P. 1
Taksonomi- Canlıların sınıflandırılması

Taksonomi- Canlıların sınıflandırılması

|Views: 297|Likes:
Canlıların sınıfllandırılmasına dairdir...
Canlıların sınıfllandırılmasına dairdir...

More info:

Categories:Types, Research, Science
Published by: M. Bahadir Taşğın on Dec 20, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOCX, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

12/08/2013

pdf

text

original

Canlıların Sınıflandırılması

1. Giriş
Canlıların çevrelerinde bulunan unsurların sınıflandırılması, insanın yeryüzünde ortaya çıkışından daha eskidir. Zira hayvanlar bile çevrelerinde bulunan objeleri besinler, besin olmayanlar, düşmanlar, rakipler, eşler vs. şeklinde bir gruplandırma yaparak tanırlar.
Canlılar sınıflandırma yapılmadan incelenseydi, hangi sorunlarla karşılaşılırdı?

Sınıflandırma yapılmamış olsaydı canlı ve cansız varlıklar hakkında sistemli ve yeterli bir bilgiye sahip olunamayacaktı. Dolayısıyla bu kadar kalabalık canlılar hakkındaki karışıklık giderilemeyecekti. Ayrıca bir çok canlı ile ilgili bilginin, örneğin zehirli bir bitki, yırtıcı bir hayvan ya da hastalık yapan bir canlı gibi, gelecek kuşaklara aktarılması da söz konusu olmayabilirdi. Bugün için bilimin her kolunda ilerleme kaydedilmesinin nedeni, işte bu sınıflandırma yönteminin oldukça gelişmiş olması ve daha da geliştirilmesine yoğun bir şekilde devam edilmesidir.
Yeryüzünde ne kadar canlı türü bulunmaktadır, hiç düşündünüz mü?

Günümüzde dünyada 1 500 000 den fazla yaşayan hayvan, 800 000 den fazla da bitki türü tespit edilmiştir. Bu kadar canlı türünün sadece isimlerini yazmaya kalksak ciltler dolusu kitap yazılması gerekir. Ayrıca jeolojik devirlerde yaşayıp da fosil olmuş pek çok canlı ceşidi de vardır. Bu nedenle canlıların sınıflandırılması ve isimlendirilmesi gereği ortaya çıkmıştır. Organizmaları yakından incelersek, birbirlerine benzeyen özelliklerinin yanında farklılıklarını da görürüz. Bu farklara rağmen organizmaları benzerlik durumlarına göre bir araya toplamak ve gruplandırmak mümkündür. İşte sınıflandırmada amaç, canlıların belirgin ve farklı özelliklerini saptayıp, bir sınıflandırma şemasına göre çeşitli canlı grupları arasında benzeyen ve benzemeyen özellikleri filogenetik akrabalık açısından değerlendirerek bir sıralama yapmaktır. Sınıflandırmanın temelini canlıların kalıtsal özellikleri oluşturur. Yukarda saydığımız nedenlerle canlıları bir araya toplama ve gruplandırma taksonomi ve sistematik disiplinlerini ortaya çıkarmıştır. Canlıları belirli özelliklerine göre gruplara ayırarak inceleyen bilim dalına Taksonomi ya da Sistematik Bilimi denir. Taksonomi yunancada taxis = sıralama ve nomos = yasa, kelimelerinin birleşmesiyle meydana gelmiş, "organizmaların sınıflandırılmasının teori ve uygulamasıdır" şeklinde tanımlanabilir. Sistematik ise yunanca bir kelime olan Systema'dan türetilmiş olup "organizmaların çeşit ve farklılıklarıyla onların arasındaki akrabalıkları inceleyen bir bilimdir" şeklinde tanımlanır. Hayvanları sınıflandıran bilim kolu sistematik zooloji, bitkileri sınıflandıran bilim
kolu ise Sistematik Botanik adını alır.

2. Sınıflandırmanın Önemi
Bir ülke için cansız doğal zenginlikler ne kadar önemliyse, canlı doğal zenginlikleri ondan çok daha önemlidir. Yeryüzünde her canlı türünün besin zinciri içinde önemli bir fonksiyonu vardır. Bir kısmı bizim için zararlı gibi görünse de farkına varmadığımız ya da bilmediğimiz çok önemli yararlı yönleri olabilmektedir. Bir ülkenin canlı doğal zenginliklerinden yararlanabilmesi için, önce nelere sahip olduğunu bilmesi gerekir. Bu da ancak yapılacak sistematik çalışmalarla mümkündür. Günümüzün önemli konularından olan çevre sorunları olayının tespiti de yine bu çalışmalara dayanmaktadır. Çünkü çevre kirliliği canlılar için geçerli bir olgudur. Çevre kirliliğinin sonuçlarını söyleyebilmek için ise, çevreyi bozmadan önce sahip olduğumuz canlı varlıkların neler olduğunu bilmek ve onları günümüzdekilerle karşılaştırmak gerekir. Sistematik, biyolojinin tüm dallarında etkisi olan bir bilim koludur. Örneğin kalıtım, ekoloji, jeoloji, karşılaştırmalı biyokimya, moleküler biyoloji, deneysel biyoloji

