LINDA KING'E o ki bana getirdi ve geri alacak KIRAYI ÖDEMEYE 45 MILIMETRE bir kizi vardi Duke'ün, Lala, dört

yasinda. Duke'ün ilk çocuguydu, bir gün onu bir sekilde öldürürler korkusu ile kaçinmisti çocuk yapmaktan, ama simdi deli oluyordu kiz için, mest oluyord u. Duke'ün

aklindan geçen herseyi biliyordu kiz, özel bir hat vardi aralarinda sanki. Duke ile Lala süpermarketteydiler ve sürekli bir seyler söylüyorlardi birbirlerine, hers eyden konusuyorlardi, kiz ona bildigi herseyi söylüyordu; içgüdüsel olarak çok sey biliyordu, Duk ise fazla bir sey bilmiyordu ama bildiklerini ona söylüyordu ve ise yariyordu, mutluydular birlikt e.

"bu ne?" diye sordu Lala. "bu bir hindistan cevizi." "içinde ne var." "süt ve kitir seyler." "neden içinde?" "çünkü iyi hissediyor kendini orada, o sütlü ve kitir sey kabugun içinde iyi hissediyor ken ini, kendi kendine, 'ah, ne kadar iyi hissediyorum kendimi burada!' diyor." "neden iyi hissediyor kendini orada?" "hersey kendini iyi hisseder orada, ben hissederdim." "Hayir, hissetmezdin, arabani süremezdin onun içinde... beni göremezdin, jambonlu yumu rta yiyemezdin." "jambonlu yumurta hersey degildir." "nedir hersey?" "bilmiyorum, günesin içi belki, donmus bir kütle." "GÜNESIN IÇI...? DONMUS?" "tabii." "donmus olsa neye benzer ki günesin içi?" "günes atesten bir top. bilim adamlarinin bana katilacaklarini sanmiyorum, ama ban a sorarsan buna benzer." Duke bir avokado aldi.

"hey!" "evet, avokado budur aslinda: donmus günes, günesi yer ve içimiz sicacik dolasiriz." "o içtigin biralarda da günes var mi?" "var." "benim içimde var mi?" "tanidigim herkesten daha çok." "bence senin de içinde KOCAMAN BIR GÜNES var!" "tesekkür ederim, askim." markette dolanip alisverisi tamamladilar. Duke hiçbir sey seçmedi. Lala cani ne çekers e koymustu sepete, bir kismini yiyemezdin: balonlar, kalemler, oyuncak bir tabanca, havaya atinca arkasindan parasütü açilan bir astronot, nasil astronotsa! Lala kasiyer kizdan hoslanmadi, suratini asti zavalli kiza: kepçelen-mis, bombos bir yüz -bir korku gösterisiydi ve bunun farkinda bile degildi. "merhaba, tatli sey!" dedi kasiyer. Lala cevap vermedi. Duke cevap vermesi için z orlamadi kizini, ödemeyi yapip arabaya yürüdüler. "paramizi aldilar," dedi Lala. "evet." "bu gece ise gidip daha çok para kazanman gerekecek, geceleri ise gitmeni sevmiyor um, annecilik oynamak istiyorum, ben anne olurum, sen de bebek." "peki, ben simdi bebek oldum, tamam mi, annem?" "tamam, bebek, arabayi kullanabilecek misin?" "deneyebilirim." arabaya bindiler ve yola çiktilar, sola dönerken gaz pedalini sonuna kadar köklemis or ospu çocugunun teki az kalsin kafadan giriyordu onlara. "bebek, neden baskalari arabalari ile bize çarpmaya çalisiyorlar?" "çünkü mutsuzlar ve mutsuz insanlar aci vermeyi severler, annem." "mutlu insan yok mu?" "mutluymus gibi yapan çok insan var." "neden?"

"çünkü utaniyorlar, korkuyorlar, itiraf edecek cesaretleri yok." "sen korkuyor musun?" "ben sadece sana itiraf edebilecek kadar cesurum -o kadar korkuyorum ki, annem, her an ölebilecekmisim gibi hissediyorum kendimi." "bebek, bira istiyor musun?" "evet, annem, ama eve gidinceye kadar bekleyelim." Normandie'ye vardiklarinda saga döndüler, saga dönerken sana çarpmalari daha zordu. "bu gece ise gidecek misin, bebek?" "evet." "neden gece çalisiyorsun?" "karanlik oldugu için. insanlar beni göremez." "insanlarin seni görmesini neden istemiyorsun?" "çünkü görürlerse beni yakalayip hapse atarlar." "hapis nedir?" "hersey hapistir." "ben hapis DEGILIM!" park edip posetleri eve tasidilar. "anne," dedi Lala, "çok seyler satin aldik! donmus günesler, astronot, hersey!" anne (Mag'di adi), "iyi," dedi.

sonra Duke'e döndü: "lanet olsun, bu gece ise çikma, kötü bir his var içimde, çikma, Duke.

"içinde kötü bir his var, öyle mi? ben her ise çiktigimda içimde kötü bir his var. isin bi si, çikmak zorundayim, meteliksiziz, kiz eline her geçeni sepete doldurdu, konserve jambondan havyara kadar." "Tanri askina, engelleyemiyor musun çocugu?" "mutlu olmasini istiyorum." "sen demir parmakliklarin ardindayken mutlu olmayacak." "bak, Mag, bu meslekte arada sirada içeri girmek kaçinilmazdir, bunu kabullenmek zo rundasin, ki ben digerlerinden sansliyim, çok yatmadim."

"namusunla çalismaya ne dersin?" "yavrucugum, pres makinesinde çalismaktansa bu isi yaparim, namuslu is yok zaten, bir sekilde ölüyorsun, ben kendi yoluma girmisim bir kere -bir tür disçi oldugumu farzet, toplumun d islerini çekiyorum, yapmayi bildigim tek sey. artik çok geç. hem sabikalilara nasil muamele ett iklerini bilmiyor musun? ne yaptiklarini bilmiyor musun, söyledim sana..." "biliyorum söyledigini, ama..." "ama ama ama!" dedi Duke, "lanet olsun, birak da sözümü bitireyim.!" "bitir o zaman."

"Beverly Hills ve Malibu'da oturan o sanayici orospu çocuklari, sabikalilari isla h etmekte uzmanlasmis o orospu çocuklari, köle tacirleri hepsi, sartli tahliye kurulu bunu bal gibi biliyor, baskalarini zengin etmek için köpek gibi çalistirirlar insani, seni normal insanin çalistiginin üç kati daha fazla ç stirirlar, ürünleri maliyetin on katina satarlar ve hersey yasal, kendi yasalarina uygun..." "yüzlerce kere dinledim bunlari senden..." "ve simdi bir kere daha dinleyeceksin! hiçbir sey görmedigimi, hiçbir sey hissetmedig imi mi saniyorsun? susmami mi istiyorsun? kendi karima bile yakinamayacak miyim? karim degil misin? düzüsmüyor muyuz? birlikte yasamiyor muyuz? yasamiyor muyuz?" "bu ise giren SENSIN, simdi de agliyorsun." "bir hata ettim, teknik bir hata! gençtim; onlarin .iktirici kurallarini anlayama dim..." "simdi de kendini hakli çikarmaya çalisiyorsun!" "hey, bunu sevdim! SEVDIM bunu. küçük karicigim benim, kancik, kancik! beyaz sarayin basamaklarinda bir kanciktan baska bir sey degilsin, sonuna kadar açilmis ve zihin sel olarak donmus bir kancik..." "çocuk dinliyor, Duke." "iyi. sözümü bitirecegim, kancik. REHABILITASYON, sözcük bu. o Beverly Hills .mcik agizli lari o kadar ahlakli ve INSANCIL'dirlar ki. kanlan Müzik Merkezi'nde Mahler dinleyip bagi s yaparlar, vergiden muaf. ve L.A. Times tarafindan yilin kadini seçilirler, ve KOCALARININ sa na ne yaptiklarini biliyor musun? lanet fabrikalarinda köpek muamelesi yaparlar, maasini kesip farki ceplerine atarlar, kimse onlardan hesap sormaz, hersey o kadar acimasiz ki. kimse bunun farkinda degil mi ? kimse olanlari GÖRMÜYOR MU?" "ben..."

'" "nasil bir adalet istiyorsun. ve götün yiyorsa hakkini ara. hemen sartli tahliye memurunu ararlar: 'üzgünüm. bayagi sevmistik de onu. STRAVINSKY! mesaide adamin posasini çikarip paras ini vermezler. sürekli sika yet ediyorsun."KES SESINI! Mahler. Duke? ne yapacagimi bilemiyorum artik. yazik. senin adamin kasadan yirmi bes dolar çaldi. Beethoven. Jensen. sarhos . ama sana söylemek zorundayim.

" "çocugun mu? agzina bak sunun. tipki benim agzim. "israrlisin. gerçekten seviyorum.. kime sorarsan sor!" Duke salincakli koltugundan kalkti. tamam. elini Noel süslemeleri ile dolu kutunun altina soktu ve silahi çikardi. kendinin çocugu. dolaba gitti." "hindistan cevizinin üstünde neden ki llar var?" "Tanrim. "Israrliyim!" . gözlerine bak..." "Dilinger'i sikiyim! o öldü. ruhu benim ruhum. beni de dinle. hayalarimda neden killar var?" elinde bir kutu bezelye konservesi il e Mag çikti mutfaktan. içinden nasil gelirse. "Duke. ölü-gözlü marti gibi. yazmayan tükenmez gibi. benim gözlerim. israrlisin. yalvaririm -SEVIYORUM seni. "su silahi yerine koy. oturdu ve bir sigara yakti. parasütü açilmasi gerektigi gibi açilmiyordu. senin memelerini emdigi için mi senin oluyor? ki msenin çocugu degil o. "iste bu. "ben çalisirim. "sana Duke dememi mi istersin. buyrun iste: bi r sahtekarlik daha." birden kendini yorgun hissetti Duke. sadece b ir tür adalet var. izin ver de bir is bulayim.olup bana Dillinger'in gelmis geçmis en büyük adam oldugunu söylüyorsun." Duke silahi dolaba koydu." "böyle konusma. Lala astronotla oynuyordu." "evet. ve yataga uza nip çikolata atistirarak dergi okumak. "çocugumla bu sekilde konusmana izin vermem." dedi Mag... bu. öyle!" dedi Mag konserve kutusunu avucunun ortasina koyup havaya kaldirara k. ölmüslere sor. "tamam. kesik hatta Baba diye haykiran Isa gibi." "SEN! kaç kere duydum ben bunu? senin yapmayi bildigin tek sey düzüsmek. ben de insanim. yoksa Baba mi?" "nasil istersen." "çocugun yaninda bu sekilde konusmamanda israrliyim!" dedi Mag. " salladi lanet seyi havada. Duke." dedi Lala. 45 milimetre. ise çikmadan yiyecek bir sey hazirla bana. su posetleri bosalt bari. adalet mi? adalet diye bir sey yok Amerika'da. salincakli koltug unda salinip. Kennedy'lere sor. çocugummus -senin yarigindan çiktigi. bilmiyorum. sadece bundan anliyor insanlar. Dilinger diye bagiriyorsun. Amerika'nin bildigi tek adalet bu. tatlim..

"Duke geri gelecek mi. öyle geçirdi içinden. anne?" "evet. "evet.TÜNE SOKACAGIM!" Mag bezelyelerle mutfaga döndü." diye güldü Mag. "Duke gitti. Duke ceketini almak için d olaba gitti. su konserve kutusunu gözümün önünden yok etmezsen o bezelyeleri tek tek G. seviyorum onu. karni dügümlendi." . gelecek orospu çocugu. ekim günesinden. ama kapiyi usul ca kapatti." "orospu çocugunu mu seviyorsun?" "evet." "uykum geldi anne." "orospu çocugu nedir?" "Duke'dur. mutfakta kaldi."yemin ediyorum. biliyorum. "gel bi tanem." kanepeye oturdular. kendini disari atti. küçük kizinin yanagina bir veda öpücügü kondurdu." dedi kiz. bana kitap oku. Mag mutfaktan çikti. kucagima gel. yemyesil bir vadide kosa ttan daha sicakti.

bir sise porto sarabini yavas yavas yudumluyor. arka tarafta bir delikten içerisini gözetleyen silahli biri olabilirdi. Mag çocugu ucagina alip kitaptan okumaya baslarken." "tamam. bir sonraki adim evde oturup Shostakov itch dinlemek. su kaynadi. yalniz yasiyordum o siralar. cesaretimi yitiriyorum. korkuyorum. duyuyorum.. ve kuzeye sürdü. 12 blok sürdü lanet dünyanin kuzeyine. hizli ve vahsi yaratiklardir. fazla aydinlik. lanet olsun. 61 model siyah Ford'a döndü. dünyanin tamami yasal cinayet bokunun içinde yüzüyordu.. Lala kanepede bekledi. Duke o esnada Hollywood-Normandie kavsaginda bir içki dükkaninin kapisinda durmus. yasal cinayet. lanet olsun. diye geçirdi içinden. kapi çalindi. fazla aydinlik. seviyorum adami. "sansar ve kuzenleri. seviyorum. hindistan cevizinin üstünde neden killar var?" "hindistan cevizinin üstündeki killari mi soruyorsun?" "evet. 4 blok. 3 blok." Mag kolinin içinde duran çocuk kitaplarindan birini aldi. içi nden... temiz bir odaydi. diye geçirdim içimden. yil 1942. vizon ile zerdeva esnek. tanrim. Bukowski? . kötü bir duygu vardi içinde. bu gece küçük bir bar belki." sonra güzel çocuk uyudu ve dolunaydi. biri bana Nobel ya da Pulitzer Ödü-lü'nü vermeye geldi her halde.sarildi kiza. sicak çörek gibi!" "ÇÖREK DEGILIM BEN! sensin ÇÖREK!" "dolunay bu gece. köylü görünümlü iki aptal adam. BIR NUMARALI HALK DÜSMANI ILE HÜCRE ORTAKLIGI Philadelphia'da Brahms dinliyordum. küçük bir pikabim vardi.. ORMANDA HAYAT. Louie'yi öyle hakla-mislardi. küçük. eto burdurlar ve birbirleri ile sürekli ve kanli bir rekabet. kolay. kira parasi çiksin yeter. "simsicaksin." "dur kendime bir kahve koyayim. lunaparktaki alçidan kazlar gibi paramparça etmislerdi. ibnelerin takildigi barlard an biri. "anne. 6 blok. lanet olsun. pis bir koku aliyordu. tuhaf bir sey vardi o dükkanda.. ucuz bir p uro içiyordum." Mag mutfaga gitti. diye geçiriyordu. Brahms'in ikinc i senfonisi.

JOHN AMCAN NEREDE? diye bagirdi bana. bir süre yol aldik. bizimle gel.I'in devreye girmis olmasini anlayamiyordum. sonra o her zamanki kadin sesi: iste akorkunç adam! yakalamislar! kadinlar beni pek sevmez. dedim ona.B. evet. . sormadim. fotograflari görüyor musun? diye sordu ciddiyetle. kimlik gösterdiler. bir süre için misafirimiz olacaksin.I.evet. fotograflara baktim. arkada iki kisiydiler. aklima gelen tek 12 sey sarhosken birini öldürdügümdü. ellerini dizlerinin üstüne koy. birini öldürmüs olduguma karar verdim. ceketini giysen iyi edersin. ne dememi bekledigini bilmedigim için bir sey demedim. INDIR ELINI!! büroya vardigimizda ajanlardan biri dört duvara dizilmis fotograflari isaret etti. unuttum ve burnumu kasimak için elimi kaldirdim. ne yaptigimi bilmiyordum. önemli birin i. güzelce çerçevelenmislerdi ama bana bir sey ifade etmediler. masanin arkasinda bir adam oturuyordu. hersey yitirilmisti nasil olsa. biri Brahms' i kapatti.B. ne yapmis olabilecegimi düsünüp duruyordum. fotograflari görüyorum. bütün baslar pencerelerden disari çikmisti haberleri varmis gibi. asagi inip sokaga çiktik. bunlar F.B. ama F.I'in hizmetinde ölmüs insanlar. beni baska bir odaya götürdüler. F. orada kalsinlar! önde iki kisi.

JOHN AMCAN NEREDE? ne demek istedigini anlamiyordum. JOHN BUKOWSKI'YI KASTEDIYORUM! . olanlari kavramakla güçlük çekiyordum.ne? dedim. asabiydim. bir an için sarhosken insan öldürmek amaci ile kull andigim gizli bir silahtan söz ettigini düsündüm.

masal anlatma. bu kasabadayken St. biz yine de asker kaçaklarindan hoslanmayiz. demek bu yüzden onu bulamiyoruz! portakal-sari bir hücreye kapattilar beni. senin gibiler hep suçsuzdurlar. KALDIR KIÇINI O YATAKTAN! diye bagirdi bana. Louis'den askeri muayene için basvurmami söyleyen bir mektu p aldim. dedim. iki büyük tahta kapi beni içeri alma k üzere açildi. biliyorsu nuz sanirim. hastalikli hü/. neden buradasin? diye sordu. bir numarali halk düsmaniyim. ne kadar sansliydilar! sokagin karsi tarafinda bir p lakçi vardi. onlara St. bir cumartesi aksamüstüy-dü.) asker kaçagiyim. burada iki seye tahammül edemeyiz: asker kaçaklarina ve teshirci-lere. kaldirdim asker kaçagi kiçimi yataktan. adim Courtney Taylor. Moyamensing Cezaevi eski bir satoyu andiriyordu. beni tutukla yip buraya getirdiler. aslinda suçsuzum. ne yapmis olabilecegimi düsünüp duruyordum. anlamiyorum: askerden kaçmak isteseydim onlara adresimi bildirmezdim. çok fazla. hersey o kadar özgür ve rahat görünüyordu ki disarda. postaneye bildirmistim ama. gardiyanin teki geldi. hastalikli bir durum. ranzama uzandim. evet. hirsizlar arasinda seref. aglamak istiyor ama aglayamiyordum.ha. o öldü. kolonlardan bana dogru müzik yayini yapiyorlardi.ün. muhasebeci kilikli sisman bir adamla ayni hücreye koydular beni. ha? ülkeyi güçlü tutun ki soyabilesiniz. Louis'ye gidemeyecegimi. hay Allah. kendini öldürmeyi düsünüyor musun? diye sordu Taylor bana. beni burada muayene etmelerini yazdim. kendini daha kötü hissedememe durumu. hüzün veri ci. arada sirada herkesin kapildigi bir his. askerlik subesine yeni adresimi bildirmeyi unutmusum. ben biraz fazla kapiliyorum. bir hendekten geçmemis olmamiz beni sasirtmisti. hücremin penceres inden disarda yürüyen insanlari görebiliyordum. . tasindim. (hücreye girmeden önce sordugum için artik cevabi biliyordum. dedi.

o nazik eline birkaç sent birakirdim. kardesini de gör. çok yardim seversin. ben yemistim. iyi para götürüyorsun. gerçek bir profesyonel. dondurma. aslina bakarsan hiçbirinden hoslanmiyor dum. oradan çikanlari görüyordum. tahtakurusu. ama birine vurursaniz hücre cezasina çaptiriliyordunuz. çiktin buradan. Taylor. asçi fisiltiyla tesekkür edip ertesi gün gelmesini isteyip istemedigimi sorardi. sansin açik . avluda zarim tuttu. onda 18. DAGI-LIN! diye bagirirlardi. hücrede insan bunalima giriyordu. ama oynamanin bir yolunu bulurduk mutlaka. teshircilerden bir i sokmustu zarlari içeri. kek. kuleden makineliyi üstümüze dogrultu p. . orasi aydin likti. gözleri sulu. kovaya su doldurup ayagini içine sok. uzun süre baktim o kabloya. onlarin suçu degildi herhalde. mapus zengini. turta. günde on be s-yirmi dolar para kazaniyordum. 10/1 erkek. her gün kazaniyor. Taylor asçiya on bes sentten fazla vermememi söyledi. zor tutuyordum kendimi agzina bir tane çakmam ak için. bu herif her oyundan sonra yanima geliyordu. saydik. dedi Taylor. barbut oynamak kurallara aykiriydi. verdikl eri su ve ekmek daha da kötüydü. tahtakurulari. çükünü üç yasinda bir e hayalleri kurarak uzaklasirdi yilan. ben de 13 vardi. orospu çocugu. büyük porsiyonl ar. tahtakurularimizi alip hücrenin kapisina gittik. kiçlari dardi. isiklar söndügünde yatagima yattim ve saldirdilar. tahtakurularimi yakalayip öldürmeye basladim. hepsinin çeneleri küçük. ampulü çikarip p armagini duya sok. zengindim. ölü tahtakurularini küçük tahta sehpanin üst koyuyordum. ama lara bakmaktan hoslanmiyordum. bir ay sürüyordu eski hallerine dönmeleri. kahve. isiklar söndükten sonra asçi nefis yemeklerle asagi geliyordu. fazla yükleniyordum teshirciye. nesine? 14 on sent? on sent. on senti verdim. daha sonra kendininkileri ikiye bölüp uzattigini ögre necektim. gerçekten hoslanmadigim biriydi bu teshirci.su ampulü tutan kabloyu asagi çek. tesekkür ederim. zengin oluyordum. gözümün önünde olmadig zaman mantik yürütebiliyordum. sahtekarlik yapmisti. bahse girerim ki benim yatagimda seninkinden daha çok tahtakurusu var. ne lan bu? diye bag irdim. limit on be s. am iz kafayi yemistik zaten. sonunda zaman dedik.

basgardiyanin yedigi yemeklerden yiyiyorduk ve basgardiyan midesine düskündü anlasila n. çikar çikma igerini öldürmüs.tabii. derdim. ikiye yardi de 15 . tabii. geçen gece bir denizciye tecavüz etti. firar etmezse hayatinin sonuna kadar burada. iyi asçidir. mahkûmlar açliktan ölürken ben ve Taylor 9 aylik hamile iki kadin gibi dolaniyorduk ortalikta. dedi Taylor. önce birini öldürmüs. cezasini yatmis. iki lesi var.

çaylagin teki. savasa inaniyor musun? diye sordu. gardiyanlar korkuyorlardi. seni yasli osuruk. TARA BUBA BOK YER. sonra psikiyatri görmeye gittim. TARA BUBA YER. hayati çözmüstü: ye ve siç. dedi Taylor. dünyadan haberi yok. diye onayladi Taylor. ama bir kez bile yerleri silmek zorunda kalmadim. savasmaya hazir misin? . hücreye girdigimde hersey üstüme damlayip durdu. dedim.B. pes ettim. Amerika'nin en temiz hücresiydi bizimki. benim sansima Ingilizce bilmeyen.I askerden bilerek kaçmadigima karar verdi ve beni askerlik subesine sevk ett iler. bozuk plak gibiydi. çünkü yün battaniye cildimi tahris eder. korkunç. hayir. saglik kontrolünden geçirdiler. parmaklarini yiyi-yordu. ve geceleri o ilave yemege bayili yordu. sevdim asçiyi. genç bir çocugun yanina verdiler beni.nizciyi. dünyanin. TARA BU BA BOK YER! diyen bir ihtiyar düstü. Taras Bulba. orada kalmak istiyordu ve ona izin veriyorlardi. aklini basina toplamazsan ik inci olacaksin! ama oturaginda oturup bana gülmeyi ve TARA BUBA YER. bütün gün oturaginda oturup. demeyi sürdürdü. NERDE OLDUGUNUZ U SANIYORSUNUZ? OTELDE MI? TAH-TAKURULARINI BURAYA GETIREN SIZLERSINIZ! diye bagiriyordu. F. aliniyorduk tabii ki. belki de ? bilmiyorum. bir hafta yürüyemedi zavalli. saglam çiktim. çok hassastir cildim. evi her zaman isla k ve pirilpinldi. suç is ememisti söylediklerine göre. sonunda Taylor ile beni ayri hücrelere koyup hücreyi ilaçladilar. iyilik severli k mi? kizdim ona. avluda Taylor'a rastladim. diye bagirdim ona. kim bilir. gardiyanlar aptaldi. aciyordum onlara . o da bize. hiç çikmiyordu hücreden ihtiyar. memleketi efsane kahramanlarindan birinden bahsediyordu sanirim. bir kisi öldürdüm. gardiyanlar kötüydü. gardiyana tahtakurularindan sikayet edip duruyorduk. çoraplarini ve donlarini asmisti l anet seye. avluya ilk çikisimda ihtiyar çarsafimi yirtip çamasir ipi yapti. iyidir. dusa bile. iyi birine benziyor.

evet. .

" dedim." kiçimla gülerim. " "Tamam. dedi. kahverengi bir jilet vardi elinde. "Dinle. gelir misin? hayir. ta askina!: hassas: ben. kagit atasla kartima tutturulmustu. seni davet etmek istiyorum. Blaine gidip kusu yakaladi.. ZIRVEDEN NOTLAR Yeni gelenlere mutlaka güvercin boku temizletirlerdi ve güvercin boku temizlerken güv ercinler gelir.) uzun süre bir sey söylemeden önündeki kagida bir seyler yazdi. zor çikardi boklar. uzun bir yürüyüstü. gitmek zorunda degilsin. iste. çarsamba günü doktorlarin. Sicak bir gün oldugu için mahkumlar orada toplanmislardi. yüzüne. Küçük. sonra basini kaldirdi. Sabun filan vermezlerdi -sadece su v e firça. bu arada. avukatlarin ve yazarlarin davetli oldugu bir par ti veriyoruz. Daha sonra saati üç sentten atölyeye yollarlardi. ama yeni gelmissen önce güvercin boku temizlerdin. anlayacagimizi sanmamistin. bu kagidi yan masadaki adama ver. elbiselerine biraz daha siçarlardi. "Içinizde bu ameliyatta bana asistanlik yapacak biri var mi beyler?" diye sordu B . Bu kusa digerlerine anlatabilecegi bir sey yapalim. Etrafina bakind i.. kenarindan kaldirip bir göz attim : ". degil mi? hayir. bu da Moyamensing'in sonu oldu. diye geçirdim içimden. Uçamayan bir güver cin görmüstü kösede. pekala. baktim ona sadece. nereye? savasa. saçina.(siperden çikip vuruluncaya kadar düsman atesine dogru yürümek gibi çilginca bir fikir va rdi kafamda." dedi Blaine. savasi böyle kazandim. Blaine'in aklina parlak bir fikir geldiginde ben de yanindaydim. Onu halledip çatiya firlatalim ki digerlerine basina geleni anlatsin. Avlunun gölgeli bir kösesindeydik...ifadesiz yüzünün arkasinda asiri bir hassasiyet gizli. "kuslarin birbirleriyle konustuklarini biliyorum.

.laine. Cevap alamadi.

Bana avluda anlatti. basina gelenleri digerlerine anlatacak. Dumani üfledi. Zen cilerden birine bakti. Blaine soyunup yere uzanmisti. Boklarla birlikte onlari da süpürdüm. Hiçbir seyi umursamazdi Sears. Sears adami marizledi. Blaine'i benim kogusumdan alip zencilerin kogusuna koydular. "Sansim v armis. yoksa yardim edeyim mi?" demisti." Blaine kusu dama firlatti. III Sears vardi bir de. Kusa yakin duran birkaçinin ellerini sakaklarina bastirip bakm amaya çalistiklarini fark ettim. Dövüstüler. inan bana çüküm kalkmiyor!" "Çürük domatesi andiriyor!" Hepsi uzaklasmis. "Neyiniz var sizin?" diye bagirdim onlara. Çok tuhaf görünüyorlardi tek baslarina. Blaine ayaga kalkip giyinmisti. Gülümsedi. 'Bu orospu çoc uklarinin sakalari yok! Onlardan uzak durun!' diyecek. II Koguslar tika basa doluydu. Avluda bacaklarinin üzerine çö-melmis izmarit içiyordu. "Kuslarin saçimiza gözümüze siçmalarindan bikti k! Bu kusu halledip dama firlatacagiz. Sears etrafina ba kinip içlerinden en irisini seçti ve onunla dövüstü. . Bu güvercin sayesinde öbür güvercinler üstümüze siçmaktan vazgeçecekler. Digerleri seyretmekle yetindiler. Ama ye rleri silerken iki kesik kus bacagina rastladigimi hatirliyorum. Ama gardiyanlar s adistti. bu adam benim oglanim olacak! Aslinda hepimiz istifade edeb iliriz! Kendin soyunur musun yavrum. Beni parçalayacaklardi. Blaine kogusa girdiginde zen cilerden biri. "Igrenç kiç deligine sükret. "Bu benim oglanim! Evet.Blaine kusun bacaklarindan birini kesmeye basladi. Güçlü erkekler 18 baslarini çevirdiler. Sears havaya siçrayip iki dizi ile adamin gög19 süne çöktü." dedim. birkaç kez irkçi ayaklanmalar olmustu. "Benim nereden oldugumu biliyor musun?" diye sordu zenciye. Ise yarayip yaramadigini hatirlamiyorum simdi. Sears'i de zenci dolu bir kogusa koydular. Adam ranzasinda kestiriyordu." dedi. Zenciler etrafinda dönmeye baslamislardi. "Tanrim! Ömrümde bu kadar ÇIRKIN bir kiç deligi görmedim!" "Kaldiramiyorum Boyer.

Ned Lincoln 19'unda gösteriyordu ama 22 yasindaydi -agzi açik. Tarzi böyleydi. YARIN ISINI BITIRECEGIM! BITTIN OGLUM SEN!" Ned Lincoln. Kimse bir sey görmedi." 20 Çocuk sisi satin aldi ama ertesi gün avluya çikmadi. Gardiyanin örnek kötü oyuncusuydu. "Haklisin. Sears isaret parmagini ona dogrulttu. "SEN! HARCAYACAGIM LAN SENI! HAZIRLIKLI OL ." dedi Sears. Sakasi yoktur orospu çocugunun. yusyuva rlak." dedi m." dedim. "Severdin oralari. "Çikmazdim. . avlunun karsi tarafina dogru yürüdü. Joe Statz da onlardan b iriydi. "Two Rivers. çikardim.Zenci cevap vermedi. Kirli bir kizildi saçinin rengi." dedim. "Onu yerinde olsam ben de korkardim. IV Beyazlara da takmisti Sears. Çocukla ayni kogusta kalan mahkumlardan biri o gece onunla konustu. SEN!" diye bagirdi Ned'e. "Hazirlikli ol. Mississippi. Sürekli çukurdaydi." Sonra izmariti firlatip kalkti." dedi Sears. Sears ertesi gün dusta solugunu kesti çocugun. Joe'yu yola getirebilse digerlerini daha iyi kontrol edecekti. son ra dumani salip gülümsedi. kafatasina yapisikmis gibi. V Bazi insanlar pes etmez. Yanaginda biçak yarasi vardi ve gözleri yuvarlakti. izmaritten bir duman çekti. Saçi tuhafti. arada sirad a havaya dikilirdi. Ilk gününde Sears onu avluda gözüne kestirdi. Açi klamasini yapmisti." dedi. "Sen avluya çikardin. Çukur bile onlari yola getiremez. Çocuk dönüp ona bakti. Ya d a iki dolara çok iyi bir sis satabilirim sana. içinde tuttu. kamburca ve sol gözünde y arim perde. Unutmadigini biliyorduk ama. evlat. Sears herseyi unutmus gibi baska bir mahkumla sohbet etmeye basladi. " "Ne gibi?" Musluk kutbunu söküp içindeki demiri asfalta sürterek kendine bir sis yapabilirsin. o kadar. Kendine bir sey tedarik et. "HEY. "Korkuyor küçük bok." dedi Sears. Sears'in ne demek istedigini anlamamisti. "Çikardin. sabunlu su ile b irlikte akan taze kanin disinda. öylece durdu.

"Girsene. Ama ondan söz edebilirdiniz. ben kapiyi çaliyordum. kasiklar. "JOE! BENI DUYUYOR MUSUN. diye düsünürdüm. Hiç bakmadim disardan. "Uyuyor muydun?". çatallar. sonra dönüp disardan bakacagim b ve içerde olup bitenleri çok iyi biliyor olacagim ve o duvarlara uzun uzun bakip bir da ha buraya düsmemeye yemin edecegim. pijama saçmalik bana sorarsaniz) ve kapinin ya nindaki kirik pencereyi açtim. Dönmenin yarari yoktu. "Hayir. Ve yeni bir Panama sapka vardi basin da. gagasi kirik ve boyasi dökülmüs) ve daha bir alay çöp. Görmek bile istemiyordun. Kötü bir kadindan farksizd i. Ben de b ugün öyle yaptim. "Hayir. Kolay gelsin arkadasim sana. JOE? ÇIKMAK ISTIYOR MUSUN? UZUN SÜRE UGRAMAYACAGIM BURAYA. ya sen?". be nim oturdugum semtte. eski r oblarimdan birini geçirdim üstüme ( her zaman çiplak yatarim. Düsünürdük Joe'yu." Kanepeme oturdu ve koltugumun arkasindaki boy aynasinda sapkasi ile oynayarak k endini seyretti. Gardiyanin adamla ri çukurun kapagini kapattilar. "Yeni Panama sapkami nasil buldun? Çok yakisikli olmamis miyim?".Suns t ve Hollywood Bulvari'ndaki ucuz hipi butiklerine ve eskici dükkanlarina satiyordu." Bisikletle gelmisti. metal bir kus (açik mavi. Digerinin muhteviyatini sehpaya bosaltti -biçaklar. Iki kahverengi kesekagidi getirmisti yaninda. "Evet?" dedim. içerde ya da disarda." "CEVABIN NE?" Joe çis ve bok dolu kovayi kaptigi gibi gardiyanin yüzüne firlatti. HOLLYWOOD'UN HEMEN BATISINDA DELILER KOGUSU Kapi çalindi gibi geldi bana. Tanrim. canli ya da ölü. Bildigim kadari ile hâlâ orada Joe. Birinin içinde her zamanki ucuz porto sa rabindan bir sise vardi. minik bebekl er. duyuyorum. özellikle geceleri. VI Disari çiktigimda bir süre bekleyecegim. ONA GÖRE!" Cevap gelmedi.Bir gün gardiyan iki adamini yanina alip çukurun kapagini açti ve çömelerek bagirdi: "JOE! YETTI MI. "Evet. onlari -hepsi çalintiydi. JOE?" "Evet. Gardiyana yaptigi mahkûml ar arasinda yayildi. Çatlak Jimmy'ydi gelen.". 21 Ama çiktiktan sonra hiç gitmedim oraya. saate baktim -öglenin bir buçuguydu henüz. .

O da bana benim resimlerimi çok kötü buldugunu söylem . 23 Bu arada Çatlak Jimmy kendini ressam saniyordu. garajlarda yasiyor ya da geçici dostlarimizin dösemelerinde yatiyorduk. ama ben resimlerinin çok kötü oldugunu düsünüyordum ve bunu ona söylemistim. o civarda oturuyorduk -kirik dökük avlularda.hepimizin oturdugu semtte. lavanaralar inda.

Döndügümde bana. Disleri çürük. Kadinlarla basariliydi. "robunun açilmasina engel olamaz misin?" Çatali sehpanin üstüne firlattim. Lanet seyi üstümden atana kadar ampul canima okudu.asaklarin! Öyle iri ve killilar ki! Korkunç!!" Açik biraktim robumu." dedi. nabiz 34. Neredeyse kemigin görünecek. "Ama sen gerçekten çatlaksin. "Su gümüs çatallara bak! Hakiki antika!" Bir çatal tutusturdu elime.H. Kafami bozuyor. Bana Nazi günlerini anlatmayi sev iyor. burun mukozasi iltihapli. Diyastol 78. Sonra o aptal Panama sapkasinin altinda siseden bir firt çekti ve benim gidip ken dime iki bira almama neden oldu. Si stol 112. tedavi öneriyor." dedi. Karacigeri . Emir almayi sevmem. Mükemmel bir küçük hirsizdi. O aptal Panama sapka ile oynayip duruyordu ve çarpintisi MCBur-ney Esigi'nin üstündeyd i. "Adimi 'Deli Jimmy'den 'Çatlak Jimmy'ye degistirmissin." "Bak!" dedi Çatlak Jimmy sehpayi göstererek. kamis görmedin mi hayatinda?" "Beni rahatsiz eden . biliyorsun degil mi?" "Koluna o iki koca deligi nasil açtin?" diye sordu Çatlak Jimmy. lamba koluma düstü. "Ne var.Lawrence'in Kanguru'sunu okuyordum." "Doktora gittin mi?" "Doktorum bana kizgin. Sol ve sag kulak tikanik. yatakta D. Ama Çatlak Jimmy'nin durumu gerçekten vahimdi. Gülümsedi kendine. hayir 72. Çatlak Jimmy bu dükkanlara satmak üzere ne çala cagini çok iyi bilirdi. esir kampina gi dinceye kadar yol kenarinda toplanan Fransizlar bunlara aklina ne gelirse firlatmislar. Fransiz'lara esir düsmüs." "Kafam iyiydi. Haklisin -'Çatla k Jimmy' çok daha güzel. hemsiresine ücretini ödeyip çikiyorum. "Ya. Nazi esirleri bir yük vagonuna doldurmuslar. Gözleri. içtigi zaman yemek yemeyi sevmiyordu ve çok içiyordu. küçük ve kork unç sesler çikariyordu. Yüz vatlik General Elektrik. Hepimiz gibi. Çatlak Jimmy aynanin karsisinda Panama sapkasi ile oynamaya devam ediyor. Sigara içmedigi zaman ya cigaralik sariyordu ya da sarap içiyordu.Ikimiz de hakli olabilirdik. Ama solunum sistemi: sol ve sag akcigerlerin üst kis imlarinda hirilti ve tikaniklik. "Bir bak su çatala!" Baktim. ama hemoglobini çok düsüktü. Kolum lambanin k ablosuna dolandi. kulaklari ve burnu olumsuzdu. "Et oldugu gibi ya nmis. yüzde 73. dis etleri iltihapliydi. Ona ne zaman gitsem koltuga oturup kendime teshis koyuyo r.

.

Küçük bir sorun: yalin ayak dolasmayi severim. sise kiriklari bazen sandigin içinden ha liya siçriyor ve ben onlari yerden ayaklarimin tabanlari ile topluyorum. "Telefonunu kullanabilir miyim. kafan iy degilse onlari girdikleri an hissediyor." . Arabadan hisimla firladigimda gazladilar. Zavalli." "Büyük ikramiyeyi vurmak gibi bir sey olurdu. Çatlak Jimmy tuhaf tuhaf elindeki ahizeye bakiyordu. Sonunda kenara çektiler. "Açmiyor." "Bu sehiriçi." Ilk birami bitirip siseyi odanin ortasindaki tabut büyüklügündeki tahta sandigin içine vu rup parçaladim. Geçen gece dört kisiyi öldürüyordum az kalsin. Baska bir mesele. Benden baska iki bidonluk kiraci yoktu sokakta." "Kapat öyleyse. " -Dün gece hatunun teki yüzüme oturdu. hiyar!" "Çaliyor ama açmiyor. herkesin kendine göre üstün oldugu bir sey vardir." "Ve sana son bir kez daha kapatmani söylüyorum!" Kapatti. Arkalarinda durup motoru söndürdüm. Lanet mesanesi bile sorunluydu. Tabii. "Sehiriçi mi?" "Sehiriçi." "Yanlislik olmasin. Dilim ortadan yarildi sanki. moruk?" diye sordu Çatlak Jimmy.elle muayeneye hassasti ayrica." "Evet. Dalak olumsuz. küçükleri ise kendi hallerine biraktim. kentin altini üstüne getirdik. Ayni anda iki yarik birden yalayabilirdim. Ev sahibi bana haftada iki çöp bidonu veriyordu. kim olduklarini bilmiyorum. Herseyi olumsuz ve çarpinti. ama siselerle bas etmenin tek yolu onl ari kirmakti. yasli bir kadin bek leme odasinda kanserden ölürken her hafta ayak tabanlarimdan cam parçalan ayiklamak doktorumu öfkelendirdigi için büyük parçalan kendim çikarmayi ögrendim. Bu en güzelidir. Sonunda yanaklarinin arasindan bir göz attigimda günes dogmak üzereydi." "Sehirlerarasi telefon mu ettiler?" "Hayir. Arabamla kovaladim her geleleri. Içime oturdu. Kan fiskiriyor ve hafif bir kahramanlik duygusuna kapiliyordun -yani ben kapili yordum. hemen çikariyordun. Arabayi çalistirip yola çiktigimda gözden kaybolmuslardi. ama dedikleri gibi." "Et öyleyse. çatal dilli gibi hissediyorum kend imi. birader.

.

Ama öglenin ikisinde ." "Açmaz tabii. moruk?" "Cam! Yerler cam dolu!" Tek ayagimin üstünde durup öbür ayagimin topugundan cam parçasini çikardim. Prostatta büyüme ve elle muayeneye hassasiyet. "Lütfen! Robunu kapat. "gördün mü? " "Görüyordum zaten. Siv lce sikmaya bes çekerdi."Tabii. rek-tal sfinkter fazlasi ile siki. Sonra. "geçen gece Westwood Village'da bir ekip otosunun üstüne is edigini biliyor musun?" ." dedi Çatlak Jimmy. "N'oldu. Harikaydi.asak ister. tamam. lan. "Dinle. Panama'si ile oynadi. düzüsüyor" "Tabii. Gece vakti herkes . Ve Kazanova mezarinda siçardi." Istemeye istemeye örttüm . Rektuma gelince.asaklarimi." dedim. Aninda kan fiskirdi. Kapatmani o yüzden istedim.asaklari-ni sergileyebilir." Panama sapkasi ile oynadi." dedi. "Agzina siçayim!" diye bagirdim." "Iste. "O bez kirli." Yanina gidip telefonu kapattim. Oturdu karsima. Panama'li Çocuk. "Sürekli çaliyor." "Tamam. Sonra yerinden firlayip ayni numarayi bir kez daha çevirdi dangalak. iskelet ve kas yapisi berbat -yani kötü durus (kifosis). Koltuguma dönüp firçalarimi temizlemek için kullandigim eski bezi kanli topuguma sardim . Sürekli çaliyor." dedim ona. 5 S'de fitik olasiligi. basur baslangici. Panama'si ile oynadi. "Telefonu açmiyor. telefonun zilini dinleyerek. "Kirli olan senin beynin." dedi Çatlak Jimmy.

.

bana sevgis inden düzmemisti. Sonra saraptan bir firt aldi." "Senden korkuyor. Ben de George'un çöldeki barakasina gittim.. l. 5 ve 6 S'de (boyun) kireçlenme. moruk. öyle mi? Küçük çalintilarla dolu kesekagitlari nla üstelik. Iri kiçini ve memelerini tekmeledim biraz. Cildi kuru ve yorgundu. Ben sana bir sey söyleyeyim!" "Ne?" diye sordu aynaya bakip Panama ile bir kez daha oynayarak.. Ve karsima geçmis ekip otosuna isedigim için sikayet ediyordu. göt herif. Sen kafayi yemissin. Gerçekten berbat durumdaydi. bal gibi biliyorsun müessirin ne oldugunu." "Allah askina! Robunu kapat! LÜTFEN!" . "Dinle." "Olabilir. Bazi seylerin zamanla nasil degisebilecekle rini bilmiyorsun. küçük bir tart isma geçti aramizda. Jimmy. Hasta bir adamsin. moruk?" Gidip kendime iki bira daha aldim. "Pekala. Jimmy. Çok iyi inceledim seni. Jimmy."Polisler neredeydi?" "Elli metre ötede bir meseleyi halletmeye çalisiyorlardi. Mary. "Evet. Döndügümde BAGIRDI bana! Görmeliydin onu! Ona zarar vermek degildi niyetim. Mary aleyhine müessir fiil davasi açti.. Bunu bana kendi söyledi. "Mahkeme tarafindan araniyorsun! Hatirlamazsin ama Mary'nin kaburgalarin kirmis. her tür kitap. Bir ara seni düzmek bile istemis. bu söyledigin o zamandi." Zavalli Jimmy." "Birbirlerini düzüyorlardi muhtemelen. . iki gün sonra da dönüp yüzünü dagitmistin. Mary çok iyi bir insandir. Otuz gün araliksiz porto sar abi içtik. Ayric a sag kasikta fitik. Yardima ihtiyacin var." "MAHKEME MI? MAHKEME? hayir. hepsi bu. Ayrica sol kalçasinda bir ur oldugunu biliyord um." "Ama. Ama o da yetmedi sana." "Müessir ne. ya vrucugum. gerçekten MAHKEMEYI kast etmis olamazsin?" Ikinci bira sisemi odanin ortasindaki devasa sandigin içine çarpip kirdim." "Ama üçümüz ne kadar yakindik bir zamanlar... Biliyorsun ot uzbir çekmedigimde ya da ayik oldugumda kitap okurum. dostum. kendini bir bok saniyorsun. Bütün hayatini bisiklete b inerek geçilmedin herhalde!" Baktim ona. gerçekten kafayi yemissin sen. "Ama bu MAHKEME isini anlayamiyorum! Ne anlama geliyor? Kabul ediyorum. Dönüp ayni arabanin üstüne bir daha isedin.

" Zavalli Jimmy." dedim. gerçekten mahkemeye mi gitmek gerekiyor? Gitmem." dedim." "Jimmy. lanet kan. Belin için fizyoterapiye ihtiyacin var. Dinle. O bilir. koltuk altlarim. Anfizem belirtileri gösteriyor sun. Ne yani. Büyük bir arazi satisindan on iki bin dolar para kazandim. Egzersiz yap ve sigarayi birak. saniyorum. agzini."Hay allah! Afedersin. Arthur'da acayip bir mal var. Mary beni neden mahkemeye vermek istesin?" "Ara öyleyse." Jimmy aynada Panama'sini düzeltti ve aradi. her yerini. Kalacak yer im ver. Ne? Hayir. Bazi hassas boklari severim. Hassas bokun teki. su MAHKEME meselesine dönelim! Hemen simdi ne yapacagim. "Anna. "Kapatti." dedi. moruk. kaburgalarim kirmadim." "Arthur'dan hoslanmiyorum. Iri kiçini ve memelerini tekmeledim sadece. Arizona'ya. Ayda iki yüz yirmi bes dolar." . Ama Arthur öbür türden. "nereden buldun bisikleti?" "Arthur'un.. Mary'nin en iyi arkadasi. SIMDI! Onu öpüp dudaklarini çigneyecegim! Yariginin her kilini tek tek yalayacagim! Ba na ne mahkemeden? Kiçini. "Anna'yi arayacagim. Muhtemelen geçmiste geçirilmis bir hastaligin sonucu. Jimmy. biliyor musun? Mary'ye gidiy orum. Kalça sorununu agirlik çalisma si yaparak giderebilirsin." "Nedir bu saçmalik?" "Kalçandaki ur bir tür sigil." Jimmy bana bakti.. Jerome'a giderim. memelerinin arasini. Üreme sistemi -sol sperm kanali tikali. kabizlik. Ama resim degil." "Hassas boklarin çogu sürekli bir yerlere giderler. Ne? Hayir. Kes sesini.." "Önümüzdeki hafta alti ayligina Meksika'ya gidiyor. burs." "Evet.. Arthur'a gidip cigaralik 28 içelim. bu tür oyunlar oynam am ben... Nedir? Burs mu?" "Evet. "Anna." "Sigil senin anandir. olamaz! Biraz önce Hank söyledi. sag tarafta doku yapismasi . Sol kulagini yikatsan iyi edersin.

"Onu biliyorum. Heykeltrasligina vermislerdir." "Sevmiyorum heykellerini," dedi Panama'li Çocuk.

"Bak, Jimmy, Arthur'dan hoslanmayabilirim ama kendimi heykellerine çok yakin hiss etmisligim var." "Ama hep bildigimiz sey -Yunan tarzi- elbiseleri uçusan koca memeli, koca götlü hatun lar. Birbirlerinin kamislarini ya da sakallarini kavramis güres tutan adamlar. Ne sikim yani?" Öyleyse, okur, Çatlak Jimmy'yi bir an için birakip Arthur'a geçelim -ki hiç sorun degilyazma tarzimi da kastediyorum burada: saga sola siçrarim ve siz hiç de zorlanmadan benimle gelirsiniz . Hiç önemi yoktur, görürsünüz.

Arthur'un sim devasa ölçülerde çalismasiydi. Çok çok etkileyici. Bütün o beton. En küçük h geldiginiz günün havasina bagli olarak, günisiginda ya da ayisiginda ya da siste, iki buçuk metre yüksekligin bütün heybeti ile dikilirdi tepenize. Bir gece evine arka bahçeden girmeye kalkistim, o devasa beton insanlar oradaydi. Bazilari dört-bes metre yüksekliginde. Devasa gögüsler, yariklar, .asaklar her yerde. Donizetti'nin Ask Iksiri' ni yeni dinlemistim. Yaran olmadi. Cehennemde bir pigme gibi hissettim kendimi. "Arthur, Arthur, yardim et!" diye bagirmaya basladim. Ama kafasi iyiydi galiba, ya da benimki iyiydi. Neyse, lanet korku büyümeye basladi. Ben bir seksen boyunda, 110 kilo agirligindayim, içlerinde en iri orospu çocuguna b ir omuz attim.

Bakmadigi bir anda arkadan saldirmistim. Yüzüstü düstü, hem de ne düsüs! Bütün kent duymus ydi gümbürtüyü. Sonra, meraktan, döndürdüm onu, tahmin ettigim gibi, kamisi, .asaklarindan biri, burn unun bir kismi ve sakalinin yarisi kirilmisti. Katil gibi hissettim kendimi. Sonra Arthur disari çikti, "Hank, seni görmek ne güzel!".

"Gürültü için özür dilerim, Arthur," dedim, "ama senin küçük bebeklerinden birine takildim sey devrilip parçalandi." "Takma kafana," dedi. Içeri girdik, sabaha kadar esrar içtik. Ondan sonra hatirladigim, günes dogmustu ve a rabami sürüyordum -sabahin dokuzu- ne kadar dur isareti ve kirmizi isik çiktiysa önüme hepsinde geçtim. Hiç sorun çikmadi. Hatta arabami evin bir buçuk blok ötesine park etmeyi bile basardim. Kapiya geldigimde beton bir kamis buldum cebimde. Yarim metre vardi lanet sey. Gidip ev sahibemin posta kutusuna sikistirdim, ama çogu disarda kalmisti, kivrik ve ölümsüz, basi iri ve yu

varlak, postacinin takdirine kalmis. Pekala. Çatlak Jimmy'ye dönelim. "Yani," dedi Çatlak Jimmy, "gerçekten MAHKEMEYE mi çikmam gerekiyor? MAHKEMEYE?" "Bak, Jimmy, gerçekten yardima ihtiyacin var. Patton'a ya da Ca-marillo'ya götüreyim seni."

"Off, yoruldum o kodugum elektrosoklarindan... Birrrrr!!!! Birrrrr!!!!" Çatlak Jimmy koltugunda bütün vücudunu titretip bir kez daha aldi elektrigi. Sonra aynada Panama'sini düzeltti, gülümsedi, kalkti ve telefona yürüdü. Numarayi çevirdi, bana bakti ve, "Çaliyor," dedi.

