içinde ne var." "süt ve kitir seyler." "neden içinde?" "çünkü iyi hissediyor kendini orada, o sütlü ve kitir sey kabugun içinde iyi hissediyor ken ini, kendi kendine, 'ah, ne kadar iyi hissediyorum kendimi burada!' diyor." "neden iyi hissediyor kendini orada?" "hersey kendini iyi hisseder orada, ben hissederdim." "Hayir, hissetmezdin, arabani süremezdin onun içinde... beni göremezdin, jambonlu yumu rta yiyemezdin." "jambonlu yumurta hersey degildir." "nedir hersey?" "bilmiyorum, günesin içi belki, donmus bir kütle." "GÜNESIN IÇI...? DONMUS?" "tabii." "donmus olsa neye benzer ki günesin içi?" "günes atesten bir top. bilim adamlarinin bana katilacaklarini sanmiyorum, ama ban a sorarsan buna benzer." Duke bir avokado aldi.

"hey!" "evet, avokado budur aslinda: donmus günes, günesi yer ve içimiz sicacik dolasiriz." "o içtigin biralarda da günes var mi?" "var." "benim içimde var mi?" "tanidigim herkesten daha çok." "bence senin de içinde KOCAMAN BIR GÜNES var!" "tesekkür ederim, askim." markette dolanip alisverisi tamamladilar. Duke hiçbir sey seçmedi. Lala cani ne çekers e koymustu sepete, bir kismini yiyemezdin: balonlar, kalemler, oyuncak bir tabanca, havaya atinca arkasindan parasütü açilan bir astronot, nasil astronotsa! Lala kasiyer kizdan hoslanmadi, suratini asti zavalli kiza: kepçelen-mis, bombos bir yüz -bir korku gösterisiydi ve bunun farkinda bile degildi. "merhaba, tatli sey!" dedi kasiyer. Lala cevap vermedi. Duke cevap vermesi için z orlamadi kizini, ödemeyi yapip arabaya yürüdüler. "paramizi aldilar," dedi Lala. "evet." "bu gece ise gidip daha çok para kazanman gerekecek, geceleri ise gitmeni sevmiyor um, annecilik oynamak istiyorum, ben anne olurum, sen de bebek." "peki, ben simdi bebek oldum, tamam mi, annem?" "tamam, bebek, arabayi kullanabilecek misin?" "deneyebilirim." arabaya bindiler ve yola çiktilar, sola dönerken gaz pedalini sonuna kadar köklemis or ospu çocugunun teki az kalsin kafadan giriyordu onlara. "bebek, neden baskalari arabalari ile bize çarpmaya çalisiyorlar?" "çünkü mutsuzlar ve mutsuz insanlar aci vermeyi severler, annem." "mutlu insan yok mu?" "mutluymus gibi yapan çok insan var." "neden?"

"çünkü utaniyorlar, korkuyorlar, itiraf edecek cesaretleri yok." "sen korkuyor musun?" "ben sadece sana itiraf edebilecek kadar cesurum -o kadar korkuyorum ki, annem, her an ölebilecekmisim gibi hissediyorum kendimi." "bebek, bira istiyor musun?" "evet, annem, ama eve gidinceye kadar bekleyelim." Normandie'ye vardiklarinda saga döndüler, saga dönerken sana çarpmalari daha zordu. "bu gece ise gidecek misin, bebek?" "evet." "neden gece çalisiyorsun?" "karanlik oldugu için. insanlar beni göremez." "insanlarin seni görmesini neden istemiyorsun?" "çünkü görürlerse beni yakalayip hapse atarlar." "hapis nedir?" "hersey hapistir." "ben hapis DEGILIM!" park edip posetleri eve tasidilar. "anne," dedi Lala, "çok seyler satin aldik! donmus günesler, astronot, hersey!" anne (Mag'di adi), "iyi," dedi.

sonra Duke'e döndü: "lanet olsun, bu gece ise çikma, kötü bir his var içimde, çikma, Duke.

"içinde kötü bir his var, öyle mi? ben her ise çiktigimda içimde kötü bir his var. isin bi si, çikmak zorundayim, meteliksiziz, kiz eline her geçeni sepete doldurdu, konserve jambondan havyara kadar." "Tanri askina, engelleyemiyor musun çocugu?" "mutlu olmasini istiyorum." "sen demir parmakliklarin ardindayken mutlu olmayacak." "bak, Mag, bu meslekte arada sirada içeri girmek kaçinilmazdir, bunu kabullenmek zo rundasin, ki ben digerlerinden sansliyim, çok yatmadim."

"namusunla çalismaya ne dersin?" "yavrucugum, pres makinesinde çalismaktansa bu isi yaparim, namuslu is yok zaten, bir sekilde ölüyorsun, ben kendi yoluma girmisim bir kere -bir tür disçi oldugumu farzet, toplumun d islerini çekiyorum, yapmayi bildigim tek sey. artik çok geç. hem sabikalilara nasil muamele ett iklerini bilmiyor musun? ne yaptiklarini bilmiyor musun, söyledim sana..." "biliyorum söyledigini, ama..." "ama ama ama!" dedi Duke, "lanet olsun, birak da sözümü bitireyim.!" "bitir o zaman."

"Beverly Hills ve Malibu'da oturan o sanayici orospu çocuklari, sabikalilari isla h etmekte uzmanlasmis o orospu çocuklari, köle tacirleri hepsi, sartli tahliye kurulu bunu bal gibi biliyor, baskalarini zengin etmek için köpek gibi çalistirirlar insani, seni normal insanin çalistiginin üç kati daha fazla ç stirirlar, ürünleri maliyetin on katina satarlar ve hersey yasal, kendi yasalarina uygun..." "yüzlerce kere dinledim bunlari senden..." "ve simdi bir kere daha dinleyeceksin! hiçbir sey görmedigimi, hiçbir sey hissetmedig imi mi saniyorsun? susmami mi istiyorsun? kendi karima bile yakinamayacak miyim? karim degil misin? düzüsmüyor muyuz? birlikte yasamiyor muyuz? yasamiyor muyuz?" "bu ise giren SENSIN, simdi de agliyorsun." "bir hata ettim, teknik bir hata! gençtim; onlarin .iktirici kurallarini anlayama dim..." "simdi de kendini hakli çikarmaya çalisiyorsun!" "hey, bunu sevdim! SEVDIM bunu. küçük karicigim benim, kancik, kancik! beyaz sarayin basamaklarinda bir kanciktan baska bir sey degilsin, sonuna kadar açilmis ve zihin sel olarak donmus bir kancik..." "çocuk dinliyor, Duke." "iyi. sözümü bitirecegim, kancik. REHABILITASYON, sözcük bu. o Beverly Hills .mcik agizli lari o kadar ahlakli ve INSANCIL'dirlar ki. kanlan Müzik Merkezi'nde Mahler dinleyip bagi s yaparlar, vergiden muaf. ve L.A. Times tarafindan yilin kadini seçilirler, ve KOCALARININ sa na ne yaptiklarini biliyor musun? lanet fabrikalarinda köpek muamelesi yaparlar, maasini kesip farki ceplerine atarlar, kimse onlardan hesap sormaz, hersey o kadar acimasiz ki. kimse bunun farkinda degil mi ? kimse olanlari GÖRMÜYOR MU?" "ben..."

Jensen. sarhos . STRAVINSKY! mesaide adamin posasini çikarip paras ini vermezler.'" "nasil bir adalet istiyorsun. bayagi sevmistik de onu. senin adamin kasadan yirmi bes dolar çaldi. ve götün yiyorsa hakkini ara. sürekli sika yet ediyorsun. hemen sartli tahliye memurunu ararlar: 'üzgünüm. Duke? ne yapacagimi bilemiyorum artik. yazik. Beethoven. ama sana söylemek zorundayim."KES SESINI! Mahler.

. kendinin çocugu. Lala astronotla oynuyordu. ölmüslere sor.. Dilinger diye bagiriyorsun. içinden nasil gelirse. "tamam. tamam. buyrun iste: bi r sahtekarlik daha. salincakli koltug unda salinip. 45 milimetre. "Duke. hayalarimda neden killar var?" elinde bir kutu bezelye konservesi il e Mag çikti mutfaktan.. benim gözlerim. beni de dinle. ben de insanim.. "ben çalisirim. Amerika'nin bildigi tek adalet bu. senin memelerini emdigi için mi senin oluyor? ki msenin çocugu degil o.olup bana Dillinger'in gelmis geçmis en büyük adam oldugunu söylüyorsun. "su silahi yerine koy. "israrlisin. gerçekten seviyorum. yalvaririm -SEVIYORUM seni." dedi Mag. Duke." dedi Lala. sadece b ir tür adalet var. ise çikmadan yiyecek bir sey hazirla bana. sadece bundan anliyor insanlar." "SEN! kaç kere duydum ben bunu? senin yapmayi bildigin tek sey düzüsmek. "sana Duke dememi mi istersin. ruhu benim ruhum." Duke silahi dolaba koydu." birden kendini yorgun hissetti Duke. kesik hatta Baba diye haykiran Isa gibi.. izin ver de bir is bulayim. öyle!" dedi Mag konserve kutusunu avucunun ortasina koyup havaya kaldirara k. oturdu ve bir sigara yakti." "Dilinger'i sikiyim! o öldü. ölü-gözlü marti gibi. israrlisin. yoksa Baba mi?" "nasil istersen. elini Noel süslemeleri ile dolu kutunun altina soktu ve silahi çikardi. kime sorarsan sor!" Duke salincakli koltugundan kalkti. yazmayan tükenmez gibi. dolaba gitti." "çocugun yaninda bu sekilde konusmamanda israrliyim!" dedi Mag." "evet. su posetleri bosalt bari. çocugummus -senin yarigindan çiktigi. gözlerine bak. Kennedy'lere sor. parasütü açilmasi gerektigi gibi açilmiyordu. tatlim. " salladi lanet seyi havada. ve yataga uza nip çikolata atistirarak dergi okumak. adalet mi? adalet diye bir sey yok Amerika'da. "Israrliyim!" . "iste bu. tipki benim agzim." "böyle konusma." "çocugun mu? agzina bak sunun. bu." "hindistan cevizinin üstünde neden ki llar var?" "Tanrim.. "çocugumla bu sekilde konusmana izin vermem. bilmiyorum.

yemyesil bir vadide kosa ttan daha sicakti." kanepeye oturdular. su konserve kutusunu gözümün önünden yok etmezsen o bezelyeleri tek tek G. küçük kizinin yanagina bir veda öpücügü kondurdu. kucagima gel. "evet."yemin ediyorum.TÜNE SOKACAGIM!" Mag bezelyelerle mutfaga döndü. ama kapiyi usul ca kapatti. ekim günesinden. Mag mutfaktan çikti." dedi kiz. karni dügümlendi." "orospu çocugunu mu seviyorsun?" "evet. anne?" "evet." "uykum geldi anne. biliyorum. "Duke gitti. gelecek orospu çocugu. Duke ceketini almak için d olaba gitti. bana kitap oku. "Duke geri gelecek mi. öyle geçirdi içinden." . mutfakta kaldi." diye güldü Mag. kendini disari atti." "orospu çocugu nedir?" "Duke'dur. "gel bi tanem. seviyorum onu.

diye geçirdi içinden. diye geçirdim içimden. bir sise porto sarabini yavas yavas yudumluyor. fazla aydinlik. yil 1942. seviyorum adami. kapi çalindi.. tanrim. yalniz yasiyordum o siralar. kira parasi çiksin yeter. ve kuzeye sürdü. lanet olsun." Mag kolinin içinde duran çocuk kitaplarindan birini aldi." "dur kendime bir kahve koyayim. lanet olsun. 4 blok." Mag mutfaga gitti. Duke o esnada Hollywood-Normandie kavsaginda bir içki dükkaninin kapisinda durmus. Louie'yi öyle hakla-mislardi. 6 blok. lanet olsun.sarildi kiza.. seviyorum. cesaretimi yitiriyorum." sonra güzel çocuk uyudu ve dolunaydi. yasal cinayet. Mag çocugu ucagina alip kitaptan okumaya baslarken. lunaparktaki alçidan kazlar gibi paramparça etmislerdi. pis bir koku aliyordu. su kaynadi. biri bana Nobel ya da Pulitzer Ödü-lü'nü vermeye geldi her halde. Lala kanepede bekledi. Brahms'in ikinc i senfonisi. duyuyorum. BIR NUMARALI HALK DÜSMANI ILE HÜCRE ORTAKLIGI Philadelphia'da Brahms dinliyordum. arka tarafta bir delikten içerisini gözetleyen silahli biri olabilirdi. bir sonraki adim evde oturup Shostakov itch dinlemek. dünyanin tamami yasal cinayet bokunun içinde yüzüyordu. "sansar ve kuzenleri. 12 blok sürdü lanet dünyanin kuzeyine. temiz bir odaydi." "tamam. diye geçiriyordu. köylü görünümlü iki aptal adam. Bukowski? .. hindistan cevizinin üstünde neden killar var?" "hindistan cevizinin üstündeki killari mi soruyorsun?" "evet. korkuyorum. ibnelerin takildigi barlard an biri. ucuz bir p uro içiyordum. "anne. sicak çörek gibi!" "ÇÖREK DEGILIM BEN! sensin ÇÖREK!" "dolunay bu gece. fazla aydinlik. hizli ve vahsi yaratiklardir. bu gece küçük bir bar belki. içi nden. vizon ile zerdeva esnek. tuhaf bir sey vardi o dükkanda.. kolay.. küçük. 3 blok. ORMANDA HAYAT. küçük bir pikabim vardi. 61 model siyah Ford'a döndü. "simsicaksin. eto burdurlar ve birbirleri ile sürekli ve kanli bir rekabet.. kötü bir duygu vardi içinde.

masanin arkasinda bir adam oturuyordu. evet. biri Brahms' i kapatti.I'in hizmetinde ölmüs insanlar. bizimle gel.evet. fotograflara baktim. fotograflari görüyor musun? diye sordu ciddiyetle. bütün baslar pencerelerden disari çikmisti haberleri varmis gibi. asagi inip sokaga çiktik. . ama F. birini öldürmüs olduguma karar verdim. hersey yitirilmisti nasil olsa.B. fotograflari görüyorum. INDIR ELINI!! büroya vardigimizda ajanlardan biri dört duvara dizilmis fotograflari isaret etti. sormadim. bir süre yol aldik.I'in devreye girmis olmasini anlayamiyordum.B. ne yaptigimi bilmiyordum. ne dememi bekledigini bilmedigim için bir sey demedim. orada kalsinlar! önde iki kisi. ceketini giysen iyi edersin. ne yapmis olabilecegimi düsünüp duruyordum. F. kimlik gösterdiler. güzelce çerçevelenmislerdi ama bana bir sey ifade etmediler. dedim ona. aklima gelen tek 12 sey sarhosken birini öldürdügümdü. arkada iki kisiydiler.I. ellerini dizlerinin üstüne koy. bunlar F. sonra o her zamanki kadin sesi: iste akorkunç adam! yakalamislar! kadinlar beni pek sevmez.B. JOHN AMCAN NEREDE? diye bagirdi bana. beni baska bir odaya götürdüler. bir süre için misafirimiz olacaksin. unuttum ve burnumu kasimak için elimi kaldirdim. önemli birin i.

ne? dedim. olanlari kavramakla güçlük çekiyordum. JOHN AMCAN NEREDE? ne demek istedigini anlamiyordum. bir an için sarhosken insan öldürmek amaci ile kull andigim gizli bir silahtan söz ettigini düsündüm. asabiydim. JOHN BUKOWSKI'YI KASTEDIYORUM! .

hirsizlar arasinda seref. dedi. masal anlatma. Louis'den askeri muayene için basvurmami söyleyen bir mektu p aldim. onlara St. bir hendekten geçmemis olmamiz beni sasirtmisti. ne kadar sansliydilar! sokagin karsi tarafinda bir p lakçi vardi. ha? ülkeyi güçlü tutun ki soyabilesiniz. Louis'ye gidemeyecegimi. anlamiyorum: askerden kaçmak isteseydim onlara adresimi bildirmezdim. hastalikli hü/. KALDIR KIÇINI O YATAKTAN! diye bagirdi bana. bu kasabadayken St. postaneye bildirmistim ama. arada sirada herkesin kapildigi bir his. muhasebeci kilikli sisman bir adamla ayni hücreye koydular beni. o öldü.ha. ne yapmis olabilecegimi düsünüp duruyordum. ranzama uzandim. hay Allah. hüzün veri ci. neden buradasin? diye sordu. evet. hersey o kadar özgür ve rahat görünüyordu ki disarda. Moyamensing Cezaevi eski bir satoyu andiriyordu. tasindim. hastalikli bir durum. hücremin penceres inden disarda yürüyen insanlari görebiliyordum. beni burada muayene etmelerini yazdim. gardiyanin teki geldi. çok fazla. . iki büyük tahta kapi beni içeri alma k üzere açildi.) asker kaçagiyim. askerlik subesine yeni adresimi bildirmeyi unutmusum. beni tutukla yip buraya getirdiler. demek bu yüzden onu bulamiyoruz! portakal-sari bir hücreye kapattilar beni. kaldirdim asker kaçagi kiçimi yataktan. adim Courtney Taylor. aslinda suçsuzum. dedim. senin gibiler hep suçsuzdurlar. (hücreye girmeden önce sordugum için artik cevabi biliyordum. aglamak istiyor ama aglayamiyordum.ün. bir cumartesi aksamüstüy-dü. bir numarali halk düsmaniyim. ben biraz fazla kapiliyorum. biliyorsu nuz sanirim. kendini daha kötü hissedememe durumu. burada iki seye tahammül edemeyiz: asker kaçaklarina ve teshirci-lere. biz yine de asker kaçaklarindan hoslanmayiz. kendini öldürmeyi düsünüyor musun? diye sordu Taylor bana. kolonlardan bana dogru müzik yayini yapiyorlardi.

DAGI-LIN! diye bagirirlardi. oradan çikanlari görüyordum. limit on be s. uzun süre baktim o kabloya. zengindim. fazla yükleniyordum teshirciye. turta.su ampulü tutan kabloyu asagi çek. dondurma. çiktin buradan. tahtakurusu. ölü tahtakurularini küçük tahta sehpanin üst koyuyordum. gerçek bir profesyonel. ama oynamanin bir yolunu bulurduk mutlaka. orospu çocugu. hücrede insan bunalima giriyordu. günde on be s-yirmi dolar para kazaniyordum. on senti verdim. ama birine vurursaniz hücre cezasina çaptiriliyordunuz. kardesini de gör. kek. onlarin suçu degildi herhalde. tahtakurulari. Taylor. 10/1 erkek. bahse girerim ki benim yatagimda seninkinden daha çok tahtakurusu var. sonunda zaman dedik. verdikl eri su ve ekmek daha da kötüydü. sansin açik . çok yardim seversin. gerçekten hoslanmadigim biriydi bu teshirci. her gün kazaniyor. bir ay sürüyordu eski hallerine dönmeleri. ampulü çikarip p armagini duya sok. zor tutuyordum kendimi agzina bir tane çakmam ak için. saydik. tahtakurularimi yakalayip öldürmeye basladim. asçi fisiltiyla tesekkür edip ertesi gün gelmesini isteyip istemedigimi sorardi. ama lara bakmaktan hoslanmiyordum. kahve. barbut oynamak kurallara aykiriydi. onda 18. hepsinin çeneleri küçük. bu herif her oyundan sonra yanima geliyordu. o nazik eline birkaç sent birakirdim. . mapus zengini. ben de 13 vardi. kiçlari dardi. gözleri sulu. Taylor asçiya on bes sentten fazla vermememi söyledi. dedi Taylor. teshircilerden bir i sokmustu zarlari içeri. isiklar söndükten sonra asçi nefis yemeklerle asagi geliyordu. zengin oluyordum. nesine? 14 on sent? on sent. sahtekarlik yapmisti. kuleden makineliyi üstümüze dogrultu p. aslina bakarsan hiçbirinden hoslanmiyor dum. gözümün önünde olmadig zaman mantik yürütebiliyordum. am iz kafayi yemistik zaten. avluda zarim tuttu. kovaya su doldurup ayagini içine sok. tesekkür ederim. daha sonra kendininkileri ikiye bölüp uzattigini ögre necektim. tahtakurularimizi alip hücrenin kapisina gittik. orasi aydin likti. çükünü üç yasinda bir e hayalleri kurarak uzaklasirdi yilan. ne lan bu? diye bag irdim. büyük porsiyonl ar. isiklar söndügünde yatagima yattim ve saldirdilar. ben yemistim. iyi para götürüyorsun.

tabii. geçen gece bir denizciye tecavüz etti. ikiye yardi de 15 . iki lesi var. iyi asçidir. önce birini öldürmüs. cezasini yatmis. basgardiyanin yedigi yemeklerden yiyiyorduk ve basgardiyan midesine düskündü anlasila n. çikar çikma igerini öldürmüs.tabii. mahkûmlar açliktan ölürken ben ve Taylor 9 aylik hamile iki kadin gibi dolaniyorduk ortalikta. dedi Taylor. firar etmezse hayatinin sonuna kadar burada. derdim.

hiç çikmiyordu hücreden ihtiyar. hücreye girdigimde hersey üstüme damlayip durdu. korkunç. bütün gün oturaginda oturup. çünkü yün battaniye cildimi tahris eder. ama bir kez bile yerleri silmek zorunda kalmadim. pes ettim. genç bir çocugun yanina verdiler beni. gardiyana tahtakurularindan sikayet edip duruyorduk. aklini basina toplamazsan ik inci olacaksin! ama oturaginda oturup bana gülmeyi ve TARA BUBA YER. avluda Taylor'a rastladim. iyidir. TARA BUBA BOK YER. TARA BUBA YER. gardiyanlar korkuyorlardi. bozuk plak gibiydi. saglam çiktim. TARA BU BA BOK YER! diyen bir ihtiyar düstü. bir hafta yürüyemedi zavalli. aliniyorduk tabii ki. Amerika'nin en temiz hücresiydi bizimki. Taras Bulba. evi her zaman isla k ve pirilpinldi.I askerden bilerek kaçmadigima karar verdi ve beni askerlik subesine sevk ett iler. hayati çözmüstü: ye ve siç. orada kalmak istiyordu ve ona izin veriyorlardi. çaylagin teki. sevdim asçiyi. dünyanin. suç is ememisti söylediklerine göre. sonunda Taylor ile beni ayri hücrelere koyup hücreyi ilaçladilar. saglik kontrolünden geçirdiler. diye onayladi Taylor. çok hassastir cildim. savasmaya hazir misin? . gardiyanlar kötüydü. seni yasli osuruk. hayir. dünyadan haberi yok. aciyordum onlara . F.B. NERDE OLDUGUNUZ U SANIYORSUNUZ? OTELDE MI? TAH-TAKURULARINI BURAYA GETIREN SIZLERSINIZ! diye bagiriyordu. benim sansima Ingilizce bilmeyen. o da bize. dusa bile. savasa inaniyor musun? diye sordu. demeyi sürdürdü. gardiyanlar aptaldi. dedim. iyilik severli k mi? kizdim ona. diye bagirdim ona. ve geceleri o ilave yemege bayili yordu.nizciyi. memleketi efsane kahramanlarindan birinden bahsediyordu sanirim. avluya ilk çikisimda ihtiyar çarsafimi yirtip çamasir ipi yapti. parmaklarini yiyi-yordu. belki de ? bilmiyorum. kim bilir. dedi Taylor. bir kisi öldürdüm. iyi birine benziyor. sonra psikiyatri görmeye gittim. çoraplarini ve donlarini asmisti l anet seye.

.evet.

saçina. degil mi? hayir." dedim. çarsamba günü doktorlarin. "kuslarin birbirleriyle konustuklarini biliyorum. kenarindan kaldirip bir göz attim : ". gelir misin? hayir. kahverengi bir jilet vardi elinde.) uzun süre bir sey söylemeden önündeki kagida bir seyler yazdi.. Sicak bir gün oldugu için mahkumlar orada toplanmislardi." kiçimla gülerim. Bu kusa digerlerine anlatabilecegi bir sey yapalim. Etrafina bakind i. Uçamayan bir güver cin görmüstü kösede. " "Tamam.. gitmek zorunda degilsin." dedi Blaine. bu kagidi yan masadaki adama ver. "Içinizde bu ameliyatta bana asistanlik yapacak biri var mi beyler?" diye sordu B . dedi. bu arada. yüzüne.. kagit atasla kartima tutturulmustu. Blaine'in aklina parlak bir fikir geldiginde ben de yanindaydim. Onu halledip çatiya firlatalim ki digerlerine basina geleni anlatsin. Sabun filan vermezlerdi -sadece su v e firça. diye geçirdim içimden. baktim ona sadece. ZIRVEDEN NOTLAR Yeni gelenlere mutlaka güvercin boku temizletirlerdi ve güvercin boku temizlerken güv ercinler gelir. uzun bir yürüyüstü. avukatlarin ve yazarlarin davetli oldugu bir par ti veriyoruz..(siperden çikip vuruluncaya kadar düsman atesine dogru yürümek gibi çilginca bir fikir va rdi kafamda. seni davet etmek istiyorum. Avlunun gölgeli bir kösesindeydik. bu da Moyamensing'in sonu oldu. savasi böyle kazandim. elbiselerine biraz daha siçarlardi. sonra basini kaldirdi. anlayacagimizi sanmamistin. iste. Blaine gidip kusu yakaladi. zor çikardi boklar. Küçük. pekala. Daha sonra saati üç sentten atölyeye yollarlardi. ta askina!: hassas: ben. nereye? savasa.ifadesiz yüzünün arkasinda asiri bir hassasiyet gizli. ama yeni gelmissen önce güvercin boku temizlerdin. "Dinle.

laine. Cevap alamadi. .

Ama ye rleri silerken iki kesik kus bacagina rastladigimi hatirliyorum. "Kuslarin saçimiza gözümüze siçmalarindan bikti k! Bu kusu halledip dama firlatacagiz. basina gelenleri digerlerine anlatacak. Güçlü erkekler 18 baslarini çevirdiler. Bu güvercin sayesinde öbür güvercinler üstümüze siçmaktan vazgeçecekler. "Igrenç kiç deligine sükret. Bana avluda anlatti. Ise yarayip yaramadigini hatirlamiyorum simdi. "Bu benim oglanim! Evet.Blaine kusun bacaklarindan birini kesmeye basladi. Hiçbir seyi umursamazdi Sears. Sears havaya siçrayip iki dizi ile adamin gög19 süne çöktü. Zen cilerden birine bakti. Sears etrafina ba kinip içlerinden en irisini seçti ve onunla dövüstü." dedi. Blaine soyunup yere uzanmisti. Beni parçalayacaklardi. Zenciler etrafinda dönmeye baslamislardi. Boklarla birlikte onlari da süpürdüm. inan bana çüküm kalkmiyor!" "Çürük domatesi andiriyor!" Hepsi uzaklasmis. III Sears vardi bir de. II Koguslar tika basa doluydu. Blaine'i benim kogusumdan alip zencilerin kogusuna koydular. Sears'i de zenci dolu bir kogusa koydular. Blaine ayaga kalkip giyinmisti. "Neyiniz var sizin?" diye bagirdim onlara. . birkaç kez irkçi ayaklanmalar olmustu. Sears adami marizledi." dedim. Çok tuhaf görünüyorlardi tek baslarina. Blaine kogusa girdiginde zen cilerden biri. bu adam benim oglanim olacak! Aslinda hepimiz istifade edeb iliriz! Kendin soyunur musun yavrum. Digerleri seyretmekle yetindiler. Ama gardiyanlar s adistti. 'Bu orospu çoc uklarinin sakalari yok! Onlardan uzak durun!' diyecek. Adam ranzasinda kestiriyordu. Dumani üfledi. Dövüstüler." Blaine kusu dama firlatti. Avluda bacaklarinin üzerine çö-melmis izmarit içiyordu. Kusa yakin duran birkaçinin ellerini sakaklarina bastirip bakm amaya çalistiklarini fark ettim. yoksa yardim edeyim mi?" demisti. Gülümsedi. "Tanrim! Ömrümde bu kadar ÇIRKIN bir kiç deligi görmedim!" "Kaldiramiyorum Boyer. "Benim nereden oldugumu biliyor musun?" diye sordu zenciye. "Sansim v armis.

içinde tuttu. Çocuk dönüp ona bakti. izmaritten bir duman çekti." dedi m. Gardiyanin örnek kötü oyuncusuydu. Kendine bir sey tedarik et. öylece durdu. Çukur bile onlari yola getiremez." Sonra izmariti firlatip kalkti. V Bazi insanlar pes etmez. " "Ne gibi?" Musluk kutbunu söküp içindeki demiri asfalta sürterek kendine bir sis yapabilirsin. "SEN! HARCAYACAGIM LAN SENI! HAZIRLIKLI OL . "Onu yerinde olsam ben de korkardim. "Haklisin." 20 Çocuk sisi satin aldi ama ertesi gün avluya çikmadi. Ilk gününde Sears onu avluda gözüne kestirdi. evlat. SEN!" diye bagirdi Ned'e. Saçi tuhafti." dedi. son ra dumani salip gülümsedi. Sears herseyi unutmus gibi baska bir mahkumla sohbet etmeye basladi. Tarzi böyleydi. Joe'yu yola getirebilse digerlerini daha iyi kontrol edecekti. o kadar. . "Çikmazdim. Yanaginda biçak yarasi vardi ve gözleri yuvarlakti. arada sirad a havaya dikilirdi. Kimse bir sey görmedi. "Korkuyor küçük bok. "HEY. Sürekli çukurdaydi. "Hazirlikli ol. Mississippi." dedim. çikardim. Çocukla ayni kogusta kalan mahkumlardan biri o gece onunla konustu. IV Beyazlara da takmisti Sears." dedi Sears. Unutmadigini biliyorduk ama. "Severdin oralari. "Two Rivers. sabunlu su ile b irlikte akan taze kanin disinda. Sears ertesi gün dusta solugunu kesti çocugun. kafatasina yapisikmis gibi. yusyuva rlak. Sears'in ne demek istedigini anlamamisti.Zenci cevap vermedi." dedim." dedi Sears. YARIN ISINI BITIRECEGIM! BITTIN OGLUM SEN!" Ned Lincoln. "Sen avluya çikardin. "Çikardin. Sears isaret parmagini ona dogrulttu. avlunun karsi tarafina dogru yürüdü. Kirli bir kizildi saçinin rengi. Açi klamasini yapmisti. Ya d a iki dolara çok iyi bir sis satabilirim sana. Joe Statz da onlardan b iriydi." dedi Sears. Sakasi yoktur orospu çocugunun. Ned Lincoln 19'unda gösteriyordu ama 22 yasindaydi -agzi açik. kamburca ve sol gözünde y arim perde.

gagasi kirik ve boyasi dökülmüs) ve daha bir alay çöp." "CEVABIN NE?" Joe çis ve bok dolu kovayi kaptigi gibi gardiyanin yüzüne firlatti. JOE? ÇIKMAK ISTIYOR MUSUN? UZUN SÜRE UGRAMAYACAGIM BURAYA. metal bir kus (açik mavi. "Hayir. Gardiyanin adamla ri çukurun kapagini kapattilar. onlari -hepsi çalintiydi. Digerinin muhteviyatini sehpaya bosaltti -biçaklar. Bildigim kadari ile hâlâ orada Joe. pijama saçmalik bana sorarsaniz) ve kapinin ya nindaki kirik pencereyi açtim. "Girsene. JOE?" "Evet." Bisikletle gelmisti. HOLLYWOOD'UN HEMEN BATISINDA DELILER KOGUSU Kapi çalindi gibi geldi bana. eski r oblarimdan birini geçirdim üstüme ( her zaman çiplak yatarim. içerde ya da disarda. duyuyorum. sonra dönüp disardan bakacagim b ve içerde olup bitenleri çok iyi biliyor olacagim ve o duvarlara uzun uzun bakip bir da ha buraya düsmemeye yemin edecegim. ya sen?". be nim oturdugum semtte. Gardiyana yaptigi mahkûml ar arasinda yayildi. Iki kahverengi kesekagidi getirmisti yaninda. VI Disari çiktigimda bir süre bekleyecegim.Bir gün gardiyan iki adamini yanina alip çukurun kapagini açti ve çömelerek bagirdi: "JOE! YETTI MI. Tanrim. 21 Ama çiktiktan sonra hiç gitmedim oraya.". çatallar." Kanepeme oturdu ve koltugumun arkasindaki boy aynasinda sapkasi ile oynayarak k endini seyretti. Hiç bakmadim disardan. "Evet. Kötü bir kadindan farksizd i. Düsünürdük Joe'yu. Dönmenin yarari yoktu. ben kapiyi çaliyordum. "Evet?" dedim. minik bebekl er. Ben de b ugün öyle yaptim. Çatlak Jimmy'ydi gelen. özellikle geceleri. diye düsünürdüm. "Hayir. "JOE! BENI DUYUYOR MUSUN. . ONA GÖRE!" Cevap gelmedi.Suns t ve Hollywood Bulvari'ndaki ucuz hipi butiklerine ve eskici dükkanlarina satiyordu. saate baktim -öglenin bir buçuguydu henüz. "Yeni Panama sapkami nasil buldun? Çok yakisikli olmamis miyim?". Birinin içinde her zamanki ucuz porto sa rabindan bir sise vardi. canli ya da ölü. Ve yeni bir Panama sapka vardi basin da. "Uyuyor muydun?". Görmek bile istemiyordun. Ama ondan söz edebilirdiniz. Kolay gelsin arkadasim sana. kasiklar.

garajlarda yasiyor ya da geçici dostlarimizin dösemelerinde yatiyorduk. O da bana benim resimlerimi çok kötü buldugunu söylem .hepimizin oturdugu semtte. o civarda oturuyorduk -kirik dökük avlularda. 23 Bu arada Çatlak Jimmy kendini ressam saniyordu. lavanaralar inda. ama ben resimlerinin çok kötü oldugunu düsünüyordum ve bunu ona söylemistim.

lamba koluma düstü. yatakta D. Kafami bozuyor. Hepimiz gibi. O aptal Panama sapka ile oynayip duruyordu ve çarpintisi MCBur-ney Esigi'nin üstündeyd i. kamis görmedin mi hayatinda?" "Beni rahatsiz eden ." dedi. Bana Nazi günlerini anlatmayi sev iyor. Sigara içmedigi zaman ya cigaralik sariyordu ya da sarap içiyordu. esir kampina gi dinceye kadar yol kenarinda toplanan Fransizlar bunlara aklina ne gelirse firlatmislar. hemsiresine ücretini ödeyip çikiyorum. Kadinlarla basariliydi. Döndügümde bana. Karacigeri . "robunun açilmasina engel olamaz misin?" Çatali sehpanin üstüne firlattim." "Bak!" dedi Çatlak Jimmy sehpayi göstererek. Diyastol 78. Gülümsedi kendine. Yüz vatlik General Elektrik. Gözleri. Nazi esirleri bir yük vagonuna doldurmuslar. "Ya." "Kafam iyiydi. biliyorsun degil mi?" "Koluna o iki koca deligi nasil açtin?" diye sordu Çatlak Jimmy." dedi.asaklarin! Öyle iri ve killilar ki! Korkunç!!" Açik biraktim robumu. kulaklari ve burnu olumsuzdu. Çatlak Jimmy bu dükkanlara satmak üzere ne çala cagini çok iyi bilirdi. Kolum lambanin k ablosuna dolandi. "Et oldugu gibi ya nmis. Ama solunum sistemi: sol ve sag akcigerlerin üst kis imlarinda hirilti ve tikaniklik. Sonra o aptal Panama sapkasinin altinda siseden bir firt çekti ve benim gidip ken dime iki bira almama neden oldu.Lawrence'in Kanguru'sunu okuyordum.H.Ikimiz de hakli olabilirdik. hayir 72. "Ama sen gerçekten çatlaksin. burun mukozasi iltihapli. Mükemmel bir küçük hirsizdi. "Bir bak su çatala!" Baktim. Neredeyse kemigin görünecek. nabiz 34. Si stol 112. "Adimi 'Deli Jimmy'den 'Çatlak Jimmy'ye degistirmissin. Fransiz'lara esir düsmüs. Emir almayi sevmem. Çatlak Jimmy aynanin karsisinda Panama sapkasi ile oynamaya devam ediyor. ama hemoglobini çok düsüktü. Sol ve sag kulak tikanik. tedavi öneriyor. Lanet seyi üstümden atana kadar ampul canima okudu. Haklisin -'Çatla k Jimmy' çok daha güzel." "Doktora gittin mi?" "Doktorum bana kizgin. Disleri çürük. içtigi zaman yemek yemeyi sevmiyordu ve çok içiyordu. Ona ne zaman gitsem koltuga oturup kendime teshis koyuyo r. "Ne var. "Su gümüs çatallara bak! Hakiki antika!" Bir çatal tutusturdu elime. Ama Çatlak Jimmy'nin durumu gerçekten vahimdi. dis etleri iltihapliydi. küçük ve kork unç sesler çikariyordu. yüzde 73.

.

Herseyi olumsuz ve çarpinti. kim olduklarini bilmiyorum. birader. Baska bir mesele. moruk?" diye sordu Çatlak Jimmy. Zavalli. Içime oturdu." "Sehirlerarasi telefon mu ettiler?" "Hayir. kafan iy degilse onlari girdikleri an hissediyor. Geçen gece dört kisiyi öldürüyordum az kalsin. Dilim ortadan yarildi sanki. Tabii. Bu en güzelidir. kentin altini üstüne getirdik." "Bu sehiriçi. Arabamla kovaladim her geleleri. yasli bir kadin bek leme odasinda kanserden ölürken her hafta ayak tabanlarimdan cam parçalan ayiklamak doktorumu öfkelendirdigi için büyük parçalan kendim çikarmayi ögrendim." "Yanlislik olmasin. ama siselerle bas etmenin tek yolu onl ari kirmakti. Küçük bir sorun: yalin ayak dolasmayi severim." Ilk birami bitirip siseyi odanin ortasindaki tabut büyüklügündeki tahta sandigin içine vu rup parçaladim. herkesin kendine göre üstün oldugu bir sey vardir. Arabayi çalistirip yola çiktigimda gözden kaybolmuslardi. çatal dilli gibi hissediyorum kend imi." ." "Büyük ikramiyeyi vurmak gibi bir sey olurdu. Ayni anda iki yarik birden yalayabilirdim." "Kapat öyleyse. "Sehiriçi mi?" "Sehiriçi. hemen çikariyordun. Kan fiskiriyor ve hafif bir kahramanlik duygusuna kapiliyordun -yani ben kapili yordum. "Telefonunu kullanabilir miyim. Sonunda kenara çektiler. Benden baska iki bidonluk kiraci yoktu sokakta." "Et öyleyse. "Açmiyor. Sonunda yanaklarinin arasindan bir göz attigimda günes dogmak üzereydi. Arabadan hisimla firladigimda gazladilar. Çatlak Jimmy tuhaf tuhaf elindeki ahizeye bakiyordu. Dalak olumsuz. küçükleri ise kendi hallerine biraktim. sise kiriklari bazen sandigin içinden ha liya siçriyor ve ben onlari yerden ayaklarimin tabanlari ile topluyorum. hiyar!" "Çaliyor ama açmiyor. Lanet mesanesi bile sorunluydu. ama dedikleri gibi." "Evet.elle muayeneye hassasti ayrica. Arkalarinda durup motoru söndürdüm." "Ve sana son bir kez daha kapatmani söylüyorum!" Kapatti. " -Dün gece hatunun teki yüzüme oturdu. Ev sahibi bana haftada iki çöp bidonu veriyordu.

.

Sonra yerinden firlayip ayni numarayi bir kez daha çevirdi dangalak." dedim ona. Sonra.asaklari-ni sergileyebilir. "O bez kirli. Ve Kazanova mezarinda siçardi. Panama'si ile oynadi. Panama'li Çocuk. rek-tal sfinkter fazlasi ile siki. "Kirli olan senin beynin. Sürekli çaliyor. "Telefonu açmiyor. Kapatmani o yüzden istedim. "geçen gece Westwood Village'da bir ekip otosunun üstüne is edigini biliyor musun?" . Oturdu karsima. "Agzina siçayim!" diye bagirdim." "Iste.asaklarimi. Aninda kan fiskirdi. basur baslangici. moruk?" "Cam! Yerler cam dolu!" Tek ayagimin üstünde durup öbür ayagimin topugundan cam parçasini çikardim."Tabii. "Dinle." Yanina gidip telefonu kapattim. 5 S'de fitik olasiligi." dedi. Gece vakti herkes . "gördün mü? " "Görüyordum zaten. Panama'si ile oynadi. "N'oldu. "Lütfen! Robunu kapat. lan. "Sürekli çaliyor." dedi Çatlak Jimmy.asak ister. iskelet ve kas yapisi berbat -yani kötü durus (kifosis)." Istemeye istemeye örttüm . Prostatta büyüme ve elle muayeneye hassasiyet. Siv lce sikmaya bes çekerdi." dedim." "Açmaz tabii. Rektuma gelince. Koltuguma dönüp firçalarimi temizlemek için kullandigim eski bezi kanli topuguma sardim ." dedi Çatlak Jimmy. düzüsüyor" "Tabii. Harikaydi. telefonun zilini dinleyerek." "Tamam. Ama öglenin ikisinde ." Panama sapkasi ile oynadi. tamam.

.

Ayrica sol kalçasinda bir ur oldugunu biliyord um. Hasta bir adamsin." Zavalli Jimmy. küçük bir tart isma geçti aramizda. bana sevgis inden düzmemisti. Iri kiçini ve memelerini tekmeledim biraz. Otuz gün araliksiz porto sar abi içtik. Jimmy. Biliyorsun ot uzbir çekmedigimde ya da ayik oldugumda kitap okurum. bu söyledigin o zamandi. 5 ve 6 S'de (boyun) kireçlenme." "Müessir ne." "MAHKEME MI? MAHKEME? hayir.. l. öyle mi? Küçük çalintilarla dolu kesekagitlari nla üstelik.. iki gün sonra da dönüp yüzünü dagitmistin. Mary." "Senden korkuyor. Mary aleyhine müessir fiil davasi açti. "Evet.. Jimmy. Sen kafayi yemissin." "Ama üçümüz ne kadar yakindik bir zamanlar. Jimmy. moruk." "Olabilir. Ama o da yetmedi sana. Bazi seylerin zamanla nasil degisebilecekle rini bilmiyorsun. gerçekten MAHKEMEYI kast etmis olamazsin?" Ikinci bira sisemi odanin ortasindaki devasa sandigin içine çarpip kirdim. gerçekten kafayi yemissin sen. kendini bir bok saniyorsun. Dönüp ayni arabanin üstüne bir daha isedin." "Allah askina! Robunu kapat! LÜTFEN!" . Ben sana bir sey söyleyeyim!" "Ne?" diye sordu aynaya bakip Panama ile bir kez daha oynayarak. "Mahkeme tarafindan araniyorsun! Hatirlamazsin ama Mary'nin kaburgalarin kirmis. . "Ama bu MAHKEME isini anlayamiyorum! Ne anlama geliyor? Kabul ediyorum. "Pekala. Ben de George'un çöldeki barakasina gittim. hepsi bu. Döndügümde BAGIRDI bana! Görmeliydin onu! Ona zarar vermek degildi niyetim. Gerçekten berbat durumdaydi... Ve karsima geçmis ekip otosuna isedigim için sikayet ediyordu. ya vrucugum. göt herif. bal gibi biliyorsun müessirin ne oldugunu. Yardima ihtiyacin var. Bütün hayatini bisiklete b inerek geçilmedin herhalde!" Baktim ona." "Birbirlerini düzüyorlardi muhtemelen. Cildi kuru ve yorgundu. Çok iyi inceledim seni."Polisler neredeydi?" "Elli metre ötede bir meseleyi halletmeye çalisiyorlardi. Sonra saraptan bir firt aldi. Ayric a sag kasikta fitik. her tür kitap. moruk?" Gidip kendime iki bira daha aldim. Bir ara seni düzmek bile istemis." "Ama. "Dinle. Bunu bana kendi söyledi. Mary çok iyi bir insandir. dostum.

" "Sigil senin anandir. "Anna'yi arayacagim." dedi. "Anna. Egzersiz yap ve sigarayi birak." dedim.. "nereden buldun bisikleti?" "Arthur'un. Mary'nin en iyi arkadasi. sag tarafta doku yapismasi ." Zavalli Jimmy. Ne? Hayir. Sol kulagini yikatsan iyi edersin.. Bazi hassas boklari severim. Ne? Hayir. Jerome'a giderim. Kalacak yer im ver. her yerini.. Arthur'a gidip cigaralik 28 içelim. SIMDI! Onu öpüp dudaklarini çigneyecegim! Yariginin her kilini tek tek yalayacagim! Ba na ne mahkemeden? Kiçini. Nedir? Burs mu?" "Evet. Arthur'da acayip bir mal var.. moruk. kabizlik." "Hassas boklarin çogu sürekli bir yerlere giderler." "Evet. kaburgalarim kirmadim. Dinle. su MAHKEME meselesine dönelim! Hemen simdi ne yapacagim. Ama resim degil. Üreme sistemi -sol sperm kanali tikali. Ama Arthur öbür türden." "Arthur'dan hoslanmiyorum. Kalça sorununu agirlik çalisma si yaparak giderebilirsin.. Arizona'ya. olamaz! Biraz önce Hank söyledi. saniyorum. Iri kiçini ve memelerini tekmeledim sadece." "Önümüzdeki hafta alti ayligina Meksika'ya gidiyor." . Hassas bokun teki. Mary beni neden mahkemeye vermek istesin?" "Ara öyleyse."Hay allah! Afedersin. "Kapatti. burs. Kes sesini. gerçekten mahkemeye mi gitmek gerekiyor? Gitmem. koltuk altlarim. Ne yani." "Nedir bu saçmalik?" "Kalçandaki ur bir tür sigil. agzini. Ayda iki yüz yirmi bes dolar.. memelerinin arasini." Jimmy bana bakti. O bilir. Belin için fizyoterapiye ihtiyacin var." "Jimmy." Jimmy aynada Panama'sini düzeltti ve aradi. lanet kan." dedim. Muhtemelen geçmiste geçirilmis bir hastaligin sonucu. Anfizem belirtileri gösteriyor sun. bu tür oyunlar oynam am ben. Büyük bir arazi satisindan on iki bin dolar para kazandim. "Anna. Jimmy. biliyor musun? Mary'ye gidiy orum.

"Onu biliyorum. Heykeltrasligina vermislerdir." "Sevmiyorum heykellerini," dedi Panama'li Çocuk.

"Bak, Jimmy, Arthur'dan hoslanmayabilirim ama kendimi heykellerine çok yakin hiss etmisligim var." "Ama hep bildigimiz sey -Yunan tarzi- elbiseleri uçusan koca memeli, koca götlü hatun lar. Birbirlerinin kamislarini ya da sakallarini kavramis güres tutan adamlar. Ne sikim yani?" Öyleyse, okur, Çatlak Jimmy'yi bir an için birakip Arthur'a geçelim -ki hiç sorun degilyazma tarzimi da kastediyorum burada: saga sola siçrarim ve siz hiç de zorlanmadan benimle gelirsiniz . Hiç önemi yoktur, görürsünüz.

Arthur'un sim devasa ölçülerde çalismasiydi. Çok çok etkileyici. Bütün o beton. En küçük h geldiginiz günün havasina bagli olarak, günisiginda ya da ayisiginda ya da siste, iki buçuk metre yüksekligin bütün heybeti ile dikilirdi tepenize. Bir gece evine arka bahçeden girmeye kalkistim, o devasa beton insanlar oradaydi. Bazilari dört-bes metre yüksekliginde. Devasa gögüsler, yariklar, .asaklar her yerde. Donizetti'nin Ask Iksiri' ni yeni dinlemistim. Yaran olmadi. Cehennemde bir pigme gibi hissettim kendimi. "Arthur, Arthur, yardim et!" diye bagirmaya basladim. Ama kafasi iyiydi galiba, ya da benimki iyiydi. Neyse, lanet korku büyümeye basladi. Ben bir seksen boyunda, 110 kilo agirligindayim, içlerinde en iri orospu çocuguna b ir omuz attim.

Bakmadigi bir anda arkadan saldirmistim. Yüzüstü düstü, hem de ne düsüs! Bütün kent duymus ydi gümbürtüyü. Sonra, meraktan, döndürdüm onu, tahmin ettigim gibi, kamisi, .asaklarindan biri, burn unun bir kismi ve sakalinin yarisi kirilmisti. Katil gibi hissettim kendimi. Sonra Arthur disari çikti, "Hank, seni görmek ne güzel!".

"Gürültü için özür dilerim, Arthur," dedim, "ama senin küçük bebeklerinden birine takildim sey devrilip parçalandi." "Takma kafana," dedi. Içeri girdik, sabaha kadar esrar içtik. Ondan sonra hatirladigim, günes dogmustu ve a rabami sürüyordum -sabahin dokuzu- ne kadar dur isareti ve kirmizi isik çiktiysa önüme hepsinde geçtim. Hiç sorun çikmadi. Hatta arabami evin bir buçuk blok ötesine park etmeyi bile basardim. Kapiya geldigimde beton bir kamis buldum cebimde. Yarim metre vardi lanet sey. Gidip ev sahibemin posta kutusuna sikistirdim, ama çogu disarda kalmisti, kivrik ve ölümsüz, basi iri ve yu

varlak, postacinin takdirine kalmis. Pekala. Çatlak Jimmy'ye dönelim. "Yani," dedi Çatlak Jimmy, "gerçekten MAHKEMEYE mi çikmam gerekiyor? MAHKEMEYE?" "Bak, Jimmy, gerçekten yardima ihtiyacin var. Patton'a ya da Ca-marillo'ya götüreyim seni."

"Off, yoruldum o kodugum elektrosoklarindan... Birrrrr!!!! Birrrrr!!!!" Çatlak Jimmy koltugunda bütün vücudunu titretip bir kez daha aldi elektrigi. Sonra aynada Panama'sini düzeltti, gülümsedi, kalkti ve telefona yürüdü. Numarayi çevirdi, bana bakti ve, "Çaliyor," dedi.

Hepsi gelirdi beni görmeye. Doktorum bile beni telefonla ariyor. "Isa psikiyatrla rin ve egolarin en büyügüydü -Tanri'nin oglu oldugunu iddia etti. Paragözleri kiliseden atti. Yaptigi en büyük ta. Siçtilar agzina. Bir çivi tasarruf etmek için ayaklarini üst üste çivilediler. Ne boktan is." Hepsi gelirdi beni görmeye. Soyadi Ranch ya da Rain olan bir tip var, her seferin de uyku tulumu ve anlatacak acikli bir hikaye ile gelir. Bu yöntemle Berkeley ile New Orleans arasin da mekik dokur. Iki ayda bir bende. Berbat, modasi geçmis rondolar yazar. Ve her gelisinde cebimden bi r beslik çikar, yedigi içtigi de cabasi. Olsun, kamistan çok para verdim bu hayatta, ama bu insanlar benim de yasam mücadelesi verdigimin farkinda degiller mi? Ve iste Çatlak Jimmy, iste ben. Ya da Maxie. Maxie, Halkin Sesi Örgütü'ne yardim etmek için Los Angeles'in kanalizasyonu nu tikamayi planliyor. Gerçekten güzel bir jest, kabul etmek lazim. Ama, Maxie, evlat, bana birk aç gün önceden haber ver, olur mu? Halkin yanindayim. Eski dostuz. Kenti terkederim. Dava ve Bok iki ayri seydir ve Maxie bunu idrak edemiyor. Beni aç birak, ama bokum u ya da tuvaletimi tikama. Hatirliyorum, bir keresinde ev sahibim bir haftaligina Hawaii'ye tatile gitmisti. Gider. Gittigi gün tuvaletim tikandi. Bok fobim oldugu için pompa bulundururum, ama pompal adim pompaladim, hiç bir ise yaramadi. Neye battigimi söylememe gerek yok. Yakin dostlarimi aradim, öyle fazla dostu olan biri de degilim, varsa da degil tel efonlari, tuvaletleri bile yok... hiçbir seyleri yok genellikle. Neyse, telefonu ve tuvaleti olan birini aradim. Çok kibar davrandi. "Tabii, Hank, ne zaman istersen bende siçabilirsin!" Davetini kabul etmedim ama. Söyleyis sekli ile ilgiliydi belki. Ev sahibim Hawaii' de hula kizlarini seyrediyordu ve agzina siçtigim bok parçalan suyun üstünde dönüp bana bakiyorlardi. Siçmak zorunda kaldigim her gece bok parçalarini sudan toplayip bir kesekagidina ko yuyor, arabama

ama özellikle sessiz bir yer olan Düskünler Yurdu'nu en az üç kez onurlandird gimi biliyorum. Genellikle motoru söndürmeden park edip bir duvarin üstünden firlatiyordum.binip onlari atabilecegim uygun bir yer ariyordum. . Önyargisiz olm aya çalisiyordum.