gibi bilim dallarının taksonomiye dayanmadan bir çalışma yapmaları olanaksız gözükmektedir. Günümüzde bir canlı türünün sahip olduğu yararlı bir genin diğer türlere aktarılabildiğini (gen mühendisliği) düşününüz. Sağlam bir sınıflandırmanın en önemli özelliklerinden birisi de, onun tahmin yapabilme değerine sahip oluşudur. Bir çok hayvan laboratuvarda yetiştirilemez bazıları da kültürlerde çoğaltılamaz. Doğal sistemde uygun şekilde dağılmış bir kaç türün iyi bir analizi yeni enzimlerin, hormonların dağılışları ya da metabolik yolları hakkında bize çok gerekli bilgiler verebilir. Tıp, eczacılık, tarım, doğal kaynakların korunması vs. gibi alanlarda problemlerin çözümünde sistematik anahtar rol oynar.

3. Sistematiğin Tarihçesi
Organizmaların sınıflandırılması her dönemde o dönemin mantık ölçüleri ve bilgi düzeyine bağlı olarak yapıldığından insanlığın gelişme sürecine paralel olarak değişiklik geçirmiştir. Önceleri yapılan sınıflandırmalar canlıları renk, desen, yaşadıkları ortam ve yüzeysel benzerliklerine göre rastgele sınıflandıran yapay sınıflandırmalardır. Bu tip sınıflandırma gözleme dayalı olduğu için, bir çok hatalara neden olmuştur. Örneğin hayvanları suda yaşayan (aquatic) hayvanlar, karada yaşayan (terrestial) hayvanlar olarak sınıflandırmak bu tarz bir taksonomidir. Bu şekildeki sınıflandırma yalnız analoğ (görevdeş) organlara göre yapılır ve canlıların gerçek akrabalık dereceleri konusunda bilgi vermez. Buna benzer başka örnekleri de siz bulunuz. Yapay sınıflandırma olarak kabul edilen bu sınıflandırma bugün artık kullanılmamaktadır. Günümüzde sınıflandırma, canlıların homoloğ (kökendeş) organlarına, yani akrabalık derecelerine göre yapılır. Bu esasa dayanılarak hayvanların ilkellerinden daha gelişmiş olanlarına doğru yapılan sınıflandırmaya da doğal sınıflandırma denir. Örneğin günümüzde yarasalar uçan bir hayvan oldukları halde kuşlarla aynı grupta incelenmezler. Çünkü yarasa memeli bir hayvandır ve diğer memelilerle akrabadır. Yapay taksonomiler yerini giderek doğal sınıflandırmaya bırakmıştır. Sürekli gelişen modern biyoloji doğal bir sınıflandırma oluşturmaya çalışarak organizmaların evrimsel ilişkilerini, yani akrabalık derecelerini yansıtacak şekilde sınıflandırmaktadır. Bilimsel bir konudaki gelişmeyi izleyebilmek hem de bugünkü sisteme nasıl gelindiğini görebilmek için sistematiğin tarihçesi üzerinde kısaca duralım. Sınıflandırmanın tarihçesi ARISTO (M.Ö. 384-322)'ya kadar uzanır. Aristo hayvanların yaşayış biçimlerine, hareket ve çalışmalarına, alışkanlıklarına ya da vücut kısımlarına göre gruplandırılabileceğini söyler ve yaşayış biçimlerine göre de bunları su hayvanları ve kara hayvanları diye ikiye ayırır. Aristo, vücut özelliklerine göre yaptığı diğer bir sınıflandırmada ise hem dış karakterlere göre, hem de anatomilerine dayanarak hayvanlar alemini kanlı hayvanlar (kırmızı kana sahip olanlar) ve kansız hayvanlar diye iki büyük gruba ayırmıştır. Aristo, sınıflandırma basamakları olarak sadece genos ve eidos basamaklarını ayırt etmiştir. Bunlardan birincisi en yüksek genel kategori, ikincisi ise aşağı yukarı bugünkü tür kategorisinin karşılığıdır. Aristo'nun bu sınıflandırma sistemi rönesansa kadar devam ettirilmiştir. XVI. yy.da GESSNER "historia animalium" adlı eserinde tamamıyla bu sınıflandırmayı tekrarlamıştır. Yine aynı yy. da fakat daha sonra ALDROVANDİ ise kansız hayvanların sınıflandırılmasını böcekler, yumuşak hayvanlar, krustaseler, kabuklu hayvanlar, bitkisel hayvanlar şeklinde değiştirmiştir: Aldrovandi bunun dışında kuşların sistematiğini de genişleterek çeşitli gruplar ayırt etmiştir. Hayvanların sınıflandırılmasında ilk kez cins kavramını kullanan ve sınıflandırmada anatomik karekterleri esas alan JOHN RAY (XVII. yy.)'dir. Türlerin binominal olarak isimlendirilmesi (iki adlandırma), ilk kez İsviçreli doğa