Hepsi gelirdi beni görmeye. Doktorum bile beni telefonla ariyor. "Isa psikiyatrla rin ve egolarin en büyügüydü -Tanri'nin oglu oldugunu iddia etti. Paragözleri kiliseden atti. Yaptigi en büyük ta. Siçtilar agzina. Bir çivi tasarruf etmek için ayaklarini üst üste çivilediler. Ne boktan is." Hepsi gelirdi beni görmeye. Soyadi Ranch ya da Rain olan bir tip var, her seferin de uyku tulumu ve anlatacak acikli bir hikaye ile gelir. Bu yöntemle Berkeley ile New Orleans arasin da mekik dokur. Iki ayda bir bende. Berbat, modasi geçmis rondolar yazar. Ve her gelisinde cebimden bi r beslik çikar, yedigi içtigi de cabasi. Olsun, kamistan çok para verdim bu hayatta, ama bu insanlar benim de yasam mücadelesi verdigimin farkinda degiller mi? Ve iste Çatlak Jimmy, iste ben. Ya da Maxie. Maxie, Halkin Sesi Örgütü'ne yardim etmek için Los Angeles'in kanalizasyonu nu tikamayi planliyor. Gerçekten güzel bir jest, kabul etmek lazim. Ama, Maxie, evlat, bana birk aç gün önceden haber ver, olur mu? Halkin yanindayim. Eski dostuz. Kenti terkederim. Dava ve Bok iki ayri seydir ve Maxie bunu idrak edemiyor. Beni aç birak, ama bokum u ya da tuvaletimi tikama. Hatirliyorum, bir keresinde ev sahibim bir haftaligina Hawaii'ye tatile gitmisti. Gider. Gittigi gün tuvaletim tikandi. Bok fobim oldugu için pompa bulundururum, ama pompal adim pompaladim, hiç bir ise yaramadi. Neye battigimi söylememe gerek yok. Yakin dostlarimi aradim, öyle fazla dostu olan biri de degilim, varsa da degil tel efonlari, tuvaletleri bile yok... hiçbir seyleri yok genellikle. Neyse, telefonu ve tuvaleti olan birini aradim. Çok kibar davrandi. "Tabii, Hank, ne zaman istersen bende siçabilirsin!" Davetini kabul etmedim ama. Söyleyis sekli ile ilgiliydi belki. Ev sahibim Hawaii' de hula kizlarini seyrediyordu ve agzina siçtigim bok parçalan suyun üstünde dönüp bana bakiyorlardi. Siçmak zorunda kaldigim her gece bok parçalarini sudan toplayip bir kesekagidina ko yuyor, arabama

. ama özellikle sessiz bir yer olan Düskünler Yurdu'nu en az üç kez onurlandird gimi biliyorum. Genellikle motoru söndürmeden park edip bir duvarin üstünden firlatiyordum.binip onlari atabilecegim uygun bir yer ariyordum. Önyargisiz olm aya çalisiyordum.

Kam isi gerektigi kadar sivazladiktan sonra iskence aletinde bir yaratik gibi bacaklarini basinin üs tünden geçirip parmaklarini somyanin yaylarina geçirirsin. örümcek boku -ne bulursa. basi tikli.50 boyunda ve 100 kilo agirliginda bir Yahudi çocuguydu Izzy -kollan kalin. telefonu elinden aldim ve. gözleri çok küçük ve agzi son derece sevimsiz -Izzy Steiner'in ihtisa mini dillendirip sürekli bir seyler çigneyen küçük bir delik. bizi yarattiginda ne yaptigini biliyormus. hindi budu. Ama çatlaklara dönelim. kiçinin deligi ayazda ölmekte olan bir serçe gibi titrer. Ikimizd en biri hakli olabilirdi. "Steiner?" "Hi?" . Ben de esneyip Izzy Steiner'i aradim. somun somun Fransiz ekmegi. ya da haksiz. -iki santimle iskalarsin. Ha yir. Jimmy saat bir buçuktan altiya kadar ayni numarayi aradi. hiçbir ey yapamam -çaresizlikten sistemi açmak için kendi çükümü emmeye bile kalkismi-simdir.. O da benim yazamadigimi söylüyordu. ve yirmi yirmi bes santimle iskalasini yüregin yanmaz. yanina gi ttim. Böyle yazdigimi söylemistim size. bütün kaslarina binen yükün farkindasinizdir. boga boyunlu. hiçbir yere gidemem. "Mahkeme? Yani beni mahkemeye mi veriyor? Inanamiyorum.o kadardir dilinle kamisinin basi arasindaki mesafe. Ve S 5'te fitik.) Bir gün siçmasam. ama de ki kirk kilometre. Timsah kuyrugu. Topuga bulasmis köpek boku. Ve boktan söz açilmisken. bütün agirligin o koca bira göbe inin üstüne katlanmistir. Kumsinegi. onu bana musallat eden en yakin arkadasin i. O gecelik yeterince bira içmistim ve Çatla k Jimmy tahammülümün sinirini asmisti. (Dönecegiz çat lak Jimmy'ye. sigara külü ya da puro izmariti sallar gibi. Can sikici herifin tekiydi. Ne fark eder? 749'uncu telefondan sonra robumu açtim. insanlarin oynadigi oyunlara inanamiyorum. bil ekleri kalin. boynuna. Izzy Steiner yazarlik iddiasindaydi. "Buraya kadar. Sürekli yerdi: tavuk kanadi. Bana bakti. Ben yazamadigini söylüyordum. Sabrim tasana kadar. ya da her kimse. Ve kendi çükünü denemisseniz insanin sirtina. kanserden korkmam kabizliktan korktugum kadar. Hayden'in 102. alti buçuktu sabrim tastiginda." Yavanliklar." dedim..Ya da bazen arabanin penceresini açip bir bilek darbesi ile salliyordum kesekagid ini. Senfonisi'ni dinliyordum. 1. Tanri.

Allahtan çig et yemez -az pismis sever. Isemek için bir dakikaligina tuvalete girerdin.Hahamlik egitimi aliyordu ama haham olmak istemiyordu. ama çig degil. Tek istedigi yemek ve ge nislemekti. çok az pismis. . çiktiginda ya buzdolabini bosaltmis ya da o doymak bilmez ve utangaç ifade ile son lokmayi zikkimlaniyor olurdu.

"N'apiyorsun moruk ya?" dedi Çatlak Jimmy. Seni uyariyorum!" Izzy bisiklete kosup sepeti karistirmaya basladi. Bisikletle gelmis. Hemen. Zavalli Izzy yoldaydi. beni kurtar. Gökyüzünü emen kara bir kara delikten farksiz agziyla. Ve birden Izzy belirdi."Steiner?" "Slop." "Hay Allah. Asla yürümezdi. Çatlak Jimmy burada. "Bi bok etmez bunlar!" Izzy bisiklete gidip sepeti karistirdi yine. gömlegini mömlegini yirtmadim. kasiklar. Pantolon için 5. Jimmy. Elimden bir kaza çikabilir. . kasiklarini." "Su agzindakini bitir. Buraya gel. biçaklarini. Jimmy! Ayaga kalk!" Izzy. Sonra Çatlak Jimmy'yi ve sarap sisesini gördü.. Tank.. gö için de 3 dolar borçlusun bana. Senin dostun. Kahverengi kesekagidi ile döndü. Seni uyariyorum. "Izzy'yi mi aradin?" diye sordu Jimmy. Samanlikta düzüsen on iki tavsani andiriyordu. K esekagidini sehpanin üstüne bosaltti. Götür onu burada n. tahtadan oyma figürler. lastik bebekler. Hem ingway. Sana söylemek istedigim bir sey var.. biçaklar. tahta bebekleri ni filan kesekagidina doldurup disari çikti. "Evet. bisikletinin sepetine zulaladi. Uçararak dalardi kapilardan içeri. Gerçek dostunu." ". Senden baska dostu yok. Faulkner. Çatallarini. Mailer ve Mahler'e saplanip kalmisti. Jimmy'nin ceplerini ters yüz etti ama bir sey bulamadi.. Pantolonumu yirttin. "Dinle." Kapattim. "Paraya ihtiyacim var. Hemen buraya gel.. Kusmak üzereyim." Çigneyisini dinledim. Adamin.iktir lan." dedi Çatlak Jimmy.. "Seninle son kez dövüstügümüzde gömlegimi yirttin." "Kes sesini. Çatallar.

b isikletin sepetine yerlestirdi ve küfür etmeye basladi. görüyorum. "Sadece gümüsler yirmi papel e der! Nasil bir g. Ayaga kalkip Izzy'ye bir tane salladi. Hastasin sen! Yardima ihtiyaci n var! Bana 8 dolar borçlusun. Izzy onu kaldirip havada döndürmeye basladi. hast a!" ".t oldugunu görüyor musun?" "Evet.." Izzy içeri daldi. hasta. bu degil. "sapkami tamir etmeliyim." Izzy masanin üstündeki banti aldi." dedim. daha. "seni Patton'a götürüyorum.. "Ne isim var benim mahkemede? Oyun oynamam ben! Ne sikim is bu?" "Pekala. Jimmy. Satin aldigimda bütün param 60 sentti. "Jimmy.i ktir olmaya ne dersin?" . son dövüstügümüzde elbiselerimi yirttin!" ". Bir tane daha var. ama çogunu iskalamisti. sarap sisemi çaldin! Bir sise sarabim daha vardi kesekagidin-da! Çaldin. Izzy senin siseni neden alsin? Nedir o yanindaki? Kanepede?" Jimmy siseyi aldi. Jimmy. yüzünü dagittin. Jimmy." dedi Izzy. "Bakar misin! Bak ne kadar yakisikliyim!" "Evet. Sonra tekrar Jimmy'nin basina koydu.ikerim lan g.tünü. Mary'nin kaburgalarini kirdin. hastasin. Jimmy'nin burnunun üs tüne sarkti. arkadasin sarap içmez. Simdi sadece 6 sentim va r. "Izzy.Çatlak Jimmy ivir ziviri kesekagidina doldurdu tekrar." "Bak. Bant sapkanin kenarindan asagi. iskaladi ve yere düstü." dedi Izzy ve Jimmy'nin yanina gidip Panama'yi Jimmy'nin basindan aldigi gibi yan tarafina kocaman bir delik açti. Bak." dedi Jimmy. Izzy aldi. "yerler kirik cam parçalan ile dolu" Izzy onu kanepeye firlatti. O kadar yaki sikli görünmüyordu artik Jimmy. deligin içine bir miktar tikadiktan sonra banti sap kanin etrafindan geçirdi. "Hayir." "Jimmy. Bu kuruntulardan vazgeçip burdan . agzindan içeri bakti.iktir git!" Jimmy aynanin karsisinda yeni Panama sapkasini düzeltti bir kez. "Yapiskanli bant ver bana. oros pu çocugu! 54 sente patladi o sise bana. Çatlak Jimmy kahverengi kesekagidi ile disari kostu." dedi Jimmy. "Yapma Izzy. Ne yapsin siseni. para edecek hiçbir bok yok o bisiklette! Bana sekiz dolar borçlusun.

ayak parmaklarimi somyanin yaylarina geçirip tesbih böcegi gibi kivrildim. Delirtiyor beni. Sonra herkes gülmeye baslad i battaniye kavgasina. Her-seye sahip olamiyordu insan hayatta. Degisen bir sey yoktu. Soyundum. Sonra disari çikti. ki barmenin istedigi oydu. Kalkis pistine bakiyordu. Sonra çalinin içine elini sokup sarap sisesini çikardi. 34 Suyun kaynadi. Hayat kolaydi -yeter ki sal kendini." dedi Izzy. oturup sarabi içtik. Kapanisa kadar kaldik. "aciyorum ona. büyük bardaklarda o koyu biradan içip eski dövüsleri seyrettik -Louis'nin Dutchman tarafindan yere serilisi. Fistiklari agzima atip kahkahalarla güldüm." dedim." Jimmy aynanin karsisinda Panama'sindan arta kalani düzeltti. Havaalani barlarinda barmenler züppe oluyorlardi anlasilan. Ayni sey . Jimmy. Braddock-Baer. Uzani p Tolstoy'un Savas ve Baris'ini aldim. Eskiden yatakli vagon görevlilerin in oldugu gibi. Saatlerden beridir bendeydi. saatlerden beri ilk kez insan gibi hisse tmeye basladim kendimi. Herkes bana bakip du ruyordu." Sarabi bitirip Shakey'nin Yeri'ne gittik. "Kendi çükünü emmeyi denedin mi?" diye sordum Izzy'ye. Elbette." "Yapilabilecegini sanmiyorum. masalardan birine oturmayi önerdim Gerso n'a. Bardaklari aldim. sonra eski bir Lorel ile Hardy koydular. sonra Izzy kendi evine gitti. "Zavalli. Bara oturmustuk ama barmen bizimle ilgi lenmiyordu." "Sonucu sana bildiririm. üçüncü Zale-Rocky dövüsü. ben kendi evime." dedim pedallayisini izlerken. ortasindan açip okumaya basladim. Dempsey-Firpo.iki santim.. Hâlâ kötüydü. Art hur'un bisikletine bindi ve ayisiginin altinda pedalla-di." "Iki santim kisa kaliyorum. "Eve gidince denerim. orospu çocugu."Ben de yoruldum senden. birak baskalari girsin kodeslere. Benden baska kimse gülmedi. Masalardan . Içeri girdik. Hava kararmisti. Çatlak Jimmy aklimdan silindi. "pedalla bakiyim. Birak baskalari sava ssin savaslarda. "Iki bardak getireyim. hepsini. MESLEK OLARAK YAZARLIGI ÖNERIR MISINIZ? Bar.. tren kompartmaninda battaniyeyi paylasamadiklari bir sahne vardi. kamisi sabunladim. Sonra Izzy gülmeye basladi." "Ben de. Bagirmaktansa. Biraz da paran olacak." dedi Izzy.

birine oturduk. içkilerini yudumlayip ses sizce muhabbet ederek . rahat ve sikilmis görünüyor. Iyi giyimli hirsizlar her yerde.

" "Ya siir dinletilerinden?" "Sevmiyorum siir dinletilerini." "Hayir. "senin yapmak istedigin isi yapiyorum. bunlari gördükten sonra -' elimi salladim." "Umarim. pencere kenarinda yasli bir nine oturuyor du. "Hasiktir. ama külotunu gösterdigi için iyi bir b ahsisi hak ediyordu. Gerson ile oturdugumuz yerden garson kizlari kesiyorduk. Bir sone okudugum için linç edilmek istemem. sonr a döndü.. "ama neyi kastediyorsun?" "Ilk kez uçacak olmam?" "Korkacagimi sanmistim. "etekleri o kadar kisa ki külotlari görünüyor." "Hi him. "Korkuyor musun?" diye sordu Gerson." "Yapmak istedigin isi yapiyorsun hiç olmazsa. Onu içtikt en sonra Gerson'a ve bana birer içki daha söyledim. Külotu firfirli olan siska kiçli: o firfirli külotun altina bir külot daha giymis miydi acaba? Içkilerimizi bitirdik. Sonra onlari degerlendirmeye basladik. gülümsüyor gülümsüyor gülümsüyorlardi.. Iki hostes koridorda bir asagi bir yukari gidip geliyor. O zaman insanlar yaptigin is için sana minnet duyacaklar diyelim." dedi Gerson. haftada 4-5 kez uçuyordu m uhtemelen. Yanimda. Genelevler zinciri isletiyor." dedim. Tren yolculugundan daha sakindi." dedim. Devinim yok. Ama simdi. daglar ve bulutlar telassiz geçiyorlardi pencere nin önünden." Seyahat çantama uzandim. Sikici. Içkiler normal bir barda koyduklarindan daha çok degildi. Ve ikisi de aptal görünümlüydüler ve kendilerini bir bok saniyorlardi. "-önemi yok. Biri f . Çok aptalca buluyorum. Gerson'a ne istedigini sorduktan sonra kendime sulu skoç söyledim. bacaklarimin arasina yerlestirip içkimi tazeledim. nerdeyse sikilmis. Gerson'a beni havaalanina getirdigi için bir beslik verdim ve uçaktaki yerimi almak için yukari çiktim." dedim. Koltuktan firlayip uçmak hostesi çagirip emniyet kemerimi baglamasini i stemekten daha az utanç vericiydi. Kiz içkileri almaya gitti. Son siradaki son koltuga oturmamla uçagin hareket etmesi bir oldu.uçaklarini bekliyorlardi. Siska kiçli olan yanimiza geldi. Öbürünün bacaklari incey i. Ha yatta kalma savasi. Çukur kazmak gibi bir sey. Havalanmistik ve çiglik atmamistim. Sakin görünüyordu. Uzun zaman aldi havalanmamiz. Kaçirmama ramak kalmi sti. Saatte elli kilometre filan yapiyorduk sanki." "Öyle olsun. Emniyet kemerimi tam olmasi gerektigi gibi baglayamadim ama benden baska kimse s ikayet etmedigi için öyle biraktim. Birinin kiçi çok siskaydi. "Evet.

Belford sen misin?" "Yüzünüzden tanidim sizi. Sip sak. "Ters çevirin efendim. "çikalim buradan. Çektim ve çektim.. tamam. Simdi de çözemiyordum emniyet kemerini. nasil açiliyor bu lanet sey?" Kemere dokunmadigi gibi. Yere çarpmadan hemen önce birbirimize kenetlenip ayni anda bosalirdik. "Kusura bakmayin. Baska çarem yoktu.. Sonra vardik.. Boynu damarli olani tutugum gibi uçak düserken tecavüz ederdim.. Hostes gülümsedi bana kapidan çikarken.." Gitti. sira içkilere geldi. Ikinci içki hakkimi kullandim. Biraktim insinler. yanima da yaklasmadi. yine bekleriz.. "Tamam.degildi ama boyun damarlari firlamisti. ama emniyet kemeri." "Evet?" "Arkadaki küçük klipsi çekin. Sek. Içki istemeyenler vardi. "Bay Chinaski?" diye sordu. efendim!" Merdivenden inip yürümeye basladim. Sisk a kiçlinin ne yapacagini tahmin etmekte zorlandim.." dedi. Bir dikiste. Klipsi çektim. sonra birden açildi. "Hostes Hanim! Hostes Hanim!" Yanima geldi.. Tuhaf kurbagalar.. "Iyi aksamlar." . Tanrim!. Yazik. Uçus çantami kapip normal davranmaya çalistim. Sonra hosteslerin gerçek yüzlerini görebilmek için uçagin kanatlarindan birinin kopmasini diledim. sonra ninenin gözlerinin önünde üçüncüyü götürdüm bile kirpmadi. Duble. Havagazi. "Evet.. Boynu damarli olanin korkunç bir çiglik atacagindan emindim.. Düsmedik. Yemek yedik. Öbür hostesin kiçi si skaydi." dedim. Bir dolar.. Sari saçli genç bir oglan beni bekliyordu. iri iri damarlar. Ben kirptim. Seattle. Boynunda iri damarlari olan hostesi çagirdim.

Hiç de iyi biri degilim. Henry!" Otobüse dogru kostuk. Çamlik ve çamlik ve göller ve im. Doga güzeldi. Arkadasi kent disindaydi. Karsimda olmasi gerektigi . Dinleti saat dokuzdan ag evini." dedi." "Bana kisaca Henry de.. Sikildigimi hissett diye geçirdim içimden." "Bana mi söylüyorsun? Ama ben onlarin kim olduklarini biliyorum. Henry!" "Tamam. Bu arada bir yudum alir misin?" "Hayir. "o lanet kalabaligin içine sokma beni!" "Sizin kim oldugunuzu bilmiyorlar. unutmusum. Bay Chinaski." Altini üstüne getiriyorlardi havaalaninin. dag evi. Belford. Bir adres vardi elinde. Bay Chinaski." "Harika. "Dogru ya. "Otobüs geliyor. Ot obüs gelince firlariz." Orada dikildim ve içtim. Bir arkadasin edebilecektik. Belford onlara dogru ilerledi. Bekletiyorlar-38 di insanlari.. Henry bir türlü bulamadi d çamlik." "Benim de adim Henry. Otobüs henüz gelmemisti. Temiz hava. "Dur! Dur!" dedim. Ondan sonra benim. Trafik yok. Güzellik yoktu içimde. Otoparka gidebilmek için otobüse binmek gerek iyordu. Dinletiye kadar orada istirahat önce baslamayacakti. Surada duralim. "Hank" onun "Henry" olduguna karar verdik."Dinletiye birkaç saat var. Kalabalik birikmisti.

" dedim. diye geçirdim içimden.. B ar müdavimleri eskici ." Allaha sükür ondan yirttik. Içeri girdik.. Barlar hakkinda çok fazla öykü ve siir yazmistim." "Ederler. Nefret ederim barlardan. "Güzel yer. Belford bir barin önünde durdu. "ama bir gün buranin da içine ederler herhalde. Bir süre sonra insanin girtlagina takilip kaliyordu barlar. "kar yagdiktan sonra görmelisin. Belford bana kiyak yaptigini zannediyordu.gibi bir hayat var ve ben kendimi hapiste gibi hissediyorum." dedi Henry. Kusmak istiyordunuz.

Küçük yuvarlak masalara oturmus insanlar." diye sordu Belford.. "Bu gece siirlerinizi nerede okuyorsunuz?" Cevap vermedim.. Pisuara kostum.iktir. Sonra ben çiktim. Bir masa dolusu. Komik adam. Bana yolladiklari çeki tahsil etmis. Tek istedigim Los Angeles'daki odama dönmekti. Sah ne. ona en pis bakislarimdan birini firlattim. zehir gibi bir bira içiyorlardi. "birazdan dönerim. "Hepimiz orada olacagiz. Kadinlar terey agi gibi duruyorlardi nedense." dedim. ." Helaya gittim. Aksamin dokuzu. Kustum. Bar. Les gibi kokuyordu tabii ki. kusuyorum seni! Kabinlerden birinin kapisini açacak zamanim olmadi. . perdeler çekilmis. Kirmizi kepli." dedim. ertesi gün. Belford beni içeri soktu. Benim önüme de yesil biradan geldi. Bardagi kaldirdim." "Özür dilerim.. "bana seyi hatirlatiy orsunuz." dedi profesörlerden biri.. Dört dörtlük hos bir mekan. Su bilmem ne profesörü." "Ben de orada olurum herhalde. disari çikti. o bilmem kim. nefesimi tuttum ve bir yudum aldim. "Çalismalarinizi hep begenmisimdir. yesil biramin önüne oturdum.. parayi yemistim bile. "Seni tanistirmami ister misin.. Birkaçi kadin.dükkanindaki insanlardan farkli degildirler:.. Bu bilmem kim. Belford'u izledim. ondan kaçabilirdim belki. Olmak zorundaydim. Hepsi oturmus önlerindeki büyük bardaklardan yesil. radyoda Mahler.. zamani ve herseyi öldürmek için giderler o raya. Masalardan birinde oturan insanlari taniyordu. Öbür di nleti. Üç pisuar ötede bari n sarlatani isiyordu. üstüne kirmizi biber s erpilmis haslanmis yumurta ile votka. Bu bilmem ne profesörü.

Sahneye çikan basamaklari buldum. Bir iskemle ile bir masa vardi sahnede. "ve bu bir sort. Seyahat çantami masanin üstüne koyup içindekileri çikartmaya basladim." ."Hayir. iste bir çift çorap. cep viskisi ve birkaç siir kitabi." dedim." dedim onlara. "Adim Chinaski. bir gömlek.

baslayalim öyleyse. Edebiyat ve yazmak üze nu . O ka dar da iyi sayilmazdi siirler. "Hayir. Genç bir kiz kitaplarimdan bi ri ile yanima geldi. Mahcup oluyordu insan. Baska bir seyi alkisliyorlardi. Tek bir sey istiyorlardi -onlara bilerek yal an söylenmesin. "Çok tesekkür ederim. evlat. Siseden siki bir firt aldim. En iyisini sona sakla. Yegledigim siirleri sona saklarim hep.. "Pekala." Önce eskilerden okudum birkaç tane. sonra sahneye çiktim. Kuvvetliydi. Profesörün de ölmüs oldugu pekala söylenebilirdi. Bir daha yumuldum siseye. hayir. uzun süre kesilmedi. mavi sisemle sahne den inip Belford ve dört-bes ögrenci ile birlikte masalardan birine oturdum. Hemingway ölmüstü. Bir daha o siseye dokundugunu görmeyeyim.. Siseyi açtim. tabii ki." Kesti sesini. sonra on dakikalik bir ara istedim. "Bay Chinaski?" "Elbette. Sonra bir seyler yazip çipla k bir kadini kovalayan çiplak bir adam çizdim. Bay Chinaski!" Bu is böyle yürüyordu demek? Bir ton palavra. "Komik olmaya mi çalisiyorsun?" diye sordum ona. Her-yerini imzalarim senin yavrum!. Ciddiyim. Siirleri okud um. "Sorusu olan var mi?" 40 Çit yok. bir yudum aldim. Proesörlerin birinin evinde bir parti vardi. Üniversite ögrencileri önyargili degillerdi zaten. Sarhos. "Bana bak. Ilk yarim saati atlattim. Ilk kez bir üniversitede okuyordum ama gelmeden önce isinmak için bir Los Angeles kitapçisin da iki gece üst üste okumustum. Çocukken yaptigin gibi. "Meslek olarak yazarligi önerir misiniz?" diye sordu genç ögrencilerden biri.Viski ile kitaplari masanin üstünde biraktim. Hakliydilar bence. Adini sordum." Masanin ortasinda oturuyordum. Meslek olarak yazarligi önerir misiniz?" "Yazmak seni seçer. Alkis sasirticiydi." dedim dahi elimi sallayarak. Tarihi attim. Okumanin sonunu getirebilmis olmami her halde. Fena halde Hemingway'i andiriyordu pr ofesör. Sisemi çocuklardan birinin agzindan çektim. diye geçirdim içimden. Yarim saat daha o sahnede terleyecegim ben. sonra da kitaplari kapattim. bu aldigin ikinci yudu m. Siseye yumuldukça güzel le-siyordu siirler -benim için . sen yazmayi seçmezsin.

41 .

" Basini çevirip öptüm. Yatakta uyandim.. Iki de puro. On ya da on bes sentlik. buzdolabi bos." Yirmi-otuz kisi vardi orada ve bu buzdolabini ikinci doldurusumdu. Hey! O kadar yapiskan degilmis koca oglan! Kayda deger! Belford alisveristen döndü. " Bir yirmilik tutusturdum eline. "Dostluk kurmaya çalistigini biliyorum. ne igrenç bir konu! Biliyor musun. "Gidip hiç olmazsa bira alacak birini biliyor mus un?" "Evet.. öptü oksadim. bugüne kadar taniyip da hoslandigim bir yazar çikmadi. Hepsi tatsiz t uzsuz.suyordu sürekli -daha igrenç bir konu düsünemiyorum. Nereye gitsem pesimdeydi. Ucuzundan." "Biliyorum." "James Joyce hakkinda ne düsünüyorsun?" Hastaydi: baska bir sey düsünemiyordu.. öbür odaya gitti." dedi. Hemingway'in karisi oldugunu ancak ertesi gün ögrendim. Mutfak masasind a tek basina oturuyordu." "Güzel. Tesekkürler.. biliyorum. kar-simdaydi "Oo. Belford'u buldum." "Hangisinden?" "Fark etmez. Bu palavra böy le yürüyordu demek? Odadaki en güzel kadini seçip benden nefret ettirmeye karar verdim. Karsi koymadi.. Ne zaman dönsem.. "biliyorum. Hemingway içki stokla-miyor anlasilan. "Evlat. Hemingway bizi gördü. bir evin ikinci katinda." dedi.." dedim. "Güzelim. "su lanet Hemingway hasta bir adam. yalniz. Hâlâ Heming . ama edebiyattan baska bir sey konusamiyor . Bir tek tuvalete girmedi benimle. boktan herifler. Hemingway! Öldügünü saniyordum!" "Faulkner'in da ayyasin teki oldugunu biliyor muydun?" "Evet." "Biliyorum. biralari önümüze koydu ve ben saatlerce konustum hatunla..

" "Aman Allahim. Karin oldugunu ancak. Güldüm. Biri beni sarsti. Neden hiç sinirlenmiyor. Hemingway ile karisi asagidaydilar." dedi. "Dün gece için özür dilerim.. "Tanrim.. Ancak v aririz." "Televizyon mu?" "Evet." . tamam. "kahve ister misin?" "Evet. "Sen iyi birisin." "Mecbursun. Saat on iki'de bir dinletin var." Iste." dedi." "Hayir." "Varmayalim. küfür filan etmiyorsun? "En sevdigim yasayan sairsin de ondan.. Belford. Çantami kaptim. "Tanrim. "benim ilgimi çeken sidigin degil. Televizyona çikaracaklar seni." dedim. ya kameranin karsisinda kusarsam?" "Hank." "Tamam." Yataktan çikip ona baktim." "Unut gitsin. Benimle ilgilenmek kolay de gildir. haddimi bildirmisti. "Hank! Hank! Uyan!" "Off.. siirlerin. onun adina sevinmistim. Ernie." dedi. gitmek zorundayiz. "kahve iyi gelecek.way'in evindeydim muhtemelen. kamisimi çikarip üstüne bile iseyebilirim öyleyse. berbat görünüyorsun!" dedi Hemingway. Belford merdive nden inmeme yardimci oldu. Yolumuz uzun. Yemek yemem. Bekliyorlar. Her zaman oldugumdan daha aksamdan kalmaydim. git basimdan. Sözlesme imzaladin." "Bir seyler yemek ister misin?" "Sagol. Yüzümü güne sten öte yana çevirip gözlerimi kapattim." "Hemen çikmamiz gerekiyor.

. Sonra Hemingway bir sey söyledi. Ne oldugunu t am olarak hatirlamiyorum.Sessizce oturup kahvelerimizi içtik. James Joyce hakkindaydi yanilmiyorsam.

" dedi. Ögle saatinde siir din letisi mi olur?" "Ögrencilerin büyük çogunlugu seni görme firsatini ancak o saatte bulabilirler." O tuhaf görünümlü Washington marketlerinden birinin önüne çekti. Bir yerde kahvalti molasi verdik. karisinin yanina döndü. "Bu isi kivirabilecek gibi görünmüyorsun. Hemingway'in elini siktim. sonra da öptü beni. "Evet. Hank. Bütün benligi ile öpmüstü ben Sonra disari çiktim." dedim. Ayaga kalkip kapiya dogru yürüdük." dedi Belford. Güzel yerdi ama garson kizlar külotlarini göstermiy orlardi." dedim. Sonra biz arabaya bin dik. "Bu isi kivirabilecegimden emin degilim.. bir gün bu zorunluklardan kaçmanin bir yolunu bulabilecek miyim acaba. viskiyi içmek için bir termos satin almanin iyi fikir olabilecegini söyledi. "Hosçakal.. "Seninle arabaya kadar geleyim." dedi Belford." dedi. o da eve." dedim. Bir sise skoç alalim. Hemingway ile bir kez daha el sikistik. heryer kadin doluydu. "Üniversitede Edebiyat dersi veriyor. "susmayi bilmez misin sen?" 43 "Hadi. "Hosçakal." Bir süre yol aldik. Seçimler yapildiktan sonra da zaten 44 . hüzün vericiydi. Hiç böyle öpülmemistim."Lanet olsun!" dedi karisi. bu isten kaçis olmadigi tam olarak o zaman dank etti kafama. Belford gidecegimiz yerde insanlarin hayli tutucu oldugunu. Bir termo s satin aldim. diye geçi rdim içimden. Belford ve Hemingway arabaya dogru yürüdüler. Katlanmasi güç bir olguydu am kafama not edip. Tanrim. Kendime gelmek için bir kü votka. dinleti için de bir büyük skoç aldim. yoksa üstünü çiziveriyorlardi." "Pekala. Kim tasarlamisti bu korkunç numarayi? Ama bir yandan da heps i birbirine benziyordu. yarisindan fazlasi adamin çükünü kaldiriyordu ve elden bir sey gelmiyordu -bakiyordunuz sadece. Gerçekten hastaydim. Hatuna döndüm. "çikmamiz gerekiyor. bir papatya tarlasi. Her zaman yapmak zorunda oldugun bir sey vardi." dedi Belford. Hangisini seçerdin? Hangisi seni seçerdi? Önemi yoktu . "Bir yerde dur.

. Çöreklerin çogunu mideme indirmeyi basardim. dudaklarina ve gözlerine baktim. "Birazdan oradayiz. Habi-re geliyordu." Benzin almak için durduk. Bak!" Baktim. Ameri . kalçalarina." diye seslendim. Yurttan kovuldu ama hâlâ ortalikta dolaniyor. "yurt gökdelenleri buradan görünüyor. Kararli bir sekilde arabayi sürmeye devam etti. Bir garson. sonra yine yola koyulduk. Belford dinletiye yetismeye kararliydi. Ne zava llisi? Açmasi orospu çocugunun tekini sögüsle-mekten baska bir sey düsünemiyordu muhtemelen." Arabayi park etti. Bir direge tutunup tekrar kustum. Kadinimi çal ama viskime dokunma. Seyahat çantami kaptim. Kafayi yemis. "Kusura bakma. suradan yukari. "Önemi yok." diyebildim. Hâlâ bu isi kivirabilecegim! düsünüyordu.. kimse için. Belford'un kirmizi arabasinin yan tarafi kusmuk olmustu. Belford topuklamisti. Azimli bir genç adam. "Bir dakika. Gögüslerine.yürümezdi." "Evet. arabadan indim ve otoparka kustum. Sürekli LSD al iyor. Belford ikimiz için sicak çörek ile sahanda yumurta söyledi." dedi. Bes dakikamiz var. dediklerine kulak asmayin siz." "Herkesin ödü kopuyor ondan. Henry.. Skoçu termosa bosaltmis.. Zavalli. votkay i mideme indirmeye çalisiyordum. Yurt gökdelenlerini görür görmez basimi arabanin penceresinden çikarip kusmaya basladim." "Beni hiç irgalamaz. buradan asagi. kusmam bir sakaydi sanki. "saat on ikiye geliyor. "Aman Tanrim!" dedim. Yanimdan geçen ögrenciler bana baktilar: su yasli adama bak. sonra arabaya atladik. Yetistigimiz için mut luyum. "Dünkü dinletide sisene iki kez yumulan tip var ya. ne yapiyor? Belford'un pesine takildim.." dedi Belford. Sarisi az pismis.. Kasiniyordu.

kan Üniversitesi -bol çalilik. Adimi gördüm bir afiste -HENRY CHINA SKI. patikalar matikalar. SIIR .

" dedi televizyon kamerasinin arkasindaki tip.. Ne önemi vardi? Yeter ki çikayim buradan." "Tesekkür ederim. görüsmek için bir o a soktular beni." Üç-dört siir okuduktan sonra termosa asilmaya basladim. Hi himm. Adimi duyup duruyorum. ok umaya devam ettim." dedim Belford'a. Belford beni havaalanina götürdü. Basladim: "Adim Chinaski. Alkis öbür yerdeki kadar olmasa da iyi sayilirdi. Bu benim." Sonra uçagi sürekli kaçirabilecegim geldi aklima. yarim saatten beri saçimin bir teli alnimin tam ortasindan burnum un üstüne kivrilmisken okudugumu fark ettim. "Sorun yok. bara oturduk." Hakliydim. "bir sonraki uçaktayim. ama benim bildigim türden bir delilige dönüyordum. Geri döndüm. Piste vardigimizda uçagim havalanmak üzereydi. Bazilarinin elinde kitaplarim vardi.ama siirlerimi d inledikten sonra gelmedi tabii ki. Bir kahkaha atmamak için zor tuttum kendimi. Adam kolunu kaldirdi." dedim.DINLETISI. "aklimi kaçiriyor olmaliyim. Ve her seferinde gidip o adami görüyordu m. Okul çocugu gibi hissettim kendimi. "kolumu kaldirdigimda b asliyorsunuz. Ilk siirimin adi. Gülüyorlardi. Küçük beyaz yüzler. kuzeybati Pasifik'te ne kadar eglendigi mizi filan. Isin üstesinden gelmistim anlasilan. "Efendim... sonra saçimi geriye attim. diye geçirdim içimden. Bir iskemleye oturtular beni. efendim. rahatladim. Mola yok bu kez... O her . O telefona bir seyler söylerken ben bara gidip içki söyledim. Tika basa doluydu. Küçük beyaz hamurlar. Içkileri ben ismarliyordum. Felaket seksi bir hatundu. Bunlarin disinda fazla bir sey olmadi. "Tuhaf. Bir oda ya itildim. Edebi yat Bölüm Baskani ile tanistim. Bu beni eglendirdi en azindan. diye geçirdim içimden.. imzalatmaya geldile r. Köhne avluma ve delilige. "sizi bir sonraki uçaga bindirecegiz. Oyalaniyordu m. Neye güldükleri umur a bile degildi. Yan tarafta duran televizyon ekranina baktim. diye geçirdim içimden. Yüz dolarim için bir makbuz imzaladim. "Pekala.. Termosa birkaç kez daha asildim. Daha sonra tepedeki dag evine gelebilecegini söyledi -Belford'un arkadasinin dag evi. Bu sefer kaçirmayin ama. Belford onlara kim oldugumu anlatmaya basladi. kazin ayagi böyle demek." Kusacagim. Ona tecavüz edecegim. diye geçirdim içimden." dedim. Bitmisti.. Çantamda siir kitabi aramaya basladim." dedi masanin arkasindaki adam.

." .. baskalari gelirlerdi. babama ne oldu?" "Los Angeles uçagina binmeye çalisirken Seattle havaalaninin barinda öldü.seferinde biraz daha öfkeli. ben daha üzgün. "Anne. Mümkündü. Belford gider. Benim için küçük bir fon baslatirlardi.

Iri. "Aristo. tel filan. orospu çocugu" diye bagiriyor Roy. Mükemmel pozu yakalayincaya kadar alti kez patlatma k zorunda kaldigini iddia ediyor. Kurallara aykiri. degil mi?" Kaptan pilot biraz önce 5. Hollis ile Roy iki senedi r birlikte yasiyorlar." Iri çoban köpeklerinden biri sol bacagimi ç . ciger ezmesi. zengin adam." BÜYÜK ZEN DÜGÜNÜ Arka koltuktayim. orospu çocugu.. Seni görmek çok güzel!" diye bagiriyorum. "Köpegini çagir Harvey. salya sümü aratiklar. Neden bu kadar zor oluyordu? Neyse. kara. Bazi zengin evlerinin bir kilometre uzunlugunda girisleri olu r. Nedenini anlayamadim. Teskilat. yemek hazir. Bununki pek uzun degildi: 300 metre. Arabadan iniyoruz. "Hey. Tropik bahçeler. k s artik!" . Roy. Arka koltukta oturmus bira içiyorum. Otoma tik makine ile. Roy tek basina çekmis. bilmiyordu. Romanya ekmegi. Hollis satte yüz otuz basiyor. Sütlü bir poz. "Uçaktan indirilebileceginizi biliyorsunuz.. Bir günlük çalisma. Sonu gelmeyen basamak lar. Hollis otobandan çikiyor. Roy entelektüel palavra ile daha becerikli. Ip baglamis. "Seni görmek de öyle.000 metreye tirmandigimizi duyurmustu. bira ve mesrubatlarin arasina s ikismis." "Bilmiyor muydu?" "Evet. Dört-bes köpek. hem iki k ez alkollü araba kullanmaktan enselenmisim ve yine sarhos olmak üzereyim. "seni görmek ne kadar güze l!" Harvey hafifçe gülümsüyor. yika ellerini. Hadi. guma oturdum v e uçak hareket etti. Fotograflardan birinde Roy otuzbir çekerken bosaliyor. "Anne. son anda yetistim bir sonraki uçaga.Inanmayacaksiniz ama. tüylü. ellerini yika. Bir türlü kapiya varamiyoruz -ve karsimizdaydi. Hostes beni enseledi. Kollu-. Benim 62 model Comet ara-bamdayiz ama ben kullanmiyorum -sigortam yok. on yil önce gömdügüm babamin cenazesinden bu yana ilk kez bagladigim yesil kravatimla. babama ne oldu?" "O bir sairdi. Sisemi açtim. Hadi ama. Verandada durmus e linde içkisi ile bize bakiyordu. Bu kez bir Zen dügününde sagdiç olacagim. geçimlerini Hollis sagliyor. Ray'in iki metre uzunlugundaki sakal i yüzüme uçusuyor. Gidecegimiz ev pek uzak degilmis. Roy bana Hollis'in aile fertlerini tek tek anlatiyor. uçaktaydim. anne?" "Baban bilmedigini söylerdi. agzi laf yapiyor. Evlerinin duvarlari ilginç fotograflarla kapli. Duvarinda asili." "Sair nedir. Harvey.

." "Merhaba. istakoz.Aristo uzaklasiyor. Arabada ne varsa içeri tasidik." "V e bu Elsie. tuzlanmis Macar kedibali gi. Incecik dogranmis güvercin kiçi. Istakoz kuyrugu. elimizde salamlar. Tek kravatli bendim. Marty. tam zamaninda. Hediyemi Aristo'nun çignedigi sol bacagimla duvarin arasina sakladim." Sonra: "Bu." "Charles Bukowski!" "Hi him. Merdivenden bir çikiyor bir iniyoruz." . karides. Oturup bir bira açtim.. "Charles Bukowski. Marty. Tek dügün h ediyesi getiren de. Ve." Ayaga kalktim.

Aile fertleri ve dostlar. Biraz daha gömüldüm köseme. Adamin biri bayagi kötü durumdaydi.. Berberde sakal trasi olurken kirivermislerdi diz kapaklarini. Dügün hediyesi yok. Güçlü aletler. kravat yok.. Zavalli Roy... bir gece misafirlerimiz geldi." deyip durdum. sakatlar. kafami bozma benim. Ben. Kari ma. düzenbazlar. Biri UCLA'da ögretim görevlisiydi. Yüzyilin en büyük katilleri ve tüccarlari ile tanisiyordum. Zen Üstadi henü/. yüzünde islak sicak ha vlu ile otururken. "Hi him. "Bu kravat da neyin nesi?" . Düzinelerce.." Mutfaga girdik. sey. "Viskiye ne dersin." dedim misafirlerime.. Alüminyum ve lastik. Bir bira daha aldim. Tahta yakismaz bu yavruya. Birkaç hayati yerini kil payi iskalamislardi. Ömründe bir gün bile çalismamisti. Sonra gelenlere dönüp. k arim. tabii. Roy'un bir ailesi yoktu anlasilan. Olayi çözdüm: sulandirilmis uyusturucu ya da zamaninda yapilmamis bir ödeme. issiz. Biraya devam ettim. Baska insanlar da gelmisti. Sonra Harvey yukari çikti." dedim. "Bu karim. bu saksofon kraliçesi Marie. Sonunda karima dönüp "Neydi senin adin alla-haskina?" diye sormak zoru nda kaldim. koltuk altlari lastik takviyeli filan." dedi. Hol-lis'in akrabalari . Basamaklari tirmanmasi yirmi bes dakika sürdü.." "Ve b u Tina. "Bu Barbara." "Böyle seyler için biraz yasli degil misiniz?" "Elsie. bu topal Nick." Oturdum. Çikiyorlardi merdivenden: sahtekarlar." "Merhaba Tina. "Bu yarim-kiç Louie. gelmemisti. Baskalari vardi. Adlar! Ilk karimla iki buçuk yil evil kaldik. degisik yutturmaca ala nlarinda çalisan pazarlamacilar.. Özel k oltuk degnekleri yaptirmisti kendine. Merdivenden çikip duruyorlardi. Bukowski?" "Tabii Harvey. Bir digeri San Pedro Körfezi'nden Çin balikçi tekneleri ile uyusturucu sokuyordu. "Barbara."Siz sarhos olunca esyalari ve camlari kirip ellerinizi gerçekten parçalar misiniz? " diye sordu Elsie.

sortum ise çok kisa. kravat çükü-mün üstündeki killari örtüy ."Pantolonumun fermuari bozuk.

. Daha iyisini buldum." "Bukowski! Saçlarim uzun oldugu için hemen kiz oldugumu varsayiyorsun! Adim Paul! Tanistinlmistik! Hatirlamiyor musun?" Harvey." Bardagimi doldurup içeri girdim. bana bakiyordu." "Markasi ne?" "Hatirliyorsam allah belami versin. Gözlerini gördüm. Altin saçli bir çocuk girdi içeri. Harvey. tazeledim döndüm. Incecik bir vücut. "Öykülerinden birinde bu markadan söz ettiginden beri baska marka içmiyorum. Zen Üstadi çok sakin görünüyordu. Bugüne dek okudugum en büyük yazar sensin!" Uzun sari bukleler. Kötü bir yazar olduguma belki de. Hatta sizi seyrederim. "Tabii. Ya da öyleydi gözler i." "Ama ben viskimi degistirdim. gözlerini kisarak bakiyordu. "Sinirleri yatistirir. Ben yoruldum. On birinde filan. Bukowski. "öykülerinden bazilarini okudum. köseme çekildim. Harvey."Yasayan en büyük öykü ustasi sensin bence. biliyorsun." Yüksek bir su bardagi bulup yarisini viski yansini su doldurdum. Içkimi dipleyip tazelemek için mutfaga gittim." dedim. O an-da o kadar da iyi bir y azar olmadigima karar verdigini gördüm. Genç çocuklarla düsüp kalkmana izin veririm." dedi bana." "Tabii. Nerede viski?" Harvey bana sisenin yerini gösterdi. "Tamam yavrum. Kimse sonsuza dek saklanamaz. Senin paranla yasariz. Zen Üstadi GELMISTI! Çok fiyakali bir kiyafet giymisti Üstad. Herkes heyecanlandi birden. "Bir tane daha?" "Tabii." Bardagi diktim. yeterince büyüdügünde evleniriz. "Bukowski. Ben i küçük hava delikleri olan camdan bir kafesin içine koyup herkese gösterirsin. Paul'un babasi.

Bir kutu dolusu çubugu vardi Zen'in -iki yüz. "hâlâ okudugum en büyük yazarsin. Sonra minik ve boktan bir gülümseme belirdi Zen'in dudaklarinda. Bir süre sonra küçük çubuklar yakildi. . Her yerde mum yaniyordu. Herkes içkisini dipliyordu. Hristiyan dügünlerini deneyimden biliyordum." Biri sigorta ile ilgisi olmadigini söyledi. biraz daha tantanaliydi sadece. baska bir seydi.. Çubuklari iyi yerlestirmediler ama. hay allah. Roy günler önceden Zen Üstadi ile konusmus. "Harika bir oglun var. Eline mumu alan yakiyordu. On dakika süren mum ya kma seansinda sisenin yarisini devirmistik. Sonra Zen Roy'a elindeki yanik çubugu Zen çubugunu n yanina dikmesini söyledi. Herkes bizi bekliyordu. Ortalik mumlardan geçilmiyordu." "Anliyorum. Pek kalin degildi kitabi. Yüz elli sayfa kadar.. Harvey oradaydi. üç yüz tane. ama anladiklari seyler için bir sey yapmazlar. Iste oradaydim ve Üstat nihayet kara kitabinin sayfalarini parmaklamaya basladi. benim ayyasin teki oldugumu anlatmisti -güvenilmez. ben de içki koymak için mutfaga gittim." Sonra elektrikler kesildi.. can sikici. "Sigortayi degistirin. O kadar viskiden sonra Harvey'nin yere yigilacagim umuyordum. Benim içtigim her bardaga kars ilik iki bardak içmisti hergele ve hâlâ ayaktaydi. Pek sik olan bir sey degildir." dedi Zen." dedi. ya da kendini. Turgenev.dolayisiyla tören sirasinda yüzükleri Bukows-ki'den isteme.) Harvey yeni bir sise açti. Oradaydilar." "A federsin. maalesef. Çubuklar yakildiktan sonra bir tanesi içi kum do kavanozun ortasina dikildi. Zen çubuguydu. Mutfaktan çiktik.Oglan iyiydi ama: "Bosver. Yüzükleri kaybedebilir. Yüzükleri Roy'a verdim. Bukowski. Hollis'e de diger yanina dikmesini. çubuklari yeni bir de rinlige ve yükseklige düzeltti. Kabiz muhabbe t. Oglun Peter. Içkimi dipledim. Incil adlari karisiyor. Gogol.umursamaz ya da sald irgan." (Zenginler anlarlar. "Tören sirasinda içki ve sigara içilmemesini talep ediyorum. Zen Üstadi gülümseyerek uzandi. Harvey. Dos. Yüzükleri yokladim." "Paul. sigorta atmis olmali." dedim.. Babam baz i öykülerini okumama izin verdi. "Allah kahretsin. O. Zen Üstadi artik törene baslamak istiyordu. Oglan gevezeligi ile bunu hak etmisti. Kafka'dan söz ettik. Ama bosuna bekliyordum... Roy bana i ki yüzük vermisti. Zen töreninin Hristiyan törenind en pek farki yoktu aslinda...

.Sonra kahverengi bir tespih çikardi Zen. Tespihi Roy'a verdi.

beni tedirgin etmisti. Buydu onu kutsal yapan! O k klara mutlaka sahip olmaliydim! Cüzdanima koyar. ". uyusturucu kullanmayacagim. Klik! Klik! Klik! Hepimiz temizdik tabii ki. .." Bu arada götün teki mum isiginda fotograf çekip duruyordu. neden kendi dügün töreni hakkinda bilgi edinmez? Zen uzanip Roy'un sag elini Hollis'in sol elinin üstüne koydu. Roy çok okuyan. Hollis ile beraberligin boyunca uyusturucu kullanmayacagina söz ve riyor musun?" Roy duraksadi. böy lece tespih ikisinin de elini çevrelemisti. Hollis'in yüzünü ellerimin arasina alip dudaklarindan öptüm." (Bu muydu Zen?) "Ve sen Hollis. Ve bitmisti. Baska konusmalar yapildi. Ama tedbirsizlik söz konusuydu. Roy'un omuzuna dokundum: "Tebrikler. her konuda bilgi sahibi bir in san. yüzlerce.ve sen Roy. Sonra mum isiginda Zen Üstadinin kulaklarini fark ettim." dedi Roy. erkek kedime verir ya da ani olarak sak lardim. ama bir y andan da bilmiyordum. Sonra tespihin içindeki eller kenetlendi: "Söz veriyorum. Kafamdan geçen bu düsüncelerin nedeninin viski oldugunu biliyordum elbette.... Zen'in kulaklarindan alamiyordum gözlerimi. "Kabul ediyor musun?" "Ediyorum." Sonra egildim. Mum isigi kulaklarindan g eçiyordu.. ince tuvalet kagidindan yapilmisti sanki kulaklari. Allah'kahretsin. Canimi sikmis. Bir erkekte o güne dek gördügüm en küçük kulaklara sahipti Zen."Simdi mi?" diye sordu Roy. Zen dogrulup hafifçe gülümsedi. FBI olabilirdi. diye geçirdim içimden. sinir olmustum.. kabul ediyor musun?" "Ediyorum.

Orospu çocuklar iyla dolu mum isigi ile aydinlatilmis odada insanlarin arasindan kosarak (hiç de kolay olmadi) kapiya ulastim. Yildirim nikahi kiydirsalar da olurmus. Kimse kipirdamiyor. "HEY! OROSPU ÇOCUKLARI! ACIKMADINIZ MI?" Masaya gidip peynir atistirmaya basladim. "Aaa." dedigini duy dum. "Evet. "Ya kodugum kulaklarini verirsin ya da kiyafetini -üstündeki neon isikli robu!" "Delirmissin sen ihtiyar!" . Zen arkasina döndü. Mutfakta kendime viski koyarken Zen'in. Onun her adimina iki adim sendeleyerek pesine düstüm. ortalik daha da sogumustu. On bes basamak gerisindeydim Bay Zen'in. Geri zekâlilar. Dah a samimi bir iliski kurmanin zamani gelmisti." Hosuna gitti. ihtiyar?" Ihtiyar? Kivnla kivrila tropikal bahçeye inen merdivende durmus birbirimize bakiyorduk. kapattim ve. Kirk-elli basamak daha vardi. Bir günah keçisi gerekiyordu. Onlari orada birakip viski almak için mutfaga gittim. Ama gangsterler bir uzak dogulunun eli ni sikmayacak kadar aptal ve gururluydular. Yesil kravatimi çikarip firlattim. hayir. "Hey! Üstadim!" diye bagirdim. Yapacak baska sey yoktu. Ne isim vardi benim bunlarin arasinda? O UCLA profesörüne ne dem eliydi? Yok. gitmeyin.Herkes oturmustu yine.. Zen Üstadi'nin yanina gittim. Insan irkini as la anlayamayacagim. açtim. Sadece bir kisi sikmisti Zen Üstadi'nin elini. kendimi daha iyi hissettim." diyen bir kadin sesi geldi son üç yilin en kapsamli gangster kala baliginin içinden. Zen'in kapidan çiktigini duyar duymaz içkimi dipleyip disari firladim. Bagislanmak. ama birinin sarlatani oynamasi gerekiyordu. mumlar bütün aptalliklari ile yaniyorlardi. "Benim artik gitmem gerek. Elini siktim: "Tesekkürler.. O bile inandirici degildi.. Roy'dan baska sadece bir kisi daha öpmüstü Hollis'i.. birkaç kisi yerinden kalkip bana katildi . Töreni çok güzel yönettiniz. Bos bir aile kalabaligi! Dügün bitmis. Herkes birbirine bakiyordu. UCLA profesörü aitti oraya.