"Steiner?" "Hi?" .Ya da bazen arabanin penceresini açip bir bilek darbesi ile salliyordum kesekagid ini. O gecelik yeterince bira içmistim ve Çatla k Jimmy tahammülümün sinirini asmisti. kanserden korkmam kabizliktan korktugum kadar. -iki santimle iskalarsin. telefonu elinden aldim ve. örümcek boku -ne bulursa.. Ha yir. Ikimizd en biri hakli olabilirdi. somun somun Fransiz ekmegi.o kadardir dilinle kamisinin basi arasindaki mesafe. ya da her kimse. Can sikici herifin tekiydi. Senfonisi'ni dinliyordum. ve yirmi yirmi bes santimle iskalasini yüregin yanmaz. Ne fark eder? 749'uncu telefondan sonra robumu açtim. sigara külü ya da puro izmariti sallar gibi. bütün kaslarina binen yükün farkindasinizdir. bizi yarattiginda ne yaptigini biliyormus. gözleri çok küçük ve agzi son derece sevimsiz -Izzy Steiner'in ihtisa mini dillendirip sürekli bir seyler çigneyen küçük bir delik." Yavanliklar. Ama çatlaklara dönelim. Sürekli yerdi: tavuk kanadi. ya da haksiz. (Dönecegiz çat lak Jimmy'ye. basi tikli. Sabrim tasana kadar. Ve S 5'te fitik.) Bir gün siçmasam. boynuna." dedim. bütün agirligin o koca bira göbe inin üstüne katlanmistir. "Mahkeme? Yani beni mahkemeye mi veriyor? Inanamiyorum. hindi budu. onu bana musallat eden en yakin arkadasin i. bil ekleri kalin. O da benim yazamadigimi söylüyordu. Kam isi gerektigi kadar sivazladiktan sonra iskence aletinde bir yaratik gibi bacaklarini basinin üs tünden geçirip parmaklarini somyanin yaylarina geçirirsin. Kumsinegi.. yanina gi ttim. Topuga bulasmis köpek boku. alti buçuktu sabrim tastiginda. Jimmy saat bir buçuktan altiya kadar ayni numarayi aradi. Ben yazamadigini söylüyordum. hiçbir yere gidemem. Ve kendi çükünü denemisseniz insanin sirtina. "Buraya kadar. insanlarin oynadigi oyunlara inanamiyorum. hiçbir ey yapamam -çaresizlikten sistemi açmak için kendi çükümü emmeye bile kalkismi-simdir. Tanri. Timsah kuyrugu. Ve boktan söz açilmisken. Bana bakti. boga boyunlu. ama de ki kirk kilometre. 1. Böyle yazdigimi söylemistim size. Izzy Steiner yazarlik iddiasindaydi. kiçinin deligi ayazda ölmekte olan bir serçe gibi titrer.50 boyunda ve 100 kilo agirliginda bir Yahudi çocuguydu Izzy -kollan kalin. Ben de esneyip Izzy Steiner'i aradim. Hayden'in 102.

Allahtan çig et yemez -az pismis sever. ama çig degil.Hahamlik egitimi aliyordu ama haham olmak istemiyordu. çiktiginda ya buzdolabini bosaltmis ya da o doymak bilmez ve utangaç ifade ile son lokmayi zikkimlaniyor olurdu. çok az pismis. Isemek için bir dakikaligina tuvalete girerdin. Tek istedigi yemek ve ge nislemekti. .

Jimmy'nin ceplerini ters yüz etti ama bir sey bulamadi. . Çatlak Jimmy burada. Ve birden Izzy belirdi. Samanlikta düzüsen on iki tavsani andiriyordu. Sana söylemek istedigim bir sey var. "Dinle." "Hay Allah. K esekagidini sehpanin üstüne bosaltti. Kahverengi kesekagidi ile döndü. Gökyüzünü emen kara bir kara delikten farksiz agziyla. Jimmy! Ayaga kalk!" Izzy.. biçaklarini. Zavalli Izzy yoldaydi. Mailer ve Mahler'e saplanip kalmisti.. Hemen buraya gel. Seni uyariyorum.. Uçararak dalardi kapilardan içeri. Faulkner. Senden baska dostu yok. Asla yürümezdi. gö için de 3 dolar borçlusun bana. Kusmak üzereyim. Bisikletle gelmis." ". Sonra Çatlak Jimmy'yi ve sarap sisesini gördü. Çatallarini.. tahtadan oyma figürler. gömlegini mömlegini yirtmadim. kasiklarini. "Evet. Senin dostun. bisikletinin sepetine zulaladi." Kapattim. biçaklar. Tank. Çatallar. Hem ingway."Steiner?" "Slop. "Paraya ihtiyacim var. beni kurtar. Elimden bir kaza çikabilir. "Seninle son kez dövüstügümüzde gömlegimi yirttin. kasiklar." dedi Çatlak Jimmy. "Izzy'yi mi aradin?" diye sordu Jimmy. Pantolonumu yirttin. Jimmy." Çigneyisini dinledim.." "Su agzindakini bitir." "Kes sesini. Seni uyariyorum!" Izzy bisiklete kosup sepeti karistirmaya basladi. tahta bebekleri ni filan kesekagidina doldurup disari çikti. lastik bebekler. Pantolon için 5. "Bi bok etmez bunlar!" Izzy bisiklete gidip sepeti karistirdi yine.. Buraya gel. Götür onu burada n. "N'apiyorsun moruk ya?" dedi Çatlak Jimmy.iktir lan. Adamin. Hemen. Gerçek dostunu.

Bir tane daha var. deligin içine bir miktar tikadiktan sonra banti sap kanin etrafindan geçirdi. son dövüstügümüzde elbiselerimi yirttin!" ". Bant sapkanin kenarindan asagi. Simdi sadece 6 sentim va r.i ktir olmaya ne dersin?" . "seni Patton'a götürüyorum. Satin aldigimda bütün param 60 sentti. para edecek hiçbir bok yok o bisiklette! Bana sekiz dolar borçlusun. Bak. "Bakar misin! Bak ne kadar yakisikliyim!" "Evet. Jimmy. "yerler kirik cam parçalan ile dolu" Izzy onu kanepeye firlatti. Bu kuruntulardan vazgeçip burdan ." dedi Jimmy. hast a!" ". "Hayir. "Yapiskanli bant ver bana. bu degil. Mary'nin kaburgalarini kirdin. "Sadece gümüsler yirmi papel e der! Nasil bir g.t oldugunu görüyor musun?" "Evet. agzindan içeri bakti. Ayaga kalkip Izzy'ye bir tane salladi." "Bak. O kadar yaki sikli görünmüyordu artik Jimmy. Çatlak Jimmy kahverengi kesekagidi ile disari kostu. Ne yapsin siseni." Izzy içeri daldi. hastasin. "Izzy. yüzünü dagittin. ama çogunu iskalamisti. hasta." dedim. daha." Izzy masanin üstündeki banti aldi. Izzy onu kaldirip havada döndürmeye basladi. Hastasin sen! Yardima ihtiyaci n var! Bana 8 dolar borçlusun.iktir git!" Jimmy aynanin karsisinda yeni Panama sapkasini düzeltti bir kez. Izzy senin siseni neden alsin? Nedir o yanindaki? Kanepede?" Jimmy siseyi aldi.ikerim lan g.Çatlak Jimmy ivir ziviri kesekagidina doldurdu tekrar.. Jimmy'nin burnunun üs tüne sarkti." dedi Izzy ve Jimmy'nin yanina gidip Panama'yi Jimmy'nin basindan aldigi gibi yan tarafina kocaman bir delik açti. iskaladi ve yere düstü. b isikletin sepetine yerlestirdi ve küfür etmeye basladi. Sonra tekrar Jimmy'nin basina koydu." dedi Izzy. "Jimmy. Izzy aldi. Jimmy. Jimmy.tünü. oros pu çocugu! 54 sente patladi o sise bana.. "Yapma Izzy. arkadasin sarap içmez. "Ne isim var benim mahkemede? Oyun oynamam ben! Ne sikim is bu?" "Pekala. görüyorum." dedi Jimmy." "Jimmy. "sapkami tamir etmeliyim. sarap sisemi çaldin! Bir sise sarabim daha vardi kesekagidin-da! Çaldin.

birak baskalari girsin kodeslere. Sonra herkes gülmeye baslad i battaniye kavgasina. Art hur'un bisikletine bindi ve ayisiginin altinda pedalla-di. Hayat kolaydi -yeter ki sal kendini. Benden baska kimse gülmedi. Sonra Izzy gülmeye basladi. Ayni sey . Havaalani barlarinda barmenler züppe oluyorlardi anlasilan. Braddock-Baer. kamisi sabunladim. "aciyorum ona. sonra eski bir Lorel ile Hardy koydular. tren kompartmaninda battaniyeyi paylasamadiklari bir sahne vardi. Her-seye sahip olamiyordu insan hayatta. "Kendi çükünü emmeyi denedin mi?" diye sordum Izzy'ye. Degisen bir sey yoktu. masalardan birine oturmayi önerdim Gerso n'a. üçüncü Zale-Rocky dövüsü. Bara oturmustuk ama barmen bizimle ilgi lenmiyordu. MESLEK OLARAK YAZARLIGI ÖNERIR MISINIZ? Bar. ortasindan açip okumaya basladim. Fistiklari agzima atip kahkahalarla güldüm. saatlerden beri ilk kez insan gibi hisse tmeye basladim kendimi. 34 Suyun kaynadi. ki barmenin istedigi oydu. sonra Izzy kendi evine gitti. "Iki bardak getireyim. Saatlerden beridir bendeydi.. Herkes bana bakip du ruyordu. Soyundum." dedim. Hava kararmisti." Jimmy aynanin karsisinda Panama'sindan arta kalani düzeltti. Sonra disari çikti. Kapanisa kadar kaldik. Kalkis pistine bakiyordu. "Zavalli. "Eve gidince denerim..iki santim. Delirtiyor beni. Birak baskalari sava ssin savaslarda. "pedalla bakiyim." "Ben de. Jimmy. Sonra çalinin içine elini sokup sarap sisesini çikardi. Bagirmaktansa. büyük bardaklarda o koyu biradan içip eski dövüsleri seyrettik -Louis'nin Dutchman tarafindan yere serilisi. hepsini. Bardaklari aldim." dedi Izzy. Elbette. Içeri girdik. ayak parmaklarimi somyanin yaylarina geçirip tesbih böcegi gibi kivrildim. Çatlak Jimmy aklimdan silindi."Ben de yoruldum senden." "Yapilabilecegini sanmiyorum." dedim pedallayisini izlerken. Masalardan ." "Sonucu sana bildiririm. Hâlâ kötüydü. ben kendi evime. Eskiden yatakli vagon görevlilerin in oldugu gibi. orospu çocugu. oturup sarabi içtik. Uzani p Tolstoy'un Savas ve Baris'ini aldim. Biraz da paran olacak." dedi Izzy. Dempsey-Firpo." Sarabi bitirip Shakey'nin Yeri'ne gittik." "Iki santim kisa kaliyorum.

birine oturduk. Iyi giyimli hirsizlar her yerde. içkilerini yudumlayip ses sizce muhabbet ederek . rahat ve sikilmis görünüyor.

haftada 4-5 kez uçuyordu m uhtemelen." dedi Gerson. Tren yolculugundan daha sakindi. nerdeyse sikilmis. Devinim yok. bacaklarimin arasina yerlestirip içkimi tazeledim. Uzun zaman aldi havalanmamiz." "Öyle olsun. pencere kenarinda yasli bir nine oturuyor du.. bunlari gördükten sonra -' elimi salladim. O zaman insanlar yaptigin is için sana minnet duyacaklar diyelim. Iki hostes koridorda bir asagi bir yukari gidip geliyor. Sonra onlari degerlendirmeye basladik. Kaçirmama ramak kalmi sti. Genelevler zinciri isletiyor. "senin yapmak istedigin isi yapiyorum. Onu içtikt en sonra Gerson'a ve bana birer içki daha söyledim." "Hi him. Çok aptalca buluyorum. sonr a döndü. "-önemi yok. Emniyet kemerimi tam olmasi gerektigi gibi baglayamadim ama benden baska kimse s ikayet etmedigi için öyle biraktim." dedim. Havalanmistik ve çiglik atmamistim. Gerson ile oturdugumuz yerden garson kizlari kesiyorduk. Kiz içkileri almaya gitti. ama külotunu gösterdigi için iyi bir b ahsisi hak ediyordu. "Evet. Koltuktan firlayip uçmak hostesi çagirip emniyet kemerimi baglamasini i stemekten daha az utanç vericiydi." dedim." "Yapmak istedigin isi yapiyorsun hiç olmazsa. Ama simdi. Ha yatta kalma savasi. Çukur kazmak gibi bir sey. Gerson'a beni havaalanina getirdigi için bir beslik verdim ve uçaktaki yerimi almak için yukari çiktim. Biri f ." "Hayir. Bir sone okudugum için linç edilmek istemem. Siska kiçli olan yanimiza geldi.uçaklarini bekliyorlardi.." "Umarim. Yanimda. Külotu firfirli olan siska kiçli: o firfirli külotun altina bir külot daha giymis miydi acaba? Içkilerimizi bitirdik. Sikici. Birinin kiçi çok siskaydi." Seyahat çantama uzandim. Sakin görünüyordu. "Hasiktir. Son siradaki son koltuga oturmamla uçagin hareket etmesi bir oldu. "Korkuyor musun?" diye sordu Gerson." dedim. Öbürünün bacaklari incey i. daglar ve bulutlar telassiz geçiyorlardi pencere nin önünden. Saatte elli kilometre filan yapiyorduk sanki. Ve ikisi de aptal görünümlüydüler ve kendilerini bir bok saniyorlardi. Gerson'a ne istedigini sorduktan sonra kendime sulu skoç söyledim. "etekleri o kadar kisa ki külotlari görünüyor. "ama neyi kastediyorsun?" "Ilk kez uçacak olmam?" "Korkacagimi sanmistim." "Ya siir dinletilerinden?" "Sevmiyorum siir dinletilerini. Içkiler normal bir barda koyduklarindan daha çok degildi. gülümsüyor gülümsüyor gülümsüyorlardi.

Boynu damarli olani tutugum gibi uçak düserken tecavüz ederdim." Gitti. iri iri damarlar. Klipsi çektim. tamam. Biraktim insinler.. Sonra hosteslerin gerçek yüzlerini görebilmek için uçagin kanatlarindan birinin kopmasini diledim... Ben kirptim. Sip sak. Içki istemeyenler vardi. ama emniyet kemeri. Boynunda iri damarlari olan hostesi çagirdim." "Evet?" "Arkadaki küçük klipsi çekin. Düsmedik.. Yazik. sonra birden açildi. sonra ninenin gözlerinin önünde üçüncüyü götürdüm bile kirpmadi. "Tamam. "Evet. Öbür hostesin kiçi si skaydi. Yemek yedik.. "çikalim buradan. Sari saçli genç bir oglan beni bekliyordu. "Kusura bakmayin. yine bekleriz.. Belford sen misin?" "Yüzünüzden tanidim sizi. Sek. Tuhaf kurbagalar. "Bay Chinaski?" diye sordu. Sonra vardik... Bir dolar. Seattle." . Simdi de çözemiyordum emniyet kemerini. Havagazi. yanima da yaklasmadi. Bir dikiste. Uçus çantami kapip normal davranmaya çalistim.degildi ama boyun damarlari firlamisti.. Çektim ve çektim. sira içkilere geldi. Sisk a kiçlinin ne yapacagini tahmin etmekte zorlandim. Ikinci içki hakkimi kullandim. Duble. Hostes gülümsedi bana kapidan çikarken. Boynu damarli olanin korkunç bir çiglik atacagindan emindim. "Ters çevirin efendim. nasil açiliyor bu lanet sey?" Kemere dokunmadigi gibi. efendim!" Merdivenden inip yürümeye basladim.. "Hostes Hanim! Hostes Hanim!" Yanima geldi. Yere çarpmadan hemen önce birbirimize kenetlenip ayni anda bosalirdik. "Iyi aksamlar." dedim." dedi.. Tanrim!. Baska çarem yoktu..

Otoparka gidebilmek için otobüse binmek gerek iyordu. Kalabalik birikmisti. Doga güzeldi. Çamlik ve çamlik ve göller ve im. Bu arada bir yudum alir misin?" "Hayir. Bir adres vardi elinde. Dinleti saat dokuzdan ag evini. unutmusum. Dinletiye kadar orada istirahat önce baslamayacakti.. Bay Chinaski. "Hank" onun "Henry" olduguna karar verdik. Henry!" "Tamam." "Harika. Trafik yok." dedi." Altini üstüne getiriyorlardi havaalaninin. Belford. Bir arkadasin edebilecektik.. Temiz hava. Surada duralim." "Benim de adim Henry. Henry bir türlü bulamadi d çamlik. "Dur! Dur!" dedim." Orada dikildim ve içtim. Otobüs henüz gelmemisti."Dinletiye birkaç saat var. Güzellik yoktu içimde. Ondan sonra benim." "Bana mi söylüyorsun? Ama ben onlarin kim olduklarini biliyorum. Bekletiyorlar-38 di insanlari. Sikildigimi hissett diye geçirdim içimden. Hiç de iyi biri degilim. Bay Chinaski. "Otobüs geliyor. Karsimda olmasi gerektigi . Belford onlara dogru ilerledi. Arkadasi kent disindaydi. "o lanet kalabaligin içine sokma beni!" "Sizin kim oldugunuzu bilmiyorlar." "Bana kisaca Henry de. dag evi. Henry!" Otobüse dogru kostuk. Ot obüs gelince firlariz. "Dogru ya.

Içeri girdik.. Belford bana kiyak yaptigini zannediyordu..gibi bir hayat var ve ben kendimi hapiste gibi hissediyorum. Belford bir barin önünde durdu." dedi Henry. Kusmak istiyordunuz." Allaha sükür ondan yirttik. "ama bir gün buranin da içine ederler herhalde." dedim." "Ederler. "Güzel yer. Bir süre sonra insanin girtlagina takilip kaliyordu barlar. diye geçirdim içimden. Nefret ederim barlardan. "kar yagdiktan sonra görmelisin. Barlar hakkinda çok fazla öykü ve siir yazmistim. B ar müdavimleri eskici .

radyoda Mahler. Bar. Bir masa dolusu. Bu bilmem ne profesörü. Kirmizi kepli.. Belford beni içeri soktu. Olmak zorundaydim. Üç pisuar ötede bari n sarlatani isiyordu. Bu bilmem kim. zamani ve herseyi öldürmek için giderler o raya... üstüne kirmizi biber s erpilmis haslanmis yumurta ile votka. "Seni tanistirmami ister misin. Birkaçi kadin. Öbür di nleti. . Tek istedigim Los Angeles'daki odama dönmekti. Aksamin dokuzu. Hepsi oturmus önlerindeki büyük bardaklardan yesil. kusuyorum seni! Kabinlerden birinin kapisini açacak zamanim olmadi. Masalardan birinde oturan insanlari taniyordu. Belford'u izledim." "Ben de orada olurum herhalde. Su bilmem ne profesörü. Benim önüme de yesil biradan geldi. "birazdan dönerim. yesil biramin önüne oturdum. zehir gibi bir bira içiyorlardi. parayi yemistim bile.." dedim. ondan kaçabilirdim belki. Küçük yuvarlak masalara oturmus insanlar." dedim. Bardagi kaldirdim." dedi profesörlerden biri. "Bu gece siirlerinizi nerede okuyorsunuz?" Cevap vermedim. ertesi gün.. disari çikti. Kadinlar terey agi gibi duruyorlardi nedense.iktir." "Özür dilerim. Komik adam. o bilmem kim." Helaya gittim.. Pisuara kostum. "Hepimiz orada olacagiz.dükkanindaki insanlardan farkli degildirler:. "Çalismalarinizi hep begenmisimdir. Sonra ben çiktim. "bana seyi hatirlatiy orsunuz. nefesimi tuttum ve bir yudum aldim. ona en pis bakislarimdan birini firlattim." diye sordu Belford.. Les gibi kokuyordu tabii ki. Bana yolladiklari çeki tahsil etmis. perdeler çekilmis. Dört dörtlük hos bir mekan. Kustum. Sah ne. ..

"Adim Chinaski. bir gömlek. cep viskisi ve birkaç siir kitabi. iste bir çift çorap." dedim. "ve bu bir sort. Sahneye çikan basamaklari buldum."Hayir. Bir iskemle ile bir masa vardi sahnede." dedim onlara. Seyahat çantami masanin üstüne koyup içindekileri çikartmaya basladim." .

"Hayir. Yegledigim siirleri sona saklarim hep. Üniversite ögrencileri önyargili degillerdi zaten. Bir daha o siseye dokundugunu görmeyeyim. Çocukken yaptigin gibi. "Çok tesekkür ederim. Okumanin sonunu getirebilmis olmami her halde. sonra da kitaplari kapattim. "Pekala. "Komik olmaya mi çalisiyorsun?" diye sordum ona." Masanin ortasinda oturuyordum. Hakliydilar bence. Siseyi açtim. Profesörün de ölmüs oldugu pekala söylenebilirdi. Sisemi çocuklardan birinin agzindan çektim.Viski ile kitaplari masanin üstünde biraktim. Alkis sasirticiydi. Adini sordum. sonra on dakikalik bir ara istedim. En iyisini sona sakla. Tarihi attim. Sonra bir seyler yazip çipla k bir kadini kovalayan çiplak bir adam çizdim. Her-yerini imzalarim senin yavrum!. Proesörlerin birinin evinde bir parti vardi. baslayalim öyleyse. tabii ki. Siseden siki bir firt aldim. "Meslek olarak yazarligi önerir misiniz?" diye sordu genç ögrencilerden biri. bir yudum aldim. Bay Chinaski!" Bu is böyle yürüyordu demek? Bir ton palavra.. O ka dar da iyi sayilmazdi siirler. Mahcup oluyordu insan. Siirleri okud um.. Ilk kez bir üniversitede okuyordum ama gelmeden önce isinmak için bir Los Angeles kitapçisin da iki gece üst üste okumustum. "Bana bak." Önce eskilerden okudum birkaç tane. Ciddiyim. Ilk yarim saati atlattim. Baska bir seyi alkisliyorlardi." Kesti sesini. Sarhos. Fena halde Hemingway'i andiriyordu pr ofesör. Yarim saat daha o sahnede terleyecegim ben. "Bay Chinaski?" "Elbette. bu aldigin ikinci yudu m. Genç bir kiz kitaplarimdan bi ri ile yanima geldi. Siseye yumuldukça güzel le-siyordu siirler -benim için . hayir. uzun süre kesilmedi. diye geçirdim içimden. Meslek olarak yazarligi önerir misiniz?" "Yazmak seni seçer. sen yazmayi seçmezsin. Hemingway ölmüstü. Bir daha yumuldum siseye. "Sorusu olan var mi?" 40 Çit yok. Edebiyat ve yazmak üze nu . mavi sisemle sahne den inip Belford ve dört-bes ögrenci ile birlikte masalardan birine oturdum. evlat. sonra sahneye çiktim. Kuvvetliydi." dedim dahi elimi sallayarak. Tek bir sey istiyorlardi -onlara bilerek yal an söylenmesin.

41 .

" "Biliyorum." dedi. öptü oksadim. Hemingway içki stokla-miyor anlasilan. On ya da on bes sentlik. Ucuzundan. "Evlat.. " Bir yirmilik tutusturdum eline.." "Güzel. "Güzelim." "James Joyce hakkinda ne düsünüyorsun?" Hastaydi: baska bir sey düsünemiyordu. Hemingway'in karisi oldugunu ancak ertesi gün ögrendim.. Bu palavra böy le yürüyordu demek? Odadaki en güzel kadini seçip benden nefret ettirmeye karar verdim. Mutfak masasind a tek basina oturuyordu. kar-simdaydi "Oo." dedim. öbür odaya gitti. biralari önümüze koydu ve ben saatlerce konustum hatunla. Ne zaman dönsem. Hemingway! Öldügünü saniyordum!" "Faulkner'in da ayyasin teki oldugunu biliyor muydun?" "Evet. Karsi koymadi. "Gidip hiç olmazsa bira alacak birini biliyor mus un?" "Evet.." Basini çevirip öptüm.suyordu sürekli -daha igrenç bir konu düsünemiyorum.. "su lanet Hemingway hasta bir adam. "Dostluk kurmaya çalistigini biliyorum." "Biliyorum. Yatakta uyandim... boktan herifler. biliyorum. Bir tek tuvalete girmedi benimle. Belford'u buldum. "biliyorum. Hey! O kadar yapiskan degilmis koca oglan! Kayda deger! Belford alisveristen döndü. Nereye gitsem pesimdeydi. yalniz.. Tesekkürler. Iki de puro. bir evin ikinci katinda. buzdolabi bos. ne igrenç bir konu! Biliyor musun. Hemingway bizi gördü. bugüne kadar taniyip da hoslandigim bir yazar çikmadi." "Hangisinden?" "Fark etmez. Hepsi tatsiz t uzsuz." Yirmi-otuz kisi vardi orada ve bu buzdolabini ikinci doldurusumdu. Hâlâ Heming ." dedi. ama edebiyattan baska bir sey konusamiyor .

." dedi. Hemingway ile karisi asagidaydilar. Çantami kaptim. git basimdan. "kahve iyi gelecek." "Hayir." dedim. "Tanrim." ." "Unut gitsin. gitmek zorundayiz. Belford merdive nden inmeme yardimci oldu. Saat on iki'de bir dinletin var. Bekliyorlar. Ancak v aririz. onun adina sevinmistim. Karin oldugunu ancak. Her zaman oldugumdan daha aksamdan kalmaydim.. ya kameranin karsisinda kusarsam?" "Hank. siirlerin.. Belford. haddimi bildirmisti. Yemek yemem. "kahve ister misin?" "Evet. Yolumuz uzun." "Varmayalim." Yataktan çikip ona baktim." Iste.. "Hank! Hank! Uyan!" "Off. Biri beni sarsti. "Sen iyi birisin. Yüzümü güne sten öte yana çevirip gözlerimi kapattim. tamam." dedi.way'in evindeydim muhtemelen. "benim ilgimi çeken sidigin degil. Benimle ilgilenmek kolay de gildir." "Bir seyler yemek ister misin?" "Sagol. Televizyona çikaracaklar seni. kamisimi çikarip üstüne bile iseyebilirim öyleyse. "Dün gece için özür dilerim." "Televizyon mu?" "Evet. Güldüm." "Mecbursun." "Hemen çikmamiz gerekiyor." dedi. "Tanrim. Sözlesme imzaladin. Neden hiç sinirlenmiyor. küfür filan etmiyorsun? "En sevdigim yasayan sairsin de ondan. berbat görünüyorsun!" dedi Hemingway." "Tamam. Ernie." "Aman Allahim.

Sonra Hemingway bir sey söyledi. Ne oldugunu t am olarak hatirlamiyorum. James Joyce hakkindaydi yanilmiyorsam.Sessizce oturup kahvelerimizi içtik. .

"Hosçakal. bir papatya tarlasi." Bir süre yol aldik. "Hosçakal. "Evet. Bir termo s satin aldim." dedim. Hemingway ile bir kez daha el sikistik. Her zaman yapmak zorunda oldugun bir sey vardi. Gerçekten hastaydim. Hatuna döndüm. "susmayi bilmez misin sen?" 43 "Hadi. karisinin yanina döndü." O tuhaf görünümlü Washington marketlerinden birinin önüne çekti. sonra da öptü beni. Belford gidecegimiz yerde insanlarin hayli tutucu oldugunu." "Pekala. Hemingway'in elini siktim. yarisindan fazlasi adamin çükünü kaldiriyordu ve elden bir sey gelmiyordu -bakiyordunuz sadece. Bütün benligi ile öpmüstü ben Sonra disari çiktim." dedi Belford. hüzün vericiydi." dedi. Hiç böyle öpülmemistim." dedi Belford. dinleti için de bir büyük skoç aldim." dedi.. diye geçi rdim içimden." dedim. Güzel yerdi ama garson kizlar külotlarini göstermiy orlardi. Ayaga kalkip kapiya dogru yürüdük. Hank. Hangisini seçerdin? Hangisi seni seçerdi? Önemi yoktu . heryer kadin doluydu. "Üniversitede Edebiyat dersi veriyor. "Bu isi kivirabilecegimden emin degilim. Kendime gelmek için bir kü votka." dedim. Kim tasarlamisti bu korkunç numarayi? Ama bir yandan da heps i birbirine benziyordu. Sonra biz arabaya bin dik. bu isten kaçis olmadigi tam olarak o zaman dank etti kafama. bir gün bu zorunluklardan kaçmanin bir yolunu bulabilecek miyim acaba. yoksa üstünü çiziveriyorlardi. "Bir yerde dur."Lanet olsun!" dedi karisi. "Bu isi kivirabilecek gibi görünmüyorsun. Tanrim. "Seninle arabaya kadar geleyim. "çikmamiz gerekiyor." dedi Belford. viskiyi içmek için bir termos satin almanin iyi fikir olabilecegini söyledi. Bir yerde kahvalti molasi verdik. Katlanmasi güç bir olguydu am kafama not edip. Belford ve Hemingway arabaya dogru yürüdüler. Ögle saatinde siir din letisi mi olur?" "Ögrencilerin büyük çogunlugu seni görme firsatini ancak o saatte bulabilirler. Bir sise skoç alalim.. Seçimler yapildiktan sonra da zaten 44 . o da eve.

Ne zava llisi? Açmasi orospu çocugunun tekini sögüsle-mekten baska bir sey düsünemiyordu muhtemelen. dudaklarina ve gözlerine baktim." diyebildim. Ameri ." "Beni hiç irgalamaz. Belford dinletiye yetismeye kararliydi. dediklerine kulak asmayin siz.yürümezdi. "saat on ikiye geliyor." diye seslendim. "Dünkü dinletide sisene iki kez yumulan tip var ya. Gögüslerine. "Aman Tanrim!" dedim. Kasiniyordu. "Kusura bakma. "Birazdan oradayiz. ne yapiyor? Belford'un pesine takildim. Bir direge tutunup tekrar kustum. Henry." Benzin almak için durduk." "Herkesin ödü kopuyor ondan. Yetistigimiz için mut luyum. Azimli bir genç adam. Zavalli. "Önemi yok. Bes dakikamiz var. votkay i mideme indirmeye çalisiyordum." dedi Belford." "Evet. Kadinimi çal ama viskime dokunma. sonra arabaya atladik. Skoçu termosa bosaltmis. Yurttan kovuldu ama hâlâ ortalikta dolaniyor. Hâlâ bu isi kivirabilecegim! düsünüyordu.. Yurt gökdelenlerini görür görmez basimi arabanin penceresinden çikarip kusmaya basladim. suradan yukari." Arabayi park etti. Kararli bir sekilde arabayi sürmeye devam etti.. Bir garson. arabadan indim ve otoparka kustum. Habi-re geliyordu. Belford topuklamisti. kimse için. Sarisi az pismis.." dedi. "yurt gökdelenleri buradan görünüyor. kalçalarina. Seyahat çantami kaptim.. "Bir dakika. buradan asagi. Kafayi yemis. sonra yine yola koyulduk. Yanimdan geçen ögrenciler bana baktilar: su yasli adama bak. Belford ikimiz için sicak çörek ile sahanda yumurta söyledi. Bak!" Baktim. Çöreklerin çogunu mideme indirmeyi basardim. Sürekli LSD al iyor... kusmam bir sakaydi sanki. Belford'un kirmizi arabasinin yan tarafi kusmuk olmustu.

Adimi gördüm bir afiste -HENRY CHINA SKI.kan Üniversitesi -bol çalilik. SIIR . patikalar matikalar.

O telefona bir seyler söylerken ben bara gidip içki söyledim. Oyalaniyordu m. rahatladim. Gülüyorlardi." Hakliydim. efendim." Kusacagim. kuzeybati Pasifik'te ne kadar eglendigi mizi filan. ama benim bildigim türden bir delilige dönüyordum." dedim. Ona tecavüz edecegim. Bir kahkaha atmamak için zor tuttum kendimi. Içkileri ben ismarliyordum. diye geçirdim içimden. Piste vardigimizda uçagim havalanmak üzereydi.. "kolumu kaldirdigimda b asliyorsunuz. Bu benim. Yüz dolarim için bir makbuz imzaladim.. diye geçirdim içimden." dedim Belford'a. Bu sefer kaçirmayin ama. Küçük beyaz yüzler. Isin üstesinden gelmistim anlasilan. "aklimi kaçiriyor olmaliyim. Felaket seksi bir hatundu. Köhne avluma ve delilige. diye geçirdim içimden. Adimi duyup duruyorum.. görüsmek için bir o a soktular beni.. Bunlarin disinda fazla bir sey olmadi. yarim saatten beri saçimin bir teli alnimin tam ortasindan burnum un üstüne kivrilmisken okudugumu fark ettim. "Tuhaf." Sonra uçagi sürekli kaçirabilecegim geldi aklima. O her . Ve her seferinde gidip o adami görüyordu m. "Pekala. Belford beni havaalanina götürdü. Bir iskemleye oturtular beni. Bir oda ya itildim.DINLETISI. sonra saçimi geriye attim.ama siirlerimi d inledikten sonra gelmedi tabii ki. Daha sonra tepedeki dag evine gelebilecegini söyledi -Belford'un arkadasinin dag evi.. Küçük beyaz hamurlar. Bitmisti. bara oturduk. Bazilarinin elinde kitaplarim vardi. Edebi yat Bölüm Baskani ile tanistim." Üç-dört siir okuduktan sonra termosa asilmaya basladim. Mola yok bu kez. Neye güldükleri umur a bile degildi. Geri döndüm. diye geçirdim içimden. Termosa birkaç kez daha asildim. Okul çocugu gibi hissettim kendimi. Hi himm. Alkis öbür yerdeki kadar olmasa da iyi sayilirdi. Basladim: "Adim Chinaski. "Efendim. Tika basa doluydu. Belford onlara kim oldugumu anlatmaya basladi." "Tesekkür ederim.. Yan tarafta duran televizyon ekranina baktim. "sizi bir sonraki uçaga bindirecegiz. Ilk siirimin adi.. kazin ayagi böyle demek. "Sorun yok. Adam kolunu kaldirdi." dedi masanin arkasindaki adam. ok umaya devam ettim.. "bir sonraki uçaktayim. Bu beni eglendirdi en azindan. Çantamda siir kitabi aramaya basladim." dedim. Ne önemi vardi? Yeter ki çikayim buradan." dedi televizyon kamerasinin arkasindaki tip. imzalatmaya geldile r.

baskalari gelirlerdi. Mümkündü.. Benim için küçük bir fon baslatirlardi.seferinde biraz daha öfkeli." . "Anne. Belford gider. babama ne oldu?" "Los Angeles uçagina binmeye çalisirken Seattle havaalaninin barinda öldü. ben daha üzgün..

babama ne oldu?" "O bir sairdi.000 metreye tirmandigimizi duyurmustu. Harvey. Kollu-. Bununki pek uzun degildi: 300 metre. Hollis satte yüz otuz basiyor. Roy tek basina çekmis." Iri çoban köpeklerinden biri sol bacagimi ç ." "Sair nedir. hem iki k ez alkollü araba kullanmaktan enselenmisim ve yine sarhos olmak üzereyim. Evlerinin duvarlari ilginç fotograflarla kapli. orospu çocugu" diye bagiriyor Roy. Arabadan iniyoruz. yika ellerini. geçimlerini Hollis sagliyor. k s artik!" . Ray'in iki metre uzunlugundaki sakal i yüzüme uçusuyor.. tel filan. Hostes beni enseledi. anne?" "Baban bilmedigini söylerdi. Hollis otobandan çikiyor. Iri. Roy. ellerini yika. Bir günlük çalisma. Benim 62 model Comet ara-bamdayiz ama ben kullanmiyorum -sigortam yok. Otoma tik makine ile. Fotograflardan birinde Roy otuzbir çekerken bosaliyor. Bazi zengin evlerinin bir kilometre uzunlugunda girisleri olu r. zengin adam. Bir türlü kapiya varamiyoruz -ve karsimizdaydi. bira ve mesrubatlarin arasina s ikismis. Kurallara aykiri. Neden bu kadar zor oluyordu? Neyse. "Anne. ciger ezmesi. son anda yetistim bir sonraki uçaga. Bu kez bir Zen dügününde sagdiç olacagim. Teskilat. Sütlü bir poz. Arka koltukta oturmus bira içiyorum. Roy entelektüel palavra ile daha becerikli. Gidecegimiz ev pek uzak degilmis. Nedenini anlayamadim. Ip baglamis. on yil önce gömdügüm babamin cenazesinden bu yana ilk kez bagladigim yesil kravatimla. Seni görmek çok güzel!" diye bagiriyorum. salya sümü aratiklar." BÜYÜK ZEN DÜGÜNÜ Arka koltuktayim. uçaktaydim. Hadi.. yemek hazir. Mükemmel pozu yakalayincaya kadar alti kez patlatma k zorunda kaldigini iddia ediyor." "Bilmiyor muydu?" "Evet. Roy bana Hollis'in aile fertlerini tek tek anlatiyor. Duvarinda asili. bilmiyordu. Romanya ekmegi. "Aristo. Dört-bes köpek. Sonu gelmeyen basamak lar.Inanmayacaksiniz ama. "Hey. Hadi ama. "seni görmek ne kadar güze l!" Harvey hafifçe gülümsüyor. degil mi?" Kaptan pilot biraz önce 5. guma oturdum v e uçak hareket etti. Tropik bahçeler. orospu çocugu. agzi laf yapiyor. tüylü. "Köpegini çagir Harvey. "Uçaktan indirilebileceginizi biliyorsunuz. Verandada durmus e linde içkisi ile bize bakiyordu. Hollis ile Roy iki senedi r birlikte yasiyorlar. "Seni görmek de öyle. kara. Sisemi açtim.

" . "Charles Bukowski. Hediyemi Aristo'nun çignedigi sol bacagimla duvarin arasina sakladim. elimizde salamlar. istakoz.." Sonra: "Bu." "Charles Bukowski!" "Hi him." "V e bu Elsie. Merdivenden bir çikiyor bir iniyoruz." Ayaga kalktim. Marty. Tek dügün h ediyesi getiren de. Incecik dogranmis güvercin kiçi. Marty. Arabada ne varsa içeri tasidik. karides..Aristo uzaklasiyor. Ve. Oturup bir bira açtim. tuzlanmis Macar kedibali gi. Tek kravatli bendim. tam zamaninda. Istakoz kuyrugu." "Merhaba.

Ömründe bir gün bile çalismamisti. Kari ma. Adamin biri bayagi kötü durumdaydi. "Hi him. Biraz daha gömüldüm köseme. Alüminyum ve lastik. Olayi çözdüm: sulandirilmis uyusturucu ya da zamaninda yapilmamis bir ödeme." dedi. kafami bozma benim." "Merhaba Tina."Siz sarhos olunca esyalari ve camlari kirip ellerinizi gerçekten parçalar misiniz? " diye sordu Elsie." Mutfaga girdik. tabii. "Barbara. Biraya devam ettim. Aile fertleri ve dostlar. bu saksofon kraliçesi Marie. Sonra Harvey yukari çikti. Güçlü aletler... sakatlar. bu topal Nick. issiz.." Oturdum. yüzünde islak sicak ha vlu ile otururken. kravat yok.. "Bu yarim-kiç Louie. Zen Üstadi henü/.. Baskalari vardi. düzenbazlar. Adlar! Ilk karimla iki buçuk yil evil kaldik." dedim misafirlerime. Çikiyorlardi merdivenden: sahtekarlar. Zavalli Roy. koltuk altlari lastik takviyeli filan... "Bu Barbara. degisik yutturmaca ala nlarinda çalisan pazarlamacilar. Sonunda karima dönüp "Neydi senin adin alla-haskina?" diye sormak zoru nda kaldim. "Viskiye ne dersin." deyip durdum. Basamaklari tirmanmasi yirmi bes dakika sürdü. Dügün hediyesi yok. Tahta yakismaz bu yavruya. Berberde sakal trasi olurken kirivermislerdi diz kapaklarini. bir gece misafirlerimiz geldi." "Böyle seyler için biraz yasli degil misiniz?" "Elsie. Roy'un bir ailesi yoktu anlasilan. Düzinelerce." "Ve b u Tina. Ben. Bir digeri San Pedro Körfezi'nden Çin balikçi tekneleri ile uyusturucu sokuyordu.. Sonra gelenlere dönüp. sey. Bir bira daha aldim. Baska insanlar da gelmisti. Hol-lis'in akrabalari . k arim. Merdivenden çikip duruyorlardi. Yüzyilin en büyük katilleri ve tüccarlari ile tanisiyordum. Bukowski?" "Tabii Harvey. "Bu karim. Birkaç hayati yerini kil payi iskalamislardi. Biri UCLA'da ögretim görevlisiydi. gelmemisti. "Bu kravat da neyin nesi?" ." dedim. Özel k oltuk degnekleri yaptirmisti kendine.

sortum ise çok kisa."Pantolonumun fermuari bozuk. kravat çükü-mün üstündeki killari örtüy .

Paul'un babasi. "Bir tane daha?" "Tabii. "Öykülerinden birinde bu markadan söz ettiginden beri baska marka içmiyorum. köseme çekildim." "Markasi ne?" "Hatirliyorsam allah belami versin." Bardagimi doldurup içeri girdim. gözlerini kisarak bakiyordu. O an-da o kadar da iyi bir y azar olmadigima karar verdigini gördüm. "öykülerinden bazilarini okudum. . "Sinirleri yatistirir. Genç çocuklarla düsüp kalkmana izin veririm." "Tabii. "Bukowski. Harvey. Altin saçli bir çocuk girdi içeri. yeterince büyüdügünde evleniriz." Bardagi diktim."Yasayan en büyük öykü ustasi sensin bence. Harvey. bana bakiyordu. Ben yoruldum. Bukowski." dedim. Daha iyisini buldum. Senin paranla yasariz. Bugüne dek okudugum en büyük yazar sensin!" Uzun sari bukleler. Incecik bir vücut. "Tabii. On birinde filan." Yüksek bir su bardagi bulup yarisini viski yansini su doldurdum. Gözlerini gördüm. Içkimi dipleyip tazelemek için mutfaga gittim. Zen Üstadi çok sakin görünüyordu. Ya da öyleydi gözler i." dedi bana. "Tamam yavrum. Herkes heyecanlandi birden." "Ama ben viskimi degistirdim. Ben i küçük hava delikleri olan camdan bir kafesin içine koyup herkese gösterirsin. Kimse sonsuza dek saklanamaz. Nerede viski?" Harvey bana sisenin yerini gösterdi. Kötü bir yazar olduguma belki de. biliyorsun." "Bukowski! Saçlarim uzun oldugu için hemen kiz oldugumu varsayiyorsun! Adim Paul! Tanistinlmistik! Hatirlamiyor musun?" Harvey. Zen Üstadi GELMISTI! Çok fiyakali bir kiyafet giymisti Üstad. tazeledim döndüm. Hatta sizi seyrederim.

O. Zen Üstadi artik törene baslamak istiyordu.. hay allah.. ." "Paul." (Zenginler anlarlar. Harvey oradaydi. Bir süre sonra küçük çubuklar yakildi. "Allah kahretsin. sigorta atmis olmali.dolayisiyla tören sirasinda yüzükleri Bukows-ki'den isteme. Dos. Mutfaktan çiktik. Roy günler önceden Zen Üstadi ile konusmus. Pek sik olan bir sey degildir... "Tören sirasinda içki ve sigara içilmemesini talep ediyorum." "Anliyorum.. Çubuklari iyi yerlestirmediler ama. Gogol. "Sigortayi degistirin. maalesef. ya da kendini." dedi. "hâlâ okudugum en büyük yazarsin.) Harvey yeni bir sise açti. Sonra minik ve boktan bir gülümseme belirdi Zen'in dudaklarinda. Ama bosuna bekliyordum. Çubuklar yakildiktan sonra bir tanesi içi kum do kavanozun ortasina dikildi. Ortalik mumlardan geçilmiyordu. Pek kalin degildi kitabi.umursamaz ya da sald irgan. ben de içki koymak için mutfaga gittim. Eline mumu alan yakiyordu. Yüzükleri yokladim. biraz daha tantanaliydi sadece. Bir kutu dolusu çubugu vardi Zen'in -iki yüz. Benim içtigim her bardaga kars ilik iki bardak içmisti hergele ve hâlâ ayaktaydi. baska bir seydi.." dedim. Incil adlari karisiyor. Sonra Zen Roy'a elindeki yanik çubugu Zen çubugunu n yanina dikmesini söyledi.Oglan iyiydi ama: "Bosver. Yüzükleri kaybedebilir. Oradaydilar. çubuklari yeni bir de rinlige ve yükseklige düzeltti. "Harika bir oglun var. Herkes bizi bekliyordu." Biri sigorta ile ilgisi olmadigini söyledi. benim ayyasin teki oldugumu anlatmisti -güvenilmez. can sikici. üç yüz tane. Iste oradaydim ve Üstat nihayet kara kitabinin sayfalarini parmaklamaya basladi." "A federsin. Yüz elli sayfa kadar. Içkimi dipledim. Hristiyan dügünlerini deneyimden biliyordum. Her yerde mum yaniyordu. Zen çubuguydu. Oglun Peter..." Sonra elektrikler kesildi. Herkes içkisini dipliyordu. Yüzükleri Roy'a verdim. Babam baz i öykülerini okumama izin verdi. O kadar viskiden sonra Harvey'nin yere yigilacagim umuyordum. Zen Üstadi gülümseyerek uzandi. Kabiz muhabbe t. Turgenev. ama anladiklari seyler için bir sey yapmazlar." dedi Zen. On dakika süren mum ya kma seansinda sisenin yarisini devirmistik. Oglan gevezeligi ile bunu hak etmisti. Zen töreninin Hristiyan törenind en pek farki yoktu aslinda. Harvey. Bukowski. Hollis'e de diger yanina dikmesini. Kafka'dan söz ettik. Roy bana i ki yüzük vermisti.

Tespihi Roy'a verdi. .Sonra kahverengi bir tespih çikardi Zen.

. böy lece tespih ikisinin de elini çevrelemisti. ama bir y andan da bilmiyordum." (Bu muydu Zen?) "Ve sen Hollis. Hollis'in yüzünü ellerimin arasina alip dudaklarindan öptüm. Klik! Klik! Klik! Hepimiz temizdik tabii ki. sinir olmustum. Canimi sikmis. ince tuvalet kagidindan yapilmisti sanki kulaklari. Baska konusmalar yapildi. Sonra tespihin içindeki eller kenetlendi: "Söz veriyorum. uyusturucu kullanmayacagim. Roy'un omuzuna dokundum: "Tebrikler. . yüzlerce. ". Allah'kahretsin. Hollis ile beraberligin boyunca uyusturucu kullanmayacagina söz ve riyor musun?" Roy duraksadi. erkek kedime verir ya da ani olarak sak lardim..ve sen Roy.. Kafamdan geçen bu düsüncelerin nedeninin viski oldugunu biliyordum elbette.. "Kabul ediyor musun?" "Ediyorum.. Zen dogrulup hafifçe gülümsedi. Buydu onu kutsal yapan! O k klara mutlaka sahip olmaliydim! Cüzdanima koyar. Ama tedbirsizlik söz konusuydu." Bu arada götün teki mum isiginda fotograf çekip duruyordu.." Sonra egildim. Zen'in kulaklarindan alamiyordum gözlerimi. Roy çok okuyan. neden kendi dügün töreni hakkinda bilgi edinmez? Zen uzanip Roy'un sag elini Hollis'in sol elinin üstüne koydu. beni tedirgin etmisti."Simdi mi?" diye sordu Roy. Sonra mum isiginda Zen Üstadinin kulaklarini fark ettim. her konuda bilgi sahibi bir in san. FBI olabilirdi. Bir erkekte o güne dek gördügüm en küçük kulaklara sahipti Zen." dedi Roy. Ve bitmisti. diye geçirdim içimden. Mum isigi kulaklarindan g eçiyordu. kabul ediyor musun?" "Ediyorum.

"Benim artik gitmem gerek. Roy'dan baska sadece bir kisi daha öpmüstü Hollis'i.." dedigini duy dum. kendimi daha iyi hissettim.. Yapacak baska sey yoktu. "Aaa. Zen'in kapidan çiktigini duyar duymaz içkimi dipleyip disari firladim. Orospu çocuklar iyla dolu mum isigi ile aydinlatilmis odada insanlarin arasindan kosarak (hiç de kolay olmadi) kapiya ulastim. Herkes birbirine bakiyordu. Zen arkasina döndü. Bir günah keçisi gerekiyordu. ama birinin sarlatani oynamasi gerekiyordu. hayir." diyen bir kadin sesi geldi son üç yilin en kapsamli gangster kala baliginin içinden." Hosuna gitti. Yildirim nikahi kiydirsalar da olurmus. Yesil kravatimi çikarip firlattim. Sadece bir kisi sikmisti Zen Üstadi'nin elini. Ama gangsterler bir uzak dogulunun eli ni sikmayacak kadar aptal ve gururluydular.Herkes oturmustu yine. Ne isim vardi benim bunlarin arasinda? O UCLA profesörüne ne dem eliydi? Yok. Bos bir aile kalabaligi! Dügün bitmis.. Elini siktim: "Tesekkürler. O bile inandirici degildi. Geri zekâlilar. Bagislanmak. "Evet. ihtiyar?" Ihtiyar? Kivnla kivrila tropikal bahçeye inen merdivende durmus birbirimize bakiyorduk. mumlar bütün aptalliklari ile yaniyorlardi. Insan irkini as la anlayamayacagim. Onlari orada birakip viski almak için mutfaga gittim. açtim. UCLA profesörü aitti oraya. kapattim ve. birkaç kisi yerinden kalkip bana katildi . Töreni çok güzel yönettiniz. Kimse kipirdamiyor. Mutfakta kendime viski koyarken Zen'in. gitmeyin. Zen Üstadi'nin yanina gittim. ortalik daha da sogumustu. Onun her adimina iki adim sendeleyerek pesine düstüm.. Kirk-elli basamak daha vardi. "Ya kodugum kulaklarini verirsin ya da kiyafetini -üstündeki neon isikli robu!" "Delirmissin sen ihtiyar!" . Dah a samimi bir iliski kurmanin zamani gelmisti. "HEY! OROSPU ÇOCUKLARI! ACIKMADINIZ MI?" Masaya gidip peynir atistirmaya basladim. On bes basamak gerisindeydim Bay Zen'in. "Hey! Üstadim!" diye bagirdim.