bilgini GASPARD BAUHİN (1560-1624) tarafından Pinax (1623) adlı eserinde bitkiler için önerilmiştir. Fakat bu fikir İsveçli doğa bilimcisi CARL VON LİNNEAUS (LİNNE) (1707-1778) 'nin bitkiler için "Species Plantarum" (1753) hayvanlar için ise "Systema Naturea" adlı eserinin 10. baskısında (1758) düzenli bir şekilde kullanılarak bilim dünyasına kabul ettirilmiştir. Bu isimlendirme ile her canlıya bilim dünyasının kabul ettiği ortak ve tek isim verilmiş olmaktadır. Linne bu çalışmasıyla sistematik zoolojinin temelini kurmuştur. Hayvanlar alemini klasislere, klasisleri ordolara, ordoları cinslere, cinsleri de türlere ayırmıştır. İlk kez sınıflandırmaya sokulan bu kategorilerle ölçülü bir ayırma mümkün olmuştur. Linne'den sonra araştırıcılar bu sistemi düzenleme çalışmaları yapmışlardır. Bunların başında gelen LAMARCK (1744-1829), omurgasız hayvanları 8 sınıfa ayırır. Lamarck'tan sonra CUVİER (1769-1832)'in " sur un rapprochement a etablir les differentes classes des animaux " isimli yazısında çıkan sınıflandırması, sistematikte bir reform yaparak ilerideki bütün sınıflandırma çalışmaları için esas teşkil etmiştir. Cuvier bu sınıflandırmada karşılaştırmalı anatomiden yararlanarak iç organizasyonun yapı planına göre hayvanları 4 büyük ana gruba (tipe) ayırır. SİEBOLD (1848), o sıralar yeni gelişen sitolojiden yararlanarak Radiata grubundan bir hücreli hayvanları ayırmıştır. Linne'den yaklaşık yüz yıl sonra DARWİN, 1859 da yayınladığı "Türlerin Orjini" adlı eseriyle organik evrimin temellerini atmıştır. Bunun sonucu olarak da taksonomik çalışmaların ağırlık noktası türlerin basitçe kataloglanmasından çok, türler arasındaki akrabalık ilişkilerini anlama yönüne kaymıştır. HAECKEL, protozoonlara karşı bütün çok hücreli hayvanları Metazoa adı altında toplamıştır. Diğer taraftan RAY LANKESTER metazoonları Coelenterata ve Coelomata gruplarına ayırmıştır. HATSCHEK ve GROBBEN de sölomatları Protostomia ve Deutorostomia filumlarına bölmüştür. Süngerler diğer çok hücreliler gibi gerçek ektoderm ve endoderm tabakalarına sahip olmadıkları gibi gelişmelerinde de bazı özellikler gösterirler. Bu nedenle SOLLAS, süngerleri Parazoa adı ile diğer çok hücrelilerden ayırmış, BUTSCHLİ ile KÜKENTHAL de geri kalan çok hücrelilere Eumetazoa adını vermişlerdir. XIX. ve XX. yüzyılda gelişen modern taksonomi de tipe bağlı bir tayin, yerini populasyon fikrine bırakmış ve türün tanımı da populasyon düzeyinde yapılmaya başlanmıştır.

4. Taksonominin Amacı
Taksonomi biliminin amacı, herhangi bir organizma ya da organizma grubuna ait yapılmış gözlemler sonucunda ortaya konmuş olan bilgileri toplayacak, uluslararası kullanışlı ve pratik bir sistem oluşturmaktır. Ancak böyle bir sistem içinde dünyada yaşayan canlı grupları hakkında gerekli bilgileri edinebiliriz. Taksonomik sistem hiyerarşik bir sistem olup, işlerliği olabilmesi için şu özellikleri taşıması gereklidir. • Değişik tipteki organizmaları ayırdedebilmelidir. • Bu ayırım için gerekli kriterleri ortaya koymalıdır. • Spesifik taksonları daha kapsamlı taksonlar içine toplama kapasitesine sahip olmalıdır.

5. Taksonomik Sistem
5.1. Tür Kavramı
Biyolojik taksonomi evrimsel prensipler üzerine kurulmuş olup, pek çok bilim adamının, organizmalar arasındaki genetik ilişkileri ortaya koymak için gösterdikleri çabaların ürünüdür. Taksonomik sistem taksonları hiyerarşik bir düzen içinde sıralar. Her ne kadar türün altında alt tür ve ırk gibi daha küçük birimler bulunursa da hiyerarşik sıralamada en küçük kategori tür olarak kabul edilir. Taksonomide tek gerçek kategori olan tür kavramı üzerinde durmamızda yarar vardır. Hayvanların ve bitkilerin sınıflandırılmasında temel birim olarak alınan türün, diğer türlerle ayrılımı hangi sınırlarda olmalı sorusu, yani tür tanımı, biyolojinin en zor yanıtlanabilen sorularından birisidir. Hayvan ve bitki gruplarının tümü için geçerli olabilecek bir tür tanımı vermek, bugünkü bilgilerimizle olanaksız görünmektedir.