Ayaga kalkip gelinin annesinin yanina gittim. üstüne yürüdüm yine. O anda bana Brezilya ormanlarinin insan yiyen bitkileri gibi görünen saçma sapan Meksika kaktüslerinin arasina düstüm. Ay isiginda pantolonumu gördüm -kan. Solumu midesine gömdüm. Yarim metre solundan geçmisti. Iyice gevsedim ay isiginin a tinda. Bir direk çikardim. yü on kilo destekli. fena degildi bacaklari. Seçim yoktu. etegini kalçalarina kadar siyirip d izinden yukari dogru öpmeye basladim. Kalktim. Diktim. Beni hayal kirikligina ugrattiniz Üstat!" Zen göge bakip avuçlarini bitistirdi. Mendilimi çikardim. Köseme yigildim.. bir kez daha gökyüzüne danistiktan sonra Dogu dilinde bir sey er mirildandi ve bana küçük bir karate darbesi indirdi. Zen beni yakalayip düzeltti. oglum. yattigim yerden dogruldum. ben sadece yari-ge-riydim. Iyi yakaladim onu bu sefer. B ekledi." açiklamasinda bulundum üstüne giderken. Insan viziltisi nasil bu kadar an lamsiz olabiliyordu? Bana gelinin annesi olarak tanistirilan kadinin bacak açtigini fark ettim. "Lanet olsun! Bir içkiye ihtiyacim var!" diye bagirdim. sürünerek basamaklari çikmaya basladim. Küçük bir nefes birakti Zen. Cehennemden ithal bazi bitk ilerin içine düstüm. iskaladim. Bir direk daha çikardim. "Sen de sonunda üstadini buldun orospu çocugu. Sefkatle. Farkina varmadilar. kapiyi açi p içeri girdim. 54 "Oglum. Kendimi basamaklardan asagi birakarak ona dogru uçtum.. Geri zekâli birini bile tahrik edebilirdi. Allah kahretsin. Yillarca ayak islerinde çalismak tamamen öldürmemisti kaslarimi. mum ve kusmuk lekeleri. yere düsmek üzereyken bir yumr uk salladim ama yönsüz bir devinimdim. Kara te darbesi sol kasimi yarmisti. Bir adim ger i çekildi. Harvey elinde içkiyle geldi. Harvard Klasikleri için yüz elli yil geçmesi gerekmisti. Tisladi. iskaladim. Tepeye vardigimda kalktim. mor bir çiçek üstüme egilip nefesimi kesmeye çalisincaya kadar kaldim orada. topuklular. Boktan muhabbetlerini sürdürüyorlardi." Çok yakindik."Zen'de bu tür degersiz önyargilara yer olmadigini sanirdim. naylon çorap. . Mum isiginin yarari olmustu. Her seyin. Sek viski.

Birden kendine geldi ve "Hey!" diye bagirdi. . Kendimi ayakta bulunca mutfagin yo lunu tuttum yine. Biri güldü. "Allahin cezasi Amazon!" diye bagirdim. "ne yaptigini saniyorsun sen?" "Kiçindan bok çikincaya kadar düzerim seni! Ne dersin?" Itti beni. 55 Birkaç dakika sonra ancak kalkabildim. sirtüstü yere serildim. debelenip ayaga kalkmaya çalistim.

Fiyati yüksek ama isçiligi mükemmeldi. Kimse tek kelime etmemisti. Suskunlasmistim. her seyi dört dörtlüktü. Herkes görmüstü hediyemi. Roy öldürücü bir bakis atti bana. Nihayet bitirdi. minik menteselleri. Nazik olabilecek kadar para si oldugu için belki de. Ordaydilar iste: L anet akrabalar.Bir içki koyup dipledim. Alt kismi pembemsi-kirmizi kaplama. "Bunun ne oldugunu biliyor musun?" diye sormustum. Küçük tabutumla gurur duymustum oysa. Sonra Eski Çin üzerine okudugum bir seyi hatirladim: . Tabutu isaret ederek. tamemen üstün bir irk. Ispanya'nin en iyi el isi sanatçilarindan biri tarafindan yapilmis küçük bir tabut. "Ne?" "Bir tabut. Karincalar ön kapima yuva yapmislardi. "Roy ya da Hollis. su zengin olan. Üstünde elimi gezd irmis. tabutla birlikte kasaya götürmüstüm. sonra da gömecegim. Elli metre folyo k agidina sariliydi. Tahtasi. Tahtanin nasil cilalanmasi gerektigine dair talimat k agidini tabutun içine atip kapagini kapatti. Hesabi ödeyip disari çikmisti Aralarinda en nazik olan Harvey'di. Ak limi kaçirmak üzereyken raflarin birinde tek basina duran tabut dikkatimi çekmisti. Saatlerce hediye aramistim. Ama çok geçmeden to parlanip iki paralik sohbetlerine döndüler. Çit çikmiyordu. "Bir yastikta kocayin!" diye bagirdim. Gerçek bir tabutun küçük bir kopyasiydi. neden hediyenizi açmiyorsunuz?" diye sordum. Dügünün tek hediyesi hos karsilanmamisti. "Karincalar beni delirtiyor. Roy folyoyu açip duruyordu. A rka tarafta karinca zehiri bulmus. ama bu sevgi ile yapi lmisti belki. biliyor musun?" "Ne?" "Karincalari öldürüp bu tabutun içine koyacagim. ters çevirip içine bakmistim. Karinca zehirine de ihtiyacim vardi. Sonra bir tane daha koyup disari çiktim. Ne yapacagim." Güldü. "Günüme renk kattin!" Gençlere takilmak mümkün degil artik." Kapagini açip ona içini göstermistim. Genç bir kiz duruyordu kasada.

Holly direksiyondaydi ve Roy'un sakali yüzüme uçusuyordu yine. Arabamin arka koltugunda ydim."Zengin olmayi mi yeglersin. Elimdeki siseye asildim. sanatçi olmayi mi?" "Zengin olmayi çünkü sanatçilar sürekli zenginlerin ön kapilarinda beklesiyorlar. Birden hersey bitmisti." Içkimi içtim ve umursamadim artik. .

Ya ralarimi iyilestireyim. Bes dakika daha. ülkeniz. kimse bana bulasmadan burada bes dakika dah a yatabilsem kendimde kalkacak gücü bulacak. Insanlik beni hep igrendirmistir. Tabut mu? Her neyse -arabamin kullanilmasi ya d a sarlatanligim ya da sagdiçligim. Billy the Kid elime su dökemezdi. Bes . ki buna evlilik. Havada içgüdüsel olarak siseyi düsündüm (ann ve bebek) basimi ve siseyi yukarda tutup omuzlarimin üstüne düsmeye gayret ettim. devletiniz. Islerine yaramazdim artik. Evimden iki sokak ilerde bir yer buldular." Yolun kalan kismi oldukça sessiz geçti. Beni bu tür toplantilara davet ettiklerinde onlara ne yapmalari gerektigini söylerim bundan böyle. güç degis tokusu ve yardimlasma. yardimlarina muhtaç oldugumu bile bile beni terk ettiklerinde he r seyi kavramistim. arkalarina yaslanip uzaklastilar. çalistirdilar. Bir sey için cezalandiriliyordum. Sonra k arsiya geçip kendi arabalarina dogru gittiler. ma halleniz. yaralandim!" Bir an durup bana baktilar. Hersey berrakti. bunu biliyorsunuz ! Benim küçük tabutumu neden çöpe attiniz?" "Bukowski! Iste tabutun!" Roy tabutu gösterdi. sehriniz. diye geçirdim içimden. Oturdugum semtte park yeri bulmak güçtü.. Bes dakika daha. Kanunsuzlarin sonuncusuy um. Onlari özellikle igrenç kilan akrabn iliskileri hastaligiydi. mille tiniz de dahil. Ho Beni kapima kadar götürün lütfen. Sonra arabalarina bindiler.. Hayvanca-korku aptalligi ile vizildayip durduklari kurtulus kova ninda herkes birbirinin kiçina yapismisti."Baksaniza. Sancidan bayilmak üzereydim ama onlara seslenebildim:"Roy. Ikisi de görmüstü düstügümü. "Çok sevindim!" "Geri almak ister misin?" "Hayir! Hayir! Tek dügün hediyeniz! Saklayin! Lütfen!" "Tamam. evime yürüyüp içeri girebilecegim. Siseyi kurtard im ama basim kaldirima çarpti. Arabami park edip anahtari elime tutusturdular. Peslerine takilip evime dogru yürürken pantolonumun paçala rindan birine basip elimde Harvey'nin sisesi ile yere kapaklandim. Izin verin de inime varayim. benim küçük tabutumu çöpe mi attiniz? Ikinizi de seviyorum. bölgeniz.

Dönüp bana baktilar. Iki kadin yaklasti." .dakika. Sadece bes dakika. "Aa. suna bak! Nesi var?" "Sarhos.

." "Afedersiniz." . Dogrusu da bu de gil mi sizce?" "Iki kadin onlara tecavüz etmeye kalkistiginizi ihbar etti. her seyi unutayim.. Cam kapidan içeri girip kayboldular. yeter ki zaman taniyin. Tek yapmam gereken evime ulasmakti -elli me tre ilerde bir milyon isik yili kadar yakin. "Bak. baska seferlerden. Bir bebege sarilir gibi. Arabadan indiler." Allah kahretsin! Bagirdim onlara: "IKINIZI DE YALARIM! KURUYUNCAYA KADAR EMERIM IKINIZI DE. Dünyanin kaçik ailesinin iki ferdi. iki kadina ayni anda tecavüz etmeyi aklimdan bile geçirmem. siseye nasil sarildigina baksana. "Bukowski. KALTAKLAR!" "Oooo!" Oturduklari binaya dogru kostular." "Biri seninle evlenmek mi istedi?" "Benimle degil göt. bir an için unuttum. "basini belaya sokmadan duramiyorsun." "Durun. Kiralik bir kapidan elli metre uzaktaydim."Hasta olmasin?" "Degil. Bukowski. Ve ben hâlâ ye rden kalkamiyordum." El fenerini iyice yüzüme yaklastirdi. degil mi?" Adimi biliyordu. "Kanunu korumakla görevli memurlara daha saygili olmayi ögrenmelisin." "Beyler. Iki dakika dah a yatsam kalkabilecektim. bir Ze dügününün. efendim. tehlik eli degilim. Tepe isigini açik birakip bir arabanin yanina yanastilar. Ona müthis bir üstünlük duygusu veriyo du. "Özgürlügüm elli metre ötede! Bunu anlayamiyor musunuz?" "Kentin en büyük eglencesi sensin. Bir seylerin sagdici. "tökezledim. Bilincimi asla yitirmem. Yaptiklarini neden yaptiklarin i sorgulamayan iki deli. Ama gelmislerdi. Her deneyiste biraz daha güçleniyordum. Kapima varmama yardimci olur musu-58 nuz? Izin verin de yatagima girip uyuyayim." Polislerden biri elindeki aptal feneri yüzüme tuttu. Bize daha iyi bir neden göstermen gerek." dedi elinde fener olan. Bir dakikam daha olsaydi kalkmistim. Basimi çarptim. düsüneyim -kaldirimda sere serpe yatarken gördügünüz sey bir dügünün sonucu. Eski bir ayyas her zaman ayaga kalkar. hepsi bu. Birini n elinde el feneri vardi." dedim.

"Bir çeyrege borunuzu üflerim bayim!" Bozuk paralarini. tuttukl ari gibi öyle bir götürdüler ki yürüyemedi. ANAYASAL haklardan filan söz ediyorlardi. Aileye dönüs -Dodgers kazaninca onlar da kazaniyordu. banknotlarini. Kusmuk ve sidikti her yer.Dodgers'un sam piyonluk ümidi sürüyordu. "Üzgünüm evlat. "karakola gidelim. "son kurusuma kadar aldilar. Genç olanlar kendilerini neyin bekledigini bi lmiyorlardi henüz. çakini ve sigaralarini alip sana bir depozit makbuzu veriyorlardi." . "Bukowski. Bir adam aya ayak basinca onlar da basmis oluyorlardi. Yabancisi degildim. Charles Bukowski'ydim." dedi el fenerini yüzüme tutan." dedim ona." Kelepçeyi takip beni arka koltuga firlattilar. Bir delikanli. olasi ve delice seylerden söz ederek -ön balkonu genisletmek. . Spora gelince -gerçek erkektiler bunlar.Kan boynumdan asagi inmis. kapiyi açtilar ve gerisi kogustaki yüz elli ki sinin arasinda kendine bir yer bulmaktan ibaretti.iktir git. Bir polisten para isteyen bi r aç görülmemistir henüz. profesörlerden biri benim bir dahi oldugumu düsünüyordu. Bir türlü geçmiyordu titremesi. Bir lagim çukuru. ayaklari yere degmemisti. Genç polisler. Hiç süpheniz olmasin. Çok yorgundum -hers eyden. Bir kez daha suçlularin arasindaydim. ki ya kaybeder ya da çaldirirdin. egitimlerini sarhoslar üzerinde çalisarak tamamlarlar. Sonra ayyaslarin kogusuna götürdüler beni. Kendi lerini böyle kanitlarlar. anneanne için ilave bir oda. T htalarin üstüne uzandim. Sivil dolastiklari zaman tabii ki. Gözümün önünde birini asansöre bindirip bir yukari bir asagi çiki iler. sehir kodeslerinde olsun. Ama açliktan ölen biri onlardan üç kurus istemesin -kimlik yok. "neden basini belaya sokmadan duramiyors un?" "Kesin bu boktan muhabbeti. Santa Barbara'nin California Üniver sitesi'nin kütüphanesinde kitaplarim vardi. gömlegimin yakasindan içeri siziyordu." dedim. Yavas sürüyorlardi. H emserilerimin arasinda kendime bir yer buldum. ama isi zordu. Ama içerde sigara ve para he p olurdu. Parmak izi. k asaba kodeslerinde olsun. bok kafali. Geri getirdiklerinde duvara yasladilar . kimligini. Sonra beyazlardan biri ANAYASA diye bagirmaya basladi. Fotografimi çektiler yine. belki bir havuz. zangir zangir titriyordu. asansörden çiktiklarinda adam taninmaz haldeydi -INSAN HAKLARI diye bagiriyordu zenc i asansöre bindirilmeden önce. Genç bir ses duydum. anahtarlarini. bir kez daha. vücudu kirmizi lekelerle kapliydi.

Dört saat sonra uyuyabildim. Bir Zen dügününe sagdiçlik yapmistim ve bahse girerim ki gelinle damat o gece düzüsmemisle di bile. BULUSMA . Iste. Bir baskasi düzülmüstü ama.

" Merdivenin en üst basamaginda durdum. yokusu tirmanip evimin önünde durdum Kollarimi isitan günesin altinda uzunca bir süre durdum." "Istemem. eski. öptü beni." Koltuga çöktüm. Köse tamircide." "Orospu çocuklari. rafadan yumurta filan yeme-liymisim. "Ne kadar para kaldi?" diye sordum. önünü düzeltsinler istedim.Rampart duraginda otobüsten inip Coronado'ya yürüdüm. Dayanabilirsem. sen misin gerçeklen?" "Belki. "Ay. benim. dediler bana.. önünü çarpmis." . Liste verdiler. Banyo yapmak ister misin? Bir seyler ye. Is bulamadim Harry. öyle severdi. Yatak odasinda kimse var mi?" "Saçmalama! Içki ister misin?" "Içme. "Kim o? Kim var orada?" "Telaslanma Madge. Sevinmis görünüyordu. Haslanmis tavuk. Elinde bir bardak sarap. "On bes dolar." "Biliyorum. Otur." "Çok hizli harcamissin. buzlu. "Kim o?" diye sordu Madge. Sen dönmeden önce yaptirmak istedim." "Kira durumu ne?" "Iki hafta. üst kata çikmaya basladim. "Canim!" diye üstüme atildi. ipek. Kanepede oturuyordu. Arabayi göremedim." "Sey. Cevap vermedim. Sonra anahtarimi çikanp kapiy i açtim. Yesil bir elbise vardi üzerinde. Çok solgun ve takatsizdim. Oturayim biraz. Birine ödünç verdim. Harry. Araba nerede?" "Kötü haber. Agir agir çikiyordum basamaklari.." "Çalisiyor mu?" "Evet.

"Sizin mi bayim?" . Harry?" "Arabaya bakacagim." "Birazdan dönerim. gerçek bir Rembrandt olmus bu." "Nereye gidiyorsun. Beni bilirsin. Yemin ederim. Dönüsünü kutlamak istiyorum." Çantasindan bir onluk ile dört birlik çikarip uzatti." dedim. bir erkege vursana. Bu sen olmayacagina göre! " "Her sabah yataktan kalkip is aradim. "Bana bir daha vurursan giderim." "Of. güzelim. bu sise bitmek üzere. Otur." "Yarin bakarsin. bir de beslik. Tamirci kösedeydi. Basina dikildim." "Sana vurmaktan hoslanmadigimi biliyorsun. bir birlik. vurmazsin degil mi?" "Ne ilgisi var simdi?" Besligi alip asagi i ndim. Içinde ne varsa yataga saçildi. Dogrulup tokatladim. Yarim is sevmem." "On bes dolan ver." "Of ki ne of!" "Ikimizden birinin bu gemiyi batmaktan kurtarmasi gerek."Önü çarpik olsun." "Bana vurmak kolay. Madge." "Allahaskina Harry! Dogru olani yapmaya çalisiyordum!" "Birazdan dönerim. konusalim. Harry!" "On bes dolari ver. " Bu aksam için bir sise sarap alacak kadar para birak bana." "Biliyorum. bir küçük sise porto. Beslige uza ndi ama ondan önce davrandim. Bozuk para. Çantayi elinden kapip ters çevirdim. "Tanrim. Radyatörü ve farlari zarar görmemisse öyle kullanirsin. Is yok. Iyi görünmüyorsun. Harry. "Orospu çocugu! Hiç degismemissin. Hâlâ pislik herifin tekisin." "Bu yüzden ölmedim zaten." Madge çantasini alip karistirmaya basladi. Içeri girdigimde Japon'un teki arabaya yeni taktigi ön kafese yald iz boya sürmekle mesguldü.

bayan bana dedi ki." "Sana söyledim! Hastaneden yeni çiktim. ya kabul edersin ya da ar aba sende kalir." "Bu beslik için ne yapmak zorunda kaldigimi bir busen. araba yetmis bes dolar etmezdi. Borcum ne?" "Yetmis bes dolar."Evet.." dedi. Hastaneden yeni çiktim. Is bulursam öderim. Nerede oturdugu mu biliyorsun. Yagini. Is bulunca öderim. Yarim depo benzin bile vardi." "Kim?" "Sey.." "Nasil yani?" "Bos ver. hâlâ da etmez. Bir bayan getirdi arabayi.." "Simdi ne verebilirsin?" "Bes dolar??" "Çok az. Hemen gidip ruhsatini getiririm. ben arabayi." "Kadinin ne dedigi beni ilgilendirmez. Bulamazsa m ödeyemem. "sana güveniyorum." "Pekala." "Orospunun teki getirdi. Bu kafesi hurdacidan bes dolara kaptin." "Bakin bayim. suyunu dert etmedim. Kontak anahtarini çevirdim." O besligi aldi. Su anda issizim ve arabaya ihtiyacim var. Tekrar araba kullanmak . Besligi ver. çalisti.. kadin dedi ki." "Ne?" "Yetmis bes dolar. Bana güvenmiyorsan araba sende kalsin. Bana bak. Bu parayi sana anc ak taksit taksit ödeyebilirim.

"Oo.nasil olacak diyerek biraz turladim. Sonra içki dükkaninin önüne çektim. Arazi isleri. "Arizona. "Harry!" dedi pis önlüklü yasli adam. Iyi oluyordu. Harry!" dedi karisi." . "Nerelerdeydin?" diye sordu ihtiyar.

Ayaginda topuklulari vardi. "sana onun zeki biri oldugunu söylemistim." "Ne demek istiyorsun?" "Tamam. baslama." "Bir dakika. "Ah.. Çok kosturdum. Harry. hesabima yazin." Madge bir sise bira ve bir bardak sarapla döndü. ama. Harry. "Arabayi aldin mi?" "Evet. tamam. Siki hatundu. Yorgunum." dedi ihtiyar. Bir paket Pall Mall ile iki Dutch Master ilave et. iyi çocuk." "Pekala. Bi r bira aç bana. Harry." "O ufak tefek Japon iyi çocuk degil mi?" "Iyi olmak zorunda kaldi. Madge. Buraya getirdin mi onu?" "Harry. Harry." dedim. Ölmeni istemiyorum. Sol. "iki altilik Miller istiyorum. On üç dolar yetmis bes sentl ik borç yapti.. Sorun senin kadinla. Japon düzmem ben!" . "Bir sorun mu var? Simdiye kadar borcumu hep ödemedim mi? Canimi sikmayin benim." "Seninle bir sorunumuz yok. Allahin cezasi hastaneden çikali topu topu iki saat oldu." "Pekala. "Güzel. tamam. Bu doktorlarin bir boktan anladiklari yok ama. Kafasi çalisan a dam kendini belli eder. bira almissin! Içme. Harry. Bir posete koy. Istemezsin." "Ama ne? Alisverisimi baska yerden mi yapayim? Bu hesabi takayim mi? Allahin cez asi iki altilik için deger mi?" 'Tamam. Yüzünü hesaba katmadan." dedi ihtiyar. bacak bacak üstüne atinca külotu göründü.. sevgilim!" "Biliyorum."Gördün mü." dedi kadin. Üst kata vardim. Harry." "On üç dolar yetmis bes sentin lafi mi olur? Daha önce hesabi yirmi sekiz dolara çikarip ödemedim mi?" "Evet." Ve merdiveni çikiyordum yine..

Sokuldu bana.iktir!" Yatagin üstüne siçradim. Sonra külotunu indirdim. üstümdckileri çikardim.Ayaga kalkti. eskiden oldugu gibi. "O pis Japon'u düzdügümü düsünmüyorsun." .75!" "Haberim yok!" Üstüne çiktim. Kanepeye yigildi. Hafifçe gülümsedi. senin için deli oldugumu biliyorsun. Orospu. Seni sevdigimi biliyorsun. deme. Agliyordu. bebegim. "Harry. biliyorsu degil mi?" Iyice yaklasmistim ona. sekiz-on kere. ona dogru yürüdüm. degil mi?" diye sordu. degil mi?" "Bilmiyorum.. Agir ve yumusak vurdum. kalçalarini. "Orospu! Goldbarth'da 13. Bira sisesini firlattim... Gögüslerini.bana. Haftalardan beri ilk kez kendimi iyi hissediyordum. "Pis olan herseyi düzersin sen.. yatagin üstüne firlattim.75'lik hesap yaptin. yavrum!" Güldü. yüzünü kavrayip dudaklarini öpmeye basladim. "Madge. "Orospu!" "Orospu deme bana!" "13. Adam öldürürüm senin için. Iki elimle sertçe ittim.deme. vahsi dudaklarini yaladi.. hastaneden yeni çiktin!" "Iyi ya! Iki haftalik sperm birikimimi sana nakledecegim demektir" "Agzini bozma!" ". elindeki sarap bar dagini alip diktim. bacaklari.. Kalçalari. "Orospu. bacak oksadim. Onu kaldirip yatak odasina tasidim. Kirmizi. Karni hâlâ düzdü. Içerdeydim. Harry!" "Parçalayacagim seni. Ne kancik! S seyi bir dikiste yariladim. kiçi tam sevdigim gibi." Elbisesi kalçalarina kadar siyrilmisti.

"Seni seviyorum. Ihtiyara 13." dedim. "Oh! Erkegim benim! Çok uzun zaman oldu!" "Emin misin?" "Bu da ne demek? Yine mesele mi çikaracaksin?" "Hayir. o pis Japon'u düzmedigini biliyorum. konusmakla yetiniyordu. alttan çalismayi sürdürüyordum." dedi. "Madge. ilk sayfayi açti -1800 metre. iki altilik.75. Harry. al-lahin cezasi viski . KANT VE MUTLU BIR EV Jack Hendley kulübe çikan asansöre bindi. Hakliydi. 2500 dolar sinifi. "Harry. gece. Çok uzun zaman olmustu. yaris programi. 600 dolarlik bir hafta. yavrum. "Agzina siçayim!" diye bagirdim." Madge bacaklarini açti. güzelim. hayati yasama zahmetine bile katlanmamisti. o pis Japon'a da 70 dolar. sigara ve puro borcum vardi. . elektrik ve su faturalari vardi ve birbirimize kenetlendik ve duvarlar üstümüze kapandi. hayir! Seni seviyorum. Ama HAYAT hakkinda hiçbir sey bilmiyordu cüc e. Los Angeles Hastanesi' ne 225 dolar. asansörle yukari çikiy rdu sadece.at satin almak yeni bir araba satin almaktan daha ucuzdu. Ordaydik. YARIK." "Tamam. içerdeydim yine.Kendini geriye çekip beni disari çikardi." Dudaklarindan öptüm. 1940 yilinda New Orleans'da haftaligi 17 dolara çalist igi günleri geride birakmisti.geceleri onu öldürüyordu. programi emektar kir saçtan almisti -40 sent. Eddie kentten ayrilmadan ondan tüyo almamakla hata etmisti. Jack asansörden indi ve kapinin yanindaki çöp tenekesine kustu. Saka ediyordum. ama iyi bir haf ta olmustu yine de. Ayrica gaz. ama bütün öglesonrasi kapisini çalan ufak tefek bir göt tarafindan katledilmisti -iki saa t boyunca kanepesinde oturup HAYATTAN konusmustu. kulübe gitmiyordu aslinda. böyle konusarak beni üzüyorsun.

kaba. palto gi ymis bir ölü köpek. sikici. Jack yerine oturmak için asagi inerken onun asagidaki otopa rka baktigini görmüstü. ko ridorun öte yanina oturdu. programini açip ise koyuldu yine. çarmiha germisti Jack'i orospu çocugu. Jack kalemini ceketinin cebine koydu. tehlikeli. ben acimasiz biri degilim. bir yandan da hipodrom ahalisini düsünüyordu -devasa ve aptal bir hayvandan farki yoktu. o zamana kadar bütün oyunlarini hazir etmeliydi. a ma onlar acimasiz. Jack küfretti. sonra köpek hemen arkasin-daydi. ölü köpek öylece durdu palto-suyla. sonra duydu. evet. sis bile yoktu. soguk ve temizdi hava. ölü et. kalkti ve on metre öteye. Ama -ölü köpekler her yerdeydilerzamanlarini nasil harcayacaklarini bilmeyen birileri onu bulurdu mutlaka. Kalemini çikarip ilk kosu üstünde çalismaya basladi. palto giymis orta yasli bir tip. Jack duydu onu. öksürdü ve sigarayi firlatti. tribünler bombosken. izin verirsen yerler insani bunlar. programi bile yok. yirmi bes metre mesa e tek bir allahin kulu yoktu ve köpek gelip onu koklamadan edememisti. nefret dolu. ne yazik ki saatlerini öldürmek için seni de öldürmekten çekinmeyen . karde slik. ölü köpek agir adimlarla ona dogru geliyordu. bilgisiz. YARIS BÜLTE-NI'ni çalismasini enge llemisti. gözleri yok. bir basamak indi. "su arabalara bak" oynamaktan sikilmis olmaliydi ölü köpek. Jack'in biralarini içip sigarasindan otlanmis. önhazirligini yapamamisti onun yüzünden. isin sirri bu. orada öylece otururlardi.cüce. basamak basamak. biri gelip beni rahatsiz edecek olursa yumrugumu suratina yiyecek. ayrica tabeladaki degisiklikleri izlemek zorundaydin. kosu aralarinda yapamazdiniz -kalabal igin baskisi vardi. Jack bir sigara yakti. egilip Jac k'in omuzunun üstünden programina bakti. Jack'e dogru geliyord . programi katladi. durdu. aç gözlü. güzel -baslamisti en azindan. bütün öglesonrasini katleden o cüceyi rdu belki de. bencil ve bagimli bir hayvan. tribünün ön tarafinda etrafinda kimse erin olmadigi bir yere oturdu. rahat birakirlarsa bahislerini hazirlayabilecekti. Jack dönüp bakti orospu çocuguna. evet. titresimi yok. Kendini daha iyi his setmeye baslamisti. ancak yetisecekti -ilk kosuya sadece bir saat kalmisti. bir insan bir insana dogru. ilk kosuyu üç asagi bes yukari hazirladi. sicak. e geçirdi içinden. bir ölü köpek. kahve güzeldi. saatler önced en gelirlerdi hipodroma. sonra bir basamak daha indi. yalniz. ortalikta dolanip sagi solu koklamaktan baska isleri yoktu bunlarin.

ikinci kosu yeni baslamisti ki duydu. ayni köpek! Jack programi katlayip ayaga kalkti. etrafina ba kindi.milyarlarca insan vardi dünyada. ona dogru gelen agir adimlar. "ne istiyorsun benden kardesim?" diye sordu köpege. gözlerine inanamadi. .

uzun lafin kisasi. ben. ilk kosuyu öylesine oynamaktan baska çaresi yoktu. kilometrelerce bosluk v ar burada. ama orospu çocugu beynindeydi hâlâ. kafasi dagilmaya baslamisti bile. bir gece sis bastirsin da gör bak nasil yolluyorlar seni yalniz dolabinda otuzbir çekmeye. sabah siralamasinin favori ati. neden gelip omuzumun üstünden programima bakiyorsun." "özgür bir ülkede yasamiyoruz -herseyin bir sahibi. standart oyun. ikili oynayan kalabaligi yardi. fare-köpek kalabaligi. kosu baslamak üzerey . sen ban a ne yapacagimi söyleyemezsin. çarmihtayim. kalkip bara gitti.. gelip yanima oturmaya kalkiyorsun. yapacak bir sey yok. diye geçirdi içinden. orospu çocugunun teki iki ayagina birden basti. Jack tribünün sonuna gitti. beni UYUZ ediyorsun." "pekala."nasil yani?" "yani. sevimli saniyordu kendini. döndügünde atlar ilk kosu için isinmaya baslamislardi bile. lanet olsun. Serzenis'e oynadi. Kant'tan ve yarikdan söz eden ve hiçbiri hakkinda bir bok bilmeye n o cüce iste. ben de senin gibi giris ücreti ödedim. bir sulu skoç söyledi. iki dakika kalmisti kosunun basl amasina. Kant ve yarik. beni yine yerimi degistirecegim. ne yapacagimi senden ögrenecek degilim. bögrüne bir dirsek yedi. yankesicinin teki sol gögsünü yokladi.. kanepesine oturup Mahler'den. kaba ve aptalca davraniyorsun. köpekler. nazik olursan çarmiha gererler adami. atlar start kulübelerine giriyorlardi. ilk kosuyu siralamaya çalisti ama ahali oradaydi artik. ÜÇÜNCÜ KEZ yanima gelirsen. kendime hak im olmak için elimden geleni yapiyorum.. senin dedigin gibi olsun.." "beni rahatsiz etmedigin sürece istedigin yere oturursun elbette. yumrugu suratinin o rtasina yiyeceksin!" Jack bir kez daha yerini degistirdi ve köpegin yeni bir kurban arayisi ile uzakla stigini gördü. borazan sesli bir tip etrafindakilere 1945 yilindan beri tek bir cumartesi bile yaris kaçirma-digini söylüyordu. nedir derdin?" "özgür bir ülkede yasiyoruz. ama seni uyariyorum." "ama ben istedigim yere oturmakta özgürüm. bir dakika. "kosu baslamak üzere" anonsu geldi. herseyin bir fiyati var." "giris ücretimi ödedim.

di. ama ona dogru geliyordu. baska tarafa b akarak. kaçis yoktu. adam inleyip iki metre geriye gitti. atlar firladiginda dirsegini dogrultup adamin yumusa k karnina gömdü. oturmak üzereydi ki bir köpek daha yanasti. . transdaymis ayaklarinda.

nereden çikmisti? daha önce hiç görmemisti. so nra 8. finise otuz me tre kala Hobby'nin Rekoru bir buçuk boy öndeydi. 6. çok geç. Jack balik kokusu aldi. düzlügün basinda üç boy fark yetmezdi. bu gece o gecelerden biri degildi. düzlügün basinda 3 boya indi fark. dis kulvarda basliyordu. cokeyi kendini henüz kanitlamamis Don Mcllmurray. ve 5. herkes Pam uk Helva'ya kosmaya basladi. Dev sakagina bir dirsek çakip onu üç m e firlatti. Sonra Hobby'nin Rekoru ataga kalkti. kosuda 1/6 ile Rüzgârin Kizi'ni yakaladi. 3. bok temizlemekten iyidir. geçmis ola. "Hey. Serzenis z orlaniyordu -4 boy öndeydi ama dua ediyordu. ama bir DEV son sürat ona dogru geliyordu -iki metre boyunda vardi orospunun evladi. atlar starttaki yerlerini aliyorlardi. 7. 1/4 ile bulunmayacak at . Kant ve yank. 4. sabahki siralamada 20 iken 9'a kadar inmisti. diger fav ori. Jack 4 dolarlik ganyan kuponlarini yirtti. ama at canli görünmüyordu Jack'e. kosulari kaybetti. 6 dolar 50 sent kâra geçmisti. ilk kosuyu kötü oynadigi için ve Kant ve yarik yüzünden 5 dolarlik ganyanla yetindi. hipodromda geçen 1 5 yildan sonra Melerine bakip atin zorlanip zorlanmadigini sip diye anliyordu. Altin Dalga. uzun ve aptaldi. iste zorlanma dan kosan bir at. ahal i kosuya iç kulvarda baslayacagi ve cokeyi Joe O'Brien oldugu için Ambro Indigo'ya oynuyordu. Jack yerine döndü. 9 numara. son anda yirtti. ön hazirlik yapmadan oynamak karanlik bir dolabin için . parasi cebinde kalirdi. Jack sadece 5 dolar ganyan oynamis. DEV. bütün kosular bu kadar kolay olmus olsaydi on yil önce kapagi Beverly Hills'e atmisti bile. si mendifer gibi geliyordu Jack'in üstüne. orospu çocugu" diye bagirdi Jack adama. hepsi hepsi 30 dolar öndeydi. gözü giseden baska hiçbir 70 sey görmüyordu. kerizler sapilmis ti. bu sekilde. bir sulu skoç daha. mavi. içgüdülerle bu kadar oluyordu. Altin Dalga dönemeçten üç boy önde çikti ve kosuyu rahat götürdü. 2/7 ile akilli bir ikinci seçim. ama Dev ganyan gisesine yaslanmis k aybedecegi biletlerden aliyordu. kirmizi. Jack egilmek zorunda kaldi. adam genç. lacivert isiklar patladi havada. Serzenis hapi yutmustu.'de 5 /8 ile Gece Uçusu'na oynadi. sari. PAMUK HELVA'sini istiyordu. 1200 metrelik ikinci kosu kolaydi. fazla kafa patlatmaya gerek kalmamisti. Boby Williams 1800 metrelik kosuyu çalmak niyetindeydi anlasilan. yoldan çekilmeye çalisti. ama yin e de. en iyisi eve gitmekti. lanet olsun.Jack yerine oturdugunda Serzenis ilk dönemeçte dört boy fark yapmisti. Pamuk Helva kazandirdigi toplam para yüzünden tabelada yükselmeye basladi. kosuda 1/3 ile Arzu'ya 20 ganyan oynadi ve Arzu daha kosunun basinda arzusuz-du.

kalça ve bacak temasi h issetti. afedersiniz. biraz gögüs ve hafif bir parfüm kokusu. kulüpteki hatunlar hos ve bakimliydilar." "buyrun. güzel oluyordu onlara bakmak." . beyefendi. eve git -ölmek arada sirada Acapulco'da soluklan arak biraz daha kolaydi. sonra tabelaya döndü. duvara dayali koltuklarda oturan yavrulara bakti Jack. ama onlar da ahalinin parasini almak için oradaydilar. kiz larin bacaklarinin tadini çikarmak için iki dakika izin verdi kendine.de bir deniz topunu düzmeye çalismaktan farksizdi. "sey.

parmaklarin avucuna dalip çeyregi alisini hissetti. bir dahaki sefere belki. yarik. "hey. Falçata biraz daha düsmüstü." "kazanir mi sizce?" "bu atlara karsi hayir. SADECE 10. May Western biraz çikmisti. "evet?" "bir çeyrek verir misin?" arkasina dönmedi Jack. "3 numarali at hangisi?" "May Western. Kant ve mutlu bir ev. atlar insanlardan daha çok para kazaniyorlardi.000 DOLAR DEGERINDE VE DAHA ÖNCE YARIS KAZANMAMISLAR. tabeladaki rakamlar degisti. Jack tabelaya yogunlasmisti. hâlâ May Western'e oynuyorlardi ve Falçata giderek düsüyordu. bayim!" arkasinda bir erkek sesi. elini cebine sokup bir çeyrek çikardi. tabela sifirladi. ama 50 dolar edecek bir kaltaga rastlamamisti henüz. BIN IKI YÜZ METRE." dedi Jack ve uzaklasti. tekerlekli sedye ile kir saçli bir kadini götürdüler. üstüne battaniye sermislerdi. "evet?" dedi Jack. "yaris baslamak üzere!" hasiktir. ama harcayamiyorlar-di. KISRAK KOSUSU.iyice yaslandi Jack'e. elini arkaya götürdü. kim iyi para birakir sizce?" "sen." "iyi para birakacak bir at bulmam lazim. tek yapmasi gereken sihirli sözcügü telaffuz etmekti ve kendin e 50 dolarlik bir kaltak bulmustu. hiç bakmamisti adama. . çeyregi avucuna yerlestird i.

timarhanelerin saçma sapan sapkali kadinlari kendilerine bir at bulmuslardi sonunda. 2/7 ile 20 ganyan 98 dolar eder. Sonra Serenat atak yapti dis kulvardan. iki dolarlik ganyan ve plase giseleri emekli maaslari ile geçinen. Lighthill kirbaci basti. her kazandiginda yaptigi gibi hafif gülümseyerek. iki yüz dolar eder. Kimpam. trafigi izleyerek ve çamurluklara darbe almamayi basararak parkt an çikti. fuleleri bozulmustu. aman allahim. arabasina bindi. sahanda yumurta yapmanin. Jack merdivenden asagi indi. adam sende. diye geçirdi içinden Jack. Ackcrman 1/20 ile kosan Serenat'a kamçiyi basmis sansini deniyordu -20 kere on. Serenat farki bir boya indirdi. henüz zorlanmiyordu. siki bir sis bastiracaga benzerdi. asansörler tika basa doluydu. Cecilia'ya bakti. eve girdi. basparm agi ile ertesi günün Bülten'ini ortadan açti. mensei Irlanda. öyle gögüsled iler potayi -O'Brien atini oksayarak. bas kirbaci. siralamada 12' inci. otostopçu. kimse yoktu. lanet olsun. cep viskisini çikardi. ama o güne kadar disler i kirik bir tarak ile eski bir mendilden baska bir sey alamamislardi ondan. Jack atin fulelerine b akti. cokeyi Joe O'Brien'di ama Joe 1/9 ile ayni atin üstünden düsmüstü. ve dogru yapmazsan boguluyordun. genç. sol arka cebini gecede 5-6 kez yoklarlardi. yarik ve Kant ve Kimpam. güzel. Kimpam. h adi Lighlhill hasta etme beni. bir yandan kamçiliyor bir yandan da konusuyordu atla. yankesicilere karsi te dbir olarak cüzdanini sol ön cebine koydu. O'Brien 1/25 veren Kimpam'i ile rüzgâr gibi geçti yanindan. Cecilia kosunun liderligini aldi ve ilk dönemece girdiler. geceyi kur-72 tarabiliriz. arkada baska arabalar vardi. cokeyi de hayli yumusakti. çantalarinda cep viskisi ile dolasan kadinlardan geçilmiyordu. sorunla karsilasmadan Kuzey'e vardi. ama evine iki sokak k ala hos bir sey gördü siste. oturdu. bir bira açti ve ise koyuldu. is yapmanin belli bir yolu vardi. geri dönece k hali yoktu. ahali onu tutmamisti. Cecilia hizini kesti. 2/7 ile Cecilia'ya iki ganyan kuponu aldi.on dolarlik giseye kosup 1/20 ile Serenat'a bir. 1/25 üstelik. bir ihtimal. Cecilia vargücünü harciyordu. yas 4. bacaklari çok güzeldi ama durabildiginde kizdan yirmi metre uzaktaydi. programa bakti. Lighthill ya kosuyu çalacak ya da ati bogacakti. ne yaptigini bilmiyordu. bes dakika . kahverengi kisrak. frene asildi. mükemmel bir tuzak. iste o anda O'Brien öne egilmis ve Kimpam'i uçurmustu. sevismenin. bir ihtimal. inanilir gibi degild i. hem de iki kosu önce. Irlanda mi? ve O'Brien? lanet olsun. evinde isik olup olmadigina bakti. mini etek. son düzlüge gelindiginde 4 boy fark yapmisti Lighthil l. boga güresinin. su ya da sarap içmenin. öldürüyorlardi seni.

iki saat içinde bir altilik paket bira ile bir küçük viski içmisti ve yataktaydi. kazanamayacagini bile bile. s on kosuda keriz gibi onbir numarali ata nasil oynadigini düsünüp durursun. yillarin birikimini hiçe sayarak on dolarlik giseye gitmis ve kir saçli giseciye. uyuyord u. "onbire iki ganyan!" demissin ve giseci sana yine "onbir mi?" diye sormus yanlis bir ata her oynadiginda yaptigi gibi.ancak geçmisti ki telefon çaldi. tekrar Bülten'e egildi. 2/9 ile günün en büyük keriz tuzagi. ve en kötüsü. . çoraplar les. ertesi günün tahminleri hazirlanmis. cepte iki-üç burusuk dolar. telefona parmak gösterdi. prof esyonel bahisçi is basindaydi. basini kaldirdi. GÜLE GÜLE WATSON hiç sansi kalmadigini hipodromda geçirilen kötü bir gün sonrasinda eve geldiginde anlar i nsan. mucizenin asla gelmiyeceginin bilincinde. bir sürü farkli yolu vardi delirmenin. yüzünde hafif ve kendinden emin bir gülümseme.

hem de hayli güç bir is. ve koca oglan y azarlik kariyerinin ortasindan sonuna kadar gerçekten kötü seyler de yazdi. tamirciydi Ernie: kagit üstünde tamirat yapmayi seviyordu. nerede güçlü oldugumu söyler. bu duyguya kapilmissam ve formumda degilsem yanlis atlara oynamaya baslarim. daha ciddi bir sorun ASLINDA baska bir yerde olma arzusu -bir koltuga oturup Faulkner okumak ya da çocugunuzun boya kalemleri ile resim yapmaktir istediginiz. ve o gün k ndimi nasil hissettigimi ve ne kadar degistigimizi. . sövalesi ile Paris'te resim yapmali ya da East Village'da avant-garde bir senfoni bestelemelidir. ama bana 74 kalirsa. ama tuhaf bir sekilde hâlâ geçerli bir yani var. daglari asarken filinin kiçini tokatlayan Hanibal ya da ucuz bir otel odasinda kadinini döven bir ayyas. Hem daktilonun basina geçtiginde ayakta yazardi. ki hayli bayat. hiçbir çaba göstermeksizin. dolgun bir günes gibi kafasin-daydi hersey : yazdi. SÜREKLI degistigimizi. buna "ölüm istegi" diyor. Büyük Am erikan Kaybedeni olmak is degildir -herkes yapabilir. aklinin civata-lari gevsiyordu ." derken o köpegin haylaz haylaz gezinisini izlemek.hangi atlarin kazanacagini bilmez ama hangi atlarin kesin kaybedecegini iyi bili r ve basini sallayip yirmiligi almis. hipodroma yillarini vermis bir dostumla konustum bu meseleyi. günümüzde yazmayi beceremeyip Hemingway'e bok atmaya bayilan bir çok elestirmen var. hipodrom bana çabucak nerede zayif. nerdeyse herkes yapiyor zaten. ama hipodroma gitmek insana kendini ve kalabaligi idrak etme olanagi tanir.mina koyayim. beynin. sonra gelsin yanlis bahis ler. "hay . kosular ilerledikçe insan sikilip oyunu oldugu gibi küpesteden d enize firlatmak istiyor. Ernie'nin boga güreslerine neden gittigini biliyorum -basit: yazmasi na yardim ediyordu. bu duyguya kapilmissam ve formumdaysam hipodromu terkederim . ve bunun ne k adar farkinda olmadigimizi. boga güresleri herhangi bir seye eklemlenmis herseydi. aklimi kaçirmis olmaliyim. silah gibi kullanirdi dakt iloyu. hipodrom bir IS'tir sonuçta. bana gelince. o da birçok kez ayn i seyi yapmis. ya da bir kadini mutlu etmelidir. insanin idrak etmesi gereken bir diger sey de ne olursa olsun kazanmanin ZOR oldugudur. kazanirken de kapiliyor insan bu hisse kaybederken de. atlarin üstesinden gelmeyi basaran adam aklina koydugu herseyi yapabilir. ama o haliyle bile digerleri onun yaninda edebi çislerini yapmak için ellerini kaldirip izin isteyen ok ul çocuklarindan farksizdilar. ya da dagda bir magarada bir basina yasamalidir. hipodro m degildir onun yeri. sonra disari çikip o köpegin sonuncu gelisini izlemek. esniyoruz artik bu saptamayi duydugumuzda. kaybetmekse çok kolay. boga güresleri onun için hers eyin resmedildigi bir tualdi.

bakabilirseniz. ama ayni zamanda kosullarin izin verdigi ölçüde sinif cak kagit üzerinde sansi yoksa kazanabilir. üniversitede Yaratici Yazi dersi veriyor olsaydim ögrencilerin haftada bir kez hipodroma gitmelerini ve her kosuya iki dolardan az olmamak kaydi ile o ynamalarini dersin olmazsa olmaz kosullarindan biri yapardim. atin iki ahaliyi çeker. Yaratici Yazi dersi verirken görebiliyorum kendimi. plase oynamak yok." "son kosuda hangi ata oynadiniz?" "Tek-Göz Jack'e." "kerizlenmissiniz. iki yüz metre üzer . plase oynayanlar A SLINDA evde kalmak isteyip bunu nasil yapacaklarini bilmeyenlerdir. Tek-Göz Jack'in hiz i çeken baska bir unsurdur. bakin onlara. hipodromda geçireceginiz bir gün size üniversitede dört yilda ögrenecegini/den daha fazlas ini ögretebilir. ancak hiz ortalamasi iki yüz metre inden hesaplanan buçuk kiloluk handi-kapi vardi ve bu atlamak demektir. sinif atlayan bir at an ortalamasi da hayli yüksekti. HEPSI kaybeder. Bayan Thompson nasil g itti?" "18 dolar kaybettim. "evet. ki ahaliy üzerinden hesaplanmisti. Bayan Thompson.ve kalabaligin soyulmasi yüzyilin korku gösterisidir.

benim bile. sonra gelip yanima oturur. kütüphanelerin yararsiz. bir firt aldiktan sonra iade ederdi. olunca da bugün oldugu gibi agir siklette o lurdu. purolarimizi tüttürüp hayatin hafif ligini hissederek ringe iki boksör çikartmalarini beklerdik. zaten ikisi b irlikte gelirdi genellikle." "Te k-Göz Jack'e.ama görmeliydim onlari önce. Olympic Arena'daki o unutulmaz geceler. oldugu yerde gölge boksu yapan istavroz çikaran. arami/da biri nakavt ile biten birçok on raundluk maç geçmisti. ve gerçekten iri ve sihirli bir kiçti: bir erkegi sol uksuz yere serip betondan gökyüzüne ask sözcükleri haykirtabilecek kiçlardan. ama o daracik elbisenin içindeki iri ve sih irli kiçini çalkalayarak tuvaletten geri gelirken balkondaki bütün erkekler ayaklarini yere vurup islik çalmaya basladiklarinda gururlanirdim.hiz ortalamasi kosunun tamami üzerinden hesaplanan hiz ortalamasindan her zaman da ha yüksektir. bize yaptiklari da acimasizcaydi ve hâlâ hayattaydik. dövüsmek istemiyormus gibi durani seçerdim hep. fazla hareket etmeyen. o günlerde çok fazla danisikli dövüs olmazdi. nakavt olan bendim. "ilk dövüsün favorisi kim sence?" diye sorardi. dahasi. iyi seçerdim boksörlerimi -yüzde doksan gibi." "son kosuda kime oynadiniz. Jane'di adi. ama o ." "sizinki nasil gitti. DempseyFirpo garanti. sairlerin ise özenle yakinmayi seven boklar oldugunu bildigimden barlard an ve dövüslerden ögrenmeye çalisirdim. ben de cep v skisini bir kornet gibi diktikten sonra ona geçirirdim. evet. ilk dövüslerin ukken nehir gemilerinde seyretmisti muhtemelen. 76 acimasizca. hesaplarinizi dikkatli yapsaydiniz atin bir sprinter oldugunu görürdünüz. 1/3 il e sonuncu gelmesi sürpriz degil. b alkondaki abazanlarla ilgili olarak söylenmeye baslardim: "otuzbirci pezevenkler. hey gidi günler. ama böyleydi bu is. öldürecegim orospu çocuklarini!" sonra programa bakar. görmüs geçirmisti. o kadar eski degildiyse bile. çogumuzun yaninda bir kirli sarisin ya da boyali kizil. dayagi yiyen boksör olurd u. tatli sarhos ama. bugün bile kabloya uzanip mikrofonu yavasça asagi çekerken görebiliyorum onu." "yüz kirk dolar içerdeyim. ders bitmistir. Irlandali ufak tefek bir sunucu vardi (Dan Tobey miydi adi?) ve kendine özgü bir tarzi vardi adamin." alyanslarindan ve televizyonun beyin-emici sterilize sanal varligindan önce. ve çogumuz daha ilk dövü baslamadan sarhos olmus olurduk. dünyay i köreltmek için binlerce floresan lamba üreten devasa bir fabrikanin paketleme servisinde çalismisti m. ve boksörlerden biri gongdan önce istavroz çikarmis ve digeri çikarmamissa adamini bulmustun -istavroz çikarmayani seçerdin.