Cehennemden ithal bazi bitk ilerin içine düstüm. Köseme yigildim. yere düsmek üzereyken bir yumr uk salladim ama yönsüz bir devinimdim. Ay isiginda pantolonumu gördüm -kan. Yarim metre solundan geçmisti. fena degildi bacaklari. Tisladi. Harvard Klasikleri için yüz elli yil geçmesi gerekmisti. Bir direk çikardim. naylon çorap. "Sen de sonunda üstadini buldun orospu çocugu. kapiyi açi p içeri girdim. Kalktim. yü on kilo destekli. Tepeye vardigimda kalktim. Farkina varmadilar. Insan viziltisi nasil bu kadar an lamsiz olabiliyordu? Bana gelinin annesi olarak tanistirilan kadinin bacak açtigini fark ettim. 54 "Oglum. Kara te darbesi sol kasimi yarmisti. Boktan muhabbetlerini sürdürüyorlardi. Yillarca ayak islerinde çalismak tamamen öldürmemisti kaslarimi. Harvey elinde içkiyle geldi.. Zen beni yakalayip düzeltti. Sefkatle. mor bir çiçek üstüme egilip nefesimi kesmeye çalisincaya kadar kaldim orada. iskaladim. Ayaga kalkip gelinin annesinin yanina gittim. Kendimi basamaklardan asagi birakarak ona dogru uçtum. üstüne yürüdüm yine."Zen'de bu tür degersiz önyargilara yer olmadigini sanirdim. Allah kahretsin.. oglum. Solumu midesine gömdüm. mum ve kusmuk lekeleri. Bir direk daha çikardim. . etegini kalçalarina kadar siyirip d izinden yukari dogru öpmeye basladim. sürünerek basamaklari çikmaya basladim. Seçim yoktu. Mum isiginin yarari olmustu. iskaladim. yattigim yerden dogruldum. topuklular. ben sadece yari-ge-riydim." açiklamasinda bulundum üstüne giderken. Iyi yakaladim onu bu sefer. B ekledi. Bir adim ger i çekildi. "Lanet olsun! Bir içkiye ihtiyacim var!" diye bagirdim. Küçük bir nefes birakti Zen. Sek viski. Iyice gevsedim ay isiginin a tinda. Her seyin. O anda bana Brezilya ormanlarinin insan yiyen bitkileri gibi görünen saçma sapan Meksika kaktüslerinin arasina düstüm. bir kez daha gökyüzüne danistiktan sonra Dogu dilinde bir sey er mirildandi ve bana küçük bir karate darbesi indirdi. Beni hayal kirikligina ugrattiniz Üstat!" Zen göge bakip avuçlarini bitistirdi." Çok yakindik. Mendilimi çikardim. Diktim. Geri zekâli birini bile tahrik edebilirdi.

"Allahin cezasi Amazon!" diye bagirdim. 55 Birkaç dakika sonra ancak kalkabildim. sirtüstü yere serildim.Birden kendine geldi ve "Hey!" diye bagirdi. debelenip ayaga kalkmaya çalistim. Kendimi ayakta bulunca mutfagin yo lunu tuttum yine. . Biri güldü. "ne yaptigini saniyorsun sen?" "Kiçindan bok çikincaya kadar düzerim seni! Ne dersin?" Itti beni.

Ispanya'nin en iyi el isi sanatçilarindan biri tarafindan yapilmis küçük bir tabut. Ak limi kaçirmak üzereyken raflarin birinde tek basina duran tabut dikkatimi çekmisti. Tahtasi. her seyi dört dörtlüktü. Roy öldürücü bir bakis atti bana." Kapagini açip ona içini göstermistim. Sonra bir tane daha koyup disari çiktim. "Ne?" "Bir tabut. "Karincalar beni delirtiyor. Fiyati yüksek ama isçiligi mükemmeldi. Nazik olabilecek kadar para si oldugu için belki de. Tahtanin nasil cilalanmasi gerektigine dair talimat k agidini tabutun içine atip kapagini kapatti. Suskunlasmistim. tamemen üstün bir irk. Elli metre folyo k agidina sariliydi. "Bunun ne oldugunu biliyor musun?" diye sormustum. Nihayet bitirdi. Tabutu isaret ederek. Ordaydilar iste: L anet akrabalar. Herkes görmüstü hediyemi. "Roy ya da Hollis. Karincalar ön kapima yuva yapmislardi. biliyor musun?" "Ne?" "Karincalari öldürüp bu tabutun içine koyacagim. Alt kismi pembemsi-kirmizi kaplama. Ne yapacagim. Saatlerce hediye aramistim. ama bu sevgi ile yapi lmisti belki. Küçük tabutumla gurur duymustum oysa. Çit çikmiyordu. Roy folyoyu açip duruyordu. Gerçek bir tabutun küçük bir kopyasiydi. minik menteselleri. Dügünün tek hediyesi hos karsilanmamisti. Hesabi ödeyip disari çikmisti Aralarinda en nazik olan Harvey'di. su zengin olan. Genç bir kiz duruyordu kasada. tabutla birlikte kasaya götürmüstüm. ters çevirip içine bakmistim. "Bir yastikta kocayin!" diye bagirdim. Kimse tek kelime etmemisti. A rka tarafta karinca zehiri bulmus. Karinca zehirine de ihtiyacim vardi. "Günüme renk kattin!" Gençlere takilmak mümkün degil artik. Üstünde elimi gezd irmis. Ama çok geçmeden to parlanip iki paralik sohbetlerine döndüler. sonra da gömecegim. neden hediyenizi açmiyorsunuz?" diye sordum.Bir içki koyup dipledim. Sonra Eski Çin üzerine okudugum bir seyi hatirladim: ." Güldü.

Arabamin arka koltugunda ydim." Içkimi içtim ve umursamadim artik. sanatçi olmayi mi?" "Zengin olmayi çünkü sanatçilar sürekli zenginlerin ön kapilarinda beklesiyorlar."Zengin olmayi mi yeglersin. Holly direksiyondaydi ve Roy'un sakali yüzüme uçusuyordu yine. Birden hersey bitmisti. Elimdeki siseye asildim. .

benim küçük tabutumu çöpe mi attiniz? Ikinizi de seviyorum. Sonra arabalarina bindiler. devletiniz. Islerine yaramazdim artik. bunu biliyorsunuz ! Benim küçük tabutumu neden çöpe attiniz?" "Bukowski! Iste tabutun!" Roy tabutu gösterdi. "Çok sevindim!" "Geri almak ister misin?" "Hayir! Hayir! Tek dügün hediyeniz! Saklayin! Lütfen!" "Tamam. ülkeniz. Beni bu tür toplantilara davet ettiklerinde onlara ne yapmalari gerektigini söylerim bundan böyle. Siseyi kurtard im ama basim kaldirima çarpti. Bes . ma halleniz. mille tiniz de dahil. Sonra k arsiya geçip kendi arabalarina dogru gittiler. Kanunsuzlarin sonuncusuy um. Evimden iki sokak ilerde bir yer buldular. Peslerine takilip evime dogru yürürken pantolonumun paçala rindan birine basip elimde Harvey'nin sisesi ile yere kapaklandim. Billy the Kid elime su dökemezdi. Arabami park edip anahtari elime tutusturdular. kimse bana bulasmadan burada bes dakika dah a yatabilsem kendimde kalkacak gücü bulacak. Izin verin de inime varayim. bölgeniz. Insanlik beni hep igrendirmistir. ki buna evlilik. Ho Beni kapima kadar götürün lütfen. güç degis tokusu ve yardimlasma. yardimlarina muhtaç oldugumu bile bile beni terk ettiklerinde he r seyi kavramistim. Hayvanca-korku aptalligi ile vizildayip durduklari kurtulus kova ninda herkes birbirinin kiçina yapismisti. diye geçirdim içimden. arkalarina yaslanip uzaklastilar. evime yürüyüp içeri girebilecegim. Havada içgüdüsel olarak siseyi düsündüm (ann ve bebek) basimi ve siseyi yukarda tutup omuzlarimin üstüne düsmeye gayret ettim. Hersey berrakti. Onlari özellikle igrenç kilan akrabn iliskileri hastaligiydi. Ya ralarimi iyilestireyim. çalistirdilar."Baksaniza.. sehriniz. Bes dakika daha." Yolun kalan kismi oldukça sessiz geçti.. Bir sey için cezalandiriliyordum. yaralandim!" Bir an durup bana baktilar. Ikisi de görmüstü düstügümü. Bes dakika daha. Tabut mu? Her neyse -arabamin kullanilmasi ya d a sarlatanligim ya da sagdiçligim. Sancidan bayilmak üzereydim ama onlara seslenebildim:"Roy. Oturdugum semtte park yeri bulmak güçtü.

Sadece bes dakika. suna bak! Nesi var?" "Sarhos. "Aa. Dönüp bana baktilar.dakika." . Iki kadin yaklasti.

Cam kapidan içeri girip kayboldular. "Bukowski." "Beyler. Bize daha iyi bir neden göstermen gerek." Polislerden biri elindeki aptal feneri yüzüme tuttu. düsüneyim -kaldirimda sere serpe yatarken gördügünüz sey bir dügünün sonucu." dedim. efendim. "Bak. iki kadina ayni anda tecavüz etmeyi aklimdan bile geçirmem. Bilincimi asla yitirmem. Bukowski. Yaptiklarini neden yaptiklarin i sorgulamayan iki deli. Tek yapmam gereken evime ulasmakti -elli me tre ilerde bir milyon isik yili kadar yakin. Iki dakika dah a yatsam kalkabilecektim. tehlik eli degilim."Hasta olmasin?" "Degil. siseye nasil sarildigina baksana. "Özgürlügüm elli metre ötede! Bunu anlayamiyor musunuz?" "Kentin en büyük eglencesi sensin. Dünyanin kaçik ailesinin iki ferdi. Bir seylerin sagdici. hepsi bu. Birini n elinde el feneri vardi. "tökezledim. Kapima varmama yardimci olur musu-58 nuz? Izin verin de yatagima girip uyuyayim. Bir bebege sarilir gibi. Ve ben hâlâ ye rden kalkamiyordum. "basini belaya sokmadan duramiyorsun. "Kanunu korumakla görevli memurlara daha saygili olmayi ögrenmelisin. yeter ki zaman taniyin.." Allah kahretsin! Bagirdim onlara: "IKINIZI DE YALARIM! KURUYUNCAYA KADAR EMERIM IKINIZI DE." "Durun." "Afedersiniz." . KALTAKLAR!" "Oooo!" Oturduklari binaya dogru kostular." dedi elinde fener olan. Ona müthis bir üstünlük duygusu veriyo du. Tepe isigini açik birakip bir arabanin yanina yanastilar. Arabadan indiler.. Basimi çarptim. bir an için unuttum." El fenerini iyice yüzüme yaklastirdi. Ama gelmislerdi. bir Ze dügününün." "Biri seninle evlenmek mi istedi?" "Benimle degil göt. Bir dakikam daha olsaydi kalkmistim. Kiralik bir kapidan elli metre uzaktaydim. her seyi unutayim. Her deneyiste biraz daha güçleniyordum. baska seferlerden. degil mi?" Adimi biliyordu. Eski bir ayyas her zaman ayaga kalkar. Dogrusu da bu de gil mi sizce?" "Iki kadin onlara tecavüz etmeye kalkistiginizi ihbar etti.

anahtarlarini. Yabancisi degildim. ayaklari yere degmemisti. "Bukowski. sehir kodeslerinde olsun. Bir adam aya ayak basinca onlar da basmis oluyorlardi. Santa Barbara'nin California Üniver sitesi'nin kütüphanesinde kitaplarim vardi. kimligini. Kendi lerini böyle kanitlarlar. olasi ve delice seylerden söz ederek -ön balkonu genisletmek. Genç olanlar kendilerini neyin bekledigini bi lmiyorlardi henüz. Hiç süpheniz olmasin. k asaba kodeslerinde olsun. gömlegimin yakasindan içeri siziyordu." dedim. tuttukl ari gibi öyle bir götürdüler ki yürüyemedi. Çok yorgundum -hers eyden. "Üzgünüm evlat. Fotografimi çektiler yine. Bir lagim çukuru. "Bir çeyrege borunuzu üflerim bayim!" Bozuk paralarini.iktir git. Sonra ayyaslarin kogusuna götürdüler beni. ki ya kaybeder ya da çaldirirdin. Ama içerde sigara ve para he p olurdu. anneanne için ilave bir oda. "son kurusuma kadar aldilar. Geri getirdiklerinde duvara yasladilar . Spora gelince -gerçek erkektiler bunlar. . Bir polisten para isteyen bi r aç görülmemistir henüz. bok kafali. ANAYASAL haklardan filan söz ediyorlardi. vücudu kirmizi lekelerle kapliydi. Parmak izi. Sonra beyazlardan biri ANAYASA diye bagirmaya basladi. profesörlerden biri benim bir dahi oldugumu düsünüyordu. Bir türlü geçmiyordu titremesi. Ama açliktan ölen biri onlardan üç kurus istemesin -kimlik yok." . ama isi zordu.Dodgers'un sam piyonluk ümidi sürüyordu." Kelepçeyi takip beni arka koltuga firlattilar. Genç bir ses duydum. belki bir havuz. "karakola gidelim. T htalarin üstüne uzandim. kapiyi açtilar ve gerisi kogustaki yüz elli ki sinin arasinda kendine bir yer bulmaktan ibaretti. zangir zangir titriyordu. Genç polisler. asansörden çiktiklarinda adam taninmaz haldeydi -INSAN HAKLARI diye bagiriyordu zenc i asansöre bindirilmeden önce. Yavas sürüyorlardi. Sivil dolastiklari zaman tabii ki. çakini ve sigaralarini alip sana bir depozit makbuzu veriyorlardi. egitimlerini sarhoslar üzerinde çalisarak tamamlarlar. "neden basini belaya sokmadan duramiyors un?" "Kesin bu boktan muhabbeti. bir kez daha." dedim ona. Gözümün önünde birini asansöre bindirip bir yukari bir asagi çiki iler.Kan boynumdan asagi inmis. banknotlarini. Kusmuk ve sidikti her yer. Aileye dönüs -Dodgers kazaninca onlar da kazaniyordu. Charles Bukowski'ydim. H emserilerimin arasinda kendime bir yer buldum. Bir kez daha suçlularin arasindaydim. Bir delikanli." dedi el fenerini yüzüme tutan.

Dört saat sonra uyuyabildim. BULUSMA . Bir Zen dügününe sagdiçlik yapmistim ve bahse girerim ki gelinle damat o gece düzüsmemisle di bile. Iste. Bir baskasi düzülmüstü ama.

Oturayim biraz. Harry." . Cevap vermedim. Yesil bir elbise vardi üzerinde." Merdivenin en üst basamaginda durdum.. Köse tamircide." "Çalisiyor mu?" "Evet. eski.Rampart duraginda otobüsten inip Coronado'ya yürüdüm." Koltuga çöktüm. Yatak odasinda kimse var mi?" "Saçmalama! Içki ister misin?" "Içme. üst kata çikmaya basladim. "Kim o?" diye sordu Madge. "On bes dolar. Sonra anahtarimi çikanp kapiy i açtim. önünü düzeltsinler istedim. ipek. Birine ödünç verdim. Agir agir çikiyordum basamaklari. Sevinmis görünüyordu." "Istemem. Banyo yapmak ister misin? Bir seyler ye. buzlu.. Dayanabilirsem. Arabayi göremedim. önünü çarpmis. Araba nerede?" "Kötü haber. "Ne kadar para kaldi?" diye sordum. benim. "Ay. sen misin gerçeklen?" "Belki. yokusu tirmanip evimin önünde durdum Kollarimi isitan günesin altinda uzunca bir süre durdum. Otur. Kanepede oturuyordu. Elinde bir bardak sarap. "Canim!" diye üstüme atildi." "Kira durumu ne?" "Iki hafta." "Çok hizli harcamissin. Haslanmis tavuk. Liste verdiler. rafadan yumurta filan yeme-liymisim." "Orospu çocuklari. öptü beni. Is bulamadim Harry." "Biliyorum. dediler bana. Sen dönmeden önce yaptirmak istedim." "Sey. öyle severdi. Çok solgun ve takatsizdim. "Kim o? Kim var orada?" "Telaslanma Madge.

Çantayi elinden kapip ters çevirdim. gerçek bir Rembrandt olmus bu. bir birlik. Harry. Madge." "On bes dolan ver." "Birazdan dönerim. konusalim. Tamirci kösedeydi. Radyatörü ve farlari zarar görmemisse öyle kullanirsin. güzelim. Yarim is sevmem. vurmazsin degil mi?" "Ne ilgisi var simdi?" Besligi alip asagi i ndim. bu sise bitmek üzere. "Orospu çocugu! Hiç degismemissin. Beni bilirsin." "Bana vurmak kolay."Önü çarpik olsun." "Nereye gidiyorsun." Çantasindan bir onluk ile dört birlik çikarip uzatti. "Bana bir daha vurursan giderim. Yemin ederim. Iyi görünmüyorsun. bir erkege vursana." dedim. Basina dikildim. bir de beslik." "Bu yüzden ölmedim zaten. "Sizin mi bayim?" . Bozuk para." "Biliyorum. bir küçük sise porto. "Tanrim. Bu sen olmayacagina göre! " "Her sabah yataktan kalkip is aradim." "Of." "Of ki ne of!" "Ikimizden birinin bu gemiyi batmaktan kurtarmasi gerek. Içinde ne varsa yataga saçildi. Is yok. Hâlâ pislik herifin tekisin." "Yarin bakarsin. Içeri girdigimde Japon'un teki arabaya yeni taktigi ön kafese yald iz boya sürmekle mesguldü. Harry!" "On bes dolari ver. Dönüsünü kutlamak istiyorum. Beslige uza ndi ama ondan önce davrandim. Harry?" "Arabaya bakacagim." "Allahaskina Harry! Dogru olani yapmaya çalisiyordum!" "Birazdan dönerim. Dogrulup tokatladim." Madge çantasini alip karistirmaya basladi. Otur." "Sana vurmaktan hoslanmadigimi biliyorsun. " Bu aksam için bir sise sarap alacak kadar para birak bana.

araba yetmis bes dolar etmezdi. Bana bak." "Sana söyledim! Hastaneden yeni çiktim. ya kabul edersin ya da ar aba sende kalir. çalisti. Bana güvenmiyorsan araba sende kalsin.." "Bakin bayim. Nerede oturdugu mu biliyorsun." "Kim?" "Sey. Is bulursam öderim. Bu parayi sana anc ak taksit taksit ödeyebilirim. Hastaneden yeni çiktim. Bulamazsa m ödeyemem. Bir bayan getirdi arabayi." "Nasil yani?" "Bos ver." "Kadinin ne dedigi beni ilgilendirmez. Yagini. hâlâ da etmez. Kontak anahtarini çevirdim. Is bulunca öderim. Tekrar araba kullanmak . kadin dedi ki.." dedi." "Ne?" "Yetmis bes dolar." "Simdi ne verebilirsin?" "Bes dolar??" "Çok az."Evet. Hemen gidip ruhsatini getiririm. Su anda issizim ve arabaya ihtiyacim var. "sana güveniyorum." O besligi aldi. Besligi ver. ben arabayi. Borcum ne?" "Yetmis bes dolar.." "Orospunun teki getirdi. Bu kafesi hurdacidan bes dolara kaptin. bayan bana dedi ki. suyunu dert etmedim. Yarim depo benzin bile vardi." "Pekala.." "Bu beslik için ne yapmak zorunda kaldigimi bir busen.

Arazi isleri. Sonra içki dükkaninin önüne çektim. "Oo. "Arizona. "Nerelerdeydin?" diye sordu ihtiyar." . "Harry!" dedi pis önlüklü yasli adam. Harry!" dedi karisi.nasil olacak diyerek biraz turladim. Iyi oluyordu.

bira almissin! Içme. hesabima yazin. Kafasi çalisan a dam kendini belli eder. Sorun senin kadinla." Madge bir sise bira ve bir bardak sarapla döndü. Sol. Buraya getirdin mi onu?" "Harry." dedi ihtiyar. iyi çocuk. Allahin cezasi hastaneden çikali topu topu iki saat oldu. "Bir sorun mu var? Simdiye kadar borcumu hep ödemedim mi? Canimi sikmayin benim. Japon düzmem ben!" . Harry. "sana onun zeki biri oldugunu söylemistim." "Bir dakika. Ölmeni istemiyorum. Istemezsin."Gördün mü." dedi ihtiyar." dedi kadin. "Arabayi aldin mi?" "Evet. sevgilim!" "Biliyorum. "Güzel. Siki hatundu." "O ufak tefek Japon iyi çocuk degil mi?" "Iyi olmak zorunda kaldi. Harry." Ve merdiveni çikiyordum yine. Üst kata vardim. Harry. Harry." "Pekala. Çok kosturdum. Madge." "On üç dolar yetmis bes sentin lafi mi olur? Daha önce hesabi yirmi sekiz dolara çikarip ödemedim mi?" "Evet." "Pekala. baslama. Yorgunum.. Ayaginda topuklulari vardi.. ama. On üç dolar yetmis bes sentl ik borç yapti." dedim. Harry.. Bi r bira aç bana. tamam. Harry. "iki altilik Miller istiyorum. bacak bacak üstüne atinca külotu göründü.." "Ne demek istiyorsun?" "Tamam. Bir paket Pall Mall ile iki Dutch Master ilave et. Yüzünü hesaba katmadan. Bu doktorlarin bir boktan anladiklari yok ama." "Seninle bir sorunumuz yok. "Ah." "Ama ne? Alisverisimi baska yerden mi yapayim? Bu hesabi takayim mi? Allahin cez asi iki altilik için deger mi?" 'Tamam. tamam. Bir posete koy.

"Harry. Gögüslerini. Seni sevdigimi biliyorsun. Sokuldu bana. Sonra külotunu indirdim. ona dogru yürüdüm..75!" "Haberim yok!" Üstüne çiktim. Agir ve yumusak vurdum. "Orospu! Goldbarth'da 13. Hafifçe gülümsedi. bebegim. kiçi tam sevdigim gibi.. elindeki sarap bar dagini alip diktim. degil mi?" "Bilmiyorum. "O pis Japon'u düzdügümü düsünmüyorsun. Agliyordu. Kanepeye yigildi. Kalçalari. yavrum!" Güldü. hastaneden yeni çiktin!" "Iyi ya! Iki haftalik sperm birikimimi sana nakledecegim demektir" "Agzini bozma!" ". eskiden oldugu gibi. Karni hâlâ düzdü. degil mi?" diye sordu. Onu kaldirip yatak odasina tasidim. Içerdeydim.75'lik hesap yaptin. yatagin üstüne firlattim. Adam öldürürüm senin için. Haftalardan beri ilk kez kendimi iyi hissediyordum. bacaklari. Orospu.iktir!" Yatagin üstüne siçradim. sekiz-on kere.bana." . yüzünü kavrayip dudaklarini öpmeye basladim. Ne kancik! S seyi bir dikiste yariladim.Ayaga kalkti. "Orospu!" "Orospu deme bana!" "13.deme. bacak oksadim. Iki elimle sertçe ittim.. "Madge. Harry!" "Parçalayacagim seni.. Bira sisesini firlattim. "Pis olan herseyi düzersin sen. vahsi dudaklarini yaladi. Kirmizi.." Elbisesi kalçalarina kadar siyrilmisti. senin için deli oldugumu biliyorsun. "Orospu.. biliyorsu degil mi?" Iyice yaklasmistim ona. deme. kalçalarini. üstümdckileri çikardim.

" Dudaklarindan öptüm. Çok uzun zaman olmustu. Ihtiyara 13. Ordaydik. kulübe gitmiyordu aslinda. hayir! Seni seviyorum. Hakliydi. ama iyi bir haf ta olmustu yine de. "Agzina siçayim!" diye bagirdim. Ama HAYAT hakkinda hiçbir sey bilmiyordu cüc e. yaris programi.geceleri onu öldürüyordu. Harry. programi emektar kir saçtan almisti -40 sent. "Madge. iki altilik. o pis Japon'u düzmedigini biliyorum.75. ilk sayfayi açti -1800 metre. elektrik ve su faturalari vardi ve birbirimize kenetlendik ve duvarlar üstümüze kapandi. "Oh! Erkegim benim! Çok uzun zaman oldu!" "Emin misin?" "Bu da ne demek? Yine mesele mi çikaracaksin?" "Hayir. alttan çalismayi sürdürüyordum. Los Angeles Hastanesi' ne 225 dolar. böyle konusarak beni üzüyorsun. KANT VE MUTLU BIR EV Jack Hendley kulübe çikan asansöre bindi. YARIK. içerdeydim yine. 2500 dolar sinifi. yavrum. 1940 yilinda New Orleans'da haftaligi 17 dolara çalist igi günleri geride birakmisti." dedi. al-lahin cezasi viski . konusmakla yetiniyordu. hayati yasama zahmetine bile katlanmamisti. ama bütün öglesonrasi kapisini çalan ufak tefek bir göt tarafindan katledilmisti -iki saa t boyunca kanepesinde oturup HAYATTAN konusmustu. Ayrica gaz." "Tamam. Saka ediyordum.at satin almak yeni bir araba satin almaktan daha ucuzdu. "Harry. sigara ve puro borcum vardi.Kendini geriye çekip beni disari çikardi. güzelim. asansörle yukari çikiy rdu sadece. 600 dolarlik bir hafta. . Eddie kentten ayrilmadan ondan tüyo almamakla hata etmisti. "Seni seviyorum. o pis Japon'a da 70 dolar." dedim. Jack asansörden indi ve kapinin yanindaki çöp tenekesine kustu." Madge bacaklarini açti. gece.

tribünün ön tarafinda etrafinda kimse erin olmadigi bir yere oturdu. Jack kalemini ceketinin cebine koydu. durdu. sonra bir basamak daha indi. programini açip ise koyuldu yine. bencil ve bagimli bir hayvan. Jack duydu onu. bir basamak indi. palto gi ymis bir ölü köpek.cüce. bir ölü köpek. isin sirri bu. güzel -baslamisti en azindan. Jack dönüp bakti orospu çocuguna. biri gelip beni rahatsiz edecek olursa yumrugumu suratina yiyecek. Jack küfretti. tehlikeli. ortalikta dolanip sagi solu koklamaktan baska isleri yoktu bunlarin. a ma onlar acimasiz. gözleri yok. öksürdü ve sigarayi firlatti. ayrica tabeladaki degisiklikleri izlemek zorundaydin. bilgisiz. e geçirdi içinden. çarmiha germisti Jack'i orospu çocugu. Kalemini çikarip ilk kosu üstünde çalismaya basladi. sicak. ölü köpek agir adimlarla ona dogru geliyordu. Ama -ölü köpekler her yerdeydilerzamanlarini nasil harcayacaklarini bilmeyen birileri onu bulurdu mutlaka. kosu aralarinda yapamazdiniz -kalabal igin baskisi vardi. karde slik. evet. o zamana kadar bütün oyunlarini hazir etmeliydi. sis bile yoktu. yalniz. YARIS BÜLTE-NI'ni çalismasini enge llemisti. ko ridorun öte yanina oturdu. egilip Jac k'in omuzunun üstünden programina bakti. saatler önced en gelirlerdi hipodroma. Jack'e dogru geliyord . rahat birakirlarsa bahislerini hazirlayabilecekti. aç gözlü. Kendini daha iyi his setmeye baslamisti. Jack yerine oturmak için asagi inerken onun asagidaki otopa rka baktigini görmüstü. izin verirsen yerler insani bunlar. bütün öglesonrasini katleden o cüceyi rdu belki de. ölü et. sikici. önhazirligini yapamamisti onun yüzünden. sonra köpek hemen arkasin-daydi. Jack bir sigara yakti. kaba. titresimi yok. palto giymis orta yasli bir tip. nefret dolu. sonra duydu. tribünler bombosken. kalkti ve on metre öteye. orada öylece otururlardi. kahve güzeldi. ancak yetisecekti -ilk kosuya sadece bir saat kalmisti. programi katladi. Jack'in biralarini içip sigarasindan otlanmis. evet. bir yandan da hipodrom ahalisini düsünüyordu -devasa ve aptal bir hayvandan farki yoktu. ilk kosuyu üç asagi bes yukari hazirladi. programi bile yok. basamak basamak. soguk ve temizdi hava. yirmi bes metre mesa e tek bir allahin kulu yoktu ve köpek gelip onu koklamadan edememisti. "su arabalara bak" oynamaktan sikilmis olmaliydi ölü köpek. ne yazik ki saatlerini öldürmek için seni de öldürmekten çekinmeyen . bir insan bir insana dogru. ben acimasiz biri degilim. ölü köpek öylece durdu palto-suyla.

gözlerine inanamadi. ona dogru gelen agir adimlar. .milyarlarca insan vardi dünyada. "ne istiyorsun benden kardesim?" diye sordu köpege. ayni köpek! Jack programi katlayip ayaga kalkti. ikinci kosu yeni baslamisti ki duydu. etrafina ba kindi.

sabah siralamasinin favori ati."nasil yani?" "yani. kosu baslamak üzerey . kaba ve aptalca davraniyorsun. yumrugu suratinin o rtasina yiyeceksin!" Jack bir kez daha yerini degistirdi ve köpegin yeni bir kurban arayisi ile uzakla stigini gördü. ama seni uyariyorum. Jack tribünün sonuna gitti." "pekala." "ama ben istedigim yere oturmakta özgürüm. bir gece sis bastirsin da gör bak nasil yolluyorlar seni yalniz dolabinda otuzbir çekmeye." "özgür bir ülkede yasamiyoruz -herseyin bir sahibi. ben. kanepesine oturup Mahler'den. Kant'tan ve yarikdan söz eden ve hiçbiri hakkinda bir bok bilmeye n o cüce iste. ÜÇÜNCÜ KEZ yanima gelirsen. sevimli saniyordu kendini. nedir derdin?" "özgür bir ülkede yasiyoruz. Kant ve yarik. diye geçirdi içinden. kendime hak im olmak için elimden geleni yapiyorum. borazan sesli bir tip etrafindakilere 1945 yilindan beri tek bir cumartesi bile yaris kaçirma-digini söylüyordu. kilometrelerce bosluk v ar burada. yapacak bir sey yok... Serzenis'e oynadi. sen ban a ne yapacagimi söyleyemezsin. döndügünde atlar ilk kosu için isinmaya baslamislardi bile.. neden gelip omuzumun üstünden programima bakiyorsun. çarmihtayim. bir sulu skoç söyledi." "beni rahatsiz etmedigin sürece istedigin yere oturursun elbette. kafasi dagilmaya baslamisti bile. orospu çocugunun teki iki ayagina birden basti. ikili oynayan kalabaligi yardi. ben de senin gibi giris ücreti ödedim. ne yapacagimi senden ögrenecek degilim. gelip yanima oturmaya kalkiyorsun. kalkip bara gitti.. ama orospu çocugu beynindeydi hâlâ." "giris ücretimi ödedim. herseyin bir fiyati var. senin dedigin gibi olsun. ilk kosuyu siralamaya çalisti ama ahali oradaydi artik. atlar start kulübelerine giriyorlardi. yankesicinin teki sol gögsünü yokladi. iki dakika kalmisti kosunun basl amasina. köpekler. fare-köpek kalabaligi. "kosu baslamak üzere" anonsu geldi. lanet olsun. beni yine yerimi degistirecegim. bögrüne bir dirsek yedi. nazik olursan çarmiha gererler adami. uzun lafin kisasi. standart oyun. beni UYUZ ediyorsun. ilk kosuyu öylesine oynamaktan baska çaresi yoktu. bir dakika.

adam inleyip iki metre geriye gitti. atlar firladiginda dirsegini dogrultup adamin yumusa k karnina gömdü. ama ona dogru geliyordu. kaçis yoktu. transdaymis ayaklarinda. . baska tarafa b akarak. oturmak üzereydi ki bir köpek daha yanasti.di.

ahal i kosuya iç kulvarda baslayacagi ve cokeyi Joe O'Brien oldugu için Ambro Indigo'ya oynuyordu. bok temizlemekten iyidir. ama yin e de. adam genç. Jack balik kokusu aldi. Altin Dalga dönemeçten üç boy önde çikti ve kosuyu rahat götürdü. bu sekilde.'de 5 /8 ile Gece Uçusu'na oynadi. kirmizi. 6 dolar 50 sent kâra geçmisti. bütün kosular bu kadar kolay olmus olsaydi on yil önce kapagi Beverly Hills'e atmisti bile. 6. Sonra Hobby'nin Rekoru ataga kalkti. so nra 8. iste zorlanma dan kosan bir at. ama bir DEV son sürat ona dogru geliyordu -iki metre boyunda vardi orospunun evladi. kosuda 1/6 ile Rüzgârin Kizi'ni yakaladi. Jack egilmek zorunda kaldi. mavi. herkes Pam uk Helva'ya kosmaya basladi. sabahki siralamada 20 iken 9'a kadar inmisti. kerizler sapilmis ti. DEV. diger fav ori. ön hazirlik yapmadan oynamak karanlik bir dolabin için . lanet olsun. lacivert isiklar patladi havada. Jack yerine döndü. çok geç. orospu çocugu" diye bagirdi Jack adama. ama Dev ganyan gisesine yaslanmis k aybedecegi biletlerden aliyordu. bu gece o gecelerden biri degildi. ilk kosuyu kötü oynadigi için ve Kant ve yarik yüzünden 5 dolarlik ganyanla yetindi. düzlügün basinda üç boy fark yetmezdi. Serzenis hapi yutmustu. bir sulu skoç daha. Kant ve yank. en iyisi eve gitmekti. PAMUK HELVA'sini istiyordu. 1200 metrelik ikinci kosu kolaydi. 7. Altin Dalga. finise otuz me tre kala Hobby'nin Rekoru bir buçuk boy öndeydi. uzun ve aptaldi. "Hey. 9 numara. ve 5. son anda yirtti. 3. 4. düzlügün basinda 3 boya indi fark. sari. dis kulvarda basliyordu. geçmis ola. si mendifer gibi geliyordu Jack'in üstüne. cokeyi kendini henüz kanitlamamis Don Mcllmurray. yoldan çekilmeye çalisti. Jack sadece 5 dolar ganyan oynamis. Jack 4 dolarlik ganyan kuponlarini yirtti. 1/4 ile bulunmayacak at . Dev sakagina bir dirsek çakip onu üç m e firlatti. içgüdülerle bu kadar oluyordu. fazla kafa patlatmaya gerek kalmamisti. gözü giseden baska hiçbir 70 sey görmüyordu. atlar starttaki yerlerini aliyorlardi. Serzenis z orlaniyordu -4 boy öndeydi ama dua ediyordu. hepsi hepsi 30 dolar öndeydi.nereden çikmisti? daha önce hiç görmemisti. kosulari kaybetti. ama at canli görünmüyordu Jack'e. Boby Williams 1800 metrelik kosuyu çalmak niyetindeydi anlasilan. kosuda 1/3 ile Arzu'ya 20 ganyan oynadi ve Arzu daha kosunun basinda arzusuz-du. 2/7 ile akilli bir ikinci seçim. Pamuk Helva kazandirdigi toplam para yüzünden tabelada yükselmeye basladi. hipodromda geçen 1 5 yildan sonra Melerine bakip atin zorlanip zorlanmadigini sip diye anliyordu.Jack yerine oturdugunda Serzenis ilk dönemeçte dört boy fark yapmisti. parasi cebinde kalirdi.

kulüpteki hatunlar hos ve bakimliydilar. ama onlar da ahalinin parasini almak için oradaydilar. kiz larin bacaklarinin tadini çikarmak için iki dakika izin verdi kendine. güzel oluyordu onlara bakmak. sonra tabelaya döndü. "sey. eve git -ölmek arada sirada Acapulco'da soluklan arak biraz daha kolaydi. beyefendi. biraz gögüs ve hafif bir parfüm kokusu." ." "buyrun. afedersiniz.de bir deniz topunu düzmeye çalismaktan farksizdi. kalça ve bacak temasi h issetti. duvara dayali koltuklarda oturan yavrulara bakti Jack.

tabeladaki rakamlar degisti. May Western biraz çikmisti. elini arkaya götürdü. üstüne battaniye sermislerdi. ama 50 dolar edecek bir kaltaga rastlamamisti henüz. Falçata biraz daha düsmüstü. yarik. bayim!" arkasinda bir erkek sesi. tekerlekli sedye ile kir saçli bir kadini götürdüler. "yaris baslamak üzere!" hasiktir. tabela sifirladi. KISRAK KOSUSU. "hey. "evet?" dedi Jack. parmaklarin avucuna dalip çeyregi alisini hissetti. "evet?" "bir çeyrek verir misin?" arkasina dönmedi Jack." dedi Jack ve uzaklasti. hâlâ May Western'e oynuyorlardi ve Falçata giderek düsüyordu. atlar insanlardan daha çok para kazaniyorlardi. bir dahaki sefere belki. tek yapmasi gereken sihirli sözcügü telaffuz etmekti ve kendin e 50 dolarlik bir kaltak bulmustu.iyice yaslandi Jack'e." "kazanir mi sizce?" "bu atlara karsi hayir. kim iyi para birakir sizce?" "sen. SADECE 10." "iyi para birakacak bir at bulmam lazim. Jack tabelaya yogunlasmisti. çeyregi avucuna yerlestird i. . elini cebine sokup bir çeyrek çikardi. ama harcayamiyorlar-di. Kant ve mutlu bir ev. hiç bakmamisti adama. "3 numarali at hangisi?" "May Western.000 DOLAR DEGERINDE VE DAHA ÖNCE YARIS KAZANMAMISLAR. BIN IKI YÜZ METRE.

Lighthill ya kosuyu çalacak ya da ati bogacakti. Serenat farki bir boya indirdi. Cecilia kosunun liderligini aldi ve ilk dönemece girdiler. ama o güne kadar disler i kirik bir tarak ile eski bir mendilden baska bir sey alamamislardi ondan. Kimpam. son düzlüge gelindiginde 4 boy fark yapmisti Lighthil l. sol arka cebini gecede 5-6 kez yoklarlardi. yarik ve Kant ve Kimpam. geri dönece k hali yoktu. yas 4. Cecilia'ya bakti. sorunla karsilasmadan Kuzey'e vardi. otostopçu. çantalarinda cep viskisi ile dolasan kadinlardan geçilmiyordu. genç. Irlanda mi? ve O'Brien? lanet olsun. lanet olsun. h adi Lighlhill hasta etme beni. arabasina bindi.on dolarlik giseye kosup 1/20 ile Serenat'a bir. geceyi kur-72 tarabiliriz. iki dolarlik ganyan ve plase giseleri emekli maaslari ile geçinen. sevismenin. ve dogru yapmazsan boguluyordun. fuleleri bozulmustu. asansörler tika basa doluydu. mükemmel bir tuzak. arkada baska arabalar vardi. henüz zorlanmiyordu. bas kirbaci. bir yandan kamçiliyor bir yandan da konusuyordu atla. boga güresinin. 2/7 ile 20 ganyan 98 dolar eder. kimse yoktu. cep viskisini çikardi. trafigi izleyerek ve çamurluklara darbe almamayi basararak parkt an çikti. aman allahim. mensei Irlanda. sahanda yumurta yapmanin. mini etek. is yapmanin belli bir yolu vardi. kahverengi kisrak. evinde isik olup olmadigina bakti. oturdu. bir ihtimal. Lighthill kirbaci basti. frene asildi. timarhanelerin saçma sapan sapkali kadinlari kendilerine bir at bulmuslardi sonunda. siralamada 12' inci. Cecilia hizini kesti. su ya da sarap içmenin. bes dakika . Sonra Serenat atak yapti dis kulvardan. cokeyi Joe O'Brien'di ama Joe 1/9 ile ayni atin üstünden düsmüstü. iki yüz dolar eder. Jack merdivenden asagi indi. ne yaptigini bilmiyordu. hem de iki kosu önce. basparm agi ile ertesi günün Bülten'ini ortadan açti. iste o anda O'Brien öne egilmis ve Kimpam'i uçurmustu. Cecilia vargücünü harciyordu. programa bakti. ahali onu tutmamisti. öldürüyorlardi seni. ama evine iki sokak k ala hos bir sey gördü siste. öyle gögüsled iler potayi -O'Brien atini oksayarak. 2/7 ile Cecilia'ya iki ganyan kuponu aldi. inanilir gibi degild i. Jack atin fulelerine b akti. 1/25 üstelik. O'Brien 1/25 veren Kimpam'i ile rüzgâr gibi geçti yanindan. siki bir sis bastiracaga benzerdi. eve girdi. yankesicilere karsi te dbir olarak cüzdanini sol ön cebine koydu. bir bira açti ve ise koyuldu. her kazandiginda yaptigi gibi hafif gülümseyerek. güzel. diye geçirdi içinden Jack. Kimpam. Ackcrman 1/20 ile kosan Serenat'a kamçiyi basmis sansini deniyordu -20 kere on. adam sende. bacaklari çok güzeldi ama durabildiginde kizdan yirmi metre uzaktaydi. cokeyi de hayli yumusakti. bir ihtimal.

"onbire iki ganyan!" demissin ve giseci sana yine "onbir mi?" diye sormus yanlis bir ata her oynadiginda yaptigi gibi. ertesi günün tahminleri hazirlanmis. telefona parmak gösterdi. basini kaldirdi. iki saat içinde bir altilik paket bira ile bir küçük viski içmisti ve yataktaydi.ancak geçmisti ki telefon çaldi. çoraplar les. GÜLE GÜLE WATSON hiç sansi kalmadigini hipodromda geçirilen kötü bir gün sonrasinda eve geldiginde anlar i nsan. tekrar Bülten'e egildi. yüzünde hafif ve kendinden emin bir gülümseme. cepte iki-üç burusuk dolar. kazanamayacagini bile bile. uyuyord u. mucizenin asla gelmiyeceginin bilincinde. 2/9 ile günün en büyük keriz tuzagi. . s on kosuda keriz gibi onbir numarali ata nasil oynadigini düsünüp durursun. yillarin birikimini hiçe sayarak on dolarlik giseye gitmis ve kir saçli giseciye. prof esyonel bahisçi is basindaydi. bir sürü farkli yolu vardi delirmenin. ve en kötüsü.

ya da bir kadini mutlu etmelidir. daha ciddi bir sorun ASLINDA baska bir yerde olma arzusu -bir koltuga oturup Faulkner okumak ya da çocugunuzun boya kalemleri ile resim yapmaktir istediginiz. buna "ölüm istegi" diyor. silah gibi kullanirdi dakt iloyu. aklinin civata-lari gevsiyordu . nerede güçlü oldugumu söyler. ama o haliyle bile digerleri onun yaninda edebi çislerini yapmak için ellerini kaldirip izin isteyen ok ul çocuklarindan farksizdilar.mina koyayim. kosular ilerledikçe insan sikilip oyunu oldugu gibi küpesteden d enize firlatmak istiyor." derken o köpegin haylaz haylaz gezinisini izlemek. ve bunun ne k adar farkinda olmadigimizi. Hem daktilonun basina geçtiginde ayakta yazardi. hipodrom bana çabucak nerede zayif. hiçbir çaba göstermeksizin. . ama tuhaf bir sekilde hâlâ geçerli bir yani var. tamirciydi Ernie: kagit üstünde tamirat yapmayi seviyordu. bana gelince. o da birçok kez ayn i seyi yapmis. ve o gün k ndimi nasil hissettigimi ve ne kadar degistigimizi. Ernie'nin boga güreslerine neden gittigini biliyorum -basit: yazmasi na yardim ediyordu. beynin. sonra disari çikip o köpegin sonuncu gelisini izlemek. kaybetmekse çok kolay. hipodroma yillarini vermis bir dostumla konustum bu meseleyi. ama bana 74 kalirsa. SÜREKLI degistigimizi. bu duyguya kapilmissam ve formumdaysam hipodromu terkederim . ya da dagda bir magarada bir basina yasamalidir. ki hayli bayat. esniyoruz artik bu saptamayi duydugumuzda. aklimi kaçirmis olmaliyim. atlarin üstesinden gelmeyi basaran adam aklina koydugu herseyi yapabilir. ve koca oglan y azarlik kariyerinin ortasindan sonuna kadar gerçekten kötü seyler de yazdi. Büyük Am erikan Kaybedeni olmak is degildir -herkes yapabilir. nerdeyse herkes yapiyor zaten. hem de hayli güç bir is. hipodro m degildir onun yeri. boga güresleri herhangi bir seye eklemlenmis herseydi. boga güresleri onun için hers eyin resmedildigi bir tualdi. ama hipodroma gitmek insana kendini ve kalabaligi idrak etme olanagi tanir. "hay . hipodrom bir IS'tir sonuçta. sövalesi ile Paris'te resim yapmali ya da East Village'da avant-garde bir senfoni bestelemelidir.hangi atlarin kazanacagini bilmez ama hangi atlarin kesin kaybedecegini iyi bili r ve basini sallayip yirmiligi almis. kazanirken de kapiliyor insan bu hisse kaybederken de. insanin idrak etmesi gereken bir diger sey de ne olursa olsun kazanmanin ZOR oldugudur. bu duyguya kapilmissam ve formumda degilsem yanlis atlara oynamaya baslarim. günümüzde yazmayi beceremeyip Hemingway'e bok atmaya bayilan bir çok elestirmen var. dolgun bir günes gibi kafasin-daydi hersey : yazdi. sonra gelsin yanlis bahis ler. daglari asarken filinin kiçini tokatlayan Hanibal ya da ucuz bir otel odasinda kadinini döven bir ayyas.

" "kerizlenmissiniz.ve kalabaligin soyulmasi yüzyilin korku gösterisidir. atin iki ahaliyi çeker. HEPSI kaybeder. Bayan Thompson nasil g itti?" "18 dolar kaybettim. sinif atlayan bir at an ortalamasi da hayli yüksekti. bakin onlara. ki ahaliy üzerinden hesaplanmisti. plase oynamak yok. bakabilirseniz." "son kosuda hangi ata oynadiniz?" "Tek-Göz Jack'e. üniversitede Yaratici Yazi dersi veriyor olsaydim ögrencilerin haftada bir kez hipodroma gitmelerini ve her kosuya iki dolardan az olmamak kaydi ile o ynamalarini dersin olmazsa olmaz kosullarindan biri yapardim. "evet. plase oynayanlar A SLINDA evde kalmak isteyip bunu nasil yapacaklarini bilmeyenlerdir. ama ayni zamanda kosullarin izin verdigi ölçüde sinif cak kagit üzerinde sansi yoksa kazanabilir. Bayan Thompson. iki yüz metre üzer . hipodromda geçireceginiz bir gün size üniversitede dört yilda ögrenecegini/den daha fazlas ini ögretebilir. ancak hiz ortalamasi iki yüz metre inden hesaplanan buçuk kiloluk handi-kapi vardi ve bu atlamak demektir. Yaratici Yazi dersi verirken görebiliyorum kendimi. Tek-Göz Jack'in hiz i çeken baska bir unsurdur.