Ancak, bir çok araştırıcı arasında, değerlendirme yöntemleri ve özelliklerin seçimi konusunda bir çok fikir ayrılığı olmakla birlikte, ana ilkeler açısından tam bir fikir birliğine varılmış denebilir. Bu ana ilkeler çerçevesinde bir türün tanımı şöyle yapılabilir: yapısal ve işlevsel özellikleri bakımından birbirine benzeyen, aynı dış ve iç çevresel koşullara benzer şekilde tepki gösteren, doğal koşullarda serbest olarak birbirleriyle çiftleşip, verimli yavrular meydana getirebilen bireyler topluluğudur. Biyolojinin gelişme süreci içinde, tipe bağlı tür (Morfolojik tür), nominalistik tür ve biyolojik tür gibi tür tanımları ortaya çıkmıştır. Tipe bağlı tür (Morfolojik tür)'de esas olan, tip formudur ve bu tipin özelliklerini gösteren bireyler aynı türdendir. Morfolojik tür kavramı, Plato ve Aristo'nun düşünceleri doğrultusunda Linne ve ekolünün tür kavramıdır. Bu kavrama göre türü oluşturan bireyler bir fotoğrafın kopyası gibi morfolojik bakımdan birbirinin benzeridir ve zaman içinde değişikliğe uğramazlar. Felsefi dayanağı yaratılış teorisidir. Bu teoride bütün türlerin aynı anda yaratıldığına ve günümüze kadar hiç değişmeden geldiklerine inanılır. Nominalistik tür tanımında esas ve gerçek olan bireydir. Bu kavramı benimseyen bilim adamlarına göre tür, doğada gerçek bir şekilde değil düşünce olarak vardır. Tür kavramı hakkında ayrıntılı ve bilimsel bir tanım ilk kez Ernst MAYR tarafından 1940 yılında yapılmıştır. Bu tanım, bugün için de eşeyli üreme gösteren canlılar için geçerliliğini hala devam ettirmektedir. Mayr'a göre tür, aralarında gen alışverişi yapan ya da bu potansiyelde olan doğal populasyon gruplarının oluşturduğu birliktir. Böyle bir populasyon diğer populasyonlardan üreme bakımından izole olmuştur ve onlarla gen alışverişi yapamaz. Bu tanımda kriter olarak iki bireyin çiftleşip üreyebilme faktörü esas alınmıştır ve biyolojik tür kavramı olarak bilinir. Biyolojik tür kavramında populasyon, belli bir yerde belli bir zamanda bulunan, birbirleriyle çiftleşip üreyebilen bireyler topluluğudur. Değişik tanımları olmasına karşın bugün kabul edilen biyolojik tür şu şekilde tanımlanabilir: Birbirlerine ve ana babalarına çok benzeyen, doğal koşullar altında birbirleriyle çiftleşerek sürekli bir üreme yeteneği gösteren bireylerin oluşturduğu topluluktur. Morfolojik tür tanımı ile biyolojik tür tanımlarının her birinin başlı başına tüm canlı türleri için kullanılabilme güçlükleri vardır. Biyolojik tür kavramı eşeysiz üreyen canlılar için kullanılamaz. Çünkü eşeysiz üreyen organizmaların bireyleri arasında gen alışverişi söz konusu değildir. Çiftleşebilme ölçütünün yokluğu biyolojik tür kavramının bu çeşit organizmalarda uygulanmasına bir engel oluşturur. Bu nedenle eşeysiz üreyen canlılara morfolojik tür kavramı uygulanarak birbirlerinden ayırtedilebilirler. Ancak sibling tür adını verdiğimiz ve morfolojik olarak birbirlerine çok benzeyen ve aralarında üreme izolasyonu olan türler arasındaki ayırımda da morfolojik tür kavramı uygulanamaz. Bu gibi türleri pratikte ya üreme deneyleri ile ya da diğer biyolojik özelliklerine bakarak ayırt etmek mümkündür. Bunlar genellikle taksonomik çalışmalardan çok, tıbbi (örneğin Anopheles-sivrisinek), genetik (örneğin Drosophila -sirke sineği, Paramecium Terliksi hayvan), sitolojik, tarımsal ya da başka özel önemleri üzerindeki çalışmalar sırasında tespit edilmişlerdir. Yine eşeysel dimorfizm, polimorfizm ve yaş farklılıkları nedeniyle aynı türe ait bireyler arasında morfolojik farklılıklar bulunabilir. Bu nedenle morfolojik olarak fark olsa bile aynı üreme birliği içerisinde yer alan bu bireyler aynı türü oluştururlar. Eşeysel dimorfizm, polimorfizm gibi terimlerin anlamlarını öğreniniz. Burada dikkat edilecek noktalardan birisi, bir türü meydana getiren populasyondaki bireyler birbirinin aynısı değil benzeridir. Aralarında anatomik, fizyolojik özellikler, proteinlerin, yönetici moleküllerin yapısı ve davranış bakımından belirli farklar, yani varyasyonlar vardır. Varyasyonlar türün temel özelliği olup, bir türün bireyleri arasındaki bu farklılıklar başka türün bir bireyi ile karşılaştırılınca daha azdır. İkincisi ise iki farklı tür arasında gen akışı tamamen keşilmiş, yani eşeysel yalıtım sağlanmış olmalıdır. Türün bireyleri ortak bir atadan gelirler. Aralarında kan akrabalığı bulunan bu bireyler birbirleri ile çiftleştirilince kendilerine benzeyen ve doğurgan