p ra firlatip viskimizi içerdik ve bittikten sonra eve dönüs ve ask yataginda o sihirli delige girme k vardi. ve baskalari.D'yi? Elliot'lari? Sitwell'leri? Enrique Balanosu ilk gördügüm geceyi asla unutamam. hadi koçum hadi aslanim. Hollywood Legion'da sikeli dövüs çok ol urdu. halk kütüphanesini kim ne yapsin? Ezra'yi kim ne yapsin? T. dövüsten önce kuzuya sarilirdi. koltuklari kirardi k. biz oraya gitmezdik. salona mavi puro dumani çökerdi ve nasil bagirirdik. salonu atese verir. boksörle r boksör gibi dövüsürler. o siralar favori boksörüm genç bir zen iydi. Hollywood'lu çocuklar bile asil dövüslerin Olympic'de oldugunu bilirlerdi.S'i? e. ön koltuklara kurulan film yildizlari. ringe küçük beyaz bir kuzu ile çikar. onlara pahaliya patladigi için sikeye fazla cesaret edemezlerdi. Raft gelirdi. saglam ve iyi bir boksör hosgörüyü hake-der. sarhos bir melek gibi uyurdun.günlerde tepkimizi gösterirdik -ringi parçalar. balkondaki çocuklar çildirir. delige vurur vurur. hayli bayagi bir numaraydi ette ama saglam ve iyi bir boksördü. degil mi? .H'i? H.e'yi? D.

sizinki ya da benimki. sonra 4." dedi ve donuyordum ve ölüyordum ve aynanin karsisinda durdum ve MOR'dum! ne saçma! gülmeye basladim. izninizle size benimkinden b iraz söz edeyim. biraktik yagsin üstümüze. ama kabul gören biri oldugum için degil. "tanrim! tanrim!" matrakti ve zavalli Watson bir yerlerde yatiyordu. sonra da abrikalar. ve seviyordu isini. elimde viski asla gerçeklesmeyecek zafer çagrilari haykirip durmustum. kahramanimdi. bir gece.kötücül bir örümcek gibi çikariyordu yumruklarini. sonra yüzlerimiz pencere tarafinda uyuduk. ne yaptigini biliyordu Balanos. SAIRIN DAG EVI delilikle ilgileniyorsaniz. Ölüm Baba'yi bekleyerek. o kadar katila katila gülüyordum ki haliya yuvarlan dim ve kadinim üstüme kapandi ve güldük güldük güldük.neyse. adi da Watson Jones ya da onun gibi bir seydi. Arizona Üniversitesi'nde sairin dag evinde kaldim. harikuladeydi. hiçbir ilerleme kaydetmeden. sonra disari çiktim ve floresan fa rikasinin yolunu tuttum. karsima oturmus bacaklarini sergileyen kadinima küfürler yagdirdiktan sonra kabul edebilmist im. önce Watson'i h iç acele etmeksizin güzelce yordu. adi sani duyulmamis genç Balanos'u çikardi biri karsisina. sabaha kadar yagmur yagdi üstümüze. aklimizi kaçirdigimizdan endise duyuncaya k güldük. ya . dislerimi firçaladim. seri seri seri. Klas ve hav ali bir boksördü Watson -çabuk. ama yetinmeyi bilmeli insan. "Balanos. isini görüyordu. viski içime deniz gibi ak tiktan. yüzü sis ve mor. Ebedi Gerçekle yüzyüze. yaraliydim. sonra kalktik. güle güle Central Avenue. bu raya kadarmis. inan mistim. sabah uyandigimizda çarsaf lar islakti. önce 6 raundluk-lar. açik pencereden içeri hafif bir yagmur yagiyordu. sürekli he teydi. düsünmemek daha iyidir. aynaya bak. sadece tepki veriyor. üç kurus için günde 8-10 saatin katli. üstün boksörün kazandigini ancak gecenin ilerleyen saatlerinde. ikimiz de hapsinp gülerek kalktik yataktan. "tanrim! tanrim!" matrakti ve kadinim "heryerin m orarmis." bardagimi duvara firlatip kadinimi kavradim. genellikle yener zaten. berbat bir geceydi benim için anlaya caginiz. ögürmüstüm dislerimi firçalarken. yemek yi-yemiyecek k adar hasta hissediyordum kendimi. Watson kuz usunu alip evine gidebilirdi. dövüsün sonuna dogru da sazi eline alip evire çevire dövdü kahramanimi. hapsmyorduk. giyindik. ama. öyle güzeldi ki iki kez sevisti . hareket etmiyordu. bir tek günes iyiydi. tepeden tirnaga MOR'sun. beynin ve ruhun parçalanarak. düsünmüyor. ve o APARKÜT. Baska türlüydü Balanos -kollan i ki yilandan farksizdi. bacaklari çok güçlü. saçimi taradim. yataga girdik. b beden ruhu yendi. güle güle Watson. yanlis hatirlamiyorsam Watson nakavt olmustu. O gece Balanos'u ancak mükemmel bir boksörün yenebilecegini anladim.

tam hayalarim serinlemeye. bu yüzden dag evinin kapisinin çalindigi söylenemez. neyse. üstünde siyah boya ile ARIZONA ÜNIVERSITESI yazan çöp bidonuna bos siselerimi kendim attim. si ir dinletisi vermedigimi duyurmus bir sairim. ayikken ise söyl eyecek sözüm yoktur. yoktu yapacak baska bir sey. küvetimi kendim temizledim. gelmedi. sessiz e ona tecavüz etme planlari yapiyordum. sikayetçi degildim. . havalandirma fena sayilmazdi. serinleyip kendime gelmek için yataga girerdim. günde (ve gecede) 4 ya da 5 altilik paket tüketiyordum. orada kal digim süre içinde sicaklik ortalamasi 45 derece civarindaydi ve bira içmekten baska yapacak bir sey yoktu. ondan sonra sabah birami içer.z aylarinda Tus-con'a gitmeyi ancak benim gibi katiksiz bir salak kabul ettigi için. ayrica sarhos olunca ahmaklasan bir insanim. her sabah on bir sularinda siseleri attiktan sonra çöp bido nunun üstüne kusuyordum genellikle. ne var ki arada sirada temizlige gelen ve çok çok çok biçimli bir vücuda sahip zenci bir temizlikçiden bahsedilmisti. ne y apayim. ama o da benim söhretimi duymus olmali ki.

bu sabah olmaz. hâlâ zenci temizlikçiyi düsünen kamisim sertlesmeye. ama benim kitaplarimdan bir tane bile yoktu. birlikte kahvalti ederiz. onlar için de nim için de. banyo yapar. yaslaniyorlardi. sadece bu kadar yakinken anliyorum. buk. enazindan o dag evinde. erteleyelim. sagol. sevmistik birbi rimizi. dogru duymusum. binbir çesit saglik sorunlari vardi. tamamen ölü bir yerdi anlayacaginiz. Shapiro. ama 81 yasindaki Baba içtigim her biraya bira ile karisilik veriyordu.. ne olur. uyandigimda bir bira daha içer ve kirk bes derece sicaklikta büyük editörün 8-10 blok ötedeki evine yürürdüm. karimla birlikteyim. bütün yapacagin karayolunun ters istikametinde yürüyüp her karsina ç kana KAMPUSUN KAFETERYASI NE TARAFTA? diye sormak. pekala. kahvalti ister misin? ne ister miyim? kahvalti. orada olacagiz. ne var? bütün yapacagin her karsina çikana KAMPUSUN KAFETERYASI NEREDE? diye sormak.. uyutuyorlardi beni: Pound. tanrim.midem toparlanmaya. yattigim yatakta yatan Creeley ve benzerleri yü/. sonra üç ya da dört bira içer. ama o isten sorumlu Arizona profesörü benim k ente gelecegimi . Olson. kampusun kafeteryasinda bulusmaya ne dersi n? kampusun kafeteryasinda mi? evet. evdeki siir kitaplarindan birkaçini okur ve kö bulurdum dogal olarak. yüzlerce kitap v e dergi vardi ortalikta. her karsina çikana KAMPUSUN KAFETERYASI NEREDE? diye sor. siçtigim helaya s n. saniyorum. bir plak kaydi için bulunuyordum orada. offf. evet. sana çok yakiniz. büyük editör Bukowski? evet. Creeley. üzücüydü.. onlar içmiyorlardi.ünden ruhum bulanmaya baslarken telefon çalard i. genellikle yolda bir içki dükkanina girip iki altilik bira satin al rdim..

büyük edi törle tartistim.ögrenince ülser sikayeti ile St Mary Hastanesi'ne yatmisti. iki gün daha tuttular hastanede. yangin. arka odaya gidip Baba ile televizyonda mini etekli kadinlarin dans ettikleri bir program seyrettim. dünyanin sonu. Benimki . 81 yasinda bir adamla içki içip bir seyl erin gerçeklesmesini beklemekten baska yapacak. taburcu olacagi gün çakir ke yiftim. bizzat aradim onu. sey yoktu: temizlikçi kadin.

ne is yaparsin. Tarih. Baba'yi bilmiyorum. yapili bi r tiple. birader. bir sey degil. komünist komplosu muhtemelen. Arizona Üniversitesi'nde resim dersi veriyor. müsade etti. bu da çogunun söylediginden fazlaydi. ha. iyi çocuk. ve bana. bir resmin iyi olup olmadigini anlamak için kullandigim gizli formülü anlattim ona. her ne dense. gür sakalli. yüzünde bir karis sakal var. n e is yaparsin? resim. dedim. ben de resim yaparim. Siir. ama bir gece kendimi kentin öbür tarafinda buldum. kocasini bir bara götürüp üst üste üç sek skoç bile içirtmistim. müsade etti. kirmizi saten külotunu yüzüme sallayip durmustu. . dedim. birkaç bira içlikten sonra gitmeye karar verdi. adi ne dedin? tekrarladim adini. . ilgilenmedi. aslinda seni arzulamiyorum ama bir seyler hazir edebilirsen bana sahip olabilirsin. sonra gür sakalli. o mu. kizin teki duvardan çikip barin üstünde dans etmisti. dag evine vardigimizda biralari açtim ve resim konusunda aydinlattim çocugu. dedi. ama beni eve getiren adamdan da bahsettim. uzun boylu.. Seks. Roman ve Tip üstüne yaptigim bütün o konusmalar bosa gitmisti. çalisip bana bakabilecegini söylemekten baska bir sey gelmedi elimden. ya da Archnip. profesör. sonunda herseyi unutmasini söyledim. her konuda iskembeden atip duruyorduk. Archer.kalkmisti. kocasi ile Hukuk. bir Chesterfield ikram etti. incecik beyaz kil lar vardi bacaklarinda -bir dakika! karisi 25 yaslarindaydi!. ve bacaklarini elleyip bir se yler hazir etmeye çalisiyordum ama Chesterfild'ler ve içki beni bitirdigi için ona benimle Los Angeles'a gelebilecegini. resiml e yazmak arasindaki farki da.yani elektrik isiginin altinda beyaz gibi görünüyorlardi o uzun bacaklarda. diye sordum ona. resmin yazidan farkli olarak sizin için neler yaptigini. yapili adamin basi masanin üstün e yigildi ve ben karisinin bacaklarini ellemeye basladim. baska ne olabilir? ertesi gün daha kisa boylu ve daha seyrek sakalli bir tip arabasi ile beni geri g etirdi. dedi. içtik ve içtik ve içtik ve paket paket sigara tükettik -Chesterfield. iyi biri. deyip duruyordu. o barda kalmamakla hata et mistim. beni getirdigin için çok tesekkür ederim. ya da öyle bir seydi adi. kadinin bana bütün söyledigi Los Angele isteyebilecegiydi. büyük editör arayip beni kahvaltiya davet ettiginde ona bir kez daha hayir demek zoru nda kaldim. o fazla konusma di.

Agustos. efendim. öbür müzikleri dinledim. v frekanslardan birinde bir tür yarisma ya da ona benzer lanet bir sey vardi -dogum tarihinizi söyle menizi istiyorlardi. üzgünüm. dedim. yok ya? sunucu kapatti. falan filan. dedi kadin sunucu ba na. biralari dikip öbür müzi inledim. kaybettiniz. önce dogdugunuz ayin ça ldiklari parçaya . çilginlik: San Francisco'ya gelirsen çiçek tak saçina. Kasim da dogmus olsaydiniz. hey hey.hay allah. küçük radyoda senfoni programlari yoktu. yok ya? dedim. bugünü yasa. kazanacaktiniz.

kirli külotunu bile koklatmaz sana. ya da bir tür böcek can çekismektedir önünde. otobüs gecikirse alisveris merkezinde beklemesini söyled im. çantami alip 47 derece sicaklikta otobüs duragina yürüdüm. editörün evine varip bir bira açmamla haslane den yeni taburcu olmus profesörün arabasi ile gelmesi bir oldu. Niagara selalesi gibi akiyordu ter üstümden. dedim kendi kendime. yabancisindir. oradan çiktiginda dokuz kez tecavüze ugramis gibi hissedersin kendini. buk'u kil payi ile kaçirmissin. bir kanadi hareketli digeri hareketsiz. hizli hizli bati istikametinde yürümeye basladim. bavulumu yapmaya basladim. temizlikçi kadin gelmemisti. ikisini d e tutturmussa-niz YOL VE MOTEL MASRAFLARI DAHIL LOS ANGELES'A BEDAVA SEYAHAT kazaniyordunuz. biraz önce dag evine ugradim. buzdolabina gittim. hersey yapaydir. sahtekar orospu çocuklari. bütün yapacagim üç blok kuzeye yürüyüp bati istikametine giden büse binmek ve Elm duraginda inmekti. buk. mermer fiskiye toz kaplidir. 19'u filan. . dedi editör. büyük editör o tarifesini anlatmisti bana. dedi. ama kazulet karinin tekidir ve bunun farkinda bile degildir. ondan sonra dogum gününüzü deniyordunuz. buk her zaman kendine bir kafes insa e der. ÖLÜM ELINDEKI HAÇ. bir kola. anliyor musun? tezgah a gidip bir paket sigara almak istesen biri gelene kadar bes dakika geçer. "savas o kadar da kötü bir sey degildir." diyen birini de taniyorum. alisveris merkezlerini sevmiyorum! a lisveris merkezlerinde olmaktan hoslanmam! orada oturup mermer fiskiyeyi seyredersin. bavulumu bir elden ötekine geçirdim. kentte son günümdü. istemeye istemeye siparisini alir. hava sicakligi 47 derece. sicak ve bükülmüs bir kagit bardakta getirir kolayi. kitaplari bavula koymam gerekiyordu. 7'si. anlamiyor musun? dedim editöre. dedi editör. böcek hâlâ can çekismektedir otobüs hâlâ gelmemistir. ne yapti. alisveris merkezine girip bekle. içersin. kaldigim yerden gara bir taksi tutabilird im ama büyük editör bana bazi kitaplar vermek istiyordu. alisveris merkezleri o kadar da kötü degildir. sonra garson gelir nihayet. islerine geldigi g ibi uyduruyorlar. lanet olsun. canin kola filan çekmiyordur aslinda. biliyor musun? bu sicakta bavulu ile buraya kadar yürüdü. dedi sunucu. lanet otobüs görünürde y ir küfür salladim. kimsenin arabasi yoktu. neyse. dedim. kampusun kafeteryasinda yemek yemez. kentten ayrilacagimd an emin olmak istiyordu anlasilan. bir karinca geçer.uymasi gerekiyordu. otobüs duragina erken varirsan orada bekleme. iki-üç ki si sana buz gibi bakar. bi r kola iç. içeri girdi. tabii.

alisveris merkezlerinden hoslanmam. motosikletli polislerden ve yogurttan hoslanmam. tren iki saat gecikmeliydi. binlerce siürimi basti ve KIM OLDUGUMU BILE BILMIYOR! profesör güldü. Disneyland'den. çünkü kerteriz alabilec egim baska bir sey yok. tanrim..ama tanri askina. evhamlarim ve önyargilarim var ve onlardan yola çikmak zorundayim. profesör bizi tepedeki evine konuk etti. midilli atlarindan hoslanmam. büyük cam pencer eden lanet kent . profesöre döndüm -bu adam on yildan beri kitaplarimi basiyor. ki bir seydi. kampus kafeteryalarindan hoslan mam. tanrim. Bobby Kennedy'nin alnina düsen manik-depresif saç tutamindan da hoslanmiyorum. Beat les ve Charley Chap-lin'den hoslanmam..

o kadar da kötü degildi aslinda. yagmur altinda beni gara götürdüklerinde ceplerim küçük siselerle doluydu -seftali konyagi filan. onunla çocuguymus gibi konusuyordu. Meksikalilar. ter gibi. ve tren gara girdi. radyoyu dinliyordu -San Francisco'ya gelirsen çiçek takmayi unutma saçina. kesiyor ve siçiyordu: bisiklet pedallari. dikkatli olma k zorundaydin lastigi makineye yüklerken. Los Angeles bana dogru geliyordu. kafayi yemisti. ihtiyar. kaldiriyor. terliyor. insanin üstüne düser düsmez kuruyan sicak bir yagmurdu. seviyordum neredeyse. Kizilderililer. KENDI 84 ALISVERIS MERKEZIMDE KISTIRMISTIM ONU. dünyadaki tek kent. cani cehenneme. yoktu 110. dikizlemekle yetin daha iyi.görünüyordu. profesörün karis anoya oturup biraz Verdi zirladi. egiliyor. küçük bir bebegi vardi. ama benden baska israr eden olmadigi için bir hanimefendiye yakisir sekilde çekildi. kaçiklar ve üç kagitçilarla birlikte tre ne bindim. ama intikamimi aldim büyük editörden. bir kamyonun üstüne oturup seftali k onyagini yudumladim. makine lastigi istenilen ölçülerde kesip biçiyordu. benim kentimdi. cani cehenneme.. bir tane daha çalmaya ikna etmeye çalis tim.. vagon numaram 110'du. ayisigi ile aydinlanmis o bacaklara baktim ve kizin bebekle konus masini dinledim. son üç yilda iki isçinin basina . bütün diger kentlerden daha bok bir kentti ve bu onu matrak kiliyordu. yana dönüp ayisigi ile aydi nlanmis tren penceresinde o nefis bacaklari seyrettim. kiçi cennetin dibini çagristiran mavi elbiseli bir kiz vardi. yeter ki dene. bavulumu teslim ettim ve onlari orada biraktim. büyük editör aci çekiyordu nihayet. büyük editör benden ne yapmami beklerdi acaba? Hem olsa ne yapardi? Dos Pas-sos? Tom Wol fe? Creeley? Ezra? ayisiginin aydinlattigi bacaklar anlamini yitirmeye basladi. kalkip vagonumu arayarak yürümeye basladim. ve elimi cebime sokup küçük siselerden birini dah a açtim. zenci temizlikçiyi. egiliyo r. yarik dolu. dus boneleri. benim seftali konyagim. ve emzik emer gibi emdim sisemi ve Los Angeles geldi. Meks ikalilar ve Kizilderililer horluyorlardi. APTAL ISALAR üç adam ham lastigi makineye yüklüyor. daha sonra 110 'un 42 oldugu anlasildi. orada da bir yarik vardi belki. iyor. ona sahip olabilirsin. yeterince güçlüydü ama kendini iyordu -varyasyon tonalitesi olmaksizin kesintisiz güç. profesörün karisini alkislayip bir tane daha çalip söylemesi için pohpohladim. ve sairin dag evinde Bukowski yoktu artik ve onu görebiliyordum. kolunu kaptirman isten bile degildi. sicak su siseleri. diye geçirdim içimden. a ma onu mutsuz etmekle kalacaksin.ve o zenci temizlikçi nin aski kabarmisti ve kimse yoktu ortalikta. demek istedigim. ayni filimlerdeki gibi. öbür yanima dönüp mor daglara baktim. ve Los Angeles geliyordu. birsey birsey. oturup Los Angeles tre nini bekledim.

" 86 . Dan Skorski lastigi makineye yükleyenlerden biriydi. Peterson'a ise bir süpürge ile bir faras vermislerdi. saniyeler dakika gibi. sekiz saatlik vardiya bitmek üzereydi. ve bas ini kaldirip baktiginda kubbeli dairede 5 kisi seni gözlüyordu. yürürken ayaklari yere degmiyordu bile puronun. aksamdan kalmaydi. ne zaman baksan seni izleyen on GÖZ. çok zor geçmisti sekiz saat. adi Bay Blackstone'du. dakikalar saat. Herkes Peier-son'un bütün bu isleri tek kolla ne kadar iyi yaptigini konus uyordu. tuvaletleri temizliyor. Durbin'in maasini kes-memislerdi -gömleginin bir kolu sarkmis iskemlede otururdu bütün gün. çöpü bosalti yor.gelmisti: Durbin ve Peterson. Dan zaman kartini basmak üzereydi ki puroyu andiran ince uzun bir adam girdi içeri. çikiyorum buradan. tuvalet kagitlarini asiyordu. "Hangi cehenneme gittigini saniyorsun?" "disari.

insanliktan çikmislardi. yiginla lastik lastik lastik ve kubbeli dairedeki 5 kisi durmadan zenginlesiyordu. "yarin lastik fabrikasindan yeni m al gelecek." dedi puro. yataga girdi ve yillardan beri uyumadigi kadar huzurlu uyudu. nerede olduklarinin farkinda bile degiller artik. Blackstone. her seye gülüp sürekli birbirleri ile alay ediyorlardi. Skorski. yapamam." "tamam." "bir bina daha kiralayin. "ne?" "'MESAI' dedim." o binadan çiktiginda her kovuldugunda ya da isi biraktiginda hissettigi o harikul ade mutlulugu hissetti. "hayir. isçiler bunu mutlaka söylerlerdi ona. diger yansi da yeni arabalara. yer açmak zorundayiz. onlari orada birakmak -"burada bir aileyiz." "isimden oldum öyleyse. ruhlari damgalanmisti. katledilmislerdi. BAK sunlara! su zavallilara bir bak." "ya herkes gibi mesaiye kalirsin ya da isinden olursun. istikbalini garanti altina aldin!" is ne kadar boktan olursa olsun. "gücüm kalmadi." "çekini postalariz." "nasil tasiyacagiz bu mali?" diye sordu puro. maaslarinin yarisi vergiye. Skorski içki dükkanina ugradi. üretimin. ayni insanlari ölümüne çalistiriyorsu uz. ve mesainin en kötü tarafi ne zaman biteceginin belli olmayisiydi."MESAI. gecikmesin. yataga gir ve ertesi gün makineye yine lastik yüklemek üzere yataktan kalk. si parislerin. bina sürekli patlama halindeydi. makineye yüklenmemis tonlarca lastik. bilemezdin . gözleri sulanmisti." ve dogruydu. donuk ve deli bakiyorlardi . lastik ku sarak. "iyi adamlar bunlar." "sana hiçbir sey ödememek geçmiyor degil aklimdan." dedi Dan. iki saatten bes saate kadar sürebilirdi. "ISININ BASINA!" dedi puro. renkli tele vizyonlara. hiçbir sey yapmadan s iseyi içti. "elbette. makinelerin sonu gelmiyordu. bir sise Grandad kapip eve gitti. Skorski. etrafina bir bak." "Sendika. bosalarak. beyinlerine zarar veriyorsunuz." Dan etrafina bakindi. ondan sonra eve dön. daha fazla isçi çalistirin. çalar saat sabahin alti buçug unda onu yapay ve ." dedi Bay Blackstone. aptal karilarina ve dört bes farkli sigorta poliçesine gidiyor. bu mali yukari tasimak zorundayiz.

Dan kapatti. sonra yumurtalarin altini söndürüp yataga girdi ve iki saat dah a uyudu. Uz akdogu'ya bile dagitiliyor. tencereye iki yumurta koyup altini yakti ve Sig-no'yu aradi.. lastikten metale. bas editör World Way Yayincilik." dedi Signo. bize katilmayi kabul ederseniz onur duyacagiz. Skorski uçaga binmeden önce epey içmisti. Avustralya. Tam aradigimiz gib i bir editör oldugunuzu düsünüyor. bazi adamlar sürekli çok mes guldü. 1962-63 yillari arasinda SAKAT KUS adinda bir derginin editörlügünü yaptiginizi ögrendik ve dergi için yaptiginiz seçimleri çok begendik. havaleyi çikarin. çok geçmeden bütün yolcularla konusuyor. Dan bir bira içti." dedi Signo. "elbette. ama dünyanin en büyük yazarlarindan birkaçini yayimlamist i Signo. "bunu mektubumda belirttim. on eski . ama uçusun yarisinda v iskiyi bitirdi ve hostesten içki istemeye basladi." kapatti. "sizi sabirsizlikla bekliyoruz. "gerçekten istiyor musunuz beni?" diye sordu Dan. iki alka seltzer aldi ve posta kutusuna bakti. bilmiyor du nedenini.. ve evet. viskinin üstüne hiç de iyi gitmiyordu. Yayimlarimiz Avrupa. Burada. çok mesguldü belki de Signo. Birkaç yil önce. hostesin ona ne verdiginin bile farkinda degil di -morumsu. S igno'nun sesi metal bir borunun içinden geliyordu sanki. Sevgili Bay Skorski: Öykülerinizi ve siirlerinizi uzun süreden beri hayranlikla takip ediyoruz. geliyorum. ögleye kadar uyudu. yaninda da biraz Grandad vardi. New York Üni versitesi'ndeki resim serginizden de hayli etkilendik. ve hayli samimi konusuyordu. belki de Si gno'nun sesindeki metal tini yüzünden. bir mektup." "para yolda. Ilgileniyorsaniz bizi ödemeli olarak ara yin. Adimizi duymus oldugunuzdan eminim. Baslangiç için haftada 200 dolar verebi liyoruz. New York uçagina bindiginde huzursuzdu. Afrika. tatli bir içkiydi.acimasiz insanliga uyandirmayacakti. en içten dileklerimle D. World Way Yayincilik'ta bir editöre ihtiyacimiz var. anlasabilecegimizi umuyoruz. mektubundaki gibi resmi degildi. ilk kez uçuyor oldugu için belki." "pekala. kalkti. size uçak biletinizi ve yol masrafinizi havale ederiz.R Singo.

önce gülmüslerdi. Rocky. çorap larini kurumalari için . kimse duramadi karsimda! nasil ayaga kaldirirdim se yirciyi!" sonra midesi bulandi. çoraplarini yikadi ve yalinayak çikti disari. Rock'yim ben. ayakkabilarini ve çoraplarini çikardi. ama israrciligi karsisinda susmuslardi: "Evet. kusmugunu ayakkabilarina ve çorapl arina bulastirdi.sampiyon Rocky Garziano oldugunu söylüyordu. zor atti kendini helaya.

bir yere birakti, ayakkabilarini baska bir yere, sonra da unuttu onlari nereye b iraktigini. koridorda yürümeye basladi, yalinayak. "Bay Skorski," dedi hostes onu görünce, "yerinize oturun lütfen." "Graziano. Rocky, ayakkabilarimi ve çoraplarimi kim çaldi, onu söyleyin siz bana. yak alarsam ikiye ayiracagim onu." koridora kustu, yasli bir kadin yilan gibi tisladi ona. "Bay Skorski," dedi hostes, "yerinize oturmaniz gerekiyor." Dan hostesi bileginden kavradi. "hoslandim senden, hemen burada tecavüz edecegim sana! gökyüzünde tecavüz! BAYILACAKSIN! eski boksör, Rock Graziano Illinois üzerinde hostese tecavüz etti! buraya gel!"

Dan hostesi belinden kavradi, korkunç bos ve aptal bir yüzü vardi kadinin; genç, bencil ve çirkin, bir tarla faresinin zekasina sahipti ve memeleri dümdüzdü, güçlüydü ama. kollarindan siyrilip p t kabinine dogru kostu. Dan biraz daha kustu, sonra yerine oturdu. yardimci pilot geldi, devasa kalçalari, iri bir çenesi, üç katli bir evi, kaçik bir karis i ve dört çocugu vardi. "Hey, arkadasim," dedi yardimci pilot. "ne var, moruk?" "aklini basina topla, kargasa çikardigini duydum." "kargasa mi? o da ne? ibne misin yoksa?" "aklini basina topla diyorum sana!" "git lan! biletim var benim!" devasa kalçalar emniyet kemerini tuttugu gibi bir mongo agacini hortumu ile kökünden söken bir filin rahatligi ve güç gösterisi ile bagladi. "YERINDEN KALKMA!" "Rock Graziano'yum ben!" dedi yardimci pilota, yardimci pilot kabinine dönmüstü bile. hostes gelip de Skorski'yi koltugunda ve emniyet kemeri bagli görünce kikirdadi. "YIRMI SANTIM gösteririm sana!" diye bagirdi Dan hostese. yasli kadin yilan gibi tisladi yine.

havaalanindan yalinayak çikti, Village'a bir taksi tuttu, bir oda bulmasi zor olm adi, kösedeki bari da

çabucak buldu, sabahin ilk saatleri-na kadar o barda içti, hiç kimse çiplak ayaklan ile ilgili tek soru sormadi ona. kimse onu farkedip tek kelime etmedi. New York'da oldugu kesindi. ertesi sabah yeni ayakkabi ve çorap almak için dükkana yalinayak girdiginde bile kimse bir sey söylemedi, yüzyillar geriye giden, anlamin ve/veya duygularin ötesinde karmasik bir ke ntti New York. iki gün sonra Signo'yu aradi. "yolculugunuz iyi geçti mi, Bay Skorski?" "evet, tesekkür ederim." "ögle yemegimi Griffo'da yiyecegim, hemen kösededir, yarim saat sonra orada bulusali m mi?" "nerede bu Griffo? yani adresi ne?" "taksi soförüne Griffo de, kafi." kapatti. Signo kapatti. taksi soförüne Griffo dedi ve çok geçmeden oradaydi, içeri girdi, kapinin önünde durdu. 45 i vardi içeride, hangisi Signo'ydu? "Skorski?" diye bir ses duydu. masalardan birinde oturuyordu. Signo. yaninda biri daha. kokteyl içiyorlardi, masa ya oturdugunda garson onun da önüne bir kokteyl koydu. isler yoluna giriyordu galiba. "ben oldugumu nasil anladin?" diye sordu Signo'ya. "ben anlarim," dedi Signo. insanin yüzüne hiç bakmiyordu Signo, içeriye her an bir kus veya

Ubangi'den zehirli bir ok girecekmis beklentisi ile insanin kafasinin üstünden baki nip duruyordu. "bu Garip," dedi Signo. "evet, oldukça," dedi Dan. "hayir, bu Bay Garip demek istiyorum, kidemli editörlerimizden biri." "merhaba," dedi Garip, "öykülerinizi ve siirlerinizi hep hayranlik duyarak okudum." Garip ise öbür türlüydü: her an bir sey çikabilecekmis gibi yere bakip duruyordu -yag sizin isi veya bir vahsi kedi veya hamamböcekleri-nin istilasi, kimse bir sey söylemedi. Dan kokteylini bitirip onlari bekledi, çok yavas içiyorlardi, önemi yokmus gibi. birer kokteyl daha içtiler, büroya gittiler...

masasini gösterdiler ona. masalar birbirlerinden buzlu camdan bölmelerle ayrilmisla rdi, camin ötesini göremiyordunuz, masanin arkasinda beyaz camdan bir kapi vardi, kapali, dügmeye basti ginda masanin önüne buzlu camdan bölmen iniyordu, orada sekreterlerden birini düz-sen kimsenin ruhu du ymazdi, sekreterlerden biri gülümsemisti ona. tanrim, ne vücut! dipdiri ve düzülmek için haykiran o vücut, sonra da gülümseme... ortaçag iskencesi.

masanin üstündeki sürgülü cetvelle oynadi, on iki puntoluk matbaa harflerini ölçmekte kull liyordu, cetvel hakkinda hiçbir sey bilmiyordu Dan. orada oturup cetvelle oynamaya devam et ti. kirk bes dakika geçti, susamisti, masasinin arkasindaki kapidan çikip camlarla çevrili diger masalarin yanindan geçti, her camdan bölmenin arkasinda bir adam vardi, kimi telefondaydi, kimi önündeki kagittan ka ristiriyordu, ne yaptiklarini biliyorlarmis gibi görünüyorlardi. Griffo'yu buldu, bara oturup iki kokte yl içti. sonra masasina döndü, oturup cetveli ile oynadi yine. yarim saat geçti, sonra kalkip Griffo'ya gitti yine. üç içki. tekrar cetvele, tekrar Griffo'ya. kaç kez Griffo'ya gittigini bilmiyordu artik, ama günün ile rleyen saatlerinde masalarin yanindan geçerken adamlar dügmelerine basip camdan bölmelerini indirmeye bas lamislardi, o yürüdükçe bölmeler iniyordu, flip, flip, flip, sadece bir editör bölmesini indirmemisti. Da urup ona bakti -ölmekte olan devasa bir adamdi, gerdani kat kat, yüzü sis, bir çocugun plaj topu gibi y usyuvarlak, adam Dan'e bakmadi, tavana bakiyordu ve çok öfkeliydi -yüzü ön ce kirmiziydi, sonra beyaz. Dan masasina gitti, dügmeye basti ve kendini hapsetti, kapisi çalindi, kapiyi açti. Signo. Signo Dan'in basinin üstünden bakti. "sana ihtiyacimiz olmadigina karar verdik." "dönüs masrafimi kim karsilayacak." "ne kadar tutar?" "175 dolar isimi görür." Signo 175 dolarlik bir çek yazdi, masanin üstüne koydu ve disari çikti...

Skorski, Los Angeles yerine San Diego'ya gitmeye karar verdi, çoktandir Caliente hipodromunda oynamamisti, hem denemek istedigi yeni bir sistemi vardi, agirlik-mesafe-hiz ili skileri üstüne kuruluydu sistem, uçakta hayli ayikti bu kez. bir gece San Diego'da kaldi, sonra Tijuana'ya bir taksi tuttu, sinirda taksi degistirdi, Meksikali taksi soförü kasabanin merkezinde iyi bir otele götürdü onu. iç nde paçavralarinin bulundugu çantayi odadaki dolaba sokup kasabayi kesfe çikti, alti sular iydi, pembe günes kasabanin yoksullugunu ve öfkesini dindiren bir merhem gibiydi, zavallilar, Amerik a'ya bu kadar yakin

. firçalarini çikaracakti.olmak. içkilerini yudum lamakla mesgul dört-bes Meksikali vardi sadece. bir kadin bir erkegi 9. defterlere. kadin yoktu. sonra elektrikli bir daktilo a lacakti.000 farkli biçimde öldürebilirdi. müzik dolabinda Meksika müzigi çaliyordu.. muhasebe defterlerine göre alacakliydi. bir bara girip tekila söyledi. ama köpekbahginin karnina dolanmis bir sazan gibi zenginligin ancak küçücük bir parçasini koparabilmek. zate n o anda son istedigi seydi herhalde yarik.. kadin sorun degildi Tijuana'da. dilini konusup yolsuzlugunu bilmek. kadin ayakbagi oluyordu insana. Fransiz sarabi içecek. iyi yasa akla kötü yasamak arasindaki fark biraz talihti ve Dan talihinin biraz açilmasi gerektigini düsünüyordu. sistemini basari ile uygulayip 50-60 bin dolari kaptiktan sonra Los A ngeles ile San Diego arasindaki sahilde küçük bir ev satin alacakti kendine. her gece okyanus kiyisinda yürüyüse çikacakti.

henüz ögle saatleriydi. bar men tekila ile geldi. ama huzurluydu içerisi." dedi.• yordu. ayni 4-5 adam oradaydi.barmene günlerden ne oldugunu sordu. bara gitmek için çok erkendi. kahve ise kötüydü. "güzel bir kiz ister misin.. jambon sert. perdeyi çekti ve uzanip Meksika ayini seyretti. neyse. Tijuana ilaçti onlar için. biraz huzur nihayet. nasil bir sözcük tü o öyle? kültür. ölümü hiç düsünmemis. ama Amerikalilar bilmiyorla rdi Meksikalilarin onlardan ne kadar nefret ettiklerini. hve daha içip o tatli Meksika sigaralarindan bir tane içti. sikayetçi degildi ama.mdan z iyade genel olarak insanlikla ilgiliyim. kimse ona bulasmadi. Amerikalilar ya da Teksaslilar ya da bilmem ne olarak. bostu içerisi. barmen de uzaklasti. ama Me ksikalilar için öyle degildi. gerçekti. iyiydi orada olmak. kalemle yazami. farkli yaniyordu Meksika sig arasi -canliymis gibi sicak. o kimseye bulasmadi. hayati ise çok az. Amerikalilar için kitaptan tarih olmaktan öteye gitmiyordu. barmen. senyor?" diye sordu barmen. gördükleri her kadina fahise. içinden. ama Amerikalilar Meksikalilardan çok az savas kazanabildiklerini unutuyorlardi. daktilonun makineli tüfegi andiran sesini seviyordu. ama atlar cumartesinden önce kosmuy orlardi ve daktilosu yoktu. boga güreslerinin bile içine etmisti Amerikalilar. içti ve Meksika müzigini dinledi. "sagol dostum. parayi göster yeter ki. spesifik olarak . "ama ben bir yazarim. orada oturup baska bir kültürün arka kapisindan girmek." diye cevap verdi. diye g eçirdi ve uyudu. yaziya katkisi vardi. ve sarhos oldu. ceplerindeki dolarlarla Tijuana'yi satin a lmis gibi dolasiyorlar. Amerikali turistlerin bes günlük cehennemde n sonra iki günlük cennet yasayabilmek için siniri geçmelerini beklemek zorun-92 daydi. . Bir tekila daha söyledi. garson kadin sisman ve bir hamamböcegi k dar aptaldi -hayatinda dis agrisi çekmemis. Aleseo. ayni bara gitti Skorski. yumurta lar fazla pismis. Meksika müzigi çaliyordu yine. bir süre için Amerikan topragin dan uzak olmak iyi bir duyguydu.. "persembe. herseyin içine ediyorlardi. bir persembe aksami bir Meksika barinda bir Amerikali olmak hiç d e kolay degildi. her polise çizgi roman karakteri muamelesi yapiyorlardi." böyle kendini begenmis bir laf ettigi için kendini kötü hissetti. 4-5 saat boyunca içti. ertesi sabah jambonlu yumurta yiyebilecegi bir kafe buldu. iki günü daha vardi öyle yse. sonra odasina çikti. allar cumartesi gününden önce kosmuyorlardi. kabizlik çekmemis.

ama onu öldürmelerini çok istemisken. ve sarhos olup masalarinin üstüne sizmist i. ora da oturan 4-5 kisinin anlatacak bir hikayeleri vardi belki. zenci-yandas-liginin entelektüel bir yutturmacaya dönüsmesinden çok önce Central Bulvari'ndaki zenci barlarinda oturdugu günler geldi aklina. onlarla konusup ayni beyaz adam gibi düsündüklerini ögrendiginde hayal kirikligi na ugrayisi -paradan baska bir sey düsünmüyorlardi onlar da. ölüm gidilebilecek tek yolken öldürmemislerdi onu. simdi de buradaydi.dünden daha nazikti sanki. . Meksika.

bir süre sonra gülüsmeyi ve bag irmayi birakmislar sessizce seyrediyorlardi yine. hiç durmadan. nihayet. müzik dolabini sürekli besleyip Meksika müzigi çaldi. 1955 yilinda bir kez daha. bir bankin üzerinde. ya da o t embel dört günesinde pencerenin kenarinda dolanan sinekler gibi. sonra BOSUNA olacagini bildigi har ekete gelmisti sira. iskemle ve barmenin temizlik bezi ile boga güresi bile yapti.gitmesini söyledi. Dan gözlügün arta kalanini gömleginin ön cebine soktu. bütün parasi o cüzdanin içindeydi. sikilmaya basladi. boyunlarinin isleyisinden nefret etmisti hep. nasil böyle hareketsiz oturabiliyorlardi? kozanin içi gibi.. bes sessiz a dama içki ismarladi. kadin gelip yanina oturdu. firsatçilar gelip her-seyi bok etmeden çok önce oradaydi o. tekilaya devam etti. kurtulus. umdugundan biraz da ha yasliydi. eline bes dolar tutusturup usturuplu bir sekilde -ona göre en azindan. ve onlara asla anlatamayacagi aptal bir hikaye vardi. Centr al Bulvar'i yasiyordu bir kez daha. gitmisti cüzdani. tekila üstüne tekila söylüyordu. agzinin tam ortasinda altin bir disi vardi. bilmek zorundaydi. cesaretle ndiriciydi. Dan Skorski parkta uyandi. camlarindan biri çerçeveden firlamis havada sallaniyordu.. plazada. sonra yerinden kalkip dans etmeye basladi.. insani uyutan Romantik-melodik bir seyler vardi içinde. kadin gitti. dokunmasi ile yere düsüp parçalanmasi bir oldu. kadin istedi. ama mükemmeldi. bir kulagindan sarkiyordu. ru hlarina ulasmaliydi! ruhlari vardi mutlaka. arka cebini yokladi..çabuk sarhos oldu. bardaki bes kisi ve barmen oturmus onu seyrediyorlardi. Meksikalilar gülüsüp bagirdilar. sonra basindaki gözlügü fark etti. gece islak ve kirli bir kedi gibi Ti-juana'ni n ruhuna sokulurken dans etti. aptal kanlar ve aptal patronlar ve aptal baskanlar ve aptal Isalar gibi. bü tün gece sallandiktan sonra betona düsüp parçalanmisti. biraz hayat nihayet! Dan müzik dolabini beslemeye ve dans etmeye devam etti. ama mecburdu. en ufak bir istek duymadi onu düzmek için. güzeldi günes. mükemmeldi. aptalcaydi.. çogunu anlamiyord . Skorski kalkip müzik dolabina bir tomar bozuk para atti. su MOR ISIKLI mahallede o tururken sarhos . çilgin gibi elbette. bir güvercin geçti ayaginin yanindan aylak aylak. ilk farket-tigi sey günes oldu.. günes batarken barmene içki ismarladi.

Ise koyulmustu Skorski. bir gece kafayi iyice çektikten sonra o bahçeye gitmisti. MOR BIR ISIK DÖKÜLÜYORDU ÜSTÜNDEN. yasli k adinlar bahçede oturmus Isa'yi seyrediyorlardi. keyifsiz. çiçekli bir bahçenin ortasindaki cam bir kulübenin içine gerçek boyutlarda bir Isa koymuslardi.. hüzünlü.oldugu gece. . uyuz olmustu Dan. zordu ama. ayaklarina bakarak duruyordu o kulübenin içinde.. Isa'yi o plastik kafeste n çikaracakti.

96 . hiçligin Meksika plazasinin sonuna kadar. LACIVERTMIS en azindan. Özgürlük Ülkesine dogru degil eye. ki yakindir. ama Kuzeye. geri zekalilarin ellerindeydi hersey. ya da etmisti. istedigi sey onlardaydi." gerçekten üzgün uzaklasmisti çocuk.sonra bir adam gelmisti kosarak.. 95 onlarin verecekleriydi istedigi sey. "kizkardesimi .ikmek ister misin. senyor?" diye sordu çocuk. beyazlar giymis bir oglan çocugu. Isa'yi yere birakip kaçmisti. bu sefer ayaginda ayakkabilari vardi hiç olmazsa. çamurlu tarlalardan geçerken küçük çocuklar onu tasladi. Meksiko City yolunu yarilamis olarak küçük bir kasabadan geçerken mor bir Isa'dan farki yokmus dediklerine göre. basaramaT misti. New York'da kokteyleri o kadar hizli içmekle iyi etmemisti belki." "polis mi?" Skorski. ömründe bu kadar güzel göz görmemisti." "hayir. "hey! n'apiyorsun?" "bu orospu çocugunu kafesten çikarmaya çalisiyorum! sakincasi var mi?" "polis çagirdik. basi önüne sarkik. bugün degil. bir oglan çocugu dizine vuruyordu.. kimse onu bir daha görmedi. Meksika'nin içine. "12 yasinda. gözleri harikula de. Dan hüzünlendi çoc sonra kalkip plazadan çikti ve yürümeye basladi. ama önemi yoktu.

Yedi dolar seksen bes sentlik para havalesi yaptirdi. Asansöre girdigini gördüm. Aniden ayaga firlayip dügmeye basti. üçüncüsü ikincisinden on bes dakika sonra. Milyonlarca kadinin içinden biri çikar ve içinizde uykuya yatmis ne var sa canlandirir. Yürürken karsi kaldirimdaki otobüs duraginda otura adin dikkatimi çekti. Ben de pesinden. Asansör . Kalçalari aklimi basimdan a lmisti. asansörün kapisi kapanir kapanmaz binaya girdim . Ikinci kan alinmis. Yanina vardigimda kalkti ve yürümeye basladi. Sonra "Hudson Arms" adinda bir binaya girdi. Ilik ve hos bir aksamüstüydü. Neyin var? diye geçirdim içimden. Üç kez kan alinmasi gerekiyordu. Sesini dinledim. ona dokunabilirim. Son anda otobüse atlay ip yanindaki bos koltuga oturdum. ben arka. Parlak san bir elbise vardi üstünde. Izledikçe daha çekici buluyordum onu. Umurumda bile degil. Gizlice size gülüyormu s gibi. aradaki on bes daki kayi doldurmak için sokaga çikmis yürüyordum. Otobüs duragina dogru yürüdüm. Hiç isime yaramayacak bir düzine posta karti alip telasla disari firladim. Dört-bes kisilik bir sira vardi.TECAVÜZ! TECAVÜZ! Bazi testler yaptirmak için doktora gitmistim. dedi içimde bir ses. giydikleri elbisedir bazen sizi çeken. Insanlar düste gibiy di. Topuk seslerini dinleyerek ardindan yürürken onu gözlerimle yiyordum. Ilk köseden döndü. Otobüs duragindaydi ve otobüs duraga yanasmak üzereydi. Alti-yedi kilometre yol aldik. ama rahatsiz olmus görünmüyordu. bacak bacak üstüne atmisti. Ben kesinlikle düsleydim. Kendime hakim olamiyordum. Postanenin önüne gelince içeri girdi. dayanilir gibi degildi! O ön kapidan indi. Sesi bil e özel bir sehvet makinesinden gelir gibiydi. Kendine hakim olamiyorsun. Blok apartmanlardan olusmus bir semtti. ya da kendiler ine özgü bir hava. Tanrim. kalçali bir kadindi. O asansörü beklerk en ben disarda durdum. Bir kez olsun arkasina bakmamisti. Yapilarinda bir uyum vardir. ben de pesinden. Yüzünde sizi oyun oynamaya davet eden bir sey vardi. diye geçirdim içimden. Böyle ka dinlarin sokakta yürümeleri yasaklanmali. Ayak uçlarinda yükseldiginde daracik elbisesi yukari çikti. Disari çikti. Ondan bes santim uzaktayim. Uzun süre yol aldik. Onu takip ettigimin farkindaydi mutlaka. Trafik lambasina yürüyüp karsiya geçtim. Ikinc isi birincisinden on dakika. Ayak bilekleri ince ama bacakl ari dolgun.

kapisinin önünde durup bekledim, kapinin açildigini ve asansörden çiktigini duydum. Asansör gri dügmesine bastim, saymaya basladim. Bir, iki, üç, dört, bes, alti... Asansör geldiginde on sekize kadar saymistim.

Asansöre girip en üst dügmeye bastim, dördüncü kat. Saymaya basladim. Dördüncü kata geldig yirmi dörde kadar saymistim. Üçüncü katta bir yerlerde olmaliydi. Üçüncü kat dügmesine bast

saniye. Sonra asansörden çiktim. Bir sürü daire vardi. Ilk dairede bulacak kadar sansli olmadigima karar verip ikinci dairenin kapisini çaldim. Kel kafali bir adam açti kapiyi. Üstünde fanila vardi, pantolon askisi kullaniyo rdu. "Concord Hayat Sigorta Sirketi'nden geliyorum. Sigortaniz yeterli mi?" "Git," dedi kel ve kapiyi kapatti. Yan kapiyi çaldim. Kirk sekiz yaslarinda, yüzü kirismis, sisman bir kadin açti kapiyi. "Içeri girin lütfen," dedi. Girdim.

"Oglum ve ben açiz," dedi, "kocam iki yil önce sokak ortasinda düsüp öldü. Durup dururken. Ayda doksan dolarla geçinemiyoruz. Oglum aç. Ogluma bir yumurta alçak kadar para verebilir misiniz?" Süzdüm kadini. Oglan odanin ortasinda durmus siritiyordu. On iki yaslarinda, irice v e biraz eblehti. Siritip duruyordu. Kadina bir dolar verdim. "Sagolun, Bayim! Sagolun!" Kollarini boynuma dolayip beni öptü. Agzinin içi islak ve yumusakti. Dilini agzima so ktu. Kusacak gibi oldum. Dolgun ve tükürüklüy-dü dili. Memeleri çok iri ve yumusakti. Kollarindan kurtuldum. "Kendinizi çok yalniz hissettiginiz olmaz mi? Bir kadina ihtiyaciniz yok mu? Iyi v e temiz bir kadinim ben, gerçekten. Benden hastalik filan kapmazsiniz." "Gitmem gerek," dedim, kendimi disari attim. Üç kapi daha denedim, olmadi.

Dördüncüsünde buldum onu. Kapi hafif aralikti. Içeri girip kapiyi kapattim. Zevkli dösenmi ti içerisi. Hiç kimildamadan bana bakti. Ne zaman bagiracak, diye geçirdim içimden. Sertlesmistim.

Üstüne yürüdüm, saçindan kavrayip öptüm. Karsi koymaya çalisti. San elbise üstündeydi hâlâ çekilip dört kez tokatladim. Tekrar kollanma aldigimda direnci kirilmisti. Bir süre bi rlikte sendeledik. Elbisesini yakasindan göbegine kadar yirttim, sutyenini parçaladim. Inanilmazdi gögüsler i, volkanik.

Gögüslerini emdim, sonra agzini öptüm. Elbisesini kaldirip külotunu çikardi. Ayakta aldim o u. Isimi bitirince kanepeye firlattim. Açik bacaklari ile bana bakiyordu. Doymamistim.

"Banyoya git," dedim, "temizlen." Buzdolabini açtim. Bir sise kaliteli sarap buldum. Iki bardak alip sarap koydum. Banyodan çiktiginda içkisini eline tutusturdum, kanepeye oturduk.

"Adin ne?" "Vera." "Zevk aldin mi?" "Evet. Birinin bana zorla sahip olmasi hosuma gider. Beni takip ettigini biliyor dum. Ümitlenmistim. Asansöre bindigimde gelmeyince

cesaretini yitirdigini düsündüm. Daha önce bir kez tecavüze ugradim. Güzel bir kadinin erk k bulmasi kolay olmuyor. Erkekler erisilmez oldugumuzu düsünüyorlar." "Bu sekilde giyinip sokaklara çiktiginda erkeklere iskence ettiginin farkindasin, degil mi?" "Evet. Bir dahaki sefere kemerini kullanmani istiyorum." "Kemerimi mi?" "Evet. Kiçimi, kalçalarimi, bacaklarimi kirbaçlamani istiyorum. Canimi yak, sonra da b ana sahip ol. Bana tecavüz edecegini söyle." "Tamam. Canini yakacagim. Sana tecavüz edecegim." Saçindan kavrayip vahsice öptüm, dudaklarini çignedim. "Düz beni!" dedi, "Düz beni!" "Dur," dedim, "biraz dinlenmem gerek." Fermuarimi indirip kamisimi eline aldi. "Ne kadar güzel. Mor, kavisli." Agzina aldi. Isi biliyordu. "Aman allahim!" diye inledim. Teslim olmustum. Alti-yedi dakika dayanabildim, sonra iligimi emdi. "Bak," dedim, "bu geceyi burada geçirecegim anlasilan. Gücümü toparlamam gerek. Ben dus yaparken bana yiyecek bir seyler hazirla." "Olur," dedi. Banyoya girip kapiyi çektim, sicak suyu açtim, giysilerimi çikarip astim. Dusumu yaptim, üstüme bir havlu sarip banyodan çiktim. Ayni anda kapi açildi, odaya iki polis daldi.