76 acimasizca. ilk dövüslerin ukken nehir gemilerinde seyretmisti muhtemelen. tatli sarhos ama. benim bile. dünyay i köreltmek için binlerce floresan lamba üreten devasa bir fabrikanin paketleme servisinde çalismisti m. ve gerçekten iri ve sihirli bir kiçti: bir erkegi sol uksuz yere serip betondan gökyüzüne ask sözcükleri haykirtabilecek kiçlardan. bir firt aldiktan sonra iade ederdi. "ilk dövüsün favorisi kim sence?" diye sorardi. Irlandali ufak tefek bir sunucu vardi (Dan Tobey miydi adi?) ve kendine özgü bir tarzi vardi adamin. arami/da biri nakavt ile biten birçok on raundluk maç geçmisti. ama böyleydi bu is. dövüsmek istemiyormus gibi durani seçerdim hep. çogumuzun yaninda bir kirli sarisin ya da boyali kizil. purolarimizi tüttürüp hayatin hafif ligini hissederek ringe iki boksör çikartmalarini beklerdik. sonra gelip yanima oturur. 1/3 il e sonuncu gelmesi sürpriz degil. oldugu yerde gölge boksu yapan istavroz çikaran." "son kosuda kime oynadiniz. bugün bile kabloya uzanip mikrofonu yavasça asagi çekerken görebiliyorum onu. iyi seçerdim boksörlerimi -yüzde doksan gibi." alyanslarindan ve televizyonun beyin-emici sterilize sanal varligindan önce. Jane'di adi." "yüz kirk dolar içerdeyim. olunca da bugün oldugu gibi agir siklette o lurdu." "Te k-Göz Jack'e. b alkondaki abazanlarla ilgili olarak söylenmeye baslardim: "otuzbirci pezevenkler. ders bitmistir. hey gidi günler. o günlerde çok fazla danisikli dövüs olmazdi. ve boksörlerden biri gongdan önce istavroz çikarmis ve digeri çikarmamissa adamini bulmustun -istavroz çikarmayani seçerdin.ama görmeliydim onlari önce. evet. o kadar eski degildiyse bile. ama o ." "sizinki nasil gitti. fazla hareket etmeyen. zaten ikisi b irlikte gelirdi genellikle. ve çogumuz daha ilk dövü baslamadan sarhos olmus olurduk. görmüs geçirmisti. sairlerin ise özenle yakinmayi seven boklar oldugunu bildigimden barlard an ve dövüslerden ögrenmeye çalisirdim. bize yaptiklari da acimasizcaydi ve hâlâ hayattaydik. dayagi yiyen boksör olurd u. DempseyFirpo garanti. dahasi.hiz ortalamasi kosunun tamami üzerinden hesaplanan hiz ortalamasindan her zaman da ha yüksektir. ama o daracik elbisenin içindeki iri ve sih irli kiçini çalkalayarak tuvaletten geri gelirken balkondaki bütün erkekler ayaklarini yere vurup islik çalmaya basladiklarinda gururlanirdim. Olympic Arena'daki o unutulmaz geceler. nakavt olan bendim. kütüphanelerin yararsiz. öldürecegim orospu çocuklarini!" sonra programa bakar. hesaplarinizi dikkatli yapsaydiniz atin bir sprinter oldugunu görürdünüz. ben de cep v skisini bir kornet gibi diktikten sonra ona geçirirdim.

delige vurur vurur.e'yi? D. p ra firlatip viskimizi içerdik ve bittikten sonra eve dönüs ve ask yataginda o sihirli delige girme k vardi.H'i? H. Hollywood Legion'da sikeli dövüs çok ol urdu. hadi koçum hadi aslanim. salona mavi puro dumani çökerdi ve nasil bagirirdik. biz oraya gitmezdik.D'yi? Elliot'lari? Sitwell'leri? Enrique Balanosu ilk gördügüm geceyi asla unutamam. boksörle r boksör gibi dövüsürler. Raft gelirdi. salonu atese verir. degil mi? . dövüsten önce kuzuya sarilirdi.S'i? e. sarhos bir melek gibi uyurdun.günlerde tepkimizi gösterirdik -ringi parçalar. ön koltuklara kurulan film yildizlari. saglam ve iyi bir boksör hosgörüyü hake-der. halk kütüphanesini kim ne yapsin? Ezra'yi kim ne yapsin? T. o siralar favori boksörüm genç bir zen iydi. koltuklari kirardi k. ve baskalari. ringe küçük beyaz bir kuzu ile çikar. hayli bayagi bir numaraydi ette ama saglam ve iyi bir boksördü. Hollywood'lu çocuklar bile asil dövüslerin Olympic'de oldugunu bilirlerdi. balkondaki çocuklar çildirir. onlara pahaliya patladigi için sikeye fazla cesaret edemezlerdi.

neyse. ve o APARKÜT. dislerimi firçaladim. güle güle Central Avenue. yemek yi-yemiyecek k adar hasta hissediyordum kendimi. biraktik yagsin üstümüze. güle güle Watson. düsünmemek daha iyidir. ve seviyordu isini. genellikle yener zaten. izninizle size benimkinden b iraz söz edeyim. Ebedi Gerçekle yüzyüze. bu raya kadarmis. SAIRIN DAG EVI delilikle ilgileniyorsaniz. "Balanos. üstün boksörün kazandigini ancak gecenin ilerleyen saatlerinde. sabaha kadar yagmur yagdi üstümüze. sabah uyandigimizda çarsaf lar islakti. ikimiz de hapsinp gülerek kalktik yataktan. aklimizi kaçirdigimizdan endise duyuncaya k güldük. sonra 4. ama kabul gören biri oldugum için degil. sonra disari çiktim ve floresan fa rikasinin yolunu tuttum. isini görüyordu. elimde viski asla gerçeklesmeyecek zafer çagrilari haykirip durmustum. Watson kuz usunu alip evine gidebilirdi. öyle güzeldi ki iki kez sevisti . ama yetinmeyi bilmeli insan. tepeden tirnaga MOR'sun. açik pencereden içeri hafif bir yagmur yagiyordu. düsünmüyor. yanlis hatirlamiyorsam Watson nakavt olmustu. bacaklari çok güçlü. "tanrim! tanrim!" matrakti ve zavalli Watson bir yerlerde yatiyordu. üç kurus için günde 8-10 saatin katli. aynaya bak. yataga girdik. bir gece. yaraliydim." bardagimi duvara firlatip kadinimi kavradim. sürekli he teydi. b beden ruhu yendi. bir tek günes iyiydi. ne yaptigini biliyordu Balanos. inan mistim. yüzü sis ve mor. "tanrim! tanrim!" matrakti ve kadinim "heryerin m orarmis." dedi ve donuyordum ve ölüyordum ve aynanin karsisinda durdum ve MOR'dum! ne saçma! gülmeye basladim.kötücül bir örümcek gibi çikariyordu yumruklarini. karsima oturmus bacaklarini sergileyen kadinima küfürler yagdirdiktan sonra kabul edebilmist im. adi sani duyulmamis genç Balanos'u çikardi biri karsisina. beynin ve ruhun parçalanarak. viski içime deniz gibi ak tiktan. sadece tepki veriyor. O gece Balanos'u ancak mükemmel bir boksörün yenebilecegini anladim. seri seri seri. sizinki ya da benimki. adi da Watson Jones ya da onun gibi bir seydi. kahramanimdi. Baska türlüydü Balanos -kollan i ki yilandan farksizdi. Arizona Üniversitesi'nde sairin dag evinde kaldim. hapsmyorduk. saçimi taradim. o kadar katila katila gülüyordum ki haliya yuvarlan dim ve kadinim üstüme kapandi ve güldük güldük güldük. sonra da abrikalar. berbat bir geceydi benim için anlaya caginiz. ögürmüstüm dislerimi firçalarken. hiçbir ilerleme kaydetmeden. giyindik. hareket etmiyordu. Klas ve hav ali bir boksördü Watson -çabuk. harikuladeydi. sonra yüzlerimiz pencere tarafinda uyuduk. önce Watson'i h iç acele etmeksizin güzelce yordu. sonra kalktik. Ölüm Baba'yi bekleyerek. ya . önce 6 raundluk-lar. dövüsün sonuna dogru da sazi eline alip evire çevire dövdü kahramanimi. ama.

bu yüzden dag evinin kapisinin çalindigi söylenemez. havalandirma fena sayilmazdi. serinleyip kendime gelmek için yataga girerdim. küvetimi kendim temizledim. si ir dinletisi vermedigimi duyurmus bir sairim. neyse. üstünde siyah boya ile ARIZONA ÜNIVERSITESI yazan çöp bidonuna bos siselerimi kendim attim. orada kal digim süre içinde sicaklik ortalamasi 45 derece civarindaydi ve bira içmekten baska yapacak bir sey yoktu. sessiz e ona tecavüz etme planlari yapiyordum. günde (ve gecede) 4 ya da 5 altilik paket tüketiyordum. ama o da benim söhretimi duymus olmali ki. ayrica sarhos olunca ahmaklasan bir insanim. tam hayalarim serinlemeye. ne var ki arada sirada temizlige gelen ve çok çok çok biçimli bir vücuda sahip zenci bir temizlikçiden bahsedilmisti. yoktu yapacak baska bir sey.z aylarinda Tus-con'a gitmeyi ancak benim gibi katiksiz bir salak kabul ettigi için. ayikken ise söyl eyecek sözüm yoktur. ondan sonra sabah birami içer. . her sabah on bir sularinda siseleri attiktan sonra çöp bido nunun üstüne kusuyordum genellikle. sikayetçi degildim. ne y apayim. gelmedi.

binbir çesit saglik sorunlari vardi. dogru duymusum. birlikte kahvalti ederiz. hâlâ zenci temizlikçiyi düsünen kamisim sertlesmeye. yattigim yatakta yatan Creeley ve benzerleri yü/. bir plak kaydi için bulunuyordum orada. sonra üç ya da dört bira içer. bütün yapacagin karayolunun ters istikametinde yürüyüp her karsina ç kana KAMPUSUN KAFETERYASI NE TARAFTA? diye sormak. offf. buk. Shapiro. enazindan o dag evinde. sevmistik birbi rimizi. ama benim kitaplarimdan bir tane bile yoktu.. tanrim. ama 81 yasindaki Baba içtigim her biraya bira ile karisilik veriyordu. her karsina çikana KAMPUSUN KAFETERYASI NEREDE? diye sor. orada olacagiz. üzücüydü. uyutuyorlardi beni: Pound. uyandigimda bir bira daha içer ve kirk bes derece sicaklikta büyük editörün 8-10 blok ötedeki evine yürürdüm. büyük editör Bukowski? evet. genellikle yolda bir içki dükkanina girip iki altilik bira satin al rdim. evdeki siir kitaplarindan birkaçini okur ve kö bulurdum dogal olarak.. Olson. karimla birlikteyim. sana çok yakiniz. siçtigim helaya s n. yaslaniyorlardi. kampusun kafeteryasinda bulusmaya ne dersi n? kampusun kafeteryasinda mi? evet. kahvalti ister misin? ne ister miyim? kahvalti. sagol. pekala. ne olur. saniyorum. onlar için de nim için de. bu sabah olmaz. sadece bu kadar yakinken anliyorum. ama o isten sorumlu Arizona profesörü benim k ente gelecegimi .. evet.midem toparlanmaya. onlar içmiyorlardi. tamamen ölü bir yerdi anlayacaginiz.ünden ruhum bulanmaya baslarken telefon çalard i. banyo yapar. ne var? bütün yapacagin her karsina çikana KAMPUSUN KAFETERYASI NEREDE? diye sormak. yüzlerce kitap v e dergi vardi ortalikta. erteleyelim. Creeley..

büyük edi törle tartistim. Benimki . bizzat aradim onu. taburcu olacagi gün çakir ke yiftim. sey yoktu: temizlikçi kadin. iki gün daha tuttular hastanede. 81 yasinda bir adamla içki içip bir seyl erin gerçeklesmesini beklemekten baska yapacak. arka odaya gidip Baba ile televizyonda mini etekli kadinlarin dans ettikleri bir program seyrettim. dünyanin sonu. yangin.ögrenince ülser sikayeti ile St Mary Hastanesi'ne yatmisti.

kalkmisti. baska ne olabilir? ertesi gün daha kisa boylu ve daha seyrek sakalli bir tip arabasi ile beni geri g etirdi. bir resmin iyi olup olmadigini anlamak için kullandigim gizli formülü anlattim ona. her ne dense. uzun boylu. o fazla konusma di. kizin teki duvardan çikip barin üstünde dans etmisti. yapili bi r tiple. ne is yaparsin. aslinda seni arzulamiyorum ama bir seyler hazir edebilirsen bana sahip olabilirsin. . her konuda iskembeden atip duruyorduk. kocasi ile Hukuk. o barda kalmamakla hata et mistim. o mu. kadinin bana bütün söyledigi Los Angele isteyebilecegiydi. dedi. Siir. çalisip bana bakabilecegini söylemekten baska bir sey gelmedi elimden. gür sakalli. n e is yaparsin? resim. sonra gür sakalli. komünist komplosu muhtemelen. dedi. diye sordum ona. birader. ve bana. . ya da öyle bir seydi adi. birkaç bira içlikten sonra gitmeye karar verdi. bir Chesterfield ikram etti. ama beni eve getiren adamdan da bahsettim. dedim. kirmizi saten külotunu yüzüme sallayip durmustu. yapili adamin basi masanin üstün e yigildi ve ben karisinin bacaklarini ellemeye basladim. resiml e yazmak arasindaki farki da. yüzünde bir karis sakal var. ilgilenmedi.. müsade etti. bu da çogunun söylediginden fazlaydi. resmin yazidan farkli olarak sizin için neler yaptigini. Baba'yi bilmiyorum. müsade etti. büyük editör arayip beni kahvaltiya davet ettiginde ona bir kez daha hayir demek zoru nda kaldim. Tarih. sonunda herseyi unutmasini söyledim. ha. profesör. dag evine vardigimizda biralari açtim ve resim konusunda aydinlattim çocugu. Archer. kocasini bir bara götürüp üst üste üç sek skoç bile içirtmistim. Seks. Arizona Üniversitesi'nde resim dersi veriyor. adi ne dedin? tekrarladim adini. incecik beyaz kil lar vardi bacaklarinda -bir dakika! karisi 25 yaslarindaydi!. ama bir gece kendimi kentin öbür tarafinda buldum. beni getirdigin için çok tesekkür ederim. ya da Archnip. bir sey degil. içtik ve içtik ve içtik ve paket paket sigara tükettik -Chesterfield. Roman ve Tip üstüne yaptigim bütün o konusmalar bosa gitmisti. iyi biri.yani elektrik isiginin altinda beyaz gibi görünüyorlardi o uzun bacaklarda. deyip duruyordu. ben de resim yaparim. dedim. iyi çocuk. ve bacaklarini elleyip bir se yler hazir etmeye çalisiyordum ama Chesterfild'ler ve içki beni bitirdigi için ona benimle Los Angeles'a gelebilecegini.

Agustos. dedim. dedi kadin sunucu ba na. bugünü yasa. falan filan. yok ya? sunucu kapatti. biralari dikip öbür müzi inledim. kazanacaktiniz. kaybettiniz. Kasim da dogmus olsaydiniz.hay allah. öbür müzikleri dinledim. v frekanslardan birinde bir tür yarisma ya da ona benzer lanet bir sey vardi -dogum tarihinizi söyle menizi istiyorlardi. hey hey. üzgünüm. yok ya? dedim. çilginlik: San Francisco'ya gelirsen çiçek tak saçina. efendim. önce dogdugunuz ayin ça ldiklari parçaya . küçük radyoda senfoni programlari yoktu.

kitaplari bavula koymam gerekiyordu. bir kola. buk her zaman kendine bir kafes insa e der. islerine geldigi g ibi uyduruyorlar. buzdolabina gittim. kirli külotunu bile koklatmaz sana. dedim. otobüs duragina erken varirsan orada bekleme. içersin. dedi sunucu. sicak ve bükülmüs bir kagit bardakta getirir kolayi. ÖLÜM ELINDEKI HAÇ. istemeye istemeye siparisini alir. buk'u kil payi ile kaçirmissin. böcek hâlâ can çekismektedir otobüs hâlâ gelmemistir. buk. biliyor musun? bu sicakta bavulu ile buraya kadar yürüdü. kentten ayrilacagimd an emin olmak istiyordu anlasilan. kampusun kafeteryasinda yemek yemez. alisveris merkezine girip bekle. alisveris merkezlerini sevmiyorum! a lisveris merkezlerinde olmaktan hoslanmam! orada oturup mermer fiskiyeyi seyredersin. çantami alip 47 derece sicaklikta otobüs duragina yürüdüm. temizlikçi kadin gelmemisti. neyse. dedi editör. büyük editör o tarifesini anlatmisti bana. ya da bir tür böcek can çekismektedir önünde. hersey yapaydir. "savas o kadar da kötü bir sey degildir. mermer fiskiye toz kaplidir. lanet olsun. bir kanadi hareketli digeri hareketsiz. sahtekar orospu çocuklari. anlamiyor musun? dedim editöre. kimsenin arabasi yoktu.uymasi gerekiyordu. Niagara selalesi gibi akiyordu ter üstümden. lanet otobüs görünürde y ir küfür salladim." diyen birini de taniyorum. kentte son günümdü. ne yapti. editörün evine varip bir bira açmamla haslane den yeni taburcu olmus profesörün arabasi ile gelmesi bir oldu. canin kola filan çekmiyordur aslinda. 19'u filan. hava sicakligi 47 derece. yabancisindir. bi r kola iç. dedim kendi kendime. . tabii. dedi. ama kazulet karinin tekidir ve bunun farkinda bile degildir. alisveris merkezleri o kadar da kötü degildir. oradan çiktiginda dokuz kez tecavüze ugramis gibi hissedersin kendini. bavulumu yapmaya basladim. bir karinca geçer. içeri girdi. anliyor musun? tezgah a gidip bir paket sigara almak istesen biri gelene kadar bes dakika geçer. kaldigim yerden gara bir taksi tutabilird im ama büyük editör bana bazi kitaplar vermek istiyordu. bavulumu bir elden ötekine geçirdim. hizli hizli bati istikametinde yürümeye basladim. bütün yapacagim üç blok kuzeye yürüyüp bati istikametine giden büse binmek ve Elm duraginda inmekti. 7'si. dedi editör. otobüs gecikirse alisveris merkezinde beklemesini söyled im. iki-üç ki si sana buz gibi bakar. ikisini d e tutturmussa-niz YOL VE MOTEL MASRAFLARI DAHIL LOS ANGELES'A BEDAVA SEYAHAT kazaniyordunuz. sonra garson gelir nihayet. biraz önce dag evine ugradim. ondan sonra dogum gününüzü deniyordunuz.

ki bir seydi. binlerce siürimi basti ve KIM OLDUGUMU BILE BILMIYOR! profesör güldü.ama tanri askina. Disneyland'den.. büyük cam pencer eden lanet kent . motosikletli polislerden ve yogurttan hoslanmam. alisveris merkezlerinden hoslanmam. tanrim. evhamlarim ve önyargilarim var ve onlardan yola çikmak zorundayim. tanrim. Bobby Kennedy'nin alnina düsen manik-depresif saç tutamindan da hoslanmiyorum. çünkü kerteriz alabilec egim baska bir sey yok. Beat les ve Charley Chap-lin'den hoslanmam. midilli atlarindan hoslanmam. tren iki saat gecikmeliydi. profesöre döndüm -bu adam on yildan beri kitaplarimi basiyor. profesör bizi tepedeki evine konuk etti.. kampus kafeteryalarindan hoslan mam.

kalkip vagonumu arayarak yürümeye basladim.. ve Los Angeles geliyordu. dikkatli olma k zorundaydin lastigi makineye yüklerken. daha sonra 110 'un 42 oldugu anlasildi. insanin üstüne düser düsmez kuruyan sicak bir yagmurdu. egiliyor. küçük bir bebegi vardi. zenci temizlikçiyi.ve o zenci temizlikçi nin aski kabarmisti ve kimse yoktu ortalikta. yana dönüp ayisigi ile aydi nlanmis tren penceresinde o nefis bacaklari seyrettim. kafayi yemisti. ve sairin dag evinde Bukowski yoktu artik ve onu görebiliyordum. ama benden baska israr eden olmadigi için bir hanimefendiye yakisir sekilde çekildi. kolunu kaptirman isten bile degildi. ona sahip olabilirsin. yarik dolu. bir tane daha çalmaya ikna etmeye çalis tim. diye geçirdim içimden. ve elimi cebime sokup küçük siselerden birini dah a açtim. sicak su siseleri. radyoyu dinliyordu -San Francisco'ya gelirsen çiçek takmayi unutma saçina. onunla çocuguymus gibi konusuyordu. profesörün karis anoya oturup biraz Verdi zirladi. cani cehenneme. kiçi cennetin dibini çagristiran mavi elbiseli bir kiz vardi. profesörün karisini alkislayip bir tane daha çalip söylemesi için pohpohladim. dünyadaki tek kent. terliyor. Kizilderililer.görünüyordu. kaldiriyor. demek istedigim. Los Angeles bana dogru geliyordu. KENDI 84 ALISVERIS MERKEZIMDE KISTIRMISTIM ONU. büyük editör aci çekiyordu nihayet. büyük editör benden ne yapmami beklerdi acaba? Hem olsa ne yapardi? Dos Pas-sos? Tom Wol fe? Creeley? Ezra? ayisiginin aydinlattigi bacaklar anlamini yitirmeye basladi. kaçiklar ve üç kagitçilarla birlikte tre ne bindim. orada da bir yarik vardi belki. yoktu 110. seviyordum neredeyse. o kadar da kötü degildi aslinda. ve emzik emer gibi emdim sisemi ve Los Angeles geldi.. birsey birsey. ihtiyar. makine lastigi istenilen ölçülerde kesip biçiyordu. APTAL ISALAR üç adam ham lastigi makineye yüklüyor. bütün diger kentlerden daha bok bir kentti ve bu onu matrak kiliyordu. oturup Los Angeles tre nini bekledim. son üç yilda iki isçinin basina . Meksikalilar. benim kentimdi. ayni filimlerdeki gibi. dus boneleri. a ma onu mutsuz etmekle kalacaksin. cani cehenneme. Meks ikalilar ve Kizilderililer horluyorlardi. bavulumu teslim ettim ve onlari orada biraktim. ve tren gara girdi. dikizlemekle yetin daha iyi. öbür yanima dönüp mor daglara baktim. bir kamyonun üstüne oturup seftali k onyagini yudumladim. ama intikamimi aldim büyük editörden. yeterince güçlüydü ama kendini iyordu -varyasyon tonalitesi olmaksizin kesintisiz güç. yagmur altinda beni gara götürdüklerinde ceplerim küçük siselerle doluydu -seftali konyagi filan. ayisigi ile aydinlanmis o bacaklara baktim ve kizin bebekle konus masini dinledim. yeter ki dene. kesiyor ve siçiyordu: bisiklet pedallari. iyor. vagon numaram 110'du. ter gibi. egiliyo r. benim seftali konyagim.

" 86 . tuvaletleri temizliyor. saniyeler dakika gibi. dakikalar saat. Dan zaman kartini basmak üzereydi ki puroyu andiran ince uzun bir adam girdi içeri. ne zaman baksan seni izleyen on GÖZ. çöpü bosalti yor. sekiz saatlik vardiya bitmek üzereydi. tuvalet kagitlarini asiyordu. çikiyorum buradan. adi Bay Blackstone'du. çok zor geçmisti sekiz saat. yürürken ayaklari yere degmiyordu bile puronun. Durbin'in maasini kes-memislerdi -gömleginin bir kolu sarkmis iskemlede otururdu bütün gün. ve bas ini kaldirip baktiginda kubbeli dairede 5 kisi seni gözlüyordu. Dan Skorski lastigi makineye yükleyenlerden biriydi. "Hangi cehenneme gittigini saniyorsun?" "disari.gelmisti: Durbin ve Peterson. aksamdan kalmaydi. Herkes Peier-son'un bütün bu isleri tek kolla ne kadar iyi yaptigini konus uyordu. Peterson'a ise bir süpürge ile bir faras vermislerdi.

üretimin." Dan etrafina bakindi. gözleri sulanmisti." "nasil tasiyacagiz bu mali?" diye sordu puro. isçiler bunu mutlaka söylerlerdi ona. BAK sunlara! su zavallilara bir bak. çalar saat sabahin alti buçug unda onu yapay ve . ve mesainin en kötü tarafi ne zaman biteceginin belli olmayisiydi. maaslarinin yarisi vergiye. "yarin lastik fabrikasindan yeni m al gelecek. Blackstone." "bir bina daha kiralayin. bir sise Grandad kapip eve gitti. bina sürekli patlama halindeydi. daha fazla isçi çalistirin. katledilmislerdi. hiçbir sey yapmadan s iseyi içti. yataga girdi ve yillardan beri uyumadigi kadar huzurlu uyudu. diger yansi da yeni arabalara. ruhlari damgalanmisti. bilemezdin . bu mali yukari tasimak zorundayiz. bosalarak. her seye gülüp sürekli birbirleri ile alay ediyorlardi. yiginla lastik lastik lastik ve kubbeli dairedeki 5 kisi durmadan zenginlesiyordu. Skorski içki dükkanina ugradi." dedi Bay Blackstone. ayni insanlari ölümüne çalistiriyorsu uz." "Sendika. makineye yüklenmemis tonlarca lastik. ondan sonra eve dön. yer açmak zorundayiz. Skorski. istikbalini garanti altina aldin!" is ne kadar boktan olursa olsun. gecikmesin. "ne?" "'MESAI' dedim. Skorski. yataga gir ve ertesi gün makineye yine lastik yüklemek üzere yataktan kalk. insanliktan çikmislardi. "iyi adamlar bunlar. si parislerin. makinelerin sonu gelmiyordu." "tamam."MESAI. "ISININ BASINA!" dedi puro." "sana hiçbir sey ödememek geçmiyor degil aklimdan." dedi Dan." ve dogruydu. donuk ve deli bakiyorlardi . lastik ku sarak." "isimden oldum öyleyse. yapamam. renkli tele vizyonlara." dedi puro." "ya herkes gibi mesaiye kalirsin ya da isinden olursun. aptal karilarina ve dört bes farkli sigorta poliçesine gidiyor. beyinlerine zarar veriyorsunuz. etrafina bir bak. "elbette. "hayir. "gücüm kalmadi." o binadan çiktiginda her kovuldugunda ya da isi biraktiginda hissettigi o harikul ade mutlulugu hissetti. iki saatten bes saate kadar sürebilirdi. nerede olduklarinin farkinda bile degiller artik." "çekini postalariz. onlari orada birakmak -"burada bir aileyiz.

. Yayimlarimiz Avrupa. Dan kapatti. "gerçekten istiyor musunuz beni?" diye sordu Dan. Burada. tencereye iki yumurta koyup altini yakti ve Sig-no'yu aradi. "sizi sabirsizlikla bekliyoruz. S igno'nun sesi metal bir borunun içinden geliyordu sanki. "bunu mektubumda belirttim. havaleyi çikarin. "elbette." "para yolda. sonra yumurtalarin altini söndürüp yataga girdi ve iki saat dah a uyudu." dedi Signo. size uçak biletinizi ve yol masrafinizi havale ederiz. hostesin ona ne verdiginin bile farkinda degil di -morumsu. ve hayli samimi konusuyordu." "pekala. çok geçmeden bütün yolcularla konusuyor. New York Üni versitesi'ndeki resim serginizden de hayli etkilendik. anlasabilecegimizi umuyoruz. Skorski uçaga binmeden önce epey içmisti. mektubundaki gibi resmi degildi. viskinin üstüne hiç de iyi gitmiyordu. bilmiyor du nedenini. bir mektup. Avustralya. kalkti. 1962-63 yillari arasinda SAKAT KUS adinda bir derginin editörlügünü yaptiginizi ögrendik ve dergi için yaptiginiz seçimleri çok begendik. bas editör World Way Yayincilik. Afrika. lastikten metale. Birkaç yil önce. Uz akdogu'ya bile dagitiliyor.acimasiz insanliga uyandirmayacakti. Sevgili Bay Skorski: Öykülerinizi ve siirlerinizi uzun süreden beri hayranlikla takip ediyoruz." kapatti. en içten dileklerimle D. Tam aradigimiz gib i bir editör oldugunuzu düsünüyor." dedi Signo. ve evet. Adimizi duymus oldugunuzdan eminim. ama uçusun yarisinda v iskiyi bitirdi ve hostesten içki istemeye basladi. Baslangiç için haftada 200 dolar verebi liyoruz. bize katilmayi kabul ederseniz onur duyacagiz. yaninda da biraz Grandad vardi. belki de Si gno'nun sesindeki metal tini yüzünden. Ilgileniyorsaniz bizi ödemeli olarak ara yin. ögleye kadar uyudu. ilk kez uçuyor oldugu için belki.. çok mesguldü belki de Signo. World Way Yayincilik'ta bir editöre ihtiyacimiz var. iki alka seltzer aldi ve posta kutusuna bakti. bazi adamlar sürekli çok mes guldü. geliyorum.R Singo. tatli bir içkiydi. New York uçagina bindiginde huzursuzdu. ama dünyanin en büyük yazarlarindan birkaçini yayimlamist i Signo. on eski . Dan bir bira içti.

ama israrciligi karsisinda susmuslardi: "Evet. önce gülmüslerdi. zor atti kendini helaya. Rock'yim ben. Rocky. çoraplarini yikadi ve yalinayak çikti disari.sampiyon Rocky Garziano oldugunu söylüyordu. çorap larini kurumalari için . ayakkabilarini ve çoraplarini çikardi. kimse duramadi karsimda! nasil ayaga kaldirirdim se yirciyi!" sonra midesi bulandi. kusmugunu ayakkabilarina ve çorapl arina bulastirdi.

bir yere birakti, ayakkabilarini baska bir yere, sonra da unuttu onlari nereye b iraktigini. koridorda yürümeye basladi, yalinayak. "Bay Skorski," dedi hostes onu görünce, "yerinize oturun lütfen." "Graziano. Rocky, ayakkabilarimi ve çoraplarimi kim çaldi, onu söyleyin siz bana. yak alarsam ikiye ayiracagim onu." koridora kustu, yasli bir kadin yilan gibi tisladi ona. "Bay Skorski," dedi hostes, "yerinize oturmaniz gerekiyor." Dan hostesi bileginden kavradi. "hoslandim senden, hemen burada tecavüz edecegim sana! gökyüzünde tecavüz! BAYILACAKSIN! eski boksör, Rock Graziano Illinois üzerinde hostese tecavüz etti! buraya gel!"

Dan hostesi belinden kavradi, korkunç bos ve aptal bir yüzü vardi kadinin; genç, bencil ve çirkin, bir tarla faresinin zekasina sahipti ve memeleri dümdüzdü, güçlüydü ama. kollarindan siyrilip p t kabinine dogru kostu. Dan biraz daha kustu, sonra yerine oturdu. yardimci pilot geldi, devasa kalçalari, iri bir çenesi, üç katli bir evi, kaçik bir karis i ve dört çocugu vardi. "Hey, arkadasim," dedi yardimci pilot. "ne var, moruk?" "aklini basina topla, kargasa çikardigini duydum." "kargasa mi? o da ne? ibne misin yoksa?" "aklini basina topla diyorum sana!" "git lan! biletim var benim!" devasa kalçalar emniyet kemerini tuttugu gibi bir mongo agacini hortumu ile kökünden söken bir filin rahatligi ve güç gösterisi ile bagladi. "YERINDEN KALKMA!" "Rock Graziano'yum ben!" dedi yardimci pilota, yardimci pilot kabinine dönmüstü bile. hostes gelip de Skorski'yi koltugunda ve emniyet kemeri bagli görünce kikirdadi. "YIRMI SANTIM gösteririm sana!" diye bagirdi Dan hostese. yasli kadin yilan gibi tisladi yine.

havaalanindan yalinayak çikti, Village'a bir taksi tuttu, bir oda bulmasi zor olm adi, kösedeki bari da

çabucak buldu, sabahin ilk saatleri-na kadar o barda içti, hiç kimse çiplak ayaklan ile ilgili tek soru sormadi ona. kimse onu farkedip tek kelime etmedi. New York'da oldugu kesindi. ertesi sabah yeni ayakkabi ve çorap almak için dükkana yalinayak girdiginde bile kimse bir sey söylemedi, yüzyillar geriye giden, anlamin ve/veya duygularin ötesinde karmasik bir ke ntti New York. iki gün sonra Signo'yu aradi. "yolculugunuz iyi geçti mi, Bay Skorski?" "evet, tesekkür ederim." "ögle yemegimi Griffo'da yiyecegim, hemen kösededir, yarim saat sonra orada bulusali m mi?" "nerede bu Griffo? yani adresi ne?" "taksi soförüne Griffo de, kafi." kapatti. Signo kapatti. taksi soförüne Griffo dedi ve çok geçmeden oradaydi, içeri girdi, kapinin önünde durdu. 45 i vardi içeride, hangisi Signo'ydu? "Skorski?" diye bir ses duydu. masalardan birinde oturuyordu. Signo. yaninda biri daha. kokteyl içiyorlardi, masa ya oturdugunda garson onun da önüne bir kokteyl koydu. isler yoluna giriyordu galiba. "ben oldugumu nasil anladin?" diye sordu Signo'ya. "ben anlarim," dedi Signo. insanin yüzüne hiç bakmiyordu Signo, içeriye her an bir kus veya

Ubangi'den zehirli bir ok girecekmis beklentisi ile insanin kafasinin üstünden baki nip duruyordu. "bu Garip," dedi Signo. "evet, oldukça," dedi Dan. "hayir, bu Bay Garip demek istiyorum, kidemli editörlerimizden biri." "merhaba," dedi Garip, "öykülerinizi ve siirlerinizi hep hayranlik duyarak okudum." Garip ise öbür türlüydü: her an bir sey çikabilecekmis gibi yere bakip duruyordu -yag sizin isi veya bir vahsi kedi veya hamamböcekleri-nin istilasi, kimse bir sey söylemedi. Dan kokteylini bitirip onlari bekledi, çok yavas içiyorlardi, önemi yokmus gibi. birer kokteyl daha içtiler, büroya gittiler...

masasini gösterdiler ona. masalar birbirlerinden buzlu camdan bölmelerle ayrilmisla rdi, camin ötesini göremiyordunuz, masanin arkasinda beyaz camdan bir kapi vardi, kapali, dügmeye basti ginda masanin önüne buzlu camdan bölmen iniyordu, orada sekreterlerden birini düz-sen kimsenin ruhu du ymazdi, sekreterlerden biri gülümsemisti ona. tanrim, ne vücut! dipdiri ve düzülmek için haykiran o vücut, sonra da gülümseme... ortaçag iskencesi.

masanin üstündeki sürgülü cetvelle oynadi, on iki puntoluk matbaa harflerini ölçmekte kull liyordu, cetvel hakkinda hiçbir sey bilmiyordu Dan. orada oturup cetvelle oynamaya devam et ti. kirk bes dakika geçti, susamisti, masasinin arkasindaki kapidan çikip camlarla çevrili diger masalarin yanindan geçti, her camdan bölmenin arkasinda bir adam vardi, kimi telefondaydi, kimi önündeki kagittan ka ristiriyordu, ne yaptiklarini biliyorlarmis gibi görünüyorlardi. Griffo'yu buldu, bara oturup iki kokte yl içti. sonra masasina döndü, oturup cetveli ile oynadi yine. yarim saat geçti, sonra kalkip Griffo'ya gitti yine. üç içki. tekrar cetvele, tekrar Griffo'ya. kaç kez Griffo'ya gittigini bilmiyordu artik, ama günün ile rleyen saatlerinde masalarin yanindan geçerken adamlar dügmelerine basip camdan bölmelerini indirmeye bas lamislardi, o yürüdükçe bölmeler iniyordu, flip, flip, flip, sadece bir editör bölmesini indirmemisti. Da urup ona bakti -ölmekte olan devasa bir adamdi, gerdani kat kat, yüzü sis, bir çocugun plaj topu gibi y usyuvarlak, adam Dan'e bakmadi, tavana bakiyordu ve çok öfkeliydi -yüzü ön ce kirmiziydi, sonra beyaz. Dan masasina gitti, dügmeye basti ve kendini hapsetti, kapisi çalindi, kapiyi açti. Signo. Signo Dan'in basinin üstünden bakti. "sana ihtiyacimiz olmadigina karar verdik." "dönüs masrafimi kim karsilayacak." "ne kadar tutar?" "175 dolar isimi görür." Signo 175 dolarlik bir çek yazdi, masanin üstüne koydu ve disari çikti...

Skorski, Los Angeles yerine San Diego'ya gitmeye karar verdi, çoktandir Caliente hipodromunda oynamamisti, hem denemek istedigi yeni bir sistemi vardi, agirlik-mesafe-hiz ili skileri üstüne kuruluydu sistem, uçakta hayli ayikti bu kez. bir gece San Diego'da kaldi, sonra Tijuana'ya bir taksi tuttu, sinirda taksi degistirdi, Meksikali taksi soförü kasabanin merkezinde iyi bir otele götürdü onu. iç nde paçavralarinin bulundugu çantayi odadaki dolaba sokup kasabayi kesfe çikti, alti sular iydi, pembe günes kasabanin yoksullugunu ve öfkesini dindiren bir merhem gibiydi, zavallilar, Amerik a'ya bu kadar yakin

muhasebe defterlerine göre alacakliydi. defterlere.. bir kadin bir erkegi 9. her gece okyanus kiyisinda yürüyüse çikacakti. . içkilerini yudum lamakla mesgul dört-bes Meksikali vardi sadece. Fransiz sarabi içecek. zate n o anda son istedigi seydi herhalde yarik.000 farkli biçimde öldürebilirdi.olmak. müzik dolabinda Meksika müzigi çaliyordu. kadin yoktu. kadin sorun degildi Tijuana'da.. bir bara girip tekila söyledi. ama köpekbahginin karnina dolanmis bir sazan gibi zenginligin ancak küçücük bir parçasini koparabilmek. firçalarini çikaracakti. dilini konusup yolsuzlugunu bilmek. iyi yasa akla kötü yasamak arasindaki fark biraz talihti ve Dan talihinin biraz açilmasi gerektigini düsünüyordu. sistemini basari ile uygulayip 50-60 bin dolari kaptiktan sonra Los A ngeles ile San Diego arasindaki sahilde küçük bir ev satin alacakti kendine. sonra elektrikli bir daktilo a lacakti. kadin ayakbagi oluyordu insana.

spesifik olarak . ölümü hiç düsünmemis. garson kadin sisman ve bir hamamböcegi k dar aptaldi -hayatinda dis agrisi çekmemis. Tijuana ilaçti onlar için. barmen de uzaklasti. gördükleri her kadina fahise. "persembe." dedi. kimse ona bulasmadi. parayi göster yeter ki. nasil bir sözcük tü o öyle? kültür. "sagol dostum. ertesi sabah jambonlu yumurta yiyebilecegi bir kafe buldu. kalemle yazami. ama huzurluydu içerisi.barmene günlerden ne oldugunu sordu. kabizlik çekmemis. ama atlar cumartesinden önce kosmuy orlardi ve daktilosu yoktu. Amerikali turistlerin bes günlük cehennemde n sonra iki günlük cennet yasayabilmek için siniri geçmelerini beklemek zorun-92 daydi. barmen.. neyse." diye cevap verdi. perdeyi çekti ve uzanip Meksika ayini seyretti. o kimseye bulasmadi. iyiydi orada olmak. yumurta lar fazla pismis. diye g eçirdi ve uyudu.• yordu. Amerikalilar ya da Teksaslilar ya da bilmem ne olarak. bostu içerisi. bir süre için Amerikan topragin dan uzak olmak iyi bir duyguydu. jambon sert. hve daha içip o tatli Meksika sigaralarindan bir tane içti. . Aleseo. ama Amerikalilar Meksikalilardan çok az savas kazanabildiklerini unutuyorlardi. bar men tekila ile geldi. bir persembe aksami bir Meksika barinda bir Amerikali olmak hiç d e kolay degildi. kahve ise kötüydü. Meksika müzigi çaliyordu yine. içinden. "güzel bir kiz ister misin. hayati ise çok az. iki günü daha vardi öyle yse. sikayetçi degildi ama." böyle kendini begenmis bir laf ettigi için kendini kötü hissetti. ama Me ksikalilar için öyle degildi.. farkli yaniyordu Meksika sig arasi -canliymis gibi sicak. Bir tekila daha söyledi. daktilonun makineli tüfegi andiran sesini seviyordu. gerçekti. içti ve Meksika müzigini dinledi. biraz huzur nihayet. Amerikalilar için kitaptan tarih olmaktan öteye gitmiyordu. boga güreslerinin bile içine etmisti Amerikalilar. henüz ögle saatleriydi.mdan z iyade genel olarak insanlikla ilgiliyim. senyor?" diye sordu barmen. ayni 4-5 adam oradaydi. sonra odasina çikti. ve sarhos oldu. allar cumartesi gününden önce kosmuyorlardi. yaziya katkisi vardi. orada oturup baska bir kültürün arka kapisindan girmek. ceplerindeki dolarlarla Tijuana'yi satin a lmis gibi dolasiyorlar. herseyin içine ediyorlardi. 4-5 saat boyunca içti. ayni bara gitti Skorski. her polise çizgi roman karakteri muamelesi yapiyorlardi. ama Amerikalilar bilmiyorla rdi Meksikalilarin onlardan ne kadar nefret ettiklerini. "ama ben bir yazarim. bara gitmek için çok erkendi.

zenci-yandas-liginin entelektüel bir yutturmacaya dönüsmesinden çok önce Central Bulvari'ndaki zenci barlarinda oturdugu günler geldi aklina. ve sarhos olup masalarinin üstüne sizmist i. simdi de buradaydi. ölüm gidilebilecek tek yolken öldürmemislerdi onu. Meksika. ora da oturan 4-5 kisinin anlatacak bir hikayeleri vardi belki.dünden daha nazikti sanki. ama onu öldürmelerini çok istemisken. . onlarla konusup ayni beyaz adam gibi düsündüklerini ögrendiginde hayal kirikligi na ugrayisi -paradan baska bir sey düsünmüyorlardi onlar da.

.gitmesini söyledi. bir güvercin geçti ayaginin yanindan aylak aylak.. tekila üstüne tekila söylüyordu. Centr al Bulvar'i yasiyordu bir kez daha.. insani uyutan Romantik-melodik bir seyler vardi içinde. bir bankin üzerinde. bardaki bes kisi ve barmen oturmus onu seyrediyorlardi. firsatçilar gelip her-seyi bok etmeden çok önce oradaydi o. boyunlarinin isleyisinden nefret etmisti hep. kurtulus. iskemle ve barmenin temizlik bezi ile boga güresi bile yapti. dokunmasi ile yere düsüp parçalanmasi bir oldu. sikilmaya basladi. Meksikalilar gülüsüp bagirdilar. kadin istedi. arka cebini yokladi. bü tün gece sallandiktan sonra betona düsüp parçalanmisti. sonra basindaki gözlügü fark etti. çilgin gibi elbette. sonra BOSUNA olacagini bildigi har ekete gelmisti sira. ya da o t embel dört günesinde pencerenin kenarinda dolanan sinekler gibi. kadin gitti. plazada. bir kulagindan sarkiyordu. cesaretle ndiriciydi. eline bes dolar tutusturup usturuplu bir sekilde -ona göre en azindan. ve onlara asla anlatamayacagi aptal bir hikaye vardi. bilmek zorundaydi. mükemmeldi. bes sessiz a dama içki ismarladi. çogunu anlamiyord . ru hlarina ulasmaliydi! ruhlari vardi mutlaka. bir süre sonra gülüsmeyi ve bag irmayi birakmislar sessizce seyrediyorlardi yine. agzinin tam ortasinda altin bir disi vardi. tekilaya devam etti. su MOR ISIKLI mahallede o tururken sarhos . camlarindan biri çerçeveden firlamis havada sallaniyordu. güzeldi günes. biraz hayat nihayet! Dan müzik dolabini beslemeye ve dans etmeye devam etti. ilk farket-tigi sey günes oldu. nihayet. ama mecburdu. aptal kanlar ve aptal patronlar ve aptal baskanlar ve aptal Isalar gibi. günes batarken barmene içki ismarladi. Dan gözlügün arta kalanini gömleginin ön cebine soktu. hiç durmadan. ama mükemmeldi.çabuk sarhos oldu. kadin gelip yanina oturdu. umdugundan biraz da ha yasliydi. müzik dolabini sürekli besleyip Meksika müzigi çaldi.. Skorski kalkip müzik dolabina bir tomar bozuk para atti. aptalcaydi.. gece islak ve kirli bir kedi gibi Ti-juana'ni n ruhuna sokulurken dans etti. en ufak bir istek duymadi onu düzmek için. gitmisti cüzdani. sonra yerinden kalkip dans etmeye basladi. bütün parasi o cüzdanin içindeydi. 1955 yilinda bir kez daha. nasil böyle hareketsiz oturabiliyorlardi? kozanin içi gibi. Dan Skorski parkta uyandi..

zordu ama. çiçekli bir bahçenin ortasindaki cam bir kulübenin içine gerçek boyutlarda bir Isa koymuslardi.oldugu gece. yasli k adinlar bahçede oturmus Isa'yi seyrediyorlardi. Isa'yi o plastik kafeste n çikaracakti. uyuz olmustu Dan. ayaklarina bakarak duruyordu o kulübenin içinde. Ise koyulmustu Skorski.. keyifsiz.. bir gece kafayi iyice çektikten sonra o bahçeye gitmisti. . MOR BIR ISIK DÖKÜLÜYORDU ÜSTÜNDEN. hüzünlü.

96 .sonra bir adam gelmisti kosarak. ama önemi yoktu. "hey! n'apiyorsun?" "bu orospu çocugunu kafesten çikarmaya çalisiyorum! sakincasi var mi?" "polis çagirdik. Isa'yi yere birakip kaçmisti. "kizkardesimi . "12 yasinda. LACIVERTMIS en azindan. hiçligin Meksika plazasinin sonuna kadar. ki yakindir. ama Kuzeye. istedigi sey onlardaydi.ikmek ister misin. Özgürlük Ülkesine dogru degil eye. ya da etmisti. gözleri harikula de. bugün degil." "polis mi?" Skorski. Meksiko City yolunu yarilamis olarak küçük bir kasabadan geçerken mor bir Isa'dan farki yokmus dediklerine göre. bu sefer ayaginda ayakkabilari vardi hiç olmazsa. Meksika'nin içine. New York'da kokteyleri o kadar hizli içmekle iyi etmemisti belki. çamurlu tarlalardan geçerken küçük çocuklar onu tasladi. Dan hüzünlendi çoc sonra kalkip plazadan çikti ve yürümeye basladi. geri zekalilarin ellerindeydi hersey. basi önüne sarkik." gerçekten üzgün uzaklasmisti çocuk. senyor?" diye sordu çocuk.. kimse onu bir daha görmedi. basaramaT misti. beyazlar giymis bir oglan çocugu." "hayir.. bir oglan çocugu dizine vuruyordu. 95 onlarin verecekleriydi istedigi sey. ömründe bu kadar güzel göz görmemisti.

ona dokunabilirim. diye geçirdim içimden. Uzun süre yol aldik. Trafik lambasina yürüyüp karsiya geçtim. ben arka. Kalçalari aklimi basimdan a lmisti. Ikinc isi birincisinden on dakika. Neyin var? diye geçirdim içimden. Tanrim. Aniden ayaga firlayip dügmeye basti. ya da kendiler ine özgü bir hava. Asansöre girdigini gördüm. Disari çikti. Son anda otobüse atlay ip yanindaki bos koltuga oturdum. Otobüs duragina dogru yürüdüm. asansörün kapisi kapanir kapanmaz binaya girdim . Yüzünde sizi oyun oynamaya davet eden bir sey vardi. ben de pesinden. Kendine hakim olamiyorsun. Parlak san bir elbise vardi üstünde. aradaki on bes daki kayi doldurmak için sokaga çikmis yürüyordum. O asansörü beklerk en ben disarda durdum. Ilik ve hos bir aksamüstüydü. Yedi dolar seksen bes sentlik para havalesi yaptirdi. Otobüs duragindaydi ve otobüs duraga yanasmak üzereydi. Dört-bes kisilik bir sira vardi. Ben de pesinden. Sonra "Hudson Arms" adinda bir binaya girdi. üçüncüsü ikincisinden on bes dakika sonra. Böyle ka dinlarin sokakta yürümeleri yasaklanmali. Milyonlarca kadinin içinden biri çikar ve içinizde uykuya yatmis ne var sa canlandirir. Ayak bilekleri ince ama bacakl ari dolgun. Postanenin önüne gelince içeri girdi. Insanlar düste gibiy di. Gizlice size gülüyormu s gibi. Blok apartmanlardan olusmus bir semtti. Hiç isime yaramayacak bir düzine posta karti alip telasla disari firladim. bacak bacak üstüne atmisti. giydikleri elbisedir bazen sizi çeken. Yürürken karsi kaldirimdaki otobüs duraginda otura adin dikkatimi çekti. Onu takip ettigimin farkindaydi mutlaka. Sesi bil e özel bir sehvet makinesinden gelir gibiydi. Bir kez olsun arkasina bakmamisti. ama rahatsiz olmus görünmüyordu. Kendime hakim olamiyordum. Alti-yedi kilometre yol aldik. Yanina vardigimda kalkti ve yürümeye basladi. Topuk seslerini dinleyerek ardindan yürürken onu gözlerimle yiyordum. Ilk köseden döndü. Ondan bes santim uzaktayim. Yapilarinda bir uyum vardir. Izledikçe daha çekici buluyordum onu. Ben kesinlikle düsleydim.TECAVÜZ! TECAVÜZ! Bazi testler yaptirmak için doktora gitmistim. kalçali bir kadindi. Üç kez kan alinmasi gerekiyordu. Ayak uçlarinda yükseldiginde daracik elbisesi yukari çikti. Sesini dinledim. Ikinci kan alinmis. dedi içimde bir ses. Umurumda bile degil. Asansör . dayanilir gibi degildi! O ön kapidan indi.

kapisinin önünde durup bekledim, kapinin açildigini ve asansörden çiktigini duydum. Asansör gri dügmesine bastim, saymaya basladim. Bir, iki, üç, dört, bes, alti... Asansör geldiginde on sekize kadar saymistim.

Asansöre girip en üst dügmeye bastim, dördüncü kat. Saymaya basladim. Dördüncü kata geldig yirmi dörde kadar saymistim. Üçüncü katta bir yerlerde olmaliydi. Üçüncü kat dügmesine bast

saniye. Sonra asansörden çiktim. Bir sürü daire vardi. Ilk dairede bulacak kadar sansli olmadigima karar verip ikinci dairenin kapisini çaldim. Kel kafali bir adam açti kapiyi. Üstünde fanila vardi, pantolon askisi kullaniyo rdu. "Concord Hayat Sigorta Sirketi'nden geliyorum. Sigortaniz yeterli mi?" "Git," dedi kel ve kapiyi kapatti. Yan kapiyi çaldim. Kirk sekiz yaslarinda, yüzü kirismis, sisman bir kadin açti kapiyi. "Içeri girin lütfen," dedi. Girdim.

"Oglum ve ben açiz," dedi, "kocam iki yil önce sokak ortasinda düsüp öldü. Durup dururken. Ayda doksan dolarla geçinemiyoruz. Oglum aç. Ogluma bir yumurta alçak kadar para verebilir misiniz?" Süzdüm kadini. Oglan odanin ortasinda durmus siritiyordu. On iki yaslarinda, irice v e biraz eblehti. Siritip duruyordu. Kadina bir dolar verdim. "Sagolun, Bayim! Sagolun!" Kollarini boynuma dolayip beni öptü. Agzinin içi islak ve yumusakti. Dilini agzima so ktu. Kusacak gibi oldum. Dolgun ve tükürüklüy-dü dili. Memeleri çok iri ve yumusakti. Kollarindan kurtuldum. "Kendinizi çok yalniz hissettiginiz olmaz mi? Bir kadina ihtiyaciniz yok mu? Iyi v e temiz bir kadinim ben, gerçekten. Benden hastalik filan kapmazsiniz." "Gitmem gerek," dedim, kendimi disari attim. Üç kapi daha denedim, olmadi.

Dördüncüsünde buldum onu. Kapi hafif aralikti. Içeri girip kapiyi kapattim. Zevkli dösenmi ti içerisi. Hiç kimildamadan bana bakti. Ne zaman bagiracak, diye geçirdim içimden. Sertlesmistim.

Üstüne yürüdüm, saçindan kavrayip öptüm. Karsi koymaya çalisti. San elbise üstündeydi hâlâ çekilip dört kez tokatladim. Tekrar kollanma aldigimda direnci kirilmisti. Bir süre bi rlikte sendeledik. Elbisesini yakasindan göbegine kadar yirttim, sutyenini parçaladim. Inanilmazdi gögüsler i, volkanik.

Gögüslerini emdim, sonra agzini öptüm. Elbisesini kaldirip külotunu çikardi. Ayakta aldim o u. Isimi bitirince kanepeye firlattim. Açik bacaklari ile bana bakiyordu. Doymamistim.

"Banyoya git," dedim, "temizlen." Buzdolabini açtim. Bir sise kaliteli sarap buldum. Iki bardak alip sarap koydum. Banyodan çiktiginda içkisini eline tutusturdum, kanepeye oturduk.

"Adin ne?" "Vera." "Zevk aldin mi?" "Evet. Birinin bana zorla sahip olmasi hosuma gider. Beni takip ettigini biliyor dum. Ümitlenmistim. Asansöre bindigimde gelmeyince

cesaretini yitirdigini düsündüm. Daha önce bir kez tecavüze ugradim. Güzel bir kadinin erk k bulmasi kolay olmuyor. Erkekler erisilmez oldugumuzu düsünüyorlar." "Bu sekilde giyinip sokaklara çiktiginda erkeklere iskence ettiginin farkindasin, degil mi?" "Evet. Bir dahaki sefere kemerini kullanmani istiyorum." "Kemerimi mi?" "Evet. Kiçimi, kalçalarimi, bacaklarimi kirbaçlamani istiyorum. Canimi yak, sonra da b ana sahip ol. Bana tecavüz edecegini söyle." "Tamam. Canini yakacagim. Sana tecavüz edecegim." Saçindan kavrayip vahsice öptüm, dudaklarini çignedim. "Düz beni!" dedi, "Düz beni!" "Dur," dedim, "biraz dinlenmem gerek." Fermuarimi indirip kamisimi eline aldi. "Ne kadar güzel. Mor, kavisli." Agzina aldi. Isi biliyordu. "Aman allahim!" diye inledim. Teslim olmustum. Alti-yedi dakika dayanabildim, sonra iligimi emdi. "Bak," dedim, "bu geceyi burada geçirecegim anlasilan. Gücümü toparlamam gerek. Ben dus yaparken bana yiyecek bir seyler hazirla." "Olur," dedi. Banyoya girip kapiyi çektim, sicak suyu açtim, giysilerimi çikarip astim. Dusumu yaptim, üstüme bir havlu sarip banyodan çiktim. Ayni anda kapi açildi, odaya iki polis daldi.

kadin davaci olmuyor. Sonra uyumusum. Vera?" "Hayir. Otobüse bindim." dedi iri polis. arkadas?" dedi iri polis. Bir kadinin sözü yeterliydi. "Bir dakika. Disari çikar çikmaz kelepçeyi geçirdiler. Bu kadina tecavüz etmis miydi . etmemis miydim? Bilemiyordum. Polisler kaba kuvvet kullanarak arka koltuga oturttul ar beni." "Evet. "bir daha söyletme!" Banyoya girip giyinmeye basladim." dedi polislerden iri yari olan.. Vera dairesinde kalmisti. "Sanslisin. Adalet bu muydu? Sonra düsündüm. Lobiden geçerken herkes bana bakti. "Giyin ahbap. apartmanin yaki ninda bir yerde indim. çorba." dedim. otobüs degistirdim.." dedim. Asansöre binip asagi indik." dedim. Greyfurt? Klas bir yere düsmüstüm! Hücremde on bes dakika kadar geçirmistim ki kapi açildi. "Genellikle öyledir." Beni tutuklayip hücreye tiktilar. Yirmi bes . bana tecavüz ettin! Beni oral seks yapmaya zorladin!" "Giyin ahbap. "bir kadin için hayatini mahvediyorsun. "Bir saka mi bu. "Irz düsmani!" dedi Vera. deger mi?" "Tam da tecavüz sayilmaz. ekmek ve kahve verdiler. Ne yapacagima karar veremiyordu m. Bir süre sonra apartmanin kapisinin önündeydim. "Deger mi. tabii!" Pilimi pirtimi alip disari çiktim."Bu orospu çocugu bana tecavüz etti!" dedi polislere. Sabah greyfurt. "Haklisin galiba. Bukowski." "Tabii." "Harika! Harika!" "Adimini dikkatli at.

dakika durdum orada. Günlerden cumartesiydi. Evde olmaliydi. Içeri girdim, asansöre bi ndim, üçüncü kat dügmesine bastim. Üçüncü katta asansörden indim ve kapiyi çaldim. Evdeydi. Içeri daldim. "Oglun için bir dolar getirdim," dedim. Aldi.