(fertil) olan yavrular meydana getirirler. Yani atalarından oğul döllere bir gen akışı vardır. Halbuki iki farklı tür arasında gen akışı tamamıyla kesilmiştir. Çünkü genel bir kural olarak farklı türlere ait bireyler kendi aralarında çiftleşemezler. Ancak birbirlerine çok yakın olan türlerin (sibling türler) bireyleri arasında çok az çiftleşmeler olsa bile, meydana gelen yavrular hiç bir zaman doğurgan olamazlar. Hepinizin bildiği at'la eşeğin yavrusu katır bu duruma en güzel bir örnek oluşturur. Aynı kökenden gelen ve aynı coğrafik bölgede bulunan türlere simpatrik, ayrı bölgelerde bulunanlara ise allopatrik türler denir. Morfolojik olarak benzeyen fakat çoğalma bakımından birbirlerinden ayrılan türlere sibling, iki ya da daha çok alt türe sahip türlere politipik, alt türü olmayan türlere de monotipik tür denir. Dünyada geniş alanlara yayılmış türlere kozmopolit, belirli kıtalara yayılmış türlere kontinental, sadece belli bir bölgede bulunan, oraya has olan türlere de endemik tür adı verilir. Aynı gen havuzuna sahip olan bir türe ait bireyler, bulundukları çevrede bir ekolojik birlik (populasyon) oluştururlar. Böylece her bir tür bir çok lokal (bölgesel) populasyonlardan oluşur. Bunlardan bazıları birbirlerinden gözle görülebilecek ölçüde farklıdır. İşte böyle bireylerin oluşturduğu tür altı gruplara da alttür (subspecies) denir. Bunlar türün diğer populasyonlarından taksonomik olarak farklıdır.

5.2. Irk Kavramı
Bir tür içinde ayrı ayrı yerlerde yaşayan ve bu nedenle bazı farklılıklar gösteren topluluklara Doğal ırklar denir. Bazı yazarlar doğal ırkları varyete, alt tür ya da populasyon olarak da isimlendirmektedirler. Ancak son yıllarda zoolojide varyete terimi artık kullanılmamaktadır. Bir tür içinde birbirlerinden yalnız bir gen çifti bakımından ayrılan bireylere de Mendel ırkı veya gen ırkı denir. Böyle ırklar ancak belli koşullar altında, kardeşin kardeş ile ya da ana babanın yavrularıyla eşleştirilmesi sonucunda laboratuvarlarda yetiştirelen hayvanlarda görülür. Ekonomik açıdan önemli bazı hayvanların özel koşullar altında yetiştirilmesiyle elde edilen ırklara da kültür ırkları adı verilir. Bunlar doğaya bırakılırlarsa yaşamlarını zorlukla yürütürler ya da yürütemezler (bazı kafes kuşları gibi). Bir türün ayrı coğrafik bölgelerde yaşayan topluluklarına coğrafik ırklar denir. Coğrafik bölgelere göre insan ırklarını sayabilir misiniz? Bir türün aynı coğrafik bölge içinde bulunmalarına karşılık çeşitli nedenlerle birbirlerinden ayrılmış topluluklarına da lokal ırklar denir. Lokal ırkların oluşturdukları topluluklara deme adı da verilmektedir. Yani bir tür, birbirleriyle bazı yakınlıkları olan sayısız lokal populasyonlardan ya da demelerden meydana gelmektedir.

5.3. Taksonomik Sistem
Linne sınıflandırmasında organizmaların sınıflandırılmaları hiyerarşik bir sisteme dayanır. Bu sistemde belli bir organizma grubu takson adını alır (çoğulu taksa). Yani bir kategoriye girecek şekilde diğerlerinden ayrılmış olan gruplar takson olarak tanımlanır. Her taksonun bu hiyerarşik düzende bulunduğu basamağa da kategori denir. Hayvanların günümüzde taksonomik hiyerarşilerini oluşturan 7 temel kategori vardır ve her bir tür aşağıdaki bu yedi zorunlu kategoriye bağlıdır. Burada hepimizin bildiği tilki ve balarısı'nın sınıflandırılmasını birlikte görelim.
Taksonlar

Kategoriler Regnum (alem) Phylum (şube) Clasis (sınıf) Ordo (takım) Familya (aile)

Taksonlar Animalia (Hayvanlar alemi) Chordata (Kordalılar) Mammalia (Memeliler) Carnivora (Etçiller) Canidae (Köpekgiller)

Taksonlar Animalia (Hayvanlar alemi) Arthropoda (Eklembacaklılar) İnsecta (Böcekler) Hymenoptera (Zar kanatlılar) Apidae (Balarısıgiller)

Genus (cins) Species (tür)

Canis Canis lupus (tilki)

Apis Apis mellifera(Bal arısı)