çorba." dedim. Disari çikar çikmaz kelepçeyi geçirdiler. kadin davaci olmuyor." dedi polislerden iri yari olan. Otobüse bindim. Asansöre binip asagi indik. Vera?" "Hayir." dedi iri polis. "bir kadin için hayatini mahvediyorsun." dedim. Adalet bu muydu? Sonra düsündüm. etmemis miydim? Bilemiyordum." "Harika! Harika!" "Adimini dikkatli at. "Irz düsmani!" dedi Vera.. "Sanslisin." dedim. bana tecavüz ettin! Beni oral seks yapmaya zorladin!" "Giyin ahbap. otobüs degistirdim. ekmek ve kahve verdiler. tabii!" Pilimi pirtimi alip disari çiktim. Bir kadinin sözü yeterliydi." Beni tutuklayip hücreye tiktilar. Ne yapacagima karar veremiyordu m. Bir süre sonra apartmanin kapisinin önündeydim. apartmanin yaki ninda bir yerde indim. Vera dairesinde kalmisti. "Bir dakika. Bukowski. Sonra uyumusum. Yirmi bes . Lobiden geçerken herkes bana bakti. "Deger mi. Bu kadina tecavüz etmis miydi . Polisler kaba kuvvet kullanarak arka koltuga oturttul ar beni. "Genellikle öyledir." "Evet." "Tabii.. Sabah greyfurt. deger mi?" "Tam da tecavüz sayilmaz. "Giyin ahbap. "bir daha söyletme!" Banyoya girip giyinmeye basladim. Greyfurt? Klas bir yere düsmüstüm! Hücremde on bes dakika kadar geçirmistim ki kapi açildi. "Haklisin galiba."Bu orospu çocugu bana tecavüz etti!" dedi polislere. arkadas?" dedi iri polis. "Bir saka mi bu.

dakika durdum orada. Günlerden cumartesiydi. Evde olmaliydi. Içeri girdim, asansöre bi ndim, üçüncü kat dügmesine bastim. Üçüncü katta asansörden indim ve kapiyi çaldim. Evdeydi. Içeri daldim. "Oglun için bir dolar getirdim," dedim. Aldi.

"Tesekkür ederim! Tesekkür ederim!" Agzini agzima dayadi. Islak bir elektrik süpürgesinden farksizdi. Tükürüklü dilini agzima s ktu. Emdim. Elbisesini kaldirdim. Iri, kocaman bir g.t. Bol g.t. Sol tarafinda küçük bir deligi ol an kocaman beyaz bir don. Boy aynasinin karsisindaydik. G.tünü kavrayip agzimi agzina bastirdim. Dillerim iz iki çingirakli yilan gibi oynastilar. Sertlesmistim. Ebleh oglan odanin ortasinda durmus bize siritiyordu. KÖTÜ BIR KENT Frank basamaklari indi. Asansörlerden haz etmezdi. Çok sey vardi haz etmedigi. Merdivenden asansörlerden ettiginden daha az nefret ediy ordu. Resepsiyon memuru ona seslendi: "Bay Evans! Bir dakikanizi rica edebilir miyim?" Yulaf ezmesini andiriyordu resepsiyon memurunun yüzü. Zor tuttu Frank kendini ona vu rmamak için. Resepsiyon memuru lobiye bakindi, sonra iyice Frank'e dogru egildi. "Bay Evans, sizi bir süreden beri izliyoruz." Resepsiyon memuru bir kez daha lobiye bakindi, etrafta kimsenin olmadigindan emi n olduktan sonra öne egildi yine. "Bay Evans, sizi izliyoruz ve aklinizin bir parçasini yitirdiginizi saniyoruz." Resepsiyon memuru dogrulup gözlerini Frank'in yüzüne dikti. "Sinemaya gitmeyi düsünüyorum," dedi Frank, "önerebilecegin bir film var mi?" "Konudan sapmayalim, Bay Frank." "Pekala, aklimi yitiriyorum. Baska?" "Size yardim etmek istiyoruz, Bay Evans. Aklinizin parçasini bul-102 dügümüz kanisindayim. Geri ister misiniz?" "Pekala, aklimin parçasini bana geri verin." Resepsiyon memuru masanin altindan selofana sarilmis bir sey çikardi."

"Iste, Bay Evans." "Tesekkür ederim." Frank paketi ceketinin cebine koydu ve disari çikti. Serin bir sonbahar aksamiydi . Yürümeye basladi, batiya. Karsisina gelen ilk ara sokaga sapti. Elini ceketinin cebine sokup selof ana sarili paketi çikardi. Selofani açti. Peynire benziyordu. Tadina bakti. Tadi da peynir tadiydi. Hepsini y edi, sonra ara sokaktan çikip caddede yürümeye basladi yine. Karsisina çikan ilk sinemaya daldi, biletini aldi ve karanliga girdi. Arka sirada ki koltuklardan birine oturdu. Tenhaydi içerisi. Agir idrar kokusu vardi. Ekrandaki kadinlar 20'li yillar in kadinlari gibi giyinmislerdi, saçlari vazelinli ve dümdüz arkaya taranmis. Burunlari fazlasi ile uzun görünüyordu, adamlar da gözlerinin altina sürme çekmislerdi. Sesli bile degildi film. Ekranin altinda sözcükler beliriyordu: BLANCHE BÜYÜK KENTTE YENIYDI. Saçlari düz ve jöleli bir adam Blanche'a siseden cin içiliyordu. Blanche sarhos oluyor gibiydi. BLANCHE'IN BASI DÖNER. ADAM ONU ANIDEN ÖPER. Frank etrafina bakti. Heryerde baslar inip kalkiyordu. Adamlar birbirlerinin çükler ini emiyorlardi. Durmaksizin. Tek baslarina oturanlar otuzbir çekiyor gibiydiler. Peynir iyi gelmis ti. Resepsiyon memuru daha cömert olsaymis keske. ADAM BLANCHE! SOYMAYA BASLAR. Ve her baktiginda tipin teki ona daha yakin oturmaktadir. Frank tekrar ekrana b aktiginda adam iki üç koltuk daha yaklasmistir. BLANCHE ALKOLÜN ETKISI ILE KENDINDEN GEÇMISKEN ADAM ONUNLA SEVISIR. Bir kez daha bakti. Adam üç koltuk uzagindaydi. Derin nefes aliyordu. Sonra yaninda ki koltuktaydi. "Oooo," diye inledi, "ooooo, ooo, ah, ah!" BLANCHE ERTESI SABAH UYANDIGINDA TECAVÜZE UGRADIGINI ANLAR. Kiçini hiç silmezmis gibi kokuyordu adam. Agzinin kenarindan sal yalar akitarak Frank'e yaslandi. Frank sustalinin dügmesine basti: "Dikkat et," dedi, "biraz daha yaklasirsan canin yanabilir!" "Aman tanrim!" dedi adam. Koltugundan firlayip koridora çikti, hizla en ön siraya g idip oturdu. Iki kisi is tutuyordu. Adamlardan biri digerinin borusunu üflerken digeri onun kamisini sivazl iyordu. Frank'e musallat

olan adam oturup onlari seyretti. ÇOK GEÇMEDEN BLANCHE GENELEVE DÜSER.

Sonra Frank'in isemesi geldi. Kalkip yaziya dogru yürüdü: ERKEK. Içeri girdi. Igrenç koku yordu içerisi. Ögürdü, kabinin kapisini açti, girdi. Penisini çikarip isemeye basladi. Sonra sesler duydu . "Oooooh tanrim ooooh ooooh tanrim bir yilan bu bir kobra tanrim oooh ooooh!"

Kabinleri ayiran bölmede bir delik vardi. Bir göz gördü delikte. Kamisini tutup döndü ve a amin gözüne isedi. "aaah aaah. Pislik herif!" dedi adam. "insan degil canavarsin sen, orospu çocugu! " Adamin tuvalet kagidindan bir parça koparip yüzünü sildigini duydu. Sonra aglamaya basl adi. Frank kabinden çikti, ellerini yikadi. Filmin devamini seyretmek istemiyordu. Sinemadan çi kip oteline dogru yürümeye basladi. Lobiye girdiginde resepsiyon memuru basiyla ona isaret etti. "Ne var?" dedi Frank. "Özür dilerim, Bay Evans. Size takilmak istemistim sadece." "Hangi konuda?" "Biliyorsunuz." "Hayir, bilmiyorum." "Aklinizi yitirmeniz konusunda. Içkiliydim. Kimseye bir sey söylemeyin, isimden ola bilirim. Saka ediyordum." "Ama aklimi yitiriyorum," dedi Frank, "peynir için de tesekkürler." Sonra döndü, merdivenden yukari çikti. Odasina girince gidip yazi masasina oturdu. Su staliyi çikardi, dügmeye basti, biçagi seyretti. Tek tarafi iyice bilenmisti. Birine rahatlikla sokab ilir ya da etinden bir parça koparabilirdiniz. Dügmeye basip biçagi kapatti. Sonra kagit kalem bulup yazmaya basl adi: "Sevgili Annecigim: Kötü bir kent burasi. Seylan'in eline geçmis. Cinsellik heryerde ve Tanri'nin kastett igi gibi Güzellik araci olarak degil, Kötülük araci olarak kullaniliyor. Evet, bu kent kesinlikle Seylan'in el ine geçmis. Genç kizlara zorla cin içirilip tecavüz ediliyor, kizlar geneleve düsüyor. Korkunç. Inanilmaz. Yüregim paramparça.

Dün gece sahilde yürüdüm, sahil sayilmaz aslinda, kayaliklarda. Sonra durdum, oturup Güze lligi içime çektim. Denizi, gökyüzünü, kumu. Sonsuz bir huzur kapladi içimi. Sonra mucizevi bir sey old . Üç sincap üstüne oturdugum kayanin dibinden beni gördüler ve kayaya tirmanmaya basladilar. Kayada bana dogru

Gözlerini yüzüme dikmislerdi. Resepsiyon memuruydu gelen. Annecigim. açti.. Frank kalkti. Sonunda b n kalktim ve onlar. . Sonunda kayayi tirmanip ayaklanma geldiler.tirmanirken taslarin ve yariklarin arasindan bana bakan minik yüzlerini görebiliyord um. hersey o gözlere sigmisti. deniz.. Kapi çalindi. kapiya gitti. Sonsuzluk. ömrümde bu kadar güze göz görmedim -günahtan arinmis: gökyüzü.

"Bay Evans. agzini agzina yapistirdi. "Söyle. size söylemek istedigim bir sey var. "Seni igrenç orospu çocugu! ÖPTÜN BENI" "Sizi seviyorum. Bay Evans." "Ne?" "KÖKLEYIN BENI.." "Ne?" "Bedeninize.. Bay Evans. Simdi git. Bay Evans! Amerikan Donanmasinin yarisi üstümden geçmistir! Denizciler m alin iyisinden anlarlar. Sonra çikardi." "Ne." "Pekala. biçagi resepsiyon memurunun karni na sapladi." . sizinle konusmam gerek.. içeri gir. Biliyorsunuz." "Neden bahsettigini anlamiyorum. "Bay Evans. biçak firladi. ruhuma demek istiyorsun. son zamanlarda içiyorum.. Bay Evans. Bay Evans!" "Seni igrenç domuz!" Frank sustaliyi çikardi." Resepsiyon memuru kapiyi kapatip Frank'in önünde durdu. Bay Evans. aramizda geçen konusmadan lütfen idareye söz etmeyin. Temiz bir kiç deligi gibisi yoktur!" "Odami hemen terket!" Resepsiyon memuru kolunu Frank'in boynuna doladi. Lütfen alinmayin ama beni köklemenizi istiyorum.. lütfen." "Harika bir adamsiniz siz. "Bay Evans. degil mi?" "Hayir." "Bay Evans. Sarap kokuyordu. dügmeye basti." "Bagislandin.tanrim." "Size asigim.

Sana bir sonraki kentten yine yazacagim -San Francisco. yatagin üstüne koydu ve esyalarini top lamaya basladi. Çin diye bir ülke ol duguna ya da ABD'ye ve Vietnam'a. bitmis. buna inanmak zor degildi. ruhunu. herseye zor inanilirdi suya bakinca. "Ah tanrim tanrim tanrim. su kirl i görünürdü.. üçte ikisini kesti. Frank banyoya gitti. altmisinda bir berdus. yuk ari dogru çekti. Sonra kamisini çikardi. kalkip dolapta asili olan ceketinin iç cebine koydu. kuma oturup suya bakardi. Sonra sifonu çekti. bir hiç. ruhundan arta fazla bir sey kalmamissa ve bunun farkindaysan biraz ruhun vardir yine de." "Ibne seni! BENI ÖPERSIN HA!" Frank yere egilip resepsiyon memurunun fermuarini açti. ". bu kentten. sonbahari belki de. Tanri hep seninle olsun sevgi ile oglun Frank" Zarfin üstüne adresi yazdi.Resepsiyon memuru yere yigildi. E llerini sabunla güzelce yikadi. kums al serin oluyordu ve gün batimindan hemen sonra sahilde yürümek hosuna gidiyordu. Iki elini karnina bastirmis kanamayi durdurmaya çalisiyordu. bir de erkeklik çagini: çalistigi isler ve kadinlar. martilar dogru uçtular. bir dolar yirmi sent nakit vardi cebinde. Portland ya da Seattle olur saniy orum. ama Sonsuzlugu görmüstüm. bir zamanlar çocuk olduguna. simdi de issizlik. mutlu ve saglikli olmani diliyorum. 106 BIR DOLAR YIRMI SENT yaz sonunu seviyordu en çok. kimseler olmazdi. Sonra dolaptan bir bavul çikardi.. gözlerini. Kalemi aldi. -Seytan herkesin ruhuna sizmis. kaçistilar. onu un utamazdi. ruhundan arta kalani ister gibi uçtular üstüne dogru. nefret ederlerdi uyumaktan. hayir. her neyse." dedi resepsiyon memuru... Annecigim. elindeki et parçasini tuvalete firlatti. bir haftalik kirasini ödemisti bi . Tuvaletten çikti ve masaya oturdu yine. Seni sürekli düsünüyor. sonra kadinsizlik. bu otelden ayrilmak zorundayim. ölümcül görünürdü su ve martilar uyumak istemezlerdi. mektubu içine koydu. yapistirdi. pulladi. hayir sonbahari.

gürültücü. odalar ve yataklar ve evler ve Noeller ve isler ve sarkilar ve hasta neler ve donukluk. altmis yilin karsiligi: bir dolar yirmi sent. digerleri kurnaz. kadinlari düsündü yine.r de.. sonra gülüsmeler duydu arkasinda. birkaçi iyi davranmisti ona. kutu birala 107 . okyanus. donuk günler ve geceler ve anlam eksikligi ve firsat eksikligi. battaniyeleri vardi.. ve simdi. biraz deli ve çok z nlar olmuslardi.

güldüler. NEDIR O?" "tanrim. "KIMILDADI! bak. babalik. pantolonuna yapismis kumlan silkeledi. rüzgârda saçini düzeltiyordu. KIMILDADI!" ayaga kalkti. "kollari ve bacaklari var! yüzü var!" "YÜZÜ MÜ?" ? yanlarina gitti. "hey. güldüler.n vardi. sen harcanmissin bana kalirsa. güzelim!" güldüler yine. bilmiyorum!" "insan mi?" "nefes aliyor mu? düzer mi?" "neyi düzer mi?" güldüler. genç insanlar kötü degildi. kahveleri ve sandviçleri vardi. böyle degildi gençler." gençlerden biri bira kutusunu firlatti. ayak parmaklarini kuma gömmüstü. Rod? bazen NEFRET ediyorum senden!" "BURAYA GEL. "harcanmis yillarda vardir. kendi a uçusuyor gibiydi." "hâlâ iyi bir adamim ben evlat. Rod!" dedi uzun kizil saçli genç kiz. sonra içlerinden biri onu fark etti. esnek vücutlar. babalik? ne yaparsin? kizlardan biri altina yatsa ne yaparsin? ha ?" yürümeye basladi. "ne biçim konustun zavalli adamla. battaniyenin etrafindan dolanip kumda kaldirima dogru yürüdü. babalik?" "böyle KONUSMA. içmenin tam sirasiy-di. anlayamiyordu. "ne diyorsun. kaygisiz. "yaslilikta utanilacak bir sey yoktur." "kizlardan biri altina yatsa ne yapabilirsin. neydi bun . sarap sisesini kaldirdi. biraz kalmisti dibinde. iki delikanli ile iki gençkiz ince.

Bayan Conners kapiyi açik birakmisti . isigi yakmadi." dedi." "hadi Bay Sneed. çis sansiydi. sonra kalkip kasigi si-fonyerin üstüne koydu. bir süre oturdu. iyiydi yüzünü seçememesi. kumda yuvarlandilar. hatun o anda cevap veremedi. isik süzülüyordu içeri. kulak kabartti. banklardan birine oturup ayagindaki kumlan temizledi. kapiyi kap i ve yataga girdi. bir süre okyanusu dinledi." "tesekkür ederim. ayak basparmagini hatunun kiçina soktu. ben agzinda. Bay Seed. tasi sifonyerin üstüne koydu. her zamankinden daha karanlikti." yataktan kalkip iskemleye oturdu ve bekledi. sonra iç geçirdi. dalgalarin sesini duydu. "çok begeneceksiniz. etsiz. kiz bir çiglik atti. bunu begendin mi?" diye sordu. salladi ve "nasil. kapi çalindi. nefis çorba. ayakkabilarini çikardi. size bir tas çorba getireyim mi?" "hayir. karanlikta yüzünü seçemiyordu. gülerek bogustu-108 lar. tavuk suyu. çok güzel. altmis bes yasindaydi Bayan Conn ers."HAYIR!" arkasina bakti. Bayan Conners çorbayi kucagina yerlestirdi. karanlik anlamliydi. öbür çiftin ayaga kalkip öpüstügünü gördü. ev sahibesi Bayan Conners gelmisti. "Bay Seed?" "efendim?" kapi açildi. severdi karanligi. ÇORAPSIZ Barney kiçindaydi. benim isimi . leziz! bir tas getireyim!" "peki. oturup çorbayi seyretti. kaldirima ulasti. güzel çorba yaparim. Barney önce bitirdi. derin bir iç geçirdi ve öldü. Rod'un kizi kovaladigini gördü. Rod kiz i yakaladi. buhar çikti topraktan. "çorba pisirdim. bacaklarina ve kucagina dökülen bir isik demeti. on daki ka sonra odasindaydi. istemiyorum. bir tas çorba. yataga uzandi. çorbayi pencereye götürdü. bir kasik. bir isik demeti. tel ö sizce açip çorbayi topraga döktü. çorbadaki yag kabarciklarin a bakti öylece. sonra güldü.

Dan gelmisti. sonra bir-iki saat kadar içtik. saat aksamin dört buçuguna geliyordu. kapinin zili çaldi.bitirdi. Barney agzina. hasta ya da u ykuya muhtaç . ben de evime. sizincaya kadar içtim. sonra Barney evine gitti. sonra ben kiçina geçtim.

. sohbet sirasinda son derece sikici nükteler yapma dan edemezdi." "dolabina bakabilir miyim?" "bak. ama yillarda n beri evime gelip kafa ütülüyordu ve hâlâ onu basimdan savmanin usturuplu bir yolunu bulamamistim. "evet?" diye sordum. evet?" "tanidigin bir . banyoya kosup bosalttim.. heheehehe! ne oldu sana." "Dan?" "evet. "hey. daha da kötüsü -kafiyeli siir yazardi. döndügümde bütün arsizligi ile kanepemde oturuyordu. kusmuk buk!" ne kadar dogru." dinletilerine bir kez olsun katilmamis. su fena sayilmaz. "bu. bir siir atölyesi isleten bir tür komünist entelektüeldi Da n ve klasik müzikten anlardi.oldugumda Dan mutlaka gelir. ona baktim ve "hasiktir. ama kendimi daha iyi hisse tmeye baslamistim. Bukow ski?" "bilmiyorum. buk? buk kusacak. döndügümde Dan elinde burusuk sayfalarla oturuyordu. "elimde hiç siir yok.mcik var mi?" "ne?" . minik bir sakali vardi. "bahar dinletisi için siirlerine ihtiyacimiz var." "biliyorum. bu bok! bu da bok! bu da öyle. su fena degil." dedim." buzdolabina gidip bir bira aldim." "himmm. "yine mi hastasin. Dan." "dolap dolusu siir olurdu sende eskiden. hiçbir zaman ilgilenmemistim. bu bok! bu da!" o siirlerimi degerlendirirken kaç bira içtim bilmiyorum.

iktir et siirleri! . herifin teki oturuyordu kanepede."topu topu on santime tav olacak bir kadin taniyor musun?" "bu siirler. ben ve Dan. kapiyi Vera açti.. Dan. moruk.. Dan karsimiza oturdu. "bacaklari n harikulade.." dedi Vera." dedi." "yürü!" "bu siirlerin birkaçini almak isterim. ben giyinirken bir bira içmek ister misin?" "bir biradan zarar gelmez." Vera bardaklari alip geldi.. "siirlerinizi okudum ve. indik arabadan.. bir çift ayakkabi. y irtik bir sort." dedi Vera.Charles Bukowski." dedim.. "Bay Bukowski. fermuari ancak 4/3 kapanan bir pantolon ve eski bir gömlek. ben de. bardagami dipledim. robumu çikarip eski giysilerimi üstüme geçirdim. "Ooo." ona bir bira verdim. "bardak var mi?" "elbette." onu itip içeri girdim. ötekini kendim aldim. "seni hiç yemek yerken görmedim. birini Vera'ya verdim... bu. uzanip Vera'nin etegini dizlerine kadar siyirdim. iki bardaga skoç koy dum." "al. "Ooo. . kanepede oturan adamla Vera'nin arasina oturdum." dedim.m diyorum.." "Vera. "biraz tombul oldugumu düsünüyorum." "evet." "siirin . ." ". "yemek yemez misin sen?" "sadece belli seyler.m!" "Vera olabilir belki. skoç." yolu tarif etti. yolda durup bir sise skoç kaptim. hayli lüks bir evin zilini çaldik." "öyle mi? Charles Bukowski'nin neye benzedigini hep merak etmisimdir. selam. kapidan çikip arabaya bi ndik." dedi Dan.mina koyayim..

" dedi. sahaneydi. uzanip gögüslerinden birini kavradim. kalkti ve gitti." dedim. hafif yagli. skoçtan bir yudu m alip biraz daha yukardan öptüm. birazdan sira sana ge-112 lecek. yumusacik. röntgen daha sonra çekilecek otuz-bire renk katar. "senin gitme zamanin geldi saniyorum. "sisman bulmuyor musun beni?" "hayir. basimi bacaklarinin arasindan kaldirdigimda Dan karsimiza oturmus piril piril p arliyordu." dedim. dogrulup bir içki daha koydum kendime. "Charles. lavanta. gerçekten çok güzel bir külottu. "ben gidiyorum!" dedi kanepenin öbür ucunda oturan adam." Vera elegi kiçinda oturup bekledi. "Charles. "Dan. Vera'nin içkisini tazeledim. "kiçina bir morina baligi sokmak geliy or içimden. "Bak." dedi. sonsuza dek eriyebilirim sende." istemeye istemeye kalkip gitti. merak etme. bir tane daha koydum."halt etmissin! mükemmelsin!" kendime bir skoç daha koydum. külotunu gördüm. ." dedim." dedim." içkimi dipledim. evladim. bildigimiz malzemeden degildi. çok geçmeden kiçina kadar çikarmistim etegini." dedi. Vera bekledi. sari. eski yor ganlari andiriyordu -ipek kabartma dörtgenler. "sismanim." dedim. mavi. öpüslerin arasina beylik laflar sikistiriyordum. "içkiyi severim. "yasayan mi yoksa ölü mü?" "ölü. "Vera. "ne?" diye sordu. mükemmelsin. külot haline getirilmis minik bir yorgan. hiç acele etmeden içkimi yudumla dim. a ma genellikle bir yerden zor kalkip giderdi. bardagimi dipledim.ve nefis renkler: yesil. ben de öyleydim. Vera!" "neden?" "yahu nerden bileyim?" etegini indirdi. egilip Vera'nin dizlerinden birini öptüm. "dünyanin en büyük sairiyim.

sevmistim orayi. küçük çentikler damarlarima batiyordu. boktan." "tasalanma yavrucugum." kalktigini gördüm. "kimligine karakolda bakariz. yarin erken kalkip ise gitmek zorundayim. KANCIKLAR. basimi kaldirdigimda Ver a karsima dikilmisti. "Nobel komitesinden misiniz? Yoksa Pulit-zer'den mi?" "ayakkabilarini ve pantolonunu giy. degil mi?" "sanirim. "çok güzel bir daireydi ." dedi polislerden biri. SÖZ VERIYORUM! BIRKAÇ IÇKI DAHA IÇMEME IZIN VERIN. sizden gitmenizi rica ediyorum!" "DINLEYIN. "lütfen git. "ben Vera'nin arkadasiyim. göz açip kapayincaya kadar disari çikarmislardi beni. hiç de fena sayilmazdi yanindaki kadin." . bacaklarimin gidebileceginden daha hi zli. çok hos bir daireydi. BÜTÜN ISTEDIGIM BU! IKINIZI DE TEMIZ BIR ON SANTIM BEKLIYOR!" orada oturmus sisenin dibini görmek üzereydim ki iki aynasiz girdi içeri. "beyefendi. "beyler?. IKINIZI DE DÜZECEGIM. her zamanki gibi fazla siki. çis." dedim. korkarim ki senden gitmeni isteyecegim. harcanmis bir makineli tüfek mermisi gibi. dünya beni izliyormus duygusuna kapildim ve tuhaftir. eksik." dedi." dedi öteki kadin. ama içkiye çok düskün bir adamim ben." "Charles. kendime bir içki daha koydum. umursamadim. yar in sabah erken kalkmasi gerekiyormus." "iste. suçlu. Charles Bukowski ile muhatap oldugunuzun farkinda misiniz?" diye sordum ."yarigindan isiyorsun. yadirganacak derecede samimi ve insani bir soru oldugunu düsündüm. simdi ayakkabilarini ve pantolonunu giy-" taktilar kelepçeyi." "Charles. biraz daha içm k istiyorum. ayakkabilari mi ve çoraplarimi çikarmis sortumla oturuyordum. "HEMEN!" "beyler. düzecegim seni. bir seyden utaniyormusum gibi hissett im kendimi. öyle mi?" diye sordu polislerden biri." "is. siz kadinlarin en büyük sorunu bu. "ve külotunu görmeliydin. yaninda bir kadin vardi. "büyük asiksin. onu korkutmussunuz." dedim.

bacaklarimi uzatip o rahat ve kibirli konusmalarini. ama insan kodeste nasil RAHATLAR? sivil memur sorular sorup önündeki yesil formu doldurdu. "dikkatli ol." herkesin son derece rahat bir sekilde yerde yattigi. kaç kisiyi aradigimi bilmiyo rum. "allah allah. "kullan. çagdaslasiyordu. karakol . zamanla b azi seyler degisiyordu. mizah anlayisi sifirdi yasli kancigin. sol basparmagimla sorun yasadigim pa rmak izi fasli: "RAHAT OL! KENDINI KASMA!" bu sol basparmakla ilgili olarak suçluluk duygusu hep. çogu yük trenlerinden inmislerdi."kes sesini!" dedi öbür polis. iste o an anladim tek dos tum bile olmadigini. "on bes dakikadir burdasin. kiskandi m rahatliklarini. birbirinden sigara istedig i.. kogustan çikip telefon rehberini karistirmaya basladim." dedi.. güldügü. Meksikalilar yatak odalarindaydilar sanki." dedi gardiyan.alisilagelmis fotograf çekimi. beni siçip sivadi. g ardiyan beni kogusa tikti yine. kendimi ne zaman bu durumda bulsam polislerin ben den üstün olduklari hissine kapilirim. "canavar bunlar. "bir telefon hakkin var. tanrisal radyolarini dinledim. içeri girdigind e anlayisli bir ses harikulade gelir insana. sonra kogusun kapisi açildi ve adim okundu." dedi alçak sesle. gördügüm her yeni gardiyandan telefon hakkimi talep ettim.. bir zamanlar sarhosken kodese düsmesine ne den oldugum bir arkadasimin annesi açti." dedim. sonunda vazgeçip orada çürümeye karar verdim. çikinca beni ara. sürekli gülümsüyor. sayfalari çevirip duruyordum." çabuk bir karar verip bir numara aradim. "senden hoslaniyorum. "ne kadar sürecek bu is?" dedi gardiyan. dibe vurdugunu sanip bir dip daha oldugunu kesfedebiliyordu insan." "arayacagim seni. yardim edebilecegini düsünerek. . iste o zaman kogusta çorapsiz tek adam oldugumu farkettim. "canavar bu insanlar." b ir kagit parçasi tutusturdu elime." diye yalan söyledim.." dedi gardiyan. gerçek payi yok da degil. fazla özen göstermeksizin arka koltuga firlattilar beni. horladigi ve isedigi ayyas kogusundan çikardi beni. sonra sivil bir memur geldi. "kefaletle serbestsin. ceplerdeki esyalarin alinmasi. o ayyas kogusunda yüz el li kisiydik ve yüz kirk dokuzunun ayaginda çorap vardi. tek ben çorapsizd im.

kaldirimda bekliyorlardi.kefalet islemi boyunca. kimdi bu dost? disari çiktigimda benden nefret ettiklerin i sandigim bir adamla karisi oldugunu ögrendim. . kefaletimi ödeyen melegin kim oldu gunu düsünüp durdum. ki bir saat kadar sürer. herkesi geçirdim aklimdan.

Ann." "biliyorum. "Buke?" "Evet. peltelesmis kiçina kina yak!" "Ooo. seninle asla dost olamayiz! korkunç bir kisiligin var!" gögsü yalvariyordu." kapinin zincirini sürmüstü ama içeriyi görebiliyordum. çok tatlisin ama gidip içecek bir seyler al maliyim. "Vera!. biraz önce kodesten çiktim." "ben de.. bebegim." dedi ve kapiyi çarpti. bardagi bir dikiste yarilayip telefonu açtim." "korkunçtun. skoç ve bira dolaniyordu kanimda. esyalarini al ve git. lütfen. polis çagirdin. Buk. hayir." dedim. "pekala. Buke. ilk skoçu koyuyordum ki telefon çaldi. güzelim. aradigin için tesekkür ederim. tecavüz suçlamasinda bulunmak isteyip istemedigimi sordular. agzima girmeye can atan çok dolgun bir gögüs gördüm. onlara kefalet bedelini ödedikten sonra arab alarina kadar geçirdim. üs robu vardi." Sacramento'dan bir . "zaman zaman siirlerini tekrar tekrar okuyorum. Ann. . can ciger. bir kadin sesi." "asagilik kaltak. korkunç. Buke. Buke. "seninle çok iyi dost olacagimizi saniyorum." "sagol. hepsi zamana direniyor. Buke.. iyi gelmisti. ama kamisimla ona ulasamiyordum ve hâlâ çorap yoktu ayagimd a. beni içeri al. kapidan içeri girdigimde telefon çaliyordu. "Buke?" "evet. "Vera. Buke.. bir de küçük sise skoç aldim." gidip bir altilik." "seni seviyorum." "hayir. Vera ben. lütfen!" cüzdanimi ve çoraplarimi aldim..mcik. po lisleri çagirdigin için seni bagisliyorum.arabalari ile beni evime biraktilar. kimsin? biraz önce kodesten çiktim. istem edigimi söyledim. sisko." "hayir. hiç aklimdan çikmiyorsun.

. özenti kaltak. mavi dumani üfledim. akimdaki külüstür biliyordu. ayakkabilarimi çikardim. keyfi kaçiyor. evime dogru. hayli saglikli görünüyor. ömründe bir gün olsun çalismamis. kendime dogru.. hafif sisman. dünya her zamankinden daha çok sallanip titresiyor ve sonuçlan asikar. içlerinden biri. motoru isittim. kadim dost. makine gibi çigniyor.otuz bes dolarimin içinde olup olmadigini kontrol etmek için cüzdanima bakarken Aaron Copeland çaldigini duydum. iyi bir haham olacak. gidip biralari ge tiriyorum. Vietnam'dan yirtmak için habire üniversiteye gidiy r. içecek bir seyin yok mu?" 14 tane ay çekirdegi avuçlayip agzina atiyor." diyorum. yaniliyor da olabilirim. riske girmemek. Israil-Arap savasina katilmak istedi ama bavulunu yapma firsati bulama dan savas bitti. "o muhabbete hiç girme!" diyor. sonra da ayakkabil arimi. diyorum ve ona siirin nasil okunmasi g erektigini anlatiyorum. Kuzeye Kuzeye kuzeye. karanlik sokakta kuzeye dogru yol aldim. birayi elimden kapip agzindaki ay çekirdeklerini suluyor. purodan bir duman aldim. "g . Arap öldürülebilir. burnumu da. kaybetmemek. ve bir trafik isiginda unutulmus yarim bir puro buldum küllükte. sonra yesil yandi. bindim." diyor. iki arabanin arasindan çiktim. ayni ye re dönmemek sadece ölülere mahsustu. Maxie. simdi de hahamlik egitimi görüyor. uzun lafin kisasi. insanlar birbirlerini öldürmeye devam edecekler. bu kez polis esligi olmaksizin geçtim park girisini. çoraplarimi giydim. minik bir sakal birakmis. çalisti. ama hemen hemen herkes tuhaftir biraz . olur. sonra da bir kez daha iyi bir yurttas olarak geri vitese taktim. 116 SAKIN BIR GECE ziyaretime gelen insanlar biraz tuhaftir. 117 "isa askina. "isa'yi siz öldürdünüz. bu oglan. bir siir dinletisinde benim siirlerimden birini okumak istiyor. genellikle yanildigim söylenir. puroyu yaktim. yeter ki onlara mantiksal b ir neden verin. "hani bira? tanri askina. Kuzey Vietnamli öldürmek dogru degil. tuhaf: bazen düzüsmemek yarim yamalak bir düzüsten daha iyiydi. o da bir çoklari gibi savasl ari iyi ve kötü olarak ikiye ayiriyor. iyi bir haham olacak. ama aslinda savasa karsi degil. bir seylere dogru. sonra ben de bildim. müthis bir haham olacagindan hiç süphem yok. biraz asagida arabami buldum . yeterince sehvetli ve palavraci.

isa askina derken onu kastediyordum .irmeyecegim.A.A." "DEHSET CADDESI için yüklü telif aldigini duydum."." "evet.L. . Times' da çok satiyor ama hiçbir sey yok L. Times' da. Creeley ve Le-vertov'un birl ikte sattiklarindan fazla satiyorum. Duncan. tarzim degil. yayinevinin en iyi satan yazariyim. ama bu hiçbir sey ifade etmeyebilir." "evet.

arkan bos!1" "inanilir gibi degil. kocasinin dalgiçliga meraki varmis. edebiyattan filan anlayan bir tip degil. iki bin dolara patlayacakmis. yani bogulmus. "evet. birini doyuramiyorum. viskinin en kalitelisini içiyor. senin küçük kizin nasil? neydi adi? Marina?" "Marina Louise Bukowski.' dedi. Harry'yi yolladim. geçen gün beni küvetten çikarken gördü.. yoksa yaniliyor muyum?" "odasinin duvarlarini mantar kaplatan mi?" 118 "evet. ilk sii r kitabina önsöz yazmistim. Harry'ye çalisabilecegi bir stüdyo yap mak için duvarlardan birini yikiyorlar. kaza geçirip ölmüs . iki tarafta da kamis bekliyordu. adini duyar duymaz köpürüyor. büyük yazari duvarlari mantar k apli odada yazarken görebiliyorum." "nerden nereye.000 dolarlik mirasa konan bir hatunla evlendi. sürekli yemek yiyor. karisi Harry'nin çok büyük bir yaz ar oldugunu düsünüyor. siir miir yazmiyordu. haykiriyorlardi. neyse. durumu vahimdi Harry'nin.biralarimizi yudumladik. Proust deg il miydi." "evet. 'Lilly bir serçe gibi siçradi çiftçi John'un tel örgüsünün üstünden." "harikulade." "evet." "bana göre degil. afedersin. dalgiç giysisi simdi" Harry'de. galiba." "baska bira var mi?" "tabii. 'önünde kocaman bir sey sarkiyor. Proust'unki gibi ses geçirmez olacakmis.. sonra Harry benim reddettigim bir isi kabul ett i -pornografik dergilere öykü yazmak. su salak haline bak." ." "ikisinin de önlerine birbirlerinin adlari islenmis kazaklari var. 500 dolar on bes dakikada havaya uçtu. ben editöre "hayir" dedim." "'Hank." ded im. be bek bakiciligi yapiyor. DÖRT motosikleti var." "fena fikir degil aslinda. Harry akil hastanesinde yatmis bir oglandi." "pamuk ipliginden sarkiyorum ben." "neden?" "bilmiyorum." "seni kiskaniyor ama. isim bi tmis. 4 Temmuz'da arkadaslarini arka bahçesine toplayip 500 dolarlik havai fisek patlatti. o kadar gülünç ki paranin içinde boguluyor. ne dedi biliyor musun?" "hayir. domuz gibi olmus. "ha.'" "birakalim su herifi. "Harry nasil?" diye sordum. kocas i ölünce 40. iyiydi siirler. Harry.

" dedim. "geçenlerde Larry ugradi.biralari getirdim. "öyle mi?" .

" "yine de devrimin bokun bir kismini temizleyecegini düsünüyorum. sadece kendi açimdan degil .ragi yemisler. asil sorun burada. ve üstüne üstlük son derece IKICI insanlar. kuzey eyalet lerin birinde gida ve silah ikmali yapmislar. ama d inlemiyor beni. bu bizim iç mes elemiz sayilir ve kimseyi ilgilendirmez." "Rusya'dan ve Çin'den korktugumuz için atom bombasini kullanamiyoruz da ondan. devrimciler tekila içip esniyorlarmis. boyunlarina kanli Baris Sembol'leri asan çok hasta insanlar. ama Oregon'da Castro'larla dolu bir siginagi bombalamak istedigimizi varsayalim. üstüne üstlük dil engeli var. bir yolunu bulsalar Ford için çalismayi yegle rler." "allahtan herkes senin gibi degil." "Vietnamlilar'da da yok. . ama devrimcilerin çogunun göt olduklarini biliyorum."devrimin yarin sabah gerçeklesecegini saniyor. hastala n tedavi etmeyelim demiyorum. bir kötü yönetimden baska bir kötü yönetime geçmekte yarar görmüyorum ben. hava destegi de yok. gerçeklesebilir de. tüfegini temizleyip hazirlamakla mesgul. y. demek istedigim bu. IÇERDEN-disariya dogru gerçeklesmesi gerektigi ni anlattim ona. akne sorunlari olan." "dogru. devrimin DISARIDAN-içeriye dogru degil. yoksullara yardim etmeyelim. kimse bilmiyor. düsmani ya-ri-zeka yapan ayni zehiri kendileri için de istiyorlar. ben kus yuvasin i yeglerim. her seçimde yapiyoruz bun zaten. egitimsizleri egitmeyelim. öyle degil mi?" "iyi bir Amerikali gibi konustun." "dinle. simdi Kanada diye tutturdu. ben duruma bütün açilardan bakmaya çalisiyorum. ve bunlarin bazilari karilari tarafindan terkedilmis. bu tiplerin ayaklanma baslar baslamaz yaptiklari ilk sey gidip bir renkli televizyon yagmalamak. tarih çok agir ilerler." "yine de bir gerici gibi konusuyorsun. ama canavar gibi savasiyorlar." "siyasetim yok benim." "ne yani. yoksa hapi yutmustuk. moruk. gerçeklesmeyebili r de." "daha iyi gözlemleyebilmek için mi?" "daha iyi gözlemleyebilmek için." "ben de. ama bir çok iyi seyi de yok edecek. hapi yutmadik mi?" "emin degilim. ama bu devrimcilerin çoguna rahip cübbeleri giydiriyoruz. gözlemciyim. çogu firsatçidir bunlarin. devrimcilere katilmak için Meksika'ya gitmi s. atom bombalari yok ama. Haham. bir bira daha iç.

kodamanlar ne yaptiklarini çok iyi biliyorlar. liste uzar gid er. Kennedy'ler. bunu kabul etmek zorundasin. Spock'a yaptiklarina bak. Malcolm X. onlarl a her zaman masaya otururum. bu isi kan dökmeden hall ir yolu var hâlâ. bu herifler sakaya gelmez." . King. ama bir seyler degisiyor. gençler bir zamanlar yaslilarin düsündügünden daha iyi düsünüyorlar ve yaslilar ölüyor. aceleci davranirsan kiçinin üstüne oturturlar adami.

" "Amerikan Devrimi. sonra da katillerle el sikismak istiyors un." "bu söylediginde dogruluk payi var. bana sorarsan 'ya Zafer ya da Ölüm' derim. ölümün degil." "dedigim gibi. yoksa kedi ile fareyi mi?" "artik bazi seyler idrak etme kolayligina sahip olmasina ragmen Insana karsi Ins an'i kastediyorum. Haham?" 120 "su anda iskenceler sürerken sen agzinin kenarindan konusuyorsun. insanlari satranç piyonlari gibi kullanan top lum yüzünden akil hastanelerinde bos yatak yok."gözünü korkutmuslar senin." "iyi de. yoksullar doktor yoklugundan düskünler kogusunda ölüyorlar. ülkeyi atese verelim. Rus Devrimi basarisiz mi oldu sence?" "bütünüyle basarisiz olmadilar. ülkeyi yaktik. yerine ne koyacagiz." "denediler en azindan." "peki. ama bütünüyle basarili da olmadilar. cezaev leri öylesine dolu ki mahkûmlar yerlerde yatiyorlar. bu arada sefilhane-ler toplumun iskartaya çikardigi sefillerden geçilmiyor." bir süre susuyoruz." "örümcek ile sinegi mi kastediyorsun." "Hitler'de öyle dedi. sorun aramizda asili kaliyor. agzi olan tek sen degilsin." "Plato ile konusuyorsun.. çok iyi bir Haham olacaksin. Fransiz Devrimi. ne diyorsun? kenti atese mi verelim. yahudi sakalli bir Plato ile." "bir santimetre ilerlemek için kaç kisiyi öldürmeliyiz?" "bir santimetre bile ilerleyemedigimiz için kaç kisi ölüyor?" "bazen Plato ile konusuyormus gibi hissediyorum kendimi. sonunu biliyorsun" "ölümün nesi var?" "bu gece hayatin sorunlarini tartisiyoruz." "var tabii." "DEHSET CADDESI gibi bir kitap yaziyor." "tesekkür ederim." "hayir.. ." "el sikistik mi.

yarin tatli düslerin en tatlisi oldugunu bilmese de. Michigan'a gitmekte olan Loyola'li bir profesör. beni hayatta tuttular." "sakal birakirsin. ne hay at bu bana kirk sekizimde bahsedilen. babam sana selam yolladi. korkak gelecegi görebilen insandir. Plato'nun yahudi sakali yoktu." ve sustuk bir kez daha. polis mi. ve tas duvarlarin arkasina siginmis bir Jeffers gibi hissetmiyorum kend imi artik. sonuna kadar savasmaliyiz. öyleyim. ama bazilarini kimlerin at eslediginden emin degiliz. çesit çesit insan gelir be ni görmeye. ki dogal ama boktan. hem baska yönden de talihliyim çünkü sessiz ve gizli bir ün benimki. r seyler birakti. fahiseler. aydin ve yazarlarin sorunu BU -kendi rahatlan ve kendi acilan disinda fa zla bir sey hissedemiyorlar. iyiyim. gözlemliyorum.. savasa devam. eskiden bu çetenin çok degerli zamanimi katledecegini düsünürdüm. sabah bir dersim var. tüfekli devrimciler." ." "tabii. ön bahçesine insanlarin çadir kurdugu b Henry Miller olmayacagim hiçbir zaman. yarinin Haham'i pazar sabahi kahvaltilarin da gürler. ordu mu. tuhaf aksamlardan biri daha iste. "silah kontrol yasasi ile bir seyleri çözecegini düsünüyor. yollara dökülmüs üç-d enç. Haham. silahlarin çogunu kimin atesledigini biliyoruz." "yeterince önemli oldugunu sanmiyorum." "bazen ben SENIN çok iyi bir Haham olacagini düsünüyorum. göbegi bira dolu ayaga kalkiyor oglan. tamamlamayi düsündügüm birkaç sone var. kadin s airler.bir aydin ya da yazar olarak KENDI kiçin kapanda degilken bu hosluklari gözlemlemek pek memnuniyet verici. iyi insanlarin iyiliklerini.. "gitmek zorundayim. konusurlar." "bir bira daha iç. evlat. yoksa çilginin teki mi? bir tahminde bulunmaktan kor kuyorum." "senin biraz korkak oldugunu düsünüyorum" "evet. iyi misin?" "evet. bir fare misal i kolumdan yukari kosan mucizeyi hissediyorum. tazelerler beni: gelecegin Hahamlari. çünkü sira bana da gelebilir." "evet." "tesekkür ederim. cesur insanin hayal gücü sifira yaki ndir. hâlâ mücadele ediyorum." "dogru degil." diyor dostum. devlet mi. beyinlerine Bukowski kitaplari zulalamis berduslar. Riverside'da yasayan bir baska profesör. ama talih benden yanaymis çünkü her biri bir seyler getirdi bana. dedigimi ilet. tanrilar cömert davrandilar bana. "meclis." "Sam'e." "bunun için allaha sükrediyorum. FBI. not aliyorum.

iyi bir Haham ola 122 çak. devrimci annesi ile Arizona'da bir yerde simdi. güç fazlasi. görüyor musunuz? sonra küçük bir kapiyi a . islerin nasil gittigini. Bukowski giyinmeyi bilmez. 1968 yilinin temmuz ayindayiz ve kapinin kirilip gözleri bayat jöleyi a ndiran iki kisinin ellerinde hava sogutmali makineli tüfeklerle içeri girmesini beklerken örseliyorum mak inenin tuslarini." ne pencere var ne de yatak. hiçbir seye ihtiyaç duymazsin burad a. dostum ruhumun etini kemiklerimden ayirmakta o kadar kararli ki kendi varolusun u unutmus gibi. örümceklerden. Bukowski. Bukowski'nin midesi zayif. zarlarda ne geldigini." herseye ragmen kendime göre bir çekiciligim var. içi gazete ve paçavra dolu bir kiler çikiyor karsimiza. oturup bunu yaziyorum size. kizim Marina koydu onlari oraya. gözden kayboluyor. Bukowski savasa gitmedi. basamaklari iniyor. "ama Bukowski çok temiz kusar. sol mememin üstünde. ama banyoya bitisik. otobüslerden. daktilo kül içinde.. yere isedigini hiç görmedim. Bukowski'nin fobileri var ve sözlüklerden. çok güzel bir aksam geçirdim. bitten ve u cubelerden nefret eder. iyi geceler. "istedigin zaman burada kalabilirsin. sineklerden. Sherley Temple "I Got Animal Crackers in my Soup"u söylediginde Bukowski agladi. güç."telefon numaram var mi sende?" "evet. Bukowski yasli.. Bukowski konusmayi bilmez. duvarlarin na sil gülümsedigini sadece iki yalniz keklik bilecek. Bukowski goril olsaydi kabileden kovulurdu. Bukowski 45 yildir bir kez bile uçu rtma uçurmadi. parliyor ve gümbürdüyor. biraz sisman. çok hoslaniyorum ondan. hiç de fena görün-124 . sonra gidiyor. kiliselerden. park banklarindan. bozuk paradan. daktilomun y aninda iki santim boyunda iki küçük beyaz bebek patisi duruyor. sirada ne oldugunu bilesiniz diye. 123 RENO'DA BIR ADAMI VURDUM Judy Garland New York Filarmonik'de sarki söylediginde Bukows-ki agladi. Bukowski ucuz pansiyon odalarinda agladi. rahibelerden. Bukowski kadinlard an korkar." gidisini seyrediyorum. ama iyi böyle. gelmezler insallah.

" ." "sorun degil. "biraz Lenny Bruce dinlemek ister misin?" "hayir. "ama çaldigim müzik yüzünden kulak tikaci kullanman gerekecek." oturma odasina dönüyoruz.müyor bana. tesekkür ederim. gidip bir çift kulak tikaci alabilirim.

" . hiçbir yere varamayan insanl ar." "hayir." "biz bunun iyi müzik oldugunu düsünüyoruz." "New York'da söylediginde sevdim onu. "kapat sunu. kimse eline su dökemezdi. ama benim kafam öyle çalisir. biraz erken ayriliyorum." "sesini begeniyorum." "sisman ve ayyas. "Bukowski?" "evet?" "Bill."Ginsberg. hücreleri nde degiller. kapana kisilmislara kurabiye yerine etsiz kemik atildigi duygusuna kapiliyorum. "Bukowski. yolda durup bira aliyorum." karisi ve iki müzisyen genç zenci var odada. ya da pikabi." hiç susmuyor kaset çalari. cezaevindeki insanlar için yapilac ak tek sey var: unlari salmak." "bunu söyleyemezsin. mahkûmlar bagirip çagiriyorlar. savasan insanlar için yapilacak tek sey var: savasa son vermek." hep ayni sey -kasap biçagi ile herkesi parçalamaya çalisan. "bir adami vurdum Reno'da ölüsünü seyretmek için. kutsalliga ya da cesarete dair hiçbir sey göremiyorum bu iste." "bir sürü insan yatti." diyorum." Johnny Cash cezaevindeki çocuklari ayni Bob Hope'un Noel zamani Vietnam'da yaptigi gibi uyutuyor gibi geliyor bana. ama yine de açlara. ama cezaevinde ancak gerçek bir mahkûm sarki söyleyebilir. telefon çalarken içeri giriyorum. Judy Garland'i sever. Johnny'de yatti. Somewhere Over the Rainbow. ruhu tasmisti. hayir. çikarken Johny Cash'i tekrar koyuyorlar. sonunda Johnny Cash'in Folsom cezaevinde ve rdigi konserle vuruyorlar beni. "niye?" "halkla iliskiler numarasindan baska bir sey degil." "biz yine de seviyoruz.

."selam." "bana gelsene." "cumartesi aksami n'apiyorsun?" "sözüm var. bir gün seni davet etmekten usanacagim. biliyorsun?" "benim için sakincasi yok." "onun da sakincasi yok." "hiç okudun mu?" "elbette." "biliyor musun. Bill. zamanini bosa harciyorsun." "siirine büyük hayranlik duyuyor. herseye karsilar.. seni bazi insanlarla tanistirmak istiyorum." "baska zaman." "bu arada. Charley. ortak dostumuzdan hiç haber aldin mi?" "Paul'u mu kastediyorsun?" "evet." "n'apiyorsun?" "hiç." "bu cumartesi gelebilecek misin?" ." "ben de gazeteyi okudugunu. senin siirini sevmiyorum. istedigim gibi yaziyo rum.' "öyle mi?" "o ahlaksiz paçavra parçasi için yazmayi sürdüyor musun?" "ne?" "su hipi gazetesi." "gazetenin siyasi görüsü beni baglamiyor. "ben bagladigini saniyordum." "benim kisisel fikrimi soracak olursan." "hayir.