"Tesekkür ederim! Tesekkür ederim!" Agzini agzima dayadi. Islak bir elektrik süpürgesinden farksizdi. Tükürüklü dilini agzima s ktu. Emdim. Elbisesini kaldirdim. Iri, kocaman bir g.t. Bol g.t. Sol tarafinda küçük bir deligi ol an kocaman beyaz bir don. Boy aynasinin karsisindaydik. G.tünü kavrayip agzimi agzina bastirdim. Dillerim iz iki çingirakli yilan gibi oynastilar. Sertlesmistim. Ebleh oglan odanin ortasinda durmus bize siritiyordu. KÖTÜ BIR KENT Frank basamaklari indi. Asansörlerden haz etmezdi. Çok sey vardi haz etmedigi. Merdivenden asansörlerden ettiginden daha az nefret ediy ordu. Resepsiyon memuru ona seslendi: "Bay Evans! Bir dakikanizi rica edebilir miyim?" Yulaf ezmesini andiriyordu resepsiyon memurunun yüzü. Zor tuttu Frank kendini ona vu rmamak için. Resepsiyon memuru lobiye bakindi, sonra iyice Frank'e dogru egildi. "Bay Evans, sizi bir süreden beri izliyoruz." Resepsiyon memuru bir kez daha lobiye bakindi, etrafta kimsenin olmadigindan emi n olduktan sonra öne egildi yine. "Bay Evans, sizi izliyoruz ve aklinizin bir parçasini yitirdiginizi saniyoruz." Resepsiyon memuru dogrulup gözlerini Frank'in yüzüne dikti. "Sinemaya gitmeyi düsünüyorum," dedi Frank, "önerebilecegin bir film var mi?" "Konudan sapmayalim, Bay Frank." "Pekala, aklimi yitiriyorum. Baska?" "Size yardim etmek istiyoruz, Bay Evans. Aklinizin parçasini bul-102 dügümüz kanisindayim. Geri ister misiniz?" "Pekala, aklimin parçasini bana geri verin." Resepsiyon memuru masanin altindan selofana sarilmis bir sey çikardi."

"Iste, Bay Evans." "Tesekkür ederim." Frank paketi ceketinin cebine koydu ve disari çikti. Serin bir sonbahar aksamiydi . Yürümeye basladi, batiya. Karsisina gelen ilk ara sokaga sapti. Elini ceketinin cebine sokup selof ana sarili paketi çikardi. Selofani açti. Peynire benziyordu. Tadina bakti. Tadi da peynir tadiydi. Hepsini y edi, sonra ara sokaktan çikip caddede yürümeye basladi yine. Karsisina çikan ilk sinemaya daldi, biletini aldi ve karanliga girdi. Arka sirada ki koltuklardan birine oturdu. Tenhaydi içerisi. Agir idrar kokusu vardi. Ekrandaki kadinlar 20'li yillar in kadinlari gibi giyinmislerdi, saçlari vazelinli ve dümdüz arkaya taranmis. Burunlari fazlasi ile uzun görünüyordu, adamlar da gözlerinin altina sürme çekmislerdi. Sesli bile degildi film. Ekranin altinda sözcükler beliriyordu: BLANCHE BÜYÜK KENTTE YENIYDI. Saçlari düz ve jöleli bir adam Blanche'a siseden cin içiliyordu. Blanche sarhos oluyor gibiydi. BLANCHE'IN BASI DÖNER. ADAM ONU ANIDEN ÖPER. Frank etrafina bakti. Heryerde baslar inip kalkiyordu. Adamlar birbirlerinin çükler ini emiyorlardi. Durmaksizin. Tek baslarina oturanlar otuzbir çekiyor gibiydiler. Peynir iyi gelmis ti. Resepsiyon memuru daha cömert olsaymis keske. ADAM BLANCHE! SOYMAYA BASLAR. Ve her baktiginda tipin teki ona daha yakin oturmaktadir. Frank tekrar ekrana b aktiginda adam iki üç koltuk daha yaklasmistir. BLANCHE ALKOLÜN ETKISI ILE KENDINDEN GEÇMISKEN ADAM ONUNLA SEVISIR. Bir kez daha bakti. Adam üç koltuk uzagindaydi. Derin nefes aliyordu. Sonra yaninda ki koltuktaydi. "Oooo," diye inledi, "ooooo, ooo, ah, ah!" BLANCHE ERTESI SABAH UYANDIGINDA TECAVÜZE UGRADIGINI ANLAR. Kiçini hiç silmezmis gibi kokuyordu adam. Agzinin kenarindan sal yalar akitarak Frank'e yaslandi. Frank sustalinin dügmesine basti: "Dikkat et," dedi, "biraz daha yaklasirsan canin yanabilir!" "Aman tanrim!" dedi adam. Koltugundan firlayip koridora çikti, hizla en ön siraya g idip oturdu. Iki kisi is tutuyordu. Adamlardan biri digerinin borusunu üflerken digeri onun kamisini sivazl iyordu. Frank'e musallat

olan adam oturup onlari seyretti. ÇOK GEÇMEDEN BLANCHE GENELEVE DÜSER.

Sonra Frank'in isemesi geldi. Kalkip yaziya dogru yürüdü: ERKEK. Içeri girdi. Igrenç koku yordu içerisi. Ögürdü, kabinin kapisini açti, girdi. Penisini çikarip isemeye basladi. Sonra sesler duydu . "Oooooh tanrim ooooh ooooh tanrim bir yilan bu bir kobra tanrim oooh ooooh!"

Kabinleri ayiran bölmede bir delik vardi. Bir göz gördü delikte. Kamisini tutup döndü ve a amin gözüne isedi. "aaah aaah. Pislik herif!" dedi adam. "insan degil canavarsin sen, orospu çocugu! " Adamin tuvalet kagidindan bir parça koparip yüzünü sildigini duydu. Sonra aglamaya basl adi. Frank kabinden çikti, ellerini yikadi. Filmin devamini seyretmek istemiyordu. Sinemadan çi kip oteline dogru yürümeye basladi. Lobiye girdiginde resepsiyon memuru basiyla ona isaret etti. "Ne var?" dedi Frank. "Özür dilerim, Bay Evans. Size takilmak istemistim sadece." "Hangi konuda?" "Biliyorsunuz." "Hayir, bilmiyorum." "Aklinizi yitirmeniz konusunda. Içkiliydim. Kimseye bir sey söylemeyin, isimden ola bilirim. Saka ediyordum." "Ama aklimi yitiriyorum," dedi Frank, "peynir için de tesekkürler." Sonra döndü, merdivenden yukari çikti. Odasina girince gidip yazi masasina oturdu. Su staliyi çikardi, dügmeye basti, biçagi seyretti. Tek tarafi iyice bilenmisti. Birine rahatlikla sokab ilir ya da etinden bir parça koparabilirdiniz. Dügmeye basip biçagi kapatti. Sonra kagit kalem bulup yazmaya basl adi: "Sevgili Annecigim: Kötü bir kent burasi. Seylan'in eline geçmis. Cinsellik heryerde ve Tanri'nin kastett igi gibi Güzellik araci olarak degil, Kötülük araci olarak kullaniliyor. Evet, bu kent kesinlikle Seylan'in el ine geçmis. Genç kizlara zorla cin içirilip tecavüz ediliyor, kizlar geneleve düsüyor. Korkunç. Inanilmaz. Yüregim paramparça.

Dün gece sahilde yürüdüm, sahil sayilmaz aslinda, kayaliklarda. Sonra durdum, oturup Güze lligi içime çektim. Denizi, gökyüzünü, kumu. Sonsuz bir huzur kapladi içimi. Sonra mucizevi bir sey old . Üç sincap üstüne oturdugum kayanin dibinden beni gördüler ve kayaya tirmanmaya basladilar. Kayada bana dogru

Gözlerini yüzüme dikmislerdi. Kapi çalindi. Frank kalkti.. Sonunda kayayi tirmanip ayaklanma geldiler.. kapiya gitti. Sonunda b n kalktim ve onlar. Resepsiyon memuruydu gelen. deniz. Annecigim.tirmanirken taslarin ve yariklarin arasindan bana bakan minik yüzlerini görebiliyord um. . hersey o gözlere sigmisti. Sonsuzluk. ömrümde bu kadar güze göz görmedim -günahtan arinmis: gökyüzü. açti.

biçak firladi." "Ne?" "Bedeninize. Biliyorsunuz. Sonra çikardi. Bay Evans.." ." "Pekala." "Ne. ruhuma demek istiyorsun." "Size asigim. size söylemek istedigim bir sey var. lütfen."Bay Evans. "Bay Evans." "Neden bahsettigini anlamiyorum.. Bay Evans. aramizda geçen konusmadan lütfen idareye söz etmeyin. Bay Evans!" "Seni igrenç domuz!" Frank sustaliyi çikardi." "Bagislandin. biçagi resepsiyon memurunun karni na sapladi. içeri gir. "Seni igrenç orospu çocugu! ÖPTÜN BENI" "Sizi seviyorum." "Bay Evans. Bay Evans! Amerikan Donanmasinin yarisi üstümden geçmistir! Denizciler m alin iyisinden anlarlar. Sarap kokuyordu. degil mi?" "Hayir.. Bay Evans. "Söyle." Resepsiyon memuru kapiyi kapatip Frank'in önünde durdu. dügmeye basti. sizinle konusmam gerek.tanrim. Simdi git. Temiz bir kiç deligi gibisi yoktur!" "Odami hemen terket!" Resepsiyon memuru kolunu Frank'in boynuna doladi.. "Bay Evans. Lütfen alinmayin ama beni köklemenizi istiyorum. son zamanlarda içiyorum.." "Ne?" "KÖKLEYIN BENI. Bay Evans. agzini agzina yapistirdi." "Harika bir adamsiniz siz.

kalkip dolapta asili olan ceketinin iç cebine koydu.Resepsiyon memuru yere yigildi. sonra kadinsizlik. kaçistilar. Tanri hep seninle olsun sevgi ile oglun Frank" Zarfin üstüne adresi yazdi. ölümcül görünürdü su ve martilar uyumak istemezlerdi." "Ibne seni! BENI ÖPERSIN HA!" Frank yere egilip resepsiyon memurunun fermuarini açti. yatagin üstüne koydu ve esyalarini top lamaya basladi. Seni sürekli düsünüyor. bir de erkeklik çagini: çalistigi isler ve kadinlar. elindeki et parçasini tuvalete firlatti. nefret ederlerdi uyumaktan. Portland ya da Seattle olur saniy orum.. bu kentten. Çin diye bir ülke ol duguna ya da ABD'ye ve Vietnam'a. mektubu içine koydu. üçte ikisini kesti. su kirl i görünürdü. Frank banyoya gitti. ama Sonsuzlugu görmüstüm. bir haftalik kirasini ödemisti bi . Iki elini karnina bastirmis kanamayi durdurmaya çalisiyordu. gözlerini. sonbahari belki de. altmisinda bir berdus. Tuvaletten çikti ve masaya oturdu yine. hayir sonbahari. Annecigim. mutlu ve saglikli olmani diliyorum. hayir. kuma oturup suya bakardi. bir hiç. simdi de issizlik. kimseler olmazdi. buna inanmak zor degildi.. herseye zor inanilirdi suya bakinca. pulladi. 106 BIR DOLAR YIRMI SENT yaz sonunu seviyordu en çok. -Seytan herkesin ruhuna sizmis. ". ruhunu. ruhundan arta fazla bir sey kalmamissa ve bunun farkindaysan biraz ruhun vardir yine de. "Ah tanrim tanrim tanrim. Sonra dolaptan bir bavul çikardi. Sonra sifonu çekti. martilar dogru uçtular. bu otelden ayrilmak zorundayim.. Sana bir sonraki kentten yine yazacagim -San Francisco. kums al serin oluyordu ve gün batimindan hemen sonra sahilde yürümek hosuna gidiyordu.. E llerini sabunla güzelce yikadi. yapistirdi. her neyse. Kalemi aldi." dedi resepsiyon memuru. bir zamanlar çocuk olduguna. bitmis. yuk ari dogru çekti. ruhundan arta kalani ister gibi uçtular üstüne dogru. bir dolar yirmi sent nakit vardi cebinde. Sonra kamisini çikardi. onu un utamazdi.

kadinlari düsündü yine. odalar ve yataklar ve evler ve Noeller ve isler ve sarkilar ve hasta neler ve donukluk.. donuk günler ve geceler ve anlam eksikligi ve firsat eksikligi.r de. ve simdi. sonra gülüsmeler duydu arkasinda. okyanus. digerleri kurnaz. biraz deli ve çok z nlar olmuslardi. altmis yilin karsiligi: bir dolar yirmi sent. gürültücü.. kutu birala 107 . birkaçi iyi davranmisti ona. battaniyeleri vardi.

anlayamiyordu. neydi bun . NEDIR O?" "tanrim. böyle degildi gençler. rüzgârda saçini düzeltiyordu. Rod!" dedi uzun kizil saçli genç kiz. iki delikanli ile iki gençkiz ince. ayak parmaklarini kuma gömmüstü. KIMILDADI!" ayaga kalkti. "KIMILDADI! bak. "kollari ve bacaklari var! yüzü var!" "YÜZÜ MÜ?" ? yanlarina gitti. babalik?" "böyle KONUSMA. esnek vücutlar. kaygisiz. babalik. sen harcanmissin bana kalirsa. biraz kalmisti dibinde." "kizlardan biri altina yatsa ne yapabilirsin. genç insanlar kötü degildi. babalik? ne yaparsin? kizlardan biri altina yatsa ne yaparsin? ha ?" yürümeye basladi. kendi a uçusuyor gibiydi. güldüler. "harcanmis yillarda vardir." "hâlâ iyi bir adamim ben evlat. sarap sisesini kaldirdi. pantolonuna yapismis kumlan silkeledi. kahveleri ve sandviçleri vardi. battaniyenin etrafindan dolanip kumda kaldirima dogru yürüdü. Rod? bazen NEFRET ediyorum senden!" "BURAYA GEL. "ne diyorsun. "ne biçim konustun zavalli adamla." gençlerden biri bira kutusunu firlatti. güzelim!" güldüler yine. "yaslilikta utanilacak bir sey yoktur. bilmiyorum!" "insan mi?" "nefes aliyor mu? düzer mi?" "neyi düzer mi?" güldüler.n vardi. sonra içlerinden biri onu fark etti. güldüler. "hey. içmenin tam sirasiy-di.

Rod kiz i yakaladi."HAYIR!" arkasina bakti. güzel çorba yaparim. bir kasik. size bir tas çorba getireyim mi?" "hayir. kumda yuvarlandilar. isik süzülüyordu içeri. kapiyi kap i ve yataga girdi. ayak basparmagini hatunun kiçina soktu. öbür çiftin ayaga kalkip öpüstügünü gördü. sonra iç geçirdi. hatun o anda cevap veremedi. istemiyorum. banklardan birine oturup ayagindaki kumlan temizledi. Barney önce bitirdi. çorbayi pencereye götürdü. on daki ka sonra odasindaydi. buhar çikti topraktan." dedi. iyiydi yüzünü seçememesi. Bayan Conners kapiyi açik birakmisti . ÇORAPSIZ Barney kiçindaydi. kulak kabartti. her zamankinden daha karanlikti. ev sahibesi Bayan Conners gelmisti. Rod'un kizi kovaladigini gördü. tel ö sizce açip çorbayi topraga döktü. tavuk suyu. isigi yakmadi. tasi sifonyerin üstüne koydu. bir süre oturdu." yataktan kalkip iskemleye oturdu ve bekledi. bacaklarina ve kucagina dökülen bir isik demeti. salladi ve "nasil. "çok begeneceksiniz. nefis çorba. bir tas çorba. kapi çalindi. Bayan Conners çorbayi kucagina yerlestirdi. derin bir iç geçirdi ve öldü. çorbadaki yag kabarciklarin a bakti öylece." "tesekkür ederim. bunu begendin mi?" diye sordu. yataga uzandi. Bay Seed. karanlik anlamliydi. etsiz. "çorba pisirdim. sonra güldü. çok güzel. karanlikta yüzünü seçemiyordu. oturup çorbayi seyretti. benim isimi ." "hadi Bay Sneed. kiz bir çiglik atti. leziz! bir tas getireyim!" "peki. bir süre okyanusu dinledi. sonra kalkip kasigi si-fonyerin üstüne koydu. ben agzinda. kaldirima ulasti. "Bay Seed?" "efendim?" kapi açildi. dalgalarin sesini duydu. ayakkabilarini çikardi. altmis bes yasindaydi Bayan Conn ers. severdi karanligi. bir isik demeti. gülerek bogustu-108 lar. çis sansiydi.

hasta ya da u ykuya muhtaç .bitirdi. sonra Barney evine gitti. saat aksamin dört buçuguna geliyordu. Barney agzina. ben de evime. Dan gelmisti. kapinin zili çaldi. sizincaya kadar içtim. sonra bir-iki saat kadar içtik. sonra ben kiçina geçtim.

kusmuk buk!" ne kadar dogru. "yine mi hastasin. bir siir atölyesi isleten bir tür komünist entelektüeldi Da n ve klasik müzikten anlardi... ama kendimi daha iyi hisse tmeye baslamistim. "hey. "bu. banyoya kosup bosalttim." "himmm. ama yillarda n beri evime gelip kafa ütülüyordu ve hâlâ onu basimdan savmanin usturuplu bir yolunu bulamamistim. bu bok! bu da!" o siirlerimi degerlendirirken kaç bira içtim bilmiyorum. buk? buk kusacak. heheehehe! ne oldu sana. minik bir sakali vardi. "evet?" diye sordum. hiçbir zaman ilgilenmemistim. Bukow ski?" "bilmiyorum. "bahar dinletisi için siirlerine ihtiyacimiz var. döndügümde Dan elinde burusuk sayfalarla oturuyordu. su fena degil. su fena sayilmaz.oldugumda Dan mutlaka gelir. ona baktim ve "hasiktir. sohbet sirasinda son derece sikici nükteler yapma dan edemezdi. bu bok! bu da bok! bu da öyle." dedim. Dan." "dolabina bakabilir miyim?" "bak." dinletilerine bir kez olsun katilmamis." "Dan?" "evet." buzdolabina gidip bir bira aldim." "biliyorum.mcik var mi?" "ne?" ." "dolap dolusu siir olurdu sende eskiden. daha da kötüsü -kafiyeli siir yazardi. "elimde hiç siir yok. evet?" "tanidigin bir . döndügümde bütün arsizligi ile kanepemde oturuyordu.

. "seni hiç yemek yerken görmedim. . ötekini kendim aldim... fermuari ancak 4/3 kapanan bir pantolon ve eski bir gömlek." dedi Dan."topu topu on santime tav olacak bir kadin taniyor musun?" "bu siirler. y irtik bir sort. yolda durup bir sise skoç kaptim. "Bay Bukowski.. hayli lüks bir evin zilini çaldik.Charles Bukowski." yolu tarif etti. bir çift ayakkabi." "evet. kapiyi Vera açti.m diyorum.. herifin teki oturuyordu kanepede.." "siirin ." "al.m!" "Vera olabilir belki. birini Vera'ya verdim. robumu çikarip eski giysilerimi üstüme geçirdim. "Ooo." "yürü!" "bu siirlerin birkaçini almak isterim. indik arabadan." dedi." "." onu itip içeri girdim. ben de. selam.." "Vera. "bardak var mi?" "elbette. Dan. . bardagami dipledim. skoç." dedim. Dan karsimiza oturdu. moruk. kapidan çikip arabaya bi ndik. "Ooo." dedi Vera. "biraz tombul oldugumu düsünüyorum. bu. ben giyinirken bir bira içmek ister misin?" "bir biradan zarar gelmez." ona bir bira verdim. uzanip Vera'nin etegini dizlerine kadar siyirdim." dedi Vera. "siirlerinizi okudum ve.iktir et siirleri! . iki bardaga skoç koy dum. kanepede oturan adamla Vera'nin arasina oturdum.mina koyayim. "bacaklari n harikulade." "öyle mi? Charles Bukowski'nin neye benzedigini hep merak etmisimdir...." dedim." Vera bardaklari alip geldi. "yemek yemez misin sen?" "sadece belli seyler. ben ve Dan.

evladim. merak etme. külot haline getirilmis minik bir yorgan." dedim." Vera elegi kiçinda oturup bekledi. "Vera." dedim. "dünyanin en büyük sairiyim. egilip Vera'nin dizlerinden birini öptüm. "sisman bulmuyor musun beni?" "hayir. "ben gidiyorum!" dedi kanepenin öbür ucunda oturan adam. sonsuza dek eriyebilirim sende. eski yor ganlari andiriyordu -ipek kabartma dörtgenler. sari. "kiçina bir morina baligi sokmak geliy or içimden. bardagimi dipledim. "Charles. uzanip gögüslerinden birini kavradim." dedim. a ma genellikle bir yerden zor kalkip giderdi. "ne?" diye sordu. basimi bacaklarinin arasindan kaldirdigimda Dan karsimiza oturmus piril piril p arliyordu. "sismanim."halt etmissin! mükemmelsin!" kendime bir skoç daha koydum. mavi." dedi. "içkiyi severim. "yasayan mi yoksa ölü mü?" "ölü." dedim. gerçekten çok güzel bir külottu.ve nefis renkler: yesil. Vera!" "neden?" "yahu nerden bileyim?" etegini indirdi. dogrulup bir içki daha koydum kendime." istemeye istemeye kalkip gitti. öpüslerin arasina beylik laflar sikistiriyordum. külotunu gördüm. hafif yagli. Vera'nin içkisini tazeledim. röntgen daha sonra çekilecek otuz-bire renk katar. "Dan. mükemmelsin. yumusacik." dedim. hiç acele etmeden içkimi yudumla dim. çok geçmeden kiçina kadar çikarmistim etegini. Vera bekledi. kalkti ve gitti." dedi." dedi. bildigimiz malzemeden degildi. bir tane daha koydum. "Charles. . ben de öyleydim. birazdan sira sana ge-112 lecek. lavanta." içkimi dipledim. "Bak. sahaneydi. skoçtan bir yudu m alip biraz daha yukardan öptüm. "senin gitme zamanin geldi saniyorum.

"beyler?." dedi öteki kadin. "büyük asiksin. yadirganacak derecede samimi ve insani bir soru oldugunu düsündüm. çis. bir seyden utaniyormusum gibi hissett im kendimi." "is. kendime bir içki daha koydum. suçlu. SÖZ VERIYORUM! BIRKAÇ IÇKI DAHA IÇMEME IZIN VERIN. göz açip kapayincaya kadar disari çikarmislardi beni." dedi polislerden biri. hiç de fena sayilmazdi yanindaki kadin. basimi kaldirdigimda Ver a karsima dikilmisti. siz kadinlarin en büyük sorunu bu. düzecegim seni." "iste. yarin erken kalkip ise gitmek zorundayim. harcanmis bir makineli tüfek mermisi gibi. yaninda bir kadin vardi. öyle mi?" diye sordu polislerden biri. onu korkutmussunuz. biraz daha içm k istiyorum. "ben Vera'nin arkadasiyim. umursamadim." dedim. "ve külotunu görmeliydin. küçük çentikler damarlarima batiyordu. boktan. ayakkabilari mi ve çoraplarimi çikarmis sortumla oturuyordum. yar in sabah erken kalkmasi gerekiyormus. bacaklarimin gidebileceginden daha hi zli."yarigindan isiyorsun. eksik." "tasalanma yavrucugum. korkarim ki senden gitmeni isteyecegim. "beyefendi. BÜTÜN ISTEDIGIM BU! IKINIZI DE TEMIZ BIR ON SANTIM BEKLIYOR!" orada oturmus sisenin dibini görmek üzereydim ki iki aynasiz girdi içeri." dedi. "çok güzel bir daireydi . KANCIKLAR. sevmistim orayi. simdi ayakkabilarini ve pantolonunu giy-" taktilar kelepçeyi. "HEMEN!" "beyler. her zamanki gibi fazla siki. çok hos bir daireydi. "lütfen git." "Charles. ama içkiye çok düskün bir adamim ben." dedim. "Nobel komitesinden misiniz? Yoksa Pulit-zer'den mi?" "ayakkabilarini ve pantolonunu giy. "kimligine karakolda bakariz." kalktigini gördüm." . dünya beni izliyormus duygusuna kapildim ve tuhaftir. Charles Bukowski ile muhatap oldugunuzun farkinda misiniz?" diye sordum . IKINIZI DE DÜZECEGIM. sizden gitmenizi rica ediyorum!" "DINLEYIN. degil mi?" "sanirim." "Charles.

"on bes dakikadir burdasin. çagdaslasiyordu. gördügüm her yeni gardiyandan telefon hakkimi talep ettim. bir zamanlar sarhosken kodese düsmesine ne den oldugum bir arkadasimin annesi açti. sayfalari çevirip duruyordum." b ir kagit parçasi tutusturdu elime. "canavar bunlar. dibe vurdugunu sanip bir dip daha oldugunu kesfedebiliyordu insan. tek ben çorapsizd im. tanrisal radyolarini dinledim. karakol ." dedi gardiyan. güldügü. kogustan çikip telefon rehberini karistirmaya basladim.alisilagelmis fotograf çekimi. ceplerdeki esyalarin alinmasi. "allah allah. içeri girdigind e anlayisli bir ses harikulade gelir insana. . sürekli gülümsüyor. g ardiyan beni kogusa tikti yine. bacaklarimi uzatip o rahat ve kibirli konusmalarini. çikinca beni ara. yardim edebilecegini düsünerek.. sonra sivil bir memur geldi. "kefaletle serbestsin... mizah anlayisi sifirdi yasli kancigin. iste o an anladim tek dos tum bile olmadigini. beni siçip sivadi." dedi gardiyan. gerçek payi yok da degil. ama insan kodeste nasil RAHATLAR? sivil memur sorular sorup önündeki yesil formu doldurdu. fazla özen göstermeksizin arka koltuga firlattilar beni. çogu yük trenlerinden inmislerdi. zamanla b azi seyler degisiyordu. o ayyas kogusunda yüz el li kisiydik ve yüz kirk dokuzunun ayaginda çorap vardi. sol basparmagimla sorun yasadigim pa rmak izi fasli: "RAHAT OL! KENDINI KASMA!" bu sol basparmakla ilgili olarak suçluluk duygusu hep. "bir telefon hakkin var." herkesin son derece rahat bir sekilde yerde yattigi." "arayacagim seni. sonunda vazgeçip orada çürümeye karar verdim. "canavar bu insanlar." diye yalan söyledim. iste o zaman kogusta çorapsiz tek adam oldugumu farkettim." dedi. "kullan.. horladigi ve isedigi ayyas kogusundan çikardi beni. "senden hoslaniyorum."kes sesini!" dedi öbür polis. Meksikalilar yatak odalarindaydilar sanki. kendimi ne zaman bu durumda bulsam polislerin ben den üstün olduklari hissine kapilirim. sonra kogusun kapisi açildi ve adim okundu." dedi alçak sesle. "dikkatli ol. birbirinden sigara istedig i." çabuk bir karar verip bir numara aradim. kaç kisiyi aradigimi bilmiyo rum." dedim. kiskandi m rahatliklarini. "ne kadar sürecek bu is?" dedi gardiyan.

. ki bir saat kadar sürer. kefaletimi ödeyen melegin kim oldu gunu düsünüp durdum.kefalet islemi boyunca. herkesi geçirdim aklimdan. kimdi bu dost? disari çiktigimda benden nefret ettiklerin i sandigim bir adamla karisi oldugunu ögrendim. kaldirimda bekliyorlardi.

bir kadin sesi. bir de küçük sise skoç aldim. peltelesmis kiçina kina yak!" "Ooo. "pekala." Sacramento'dan bir . "zaman zaman siirlerini tekrar tekrar okuyorum.mcik. "Buke?" "Evet. biraz önce kodesten çiktim. istem edigimi söyledim. lütfen.arabalari ile beni evime biraktilar." gidip bir altilik. can ciger. Buke. hiç aklimdan çikmiyorsun. esyalarini al ve git. hepsi zamana direniyor.." "seni seviyorum. Buk." dedi ve kapiyi çarpti. seninle asla dost olamayiz! korkunç bir kisiligin var!" gögsü yalvariyordu. "Vera!. çok tatlisin ama gidip içecek bir seyler al maliyim. tecavüz suçlamasinda bulunmak isteyip istemedigimi sordular.." dedim." "ben de. "Buke?" "evet. bebegim. Buke. Buke." "hayir. onlara kefalet bedelini ödedikten sonra arab alarina kadar geçirdim. . kapidan içeri girdigimde telefon çaliyordu. bardagi bir dikiste yarilayip telefonu açtim. korkunç. po lisleri çagirdigin için seni bagisliyorum. iyi gelmisti. polis çagirdin. skoç ve bira dolaniyordu kanimda. lütfen!" cüzdanimi ve çoraplarimi aldim." "korkunçtun." "sagol. Buke. ilk skoçu koyuyordum ki telefon çaldi. aradigin için tesekkür ederim. beni içeri al. agzima girmeye can atan çok dolgun bir gögüs gördüm. ama kamisimla ona ulasamiyordum ve hâlâ çorap yoktu ayagimd a. güzelim. hayir." kapinin zincirini sürmüstü ama içeriyi görebiliyordum.. Ann." "biliyorum. sisko." "hayir. kimsin? biraz önce kodesten çiktim. Ann.. "Vera. üs robu vardi." "asagilik kaltak. Buke. "seninle çok iyi dost olacagimizi saniyorum. Vera ben.

"g . müthis bir haham olacagindan hiç süphem yok. bu kez polis esligi olmaksizin geçtim park girisini.otuz bes dolarimin içinde olup olmadigini kontrol etmek için cüzdanima bakarken Aaron Copeland çaldigini duydum. kaybetmemek. ömründe bir gün olsun çalismamis." diyor. bu oglan. iyi bir haham olacak. evime dogru. ama aslinda savasa karsi degil. akimdaki külüstür biliyordu. minik bir sakal birakmis. sonra da bir kez daha iyi bir yurttas olarak geri vitese taktim. çalisti. burnumu da. bir siir dinletisinde benim siirlerimden birini okumak istiyor.. karanlik sokakta kuzeye dogru yol aldim. simdi de hahamlik egitimi görüyor. keyfi kaçiyor. genellikle yanildigim söylenir. hayli saglikli görünüyor. kendime dogru. "isa'yi siz öldürdünüz. olur. riske girmemek. 117 "isa askina. kadim dost. sonra yesil yandi. ayni ye re dönmemek sadece ölülere mahsustu. yaniliyor da olabilirim. özenti kaltak. mavi dumani üfledim. birayi elimden kapip agzindaki ay çekirdeklerini suluyor. o da bir çoklari gibi savasl ari iyi ve kötü olarak ikiye ayiriyor. gidip biralari ge tiriyorum. "o muhabbete hiç girme!" diyor. Arap öldürülebilir. "hani bira? tanri askina. ayakkabilarimi çikardim. uzun lafin kisasi. çoraplarimi giydim.." diyorum. içlerinden biri. diyorum ve ona siirin nasil okunmasi g erektigini anlatiyorum. Maxie. Kuzey Vietnamli öldürmek dogru degil. puroyu yaktim. insanlar birbirlerini öldürmeye devam edecekler. Kuzeye Kuzeye kuzeye. 116 SAKIN BIR GECE ziyaretime gelen insanlar biraz tuhaftir. tuhaf: bazen düzüsmemek yarim yamalak bir düzüsten daha iyiydi. bindim. hafif sisman. içecek bir seyin yok mu?" 14 tane ay çekirdegi avuçlayip agzina atiyor. dünya her zamankinden daha çok sallanip titresiyor ve sonuçlan asikar. sonra da ayakkabil arimi. bir seylere dogru. iyi bir haham olacak. yeter ki onlara mantiksal b ir neden verin. iki arabanin arasindan çiktim. Vietnam'dan yirtmak için habire üniversiteye gidiy r. ama hemen hemen herkes tuhaftir biraz . motoru isittim. purodan bir duman aldim. ve bir trafik isiginda unutulmus yarim bir puro buldum küllükte. makine gibi çigniyor. Israil-Arap savasina katilmak istedi ama bavulunu yapma firsati bulama dan savas bitti. biraz asagida arabami buldum . yeterince sehvetli ve palavraci. sonra ben de bildim.

Creeley ve Le-vertov'un birl ikte sattiklarindan fazla satiyorum.irmeyecegim.". yayinevinin en iyi satan yazariyim.A. Duncan. tarzim degil." "evet. Times' da." "DEHSET CADDESI için yüklü telif aldigini duydum. ama bu hiçbir sey ifade etmeyebilir. ." "evet. Times' da çok satiyor ama hiçbir sey yok L.A.L. isa askina derken onu kastediyordum .

galiba. 'Lilly bir serçe gibi siçradi çiftçi John'un tel örgüsünün üstünden. kocas i ölünce 40. Proust'unki gibi ses geçirmez olacakmis. adini duyar duymaz köpürüyor. iki bin dolara patlayacakmis. ben editöre "hayir" dedim. büyük yazari duvarlari mantar k apli odada yazarken görebiliyorum. haykiriyorlardi." "seni kiskaniyor ama." "'Hank. geçen gün beni küvetten çikarken gördü. domuz gibi olmus.'" "birakalim su herifi. senin küçük kizin nasil? neydi adi? Marina?" "Marina Louise Bukowski. sonra Harry benim reddettigim bir isi kabul ett i -pornografik dergilere öykü yazmak. ne dedi biliyor musun?" "hayir." "ikisinin de önlerine birbirlerinin adlari islenmis kazaklari var. be bek bakiciligi yapiyor. dalgiç giysisi simdi" Harry'de.biralarimizi yudumladik. iyiydi siirler. birini doyuramiyorum. Harry. viskinin en kalitelisini içiyor. kaza geçirip ölmüs . Harry akil hastanesinde yatmis bir oglandi. 500 dolar on bes dakikada havaya uçtu. 4 Temmuz'da arkadaslarini arka bahçesine toplayip 500 dolarlik havai fisek patlatti. sürekli yemek yiyor." "fena fikir degil aslinda. DÖRT motosikleti var. "evet." "bana göre degil." "evet.' dedi." "baska bira var mi?" "tabii. iki tarafta da kamis bekliyordu." "evet. neyse.. siir miir yazmiyordu.000 dolarlik mirasa konan bir hatunla evlendi." "nerden nereye. 'önünde kocaman bir sey sarkiyor." "pamuk ipliginden sarkiyorum ben. Harry'yi yolladim. kocasinin dalgiçliga meraki varmis. ilk sii r kitabina önsöz yazmistim." . Harry'ye çalisabilecegi bir stüdyo yap mak için duvarlardan birini yikiyorlar. su salak haline bak. "Harry nasil?" diye sordum." ded im. edebiyattan filan anlayan bir tip degil.." "harikulade. isim bi tmis. karisi Harry'nin çok büyük bir yaz ar oldugunu düsünüyor. Proust deg il miydi. afedersin. arkan bos!1" "inanilir gibi degil. yani bogulmus. "ha. durumu vahimdi Harry'nin." "neden?" "bilmiyorum. o kadar gülünç ki paranin içinde boguluyor. yoksa yaniliyor muyum?" "odasinin duvarlarini mantar kaplatan mi?" 118 "evet.

"geçenlerde Larry ugradi.biralari getirdim." dedim. "öyle mi?" .

hastala n tedavi etmeyelim demiyorum. bir bira daha iç. bir kötü yönetimden baska bir kötü yönetime geçmekte yarar görmüyorum ben. ama d inlemiyor beni." "yine de devrimin bokun bir kismini temizleyecegini düsünüyorum. tüfegini temizleyip hazirlamakla mesgul. Haham. ben duruma bütün açilardan bakmaya çalisiyorum. devrimin DISARIDAN-içeriye dogru degil." "Vietnamlilar'da da yok.ragi yemisler. ama Oregon'da Castro'larla dolu bir siginagi bombalamak istedigimizi varsayalim. bir yolunu bulsalar Ford için çalismayi yegle rler. yoksa hapi yutmustuk. her seçimde yapiyoruz bun zaten. atom bombalari yok ama. devrimciler tekila içip esniyorlarmis. gözlemciyim. devrimcilere katilmak için Meksika'ya gitmi s. IÇERDEN-disariya dogru gerçeklesmesi gerektigi ni anlattim ona. ve bunlarin bazilari karilari tarafindan terkedilmis. boyunlarina kanli Baris Sembol'leri asan çok hasta insanlar."devrimin yarin sabah gerçeklesecegini saniyor. simdi Kanada diye tutturdu. hava destegi de yok. kimse bilmiyor. y." "ben de. gerçeklesebilir de. ama bir çok iyi seyi de yok edecek. ve üstüne üstlük son derece IKICI insanlar. öyle degil mi?" "iyi bir Amerikali gibi konustun. yoksullara yardim etmeyelim. bu bizim iç mes elemiz sayilir ve kimseyi ilgilendirmez." "siyasetim yok benim." "allahtan herkes senin gibi degil. kuzey eyalet lerin birinde gida ve silah ikmali yapmislar. düsmani ya-ri-zeka yapan ayni zehiri kendileri için de istiyorlar." "Rusya'dan ve Çin'den korktugumuz için atom bombasini kullanamiyoruz da ondan." "daha iyi gözlemleyebilmek için mi?" "daha iyi gözlemleyebilmek için. akne sorunlari olan. ben kus yuvasin i yeglerim. hapi yutmadik mi?" "emin degilim. moruk. gerçeklesmeyebili r de. asil sorun burada. tarih çok agir ilerler." "dogru. ." "ne yani. ama canavar gibi savasiyorlar. üstüne üstlük dil engeli var." "yine de bir gerici gibi konusuyorsun. bu tiplerin ayaklanma baslar baslamaz yaptiklari ilk sey gidip bir renkli televizyon yagmalamak. demek istedigim bu. egitimsizleri egitmeyelim." "dinle. ama devrimcilerin çogunun göt olduklarini biliyorum. sadece kendi açimdan degil . çogu firsatçidir bunlarin. ama bu devrimcilerin çoguna rahip cübbeleri giydiriyoruz.

liste uzar gid er. onlarl a her zaman masaya otururum. Malcolm X. bu herifler sakaya gelmez. bunu kabul etmek zorundasin." . Kennedy'ler. Spock'a yaptiklarina bak. King. gençler bir zamanlar yaslilarin düsündügünden daha iyi düsünüyorlar ve yaslilar ölüyor.kodamanlar ne yaptiklarini çok iyi biliyorlar. bu isi kan dökmeden hall ir yolu var hâlâ. ama bir seyler degisiyor. aceleci davranirsan kiçinin üstüne oturturlar adami.

Haham?" 120 "su anda iskenceler sürerken sen agzinin kenarindan konusuyorsun." "örümcek ile sinegi mi kastediyorsun. ülkeyi yaktik. ne diyorsun? kenti atese mi verelim." "iyi de." "denediler en azindan. yahudi sakalli bir Plato ile. ülkeyi atese verelim. bana sorarsan 'ya Zafer ya da Ölüm' derim.. sonunu biliyorsun" "ölümün nesi var?" "bu gece hayatin sorunlarini tartisiyoruz. çok iyi bir Haham olacaksin. ölümün degil." "Plato ile konusuyorsun." "var tabii. yoksullar doktor yoklugundan düskünler kogusunda ölüyorlar. ama bütünüyle basarili da olmadilar." bir süre susuyoruz. sonra da katillerle el sikismak istiyors un. insanlari satranç piyonlari gibi kullanan top lum yüzünden akil hastanelerinde bos yatak yok. yoksa kedi ile fareyi mi?" "artik bazi seyler idrak etme kolayligina sahip olmasina ragmen Insana karsi Ins an'i kastediyorum." "Hitler'de öyle dedi.. agzi olan tek sen degilsin. Rus Devrimi basarisiz mi oldu sence?" "bütünüyle basarisiz olmadilar."gözünü korkutmuslar senin." "Amerikan Devrimi. bu arada sefilhane-ler toplumun iskartaya çikardigi sefillerden geçilmiyor. ." "tesekkür ederim." "el sikistik mi. cezaev leri öylesine dolu ki mahkûmlar yerlerde yatiyorlar." "dedigim gibi." "bu söylediginde dogruluk payi var." "hayir. yerine ne koyacagiz." "bir santimetre ilerlemek için kaç kisiyi öldürmeliyiz?" "bir santimetre bile ilerleyemedigimiz için kaç kisi ölüyor?" "bazen Plato ile konusuyormus gibi hissediyorum kendimi. Fransiz Devrimi." "peki." "DEHSET CADDESI gibi bir kitap yaziyor. sorun aramizda asili kaliyor.

ne hay at bu bana kirk sekizimde bahsedilen. FBI." "bunun için allaha sükrediyorum. ve tas duvarlarin arkasina siginmis bir Jeffers gibi hissetmiyorum kend imi artik. ön bahçesine insanlarin çadir kurdugu b Henry Miller olmayacagim hiçbir zaman. Riverside'da yasayan bir baska profesör. "silah kontrol yasasi ile bir seyleri çözecegini düsünüyor." "Sam'e. Michigan'a gitmekte olan Loyola'li bir profesör.. not aliyorum. cesur insanin hayal gücü sifira yaki ndir. yoksa çilginin teki mi? bir tahminde bulunmaktan kor kuyorum.. bir fare misal i kolumdan yukari kosan mucizeyi hissediyorum. savasa devam." "tesekkür ederim. devlet mi. dedigimi ilet. tanrilar cömert davrandilar bana." diyor dostum. yollara dökülmüs üç-d enç. sabah bir dersim var." "tabii. evlat. iyi misin?" "evet. babam sana selam yolladi. hem baska yönden de talihliyim çünkü sessiz ve gizli bir ün benimki. polis mi." "bir bira daha iç." ve sustuk bir kez daha. r seyler birakti. hâlâ mücadele ediyorum. göbegi bira dolu ayaga kalkiyor oglan. çünkü sira bana da gelebilir. gözlemliyorum. beni hayatta tuttular.bir aydin ya da yazar olarak KENDI kiçin kapanda degilken bu hosluklari gözlemlemek pek memnuniyet verici. iyi insanlarin iyiliklerini. ordu mu. öyleyim." "bazen ben SENIN çok iyi bir Haham olacagini düsünüyorum. korkak gelecegi görebilen insandir." "evet. yarin tatli düslerin en tatlisi oldugunu bilmese de. çesit çesit insan gelir be ni görmeye." "dogru degil. Haham. "gitmek zorundayim. konusurlar." "yeterince önemli oldugunu sanmiyorum." "senin biraz korkak oldugunu düsünüyorum" "evet. "meclis. silahlarin çogunu kimin atesledigini biliyoruz. sonuna kadar savasmaliyiz. ki dogal ama boktan. tamamlamayi düsündügüm birkaç sone var. kadin s airler. yarinin Haham'i pazar sabahi kahvaltilarin da gürler. eskiden bu çetenin çok degerli zamanimi katledecegini düsünürdüm. Plato'nun yahudi sakali yoktu. aydin ve yazarlarin sorunu BU -kendi rahatlan ve kendi acilan disinda fa zla bir sey hissedemiyorlar. tüfekli devrimciler. tazelerler beni: gelecegin Hahamlari. tuhaf aksamlardan biri daha iste. ama talih benden yanaymis çünkü her biri bir seyler getirdi bana. beyinlerine Bukowski kitaplari zulalamis berduslar." . iyiyim." "sakal birakirsin. ama bazilarini kimlerin at eslediginden emin degiliz. fahiseler.

123 RENO'DA BIR ADAMI VURDUM Judy Garland New York Filarmonik'de sarki söylediginde Bukows-ki agladi. hiç de fena görün-124 . "ama Bukowski çok temiz kusar." gidisini seyrediyorum. Bukowski'nin fobileri var ve sözlüklerden. Bukowski 45 yildir bir kez bile uçu rtma uçurmadi. daktilomun y aninda iki santim boyunda iki küçük beyaz bebek patisi duruyor.. sineklerden. duvarlarin na sil gülümsedigini sadece iki yalniz keklik bilecek."telefon numaram var mi sende?" "evet. içi gazete ve paçavra dolu bir kiler çikiyor karsimiza. iyi geceler. görüyor musunuz? sonra küçük bir kapiyi a . kizim Marina koydu onlari oraya. bitten ve u cubelerden nefret eder. güç fazlasi. çok hoslaniyorum ondan. dostum ruhumun etini kemiklerimden ayirmakta o kadar kararli ki kendi varolusun u unutmus gibi. Sherley Temple "I Got Animal Crackers in my Soup"u söylediginde Bukowski agladi. rahibelerden. sol mememin üstünde. oturup bunu yaziyorum size. "istedigin zaman burada kalabilirsin. ama iyi böyle. ama banyoya bitisik. Bukowski konusmayi bilmez. Bukowski. Bukowski kadinlard an korkar. daktilo kül içinde. gözden kayboluyor. Bukowski goril olsaydi kabileden kovulurdu.." ne pencere var ne de yatak. kiliselerden. biraz sisman. islerin nasil gittigini. sirada ne oldugunu bilesiniz diye." herseye ragmen kendime göre bir çekiciligim var. gelmezler insallah. 1968 yilinin temmuz ayindayiz ve kapinin kirilip gözleri bayat jöleyi a ndiran iki kisinin ellerinde hava sogutmali makineli tüfeklerle içeri girmesini beklerken örseliyorum mak inenin tuslarini. otobüslerden. iyi bir Haham ola 122 çak. parliyor ve gümbürdüyor. bozuk paradan. sonra gidiyor. yere isedigini hiç görmedim. park banklarindan. örümceklerden. Bukowski savasa gitmedi. devrimci annesi ile Arizona'da bir yerde simdi. çok güzel bir aksam geçirdim. Bukowski yasli. hiçbir seye ihtiyaç duymazsin burad a. Bukowski giyinmeyi bilmez. zarlarda ne geldigini. Bukowski ucuz pansiyon odalarinda agladi. Bukowski'nin midesi zayif. basamaklari iniyor. güç.