Bu hiyerarşik sınıflandırmaya monofiletik sınıflandırma denir. Bunda benzer türler aynı cinste, benzer cinsler aynı familyada, benzer familyalar aynı takımda, benzer takımlar aynı sınıfta, benzer sınıflar aynı filumda yer alırlar. Buna göre hayvanlar aleminde en üst düzeyde filum, en alt düzeyde düzenli kategori olarak species yer almaktadır. Bilinen tür sayısı ve bu türlerin akrabalık dereceleri hakkındaki bilgilerimiz arttıkça türlerin taksonomik durumlarını belirlemede daha dikkatli olma zorunluluğu doğmuştur. Bu zorunluluğun giderilmesi de yedi kategori arasına ek kategorilerin yerleştirilmesi ile sağlanmıştır. Örneğin filum üzerine divisio (bölüm), genus ile subfamilya arasında tribus kategorilerinin konması gibi. Ancak ek kategorilerin çoğu orjinal kategori isimlerinin baş tarafına süper (üst), ya da sub (alt) eklerinin getirilmesi ile oluşturulmuştur. Böylece süperordo, subordo, süperclasis, subclasis vd. ortaya çıkmıştır. Süperfamilya, familya, subfamilya ve tribus kategorilerinde yer alan taksonlar sistematik zoolojide sonlarına standart ekler alırlar. Bu ekler sırasıyla -oidea, -idae, -inae, -ini'dir. Bitkilerin sınıflandırılmasında farklılık var mıdır? Bitkilerin sınıflandırılmasında temelde bir fark yoktur. Ancak belirli kategorilerde yer alan taksonların isimlendirilmesinde kullanılan eklerde farklılık vardır. Bitkilerde familya adı, isim gibi kullanılan çoğul bir sıfattır ve cins isminin sonuna - aceae ekinin getirilmesi ile yapılır. Subfamilya için -oideae, tribus için -iae, subtribus için -inae ekleri getirilmektedir. Bunların Türkçe olarak ifade edilmesinde ise takımlar için, -lar (ler), alttakım için -sılar, familya için -giller, altfamilya için -sıgiller takıları kullanılması önerilmiştir. Bunların dışında bitkilerin sınıflandırılmasında divisio için -phyta, subdivisio için icae, klasis için -atae, -opsida, subklasis için -ideae, -idae, takım için -ales, subordo için -ineae ekleri kullunılır. Hayvanların sınıflandırılmasında kullanılan eklerle karşılaştırınız. Şimdi de bitkiler aleminden yine hepimizin bildiği iki türün, karaçam ve kuşburnu'nun sınıflandırılmasını görelim.

Kategoriler Taksonlar Regnum (alem) Divisio (bölüm) Clasis (sınıf) Ordo (takım) Familya (aile) Planta (Bitkiler alemi) Gymnospermae (Açık tohumlular) Coniferopsida Coniferales (Koniferler) Pinaceae (Çamgiller)

Taksonlar Planta (Bitkiler alemi) Angiospermae (Kapalı tohumlular) Magnolipsida Rosales (Güller) Rosaceae (Gülgiller)

Genus (cins) Species (tür)

Pinus Pinus nigra (Karaçam)

Rosa Rosa canina (Yabanigül, kuşburnu)

Bitkilerde tür altı katogoriler alttür (subspecies) ve variyete (varietas) olmak üzere ikiye ayrılır. Alttür, türün diğer benzeri alt bölümlerinden taksonomik olarak farklı ve coğrafi olarak sınıflandırılmış yerel populasyonlardır. Bir türün alttürleri arasında üreme engeli olmamakla birlikte, çeşitli coğrafik engeller nedeniyle bu gerçekleşmez. Varyete ise, aynı bölge içinde genetik olmayan farklılıklar sonucu ortaya çıkan bir birimdir. Bu farklılığın ortaya çıkmasına habitat ve iklim gibi koşullar neden olur. Bu arada taksonomi konusunda bir önemli noktayı belirtmekte yarar vardır. Bütün taksonomiler canlı organizmalar arasındaki ilişkileri anlamada yardımcı olan vasıtalardır. Böylece taksonomiler halen yaşayanlar ile fosil organizmalardan yeni bilgiler elde edildikçe düzeltilen ve güçlendirilen dinamik sistemlerdir. Bu nedenle herkes tarafından kabul edilen tek tip taksonomi mevcut değildir.

6. Canlıların Sınıflandırılmasında Esas Alınan Temel Özellikler
Bir özelliğin taksonomik değeri, niteliksel (kalitatif) olarak kullanılabiliyorsa sınıflandırmada doğrudan doğruya kullanılır (Morfolojik taksonomi ). Niteliksel olarak kullanılamıyan bir karekter niceliksel (kantitatif) olarak değerlendirilebilir (numerik taksonomi). Son zamanlarda taksonomik yargıya varabilmek için, bir populasyondaki bireyler arasından seçilen örneklerin taksonomik özellik gösterebilecek ölçümleri (parametreleri) bilgisayara yüklenmekte ve verilen değerler arasındaki farklılığın derecesi ölçülmektedir (Numerik Taksonomi). Bu ölçümler çok boyutlu bir hacime (Parametre hacmi'ne) taşınarak türlerin birbirlerinden üç boyutlu farklılaşması gösterilebilmektedir. Bilimsel sınıflandırma yapılırken canlıların çeşitli yönlerden benzerlikleri göz önünde tutulur. Bunlardan birisi canlıların filogeni'leri (soy oluşumları) dir. Bir canlının filogenisi bilindiği gibi fosillerden takip edilebilir. Bu durum ise bir çok canlı için olanaksızdır. Özellikle yumuşak vücutlu canlıların fosil bırakma şansları hemen hemen yok gibidir. Bu nedenle bazı grupların sınıflandırılmalarında filogenilerinden yararlanmak mümkün değildir. Ancak iyi fosil bırakan gruplarda ise doğru bir sınıflandırma için filogeni çok büyük yararlar sağlamaktadır. Hayvanların sınıflandırılmasında göz önüne alınan özelliklerinden birisi de ontogeni (bireysel gelişim) leridir. Hayvanların segmantasyon, embriyonal gelişimleri, larva devreleri vb. gibi özellikleri sınıflandırmada esas alınan özelliklerdendir. Bazı hayvan gruplarında gelişim sırasında görülen larva, erginlerinde bulunmayan ve hayvanların akrabalık dereceleri konusunda bize bilgi veren özelliklere sahiptir. Larva ve başkalaşım olayı için üreme ile ilgili üniteye bakınız. Doğal sınıflandırmada karşılaştırmalı anatomi ve morfoloji bilgileri en çok göz önünde tutulan unsurların başında yer alır. Burada esas alınan organlar homoloğ (kökendeş) organlar'dır. Buna göre hayvanların simetri özellikleri, iskelet, sindirim sistemleri, üyeleri, üreme dış genital sistemleri ve metamerizm durumları karşılaştırılır. Bitkilerde de kök, gövde, çiçek gibi çeşitli vücut kısımlarına ait değişik taksonomik özellikler sınıflandırmada esas alınır. Hayvanlarda sınıflandırmada göz önünde tutulan önemli bir özellik de simetri durumları ve vücut boşluğudur. Hayvanlarda hareket ve beslenme gibi görevleri yerine getirmek üzere oluşmuş vücut