" "eyvallah. Bukowski 1963'den beri adam gibi tek siir yazmadi." "selam. kendine dikkat et. o adam pornografi yayincisi. hayatini yazarak -fels efi seks palavralarindan olusmus bir çorba. sütunlarini ki tap olarak basmayi düsünüyorum. Bukowski 1969 model Cadillac'lari kiskaniyor. siirimi kötü buldugunu söyledi." "yahu. Bukowski kiçini ikinci kalite kahverengi tuvalet kagidi ile siler. Bukowski Ginsberg'i kiskaniyor." "biraz önce Malibu'dan bir dostum aradi. o . sütunlarin siirlerin kadar iyi." "yayin hakki ------'a ait. Bukowski Barney'nin Yeri'nde kepa ze oldu. o da her an herkesin basina gelebilirdi.kazaniyordu ve 126 bir bok yazamiyordu ve sürekli telefondaydi. benimle çalisirsan üniversitelere girersin. ben hayalarini kasaba satmayi reddeden ihtiyardim.. Bukowski Miki Fare'nin bir nazi oldugunu düsünüyor. bir adam vurdum Reno'da. daktiloya temiz bir kagit taktim.. ve küçük bok fis keleri firlatacakti bana." "o sütunlari istiyorum. seni ilgilendirir mi?" "tabii. iyi geceler. en iyi kitapçilara girersin. iki satir yazmistim ki telefon çaldi. yine arayacakti. bu kadar iyi yazdigini bilmiyordum. sigara yaktim. benimle giristikleri savastan muzaffer olarak çikmalari ancak beni esek sudan gelinceye kadar dövmekle mümkün dü. ve yine. bu onlari delirtiyordu. oturdum." "dinle. son iki sütununu okudum. "Buk?" "evet?" "Marty. o sütunlari istiyorum. bir bira açtim." "halt etmis. Buko wski'nin bes yil ömrü kaldi."hayir. Bukowski agladi Judy G arland. Marty. Malibu'da yasiyor. neydi dertleri? Bili." "günün birinde seni davet etmekten usanacagim." bir kasap daha. Bu kowski Rimbaud'yu anlayamaz.

çevre seni kesfetti mi sirtin yere gelmez." "böyle bir seyin beni çekilmez biri yapacagindan korkmuyor mu . göreceksin. yüzyillardan beri baslarina kakilan girif t yazindan usanmislar artik. bütün eski kitaplarini tekrar basip bir ya da bir buçuk dolardan milyonlarca satacagiz.

ayni zamanda düstük o boktan ise. on yil. anne beyaz.. bir zamanlar ayni boktan iste birlikte çalismistik." "tamam. 128 "Hank.' "zaten çekilmez herifin biri degil misin? hele içince. neyse. anliyor musun?" "kitaplarini bir buçuk dolara pazara sürmeden önce ölme veya kendini öldürtme. on yil. on. Wilshire Bulva-ri'ni kesen sok aklardan biri. ortak bir yan. Bukowski ile Castro'nun heykeli. baba zenci." "hipodromdan uzak durmayi beceremiyor musun?" "siz orospu çocuklari kazandigim za man tek kelime etmiyorsunuz ama." "haklisin. iyi geceler." '"Penguin'in basacagi kitap ne oldu?" "Stanges ocak ayinda diyor. tandem bisikletle zafe re pedalliyorlar -Bukowski arka selede. Bukowski dünyanin duvarlarinin içinde kafayi yemis.sun. Bukowski 19 yasinda iri gögüs lü bir zenci melezini kaplan kirbaci ile kirbaçliyor. on . sonra bogulup gidiyordunuz bokun içinde. kapi açildi. Kremlin'e Bukowski'nin heykelini dikiyorlar. herkes için çok geçken Bukow y Garland'a kesiliyor. doku/ buçuga geliyordu saat. orospu çocugu!" . ON YIL. yari-zenci. son provayi yolladilar. sonra saati hatirladim. hiçbir seye kapali degilim.. daha çok sonsuza dek bokun içind e yüzmek istemedigimiz için." Bukowski. çok içiyor musun?" "Barney'nin yerinde adamin tekinin yakasina yapisip bir güzel sallamisim. kocaman tabelada adi soyadi yazili. büyük yazar. talihi kimin söndürdügünü merak ediyor. arka tarafa park edip arka kapiyi çaldim. daha kötüsü d e olabilirdi ama.. otuz bir çekerken . Havana günesinin altinda kusboku kapli. her ne kadar bok iyi bir hoca olsa da insanin alabilecegi ders ler sinirliydi. olur mu?" " ayret edecegim. Rimbaud okuyan bir zenci melezi. gurur meselesi." "nasil yani?" "o benim yakama yapisip bir güzel sallayabilirdi mesela. bir de at bahislerinde kayb ettigim elli dolarlik bir avans. çikip arabama bindim yine. Marty. sütunlarla ilgili bilgi ver bana. o gece büroda kalip bekleyecegini söylemist i. Bukowski kus sütüyle banyo yapiyor. ama ögrenci sayilirim hâlâ. Wi lshire Bulvari'ni çok sevdigimi söyleyemem.. ON YIL.mina kodugumun YILI. laf açilmis ken.

iki altilik ."Jim. hiçbir seye kapali degilim. seni sansli köpek." pesinden gittim. masasina gidiyoruz.. tanrim. ama perso nelin ve sekreterlerin yoklugunda mekan gerçekten hos." "yukari çikalim. eyvallah. 7-8 odasi var. görkemden etkilenecek biri degilsin.

ne istedigini anlatti. plani öyle mükemmeldi ki gülmeden edemedim. çok yakisikli görünüyordu açik san kazagi ile. "Jim. bugün el ine ne geçtigini biliyorum. beni gördügü için gerçekten memnun. belli oluyor. ari gibi çalisan bir beyne sahip. ve utaniyor um biraz. rahat." güldüm. üstüme sinmis o sokak köpegi havasi. yilginligimdan." "beynine ihtiyacim var. utaniyorum yilginligimdan." sonra planini açikladi. parasindan degil." dedi. sarkik göbek. yorgunum sadece. ben 48.. "cehennemi günler yasiyorum." "kabul edemem." "dahilsin. o 43 yasinda. kendi masani." "neden?" "sana yararimin ne olacagini bilmek zorundayim." masanin genisligi bes metre var. dünya ögütücü ve rutin külfetleri ile saatlerim imi çalmis. iki katini verebilirim. aynalar.. böyle seyleri tasarlayabilen. simdi oturmus masanin öbür yaninda adamla içki içiyorum ve o gün ne biliyorsam bugün de o kadar biliyorum. "koçum. "ciddiyim. en az on bes yil daha yasli gösteriyorum ondan." ." "o sinifa dahil oldugumdan emin degilim. "sonra da sözlesmeyi yapariz. hepsi de kötü. "gerçek bir insanla konusma-yali aylar oldu. ben devrimci bile degilim." güldü. on yil. ne boktan bir hayat yas amistim! aynalar. ama bu tür seyler bazen yürümez. devrimcinin iyisi yoksul adamdan çikar." "benim için sakincasi yok. sana kendi büronu vermek istiyorum. bir düsün içindeki bir düsün içindeki bir düs gibi. böyle yerlerden yüzlerce kez kovuldum." dedim. firildagina oturmus bok herifler tarafi ndan.paketi masanin üstüne koyuyorum. kendi koltugunu. "rayina oturtmak üç ayi bulur.

iste o zaman neden koruyucu gözlük taktirdiklarini anliyorsun . bir süre sonra her yerim kasinmaya basladi." "bu arada duvarlarimi kaybedersem kilerinde kalmama izin verecek bir arkadasim var. ona bir içki ismarliyorum. camdan minic ik oklar. üstümde yakasi açik ki sa kollu bir gömlek var. yarim saatte kör eder adami.mina kodugum cami o kadar ince siçriyor ki göremiyorsun." "Hank. degisiklik. ustabasini çagirip. alisirsin. makineyi çalistirip ise koyuldum. ama pezevengin üstünde uzun kollu bi r gömlek var. ve orada bir zamanlar postanede çalisan biri ile karsilasma-diysam ne o layim. kollarim. yavrum!" bir baska zenci (ya da siyahi) adam. cam elyafi fabrikasi.' dedi bana. ertesi gün ben de uzun kollu bir gömlek giyip boynuma bir atki doladim.mina koyayim. (beyaz adamlar geceleri ne yaparlar?) düskün bir hali var. herkes bana bakiyor. bu ne sikim is?' dedim. ama yaran olmadi -. moruk. biliyorsun? istifa ettim. biliyor musun? insani öldüren budur: tekdüzelik. harika. 'önemli degil. heryerim!'. "evet. boynuna da kalin bir atki dolamis. Inanilir gibi degi kaynar sivi! ayrildim. kumasi delip 130 tenine saplaniyorlar." "güzel." ". insanlarin SICAK BEYAZ BIR SIVIY I KALIPLARA DÖKTÜGÜNÜ biliyor muydun? yag ya da sos döker gibi döküyorlar. ben arabami o lüks semtten çikarip gecenin son içkisini içmek için igrenç ba lardan birine giriyorum. sen nasilsin?" . Luke. ilk sabah makinenin basina geçtim. dökümhaneye girdim." ik-üç saat kadar içiyoruz." "ne?" "postaneye daha fazla katlanamadim. hemen baska bir i se girdim. sonra o ertesi sabah (cumartesi) çikacagi yat gezisi için uyku sunu almak üzere evine gidiyor. "hâlâ postanede misin?" diye soruyor. 'hey. "Luke! orospu çocugu." "neyse." "biliyorum."yürüyecek. 'her yerim kasiniyor! b oynum. ayrilmak zorunda kaldim.

" "hiç takilma." "bacaklari harikulade ama." . delidir. öyle. Luke."suradaki kaltak." "evet. bana bakip bakip etegini yukari kaldiriyor.

asak derileri. Luke'un arabasi yok. dügmeye basiyor. elbette. fiskiyeli mabedler. harikulade alti santim uzunlugun da çelik firliyor. ey bütün bunlari basimiza musallat eden Tann. "beni eve birakin". Uçurtmadan sarayina ve zamankarti meleklerinin huzuruna çiktigimizda bir kez olsun . ey insanligi n sabah ayakkabisinin yine görmedigi taze köpek boku misali her yerdeki çirkinligi. siz orospu çocuklari sustalimi aldiniz. "ne çikar. içkisini deviriyorum. ne Sihirli Degnek. hem çocuklarin aralarinda dedigi gibi.asak derileri. ne de Büyük Dehalar Asla. ey yalniz ahtapot. ikinci likle YETINIRSIN. sustaliyi bir onluga sarip eline tutusturdum. "bir adim daha atarsan seni hadim ederim!" diyor k ancik. barmenden iki altilik istiyorum. Ikinci olmakt an nefret ederim. ey . ey hüzün ve kapanan duvarlar -ne Noel Baba. guguk -bok sadece ve köpeklerin ve çocuklarin kirbaçlanisi. ey ulu silahlar . ey her yerdeki ulu budalalar. saatin ikiye geldigini fark ediyorum. barmene bakiyorum. ey fiskiyeli . "selam. önüne bakar bakmaz bileginden kavrayip sustaliyi elinden aliyor um. bir bira açip salincakli koltuga oturdum. aksam ve gece. ne kancik. kimiyle ikinci ilkten iyidir. içkilerimizi bitiriy oruz. ama uzun zamandan beri ilk olamamissan ve büyük bir SANATÇI ve hayat adamiysan. ey ulu diktatörler. ey. çikariyor.". ey dengeli ve dengesiz ve kutsal v e kabiz hepimizi tek tek güzelce sizdiran saat tiktaklari. ey altin dünyanin sefil ara sokaklarinda yatan ber duslar.". kapiyi açarken telefon çalmaya basladi. içkimi alip yanina gittim. ne Külkedisi." elini çantasina sokuyor.birer içki daha söyledim. "Century civari. Bukowski uçaga binmekten korkar." Century yolunu yarilamisken o harikulade bacaklarin arkada havaya kalktiklarini görüyorum. Cadde ile Irola yakinlarinda oturuyordu. Bu-kowski agladiginda su damlar. bacaklar indiginde karanlik bir köseye çekip Luke'a biraz hava almasini söylüyorum. güzelim. aptalca. yüzü ifadesiz. i yiydi. yetmisti -sabah. Bukowski Noel Bab a'dan nefret eder. ey çirkinlesecek çocuklar. Luke 8. kapatip cebime koyuyorum. "dünyanin yolu. Luke'un yanina gidiyorum. Bukowski kahverengi bot giyer. ey ulu polis. su damladiginda Bukowski aglar. bana yakin sayilir. sadece hastasiz doktorlar sadece yagmu rsuz bulutlar sadece günsüz günler. tel efonun zilini dinledim. "neresi?". ey daha da çirkinlesecek çirkinler. Bukowski daktilo silecekle rinden çarpik figürler yapar. çikip arabama yürüyoru z. barmenin yüzünde hâlâ ifade yok. ama s everim aptallik yapmayi. evine vardigimizda kapiyi açti. bok sadece ve bokun silinisi. kadin pesimizden geliyor.

KENDIN. oturdum ve telefonun zilini dinledim. bizim ve SANA bütün yapacaklarimiz için MERHAMET MERHAMET MERHAMET diye bagiran sesini duymak istiyorum. sonra içeri girdim. Irola'dan sapip dosdogru Normandie'ye sürdüm. evet öyle yaptim. .

o da tamirciden korkuyor. 2000 yilini görmek istiyordum. deyip durd um kendime ve kapidan çikip evsahibimin bahçesine çiktim. servis yok. kusturucu po sayi çignemis tükürmeye hazirlaniyordum. diye geçirdim içimden. ne hari kulade bir insan! -ve bir sey sorarsan kafasi bozulurdu. yil 1975 . disçiler dis çekemiyorlardi. orada saatlerce otursan bir al-lahin kulu gelip ne istedig ini sormaz. karanlik ve yagmurlu -bir ölüm dolabi. diye düsün dügümü hatirladim. tamirci ler arabalari tamir edemiyorlardi. günlerden cuma. diye geçirmistim içimden.ayik kal be adam.ikerim onu. o ve ben. bir blok batiya sürdüm. o kitabi okudugum günü hatirliyorum. dagilma. batiya. matemin kusan köpekleri -karanlik ve yagmurlu. Çin gibi on milyon kilometre uzakt a. babam her allanin günü posami çika ken 80 yasina kadar yasamak. kiç kiça dikilmis camdan hiçlik 133 ler. M. ve güneye saptim. aksamüstü.132 KADIN YAGMURU dün.ikerim onu ancak diye geçirdi içinden ve bir ".Sunset'e girdim. 1984.ve çocukken 2. külüstür. beni gerçekten öfkelendiren tek caddeydi. diye geçirdim içimde n. ki bir o kadar boktandir. berberler saç kesemiyorlar . lanet olsun!. geri vitese taktigim gibi çiktim ora dan. o da bana bakip sönmüs bir volkanin içinde kimsecikler yokken . Çin on kilometre ötede. ah. bulvarlarin en kasvetlisi.servis sefini görmen gerekirdi ama servis sefi sürekli bir yerlere saklaniyordu. Cuma. agzinda sakiz. ve ben neredeyse ölmüstüm.1975? ve tanrim.000 yilini görmek isterim. basini deliklerden birinden çikarirdi. ve arabama bindim. ayik kal be adam. simdi hersey her allanin günü pos ami çikarirken o istegi duymuyorum artik -her gün tek tek simdi. ve gidip on iki taksitin besincisini y atirdim. karanlik ve yagmurlu. aslinda bütün korkunç gerçek KIMSENIN ELINDEN HIÇBIR SEY GELMEDIGIYDI-sairler siir yazamiyorlardi. bir tamirci görürsün arada sirada. ona fazla yüklenmeye çekiniyordu. sonra da Hollywood Bulvari'na sürdüm. solgun s arisinla huzursuz ve nefret dolu bir sekilde bakistik -ben çölün ortasinda kimsecikler yokken .IKTIR!" çekip arabayi çalistirdim. durmadan kalkip inen silec ekler ve camlarin arkasindaki o YÜZLER! -peh!. 1984'e bir sey kalmadi.C Slum'in serv isine girdim. California. sonra aslinda Sunset Bulvari'na gitm ek istedigimi hatirladim. dagilma. direksiyonunda solgun bir sarisin oturan kirmizi Chevy'nin yanina çektim. gelecegin oyun kurucularindan birinin sall adigi futbol topundan son anda egilerek yirttim. SAVAS. bunun sihirli bir sey olacagini düsünmüstüm. karanlik ve igr enç bir ölüm dolabi: Los Angeles. karanlik ve yagmurlu. karanlik ve yagmurluydu. ve simdi-neredeyse oradaydik.

iri ve kara bir orospu çocugu agzinda puro bana dogru g eldi kosarak: "HEY! SEN! SANA SÖYLÜYORUM! ORAYA PARK EDEMEZSIN!" "buraya park edemeyecegimi biliyorum! sadece servis sefini görmek istiyorum. kapisi ar alik. geri yürüdüm ve üstünde "Servis Sefi" yazan küçük kürsünün yanina 134 dikildim. karanlik ve yagmurlu. falan filan falan filan. BURDAN ÇIK VE KARSIYA PARK ET!" geri vitese taktim. Biers'in servisine girip kapinin yanina park ettim. çoraplarini kaybedi yorlardi. dag ilma. valiler. ayik kal be adam. arabadan in dim. tel efoncular sübyanci. servis sefi nerede? tuvalette çüküyle mi oynuyor?" "GERI VITESE TAK. oradan çikip karsiya park ettim. cerrahlar nesterle çuvalliyorlardi. çamasirhaneler gömleklerini ve çarsaflarini yirtiyor. ARKADASIM!" "peki. büyük yeni bir araba. telasli bir hali vardi . bir kadin girdi içeri arabasiyla.di. serv is sefi sen misin?" "HAYIR! HAYIR! BEN SERVIS SEFI DEGILIM! ORAYA PARK EDEMEZSIN. bakanlar ve baskanlar örümcek agina yakalanmis sümüklüböceklerin sagduyu a sahiptiler. ekmeklerden ve fasulyeden dis kiran küçük taslar çikiyordu. hafif uçuk. futbolcular korkaktilar.

aptal kancik. kad in köseyi döndü. arabadan indi. en aptallari en iyi . sonra da vitese takip kablolari çikarmakla mesgul ol an servis sefini ezmeye çalisti. ne bacaklar. himm. "62 Comet. "EVET." Heritito'ya anahtarlarimi verdim. mini mini bir etek.hatunun. karanlik. bakarak. yaslandigim duvardan ona dogru yürüdüm. sonunda kaputu açtilar. kimbilir kaç erkek öldürmüstür? iri er. "anahtarlarini ver. "NASIL BIR YARDIM?" "rot balans seklinde. sorun degildi benim için." "HEY. SIMDI GERI VITESE TAKIP BURADAN ÇIKIN VE BINANIN YAN TARAFINA PARK EDIN! AKÜNÜZÜ DOLDURACAGIZ!" hatun geri geri çikarken o da arabanin yanisira kosup basini pencereden içeri soktu kadinin bacaklarina bakarak. kadina kaputun nasil açildigini sordu ve ben dikildim orada onlar kaputla u grasirken. "HEY!" "NE VAR?" dedi. tuhaf tuhaf bakti bana. etegi kalçasina kadar siyrildi inerken. az kalsin eziyordu da. diye geçirdim içimden. bakakaldim bacaklarina. bagirsaklari bok dolu. her zaman yanimda iki -üç yedek anahtar tasirim. ve bütün aptalligi ve uçuklug uyla orada öylece durdu ve servis sefi erkekler tuvaletinden çikti. "rot balans." dedim Heritito'ya. servis sefi tuvalete giderken Heritito'da 62 Comet'e dogru yürüdü. uçak pullarini çagristiran kirmizi bir agiz. 1984'ün üstünden yirmi . DEVAM EDIN!" bacaklarina bakarak. "El FRENINI ÇEKIN! ITESI BOSA ALIN!" kus beyinli kancik. tikaliydi ve ürkekti ve yorgundu islak Los Angeles aksaminda. "PEKALA. bacaklarina ve kiçina bakip içimden. ama adamin refleksleri güçlüydü. ikimizin de kamisi kalkmisti. o orada kalakaldi." dedim Heritito'ya.ikilir çünkü insanda nefret duyg usu uyandirirlar. uzun gri çoraplar. ben duvarima yasla nip trafigi seyrettim. kadin üçüncü ya da dördüncü denemede arabayi çalistirdi. diye geçirerek. evhamliyim. HERITITO!" ufak tefek bir Japon geldi kosarak. EVET. "YARDIMCI OLABILIR MIYIM. sef kablolari baglayip kadina arabasini çalistirmasini söyled i. DEVAM EDIN. "YARDIMA IHTIYACIM VAR!" dedim kalkmis kamisimla yürüyerek. BAYAN? SORUN NE? AKÜ? AKÜNÜZ MÜ BOSALDI?" ve kosarak gidip tekerlekli bir arabaya monte edilmis bir a kü ile döndü.

yil geçmisti bile. Heritito tekerlekleri söküp yürüyüse çikti. blokun etrafini iki kez dolandim. karanlik boktan bir yagmur. Heritito 12 taksitinin 5'i ödenmis mavi Come t'imi rot balans çukuruna gazladi ve kamisim indi. toplumun tamami karincalara ve hamamböceklerine sunulan bir dogum pastasi denli anlamsiz. 200 kisinin anindan geçtim. .

önünde bir araba var. ama oyunlarimi saptayabilmek için bir saat önce o rada olmam gerekiyordu. anah tarligi tutan elim titredi. etegi nerdey-se kiçinda ve allahim. basimi penceresinden içeri sokup baca klarina baktim. iki ayakli bir seks bombasiydi. basimi pencereden çikardim. ne halt yiyebilirim ki gitarla? yakabilirim. insanlarin nasil geçindiklerini anlayamiyordum. ne vücut! herkes bakiyordu. araba taksiti. yarim saat sonra arabayi rot balanstan çikarip park etmisti. anahta ciya gittim. radyo." dedi anahtarci. belki 20 yil önce. yagmura baktim ve yavasça bana dogru geldi. onlarsiz hiç sansim yoktu h ayatta. ama bu eski tarzda giyinmisti -topuklu ayakkabilar. orada durmus anahtarimi anahtarligima takmakla mesguldüm ki mini etekli ve semsiyeli bir hatun girdi içeri. elimde anahtarlik kös eye kostum. "n'apicagim beyefendi?" "soguk bir sey iç. sev anneannenin sigillerini. düz ayakkabilar. bir gitar. nereye ödüyorum?" "bitmedi. cinsell igi yok etmeye yönelik boktan seyler. sadece BIR bagaj a nahtarim kaldigini fark ettim. fazla yasliydi kadin. bir pikap. jartiyerleri mordu: "nereye gittigine dikkat etsene. sev. dükkanlarin vitrinlerine baktim. karanlik bir yagmur. bu da alti buçuk demekti. neyse." dedim ve yürüdüm. anahtarin parasini öderken yasli bir kadin gel di kosarak. 14'ünde. küt. sahip olmayi isteyecegim t ek sey bile göremedim o vitrinlerde. yedi buçuktaki ilk kosuya yetismek istiyordum. bagaji kilitledim. uzun naylon çor aplar. bir anahtar daha yaptirdim. hâlâ yagiyordu. ayin 13'ünde kira. yerdeydin. muhtaçtim atlara. sev. nafaka. g eri geri çikan kadinin teki beni altina aliyordu az kalsin. o . döndüm. bana bakti. ama hepsinin üstünde etiket vardi. gülümseyerek. iri takma disler. e tegi dizlerine kadar inmis. beklerken markete girip 5 dolara 4 adet sort aldim.tek bir insan göremedim. 15'inde. bacaklari sül beyaz. Heritito'nun eli hayli çabuktu." "hi mm. "Hey. kamyonun teki önüme park etmis! çikamiyorum!" "beni baglamaz. evhamli birini kesmez. tanrim. minik anahtarimi yaptirmi stim. insanin suratinda iki kiloluk kirmizi bir eldiven gibi patlayan anlamsiz seyler. gözlerde deli bir bakis. televizyon. paraya ihtiyacim vardi. sortlari arabanin bagajina koydum. süpersin. basarisizlik." dedim ba-136 caklara. balansi yaptik simdi de rot ayarina sokacagiz. servisin içindeki anahtarciya dogru yürümeye basladim. "sey. benim bildigim mini etekle örgülü kalin çoraplar filan giyilir." o aksam atlar kosuyorlardi. son zamanlarda sansim yaver gidiyordu. yagmur. "beni ezmene ramak kaldi!" yüzünü hiç görmedim. neyse.

istekli. ama ilk kosuya yetismeliydim. markette çalkalaya çal kalaya yürüyüsünü seyrettim. suna bak!" diyo rlardi. "umarim bu gece eglenirsin!" dedi kadin. 14'ünde nafaka. ilk kosu ilk kosu. 13'ünde ki ra. kadinin pesinden markete girdim. yemedi götüm. yedi buçuk. bakiyor ve gü süyordu. ete ihtiyacim vardi. ama kiç köseyi döndü ve agir agir imdan geçti. sonra duvara yaslanip öylece durdu. et reyonuna gidip bir numara aldim. genç. KORKUYORSUN ONDAN. "aman allahim. rot balans. kivirtarak. diye geçirdim içimden. "seni gördügüme ne kadar sevindigimi bilemezsin!" dedi adam. adiyla seslendi.kiçi arkadan seyretmek istiyorum. 92. harikulade nerdeyse. diye geçirdim içimden. 92 NUMARA. kivirtarak. dünya adami. beklerken onu gördüm. anahtari anahtarliga taktim. NE YAPACAGINI BILMIYORSUN. benden on adim uzakta. 15'inde arabanin taksiti. uzun uzun bir seyler anla tti ve kadin gülümsedi. bana dogru yürüyordu. yüzü de hostu. iyi giyimli bir adam kadinin arkasinda n kosturdu. 4 sort 5 dolar. kadini ekiyor muydu dangalak? ha staydi bu herif. NASIL DAVRANACAGINI . erkekler baslarini çevirip birbirlerine. bana bakip gülümseye rek. yarigi faras gibidir belki.

birden yanimdan yürüyüp geçti. ve tamircilerden biri gelip arabami balansa aldi. ondan kazanacagim parayi ikinci kosuda Keloglan'a yatiracaktim. yagmura çikip arabama gittim. sigarami önüme firlatip baktim. budalanin tekiydim. görmüs geçirmis adam. okudu beni. saatime baktim -bes buçuk. yetisebelirdim belki. agzimda puro oturdum öylece hiçbir sey düsünmeden -sairler gitmislerdi. çüküne sar eti. yerimden kalkip yarim kilo kiyma." dedi kasap. ve ben. muhtelif ihanetlerle suçlamislardi birbirlerini sairler. yagdi ve yagdi ve yagdi. sonra yagmur söndürdü. YÜKSEK YÜKSEK ve KESINTISIZ. ilk kosuyu kesin Kamikaze götürürdü. ben pas geçtim. disari çi ip köseyi döndüm ve bir bar aramaya basladim. bütün kasinan maymunlar. bunu biliyorsun. ihtiyar. klaksona ragm en huzurluyduk. DELILIGIN GECE SOKAKLARI ben ve oglan benim evimde verilmis bir sarhos partisinden arda kalmis oturuyord uk ki disarda biri klaksonunu öttürmeye basladi. küçük bir biftek ve bir ki lo pirzola satin aldim. olacak is degil. digerlerinden daha iyi yazdiklarini iddia etmislerdi. Bogart. ilk kosuya yetismeliyim. AMA NEDEN ET REYONUNDA? ve sorun çikacak. ben de elimde içki. BiersSobuck'un duvarlarina yaslanmis. arabalar kalkip inen silecekleri ile geçmeye devam ediyo rlardi. ihtiyar. yagmurlu boktan bir günde cenn etten bir armagan. tan rim. camlarin arkasinda yüzler yoktu. ben. delinin teki. ama bir sekilde çok da önemli d egildi artik. dayanilir gibi degildi. sana tasinmak isteyece k. bir kiyaslama. KORKUYORSUN. eylem adami -Bogart. geçmisti benden. . duvara yaslanmistim. dünyanin isi bitmisti. tursulari ve sosisleri kutsayan hahamlar. omuzlarim sarkmisti. sairler ve kadinlari gitmislerdi. geceleri horlayacak. DÜNYA 137 ADAMI. tuvalete gazete kagidi atacak. cuma aksami. git a tlarina oyna. hayir hayir hayir hayir. "92 numara. maden ocaklarinda .asak yok. eli firlattim ve bütün görmüs geçirmisligimle ara yaslanip arabami rot ayarina sokmalarini bekledim ilk kosuya yetismeyi ümit ederek. bit mislikle. 92 numara. saraplarini içerken kahkahalar atan Benediktin papa zlari. ama h ersey kafadan baltalanmisti zaten. bu arada herbiri daha fazla taninmayi hakettik-lerini. kolay bir avi kaçirmistim. ödümün bokuma karistigini hissetti. iyi bir avi. ama bil iyordum çuval-ladigimi. git etini al.BILMIYORSUN. haftada sekiz kez düzülmek isteyecek. alti erkek bakip zafer düsleri kurdu. istemisti beni. kötü yazmakla. Los Angeles. yasliydim. düzüs yok. bagaji açtim. SÖZCÜKLERI BILMIYORSUN. yanik ucu bana geri bakti.

simdi gitmislerdi. "disari çikip hadlerini bildirelim sunlara. degerli. oglan karsimda oturuyordu . ama kesmediler vidividiyi." dedi oglan. kendine gülme yetenegi de vardi. "dinle. ya da Dali'yi iç ça 139 masin ile ya da Durell'i bahçesinde otururken gördügünü anlatanlarla doluydu.tüne sokmasini söyleyelim. oyunbo zan. ikinci siir kitabina önsöz yazmistim. puro iyiydi.2 yil çalismanin onlara çok iyi gelecegini söyledim. su klaksonu çalana klaksonu g. yoksa ilk miydi? neyse. minik borno zlari ile . dünya B oston'da Pound'u ya da Spoleto'yu ya da Edmund Wilson'u tanidigini. en azindan kuru bir edebi bok parçasindan fazla bir seyler olma olasiliginin belirtisi." fena yazar sayilmazdi oglan. barbar ve çogu kötü yazan yazarlar. ki bazen büyüklük belirti sidir.

" "evlat. oglan iri ydi ama biraz tombula kaçiyordu. erkek kesik kesik çalar." "hey." dedi oglan. onu sahneye sürükleyerek çi arip mikrofonun önüne yerlestirdik. "bak. 5 ya da 6 ya da 8 ya da 10 saat araliksiz içtikten sonra asla sokaklara çikma. ne var ki azmanlarin hepsi kafayi yemislerdi ve o sert erkek siirlerini t irnaklan ojeli ibneler yaziyorlardi. diye geçird im içimden.A'nin beni izledigini saniyormusum. ne ilgisi var. telefonumun dinlendigini sa-niyormusum." 140 "bir içki içmek için ugramayi düsündüm.Burroughs'u son gördügümde. içinde yumusakti. melodik tehditler savurur. ama sola ilgi duydum hep. aslinda siyasi degildim.. ben puromu tüttürdüm. kadindir kesin. Hem? Buk ben. ne se ref. oglan yahudiydi ve koca John Thomas'in kökle ri Adolph'a kadar uzaniyordu. biliyorsun. "Jimmy Baldwin." "disari çikip klaksonunu g. koca John Thomas ise hep oglan orada degilmis gibi davranirdi. sesini duymak ne güzel.ikerim böyle isi.. zil zurna sarhostu.karsiniza oturup anlatirlardi. oysa bir hamle yaptiginda matematik hesabi da yapmak zorundaydin.tüne sokmasini söyleyelim. Buk. firladi kapidan disari. ne önemi var? herkes anlamsiz hamleler pesindeydi. oglanin kafasindaki imaja uyan tek sair koca John Thomas'di. ögünlerini hiç sektirmemisti." "." dedi oglan. tanrim." dedim ona. "ben gidip agizlarina siçacagim. sefkatliydi. "alo. supermen etkisi altindaydi oglan . azman adamlardan hoslaniyordu. kendi yapimim kafesler bana yeter." . korkulu ve hepimiz gibi biraz deli. C. paranoyak oldugumu." tanrim. koca Hem ve Buk. hiçbirimizin sansi yoktu sonuçta ve "evlat. klakson sesi kesilmedi. Ernie?" "kitaplari okudun. kadin ise daya nir klaksona." dedi oglan. çok isterdim.". ben bir kafese daha katlanabilecegimi sanmiy orum. akil hastanesine girip çiktim. "bosver klaksonu. Insan ve Supermen." "ama neden yaptin. su anda kent disinda oldugum söylenebilir. ve SIMDI de siz ONLARLA konusuyordunuz. güzel. zaten bir erkek böyle basmaz. yüz elli kilo ve ölümsüz siirler yazan. bir doksan boyunda. kesintisiz ve kocaman bir kadin nevrozu.I." "ben disari çikip kalayi basacagim.. Hem'in boga güreslerinde ögrenip yazilarinda kullandigi gerçek buydu. aklimi kaçirdigimi iddia ediyorlardi.." dedi oglan Bukowski efsanesini n (ödlegin tekiyimdir aslinda) ve Hemingway'in ve Humphrey Bogart'in ve pantolon paçalari siv anmis Elliot'un etkisi altinda. ah. Ispanya içsavasi ve bütün o saçmaliklar. ama tanrim. ben im hipodromlarda ögrenip yazilarimda kullandigim gerçek.. bizim gibiler için kafesler hazirdir. ".. sert ve tehikeli. "klaksonun önemi yok.

siz edebiyat adamlari sola meyillisinizdir. Romantik olmasina romantikti r ama bir anda tuzaga dönüsür. ama isin gerçegini bilmek istiyorsan fena halde aksamdan kalmaydim ve artik yazamadigimi biliyordum." "sahici olmadigini biliyordum. yas li bir osuruk gibi oturup içmekten. yaslanmistim." "biliyorum. ama artik sahici degildi. dinleyecek birini buldugumda bayat hikayeler anlatmaktan baska bi r sey gelmiyordu elimden." . ÖDÜLÜ verdiler ve kuyrugum uzamisti. IHTIYAR BALIKÇI VE DENIZ'e inandiklarinda dünyanin iyice çürüdügünden emin oldu "biliyorum."evet. beynimi uçurmaktan baska çarem yoktu. eski tarzina döndün.

ikmisim. ben eve gidip içkimi içecegim. ve ÖGLEDEN SONRA ÖLÜMÜ okumamistim." dedi. oglana bakmak için disari çiktim. ruhum da asagi kalmaz. daha sonra yalinayak sarhos gezinirken ayagima (sol) cam parçalari gir di ve doktorum bana agri kesici bir igne yapma zahmetine katlanmadan tabanimi yarip cam parçalarini çika rirken. doktor. arabayi itmek için yeterince yer yok. masanin iki yanina tutunup. tatli bir pinar gibi akiyordu hayat. binanin sahibi bir gün avluyu büyük paraya satacakt ve buldozerler avluyu yerle bir edeceklerdi. kitabina önsöz yazmistim ya bana sahip olmustu. o zaman biraz daha müsfik davrandi. ve iste sokaktaydim. gögüsleri yoktu. doktorlar neden benden üstün olsunlar? anlayamiyo rum. ti msahvari. . Buk. su eski tip adami numarasi. kapi komsum kaçigin tekiydi. "arabayi iter. "evet. aslina bakarsan benim umurumda da degil. . Er-nie'nin. günes dogana dek süren partiler ver iyor." dedim. 69 model bir araba ve kontak sadece."pekala. bir blok kuzeye on blok batiya yürürsem YILDIZLARIN ayak izleri ile kapli kaldirimlarda yürüyebiliyordum . yavrum. genellikle. hiç çekmiyordu avucunu klaksondan. görüsecegimizi biliyorum. yeterince savas görmüstüm." "tamam. bacaklari yoktu. penceremde kocaman bir delik açildi. televizyonum yok. Charles Bukowski. "bak. isimlerin ne anlama geldiklerini bilmiyordum. beyni yoktu. kadinin kendi evi vardi." sonra gerekli olmayan bir yarik açti ayagimda. büyük ve total bir kontak. yazik. Ernie." kapatti. "baksana. oglan benim adima da konusuyordu. radyom bozul unca pencereden firlattim. gündüzleri daktiloyu atesliyordum. radyo degil. pencerenin kapali oldu gunu fark etmemistim. "genellikle. arabanin teki kadinin park girisini tikamisti. Hemingway'in dostu. sar hos. hem de nasil. sinemaya gitmem. bir nüshasini nerede bulabilirim? oglan aptal ve saygin mülkiyet hakkini talep eden kaçik kadina. ben DeLongpre avlusundaki döküntü dairelerden birinde yasiyordum. evlat. ben. arada sirada ne yaptigini bilmez halde dolandigin oluyor mu?" diye sordu. yolu açariz. görüsürüz." yagmur çi-selemeye baslamisti. cildim son derece hassastir. yürüdüm. 69 model yeni bir arabada yasli bir kadindi klaksona basan.

yürüdüm. beyaz tisörtün bu isle ne ilgisi var? beyaz tisört benim yari ölümsüz sairimi itti. . üstünde beyaz bir tisört var ve siir kitabina önsöz yazdigim sisman yahudi saire bagiriyor. döndüm. avluma girmek üzereydim ki birinin bagirip çagirdigini duydum. siska bir oglan. çilgin. sertçe. yasli kaçik kadin arabasinin klaksonunu öttür-meye devam ediyordu. söyle bir tablo vardi elimizde.

PENGUIN kitabi yakinda basacak.. Norse-Bukowski-Laman-tia. park giri si serbest. sol diregini denesen mi? eski bir ahir kapisi gibi sallarsin ve on dövüst en ancak birini kazanirsin. durduk öylece Hollywood ayisigi igrenç bulasik suyu gibi üstümüze dökülürken. sonra da yirmi milyon dolarlik gökdeleni n yer altindaki park yerine daldi. o iki yazar için benimle birlikte olm ak büyük sans. gözü dönmüs. tampon ve sol çamurluk. geri aliyor. hay allah. ilk geçiriste sinyal lambasi gidiyor. anlasilir gibi degil. bana hiç firsat tanimadan sallanan kiçi ile 68 model Fiaria'sina kostu. Bukowski-Norse-Lamantia. beni. bu arada kaporta katliami sürmekte. "neler oluyor?" diye soruyorum oglana." oglan hahamlik egitimi aliyor. öyle zordur ki intihar. gazliyor. BUKOWSKI'yi. arabasini habire geri alip önündeki beyaz kamyonete geçi riyor." diyor. giris açisini dogru ayarlayamiyor bir kere. benim yahudi sairim yanima geldi. sana hiç unutamayacagin bir sey gösterebilirim yavrum -alti buçuk santimlik tas gibi bir kamis.ne? hay allah. . "günün birinde iyi bir haham olacaksin ama bütün bunlari da anlaman gerekiyor. bastan neden oraya park etmemisti? neyse. beyaz tisörtlü oglan deli gibi söylenip duruyordu." diye itiraf ediyor sonunda. Penguin kitaplari. hayir sag çamurluk.Bukowski. her nasil ya /iliyorsa. Bukowski'yi. gaza yükleniyor. g eri . kadin klaksona dayanmaya da devam ediyor. evet sag çamurluk hasat. arka kapinin yarisi hasat. senin sicilinle bir kez daha sopa yesen ne olur? yahudi sairime yardim etmek için olay yerine yöneldim ama sarimin beyaz tisörtü püskürttüg sonra benim döküntü avlumun yanindaki yirmi milyon dolarlik gökdelenden genç bir kadin çik 142 ti kosarak. bey az tisört ayisiginda sallaniyor.. kadinin park girisi açilmis ama bu kez de kadin arabasini içe ri sokamiyor. o yapay Hollywood ayisiginin altinda kiçinin hoplayan yanaklarini sey rettim. tal degisir belki. "anlamiyorum. yarigi siirsel ruhum için ölürken arabasina bindi. çalistirdi. hay allah. yasli kadinin park girisinden gazladi. b eni ezmesine ramak kalmisti. "bilmiyorum. en son ne zaman birini patakladin? kadin elbisesi yakisir sana.

143 . benden bile yasli."içkiye ihtiyacim var. neyse adam beyaz tisörtlü oglanin karsisina dikildi." diyorum. "John Thomas burada olsaydi herkesi öldürmüstü. ama ben John Thomas degilim. bu da li demektir. gitmek üzereydim ki burusuk kahverengi pardösülü ve gözlüklü yasli bir adam. kadin beyaz kamyoneti parçalamaya devam ediyordu. gerçekten yasli." gitmek üzereydim.

iyi kafayla yakalanma. göz açip kapayincaya kadar gerçeklesmisti hersey. "TANRIM! O YASLI ADAMA NE YAPTIGINI GÖRÜYOR MUSUN?" diye sordu genç sair bana. içeri girelim. arabadaki kadin elini klaksondan çekti. isyan ya da dövüsler ya da herhangi bir olay. anlamiyor musun ?" "sen bu laflari ediyorsun ama sen de yaslisin. yasayan ölüyü sopaliyor." . Sonra ayaga kalkti. "himmm. firlatilmis. ve içinde küçük bir parça hâlâ fa aydi bunun -kimse ruhunun tamamini yitirmez." "yasli adamlar bunun için vardirlar. adimlarimi siklastirdim." dedim yanima bir bira ya da en azindan bir puro almadigima hay iflanarak. gözün toplayabileceginden daha hizli. olaylarin bu kadar farkli yorumlanisi da bu yüzdendir. hep öyle olur zaten. çok ilginç. eski kahve rengi pardösüsü ile söyle bir dönüp yere serildi ihtiyar. beyaz tisörtün yumrugu yasli adamin suratinda patladi ve gözlüklerini kirdi. ilki itisti saniyorum. ölmüstü ve anlayamiyordu. klaksona dayanmaktan farki olmayan bir sürekli çiglik hali. ne anlama geldigini bilmiyordum. boyanin çogu iskaladi oglani o boktan Hollywood ayisiginda. bir zamanlar kalbinin oldugu yere. ama bira zi isabet etti. göz ve ruh o taskin HAYVAN e ylemine yetisemez. oglan pes en geldi. isin tadini çika riyordu beyaz tisört. ve yasli adam boyayi Delongpre Bulvarinda daireler çizen beyaz ti sörtlü kaçik oglanin üstüne boca etti.burusuk kahverengi pardösülü ve gözlüklü yasli adamin elinde büyük bir teneke yesil boya v iki kilo boya vardi o kutuda. dönüp daireme dogru yürüdüm. ama yasli adamin yere serildigini gördüm. olup bitenlerin bir anlami varsa bile ben ipin ucunu iyice kaçirmistim. adami yere serdi." "ama o yasli adama yaptigi igrençti.yüzde doksanini rüzgâra iser sadece. ikincisi nin itis olmadigini biliyorum. sonra ekip otosunu gördüm. 69 model arabasinin içinde bitmisti . beyaz tisört ihtiyara bir tane daha çakti. "neden gidip onlara olanlari anlatmiyoruz?" "çünkü herkesin hayat tarafindan delirtilip aptallastirilmasi disinda hiçbir sey olmadi . bu toplumda sadece iki seyin önemi var: parasiz yakalanma." "biliyorum. arabanin içinde oturup çiglik atmay a basladi." "ya adalet?" "iste adalet: genç olan yasli olani sopaliyor. adam tam olarak kalkamadan bir tane daha yerlestirdi. kancalanmis ve parçalanmisti. beyaz üstüne bir yesil dalga.

orta karar bir kiça ve bacaklara sahip bir esi ve Bokköy'de küçük ve s essiz bir evi olan orta-sinif hizmetkarlar olduklarini düsünürsen -Los Angeles'in hakli oldugunu kanitlam ak için gözlerini bile kirpmadan öldürebilirlerdi insani. yirmi iki yasinda coplu ve silahli iki genç 2000 yillik salak. ama tutukla mak zorundayiz. sizi tutukluyoruz efendim. homoseksüel ve sadistik hristiyanligin yargiçla ri olmak üzereydiler. üzgünüz efendim. duvardan o aptal ekip otosunun telsizi duyuluyordu . polislerin çogunun tavada bir biftegi. oturduk.birkaç bira getirdim. . ütülenmis siyah üniformalarinin içinde kendilerini bosuna bu kadar iyi hissetmiyorlardi . efendim.

" oglan gitmisti. üç parça bok. Mic heline de bir baska erkenciydi.. hava saldirilari. . üç önsöz. Bukowski. uyudu. oglani yolcu ettim. yesil boya kurumustu sokakta." "bir seyler söylemek mi? ben siir sevmem be adam." "ama kapinin önündeler. Maeterlinck'in mavi kusu ölmüstü. sokaklara çikip onun bunun kapisini çalar." "hayir. oglan sabahin dokuz buçugunda uyandi. Hirschman kanli sag burun deligi ile karanlik bir odada oturuyordu. daha kaç tane? "hey. siirlere bir göz atip bir seyler söyleme k istersin diye düsündüm.. birakirsin dolansinlar sokaklarda üniformali ya da üni formasiz. o denli kabarik ki kaçiklarin sayisi bos verirsin. kiralik yatagimin basligina yerlestirdim. çöpçünün ve gazetecinin yaptigi gibi ölümü bekledim. öyleydim. bu isi en iyi Nor e çözmüstür -pijamalarin ve ipek sabahliginla otur. tuvalet tikanmisti. biçakla malar. elimizde ne var? çürümekte olan bok yiginini bir arada tutm aya çalisan ekip otosu telsizleri. sokak soygunculari. siki bir yudum aldim." "canim olsun. insanin ögleden önce kalkmasi için budalanin teki olmasi gerektigini düsünüyorum. siçmam gerekiyordu. Jeffers'in .2000 yillik hristiyanlik." "yok anlatacak bir sey. ikisini de açtim . bokumu alip kesekagidina koydum. duvarlari yikmaya çabalarlar. birak dünya kendi basinin çaresine baksin. sonra bos bir arsaya firlattim kesekagidini. gidip anlatalim." oglan ödlegin tekiymisim gibi bakti bana. dünyaya atildi. bir siir kitabim çikmak üzere. kimse bileme Bukowski'nin nasil aci çektigini." kanepede uyumasi için battaniyeyi firlattim. sonra disari çikip ögle yemegi yaninda ise giden biri gibi kese kagidi ile yürümeye basladim. evlat. baska ne? bir ton savas. biz de içerde oturduk ve oglan söylenip durdu: "hadi. ev sahibi üç gündür ortalikta yok tu. sarhossan ne olursa olsun suçlusun. hapiste geçirdigim en uzun süre Los Angeles Üniversitesi'nin kampüsündeki bir gösteriden dolayi yedi saatti. erken kalkanlari bir türlü anlayamamisimdir. bu gece noktalanmistir bana kalirsa. "evlat. iki birayi da bitirdim. huzursuzdular. ve birinin siir kitabina bir ÖNSÖZ daha yazmistim. herkesi uyandirirlar. gidip polislere olanlari anlatalim. iki bira aldim. lütfen. uzandim ve Cummings'in. bir seyler söyleyiver.

.

ama numaraydi -kendi istekleri ile akil ha stanesine giriyorlar. A-2. Yunanistan'dan. Ama sonra ar ada sirada karismamiza izin vermenin iyi terapi olacagina karar verdiler. 146 MOR MENEKSE Kogusun bir yani A-1. O psikiyatr 147 lardan biri ile bir süre konustuktan sonra insanin aklindan süphe etmemesi mümkün degil di." . fabrikalarda. Zaman zaman bu akil hastanesinde ne isi var. öbür yani B-1. Sonra tekrar akil hastanesine yatiyorlar. biz onlar için elimizden geleni yapiyorduk. sonra içeri girdim ve yalnizdim yine. karsi tezlerin hepsi palavradir. Kadinlarin çogu kocalari onlari baska erkeklerle bastikt an sonra deli numarasina yattiklari için oradaydilar. iyi öyleyse. iyi terapiydi gerçekten -dolapl arin içinde. B-2. beysbol maçlarinda. erkekleri orada tutuyo rlardi.mina kodugum yagmurunun sesini dinledim." diye cevap verirdi bir baska deli. diye soruyordun kendine. ilki hos olur e kesekagitlari bitmek üzereydi. A-3. Doktor Marlov nerede? Bugün hiç görmedim onu. orada da yagmur yagiyormus. yataga yerlestim. Tatile mi çikti? Yoksa nakil mi old u?" "Tatile çikti. seklinde isaretlenmisti. hademeler de birbirlerini düzmekten zaman bulup ba ska seylerle ilgilenemiyorlardi. ahirda. Personelin de basini kas iyacak zamani yoktu elbette -doktorlar hemsireleri. Psikiyatrlarin çogu kendi akillarindan süphe ettikleri için psikiyatr oluyorlardi. seklinde isaretlenmisti. saat sabahin onuydu. siyaset bürolarinda. Arada sirada delilerden biri sorardi : "Hey. "ve nakil ettiler. Sakincasi yoktu bizim için. postanelerde.yatay pozisyonda kadinlar ve ölümsüz söhret düsleri kurarak daireme yürüdüm. yatay. Bobby vardi mesela. bizi iyilestirmeye çalisan psikiyatrlarin çogundan daha akli basinda görünüyordu hatta. her yerde düzüsüyorduk. tavana bakip . kocalari onlari bagisladiktan sonra çikip kocalarini yine boynuzluyorlardi. postaci gelmisti. B-3. Disarida -nereye baksan: marketlerde. hayatlarini bu sekilde sürdürüyorlardi. Ama içerdeyken de cinselli ge ihtiyaç duyuyorlardi. gayet düzgün biriydi." "Anlamiyorum. pet dükkanlarin da. kadinlari da orada tutuyorlardi. bahçede. Bir deli için en kötü s y kendi aklini tahlil etmesidir. ve gecenin deliligi gündüzün deliligiy di. Beiles'den b ir mektup.içerde gördügümden daha çok deli görmüstüm. çikiyorlar. muhabbeti hos.

bilmem kimin basina bilmem ne geldigine dair bir rivayet yayilir. Bu tür yerlerde çikan rivayetlerden söz diyorum." Hiçbir zaman çözemedigim seylerden biri de budur." "Ne kadar iyi bir insandi halbuki.. Not birakmamis. Bileklerini ve girtlagini kesmis. hatta aylar önce duydugun bir seyin dogru oldugunu ögrenirsin -yirmi yilini o kuruma vermis olan Joe Baba isten çikarilacakmis."Kasap biçagi. ya da h epimizi isten .. Hep dogru çikarlar. haftalar. Fabrikalarda ve büyük kurumlarda. daha da kötüsü günler." "Evet. Yazik.

bir benzinligin kadinlar tuvaletinde düzmek zorunda kalmistim. Beyninde dönen bir ezgi gibiydi daha çok o islik. hikayemize dönelim -ilerlemis vakalarin (sözde tedavi olmaya dogru ilerlemis . bu da onlarla sansimizi artiyordu. günde yirmi. Ama elimi zi çabuk tutmak zorundaydik çünkü ortalikta avcilar dolaniyordu. basimi sürekli belaya sokuyordum. para vermeden dexedrin. Birkaç saniy elik bir olay. onlarl a ilgili olarak anlayamadigim bir sey de ellerinde onca ilaç varken neden güç yöntemleri yegledikleridir . Disardaki bütün o deliler. pantolonunun paçalarini dizlerine k adar çeker ve küçük bir islik çalarak sekiz-on adim atardi. tanrim. Aslinda hastalarin çogu paraliydi. ben de bir bacagimi lavabonun üstüne atip soktum. Pekala. Ama daha sonra. Buydu tek sorunu. Kizlara da ögleden sonra ikide çikis izni veriyorla rdi. Soru nu halletti. Kogusta n küt diye sokaklara dönünce insan aklini büsbütün kaybedebilirdi. Mary'yi. ne kadar yaratici ve hos bir adam. ama bir ezgiydi ve her seferinde ayniydi. Küçük bir numarasi vardi ama: arada sirada ayaga kalkip ellerini ceplerine sokar. Topluma yavas yavas u yum saglanabilir varsayimi ile giristikleri bir uygulamaydi bu.sonra sarap sarhosu genç bir k izilderili kizla Utah'dan geçerken trenin helasinda kesfettigim bir numara geldi aklima. Hakliydilar. Kafalari çalismiyor. Neyse.asaklarinizi sica . aksi takdirde bütün haklarini kaybediyordun. En güzell erinden birini. Ilaç isine girmeden önce fazla param yoktu. Aklinizda bulunsun. hayli zorl anmistik -kimse helada yere yatmak istemez. Ilave zevk için . Ama sürekli yapardi bunu. en geç bes buçukta dönmek zorundaydin. Bobby leblebi gibi atar di onlari agzina ve Bobby'nin parasi çoktu. sari bomba. Hemen hemen bütün davranis alanlarinda normal görünüyordu.çikara-caklarmis gibi. Hastane saatlerini bilen. demek istedigim) pazartesi ve persembe günleri ögleden sonra ikide disari çikmalarina izin verirlerdi. amfeta min. Daha önce dedigim gibi. Psikiyatrlara dönecek olursak. O dolaplarin içi cehennem gibi sicak oluyordu düzüsürken. yapmak zorunda oldugunu an-liyordunuz. Ilk tanik oldu gunuzda dalga geçtigini sanip. Nerede kalmistim? Evet. diye geçi-riyordunuz içini zden. arabalari i le gelip güzel ve zavalli kizlarimizi bizden çalan çakallar. Benim de pazartesi ve persembe günleri çikis hakkim vardi ve hakkinda bilinmesini i stemedigi bazi bilgilere sahip oldugum bir doktoru ziyaret eder. librium ve benzeri ilaçlardan alirdim. -Mary'ye b acaginin tekini lavabonun üstüne atmasini söyledim. belki de otuz kez. Bir gün ihtiyaç duyabilirsiniz.ayakta da pek uyumlu degildik. Hastalara satiyordum ilaçlan. müzikal açidan güzel bir ezgi oldugu söylenemezdi. her zaman da dogru çikar. zam an zaman Bobby'nin neden orada oldugunu merak ederdim.

sonra ben.. Yuttu. Bobby ona ne versem yutuyordu. "Ne kadar güzel gözlerin var!" Uzaklastim kiritarak.. olur mu?" . Ama iki hafta boyunca bayagi kaygilandim. "birkaç tane daha bul. ilaç satisindan iyi para kazaniyordum. "Hey.k su da tutabilirsiniz. Benzinligin pompacisi beni kadinlar tuvaletinden çikarken gördü. "Kafasi çok iyi bunlarin." dedi yarim saat sonra. Bir keresinde iki tane dogum kontrol hapi bile sattim ona. Baska soru sormadi. Neyse. sonra u nuttum gitti. Neyse. ne isin var kadinlar tuvaletinde?" "Ne diyorsun yakisikli!" dedim bilegimi hafifçe bükerek. önce Mary çikti kadinlar tuvaletinden.