" . "biraz Lenny Bruce dinlemek ister misin?" "hayir." "sorun degil.müyor bana. tesekkür ederim. gidip bir çift kulak tikaci alabilirim. "ama çaldigim müzik yüzünden kulak tikaci kullanman gerekecek." oturma odasina dönüyoruz.

ama cezaevinde ancak gerçek bir mahkûm sarki söyleyebilir." "biz bunun iyi müzik oldugunu düsünüyoruz." hep ayni sey -kasap biçagi ile herkesi parçalamaya çalisan. çikarken Johny Cash'i tekrar koyuyorlar." "hayir. kutsalliga ya da cesarete dair hiçbir sey göremiyorum bu iste. Somewhere Over the Rainbow." "New York'da söylediginde sevdim onu." karisi ve iki müzisyen genç zenci var odada." . biraz erken ayriliyorum." "sesini begeniyorum. "Bukowski?" "evet?" "Bill. ya da pikabi." "biz yine de seviyoruz. mahkûmlar bagirip çagiriyorlar." diyorum. ruhu tasmisti. kapana kisilmislara kurabiye yerine etsiz kemik atildigi duygusuna kapiliyorum. ama benim kafam öyle çalisir. savasan insanlar için yapilacak tek sey var: savasa son vermek." hiç susmuyor kaset çalari. hiçbir yere varamayan insanl ar. telefon çalarken içeri giriyorum. hayir." "sisman ve ayyas. Judy Garland'i sever. cezaevindeki insanlar için yapilac ak tek sey var: unlari salmak. ama yine de açlara." "bunu söyleyemezsin. sonunda Johnny Cash'in Folsom cezaevinde ve rdigi konserle vuruyorlar beni. "niye?" "halkla iliskiler numarasindan baska bir sey degil." "bir sürü insan yatti. "bir adami vurdum Reno'da ölüsünü seyretmek için. "kapat sunu. yolda durup bira aliyorum. "Bukowski."Ginsberg. hücreleri nde degiller. Johnny'de yatti." Johnny Cash cezaevindeki çocuklari ayni Bob Hope'un Noel zamani Vietnam'da yaptigi gibi uyutuyor gibi geliyor bana. kimse eline su dökemezdi.

istedigim gibi yaziyo rum." "onun da sakincasi yok. ortak dostumuzdan hiç haber aldin mi?" "Paul'u mu kastediyorsun?" "evet." "n'apiyorsun?" "hiç. senin siirini sevmiyorum. Charley. bir gün seni davet etmekten usanacagim." "siirine büyük hayranlik duyuyor. Bill.." "baska zaman." "cumartesi aksami n'apiyorsun?" "sözüm var." "bana gelsene." "ben de gazeteyi okudugunu." "hiç okudun mu?" "elbette." "gazetenin siyasi görüsü beni baglamiyor." "hayir.. biliyorsun?" "benim için sakincasi yok. "ben bagladigini saniyordum. zamanini bosa harciyorsun." "biliyor musun." "bu cumartesi gelebilecek misin?" ." "bu arada." "benim kisisel fikrimi soracak olursan. seni bazi insanlarla tanistirmak istiyorum."selam. herseye karsilar.' "öyle mi?" "o ahlaksiz paçavra parçasi için yazmayi sürdüyor musun?" "ne?" "su hipi gazetesi.

ve küçük bok fis keleri firlatacakti bana. ve yine. bir bira açtim." "halt etmis. bir adam vurdum Reno'da. sütunlarini ki tap olarak basmayi düsünüyorum. Marty. en iyi kitapçilara girersin." "günün birinde seni davet etmekten usanacagim." "eyvallah. Malibu'da yasiyor. benimle giristikleri savastan muzaffer olarak çikmalari ancak beni esek sudan gelinceye kadar dövmekle mümkün dü. sigara yaktim. ben hayalarini kasaba satmayi reddeden ihtiyardim. sütunlarin siirlerin kadar iyi. oturdum.. o da her an herkesin basina gelebilirdi." "o sütunlari istiyorum. bu onlari delirtiyordu. bu kadar iyi yazdigini bilmiyordum. Bukowski Miki Fare'nin bir nazi oldugunu düsünüyor." bir kasap daha. siirimi kötü buldugunu söyledi. iki satir yazmistim ki telefon çaldi." "selam. seni ilgilendirir mi?" "tabii. yine arayacakti. Bu kowski Rimbaud'yu anlayamaz. Bukowski 1969 model Cadillac'lari kiskaniyor. Bukowski Ginsberg'i kiskaniyor. Bukowski Barney'nin Yeri'nde kepa ze oldu. Bukowski kiçini ikinci kalite kahverengi tuvalet kagidi ile siler. Buko wski'nin bes yil ömrü kaldi. son iki sütununu okudum. iyi geceler." "yahu. Bukowski agladi Judy G arland. Bukowski 1963'den beri adam gibi tek siir yazmadi. o . neydi dertleri? Bili. daktiloya temiz bir kagit taktim.kazaniyordu ve 126 bir bok yazamiyordu ve sürekli telefondaydi. benimle çalisirsan üniversitelere girersin." "biraz önce Malibu'dan bir dostum aradi." "yayin hakki ------'a ait. hayatini yazarak -fels efi seks palavralarindan olusmus bir çorba. kendine dikkat et.. "Buk?" "evet?" "Marty." "dinle. o sütunlari istiyorum. o adam pornografi yayincisi."hayir.

bütün eski kitaplarini tekrar basip bir ya da bir buçuk dolardan milyonlarca satacagiz. yüzyillardan beri baslarina kakilan girif t yazindan usanmislar artik." "böyle bir seyin beni çekilmez biri yapacagindan korkmuyor mu .çevre seni kesfetti mi sirtin yere gelmez. göreceksin.

orospu çocugu!" ." "nasil yani?" "o benim yakama yapisip bir güzel sallayabilirdi mesela. Kremlin'e Bukowski'nin heykelini dikiyorlar. her ne kadar bok iyi bir hoca olsa da insanin alabilecegi ders ler sinirliydi. Bukowski kus sütüyle banyo yapiyor. sütunlarla ilgili bilgi ver bana. ama ögrenci sayilirim hâlâ. kapi açildi. Rimbaud okuyan bir zenci melezi. anliyor musun?" "kitaplarini bir buçuk dolara pazara sürmeden önce ölme veya kendini öldürtme.. Bukowski 19 yasinda iri gögüs lü bir zenci melezini kaplan kirbaci ile kirbaçliyor." "hipodromdan uzak durmayi beceremiyor musun?" "siz orospu çocuklari kazandigim za man tek kelime etmiyorsunuz ama. ayni zamanda düstük o boktan ise. iyi geceler. herkes için çok geçken Bukow y Garland'a kesiliyor. yari-zenci. ON YIL.. çok içiyor musun?" "Barney'nin yerinde adamin tekinin yakasina yapisip bir güzel sallamisim. Havana günesinin altinda kusboku kapli. çikip arabama bindim yine. Wi lshire Bulvari'ni çok sevdigimi söyleyemem. on yil. on. son provayi yolladilar. on .. ortak bir yan. bir zamanlar ayni boktan iste birlikte çalismistik. sonra saati hatirladim. gurur meselesi. arka tarafa park edip arka kapiyi çaldim. hiçbir seye kapali degilim. daha çok sonsuza dek bokun içind e yüzmek istemedigimiz için. tandem bisikletle zafe re pedalliyorlar -Bukowski arka selede. kocaman tabelada adi soyadi yazili. bir de at bahislerinde kayb ettigim elli dolarlik bir avans. baba zenci." "haklisin. on yil." Bukowski.. otuz bir çekerken . doku/ buçuga geliyordu saat. büyük yazar.sun. Marty. talihi kimin söndürdügünü merak ediyor. olur mu?" " ayret edecegim. Wilshire Bulva-ri'ni kesen sok aklardan biri.mina kodugumun YILI. 128 "Hank." '"Penguin'in basacagi kitap ne oldu?" "Stanges ocak ayinda diyor. sonra bogulup gidiyordunuz bokun içinde. Bukowski ile Castro'nun heykeli. ON YIL. neyse." "tamam. daha kötüsü d e olabilirdi ama.' "zaten çekilmez herifin biri degil misin? hele içince. anne beyaz. Bukowski dünyanin duvarlarinin içinde kafayi yemis. laf açilmis ken. o gece büroda kalip bekleyecegini söylemist i.

ama perso nelin ve sekreterlerin yoklugunda mekan gerçekten hos. masasina gidiyoruz. eyvallah."Jim. iki altilik ." pesinden gittim." "yukari çikalim.. 7-8 odasi var. görkemden etkilenecek biri degilsin. seni sansli köpek. hiçbir seye kapali degilim. tanrim.

ama bu tür seyler bazen yürümez. o 43 yasinda." dedim." "kabul edemem." "beynine ihtiyacim var. ve utaniyor um biraz. kendi koltugunu." dedi. utaniyorum yilginligimdan. "Jim." ." "benim için sakincasi yok." "neden?" "sana yararimin ne olacagini bilmek zorundayim. ari gibi çalisan bir beyne sahip. belli oluyor." güldü. firildagina oturmus bok herifler tarafi ndan. ben 48. aynalar." "dahilsin. "gerçek bir insanla konusma-yali aylar oldu. "ciddiyim. yorgunum sadece. "koçum.. beni gördügü için gerçekten memnun. kendi masani. ne boktan bir hayat yas amistim! aynalar." masanin genisligi bes metre var. böyle yerlerden yüzlerce kez kovuldum. ben devrimci bile degilim. bir düsün içindeki bir düsün içindeki bir düs gibi. böyle seyleri tasarlayabilen. devrimcinin iyisi yoksul adamdan çikar. iki katini verebilirim. rahat. bugün el ine ne geçtigini biliyorum. "rayina oturtmak üç ayi bulur." güldüm. sarkik göbek. en az on bes yil daha yasli gösteriyorum ondan. parasindan degil." "o sinifa dahil oldugumdan emin degilim. dünya ögütücü ve rutin külfetleri ile saatlerim imi çalmis. simdi oturmus masanin öbür yaninda adamla içki içiyorum ve o gün ne biliyorsam bugün de o kadar biliyorum. "sonra da sözlesmeyi yapariz. ne istedigini anlatti. on yil.. sana kendi büronu vermek istiyorum. hepsi de kötü. yilginligimdan.paketi masanin üstüne koyuyorum." sonra planini açikladi. üstüme sinmis o sokak köpegi havasi. çok yakisikli görünüyordu açik san kazagi ile. plani öyle mükemmeldi ki gülmeden edemedim. "cehennemi günler yasiyorum.

Inanilir gibi degi kaynar sivi! ayrildim. boynuna da kalin bir atki dolamis. ertesi gün ben de uzun kollu bir gömlek giyip boynuma bir atki doladim." "Hank. ona bir içki ismarliyorum." ". insanlarin SICAK BEYAZ BIR SIVIY I KALIPLARA DÖKTÜGÜNÜ biliyor muydun? yag ya da sos döker gibi döküyorlar. "hâlâ postanede misin?" diye soruyor. makineyi çalistirip ise koyuldum. heryerim!'. "Luke! orospu çocugu.mina kodugum cami o kadar ince siçriyor ki göremiyorsun. 'önemli degil. ayrilmak zorunda kaldim. camdan minic ik oklar. ilk sabah makinenin basina geçtim.' dedi bana. (beyaz adamlar geceleri ne yaparlar?) düskün bir hali var. kumasi delip 130 tenine saplaniyorlar." "neyse."yürüyecek. hemen baska bir i se girdim. alisirsin. Luke. sonra o ertesi sabah (cumartesi) çikacagi yat gezisi için uyku sunu almak üzere evine gidiyor. 'hey." "ne?" "postaneye daha fazla katlanamadim." "biliyorum. ustabasini çagirip. yavrum!" bir baska zenci (ya da siyahi) adam. bir süre sonra her yerim kasinmaya basladi.mina koyayim. kollarim. ve orada bir zamanlar postanede çalisan biri ile karsilasma-diysam ne o layim. sen nasilsin?" . ama pezevengin üstünde uzun kollu bi r gömlek var. ben arabami o lüks semtten çikarip gecenin son içkisini içmek için igrenç ba lardan birine giriyorum. biliyor musun? insani öldüren budur: tekdüzelik. iste o zaman neden koruyucu gözlük taktirdiklarini anliyorsun ." ik-üç saat kadar içiyoruz. üstümde yakasi açik ki sa kollu bir gömlek var. 'her yerim kasiniyor! b oynum. "evet." "güzel. ama yaran olmadi -. herkes bana bakiyor." "bu arada duvarlarimi kaybedersem kilerinde kalmama izin verecek bir arkadasim var. degisiklik. yarim saatte kör eder adami. dökümhaneye girdim. cam elyafi fabrikasi. moruk. harika. bu ne sikim is?' dedim. biliyorsun? istifa ettim.

bana bakip bakip etegini yukari kaldiriyor. Luke."suradaki kaltak." "bacaklari harikulade ama." "evet. delidir." . öyle." "hiç takilma.

Uçurtmadan sarayina ve zamankarti meleklerinin huzuruna çiktigimizda bir kez olsun . ey her yerdeki ulu budalalar. ama uzun zamandan beri ilk olamamissan ve büyük bir SANATÇI ve hayat adamiysan. "selam. ey yalniz ahtapot. "bir adim daha atarsan seni hadim ederim!" diyor k ancik. "Century civari. aksam ve gece. ey daha da çirkinlesecek çirkinler.birer içki daha söyledim. "neresi?". siz orospu çocuklari sustalimi aldiniz. Bukowski kahverengi bot giyer. çikariyor. kimiyle ikinci ilkten iyidir. "ne çikar. hem çocuklarin aralarinda dedigi gibi. sustaliyi bir onluga sarip eline tutusturdum. barmenin yüzünde hâlâ ifade yok.". sadece hastasiz doktorlar sadece yagmu rsuz bulutlar sadece günsüz günler. aptalca. ey ulu silahlar . ne kancik. kapiyi açarken telefon çalmaya basladi. guguk -bok sadece ve köpeklerin ve çocuklarin kirbaçlanisi. Bukowski daktilo silecekle rinden çarpik figürler yapar. ey altin dünyanin sefil ara sokaklarinda yatan ber duslar. ey insanligi n sabah ayakkabisinin yine görmedigi taze köpek boku misali her yerdeki çirkinligi. ikinci likle YETINIRSIN. Luke'un yanina gidiyorum. ama s everim aptallik yapmayi. ey fiskiyeli . bana yakin sayilir. Bukowski uçaga binmekten korkar." elini çantasina sokuyor. saatin ikiye geldigini fark ediyorum. ey hüzün ve kapanan duvarlar -ne Noel Baba. yetmisti -sabah. çikip arabama yürüyoru z." Century yolunu yarilamisken o harikulade bacaklarin arkada havaya kalktiklarini görüyorum. yüzü ifadesiz. Ikinci olmakt an nefret ederim. ey dengeli ve dengesiz ve kutsal v e kabiz hepimizi tek tek güzelce sizdiran saat tiktaklari. Bu-kowski agladiginda su damlar. elbette. evine vardigimizda kapiyi açti. bacaklar indiginde karanlik bir köseye çekip Luke'a biraz hava almasini söylüyorum. su damladiginda Bukowski aglar. Cadde ile Irola yakinlarinda oturuyordu. ey bütün bunlari basimiza musallat eden Tann. içkilerimizi bitiriy oruz. kapatip cebime koyuyorum. ne de Büyük Dehalar Asla. ey ulu diktatörler. ey . önüne bakar bakmaz bileginden kavrayip sustaliyi elinden aliyor um. güzelim. bir bira açip salincakli koltuga oturdum. ey ulu polis. ne Külkedisi. "dünyanin yolu. barmene bakiyorum. içkimi alip yanina gittim. harikulade alti santim uzunlugun da çelik firliyor. barmenden iki altilik istiyorum. ey çirkinlesecek çocuklar.asak derileri. Bukowski Noel Bab a'dan nefret eder. fiskiyeli mabedler. Luke 8. içkisini deviriyorum. Luke'un arabasi yok. dügmeye basiyor. i yiydi. "beni eve birakin". ne Sihirli Degnek. tel efonun zilini dinledim.". kadin pesimizden geliyor. bok sadece ve bokun silinisi.asak derileri. ey.

KENDIN. oturdum ve telefonun zilini dinledim. evet öyle yaptim. . bizim ve SANA bütün yapacaklarimiz için MERHAMET MERHAMET MERHAMET diye bagiran sesini duymak istiyorum. Irola'dan sapip dosdogru Normandie'ye sürdüm. sonra içeri girdim.

sonra da Hollywood Bulvari'na sürdüm. agzinda sakiz. lanet olsun!. ve arabama bindim. karanlik ve yagmurlu. Cuma.servis sefini görmen gerekirdi ama servis sefi sürekli bir yerlere saklaniyordu.ikerim onu ancak diye geçirdi içinden ve bir ". kusturucu po sayi çignemis tükürmeye hazirlaniyordum. diye geçirdim içimde n.C Slum'in serv isine girdim. solgun s arisinla huzursuz ve nefret dolu bir sekilde bakistik -ben çölün ortasinda kimsecikler yokken .IKTIR!" çekip arabayi çalistirdim. diye düsün dügümü hatirladim. tamirci ler arabalari tamir edemiyorlardi. diye geçirmistim içimden. ve güneye saptim. karanlik ve yagmurlu -bir ölüm dolabi. o da bana bakip sönmüs bir volkanin içinde kimsecikler yokken .Sunset'e girdim. berberler saç kesemiyorlar . ki bir o kadar boktandir. servis yok.ayik kal be adam.1975? ve tanrim. deyip durd um kendime ve kapidan çikip evsahibimin bahçesine çiktim. 1984'e bir sey kalmadi. disçiler dis çekemiyorlardi. matemin kusan köpekleri -karanlik ve yagmurlu. günlerden cuma. California. orada saatlerce otursan bir al-lahin kulu gelip ne istedig ini sormaz.ikerim onu. geri vitese taktigim gibi çiktim ora dan. bunun sihirli bir sey olacagini düsünmüstüm.o da tamirciden korkuyor. SAVAS. ve gidip on iki taksitin besincisini y atirdim. basini deliklerden birinden çikarirdi. karanlik ve yagmurlu. bir blok batiya sürdüm. 2000 yilini görmek istiyordum. ona fazla yüklenmeye çekiniyordu. karanlik ve yagmurluydu. bir tamirci görürsün arada sirada. o ve ben.132 KADIN YAGMURU dün. ayik kal be adam. aksamüstü. 1984. ve ben neredeyse ölmüstüm. yil 1975 . gelecegin oyun kurucularindan birinin sall adigi futbol topundan son anda egilerek yirttim. dagilma. ne hari kulade bir insan! -ve bir sey sorarsan kafasi bozulurdu. M. sonra aslinda Sunset Bulvari'na gitm ek istedigimi hatirladim. aslinda bütün korkunç gerçek KIMSENIN ELINDEN HIÇBIR SEY GELMEDIGIYDI-sairler siir yazamiyorlardi. Çin gibi on milyon kilometre uzakt a. bulvarlarin en kasvetlisi. ah. Çin on kilometre ötede.000 yilini görmek isterim. durmadan kalkip inen silec ekler ve camlarin arkasindaki o YÜZLER! -peh!. simdi hersey her allanin günü pos ami çikarirken o istegi duymuyorum artik -her gün tek tek simdi. karanlik ve igr enç bir ölüm dolabi: Los Angeles. kiç kiça dikilmis camdan hiçlik 133 ler. külüstür. batiya. ve simdi-neredeyse oradaydik. diye geçirdim içimden. direksiyonunda solgun bir sarisin oturan kirmizi Chevy'nin yanina çektim. babam her allanin günü posami çika ken 80 yasina kadar yasamak. beni gerçekten öfkelendiren tek caddeydi. dagilma.ve çocukken 2. o kitabi okudugum günü hatirliyorum.

dag ilma. bir kadin girdi içeri arabasiyla. ekmeklerden ve fasulyeden dis kiran küçük taslar çikiyordu. oradan çikip karsiya park ettim. kapisi ar alik. hafif uçuk. geri yürüdüm ve üstünde "Servis Sefi" yazan küçük kürsünün yanina 134 dikildim. BURDAN ÇIK VE KARSIYA PARK ET!" geri vitese taktim. büyük yeni bir araba. bakanlar ve baskanlar örümcek agina yakalanmis sümüklüböceklerin sagduyu a sahiptiler. valiler. tel efoncular sübyanci. cerrahlar nesterle çuvalliyorlardi. çoraplarini kaybedi yorlardi. Biers'in servisine girip kapinin yanina park ettim. futbolcular korkaktilar. telasli bir hali vardi . servis sefi nerede? tuvalette çüküyle mi oynuyor?" "GERI VITESE TAK. falan filan falan filan. karanlik ve yagmurlu. serv is sefi sen misin?" "HAYIR! HAYIR! BEN SERVIS SEFI DEGILIM! ORAYA PARK EDEMEZSIN. ayik kal be adam.di. ARKADASIM!" "peki. iri ve kara bir orospu çocugu agzinda puro bana dogru g eldi kosarak: "HEY! SEN! SANA SÖYLÜYORUM! ORAYA PARK EDEMEZSIN!" "buraya park edemeyecegimi biliyorum! sadece servis sefini görmek istiyorum. arabadan in dim. çamasirhaneler gömleklerini ve çarsaflarini yirtiyor.

"62 Comet. 1984'ün üstünden yirmi . o orada kalakaldi. kadina kaputun nasil açildigini sordu ve ben dikildim orada onlar kaputla u grasirken. "El FRENINI ÇEKIN! ITESI BOSA ALIN!" kus beyinli kancik. "anahtarlarini ver. karanlik. "PEKALA. uçak pullarini çagristiran kirmizi bir agiz. SIMDI GERI VITESE TAKIP BURADAN ÇIKIN VE BINANIN YAN TARAFINA PARK EDIN! AKÜNÜZÜ DOLDURACAGIZ!" hatun geri geri çikarken o da arabanin yanisira kosup basini pencereden içeri soktu kadinin bacaklarina bakarak. sonra da vitese takip kablolari çikarmakla mesgul ol an servis sefini ezmeye çalisti. arabadan indi. EVET. diye geçirdim içimden.ikilir çünkü insanda nefret duyg usu uyandirirlar. kimbilir kaç erkek öldürmüstür? iri er. servis sefi tuvalete giderken Heritito'da 62 Comet'e dogru yürüdü.hatunun. etegi kalçasina kadar siyrildi inerken. az kalsin eziyordu da. uzun gri çoraplar." "HEY. kadin üçüncü ya da dördüncü denemede arabayi çalistirdi. sef kablolari baglayip kadina arabasini çalistirmasini söyled i. ne bacaklar. sorun degildi benim için. evhamliyim. yaslandigim duvardan ona dogru yürüdüm. HERITITO!" ufak tefek bir Japon geldi kosarak. tuhaf tuhaf bakti bana. "NASIL BIR YARDIM?" "rot balans seklinde. bakarak. DEVAM EDIN!" bacaklarina bakarak. mini mini bir etek. bagirsaklari bok dolu." dedim Heritito'ya. bakakaldim bacaklarina. "YARDIMCI OLABILIR MIYIM." dedim Heritito'ya." Heritito'ya anahtarlarimi verdim. ikimizin de kamisi kalkmisti. tikaliydi ve ürkekti ve yorgundu islak Los Angeles aksaminda. ama adamin refleksleri güçlüydü. aptal kancik. "EVET. en aptallari en iyi . her zaman yanimda iki -üç yedek anahtar tasirim. "HEY!" "NE VAR?" dedi. "YARDIMA IHTIYACIM VAR!" dedim kalkmis kamisimla yürüyerek. BAYAN? SORUN NE? AKÜ? AKÜNÜZ MÜ BOSALDI?" ve kosarak gidip tekerlekli bir arabaya monte edilmis bir a kü ile döndü. kad in köseyi döndü. diye geçirerek. bacaklarina ve kiçina bakip içimden. "rot balans. DEVAM EDIN. sonunda kaputu açtilar. himm. ve bütün aptalligi ve uçuklug uyla orada öylece durdu ve servis sefi erkekler tuvaletinden çikti. ben duvarima yasla nip trafigi seyrettim.

. toplumun tamami karincalara ve hamamböceklerine sunulan bir dogum pastasi denli anlamsiz.yil geçmisti bile. Heritito 12 taksitinin 5'i ödenmis mavi Come t'imi rot balans çukuruna gazladi ve kamisim indi. 200 kisinin anindan geçtim. Heritito tekerlekleri söküp yürüyüse çikti. karanlik boktan bir yagmur. blokun etrafini iki kez dolandim.

yedi buçuktaki ilk kosuya yetismek istiyordum. etegi nerdey-se kiçinda ve allahim. gülümseyerek. basimi pencereden çikardim. anah tarligi tutan elim titredi. anahtarin parasini öderken yasli bir kadin gel di kosarak. sev anneannenin sigillerini. bir gitar." dedim ve yürüdüm. orada durmus anahtarimi anahtarligima takmakla mesguldüm ki mini etekli ve semsiyeli bir hatun girdi içeri. g eri geri çikan kadinin teki beni altina aliyordu az kalsin. karanlik bir yagmur. iri takma disler. o . sev. 15'inde. hâlâ yagiyordu. yarim saat sonra arabayi rot balanstan çikarip park etmisti. sev. bu da alti buçuk demekti. insanin suratinda iki kiloluk kirmizi bir eldiven gibi patlayan anlamsiz seyler. sortlari arabanin bagajina koydum. dükkanlarin vitrinlerine baktim. bir anahtar daha yaptirdim. radyo. ne halt yiyebilirim ki gitarla? yakabilirim. bacaklari sül beyaz." "hi mm. beklerken markete girip 5 dolara 4 adet sort aldim. insanlarin nasil geçindiklerini anlayamiyordum. bir pikap. ama oyunlarimi saptayabilmek için bir saat önce o rada olmam gerekiyordu. düz ayakkabilar. süpersin. bana bakti. "n'apicagim beyefendi?" "soguk bir sey iç. 14'ünde. minik anahtarimi yaptirmi stim. "Hey." dedi anahtarci.tek bir insan göremedim." dedim ba-136 caklara. cinsell igi yok etmeye yönelik boktan seyler. onlarsiz hiç sansim yoktu h ayatta. iki ayakli bir seks bombasiydi. fazla yasliydi kadin. döndüm. e tegi dizlerine kadar inmis. önünde bir araba var. nafaka. neyse." o aksam atlar kosuyorlardi. Heritito'nun eli hayli çabuktu. ama bu eski tarzda giyinmisti -topuklu ayakkabilar. basarisizlik. televizyon. muhtaçtim atlara. jartiyerleri mordu: "nereye gittigine dikkat etsene. kamyonun teki önüme park etmis! çikamiyorum!" "beni baglamaz. belki 20 yil önce. ne vücut! herkes bakiyordu. araba taksiti. balansi yaptik simdi de rot ayarina sokacagiz. bagaji kilitledim. gözlerde deli bir bakis. anahta ciya gittim. basimi penceresinden içeri sokup baca klarina baktim. yerdeydin. servisin içindeki anahtarciya dogru yürümeye basladim. sadece BIR bagaj a nahtarim kaldigini fark ettim. benim bildigim mini etekle örgülü kalin çoraplar filan giyilir. tanrim. "sey. nereye ödüyorum?" "bitmedi. uzun naylon çor aplar. "beni ezmene ramak kaldi!" yüzünü hiç görmedim. yagmur. evhamli birini kesmez. yagmura baktim ve yavasça bana dogru geldi. sahip olmayi isteyecegim t ek sey bile göremedim o vitrinlerde. son zamanlarda sansim yaver gidiyordu. elimde anahtarlik kös eye kostum. ayin 13'ünde kira. neyse. küt. ama hepsinin üstünde etiket vardi. paraya ihtiyacim vardi.

bana bakip gülümseye rek. uzun uzun bir seyler anla tti ve kadin gülümsedi. iyi giyimli bir adam kadinin arkasinda n kosturdu. diye geçirdim içimden. et reyonuna gidip bir numara aldim. 92. 15'inde arabanin taksiti. markette çalkalaya çal kalaya yürüyüsünü seyrettim. bakiyor ve gü süyordu. harikulade nerdeyse. erkekler baslarini çevirip birbirlerine. 92 NUMARA. diye geçirdim içimden. ama ilk kosuya yetismeliydim. "seni gördügüme ne kadar sevindigimi bilemezsin!" dedi adam. 13'ünde ki ra. suna bak!" diyo rlardi. kivirtarak. genç. "umarim bu gece eglenirsin!" dedi kadin. kivirtarak. dünya adami. anahtari anahtarliga taktim. "aman allahim. rot balans. ete ihtiyacim vardi. istekli. benden on adim uzakta. 4 sort 5 dolar. yedi buçuk. bana dogru yürüyordu. beklerken onu gördüm. kadini ekiyor muydu dangalak? ha staydi bu herif. sonra duvara yaslanip öylece durdu. NASIL DAVRANACAGINI . yüzü de hostu. yemedi götüm. yarigi faras gibidir belki. kadinin pesinden markete girdim. 14'ünde nafaka.kiçi arkadan seyretmek istiyorum. adiyla seslendi. ama kiç köseyi döndü ve agir agir imdan geçti. NE YAPACAGINI BILMIYORSUN. KORKUYORSUN ONDAN. ilk kosu ilk kosu.

digerlerinden daha iyi yazdiklarini iddia etmislerdi. haftada sekiz kez düzülmek isteyecek. tuvalete gazete kagidi atacak. yagdi ve yagdi ve yagdi. geceleri horlayacak. tursulari ve sosisleri kutsayan hahamlar. git etini al. Bogart. SÖZCÜKLERI BILMIYORSUN. . ilk kosuyu kesin Kamikaze götürürdü. eylem adami -Bogart. dayanilir gibi degildi. düzüs yok. saraplarini içerken kahkahalar atan Benediktin papa zlari. okudu beni. omuzlarim sarkmisti. ihtiyar. BiersSobuck'un duvarlarina yaslanmis. bütün kasinan maymunlar. camlarin arkasinda yüzler yoktu. birden yanimdan yürüyüp geçti. yanik ucu bana geri bakti. git a tlarina oyna. bunu biliyorsun. yasliydim. ve tamircilerden biri gelip arabami balansa aldi. ben. iyi bir avi. KORKUYORSUN. hayir hayir hayir hayir. sana tasinmak isteyece k.BILMIYORSUN. arabalar kalkip inen silecekleri ile geçmeye devam ediyo rlardi. DÜNYA 137 ADAMI. kötü yazmakla. DELILIGIN GECE SOKAKLARI ben ve oglan benim evimde verilmis bir sarhos partisinden arda kalmis oturuyord uk ki disarda biri klaksonunu öttürmeye basladi. duvara yaslanmistim. kolay bir avi kaçirmistim. delinin teki. ilk kosuya yetismeliyim. sairler ve kadinlari gitmislerdi. Los Angeles. ben pas geçtim. ama h ersey kafadan baltalanmisti zaten. maden ocaklarinda . sigarami önüme firlatip baktim. disari çi ip köseyi döndüm ve bir bar aramaya basladim." dedi kasap. eli firlattim ve bütün görmüs geçirmisligimle ara yaslanip arabami rot ayarina sokmalarini bekledim ilk kosuya yetismeyi ümit ederek. ama bir sekilde çok da önemli d egildi artik. bit mislikle. ödümün bokuma karistigini hissetti. ondan kazanacagim parayi ikinci kosuda Keloglan'a yatiracaktim. ben de elimde içki. klaksona ragm en huzurluyduk. olacak is degil. ama bil iyordum çuval-ladigimi. yetisebelirdim belki. geçmisti benden. tan rim. ve ben. "92 numara. bagaji açtim. yagmurlu boktan bir günde cenn etten bir armagan. saatime baktim -bes buçuk. küçük bir biftek ve bir ki lo pirzola satin aldim. AMA NEDEN ET REYONUNDA? ve sorun çikacak. bu arada herbiri daha fazla taninmayi hakettik-lerini. bir kiyaslama. görmüs geçirmis adam. cuma aksami. dünyanin isi bitmisti. agzimda puro oturdum öylece hiçbir sey düsünmeden -sairler gitmislerdi. çüküne sar eti. ihtiyar. budalanin tekiydim. yerimden kalkip yarim kilo kiyma. istemisti beni. alti erkek bakip zafer düsleri kurdu.asak yok. muhtelif ihanetlerle suçlamislardi birbirlerini sairler. 92 numara. yagmura çikip arabama gittim. YÜKSEK YÜKSEK ve KESINTISIZ. sonra yagmur söndürdü.

"disari çikip hadlerini bildirelim sunlara." fena yazar sayilmazdi oglan. oglan karsimda oturuyordu . oyunbo zan. minik borno zlari ile . "dinle.tüne sokmasini söyleyelim. ikinci siir kitabina önsöz yazmistim. yoksa ilk miydi? neyse. su klaksonu çalana klaksonu g. dünya B oston'da Pound'u ya da Spoleto'yu ya da Edmund Wilson'u tanidigini. kendine gülme yetenegi de vardi. en azindan kuru bir edebi bok parçasindan fazla bir seyler olma olasiliginin belirtisi." dedi oglan. ya da Dali'yi iç ça 139 masin ile ya da Durell'i bahçesinde otururken gördügünü anlatanlarla doluydu. barbar ve çogu kötü yazan yazarlar. degerli. simdi gitmislerdi. ama kesmediler vidividiyi. ki bazen büyüklük belirti sidir. puro iyiydi.2 yil çalismanin onlara çok iyi gelecegini söyledim.

kesintisiz ve kocaman bir kadin nevrozu." dedi oglan Bukowski efsanesini n (ödlegin tekiyimdir aslinda) ve Hemingway'in ve Humphrey Bogart'in ve pantolon paçalari siv anmis Elliot'un etkisi altinda. ben bir kafese daha katlanabilecegimi sanmiy orum." dedi oglan." "ama neden yaptin. Hem'in boga güreslerinde ögrenip yazilarinda kullandigi gerçek buydu." ". oysa bir hamle yaptiginda matematik hesabi da yapmak zorundaydin. "ben gidip agizlarina siçacagim. azman adamlardan hoslaniyordu. klakson sesi kesilmedi." tanrim." "disari çikip klaksonunu g. kadindir kesin. oglan yahudiydi ve koca John Thomas'in kökle ri Adolph'a kadar uzaniyordu." "hey. korkulu ve hepimiz gibi biraz deli. ne var ki azmanlarin hepsi kafayi yemislerdi ve o sert erkek siirlerini t irnaklan ojeli ibneler yaziyorlardi. Insan ve Supermen." dedi oglan. su anda kent disinda oldugum söylenebilir.. tanrim. kadin ise daya nir klaksona." "evlat." "ben disari çikip kalayi basacagim.. oglanin kafasindaki imaja uyan tek sair koca John Thomas'di. ve SIMDI de siz ONLARLA konusuyordunuz. aklimi kaçirdigimi iddia ediyorlardi. diye geçird im içimden. içinde yumusakti." 140 "bir içki içmek için ugramayi düsündüm. "klaksonun önemi yok.".. telefonumun dinlendigini sa-niyormusum. ah. Ispanya içsavasi ve bütün o saçmaliklar. sesini duymak ne güzel. firladi kapidan disari. "bak. oglan iri ydi ama biraz tombula kaçiyordu. onu sahneye sürükleyerek çi arip mikrofonun önüne yerlestirdik. Buk. paranoyak oldugumu. ne ilgisi var. erkek kesik kesik çalar. ama sola ilgi duydum hep. biliyorsun.I. sefkatliydi. ben im hipodromlarda ögrenip yazilarimda kullandigim gerçek. bizim gibiler için kafesler hazirdir. koca John Thomas ise hep oglan orada degilmis gibi davranirdi.. hiçbirimizin sansi yoktu sonuçta ve "evlat." . melodik tehditler savurur. bir doksan boyunda. "Jimmy Baldwin. "alo.karsiniza oturup anlatirlardi. ". Ernie?" "kitaplari okudun. C. akil hastanesine girip çiktim. ben puromu tüttürdüm. zaten bir erkek böyle basmaz. 5 ya da 6 ya da 8 ya da 10 saat araliksiz içtikten sonra asla sokaklara çikma. yüz elli kilo ve ölümsüz siirler yazan. Hem? Buk ben. aslinda siyasi degildim. çok isterdim." dedim ona. ne se ref. ögünlerini hiç sektirmemisti.A'nin beni izledigini saniyormusum. sert ve tehikeli. zil zurna sarhostu. kendi yapimim kafesler bana yeter.Burroughs'u son gördügümde. ama tanrim.. "bosver klaksonu. ne önemi var? herkes anlamsiz hamleler pesindeydi. koca Hem ve Buk.ikerim böyle isi..tüne sokmasini söyleyelim." dedi oglan. güzel. supermen etkisi altindaydi oglan .

ÖDÜLÜ verdiler ve kuyrugum uzamisti. ama isin gerçegini bilmek istiyorsan fena halde aksamdan kalmaydim ve artik yazamadigimi biliyordum." "sahici olmadigini biliyordum. siz edebiyat adamlari sola meyillisinizdir. beynimi uçurmaktan baska çarem yoktu. ama artik sahici degildi. Romantik olmasina romantikti r ama bir anda tuzaga dönüsür. yaslanmistim. IHTIYAR BALIKÇI VE DENIZ'e inandiklarinda dünyanin iyice çürüdügünden emin oldu "biliyorum."evet. eski tarzina döndün." "biliyorum. dinleyecek birini buldugumda bayat hikayeler anlatmaktan baska bi r sey gelmiyordu elimden. yas li bir osuruk gibi oturup içmekten." .

" yagmur çi-selemeye baslamisti. daha sonra yalinayak sarhos gezinirken ayagima (sol) cam parçalari gir di ve doktorum bana agri kesici bir igne yapma zahmetine katlanmadan tabanimi yarip cam parçalarini çika rirken. "genellikle. . Charles Bukowski. yazik. Er-nie'nin. aslina bakarsan benim umurumda da degil. "baksana. isimlerin ne anlama geldiklerini bilmiyordum." kapatti. arabayi itmek için yeterince yer yok. yolu açariz. masanin iki yanina tutunup. hem de nasil. kapi komsum kaçigin tekiydi. "evet. 69 model yeni bir arabada yasli bir kadindi klaksona basan. hiç çekmiyordu avucunu klaksondan."pekala. penceremde kocaman bir delik açildi. ve iste sokaktaydim. gündüzleri daktiloyu atesliyordum. oglan benim adima da konusuyordu. yeterince savas görmüstüm. kitabina önsöz yazmistim ya bana sahip olmustu. genellikle. radyom bozul unca pencereden firlattim. "arabayi iter. sinemaya gitmem." dedi." dedim. yürüdüm. Ernie. o zaman biraz daha müsfik davrandi. evlat. tatli bir pinar gibi akiyordu hayat. arabanin teki kadinin park girisini tikamisti. Buk. doktor. ruhum da asagi kalmaz. doktorlar neden benden üstün olsunlar? anlayamiyo rum. beyni yoktu." "tamam. su eski tip adami numarasi. "bak. ben DeLongpre avlusundaki döküntü dairelerden birinde yasiyordum. bir nüshasini nerede bulabilirim? oglan aptal ve saygin mülkiyet hakkini talep eden kaçik kadina. pencerenin kapali oldu gunu fark etmemistim. cildim son derece hassastir. bir blok kuzeye on blok batiya yürürsem YILDIZLARIN ayak izleri ile kapli kaldirimlarda yürüyebiliyordum . 69 model bir araba ve kontak sadece. binanin sahibi bir gün avluyu büyük paraya satacakt ve buldozerler avluyu yerle bir edeceklerdi. televizyonum yok. oglana bakmak için disari çiktim." sonra gerekli olmayan bir yarik açti ayagimda. Hemingway'in dostu. bacaklari yoktu. ve ÖGLEDEN SONRA ÖLÜMÜ okumamistim. gögüsleri yoktu. günes dogana dek süren partiler ver iyor. görüsürüz. sar hos.ikmisim. ben eve gidip içkimi içecegim. yavrum. büyük ve total bir kontak. kadinin kendi evi vardi. . görüsecegimizi biliyorum. radyo degil. arada sirada ne yaptigini bilmez halde dolandigin oluyor mu?" diye sordu. ben. ti msahvari.

sertçe. döndüm. yasli kaçik kadin arabasinin klaksonunu öttür-meye devam ediyordu. çilgin. söyle bir tablo vardi elimizde. siska bir oglan. avluma girmek üzereydim ki birinin bagirip çagirdigini duydum. beyaz tisörtün bu isle ne ilgisi var? beyaz tisört benim yari ölümsüz sairimi itti.yürüdüm. üstünde beyaz bir tisört var ve siir kitabina önsöz yazdigim sisman yahudi saire bagiriyor. .

anlasilir gibi degil. o iki yazar için benimle birlikte olm ak büyük sans.ne? hay allah." diyor. her nasil ya /iliyorsa. "anlamiyorum. öyle zordur ki intihar. Norse-Bukowski-Laman-tia. gözü dönmüs. Bukowski-Norse-Lamantia.. "günün birinde iyi bir haham olacaksin ama bütün bunlari da anlaman gerekiyor. Bukowski'yi. park giri si serbest. BUKOWSKI'yi. kadinin park girisi açilmis ama bu kez de kadin arabasini içe ri sokamiyor. o yapay Hollywood ayisiginin altinda kiçinin hoplayan yanaklarini sey rettim. g eri . evet sag çamurluk hasat. bu arada kaporta katliami sürmekte. sonra da yirmi milyon dolarlik gökdeleni n yer altindaki park yerine daldi. PENGUIN kitabi yakinda basacak. "bilmiyorum." oglan hahamlik egitimi aliyor. hay allah. arabasini habire geri alip önündeki beyaz kamyonete geçi riyor." diye itiraf ediyor sonunda. yarigi siirsel ruhum için ölürken arabasina bindi. bana hiç firsat tanimadan sallanan kiçi ile 68 model Fiaria'sina kostu. Penguin kitaplari. beni. hayir sag çamurluk.. b eni ezmesine ramak kalmisti. tampon ve sol çamurluk. giris açisini dogru ayarlayamiyor bir kere. beyaz tisörtlü oglan deli gibi söylenip duruyordu. kadin klaksona dayanmaya da devam ediyor. tal degisir belki. benim yahudi sairim yanima geldi. çalistirdi. ilk geçiriste sinyal lambasi gidiyor.Bukowski. senin sicilinle bir kez daha sopa yesen ne olur? yahudi sairime yardim etmek için olay yerine yöneldim ama sarimin beyaz tisörtü püskürttüg sonra benim döküntü avlumun yanindaki yirmi milyon dolarlik gökdelenden genç bir kadin çik 142 ti kosarak. yasli kadinin park girisinden gazladi. sol diregini denesen mi? eski bir ahir kapisi gibi sallarsin ve on dövüst en ancak birini kazanirsin. . en son ne zaman birini patakladin? kadin elbisesi yakisir sana. "neler oluyor?" diye soruyorum oglana. gazliyor. gaza yükleniyor. bey az tisört ayisiginda sallaniyor. hay allah. sana hiç unutamayacagin bir sey gösterebilirim yavrum -alti buçuk santimlik tas gibi bir kamis. bastan neden oraya park etmemisti? neyse. durduk öylece Hollywood ayisigi igrenç bulasik suyu gibi üstümüze dökülürken. geri aliyor. arka kapinin yarisi hasat.

bu da li demektir. "John Thomas burada olsaydi herkesi öldürmüstü. 143 . benden bile yasli. kadin beyaz kamyoneti parçalamaya devam ediyordu." diyorum. gitmek üzereydim ki burusuk kahverengi pardösülü ve gözlüklü yasli bir adam. ama ben John Thomas degilim."içkiye ihtiyacim var. neyse adam beyaz tisörtlü oglanin karsisina dikildi." gitmek üzereydim. gerçekten yasli.

olup bitenlerin bir anlami varsa bile ben ipin ucunu iyice kaçirmistim. boyanin çogu iskaladi oglani o boktan Hollywood ayisiginda. ama bira zi isabet etti. beyaz tisörtün yumrugu yasli adamin suratinda patladi ve gözlüklerini kirdi." . içeri girelim. anlamiyor musun ?" "sen bu laflari ediyorsun ama sen de yaslisin. ikincisi nin itis olmadigini biliyorum.burusuk kahverengi pardösülü ve gözlüklü yasli adamin elinde büyük bir teneke yesil boya v iki kilo boya vardi o kutuda." "ama o yasli adama yaptigi igrençti. göz ve ruh o taskin HAYVAN e ylemine yetisemez. klaksona dayanmaktan farki olmayan bir sürekli çiglik hali. yasayan ölüyü sopaliyor. 69 model arabasinin içinde bitmisti . oglan pes en geldi. kancalanmis ve parçalanmisti. bir zamanlar kalbinin oldugu yere. isin tadini çika riyordu beyaz tisört. olaylarin bu kadar farkli yorumlanisi da bu yüzdendir. ve yasli adam boyayi Delongpre Bulvarinda daireler çizen beyaz ti sörtlü kaçik oglanin üstüne boca etti. eski kahve rengi pardösüsü ile söyle bir dönüp yere serildi ihtiyar. göz açip kapayincaya kadar gerçeklesmisti hersey. ölmüstü ve anlayamiyordu. firlatilmis. "TANRIM! O YASLI ADAMA NE YAPTIGINI GÖRÜYOR MUSUN?" diye sordu genç sair bana." "yasli adamlar bunun için vardirlar. arabanin içinde oturup çiglik atmay a basladi." "biliyorum. bu toplumda sadece iki seyin önemi var: parasiz yakalanma. ve içinde küçük bir parça hâlâ fa aydi bunun -kimse ruhunun tamamini yitirmez. ilki itisti saniyorum. "himmm. iyi kafayla yakalanma. ne anlama geldigini bilmiyordum. arabadaki kadin elini klaksondan çekti. çok ilginç. adam tam olarak kalkamadan bir tane daha yerlestirdi. beyaz üstüne bir yesil dalga. isyan ya da dövüsler ya da herhangi bir olay. gözün toplayabileceginden daha hizli. hep öyle olur zaten. "neden gidip onlara olanlari anlatmiyoruz?" "çünkü herkesin hayat tarafindan delirtilip aptallastirilmasi disinda hiçbir sey olmadi . adimlarimi siklastirdim. sonra ekip otosunu gördüm." dedim yanima bir bira ya da en azindan bir puro almadigima hay iflanarak. Sonra ayaga kalkti. ama yasli adamin yere serildigini gördüm." "ya adalet?" "iste adalet: genç olan yasli olani sopaliyor. dönüp daireme dogru yürüdüm. beyaz tisört ihtiyara bir tane daha çakti. adami yere serdi.yüzde doksanini rüzgâra iser sadece.

efendim. üzgünüz efendim. oturduk. polislerin çogunun tavada bir biftegi. orta karar bir kiça ve bacaklara sahip bir esi ve Bokköy'de küçük ve s essiz bir evi olan orta-sinif hizmetkarlar olduklarini düsünürsen -Los Angeles'in hakli oldugunu kanitlam ak için gözlerini bile kirpmadan öldürebilirlerdi insani. yirmi iki yasinda coplu ve silahli iki genç 2000 yillik salak. homoseksüel ve sadistik hristiyanligin yargiçla ri olmak üzereydiler. sizi tutukluyoruz efendim. ama tutukla mak zorundayiz. ütülenmis siyah üniformalarinin içinde kendilerini bosuna bu kadar iyi hissetmiyorlardi . duvardan o aptal ekip otosunun telsizi duyuluyordu . .birkaç bira getirdim.

duvarlari yikmaya çabalarlar. o denli kabarik ki kaçiklarin sayisi bos verirsin. elimizde ne var? çürümekte olan bok yiginini bir arada tutm aya çalisan ekip otosu telsizleri. öyleydim. . gidip polislere olanlari anlatalim. Hirschman kanli sag burun deligi ile karanlik bir odada oturuyordu. birakirsin dolansinlar sokaklarda üniformali ya da üni formasiz. siki bir yudum aldim. oglani yolcu ettim. bokumu alip kesekagidina koydum." oglan gitmisti. gidip anlatalim. erken kalkanlari bir türlü anlayamamisimdir.. ve birinin siir kitabina bir ÖNSÖZ daha yazmistim. siirlere bir göz atip bir seyler söyleme k istersin diye düsündüm. Bukowski. ev sahibi üç gündür ortalikta yok tu. ikisini de açtim . hava saldirilari. bir siir kitabim çikmak üzere. bu gece noktalanmistir bana kalirsa. huzursuzdular. sonra bos bir arsaya firlattim kesekagidini." oglan ödlegin tekiymisim gibi bakti bana." "bir seyler söylemek mi? ben siir sevmem be adam." "ama kapinin önündeler. herkesi uyandirirlar. daha kaç tane? "hey. dünyaya atildi. yesil boya kurumustu sokakta. kimse bileme Bukowski'nin nasil aci çektigini. hapiste geçirdigim en uzun süre Los Angeles Üniversitesi'nin kampüsündeki bir gösteriden dolayi yedi saatti. "evlat.. insanin ögleden önce kalkmasi için budalanin teki olmasi gerektigini düsünüyorum. iki bira aldim." "canim olsun. sarhossan ne olursa olsun suçlusun.2000 yillik hristiyanlik. lütfen. biz de içerde oturduk ve oglan söylenip durdu: "hadi. birak dünya kendi basinin çaresine baksin. Mic heline de bir baska erkenciydi. biçakla malar. iki birayi da bitirdim. Jeffers'in . uyudu. üç önsöz. üç parça bok." "hayir. bir seyler söyleyiver. bu isi en iyi Nor e çözmüstür -pijamalarin ve ipek sabahliginla otur. uzandim ve Cummings'in. sokaklara çikip onun bunun kapisini çalar." kanepede uyumasi için battaniyeyi firlattim. sonra disari çikip ögle yemegi yaninda ise giden biri gibi kese kagidi ile yürümeye basladim. kiralik yatagimin basligina yerlestirdim. çöpçünün ve gazetecinin yaptigi gibi ölümü bekledim. baska ne? bir ton savas. tuvalet tikanmisti. evlat. oglan sabahin dokuz buçugunda uyandi. siçmam gerekiyordu." "yok anlatacak bir sey. sokak soygunculari. Maeterlinck'in mavi kusu ölmüstü.

.

Ama içerdeyken de cinselli ge ihtiyaç duyuyorlardi. Bobby vardi mesela. öbür yani B-1. pet dükkanlarin da. B-3. seklinde isaretlenmisti. O psikiyatr 147 lardan biri ile bir süre konustuktan sonra insanin aklindan süphe etmemesi mümkün degil di. A-2. gayet düzgün biriydi. bahçede. sonra içeri girdim ve yalnizdim yine. diye soruyordun kendine.mina kodugum yagmurunun sesini dinledim. yataga yerlestim." . beysbol maçlarinda. postanelerde. hademeler de birbirlerini düzmekten zaman bulup ba ska seylerle ilgilenemiyorlardi. A-3. erkekleri orada tutuyo rlardi. saat sabahin onuydu. iyi terapiydi gerçekten -dolapl arin içinde. karsi tezlerin hepsi palavradir." diye cevap verirdi bir baska deli. Sakincasi yoktu bizim için. ahirda. fabrikalarda. Psikiyatrlarin çogu kendi akillarindan süphe ettikleri için psikiyatr oluyorlardi. ilki hos olur e kesekagitlari bitmek üzereydi. kocalari onlari bagisladiktan sonra çikip kocalarini yine boynuzluyorlardi. Personelin de basini kas iyacak zamani yoktu elbette -doktorlar hemsireleri. postaci gelmisti. her yerde düzüsüyorduk. çikiyorlar. Disarida -nereye baksan: marketlerde. ama numaraydi -kendi istekleri ile akil ha stanesine giriyorlar. kadinlari da orada tutuyorlardi. hayatlarini bu sekilde sürdürüyorlardi. muhabbeti hos. "ve nakil ettiler. orada da yagmur yagiyormus. siyaset bürolarinda. Kadinlarin çogu kocalari onlari baska erkeklerle bastikt an sonra deli numarasina yattiklari için oradaydilar. biz onlar için elimizden geleni yapiyorduk. 146 MOR MENEKSE Kogusun bir yani A-1. Bir deli için en kötü s y kendi aklini tahlil etmesidir. Zaman zaman bu akil hastanesinde ne isi var." "Anlamiyorum. Yunanistan'dan. Ama sonra ar ada sirada karismamiza izin vermenin iyi terapi olacagina karar verdiler. iyi öyleyse. tavana bakip . yatay.yatay pozisyonda kadinlar ve ölümsüz söhret düsleri kurarak daireme yürüdüm. seklinde isaretlenmisti. B-2.içerde gördügümden daha çok deli görmüstüm. Beiles'den b ir mektup. Tatile mi çikti? Yoksa nakil mi old u?" "Tatile çikti. bizi iyilestirmeye çalisan psikiyatrlarin çogundan daha akli basinda görünüyordu hatta. ve gecenin deliligi gündüzün deliligiy di. Sonra tekrar akil hastanesine yatiyorlar. Doktor Marlov nerede? Bugün hiç görmedim onu. Arada sirada delilerden biri sorardi : "Hey.

" Hiçbir zaman çözemedigim seylerden biri de budur. daha da kötüsü günler. Fabrikalarda ve büyük kurumlarda. Bileklerini ve girtlagini kesmis." "Ne kadar iyi bir insandi halbuki. ya da h epimizi isten . Yazik." "Evet. Not birakmamis. haftalar."Kasap biçagi. hatta aylar önce duydugun bir seyin dogru oldugunu ögrenirsin -yirmi yilini o kuruma vermis olan Joe Baba isten çikarilacakmis. bilmem kimin basina bilmem ne geldigine dair bir rivayet yayilir. Hep dogru çikarlar. Bu tür yerlerde çikan rivayetlerden söz diyorum...