uzantılarına üye adı verilir. Sınıflandırma yapılırken bu organlar arasında kökendeş olanlar (homoloğ) göz önünde tutulurken, görevdeş (analoğ) olanlar, örneğin kuş kanadı ile böcek kanadı gibi, göz önüne alınmazlar. Birçok kara ve su hayvanında vücuda destek görevi yapan ya da korunmaya yarayan iskelet bulunur. İskelet özellikleri birçok hayvanın sınıflandırılmasında göz önüne alınmaktadır. Canlılarda eşeysel özellikler de değişik durumlarda olabilir. Dişi ve erkek eşey organlarını birlikte vücudunda bulunduran canlılara hermafrodit (aynı eşeyli), denir. Yüksek yapılı hayvanların çoğunda herbiri yalnız dişi ya da yalnız erkek üreme sistemlerine sahiptirler. Böyle hayvanlara da ayrı eşeyli hayvanlar denir. Ayrıca bir çok canlıda dış genital organların yapısı önemli taksonomik karekter olarak kabul edilir. Bitkiler için de bu özellikler geçerlidir. Bazı bitkiler aynı çiçekte hem dişi hem de erkek organları taşırken, bazı bitkilerde erkek ve dişi çiçek farklı olabildiği gibi, bazı bitkilerin erkek ve dişileri farklı bireyler olabilmektedir. Canlıların sınıflandırılmasında bu sayılan özelliklerden başka günümüzde tekniğin ilerlemesine bağlı olarak sitolojik özellikleri, moleküler yapıları ve genetik bilgilerinden yararlanılmaktadır. Örneğin tür tayinlerinde belli proteinlerinin amino asit dizilimleri kullanılabilmektedir. Ayrıca daha önce de sözü edilen numerik taksonomi de üzerinde durulan konulardan birisidir.

7. Canlıların İsimlendirilmesi
Burada sözü edilecek isimlendirme tabii ki bilimsel isimlendirmedir. Ancak bunun önemini kavrayabilmek için bölgesel isimlendirmeden kısaca söz edelim. Bilindiği gibi her ülkede iyi tanınan hayvanlara ve bitkilere birer isim verilmiştir. Ancak aynı hayvana ve bitkiye değişik ülkelerde hatta o ülkenin değişik bölgelerinde değişik isimler verilebilmektedir. Örneğin ülkemizin her tarafında yaygın bir kuş olan Upupa erops farklı yörelerde hüthüt, ibibik, taraklı kuş, çavuş kuşu şeklinde isimlendirilmektedir. Yine evcil sıcak kanlı hayvanlardan kan emen ve at sinekleri olarak adlandırılan Tabanidae sinekleri de ülkemizin çeşitli yörelerinde güvem, böğelek, bükelek, üvez vb. gibi çeşitli isimlerle anılmaktadır. Bitkilerden Ulmaceae familyasından Celtis australis L. Karadeniz bölgesinde halk arasında çitlembik olarak isimlendirilirken, aynı Türkçe isim Ege ve Akdeniz bölgesinde halk tarafından Anacardiaceae familyasından Pistacia türleri için kullanılmaktadır Bu nedenlerle canlıların uluslararası olan bilimsel bir şekilde isimlendirilmesi zorunlu olmuştur. Linne, Sytema Naturea adlı eserinde ilk önce, bilinen tüm hayvan, bitki ve minerallerin isimlendirilmesini polinomial sisteme göre yapmış ve tanımlarını kısa ve öz bir şekilde latince olarak vermiştir. Fakat aynı eserin 10. baskısında (1758) her bir tür için biri cins ve biri de tür olmak üzere iki latince kelimeden oluşan ikili isimlendirme (binominal nomenclature) sistemini getirmiştir. Bundan sonra tüm ülkelerde hayvan ve bitkileri bilimsel olarak isimlendirmede ikili isimlendirme sistemi kullanılmaya başlanmıştır. Örneğin Linne aynı eserinde bu şekilde Köpeği Canis familiaris Linne, 1758, yılan balığını Anguilla anguilla Linne 1758, Siğilli kurbağayı Bufo bufo (Linne, 1758) olarak isimlendirmiştir. Bu örneklerde görüldüğü gibi kullanılan isimlerden birincisi o türün ait olduğu cinsin (genus) adını, ikincisi ise tür (species) ismini belirtir. Bu ikinci kelimeye epitet adı verilir. Ancak, ikinci kelime tek başına tür ismini ifade etmek için yeterli değildir. Çünkü birden fazla türde ikinci kelime aynı olabilmektedir. Örneğin Bufo viridis (kurbağa), Lacerta viridis (yeşil kertenkele), Euglena viridis (Öglena), Pinus nigra (Karaçam), Juglans nigra (Karaceviz), Fraxinus nigra (Karadişbudak) gibi. Bir cins ya da daha aşağı kategorilerin latince isimlerinin arkasından bir ya da daha fazla kişi adının tam ya da kısaltılmış olarak yazıldığı görülür. Bu isim, latince ismi kurallarına göre ilk kez ortaya koyan ve bu ismi yayınlayan kişinin adıdır. Sonunda yer alan tarih ise türün yayınlandığı tarihtir. Yazar ismi ve tarihin parantez içinde yazılması, bu türün cins isminin daha sonra başka bir bilim adamı tarafından değiştirildiğini

ifade eder. Bufo bufo (Linne, 1758) gibi. Genel kural olarak cins isminin baş harfi her zaman büyük, tür ismininki küçük yazılır. Eğer bir tür alttür içeriyorsa, o zaman tür isminden sonra üçüncü bir kelime daha yazılır ki bu kelime de alttürü ifade eder. Örneğin Tabanus Spodopterus ponticus Ols. Mch. Chv., 1937 (Ülkemizde bulunan bir at sineği alttürü) ve Tabanus spodopterus ibericus Ols. Mch. Chv., 1937 ( aynı türün İspanya'da bulunan bir diğer alttürü) aynı türün iki altürleridir. Bu şekildeki isimlendirmeye de üçlü isimlendirme (trinomial isimlendirme) denir. Çeşitli ülkelerde bir çok taksonomist sınıflandırmayla uğraştığından bazı karışıklıkların ortaya çıkması doğal karşılanmaktadır. Bunun sonucu bazan aynı isim değişik iki türe verilmekte (homonim), ya da aynı türe değişik isimler verilebilmektedir (sinonim). Eğer aynı türe birden fazla isim verilmişse, ilk önce verilen isim o türün gerçek ismi, diğerleri ise sinonimi olarak kabul edilerek düzeltilir. Buna Priorite Kuralı (öncelik kuralı) denir. Hayvanların isimlendirilmesinde halen uygulanmakta olan kurallar 1901 de Berlin'de yapılmış olan 5. Uluslararası Kongrede düzenlenmiş "İnternational Code of Zoological Nomenclature" adıyla yayınlanmıştır. Konulmuş olan bu kurallarla isimlendirmede karışıklığı önleyerek bütünlüğü sağlamak amaçlanmış ve her sistematikçinin bu kurallara uyması zorunlu kılınmıştır. Bir yeni türün tanımı verilirken mutlaka bir tip örnek seçilmeli ve tanım bu tip örnek özelliklerine uygun olarak yapılmalıdır. Türün bu bireyine Typus (tip) ya da holotypus (holotip) denir. Tanım yapılırken Tip dışında yararlanılan bireylere paratip adı verilir. Holotipin kaybolması ya da bozulması nedeniyle yerine seçilen bireye lektotip, holotipin karşı eşeydeki bireyine allotip denir. Günümüzde canlıları alem düzeyinde ayırmada kabul gören temel bir gruplandırma şekli olmasa da, yaygın görüş olarak ortaya çıkan durum canlıları 5 alem altında incelemektir. Bunlar Monera, protistler, Mantarlar, Bitkiler Alemi ve Hayvanlar Alemidir. Monera, prokaryot bir hücrelileri içermekte ve Bakteriler, Mavi-yeşil algler (Cyanophyceae), Riketsialar, Mukoplazmalar bu gruba girmektedir. Protistler ise, çoğu bir hücreli ökaryot canlıları kapsar. Bunların bir kısmı ototrof özellik gösterirken bir kısmı heterotrof özellik taşır. Bu nedenle bir kısmı bazı sistematik kitaplarında bitkiler içinde gösterilirken, bir kısmı da hayvanlar içinde ele alınırlar. Mastigophora (Kamçılılar), Sarcodina (Amipler, yalancı ayaklılar) Sporozoa ve Ciliata (Silliler) yı kapsar. Mantarlar (Fungi), ise önceleri bitkiler alemi içinde ele alınırken, heterotrof olmaları nedeniyle ayrı bir alem olarak ele alınmaya başlanmışlardır. Bitkiler alemi (Planta) ve Hayvanlar Alemi (Animalia) ise önemli iki alem olarak bilinmektedir.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->