"Insanligin en büyük iki icadi yatak ve atom bombasidir. zaman zaman agir bunalimlara giriyordum." dedim ona bir keresinde. kalabaliga ve özellikle de siraya girip beklemeye tahammülüm yoktu. Sabahlari yataktan çika-miyordum. Bagislayin. Ikimiz de öylece bakar. Hayatta kalmayi nasil beceriyorsun?" "Heehehehehehehe. bütün geceyi yatakta geçirince insan kolay kolay vazgeçemeyecegi bir mahremiyet gelistiriyordu ya tagi ile. "Hey. sigara içerek. Deli oldugumu düsünüyo rlardi. Ve hayatlarini siraya girip bekleyerek geçire n bir toplum olmaya dogru gidiyorduk. dünyada 150 ki bütün insanlar yok olsa umurumda olmaz. saatlerce kim ildamazdi. Intihara meyilliydim. Ama bir sümüklüböce kadar hosnut olurdum. gülerek. "Bunlari konusturmayi nasil beceriyorsunuz?" diye sorardi psikiyatrlar bize. psikiyatrlarla bile konusmayan hasta larla. Gerçek hastalarla iletisim kurardi. kafadan biraz.." Sirf kogustan çikip ortalikta dolanmak için özel görevlere gönüllü olurdum. Evet. kontagim galiba. sadece onun gibi pantolonumun paçalarini yukari çekip Bizet'nin Carmen' inin detone bir yorumunu isliklamiyordum. Pulon'dan sonra en i yi ben anlasirdim onlarla. . Sirlarini açmadan mezari boylayan insanl ar vardir. cevap vermezdik. nefret ediyordum sabahlari yataktan çikmaktan. basarisiz olmustum . Heeeheeeheeehehehe. Pulon. Ben de Pulon g ydim. Haftalar geçerdi. Ileri geri salinarak. Çocuk oyunlari. Hayata yeniden baslamak deme kti. Kimseyle. Herkese. Ben hep yalniz biri olmusumdur. ama arada si rada ayaküstü yapilan bir düzüsmeyi saymazsak. Pulon'da onlardan biriydi. hos degil. Nefret ediyordum yataktan çikmaktan . Yemekhaneye asla gitmezdi. Pulon ile konusurlardi ama. ömürlerini çocuk oyunlari oynayarak geçiriyordu insanlar -hayatin dehsetin den etkilenmeden rahimden mezara gidiyorlardi. Havagazi ile intihar etmeyi denemis. Öylece otururdu is kemlesinde. Ama Pulon yirmi yildan beri tek kelime etmemis hastalarla bile konusurdu. biliyorum. beni mutsuz eden insanlardi sonuç olarak." diyordum. Çok tuhafti Pulon. Onlar a sorular sorar. Ama baska bir sorunum vardi. Yemek yedigini hiç görmed im. Evet. "yemek yemiyorsun. Sadece kendini begenmis insanlar her soruya bir çuval cevap ve ögütl e karsilik verir. Kimse onu yemek yerken görmemisti. Pencerenin yanina oturur.149 Ama aralarinda en tuhaf olani Pulon'du.. sorularina cevap alirdi.

kalk!' dedim... kalk!" "Him?" '"Bukowski. Kalk! Hadi!" .Her sabah ayni sey: "Bukowski." "Offf." "'OFFF!' degil.

"Pekala. Ben. Yoksa haklarini kaybedersin. oradaydik! Girdim. Belediye fonlarinin vampiri. çatiya çikip soyunduk. Simdi git elini yüzünü yika ve kahvaltiya in.'Bir.." "Sen ruhunu yuvada kaybettin.iktir git. Piton. Doktor Blasingham.. belki de -hemsirele i parmaklamak ve üstlerine salya akitmakla o kadar mesguldü ki." "Onun da . escinsellere karsi degilim..iktir. çogu escinsel..." Blasingham gelirdi. Üçkagitçi bokun teki. herkesten önce kalkmak zorundaydim.eee. tanri askina. Hiç görmemislerdi onu. Güze ldi ama o inek memelerini sikmak." . orospu çocugu. Nedeni hakkinda en ufak bir fikrim yok... iyi çocuklar hepsi." ". saman i gne gibi batiyordu çiplak tenimize. Neyse.. titriyorduk. Sonunda bana inekleri sagma isini verdiler. ruhunu anlamayi israrla reddeden bir ortamin kurbani dir. Anlamiyor musunuz?" "Kalk. Tam kaptirmistim ki bütün Italyan ordusu daldi içeri sanki "HEY! DUR! DUR! KADINI TESLIM ET!" "HEMEN IN O KADININ ÜSTÜNDEN!" "ÇIKAR KAMISINI!" Bir alay hademe. Düzecek yarik yokken prezervatifini kaybedeceksin demek gibi bir sey bu. üçe kadar sayiyorum. Mary inegin öbür yanina yanastiginda inegin me melerini sagiyordum.. iki..mina koyayim...". '" Firlardim yataktan. harika. kirpilmis koyunlar kadar çiplaktik." 'Piton' derdi bana.. Düsünmenin insana yarari ne ki? Düsün tasin boktur isin. KALK!" "Yapacak bir sey yok.. Kesinlikle yapacak bir sey yok. Eski romanlarda anlatilan seydi bu. "Insan..." "Doktor Blasingham'i çagiracagim. Neden Amerika Birlesik Devletler Baskan'i olmadigini anlamakta güçlük çekiyordum. Ve o sabah Mary ile ahirda bulusmak üzere sözlesmistim.. Harika olacakti. Doktor Blasingham. Samanlikt a seyran." "Pekala. çükünü dogru dürüst kaldiramayan salagin teki ile evlilik ve Fransiz sa illerinde tatil hayalleri kuran hemsirelerden birini parmaklamakla mesgul oldugu için cani biraz s ikkin. Beni Pulon saniyor b elki de... diye düsünürdüm.. Harikaydi. "Hadi. Bukowski. Bukowski. faka t -su ise bakin: .

ASAKLARINI PATLATIRIZ!" Hizlandim ama bosuna. Cinsel enerjinin omurgadan beyine iletilip daha yararli isler için kullan ilabilecegini iddia etti. Bunun istendigi takdirde yapilabilecegini.merdivenden yukari çikiyorlar "BU SON VURUS OLSUN. Kaynagi belirlenemeyen iki ham ilelik vakasi." "Degebilir. Dört kisiydiler." "Elinden gelse bizi paralar. CANAVAR!" "BOSALIRSAN . Bizim doktor Mary'yi fena firçaliyordu herhalde. Sira ile. çölün ortasinda susuzluktan ölürken kuru sünger emmek le girtlagina 9-10 kum tanesi atilmasi arasinda seçim yapmaya zorlanmaktan farksizdi. "Bu adami denetim altina aldik. . Insanlari cinsellikten mahrum ederek akli dengelerini geri kazandirmanin en sagl ikli yol olmadigini söyledim doktora. "N'oluyor burada?" diye sordu. elbiselerini giydirip onlari büroma getirin. Haftalardan beri zan altindaydim." O anda Doktor Blasingham girdi içeri. SUNA BAK!" "MENEKSE GIBI MOSMOR VE YARIM KOL UZUNLUGUNDA! ZONKLUYOR. beni içeri ittiler. Blasingham bayagi büyüttü meseleyi.. Doktor. DEVASA VE ÇOK ÇIRKIN!" "ACABA?" "Isimizden olabiliriz." "Ya kadini?" "Kadini mi?" "Evet. Beni hatunun üstünden alip sirtüstü yatirdilar. Sonra Mary'yi disari tasidilar. Bu da sorunu halletti. Önce kadin!" Blasingham'in özel bürosunun önünde beklettiler beni. Iki hademenin arasinda o sert tah ta banka oturup Atlantic Monthly ve Reader's Di-152 gest okudum. Bir süreden beri beni dürbünle izliyordu. zorlama oldugunda daha yararli isler için enerji iletmenin . Iskenceden farki yoktu." "Pekala. kadini. "AMAN ALLAHIM.

iki hafta için haklarimi elimden aldilar.ikinde bile olmayacagini söyledim. Ama ölmeden önce samanlikta is tutam azsam gözüm . Neyse.omurganin .

çöp bidonlarini kamyona bosaltiyorlar. adi Hristiyanlar ve Yamyamlar. *** kapim çaliniyor. ne gevezelik! ne güç var. bazi insanlar sürekli bir yerlere gitme ihtiyacindadir. "sinemaya gidelim!" "tekne gezisine çikalim!" "kerhaneye gidelim!" "hiçbir yere gitmiyorum. diye geçiriyorum içimden.1000) metr elik uçurum. binanin yarisini tirmanip kapinin üstünden sarkiyor. en azindan. ne kadar sikici. bütün trafik kurallarini çigniyor. benimkinin sesini dinliyorum: SANGIR SUNGUR. bir Yahudi ile bir Alman. karsilasacagim özel ca n sikintisi da sürpriz oluyor. "birakin da oturayim surada. "nereye gidiyoruz?" diye soruyorum. bir borçlular bana. Yahudi aslinda hayvanat bahçelerini sever ama hayvanat bahçesi gece kapali. Alman çentiklerden yuk ari tirmanmaya basliyor. ünlü erin sonu böyle mi olur? ne kadar sansli oldugumuzu düsünün. insanin ölümünün baskasinin elinden olmasi hos degil." derim her seferinde. sözü zorlamaktan baska bir sey degil. Alman direksiyonda. binanin ön kisminda çentikler var. gaz pedalini köklemis. Alman binaya dogru kosuyor. ne kadar sikici. inmesini ya da düsmesini bekleyerek. ne de mizah. Tanrim.arkada kalacak. SANGIR SUNGUR! çöpçülerden biri digerine bakiyor: "bayagi siki bir içici var burada!" uzay çalismalarinda yeni asamalar kaydetmelerini beklerken sisemi kaldiriyorum. cevap vermiyorlar. POTANSIYEL INTIHAR NOTLARI çöp kamyonu gelirken pencerenin önünde oturuyorum. diye geçiriyorum içimden. virajlari kayarak aliyor . yamaçlardayiz. *** biri bana okumam için Norman Mailer'in bir kitabini veriyor." bu yüzden de sormuyorlar artik. rasathaneye variyoruz. beni arabalarina sokuyorlar. anlamiyorum. ikisi de çok mutlu orada olmaktan. Var mi lan öyle vurusumun üstüne gelmek. .

ögret men basini kaldirip .bir ögretmen geliyor. lise ögrencilerini getirmis. sira halinde içeri giriyorlar.

aletlerin yarisi bozuk. "evet." "tamam." o yüz kilo. üçe kadar sayacagim." diyorum.Alman'i görüyor. "bir daha! bir -" "cani cehenneme. ki." "buraya gel! bak simdi." "benim hosuma gider ama. herkes sallanan topa bakiyor." diyorum." diye öneriyor. ortalikta dolanip dügmelere basiyorlar." diyor Alman. "külotunda bok lekeleri vardir muhtemelen. "hayir. "Hey." "üzülme." . bazi seyler titreyip biraz hareket ediyorlar. Hank!" diye bagiriyor." diyorum." diyorum. "gidip bir seyler içelim!" uzaklasiyorum. sarsinti ölçen bir makine buluyor. ne kadar sikici. Alman yanasiyor. 30 yilda hiç degismemis . makine bir grafik çiziyor. "kancigin teki beni tersledi. "o benimkilerden. üç!" siçriyoruz. ki. "kafam bozuldu. çukurun içindeki tel kablodan sarkan koca top. ikimiz birden havaya siçrayacagiz. üç!" siçrayip iniyoruz. "kesinlikle. Yahudi ile yürüyorum. "benimkilerden biri mi bu?" diye soruyor. ya da kivilcimlar çakiyor." içeri giriyorlar. "gidelim buradan. dügmelere basi nca bir sey olmuyor. diye geçiriyorum içimden. biz de içeri giriyoruz. Alman asagi iniyor. sonra Alman ile Yahudi'yi izliyorum. ben yüz on. "bir. "bir. tanrim. Alman gözden kayboluyor.

zararsiz bir seki de delirirler." "üzüldüm öyleyse. benim klasik müzigin yuva sinifina dahil edecegim parçala rin bazilari. *** bati tarafinda bir orkestra var. bunlar klasik müzik dinlemeye yeni baslamis herkesi memnun edecek pa rçalar. ama bu orkestra bu parçalari bikip usanmadan 156 her hafta çalar. bu sözünü ettigim kitle bu suruplu müzikle karsi karsiya gelmeye görsün. Cop-land'in Meksika Salon'u. bu orkestranin sefi benim Çaylak Melodileri diye nitelendirdigim seyler çalarak ünlenmis. müthis ve derin bir seyler dinlediklerinden öyle emindirler ki. Los Angeles'de herkes yapiyor bunu. "BRAVO! BRAVO!" diye bagirirlar avazlari çiktigi kadar. Çaykovski'nin Findikkiran Süit'i (seytan bizi korusun!)."koklar misin?" "tabii ki. Elgar'in Debdebe ve Tantana Marsi. ." diyorum. dinlemeye gelenler orta yasli insanlardir. akli basinda hiç kimse bu parçalari midesi biraz bulanmadan birkaç kereden fazla dinleyemez . Aslinda kosturup duruyorlar. bir seylerin pesinde kosturup duran kalabaliktan n. benim asil merak et tigim su. Ra-vel'in Bolero'su. bahçelerini sulayip ellerinde kürekle orada olmayan bir seylerin pesinde bir sey degil. yoksa o da mi geri zekali? sefin çalmaktan hoslandigi." Yahudi yanasiyor.. korkarim asil. Offenbach'in La Vie Parisienne'i. nereden geldikleri ya da zekalarini nerede yitirdikleri konusunda hiçbir fikrim yok. nihayet tepeden iniyoruz. "Schwab'in Yeri'ne gidelim!" diye bagiriyor. "Allah askina. Rossini'nin La Gazza ladr a uvertürü. sef sahneye dönüp reveranslar çektikten sonra orkestra elemanlarina ayaga kalkmalarini söyler. senin için kötü bir aksam. Gershwin'in Mavi Rapsodi'si (seytan bizi iki kez korusun!). ama bu basit ve hayli suruplu parçalari di nledikten sonra yeni. Alman bizi ölüme ne kadar yaklastirabilecegini bir kez daha kani tlamak zorunda hissediyor kendini.. ve su anda aklima gelmeyen bir sürü parça daha. Bizet'nin Carmen'i. cani koklamak istiyor. Alman Schwab'm yerine sürüyor. de Falla'nin Üç-Köseli Sapka Dansi. yalniz kalma korkusu. kolluklarindan firla yarak baskalarindan gördükleri gibi. insanin kendi ile yüzlesme korkusundan baska ben kalabaliktan. sef onlari bilerek mi kandiriyor. Nor-man Mailer okuya topraga egilen insanlardan. arabaya biniyoruz. beysbol maçlarina giden.

adam 52 yasinda. her seferinde ruhumun yükseldigini hissediyorum! bu arada. disarida mi?" . evde mi yiyelim .ve ev dönüsünde söyle bir sahne yasanir. kendi k zeki hissederek: "yukarda allah var. üç mobilya dükkani sahibi. bu adam müzigi yutmus! müzigi gerçekten hissettiriyor insana!" kadin: "evet.

Bob Hope'un. simdi yüksek yargiç. olaganüstü hakimdi uçagina." tribünün altina girdik. Frank?" "beni izle. müthisti. profesyonel futbol ve basketbol güçlü oyunlar. hava uçuslari en iyisiydi -çocuklar için. Sherwood Anderson sonuna kadar. Keza Tolstoy. yere yakin bir kancanin ucuna bir mendil koyuyorlardi. kim hakli? ben. Dos siki herifti. Savas ve Baris benim için Gogoi'un Palto' sundan sonr a okudugum en büyük fiyasko. boks. evet. Ibsen'in. pilotlardan birinin numarasini hatirliyorum. parlak renklere boyanmis . ilk He-mingway'ler i yiydi.. tenis ve opera. "hey. "hey. ihh. suna bak!" . yüzük. belki digerleri için ne kazalar. uçakla tehlikeli numaralar yapa n pilotlar. tabii ki. *** çocukken Hava Gösterisi dedikleri gösterilere giderdik. ya da renksizlik ve zevksizlik. çok çok erken Gorky. uçaklarin hepsi farkli biçimlere sahipti. Shakespeare'in. ben. süphesiz. tuhaf tasarimlar. ihh. evet." dedi.H Lawrence. Celine. ilk Saroyan'lar eyvallah. D. elbette. beysbol maçlarinin. külotlu çorap. Bob Dylan bende asiri tepki izlenimi birakirken Donovan'in tarzini özgün bulurum. "buradan kadinlarin bacaklarini dikizleyebiliriz. Faulkne r'in. ve böyle uzar g ider bu is. anlamiyorum. "ya?" "evet. arkadasimin adi Frank'di. bak" "tanrim" tribün kadin doluydu. çok heyecan vericiydi. içlerini oldugu gibi görebiliyordun. Hank" "evet. bazen. sonra da neredeyse yere sürünerek ekseni etrafinda dönüp havalaniyordu. pilot Alman fokeri ile yere son derece y akin uçup kanadina takili kanca ile mendili yerden aliyor. parasüt atlayislari ve uçak yarislari vardi. kafasi bozuldugunda Artaud. süphesi?. omlet. haddi hesabi yoktu çakilan uçaklarin. Chekhov'un oyunlarinin popüler olmalarini anlayamiyorum. yeni arabalar. canlari c ehenneme. güres -ne??? Jeffers. ihh. Henry Millerin.*** renkler ve zevkler tartisilmaz elbette. ve çakilirlardi. Ginsberg. sizin olsun. saat.

"pisst! buraya gel" ."üff Frank dolanmaya basladi.

hâlâ ipleri çözmeye çabaliyordu. allan kahretsin. parasütü çözmeye çalisiyordu. sira parasütçülerdeydi. adam yere yaklasiyor. kan emici. denizde ya da tatli suda yasayan. Hava Gösterisi bitmek üzer unutulacak türden bir sey degildi gördüklerimiz." "bak. sonra biri atladi. Frank cevap vermedi. bosuna debeleniyord u ama. "kimse ona yardim edemez mi? diye sordum. parasütü tam açilmadi. daha heyecanla yumruklama ya baslar. izleyebiliyordunuz. kollarini iplerden kurtarmaya. çarpmasi ile hav siçramasi bir oldu. bisikletlerimizi eve pedallarken yol boyunca onlari konustuk.yanina gittim. kalan atlayislari iptal ettiler. bir sürü insan fotogra f çekiyordu. sizi büyük aptesinizin ortasinda yakalam akta da pek ustadir. bac klarini salliyor. film kamerasi ile filme çekenler bile vardi. yapiskan. sari suyunu büyük bir ma haretle . sonra yukari çikip gösterinin devamini seyrettik. sülük genellikle hem kapiyi vurur hem de zili çalar. sayet kapidaysa. sonra yere çarpti. fotograf makinesi ile fotograf çekiyordu. hayat hayli ilginç bir sey olacakmis gibi gelmisti bize. halkali solucan. parasüt üstünü örttü. "bir dakika. "evet. ama istirap içinde bir insanin sesi onu yüreklendirir sadece -kapiyi daha sert.bir hafta boyunca kendinize gelemezsiniz. sirn asik (kimse) sülük bir bakima bizden çok üstün bir varliktir. bizi nerede ve nasil bulacagini bilir -g enellikle banyoda ya da cinsel iliskinin ortasinda ya da uykuda. sülük ruhunuza isemekle kalmaz. 159 SÜLÜK ÜZERINE NOTLAR sülük. bir dakika!" diye ba-girabilirsin iz. pek basarili olduklari söylenemezdi. parasütçü ve yarik. bak! yarigi görünüyor!" "nerede? nerede?" "baktigim yere baksana!" 158 orada öylece durup uzun uzun baktik. yere çizilmis bir daireye mümkün oldugunca yakin inmeye çalisiyorl i. uçak kazalari. nasil açmazsiniz kapiyi? gittigi zama n -nihayet. yan açik parasüt içine hava doldugu için parasütsüz birinin düsecegi kadar hizli da düsmüyordu.

üstelik bütün fikirler sizinkilere terstir. araya iki kelime sikistirip ona katilmadiginizi söylemeye . ama artik çok geçtir. ama o bunu asla bilmez çünkü hiç susmaz.tuvaletinizin oturagina da birakir. sizden farkli olarak bol bol gevezelik edecek vakti vardir sülügün. fark edilmeyecek kadar. ancak üstüne oturunca fa rk edersiniz.

kalkissaniz bile sizi duymaz. zehirli. kesin ve sonsuza dek. yani yemekleri lezzetli restoran kalabal ik olur. ayrica ne tür bir insan oldugunuzun da farkindadir lar -incitmekle incinmek arasinda hep ikinciyi seçen birisiniz. sülügün isminizi ve adresinizi bilmesi de gerkli degildir. bütünüyle kötü diye bir sey vardir. sinirlerim bozuluyor. sülük her yerded ir." firsat bulup ona bir insanin polis üniformasini üzerine geçirdigi andan itibaren mevc ut düzenin maasli bekçisi oldugunu anlatamazsin. yemekleri lezzetli ve tenha bir yer. en çok sevdiklerin den bir iki örnek: "hiçbir sey BÜTÜNÜYLE kötü olamaz. iyi insanin kokusunu alir. kokusmus. sonra sahilde yemek yiyebilecegim iyi bir yer ariy ordum. parmagini zile basip tutar. sizin araya girisiniz onun için bir bosluk anidir. insanlar bazen yemekleri n çöpten farksiz oldugu yer . perdelerin örtülü oldugunu gördügü halde orgazmi çagristiran bir cosku il apiyi yumruklar. gidisattan hosn utsaniz bütün polisler iyidir. iyi poli rastladim ben. gerçek yanitlarin bize ulasmasi mümkün degil. ama bu onlari kamçilar. sülük sizi saatlerinizi de çok iyi bilir. altima yeni bir araba çekmis Del Mar civarinda geziniyordum. siz derin uykudayken telefon eder ve ilk sorusu. "s eni uyandirdim mi?" olur. devam edelim. sülügün kendi kesfi sandigi bazi standart ve kabiz fikirleri vardir. bütün polisler kötüdür diyorsun. cevap vermezseniz. ama bütün genellemelerde oldugu gibi bunun da istisnalari vardir. ama sülük bu kulaktan dolma felsefe ile doludur. degilseniz kötüdür. bunlardan vazgeçmez. iyi polis de var. "arabani gördüm. sülük insana düsünce özürlü biri olarak yapisir sizca. k onusmasina kaldigi yerden devam eder. her gece yarislardan sonra farkli bir motel seçiyor." bu o denli aptalca ki yorum yapmayacagim. liderleri mize güvenmekten baska çaremiz yok. "olup bitenlerden habersiziz. polisin isi degisimi engellemektir. sülügün saçmaliklarini siralamaktan da vazgeçiy orum hatta. ya da evinize gelir. ölümcül isigini üstünüze yansitmaya her an her yerde hazirdir. sülük insanligin iyi yanlari ile besle nir. o konusurken siz de 160 onun pis sümügünü ruhunuza silmeyi nasil bu kadar iyi basardigini düsünürsünüz. ama degildir. "içerde oldugunu biliyor um!" diye bagirir. at yarislarinda san li oldugum bir dönem hatirliyorum. bu bir çeliski aslinda." bu yikici insanlar düsünce mekanizmasinin nasil çalistigindan habersiz de olsalar onl ardan hoslanmadiginizi sezerler.

patates tav a filan söyledim. harikulade bir geceydi. zirvaliyor. her gece yemekleri lezzetli ve çildirtan kalabaliktan uzak bir yer bulmak kutsal bir arayis olmustu benim için. New York usulü biftegimi çabucak mideme indirip kendimi disari attim. New York usulü biftek. evet. bombostu mekan. ancak yemegimi yiyebil ecegim kadar bir dirsek payi birakmisti bana. çöregini yerken bir yandan da g arson kizla sohbete basladi.lere ragbet ederler. yemegi beklerken kahve içiyordum. neyse. New York usulü biftegim geldi ve o anda kapi açildi. sülük gelmisti. dogru tahmin ettiniz. tezgahta otuz iki tabure vardi. o gece öyle sarhos oldum ki ertesi gün il k üç kosuyu . bir gec e yerimi bulmak bir buçuk saatimi aldi. söyledikleri bagirsaklarima biçak gibi s aplaniyordu. arabayi park edip içeri girdim. böyle bir yer bulmak uzun zaman alabiliyordu. bu dirsek payini ayarlamakta da çok ustadir sülük. ruhunun pis kokusunu her yere bulastiriyordu. balik gibi dümdüz bir herifti. sülük yanimdaki tabureye oturmak ZORUNDA hissetti kendini.

ilk kez tesadüfen gördüm bu yaziyi. daldan dala atliyordu orospu çocugu. her neys e bu çok sülügümsü sülük her sabah saat dokuzda bana telefon etmekten kendini alamiyordu. yoksa bu çiftlige nasil katlanabilirdik? yine de sülüge karsi önlem alan insana saygi duymali. her seferinde o a lisilagelmis aptal oyununu oynardi. davetsiz gelenleri kabul edemeyecegim. bu yaziya hayranlik duyuyorum. beni uyandirmis olmanin bilincinde sesimi duymak onu mest ederd . entelektüel bir sair taniyorum.kaçirdim. "iyi bir yövmiyenin hakki emekle verilir." yüreklendirici degil böyle bir sey duymak. kendinden geçmisti. onu iyi çalist igi için tutuyorlardi orada. sülük kesin tavir karsisinda ürker. berbat bir düsünce ama büyük olasilikla dogrudur. o siralar on iki saatlik gece vardiyasinda çalisiyordum. hem sülüge karsi day nikliligimizi da artirabilir. Lo ve-in'lere. ben sülük yemiyim. anlama ya basladigimiz an her seyin basladigi andir ve bazilarimiz artik anlamaya baslasa çok iyi olacak." her iste en az bir sülük vardir ve b eni hemen bulur. bir süre bakip adamin yazidaki sesini duyduktan sonra arabama binip uzaklastim. bi r keresinde çalistigim yerde on bes yildan beri kimse ile konusmamis biri çalisiyordu. hepimizin. isimi yapabilmek için zamana ihtiyac im var. is yaptiginiz mekanlarda da mutlaka bir sülük vardir. rahat ve sik intisiz bir ortamda karsilastigimizda size karsi daha nazik olacagimi lütfen bilin. sevgiye bile karsi degilim. ve tanri tanriyi afetsin. züppelik ya da insanin kendini abartmasi olarak al gilamiyorum. Tanri beni affetsin. askasina musallat olur. çalistigim her iste su cümleyi sik sik duymusumdur: "buradaki kaçiklarin hepsi sana ba yiliyor. sabahlan yedi b uçukda eve gelip iki bira içtikten sonra ancak uyuyabiliyordum. çalistiginiz. ama biz sülüklerden söz ediyorduk. yeter ki beni katilmaya zorlamayin. isimi katletmenize izin veremem. yüzde yüz insan yoktur aslinda. degil mi? sülük için kolay lokma olmama ragmen bir keresinde ben de tavir koydum. ama hepimizin belki de farkinda olmadan birilerine sülüklük yapmis olmamiz olasiligin i da gözardi etmemekte yarar var. on un da bir tadi olabilir ama söyledikleri mizahtan yoksun kokusmusluklardan ibaretti. hayat dolu. Zamanlamasi mükemmeldi. beni hayatta tutan seyleri yapabilirsem. ön kapisina büyük harfler ve mükemmel bir elyazi-si ile söyle yazmisti: ilgilenenlere: beni görmek istiyorsaniz lütfen telefon edip randevu alin. o toplu sevgi ayinlerine itirazim yok mesela. baskalarinin farkinda olu p bizim farkinda olmadigimiz deli ve çirkin bir yani vardir. dogal haklarina sahip çikan cesaret ve mizah dolu bir adam söz konusu. daha ikin ci günümde benimle otuz bes dakika konustu.

i. on iki saat çalisiyorum! neden beni saat dokuzda ariyorsun allahin cezasi?" "belki at yarislarina gidersin diye düsündüm. tiksirir. anla sana! hipodroma gidemiyorum. ayakk abilarima bagcik filan satin almam gerekiyor. yikanmam." dedim sonunda. gerçek kavramin yok mu senin? isten geldigimde en son lanet damlama kadar tüketilmis oldugumu anlayamiyor musun? geriye bir sey kalmiyor. bogazini temizleyip kem kümlerdi. neden beni sabahin lanet dokuzunda ariyorsun? " . siçmam. "bak. "ne bok yemeye beni saat d okuzda uyandiriyorsun? sabaha kadar çalistigimi biliyorsun. düzüsmem. beslenmem. kiçimi kasiyacak gücüm yok." "dinle. öksürür. seni hipodroma gitmeden önce yakalamak is tedim. ayrica gecede on iki saat çalisirken nasil hi podroma gidebilirim? bu kadar seye nasil zaman bulacagim? uyumam." dedim. "ilk kosu 13:45'de.

sülük hâlâ yasiyor. iyi ve dürüst bir yasantinin sonucunda sülük s kar. yarin degil. kalktigimda telefonu kutudan çikariyordum. bilemiyoruz. telefonu içine soku p üstünü paçavra ile doldurdum. Albequerque'nin hamam böcekleri. yeterince hip i olmayanlar. belki bir gün dünya düzeni öyle degisir ki. "neden artik telefonlarima cevap vermiyorsun?" "telefonu bir kutuya koyup üstüne paçavra dolduruyorum. "McClintock beni günde üç kez ariyor. bir McClintock hemen fark edilir. siyah beyaz ve kizil. vesaire. ödlek editörler. simdi a ma geldi!!!!! BIR McCLINTOCK'UN 164 GÜLDÜGÜNÜ HIÇ GÖRMEDIM!!!!! su ise bak. benim ütopyam BUGÜN daha az sül sizin hikayenizi de dinlemeyi çok isterdim. sülük size sehir içi arayacagini söyleyip (yalan) telefonunuzdan bitmek bilmeyen z ehirli hikayelerinden birini bezgin dinleyicisinin kulagina dökecektir mutlakta. hipiler. telefonunuz varsa sayet çok dikkatli olun. uyuyan bombalar. telefonu kapattim. ütopik toplum gerçeklesir mi gerçeklesmez mi." 163 yarari yoktu. bunlar sunlar bunlar sunlar. kötü bira. "bak bu dogru." McClintock'lar herkesin alay konusudur ama onlar bunun asla farkinda olmazlar. her McClintock yaninda küçük bir telefon defteri tasir.firçayi yiyince sesi kisilmisti -"hipodroma gitmeden önce seni yakalamak istedim. bir daha eskisi gibi olmadik. . parlak yastiklara gömülüp oturan baba. Johnson. seni aramiyor mu?" diye sordu. bir kolu tahta anne. sizin McClintock hikayeniz de beni güldürürdü herhalde. sülüklügün olmamasi gereken seyler yüzünden olustuguna dair bir varsayim var. Tanrim. ve sülük. eminim herkesin katlanmak zorunda kald igi bir-iki McClin-lock tipi sülügü vardir. Ama hâlâ insanligin bozuk taraflari ile ugr asmamiz gerekiyor -açlar. benden yasli. sülük ölmüstü. bu McClintock tipi sülük te lefonda saatlerce konusabilir. kötü hükümet. hayat dolu ve sanatçi olmayan (sükür) bir arkadasimla konusuyordum. berbat seks. bel soguklugu. gidip karton bir kutu aldim. bir gün dayanamayip beni görmeye geldi. "artik aramiyor. hatti n öbür istirap ucundaki kisiye güler. biraz da acirsiniz." "sembolik olarak beni de o kutuya koydugunun farkinda degil misin?" ona bakip sakin ve yumusak bir sesle. her sabah isten geldigimde bunu yapiyor. love-in'ler. dinlememeye çalissaniz da elinizde olmadan kulak misafiri olur." dedim. ben bugün varim.

69 durum bir sülük kolonisi. paç a dolu bir . kendimi mi yaziyorum yoksa? sülüklerin sülükledigi bir sülük. 69 mu? hadi bir Chesterfield yakip her seyi unutalim. sabaha görüsürüz. düsünün bir.tanidiginiz sülüklerden birini düsünün ve kendinize onu gülerken görüp görmediginizi sorun mü güldüklerini? tanrim. kivrilip kaynasan. aslina bakarsaniz tek basima oldugum zamanlar disinda ben de pek gülmem.

siir yazmak. temeli yikip bastan yapmazsak.ama seker pancari toplamak ya da General Motor için somun sikma k ya da bulasik yikamak ya da yerel üniversitelerden birinde Inglizce I dersi vermek de insani dai mi olarak delirtebilir. bunda tartisilacak fazla bir sey yok. pekala. KÖTÜ TRIP LSD ile renkli televizyonun tüketime üç asagi bes yukari ayni zamanda girdigi dikkati nizi çekti mi? birden patlayici bir renk cümbüsü ile karsi karsiyayiz ve ne yapiyoruz? birini yasakliyor. LSD. diktatörlük filan. baska bir adamin karisi ile atmak güzeldir ama bir gün yakalanacaginin da bilincinde olacaksin. insani delirtebilecek herseyi yasaklamaya kalksak toplumun yapisi altüst olurdu -e vlilik. herhangi bir dalda yeterince sivrildigin anda düsman kazanirsin. rahat bir yasam tarzi degildir bu. akliniza ne gelirse. hersey insani delir tebilir çünkü toplum çürük tahtadan bacaklar üstüne oturtulmus. televizyon simdiki ellerde yararsiz. ama sürdügü müddetçe hayli ilginçtir. vergisi bol bir çagda. üstelik igrençtir orospu çocuklari -bagirip çagirirlar. aricilik. boklarini duvarlara sürerler. günahlari miz. onlarsiz yapamadigimiz anlasilan kendi cehennemlerimizi yaratabilmemiz için cennette biçilirl er. mezbahalar. düsünemedim. degil mi? hay allah. sampiyonlar kiçlarini her zaman kollam ak zorundadirlar. seni uyandirmadim. cerrahi. savas. bu para daha iyi yollar insa etmekte ve evlerimizi yakmalarinin önüne geçmek için hafifçe zencilerin üstüne rpmekte kullaniliyor. otobüs servisi.insani tehlike ile mucizenin Siyam ikizleri gibi yapisik oldugu b ir yere götürür. LSD'ye dönelim. banka soym k. akil hastaneleri tika basa dolu olacak. kesif içeren her tür güçlük -resim yapmak. ve geçe nlerde yapilan bir baskinda LSD yapimcisinin narkotik ajanlardan birinin yüzüne bir kavanoz dolusu asit firlatti gini duydum. özellikle de enflasyonu yüksek.kutuya tikilmis ve kobra memeleri oksar-ken. ve sevgili valimizin akil hastanelerine ayrilan bütçeye attigi makaslan ben dolayli olarak toplum tarafindan delirtilenlerin toplum tarafindan desteklenmeyi ve tedavi edilmeyi ha ketmedikleri seklinde algiliyorum. halk onlarin kiç üstü kendi bok çukurlarina düstüklerini görmeye can atar. öbürünü ne ediyoruz. bu da yazik. hem bu zevki artirir. selam. dmt ve stp'yi yasaklamak için bazi saglam nedenler var gerçi -insani dai mi olarak delirtebiliyorlar. benim dahiyane bir fikrim var: neden akil hastalarini kursuna dizm iyoruz? paradan ne kadar tasarruf edecegimizi bir düsünün? bir delinin bile yemek yemeye ve barinmaya ihtiyaci var. bize kararlari ver ecek bir doktorlar kurulu ve doktorlari bos zamanlarinda mesgul edecek tas gibi iki hemsire gerek ( kadin ya da erkek). salaklarin suikaste k an gittikleri .

bir lider posta siparisi ile edinilmis bir tüfekle öldürülebilir (bize anlat lan masal öyle en azindan) ya da Ketchum gibi bir kasabada kendi silahi ile. çocuklarin egitimi. iyi bir trip henüz kafese girmemis. ki z arkadasa ismarlanacak 12 dolarlik yemek. küvet cini ve kaçak viski günlerini de yasadi bu dünya. çogumuz yedi. insanlarin çogu temel özgür bireyler olarak kendi degerlerini abartirlar. LSD insani bombardimana da tutar çünkü sadik sevkiyat memuruna göre bir alan degildir.görülmemistir. otuz yasini geçkin kimseye güvenme fel sefesi de hipi kusaginin bir hatasidir. tamam. kira. toplumu güdümleyen büyük Korku ile düzülmemis bir birey gerektirir. çünkü bir anlamda zaten delirmistir. vardiya. kötü asit kötü fahise gibidir. bayraga saygi durusu gibi endiseler tasiyorsa bi r LSD tableti onu muhtemelen delirtecektir. ama. araba taksiti. yasalar zehirli karaborsalarda kendi hastaliklarini yaratir. temel olarak. maalesef. kötü triplerin çogu bi zatihi toplumun egitip zehirledigi bireyin eseridir. komsunun fikri. hadi bilemedin sekiz yasina bas . ya da Berlin'in bagir saklari patlarken tarihlerinin son sayfasinda Adolph ve fahisesi gibi. insani bitirir.

elleri kirli dondurmacidir. zorla gördügünüz cebir de Ispanyolca dersidir. elerimizle küçük bok kutularimiza hapsolmamiz gerektigin i telkin etmeleri sonucunda aklini kaçirdigi için bireyi suçlamayin.167 tigimizda kafeslenip egitilmisizdir zaten. LSD ise kendi içinde bir toplumdur zaten. cinayet. birkaç da kadin -daha çok hem sire ve garson. en tuhaf yerlerde ve HER ya sta özgür insanlar tamdim ben hayatimda -kapici. Basbakaninizdir. test kitaplarinda olmayan. olmustur. köpeginin arabanin altinda k almasi ve kimsenin sana yolu dogru dürüst tarif edememesidir. gençlerin çogu özgür GÖRÜNÜR ama bu tamamen bed kimyasi ve enerji ile ilgilidir. yasanan hersey yasandigi anda gerçektir -bu bir film. ruhani yani yoktur. bu dünyanin tamami kötü triple dostlar. Roos-velt'in yüzüdür. bütün aglardan kaçmayi basardigimi sanacak kadar budala da degilim. Abraham Lincoln Tugayi'di Franklin D. bir dis güç tarafindan getirilmemistir oraya. bize kendi a. otuz sayfa uzunlugunda ve üç kilometre yüksekliginde bir listedir bu. toplumsal koltuk degnegidir. size uzun burunlari n çirkin oldugu ögretilmisken gördügünüz çok uzun burunlu bir adamdir. sanri bir sözlük sözcügü. insanin gö er sey gerçektir. cinsel iliski. araba hirsizi. bir düs. çünkü 47 yasindayim ve bana sapladiklari kancalarin haddi hesa bi yok. öldürülmek ya da dondurma yemek olabilir. komsunun küçük kizidir. toplumla uyum içindeyseniz LSDyi "sanri verici mad de" olarak siniflandirirsiniz muhtemelen. sana altinci sinifta tarih ögreten o yasli bok çuvalidir. bir LSD tripi hiçbir kuralin kapsamadigi seyler gösterir insana. ve HER yasta. o dogmadan önce de ordadir. müshildir. ama daha sonr a üstüne yalanlar bindirilir. Jeffers üç asagi bes yuk . ben hâlâ bira takiliyorum. dünya BÜTÜN parçalarin bütüne uydugunu idrak ettigi zaman bir sansimiz olabilir. araba yikayicisi vb. 1926 yilinda kokladiginiz igrenç heladir. b. olan. LSD degildir kötü tripinizin nedeni -an nenizdir. esrar mevcut dünyayi daha katlanilabilir k ilar sadece. çok iyi hissedersiniz. ama gördügünüzde bilirsiniz -çünkü onlara a da onlarla birlikte iken kendinizi iyi. ki meseleyi rafa kaldirip kurtulmanin kolay bir y oludur. ama bir tablet yu tugu için lutuklarlar adami. onu simdi gördügü için. toplumun egitimsel ve ruhani güçleri ona kesfetmenin asla bitmedigini söyleye kadar bilge olmadigi için. ama sanrinin tanimi hangi kutuptan hareket ettiginize bagli olarak degisir. ölmekte lan bir insan için ölüm çok gerçektir. 168 kötü trip mi? bu ülkenin lamami. özgür ruh ender rastlanan bir seydir. belediye encümenine sikayet edemeyeceginiz seyler. ama digerleri için talihsizlik ya da bir an önce kurtulunmasi gereken b r durumdur. bir fabrikada on yil çalistiktan sonra bes dakika geç kaldigin içi kovulmaktir.

artik onun Tanri oldugundan çok da emin degiliz elbette. tuzaklara dikkat. Leary bile. ama çok da fazla konustu.iktir" gibi müsfik bir sözcük çikiyor. kadinlar geçiyor penceremin önünden. artik sizin. ben bile. hayir tisliyor agzimda sonra da kagidi daktilodan çikariyorum. herkes çok fazla konusabilir. sapkasindan çok tavsan çikardi. (belki de) aklimi yitirmeme neden olan bir alkol deliligin den çikmistim. binanin bütün sakinleri sarhos. ama Liza degilim.ari. sonu bekleyen bir sarho slar kovani. soguk bir cumartesi günü. sayfalan gerçekten bir seyler ol uyormusçasina parliyor. Parkta . dostlar. bir National Geographic var önümde. tabii ki. dediginde çok iyi söylemis bence. rivayete göre Tanri bile dünyaya indiginde o tuzakl ardan birine yakalanmis. günes batmak üzere. ". 169 HÜR HAYVANAT BAHÇESI Boktan isimi. sayica çokturlar. olmuyor. her kimdiyse. odami. ne yapilir bir gece ile? Liza olsaydim saçi mi tarardim.

suyu verdi. Bir an için gözlerini gözlerime dikti. "Adim Carol. Kadin mutfaktan döndü. bahçesi genis ve agaçli bir evde karar kildim. Evler giderek seyreliyordu. kaygisiz. Onlar dan biri olmadigim gerçegini çoktan kabullenmistim. Eski bir iskemleye ilistim." "Neden?" . Daha ilerde. Bir yandan da açliktan ölmenin ne kadar ilginç olacagini düsünüyordum. "Evet?" dedi nerdeyse gülümseyerek. haf sesler çikararak koridorda kosarak gözden kayboldu. Ka hverengi gözleriyle bana bakti. açik pembe gömlek. Ilk evi atladim. saçim daginikti. Güzel kadindi. Tam önümde bir daire çizdi. ceketimi çikarip koluma aldim. üç katli.geçirmistim geceyi. ayaginda çizme vardi. Topluma karsi kin beslemiyordum." dedi. Yüzüm geceki düsüsümden kanli. Su getirmek için mutfaga gitmisti. sonra durup bana bakti. bir bardak su istemeye karar verdim. Yine de beni çek en bir sey vardi o ev de. Kent disinda buldum kendimi." dedim. Parkta uyumak iyi gelmiyordu insana . Günisigina karsi kusup bes dakika kadar bekledikten sonra cebimd eki sarap sisesinin dibinde kalani diktim. Kapiy lastigimda burnuma kesif çig et ve sidik kokusu geldi. Zili çaldim. Otuz yaslarinda bir kadin açti kapiyi." dedi. Garip sesler de duydum. Tarlalardan. "Ama artik önemi yok. Pesinden salona girdim. "Gordon. ama hasta h issediyordum kendimi. Yaniliyor-dum tabii ki. Üstünde dar bir kot. yüzünü yüzüme da i. Birden sevinçle hoplayip ziplamaya basladi. Susu luktan ölmek kolay ölüm listeme girmez. Susamistim. Soguk bir görünümü vardi. Sudan eser yoktu. sonra yüzünü geri çekti. Bir orangutandi. Yürürken olaylarin anlamini kavramay a basladigimi hisseder gibi oldum. Bir süre yürüdüm. Y bekleyecegin bir yere ihtiyaç vardi sadece. "bir bardak su verebilir misin?" "Içeri gir. Gayesizce yürümeye basladim. Ceketimi kaptigi gibi yere atladi. Öylece oturmus bekle rken bir seyin koridordan salona dogru kostugunu duydum. "Susadim." dedim. Korkusu bakiyordu gözleri. küçük çiftlikleri n önünden geçtim. Uzun kizil saçlari beline kadar iniyordu. Kucagima siçradi. Açlik o kadar önemli degildi. Sicakti hava.

" dedim." Elimi duvarlarin ötesini ima eden bir sekilde salladi m." ."Tükendim. "Ve onlar. "Benim de onlarla basim hos degil. Anliyor musun?" "Alkol mu?" "Alkol. Yalnizlik çekiyorum. bittim.

"Bu koca evde bir basina mi yasiyorsun?" "Denemez. Al-iahtan babam para bir akti. "Afedersin. dinlenmeye ihtiyacin var. tuvalete gitmem gerek. gerçekten aklimi kaçirmis olabilirim." "Sahi mi?" "Sahi." dedim. "Koridorun sonunda soldan ilk kapi. Hayvanlarla gerçekten bütünlesebiliyorum . Enazindan onlar öyle düsünüyor." "Gazeteleri pek takip etmem." "Bu gece burada kal. Hem bana neden yardim etmek isteyesin?" "Bilbo gibi ben de biraz kaçigim. Bilemiyorum. "Atmiyorum. "Ilk isim sana güzel bir çorba pisirmek olacak." "Sagol. Açisini tutturursan fena oyun degildir." dedi." "Atma." "Adi Bilbo. Hür Hayvanat Bahçesi mi dedin?" "Evet. Hür Hayvanat Bahçesi'nin Deli Carol'u derler bana. mahkeme açtilar." "Belediye beni bu evden çikarmaya çalisiyor. evet! O koca maymun ceketimi çaldi. Senin korkmadigina sevindim." "Ha." ." "Insanlar benden korkarlar." "Dinlenirsem oyuna devam etmek isteyebilirim." "Sanmiyorum." dedim. savasiyorum." "Bu aksam ceketime ihtiyacim olacak." "Etmelisin bence. Geceleri serin oluyor." Kahverengi gözleri giderek büyüyor. Sorunum insanlarla. Kaçigin teki. konustukça berraklasiyorlar-di." "Bence çok hossun. Üç ay akil hastanesinde y im. Hayvanlara asigim. Çok sekerdir.

sonra da. kolay gelsin . Zararsizdir. banyoda bir kaplan var. Küvetin içine. ama yapamiyorum.." dedi. Kapi açikti. K aplan sikintili ve ilgisiz bakti bana.."Tamam. Tükürüp hirladi kedi.. Kaplani disari çikardi ve "Hadi. On disle rini ve dilini gördüm. 172 Kaplan koridorun sonuna kadar yürüdü." dedi. "Miskin! Bir daha söylemeyecegim. Hayvanlarimin hepsine asigim. "Carol! Tanri askina. Sert önlemler almam gerekiyor. Papagan gözlerini bana dikti. Carol son derece rahatti. papagani ne yapalim? Papagana ka tlanabilir misin?" "Saniyorum. "Iyice azitti hergele." Koridorun sonunda sola döndüm. Bir. Kolay gelsin. Kalakaldim." Kapiyi kapatti. Yürü. Dus perdesinin üstüne bir papagan tünemisti. Sonra o siçti. Benimle gel." "Miskin Joe." "Hadi öyleyse. Baksana." Kaplan kilini bile kipirdatmadi. "Miskin." Tinmadi Miskin Joe.iki.üç. sen kasindin!" Carol kulagindan tuttugu gibi ayaga kaldirdi canavari." "Asik misin?" "Tabii. "Pekala. "Beyfendi senin yaninda siçamazmis. Asigim ona ." Pesinden gittim. Banyoya girip kaplana. dogru odana!" diye bagi rdi.. disari.. ." "Bir kaplan bana bakarken isimi nasil görebilirim?" "Gerzek sen de.. Süratle salona döndüm. yerdeki kilimin üstünde de boylu poslu bir kaplan yatiyordu. "Miskin! Odana dedim!" Kaplan öylece bakti. Onu yiyeceginden korkuyor. bir yarim daire çizdikten sonra yere uzandi. Papagan orali olmadi. "Hadi öyleyse. Üçe kadar sayiyorum.

Hepsi de evcillestirilmisti. . yoksa çildirmis hayal mi görüyordum? Her türden hayvani vardi Carol'in.O gece biraz daha konustuk. Düste miydim. Mideme iki ögün yemek indirmistim bu arada. Hür Hayvanat Bahçesi. ölmüs muydum.

(Erzak faturasi korkunçtu. Ama gerçekten bak. diye geçirdim içimden. maymun. Sonra dogrularak Carol'in burnuna. Gözleri iriydi. Içiyordu yüzünü. Piril pirildi. Tanrim. agzina." "Anliyorum. inanilmaz gözler. ama daha pembe. Yürüyüslerine bak. ne kadar gerçek. Insan ile hayvan karisimi bir kadindi. Carol sehpanin üstüne çirilçiplak uzanmis. "Hayvanlarina gerçekten asiksin galiba. Carol besli gruplar halinde çikariyordu onlari ba hçeye. Dogduklari gün olduklari gibiler. Yilan çatalli dilin i çikardi. Ne sansli yilan." Fazla konusmadan kahvaltimizi ettik. Asla çirkin degiller. Elbiselerimi giyip yalin ayak salona yürüdüm. dirsek gibi hiçbir uç nokta yoktu sanki. Teni yaglanmis gibiydi. Her hareket ettiginde saga sola dalgalaniyor. neon. "Evet." dedim. Carol daha da güzel görünüyordu. kesintisiz. neon memeli kadi n! Ayni renkteki dudaklari rüyadaymisçasina aralanmis. Böyle kadin görmemistim. Saçl ari canliydi sanki. Her biri ne kadar farkli. Dolgun gögüsleri yükselme eylemini çagristiran bi lik abidesiydiler. gözlerine bakti. Korkusuz. vücudunun alt kismi asagi sarkmisti. berrak. Diz. Donakaldim. "Gitmeni istemiyorum. Karinlarinin tok olmasi ise yariyor du tabii ki. Teninin b eyazligi ürperticiydi. pembe-kirmiziydi. pencereden giren günes isigin in altinda nefis renkler yansitiyordu. Tilki. Insanlar gibi degiller. her se yi disari yansitiyordu. Is in tuhaf tarafi hayvanlarin birbirleri ile dalasmamalariydi. yilan -hayvanat bahçesine gitmisliginiz vardir mutlaka. kaplan. kurt. "O maymundan ceketimi alabilirsen yola koyulacagim. Gögüs uçlari çogu kadinda oldugu gibi koyu renk degil. Kendi benliklerinde tatmin olmuslar. Kahvaltida Carol'a. Odama döndüm." dedim. Disa bakan tek sey gögüs uçlariydi ve vücuduna cinsini kestiremedigim bir yilan dolanmisti. yag düzgünlügü." . alev renginde. Insan bunlari nasil sevmez. "her birine. Her seyi emiyor. Hiç günes görmemisti sanki. Kaybolmamislar." dedi. süphesiz." O gece beni uyku tutmadi. Zor uyudum gece. basi yana kaymis. panter. Babalik yüklü bir meblag birakmis olmaliydi) Carol'in sevgisi onlari tatli. "Bak sunlara Gordon. Görünmeden içeri bakabiliyordum.Siçma ve egzersiz saatleri vardi. sabit bir pasiflige sokmustu. akiskan bir hareketle basini Carol'in basinin iki yanina yavasça indirip kaldirdi. saçlari kivrimlar halinde hali ya dökülmüstü. Hayvanlar hosnuttular anlayacaginiz.

" "Ben insanim ama." ."Beni hayvanat bahçene mi katmak istiyorsun?" "Evet.

sonra çekti. kaplan o esnada Carol'in bacaklarinin önündeydi. Bir tavus kusu geçti y . yasli kaplan. "Çok hossun. Içinde hâlâ yüzen bir seyler var. "Buraya gel. Kaplan masanin etrafinda agir adimlarla dolaniyordu. Sonra kuyrugunu sallayarak hizlanmaya basladi. Kamisini C arol'un yarigina vurarak girmeye çalisti. Kendime çektim onu. kamisin tamami girmisti simdi. Carol bana bakti. Yilan gibi dolanmisti vücuduma. öpüstük. Belediye Carol 'i bahçenin etrafina yüksek tel kafesler örmeye zorlamisti ama bahçe hayvanlarin rahatça gezinebilecekleri ka dar genisti. Bacaklari açikti. Sonra kamisin basi girdi. Seni buluruz belki. Yeni bir hayata basliyordum. Pempe bir kan dalgasi yayildi vücuduna. Parmaklarimi dudaklarinda gezdirdim. Kamisi sertlesti. Dünya ve gökyüzü gözlerindeydi. Kahvaltidan sonra Carol çimlere uzanip göge bakti. "Randolph Scott ile Humphrey Bogart karisimi bir seysin sen. Bakisip durduk. Öbür elimi saçina daldir . Gözlerinin içine düsecekmisim duygusuna kapiliyordum. Yine de sertlesmistim. Durdu. Salona gidip içeri baktim. Yeniden dirilmistim sanki. Kal." Yanina uzandim. Koridoru geçerken Carol'in haykirisini duydum. Dayanilmaz ve atesli bir istirap içindeydiler.." dedi. Bir kasik patates salatasi attim agzima. Sen de kaybolmussun ama sertlesmemissin. hoslandim senden. sertlesmis.. Carol hafifçe inledi."Evet." "Diger hayvanlarin gibi sevilmek için fazla yasli degil miyim sence?" "Bilmem. kaplanmisin benim. Onlardan farklisin. Güldüm. Bulunmaya ihtiyacin var. ayak parmaklan yere degiyordu. Bacaklarinin arasinda dudaklarini n hafifçe aralandigini fark etlim. Carol elini kaplanin kamisinin üstüne koyup yönlendirdi. Yüzüne baktim. Genç bir adamdim sanki yine. Gümüs renginde bir tilki ile bir çakal geçti yanimdan." "Kaplan mi?" "Evet. Carol bir çiglik atti. devasaydi." O gece yine uyku tutmadi. Bir an için e lini apis arasinda gezdirdi. ama bozulmamissin. Kahvaltiyi hayvanlarla birlikte bahçede yaptik." dedim. dikildi ve pençelerini Carol'in basinin iki yanina yerlestirdi. Pembe-174 lik en son çenesinin allinda durdu ve kayboldu. Onlar k aybolmus. Odamin yolunu tuttu m. Bir ask öpüsüydü. Carol bu kez odanin ortasind aki siyah ceviz masanin üstüne uzanmisti. Sonra ellerini kaplanin ensesine koydu. Öldügünde çizgilerinden taniyacaklar seni. Basini koluma yasladi. Kaplan birden kalçalarini kaldirdi.

" Bir kez daha öpüstük. "Ne yapiyorsun bana. "Hergele." Elimi tutup kolundan içeri soktu. tanrim..nimdan. Hafifçe ok sayip parmagimi gezdirdim. Deli gibi öptü beni.. ne yapiyorsun bana. hergele... ." dedim. Sonra söylenmeye basladi. Killari ne mliydi. "Tanrim.. hergele.." Geri çekildi bir den. "Tanrim.

" Saka etmiyordu.. killarin basladigi bölgeye. san ki ben adiyla ve tavriyla tanidigi biri degilmisim." diye inledi. "Kaplan. Elimi tutup çizgilerime bakti. "Sana nasil anlatacagimi bilmiyorum. Derin bir soluk al di. Sarilip öptüm. kendi disimda bir güçmüsüm gibi. ama sik gördügüm bir rüya var." "Evet." "Benimkine bak." O gece yine uyku tutmadi... "ah. bir atesti Carol. yavas dedim sana. Inanmamak imkansizdi.. Carol kanepeye uzanmisti. Ates gibiydi saçlari. . sonu yakin. Kaplan elli metre öteden bize bakiyordu. Sonra asagi dogru öpmeye basladim. deli miyim sence?" Güldü bana bakarak. sonra yine asagi. Soyunup yanina gittim. allahin cezasi. Sonra yangindaydim. ona inandim. Saçlari rüzgârda dalgalaniyordu. Çiplakti. rüyalarim. "Daha yenisin dünyada. Gözlerini açti.." Dogrulduk. karnina indim göbek deligini öptüm. Anlatti. yalnizdi. hayat çizgine bak. Ama gözlerinin kahverengesi açik ve derin de olsa.." dedim. Salona gittim. "Bilmeme imkan yok. bacaklarini öptüm. "Deli Carol muyum sence?" "Bilemiyorum. karsisindaki koltuga oturdum. Egilip kulaginin arkasindan öptüm. daha asagiya indim. Insan dahil tüm canlilarin en üstün yanlarina sahip olmali.. Dünyadan arta kalacak son hayat parçaciginin içinde yasa-yabilmeli. uykuda gibiydi. Kanepenin kenarina oturup onu seyrettim. Yine de kabullenme v ardi o gözlerde. Abajurun isiginin altinda saçlari piril pirildi -kahverengi-kizil pariltilar saçiyo rdu. önce öptüm hafifçe isirdim. Dünyanin mirasçisi olacak yeni bir canli planliyorum. Bu canlilar insanlardan daha üstün olmali ama. Boncu klan aralayip içeri girdim. Belki baska yerlerde baska insanlar da böyle bir canli planliyorlar. tekrar gögüslere. Ölüm dualar inin kabul edilmesini bekliyorlar. Ben defalarca gelmisim dünyaya. rüyalarim. anlamsiz bakiyordu. Kendilerinden usanmislar. Kivranip. Bunlar birbirlerini bulup çogaliyorlar."Fazla hizli gidiyoruz." dedi. Inanabilecegim tek seydi Carol. alt kismi gölgeliydi. Yavas. Boncuk perdenin arkasindan içeri baktim. vurgusuz. Dünya yorgun. Ben i görünce sasirmadi.ah.. Küçük bir abajur yaniyordu yaninda." Biraz daha sohbet ettik. Insanlar taslasmislar... Abajurun isigi vücudunun üst kismini aydin latiyordu. Için için yaniyordu. Yerde yuva rlandik. Kanepenin yanina diz çöküp gögüslerini yaladim. "Iste hayat çizgin.

kamisimi tutup beni yerlestirdi.dudaklarinda. dilimi hafifçe dudaklarin etrafinda gezdirdim.agzi islak ve serin. Hafifçe bizirini yaladim.. sonra da ters yönde. . Bacaklarini havaya kaldirip boynuma doladiginda yalayarak yukari dogru çi ktim. tuz tadi geldi agzima. dilimi iki kez yarigina sokup çektim. kam isimi sonuna kadar sokup tuttugumda üstünde kivranip devam etmem için yalvardi. Bir kez daha "ah.. ah. Kamisimla yarigini zorlamaya basladim." diye inledi ve çiçegi açildi. Içine girdigimda agz im agzini buldu -ve iki yerden kilitlendik. Is irdim. firin gibiydi içi. çiçegi islak ve sicak.

Yakaladim. Sonra ben. Defalarca tekrarladim ayni seyi. Sürekli gülecek bir seyler buluyorduk. hayvanlarla yasiyorduk. Herkes taniyordu Carol'i. Hayvanlarin ihtiyaçlari her gün yollaniy ordu ama arada sirada kendi ihtiyaçlarimizi karsilamak için kente inmek zorun da kaliyorduk. Her gittigimiz yerde ona bakiyorlardi. Tehli keli ve vahsi hayvanlarimiz sayesinde hirsiz endisesi tasimiyorduk gerçi. Bir bardak su istemek için kapisini çalmistim. Kasilmalarla karsilik verdi. Onlarin yasam tarzina kar siydik. Ancak Carol'in hayvanlari ile çiftlesmeye devam et tigini itiraf etmeliyim.Her seyin ötesine yükseldik. Yabanciydik onlarin gözünde. Sonra Carol'in hamile oldugunu fark etti m.ve tuttum. tuzu yakala.. Elimizdeki ile yetinebiliyorduk. Aylar rahat bir mutluluk içinde uçup gitti. oltaya takilmis bir balik gibi çirp indi. Arabayi agir agir sürüyordum. . Evi hep yaptigimiz gibi kilit-lemistik. Bir gün erzak almak için kente indik. Saçim elli yasina gelmeme ragmen hâlâ kipkizil di. Gülüstük. Giysilerimiz eskiydi. kaldim içinde. onlara ve onlara ait hiçbir seye iht iyacimiz yoktu. Nefretlerini hissediyorduk ama. egonun. Pazarda da sakalasmistik. Tatmin olmus insanlardik. Içten gülüyorduk. varolusun o doyumsuz cosku su kalmisti bir tek. "Hey. Onu öptügümde dudaklari yumusa cikti. El imdeki tuz paketine baktim. Iliskimiz sürdü. Film kötüydü."Orospu çocugu. Kaplan yoktu o gece. yasli bir kaplan. Yarim saat kadar sarilip yattik. Keyfimiz yerin deydi. kendimizin. Benim saçim sakalima karismisti. merhametin ve sinamanin. dayanamayacagimi hissedince kamisimi içinden çikmadan çekebildig im kadar çekip yine soktum -sicaklik ve kayganlik. tarihin." Aramizdaki insanlarin baslarinin üstünden bir paket tuz firlatti. B aska bir kaplan parlamisti o gece. Hayvanlar tehlikeliydi ve bi/. Önce sinemaya gittik. oradan da pazara gittik. Carol kendine birkaç ile elbisesi aldi. nereye gelmistik. orospu çocugu. kimilda! Hadi!" O çirpinirken kimildamadim ama. Bana da bakmaya baslamislardi. Önce o girdi banyoya. Yakala Baba. atiyorum tuzu. Bir süre sonra tirmanmaya basladik -iletisimlerin en mükemmeli. tinsel ve tensel.. Carol'in saçlari kiçina kadar iniyordu. vücudumu hareket ettirmeden kamisimi içinde üç kez siçrattim. Anl miyorlardi. Ayni seyi bir kez daha tekrarladik. kamisim yumusamamisti. Hakkimizda ne düsündükleri de bizi ilgilendirmiyordu. ayak parmaklarimi kanepenin koluna bastirip iyice dayandim. Çiktigimizda yagmur çiseliyordu. Carol'in son oyuncagiydim onlar için. Birlikte bosaldik. Baba. S eni moruk pezevenk seni.

Etrafimizdakilerin bakislari yetiyordu. zavalli piç ilerde yeterince hirpalanacak!" Carol tuzu yakalayip degistirdi. . Nefis bir gün geçirmistik. "Nedir. Yüzü kireç gibiydi. kizim. Içinde bir yer yirtilmisçasina inliyordu. Biliyorum. Eve yaklastigimizd a Carol inledi. Gerçi film kötü çikmisti ama yine de çok eglenmistik."Seni orospu! Beni damar sertliginden öldürmek mi niyetin? Hayir. Tanri m. Yaptiklarini hissedebiliyorum. "Carol. yaptilar. Yagmura bile sevinmistik. Arabanin pencerelerini açip islandik. Kendim izi rezil ediyorduk. neyin var?" Kendime çektim. Yakala tatlim. bebege de dikkat et. Biz bir f dik zaten. yavrum? Söyle bana. hayir. Biz e iyotlu tuz lazim. Orospu çocuklari." "Benim bir seyim yok.

" "Ne yaptilar?" "Katliam. Ikinci günün aksami son mezari da doldurdum. Papagan küvetin içindeydi. Ayi. Bir gülümseme vardi yüzünde. Salonu ve yatak odasini elimden geldigince temizledikten sonra Carol'i içeri aldi m.. Bizim için de. Yatistirmaya çalistim. Yü paralardi. Defelarca kursunlanmisti. Hayvanlar özgürlüklerinin bedelini ödemislerdi. Arada sirada yerinden firlayip haykiriyordu. Bahçe genisti allahtan. Gözleri kapaydi ama agzi her an hirlamaya hazir bir ifadede donmus. kirpi. Yaptilar. gençler. "Mutlu musunuz? Sevinin katiller!" diye bagirdi Carol. Kaninin bir kismi pihtilas-misti. Cesetler. anlasilmaz." "Bekle.. Carol isimleri yazdi. Basi ve boynu gövdesinin altina kivrilmis bir sekilde tek kana dinin üstüne yatmisti. Odalari dolastim. Elli bes mezar vardi bahçede. Tek mermi. Onu oksayip yatistirici sözler söyledim. Banyoda. Carol küregi firlatti. Miskin'i en sevdigi yerde haklamislardi. Bu konuda benden daha bilgili oldugu kesindi. Çit çikmiyordu evde. Ben mezarlari kazip cesetleri gömdüm. Yaslilar. Kapinin önüne geldigimde ilk gördügüm Bilbo oldu. Basi bir kan gölünün içindeydi. Ölmüstü. Ben çalisirken Carol pikapta ölüm marslari çaldi. Evde. Ölüsü bile canli bir insandan daha heybetliydi. Iki saat sonra aglamaya bas ladi. tilki. Zangir zangir titriyor. kuzgun. Ölümü bilmisti ve ölüm baska 178 türlü bir seydi.. B ir gecede hür bir hayvanat bahçesinden toplu hayvan mezarligina dönüsecekti. haykirmak istemis ama haykirama-mis gibi. Öldürülmüstü.. Iki günümü aldi gömme isini bitirmem. hepsini öl dürmüslerdi. Öbür kanadin tüyleri aralikti. bir süre sonra uyudu. s arap içiyorduk. Carol küregi elimden kapip tel örgülere dogru kostu. Kürek telleri delip üzerine gelebilirmis gibi egilip kaçistilar. Yüklü bir gömme isi vardi elimd e.Canavarlar. Insanlar tel örgülerin arkasindan bizi seyrediyorlardi. tuhaf. Eve girdik. tek canli komamislardi. kat iller ürkmüs olmaliydilar." dedim.. Elden bir sey gelmezdi. Hiçbir sey kipirdamiyordu. gazeteciler. . Carol'a sarildim. Yatagina yatirip bahçeye çiktim.. Konusmuyor. fotografçilar . harikulade ön dislen disari firlamisti. Biz sinemadayken gelmis olmaliydilar. ama aglamiyordu. Fisildasarak geri çekildiler. Mermi sol sakagindan girmisti.

Yeterince aci çekmisti. Bir de bekçi t utardik. Evlilik umurunda degildi. "Rüyalarim siklasti. "Hayir." Soru sormadim." dedi. Tam zamani. Kiyamet. Ye tistik. akrabasi olmadigi için evin bana ka lmasini istiyordu.Birkaç hafta sonra Carol'a yeni bir hayvanat bahçesi baslatmayi önerdim. Dogum yaklasinca Carol 179 evlenmemizi istedi. Zamani geldi sanirim. Dogum .

" dedi. Ve çogumuz yalniz. Emin olamazsin. Arkadasima biraz para. doktor. ama benimki henüz aksamadi. Bu yeni hayatçiklarin nefrete. "Ee. korkulu. Hem henüz bitmemisti de.." "Kadin milleti böyledir. Hastanede asagida bekledim. Ve ölüm. Beysbo l sonuçlarina baktim. Yanlarina gittim. Carol'in doktoru gel di. Sahit olarak sefilhaneden eski bir arkadasim i getirdim." "Anliyorum." dedi.. Carol'in rüyasi vardi bir de: ona inan iyordum ama rüyasina degil. yalniz gidiyorduk. cinayete. hemsirelerden birine bir seyler fisildadi." "Tesekkür ederim. ölümde hiç. Herkes sirasini saviyo rdu. Tören kisa sürdü. Dört kilo be s yüz gram." "Ben alkolden saniyordum. yarim hayatlar yasiyorduk. bir sise de sarap v erdim. "Rüyalar bazen yanlis çikar.esnasinda ölmez ve kiyamet gününün geldigine dair kehaneti gerçeklesmezse tabii. bebek. Tarifsiz bir keder kapladi içimi. Yalniz geliyor. Yolda saraba yumulurken "Sisirdin kizi. Yoldan geçenler durup seyrettiler.. Sürüp gidiyordu.erkek. Cam bölmenin gerisinden duyabiliyordum seslerini. sikintiya. arabadan indi. "karinizin sagligi yerinde." "Kadin milleti bu." "Ben biliyordum!" Pis pis bakti. Ask aciyi bastirmisti ama. ap lalliga. Olanlar ne kadar tuhafti. korkuya. törenden sonra arabamla geri götürdüm. bilemezsin. Mezarlarin önünde sessiz bir tören oldu. sonra alkol. evroza. "Evet. hiçlige dönüseceklerini bilmek -yasamda hiç. Insan bir rüyayi ne kadar önemseyebilirdi? Bilemiyordum. Sefilhanedeki kerizlerin yansi bu yüzden o rada. aci. .Bay Jenings. Yüzlerce bebek feryat ediyordu. Ask. Umursamadan. Ölüme mahkûm bu hayatlari görmek." Asansörle yukari çikip camli bölmeye gittim. Su dogum isi. Bir gün sefilhaneden çikip bi r evin kapisini çalmistim ve güm." "Baskalari da mi vardi yoksa?" "Evet.. Öyle oldu galiba." "Önce kadin. degil mi?" diye sordu. at yarislarini okudum.

Bana b akti. Baska türlü olamazdi. ayiydi. Gözleri bana bakti ve beni bildi. hayvan ve hayvan ötesi. . Sonsuz bir bagislama gizliydi bu gülümsemede. vasakti ve insandi. Bebegi kollarinda tutarken gülümsüy ordu. yilandi ve insandi. Içeri girip bebegimi buldu.Hemsireye adimi söyledim. ben de onu bildim. Tibbi bir im kansizlikti. Insan ve insan ötesi. çakaldi. Bebege baktim. Babasi. Dayanilir gibi degildi. Geyikti.

aklimi yitiriyorum. tam olarak dogru olmayabilir ama söyleydi galiba: "emmer etvaz!" anlami: hep bir sey. yoldan gelmis. daha a da bin dolar. ama içimde giderek kabaran bi r delilik dalgasi var ve bastirmaya özen göstermeliyim yoksa bir gün Vermont Bulvari'nin yan sokaklarind an birinde haftaligi sekiz dolarlik bir odada kendi isimi bitirebilirim. ki insan ancak yaslanmaya baslayinca anlayabiliyor. a nnemin sik sik kullandigi Alman deyimi geliyor aklima. ayni sahneyi bir film gibi insanin karsisina getirdiginden. Bebeklerin çigliklari yükseldi. amcam öldü. "15 rdu. ve dogru tahmin ettiniz. önümden mor bir parilti geçti. eglendirici biri. pantolonu lekeli sert bir tip. ilginç.babalarindan biri. haftada 300 dolar kazaniyor. anlatiyor. hepsi de iyi niyetliler. ama kendine olan inanci beni. grip diyorum. iyi bakiyor bana. grip. gülüyorum. yaslanm ak avantaj oldugundan degil. üç gündür siç isim. on kisinin hayatindan fazlasini yasamis tek bir hayatta. yeterince uyuyamamisim. odanin ortasinda öpüsüp kollarimizi ve kiç delik lerimizi kavusturmamamiz da onu endiselendiriyor. Hemsireler çiglik atti. POPÜLER BIR ADAM iki kez üst üste grip oldum. bin kisinin içinden 999'una bes çeker. . ne siyaset sahnesi ilgilendiriyor beni. ve bütün bu gelenlerin kendilerine has bir enerjileri var. bir sürü babanin içinde biri. ben münzevi biriyim ama o kadar da kaçik degilim. müsavir sekreteri y onun gibi bir sey. Hemsire bebegimi kollarinda tutup gülümser en San Francisco'nun üstüne ilk hidrojen bombasi düsmüstü.. nereye geldik. ve birileri sürekli kapimi çaliy or. ama o bininciyi bulunc aya dek Alman ruhum bana huzur vermeyecek. kendi yazarligina inanci tam. ne Norman Ma-iler'i a radigi ya da Jimmy Baldwin'i tanidigi. sonra hatun evlenelim diye tuttu bir domuzdan besiliyim. ama enerjisi. kötü bi r yazar oldugu da söylenemez. çok sessizim ve dinlerim. grip. 15 bin dolar geçti elime. ama çok yorgunum. giderek yorma-182 ya basliyor beni. yine de hoslaniyorum ondan. beni anlamakta güçlük çekiyor çünkü üstünlüklerine karsilik vermiyo n. gelen gidenin arkasi kesilmiyordu ve her gelen bana sunabilecegi özel bir sey oldugu inanandaydi ve kap inin zili susmak bilmiyordu ve her seferinde ayni sey yasaniyordu: "BIR DAKIKA! BIR DAKIKA!" pantolonumu giyip kapiyi açiyorum. Hastaneye günes doldu ve bina sarsilm aya basladi. aktör ayni zamanda. ama hep-bir-sey.. egl endirici olmasi dogal. Flor san lambalar zincirlerinden kopup bebeklerin üstüne düstüler. ne de gerisi. alin iste. ki aslind a harikulade.

EN IYI ARKADASIMI VE VALIYI DÜZÜYORSUN. bütün fahiseleri düzüyorum. "SENI IG RENÇ OROSPU. bir oyun yazmaya çalisiyorum ve içiyorum. "sonra ne oldu?" diye soruyorum. eyvallah. DEGIL MI? SENI ÖLDÜRECEGIM ÇÜNKÜ ZINA ISLEDIGIN IÇIN SADECE BES YIL YATARIM!" volta atiyor odada. oyunumu mek istiyor. isi birakmak istiyor. hatunun karsisina dikilip bagirmaya basliyorum. .mcik agizli!' dedi bana.simdi de evlenmeye takmis. '"biçakla beni öyleyse. gidiyorum ve Londra'dan döndügümde hatunun valiy e en iyi arkadasimi düzdügünü ögreniyorum. güzel. Ispanya'ya gidiyoruz. sonra Londra'dan biri ariyor. . sahneye koymayi düsünüyor.

". cevap vermeme ye karar verdi. genç. hasta." dedim." pekâlâ. bir basina. dolap siki sikiya örülmüst yüzyillar dan beri böyleydi ve dikisleri patlatmanin hiçbir yolu yoktu. diri." demisti ve arkadasi. ölüyordum sadece." dedi. bir keresinde . ancak o zaman kullanacaklardi sahtekarligin disinda kalan ruhu sahtekarligin dis inda kalabilmek için. Ferling-hetti salagin a hiçbir sey olmadi. "hem de mangal gibi. geceligi yedi dolarlik siir dinletileri vermek için Avrupa'ya gidiyor ve burnu bile kanamad i. kimsenin umurunda degildi. ama zil ve yumruklamalar sürünce önemli bir sey olabilir diye düsündü. dikisleri sökmek istemiy ordu. üstündü benden. genç ve yahudi bir oglandi gelen. "havaalanina gittik. "kocaman bir kasap biçagi vardi elimde. ümit yoktu. ruh. yatagima döndüm. nafile." "evet?" "yolda kaza yaptik. tek istedigi küçük bir odaydi. sahtekarligi asla alt edemeyecekti. iyi sair. hersey basarisizliga göre ayarlanmisti. bir zamanlar onu anladigini düsündügü bir arkadasina bir keresinde." diye karsilik vermisti. "hiç yalnizlik çekmedi . fethetmek istemiyordu. yere firlatti m. Gugg'lar halihazird a ülkenin sikici üniversitelerinde Ingiliz Edebiyati I ya da II ögreten sisman ve rahat boklar için ayr ilmisti zaten. bir saat kadar yatmisti ki kapinin zili çaldi yine. siir tezgahina inançli -bütün o boklar: iyi insan ve sair cehennemin bu yaninin bu yaninda mutlaka ödüllendirilir. ne bulduysam örttüm üstüme. Shakespeare'in kötü oldugunu.mina koyayim. genç. ancak ölümde n bir yüzyil sonra. çok büyük klas farki vardi aramizda. benim bile umurumda degil di. felaket. bir basina. titreme nöbeti geldi yine. disardaydin." dedi. önemi yoktu. yataga döndü. Creeley'nin korku oldugunu biliyordu. hahamlik ögrencisi. dogdugum andan itibaren bir grup dolandiricin in arasina düsmüstüm ve dolana dolanmiyor ya da katilmi-yorsan ölmüstün. "allahin cezasi bir yalancisin. haberi yoktu oglanin. "ne?" dedim. Ginsberg'in kaburga kemikleri kirildi. tanrinin bütün çocuklari -gitti. içeri girdi. beynim de üsüyordu -beynin bütün ins serüvenleri bir yutturmacaydi sanki. ama olacak is miydi? "Hank?" "Ne var?" kapiyi ilip içeri girdi."yürek ister.

bir süre .Ferlinghetti ile sahneye çiktim. yanindakini küçük düsürmek için giristigi numaralar igrenç i.

Hirschman'in Artaud takintisi var. ve herkes birbirinin gözünü çikarmaya çalisiyordu. Hirschman da yer ayni boku. ve kimi zirvedeydi. düsünün bir. oflar muhtelif. dahi ya da aptal olup olmamak umurumda degil." "unutma." "lanet olsun. kendi kisisel tarzimda delirerek. nerede kimsenin beni rahatsiz etmedigi o günler. kalabaliklara tahammülü yoktu. hasta. buz gibi. yorgunum.. numaralarina uyandilar. pekâlâ. ben. hepsi birbirinden nefret ederek. uykuya daldi yine. ama zirv ede olanlarin çogu da hakediyordu zirveyi. peltekligin beyaz renkteki suyu. gerisi sizin olsun. gerçekten ölerek. hep buraya ait olmustu. o. buraya aitti. onlar. tek sorunu sonunun geldigini sükunetle kabullenmekti." bir yahudi Isa askina dediginde basinin belada olduguna süphe yoktur. grip grip grip. "Jimmy ile bir par tide karsilastim. tekrar yataga girip ölmeye hazirlandim. ben ve bir kisi daha hariç mükemmel bu.. ne kadar çoktular. birakin uyuyayim. "yeni siir kitabinda yer alacak siirleri 184 daktilo etmem için bana otuz bes dolar verdin ama tonla siir var. bana üç dolar v erdi. kahraman olmayanlara -kimseye itaat edemezdi. formüller muhtelif. siz. kahra manlara. ve buradayiz iste. herkes ölür. terleyerek. yataga girdi. kaba öfkenin ve umursamazligin sonucunda dogal ölüm.. sonu gelmisti. çarmihi seyrederek. sair olmayanlara. bir baligin yan tarafi misali ölüm.." birakin da bok yiyeyim. yeter ki raha t biraksinlar beni. ikimiz de kendimizi daha iyi hissettik. iyi ya da kötü. ona zaman tani. delilik belirtisi göstermeyen hiç kimse nin gerçek bir dahi olamayacagini düsünüyor. sairlere. zirvede olmayi haketmeyerek elbette. iyi çocuklar ya da kötü çocuklar. iyi. ve kapi çaldi. bir basina yatakta. birakin da bir gün daha yasayayim kendimce. ayrica kutsanmis bir salatali k tursusu ile yarim somun ekmegimi yedi. ben de ona bir onluk. sonra da gitti. sekiz saat sadece. kendi tarzimda en azindan. belki. hepsi basarma sevdasinda." diyor oglan. ISA ASKINA bu k adar ÇOK olacagini tahmin etmemistim!" "ben de siir yazmaktan vazgeçtigimi saniyordum. ölerek. ve örümceklerin duvarlari yutusunu sey retti. dolari ve iki paralik siirleri ile iyice biktirici oluyorlardi. yataga girdi tekrar. terleyerek. titreyerek. BAKMAK istiyorlar bana. Ginsberg'in çükünü emmeye çalistigi bir Ezra Pound'du sanki . ben. simdi sürekli biri var kap imda. yilda 500 dolar kazanmiyorum yazarliktan ve sürekli kapimi çaliyorlar. o.sonra yuhaladilar onu.

" diye bagirdi. ve bütün isiklar yaniyordu disarda. bir yerlerde Ingilizce ögretmeniydi adam. pantolonumu giyiyorum."bir dakika. . ya da iç gidiklayici bir fahise gibi. neon gibi.

"Uykuya daldigimi sandigim" diyorum çünkü aynen öyle. uyanikken. büyük sanat asla bir yaris degildir. diye geçirdi içinden. buraya kadar.mcik agizlilar ya da herhangi bir sey. grip. Yerdeki gazete. küçük kizim kentte. bütün o gürültünün patirtinin ara umursamiyordu artik. çok bulasici.1966-67 yilini çalisma ve arastirma için Guggenheim bursu alarak. sonra son siir kit abini açip benim için imzaliyor ve gidiyor. hiçbir zaman da yazamayacak. umursamiyordu artik.. Çogu kez. çana ginin içinde dönüp duran tek baligim. harikuladeydi. çok geçmeden herkes gitmisti. iyice aptallasmadan ölüme bu kadar yaklasilabilirdi. hayatinda görmemisti o formlardan birini. kol mesafesinde. ama bir yaris degil bu. yatagimda uyuyorum ve hersey yat aga girmeden önce biraktigim gibi. bütün ödüller . su an ölmekle mesgulüm. hastayim. ve simd i sessizdi. üç gün üç gecedir uyumuyordu ve bir bok yoktu evde yiyeyecek. büyük sanat hükümet olabilir a da çocuklar ya da ressamlar ya da . komodinin üstündeki bos bira sisesi. ve kiralik odasinin tavaninda çatlaklar olustu ve 200 yillik siva agzina doldugun da gülümsedi. Gidere k daha sik uykuda oldugumu hissediyor ama düsümde odayi görüyorum. BATTANIYE Son zamanlarda iyi uyumuyorum. Uykuya daldigimi sandigim anda olan bir sey. uykuya döndü. adama ve altilik paketine veda edip kitabini açtim: "." geri çekilip altilik bir paket bira uzatiyor. ama çok hastayim.... çok bulasici.iktiric i Guggenheim bursunu almak için gerekli formlarin nereden tedarik edilecegini bilecek zamani ol an sisman boklara gidiyordu. yataga uzanmis . yazamadigini biliyorum zavallinin. biri kapisini yumrukluyordu. ve o yakindi. telefon çaldi. saçim kadar bana özel seyler. ama sözünü etmek istedigim bu degil tam olarak."Buk?" "evet." "noel agaci düsünüyor musun bu yil?" "bilmiyorum. bir za manlar benim yazdigim ve onun asla yazamayacagi bazi dizelerime takmis. içine çekti ve boguldu. taksi soförlügü yaparken ya da Albu querque'de bir otelde komi olarak çalisirken karsina çikmiyordu o formlar." kitabi odanin bir kösesine firlatti bes para etmeyecegini bilerek.

uykuyu beklerken. . acaba gerçekten uyanik miyim yoksa uyuyor ve odami mi düslüyorum. diye soru yorum kendime.

kirayi dert ettigim için olmustu belki. nesterlendim. hiç olmazsa bir odan var. kanama ve diger sözü edilmeyen seyler. Olay su: Düsümde kendimi odamda gördügümde ya da odamda uyanikken. Bir sokak kadini ile yasamama ragmen her gece iki-üç farkli erke kle beraber olduktan sonra benimle seks ya da kendi deyimi ile "ask" yapmak istemesi tuhafima gidiyor . filozoflari denedim. Ama sonra. kentin. ken i bir duvarla. aci beni durmaya zorlayincaya kadar. Çalism iyordum. Bir aile istemiyordu m. iyi bir is istemiyordum. gorill er yapar. soluk almakla. deli rmis olabilirim gerçekten. Insanlar la birlikteyken iyi hissetmem kendimi. ben de sürdürürüm.Her sey ters gidiyor son zamanlarda. öfke diyorum çünkü beni ortadan kaldirmaya çali an bu seylere okkali bir küfür salliyorum. öyle diyelim bunlara. Basur. oysa biraz önce kapali oldugundan eminim. Vücudumu igneyle oydular. ülke nin bir ferdi gibiydim. ancak tek fark benim "basarma" istegi duymamamdi. Genellikle yeter diyorum artik. Bu Oda Düsleri. Bir zamanlar umursamazdim sokak ta olmayi. Kanatincaya kadar kasirim. Sokakta degilsin. O siralar sadece sarap ve bira içiyordum. bu da deliligin baslangici olsa ge rek. Bu lehime küçük bir arti olarak yazilabilir. Arada derede kalmis bir seydim. diye geçiriyorum içimden. Söyle düsünüyorum: Onlar bütünün küçüc parçalan ile hayatlarini sürdürebiliyorlarsa. Zayif bir adamim ben anlasilan. diyorum. Bazen. benim duymadigim heyec anlar duyuyorlar. daha fazlasina katlanamam. tarihle. kötü kosan atlar. Maymunlar yapar bunu. bombalandim hatta. kendi sonumla kiyaslayabildigimde bazi tuhaf se yler olmaya basliyor. siradan insani kurtaran köklerden de yoksundum. dis agrisi. Tamamen farkli seylerden söz ediyorlardi. Ve öyle bayagiyim ki! Elimi kiçima sokup kasiyorum. Ama sanmiyorum nedense. Üst üste gelen ölümler. Onlari kanayan kiçlari ile hayvanat bahçesinde görmüslügünüz vardir. iste o sirada bir seyler oluyor. Ama onlarla birlikteyken kendimi güçlü hissediyorum. Cinsel iliskkiden daha z evkli. sairleri denedim . Ama devam edeyim izninizle. Garipliklere merakliysaniz cineyet-ten söz edeyim siz e. Içki. Ben de uzun süre önce okumaktan vazgeçtim. bilemiyorum. bundan daha kötü olamam. Incil'i denedim. "Adam delirmis." dediginizi duyar gibiyim. birkaç yil önce basladi. yasantimla cemiyetin. Ama yalniz kaldigimda. Böyleydim: entelektüel degildim. ama hepsi bir sekilde hedefi iskalamislardi. sanatçi degildim. ev istemiyordum. Benden uzak seylerden söz ediyorlar. Çok az seye tahammülüm var. Sonra kapinin araligi ile vant ilatörün (hava çok sicak oldugu için yerde bir vantilatör var) ayni çizgide olduklarini ve basimi gösterdik lerini fark ediyorum. Ilk seferinde Philadelphia'daydim. Ama sokaklara tahammülüm yok artik. Ani bir öfke ile yastigimdan uzaklasiyorum. Dolap kapisinin hafif aralik oldugunu fark ediyorum. seks ve k umar da tüm güçleri ile kanima girmislerdi. kumar ve seks biraz ise yariyordu.

Içlerinden birine bir yumr uk bile salladim. "Öp beni. Bir gece. "Kimildama ! Bizi elektrik vererek öldürmeye çalisiyorlar!" "KIM BIZE ELEKTRIK VERMEK ISTIYOR?" "Allah belani versin." derdi bana. ora da oldugunu sanirsin ama degilsindir. uyandim ve yanimda yatiyordu (ya da uyandigim i düslüyordum) etrafima bakindim ve bir sürü küçük adamin bizi yataga bagladiklarini gördüm.. Duvarlari biraz daha yaklastiriyordu sadece. Nereye kaybolduklarini bilmiyordum ama onlardan kurtulmustuk. Kadinim huzursuz ol ugumu hissetmis olmaliydi. Afallamislardi. Özellikle izledigim . san a SESSIZ olmani söyledim! Kimildama!" Uyuyormus gibi yapip bir süre daha çalismalarina i zin verdim. 188 "Tatlim. Sonra vargücümle dogrulup telleri kopardim. sessiz ol!" dedim." dedim kadinima. morluklar. düste ya da degil. Neyse. günümüze dönelim. "Bizi ölümden kurtardi m. Gözlerini açip bana bakti. "Siss. etkileniyordum..du. Sabahlan kalktigimda vücudumda izler oluyor. SENI içime aliyorum." Pek yarari olmuyordu. "seni SEVDIGIMI anlamalisin. Kadin seni içine alabilir. zorlaniyordum." dedi. Otuz-kirk küç gümüs renginde bir teli yatagin altindan geçirip üstümüze sariyorlardi.

Baskalarinin hakkimda ne düsündüklerini umursamadigim halde onlarin battaniye gerçegini bilmelerini i stiyordum. degil mi? Neden acaba? Sik sik intihar düsüncelerine kapilmama ragmen battani yenin bana yardimci olmaya çalismasi direnmeme neden oluyordu. Kalkip giyinmeye basladim. Ayakkabilarimi ve çoraplarimi almak için battaniyenin yanindan geçtim. Kalkip bütün is iklari yaktim. ölüm ilanlari. gözlerimi üstünden ayirmadim. Ama o gece battaniye bir kez daha uyuz etti beni. Basimi her yana çevirdigimde kimildiyordu. Hep ayni battaniye. yere firlattim. moda sayfasi. ISIK. Sonra giyindim ve ne yapacagimi . Bazen uya niyor. Tuhaf. ya da ben güçsüzdüm. Sonunda mereti yere çalip bütün isiklari yaktim. Birkaç bira içtim. nasil inanirdi? Hiç bir sey bir k ez yasanmadan inanilir olmaz -atom bombasi ya da Ruslar'in uzaya insan göndermesi ya da Tanri'nin dünyaya i nip kendi eseri insanlar tarafindan çarmiha gerilmesi. Bu battaniye ben uykudayken canima okumaya çalisiyor. ama üstümden atamiyordum bir türlü. battaniyeyi girtlagima sarili buluyorum. Yilan gibi kivriliyor. Ben ok en battaniye hiç kimildamadi. küçük ilanlar. Kim inanirdi böyle bir seye? Canlani p beni bogmaya çalisan bir battaniye? Böylesine lanet bir seye kim. Tek istedigim beladan uzak ve huzurlu bir hayat. Sonr a kimildadigini fark ettim. Geçen gece olan oldu. Uykusuz ol dügüm için aksamüstü dört sularinda yataga girdim. inanilmaz bir hizla. isigin altinda bile kipirdayip birkaç santim ilerledigini fark ettim. Yine hareket etti. uyumak kolaylasti.. uyandigimda ya da düsümde uyandigimi gör battaniye girtlagima dolanmisti yine. Ertesi gece de ayni sey. Bu herseye bir son verecekti! ISIK. Kanepenin önüne. keklik nasil pisirilir. Yorgunum. Bir seyler hayal etmek ya da uydurmak istemiyorum. solugumu kesmesini engellemek için var gücümü kullanmak zorunda kaldim.. kararliydi bu kez! Ayyuka çikmisti artik! Be ni haklamaya kararliydi ve güçlüydü. açik durmayi reddediyordu. ISIK! Ama olmadi.bir battaniye var. Oturdum. solugum kesiliyor. Gelmekte olan seylere kim inanir? Son ates zerresine? Uzay gemisindeki son sekiz-on kadina ya da Nuh'un gemisine ya da insanligin yorgun to humunu baska bir gezegene ekmeye? Bu battaniyenin beni öldürmeye çalistigina inanacak adam ya da kadin nerede? Tek bir kisi bile bulamazsin. Yarim metre ilerledi bu kez. basparmagimla Yaris Bülteni'ni araliyorum. Bir bira açiyorum. siyaset sütunlari. Ter içinde kalmistim. küçük ama güçlü ataklar yapar gafil avlamaya çalisiyordu. Aksamüstü basladi aslinda. lanet olsun! Bu da isleri bir sekilde daha da zorlasti riyordu. bahçenizde bite n yabani otlardan nasil kurtulursunuz. Ama ben bir sey olmamis gibi davraniyorum. biçimden biçime giriyor. editöre mektuplar. acaba ya gmur yagacak mi diye pencereden bakip herseyi unutmaya çalisiyorum. sonra gün isidi. gazete okumaya basladim. düste gibi. ne olursa.

Kapiyi çarpip disar i çiktim. Shaw. Battaniye kimildamiyordu artik.B. Kararli. evet. Mahallenin bütün gazete saticilari entelektüeldi: G. dehsetin dehset olduguna inandiginiz anda daha 190 AZ dehsete düsersiniz. Lanet olsun. basamaklari indi.bilemedim. Size su kadarini söyleyim. 80. beni izlemek zorundaydi. Spengler v e Hegel okurlardi. Dogru tahmin ettiniz: Battaniye beni izliyordu. Bir an için battaniyemi bensiz kalmak istemeyen yasli bir köpe k gibi düsündüm. Kösedeki g azete bayiine gidecektim. Biraz yürümek iyi gelirdi belki. hizla indim merdivenden. Ama sonra bu köpegin. pesimden geldi! Istedigi gibi hizlaniyordu. önündeki gölgeli kisimda bas. Sessi z. O. Çocuk filan degillerdi: 60. yilan gibi kivrilmis. . agiz ve gözler. yani battaniyenin beni öldürmeye çalistig ini hatirladim. Evet. 1000 yasindaydilar. Merdivenin basina geldigimde bir sey beni kafami çevirip holün sonuna bakmaya itti.

Üçüncü katta oturuyordum. Her yeri sisti. "Bunca yildan sonra sak diye kesmek kolay mi saniyorsun?" "Peki. Kosarak 102 numaraya d . Su doluydu Mick." Mick yataktaydi. bilekleri normalin iki misli. "Bir bira bile getirmedin mi?" "Hayir. beni izledigini hayal etmistim. isinize yarar diye düsündüm." dedi karisi." "Bir bira çok iyi gelirdi. Yasadiklari zamanin ilerisinde olan insanlar bunu bilirler. küfürler ve bir el silah sesi duydum." dedim. Yukari çikip buzdolabindan 4-5 bira aldim. karacigeri iflas etmisti." d edi. bir tane olabilir. sessiz ve tenha bir mahalleydi benimki." Kalkip kapiya dogru yürüdüm. karni hamile bir kadinin karni gibi. Battaniye fark edilmeden içeri girebilmek için koluma dolanmisti. En iyisi birilerinin yaninda olmak. Her sey kafamin içinde cereyan ediyor. Mick. Önce disari çikip kosmayi düm ama disarisi karanlikti. "doktorun ne dedigini biliyorsun. kesekagidina koyup asagi inmeye baslad im." "Gerek yok. "bakkala gidip alayim." "Mick. "Selam. Dünyam çok dardi. 102 numarali dairenin kapisini çaldim. diye geçirdim içimden. Mick. bira bile." dedi karisi. gözüm battaniyenin üstündeydi. "girsene. deliler ve sanri gören ler de." dedi karisi. "Bende bir sürü battaniye var. Asagi kadar izledi beni. genis bulvarlardan uzak." dedi. Çok içiyordu. Askeri Hastane'de oda bosalma sini bekliyordu. Insanlarla daha fazla görüsmeliydim. Mick'in karisi açti kapiyi. Damla bile içmeyeceks in. Battaniyeyi yanimda tas imis. Hank. "ben yukari çikip buzdolabimdan alirim. Kanepeden öylece bana. Kipirdamadi. Ikinci kata." Kanepenin üstüne firlattim lanet seyi. "bira getirdin mi?" "Bak. "Hemen dönerim. Asagi baktim." dedim ve kapiyi kapattim." "Battaniye neyin nesi?" diye sordu Mick. durumun gerçekligini sinamakti. Bir hayali sadece sen görüyorsan ya aziz derler adama ya da deli. "Selam. Hank. Gerçegin gerçek olabilmesi için en az iki oy gerekiyordu. Ikinci kata vardigimda bagrismalar.

. elinde de 32'lik bir magnum. biraktigim yerdeydi.aldim. Mick o davul gibi hali ile ayakta duruyordu. Battaniye kan epede.

" Karisi üç sise açti. Mick. "giderken bu battaniyeyi de götür. beni bogmaya çalisti!" "Mick biraz rahatsiz. Yan etkileri var." dedi karisi. Gerçekten de bir delik açilmisti üstünde. Mick ile birer Pall Mall yaktik." . bayan." dedi Mick. kullanirsin. "Çok gürültü yapiyorsunuz. si/-lersiniz. yine saldirdig inda siktim." Basini geriye atip güldü. yemin ederim. "Se n de içiyorsun. Hayal filan görmedim ben. Ilk soku atlatinca yataktan kalk ip üstüne yürüdüm. moruk. Kapinin tokmagini çevirmeye çalisti. ÖLDÜ." dedi. "Bu allahin cezasi seyi buradan götür!" "Iyi de. yanina vardigimda tokmaktan üstüme siçrayip girtlagima dolandi." dedi Mick. degil mi?" "Nereden bileyim?" "Bu battaniye saçmaligina inandigini mi söylüyorsun." Sonra gitti. Yöneticiydi. bir bira içelim. "Hey. hay al görüyor. delirmissin sen!" dedi karisi. Içerken de görürdü. Battaniye hareket sizdi. dolaba kostugum gibi çikardim. "Evet. Battaniyenin yanina gittim." dedi. "sen mutfaga gider gitmez bu battaniye kapiya dogru gitt i. Bir battaniyenin can alici noktasi nerededir? "Tanrim. Sürünerek uzaklasti." "Ihtiyacim yok." "Lanet olsun!" diye bagirdi Mick pijamalarinin içinde çok sis. Hastaneye yatinca düzelir. bayan. "Iki kaçik orospu çocugu taniyorsam." dedi Mick. Hank?" diye 192 sordu karisi. iyi ki magnum doluydu. "bu battaniye beni öldür meye çalisti diyorum size. disari çikmak istiyordu. "ölüp ölmemek umurumda degil. "Saat ondan sonra televizyon e gürültü yok. Sürüne sürüne kanepeye tirmandi. "sende kalsin. "Evet. degil mi?" diye ekledi sonra. orada duruyor iste." dedim.! Kapi çalindi."Mick. "ona igne yapiyorlar." Birasindan siki bir yudum aldi. "Haklisin. Merminin açtigi deligi göre ilirsiniz.

"Çok mu?" "Bazen." .

Hank. Delilik tabii. biçagi da yanimda götürmüstüm. Biramdan büyük bir yudum alip." Merdiveni çikmaya basladim: battaniyede hayal belirlisi yoktu. keske votka olsaydi.. planl ar yapiyor. Ikinci bardagi da içtim. Sonra bire indi. Sonra battaniyeyi son k ez elime alip kestim! Kestim. Ama gizli gizli onlara karsi çalisiyordum.. "Tamam. ve çok kötü hissettim kendimi. "madem islemiyorsun. Sonra mu faga gidip bir sise votka açtim.. sonra da güle güle. parçalari bulasik kabina koydum. Odama girip battaniyeyi iskemlenin üstüne firlattim."Tek istedigim bu allahin cezasi battaniyeyi buradan götürmen!" dedi Mick. Bulasik kabini alip içine gazeie kagidi doldurdum. Hirosima gibi.. götürürüm. Battaniyeyi kucagima alip biçagi havaya kaldirdim. Bir süre oturup izledim. hiçbir sey hissetmedim desem yalan olmaz.. ya da bir battaniye olarak beni sevmeye çalisiyor." dedim. Ilk gece bir yüksük dolusu.. Ertesi gece iki yüksük. ortalikla dolanip varsayimlarda bulunuyor. birkaç kez kuruluyorduk.. Bir tane daha koymak için mutfaga gittim. eski Bostan cadilari gibi.. bahçemizdeki çimleri biçiyorduk. Doktorlar sert içkilere lakilirsain ölecegimi söylemislerdi. yanina a maya çalisan bir kadindi. Los Angeles'in o berbat gece ayazi enseme vuruy ordu ve kolay degildi o battaniyeyi kesmek. dost um. Kap alev aldiginda ben mutfaga gidip bir votka daha koydum. kestim ve kestim. kabi pencerenin yanina yerlestirdim dumani üflemesi için vant ilatörü çalistirdim. battaniye kiligina girmis benden öç almaya çalisiyordu.. ne oldugu anlasilamayacak kadar küçük parçalara kestim onu." "Iyi geceler. Aklima bir fik ir geldi. Bir bardak kov dum bu kez Ölüm degildi rahatsiz edici olan. Bira için tesekkürler. Battaniye belki de beni ölüme. Delilik m i? Olabilir. ne delilik D EGILDIR ki? Votka bardagini bir dikiste bosaltip bir sigara yaktim. diye geçirdim içimden. Döndügümde kirmizi ve güzel yaniyordu. Iskemlede kalakalmistim. bütün asklarin içinde bir ask gibi .. bunu nasil yapacag ini bilemiyordu.. Nasil bilebilirdim ki? Bir zamanlar beni delice sevmis bir kadindi belki de. Kolay degild i ama o battaniyeyi kesmek. "Iyi geceler. Derken. Iki kadin düsündüm. Ne delilik degildir ki? Maval delilik degil miydi? Kurmali oyuncaklardan farksizdik . Mick'i de beni iz-lemeye çalisirken onu engelledigi için öldürmeye kalkismamis miydi. valiler seçiyor.. Biçagi lavaboya firlatip sisenin kapagini aç . ask gibi. iskemleye olurdum. . Sonra palates soymak için kullan digim biçagi aldim. Mermi isini bitirm isti belki de. hüzün ve merakli." Iyice katlayip kolumun üstüne koydum.

Gerçekten delirmis olmaliydim.Lavabodaki biçaga baktim yine. Isa'nin elleri harikulade ellerdi. bacaklari olmayan agir ve anlamsi seyler gibi sürünerek. Yanaklarimdan asagi gözyaslarinin süzüldügünü hissettim. Ellerimde kesik olup olmadigini kontrol ettim. Ellerime baktim. BITTI . Kesik filan yoktu. Ellerime baktim. Yan tarafinda kan izi vardi. Çentik bile. Deliydim.