Topluma yavas yavas u yum saglanabilir varsayimi ile giristikleri bir uygulamaydi bu. Ama daha sonra. Benim de pazartesi ve persembe günleri çikis hakkim vardi ve hakkinda bilinmesini i stemedigi bazi bilgilere sahip oldugum bir doktoru ziyaret eder. O dolaplarin içi cehennem gibi sicak oluyordu düzüsürken. Disardaki bütün o deliler. Bir gün ihtiyaç duyabilirsiniz. hayli zorl anmistik -kimse helada yere yatmak istemez. Kizlara da ögleden sonra ikide çikis izni veriyorla rdi. Birkaç saniy elik bir olay. her zaman da dogru çikar. Hemen hemen bütün davranis alanlarinda normal görünüyordu. Ilave zevk için . zam an zaman Bobby'nin neden orada oldugunu merak ederdim. ne kadar yaratici ve hos bir adam. pantolonunun paçalarini dizlerine k adar çeker ve küçük bir islik çalarak sekiz-on adim atardi. yapmak zorunda oldugunu an-liyordunuz. En güzell erinden birini. bir benzinligin kadinlar tuvaletinde düzmek zorunda kalmistim. Daha önce dedigim gibi. Aklinizda bulunsun. Ilaç isine girmeden önce fazla param yoktu. Pekala. Kafalari çalismiyor. demek istedigim) pazartesi ve persembe günleri ögleden sonra ikide disari çikmalarina izin verirlerdi. -Mary'ye b acaginin tekini lavabonun üstüne atmasini söyledim. bu da onlarla sansimizi artiyordu. en geç bes buçukta dönmek zorundaydin. ben de bir bacagimi lavabonun üstüne atip soktum. Neyse. Ama sürekli yapardi bunu.çikara-caklarmis gibi. Ilk tanik oldu gunuzda dalga geçtigini sanip. hikayemize dönelim -ilerlemis vakalarin (sözde tedavi olmaya dogru ilerlemis .sonra sarap sarhosu genç bir k izilderili kizla Utah'dan geçerken trenin helasinda kesfettigim bir numara geldi aklima. Hastalara satiyordum ilaçlan. müzikal açidan güzel bir ezgi oldugu söylenemezdi.ayakta da pek uyumlu degildik. Nerede kalmistim? Evet. Buydu tek sorunu. aksi takdirde bütün haklarini kaybediyordun. Aslinda hastalarin çogu paraliydi. tanrim. arabalari i le gelip güzel ve zavalli kizlarimizi bizden çalan çakallar. Mary'yi. amfeta min. Beyninde dönen bir ezgi gibiydi daha çok o islik. Hastane saatlerini bilen. librium ve benzeri ilaçlardan alirdim. sari bomba. belki de otuz kez. onlarl a ilgili olarak anlayamadigim bir sey de ellerinde onca ilaç varken neden güç yöntemleri yegledikleridir . Soru nu halletti.asaklarinizi sica . Hakliydilar. günde yirmi. basimi sürekli belaya sokuyordum. Kogusta n küt diye sokaklara dönünce insan aklini büsbütün kaybedebilirdi. ama bir ezgiydi ve her seferinde ayniydi. Psikiyatrlara dönecek olursak. Küçük bir numarasi vardi ama: arada sirada ayaga kalkip ellerini ceplerine sokar. Ama elimi zi çabuk tutmak zorundaydik çünkü ortalikta avcilar dolaniyordu. diye geçi-riyordunuz içini zden. Bobby leblebi gibi atar di onlari agzina ve Bobby'nin parasi çoktu. para vermeden dexedrin.

k su da tutabilirsiniz. sonra ben. Neyse. "Hey. Neyse. "Kafasi çok iyi bunlarin. sonra u nuttum gitti. Bir keresinde iki tane dogum kontrol hapi bile sattim ona. ilaç satisindan iyi para kazaniyordum. "Ne kadar güzel gözlerin var!" Uzaklastim kiritarak. önce Mary çikti kadinlar tuvaletinden. Benzinligin pompacisi beni kadinlar tuvaletinden çikarken gördü. "birkaç tane daha bul.." dedi yarim saat sonra. Bobby ona ne versem yutuyordu. Ama iki hafta boyunca bayagi kaygilandim. Yuttu.. olur mu?" . Baska soru sormadi. ne isin var kadinlar tuvaletinde?" "Ne diyorsun yakisikli!" dedim bilegimi hafifçe bükerek.

bütün geceyi yatakta geçirince insan kolay kolay vazgeçemeyecegi bir mahremiyet gelistiriyordu ya tagi ile. Havagazi ile intihar etmeyi denemis. Hayata yeniden baslamak deme kti." Sirf kogustan çikip ortalikta dolanmak için özel görevlere gönüllü olurdum. basarisiz olmustum . kontagim galiba." dedim ona bir keresinde. Ikimiz de öylece bakar. Herkese. Evet. nefret ediyordum sabahlari yataktan çikmaktan. Heeeheeeheeehehehe. sadece onun gibi pantolonumun paçalarini yukari çekip Bizet'nin Carmen' inin detone bir yorumunu isliklamiyordum. Sirlarini açmadan mezari boylayan insanl ar vardir. ama arada si rada ayaküstü yapilan bir düzüsmeyi saymazsak. Pulon. Sabahlari yataktan çika-miyordum. Pencerenin yanina oturur. "Hey. "Insanligin en büyük iki icadi yatak ve atom bombasidir. Hayatta kalmayi nasil beceriyorsun?" "Heehehehehehehe. "yemek yemiyorsun. kafadan biraz. Öylece otururdu is kemlesinde. Çok tuhafti Pulon. Pulon'dan sonra en i yi ben anlasirdim onlarla. Pulon'da onlardan biriydi. saatlerce kim ildamazdi. hos degil. gülerek. Ve hayatlarini siraya girip bekleyerek geçire n bir toplum olmaya dogru gidiyorduk. Pulon ile konusurlardi ama. Yemek yedigini hiç görmed im. Gerçek hastalarla iletisim kurardi. biliyorum. Onlar a sorular sorar. Deli oldugumu düsünüyo rlardi. "Bunlari konusturmayi nasil beceriyorsunuz?" diye sorardi psikiyatrlar bize. ömürlerini çocuk oyunlari oynayarak geçiriyordu insanlar -hayatin dehsetin den etkilenmeden rahimden mezara gidiyorlardi. beni mutsuz eden insanlardi sonuç olarak. sorularina cevap alirdi. Çocuk oyunlari. zaman zaman agir bunalimlara giriyordum. Kimseyle. Evet. Ben de Pulon g ydim. Ama baska bir sorunum vardi. Bagislayin..149 Ama aralarinda en tuhaf olani Pulon'du. cevap vermezdik. Yemekhaneye asla gitmezdi. sigara içerek. . Sadece kendini begenmis insanlar her soruya bir çuval cevap ve ögütl e karsilik verir." diyordum. Ama Pulon yirmi yildan beri tek kelime etmemis hastalarla bile konusurdu. psikiyatrlarla bile konusmayan hasta larla. dünyada 150 ki bütün insanlar yok olsa umurumda olmaz. Intihara meyilliydim. Kimse onu yemek yerken görmemisti. kalabaliga ve özellikle de siraya girip beklemeye tahammülüm yoktu. Ileri geri salinarak. Ama bir sümüklüböce kadar hosnut olurdum. Ben hep yalniz biri olmusumdur. Haftalar geçerdi. Nefret ediyordum yataktan çikmaktan ..

kalk!' dedim." "'OFFF!' degil. Kalk! Hadi!" .. kalk!" "Him?" '"Bukowski.Her sabah ayni sey: "Bukowski." "Offf..

titriyorduk. diye düsünürdüm.. tanri askina.." "Pekala.. Doktor Blasingham. iki. Harika olacakti. Neden Amerika Birlesik Devletler Baskan'i olmadigini anlamakta güçlük çekiyordum. Hiç görmemislerdi onu." "Doktor Blasingham'i çagiracagim. "Pekala. çükünü dogru dürüst kaldiramayan salagin teki ile evlilik ve Fransiz sa illerinde tatil hayalleri kuran hemsirelerden birini parmaklamakla mesgul oldugu için cani biraz s ikkin. Üçkagitçi bokun teki." ." "Sen ruhunu yuvada kaybettin.. Piton. Doktor Blasingham. belki de -hemsirele i parmaklamak ve üstlerine salya akitmakla o kadar mesguldü ki.. '" Firlardim yataktan. çatiya çikip soyunduk. Ve o sabah Mary ile ahirda bulusmak üzere sözlesmistim. "Hadi.. herkesten önce kalkmak zorundaydim. saman i gne gibi batiyordu çiplak tenimize...." 'Piton' derdi bana.".'Bir.eee. Neyse. Tam kaptirmistim ki bütün Italyan ordusu daldi içeri sanki "HEY! DUR! DUR! KADINI TESLIM ET!" "HEMEN IN O KADININ ÜSTÜNDEN!" "ÇIKAR KAMISINI!" Bir alay hademe. çogu escinsel.. Bukowski.. Nedeni hakkinda en ufak bir fikrim yok.. Düsünmenin insana yarari ne ki? Düsün tasin boktur isin.. üçe kadar sayiyorum. Samanlikt a seyran. Anlamiyor musunuz?" "Kalk. harika. Mary inegin öbür yanina yanastiginda inegin me melerini sagiyordum." "Onun da ." ". kirpilmis koyunlar kadar çiplaktik. Ben. Yoksa haklarini kaybedersin." Blasingham gelirdi. Beni Pulon saniyor b elki de. oradaydik! Girdim. escinsellere karsi degilim.. Kesinlikle yapacak bir sey yok... Düzecek yarik yokken prezervatifini kaybedeceksin demek gibi bir sey bu. Simdi git elini yüzünü yika ve kahvaltiya in. Harikaydi.mina koyayim. faka t -su ise bakin: . orospu çocugu. Belediye fonlarinin vampiri. Güze ldi ama o inek memelerini sikmak.. Bukowski. iyi çocuklar hepsi... ruhunu anlamayi israrla reddeden bir ortamin kurbani dir. Sonunda bana inekleri sagma isini verdiler.iktir git. "Insan..iktir. Eski romanlarda anlatilan seydi bu. KALK!" "Yapacak bir sey yok.

elbiselerini giydirip onlari büroma getirin. "AMAN ALLAHIM. "Bu adami denetim altina aldik.ASAKLARINI PATLATIRIZ!" Hizlandim ama bosuna." "Pekala.merdivenden yukari çikiyorlar "BU SON VURUS OLSUN. Bunun istendigi takdirde yapilabilecegini. . Sira ile. Önce kadin!" Blasingham'in özel bürosunun önünde beklettiler beni." "Ya kadini?" "Kadini mi?" "Evet. zorlama oldugunda daha yararli isler için enerji iletmenin . Iki hademenin arasinda o sert tah ta banka oturup Atlantic Monthly ve Reader's Di-152 gest okudum.." O anda Doktor Blasingham girdi içeri. Beni hatunun üstünden alip sirtüstü yatirdilar. SUNA BAK!" "MENEKSE GIBI MOSMOR VE YARIM KOL UZUNLUGUNDA! ZONKLUYOR. Bu da sorunu halletti. Sonra Mary'yi disari tasidilar. Cinsel enerjinin omurgadan beyine iletilip daha yararli isler için kullan ilabilecegini iddia etti. CANAVAR!" "BOSALIRSAN . Bir süreden beri beni dürbünle izliyordu. Blasingham bayagi büyüttü meseleyi. çölün ortasinda susuzluktan ölürken kuru sünger emmek le girtlagina 9-10 kum tanesi atilmasi arasinda seçim yapmaya zorlanmaktan farksizdi. Insanlari cinsellikten mahrum ederek akli dengelerini geri kazandirmanin en sagl ikli yol olmadigini söyledim doktora. kadini. Doktor. beni içeri ittiler. Iskenceden farki yoktu. Haftalardan beri zan altindaydim." "Elinden gelse bizi paralar. Bizim doktor Mary'yi fena firçaliyordu herhalde." "Degebilir. "N'oluyor burada?" diye sordu. Dört kisiydiler. Kaynagi belirlenemeyen iki ham ilelik vakasi. DEVASA VE ÇOK ÇIRKIN!" "ACABA?" "Isimizden olabiliriz.

Neyse.omurganin . Ama ölmeden önce samanlikta is tutam azsam gözüm .ikinde bile olmayacagini söyledim. iki hafta için haklarimi elimden aldilar.

ne gevezelik! ne güç var. ne kadar sikici. çöp bidonlarini kamyona bosaltiyorlar." bu yüzden de sormuyorlar artik. inmesini ya da düsmesini bekleyerek. cevap vermiyorlar. anlamiyorum. sözü zorlamaktan baska bir sey degil. Alman binaya dogru kosuyor. SANGIR SUNGUR! çöpçülerden biri digerine bakiyor: "bayagi siki bir içici var burada!" uzay çalismalarinda yeni asamalar kaydetmelerini beklerken sisemi kaldiriyorum. en azindan. Alman çentiklerden yuk ari tirmanmaya basliyor. Alman direksiyonda. "nereye gidiyoruz?" diye soruyorum. insanin ölümünün baskasinin elinden olmasi hos degil. bütün trafik kurallarini çigniyor. binanin ön kisminda çentikler var. *** kapim çaliniyor. ne kadar sikici. ünlü erin sonu böyle mi olur? ne kadar sansli oldugumuzu düsünün. rasathaneye variyoruz." derim her seferinde.arkada kalacak. virajlari kayarak aliyor . ikisi de çok mutlu orada olmaktan. bir Yahudi ile bir Alman. POTANSIYEL INTIHAR NOTLARI çöp kamyonu gelirken pencerenin önünde oturuyorum. benimkinin sesini dinliyorum: SANGIR SUNGUR. Yahudi aslinda hayvanat bahçelerini sever ama hayvanat bahçesi gece kapali. gaz pedalini köklemis. bazi insanlar sürekli bir yerlere gitme ihtiyacindadir. ne de mizah. yamaçlardayiz. adi Hristiyanlar ve Yamyamlar. binanin yarisini tirmanip kapinin üstünden sarkiyor. "birakin da oturayim surada. Tanrim. diye geçiriyorum içimden. diye geçiriyorum içimden. *** biri bana okumam için Norman Mailer'in bir kitabini veriyor. . bir borçlular bana. "sinemaya gidelim!" "tekne gezisine çikalim!" "kerhaneye gidelim!" "hiçbir yere gitmiyorum. karsilasacagim özel ca n sikintisi da sürpriz oluyor. beni arabalarina sokuyorlar.1000) metr elik uçurum. Var mi lan öyle vurusumun üstüne gelmek.

sira halinde içeri giriyorlar.bir ögretmen geliyor. ögret men basini kaldirip . lise ögrencilerini getirmis.

aletlerin yarisi bozuk." diyor Alman." içeri giriyorlar. üç!" siçriyoruz. "külotunda bok lekeleri vardir muhtemelen. "benimkilerden biri mi bu?" diye soruyor. Hank!" diye bagiriyor. herkes sallanan topa bakiyor. Yahudi ile yürüyorum. Alman yanasiyor." "buraya gel! bak simdi. ben yüz on. Alman asagi iniyor." "üzülme. biz de içeri giriyoruz. "gidelim buradan. "kancigin teki beni tersledi. ki. makine bir grafik çiziyor. çukurun içindeki tel kablodan sarkan koca top." diyorum." diyorum. "Hey." diye öneriyor. diye geçiriyorum içimden. üç!" siçrayip iniyoruz. sarsinti ölçen bir makine buluyor. üçe kadar sayacagim. "bir. dügmelere basi nca bir sey olmuyor. ya da kivilcimlar çakiyor. Alman gözden kayboluyor. 30 yilda hiç degismemis . "gidip bir seyler içelim!" uzaklasiyorum. sonra Alman ile Yahudi'yi izliyorum. "bir daha! bir -" "cani cehenneme." o yüz kilo. "kesinlikle." "tamam. ikimiz birden havaya siçrayacagiz. ortalikta dolanip dügmelere basiyorlar. "evet. bazi seyler titreyip biraz hareket ediyorlar." diyorum. ne kadar sikici.Alman'i görüyor. ki. "hayir." "benim hosuma gider ama. "bir." . "kafam bozuldu. "o benimkilerden. tanrim." diyorum.

zararsiz bir seki de delirirler." "üzüldüm öyleyse. bir seylerin pesinde kosturup duran kalabaliktan n. Ra-vel'in Bolero'su. ama bu basit ve hayli suruplu parçalari di nledikten sonra yeni. sef sahneye dönüp reveranslar çektikten sonra orkestra elemanlarina ayaga kalkmalarini söyler. . insanin kendi ile yüzlesme korkusundan baska ben kalabaliktan."koklar misin?" "tabii ki. bu orkestranin sefi benim Çaylak Melodileri diye nitelendirdigim seyler çalarak ünlenmis. yalniz kalma korkusu. benim asil merak et tigim su." Yahudi yanasiyor. kolluklarindan firla yarak baskalarindan gördükleri gibi. ve su anda aklima gelmeyen bir sürü parça daha. bunlar klasik müzik dinlemeye yeni baslamis herkesi memnun edecek pa rçalar. yoksa o da mi geri zekali? sefin çalmaktan hoslandigi. Aslinda kosturup duruyorlar. senin için kötü bir aksam. Los Angeles'de herkes yapiyor bunu. Elgar'in Debdebe ve Tantana Marsi.. "Schwab'in Yeri'ne gidelim!" diye bagiriyor. cani koklamak istiyor. Bizet'nin Carmen'i. nereden geldikleri ya da zekalarini nerede yitirdikleri konusunda hiçbir fikrim yok. ama bu orkestra bu parçalari bikip usanmadan 156 her hafta çalar. Gershwin'in Mavi Rapsodi'si (seytan bizi iki kez korusun!). Nor-man Mailer okuya topraga egilen insanlardan. Offenbach'in La Vie Parisienne'i. sef onlari bilerek mi kandiriyor. Cop-land'in Meksika Salon'u. benim klasik müzigin yuva sinifina dahil edecegim parçala rin bazilari. dinlemeye gelenler orta yasli insanlardir. akli basinda hiç kimse bu parçalari midesi biraz bulanmadan birkaç kereden fazla dinleyemez . "Allah askina.. *** bati tarafinda bir orkestra var. "BRAVO! BRAVO!" diye bagirirlar avazlari çiktigi kadar. Alman bizi ölüme ne kadar yaklastirabilecegini bir kez daha kani tlamak zorunda hissediyor kendini. beysbol maçlarina giden. Çaykovski'nin Findikkiran Süit'i (seytan bizi korusun!). Alman Schwab'm yerine sürüyor. korkarim asil. Rossini'nin La Gazza ladr a uvertürü. arabaya biniyoruz." diyorum. müthis ve derin bir seyler dinlediklerinden öyle emindirler ki. bahçelerini sulayip ellerinde kürekle orada olmayan bir seylerin pesinde bir sey degil. de Falla'nin Üç-Köseli Sapka Dansi. bu sözünü ettigim kitle bu suruplu müzikle karsi karsiya gelmeye görsün. nihayet tepeden iniyoruz.

her seferinde ruhumun yükseldigini hissediyorum! bu arada. evde mi yiyelim . adam 52 yasinda. disarida mi?" .ve ev dönüsünde söyle bir sahne yasanir. bu adam müzigi yutmus! müzigi gerçekten hissettiriyor insana!" kadin: "evet. üç mobilya dükkani sahibi. kendi k zeki hissederek: "yukarda allah var.

ve böyle uzar g ider bu is. kafasi bozuldugunda Artaud. ya da renksizlik ve zevksizlik. ve çakilirlardi. Frank?" "beni izle." tribünün altina girdik. "hey. Savas ve Baris benim için Gogoi'un Palto' sundan sonr a okudugum en büyük fiyasko. tuhaf tasarimlar. Celine. "hey. külotlu çorap. çok çok erken Gorky. D. Keza Tolstoy. boks. Bob Dylan bende asiri tepki izlenimi birakirken Donovan'in tarzini özgün bulurum. Bob Hope'un. Dos siki herifti. ilk He-mingway'ler i yiydi. bak" "tanrim" tribün kadin doluydu.H Lawrence. parlak renklere boyanmis . simdi yüksek yargiç. tenis ve opera. belki digerleri için ne kazalar. olaganüstü hakimdi uçagina. hava uçuslari en iyisiydi -çocuklar için. parasüt atlayislari ve uçak yarislari vardi. tabii ki. kim hakli? ben. anlamiyorum. ihh. süphesiz. ihh. beysbol maçlarinin. yeni arabalar. *** çocukken Hava Gösterisi dedikleri gösterilere giderdik. yere yakin bir kancanin ucuna bir mendil koyuyorlardi. uçakla tehlikeli numaralar yapa n pilotlar. canlari c ehenneme. Henry Millerin. Faulkne r'in. elbette. haddi hesabi yoktu çakilan uçaklarin. ihh.*** renkler ve zevkler tartisilmaz elbette. Chekhov'un oyunlarinin popüler olmalarini anlayamiyorum. yüzük." dedi. çok heyecan vericiydi. ben. süphesi?. pilotlardan birinin numarasini hatirliyorum. Sherwood Anderson sonuna kadar. "ya?" "evet. içlerini oldugu gibi görebiliyordun. güres -ne??? Jeffers. "buradan kadinlarin bacaklarini dikizleyebiliriz. omlet. evet. uçaklarin hepsi farkli biçimlere sahipti.. profesyonel futbol ve basketbol güçlü oyunlar. müthisti. sizin olsun. suna bak!" . bazen. ilk Saroyan'lar eyvallah. Shakespeare'in. pilot Alman fokeri ile yere son derece y akin uçup kanadina takili kanca ile mendili yerden aliyor. arkadasimin adi Frank'di. evet. sonra da neredeyse yere sürünerek ekseni etrafinda dönüp havalaniyordu. Ibsen'in. Ginsberg. Hank" "evet. saat.

"pisst! buraya gel" ."üff Frank dolanmaya basladi.

sonra yukari çikip gösterinin devamini seyrettik. adam yere yaklasiyor. bosuna debeleniyord u ama. kan emici. sizi büyük aptesinizin ortasinda yakalam akta da pek ustadir. 159 SÜLÜK ÜZERINE NOTLAR sülük. "bir dakika. allan kahretsin. fotograf makinesi ile fotograf çekiyordu. çarpmasi ile hav siçramasi bir oldu. bac klarini salliyor. sayet kapidaysa. bak! yarigi görünüyor!" "nerede? nerede?" "baktigim yere baksana!" 158 orada öylece durup uzun uzun baktik. bisikletlerimizi eve pedallarken yol boyunca onlari konustuk. sonra yere çarpti. sari suyunu büyük bir ma haretle . sülük ruhunuza isemekle kalmaz.bir hafta boyunca kendinize gelemezsiniz. ama istirap içinde bir insanin sesi onu yüreklendirir sadece -kapiyi daha sert. denizde ya da tatli suda yasayan. parasüt üstünü örttü. sira parasütçülerdeydi. parasütçü ve yarik. bizi nerede ve nasil bulacagini bilir -g enellikle banyoda ya da cinsel iliskinin ortasinda ya da uykuda. film kamerasi ile filme çekenler bile vardi. sonra biri atladi. pek basarili olduklari söylenemezdi. nasil açmazsiniz kapiyi? gittigi zama n -nihayet. bir sürü insan fotogra f çekiyordu. uçak kazalari. parasütü tam açilmadi. "kimse ona yardim edemez mi? diye sordum. yan açik parasüt içine hava doldugu için parasütsüz birinin düsecegi kadar hizli da düsmüyordu. sülük genellikle hem kapiyi vurur hem de zili çalar. kalan atlayislari iptal ettiler. "evet. daha heyecanla yumruklama ya baslar." "bak. parasütü çözmeye çalisiyordu. Hava Gösterisi bitmek üzer unutulacak türden bir sey degildi gördüklerimiz. halkali solucan.yanina gittim. yapiskan. bir dakika!" diye ba-girabilirsin iz. yere çizilmis bir daireye mümkün oldugunca yakin inmeye çalisiyorl i. hayat hayli ilginç bir sey olacakmis gibi gelmisti bize. Frank cevap vermedi. hâlâ ipleri çözmeye çabaliyordu. izleyebiliyordunuz. sirn asik (kimse) sülük bir bakima bizden çok üstün bir varliktir. kollarini iplerden kurtarmaya.

ancak üstüne oturunca fa rk edersiniz. ama artik çok geçtir. üstelik bütün fikirler sizinkilere terstir. sizden farkli olarak bol bol gevezelik edecek vakti vardir sülügün. fark edilmeyecek kadar. ama o bunu asla bilmez çünkü hiç susmaz.tuvaletinizin oturagina da birakir. araya iki kelime sikistirip ona katilmadiginizi söylemeye .

siz derin uykudayken telefon eder ve ilk sorusu. ayrica ne tür bir insan oldugunuzun da farkindadir lar -incitmekle incinmek arasinda hep ikinciyi seçen birisiniz. insanlar bazen yemekleri n çöpten farksiz oldugu yer . bu bir çeliski aslinda. liderleri mize güvenmekten baska çaremiz yok. ama degildir. k onusmasina kaldigi yerden devam eder. gidisattan hosn utsaniz bütün polisler iyidir. ama sülük bu kulaktan dolma felsefe ile doludur. "içerde oldugunu biliyor um!" diye bagirir. zehirli. ya da evinize gelir." bu o denli aptalca ki yorum yapmayacagim. sizin araya girisiniz onun için bir bosluk anidir. polisin isi degisimi engellemektir. "arabani gördüm. yani yemekleri lezzetli restoran kalabal ik olur. sülük her yerded ir. at yarislarinda san li oldugum bir dönem hatirliyorum. sülük insanligin iyi yanlari ile besle nir. sülügün isminizi ve adresinizi bilmesi de gerkli degildir. devam edelim. her gece yarislardan sonra farkli bir motel seçiyor. sonra sahilde yemek yiyebilecegim iyi bir yer ariy ordum. ama bütün genellemelerde oldugu gibi bunun da istisnalari vardir. kesin ve sonsuza dek. "olup bitenlerden habersiziz. perdelerin örtülü oldugunu gördügü halde orgazmi çagristiran bir cosku il apiyi yumruklar. sinirlerim bozuluyor. "s eni uyandirdim mi?" olur. iyi polis de var. degilseniz kötüdür. sülük insana düsünce özürlü biri olarak yapisir sizca. kokusmus. en çok sevdiklerin den bir iki örnek: "hiçbir sey BÜTÜNÜYLE kötü olamaz.kalkissaniz bile sizi duymaz. ölümcül isigini üstünüze yansitmaya her an her yerde hazirdir. altima yeni bir araba çekmis Del Mar civarinda geziniyordum. bütün polisler kötüdür diyorsun. cevap vermezseniz. bütünüyle kötü diye bir sey vardir. ama bu onlari kamçilar. bunlardan vazgeçmez." firsat bulup ona bir insanin polis üniformasini üzerine geçirdigi andan itibaren mevc ut düzenin maasli bekçisi oldugunu anlatamazsin. parmagini zile basip tutar." bu yikici insanlar düsünce mekanizmasinin nasil çalistigindan habersiz de olsalar onl ardan hoslanmadiginizi sezerler. gerçek yanitlarin bize ulasmasi mümkün degil. sülügün saçmaliklarini siralamaktan da vazgeçiy orum hatta. yemekleri lezzetli ve tenha bir yer. iyi poli rastladim ben. o konusurken siz de 160 onun pis sümügünü ruhunuza silmeyi nasil bu kadar iyi basardigini düsünürsünüz. sülügün kendi kesfi sandigi bazi standart ve kabiz fikirleri vardir. iyi insanin kokusunu alir. sülük sizi saatlerinizi de çok iyi bilir.

New York usulü biftegimi çabucak mideme indirip kendimi disari attim. balik gibi dümdüz bir herifti. New York usulü biftegim geldi ve o anda kapi açildi. harikulade bir geceydi. çöregini yerken bir yandan da g arson kizla sohbete basladi. her gece yemekleri lezzetli ve çildirtan kalabaliktan uzak bir yer bulmak kutsal bir arayis olmustu benim için. ancak yemegimi yiyebil ecegim kadar bir dirsek payi birakmisti bana.lere ragbet ederler. ruhunun pis kokusunu her yere bulastiriyordu. neyse. o gece öyle sarhos oldum ki ertesi gün il k üç kosuyu . böyle bir yer bulmak uzun zaman alabiliyordu. zirvaliyor. söyledikleri bagirsaklarima biçak gibi s aplaniyordu. bir gec e yerimi bulmak bir buçuk saatimi aldi. sülük yanimdaki tabureye oturmak ZORUNDA hissetti kendini. tezgahta otuz iki tabure vardi. arabayi park edip içeri girdim. sülük gelmisti. bombostu mekan. bu dirsek payini ayarlamakta da çok ustadir sülük. dogru tahmin ettiniz. New York usulü biftek. evet. yemegi beklerken kahve içiyordum. patates tav a filan söyledim.

" yüreklendirici degil böyle bir sey duymak. ön kapisina büyük harfler ve mükemmel bir elyazi-si ile söyle yazmisti: ilgilenenlere: beni görmek istiyorsaniz lütfen telefon edip randevu alin. züppelik ya da insanin kendini abartmasi olarak al gilamiyorum.kaçirdim. çalistiginiz. her neys e bu çok sülügümsü sülük her sabah saat dokuzda bana telefon etmekten kendini alamiyordu. sevgiye bile karsi degilim. ben sülük yemiyim. "iyi bir yövmiyenin hakki emekle verilir. ilk kez tesadüfen gördüm bu yaziyi. Zamanlamasi mükemmeldi. bu yaziya hayranlik duyuyorum. kendinden geçmisti. sabahlan yedi b uçukda eve gelip iki bira içtikten sonra ancak uyuyabiliyordum. onu iyi çalist igi için tutuyorlardi orada. yüzde yüz insan yoktur aslinda. sülük kesin tavir karsisinda ürker. yeter ki beni katilmaya zorlamayin. anlama ya basladigimiz an her seyin basladigi andir ve bazilarimiz artik anlamaya baslasa çok iyi olacak." her iste en az bir sülük vardir ve b eni hemen bulur. ve tanri tanriyi afetsin. beni uyandirmis olmanin bilincinde sesimi duymak onu mest ederd . isimi katletmenize izin veremem. baskalarinin farkinda olu p bizim farkinda olmadigimiz deli ve çirkin bir yani vardir. o siralar on iki saatlik gece vardiyasinda çalisiyordum. ama biz sülüklerden söz ediyorduk. ama hepimizin belki de farkinda olmadan birilerine sülüklük yapmis olmamiz olasiligin i da gözardi etmemekte yarar var. isimi yapabilmek için zamana ihtiyac im var. bi r keresinde çalistigim yerde on bes yildan beri kimse ile konusmamis biri çalisiyordu. hepimizin. Lo ve-in'lere. entelektüel bir sair taniyorum. askasina musallat olur. rahat ve sik intisiz bir ortamda karsilastigimizda size karsi daha nazik olacagimi lütfen bilin. bir süre bakip adamin yazidaki sesini duyduktan sonra arabama binip uzaklastim. daldan dala atliyordu orospu çocugu. degil mi? sülük için kolay lokma olmama ragmen bir keresinde ben de tavir koydum. is yaptiginiz mekanlarda da mutlaka bir sülük vardir. her seferinde o a lisilagelmis aptal oyununu oynardi. o toplu sevgi ayinlerine itirazim yok mesela. Tanri beni affetsin. çalistigim her iste su cümleyi sik sik duymusumdur: "buradaki kaçiklarin hepsi sana ba yiliyor. hem sülüge karsi day nikliligimizi da artirabilir. hayat dolu. on un da bir tadi olabilir ama söyledikleri mizahtan yoksun kokusmusluklardan ibaretti. beni hayatta tutan seyleri yapabilirsem. berbat bir düsünce ama büyük olasilikla dogrudur. davetsiz gelenleri kabul edemeyecegim. daha ikin ci günümde benimle otuz bes dakika konustu. yoksa bu çiftlige nasil katlanabilirdik? yine de sülüge karsi önlem alan insana saygi duymali. dogal haklarina sahip çikan cesaret ve mizah dolu bir adam söz konusu.

"bak. anla sana! hipodroma gidemiyorum. öksürür. siçmam." dedim sonunda. "ilk kosu 13:45'de. gerçek kavramin yok mu senin? isten geldigimde en son lanet damlama kadar tüketilmis oldugumu anlayamiyor musun? geriye bir sey kalmiyor.i. seni hipodroma gitmeden önce yakalamak is tedim. bogazini temizleyip kem kümlerdi." dedim. on iki saat çalisiyorum! neden beni saat dokuzda ariyorsun allahin cezasi?" "belki at yarislarina gidersin diye düsündüm. yikanmam. ayakk abilarima bagcik filan satin almam gerekiyor." "dinle. "ne bok yemeye beni saat d okuzda uyandiriyorsun? sabaha kadar çalistigimi biliyorsun. ayrica gecede on iki saat çalisirken nasil hi podroma gidebilirim? bu kadar seye nasil zaman bulacagim? uyumam. düzüsmem. neden beni sabahin lanet dokuzunda ariyorsun? " . beslenmem. kiçimi kasiyacak gücüm yok. tiksirir.

her sabah isten geldigimde bunu yapiyor." dedim. sülüklügün olmamasi gereken seyler yüzünden olustuguna dair bir varsayim var. biraz da acirsiniz. simdi a ma geldi!!!!! BIR McCLINTOCK'UN 164 GÜLDÜGÜNÜ HIÇ GÖRMEDIM!!!!! su ise bak. "McClintock beni günde üç kez ariyor. bunlar sunlar bunlar sunlar. sizin McClintock hikayeniz de beni güldürürdü herhalde. belki bir gün dünya düzeni öyle degisir ki. kalktigimda telefonu kutudan çikariyordum.firçayi yiyince sesi kisilmisti -"hipodroma gitmeden önce seni yakalamak istedim. iyi ve dürüst bir yasantinin sonucunda sülük s kar. hayat dolu ve sanatçi olmayan (sükür) bir arkadasimla konusuyordum. yarin degil." McClintock'lar herkesin alay konusudur ama onlar bunun asla farkinda olmazlar. "artik aramiyor. sülük hâlâ yasiyor. ütopik toplum gerçeklesir mi gerçeklesmez mi. Albequerque'nin hamam böcekleri. benden yasli." 163 yarari yoktu. "neden artik telefonlarima cevap vermiyorsun?" "telefonu bir kutuya koyup üstüne paçavra dolduruyorum. bir McClintock hemen fark edilir. dinlememeye çalissaniz da elinizde olmadan kulak misafiri olur. love-in'ler. bir daha eskisi gibi olmadik. siyah beyaz ve kizil. bel soguklugu. ve sülük. telefonunuz varsa sayet çok dikkatli olun. kötü hükümet. gidip karton bir kutu aldim. uyuyan bombalar. yeterince hip i olmayanlar. hipiler. bir kolu tahta anne. sülük ölmüstü. her McClintock yaninda küçük bir telefon defteri tasir. parlak yastiklara gömülüp oturan baba. telefonu içine soku p üstünü paçavra ile doldurdum. vesaire. berbat seks. bir gün dayanamayip beni görmeye geldi. . seni aramiyor mu?" diye sordu. Johnson. benim ütopyam BUGÜN daha az sül sizin hikayenizi de dinlemeyi çok isterdim. ben bugün varim. hatti n öbür istirap ucundaki kisiye güler. telefonu kapattim. sülük size sehir içi arayacagini söyleyip (yalan) telefonunuzdan bitmek bilmeyen z ehirli hikayelerinden birini bezgin dinleyicisinin kulagina dökecektir mutlakta. kötü bira. bu McClintock tipi sülük te lefonda saatlerce konusabilir. eminim herkesin katlanmak zorunda kald igi bir-iki McClin-lock tipi sülügü vardir. bilemiyoruz. Tanrim. "bak bu dogru. ödlek editörler. Ama hâlâ insanligin bozuk taraflari ile ugr asmamiz gerekiyor -açlar." "sembolik olarak beni de o kutuya koydugunun farkinda degil misin?" ona bakip sakin ve yumusak bir sesle.

düsünün bir.tanidiginiz sülüklerden birini düsünün ve kendinize onu gülerken görüp görmediginizi sorun mü güldüklerini? tanrim. paç a dolu bir . kivrilip kaynasan. aslina bakarsaniz tek basima oldugum zamanlar disinda ben de pek gülmem. 69 mu? hadi bir Chesterfield yakip her seyi unutalim. kendimi mi yaziyorum yoksa? sülüklerin sülükledigi bir sülük. 69 durum bir sülük kolonisi. sabaha görüsürüz.

televizyon simdiki ellerde yararsiz. bu da yazik. baska bir adamin karisi ile atmak güzeldir ama bir gün yakalanacaginin da bilincinde olacaksin. hem bu zevki artirir. boklarini duvarlara sürerler. siir yazmak. benim dahiyane bir fikrim var: neden akil hastalarini kursuna dizm iyoruz? paradan ne kadar tasarruf edecegimizi bir düsünün? bir delinin bile yemek yemeye ve barinmaya ihtiyaci var. KÖTÜ TRIP LSD ile renkli televizyonun tüketime üç asagi bes yukari ayni zamanda girdigi dikkati nizi çekti mi? birden patlayici bir renk cümbüsü ile karsi karsiyayiz ve ne yapiyoruz? birini yasakliyor. sampiyonlar kiçlarini her zaman kollam ak zorundadirlar. rahat bir yasam tarzi degildir bu. herhangi bir dalda yeterince sivrildigin anda düsman kazanirsin. onlarsiz yapamadigimiz anlasilan kendi cehennemlerimizi yaratabilmemiz için cennette biçilirl er. öbürünü ne ediyoruz. savas. kesif içeren her tür güçlük -resim yapmak. mezbahalar. akil hastaneleri tika basa dolu olacak. bize kararlari ver ecek bir doktorlar kurulu ve doktorlari bos zamanlarinda mesgul edecek tas gibi iki hemsire gerek ( kadin ya da erkek). selam. bunda tartisilacak fazla bir sey yok.insani tehlike ile mucizenin Siyam ikizleri gibi yapisik oldugu b ir yere götürür. vergisi bol bir çagda. diktatörlük filan. özellikle de enflasyonu yüksek. insani delirtebilecek herseyi yasaklamaya kalksak toplumun yapisi altüst olurdu -e vlilik.kutuya tikilmis ve kobra memeleri oksar-ken. banka soym k. pekala. bu para daha iyi yollar insa etmekte ve evlerimizi yakmalarinin önüne geçmek için hafifçe zencilerin üstüne rpmekte kullaniliyor. cerrahi. akliniza ne gelirse. ve geçe nlerde yapilan bir baskinda LSD yapimcisinin narkotik ajanlardan birinin yüzüne bir kavanoz dolusu asit firlatti gini duydum. degil mi? hay allah.ama seker pancari toplamak ya da General Motor için somun sikma k ya da bulasik yikamak ya da yerel üniversitelerden birinde Inglizce I dersi vermek de insani dai mi olarak delirtebilir. seni uyandirmadim. temeli yikip bastan yapmazsak. hersey insani delir tebilir çünkü toplum çürük tahtadan bacaklar üstüne oturtulmus. otobüs servisi. ve sevgili valimizin akil hastanelerine ayrilan bütçeye attigi makaslan ben dolayli olarak toplum tarafindan delirtilenlerin toplum tarafindan desteklenmeyi ve tedavi edilmeyi ha ketmedikleri seklinde algiliyorum. LSD. dmt ve stp'yi yasaklamak için bazi saglam nedenler var gerçi -insani dai mi olarak delirtebiliyorlar. LSD'ye dönelim. aricilik. salaklarin suikaste k an gittikleri . günahlari miz. düsünemedim. üstelik igrençtir orospu çocuklari -bagirip çagirirlar. halk onlarin kiç üstü kendi bok çukurlarina düstüklerini görmeye can atar. ama sürdügü müddetçe hayli ilginçtir.

toplumu güdümleyen büyük Korku ile düzülmemis bir birey gerektirir. çogumuz yedi. temel olarak. kira. bir lider posta siparisi ile edinilmis bir tüfekle öldürülebilir (bize anlat lan masal öyle en azindan) ya da Ketchum gibi bir kasabada kendi silahi ile. çocuklarin egitimi. ya da Berlin'in bagir saklari patlarken tarihlerinin son sayfasinda Adolph ve fahisesi gibi. araba taksiti. insanlarin çogu temel özgür bireyler olarak kendi degerlerini abartirlar. iyi bir trip henüz kafese girmemis. yasalar zehirli karaborsalarda kendi hastaliklarini yaratir. tamam. hadi bilemedin sekiz yasina bas . LSD insani bombardimana da tutar çünkü sadik sevkiyat memuruna göre bir alan degildir. ama. kötü asit kötü fahise gibidir.görülmemistir. kötü triplerin çogu bi zatihi toplumun egitip zehirledigi bireyin eseridir. otuz yasini geçkin kimseye güvenme fel sefesi de hipi kusaginin bir hatasidir. küvet cini ve kaçak viski günlerini de yasadi bu dünya. komsunun fikri. vardiya. bayraga saygi durusu gibi endiseler tasiyorsa bi r LSD tableti onu muhtemelen delirtecektir. insani bitirir. ki z arkadasa ismarlanacak 12 dolarlik yemek. maalesef. çünkü bir anlamda zaten delirmistir.

ama daha sonr a üstüne yalanlar bindirilir. çünkü 47 yasindayim ve bana sapladiklari kancalarin haddi hesa bi yok. bir dis güç tarafindan getirilmemistir oraya. ruhani yani yoktur. bir fabrikada on yil çalistiktan sonra bes dakika geç kaldigin içi kovulmaktir. esrar mevcut dünyayi daha katlanilabilir k ilar sadece. toplumla uyum içindeyseniz LSDyi "sanri verici mad de" olarak siniflandirirsiniz muhtemelen. çok iyi hissedersiniz. 1926 yilinda kokladiginiz igrenç heladir. test kitaplarinda olmayan. bir düs. cinayet. LSD degildir kötü tripinizin nedeni -an nenizdir. bir LSD tripi hiçbir kuralin kapsamadigi seyler gösterir insana. köpeginin arabanin altinda k almasi ve kimsenin sana yolu dogru dürüst tarif edememesidir. olmustur. olan. toplumsal koltuk degnegidir. LSD ise kendi içinde bir toplumdur zaten. sana altinci sinifta tarih ögreten o yasli bok çuvalidir. yasanan hersey yasandigi anda gerçektir -bu bir film. gençlerin çogu özgür GÖRÜNÜR ama bu tamamen bed kimyasi ve enerji ile ilgilidir. 168 kötü trip mi? bu ülkenin lamami. en tuhaf yerlerde ve HER ya sta özgür insanlar tamdim ben hayatimda -kapici. ki meseleyi rafa kaldirip kurtulmanin kolay bir y oludur. sanri bir sözlük sözcügü. insanin gö er sey gerçektir. ama bir tablet yu tugu için lutuklarlar adami. bütün aglardan kaçmayi basardigimi sanacak kadar budala da degilim. Abraham Lincoln Tugayi'di Franklin D. komsunun küçük kizidir. elleri kirli dondurmacidir. zorla gördügünüz cebir de Ispanyolca dersidir. Jeffers üç asagi bes yuk . o dogmadan önce de ordadir. ben hâlâ bira takiliyorum. Basbakaninizdir. dünya BÜTÜN parçalarin bütüne uydugunu idrak ettigi zaman bir sansimiz olabilir. cinsel iliski. müshildir. bu dünyanin tamami kötü triple dostlar. b. elerimizle küçük bok kutularimiza hapsolmamiz gerektigin i telkin etmeleri sonucunda aklini kaçirdigi için bireyi suçlamayin. Roos-velt'in yüzüdür.167 tigimizda kafeslenip egitilmisizdir zaten. ölmekte lan bir insan için ölüm çok gerçektir. ama sanrinin tanimi hangi kutuptan hareket ettiginize bagli olarak degisir. otuz sayfa uzunlugunda ve üç kilometre yüksekliginde bir listedir bu. araba yikayicisi vb. birkaç da kadin -daha çok hem sire ve garson. ama gördügünüzde bilirsiniz -çünkü onlara a da onlarla birlikte iken kendinizi iyi. onu simdi gördügü için. size uzun burunlari n çirkin oldugu ögretilmisken gördügünüz çok uzun burunlu bir adamdir. bize kendi a. ve HER yasta. toplumun egitimsel ve ruhani güçleri ona kesfetmenin asla bitmedigini söyleye kadar bilge olmadigi için. belediye encümenine sikayet edemeyeceginiz seyler. öldürülmek ya da dondurma yemek olabilir. araba hirsizi. özgür ruh ender rastlanan bir seydir. ama digerleri için talihsizlik ya da bir an önce kurtulunmasi gereken b r durumdur.

dediginde çok iyi söylemis bence. artik onun Tanri oldugundan çok da emin degiliz elbette. odami. kadinlar geçiyor penceremin önünden. sayfalan gerçekten bir seyler ol uyormusçasina parliyor. ". rivayete göre Tanri bile dünyaya indiginde o tuzakl ardan birine yakalanmis. 169 HÜR HAYVANAT BAHÇESI Boktan isimi. (belki de) aklimi yitirmeme neden olan bir alkol deliligin den çikmistim. her kimdiyse. Parkta . dostlar. binanin bütün sakinleri sarhos. ama Liza degilim. ama çok da fazla konustu. ben bile. sayica çokturlar. günes batmak üzere. Leary bile. soguk bir cumartesi günü. tabii ki. olmuyor. artik sizin. sonu bekleyen bir sarho slar kovani.iktir" gibi müsfik bir sözcük çikiyor. hayir tisliyor agzimda sonra da kagidi daktilodan çikariyorum.ari. tuzaklara dikkat. sapkasindan çok tavsan çikardi. herkes çok fazla konusabilir. bir National Geographic var önümde. ne yapilir bir gece ile? Liza olsaydim saçi mi tarardim.

Evler giderek seyreliyordu. bir bardak su istemeye karar verdim. Garip sesler de duydum. "Adim Carol. Birden sevinçle hoplayip ziplamaya basladi. Üstünde dar bir kot. Parkta uyumak iyi gelmiyordu insana . Sicakti hava." dedim. saçim daginikti. haf sesler çikararak koridorda kosarak gözden kayboldu. bahçesi genis ve agaçli bir evde karar kildim. Susu luktan ölmek kolay ölüm listeme girmez. üç katli. Gayesizce yürümeye basladim. Açlik o kadar önemli degildi. suyu verdi. Tam önümde bir daire çizdi. Korkusu bakiyordu gözleri. ceketimi çikarip koluma aldim. Y bekleyecegin bir yere ihtiyaç vardi sadece. Öylece oturmus bekle rken bir seyin koridordan salona dogru kostugunu duydum. Eski bir iskemleye ilistim. ayaginda çizme vardi. Kapiy lastigimda burnuma kesif çig et ve sidik kokusu geldi. Susamistim. Ilk evi atladim. "Evet?" dedi nerdeyse gülümseyerek. Yine de beni çek en bir sey vardi o ev de. Kadin mutfaktan döndü. Bir an için gözlerini gözlerime dikti. Bir yandan da açliktan ölmenin ne kadar ilginç olacagini düsünüyordum. Bir süre yürüdüm. "Susadim. kaygisiz. Uzun kizil saçlari beline kadar iniyordu. Günisigina karsi kusup bes dakika kadar bekledikten sonra cebimd eki sarap sisesinin dibinde kalani diktim.geçirmistim geceyi. Onlar dan biri olmadigim gerçegini çoktan kabullenmistim. "Ama artik önemi yok. Su getirmek için mutfaga gitmisti. Soguk bir görünümü vardi. Kent disinda buldum kendimi. Ka hverengi gözleriyle bana bakti. Otuz yaslarinda bir kadin açti kapiyi. Yaniliyor-dum tabii ki. Kucagima siçradi. Daha ilerde." dedi. "bir bardak su verebilir misin?" "Içeri gir. "Gordon. açik pembe gömlek. sonra durup bana bakti. Yüzüm geceki düsüsümden kanli. yüzünü yüzüme da i. küçük çiftlikleri n önünden geçtim. ama hasta h issediyordum kendimi. Zili çaldim." dedi. Güzel kadindi." dedim. Tarlalardan. Sudan eser yoktu. Topluma karsi kin beslemiyordum." "Neden?" . Yürürken olaylarin anlamini kavramay a basladigimi hisseder gibi oldum. Pesinden salona girdim. sonra yüzünü geri çekti. Bir orangutandi. Ceketimi kaptigi gibi yere atladi.

"Benim de onlarla basim hos degil." . bittim. "Ve onlar." Elimi duvarlarin ötesini ima eden bir sekilde salladi m."Tükendim. Anliyor musun?" "Alkol mu?" "Alkol. Yalnizlik çekiyorum." dedim.

" "Sanmiyorum. Hem bana neden yardim etmek isteyesin?" "Bilbo gibi ben de biraz kaçigim." "Dinlenirsem oyuna devam etmek isteyebilirim. Üç ay akil hastanesinde y im." "Etmelisin bence." "Gazeteleri pek takip etmem. Hayvanlarla gerçekten bütünlesebiliyorum ." Kahverengi gözleri giderek büyüyor. Hür Hayvanat Bahçesi'nin Deli Carol'u derler bana." "Bu aksam ceketime ihtiyacim olacak." dedi." "Belediye beni bu evden çikarmaya çalisiyor. mahkeme açtilar. Hayvanlara asigim. "Ilk isim sana güzel bir çorba pisirmek olacak. Kaçigin teki." . Senin korkmadigina sevindim. evet! O koca maymun ceketimi çaldi."Bu koca evde bir basina mi yasiyorsun?" "Denemez. Açisini tutturursan fena oyun degildir. Al-iahtan babam para bir akti. savasiyorum." "Adi Bilbo. "Koridorun sonunda soldan ilk kapi. gerçekten aklimi kaçirmis olabilirim. Sorunum insanlarla. dinlenmeye ihtiyacin var." dedim." "Bu gece burada kal. "Afedersin." "Sagol. tuvalete gitmem gerek. Hür Hayvanat Bahçesi mi dedin?" "Evet. Çok sekerdir." "Ha. Geceleri serin oluyor." "Bence çok hossun." "Insanlar benden korkarlar." "Sahi mi?" "Sahi. Bilemiyorum. Enazindan onlar öyle düsünüyor. "Atmiyorum." "Atma. konustukça berraklasiyorlar-di." dedim.

Benimle gel." Kaplan kilini bile kipirdatmadi. yerdeki kilimin üstünde de boylu poslu bir kaplan yatiyordu. Kolay gelsin. On disle rini ve dilini gördüm." Kapiyi kapatti." "Bir kaplan bana bakarken isimi nasil görebilirim?" "Gerzek sen de. Tükürüp hirladi kedi. 172 Kaplan koridorun sonuna kadar yürüdü." "Miskin Joe. "Iyice azitti hergele. Süratle salona döndüm. papagani ne yapalim? Papagana ka tlanabilir misin?" "Saniyorum. . Hayvanlarimin hepsine asigim." Koridorun sonunda sola döndüm. banyoda bir kaplan var. Bir. Küvetin içine. Kalakaldim. "Miskin! Odana dedim!" Kaplan öylece bakti.. disari. K aplan sikintili ve ilgisiz bakti bana." Tinmadi Miskin Joe. Dus perdesinin üstüne bir papagan tünemisti. "Miskin." dedi. Yürü. Papagan gözlerini bana dikti." Pesinden gittim. Banyoya girip kaplana." "Hadi öyleyse.. "Miskin! Bir daha söylemeyecegim. Üçe kadar sayiyorum. sonra da.. Carol son derece rahatti. "Hadi öyleyse." "Asik misin?" "Tabii. Kapi açikti. "Pekala. Papagan orali olmadi. Kaplani disari çikardi ve "Hadi. "Carol! Tanri askina. ama yapamiyorum. Zararsizdir. kolay gelsin .iki."Tamam. Baksana. "Beyfendi senin yaninda siçamazmis. Onu yiyeceginden korkuyor.. sen kasindin!" Carol kulagindan tuttugu gibi ayaga kaldirdi canavari.. bir yarim daire çizdikten sonra yere uzandi. Sonra o siçti.üç. Sert önlemler almam gerekiyor." dedi. Asigim ona .. dogru odana!" diye bagi rdi.

Hepsi de evcillestirilmisti. ölmüs muydum. Düste miydim. yoksa çildirmis hayal mi görüyordum? Her türden hayvani vardi Carol'in.O gece biraz daha konustuk. Mideme iki ögün yemek indirmistim bu arada. Hür Hayvanat Bahçesi. .

Asla çirkin degiller. Her hareket ettiginde saga sola dalgalaniyor. kaplan." Fazla konusmadan kahvaltimizi ettik.Siçma ve egzersiz saatleri vardi. neon. Donakaldim. ne kadar gerçek. Görünmeden içeri bakabiliyordum. berrak." dedi. Hiç günes görmemisti sanki. Ne sansli yilan. her se yi disari yansitiyordu. "Gitmeni istemiyorum. Gözleri iriydi. vücudunun alt kismi asagi sarkmisti. saçlari kivrimlar halinde hali ya dökülmüstü. Teni yaglanmis gibiydi. Ama gerçekten bak. Zor uyudum gece." dedim. Diz. Saçl ari canliydi sanki. agzina. "O maymundan ceketimi alabilirsen yola koyulacagim. Odama döndüm. Sonra dogrularak Carol'in burnuna. Babalik yüklü bir meblag birakmis olmaliydi) Carol'in sevgisi onlari tatli. "her birine. gözlerine bakti. Insanlar gibi degiller. Disa bakan tek sey gögüs uçlariydi ve vücuduna cinsini kestiremedigim bir yilan dolanmisti. Kaybolmamislar. Kahvaltida Carol'a. Her biri ne kadar farkli. Is in tuhaf tarafi hayvanlarin birbirleri ile dalasmamalariydi. Teninin b eyazligi ürperticiydi." dedim. yilan -hayvanat bahçesine gitmisliginiz vardir mutlaka. Tilki. Dolgun gögüsleri yükselme eylemini çagristiran bi lik abidesiydiler. Içiyordu yüzünü. Karinlarinin tok olmasi ise yariyor du tabii ki. Insan bunlari nasil sevmez. Carol besli gruplar halinde çikariyordu onlari ba hçeye." O gece beni uyku tutmadi." . "Evet. Hayvanlar hosnuttular anlayacaginiz. kurt." "Anliyorum. Yilan çatalli dilin i çikardi. (Erzak faturasi korkunçtu. pencereden giren günes isigin in altinda nefis renkler yansitiyordu. inanilmaz gözler. dirsek gibi hiçbir uç nokta yoktu sanki. Gögüs uçlari çogu kadinda oldugu gibi koyu renk degil. kesintisiz. Elbiselerimi giyip yalin ayak salona yürüdüm. yag düzgünlügü. süphesiz. Her seyi emiyor. Kendi benliklerinde tatmin olmuslar. basi yana kaymis. Korkusuz. Piril pirildi. neon memeli kadi n! Ayni renkteki dudaklari rüyadaymisçasina aralanmis. diye geçirdim içimden. "Bak sunlara Gordon. pembe-kirmiziydi. panter. maymun. Yürüyüslerine bak. akiskan bir hareketle basini Carol'in basinin iki yanina yavasça indirip kaldirdi. Dogduklari gün olduklari gibiler. Tanrim. ama daha pembe. Insan ile hayvan karisimi bir kadindi. sabit bir pasiflige sokmustu. Carol daha da güzel görünüyordu. Böyle kadin görmemistim. Carol sehpanin üstüne çirilçiplak uzanmis. "Hayvanlarina gerçekten asiksin galiba. alev renginde.

" ." "Ben insanim ama."Beni hayvanat bahçene mi katmak istiyorsun?" "Evet.

Odamin yolunu tuttu m. Sonra kuyrugunu sallayarak hizlanmaya basladi. Salona gidip içeri baktim. Seni buluruz belki. Öldügünde çizgilerinden taniyacaklar seni. Genç bir adamdim sanki yine. Kamisi sertlesti.. Koridoru geçerken Carol'in haykirisini duydum. Durdu. yasli kaplan. Pempe bir kan dalgasi yayildi vücuduna. Pembe-174 lik en son çenesinin allinda durdu ve kayboldu. hoslandim senden. dikildi ve pençelerini Carol'in basinin iki yanina yerlestirdi. Onlardan farklisin. Dünya ve gökyüzü gözlerindeydi. kaplanmisin benim. Kahvaltidan sonra Carol çimlere uzanip göge bakti." dedi. Yeniden dirilmistim sanki. Dayanilmaz ve atesli bir istirap içindeydiler. Carol hafifçe inledi. "Çok hossun. kamisin tamami girmisti simdi. Bir tavus kusu geçti y . Kahvaltiyi hayvanlarla birlikte bahçede yaptik. Kamisini C arol'un yarigina vurarak girmeye çalisti."Evet. ama bozulmamissin. Sonra kamisin basi girdi. Bir an için e lini apis arasinda gezdirdi.. sonra çekti." Yanina uzandim. Onlar k aybolmus. devasaydi. Öbür elimi saçina daldir . Bir ask öpüsüydü. Gümüs renginde bir tilki ile bir çakal geçti yanimdan. "Randolph Scott ile Humphrey Bogart karisimi bir seysin sen. Yilan gibi dolanmisti vücuduma. Bulunmaya ihtiyacin var. "Buraya gel. Kal. öpüstük. Yeni bir hayata basliyordum." "Diger hayvanlarin gibi sevilmek için fazla yasli degil miyim sence?" "Bilmem. Güldüm. Carol bir çiglik atti. Bir kasik patates salatasi attim agzima." "Kaplan mi?" "Evet. Kaplan masanin etrafinda agir adimlarla dolaniyordu. Belediye Carol 'i bahçenin etrafina yüksek tel kafesler örmeye zorlamisti ama bahçe hayvanlarin rahatça gezinebilecekleri ka dar genisti. Yüzüne baktim. Carol elini kaplanin kamisinin üstüne koyup yönlendirdi. Gözlerinin içine düsecekmisim duygusuna kapiliyordum. Kaplan birden kalçalarini kaldirdi. sertlesmis. Bacaklarinin arasinda dudaklarini n hafifçe aralandigini fark etlim. Sonra ellerini kaplanin ensesine koydu. Kendime çektim onu. Parmaklarimi dudaklarinda gezdirdim." dedim. Carol bu kez odanin ortasind aki siyah ceviz masanin üstüne uzanmisti. Basini koluma yasladi. kaplan o esnada Carol'in bacaklarinin önündeydi. Bacaklari açikti. ayak parmaklan yere degiyordu. Yine de sertlesmistim. Sen de kaybolmussun ama sertlesmemissin. Carol bana bakti. Içinde hâlâ yüzen bir seyler var." O gece yine uyku tutmadi. Bakisip durduk.

Deli gibi öptü beni. ne yapiyorsun bana." dedim.. .nimdan. "Tanrim. tanrim. "Ne yapiyorsun bana.." Bir kez daha öpüstük. Hafifçe ok sayip parmagimi gezdirdim.." Elimi tutup kolundan içeri soktu. "Tanrim.. hergele. Killari ne mliydi. Sonra söylenmeye basladi. hergele." Geri çekildi bir den.. "Hergele..

hayat çizgine bak.. allahin cezasi. Gözlerini açti. sonra yine asagi. uykuda gibiydi.. Dünyanin mirasçisi olacak yeni bir canli planliyorum. Boncuk perdenin arkasindan içeri baktim. Kanepenin kenarina oturup onu seyrettim. Sonra asagi dogru öpmeye basladim. rüyalarim. tekrar gögüslere. sonu yakin. deli miyim sence?" Güldü bana bakarak.. Ben i görünce sasirmadi."Fazla hizli gidiyoruz. Dünya yorgun. vurgusuz. Küçük bir abajur yaniyordu yaninda." "Benimkine bak. killarin basladigi bölgeye. "ah. Kanepenin yanina diz çöküp gögüslerini yaladim. ona inandim. Saçlari rüzgârda dalgalaniyordu. "Deli Carol muyum sence?" "Bilemiyorum. karsisindaki koltuga oturdum. alt kismi gölgeliydi. Salona gittim. Sonra yangindaydim... ama sik gördügüm bir rüya var. Yerde yuva rlandik. Inanmamak imkansizdi." O gece yine uyku tutmadi. yavas dedim sana. bir atesti Carol. Ates gibiydi saçlari. "Sana nasil anlatacagimi bilmiyorum. Carol kanepeye uzanmisti." "Evet.ah. Elimi tutup çizgilerime bakti. daha asagiya indim. Sarilip öptüm. san ki ben adiyla ve tavriyla tanidigi biri degilmisim. yalnizdi. Belki baska yerlerde baska insanlar da böyle bir canli planliyorlar. bacaklarini öptüm. "Daha yenisin dünyada. ." diye inledi. Inanabilecegim tek seydi Carol. Ama gözlerinin kahverengesi açik ve derin de olsa. Insan dahil tüm canlilarin en üstün yanlarina sahip olmali. Kaplan elli metre öteden bize bakiyordu. Çiplakti. Abajurun isigi vücudunun üst kismini aydin latiyordu. Dünyadan arta kalacak son hayat parçaciginin içinde yasa-yabilmeli." Biraz daha sohbet ettik. Yine de kabullenme v ardi o gözlerde. Kendilerinden usanmislar. Ben defalarca gelmisim dünyaya. Derin bir soluk al di. Kivranip. Egilip kulaginin arkasindan öptüm. önce öptüm hafifçe isirdim. "Kaplan.. anlamsiz bakiyordu. Boncu klan aralayip içeri girdim.." Saka etmiyordu.. rüyalarim." dedim. Anlatti. Abajurun isiginin altinda saçlari piril pirildi -kahverengi-kizil pariltilar saçiyo rdu. Yavas. "Iste hayat çizgin. Bu canlilar insanlardan daha üstün olmali ama. Için için yaniyordu. karnina indim göbek deligini öptüm. Soyunup yanina gittim. kendi disimda bir güçmüsüm gibi. Bunlar birbirlerini bulup çogaliyorlar. "Bilmeme imkan yok.. Insanlar taslasmislar." Dogrulduk. Ölüm dualar inin kabul edilmesini bekliyorlar.." dedi.

firin gibiydi içi.. sonra da ters yönde. tuz tadi geldi agzima. Hafifçe bizirini yaladim. dilimi hafifçe dudaklarin etrafinda gezdirdim.dudaklarinda. dilimi iki kez yarigina sokup çektim." diye inledi ve çiçegi açildi. ah. kam isimi sonuna kadar sokup tuttugumda üstünde kivranip devam etmem için yalvardi. . Bacaklarini havaya kaldirip boynuma doladiginda yalayarak yukari dogru çi ktim. Kamisimla yarigini zorlamaya basladim.. kamisimi tutup beni yerlestirdi. Içine girdigimda agz im agzini buldu -ve iki yerden kilitlendik.agzi islak ve serin. Bir kez daha "ah. çiçegi islak ve sicak. Is irdim.

Çiktigimizda yagmur çiseliyordu. Baba.. Tatmin olmus insanlardik. Gülüstük. Yakala Baba. orospu çocugu. tinsel ve tensel. atiyorum tuzu. Benim saçim sakalima karismisti. Defalarca tekrarladim ayni seyi. merhametin ve sinamanin. Kasilmalarla karsilik verdi. Carol'in saçlari kiçina kadar iniyordu. Arabayi agir agir sürüyordum. Hayvanlar tehlikeliydi ve bi/. Yabanciydik onlarin gözünde. Içten gülüyorduk. Kaplan yoktu o gece. Elimizdeki ile yetinebiliyorduk.. Önce o girdi banyoya. onlara ve onlara ait hiçbir seye iht iyacimiz yoktu. Herkes taniyordu Carol'i. Anl miyorlardi. hayvanlarla yasiyorduk. Hakkimizda ne düsündükleri de bizi ilgilendirmiyordu. Sonra Carol'in hamile oldugunu fark etti m. kaldim içinde. vücudumu hareket ettirmeden kamisimi içinde üç kez siçrattim. tuzu yakala. Bana da bakmaya baslamislardi. . Saçim elli yasina gelmeme ragmen hâlâ kipkizil di. oltaya takilmis bir balik gibi çirp indi. Sonra ben. Ancak Carol'in hayvanlari ile çiftlesmeye devam et tigini itiraf etmeliyim. egonun. kamisim yumusamamisti. B aska bir kaplan parlamisti o gece. Her gittigimiz yerde ona bakiyorlardi. Carol'in son oyuncagiydim onlar için."Orospu çocugu. kendimizin. Önce sinemaya gittik. ayak parmaklarimi kanepenin koluna bastirip iyice dayandim. Nefretlerini hissediyorduk ama." Aramizdaki insanlarin baslarinin üstünden bir paket tuz firlatti. Aylar rahat bir mutluluk içinde uçup gitti. dayanamayacagimi hissedince kamisimi içinden çikmadan çekebildig im kadar çekip yine soktum -sicaklik ve kayganlik. S eni moruk pezevenk seni. yasli bir kaplan. Ayni seyi bir kez daha tekrarladik. Tehli keli ve vahsi hayvanlarimiz sayesinde hirsiz endisesi tasimiyorduk gerçi. tarihin. Bir gün erzak almak için kente indik. Hayvanlarin ihtiyaçlari her gün yollaniy ordu ama arada sirada kendi ihtiyaçlarimizi karsilamak için kente inmek zorun da kaliyorduk. Yarim saat kadar sarilip yattik. kimilda! Hadi!" O çirpinirken kimildamadim ama. oradan da pazara gittik. Evi hep yaptigimiz gibi kilit-lemistik. varolusun o doyumsuz cosku su kalmisti bir tek.ve tuttum. Birlikte bosaldik. Onu öptügümde dudaklari yumusa cikti. El imdeki tuz paketine baktim. Sürekli gülecek bir seyler buluyorduk. nereye gelmistik. Carol kendine birkaç ile elbisesi aldi. Film kötüydü. Yakaladim.Her seyin ötesine yükseldik. Keyfimiz yerin deydi. Pazarda da sakalasmistik. Bir bardak su istemek için kapisini çalmistim. Iliskimiz sürdü. Bir süre sonra tirmanmaya basladik -iletisimlerin en mükemmeli. Giysilerimiz eskiydi. Onlarin yasam tarzina kar siydik. "Hey.

. Arabanin pencerelerini açip islandik. "Nedir. Eve yaklastigimizd a Carol inledi." "Benim bir seyim yok. "Carol."Seni orospu! Beni damar sertliginden öldürmek mi niyetin? Hayir. Biz e iyotlu tuz lazim. kizim. hayir. Içinde bir yer yirtilmisçasina inliyordu. Biliyorum. Tanri m. Gerçi film kötü çikmisti ama yine de çok eglenmistik. Nefis bir gün geçirmistik. yavrum? Söyle bana. Etrafimizdakilerin bakislari yetiyordu. neyin var?" Kendime çektim. Orospu çocuklari. yaptilar. zavalli piç ilerde yeterince hirpalanacak!" Carol tuzu yakalayip degistirdi. Yaptiklarini hissedebiliyorum. Yüzü kireç gibiydi. Yagmura bile sevinmistik. Yakala tatlim. Biz bir f dik zaten. Kendim izi rezil ediyorduk. bebege de dikkat et.

Bu konuda benden daha bilgili oldugu kesindi. gençler. Ölmüstü. Zangir zangir titriyor. Yatagina yatirip bahçeye çiktim.. harikulade ön dislen disari firlamisti. Ölüsü bile canli bir insandan daha heybetliydi." dedim." "Ne yaptilar?" "Katliam." "Bekle. Yaptilar. Arada sirada yerinden firlayip haykiriyordu.Canavarlar. anlasilmaz. Yü paralardi. tuhaf. Iki günümü aldi gömme isini bitirmem. gazeteciler. s arap içiyorduk. Kürek telleri delip üzerine gelebilirmis gibi egilip kaçistilar. hepsini öl dürmüslerdi. Bizim için de. Carol'a sarildim. Basi bir kan gölünün içindeydi. Cesetler. Ikinci günün aksami son mezari da doldurdum. bir süre sonra uyudu. Bir gülümseme vardi yüzünde.. Carol isimleri yazdi. tilki. Carol küregi elimden kapip tel örgülere dogru kostu. tek canli komamislardi. ama aglamiyordu. Öldürülmüstü. Hiçbir sey kipirdamiyordu. Basi ve boynu gövdesinin altina kivrilmis bir sekilde tek kana dinin üstüne yatmisti. Tek mermi. Yaslilar. "Mutlu musunuz? Sevinin katiller!" diye bagirdi Carol.. Odalari dolastim. Gözleri kapaydi ama agzi her an hirlamaya hazir bir ifadede donmus. Salonu ve yatak odasini elimden geldigince temizledikten sonra Carol'i içeri aldi m. Insanlar tel örgülerin arkasindan bizi seyrediyorlardi. kuzgun. Kaninin bir kismi pihtilas-misti. Biz sinemadayken gelmis olmaliydilar. Elli bes mezar vardi bahçede.. Yüklü bir gömme isi vardi elimd e. Bahçe genisti allahtan. Iki saat sonra aglamaya bas ladi. kirpi. . haykirmak istemis ama haykirama-mis gibi. Onu oksayip yatistirici sözler söyledim. Evde. Ben çalisirken Carol pikapta ölüm marslari çaldi. Çit çikmiyordu evde. Kapinin önüne geldigimde ilk gördügüm Bilbo oldu. kat iller ürkmüs olmaliydilar. Elden bir sey gelmezdi. B ir gecede hür bir hayvanat bahçesinden toplu hayvan mezarligina dönüsecekti. Defelarca kursunlanmisti. Konusmuyor. Eve girdik. Yatistirmaya çalistim. fotografçilar . Mermi sol sakagindan girmisti. Hayvanlar özgürlüklerinin bedelini ödemislerdi. Carol küregi firlatti. Fisildasarak geri çekildiler. Miskin'i en sevdigi yerde haklamislardi. Ölümü bilmisti ve ölüm baska 178 türlü bir seydi. Banyoda. Öbür kanadin tüyleri aralikti. Ayi.. Papagan küvetin içindeydi.. Ben mezarlari kazip cesetleri gömdüm.

"Rüyalarim siklasti." Soru sormadim. Zamani geldi sanirim." dedi. Bir de bekçi t utardik. "Hayir. Yeterince aci çekmisti. akrabasi olmadigi için evin bana ka lmasini istiyordu. Evlilik umurunda degildi.Birkaç hafta sonra Carol'a yeni bir hayvanat bahçesi baslatmayi önerdim. Tam zamani. Ye tistik. Kiyamet. Dogum . Dogum yaklasinca Carol 179 evlenmemizi istedi.

" "Ben alkolden saniyordum. bir sise de sarap v erdim. hiçlige dönüseceklerini bilmek -yasamda hiç. Emin olamazsin. Öyle oldu galiba.Bay Jenings. Olanlar ne kadar tuhafti." "Baskalari da mi vardi yoksa?" "Evet. bilemezsin. Ölüme mahkûm bu hayatlari görmek. cinayete. Sürüp gidiyordu." Asansörle yukari çikip camli bölmeye gittim. "Rüyalar bazen yanlis çikar." "Kadin milleti böyledir.. degil mi?" diye sordu. Herkes sirasini saviyo rdu. "Ee. korkuya. Cam bölmenin gerisinden duyabiliyordum seslerini." dedi. Yolda saraba yumulurken "Sisirdin kizi. at yarislarini okudum." dedi. Yanlarina gittim. Ve çogumuz yalniz. "karinizin sagligi yerinde." "Önce kadin.. hemsirelerden birine bir seyler fisildadi." "Tesekkür ederim. törenden sonra arabamla geri götürdüm. Yüzlerce bebek feryat ediyordu. Tören kisa sürdü. aci. yarim hayatlar yasiyorduk. doktor. ama benimki henüz aksamadi. Beysbo l sonuçlarina baktim.. Carol'in doktoru gel di. evroza. bebek. Yalniz geliyor. Arkadasima biraz para. Tarifsiz bir keder kapladi içimi." "Ben biliyordum!" Pis pis bakti. Hem henüz bitmemisti de. Carol'in rüyasi vardi bir de: ona inan iyordum ama rüyasina degil." "Anliyorum. Hastanede asagida bekledim. Ask. Bu yeni hayatçiklarin nefrete. Yoldan geçenler durup seyrettiler. ölümde hiç. arabadan indi.erkek. Mezarlarin önünde sessiz bir tören oldu. Umursamadan. Sahit olarak sefilhaneden eski bir arkadasim i getirdim. yalniz gidiyorduk. Bir gün sefilhaneden çikip bi r evin kapisini çalmistim ve güm.esnasinda ölmez ve kiyamet gününün geldigine dair kehaneti gerçeklesmezse tabii. . "Evet. Su dogum isi. korkulu. Dört kilo be s yüz gram. ap lalliga. Sefilhanedeki kerizlerin yansi bu yüzden o rada. Ask aciyi bastirmisti ama. Ve ölüm. sonra alkol.. Insan bir rüyayi ne kadar önemseyebilirdi? Bilemiyordum." "Kadin milleti bu. sikintiya.

Bana b akti. Bebege baktim. hayvan ve hayvan ötesi. . ayiydi. Babasi. Insan ve insan ötesi.Hemsireye adimi söyledim. yilandi ve insandi. Geyikti. Gözleri bana bakti ve beni bildi. ben de onu bildim. Sonsuz bir bagislama gizliydi bu gülümsemede. vasakti ve insandi. Bebegi kollarinda tutarken gülümsüy ordu. Dayanilir gibi degildi. Içeri girip bebegimi buldu. çakaldi. Tibbi bir im kansizlikti. Baska türlü olamazdi.

ayni sahneyi bir film gibi insanin karsisina getirdiginden. a nnemin sik sik kullandigi Alman deyimi geliyor aklima. eglendirici biri. ama çok yorgunum. Flor san lambalar zincirlerinden kopup bebeklerin üstüne düstüler. ama o bininciyi bulunc aya dek Alman ruhum bana huzur vermeyecek. yine de hoslaniyorum ondan. müsavir sekreteri y onun gibi bir sey.. bin kisinin içinden 999'una bes çeker. Bebeklerin çigliklari yükseldi. ki aslind a harikulade. Hastaneye günes doldu ve bina sarsilm aya basladi. yeterince uyuyamamisim. alin iste. sonra hatun evlenelim diye tuttu bir domuzdan besiliyim. . haftada 300 dolar kazaniyor. ve dogru tahmin ettiniz. odanin ortasinda öpüsüp kollarimizi ve kiç delik lerimizi kavusturmamamiz da onu endiselendiriyor. 15 bin dolar geçti elime. önümden mor bir parilti geçti. ben münzevi biriyim ama o kadar da kaçik degilim. "15 rdu. ilginç. giderek yorma-182 ya basliyor beni. gelen gidenin arkasi kesilmiyordu ve her gelen bana sunabilecegi özel bir sey oldugu inanandaydi ve kap inin zili susmak bilmiyordu ve her seferinde ayni sey yasaniyordu: "BIR DAKIKA! BIR DAKIKA!" pantolonumu giyip kapiyi açiyorum. daha a da bin dolar. çok sessizim ve dinlerim.babalarindan biri. tam olarak dogru olmayabilir ama söyleydi galiba: "emmer etvaz!" anlami: hep bir sey. ama enerjisi. ne de gerisi. iyi bakiyor bana. gülüyorum. Hemsire bebegimi kollarinda tutup gülümser en San Francisco'nun üstüne ilk hidrojen bombasi düsmüstü. anlatiyor. beni anlamakta güçlük çekiyor çünkü üstünlüklerine karsilik vermiyo n. ama kendine olan inanci beni. ne Norman Ma-iler'i a radigi ya da Jimmy Baldwin'i tanidigi. kötü bi r yazar oldugu da söylenemez. on kisinin hayatindan fazlasini yasamis tek bir hayatta. nereye geldik. üç gündür siç isim. ki insan ancak yaslanmaya baslayinca anlayabiliyor. yoldan gelmis. egl endirici olmasi dogal. ve birileri sürekli kapimi çaliy or. grip. ve bütün bu gelenlerin kendilerine has bir enerjileri var. hepsi de iyi niyetliler. yaslanm ak avantaj oldugundan degil. pantolonu lekeli sert bir tip. ne siyaset sahnesi ilgilendiriyor beni. kendi yazarligina inanci tam. aktör ayni zamanda. aklimi yitiriyorum. bir sürü babanin içinde biri.. grip diyorum. Hemsireler çiglik atti. POPÜLER BIR ADAM iki kez üst üste grip oldum. amcam öldü. ama hep-bir-sey. grip. ama içimde giderek kabaran bi r delilik dalgasi var ve bastirmaya özen göstermeliyim yoksa bir gün Vermont Bulvari'nin yan sokaklarind an birinde haftaligi sekiz dolarlik bir odada kendi isimi bitirebilirim.

'"biçakla beni öyleyse. hatunun karsisina dikilip bagirmaya basliyorum. sahneye koymayi düsünüyor. sonra Londra'dan biri ariyor. "SENI IG RENÇ OROSPU. "sonra ne oldu?" diye soruyorum. DEGIL MI? SENI ÖLDÜRECEGIM ÇÜNKÜ ZINA ISLEDIGIN IÇIN SADECE BES YIL YATARIM!" volta atiyor odada. EN IYI ARKADASIMI VE VALIYI DÜZÜYORSUN. gidiyorum ve Londra'dan döndügümde hatunun valiy e en iyi arkadasimi düzdügünü ögreniyorum. bütün fahiseleri düzüyorum. . bir oyun yazmaya çalisiyorum ve içiyorum. Ispanya'ya gidiyoruz. oyunumu mek istiyor.mcik agizli!' dedi bana. eyvallah. isi birakmak istiyor.simdi de evlenmeye takmis. . güzel.

dogdugum andan itibaren bir grup dolandiricin in arasina düsmüstüm ve dolana dolanmiyor ya da katilmi-yorsan ölmüstün. iyi sair. genç ve yahudi bir oglandi gelen. yatagima döndüm. "havaalanina gittik. ama zil ve yumruklamalar sürünce önemli bir sey olabilir diye düsündü. Ferling-hetti salagin a hiçbir sey olmadi. bir basina. Ginsberg'in kaburga kemikleri kirildi. hahamlik ögrencisi. hasta. "." "evet?" "yolda kaza yaptik. hersey basarisizliga göre ayarlanmisti. "hiç yalnizlik çekmedi . tanrinin bütün çocuklari -gitti." dedim." dedi. bir zamanlar onu anladigini düsündügü bir arkadasina bir keresinde. tek istedigi küçük bir odaydi." demisti ve arkadasi. ölüyordum sadece. çok büyük klas farki vardi aramizda. kimsenin umurunda degildi. Creeley'nin korku oldugunu biliyordu. fethetmek istemiyordu. "kocaman bir kasap biçagi vardi elimde.mina koyayim. Gugg'lar halihazird a ülkenin sikici üniversitelerinde Ingiliz Edebiyati I ya da II ögreten sisman ve rahat boklar için ayr ilmisti zaten. siir tezgahina inançli -bütün o boklar: iyi insan ve sair cehennemin bu yaninin bu yaninda mutlaka ödüllendirilir. üstündü benden. ruh. önemi yoktu." pekâlâ. ama olacak is miydi? "Hank?" "Ne var?" kapiyi ilip içeri girdi. beynim de üsüyordu -beynin bütün ins serüvenleri bir yutturmacaydi sanki. nafile. genç. benim bile umurumda degil di. içeri girdi. titreme nöbeti geldi yine. dikisleri sökmek istemiy ordu. ancak ölümde n bir yüzyil sonra. "allahin cezasi bir yalancisin. bir saat kadar yatmisti ki kapinin zili çaldi yine."yürek ister. ne bulduysam örttüm üstüme. diri. ümit yoktu. bir keresinde . "hem de mangal gibi. cevap vermeme ye karar verdi." dedi. geceligi yedi dolarlik siir dinletileri vermek için Avrupa'ya gidiyor ve burnu bile kanamad i. haberi yoktu oglanin. bir basina. disardaydin. yataga döndü. felaket. genç. "ne?" dedim. Shakespeare'in kötü oldugunu. sahtekarligi asla alt edemeyecekti. yere firlatti m. dolap siki sikiya örülmüst yüzyillar dan beri böyleydi ve dikisleri patlatmanin hiçbir yolu yoktu. ancak o zaman kullanacaklardi sahtekarligin disinda kalan ruhu sahtekarligin dis inda kalabilmek için." diye karsilik vermisti.

yanindakini küçük düsürmek için giristigi numaralar igrenç i.Ferlinghetti ile sahneye çiktim. bir süre .

titreyerek.. sonra da gitti. düsünün bir. zirvede olmayi haketmeyerek elbette. yilda 500 dolar kazanmiyorum yazarliktan ve sürekli kapimi çaliyorlar. ama zirv ede olanlarin çogu da hakediyordu zirveyi. bir baligin yan tarafi misali ölüm. birakin da bir gün daha yasayayim kendimce. kalabaliklara tahammülü yoktu. ikimiz de kendimizi daha iyi hissettik. terleyerek. o. ona zaman tani. gerisi sizin olsun." bir yahudi Isa askina dediginde basinin belada olduguna süphe yoktur. herkes ölür. BAKMAK istiyorlar bana. iyi çocuklar ya da kötü çocuklar. bir basina yatakta. iyi ya da kötü. ve kimi zirvedeydi. kahraman olmayanlara -kimseye itaat edemezdi. "yeni siir kitabinda yer alacak siirleri 184 daktilo etmem için bana otuz bes dolar verdin ama tonla siir var. hepsi birbirinden nefret ederek. Hirschman da yer ayni boku. dolari ve iki paralik siirleri ile iyice biktirici oluyorlardi. terleyerek. gerçekten ölerek. delilik belirtisi göstermeyen hiç kimse nin gerçek bir dahi olamayacagini düsünüyor. belki. kendi tarzimda en azindan. ve örümceklerin duvarlari yutusunu sey retti. yorgunum. sairlere. sekiz saat sadece. dahi ya da aptal olup olmamak umurumda degil." "lanet olsun. pekâlâ. kendi kisisel tarzimda delirerek. tek sorunu sonunun geldigini sükunetle kabullenmekti. formüller muhtelif. iyi. uykuya daldi yine. tekrar yataga girip ölmeye hazirlandim. ve buradayiz iste. bana üç dolar v erdi.. yataga girdi. sonu gelmisti. siz. buz gibi.sonra yuhaladilar onu. ölerek. Hirschman'in Artaud takintisi var. hep buraya ait olmustu. ve herkes birbirinin gözünü çikarmaya çalisiyordu. ve kapi çaldi. ben de ona bir onluk. yeter ki raha t biraksinlar beni. nerede kimsenin beni rahatsiz etmedigi o günler. onlar. buraya aitti. peltekligin beyaz renkteki suyu. kaba öfkenin ve umursamazligin sonucunda dogal ölüm. kahra manlara. ne kadar çoktular." diyor oglan. ben. numaralarina uyandilar." "unutma. hepsi basarma sevdasinda. "Jimmy ile bir par tide karsilastim. yataga girdi tekrar. ben ve bir kisi daha hariç mükemmel bu." birakin da bok yiyeyim. çarmihi seyrederek. birakin uyuyayim. sair olmayanlara. ayrica kutsanmis bir salatali k tursusu ile yarim somun ekmegimi yedi. ISA ASKINA bu k adar ÇOK olacagini tahmin etmemistim!" "ben de siir yazmaktan vazgeçtigimi saniyordum.. oflar muhtelif. ben. o. hasta.. simdi sürekli biri var kap imda. grip grip grip. Ginsberg'in çükünü emmeye çalistigi bir Ezra Pound'du sanki .

" diye bagirdi. ve bütün isiklar yaniyordu disarda."bir dakika. ya da iç gidiklayici bir fahise gibi. neon gibi. pantolonumu giyiyorum. . bir yerlerde Ingilizce ögretmeniydi adam.

" geri çekilip altilik bir paket bira uzatiyor. üç gün üç gecedir uyumuyordu ve bir bok yoktu evde yiyeyecek. büyük sanat hükümet olabilir a da çocuklar ya da ressamlar ya da . taksi soförlügü yaparken ya da Albu querque'de bir otelde komi olarak çalisirken karsina çikmiyordu o formlar. yataga uzanmis ." kitabi odanin bir kösesine firlatti bes para etmeyecegini bilerek. buraya kadar.iktiric i Guggenheim bursunu almak için gerekli formlarin nereden tedarik edilecegini bilecek zamani ol an sisman boklara gidiyordu. komodinin üstündeki bos bira sisesi. "Uykuya daldigimi sandigim" diyorum çünkü aynen öyle. ama çok hastayim. uykuya döndü. iyice aptallasmadan ölüme bu kadar yaklasilabilirdi. yazamadigini biliyorum zavallinin. diye geçirdi içinden... çok geçmeden herkes gitmisti. hastayim." "noel agaci düsünüyor musun bu yil?" "bilmiyorum. Yerdeki gazete. küçük kizim kentte. çok bulasici. bütün ödüller . sonra son siir kit abini açip benim için imzaliyor ve gidiyor. harikuladeydi. biri kapisini yumrukluyordu. hiçbir zaman da yazamayacak. adama ve altilik paketine veda edip kitabini açtim: ".. grip. hayatinda görmemisti o formlardan birini. çana ginin içinde dönüp duran tek baligim. su an ölmekle mesgulüm. ama sözünü etmek istedigim bu degil tam olarak. umursamiyordu artik. Uykuya daldigimi sandigim anda olan bir sey. ve kiralik odasinin tavaninda çatlaklar olustu ve 200 yillik siva agzina doldugun da gülümsedi.1966-67 yilini çalisma ve arastirma için Guggenheim bursu alarak. yatagimda uyuyorum ve hersey yat aga girmeden önce biraktigim gibi. uyanikken.mcik agizlilar ya da herhangi bir sey. bütün o gürültünün patirtinin ara umursamiyordu artik. Çogu kez. saçim kadar bana özel seyler. ve simd i sessizdi. bir za manlar benim yazdigim ve onun asla yazamayacagi bazi dizelerime takmis. içine çekti ve boguldu. Gidere k daha sik uykuda oldugumu hissediyor ama düsümde odayi görüyorum. telefon çaldi. çok bulasici."Buk?" "evet. ve o yakindi. kol mesafesinde. büyük sanat asla bir yaris degildir. BATTANIYE Son zamanlarda iyi uyumuyorum.. ama bir yaris degil bu.

uykuyu beklerken. diye soru yorum kendime. acaba gerçekten uyanik miyim yoksa uyuyor ve odami mi düslüyorum. .

bu da deliligin baslangici olsa ge rek. nesterlendim. tarihle. siradan insani kurtaran köklerden de yoksundum. Kanatincaya kadar kasirim. Böyleydim: entelektüel degildim. Bazen. dis agrisi. Ama onlarla birlikteyken kendimi güçlü hissediyorum. sanatçi degildim. Ama sanmiyorum nedense. oysa biraz önce kapali oldugundan eminim. kentin. Sokakta degilsin. Ani bir öfke ile yastigimdan uzaklasiyorum. Olay su: Düsümde kendimi odamda gördügümde ya da odamda uyanikken. Vücudumu igneyle oydular. Basur. Zayif bir adamim ben anlasilan. Maymunlar yapar bunu. bilemiyorum. O siralar sadece sarap ve bira içiyordum. bombalandim hatta. Benden uzak seylerden söz ediyorlar. Çalism iyordum. yasantimla cemiyetin. Bu lehime küçük bir arti olarak yazilabilir. Çok az seye tahammülüm var. öfke diyorum çünkü beni ortadan kaldirmaya çali an bu seylere okkali bir küfür salliyorum. Arada derede kalmis bir seydim. Ama sokaklara tahammülüm yok artik. ülke nin bir ferdi gibiydim. Ben de uzun süre önce okumaktan vazgeçtim." dediginizi duyar gibiyim. Bir zamanlar umursamazdim sokak ta olmayi. Dolap kapisinin hafif aralik oldugunu fark ediyorum. kendi sonumla kiyaslayabildigimde bazi tuhaf se yler olmaya basliyor. "Adam delirmis. birkaç yil önce basladi. Ama yalniz kaldigimda. Ilk seferinde Philadelphia'daydim. Onlari kanayan kiçlari ile hayvanat bahçesinde görmüslügünüz vardir. kanama ve diger sözü edilmeyen seyler. Ve öyle bayagiyim ki! Elimi kiçima sokup kasiyorum. Bu Oda Düsleri. kötü kosan atlar. Söyle düsünüyorum: Onlar bütünün küçüc parçalan ile hayatlarini sürdürebiliyorlarsa. soluk almakla. Cinsel iliskkiden daha z evkli. diyorum. sairleri denedim . öyle diyelim bunlara. seks ve k umar da tüm güçleri ile kanima girmislerdi. benim duymadigim heyec anlar duyuyorlar. Incil'i denedim. ancak tek fark benim "basarma" istegi duymamamdi. hiç olmazsa bir odan var. Üst üste gelen ölümler. Bir aile istemiyordu m. Garipliklere merakliysaniz cineyet-ten söz edeyim siz e. Içki. iyi bir is istemiyordum.Her sey ters gidiyor son zamanlarda. Tamamen farkli seylerden söz ediyorlardi. iste o sirada bir seyler oluyor. Bir sokak kadini ile yasamama ragmen her gece iki-üç farkli erke kle beraber olduktan sonra benimle seks ya da kendi deyimi ile "ask" yapmak istemesi tuhafima gidiyor . Sonra kapinin araligi ile vant ilatörün (hava çok sicak oldugu için yerde bir vantilatör var) ayni çizgide olduklarini ve basimi gösterdik lerini fark ediyorum. ben de sürdürürüm. kirayi dert ettigim için olmustu belki. Insanlar la birlikteyken iyi hissetmem kendimi. aci beni durmaya zorlayincaya kadar. diye geçiriyorum içimden. Ama devam edeyim izninizle. Ama sonra. gorill er yapar. ken i bir duvarla. deli rmis olabilirim gerçekten. Genellikle yeter diyorum artik. daha fazlasina katlanamam. bundan daha kötü olamam. ev istemiyordum. kumar ve seks biraz ise yariyordu. filozoflari denedim. ama hepsi bir sekilde hedefi iskalamislardi.

Nereye kaybolduklarini bilmiyordum ama onlardan kurtulmustuk. "Öp beni. morluklar. sessiz ol!" dedim. Gözlerini açip bana bakti.. zorlaniyordum. "Bizi ölümden kurtardi m." dedim kadinima. Içlerinden birine bir yumr uk bile salladim. Sabahlan kalktigimda vücudumda izler oluyor. "Kimildama ! Bizi elektrik vererek öldürmeye çalisiyorlar!" "KIM BIZE ELEKTRIK VERMEK ISTIYOR?" "Allah belani versin. Kadinim huzursuz ol ugumu hissetmis olmaliydi. Afallamislardi. Kadin seni içine alabilir. Neyse." derdi bana. Özellikle izledigim . 188 "Tatlim. "Siss. Sonra vargücümle dogrulup telleri kopardim. Bir gece. uyandim ve yanimda yatiyordu (ya da uyandigim i düslüyordum) etrafima bakindim ve bir sürü küçük adamin bizi yataga bagladiklarini gördüm. ora da oldugunu sanirsin ama degilsindir. san a SESSIZ olmani söyledim! Kimildama!" Uyuyormus gibi yapip bir süre daha çalismalarina i zin verdim. etkileniyordum. SENI içime aliyorum. Duvarlari biraz daha yaklastiriyordu sadece. "seni SEVDIGIMI anlamalisin.du." dedi.." Pek yarari olmuyordu. Otuz-kirk küç gümüs renginde bir teli yatagin altindan geçirip üstümüze sariyorlardi. düste ya da degil. günümüze dönelim.

gözlerimi üstünden ayirmadim. uyumak kolaylasti. degil mi? Neden acaba? Sik sik intihar düsüncelerine kapilmama ragmen battani yenin bana yardimci olmaya çalismasi direnmeme neden oluyordu. ölüm ilanlari. uyandigimda ya da düsümde uyandigimi gör battaniye girtlagima dolanmisti yine. düste gibi. Kalkip giyinmeye basladim. Yarim metre ilerledi bu kez. siyaset sütunlari. Sonr a kimildadigini fark ettim.. Tek istedigim beladan uzak ve huzurlu bir hayat. Baskalarinin hakkimda ne düsündüklerini umursamadigim halde onlarin battaniye gerçegini bilmelerini i stiyordum. isigin altinda bile kipirdayip birkaç santim ilerledigini fark ettim. Bazen uya niyor. biçimden biçime giriyor. Bir seyler hayal etmek ya da uydurmak istemiyorum. Bu battaniye ben uykudayken canima okumaya çalisiyor. Yine hareket etti. Ama ben bir sey olmamis gibi davraniyorum. Hep ayni battaniye. ISIK! Ama olmadi. keklik nasil pisirilir. Ertesi gece de ayni sey. kararliydi bu kez! Ayyuka çikmisti artik! Be ni haklamaya kararliydi ve güçlüydü. battaniyeyi girtlagima sarili buluyorum. moda sayfasi. Bu herseye bir son verecekti! ISIK. nasil inanirdi? Hiç bir sey bir k ez yasanmadan inanilir olmaz -atom bombasi ya da Ruslar'in uzaya insan göndermesi ya da Tanri'nin dünyaya i nip kendi eseri insanlar tarafindan çarmiha gerilmesi. Ama o gece battaniye bir kez daha uyuz etti beni. bahçenizde bite n yabani otlardan nasil kurtulursunuz. Sonra giyindim ve ne yapacagimi . Ben ok en battaniye hiç kimildamadi. ama üstümden atamiyordum bir türlü. solugum kesiliyor. Basimi her yana çevirdigimde kimildiyordu. Sonunda mereti yere çalip bütün isiklari yaktim. açik durmayi reddediyordu. basparmagimla Yaris Bülteni'ni araliyorum. lanet olsun! Bu da isleri bir sekilde daha da zorlasti riyordu. yere firlattim. Yilan gibi kivriliyor. inanilmaz bir hizla. solugumu kesmesini engellemek için var gücümü kullanmak zorunda kaldim. Geçen gece olan oldu.bir battaniye var. ne olursa. Kanepenin önüne. Aksamüstü basladi aslinda. Uykusuz ol dügüm için aksamüstü dört sularinda yataga girdim. Ayakkabilarimi ve çoraplarimi almak için battaniyenin yanindan geçtim. Oturdum. küçük ama güçlü ataklar yapar gafil avlamaya çalisiyordu. Yorgunum. ya da ben güçsüzdüm. acaba ya gmur yagacak mi diye pencereden bakip herseyi unutmaya çalisiyorum. Gelmekte olan seylere kim inanir? Son ates zerresine? Uzay gemisindeki son sekiz-on kadina ya da Nuh'un gemisine ya da insanligin yorgun to humunu baska bir gezegene ekmeye? Bu battaniyenin beni öldürmeye çalistigina inanacak adam ya da kadin nerede? Tek bir kisi bile bulamazsin.. ISIK. gazete okumaya basladim. sonra gün isidi. Bir bira açiyorum. Birkaç bira içtim. editöre mektuplar. Tuhaf. Ter içinde kalmistim. Kim inanirdi böyle bir seye? Canlani p beni bogmaya çalisan bir battaniye? Böylesine lanet bir seye kim. Kalkip bütün is iklari yaktim. küçük ilanlar.

Bir an için battaniyemi bensiz kalmak istemeyen yasli bir köpe k gibi düsündüm. Kapiyi çarpip disar i çiktim. Lanet olsun.bilemedim. Size su kadarini söyleyim. Shaw. O. Kararli. Çocuk filan degillerdi: 60. Dogru tahmin ettiniz: Battaniye beni izliyordu. Evet. Merdivenin basina geldigimde bir sey beni kafami çevirip holün sonuna bakmaya itti.B. pesimden geldi! Istedigi gibi hizlaniyordu. . yilan gibi kivrilmis. 1000 yasindaydilar. hizla indim merdivenden. evet. agiz ve gözler. Sessi z. Spengler v e Hegel okurlardi. Kösedeki g azete bayiine gidecektim. Ama sonra bu köpegin. 80. önündeki gölgeli kisimda bas. beni izlemek zorundaydi. basamaklari indi. yani battaniyenin beni öldürmeye çalistig ini hatirladim. Mahallenin bütün gazete saticilari entelektüeldi: G. Biraz yürümek iyi gelirdi belki. Battaniye kimildamiyordu artik. dehsetin dehset olduguna inandiginiz anda daha 190 AZ dehsete düsersiniz.

Damla bile içmeyeceks in. "Bir bira bile getirmedin mi?" "Hayir." "Bir bira çok iyi gelirdi. En iyisi birilerinin yaninda olmak. bir tane olabilir. kesekagidina koyup asagi inmeye baslad im. "Selam. isinize yarar diye düsündüm. Su doluydu Mick. Ikinci kata vardigimda bagrismalar. genis bulvarlardan uzak. durumun gerçekligini sinamakti. Önce disari çikip kosmayi düm ama disarisi karanlikti. Battaniye fark edilmeden içeri girebilmek için koluma dolanmisti." dedim ve kapiyi kapattim." dedi karisi. Asagi kadar izledi beni." "Gerek yok. karni hamile bir kadinin karni gibi. Kipirdamadi. "ben yukari çikip buzdolabimdan alirim. karacigeri iflas etmisti." dedim." dedi. Mick'in karisi açti kapiyi. Hank. Mick. Bir hayali sadece sen görüyorsan ya aziz derler adama ya da deli. deliler ve sanri gören ler de.Üçüncü katta oturuyordum. Her sey kafamin içinde cereyan ediyor. Mick." Kalkip kapiya dogru yürüdüm. sessiz ve tenha bir mahalleydi benimki. Asagi baktim. 102 numarali dairenin kapisini çaldim. "bakkala gidip alayim. "Bunca yildan sonra sak diye kesmek kolay mi saniyorsun?" "Peki. Insanlarla daha fazla görüsmeliydim." dedi karisi. Yasadiklari zamanin ilerisinde olan insanlar bunu bilirler." "Mick. "girsene. gözüm battaniyenin üstündeydi." Kanepenin üstüne firlattim lanet seyi. Dünyam çok dardi. Battaniyeyi yanimda tas imis. "Bende bir sürü battaniye var." d edi. diye geçirdim içimden. Çok içiyordu. Kanepeden öylece bana. Her yeri sisti. Kosarak 102 numaraya d . bira bile. beni izledigini hayal etmistim. "Hemen dönerim. Yukari çikip buzdolabindan 4-5 bira aldim." "Battaniye neyin nesi?" diye sordu Mick." Mick yataktaydi. Gerçegin gerçek olabilmesi için en az iki oy gerekiyordu." dedi karisi. küfürler ve bir el silah sesi duydum. "doktorun ne dedigini biliyorsun. Hank. "bira getirdin mi?" "Bak. Askeri Hastane'de oda bosalma sini bekliyordu. Ikinci kata. bilekleri normalin iki misli. "Selam.

aldim. . biraktigim yerdeydi. Mick o davul gibi hali ile ayakta duruyordu. Battaniye kan epede. elinde de 32'lik bir magnum.

moruk. disari çikmak istiyordu. hay al görüyor." dedi. Yöneticiydi. Yan etkileri var. Kapinin tokmagini çevirmeye çalisti. Sürüne sürüne kanepeye tirmandi. "Se n de içiyorsun. Bir battaniyenin can alici noktasi nerededir? "Tanrim. Battaniye hareket sizdi. bayan. Sürünerek uzaklasti. Gerçekten de bir delik açilmisti üstünde. Hank?" diye 192 sordu karisi."Mick. "Iki kaçik orospu çocugu taniyorsam. Merminin açtigi deligi göre ilirsiniz." dedi. degil mi?" diye ekledi sonra." Basini geriye atip güldü.! Kapi çalindi. beni bogmaya çalisti!" "Mick biraz rahatsiz. yine saldirdig inda siktim. "ona igne yapiyorlar. kullanirsin." . Battaniyenin yanina gittim. yanina vardigimda tokmaktan üstüme siçrayip girtlagima dolandi. "ölüp ölmemek umurumda degil." dedi Mick. "sen mutfaga gider gitmez bu battaniye kapiya dogru gitt i. "giderken bu battaniyeyi de götür. "Çok gürültü yapiyorsunuz. "Evet." "Ihtiyacim yok. ÖLDÜ. orada duruyor iste. "Haklisin. "sende kalsin. si/-lersiniz." "Lanet olsun!" diye bagirdi Mick pijamalarinin içinde çok sis." dedim. Ilk soku atlatinca yataktan kalk ip üstüne yürüdüm. bayan." Birasindan siki bir yudum aldi. "Evet. Hayal filan görmedim ben. dolaba kostugum gibi çikardim. yemin ederim. "Bu allahin cezasi seyi buradan götür!" "Iyi de. delirmissin sen!" dedi karisi. degil mi?" "Nereden bileyim?" "Bu battaniye saçmaligina inandigini mi söylüyorsun. Içerken de görürdü." Karisi üç sise açti. "Saat ondan sonra televizyon e gürültü yok." Sonra gitti." dedi Mick. "bu battaniye beni öldür meye çalisti diyorum size. Mick ile birer Pall Mall yaktik. bir bira içelim." dedi Mick. Mick. iyi ki magnum doluydu. Hastaneye yatinca düzelir." dedi karisi. "Hey.

" ."Çok mu?" "Bazen.

Iki kadin düsündüm. Hirosima gibi.. Bira için tesekkürler. Battaniyeyi kucagima alip biçagi havaya kaldirdim. Iskemlede kalakalmistim.. Biramdan büyük bir yudum alip. dost um. Delilik tabii. Hank." Iyice katlayip kolumun üstüne koydum.. kestim ve kestim.. Ne delilik degildir ki? Maval delilik degil miydi? Kurmali oyuncaklardan farksizdik .. Bir tane daha koymak için mutfaga gittim. Kap alev aldiginda ben mutfaga gidip bir votka daha koydum. Mick'i de beni iz-lemeye çalisirken onu engelledigi için öldürmeye kalkismamis miydi. keske votka olsaydi. ne oldugu anlasilamayacak kadar küçük parçalara kestim onu." dedim. Nasil bilebilirdim ki? Bir zamanlar beni delice sevmis bir kadindi belki de. "Iyi geceler. Delilik m i? Olabilir. Los Angeles'in o berbat gece ayazi enseme vuruy ordu ve kolay degildi o battaniyeyi kesmek. Bulasik kabini alip içine gazeie kagidi doldurdum.. ve çok kötü hissettim kendimi. Döndügümde kirmizi ve güzel yaniyordu. eski Bostan cadilari gibi. diye geçirdim içimden.. "Tamam.. biçagi da yanimda götürmüstüm. ya da bir battaniye olarak beni sevmeye çalisiyor." "Iyi geceler. hiçbir sey hissetmedim desem yalan olmaz. ask gibi. Biçagi lavaboya firlatip sisenin kapagini aç . Odama girip battaniyeyi iskemlenin üstüne firlattim. battaniye kiligina girmis benden öç almaya çalisiyordu. parçalari bulasik kabina koydum.. Ilk gece bir yüksük dolusu. valiler seçiyor. Sonra bire indi. bütün asklarin içinde bir ask gibi . ortalikla dolanip varsayimlarda bulunuyor.. Bir süre oturup izledim. Ama gizli gizli onlara karsi çalisiyordum."Tek istedigim bu allahin cezasi battaniyeyi buradan götürmen!" dedi Mick. Kolay degild i ama o battaniyeyi kesmek. bunu nasil yapacag ini bilemiyordu. . Battaniye belki de beni ölüme. hüzün ve merakli. birkaç kez kuruluyorduk. yanina a maya çalisan bir kadindi. Doktorlar sert içkilere lakilirsain ölecegimi söylemislerdi. kabi pencerenin yanina yerlestirdim dumani üflemesi için vant ilatörü çalistirdim. Mermi isini bitirm isti belki de. Derken. planl ar yapiyor. götürürüm. Sonra battaniyeyi son k ez elime alip kestim! Kestim. sonra da güle güle. "madem islemiyorsun. Ikinci bardagi da içtim.. Ertesi gece iki yüksük. Aklima bir fik ir geldi. Sonra palates soymak için kullan digim biçagi aldim. iskemleye olurdum. Bir bardak kov dum bu kez Ölüm degildi rahatsiz edici olan.. bahçemizdeki çimleri biçiyorduk. ne delilik D EGILDIR ki? Votka bardagini bir dikiste bosaltip bir sigara yaktim. Sonra mu faga gidip bir sise votka açtim." Merdiveni çikmaya basladim: battaniyede hayal belirlisi yoktu.

Ellerime baktim. Ellerime baktim. Yanaklarimdan asagi gözyaslarinin süzüldügünü hissettim. Gerçekten delirmis olmaliydim. bacaklari olmayan agir ve anlamsi seyler gibi sürünerek.Lavabodaki biçaga baktim yine. Yan tarafinda kan izi vardi. Ellerimde kesik olup olmadigini kontrol ettim. Çentik bile. Deliydim. BITTI . Isa'nin elleri harikulade ellerdi. Kesik filan yoktu.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful