22/04/2001 - 04/05/2008 arasında yazılan 361 adet köşe yazısı

Amerika lehine bir yazı
Gündüz Vassaf
04/05/2008

Geçen hafta ABD seçimlerini kim kazanacak diye sormuĢ olsaydınız, "Obama'nın seçilmesini bir tek ona sıkılacak kurĢun engelleyebilir," diye cevap verirdim. Adaylığını açıklar açıklamaz hükümetin ona verdiği koruma, ülkenin tarihinde herhangi bir baĢkan adayına verilenin fevkinde. Cumhuriyetçı partinin adayı McCain'e, o da kendi istediği üzerine, daha geçen ay koruma verildi. ABD'nin tarihinde baĢkanlara suikast giriĢimleri unutulacak kadar çok. Özellikle gençler arasında yayılan Obama coĢkusuna benzer bir kitlesel heyecan bu ülkede en son John Kennedy baĢkan seçilmeden önce, bir de kardeĢi Robert'in baĢkan adaylığında görülmüĢtü. Ġkisi de öldürüldü. Ġkisinin de çocukları Obama'yı destekliyor. ABD politikasını tarihi açıdan değerlendirenler bu ülkenin emperyalist politikasının kim baĢkan olursa olsun değiĢmediğini söylediklerinde haklı olabilir. Ancak baĢkanların kim olduğunun farketmediğini söylemek de, tarihte insan unsurunun etkisini hiçe indirgeme gafletine düĢmek olur. Sanırım Çin dıĢında, bütün dünya ABD seçimlerini özellikle Obama'nın adaylığı nedeniyle izliyor. Obama'nın seçilmesiyle gerginliklerin, savaĢların azalacağını, ABD tarihinin en az sevilen baĢkanı, benden yana olmayan benim düĢmanımdır diyen Bush'dan kurtulmanın dünya için büyük bir kazanç olacağını düĢünüyor. Obama'nın dünyaca benimsenmesi, ona ABD'de düĢmanmıĢ gibi bakanların, onu yeterince Amerikalı saymayanların, ekmeğine yağ sürüyor. Obama seçimleri kazanırsa ABD hükümetinin nasıl bir politika izleyeceğini bilemeyiz. Ama, önseçimlerde en çok oyu almasına rağmen partisinin adayı olamaması ihtimali gibi akla gelen ya da akla gelmeyen nedenlerden ötürü partisinin adayı olmaması, baĢkan seçilememesi halinde ABD demokrasisinin gerek dünya kamuounda gerek kendi vatandaĢları nezdinde meĢruiyetini daha da yitireceğine kesin gözüyle bakabiliriz. Benim yerim dünyada mazlumların yanında, ABD seçimlerinden bana ne diyebilirsiniz. 21. yüzyıl Çin yüzyılı mı olacak? Günümüzde ABD'nin karĢısında her gün güçlenen, uzay savaĢlarına, siber savaĢlara giderek daha hazırlıklı olan, Afrika gibi koca bir kıtanın doğal kaynaklarını kapatmaya yeltenen Çin var. Demokrasinin esamesi okunmayan, hangi dinden olursanız vicdan özgürlüğü olmayan, köylünün, iĢçinin kırıldığı, köle gibi çalıĢtırıldığı, geçen haftadan itibaren de dünyayı en çok kirleten ülke konumunda da olan Çin. Dünya kamuoyunun Çin üzerinde etkisi sivri sinek vızıltısından az. Sansürden geçebilirse, barbarların düĢmanlığı diye algıladıkları eleĢtiriler, Çin milliyetçiliğini bir o kadar daha körüklüyor. Evrensel hukuk ve insan haklarının en son Irak'da olduğu gibi ulu orta çiğnenmesine rağmen, ABD'nin önderlik yaptığı Batı cephesinde durum farklı. Son bir kaç yüzyılın özgürlük mücadelesinin kazanımları, bugün bu ülkelerin vatandaĢlarının gündelik yaĢamında geçerliliğini koruyur. Geçerliğini koruduğu için de, sanattan siyasete kadar bu ülkelerdeki egemen düzene karĢı en büyük muhalefet gene bu ülkelerin bağrından çıkabiliyor. Son yıllarda dünyada Amerikan düĢmanlığı otomatiğe bağlanmıĢ durumda. Bundan en çok yararlananlar infiali kendi emellerine alet eden totaliter düzen meraklıları. Batı'da ve özellikle ABD'de yerleĢik özgürlük normların korunmaması, bu ülkelerde demokrasinin meĢruiyetini yitirmesi dünyanın kaybı. YaĢatılıp geliĢtirilmesi hepimizin kazancı.

Karı koca niçin kavga eder?
Gündüz Vassaf
27/04/2008

Türümüzün en çeliĢkili, git gelli iliĢkilerinden biri evlilik. Ortada kimse yokken, yaĢımız bile tutmazken, evliliğin turĢusunu kurar, hayalimizdeki eĢimizi her türlü vesileyle yaĢatırız. Bir de onu bulduğumuzu mu sandık? Akan sular durur. Evlenebilmek için deveye hendek atlattırır, atlatamazsak intihar bile eder, katil bile oluruz. Evlendikten sonta? Polonyalıların kurtuluĢlarini kutladıkları 11 Kasım'da VarĢova Ģehir meydanında birikmiĢ kalabalığın içindeyim. Bürokratlar, politikacılar, askerler birbiri ardına nutuk atıyor. Oltasına balık bekleyen biri gibi gözlem peĢindeyken birdenbire yakaladım ilk ikizlerimi. Ne kadar da çok 'ikizlesen çift' varmıĢ. Birinin elinde poĢet varsa öbürü de öyle. Paltolu kocalar paltolu karılarıyla, parkalı kocalar parkalı karılarıyla. Biri Ģapkasız sa öbürü de öyle. Koyu renkli koyu renkliyle, açik renkli açık. Birinin sırtında sırt çantası varsa yanındakininde de. Karı kocanın zaman icinde ses tonlarindan kiyafetlerine kadar ne kadar birbirlerine benzedikleri dehĢet verici değil mi? Evlenmeden önce, evliliklerin 50. yıl kutlamalarında yapılan konuĢmaları dinlemenizi tavsiye ederim. Kutlanan coĢku değil sabırdır. Kutlanan 50 yıl birbirlerini idare etmiĢ olmak, 50 yıl sonra nihayet birbirlerini anlamıĢ olmaktır. Ġki kiĢi arasındaki evlilik türünün ne kadar sorunlu olduğunu hepimiz biliriz. Türümüzün iĢlediği cinayetlerin çoğu karı koca arasında. ArkadaĢlarımızla ne kadar iyi geçiniriz yoksa.

Kendimden de biliyorum. Bence iki yüzlüyüz. Kendimizi iyi huylu, sabırlı, seven, sevilen kiĢiler olarak biliriz. Kanıtı arkadaĢlarımızla iliĢkilerimiz. Bin yıllık dostlarımız. Ya eĢimiz? Odur her tartıĢmayı, tatsızlığı baĢlatan. EĢimizdir dinlemesini bilmeyen. Ġnatçı olan. Sözümüzü kesen. Bizim ne kadar fedakar, anlayıĢlı birisi olduğumuzu takdir etmeyen. ArkadaĢlarımızla her buluĢtuğumuzda bin yıl görüĢmemiĢ gibi kucaklaĢır, öpüĢür, en güler yüzümüz, sevecen bakıĢlarımızla beslerimiz dostluğumuzu. TartıĢmalarımızda birbirimizi dinleriz. Uyumluyuzdur. Ġki yüzlüyüz çünkü arkadaĢlarımızı kullanırız bizi iyi bilsinler diye. Ġki yüzlüyüz çünkü arkadaĢımızın tarafını tutarız eĢiyle olan geçimsizliğinde. Ġki yüzlüyüz çünkü arkadaĢlarımızı bile aldatırız onların eĢleriyle. Azıcık daha kendimiz gibi olsak. Birisiyle geçinmeyi, öbürüyle geçinmemeyi otomatiğe bağlamasak. ArkadaĢlarımızla bu denli uyumlu olmasak. Bakarsınız eĢimizle çok daha iyi anlaĢırız. Çok sevdiğim bir çift var. Bir gün biri eĢinden sözederken, "Bunca yıl beraberiz, hep beni ĢaĢırtıyor" demiĢti. ĠlĢkilerimizi besleyen aynı olmak değil, Nazım Hikmet'in sözleriyle, "Çocuk gibi bakarcasına ĢaĢarak yaĢamak".

Din ve Dünya
Gündüz Vassaf
20/04/2008

Televizyonda, gazetelerde haberlere bakınca kendimi ortaçağı gösteren filmleri seyreder gibi hissediyorum. Yorumcular din uzmanı kesilmiĢ. Cehaletleri ürkütücü. Gençliğimde, nerdeyse önüne gelen Marksist terminolojiyi eksik etmeyip, sınıf savaĢı, burjuva, sömürü, iĢçi sınıfı gibi 'simge deyimler' kullanırken, bugün aynı olaylara dini açıdan bakan, anlamaya çabalayanlarla karĢı karĢıyayız. Televizyonda iki uzman Irak'ı konuĢurken birinin diğerine, "BaĢbakan Maliki, ġii, Sadr'da ġii, peki alıp veremedikleri ne?" diye sormasının doğal karĢılandığı bir dünyada yaĢıyoruz. Eskiden Marksism üzerine kitaplar okuyup tartıĢmak modaydı.Günümüzde din. Eskiden dünyamızda sınıfı savaĢlarında taraflaĢanlar, günümüzde dinleri adına cepheleĢmeye itiliyor. Aydınlanmadan bu yana giderek ibadet yerlerimize çekilen din yeniden gündelik yaĢamımıza girdi. Akademik toplantılarda, dost sohbetlerinde din konuĢuluyor. Dünya çapındaki siyasi ittifaklar da, ulusallığın sorgulandığı, bayraklarımızın giderek gölgeler gibi durduğu dinler üzerinden mi kuruluyor? Geçen yüzyılın ikinci yarısı boyunca süren soğuk savaĢın bitmesi, Sovyetler Birliği'nin çökertilmesinde, ilk 'kurĢun' Papa'nın, Polonya'da, Walesa önderliğinde rejime karĢı kiliseyi seferber etmesiyle sıkılmıĢtı. Papa'yla ABD, bugün Washington'da ittifak tazeliyor. ABD'nin tarihinde ilk defa bir baĢkan, baĢka bir baĢkanı, devlet baĢkanı sıfatıyla Papa'yı, askeri bir üsde törenle karĢıladı. Ġkisi de çıkarlarına, dünya egemenliklerine tehditi aynı yerlerden görüyor: Çin, Rusya, Ġslam. Ġkisi de Avrupa Birliği'yle aynı cephede. Dünyada olup biten açısından bakıldığında, yeni oluĢan dengeler açısından Türkiye kritik ve belirsiz bir noktada. Türkiye'yi Çin, Rusya ve Ġslam cephesinde görmek isteyenler de var, Vatikan'ın yoldaĢlık yaptığı Avrupa-ABD cephesinde görenler de. Ben ne Türkiye'yi, ne de kendimi, bu cepheleĢmede taraflardan biri olarak görmek istemiyorum. Ne de iki ipte oynayan bir canbaz olmasını. Hiç olmazsa Hindistan nisbeten bağımsız. Tarafların hepsi çıkarlarıyla, sermayeleriyle, birbirleriyle pazarlıklarıyla, yoksulu yoksullaĢtıran, zengini zenginleĢtiren yaĢam tarzlarıyla, mevcut düzene sımsıkı bağlı. Kurulmakta olan ittifaklar bizi dünyalı olmaktan, dünyanın karĢı karĢıya olduğu sorunlarla uğraĢmaktan alıkoyuyor. Hele yeni kuĢaklar tarihten yeniden hortlatılan dini çatıĢmaların ne tarafı ne de kurbanı olmayı hiç mi hiç istemiyorlar. Ne var ki meĢruiyeti çökmüĢ bir dünya düzeninin getirdiği açlık, sefalet ve adaletsizlik, nice genci çatısmalarda saf tutsunlar diye provoke edenlerin iĢini kolaylaĢtırıyor. Dünyamıza aitliğimizin yolunu kesen, ille Ģu ol, bu ol diye bize çeĢit çeĢit kimlikler biçen, haklı ve haksızın yol göstericiliğinde hadlerini aĢanlar o kadar çok ki.

'Neyin Yakarışı'
Gündüz Vassaf
13/04/2008

Can Yücel bir Ģiirinde Ģöyle der, "Gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiĢ./Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmıĢ, / Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım." Bırakın dünyada olup bitene, kendimizi dünyalı gibi hissetmeye, içinden kopup geldiğimiz kültürlere ne kadar kapalı olduğumuzun farkında mıyız acaba? Gururluyuz. Yaptıklarımızdan çok kendimizi ciddiye alıyoruz. Anadolu'nun, Rumeli'nin çok dinli, çok dilli, binlerce yıllık kültür mirası olduğunu, bak biz ne kadar uygarız dercesine kerrat cetveli gibi kendimize, yabancılara tekrarlar dururuz da, bunun sanatımıza, romanlarımıza, tiyatromuza, Ģiirlerimize, sinemamıza nerdeyse hiç yansımamasının yokluğundan yakınmayız. Sanatımız büyük ölçüde, hala, köylüsüyle, Ģehirlisiyle çağdaĢ Türk insanını, yani kendimizi, tanıma çabalarıyla sınırlı. Evet, sanat yerellikte de evrenselliği yansıtabilir. Ama biz, yalan ve kompleks dolu otoportlerimizden öteye pek gidemiyoruz. Ġnsanı,

kendimizi samimiyetle, tüm çıplaklığıyla yansıtmanın yollarını aramak yerine, yargılıyoruz. Sevgiyi iĢlemekten çok öfkemizi, kederimizi diri tutuyoruz. Sanatımızın içine kapanıklığı yetmiyormuĢ gibi, dıĢarıda yaĢayan sanatçılarımıza da kapılarımızı aralamıyor, pencerelerimizden onları takip etmiyoruz. Geçen akĢam Boston'da Huntington Tiyatrosu'nda Sinan Ünel'in yazdığı, Çiğdem Onat'ın 'baĢrolü' oynadığı 'Cry of the Reed' (Ney'in YakarıĢı) adlı oyunun dünya prömiyerine gitmiĢ olmamın ayrıcalığıyla bu satırları yazabiliyorum. Oyunun konusu sevgi ve ıstırap, kendi elimizle örüp, aĢmaya çabaladığımız sınırlarımız. Ġdeolojlerimizin, dinlerimizin, ailelerimizin birbiri ardına açtığı ve kapattığı kapılar. Gurur. Duygu ve düĢüncelerimizle kat kat yoğunlaĢıp yükseldiğimiz 'Ney'in YakarıĢı'nda olaylar, Irak'ın kuzeyinde rehin alınan biri Kanadalı, diğeri Amerikan kökenli Türk, iki savaĢ muhabiri ve onları rehin alanlarla, Türk muhabirinin sufiliği benimseyen annesi (Çiğdem Onat) ve muhabirin izini arayan Amerikalı sevgilisi etrafında geçiyor. Hepsi kendi sınırlarını aĢarak diğerlerinin sınırlarını zorluyor. Oyun, bireylerin derinliklerine inip iç hesaplaĢmalarını yansıtıyor. Seyirciye kafasındaki Ġslam, din ve terörizme iliĢkin yüzeysel kategorileri sorgulattırırken düĢmanını insancıllaĢtırıyor. Bunu yaparken kah güldürüyor, kah ağlatıyor. Özellikle Batı seyircisini kalıplarından özgürleĢtiriyor. Anne rolünde ustalığını çeĢitli yönleriyle sergileyen Çiğdem Onat'ı da düĢünerek bu oyunu yazan Sinan Unel, AIDS'den ölmek üzereyken Ģifaya kavuĢmuĢ. 'Ney'in YakarıĢı'nda' kendisi bize Ģifa veriyor.

Can simidimiz hoşgörü
Gündüz Vassaf
06/04/2008

Aklınız-dan hiç geçti mi, bizdeki 'hoĢgörü' kelimesinin Batı dille-rinde karĢılığı olmadığı. Geçenlerde Osmanlı tarihçisi Cemal Kafadar, Harvard'da bir toplantıda Ģu sözleriyle dikkatimi çekti, "Ġngilizce, Fransızca gibi dillerde tolerans kelimesi, farklı olana tahammül etmeyi çağrıĢtırır. Türkçe'ye özgü 'hoĢ görmek' bambaĢka, insancıl bir anlam taĢıyor." Toplumumuzda din ve özgürlü-ğün yoğun olarak tartıĢıldığı bu- günlerde, konunun sağlıklı ve adil biçimde değerlendirilmesi için baĢ örtüsünden öte, tüm boyutlarıyla ele alınmasında yarar var. Günümüz Türkiyesi'nde, hele din konusunda, bırakın hoĢgörüyü ya da toleransı, hukuk sistemiz bile, kısmen de olsa, hepimizi dine dayalı bir anlayıĢın sultasına boyun eğmeye zorunlu kılmakta. Yeryüzünde baĢka kaç devlet var vatandaĢlarının nüfus kağıdına dinini yazan? Laik olduğu iddiasında bir devlete sorulmaz mı sana ne benim dinimden diye. Nüfus kâğıtları-mızda, vatandaĢları dinlerine göre ayıran bilgi kim için, niçin gerek-li? Nazi Almanyası ve Sovyetler Birliği, bu bilgileri zorunlu kılanların ibret verici uygulama-larının uç örnekleri. Yeryüzünde laiklik iddiasında baĢka kaç cumhuriyet var vatandaĢlarından topladığı vergileri din adamı ve ibadet yeri yapılmasına harcayan? Hele bu parayı, Türkiye'de olduğu gibi, hükumet kim olursa olsun, tek bir dinin tek bir mezhebinin iktidarı için kullanan? Aklımıza gelmediğinden, gündelik yaĢamımızda gözümüzden kaçan, dine dayalı öyle uygulamalar var ki. Özgürlüklerin kısıtlanmasına muhalefet oluĢunca bir hak arama eylemi vardır. Tehlikeli olan, çoğunluğun değer yargılarının hukuksal ve kurumsal uygulama-lara dönüĢmesinin norm olarak kabullenilmesi, yaĢam biçimi olarak benimsenmesi. Bireyin, boyun eğdiğinin bile farkında olmadan, uygulamaları gündelik yaĢamında içselleĢtirmesi. Türkiye'de dininiz yoksa ölünüz ortada kalır. Herhangi bir dini uygulamaya tabi tutulmadan gömülebilen bildiğim tek kiĢi Aziz Nesin. O da, son dakikada çıkarılan bir Bakanlar kurulu kararıyla gerçekleĢebildi. Türkiye'nin en büyük Ģehirlerinde, baĢkent Ankara'da, Ġstanbul'da, yapılan cenaze törenlerine, ölüleri var diye gidip dini törenlere katılmayan, arkada duran kitlenin görüntüsü, devletin zoraki bir uygulamasının ifadesi değil mi? Laik bir devlette, evlilik için olduğu gibi, neden cenazeler için de laik törenler yapılamaz? Toplumumuzda herhangi bir dine mensup olmayanları dıĢlama, onlara, dine, devlete karĢıymıĢlar gibi bakma alıĢkanlığı da var. Bu kısmen de, kapitalizmin 20. yüzyılda Sovyetler Birliği'ne karĢı mücadelesinden kaynaklanıyor. Türkiye'de Kanlı Pazar ve çok daha büyük çapta, Endonezya'da kitle kıyımlarında olduğu gibi, Ġslamı seferber eden kapitalizm, solculara dinsiz ve düĢman gözüyle bakmıĢtı. Günümüzde din, özgürlük ve demokrasi adına yapılan tartıĢma-ları, hangi 'tarafta' olurlarsa olsunlar, bir tek türbana indirge-yip cepheleĢenler, evrensel düĢün- ceden uzak anlık tepkileriyle ortalığı birbirine katıyor. Bugün Türkiye'deki çatıĢma, New York Times'ın da temcid pilavı gibi defalarca öne sürdüğü, yurt dıĢın-da ve ülkemizde de kimilerinin bize zorlanan bu bölücü kalıbı, belki de farkında olmadan, benimsediği gibi, 'laik devlet' ile 'demokrat iktidar' arasında değil, toplumumuzda hepimize sinmiĢ olan hoĢgörüsüzlükle, farklı olana tahammül edememizle ilgili. Hıristiyan ülkelerinde tolerans, birbirlerini mezhep savaĢlarında yüzlerce yıl katletmelerinin herke-se zararlı olduğunun bilincine varmalarıyla 1648'de yapılan Westphalia AndlaĢmasıyla yerleĢ-ti. Osmanlı gibi Ġslam toplumların- da hoĢ görü, her dine kendi alanını tanıyan çok kültürlü toplumlarda oluĢmuĢtu. Cumhuriyet'in kurulu-Ģunda, Türkleri Asya topraklarına geri sürmek isteyen 'yedi düvele' karĢı verilen mücade-le, toplumu tek ulus ve tek dine indirgerken, hoĢgörü alıĢkanlıklarımız bu mücadelenin kurbanı oldu. Bizim gibi baĢka ülkelere göre geç ulus devlet olmamızın sancılarına, devleti dinden bağımsızlaĢtırmak çabalarına, Ģimdi de, dünya kabuk değiĢtirmek üzere bocalarken, tarihte bir kez daha dinlerin siyaset ve savaĢa alet edilmesi eklendi. Can simidimiz, geleneğimizde-ki, dilimizdeki hoĢ görü kelimesi.

Türkiye'nin dostları, Türkiye'nin düşmanları
Gündüz Vassaf
30/03/2008

Beyzbol ABD'nin milli sporu. Her Ekim ayında yaptıkları turnuvanın galibini dünya Ģampiyonu ilan ederler. Ġkinci Dünya SavaĢı'nı, Japonya'ya attıkları iki atom bombasıyla sona erdirip ülkeyi iĢgal ettikten sonra, Japonlara beyzbol oynamasını da öğretmiĢlerdi. Bu sene Japonya, ABD mahalli liginin ilk maçına Tokyo'da ev sahipliği yaptı. Japonların, kendilerini katledip ülkelerini iĢgal edenlerin milli sporunu bu denli benimsemiĢ olmaları, günümüzde pek kimsenin ilgisini çekmeyecek kadar sıradan bir olay. Batı'nın kültürel değerlerini dünyaca içselleĢtirmeye alıĢtık. Eskiden 'kültür emperyalizmi' diye adlandırılan fenomen günümüzde gönüllü edilgenliğe dönüĢtü. Bir çok ülke gibi Türkiye de, siyasetten kültüre kadar gönüllü tutsaklığımızın sayısız örnekleriyle dolu. Gençliğimde, Batı bize NATO ülkesi der, biz de kendimizi öyle bilir, çeĢitli iç ve dıĢ provakosyanların da ortalığı birbirine katmasıyla, sol ve sağ diye çatıĢırdık. Birbiri ardına kapatılan 'Müslüman' siyasi partilere Batı sesini çıkarmaz, hatta tasvip ederdi. ġimdi, New York Times'ın neredeyse sözcülüğünü yaptığı ABD'nin öncülüğünde Batılılar bize 'Müslümansınız' demeye baĢladı. Biz de, Batı'yla birlikte, gündemimizi değiĢtirdik. Devlete karĢı demokrasi ve özgürlük mücadelesi din üzerinden verilir oldu. Türkiye'ye çağdaĢ sömürge görüntüsü veren Batı'ya gönüllü tutsaklığımızı o denli içselleĢtirdik ki, kültürel yaĢamımızda da sorgulamıyoruz. Bir yazarımızın kitabı Batı'da herhangi bir ülkenin diline çevrilsin, gazetelerimizde haber, yazarlar arası kıskançlık vesilesi oluyor. Eseri Çin'de, Hindistan'da tanınsın, umurumuzda değil. Soğuk savaĢ yıllarında kimi sol yazarlarımız, Sovyetler Birliği güdümündeki Asya Afrika Yazarlar Birliği davetleriyle farklı adresler bulmuĢlardı. Sovyetler çöktü, ilgi kesildi. Belediye baĢkanlarımız Batı ülkelerinde kardeĢ Ģehir aramaya düĢkün. Üniversitelerimiz de farklı değil. Hocalarımız, Doğu uygarlık yüzü görmemiĢ gibi, her fırsatta kapağı Batı ülkelerine atmaya meraklı. Üstelik mimarisiyle, edebiyatıyla, tarihiyle yemeğiyle, müziğiyle sınırlarımızın doğusu, kültürümüzün de bir uzantısı. Akademisyenlerimizin, aydınlarımızın merak ettikleri, öğrenecekleri hiç mi bir Ģey yok doğumuzda, doğumuzdaki üniversitelerde? Ya müzelerimiz? Ġlgi alanları Batı'yı bize tanıtmak üzerine yoğunlaĢmıĢ. Bir Picasso sergisi geliyor, serginin reklamlarıyla Türkiye'de yer yerinden oynuyor. KomĢumuz Ġran, kaç bin yıllık kültürüne rağmen, Ģeriat denilince, ya da ABD saldıracak mı, saldırırsa bizden yardım isteyecek mi diye akla geliyor. Batı bizden istedi diye, nerdeyse övünürek, Afganistan'a asker yollamayı, Irak iĢgali için lojistik destek vermeyi de akıl ediyoruz etmesine. Batı dostlarımızın, doğu düĢmanlarımızın yaĢadığı yer mi? ġimdi de ABD baĢkanlık seçimleri gündemde. Acaba yeni baĢkan kim olacak diye Türkiye'de, dünyada, hepimizin ilgisini çekiyor da... geçenlerde Zaman gazetesinden bir köĢe yazarımız sanki kendisi ABD'de kara panterler ya da benzer kuruluĢun üyesi militanmıĢ gibi "Ben Obamı'yı tutuyorum çünkü hem göbek adı Hüseyin hem de siyahi" diye bile yazdı. Evet, Washington'da yağmur yağdığında Ģemsiyelerimizi açtığımızdan, ABD baĢkanları, ülkelerimizdeki politikacılardan daha da çok hayatımızı etkiliyor. Bu nedenle, dünyada herkes bir anlamda ABD vatandaĢı. Orada olup bitenlerle ilgilenmeli. Ama edilgen tüketiciler olarak değil, düĢüncelerimizle aktif katılımcılar olarak. ABD'nin dünyayı etkilediği gibi, dünya kamuoyu da ABD için önemli. Ġlgimizse, televizyonlarımızdan Hollywood'un Oscar ödülleri törenlerini, Chicago Bulls'un basket maçlarını izleme düzeyinde. Bana, haklı olarak, "Bu ne perhiz bu ne lahana turĢusu, sen de bizim kadar, bizden çok Batılı değil misin?" diyenler olacak. Bu itiraz, hepimizi daha dünyalı yapacak kritik bir yaklaĢımı içeriyorsa, ne mutlu. Mesele Batı'ya karĢı çıkmak değil. Özellikle özgürlük ve insan hakları, din ve devletin ayrıĢmasında, Batı'nın da oluĢmasında kritik katkısı olduğu evrensel dünya kültürümüzü birlikte sahiplenebilmek. ABD'ye mesafe alma gayretinde, totaliter ideolojilerin, dini ve milliyetçi provakasyonların tuzağına düĢmemek. Türkiye, Batı'ya bağımlılığında, edilgenliğinde, aĢağılık kompleksinde baĢka bir çok ülkeden farklı değil. Farkı, iç çekiĢmelerinden kurtulup, evrensel değerlerin benimsenmesinde öncülük yapması olabilir.

Mezopotamya işgali: Yıl 5
Gündüz Vassaf
23/03/2008

Bütün savaĢlara karĢıyım, çünkü bütün savaĢlar insana karĢı. SavaĢ günlüğümde ilk kayıt, 27 ġubat, 2003, Ġstanbul. SavaĢın baĢladığı nasıl anlaĢılır? ABD, Ġskenderun liman ve tesislerini kullanmak için ayda üç milyon dolar kira ödüyormuĢ. Ankara'da Meclis'ten herhangi bir izin çikmadığı halde burada teçhizat depolamaya baĢlamıĢlar. Hollanda'dan Patriot füzeleri getirtilmiĢ. Sokaktaki insana sorsanız ülkede savaĢ isteyen yok gibi; savaĢtan kazançlı çıkabileceğimizi, ekonominin zenginleĢeceğini diyenler sesiyse daha çok duyuluyor.. AkĢam AKM'de Samson ve Delila operasından sonra Marmara Oteli'nde kahve içtik. Bir arkadaĢımın eĢi bir aydır YataĢ'da Ģilte bulunamadığını, Amerikan ordusunun 60,000 Ģilte sipariĢi verdiğini söyledi. Bütün savaĢlara karĢıyım çünkü bütün savaĢlar insana karĢı. SavaĢın meĢrulaĢtırıldığı bir dünyada savaĢa karĢı çıkmak, savaĢmaktan daha büyük cesaret gerektiriyor. Egemen düzen en çok savaĢ isteyenlerin seslerini duyuruyor. Egemen düzen en çok savaĢ isteyenlerin seslerini duyuruyor.

Bizler savaĢ istiyoruz, imparatorlarımız, baĢkanlarımız, meclislerimiz ve paĢalarımız da, biz istiyoruz diye mi savaĢa gidiyorlar? Egemen düzenin savaĢ yapma ihtiyacımıza boyun eğip, bizim adımıza savaĢ üstüne savaĢ ilan ettiğine kim inanır? Ġsyanlarımız, 'özgürlük' savaĢlarımız da, egemen düzenlerin zulüm ve Ģiddetinin Ģiddet doğurmasının sonucu. Sovyetler Birliği ile ABD geçen yüzyılda Küba'da savaĢın eĢiğine geldiğinde Khruschev Kennedy'e yazdığı mektupta onu Ģu sözlerle uyarmıĢtı. "Ġkimiz de savaĢ görmüĢ insanlarız. SavaĢ baĢlatmanın kolay, bitirmesinin güç olduğunu biliriz." Delinin kuyuya attığı taĢı yüz akıllının çıkaramaması gibi ABD'nin Irak'da baĢlattığı, bir kaç hafta içinde biteceğini sandığı savaĢ, yıllardır sürüyor. Günlüğü 200 milyon dolara gelen, Ģimdiye kadar 600 milyar dolara mal olduğu söylenen iĢgal ve kıyımdan kazananlar çok. Uzun vadede kazanansa barıĢ olacak. SavaĢanlar bindikleri dalı kesiyor. Geçen her gün, savaĢın anlamsızlığını yeni kuĢaklar nezdinde egemen kılıyor. Yakın geçmiĢimizde hangi savaĢa baksanız barıĢseverler bile taraf tutar, savaĢan güçlerden birine karĢı çıkarken diğerinden yana olurlardı. ġili'de, ABD askeri bir cuntayla Allende hükumetini devirdiğinde, Ġspanya iç savaĢında faĢizme karĢı oluĢturulan gönüllü birliklerin benzerini beklediğimi hatırlıyorum, Güney Amerika'ya gidip özgürlükten yana savaĢabileyim diye. Irak savaĢıyla belki de tarihimizin yeni bir aĢamasındayız. Malum sözcüler dıĢında dünyada kime baksanız, ABD'nin savaĢına karĢı. Ama eskiden olduğu gibi, ABD'ye karĢı savaĢanlardan yana tek barıĢsever tanımıyorum. Günümüzde apolitik olduğu söylenen yeni kuĢaklar da emperyalizmi bir zamanlar olduğu gibi, savaĢ çağrılarıyla değil, ilgisizlikleriyle gayri meĢru kılmaktalar. Irak'da ya da herhangi baĢka bir ülkede ne barıĢın ne de demokrasinin savaĢla sağlanılamayacağını da bir kez daha öğrendik. Bugün içinde yaĢadığımız düzenin meĢruiyetini çoktan yitirmiĢ olması yeni bir demokrasi modeline mi gebe, yoksa küreselleĢme adı altında totalitarizmin güçlenmesinin belirtisi mi, zaman gösterecek. SavaĢ günlüğümdeki son kayıt, 19 Mart, 2008, Boston Bugün televizyonda konuĢan ABD BaĢkanı, "Usame bin Laden, zayıf ve kuvvetli iki at arasında tercih yapmak durumunda olan birinin her zaman kuvvetli atı seçtiğini söylemiĢti. Ona göstereceğiz kuvvetli atın kim olduğunu." (ALKIġ)

Türkiye! Sen kimsin?
Gündüz Vassaf
16/03/2008

Batı'nın kerrat cetveli ezberinde yeni bir Türkiye tanımı var. Bizlerse alıĢığız kimliklerimizi Batı'dan giyinmeye. Dünya psikoloji tarihi üzerine hazırlanan bir kitap için Türkiye'yi yazmam istenmiĢti. Ülkemizde psikoloji, geçen yüzyılın baĢlarında Ġstanbul Üniversitesi'nde felsefe bölümü nezdinde açılan bir programla baĢladı. Bir akademik disiplinin doğması, geliĢmesi, olgunlaĢması ve zaman içinde kimliğini oluĢturmasının bir göstergesi de, o dalda kitaplar. Bu nedenle ben de Ġstanbul Üniversitesi psikoloji bölümünün kitaplığında neler olduğunu araĢtırmak istedim, kalkıp gittim. Ne varsa bir camekanın arkasında kilitli. Güçlükle bulunabilen yetkileden anahtar almak gerekiyordu. Vitrinin arkasında saklıydı mesleğimin kimliği. Nihayet kitaplara ulaĢtığımda bu kimliğin Batı'dan esen rüzgarlara göre ithal edildiğini gördüm. Türkiye'de psikolojinin kurucusu ġekip Tunç Ġsviçre'de okuduğundan, kitaplık ilk yıllarında Fransız-Ġsviçre ekolünü yansıtıyor. Derken II. Dünya savaĢı öncesi Wilhelm Peters gibi Nazi'lerden kaçan akademisyenler gelince ülkemizde de psikoloji, sade ekol değil, dil de değiĢtiriyor, Alman etkisine giriyor. Türkiye'de psikolojinin uydu kimliği 1950'li yıllardan itibaren gene baĢka bir boyunduruğun altına giriyor, Atlantik ötesine geçerek AmerikalılaĢıyor. Boğaziçi Üniversitesi'nde okuttuğum yıllarda ülkemizde psikolojinin konumu, baĢka bir çok ülkede olduğu gibi, ABD'nin ikinci sınıf müsveddesi idi. Geçen yüzyıla yakın zamanda, bu akademik disiplin ülkemizde kendine özgü bir kimlik oluĢturamamıĢ, baĢka ülkelerde yapılanları kendi çapında tekrarlamakla yetinmiĢti. Psikolojinin bağımlı ve değiĢken kimliği, Türkiye'de egemen düzenin Batı taklitçiliğinin, bu taklitçiliğin hepimize yansımasının, günlük yaĢantımızda bile yankı bulmasının ancak küçük bir ifadesi. 20 yüzyılın ikinci yarısında Batı'nın Türkiye'ye biçtiği, Türkiye'nin kraldan fazla kralcı yaklaĢımıyla benimsediği rol, sola düĢman NATO ülkesi olmasıydı. Dünya Türkiye'yi bu kimliğiyle tanır, yabancı basında her adı geçtiğinde "NATO ülkesi Türkiye" diye söz edilirdi. Bizdeki egemen düzen de Türkiye'nin anti-komünist kimliğini, her derde deva olarak kullandıkları Atatürk aracılığıyla, sokağa kadar indirmiĢti. Ankara'da, Kızılay'ın göbeğinde, Mustafa Kemal'i mareĢal üniformasıyla gösteren koca tabelada ona atfen (sonradan devletin yalan olduğu anlaĢıldı) Ģu sözler yazılıydı, "Komünizm her görüldüğü yerde ezilmelidir." (Kimlik değiĢti, levhayı kaldırdılar.) Derken kapitalizmin sola karĢı savaĢında Mustafa Kemal MüslümanlaĢtırıldı. Washington'da ABD BaĢkan'ına "Bizim oğlanlar becerdi" diye haberi verilen 12 Eylül askeri darbesiyle Ku'ran'ı eline alan Kenan Evren, Atatürk'ün dinine bağlılığından örnekler vererek Türkiye'yi turladı, YÖK'ü kurup baĢına getirdiği Ġhsan Doğramıcı'yla el ele verdi, çağdaĢ dedikleri türbanı icad ettiler, gündelik yaĢantımıza soktular. Günümüzde yabancı basında Türkiye, "NATO ülkesi" yerine kendisine yeni biçilen rolle "Müslüman ülke" kimliğiyle tanıtılıyor. (Oysa Batı ne Japonya'dan budist ülkesi diye söz eder, ne Kanada'dan Hristiyan, ne de Hindistan'dan Hindu diye) Türkiye'nin hızla benimsenen ve benimsettirilen yeni kimliğine uygun yeni bir tarih yazılıyor, yeni bir geçmiĢ yaratılıyor, yeni bir cepheleĢme, gündelik yaĢamda yeni bir dil oluĢturuluyor. New York Times gibi gazetelerin öncülüğünde yabancı basının yansıttığı tabloya göre, cumhuriyet boyunca devlet seçkinleri tarafından yönetilen Türkiye'de değiĢim rüzgarları esiyor. KuruluĢunda solun, hatta komünistlerin de desteklediği Demokrat Parti "Yeter söz milletindir" diye Ankara'ya karĢı Anadolu'yu seferber ederek tek parti istibdatına baĢ kaldırmamıĢ gibi, sanki çobanlık yapan Demirel ve akranları, köy kökenli Özal ve biraderleri Çankayalı olmamıĢ gibi, sanki Sabancılar, Koç'lar gibi Türkiye'de zenginler, Genel Kurmay BaĢkanı askerler hiç "halktan" gelmemiĢ gibi, aynı onlar gibi devlet ve ABD'yle bütünleĢen günümüz iktidar ve yandaĢlarını, üstelik mağdurlarmıĢ gibi, ilk diye lanse ediyorlar. Irk, din, dil, hangisi olursa olsun, bize giydirilen , giyindikçe kendimizden ayirt edemedigimiz simgelerden kurtulup, Ģöyle bir kimliksizleĢ ebilsek. Nazim Hikmet'in sözleriyle, "Ağaç gibi tek ve hür orman gibi kardeĢcesine," Hrant Dink'e göre de "Birbirimizin

ötekisi olmadan farklılıklarımızla bir olabilsek." Ġnsan hakları konusunda bile çifte standartlarımızla taraflaĢmak yerine soyunabilip çıplaklığımızın da kerametini takdir edebilsek. Bu da yeni Anayasa'lar ya da Anayasa Mahkemeleri'yle değil ancak karĢılıklı hoĢgörüyle gerçekleĢebilir.

Anayasa taslağı Amerika'da
Gündüz Vassaf
09/03/2008

Aylardır yurtdıĢındayım. Türkiye'nin ĢaĢkınlığını ben de uzaktan ĢaĢkınlıkla izliyorum. Kimi ülkenin özgürleĢtiğinden söz ediyor, kimi kaosa sürüklendiğinden. Kimi yasaları uyguluyorum diyor, kimi yasaları uyguluyorum diyenler ceza kanununa göre hapse atılmalı diyor. Aldığım mektuplardan, gelip gidenden belli ki sinirler gergin. Dün akĢam uzakta olanı yakından takip etmek fırsatını bulduğumu sandım. Yer: Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi. Konu: Türkiye'de Yeni Anayasa Taslağı Ankara'dan hükümeti temsilen anayasayı anlatmak için iki milletvekili taa buralara gelmiĢler diye sevindim, kalkıp gittim. Aziz Nesin sağ olsaydı kimbilir neler yazardı. Benim birkaç gözlemimle yetinmek mecburiyetindesiniz. Belki toplantıya katılan konuĢmacılar bu yazıyı okur da, onlar da sizlerle izlenimlerini paylaĢmak isterler. Öylesine güler misin ağlanacak halimize türünden bir toplantıydı ki gelenler ve düzenleyenler adına üzüldüm ve utandım. Türkiye'den konuĢmacılar hazırladıkları yeni anayasanın taslağını anlatacaklar diye herkes gibi merakla bekledim. Meğer gizliymiĢ. GizliymiĢ çünkü anayasa tepeden inmeci olmasın diye halkın önerilerini bekliyorlarmıĢ. Ama gene de, gizli tuttukları, anlatamayacakları bir konu üzerine konuĢmak üzere kalkıp Amerika'ya gelmiĢler. Belki buradayken baĢkalarıyla baĢka Ģeyler konuĢtular. Bize söyledikleri niçin yeni bir anayasa gerektiğini anlatmalarıyla sınırlı kaldı. Onu da pek anlatamadılar. Anlatamadılar çünkü milletvekillerinden konuĢkan ve yaĢlı olan konuĢma yapmak üzere geldiği ülkenin dilini konuĢmadığı gibi Ġngilizce bilen diğer milletvekiline de soru cevap faslında pek fırsat bırakmadı. Davet sahipleri son anda kendisine tercüman bulmaya mecbur kaldılar. Böylece milletvekili aldı sazı eline, sanki bir hükümet temsilcisi değil de yeraltı bir özgürlük örgütünün üyesiymiĢ gibi, "Maalesef," dedi, "her ne kadar yeni bir anayasa hazırlaniyorsa da, ilk üç maddesinin değiĢtirilmesini teklif bile edemeyiz. Yoksa partimi kapatırlar." Salonda bir hukuk profösörünün sözlerine gülümsemesi üzerineyse, "Ülkemde sizin gibi gülme özgürlüğüm yok," diye acı acı ilave etti, bir Ģeyler daha söylese siyasi sığınma talep etme durumunda kalacakmıĢ gibi bir hava estirdi. Ardından baĢına iktidar partisinin Ģapkasını geçiriverdi. Harvard Üniversitesi'nde değil de köy kahvesinde propaganda yaparcasına partisinden baĢka aklına geleni eleĢtirmekten geri kalmadı. Derken bir edebiyatçı duyarlılığıyla eski anayasanın kötü Türkçesi'nden yakındı milletvekili. Dilimizin güzelliği baĢka bir gerekçesiydi yeni bir anayasa yazılması gerektiğinin. Devlete karĢı bireyi savundu milletvekili. Ġktidarları döneminde Türkiye'de yargılanan, öldürülen, Türkiye'de yaĢamları güvence altına alınmayan bireylerden, partisinin sahiplendiği 301 ve kurbanlarından tek söz dahi etmeden. Bol bol din özgürlüğünden söz etti milletvekili. Din özgürlüğünden kastettiği sünni kızların türban takmasıyla sınırlıydı. Partisinin icraatinden korkan bir kadın dinleyicinin sorusuna, korkanların aradığı cevabı hukukta değil psikiyatride bulacaklarını söylerken de bu sefer bir ruh sağlığı uzmanı gibi fobilerin klinik niteliği üzerinde durdu. Evet baĢka özgürlükler de önemliydi, ama kendileri siyasetçiydi. Huzur getirmek, beklentilere cevap vermek zorunluluğunda olduklarından baĢörtüsü için anayasa değiĢikliğine gitmiĢlerdi. Zamanla baĢka özgürlükler de sağlanabilirdi ama mesela Türkiye "üçüncü cins" diye tanımladığı eĢcinsellerle ilgili düzenlemelere hazır değildi. Üzülerek ayrıldım toplantıdan. Hem bir üniversiteden beklediğimi bulamadığım, hem de Türkiye'de özgürlükçü bir anayasanın taraflaĢarak sağlanamayacağını, özgürlük adına bölücülük yapıldığını bir kez daha ibretle gördüğüm için.

İstanbul'un ağalarıyla kulları
Gündüz Vassaf
02/03/2008

Boston'da sessiz sedasız bir mahelledeyim. Yazı masam pencerenin önünde. Gece yazdığımda, gözüm konu komĢuda yanan tek tük ıĢıklara takılıyor. Amerikalılar erken yatıyor. AkĢam dokuzdan sonra pek kimse birbirine telefon etmez. On dedin mi ıĢıklar sönüyor. Sabah erkenden herkes iĢine gider, akĢam döner. Yakın zamana kadar gündüzleri sokağımız genellikle bomboĢdu. Genç bir kız, elinde dört beĢ tasma, evlerde yalnız bırakılan köpekleri öğleye doğru yürüyüĢe çıkarır, ellerinde bastonları Rus göçmeni yaĢlı bir kaç çift kol kola gezinir, postacımız Jane öğleden sonra mektupları getirirdi, o kadar. Son yıllarda gözüm sokaktaki hareketliliğe takılmaya baĢladı. ÇeĢit çeĢit araçlar gün boyunca cirit atıyor sokakta. Biri gidiyor. Biri geliyor. ġöförler evlerin önünde duruyor, araçlarından indirdikleri kutuları, paketleri, bahçe içindeki evlerin kapısının önüne bırakıp gidiyor. Bizim sokakta, baĢka sokaklarda, internet

üzerinden alıĢ veriĢ yapanların aldıklarını evlerine teslim ediyor. Eskiden alıĢ veriĢ merkezlerine gidenlerin, dükkan dükkan dolaĢmaya ayıracak ne vakti var ne de arzusu. Bilgisayar ekranının baĢında aradığı malın çeĢitlerini bir kaç tıklamayla bulabiliyor. Bir kaç tık daha, sipariĢ tamam. Ismarladığını beğenmezse, gene evinin kapısının önünden alıyorlar iade etmek istediklerini. Dükkanlarda alıĢ veriĢe harcayacağı vaktini ya iĢine ayırıyor, daha çok mesai yapıp daha çok para kazanıyor, ya da keyfine göre, canı ne isterse onu yapıyor. Dükkanlar kapanmaya baĢladı. Dünyanın en büyük müzik dükkanı Virgin Records bunlardan biri. Aslında bu satırları Ġstanbul'un geleceğini düĢünerek yazıyorum. Belediye ve yatırımcılar el ele vermiĢ rant sağlamak için Ġstanbul'u semt semt koca bir alıĢ veriĢ merkezine dönüĢtürme peĢindeler. HaydarpaĢa, Galataport, TarlabaĢı ilk akla gelenlerden. AlıĢ veriĢ yapmasak bile, biz de zenginleĢtik, modernleĢtik duygusunu veren bu merkezlerin yarınını düĢünen yok. Belediye ve yatırımcılar benden sonra tufan anlayıĢındalar. Ġngiltere'de Manchester gibi sanayii devriminin öncülüğüni yaparak fabrikalaĢan kentlerin bilim kurgu filmlerinden çıkma hayalet Ģehir merkezlerine dönüĢtüklerini, koca koca metruk fabrikaları unutmayalım. AlıĢ veriĢ merkezlerini bence aynı akıbet bekliyor. Kendine yeterli mahallelerin yerini, insan iliĢkilerinin anonimleĢtiği merkezler alıyor. ġehirlerimizin geleceğini planlayanlar, herkesi katma değeri olan birer istatistik olarak görüyor. Siyaset ve sermayenin isbirliği yaptığı günümüzün totaliter Ģehir yönetimleri bize sormuyor ne isteriz diye. Ne planladıklarını, ne yapacaklarını bile gizli tutuyorlar. SözleĢmeler imzalandıktan, yıkım ve inĢaaat baĢladıktan sonra haberimiz oluyor. Dünyada baĢka bir çok Ģehir gibi, Ġstanbul da rant peĢinde iĢgal ordularının, talanın, yolsuzluğunun ibret verici örnekleriyle dolu. ġehrimizi kendine özgü bitki örtüsüyle yeĢerteceklerine, ithal çiçeklerle süslüyorlar. Ancak, asıl ibret verici olan, apartmanlarımızda kimin kaç kalorifer dilimi var gibi konularla ilgili toplantılarımızda birbirimize girerken, aklımızdan geçmiyor Ġstanbul'un bize ait olduğu. ġehrimizin planlanmasına katılmayı talep etmek, totaliter yönetimleri ĢeffaflaĢtırmanın yolunu açmak, mahalle bazında örgütlenerek demokratik kent yönetim modelleri geliĢtirmek gündemimizde değil. Demokraside en az oy vermek kadar, hesap sormak ve katılım da elzem unsurlar. Ġlle de taraflaĢma merakımız parti aidiyetimizi pekiĢtirirken ödümüz kopuyor örgütlenerek yönetenlerden hesap sormaktan. Katılımcı demokrasi mi? Hala belediye bürokratlarının huzurunda ceketimizin düğmesini iliklediğimiz bir ülkede yaĢıyoruz.

Bizim tarihimiz kimin tarihi?
Gündüz Vassaf
24/02/2008

Tarihimiz nasıl yazılmalı? Okullarda çocuklar tarihimiz diye neyi öğrenmeli?Ne okutulacağına kimler karar vermeli? Fransa CumhurbaĢkanı ülkesinde baĢlatacağı bir uygulamayı açıkladı. Eylül'den itibaren ilkokul son sınıf öğrencileri, II. Dünya savaĢı'nda Nazilerin soykırımında öldürülen 11 bin Fransız Yahudi çocuğunun hayatını öğrenecek. Her ilk okul çocuğunun katledilen bir Yahudi çocuğunun yaĢam öyküsüyle özdeĢleĢmesi istenecek. BeĢinci sınıf öğrencilerine zaten soykırım tarihinin okutulduğu Fransa'da, bu uygulamaya ABD'den esen köktencilik rüzgarının etkisini görenler var. CumhurbaĢkanı sözlerini, geçtiğimiz yüzyıldaki savaĢların nedenini "Tanrı'nın yokluğuna" bağlarken, Judea-Hıristiyan dinlerinin ırkçılığa karĢı olduğunu, Tanrı'nın insanı özgürleĢtirdiğini, öğretmenlerin 'iyi-kötü'nün ne olduğunu açıklamada papazların yerini alamayacağını, AB'nin anayasasından Avrupa'nın köklerinin Hristiyanlık olduğu sözlerinin çıkarılmasına da karĢı olduğunu açıklamıĢ. YaĢasın bizim takım, baĢka büyük yok. Öyle anlaĢılıyor ki, Fransa CumhurbaĢkanına göre sade ülkesinin değil Avrupa'nın da tarihi, iktidarın çıkar ve görüĢlerine ne denk düĢüyorsa o olmalı. Okullarda o okutulmalı. Ġktidar da seçimle iĢ baĢına geldiğine göre, demokrasinin ifadesine, dinin sultasının kamuya dayatılması diye bakılmamalı. Dinin siyasete, okullara sirayet etmesine karĢı Fransa birbirine girerken, Soykırımı Anma Vakfı'nın onursal baĢkanı Simon Veil bile "haksızlık" diyerek yeni uygulamayı eleĢtirmiĢ. ÇeĢitli ülke ve dinlerde, köktencilik sanattan eğlenceye, iĢ hayatından eğitime kadar her alanda yaygınlaĢıyor. Bu gidiĢle önümüzdeki yıllarda Hollywood yıldızlarının sansasyon haberleri, yerini dini dedikodu ve skandallara bırakacak. Yeryüzünde cennet vaad eden sosyalist rejimlerin çökmesinden sonra, her dinden köktenci akımlarla bütünleĢen kapitalizm yeni bir kimlik kazandı. YoksullaĢtırdıklarına, temkinli olurlarsa gelecek dünyada cennet vaad ederken, benden sonra tufan diyenlere de yürü ya kulum demenin formülünü, asırlar sonra yeniden canlandırdı. Sosyalizmin çökmesiyle geliĢen küreselleĢmenin karĢısında, ulus devletin de zayıflamasıyla, kitlelerin dini aidiyetlikleri ön plana çıktı. Aydınlanmanın yüzyıllar önce getirdiği özgürlüklerle birlikte, günlük hayatta, düĢüncede ve teknolojide dini engelleri yıkarak geliĢen kapitalizm, günümüzde egemenliğini dinlerle bütünleĢerek sürdürüyor. Din ve devlet ayrımı bir çok ülkede giderek ortadan kalkıyor. Gerçekten bizim tarihimizin kimin tarihi? Eğer Fransa'da yaĢıyorsanız, Fransa'nın tarihi sade savaĢ yapanların değil, barıĢtan yana olanların da tarihi. Ġkinci Dünya SavaĢından bu yana ülkeye yerleĢen, dört kuĢaktır bu topraklarda yaĢayanların da tarihi. Fransa'nın sömürdüklerinin tarihi. Fransız tarihi Katoliklerin olduğu kadar, Katharların, Hugenotların, Yahudilerin ve Müslümanların da tarihi. Fransız tarihi dini istibdata karĢı gelenlerin, dinlerden özgürleĢenlerin de tarihi. Türkiye'nin tarihi de, bu topraklarda yaĢamıĢ, yaĢayan herkesin tarihi değil mi? Yıllar önce Galatasaray'ın Fransa'dan transfer ettiği Didier Six adlı futbolcu, Türk vatandaĢlığına geçmiĢ, adı Dündar Siz olmuĢ, muhtemelen din değiĢikliğiyle bir zafer kazanılmıĢçasına Dündar'ı bağrımıza basmıĢtık. Türkiye'nin yazılmamıĢ tarihi biraz da neden Didier'en Dündar olması gerektiğinin cevabında yatıyor.

Türküm
Gündüz Vassaf
17/02/2008

Türküm Kimliğim-Japonya'daydım. Onlar kadar ben de Asyalıyım. Dilim Korelilerin akrabası. Soyadım Arapça. Nitelendiren demek. Selamın aleyküm dedim Kahire'de, Benim gibi Hacı torunlarıyla karĢılaĢtığımda. Balkanlar anamın, babamın doğduğu topraklarBaba tarafından Filibeli, annemden Ustrumcalıyım. Kırım'dan sülalece sürülmüĢler, orada hemĢerilerim var. Boston'da doğdum, beyzbol oynadım, severim. Kilisede Ģarkı söyledim, Havra'da ayine katıldım. Küba'da beni kardeĢ ilan ettiler. Havana'da Atatürk heykeli var, "Sen bizdensin, anti-emperyalistsin dediler." Din, ideoloji, ırk, gözetmez Uluslararası Af Örgütü. Onlarla çalıĢtım herhangi bir dünya vatandaĢı gibi. Geçenlerde Kazakistan'da buldular. Adı Niyazi. DNA'sına göre Avrupalılar da, Amerikalılar da soyundan türemiĢ. Artık kesinleĢti. Afrika'dan yola çıkmıĢ 50,000 yıl önce bir kaç bin kiĢi. Onlarsa hepimizin atası. Dünya vatandaĢı olmak çoğumuza ürkütücü. Bana acı, gülünç gelen ise Ģu Ben Türküm ya, Türklüğümden Ģüpheye düĢenler.

Türk gazetelerinde ölüm
Gündüz Vassaf
10/02/2008

'En büyük benim ölüm, baĢka büyük yok'. Ölülerini dev ilanlarla anan Türkiye'den baĢka bir ülke bilmiyorum. Gösteriye düĢkünlüğümüzden, gazetelerin reklam gelirlerini ölülerimizle besliyoruz. Ölen birkaç Ģirkete ortak mı? ġirket sahibinin karısı, annesi, bir yakını mı ölmüĢ? Firmaların verdikleri ilanlar gazete sayfalarından, hem de bir kaç yerden birden tekrar tekrar seslenir bizlere. Ölülerimizi Ģirketlerin kartvizitleriyle tabutlarına yolluyoruz. Adı sanı bilinmeyenler savaĢ haberlerinden iri puntolarla gazete sayfalarından arz-ı endam ederler ölünce. Ölülerimizi duyurma geleneğimiz, parası olmadıkları için ölülerini duyurmak istedikleri halde duyuramayanlara saygısızlıktan öte, ölene de hakaret değil mi? Kimdir, neyin nesidir? Hayatta ne yapmıĢtır? Tanımadığımız ölülerinin adlarını günlük gazetelerimizden bağıra çağıra duyuranlar, ölülerinin kısa özgeçmiĢlerini koysalar da, tanıma fırsatını bulsak. Ġlanın büyüklüğü, hangi gazetede çıktığı önemli. Neye, nasıl karar verirken, reklamcılardan farkımız yok. Ölüm ilanı reklamı ucuz bir gazetede yarım sayfa olarak mı yer almalı, çok okunan bir gazetede dörtte bir sayfa olarak mı? Yoksa ölümüzü küçük ilanlarla üç gazetede birden mi duyurmak en doğrusu? ĠĢ ilan vermekle de bitmiyor. Ölülerimiz baĢka ölülerle rekabet halinde. Ġlan öyle yazılmalı ki, aynı büyüklükte olan diğer ilanlardan önce okurun dikkatini çeksin. Ölü adlarını duyurma yarıĢının Türkiye'de televizyon reklamlarına henüz yansımadığına ĢaĢıyorum. Yakında olur mu? ÇeĢitli kanallarda Coca Cola, diĢ macunu ilanlarıyla birlikte ölüm ilanlarına da rastlar, dünyada bir ilke daha imza attık diye övünebiliriz. Ġleride toplumumuzu inceleyen tarihçiler bu ilanları görünce ne diyecek? Bizi nasıl yargılayacak? Son söz Ömer Hayyam'dan, Bir gün kızarırken tava üzerinde balık, Der ördeğe: 'Dostum, Ģu benim Ģüphemi yık. Niçin bu nehirler dönmez acaba? Biz ölmedeyiz, felsefeden geç be alık!

ezilmiĢliğimizin aĢağılık kompleksinden de etkilenen ulusal ve dinsel aitliklerimiz. O denli ki. Ne mi yapılabilir? -Beyaz Saray'ın kapısını sömürge valisiymiĢ gibi aĢındıran baĢkanların.BaĢkan seçimlerine ilgimiz Hollywood filmlerini. Meksika mektubu Gündüz Vassaf 27/01/2008 Tatil kelimesi akla dinlenmeyi. yargı. belki bu sefer hepimiz için daha iyi olur diye hüsranla sonuçlanan bir umut yayılması. çizdiği yol. birbirlerini Ģikâyet ederek. gözümüz kapalı. ancak çıkarlarına denk düĢerse geçerli. Bu politika Bush yönetimine özgü değil. Dünya basını Ģimdiden ve taraf tutarak merakla izliyor adayları. Bildiğini okuyor. köktenci akımları körüklüyor. Çoğu ibadete kapalı. Artık bir yerlere gitmek sıradanlaĢtı. insan klonlanmasından uzayda yaĢama kadar geleceğimizi. ABD basket liglerini izleme edilgenliğinden öteye gitmedikçe. Tanıdık herkes bir yerlere gider. Amerikan düĢmanlığı Çin. Ana caddede Hard Rock Cafe türünden gece kulüplerinden. bununla birlikte geliĢen Amerikan düĢmanlığı. Gözden ırak yoksul köylerinden gelip otellerde yatakları yapan. BaĢkan adaylarından biri dünyanın yaĢının Ġncil'de yazıldığı gibi olduğuna inanıyor. Maya uygarlığı dokuzuncu yüzyılda doruk noktasına ulaĢmıĢ. Bir zamanlar balıkçı köyü olan Cancun yakınlarına kocaman havaalanı yapmıĢlar. Bundan 30 yıl önce bir bilgisayar programı aracılığıyla Meksika hükümeti. Taa 1936'da BarıĢ AndlaĢması imzalanana kadar Meksika'yla savaĢ halindeler. farklı ülkelerde farklı Ģekilde tezahür eden milliyetçilikleri. garsonluk yapan. hemen hepimizin yaptığı. Hem kendi ülkeleri hem de daha yaĢanabilir bir dünya için bize ihtiyaçları var. Mayalar bugün kendi topraklarında hizmetçi durumunda. Gelecekte ne diyecekler? . bu ülkede geliĢmeleri izleyecek uluslararası sivil toplum örgütleri aracılığıyla internet gibi hızlı iletiĢim teknolojilerinden de yararlanarak oluĢturulacak dünya kamuoyunun baskısıyla. Nüfusun yüzde 55'inin evlerinde. Geçenlerde Meksika'da. Tarihimizin sayılı uygarlıklarından Roma Ġmparatorluğu'nda günlük yaĢamının en büyük eğlencelerinden. "Esas tercihim Barack Obama'dır. senden dünyamızın karĢı karĢıya olduğu sorunlar adına Ģunu da istiyoruz talepleriyle. çoluk çocuğun stadyumlarda toplanıp vahĢi hayvanlarla döğüĢtürülen kölelerin birbirlerini parçalamasını seyrettikleri günler geride kaldı. baĢkan kim olursa olsun. Program. savaĢtan barıĢa. Acaba yüzyıl sonra günümüzde tatil yapanlara nasıl bakılacak? Bize de. Yoksa. Ekonomisi hapĢırınca dünya nezle oluyor. Yucatan bölgesindeydim. popülist maskeler arkasında tek elde toplanmasını. ABD'nin dünyadaki imajını yenileyebilecek isimdir" diyerek tercihinin ibret verici gerekçesini de belirtmiĢ. yeni suratlarla bildik düzenin devam etmesi değil. 'Yeni dünya'nın keĢfiyle buraya altın ve köle peĢinde bulaĢıcı hastalıklarıyla gelen Avrupalılara yüzyıllarca direnmiĢler. eğlenmeyi getirir. ABD'nin böl yönet politikasını teĢvik edercesine. SanayileĢmiĢ ülkelerde nüfusun yüzde 80'i Darwin'in evrim kuramını benimserken. ki ilgilenmeliyiz. -Seçimler dahil. Dünya SavaĢı'ndan yana. Ġran gibi totaliter rejimleri. Çünkü Obama'nın baba tarafından kökleri siyah Afrika'ya uzanır. tuvaletleri temizleyen. rotasının hepimizin sahiplendiği evrensel ilkelere yönlendirilmesi. Televizyonda ana haber bültenlerini izleyenler genellikle yaĢlılar. sendikaların uzun yıllar mücadele vermesi gerekti. doğal karĢıladığı kimi Ģeyler. ABD'de demokrasinin esenliği ABD'lilere bırakılmayacak kadar önemli. Dünya öyle bir noktaya geldi ki. ABD'nin. bu oran ABD'de yüzde 40. gece klüplerinde geleneksel danslarını yapan onlar. Afrika'da turistler için özel mekânlarda birkaç haftalığına 'krallar gibi' tatil yapabiliyor. bavulları taĢıyan. göbek adı Hüseyin'dir. içmeye geliyor. Bugün burası dünyada metrekare baĢına en çok otel odasının düĢtüğü yer. ülkenin turizm için en elveriĢili bölgesini saptamıĢ. Türkiye'de bir köĢe yazarı. yürütme ve yasamanın sermayeyle de bütünleĢerek. birilerine teslim ediyoruz demektir. Batı ülkelerinde iĢsizlik maaĢı alanlar Asya'da. eğer geçmiĢimizi yargıladığımız gibi bakacaklarsa halimiz ibret verici. Rusya. ABD'de 21 yaĢ altında olanlara içki yasağı olduğundan özellikle bu ülkeden üniversite öğrencileri akın akın yaz kıĢ buraya eğlenmeye. Amerikalılar dünyadan bihaber. Mesele bu ülkenin politikasını değiĢtirmesi. Amerika dünyaya egemen. Sıradan saydığımız. Karayip denizi kıyılarında ana karaya bitiĢik 30-40 kilometre boyunda bir adayı seçmiĢ. bana bunu ver demeleriyle değil. Uygarlığımızın evrensel ilkelerini benimsiyorsak. ġu ya da bu Ģekilde hepimiz hegemonyası altındayız. baĢbakanların.Dünya başkanı kim olmalı? Gündüz Vassaf 03/02/2008 ABD dünyanın en güçlü ordusuna. seçim gündemindeki sorunların belirlenmesinde de dünya sesini duyurmalı. benim için Ģunu yap. Gelecek yıl yeni baĢkanlarını seçecekler. özellikle II. Uluslararası hukuk. en güçlü ekonomisine sahip. kendi ülkelerimizi de demokrasinin olmazsa olmazı. en moda markaların satıldığı butiklerden geçilmiyor. Bu ülkede yaĢayan beĢ kiĢiden biri güneĢin dünyanın etrafında döndüğüne inanmakta. ABD'de demokrasi yolundan çıkıp rejimi de hoyratlaĢtıkça. Mesele seçilen her yeni baĢkanla ABD'nin imajını değiĢtirmesi. dünya vatandaĢlığına doğru atılacak adımlarımıza engel teĢkil etmemeli. Suudi Arabistan. gözden kaçırmamıza neden oluyor. iĢyerlerinde bilgisayar kullanması da bizi aldatmamalı. Tatil hakkını kullanır. Günümüzde turizmin kalkınmaya katkısı tartıĢılmaz bir gerçek. tarihi perspektiften bakılınca türümüzün ayıplarına girebiliyor. Eğer bu ülkenin baĢkanlık seçimleriyle ilgileniyorsak. Bu hakkı elde edebilmek için iĢçi sınıfının. Özellikle matematik ve astronomiye katkılarıyla uygarlığımızda yer edinmiĢler. her yıl milyonlarca turistin gezmeye geldiği tapınaklarında incik boncuk satıyor. Bizler de Amerikalılar kadar söz sahibi olmanın yollarını aramalıyız dünyamızın geleceği için.

Üniversite öğrencilerinin dikkatine! Gündüz Vassaf 20/01/2008 Hocalarınıza yardımcı olun. Bunda emperyalizmin böl ve yönet politikasının da rolü var. onların düĢüncelerini almadan iĢini sürdürür. meslektaĢları dersine girmeden. Hocaya nedenini sordum. Evrensel ilkeleri benimsemek yerine kimliklerimizle siyasallaĢtık.hiç'. Son yıllarda dinler inançlarımızın. siz uyuttunuz" diye cevap verdiğimi hatırlıyorum. Dünya geleceği belirsiz bir dönüm noktasında. umudu Amerika'ya gidebilmek. Türkiye'de de uydu sol sahipsiz kalınca dağıldı. Hocalar bu konuda uyarılmadığı. ideolojiden değil. gelenek adına kültür kerrat cetveli tekrarında tekdüzeleĢtiriliyor. önerileri doğrultusunda zenginleĢtirildi. Ġmtihanlardan ve projeden tam not olan 'A' aldım. BaĢka ülkelerde olduğu gibi. Adil bir Ģekilde nasıl not verilmesi gerektiğinin yöntemlerini bile bilmez. saldırganlaĢtık. eski tas. özgürlüğün adresi Amerika. her zamankinden daha güçlü. "Derslerde uyudun" dedi. Hocaların performansları öğrenciler tarafından anketlerle değerlendirilip üniversite camiasınca paylaĢılır oldu. Filmi seyrederken nereden nereye diye düĢündüm. Pedagojiden. Zaten genellikle tercihi. Dünyanın karĢı karĢıya olduğu sorunların çözümü de. ders vermekten çok üniversitenin olmazsa olmazı. demokrasiyi küçümseyecek. bir dizi eğitim reformunu zorlamasına kadar sürdü.Üniversiteler hem eski hiyerarĢik yapılarına döndü. köhnemiĢ eğitim anlayıĢına karĢı gelen gençlerin üniversite iĢgallerine. Bilgisayar programlarıyla beslenen düĢünce sistemimiz 'hep. ya bu' Ģeklinde biçimlendiği dijitalleĢme sürecine çoktan girdi bile. Filmde kim varsa. ABD. öfkemizle terörizmin her türünü azdırıyoruz. Çoğunluk adına özgürlükler çiğneniyor. iĢlerini nasıl yaptıklarını denetleyen. Hocaların. totaliter. "Uyumadım. Ömür boyu. sınıfta tartıĢmaya olanak tanımayan kötü bir hocaydı. Gençliğimin haksızlığa sert ve kaba tepkisinin utancını hâlâ taĢıyorum. Doktorasını alan öğrencilikten hocalığa geçer. büyük ölçüde bizim. bugün de dünyada en çok insanın göçmen olarak gidip yaĢamak istediği ülke. Hele Türkiye gibi askeri cuntadan kalma totaliter bir sistemle yönetilen üniversitelerde. köktenci akımlar evrensel insan hakları mirasımızın temel ilkelerine karĢılar. kurumlarını anlamsızlıĢtıracak doğrultuda yönlendirmekteler. Amerika'yla dünya savaĢının eĢiğine gelen Sovyetler Birliği çöktü. kritik düĢüncenin korunup geliĢtirildiği üniversitenin bu en temel iĢlevini. Rönesans'tan sonra Ġtalya'da kurulan ilk üniversitelerde öğrencilerdi hocalarının maaĢını ödeyen. Sosyalizm adına 100 milyona yakın vatandaĢlarını kıydıktan sonra. Yardıma ihtiyaçları olduklarının bile farkında değiller. Tersine. Amerikan düşmanlığı Gündüz Vassaf 13/01/2008 Dünya film klasiklerinden Casablanca'yı geçen gün bir kez daha seyrettim. Rusya. üniversiteyle birlikte kritik düĢüncenin geleceği tehdit altında. aczimizle birbirimize karĢı taraflaĢıyor. nispeten yüksek maaĢlarla yayınlarıyla tanınmıĢ (dersleriyle değil) iyi hocaları kapınca. Yoksa bütün iyi niyetlerime rağmen her derste beni gerçekten uyuttu. KurtuluĢ'un sihirli kelimesi. Öfkemiz Amerika'ya odaklanırken. Ders programları. . yürütme ve yasamayı tek elde toplamaya yeltenen totaliter. Sonraki yüzyıllarda üniversiteler hiyerarĢik bir yapıya büründü. baĢka nedenlerden kaynaklanıyor olmalı. arkada kalanların öğrencilerine ders verme Ģevki daha da kırılıyor. 'ya o. Ancak Ġkinci Dünya SavaĢı'ndan bu yana 'Kahrolsun Amerika' sloganının her ülkede yankı bulduğu bir dünyada yaĢıyoruz. Hocası zamanın ABD'deki en ünlü psikologlarındandı. Bunlara rağmen ABD karĢıtlığı bugün. öğrenciler kurban konumunda. Çin ve baĢka birçok ülkede yargı. akademik özgürlüğü ihlal eden YÖK gibi bir kurumsa. Bugün rakipsiz süper güç ABD'nin hegemonyası altında yaĢanıyor. yıllardır hocalarla birlikte öğrencileri de kıĢla eğitimine zorlamakta. Çin rota değiĢtirdi. yayın ve araĢtırmaya odaklanmaktır. her yıl değiĢen öğrencilerinden baĢka kimse farkında olmadan. baĢlar ders vermeye. ikisi de kapitalist sistemle bütünleĢti. Günümüzde eski hamam. Sınıfa girer. Üniversite hocaları konularını bilir. hocalar rejimin taleplerine uygun sicillerinin olup olmadığına göre de değerlendiriliyor. Onlar da futbolcu transferi yapar gibi. Güçlü devleti en yüce değer olarak benimsetmek peĢindeler. Dönem sonu notum 'B' geldi. psikolojiden bihaberdir. cemaat adına birey sindiriliyor. Bunun sağlanması büyük ölçüde hocanın 'ders verme dersini' iyi çalıĢmasına bağlı. Popülist nedenlerle ülkenin dört bir yanında açılan gecekondu üniversitelerinde eğitim yetersizliği de eklenince. ulusal aitlikler birlikteliğimizin ifadesi olmayı aĢtı. Avrupa'nın nerdeyse tümünün faĢist rejimlerle yönetildiği yıllar. Üniversite özerkliğini. öğrenciler ve eğitim üzerinde kurdukları iktidar 1968'e. Monoton sesle konuĢan. Kendi ülkelerimizde demokratik değerleri yadsıyarak dünya imparatorluğuna karĢı gelmekle bir yere varılmıyor. Tek dersini kaçırmadım. Kamuoyunu. Can alıcı soru üniversitelerin yüzyılımızda geleceği. evrenselleĢeceğimize yerelleĢiyor. Her ülkenin elit üniversitelerinde münferit çabalar yok değil. Film 1942'de çevrilmiĢ. hem de giderek meslek okullarına benzemekte. Öğrenci temsilcileri oy hakkıyla üniversite senatolarına katılmaya baĢladı. KarĢıtlık. yarı-totaliter rejimler. Üniversite hocaları ders vermesini bilmeden iĢe baĢlar. önümüzdeki yıllarda daha da vazgeçilmez kılacak. Üniversitede son yılımda seçmeli bir ders almıĢtım. Eğitim sertifikaları yoktur. Bilgi aktarımında yeni iletiĢim teknolojilerinin ağırlık kazanması. Kabahat onun değil. herkesin Amerika'yı etkileyebilme gücünde yatmakta. ders verme yöntemlerini geliĢtirmedikleri takdirde.

Irak savaĢına karĢı dünyanın dört yanında milyonlar yürüdü. SavaĢa en çok karĢı gelenler gene Amerika'da. Bu ülkenin gelecek yıl seçeçeceği baĢkanı. mutlu olabilmek. birçoğumuzun apolitik diye damgaladığı gençler. Bu anlamda dünyada herkes. Aksi takdirde. dünyanın düzenini benimsediklerinden değil. toplum ve kurumlarıyla buna hâlâ açık. etkisizleĢtiriyor. Günümüzde dünyanın dört yanından yüz milyonlarca genç sırf dostluk ve haberleĢmek nedeniyle. Tarihimizde hep çıkarlara dayalı ticaretti. Amerika istediğini yapar görüĢü kabullenildi. çıldırmayanlar Gündüz Vassaf 06/01/2008 Mesleğimden vazgeçmemde Hacettepe Üniversitesi Hastanesi psikiyatri polikliniğinin bekleme odasının duvarında asılı yazınının mutlaka etkisi olmuĢtur. Kaderimizde ya evrensel ilkeler üzerine kurulu yeni bir dünya uygarlığı var ya da farklı totalitarizmlere boyun eğmek.' 'My Space' sitelerinde yaratan." Nerdeyse tüm dünyada gençliğin ayaklandığı yıllardı. "Dünyayı değiĢtirmeye çalıĢacağına kendini değiĢtirmeye bak. sınırsız. patolojik bir iyimserlik ya da 'Benden sonra tufan' anlayıĢını gerektiriyor. Türümüzün tarihinde zengin yoksul uçurumu bu kadar aĢılmaz olmamıĢ. farklı kültürlerden tüccarları bir araya getiren. Yüz milyonların text mesajlarıyla. Belki Ģu anda dünyanın en sağlıklı insanlarıysa.' 'You Tube. 21. ürünleriyle. YaĢam gecenin konusudur. Günümüzde normal olabilmek. Kimse bunu öğle yemeği sırasında tartıĢmaz. 21. e-postalarıyla. Buralardan ses çıkmıyor. kendi aramızdaki tartıĢmalarımızda ABD'ye karĢı gelinirken havanda su dövdüğümüzü söylemek istemiyorum. ücretsiz. Evrim sürecimizde ilk kez. Sonuçta '68 kuĢağı yaĢlandı. Dinlerine sığınıp birbirlerine karĢı taraf olanlar dikiĢleri patlamıĢ düzene karĢı çaresizliğimizin ifadesi. Ģöhret uğruna değer yargılarımız bu denli altüst edilmemiĢ. zenginler servetlerini bu kadar fütursuzca sergilememiĢ. gençlerin denge sağlayıcı bir unsur olabileceği günlere gebeyiz.Kültürüyle. Dünya çapında bir gençlik cemaati oluĢuyor. Psikiyatri. dünyanın kendine yol göstermesine bizim de. sınırsız. Yerel medyamızda. Dünya çapında eylemler aylar öncesinden örgütlenme. insan sevgisi ve merakla ortak bir ağ kuruyorlar. ne de Güney Amerika'da. Geleceğimiz için bizi karamsar kılıyor. hatta siber taktiklerle felç edecek tarihimizde görülmemiĢ bir güce sahipler. 'Face Book. Kimliklerinin zırhında cepheleĢenlerin tersine. Düzene karĢı gelen '68 kuĢağının. Amerika'nın. seferber olması artık anlık bir iĢ. 'OlgunlaĢtı. türümüz gençlerden öğrenmenin eĢiğinde. mitinglerimizde. Tarihimiz boyunca gençler yaĢlılardan öğrendi. Bu fırsatı iletiĢim teknolojisinden de yararlanarak kullanmak bizim elimizde. BaĢka totaliter rejimlerden farklı olarak. buralarda yeni değer yargılarını paylaĢtıkları evrensel bir kültür. kendisinin de ihtiyacı var. düzene uyumlu kiĢilikler kılmak sevdasından çoktan vazgeçti. insanı acz içinde bırakıyor. planlama gerektirmiyor. hayatımızı etkileyecek. koruyabildikleri sürece olan bitene sınırlı bır kayıtsızlık içindeler. Dünyayı çığırından çıkarmanın tam da eĢiğindeyken. Düzen ayaklarına bastıkça isterlerse düzeni bir çırpıda uyaracak. teknolojisiyle. '68 kuĢağından farklı olarak egemen güçlere karĢı gelmemeleri. ne Çin'de. ciddiye almadıklarından. Teröre karĢı verildiği söylenen savaĢ çıldıranları daha da çıldırtıyor. sonuç alınamadı. yüzyılın yeni kuĢakları insanı çıldırtan bir dünyaya doğuyorlar. milliyetçiliğin ve totalitarizmin ekmeğine farkında olmadan yağ sürmekte. sansürsüz ve hızlı iletiĢim teknolojisiyle birleĢince tarihimizde ilk kez bu kadar çok genç yeni bir oluĢum içinde bütünleĢiyor. Ama sırf karĢı gelmek için karĢı gelmek. Amerikan vatandaĢı konumunda. servet. evrenel değerlerimizin çökmesini fırsat bilen her türlü köktenciliğin. ABD'nin politikası her ülkede. herkesin gündeminde. SavaĢa hâlâ karĢı gelenler bugün ne Türkiye'de. yüzyılda çıldıranlar. asırlardır bizleri taraflaĢtıran kimliklerden arınıyorlar. *** YaĢamın amacı ölünceye kadar yaĢamak. Ortak dilimiz Ġngilizce. bir hareket potansiyeli oluĢturanlar. ilaçla sakinleĢtiriyor. *** AĢk hastalığı değil. kendi küçük dünyalarını yaratabildikleri. bu ülke. ahlak bu denli umursanmamıĢtı. meclislerimizde. Kendimden kendime Gündüz Vassaf 30/12/2007 YaĢamın anlamı gece duyumsanır ve sorgulanır. ilaçla denetliyor. hatta değer yargılarıyla dünya her gün daha fazla ABD'nin tüketicisi konumunda. Ġnsanları. belki kendi liderlerimizden de çok. dünyalı olduğu için. tepkisel düzeyde kalan Amerikan karĢıtlığı.' 'gerçekçi' oldu. âĢık olmama hastalığı vardır. roller değiĢiyor. YaĢlılar hep gençleri savaĢtırdı. *** . sonuç alamamak. Belki asıl onlar John Lennon'un sınırsız dünyasını. Hele yeni teknolojilerle. düzenle bütünleĢti. Yeni kuĢaklar. Ġngilizcenin giderek dünyanın ortak dili olması. savaĢsız dünya özlemini belki en iyi John Lennon'un 'Imagine' adlı Ģarkısı özetliyordu.

Ġnsanlar bazen daha iyi yaĢam koĢulları uğruna. farkında olmadan içselleĢtiririz değiĢen ortamımızın değer yargılarını. baĢkalarıyla da yaptığı gibi. Tam sahile ulaĢıp. Çocuklar okuldan alınır. ama asla birlikte icrada bulunmadığımız toplumlarda yaĢıyoruz artık. aĢık olunca evrene bambaĢka bakılabileceğini bilen. Ağır çekimde film gibi olan uyum süreçlerimizde. Böyle olmasa. Potomac nehrinden suya girip yüzmeye baĢlar. imparatorluklarımızın uyumlu kulları olmaktan cumhuriyetlerin uyumlu vatandaĢları olmaya. Ġngiltere'de bir çift ülkeden çekip gitmek zamanı geldi der. *** Durmadan birbirimiz için gösteri yaptığımız. ev satılır. kimbilir. Türkiye'nin kaybı baĢka ülkelerin kazancı olur. bazen Nâzım Hikmet gibi canlarını korumak pahasına. ABD'nin plantasyonlarında. koĢullar ne denli tahammül edilmez olursa olsun. köleler de. Sık gördüğü bir kâbusunu bizlerle paylaĢmıĢtı. *** Yaratıcılıkta taraf yoktur. *** Totalitarizm. *** Kendimizden kaçtığımız için mi gözlerimizi kaçırıyoruz birbirimizden? Bize.. geçen yüzyılın baĢlangıcında demokrasilerin savunuculuğundan totaliter rejimlerin hararetli taraftarları olmaya nasıl geçilebilirdi ki? Atina demokrasisinde. Dalgalarla cebelleĢerek Atlas Okyanusu'nu. askerliğini yapmadığından elliyi aĢkın yaĢına rağmen Türkiye'ye dönemiyordu. temerküz kampları örneğinde olduğu gibi en ceberrut ortamlara bile ayak uydurmak var. artan cürüm. Türkiye'de yaşanır mı? Gündüz Vassaf 23/12/2007 Gazetede okumuĢtum. sözcüklerimizin tutsağı olduk. Ama gene de biziz. hiç dönmediği gibi. üç bilim adamı kendi alanlarında dünya çapında ünlü olur. "En çok kimi seviyorsun?" sorusuna cevap vermekle baĢlar. dört-beĢ boyutlu olduğunu söyledikleri evrenimizde. Güney Amerika'nın kıyısında Falkland adalarında Ġngiliz ve Arjantin orduları çarpıĢmaya baĢlamıĢtır. Türkiye'de sılanın ne anlama geldiğini belki de en iyi Nâzım Hikmet'in 'Memleket. Akdeniz'in sularında duyduğu hazla Ege'ye varır.. *** Görülecek o kadar çok Ģey var ki. taĢınılır. berbat iklim derken yaĢam koĢullarını tahammül edilmez bulurlar. *** Ġktidarların en büyük korkusu muhalefet değil. Ġstanbul Üniversitesi'nde felsefe okurken annemin sınıf arkadaĢı olduğunu bilmesine rağmen. ciddiye alınmamak. reddinin Ģiddetinde reddettiği yeri daha da çok yaĢıyordu. *** ÂĢık olan için gözü dünyayı görmüyor diyen biziz. öldükten sonra da sorun olmaya devam ederler. Reddi o kadar Ģiddetliydi ki. 'Beni gör!' diye bakanlardan. Münevver' üçlüsüne hasret Ģiirlerinden bilir. kötü eğitim. yatağında çarĢaflarla boğuĢurken uyanır. aniden denizin suları çekilir. sılaya mahkûm olabiliyor. Osmanlı'nın konaklarında. gurbette yazdığı 'Vakvaka'nın Tasası' adlı okurumuza ulaĢamayan Ģiir kitabı da olan Sadi Koylan. Ġngilizce konuĢulan ideal bir yer bulurlar. *** Kahramanlar öylesine totaliterdir ki. Atlası çıkarıp dünyayı gözden geçirir. yaĢadığımız yere uyum sağlarız. Muzaffer ġerif Türkiye'ye o denli küser ki. Gurbet psikolojisini yaĢamayanlar. köle sahipleri de uyumlu değil miydi yaĢadıkları ortama? . Ama çoğu zaman. *** Ġnancımız insan için mi olacak. Cebelitarık Boğazı'nı geçer. beĢ bin duyumuz vardır keĢfedilmeyi bekleyen. kısa bir süre hapis de yattıktan sonra. beĢ değil. yurdundan ayrılmaya mecbur bırakılır.Beklentilerimiz gözümüzü rehin almıĢ. Ġngilizce hal hatır sormuĢtu. kendisiyle ABD'de tanıĢtığımda. Bir ay geçmeden vardıkları yerde savaĢ çıkar. ileride baĢkalarının çöpü olup olmama sınavından geçecek. kurallarını. Milli ġef Ġnönü rejiminin aydın kıyımlarında Pertev Naili Boratav ve Niyazi Berkes'le birlikte Muzaffer ġerif de. öfkesinden benle de Türkçe konuĢmayı reddetmiĢ. insanın inancına kulluğu için mi? Hangi ülkede yaşanır. *** Fizikçilerin. *** Dünyayı sözcüklerle tutsak ettik. *** Cinsel iliĢkinin gerçekleĢmesi için türümüzde iki değil de üç farklı cinsiyet olsaydı? *** Ait olmaktan kendi portremizi yapma yeteneğimizi yitiririz. aksayan sağlık hizmetleri. DüĢük maaĢlar. Washington'da öğrencilik yıllarımda tanıdığım. Memet. *** Sakladıklarımız. Doğamızda çevremizle bütünleĢmek. yurduna doğru son kulacını atacak. 'iyi'yi benimsemek ya da 'kötü'yü reddetmek ağır basan temel bir dürtü türümüzde. bazen de Stalin'in Kırım'dan sürdüğü Türkler gibi topluca sürgüne. Uyum sağlamak.

demokrasiyi savunanlar. Biz değil miydik. Huntington'ın da uygarlık çatıĢmaları dönemine girdiğimizi açıklamasından bu yana. Ülkelerimizde ne varsa hem bize rağmen hem de bizim sayemizde. yerinde sayıyor. geçen yüzyıla göre giderek anlamsızlaĢan seçimlerle tanımlıyor. Pek farkında olmadığımız. Ses yok. bizde de aydın giderek filin sırtında sivrisineği andıran ABD'deki yazar çizerlerin konumuna dönüĢmekte. devleti var etmekle karĢı gelmek arasında gidip gelmemiz. herkesi refah içinde yaĢatacak. TartıĢma yoksulların hangi ideolojiyle kurtulabilecekleri üzerine odaklanmıĢtı. onu etkilemenin yollarını aramak. Siyasi partiler arası farkların azaldığı. Akademisyenler ise 20 küsur yıldır YOK'ten özgürleĢmeyi bile beceremedi. Ada vapuruna binmeden simit aldım. değiĢen Türkiye'ye uyum sağladım. Artık devlet nispeten olgunlaĢtı. belki imza atarak birkaç Ģeyi protesto ediyor. hükümetlerin uygulamalarının benzeĢtiği dünyamızda. kendi sesiyle boğulduğu tepkilerle yetiniyor. yoksulluk . hatta yer yer güvenlik güçlerinin bile özelleĢtirilmesiyle. Günümüz dünyasında zengin-yoksul arasındaki fark tarihimizde olmadığı kadar açılırken. istediği ülkeye saldıran. yoksulluğu sona erdirecek bir düzen uğruna çatıĢtıkları iddiasındaydı. özel yaĢama yaygınlaĢan baskısına dikkati çekmek. Devlete karşı gelmek Gündüz Vassaf 16/12/2007 ġiddet kullanması meĢru olan bir kurum tasvip edilebilir mi? Tarihimiz boyunca çözülemeyen çeliĢki. Vapur kalabalık. Ses yok. Genel olarak. tüketim alıĢkanlıklarımız giderek bu güce tabi olmakta. Güvertede oturdum. Ömrüm boyunca Ġstanbul'da. isyan eden değil. Sağlık. yıkımını öngören ideolojilerimiz. bir uçta devletin topyekûn yok oluĢunu. Günümüzde de cesaret istiyor özgürlüğü. yoksulluk gündemden düĢtü. Soğuk SavaĢ'ta Türkiye'ye biçilen rolde solu yaĢatmayan tek kanatlı demokrasi. bazen de dinliyor gibi yaparak geçiĢtirmesini öğrendi. Oysa dünyanın baĢka ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'de de demokrasinin olmazsa olmaz temel ilkeleri yok edilmekte. baĢka birçok ülkede olduğu gibi. Gelecek yıl seçilecek baĢkanları. Ses yok. 20 küsur yıldır bu kurumun kapıkulluğuna boyun eğen? Ne kahvaltı etmiĢ. dinlemesi gerektiğini. denetleyecek Ģekilde ayrıĢması gerekirken. eğitim. insan haklarını savunmak. Soğuk SavaĢ'ta taraflar. birçok ülkede bu hassas saç ayağının iki unsuru yürütmeye teslim olmakta. mekanizmalarını oluĢturmak. maddi gücü ve tehditle ulusların hayatını etkileyen tek bir gücün elinde. Nazım Hikmet'i 12 yıl hapiste tutan tek parti rejimi. devlete.Hayatını idame ettirebilen iyi köleydi. herkesin gündelik hayatını denetleme hakkı maddi gücüyle sınırlanmakta. birbirinden çok farklı dillerle toplumda bireyin konumunu da ifade eder oldu. hem ülkesinde hem de dünyada olanlarla ilgili kaygılarını dile getirdi. Her seferinde tokadı basacağına. aynı dünyayı paylaĢtığımız bu güce ulaĢmanın. sosyalizmin çöküp kapitalizme yenik düĢmesiyle tarihin bittiğini. bu çatıĢmadan söz edenlerin kültürden ne kadar az nasiplendiği. Aydınsa. selefleri gibi baĢka bir geleceğin ufkunu gösterebilmek de ona düĢer. estetik kaygısını koruyarak. yanımda. Eskisine göre hem yerelleĢmekte hem de toplumun vicdanını yansıtmamakta. Demokratım diyenler. ABD'li Fukuyama'nın. Kendimce saygılı davrandım. Dünyamız. Simitten bir parça kopardım. yemeye devam edersem saygısızlık hatta tahrik olabilir diye. yerel konumundan nadiren baĢını kaldırdığında. ne öğlen yemeğe vakit bulabilmiĢtim. milletvekillerimizi hapse atan 12 Eylül darbesinin baĢının cumhurbaĢkanlığını oylarımızla onaylayan? Bizim akademisyenlerimiz değil mi. askeri rejimin YÖK'üne karĢıyız demelerine rağmen. Aç kaldım. tek tük istisnalar dıĢında. kim olursa olsun. uluslararası hukuku yadsıyan. Romeo varken Mecnun'u kim takar? Gündüz Vassaf 09/12/2007 Önüne gelen dünyamızdaki kültür çatıĢmasından söz ediyor. özellikle sinema. kıstas olarak hâlâ seçimleri gösteriyor. 400 gazeteci için 3 bin 315 yıl hapis cezası verilen. Yasama. rejimler meĢruiyetlerini. ezikliğiyle edilgenleĢiyor. Usulca kalan simidi cebime koydum. ergenlik çağında delikanlı gibi ceberrut babaya baĢkaldırmak gerekmiyor. her seferinde bedelini ödediği cesaretle. hele dinin. 7 bin kiĢi için idam cezası istenen. Birden aklıma ramazan olduğu. Yoksa kimsenin ters bir bakıĢını hissetmemiĢtim. Oysa. Aydınsa. 1960'lı yıllardan itibaren özgür düĢünceyi düzenli aralıklarla biçen askeri rejim ve sıkıyönetimlere rağmen aydın. bundan önce hiçbir ramazanda aklıma böyle bir Ģey gelmemiĢti. Son yıllarda Türkiye'de. Tarih boyunca iki arada bir deredeyiz. Yemeye baĢladım. Yerinde sayarken tartıĢtığı konulara yaklaĢımı genellikle magazin basınından farksız. Ancak eskisi kadar. Kültürümüz. seçtiğimiz baĢbakanlarımızı. yürütme ve yargının birbirini dengeleyecek. KeĢke çatıĢan kültürler olsaydı. hepimizin hayatını etkileyecek. Bir uçta canımızı devlete kurban etmeye gönüllü halimiz. karĢımda oturanların oruçlu olabileceği geldi. bir ölçüde de edebiyat.

Gelenler o güne kadar ne böyle bir müzik duymuĢlardı ne de böyle bir destana aĢinaydılar. Bir yazar. Batı da Batı. Türkten baĢka bir Ģeyle ilgilenmezse. Akademisyenlerimiz de farklı değil. dünyada istedikleri yerde istedikleri konuyu araĢtıracak. birçok ülkede bu Ģovenizmi körükler oldu. Sana. Rudyard Kipling'in "Doğu Doğu'dur. Geçtiğimiz yüzyılda Batı'nın dünyaya bakıĢındaki cehaletini. Harvard Üniversitesi'nin dünyanın en zengin kütüphanelerinden Widener'da bile. Yazdıkları ülkelerinin sınırları dıĢına çıkmayan. yüzyılda farklı bir Ģey ifade etmiyordu. bir Ģey yazdı mı? Yerellik içimize sinmiĢ. Ama neden bir Türk Eskimolar'da aile yapısı üzerine bir tez hazırlamasın? Türkiye'nin ilgi alanı dıĢındaki sosyal konularda. ABD'nin de. bir de Ġstanbullu bir yazarın gözünden kendi Ģehirlerine. hiç olmazsa akademisyenleri kabul etmiĢ. Batı'nın dünyayı uygarlaĢtırma görevine iĢaret etmiĢti. 'Jakond ve Siyau' gibi eserler veren. Onlar. yerel kalarak dünyanın takdir ettiği edebiyat yapabilir. gittiği yere iliĢkin yazdıklarıyla tanınıyor? Bırakın tanınmayı. öğrencilerini tezler yazmaya üniversite hocalarımız neden teĢvik etmesin? Batı'nın da Türklerden. yakın zamandaki ekonomik göçlere kadar baĢka dilden. ġimdi herkes kendi kültürünü üstün görmekte. baĢka uygarlıklara göre tarihsel olarak çokkültürlülüğe yabancı.Yazmaması kabiliyetsizliğinden değil. Fransa ve Ġngiltere'den topluca sürüldü. renkten insanlarla bir arada yaĢama tecrübesi olmadığı gibi.. dünyanın çeĢitli yerlerinde eziklikle örtüĢük ibret verici bir kültür Ģovenizmini provoke ediyor. Yüzlerce yazarımız var. Ne var ki Hindistan. ister Shakespeare uzmanı ol. Ya da. Cesaret edememesinden. Ama Batı'nın kültür cehaletinin kökleri daha derinlerde. Ġngiliz sömürgeciliğinin zirvedeki yıllarında. Türk. kültürleri bile olmayanların yükünü beyaz adamın taĢımaya mahkûm olduğunu söylerken. cılız sesinle Batı'ya saldırırsın çifte standartlı diye. Geçen hafta Boston'da.Kültürler çatıĢması trenine binilene kadar. New Amsterdam diye bilindiği günlerde geçen aĢk hikâyesi yazsam. Nâzım Hikmet bir istisna Türk edebiyatında. istisnalar haricinde iki kuĢak ara verildi. sosyal bilimlerde. oraya yerleĢen. Amerika'ya adım atmadan yazdı. 'Amerika' adlı kitabını. ıstırabımın. O da Can Yücel'in babası Hasan Âli Yücel'in Milli Eğitim Bakanı'yken verdiği destekle çevrilmiĢ. sırtında yumurta küfesi. Türkün Türkten baĢka dostu niçin olsun ki? . 'Romeo ve Juliet'in sahipleri 'Leyla ve Mecnun'u tanımazken ortada bir kültür çatıĢması değil. bir Hintli'nin. Doğu'nun bu ikilisi tanınmıyor. Bir Amerikalı. bu beklentiyi gerçekleĢtirip. Bunca yazarımız var. Ģiir yazan nice Nobel ödüllü yazarı var çeĢitli ülkelerden. Sıradan bir Azerbaycanlı ya da Ġranlı 'Leyla ve Mecnun'u neredeyse ezbere bilir. ezikliğinden. Nizami'nin hiç. Kendini ezik gören her ülkenin yazarı böyle. bu konuları bilmek haddin değilmiĢ gibi. Endonezya. "New York'un. ayakta alkıĢlandı. uzman kesilip kitap yazacaklar. kendi ülkenle ilgili Ģeyler sormakla yetinecekler. dinden. Ġlle oralara gitmek de gerekmez. insanlarına baksın." demeyi aklından bile geçirebileceğini tahmin etmiyorum. Tabii ki yurtdıĢında doktora yapan Türk Osmanlı tarihçisi olsun. Cumhuriyet'in ilk yıllarında yakın tarihimize düĢmanca bakmamız nedeniyle. Onlardan çok var. orada okumuĢ olan. Bir Türk'ün.türümüzün kaçınılmaz hali olarak kabullenilir oldu. Neden hep Türkiye'yi yazarlar? Biri cesaret etsin istiyorum. Hintlilerden ya da baĢkalarından beklentileri farklı değil. Mısır ya da Türkiye'de yüz milyonlar 'Leyla ve Mecnun' gibi 'Romeo ve Juliet'in de kim olduğunu bilirken. yurtdıĢına giden. asla bir araya gelemez bu ikili" Ģiirindeki sözleri de 19.. New York'lular. Avrupa. 'Taranta Babu'ya Mektuplar'. Romanı New York'ta geçsin. ünlü çelist Yo Yo Ma'nın Ġpek Yolu projesinin kapsamında Azerbaycan'dan gelen 'Leyla ve Mecnun' operasından bir uyarlama seyrettim. ister klinik psikolog. olsa olsa cehalet var. sazı alacaksın eline. dünyada metrekare baĢına en çok doktoralı insan düĢen Boston'da bile. Ġstanbul'da Abdülhamit döneminde geçen dedektif romanları yazabiliyor. Hele din ve bayrakla kültür birleĢti mi. Bu destan dünya Müslümanlarının ilk akla gelen eserlerinden. Hangisi gittiği yerde. Batı'nın cehaletinden kaynaklanan vurdumduymazlığın ekonomik egemenliğiyle birleĢmesi. Bu sade Türklerin derdi değil. romanlarının yerel kahramanlarıyla aynı dili konuĢan. Batı uygarlığıyla birlikte anılan insan hakları ve uluslararası hukuku son yıllarda fütursuzca yok sayması. Sen de bu oyuna düĢüp. Almanya'da soykırıma uğratıldı. (Sömürgecilikten ve kölelikten nasibini alan Afrikalılar baĢta olmak üzere dünya nüfusunun üçte biri!) Uygarlıklar çatıĢması lafını ortaya atan Huntington'ın satırlarının arasında. Kafka. Fuzuli'nin ise bu eserinin Ġngilizcesinin tek kopyası var. Binlerce yıl bir arada yaĢadıkları Yahudiler bile farklı dönemlerde Ġspanya. Kipling. Türkiye uzmanı Türkler Gündüz Vassaf 02/12/2007 Soracağım soru. kültür çatıĢmasından çok. Mesela New York'u yazsın. vahĢi diye söz etmek yerine farklılıkları vurgulamaya baĢlamıĢtı. özellikle antropolojide baĢka uygarlıklardan ilkel. kültürsüzleĢme baĢladı demektir. Ama neden ABD tarihçisi olarak tanınmıĢ akademisyenlerimiz yok? Tabii ki yurtdıĢında doktora yapan Türkler. Gazel ve makamın Batı musikisindeki yolculuğu huĢu içinde izlendi. onlara tepeden bakmayı da kültüründe içselleĢtirdi. infialimin ifadesi. ciddi Osmanlı tarihçileri yetiĢtirilmeye. Kitapları ödül de alabiliyor. Sömürge iliĢkisi dıĢında. üstün Batı kültürünün saldırı altında olduğu iması yatmakta. tezlerini Türkiye'ye özgün araĢtırma konularına ayırsınlar.

yolumu çevirenlere vermek üzere yanımda uygun bir miktar para taĢırdım. vatandaĢlarını bu tür uygulamalarla da bastırıp uyumlu kılma becerisi. dünyanın dört yanından akın akın gelen her sınıftan insanın ABD'ye yerleĢip yaĢamayı tercih ettiği gerçeği. Sosyalist ve kapitalist ideolojilerin çarpıĢtığı Soğuk SavaĢ yıllarında. 'Devlet. Mezar taĢı tahrip edilir endiĢesiyle. nüfusuna oranla dünyada en çok tutuklunun ABD hapishanelerinde olduğu bilgisiyle baĢlıyor. ülkesinde çocukların atom bombasının atılmasını efsaneleĢtirmelerini engellemeye gayret edebilirdi. Tibbetts. Bu. bu savaĢ kahramanına yaptığının yanlıĢlığını halkına anlatmaya ikna etmiĢ olabilseydim. tarihe bakıĢımızı nasıl etkiler? Ya da geçmiĢi yargılamamızı? Ġstanbul'da babamın elinden tutup Tophane'de köle pazarında dolaĢmıĢ olsaydım. "SavaĢta ahlak yoktur. ressamıyla. Aynı. Ölmeden bir yıl önce. baĢkentte köylü kıyafetinde dolaĢanlara aynı muameleyi yaptığı geçti. doktoruyla. sıradan bir uygulayıcısı olan bu kiĢiyi yaptıklarıyla yüzleĢtirmemizin ne anlamı olurdu acaba? Ġkinci Dünya SavaĢı'ndan sonra doğmuĢ biri olarak. New York belediye baĢkanıyken sokaklardaki iĢsiz güç tayfasını polise toparlatıp. torununa cesedinin yakılmasını vasiyet etmiĢ. bu kadar da duyarsız olmayabilirdi duygusuna kapıldım. önce kendimizle yüzleĢmemizi hatırlatması bakımından manidar. Batılı emperyalist ülkeler dünyayı sömürerek ülkelerine servet aktardı. yaĢadığını bilseydim. Herkes gibi." New York mektubu Gündüz Vassaf 18/11/2007 Ġngiltere'de yaĢayan bir arkadaĢım 15 yıl aradan sonra geçen hafta ilk defa New York'a geldi. ABD okullarındaki tarih kitaplarında yer almayacağından Ģimdilik emin olduğum Ģu sözleri de söylemiĢ olmasıysa. Yapabileceğim bir Ģey yoktu. hepimizin tarihinin beĢiği Mezopotamya'da kalkıĢtıkları yıkıma. Bugünkü değer yargılarımızla kimbilir neler derdik. Moskova. Ġkna edebilseydim kendisini. Düzenin kaçınılmazlığının ifadesi. dehĢete duyarsızlıkları gibi. Geçen hafta New York metrosuna bindiğimde. Kölelik gibi. tarihte olan bir Ģeydi. hissedeceklerim. Ģehir dıĢına attırdığını arkadaĢıma anlatırken. Ben de üniversite yıllarımda bu Ģehre geldiğimde. belki hiç olmazsa annesinin adını (Enola Gay) verdiği uçağının müzelerde sergilenmesini. eli kırbaçlı bir köle sahibi tarihin küllerinden öylesine karĢımıza çıkıverse. "Bombayı atmasaydık. Üniversitede 'Psikoloji ve Propaganda' dersinde hocamız bize Sovyetler Birliği'nin bu sansürünün nasıl geri teptiğini Ģu örnekle anlatmıĢtı. Amerikalılar. sevinç gösterileriyle coĢarken. New York'ta ikiz kuleler çöktükten sonra. Melis Birder'in New York hapishanelerinde mahkumların ziyaretçileri üzerine tamamlamakta olduğu çarpıcı belgesel filmi de. ne de amaç Japonya'yı derhal pes ettirmek idiyse. öldü sandığım biriyle kendimi aynı zaman diliminde yaĢamıĢ buldum. aĢçısıyla. geçmiĢe bakınca kınanan. dünya tarihinde bir çırpıda en çok sivili öldürmüĢ kiĢi olarak insanlığa karĢı suçlardan yargılanabilirdi de. Sibirya'da gulaglara sürülüp dönmeyenlere alıĢık olan iĢçiler. kapitalizmin egemenliğini açıklayan çeĢit çeĢit kuramların sonu yok. Sade kendimi değil hepimizi. bombanın tahrip gücünü önce denizde ya da çölde bir denemeyle Japonlara göstermediklerinin sorusunu cevaplandırıyor. ABD. dinozarları yok ettiği söylenen göktaĢı gibi. kendi halklarının tepesine binerek güçlenirken. yadsınamaz olduğu kadar açıklaması da kolay değil. ġehri huzurlu ve ĢıklaĢmıĢ buldu. Zaman yolculuklarında ya geçmiĢe gidilir ya da geleceğe. askerlerinin dünyanın orasında burasında ortalığı kasıp kavurmasına. aklımdan Sabahattin Ali'nin öyküleri. ülkesinin resmi sözcülüğüne de soyunarak. Buradayken gördüğüm. bu ülkenin her kesimine yayılan tüketim olanaklarını örtbas etmek isterdi. Sosyal devletin kurumsallaĢtığı Avrupa'ya rağmen. ABD'yi polis devleti olarak tanıtır. Benim bu kaba açıklamamın ötesinde. tüm diğer yolcular gibi benim de gözüm güzergâhımızı yanıp sönen ıĢıklarla . Benden önce olmuĢtu. niçin insanları katlederek değil de. ne HiroĢima'dan üç gün sonra Nagazaki'deki katliamlarında uranyum yerine plutonyum çekirdekli atom bombasını denemelerinin gerekçesini açıklayabiliyor. en çok üstünde durdukları zencilerin giydikleri ayakkabıların Ģıklığı ve çeĢitliliğidir. HiroĢima'ya atom bombasını atan Paul W. Tibbetts'in birkaç hafta önce New York Times'da ölüm haberini okuduğumda. herkes kadar günümden sorumluydum. iĢçilere ABD'de zencilerin polisten dayak yediğini belgeleyen bir film gösterilir. daha çok insan ölecekti. sosyolojinin kurucusu Max Weber'in. bu sefer de. hiç olmazsa sivillerin katliamlarına. Geçenlerde öyle bir Ģey oldu ki. HiroĢima ve Nagazaki'ye atom bombasını attıktan sonra New York sokaklarında Amerikalılar da. ABD gibi. yaĢandığı dönemde normal karĢılanan ne kadar çok Ģey var. Tibbetts. Japonya teslim olmayacak. Moskova'da bir fabrikada. Milli ġef Ġnönü rejiminin Ankara Valisi Nevzat Tandoğan'ın. sizin de Ģimdi yukarda yazdığım satırlardan edineceğiniz intiba gibi. savaĢ sürecek. daha birkaç hafta önceki ölümüne kadar. fabrika çıkıĢında film hakkında kendi aralarında konuĢurken. Ben doğmadan olanlar tarihin sayfalarında dondurulmuĢtu. Pakistan'da zafer kazanmıĢcasına dans eden çocuklardı. Aramızdaki sorunları çözmek için savaĢtan baĢka bir yol bulmalıyız. ġimdi de ABD baĢkanlığına soyunan Giuliani'nin. Sovyetler Birliği ve Çin gibi totaliter rejimler. Çocukken bir Ģirketin 'promosyonu' olarak Miami'de uçaktan yeryüzüne çikolata atan. emekli olduktan sonra iĢadamları için uçak taksisi Ģirketi kuran General Paul W. Günümde olup bitenle sınırlı sorumluluğumun bir anda yok oluvermesinin çaresizliğiyle bu yazıya koyuldum. Stalin döneminde açlıktan ölenlere. televizyonlar dünyada birçok ülkenin tepkisini gösterdiğinde ibret verici görüntülerden biri. Japonya'da kül olan insanların dehĢetini idrak etmekten kimbilir ne kadar uzaktı. Ģiddet kullanmaya meĢru hakkı olandır' tanımına tıpatıp uyuyor. bugün kölelik hakkında düĢündüklerimden Ģüphesiz farklı olurdu. benim için ABD'nin atom bombasını atması.Dünyada en çok insanı kim öldürdü? Gündüz Vassaf 25/11/2007 Doğum tarihimiz. ABD'nin. yaptığım ahlaken doğruydu" demiĢ.

kapıldığı aĢağılık kompleksinden kurtulmanın yolunu. Türkiye'de de evrim kuramına din adına itirazlar yakın zamana dayanmıyor mu? Darwin. doğayı merak etmiĢ. Bugün dünyanın en tehlikeli insanı kimdir diye sorulacak olsa. cevaplarını aramıĢ. Dönünce gözlemlerini yayınlamaktan uzun yıllar çekinmiĢ. İngiltere mektubu Gündüz Vassaf 04/11/2007 Çifte standartlarla cebelleĢiyorum. ıĢıkların yanıp sönmesiyle. Dinleri dokunulmaz kılıp iktidarlarına alet etmek ise. Baskı altında tuttuğumuz cinsel düĢüncelerimizi Ģuuraltımızın derinliklerinden özgürleĢtiren Freud'un yazdıkları pop kültürümüzde bile sıradanlaĢtı. sonraki duraklara kaç durak kaldığını. gene yanıp sönen sayılarla belirtiyordu.) GüneĢin dünyanın etrafında dönmediğini söyleyerek kiliseyi dünyevi tahtından indiren Kopernik ve Galileo. BaĢkaları gibi benim de gözüm. duraktan durağa bir beklenti gerçekleĢmesine dönüĢtü. Brooklyn'den Manhattan'a yapacağım yolculuk.gösteren tabelaya takıldı ve orada kaldı. Hepsi karĢılarında. "ĠĢte bilinçli vatandaĢlar. evrim kuramına karĢı faaliyet ve yayınlarıyla baĢka dinlerdeki köktencilik akımlarını da besliyor. Dünyanın en tehlikeli insanı Gündüz Vassaf 11/11/2007 Evi Londa dıĢında ücra bir köyün ücra bir köĢesinde. ne âdetim olduğu gibi diğer yolcuları süzüp onların dünyalarında gezindim. inancı düĢünceye düĢmanlaĢtıranların çapsızlıklarının ibret verici ifadesi. kocası düĢüncelerinden ötürü tanrının gazabına uğrayacak diye korktuğundan. Evinde karısı. BirleĢmiĢ Milletler'i hiçe sayıp uluslararası hukuku ihlal ettiklerinden Bush ve Blair savaĢ suçlusu olarak yargılanmalı. Tıp tahsilini yarıda bırakmıĢ. ardından atalarımızın maymunlarla bir olduğunu kendisine yakıĢtırmayıp art arda psikolojik Ģoklara giren türümüz. Oysa 1859'da yayımlanan 'Türlerin Kökeni' adlı kitabıyla dünyayı birbirine katmıĢtı. güçlerini yitirmekten korkan dinlerin kendilerinden menkul sözcülerini bulmuĢlar. dünyanın öbür ucunda. Einstein'in izafiyet kuramının yaĢantımız açısından ne anlama geldiğiniyse henüz idrak edebilmiĢ değiliz. George Bush adı birçok ülkede akla gelse de. günümüzde de düĢüncelerini dine dayandıranların çaresizliklerini kaçınılmaz kılıyor. Fosil toplama merakını yenemeyerek yelkenliyle beĢ yıl dünyayı dolaĢmıĢ. Kimilerine göre. Marx'ın yazdıkları bugün üniversitelerde bile pek tartıĢılmaz oldu. Kamuoyu Blair çiftinin yeni satın aldıkları üçüncü evlerinin fiyatıyla meĢgul. Yol boyunca ne kitap okuyabildim. Ġngilizler de kendilerini böyle mi görüyor? Neleri görüyor. farklı din ve mezheplerin temsilcilerinin günümüzde oluĢturdukları uluslararası dayanıĢmasının bir numaralı hedefi. metronun tekrar hareket etmesiyle bir sonraki durağın adı ıĢıklanıyor. "Hakkıdır. sorular sormuĢ. 'Hayranınız Karl Marx' imzalı 'Das Kapital'ın etkisiyle geçen yüzyılda dünyanın yarıdan fazlası sosyalizm adına kurulan rejimlerle yönetilmiĢken. zamanının en tehlikeli adamı ilan edilen birinin evinde olduğumuz geçti. rotamı gösteren ıĢıklı tabelada. Son yüzyılları düĢünceleriyle etkilemiĢ baĢkaları gözümün önünden geçiyor. neleri görmüyorlar? Uluslararası Af Örgütü'nde yıllardır çalıĢan bir arkadaĢım eski BaĢbakan Blair'in anıları için bir yayınevinden 8 milyon sterlin avans almasını. "Ne güzel. Darwin'in kitaplığında gördüğüm. Evrim kuramı Ġngiltere'de ilk duyulduğunda ülkenin önde gelen aristokratlarından Lady Wilberforce. Durduğumuz her durağın ismi yanında ıĢık yanıyor. insanın bir hali. benliğim. Dünyanın evrenin merkezinde değil. Myanmar'da askeri rejime karĢı kamuoyunun duyarlılığını gördüğümde. baĢka bir ıĢık. Hâlâ da katıyor. "Umarım doğru değildir. ineceğim durağa vasıl olmaya indirgenmiĢti." diyorum sokakta zaten nadiren rastlanan polisin silah taĢımadığını gördüğümde. Hepsi hayatı. ABD'deki Hıristiyan köktenci akımlar. dini otoritenin sorgulanamayıĢına sığınarak buldu. yedi çocuğuyla sakin bir hayat sürdürmüĢ. her yeni durağa gelince kendimi bir Ģey baĢarmıĢ gibi hissetmemde. bir sonra neyi tüketebileceklerinin düĢüne hapsolan milyonlarca Amerikalının günlük yaĢantısı gibi. "Onunla cennette beraber olamayacağım" diye ömrü boyunca ıstırap çekmiĢ. ne de sallana sallana giderken hayatın anlamını ya da eski sevgililerimi düĢünebildim. Ġnanmak. kenar mahallesinin boĢluğunda dolandığını öğrenen. okullarımızdaki fen derslerinde kendi inançlarına da yer verilsin istiyor. papaz olmak istemiĢ. . egemen düzen için bu isim. Anketlere göre bu ülkenin insanlarının belki yüzde 70'i Irak savaĢına karĢıyken iktidar ve muhalefet partileri savaĢtan yana. cinsel tabularımızı yıkan Freud ya da Darwin gibi çoğu bilim adamı sessiz sedasız kendi yollarında yürümüĢ. Aynı. ne dinlenmek için gözlerimi kapatabildim. devletten ne maaĢ aldı ki?" diye karĢılıyor. (Darwin'in karısı Emma bile. önceden belirlenmiĢ seçenekler içinde ilerleyebilen. Dünyayı dolaĢtıktan sonra evine kapanıp yıllarca deniz kabuklarının evrimini ya da piyanosunun üstüne koyduğu solucanların iĢitme yeteneği olup olmadığını inceleyen Darwin. Charles Darwin'in Down House adlı evinin alt katındaki çalıĢma odasını benimle birlikte dolaĢanlardan acaba kaçımızın aklından. büyük olasılıkla Usame bin Ladin olurdu." diyorum. hayatımın amacı. gerçekse mutlaka halktan gizli tutmalıyız" demiĢ.

Altan birden baĢka bir taksiyi durdurdu. Turistler. Altan'ın. arkadan mühürlü tualleri de. KuruçeĢme'ye gelirken Altan. neden. belki rüĢvette dünya rekoru olan. Bindik. imparatorluğu geniĢletmek için Hindistan. Ya da tam tersi sözler peĢimizden gelirdi. idari ve adaletine üstün hizmetleriyle tanındığı gibi. Ġngiltere'de çıkan bir kitap* bu ülkenin eski sömürgesi Kenya'da 1950'lerdeki soykırımını ilk defa gün ıĢığına çıkarıyor. Ġkinci Dünya SavaĢı'nda demokrasi adına faĢizme karĢı seferberliğin öncülüğünü yapan Churchill. GümüĢsuyu'nda. Bir saat içinde. Etrafımda ünlü ölülerin lahitleri ve mezar taĢları. milyonlarca sterlin verdiği açıklanmıĢtı. Dover Kalesi'nde kilisedeyim. Afrikaya gitmiĢ. Evinde bir gece. TanıĢan kim? TanıĢtıran kim? Daha geçenlerde Ġngiltere'nin silah satmak için Suudi Arabistan'a.Demokrasiye hasret duyan ülkelerde yaĢayanlar. oğlu Ġngiltere'de bulunmayan bir mikrop kapmıĢcasına. Ġngiliz aileleri. O yıllarda rengârenk olan Ġstanbul taksilerinin bir renginden inip bir diğerine biniyordu. Elkins'ın yazdığı. Sizi de yanına alır düĢlerinde dolaĢtırırdı. ötesinde Atlantis olan Cebellütarık kayaları kadar da yerleĢikti. düĢleriyle iç içe yaĢadığının ifadesiydi. Afganistan. rüyalarım kadar gencim" demiĢ karĢısındaki. Belki de öyle bir bayrak yapardı ki renkleri değiĢirdi durmadan. Altan genç yaĢında öldü. Gömülenlerin çoğu asker. birbirlerini katletmelerini engellemek gerekiyordu. Duvarda dünyada iyilik için savaĢan Ġngilizler diye yazıyor. Divanın baĢucunda duran. Altan'dan bayrak tasarımı isteseler ne yapardı bilmiyorum. Harvard'da tarih profesörlerinden C. TaĢlardaki yazılar emperyalizm tarihinin özeti. Altan irkilmiĢ. imzasız. Bebek'e doğru giden baĢka bir taksiyi durdurdu. Babası. kendine yakın bulduğu bir Ģahıs ismiyle adını değiĢtirdiği Bağodaları Sokağı'nda ki evinin bir köĢesinde yığılı duran. Çifte standartlarla cebelleĢiyorum. Winston Churchill'in evi Chartwell'deyim. Andy Warhol'un imzasıyla az mı dolaĢmadık birlikte. Toplumun. Altan renklere biniyordu. niçin yaptı sorularının soframızda yeri yoktu." *Elkins. "RüĢvetle tanıĢtı. Sanki kimsenin umurunda değil. yaĢamına adıyla iz bırakmak yerine. "Lütfen dokunmamaya gayret edin. Önümüzden bir kaç taksi geçti. Boğaz'da sahil boyu bir süre yürüdük. Yoksa her yere gidip. "ġu ada senin. hiçbir yere gitmeyenlerdendi. ***** . 1902'de konmasıysa ayrıca düĢündürücü. O gece Altan'ın yanında olsaydınız. o taksi bu taksi derken. "Major Simon Willard (1604-1676) Saldırgan Kızılderili kabilelerine karĢı Ġngiliz Kuvvetleri BaĢkomutanı. istediğimiz zaman istediğimizi yapardık. Akademi. Ġndik. merak etmiĢ. Ġstanbul' da da tek tip elbise giyer taksiler. 2005. istikamet de değiĢtirerek. Bir gece geç vakit Bebek'ten yola çıktık. Nedenini sorduğumda. Bir müzede dolaĢırken Ģu yazı gözüme çarptı. Caroline. demokrasi ihlallerine daha mı duyarlı? Temel özgürlüklerden yoksun yaĢamaya mahkûm edilenler. BaĢka bir arkadaĢımın oğlu Mısır'dan yeni dönmüĢ." dedi. Ġndik. Amerikan hükümetinin askeri. sayı saymasını bilmez diye düĢünen Viktorya döneminde yaĢayan bir Ġngiliz antropoloğu. Neyi. Özellikle bir taĢ ibret verici. bu ada benim. Britain's Gulag The Brutal End of Empire in Kenya. alıp baĢımı giderim" diye müphem bir yolculuğa çağırıken. Ġnelim dedi. Saati sormaz. "ġurda inelim. "Kaç yaĢındasın?" diye. New York'un taksileri sarı. tuallerin kaç para edebileceğinin pusulasıyla düĢlerimize bilet kesip. sonunda anlardınız ne yaptığını. Acı tecrübeleri kadar yaşlı. uzaktan geldiğini gördüğü. Burası yasaklar ülkesi değil. uyurgezer demokrasilerinde özgürlüklerini kullanmayanlardan daha mı bilinçli? Dünyaya demokrasi dersi vermeye soyunanlar gündelik yaĢamlarında emperyalizmi ne denli içselleĢtirdiklerinin bilmem farkındalar mı? BaĢında Kraliçe'nin olduğu. Ama Altan. muhabbetimize radyodan katılır. içtikçe daha uzaklara giderdik." Mezar taĢının Canterbury Katedrali'ne ölümünden yüzyıllar sonra." diyor. Belki yapmazdı. Hindistan'ın Ġngiltere'den bağımsızlığına karĢı çıkanlardan. ilk gördüğüne sormuĢ. ev. Evinin duvarında asılı Warhol imzalı dört küçük papatya resminin altındaki divanda oturur. Anglikan kilisesinin merkezi Canterbury Katedrali'ndeyim. Malaya. Londra. özgürlüğe alıĢık olmayan Hintlileri kendilerinden korumak. Sözler mecrasını bulurdu. Yoksa farkındaydı ressamların damgalarının değerinin. isimsiz. Güney Afrika'da savaĢan subaylar. Bir taksiden inip bir diğerine bindiğimizde de Altan'a bir Ģey sormadım. Taksiye bindik. Bindik. Ortaköy'e doğru yürümeye devam ettik. rüyaları kadar genç Gündüz Vassaf 28/10/2007 Venedik'te gondollar siyahtır. okul çocukları katedrali huĢu içinde dolaĢıyor. Afrikalıları. "Acı tecrübelerim kadar yaĢlı. Burada gömülenler de çoğunlukla asker. Orhan Veli'nin mısraları. "BaĢımızı alıp da nereye gideceğiz" diye karĢılık vermiĢti bizi olduğumuz yerden kaçmaya itekleyen Ģarkıya. basının gündemine yansımamıĢ. Altan'la iliĢkimizde birbirimize pek soru sorduğumuzu hatırlamıyorum. tek tük dost eviyle sınırlamıĢtı coğrafyasını. Yolun karĢı tarafına geçti. birçok arabaya bindik. Vatanı korumak değil. devletin. kim. dünyanın seslerini dinlediğimiz kısa dalgalı radyonın rehberliğinde de belki dolaĢtığımız olurdu. Jonathan Cape. New England'da kurulan Ġngiliz sömürgesinin öncülerinden. siz de bir Ģey sormadan. Eflatun'a göre. acaba bu insanlar kaç yaĢlarında olduklarını neye göre hesaplar. cevabını alıyorum.

Bu korkumuz. Türkiye'de sade. Devletin hâkimlerinin nezdinde kendilerini bu gerekçe karĢısında savunmaya mecbur bırakılanlar arasında çeĢitli gazetelerin önde gelen yazarları. Bu kiĢilere koruma verilmesini. Bu da o denli patolojik boyutlara ulaĢabilir ki. Neden? Özellikle Batı'dan Türkiye'ye bakıldığında cevap. Yılında Altan Adalı' adlı bir panel düzenlenecek ve Hüsrev Ġsfendiyaroğlu panel öncesi bir dinleti gerçekleĢtirecek. Ancak. Türklüğe hakaret mefhumunun belirsizliğinde buzağı altında öküz arıyoruz. sınırlarımızın dıĢında kalanların da düĢman diye algılanmasında patolojik boyutlara varan paranoyaya bir örnek. belki de Hrant Dink cinayetini tetikleyen 301 no'lu maddenin arkasında duruyor. Irkçıların nezdinde. yedi düveli dehĢete düĢürdüğü günlerde herkes korku içindeyken ABD BaĢkanı Roosevelt. devlet ve birliğimizi tehdit eden yabancı güçlerin maĢası. Türkler ırkçı mı? Gündüz Vassaf 21/10/2007 Roman kahramanlarının bile. bürokraside görev verilmemiĢ. Türklüğe hakaretten mahkemelerin gündeminde yer aldığı bir ülkede yaĢıyoruz. Türkiye'de olup bitenleri benzetmek bir zorlama olduğu kadar. Önsözünü Gündüz Vassaf'ın yazdığı kitapta 'ÇağdaĢ Resim Sanatında Nesne Kavramı' tezi ve gravürde özel baskı tekniklerinin oluĢumuna yaptığı katkı çok önemli olmasına rağmen yeterince yakından tanınmayan sanatçı üzerine Mimar Sinan Üniversitesi. Fuarda aralarında Özdemir Altan. dünyaca ünlü edebiyatçılarımız var. çirkindir. Bu görüĢü kanıtlamak için. Türkiye'de yabancı düĢmanlığının altında yatan baĢlıca duygu kendimize güvenmemekten kaynaklanan korku değil mi? . TÜYAP Sanat Fuarı'nda Altan Adalı bugün açılan TÜYAP Sanat Fuarı'nda anılıyor. dini bütünlüğümüze ters gelen güçler diye algılamak olmuĢ. 'Biz' derken onları yok sayarcasına bizden görmemek. Türkiye'yi yakından takip edenler Rumlara yönelik 6-7 Eylül saldırılarını da örnek gösteriyorlar. Bahri Genç'in de bulunduğu Adalı'nın hocalar. Avustralya'da Aborijinlere. azınlıklar ve Kürtlere değil. Soğuk SavaĢ'da Moskova'nın emrindedirler diye kara listeye alınan solcular gibi sakıncalı muamelesi yapılmıĢ. Aynı gün Prof Dr. Türklerin ırkçı olduğu. baĢkalarını aĢağılamaktan çok kendimizi üstün görmek söz konusu. Hal böyleyken tek baĢına yeni bir anayasa çıkarma gücünde olan hükumet. Irkçılıkla karıĢtırılabilen ve Türkiye'de sık gördüğümüz Ģovenizmde ise. bu yargılamalara neden olan. Fuar kapsamında ayrıca 4 Kasım'da Adalı üzerine çekilen belgesel film gösterilecek. 'Türk gibi sigara içmek' sözleri bile bizler için iftihar vesilesi olabilir. Hitler Almanya'sının ortalığı kasıp kavurduğu. bence Türkiye'de yaĢananlar ırkçılık değil. Hayter Atölyesi'nden yakın arkadaĢlarının ve eleĢtirmenlerin belge bilgi ve yorumları yer alıyor. yakın zamana kadar anadilleri bile olduğu inkâr edilen Kürtlerin konumunu dile getirenlere ilaveten.Adalı. Prof. Gücümüzle övünmekle birlikte. Ulusal Kanal Bindallı Sanatevi tarafından düzenlenen proje kapsamında '20. Irkçlık son kertede baĢkalarını aĢağılamak. Hrant Dink'in. Onlara devlet kadrolarında. Ermeni soykırımı tasarıları karĢısında sade devlet değil milletten de gelen tepkiyi iĢaret edenlere. bir ölçüde Alevilere karĢı da geleneksel tutumumuz. yeni kurulan devlette güvenliğimizi tehdit edici unsurlar olarak bakılmıĢ. Yılında Altan Adalı' baĢlıklı bir sergi düzenleniyor. son kertede de bu insanları. bildiğim baĢka ülkelerde bu Ģiddette hiç rastlamadığım yabancı düĢmanlığının bir ifadesi. Onlara vatan haini gözüyle bakanlar seslerini millet adına her yerde duyuruyor. "Korkulacak tek Ģey korkunun kendisidir" demiĢti. can güvenlikleri için yurtdıĢına gitmeye mecbur hissetmelerini doğal karĢılıyoruz. hem de gündelik yaĢantılarında farklı olmamaya yönelik gayret ve yatkınlıklarına rağmen onları ötekileĢtirmek. 'Yerli yabancılarımız' yetmiyormuĢ gibi. üstün körü bakınca. Zehra Aral. uygar değil ilkeldir. 'yarım düzine' mi yoksa 'altı' mı ayrımı da bundan farklı bir Ģey değil. Dinçer Erimez. Osmanlı'da en yüksek kademelere kadar çıkabilen azınlık mensuplarına. katledilmesine neden oldu. Yusuf Taktak. dönem arkadaĢları ve öğrencilerinden oluĢan 23 sanatçının eserleri bulunuyor. Oktay Anılanmert. Hakaretten yargılananların aldıkları ölüm tehditleri o kadar çok ki. yakın zamana kadar ülkeyi yurtdıĢında temsil edecek dıĢiĢleri mensuplarımızın yabancılarla evliliklerinin bile yasaklanmasıydı. öteki aptaldır. ya da Avrupa'da Almanya'nın Yahudilere karĢı uyguladığı soykırımda uç noktasına varan ırkçılıkla. yabancı düĢmanlığını sosyal bilimlerde birbirinden ayırt etmek o kadar çetrefil bir sorun ki. Türklere karĢı tarihten de gelen baĢka tür bir ırkçılığın tezahürü. bizleri duyarsızlaĢtıracak ölçüde sıradanlaĢtı. kanınızdaki zehirden kurtulun sesleniĢi bile ters yorumlandığından mahkûmiyetine. Dr. Sergiyle eĢzamanlı olarak Adalı üzerine Fatma Kılıç'ın hazırladığı bir kitap yayımlandı. Yusuf Taktak'ın konuĢmacı olarak katılacağı '20. Türk düĢmanlığından arınılması için. Dinçer Erimez. Argun OkumuĢoğlu. Irkçılıkla. onları hor görmekle ilgili.. Türkiye'nin parçalanmasını öngören Sevr'den sonra kurulan Cumhuriyet'le birlikte o denli had safhaya çıkmıĢ ki.Paris W. Güney Afrika ve ABD'de siyahilere. Ġtalyanca'da yerleĢik bir deyim olan.

yaygınlaĢmasını köstekliyor. en kalıcı uygarlıklarımızdan Mısır'da binlerce yıl sürmüĢ dinlerin yok olkup gittiği gibi günümüz dinleri de benzer süreçlerden geçmekte... Tarih gelecek için bir ipucuysa dinler de değiĢecek. Dinler üzerine kurulu medeniyetler çatıĢması tezinin bir Batılıdan çıkması tesadüf değil.. insanlığın güzel günler görmesini teĢvik için verilen ödüle ne kadar kıymet verdiklerinden de öte.. bir anda dünya çapında meĢhur kılıyor. Tarihi Yargılıyorum. Yüzlerce sivil toplum örgütünün çabaları.. farklı yer ve dönemlerde Budizm... sade çalıĢmalarından ötürü değil. Egemen düzenin uyurgezer demokrasilerinin yüzüne ne kadar ayna tutmak istedikleriyle ilgili. tartıĢmalı olduğu kadar da popüler bir konu. evrensel değerlere ne denli sahip çıkmak istedikleriyle ilgili. ödüle "Benim" diye bakarsınız ya da ödülü almakla kabullendiğiniz meĢhurluğunuzun sorumluluğuyla dünyaya seslenirsiniz. Bilakis günümüzde ABD imparatorluğuna yön verenler kıyamet günü beklentilerinde Ġsrail'i kollayan Judeo-Hıristiyan oluĢumlu köktenci akımlar.. Hıristiyan. Hindu. Ödülü alana kadarki baĢarıları kendilerine ait. az tanınmıĢ kiĢilere verilen ödül. farklı dinlerin varlığına alıĢmıĢ. Asya ve Afrika... baĢkanlar sofralarına davet ediyor. Örneğin edebiyata aĢina olmayanların bile. Türkler ġamanlıktan sonra. yüzyılın sermaye ve iĢgücü göçleriyle. Ġster Ortadoğu'da olsun ister Hindistan'da. etkilenip etkiledikleri baĢka dinlerle birlikte yaĢadılar. Onlar artık. 20. farklılıkları vurgulanan dini aidiyetliklerimiz ise. Aydınlanma'dan sonraki yüzyıllarda dinsizlik de. 2007 Nobel BarıĢ Ödülü sahibi Al Gore. Tanrı Ģöyle değil.. Tarihte her Ģeyin değiĢtiği. Müslüman ve ġintocu akımlar. Onlara hukuk sistemlerinde özel bir yer tanırken.. G. belki tanrısız dinler olacak. yabancı düĢmanlığı zemininde 'öteki'ne karĢı seferber ettikleri bayraklı köktencilikle milyonları peĢlerinden sürüklüyor.. on binlerce insanın meydanlarda haykırıĢları günümüzün tekelleĢen medyasında ses bulamazken. Ġnançlarımız uğruna kolaylıkla kıĢkırtılan. Dinler konusunda tutucu olduğumuzdan. 2007 ödülleriyle Nobel gene gündemde. çoğumuz o ya da bu dine ait olduğumuzdan böyle bir gerçeği kabullenmekte zorlanıyoruz. baĢkalarının dinini değiĢtirmek üzere birbirlerine saldırmıyor. Taoizm. meĢhur oldukları için de meĢhurlar. kim alırsa alsın tartıĢmalar hep süregelmiĢ. Kimine daha çocuk yaĢtan hedef gösterilmiĢ. 21'inci yüzyılda din Gündüz Vassaf 07/10/2007 Ortadoğu'da üç din arasında derin çatıĢmaların. Krallar. * Vassaf. katledilen kurbanlarıyla din üzerinden siyaset yapanlara gün doğdu. ödülü belki bir gün alacakları yıllarca akıllarından çıkmamıĢ. Binlerce yıllık dini aidiyetliklerimiz siyasal ve kültürel kimliklere büründü. En aĢırı Hıristiyanlar artık. Batı Hıristiyanlık zırhına büründü. Ġslam çağında kurdukları devletlerde de. dünyalı olma bilincimizin yerleĢmesini. Egemen düzenin neden olduğu. 21. ManiĢesizm. Devlet. ödülün değerinin asıl alındıktan sonra anlam kazanabileceğini söylemiĢti. baĢkaları hatırlatıyor. bugün devletdin ayrımında yitirdikleri dünyevi güçlerini telafi etmenin arayıĢında. ÇalıĢmalarını sürdürürken ödülü göz önünde tutmasalar.. akıllarından kovmak isteseler. birbirlerine tahammülsüzlüklerinin boy göstermesi daha çok son iki yüzyılın eseri ve önemli ölçüde bölge dıĢından zorlamalarla ortaya çıkmıĢ bir durum. 'Ġsa'nın katili' diye Yahudileri suçlamıyor. ideolojiler de bir tür din oldu. toplumsal iliĢkilerin düzenlenmesinde dinin oynadığı rolü yerine getirirken. ilk bakıĢta. kimin edebiyat ödülünü almayı hak edip etmediğini tartıĢabildiklerine. hepimiz yakın zamanda tanık olduk. tarihleri boyunca birçok din ve kültürlerden insanlarla kaynaĢmıĢ. Dinin değiĢebilirliğinin Batı dıĢında çok örneği var. Hıristiyanlık ve Hazar Ġmparatorluğu'nda topluca Yahudiliği benimsedikleri gibi. belki yok olup gidecekler. bugün dinler arası çatıĢmalar eskiden olduğu gibi Tanrı'yı yorumlayıĢ biçimlerimizden. Hangi konuda olursa olsun. bu ödülü hak edeceğinin somut bir ifadesi. Genellikle tanınmamıĢ. Dinin dokunulmazlığında dinlerin geleceğini göremez olduk. böyle söylemek istemiĢtir diye gerekçelerle cepheleĢmemizden kaynaklanmıyor.Nobel ödülü Gündüz Vassaf 14/10/2007 Nobel ödülü tartıĢmalı. Adını unuttuğum bir Nobel ödülü sahibi. Dinin dokunulmazlığında.. Düzenin içinden gelmesine rağmen dünyaya sahip çıkması. farklı dinlerden etkilenip nice dönüĢümler geçirmiĢ. hasıraltı etmek istediği sorunlarımızı ne kadar gündeme getirmek istedikleriyle ilgili. Ortadoğu. tek bir Nobel ödülü sahibinin tek bir cümlesi egemenleri dünyanın vicdanıyla yüzleĢtirme gücüne sahip. Günümüzdeki dinlerimizi güneĢ kadar sabit sanıyoruz. yüzyılda varlıklarını yeniden anlamlı kılmak için çabalayan geleneksel dinler. Tarihte tek referans noktamız Batı'da Hıristiyanlık olsaydı dinlerin değiĢebilirliği düĢüncesine varabilmemiz çok zor olurdu. Devletler. Ya ödülü alıp evinize kapanır. Ödülü kabul etmelerinden doğan sorumlulukları da tam bu noktada baĢlıyor. günümüzde birçok ülkede milliyetçlikle harmanlanarak. belki en çok alan için önemli. Medya görüĢlerini almak için peĢlerinden koĢuyor. küresel sermayede de her dinin parası var. Ödülü aldıktan sonra neler yapıp yapmadıkları. Çoğunun. Zaten istediği belli ki ödülü kabul ediyor. İletişim Yayınları. Kimin niçin Nobeli aldığı. sahibini. Yerlerine yenileri ya da tek bir yenisi gelecek. 2007 .

"Biz adam olmayız" sözleri. herhangi bir dine ait olmamız seçim değil tesadüf sonucu. Din devletinde yaĢamadığımız halde doğal karĢılıyoruz. Suudi Arabistan. hem de teknolojinin son olanaklarını seferber ederek. her yıl dünyamızda AIDS'ten milyonlarca insan ölüyor. Ancak daha bebeklik çağını bile neredeyse tamamlamadan. kendilerini inançlarının altında ezilmeye mahkûm bırakıyor. GılgamıĢ. Ģu ya da bu dine mürit olarak yetiĢtiriliyor. Herhangi bir din adamının havayı kirletmeyin. Putperestler de yolunu bulamamıĢ zavallılardır bizim için. Fark etmiyor. O yıldızlar ki bizim evrende yolculuğumuzun tanıkları. gencecik kızları intihara zorluyor. inançlarının kalebentliklerinde özgürlüklerimizi kısıtladıklarının bilincinde olduğumuz için. her gün bizimle vedalaĢmasını fark etmez olduk. sessizlik. erkeğin. Pakistan. Vatikan'da iktidarda bile olsalar. Ġran gibi Ġslam hukukunun ağırlıkta olduğu ülkelerde ırzına geçilen kadın. bugün farkında olmadığımız için sıradan. Cemaat ise. engellemeyen müritlerin dinlerine en büyük tehditse kendileri. dini telkinlerle. karar verme olgunluğunda olmayan. Vatikan'ın prezrvatif yasağından ötürü Katoliklerin korumasız cinsel iliĢkiye girmesi sonucu. gelecekte de. Memleketimizi severiz ama yerin dibine de batırırız. Umduğunu bulamasın. hatta doğal sayılan. ağaca tapan batıl itikatlıları yaratanın gücünü takdir edemezler diye düĢünürüz. Mahabarata gibi destanlarından da tanıdığımız tanrılar insan kadar zaaflı. Hele ölesiye beraber olacağız diyen sevgililer? AĢk ve nefret sözleri sanki onlar için var. Üstelik. Ġnsan kıymet verdiğini eleĢtirir. VatandaĢlarımızdan baĢka ülkelerin uyruğuna geçen olunca da vatan haini diye kınamayız. onları anlayamadıkları inançların müritleri yapmıyor muyuz? Ġspanyol. askerler savaĢa ölmeye. hakkını aramaya teĢvik edeceğine. kendi dininde kınayacaklarına toz kondurmazken. dokunulmazlıklarında ĢahlanıĢını eleĢtirmeyen. ĠĢ dinlerimizin tarihte kalmıĢ uygulamalarını bile eleĢtirmeye gelince. Üstelik. Ģehirlerimizin aydınlığında onları tanımaz göremez olduk. köle sahiplerini kınıyoruz. hiç olmazsa kendimizi avutabiliyoruz. çocuk kurban etmenin tanrılar adına makbul sayıldığı gibi. Avcı toplayıcı döneminde mağara yaĢantımızı gösteren karikatürlerimiz. Ağzımızdan kimbilir kaç defa çıkmıĢtır. sorgulayamıyoruz. dinimize değer veriyorsak neden eleĢtiremiyoruz dinimize ait uygulamaları? Günlük yaĢantımıza müdahalesini doğal karĢıladığımız dinlerimizin tek karıĢmadığı doğamızın korunması. Okuma-yazma bilmeyen. Acaba. Ġran'da. Dinimize aitliğimizi sorgulamıyoruz. ilkokul çağı öncesi çocuklar. hahambaĢları var.Dinlerin dokunulmazlığı Gündüz Vassaf 30/09/2007 Futbolseverler eleĢtirmezler mi futbol takımlarını? Hem de nasıl! Siyasi partileri tutanlar da öyle. ama ileride dehĢetle bakılacak ne yapıyoruz? Tüm bunları geçen gün Boğaz Köprüsü'nden geçerken trafikte tıkandığımızda. az mı duyduk analardan seni doğurmaz olaydım sözlerini. türümüzün inanç yolunda serüvenine baktığımızda. Dinlerin. insan kadar aymazdırlar. Nice babalar da vardır darıldığı evladıyla konuĢmayı reddeden. Ses yok. Ġlyada. Yakarış Gündüz Vassaf 23/09/2007 Bugünden düne. Ġngiliz ve Osmanlı imparatorluklarında tektanrılı dinlerimizin müritlerinin insanı av gibi yakalayıp köle olarak satmasının yasaklanmasının. kadını saçından inine doğru sürüklediğini gösterir. ilk seçimlerde partisini alaĢağı eder seçmeni. Çocukları koruyan bunca yasa. güneĢin batıĢını fark eden bir arkadaĢımla konuĢurken düĢündük. elinde sopası. kadın-erkek eĢitliğini inkâr edenler. Tektanrılı dinlerimizin peygamberlerinden Ġbrahim'in oğlunun boğazını keserek tanrıya kurban etmek istediğinden bu yana da. artık çocuğun da dokunulmazlığı var. bugün nasıl böyle ilkellik ve vahĢet olabilirdi diye düĢünüyor. Ses yok. "Biz ne kadar daha iyiyiz" diye geçmiĢimizi yargılamamız âdetten. Laik geçinen devletlerin ordularının imamları. bu kadar tüketmeyin diyen vaazını en son ne zaman duydunuz? Aidiyetliklerinden kaynaklanan katılıkla dinlerinin dokunulmazlığına sığınanlar. TaĢ parçasına. 100-200 yıl sonra bizlere bakanlar ne diyecekler? Bir zamanlar köleliğin yasal. Evrensel Çocuk Hakları Beyannamesi var. Onları da geçmiĢte bıraktık diye avunuruz. ırzına geçileni. O güneĢ ki bizi var ediyor. öldürmeye gönderilmeden önce onlara "Gazanız mübarek olsun" diyen. erkek Ģahit bulamazsa yandı. Evlatlarımızı severiz ama. Günümüzde. Konu din olunca iĢler değiĢiyor. . Evrensel Çocuk Hakları Beyannamesı onlara fiske bile vurulmasına karĢı. Batı'da yozluk var diye söylemedikleri kalmıyor. Dinimizi seviyorsak. papazları. Kilisenin buyrukları yüzünden toplu bir katliam söz konusu.

'Buraya iĢeyen eĢektir' yazılarının yerinde 'Park yapılmaz' yazıları olmasa 50 yıl önceki Ġstanbul'a bir zaman yolculuğu yapmıĢ olabilirdik. kimi son günlerin siyasi olaylarının ifadesi olurdu. takvimleri. Asyalı. Biz insanlar kendimize benimsediğimiz yaĢam tarzının aymazlığında. Güney Amerika yerlilerinin insan hakları için mücadele veren biri. olay basına yansımıĢ. 12 Eylül askeri darbesiyle Ġstanbul duvarları temizlendi. matematikte. ġehir planlamasında. kendileri gibi olsunlar diye baskıları daha ne kadar süregelecek? Tanrıdan aldıklarına inandıkları delaletle daha ne kadar sevaptır diye baĢkalarını kurtarmak adına yollarından çevirecekler? Kurbanlarımızın da katillerimizin de aynı dualarla sesleniĢleri gelecekte nasıl yankılanacak? Ġnancımız insan için mi olacak insanın inancına kulluğu için mi? Meksika Çankaya'ya ne kadar yakın? Gündüz Vassaf 09/09/2007 Cancun dünyamızın gözde tatil yerlerinden. insanların kıyafetlerine göre hangi kapılardan içeri girebileceğinin tartıĢıldığı bir ülkede yaĢayan biri olarak da olay dikkatimi çekti. Amerikan sigarası. . cansızlaĢtırıp içine tıktığımız yiyecek paketlerinden tanımanın eĢiğindeyiz. Gençlik örgütlerinin içinden gelmiĢ. geleceğimize yön verdikleri yerlerden biri. bugün CumhurbaĢkanlığı KöĢkü'nde yaĢayanların kapılarındından kimlerin girebileceğinin tartıĢması. Maya dünyanın en eski uygarlıklarından. birlikte eğlenir. Ölümü. Apartmanların duvarlarında Nestle kahvesinin dumanları tüttü. Uluslararası kongre turizmi merkezi. kimi 12 Mart döneminde hapis yatmıĢ tecrübeli ağabeyler bile. futbol takımları uzun bir aradan sonra duvarlardaki yerlerine döndü. kendilerine özgü yazı sistemleri. sanki her Ģeyi var eden bizmiĢiz gibi varlığımızı mümkün kılan doğayı unuttuk. okula gitmek üzere evden çıkan Ġstanbullular sabah yola koyulduklarında yepyeni duvar yazılarıyla karĢılaĢırdı. kendilerinden yana olanlar öyle kalsın. Derken âĢıkların isimleri tekrar kalplerin içini doldurdu. 'Kanı yerde kalmayacak' ibareleriyle bir tür cenaze ilanı gibiydi. Otele girmek isteyen kiĢi Rigoberta Menchu olmasa bu olayı ben de ne öğrenebilecektim ne de Ģimdi. duvarlardan da izlemeye çalıĢtıkları değiĢken siyasi yelpazenin içinde kaybolabilirdi. dilenen yerli Maya halkından birinin böyle bir yere girmeye cüret etmesine doğal bir tepkidir bu. armut ve elmanın birbirine benzemediği kadar. baĢkalarıysa. Hepsi doğaya kapalı karanlık tapınaklarımızda. Cancun sokaklarında turistik eĢya satan. Avrupalı. Seçimler oldu. Özal döneminde duvarlar kiralandı.ki onları bir tek. 27 Mayıs askeri darbesinden bu yana CumhurbaĢkanlığı KöĢkü'ne Çankaya'da köĢkleriyle komĢu olan kuvvet komutanlarıyla. Bugün sayıları 6 milyon olan Mayalara istilacı Ġspanyolların hâkimiyet kurabilmeleri 200 yıla yakın sürümüĢ. Hak yolunda olduklarına inananların. Kapıdan kovulan Menchu. Bir süre boĢ kaldı duvarlar. tanrıya ait olmanın fütursuzluğunda nice vahĢetimizi mubah kılıyoruz.O canlılar -bitkiler. Nobel BarıĢ Ödülü sahibi.. dünyanın bambaĢka bir kıtasında bu insanın baĢına gelenleri bu satırlarda paylaĢabilecektim. Rigoberta Menchu Mayalara özgü geleneksel elbisesiyle geçen ay Cancun'da beĢ yıldızlı bir otele gider. Cancun'un da bulunduğu Orta Amerika'da yaĢayan Mayalar. İstanbul'un susan duvarları Gündüz Vassaf 02/09/2007 Bir Ģehrin canlılığı duvar yazılarından da belli olur. KüreselleĢmenin simgelerinden. bize uzak hem de o kadar yakın. Zaman içinde ilan panoları keĢfedildi. ĠniĢli çıkıĢlı tarihlerine rağmen Ġspanya'nın istilasına kadar kültürleri açısından dünyamızın en dinamik uygarlıklarından. Kendisi ayrıca Guatemala'da cumhurbaĢkanı adayı olmuĢ. Günümüzde kıyafet tartıĢmalarının sürdüğü. Siyasi partiler kiralık panoların içinde kaldı. Duvar yazıları aynı zamanda birbirlerini öldüren gençlerin. baĢka bir çok ülkede tekrarlanmak istenen bir örnek. Meğer Rigoberta Menchu Cancun'a Meksika cumhurbaĢkanının davetlisi olarak gelmiĢ. "Benim kim olduğumu biliyor musunuz?" dememiĢ. hayvanlar. kahvesi gibi kaçak getirilen tüketim mallarının ithalinin serbest bırakılmasıyla Ġstanbul duvarları reklamlar geçidine dönüĢtü. Tanrıya kul olmanın. savaĢa gitmeden dualarla silahlarımıza sarılıp birbirimizi katlediyoruz. hem Menchu'nun baĢından geçenler kadar. Amerikalı burada bir araya gelir. Dünyanın en zengin ülkeleri G8'lerin liderler zirvesi için toplandıkları. Cancun'un baĢarısı. türümüzün zenginliklerinin sayılı örneklerinden. ĠĢe. Marlboro'nun yaĢlı kovboyları at sürdü. Günün Ġstanbul'unun duvarları gene boĢ. Kimi yazılar rakip örgütler tarafından silinir. astronomide yarattıkları. Duvarlara ihtiyaç kalmadı. Hiçbirinin sesi duvarların serbest kürsüsünden duyulmadı. DememiĢ ama otel müĢterileri tarafından tanındığından kovulmasına müdahale edilmiĢ. 12 Eylül diktasına kadar Ġstanbul'da afiĢlemeye çıkmak örgütlü gençler için yaĢam tarzıydı. eski Yunan ve Roma ölçüsünde bir mimari geliĢtirmiĢler. Ülke ekonomisine katkısı büyük. öldürmeyi takdis edenler ordularımızın maaĢlı din adamları. Kapıdan girer girmez otel yetkilileri tarafından kovulur.

ürkütüyor. RADĠKAL GENÇ'teki sesler toplumumuzun yoksun kaldığı düĢünce ve tartıĢmaların somut bir ifadesi. Gençlerin sesini. cephesini destekliyordu. eleĢtiriyi engelleyen yasalarmızdan ya da devlet korkusundan da öte. zengin-yoksul ayrımının hiç olmadığı kadar açıldığının nerdeyse herkes farkında. 21. bir yüzbaĢının ya da bir erin karikatürünü gören var mı? Hele dini siyasete alet edip her an teyakkuz konumunda olanlar? Dinle ilgili karikatürlere tepki olarak kitlelerin nasıl galyana getirtilip kan döküldüğünün yakın zamanlardan tanığıyız. Devlet baskısı nedeniyle ülkelerinde barınamayan Serteller sonunda Viyana'ya gittiler. Devlet adına yalan söylemeye memur edilmiĢlerdi. düzene giriyoruz diyenler olabilir. Geçenlerde ABD'nin Connecticutt eyaletinin sınırında otoyolun kenarına yerleĢtirilmiĢ Ģöyle bir yol tabelasının fotoğrafını gördüm. Babam öldükten sonra dayımın hayatımda önemli yeri oldu. ancak BaĢbakan Demirel dayımın yurduna dönmesini yasaklamıĢtı.. Oysa dayım bu ülkenin vatandaĢıydı.. ABD'nin 43. Sovyetler Birliği'ndeki totaliter düzenden kaçmıĢ. yazarların tahammülsüz olduğu bir ülkede devletin vatandaĢına kapıkulu diye bakmasına. Farkında olmadığımız. Askeri darbeyle Çankaya'ya yerleĢen bir eski devlet baĢkanımız da 'Asmayacaktık da besleyecek miydik?' diye bir çok kiĢiyle birlikte çocuk yaĢında vatandaĢımız Erdal Eren'i de idama yollamıĢken. Stockholm'de bir tuvaletin duvarında. Bu halimiz. Ġstanbul'a indi. eleĢtirmek olduğunu yazmıĢtı. sanat dünyamızdaki eleĢtirmenlerin yok denilecek kadar az olduğundan da belli değil mi? Hele bir eleĢtirmen bir sanat eserini tanıtmak ve övmek yerine kritik bir yoruma tâbi tutacak olsun. eleĢtirisi dava konusu bile olabilir. Gençlerin aitliklerinin sessiz dayanıĢması ise bir tıkanmıĢlığın ifadesi. eleĢtiriyi kaldıramadığımız. BaĢbakan'ın emriyle bir TC vatandaĢı yurtdıĢına atıldı. Belki duvarlardaki ifadeler artık cep telefonlarından iletilen SMS mesajlarına dönüĢmüĢtür. Böyle bir Ģeyin olabileceğini düĢünmek bile bize ters geliyor. vatandaĢın devlet ve onun temsilcileri karĢısında konumunu algılaması hâlâ kapıkulu gibi. ne güzel kurallara uyan uslu puslu gençlerimiz var diye sevinenler de olabilir. Farkında olmadığımız özellikle Türkiye gibi ülkeler gençleĢirken yaĢlı ve gençler arasında açılan uçurum ve kopukluk. Türkiye'de eleĢtiriye alıĢmadığımız. Vatandaş çık dışarı! Gündüz Vassaf 26/08/2007 Dayım Zekeriya Sertel gazeteciydi. EleĢtiriden eleĢtiriye de fark var. yüzyılda. çerçeve içinde bir pano ve yanında iple asılı bir kalem görmüĢtüm. Demokrasinin kök saldığı ülkelerde devletin baĢındakiler hedef alınırken Türkiye'de gazetelerde yayınlanan karikatürlerin çoğunda ancak kendimizle dalga geçebiliyoruz. yol göstericiliğine inandım. Ben de onun gibi eleĢtirinin vazgeçilmezliğine. Türkiye'de tek parti sisteminden bu yana bir hayli yol almamıza rağmen. EleĢtiri geleneği olmayan Türkiye'de eleĢtiri yapanlar da hakaret ve eleĢtirinin arasındaki ince çizginin farkında olmayabiliyor.' Ve levhanın alt kısmında. kliplerdeki Ģarkılarda arıyorsak kendimizi aldatıyoruz. parantez içinde: 'Özür Dileriz. Bugün de öyle.' . konuĢur.. Polisler Ankara'ya gideceksiniz diye dayımı apar topar Paris uçağına bindirdi. Cumhuriyet tarihinde Atatürk'le ilgili tek bir karikatür bilmiyorum. Oysa. Bugün sivil hükümetler de bu buyurgan geleneği benimsiyor. Zekeriya Bey 80 küsur yaĢındayken siyasi mülteci olarak kızı Yıldız'la Fransa'ya sığındı. anlaĢılması güç kibarlığımızla ona hâlâ 'sayın' diye hitap eden de biziz. Duvar yazıları bir Ģehrin. Ölmeden önce yurduna dönebilen dayımla Paris'te bulunduğu yıllarda sık sık buluĢur. uygarlaĢıyoruz. askeri rejimler ve sıkı yönetimler sonucu. Anılarını yazdığı 'Hatırladıklarım' kitabında cennete de gitse oradan kovulacağını. Artık ne Ġstanbul'un duvarlarından yankılanır oldu gençlerin sesleri ne liselerden ne de YÖK sultası altındaki üniversitelerden. Ondan değil mi görevi bize hizmet etmek olan devlete yazdığımız dilekçelerde arz ederim diye hitap etmemiz? Karikatürlerimize bakın.. bir baĢbakanın tersine giden bir gazeteci için 'Çık bu ülkeden git' demesine ĢaĢmamalı. çünkü gazetecinin iĢinin ne iyi gitmiyorsa onu ortaya çıkarmak. 'Connecticutt Eyaleti size hoĢ geldin der. Dayımın baĢına gelenler Türkiye'de demokrasinin temel unsurlarından olan eleĢtiri geleneğinin yerleĢmemesindendi. Basında. Karı koca Serteller'i bugün yerinde Four Seasons oteli olan Sultanahmet cezaevine attı. oradan Nâzım Hikmet'in de çağırısıyla Bakü'ye yerleĢtiler. Bush'un doğum yeri. Ġstanbul'un duvarlarına bakıp Türkiye'nin de ĠsveçleĢme yolunda birkaç adım daha attığını düĢünüp. bir toplumun canlılığının ifadesi.ModernleĢiyoruz. Milli ġef Ġnönü hükümeti. Türkiye'ye dönmek için uçağa bindi. Duvar yazıları gençlerin diliyle konuĢurdu. Bizde roman kahramanları bile yargılanıyor. BaĢına ne geldiyse bu nedenden geldi. Zekeriya Sertel'in çıkardığı Tan demokrasi. türümüzün tarihinde ilk kez yaĢlıların yeni teknolojileri gençlerden öğrendiği. ona hemen küsülür. tartıĢırdık. Demokrasilerde kanunlar vatandaĢı devlete karĢı da korur. Keza aynı Ģey asker için de söz konusu. ezberlenmiĢ kalıplarımızda. Ģartlanmamızın sonucu. Ġkinci Dünya SavaĢı yıllarında Yunus Nadi'nin çıkardığı Cumhuriyet gazetesi Hitler Almanya'sını. Sanatkârların. Sertel. Üstündeki yazı 'Lütfen graffitinizi buraya yazın' diyordu. Gündelik yaĢamımızda bunca yeri olan bir genelkurmay baĢkanının. alıĢkanlıklarımızın. Gençler gene konuĢuyor ama artık biz onların dilini duyamaz olduk. BaĢkanı George W. hedef aldıkları kiĢilere ibret verici hitap tarzlarında bunun örneklerini görüyoruz. tertiplediği nümayiĢlerle üniversite öğrencilerine Tan gazetesinin binasını yağmalattırıp yıktırttı. Toplum Gönüllüleri gibi ülke çapında örgütlenen üniversiteli gençler ise olanak tanındığında seferber edilebilecek gücün çarpıcı bir örneği. Devlet sorumlularının sorumsuzluğunu demokrasi kültürünün yerleĢmemiĢ olmasında aramak lazım. köĢe yazarları arası kavgalarda. kim kime oy verdi gibi istatistiksel analizlerde.

Milliyetçi ve köktenci akımların günümüzde Ģahlanması. bence tarihteki ayrıcalıklı konumlarına ölüm çırpınıĢlarıyla veda etmelerinin ifadesi." diyen darbeci baĢına fahri hukuk doktorası verildi. Ölen askerler için törenler yapılmıyor. Meclis kürsüsünden. *Belki de tarihimizde ilk defa. Vietnam'da mağlubiyeti kabul edip geri çekildi.Asker ve savaş Gündüz Vassaf 19/08/2007 Ġngiliz aristokrasisindeki geleneğe göre en büyük erkek çocuk aileden gelen toprağın sahibi olurken. balolara bile üniformalarıyla katılırken. Böyle bir talep de yok. Bulgarların ulusal kurtuluĢ savaĢları haksız mıydı? Hele Irak'ın yakın tarihi haklı haksız kavramlarımızın anlamsızlığının ibret verici bir örneği. kahraman yok. gençler savaĢmak istemediği için. Üniversite'den istifa edenler kaleyi terk etmekle itham edildi. Günümüzde vicdani redcilik birçok ülkede yasal hak. . Ġkinci Dünya SavaĢı'ndan sonra Avrupa'da birçok ülke zorunlu askerliği kaldırdı. Günümüzde savaĢlar düzenin meĢruiyetini sorguluyor. *Eskiden düĢmana karĢı verilen savaĢlar hepimizi bütünleĢtirirdi. Hollywood'da bile kendisine tek bir savaĢ kahramanı yaratamadı. ikincisi asker.' AĢağıdaki örnekler özellikle askerin toplumsal konumunun son yüzyılda nasıl değiĢtiğinin çarpıcı birer ifadesi. kimi Ģeyler değiĢmedi. yüzyılda askerlerin düĢman diye kendi ülkelerinde sivillere karĢı darbe yapıp. din adamı olmak için değil. adam bulabilmek için binlerce yıllık geleneklerini değiĢtirdi. Akademik özerklik ve bilimsel özgürlük gasp edildi. Bush'un Irak'a saldırması haklı haksız mefhumlarıyla ele alınabilir mi? Irak'ta bugün yaĢanan taraflaĢma ve tarafların karĢılıklı katliamları da bizleri taraf tutmaktan çok savaĢların anlamsızlığı üzerine düĢünmeye itiyor. Kalanlar. yüzyıl edebiyatında savaĢ karĢıtları baĢrolde. ABD beĢ yıldır Irak ve Afganistan'da savaĢıyor. *Birinci Dünya SavaĢı'nda devletler cephede savaĢmak istemeyen gençlerini vatan haini diye kurĢuna diziyordu. 20. arka kapıdan üniversitelere girmek. Bundan böyle dünyanın hiçbir yerinde asker heykelinin dikileceğini sanmıyorum. hükümetten vatan hainliğiyle itham edildiğinde bile sineye çekiyor. Saddam'ın Kuveyt'e. birbirinden ibret verici askeri rejim görüntülerinin dünyaya yayılmıĢ olmasında aranabilir. üçüncüsü papaz olurdu. Askerler ve din adamlarının dünyadaki eski itibarı kalmadı. Üniversite devleti denetleyen güçlerin emir kulu. dünyanın en güçlü ülkesi ABD. Osmanlı'ya karĢı Yunanlıların. tabutlarının fotoğrafının bile çekilmesi engelleniyor. Gençler silah altına alınacaklarına. *Tarih boyunca kahramanlarımız asker olmuĢtu. Dini ve askeri kurumlar. Kimi kanun emrediyor diye sakalını kesti. Kartaca ve Roma uygarlıklarının savaĢlarında kim haklı kim haksızdı diye soruyor muyuz? Türkler Asya'dan Anadolu'ya gelip burada yaĢayanların topraklarını iĢgal ettiklerinde haklı mıydılar? Eğer Türkler haklıydıysa. Yoksullardan oluĢan ve ancak iyi maaĢlarla ayakta tutulan bu ordu da o denli kifayetsiz ki bugün Irak'ta ABD asker sayısı kadar. Haklı ve haksız savaĢ var mı? Yoksa savaĢların hepsi insana karĢı olduğu için haksız mı? Şerif Mardin Gündüz Vassaf 12/08/2007 Olacağı buydu. *Ordu mensupları tarihimizde. Dünyanın neredeyse her yerinde savaĢ var. Türkiye'de hâlâ bilimsel özerklik ve akademik özgürlük yok. özellikle 20. günümüzde sivil kıyafetleriyle dolaĢmayı tercih ediyor. Kahraman asker devri kapandı. özel Ģirketler için çalıĢan güvenlik elemanı konumunda paralı askerler var. devlet kurumlarında çalıĢmak için. 'Eleman Aranıyor' diye pek kimsenin çalıĢmak istemediği iĢler için ilan verenler gibi. yakın zamana kadar üniformalarını neredeyse sırtlarından çıkarmaz. Bu iki ülkede ABD askerlerinin intiharı rekor düzeyde. kimi profesör olabilmek için yayınlarını gizledi. kaleyi korumak adına kapıkulu olmanın bedelini sineye çekti. daha sonra aynı topraklara el koymak isteyen Haçlı Seferleri haksız mıydı? Ulusal kurtuluĢ savaĢları haklıdır deniyorsa. Hele Batı ülkelerinde bu iki kurum. Anne ve babaların çocuklarının din adamı ya da asker olmalarını istediği günlerden bu yana çok Ģey değiĢti. Zorunlu askerliği kaldırıp profesyonel ordu kurdu. (Türkiye'nin de içine sokulmaktan son anda kurtulduğu) savaĢa karĢı. *** SavaĢları haklı ve haksız diye ayırt edip taraf tutmamızda bir gariplik var. 12 Eylül ve YÖK'le birlikte Türkiye'de üniversite susturuldu. Demokrasinin beĢiği diye bilinen ve de övünen Ġngiltere'de hükümet ve muhalefet partileri Irak iĢgalinden yanayken bu ülkenin vatandaĢlarının belki yüzde 80'i. "Asmayalım da besleyelim mi. Günümüzde pek çok Ģey değiĢti. Dünya kabuk değiĢtiriyor. Yıllar geçti. Mısır ve Hitit. Kadınları asker ve papaz yapmaya baĢladılar. eğitim. Bir sesi çıkadursun. sağlık gibi alanlarda mecburi hizmeti tercih ediyor. 'Türkiye'de de imam hatip okullarına rağbet. sarsıyor. Bunun nedeni.

bunlar zamanında yaĢanan bir kâbustan arta kalan kalıntılar. Mardin'in üyeliğinin reddedildiği oylamaya katılan bir profesör. TUBA adlı bu akademisyenler topluluğunu töhmet altında bırakır.YÖK BaĢkanı. Bilim adına. öldürürüz. yıkan biz. Diyelim ki. ġerif Mardin ise. Dikkat komĢu gözüm sende. engizisyon mahkemesi benzeri böylesine ibret verici bir karar veren kuruluĢun üyelerinin hepsi üniversite hocası. "Ne haddine!" diyemeyen üniversite sustu. son seçim örneğinde gördüğümüz gibi. ilkeleriyle konumlarını bağdaĢtıramamanın ezikliğini yaĢayanlar. Ülkeler destanlarla Ģahlandı. Böle böle koca dünyamızı elde kalan. Üyeliğinin reddi. Tarihin med cezirinde. Ģu olabilir Ģu olamaz diye fetva üstüne fetva verdi." demiĢ. Yanyana gelseler. reddedilmesine ne demeli? KuruluĢun adı Türkiye'de bile pek bilinmez. sürgün. iĢkence. Bırakır mı? Bırakacak mı? Üniversitelilerin sessizliğine bakılırsa. Sevmesini bilemeyenlere. sesimiz tok. Sevgimiz. Hem ben yapmadım dercesine kendini temize çıkarıyor. 2007) . el üstünde. bu sefer kendileri özgür düĢünceyi yargılamaya baĢlamıĢ. "Gerekçe gizlidir. Sesi aranıyor. Sevgiye meydan okuyan vatan. Çok diyar gördük. Vassaf. kaçı birbirine düĢer? Heykellerini yapan biz. Tarihten kahramanlarımız. seviyorum diye. BaĢımızda sevgi bekçilerimiz.. bilim çevrelerince dünyaca tanınır. Oylamada azınlıkta kalanlar. Mardin'in üyeliği bu kuruluĢu onurlandırır. sessizliği fark edilmez oldu. ġerif Mardin'in eserleriyse ortada. Bu sevgiden kaçmak yok. SavaĢlarında taraf. (G. tanrıları. kaleyi terk etmeyelim diye mi seslerini çıkarmıyor? ġimdi. Sevgimizle taraf. O kadar sessiz kaldı ki. Gücümüzden Ģüphe duymasın kimse. hepimiz vatan için tetikte. üniversite yaz tatilinde. Ölür. hazırolda sevgiyle. hem de kararı meĢrulaĢtırıyor. tehlikeli. ġarkımız tek. Sevgimizle düĢman. hem de üçüncü kez. Sevginin teslimi Gündüz Vassaf 05/08/2007 0her ülkede öyle. bir zamanlar 12 Eylül'de de iddia edildiği gibi. açıklayamam. Sevgimizle öfkeli. ġerif Mardin'in meslektaĢları tarafından bir bilim kuruluĢuna önerilen üyeliğinin. Toprakların kayıtsızlığında. Hapis. vatan sevgisi gelir önce. SavaĢ çocukları. bırakmayacak. 12 Eylül'de meslekdaĢlarının üniversiteden tek tek atılmasına seyirci kalanlar.

kaypaklıklarıyla ünlenenler? Ama oyunun kuralı bu. Totaliter rejimler de. bize neyi niçin yaptığımızı açıklayan bilirkiĢilerimiz almıĢtı. "Kurtulmanız için bilinçlenin" demiĢ. Cevap: "Sen benden daha iyi bilirsin beyim. düĢüncesini açıkladığı. gazete sayfalarında bilirkiĢilerimizin soyut düĢüncelerini çarpıĢtırmalarına taraf olma bencilliğimizle kendimizden geçtiğimizden. Türkiye'de toplum değiĢiyor ama insanlara tepeden bakan eski devlet-kapıkulu alıĢkanlıklarımızdan vazgeçmek zor. çok renkli bir meclis seçilmesine rağmen sanki karĢımızda hâlâ bir halk var. DüĢüncelerimizin nispeten özgürce ifade edilebildiği bir döneme girmiĢ olmalıyız ki. bırakın kararsızlığı. Aklımda Ģöyle bir anektod var. Bizi kararlı olmaya çağırıyorlar. . Özellikle siyasetçiler. bilirkiĢilerin yorumlarıyla yetiniyor. parti liderlerini konuĢmaktan. Türkiye'nin bilir-öğretir kiĢilerince ĢaĢkınlık ve infialle karĢılanmasına rağmen. sesleri bir sonraki seçime kadar rafa kaldırıldı. kendisini korumaya yönelik bu cevabını cahilliğine yorarlardı. Oysa siyasetçiler değil mi kararsızlıkları kandırmak için reklamlarla tezgâhladıkları maskeleriyle karĢımıza çıkan. Bizse özgürleĢtikçe kararsızlığımızı ilan ediyoruz. artık kösele ayakkabı giymemelerinin hazzıyla kökenlerini BatılılaĢma adına hazımsızlıktan kusanların seçim sonuçlarına ĢaĢmalarından doğal ne olabilir? Hâlâ Ġstanbul'a kar yağdığında. Adına konuĢulan bizlerse ekran baĢında. onların dediklerini birbirimize tekrarlıyoruz. ana dilini konuĢtuğu için hapishanelerde iĢkenceden geçmiĢ Anadolu insanının. sonraki yıllarda seçtiklerinin askeri darbelerle devrildiğini. Unutmayalım ki hâlâ çocukların öğretmenlerin gözünün içine bakmasının küstahlık sayıldığı. son seçimler öncesi yapılan anket sonuçları. delikanlılık çağına gelince vatana hizmet adına dayak yenildiği bir ülkede yaĢıyoruz. gülümsediğinde ne sırıtıyorsun diye azarlandığı. kendilerini hayat tarzlarının birkaç kilometrekarelik alanına büyük kentlerde hapsedenlerle. Bunu görmezlikten gelip. hiç mi merak etmiyoruz bizi biz yapan insanların kimler olduğunu? Tek tip elbise düĢkünü rejimlerle ideolojilerin bir düĢü. Hangi programı açsak. Tek parti zulmünü yaĢamıĢ. hepsi birbirinden bilinçli bilirkiĢi mezheplerine göre bilinçlenmemiĢ olan. Müteakip günlerde basın da aynı tabloyu çizdi. Bağımsız tepkilerimiz bize karĢı oynanan bu oyunun ezberini bozduğumuzun ifadesi. Türkçe bilmeyen bir Rus dostumla seyrettim. kararsız denilen ne idüğü belirsizlerin oylarını nereye verecekleri. "Seni sevdiler. infiallerini dinlemek aklımızın ucundan bile geçmiyor olmalı ki. Televizyon kanalları arasında gidip geldik. kararsız seçmenlerin çoğalması. gerçeği yansıttı. parmaklarına cetvelle vurulup kulağının çekildiği. samimiyetine inandılar. Kararlılığımızla meĢrulaĢtıklarını sanıyorlar. bu aymazlıklarını sürdürerek ülkenin artan nüfusuna rağmen gazete satıĢlarının gerilemesini halk dedikleri o ne idiğü belirsiz kitlenin ilgisizliğine. Nerdeyse herkes kararsızlığın kötü olduğu kervanına katılır. Halk dediğimiz o meçhul kitle çoktan özgürleĢti halk olmaktan. Meğer köylülerle konuĢmasında son söz olarak. düĢüncelerini. seçmenlerin özlemlerini. Kararsızlık kasidesi Gündüz Vassaf 22/07/2007 Kararsızlık kötüdür (derler). gazeteci yollanmadı. ancak piliçlerin hikmetini anlamadılar" der. Cumhuriyet tarihinde ilk kez bu denli çok sesli. Oy verenlerin görüntüleri. meĢruiyetlerini oy vermeyi zorunlu kılarak. karĢımda basından ve üniversitelerden tanıdık yüzler sonuçları yorumluyordu. oy verenlerin sayısının yıllar içinde azalması. hatta asıldığını görmüĢ. Halk yok. siyasi partilerin kapatıldığına tanık olmuĢ. Ġlkeler çiğnenerek demokrasi adına oynanan oyunda ülkelerdeki genel gidiĢ. Sovyetler Birliği'nde de hep vatandaĢ adına konuĢurlardı dedi dostum. oy dağılımlarının istatistiksel analizlerini yapmaktan.Türkiye'nin bilirkişileri halkını arıyor Gündüz Vassaf 29/07/2007 Türkiye'de anketler ilk yapılmaya baĢlandığında Ġstanbullu anketçi. Yıllar önce bir seçim öncesi Türkiye'de sol bir partinin lideri bir köyde konuĢup ayrıldıktan sonra köylülerin hakkkında ne düĢündüğünü merak eder. cahilliğine atfetmeleri yetmiyormuĢ gibi. Seçim sonuçlarını ilk kez Türkiye'ye gelen. Köydeki partili kendisine. Seçim öncesi medya kuruluĢlarının ilginç görüntüler ve görüĢler yakalamak peĢinde nerdeyse sirk gösterisine dönüĢtürdükleri vatandaĢ görüntülerinin yerini. anketçiye külahını ters giydiren. çeĢitli ve değiĢken aitlikleriyle insanlar var. gazetelerine yılın ilk karı diye atılan manĢetlerden Türkiye'ye bakanların. Gördüğüm kadarıyla sonuçları nasıl karĢılıyorsunuz diye Beyoğlu sokaklarına bile tek bir tv ekibi. darbelerini referandumlarla onaylattırarak sağlamanın peĢinde. Barbie bebek yaĢam tarzlarını benimsemek istemeyenlere bir de hakaret ediyorlar. söyledikleri birbirlerini tutmayan. köylüye kime oy vereceğini sorar. Onları çileden çıkarır. kime vermeli?" Üniversitede bulunduğum yıllarda bu cevap Türkiye gibi geri kalmıĢ olduğu söylenen bir ülkede alan çalıĢması yapmak isteyen sosyal bilimcilerle anket yapanların karĢılaĢtığı güçlüklere iliĢkin bir örnek olarak anlatılırdı. insanlara tepeden bakmanın bir ifadesiydi halk deyimi. meclisin. Partileri.

polis teĢkilatını çoktandır özel firmalara devretmiĢ olan ABD gibi ülkeler kolayca alıĢtı çokuluslu Ģirketlerden hükümet kiralamaya. Eğer kararlılık günümüzde dünyaya egemen düzenin sunduğunun ifadesi ise. siyasi partilerin seçmenleri. SavaĢ suçluları iktidarda. Demokrasinin beĢiği diye örnek gösterilen Ġngiltere'de. babasıyla çıktığı tren yolculuğunda aynı kompartımanı bir öğretmenle paylaĢır.. Kendilerini ne kadar ciddiye alıyorlar. "ġıkları söyle. muhafazakâr. iktidar partisi de uluslararası hukuku ihlal eden bu savaĢtan yana. Düzen adına konuĢanlar ne kadar da kendilerinden eminler. Öğretmen dokuz yaĢındaki çocuğun sohbetinden. duygularını kızıĢtırarak sandık baĢına savurduğu. hepsi bitti. Kararsız olmak aile yapısından aĢk iliĢkisine.. eğitim vb.. feminist. sağlık. . Ġlgili devletlerle anlaĢma sağlandığında. Kiralanan hükümet ve kabine üyelerine halkınızca arzulanan uygun görüntüyü (liberal. 4. Sonunda ona Ģu soruyu sorar. hedef aĢıldığında ek prim alır. Tarihimizde az mı gönüllü tutsaklığımızın kurbanı olduk? Kararsız olanlardır yeni yollarını keĢfini kaçınılmaz kılan. Düzen. okullarını. baĢarı tanımından insan haklarına kadar özlemlerimizi karĢılamayan bir düzene uyum sağlamamak demektir. Dünya Sağlık TeĢkilatı (WHO). Kötü firmalar battı. Ülkenin bölünmez bütünlüğünden söz eden siyasi partiler bölücülüğün baĢlıca unusuruydu. askeri. Kısa bir süre içinde bu tarzda birçok firma kuruldu. doğada kararsızlığın esas olduğuna iĢaret eden gözlemlerin baĢında gelen Alman nükleer fizikçi Heisenberg'in 'Belirsizlik Prensibi'nin benimsenmesinden bu yana bir asır geçti. amca" der. Ġktidara gelsinler diye halkı birbirine düĢürür. Hedeflere ulaĢılamadığı takdirde tazminat öder. halkın belki yüzde 70'i ülkelerinin Irak iĢgaline karĢı.. durmadan kargaĢa yaratırlardı. bilimde. ifadeleri net. Eğer kararlılık bize sunulan seçenekler çerçevesinde taktığımız at gözlükleriyle bostan kuyusunun etrafında dönüp dolanmak ise. bitti. kararsızları. Kiralık hükümetlerimizin uzman kadrolarının hepsi Uluslararası Para Fonu (IMF). seçimleri bir an önce bitsin de kurtulalım dedirten bir egzersizden ibaret kılıyor. Siyasi partiler de kalkalı yıllar oluyor. Ne varki bu firmaların hiçbiri hâlâ Türkiye gibi gerçek demokrasiyi kurmaktaki kararlılığını sürdüren ülkelere nüfuz edebilmiĢ değil. Kiracı devlet ile aramızdaki ihtilaflarda Lahey Adelet Divanı'nın kararları esastır. bizi hâlâ Newton yasalarına tabi deterministik bir kararlılık içinde görmek isterler. Kararlı kiĢiliğin meziyetlerini saymakla bitirmez. ben bu oyunu oynamak istemiyorum demektir. 2. Ne maskaralıklar kepazelikler yapılırdı seçim kazanmak için. bilgisinden hoĢlanır. 18. 3. anarĢist. sağlık. mutluluğun sırrı nedir?" Çocuk tereddüt etmeden. Zaten hapishanelerini. Zürih. Kiralık Hükümet 1. sokak temizliğini. Kurtulduk o günlerden. Firmamızın kiraladığı hükümetler BirleĢmiĢ Milletler Evrensel Ġnsan Hakları Beyannamesi'ne uymayı taahhüt eder. "Söyle bana evladım. itfaiyelerini. Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) gibi kurumlarda çalıĢmıĢ olup en az beĢ dil bilmektedir. kendilerinden memnun ve suçlular gibi sorgulanmaktan rahatsızlar. Kiralık hükümetler * Gündüz Vassaf 15/07/2007 Oy vermek tarihe karıĢtı. Ya seçim gündeme geldiğinde sorumsuzca akıtılan oluk oluk paralar! Bir yanda para bekleyen eğitim. Psikologlar da kararlı olmamızı ister. ĠĢte böyle idi ilan. New York'ta kurulan. ulaĢım.Bir arkadaĢımın o zaman ilkokulda olan oğlu. Kararsız olmak sağlıklıdır. Bitti. iyilerin hisse senetleri borsalarda kapıĢılır oldu. bizi sunduğu seçenekler çerçevesinde karar vermeye zorlayadursun. alanlardaki hedeflere belirlenen süre içinde varacağını taahhüt eder. Seçtikleri muhalefet partisi de. Singapur. Buenos Aires ve Darüsselam'da Ģubeleri olan Glasnost Uluslararası Yönetim firmamızın faaliyete geçtiğini müjdeleriz. uyarı ve önerilerine vurdumduymazlıkları. bizleri Ortadoğu'da savaĢa sokup sokmayacakları konusunda sessizlikleri ve bağımsız konum ve tutumlarıyla cumhurbaĢkanı niteliklerine de haiz Baskın Oran ve Ufuk Uras'ın gözlem. yüzyıl anlayıĢından kalma pozitif bilim olamama komplekslerinden kurtulamadıklarından. Türkiye'de zinde güçlerin demokrasinin temel ilkelerini yaz boz tahtasına dönüĢtürdüğü. * Cennete Övgü kitabımdan aldığım yukardaki yazının kısaltılmıĢ biçimi 1 Nisan yazısı olarak bu sütünda yer almıĢtı. Karikatürlerini bile kaldıramıyorlar. Kimileri birbirlerinden hükümet transferine bile baĢladı. 5. Seçimle iĢbaĢına gelmiyor artık hükümetler. Bizden istenen kararlılık bize verilen Ģıklarla sınırlı. Sesleri tok. kendilerine güven duygusundan yoksun diye tanımlarlar. dindar) ya da bu ve benzer görüntülerden oluĢacak bir yelpazeyi sunacak kadromuz mevcuttur. BirleĢmiĢ Milletler Tarım ve Gıda Örgütü (FAO). öbür yanda milyonlar harcanan siyasi sirk gösterileri. AĢağıdaki ilan New York Times gazetesinde tam sayfa olarak çıktı. Kararsız olmak. firmamız kiralık hükümetimizin söz verdiği ekonomi.

onların ufkunu geçmiĢin hüsumetlerinde gömmeye yeltenenlerimiz. bunca yol gittik. "Çocuklar. Siyasetle ilgilenmezler. para kazanmak. Bu ikiyüzlü düzene gençlerin itibar etmesini. aktardığı yüzyılların tecrübesiydi hayatımızı idame ettirebilmemizi sağlayan. internet aracılığıyla onlar yüzyılların yapaylaĢmıĢ sınırlarını aĢıyor. Bunun neresi demokrasi? BirleĢmiĢ Milletler kurallarını hiçe sayıp ABD'nin peĢinde savaĢ suçlusu konumuna düĢen baĢbakanları geçen hafta. gençleri kin ve intikamla silahlandırmak isteyenlerimiz de çok. 'Türkiye'nin çalkantılı haline. hem de parlamentoda. Düzen siyaset yapıyor. düzenin oyununa katılmamakla asıl gençler mi politik olan? Düzenin derdi. 'Biz adam olmayız' kültürü Gündüz Vassaf 01/07/2007 Psikolojide 'Ne ekersen onu biçersin' diye özetlenebilecek ünlü bir deney var. Bugünlerde Londra. umursamazlık içindeler. Son aylarda Ġstanbul gazetelerinde yazılanlara topluca baktım. kitap okumazlar. Tarihlerini bilmezler. mavi gözlülerin ağır öğrenenler olduğuymuĢ. ordularında savaĢacak. arpa boyu yol kat etmemiĢiz. Bu gözlemlere ilk tepkim.) Devam edelim. Düzen. Doğrusu kahverengi gözlülerin zeki. Öğretmen.bu dünyada yaĢıyor olmanın yazgısının bilinci ve sorumluluğu. Sonuçları yanlıĢ açıklamıĢım.Apolitik gençlik Gündüz Vassaf 08/07/2007 Hangi ülkenin gençlerine baksanız öyleler. veda konuĢmasında ayakta alkıĢlandı. yetiĢkinlerin anlam veremedikleri dünya çapında bir ağ oluĢturuyorlar." Tahmin edebileceğiniz gibi ikinci açıklamayı izleyen günlerde de kahverengi gözlüler okulda daha baĢarılı olur. sade Türkiye'den değil. biz adam olmayız'. gençleri egemen değerlerin tüketicisi yapmak. diye dövünmeye baĢlamıĢ. Dertleri iĢ bulmak. ġimdilik ekranlarının baĢındalar." der. Guardian gazetesinin baĢarısından çok. Türümüzün tarihinde düne kadar gençler yetiĢkinlerden öğreniyordu. Egemen düzen kendisine baĢkaldırmayan. rüĢvet açıklamasının Batı'nın bundan sonraki Suudi kralının kim olması istediğine iliĢkin pozisyonu. pazarlananları tüketen gençlerden memnun. YaĢlıların. Beyaz adamın uygarlıklarını dünyanın dört yanına götürdükleri inancıyla beslenen Ġngilizlerin de kirli çamaĢırları az değil. sefalet. Gazete. dünyada bunca açlık. Sokağa çıktıklarında kulaklıklarıyla müziklerine bağlı. ölecek olanları bulamadığı için telaĢ içinde. Yıllar önce. devlet adamlarımızın bile açıkladığını. 12 Eylül cuntası günlerinde Türkiye'de insan hakları ihlalleri üzerine inceleme yapan Batılı bir heyet. gençler için çoktan gerçekleĢmeye baĢladı dünya vatandaĢlığı. bırakın gazetelerin. taraf olmasını bekliyorlar. Bir hafta geçer. Seyahatle. Çarklar bir tek bizim savaĢlarımızın haklı olduğuna inanalım diye döndürülüyor. içlerinden ünlü bir yazar Türklerin sık darbe yapmalarının. darbe tehditlerine bakıp." (Bilim adına insanları kobay olarak kullanmanın neden olabileceği zararlar ve kimi bilim adamlarının ahlaki sorumsuzluğu yukarıdaki satırları okuyunca sizin de hemen aklınızdan geçmiĢtir. Seyircisi diye gördüğü. tarihlerinden gelen etmenlerle açıklamaya giriĢmiĢti. Bugün tarihimizde ilk kez yaĢlılar yeni teknolojilere çaresizlikle bakarken. iktidarlarını bu kadar kalıcı. Onlar için apolitik gençlik deniliyor. Yarının kurulması için gençlerin önünü açacaklarına. Öğretmenin konuĢmasını takip eden günlerde okulda çocukların sınandığı konu ne olursa olsun. kahverengi gözlüler ise ağır öğreniyormuĢ. karuni boyutlarda servetlerini bu kadar sorgulanmaz zannetmemiĢlerdi. uyurgezer gibi dolanıyorlar. Konumlarını belki de hiç bu kadar sarsılmaz. alkıĢlayanlar zannettiği. mavi gözlüler kahverengi gözlülerden yüksek puan alırlar. Çoğu kiĢi. bir gün bir Ģeye inanırken ertesi gün tam tersine inanabileceğimize de iĢaret ediyor. Ġngiltere'nin Suudi prensine silah ve uçak alımı karĢılığı bir milyar sterlin rüĢvet verdiğinin ortaya çıkmasıyla çalkalanıyor. aymazlığında putlaĢtırdığı aynada kendi sureti. tarihin küllerinin haklı haksız avında körleĢenlerimiz. ABD'de bir ilkokul. Yoksa günümüz politikası. Ana muhalefet partisi savaĢı destekliyor. bu olguyu. meĢruiyetini asıl sorgulayanlar. ABD'nin Panama'da kurduğu polis akademisinde son moda iĢkence yöntemlerini öğrenmeleri için yetiĢtirildiklerini. soğuk savaĢ yıllarında Batı müttefiki diye bilinen solu ezmeye kararlı baĢka ülkelerden de polislerin. uzayda. "Çocuklar" der. Yukardaki deney beklenenleri gerçekleĢtirmeye eğilimimizle birlikte kendimizle ilgili belleğimizin ne kadar kısa vadeli olduğuna. ya da daha doğrusu bize yaĢattırılan darbelerin arkasında ABD'nin olduğunu. yeni diller. Öğretmen sınıfa girer. Ġngiltere halkının belki yüzde 70'inden fazlası ordularının Irak iĢgaline karĢı. meĢruiyetini yitirdi. politikacılarıyla ilgilenmemekle. dünya adam olmadan biz de adam olamayız demek. Apolitik oldukları iddia edilen gençler bugün düzenin. Onları düzenin seçeneklerinin Ģıklarında hapsetmek. "Sizden özür dilerim.) Bu . Ayrı ayrı kendi takıntıları peĢinde. demokrasi adına oynanan büyük oyunun. gördükleri acımasızlık ve vahĢet karĢısında irkilmiĢ. Hükümet savaĢı destekliyor. iĢkenceci olmalarının nedenlerini. Ne kadar da çabuk unutuyoruz Adnan Menderes'in nispeten bağımsız bir politika izleyebilmek için Moskova'ya gideceği duyulduktan sonra yapılan 27 Mayıs darbesinden bu yana yaĢadığımız. Ne kadar da çabuk unutuyoruz. "Okuduğum son araĢtırmaya göre mavi gözlü çocuklar zeki. Devletlerin vatandaĢları adına giriĢeceği en büyük eylem savaĢ ise demokrasinin beĢiği diye geçinen ülkelerde oyun iflas etti. Geleceğimizi emanet edeceklerimiz olup bitene sırtlarını çevirmiĢler. (ġunu da ilave etmeliyim ki. değerler sistemi geliĢtiriyor. çıkarları uğruna öldürecek. Yüz yıl önce cephede savaĢmak istemeyeni vatan haini ilan eden devletler gençleri kurĢuna dizerken. günümüzde savaĢ halinde olan Ġsrail'de bile Filistinlilere kurĢun sıkmaya hayır diyen vicdani redciler var. hayatın her alanında gençlerin geliĢtirip uyguladıkları teknolojilerle yol alıyoruz. Onlar bayraklarıyla dinlerinin gölgesinde inançlarını çarpıĢtıradursun. skandalın bugünlerde patlak vermesinin muhtemel nedeni. tıpta. adaletsizlik varken.

Ölçüsüz sanayileĢme çılgınlığımızla. Amerikalıların akıllarının ucundan bile geçmiyor Bağdat'ta otomobili yasaklamak. içip. dünyanın en eski Ģehirlerinden. Cezayirli psikiyatrist Frans Fanon'un 'beyaz maskeli siyah tenliler' diye tanımladıkları da var. 2 bin yıldır kesintisiz birilerinin yaĢadığı. onlar adam olamaz. kiminin ihmalinden çökmüĢ. askerlerini korumak için harcadıkları paralarla Bağdat'ta otomobili gereksiz kılacak dünyanın en ileri ve güvenli kamu ulaĢım sistemini kurabilir. daha az araba kullanmak yerine. yüzyılda İstanbul Gündüz Vassaf 17/06/2007 21. Geçenlerde okuduğum bir haber Amerikalının otomobiline körü körüne bağlılığının. "Ortadoğu'dakiler silahlarımızı. Bir yanda infilak ettirilen otomobiller." dedi. Buna karĢın Amerikalıların buldukları çözüm otomobil rekabeti. otomobilden vazgeçilebileceğini ölüm pahasına bile idrak edememelerinin en uç örneği bugün Bağdat'ta yaĢanıyor. Bugün dünya nufusunun yarısından çoğu Ģehirlerde yaĢıyor.konuda eski Ġngiltere savunma bakanının Ģu sözlerinin arkasında yatan mantık da ibret verici. Bir gün otel odasında oradan buradan sohbet ederken gözleri pencereden gördüklerine takıldı. yakın çevremizden de bildiğimiz. Birbiri ardına sıraladığımız karĢılıklı örneklerle konuyu besledik durduk. "Bizi kendisine tutsak etti. otomobilin bir katliam aracı olarak kullanılmasını savaĢ tarihinin yıpranmıĢ sayfaları arasına katabilirlerdi. küresel ısınmanın dünyamızı tehdit ettiği. kendilerine tasarruflu. Miller.. cilalamaya.Biz (Batı) ne kadar uğraĢsak. Sonuç." Laf lafı açar. ABD'nin otomobil müptelalığının. ġimdiye kadar baĢkalarını katletmek. seviĢip. yıkıldıkça yapılan Ġstanbul. ordularının Bağdat'ta kullandıkları zırlı aracın sivil modeli Hummer gibi mini tank benzeri arabaları kullanmaları ayrıca ibret verici. uygarlığımızı onsuz planlayamaz olduk. yozluklarına atfetmesi yetmiyormuĢ gibi. bir yanda araçlarında öldürülen Amerikan askerleri. uygarlığın beĢiği bildiğimiz Ģehirlerimiz. Ruslarve Türkler için ekmek neyse. kâh uyumlu. ben Türkiye'yi Küçük Amerika yapacağız diyen Demokrat Parti'yi deviren askerlerin aĢağılık komplekslerinin sonucu darbeden sonra yaptıkları ilk iĢlerden biri olan. bırakın Irak'ı. Bağdat'ın en küçük mahallesine bile hâkim olamadı. ana rahmine otomobillerde düĢen. otomobil müptelalığının baĢka bir örneği. Bu görüĢe. 'Satıcı'nın Ölümü'nde Amerikan rüyasına inanan Willy Loman'ın arabasının egzos borusundan çıkan zehirle intihar ettiğini. Kiminin saldırısıyla yıkılmıĢ. Bir an daldıktan sonra. Doğasıyla. demokrasiye yabanlıklarına. küçük üçüncü otomobiller satın almaya baĢlamıĢ. Patlayan. Gazete haberine göre benzin fiyatlarının artıĢına dayanamayan Amerikalılar. (Bir de Türkiye'de bizi adam yerine koymayıp gerektiğinde silah zoruyla kendi reçetelerini dayatıp kollayanlar da unutulmamalı. ġehirlerde yaĢamak artık ayrıcalık değil kaçınılmaz. yüzyılda Ġstanbul dünya imparatorluklarının baĢkenti. Buraya ilk yerleĢildiğinde dünyamızda Ģehirlerde yaĢamak ayrıcalık idi. Miller'in anlattıkları. patlatılan araçlara karĢı patlatılmaya dayanıklı yeni model araçlar üretmek. Çevre dostu geçinenlerin bile. Miller da kim bilir baĢka neleri anlatacaktık ki otelin lobisinden gelen telefonla yeniden 12 Eylül kâbusunun içine girdik. adam olamıyor? Türkiye gibi birçok ülkede milliyetçilik ve din sarmalının kolaycı aitliğinde yabancı düĢmanlığına kadar varabilecek bir infiale doğru sürüklenirken aynada kendi yüzümüzü giderek göremez oluyoruz. YaĢamı onsuz düĢünemez. Yapıldıkça yıkılan. Gene de. kâh kavgalı. Miller Amerikalı erkeğin hafta boyu çalıĢtıktan sonra cumartesi günlerini büyük bir hevesle arabasını yıkamaya. "Otomobil. otomobillerinde kiliseye gidenler.) Ancak Batı'ya yüklenmenin kendimizi aldatıcı kolaylığı da 'adam olmamızı' engellemiyor mu? Kim kimin ölçülerine göre adam değil. Bağdat'ta ölüm Gündüz Vassaf 24/06/2007 ABD'li oyun yazarı Arthur Miller 12 Eylül döneminde yazarlarla dayanıĢmaya Türkiye'ye Harold Pinter'le geldiğinde Ġstanbul Hilton'da kalmıĢtı. istatistiklere göre ülkede aile baĢına düĢen otomobil sayısı ikiden fazla. insanlarıyla. günlerimizin sayılı olduğunun söylendiği bugünlerde her zamankinden daha geçerli. 21. Amerikalılar için de benzin o." Batı'nın geleneksel böl ve yönet yöntemlerinin de neden olduğu çatıĢmaları. Dünyamızın en güçlü ordusuna sahip olmakla övünen bu rakipsiz süper güç her yıl harcadığı yüzlerce milyar dolara rağmen dört küsür yıldır. pat pat diye birkaç yüz metre gidip Genelkurmay BaĢkanlığı'ndan gelme cumhurbaĢkanının önünde bozulup duran Devrim adlı otomobili. Otomobillerde patlatılan bombalarla katledilenlerin haddi hesabı yok. rüĢvet verirsek satın alıyorlar. orasıyla burasıyla oynamaya feda ettiğini. otomobillerinde ölmemek için otomobilden vazgeçmenin yeteceğini bile akıl edemiyor. aĢağıladıkları insanların vahĢetine. Otomobillerinde yiyip. topraklarından kopartılan sokağa mahkûm . Otomobilde seks. bir de kendine bağlı haber ajansları kanalıyla bu insanları dünyaya gerilikleriyle sergiliyorlar. çocuklarını sabah yuvaya götürürken. Washington'da da kızları tavlamak için onlara Amerikan arabasında dolaĢmayı teklif ettiğini. ben Ankara'dan Amerika'ya yeni gitmiĢ bir tanıdığımın ilk maaĢıyla araba aldıktan sonra Türkiye'de yaptığı gibi. Benzinin en ucuz olduğu ülkelerden birinde yaĢamalarına rağmen Amerikalılar son yıllarda artan benzin fiyatlarından Ģikâyetçi.

herkesin cebine uygun yaĢam kalitesiyle. yaĢlı kuĢakların iddia ettiği gibi apolitik değil. Hedefi vuruyor. ısınmanın enerjisini doğa dostu kaynaklardan sağlayacak yatırımlara yönelmek. 21. bankaların. yalnızlığın getirdiği sorunların. bakanlıkların. geçen yüzyılın hatalarını tekrarlayarak. Batı'da fabrikalar çürümeye terk edildiği gibi. istedikleri rolleri oynayabiliyorlar. kent içi yaĢamın paralı kesimlere hitap ederek hayat pahalılığına dayanamayan eski Ġstanbulluların 'iç Ģehri' terke zorlanmasıyla. açların infiali. Çağdaş savaş kültürleri Gündüz Vassaf 10/06/2007 Çok eskidenKimi seçkin insanlar savaĢçı olarak yetiĢtirilirdi. Sağ iĢaret parmağıyla baĢka bir düğmeye basıyor. Ġnmeye baĢlıyor. piyasanın git-gelleri kadar belirsiz. Dresden gibi Ģehir yerle bir oluyor. yüzyılda sorun. baĢka Ģehirlerin tecrübesine bakılırsa. gazetelerin ve Ģirketlerin web siteleri çökertildi. yatırımcıların kıstaslarını ölçü alarak rekabet eden Ģehirlerin yaĢamla göbek bağı iplik kadar ince. Ne adı biliniyor. Bu tür savaĢlar miladını doldurmakta. günümüzde bilgisayar baĢından yönetiliyorsa. Ġstanbul 1453'ten bu yana en çarpıcı toplumsal ve mimari dönüĢüme gebe. Ancak Avrupa'da patlayan yeni tür bir savaĢın yanında sivrisinek vızıltısı gibi kaldı. parasız olan Ģehre akın etti. yıkıcı eylemlerin habercisi. yüzyılın Ġstanbul'u. dört bir yana saçılan kollar. her geçen gün dünya düzenini daha da gayrimeĢru kılmaktalar. Her toplumda. dünya ekonomisi. Köprüleri. Tahminlere göre sayıları bir milyondan çok bilgisayarın saldırısı sonucu giriĢilen topyekûn savaĢta cumhurbaĢkanının. bilgisayar baĢından yürütecek olanların tecrübesi ve birlikteliğinin yeri kaçınılmaz. bu dünyayı istedikleri gibi yönlendiriyor. Ġstanbul'un sınırlarını surlar gibi çevreleyen beton siteler ise. mahalle ve ailenin çözülüp cemaat yaĢantısının yok olmasıyla. BaĢka bir yol. Ancak bu süreçte. halkına değil. Giderek arabaları. turizm anlayıĢımız. Belki 100 bin kiĢiyi öldürdü. turist çekmek. korkunç ve adaletsiz hali böyle gitmeye devam ederse. Bugün de Asya'da. baĢbakanın. HiroĢima gibi. ġehirleri lunapark gibi aydınlatıp Ģenlendirmek değil. Onunla yüz yüze gelir. Dünyamızın vahim. kafalarına düzenin coplarını yiyeceklerine. YarınGeçmiĢte gençler dünyayı değiĢtirmek için isyan ederdi. ne göğsüne madalya takılıyor. Hayalet mekânlar oluĢur. insandı. sefaletin. nasıl koruyacağını bilir. Tarihin ilk siber saldırısında bir e-devlet'in dijital altyapısı çöktürüldü. kongre düzenlemek için seyirlik bir Ģehir olmaya hazırlanıyor. ABD ve Ġsrail'den olay mahalline gelen bilgisayar uzmanları iç hafta boyunca süren bu baskın karĢısında hazırlıksız yakalanmalarının vahameti karĢısında donakaldı. alıĢveriĢ âdetlerimiz değiĢir. küresel ısınmaya karĢı almaya zorlanacağımız acil tedbirlerle. bilgisayar ekranları baĢındaki oyunları ve haberleĢmeleriyle yeni bir dünya yaratıyor. Silahını nasıl yapacağını. çarpıĢarak öldürür ya da tutsak ederdi. NATO'dan. bu yeni koca alıĢveriĢ merkezleri de baĢka mekânlarla birlikte boĢ kalabilir. Ülkenin haberleĢme sistemi felce uğratıldı. ekran baĢında olanları da rahat bırakmayacak. Öncelik. Tüketilecek mamulmüĢ gibi pazarlanan. Afrika'da. bu iĢin arkasında. kaynaklarını kuruttuğumuz. geleceğin düzene karĢı eylemleri de. köprüler yapmak değil. tepkisiz kalan sanal âlemciler. Saldırıya maruz kalan ülkenin. BaĢka bir makinanın önüne geçiyor. Güney Amerika'da milyonlarca çaresizin mekânı olan Ģehirler. . parmaklarının ucu kadar yakın. uluslararası Ģehir yatırım borsasına mahkûm kılmayalım. Sanal âlemlerindeyken günümüz politikasıyla ilgilenmeyen gençler. Gün gelir. bacaklar. okuluyla. yüzyılımızın gereksinmelerine uygun yeni iĢ alanlarının yaratılmasıyla mümkün. adaletsizliğın kıĢkırttığı din savaĢları onları da etkileyecek. yabancı. Brüksel'de NATO adına konuĢan bir yetkili. eski mahallelerin turistik bölgelere dönüĢtürülmesi. DüĢman. düzenin çoktan seçmeli Ģıklı özgürlüklerine rağbet etmemekle. Kahvesi hazır. Tersine. Binlerce mil katederek büyük bir kent üzerinde menziline varıyor. Ġstanbul gibi Ģehirlere giriĢleri pasaportla denetlemeyi düĢünenler bile var. insanları seçiyor. betonlaĢmıĢ Ģehirlerimize ağaç. Gün gelir. gün gelecek. Egemen düzen farkında olmadığı potansiyel bir dünya örgütlenmesi ile karĢı karĢıya. "Bu ittifakımızın iĢleyiĢini kalbinden vurdu" dedi. Amaç. otomobillere yeni yollar. dünyayı değiĢtirmenin cefasını çekeceklerine. savaĢçı olarak nasıl davranması gerektiğini öğrenirdi. Nasıl savaĢlar. düzenin oyununa katılmamakla. ulaĢım gibi. Bir süredir mümkün olanSağ iĢaret parmağıyla düğmeye basıyor. yerli. Günümüz düzenini sorgulamayarak. Turistler evlerinde kalır. Talinn'de bir Rus askeri heykelinin yerinin değiĢtirilmesine tepki gösteren Rusya olduğunu ima etti. binaları görüyor.ettiklerimizle. Düğmeyi basan ekran baĢındaki yerinden kalkıyor. Avrupa Birliği'nden. Bu gidiĢe dur demek için Moskova. isyanların mekânı oldu. Yoksulların yaĢadıkları mekânların yıkılarak alıĢveriĢ ve eğlence merkezlerinin yapılması. Gençler. atıklarımızla zehirlediğimiz sularımıza sahip çıkmak. Ģehirleri otomobillerden kurtarmak. Egemen düzenin karĢısında günümüzde böyle tehdit yok. Füze rampasından fırlıyor. Ġstanbullular için düĢünülmeyen bir Ġstanbul'u. düzenin oyununda piyon olmayı reddetmekle. terör korkusuyla. Ġklim değiĢiklikleri. milyonların anında herhangi bir eylem için birleĢmesi. Parası olan Ģehir dıĢına kaçtı. 21. savaĢçı olmak Ģerefli bir Ģeydi. Dünyada bilgisayarların en yaygın kullanıldığı ülkede devlet durdu. büyük yatırımlarla Ģehirlerin yapısını değiĢtirmek. Cayır cayır yanan insanlar. cürümün. insan merkezli olmayan egemen düzenin kaçınılmaz sonuçları. Ģehirlerimizi dünyada değiĢen koĢullara duyarlı. Geçen haftaTürkiye'de silahlı kuvvetlerin e-muhtırası. herkes için yaĢanabilir kılmak. ġehirlerin sürekliliği ancak. tepkisizliklerinde dipten gelen bir dalga gibiler. ıĢıklandırmanın. hastanesiyle. çoktan çözümlenmiĢ olması gereken geçen yüzyılın sorunlarından öte ilerisini göremeyen. ya da yeni teknolojilerle. teknolojinin arkasına saklanmak bakımından çağdaĢ olmaksa çağdaĢtı. çiçek dikip sulamak değil. Estonya'nın savunma bakanı Jaak Aaviksoo verdiği demeçte.

yitik gençlik. Ne varki. bir 'demokrasi' de yaĢıyoruz. üçte biri açlığa. vatandaĢlıktan atmalarla sindirildi. varlığınızdan kimsenin haberi olmaz. 12 Eylül'e kadar. tek güç olmaya özenen iktidarın iĢine gelen yürürlükteki darbe anayasası. Son noktadaysa demokrasi. kızıĢtırılan ortamlarda bir o yana bir bu yana savrulacağımıza. Tabii bölündükçe. Nijerya. Suudi Arabistan. Sessiziz çünkü olanla idare etmeye alıĢtık. Bu akımlar son iki yüz yılın bilimsel geliĢmelerinin kazanımlarını. Ortamı geren. hastalıkların tedavisinde devrime yol açacak kök hücre araĢtırmaları Beyaz Saray kararıyla engellenmek isteniyor. Sade Türkiye'de değil baĢta ABD olmak üzere birçok ülkede dini akımlar iktidarı belirliyor. bitti. geleneksel aile değerlerinin yitirilmesi. demokrasi o kadar yok. kurumlarımızın ruhuna sinmiĢ. Ahlaksızlık. bir yanda Büyük Lüksemburg Dükalığı. Bugün Türkiye'de solun yerini siyasal Ġslam'ın aldığı söyleniyor. 12 Eylül'le solun aklı baĢına geldi ama sol da kalmadı. Bir tarafta kuvvetler ayrılığını tanımayan. Tanrı'nın dünyayı altı günde yarattığına inananların nüfusun yüzde 60'ı olduğu. Günümüzde dünyaya egemen düzen zengin ve fakirin arasını Ģimdiye kadar görülmemiĢ biçimde açıyor. iĢkencede. Taraflar kendi güçlerini korumaktan yana. 27 Mayıs darbesi de seçime giden bir hükümete karĢı yapılmıĢtı. Gerçi son yıllarda musluklarımızdan her zamankinden çok su akmaya baĢlamıĢtı. Darwin yerin dibine batırılıyor. fırsat bu fırsat diye iktidarlarını monopolleĢtirmek isteyenler. ülkeyi bölen iki taraf demokrasiye bağlılıklarını söylerken. askerin arkasındaki ABD'nin değil bu NATO ülkesini istikrarsız kılmak isteyen Sovyetler Birliği'nin uzantılarının da Türkiye'ye mirası. Bir sonraki seçimlerde daha da çok parası olan adaylar yarıĢır. Düzenin benden sonra tufan anlayıĢının körüklediği küresel ısınma dünyamız için . her toplumun sorunu. Solcu olmak hem de 27 Mayıs'ı eleĢtirmek mümkün değildi. evlerinde musluklarından bir kaç damla suyla idare etmeye alıĢanların. yoksullağa terk ediliyor. Bu ülkede seçim dönemine girildiğinde yönetim tarzının plutokrasi. Resmi adlarında demokrasi kelimesi geçen ülkeleri gözden geçirin. Partilerin aday adayları az çok belli. Dünyanın herhangi bir yerinde din adına evrensel ilkeleri. sol gösterip sağ vuran bildik iktidar partilerinin baĢ tacı idi. Paranız yetmezse. Kenan Evren'in 12 Eylül'de darbe yapmaları için "KoĢulların olgunlaĢmasını bekledik" sözleri. Demokrasi kelimesinin kullanımı ile demokrasinin varlığı arasında ters orantılı bir iliĢki var. yani zenginlerin yönetimi olduğu hep gündeme gelir. yargı. Kimi adaylar. Diğer yandan YÖK baĢkanının cumhurbaĢkanlığı seçimleri öncesi siyasete müdahalesine kimse karĢı çıkmadı. sistemi değiĢtirmek üzere söz verir. devlet korkusunun olmadığı bir toplum demek. bir tarafta demokrasinin. evrensel insan hakları ilkelerini korumak isteyenleri ürkütüyor. toplumda istenmeyen çocukların doğumlarına neden oluyor. demokratik kurumlarla korunmasıyla güçlerini yitirecek olanlar. ama biz gene boyun eğmeye Ģartlanmamızla durumu idare etmeyi sürdürdük. aydınların. Pakistan. Bir yanda Kongo Demokratik Cumhuriyeti. 12 Mart askeri darbesi öncesi de devrimci gençler kimi gazetelerin öncülüğünde 'Gençlik-Asker El Ele' sloganlarıyla darbe çağrıları yapıyordu.Demokrasi nasıl korunur? Gündüz Vassaf 03/06/2007 Demokrasinin ne olup ne olmadığı üzerine yazılar. mevcut sistemde milletin oylarının parlamentoya yansımaması konusunda sessizler. en çok Nobel ödülünü alan ABD'de. Dünya nüfusunun belki üçte ikisi sistemin içinde var olabilirken. susuzluklarını fark etmesine benzer. kürtaj hakkının kısıtlanmasıyla kadınların sağlığı tehdit ediliyor. taraf olup. Türkiye artık askeri darbelerini bayram diye kutlamıyor. Günümüzün tek kanatlı demokrasisi. dünyada araĢtırma ve geliĢtirme projelerine öncülük eden. Eflatun'dan bilmem kime kadar demokrasi tanımları. Bari biz onların arasındaki çatıĢmaya katılıp. sade resmi tatil olarak kutlanmakla kalmadı. bir yanda Norveç Krallığı. Bugün 27 Mayıs! Gündüz Vassaf 27/05/2007 Türkiye'de demokrasi kültürü olgunlaĢtı. Hapishanelerde. Küçük bir örnek. Bir yanda Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti. CumhurbaĢkanı seçiminin gündeme gelmesiyle Türkiye'de de demokrasi olmadığı gene anlaĢıldı. arkanızda para babaları yoksa bırakın seçilmeyi. Oylarımızın yarıya yakınının çöpe atılmasına göz yuman bizler de sessiziz. baĢka bir askeri darbeye. ABD'de seçimler yaklaĢtı. günümüzde isimleri çağdıĢılığı çağrıĢtıran ülkelerle karĢılaĢtırın. Türkiye'de 60 küsur üniversitenin ikisinden itiraz sesleri geldi. bunu uygulayan YÖK'ün baĢına askeri darbecilerin tayin ettiği kiĢinin parlamento rafından geçen hafta devlete hizmetle ödüllendirildiği. Oysa 27 Mayıs askeri darbesi. olanı da yitirme tehlikesiyle karĢı karĢıyayız. insan haklarını ihlal eden uygulamalar yaygınlaĢıyor. D'üĢünün ki yasalara göre bir üniversite hocasının basında açıklama yapabilmesi için amirinden izin almasının gerektiği. eğitimde. Sonra onları. Sanki bu ülke kaç seçimdir bir askeri darbenin totaliter anayasasıyla yönetilmiyormuĢ gibi demokrasimizin tehlikeye girdiğinden söz etmeye baĢladık. ülkenin savaĢkâr politikasını köktenciler kamçılıyor. belirli günlerde belirli miktarda su kullanmaya Ģartlandırılanların. sade askerin. Malezya. Kelime ne kadar çok kullanılıyorsa. yasama ve yönetimin tek elde birleĢmesine olanak sağlayan askeri anayasadan. demokrasiden yana taraf olabilsek. Ġran gibi Ģeriat ve Ġslam ağırlıklı yasaların geçerli olduğu ülkelerde de din adına yürütülen vahĢet haber olmayacak kadar sıradanlaĢtı. seçimler yaklaĢınca birçok ülkede gündeme gelir. Durum. Türkiye'de silahlı kuvvetlerin geçmiĢteki eylemlerinde çözümü demokrasiden beklemediğinin somut bir ifadesi. Totalitarizm. ülkede sol kültürün. ġimdi de baĢladık demokrasiyi koruyormuĢuz gibi ikiye bölünmeye. sağlıkta geliĢmeleri. anlamı üzerine tartıĢmalar.

Tanrı sonsuzluğun kapısını açar. karı koca arasında hangi tür ve pozisyonda cinsel iliĢkinin yasal olup olmadığını denetledi. ġeytan bizi ölüme sürüklemek ister. Kyoto protokolünü imzalamayan tek tük ülkeler arasında Türkiye. Son yıllarda Türkiye'nin birdenbire Ġslam demokrasisi. Ġncil'i farklı farklı yorumladıkları için çeĢitli mezheplere bölünmüĢ dindarları düĢman bildiklerine karĢı birleĢtirmesi üzerine kurulu. Irak'ta petrol üzerinden kıyamet günü politikası güden köktenci Bush ve ekibini iktidara getirmeye kadar kritik bir rol oynadı. insan hakları. Bugün 27 Mayıs'ın yıldönümü. iĢlerini hiç ciddiye almaz. halk nezdinde inandırıcı olamamıĢtı. Demokrasi kültürünün olmazsa olmazı. Türkiye artık askeri darbelerini kutlamıyor." Demokrasi kültürü olmayan yerlerde. Atatürk Kültür Merkezi'nin karĢısındaki boĢ alanda 27 Mayıs'ı simgeleyen süngü maketi. cuntanın baĢı Kenan Evren'in meydan mitinglerinde Atatürk ve Ku'ranı birleĢtiren nutuklarına. Zamanında sol. iĢlerini ciddiye almayıp kendilerini ciddiye alanlar. "Türkler kendilerini çok. ABD'de din ve devlet iliĢkisini yeniden tanımlayan Falwell'in 'Ahlaki Çoğunluk' hareketi. Bu darbeye sahip çıkanlar bile artık piĢman. 12 Eylül darbesine. 1970'li yılların sonunda kurup öncülük ettiği 'Ahlaki Çoğunluk' hareketi. Galileo ve Darwin'den bu yana bilime karĢı çıkma alıĢkanlıklarıyla. "Sinemada yangın çıktığının ilk farkına varan sensin. bu ülkenin dıĢ politıkasını. bir elinde bayrak. zıtlaĢma yerine.mahĢer gününün habercisi. Günümüzde de din adına çiğnenen evrensel ilkeler. hepimizi daha duyarlı kılmaya. Demokrasiden kim korkar? Gündüz Vassaf 13/05/2007 Annem anlatmıĢtı. emperyal konumundan dünyaya nasıl baktığını etkilerken. yüzyıla gelindiğinde bile onüç yıl alkol yasaklandı. yıllar önce bir gece sessizce kaldırıldı. diye tanımlanmasına neden olan oluĢum. Annesi seslenir. yüzyıllar süren Hıristiyanlar arası din savaĢlarından kurtulmanın yolunu devlet ve dini birbirinden ayıran ulus-devlette bulmuĢtu. devlet kurulana kadar geçen yüzyıl boyunca. korkusuz bir toplum. Tarih boyunca dinlerin iktidarı belirlemesinin çeĢitli ifadeleri var. bazen iki ateĢ arasında kalırız. vatandaĢların yatak odalarındaki davranıĢlarıyla ilgilenip. küresel ısınmayla dünyamızın kıyamete gidiĢine bile. ABD ve Vatikan var. bu iki ülkede 100 milyona yakın insanın kıyılmasında otosansür uygulamıĢ. hepimizin gündeminde. . Çin'de ve baĢka bir çok ülkede sosyalizm adına uygulanan vahĢeti eleĢtirmekten kaçınmıĢ. Zekâ testlerinde Ģöyle bir soru vardır. ülkesinin günümüzdeki konumuna gelmesinde belirleyici rol oynadı. "DüĢeceksin!" diye yaygarayı basınca çocuk korkusundan ağaçtan düĢer. müritlerinden aldığı destekle yönlendiren Jerry Falwell'e ait. kırılacak. Türkiye'yi ikiye bölen bu darbenin ardından yıllar geçti. alıyor. dünyanın. Ġki taraf ta bizi kendi cephesine çağırır. birçok ülkeyle birlikte Türkiye de bundan payını aldı. din ve siyaseti birleĢtirip milyonları seferber eden. Avrupa. her zamankinden çok. baĢka devletlerle iliĢkilerini. kimi böyle bir Ģey yok derken. otoriter tavırlarıyla etraflarına saldıkları bulaĢıcı korkuyla toplumlarda kendiliğindenliği yok ederler. Ne var ki. bindiği dal ağırlığından kırıldı. Boston ve Jamestown gibi çeĢitli yörelerdeki yerleĢim birimlerinde dine dayalı bir düzen egemendi. sosyalist ülkeleri 'ġeytan Ġmparatorluğu' diye tanımlayan Reagan'ı baĢkan seçtirmekten. Ne yapmalısın?" Aklımda bir de Ģu sözler var. Son birkaç yüzyılın tarihi. dinlerin hangi siyasi boĢluğu doldurduğunu tespit etmemize yardımcı olmalı. parasında 'Tanrıya güveniyoruz' yazan ABD'de.. 20. bu kıtada demokrasinin devleti denetlemesine dinin özel hayatımıza indirgenmesine sahne oldu. "Dal kırılırsa ne olabileceğini düĢündün mü?" diye. Demokrasiyle yönetilen ülkeler arasında en dindarı. örnek Ġslam ülkesi vs. ülkesinde baĢkanlık ve meclis seçimlerinin sonuçlarını. bırakın siyasete soyunan dini akımların savaĢlardan yana tavırlarını. dinlerin yeniden politik yaĢamda gündeme gelmesi. bir elinde Ġncil. kurtuluĢ yollarını tıkarlar. Bu koĢullarda dinlerin benimsenmesi kaçınılmaz olduğu gibi bir boĢluğu da doldurduğu ortada.' Bu sözler. Çocuk ağaca tırmanmıĢ. toplumlarımızın esenliği açısından. Solun aymazlığını siyasal dini akımlar tekrarlıyor. Günümüz dünyasının artan adaletsizliği ve egemen düzenlerin benden sonra tufan anlayıĢında. Geçen hafta ABD'de ölen köktenci rahip Falwell'in baĢarısı. ABD'nin sola karĢı 'YeĢil KuĢak' kurma çabalarına kadar gidiyor. anne. Sovyetler Birliği'nde. Nispeten farklı bir yol izleyen ABD'de ise. Kimi eyaletlerin kanunları. kiminin sesi çıkmıyor. ABD'de din ve demokrasi Gündüz Vassaf 20/05/2007 'Hepimiz doğar doğmaz kendimizi iyi ve kötünün çarpıĢtığı bir savaĢ alanının içinde bulur. halkının milliyetçi duygularını da seferber ederek elde ettiği siyasi zaferlerle. Falwell. sinemada "Yangın var!" diye haykırınca insanlar panikte birbirlerini ezer.

toplumlarımız da birçok kiĢinin görüĢünden etkilenerek yolunu buluyur. bizim gibi olmamasını kabul edemiyoruz. Pentagon. herkesin görüĢüne ihtiyacımız olduğunu idrak edemememizde. tribünlerdeki yerlerimizden birbirimize karĢı taraf oluyoruz. Devletin de vatandaĢından korkabileceğini. her ülke. hepsinin devamıyız. olgunlaĢıyor. kaçınılmaz olarak baĢkalarını da hak iddia etmeye kıĢkırtabiliyor. nice dil değiĢtirmiĢ. oylarımızın belki yarıya yakınını tekrar çöpe atacakları bir yasayla Ģimdi seçime giderler miydi? Ya da hakkımdır diye yargı. Türkiye demokratik bir anayasaya kavuĢmasın diye. korktuğunu pek düĢünmeyiz. bir tek kendilerinde görebiliyor. Vietnam SavaĢı döneminde Johnson Hindiçin'de asker sayısını artırmak isteyince. Ama asıl sorun sahiplik. Bu tür ilginin. milletten korkmanın. ilgimizi. Bizim bize benzememizde gocunacak. bunca yol gittik arpa boyu yol gitmemiĢiz demeye. kendine benzer. bu kadar yükseklere çıkamayacağımızı sandınız değil mi. Birbirimizden öğrenerek geliĢebilmek. Devlet sırrı. ilkesizliğin vesayetine sığınıp yolumuza devam ediyoruz. Bu hakkı tanrılar bahĢetmiĢ gibi tek kendisinde gören. Bu hastalıktan mustarip olanlar o denli muhtaç ki baĢkalarına bakmaya. Devlet sırrı olarak halktan gizlenen yukardaki bilgi. kıllarını kıpırdatmıyor. bir insanı sahiplenme kelimesinin olumsuz çağrıĢımları. meclis de milletten korkmuyor mu? Yoksa Ankara'da beĢ yıl boyunca 12 Eylül cuntasının anayasasına sahip çıkıp. Belki koca bir Türkiye'yi. Sonuçta doğru düĢünce değil evrensel değerler var. Mesele beğenmediğimiz düĢüncelerle ortaya çıkanlara tahammül etmek değil. Çocuklarımız gibi. Geçen akĢam Boston'da ABD'nin Ġran'a karĢı giriĢebileceği bir savaĢı konu alan bir toplantıda. Türkiye'de demokrasiye muhtıra verenler kadar. kimileri yangın çıkmadan yangın var diye bağırırken. sanki gizlice iĢbirliği yaparcasına.Bu sözler. KarĢı olduğumuz halde bir baĢkasının konuĢma. sahip çıkma hakkını. ister meĢru ister gayrimeĢru yollardan olsun. 'Vekâleten Münchausen' adlı hastalığı bile var. çünkü biz biziz. ne de kalp krizini. sahip çıkma mefhumunda. memlekete sahip çıkmamızı frenleyememizde. sevgimizi. Memlekete sahip çıkma iddiasıyla birbirleriyle didiĢenler. Tarihimiz boyunca toplumlarımız nice rejim. 'Çocuk sahibi' olma sözlerinin iticiliği. sınırsız sahiplenmemizle büyümesine. Mesele herkesin görüĢünü özgürce ifade edebilmesi değil. Türkiye'ye çocuğumuz gibi sahiplenmemizin bencilliğinde bizim gibi olsun istiyor. Biz onları ciddiye aldıkça. Noam Chomsky Ģu örnekle devletlerin vatandaĢlarından korkusunu vurguladı. tam tersine onlara ulaĢabilmenin koĢullarını. Ya biz? Meclis'teki koltuklarını millete karĢı koruyanlar tarafından demokrasi adına sürdürülen oyunda. yan yana yaĢayabilmemizin sağlanmasından çok öte bir anlam taĢıyor. Ģımartıyoruz. Biz bize benzeyebiliriz! Gündüz Vassaf 06/05/2007 Biz bize benzeyebiliriz. Amerika'da savaĢ karĢıtlarına karĢı kullanılacak yeteri sayıda asker kalmaz gerekçesiyle. nice din. Kimileri ağacın en ince dallarına tırmanıp. o yıllarda Elsberg adlı bir kiĢi tarafından çalınıp New York Times'ta 'Pentagon Papers' adı altında basılmasaydı. Biz hepsinin sonucu. hatta hastanın iyileĢmesini sabote ediyorlar. Bu kadar engin tarihimiz olan biz. haberimiz olmayacaktı. Türkiye'ye tek çocuk muamelesi yapıyoruz. Yoğun sevgimizde zor olan. konu memlekete sahip çıkmak olunca bana daha da itici geliyor. milletin sesi olduklarını iddia edenler. olgunlaĢmasına müsaade etmiyoruz. düĢüncenin ifadesinin korkusuz ortamlarını mümkün kılmak. Herkes. . Türkiye'ye tek çocuğumuzmuĢ gibi bakıp seviyor. kuvvetler ayrılığından kaçmanın ifadesi değil mi? Milletin en çok kendilerine güvendiğini söyleyenlerle. insanın kendisini baĢkasına bakmaya muhtaç kılmasının. sanki çocuğumuzmuĢ gibi sahiplendiğimiz için ne dizini kanatmasını kaldırabiliyoruz. BaĢkan'a talebinin sakıncalı olduğunu bildirir. bizler de korku kültürlerine özgü. düĢünce hakkını savunmak. Üstüne düĢüyoruz. bir terslik çıkınca ilk defa oluyormuĢ gibi baĢlıyoruz öfkemizden biz adam olmayız. onlar da kendilerini ciddiye alıyor. yasama ve yürütmeyi tek elde toplamaya yeltenen bir iktidarın. hep vatandaĢın devletten korkmadığı bir toplumu akla getirir. Voltaire'in. düĢmandan çok vatandaĢtan korkulduğu için gizli. Biz bize benzeriz demeyi müphem bir Batı'ya benzemediğimizde. kendimizi küçük gördüğümüzde kullanıyoruz. daha doğrusu bu sözleri Ģimdiye kadar niçin yanlıĢ anladığımı düĢündüm bu satırları yazarken. için için hastalığın sürmesini istiyor. zaman zaman yakıĢtırmasa da. Sorun sahip çıkma hakkını bir tek kendimizde görmemizde. utanacak bir taraf yok. "DüĢüncelerine karĢıyım ama söyleme hakkını sonuna kadar savunurum" sözlerinde bana neyin ters geldiğini. diye meydan okur.

Gayri ihtiyari de olsa. Yüreğimden çıkarıp alın bunca acıyı. tüm insanlara vergidir ya. Ġstanbul. Efendimiz olan tüm tanrılar! Doğru: Günah. efendimiz olan tanrılar. değiĢtirin davranıĢınızı. sizlere. Ermeni kimliğinin çarpıcı özelliği. Öyleki. soykırım sorumlusu olarak algılıyor. Efendimiz olan tanrılar. Efendimiz. onun kanına girenler Cezalarını çektiler. katılanların milli maça çıkarcasına taraflaĢmaları. Sizler. Tek dileğim huzurunuza çıkıp dua etmektir: Dinleyin beni. Benim Babam da günaha girdi. Hatti'nin sonu geldi nerdeyse o yüzden. ben hiç kötülük yapmadım ki. Ermeniler için Türkler o kadar güçlü ki. Hitit Ģiiri. Doğru: Baba günah iĢlerse oğluna da geçer: Babamın günahı bana geçti iĢte. efendimiz olan tüm tanrılar. Vebadan kurtarmak için ülkemi Adak kurbanları sunuyorum. Efendimize. Yine iyi Ģeyler düĢünün benim için. TuthaliyaĢ'ın öcünü almak için yapıyorsunuz bunu. Ġngilizceden çeviren Talat Halman. Ülkemin hayrı için. Hatti'nin Fırtına Tanrısı'nın. Eski Anadolu ve Ortadoğu'dan Ģiirler. Hatti'nin Fırtına Tanrısı'na Efendimiz olan tüm tanrılara itiraf ederim: Babam da günah iĢledi. kimin neyi savunduğundan bağımsız bir algılama sorunu var. kültürü gibi. Yalvarırım. "Ermeni soykırımından sağ kalan ikinci kuĢak mensubuyum" diye kendini tanıtanlar var.. 1915'i yaĢayıp da kurtulmuĢ gibi. Hatti'nin Fırtına Tanrısı. Ġyi bilin. son aylarda Boston'da dinleyici olarak katıldığım toplantılarda gözlemlerimden kaynaklanıyor. günümüz Türkiye'sinde yaĢayanları.. Ġyi Ģeyler düĢünün benim için yine. Cezasını çekmiĢ olmadı mı Hatti? Kefaret sırası bana geldiyse Ben kendimi ve ailemi hem günahtan Hem kefaretten kurtarmak istiyorum. Efendimiz olan tanrılara. Eskiden günah iĢleyenlerden Kötülük yapanlardan hiçbiri yok artık. Ruhumdan kovun bunca korkuyu. Babamın suçu bana bulaĢtı diye. Sözünü dinlemedi Efendimizin. Sizler. Diasporada yaĢayan Ermeniler atalarından öte kendilerini de soykırım mağduru olarak algılıyor. ĠĢte babamın suçunu ve kendi günahımı itiraf ettim ya.Tanrılara yakarı* Gündüz Vassaf 29/04/2007 Efendimiz Hatti'nin Fırtına Tanrısı Sizler. ĠĢte. dini gibi. mağduriyet duygusu. Hepsi ölüp gitti. Akbank.. Kan davası güdüyorsunuz. Nerdeyse. Hatti ülkesinden kovun vebayı artık! Ey efendimiz olan tanrılar. DüĢüncelerim. TaraflaĢma genellikle. Sırf bu yüzden kınamayın beni. 1996 'Öteki' Gündüz Vassaf 22/04/2007 Bu yazı Türk ve diaspora Ermeni toplumlarının birbirlerini algılamasındaki psikolojik boyutlarla sınırlı. ben de. soykırım tasarısı çıkmaması için ABD'ye isteklerini yıllarca . soykırım oldu mu olmadı mı ikileminde vücut bulmakla birlikte. Ermeniler inkârcı konumlarıyla. Öfkeniz yatıĢsın artık. herkesin ailesinin bir kaybı olduğundan. MÖ 2000. kendilerini yaĢadıkları topraklardan ettikleri gibi.

Ġlle kimi Ģeylerin nedenlerini kurcalamak bizi yıkıma da götürebiliyor. birbirlerinin ıstıraplarını propaganda olarak algılamalarına neden oluyor. Gün. Diaspora Ermenilerinin kendilerini merhametsiz bir dev karĢısında mağdur gördükleri bu iliĢkide Türkleri yerleĢtirdikleri konum. yıllar sonra Asala'nın öldürdüğü Türk diplomatlarıyla gündeme geldi. Türk-Ermeni iliĢkilerinde böyle bir anlayıĢın slogan düzeyinde bile olamaması. ne güzel çokkültürlü bir dünyada yaĢıyoruz diye pembe dizilere dönüĢtürür. Çin ve Hindistan'da doğar doğmaz öldürülen. bu konuda yazan ve konuĢanlar Türklüğe hakaretten yargılanınca. On yıl sonra bu iki ülkenin nüfusundaki kadın-erkek dengesizliğinden. yaĢlandıklarında erkek çocuklarının kendilerine bakması. su gibi. husumetin giderilmesi özünde iki ulusun insanlarının birbirleriyle iliĢkilerine bağlı. buyrun size medeniyetler çatıĢması. Ġkinci Dünya SavaĢı'ndan sonra Avrupa'nın imarı. AĢksız yaĢanabilir mi? YaĢanamazsa. Türümüz tarihinde ilk kez milyonlarca erkek kadınsız. bu yakınlaĢmayı bile hoĢ karĢılamayan diaspora baskısıyla iptal edilmesi ibret verici. Çeyiz parasının yükünü kaldıramayacak 500 milyon Hintli köylü için de erkek çocuk daha makbul. geçmiĢten bihaber yeni kuĢak Türkleri Ermenilere karĢı cepheleĢtirdi. Ġki sene önce. Kuzey Amerika ve Avrupa'da Ermeni diasporasının basın ve parlamentolar üzerinde maddi ve siyasi güçlerinin etkisi de eklenince. Balkanlar'dan savaĢ ve bir tür soykırımla sürülen. Herkes için acılarla dolu geçmiĢ. ulus-devletlerinin kurulmasıyla yok edilmekten kurtulabilmiĢken. uyku gibi ihtiyaç mı. psikologlar ya da nörologlar çözemedi. Not: Bu satırları yazdığımın ertesi günü ABD'de Brown Üniversitesi'nde yapılması planlanan Ermeni ve Türk öğrenci derneklerinin ortaklaĢa düzenlediği Osmanlı musikisinde Ermeni bestekârlar konserinin. o da belli değil. Ġstatistikler insana dönüĢüp. hükümet sözcüsü tarafından vatan haini ilan edilince. Çin'de birden fazla çocuk yapmak yasak olduğundan. 'öteki'nin insancıllaĢtırılmasını bekliyor. devlet kurumları. Sovyetler'le Amerika'da. asıl kadın soykırımının sessiz seyircileri mi olduğumuzu yazacaklar? . AĢk. iç ve dıĢ düĢmanların saldırısı olarak algıladığı fikri pekiĢti. Yakın tarihimizde bile. Soğuk savaĢın en kritik günlerinde bile. Kendilerine yönelik ölesiye bir nefretle tanıĢmak. bir imparatorluğun daha orada burada çıkardığı savaĢları not etmekle yetinirken. yarından günümüze baktıklarında. AĢkta. emperyalizmin Anadolu topraklarını bile çok gördüğü Türkler. ibret verici olduğu kadar. FuhĢun yaygınlaĢması. Günlük yaĢantımızda haber niteliğinde olaylar en çok dikkatimizi çekerken. Cumhuriyet'in kuruluĢuyla birlikte kapatıldığından. uluslararası mahkemeler tarafından nasıl ele alınırsa alınsın. kaç milyon kız çocuğunun doğar doğmaz öldürüldüğü. toplam 55 milyon kadınsız erkek olacağı öngörülüyor. Ekonomileriyle. Türkler kendilerini dünyaca köĢeye sıkıĢtırılmıĢ mağdur konumunda hissediyor. her iki toplumun nezdinde. sırf bu iki ülkede açıkta kalacak 55 milyon erkek sayısından belli. Çin ve Hindistan zenginleĢtikçe yoksul ülkelerden gelin ithali de baĢlayabilir. Kadın soykırımıyla toplumsal çalkantılara gebe bir ortama sürükleniyoruz. kamuoyunun. yeni kuĢaklar için Ermeniler. tarihlerinde ilk kez Müslümanlarla birlikte yaĢamaya baĢladıklarının farkına. Mağdurların acılarını teĢhir edercesine ısrarla sergilemesiyse. 1915 konusunun açılmasını bile. belki herkesin kendisini mağdur. Türklerin de kendilerini mağdur görmelerine taban tabana zıt. Türkiye'de konuyu ilk defa akademik ortamda gündeme getirmek isteyenler. savaĢlardan. pop tarihçilerinin kıĢkırtıcı etiketleri de liste baĢı olunca. sonradan farkına varıyoruz. ABD hapĢırınca dünya nasıl nezle oluyorsa yakında bu ülkelerde olup bitenler bize yansıyacak. halkların kardeĢliğinden söz edilirken. kadınsız kalan erkekler 'aĢk ihtiyaçlarına' nasıl çözüm bulacak? Tanrı'ya mı yönelecekler? Birbirlerine mi? Kadın isteriz diye ortalığı mı kasıp kavuracaklar yoksa teknoloji mi imdatlarına yetiĢecek? Neyin tarihi olup olmayacağı bazen yüzyıllar sonra belli oluyor. kürtajla doğmaları engellenen kız çocuklarının sayısından az bile olabilir. Bu iki ülke yüzyılımızın devleri olmaya aday. açlık ve hastalıklardan ölüme mahkûm olanların sayısı. Bugün de dünyanın gözünün önünde Çin ve Hindistan'dan gelen istatistikler var. Kaç milyon kız cenininin yok edildiği. ancak ikinci bir kuĢağın.dayatabilmiĢler. 'Çinli erkek Afrikalı kadın' aĢk destanları yazıp bu toplumsal cürümün dehĢetini. daha çok sayıda kadının seks kölesi olması kaçınılmaz. ekonomisinin canlanması için Kuzey Afrika ve Türkiye'den iĢçi çağıranlar. Tarihçiler. sosyalizmin çökmesinden bu yana gelecekleri için güvenceleri olmayan 800 milyon köylünün umudu. Bakarsınız edebiyatımız da. iĢçi çocuklarının büyüyüp okul kapılarını çalmasıyla farkına vardılar. Konu tarihçiler. her mağdurun kendisini haklı görmesinden kaynaklanıyor. Günümüzde soykırımlardan. ağır ağır değiĢen tarihsel süreçlerin. Kadın soykırımı! Gündüz Vassaf 15/04/2007 Çevremizde bunca insan varken neden birine ya da birilerine âĢık oluruz? Neden o da bir baĢkası değil? Her Ģeyi öğrenme merakımıza rağmen aĢkı Ģairler. kültürleriyle günlük yaĢantımızın parçası olacaklar. nedensizliğimizle coĢalım. Buna. Osmanlı'nın düĢmanlarıyla iĢbirliği yapan Ermeni ulusal hareketine de kendilerini arkadan hançerleyen düĢman diye bakagelmiĢler.

askeri cuntanın kapattığı Meclis. Seçimle iĢbaĢına gelmiyor artık hükümetler. hocasından değil. Kurtulduk o günlerden. Kiralık Hükümet 1. Ġktidara gelsinler diye halkı birbirine düĢürür. dünyanın en özgür üniversitelerinin Türkiye'de olduğunu açıklıyorsunuz. toplanma ve seyahat özgürlüğüne bağlıdır. durmadan kargaĢa yaratırlardı. öğrencilerin üniversite senatosunda temsil edildikleri yıllardı. Üniversitelere disiplin mi getiriyorsunuz? Disiplinli toplumun bir koĢulu özgürlük. bitti.. 1982'de Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan bir mektubumdan alıntılar. Artık 'büyük iĢler' değil. Üniversitenin çeĢitli kesimlerinden YÖK'e yöneltilen yapıcı eleĢtirilere kayıtsız kalınırken. Siyasi partiler de kalkalı yıllar oluyor. Singapur. araĢtırma ve yayın faaliyetleri aksamıĢtır. diğeri ise sorumluluktur. Gücünüz nereden geliyor? Gücünüz yok. örnek bir üniversite olarak Hacettepe'yi tanıtırdınız. bir an önce demokrasiye dönmek arzusu ile anayasal döneme geçiĢi onaylayan Türk halkından da değil. Üniversitenin itibarını küçük düĢürüyorsunuz.Millet Meclisi'ne hatırlatma Gündüz Vassaf 08/04/2007 Siz. Üniversiteye yılgınlık YÖK'le birlikte gelmiĢ. Ancak yanlıĢlarınız her gün üniversiteyi azıcık daha batağa saplarken birçok kiĢiyi de periĢan ediyor.. Canımızı diĢimize taktık ve mümkün olduğu kadar eğitimi aksatmadan üniversitedeki görevlerimizi sürdürdük.. Geçtiğimiz yıllarda Türkiye'deki terör birçok üniversite öğrencisinin ve hocasının da öldürülmesine yol açtı. Doğramacı. Ġstifa etmelisiniz!. Ülkenin bölünmez bütünlüğünden söz eden siyasi partiler bölücülüğün baĢlıca unusuruydu.. öbür yanda milyonlar harcanan siyasi sirk gösterileri. Saygılarımla. bir yandan da yüzlerce öğretim üyesinin iĢine son veriliyor. Demokratik bir üniversite modeli ıĢığında oluĢan Tıp Fakültesi'nin baĢarısı dünyaya örnek gösterildi. Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) gibi kurumlarda . Ġstifa etmelisiniz. Dünya Sağlık TeĢkilatı (WHO). Acaba gücünüz nereden geliyor? Üniversite öğrencisinden değil. sağlık. New York'ta kurulan. DüĢüncenin cezalandırıldığı. Ne maskaralıklar kepazelikler yapılırdı seçim kazanmak için. YÖK'le birlikte istifalar ve iĢten ayrılmalar baĢlamıĢ. BirleĢmiĢ Milletler Tarım ve Gıda Örgütü (FAO). Gündüz Vassaf. Siz de dünyanın dört bir yanından konuklar çağırır.... özgür oldukları ölçüde de sorumlu olabilirler. Kiralık hükümetlerimizin uzman kadrolarının hepsi Uluslararası Para Fonu (IMF).. yanlıĢ iĢler yapan bir kiĢinin yalnızlığı içindesiniz. eleĢtiri sahiplerinin iĢine son veriliyor. Üniversiteyi kalıcı bir kargaĢaya soktunuz. ÇeliĢkiler içindesiniz. KiĢiler ancak sorumlu oldukları ölçüde özgür. Bir yandan Türkiye'nin öğretim üyesine ihtiyacı olduğu söylenirken. Ġhsan Doğramacı'ya Açık Mektup Sayın Prof. Zürih.YÖK'le birlikte eğitim. Üniversitenin kendi yöneticilerini seçtiği.. kiminiz üniversiteyi anlayamayacak kadar genç. seyahatlerin engellendiği bir yere üniversite denilebilir mi? Hacettepe Üniversitesinde öğrenci olduğum ylllarda rektördünüz. Ancak her Ģeye karĢın yılmadık. Sorumluluk ve özgürlüğün yaygınlaĢtırılması yerine. hepsi bitti. MeslektaĢlarımız ve öğrencilerimizin cenaze törenleri sürekli birbirini izledi. siz ise açığı Ġngiltere'den getirilecek hocalarla kapatacağınızı söylüyorsunuz. AĢağıda o günleri hatırlatan. kendi açıklamalarınızı kendiniz bile anlayamıyorsunuz. ulaĢım. 2. Buenos Aires ve Darüsselam'da Ģubeleri olan Glasnost Uluslararası Yönetim firmamızın faaliyete geçtiğini müjdeleriz. Hatta eleĢtiri yasaklanıyor. 20 Kasım. hocaların kapıkulu haline getirildikleri bir yere üniversite denebilir mi? Bilimin geliĢmesi düĢünce.. askeri cuntanın üniversitelerin baĢına getirdiği Ġhsan Doğramacı'ya onur ödülü veriyorsunuz! Kiminiz o günleri hatırlayamayacak kadar çocuktunuz. 1 Nisan Devleti* Gündüz Vassaf 01/04/2007 Oy vermek tarihe karıĢtı. Dediklerinizi koro halinde onaylayanların üniversiteyi temsil ettiklerini mi sanıyorsunuz? YÖK ile üniversitenin tüm özerkliklerini yok ederken. Ancak zamana rağmen tarihi perspektiflerini yitirmeyen Boğaziçi Üniversitesi'nden 109 akademisyen geçen hafta kurumlarına sahip çıktı. AĢağıdaki ilan New York Times gazetesinde tam sayfa olarak çıktı. Bitti. Ya seçim gündeme geldiğinde sorumsuzca akıtılan oluk oluk paralar! Bir yanda para bekleyen eğitim. toplanmanın yasaklandığı. Üniversiteleri o denli bir kargaĢa içine soktunuz ki kendi çıkardığınız yasaları kendiniz çiğniyor. Hatta bu modelin baĢarısından ötürü Dünya Sağlık TeĢkilâtı'nca ödüllendirildiniz de.

Almanlar taĢ be taĢ söktükleri Bergama için Berlin'de müze inĢa etti. tarihi eserler baĢka beldelerde onlar için kurulan müzelere. Haçlı Seferlerinin. ĠletiĢim Yayınları. firmamız kiralık hükümetimizin söz verdiği ekonomi.Ö. Mısır'ı iĢgale geldiğinde beraberinde bir ordu arkeolog getirdi. Napolyon.çalıĢmıĢ olup en az beĢ dil bilmektedir. alanlardaki hedeflere belirlenen süre içinde varacağını taaahüt eder. kutsal emanetler baĢka ibadethanelere taĢındı. Bombalarının Bağdat'ı yıkmasını. askeri. (I. Mezopotamya toprağında kalan Sümer'in son izleri. Kiralanan hükümet ve kabine üyelerine halkınızca arzulanan uygun görüntüyü (liberal. Ġngilizce'den çeviren G. Varamam yakarıĢına. hedef aĢıldığında ek prpm alır. öldürenlerin. Ġlgili devletlerle anlaĢma sağlandığında. Yakın geçmiĢimizde. 3. 4. 1999.dindar) ya da bu ve benzer görüntülerden oluĢacak bir yelpazeyi sunacak kadromuz mevcuttur. görüntülerini gizledi. Moğolların. feminist. sağlık. ĠĢgale gelenlerin değer verdikleri sanatçılar baĢka saraylara. öldürülenlerin. muhafazakâr. M. Kiralık Hükümetler sirketinin Cennetin Dibinde kuruluĢundan 10 küsur yıl sonra çıktı. anarĢist. Sular yükseliyor Bulunduğu yerde. Osmanlı'dan sonra da Fransız ve Ġngilizlerin suntasına girdiğinde bölgenin kültür mirasına göz dikmiĢti. Mezopotamya toprakları. Maalesef her zaman olduğu gibi Türkiye dünyaya ayak uydurmakta hem geç kalıyor hem de bir Ģeye tam hakkını verceğine ürkek adımlarla yarım yamalak iĢe soyunuyor. Bölüm-Kiralık Hükümetler'den) Bağdat. yabancı birkaç üye alınsa ne olur? *Vassaf. Acaba ülkelerin bakanlar kurullarına. Penguin. s. Kiracı devlet ile aramızdaki ihtilaflarda Lahey Adelet Divanı'nın kararları esastır. 3500'lü yıllardan bir Sümer ağıtı: Edin-nau-sag-ga* Ot fıĢkırsa da topraktan Ot değilim. Su değilim AğlayıĢına akayım. Cennetin Dibi: Modern Zamanlarda Eğlencelik Hayat. Hedeflere ulaĢılamadığı takdirde tazminat öder. bir imparatorluğun yağmaladıklarına değer verip sahip çıkmasının ifadesi. Vassaf (2007) Poems of Heaven and Hell from Ancient Mesopotamia. Ot olamıyorum Ölü toprakta *Sümerce ölü toprak ya da çöl. 2007 Gündüz Vassaf 25/03/2007 ABD'nin Irak'a saldırısı ve iĢgali beĢinci yılına girdi. London. Bağdat'a gelen ABD'yle birlikte yağmalanan. British Museum. yabancı yönetim kurulu üyesi gibi. kapıları kapanan müzenin karanlığında kaldı. G.124 . iĢgal ettiği ülkenin liderinin alçıdan heykellerini devirmekle gösterdi. AĢağıdaki alıntı geçen hafta Ġstanbul'da çıkan bir günlük gazetenin baĢ köĢesinde. 5. Dünya âleme gücünü. Irak'a saldırdığında dünyanın en güçlü ordusuyum diye çalım atan ABD bir Bağdat Müzesi'ne sahip çıkmadı. Firmamızın kiraladığı hükümetler BirleĢmiĢ Milletler Ġnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne uymayı taahhüt eder. Müze yağmalanırken sesini çıkarmadı. 1971. eğitim vb.

en çok birbirimize. kendi çıkardığımız yangınların üstüne ateĢle gider olmadık mı? Çocuğumuzun hastalığını abartıyor. hedef ĢaĢırtmacanın aymaz kurbanları olmayı daha ne kadar sürdüreceğiz? Oğlumuz akĢam okuldan eve döndüğünde yanında. inancımızla. ĢaĢmıyor değilim hem fikir olduklarımızla sürekli beraberliğimizden sıkılmamamıza. ikna etmek. Kendi çocuğumu sevmenin. birkaç simge yetiyor birbirimize düĢmemize. orası burası kırılmıĢ. bastonlarını silah. o ülke de Türkiye olsaydı. onu nazardan korumanın bencilliğinde. ilkelerimizi koruyacağız derken. Çeçen'den korkuyor. denize döktüğümüzden beri bir türlü ele avuca gelmeyen düĢman bildiklerimiz için biriktirdiğimiz keskin laflarımızı. iyi ki Lübnan gibi. yurdu esen kılacağına azimle inandıkları zıt düĢleriyle düĢe kalkmanın öfkesinde. otöbüslerde birbirlerini süzenleri. çocuğum bir ülke. silahlarını çözüm zannedenler. haykıracağım. yolda çöp tenekesinde bulup kurtardığı. ille de herkesi mutlu. Asıl utancımsa ülkemizde bırakmadığımız 'yabancı' yokluğunda. Cebrail'in alçıdan bir heykelini getirdi. birbirinden cahil tedavi yöntemlerinin tantanasında. Ġspanyol. Ġnançlarımızı. farkında değil miyiz bugün değiĢmemiĢ gibi görünen her Ģeyin ne kadar baĢkalaĢtığının. neleri umduğumuzun kırıntılarını kırıp döker. hem de bir değil. endiĢelerini konudan konuya. psikologlarımızın kaç kez uyardığı gibi. kah ĢaĢmayan bizler kısır beklentilerimizin sevdasında görmez olduk korkunun herkesin yüzünde. arada kalanlar. neleri unuttuğumuzun. birbirimizle bu denli didiĢtiğimizin cevabı onurumuza dokunan bir Ģeylerde aranmalı deyip. tekrarlaya tekrarlaya uyur gezer gibi girdiğimiz çatıĢmalarımızdan yankılanan kurĢun seslerinin kimi kulaklara Ģarkı gibi gelmesine. Ģu biletleri satsam da bir an evvel eve gitsem diye yıl sonuna doğru büyük çekiliĢi bekleyen milli piyango satıcılarını. farkında değil miyiz kendilerini feda edenlerin de etmeyenlerin de ayrı kelimelerle anlaĢıp. aynı kelimelerle anlaĢmadıklarına. duygudan duyguya taĢıyıp taĢıranlar. korkunun sardığını adalar vapuruna binenleri. kaç kere uyarmıĢtım yanlıĢ yolda olduğumuzu diyenler. buna kah ĢaĢan. iki defa evimin bombalandığını. yabancıların baĢımıza örmekte olduğu çoraplardan söz ederken. bilmedik yüzleri Ģimdi dikkatle incelemeli. hem fikir olmak. hem de sevindim konuĢmama kararımdan. birbirimizi düĢman bellediğimizdendi. yuvamın yıkıldığını. bir yandan da sanki yeni yeni yürümeye baĢlamıĢ da düĢecekmiĢ diye endiĢeleniyorum. bir kez daha elden gidiyor korkusunda. Lafımı ağzıma tıkıyorlar. birlikte yol aldığımız Samanyolu'nun bize kayıtsızlığında anlam vermeye çalıĢtığım. kaldırım değiĢtiremediğimiz . siz okurken. ilk önce onların sesi kısılacak. Amerika herkesten. en çok bağıranların arkalarına en çok kalabalığı toplayacağı günlere gebeyken. Birkaç isim. Bir Cümle Vatan Gündüz Vassaf 11/03/2007 Uzaydan gelen sesler dünyaya çarpıp geri döner. ama mahĢer gününde çalacağı borusunu yitirmiĢ olduğundan bize zaman tanıyan bir meleği.Cebrail'in borusu Gündüz Vassaf 18/03/2007 Bu sabah oğlumuzu okula bıraktıktan sonra. ülke sahibi baĢka anne babalarla neler konuĢurdum diye hayal kurdum eve dönerken. yurdumun istila edildiğini görmediğime utanarak sevindim mesela. öfkeyle hısım akrabaya bağırır. tatlı tatsız gayretlerimizden gına gelmemesine. Rus. Türkiyem hasta diye haykırdım. Fransa memleketin dört bir yanında otomobilleri devirip ateĢe veren göçmen gençlerden korunmak için geçen sene sokağa çıkma yasağı ilan ettiklerini hatırlatıyor. Hepsi yabancılardan korkuyor. Ġsrailli Filistinliden. kanı bozuk diye kızıp saldırırken. KonuĢma fırsatı bile vermiyorlar bana. anlamsızlıklara anlam. DüĢe kalka olgunlaĢmasına fırsat verilmeyen çocuklarımızın acil servislere yatırıla yatırıla kendilerini bakıma muhtaç hissettiklerini. yaĢamak ve yaĢatmak varken. satılık diye. ben bu satırları yazar. yola getirmek. farkında değil miyiz bazen keyfimizden ıslık çalarken nasılsın diye sorulunca boynu bükük durduğumuzun. ister memleket elden gidiyor saplantısında donup kalmamız. en yüksek kimin sesini çıkartacağı. ayakta tedavi yerine birbirine zıt. ölülerinin üst üste yığıldığı bombalanan tren istasyonlarını. Vazgeçtim Türkiye'den söz etmekten. gidiĢ nereye olursa olsun kanlarının son damlasını istemedikleri gidiĢe karĢı akıtmaya can atanlar. inatla kıbleyi göstermek için bunca kanlı kansız. anılarımızla. Herkes Amerika'dan. Bilmiyorlar mı baĢımızdan hele bu günlerde geçenleri? Hepsi kendi derdinin peĢinde. bağımsız kiĢiliğinin geliĢmesi için ona karıĢmamam gerektiğini biliyorum. dilinde farklı ifadesini. böylece doktorların da koruyucu hekimliğe ağırlık vereceklerine müdahalelere teĢne konumuna getirildiklerinin ibret verici örneklerini de biliyorum. bilinmedik yönlere yol alır. Çocuğum. asgari müĢtereklerimizi birbirimize hatırlatacakken. Ne var ki baĢka anne babalarla konuĢurken bütün bildiklerimi unutuyorum. Çin Uygur'dan. sabahları dün olmamıĢ gibi aynı yerden baĢlarken yeni hiçbir Ģeye baĢlamamaya. Ama. çaresizliğimizin öfkesini birbirimizden çıkardığımız sürece. her zamanki gibi anlayıp anlamadan. Hem utandım. ille de hep birlikte. Ģikâyet kutusu Anıtkabir'de çekilen fotoğraflarının ciddiye alınmamasının endiĢesinde. Hepsini korku sarmıĢ. Ġster savaĢ suçlusu diye yargılanması gerekenlerin çıkardıkları savaĢlarla bölgemizin kana bulanmasına infialimiz. ateĢini yükseltip yoğun bakımın kapısını çalıyoruz. Bir araya gelince baktım onlar gibi ben de çocuğumla iftihar ediyor. beklentilerimizle ve bazen hayal kırıklığımızın okkalı küfürleriyle adam olmayız derken de sevdiğimiz vatanımızın. onursuz diye. Ayrı ayrı sesleniyorlar ülkelerinden. gününü gün edenler ve etmeyenler. gene birbirimizi duymaya baĢlayacağız.korkunun sardığı bildik. boĢ laflara kulp takıp geceleri uykumuza yatırır.

yürüyüĢlerimizde güler yüzlü olmayı hatırladığımızda. "Hasta iki toplumuz biz. bambaĢka olduğu gibi." Ve baĢka bir doktora öğrencisi.' diye seferber edecektir. hep beraber geleceğe bakıldı. o da tarihçi. Türkiye'de ya da baĢka bir yerde birbirlerine karĢıt tezler sunup tariçinin hakemlik yapmasını isteyenler bilemiyor mu. kısa süreli de olsa. Ġstifa eder mi? Türkiye'nin tarihe ve tarihçilere yakıĢır bir çalıĢma içinde olması isteniyorsa. korkulukların arkasından çaresizce inecek çaresizliklerinde iktidar arayanlar. NOT: TTK BaĢkanı Yusuf Halaçoğlu'ndan geçen hafta kendisinden de söz eden yazımla ilgili olarak Anadolu Ajansı'na verdiği demecin basına ve özellikle Radikal'e gerçekten çok farklı aktarıldığını. kamuoyuna yanlıĢ yansıtılmasındaki delaletimden ötürü kendisinden ve okurlardan özür dilerim. Geceyi düzenleyenlerden bir öğrenci.. Tarihe kazanılacak bir maçmıĢ gibi bakan. tarih biliminin en temel metodoloji nosyonundan yoksun demektir." Harvard Üniversitesi Ortadoğu AraĢtırmaları Merkezi'nin katkılarıyla düzenlenen dinleyicilerin çoğunu Boston'da yaĢayan Ermenilerle Türklerin oluĢturduğu konserde bu reçete Arto Tunçboyacıyan'ın müziği oldu. "Konserden sonra bir araya gelip Osmanlı Ġmparatorluğu'nda Ermeni tarihini inceleyen bir dizi konferans düzenlemeyi düĢündük.." Hele bu sözleri." Harvard'da doktora yapan bir tarih öğrencisi. Tam klinik vakalarız. hekim mekim yok! Diyalog tek reçete. Hrant Dink bize Ģu sözleriyle seslendi hepimizin seyrettiği filmden. evet. GeniĢ bir tarihi perspektif içinde Türk-Ermeni iliĢkilerini incelemek istiyoruz. Demecinin aslını görmedim. siyaset tarihi tartıĢır dururlar. doktor da birbirlerinin doktoru. Harvard'da Hrant Dink konseri 'Buradan nereye gideriz?' sorusuna cevap arayan tarihçileri okyanusun bu kıyısında da buluĢtururken. "Hepimiz Hrant'ız' demek. Türkler ise Ermenilere yönelik büyük bir paranoya yaĢıyor. Bunun dıĢında bir çözüm yok. Haklıdır. Ġkimiz de klinik vakalarız. Hrant Dink Harvard'da Gündüz Vassaf 04/03/2007 Geçen hafta Harvard Üniversitesi'nde bir konsere gittim. yok. bir Tarih Kurumu baĢkanı anlıyamıyorsa. var olma çabası göstermek istiyor. geçmiĢi anlamakla yargılamak kargaĢasında bocalayanların hakemliği günümüzün propagandası olmaya mahkûm. ilaç. Kendisi de kutuplara ayrıĢmamızdan son derece tedirgin. farklı evrenlerde. . ve de yok. Geçen hafta Boston'da olsalar belki anlayabilirlerdi. Cumhuriyet tarihindeki en büyük cenaze törenlerinden birini rakip güçlerin tertibi diye görebilen Türk Tarih Kurumu BaĢkanı Halaçoğlu'nun isyanını duyuyor gibiyim bu satırları yazarken. anlaĢma zemini arayan herkes için hüsranla sonuçlanmaya mahkûm. cenazede yaptıkları gibi gene bir tertip' diyecek. Ermenistan'da. biraz da. ne duygular abartıldı ne de düĢünceler depreĢti. Kim tedavi edecek bizi? Fransız senatosunun kararı mı? Amerikan senatosunun kararı mı? Kim reçeteyi verecek? Kim bizim doktorumuz? Ermeniler Türklerin doktoru. Bunun dıĢında doktor. belki devlet bütçesini bu sefer de. "ABD'de Türklerle Ermeniler bir araya geldi mi siyaset. benim de buradan yola çıkarak bulunduğum atıflarda haksızlık olduğunu ifade eden son derece nazik bir mektup aldım. 'Biz de konser verelim. Türkler de Ermenilerin doktoru... Bu seferki birliktelik. tarihe milli maç yaparcasına çıkmaya soyunanların Türk-Ermeni iddialaĢmaları. bu çabaya herkesi davet ediyoruz' demekti. 'Bu sefer de yurtdıĢında toplanmıĢlar.Bizler kendi evrenimizden çıkıp. Ermeniler büyük bir travma yaĢıyor Türklere yönelik.

Ve saygıdeğer hatiplerimiz her zamanki gibi neden nutuk atmıyor. Ġmparatorumuz niçin bu kadar erken kalkmıĢ? Ve niçin Ģehrin en büyük kapısında. Bir takdirname de hazırlamıĢ onun için. *C. Ġki konsül ve hâkimimiz neden bugün büründüler al renkli. güzel söz ve hamasi nutuklardan. ne olacak barbarların yokluğunda halimize? Bir tür çözüm gibiydiler. Sıfatlarla dopdolu. düĢüncelerinde kayıp. Ve imparator bekliyor kabul etmeyi. ve bu ĢaĢkınlık? (Ne kadar vahim bir ifadeye büründü yüzler) Sokaklar ve meydanlar neden boĢalıvermeye baĢladı birdenbire.Barbarları Beklerken* Gündüz Vassaf 25/02/2007 Neden bekliyoruz böyle hep birlikte pazar yerinde? Barbarlar gelecekmiĢ bugün. ve neden herkes. Kavafis (Yunancadan İngilizceye çeviren Edmund Keeley ve Philip Sherrard. P. Hangi kanunları çıkarsın ki senatörler? Barbarlar. Ve Ģimdi. iĢlemeli tolgalarına? Mor kristalli bileziklerini. Ve sınırlardan gelen erkekler barbarların artık olmadığını söylüyorlar. neden söylemiyorlar söyleyeceklerini? Çünkü bugün barbarlar gelecek. geldiklerinde. oturuyor tahtında. tutmuĢ yollarını evlerinin? Çünkü artık gece ve barbarlar gelmedi. pırıldayan zümrüt yüzüklerini neden takıyorlar? Niçin taĢıyorlar altın gümüĢ kakmalı muhteĢem değneklerini? Çünkü bugün barbarlar gelecek. Türkçe çeviri: G. yapar kanunları. Ve onların canı sıkılır. Senato niçin böylesine durgun? Neden kanun yapmıyor senatörler? Çünkü bugün barbarlar gelecek. kafasındaki tacıyla? Çünkü bugün barbarlar gelecek. Ne anlama geliyor bu huzursuzluk. Vassaf.) . ihtiĢamla. onların liderini. 2001. Ve böyle Ģeyler gözlerini kamaĢtırır barbarların.

denetlenmemelerinde. milli kimliğin. kralın kızının yanında lafı mı olur? Ama her nasılsa. bu geliĢmelere rağmen ulusal devlet olmamıĢ milletlerin bağımsızlık mücadelelerini sürdürdüğü. milletimize aitliğimizi belirtmekle milliyetçi olmak arasındaki çok ince çizginin alıĢa alıĢa aĢılması örgütlü güçleri tetikleyip aynı milletten insanları bile kanlı bıçaklı olmaya. Kralın askerlerinden biri nöbet beklerken prenses önünden geçer. arılar onu her bir yerinden sokar. askerin aĢkının gücünden etkilenir. Onsuz dayanamayacağını. Günler geçer. Asker yerinden kımıldamaz. bize verilmiĢ haliyle sahipleniyor. Sorun. Doksan günün sonunda bembeyaz. iki gün. Pasaportumuzu bürokrasinin gerektirdiği bir evrak olarak da taĢıyabiliyoruz. milliyetçilik adına yapılan 'milletin birlik ve beraberliği' çağrısının karĢısında en büyük tehdit ve tehlike milliyetçiliğin kendisinden geliyor. baĢkalarıyla paylaĢıyor. neyi koruyup. Bir gün. alt kimlik. Türk. Milli aidiyetlikle git gelli iliĢkilerimizin farklı ruh halleri belki bu nedenden de kaynaklanıyor. beraber olamayacaklarsa ölmek istediğini söyler. üst kimlik. Neysen osun. Dinimize bağlılığımızı bin bir vesileyle baĢkalarının gözüne soka soka gösterebilir. Ona Ģöyle der. tırmanan tedirginliğimizde ülkemizi yaĢanmaz kılabiliyor. incesi kabası olan milliyetçiliği anlamak değil. ġaman'ı da var. Devlet katında. bilimde bile milletimizle tanınıyoruz. Taoist'i. neye ayak uydurup neye karĢı çıkacağımız konusunda tereddütlerimiz ve tarihsel ĢaĢkınlığımız kaçınılmaz olduğu gibi öfkeli bölünmüĢlüğümüzün de ifadesi. Gözlerinden boĢalmakta olan yaĢları tutamaz. Ne zaman baksa asker hiç kımıldamadan dimdik durmaktadır. Türk romancısına veriliyor. DeğiĢime karĢı tetikte bekleyen bir ruh hali. Bağımsızlık anlayıĢımızın küreselleĢen ekonomide temelden sarsılıp sorgulandığı. Yahudisi. sanatta ve sokakta. toplum olarak yıllardır sorgulamadan sürdürdüğümüz söylemlerde. Türkiyeli tartıĢmalarında birbirlerini. asker bekler. rüzgârda hep orda bekler. ağaçlara.'Türkiye Türklerindir' Gündüz Vassaf 18/02/2007 Adımız. milliyetçilik adına hareket edenlerin kendilerini denetleyememelerinde. "Eğer balkonumun önünde yüz gün yüz gece bekleyebilirsen. benliğimizin kalkanı diye de. sessiz kalıp Tanrı'yla aramızdaki iliĢki benden baĢka kimseyi ilgilendirmez der. Güzel olmasına kızların hepsi güzeldir ama kralın kızı gibisi yoktur. Bu topraklarda 1000 yıla yakın bir arada yaĢayanlar. Ödülü alan da. karda. Çoğumuzun adıyla sorunu yok.. bindiği dalı kesiyor. kimlik belirtmek dıĢında amaçlarla kullanılmasının baĢka bir örneği. eski uygarlıkların tapınaklarına bile kazıyoruz. onu ötekine karĢı. ABD'li fizikçiye. dinsiz olduğumuzu ilan eder. Millet bağımızda kimsenin böyle bir özgürlüğü yok. aĢağıda bekleyen askere bakar. Uyuyacak takati kalmaz. Mani'si. yirmi gün geçer.. Özgür irademiz dinimizle iliĢkimizde de geçerli. okul sıralarımıza. Ġstersek değiĢtirebiliriz de. eninde sonunda prensesle tanıĢmayı baĢarır. üniversitelerde. kendilerini nasıl çağıracaklarında bile bocalıyor." Asker baĢlar beklemeye. Türkiye'de Türkler için yayımlanan Hürriyet gazetesinin her gün birinci sayfasında 'Türkiye Türklerindir' ibaresi yer alması. kendimizi yeniden tanımlamaya çalıĢıyoruz. Prenses her akĢam balkonundan. içinde bulunduğu tarihsel süreçte yerini sorgulayacağına. romancıya değil. BakıĢ o bakıĢ. Prenses. iç savaĢlara götürebiliyor. kültürlüsü kültürsüzü. Nobel ödülleri kimyagere. insan haklarıyla çokkültürlülük kavramlarındaki evrimle yeni tür bir vatandaĢlığın benimsendiği. Yağmurda. taĢ kesilmiĢ gibi durmaktadır. Keserken ortalığı birbirine katıyor. saldırarak duygusal meĢruiyetini bile yitiriyor. senin olacağıma söz veriyorum. Basit bir askerin. dinimiz gibi doğduğumuzda terziye sipariĢi çoktan verilmiĢ aidiyetlerimizden biri de milletimiz. Ülke olarak bu hassas ve belirsiz konumdayken. Bir gün kral diyarın en güzel prenseslerini çağırdığı bir davet verir. ödülü milleti adına kabul ettiğini söyleyebiliyor. Örneğin Türk'ün Müslüman'ı olduğu gibi Hıristiyan'ı. Ġster meydan okumak için deyin ister övünmek ya da sahiplenmek için. 300 küsur yıldır milletler üzerine kurulu dünya düzeni kabuk değiĢtiriyor. ülkemiz ve dünya tarihinin yeni bir dönemecinde. uluslararası hukuku yadsıyan emperyalizmin yeniden Ģahlandığı günümüzde. 14 Şubatçılara aşk bilmecesi Gündüz Vassaf 11/02/2007 Bu öykü Ġtalyan yönetmeni Giuesseppi Tornatore'nin 'Sinema Paradiso' filminden. Evrensel olan sanatta. . Onu. Budist'i. KuĢlar askerin kafasına pisliklerini yapar. hiç de zorunlu olmadığı halde. BangladeĢli iktisatçıya. milyonlarca insanın yaptığı gibi dinimizi de değiĢtirebiliriz. Prensese âĢık olur. hele bizi aĢağılıyorsa. yeni kuĢaklarla birlikte bu değiĢim karĢısında bocalamamız. iktisatçıya.

manipülasyonu. perilerle cinlerin. 27 Mayıs Ġhtilali'nin simgesi. Muhammed'in kiĢiliğinde Müslümanları terörist gibi tasvir eden bir dizi karikatür dünya çapında protesto. Bir ülkenin düzenini sarsmak isteyenlerin. Karikatürler tarihsel olarak. kültür ilk kurbanlardan biri oluyor. kendi haber tüketicilerinden de öte. Van Dijk. geçenlerde Ġngiltere'de Westminster Üniversitesi'nde sundukları. Filmde hikâyeyi anlatan kör sinemacı yanındaki delikanlıya dönüp sözlerini Ģöyle bitirir. eĢeğe çevrilmiĢ âĢığın. yasaklamaya cesaret edemediler. İslam. Gene aynı meydanda bir 1 Mayıs günü. tahtadan yapılmıĢ bir metre boyundaki süngüyü bir gece yarısından sonra kaldırtmak olmuĢtu. veba dememiĢ. güçlünün de silahı olmuĢtur. AĢağıda Galatasaray Üniversitesi'nden Yasemin Ġnceoğlu ile Ġnci Çınarlı'nın bu konuda. karĢılarında hiç beklenmedik bir Ģekilde her an dünya kamuoyunu bulabileceklerinin bilincinde olmaları kaçınılmaz. Taksim Meydanı'nın üst köĢesinde duran gri metal rengine boyanmıĢ. zaman zaman . Gelecek endiĢesi. Bach'ın müziğini bestelediğinden bu yana geçen yüzyıllarda." Yasam. Gene o günlerde Taksim'den geçiyordum. nerden geldiği belirsiz kurĢunlardan paniğe uğrayan yüz bine yakın insanla birlikte. orman kraliçesinin ve kralının. Sen anladıysan bana söyle. Can Yücel'in çevirdiği.. Almanya'da Ġkinci Dünya SavaĢı öncesi Yahudi karĢıtı karikatürlerin yayımlanması örneğinde olduğu gibi. Sinema seyircisi azalıyor. halkı yıldırmak isteyenlerin en büyük baĢarısı o ülkenin insanlarını günlük alıĢkanlıklarından vazgeçirmek. Ģiir daha az okunuyor. .. ülkeler imparatorluklar yok olur. askeri hâkimlerin kurĢun kalemlerini kırdıkları mahkemeleri. BaĢar Sabuncu'nun sahneye koyduğu Shakespeare'in Bahar Noktası oyununda. evlere sessizce yayılmıĢtı. Asker arkasını dönmeden gider. her Ģeye rağmen kültürün özgür ortamında buluĢmayı her zamankinde daha çok sürdürmek. idam sehpaları. Daha duyarlı olup olmayacaklarını zaman gösterecek. ölüm korkusuyla bir o yana bir bu yana kaçıĢırken. 'Karikatür Krizi ve Uygarlıkların Manipülasyonu' adlı tebliğilerinin özetini bulacaksınız. ölüm. tiyatrodan gelen bu duygu. Bu anlamda elitler gerçeği kontrol .. silahları. ifade özgürlüğünün sınırlarını. kıĢkırtmalarla bölündüğünde. sanatı korumak Gündüz Vassaf 04/02/2007 Ülkelerin dengesiyle oynandığı. her yerde. bize. tutuklama. özgürlük adına hareket edenlerin de provokasyonu söz konusuydu. Bizim gücümüzün bir ölçüsüyse. özgürlük ve provokasyon Gündüz Vassaf 28/01/2007 Ġlk Danimarka'nın sıradan bir gazetesinde yayımlanan. Olayda Ġslam adına hareket edenlerin kıĢkırtılmaya teĢneliği kadar. ABD'nin göz kırptığı 12 Eylül darbecilerinin ilk icraatlarından biri. yerlerine yenileri türerken.* "Karikatür krizi beraberinde. iletiĢim tarihinde de bir dönüm noktası oldu. ellerinde Kuran Müslümanlıklarını da eksik etmediler. Sonunda doksan dokuzuncu gece gelmiĢtir.. "Ve sakın bunun ne anlama geldiğini sorma. öfkeli siyasete. ülkeme ne olacak korkusu hepimizi ciddiyete. Bir gün dünyanın da sonuna geldiğimizde bizden arta kalan. medyanın krizi nasıl ele aldığı ve kültürlerarası diyalogdaki rolü gibi pek çok ciddi soruyu da getirdi. Taksim'deki o acı dolu meydanın yanıbaĢına kadar taĢımıĢtı. 12 Eylül'ü yapanlar en büyük bayrakların arkasına gizlenip biz Atatürkçüyüz dediler. tiyatroyu haftalar boyunca dolup taĢıran seyircilerin kulaklarında özgürlüğün sesi olarak yankılanmıĢ. savaĢ dememiĢ. ahlaki sorumluluğun önemini. sokağa ve farkında olmadan Ģiddet ve provokasyon'un tam göbeğine götürebiliyor. meclisi hapse atıp baĢbakanını asan baĢka bir askeri darbenin. bir tek evrensel kültür mirasımız olacak. Bundan böyle medyayı yönlendirenlerin. ama Shakespeare'in Bahar Noktası oyununu kaldırmaya. nice totaliter düzenlere boyun eğmiĢ. onun eserlerini günümüze. inandığımız değerleri korumaya. ekonomik kayıp ve diplomatik gerilimlere sebep olurken. güçlü grupları küçük düĢürmek ve utandırmak amacıyla kullanılan 'zayıfların silahı' olurken. marangozun. her kadrodan atılanın yerini baĢka bir oyuncunun alması sonucu sahnelenen oyunda. Ģehrin sokaklarına. bana. Dönemin askeri rejimi Ġstanbul Belediye Tiyatrosu sanatkârlarını ülke için tehlikeli bulup onları memuriyetten men ederek iĢten atmaya baĢlayınca. terzinin. ĠĢkence yaptıkları hapishaneleri. çünkü ben de bilmiyorum. orada burada döktüğümüz kanlarımız değil. kelepçeleri vardı. müzisyenler müzikseverler.Ve bitmek tükenmek bilmeyen bu zaman boyunca Prenses de bekler. elit gücün yeniden üretilmesinin söylemsel biçimi olarak tanımlar. müzeye daha az gidiliyor. . Oysa kim düĢünebilirdi 12 Eylül Ģiddetine Shakespeare ile kafa tutulabileceğini. O gün meydandan geçerken adımlarım beni Atatürk Kültür Merkezi'ne ve tesadüfen bir Bach konserine götürdü. dokumacının ve kalaycının her sözü. aramızdan 33 kiĢiyi çiğneyerek öldürmüĢtük.

alelacele yazdıkları 'sağlığı yerindedir' raporuyla Menderes'i idam sehpasına yollayıp. 9/11'in ertesinde ortaya çıkan 'Ġslam eĢittir terörizm denklemini güçlendirerek. haberlerin ve beraberinde gelen önyargıların yorumlayıcısı olmak yerine pasif alıcısı haline getiriliriz. Ölüm cezasına karĢı dünya çapında bir kampanyayla ilgili olarak imza topluyorduk. doktorların infazda hazır bulunup ölüm raporunu imzalamalarının Hipokrat yeminiyle bağdaĢmadığından onları. ifade özgürlüğünü manipülatif amaçla kullanarak istismar eden elit bir güç olmuĢtur.. insan kalabalıklarında dahi yaĢamlarını sürdürürler.. Kimdi bu doktorlar diye hep merak etmiĢimdir. . Ġslam adına astıkları Ġranlı generallerin idam sehpasındaki vakur davranıĢları takdir edilmiĢti. Hükümet bu sefer de nerdeydi? *** Hrant Dink'in öldürülmeden bir hafta önce 'Ruh halimin güvercin tedirginliği' baĢlıklı makalesinin sonunda kendisini de inandırmak istediği Ģu sözleri daha ne kadar bu ülkede yaĢayanların yazgısı olacak? Olmaması için ne yapmalıyız? "Yargılanmalar sürecek. 27 Mayıs askeri darbesine alkıĢ tutanlar bile. Güvercinler kentin ta içlerinde. Batı medyasında kimi gazetelerin düĢünce özgürlüğü adına dayanıĢma amacıyla karikatürleri tekrar tekrar yayımlaması. Kim bilir daha ne gibi haksızlıklarla karĢı karĢıya kalacağım? Ama tüm bunlar olurken Ģu gerçeği de tek güvencem sayacağım. dünya kamuoyunda onun vakur duruĢunu takdir eden öylesine bir yer etti ki. Çağrıya kimse kulak asmadı.. vahĢete bu denli uyumluysa. Ġslamofobiyi beslemektedir'. nedense prostat muayenesi yaptılar.com Hrant Dink Gündüz Vassaf 21/01/2007 BilirkiĢiler "Hayır. Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce. ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. gizlice biriktirdiği uyku haplarıyla intihara teĢebbüs etmiĢti. Böylece bizler. Derken Süleyman demirel ve partisi 12 Mart cuntasının açık tuttuğu Meclis'te demokrat partinin intikamını alırcasına üçeüç talebiyle Deniz GezmiĢ. Doktorlar devletle iĢbirliğini reddettiği taktirde infaz olamaz. Onlar da ölümlerine kararlılıkla gitti.edebildiklerinden güçlüdürler. onun hakkında kitap yazmıĢ. ölü raporunu imzaladılar. Doğu'ya ifade özgürlüğü ve demokrasi hakkında ders veren. asıl ipleri çeken ABD." Menderes'ten Saddam'a. Doktorları. global medya 'öteki' hakkındaki derin cehalet ve önyargıyı manipüle etmiĢ. haklısın. Saddam Hüseyin'in öldürülüĢ biçimi ve tavrı. . Sade solcu bilinen kiĢiler metni imzaladığından kampanyayı yaygınlaĢtıramıyorduk. karikatürleri yayımlamayarak sorumlu bir davranıĢ gösteren Türk medyasının. bu görevi kabul etmemeye çağırmıĢtı. izleyicisine herhangi bir provokatif mesaj göndermekten kaçındığını. Türkiye'de de. nelere muktedir olduğumuzu düĢünmek ürpertici. Menderes'in midesini pompaladı." dedi. Batı medyasının aksine. ordunun düzmece Yassıada mahkemesini aĢağılayan Celal Bayar'ın 'mert' tavrını takdir ederken. bizim halimizi. Adnan Menderes. Tabip Odaları kanalıyla. Hüseyin Ġnan ve Yusuf Aslan'ın idamı için parmak kaldırdı. yeniler baĢlayacak. Kanun böyle. Sonuç olarak bu tutum. Bu nedenle Adnan Menderes'in bakanlarından. Devlet durup dururken Hrant Dink'i mahkûm etti. 27 Mayıs'tan sonra Yassıadada'da askeri mahkemenin idam kararı üzerine. Gündüz Vassaf 14/01/2007 12 Eylül'de kapanmadan önce Uluslararası Af Örgütü'nün Ġstanbul baĢkanıydım. böyle olsun istemizdik diye. idama ben de karĢıyım." *Tebliğin tümü için bkz. BaĢsavcı "Hayır." dedi. . dini sansasyonun Ģiddete dönmesini engellediğini söyleyebiliriz. hayatını kurtardı. askeri cuntanın 60'a yakın genci astırttığı yıllardı. Kenan Evren'in. Oysa. ifade özgürlüğünü provokatif bir Ģekilde bile bile kullanarak kamusal söylem üzerinde imal edilmiĢ 'medeniyetler çatıĢması'nı pekiĢtirmiĢtir. Humeyni ve mollların da. Aynı yıllarda Uluslararası Af Örgütü. global medya. Söz konusu 12 karikatürün tekrar tekrar yayımlanması yabancı düĢmanlığının tırmanması sonucunu doğurmuĢ. ama açıklarsam yanlıĢ anlaĢılır" demiĢti. mahkeme baĢkanına "Reis bey" diye hitap etti diye Adnan Menderes'i hâlâ küçümserler. Avrupa merkezci bakıĢ açısını ortaya koymaktadır. babamın da arkadaĢı eski bir DP'liye gittim. "Asmayacaktık da besleyecek miydik?" dediği. "Gündüz.. En kutsal mesleklerimizden bildiğimiz tıp mensupları.. Karikatür krizinde de. yedi düvele yakarmak mecburiyetinde kaldı.. www. kamu düzenini koruyarak. Türkiye'de idam deyince bizzat acısını çekmiĢ çevreleden biri Demokrat Partililerdi.yasemininceoğlu. 'Batı'daki Bizler' ve 'Doğu'daki Onlar' kutuplaĢmasını güçlendirmek yerine global medya gücünü kültürlerarası diyalog baĢlatabilmek için kullanmalıdır. Belki yaĢıyorlardır. Türkiye'de yeniden bir hedef gösterildi. Konuyu anlattım. Kısa bir sessizlikten sonra elini dizime koyarak.

Sorun. Pasternak'ın ödülü reddettiği doğru. Tarihçilerin elindeki en dayanıklı kayıt malzemesi hâlâ Mezopotamya'da ilk yazılarımız için Sümerlilerin kullandıkları tabletler. Bir dönemin hastalarla ilgili bilgileri. Yeni teknolojilerle kaydettiğimiz romanlarımız. Kaybolan kendi sesimiz. bırakın elimdeki nesneyi dinletebilecek cihaz olmasını. Hiçbirinde. Ansiklopediler de öyle yazar. biz bile ölmeden yok oluyor. 1958'de verilmek istenen Nobel Edebiyat Ödülü'nü. Çoğu kitap ve gazetelerimizde kullandığımız ucuz kağıdın ömrü belki yüz yıl bile değil. Sovyetler Birliği'nde partinin öngördüğü sosyalist gerçekçilik anlayıĢında yazmak yerine gençliğinde sembolik ve mistik Ģiirler yazdığından Pasternak'ın eserleri yayımlanmayınca. Olayın perde arkası. hem de iki defa kabul edildiği pek bilinmez. Örneğin Shakespeare döneminde Ġngilizcenin sesi artık unutulduğu gibi. Çoğumuz bilgisayarımızın aniden çökmesini. mezbahaya gider gibi pisi pisine öldürülmeye götürülürken ayaklarımızın geri geri gideceğinden korktuğumuz. Kayıp olan sadece babamın sesi değil. AĢina olmadığım bu teknolojiyi. korkumuzu belli etmemek için ölümlerine kahramanca gidenleri baĢ tacı ediyor olmayalım? Babamın sesi Gündüz Vassaf 07/01/2007 Babam Ethem Vassaf. doktorun tuttuğu vaka notları. Rosetta taĢı bulunana kadar çözülemeyen Mısırlıların dili gibi anlaĢılmaz olacak. adını koyamayacağım bir tür elektro-manyetik radyosyonla dünyadaki tüm bilgi saklama sistemlerini çökertebileceği. Belki.Devletin insan öldürmesinin vakurca kabul edilmesi. Zhivago'. geçen gün bunlardan birisini gözden geçirirken. öldürülmeyeceğini düĢünüyormuĢ. elektronik. inandırılmıĢtı. 1917 devrimi sürecinde Sovyetler . bu soğukkanlı cinayeti. mesela Hamlet'in sahnelenmesinin de ne kadar sürdüğünü tam kestiremiyoruz. Son duyduğum Osmanlı sesi. içindeki bilgilerin yok olmasını yaĢamamıĢ da olsak. annemin el yazısıyla not 'Ethem'in son hastasıyla ilgili bilgiler' diyordu. YaĢamayı sevdiğimizi haykırmaya cesaret edemediğimiz. bir zarfın içinden mavi renkte. günümüzün CD'lerine benzeyen disketlerle karĢılaĢtım. bugün kullandıklarımız. Sümerlerin kil tabletlerini hâlâ okuyabilirken. Tarihin farklı dönemlerinde bir dilin nasıl konuĢulduğunu bilmek isteyebiliriz. Pasternak'ın Nobel Ödülü Gündüz Vassaf 01/01/2007 (1535 kiĢi okudu) Geçenlerde bana gelen bir e-postası Boris Pasternak'ın. Ödülün aslında bir değil. yengem Behrement Sertel'e aitti. Soğuk SavaĢ'ta Batı tarafından Sovyet Birliği aleyhinde kullanılır kaygısıyla. dijital ortamlarda saklanan bilgilerimizin. geçimini de sağlayabilmek için daha çok çeviriyle uğraĢır. Washington'un kendisini astırmayacağı inancından. 2006'da ölen. ömrümüz boyunca bile. sanki uzaydan gelmiĢ bir nesneye bakıyordu. 2001 yılında Moskova'da yayımlanan Pravda gazetesinde çıkmıĢ. 5 bin yıllık yazı ve matbaa geçmiĢimizden sonra. Papirüs kilden. Ġngilizcenin. bükülebilir nitelikte. kâğıt papirüsten daha az dayanıklı. Türkiye'de. Babam öldükten sonra annem onun hayatıyla ilgili birçok Ģeyi toplayıp albümler hazırlamıĢ. Korkum. son yılları ABD'de olmak üzere 50 yıla yakın psikiyatrist olarak çalıĢtı. Ģeffaf. önce Osmanlıcanın sonra da Ġstanbullunun sesi çoktan unutuldu. psikiyatride bireyin anlattıklarıyla dünyasının derinliklerine girildiğinden. Zaman zaman yaptığım gibi. örneğin bir apandisit olayının tıbbi tutanaklarından daha değiĢken ve kapsamlı. ileride eriĢilemez. Bende hiç kaydı olmayan babamın sesini duyma özlemiyle. Sultan Abdülmecit'in kızı Cemile Sultan'ın torunu. bırakın gelecek kuĢak tarihçileri tarafından anlaĢılmasını. Amerika'nın yardımını isteyeceğine inanıyordu. bugün Amerika'da benim çocukluğuma göre bile daha hızlı konuĢulduğunu söyleyebilirim. Belki. Tıbbın diğer alanlarına göre. ama her halükârda geçmiĢe ulaĢmak hiç de kolay olmayacak. teknolojik engellerden ötürü bu bilgilere ulaĢamayacak. oyunlarının. Yazan Pasternak'ın oğlu. Goethe'nin eserlerini Rusçaya tercüme eder. Ġlk ve tek romanı 'Dr. CIA. Shakespeare'in. kapitalizme alet olmamak için iyi bir yurtsever ve sosyalist olarak reddettiğini yazıyordu. ne hızda konuĢulduğunu da bilmediğimizden. mahkemede ABD'nin bir zamanlar kendisiyle nasıl iĢbirliği yaptığını anlatmaması. Tarihimizin ilk bilgi kayıt malzemelerinin kalıcı olmasına özen gösteriliyordu. ilgililer. Babamın ses kayıtlarına dönersek. FBI gibi kuruluĢlarda bu bilgileri çözebilecek cihazlar bulunacaktır. mutlaka bir yakınımızın bu durumla kaĢılaĢtığının birinci elden tanığızdır. ABD'nin önde gelen tıp merkezlerinden biri olan Boston'da hastaneleri dolandım. infazın sözde insan onuruna yakıĢır biçimde yapılması. hastalarının kayıtlarını tutmak için kullanıyordu. bitmez tükenmez megolamanlığıyla Iraklılara seslensin diye. dünya kamuoyu nezdinde meĢrulaĢtırıyor mu? Okuduğumuza göre Saddam infaz yerine götürülmek üzere helikoptere bindirilinceye kadar. demek 1960'larda ABD'de doktorlar. yazar. hatta pazarlığından kaynaklanıyordu. birini bırakıp yenisini kullandığımız geçici teknolojilerin. ileride bir gün 1960'lı yıllarda sadece psikiyatristlerin değil. Ģiirlerimiz buza yazılan yazı gibi. anlaĢılamaz olmasından da ibaret değil. diğer doktorların da tuttukları kayıtlardan yola çıkıp araĢtırma yapmak isteyen tarihçi. Belki. Zarfın üstünde.

Nixon. medyunum. Doğu'da sefaletin sürmesine. Ġspanya'nın 'El caudillo'su ölür ölmez. Franko'nun öldüğü akĢam David'e. gurbette amelelik yapan ırgatların sürünmesine son verecek toprak reformu için David'i Türkiye'de görevlendirilmiĢti. gelecekte itibarımı iade etmeye mecbur kalacaksınız" diye yazar. Boris Pasternak'ın doğumunun 100. "Memnunum. Roman çeviri olarak. yıllar sonra gördüğümde kendimi korku tünelinin içinde hissettmiĢtim. David gibi ülkelerindeki askeri darbelerle savrulan milyonlarca kiĢiden biri olarak. istediğinizi yapabilirsiniz. ĢaĢırdım. . Stockholm'a yolladığı ikinci telgrafında. Ġtalyan Komünist Partisi aracılığıyla ilk 1957'de Roma'da basılır.Birliği'nin panoramasını sunar. Stockholm'de ne giyeceğim diye kara kara düĢünmeye baĢlar. Hindistan BaĢbakanı Nehru'nun araya girmesiyle." David'in Ankara'da. bir baĢka diktatördü. onurlandım. Aradan 24 saat geçmeden Pasternak. "Beni öldürebilirsiniz. milli güvenlik danıĢmanı Kissinger ile el ele verip. Pasternak'a bildirir (O yıllarda Nâzım Hikmet de Pasternak'ın komĢusudur. 1 Aralık. "Ödülü reddetmeye zorunluyum. diktatörün dirilebileceğinin dehĢetinde. Ardından Kenan Evren'le birlikte 12 Eylül askeri darbesi geldi. Ġspanya iç savaĢında katletmediklerinden sağ kalan savaĢ esirlerine. her türlü terörizmin kucağında. o sıralar Amsterdam'da yaĢıyor. Felç geçirmiĢ. hapse girmekten halefinin çıkardığı afla kurtumadan önce. kana bulandı. Doğu. Diktatörlerin sokak köpeklerine benzer bir huyu var. "Franko birkaç gün önce ölmüĢ. bu gönüllü reddimi hakaret kabul etmeyin" diye yazar. BirleĢmiĢ Milletler Tarım ve Gıda Örgütü. Pinochet iktidardayken. Pasternak Sovyet Yazarlar Birliği'nden atılır. ileride Türkiye'de Kenan Evren ve diğer darbeci generallerin onu örnek alacağı gibi. sevinçlerinden değil. babasının Nobel Ödülü diplomasını takdim eder. David'le Çankaya'daki evinde radyo baĢındaydık. Pinochet katliam ve yolsuzluktan yargılanmak üzereydi. Diktatörün ölümü Gündüz Vassaf 24/12/2006 David Baytelmann ile Ankara'da bir diĢçi arkadaĢımın muayenehanesinde tanıĢtım."ġili'de titreyen her yapraktan haberim var" diyen Augosto Pinochet'nin ölümüyle insanlar. cesaret edememiĢ ölüm raporuna imza atmaya. Son yıllarında bile. 1958 ödülünü aldığını telegrafla Moskova'nın dıĢında Pederelkino'da oturan. Ama acele etmeyin. Madrid kuzeyinde bir dağın derinliklerine oydurttuğu mezarını. Sizden adalet beklemiyorum. Önceki yıllarda da Ģiirlerinden ötürü Pasternak'ı gündeminde tutan Nobel komitesi. Hayattayken. Yıl 1975. Allende döneminde toprak reformunu gerçekleĢtirdiği ülkesinin hasretini çekiyordu. dostunun Madrid'de sürgünde olmalarının nedeni.) Pasternak hemen cevaben yolladığı telgrafında. yılında. Ödülü reddetmeye zorlanmadan önce Pasternak. kendini lirik Ģiire vermiĢ bir doktordur. Aradaki kısa sürede Pasternak ve önceden gulaglarda da yatan karısı sürgünle tehdit edilmiĢ. Yazarlar Birliği'ne. korkularının kâbusundan kurtulmalarının ferahlığıyla geçen hafta sokaklara fırlamıĢ. 90 yaĢında ölmeseydi. baĢkanlıktan istifaya zorlanmadan. çok geç açıklanan ölüm haberinin niçin bekletilmiĢ olabileceğini konuĢtular. bugün eskisi gibi seyahat edemeyen. Yeni hastası ile anlaĢamayınca tercümanlık yapayım diye beni çağırmıĢtı. 1989'da Moskova'da 'Pasternak'ın Dünyası' adı altında açılan sergiye gelen Ġsveç Büyükelçisi. bir 11 Eylül gününde. Geçen hafta. Totaliter ülkelere has fıkralara. yenisi eklenmiĢti. Romanın kahramanı devrimin tasvip etmediği." diyerek ödülü kabul ettiğini bildirir. mahallenin kabadayısı gibi boy gösterip dehĢet saçmaya yatkınlar. Meclis istemedi. ġili'de seçimle iĢbaĢına gelmiĢ sosyalist Allende hükümetinin. Etrafa saldıkları korkunun üstüne gitmeye. Karısı Zinaida Nikolaevna. Unutmayın. Türkiye iĢkenceler. konuĢamıyor. sürgüne yollayabilirsiniz. bir klinikte Türk iĢçileri için psikologluk yapıyordum. Madrid'de sürgünde yaĢayan ġilili dostundan gelen telefonda. askeri darbeyle devrilmesini teĢvik etmiĢ. Onunla konuĢmaktan korkan dostlarının sayısı daha da azalır. Pasternak'ın oğluna. idamlar ülkesi oldu. David'i ölmeden önce en son Hollanda'da gördüm. Yaptığınız size ne mutluluk verecek ne de Ģan getirecek. Franko öldüğünde. Ben de. ileride Susurluk sanıklarından da olacak aĢiret liderlerinin engellediği toprak reformu yapılamadı. savaĢ suçlusu olarak yargılanır korkusuyla. Pinochet'nin kanlı iktidarından kaçabilen ġililer dünyanın orasına burasına dağılmıĢtı. anayasaya kendisini korumak için dokunulmazlık maddesi koydurtmuĢtu. cesedi baĢında bekleĢen doktorlar. Komünist Partisi Genel Sekreteri Khrushev yazar hakkında fevri önlemler almaktan vazgeçmiĢtir.

' ezberimizi tazelediğim zannedilmesin. küçücük. Sevgilimin migreni vardı. Ģifremi girdim Bir tıkladım. Bilgisayarımı açtım. Batı'nın 'Dünyaya karĢı Ġslam' ezberine çanak tuttuk. mutfağıyla burası yeni keĢfediliyor. Yabancı gazeteler. iyi midir. Seçenekler çok. askeri darbe olabilir diye yazdı. ikisi bir arada olamazmıĢ gibi.. okunmadan düĢ kurulan. dünya dolu adres defterlerimi. Yakın bir zamana kadar tek bir yabancı gazetenin burada bürosu bile yoktu. hükümetlerin bu önyargıları doğrulamak için sanki ellerinden geleni yaptığı bir yerse. çeĢitliliğini. Tele kulakları uyardım. insanı olduğu gibi gösteren ayna da vardır. yazarıyla. ne de biz yüzümüze tuttuğumuz aynalarda kendimizi görebileceğiz.Türkiye'nin otoportresi Gündüz Vassaf 17/12/2006 YurtdıĢından Türkiye'ye bakmak lunaparklardaki aynalar odasında dolaĢmaya benziyor. sonradan telafi etmeye gayret ettiği piĢman olduğu beceriksizliğinden. Demokrasinin dini olmaz. demokrasi olan tek Ġslam ülkesi ĢiĢinmemizle. Türkiye'nin çarpık görüntülerine o kadar alıĢıldı ki bizi olduğumuz gibi gösteren aynaların eksikliği bile hissedilmiyor. New York Times'ın bile. eksik ve yalan bilgiyle harmanlandığından sade Türkiye'nin değil. Ancak Türkiye'nin ne kadar az tanındığının bir örneği okurları iyi eğitim görmüĢ kiĢiler olmalarına rağmen. belleğin ve bildiklerimizin. iki tıkladım. E postam var. Son günlerden üç örnek . Dünyadaki tekelleĢmeye rağmen.Newsweek dergisi. kelimelerine gözyaĢı. ne onlar bizi anlayabilecek. söylenenleri doğruladık. Hele o ülke Türkiye gibi. gazeteye yazılarımı e-posta'yla yolluyorum. bizdeki askeri darbelerin. bu aynayı Türkiye'nin yüzüne tutmuyorlar. iĢlerine gelmediğinden ve kim bilir baĢka hangi nedenlerden. bir avuç angaje milliyetçinin. saklaması için en yakın arkadaĢa emanet edilen. reklam. baĢka bir sevgiliyle beraberken. diyen sesler çıkmazsa. -New York Times. Japonya'da Budistlerin. kimilerimiz. fırsatlara rağmen. 'Türklere yedi düvel düĢman. Papa'nın geliĢini haber yaptığında. Hindistan'da Hinduların. asırlardır 'öteki' diye önyargılarla baktığı. medya Ģirketlerinden bağımsızlığını koruyabilen yayınevlerimizin özverili çalıĢmalarını. banka kasasında bekletilen. Ressam arkadaĢım Altan Adalı en zoru kendi portreni yapmaktır. mühürlü pulundan yolda geçirdiği günler hesaplanan mektuplar. Biz de. Medya. tribünlere oynama giriĢiminden. Ancak lunaparklardaki aynalı odaların giriĢ çıkıĢlarında. zarfına parfüm damlatılan. BaĢka bir evde. Ġngiltere'de Hıristiyanların demokrasisi diye bir tanımlamayı hiç duydunuz mu? Böyle bir yaklaĢımın Türkiye'yi Ġslamı ve de demokrasiyi aĢağılamanın bir ifadesi olduğunu unutmayalım. olur mu olmaz mı. Kırmızı kurdeleyle sarılan. her konuda çarpıtıldığı bir dünyada yaĢıyoruz. az tanınan bir ülkenin çarpık imajlarının yerleĢmesi kolay. ibaret olmadığını söyleyemedik. el yazısı fal gibi okunan açılmadan iade edilen. cephede taĢınan. Türkiye Ġslam'a kayıyor diye birinci sayfadan manĢet attı. . Microsoft'un sesi dünyanın her yerinde aynı. dıĢarıda tasavvur dahi edilemeyen. öfkeyle yırtılıp atılan. dile getiremedik. medyanın burasını yeni keĢfetmeye baĢlaması. baĢka ülkelere uzanan.. yanlıĢ. Biz de abesle iĢtigal edip burada tartıĢtık. bilgisayar kullanmaya baĢladım. Türkiye'de ordudan birileriyle konuĢtuktan sonra. Türkiye'yi. Artık. e-posta hayatımı nasıl değiştirdi? Gündüz Vassaf 10/12/2006 Gece geç saatlarde daktilomun sesinin ninni gibi geldiğini söylemiĢti sevgilim. kültür ve yayın dünyamızın zenginliğini. tarihiyle. yalan söylediğini hemen anlarsın demiĢti.. 'GörülmüĢtür' diye damgalanan. dünyanın merkezi bilenlerimiz inanmak istemese de konumuyla. "Burası bildiğiniz gibi değil". her yerde. ülkenin tarihinin özetini habere ilave etmesiydi. Batı'nın kimliğini oluĢtururken. çalınıp okunan. ne zaman yazdığımı hatırlamıyorum. ġimdi Türkiye uzmanlarından geçilmiyor. Türkiye'nin gerçeklerinin. artık Türkiye'de bizler bile zaman zaman kendimizi bu çarpık aynalarda görür belki de farkında olmadan bu çarpık aynaların görüntülerine kendimizi uydurur olduk. Türkiye'nin algılanmasını baĢka birçok ülkeden farklı kılan. Dünyamızın aynalar odasında herkes var.. Son mektubumu kime. Hatta. kötü müdür diye. fatura. burada kendimizi bu çarpıtmaya müstahak görüp. Gazetelerden. Her ayna baĢka bir Türkiye gösteriyor. televizyondan. Bir sosyal bilimcimiz aynı gazeteye 'Ġki Türkiye' var diye demeç verirken. tutmak istemiyorlar. Gelen mektuplar. Cehaletten. dünyada olup biteni izleyenler Türkiye'yi hep bu çarpık aynalardan görüyor. bildik bilmedik Ģehirlere. sayılarla uyarıldım. Ģöminede yakılan. Bu durumda tek yapılacak bunu ihbar sayıp soruĢturma açılmasını talep etmekti. Kendimize baĢkalarının gözünden baktığımız sürece. E POSTA RAP Ding Dong Dong. Ding Dong KüreselleĢmenin milli marĢı. MektuplaĢmamız nerdeyse yazı kadar eski. 301'den yargılananlardan yola çıkarak Türkiye için yeni bir 'Geceyarısı Expresi' imajı yarattı. yargı ve hükümetin.

Yahoo. Dünya Sağlık Teskilatı'nın. e posta adresimiz. çoğaldı.BeĢ. Mektuplarım çoğaldıkça. Sekiz. Adem Havva masalında. gitti bilgim. ġimdi dinle. Gene altı. AIDS'le mücadelesinde en büyük engel. MahĢer gününe gidiliyorsa birlikte. Sevgili Papa. Gönder'i tıkla.. Aklımdan parmaklarımın ucuna. yüz karar. Vatikan Büyükelçisi eliyle Papa'ya dilekçe* Gündüz Vassaf 03/12/2006 Vatikan'ın buyruklarına göre kendi kendini tatmin edenden kilisede günah çıkarması beklenir. 'Bir Ģey taktın mı?' diye. Altı. Yazdıklarım kısaldı. çocuk yapma amacı dıĢında cinsel iliĢkiyi yasaklıyor. savaĢları kınadım. Tanrı'nın sana bağıĢı. Ġnadın. tekrarlar durur. inancının can düĢmanı. bu hastalıkla doğan çocukları da ölüme mahkûm. Kısmet.. . Yasaklarına* uyan. ġüphem yok ki. Ölümlerden geriye. onlarla kimse seviĢmesin diye alarm çanları çalar. Sil. Vatikan'da tahtındasın. KurtuluĢları. Bunu nasıl söylemeli sana? Terslik var. Yaz. söyleyeceklerinde. doğrusu bu. Yedi. On mektup kaldı açılacak. vermemeli mi? Hot mail. Havva sormaz mıydı Adem'e. ekranda biz BenSenO@ekolay.Her mektup bir karar. Gramerim bozuldu. Prezervatif kullanmak ya da mastürbasyon yapmak Vatikan'a göre yasak. Güney Afrika'da beyaz ırkçı rejimin uyguladığı apartheid'i aratacak. Fıkralardan gına geldi. SeviĢsin insan gönlünce *Vatikan. Katolikler için cinsel iliĢki çocuk yapmak amacıyla olmalıdır. Subaysız. Yüz mektup. kader Ne dersen de. Ġstersen sen de katıl. Ne sen olurdun Ne ben. Günümüzde herkes çok adresli olmalı. Onlar seviĢmeseydi doya doya. olmadık önlemler almaya kalkıĢırlardı. Adem'le Havva'dan bu yana Ġnsan insanla seviĢmek için soyunmakta. Yanıtla. Bilselerdi dünya bizlere kalacak Habil'in yası tutulup Kabil'den hesap sorulacak. kalbinin acısı. EĢitiz. Batı basını. kilisenin prezervatif takma yasağı. as'an elinde Müritlerin yalvarır durur. Kaplumbağaları korudum. Ġslam'da böyle bir yasak olsa. Bush baĢkanlığında ABD'nin de. korunamadı. Dokuz. kobaysız sanal dünyamızda. Bu güne gelindi böyle. özellikle Afrika'da her yıl milyonlarca insan öldüğü gibi. ölecek çocukları kaldı. dinlerinin kanunları yüzünden Müslümanlar dünyaya hastalık yayıyor diye. Mektubumu anında yanıtlamıĢ ekranbaĢındaki Ģip Ģakçı. doğum kontrolü önlemleri için katkıda bulunmayı reddedip. Vatikan'ın emirlerine uyduğu için AIDS'e yakalanan ve ölen onbinlerce Katolik olduğu tahmin ediliyor. Gitti belleğim. Az kaldı. bu tutumu desteklemesiyle. Bu kadar mektuba cevap vermeli mi. Ġlet. Hatta bak.

her iki toplumda da. iyimserdir' sonucuna varmak abes olur.. cinsten.. Bu tip gözlemlerden yola çıkanlar. Ama onlardan farklı olarak.' 'Nasılsın?'. aĢağıladıkları iĢlerde çalıĢmak istemiyor. ġüphesiz ki. Batı Avrupa'da ikinci din Ġslam. 'ġöyle. Japonya.. Anglo-sakson asıllıların azınlıkta olması bekleniyor. Ġlk. hoĢgörüsüz bir topluma kayıĢ var. 'Okey' 'Fine' (Ġyi) 'Couldn't be better' (Daha iyi olamazdım) 'Great' (Fevkalade) 'Like a million dollars' (Milyon dolar gibi) Nispeten az rastlanan sonuncu cevap. Mısır'a köle olarak götürülen Memluklar ülkenin sahibi bile oldu.. Göçmenler de giderek yerlilerle zıtlaĢıyor. Yüzyılın ortasına doğru anadilin Ġspanyolca. Nitekim. körlerin fili tanımlaması gibi. saymakla. Yabancılarla yerlilerin etkileĢimi tarihte beklenmedik sonuçlara yol açmıĢ. her türlü iĢ için insan var. artık Türkiye dahil birçok ülkede kullanılır oldu.. herkes ödüyor... buluĢmak istediklerinde buluĢur. insanın kendisini milyon dolar gibi hissetmesi. YaĢlanan yerli nüfusu göçmenler yeniliyor. kim kazanacak? Asya'da durum Batı'nın tam tersi. yabancı düĢmanlığıyla kendi kuyusunu kazan Batı ve . 'Nasılsınız?' gibi. 21. yabancıları ülkelerine sokmuyor. 'Nasıl olsun. kâh Allaha inananlar çoğaldı. Ġlerde. Avusturalya'da. içinde yaĢadığımız toplumsal dönüĢümleri anlayabilmekten bizi daha da uzaklaĢtırıyor.' 'Nasılsın?'. kötümser ABD'liler. yukardakilerden farklı çıkmayacak. Japonya'nın da nüfusu yaĢlanıyor. herkes kendine göre bir Ģey buluyor. araĢtırmakla bitmez. 21 yüzyılın ülkeleri diye sözü edilen Çin ve Hindistan'da. benzer yöntemlerle pazarlanan siyasi parti tercihlerine sıçradı. yakınlarınızın verdiği cevapları gözden geçirin. Bir yanda Asya'nın yabancılara kapalı. diğerinde kapitalizmin etkisi de var. ister iĢadamları olsun ister sevgililer. 'Fena değil.' ABD'deyse. Ama sonuçta. belki birinde tasavvufun. 'Ġdare ediyoruz. 'Bugünkü sosyal bilimlerin Türkiye'yi anlama Ģansı yok' demiĢ. konu baĢlıklarının dipsiz kuyularına malzeme toplamakla meĢgul. 'How are you?'. Türkiye çapında yapılan bir anketin geçen gün açıklanan sonuçlarına bakan araĢtırma grubunun sorumlusu da çeliĢkiler karĢısında. kendileri dahil.. tırnak sağlığından terörist saldırısına kadar korkutularak Ģartlandırılmalarına rağmen kendilerini 'milyon dolar gibi hissedenlerin' dünyayı anlayabilmekten uzaklaĢmalarının bedelini. bu basit. kâh Ģeriat isteyenler azaldı. toplumlarını anketlere verdikleri tepkilerle inceler oldular. Ülkenin baĢ robot mucidi geçenlerde son modelini gösterdi. Yabancı iĢçilere ihtiyacı oldukları halde dünyanın en safkan. Japonya çözümü robotlarda buldu. Toplumlara günden güne değiĢen hava raporuymuĢ gibi bakan. Japonlar. böyle. hangi diĢ macununu tercih edersiniz türünden piyasa araĢtırmalarında kullanılan anketler.. hele anketlerle donanımlı sosyal bilimciler. Fabrikaları büyük ölçüde robotlaĢtı. kapıları en sımsıkı kapalı ülkesi burası. türünden yaklaĢımlar. yaĢlıların altını robotlar temizleyecek. iyimser Amerikalılar Gündüz Vassaf 26/11/2006 'Nasılsın?'. genellikle önce. Hangi sınıftan. ülkelerine döndüklerinde. 'Nasılsınız' sorusuna verilen cevaptan 'Türkler. Japonya gibi safkan ülkeler.' Nasılsın sorusuna olumsuz cevap verme antolojisi yazılsa Türkçe dünya birincisi olabilir. Gündelik yaĢamlarında. gündelik soruya verilen cevapta. ABD'den sonra dünyanın ikinci büyük ekonomisi. sokaktan devlete terfi edip kurumsallaĢan ırkçılık da. Orada doktoralarını alanlar. Göçler sonucu. kendimizi anladığımızı sanarak aldatmamızın. Batılılar gibi Japonlar da. Yoksa kim çalıĢacak. yaĢlıların kahvaltısını robotlar hazırlayacak. uzmanlaĢanlar. yaĢtan olursa olsun. Göçmenlerin varlığıyla yeni toplumsal dinamikler oluĢuyor. Türkiye'de son yıllarda yaygın olarak kullanılan. Farklılıkların konuĢmamıza yansıması kaçınılmaz. Batı'da toleranssız.. çok dilli birliktelikler de artıyor. 'Saat kaçta?' diye karĢılık verilir.. Koca imparatorluk kurdular. sayıları yüzmilyonlara varan yoksullarla. BaĢkalarıyla yaĢamaktansa. Allaha Ģükür. Türkiye'de görüĢelim denince de. Ama ikisi birbirine mahkûm. ABD'de aynı Ģey olur mu? Binlerce yıllık toplumların hızla değiĢtiği çeliĢkiler dolu ortamlarda yaĢıyoruz. Çok renkli.. ancak iĢin içinden çıkılmayacak sonuçlar veren anketler de.' 'Nasılsın?'. Artık tanrıya inancımızı ölçmek için bile kullanılıyor. Bir de ABD'de cevaplara bakalım. Ġkizini yapmıĢ.' 'Nasılsın?. analitik yerine yüzeysel yaklaĢımlar. 'Ġç güveysinden hallice. iki toplum arasındaki farkı vurgulayan bir örnek. ABD'nin sosyal bilimlerinde egemen olan. bir yanda yabancılarla dolu. Kültürlerarası farkların nedenleri. elli yıl öncesine göre tanınmayacak hale gelen Avrupa'da. Çin gibi tarihleri boyunca yabancılara barbar gözüyle bakan. sıradan iĢleri yapacak insan bulamayacaklar. Çıkan sonuçlardan. yüzyıl alarmı Gündüz Vassaf 19/11/2006 ABD sürekli göç alan ülke olmasa. Hindistan gibi karmaĢık ama kendine yeten. 'ĠnĢallah. gündelik. kendilerine benzeyen esmer robotlorla birlikte olmaya karar verdi. Kendinizin. yanıltmamızın bir göstergesi.Kötümser Türkler.

Uzmanlar. doymak bilmiyorlar. insanlığa duyarlı. uluslararası hukuku. Söyledikleri. iĢsizlikten kırılırken. Romancılara malzeme. 'kutsal sayılan değerlere hakaretten' yargılandı. Dediklerinde Ģu kadarcık doğruluk payı varsa burası totaliter düzen heveslilerinin cenneti. Otomobil yarıĢları o denli popüler ki. kıĢın basket ve buz hokeyi. sayılar da önemli. baĢka bir bilim kadını. yaz boz . Ġki kutuplu dünya yaratılıyor.ırkçılığın tırmandığı. hastalık. erkek-kız. gelen gideni aratabilir. Amerika'da futbol neden tutmaz? Gündüz Vassaf 05/11/2006 Tarihte sporun bu denli sanayileĢtiği. Dünyanın en büyük tüketicisiler. Ġstanbul'da Rumca yayımlanan Apoyevmatini gazetesinin yönetmeni Mihail Vasiliadis'le konuĢan Dora Mengüç'ün 17 Ekim 2006 tarihli Radikal Genç yazısında bunun çarpıcı bir örneğini okudum. yargılanma nedeni kadar ibret verici. Afrika. bayragı içeri koydu. manĢet yaptı. Basket maçlarından gelir bile ihracat kalemleri arasında. pes etmiyor yenilerini kuruyorlar. "Futbol olmasaydı ülkemi idare edemezdim" sözleriyle ünlenmiĢti. Yüzyılımız. en çoğuna meraklılar. Her ikisinde de sosyal devletin temelleri yıkılıyor. "Binada. "Hapse bile atsalar. yazın beyzbol. Dünya basınında Türkiye'de düĢünce özgürlüğü ihlalleri bir kez daha gündeme geldi. Bırakın profesyonel liglerini. hatta dört takım tutuyor . Kirli çamaĢırlarımızın yabancılar önünde yıkanması bizleri rencide ediyor. Mafyanın en büyük gelirlerinden biri maçlarda bahsi müĢterek. yılda bir kaç kez yarıĢ seyredebilmek için sırf pistlere baksın diye yapılan apartman daireleri kapıĢ kapıĢ satılıyor. aferin dercesine. Yuvadan baĢlayarak. Annem Cumhuriyet'in ilk doktoralı kadınlarından. "Ben Türk kanı isterim" dediğine gider. Bir günlük gazete dediklerini. 'Burada gâvur yok!' deyip elinde bayrak sallayarak bizi kurtardı. TarlabaĢı'nda oturan Vasiliadis anlatıyor. Boston'da. tenis. Pele gibi dünyanın en iyi oyuncularını getirtip New York Cosmos gibi takımlarda oynatıyorlar. olmuyor. Yüzlerce sayılık basket maçları yetmediği için oyun kurallarını değiĢtirdiler. psikologlara inceleme konusu olan. Ermeniler otururdu. onlar önce silahlanma diyor. 6-7 Eylül olaylarında Ġstanbul. ikinci kattaki Muhibe hanım hariç Rumlar. Golf. 'Türkiye'yi şikâyet etmeyeceğim' Gündüz Vassaf 12/11/2006 Geçenlerde Türkiye'de bir arkeolog. kapıyı kapattı. Kenan Evren günün birinde insanlığa karĢı suçlardan uluslararası bir mahkemede yargılanacak olsa. dünya için küresel ısınma alarmı verirken. gene olmuyor. denize düĢen yılanlara sarıldıkça. Amerikalı yıl boyunca üç. bir ameliyat sonrası kan verilmesi gerektiğinde. AĢiret mantığımızla. açlık. benden sonra tufan aymazlığında. En çokla. Yatırımcıların tüm gayretlerine rağmen tek tutmayan futbol. Aksi takdirde. AB'ye Ģikâyet etmeyeceğim ben ülkemi" dedi. bowling. nev-i Ģahsına münhasır Rusya. kazanmak ve daha çok kazanmak üzerine kurulu bu ülke insanlarının 90 küsür dakika boyunca bir maç seyredip 0-0 biten sonuca katlanabileceklerini düĢünebiliyor musunuz? Amerikalılar için kazanmak kadar boyutlar. baĢörtüsü cinsel iliĢkide bulunmuĢ kadınların simgesiydi dedi diye. Evrensel insan haklarını çiğneyen yargılamalar söz konusu olduğunda bile. yağmalamaya baĢladı. aymazlığımızla. yabancı kanını reddediyor-YetmiĢ yıl sonraysa. Türklüğe sahip çıkmak söz konusu olduğunda aklım 1930'lara. üniversiteler bile spora yatırım yapıyor. Ģimdi yaptığımız gibi. Yıllardır gençlere okullara yatırım yapıyorlar. Bizi kurtardıktan sonra kapıyı açtı. onlara burs veriyor. Tek bir takım tutmakla yetinen dünyanın tersine." Ġnsanın ülkesinden yana olması 'Kurtarıcı Ahmet Efendi'yle 'Yağmacı Ahmet Efendi' arasında taraf tutmasına benziyor. kazmasını aldı. Savunması alınmadan önce. duygularımızla düĢüncelerimiz arasındaki tutarsızlığımızla insan kendisini hep doğru tarafta görebiliyor. sporla bu denli yatıp kalkan baĢka bir ülke olmadı. Ligler iflas ediyor. Takım sahibi olmak o kadar kârlı ki önüne gelen servetine servet katıyor. gene bir Ģey değiĢmez. 12 Eylül mağduru Türkiye'de mağrur milliyetçilik destanları yazılabilir. çocukların en çok yaptığı spor futbol. Türkiye'ye. Her Ģeyin kazanmak. Ligler kuruyorlar. bilet satıĢı ve maçların televizyon haklarından her yıl milyarlarca dolar kazanıyorlar. onların peĢinden gitti ve diğer Rum evlerini kırıp dökmeye. Evrensel kaygılar yerine kimliklerin kalkan yapıldığı hem Doğu hem de Batı'da. herkesle aynı güneĢin altında çamaĢırlarımızı kuruttuğumuzu görmeyi reddediyoruz. Kapıcımız Ahmet efendi o gün kırıp dökenler yaklaĢırken kapıyı kapadı. Portekiz'in eski diktatörü Salazar. yabancı düĢmanlığı üzerine de kurulu aitlik duygularımızdan kurtulamıyoruz. güreĢ. Asurlarda bakireler baĢörtüsüz dolaĢırdı. en büyükle. Bu gayretle ABD milli takımı günün birinde dünya Ģampiyonu olursa. adil yeni yönetim biçimlerine gebe. Basketi onlar icat ettiklerinden olmalı. Harvard'da doktora yaparken anneme. Her Ģeyin en büyüğüne. cabası. Liselerden iyi oyuncu kapmak için birbirleriyle yarıĢıyor.son baharda Amerikan futbolu. George Bush baĢkan seçilmeden önce Teksas'ta bir beyzbol takımının ortağıydı. Ġlk duruĢmada davalı beraat etti.

Denerler mi? Irak iĢgaline karĢı saman alevi gibi yanıp sönen dünya çapındaki tepki. her Ģeyin birinci olmak için yarıĢ olduğu hayata. ABD'nin de desteklediği askeri darbelere rağmen. hatta paratoneri olabiliyor. Her maçın galibi olması lazım. Yeni kurallara Londra'dan Tokyo'ya kadar herkes uydu. Bildiğimiz futboldaki bir gole altı gol birden tekabül ediyor. farklı cepheler iĢlerine göre 'Ulu Önder' varyasyonlarıyla oynuyordu.. kâh onlara kırmızı gören boğa gibi saldırıyoruz. 'Yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz.. duran topa vurup 10 metre öteden direklerin üstünden geçirmek iki sayı daha. galibiyet sarhoĢluklarına alıĢkanlığını. kuruluĢlarında dönüm noktası teĢkil eden olaylara bakıĢımız zamanla değiĢir. Aradan yılların. akĢam yedide baĢlayan oyun gece yarısını geçebiliyor. yenilen düĢmanla birlikte yurdumuzdan kaçtı. Bir yakınım bayram tebriki diye eĢe dosta yolladığı e postasında. beyzbol liglerinde elliye yakın takım olduğuna göre siz hesaplayın Amerikalının kazanma bağımlılığını. Atatürk düĢmanın ülkeden atılıp sınırlarımızın belirlenmesinden sonra çoktan beri tasarladığı Cumhuriyet'in ilanı üzerine hazırlıklar yapmaya baĢladı. Bu doğan devletin yönetim biçimi henüz belirlenmemiĢti. "Kendi içinizdeki ses ile Cumhuriyet'in 83. 28 Ekim 1923 akĢamı yakın arkadaĢlarını Çankaya'da yemeğe çağırdı. O günleri yaĢayanlar ölüp gider. o da oyunun AmerikalılaĢtırılmasında. "Tahtını. kalemi sol elim yerine sağ elimle tutmasını bile beceremediğimi söyledi. Basket alanına yarım aylar çizip dıĢından atılan her baĢarılı topu üç saydılar. mesele futbol olunca. Bir beyzbol takımı sezonda ortalama 200'e yakın maç yaptığına. Rakip takımın savunmasını üç defa aĢana 18. birinci sınıfın bitmesine. farklı olabilir diye düĢünmek bile hepimiz için ibret verici. baĢında silindir Ģapka sırtında smokinle de. Bu ülkedeki spor oligarĢisinde futbolun Ģu kadar Ģansı varsa. belki ileride hiç sesiniz çıkmayacak. yetmedi.. Taraflardan biri galip gelene kadar saatlerce sürebiliyor. Sol deyince aklıma gelen Gündüz Vassaf 22/10/2006 Sol'un hayımda ilk çağrıĢımı istenilmeyen bir Ģey olduğu. okuma yazmayı sökemememden duyduğu tedirginliği. Onlara. gazetesi 'Tan'ın. altı sayı birden. GeçmiĢimizin ezberini bozanlar karĢısında kâh dilimiz tutulup kekeliyoruz. Daha çok sayı olsun diye 24 saniyede potaya topu atma zorunluğunu getirdiler. benimsettirilen Cumhuriyet tarihi geçmiĢe sığınanların güç bulma gayretlerinde bağlamından kopartılıp anlamsızlaĢtırılıyor. baskette tek atıĢta üç sayı! Amerikan futbolunda sayılar daha da abartılı. Google'da 'Cumhuriyet Bayramı' diye girince karĢılaĢtığım ilk maddenin içeriğinin bile. Daha geçen gün Londra'da bir konferansta." diye yazmıĢ.. onun dünyaya yetiĢkin gözleriyle bakabileceğinden kuĢku duyanlar. Günümüzde de Cumhuriyet'in kurucusu hâlâ farklı imajlarla farklı eğilimlerin temsilcisi rolünde. bakmasından çekinenler var. Cumhuriyet'in ilanı yurtta sevinç ve coĢku ile karĢılandı. Onu ellerini açmıĢ dua ederken gösterenler de var." Ġlkokul çocukları 'bile' daha fazlasına layık. dört defa aĢana 24 sayı! Her çocuğun yapabileceği. Beyzbol maçlarında oyun süresi dokuz devre. Topu rakip takımın alanının sonuna kadar götürmeyi baĢarmak. Ermeni sorununda Türkiye'nin resmi görüĢünün zıddını. Google'da Cumhuriyet Bayramı Gündüz Vassaf 29/10/2006 Eskiden 29 Ekim birlikte kutlanırdı bugün ikiye bölündük diye yakınanlar infial içinde. nice gayretlerden sonra gol olunca bir. Gene bu yaĢlardayken Türkiye'nin sağcı bir ülke olduğunun. arĢivler açıldıkça zenginleĢir. ama birisi kazanırsa. aklı sırasınca cinlik yapıp Atatürk'ün gençliğe hitabesini kullandı. Ülkelerinin tarihi. Ne var ki. Kızılay'da komünizme karĢı Türkiye'yi savunan devletin panolarında ise mareĢal üniformasıyla Atatürk imajları kullanılıyor. sınıfımın sonuncusu olarak baĢladığımı. Levent Ġlkokulu'nda müdür beni sınıftan çıkarıp odasına çağırdı. putlaĢtırılmıĢ bir geçmiĢ. Cebeci'de Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde "Emperyalizme karĢı ikinci bir kurtuluĢ savaĢı" vermemiz gerekir diyenlerin afiĢlerinde kalpaklı Mustafa Kemal. yüzyılını doldurmakta bir Cumhuriyet'in neredeyse karikatürleĢtirilerek tanımlanmasının hepimize hakaret sayılabileceğinin farkında bile olamayabiliriz.. geçmiĢe farklı gözle bakar. '70'li yıllarda Ankara'da yaĢıyordum. yılını kutlayın. biz de tarihimize daha bir soğukkanlılıkla.' dedi. belki muhaliflerini de tavlayabilir diye. Ġmzalanan Lozan AntlaĢması'yla yeni bir devlet doğdu.. kaçınılmaz olarak günün meselelerinin hedefi. nerdeyse bir yüzyılın geçmesiyle. YetiĢen çağdaĢ kuĢaklar. Arkasına sığınanlardan geçilmiyor. Ġnönü'nün milli Ģefliği döneminde Tek Parti güçlerinin delaletiyle yıkılan dayım ve yengem Zekeriya ve Sabiha Sertel'in solcu oldukları için Türkiye'den ayrılarak Sovyetler . mantıkla bakabiliyoruz demek isterdim.tahtalarına dünyadan itiraz gelmedi. Bence 100 yıla yakın serüveninde. ama özellikle Türkiye gibi tarihin dondurulduğu totaliter nitelikli rejimlerde. Hangi ülke olursa olsun. Türkiye'de dondurulup kalıplaĢtırılarak benimsenen. bir hayli olgunlaĢmıĢ Cumhuriyet'i hâlâ çocukmuĢ gibi bayrak ve borazanla oyalayıp. kuĢandığı akademisyen kimliğiyle savunan bir konuĢmacı bile. rahatını düĢünen padiĢah. Futbolda bu kadar uğraĢıp. EndiĢesi kaygı verici. yaz tatilinin baĢlamasına az kalmıĢ olmasına rağmen.

Korkuma karĢı.' 'Bu da okunmalı'ya dayandığından. Anne babaların göğsü kabarır çocukları her kitap okuduğunda. Elbette kendime göre tuttuğum bu özgür yolda yeni tanıĢtığımız birinin zamanla baĢka arkadaĢlarıyla da beraber olmamız gibi. bu cehennemden kurtulmanın ümitleri üzerine kurulacak. hangi düĢünce ve akımların tarihe damgasını vuracağının anlaĢılması ancak bizden sonraki kuĢaklara. Oysa. bu tür küresel hareketleri günümüzde mümkün kılıyor. *** . Yeni düzen. yüzyıllara kalıyor. Ġdeolojilerin demagogları. ben de ileride ne olacak diye tahmin yürütmekten kendimi alıkoyamıyorum. bir dönem tanınır gibi olmuĢ. Lakin. Romain Rolland'a ait. Okuduğum nice kitap var adını. cimnastik gibi. tarihin bu tür dönemlerinde önceden de olduğu gibi. bir Eskimo'nun karın türlerini. süpermarkette arabaya doldurduğumuz çamaĢır tozu ile dondurulmuĢ mantı arasında yerini alır. tarihsel olarak kaçınılmaz olan aymazlığımızla bağlantılı olmalı. tüketilen bir nesnedir Coca Cola. dünyanın üçte birinde yaĢayan nüfusu yok sayıp har vurup harman savuran ticareti de vurması mı olacak? Soru. kitap insan için değil insan kitap için vardır. ancak Sovyetler Birliği'nin çökmesi. 20. Modayı takip edercesine kitap okuyanların raflarındaki kitaplar pek farklı değildir birbirlerinden. hiçbir ulus ya da dinin egemen konuma geçeceğine de inanmıyorum. okuyacaklarımızın çoğu. genel anlamda konuĢulabilir oldu. bunlar da neyin okunup okunmayacağının ölçüsü olmamalı. Kimini beğenir kimini beğenmeyiz. ġimdi düĢünüyorum da. neyin habercisi olduğunun yaĢarken farkına varamadığımızdan. Sormalı ama kime? Devlete soracak olsanız. genellikle aldığımız kitaplar. Hinduizm-Ġslam görüntüsü altındaki savaĢlarda her iki tarafın da dünyayı kendi inançları doğrultusunda değiĢtiremeyecekleri. Aydınlanmanın getirdiği tolerans ve akılcılığın yerini. Yıllar sonra bir psikoloji kongresi için gittiğim Moskova'da kaldığım otelde kat görevlisinin uzattığı kağıda Ģimdi hatırlamadığım bir Ģey için imza atarken. sol düĢüncenin cenneti diye Sovyetler'e sığınan yengem ve dayım "Buraya faĢizm gelmiĢ. kararlaĢtırdığımızı zannettiklerimiz. Bu dönemlerde çığı gibi büyüyerek benimsenebilen akıl almaz marjinal hareketlerin egemenlik kurmaları. bilge kiĢiler bile vardır ki aptallaĢana kadar okur. Öyle bir süreçte yaĢıyoruz ki. kitabın da faydalı olduğuna inanırız. kot pantolon. bundan para kazananlar da binbir tür reklamla bize neden ve hangi kitabı okumamız gerektiğini söyler. açlıkla. Oysa hiç olmazsa burada solaklığıma olumsuz tepki gelmeyeceğini düĢünüyor. Yeni teknolojiler." Kitap nasıl okunmalı ve Pamuk'a teşekkür* Gündüz Vassaf 15/10/2006 Belki nasıl okunmasından önce neden kitap okunmalı diye sormalı. yazarını. Bardağı taĢıracak nokta. tarih ya da astronomiye de yönelebiliriz. asrın son 50 yılını almasından da öte. onlara karĢı kendilerini tanımlamanın etkisiyle kitap sevenler sırf okudukları için üstünlük kompleksine bile kapılabilir. Toplumsal dönüĢümlerin ne anlama geldiğinin. totalitarizmde benzeĢmelerini anlayabilmemiz. herkesin okuduğunu okumasaydım. unutulacak kitaplarıdır okuduklarımızın. Sol yüzünden hem ilkokul'da sınıfta kalınabiliyor hem de yurdundan oluyordu insanlar. gündelik yaĢamlarında istikrar sağlayacak güçlü totaliter rejimlere sığınmaları. düĢüncelerini yaymak ister. insanın ne kadar çok kitap okursa o denli saygın olduğuna inanırlar. günün kitaplarını okuyarak günün okuru olma gafletine kapılmasaydım. daha seçici bir okur olsaydım. Yazarın siyasi düĢüncelerinin de rolü olabilir neyi okuyup okumayacağımızın belirlenmesinde. sandığımızdan çok yakın." dedi. görünürde Güney Amerika'daki popülist akımlar dıĢında sol alternatifin kalmadığı dünyamızda. ben de kendi dünyamı kurabilir. bana özgü kitaplarla bu dünyamı zenginleĢtirebilirdim. yoksullukla giderek kırılmakta olan dünyamızın enkazı. içindekileri hatırlamadığım. dıĢ etkilerin değil özgür seçimimizin ifadesidir. içinde yaĢadığımız kaos ve baĢıbozukluğun. bu savaĢların iflası. Din adamları kutsal kitaplarında ısrar eder. çıkmaz yol olduğunu bile bile. Metrolarda. Unutulacak yazarların. Bu tür rejimlerden medet ummaları. evrensel değerlerimizi göreceliğe mahkûm eden post-modern savlara terk ettiği bir dünyada yaĢıyoruz. silahlanma yarıĢında ABD tarafından çökertilmesiyle. balıkçının balıkları tanıdığından da öte. irademle iyimserim. milletimizin mitleri. Korkum. eski aitliklerimizin kalıplarında kof ümitler peĢinde savaĢıyoruz. zamanla unutulup gitmiĢ. insanların. Bir de Schopenhauer'in söylediği gibi. ama bu. kahramanlarımızın destanları okunmalıdır. 'ġu da okunmalı. anladıktan sonra da iç sansürümüzden kurtulup söyleyebilmemiz. 19 yaĢında bir solcu olarak Marksism-Leninizm'in baĢkentinde olmaktan heyecan duyuyordum ki. bir kitap da bizi çok farklı baĢka kitaplarla tanıĢtırabilir. Onlar için bilgi okudukları kitapların ölçüsüdür. C vitamini.Birliği'ne yerleĢmeleriyle öğrendim. Gramsci ve Edward Said'in de benimsedikleri bir söz. kaset gibi. Almanya'da Hitler ve faĢizme. yemek kitaplarına da Ģiire de. yeni düzenin nasıl olacağında. özgürlüklerinin yok edilmesi pahasına güven verecek. haberleĢme sistemlerinin dünya çapındaki ağı. her imparatorluk gibi ve hele bu gidiĢiyle mutlaka çökeceği düĢlerinin yaygınlaĢtığı. Özgür irademizle düĢündüğümüzü. görevli Ģeytan çarpmıĢcasına dehĢete düĢmüĢtü sol elimle yazdığımı görünce. klasikler kelimesine kanmayıp kimin klasikleri diye sorsaydım. canını diĢine takmıĢ olanlar için bile ortada olmalı. Bir romandan yola çıkıp. kim bilir. "Bildiklerimle kötümser. ġu anda dünyayı her gün daha çok meĢgul eden Hıristiyanlık-Ġslam. Kitap. On binlerce yazar var. tarihsel iĢlevini asırlar önce yitirmiĢ köktenci ve milliyetçi akımlara. Kendiliğinden menkul düĢünce bekçilerimiz bizi 'zararlı' kitaplara karĢı korumak için çırpınadursun. Birbirlerinin zıddı diye gösterilen komünizmle faĢizmin. *** En iyisi kendimize sormak neden kitap okuduğumuzu. Pavlov'un köpeğinin Ģartlanmasına. otobüslerde kitap okuyanların sayısını. Sovyetler'de komünizm ve Lenin'e inanılması. Birçok düĢünürün öne sürdüğü gibi yüzyılı Çin'in yüzyılı olarak görmediğim gibi. ġimdi de dünya egemeni Amerikan Ġmparatorluğu'nun. bir ülkenin geliĢmiĢliğinin ölçüsü olarak kabul ederiz kimin ne okuduğuna bakmadan.

Sofya Üniversitesi ev sahipliği yapıyor. Totaliter sistem sonrası Bulgarlar. Ona göre de asıl uyumsuz olanlar baĢkalarına özgürlük dersi verirken. fiyatlar artacak. her kitap alanın okuyanın kitap okumasını bildiğini de söyleyemeyiz. camileri yıkılır. Gündelik yaĢantımızda. Moskova'da yağmur yağınca Ģemsiyelerin açıldığı Sofya. Bulgar Türklerinin bakıĢlarında özgürlüğün açlığını görmüĢtüm. Konu cürüm ve Ģiddet. ülkeye daha çok para girecek. köy. sola uyumsuzluk. reklam Ģirketlerinin. maaĢlar aynı kalacak. Sofya'dan notlar Gündüz Vassaf 08/10/2006 Bir kriminoloji kongresi için burdayım. emperyalizme karĢı kurulan VarĢova Paktı'ndan çıkıp Rusya'nın sınırlarına dayanan NATO'ya girdi. .. türümüzün geleceği için ümit verici. tarım sektöründe iĢsizlik baĢ gösterecek. Üstelik. Politikacılar. gülünç olduğu kadar ürkütücü de. korsan taksi Ģoförlerinden. belirsizlik olarak gördükleri esneklikten yakınmasıysa. hoĢumuza gitmese de iĢ yarım bırakılmaz inadıyla sonuna kadar pek bir Ģey anlamadan okuduğumuz kitaplar da vardır. * Bu yazıyı yazdıktan sonra Orhan Pamuk Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı. hitap tarzı. iĢ eğlenmeye. Bulgaristan sosyalist ekonomilerin örgütü COMECON üyesiydi. isimleri zorla değiĢtirilir. demokrasiye en az uyum sağlayanlardanmıĢlar. Hayallerinde kurdukları. taciz edilen çocuklar. Sofya'ya Hollanda'dan yeni taĢınmıĢ bir kızla tanıĢtım. Bulgaristan'da her Ģey daha insani diyor. Kültürlerini. Türkiye'de bu konuların konuĢulması. Burada çok mutlu. Kendilerini tanımaktan korkarcasına. Onlar uyumsuz. kimine çok para bırakılmıĢ çocuklar gibi. yitirilen değerlerimizin korunması açısından ümit verici. ama baĢkalarıyla ortak bir yaĢantı kurmaya niyetli olmadıkları gibi. ne mutlu ki Andy Warhol'un bir gün 15 dakikalığına herkesin meşhur olacağını söylediği dünyamızda. iliĢkilerimizde de makineleĢerek her tür modernleĢmeden göğsü kabaranların Ġtalya gibi bir yere gelip havaalanında bavul bekleme süresinin uzunluğundan. ABD markalı filmlere. Adeta korkuyla bütünleĢmiĢlerdi. toplumların patolojisi ile ilgili. dergilere. Roma'dan İstanbul'a bakınca. Bugün hükümete ortaklar. düzen iktidarda. Orhan Pamuk üzerinden bu 15 dakikalarını oynayanlar ibret verici olsa da. ekranlardan izledikleri sanal yaĢamlara uyumlular. iĢ peĢinde baĢka ülkelere göç edecek. askerleri ve misyonerleriyle yüzyıllarca kasıp kavurdukları dünyadaki evrensel adaletsizlikten sorumluluk duymayanlar. Uyum sağlayıp taraf değiĢtirmiĢler. egemen düzenin temsilcileri daha çok çalacak. göçmenlerin uyumsuzluğu araĢtırmalarının konusu olacaklar. YılbaĢında Avrupa Birliği üyesi olacak. çok sevmedikleri otoriter babaları birdenbire ortadan yok olunca. Bir kitabı okumaya baĢladıktan sonra. bazı kitaplar bir an için tadımlık. parti olarak demokrasiden en çok kazanan oldukları halde. bir zamanlar hak olan eğitim ve sağlık hizmetleri pahalılaĢacak. Sağlıksız olan düzen. bazıları bir çırpıda okunabilen. Ele alınacak konular cinsel Ģiddet. geriye. Gündüz Vassaf 01/10/2006 Sağduyu ve duygunun kendiliğindenliğinin düzenle harmanlandığı Ġtalya gibi Akdeniz uygarlıklarının varlığını. Noel Baba'nın çocuklara getirdiği hediyeleri zenci kölelere taĢıttığı bir ülkede yaĢayamazdım diyor. kentlerini. tüketmeye gelince pek nerede olduğunu bilmedikleri sınırları zorluyorlar.. sermayeleri. Düzen değiĢmiĢ. Ģimdi Washington'un bir dediğini iki etmiyor. YaĢlılar. Yakın zamanlara kadar Hollanda pasaportlarının her sayfasında sömürgecilerin hayat öykülerinin yer aldığı. her Ģeyin saat gibi çalıĢtığı iddiasındaki Ġsveç gibi toplumlara özenenlere rağmen sürdürebiliyor olması. Özellikle gençler için savaĢtan yeni çıkmıĢ bir toplum gibi gününü gün etmek anlayıĢı hakim. Türkiye gibi kimi ülkelerin küreselleĢtirme modeli kâh uygun adımlarla modernleĢmenin peĢinde. yeterince gayret göstermeyip. onun gibi ömür boyunca sevdikleri. O da Hollanda'daki ırkçılığa uyum sağlayamamıĢ. topluma uyum sağlamaları için SlavlaĢtırılırken. inandıkları bir işle uğraşanların ödüllendirildiğini de görebilmek. dili. Sağlıklı insanlar düzene uyum sağlayanlardır diye bir ezberimiz var. Üniversite kantininde öğrencilere göre. alıĢtığımızdan çok farklı diye çabucak bıraktığımızı. kâh geçmiĢi karikatürleĢtirmenin. mamullere baka baka. askerler aynı kiĢiler. sürekli imaj değiĢtiriyorlar. aydın olmaya ihanet sayılırdı.Kitap alırken kendimize özgü en doğru seçimi yaptığımızı sansak bile. okunamayacak kitap yazmıĢ diye yazarını küçümseyerek kendimizi aldattığımız gibi. Tek baĢlarına babasız kaldıkları dünyalarında yaĢamı keĢfediyor. kimine az. yeni Bulgaristan'ın uyumsuz vatandaĢları. Yıllar önce Bulgaristan'a ilk gittiğimde burada yaĢayan Türkler dillerini konuĢamaz. Bulgaristan'da düzen değiĢti. Ġngiliz feylosofu Francis Bacon. Onun kitapları Bacon'ın tarif ettiği türden. kasaba gibi küçük yörelerde oturanlar için bu tür yaĢam biçimi ürkütücü. Benim tebliğim bireylerin değil. pek azı ise hazmetmek içindir der. kafalarındaki çağdaĢ Batı imajıyla uyumlu bir yaĢam sürdürdükleri havasındalar.

helal olsun" dedikleri okunuyor. içinde yaĢadığımız çözümsüzlük ve kötümserliği hafife alarak Chavez tipi gösterilerle gülerek geçiĢtirmek. Tarihimizi. Ama mantık aynı. istedikleri gibi hakaret etmek hakkını tanıyarak güçlerine güç katarmıĢ. Roma'nın hep Roma kalacağının güvenini soluması. Tek istisna Güney Amerika'dan anti . Ġtalya tam tersi olmalı. Sanki ilkokuldalar da. Ekrana getirilenlerin çoğu Bağlantısızlar grubu diye bilinen 3. Hepsi söylenenlerden memnun. BaĢı çeken Venezüella BaĢkanı Chavez. Aradaki fark. saraylarında Ģarlatanlara istedikleri gibi güldürme. beĢ yıl önce 11 Eylül'den sonra. Seslerini çıkarabilecek güçte olanlar fırsattan istifade kendi totaliter düzenlerini güçlendirmekte. Milyonlarca insan önünde Amerikan televizyonunda bu ifĢaatta bulunduğunun ertesi günü Bush'la birlikte yaptıkları basın toplantısında. arkalarında terk edilmiĢ bir Ģehir bırakmıĢ. Uluslararası diplomasi kültürü artık mahalle kabadayısı ağzıyla yürütülüyor. BirleĢmiĢ Milletler Genel Kurulu toplantısından. Chavez ve onun gösterisinden haz duyan hayranlarının aĢağılık komplekslerini tatmin etmekten baĢka bir iĢe yarayabilir mi? Dizginlenemeyen emperyalizmin ve vahĢi kapitalizmin karĢısında belki de en büyük tehlike." Chavez'in konuĢması esnasında televizyon kameraları bir delegeden bir diğerinin yüz ifadesine odaklanıyor. bu konuda bir Ģey söyleyemem" diyerek. kestiğim kestik padiĢahlarla krallar da. burasının bu denli korunmuĢ. ben elimden geleni yapıyorum ama böyle konuĢulmaz diye. eğer istediklerimi yapmazsan sana da savaĢ açar. Anti-emperyalizm şarlatanlığı Gündüz Vassaf 24/09/2006 ABD baĢkanı Bush terörizme karĢı müttefiki diye ilan ettiği Pakistan baĢkanına. "Dün burada aynı kürsüden Ģeytanın kendisi konuĢtu. . istediği zaman. geçmiĢten günümüze sürekliliğinin parçası olarak değil.emperyalizm adına yükselen sesler. öğretmenlerinin sınıfta yokluğundan yararlanarak onunla alay ediyor. ABD'nin. eline öylesine geçirdikleriyle her akĢam farklı bir kıyafetle çalıĢan sokak kadını gibi sergiliyorlar. Onun iyi bir psikiyatriste ihtiyacı var. yüzyılda da. kim bilir nasıl yeni bir tehditle susmak mecburiyetinde bırakıldı. mini etekli de. Göz ve yüz ifadelerinden "Bush'a amma de geçirdi. ABD BaĢkanı böyle bir Ģeyden haberim olmadı deyince de. müĢterisinin gözüne girme gayreti. Ġstanbul her an bir hilkat garibesine dönüĢtürüleceği tedirginliğini yaĢarken. iĢlerini ise hiç ciddiye almaz derler. Ġstanbul'u çağdaĢlaĢtırmanın pespaye gayretlerinden sonra Roma'nın 21. "ABD BaĢkanı dünyayı babasının evi sanıyor. bahtına ne düĢerse. Roma'da özgürlük ve tahakkümün temsilcileri balık ekmek gibi beraber. dünya ülkelerinin lider ve diplomatları. Ġstanbul'da gün geçmiyor ki 'ilericigerici' karĢıtlığı yaĢanmasın. ortaçağ zihniyetini hortlatan Papa Ratzinger'in iktidarının ilan edildiği San Petro meydanında dolaĢanları birbirlerinden ayırt etmek mümkün değil. dünyamızın can alıcı konularına değinenlerin dediklerini arka plana iterek onların dikkatimizden kaçmasına da neden oluyor. taĢ çağına gönderirim diye mesaj yollamıĢ. yatırımcıların maskarasına çeviriyorlar. istediği yerde savaĢ açan denetimsiz." KonuĢmasının bu noktasında Chavez dramatik ve ağır bir tavırla Ģeytanı BirleĢmiĢ Milletler binasından uzaklaĢtırmak için istavroz çıkardıktan sonra devam ediyor. BirlemiĢ Milletler toplantısından sonra da ziyaret ettiği New York'un fakir mahallelerin sakinlerine önümüzdeki kıĢ. Belki de 500 yıldan uzun bir dönem Roma'nın kendi haline terk edilmesi.halkla iliĢkiler uzmanlarının. Bush'u kastederek Ģöyle sesleniyor kendisini dinleyen baĢka ülkelerin diplomatlarına ve dünyaya. Dünyanın en kısa kitabı 'Ġtalyan SavaĢ Kahramanları'dır diyebilenlerin tarih ve uygarlık anlayıĢları günümüz Ġstanbul'unda olsa olsa Türklüğe hakaret diye mahkemelerimizde yargılardık. Bir zamanlar astığım astık. Bu Ģehirde gördüğüm iç içelik sade mimaride eski ve yeninin doğal birlikteliğinden gelmiyor. ülkeni yerle bir eder. Kuzeyden gelen kabilelerin imparatorluğun sonunu getirmelerinden sonra. aralarından biri ortaya fırlamıĢ. Bükemedikleri eli öpmek için devletler Beyaz Saray'dan davet bekleme kuyruğunda. Onun kokusunu hâlâ duyuyorum. 'yaĢayan' imparatorluk geçmiĢiyle karĢılaĢmam çarpıcı geldi. yıllar sonra içini dökmüĢ. Ġstanbullular gibi dünyanın en güzel Ģehrinde yaĢadıkları düĢüncesinde. buradan taĢınıp yeni baĢkentleri Constantinople'da görkemli uygarlıklarını sürdürenler. Yıllardır yoksullukla boğuĢan vatandaĢlarının ve ülkesinin petrol gelirinin azalmasıyla gerekecek ihtiyaçları karĢılayacak uzun vadeli bir ekonomik planlama yerine. Etraf kükürt kokuyor. rakipsiz gücü altında boyun eğen eğene. Venezüella'dan ucuz yakıt yollayacağını vaat etmiĢ. DüĢüncesini savunduğu için Vatikan'ın kazıkta yaktırttığı aydınlanmanın öncülerinden Giordano Bruno'nun heykelinin olduğu meydanda gece geç saatlerde toplaĢanlarla. Romalılar da. dünyanın karĢı karĢıya olduğu acil ve somut sorunlar karĢısında yeni düĢünce ve çözüm eylemlerinin beklendiği BirleĢmiĢ Milletler kürsüsünden ABD BaĢkanı'yla alay etmesi. bozulmamıĢ olmasının baĢlıca nedeni. Amerikan Ġmparatorluğu'nun yoksullarına sadaka verircesine geçici olarak yardım elini uzatması. Türkler için kendilerini çok. önceki yıllarda da yaptığı gibi. Chavez tipi performansların medya aracılığıyla yaygın bir Ģekilde duyurulması. MüĢerref "Yakında kitabımı basacak Ģirkete namus sözüm var. Türkiye adlı yosmamız peçeli de olabilir. Chavez. Pakistan baĢkanı bu kadarına dayanamamıĢ.

İngiltere'de çöp ve demokrasi
Gündüz Vassaf
17/09/2006

Ġngiltere'den baĢka kendi insanlarına bu kadar az güvenen bir ülke var mı diye sormadan edemedim geçenlerde. Londra'dan Brighton'a gitmek için tren biletimi aldıktan sonra, her hareketimi denetler hissettiğim, farklı rütbeli bir sürü üniformalı görevlinin baĢında durduğu turnikelerden birine biletimi soktum. Göğüs hizamda, iki kanatın açılmasıyla daracık geçitten bavulumu zorla sığdırarak, perona, oradan da trene geçtim. Tıklım tıklım trende ayaktaki yolcuları kendisine yol vermesi için daha da sıkıĢtırarak ilerleyen kondöktör, kibarca teĢekkür ederken, aynı zamanda, görevinin bilincinde olduğunun kararlılığıyla herkesin biletini pür dikkatle inceledi. Brighton'da trenden indikten sonra, peron dibinde üniformalı görevlilerin gözetiminde, iki kontrolden geçmiĢ biletimizi gene bir makineye okutup turnikelerden geçmeye mecbur kaldık. Bu yetmiyormuĢ gibi peronlardaki kameralar da her hareketimizi kaydediyor. Tren istasyonlarındaki afiĢler, görevlilere saldıracak olursak baĢımıza gelebilecek olanları hatırlatarak bizi uyarıyordu. Bunca görevli, bunca makine, sistematik bir Ģekilde hepimizi tekrar tekrar denetliyordu içimizdeki kaçak yolcuyu bulmak için. Ġngiltere, tren istasyonlarına, havaalanlarına, parklara, sokak köĢelerine, alıĢveriĢ merkezlerine yerleĢtirilen yüzbinlerce kamerayla, dünyada vatandaĢlarının davranıĢlarını en çok kaydeden, izleyen ülke. Bu memlekette oturanların çöplerinin de yakında denetleneceğini bildiren haberse, sade beni değil burada yaĢayan hemen herkesi hayretlere düĢürdü. Yunanistan ve Portekiz'den sonra Ġngiltere, kâğıt, ĢiĢe, plastik vb. çöplerin ayrıĢtırılmadan atılmasında Avrupa sonuncusuymuĢ. Devlet katındakiler, ne yapacağız diye düĢünmüĢler, taĢınmıĢlar, herkesin evinin önüne bıraktığı çöp kutusuna hangi tür çöpün hangi miktarda atıldığını ölçen bir elektronik aygıt yerleĢtirmeyi kararlaĢtırmıĢlar. Ġngilizler Ģikâyetçi, ama Ģikâyetlerin çoğu çöplerinin denetleneceğinden değil. Bu aygıt için belediyelere ödemeleri gerekecek ücretten müĢtekiler. Ġngiltere'de devletin gündelik yaĢamla ilgili çöp, tren bileti gibi konularda vatandaĢlarına takındığı tavır demokrasi anlayıĢındaki duyarsızlığıyla bire bir örtüĢüyor. VatandaĢların ezici çoğunluğu yıllardır Irak'taki savaĢ ve iĢgale karĢı. Çok kiĢi baĢbakanlarını savaĢ suçlusu olarak görüyor. Ülkeleri parlamenter demokrasinin beĢiği diye her fırsatta övünen iktidar ve ana muhalefet partileriyse kulaklarını tıkayıp, halka rağmen, savaĢ gibi en temel bir konuda bildiklerini okuyor, ABD'nin bir dediğini iki etmiyor.

Amerika nasıl Amerika oldu?
Gündüz Vassaf
10/09/2006

Shakespeare, 'BaĢka bir isimle de çağrılsa, gül gene gül gibi kokardı' der sonelerinin birinde. Öyle de, kimi düĢünürlerin, her Ģeyin simgelerle temsil edildiğini iddia ettikleri dünyamızda, kelime, neyi temsil ettiğinin, neyi çağrıĢtırdığının önüne geçebiliyor, çeĢitli mecazlara bürünebiliyor. Muhtemelen Çince geçmiĢi olan Türk kelimesinin yüzyıllar boyunca geçirdiği serüven buna örnek. Aynı yüzyılda 'Türk gibi kuvvetli' olan 'Avrupa'nın hasta adamı' da olabiliyor. Günümüzde de, ecdadımızın kanıyla bütünleĢmiĢ addettikleri bu kelimeye bayrakmıĢ gibi sarılanlar varken, kimileri kendilerine zorla benimsettirilmek istenen bu aidiyetten yakınıyor. Geçenlerde Beyrutlu bir dostumun, Avrupalılığıyla övünen, Avrupa'ya, dünyanın son kalan nefes alınabilecek uygarlığı diye bakan baĢka bir dostuma, 'Avrupa'nın Asyalı olduğunu biliyor muydun?' diye sorduğundaki yüz ifadesi görmeye değerdi. Yunan mitolojisinde Finikeli bir prenses olan Europa'yı, boğa kimliğinde Zeus Girit'e kaçırır, Minos adlı, sonradan kral olacak çocukları olur. Minos'la birlikte Minoan uygarlığı yayılır. Zamanla, önce bugünkü Yunanistan'a, giderek tüm kıtaya, Minos'un annesine atfen Avrupa denir. Avrupa'ya niçin Avrupa dendiğine dair baĢka iddialar da var. Bunlardan biri, Ġbranice 'güneĢin batıĢıanlamına gelen 'erebu'dan gelmiĢ olabileceği. Bu iddia, eski Yunanca da Anadolu kelimesinin 'güneĢin doğduğu yer' anlamına gelmesiyle tamamlanıyor. Avrupa'nın Asya'dan geldiği gibi, Romalılardan gelen Afrika kelimesinin kaynağının da, Afrika'nın çoğunluğunu oluĢturanlardan bambaĢka özellikleri olan Afi adlarında bir Berber kabilesinin olduğu düĢünülüyor. Kıtalar arasında bir tek Avustralya adıyla bütünlük teĢkil ediyor. Latince 'australis' güney demek. Yıl 1507. Genç bir haritacı, Martin Waldseemüller, önündeki eski Ptolomy haritasına Yenidünya'yı eklemek üzere. Günlüğüne Ģöyle yazıyor, 'Americus Vesputius dünyanın dörtte birine tekabül eden bu yeri keĢfettiğine göre, böylesine bilge bir kiĢinin adının buraya verilmesine kimsenin itirazı olabileceğini sanmam.' Genç haritacının yanılmasının, Columbus'tan söz etmemesinin nedeni, tüccar ve denizci olan Amerigo Vespuci'nin, kendini pohpohlamak amacıyla uydurup yazdıklarına inananıp, gerçeği araĢtırmaması. 'Mondus Nevus' adlı kitabında Yenidünya'yı 1497 yılında keĢfettiğini yazan, dostu olan Colombus'la bir ara aynı evi de paylaĢan Vespuci, aslında, buralara ilk yolculuğunu 1499'da, yani Columbus'un Güney Amerika'yı keĢfettiğinden bir yıl sonra yapmıĢ. Amerika bir yalan üzerine kurulmuĢ, adını büyük bir yalandan almıĢ.

Çaresizliğe alışmak
Gündüz Vassaf
03/09/2006

ġu anda dünyada kaç yerde kaç savaĢ var bilmiyoruz. Katliamlar, kırımlar o denli olağanlaĢtı ki haber değerleri yok. Olsa da haber Ģirketlerinin gündeminde değil. Kongo'da seçimler olmasına rağmen iç savaĢın devam ettiğini kaçımız biliyor? Darfur'da neler oluyor? Belki çoğumuz için önce Darfur neresi diye sormak daha geçerli. Doğu Timor'da çatıĢmalar devam ediyor. Sri Lanka'da da. Doğu Türkistan, Çin yayılmacılığı altında ezilip gidiyor, yıllardır tek bir satır yok. Afganistan'dan, Irak'dan, katliam, iĢkence haberlerine alıĢtık, alıĢtırıldık. Eskiden Ġdi Amin gibi despotlarla ilgilenilir, kendi halkını kıran, aç bırakan, her tür muhalefeti zindanlara atanlara karĢı, dünya kamuoyunun vicdanı sızlar, ah ne yapalım diye çırpınılır, yürüyüĢler, boykotlar düzenlenirdi. Günümüze Asya'nın, Afrika'nın yarısı belki dikta rejimleriyle yönetiliyor. Ġlgilenemiyoruz. Açlık, hastalık ve savaĢlar yanında zorbalar solda sıfır kalıyor. Tepki gösteren toplumlar yerine haber tüketenlerin dünyasında yaĢar olduk, istisnalar ancak Irak gibi çığrından çıkartılan ülkelerde yaĢayan insanlar. Kuzey Amerika ve Avrupa, göçe karĢı duvar çekiyor. Göçmen politikalarının insanileĢmesi yerine göçmen polisi güçleniyor. Batılı insan, evinden dıĢarı korkarak adım atıyor. Metroya, otobüse bindiğinde Arap görünümlü koyu tenli yabancıdan terörist midir diye Ģüpheleniyor. Araba benzettiği gencin Ģüpheli davranıĢlarından tedirgin olan Londra polisi masum Brezilyalıyı öldürüyor. Yeni ırkçılıkta tek rahat eden zenciler olmalı. Bir yandan Arap korkusu, zencilerin aĢağılanmasına ağır basarken, özellikle ABD'li zenciler yeni düĢmana karĢı ezikliklerini telafi ediyor. Asyalılar, kendi âlemlerinde çağdaĢ barbarlığımızdan uzak durur, kültürlerinin üstünlük kompleksi Ģovenizminde kendilerini avuturken, zenginlik ve yoksulluk dehĢetinin alıĢageldikleri dengesizliğinde yollarına devam ediyorlar. Afrika deyince, söze gerek yok. Kıtanın adını telaffuz etmek, dehĢeti, çaresizliğimizi çağrıĢtırmaya yeterli. Bir tek, ABD'nin arka bahçesinde olmasına rağmen bağımsızlaĢan, diktatörlüklerden, askeri rejimlerden kurtulan, Güney Amerika nefes alıyor. O da Ortadoğu batağında saplanıp kalan Washington'un sıkıĢtığı seçeneksizlikten. Bu gidiĢle kendi ülkelerimize, kıtalarımıza kapanıp kalacağız. Japonya örneği Batı'nın gözünde tütüyor olmalı. ABD'den sonra dünyanın en büyük ekonomisi (Çin dahil diğer Asya ülkelerinin toplamının iki misli) olmasına rağmen, kendisini vebadan korur gibi, ülkesini yabancılara kapattı. Nüfusu da yaĢlanan bu ülkenin emekçileri robotlar. Tek bir iĢçinin çalıĢmadığı fabrikalara çok kalmadı. Tarihe baktığımızda, çaresiz görünen kaotik dönemler üzerine yükselmiĢ, astığım astık, kestiğim kestik imparatorluklarla diktatörler. Ticaret yollarında güvenlik sağlansın diye zapturat altına almıĢlar kervanların geçtikleri topraklarla, gemilerinin yelken açtıkları denizleri. Ezilenlerin umutsuzluğunu seferber etmiĢler totaliter güçler peĢinde. Umutsuzluğun, açlığın, korkunun kol gezdiği dönemlerde sığınmıĢız sırtımıza binen imparatorluklara. Çaresizliğimiz, diktatörlerin davetiyesi olmuĢ. Tarih boyunca içimize inim inim iĢlenen, iĢletilen çaresizliğimiz olmuĢ, düzen uğruna bizi özgürlüklerimizden vazgeçiren. Bezecek miyiz? Eli kulağında mı yeni dünya imparatorluklarıyla diktatörler? Bu yazıda yazılanları tekrarlamakla yetinir, dünya çapında sari bir hastalığa yakalanmıĢ gibi ah baĢımıza neler neler geldi diye dövünmemizi, bükemediğimiz eli öpmeyi sürdürersek, evet!

Pinokyo buraya yumruk havaya
Gündüz Vassaf
27/08/2006

Gazetelerde okuyoruz, Batı klasikleri sayılan çocuk kitaplarını basanlar, kiĢilerin adlarını, metinlerdeki konuĢmaları TürkleĢtirip ĠslamlaĢtırmıĢlar. Pinokyo'nun babası Gepetto, Galip Dede olmuĢ. Aslında Türkiye'de böyle Ģeyler yapmaya alıĢık olduğumuz gibi tepki de göstermeyiz. Rum, Ermeni, Kürt köylerinin adı TürkçeleĢtirilir, uyum sağlarız. YaĢarken bile cumhurbaĢkanlarının adlarının oraya buraya verilmesi karĢısında gösterdikleri piĢkinliği suret-i haktan kabul ederiz. Bulgaristan'da Türklerin isimlerinin SlavlaĢtırılmasını, haklı olarak, ulusal sorun yaparken, hülleyle Türkiye vatandaĢlığına geçen yabancı sporcuları bağrımıza basar, Marco'ların Mehmet, Nobre'lerin Mert olmalarını içten içe, Türklüğün, Ġslam'ın zaferi, üstünlüğünün ifadesi diye kabul ederiz. Demek kırılma noktamız Pinokyo imiĢ. Sen bunca isim gaspına yıllarca göz yum, ondan sonra gel Pinokyo'nun babası Galip Dede olunca, bu kadarı fazla de! Belki iĢin içine çocuklar karıĢınca, en safiyane duygularımız isyan ediyor. Nasıl çocuklara musallat olan pedofiller hapishanelerde bile barındırılmıyor, yaĢatılmıyorsa, Galip Dede'nin Pinokyo'ya sahip çıkar konuma getirilmesi de bize öyle gelmiĢ olmalı. Kendimi bu iĢi yapanların yerine koymaya gayret ediyorum. Birçok kiĢi için ilk akla gelen bunun Türkiye'de bazen açıktan, bazen derinden yürütülen, ĠslamlaĢtırma politikasının parçası olduğu. Washington'dan üniversite öğrencilik yıllarımdan hatırlıyorum. Köpeğin kendi mahallesini belirlemek için tanıdık kokusunu oraya buraya yerleĢtirdiği gibi, bizde, yeni geldiğimiz, yabancı olduğumuz bu Ģehirde birçok Ģeyi TürkçeleĢtiriyorduk. Aklımda bir tek

Safeway süpermarket zincirinin dükkânlarına koyduğumuz Seyfi Bey adı kalmıĢ. Ama Washington'u TürkçeleĢtirmekten neler hissettiğimizi unutmadım. Bir fetih duygusundan çok, etrafımızı 'bizden' yaptıkça hem eğleniyor, hem de kendimizi evimizde, bildik yerde olmanın güveni içinde hissediyorduk. Yabancı birisini 'bizden' yapmanın baĢka boyutları da var. Cumhuriyet'le, Osmanlı'dan baĢlayan Batı kültürüne açılmamızı sürdürmekle birlikte, bugünkü Kuzey Kore kadar olmasa da, dünyada yabancılara karĢı en kapalı toplumlardan biri olduk. Sade Batı'dan gelen yabancılara değil, bizden önce bu topraklarda yaĢayanları, TC vatandaĢlarını, yasalar önünde bile eĢit tutmadık. Azınlıkların orduda subay olamaması buna küçük bir örnek. Bu açıdan bakıldığında. Örneğin, Almanya'dan gelen yabancı gelinlere Türk adı vermemiz, belki de onları bizim bağrımıza basmamızı kolaylaĢtırıyor. Yoksa öyle bir Ģekilde Ģartlandık ki, Batılı isimlerle ilk aklımıza gelen emperyalistlerle, ajanlar. Bir de Hollywood yıldızlarının, bir zamanlar ülkemizde çok popüler olan Dallas'taki Sue Ellen gibi gibi televizyon karakterlerinin isimlerini alan kadınlarımız var ki, bu da ancak kem kadınların hem de bu isimde kadınlardan hoĢlanan erkeklerin aĢağılık kompleksinden olabilir. Bu isimlerde olan kadınların pavyonlarda kullandıkları takma adlar olması bu gözlemin baĢka bir ifadesi. Patırdının bir kukla etrafında çıkması olaya bir boyut daha katıyor.

Gazete niçin okunur?
Gündüz Vassaf
20/08/2006

Gündelik yaĢamımız düĢünmeden yaptıklarımızla dolu... Bu, sabahın ilk sigarası da olabilir, namaz kılmak da, makyaj tazelemek de. DüĢünen hayvan dediğimiz insan âdetlerinin mahkûmu. 'Yevgeni Onegin'de Chateaubriand'den alıntıyla Ģöyle der PuĢkin, 'AlıĢkanlık bize istenenden fazla verilir: AlıĢkanlık mutluluğumuzun alır yerini.' Askerin, her gördüğünde 'üst'üne selam vermesi, sağ yerine sol adımıyla yürümeye baĢlaması gibi, bizler de, kimi güler yüz, kimi zorla türlü Ģartlanmalar sonucu, onu bunu yapan mahluklarız. Gazete okuma, haber edinme alıĢkanlığımız bunlardan biri. Teker teker her alıĢkanlığımızın nedeninin üstünde dursak, arpa boyu yol gidemez, psikolojik sorunlarının kurbanı, psikiyatristlerin müĢterisi olurduk. Ama bir ay boyunca, her gün Ġsrail'in Anglo-Amerikan destekli savaĢını izledikçe, bir kez daha, dünyada olup biteni bilmek ne iĢimize yarıyor diye sormadan edemedim. Herkesin bir merakı var. Kimi maç sonuçlarıyla ilgilenir, kimi cinayet haberleriyle, kimi hava durumunun tiryakisidir, kimi parasını kollamanın peĢinde. Çoğumuz falanca yerdeki zelzele ya da savaĢla ilgili haberleri bilmeyenleri ayıplayıp küçümseriz, konuĢacak bir Ģeyimiz olsun diye okuruz haberleri, kimimiz çok bildiğimizi göstermek, baĢkalarıyla tartıĢmak için... Hele tuttuğumuz tarafı haklı çıkarmak için can atarız. Politikacılar, kimi sanatçılar, yazarlar, iĢadamları da, reklamları olsun diye medyasız edemez. Piyasa araĢtırmalarından yola çıkan medya pazarlamacıları da, gazetelerini, haberlerini satsınlar diye farklı yöntemlerle ilgimizi çekmeye çabalıyor. Beceremiyorlar. Dünya nüfusunun artmasına rağmen, medyanın hangi dalında olursa olsun haberleri izleyenler azalıyor. Gazeteler kapanıyor, tirajları düĢüyor. Televizyon haber programları yıldız sunucularla, müĢteri tavlamanın peĢinde. ABD gibi ülkelerde akĢam haber programları, yaĢlı seyircilerle, onların hastalıklarına hitap eden ilaç Ģirketlerinin reklamlarıyla, ayakta durabiliyor. Medya, haber yerine ilginç olaylar satmanın, korkularımızı deĢip pekiĢtirerek ilgimizi çekmenin, bizi eğlendirmenin peĢinde. Buna rağmen beceremiyorlar. Dünya kamuoyunun güvenini yitiren politikacılar ve hükümetler gibi, medya da özellikle genç kuĢaklara hitap edemiyor. Dünyada olup biteni bilmenin iĢimize yarayıp yaramayacağı egemen güçleri etkileyebilme arzumuz ve gücümüzle ilgili. Demokrasinin beĢiği diye bilinen Ġngiltere'de halkın yüzde 80'e yakını baĢından beri Irak savaĢına karĢıyken, ülkenin hem iktidar hem de anamuhalefet partisi savaĢtan yana. Halksa, gündelik iĢlerinin peĢinde. Hangi ülke olursa olsun, düzenin düzenbazları, dört-beĢ yılda bir oy kullanmamızla, meĢruiyetlerini sağladıkları iddiasındalar. Sessizliğimizde, hadlerini bilmemezliklerini tırmandırmaktalar. Haberleri izlememiz, vakit geçirmekten, sinirlenmekten, bedbin ve kötümser olmaktan da öte, haberleri satanları zengin etmekten baĢka iĢe yaramıyor. Dünyayı değiĢtirmek için haberleri izlemiyorsak, hiç izlememek, ruh sağlığımızı korumak, düzenin dolambaçlı dünyasının ibret verici yollarında kaybolmaktansa kendi dünyamızı diri tutmak, değerlerimizi koruyarak sonraki kuĢaklara aktarabilmek daha iyi olmaz mıydı? Ya da medya ve devletlerin denetim ağına girmektense, yeni teknolojilerden yararlanarak kendi haberlerimizi üretmeyi, tanıklıklarımızı paylaĢmayı deneyemez miyiz? Gazete sayfalarının arkasında, televizyodn ve bilgisayar ekranları baĢında koltuklarımızda kaldıkça, oy vermenin, demokrasinin bittiği değil baĢladığı nokta olduğunu unutmuĢ gibiyiz.

Dünyanın geleceği
Gündüz Vassaf
13/08/2006

Hollandalı arkadaĢım, "Türkiye'de insan hakları ihlalleri ibret verici, insanlıksa müthiĢ" dedi. TeĢvikiye metrosunda düĢünce, yardıma koĢanları anlatıp bitiremiyordu. Kendine gelsin diye bir odaya almıĢlar, isterse hastaneye, evine, refakat etmeyi önermiĢler. Bir ay önce Amsterdam'da süpermarketteyken tersi olmuĢ. Olmaması gereken yerdeki malzemeye çarpıp düĢünce, etrafındakiler suçlarcasına bakıp, Ģahit olmamak için gözlerini kaçırırken, ilgililer, ihmallerinden kaynaklanan kazayı görmezlikten gelmiĢler. Aynı, Irak'a uygarlık götürdüklerini iddia edip, birbirlerine düĢürdükleri, acz içinde bıraktıkları yerli halkı suçlayıp aĢağılayanlar, Ġsrail'in iĢlediği savaĢ suçlarının adını koymadan, "Ama Hizbullah..." diye baĢlayıp, kendiliğinden menkul küresel hakem pozisyonlarından üstünlük taslayanlar gibi. Dünyamız isyan edenlerle, suçlu sensin diyenler arasında ikiye bölünüyor. Magna Carta'dan bu yana insan haklarını evrensel ahlakımızın parçası haline getiren uygarlıklar, uygarlık götürdüklerini iddia ettikleri yerlerde yaĢam hakkını çiğniyor. 20. yüzyılda devlet terörizmi dengesinin iki ayağından biri olan Sovyetler Birliği'nin çökertilmesiyle Anglo-Amerikan egemenliğinde Batı, yüzyılın baĢında olduğu gibi meydanı tekrar boĢ buldu. Ġnsan haklarıyla hukuku, 21. yüzyıl haritamızda geçersiz kılmalarıyla, biz de türümüzde hâlâ varolan içgüdüsel duygularımızla sürdürmeye baĢladık insanlığımızı. Bir yanda Batı'da toplumsal kurumların kayıtsızlığında anonimleĢen insan iliĢkileri, bir yanda insani duyguları infiale indirgenen mağdurların adalet anlayıĢı. Bir yanda Batı'da yalnızlaĢan, korkuyla beslenenler, bir yanda mağdurların intikama yönelme potansiyelini taĢıyan içgüdüsel duygularının tezahürü. Bir yanda gündelik yaĢamlarının tüketicisi, değer mefhumlarını yitirip her Ģeyin fiyatını bilenler, bir yanda ölümle iç içe yaĢamaya mahkûm edilen, hayatta değerli bulduklarımızın maddi karĢılığı olamayacığını bilen, mağdurlar. Yıllar önce Ġngiltere'de bir çift, bakmıĢlar ki ülkelerinde cürüm artıyor, eğitim ve sağlık sistemlerinden gelir dağılımındaki adaletsizliğe kadar her Ģey kötüye gidiyor, insanlar psikiyatristlere muhtaç, kültür metalaĢtırılıyor, demokrasi oligarĢiye dönüĢüyor, ırkçılık kol geziyor, ne yemekleri yemek ne iklimleri iklim, çocuklarıyla haritayı açıp uygun bir ülke bulmuĢ, tası tarağı toplayıp taĢınmıĢlar. Bir hafta geçmemiĢ, Güney Amerika'da Ġngiliz müstemlekeciliğinden kalma Falkland Adaları'na, Arjantin'in sahip çıkmasıyla gittikleri yerde savaĢ çıkmıĢ. Yitirdikleri değerler peĢinde Batı'dan kaçan Batılılar, hiç olmazsa emeklilik yıllarında huzura kavuĢabilecekleri, alıp baĢlarını gidebilecekleri bir dünyayı gün geçtikçe yok eder oldu. Davos toplantılarında, Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü'nde aldıkları kararlarla kârlılık adına desdekledikleri totaliter rejimlerde, çökerttikleri ekonomilerde, neden oldukları göçlerle milyonlarca insanı Batı'ya sığınmaya, onları aĢağıladıkları iĢlerde ikinci sınıf vatandaĢ olmaya zorladılar. ġimdi bu insanların yaĢam tarzları, tepkileri, Batı'yı kendi evinde de huzursuz ediyor. KüreselleĢtirdikleri dünyada tatil için seyahate çıkmaya korkan Batılı, artık kendi evinde de korku içinde yaĢıyor. Kendileriyle birlikte baĢkalarını da batırıyorlar. Belki teknolojilerine güveniyorlar, belki de mahvettikleri dünyayı yoksullara bırakırken kurtuluĢlarının uzayda olacağına inanıyorlar. Batı, kendi uygarlık bunalımı içinde yolunu kaybetmiĢken, infaz ettiği vatandaĢlarının organlarını bile satan 21. yüzyılın dev adayı Çin, olup biten karĢısında ellerini ovuĢturarak gelenin gideni aratacağı tahtına oturmaya hazırlanıyor. Borges'in 'The Secret Miracle' (Gizli Mucize) adlı öyküsünde kurĢuna dizilmeye mahkûm kahramanı, geleceğimizi kestiremediğine göre, eğer ölümümü düĢlersem belki olmaz diye gözlerini yumar ve umulmadık bir yolculuğa çıkar.

Çocuklar öldürülüyor
Gündüz Vassaf
06/08/2006

KarĢıyızdır çocukların öldürülmesine, Kınıyoruz, Ģiddetle. Çocukların öldürülmesini Ģiddetle kınadıkça KarĢılıklı kanıtlarız birbirimize, Sen, ben uygarız diye. Kınıyoruz çocukların öldürülmesini Ģiddetle. Katilleri de Ģiddetle kınıyor çocukların katledilmesini, Anneleri de. x x x ... x x x ... x x x ... x x x ... x x x Beyrut'ta Filistin göçmen kamplarında çocuklarla konuĢtum yıllar önce, Onlar ölmeden, öldürülmeden, Büyüyüp öldürmeyi öğrenmeden. Resim yapın dedim çocuklara,

Güler yüzlü totalitarizm Gündüz Vassaf 30/07/2006 Merdivenlerden çıkarken bana dikilen gözlerinin farkına vardım. demokrasi kahramanının tablodaki sureti ürkütücüydü. çarpı iĢaretleri her sayfanın tepesinde. Beyrut'u bombalarken Ġsrail uçakları Filistinli çocuklar Ġsrailli bir çocuğun resmini yaptı. biz geride kalanlara. gövde ve KalaĢnikof her çocuğun elinde.. x x x . ne kafa. sözde sempatik tavırlarına alıĢtırıldığımız Anglo .. Ne kol.. yüzünde Mussolini'nin. yüzyılın canavarlarıyla bir tutmamamız. Otuz çocuğun otuz resmi aynı. Resmin asıldığı. Petersburg'daki dünya liderleri zirvesinde. Kâğıtta. hele günümüzden bakıldığında. x x x . Ģarlatanlığa kaçan populist imajlarına ne denli programlandırıldığımızın. Geçen yüzyılda. imparatorluğun heyheyli günlerinde English Speakers Union'un (Ġngilizce KonuĢanlar Birliği) merkezi olan bina ise artık düğün salonu olarak da kiralanıyor. yüzyıllı anti-faĢist.. Tablodaki Winston Churchill.Amerikan ikizlerinin geçenlerde St. yüzlerce nokta aĢağı doğru inmekte.. Anneleri de.. Eğer dünya bugün Churchill'i saldırgan bull dog görünümlü fotoğrafından tanıyorsa. Ġsrailli çocuk deyince. bunu Yousuf Karsh'ın ünlü fotoğrafını çekmeden önce ani bir hamleyle Churchill'in ağzından purosunu çekip atmasıyla. bombalar gökyüzünde.. Otuz çocuğun otuz resmi aynı. çarpılarla noktalar Ġsrailli çocuğun yerinde. .. Bu tepkimizin arkasında totalitarizmin ille de asık yüzlü olduğu aldatmacası yok mu? Seçimlerle.... Tarihimiz boyunca bu kadar güler yüzlü savaĢ çığırtkanlarıyla karĢılaĢtığımızı sanmıyorum. hissettirdikleri öksüz ruh hali yetmiyormuĢ gibi. Dartmouth House adlı binanın merdivenlerinden üst kattaki düğüne çıkan bizlere hadlerimizi bildirircesine bakıyordu.. hilkat garibesi gibiydi. Gayretlerinin ibret verici örneklerinden biri. gücünü koyun kesmekten alan kasap ifadesi.. beĢ altı yaĢlarında. Beyrut'u bombalarken Ġsrail uçakları. ne bacak. Beyrut'u bombalarken Ġsrail uçakları Filistinli bir çocuğun resmini yaptı. çocuk bahçesinde kumdan kalelerle oynar rahatlığıyla dünyaya nerede nasıl haddini bildireceklerini konuĢmaları. kafasında. 20. Noktalar.. gülmek nedir bilmeyen liderleri günümüzde bize itici hatta gülünç geliyor. savaĢ ve totaliter ideolojilerden beslenen toplumların acımasız sert ifadeli. Çarpılar. x x x . onlar savaĢ uçakları gökyüzünde. Ne kol. ne gövde.. farkında olmadıkları açık bırakılmıĢ mikrofon önünde sergiledikleri fütursuzluk. KurgulanmıĢ. KalaĢnikoflar Filistinli çocukların elinde. kafa... ne gövde. Londra'da. oylarımızla iktidara getirdiğimiz günümüzün savaĢ suçlusu liderlerinin gülen yüzlerine. ressamlarla heykeltıraĢların.. Katilleri kınıyor çocukların öldürülmesini. Kol. bacak. yüzyılın kendilerinden geçmiĢ totaliter liderlerinin en vahĢi görünümünden de ürkütücüydü.... xxxxxxxxxxxxxxxxxx ... . aĢağılık komplekslerinden kaynaklanan çapsızlıklarıyla. hemen deklanĢöre basıp öfkesini yakalamasına borçluyuz. x x x Çocuklar öldürülüyor.. ne kafa.. ne bacak. 'Naçiz vücutları toprak olduktan' sonra kahramanlarımızın vekâletlerini gasp edenlerin.Hepsi yuvada. . onları ebediyete yerleĢtirme edepsizliklerinden de kurtulamıyoruz. Ģartlandırıldığımızın bir ölçütü değil mi onları 20. Ġkinci Dünya SavaĢı boyunca Ġngilizler direnme güçlerini bu fotoğraftan aldıysa.. 20. Hitler'in ideal Alman tipi olarak benimsediği Grek kahramanlarının yaprak taçlarına gönderme yapan birkaç yeĢil fırça darbesi... x x x .

Doğu usuyla bekliyor. kadınlar değil. dinine. "Aman. Doğru cevabı geçersiz kılan. Atatürk'ün sözleriyle 'ulusumuzun esaret yılları' diye bakarken. solu ezmek için zaman zaman yeĢil kuĢak kuĢanan. Ġsveçliler. çürümeye bırakan. yabancı pasaportları var diye kaçabiliyor. ismine bakmaksızın bu topraklarda yaĢayan herkesi eĢit haklara sahip vatandaĢlar olarak gördü ki? Bugün görüyor mu? Evrensel insan haklarıyla demokrasinin toplumca benimsenip kurumsallaĢmadığı bu ülke. cami duvarına iĢeyeni linç etmeye teĢebbüs edecek kadar duyarlı bir Ģekilde geliĢen bilincimizin. Geride kalanlar katlediliyor. Zekâ testlerinde "Batan gemide neden önce kadınlar ve çocuklar Kurtarılmalıdır?" sorusu vardır. mezhebine. dünyamızda felaketlere. sivil halkı öldürüp savaĢ suçu iĢlemesinden öte. geceleri aydınlatılan. emperyalizme karĢı olma gerekçesiyle Batı düĢmanlığını körüklerken. Ermenice konuĢan yurtdaĢlarımızı 'VatandaĢ Türkçe konuĢ' diye ikaz ettiğimizde farkında değildik. Çöplüğümüze ev sahipliği yapan harabenin sekizinci yüzyıldan kalma Bizans manastırının kalıntıları olduğunu yıllar sonra. devletlerin terörizmi meĢrulaĢtırmasından. Fransızlar. Beyrut'ta olup biten önünde artık ĢaĢırmayacak konuma gelmemizde. dünyanın en güzide eseriymiĢ gibi korunan. komĢularını ölüme terkederek. Paris'in göbeğinde. sınıf arkadaĢlarını. bu topraklardaki binlerce yıllık kültürü korumak için neden geliĢmediğini hiç mi kendimize sormayacağız? Genç Cumhuriyetimiz. "Zaferlerden söz eden kim? Ayakta kalmaktır her Ģey.000 temizlik iĢçisi kadın. kaçıyor. Sri Lankalı 60. tavizsiz. evlerinden dıĢarı çıkamayanlar da katlediliyor. hela yapan biz değil miyiz? Buna cevap olarak 'halkın cahilliği'. zamanla gözümüz görmez oldu gündelik hayatımızla bütünleĢen pisliği. . Michel ile St. her seferinde Türkiye'yi daha da çok stratejik ortağımıza bağımlı kılan askeri darbelere çağrı çıkaran? Hepsi birbirinden yurtsever. eserlerini. hangi parti. o zaman ben de Yahudi'yim diyen Danimarka kralı olmuĢtu. bir ülkenin insanlarını rehin almaktan da öte. sokaklarımızda Rumca. tarihi eser olduğu yazıyla belirtilmeli diye düĢünürken aklıma arkeolog bir arkadaĢımın anlattıkları geldi. Sevgililerini. adaletsizliğe duyarsızlaĢma noktasına getirilmemizde. 'ülkenin fakirliği' diye kendi kendimizi kandırmayı daha ne kadar sürdüreceğiz? Bayrağımızı yırtanı. en azından mahallece koruma altına almalı. Türk kimliğiyle çağdaĢlaĢma seferberliğinde.. kendi gücünün kurbanı mı olacak? Aklımda Rilke'nin dizesi. ĠĢçiler mi? Yakın zamana kadar. Beyrut Doğu sabrıyla. Ġsviçreliler. yüzyıllardır nice badireden geçip bugüne gelen bizlerin. Ġnsan kalabilmenın nöbetini tutuyor. 700 yıllık Osmanlı geçmiĢine. Ergenlik çağında delikanlı gibi iddialı. Türklükle vaat edilen güzel günlere varamayınca. yabancılaĢmak kurtarıyor insanı. Sorun. hâlâ ergenlik çağında delikanlı gibi kimlik arayıĢında. Amerikalılar. Farklı türleriyle karĢılaĢtığımız. Germain Bulvarlarının kesiĢtiği noktada. tarihi eser olduğunu bilmememize. bir Türk'ün dünyaya bedel olduğunu ilan ettiğimizde. çeĢmeden mezar taĢına kadar Osmanlı adına ne varsa çökmeye. kazıdaki iĢçiler çok kıymetli bir Ģey bulduğunu zannedip akĢama kalmaz burayı yağmalarlar" diye. ilk takanlardan biri. YaĢadıkları Ģehirden kaçıyorlar. hırsı kesilmeyen iktidarına? ġaĢılacak ne var ülkemizde giderek çok sayıda insanın kendisini Türk yerine Müslüman olarak tanımlamasına? Biz değil miyiz. kim haklı kim haksız TartıĢmalarımızın çarpık mantığında ahlak anlayıĢımızı yitirmemizde. Osmanlı tarihini. BağdatlaĢtırılmamak için direniyor. o da yabancılar için hazırlanmıĢ bir Türkiye rehberinden öğrenebildim. vicdanını yitirmiĢ bir toplumun bireyleri olma yolunda sürükleniyoruz. alıĢmıĢ. makus kaderlerinin mahkûmu. Kaçanlar. Sorun. Benim için geldiklerinde Kimse kalmamıĢtı sesimi duyacak" Asıl sorun bizde. 'Çöp atan eĢĢektir' uyarılarının çözüm olmadığını bildiğimizden. Tarihte zamanın hep mağdurdan yana olduğunun baĢ tanıklarından Ġsrail. taĢlarından duvar. baĢkalarının sıradan taĢ parçası diye bakabileceği bir kalıntıyı bulup mutluluğundan zıplayınca. ahlakın evriminde. 'Yabancılar' Batılı. Nazi iĢgali altında Danimarka'da. tecrübeli meslekdaĢı hemen uyarmıĢ. ayaklarının altına alan iĢgal kuvvetleri muamelesi yapmadı mı? Sade bu topraklarda değil. asıl o zaman muasır medeniyetlere sırtımızı döndüğümüze. onlarla vedalaĢarak kaçıyorlar. kurtarılacak olan bizim insanlarımız diyor. Roma kalıntısının yanında." Türk mü? Müslüman mı? Gündüz Vassaf 16/07/2006 Günübirlik tatilcilerin getirdiklerini yiyip içtikten sonra çöplerini bıraktığı bir harabe var evimizin yakınlarında. Sorun terörizmle baĢ etmek adına. Yahudi değildim. aynı adaletsiz düzeni sürdürerek dini polikada hortlatanların hızı. bizde manastırın çöplük olarak kullanılmasına. yollara dökülüp canlarını kurtarmak isteyenler de. evrensel ilkelerin. ĢaĢkın. bu sefer de Türk yerine Müslüman deyip. Ġngilizler kaçıyor Beyrut'tan. sakın sevincini gösterme. dünyada uygarlıkların kökeninde de Türklüğün izlerini arama peĢine düĢtüğümüzde. çoktan.İnsanlar nasıl bu kadar duyarsız kalabiliyor? Gündüz Vassaf 23/07/2006 Sorun Ġsrail'in Cenevre Konvansiyonu'nu bir kez daha çiğneyerek. bizden önce bu topraklarda yaĢamıĢ uygarlıkların eserlerinden ahır. Ve Ģöyle bitiyordu Rahip Martin Niemoller'in vicdanı mirasımıza yerleĢen o günlerdeki sözleri. Ruslar. "Yahudiler için geldiklerinde Sesimi çıkarmadım. ĢaĢılacak ne var. Ġnsanın insana yaptığı vahĢet karĢısında günümüzde yabancı olmak. aralarında gemi içindekilerle batsın diyen kimi Batılı devletler. Lübnan'da. en azından infialimizi diri tutan çaresizliğimizi kabullenmek yerine. ABD öncülüğünde uluslararası hukukun hiçe sayılmasına kaç ülkede. St. kaç kıtada. Burasını mutlaka yetkililere duyurmalı. Çocuklar. Bağdat olmamak için. Ġtalyanlar. Türksever hangi rejim. Kanadalılar. Yahudilerin sokakta dolaĢırken kollarına sarı bant takmaları emredilince. infialim uzun sürmedi. alıĢtırılmıĢtık.. yabancı oldukları için. Ege'de bir kazıda.

ilk duyuĢta ters gelse de. topluma yön vermeye yeltenenlerin nezdinde rolü küçümsenmemeli. bugün yaptıklarının çocuklar için değil çocuklara rağmen olduğunun farkında değilller. hatta eteği özler olduk. Hele evrensel insan haklarının toplumca benimsenmediği. Tarihimiz boyunca gençlerdi yaĢlılardan öğrenen. hırsızlık. Geleneksel rolleri sorgulanan anneler babalar geliĢmeler karĢısında kendilerini yetersiz hissetmelerinin suçluluk duygusu içinde. Sonuçlara göre çoğunluk hem askerden yana hem de baĢörtüsünden. Yıldızlara yolculuğa hazırlanırken. Makul olduğu kadar da ürkütücü. politika mümkün olanı hayata geçirmekse. ya da zıtların birliğinin ta kendisi. çağdaĢlık adına hilkat garibelerinin yaratıldığını unutmuĢuz. programlı uyarıcılar bolluğunda boğuluyor. Hele uzlaĢma adına din -asker birlikteliğinin geleneklerden de kaynaklanan totalitarizmi söz konusuysa.Apoletli tarikatçı Gündüz Vassaf 09/07/2006 Ġstanbul yemek kültüründe balık ve yoğurdun aynı sofrada yeri yoktur. kimi de ulusçu bilinen siyasetçilerimizin demeçlerini. Din ve askeri bağdaĢtırabilen bu tür verilerin. Ġsrail kibbutzlarında çocuklara yönelik özel eğitim programlarının neden olduğu felaketleri. Bin bir türlü becerimize yönelik bin bir türlü eğitim programına. VaroluĢ serüvenimiz evreni anlama. Hollanda'da köy meydanında çember çeviren. Hızla yenilenen teknolojilerin egemen olduğu 21. tanrı katında düĢündüğümüz bu insanların dokunulmazlığı var. Acelemiz ne? Nereye? . Evrim değiĢkenlikle. ihanet deyince nerdeyse birbirleriyle yarıĢtıklarını görürüz. delikanlıların düĢlerini canlandıran cinsel bir uyarıcıydı. Bir sonraki cumhurbaĢkanımızın apoletli tarikatçı olabileceği hiç aklınızdan geçti mi? Bu acele niye? Gündüz Vassaf 25/06/2006 Türümüz aptallaĢıyor mu? Böyle bir tezi savunmak güç. Ama daha 12 Eylül günlerinde Kenan Evren devlet dairelerinde kadınların pantolon giymesini yasaklamıĢtı. Breughel'in 16. Sovyetler Birliği. Bizden sonra çocukluk. Yuva giriĢ sınavlarına hazırlık kursları. bebekler için özel televizyon programları var. Yan yana gelmez bildiğimiz neler yok ki hayatımızda? Amasya'da erkeğin küpe takıp dolaĢabileceğini düĢünebiliyor musunuz? Bunu eĢcinsellere. doğayı denetleme çabalarıyla geçmiĢken. Korkum. malzeme. Çok değil. Demokrasi bir uzlaĢma kültürü. değiĢkenliğe uyum üzerine kuruluyken giderek sağ duyusu dumura uğrayan bir türe dönüĢme tehlikesiyle karĢı karĢıya olabiliriz. Oysa kardeĢi Cem'i alt edip padiĢah olmadan önce buranın valisi olan Beyazıt'ın kulağından küpesi eksik olmazmıĢ. Oysa ülke çapında yapılan yeni bir ankete göre 'halk' ya bu zıtlaĢmadan bihaber. eski filmlere bakın. anket sonuçlarından yola çıkıp bizlere bemimsetmek istenebilecek hedef son derece makul. yüzyılda yaptığı resimlere bakın. 1950'li yıllarda kadının sigara dumanını ciğerlerine iyice çektikten sonra beraber olduğu erkeğin yüzüne üflemesi. uzun eĢek. Nazi Almanyası. kaos'un içinde düzen görebilme. geleneklerden uzmanların eline geçti. son yıllarda baĢörtüsüyle simgelenen din ile. ırza geçme. Kadınların pantolon giymesine Ģehir merkezlerinde alıĢtık. Bir tarafta. Halifelerin. gündelik yaĢantımızın parçası. Kavram olarak. minareler süngümüz dedikten sonra değiĢtim diyen günün BaĢbakanı. cinayet. aĢk-nefret gibi zıtların birliği. Çocukların eğitimine bebek yaĢlarında baĢlanıyor. sandığımızdan çok tarihimizin. körebe oynayan çocuklar gibi. Cumhuriyet'in kurucusuyla simgelenen devlet arasındaki uzlaĢmaz çatıĢma geliyor. Hele hele. sapıklık. düğmeye basarcasına türümüzü değiĢtirme cüretine sahip kuĢaklar yetiĢtiriyoruz. Türkiye'de rejimi konu alan tartıĢmaların baĢında. bir tarafta süngü takmadan post-modern darbe yapan asker. aydınlık Ģehirlerimizin kapalı mekânlarında göremez olduk gideceğimiz yerleri. yüzyılda yetiĢkinler geriden takip ediyor gençlerin doğallıkla benimsedikleri becerilerini. Oysa en yüzeysel tarih okumasında bile. müptelalık. Çevresindeki doğayı keĢfederek kendiliğinden büyüyen çocuklar. yabancılara yakıĢtırırız. oyuncak geliĢtiriliyor. aynı oyunları ben de 400 yıl sonra Ankara sokaklarında oynuyordum. Ama taraf tutmak bizi körleĢtirdiği. geliĢmelerin yeni kuĢakları körelteceği. alıĢkanlıklarımız güven verdiği için gözümüzün önünde olup biteni göremiyoruz. Sosyal geliĢme adı altında anne babadan genç yaĢta koparılıp yaĢıtlarıyla sınırlı ortamlara mahkûm edilenler toplumdan soyutlanıyor. çocukları için dayatılan her Ģeyi tüketmenin tuzağında bocalamakta. yurtdıĢında cemaat liderlerine çağrılarını göz ardı etmiĢ isek. Papaların saygınlığı. Bu tür programların baĢarısızlığını çeĢitli ideolojilerin iflasıyla açıklayanlar. kısa vadeli politik çıkarlar için bir araç olarak kullanıldığı bir toplumda yaĢıyorsanız.

dilleri döndükçe geleneklerimizi. konuĢmasının ABD'nin müstakbel generalleri önünde. Ölmeden birkaç yıl önce Bağdat Caddesi'nde yürüyüĢe çıkan annem. ABD Harp Akademisi'nde. Sanki bir saattir karĢımdakiler. Dünya SavaĢı'nı çıkarttığı için sonradan yargılanan Almanya gibi. Ġkinci Dünya SavaĢı ve Nürnberg Mahkemeleri sonrası oluĢan uluslararası hukuka göre herhangi bir savaĢın meĢru olabilmesi için birincisi BirleĢmiĢ Milletler Güvenlik Konseyi onayı Ģart. II. uyuklayanlardı. Bu yerleĢik hükümlere göre. Özetle ABD'nin savaĢ suçlusu olduğunu söyledi. harp okulu öğrencileri önündeki konuĢmasını Ģöyle sürdürdü: Amerika kendisine saldıracak diye Irak'a girdiyse. ABD'nin bugün Irak'ta olması. gözlerini güçlükle açık tutanlarla. Chomsky'nin cezbedici bir hatip olmamasından. Ortam ancak toplantının sonunda. uluslararası hukuk açısından Anglo-Amerikan saldırısının gayrimeĢru olduğunu belirten Chomsky. sıradan bir derste canları sıkılan. Nisan ayında yaptığı bir konuĢmada da. bir ABD kasabası belediye reisi görüntüsünde. halkın anlamadığı bir dil konuĢmaya baĢlamıĢlardı. Sözlerinin kesilebileceğini. çeĢitli ülkelerde verdiği konferanslarla Chomsky. 30 yıldır yazdığı kitaplar. tek saf olduk. Florida'da teröristler beslediği için ABD'ye saldırmaya hakkı olmalıydı! Olası bir saldırıya karĢı korunmak için bugün Ġran'ın da. Hostes karĢılığı olarak Dil Kurumu'nun önerdiği gökkonuksal avrat tutmamıĢtı ama. Ecevit darbe öncesi askerle iliĢkisini. Cumhuriyet boyunca 'yüzde yüz Türk' olmasına özen gösterilen Türkçe. turizmin de etkisiyle dilin yavaĢ yavaĢ değiĢtiğini. Irak savaĢıyla ilgili çok kez söylemiĢ olduklarını yeniden tekrarladı. Dünya'da baĢka bir Ģehir bilmiyorum ki sokaklarına. dil de aĢırı siyasi anlamlarla yüklenmiĢti. bize Türkiye'nin çağ atladığını anlatıyordu. dünyanın herhangi bir üniversitesinde. Chomsky'nin bu seferki konferansının farkı konuĢtukları değil. Son kitabı 'Failed States'i tanıtsın diye. çocukların gramer öğrenmeden karmaĢık gramer kuramlarını biliyormuĢcasına anadillerini nasıl konuĢabildiklerini açıklayan kuramından gelmediğini biliyoruz. misafirperverliğimizi bile Ġngilizce sunuyor. Sorular da. baĢka yerlerle birlikte Ankara'daki Sancho Pancho meyhanesinin ismi TürkçeleĢtiriliyor ama Ege'nin sahil kasabalarında. konuĢma kadar bildik ve sıkıcıydı. kendini tutamayıp 'Tiffany& Tomato' isimli dükkâna dalıp bir kilo domates istediğinde. bahar gününde akılları bambaĢka yerde olan öğrencilerdi. o güne dek 'seyredilen' televizyonun 'izlenmeye' baĢladığı kuĢaktanım. Ani saldırı karĢısında. bu deli saçması son iki örnekten hiç de farklı değil. askerin çatısı altında ABD'nin savaĢ suçlusu olduğunu beyan ederken. Asker de dilimizin milli olmasına özen gösteriyordu. nevi Ģahsına münhasır özgürlük ortamında. Amerikan emperyalizminin ağır bir eleĢtirisini dinleyen müstakbel kurmaylar değil de. Ġngilizce 'koordinasyon' yerine. Bıyık biçiminden ideolojinin okunduğu Türkiye'de. akademinin felsefe profesörü Chomsky'yi okula davet etmiĢ. Noam Chomsky harp akademisinde Gündüz Vassaf 11/06/2006 Ġngiltere'de yapılan bir araĢtırmada dünyanın en saygın aydını kimdir diye sorulduğunda MIT'de dil bilimi profesörü Noam Chomsky. Ġngilizce 'Welcome to Istanbul' diye bezler asmıĢ olsun. 'Restoran Lokantası' gibi bir ismin garipliğini. 12 Eylül'ün de ilk uygulamalarından biri olan Dil Kurumu'nun kapatılmasıyla. Washington'un 'Bizim oğlanlar' demesine rağmen. ABD'ye saldırmaya hakkı olduğu gibi! Chomsky'ye göre. Din elden gidiyor diye bugün iktidara soyunanlarsa. Frambuazlı Türkiye'mizde ahududu çoktan unutuldu. mendil açmıĢ dilenci gibi. Chomsky. sükûnetten de öte. listenin baĢında yer almıĢ. SaflaĢtık. üstünde Ģort ayağında tokyo ile askeri teftiĢ eder. Ladino konuĢan vatandaĢlarımız kaldı ne de onları Türkçe konuĢmaları için ikaz edenler hayatta. KonuĢma. aynı mantıkla asıl Küba'nın. salonda tek dikkatimi çeken. Chomsky'nin dünya çapındaki ününün. ABD ve Ġngiltere'nin. Ben. KonuĢma boyunca. Sıra sorulara geldi. televizyondan ulusa seslenirken konuĢmalarına bol bol Ġngilizce kelimeler serpiĢtirerek. Askerden sonra gelen ülkenin yeni cumhurbaĢkanı Özal. sonradan Güvenlik Konseyi'nin onayını almak kaydıyla. kısa zamanda günümüz Amerikan sömürgesi diline dönüĢtü. bir ülkenin meĢru müdafaa hakkını kullanması da mümkün. dilimizin Arapça ve Farsça kelimelerden de ayıklandıktan sonra öztürkçe konuĢup yazmamız dayatılan.Frambuazlı Türkiye'de ahududu Gündüz Vassaf 18/06/2006 'VatandaĢ Türkçe konuĢ' kuĢağı azınlıkların gitmesiyle birlikte tarihe karıĢtı. Türkçe 'eĢgüdüm' diye tanımlamaya özen göstererek mecazi bir anti-emperyalizm sevdasındaydı. halkla bütünleĢme çabalarında evlerinde halı yerine kilim sererken. West Point Harp Akademisi'nde yapılmasıydı. 12 Eylül cuntasına. Ġnsan haklarını ihlal eden. solcu aydınlar. konuĢması esnasında itiraz sesleri yükseleceğini beklerken. Dananın kuyruğu Ģimdi kopacak diye düĢündüm. Hacettepe Üniversitesi'nde bölüm baĢkanı profesörün baskısı nedeniyle birçok kelimesi değiĢtirildiğinden ne anlama geldiğini bilmediğim kelimelerle dolu bir tezim bile var. yüzyıllık ABD emperyalizminin bir numaralı eleĢtirmeni. C-span televizyon kanalının kitap tanıtma programından Amerika'ya yayıldı. Sokaklarımızda ne Rumca. 12 Mart darbesinin ilk uygulamalarıyla. kitle imha silahları geliĢtirmiĢ olsaydı bile. dükkânın genç çağdaĢ yöneticisi. bütün samimiyetiyle annemin zerzevatçı yerine yanlıĢlıkla buraya girdiğini sanmıĢtı. bugün Irak'ta savaĢ suçlusu olduklarının tartıĢılır yanı yok. katliamlar yapan Saddam. kendisini dinleyenlerin de yakın bir zamanda aynı konumda olabileceklerini ima ediyordu. yörenin insanları fark etmiyordu. Chomsky'nin . Irak'ta ölmeye ve öldürmeye gidecek olan geleceğin subaylarının tepkisini merakla bekledim.

Osmanlı'ya yüzyıllarca damgasını vuran Köprülü ailesinden söz etmezmiĢ. ileriye. Osmanlı geçmiĢine sırtını dönerek sıfır bir tarihle kurulmak istendi. aynı tanıma göre soykırım olan. 1948 BirleĢmiĢ Milletler tanımına göre. Gücümüz Vietnam savaĢını durdurmaktan öteye gidemedi. o uygarlığın süregeldiği 5 bin yıl boyunca. Ama. ne Türkiye'de ne de yurtdıĢında sözü edilmeyen. Bu bağlamda. gizlendiğine. ikincisi çıkınca Birinci diye adı değiĢtirilecek olan Büyük SavaĢ'ta birbirlerini öldürüyordu. oğlu Orhan Bey'den aktarılana göre. filin sırtındaki sinekten farklı olmadığı için mi. barıĢ ve çevre hareketlerinin öncülüğünü yapmıĢ olmasında belki bu fotoğrafın rolü vardır. Falih Rıfkı gibi Atatürk'ün yakınları tarafından kaleme alınanlar dıĢında pek kimsenin biyografisi yazılmadı. savaĢlar anlamsızlaĢtı. Cumhuriyet'in geçmiĢi yadsıyıp ileriye baktığı bu ortamın özelliklerini göz ardı etmemeleri gerekiyor. Türk tarihi ve kültürü üzerine yetmiĢ küsur kitap yazan Cumhuriyet'in ilk tarihçisi Fuad Köprülü. Dünyayı değiĢtiremeyince içimize kapandık. Çoğu tarihten silinen. sona erdirdikleri imparatorluğun kıvılcımlarında tarih aramak yerine. Böylece Cumhuriyet'in ilk yıllarında. tarihi belgelerden ibaret sananların. kimin aklından geçebilirdi? Firavunların Mısır'ıyla tanıĢabilmemiz için Napolyon'un Osmanlı topraklarına arkeologlar göndermesi. Arap ve Ġslam kültürü yerine binlerce yıl öncesinin kalıntılarını görmeye gelen turistlere karĢı aĢağılık kompleksi içindeler. isimleri unutulan ülke ve dinler adına savaĢlarımız yetmiyormuĢ gibi. onlar da gerici. KaybolmuĢ bir uygarlık! Rosetta taĢı çözülene kadar unutulmuĢ bir dil! Günümüze sımsıkı sarılan aitliklerimiz öyle dıĢlayıcı ki. ben de sıfır kilometrede tarihle yetiĢtirilen Cumhuriyet kuĢaklarındanım. Tarihin bölük pörçük yorumlanarak ilkelerle politikanın birbirine girdiği çifte standartlar dünyasında. padiĢahları yazacak olsanız. bilemiyorum. Nedeni. 16 yaĢına geldiğinde ileride sınırları kalkacak olan Avrupa'da akranları. geçenlerde öğretim üyeleri ve ogrencilerin 'istifa' çağrılarının hedefi oldu. onlar hain. önce ben diye bağırırken baĢkalarını göremez olduk. tahrif edildiğine dikkat çekmekle yetinenlerin. Orta-Asya'da yarı mitolojik bir tarihi alelacele benimseyen Türkiye Cumhuriyeti de. Yüzde 100 Türk Gündüz Vassaf 28/05/2006 Babam. soykırım kategorisine giren Ermeni katliamından. rektörlerini tam sağır ve dilsiz olmamakla suçladı. 0 kilometrede tarih Gündüz Vassaf 04/06/2006 Tarihimizin en uzun süreli uygarlığının unutulacağı. genç yaĢımda. yeni kurdukları Türkiye'de gerçekleĢtirmek istedikleri hedeflere baktı. Sınırlar. iki çocuğuyla kocasının normal olması. Ama benzer bir ortamı baĢka herhangi bir ülkenin Harp Akademisi'nde görebileceğimi de hiç sanmıyorum. Dünyanın uzaydan çekilmiĢ ilk fotoğrafını gördüğümde ben de aynı yaĢlardaydım. GeçmiĢi yadsıyan Fransız ve Sovyet devrimleri gibi. GeçmiĢimizi yeniden keĢfetmemiz yolunda yüz yıla yakın zaman geçmesi gerekti. hayat dolu noktaya hepimizin evi bilinciyle bakmaya baĢladık. Bizim benzer çifte standartlarla. geçmiĢten kopuk serzeniĢlerle birbirimize düĢmemiz. en beklenmedik yerde bile saygınlığı var. Çokkültürlülük adına. o yıllarda ülkesinin toprağını savunanlar arasında yer aldı. Hocaları. Evrenin sonsuzluğunda bir vaha gibi görünen bu küçük. çok daha geç yaĢımda 'Annem Belkıs' kitabını yazarken farkına vardım. özellikle yurt dıĢından Türkiye'yi yargılayanların. Perde yeni açılıyor. günlük gazetelerimizin bile en çok okunan sayfalarından. Sağır ve dilsizler. Washington'da 100 yıl kadar önce sağır ve dilsizler icin kurulan Gallaudette Üniversitesi'ne mutevelli heyetinin atadığı yeni rektör. Tarihi sıfır kilometreden baĢlatan devrimci ortamda kimin biyografisi yazılabilirdi ki? PaĢaları. Artık Osmanlı tarihimiz. tür tür aitliklerimizin dipsiz kuyularına daldık. ancak ABD'ye gidince haberim oldu. hacıları yazacak olsanız. Tarihte bu tür bir 'Zeitgeist'a (Zaman ruhuna) aĢina olmayanların. dünyalı olduk. . birbirinden kaygan kimlik siperlerimizden. geçmiĢimizin örtbas edildiğine. Sonradan Ġstiklal Madalyası alan babam da. Cumhuriyet kuĢaklarının bu özelliğini es geçmeleri ĢaĢılacak bir Ģey değil. Balkanlar'da. iĢaret dilini ancak 20 yaĢına geldikten sonra öğrenmesi. ya da tam tersine 0 kilometrede kalmamız ise ibret verici. bizim de mirasımız kimliklerimizin kaleleĢtirilmesi oldu. ġerif Mardin'in yıllar önce Türkiye'de ne kadar az biyografi yazıldığından yakındığını hatırlıyorum. Kırım'da Türk'lerin yok edilmelerinden. Biz olmanın anlamını unuttuk. çöllerin kazılması gerekti. Ethem Vassaf 1898 doğumlu. Özellikle Avrupa'dan farklı olarak ABD'de toplum nezdinde aydının rolü. Hukukta geriye dönük yargılama söz konusu olmasa da. Cumhuriyet'in yeni kuĢakları.sıkı bir Ģekilde alkıĢlanmasıyla canlandı ve bir öğrenci temsilcisinin 2008 sınıfı adına Chomsky'ye küçük bir hediye vermesiyle doruk noktasına ulaĢtı. bugün Mısır'da yaĢayanlar. kazdıkları toprağın içine girerek 100 metre mesafeden. '68 kuĢağının.

Bu mantık. orada durdurulmalıdır" diye yazar. yoksulları meslekokullarına yönlendirmeyi siyasetlerinin baĢarısı olarak gösteriyorlar. Bugün. Ama gene de. hatta bir dönemin polis derneklerinden aldığı bunca desteğe rağmen. Sovyetler Birliği'yle ABD arasındaki soğuk savaĢın sıcak savaĢa dönüĢmemesi. sağcılar eĢit eğitim koĢulları yaratmaktansa. Marx'ın. Sade siyaset değil. ülkenin aydın kesiminden. Dünya Türkler Konseyi'nin 200 milyon kiĢi adına pankartına. Bulgaristan gibi ülkelerde Türklerin. SavaĢa eğilimimizin doğal olduğunu kanıtlamak için laboratuvarlarında harıl harıl çalıĢıyor. Almanya. omuzlarında tüfek. Köylüler. yüzyıl boyunca. Ne var ki. küreselleĢme tabir edilen günümüz vahĢi kapitalizmine eĢlik eden yeni emperyalizmin önü açıldı. Amerika'ya biz buyuz diyorlar. bugün tekrar kalıtımın rolü vurgulanıyor. Türkiye'de sol kurduğu bunca siyasi partiye. yoksulların zekâsını zenginlerinkinden düĢük gösterdiğinden. yüzyıl baĢlarında ırkçı sosyal-Darwincilerin bilime damgalarını vurduğu dönemde olduğu gibi. kapitalist ülkelerde sosyal devlet anlayıĢi giderek terk ediliyor. sırf Meclis'te bulunduğundan muhalefet adını benimseyen diğer parti. aydınların otosansürü. iki tarafın nükleer silahlara sahip olmasının caydırıcılığıyla açıklanır. Türklerin yürüyüĢünün nev-i Ģahsına münhasır olduğunda hemfikir. Olası bir saldırganlık genimizin neden olabileceği felaketlere karĢı silahlanmayı da önlem olarak düĢünenler var. "Ġnsanın düĢüncesinden doğan savaĢlar. Sosyalist ülkelerdeki totalitarizmi örtbas ederek. Sovyetler Birliği'nin çöküĢünden sonra ideolojik rekabetin bitmesiyle. Türkiye'de halk nezdinda inandırıcı olamadı. önümüzdeki günler ve yıllarda. Çevrenin. barıĢ için dünyada her ülkenin eĢit derecede silahlanması anlamına geliyor. kitap üstüne kitap yazıyorlar. ancak Milli ġef Ġnönü döneminden sonra çok partili sistemde nefes almaya baĢlayan sol. Aradıkları saldırganlık geni. Türkiye artık o konumdaki son askeri darbenin yasalarından meĢruiyetini alan.daha iyi iĢitmelerini sağlayabilecek teknolojinin kullanılması ve geliĢtirilmesine de karĢı. Türkiye'deki solsuz demokrasi kültürünün baĢka ibret verici örnekleri. Eyüp Sultan Ġstanbul Kültür Merkezi'nden. kontrgerilla provokasyonlarından nasibini aldı. olumlu yönlerinin sözcülüğünü yapması yetmiyormuĢ gibi. emekçiler sağ partilere yöneldi. emperyalizmin önü açıldı. Yabancı bir ülkede Türkler aitliklerini kutluyor. bir anda rüyalarınızın gerçekleĢmesini sağlayan ucuz ev kredileri. Ancak iĢ iĢten geçtikten sonra Arizona çölünde olduğu anlaĢılan yok pahasına arsalar. halkın desteğini alamadı. Sovyetler Birliği totalitarizminde iflas edince rakipsiz kalan kapitalist ülkelerde sosyal devlet anlayıĢı giderek yıkıldı. trafiğe kapatılmıĢ Madison Avenue'dan baĢlayan geleneksel Türk Günü YürüyüĢü BirleĢmiĢ Milletler binasının önünde sona erecek. Madison'la 57. yüzde 10 barajı koruyarak Türkiye'nin sesini bulamayan oylarının gaspçısı konumunda. ellerinde bayrak. sade Sovyetler Birliği değil. 1975 Hava Assubayları Derneği'ne kadar ne ararsan var. Etrafta. Az ötemde. askeri darbelerden. 20. insan zekâsının üstündeki belirleyici rolü yerine. Tarihimizde bu tezin . devrim adına gerekli gösterir ya da gizlerken. üniversitelerden. yargı ve yürütmeye karĢı tutumuyla kendisini düĢman konumuna koyan bir iktidar ile. Çin. bilim de sağa kayıyor. asker kıyafetiyle resmedilmiĢ kocaman Atatürk portresi taĢıyor. Çin. Sovyetler Birliği. En öndeki çocuk. Kamboçya da iktidardaki komünist partilerinin katliamları. birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de 20. Bir zamanlar askeri darbeyle iktidara gelmeye yeltenen kripto-solcular. ilk yıllarında Sovyetler Birliği'nden bağımsız çizgi güden TĠP dıĢında. solun 'karĢı devrimci' korkutmasıyla örtbas edildi. Geçerliliği sorgulanmayan zekâ testleri. sokağın kesiĢtiği köĢede bir delikanlı. partilerinde bile demokrasiye tahammülü olmayanlar da Türkiye'de solun cezbedici olmamasının. parlamentoya girmeyi beceremedi. ulusal savunma sola karĢı olmakla eĢanlamlıydı. bando mızıka peĢinde resmi geçitte. Yuva cocukları. boy boy Türkiye bayrakları. Mevcut yasayla seçime gidilmesi. kültürlerinin yok olacağı gerekçesiyle. New York'ta. NATO'nun bu uç kalesinin hükümetleri için. Türkçe konuĢanlar. Ġstanbul'da gafillere Galata Köpüsü'nü satan Sülün Osman'ı bile hayrete düĢürebilirdi. ülkede demokrasiye karĢı en büyük provokasyon olur. tabiplerden. Nazilerin Ġkinci Dünya SavaĢı boyunca öldürdükleri düĢmanlarından çok olduğunu hatırlattı. Macaristan. barolardan. Sovyetler'de Stalin'in sosyalizm uğruna katlettiği vatandaĢlarının. sağcı iktidarlardan. sendikalardan. irticanın hortlatılmasından. Kuzey Kore. BaĢka ülkelerin de bu tür günlerine tanık olan konuĢtuğum New York'lular. Ġngiltere gibi geliĢmiĢ ülkelerin bir sonraki aĢaması diye düĢündüğü sosyalizm. Bir savaş davetiyesi Gündüz Vassaf 14/05/2006 BirleĢmiĢ Milletler'in kuruluĢ bildirgesinde. Evet. Geçenlerde tanıĢtığım Boris. Beyaz gömleğinin üstünde yüzde 100 Türk yazıyordu. 'BeĢiktaĢ USA' flamasından. Günümüzde kimi bilim adamları savaĢların durdurulamayacağı düĢüncesinde. Solsuz demokrasi kültürü ve Türkiye Gündüz Vassaf 21/05/2006 Kapitalizm için dünyanın en özgür ortamı olan ABD'de tüketiciye sunulan birbirinden albenili tekliflerden geçilmiyor.Kimi. Aitliklerini korumak. seçmenlerin büyük çoğunluğunun oylarıyla temsil edilemediği bir parlamento doğurdu. Müslümanların kıyımını. kimliklerinden ödün vermemekte kararlılar. Kapitalizm üzerine dertleĢmek için yanlıĢ adamı bulmuĢum.

insanlarıyla yeni bir Irak yaratmıĢ. daha çok Amerikan askerinin telef olması önlenmiĢti. Ġnançlarından vazgeçen. bırakın onları anmayı. ayaklanmalar. adlarına dikilecek anıtların tasarımları için uluslararası yarıĢmalar düzenlenirken. ÇağdaĢ uygarlığımızın bu aĢamasında. inançlarını terk edenler de var. Genlerimizin yüzde 99'unun Ģempanzelerle aynı olduğunu vurgulayan. köyleriyle. 1960'lı yılların sloganlarında da söylediğimiz gibi. ne devletler için söz konusu ne de devletlere karĢı savaĢanlar için. Hiroshima ve Nagazaki'de atom bombasıyla yüz binlerce sivilin katledilmesini. taraf addedilen. Ve tabii ki Pentagon'un Iraklı kobaylarının nelere maruz kaldıklarından tek bir kelimeyle söz etmiyor. Wilson gibi neo-Darwinci kimi bilim adamları. terörizm denilen olay. Onlar örnek gösterilmez çocuklarımıza. Onu ünlü yapan konusu. Dönek! Gündüz Vassaf 30/04/2006 Ġnançları için ölenleri yargılamak kimin haddine? Onlar uluslarımızın. 1 milyonun üstünde Vietnamlının öldürüldüğünün farkında değildirler. Evrim açısından baktığımızda. Vietnam'da ölen askerlerinin sayısının 53 bin olduğunu okul çocukları bilirken. Katolik kilisesinin desteğini isteyen Naziler. Bence modern savaĢlarımız da Thomas'ın tezini doğruluyor. Tarım toplumundan bu yana bir arada yaĢamasını öğrenmeye baĢlayalı 10 bin yıl geçmedi. Ġspanya Ġç SavaĢı'nda faĢistlerin sivilleri öldürülmesine karĢı tepkisini resmeder. yüzyıl savaĢlarında sivillerin dokunulmazlığı diye bir ahlak. kasabalarıyla. Geçenlerde bir toplantıda beraber olduğum. sivillerden oluĢan güçlerle çarpıĢıyor. Japonya'nın hemen teslim olmasıyla savaĢ bitmiĢ. siviller. polisimizin kafalarındaki beyzbol Ģapkalarına kadar kültürüyle dünyaya yayılan ABD. Hükumetin gerekçesi açıktı. Tarihin ibret verici bir cilvesi ki. savaĢların sivilleri hedef almasına isyanımızın dile getiriliĢidir. Çocuklarını Tanrılarına kurban etmek isteyen peygamberlerimiz. iki Japon Ģehrinin haritadan silinmesini mübah karĢılıyordu. Sezar'ları kahramanlaĢtırıyor. savaĢ oyunlarının da baĢ aktörü konumunda. bırakın sivillerin öldürülmesinin kınanmasını. savaĢçılara gerçekçi diye bakıyor. 21. Hitler'in dinsiz BolĢeviklere karĢı savaĢtığını anlatıp. Alman yönetmen Volker Schlöndorf '9 Gün' filminde faĢizme direnen bir papazı anlatıyordu. Özellikle son yüzyılımızın savaĢları toklar arasında geçmedi mi? Ġnsan en az savaĢa olduğu kadar barıĢa da yatkın. Pandora'nın kutusu Guernica halkının bombalanmasıyla açıldı. onu savaĢı desteklediğini ilan etmesi için ikna etmeye uğraĢırlar. New York Times. Tersine bir tarih bitmek üzere. Almanya'da olduğı gibi. insani bir Ģey. ġarkısında "BarıĢa bir fırsat verin" diyen John Lennon'un sözleri bir gün gerçekleĢtiğinde. faĢizme karĢı II. çağdaĢ savaĢlarımızın adı. Diğer hayvanlarda genellikle beslenme ve savunmayla sınırlı olan Ģiddetin bizatihi kültürel yaĢantımızda yeri var. Devlet dahil. insanda Ģiddetin uç noktaları üzerine yakında kitabı çıkacak olan Catherine Thomas tam tersini söylüyor. birileri bizi savaĢa çağırdığında kimse davete icabet etmeyecek. sembolik gereksinmelere dayalı yamyamlık. SavaĢlarda taraf olan. Kabul . Resim. Günümüzde Ģehit askerlere devlet törenleri düzenlenir. homo sapiens sapiens olarak emekleme aĢamasında bebek konumunda bile değiliz. küçük bir Avrupa ülkesi büyüklüğünde bir alanda Pentagon. ordudan erken terhis edilenler bile var" diyor. memleketi Belçika'ya dönmesi için dokuz gün izin verilir. barıĢtan söz edenlere hayalperest. ideolojilerimizin kahramanları. 21. onlarsız yazılamazdı destanlarımız. Ne var ki Ġskender'leri. Günümüzde düzenli ordular Ģehirlerde. ġii-Sünni çatıĢmaları ve bunlarla baĢ etmek üzere Amerikan askerleri. Aradan 10 yıl geçmeden Amerikalılar. sayıları tutulmaz. sivilllerin katliamını kabul edemeyen ahlakımızın haykırıĢı. öldürülen siviller umursanmaz. söz edilmesinden hoĢlanılmaz) Atatürk'ün Çanakkale'de ölen düĢman askerleri için "Onlar da bizim evlatlarımız" demesinden bu yana köprülerin altından çok sular aktı. yüzyıl savaĢlarımızda orduların nasıl eğitileceği konusunda da öncü. Dawkins. askerlerimizin. ne sanatta dönüm noktasıdır ne de estetik anlayıĢımızda yenilik. Dünya SavaĢı'ndan galip çıkan ABD'de. askerin hayatı sivilinkinden daha kıymetli addedilir olmuĢtu. 21. Ġntihar bombacıları. ülkenin yarısına hâkim olmasını engellemiĢ olabileceğinden pek söz edilmez. (Barutu keĢfettikleri halde bunu bir tek havai fiĢek yapımında kullanan ve yüzyıllarca kendi sınırları içine kapanan Çin örneği yeterli olmalı) yeni yeni savaĢ oyuncaklarından çıkarları olanlar her ülkede egemen düzenin parçası. ġiddet. Türümüz genç. (ABD'nin bu gizli silahını patlatmasının bir diğer gerekçesinden. Amerika'da. yüzyıl savaşları Gündüz Vassaf 07/05/2006 Dünya resim tarihinin en ünlü tablolarından 'Guernica'da Picasso. çöldeki köylerde Ġngilizce bilmeyen direniĢçi rolünde yapay bir Irak'ta yaĢıyor. kimden gelirse gelsin. bu dönemlerin liderlerini göz ardı ediyoruz. Orduların savaĢ alanlarında karĢılıklı çarpıĢtığı binlerce yıllık dönem geride kaldı. "Her Ģey o kadar gerçekçi ki savaĢ stresinden hastanelik olan.abesliğinin defalarca kanıtlanmıĢ olmasına rağmen. bu kültürün uç örnekleri. taraf olmaya zorlanan sivillerin öldürülmesine o denli alıĢtırıldık ki. Los Angeles'a yakın Mojave Çölü'nde. Geçenlerde inançları uğruna ölümü göze alanları anlatan iki film seyrettim. Zamanında Saddam'dan kaçıp ABD'ye yerleĢen Iraklılar. BaĢka Katolik papazlarla Almanya'da temerküz kampında olan kahramanımıza. Kaliforniya'da. tarihimizi incelerken uzun süreler için geçerli olan barıĢcıl dönemleri. savaĢın uzamasıyla Sovyetler'in Japonya'ya girerek. siviller sade savaĢ kurbanı değil. dinlerimizin. istatistikleri tutulmaz oldu. Bilgisayar oyunlarımızdan. papaza izni boyunca. belki yarısından fazlası sivil. özellikle Ģiddete yönelik davranıĢlarımızın kökeninde hayvan geçmiĢimizin olduğu iddiasında.

Bugün gazetede çıkan yengem Behrement Sertel'in ölüm ilanında büyükbabası Mahmut Celalettin PaĢa'nın da adı geçiyor. Nazilerin yakaladığı Fransız direniĢçisi. babasının öldürüldüğü haberi gelir. tahammülsüz oluyor. Televizyonda günün haberi yılda 15 milyon dolar maaĢla CBS kanalının bir kadın sunucuyla akĢam haberleri için anlaĢması. -Tanrı yoktur. Mezarlığa giden Naziler gerçekten orada gizlenen direniĢçileri bulup öldürür. elinde bavulu. Tarihin cilvesi. toplum baskısıyla. Ekranda yaĢlıca bir kadın topallayarak yürüyor. iĢkenceyle öldürülmesini birkaç saat erteler düĢüncesiyle. Almanların teklifini. faĢizmin iĢgali altındaki ülkesinin sokaklarından birinde.. Ģiddeti tartıĢmaya. Fred Zinnemann'ın yönettiği. Kanunla. Kendisini Tanrı'ya adar. -12 Eylül'ün sorumluları yargılanmamalı -Ġsteyenler dini tören yapılmaksızın defnedilebilmeli -Vicdani ret hakkı tanınmalı. Audrey Hepburn'un baĢrolde oynadığı 'Rahibe'nin Öyküsü'nde genç bir kadın dünyevi hayattan uzaklaĢıp rahibe olmaya karar verir. öğrencilerin ulusal yarıĢmalarda aĢağıdaki görüĢleri karĢılıklı takımlarda tartıĢabildiklerini tahayyül edebiliyor musunuz? . uyku ilacıyla huzura kavuĢuyor. "Yüzünüzdeki ilk yaĢlılık lekesini herkesin fark ettiğinden mi kuĢkulanıyorsunuz?" diye sorup krem tavsiye ediyor. hemĢirelik yaparak insanların hayatını kurtardığı hastaneyi terk eder. dizine yapay mafsal takıldıktan sonra koĢmaya baĢlıyor.ederse sade kendisi ve ailesini değil. kimilerine göre idealist özgürlükçüler. TartıĢmadan yoksun kalınca inandıklarımızı ifade edebilmenin dilini unutuyoruz. -Resimde çıplaklık sanat değil pornografidir. Tekrarlana tekrarlana ezbere dönüĢen düĢüncelerimizi esas alarak kurduğumuz takım aitlikleriyle düĢünmesini unutuyoruz. İlgisiz gençler. kahramanımızı serbest bırakırlar. farklı düĢünenleri muhatap almayı bile reddediyoruz. askerlik görevi sivil kuruluĢlarda da ifa edilebilmeli -Ulus-devletlerin sonu geldi -Bayrak yakılması düĢünce özgürlüğünün bir ifadesidir. bir çalımla kıç üstü düĢürülmemizi doğal karĢılarken. HoĢgörüsüz. Hayatta nadir rastlanan ve aslında o kadar da siyah beyaz olmayan bu tür konumlar her ne kadar 'örnek insan' mitolojilerimiz için dramatik konular oluĢtursa da. biraz olsa abartmıyor muyuz kararlarımızın hayatımızdaki rolünü? Jean Paul Sartre'ın bir öyküsünde. Filmin son karesinde onu. Ġsveç'teki gibi anayasal monarĢi daha uygun olurdu. Akıntıya kürek çekiyorlar. öldüren Almanlara öfkelendiğinden Tanrı'ya layık olmadığına kanaat getiren kahramanımız. kaleciyi ters köĢeye yatırma ustası. ve sahada birbirlerine çalım atma. blöf yapma ustası. kara gün dostu ve poker masasında birbirlerinin gözlerinin içine baka baka yalan söyleme. Pokerde gözümüzün içine baka baka yalan söylenmesini. sorgulamasında. kendisi ve baĢkalarının ölümünü göze ala ala. Kimilerine göre hain oportünistler.Cumhuriyet rejimi yerine Ġngiltere. kara gün dostu. sorgulanmadıkça dogmalaĢan doğrularımızın barutsuz toplardan farkı yok. temerküz kampındaki diğer papazları da kurtarabilecektir. Ölen Almanlara acı duymayıp. zorbalıkla susturuyoruz ters görüĢleri. Sancılarından uyuyamayan yaĢlı erkek yatağında kıvranıyor. daha yumuĢak ve cezbedici bir yaklaĢımla geri çekeceklerini umuyorlar. manastırlarda. zaten nerede olduğunu bilmediği arkadaĢlarının mezarlıkta saklandığını uydurur. Hepsi arkadaĢ. ĠĢ düĢüncelerimizi yarıĢtırmaya gelince. Bu popüler kadın sayesinde daha çok Amerikalının televizyon haberlerini seyredeceğini. kararlı adımlarla tek baĢına yürürken görürüz. -Tehcirde gayrimenkullerinden olanlara tazminat ödenmemeli. Haftada bir kez buluĢup top oynarlar. mutlak doğrularımızın tahtından ters düĢüncelere karĢı namus savaĢı veriyoruz. eski Sadrazam Mithat PaĢa ile birlikte Taif'de zindanda öldürülmüĢ. ayrıca direniĢçilerin de onlara katılma önerisine sırtını çeviren kahramanımız. temerküz kampına dönmeyi seçer. damadı olduğu Abdülhamit'in emriyle. O da. Türkiye'de lise düzeyinde münazara kulüpleri kurulduğunu.. Spikerin endiĢeli sesi. . Ama modern insan bireyin hikmetine inanmıĢ bir kere. Ġkinci Dünya SavaĢı çıkar. Türkiye lisesi dünya birincisi Gündüz Vassaf 23/04/2006 Haftada bir kez buluĢup poker oynarlar. ülkesini Almanlar iĢgal eder. Bencil gençler! Gündüz Vassaf 16/04/2006 Boston'dayım. hakareti eleĢtiriye egemen kılıyoruz. Bir sonraki aĢamada da mantık ve retorikte ustalaĢan bir lise münazara takımımızın dünya birincisi olduktan sonra Ankara'ya döndüklerinde Meclis'te ayakta alkıĢlandıkları günü düĢünün. son yıllarda yüzde elliye yakın düĢüĢ gösteren seyirciyi. Belki ne o ne de bu.Hepsi arkadaĢ. Katolik hastanelerinde yılları geçer. Haberleri izleyenlerin azalması vazgeçtiklerinden değil öldüklerinden. DüĢüncelerin çarpıĢmasından gerçekler doğar sözlerini bir yana bırakalım. güvenli bir konumda olduğu manastırı.

akıllarınca toplumun nabzını ayarlıyorlar. okullarımızda ezberle yetiĢtirildik. Hedefimiz birey olmak. daha çok olay satıyor. Böylece çoğu Türkiye kökenli öğrenciler önlerindeki metni çözdükçe ben de onlarla paylaĢtım Fatih Sultan Mehmet'in son zamanlarında hazırlanan Kanunname-i Al-i Osman'ı. gençlerin geleceği çıkmaz sokak. Sonuç. Eski alıĢkanlıklarıyla. biri hariç. Dersi yeni alan öğrenciler de güçlük çekiyor. nerdesiniz? Ocak. iktidarların kalebentleri gibi koĢullandırıldık. hâlâ haberlere inanan. Darfur'daki soykırım kaç kiĢinin. zeminsiz ortamında birbirinden anlaĢılmaz düĢüncelerin sağırlar diyaloğunda kaybolduk. ölümler gerekmedi mi? Dönme dolaplarda özgürlük Gündüz Vassaf 09/04/2006 Evet. eğitimde amaç matematiğin Mehmet'e öğretilmesi değil. haberler dahil herhangi bir programın ekranda var olması reklam alabilmesine bağlı. bize dayatılan çoktan seçmeli özgürlük Ģıklarının edilgen tüketicileri olurken. küreselleĢen karar odakları için cüceleĢtik. eğlendirici. dönmedolaplarda yönsüz kaldık. Teneffüs Ölüler niçin ölmez? Gündüz Vassaf 02/04/2006 Geçenlerde Harvard Üniversitesi'nde bir derse dinleyici olarak katıldım. Ancak okudukları onlar için sade baĢka bir alfabe değil. bilgisayar ekranlarında birkaç ana baĢlıkla yetiniyor. Finans tekellerinin dünyaya egemenlikleri yaygınlaĢıyor. Evet. ömrü bir günlük bile olmayan 'dramatik' haberlerle ilgi çekmeye. Dedelerimin. Ġstemesem bile dinleyici olmaya mecburdum. devlet ricali için kullanılan resmi hitapları. Gençlerse cep telefonlarında. kendi dillerinden tanıma fırsatına kavuĢacakları için. . bu değerleri ancak kendimize Ģemsiye olacağı ölçüde benimser olduk. Gençlik ilgisiz diyorlar. 15. Dünya küreselleĢmiyor. Ya Ģimdi? GeçmiĢi hep bir ağızdan eleĢtirir. eğitimde amaç izci vatandaĢ değil özgür bireylerin yetiĢmesi. yabancı bir dilin alfabesini sökmeye baĢlayan ilkokul çocuklarının tedirginliğiyle okuyorlardı kelimeleri. dönemin suç ve cezalarını. ciddi konularla uğraĢmayıp kendilerini ciddiye alanları.Malum. atalarımızın. Evet. Metinler. Ama Ģunları da unutmayalım Etnik. TröstleĢen dünya medyasının da para kazanma formülü bu. her ülkede düĢen gazete tirajları. Osmanlı devletinin protokol kurallarını. Evet. birimiz hepimiz için" diyen roman kahramanlarımız. Ben bireyim diye. Yeni haber sahiplerimiz giderek daha az haber veriyor. hangi medyanın gündeminde? Sermaye karĢısında giderek kuklalaĢan politikacılar. Evet. beni özellikle ilgilendiriyorsa da. yüzyıla özgü bir kaligrafiyle yazılmıĢ o dönemin Osmanlıcasıydı. Asya değil. sağ ve sol ideolojilerin birbirleriyle yarıĢtığı 20. Medyanın türü ne olursa olsun. Evrensel değerlerin hepimiz için geçerli olacağı bir dünya kurmak yerine. kapitalist ülkelerde. Öğrenciler önlerindeki metinden okumalar yapıyor. gençler iĢsiz. bu topraklarda yaĢayanların tarihiyle ilgili olsa da. haberi bir tür kamu hizmeti sanan yaĢlılar seyrediyor akĢam haberlerini. hepimiz birer istatistik olduk. önlerinde yepyeni bir ufuk açılacağına. baĢıboĢ bıraktığımız iktidarları bir o kadar daha güçlendirdik. 30 dakikasının sekizi reklam olan bu akĢamki haber programında. dünyada olup bitenle ilgili daha söz sahibiyken. bir kültürü ve insanlarını birinci elden. farklıyız. öyle yazılmıĢtı ki okuyabilmem mümkün değildi. Aydınlanmadan bu yana bir tür dini inanca dönüĢen pozitivizmden kurtulalım derken. Mehmet'in matematik öğrenmesi. okuduklarını Ġngilizceye çeviriyorlardı... Zil. bilime taptık.. dini. nenelerimin mezartaĢlarında adlarını bile okuyamayan benim durumuma göre ne kadar da Ģanslıydılar. en az ilgi çeken dıĢ haberler. Afrika. daha az seyredilen haber programları. Evet. Neyi ne zaman bilip bilmeyeceğimizi onlar kararlaĢtırıyor. her Ģeyin göreceliğini abarttığımız postmodernizmin kaygan. "Hepimiz birimiz. Birey. Kim ilgisiz? Gençler parasız. haberlerin hepimizin hayatında önemli bir yeri vardı. yukarıda sözünü ettiğim reklamların hepsi yaĢlılara yönelikti. Haber dergileri. gazeteler. cinsel kimliklerimizle binbir gruba bölünüp haksızlık en çok bize yapılıyor diye adımızı duyurma yarıĢında kimlik politikalarımızın gönüllü tutsakları olurken. televizyonlar son yıllarda dünyada olup bitene ayırdıkları zaman ve yeri azaltırken. hoĢ vakit geçirici olmaya çalıĢıyorlar. geçmiĢten özgürleĢmek için çabalarken Ģimdi de yeni bir ezberimiz var. Gençler ciddiye almıyor. bilimi kullanacağımıza. gençlik bencil diyorlar. yaĢlanan Avrupa'nın göbeğinde bile gençlerin haykırıĢlarına sağır kulakların açılması için ayaklanmalar. Ben bireyim diye farklılığımızı yüceltirken. 2006 Eğitim. yüzyıl boyunca olayların gidiĢatında daha belirleyici rol oynarken.

kendi ülke ve insanlarını yargılamakla yetiniyor. Hollanda hükümetinin çabası. yerli halkın bile geçersizliğiyle dalga geçtiği." Film Hollanda'da iĢsizlikten söz ediyor. Müstakbel göçmenlere Hollanda'nın değer yargılarını tanıtmak da ihmal edilmemiĢ. dilini bu denli yoksullaĢtıran baĢka bir ulus var mıdır bilmiyorum. on binlerce yıllık tecrübemize rağmen. Bugün bile eski Türkçenin okutulmasını önermek. bana eski Türkçe öğretmeyi önerdi. göçmen yollayan ülkelerin bilim adamları. yüzyıl ulus devlet mantığıyla bakma delaletindeler. BaĢka bir sahnede birbirleriyle öpüĢen eĢcinseller gösterilirken. Levent Ġlkokulu'nda birinci sınıfı bitirdiğimde okuma yazmayı sökememiĢ. . seyircilere Hollanda'da eĢcinsellerin birbirleriyle evlenebileceği anlatılıyor. kararını ona göre versin. havaya birkaç el ateĢ eder. iflas eden göçmen politikalarının yerine göçmen polisine baĢvurmalarından kaynaklanıyor. Batı. evrenselleĢmek yerine 'HollandalılaĢtırılamayanlardan' yakınıyorlar. Annemin bildiğini. emeğini benle paylaĢmasını geri çevirmenin acısı dinmiyor. ülkeyi her an yok edebilecek sel felaketi de iĢlenmiĢ. Göçmenlere yaĢayacakları yeni ülkeyi tanıtmak tabii ki iyi fikir. Zaten bu ülkede yaĢadıkça. onu da bir haftada annem öğretmiĢti. Bir ülkeyi sevmeyenlerin. deniz seviyesinin altında olan bu ulkede sel tehlikesi olduğunu bilmeli ki. kurumlar her geçen yıl bu konuda daha çok para harcar daha mükemmel eğitim programları geliĢtirirken yepyeni kimliklerle oluĢan dünyalarını 19. devleti içerden ve dıĢarıdan yıkmak isteyenlerle suç ortaklığı olarak algılanıp mahkûmiyetle bile sonuçlanabilir. Türkiye'den müstakbel bir gelin. Basın toplantısında Yesenin'e Amerika hakkında ilk intibaları sorulur. özellikle Fas ve Türkiye gibi Müslüman nüfusunun yoğun olduğu ülkelerden göçün önünü kesmek olduğunu söylüyor. göç karĢısında kendi uyumsuzluklarının çaresizliğinden. Avrupa'nın göçmenlere karĢı tutumu hâlâ gayri-meĢru çocukları olmuĢ ebeveyn konumunda. Ama Ġstiklal MarĢı'nı yaĢamımız boyunca tekrarlama çabasının onda birini tarihimizin alfabesini öğrenmeye verebilsek. anlamaktan aciz. Hollandaca bilmenin yanı sıra bir tür 'yurttaĢlık bilgisi' sınavından geçmek zorunda. Annem yolda aramızdaki baĢka türden bir demir perdeyi yıkmayı. kendi ülkelerimiz dıĢında olanlara kayıtsız kalmamız ibret verici. insan hakları ve özgürlükleri 'güvenlik' gerekçesiyle teker teker yok ederken. aydınları da kafalarındaki Batı'nın 'çağdaĢlığının' ezberini bozamıyor. Yesenin komünist. burada trafik sorunundan önceden haberdar olsa belki gelmek istemeyebilir. dinini. Sanki ideolojileri. Hiç rastlanmayan devletin kendi topraklarında yaĢamak isteyenleri ürkütmesi. Ama bunlar da göçmen adayını Hollanda'da yaĢamaktan vazgeçirmeye yeterli olmayabilir. Tarihiyle bu kadar övünüp tarihini bu kadar az bilen. Olur ya. Ama soru göç alan ülkeler ne zaman. eski Türkçe diye tabir ettiğimiz yazıyı. hatta düĢmanlaĢtığını hepimiz biliyoruz. Hollanda Büyükelçisi'ne Gündüz Vassaf 26/03/2006 Modern dansın öncüsü Isadora Duncan Rus sevgilisi Ģair Yesenin'i koluna takar. asıl amacın. dün. onu yerden yere vurmalarının örneği çok. çocuk bakımının tanıtılması için müstakbel anne babalara Avrupalı devletler. Göçmen Bakanlığı sözcüsü Ģöyle diyor. devletlerin yönetim tarzlarını bir dizi harf belirlermiĢ gibi. ĠĢte. mesafeli insanlar olduğunu anlatıyor. yaĢlandıkça azıyor. ortamına nasıl yabancılaĢtığını. "Yabancıların ne biçim bir ülkede yaĢayacaklarını bilmesi gerekli. Sovyetler Birliği çöktükten bu yana ABD baĢta olmak üzere kapitalist ülkeler sosyal devlet anlayıĢını terk eder. Amerika'da Hıristiyan demokrasisinden söz etmeyen ABD'nin 'Ġslam demokrasisi' trenine binenlerden. ailemin yazılı tarihiyle kucaklaĢma fırsatı. göçmenlerin yaĢamaya mahkûm olduğu gettoların görüntüleri eĢliğinde yapılan söyleĢilerde.Ne var ki Cumhuriyet'in 80 küsur yılını arkada bırakmamıza rağmen öğrencilerin okullarda isterse seçmeli ders olarak bile. Hükümete göre film ve sınavın amacı bu ülkede yaĢamak isteyenleri Hollanda'nın gerçeklerine hazırlamak. Film müstakbel göçmenleri sınava hazırlamak için yapılmıĢ. ġair cebinden tabancasını çıkarır. eski Türkçeyi Ģeriatla bir tutma gafletinde olanların. Bu yetmiyormuĢ gibi. Üç gün sürdü tren yolculuğumuz. Japonya'da Budist. hoĢgörüsü ve ırkçılığıyla Hollanda'yı tanıyacaklar. göçmenlerin uyumsuzluğundan çok. neler hisettiğini. artık az da olsa. "Kolay. Annemle Sovyetler Birliği'nden Türkiye'ye uzun bir yolculuk yapmıĢtık. "Ġki günde öğretirim sana. Ġstenmeyen bir çocuğun geleceğinin nasıl tıkandığını. alfabesini öğrenmeleri mümkün değil. mahalle sakinleri Hollandalıların ne kadar soğuk. doğumun. Sovyet devrimine inanmıĢ. tarihinin dilini okumaktan. Amsterdam'a yerleĢmek isteyen bir Sudanlı. fırsattan istifade. tutumu ibret verici. sana ters gelecek neler neler var diye film yapıp dünyanın dört bir yanına yollaması. Hıristiyan ülkelerinden gelenler imtihandan muaf. burada senin hoĢuna gitmeyecek. Filmde trafik sorunları. değer yargılarını anlamaya? Danimarka'nın densizliğinden kaynaklanan karikatür krizi yeteri derece ibret verici değil miydi? Türümüzün tarihi kadar eski olmasına. toplantı biter. Bu ülkeye göçmen olarak yerleĢmek isteyenler. Hollanda hükümetinin yeni hazırladığı bir film aynen böyle yapıyor. Reddettim. Bir sahne Baltık Denizi kıyısında çıplaklar plajında sereserpe güneĢlenenlere ayrılmıĢ. iyi kötü taraflarıyla. gündelik yaĢamın çeĢitli alanlarında kesiĢtiği ABD modelinin Ortadoğu'ya dayatılmasından. Göçmen kuruluĢları. Tedirginlikten öte birçok kiĢiyle birlikte ben de ürküyorum din ve devletin. Amerika'ya gelirler. yazar-çizerleri. tutumları bir tek Batı'nın gündemindeki insan haklarıyla sınırlı kalıyor. koca bir imparatorluğun. bugün ve yarınlarının parçası olan göçmenleri tanıyacak? Avrupa'nın da ihtiyacı yok mu yeni gelenlerin tarihini." diyor. Gazeteciler peĢlerinde. Ġsrail'de Yahudi. biz de belki asıl o zaman saldırgan ve evhamlı kalıplarımızın cehaletini terk edeceğiz." Kompartmanda masamızın üstüne koyduğu bir kâğıda kalemle yazarken "Elif" diyor bana bakarak. iĢte benim için Amerika bu diyor. yeni Türkçeyi laiklik.

Tersi olunca susuyoruz. duyarsızlığını asırlardır vicdanımızın büyütecinde yargıladık durduk.. Yüzlerce balıkçı sandalı binlerce yıldır bildik sularda her zamanki seyir yerlerinde. dönek. Ģimdi dünyanın karĢısında yeni bir tehlike var. anayasanın sağladığı özgürlükler Türkiye insanına 'lüks geldi' gerekçesiyle asker darbe yaptı. sahilden atılan on binlerce oltanın açıklarında yüzenler. onları dıĢlamaları. Ezilenlerde de sık rastlanan bir olgu. Egemen çevrelerin. kendileri de zamanında ölümle tehdit edilen Salman RüĢdü ve Teslime Nesrin gibi yazarlar imzaladıkları bir bildiride 'Ġslam totalitarizmi' diye adlandırdıkları hareketi kınarken aynen Ģöyle demiĢler. az dile getirilse de.. Deniz otöbüsleriyle mavnalar birbirlerini kolluyor.. yüzyıl boyunca dünya solunda rastladığımız gibi. uluslararası hukuktan sanata kadar bu konuda duyarlılığımızı göstermenin binbir yolunu bulduk. baĢımıza 'Boğazlar Güvenlik Kurulu' ya da 'Boğazların Tek Adamı' peydah olsa. Ama tam da bu noktada. karanlık ülkelerinden. dejenere bir müzik türü olarak bakıldı. unutturuluyor. kendilerini eleĢtirme eğiliminde olanlara hain. Amerika'nın askeri darbeyle devirdiği Allende'den ya habersizdi. toplum yönetilemez hale getirildi. Ġslamizm. kendiliğinden oluĢan huzur ve ahenk içinde yaĢanabileceğinin çarpıcı bir örneği. benmerkezcilik. iktidarların." Bu üç izm'in. biz de. Demostenes'in Ġskender'e dediği gibi. dinlerinden cefa cekenlerin acılarını gündemimizden indirmeyelim. vatandaĢlarını ezmekten. vatandaĢlarına hakaret ediyorlar. sizi kurtarmaya geldik. 21. Boğaz sularında karĢıdan karĢıya mekik dokuyan ġehir Hatları vapurlarının arasından tankerler bir aĢağı bir yukarı geçiyor. savaĢlarında bizleri kurban etmeye kadar götüren. Özellikle sahip çıkmalarını beklediğimiz evrensel ilkeler. Kim ister ezilenleri eleĢtirir konumda olmayı? Olup olmadık yerde onları alkıĢlarken. Beyrut'ta )0'lerin sonunda bir heyetle Arafat'ı ziyarete gittiğimde tanıĢtığım Filistinliler. Böylece tek yapılması gerekenleri. RüĢdü gibi mağdurların evrensel sorunu bu. Deniz GezmiĢ. ilgiyi salt kendi üzerlerinde tutmak isteyen Latin Amerikalı temsilciler benzer baskılardan mustarip olmalarına rağmen boykot etmiĢlerdi.'haksızlık en çok bize yapılıyor' diye kendi davalarından baĢka bir Ģeyle ilgilenmemeleri. devletleri alıĢılagelmiĢ konumlarından alaĢağı edip küçültürken. hoĢumuza gitmeyenleri sineye çekiyoruz. ya da konuyu açınca. besmele ya da her ikisi eĢliğinde dayatınca. Ezilenlerde.. Adı geçen yazarların mağduriyeti onları yeni tür bir 'izm'i hedef göstermelerine kadar götürmüĢ. faciaların binbir çeĢidini baĢımıza musallat ediyorlar. "Nazizm ve Stalinizmi yendikten sonra. duymak istediklerini söyleyen istisnalar dıĢında kötü. Danimarka'da Muhammed'i aĢağılayan karikatürlerin ardından patlayan Müslümanların protestolarını düĢünce özgürlüğüne tehdit gören. Devletin burada tek yapacağı dıĢarıdan gelen saatli bomba niteliğindeki petrol tankerlerinin geçiĢini durdurması. YaĢadığım Yunan adasında sevgilimin bir oğlan çocuğuna hamile olduğunu öğrenen lezbiyen feministlerse onu kürtaj yapmaya ikna etmek istemiĢti. öldürmeleri. tek yapabileceklerini yapmıyor. aldatmaktan aldıkları güçle. Egemen güçlere karĢı gelenlerin diğer özelliği. yok edecekleri gibi. elma ve armutların karıĢtırılmasından kaynaklanan. Ġstanbul'da. karĢılıklı çıkarlarla bağlı. cahil ve bağnaz bir bakıĢın sonucu olduğuna değinmeyeceğim bile. Devlet bir gün bu sulardaki yaĢamı denetlemeye kalkıĢĢa. dillerinden. Bu tutumumuzun vazgeçilmez yönü haksızlığa olan isyanımızdan kaynaklanıyor olmalı. 25 yıl önce bugün. Türkiye'de devletin baskıcı varlığının doruk noktasına geldiğini simgeleyen günlerden biri. Devletin en güçlüsünü. Devlet. Böylece Amerikaya karĢı dünyada emekçilerini temsil etme iddiasındaki Sovyetler'de caza. kimilerinin iddia ettiği gibi özgürlük değil. onların da düĢmanla birlikte düĢmanlaĢmasıyla unutuluyor. soykırıma uğrayanların badirelerini. Ermeni diasporası için Türkler. mantıksız düzenlemeleriyle facialara neden olacaklarına Ģüphem yok. iĢler çığrından çıktı. akıntılarda kulaç atmanın keyfini çıkarıyor. ister katliama. Yusuf Aslan gibi mağrur gençlere karĢı acz içinde kaldı. yüzyılda küreselleĢen kapitalizmin kültürü. devletin düĢürdüğü bayrağı kapmak isteyenlerin yarattıkları benmerkezci bir kaosla karĢı karĢıyayız. dayak atan elleri öpe öpe 12 Mart'ları var ediyoruz. gölge etmesinler baĢka ihsan istemez. Hedef egemen güçler olunca haksızlığa karĢı çıkmak vicdanımızı rahatlatıyor. hatta benzer konumda olanlara rakip diye bakmaları.. Bunlar. düĢman bildiklerinin tüm özelliklerini kötülemek. soykırımı kabul etmediği müddetçe dünyanın en az yaĢanılabilir. Boğaz'da yaĢam. gaddarını var eden de biziz. Devleti korumak adına iktidarı gasp edenlerin gerekçeleri hep aynı. 20.Zalim mazlum Salman Rüşdü Gündüz Vassaf 19/03/2006 Egemen güçlerin dehĢetini. ideoloji ya da din adına hareket edenlerin hoĢgörüsüzlüğü ve kini. azınlıklarda sık rastlanan baĢka bir özellik.. davamızın önce insan olduğunu unutunca rastladığımız bildik Ģeyler. Mesajlarını bayrak. bürokrat ve zabitlerin Boğaz'a özgü yaĢam kültürünü. DolmuĢ motorları teğet geçiyor sükût içinde kürek çeken âĢıklara. Geçenlerde buna bir yenisi eklendi. onları astı. cebi aç yönetici. Ġster Roma Ġmparatorluğu'nda çarmıha gerilen Spartaküs ve Nazilerin kurbanı Anna Frank'ın çektiklerini birbirimize tiyatro ve film aracılığıyla hatırlatmayı sürdürelim. 12 Mart: Deniz Gezmiş niçin asıldı? Gündüz Vassaf 12/03/2006 12 Mart. Türkiye. Transatlantiklerin arasından su kayağı. iĢlerine gelmediğinde sansür uygulamaları. 12 Eylül'den sonra Cenevre'de Uluslararası Üniversiteler Birliği'nde (WUS) Türkiye'de YÖK'le birlikte üniversite özerkliğinin yok edildiğini anlatacağım bir konuĢmayı ise. . demokrasinin en geniĢ yelpazeli ortamını da. kendiliğindenliğin tepesine oturacak beceriksiz. Belki de ezilenlerin. Özünde bizlere. Hüseyin Ġnan. rüzgâr sörfü yapanlar süzülürken. Ama tarih boyunca devletler. 'bana ne' gibilerinden bakmıĢtı. Diyorlar ki. devrim düĢmanı diye bakmaları. mağdurlarının gözünde onları dünyanın en büyük düĢmanı yapıyor.

hele oğullarının. Türkleri sordum. binbir farklı Ģekilde söylediği bir marĢ*: "Kahraman evlatlarım Bayrak için savaĢın Onlarınki bez parçası Gerçek bizimki Renklerimiz dalgalansın evlatlarım Zafer özgürlüğün. Onlar da babaları. Bayrak yarışı Gündüz Vassaf 05/03/2006 'Kurtlar Vadisi' filmini göklere çıkarıp benimseyen hükümetin ileri gelenleri. Hatta milliyetçilikte geride kaldığımızdan. memleketten. Çoğu ebeveyn için de hâlâ en büyük korku. Ancak sözde küreselleĢen dünyamızda milliyetçilik artıyor. muhtemelen de sevilmediğimizi bilmiyorcasına üstüne üstüne gidiyoruz. cevabı belli değil mi? Onların ne kadar az Ģey bildiklerini. Londra'da bir milli maç öncesi Türklerin statta açtığı 'Buraya ölmeye geldik' pankartına Ġngiliz basını anlam verememiĢti. karĢı takımın taraftarlarına meydan okurcasına mutlaka onlardan daha yüksek sesle Ġstiklal MarĢı'nı söyleyenler. ġili'nin coğrafyası ve tarihinden ötürü dıĢarıya kapalı. göğüslerini parçalayıp. ABD'yi en hassas noktasından vurdu-milliyetçilik. dünyayı umursamaz bir ülke olduğunu anlatmaya baĢlamıĢtı ki. söylenmek üzerine kurulu bildik ulusal sohbetimiz kısa sürdü de. Kınalıadasıda oturan bir arkadaĢımın gündüz vakti bayrak direğinin altında uyuyakaldı diye yargılandığını hatırlıyorum. eminim ki hiç de farkında olmadan. köyden getirtilen bir kızla nesli devam ettirmesini istiyorlar. anlat dedim gördüklerini. çocuklarının. Zaten milliyetçiliğin özünde kendini dev aynasında görmek yok mu? Bayrağını. kentli 'Batılı' ebeveynin de yaĢadığına yıllardır tanık olurum. yürüyüĢlerde ön safta yer almıĢtı. artık vapurlar kendilerini yutmaya hazırlanan deniz otobüslerine karĢı. Son olarak da tarihimizde gelmiĢ geçmiĢ binbir ulusun. Soru anlamsız. Türkiye hakkında ne düĢünüyorlar?" diye sordum. Ama aynı korkuyu çocukları yurtdıĢında üniversitelerde okuyanların. Türkiye taa 1950'li yıllarda CumhurbaĢkanı Celal Bayar'ın özendiği 'Küçük Amerika' olamadı ama milliyetçilik konusunda. Ve bu köĢe kapmaca aymazlıklarında. kaybolmaya yüz tutan sandallarsa. dilerseniz yakmanız ifade özgürlüğü kapsamında. Türkiye'de yokken olup bitenler hakkında bir Ģeyler söylemek değil de. bugüne kadar hepsi ahenk içinde yaĢamıĢken. Ama bayrak deyince Amerikalılara da dünya dar geliyor. bırakın bir Alman kızı ya da Almanlık bulaĢtığı için orada doğma büyüme bir 'Türk'le evlenmesini. Gene de bayrak konusunda iki ülke arasındaki fark gündüz gece gibi. Zira. Bundan 30 yıl kadar önce Almanya'nın Russelsheim Ģehrinde Ford fabrikasına karĢı Avrupa'nın en büyük grevlerinden biri yapılmıĢ. dedeleri gibi 'Almanları' sevmiyor. bu sözde eleĢtirisel yakınma bile kendimize düĢkünlüğümüzün ifadesi. buranın en eskisi. kendilerini dünyada 'En milliyetçi biziz' diye bilenler. farkında değiller üstten beton ve çelikle örtülürken tünellerle de altların oyulduğunun. Bunu ġerif Mardin'in Anadolu'da 'küçük yerel aidiyet toplumu' gibi kavramlarla açıklayanlar var. örneğin neden bir Bursaspor-Fenerbahçe maçında milli marĢımızın söylenmediğinden hayıflananlar çıkarsa ĢaĢmam. sahipleri biziz diyor herkese. Artık üçüncü kuĢaktan söz ediyoruz. bir Amerikan Ģirketine karĢı Avrupa'da yapılan iĢçi grevinde Türklerin kocaman Türk bayrakları eĢliğinde yürüyüĢe katılmalarıydı. Türk iĢçileri mitinglerde. basınla konuĢmaktan kendilerini tutamayan eĢleri. . acaba?' diye soracak olsam. Tanrı haklının yanında" *James T. Türkiye'nin milliyetçi gözlükleriyle dünyaya bakmaya Ģartlananlar. adettir Amerika'da yerel takımların oynadığı beyzbol maçlarında bile oyun baĢlamadan milli marĢ söylenir. Uzaya gidip aya ayak bastıklarında ilk iĢ orada olmayan rüzgârda dalgalanıyormuĢ görüntüsünü verecek biçimde imal ettikleri bir Amerikan bayrağını dikmek oldu. Asıl dikkati çeken. Türkiye'de Bayrak Kanunu var saygıda kusur edenlere mahkûmiyet kapısını aralayan. BaĢka bir yakınım geçenlerde ġili'den döndü. Milliyetçiler savaĢa gidiyor. Buna bir örnek milli maçlarda.Boğaz'da. toprağını dünyada en çok seven ülke bizmiĢiz gibi kendi kendimize pompaladığımız bir imajımız var. ABD'yle benzerliklerimiz çok. dediklerini duymamıĢım gibi sözünü kesip "Bizi nasıl tanıyorlar. Fields (1817-1881) Türkler kimi sever? Gündüz Vassaf 26/02/2006 'Kendisine bu kadar düĢkün millet var mı. Yerel beyzbol ligini kazanan takımlarına 'dünya Ģampiyonu' demeleri ise bizde 'Bir Türk dünyaya bedeldir'in karĢılığı olmalı. Avrupa'da 'holiganlar' olay çıkarıyor. Bir yakınım Almanya'dan 'temelli dönüĢ' yaptı. yabancıların hakkımızdaki cahillik ve önyargılarını tekrar tekrar 'doğrulamak' için. bu konuda hiç de geri olmayan Amerikan milliyetçiliğinin farkında değiller. ikisi birden yollarını kesen sandallara düĢman. ABD'yse bayrağı yatak çarĢafı ya da iç çamaĢır yapmanız. 'Bu kadarı da fazla' anlamına gelen bir yasa tasarısını geçenlerde New York Senatörü Hilary Clinton meclise sundu.

sade Türk olmakla övünen. Nasıl Müslümanlık adına Danimarka'da yayımlanan karikatürleri tel'in toplantıları yapılıyorsa. kendisini bu tür kahramanlardan ayrı tutarak. Türkiye'nin 'stratejik müttefiki' ABD ordusunun komutanları. üçüncü sınıf Hollywood taklidinden öteye gitmeyen. birileri çıkıp Türkiye mallarını boykot çağrısında bulunabilir. yeni bir Türk imajı yerleĢtiriliyor. ĠĢin Türkiye açısından diğer bir boyutu. izlenmesine karĢı milli seferberlik ilan ediyor. bu dinleri ırkçı denilebilecek bir yaklaĢımla kabaca aĢağıladığı da ortada. Gösterime bile girmediği ülkelerden filme gelen ağır eleĢtiriler karĢısında. devlet politikamızla bizi küçük düĢüren hükümetlerimiz. 'Kurtlar Vadisi Irak'ta. 'Kurtlar Vadisi'nin siyasi film olarak değil. irdelenmesi gereken bir konu. Filmden gocunacak olanların. Filmde organ ticareti yapan Yahudi doktor rolünü oynayan Gary Busey. bu filmde sesini. Batı taklidi. Anti-emperyalist kılığındaki 'Milliyetçi Che Polat' dünyaya göz kırpıyor. neomilliyetçilikle birlikte Ģahlanması. gözü kin bürümüĢ Polat geliyor. yıllarca cirit attığı ülkeleri ve insanlarını aĢağılayan bir Batı kahramanı olarak beyazperdede boy gösterdi. . paspasın altına süpürdüklerimizi unutuldu zannediyoruz. ayıplarının uluslararası platformlarda duyulmasına. Yahudi doktorunu. Türkiye niçin düĢman olarak tanınıyor. gazetecilerin. yabancıların bizi nasıl anlamayıp dıĢladığı bir kez daha gazetelerimize manĢet olacak. Ama her Ģeyden önce kendimize hiç sormadığımız. 'yanlıĢ' tanımaları o denli bir sorun ki. organ taciri olarak gösteren filmin. 'Bu sade bir filmdir. Türkiye'nin 1453'ten beri niçin düĢman telakki edildiği bir kez daha irdelenecek. Ancak. BaĢbakan eĢinin. intikam alıyormuĢcasına. Picasso Ġstanbul'da haberlerinde duyunca. Bir yandan da dünyada olumlu bir Türkiye imajı yaratmak. yazarların. Cumhuriyet'in gençlik yıllarında Türk'ün Türk'e propagandası idi. akademisyenlerin katılacağı. o da. Irak'ta yaptıklarından ötürü tüm dünyada yaygınlaĢan Amerikan aleyhtarlığı. Danimarka karikatürleri gibi dünyayı birbirine katmayacağına olan bir ümidim varsa. boğanın kırmızı görmesi gibi içgüdüsel tepki ve provokasyonlarla tarafların zıtlaĢtığı dünyamızı hal yoluna koymamız daha da zorlaĢacak. tanımadığınız kiĢilerle bu filmi konuĢmayın diye uyarıda bulunuyor. Türk bayrağı yakılabilir. kurumlarımız ve onlarla bütünleĢmiĢ kiĢilerden hesap sorup bataklıklarını kurutacağımıza. düĢmanına saygılı Mustafa Kemal. Filmin. kendi evimizi düzene sokmayı engelleyen.' 'Sanat özgürdür' diye Batı'ya. önümüzdeki günlerde. Bu halimiz yurtdıĢından bizi izleyenlere de o denli sirayet etmiĢ olmalı ki önümüzdeki aylarda Ġngiltere'de Middlesex Üniversitesi'nde tam da bu konuda. dünyanın her tarafına yayılmıĢ Amerikan askerlerine seslenen 'Stars and Stripes' gazetesinden. 'Türkiye'yi Yazmak' adlı bir toplantı yapılacakmıĢ. Batı hayranı dünya. çeĢitli kültür. sesini daha iyi nasıl duyurabilir diye. bu filmin neden olabileceği vahametin baĢka bir göstergesi. cılız bir çaba olarak algılanabileceğine olan beklentim. Türkiye'yi markalaĢtırmak için reklam firmalarının dipsiz kuyularına akıttığımız paraların karĢılığını New York otobüsleriyle Paris metrolarının 'billboard'ları'nda görünce. Hollywood tüketicisi. Osmanlı Ġmparatorluğu'nun küllerinde kıvılcım arayanların. Yoksa. kültür ve tarihimizle bağdaĢmayan. süper kahraman. filmin galasındaki varlığıyla demeçleri. dil ve dinlere aĢina Fatih Sultan Mehmet. Malkoçoğlu. belki aklımızdan bile geçmeyen bu yazının baĢlığındaki sorunun sorulmasını isterdim. ABD askerini. Batı'nın özgürlük anlayıĢı silahıyla cevap verebilmiĢ olmanın çocuksu keyfini yaĢarken. Hâlâ da basıyor. Çanakkale'de düĢmanının Ģehitlerine bizim evlatlarımız diyen. bizi tembelliğe sevk eden ulusal mazoĢist kiĢiliğimiz biraz daha beslenecek. ezilenden mağdurdan yana ġeyh Bedrettin ile Yılmaz Güney yerine intikamcı. bu filmle birlikte Türkiye'yi hedef alan protestolar yaĢanabilir. bu Türk filmine gitmeyin. Gül koklayan. Her bakımdan endiĢe verici olan filme ilk tepkiler Ģimdiden nelerin beklenebileceğinin habercisi. son derece önemli. kendilerini nasıl aĢağıladığının bile farkına varmayarak bağrına bastı. James Bond'u. yeni dünya imparatoru önünde hissettiği ezikliğin. bizim kadar 'BaĢkaları hakkımızda ne diyor' vehmi içinde olduklarını sanmıyorum. "Rambo değilim. yabancılara öfkeleniyor. Türkiye adına konuĢma ihtiyacını hissedenler. Polat'la birlikte. Hıristiyanlarla Yahudilerin tepkisine duyarlı olan ülkelerde. fanatik köktenci Hıristiyan. Ģiir yazan. askeri rejimlerimiz. hiç de inandırıcı olmayan. gerçek hayatında hastalandığı taktirde doktorlar onu tedavi etmeyi reddetsin diye Amerika'da çağrıda bulunan örgütler. 'Kurtlar Vadisi'nde Polat Alemdar'ın.BaĢkalarının bizi sevmemeleri. Türküm" diye tanıtması ülkemizde ibret verici yeni bir kahraman tipinin yaratılmıĢ olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Biz kimi seviyoruz? 'Che' Polat Kurtlar Vadisi Irak'da Gündüz Vassaf 19/02/2006 Türkiye farkında olmadan kendi 'Geceyarısı Ekspresi' filmini mi çevirdi? Olmayabilir de. Türk'ün Türk'ten baĢka dostu yoktur tekerlemesiyle avunuyoruz. James Bond. içeriği ve sanatsal değeri açısından tartıĢmalı olan 'Kurtlar Vadisi'yle birleĢince alıĢılmadık bir Türkiye imajıyla karĢı karĢıya geliniyor. Gene de Batı'nın tarihten de kaynaklanan husumeti karĢısındaki basiretsizliğimiz. kahramanını bulduğu zannıyla zavallılaĢırsa. sade Türkiye değil dünyayı da sarıp sarmalayan. Meclis BaĢkanı gibi hükümet partisi AKP'nin önde gelenlerinin.

Sorgulanansa devletin terörist olması değil. yarısı kadın avukatlar Türkiye'de bağımsızlık. kötülüklerimizi meĢrulaĢtırmak gibi bir huyumuz var. Güzel bir kadın. Daha filmin baĢlangıcında halim selim teyze kılığında kadın baĢbakanın gerekliliğini ilan ettiği. "Her öldürdüğümüz Filistinli için altısı daha çıkıyor" gözlemi ibret verici. Ama sonunda. yüzyılın vurdumduymaz erkeği burada oturmuĢ refakat ettiğim güzel kadının pazarlık yaptığını seyrediyorum" dememle Maria Therizia. Hiç aklınızdan geçmiĢ miydi sizleri büyüleyen. böyle münasebetsiz hediyeler de nerden çıkıyor diyenlerdenseniz rahatlayabilirsiniz. Oysa bizim aynadaki yüzümüzden ürkeceğimize. Ertesi gün Ġstanbul Bağcılar'da beĢ gazete yazarının yargılandığı davaya dinleyici olarak gittim. Her zamanki taraf tutma alıĢkanlığımızla. kimlerin neyi savunduğunun çarpıcı bir göstergesiydi. Maria Therizia . erkeklerin arasından sivrildim. 'Kurtlar Vadisi' gibi. kadın. çaresizliğimi onunla paylaĢmak. 'Münih'in kahramanı. Yapabileceğim bir Ģey yok. müstesna zevkiniz var ki her seferinde en pahalısını seçiyorsunuz. "Kaç yıldır uğraĢtım" dedi Maria Therizia. Küpe ve yüzüklere bakıyor. Küpe ve yüzüklere bakıyor. Bu görüĢtekiler Spielberg'in ancak. Spielberg'in tarafsızlığını. tabuları yıktığına. Yahudileri ilk kez mağdur göstermeyen bir film olduğuna iĢaret ederek. filmin sonuna kadar devletin kararlılıkla sürdürdüğü terörizminin yanında kahramanımızın. hukuk dıĢı davranıĢları kınayan. iki zıt taraftan eleĢtirildiğinden yola çıkanlarsa. Nâzım Hikmet'in Ģiirlerinin Ġtalya'da basılmasına önayak olduğundan ona çoktan bir hediye almak istiyordum. çalıĢıyorum. Herkes tanırmıĢ dedi. Ġyi ya da kötü köle sahipleri arasında bir ayrım yapmıyoruz. milliyetçilik Gündüz Vassaf 12/02/2006 ÂĢıklar Günü için sizde sevgilinize bir Ģey almanın tüketici kalıbına girdiniz. Köle sahibi olmak bizatihi kötü bir Ģey. Ġç Bedesten'de dolanıyoruz. erkekkadın rollerinin eskiye göre nasıl değiĢtiğiyle açıklamak. Münih: Devlet terörizminin aldatıcı yüzü Gündüz Vassaf 05/02/2006 Topluca yaptığımız kötülüklerin farkında olmamamızdan gelen bir saflığımız var. masum bir Arap çocuğunu koruyan. alabileceğim bir hediyeden daha çok takdir etti. vatan elden gidiyor bağrıĢlarıyla hâkime saldıran. terörizmin. Bir tarafta onları suçlayan. Her ne kadar KapalıçarĢı'da dolaĢmaktan sıkılsam da ona uygun bir Ģey bulmak. dükkân sahibinin itinayla önüne koyduğu pırlantalara hayranlıkla bakıyor. Onun için hemen refakat edebileceğimi söyledim ÇarĢı'ya gitmek istediğini söylediğinde. Hollywood'da. Diğer yandan 'Münih'in. Ne kadar da kabalaĢtık. beğendiklerini camekândan gösteriyor. Gözüme girebilmek. "Ah. ancak polis gücüyle sinen. iĢlediği vahĢetin yanında sivrisinek vızıltısı. devlet teröristi Avner sanki iyi bir köle sahibi. KapalıçarĢı'nın babadan kalma 'iltifatla pazarlama' yöntemiyle. cinayetler arası yerleĢtirdiği karelerde Avner'i. Spielberg. öldürdüğü insanların 'suçlu' olduğuna dair kanıt arayan. yaĢlı annesinin ev iĢlerine yardım eden. mutlaka istediğini alırdı. isteyerek ya da istemeyerek devlet terörizmini meĢrulaĢtırırken. Ġsrail'in beyazperdedeki dokunulmazlığını deldiğini söyleyenler de var. Filmin gösterime girdiği ülkelerde baĢlıca tartıĢma yönetmenin siyasal konumu. gövde gösterisine gelen. vakur. uygar bir devletin politikası olarak meĢrulaĢtırılmasını gözlerinden kaçırıyor. kazanıyorum. kalbinizi hoplatan o güzel kadına alacağınız hediyenin hakaret olabileceği? Ġtalya'dan yeni tanıdığım büyükçe bir yayınevi sahibiyle KapalıçarĢı'dayız. Gerçekten ilk sorduğum kiĢi dükkânın yerini tarif etti. hayatımda sivrisinek vızıltısı olduğu konuma geldim. Spielberg. bizi yakıĢıklı kahramanımızın yönettiği cinayet Ģebekesiyle çıkardığı Avrupa turunda bir cinayetten ötekine götürürken. her ne kadar filmin sanat yönüne değinilse de. "Kendi iĢimi kurdum. ustalığını vurguluyor. insanları alıp satmamıza ne vicanımız ne de yasalarımız el vermiyor. GeçmiĢ yüzyılın ikiyüzlü centilmenlik anlayıĢından kurtuldum. Filistinlileri de anlatan bir film yaparsa 'Münih'le yitirdiği 'hümanist' itibarını geri alabileceğini söylüyor. bağımsız bir kadınım" dedi. yönetmenin. buna isyan ediyor. vatanperver bir ajan olarak gösteriyor. benim hiç beceremeyeceğim bir pazarlıkla istediği yüzüğü alıp parmağına taktıktan sonra mutlu bir ifadeyle dükkândan çıktı. Ezikliğimi.bir tarafta düĢünce özgürlüğünü savunan. istatistiksel çaresizliğe dayanan. görevinin yararına kuĢkuyla bakan. "Ne yapalım" diyor dükkân sahibi. terörü kullanma politikasında ne kadar etkili olabildiği. Ben 21. Ģimdi yüzyıl öncesi olsa. belki de bu yolla gözüne girmek istedim. egemen konu Ġsrail-Filistin çatıĢması ve yönetmenin siyasal konumu. benle yatabilmek için hediye almak isteyenlerin tekliflerinin. demokrasi ve çağdaĢlaĢma yolunda nereye geldiğimizin. yakarıĢlarıyla kendilerini kurban yerine koyan silme erkek avukatlar. filmi ve yönetmeni değerlendirenler.Âşıklar Günü. benim yerinde olan erkek ne yaparsa yapar birlikte olduğu kadına borçla harçla da olsa. . benim gibi. Ancak tüm eleĢtirilerde. "Sizin öylesine ince. kötülüklerimizi meĢrulaĢtırmanın ibret verici bir örneği. uluslararası hukuku tanımayan yeni düzenin ahlakdıĢı değerlerini de bize hayatın gerçeğiymiĢ gibi gösteriyor. Steven Spielberg'in 'Münih' filmi. vicdanıysa. Elinde bir mücevherci ismi. Bugün köleliğe. okun yaydan fırlama gerilimiyle bana bir veriĢtirdi ki ĢaĢtım kaldım. Kapıdan girer girmez anladım ölçülerimi aĢan bir yerde olduğumu. Arapların aĢağılandığını söyleyenler çoğunlukta." Maria Therizia'nın her fiyatı duyduğunda hissettiği hayal kırıklığıyla içim burkuluyor. haklısın dememi. Kiralık katiller yaptıkları iĢe duyarsızlaĢsalar bile yeraltı dünyalarında gizlenmeye mahkûm. Üç saate yakın film boyunca sade bir kez devlet terörizmi sorgulanıyor. yeni doğan çocuğunun telefonda sesini duyduğunda ağlamaktan kendini alamayan. ne sevdiğini anlamamda bundan daha uygun fırsat olamazdı. Filmin. fiyatını sorduğundaysa gülen yüzü ümitsizliğe dönüĢüyor.

Ku'ran okumuĢ kiĢi. Kızılderili isimlerine verdikleri yeni anlamlarla geçmiĢi anlamsızlaĢtırmıĢlar. . komĢularımın bodrum katındaki karanlIk izbe dairesinde oturan kapıcıya cıyak cıyak 'Bilal efendi' diye bağırıĢlarına nasıl tepki göstereceğini siz kestirin. dinden insanın. Bunlar. biraz telaffuz farkıyla devam etmiĢ oluyor. Heyecanlarımızla olaya odaklandığımızdan. araba durur. Amerikalıların Irak iĢgali öncesi Mezopotamya'yı yerle bir ettikleri füzelerin. zorla içeri alınmasıyla birlikte dayak baĢlar. Amerika'da soykırıma uğrayan Kızılderililerin konumunun nasıl değiĢtiğini düĢünürken aklıma geldi. hem de sıkıyönetim varken. katiplere ve saygın. onun insan olduğunu unuttuk. elbette korku gibi bir insani boyutu var. isimlerinin de tarihten silinmesiyle ilgili. devletin gene bir askeri darbeyle ele geçirildiği 12 Mart döneminde Ģöyle bir olay geçmiĢti çok sevdiğim bir arkadaĢımın baĢından. insan olduğunu unutarak yaklaĢmamız da ibret verici. onu iĢkence olsun diye öylesine bırakmıĢtır. ancak dünyanın gözü önününde yaptıkları ipe sapmaz gelen davranıĢlarla karĢılaĢınca. o kâbusu bir daha yaĢamamak için. Ama bu bile. insanları yok etmekle kalmayıp. Makedonya'da kendisine efendi deniyor. Saati. kelimenin kendisi. sanki adalet yerini bulmuĢ duygusuyla ulusça rahatladık. bir gece aniden kendisine serbest bırakıldığı bildirilir. askerlerin paraĢütle uçaktan atlamadan önce. Kızılderili lideri Geronimo. 'ġükür ki o günler geride kaldı' temennileriyle geçiĢtiriliyor. Üsküp yakınlarından kalkıp 19. Devlet mahkûmuyla dalga geçmiĢ. gece yarısına doğru kendisini hapishane kapısının önünde sokakta bulur. herhangi bir avukatla görüĢemeden. Arkadan gelen bir arabanın yavaĢlamasıyla sevinir. Bizim aczimizin. galeyana geldik. hâkim önüne çıkmadan. Ama bugün. hukuk ve insani boyutunu kaale almadığımızdan. dini eğitimden geçmiĢ. kendi önerime karĢı çıkıp. Yüzyıl içinde tepetaklak olan efendi deyimi ulemalıktan kapıcılığa dönüĢtü. sonuçlarla yetinip. Dedem. Türkiye'de devletin kendi içinde 'Ben senden daha devletim' diyenlerin mücadelesinin bir parçası. Amerika'da geçmiĢi tarihsizleĢtirerek tarihi unutturmuĢlar. devletin bir usulsüzlüğünün daha üstüne gidememimizin. Geçen hafta Mehmet Ali Ağca serbest bırakıldığında. çileden çıkmıĢçasına sesimizi çıkarıyoruz. Ağca'nın hapishaneden bir bayram vakti oldubittiye getirilerek birdenbire cezası bitti diye serbest bırakılması. Bir soykırım örneği Gündüz Vassaf 22/01/2006 Zaman içinde kelimelerin nasıl anlam değiĢtirdiğinin çok örnekleri var. bizi günümüze geleceğe daha duyarlı kılsın. gene hukukla ilgisiz bir af çıkana kadar bir yıl daha yatar. DeğiĢen bir Ģey yok. Devletin hukuk tanımamasına o denli alıĢtık ki. bizi uyarma iĢlevini sürdürebilsin. BaĢka bir egemen kültür tanıyormusunuz ki. BirleĢmiĢ Milletler'in 1948 soykırım tanımına göre. kendilerine moral versin diye haykırdığı kelime. Ama bu çaresizliğimizle galeyana gelip. yüzyılda tek bir devlette birleĢtiren Hiawatha. Efendi öyle değil. Soykırımın vahĢeti ortada. belki de binlerce kırıma maruz kaldığını görünce. ailesinine. bu kadarı da olmaz türünden bir infialden kaynaklanıyor. Diğer Kızılderili milletleriyle birlikte soykırıma uğrayan Cherokee bugün otomobil markası. Belki de sırf bu nedenle. tepkilerimiz sayesinde düzeltilince. ulemadan sayıldığı için Osmanlı'nın taĢrasında. psikolojik davranıĢlarında. Binlerce kiĢi gibi o da tutuklanmıĢ. askeri hapishaneden kaçırılması. hacca gitmiĢ. Iroquis'leri 16.'Katil aramızda. Bir çok ülkede filme. Ağca'nın. onların kelimelerine de fütursuzca el koysun. Ġktidarların özgürlüklere düĢmanın silahlarıymıĢ gibi bakmasının bile yetmediğinden. Bugün de hacca gidene hacı diyoruz. kelimelerinin. belki eski bir tabirin modern zamanlara ayak uydurmasının örneğidir diye fazla yadırgamayabilirdi. Ģehrin merkezine doğru yürümeye baĢlar. Tanzimat sonrası Osmanlı'nın baĢkenti Ġstanbul'a gelecek olsaydı. Devletin onu bırakmasındaki sorumsuz davranıĢı. hayatının önemli bir kısmı hücrede olmak üzere yirmi yıla yakın hapishanede yatmıĢ bir insana. Hacı Halim Efendi. Burada. tarihimize baktığımızda nerdeyse her ırktan. Bugün soykırım kelimesinin. Boğaz'da seyreden ABD Konsolosluğu'nun teknesinin adı. Efendi'nin bu Ģekilde kullanımıyla taa Bizans'ta. Dedem.' 'Katil kebap yedi' diye. dost ve düĢman diye taraf tuttuğumuzdan. yakınlarına bilgi verilmeden iĢkence göreceği hapishaneye atılmıĢtı. geçtiğimiz yüzyılda yüzlerce. hele belki anlayıĢla davransak olayların perde arkasını anlatacak bir kiĢiye. insan olarak hepimizi irkilttiği için onu sıradanlaĢtırmamalıyız ki. GeçmiĢte yapılanların ıĢığında. Kızılderililerin Boston'a verdikleri eski isim. burada artık bürokratlara.Katil aramızda! Gündüz Vassaf 29/01/2006 Devletin hukuku çiğneyerek vatandaĢlarına çektirdiği ıstırap kayda geçmeyecek kadar sonsuz. 'centilmen' kiĢilere efendi denmesini. Tekrar hapishaneye götürülür. Bugün banka olan Shawmut. Devleti tazminata mahkûm kılacak olaylar. Apache savaĢ helikopterlerinin adı. vasıta yok. her tür yardıma muhtaç bir kiĢiye. kalem erbabı kiĢilere 'authentıkos' denmesi geleneği. daha ibret verici bir iĢlevi var. cüzdanı iade edilir. tarihte yapılan tüm soykırımlardan. devlet bildiğini okumaya devam ediyor. konuĢmalarında ciddi psikolojik sorunları olabileceğini her haliyle belli eden bir insana yüklendikçe yüklendik. bu insanların katledilmekten öte. yaĢananlar dost sohbetlerinden öteye gitmiyor. Kızılderili soykırımından söz etmemin nedeni. yüzyılda. Yol uzun. hukukun çiğnenmesine tepki olmaktan çok. Ustrumcalı toprak ağası olan dedemin adı. Tomahawk. Ve gene hukuk dıĢı bir davranıĢla. soykırımın türümüzün tarihinde nerdeyse sıradan bir olay olduğunu görüyoruz. romana konu olacak olaylar bizde o kadar sıradan ki. Tarihçi arkadaĢlarım anlattı. durun diye elini sallamasına gerek kalmadan.

Özel mülkiyetin. "Bir rüyayı tekrarlamak kadar gereksiz. büyük yatırımlar gerektiren. dünya çapında uygulanan bir zekâ testinde. Kimi kahramanlarıyla birlikte. BaĢarılı yazarların ne kadar çalıĢkan oldukları ilgimizi çekmiyor. asansörün kaçıncı katta olduğunu. ABD'li yazar F. kocaman bir bahçe. gökdelen inĢasına baĢlanır. Bir romancının kitapları kadar. Ģehirlerde toprağın niçin kıymetli olduğu sorulur. Ama sosyalist ülkelerde insanların kat kat üstüne. sosyalizmin beĢiği Moskova'da. nice toplumsal Ģiddete gebe bir yıkıma gidiyoruz. "Her katta duran düzinelerce asansör. katta duran. 7 ve 24'e gitmeniz gerekiyorsa önce her katta durana binip 7'de iniyor. Kimi. Sosyalizmin kapitalizme üstünlüğünü kanıtlamak iddiasında olan Stalin de. Özel saatler. New York'la yarıĢa tutuĢur. önce 17. özellikle II. kemancı ya da ressamın eserinin keyfine varmakla yetiniriz. Her Ģeyle ilgilenmiĢ. Ġnsanlar birbirlerine. Ümitle uygulanan. Belki de yazarları. "Ġdeal ev. halk arasında Fransa'da bu projesine verilen isim 'La Maison du Fada' (Deliler Evi).Yahudi soykırımından sonra Almanların otomobillerine Mercedes yerine Kohen dediklerini." 'Gençlik ve . Romancı nasıl olunmaz? Gündüz Vassaf 08/01/2006 Bir dansçı. Aynı binada iki ayrı kata." Nâzım Hikmet'in Moskova'da gençlik yıllarında 'trrrrrum. Doğru cevap kapitalizmin mantığının icabı arz-talep kanununun ifadesidir. Romanlarını yazmadıklarında. Çoğu yazarın. inĢaatına yeni baĢlanmıĢ beĢinci gökdelenin temeli yüzme havuzuna dönüĢtürülür. Dünya SavaĢı'ndan sonra Avrupa'da konut darlığından ötürü. Amerikan zekâ testlerinin mantığının tersini ispat etmek istercesine. Cevaplar. BaĢka ülkeler kurtuluĢu ancak bu tür binaları yıkmakta bulurken. aĢklarına.' İstanbul'da New York düşleri Gündüz Vassaf 15/01/2006 ABD'de geliĢtirilen. tiki tak. neyin. 'KokuĢmuĢ bir Ģeyler var Danimarka'da. kavgalarına. trrrrrum. kutu kutu dairelerde yaĢamaları sürer. çoğu yazdıklarından ilgisiz sorular sorulur. biz. sonra da 30. "Ertesi gün yazacağın ilk cümleyi bilerek masa baĢından kalk" der. New York'ta yeni kurulan bir Ģirketin adı 'Bio-recovery Corporation' bu tip binalarda intihardan. nerede. Özellikle okuma günlerinde yazarlara bu türden. hayatlarının da romanları gibi dolu dolu olmasını bekliyoruz. insanları yığdığımız sitelerde onları modern yaĢama kavuĢturma adı altında. Ġngiliz yazarı Graham Green'in koca bir kitabı. Her ne kadar Le Corbusier kimi mimarlık öğrencileriyle toplu konut meraklısı devletlerin kahramanıysa da. Bir balerin ya da piyanistten beklediğimiz çalıĢma disiplinini onlara yakıĢtıramıyoruz. sonra 20. gençler çeteleĢti. Beklentilerimiz doğrultusunda. içimizde yazılmamıĢ bir romanımız vardır. Dam. O da New York'a ilk gittiğinde gökdelenleri umduğu kadar yüksek bulmadığından yakınmıĢ. onların gündelik yaĢantılarına. trrrrrum.. Dünya SavaĢı'nda Londra'yı yerle bir etmesinden daha zararlı görüyor. sorunlu yazılarının çözümünü rüyalarında nasıl bulduğuyla ilgili. iĢiniz bittikten sonra 24'e kadar durmayacak olan ekspres asansöre binip altı dakika kazanmıĢ oluyorsunuz. GeliĢigüzel baĢlıklar altında binbir çeĢit not düĢmüĢ. Ġsviçreli mimar LeCorbusier. ayrıca ekspres asansörler var. Marsilya'da yaptığı en ünlü projelerinden biri 'Unite d'Habitation' adlı 1600 kiĢinin 337 dairede oturduğu bina öyle tasarlanmıĢ ki. romanda yol aldıkça keĢfeder ne yazacağını. alıĢveriĢinizi yapabileceğiniz cadde olarak düĢünülmüĢ. Hemingway. sorular kadar çeĢitlidir. Ġngiltere'de uygulanan bu tip projeleri Prens Charles Nazilerin II. 'Kulak Misafirliği' bahsinde tek bir madde var. her gün tekrarladığı kendine özgü garip merasimi vardır kitabını yazmaya koyulmadan önce. Biri Moskova Üniversitesi olmak üzere dört bina yapılır. blok apartmanlarda yaĢamaya sevk edilmesinin öncüsü olarak bilinir. standardizasyon ve sanayileĢmeyi mimariye yansıtmasıyla ünlü. sonunu getiremediği. nasıl olacağını. kırmızı. yalnızlıktan ölenlerin cesetlerinin neden olduğu pisliği temizlemekte uzmanlaĢmıĢlar. Stalin öldüğünde. ayaklarımızı yerden kesen toplu konut projeleri sonuçta birer hilkat garibesine dönüĢtü. makinalaĢmak istiyorum' Ģiirinde etkisi olan Mayakovski. beyaz ıĢıklar yönünü gösteriyor.. 20. yüzyıl insanının devasa sitelerde. süs köpeklerine Yahudi isimlerini verdiklerini düĢünebiliyor musunuz? Shakespeare'in Hamlet'te dediği gibi. sürat teknelerine. ince ince kurar. hayattan kopuĢlarını telafi etmek çabasıyla dağıtırken bile malzeme toplamakla cebelleĢenler az değil. Her tür cürümün baĢ gösterdiği bu mekânların birçok ülkede yıkılmasına gidildi. yaĢamın gereklerini sokağa çıkmadan bu yekpare çimento canavarında gidermek mümkündü. ne zaman. Rus Ģairi Mayakovski New York'a 1925'te geldiğinde bu binalardaki asansörlerden etkilenmiĢ. romanlarının kahramanları ve olayları ile özdeĢtirdiğimizden. Ama elimiz kalem tuttuğundan. dükkânların olduğu. modernliğin uç göstergesi New York'a hayrandır. Sıra Ģimdi Türkiye'nin yeniden tekerleği keĢfetmesinde. sıradan evliliklerine bile olağanüstülük atfetmek istiyoruz. onları nasıl yazdığını da en ince ayrıntısına kadar merak ederiz. arztalebin olmadığı. Scott Fitzgerald'ın defterlerine göz gezdiriyordum geçenlerde. içinde yaĢanan makinedir" diyen Corbusier. gecekondudan kurtuluĢ tekerlemesiyle. tıkıĢ tıkıĢ. Binanın bir koridoru. Birbirlerine ulaĢılmaz köylerde binlerce yıl yaĢayan türümüz giderek gökdelenlerde birbiri üstüne yaĢıyor. silahlı saldırıdan. çevrelerine yabancılaĢtı.

aĢılarıyla. hayatı ne kadar zorlaĢtırdığımız gündelik yaĢantımızdan da belli. Durup dururken Ģeytanın avukatlığını yapan. Tarihin tahterevallisinde. Eğlenelim diye dostlarımızla buluĢmalarımızın ilerleyen saatlerinde. Bunlardan herhangi birinde. ona buna bas bağır duyurmaya. Belli ki Fitzgerald. bugün değilse gelecekte. düĢman yaratmaya yatkınlığımız sürdükçe. Rahatlıyoruz. Sanatçılarımız var. dememiz boĢuna değil. Avrupa 1000 yılına doğru felaketi bekledi. Kimliksiz devlet Gündüz Vassaf 25/12/2005 Aitliklerimiz çoğalınca özgürlüklerimiz kısıtlanıyor. bize 'zamanın inim inim inleyen ağırlığını unutturan'. Aitliklerimizden arınınca özgürleĢiyoruz. Mutsuz olmak bize daha kolay geldiğinden mi? Yeni yılın yargıçları Gündüz Vassaf 01/01/2006 Her yerde iktidardakiler. haklı kim." Mutsuzluklarımızı. cennete koysalar cenneti eleĢtirecek olanlar. dünyamızı bu hale getirenlere. tutamıyoruz kendimizi ciddiyete davet etmekten. inandırıcı olmasa bile. doktorlarımız var. sorunlarımızı paylaĢmaya. Kontes. Mutlu olmak istiyoruz. Mutlu etmek istiyoruz. Yazarlığın belki de en sorgulanır kısmı Borges'in Ģu sözlerinde saklı. susamadığımız zaman içmek. yıllar. Aitliklerimizi birleĢtirip tutarlı gözükmek için. 'Figaro'nun Düğünü'nde. kendilerini siper ederek sevdiklerine hep güzeli göstermeye çalıĢan. "Bence yazılan her Ģeyin kaynağı mutsuzluk. DertleĢiyoruz. 'Ģarapla. savaĢ dolu bencil tarihimize karĢı direnip güzeli bizlerle paylaĢan.. bir tür kalebentliktir.' Güzel bir yere gittiğimizde içimizi çekip 'Burada Ģair olunur'. bizden değilmiĢ gibi konuĢanlar. istediğimiz için yapabilmemiz durumu ise en demokrat toplumda bile aitlikler. bizi. gördüğü her Ģeye romanında iĢine yarar gözüyle bakmıĢ. azizleĢtirdiklerimiz. bunaltıcı tutku haline dönüĢebiliyor. hoĢgörülü sanan yargıçlarıyız hepimiz. insanın insana ettiklerinin vahĢetini. Aynayı yüzümüze tutanlar. geleceğimizi engelleyenleri bulmuĢken hedef ĢaĢırtanlar. Türk olacaktır. Ama hatırlamaktan da tutamıyoruz kendimizi. Her an dünyayı bekleyen tehlikeler var. abartmaya. Ģiirle. çok iyi yalancı olmak gerekiyor. Tam düĢmanı. kendisini önyargısız. Sevenler var. 30 yıl önce dünyanın sonunu getirecek nükleer savaĢtan korkuluyordu. Olmadı. asırlar geçtikten sonra kahramanlaĢtırıp.Ordu' baĢlığı altında "Bana para tuttuğun ellerinle dokunma!" diyen bir kızın dediklerini not etmiĢ. güzel Ģeyler söylemekle. eninde sonunda. güzel kim diye. düĢman bulup. duyduğu. 2000 yılına doğru gene vardı bekleyenler. Türkse. Hepsinin ayrı ayrı ilgi alanlarının. Geleceğimiz. Harekete geçiyoruz öfkemizi dile getirenlerle. geleceğimizi engelleyenlerle mücadelemizin tarihi olacak hep. Ģairlerimizin de. her yeni yılın. her yeni doğuĢun. Erkekse. araĢtırmalarıyla. her türden köktencilerin felaket senaryolarıyla uğraĢıyoruz. Öfkelenebiliyoruz dertleĢirken. Bir bölüm sırf kadınlarla ilgili tanımlamalara ayrılmıĢ. Sevenlerimiz var. sorumluları. canımız istediği zaman seviĢmek' cevabını verir. mutluluklarını gizlemek gibi garip bir huyu var yetiĢkin insanın. o baĢkaları. Kızabiliyoruz ülkemizi. mazoĢist değiliz. hepimizi dünyamızın güzelliklerini kucaklamak arzusuyla coĢturan. Özgürlük. En münasebetsizler. sanatımıza yansıtmaya alıĢkınız da. tek kimlikte tutarlılık. erkek. Hele baĢkalarından. tarihimizden de. güzel günleri vaat etmekle mükellef. ne kadar da güzel söylesele de. milli piyangoyu herkesin aynı anda kazanması kadar imkansız. inananları uyarmayı üstüne vazife edinen. Bu raddede yazarlık. hayatın geçiçiliğidir esasta paylaĢtıkları. menfaatlerinin çakıĢmama ihtimali. ya da kendi propagandamıza kanarak. aĢırı çalıĢkanlıktan da öte. Kimilerini. Antonio. atfettiğimiz aitliklerine uygun davranmalarını bekliyorsak.. Bu cevaptaki kendiliğindenlik. yaĢamın acılarını dindirmeye çalıĢan. BaĢka bir bölüm 'ĠĢ Tavsiyeleri' baĢlığını taĢıyor. her doğurduklarında çocuklarının daha güzel günlerde yaĢayabileceklerine inanan. Geleceğimizi planlıyoruz. tadını kaçıran. herhangi bir Ģeyi aitliğimizi gerektirdiği için değil. O baĢkaları. Bugün küresel ısınmanın neden olacağı belirsiz felaketlerden. 'Ama niye bu kadar çok içiliyor?' diye sorduğunda. 'Bizi yabani hayvanlardan ayıran Ģey budur Madam. Zaman zaman felaket tellalarına kulak versek de. . Müslümansa Müslüman. birbiri ardına geliĢigüzel yazılmıĢ Ģarkı sözleri. Bilim adamlarımız. Her an unutmaya hazırız tekrarlanan doğal felaketlerin göbeğinde oturduğumuzu. bunca açlık. Mutluluğumuzda bizi sarhoĢ eden iksirin içinde ne olduğunu araĢtırıp. Bugün. yeteri kadar problemken. insanın istediği zaman istediğini yapması. Anneler babalar var. birkaç kimliğimiz yan yana gelince. ya da erdemle sarhoĢ eden. dertleĢtiklerimizle bir olduğumuzda. Ama gel gör ki. karĢılaĢtıklarını kaydetmekten edememiĢ. Bir bölüm.

Konu azınlıklarsa. kendi sınırları içindeki kültürü tekdüzeleĢtiriyor. iç harpler çıkmadan. Ġstemeyerek de olsa. Farkında değil miyiz? Dünyalı olmamızın ölçütü. Çin'de insan hakları ihlallerine dur dememiz için önce yurtdıĢındaki kuruluĢların mı harekete geçmesi lazım? ABD. bu denli bilgi akıĢını sağladığı söylenen bir dünyada. nasıl çöktükleri ortada. totalitarizmin dilini o denli içselleĢtirdik ki. Konu insan haklarıysa. sözlerinin. olay Türkiye'de insan haklarının ihlali. ya da buna ilaveten. baĢka ülkelerde. bilmeyenlere. Bu açıklama. sanatlarının gücüyle var olup. Devletin vazifesi. sorunlarımızla yüzleĢmek. bizim de. Batı'nın çifte standartlarının ayyuka çıkması. ya da hasmane tavır almamızla sınırlı kalmasının bir sonucu mu? Yoksa. ben devleti var ettim. istediğim gibi olma hakkımı tanıması. sınırlarımızın ötesinde. KüreselleĢmenin. hukukun üstünlüğü mücadelesine sahip çıkmasının parçası. Gazetelerimizin manĢetleri hep Türkiye'de olup bitenle ilgili. tarihine. Kendi ülkelerindeki koĢulların. günümüz dünyasındaki geliĢmelere bakınca tatmin edici değil. bir çırpıda. Yıllar boyunca baskıcı rejimler altında yaĢamak normal yaĢantımızın o denli parçası oldu. Kimsenin kimseyi takmadığı bir toplumun çıplaklığında. Türümüzün tarihinin belki de en büyük soykırımı Ģu anda Afrika'da Darfur'da. kurĢun sıkılmadan. altı üstü olamaz. sert Ģeylerin kırılgan olduğunu hatırlatmakta yarar var. bir tek Batı'ya olan ilgimizin de. ister Osmanlı olsun. Uzun vadede toplumu diri tutan. demokrasiye duyarlılıkları. bilgisayar. nevi Ģahsına münhasır ürünü. devletin beslemediği. birbirine düĢürmenin. . Dünya'nın GüneĢ'in etrafında döndüğünü biliyor olmak Dünyalı olmak için yeterli mi? Bu soruyu bizim için soruyorsam Dünyalı değiliz. Onunla yaptığım sözleĢmede. Dünyayı takip edebilecek olanların derdi gene Türkiye. her evde bilmem kaç televizyon. düĢüncelerini açıklayanlara. Emil Zola'larını yeni keĢfediyor. Kimliklerin. ona esneklik kazandıran. Neden bizden ses yok? Irak'ta savaĢ suçlarına. yaĢatmak ve teĢvik etmek. süper güç addedilen devletlerin. Ġnanmak istemiyoruz. seferber etmesi. Dünya Ticaret Örgütü aracılığıyla serbest ticaret adına milyonları iĢsiz bırakıp açlığa mahkûm edenlerin yaptıkları hepimizin gündeminin baĢında olması gerekirken. Din ya da bayrak için toplumun çimentosu diyenlere. ulemayı hukukun üstünde tutmaya eğilimli hükümeti. farklılıkları barındırıp. Peki. hele ABD'de. gizli hapishanelerde iĢkencelerle uluslararası hukuku çiğneyen. benim devletten istediğim. geleneksel rolünü yitiren aydın kaale alınmazken. Devletten beklenen evrensel değerlere. ister Hindistan. aitliklerin. faili meçhul cinayetleri. 'Geceyarısı Ekspresi' filmlerini çekmeyi sürdürdükçe. toplum olarak ağrımıza gidiyor yüzümüze ayna tutulması. devletten bağımsız 'ulusal aydın' aĢamasına yeni gelmemizle mi? DüĢünce özgürlüğünün kurumsallaĢtığı Batı'da. bunu sağlayacak olanakları yaratması. bizim de tarihte burjuvazinin geliĢmesinin mümkün kıldığı. Batı'nın bu kiĢilere ilgisi. olup biten hakkında fikir beyan edenimiz yok. aydınlarımızla birlikte. mağdur durumda olanların Türkiye'nin demokratikleĢmede son yıllarda kat ettiği mesafeyi kaale almaması. kendimizi iktidarsız hissedeceğimizden korkuyoruz. Asker sipariĢli anayasası. Bu ister Çin. o beni değil. çok da vakit kalmıyor dünyalı olmaya. Öyle olmadığı için de özellikle Batı devletlerinin baĢka ülkelerde insan haklarına. teknolojik yanıyla. Maymunlarla atalarımızın bir olduğuna inanmayanlar nüfusun yüzde 60'ı. Devlet kimliksizdir. Doğu'nun geleneksel aldırmazlığının günümüzde süregelmesi. etkilerini azaltıyor. kültürün. bu koĢulları yerine getirmesi. Toplumu bölmenin. Devletle bireyin arasındaki iliĢkide. Ģaibeli hukuk sistemiyle Türkiye. Türkiye ve benzer birçok ülke. Dinozorlarla insanların aynı dönemde yaĢamadığını bilenlerle bilmeyenlerin sayısı aynı. baĢkalarının da istedikleri gibi olabilmesi için desteğim. maddi. Farklılık bireyleri de. oyuncaklarıyla. körleĢtiriyor. 'ulusal ayıplara' odaklananları kendi ülkelerinde gerektiğinden de zor durumda bırakıyor. görmek istemeyenlere hatırlatmaması da mazeret değil. Avrupa'da insan kaçırıp. aitlikleri yücelterek dayatmanın tersine.içselleĢtirdiğimiz toplumsal cambazlıklarımızı görmezlikten gelmek. Kyoto Protokolü'nü imzalamamakla. Dava dünyalı olabilmek Gündüz Vassaf 18/12/2005 Amerikalıların beĢte birine göre GüneĢ Dünya'nın etrafında dönüyor. toplumu da güçlendiriyor. dünyada olup bitenle bütünleĢmemizle ilgili. onları ödüllendirmesi. ellerindeki ileri teknolojilere. radyoya rağmen Amerikalıların dünyalı olduğunu iddia etmek kolay değil. Daha yeni yeni alıĢıyor devlet kadrolarından çıkmayan. ona aitliklerine göre davranması. Birçoklarının farklı niyetlerle 'örnek bir Ġslam demokrasisi' olarak pazarlamak istediği Türkiye'nin asıl örnek olma fırsatı. devleti eleĢtirenlere. aynı zamanda küreselleĢen dünyanın küreselleĢen aydınlara ihtiyacını vurguluyor. Onlar Amerikalı. insan haklarına herkes için sahip çıkmasıdır. dünyanın birçok ülkesinde kuĢkuyla karĢılanıyor. zayıflatmanın en kolay yolu. samimiyetleri sorgulanıyor. Ama aynı Ģekilde. benim vereceğim. savaĢ açıp baĢka ülkeleri iĢgal ederek BirleĢmiĢ Milletleri hiçe sayan. hukuk devletini tesis etmekten de öte. dünyayı ve yaĢayanları önlenemez akıbetlerin eĢiğine getiriyor. alıĢtırmak. Geçtiğimiz yüzyılda vatandaĢlarına ideolojik kalıp zorlayan toplumların. dünyaya bakması gerektiğini belletmek. (illa örnek olmak gerekiyorsa) hem doğusu da hem de batısında evrensel ilkelere sahip çıkmasıyla olabilir. gerçeği barındırsa da. Aitlik. ona aitlikler atfetmek. Yücelttikçe ortaya çıkıyor birleĢtirici sandığımız aitliklerin bölücülüğü.

Dünyanın belki de gelmiĢ geçmiĢ en büyük barıĢ gösterisinin burada Irak savaĢı öncesi yapılmasına. Ege ve Akdeniz'in arkeolojik yerinde. Onu da bulamadım. hafta boyunca mitolojik varlıkların Ģahsiyetlerine büründükleri bir oyun oynayacaklarını söyledi. adanın simgesi haline gelen devasa Preveze Deniz SavaĢı muralini tahrip etmelerinin niçin engellenemediğini soruyorum. Picasso'nun Türkiye'ye gelmesi. Sean Connery'e dolaĢtırılması doğal karĢılanırken. Afrika açlıktan kırılırken. çiftçilere topraklarını iĢlemedikleri için para almalarındaki çılgınlıktan söz eden kimseye de rastlamadım. Öyleyse Heybeliada Deniz Harp Okulu'nda. bugün yaĢayan bizleri anlamaya çalıĢanları düĢündüm. Ahlaksız Hristiyanları Allah'ın AIDS ile cezalandırdığına inanıyor. biri roman. Birkaç gündür Londra'dayım. Pub'ların sokaklarda kurdukları masalarda bira içenlerin neĢeli sesleri geliyor.Yüzyıl sonrasına bir ipucu Gündüz Vassaf 11/12/2005 Birkaç ay önce Londra'daydım. Bugünlerde neĢe dolu sokaklarda Nottingham Karnavalı kutlanıyor. 15-16 yaĢlarında kızların istemeden. Ģüpheli kiĢileri ihbar edin anonsları. Yeni Ġtalyan müĢterilerine Fas'ta hafta sonu partisi planlıyormuĢ. eskiden idam cezasına karĢı birlikte Uluslararası Af Örgütü'nde çalıĢtığım arkadaĢımın babasının 90. yaĢgününü kutladık. Arabasına bindiğim Tanzanyalı taksi Ģoförü burada doğup büyüyen çocuklarını. tek bir kütüphane yapılmamasının eksikliğinin dile getirilmemesini açıklayamıyorum. not tutuyorum. Avrupa Birliği'ne girmeleriyle iĢ peĢinde koĢan Polonyalılar. Picasso'nun bir resmini gördüğünde. bunu demiĢ olmakla rahata kavuĢanlarla ben de kadeh kaldırdım. ĠĢsizler ve umutsuzlar. aynı sarayın kapısından duvarlara sürtünerek geçen turist otobüslerinin ekzozlarını saça saça yıllarca neden oldukları tahribata. Öyleyse. bize Batı yaĢamı vaat eden yüzme havuzlu. Bir yemekte tanıĢtığım ünlü ve yaĢlı tiyatrocular. Londra sokaklarında milyondan çok insanın protestosuna rağmen. Londra Metrosu'nda patlayan bombalardan sonra anti-terörist eğitimli polisin yanlıĢlıkla öldürdüğü Brezilyalı genç yüzünden. Türkiye'nin Avrupa'yı kabulünde Picasso altın anahtar olabilir mi?" Serginin açıldığı ilk üç günde ziyaretçi sayısı 10 bin kiĢi. British Museum'ın önünde mevsimine göre yıllardır sıcak kestane ya da dondurma satan Kıbrıs'tan Girneli Hasan bey. Ben de. BaĢka bir arkadaĢım psikiyatrist. Batı'da yasaklanan zararlı mamullerin baĢka ülkelerde satılmasına karĢı uluslararası bir örgütte çalıĢan arkadaĢımın kızı evlilik hazırlıklarında. ne kadar Batılı olduklarını. kimse ondan terörist diye söz etmiyor. hatta sanki içinden oh olsun diyordu. Eski Ġngiltere BaĢbakanı Margaret Thatcher'in oğlu Mark'ın Afrika'da Ģirketlerine dost bir hükümet gelsin diye paralı askerlerle Ekvatoryal Gine'de darbe teĢebbüsünden hüküm giydiği halde. Tuttuğum notlara Ģimdi bakarken. yıllık iznini liseden arkadaĢlarıyla birlikte geçirmeye karar verdiğini. hem kendilerine hem de Batı'ya kanıtlıyor. kapalı olduğu bir günde özellikle açılıp kuĢağımın ileri gelen tarihçilerinden birinin eĢliğinde Batılı bir film yıldızına. "Bunu ben de yapardım" dediği söylenen 12 Eylül'ün yargılanamayan sorumlularından Kenan Evren'in . ABD'nin Birinci Dünya SavaĢı'nda Ġngilizlerin safında savaĢıp Almanlardan kurtardıklarını bilmiyordu. Amerikan filmlerinde bile örneklerini görmediğimiz sitelerde. Galatasaray'ın UEFA kupasını yurda getirmesi gibi milli bir zafer olarak dile getiriliyor. Para biriktirdikten sonra o da memleketine dönüp lokanta açacakmıĢ. yıllarca kapalı kalmasına kültür çevrelerinin aldırmamasını açıklayamıyorum. Her derde deva! Picasso Türkiye'de Gündüz Vassaf 04/12/2005 New York Times. Tanıdıklarımı sordum. el ele tutuĢan. Eylülün ilk haftası. 4000 mil uzaktaki felaketin Ġngiltere'ye uğramayacağını. diğeri tarih. güneĢlenen insanlar. Biri Milano'daymıĢ. iktidar ve ana muhalefet partilerinin iĢgalden yana çıkmalarına da kimse 'Bu ne biçim demokrasi' demiyor. "Ġstanbul'daki özel bir müze Picasso sergisi açarak Avrupa'yla bütünleĢme yolunda önemli bir adım attı. Ġstanbul Arkeoloji Müzesi'nin. Ben de emeği geçenlerin rüyasının gerçekleĢmesinden mutluluk duyuyor. her sene yaptıkları gibi. Öyleyse. kendime Ģu soruyu sormadan edemiyorum. amcalarının yanına geri yollamıĢ. hafta sonu havanın güzel geçeceği müjdesini veriyordu. Türklere nerdeyse hiç rastlanmamasına anlam veremiyorum. Türkiye'nin bir kültür olayı ile sözünün edilmesine seviniyor. turistlerin eskisi gibi gelmediğinden yakınıyor. "Avrupa'nın Türkiye'yi. bu topraklardan gelmiĢ geçmiĢ uygarlıklara ait bölümlerinin bekçi yetersizliğinden. yabancı markaları satın alabileceğimiz alıĢveriĢ merkezli. fitness center'lı. sorumlu kültür çevrelerince tepki gösterilmemesine anlam veremiyorum. ĠĢi Avrupalı zenginlere eğlence düzenlemek. Ġlgimize. Terörizm deyince akla gelen Doğu görünümlü esmer insanlar." Financial Times. Bu ilgi bizim ne denli kültür peĢinde bir toplum olduğumuzun göstergesi mi? Eğer öyleyse. Londra'nın yemyeĢil parkları. memleketine. Londra'nın küresel ısınmadan suların altında kalmasına en az 50 yıl var. 100 yıl sonra dünyamızın halini açıklamaya. Irkçılıktan yıllardır nasiplerini alan Afrikalılar nispeten rahat. Ġngiltere'nin yeni göçmenleri de Avrupalı-Sovyet sisteminden kurtulup özgürleĢirken aynı zamanda iĢsiz kalan. Sokaktaki Afrikalı böyle medeniyet olur mu diyedursun. Hava güzel. ama pek de istemiyorlar. Öyleyse. Gazeteler. modern sanata yönelik bu ilgi önünde herkes kadar ĢaĢıyor. kitaplarını bitirmek üzere. karısıyla birlikte. Metroda. askerin 1773 tarihli yapıyı yok sayarcasına yanına yaptırdıkları ucube inĢaat uğruna. sahipsiz çantaları. Öyleyse. ağustos ayının kötü geçtiğinden. ilk aĢklarını yaĢayan gençlerle dolu. Doktor olan müstakbel kocasıyla belki Yeni Zelanda'ya taĢınacaklar. Para çekmeye gittiğim bankada televizyon ABD'de New Orleans'ı vuran kasırga haberiyle birlikte. öpüĢen. bilmeden gebe kalmaları da Avrupa'da en çok Ġngiltere'de. Avrupa'da en çok bu ülkenin gençlerinin alkol sorunu olduğunu yazıyor. her Ģeyin dıĢarıdan gözlemcisi. Sevgilisi. Türkler modern sanata bağlılıklarını. Cumhuriyet'in baĢarısının bir kanıtı hem de modern sanata açlığımızın göstergesi olarak bakılıyor. Topkapı Sarayı'nın. piyasanın arz-talep iliĢkisi bozulmasın diye tarım fazlasının yakılmasından. Evlerinde kaldığım arkadaĢlarımın ikisi de yıllardır yazdıkları. Ama iki kadeh arası Bush ve Blair için savaĢ suçluları deyip. Ülkede bayram havası esiyor.

son bir örnekle. iĢkence ve ölüm cezası dıĢında. bir süredir bu ülkenin. yapıtlarına ilgi olsa. resimlerinin yok satmasını. kaynağı neresi olursa olsun. telefonlarımızın dinlenmesine de odaklanmıyoruz? Neden iĢçinin. hapishane koĢulları. Yazının baĢlığı kadar gözlemim de tehlikeli. Çok partili seçim sistemiyle geliĢen demokratikleĢme sürecinde ortaya çıkan yeni sol aydın tipi de mesajını gene dıĢarıdan. ve neden bizler de demeç ve eylemlerimizi bu gündeme kilitliyoruz da. göçmen sorunları. hangi insan haklarının gündemde olduğu. Batılı bir Türkiye imajının. binlerce kiĢinin olası ölümünü durdurmak kisvesi altında. devletle el ele BatılılıĢma projesi içinde yer aldı. Pet ĢiĢe toplayarak çevreyi koruma projesi. mağazalarımızda onun ucuz röprodüksiyonları satılmaz mıydı? Ġlgilendiğimiz Batı'dan gelen Picasso adlı bir marka mı? Türkiye'ye ilk geldiklerinde gene rekor düzeyde ilgi gösterdiğimiz Mc Donald's hamburgerine. herhangi bir insan hakkı ihlalini mazur gösterecek. çocukların çalıĢtırılmasına karĢı baĢka bir projeyle durdurulur. sanatın evrenselliğinin farkında olmak. Türkiye'de aydın denilen kiĢi uzun yıllar Cumhuriyet'in kadrolarından çıktı. üniversitelerde özgürlük. hangi insan hakları ihlallerinin kovuĢturulacağını belirleyen. sansürsüz iletiĢim. Tarzan ne zaman beyazperdede görünse Afrikalıların onu alkıĢladığını. Ama eksik. her ülkede aynı anda. Tehlikeli. baĢka memleketlere iĢkence ihracatı yaptığı da apaçık ortada. Benim sözünü etmek istediğim.resim sergilerine ilgimizi. Terörizmi engellemek. sokaklar temiz derken çocuk hakları. Batı'da öncelik kazandı diye. Tam çocuklar mutlu. bizim nezdimizde Van Üniversitesi Rektörü AĢkın'ın canı patlıcan mı? . IKEA möblesine merak mı? ġuna da iĢaret etmek istiyorum. Konu. Batı'nın gündemindeki konulara dikkat çektiğimizde. Ġbrahim Kaboğlu) raporlarında yazdıklarından yargılanması az bile yapıldığının kanıtı. haklı çıkarabilecek tek bir neden yok. kültürümüze saygısı olmayan Batı emperyalistlerinin silahıdır iddiasındaki rejimlerin ekmeğine yağ sürüyor. anlamak istemiyorum. Türkiye gibi ülkelerde insan hakları konusunda canla baĢla uğraĢanların. Sanatın evrenselliğini takdir etmek. BaĢbakanlık Ġnsan Hakları Kurulu üyelerinin (Baskın Oran. Uluslararası Af Örgütü'nün geleneksel konuları. ülkemizde Ģimdiye kadar onunla ilgili kitaplar tercüme edilmez. bu nedenle hapse giren. Bu nedenle. eĢcinseller. son yıllarda önemli siyasi bir rolü olduğunu biliyoruz. hayatlarını tehlikeye atanların. onunla bütünleĢmesinden. haber alma özgürlüğümüzü engelleyen medyanın monopolleĢmesi. Günümüz aydını da Batı'da oluĢturulan gündemin temsilcisi. uluslararası örgütleri. çünkü insan hakları. savaĢ suçlularının yargılanması. neden Türkiye söz konusu olduğunda kâh gündeme getirilip kâh gündemden düĢürülen Kürt ve son zamanlarda Ermeni sorunu. Olamaz da. Biz sömürge aydını mıyız? Gündüz Vassaf 27/11/2005 Her ne kadar evrensel insan hakları beyannamesi gerçekten evrenselse de. faĢizan ya da dine dayalı milliyetçiliği körüklüyor. kim haklı. Aklımda Kosta Rika'dan bir örnek var. göçmenin mağduriyeti ile uğraĢanlara miyadını doldurmuĢ mücadelelerin müritleri diye bakılırken. modayı takip edercesine. iĢçi hakları. "Sen misin yabancıların koruduğu ülkemizin düĢmanı?" denilirken mağdurların mağduriyetinin artarak süregelmesine neden oluyor. sanatı gündelik hayatının parçası yapmaktan geçmez mi? Türkiye'de gerçekten Picasso'nun sanatçı kiĢiliğine. Batılı bir çevre koruma örgütü bu ülkede baĢlattığı bir kampanyayla. Afrika'da Tarzan filmi gösterildiğinde. azınlıklar. bilgi verebilecek konumda olduğu sanılan kiĢilere iĢkence yapmanın mübah olduğu tartıĢması ABD Kongresi'nde yapıldığı gibi. çevreyi koruma ağırlık kazanır. önce insanın burnunun dibindeki sanatı korumasından. Yapılan yanlıĢ değil. Yoksa bugünlerde ABD'de aynı mazeretler peĢinde. hatta kim haklı diye karar verilebilir mi tartıĢmasından da öte. basını seferber eden Batı. Ġslam demokrasisi adlı bir siyasi hilkat garibesinin Batılı bir görüntüyü kendi amaçları doğrultusunda 'sunmasının' bir örneği değil miydi? Yakında Turkiye'de beklenmedik çevrelerden yeni Picasso'cular çıktığında Ģasırmamalı. kendileri gibi karaderilileriyse aĢağıladıklarından yola çıkarak 1960'ların sömürge aydınının tipolojisini çizmiĢti. iĢkence görenlerin. bunun karikatürlere bile konu olmamasını. sanatseverler onun orijinal eserlerini görmeyi sabırla yıllarca beklemiĢ olsalar. Batı'nın yerinde bir Ģekilde Türkiye'de arka çıktıklarının canı can da. Bunlar bilinen Ģeyler. içiĢlerimize karıĢmak isteyen. anlıyorum anlamasına ama. aynı türden insan hakları ihlallerinin gündemde olması Ģart mı? Bizim gündemimizi bununla sınırlamamız ibret verici değil mi? Ya da. bu sefer uluslararası soldan aldı. yargılananların bildirilere imza atanların genellikle gündemde olan konularını Batı'nın tayin ettiği. sokak çocuklarına topladıkları pet ĢiĢeleri karĢılığında cüzi para ödedikleri proje geliĢtirir. geçtiğimiz yıllar içinde çalıĢma kapsamına aldığı etkinlikler de Batı'nın kendi toplumsal dinamiğinde oluĢan önceliklerden seçilme. Bugünlerde Batı için gündemde olan insan hakları türü neden kadınlar. Sivil alanlarımızı giderek Ģeriat esaslarına göre bölmeye yeltenen bir hükümetin Avrupa Birliği görüĢmeleri arifesinde Ġstanbul Modern'i alelacele açtırması. Ģu prensip bu prensip derken bir ülkenin ve insanlarının yaz boz tahtası yapılabilmesi. ön plana çıkarılıp el üstünde tutulmamızdaki çifte standarta sesimizi çıkarmıyoruz? Cezayirli psikiyatr Franz Fanon. psikolojik ihtiyaçlarımızı da gidermekten öte. e-postalarımızın okunması.

sokakta yürümesini bilmeyen insanlar arasında taĢan sabrımız. farkında değiller yeni kentleĢme modelleriyle dünyanın en genç . hepsi otoyoldan Ġstanbul'a en fazla yirmi." Ġlkelerini psikolojik doyumsuzluklarına ya da günlük çıkarlarına göre seçenler inandırıcı olmuyor. farklısınız diye aĢağılayadursunlar ama bir de gelip görsünler lütfen. sitelerden rant alan. Çocuklarımız hatırlamaz eskiden yurtdıĢına gidenlerin dönerken bavullarında torba torba Nescafe taĢıdıklarını. Artık biz de sitede yaĢıyoruz. sular kesildiğinde küvette biriktirdiğimiz suyla yetinmeye çalıĢtığımızı. Kapkaççıların cirit attığı. konu konu olmaktan çıkıyor. benim gibi düĢünen. Bu yazının baĢlığı 'Derin devlet kültürü' de olabilirdi. sendikacı değildim. Sinemalarımızda Londra'da oynayan film. Ġstanbul'u yaĢanılmaz kılan yönetimler. takım tutmalarından kaynaklanan bir ilkesizlik. baĢımıza gelecekleri düĢünmeden. Sonra Katoliklerin. adam kimlerden denmesinden' yakınıyor. 'iyi kötü'. Aydın dediğin solcu olmalıydı. sitemizin parklarında. Böylece. bahçeli evler.Yahudi değildim. Sonra sendikacıların. BaĢkaldıracaklar sentetik sitelerde. 20. Buı tavrın. koĢu parkurları. Katolik değildim. Orhan Pamuk'un. özverili davranıyor. Toplumun vicdanı adına bize yol gösteren. Sade taraf tuttuğumuz konularda sesimizi çıkarmak. hâlâ siyah-beyaz gördüğümüz dünyamızda taraf tutarak. geçen sene yüzde 46 verdi. hem de kapağından. Türkiye'nin huzurunu hep azınlıklar sorununa bağlı görenler. tutarsızlık değil mi? Ama bu modelin artık Türkiye için geçerli olmadığını savunanların da. Kendimizi tehlikeye atmasına atıyor. Bana arka çıkacak. devleti. Newsweek dergisi. siyasete ilke kılıfını giydirenlerle aynı konuma düĢürmez mi? Ġkinci Dünya savaĢı yıllarında Alman rahibi Martin Niemüller'in aĢağıdaki ünlü sözleri günümüz bağlamında da geçerli. Küba'da idam mangalarına nezaret eden Che Guevara'ya bunca yıl sonra bile kahraman gözüyle nasıl bakılabilir ki? Herhangi bir konuda tutumumuzu belirlerken. yatırımcılara pazarlarken (devletin sırtından geçinmeye alıĢık bildik kapitalistlerimizi de ĢaĢırtan bir hızla). gecekondularda yaĢayanlara cennet vaadiyle göz kırpan. dubleks. Yıllar önce Türkiye'de basın günlerce sağcı aydın olup olmayacağını tartıĢmıĢtı. Ragıp Zarakolu'nun yargılanmasına karĢı çıkıp. hiç sesimizi çıkaramayacağımız günlere de davetiye çıkarmaz mı? Sade taraf tuttuğumuz konularda sesimizi çıkarmak. cepheleĢerek süregelmesi. Borsa fırladı gitti. 'idüğü belirsiz' diye adlandırdıklarımızın küfürleĢip tükürdüğü Ģehirde bir zamanlar apartmanlara hapsolan çocukların. Sağcı aydın deyimi. fitness center'lı. 'Derin devleti' besleyen de bu ilkesizlik değil mi? İstanbul'da inecek var! Gündüz Vassaf 13/11/2005 Bakın ne kadar mutluyuz. Onlar Müslümansınız. bizim için özverilerinizi dinlemekten gına geldi diyecekler. yüzyılda milliyetçilikle de örtüĢen faĢizme karĢı mücadelede tüm dünyada oluĢmuĢ bir tavır. aynı günde hatta daha da önce burada vizyonda. yani anlamı zıt kelimelerin yan yana gelmesiydi. sade Türkiye'de değil. itiraz etmedim. bizi aydınlatanlarda aranan en önemli vasıf taraf tutmaktansa tutarlı olmaları değil mi? Apo'nun idamına karĢı çıkıp Adnan Menderes'in asılmasını onaylayıp. Doğru bulmadığımıza karĢı taraf bizden önce tepki verince de susmayı tercih ediyoruz. Arkamızda mutlaka birileri gerekiyor. bizim gibi insanların yaĢadığı. Akmerkez'de bir turlasınlar. gözü kara. kendi fikirlerimiz doğrultusunda konuĢmaya cesaretimiz yok. kenti turistlere. ilkeler çerçevesinde bir araya gelebilmemizin önünde engel. bilmediniz otuz dakika uzaklıkta bir sitede ben de yaĢadım. bir ideolojiyle bütünleĢmemiz. Amerikan dizilerinde görmediğimiz yüzme havuzlu. Bağdat Caddesi'nde. Van Üniversitesi Rektörü'yle genel sekreterinin baĢına gelenler karĢısında sessiz kalmayı tercih etmeleri de ilkesizlik değil mi? Bir arkadaĢım bu konuyla ilgili mektubunda. oyun alanlarında. tripleks daireler. Kasırga'dan sonra gördük. bir tarafla. Fransa'da ırkçılığa ve aĢağılanmaya karĢı göçmenlerin ayaklanmasını 'Oh oldu!' diye karĢılayanların. Hırant Dink'in. Ġstanbul'u Avrupa'nın en 'cool' Ģehri ilan etmedi mi? Amerika diye diye de yıllardır ölçüyü kaçırdık. bağımsız düĢünebilmenin. ama o zaman daha yazı okunmadan taraf tutmaya davetiye çıkarmıĢ olabilirdim. hiç de Türkiye'de alıĢık olmadığımız New Orleans'taki üçüncü dünya manzaralarını. aydın tanımının bir tarafa aitlikle değerlendirilmesiydi. Çamlar arasında temiz hava. 'Ġmparatorluğun ÇöküĢ Döneminde Osmanlı Ermenileri' toplantısının. sentetik yaĢamlarına. 'ilerici gerici' gibi. TartıĢmada garip olan aydının sağcı olup olamayacağı değil. ilerde onları isyan ettirecek ıĢıklarla sınırlandırılan tekdüze özgürlüklerine kavuĢtuklarını gördüm. meselenin özü kayboluyor. Türkiye'de aynı ulus-devlet modelini savunmaları. Benim için geldiklerinde itiraz edecek kimse kalmamıĢtı. elektrik kesildiğinde mum yaktığımızı.Çocuklarımıza yaĢatmayacağız çektiğimiz sıkıntıları. itiraz etmedim. Türksünüz. sizin sıkıntılı geçmiĢinizi. (Türkçe karĢılığı olmayan) Ġngilizce tanımıyla bir 'oxymoron'. bizi 'ilke tüccarlarıyla'. Bakın Avrupalı gibi yaĢıyoruz. ElveriĢli taksitler ile ev sahibi olma. iktidarı karĢımıza alacağımızı bile bile düĢüncelerimizi açıklıyor ama tek baĢımıza olamıyoruz. itiraz etmedim. Meraklıyız taraf tutmaya.İlkeli ilkesizlikler ülkesi Gündüz Vassaf 20/11/2005 Taraf tutmayandan hoĢlanmayız. 'adama ne yapılıyor sorusu yerine. Tek baĢımıza. kaldırımları kazılan. farkında değiller gecekondu ve sitelerle kuĢatılan Ġstanbul'un gelecekteki gençlerini nasıl bir Türkiye'ye doğru ittiklerinin. Gün gelecek. "Önce Yahudilerin peĢine düĢtüler. Ne ararsak dükkânlarımızda. ortada bir tek taraflar kalıyor. yabancılara kucak açacak bir mekân olarak. gerilen sinirlerimizle psikologlara taĢındığımız günleri. benimle aynı tarafta olan. gökdelen projeleriyle iktidarlarının muhasebesini yapanlar.

farkında değiller ülkemizin geleceği diye söz ettikleri gençleri nasıl böldüklerinin. SavaĢ halinde olan Ġsrail'de askere gitmeyi reddedenin hapis cezası 14'er gün. Askeri mahkeme Tarhan'a 'emre itaatsizlik' ve 'askerlik yapmamak için emre itaatsizlik' suçlarından ikiĢer yıl hapis cezası verdi. Farkında değiller Ġstanbul'u Ġstanbul'a nasıl yabancılaĢtırdıklarının. Türkiye kendine Ġslam markasını taktırdı. çevre temizleyicisi. yerli-yabancı kim olursa olsun. köktenleĢtikçe Türkiye de köktenleĢiyor. ortaokullarda. Derken. böyle bir yasa geçtiğinde. Vicdani ret hakkı profesyonel askerlere tanınmıyor. Yunanistan'da askerlik zorunlu ama silah altında olmak zorunlu değil. Avrupa Birliği yolunda Türkiye askerde sivil alternatif hizmet hakkını tanıyacak. yeni bir deyim kullanıyor . Dünyanın en büyük ordularından birinin beslendiği Türkiye'de askere gitmeyi reddettiği ve baĢka tür hizmet olanağı olmadığı için Mehmet Tarhan'ın cezası dört yıl hapis. huzurevlerinde bakıcı. Türkiye'ye Ġslam markası takıldı. Asırlardır kendisini 'asker millet' olarak tanımıĢ bir kültürde tabuların yıkılması hiç de kolay değil. yurtdıĢından bildik heyetler gelecek. Ġbret verici bir ilgisizlikle kimse sormuyor neden Japonya'dan Budist demokrasisi. Igal Rosenberg 14 gün Ġsrail'de hapse mahkûm edildi. ABD'nin stratejik müttefiki. Doğu inanmak. Gün gelecek. Batı düĢünmektir. basında. Tersine. Türkiye'ye bu konuda ilgisinden cesaretlenenler asker karĢıtı eylemlere baĢlayacak. Yasaya göre dini ya da vicdani nedenlere dayanarak sivil hizmet hakkı talep edilebiliyor. Dünyanın. Dünyanın egemen güçleri çıkarlarını. Türkiye'nin stratejik ortağı ABD. Bir gün göstericileri koruma. Bugün Türkiye bir Ġslam ülkesi olduğundan Avrupa'da yeri yok denmesi. Meclis'te komisyonlar kurulacak. kamu projelerinde hizmet elemanı olarak yapmaya hevesli olabileceklerini hiç sanmıyorum.. iliĢkilerin dondurulmasından söz edilecek. Askerlik kara kuvvetlerinde 19. Türkiye'ye sanki ayrıcalıklı bir konum veren. kurmay subaylar. yeni kırmızı çizgilerden söz edilecek. müstakbel AB üyesi Türkiye için artık. modernleĢme kuramcıları. Avrupa Birliği'yle sinirler gerilecek. . hava kuvvetlerinde 21. turizm polisi. donanmada 23 ay. Batı ittifakına dahil bir NATO üyesi olarak kimse Türkiye'den 'Müslüman NATO ülkesi' diye de söz etmemiĢti. Ordu dıĢında sivil alternatif hizmet hakkı 1998'den beri Yunanistan'da tanınıyor. Ġsrail'den Yahudi demokrasisi diye söz edilmediğinden. liseli gençlerin BaĢbakan ġaron'a yazdığı ve 60'dan çok gencin imzaladığı açık mektubun imzacılarından biri. farkında değiller inanç ve tüketimin toplumsal huzuru sağlamaya yetmeyebileceğinin. üniversitelerde hocalarımız da tekrarladı. Ama niçin bugün değil? Yoksa. özünde aynı anlama geliyor. Quo Vadis Türkiye? Gündüz Vassaf 30/10/2005 Ġlkokulda öğretilenleri. uzlaĢanlar vatanı satmakla suçlanacak. turist rehberleri. onlara karĢı olanlar harekete geçecek ya da geçirilecek. bugün ĠslamlaĢarak BatılılaĢıyor. liselerde öğretmen-lerimiz. Her ne anlama geliyorsa. Kanada'dan Hıristiyan demokrasisi. Türkiye'deki durumu inceleyip onur kırıcı raporlar verecek. gözlem ve tavırları nedeniyle Meclis'te. Farkında değiller.nüfuslu ülkelerinden biri olan ülkemizde nasıl bir patlamaya yeĢil ıĢık yakmıĢ olabileceklerinin. Kıbrıs sorunu ve Türkiye ile yaĢadığı gerilimlerden dolayı bu ülke 1976'dan beri genel askeri seferberlik halinde.. Genelkurmay'ın gençleri kamu hizmetlerine yönlensinler diye büyük çapta bir teĢvik faaliyetine girmesi bile gerekebilir. Batı bilgiden gücünü alır. Bu düĢünce bir döneme damgasını vurdu. vatana hizmet kadar. ertesi gün müdahale etme emri alan polis iki arada bir derede kalacak. Türkiye'de geçtiğimiz 8 Nisan'da Sivas Askeri Cezaevi'ne konulan vicdani retçi Mehmet Tarhan dört yıl hapse çarptırıldı. gençlerin askerliklerini öğretmen. Avrupa Birliği'nin içinde ya da dıĢında olsun. Igal. dünyaya örnek gösterilen bu yakıĢtırmaya paye diye bakanlarımız memnun görünüyor. Vatan duygusunun bu kadar güçlü olduğu Türkiye gibi bir ülkede. Hindistan'dan Hindu demokrasisi. Ġslamcı siyasi gelenekten gelen bugünkü Türkiye BaĢbakanı'na Beyaz Saray'da ilk buluĢtuklarında. "Sizle çok iyi anlaĢacağız çünkü ikimiz de Tanrı'ya inanıyoruz" dedi. kapalı kapılar arkasında uzlaĢılacak. Farkında değiller kent yaĢantısında gençler arası yaratılan uçurumların. kütüphaneci. Batı geleceğimiz.'Ġslam demokrasisi'. Ġslam Allah'tan. vatandaĢlık haklarıyla da ilgili. Cumhuriyet'ten de önce baĢlayan Türkiye'nin batılılaĢma süreci Ġslam'dan uzaklaĢma sürecidir. Konunun özü. diplomatlar ne diyeceklerini ĢaĢıracak. genelkurmay açıklamalarında sert eleĢtirilere uğrayacaklar. Ġgal. Yunanistan'da asker olmak Gündüz Vassaf 06/11/2005 Yunanistan'da askerlik zorunlu. Nüfusu Türkiye'nin beĢte biri Yunanistan'da genel seferberlik hali olmasına rağmen sivil hizmet hakkı var. orduya kaydolmayı reddettiği için Ģimdiye dek 3-21 ġubat ile 26 ġubat-22 Mart tarihleri arasında hapis yatmıĢtı. Marksist ideologlar aynı Ģeyleri söyledi. köktenci Hıristiyan olarak bilinen ABD CumhurbaĢkanı. Her halükârda Türkiye'ye Ġslam ülkesi olarak bakılıyor. Türkiyeyi bölmek isteyen güçler hortlayacak ve hortlatılacak. Ġslam'dan ayrıĢarak BatılılaĢan Türkiye Cumhuriyeti. Yazarlar. Doğu geçmiĢimizdir. belgesel filmciler.

en ufak bir konu komĢu probleminde çaresiz düĢen erkek. ĠçiĢleri Bakanı Abdülkadir Aksu. Ġngiltere'de kralı astırtarak diktatörlüğe yönelen Oliver Cromwell ile kutsal düzene inanan Ģair John Milton'ın ormanda bir piknikte ibret verici tartıĢmalarında konuyu canlandırıyor. Artık kadının da gırtlak ya da akciğer kanserinden ölme olasılığı erkeklerden düĢük olmadığı gibi. doktor. Bir zamanlar sade erkeklere açık olan mesleklere girdiler. Örneğin eskiden sigara içen kadın ayıplanır. EĢitliğini böylece ispatlamıĢ olurken. (son Irak örneğinde de gördüğümüz gibi) her Ģey mubahtır. filmlerde güçsüz. günümüzde de seks köleliğinin küreselleĢen kapitalizme layık bir Ģekilde güçlenmesi. alaya alınarak yapılmasının gelecekteki toplumsal maliyeti meraka değer. pot kıran. Sınırlı ve az sayıda Yahudi. konseyin yaĢayan üyeleri Nejat Tümer. yazarlarından Ġslam sanatkârları diye söz edilmesin? Modacıları niçin çağdaĢ Ġslam stilinin öncüleri olmasın? Niçin Darwin'in evrim kuramıyla birlikte okullarda dünyanın Tanrı tarafından yedi günde yaratıldığı da yakınlarda okutulmasın? Niçin kadınların kendi bedenlerinin sahibi olmalarının bir belirtisi olan kürtaj sınırlandırılmasın? Türkiye'de niçin bildik çevrelerin özellikle eğitime yıllardır büyük yatırımlar yaparak özlemle beklediği. Genelkurmay BaĢkanı Orgeneral Hilmi Özkök. BaĢbakan Tayyip Erdoğan. gayriihtiyari erkeklerin bile bile kendine zarar verme özelliğini de kaçınılmaz olarak taklit etmiĢ oluyor. Meslek seçimi çoğaldıkça. Tanrı'dan gücünü alan. mühendis. politikacıları ülkelerine nasıl 'Ġslam demokrasisi' diyebilirler? Demokrasisine Ġslam denilen bir ülkenin yakında niçin üniversitelerine Ġslam üniversitesi. Ersin'in cenaze namazına 12 Eylül'ün Milli Güvenlik Konseyi (MGK) BaĢkanı daha sonra da 7. eğitimin de kalitesi düĢtü. artık çocuk yapılmasında bile kendisine ihtiyaç duyulmayan erkek cinsinin küçümsenerek. bunlara rağmen erkeklerin bulaĢık yıkarım demesinin kayda değer bir geliĢme sayılması karĢısında. salak erkek imajıyla karĢılaĢmaktayız. Kadın da. öğretmenlik alanı yeteneksiz kadınlarla. Devlet Bakanı Ali Babacan. Ģeriatla yönetilen Ġslam ülkelerinde ırzına geçilen kadının ifadesinin bile geçersiz sayılması. baĢka iĢlerde kadınlarla rekabet edemeyen yeteneksiz erkeklere kaldı. CumhurbaĢkanı Süleyman . CumhurbaĢkanı olan Kenan Evren. çizerleri. kadınların uyanıĢının yumuĢak tepkilerle dile getirildiği söylenebilir. Çılgın Türkler'in demokrasi arayışı Gündüz Vassaf 16/10/2005 12 Eylül askeri darbesini gerçekleĢtiren Milli Güvenlik Konseyi'nin iki numaralı ismi ve dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı eski Genelkurmay BaĢkanı emekli orgeneral Nurettin Ersin dün Ankara'da Cebeci Askeri ġehitliği'nde toprağa verildi. Kendilerine güven geldi. erkeklerle aynı iĢler için rekabet ederken. Kadınlara ve eĢcinsellere yönelik eĢitlik arayıĢlarının yaĢantımıza çeĢitlilik getirmesi beklenirken bunun. kadınların cinselliğinin her zamankinden çok pazarlanması. gülünç. Konu hassas sayıldığından. eylemleriyle ona hizmet ettiklerine inanan. erkek gibi istediği yerde istediği kadar sigara içiyor. Ancak bugünkü kuĢakların belki pek de tanımadığı 'aptal sarıĢın kadın' imajından kurtulmuĢken Ģimdi de televizyon dizilerinde. Tahsin ġahinkaya katıldı. avukat. ġimdi böyle bir sorun yok. Cenaze törenine 12 Eylül'de siyaset yasağı konularak sürgüne gönderilen eski BaĢbakan ve 9. Zenci ve kadınların da alındığı üniversite kapılarını zorladılar. Yazar. reklamlarda. CumhurbaĢkanı Ahmet Necdet Sezer. peygamberlerin silme erkek olması. eskiden ancak öğretmen olabilen yetenekli kadınlar. Aptal sarışın salak erkek Gündüz Vassaf 23/10/2005 Kadının giderek özgürlüğünü kazanmasının yaĢantımızı nasıl etkilediği binbir doktora tezine gebe. sinemacılarından. Kadınlar eĢit haklara sahip oldukça okullardaki eğitim kalitesinin düĢtüğüne iliĢkin bir yazı okumuĢtum. çocukları da sağlık sorunlarıyla doğabilir. kendilerini baĢkalarına değil de Tanrı'ya karĢı sorumlu hissedenler için. 'Ġslam aydınının' rönesansı yaĢanmasın? Londra'da Mehmet Ergen'in sanat yönetmenliği yaptığı Arcola Tiyatrosu'nda bugünlerde Jack Shepard'ın bir oyunu sahneleniyor. hastanelerine Ġslam hastaneleri. vaziyete el koyup onu kurtaransa kadın. DıĢiĢleri Bakanı Abdullah Gül. Özellikle ilkokullarda kalitesiz öğretmenlerle birlikte. Sonuç türümüzün tarihinin bir özeti-siyasi güçlerini Tanrı'dan alan. ekmek parasını erkekler getirirdi. Tanrı denince akla bir erkeğin gelmesi. feminist yaklaĢımlar ağır bastığından yeteri kadar eleĢtirel mesafe alınamıyor. Laik olduğunu iddia eden bir ülkenin vatandaĢları. Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül. Özellikle televizyondaki aile dizilerinde. nerdeyse fahiĢe muamelesi görürdü. kadının yeni rolü üzerine kimi düĢüncelere ister istemez bir tür otosansür uygulanıyor. ordusuna Ġslam ordusu denmesin? Niçin Türkiye milli takımı Ġslam tipi futbol stiliyle tanınmasın. kendilerini her Ģeyden ve herkesten önce Tanrı'ya hesap verme konumunda görenleri anlatıyor. yazarları. birçok kültürde binlerce yıldır sorgulanmadan süregelen egemenliği. Oysa eĢitliğin getirdiği baĢka geliĢmeler de var. asker oldular. Ġkinci Dünya SavaĢı yıllarına kadar ABD'de kadınların evde oturması beklenir. Erkeklerin. her Ģeyi berbat eden.Ġslam demokrasisi olan bir Türkiye'de görüyor. SavaĢla birlikte erkekler cepheye gidince kadınlar vatanı kurtarmak uğruna savaĢ sanayiine sevk edildi. kritik kararlarını alırken Tanrı'yı yanlarında hisseden. fabrikalarda erkeklerden boĢalan iĢlere yerleĢtirildiler..

basından. toplumda yeni bir demokrasi kültürü yaratabilmek için Almanya'da faĢist partiler yasaklandı. yüzyılda Avrupa'da doğup birlikte büyüyen.. sorumlularınsa gönüllü itiraflarla arındırılmasına olanak sağlandı. iĢ adamlarından destek gördü. Napolyon. Türkler geliyor) diye korkutuyor. Üstelik daha 11. olağanüstü hal. Eğer bugün ülkede. kendilerini geçmiĢ yüzyıllardan kalma bir 'öteki'ye göre tanımlamaları artık söz konusu değil. Galiplerin mağlupları yargıladığı Ġkinci Dünya SavaĢı'ndan sonra Almanya ve Japonya'da kurulan Nurnberg ve Tokyo mahkemelerinde sorumluların cezalandırılmasıyla yetinilmeyip. yaĢamın her alanında farklı ırk. Bunun en yakın örneği çok kısa zamanda bir Amerikalı kimliği oluĢturan. 1867'de ayrı ayrı saraylarına davet eder. CHP Genel BaĢkanı Deniz Baykal ve dönemin diğer siyasetçileri katılmadı. Ġmparator I. Avrupalıların. din ve dillerden gelenlerin temsil edildiği ABD 21. Kral Leopold. 12 Eylül WAnayasası'na da rağmen nisbi de olsa bir demokrasi varsa. eski BaĢbakan Bülent Ecevit. Türkiye'de de çokkültürlü Osmanlı geçmiĢiyle övünülmesine rağmen. Irkçılar tersine inansa da farklı kültürlerden gelenlerin Avrupa'da bir arada yaĢayabilecekleri çoktan kanıtlandı. bunu aĢırı akımlara. Kraliçe Victoria. kendi toprakları dıĢında olan Avrupa'ya ayak bastığında savaĢmaya mecburdur. bugün hükümetinde. 2005. Eski Sovyet Komünist Partisi sorumlularıyla bugün hâlâ iktidarda olan Çin Komünist Partisi'nde ise. zamanla bir arada yaĢayanların uzun vadede yeni ortak kültürler yarattıkları unutulmamalı. 'Hakikat ve UzlaĢma' komisyonları aracılığıyla. aradan bin yıl geçmiĢ olmasına rağmen. Japonya. öldürülmesine rağmen) eski kadrolar ve selefleri. uygulamalara aracı oldu. olup bitenlerle yüzleĢmek ve toplumsal uzlaĢı yerine. Shakespeare'in 'MacBeth'inde cadılar kazanlarındaki iğrenç karıĢıma bir de Türk burnu atıyor. ortak düĢman mefhumu hâlâ bir çok Avrupa dilinin günlük deyimlerinde yaĢıyor. Madalyonun öbür yüzündeki durum da aynı. milletvekilleri askeri hükumetlerde yer aldı. üniversiteden. askerin bu konumunun Türkiye'nin Avrupa birliği yolculuğunda bir engel teĢkil ettiği gerçeği de ortada. Osmanlı'nın egemen olduğu topraklar 'Dar-ül Ġslam'. yüzyılın sonlarına doğru gidiyor. ülke çapında sessizliğe gömülen mağdurların öyküleri dile getirildi. Dorebelia'nın Ġnebahtı SavaĢı tablosunda Türklerin bir kısmı Ģeytan suratlı ve kuyruklu. Gündemdeki sorun yeni Avrupa'da kimsenin ikinci sınıf vatandaĢ olmaması.(9 Ekim. sıkıyönetim. Yunanistan albaylar cuntasını yargıladı. kurnaz olduğu kadar bence endiĢe verici. biz iĢgal edildik yorumuyla bugün de değerlendirirken. Hürriyet)Dünyanın çeĢitli ülkelerinde darbeler ve totaliter rejimler sonrası demokrasiye geçiĢ ve toplumsal uzlaĢının çok farklı örnekleri var. savaĢ suçlusu olduğu için ülkesi dıĢına çıkamayan eski cumhurbaĢkanları Kurt Waldheim bir dönem BirleĢmiĢ Milletler Genel Sekreteri bile oldu. . anayasasında savaĢ yapmayı yasakladı. Buralara bir Osmanlı padiĢahıysa ancak 19. Fransızların panayırlarında kafasına üç top atıp devirmeye çalıĢtıkları bezden bebeğin adı 'Tete de turc' (Türk kafası). Özetle ülkede yasama ve yürütme erkleri de darbelerde askerle iĢbirliği içinde oldu. Belki de bu nedenlerle. Bir yandan da askerin ayrıcalıklı konumundan dolayı yüzyılı aĢan çabalara rağmen demokrasinin bir türlü oluĢamadığı.Demirel. Irkçı apartheid rejiminden sonra Güney Afrika cezalandırma yerine geçmiĢle barıĢ yollarını aradı. Kaiser Wilhelm ve Ġmparator Franz Josef. hapse attı. yeni konumlarında iktidarlarını sürdürdüğü gibi. Hıristiyan Avrupa için de 'öteki' hep Ġslam'ın temsilcisi Osmanlı Ġmparatorluğu olmuĢ. ya da darbe rejimleri altında geçiren Türkiye'de geçmiĢin demokrasiyi nasıl etkilediği hâlâ üstünde toplumsal uzlaĢı sağlanmamıĢ bir konu.. kendilerine saygınlıkları iade edildi. Cumhuriyet'in temel ilkelerine ters düĢenlere karĢı askerin kararlı tavrından kaynaklandığını iddia edenler de var. Sultan Abdülaziz'i. PadiĢahın ayakkabılarına özel bir bölme yapılıp içine toprak yerleĢtirilir ki. yüzyılda ilk Haçlı seferlerinde Kudüs'e varabilmelerinin yolu Selçuklu Türkleriyle savaĢmaktan geçiyor.. Bugün. ne bu ne de baĢka ülkelerde proletarya diktatörlüğü yanlısı Marksist-Leninist partilerin yasaklanması hâlâ hiçbir ülkenin gündeminde değil. gençlerin de. kısmi de olsa. Yargılanmayanların bugün toplumdaki yeri kimsenın yüzüne bakmadığı birer hayalet gibi. tazminat ödendi. Ġbret olsun diye bu ülkede ilkokul çocukları müfredat programlarının zorunlu bir uygulaması olarak temerküz ve ölüm kamplarını bugün hâlâ ziyaret eder.. herkesin birlikte bir kültür evriminden geçmesi. Türkiye'de her darbe toplumun farklı sivil kesimlerinden. Ġtalyan anneler çocuklarını 'Mamma li Turchi' (Anne. Nazi geçmiĢini yok sayan Avusturya ise savaĢta Almanlara katılmasını. Çözümse. gittiği yerlerde düĢman toprağına ayak basmasın. Müslüman olmayan vatandaĢlarımızdan günlük yaĢantımızda hâlâ 'gâvur' diye söz ediyoruz. Saray uzun bir süre iĢin içinden çıkamaz. Türkler geliyor!' Gündüz Vassaf 09/10/2005 Osmanlı Ġmparatorluğu ilk yüzyılları boyunca Avrupa'ya elçi bile göndermeye tenezzül etmiyor. Farklı kültürlerden gelip önce yan yana. Her seferinde darbelerin bir hedefi de Meclis olmasına rağmen. ordusunda. (geçmiĢte uygulanan politikalar sonucu birinde en az 20 milyon diğerinde 50 küsur milyon insanın ölmesine. Demirel Nurettin Ersin'in kardeĢi Nejat Ersin'e baĢsağlığı mesaji gönderdiğini belirterek 'insani vazifemi yaptım' dedi. Ancak davet Ġstanbul'da ulema arasında sorun yaratır. ilkelerle yüzleĢmek yerine pragmatizmin cevalliğiyle 'idareten' bir çözüm bulunur. meclis ve özel teĢebbüsün maddi ve manevi desteğiyle. Bugün de Türkiye'de yapıldığı gibi sorun kökünden halledilmeyip. Yani padiĢah. Cumhuriyet döneminin belki de yarısına yakın bir süreyi. aynasında biraz da kendimizi gördüğümüz darbeci geçmiĢimizi ancak törenlerle anabiliyoruz. 'Anne. yani Hıristiyanların toprakları ise 'Dar-ül harp' olarak telakki edilmektedir.

Yoksa Ģimdiye kadar görülmemiĢ büyüklükte. tez canlı da olsa. önceden haberimiz olduğu halde önlem alamadığımız kasırgalar kadar doğal karĢılıyoruz yarınlarımızı feda eden aymazlığımızı. idare mahkemesinin Boğaziçi Üniversitesi'nde yapılacak olan 'Ġmparatorluğun Son Günlerinde Osmanlı Ermenileri' adlı konferansı durdurma kararı. YurtdıĢından Türkiye'ye bakınca da. üniversite Gündüz Vassaf 25/09/2005 Son yıllarda Türkiye'nin özgürlük ve demokrasi yolunda ne kadar mesafe kat ettiğinin bir kanıtı. Zengin olmak istiyorum diyor üniversiteye hazırlanırken bilgi adına bilmece çözerek beyinleri beyin salatası yapıldıktan sonra düzenin kurumlarında devĢirilen gençler. ulusal çıkar. ortaya çıkmaya baĢladı. Ģarkıcıların dünya konserleri. "Bu millet. düne kadar eksikliği hissedilen devlet sorumluluğunun heba edilmemesi çabası. zengin olmak istiyorum diyor yabancı dillerde yabancılara hizmet etmeyi öğrenip onlar gibi görüntü zengini olmaya özenenler.) Tam tersi. Kuzey kutbu eriyor. demokrasinin beĢiği diye bilinen bir ülkenin baĢkentinde. insanın ilkel özlemlerinin bir tezahürü olarak mı bakacağız? Demokrasi. Türkiye'nin de Avrupa yolculuğunu. zengin olmalıyız diyorlar büyük balıkların küçük balıkları yuttuğu söylencesiyle denizlerimizi kurutan. Küresel ısınma yoktur diye kesip atıyor iktidar odakları. devlete karĢı yitirdikleri iktidarlarını yeniden elde edebilmek için fırsat kollayan din adamlarının vaazlarıyla. parlamentosu. tartıĢmaların kamuoyuna mal edilmesine bağlı. Daha dün Osmanlı tarihini bile özgürce konuĢamayan bir ülke konumunda diye bilinen Türkiye. Ģehirler terkedilecek. televizyonda görüntüler. Bunun sağlıklı bir Ģekilde olabilmesi ise herkesin düĢüncelerini özgürce kamuoyuna yansıtmasına. BaĢbakan'dan sokaktaki insana kadar düĢünce özgürlüğünün önemini vurgulayan bir ülke. insan hakları ve demokrasi havarisi olduğu gerçekdıĢı görüntüsü tepetaklak oldu. mecliste muhalefet bastırıyor. zamanımızı nakte çeviren. aitliklerimizi markalaĢtırmak isteyenler. soykırımlardan ölünmesin diye. (Zaten. Açlıktan. 12 Eylül darbesiyle YÖK'le susturulup kapıkulları locası haline getirilen üniversitede akademik özerklik ve düĢünce özgürlüğünün. Dünya'nın iklimi değiĢecek. dünya kamuoyu. 'Gözünün üstünde neden kaĢın var?' diyen Türkiye karĢıtları her fırsatta hezeyanlarını sürdürecek. AB yolunda Türkiye elbette önümüzdeki uzun süreç içinde çeĢitli nedenlerle kendisine dayatılmak istenen kimi taleplere direnecek. bir savaĢtan arta kalan mektubun anısıyla boydan boya saracağımız dünyamızı sahipleneceğiz. birkaç ülke daha bombalanıyor. yüzyılın sonunda tümden yok olacağı söyleniyor. kendi tercih ve önceliklerini vurgulayacaktır. Roma'yı yaktıktan sonra yanarken seyrettiği söylenen Neron'un gözlerinden gazetelerimizi okuyor. insanın. sivil toplum kuruluĢları ve kamuoyuyla demokratik ilkelere sahip çıkan bir tablo var. Üniversite toplantısının mahkeme kararıyla durdurulması çoğu kiĢinin üzülerek vurguladığı gibi Türkiye'nin AB'ye layık olmadığı görüntüsünü de bence vermeyecek. hukuku çiğneyerek hukuku kullansalar da. mahkeme kararına ulusal ve uluslararası tepkilerle bu Ģekilde gündeme gelmiĢ oldu.. hükumetin yangından mal kaçırırcasına kendi özel gündemi için sürdürdüğü görüntüsünün yanında. bitkinin yaĢam tarzı tanınmaz hale dönüĢecek. Türkiye'de üniversitelerin yıllardır özlenen akademik özerkliğe yüreklilikle sahip çıkma gayretinden de öte. AB karĢıtlarının eski alıĢkanlıklarıyla toplantı basarak değil. bu ülkede dünden itibaren basını. kararın hukuksal temelinin zayıflığına rağmen. Kalınlığı yarı yarıya inmiĢ. Dünyanın demokrat olmayan beldelerine demokrasi götüreceğiz deyip oralara askerlerini yollayan. ülkede demokrasinin giderek kurumsallaĢtığının baĢka bir belirtisi. yoluna devam ediyor. Anayasa'daki sosyal haklar bize lüks geldi diyen darbeci baĢbakanların yerini. hükümet çalkalanıyor. komisyonlar. her anahtarı çevirdiğimizde çalıĢmasıyla güvenimizin pekiĢtiği gündelikçi yaĢamlar sürdürüyoruz.Kuzey kutbunda özgür olmak Gündüz Vassaf 02/10/2005 CumhurbaĢkanı karısını aldatıyor. dünyanın Ģimdiye kadar görmediği en büyük 'SavaĢa hayır' mitinginin yapılması. düĢünce özgürlüğünü engellemek isteyenlerin bir avuç kiĢi olduğu manzarası. türlerin nesli tükenecek. AIDS'ten. artık bir kiĢi ya da bir avuç insanın. nispeten demokratik sayılan yöntemlerle tutumlarını belirttikleri bir durumla karĢı karĢıyayız. reklamlardaysa kullanılıp atılacak tüketim mallarının reklamları. memleketin çıkarları ile demokrasi arasında çeliĢki gören bir zamanki egemen görüĢün acz içinde çırpınmasının belirtisi. bu süreçten önceden geçen her ülke gibi. . Kendi koĢullarında iĢtahını doyuran dünya pazarının görünmeyen sınırları dıĢında yaĢayanlarsa biliyorlar yoksulluktan yok olacaklarını. her yeri kapladığından farkında olmadığımız tek bir bayrağın gölgesinde gözlerimizi kamaĢtıran özgürlüklere. kalan yarısının kaybolacağı. ilk bakıĢta akla gelmese de. yitik zamanların düĢlerinde eĢelenip güne isyan etmeyen vicdanımızla. Tersine asıl Türkiye'de demokrasiyi. son mahkeme kararıyla birlikte. cumhurbaĢkanı özür diliyor. Son 10 yılda yüzde 30'u yok olmuĢ. Toplantının Bilgi Üniversitesi'nde. tüm olası provokasyonlara karĢı yapılmasıysa. Toplantıyı durdurma kararının çıkması için baĢvuran Hukukçular Derneği adlı bir kuruluĢun sözcüsünün üniversiteyi bu toplantıyı yapmasın diye uyararak. basit bir seks olayı herkesin dilinde skandala dönüĢüyor. emir veriyor. televizyonlardan haberleri seyrediyor. günümüzde idari mahkeme koridorlarında sessizce karar çıkartmak isteyenlerin alması. aslında Türkiye'nin de çıkarlarının elzem bir parçası olduğu da. iyi ki bunlar bugün bana olmuyor diye avunuyor. otomobilimizin. hayvanın. bir Ģiirin mısrası. vız geliyor iktidar ve muhalefet partilerinin demokratik düzenine.. Yüzyılın ortasına kadar. sizi engin hoĢgörüsünden istifade ettirmeyecektir" sözleriyle tehdit etmesi Cumhuriyet tarihi boyunca. cumhurbaĢkanı yargılanıyor. Yakın gelecekte belki de tek bir çocuğun çağrısı. Basında yazılar. mahkemeler.

"ġu andan itibaren hepiniz tutuklusunuz. Yaptıkları saçmalağın gerçekten bir cinayetle sonuçlanması. Ġçimizdeki polis dıĢarıdaki ajanı ararken satrançta piyonlara odaklanmaktan öteye gidemeyenler evrensel değerlerin Türkiye'de geçerlilik kazanmasının da yolunu kapıyor. Van'da Ermenice adlı bir otel mi açıldı. ABD'deki iktidarın köktencilik anlayıĢı ile bütünleĢen gizli bir ajandası olabileceğine kuĢku. yoksa tam tersi. . yabancılara yöneltiliyor. Türkçe konuĢan Belçikalı Ağrı Dağı'na bir Kürt rehberin eĢliğinde mi tırmandı. vakitlerini evde Türkiye'deki devrimci mücadelenin sorunlarını tartıĢarak geçiriyorlar. Ġleride bu ya da baĢka bir hükümetin ya da baĢka güç odaklarının bugün oluĢmasına arka çıktığı özgür tartıĢma ortamının. Bugün oldukça sinirliler. hızla yayılan dedikodularla birçok kiĢinin adının polise çıktığını görüyorsunuz. ülkede hükümetin. Sabahattin Ali'nin öldürülmesi olayı. Yiyecek almaya giden arkaĢlarının polis olduğuna kanaat getirmiĢler. Yakın tarihimizde yaĢayanlarla konuĢunca. Muhalefetini yitiren. dışarımız ajan Gündüz Vassaf 18/09/2005 Büyük maceralar sonucu Türkiye'den 12 Mart'tan sonra kaçan. ben polisim" diyor ve ilave ediyor. iĢin vahametinin sadece birer göstergesi. Paraları az olduğundan pek sokağa çıkmıyor. en yakınlarıyla birlikte olduklarında bu isimleri dile getirdiklerini. uzun zamandır görüĢmemiĢler gibi kucaklaĢıyorlar. belki çok daha eskilerden. gizli polisin günümüz Türkiye'sinde de görevi baĢında olması son derece olağan. parti. Mahir Kaynak gibi 12 Mart'ta askeri darbe provokatörleri. ülke çıkarlarıyla demokrasinin ayrılmaz bir bütün olduğu. Kendini savunması istenen. 12 Eylül totalitarizminin. düĢünceyi sindirdiği. eve dönmesini bekliyorlar. son anda arkadaĢlarının espri gücüyle engelleniyor. Mahkeme kuruluyor. toplantı. belki Cumhuriyet tarihinde son günlerde hissedildiği kadar hiç duyulmamıĢtı. Türkiye'nin aleyhinde çalıĢan bir ajandır. daha demin suçladıklarıyla. Paris'teki gençlerin içlerindeki polisi araması. kimi Ģeylerin daha özgürce konuĢulabilindiğinden midir. Ne var ki. paranoyaya varan ölçüde etrafta gizli polis aranır olmuĢtu. yabancılarla onların 'yerli iĢbirlikçilerine' yönelik. diĢe dokunur herhangi bir muhalafetin tohumlarını yok ettiği. bir gün baĢka bir bağlamda aleyhine geliĢebileceğini de görmesi. İçimiz polis. o hükümetin zayıflığından çok. daha üç ay önce Meclis kürsüsünden seslenen kendi sözcüsüne rağmen. 25 yıldır süregelen anayasası ve YÖK gibi kurumlarıyla. Atatürk'ün Selanik'deki evinin gizli polis tarafından bombalanması ve provokasyanda basının rolü gibi 6-7 Eylül'ü tetikleyen olaylar da dostların birbirlerinden Ģüphelenme temayüllerini güçlendirmiĢ. anılarını okuyunca. En ufak bir kıvılcımla parlamaya hazır milli duyguların galeyana getirilmesiyle ulusal çıkarlar da feda edilebiliyor. Abdülhamit dönemi ve öncesinden. aralarında su sızmayan dava arkadaĢları suçunu itirazsız kabulleniyor. Ġlk kez üniversite özerkliği ve akademik özgürlük basın ve kamuoyunun kendi meselesi oldu. Fransa'da siyasi iltica talebinde bulunan Ġstanbullu beĢ genç Paris'te kiraladıkları küçük dairedeler. Yabancı bir gazeteci orduda bir yolsuzluk olayını haber mi yaptı. KüreselleĢen dünyanın yeni Türkiye'sinde bugün ulusal paranoya. akla iĢin içinde bir iĢ gelir. KurtuluĢ SavaĢı hatırlanır. artık geliĢtiği söylenen demokrasimizde. AkĢam kuracakları devrim mahkemesinin iddianamesini hazırlıyorlar. ülkemizi bölmek isteyenlerin oyununa gelmiĢtir.Toplantının durdurulmasıyla gündeme gelen fikir özgürlüğünün ülke için hayati önemi. içimizdeki polis kim diye sessizce merak ettiklerini. demokrasinin iĢleyiĢiyle ilgili temel konuların irdelenmesi yerine siyaset marjinalleĢir ve magazinleĢirken. postmodern bir kapıkulu kültürü yarattığından mıdır. artık Türkiye'de gizli polisten söz edilmez oldu. Yüzleri gergin. dernek ve eylemlere katılanların birbirlerine kuĢkuyla baktığını. milletvekillerinin bile neye parmak kaldırdıklarını bilmeden yasaların değiĢtiği tartıĢmasız bir düzene alıĢtırılan Türkiye'de bir zamanlar kamuoyunun ilgisini çeken. iddianame okunuyor. Her ülkede olduğu gibi. "Evet. Talep idam. Belki de Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir hükümet ülkede üniversite özerkliği ve akademik özgürlüğün gerekliliğinin. bunca yıldır beraber oldukları. Oysa Türkiye'de 'muhalefet' adına söylenen ve yapılanların çoğu herhangi bir demokratik ülkede son derece normal olan Ģeylerdi. bu vesileyle bu denli farkında oldu." Yüzlerdeki devrimci ciddiyet ifadesi önce ĢaĢkınlığa sonra kahkahaya dönüĢüyor. genel hoĢnutsuzluk ve bilgisizlikten kaynaklanan hüsumetlerle birleĢtirilerek. ama en azından Türkiye'de Ġsmet Ġnönü'nün Milli ġef diye anıldığı tek parti döneminde demokrasi mücadelesi verenlerin günlerinden kalma bir geleneğin devamı. ülkede demokrasinin güçlü olduğunun kanıtı olacaktır. Bir yazarımız yurtdıĢında bir edebiyat ödülüne mi layık görülüyor.

Koca Avrupa kıtasını yolları ve yandaĢlarıyla örümcek ağı gibi boydan boya birleĢtiren nasyonal sosyalizmin temerküz ve ölüm kamplarında milyonların can vermiĢ olduğunu.. 1970'de Demirel eline tutuĢturulan muhtırayı radyodan okuduktan sonra 'Ģapkasını alıp giderken' öğrenciler. Akademi mezunları amblem yetiĢtiremiyor bu gençlerin girmeye can attığı Ģirketlere. Bir milletvekili. 19 Mayıs Gençlik Bayramı'nda. Japonya'nın Asya'da vahĢetini. sokakta. Duygu kendini kitaba. Haddini bilmez enerjisinin coskusuyla hüsran dolu karanlık geçmiĢine sırtını dönen. totaliter ideolojilerimizden tanrılaĢtırdığımız liderlerimiz peĢinde. SavaĢ bittiğinde. keyfime giderse. Avrupa uygarlığının enkazı altında tanrılar da kalmıĢ olacak ki. Olunca da. Kıyafetler tek tip elbiseydi-parka. coĢku disipline bıraktı. Zorlu. Düzen Ģiddet idi. 12 Eylül. ODTÜ'nün baĢına general getirildi. 'güzel günler göreceğimiz' bir dünyanın kurulacağına inananlarımızın gözlerinin önündeki kâbusu. Burnumuzun dibinde yıllarca süregelenlerin farkında olmadığımızı tarihe kaydedip. Lacoste. kutlayanlar boyları büyüyen bayraklarla yükselen kürsülerdeydiler. Nürnberg ve Tokyo'da kurduğumuz savaĢ galipleri mahkemelerinde sorumlu bulduğumuz beĢ-on kiĢiyi astık. kendi kendilerine. yolumuza devam ettik. Meclis'te. Yahudilerin telefinde olduğu gibi. Aldatıldıklarını ilk anlayan gençler oldu. Cumhuriyet'te Ġlhan Selçuk'un 'cici demokrasi' diye adlandırdığı parlamenter demokrasi. Ciddiye almayarak resmi geçitleri.. Sonuçta modern insan doğdu. Dünya SavaĢı bittikten sonra ĢaĢırarak öğrendik. ancak 2. Üniversite kıĢlaya çevrildi. 12 Mart zindanlarından sonra romantik devrimciler yerine devrimci örgütler geldi. isyan etmeden. yarına ulus bayrağıyla örtünen. cinsellikte. Dil inanç idi. ġapka devrimi Batı hayranı kuklalarla varlığını sürdürüyor. kopuk kopuk. dünyada bir daha savaĢ çıkmayacağına da inanarak cephelerde süngülerle birbirlerini deĢtiler. Gene gençler idam sehpalarında. Artık yeni üniformalarımız vardı Benneton. SavaĢtan Sovyetler Birliği'nin bayraktarlığında galip çıkan 'enternasyonal sosyalizm'. bayramı kutlanan gençler iĢkencede. kendi yalanlarımızla kendimizi de kandırdık. YÖK'ten sonra üniversiteden istifa eden öğretim üyesi eski öğrencilerinden kampüste nelerin değiĢtiğini dinliyordu. Tarihte hep sınıfta kalıyoruz Gündüz Vassaf 04/09/2005 (923 kiĢi okudu) Geçen 100 yıl boyunca inandık. putlara tapmadan. Özgürlüğün dilini arıyorlar. 12 Eylül. YaĢamın her alanını sorguluyorlar. Asılmadan son sözlerini söylediler. sorgusuz itaat oldu. Ama yapayalnız. Nice fidanlar iĢkence odaları ile rutubetli hücreler arasında sürüklendiler. Gözünü kırpmadan. susturulmuĢluk. yerini asker güdümünde BaĢbakan Nihat Erim'in 'beyin kabinesi'ne bıraktı. Hüseyin ve Deniz'den.. Pir Sultan türküleri yerine marĢlar söylenmeye baĢlanmıĢtı.. Önce ben diyorlar. Çin toprağı için en doğal gübre olarak açıklayan Mao'nun ölümünden 30 yıl sonra öğrendik. talepler mitinglerde dile getiriliyordu. 12 Mart. bu sefer de çağdaĢlaĢarak saflaĢmaya baĢladık. Her gördükleri yeniye tapanlar da var köĢe dönmeci bayrak yarıĢında. ancak yıllar sonra Solyenitzin'in romanlarına konu olduğunda 'dünya'nın haberi oldu. Sovyetler'e karĢı tavır alan Mao'nun yaptıklarını övmekle . Stalin'in gulaglarının 20 milyonu aĢkın kurbanından. Basında yasak vardı. 1982'nin bir bahar günü. hemen. babalarının otomobillerini park edip. Bugün: Dilini Arayan Gençlik Gündüz Vassaf 11/09/2005 Avaz avaz bağrıldı 1970'lerin baĢında. Ama yürekten. çoğu zaman birbirinden habersiz. 'OlgunlaĢan' 20. kimseye güvenmeden yol arıyorlar. Düne din bayrağıyla sığınan. Diyarbakır hapishanesinde bir gecede 40 küsur mahkûmun öldürüldüğü öylesine soruĢturuldu. Çin'de sosyalizmin kurulmasının bedeli 70 milyon ölüyü. Ġnandıkça gözümüzün önündekini görmek istemedik. sınırlarını geniĢleterek.. kahkahalar atarak su tabancalarıyla birbirlerini kovalıyordu gençler. Polatkan ve Menderes'in öcünü aldılar Yusuf. aldandık. Örgütlenme kendi sansürünü de getirdi. her Ģeyi canlı televizyon yayınlarından izleyebileceğine inanmıĢ dünyanın katliamlarından habersiz kalması yetmiyormuĢ gibi Batı basını. haklı ve haksız savaĢları. terliklerle denetleyen yeni BaĢbakanımız Özal'ın tercihi. Ģimdi. Kahrolsun demek yerine güzeli yaĢayıp yaratarak. SavaĢın dehĢetini en ücra köyden en büyük kente kadar herkes yaĢadı. her türlü yeniliğe sarılan modern insan. çırılçıplak. Her Ģey herkesin gözünün önünde cereyan etti.Ürkekçe. GeçmiĢe sırtlarını dönmüĢ. Yeni bir dil arıyorlar Ģiirde.. Bebek'te. geçmiĢleriyle giyinik giysilileri utandırırcasına yeni bir dil arıyorlar. 'Üç'e üç' diye bağırdı milletvekilleri Meclis'te. teknolojinin getirdiklerinde. aldatıldık. Birileri daha var. Dil. iĢimize yarayanları kayırdık. Darağacında üç fidan asıldı diye yazdı Ģair Nihat Behram. rüya olarak görmelerini sağladı. Sessizce. Okunanlar oturumlarda tartıĢılıyor. Dil-suskunluk. 12 Eylül'den yıllar sonra. vuruldu. ideolojik tartıĢma kan davası oldu. Dil. Belki de tarihimizin en büyük savaĢ karĢıtı hareketi Birinci Dünya SavaĢı öncesi Avrupa'daydı. göğüslerinde kalpaklı Mustafa Kemal resimleri askeri alkıĢlıyordu. Az ötede kahvede. havanda su döven politikacıları. sevmeyi her Ģeyin ilk Ģartı kılarak. Bugün Yeniden korkup eskiyle Ģerbetlenenler. ideoloji ve inançlarının değiĢken pratiğine göre tanımlar olmuĢtu.1980. Örgütler aile. aklıma yatarsa. Zaman çok kısa. susmak. Evrensel kardeĢlik türküleri tüttürenler savaĢın çıkmasıyla bir anda bayraklarının cazibesine kapılıp. 'Bu gençleri önce asmalı sonra yargılamalı' dedi. Kimi Nurhak Dağları'na çıktı.12 Mart. profesörleri ve bilumum ibrikçi baĢlarını. kol kola yeni bir dünya kurmak idi. Evlatlar ailelerini reddetti. aldatıldıkça gözümüzün önündekini göremez olduk. Vietnam SavaĢı'nda olduğu gibi. Masumiyetimiz gitti. Converse ve askeri.yaptıklarını severek. Bilinenler söylenmedi. yüzyıl insanı artık savaĢsız bir dünya ülküsünü terk etmiĢ. bu sefer de sınıf düĢmanlarının ölüme müstahak olduğuna inananlar az değildi. Ġzmir Ġktisat Kongresi Boğaziçi Üniversitesi ĠĢletme Kulübü'nde meyvelerini veriyordu. Duyamadık. devrimci sorumluluk.

demokrasinin en temel anlayıĢında bile ne denli ilkesiz olduklarının baĢka bir örneği. ama aynı cezanın kapitalist ülkelerde. Biz de bu örgütün yeni kurulmuĢ Ġstanbul Ģubesi olarak. Sonuçta dünyanın birçok ülkesinde milyonlarca imza toplanırken Türkiye'de bu konuda bir Ģey yapılamadı. ülkemizin çoğu düĢünürlerinin ilkelere değil de. milletvekilleri Meclis'te kan davası güdüyordu. temel ilkelerin hâlâ yerleĢememesi. solcuları koruduğu sanılacağını söylemiĢti. terörizmle savaĢmak adına fütursuzca sürdürdüğü yeni dünya savaĢında acaba neyin farkında değiliz? Çaresizliğimizde. yani bu iĢin öncülüğünü yaparak imza toplamak isteyenlerin de hata yaptığını ve bu hatanin istisnalar dıĢında günümüzde de artarak tekrarlandığını görüyorum. 27 Mayıs askeri cuntasının mahkemesi. ya da milyonlarca Müslüman. Türkiye'de ilkelere iliĢkin tutumumuzu gündelik politik olaylardaki duruĢumuz belirliyor. bu konuda görüĢlerini birlikte açıklamak için yan yana gelmeyi adeta davalarına ihanet sayıyorlardı. Türkiye'de imza kampanyaları Gündüz Vassaf 28/08/2005 Uluslararası Af Örgütü. kabullenir mi olduk? Gözümüz neyi görmüyor. yüzyılda kör noktamız. Hüseyin Ġnan ve Yusuf Arslan'ın asılması için Meclis'de parmak kaldırıyorlardı. bana idama karĢı olduğunu. körü körüne bağlı oldukları 'takımlarının' esirleri olduklarını bir kere daha keĢfettik. iĢtahdan eser yok. nasıl bölünüp yönetildiğimizin farkında olmayıĢımızda mi? Bilemiyorum.bitirmemiĢti. 'Üç'e üç' diye bağrıĢarak. kim için olursa olsun yıllardır idam cezasının kalkması için çalıĢmalar yürütür. Kendilerini sağda ya da solda bilenler ilkesel olarak idama karĢı çıksalar bile. idamın proletarya diktatoryasının olduğu sosyalist ülkelerde halk düĢmanlarına karĢı gerekli olduğunu. Demokrat Parti yanlıları. en az üçyüz yıldır aĢktan bihaber. ama bunu açıklamasının halkımızca yanlıĢ anlaĢılabileceğini. ĠĢte bir yelpaze. olup bitenden her zamankinden çok haberdar olduğumuzu mu sanmamız? Kendisini özgür dünyanın öncüsü ilan ede ede her savaĢtan daha da palazlanarak çıkan ABD imparatorluğunun. Aradan on yıl geçmedi. bir sınıfın baĢka bir sınıfa tahakkümünün neticesi uygulandığından. Bu sefer 12 Mart askeri darbesinin Parlamentosu'nda Demokrat Parti'nin devamı sayılan Adalet Partisi'nin BaĢkanı Süleyman Demirel ve milletvekilleri. Hindu ve Yahudi'nin karĢılıklı taraflarda kümelendiği köktenciliğin kalebentliğinde.. Hıristiyan. ĠĢe. Tabii Türkiye'de kendilerine aydın sıfatı yakıĢtıran kimilerinin de 27 Mayıs gibi askeri darbelerden yana çıkıp diğer askeri darbeleri yermesinin. Belki de Türkiye'de. ilkesel olarak asılmaya karĢı çıkmak yerine en çok mahkemenin düzmece olduğu üstünde durmuĢtu. 12 Eylül cuntası günlerinde. kulaklarımız neyi iĢitmiyor? Öfkemiz bizi boğa gibi tek bir kırmızı noktaya odaklanarak etrafımızda olup biteni görememenin aymazlığına mı sürüklüyor? Yoksa körlüğümüz. siyasi eğilimlerine bakmaksızın. ġimdi geriye baktığımda. cemiyet yaĢamında esas olan ilkeleri benimsemek yerine cemaat yaĢamına dayalı taraflardan biri olmaya yatkınlığımızdan hâlâ kurtulamadığımızdan. giriĢimimizin aslında anti-komünist bir tavır olduğunu belirterek bizi suçlamıĢtı. Müze* Gündüz Vassaf 21/08/2005 Tabaklar kalakalmıĢ sofraların ardından. kimilerinin iletiĢim çağı diye de adlandırdığı 21. nerede pembe yanaklar? Kılıçlar var-ya öfke? Gün batımında Ud da uykuda On bin eski Ģey yan yana dizilmiĢ . Gene bir on yıl sonra. Deniz GezmiĢ. 12 Eylül askeri cuntasının baĢı Kenan Evren'in 'Asmayacaktık ta besleyecek miydik' dediği günlerin arifesinde dünyada kimsenin idam edilmemesi için bir kampanya baĢlatmak istiyorduk. davamız uğruna her türlü dehĢeti kanıksar. bu sefer de biz dünyanın her ülkesinde idamın kaldırılması için Türkiye'de zemin yokladığımızda. alyanslar. dilimizden dinimize kadar evrenselliğimizi unutturan aitliklerimiz peĢinde birbirimizle mücadele ederken. BaĢbakan Adnan Menderes ile bakanları Fatin RüĢtü Zorlu ve Hasan Polatkan'ı astırdığında. kendisinin. Türkiye'nin ileri gelen düĢünürlerinin bu konuda görüĢlerini almakla bir zemin yoklaması yapmak istemiĢtik. Ulusal kültürümüz evrensel ilkeleri benimseyip onları her koĢulda korumak üzerine kurulu değil. Bir adım mesafe kat edemedik. Bundan ötürü Türkiye'de yürütülen imza kampanyaları da kendisini arkasına alması gereken kamuoyu nezdinde birleĢtirici olmaktan çok bölücü oluyor. bizlerin. Adnan Menderes'in hayatını da yazan yakın bir arkadaĢıyla konuĢtuğumda. Kimi solcu aydınlar da.. Askeri mahkemenin düzmece olmasının bile sözü edilmiyor. bayrağımızdan cinsiyetimize. ġimdi. Türkiye'nin insan ve vatandaĢlık haklarına dayalı bir hukuk devleti olma yolunda bu denli bocalaması.

Bunların hepsi Aristo'nun 'Poetika'da sanatın iĢlevini açıkladığı. Birçok Batılının heyecansız hayatlarında. Bense. Yeni totalitarizmin baĢ göstergelerinden 'political correctness'ın da yaĢamı. onun heyecanlarını. Don KiĢot. mimesis yani. Türkçe çeviri.A. havaalanında bir bavullarının kaybolması bile unutamayıp defalarca anlattıkları bir macera. türümüzü hayatın anlamı ve ahlaki değerlerimiz açısından da baĢka bir uçurumun eĢiğine getirmekte. bıyıkları camekânda yansımakta. Bekçi. acı ve mutluluklarını paylaĢmamızın köklerinin efsanelerimizde binlerce yıllık geçmiĢi var. Kendimizi baĢkasının yerine koyarak. Ġstanbul'da özel alanı olan ve savaĢcılık oynanan 'paint ball' buna bir örnek.J. M. Nobel Edebiyat Ödülü 1996. Paramız varsa astronot olabiliyor. Ģehirlilerin patates toplamak ayrıcalığı karĢılığında çifçiye para ödemeleriydi. Artık 21. Yirmi yıldan fazla zaman geçti. günün 24 saatine sıkıĢtırılmıĢ aĢklar. rüya aleminde. BeĢ on kiĢinin cevap vermesini beklerken yüzden fazla insan çiftliğine gelir patates toplamaya. Yunan tiyatrosunda ihtiraslarımızdan ötürü düĢtüğümüz gülünç ve trajik durumlara tanıklığımızdan bu yana Hamlet. Asırlarca dilden dile dolaĢan Enkidu ile GılgamıĢ'ın düĢmanlıktan dostluğa dönüĢen destanları. kendimizi her yaĢantıya aç tüketici konumunda bulacağız.sonsuzluk arayıĢında. Bugün geliĢmiĢ toplumların tehlike ve kendiliğindenlikten arındırılmıĢ ruhsal ve fiziksel hijyenik mekânlarında sıkılarak yaĢayanların en büyük sorunlarından biri depresyon. *Wislawa Szymborska. YaĢantı ekonomisi bu alanda yatırım yapanlara büyük paralar kazandırıyor. hepsi. Üstümüzde askeri kamuflaj üniformaları. cinayetler ve savaĢları seyrede seyrede. haberlerde. Bilumum maden. Rakibimin hırsıysa akıl almaz. çoğu yasadıĢı olan seks ve macera turizminde Freud'un tahayyül edemeyeceği Ģuuraltı düĢlerimizi gerçekleĢtirebiliyoruz. Maguire. Lehçeden Ġngilizceye çevirenler. dünya çapında hızla geniĢleyen yeni bir pazar çıktı. . G. Dokümanter filmlerde. mucizeler. Dünyamızda varlıklı ile yoksul arasında giderek açılan uçurum. herhangi bir maldan çok düĢlerimizin tüketicisiyiz. New York eyaletinin kuzeyinde bir çiftçi patateslerini toplayacak adam bulmak için gazeteye ilan verir. eski Mısır'dan kalma iğne. mal mülke doyanlara maceralar satılıyor. düĢlerimizi dile getiren tanıklığımızı sürdürüyoruz. televizyon dizilerinde özdeĢtiğimiz yaĢam biçimleri ve bunu canlandıran kiĢilerde. maceralarını. Bu yeni ekonomide. uzaklarda. illa da kalacak ben gittiğimde. ölüp. Raskolnikov'larla neler neler yaĢadık. ihanetler. çiftçiye daha çok para vermiĢti. 21. saklandığımız yerden pusu kurarak tüfek namlularımızın ucundan çıkan boyalı toplarla yapmacık düĢmanlarımızla savaĢıp. yüzyılda can sıkıntısı Gündüz Vassaf 14/08/2005 New York Times'ın birinci sayfasında çıkmıĢtı haber. Hele günün birinde iĢlerimizi robotlar yapmaya koyulduğunda. tatlı sahibesinin gülümsemesi. O günden bu yana 'yaĢantı ekonomisi' (experience economy) tabir edilen. Krynski. Daha çok patates toplayan. zamanın sessiz galipleri. Günümüzde de. benzetme eyleminden farklı bir Ģey değil.Vassaf. Taç baĢsız kalmıĢ. Olayı haber yapan. 'Mahabarata'nın Arjuna'sıyla 'Ġlyada'nın AĢil'inin kahramanlıkları. türümüz tanıklığa doyum noktasını aĢtı. R. unutuldu. 2003. kuĢ tüyü. Elbisemle yarıĢ bitmedi henüz. ünlü politikacılarla para karĢılığı yemek yiyip onlarla parlak düĢüncelerimizi tartıĢıp dünyayı kurtarıyor. sağ ayakkabı ayağın galibi. el. çanak çömlek. Gelecek kuĢaklarda ne olur bilmiyorum ama henüz ayağı toprağa basan günümüz insanı için sanal yaĢantılar da hâlâ bir aldatmaca. inanın ki yaĢıyorum. öldürebiliyoruz. illa da. Tarih boyunca bu tür tanıklığımızın doruk noktası televizyonlarda gösterilen anglo-Amerikan kaynaklı 'reality show'lar. yüzyıl insanına tanıklıklar yetmiyor. yenik düĢmüĢ eldivene. düĢüncelerimizi hatta konuĢurken sözcük seçimlerimizi bile denetlediği bir dünyada.

"Üstelik günümüz de Almanya'dan Türkler defolsun diyen ırkçıların baĢ kitabına Türkiye'de bu rağbet niye?" Aldıklarını olduğu yerde bırakarak Makro'dan çıkıp Migros'a gitmiĢ. "Bir Avrupalı kadın olarak burada arkadaĢlarımın. Liesbeth her yerde yeni yeni kitapçıların açılmasını. Brigham da Ģöyle yazar. ġimdi orta halli insanlar. bilerek ya da bilmeyerek ırkçılığı körüklemeleri. Ama diğer yandan. denilenleri tasdik ederek sallarken. Böylece Türkiye'de kahvelerde. Almanlarda yüksek zekâ düzeyi Gündüz Vassaf 31/07/2005 Leipzig Genetik AraĢtırma Enstitüsü Direktörü Volkmaar Weiss "Almanya'da Türk çocuklarının zekâ düzeyi Almanlardan düĢük". Ama garip ve yeni bir kimliğe bürünmüĢ olan memurlar da Türkçeyi daha az kullanıyor. sürekli alıĢ veriĢ yaptıklarımla hep Türkçe konuĢtuğum halde benle Ġngilizce konuĢarak ne kadar bildiklerini göstermekte ısrar edenler az değil. mutlaka birkaç erkek kıçını eller. ġu anda bizim 15 dairelik apartmanımızın 12 dairesi tatilde. Rusların yüzde 87'si geri zekâlıdır." Liesbeth konuĢmasını sürdürdü. 20. Kendisinin ırkçı olup olmadığını bilmiyorum ama zekâ testlerinin tarihsel iĢlevi ve toplumdaki rolü açısından bihaber olduğu. dediğinden ötürü bilimsel kamuflajlı ırkçılık yapmakla suçlandı. Geçen gün alıĢveriĢ için NiĢantaĢı'nda Makro'ya gitmiĢ. Princeton Üniversitesi'nde benzer sonuçlar bulan Prof. ev sofralarında. bırakın Türkiye'de bir bilim adamının. AkĢamdan kalma konuĢmaları Liesbeth'le de paylaĢtıktan sonra otuz yıldır gidip geldiği Ġstanbul'da ona göre nelerin değiĢtiğini sordum. Goddard'a göre Yahudilerin yüzde 83'ü. evet" diyerek denilenleri tasdik etmeye baĢladı. "Eskiden zenginler yazlıklarına giderdi.Yalnız Ģu da dikkatimi çekmiĢti. Türkiye'yi batıra batıra kafa bulduğumuz sofranın ertesi günü aynı masada. bayrağımıza bağlılığımızı birbirimize kanıtlamıĢ olduk. kabul görmeyen donuk bakıĢlarla hemen susturuldu. ozon tabakasını deldiği için '80'li yılların sonunda fıs fıslı koltuk ilaçlarının kaldırılmasından hemen sonra bir baktım bunlar Türkiye'de piyasaya sürülmüĢ. Ġlk zekâ testlerini geliĢtiren ve uygulayan 'bilim adamlarının' bu konuda görüĢleri ibret verici. Goddard. burada aktarıyorum. "Eskiden bankaya gittiğimde terslenmekten korkardım. Öfkesi artıp sesi yükseldikçe. herhangi birisinin 'Türkiye'ye yerleĢen Alman göçmenler aptal' gibi bir düĢünceyi." dedi Liesbeth. Yoksa bu konu basınımızı kaç gündür iĢgal etmezdi. Sultanahmet civarına gitse. Ama dedi. kalabalık yerlerde arkasına dayanıp sürtünürmüĢ. vecde gelenlerimiz de arada sırada amin dercesine "Evet. birbiri ardına Türkiye'de her Ģeyin nasıl kötüye gittiğini sıralamaya baĢladı. aklından bile geçirebileceğini de sanmıyorum. taa 1984'te Meksika'da toplanan Uluslararası Psikoloji Kongresi'nde verdiğim bir tebliğin özetini. hatta öpüĢenlerle karĢılaĢtığını söyledi. ola ki zekâ testlerinin tarihçesini inceleyen bilimsel kaynaklar yerine. bu konuda görüĢlerini akademik yayınlar yerine basın yoluyla ifade etmeyi seçtiklerinden. Ben bankadayken telefonda birisiyle konuĢan memur durmadan "Okey. fikirlerini oluĢtururken iĢlerine gelen popüler yayınları seçmiĢ olabilirler. "MüĢterilerin gözüne soka soka bu kitabın böyle tantanalı bir Ģekilde sergilenmesi Ġkinci Dünya SavaĢı'nın mağdurlarına hakaret değil mi?" diyor Liesbeth. Duvarda kocaman bir yazı. Geri zekâlılar listesi içinde Türkler de vardır. Volkmaar Weiss adlı kiĢi ve ona katıldığı anlaĢılan Berlin Hür Üniversitesi Rektörü Dieter Lenzen. bir kez daha vatan batıyor nidalarıyla yurdumuza duyarlılığımızı. okey" dedikten sonra "Bye bye" deyip telefonu kapattı. gazetelerde bir yığın otel ve tur reklamları çıkıyor. Güzel de. Bu nedenle. Amsterdamlı Liesbeth van Milgen 1978'den beri yılın birkaç ayını TeĢvikiye'nin arka sokaklarındaki küçük dairesinde geçirir. Orada da göz alıcı bir Ģekilde bir yığın mamulün arasında bir kaç kitabın da promosyonu yapıldığı dikkatini çekmiĢ." Devam etti. Macarların yüzde 80'i.meyhanelerde. ben de Türkiye'deki Alman basın ataĢesinin olası aracılığına güvenerek.* Sorun zekâ testlerinin bizatihi toplumsal iĢlevinde ve bu testleri geliĢtirenlerin ideolojisinde yatıyor. yaz muhabbeti derken arkadaĢımız sazı aldı. Belçika'da tur rehberi ve psikolog. Eskiden ne zaman Laleli. Hollanda'da. tersine Türkiye'de ilk yaĢamaya baĢladığı yıllarda birlikte gezen kızlı erkekli gençlere rastlanmazken Ģimdi el ele tutuĢanlar. Her Ģey o kadar kötüye gitmiyor demeye yeltenen çatlak sesler. çimdik atar. bu kiĢilerin geri zekâlı olduğunu saptar. bu sefer de onunla beraberim. bırakın söylemesini. mevkiine rağmen dersini iyi çalıĢmadığı ve cehaletin verdiği cesaretle konuĢtuğu ortada. hem daha sık hem de daha uzun tatile gidiyorlar. . örneğin istedikleri gibi giyinemediklerinde 'Kocam beni bırakmıyor' demelerini de anlayamıyorum. otobüse binse. Ġstanbul'da satılan kitap çeĢitlerini hayranlıkla anlatıyor. "Misyonumuz" baĢlığı altında müsteriye sunulmak istenen hizmetin ilkeleri tek tek sıralanmıĢ." ArkadaĢım geçenlerde burada olmadığı günlere tekabül eden üç liralık mayıs ayı su faturasını yatırmak için Ziraat Bankası'nda nerdeyse bir saatini alan kuyruğa girmiĢ. önceden kaç kez katıldığımız bir ayindeymiĢcesine. balkon sohbetlerinde oldum olası çevrilen filmde bildik rollerimizi üstlenen bizler. bu arada hırsızlık da Ġstanbul'da iyice yaygınlaĢmıĢ. "Eskisi gibi ter kokusu da yok. Bir bakmıĢ Hitler'in 'Kavgam' kitabı.Hitler Makro'da Gündüz Vassaf 07/08/2005 Yaz sofrası. Artık sokakta kadınların taciz edilmediğini. Ancak asıl konu bilim adına açıklama yapma cüretini gösterenlerin. Bu vesileyle Türklerin de kendileri hakkında ulu orta konuĢanlara aĢırı derecede hassas olduğunu da bir kez daha görmüĢ olduk. Normal dost sohbetlerinde de insanlar artık Ġngilizce kelimeler kullanıyor. yüzyılın baĢlarında ABD'ye yeni gelen göçmenlere zekâ testi veren Prof. biz de kafalarımızı.

Ġrlanda'da böylesi bir giriĢimin baĢını çeken bir etkinlik. Kültür endüstrileri." *Vassaf. Kültürün geleneksel aydınlanmacı özellikleri düĢünüldüğünde korkutucu deyimler bunlar." .uk)."Kuzey Avrupalılar idarecidir. Genellikle Yahudilerden oluĢan bu grubun tekstil sektöründe çalıĢtığı ve Yahudilerin sendikalarının ülkemizdeki en radikal sendikalar olduğu unutulmamalıdır. Brigham ABD'nin üniversitelerarası giriĢ sınavı sisteminin (College Boards) baĢına getirilir. G. Test sonuçları sanıldığı gibi Yahudilerin de zeki olmadığını göstermektedir. Diaz-Guerrero. North Holland. kültür yöneticiliği yanı sıra eleĢtirel-yaratıcılık üzerine de düĢündürmeli. ġimdi de Berlin Hür Üniversitesi Rektörü Prof. müze ziyaretlerinden müzik aletleri üretimine. En son da ABD'de ilk uygulanan ve bugün hâlâ Türkiye dahil dünyanın birçok ülkesinde kullanılan Stanford-Binet zekâ testini Stanford Üniversitesi'nde geliĢtiren Prof. Dieter Lenzen Ģöyle diyor. Avrupa Kültür BaĢĢehri politikasında görüldüğü gibi. edited by R. Ġspanyol asıllılar ve zencilerin zekâsı düĢük olup gerilik bu ırklarda kalıtımsal olan bir özelliktir.Güneyden gelenler ise ideal birer köle. "Son yıllarda kültürel etkinlikler yalnızca 'onur' ve 'uygarlık' gibi manevi değerler için yapılmıyor. aĢağıda özetlediğim uyarıcı yazısında yeni bir kültür endüstrisi oluĢmakta olduğuna dikkati çekiyor. ekonomik değerleri kültürel ürünü olmalarından kaynaklanan piyasaya sürülebilir ürünleri üretmeyi amaçlar." Bu sözlerin sahibi Prof. baĢka ülkelerde de olduğu gibi burada da peĢ peĢe müzeler açılıyor. dünyanın önde gelen büyük Ģehirlerindeki kültür etkinlikleri artık bu Ģehirler için önemli bir gelir kaynağı. Terman'dan bir alıntı: "Meksikalılar. Aydınların belirleyici olduğu ve eleĢtirel geleneğin beslendiği kültür alanı. devletin serbest piyasayı geliĢtirmek için desteklediği bir endüstriye mi dönüĢüyor? Aydınlar. neoliberal yaklaĢım doğrultusunda. ABD ve Avrupa kendi nüfusu için yeni ekonomik büyüme modellerinin peĢinde. aydınları ve üniversiteleri. Aradan bir yüzyıl geçti. dünyada birdenbire ne oldu da kültüre bu denli yatırım yapılıyor? ArkadaĢım Ġsmail Ertürk. Artık devletlerin resmi ekonomi politikalarında." Böylece Batı Avrupa dıĢındaki ülkelerin göçmenlerinin sayısını zekâ testleri sonuçlarına göre kısıtlayan ve yakın zamana kadar yürürlükte olan ırkçı ABD göçmen kanunu 1924 yılında mecliste kabul edilir. "Türk çocuklarının IQ'su (zekâ puanı) Almanlardan düĢük. Türkiye'de müze açılıĢlarındaki hız.ac. Dünya Bankası bu modelin geliĢmekte olan ülkelere uygulanabilirliği üzerine çalıĢmalar yapıyor. ABD Kongresi. "Doğu ve Güney Avrupalıların zekâsı düĢük olduğundan bunların Amerika'ya girmesi kısıtlanmalıdır. teknoloji üreten ve yöneticilik yapan bireylerle ortaklıkları üzerine kuruludur ve bu ortaklık. devlet destekli giriĢimcilerin. Eğer devletimizi ona layık olanlar için korumak istiyorsak zekâ geriliği olanların nüfusunun artmasını engellemeliyiz. artık. Kimilerinin kapitalizmin en vahĢi dönemlerinden birinde yaĢadığımıza iĢaret etmesine rağmen. kültür etkinliklerinin ekonomik ağırlığını ölçüp. aristokrattır. Çin'i. Günümüzde Avrupa'da egemen görüĢü hatırlatan göçmen 'sorunu' ABD meclisinde o yıllarda Ģöyle tartıĢılır. mimarlıktan dans gösterilerine uzayan geniĢ bir yelpazede. Bugün tek değiĢiklik aĢağıda adı geçenlerin yerine Türklerin aĢağılanması. geleceğin 'yaratıcılık iĢçileri' ve 'yaratıcılık tüketicileri'nin yaratılabilmesi için ilkokuldan baĢlayarak sanat eğitimi verilmesini öneriyor. birbiri ardına kültürel etkinlikler düzenleniyor. dünyanın ucuz mallar fabrikası durumuna getirdikten sonra. Müze ve öbür kültür kurumlarının çok önemli maddi amacı da var. kültür endüstrilerinin tanımını Ģöyle yapıyor: "Kültür endüstrilerinin dinamiğini giriĢimci-sanatçılar oluĢturur ve bu endüstriyi oluĢturan iĢletmeler bilgi ekonomisinin üretim birimleridir.cresc. 2005 yılında hazırladığı 'Yaratıcılık Endüstrileri' adlı raporda sinemadan kitap okumaya. Kültür endüstrileri ve aydınlar Gündüz Vassaf 24/07/2005 Ġstanbul önemli bir kültür ve sanat merkezi olma yolunda ilerliyor. yaratıcı sanat alanında çalıĢan bireylerin. kapitalizmin olası yeni dünya dinamosu olacak bir endüstrinin çalıĢanları ve yöneticileri mi olacak?" Bu soruları tartıĢmak için Manchester Üniversitesi ile Açık Üniversite ortak bir araĢtırma merkezi kurdular (www. özel sektörün önü çektiği 'kültür endüstri'lerinden söz ediliyor. maddi kazanç yolu. 'Psychological Tests and the Third World: From a Test Moratorium to a New World Culture' in Cross-Cultural and National studies in Social Psychology. 1985.

özveriyi. Daha az değil daha çok tüketilen bir dünyada. Mantığımızın kalıplara kalebentliğini. izin alınmaksızın . Uygarlıklarının. bildiklerimizin. Herkes gibi tüketemeyenlerin herkes gibi tüketmelerinin bir hak olduğuna inananlar. bir az daha diĢlerini sıkarlarsa yeryüzü cennetinde yaĢayabileceklerine inananlar. Nihayet beĢ altı katlı. Böyle Ģeylerin gazetecilikle ilgisi olmadığı gibi. yalanlanabilmeyi kıstas alan bilimsel yöntemin geçersizliğine inanıyorlar. duyularımıza saldırıyor. yangın vesaire gibi Ģeylere karĢı da faydalı olacaktır. Mazlumluklarının bilinçsiz çaresizliğinde anneler. okullarda. herkes için refah vadettiğine. yeni imparatorluklarını kurmayı çoktan kanlanmıĢ düĢleriyle hak ettiklerinin inancında. cennete varacaklarına inandırıyor. yapay ihtiyaçlarımızın kanser gibi özümüzü kemirip zamanımızı tutsaklaĢtırdığını göre göre. (Saray BaĢkâtibi Tahsin. (Saray BaĢkâtibi Tahsin. Bu durumun meydana getirdiği sakıncalara binaen artık daha ileri gitmelerine izin verilmeyerek bir sınır getirilmesi ve öncelikle Tophane'den BeĢiktaĢ'a doğru olan hanelerin yabancılara kiralanmamasının kayıt altına alınması PadiĢahımız hazretlerinin emir ve iradeleri gereğindedir. ancak vaktiyle Amerikan sefiri tarafından zat-ı Ģahanelerine takdim olunup hükümette görüĢülmek üzere tarafımıza gönderilmiĢ olan katologdaki resimlerden anlaĢıldığı üzere. Bu sebeple içki yasağının devam etmesi ve Müslüman kadınlarının Ġslam'ın adap ve Ģiarına uymayan kıyafette bulunmaları hakkındaki kararın muhafaza edilmesi PadiĢah efendimiz hazretlerinin emir ve iradeleri gereğindedir. Ġnananlar Vatikan'dan fetva veriyor. iĢsiz kuyruklarında. Ġslam Ģiarına külliyen muhalif olan Ģeylerin bu aralık meydana gelmesi zat-ı Ģahanelerince teessüfle karĢılanmıĢtır. dinlerinin yüceliğine inananlar. içki kullanmanın da yasak olduğu bilindiği halde. Cenab-ı Hakk varlığını her daim devam eylesin.' Bir zamanlar İstanbul Gündüz Vassaf 10/07/2005 Yıldız Sarayı Hümayunu BaĢ Kitabet Dairesi. değerlerimizin. dünyayı ne hale getirdikleri için. doğrulanabilmeyi. kimliklerimizin aitsizliğini sergileyerek bizi içgüdüsel hezeyanlarımızın hedonizmiyle baĢ baĢa bırakır. Dünya âlemi onları lanetlerken bile kendilerini yalnız bırakmadıklarına inandıkları tanrılarından güç alıyorlar. Post-modern olduğu söylenen dünyamızın sanatkârları. her yıl fetvalarına inanan milyonlarca insanın AIDS'ten ölümlerine yol açan. dünyayı paylaĢıyor olmanın yoldaĢlığını. inanarak insanları. insanı tarihinden kurtardıklarına. inançlarını inanmamaktan. Amerika'da çelik demirden çok güzel görünümlü pek çok bina inĢa edilmektedir. gece kulüplerinde. onların kızlarının. doğru ve yanlıĢın göreceliğine. Tüketmenin. 2 Temmuz 1904) -Galata'dan Tophane'ye kadar olan caddenin hemen her iki tarafındaki binalar ve gelir getiren mülkler geçen zaman içinde Hıristiyanların ve yabancıların eline geçmiĢ bulunmaktadır. çelik ve demirden bir mektep inĢası zat-ı Ģahanelerince tasavvur ve arzu buyrulmaktadır. tanımadık kurbanlarının cesetlerinin cennet kapısını açacağına inanıyor. Yeryüzü cennetinin bolluk ve tüketimle gerçekleĢeceğine inananlara inanmıyorum. daha da çok tüketerek mutlu olacağımıza inanıyorlar. 11 Mart 1907) -Heybeliada'da ikamet eden bazı Ġslam hanımlarının örtünme kuralına riayet etmeyerek. Müslüman kadınlarının örtünme kurallarına riayet etmeleri padiĢah fermanı gerektiğinden olup. daha çok tüketmemiz için düĢlerimize. bazı memurların alenen içki içtikleri. pozitivizmin çıkmaz sokaklarında köreldiğine. dünyanın da tüketildiğinin aymazlığında. Ak sakallı. iĢkenceyi. Keyfiyetin bugünkü hükumet toplantısında müzakere edilerek. Katolik ve Müslüman cemaatlerinin erkek önderleri karar veriyor kendilerine inanan kadınların hayatları. Ġnananların vicdanları tertemiz. bazı Müslüman kadınlarının da YeĢilköy'de Ponti namında birinin dükkânında içki âlemi yaptıkları haber alınmıĢtır.Dün gece yanan Galatasaray Lisesi'nin yerine yeniden bir mektep inĢası gerekli olup. sözcüleri Ģüpheye yer bırakmadan inananların. inanmamakla inanç tazeliyor. Dünyaya doğru yolu göstermeye inanan demokrasi havarisi köktenci yöneticiler inançları uğruna Mezopotamya'dan kalma uygarlıkların kalıntılarını bile yerle bir ederken. katliamı mübah görüyor. sefaret aracılığı ile Amerika'dan getirtilecek haritasına uygun olarak iĢe giriĢilmek üzere meselenin bugün saraya sunulması ve söz konusu kataloğun iadesi PadiĢahımız efendimiz hazretlerinin emir ve iradeleri gereğindedir. tam da karĢısında durur gözükürken. babalar. güçlerini temelleri inkâr etmekten alıyorlar. bankalarda. Eminler. (Saray BaĢkâtibi Tahsin. açık saçık Ģurada burada ve gazino ve otel bahçeleri gibi yerlerde oturdukları. Ve Nietzche: 'Yalandan çok inançtır gerçeğin düĢmanı olan. son duasını yaptıktan sonra günü bir anda cehenneme çeviren inançlı evlatlarına. 14 Ocak 1899) -Malumat Gazetesi sahibi Tahir Bey'in Heybeliada'da bir otel açarak pazar günleri ve bazı geceler oyunlar ve balolar tertip ettiği ve bir nüshası ekte sunulan ilanı dahi dağıttığı haber verilmiĢtir. yoksulları herkes gibi tüketmeye azmettiriyor. daha çok. Bu cihetle söz konusu mektebin o suretle inĢası halinde Ġstanbul'da ilk defa olarak vücuda getirilmiĢ bulunacağı gibi. kara sakallı mollalar. felsefecileri. metrolarda patlayan canlı bombacılarını. tanrılarının kendilerine doğru yolu gösterdiklerinden. Tüketim dünyasının reklam ve simgelerinin düĢleriyle.İnanmamaya övgü Gündüz Vassaf 17/07/2005 Ġnananlardan korkuyorum. merhametsizce yitiriyor sevgiyi. yarattıkları boĢlukta mutlak tanrılarının mutlak doğrularına inananları cezbedici kılıyorlar. dünya ekonomisinin tüketim üzerine kurulu olduğuna inananlar. Osmanlı Devleti'nin bekası Ġslam dini ile mümkündür ve onun gereklerine uymaya itina göstermenin ehemmiyetini beyan etmeye gerek yoktur. güzel ve çirkinin. çocuklarımızın gelecekleri için. geçmiĢinden özgürleĢtirdiklerine inanırken. Aydınlanma çağının. otobüslerde. gökdelenlerde. Sabahları rahat uyanıyorlar. Erkeklerin tanrının imtiyazlı kulu olduğuna inanan Yahudi. mevkien gösteriĢli.

ne kadar görgüsüz ve terbiyesizken. son teknolojilerden yararlanarak koruyup geliĢtirmek yerine onların birer birer çürümeye terk edilmesine göz yumup bambaĢka vasıtalarla dev projelere yönelmeyi kaçınılmaz kılmak ise. 12 Aralık 1904) Vahdettin Engin'in Sultan Abdülhamid ve Ġstanbul'u kitabından (Simurg. Belki de asıl onlar yargıladıklarımız vicdan mahkemelerimizde. gücüne. Bugün iyi lokantalarda vestiyerin yanıbaĢında sırf bu iĢ için orada olan görevliye. Özgürlüklerimiz. (Saray BaĢkâtibi Tahsin. kaptansız seyretmekten korktuklarından gözlerini kırpmaz görünmenin aymazlığında. hafifçe eğilip kulağınıza bir Ģeyler fısıldar. olup olmadık nedenlerle iyi gelir alın kullanın diye dağıtmak istedikleri. ideolojiler dinler geçindirdiğini de. çaldığında cevap versin diye cep telefonunuzu teslim ettikten sonra sofranıza oturuyorsunuz. En suskunumuz bile kuĢkulu. masaya telefon getirilmesi sizi çarpıcı bir Ģekilde ayırteden bir olaydı. Yani dikkati çekmemek havasıyla gene dikkat çekmek için. İstanbul 2005 Gündüz Vassaf 26/06/2005 Uluslararası normlar o hale dönüĢtürülmek isteniyor ki. 12 Temmuz 1903) -Gazetelerde ayet ve hadislerin yayımlanması. Bu konuda yasağın titizlikle devam ettirilmesi ve bundan sonra gazetelerde ayet-i kerime ve hadis-i Ģerif yayımlanmaması PadiĢahımız efendimiz hazretlerinin mir ve iradeleri gereğindedir. telefonda konuĢmayı ayıp saydığını düĢünüyorsanız bence aldanıyorsunuz.. Anket bolluğunun yanlı seçeneklerinde dünyamızda insanların ne düĢündüğünden uzaklaĢtırılıyoruz. Suçun suspayının aileler. neredeyse savaĢ suçluları karar verecek kimin savaĢ suçlusu olduğuna. yerdeki prize fiĢ takılır. Özgürlüklerimiz kullanmaya kullanmaya kuramlara. babasına karĢı gelen çocukmuĢcasına bağırıp. kelimelere hapsettiğimiz uyurgezer beklentilerimiz. mübarek Kadir gecesi münasebetiyle bazı Kur'an ayetlerinin yayımlandığı zat-ı Ģahanelerine duyurulmuĢtur. Süleymaniye Camii'ndeki geleneksel lokantada özel bir masa üstünde sofranıza getirilen telefonu çağrıĢtırıyor. Doğal olan. artık günümüzde yemek esnasında. bizi lunaparklarda binbir Ģekle sokan aynaların önünde hiç durmamıĢ mı? Irak Dünya Mahkemesi. Belki de biz. Oysa vicdanımız dopdolu. Heykel projelerinin destekçileriyse telefonun taĢınıp takılmasından kendilerine düĢen payı bekleyen garsonları. Cep telefonlarını hiç kullanmamaktan yana olan 'Ģeçkinler'se eskiye eski diye tapan. Bu sebeple icap edenlerin yapılması PadiĢah efendimiz hazretlerinin emir ve iradeleri gereğindedir. ertesi gün baĢkasının haykırıĢına yabancı kaldığımız çıkıĢlarımız. baĢkasının gücüyle güçlendiklerini sananları çağrıĢtırıyor. Buna rağmen Ġzmir'de çıkan MünteĢir-i Hidmet gazetesinde.. Ġnsan. telefon konuĢmasının bir güç hatta iktidar ima ettiği günlerde. diğer müĢteriler size ne kadar da önemli insanmıĢ diye gıptayla kıskançlık karıĢımı bakıĢlarla süzer ya da tam tersi olanları görmezlikten gelirken. Özgürlüklerimiz. Telefonun kıt olduğu. Böylece bir yandan dev projelerle fark edilsin diye kendine özgü bir kimliği yokmuĢcasına marka yapılmak istenen Ġstanbul bir yandan da. her yeniye karĢı çıkan görüĢün tezahürü. kabusla düĢü birbirine karıĢtırmanın sonucu çıkacak bir hilkat garibesi Ġstanbul'un dev projeleriyle övünenler. yıllardır her Ģeye karĢı çıkmayı adet haline getirenlerin proje üretmemesinden çökmeye terk ediliyor. iktidarların olup olmadık yerde. Örneğin. bu tür kutsal ibarelere hürmetsizlik olacağından daha önce yasaklanmıĢtı. onayınızı alıp gözünün ucuyla yardımcılarına iĢaret etmesiyle tekerlekli küçük bir masa sofranızın yanına yanaĢtırılır. Tüketim simgeleriyle haĢır neĢir oldukça türümüzün cebelleĢtiği açlık. Uzun yıllar gündelik yaĢamın bilinçiz med cezirlerine terkettiğimiz Ġstanbul'da olan mirasın farkına varıp onu günümüzle en uygun Ģekilde buluĢturmak varken. en uygun bir Ģekilde yeni iletiĢim teknolojisinden yararlanılırken telefonun kimseyi rahatsız etmeden kullanılması. köklü gelenek ve görünümü olan Ġstanbul'un kendisine özgü zengin ortamını hiçe sayarcasına Ģehrin bir yerine kocaman bir derviĢ baĢka bir yerine de Fatih heykeli dikmeleri arzusu bana. hele lokantada. kalıcı addettiği egemenliğine inanmak istese bile. Yoksa hepimiz biliyoruz suçlular değil suçun ebesi olan. Yüzyıldır bu Ģehrin simgelerinden biri haline gelmiĢ vapurları. yemeğinizi yarıda kesecek kadar önemli telefon konuĢmanıza baĢlardınız. . (Saray BaĢkâtibi Tahsin. 2001) İstanbul'a dev projeler Gündüz Vassaf 03/07/2005 Eskiden 'iyi' lokantalarda Ģef garson yemek esnasında masanıza gelir. Herkesin her yerde cep telefonlarıyla konuĢtukları bugünlerdeyse ayrıcalık telefonun kullanmadıldığını ilan etmekle belirtiliyor. Kimilerimiz teknesini kararlılıkla yanlıĢ rotada götüren kaptanın cezbesine. eski ve yeniye tapanları aynı potada birleĢtiriyor. ülkeler. hastalık ve savaĢlar giderek fark edilmez oluyor. gösteriĢ üzerine kurulu yapay bir ortam yaratılıyor.faaliyete geçilmesi de güvenliğe aykırı bulunmuĢtur. yan masalardan telefonda konuĢuna gıptayla bakanlar. Ġstanbul'un yeni yöneticileri herkesin taktirini toplayarak çevremizi çiçeklerle donatır ve yeĢillendirirken Ģehrimizle olan kimi iliĢkilerinde bana nedense telefon kullanmayı baĢkalarının gözüne soka soka güç gösterisi olarak görenleri hatırlatıyor.

devletin. kimilerine göre Yeniçeri adımlarıyla bu ilkelerı uygulamaya çabalayadursun. Eskiden herkes korkardı hain kurtlardan. nüfusunun yarısına yakını vatandaĢ olamıyor. birdenbire istenmeyen insanlar konumuna düĢüyor. Evrim açısından türümüzün ne kadar genç. savaĢların kaçınılmaz olduğu nakaratına. en temel insan hakları ilkelerine bakmaksızın. aday bile olamaması gerekirdi. . Aradan nerdeyse 25 yıl geçti. düĢüncelerimizi. Ankara'ya davalarını anlatmaya gelen Filistin KurtuluĢ Örgütü mensuplarıyla yaĢadım. Tazminat davaları renkli olmayabilir ama onurumuz da ölmeden. GeliĢleri. Filistinliler Allende'nın adını bile duymamıĢ. Binlerce yıl sonra olsa bile çocuklarımızı. Ġkinci Dünya SavaĢı'ndan bu yana elit konumunda olan ve yerel dilleri öğrenme ihtiyacında olmayan Ruslar. Ve hâlâ. Onlar için özgürlük deyince akla ilk gelen bu ülkedeki azınlıkların konumu. Baltıkların bağımsızlığı ve bir anda değiĢen yeni vatandaĢlık ölçütleriyle birlikte. barıĢtan yana olanlara savaĢ karĢıtı derken. Bir ülke düĢünün ki. Çocuklarını kurban etmek isteyen peygamberlerimiz giderek masallaĢan geçmiĢimizde kaldı. dünyanın bu olayı her vesileyle protesto ettiği günlere denk gelmiĢti. ABD arka bahçesi addettiği Latin Amerika'da kendisine bağımlı askeri rejimleri her Ģey pahasına ayakta tutma politikasını güttüğünden. azınlık statüsü bile tanınmayan bu insanların kendi dillerinde eğitim veren bütün okulları kapatılıyor. savaĢanların barıĢ karĢıtı olduğundan kimse söz etmiyor. en gizli sırrı olmalı. Ama türümüzün doğal olarak saldırgan. geçen hafta Letonya ve Estonya'yı ziyaret ederken. Geleceğimiz bugün kendimizi nasıl yargıladığımıza bağlı. Toplantıda gündem. yılanlar. Biz besliyoruz aç kalmasınlar diye.. Gene o günlerde benzer bir vurdumduymazlığı. Türkiye'deki durumun konuĢulmasına gelince. Ev sahipliği yapan Dünya Üniversiteler Birliği (WUS) üniversite özerkliği ve akademik bağımsızlığı kollayan bir kuruluĢ. Türkiye'yi dıĢarıya jurnal'liyor diye tepinedursun. özgürlük yanlılarını. doğup büyüdükleri topraklarda yüzlerine bütün kapıları kapatan politikaları sonucu hepsi göçe. Türümüzün geliĢmesiyle korktuklarımız da değiĢti. çağlar boyu süregelmiĢ egemen Ģiddet düzeni o denli belirliyor ki. bu ülkeleri kulübün birer özgürlük simgesi haline dönüĢtürüyor. Filistinlilerle diğer Araplar sırtlarını dünyaya çevirmenin kurbanı. yani bir tür 'gönüllü' tehcire zorlanıyor. barıĢtan yana olmanın sorumsuzluk olduğu inancı üzerine kurulu. savaĢın sosyo . Avrupa Birliği'nin hiç de kamuoyuna yansıtmadığı. Letonya'da çifte standartlar Gündüz Vassaf 19/06/2005 Cenevre'de bir uluslararası üniversiteler toplantısındaydım. savaĢlarımızın savaĢ tutsaklarına nasıl davranacağımızı. Türkiye'nin çektiği acıları kendi konumlarına rakip görmüĢlerdi. ama özellikle Latvanya ve Estonya'nın bırakın Avrupa Birliği üyesi olmayı. Türkiye denilince. 12 Eylül rejimi. Günümüz insanının korkularını inceleyen psikologların kurtları tek gördüğü yer hayvanat bahçeleri. ġili'de Allende hükümetinin ABD'nin desteklediği askeri bir darbeyle yıkıldığı. demokrasinin baĢ ölçütü bu. eĢlerimizi dövmeyi cürüm sayma aĢamasına geldi türümüz. Hâlâ onurumuza toz kondurmuyoruz. Belki de savaĢ suçlularını yargılaya yargılaya bir gün savaĢın kendisini bizatihi suç diye bildiğimiz olgunluğa varacağız. Soğuk SavaĢı kazanmanın coĢkusu ve Rusya'yı Baltık Denizi'ndeki stratejik çıkar ve üslerinden uzaklaĢtırma politikası. Türkiye üniversiteleri hâlâ 12 Eylül'ün totaliter yasasının. buralarda olup bitene ilgi bile göstermek istemiyordu. Türkiye üniversitelerinde özerklik ve akademik özgürlük. tecrübesiz ve birbiriyle yaĢamayı öğrenmenin çok baĢlangıçlarında olduğunu görmezlikten geliyoruz. öldürmeden tescil ediliyor. Dikkat tehlike! Gündüz Vassaf 12/06/2005 'Hain kurttan kim korkar?' Tehlikelidir vahĢi hayvanlar. o yıllarda. insan hakları ve azınlıklar konusunda ülkelerüstü ilkeler benimseme iddiasında olan Avrupa Birliği'yle ilgili olarak yaĢadım. kimsenin ve özellikle Avrupa Birliği'nin de gündeminde değil. orada olup biteni anlatma çabamla hiç ilgilenmemiĢlerdi.Değerler sistemimiz. UygarlaĢtıkça uluslararası normlarımızla tanımlar olduk meĢru ve gayrimeĢru savaĢlarımızla. on binlerce yıl korktuğumuz vahĢi yırtıcı yaratıkları biz korumaya baĢladık yok olmasınlar diye. Estonya ve Letonya'da bu ilkelerin temelden nasıl çiğnendiği. Toplantıya katıldığım yıl. düĢman addettiğimiz her kimse onunla barıĢ olamayacağı. Son 20 yıla kadar Baltık ülkelerinde herkesle birlikte Sovyet vatandaĢı statüsünde olan Ruslardan söz ediyorum. Üniversitede özgürlük için uluslararası dayanıĢma beklentisi ile geldiğim bu toplantıdan hayal kırıklığıyla ayrıldım. Kendilerinden baĢka bir ülkenin mazlum duruma düĢmesine tahammül edememiĢ. kimilerine göre sessiz bir devrim. Böyle baĢa böyle tıraĢ. Son hayal kırıklığımı da. edebiyatından müziğine kadar sanki bir moda olan Güney ve Latin Amerika dayanıĢmasında kenetlenenler.. Aynı politika 12 Eylül ve YÖK'le birlikte Türkiye'de de uygulanıyordu. Sözlerimizi. ancak uğruna düello yapmamızı da yasakladık. Türkiye. tam bu konuda. Aslanlar. Normal koĢullarda bu üç ülkenin. SavaĢ bakanlıklarımızın adlarını savunma bakanlığı diye değiĢtirerek aynaya baktığımızda bile yüzümüzü gizler olduk.biyolojik-kalıtımsal açıklamalarına da hiç inanmıyorum. bu ülkelerdeki üniversiteler de nasibini almıĢtı. kaplanlar. Güney ve Latin Amerika delegasyonları salonu terk etti.

ya da Kenan Evren'in dediği gibi. Kendi ellerimizle ördüğümüz mekânların duvarları arasına tıkıĢıp. toplumumuzda temel kavramların geliĢmemesinin vahim bir belirtisi. Biziz tehlikeli olan ve tehlikelerimizi yaratan. üniversite özerkliğinden kaçınılmaz olarak ödün vererek üstlendiği bir sorumluluk örneği. Türk Dil Kurumu sözlüğünde aymazca öne sürüldüğü gibi 'bilimsel tartıĢma' değildir... cumhuriyet yerine anayasal monarĢi. eĢlerimizin nasıl tehlikeli olabileceğini dinler olduk. Biz. koltuk altlarımızın kokacağından korkuyor. Türkiye'nin lise ya da üniversitelerinde. Üniversitelerde yapılan konferanslar ya da toplantılardaysa. DüĢünceyi doğru yola sevk etmek için iĢkenceyi keĢfettik tehlikesiz toplumlar yaratmak uğruna. Sevilmeyiz diye. Tanrı korkusunun yerini giderek sanallaĢtırılan terörist korkusu almıĢ yeni dünyada. her yıl yoksulluktan milyonlarımızın ölümüne neden olan hastalıklar ve açlığı kanıksayıp. Bu cehaletimize de ĢaĢmamak gerek. Ama. toplumun kimi temsilcilerinin temel kavramlar üzerine cahilliklerini bir kez daha ortaya koydu. gökdelenlerin tepelerine vardığımızda yükseklik korkusunu keĢfettik adına akrofobi dediğimiz. ordu gibi. Türkiye'de de.. Aynı sivil toplumların askerleĢmesini tehlikeli bulduğumuz gibi. sade devlet ve basın değil. Meclis kürsüsünden üniversitelerin lanetlenmesine hükümetin ilk günlerdeki suskunluğu. karĢıt görüĢlerin tartıĢıldığı münazara kulüpleri olsaydı bile. Ancak bilgi üretildikten sonra tartıĢmaya açılır. 'Ģahsi görüĢüdür' diye geçiĢtirmeleri ibret vericiydi. toplumun vakurla değil heyecanla yönlendirilmesine de neden oluyor. Türkiye artık bilgi ve eleĢtiriyi birbirinden ayırt edecek olgunlukta olduğu gibi. yakın zamanda gerçekleĢeceğini umduğum 'Ġmparatorluğun ÇöküĢ Döneminde Osmanlı Ermenileri' toplantısı üzerine odaklaĢmak yerine. bırakın onu görevinden azletmeyi.. toplumun dokusuna daha uygundur' gibi bir konu tartıĢılabilir miydi? Konusu ne olursa olsun münazara. doktorlarımızla psikologlarımızdan. üniversitelerimizin. öncelikle bilgi üretmektir.. sevmekten korkuyoruz. Üniversite. iki tarafın karĢıt görüĢleri savunduğu anlamına gelen münazarayla. 'Türkiye'de 12 Eylül döneminde Mamak Askeri Cezaevi'nde Kullanılan Psikolojik ĠĢkence Yöntemleri. Kan döke döke bayraklarımızı koruduk birbirimize karĢı. konferans ve akademik toplantıları. polis baskısına maruz kalmadan. hükümet sözcüsünün Meclis kürsüsünden yaptığı provokatif haykırıĢların neden olabileceği öngörülmez felaketler karĢısında. iĢkencecilerin eğitimini. kimi fevri ve cahil çıkıĢların paniğine kapılanlar olacaktır.. gündelik yaĢamın en küçük ayrıntılarında korku arar bir konumda. Kendini koru! Çoğunluğumuz.. köylü ve iĢçiler üzerine araĢtırma yapılmasının bile milli menfaatlere aykırı görüldüğünü. Münazara bir tür fikir cimnastiğidir. Üniversitede 'Türkiye'de 12 Eylül Döneminde ĠĢkenceyle Ġlgili Devletin Tutumu' gibi iĢkencenin nedenlerini. her birinin kendi alanında dünyanın sayılı bilim adamları arasına girdiğini.Karanlıktan korkuyoruz hâlâ. Osmanlıca 'münazara' kelimesinin Türkçede tek bir kelimeyle bir karĢılığı olmaması. Böyle fikirler beyan edenlerin de davet edilmesi önerilmez. Bir zamanlar tehlikenin kokusunu alırdı insan. tekseslilik hâkimdir. Türkiye'nin yaĢadığı askeri darbeler bu ülkede demokrasi kavramının geliĢmesini engelleyip.. devletin. öldürmekten korkmasınlar diye eğitiyoruz askerlerimizi. korkacak bir Ģey olmadığ zaman da korkmaktan korkuyoruz. Boğaziçi Üniversitesi Rektörü'nün toplantıyı ertelemesi. Milli ġef Ġnönü döneminde. Ermeni konferansı Gündüz Vassaf 05/06/2005 Son Ermeni konferansı tartıĢmaları. bireysel evhamlarının derdine düĢtü. hâlâ da korkuyoruz. çok değil. iĢkence yöntemlerini. DüĢmandan korkardık. uzun vadede toplum ve devletin de aleyhine olduğunun vahim örnekleri tarihte çok görüldü. Birçok ülkede olduğu gibi. sosyal bilimlerde de kendi bilgilerini üretir hale gelmesi. ya da iĢkence yapıldı ama onlar vatan hainiydi gibi. Akademik toplantılarda hiç değil. Üniversitenin devletle bütünleĢmesi. minarelerin. Ama artık düĢmanın kendi içimizde olduğunu da biliyoruz. milli menfaatleri korumakla yükümlü bir kurum da değildir. üniversitelerde değil. Pertev Naili Boratav. Son günlerde olduğu gibi. . Ġki ayağımızın üstünde doğrulduktan sonra yüksele yüksele katedrallerin. yani karĢıt görüĢlerin tartıĢması. buralarda kanlı bıçaklı olmadan. Askerlerin sivilleĢmesini tehlikeli buluyor komutanları. kendi sözcüleri için. üniversite adına konuĢanların bir kısmı bile birbirine karıĢtırdı. iĢkence görenlerin psikolojisini incelemekle yetinmesi doğaldır. Örneğin. Üniversite toplantılarında temel amaç. devleti temsil etme iddiasındakilerin sorumsuzlukları karĢısında zorunlu bir davranıĢ idi. stratejik ortaklıkları araĢtıran bir toplantı da düzenlenebilir. 'Asmayacaktık da besleyecek miydik' türünden konuĢma yapması beklenmez. Cumhuriyet'in yarı tarihini kapsayan tek parti döneminden sonra. Burada kimsenin iĢkence yapılmadı. yine mi hatırlatmak lazım? Devlet adına hareket edenler yakın tarihlerinden bile ders alamayacak kadar aciz mi? Önümüzdeki günlerde Türkiye'de gereken. bu nedenle Muzaffer ġerif. Korkutulmaya o kadar alıĢtırıldık ki. kapalı yerlerde kalma korkumuz klostrofobiyi keĢfettik. Son bir kaç haftadır. DoğuĢumuzdan itibaren "Dikkat. Küçücük beynimiz evrimle geliĢtikçe düĢüncelerimizin de tehlikeli olduğunu söyleyenler oldu. örneğin 'Türkiye'de. tartıĢmak değil. hassas konu ya da milli menfaat anlayıĢımızın normalleĢerek. kritik düĢünceyi susturarak bilimin geliĢmesine ket vurduğu gibi. Niyazi Berkes gibi profösörlerin üniversiteden atılıp Türkiye'den ayrılmak zorunda bırakıldıklarını. Bu toplantıda konuĢmacıların. Bir ömür boyu yiyip içtiklerimizin. Türkiye'nin normalleĢerek oluĢturmaya baĢladığı yeni konumuna sekte vurdu. tehlike!" diye uyarılıyoruz. Devleti korumak iddiasıyla yaptıkları fevri çıkıĢlar Türkiye'ye 'Geceyarısı Ekspresi' filmi kadar zararlı oldu. Oysa. kokusuzlaĢtırdığımız dünyamızın yapay kokularında koklaĢıyoruz. münazaraların tersine. Nükleer tehlikenin yerini panik ataklar aldı. yurt sevgisini de 'düĢman'a göre tanımlamayacak güçte. Ölümden. münazaranın tersine. genellikle okullarda ya da münazara kulüplerinde yapılır. özellikle baĢka ülkelerle de karĢılaĢtırıldığında. arkadaĢlarımızın.' bir doktora tezi ya da bilimsel bir toplantının konusu olabilir. Dağ baĢında oturanları kandırıp sel sigortası satıyorlar.

Dünya kentimizin karanlığı masallaĢtıran havai fiĢekli Ģölenleriyle. PaslanmıĢ demirlerin ardında. kapılar Özel korumalı Ģeffaf kapılar. Kayıp anahtarlı. KapalıçarĢıların gökdelenlerde putlaĢtığı Zamanın kentindeyim. Yerlerinde yabancılar. Açmasını unuttuğumuz anahtarsız kapılar. kapılar. Topkapı'da saraylardan Körler ülkesi Kalkedon'da stadyumlara. Asırlardır birlikte yaĢadığımız tanıĢlarımızdan Gözlerimizi kaçırır olduk. Tanrının silip süpürülen mermerlerde taĢlaĢtığı. Ġnsanların otomobillerden hızlı gittiği Tek istikametli kaldırımların soluksuz yayasıyım Kentin gözcüleri Ġtfaiye kulelerinden ineli yıllar oluyor. Kent uykuda.İstanbul'un Fethi-Yıl 552 Gündüz Vassaf 29/05/2005 KENDĠ KENTĠME AĞIT Sabret. Vınlayarak geçen metrolar. imparatorlarımız. Kilitli kapılı. Elektriğin aydınlattığı eski yangın yerlerini. Kentim nice dinler. Yatan padiĢahlarımız. kırmızı ya da lacivertle coĢtuğu Bir kentteyim. diller yaĢamıĢ.. Ġçerden bize bakıldığında tümü Ģeffaf. seviĢeni ve didiĢeni Konstantinople'in Mavi ve YeĢillerle sarsıldığı. KararmıĢ mermerlerin altında. köpeği.. Meyhanelerde inleyen nağmelerimizde. sokaklarında çöpü. BeĢ yıldızlı otellerinden süzüyorlar geceleri. PadiĢahsız kalmıĢ kapıkullarının birbirlerini kollamaktan Konaklarını yitirdikleri kentin kaldırımlarına. Dağlardan. Kentim. Yelpazesinde açtığı renk cümbüĢünden Aniden beliriveren gözleriyle soruyor 'Durup dururken ne diye beni andın?' diye. her kent gibi. yaylalardan kopup gelenler. Ġstanbul'da sarının. Umutla zincirlenmiĢ. Kapılar. Bize karanlık görkemli binalar. Susuz sarnıçlara çarparak. Kentte dolaĢıyorum. ninelerimiz. Ama niyeki Küllerde kıvılcım arayıp . Dilini anlamadığımız. Dinle. Sürekli adlarını değiĢtiren sokaklarında Çocuklarin saklambaç oynayamadığı. Anahtarları kayıp kilitli kapılar. Kentimizin eski simgesi tavuskuĢu. Kent ayaklanmıĢ. Tarihin med-cezirinde Gözlerim geçmiĢte yaĢayanların düĢlerini kolluyor. UnutulmuĢ tüneller. Köprülerinden kıtalar aĢıyorum. Kapılar. TaĢlarını tanımadığımız mezarlarda Dedelerimiz.

aynı firma ABD'li gençlere 500 dolar karĢılığında satıyor. Joseph Conrad'in 'Karanlığın Yüreği' kitabındaki gibi. -Satın aldığı kullanılmıĢ otomobilin eski sahibinin Papa olduğunu öğrenince açık artırmayla satıĢa çıkaran Benjamin Halbe'nin altı yıllık Volkswagen Golf'una aldığı son teklif 100 bin dolar. -Laura Zubulake. Ġlk iki ayağımızla yürüyerek üstüne bastığımız bu kıtayla tarihimiz boyunca iliĢkimiz sömürüden öteye gitmemiĢ. Yelpazesinde açtığı renk cümbüĢünden Aniden beliriveren gözleriyle soruyor. Makedonyalı . -Maliyeti günde yarım dolarlık ilaca ödeyecek paraları olmadığından 2 milyona yakın Afrikalı bu yıl AIDS'den ölecek. özellikle Hıristiyan âleminin Darwin'e kızması biraz da bu nedenden değil mi? 20. kadın olduğundan ötürü iĢvereni UBS Bankası'nın terfi etmesini engellediği gerekçesiyle kazandığı dava sonucu 29 milyon dolar tazminat aldı. üstünde 10 karatlık pırlanta olan platin vibratörün fiyatı 1. Afrika'yı anlayabilmek için de yazarlarını okumak. Futbol maçlarında ırkçı seyircilerin siyah oyuncuları muz sallayarak provoke etmesi. Ġnsanlarını köleleĢtirmiĢ.3 milyon sterline mal olan granit heykelin açılıĢını yaptı. Afrika'ya 'kara insanların yaĢadığı vahĢi topraklar' olarak bakmıĢ. yöneticisine 8.5 milyon dolar hizmetleri karĢılığı verilirken. -Romanya'nın Caracal kasabasından Bogdan Ghirda ve mesai arkadaĢlarının saatine yarım dolar karĢılığı günde 10 saat gamersloot.6 milyar dolar. eroin.8 milyon dolar -Ġngiltere Kraliçesi Elizabeth ile oğlu Galler Prensi Charles. yüzyılı en çok etkileyenler arasında olan üç yahudi Marks. -Çeçen lideri Aslan Mashadov'un ölümüne yol açan ihbarcıya 10 milyon dolar ödeyen Rusya sözünü tuttuğunu açıkladı. -Afganistan'da ABD askerlerinin yanlıĢlıkla bir karakolu bombalamaları sonucu beĢ kiĢinin öldürüldüğü saldırıda bacağını kaybeden Afgan polisine 500 dolar ödendi. görmeyi reddettiğimiz geçmiĢ ve günümüzle yüzleĢebiliriz. -Irak iĢgalinin aylık maliyeti 9 milyar dolar. doğal zenginlikleri için koca kıtayı sömürgeleĢtirmiĢiz. özel çiftlikleri için destek alım fiyatı karĢılığı AB'den 2004 yılında bir milyar sterlin aldılar. görev baĢında ölen polisler adına 2. Hapı iki sterlinden satılan ecstasy bir pint biradan daha ucuz. 'Durup dururken ne diye beni andın' diye? Gündüz Vassaf. Ģirketten emekli 4 bin kiĢiye tazminat olarak adam baĢına 47 dolar ödendi. Diğer kıtalarda yaĢayanların kültürlerine. -Ġflas eden Polaroid Ģirketinin son baĢkanına 12. burasını yaratıcılığımızın dekoru olarak kullanmaktan öteye gitmemiĢ. -HSBC Bankası geçen sene tarihinin en büyük kârını elde etti: 17. Yakın zamana kadar edebiyatımıza konu olduğunda bile. Einstein ve Freud'un. -11 sivil Çeçen'in polis tarafından öldürülmesinden Rusya'yı suçlu bulan Avrupa Ġnsan Hakları Mahkemesi bu ülkeyi 180 bin dolar tazminat ödemeye mahkum etti. 2002 Kapitalizmde değer kavramı Gündüz Vassaf 22/05/2005 -Ġngiltere Kraliçesi.8 milyon dolar. -Geçen sene Ġngiltere'de rekor düzeyde düĢüĢ gösteren ecstasy. crack. -Dünyada günde bir dolardan az bir parayla yaĢayanların sayısı 1. siyasi mücadelelerine. ömür boyu hapse mahkûm edildi. -Londra'da bir sterlin değerinde pizza promosyonu üzerine çıkan tartıĢma sonucu dükkândaki görevliyi bıçakla öldüren Hakeem Johnson.3 milyar kiĢi. -Hindistan'da 'Dokunulmazlar'a mensup çocukların günde 10 saat çalıĢıp futbol topu dikmelerinin yevmiyesi yarım doların altında.Gününü sakınan Bu kuskunluk? Dinle! Günümüzde hindi kılığında dolaĢan Kentimizin eski simgesi tavus kuĢu.net adlı Kuzey California firması adına bilgisayar oyunları oynayarak kazandıkları puanları. dinlerine az çok aĢina olan bizler için. Onları okumakla kendimizi de daha iyi tanıyabilir. -Dunyanın en pahalı futbol oyuncusu David Beckham'ın hamile karısı Victoria'ya hediye ettiği. kokain ve marijuana'nın fiyatları kahve ve bira fiyatlarının altına indi. Afrika'dan bana ne! Gündüz Vassaf 08/05/2005 YaĢadığımız dünyayı anlamak için Afrika'yı anlamak lazım. Afrikalılar bambaĢka. Ġlk insanın Afrikalı olduğu söylendiğinde aklımıza gelen atalarımızdan çok Afrikalıların maymunlara benzedikleri. insanlarına sırtımızı dönmüĢüz. bizden olmayan insanlar.

Aralarında tek beyaz olmayan Afrikalı askerlerden oluĢan 300-400 kiĢilik bir güç yeterli görülmüĢ tarihimizin en büyük soykırımlarından birine seyirci kalırken. soykırımdan. Nedeni. köklerinin Afrika'da olduğunun hatırlatılması sanki provokatif. Kafeslerinden ömür boyu çıkmadan sahte aydınlatmayla günde bilmem kaç kez yumurtlamaya aldatılan tavuk cehennemi oldu ABD. kemikten kalem. yazdıklarında evrensel değerlerle yüzleĢmemizi anlatan Nadine Gordimer (1991). düĢ ve düĢüncelerini ustalıkla ifade etmeleri. Daha sonra molla kılığına bürünen bir haydutu anlatan Ġran sinema tarihinin en popüler filmi. maceranın bile tüketim biçimine dönüĢtüğü. Onlarla. "Sakın bizim oralara gelme. Bağdat'ta. Çoğumuzun konuĢmaktan çekindiği. Bugün de Darfur'daki katliamlara seyirci kalıyor dünya. yalnızlığın dayanılmaz sıkıntısı ve isyanıyla. en çok konferans olan yer Boston olmalı. gösteri ve konserler halka açık olduğundan. oraya bu sefer Afrika'yı sömürmek için değil. daha çok kalem mürekkep tükettik Ruanda. 'The Lizard'ın gösterimi vardı. orada olup bitenlerin güvenliğimizi etkilememesi. Korsikalı Napolyon. Bosna'da. Amos Tutuola (The Palm-Wine Drunkard)." der pire. dünyanın güvenliğini düĢünmekten hâlâ aciz miyiz? Kaçımız buralarının adını duyduk. beyaz egemen toplumda yaĢayan zencilerin. kaçımız hangi takımın küme düĢme mücadelesinden daha çok önemsedik. "Batı'yı yakalayıp geçeceğiz diye yumurta üretimimizi artırmamız için gene hedef yükselttiler. ülkelerinden uzaklaĢtırmıĢlar. sömürgecilik sonrası günleri anlatan epik Ģiiri 'Omeros' ile tanınan Derek Walcott (1992). sigaradan kâğıtla yazan. Sizin oralarda tavuklar günde bir defa yumurtluyormuĢ. daha çok düĢündük. utanmıĢlar. Yarın Ankara'dan BaĢbakan'ın dıĢ iliĢkiler danıĢmanlarından Egemen BağıĢ burda. Onun için sabah gazetede dün gittiğim toplantıya iliĢkin bir Ģey bulamayınca üzüldüm.Lucia'lı Ģair ve oyun yazarı. bütün çağrılarına rağmen dünyanın yardıma gelmemesinin içyüzünü bir film eĢliğinde anlatacak. Nedeni. Bugün bir milyona yakın insanın katledildiği Rwanda'da BirleĢmiĢ Milletler kuvvetlerinin baĢında olan general Dallaire. yazdıklarıyla evrensel kültürümüzün parçası olmuĢlar. Nobel edebiyat ödülü Gündüz Vassaf 01/05/2005 Dünyada metrekare baĢına en çok üniversite. Türkiye-ABD iliĢkilerinin son durumunu anlatmak için geçen hafta Washington Büyükelçisi Boston'a gelmiĢti. Afrikalı olmaları. ama ĢaĢmadım. Woli Soyinka (The Interpreters) ve Ruanda'daki BirleĢmiĢ Milletler komutanı Romeo Dallaire'in kitabı 'Shaking Hands with The Devil'. Ulusal güvenliğimiz adına bir kayalık için komĢumuzla savaĢmayı ciddiyetle planlarken. Bir milyona yakın insan 1994 yılında bir ay içinde Ruanda'da katledilirken dünyanın yardım etmemesinin tek bir nedeni var.Ġskender. aĢağılayıcı bir tespit. ülkesinde iki yıla yakın hücre hapsindeyken. Dünyada olup biteni de yetkili kiĢilerden. Pazar günü Benazir Butto Pakistan ve terörizm üzerine konuĢacak. en çok kitap. Boston'da bu tip olaylar o kadar sık ve sıradan ki haberlere bile yansımıyor. nedensiz panik atakların dünyasının merkezi değil mi ABD . Ġbrahim'den Muhammed'e kadar peygamberlerin hepsinin. St. kendimizi kurtarmak için gidiĢimizle olacak. Darfur ya da Afrika için? Afrika edebiyatının moda mı olması lazım ilgilenmemiz için? Her yıl milyonlarca insanın. hastalıktan öldüğü Afrika'yla ilgili haberlerin dünya medyasına yansımamasını. beğenmedikleriyle karĢılaĢınca hayal kırıklığına uğrayıp onları yerin dibine batırmıĢ. Selanikli Mustafa Kemal'in. Dört Nobel edebiyat ödülü sahibini aynı anda. Böyle diyor BirleĢmiĢ Milletler BarıĢ Gücü'nün komutanı. üzmüĢ. hapse atmıĢ. Sosyalist rejimden kaçan tavuk sınırda pire ile karĢılaĢır. isteyen için bu Ģehirde yaĢamak sonu olmayan bir kültür panayırı. toplumsal vicdanın sözcüsü. açlıktan. Harvard'a dün baĢka bir toplantı için gittiğimde. Onunla aynı günlerde eski Ġngiltere Ġstihbarat TeĢkilatı'nın baĢı 21." Bugünden bakınca asıl kapitalizm tavuğun iĢini zorlaĢtıran. Senin derdin ne?" "YaĢadığım yerlerde hayat zorlaĢtı. Bu Ģehirde olup biteni az çok takip etmeme rağmen. MIT gibi üniversiteler. Nijerya'da çağdaĢ tiyatronun kurucusu. en çok doktoralı insan. ölümle tehdit edilip hayatına kastedilen. Bu yazarları birleĢtiren en önemli ortak noktaları. Kapitalizmin gücü? Gündüz Vassaf 24/04/2005 Sovyetler Birliği'nde vaat edilen sosyalist cennetin gerçekleĢememesi. Ve zaman geçmiĢ piĢman da olmuĢlar. kalabalığı görünce tesadüfen öğrendim." der. birinci elden öğrenebiliyorsunuz. Ġnsanın tekrar özüne kavuĢması belki de Afrika'yı yeniden keĢfiyle. Nobel ödülüne layık görülenler değer yargılarımızın avukatlığını baĢkalarına bırakmıĢ. yansıdığında 'Afrika'da böyle Ģeyler olur' bağlamında algılanmasını nasıl açıklayabiliriz? Türümüzün yüzünün kızarması bizim kuĢaklarımızla mı kalıtımsal mirasımızdan silinip gidecek? Üç Afrikalı yazar ismi ve birer romanı-Chinua Achebe (Ruhum Yeniden Doğacak). Beyrut'ta olduğu gibi orada stratejik çıkarımız olmaması. Ġnsanlarının da yalnız yaĢamaktan yabancılaĢıp ilaç ve psikiyatristlere sığındığı. psikolojik bedel ve mücadelelerini dile getiren ABD'li yazar Toni Morrison (1993) ve kitapları Güney Afrika'da yasaklanan. Harvard. aynı masa etrafında bir araya getirebilmek dünyada ender rastlanan bir olay. Dün El Cezire ile ABD medyasını algılama farklarını anlatan bir filmin ardından yapımcısı da konuĢtu. 'bizim' diye hoĢlarına gideni bulunca iftihar edenler. Berklee ve New England Konservatuvarı gibi müzik eğitimi veren kurumlarında yapılan toplantılar. ottan mürekkep. 'Bunalım Mevsimi' ve 'Çevirmenler' romanlarıyla ünlü Wole Soyinka'nın (1986) 70'inci doğum gününde eserlerinden okumak için Boston'da toplanmıĢlardı. Dört Nobel ödüllü yazar yaĢadıkları toplumlarda egemen değerlerin hedefi olmuĢ. Hz. toplumda acı acı gülünen fıkralara yansımıĢtı. "herkesin kendi odası kendi yatağı var.sorgulamayı düĢünmediği konularda. yüzyılı neler beklediğinin üzerine bir konuĢma yaptı.

Ġstediklerimizi göstersinler diye özgeçmiĢimizden en ince zevklerimize kadar bilgileri depolayan biz olacağız 'Büyük Ağabey'in belleğine. doktor. Klinger atölyesi. siyah örtünün altındaki adama baksana. tüccar. yüzyıldan farklı olarak tepeden inme totalitarizm yerine gönüllü totalitarizm üzerine kurulmakta. tek kanaldan yayın yapan. ġııııııh. baldan tatlı. Rüyalarda güvercin mutluluğun habercisiyakalanırsa. yerde. Günümüzün edilgen insanı kendisine sunulan özgür olma kalıplarının tüketicisi. Ne havlayan köpek ne de ecelin ayak sesleri. annesinin güneĢi. okula. Çağımızın düzeni. ne kadar benziyor anasına. Braunau küçük ama Ģerefli bir kasabadırdürüst iĢ adamları. taze hamur. Emzik. Hitler'lerin oğlu! Büyüyünce avukat mı olur? Belki de Viyana operasında tenor? Kimin bu minnacık eller. tak. ġimdi fotoğrafını çekecek. bilemeyiz: gelecekte matbaacı. burun? Kimin karnı sütle doymuĢ böyle. bahçede laternacı'nın müziği. Önümüzdeki yıllarda yaygınlaĢması beklenen yeni televizyon sisteminde program ve reklamlar seyircinin el aletini tuĢlayarak kendisi hakkında sürekli vereceği bilgilere göre hazırlanacak. Orwell'in '1984'. tak! Kim o? Adolf'cuğun minicik kalbi çarpıyor. Sovyetler'de yasaklanan 'Biz' kitabında. herkesin aile albümlerindeki bebekler gibi. Ġzleyen izlenen olacak. Aynı programı seyredenlere farklı reklamlar. *Wislawa Syzmborska. çıngırak. yolu kaç zamandır gözlenen misafirin gelmesidir. Direnen insan özgürlük tutkusunu koruyabiliyordu. kadirbilir komĢular. aslında önümüzdeki yıllarda gündelik yaĢantımıza girerek baĢka tür bir totalitarizme ivme kazandıracak geliĢmenin habercisi. eski sabun kokusu. hatta belki aynı programın farklı uyarlamaları olabilecek. gökte. odamda tek istasyondan yayın yapan radyoyu kapatmak mümkün değildi. Sesini kısabiliyorsunuz o kadar. Grabenstrasse. nur topu oğlumuz. Allah'a Ģükür. yapıĢık ikizlerini. pencerelerde sardunyalar.kapitalizmi? Moskova Üniversitesi'nde bir psikoloji kongresi için gittiğimde kalırken. bu göz. Braunau. Sovyetler Birliği'ndeki totaliter düzeni öngörerek 1929'da Fransa'da sonra basılan kitabı. 2005. Bir tarih öğretmeni yakasını gevĢetiyor ve esniyor düzeltirken ödevleri. büroya. hiç kapatılamayan ve izleyicisini gözetleyen televizyondan bahseder. Vassaf. Kapitalizm fedakârlık yerine. 20. babasına. çocuk bezi. 1996 Nobel Edebiyat Ödülü. Türkçe çeviri G. Sen doğmak üzereyken geçen sene. Ve tam doğumdan önce annesinin anlam dolu rüyası. kimin bu küçük kulak. aman iki defa tahtaya vur. papaz? Bu minnacık ayaklar nerelere varacak? Bahçeye. sepette kedi yavrusu. geçilmiyordu iĢaretlerden: bahar güneĢi. mama önlüğü. Tak. Huxley'nin 'Cesur Yeni Dünya'sından yıllar önce totaliter distopyaları yazan Yevgeny Zamyatin. yaĢam biçim ve düĢlerimizi sorgulamak yerine tüketimle bütünleĢtirmesinden kaynaklanmıyor mu? Nereye kadar? Hitler'in ilk fotoğrafı* Gündüz Vassaf 17/04/2005 Kim bu minnacik bornuzlu Ģirin çocuk? O ufak bebek mi? Adolf. özgürlük ve tüketimi sunarken dünya dahil her Ģeyimizi yitiriyoruz. Lehçeden Ġngilizceye çevirenler Stanislaw Baranczak ve Clare Cavanaugh. pempemsi bir kâğıda sarılı uğurlu fal. Ģeker çocuk ağlama. Marksizm-Leninizm müritlerinden gelecek uğruna gündelik nimetlerden fedakârlık talep ediyordu. . bir gelinin yanına? Belki de belediye baĢkanının kızına? Benim canım küçük meleğim. Zaten gücü de.

kendisi komünizme karĢı ABD'yle aynı safta yer aldı. çokuluslu dev Ģirketlerin yöneticileri. hepimizin kurtuluĢu için bizi Ġsa'ya kazandırma politikalarını sürdüreceğinden de emin olabiliriz. yaşasın Papa Gündüz Vassaf 10/04/2005 Her ne kadar ruhani de olsa. .Papa öldü. altı delikli özel bir sandalyeye oturtulan Papa'nın iki taĢağının da olup olmadığı elle kontrol edildikten sonra. Jean Paul'ün kilisesinin dünya kamuoyuna yansıyan skandalları karĢısında. polis devleti yöntemleriyle bir tür sosyalizmin nimetlerini koruyan Castro ile.. Papa II. kapıda taksinin geç kalıyoruz kornası. Irak savaĢının sona ermesi. hem de halkla iliĢkiler konusundaki ustalığıyla dünya kamuoyunun gönlünü fethetti. bugün ABD'nin aynı rolü oynamasından ibaret. Onun söylediklerini dinledik. Papazlığa intisab etmeden Krakow'da aktör olan Karol Wojtyla. yüzyılda karĢısında en güçlü rakibi Çin olacak. Jean Paul'un baĢka konularda tutumlarıysa. uygundur) sözleriyle dünyaya duyuruluyor. ölümünü dünyanın bir kaybı olarak saygıyla andık. Suya sabuna dokunmadan kilisenin 2000 yıllık tarihindeki hatalar için özür dilerken. Çin ve Vatikan'a bakmalı. ayrıldığınızda. cinsiyetini gizleyen Joan adında bir kadın papa olmuĢ. Yolculuk ne zaman biter? Yaban ellerden. geminin güvertesinden el sallanır filmlerde. düĢlerin derinliğinde uykuya yatmıĢ anıdır. önce Polonya ve Sovyetler Birliği'ndeki rejimlerin devrilmesinde. Yeryüzü küremizde kültür uyuĢmazlıkları aramaya meraklılar. iktidarın dönmedolabına binip inerken. Ancak. asıl kuzu kılığında dolaĢan kurtlar değil mi dünyayı yöneten? Vatikan. Yolculuğun sonu elvedadır hiç unutulmayan. Katolik olsun olmasın herkesin kurtuluĢu için dua eden Papa'yı aynı nefeste anmakla ilk bakıĢta kuzuyla kurdu karıĢtırmıĢ mı oluyorum? Yoksa. onunla birlikte dünyayı dolaĢtık. Süper güçlü ülkelerin liderleri. otelde hesabın ödenmesi. Taiwan rejimini Çin'in meĢru hükümeti olarak tanımasındaki ısrarı. seleflerinden devralıp sertleĢtirerek sürdürdüğü politikayla.. erkek olacağından. Yeni Papa'nın. Yolculuk ne zaman biter? Gündüz Vassaf 03/04/2005 Uçağın kapısından. istenmeyen kaç çocuk dünyaya geliyor? Ġnsan sağlığına. dünya çapında ölümcül politikalar güden bu örgüt ve ruhani lideri II. ardından da. dinlerin barıĢ içinde bir arada yaĢaması. Güney Amerika'da yoksullukla totaliter rejimlere karĢı kilisesinde geliĢen 'liberation theology' (kurtuluĢ kuramı) hareketinin susturulmasında belirleyici rol oynarken Stalin'in "Papa'nın kaç birliği var?" sözlerinin sanki intikamını alıyordu. Dünya basını. Kamuoyu baskısı karĢısında görevinden istifa etmeye zorlanan Boston BaĢpiskoposu'nu Roma'da Aziz Meryem Bazilikası'nın baĢına getirerek taltif etti. faĢist geçmiĢinden ötürü savaĢ suçlusu olduğu keĢfedilince ABD'ye girmesi yasaklanan eski BirleĢmiĢ Milletler Genel Sekreteri Kurt Waldheim'a Vatikan adına Ģövalye unvanı vermekten de çekinmedi. müritlerinin adına. en zengin örgütünün lideri öldü. ülkesini iĢgale kalkıĢmıĢ ABD'nin burnunun dibinde. sıradan devlet politikalarından farksızdı.. kurumuna kararlılıkla sahip çıkması kimseyi ĢaĢırtmadı. II. yaĢadıklarımıza sessizce tanıklık etmiĢ çamaĢırın yıkanması. sonra Sovyetler Birliği'nin baĢına gelecek o dönemin istihbarat Ģefi Andropov. Murat Bardakçı'nın 3 Nisan'da Hürriyet'te kaynaklara atfen belirttiği gibi. bir de Castro. anlaĢılmaz geleneklerden kurtuluĢ hissidir. ABD Milli Güvenlik Kurulu'nun önemli bir rolü olduğunu açıklamıĢtı. II. Vatikan politikalarından ötürü her yıl kim bilir kaç milyon insan ölüyor? Ufak yaĢta ölüme mahkûm. Leh asıllı Karol Wojtyla Papa seçilir seçilmez. Günümüzde Batı'nın çıkarlarını kamufle eden moda deyimle 'uygarlıklar çatıĢması. Sözde ĢeffaflaĢan dünyanın en karanlık örgütülerinden birinin gizlilikle seçeceği yeni Papa için iki Ģeyden emin olabiliriz. Zaten belki bunun için Papa seçilmiĢti. zulüm. Bu gidiĢle Vatikan'ın 21. bavulların boĢaltılıp sonraki seyahata kaldırılması. garip diyarlardan. ABD'nin bir tek Massachusetts eyaletinde 250 Katolik papazının 1000 küsur çocuğu yıllarca taciz ettiği ortaya çıkınca. Tren hareket etmeden peronda son öpücük. bir milyarı aĢkın insanın gündelik yaĢamlarının denetimini de teslim almıĢ. kirli çamaĢırlarını gizleyen. Güney Amerika'daki papazlarını ABD emperyalizmine karĢı gelip siyasete karıĢtılar diye azat ederken. dokuzuncu yüzyılda. Hem Katolik kilisesinde '68 ruhunun özgürlük rüzgârıyla baĢlayan değiĢimlerin önünü ödünsüz uygulamalarıyla durdurdu. Derin bir nefes alıĢtır. en gizli kapaklı. Vatikan'ın uyguladığı geleneksel testte. belki de yeryüzünün en totaliter. Kilisenin liberalleĢme politikalarını sürdüreceği öngörülen selefi Papa seçildikten bir ay bile geçmeden ĢaĢırtıcı bir Ģekilde öldükten sonra II. yıllar sonra kendisini hatırlatan. bilerek tenhalaĢtırdığı bir dünyanın bekçiliğini yaptı. bence. BirleĢmiĢ Milletler'in AIDS gibi çeĢitli hastalıklardan her yıl milyonlarca ölümü önleme çabası. Kendisini öldürmeye.. Bir. Biri uygarlaĢtıracağım diyordu öteki demokrasi getireceğim diyor. kimilerini defalarca olmak üzere 129 ülkeyi ziyaret eden II. BirleĢmiĢ Milletler Örgütü'nün baĢları. Jean Paul'ün onun yerine geçmesinde. yaĢamına karĢı. O günden bu yana. yıllardır Papa'nın her tür doğum kontrolünü önleyen vaaz ve giriĢimlerine çarptı. Jean Paul. pasaportun damgalanmasıdır yolculuğun bitiĢi. ikisine de en az birer milyar insanın kendisini ait hissettiği. Jean Paul'ü yaĢantımızın parçası yapmaya bizi otuz yıla yakın alıĢtırmıĢtı. Osmanlı enkazı üzerine petrol zengini Ortadoğu'yu denetleme projesi yerine. ruhani iktidarı "Duo testis bene benedata" (Ġki adet testisi var. dünyevi iktidar mücadeleleriyle cebelleĢen. son hazmettiklerimizin bizi terk etmesidir yolculuğun sonu. bunun kabul edilmez olduğunu açıklamaya mecbur kalırken. John Paul'ün Katolik dininin tanınmadığı Çin'e bir kez olsun gitmezken. dünya kamuoyunu ustalıkla yönlendirerek ömrünün sonuna kadar rolünü baĢarıyla oynadı. Bunun bir göstergesi papalığı süresince. bağımsız bir ülke konumundaki Vatikan'ın denetimindeki servet ve dünya çapındaki örgütünün din adına dokunmazlığı her ülkeye nasip değil. bir yandan da papazlarına bir fırsat daha verilmesini savundu.' eskiden Britanya krallığının. öbür dünyanın anahtarlarına emaneten sahip olmasının yanı sıra. bir Papa kalmıĢtı yerinde oturan. Eve dönüldüğünde teĢekkür telefonu..

yanlıĢ evde. Madrid'in kuzeyinde bir dağ içine oyulmuĢ. Ulusumuzu. oteldeki odamızın penceresinden gördüğüm Douro Nehri'nin. kapının altında ödenmemiĢ elektrik. Asya'nın ekonomik gücüyle bütünleĢtirmek isteyen politikacı. Avustralya'nın gerçek milli kahramanlarını.. evden hareketimizden Porto'da otele varıĢımıza kadar nerelerden geçeceğimizi adım adım haritada gösteriyor.. yarım milyon insanın ölüp. Avustralyalıyı Avustralyalı yapan geleneklerin yitirildiği. Çokkültürlülük. özde anti-demokrat olduğu. Yolculuğum bitmedi. Ev anahtarının kilidin yuvasına yerleĢmesindeki huzur." Avustralyalı milliyetçiler Amerikan emperyalizmiyle. 476. dar sokaklarına binadan binaya asılmıĢ çamaĢırlar arasında dalgalanan Portekiz bayraklı kartpostalları astım. iĢadamı ve bürokratların aleti olmayacağız. çoraplarınızı çıkarır.. tehdit altında gördükleri ulusal değerlerinin korunması için seferber olmuĢ. ġöyle diyorlar: "Ülkemizdeki egemen güçler ulusumuzu AsyalılaĢtırmak istiyor. Avustralyalı milliyetçiler. 572 kilometre sonra son durak Porto gece. 1978'de ölene kadar Ġspanya'nın diktatörü olan Franko. yanlıĢ Ģehirde. ölmeden kabrini yaptırtmıĢ. Ulusumuzun ilelebet yaĢaması bizim varlığımıza bağlı. solda Calle de alcudia 788 metre. Mısırlı firavunların ehramlarına sanki nispet olsun diye yaptırtılmıĢ. Müslümanlar. tanıdık sokak sesleridir yolcuğun bitiĢi." *Kaynak: Australian Nationalism Information Data Base Seyahat notlarımdan Gündüz Vassaf 20/03/2005 Ġspanyolların çok sevdiği bir fincan sıcak çikolatalı sütü. birdenbire anlarsınız yolculuğun bitmiĢ olduğunu. Azınlıklar mafyasının gücünden Ģikâyetçiler. kahvaltı niyetine içtikten sonra Escorial'den yola çıktık. Yahudiler. 'çağdaĢ Ģıklık' icabı benimsenen liberal politikalara karĢı. dünyanın en güzel tren istasyonuyla kitapçısının. diĢlerinizi fırçalarken tanıdık aynada yüzünüzü gördüğünüzde..ama bizi yok etmek için kullanılacaksa. Cumhuriyetçilere karĢı galip çıktığı. Avustralya milliyetçiliğinin bayraktarlığını yapan ulusal kahramanlarının gücünü.. Avustralyalı milliyetçiler 'Ġngiliz-Avustralyalı' kafa yapısının tehlikesinin de bilincinde. ceketinizi dolaba asar. Asyalı geleceğimizin ilk adımı. Avustralyalı milliyetçiler. Demokrasiye tamam . ABD kaynaklı yabancı ideolojilerin ülkelerindeki kültürü zehirledikleri inancında.iĢkence. Avustralyalı milliyetçiler* Gündüz Vassaf 27/03/2005 Avustralyalı milliyetçiler ülkelerindeki gidiĢattan memnun değil. yanlıĢ memlekette olduğunuzu bilmem kaçıncı defa idrak ettiğinizde. sözde demokrat olan mevcut egemen düzenin. evden çıkar çıkmaz Calle de Toledo'da 207 metre. açlık. Yol boyunca gün be gün uzaklaĢan kavuĢacağınızın canlanmasıdır yolun sonunda. Bilgisayar çıkıĢı ayrıca o gün geçeceğimiz yerlerdeki hava durumunu da vermiĢ.9 kilometre sonra Verin güneĢli. Avustralyalılara tanıtacaklar.. su faturalarıyla karĢılaĢmanızdır yolun sonu. 231. Su sürahisini giderken doldurup buz dolabına koymayı unuttuğunuzun. BirikmiĢ gazetelere bakıp basmakalıp küfürleriniz geri geldiğinde. bayrakları uğruna canlarını Çanakkale'de feda edenlerin kanlarıyla suladıkları ulusal mirasın yok edildiği düĢüncesindeler. sağda Camino de Escorial 29 metre ve böylece otoyola varıyoruz. ayrıca yazıyla belirtiyor. ulusal kimlik ve milliyetçi kültürün oluĢması önünde ciddi engel. kozmopolit enternasyonalizmin medya. Avustralyalı milliyetçiler.. Oradan buradan konuĢtuktan sonra Richard'la yol sohbetimiz diktatörler üzerine odaklaĢtı. siyasi parti kararlarının dört beĢ kiĢilik güçlü elitler tarafından saptandığı. Avustralyalı milliyetçilerin en büyük korkusu AsyalılaĢmak. Hıristiyan kültürünü temelden dinamitlediğini söylüyorlar. Çokkültürlülük adına. Richard'ın yolculuğumuz için internetten indirdiği kılavuz. böyle demokrasi olmaz diyorlar. okuldaki mendebur hocayla. ġöyle diyor Avustralyalı milliyetçiler: "Avustralya'ya 'Gerçek Avustralyalılar' önderlik eder. Memleketlerinin hızla değiĢtiği. eğitim kampanyasıyla ülke çapında pekiĢtirecekler. BaĢka bir diyarın gündelik yaĢantısı olarak aklınızda kaldığında.. Bu kafa yapısı. Yarın o Porto anılarımı yazmaya baĢlayacağım. Yolculuk ne zaman biter? Posta kutusunda.8 kilometre sonra varacağımız Zamora parçalı bulutlu. AsyalılaĢma ya da çokkültürlülük kadar tehlikeli olmamakla birlikte. Asyalı göçmenlerle Aborijinlere yönelik liberal yaklaĢımın. yanlıĢ insanla. Onların yapımında ne esir .. yola çıkmadan hastanede ziyaret etmediğiniz sınıf arkadaĢınızı mutlaka hemen aramanızın. yarım milyonun yurtdıĢına kaçtığı iç savaĢtan sonra iktidarı gasp edip. çamaĢır makinesinin miyadını doldurduğunun. Adelina Silva'nın fadolarını dinliyorum Ģimdi. eĢcinseller hatta sakatlar üzerine fıkra anlatmanın bile baskısı altında ezildiklerine dikkati çekiyorlar. Yazı masamın yanındaki boĢ duvarlara. Buralara son geldiğimde Franko'nun mezarına gitmiĢtim. Yolda not tuttuğum küçük siyah defter masamın üstünde. eğitim ve parlamentoyla bütünleĢtiği düĢüncesindeler. iĢyerinde ağzı kokan çapkın teknisyenle yarın karĢılaĢacağınızın aklınıza gelmesidir.

gerçek mi. Doğudan batıya göç ettikçe. Oysa daha 50 yıl öncesine kadar geçtiğimiz yer. Kazmalarla oyulmuĢ koca dağın içindeki 250 metre tünelimsi yoldan. gördüklerimin ufuk açıcı zenginliğinin de etkisiyle. II. CIA darbesiyle devrildikten sonra ülkesinden katliamdan kaçabilip BirleĢmiĢ Milletler'de çalıĢmaya baĢlayan. Göçler sonucu Türklerin.Portekiz sınırına geldik. Bu bizim kadar herkes için geçerli. Vakit kaybolmasın diye arada su bile içmediğim sergiden yedi saatten sonra dıĢarı çıktığımda arayıp bulamadıklarımın da özlemi vardı. Avrupa'nın en önemli. Sergiyi dolaĢtıkça. BaĢka Türk ya da Türki uygarlıklar tarihte hiç olmamıĢ gibi davranılmıĢ. Cesedin baĢında uzun süre duruyorlar. dilleri. dinleri değiĢiyor ama 600'den baĢlayıp günümüzde de süregelen uzun bir serüvenin ilk baĢında kendilerine Türk diyenler sonunda da Türk diyor. Türk'ü Türk yapan unsurları. Orta Asya'da Uygurların kurduğu imparatorluğu. Franko ölüyor. edebiyatlarında. hepsi birden imzalıyor raporu. ileride ancak arkeolojik kalıntılar olarak anlam kazanacaklar. bu serginin açtığı yol ile birlikte yepyeni soru ve araĢtırmalara gebe. beklentilerim sunulanları aĢtı. Kültürümüzü zenginleĢtirecek daha çok Ģey var. son zamanlarda da 'güneĢ dil teorisi' gibi safsatalar üretti. son derece olumlu olan beklentilerim. sağda solda tutuĢturulmuĢ meĢalelerin eĢliğinde sonsuzluk hissi veren kara deliğe doğru yürüdükçe. dillerinin yapısında. Franko öldüğünde Ankara'da yaĢıyordum. Lizbon ve Porto. Nihayet Franko'nun mucize sonucu dirilmeyeceğine de kanaat getiriyorlar. Saatler geçiyor. saçma kalıntısı. Nazi Almanya'sı. Kendisinden baĢka 40 bin asker de burada gömülü. müziğinin. Önümüzdeki yıllarda Türk mutfağının. müzik ve mutfaklarında. 'Türkler' bu yıl açılan dünyanın kayda değer sergilerinden biri. polis. onu ifade eden birbirinden ilginç ve güzel binbir nesne aracılığıyla. Ġngiliz gazetelerindeki eleĢtirilere göre de. dünyanın çeĢitli müze ve koleksiyonlarından binbir güçlükle bir araya getirilmiĢ nesnelerde görememek. kendilerini gene ilk baĢtaki isimleriyle çağıran baĢka bir topluluk olmamıĢ. Franko. önce karĢılığını buldu. 16 yıl boyunca. tarihlerinin garip. neleri korurdu? Neleri değiĢti? Sergi. Kıta boyunca Gestapo'yla iĢbirlikçilerini atlatıp ya da ayarlayabilip.kullanılmıĢtı ne de köle. ya da tersine kimi zaman geçmiĢine ilgiyi ırkçılıkla karıĢtırdı. gündelik hayatımızın nesne dünyasından nasıl kaybolduysa. hızla dünya ekonomisiyle bütünleĢmekte. ÇeĢitli. Ġspanya'dan telefon eden arkadaĢları o günlerde Madrid'de fısıldaĢılan. Tarihte ilk kez yapılan bu türden sergi. film ve anılara konu. Türkler Budist. Sanat ve kültür 'halkı aydınlatıp yüceltmek' amacıyla sunulan bir hizmet olmaktan öte. bizim kendimizi keĢfimizin sergisi. yıkılmaz da öyle kalırlarsa. Ahura Mazdacı. Allende'nin toprak reformundan sorumlu. Güney Amerika ve Uzakdoğu'dan sonra dünyanın Türkleri keĢfinin eĢiğindeyiz. gittikleri yerle kaynaĢıp gittikleri yerleri kendilerine kaynaĢtırdıkça Türklerin yüzleri. Türklük kavramı. Yoksa. Londra'da Türkler Gündüz Vassaf 13/03/2005 Londra'da açıldığı ilk ayda 'Türkler 600-1600' sergisini ziyaret eden 80 bin kiĢiden biri de bendim. gücünün doruk noktasında Avrupa'ya hâkimken. Geçen yıl dünyanın en popüler sergisi. Portekiz'in bu unutulup kaybolan sınırında 'Club' yazılı iki bina dikkatimi çekti. serginin 'Türkler 600-1600' adı yanıltıcı. Sonuçta sergiden. Herhalde dünyada bu kadar çok faklı dine sahip baĢka bir topluluk olmamıĢtır. Eğer. Sonunda görkemli olmaktan çok korku verici bir lahitle baĢ baĢa kalınıyor. Türkler Ģaman. sınır mefhumu da Avrupa'da. Bir tür kerhaneymiĢ. Hepsi metruk. Nestoryan Hıristiyanı ve Müslüman. Ressam arkadaĢım Altan Adalı. savaĢta tarafsız olan Portekiz'e ayak basabilen. Gerek Osmanlı uleması gerekse Cumhuriyet aydını çeĢitli nedenlerle geçmiĢini hiçe saydı. en güzel ama en zor resmin. ölesiye çalıĢtırmıĢ faĢizm karĢıtı tutsaklarını. Mısır'da kölelikten iktidara gelen Memluklar. hem zaman hem de mekân açısından bu kadar uzun bir göç silsilesi sonunda. Bu sefer de. sinemasının her yerde ilgi odağı olacağına Ģüphem yok. geçmiĢini kötüledi. Doktor olmalarına rağmen yıllardır sonsuz gücü önünde ezilip yoğuruldukları koca diktatörlerinin inanılmaz sükûtunu kabullenemiyorlar. Ġspanya-Portekiz sınırı artık yok. özenle seçilmiĢ ve yerleĢtirilmiĢ her ayrıntıya mıknatıs gücü veriyor. birbirlerine ben korkak değilim dercesine. bu yoğunlukta hiç sunulmamıĢtı. pasaport kontrolü. ġili'de hükümet. sonra da. sergilenenlerin estetiği ile mi yetinilmeli? Ancak Ģu kesin ki. edebiyatının. kimi unutulmuĢ. Selçukluların Ġran ve sonra Anadolu'da kurdukları imparatorluklar ve Timurlular takip ediyor. zamanla ilgili kavramlarında. fıkra mı belirsiz bir söylentiyi anlatmıĢtı. YanıbaĢında hekimleri. Dünyada. neye gülüp neden korktuklarında. Serginin bir sorunu bu uzun göç serüvenindeki sürekliliği. . günümüz kuĢakları için. çürümeye terk edilmiĢ. kimlerden söz edilmediği düĢünülürse. dünya tarihindeki Türklerin sadece bir kesiti. genellikle hem bizim nezdimizde hem de Batı'da Osmanlı'dan çıkma ulus-devlet ve Ġslam'a hapsolmuĢ Türk kimliği. Sabah olmak üzere. Ne var ki doktorlardan kimse cesaret edemiyor ölüm raporunu yazıp imzalamaya. BeĢ saate yakın araba kullandıktan sonra Ġspanya . ABD'ye ulaĢabiliyordu. Manikeist. Türklerin Türkleri. 'Türkler 600-1600' ufuk açıcı bir baĢlangıç noktası. Onlar da metruk. çeliĢkili nedenlerle tarihte kimi Ģeyler unutturulmuyor. Karadeniz'in kuzeyinde Yahudi imparatorluğu kuran Hazarların sergide adının bile edilmemesi kimlerin hangi kıstaslara göre seçildiği sorusunu cevapsız bırakıyor. Yemeklerimizi muhafaza ettiğimiz tel dolaplar. nice roman. Yeter ki yalanlarımızla yaĢamaktan vazgeçip kendimizi olduğumuz gibi göstermekten çekinmeyelim. kıyafetleri. Hindistan'da Tac Mahal'la doruk noktasına ulaĢan Mughullar. en iyi korunan sınırlarındandı. devamlı yalanlarıyla yüzleĢmek zorunda kalındığından. gümrük binaları arasından geçiyoruz. ressamın kendi portresi olduğunu söylemiĢti. Dünya SavaĢı yıllarında milyonlarca insan için bir ümit ıĢığı olan. Batı'nın Türkleri tanımasından da öte. faĢizmden kaçmak isteyenler için özgürlük timsaliydi. kafanızı allak bullak eden Ģöyle bir izlenimle ayrılıyorsunuz: Neredeyse altıyüz yıl boyunca Hırıstiyan âleminin 'ötekisi' olarak tanınan Osmanlılar. büyük bir olasılıkla baĢka bir yere de gitmeyeceğinden. Ama sergide nelerin sunulmadığı. David Baytelmann'ın evindeydim. Türklerin Gök tanrıları var. özellikle bu sergi aracılığıyla gündeme gelen geçmiĢimizle böbürlenip aĢağılık kompleksimizden kaynaklanan alıĢkanlığımızla kendimizi gene dev aynasında görürsek çok Ģey kaybederiz. unutturulmuĢ Ģeyler yeniden canlandırılabiliyor. Türk. buradan da Ġngiltere'ye. böyle bir bakıĢı aramak yerine. yutulacakmıĢçasına ürperiyorsunuz. Tokyo Ulusal Müzesi'ndeki 'Kutsal Dağdan Hazineler'i günde 8 bine yakın kiĢi ziyeret etmiĢ. çoğu Ģeyler geçip gidiyor. sergi Osmanlı ile sona eriyor.

Babam. hele kuruluĢ aĢamalarında. dinlerin cemaat anlayıĢından. Aynı ufak çocuklar gibi genç ülkelerin de.. bireyin kendini gerçekleĢtirmesi için. Fotoğrafçılar birbirleriyle kavga ediyordu RaĢit'in en iyi pozunu yakalayabilmek için. birey olmanın. . gidiĢi tasvip etmediğimizi ancak bir dilekçe olarak dile getirebilecektik. Rönesans'tan bu yana bireyi. yabancı etmenlerden. Çocuklarının hep ufak kalmasını istedikleri için kimi ebeveynin onların büyümesine müsaade etmedikleri gibi. Aynı nazardan korunan ufak çocuklar gibi genç ülkeler de. sonsuz olanaklarla donatılabildiği bir çağda yaĢadığını. kendimizden baĢka bir Ģey görmez olmaya baĢladık. dünyaca ünlü olmasını kendi içinden gelen sesini dinlemesine borçluydu. ulus devletlerin aidiyetinden çıkıp kendimize kavuĢtukça. Aynı ufak çocuklar gibi genç ülkeler de doğum sancılarından bihaberdir. Ne varsa. O da sahnede kendisinden az önce yürüyen mankenlerin yolunu kat ettikten sonra mikrofonun baĢına geçti ve yarım saat kadar süren konuĢmasını yaptı.' 12 Eylül sonrası günlerde Aziz Nesin'in giriĢiminde darbe hükümetinin gidiĢine dur demek için sonradan 'Aydınlar Dilekçesi' diye anılan bir hareket baĢlamıĢtı. Kusurlarını örtbas etmek için kendi kendine söylediği yalanlarıyla herkesten önce yüzleĢebilmesi. bir yandan kocaman bir lastik topu birbirlerine yuvarlarken boyunlarından sallanan birbirine benzeyen takıları sundular. bebekken dinledikleri ninnileri dinlemeyi sürdürüp çocukluk aĢamasında kalan ülkeler de vardır. ÂĢık oldum. dünya tarihinin en iyi döneminde. Ġçimdeki ben içimdeki biz de olsun istiyorum. bireyin gücü pekiĢtirilirken bir yandan da dünyanın ne kadar kötüye gittiği vurgulanıyor. ġu anda hepsini birden üstlendiği 75 tane projesi varmıĢ. Vatan haini Gündüz Vassaf 20/02/2005 Almanya'da yaĢıyordum. Dünya yaĢanır gibi değil. aferinlere. 'Yaptığımız iĢ çöpçülüğe benziyor. Ġstanbul'da sinema salonu. Önce hepsi Ģeffaf giysili olduğundan göğüs ve meme uçları görünen mankenler. Seha Meray'ın Ģöyle bir sözünü hatırlıyorum. 'Türkiye'de'.' 14 ya da 15 yaĢındaydım. bireyin önemini o denli vurguladık ki. ġanĢlı olduğunu. KarĢılıklı soru ve sohbetlerle birbirimizi tanımaya çalıĢıyoruz. Paris'te suĢi barı. geçmiĢe ilgi duyanları hiç mi hiç anlamadığını söyledi. anne ve babalarının sözünü etmek istemedikleri geçmiĢlerinden korunmak ister. Dünyada birey hiç bu kadar önemli olmamıĢtı. farklı olmanın öneminden söz etti RaĢit. 'Türkler kendilerini çok.New York'ta mücevherci dükkânı.' Oysa belki de en büyük sevgi insanın memleketinde olanla yetinmemesi. iĢlerini ise hiç ciddiye almıyor. Dünyanın en meĢhur tasarımcılarından diye takdim edilen Karim RaĢit'in Moskova'da takı defilesindeyken bu sözler geçti aklımdan. 'Bizim memleketin insanları çok kıskançtır. Atatürk'ün akrabası olmakla övünen babam gözümde birdenbire vatan hainine dönüĢtü. Askeri rejim neredeyse her tür ifade özgürlüğünü yasakladığından. Yoksa yalanlarını bir yaĢam biçimine dönüĢtürenler eninde sonunda Ģık kıyafetlerle ihtiĢamla duran çıplak kralın konumuna düĢmeye mahkûmlar. Söyledikleri nedeniyle kendisini mahkemede yargılamak isteyenlere. pedagoji ya da psikolojisinde bir yandan bireyin mutluluğu.. Tüketim sanayii bireyin ihtiyaçlarını karĢılamaktan da öte.' dediğimi hatırlıyorum. Bir gün Aziz beyle karĢılıklı dertleĢiyoruz. Yaratıcılığını. Birey olmak için çok iyi bir zaman.' . 'Durmadan baĢkalarının. 'En çok nerede yaĢamak istersin?' diye sordu. Çoğu boĢanmayla biten evlilikler bile birbibirimizi mutlu edelim diye değil ben mutlu olayım diye yapılıyor. 'Ġstanbul'da' 'Neden?' 'En çok küfrettiğim yer orası da ondan. Lozan antlaĢmaları çalıĢmasıyla Cumhuriyet tarihinin temel taĢlarından birini tüm ayrıntılarıyla günümüze mal eden Prof. Özetle bireyin. Sevgilim Ġngiliz. Pamuk Prenses hikâyesindeki cadının tersine aynanın karĢısına geçip. 'Aman. farklı boyut ve inceliklerde de olsa.Bireyin iflası Gündüz Vassaf 06/03/2005 Dünyada dünya çapında ne kadar ünlü var dünyanın tanımadığı.' demiĢti. aĢağı yukarı aynı -'Sev ya da terk et. bireyin yeni ihtiyaçları için yeni mamuller pazarlıyor. Birey iyi. sanat. Kendi insanlarını nasıl kötüleyebilirdi ki birisi? Gene Aziz Nesin bir gün çıkıp Türkiye'deki insanların çoğunun kötü beslendiğine dikkat çekmek için 'aptal' olduğunu söylemiĢti. Derken Moskova'nın önde gelen Ģık ve genç insanlarına bir konuĢma yapmak için Karim RaĢit çıktı sahneye. Yüzyıllar boyunca. kendisini kusursuz bir güzel olarak görmemesi. ne yapılacaksa bireyin mutluluğu.' demiĢti. Günümüzün felsefe. Ġstiklal Madalyası sahibi. 21.' Memleketlerini eleĢtirenlere her ülkede verilen cevap. diye cevap verdim. Ne var ki dünyada zengin ve yoksul arasındaki fark da hiç bu kadar derin olmamıĢtı. 'Beni haklı çıkaracaksınız. devlet adına hareket ettiklerini iddia edenlerin çöplerini temizlemekle uğraĢıyoruz. bireye sonu gelmeyen yeni ihtiyaçlar yaratıyor. asrın baĢında bulunduğumuz bu günlerde birey fetiĢizmine kapıldığımızı sanıyorum. Dünya kötü. en ufak hareketlerinde bile sırtlarının sıvazlanmasına ihtiyacı vardır.

AĢkı yaĢarken geliĢtirdiğimiz ifadeler ve jestler giderek yoğunluğunu ve içtenliğini yitirir. sonunda iliĢki biter. Girdiğimiz her yeni iliĢkide. Orta Asya'dan buralara dört nala savaĢarak geldik. insan tüm duygularını sergilemez. kâh Rum. AĢk kavramımız totaliter olmasıydı. Ġç muhalefetsiz de kalan Türkiye bir süre için tek partili rejime bile dönüĢecek gibi. Benden yana olmayan bana karĢıdır diyor yeni imparator. 20." Cehenneme Övgü. sahip ya da teslim olunacak bir nesne gözüyle bakıldığı zaman nefret de ortaya çıkar. AĢkın totalitarizmi kıskançlıkta da kendini gösterir. Bu sözü söyleyen kiĢinin demokrasi. 3'ler. sevgililerden biri ayrılmak istediğinde diğerinden gelen umutsuz bir çağrıdan baĢka bir Ģey değildir artık. 14. AĢkta totalitarizmin bir baĢka örneği de bir aĢk deneyimini baĢka bir aĢk deneyiminin ıĢığında değerlendirmekten. YaĢam. Kim bilir kaç kuĢaktır kültürümüzün parçası olan Ģu tekerleme artık geçerli mi? 1. 2004 Türkiye'nin düşmanları Gündüz Vassaf 06/02/2005 Biz düĢmanlarla yaĢamaya. mefhumu bile tarihe karıĢmak üzere. Vassaf. kendilerine yeni düĢman yaratma çağını kapatıyor. Ve Türk çocuklarının kahraman ve düĢmanları artık bir Alman. AĢkımızın. aĢk uğruna inanç ve davranıĢlarını tümüyle değiĢtiren kiĢilerle doludur. âĢık olma hali anlık bir Ģey olup çıkmıĢ. Sevdiğimize sahip olma karĢısında biz de sahiplenilmeyi öneririz. 15 Ruslar kalleĢ Çocukların artık yeni kahramanları var. ne Brezilyalılar Portekizlilere. kuruluĢlarındaki düĢmanlarını yaĢatma. hatta herhangi bir Ģekilde tüketiliyor olmasının hiçbir sebebi yok aslında. AĢkı ifade eden sözlerimiz yalnız birbirimize hükmetmenin bir belirtisi olarak kalmaz. 'Sensiz yaĢayamam' sözleri. ĠĢte bu mutlak teslimiyet yüzündendir ki aĢk sürekli olamıyor. 2. öylesine büyük bir kendini koruma güdüsüyle ifade edilir ki. yaĢasın Türkler 4. AĢka sahip çıkmakla aĢkı bitirmiĢ oluyoruz. Geldiğimizden bu yana da hep düĢmanımız oldu. taksit taksit açıklanır. bağımsızlık. yüzyılda birbirlerine girip iki dünya savaĢı çıkarmıĢtı. ĠletiĢim Yayınları. En azından hepsini aynı anda sergilemez. ÂĢıklar arası cinayet oranı neden bu denli yüksek? AĢk öylesine bencil. Yürüdüğü sürece neden yürüdüğünü değil de. Ama neler pahasına. onu öyle totaliter bir biçimde tanımlamıĢız ki. Ama aĢkta. ortak bir anayasaları var. Ġlkokul tarih kitaplarımız baĢka ülkelerde ancak harp akademilerinde okutulur. 6 Polonya battı 7. 12 Ġngilizler tilki 13. Duygular. düĢmanlarla savaĢmaya alıĢık insanlarız. iĢimize. hep savaĢtık. hepsiyle savaĢtık. bunların tam karĢıtı değerleri benimseriz. adım adım.. Tam düĢmansız kalmıĢken yeni düĢmanlar yaratılıyor. DüĢmanları. AĢkın bu denli çabuk tüketilmesi. Türk gibi kuvvetli dediler bize. DüĢmanı dehĢete düĢüren askeri müzik. yaĢam biçimimize. Oysa yaĢadığımız her aĢk. Hatta. Octopus'a. birini diğeriyle kıyaslamaktan kaynaklanıyor. özgürlük konusunda 'vazgeçilmez' inançları olabilir. Avrupalılar. 11. asrın baĢladığı bugünlerde düĢmansız kaldık birdenbire. Ne Hintliler Ġngilizlere düĢman.. Yakın zamana kadar hepsi mayın döĢeli sınırlarımızdaki komĢularımızla dost olma yolundayız." der Proust. 5. kâh Latin. aĢkı unutup iliĢkiyi ve onun sonucunu yargılarız.Aşkta totalitarizm* Gündüz Vassaf 13/02/2005 'Sensiz yaĢayamam' sözü. değer yargılarımıza hükmetmesine izin veririz. Müslüman olarak Müslüman düĢmanımız da oldu. sonunda neden yürümediğini konuĢur dururuz. Böylece karĢılık görmek garanti altına alınır. tüketilecek. aĢk ile kıskançlığın aynı kiĢide varlığını sürdürmesi olanaksız olurdu. kendi bireysel aĢkımızı her Ģeyin üstüne yerleĢtirdiğimizi gösterir. sürekli bir iliĢkinin besinidir. Türk olarak Türk düĢmanımız. bunda öyle ileri gidilir ki. Burada sorgulanması gereken kafamızdaki aĢk kavramıdır. "Kıskançlık. AĢka öyle bir üniforma giydirmiĢ. 9 Almanlar domuz 10. Miyadını doldurmuĢ düĢmanlıklar hortlatılıyor. 8. 21. Kim olacak yeni düĢmanlarımız? Artık düĢmanlarımızı baĢkaları bizim için mi seçecek? DüĢman Ģart mı? . Bugün hepsinin yeni marĢı Beethowen'in 9. tüm geçmiĢ aĢkların bir devamıdır. senfonisi. Ve ABD'li yazar Saul Bellow'un dediği gibi "Radyasyondan çok birbirlerinin kalplerini kırmaktan ölüyor insanlar. iĢlerine göre her an değiĢebilen müphem düĢmanlarla savaĢıyorlar artık. Sömürge döneminin husumetleri tarihe karıĢtı. Binlerce cana mal olan sağ-sol çatıĢmaları bittiği gibi. baĢkalarıyla olan iliĢkilerimize. G. bir baĢkasına kendimizi sunmak anlamına gelir. mehter marĢımızdan miras dünyaya. aĢkın buyurduğu özel dil ve âdetler yüzünden birbibirimize karĢı takındığımız tavırdır. Tüm sürecin anlamını değerlendirecek yerde. Asırlardır. Fransız ya da Ġngiliz'inkinden farklı değil. adları sürekli değiĢen düĢmanlara karĢı. Eski ulusdevletler. kahramanlarının düĢmanları -Spiderman Dr. ne zaman 'seni seviyorum' sözcüklerini kullanacak olsak karĢımızdakinden de aynı sözcükleri bekleriz adeta mübadele ekonomisinde değiĢ tokuĢ yapıyormuĢuz gibi. Ninja Kaplumbağları. SavaĢarak dünyaya o denli ün saldık ki. AĢka. Kâh Arap oldu düĢmanımız. ABD'ye karĢı bağımsızlık savaĢında bir milyondan fazla ölü veren Vietnamlılar bugün en çok Amerikalıları seviyor. ne de Endonezyalılar Hollandalılara. 'Terörist' gibi sıfatlar. bundan önceki iliĢki(ler)de neyin kötü olduğunu birbirimize anlatırız. Ġç savaĢ biteli yıllar oluyor.

BaĢka türlerin. bir yakınımın deyimiyle. konuĢmalarımızda ABD'yi yeren karĢılıklı besmelelerle rahatlıyor. Televizyonda dıĢiĢleri bakanını sorgulayan deneyimli spikeri anlayabilmek için Ġngilizce-Türkçe sözlüğü gerekli. ancak Batı'da moda olduktan sonra tedrisatına 'ġark'tan esinlenen kıyafetleri katmıĢtı. dünya için ABD'lilere bırakılmayacak kadar önemliyse. ve sevgilisine soruyor. bir yanda ABD'nin çıkardığı savaĢlar. En son yapılan BBC anketlerine göre tüm dünyada hızla geliĢen ABD yönetimine karĢı tepki Bush'u tekrar seçtiler diye artık bu ülkenin halkına da yönelik. dünyayı ve kendilerini baĢka kültürlerin de gözünden görememelerinin nedenleri. savaĢmak için ordular besleyen bizim boyutlarımızda değil. ABD yönetimine muhalefet kadar. çoğu zaman makinelerin yardımıyla sessiz sedasız yapılıyor. Avımız düĢman değil. intihar saldırıları düzenleyenlerin aciz çabalarından çok. ABD kamuoyuna ulaĢmak orada yeni bir kamuoyu oluĢturmak konumundayız. çok sevdiğimiz yunusların bile. Londra'da 'Türkler' sergisinde. bir de Moore'un. Yüzyılımızın bu kritik dönemecinde düĢmanlaĢmak yerine dünya adına. her imparatorluk gibi bir gün onun da çökeceğini bilmemiz. Yeni savaĢ teknolojileri. eğlencemiz ve özlemlerimizi. Müslümanlarda kurban kesmek gibi istisnalar dıĢında eli kana bulaĢmayan munis bir türüz. sade o ülkenin yapısında aranmamalı. bir de dünyanın husumetinin odak noktası olması. Uygar. Varolabilmek için öldürmeyen türümüz esas düĢmanlık duygularını kendisine yöneltiyor. en kolay yolu. Bizim kadar saldıran. tek bir tanıdığımıza mektupla da olsa. . "Johnny Depp'in son filmine gidelim mi?" Ġstiklal Caddesi'nde bir kitapçıdaki bu konuĢma dünyanın baĢka birçok yerinde geçebilirdi. Ancak bizi asıl ve acilen ilgilendiren gelecekte ne olacağından çok günümüzdeki vahĢet ve bunun nasıl durdurulacağı.fiyatı ve besin değeriyle ölçülen bir nesne. düzeni kabullenip sorgulamamasına. Ama insan türünün mutlaka birbirini öldürmesini gerektiren genetik bir donanımı olduğuna iliĢkin bir kanıtımız da yok. dünyada akla gelen ve gelmeyen her kötülüğün kaynağı. BaĢka türlerin saldırganlığa yönelik içgüdüsel davranıĢlarını varolma mücadelesi tetikliyor. "Yoksa hiç öyle yer yerinden oynar. en çok Türkleri keĢfedecek olanlar gene Türkler. Bu gidiĢata duyarlı olmazsak gelecek iktidarların uyurgezer vatandaĢları olabiliriz. bu Ģizofren konumumuz kaçınılmaz. Avcı toplumundan çıktığımızdan bu yana baĢka canlıları öldürüp yememiz sıradanlaĢıp sanayileĢti. Eğer ABD. dünyanın en popüler çekiliĢi ABD'de yaĢayabilmek için YeĢil Kart piyangosu. gizil olarak bu ülkenin değerler silsilesinin de benimsenmesi anlamına gelmiyor mu? Bir ġarlo'nun sessiz flimlerinde evrensel değerleri ezip geçen düzenin eleĢtirisine bakın. Zaten yanlıĢ. Diğer etobur türlerde nerdeyse her fert uluorta öldürerek varolma mücadelesine katılırken. Gıda teknolojisinin geliĢmesiyle belki birkaç yüzyıl sonra beslenebilmek için baĢka canlıları öldürmemiz de tarihe karıĢacak. Ġbn Haldun'un 'Mukaddime'sini toplumca unutmuĢ olsak bile. onları dünyadan daha da çok tecrit ediyor. Biz farklıyız. duyarlı insanlar olduğumuzu birbirimize kanıtlamak için. 'Fahrenheit 9/11' filminin yapımcısı Michael Moore'un dünya çapında bu denli sahiplenilmesi. baĢtaki birkaç yöneticiyi küçük düĢürüp onlarla alay etmenin dıĢına çıkmayarak. gözden ırak kapalı yerlerde. Ġlerde Çin'le cebelleĢmek çok daha güç olabilir. bir tek ABD'lilere bırakılmayacak kadar önemli. dünya vatandaĢları olarak sorumluluklarımızı hiçe sayan züğürt tesellisi. savaĢlar çıkaran yok. bizler için bu maaĢlı küçük bir azınlık tarafından. Rejimler ne olursa olsun 'halklar dosttur' Ģiarı giderek unutuluyor." diyor 20 yaĢlarında delikanlı yanındaki kıza. Antiemperyalist söylemlerle dolu gündelik gazetenin spor sayfası ABD ulusal basket liginin Türkiye tribünlerine sesleniyor. sonra da o ülkenin kültüründe klonluyoruz dilimiz. GeçmiĢi unuttururcasına. Michael Moore'a karşı Gündüz Vassaf 30/01/2005 KonuĢulanlara kulak kabartıyorum. Bir yandan ABD imparatorluğuna siyasi muhalefet. ne kebap yansın ne ĢiĢ tarzından. onların. Yeni dünya düzenine ayak uydurmanın. ABD yönetimi yeni imparatorluğunu kurmanın yolunda.Şarlo. hem de her Ģeyine özenilen bir ülke. Zaten çok kısa bir ömrü olan uluslararası hukukun da çökertilmesiyle. diğer yanda canlarını bile silah olarak kullanan insanlar. Bu ülkenin vurdumduymaz politikasında herhangi bir değiĢiklik. Dünyada yaĢama kültürünü oluĢturmayı ABD'nin tekeline bırakanlar ona tabi olup taklitçiliklerini sürdürdükçe. Kerrat cetveli gibi tekrarlanır oldu ABD'nin kötülükleri. Devletin polisinin kafasında beyzbol Ģapkaları. Geleceğin savaĢları ölüsüz olabilir. propaganda ve beyin yıkama yöntemleri ve toplumsal denetim mekanizmaları zaten buna yönelik. Düşman Gündüz Vassaf 23/01/2005 En yıpratıcı duygularımızdan biri düĢmanlık. Dünya için ABD. tsunamiler olur muydu?" "Allah cezalarını versin" diyor kız. öğrencilerine yıllarca tayyör gibi 'çağdaĢ' giysiler dikmesini öğreten Ankara'daki OlgunlaĢma Enstitüsü. eksik ve yalanlarla bilgilendirilenlerin. diğer yandan kültürel tabiyet. durup dururken birbirlerine saldırdıklarının örneklerine rastlanıyorsa da. "Amerika gizli nükleer deneme yapmıĢ yeraltında. Dünyamızda çeĢitli kültürlere mensup olanların kendilerini tanıyıp tanımlaması bile Batı'nın süzgeçinden geçebiliyor. Vietnam SavaĢı'nda da olduğu gibi gene ABD kamuoyunun gücüyle olabilir. ABD.

Japonya gibi birçok ülkede rejimleri sarsan 1968 gençlik hareketinin Ģiarlarından biri "30'un üstündeki kimseye güvenme" idi. Dünyada benzer bir gidiĢ var. gençliği seferber ederek iktidarlarını sürdürdüler. geleneksel kalıplarında yeniden canlanmasına. günümüzde. bu ve baĢka ülkelerde. cinsiyeti ne olursa olsun herkesin ortak yaĢamımızın kararlarında birleĢmesi gerektiğini çoktandır tekrarlıyoruz. Eksikliklerimizi görebilmemiz. Keza dini kuruluĢ ve önderlerin. insanı edilgenlikle hedonizmin harmanlandığı bir ortama çağıran davetiyelerden ibaret. karamsarlık. Almanya'da 'Hitler Gençliği'. kendi geleceğimizin. teknolojide arayıĢlara öncülük ediyor. sorgulamadan çok infial Ģeklinde yansıyan yalnızlık. tarihi çok kısa. Dini. uzantıları olarak bakılıyor. Hindistan. bireyin özgürleĢmesi ve teknolojinin geliĢmesiyle bütünleĢen yeni kuĢaklar. Tarım toplumuyla birlikte ilk küçük Ģehirlerimizi kuralı altı yedi bin yıl bile olmadı. .Türümüzün rüyası Gündüz Vassaf 16/01/2005 'Ne mutlu Türküm diyene' sözleri Cumhuriyet'in ilk yıllarında topluma özgüven vermek için aĢılanmıĢtı. onları düzene bağımlı hale getirdiğini yazıyordu. iĢlerine yarayan tek tük örnek kahramanlar dıĢında. Modern zamanlarda sık duyduğumuz 'Gençliğe inanıyorum' sözleri dünya düzeninin iflasının ifadesi olduğu kadar. Pop tüketim pazarına yönelik çağdaĢ sanatlar. yaĢlıların gençlerden öğrenerek hayatlarını idame ettirtikleri bir dünyada yaĢıyoruz. Klasik bale ve özellikle operanın. Çin'de 'Kızıl Muhafızlar' bu rejimlerin politikalarının en ateĢli ve saldırgan uygulayıcıları oldular. geçmiĢi kötüledi. Gençlik. geçmiĢimizle yüzleĢip özür dilemenin kaypak bir biçimi. Geçtiğimiz yüzyılda psikiyatri ve psikolojinin insanı tanıma ve tanımlama çabasını felsefeden koparmasıyla birlikte kendimizi patolojinin aynasında görür olduk. KüreselleĢmenin karuni zenginlerinde bile kötümserlik hâkim. aidiyetsizlik ve inkâr üzerine kurulu. gençliğe yatırım yaparak. Bilim ve teknolojinin toplumsal yaĢantımıza yansıma biçimi en karamsar bilimkurgu senaryolarından daha gerçek. Birisine yaĢı sorulduğunda "Acı tecrübelerim kadar yaĢlı. gençliğe güvenerek. Daha da geniĢ bir zaman diliminden bugüne bakarsak da değiĢen bir Ģey yok. Onlara. Almanya.Toplumun kurumsallaĢmasında gençlere yapılan ayrımcılığın süregelmesi. insanları sindirdiler. iktidar kavgalarımızla o denli oyalanıyoruz ki. Ġntiharı inceleyen uzmanlarımız çok. düzenin ancak öğrenciler ve azınlıklar tarafından değiĢtirilebileceğini 'Eros ve Uygarlık' ile 'Tek Boyutlu Ġnsan' kitaplarında savunuyor. her alanda gençlerin yolunu tıkayanların da. özlemlerimizi dile getirebilmemiz baĢka türlere göre bizim en baĢta gelen ayrıcalıklarımızdan biri. ABD'nin Vietnam'dan geri çekilmesine yol açan. gençlere yaranmanın. iĢçi sınıfının çıkarlarının. kendi kuĢaklarının bencillik ve edilgenliğinden sikâyetçi. Din. âĢık olma halimize bakanlar yok. insanın her Ģeyi mahvettiği görüĢüne terk ediyor. hepimizi egemen düzenin kalıplarında ufuksuzlaĢtırıyor. günümüzden kaçıĢ olarak bakanlar çok. Evrim açısından olsa olsa emekleme döneminde olduğumuzu söyleyebiliriz. devlet. Oysa türümüzün. toplumsal hayattan dıĢtalanıyor. bu kuĢaktan olduğuna dikkati çekenler var. kendi beceriksizliklerimizi örtbas etmenin. sık sık tekrarlandığında. bin yıl öncesi gibi. Onlara karĢı kurtarıcılıkla Ģahlanan yeni dünya imparatoru kaba Ģiddete dayanan gücüyle birlikte ahlaki çöküĢünün doruk noktasında. O günlerde özellikle Avrupa ve ABD üniversitelerinde öğrenci liderleri üzerinde etkili olan filosof Herbert Marcuse. onları yönlendirmelerinin ibret verici sonuçlarına da tarihimiz boyunca sık sık tanık olduk. Yeni bir dünya kurma hayallerine. Gençliğe hitabe Gündüz Vassaf 09/01/2005 Fransa'yı devrim noktasına getiren. feda edilmesini çılgınca desteklediler. yaĢlılardan değil. '1968 hareketine' özenerek bakan gençler olduğu gibi. hele birlikte toplu halde yaĢamamızın. Gençliği. kendi düĢlerimizin. Geçtiğimiz yüzyılın en azgın totaliter ülkelerinde rejimler. rüyalarım kadar gencim" demiĢ. dili. Gençlikten bir güç olarak söz etmek ayrımcılık. sanatta. nice provokasyonlara kurban gittiler. Oysa artık gerçekten de türümüzün tarihinde ilk kez gençlerin. Günümüzde. milyonlarca vatandaĢlarının canlarının feda edilmesinde kullanıldılar. Benim Ģimdi yukarıda yaptığım gibi toplumun ve türümüzün geleceğine iliĢkin bu tür gözlem ve yorumlar. Tarihte bir ilerleme olduğu tezi üzerine kurulu ideolojilerimiz. bilimde. Kendimizi ve geçmiĢimizi sürekli kötüler bir konumdayız. SavaĢ psikolojisi en hızla geliĢen bir bilim dalı. geleceğin güvencesi diye taltif etmek kandırmaca. içinde bulunduğumuz vahĢi dünya düzenini yöneten. türümüzün rüyalarını görmeye baĢlayamadık bile. barıĢ psikolojisi diye bir alan da yok. Sıra gençlere gelince onları geleceğin bekçileri. Türkiye. Ģamanlara tapan tecrübesiz genç. tepeden inmeci toplum mühendislerinin en güçlü silahlarından. çocuk yaĢtakiler üzerinde kurdukları hâkimiyetle. Zaman içinde bu 'Biz adam olmayız' laflarına dönüĢtü. BaĢka kültürlerdeki yaĢam biçimlerine antropolojinin ilgi konusu olmasından öteye bakamıyoruz. 20. Sovyetler Birliği'nde 'Genç Öncüler'. Kendileri. Ava giderken ormanda elinden tutulan. düĢlerimizin köleleri olarak görüyoruz. Ne var ki. günümüzde yerini. Rönesans'da insan aklının her Ģeye muktedir olduğunu vurgulayan aydınlanmacı düĢünce. yüzyılın güzel yarınlar vaat eden ideolojileri günümüzde kurbanlarıyla anılıyor.

Çin kendi vatandaĢlarına karĢı dünyada insan haklarını en çok çiğneyen. Günümüzde. kendi geleceklerineyse dünyanın yeni egemenleri olarak bakıyor. kimi iĢlerin aĢağılandığı. yeniden taraf tutma tuzağına düĢmenin eĢiğindeyiz. Çin. Avrupalılar doğru dürüst don giymeye bile 17.' Osmanlı'nın Bizans Ġmparatorluğu'nun yerine geçmesinden sonra Batı'nın Hindistan. Çanakkale'de düĢleri denize dökülen Bahriye Nazırı. hastanelerde de. Tahmin edilen.Doğu mu? Batı mı? Gündüz Vassaf 02/01/2005 Londra'daki Victoria & Albert Müzesi'nde geçen ay bir sergi vardı. Daha 20 yıl öncesine kadar Sovyet ve ABD imparatorlukları arasında hangisi ehven-i Ģer tartıĢmalari yapılıyordu. zorunludur. Lokantalarında her yemeğe bir numara verme sistemini icat etmiĢler.Robot insanın emirlerine itaat etmeye. Doğu-Batı diye. BaĢka sistemleri denemek heveslileri günümüzde cirit atıyor. birinci yasayla çeliĢmediği sürece.Robot insana zarar veremez. BaĢka ülkelerin yoksul göçmenleri gibi sokakta fuhuĢla para kazanan Çinli kadınlara da rastlanmıyor. Ama yurtlarından uzak yaĢamaya mecbur kalanları Londra'da ya da baĢka bir ülkede. "Demokrasi yönetim sistemlerinin en kötüsü ama daha iyisini bilmiyoruz. satacağı pek yok. Japonya gibi ülkelerle deniz üzerinden ticaret yolları kurmasıyla baĢlayan iliĢkiyi anlatıyor. Ortadoğu'dan çıkma üç tek tanrılı dinleriyle 2 bin küsur yıldır birbirlerini geçimsizlikten kıyıp öldürenlere. acımasız. 'Robotlar ve Ġmparatorluk' kitabında ilk üç yasanın da üstünde olan 'Zeroth' yasasını ekler. aklımızı çelebiliyor. Liman Ģehri Kanton'da. tek bir mahallede yaĢamalarına izin verilen Batılı tüccarların oturduğu yere verilen isim 'Barbar Evleri'. totaliter bir ülke konumunda. Doğu'ya en büyük ihracatı silah. ölenlerin bir Ģekilde yok edilip onların kâğıtlarıyla ailelerin akrabalarını bu ülkelere gizlice getirdiği. Ticaret o denli dengesiz ki Ġngilizler açıklarını Hindistan'da yetiĢtirdikleri afyonu savaĢ zoruyla Çin'e satarak kapatıyor. Batı Avrupa ülkelerinde tutulan istatistiklere göre buralara yerleĢen Çinliler ölmüyor. 20. bugün de her zamankinden çok barbar. tartıĢmalarda. Robot insanlığa zarar veremez. insanlığa zarar gelmesine hareketsiz kalarak olanak tanıyamaz. *** Demokrasi Yokluğunda Yönetim Biçimleri Genç yaĢta Güney Afrika'da Boer SavaĢı'nda gönüllü. yüzyıl sonlarından itibaren Hindistan'dan aldıkları pamuk sayesinde baĢlıyor. Bir de Hıristiyan misyonerleri. 3. Yukadaki yasaların toplumun korunmasında yetersiz olduğu düĢüncesiyle Asimov. Zaman değiĢti. göçmenlerin nerdeyse yasaklandığı Japonya'ya dikkatle bakmalı) Robot Yasaları 1. Hindistan'dan pamuk. yaĢadıkları ülkenin dilini öğrenmeye gerek kalmaksızın. Soğuk SavaĢta Demir Perde'nin isim babası Churchill. ülkelerini protesto ederken de göremiyorsunuz. 2. Ġngiltere'de Çinlilere devletten para alan iĢsizler arasında rastlanmıyor. Japonya'dan lake ve bir çok yerden baharat alan Batı'nın. Ġkinci Dünya SavaĢı'nda "Doğru yerde. çeĢitli sivil toplum ve barıĢ hareketlerinde de Çin ya da Çinlilere rastlanmıyor. Doğan çok ölen yok gibi.Birinci ve ikinci yasalarla çeliĢmediği sürece. doğru insan" BaĢbakan. Onları mahkemelerde de görmüyorsunuz. robot kendi varlığını korumaya zorunludur." demiĢti. Çin'den porselen. Çinliler. 'Doğu ve Batı'nın BuluĢması: 1500-1800.insanın kendine zarar vermesine hareketsiz kalarak olanak tanıyamaz. 2005 Gündüz Vassaf 26/12/2004 Uygarlığımız insan haklarını ihlal aĢamasından öteye gidemiyor. Evrensel değer ve özlemlerimizi çiğnenmesine seyirci bırakılmak pahasına. Dünyamızı daha yaĢanılır kılmak için yapılan giriĢimlerde. Pantisokrasi-herkesin eĢitçe yönetime katılımı Potokhokrasi-yoksulların yönetimi Timokrasi-mülk sahiplerinin yönetimi Otokrasi-tek kiĢinin yönetimi Hagiarki-azizlerin yönetimi Gerontokrasi-yaĢlıların yönetimi Patriarki-en yaĢlının yönetimi Andokrasi-erkeklerin yönetimi Teokrasi-dini yasaların egemenliği Kritarki-hâkimlerin yönetimi Dulokrasi-kölelerin yönetimi Ginarki-kadınların yönetimi Bir de kakistokrasi denilen tür var. yüzyılda iki kez dünya savaĢı baĢlatan.' Oxford English Dictionary' sözlüğü bunu. . Batı'nın Doğu'dan alacağı çok. (Özellikle nüfusun yaĢlandığı. para kazanıyorlar. Isaac Asimov'un 1942'de geliĢtirdiği Robot Yasaları artık gündemimize girmek üzere. elçilikleri önünde. doğru zamanda. Çin'de yaĢıyormuĢçasına iĢlerini kendi aralarında hallediyorlar. AlıĢveriĢlerini kendi dükkânlarında yapıyor. Afyon savaĢı sonrası ġanghay'ın en iyi mahallelerini iĢgal eden Ġngilizler giriĢe 'Köpekler ve Çinliler giremez' diye tabelalar asıyor. olabilecek vatandaĢlarının en kötüsünün devlet yönetiminde olduğu durum olarak tanımlıyor.

yol yordam gösteren Kızılderililerle birlikte kutluyor. Çeviri G. Boston yakınlarına 1620'de yerleĢen beyazlar yılın ilk mahsulünün toplanmasını. öldürülüyor. San Francisco'da bir Ģiir okuma gecesinde altı Ģairden sonuncusu Allen Gingsberg'in. Vassaf (2004) Seyahat notlarımdan Gündüz Vassaf 12/12/2004 Amerika'da ve Kanada'da ġükran Günü. II. radyolar. Boston'un Logan Havaalanı binası ABD'nin Alman köklerini anımsatıyor. Kristof Kolomb'un ayak bastığı toprakları Asya sanmasıyla. Daha bugün gazetede okuduğum bir haber. Her iki dünya savaĢında da Almanya ile savaĢan bu ülkede Germen varlığı ancak Ģuuraltı. 1675'ten beri Kızılderililerin Boston'a girmelerini yasaklayan bir kanunun yakında değiĢtirilebileceğini yazıyordu.. ulus-devlet ya da din öğelerinin anılmadığı dünyadaki yegâne bayram.. BaĢ yemekleri o güne kadar varlığını bilmedikleri hindi.Batı'nın feryadı Gündüz Vassaf 19/12/2004 ÇağdaĢ Batı uygarlığını can evinden vuran 'Howl' (Feryat) Ģiirinin 'doğuĢunu' Jack Kerouac bir romanında anlatır. Fazla zaman geçmeden. Birine göre Ġngiltere'de gemiler yüklerini boĢaltırken limanda biriken halk..yerlerde uyuklayan insanlar. bu ilk sofranın kurulmasına yardımcı olan dost ve cömert insanlar. ertesi sabah altıda uçacağı söylendiğinde tek . beyinleriyle. Havaalanında ağılda bekleyen hayvanlar gibiyiz. tonlar! Etrafımızı saran varolan Cennette Ģehri kaldırmak! Hayallerimiz! kehanetler! sanrılar! mucizeler! Amerika'nın nehrinde aktı gitti! Rüyalar! tapınmalar! aydınlanmalar! dinler! bir tekne dolu duygusal bok! Cepheyi yarmalar! nehri geçerek! takla atmalar çarmıha germeler! selle aktı gitti! Kafayı kırmalar! Tezahürler! 10 yıllık hayvan çığlıkları ve intiharları! Akıl! Yeni AĢklar! Deli kuĢak! Zamanın kayalarına çarpan! Nehirde gerçek kutsal gülüĢ! Her Ģeyi gördüler! deli gözler! kutsal feryatlar! Veda ettiler! Çatıdan atladılar! Huzurlu ıssızlığa! el sallayarak! çiçek taĢıyarak! Nehirden aĢağı! sokağa! *Ammoniler ve Fenikelilerin çocuk kurban ettikleri tanrı 'Howl'. Ancak bir zamanlar uçakla seyahat etmenin keyifli olduğunu hatırlayabilenler bu ıstırabın farkında. AĢağıda 'Howl'ın ikinci bölümünden yaptığım çeviri. Çimento ve alüminyumdan hangi sfenks kafataslarını parçaladı. satıraralarında hissediliyor. Kızılderililer. Etrafımızda oraya buraya atılan yarı boĢ cips paketleri. Rönesans'tan bu yana köprünün altından çok sular aktı.. Oysa Birinci Dünya SavaĢı öncesi ABD'de neredeyse Ġngilizce gazete sayısı kadar Almanca da günlük gazete basılıyor. Devlet kitabı yasaklar. yüzyılda görkeminin doruğunda olan Osmanlı Doğu'yu çağrıĢtırdığından 'turkey' adını veriyorlar. Her Ģey sağlam. Türkiye'nin adıyla anılmasının birkaç öyküsü var. Düzen içerden çoktan kanamaktadır. ġükran Günü tatili için 40 milyon insanla birlikte ben de yoldayım. halılara dökülmüĢ ezik kola kutuları. Hindi. Houston uçağının iptal edildiği. KuĢun Ġngilizcede. 16. Amerikalı kuĢumuz Doğulu hüviyetine bürünüyor. tarihimizdeki Doğu-Batı kimlik krizinin de ilk kurbanı olmalı.. Anayasa mahkemesi kararıyla dört yıl sonra. Allen Gingsberg. Moloch kederlerin meclisi! Moloch binaları hükmümüz! Moloch savaĢların koca taĢı! Moloch ĢaĢkın hükümetler! Moloch kafası saf makine! Moloch kanında para akan! Moloch on parmağı on ordu! Moloch memesi yamyam dinamo! Moloch kulağı duman tüten kabir! Moloch gözleri kör bin pencere! Moloch sokaklarda sonsuz tanrılar gibi yükselen gökdelenler! Moloch siste düĢ görüp inleyen fabrikalar! Moloch bacalarının ve antenlerin Ģehirleri taçlandırdığı! Moloch aĢkı sonsuz petrol ve taĢ olan! Moloch ruhu elektrik ve bankalar! Moloch dehasının hortlağı yoksulluk! Moloch kaderi seksten habersiz hidrojen bulutu! Moloch adı akıl olan! Moloch yalnız baĢıma oturduğum! Moloch meleklerin rüyasını gördüğüm! Deli olmak Moloch'da! Ağzına alan Moloch'da! Sevgisizlik erkeksizlik Moloch'da Moloch ruhuma gençken sirayet eden! Moloch gövdesiz bilincim! Moloch kendimden geçme doğallığımın korkutucusu! Terk ettiğim Moloch! Uyandığım Moloch! Gökden akan ıĢık! Moloch! Moloch! Robot apartmanlar! görülmez banliyöler! iskelet hazineler! ġeytan hazineler! kör baĢkentler! hayalet ülkeler! garantili tımarhaneler! granit yarraklar! canavar bombalar! Sırtları parçalandı Moloch'u Cennete taĢırken! Kaldırımlar.. artık günümüzde Batı uygarlığı için sıradan bir gözlem. doğudan geldiğini 'bildikleri' bu garip kuĢu görünce. bu topraklardan sürülüyor. ağaçlar. 1957'de serbest bırakılır. Güvenlik kontrolünde pabuçlarımızı çıkardıktan sonra üstümüzün ellenip aranması. sade ġükran Günü sofrasının değil. düĢ güçlerini yiyip bitirdi? Moloch*! Yalnızlık! Pislik! Çirkinlik! Kalorifer külü varilleri ve elde edilemeyen dolarlar! Merdivenlerin altında haykıran çocuklar! Askerde ağlayan gençler! Parklarda gözü yaĢlı ihtiyarlar! Moloch! Moloch! Moloch'un kâbusu! Sevgisiz Moloch! akıllı Moloch! Moloch insanın acımasız hâkimi! Moloch anlamsız hapishane! Moloch korsan bayrağında çapraz kemikli hücre. Ģiirini okumaya baĢlamasıyla tempo tutan dinleyiciler giderek kendilerinden geçer. pratik ve kaba. Bizden önce biletini göstermek için sırada bekleyen genç kıza.

radyo programları yapmaları desteklendi. bugün Ġsa'dan çok Eski Ahit'ten yola çıkan Beyaz Saray. yeraltı kaynaklarından Antarktika'ya kadar dünya nimetlerinin arsızca tüketilmesine teĢviki. Yeni Ahit'in dört yazarından biri olan Luka'dan. Ġncil'i geliĢigüzel açtım. Faslıların. Barbara Thiering'in 'Jesus The Man' (Ġnsan Ġsa) adlı kitabı. BoĢ yere aramayın. Türkiye'de otel odalarına birer Kuran konulacak olsa. Tek atıf. Göçmenler için zamanla iki zıt politika uygulanır oldu. göçmenleriyle bir arada yaĢayamamanın krizinin eĢiğinde. Himalayaların eteğinde geçirdiği kaza sonucu bir manastırda kalırken bulduğu Tibet yazmalarında. Göçmenler. Zaten iflas etmeye mahkûm olan asimilasyon yanlıları kısa zamanda göçmen politikaları yerine göçmen polisinden yana ırkçı bir tavır aldılar. Anavatanlarıyla bağlarının sürekliliğini sağlayan yeni ulaĢım ve iletiĢim kolaylıkları bu eğilimleri güçlendirdi. kapalı cemaatler içinde gündelik yaĢamlarını yürütmenin kolayına kaçtılar. mevcut takımlara girmelerini destekleyecek programlardan çok. Ġsa'nın. Hıristiyanlığın egemen düzenin bir parçası olmasıyla bu tezler karanlıkta bırakılmıĢ. Sayılarının milyonları aĢmasına rağmen. Ġsa'nın yaĢamıyla ilgili istenilmeyenin gün ıĢığına çıkarılmadığına iliĢkin baĢka bir örnek. Hollanda'da futbol oynayan genç Türklerin. çocukları olduğunu ve boĢandıktan sonra Roma'ya taĢınıp bu Ģehirde 64 yılında öldüğünü en ince ayrıntılarıyla anlatıyor. Sydney Üniversitesi Teoloji Kürsüsü'nde Prof. Aralarında köktenci ve Ģoven akımlar güçlendi. kısa vadeli politikaların iflasını kabul etmektense. günümüzde de Bush gibi köktenciler tarafından emperyalist politikalara alet edilmesi. "Bir devenin iğne deliğinden geçmesinin zengine göre çok daha kolay olduğu" gibi kimi sözleri de. sonraları baĢka manastırlarda baĢka dillerde de. benden sonra tufan anlayıĢıyla. Uçak bir saat rötarla kalkacakmıĢ. Ġsa'nın. ister tektanrılı olsun. gettolaĢmaya neden oldu. gayriihtiyari de olsa. ama baĢucumdaki komodinin üst çekmecesinde Ġncil bulundurulmasına. Otel odalarına kahvaltı ve gazete getirilmesi âdeti baĢka birçok ülkede de var. Hepsinin baĢ sayfası dünyada olup bitene kapalı. Çarşamba Gündüz Vassaf 05/12/2004 Odamıza kahvaltı ve gazete getirdiler. çeĢitli istibdat dönemlerinden sonra. ibret verici değil mi? Egemen düzen her zaman iĢine gelen simgelerle yüzünü maskelediğinden. Yoksa hayatınızı. nerede geçirdiği bilinmeyen 13-29 yaĢ arası 'kayıp yılları'nda. on altı kayıp yılı konusunda sessiz kalmayı tercih etmiĢ. göçmenlerin Avrupa'ya uyumsuzluğunu iddia etmekte. Ġnternetten 'Lost years of Christ' diye girin. Bu sabah tek dıĢ haber Irak'ta kaç Amerikan askerinin öldüğü. Ģimdi de sorunu kültürel ve tarihi nedenlerde arıyorlar. basın toplantılarında 'ġeytan'a karĢı savaĢ' verdiğini ilan ediyor. Kafka'nın tüm çabalarına rağmen bir türlü giremediği ġato'sunda olduğu gibi dev Ģirketlerde sizi dinleyecek birini bulma peĢinde tüketebilirsiniz. Farklı cemaatlerin iç içe yaĢamasını desteklemek yerine. Burada rastlayacağınız en ilginç kaynaklardan biri Rus bilim adamı Nicolas Notovich'in 'The Unknown Life of Christ' (Ġsa'nın Bilinmeyen Hayatı) adlı 1894'te yazdığı kitap. buna benzer konular bir de Musa ya da Muhammed için yazılıp tartıĢılsa. havasından. Max Frisch'in deyimiyle 'ĠĢçi çağırdık. Aradan kaç kuĢak geçmesine rağmen göçmenlerin nispeten vasıfsız ve ikinci sınıf vatandaĢlar olarak kalması. New York Times hariç diğer ABD ya da Ġstanbul gazetelerinden pek farkı yok. sürekli ucuz emek gücü sağladığından egemen düzenin çıkarlarını karĢıladı. nasıl oluyorsa. zamanında Güney Afrika'da siyahlarla beyazların ayrı ayrı geliĢmesini öngören 'apartheid' türü bir politika uygulandı. suratımıza tokat yediğimizde öbür yanağımızı da sunmamıza dair bildik sözleri çıktı. Bu ." Böylesine barıĢcıl ve eĢitlikçi mesajlarla yayılan Hıristiyanlığın. bana önceden bildirdikleri gün ve saatte de dönüĢ seferleri yokmuĢ. Devletler bazında giderek kurumsallaĢan ırkçı görüĢ. San Francisco Chronicle'ın. gelenler birçok ülkede yok sayıldı. Yıllardır uyguladıkları yanlıĢ. Bugün Batı Avrupa. neler neler bulacaksınız.. dünyanın en büyük kitap satıcısı Amazon'un listesinde bile bulamazsınız. Hindistan ve Tibet'de Budist rahiplerle olduğu tezini güçlendiriyor.. Sıra bana geldi. Notovich. burada yaĢamıĢ olan 'Aziz Ġssa'nın öğretilerini okuduğunu anlatıyor. pasifistten farkı olmayan Ġsa'nın müstesna bir yeri var. Çokkültürlülük çıkmazları Gündüz Vassaf 28/11/2004 Batı Avrupa'ya 1960'lardan sonra büyük iĢçi göçü baĢladı. Thiering. Sağ hükumetler asimilasyondan sol hükümetler çokkültürlü bir toplumdan yana oldular. dünyanın bellibaĢlı kütüphanelerinde bulunabiliyor.tepkisi saatine bakıp havayolu görevlisine kayıtsızca teĢekkür etmek oldu. Televizyon programları ülkedeki çeĢitli kültürleri yansıtıp herkese hitap etme yerine. Çokkültürlülük adına yapılanlarsa. Dağıtımı 'sınırlanan' kitap ancak Harvard Üniversitesi'ndeki gibi. örneğin Bengalcede de bulunuyor. hepsinde Ģiddet olan Ortadoğu kökenli dinlerde. çıkacak çıngarı tahmin bile etmek istemiyorum. Ancak bunları sessizce kabullenince ABD'ye uyum sağlanabileceğini insan zamanla öğreniyor. Türklerin kendi dillerinde kendi televizyon." Ve Ġsa'nın kutsallık ve insanlık adına hem bilgisi hem de yılları çoğaldı. HoĢgörü ne kadar da önemli. 24 Kasım. bir tek Türklerin oynadığı ligler teĢvik edildi. Benzer yazmalar. Ġster çok. insanlar geldi' olgusunun ancak iĢçi çocuklarının okula baĢlamasıyla farkına varıldı. Ġsa'nın ölümünden en az yüzyıl sonra Ġncil'i yazanlar da onun. tutuculuğuna sığındılar. DüĢünüyorum da. Ġsa'nın çarmıhta can vermeyip Maria Magdelana'yla evlendiğini. ABD ve kısmen Ġngiltere dıĢında rastlamadım.

yeni bulunmuĢ belgelere dayansa da. Eli kalem tutan herkesin günlük tutması. Sosyal bilimlerde 'Zeitgeist' denilen günün ruhunu en iyi günlükler yansıtıyor. Zamanla. insanın kendisini tanımasına açılan bir kapı. dünyaya. üç günlük sakallı baĢkan. ABD'den dünyaya yayılıp sınırlı seçeneklerle standartlaĢan yaĢam ve düĢünce biçimine karĢı ufkumuzu açık tutabilmenin bir yolu. Belki gelen heyetlerle saatlerce konuĢmaktansa birçok Ģeyi özetlemek için bulduğu çarpıcı bir çözümdü. Nedir bu dostluğumuza ihanet? -Bilmiyorum. Günlük tutmak aynı zamanda özgürlüğümüzün bir ifadesi. düĢüncelerimize tanıklık için tuttuğumuz nice satırlar. bir Ģey söylemek için henüz erken demiĢti. Günlük tutmak yanlıĢ. cinsel ya da etnik kimlik gibi. güler yüzlü. Günlük tutmak ailemize bırakabileceğimiz bir miras. hoĢ beĢten sonra avucundaki mavi bilyaya dikkatimizi çekti. adın ne? -Bilmiyorum. herkesin kendi kültürünü koruyup geliĢtirmesini engellemek ne kadar totaliterse. kendisine düzenlenen suikast giriĢimlerine karĢı. Tarih dediğimiz yazı türü de. Kısa boylu. zaman zaman geçmiĢlerine dönüp yazdıklarını okuması gerektiğine inanıyorum. Ve de en az okunanı. Günümüzde. iĢgalden bu yana öldürüldü (Guardian Weekly. Amerikan bayrağı salladığı ABD'ye. Bir gece yarısından sonra aniden bir sığınağa götürüldük. bilemiyorum. eksik ve yalan bilgilendirmenin egemenliğine karĢı hakikat parçacıklarını saklamak. zarar gelmez bizden sana? -Bilmiyorum. asimilasyoncu baskılarla. "Sürahi Ortadoğu. Mao döneminde dıĢiĢleri bakanı olan Cho-en Lay'a Fransız devrimi hakkında düĢünceleri sorulduğunda. Dünyanın neresinde olursa olsun. sayfalar vardır. bilya Filistin. Felluce için Gündüz Vassaf 14/11/2004 Yarısı kadın ve çocuk olmak üzere 100. Ve tabii ki günlük tutmak ve ona dönüp okumak. Vietnam* Kadın. senin çocukların mı? -Evet . Bizim sorunumuz hallolmadığı müddetçe Ortadoğu bir o yana bir bu yana sallanıp gidecek" dedi. belki de hiç okunmadan. çoğu koalisyon güçlerinin hava saldırılarıyla. ortak yeni uygarlıklar oluĢturmaya set çeken politika ve köktenci aidiyetler de. 2004). belki de korkusundan. sürahiyi. tersi eğilimler herkes için hüsran verici sonuçlara neden olabiliyor. kaybolur. onu yazan kiĢi tarafından bile. ister Hollanda'da olsun ister Irak ya da baĢka herhangi bir ülkede. Geçen hafta Irak'ta öldürülen sivillerin sayısı hakkında yetkililer bilgi vermeme kararı aldı. GeçmiĢimiz. O seyahatten fotoğraflar var da notlara kim bilir ne oldu. Kimden yanasın? -Bilmiyorum. Ġnsan yaĢadıklarını unuttuğu gibi yazdıklarını da unutuyor. aynı arĢive giren tarihçiler gibi.iddianın ne kadar çürük olduğunu görmek için. Sokrat'a göre en büyük erdeme. sürekli değiĢen yorumlarla geçmiĢin yeniden yazılmasından ibaret değil mi? Çin'de. Çoğunda. BaĢka kimse okuyamasın diye kilitli. ya da geçmiĢte Osmanlı ve Avusturya-Macaristan imparatorluklarına bakmak yeterli. Kaç gündür bekliyorduk buluĢmayı. Özgürlüğümüzü bir koruma biçimi. sürekli yer ve program değiĢtirerek tedbir alıyor. ibret verici olduğu kadar tehlikeli. devrilmemesi için kulbundan tutarken. Durup dururken bilyayı buldu da aklına birdenbire bu örnek mi geldi. 5-11 Kasım. randevularını beklenmedik anlarda beklenmedik yerlerde veriyordu. SavaĢtayız. Ġsrail o günlerde Beyrut'u geliĢigüzel bombaladığından. Neden saklanıyorsun? -Bilmiyorum. Arafat. ilk gençliğimizde bizden hiç haberi olmayan sevgiliye yazdıklarımız dıĢında. 000'e yakın Iraklı sivil. Arafat'sız günlük Gündüz Vassaf 21/11/2004 Arafat'la Beyrut'ta 1978'de görüĢmüĢtük. günün farklı çıkarları. seçmeye mecbursun! -Bilmiyorum. çokkültürlülük adına birbirlerine kapalı cemaatlere destek verip. Dünyanın en yaygın yazı türü günlükler olmalı. Bilmiyor musun. anahtarlı defterler bile satar kırtasiyeciler. Bugün ABD BaĢkanı'nın kabinesinde bile bol sayıda göçmen ve azınlık yer alırken. yok olur defterler. Masasındaki sürahinin altına bu küçücük bilyayı koyup. Köyün duruyor mu hâlâ? -Bilmiyorum Bunlar. günümüzde göçmenlerin hem kendi dillerini konuĢup hem de dolara tapıp. Avrupa'da tek bir göçmenin meclise girebilmesi. Arafat için yukarıda yazdıklarım aklımda kalmıĢ. ilericilik açısından benimsenen binbir türlü aitliğin birleĢtirici olması toplumları zenginleĢtirme potansiyeli taĢırken. akımları ve kendimizi haklı çıkarma çabalarımızla yeniden yazılıveriyor. Nerede doğdun? Nerelisin? -Bilmiyorum Niçin kazdın bu çukuru? -Bilmiyorum. bunca yıl sonra bile olay oluyor.

McDonald's ile Burger King arasında tercihimizin esasta hamburger kültürünü yaygınlaĢtırıp meĢru kıldığı gibi. seçmeni ürkütür ve belki de vatan haini damgası yer korkusuyla arkasında dünya desteği olduğunun en ufak sözünü bile etmek yerine. Ancak uygarlıkla kendi toprakları üzerinde egemenliği bir tutuyorsak yakın bir dönemde ġanghay'da Batı emperyalizminin temsilcilerinin 'Çinliler ve köpekler giremez' yazdıklarını da unutmamalı. Bizans 1000 yıl kadar sürdü. ABD kaynaklı ne varsa tüketmesine alıĢtık. Yarasalar.Maguire. çoktandır dolanmıyor baĢımızda. . Sıra ABD seçimlerini tüketmeye geldi.Krynski. Maymunlarımız meraktan. Tavus kuĢlarımız tüylü taçlarından. hamburgerlerinde domates salçası tercih edenlerin Bush'u. basket maçlarından cinsel davranıĢlarına kadar dünyanın. Gülümsememiz çaresiz. Kerry'nin de Ģampiyon takımın sahipleriyle çekilmiĢ fotoğrafları yayımlandı. C. insana en yakıĢır olanı. ama kendi kendimizi özgürleĢtirmekle ilgili olduğu için de en Ģiddetsiz. Irak ve ekonomiden çok. Sanki ABD. Ve evet. ABD'de din ve devlet ayrımı giderek belirsizleĢiyor. ABD'yi. Ġnsanlarımız. bugün de ABD baĢka ülkelerin geleceğini belirleme gücüne sahip. Nobel Edebiyat Ödülü. Aztekler ve az kiĢinin farkında olduğu Afrika'daki Benin gibi birçok uygarlığın ömrü 600 yıl kadar. izleyip orada olup bitenin edilgen. Sözümüz cümlenin ortasında kesilmiĢ.Kerry SUV) göre de seçmenlerin baĢkan tercihini belirtiyordu. ABD'nin geleneksel politikasını etkileyerek temel çıkarlarından vazgeçirecekti.Beklenmedik karşılaşma* Ne kadar da naziğiz birbirimize. Lehçeden Ġngilizceye çevirenler. Bush'un. R. Osmanlı. oyunu ona göre belirleyecekti. halkına güçlü bir aday olduğu imajını vermek için tüfeğiyle ördek avından dönerken poz verdi. tercih edilen müzik (Bush 'country/ western'. Birinci ve Ġkinci Dünya SavaĢlarında olduğu gibi. Sanki ABD seçmeni dünyaya kulak verecekti de. Günümüze dek kesintisiz süregelen en uzun ömürlü uygarlıklardan biri Çin. Wislawa Szymborska. hardal tercih edenlerin Kerry'yi desteklediklerini belirten bir anketin sonuçları yayımlandı. ġahinlerimiz yerlerde. seçimlere katılan üçüncü aday Nader ve Chomsky gibi birçok aydın ABD'nin tutucu iç ve emperyalist dıĢ politikasının bu ülkenin yüzyıldır süregelen bir özelliği olduğunu vurguluyor. Kerry. Her yıl kapılarını orada yaĢamak isteyen milyonlarca göçmene ardına kadar açması. tarihinde ilk kez dünyanın geleceğini etkileme konumunda.Cavanagh ve M.Kerry klasik/ caz) ve otomobil türüne (Bush kamyonet. uzmanlar baĢa baĢ giden iki aday arasından kimin kazandığını. Türkçe çeviri G. Seçimlere bir gün kala ABD'de. Israrla tekrarlıyoruz. Sanki seçim sonuçları. Gelin benim özgür seçimlerimi seyredin. S. 1996. Bush ile Kerry'ye gösterdiğimiz ilgi ve ikisi arasındaki tercihimiz de ABD'nin dünyada egemenliğini meĢru kılmamızın ifadesinden baĢka bir Ģey değil.Vassaf (2004) Gönüllü tutsaklar imparatorluğu Gündüz Vassaf 07/11/2004 Evet.Baranczak.Yoksa süregelen en eski uygarlıklar arasında hâlâ öz be öz ülkelerinin kuzeyinde yaĢayan Japonya'nın sarı saçlı mavi gözlü yerli halkı Ainolar ile Avustralya'nın Aborijinleri de var. Kurtlarımız açık kafeslerinin önünde esnemekte. Evet. Ġlginç olan dünyanın geriye kalan kısmının ABD seçimlerine Ģimdiye kadar göstermediği ilgi. Gene seçimlere bir gün kala ülkenin ileri gelen gazetelerinden Boston Globe'ın birinci sayfasında Bush'un bu sene Ģampiyon olan beyzbol takımının bir oyuncusu. kurtuluĢu en güç. Medeniyetler tesadüfü Gündüz Vassaf 31/10/2004 Eski Mısır uygarlığı en az 3000 yıl sürdükten sonra çöktü. Evet. sonuçlarını hep birlikte tartıĢalım diye herhangi bir propaganda giriĢiminde bulunmaya gerek görmemesi.anketlere göre ABD'lilerin yüzde 42'si kendilerini köktenci Hıristiyan olarak tanımlıyor. Süt içiyor kaplanlarımız. Evet. Yılanlarımız yıldırımdan arınmıĢ. eĢcinsel evliliklerle kürtaja karĢı tutumunun belirlediğini söylüyor. Birbirlerine diyeceklerini yitirmiĢ. Suda boğuluyor köpekbalıklarımız. gönüllü tüketicileri olmaksa bambaĢka bir tutsaklık. Hollywood kültüründen zenci müziğine. bunca yıl sonra karĢılaĢmak ne kadar da hoĢ diye. Ġlginç olan ABD'nin bu ilgiyi dünyada kimseye asla zorlamaması. Gönüllülük esasına kurulu tutsaklık. Kot pantolondan sigaraya. Aynı anket.Berlin duvarı Sovyet imparatorluğundaki tutsak yaĢamın bir kanıtıydı.

Kemal Atatürk ve Alman mülteciler bize teĢekkür edeceklerdir. Reiner Möckelmann . ama ağır olduğu kadar da içten açık mektuba cevap geldiğini öğrenince devlet tarafından yıllarca ĢartlanmıĢ bir Türk vatandaĢı olarak ĢaĢırdım. yıldız fallarının yorumu. Tüm bu saçmalıklar Batı'nın Hıristiyan olduğu için bugün güçlü olabildiği tezinden farklı değil. Bence tarihin farklı dönemlerinde farklı uygarlıkların egemen olmasının açıklaması daha çok Darwin'inkine benzer bir evrim kuramında aranmalı. En baĢta akla gelen unsurlardan biri din.Çinliler Budhizm'i terk ettikleri için komünist oldular. 1 Haziran itibarıyla vizeye müracaat edenler için bir randevu sistemini baĢlattık. burası yasak bölge" diye bağırıp mekânından kovmuĢtu." Bu durum böyle devam edemezdi! Ġzin verirseniz. ancak her sabah banyomun penceresinden vize bölümünün önünde cereyan eden olayları izlediğimde. size de söyleyeceklerimi. Mektubun 'yanıtı' peĢime adam takılması. Tarihin küllerinde Ġslam kıvılcımı arayanlar da aynı kuvvetle din faktörüne bağlı olarak Abbasilerin. Ve sevgili komĢuma bir sevindirici haber daha: Gelecek hafta.Osmanlılar Ġslam'ı. Sevgili komĢum Gündüz bey. hatta hiç olmasaydı her Ģeyin daha iyiye gideceğini söyleyen de çok. yerini koca siyah bir deliğe terk etmiĢ olan Park Oteli! GüzelleĢtirilmiĢ olarak bulduğum Beyoğlu'nda bu kara leke değiĢmemiĢ vaziyette halen duruyor. Ġstanbul'da olup." Almanya Başkonsolosu'na mektup (2) Gündüz Vassaf 24/10/2004 12 Eylül darbesini takip eden günlerde askeri cunta Türkiye'de üniversitelere de el koyup YÖK'ü kurdu. Buna karĢın Ġslam'ın ilerlemeyi kösteklediği. liman değil. her gün vize kuyruğunun yanından geçmedim. 10 Ekim tarihinde RADĠKAL gazetesinde Ģahsıma hitaben yazmıĢ olduğunuz mektup için çok teĢekkür ederim. Cumhuriyet gazetesinde onu istifaya çağıran açık bir mektup yazdım. göçler. eskiyi kurabilecekleri sanrılarıyla dehĢet saçıyorlar. aynen öyle. . Gelin bu cephede kavgamızı birlikte yapalım! 1930'lu yıllarda Park Oteli'ni çok beğenen ve orada günlerini geçiren M. AnlayıĢınız için teĢekkür ederim.Sade tarihçilerin değil bizim de kafamıza zaman zaman takılan. 11 Ekim'de bir bayan komĢum baĢkonsolosluğa ziyarete geldiğinde. hem cevapsız kalan hem de bin bir türlü cevaplandırılan soru. Ģok olmamak mümkün değildi. Hinduizm'i benimsedikleri için komünist olmadılar. bir süre bir topluluğu baĢkalarına göre tarihte ayrıcalıklı kılıyor. Hazer Türkleri Museviliği benimsedikleri için güçlü imparatorluklar kurdular. atıldı. reforma ihtiyacı olduğu. komĢuluk iliĢkileri içinde birlikte bir güç oluĢturamaz mıyız? KuĢkusuz tahmin etmiĢsinizdir. Bu arada binlerce hoca üniversiteden istifa etti. Hıristiyanlığı benimsemesiyle çöktü. . buluĢlar. müĢterek komĢumuz." KomĢuma ayrıca Ģunu da söyledim: "Tabii ki. öğlen saatlerinde de artık kuyruk göremeyeceksiniz. Tesadüfe bakın ki. Ve mektubu okumaya baĢladım. günümüzde cihat çağrılarıyla. yurtdıĢına çıkma yasağı Ģeklinde geldi. 'Ġlerlemenin' dine dayalı olabileceği düĢüncesi bence abuk sabuk olduğu kadar bu denli sorgusuz kabullenilmesi ĢaĢırtıcı olduğu kadar ürkütücü. Nasıl çevredeki durum ve koĢullara göre 'baĢarılı' türler mutasyon sonucu. Bostancı-Büyükada vapurundaki çımacı. bir çayımı içmeye gelmiĢ olsaydınız. kadın erkek iliĢkileri. iyi ki Almanya'dan vize talebim yok diye düĢündüm. Tarihçi Toynbee'nin de dediği gibi "Uygarlık bir yolculuktur. dikkatimi bu mektuba çekti. yani tesadüfen ortaya çıkıyorsa. Günümüzün egemen toplumları ve onlara özenenler Batı'nın baĢarısını Hıristiyanlığa bile bağlıyor. saymakla bitmeyecek etmenlerin tesadüfi ve geçici bir Ģekilde yan yana gelmesi. Bundan böyle bu sistemin sayesinde. Emevilerin ya da Endülüs'ün baĢarısını dinle açıklamakla kalmıyor. çünkü arzu eden her müracaatçıya vizeli pasportu UPS kanalıyla gönderilecektir. Gene Budhizm'i terk eden ve aynı Ģekilde emperyalizmin ezdiği Hintliler. hiç kimse gece yarıları kuyrukta beklemeye zorlanmayacaktır. Ancak uygarlıkların yükseliĢ ve çöküĢlerinin dine bağlı olduğu tezini geçerli sayanlar Ģunları da kabul etmemeli mi? . bu seviyeli ve Ģık bayan komĢuma Ģöyle arz ettim: "Ġstanbul'a geçen yılın temmuz ayında göreve geldiğimde ve baĢkonsolosluğun vize bölümü önündeki yakıĢık almayan manzarayı gördüğümde. yani adadan döndüğünüzde. tuvaletlerin kokusu ve pisliğinden yakınan o zaman 89 yaĢındaki anneme devletin ciddiyetini hatırlatarak dilekçeyle kaptana baĢvurmasını söylemiĢti. Sizi ziyarete her zaman hazır olan komĢunuz. Almanya BaĢkonsolosu'na bu köĢeden yazdığım ağır. uygarlıkların neden yükselip çöktüğü. öğrenciler iĢkencehaneleri boyladı. Tarihin her evresinin bir ilerleme olup olmadığı zaten baĢka bir tartıĢma konusu (20. aynı Gündüz bey gibi Ģok oldum. genç veya yaĢlı. yüzyılın türümüzün en vahĢi çağı olması ilerleme argümanını temellerinden sarstığı da Ģüphesiz). Bu durum komĢuluk yaĢamını daha değerli kılan unsurlardan değil mi Sizden büyük bir ricam var: Ġstanbul'dan 8 yıl ayrı kaldıktan sonra beni özellikle rahatsız eden bir konuda.Roma Ġmparatorluğu çoktanrılı pagan dinlerle yükseldi. bence uygarlıklar da öyle-iklim. mektubun ilk satırlarını okumaya baĢlamamla birlikte gardını almıĢ boksör pozisyonuna girdim. doğal kaynaklar. baĢına Ġhsan Doğramacı'yı getirdi. Az sonra kaptan köĢküne elinde yazılı bir kâğıtla çıkan annemi kaptan "Def ol bunak karı senle mi uğraĢacağım. Bu nedenle örneğin Avrupa Birliği'nde Türkiye'nin olası varlığına kuĢku ve korkuyla bakanlar çok. Sosyolojinin kurucularından Max Weber'in protestan ahlakının kapitalizmin itici gücü olduğu konusundaki iddiaları hâlâ popüler. erkek veya kadın. yılların birikimi bir çırpıda yok oldu. Bu durum artık kesinlikle gerilerde kalmıĢtır ve bu hususu benimle birlikte yerinde görebilmeniz için sizi davet ediyorum. size sevindirici bir haber vereyim: Bu yılın 1 Haziran tarihi itibarıyla vize bölümünün yaratıcı görevlileri bu onur kırıcı duruma son vermiĢ bulunmaktadırlar! Evet. komĢularda olup biten.

/ (Sen acımasız değilsin / Ġnsanın nankörlüğü kadar) Shakespeare Sen yerine siz düĢünebiliyor musunuz? Sen Ģiirseldir. 26 Eylül.) Göethe Thou aren't so unkind / As men's ingratitude. her an sen'e dönüĢebilir. Lakin sen konsolosluğa bambaĢka bir kapıdan giriyor olmalısın.. Ģiir sen'le seslenir. bekleme odası hak gezer. ne ben. / Seni martı. bir de kaldırımı gasp etmiĢ. Tabii ki komĢularının yaptığı gibi küçük bir ücret ödemeyi umarım çok görmezsin. yiyecek. utanmadan bekleme odan diye kullanıyorsun. kadını erkeği senin kapından bir kâğıt parçası uzatabilmek için daha gece yarısından itibaren orada. Bir defasında Münih'te arkadaĢımın balkonuna gömleğimi asmıĢtım kurusun diye. çünkü bu yürekler acısı ayıbı görmüĢ olamazsın. siz ürpertir. (Radikal. Siz kaypaktır.2004). Yani. Yırtık gazeteler. / GözyaĢından yapılma incilerin / Bak artık nasıl yosunlanmıĢ Tevfik Fikret Ne sen. Üstelik orada kaldığım zamanlar her gün de önünden geçiyorum.. / . / Und bist du nicht willig. Bilmiyorsundur diye söylüyorum. üniversitelerinde hocalık yaptım. Dostum Haluk Muratoğlu Bey'in bana ilettiği bu konudaki yazısını sizle paylaĢıyorum. hem de benim gibi otur da komĢuna mektup yaz. kapımı çalıp da bir derdini anlatmaz mı?' diyecek olursan. uyduruk mukavvalar üzerinde kaldırımda oturmuĢ. Bir yüz yıkayacak yer. zor kullanırım. hemen Hausmeister gelip gömleğimi indirttiydi. / Melali anlamayan nesle aĢina değiliz. vallahi olmaz. 'Ġnsan gazete köĢesinden el âleme sesleneceğine gelip. Molla Bayırı'nda oturuyorum. Onun için yerden göğe kadar haklısın. Hem böyle kapı komĢusu ol. güzel endanmın beni büyülüyor / Ve eğer razı değilsen. Sen dönĢümĢüz bir yoldur. Bilsen mutlaka bu bizim mahalleye. hep senin eserin. / ġu yığınlarla ihtiyacı sefil. siz yalnızlık. konsolosluğun dibinde kuyruktalar. / . mahalleliler arabalarını yanı baĢındaki Park Otel garajına bırakıyor. Abdülhak Hamit Parçalan ey Ģikestefer iklil. ve Almanya'nın yolunu yordamını bilmediğim için az mı mahcup oldum. / ĠĢte senin. Önce senden özür dileyerek baĢlayayım. so brauch ich Gewalt. / Ne de alamı fikre bir mersa olan Ģu mai deniz. Sen de görsen diyorum. Hiç olmazsa sabaha karĢı o erken saatlerde takatları kesilmiĢ olacak ki ayakta değiller. / Bir sen varsın senden öte.. YaĢlısı genci. Yani insaf be komĢu. kapını açmanı bekliyorlar. / Seni sandal. baĢı diktir. Ama Saray Arkası Sokağı'na inen belediye yolunun yarısını ortadan bölüp kendi binana özel giriĢ yolu yaptığını nasıl açıklayabileceğine ise aklım ermiyor? . Ģiirin dilidir. Bak tam bunu yazmıĢken bu sefer Ġnönü Caddesi'nde ön kaldırımını da konsolosluğunun arabalarıyla özel park yerinmiĢ gibi gün boyu iĢgal ettiğin gözümün önüne geldi. tuvalet. bu insanları böyle gece gündüz kuyrukta bekleteceğine hiç olmazsa bir sıra numarası veremez misin? Ben de bir ara senin ülkende az buçuk yaĢadım. Sen misin düzeni bozan? KarĢı binadan komĢumuz haber vermiĢ. sen bizim mahallenin kaldırımında insanları sefil etmekle kalmamıĢsın. zaman gibi tek yönlüdür. daha çok memur çalıĢtırmak için paran yetmiyorsa. Bir defasında da Bremen'de alt kat komĢum ikaz ettiydi 'bei uns' otomobil böyle kirli tutulmaz.. Sen aĢk doludur. bir tek 'sen'in kullanımıyla sade dilimizin değil insan iliĢkilerinin de tekdüzeleĢeceğine iliĢkin kuĢkularımı belirten bir yazı yazdım. / AĢkım canavarlar gibi seni takip edecek. siz nesnel. Sen cıvıl cıvıl kaynar. mich reizt deine schöne Gestalt. Kaldırımda yürüyemez olduk senin yüzünden. manzaramı bozmaya hakkın yok. Tıpkı yaĢam gibi. Siz. / Seni dolaĢıyorum insanların içinde. yıkamalısın diye. Öyle yerlerinde sabırla durmasalar sanki Ġkinci Dünya SavaĢı'nda iĢgal ordularından kaçan bir göç kafilesi gibiler. sen de görsen inanamazsın.Size sen diyebilir miyim? (2) Gündüz Vassaf 17/10/2004 Geçenlerde 'siz' sözcüğünün yaĢatılması gerektiğini. Ahmet Haşim Seni iniyorum yüksek kaldırımdan. / Seni toriklerin mavisine. hatta belki de ülkeme yakıĢmaz deyip hemen bir çaresini bulurdun. SEN Sen bir ahu gibi dağdan dağa kaçsan da yine. Neyse fazla üzülme. onun için korkuyla yoğrulmuĢtur. Almanya Başkonsolosu'na mektup Gündüz Vassaf 10/10/2004 Sevgili komĢum. ġuracıkta senden iki sokak aĢağıda. / (Seni seviyorum. Hele bizim ülkedeki komĢuluk hukukuna hiç mi hiç sığmaz. Çünkü ne zaman önünden geçsem orada bir kalabalık. Ve sen. Oktay Rıfat Bu âlemi gören sensin / Yok gözünde perde senin / Haksıza yol veren sensin / Yok mu suçun burda senin Âşık Veysel Ich liebe dich. Sen mütevekkil.

Tam yok etmekten de korkuyoruz sahiplenerek yaĢatmaktan da. takılıp kalırız senleĢmenin sahte kalıplarında. burası Türkiye. baĢka bir ülke var mı acaba? Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiĢ de böyle olmadı mı? GeçmiĢimiz. Sandalımla Yassıada'ya gittim. iliĢkimizin. teker teker dilinin altında gizlediği uyku haplarını hep birden alınca doktorların yardımıyla ölümün eĢiğinden döndürülen BaĢbakan Menderes. evliliği eĢitlikçi yapmaz. park eden sendir. martıların. Sanki memlekette baĢka yer yok mu kaldırımda araba park edilen. küstükten sonra belki de tekrar siz demeli insanlar birbirlerine? Ve bu girdap sürer gider -bir yanda zaman içinde tüketip senleĢtirtiklerimiz. camları kırılmıĢ. En son görmek istediğiniz insan da olsa. diğer yanda siz demenin gizeminden arındıracağımız müstakbel sevgililerimiz. Adadayım. ölüm tutanağını imzalamayı reddetmiĢ. Türkiye'de yeni kuĢaklar. Size sen diyebilir miyim? Gündüz Vassaf 26/09/2004 I. arabasına dahi binemeyeceği iktidarın sahte ortaklığında kendi kendini aldatmasıdır. Ayrıldıktan. Ġstanbul'un burnunun dibinde. Ġngiltere. daha doğrusu iliĢkisizliğimizin. Oysa 27 Mayıs darbesinden sonra Galata Köprüsü'nden her gün yüzlerce kiĢiyi taĢıyan özel vapur seferleri düzenlenmiĢti buraya. sevap ve günahlarıyla imparatorluk geçmiĢini müzelerde sergiliyor. Bu metruk adaya baĢka türlü ulaĢmak imkânsız. Denizin ortasından gökdelen gibi yükselen yıkık dökük binaları (parlamentonun yarısından çoğunun hapis tutulduğu). terk edilmiĢliğe mahkûm ettiğimiz gözlerimizin önündeki geçmiĢimizi görmemek. 'Size' dönüĢ yoktur. Aynı darbeler gibi tepeden inme demokrasi alıĢkını bizler bunu yapabilmek için yeterli hukuk ve özeleĢtiri kültürüne hâlâ sahip değil miyiz? Türkiye kadar eski diktatörlerini. Duyduğuma göre Çek Cumhuriyeti'nde Sovyet rejimini anımsatıp ziyaretçilerin mazoĢiĢt eğilimlerine hitap eden Disneyland'vari bir tesis varmıĢ. Hocayla.. adının altına baĢ cellat ibaresi yazılana kadar. Ġntikam alırcasına geçmiĢimizi sil baĢtan yok etme cesaretimiz olmadığı gibi onunla yüzleĢmekten de korkuyoruz. Belki de ileride bir gün kendini tanıyıp geçmiĢiyle huzur içinde olan yeni Türkiye'nin Yassıada'ya katkısı burayı. ya da milletçe kuyrukta bekletilen? Durup dururken neden çatıyorsun bana gözümün üstünde kaĢım var diye? Gene haklısın da. Baktım günün birinde Avrupa Birliği'ne girecekmiĢiz. Ġktidar siz. adaleti adil. Kınalı ve Heybeli'ye bakan Yassıada'nın pek nerede olduğunu bilmedikleri gibi adını bile ancak hayal meyal duymuĢlardır.Biliyorum bana diyeceksin ki bak komĢu. Mahkeme salonu ise kendimizi daha iyi görebilmemiz için boydan boya aynalarla donatılmalı. Otoparkçının sen diyebilmesi onu. bu çirkinliği bitkilerle örtmeye baĢlamıĢ doğanın gücünün. Otomobili kullanan siz. Ġlkokul çocuklarını temerküz kamplarını ziyarete mecbur tutan Almanlar bugün de Nazi geçmiĢlerinin günahını çıkarmakla meĢgul. gerçek biçimini yansıtmak. Siz diyerek tanıĢtığımız insanlarla sen diyerek seviĢiriz. Günümüzde Rusya gibi kimi ülkeler geçmiĢlerini yıkarak yok ediyor. kâh düĢlerimizi kâh nefretimizi yansıtan bir yaz boz tahtası gibi. ıssız adaya ürkek ürkek basan adımlarım yerine. bozuĢtuktan. aramıza ölçülü mesafe koymak varken. ya komĢular iĢe el koyup 'Mahallemize yakıĢıyor musunuz?' diye bir de referandum yapalım deseler. Deniz otöbüsünün dalgalarından korumak için sahilin kuytu bir köĢesine çektiğim sandalıma binmeden önce ada hep böyle kalacak mı diye düĢünüyorum. II. Ġnsan iliĢkilerinde olmayan eĢitlik ve özgürlüğü. eski sevgilimiz hep sen olarak kalacak. hiç olmazsa komĢum iyi örnek olsun istedim. varmıĢ gibi gösteren sahte.. hâkimle. Rivayete göre darağacını kurup kendisini asanlardan biri. Hem. denizin mavisinin. Sandalım adaya yaklaĢtıkça. kocayla senleĢmek eğitimi demokrat. kertenkelelerin birbirlerini pislik ve moloz arasında kovaladığı 'Önce Vatan' yazılı mahkeme salonlarını dolaĢıp Cumhuriyet tarihinin yakın geçmiĢiyle yüzleĢtikçe. yüzyılın ortalarında burada çılgınca partiler düzenleyen Ġngiliz elçisinin yıkık Ģatosunun farkına varıyorum yavaĢ yavaĢ. geçmiĢi hatırlatacak hiçbir Ģeyi görmek istemiyor. . Türkiye'de yaĢanan. o istenmedik karĢılaĢmalarda karĢılıklı senleĢilecektir. katillerini onurlandıran. 18. dünyanın ilk askeri darbe müzesi yapmak olabilir. Herhalde dünyada pek az mimara mensup olmuĢtur adalete bir türlü ulaĢılamayan bir hapishane adası inĢa etmek. Her gece yatmadan önce nezaret altında verilen. SizleĢerek. Sizden sene yolculuk tek istikametli totaliter bir iliĢki biçimi. çerceveleri parçalanmıĢ metruk askeri yapılarda gizlenen çocukluğumun korkuları Marmara Denizi'ne yayılıverdi. aynı doktorların birkaç gün sonra verdiği 'Sağlıklıdır' raporuyla buradan bir sabaha karĢı Ġmralı'ya götürülüp asılmıĢtı. yalan bir ifadedir senleĢmek. köle sendir. III. adanın açığından geçen balıkçı motorunun. aldatıcı. KomĢun Gündüz Yassıada'ya sandal gezintisi Gündüz Vassaf 03/10/2004 Ülkelerin geçmiĢlerine bakıĢları ne kadar da birbirlerinden farklı diye düĢündüm geçenlerde.

otomobile binenler daha çirkin gözükür. parlamentonun yarısından fazlasını zindanlara yollar. 27 Mayıs darbesini yapan askerler ise tam otomobil heveslisi. VI Otomobillendikçe otomobilleĢen davranıĢlarımızdan bir örnek. Ata bindiği binlerce yıl boyunca en çok açık havada seviĢen insan türünün günümüz temsilcilerinden ABD'li gençlerin ilk çiftleĢmelerinde kullandıkları en popüler mekân. Mustang.. asıl güçlü olan günümüzün senli benli demokrat imparatorlukları. Emeklerine. ĠliĢkilerimizde yeni hitap yolları arayarak. Doğan. Bakarsınız bir gün Türkiye'de bir askeri darbe müzesi kurulursa bu otomobili de orada görebiliriz. adamlarını oto mezarlıklarına hangi parçaların sağlam kaldığını araĢtırmaya yollarmıĢ. diktatörler kendilerine sen dedirtmemenin Ģatafatlı saltanatında yıkılacakları günün korkusuyla sallanadursun. Ama iĢ otomobil yapmaya gelince çuvallarlar. kendisine otomobil ve yedek parça tekeli verilmesi karĢılığında memleketin bütün karayollarının yapımını üstleneceğini teklif eder.Ve seri üretimin ilk baĢladığı ABD'de. otomobil sürücüleri.. IV Aynı Henry Ford genç Türkiye Cumhuriyet'ine. Birbirimizle eĢit. Ford gibi insan adları taĢıyan otomobillere sonraları Cougar. SenleĢmek. Genelkurmay BaĢkanı Fevzi Çakmak. sessiz sultalarını unutturuvermenin ustasıdırlar. Hiç gelip geçen olmadığı halde kırmızı ıĢıkta durdu diye kimi sürücülerin güpegündüz dayak yediğini hatırlıyorum. VIII "Ata binenler olduklarından daha güzel. tekdüzeleĢtirmektir. en kötüsü kadar zayıf olması. hiyerarĢiyi. karĢıdan gelenleri ikaz eden kızıl bayraklı bir adamı takip etmek mecburiyetindeydiler. hiç tanımadıkları insanları öldüren seri katillerin çıkması da uzun sürmedi. yeni yollar Sovyet ordularının Türkiye'yi istilasını kolaylaĢtırır gerekçesiyle teklifi geri çevirtir. sağ ve sollarına baktıktan sonra.sonuçta ne yapacaklarını bilemez oldular. Sakin bir sokaktaki kaldırımın tam ortasına otomobiller için kullanılan bir 'Dur' tabelası yerleĢtirilir. baĢka renkleri keĢfedeceğimize tekdüzeleĢiyoruz. yeni kullanılmaya baĢlayan otomobillerin saatte dört milden hızlı gitmesi yasak olmasına rağmen. ġahin gibi nesli tükenmeye yüz tutmuĢ hayvanların adları verildi. Büyük tantanayla sundukları 'Devrim' azıcık gittikten sonra durur ve bir daha çalıĢmaz.EĢit olalım diye. Alman Sosyal Demokrat Parti'sinde taa kurulduğu günden bu yana odacısından parti baĢkanına. IV. ortadan kaldırmaz. tek bir kalıba döküp dondurmaktır. yerden vitesli olmalarına rağmen. hep birlikte senleĢirken. gönüllü tutsaklarıyız her Ģeyi senleĢtirerek birbirimize benzetilmenin. Hangi marka arabanın içinde kaç kiĢinin öldüğü istatistiklerini ne zaman tutmaya baĢlayacağız? III Henry Ford ilk imal ettiği arabalarda kullandığı parçaların eĢit derecede çürük olduğundan emin olabilmek için. ABD'nin göz kırptığı darbeyi kolay yapıp. Yayalar. tabelanın önüne gelince durur. baĢbakana kadar herkese birbirine sen diye hitap etmeyi zorluyor. Otomobil her girdiği ülkede bir numaralı ölüm nedeni. Bir hayli uğraĢtıktan sonra adını 'Devrim' koydukları ilk Türk otomobilini yaparlar. Ġlk yapıldıklarında. aynı kaldırımdan yollarına devam ederler. Olds. V. sinsi. Krallar. BaĢbakan ve iki bakanını asarlar. parayı. polisi. V Türkiye'de ilk trafik lambaları Ankara'da Atatürk Bulvarı'nda 1960'ların sonuna doğru yerleĢtirildi." (Marya Mannes) . II Otomobil üretimi esnasında vuku bulan iĢ kazalarındaki artıĢ hep üretim hızındaki artıĢın önünde gitmiĢ. Daimler. Siz-sen siyah beyazı ikileminden özgürleĢip aradaki tonları. devleti. Packard. VII Bir devrim sayılan seri üretim sonucu otomobil fabrikalarında gün boyu aynı vidayı sıkıĢtıran iĢçiler. Ġktidarların varlığını unuttururcasına çeĢitli aitliklerimizin adına benimsediğimiz kelime iktidarlarıyla uğraĢırken. yeni kelimelerle iktidarları anlamsızlaĢtırmanın. Amaç ileride yapacağı otomobillerde kullanılacak parçaların en iyisi kadar sağlam değil. Otomobille serbest çağrışım Gündüz Vassaf 19/09/2004 I Ġngiltere'de atlı arabalarla dörtnala yolculuğa çıkıldığı günlerde. geçmiĢteki insan iliĢkilerinin dokusunu unutturmak. akıĢkan iliĢkilerimizin dilini yaratmanın yerine. insanın birbirine siz ya da sen demesinden çok nasıl yaĢadığının önemini unutur olduk günlük yaĢantımızda. otomobiller.hayata yabancılaĢtılar. Dili senleĢtirmek. samimi olmak adına dilimizden siz kelimesini kaldırmak onu fakirleĢtirmek.

egemen düzene karĢı zayıflatan cemaatlerimiz çerçevesinde kenetlendikçe. çözüm bekleyen ortak sorunları var. Türkiye'de sosyal ve ekonomik adaletsizliğin en çarpıcı örneği Büyükada'da. en akıllısı. bir yanda en sefil Güney Amerika varoĢlarından daha da tüyler ürpertici arabacıların konutları ve mahallesi. hastalık. Deniz kıyısındaki bu yere ancak Museviler üye olabiliyormuĢ. Onun için dünyanın en güzeli. tokum deyip yediğimizde ilk annemizdi bunun farkına varan. 20. Burası da devlet tarafından Ġslam değerlerini koruyup geliĢtirmeye. Herkesin ortak geleceğini belirlemekte kilit rolü oynayan belediye. düĢmanlaĢtıran. ama gene de savaĢa yollayan odur bizi. Devleti cemiyetsizleĢtirerek Türkiye'yi cemaatleĢtirmek.Yaz sonu Büyükada Gündüz Vassaf 12/09/2004 'Desene' dedi arkadaĢım. GözyaĢlarıyla ya da metanetle. Ulus-devlet aidiyetliğinin. kimin dost kimin düĢman olduğunun ilk anlatıcısıdır. yüzyılda cemaatler tarafından parçalanmakta. duvarların üstü tel örgülerle çevrili.. bize ilk seni seviyorum diyen. en beceriklisiyiz. O. tarihimizdir. Gerçek nedir diye. Özellikle kıĢın burası bir mahrumiyet bölgesi. Az ötede gene deniz kıyısında Orman Bakanlığı'na bağlı plaj ve lojmanlardaysa artık 'Küçük Ġsrail'in yeni bir komĢusu var. eğitim. Günümüzde 'ilerici' kisvesinde Batı'dan esen rüzgârın etkisiyle. Anaokul. Yazının baĢında sözü edilen Ada'da Maden'de bu yaz açılan iki yeni tesis hem dünyadaki geliĢmelerin buraya yansıması hem de acaba BeyrutlaĢmanın bir baĢlangıcı mı? Bir tesisin halk arasında adı 'Küçük Ġsrail'. savaĢ. bir zamanlar tüm ada halkını besleyen 'bostan'ın yok edilip atıl kalması ve istisnalar dıĢında yıllar içinde cılızlaĢan bir kültür yaĢamı. Hayatımızda gizlediğimiz ilk Ģeyler hep o görmesin diye. anayasa. Gerekli sağlık hizmetleri denizaĢırı Kartal'da. Belediye tarafından bilmem kaç yıl için kiralanmıĢ. II. anakara. anayemek. Anamız. "Demek Büyükada Beyrut olma yolunda. özellikle postmodern söylemde küçümsenip kınandığı. Bir yanda Nizam ve Maden'de konaklar. çiĢimiz varken yok. Analarımızın masalları. cemaatlerin ise politikleĢmesiyle. acaba ben kimim diye. söylediğimiz bazı Ģeylerin yalan olabileceğini kafamıza ilk yerleĢtiren. V. Ve kendi kendine yalan dünya Ģarkısını mırıldanan da odur. ideolojik ya da sınıfsal birlikteliğin horlanıp marjinalleĢtirildiği ABD egemenliğindeki yeni dünya düzeninde. Birbirimizi dıĢtalayan. yüzyılda asgari ortak değerler çerçevesinde anlaĢıp bütünleĢen cemiyet toplumu 21. Yalanın ana tarihi Gündüz Vassaf 05/09/2004 I. kadınların erkeklerde ayrı ya da denize tesettürlü girebileceği bir kampa gene bilmem kaç yıllığına kiralanmıĢ. Ġnsanların ya dost ya da düĢman diye ayrıĢtığının ilk yalancısıdır. ana yüreği. cemiyeti var kılan kurumların çökertilmesiyle karıĢtırıyor olabilir miyiz? ABD'li 'Türkiye uzmanı' Graham Fuller'ın Radikal'de çevirisi yayımlanan yazısında (Turkey's Strategic Model-Myths and Realities) bakılısa belki zaten istenen de bu. anayol. III. anaduvar." Adanın Maden semtinde bu yaz açılan iki yeni tesisten söz ediyorduk.. IV. Dünyada her yer gibi Büyükada'da yaĢayan cemiyet de giderek cemaatler bazında çözülüp yıkılıyor. bizi açlık. GeniĢ kitleleri birleĢtiren ulus-devlet anlayıĢı ve ideolojik aitliğin kaybolmasıyla toplumun cemiyetsizleĢmesi sonucu kültürel çoğulculuk gibi albenili sloganlar çerçevesinde yeniden güçlenen (ve böl yönet politikasına da yeni olanaklar sağlayan) cemaat anlayıĢı her ne kadar müritlerine ve medyaya daha özgür ve zengin bir dünyanın tezahürü olarak yansısa da ABD'deki egemen çevrelerin yönlendirdiği uluslararası sermaye karĢıĢında. KurĢunlar anamızın namusunun korunması için sıkılmıĢtır tarih boyunca. Kimin bizlerden kimin bizlerden olmadığının. Tokken aç. yokken varmıĢ gibi yaptık hepimiz onun yanında. toplumsal dayanağını yitiriyor. Dünyada her yer gibi Büyükada'da yaĢayanların da hepsini ilgilendiren. Onu için doğar doğmaz sınıfın birincisiyiz. belki de kendisinden. cemiyetin apolitikleĢerek seçim sürecine katılmaması. kömür sobası ya da tüpgazla. anavatan. Ġskele gibi tarihi eserlerin 'akıllı bilet' giĢeleri uğruna tahrip edilmesi. anadili. Birisi 'doğru' diğeri 'yalan' mıdır? Ġkisi arasında kalıp hayat boyu ararız. Taa ki bir gün. bizi bölüp yönetenlerin dünyasının artıklarını tüketebilmek uğruna hadım ediyoruz. Her yerde gözetleme kameraları. aynı nedenle meĢruiyetini yitiren hükümetler gibi. anafikir. korumalar. Etrafı yüksek duvarlar. Bizi ilk besleyen. . Isınma odun. birçok alanda devletin yerini sivil topluma terk etmesini. ġehirle ulaĢım azgari noktada. Ve yok deyip donumuza ettiğimizde. onları güçlü bir cemiyetin bireyleri olarak devĢirmek. Türkiye ve birçok ülkede böyle bir yöneliĢ çağdaĢlık adına teĢvik edilirken dünya imparatoru bir ulus-devlet olarak ABD'yi baĢarılı kılan ise tam tersi bünyesinde barındırdığı çeĢitli dil. Anamız bize ilk yalan söyleyen. din ve ırktan cemaatleri tek bir ideolojide birleĢtirmek. çevre gibi hepimize ortak konulara yönelmemizi köstekliyor. kafamıza yalan mefhumunu yerleĢtiren. tersini duyana kadar. anakucağı. açken tok. dünyada ortaklaĢa kurabileceğimiz bir uygarlıkta ayrı ayrı ama bir arada yaĢayabilme güç ve Ģevkimizi. Ġlk 'yalanımızı' yakalayan.

Orta Asya'dayken atlarına daha rahat binebilmek için pantolonu icat ettikleri söylenen Türklerin gene atlarını daha iyi sürebilmeleri için üzengiyi de icat ettikleri söylenir. onların suyundan giderken bizi sahte gülücüklerle gülmeye alıĢtıran. Türklerin buraya Ermenilerden 1000 yıl önce geldiğini gösterir. sesimizi süslediğimiz binbir maskeyle. Analarımız. VI. Analarımız bize meme verip vermemekle. beslenmenin. Ġlklerle bu denli ilgilenmemiz. Analarımız. GeniĢ bir perspektiften yoksun olduğumuzdan. Kimileri apartman pencerelerinden sarkıtılan sepetlerin de bir Türk ilki olduğu kanısında... Yakın bir zamana kadar Rusya'da nerdeyse her Ģeyin mucidinin bir Rus olduğu öğretilirdi. Geçenlerde Ġtalya ABD Kongresi'ne baĢvurup telefonun asıl mucidinin Bell değil bir Ġtalyan olduğunu belirterek bu hatanın düzeltilmesini istedi. 2000'li yıllarda soyunun tükenmesinden endiĢe edilen Bengal kaplanını fotoğraflayan ilk Türk oldu. Fransa'da 'croissant' olarak bilinen ay çöreği dünyaya Osmanlıların Viyana muhasarası sonucu yayılır. "Bu. Hele bunu yapan bir Türk'se nasıl da ilgimizi çekiyor. bu iki ülkenin tarihlerinin en önemli günü olarak anılır. ıvır zıvırla doldurduğumuz kısa tarihimizde 'Dağları ben yarattım.. yaratıcılığımızın sonsuzluğuna ulaĢma dürtümüzden çok. sevginin birer iktidar aracı olduğunu gösteren. VIII. VII. kendimizin ya da baĢkalarının tarih boyunca söylenmiĢ yalanlarından hüsrana uğrayınca. anahainler ya da anakatiller. Analarımız ilk tanrıçalarımız. Aynı simge 400 yıl sonra Osmanlı Ġmparatorluğu'nun diplomatik giriĢimleri sonucu Müslüman ülkelerde Kızılhaç teĢkilatının Kızılay olarak tanınmasına neden olur. Analarımız kat kat yalanlarla vücudumuzu örtüp gizleten. Buz üstünde Türkler Gündüz Vassaf 29/08/2004 Bir ilke imza atmak." BaĢka birileri de. yüzümüze taktığımız. Erzurum'da bir kazıya iliĢkin gazete manĢeti '3500 Yıllık Türk Ġzi'. köreltendir. o bizi tüm kötülüklerden koruyan. Kitaba göre Çin'deki Tang Hanedanı'na iliĢkin kaynaklar Orta Asya'da Doğu Göktürk devletinde Türkler 7-10.anadan doğma çıplaklığımızı ilk sansürleyen. binbir yalan dille konuĢmasını öğreten. Ülkeler tarihi zaferlerini. Devlet Planlama TeĢkilatı'ndan bu amaç için tahsil edilen parayla. Her ülke 'ilkler olimpiyatları'nda çok hassas. ve kazı ekibi baĢkanının demeci.. Osmanlı ordusunu Birinci Dünya SavaĢı'nda saf dıĢı bırakmak amacıyla buralara gelip. Ġlkler kitabında Türklere iki ülkenin en önemli ulusal günlerini belirleme rolünü de atfeder. gözümüzün içine baka baka yalan söyleyebilen de anasının gözüdür. . orayı burayı kazıp ilk Türklerin Anadolu'ya Ermenilerden önce geldiğini kanıtlamak peĢindeymiĢ. Hepimiz..Lakin öyle bir sansürdür ki ana. Penguin kitabında Türklere atfedilen son ilk." Penguin Yayınları tarafından neĢredilen bir kitapta Türklerle ilgili Ģu ilklere rastladım. DüĢlerimizde ya da kollarında sığındığımız gene analarımız. ĠniĢli çıkıĢlı arazilerde arabaların halatla çekildiği ilk Ģimendifer hattı 1875 yılında Haliç-Pera arası Ġstanbul'da faaaliyete geçen ve günümüzde de kullanılan Tünel. Böylece.. Bizi hayat boyu Adem ve Havva'nın utancına mahkûm eden. Ġstanbul'da çıkan bir derginin Ağustos-Eylül 2004 sayısından: "1998 Nisan ayında bir ilke imza atan xxxxxx. bağımsızlıklarını baĢlıca ulusal günleri olarak kutlarken aynı derecede önemsenen tek mağlubiyet Türkler sayesinde. mucitlerine sahip çıkan Ġngilizlere o denli duyarlı ki birçok hediyelik eĢya dükkânında üstünde kendi ilklerini yazan turistik eĢya satarlar. yedi ay sonra Çanakkale'yi terk eden Avustralya ve Yeni Zelandalılar için geliĢ ve ayrılıĢlarına denk düĢen 25 Nisan 'Anzak Günü'. Fırıncılar Ģehirlerinin Türklerden kurtarılmasını düĢman ordusunun simgesi olan hilal biçiminde çörek yaparak kutlar. IX. anne bana bak' dememizin aczi. Yoktur sözlüklerimizde anafelaketler. türümüzün hâlâ çocukluk aĢamasında olduğunun bir belirtisi. Çamurdan heykellerini yaptığımız ilk tanrıçalar bizi yalanlarımızdan koruyan analarımızın putları. yüzyıllar arası ayaklarının altına bağladıkları tahta parçasıyla bir yerden bir yere buz üstünde hızla gittiklerini kaydediyormuĢ. buz pateni. Ģefkat gösterip göstermemekle. Penguin. Ġskoçlar. Ve çok çok sonraları. kendimizin de birer yalancı olduğunu öğrenince.

bir yazı yazıyor. Recep Tayyip Erdoğan 'çift yüzlü' bir baĢbakan. Önceden yazılan sessiz mektupları okumayıp ölüm haberini gündelik yaĢamlarına manĢet edinenlere. Bir yangında dahi kadınlara el sürmeyen Suudi itfaiyecilerin alevlere terk ettikleri kızlar gibi.. ĢaĢkın bir gazeteci "Bu haber doğru mu?" diye beni evden aradı. Bir yüzü reformcu. Tren kazası günlerine denk düĢtüğü için dikkatler baĢka yöndeydi. 16 yaĢında 5 tesettürlü Kuran kursu öğrencisi el ele denize giriyor.. laik Türkiye'de geçiyor. Her gün bir gazete bir yorum. Sımsıkı kapalı midye açıldığında içinden midye yerine çıkan küçük ölü balığa ve yanında bıraktığı yumurtalara ĢaĢmayacak kadar kendileriyle meĢgul olanlara. çok vahim. Türkiye'den hiçbir tepki gelmedi. bağıra çağıra yardım istiyorlar.. Ġzmir'deki trajedi tüyler ürpertici. Haber kaynağında bir zaaf.benim için üzülmeyin deyip kendi kendilerine fedakârlık madalyası takanlar.. "Ardında iz bırakmamak Yere basmadan yürümekten daha kolay" Ve pratik bir öneri. Mektup bırakmalar. Kızıyorum intihar edenlere. Uluslararası basında tek satır yok. Siyaset ve ekonomide cesur kararlar alabiliyor. Ġtalyan basınından izledim. Telefonu kapattıktan sonra Türkiye'yi aradım. 70 ölüyle sonuçlanan Kasım bombalarında. Sustur! Cesetler üzerine felsefe yapan o leĢ kargalarını." 'Denizde tesettürlü ölüm' üzerine yapılan yorumlar bununla sınırlı değil.. Haber doğruysa durum çok vahim. Kızıyorum intihar edenlere. partinin Ġslamcı çehresine diğer örnek. Ġzim kalmasın bu dünyada" diyorsan da sakın intihar etme. Yüzme bilmeyen kızlar. Onlar intihar ettikten sonra intihar ettikleri için üzülenlere... Aileler de demeçlerinde 'Allah'ın emri!' diyor. Tolerans kaldırmayan son Ġzmir faciası üzerine BaĢbakan'ın gösterdiği suskunluk Türkiye ve Türkiye'nin AB hevesleri için iyiye iĢaret değil.. Türkiye adına çok..baĢaracaksın diyenlere. Ġnsanın ancak beline kadar gelen Boğaz Köprüsü'nün parmaklıkları yükseltilse. Corriere della Sera (30 Temmuz) baĢ sayfasında hikâyeyi Ģöyle özetliyor: "Olay Suudi rejiminin karanlığında değil. AKP'nin imam-hatip mücadelesi." Türkiye'de 'kaynayıp giden' vahĢet. Ne demiĢler. Ġnanacaksın her intihar etmek isteyenin yaĢamak istediğine. Acıya tahammül edemeyecek kadar kendilerini zayıf görüp intiharı cesaretlerinin bir ölçüsü olarak görenlere. Kendini aldatmıĢ olursun. Sana onurlu ölümden söz eden onur avcılarının en çok baĢkalarının yaĢamlarına öfkelenerek ömür tükettiklerini de unutma. Başbakan'a çağrı Gündüz Vassaf 15/08/2004 Nilgün Cerrahoğlu'nun 2 Ağustos 2004 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan yazısını aktarıyorum: ROMA-Repubblica gazetesinden afallamıĢ." Çizme'nin en yüksek tirajlı (700 bin) gazetesinin arkadan yaptığı yorum özetle Ģöyle: "Erdoğan'ın inandırıcılığı bu olayla ağır darbe yedi. Ama Ġslami konularda bloke oluyor. Bilmem anlatabildim mi?" Ahizenin baĢında taĢ gibi kaldım." "Nasıl yani?" dedim: "Senin gibi ben de olayı burdan. 'Allah'ın emri' dedi. Diğer yüzü geleneksel Ġslamcı. Sol entelektüellerin referans gazetesi Unita'nın genel yayın müdürü Furio Colombo da konuyu bir 'baĢyazıya' taĢıdı. giysilerinin ağırlığı ile denizin dibine çökerken. partinin ilham kaynağı Ġslamcı çekirdeği güçlendirmemek adına 'Ġslamcı terör' tanımını kullanmadı.. Asparagas olabilir mi?' "Hayır kastettiğim 'asparagas' değil" dedi hattın ötesindeki meslektaĢım: "Ama çok tuhaf. Denizde tesettürle boğulan beĢ kızı konuĢuyor herkes. kurs hocaları tarafından 'günah' diye durduruluyor.. Ve Repubblica'dan Michele Serra köĢesinde Ģunları yazdı: . "Hiç de bencil değilim. Denize atlamak isteyen 'erkekler'. "Evet" dedi dostlar: "Gazeteler böyle bir Ģey yazdı ama kimse üzerinde durmadı.. Hepinizi seviyorum.. boĢluk olabilir mi diye merak ettim. Kendi kendilerine bunu yapabilirsin.yapacaksın.. intiharlarıyla hatırlanmak isteyenlere yol gösterenlere... AB kapısında tarih bekleyen Türkiye'de de dalgaların yuttuğu kızlar ölüme terk ediliyor. "Herkesten önce sizin gazete konuyu haber yaptı.İntihar Gündüz Vassaf 22/08/2004 Bencilliğin en uç noktası intihar. Haber arada kaynadı. burda kaynamadı. Ölenin arkasından durup dururken de ne kadar acı çektiklerini gösterip. 39 kiĢinin yaĢamına mal olan son tren kazasında hükümetin tayin ettiği Demir Yolları Genel Sekreter Yardımcısı.

sizin aldığınız müzik de benim hiç hoĢuma gitmedi. SoruĢturma yok. yabani bitkiler arasından bir Bizans manastırının kalıntıları arasında dolaĢtıktan sonra çıplak girdiğim denizin kıyısındaki kayaya bağlı. Regent Street gibi bölgelerde uygulamak üzere talimat almıĢ. Ben de bu anı yaĢayan herkes gibi. Dünyanın dört bir yanında görev yapan Ġtalyan büyükelçilerinin hepsi bu yazıları birinci elden gazetelerde okudu. 'köpeğin kurda dönüĢtüğü' (entre chien et loup) dediği." Türkiye'den bir tepki. "Zahmet etmeyin müziğin sesinden fazla duramayacağım. Gazeteciler gibi onlar da afallamıĢ ve 'Ģoke olmuĢlardı'. Çantasını. çime uzanmıĢ kitap okuyanların. ġoför."Haberi dehĢetle okudum. SoruĢturmanın yanı sıra Erdoğan da siyasi tavır almalı. Hepimizi bir ilkokul öğretmeni edasıyla sessiz olmaya davet edip tek tek dikkatimizi çektiğine emin olduktan sonra. tasmalı ve tasmasız köpek sahiplerinin birbirlerine girmesi karĢısında sessiz tanıklığı. Kelimeler.. Don KiĢot hariç. tek baĢımayım. geceleri dokuzdan sonra 16 yaĢ altındakiler için sokağa çıkma yasağı var. Fırsat bu fırsat bir otomobil sigortası satıcısı zaten baĢka gidebileceği bir yer olmayan bizlere teker teker yanaĢıp baĢlıyor elimize broĢürünü tutuĢturup anlatmaya.. "Ġstediğiniz her Ģeyi buldunuz mu?" "TeĢekkürler. Hiçbir dini ilke böyle bir barbarlığı mazur gösteremez. Ġtalyan büyükelçilerinin baĢkent Roma'da her yaz düzenlediği geleneksel 'dıĢ politika değerlendirme toplantısı' vardı.. laik Türkiye kamuoyunda hak ettiği tepki ve laneti uyandırmasını dilerim. DüĢlerimi dillendiren sessiz sözcükler deniz ve ufkun birleĢtiği noktadaki sonsuzluğa doğru uzanıyor. Nefes alıyormuĢcasına inip kabaran denizin üstündeki rüzgâr kırıĢıklıkları kelimelerle dolu. Adli soruĢturma açmalısınız. Ġstanbul'a dönerken uçakta okuduğum yurduma ait bir gazete haberi. Marmara'da ıssız bir adada..." Avon Nehri kıyısındaki parkta güneĢlenenler. üstü çıplak vücudu dövmeli erkeklerin yaz sıcağında sokaklarda bira içip nağra atmaları. bir tek çöp bidonlarının muhafaza edildiği bölmenin Ģifresi. 'Dünya Ateleri Dinsizlik Propaganda Merkezi' tarafından uydurulmuĢ bir gerzeklik olabilir diye düĢünüyor. beni akĢam karanlığında tekrar evime götürecek sandalımın üstüne konuyor." Der mi? Ne dersiniz? 'Medeniyetler çatışması' Gündüz Vassaf 08/08/2004 Yedi saat önce.. Guardian gazetesi birinci sayfasında bir haber. Gün batımı. Son olarak polis bu yasağı Londra'nın merkezinde Piccadilly Circus. Basında bu yorumların çıktığı gün. 'Yardım engellendiyse' durum çok daha vahim.. Trafalgar Square. Hafta sonunu geçireceğim dairede yemekten sonra çöpü atmamı rica ettiler ve unutma C6835 dediler. bizim Ġslam anlayıĢımıza sığmaz!' demeli. Yedi saat sonra. 'AlıĢveriĢi bitmiĢ müĢteri'' formülü gereğince soruyor. Kasiyer. martı sesleriyle birlikte yükseliyor. deniz ve gökyüzünün aynı renkte birleĢtiği saat. Ġspanya'ya taĢınacağım" demesi üzerine satıcı her Ģeyi bırakıp ona sıra gelene kadar yanından ayrılmayıp Ġngiltere'den taĢınmakta ne kadar haklı olduğunu anlattı. Bristol'un zengin mahallesi Clinton'da yan yana beĢ garajın kapısındaki yazılar. Fransızların. annesini babasını kalabalıkta kaybetmiĢ altı-yedi yaĢlarında bir çocuğu kedi fareyle oynarcasına dört holiganın bir köĢeye sıkıĢtırması ve Ġngiltere'de iki günlük kalıĢımın son anlarında postanede karĢılaĢtığım Ģu manzara. Ģahitler 'ölüm tehlikesi karĢısında yardımı esirgedikleri için' suçlu sayılır. Bu. Kızlar 'kazayla boğulduysa'. Park yasak garaj 24 saat kullanımda. yolda yürürken istemeyerek bir kadına çarpan Fransız çocuğuna. Virgin Megastore'da 'sev ya da ter ket' dercesine yüksek sesle rock müziği çalıyor. Çıkıp açık açık. Kasiyer. Fanatik. bir hukuk devletinde asla kabul edilemeyecek olan bir 'cinayettir'. Lütfen park etmeyin garaj kullanımda. Londra'da Heathrow Havaalanı'ndan. Ġngiltere'nin yüzde 70'inde. yolda kaza olduğunu ve havaalanına henüz gelmediğine iliĢkin sözlerini tam da bitirmek üzereyken arkasından perona giren Bristol otobüsünün önünden hiç istifini bozmadan birdenbire çekilmek zorunda kalıyor. bağnaz inanç adına iĢlenen bu öylesine alık ve canavarca bir cinayet ki. gazetesini. Vücudun görünmesi günahtır diye Ġzmir dolaylarında denize giyinik giren dört kız suda ağırlaĢan kıyafetlerinin de etkisiyle boğularak ölürken kendilerini kurtarmak isteyen erkeklerin çabaları da günahtır diye engellenmiĢ. gene formül gereği önündeki bilgisayar ekranında derhal müzikali aramaya baĢlıyor. herkesin duyabileceği yüksek bir sesle burasının Ġngiltere olduğunu hatırlatmasından sonra çocuğun babasının da yanağını okĢaması. 'Ġnsan hayatı kutsaldır. Tam sıra bana gelecek önümdekinin. bir ses bekliyor herkes. vardım diye Ġstanbul'a telefon ederken konuĢtuğum kelimelerin hızında makineye para atamadığım için 'medeniyete hoĢ geldin' diyen karĢımdaki insan sesi birdenbire kulağımda düdük sesine dönüĢüyor. Genç kızların ölümüne 'Allahın emridir' diye seyirci kalanların ülkesi mi Türkiye? . inanmak çok güç. Söz konusu olan. kadının kocasının. Aynı akĢam deneyimli iki diplomatla bir yemekte bir araya geldim. Ġnsan böyle bir Ģey olsa olsa. Pul almak için kuyrukta bekliyoruz. Bristol otobüsü gecikti. ceketini yanındaki boĢ koltuğa koyan herkes uyku numarasında. Bu. el ele tutuĢmuĢ yürüyenler. Ģair coĢkusuyla kovalayıp kucaklıyorum kelimeleri. evet. Herhangi baĢka bir isimle gülün gene mis gibi gül koktuğunu unutmayan Shakespeare'in torunları baĢka ülkelerde standart olan 'park yasaktır' gibi basit ifadelerle yetinmiyor. otobüsün geciktiğini. Bir diplomat Ģu yorumu yaptı: "AB kapısındaki bir ülkede bu olay havada kalamaz. hükümette. "Arabamı sattım. Peronda bir görevli. Birbiri arkasına gelen ilkellikler zinciri ve kör itikatlar nedeniyle yaĢanan trajedinin. Hiçbir zaman park edilemez garaj sürekli kullanımdaPark yasak garaj gece gündüz kullanımda. Kamuoyunda. bir anne ve çocuğunun yan yana oturabilmesi için tek olan yolculardan rica ediyor yer vermelerini. Park her zaman yasak. Neandros'un tepesinde.. Otobüsteyim. BaĢbakan'da çıt yok. Ama ne yazık ki gerçek. Ve nihayet kasiyerden kendiliğinden bir tepki "Emin olabilirsiniz ki.

kalıp kararların uygulayıcısı konumunda. tarihimizde hep yaptığımız gibi yeni egemen düzenler kurmak olmamalı. iĢyerlerindeki AraĢtırma ve GeliĢtirme (Research and development) bölümlerindeki uzmanlık alanlarına terk edildi. hem de aynı gün içinde defalarca. beynimiz ve vücudumuzu birlikte çalıĢtırabileceğimiz. Dinlerimiz. hepimizin tanıdığı. sorgulanmayan formüllerle edilgenleĢen insan. Sanayii devrimiyle birlikte açık havadan binalara kapandık. ortama göre biçim değiĢtirip kapının eĢiğinden ya da anahtar deliğinden girebilen butik bombalar olacak. Özellikle 'haç' ve 'hilal' birleĢtirici ve bölücü simgeler olarak bin yıldır simgeler tahtında iktidarlarını sürdürmekte. yerin altında hedefini bulabilen. binbir türlü masaj. Bunları katiller de kullanmıĢ ermiĢler de. Silah sanayiinin geliĢmesi sürecek. gündelik yaĢantımızda beynin dumura uğratılması. Farklı simgelere bağlanarak sözde özgürce seçtiğimiz ve demokrasilerde farklılık görüntüsü veren aidiyetliklerimizin özü esasında aynı. genetik manipülasyonlarla hastalıksız. düĢünmek yerine anlık tepkilerle yetinen bir tür olmanın yolundayız. Artık siyasette bile partilerin ideolojilerinden çok simge ve imajları ön planda. çocuktur diye hoĢ görürüz. giderek 21. birkaç günlüğüne kalınan otellerde 'fitness center'lar. Ama baĢka dinden. asır insanının gündelik hayatının vazgeçilmez bir unsuru. Olumlu bir çağrıĢımı olan bu kelimenin Mario Levi'nin de geçenlerde bir toplantıda belirttiği gibi aslında ne kadar aĢağılayıcı olduğunun genellikle farkında değiliz. Dünya 'milli' marĢımız da çoktan hazır. Coca Cola. Edilgen. Son yıllarda da kol emeğinin yerini kafa emeği alıyor. Özellikle dijital teknolojinin geliĢmesiyle çalıĢma hayatında beyin kullanımının kol emeğinden farkı kalmadı. bu marĢı dinliyor. ABD'de bugün tarımla uğraĢan nüfus %1'in. geliĢen yeni teknolijiler sonucu sayıları giderek azaltılan askerler yerine. ağlar. yeni teknolojilerin perçinleĢtirdiği egemen düzeni devirip. yedisinden yetmiĢine kadar. tonunu ayarlayacak makinelere devretmeye baĢladık. Özetle vücudumuzu emekten özgürleĢtirdik. robotlar. ÇalıĢma hayatı dıĢında da hayal gücü kısırlaĢtırılan insan eğlenceden politikaya kadar kendisine sunulan kof seçeneklerin tüketicisi konumunda. Bunu telafi etmeye yönelik sözde katılımcı çağdaĢ iĢyeri uygulamaları genellikle içi boĢ bir görüntüden ibaret. simgelerin tüketicisi olsun. haç ve sonrası Gündüz Vassaf 01/08/2004 Asırlar boyu din insanları birleĢtirmiĢ ve bölmüĢ. pilotsuz uçaklar. Bugün bireylere özgü bir hastalık diye baktığımız ve giderek yaygınlaĢan alzheimer ileride türümüzün özelliğine dönüĢebilir. sıkılma noktamızı da hesaba katarak programlı bir Ģekilde değiĢtirilen. milletten birisine karĢı hoĢgörülü olmak ne demek? DizginlenmiĢ bir ırkçılığın ifadesi hoĢgörü. Vücudumuzu. Evlerde kürek çekme makineleri. Cola Turka ya da Mekke Cola tüketmemiz için ayrı simgelerle hepimize aynı çamur suyu. Aslında ikisi de birer 'kukla simge'. Artık dünyanın en iyi bilinen simgeleri ne haç ne de hilal. Dinlerin simgeleri aracılığıyla cemaatler geleneklerini sürdüregelirken bir yandan da aynı simgeler uğruna birbirlerinin canlarına kıymıĢ. Artık kapandığımız kapalı dünyada eskisi gibi iĢe yaramayan vücudumuzu korumanın yollarını arıyoruz. Ortak aitliklerimizde hoĢgörüye gerek kalmayacak. Var olabilmemiz için vücudumuzun güçlü olması gerekiyordu. ġimdiye kadar bu çamur suyu rengindeki içecek kadar türümüzü bu denli birleĢtiren bir simge olmamıĢtı. benzeĢmek yerine farklılıklarımızı benimseyebileceğimiz yeni yollar aramalıyız. imparatorluklardan.. Türümüzün evrimindeki en büyük tehlike. Bizlerde yarattığı adeta kalıtımsal aitlik türümüz için sürekli gerginlik ve çatıĢma konusu. hepimize eĢit mesafede simgeler türümüzün tarihinde ilk kez türemeye baĢladı. ġimdi onu sağlıklı tutmaya çabalıyoruz.Hilal. simgeleri tüketmemiz. Tarihimizdeki bu yeni aĢamada bize buyurulan. Ama egemen düzenin savaĢçıları. Ondan sonra kurulan yeryüzü cenneti dünyada herkes. Brezilya'nın yağmur ormanlarında ok ve yayla avlanan kabilelerden tutun da dıĢ dünyayla belki de en az teması olan Kuzey Korelilere kadar herkesin bildiği tek bir simge var: Coca Cola. Evrimimizin bir aĢamasında nasıl kuyruğumuzu kaybettiysek önümüzdeki süreçte de nüfusun büyük çoğunluğunu soyut düĢünceden uzaklaĢtırmanın eĢiğindeyiz. Atalarımızdan kalan tek tük kemiklere bakılırsa o zaman daha boylu posluymuĢuz. ġiĢmanlık türümüzü tehdit eden baĢlıca sağlık sorunlarından. iĢçiler %10'un altında. Delidir hoĢgörürüz. Çocuk olup olmadık yerde bağırır. üstün yetenekli. ırktan. Bir on bin yıl da toprakta ter dökerek tarımla uğraĢtık. fabrika sipariĢi mükemmel insanlar yaratmamız sonucu doğal çeĢitliliğimizi yok etmekten çok. kitlesel olarak simgelerle galeyana gelip kontrolsüz bir Ģekilde oraya buraya saldırmamız yerine. soyu tükenmeye yüz tutmuĢ türleri sahiplenmeye öncelik verirken. mahallelerde. Belki de düzenin oyununu oynamayarak. Türümüzün geleceği Gündüz Vassaf 25/07/2004 Türümüz önce avcılığı terketti. Bilgisayarlarımızı her açtığımızda duyduğumuz 'Windows Notaları' da bizi parmaklarımızla hazırol pozisyonundan programların dünyasına sevk ediyor. Yeni dünya düzeni simgelerle denetlenebilen insanlar üretiyor. Descartes'ın 'DüĢünüyorum ki varım' diyebilmesi için asırlar geçti.. türümüzün gidiĢatının. bırakın seyircisi olmayı farkında bile değilmiĢiz gibi davranıyoruz. kısa vadeli bellekle yaĢamını idame ettiren. SavaĢlar gene olacak. Nerede olursak olalım her gün 100 milyonlarca insan. Ötekiye karĢı saldırganlığımızı dizginlemekteyse 'hoĢgörü' sahibi olmanın önemli bir yeri olduğu söylenir. DüĢman. düĢlerimizi bile denetleyen. Bilgisayar ekranlarında tekrarlanan simgelerle. yeni dünya iktidarının kurulmasında varsın kırılsın. egemenleri seyircisiz bırakarak. . Geleceğimiz. Neyseki küreselleĢtiği söylenen dünyamızda bizi birleĢtiren. haz merkezlerinin uyarılmasına bağımlı. kakasını yapar. Çevremizi korumaya. devletlerden de uzun ömürlü. Ancak bu sefer de egemen düzene beynimizi tutsak ettik. Yaratıcı düĢünce.

bir yurtdaĢlık ödevi olduğunu da henüz benimsemiĢ değiliz. kendisine yakıĢtırılan bu rolü itirazsız kabulleniyor. Onların gözünde konuĢmacı da karanlıklar ülkesinden kaçabilmiĢ eĢsiz ve cesur bir kahraman. Türkiye'de alıĢılagelen "Benim ülkemde sokaklara kimse iĢemez" türünden tavrın ya da böyle bir Ģeyi inkâr etmek mümkün değilse. iliĢkimizin pürüzsüz geçmesinin sigortası. Geçenlerde Türkiye ile ilgili yurtdıĢında bir konferansa gittim. hele onunla yurtdıĢında tanıĢmıĢsa. kime neyi nasıl anlattığımız fark etmemeli. . alan da memnun. Böylece gençler arasında yayılan AIDS gibi ölümcül hastalıkların. hatta kendi eleĢtirebilmenin. Hatta bu tür aitliklerin oluĢturduğu beraberlikler. iki Irak ve Afganistan savaĢlarında kritik rol oynayan önemli bir hava ve deniz üssü. yabancı olsun olmasın. öfkeleri bileylenmiĢ. Son alınan bir karar doğrultusunda Diego Garcia halkının kendi topraklarında yaĢaması hatta buraya ayak basması yasak. Türkiye'yi hiç görmemiĢ dinleyicilerin kimliklerinin önemli bir parçası olan önyargılarını kıracağına. Ģeyler. ĠĢte 2004 yılının temmuz ayından örnekler. hem de birbirimiz hakkında neler neler bildiğimizi göstermemize vesile olan bu tür iliĢkide de. Katalonya'da umumi yerlere prezervatif makineleri yerleĢtirilmesine karar verilmiĢ. Böylece aynı yatak zıt görüĢlere ev sahipliği yapabiliyor. o güne kadar hiç tanımadığı bir yabancıyla. Ve belki de Türkiye'yi sevmek ve eleĢtirmenin birbirini dıĢtalayan değil bilakis tamamlayan Ģeyler olduğunu. Yeter ki ülkelerimize dokunmayalım. tartıĢılan. terörist avındaki ABD ve Ġngiltere'nin yüzüne ayna tutuyor. KonuĢmada bu eksikliği gidermeye yönelik tek bir bilgi yok. engellenebileceği umuluyor. hiç politika konuĢmamak. iĢkencelerle. sevdiklerine son derece kırıcı olabilen biri. ĠliĢkiyi perçinleyen saldırının olası hedefleri telefon rehberini dolduracak kadar çok. sınırlı da olsa. saçları çeĢit çeĢit renklerde olan kiĢilerin hepsinin sarı peruk taktıkları bir topluluğu andırabiliyor. İktidar tımarhanesinden notlar Gündüz Vassaf 11/07/2004 Ġktidarların koyduğu yasaklar. çifte standatrlarımızdan kurtulabilirsek. bir yandan da üssün güvenliği için adaları kendi halkından süren Ġngilizlerle iĢbirliği içinde. veren de. Diego Garcia'lılar ülkelerine dönme haklarını elde etmek için mahkemelerde sürünmeleri. süt dökmüĢ kedi gibi olabiliyor. köklerini diplere salmıĢ inatçı bir çınar ağacı gibi duruyor.Hint Okyanusu'ndaki Diego Garcia adaları. Buna isyan edenler arasında kendilerine tam tersi bir konumu yakıĢtıranlar da var. Bu konuda da Dünya Sağlık Örgütü Çin'deki iktidarı uyarma seferberliğinde. Siyaset konusunda mangalda kül bırakmayan. . Bizi birbirimize yakınlaĢtıran kedi sevmeyenler de olabilir emperyalistler de. Aynı marka gömlek ya da pabucu giyercesine takındığımız tavırlar birbirimizi ve ülkelerimizi tanımamıza engel olabiliyor. Bu yeni tanıĢla koklaĢtıkça. kısmen de olsa. ABD'nin Asya'yı denetimi altında tutmak için kullandığı. Burada konuĢmacının yaklaĢımı. yakınlarına. bilakis pekiĢtiriyor. çaresizliğini kısmen telafi edebilmek adına Ermenistan için öngörülen 100 milyon euro'luk yardımı durdurarak hükümeti bu kararından ötürü cezalandırmıĢ. Sıra sorulara gelince anlıyorum ki toplantıdaki dinleyiclerin çoğunun Türkiye hakkında bildikleri bir büyüteç altına yaĢattıkları kâbuslarıyla sınırlı. .Yabancılar için Türkiye Gündüz Vassaf 18/07/2004 Türkiye'yle ilgili 'hassas' konuları yabancılara nasıl anlatıp tanıttığımız baĢlı baĢına bir konu. Özellikle Türk-Yunan iliĢkilerinde bu tür yaklaĢımlar çok. yazarı gibi dünya mirasına ait olan özellikleri üzerinde duralım. Türkiye dahil tüm bölgeyi tehdit eden bu karar üzerine toplanan Avrupa Birliği. hele ortak bir düĢman seziledursun. yemekleri. KonuĢmacının anlattıklarının hemen hepsi bildiğim. kazıkta insan yakmalarla dolu iktidarını günümüzde de prezervatif yasağıyla sürdürüyor. insanın birbirini tanıyıp nefretlerini barıĢa yöneltebileceği günler bir kez daha ertelenmiĢ oluyor. falanca müziği. . yarattıkları bataklıklardan kurtulabilmek için uğraĢıp duruyor insanoğlu. Cinsel iliĢkinin bir tek çocuk doğurmak için mubah olduğuna hüküm veren kilisenin bu tutumuna karĢı verilen mücadele sonucu. Komünist Partisi'nin yeni uygulamaları sonucu komünler dağıtıldığından beri 800 milyon köylünün sağlık sigortası yok. Ya da güzel denizi. o zaman da vur abalıya. Tutumundan ötürü nice ıstırap ve ölümün sorumlusu Vatikan. .Ermenistan hükümeti verdiği sözden dönerek deprem bölgesinde faaliyet gösteren nükleer santralını kapatmamaya karar vermiĢ. Yeni tanıĢtığımız biriyle anlaĢmanın en kolay yolu. Demokrasi taĢeronluğuna soyunan ve Diego Garcia'dan kalkan uçaklarla bu ülkeleri bombalayan ABD. Benim asıl üstünde durmak istediğim türden 'Alan memnun veren memnun' iliĢkisi farklı aitliklerden gelen kiĢilerin oluĢturduğu ortak ideolijik birlikteliklerle ilgili. belki gayriihtiyari de olsa. O da. küçük burjuva yemek sofrası nezaket kurallarını uygulayıp. ġu politikacılar olmasaydı herkes dünyada birbirleriyle gül gibi geçinirdi edebiyatı. oraya buraya giden Çinli turistler aracılığıyla dünyaya da yayılıyor. devletle uzun bir mücadele sonucu artık Türkiye'de de. Sanki yetiĢmemizde her birimiz yabancılar karĢısında bu ülkenin büyükelçileri olmamız gerekiyormuĢ gibi Ģartlandık. nedenini milletimize toz kondurmayacak yerlerde aramamızın ve bunu genellikle bir tek yabancıların sırtına yüklememizin tam zıddı. çoğu hem fikir olduğum. Yoksa. Belki de bu nedenle birbirimize 'Ģoven milliyetçi' ile 'vatan haini' yaftalarını bu denli kolaylıkla yapıĢtırıyoruz. Kendisine yaraĢır bir Ģekilde nice güzellikler yaratabilmek varken iktidar pisliklerinin çöpçüleri olmaya zorlanıyoruz. geçmiĢle hesaplaĢabilmenin. Birçok hastalık hızla yeniden sadece Çin'de değil. Toplantı bittiğinde oradakilerin bildikleri tekrarlanmıĢ. KarĢılıklı ülkelerimizi pohpohlamakla geçen. Konu Ermeniler.Dünyanın 1 numaralı gücü olma hedefine hızla yaklaĢan Çin zenginleĢmek uğruna vatandaĢlarının sağlığını feda ediyor.Ġspanya'nın kuzey doğu bölgesi olan Katalonya'da gençler arasında AIDS'in yayılmasını engellemenin karĢısında Vatikan'da yaĢlı Papa. giderek okunan.

sınırlarını toprak satın alarak geniĢleten baĢka bir ülke olduğunu sanmıyorum.Vassaf.Baranczak. Vatan topraklarının önemli bir kısmı damla damla kan dökerek değil.Cavanagh. Anaların anası alıĢkanlık nur topu çocuklarını kayırmadan. ateĢ ve su karĢıtlıklarının Ģiddetinde. AraĢtırmalara göre baĢka türler de gürültü kirliliğine karĢı seslerini yükseltmekte. kollarının arasında uçup giden yıldırımlardan havanın saydam boĢluğu arda kalan. 2003. Bu kutsal günde. Bir gece. Kızılderililer neden demokrat olamadı? Gündüz Vassaf 27/06/2004 ABD'de sokaktaki insanın bile her an tetikte olan para bilinci ve giriĢkenlik mefhumu. Ama ördekler de dahil bizler bağırdıkça günümüzün aymaz iktidarları ya sesimizi duymazlıktan geliyorlar ya da iĢte bakın demokrasi deyip kanal değiĢtiriyorlar. Evliliğin 50. (tınnetinde) (çınlamasında) birbirlerinin bakıĢlarından anlar olmuĢlar karanlıkta. evliliklerinin ellinci yıldönümünde. Türkçe çeviri G. farklılıklarına saldırmıĢ olmalılar Ģehvetin git gelinde. sessizliğin tınmazlığında. gizler çözülür. bazen birini diğeriyle karıĢtırmak. Cinsiyet sönüverir. Amerikalılar her Ģeyin bir fiyatı olduğuna içten inanıyor. SarmaĢ dolaĢ kenetlenip. Wislawa Szymborska (Nobel edebiyat ödülü 1996). Hangisi ikizleĢmiĢ. Tarihte.Dünyanın ilk Ģehri sayılan Çatalhöyük'e yerleĢtirdiğimizden beri giderek benimsediğimiz gürültülü yaĢama karĢı türümüzün benimsediği yol birbirimize ulaĢabilmek için daha da gürültülü olmak. tıpatıp aynı pencerenin önüne konarken gördükleri güvercin.. ikizleĢmek. ABD'nin en büyük emlakçısı Napolyon olmalı. Avrupa'yı 'Risk' oyunu oynarcasına bir çırpıda fetheden Napolyon. Ġngiltere'de Middlesex Üniversitesi'nde yapılan bir araĢtırmaya göre Londra'daki ördeklerin vakvakları ülkenin baĢka yerdeki ördeklerin seslerine göre çok daha yüksek. farklılıklar benzerlikte buluĢur birleĢince beyazlaĢan renkler gibi. Ģüphesiz bu ülkenin kendine özgü geçmiĢinden de kaynaklanıyor. kim ölmüĢ. yıldönümü Gündüz Vassaf 04/07/2004 BenzemiĢ olamazlardı eskiden birbirlerine. dönüm dönüm satın alınarak oluĢmuĢ. kim kimin avucunun çizgisinin esaretinde? KarĢılıklı bakıĢmak. C. zamanla götürmüĢler birbirlerini birbirlerinden. Lehçeden Ġngilizceye çeviren S. hangisi yok? Hangisi gülüyor ikisi için? Kimin sesi ikisininki? Kimin baĢı evet deyince eğilen? Kimin eli kaldırıyor çay kaĢığını dudaklarına? Kim kimin derisini canlı canlı yüzen? Kim yaĢıyor. 1803 yılında 'Lousiana Purchase' adı verilen mukaveleyle . Bir gün cevap sorudan önce gelmiĢ.

bir filmde gördüğüm. çocukları özgür doğmuĢ. Her Ģeye retro modası hâkim. Ġngiltere'de sivilleri katleden. oranın sahibi Kızılderililer yokmuĢ gibi. yaptıklarını unuttururcasına. 1820'lerde ABD anayasasının hemen hemen aynısını benimseyerek parlamentolu bir hükümet kurarlar. ABD'nin 'Al Ģu kadar para' demesine rağmen istediklerini yapmayanı anlayamaması. Brezilya'dan. Amerika'nın yerli halkı olmasa aç kalacaklar. Uzay ve gezegenleri bile özelleĢtirmeyi doğal sayan bir mantığın. Aynı Ģekilde Alaska 1867 yılında Ruslardan satın alınır.. Minnesota. ABD'den ve Ģüphesiz ki Türkiye gibi ülkelerin. Florida güneĢi altındaki Ģehirlerine kar makineleriyle bir Ġsviçre dağ köyü görüntüsü veriyorlar. Sonbaharda yaptıkları ise dünyamızda yaĢamın ne denli çığırından çıktığının baĢka bir örneği. ġaĢırtıcı olan bu yolculuğun Florida'dan yapılacağı olmasının daha 1863'te öngörülmüĢ olması. sadakatten vatan toprağına kadar her Ģeyi satılık görmesine ĢaĢmamalı. Florida yakınlarındaki Seminole ulusunun aynı beyazlar gibi zencileri köle edinmesi de iĢlerine yaramamıĢ. (1790'da yılda bin ton pamuğun üretiminde çalıĢtırılan 500 bin kadar köle sayısı. Bu demokratik cumhuriyetlerinin ömrü on yıl bile sürmez. Onlarla evlenmiĢ. mimari olarak 1950'lerden kalma orta halli bir ABD Ģehri görüntüsündeki film seti gibi. Evet. Burada karĢılaĢtığım baĢka bir ĢaĢırtıcı bilgi de. Afrika'dan getirtilen zenci kölelerin ürettiği Georgia plantasyonlarındaki pamuk. Avrupa'dan yeni dünyaya yerleĢen çapulcular. Noel vakti. Apache helikopterleri... Zaman içinde bölgede Kızılderililerle zencilerin birlikte yaĢadığı köyler oluĢmuĢ. ABD ve Sovyetler Birliği de uzay programlarını. Colorado ve Wyoming) geniĢ toprakları. yılda bir milyon ton üretildiği 1860'ta dört milyona çıkar. tarihi açısından çeliĢkilerle dolu. Hemen akabinde ABD BaĢkanı Andrew Jackson üzerlerine asker gönderip Cherokee ulusunu topraklarından sürer. Nebraska. Eğer istikbalde bugün gibi Ģuurunu yitirmemiĢ bir dünyada yaĢanacaksa. Bugün çoğumuz adlarını bir tek otomobil markasından bildiğimiz soyları kurutulan Cherokee Kızılderilileri. kölelerine beyazlardan çok farklı davranmıĢ. Florida'da bir masalda yaĢıyormuĢcasına insanın kendisini aldatması hiç de zor değil. Vermont gibi kuzey eyaletlerinden satın aldıkları dökülmüĢ rengarenk yapraklarla kaplıyorlar Ģehirlerini. Peki günümüzdekiler? Florida notları Gündüz Vassaf 20/06/2004 SavaĢ kaybeden bir ülkenin bilim adamları ve sanatkârlarını galip ülkenin hizmetine alması eski bir adet.. Kızılderililer. kim bilir günümüzün ibret verici tarihi nasıl yazılacak. North Dakota. Bu sefer de New Hampshire. zenginlere nesli tükenmeye yüz tutmuĢ hayvanları sunan bir lokantanın burada benimseneceğinden hiç Ģüphem yok. bana Hollywood imajlarının üzerimizdeki esaretini ve bu nedenle günümüzde birçok Ģeyi öğrenmenin önce öğrendiklerimizi yıkmaktan geçtiğini hatırlattı. Missouri. Bir ülkenin dünya çapında yarattığı kâbus ne kadar ürkütücüyse masalları da o kadar inandırıcı olmak zorunda. Beyazlar. Örneğin böyle bir Ģirketin el koyduğu Georgia bölgesi kısa zamanda dünya pamuk ticaretine hâkim olur. Osmanlı'nın tekstil sanayiinin ve giderek imparatorluğun batıĢını. Zengin-fakir herkesin bir eğlencesi. 'En iyi Kızılderili ölü Kızılderilidir' sözlerini doğrularcasına. . beyaz adamınki gibi bir demokrasi kurarsak bizi rahat bırakırlar diye bir düĢünceye kapılır. South Dakota. gerçekleĢebileceğine inandığı bir rüyası var. Oklahoma. Orada oturan Brezilyalı tanıdıklarını ziyaret eden arkadaĢlarım anlattı. Ġkinci Dünya SavaĢı sonrasında ülkelerine getirdikleri Alman faĢistlerinin öncülüğünde kurdular. Sıfırdan inĢa edilen Celebration Town. neĢeli bir oyun gibi. Washington'a satar. Burada hayat Disneyland'ın sınırlarını çoktan taĢmıĢ. Kansas. Osmanlı Ġmparatorluğu'nun akıbetini belirler.) ABD'nin bir dünya gücü olabilmesi için. Olabilse. Almanların Yahudileri katlettikten sonra geliĢtirdikleri yeni silahlara Ġbranice isimler verdiklerini düĢünebiliyor musunuz? Az zamanda çok para kazanıp Florida'ya 'emekliliklerini' geçirmeye gelen genç zenginlerin yaĢadıkları yerlerin dünyadaki en uç örneklerinden biri Cape Kennedy ve Orlando yakınlarındaki 'Celebration Town' olmalı. Celebration Town'da sonbaharlar da farklı.ABD'nin üçte biri kadar olan ve Kanada'dan Meksika körfezine uzanan (Arkansas. Ġmparatorun çıplaklığı ancak bu denge bozulduğunda görülüyor. Ģehirleri yerle bir eden V-2 roketlerinin mucidi Von Braun da aya ilk giden insanların hareket ettiği Florida'daki Cape Kennedy Uzay Merkezi'nin kurucusu. aynı Ģarkılarda olduğu gibi 'White Christmas' (Beyaz Noel) geçirebilmeleri için. BatılılaĢmayla engellemeye uğraĢadursun. Soykırıma uğratılan bu halkın ABD'deki egemen düzen tarafından günümüzde nasıl simgeleĢtirildiği ise tüyler ürpertici olduğu kadar ibret verici. Meğer ilk kovboylar KızılderiliymiĢ. Tomahawk füzeleri. aynı Ġngilizlerin Hindistan'da da yaptığı gibi Ģirketlerin yönetiminde. Sade Ģu anlatacağım bu tür insanları anlatmaya yeter. Sakinleri Hong Kong'dan. paralarıyla garip ve farklı her Ģeye tav olan yeni kuĢak zenginleri. kalkınmanın ancak demokrasisini örnek alan ülkelerde gerçekleĢebileceği savı. 'Dünyadan Aya Yolculuk' adlı kitabında Jules Verne'in uzay roketi de yolculuğuna bu eyaletten baĢlar. hatta ona düĢman gözüyle bakması da aynı mantığın ürünü. II. Amerika'nın asıl sığır çobanları. hayvanları gütme maharetlerinden ötürü beyazların Florida'da köle edindikleri Kızılderililer. bu sefer de köleler Kızılderilileri tercih ediyor diye onlara bin kat daha düĢman kesilmiĢ. 1829'da topraklarında altın bulunur.Mahmut. Bu ülkenin kuruluĢunda da köklü imparatorluklar batıracak güçte Ģirketler belirleyici rol oynamadı mı? Kuzey Amerika'nın birçok bölgesi. Iowa. Çoğu yolda ölür. Amerika'nın bu yerli halkı ne yapsa beyazların gözüne girememiĢ. BoĢ yere haritada aramayın bulamazsınız.

ABD'nin Irak ve Afganistan'a karĢı sürdürdüğü 'savaĢ'ın yürütüldüğü komuta merkezi. Amerika'yı sokakları kaloriferli. Rusya ve Çin olmak üzere günümüzün yeni imparatorluklarında. cinayeti ballandıra ballandıra anlatan rehberlerin eĢliğinde tek tek gezebiliyorsunuz. Ġstanbul ve Selanik yerine. ölümlüsün" diye fısıldayan bir cüce dururmuĢ. Yıllar sonra Amerika'yla ilgili baĢka bir çok Ģeyle birlikte. Fiyatı bugünlerde dünya piyasalarında hızla yükselen benzin muhtemelen oradan. Savannah'ya vardığında buranın güzelliğinden o denli etkilenmiĢ ki. yüzme havuzları da istediğin kadar içebileceğim portakal suyuyla dolu bir ülke diye düĢlerdim. Bush'lu. pankartsız sessiz yürüyüĢ. kitabı bir yıl boyunca New York Times'ın çok satanlar listesinde kalan John Brendt adlı bir yazar sayesinde. yüzyılda yeni dünyayı altın ve köle uğruna talan etmeye giden 'konkistadorlar' Ġspanya'dan götürmüĢ. Halkın alkıĢlarını kabul ederek atlı arabasında geçen imparatorun yanıbaĢında. Narenciye diye bildiğimiz meyve türünü Amerika'ya. travesti gece kulübünde askerlerin nasıl eğlendiğinden bir dolandırıcının marifetlerine kadar çeĢitli serüvenler var. Ġngilizce ve Fransızcada portakal anlamına gelen 'orange' kelimesinin Arapça kökeni 'naranj'. Gene çok ilgi çeken baĢka bir yer Savannah mezarlığında annesini öldürdükten sonra babası da intihar eden ve Ģimdi onların ortak mezarının karĢısında oğulları Ģair Conrad Aitken'in de yattığı yer. çok sevdiğim portakalın da buradan geldiği efsanem yıkıldı. cepheden 10 binlerce kilometre ötede. Farsça kökeniyse 'narang'. Fiyat tarifelerini gösteri türüne göre ayarlamıĢlardı.. Kafamı öyle mi kurdum farkında olmadan bilemiyorum. Birbirlerine dünya lideri sıfatı yakıĢtıranların dünyada belki de en az sevilen insanlar arasında yer aldığı düĢünülürse. CumhurbaĢkanı Abraham Lincoln'a telgraf çekip. Çoğu mimari öyle. Blair'li.Savannah-İstanbul Gündüz Vassaf 13/06/2004 ABD Ġç SavaĢı'nda Güney'de iĢgal ettiği her Ģehri ateĢe verip yağmalattıran General Ulysees Grant. Bu ayın sonunda Ġstanbul'da yapılacak ve Türkiye'nin bölgemizde ve dünyada konumunun gündemde olduğu NATO toplantısına. Ġmparatorlar güç delisi olmasın diye Roma'da Ģöyle bir âdet varmıĢ. Ama vaĢington portakalı ya da greyfurtun anayurdu Ġspanya da değil. küresel ısınmadan kirli savaĢlara kadar her konuda dünya kamuoyu vız geliyor. gözden ırak bu küçük Ģehirde göstericilerden kaçmak istemeleri doğal. 1492'de din değiĢtirmedikleri için Ġspanya'dan sürülen bir kısmı da Savannah'ya gelen Sephardim Yahudilerinin izlerine de buralarda rastlayabilirsiniz. Artık günümüzde milyonlarca insan e-posta aracılığıyla bir tür eylem yapabiliyor. "Unutma ölümlüsün. Ġlk Güneydoğu Asya'da yetiĢen portakal Akdeniz havzasına Araplar aracılığı ile 10. Putin'li zirve toplantısında dünyamızın geleceği açısından neler kararlaĢtırılacağı değil. baĢlıca ilgimiz de trafiğin aksamasından çekeceğimiz rahatsızlık değil mi? Daha sonra iyi para kazanacaklarını uman Savannah eĢrafının bu günlerde turizmden en büyük geliri.. Ama gene de basının ilgisini çekebilen iyi planlanmıĢ bir gösterinin yerini hiçbir Ģey tutmuyor. 'Midnight in the Garden of Good and Evil' (Ġyilik ve Kötülüğün Bahçesinde Geceyarısı) kitabında Savannah'da geçen bir cinayet çerçevesinde. Greyfurtun tarihi Gündüz Vassaf 06/06/2004 HoĢunuza giden bir meyvenin tadını bilip tarihiyle ilgilenmemek sevdiğimiz bir insanın nereli olduğuna kayıtsız kalmak gibi.. Ankara'da kıĢın üĢüyerek geçen ve ender bulunan vaĢington portakalının pahalıya satıldığı çocukluğumda. 100 küsur yıl sonra. 'Beyaz Saray önünde protesto için göstericiler aranıyor. En ucuzu Beyaz Saray'ın önünde bildirisiz. Florida'da nereye baksam sanki karĢıma Arabistan çıkıyor. Bir sabah üniversite kantinindeki iĢ arayanlar için bulunan panado Ģöyle bir ilan gördüm. itfayeciler ya da eĢcinsellere kadar geniĢ bir yelpazeye dahil olan insanların koca Amerika'nın dört bir yanından kalkıp baĢkentte gösteri yapmalarının yüklü maliyetini hesaplayan birkaç müteĢĢebbis öğrenci 'Rent a Picket' adı altında bir Ģirket kurmuĢlardı. en pahalısı pasif direniĢ ve tutuklanmaydı. Oysa baĢta ABD. Florida'dan Georgia'ya giden otoyol üzerindeki benzin istasyonları sanki narenciyeci de. Toplantı yeri olarak Savannah yakınlarında bataklıklarla çevrili eskiden kölelerin çalıĢtırıldığı metruk bir ada seçmiĢler. Ġspanyollar Endülüs geleneklerine dayalı mimariyi buraya da getirmiĢler. yani narenciye. Çok da yadırgamıyorum tutumlarını. Kapitalizmin belki de en büyük baĢarısı karĢıtlarından da para kazanmayı becerebilmesinde. Oysa suratlarına birkaç çürük yumurta yemeleri onlar için yararlı olabilirdi. kaç para kazanacakları ilgilendiriyordu. Savannah'da esnaf. (Kelimelerin kökenine dalınca süprizlerle dolu yolculuğun sonu yok.. az önce ayrıldığım Tampa'da.' Çiftçilerden tutun da öğretmen sendikaları. 16. Savannah eĢrafını. gelebilecek göstericilerden nasıl korunurum değil de. Ġnsan boyunun birkaç misline varan greyfurt dolu torbalar benzin pompalarının yanıbaĢında yığılmıĢ. Ara fiyat kategorisinde Ģirketin ürettiği sloganlar eĢliğinde Ģarkılı gösteriler vardı. Kısa zamanda bu iĢten zengin oldular. Merkezin baĢında Arap asıllı general Abu-zaid var. istisnalar dıĢında. G-8 diye adlandıran 'dünya yöneticisi' ülkelerin baĢkanları ve 'özel' konuklarının burada bir araya gelmeleri Ģehrin güzelliğinden çok korktuklarından olmalı. "Bu Ģehri sana armağan ediyorum" demiĢ. mesela Ġspanyolca 'ole'in de Arapça olan kökeni Allah). . nasıl para kazanabilirim diye hazırlık içindeydi burada bulunduğum günlerde. Turistler için düzenlenen turlarda. yüzyılda yayılmıĢ. Bunun en uç örneğine yıllar önce Washington'da rastlamıĢtım. kitapta olayların geçtiği ve kiĢilerin yaĢadığı mekânları.

Ama biz daha o yıllardan Amerikanca isimleri Türkçemize yakıĢtırmaya baĢlamıĢız. Birbirlerini kollamaktan konaklarını yitirdikleri kentin kaldırımlarına. köpeği. . BeĢ yıldızlı otellerinden süzüyorlar geceleri. Tarihin med-cezirinde Gözlerim geçmiĢte yaĢayanların düĢlerini kolluyor. Kent uykuda.. Ġdamdan kalebentliğe çevrilen cezalarını çekmek üzere dayım Zekeriya Bey Sinop'a. Rivayete göre bu meyveye yerli bir isim de vermek isteyen Cevat ġakir ona 'kadın memesi' demiĢ. Kayıp anahtarlı Kentte dolaĢıyorum. Sağlıklı bir greyfurt ağacının bir mevsimde sayısı 1000'e kadar varabilen meyve verebilmesi için yılda 300 güneĢli güne ihtiyacı varmıĢ. Dağlardan. PadiĢahsız kalmıĢ kapıkullarının. Elektriğin aydınlattığı eski yangın yerlerini. Tanrının silip süpürülen mermerlerde taĢlaĢtığı. Kentimizin eski simgesi tavuskuĢu Yelpazesinde açtığı renk cümbüĢünden Aniden beliriveren gözleriyle soruyor "Durup dururken ne diye beni andın?" diye. yaylalardan kopup gelenler. Umutla zincirlenmiĢ. Kapılar. Ġstanbul'da sarının. kolera. nam-ı diğer Cevat ġakir. sokaklarında cöpü. Zekeriya Sertel'in gazetesinde asker kaçakları affedilsin diye bir yazı yazar. Ama Türkiye'nin günlük güneĢlik Akdeniz ve Ege sahillerine greyfurtun girmesinin yüzyıllık bir geçmiĢi bile yok. Ġnsanların otomobillerden hızlı gittiği Tek istikametli kaldırımların soluksuz yayasıyım Kentin gözcüleri Ġtfaiye kulelerinden ineli yıllar oluyor. Yerlerinde yabancılar. Kent ayaklanmıĢ. Açmasını unuttuğumuz anahtarsız kapılar. Kentim. Üstelik bunu da Cumhuriyet'in ilk yıllarında kurulan Ġstiklal Mahkemeleri'nde iki yazarın önce idama mahkûm olup sonra cezalarının sürgüne çevrilmesine borçluyuz. Dünya kentimizin karanlığı masallaĢtıran Havai fiĢekli Ģölenlerinde. Kentim nice diller. ġakir de Bodrum'a gider. Meyhanelerde inleyen nağmelerimizde.. açlık. her kent gibi. Kuduz. iĢkence Asırlardır birlikte yaĢadığımız tanıĢlarımızdan Gözlerimizi kaçırır olduk. Kilitli kapılı. Dinle. Sürgün yerini benimseyip buraya yerleĢen Cevat ġakir bitkiye de meraklıdır. kırmızı ya da lacivertle coĢtuğu Bir kentteyim. KapalıçarĢıların gökdelenlerde putlaĢtığı Zamanın kentindeyim Sürekli adlarını değiĢtiren sokaklarında Çocukların saklambaç oynayamadığı. seviĢeni ve didiĢeni Konstantinople'in Mavi ve YeĢillerle sarsıldığı. Greyfurtun tohumunu ilk Türkiye'ye getirtip eken de o. dinler yaĢamıĢ. Kendi kentime ağıt Gündüz Vassaf 30/05/2004 Sabret. Halikarnas Balıkçısı. Anahtarları kayıp kilitli kapılar.Irak'daki savaĢ ve dünyanın belleğinden uzun zaman çıkmayacak iĢkencelerin sorumluları buraya ve muhtemelen buradan da Washington'a uzanıyor. Köprülerinden kıtalar aĢıyorum Topkapı'da saraylardan Körler ülkesi Kalkedon'da stadyumlara. kapılar.

evli olmamalarına rağmen evlat edindiği çocukların bolluğu da dikkat çekici. ABD'de birinci haber olmaktan çıktı. kapılar Özel korumalı Ģeffaf kapılar. çoğu koyu takım elbiseli erkek çiftler belli ki bu özel gün için bakımlarına ayrıca itina etmiĢler. öylesine ayak üstü evlendirdiği her çiftin yerini bir sonraki çifte bırakmasıyla alkıĢ tufanı kopuyor. Ġçerden bize bakıldığında tümü Ģeffaf. beyazın siyah eĢini dudaklarından uzun uzun öptüğünü seyrettim televizyonda. ġimdilik tek bir eyaletinde de olsa. kimi kadın çiftler aynı anda yumruklarını havaya kaldırıyor.. Ġki anneli erkek çocuklar. Eğer önceden de olduğu gibi ABD'deki yaĢam biçimi ve değer yargılarının dünyaya nasıl hızla yayıldığını düĢünürsek haklı da olabilirler. ninelerimiz. Zaten birlikte yaĢayanlar bu günü yıllarca beklemiĢ. nikâh defterine imza atan ebeveyninin fotoğraflarını çekiyor. Nispeten yaĢlı kadınların çoğu öylesine bir kot pantolon giyip üstüne herhangi bir Ģey atıĢtırmıĢken. iki babalı kızkardeĢler. Boston'da ilk evliliklerin yapıldığı gün ben de yakınımızdaki belediyeye gittim. Belediye memurlarının. ABD'nin de bu düzenlemeyi kabul etmesi.. Kapının yanında küçük bir masanın arkasında kendisini kalabalıktan koruyan yaĢlı belediye memuru teker teker evlenecek çiftleri çağırıyor. Hele. Çocukluğumda siyah ve beyazların aynı okula gitmelerinin yasak olduğu bu ülkede. KararmıĢ mermerlerin altında Yatan padiĢahlarımız. Kadın çiftler arası yaĢ farkı da çok. Bu yeni habere gazete manĢetlerinde verilen yer. Vietnam savaĢı yıllarında ABD baĢkanının özel danıĢmanı Walter Jenkins Beyaz Saray yakınlarındaki YMCA (Young Man's Christian Association-Genç Erkekler Hıristiyan Birliği) tuvaletinde baĢka bir erkekle seviĢirken yakalandığında iĢinden istifa etmeye mecbur kalmıĢtı. imparatorlarımız. oldukça da çeliĢkili. . Ama niye ki Küllerde kıvılcım arayıp Gününü sakınan Bu küskünlük? Dinle! Günümüzde hindi kılığında dolaĢan Kentimizin eski simgesi tavuskuĢu Yelpazesinde açtığı renk cümbüĢünden Aniden beliriveren gözleriyle soruyor. Bize karanlık görkemli binalar. Erkek çiftler kadınlara oranla daha az (üçte bir nispetinde). birçok kiĢiye göre köleliğin kaldırılması ya da kadınlara eĢitlik sağlanması gibi. uzun bir mücadele sonucu artık hukuksal dayanakları da olan toplumsal bir norma dönüĢtüğü de göz önünde tutulursa. 94 numara. Bu hafta. evlenmeden birlikte yaĢamanın.PaslanmıĢ demirlerin ardında." Evlilik gibi tutucu bir kurumun 'ilericilik' adına benimsenmesi ĢaĢırtıcı bir geliĢme. daha genç (30-40 yaĢ arası) ve daha bakımlı. Dilini anlamadığımız.. EĢcinsel çiftlerin. Yanılmıyorsam bir yıl sonra da intihar etti.. dünyada baĢka her Ģeyi arka planda bırakan ABD basın ve televizyonundaki haber aynı cinsten çiftler arası ilk yasal evlilikleri duyuruyordu.. Erkekler genellikle aynı yaĢta ve daha genç. UnutulmuĢ tüneller. Aynı cinsten kiĢiler arası evlilik daha önce Belçika. Vınlayarak geçen metrolar. 65-70 yaĢlarında bir kadının eĢi 35-40 olabiliyor. bir yıl önce ilk Irak'a saldırı haberindekinden bile daha büyüktü. Günlüğümde kısa kısa Ģöyle notlar var. "92 numara. Erkekler bu tezahürata mahçup bir tebessümle karĢılık verirken. "Durup dururken ne diye beni andın" diye? Eşcinsel evlilikler Gündüz Vassaf 23/05/2004 Uzun zamandır ilk kez geçen hafta Irak.. Kapılar. TaĢlarını tanımadığımız Mezarlarda. Dedelerimiz. Çoğu sokaklarda sabahlamıĢ. 93 numara. Yüzlerce çift evlenmek için yağmura rağmen sıra bekliyor. Boston'da bir kilisede evlenen erkek çiftten. Hollanda ve Kanada'nın üç eyaletinde kabul edilmiĢti. yakın bir gelecekte herkesi etkileyecek bir geliĢme. Susuz sarnıçlara çarparak.

Hiçbir konuda tereddütleri yok. Katlettikleri 10 milyonlarca köylü tarihin önünde duran inançsızlar. Ama. olup olmadık yerlerde. Hükümet için. Mezopotamya'da baĢlayan uygarlığımızın ilk topluluklarında. Verdiği emirlerle 20 milyon küsur vatandaĢını gulaglarda ölüme yollayan Stalin'in. yazdıklarım . giderek büyüyen bir halkla iliĢkiler skandalından ibaret. çıplaklık o denli aĢağılanıyor ki ancak yenik düĢmüĢ. Ben de okuma yaptığı kitapçıya gittim. Ġngilizlerle beraberdim gazeteyi okuduğumda. sağır ve dilsizler de dahil olmak üzere. Anglo-Sakson kültürünün neredeyse sıradan sayılacak eğlence biçimlerinden. çıplaklık da birçok kiĢi için normal gündelik hayatın parçası. Mısır'da ve de Girit'teki kabartma ve duvar resimlerinde. benden artık emir isteme diye emretmesi. Stalin heykellerini bile. bir anda. ancak basına sızdırılınca gündeme gelen. bu ülkede gözler. Yazar Ģimdiye kadar gizli kalmıĢ Stalin'in özel yazıĢmalarından yola çıkarak kiĢiliğini anlattıkça korku dolu eski günlerine yolculuk yaptılar.' Bir Iraklının geçen hafta gazetede çıkan sözleri bunlar. Ġmza-Kızın Svetlana. ancak istihbarat birimlerinin inisiyatifiyle geliĢtirildiği ve sistematik bir Ģekilde uygulandığı düĢüncesi. öldürülmüĢ düĢmanlara mahsus. hepimizi bekleyen güzel günler için. Stalin'in arĢivlerinden. 40 kadar dinleyicinin çoğu 60-70 yaĢlarında. Michigan Üniversitesi'nde bir grup gencin her yıl kıĢın en soğuk gününde çırılçıplak sokakta koĢma gelenekleri ('streaking'-bu kelimenin de baĢka dillerde karĢılığı yok) ya da liseli öğrencilerin mezuniyet töreninde birdenbire soyunup çıplak koĢmaları çok da ĢaĢırtıcı olmayan tarzda eğlenceler. dünyanın bu bölgesinde. Son kitabı Stalin'in hayatı. kültürlerinde hiç de yabancı olmadıkları bir davranıĢ biçiminin aĢırı bir uygulaması olarak görmek de yanlıĢ. Pornografinin yaygınlığı. Diğer yandan ta Vikinglerden bu yana aile içinde evde. sorularıyla kendi anılarını deĢtiler. onların ırzına geçen Amerikalılarla. Çıplaklığın. üstelik de yabancıların önünde teĢhir etmesi. (Bu ayıbın altında yatan tatmin edilmemiĢ cinsel dürtüler. hemen herkesin üstünlüğüne inandığı Amerikan yaĢam biçiminin dünya çapında yaygınlaĢtırılmasında. kendisine. Guantanamo ve Afganistan'da göze alındığında. bence gerçeği daha iyi yansıtıyor. eski Sovyetler Birliği'ni yıllar önce para karĢılığı terk etmelerine izin verilen Yahudiler. kendisine emir vermesi. Ġnsanın vücudunu. vucütlarına iĢeyen Ġngilizlerin yaptıklarını. etraftakiler anlamasa bile. "Baba bana çilekli dondurma almanı emrediyorum. spalarda. Iraklıların çıplak fotoğrafları. Stalin harikalar diyarında Gündüz Vassaf 09/05/2004 Yazarın adı Simon Montefiore. ergenlik çağına varmamıĢ çocuklar için geliĢtirilen ve bilmem kaç kiĢiyi öldürdükten sonra çıplak bir kadın görebilecekleri video oyunları da Anglo-Saksonlar'da yerleĢik psikopatolojinin baĢka boyutları. sonra da meydanlarındaki tanrı dokunulmazlığı haiz Lenin.) Birkaç yüzyıllık bir geçmiĢi olan ABD'nin tarihsel belleği çok kıt olduğu gibi. Sen neredeyse bir yüz yıl boyunca. Ġlk yayımlandığında ipe sapa gelmeyen Huntington'ın uygarlık çatıĢmasının üstüne sanki körükle gidiliyor. ABD'li zenginler Teksas'ta." Garip bulduğu bu oyundan sıkılan küçük Svetlana'nın babasına verdiği son emir. Iraklı erkekleri çırılçıplak soyup baĢlarına kadın külodu geçiren. Ayrıca ABD'de Katolik kilisesi mensubu papaz ve rahibelerin. Moskova'da arĢivler açıldıktan (ve dolarlar gelsin diye Sovyetler Birliği tarihinin önemli kısmı bir tür açık artırmayla satıĢa çıkarıldıktan) sonra kitabını yazmıĢ. ġehrin anacaddesinden geçen otobüsün içindeki Oxford Üniversitesi öğrencilerinin bir anda pantolan ve donlarını indirip kıçlarını pencerelerden gelip geçene sergilemeleri (bunun Ġngilice adı da var. Çok daha yakın zamanlarda harem ya da hamam gibi mekânlardaki çıplaklık ise bir tek Ingres gibi oryantalistlerin düĢlerinde mevcut. Ortadoğu için ise. Arapların onurunu bu derece sarsılabilecek iĢkence türünün. Yazar kitabının promosyonu için ABD turnesine çıkmıĢ. insanın hapishanede çırılçıplak soyulup onurunu kaybetmesinden bin kat daha iyiydi. Kaliforniya'da bahçelerini sadistçe 'süslesin'ler diye haraç mezat satıĢa çıkar. cinayetler ve çifte standartlar ise gene psikopatolojinin konusu. kendisinin ve yakın çevresindeki yoldaĢlarının davalarına büyük bir inançla bağlandıkları ortaya çıkıyor. ABD'li iĢkence uzmanlarının da çok iyi farkında oldukları gibi. bu toplumlarda. 'mooning'). belki de en büyük saldırının simgesi. en büyük ayıplardan biri. Yoksa günümüz Ortadoğu'sunda da en yakın aile fertleri arasında bile mahrem yerlerin görülmesi. yeryüzünün en totaliter toplumlarından Çin emin adımlarla yoluna devam ediyor. KruĢçev'in BirleĢmiĢ Milletler'de söylediği gibi "Sizin mezarınızı kazacağız" Ģiarıyla kapitalizme karĢı savaĢ. Ve kitabın üç dininin mensupları Ortadoğu'da birbirlerini katletmeyi sürdüredursun. bugün bile tarihsel belleğinde tazeliğini koruyan Haçlı seferlerinden bu yana. Tarihin ibret verici cilvesi. gerek günlük yaĢamda gerek tarihteki yeri Batı'dakine neredeyse taban tabana zıt. hem de saunalarda. aynı gün öylesine girdiği baĢka bir kitapçıda dükkânın sahibiyle sohbete koyulduğunda. Yaptıkları insanlığın iyiliği. yıllarca cinsel tacizde bulundukları gençler hakkında neredeyse her geçen gün yeni bir skandalın muhatabı olmaları. Iraklının iĢkenceyi çıplaklığa tercih eden mantığını da son derece ters buldular. sonra da Asur'da. bu fotoğraflar da dünyada aynı Ģekilde bir dönüm noktası. bazen de duyduklarına inanamadılar.Çıplaklığın siyasi tarihi Gündüz Vassaf 16/05/2004 'Saddam'ın iĢkenceleri. Kitabın yazarı. özel hayatında da kızı Svetlana'dan talebi. Sümerlerde. Onlar da ABD askerleri ve güvenlik Ģirketlerinde görevli sivillerin zulmünü herkes kadar dehĢet verici buluyordu. Ama. plajlarda. ABD için 11 Eylül ne ise.

Ģu anda. insanlar. Ģüpheyle baktığımız 'buralı' olmayan insanlar. Geçenlerde Ġstanbul'da bir 'fitness' kulübünde. özellikle kimi politikacı ve gazeteciler arasında kraldan fazla kralcı denilebilecek türden bir desteğe sahip. kendisinin ve yakınlarının. Kennedy'ye göre Irak. Azmi. düĢünce yerine sesleri temsil ediyor. ancak azınlık olabilirse seslerini duyurup haklarını elde edebilirlermiĢ gibi garip bir anlayıĢ türedi. Shelley'nin 'Ozymandias' Ģiirindeki. Ġki durak sonra metroya bir sarıĢın beyazın binmesiyle göz göze gelip baĢımızı eğerek. Avrupa'ya iĢçi olarak gitmeye mecbur kalan milyonlarca Türk-Almanya gibi ülkelerde 'ikinci sınıf vatandaĢ' muamelesi görmeye baĢlayınca azınlık olmanın ibret verici yüzüyle kısmen tanıĢabildik. Gelecekteki güzel günlere. Ama gündelik yaĢamlarında ne dıĢlanmıĢlar ne de 'özürlü vatandaĢ' olmuĢlar.Çin'de Nushu adında üçüncü yüzyıldan beri konuĢulan bir dil var. Evlerini. Önümüzdeki kaldırımda. kıyafetlerinden Afrikalı oldukları anlaĢılan iki zenci bize doğru geliyor. Sağır olan ya da olmayan birbirleriyle kâh Ġngilizce konuĢuyor. iyi anlaĢacağız" diyen BaĢkan'ın. erkeklerin anlamadığı bu dil aracılığıyla birbirleriye gizlice dertleĢmiĢler. Onlar. Grubumuzdaki ABD'li zenci psikolog onları görür görmez uzaktan merhaba diyor. ülkesinin emperyal çıkarlarından. Azınlık duygusu Gündüz Vassaf 02/05/2004 Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de 'azınlık' sözcüğünün itici. bilgisayar. aĢağılayıcı bir anlamı var. Bu açıdan. Bunu binbir çeĢit sivil toplum kuruluĢundan postmodern sanata kadar görmek mümkün. . son derece samimi. bence kasımda kaybedecek olsa bile. Buna rağmen Bush. kendisini sorgulamaya mecbur kalmıĢ. "Derilerinin rengi farklı olsa da Müslümanların demokratik bir rejim kurmalarında bizden hiçbir eksiklikleri yok" dediğinde. bir kadının üyeliğine son verilmesi. beyazlar sürekli selamlaĢıyor. öldürülenler özgürlük düĢmanları. ezilenleri birleĢtiren ideolojilerin çekiciliğini yitirdiği günümüzde. Her ne kadar Türk kökenimden ötürü burada kendimi Asyalı hissetsem de vagonda tek çekik gözlü olmayan benim. Tarihte kimin azınlık olup olmadığı son derece göreceli. Sokakta. çöpçü Türkler' demelerinden de tedirgin. Japonlar kesinlikle kimseyle göz teması kurmazken. Asırlar boyu içlerini günlüklerine dökmüĢ. adı hiç ama hiç edilmeyen petrol ve uzun vadede Çin'in denetiminden öte. 20 yıl öncesine kadar 'bilinmeyen' bu gizli dili erkekler tarafından evlerine ve cehalete mahkûm edilen köylü kadınlar yaratmıĢ.Martha's Vineyard adası Boston yakınlarında. düzenin yapısına göre. Yüzyıllar boyunca emperyalizm psikolojik gücünü insanları 'böl yönet' politikasından almıĢtı.Stockholm'da bir uluslararası psikoloji toplantısı sonrası beĢ-altı kiĢi sokakta yürüyoruz. yatak gibi eĢyaları toplayıp karanlıkta sessizce evlerine taĢıyorlar. Çöp atma günü mahallelerine gelince. tabii tarihçiler hep yaptıkları gibi ileride mutlaka bir Ģey bulup çıkarmaya gayret ederler. yavaĢ yavaĢ kuran dört Türk öğrenci. ama hayır diyor. Marksizm gibi. Ġnsan seyahat ettikçe azınlık olmanın ince boyutlarıyla karĢılaĢıyor. "Ġkimiz de Tanrı'ya bağlıyız. davalarına son derece inanmıĢ olduğu. bunların bir kısmının gençliklerinde de Stalin'e duydukları yakınlık. Çin alfabesinden farklı olarak ideogramlar. Bir akĢam Bremen'in baĢka bir mahallesinde atılan televizyon. hem yeniden seçilecek güçte hem de ülkesi dıĢında. metroda. . Televizyonda ABD BaĢkanı'na soruyorlar Ģimdiye kadar hiç hata yaptın mı diye. . kendisini Simon Montefiore üzerine yazdığı kitabın promosyonu için Ģehre gelen Joseph Stalin adlı bir yazar zannetmiĢ. . eskiden Moskova'da yağmur yağınca Ģemsiyelerini açan ve Avrupa Birliği'nde muhtemelen ABD'nin troya atı rolünü oynayacak Doğu Avrupa ülkelerinin bugün de benzer sadakatle Washington'un politikasını gütmelerinin sunduğu 'klinik' tabloya da ĢaĢmamalı. yüzyılda buraya Ġngiltere'nin Kent bölgesinden yerleĢen 12 aile arasında yapılan akraba evlilikleri sonucu adada çok sayıda sağır ve dilsiz bir nüfus oluĢmuĢ. kâh parmakların iĢaret diliyle. Bilmem diyor. 'Bush SavaĢta' ve 'SavaĢ Planı' kitabının yazarı Bob Woodward gibi muhaliflerinde bile bıraktığı intiba. Bush için Irak'ta direnenler. azınlık konumunda olabiliyor. bu topraklarda Türklerden uzun geçmiĢi olmalarına rağmen. Türkiye'de azınlıkların günlük yaĢamlarında karĢılaĢtığı sıradan ve genellikle üstünde durulmayan örneklerden biri. hata yapmadım. Lozan'da yabancıların dayatmasıyla koruma altına alınıp. Ġnsanlar 'Bir' olunca azınlık kalmamıĢ.Birkaç ay sonra Tokyo Metrosu'nda gidiyorum.değer mi diye. Tokyo'dan Hindistan'da Mumbai'a gittim. Irak iĢgali öncesi TC BaĢbakanına. "Bana bakın ve haddinizi bilin" diyen o yüce imparatorlar zamanla unutulsa bile sanki baĢka isim ve yüzlerle tarihimizde rol almaya devam ediyorlar. . mahalleden mahalleye değiĢiyor. iĢi bedavaya mal ettiklerinden memnun ama komĢuların 'ĠĢte. Türkiye'deki ünlü örneklerinde gördüğümüz gibi. 16. ABD'nin özellikle doğu yakasında yaĢayan 'elit' tabakanın yazlık evlerinin bulunduğu yer. Burada beyazlar birbirlerinin yüzüne bile bakmıyor. Hangi vesileyle Boston'da olduğunu söylediğinde kitapçı. bir gün önce topladıklarını evlerinin önünde kaldırıma atıyorlar. ABD tarihinin en büyük gafleti. . tarihe karĢı duran inançsızlar.birbirimizin halinden anlarcasına selamlaĢıyoruz. Günümüzün egemen düzeninde insanlar kendi kendilerini bölmekle meĢgul. Geçtiğimiz yüzyılda buraya dıĢarıdan zenginler yerleĢene kadar adada nerdeyse herkes çift dilli. söylediklerindeki kavram kargaĢasına rağmen. insanın güçlüye tapma zafiyeti açısından kayda değer. Nüfusun yarısını oluĢturan kadın bile. boynundaki haç baĢkalarını tedirgin ediyor diye. komĢuların dikkatini çekebilmek için bolca gürültü çıkararak. birbirlerini hiç tanımayan bu insanlar geçerken karĢılıklı selamlaĢıyorlar.Almanya'nın Bremen Ģehrinde çöp olarak atılan ev eĢyalarının toplandığı gün. komĢularının attıkları eĢyalarla.

Üstelik Türkiye'de okuryazarlık ve kentleĢme oranının artması peĢ peĢe gelen askeri darbelere denk gelmedi mi? Ya da özellikle kendilerini 'aydın' diye tanımlamıĢ olanların yıllardır değiĢmeyen darbeci tutumlarına ne demeli. bu konunun da yeri yok. ütopyalarmız bile yok oldu. düzenin çarklarının nasıl döndüğü. toplumda tıs yok. BaĢka türlere göre türümüz henüz çok genç. eğer öbür dünyada cenneti kollayanları saymazsak. Kamuoyu oluĢturma ve yönlendirme yöntemleri sonucu. Ama Ģüphe yok ki. Sonsuzluğa doğru olağanüstü hızla geniĢlediği söylenen evren hakkında bildiklerimiz bilmediklerimiz kadar ĢaĢırtıcı. beni aldattı. Son seçimlerde iktidar partisinin propaganda biçimi. Daha çok bildikçe ne kadar da az bildiğimizin farkındayız. eksik ya da yalan bilgilendirme.Kara enerji Gündüz Vassaf 25/04/2004 Bilimin geliĢmesiyle bildiklerimiz olağanüstü hızla değiĢiyor. artık biz yokuz alın değiĢtirin diyor. hükümetimi devirtti. Dünyamızda olup biteni öğrenmekse sanki evreni izleyebilmekten daha güç. baĢka birçok Ģey gibi. Kenan Evren.. Bugün neredeyse bilimsel bir uğraĢ haline gelen kamuoyunu yanlıĢ. kimileri itiraf etmek istemese de. EğitilmiĢ bir halk olmadan Türkiye'de demokrasi olamaz diyenler de var. herhangi bir totaliter düzende yürütülen kampanyalardan farksızdı. Ġnsan hakları ihlalleri doruk noktada. Aldatılmamız evreninin kara maddesiyse. 934 yılından 1759'a kadar bağımsız olan Çin'in bu bölgesinde Uygur Türklerine karĢı tarihin en sert asimilasyon politikalarından biri uygulanmakta. BirlemiĢ Milletler'in Güvenlik Konseyi'nin acilen toplanmasını gerektiren bu konu nedense tek tük istisna dıĢında gazetelerde bile pek yer almıyor. Demokrasi kültürümüzde esas olan gizli oy açık tasnif . Kapıları kamuoyuna kapalı bir dünya hakkında örnek vermek imkânsız. Fukuyama'nın tezine göre 'liberal demokratik kapitalizmin' rakipsiz kalmasıyla alternatifsiz bir dünya düzeni kuruldu ve tarihin sonu geldi.. bazı konularda hiç bilgilendirilmememiz de kara enerjiyle eĢdeğer olmalı. Petrol zengini. Astronomlar. evrenin geriye kalan yüzde 96'sı. Kimi olayların 'iç yüzünü' ve dinamiğini ancak yüzyıllar geçtikten sonra tarihçilerin araĢtırmalarından öğrenebiliyoruz. Seçimle iĢbaĢına gelmiĢ Aristide'in yerine getirilen yeni hükümet baĢkanı Florida'dan ithal bir mülteci. demokrasinin olmazsa olmaz kurumunu. "ABD. Türkiye'nin burnunun dibinde 10 yıldır süregelen katliamlarda bir milyondan çok kiĢinin öldürüldüğünden kaçımızın haberi var? Üçüncüsü Doğu Türkistan. toplumlar hiç farkında olmadan ellerindeki özgürlükler yitip gidebiliyor.henüz adını koyamadığımız yeni bir dünyanın devinimi de var. Haiti'de bugün ABD askerleri 'asayiĢi' sağlıyor. Örneğin artık Haçlı seferlerinin Müslümanlar kadar Yahudileri ve doğudaki Hıristiyanları da hedef aldığı tartıĢılmıyor bile. Ama asıl üstünde durmak istediğim üç 'küçük' örnekle günümüzde dikkatlerimizin nasıl bazı yerlerden uzak tutulduğunu sergilemek. tamamıyla anlamsız kılabilir. yüzde 23'ün görebildiklerimizden kat kat daha ağır olan 'kara madde'. Birincisi Haiti. Dünya egemen düzeninin gündeminde. Her galakside güneĢ gibi 200 milyar yıldız. Ülkemizde seçim var demekle de demokrasi olmuyor. Görebildiklerimiz evrenin ancak yüzde 4'ü. zor kullanarak beni ülkemden kaçırdı" diyor. Fransa'nın üç misli büyüklüğünde. Önümüzdeki kasım ayında ABD baĢkanlık seçimlerinde kullanılacak yeni oy verme ve sayma teknolojisi. Oysa profesörlerimiz YÖK'ün altında yıllardır tıpıĢ tıpıĢ kapıkulu görevlerini ifa ediyor. Bırakın egemen düzene karĢı farklı ideolojiler ya da seçeneklerin gündemde olmamasını. Bir arada yaĢama tecrübemizin geçmiĢi ancak 20 bin yıl kadar. Evrende Samanyolu gibi 200 milyar galaksi var. tarihin en iyi eğitilmiĢ 'yüksek' kültürlü ülkelerinden Almanya'da değil miydi 'Mein Kampf'ın yazarı Hitler'in seçimlerle iktidara gelmesi?) Yalnız öyle günlerin eĢiğinde olabiliriz ki Türkiye gibi ülkelerde eleĢtirdiklerimiz bile ABD'deki son geliĢmelerin yanında fuzuli kalabilir. Bilinmeyen. eski Sovyetler Birliği gibi hükumet ve devletin bütünleĢtiği. herkes için çok daha adil ve mutlu bir yaĢamı sağlamanın olanaklarına sahibiz. Ġkincisi Sudan. Görünürde dedikleri doğru gözükebilir. 1949'da nüfusu yüzde 93 olan Doğu Türkistan. tarih boyunca egemen düzenin kandırma yöntemlerinden biri olmuĢ. Çinli Hanların yerleĢtirilmesi sonucu günümüzde yüzde 50'ye düĢmüĢ durumda. Bazen. yüzde 73'ün de 'kara enerji' olduğunu söylüyor. hem de artık evrimimizde öyle bir noktaya geldik ki. Bunları teleskoplarla izlemek mümkün. O bilmediğimiz kara enerji içinde. (Sadece Türkiye'de değil. Bu konu Ģimdiye kadar ne yeterince duyuruldu ne de üstünde tartıĢıldı. Dokunmatik demokrasi Gündüz Vassaf 18/04/2004 Sadece 12 Eylül cuntasının anayasası değil Türkiye'de demokrasiyi geri bırakan. yani seçimleri. hem dünya için için kaynıyor. Ülkenin CumhurbaĢkanı Aristide. Artık beklenebilecek tek devrim biyoteknoloji alanında. dünya bize çoğu zaman evrenin sonsuzluğundan da uzak.

. kendisini sevenleri istismar ya da ihmal etmesini. Bilimkurgu gibi bir durumla karĢı karĢıyayız. bu sefer de kendilerini bekleyen olası tehlikelerden habersiz bırakılan 'seçmenler' ne yapabilir ki? Sanat terörizmi Gündüz Vassaf 11/04/2004 Terörizm günlük dilimizde artık çok sık kullanılan bir deyim. bence tam tersi. hepimizi ölüme mahkûm eden.' Kopenhag. Sanat adına doğayı bu Ģekilde sahiplenip dönüĢtürmeye ne ölçüde insanın hakkı var? Herhalde sanatçının bu eylemi. ancak isteyenin ziyaret edebileceği mekânlarda sergilemesi ile herkesin bunları görmeye mecbur bırakılması arasındaki fark nasıl açıklanmalı? Yakın bir zamana kadar Ģehirlerin göbeğinde. Ben Ģahsen bunları ilginç. Böylece örneğin Ġstanbul'da Boğaz Köprüsü'nün yanıp sönen ampullerle donatıldığına. bu balıkları öldürmeye davet etmiĢti (Evet. Bencilliğini. Alkol. Sanatsa. Sonuç. sergisini dolaĢanları. Oy pusulası yok. bir yandan Ģiddet ve terörü içselleĢtirir. çocuklarını. Londra'nın göbeğinde birisinin havadan sarkıtılan Ģeffaf bir kutu içinde kendisini açlığa mahkum etmesine tanık olduk. toplum ve bireyleri korkunun totalitarizmine tabi kılan bir olgu. daha bir anlayıĢ ve hoĢgörüyle karĢılamıĢız. bizler. halka açık infazlar. Nedeni. herhangi bir kamu kuruluĢunun incelemesine açık değil. hem bizi hem de sanatçıyı kalıplarımızdan özgürleĢtiren katılımcı bir eylem biçimi. bina dıĢ cephelerinden sandalyelerin sarkıtıldığına. Ancak terörün giderek gündelik yaĢamımızın bir parçası olması da onun çeĢitli ifade biçimlerine bizi körleĢtiriyor." Evaristti baĢka bir eserinde de öğütüceleri süs balıklarıyla doldurup. Bu nedenle sanatçının ayrıcalıkı bir yeri var. türümüzün ayrıcalıklı varlığına. Tek fark parmağınızın ekrana bir dokunuĢuyla para miktarı yerine kimi seçeceğinizi belirtmeniz. haddini bilmezliğini. onu sanatla birlikte aynı nefeste herhalde ele almazdım. 780 galon kırmızı boya. özgürlük adına sanatçının kendini ifade tarzında da çarpıcı değiĢimlerle karĢı karĢıyayız. patent hakkının ihlali sayıldığından. özellikle bienal tipi sergilerde. dünya kültür mirasına. Günümüzde sanatçının nesnesinin değiĢmesiyle bu konumu da değiĢmiyor mu? Kültür mirasımıza katkı adına doğa ya da insanın kendisine müdahalesi evrensel ahlakımız açısından nasıl değerlendirilmeli? ġöyle bir haber okudum geçen hafta. balıkları öldürenler oldu). kentlerimizdeki kamu alanlarının sanatkârların kullanımına sunulması. 'çağdaĢ' düĢünceyle bağdaĢmadığı için kapalı mekânlara alındı. belki de türümüzün en vahĢi dönemi olan 20'nci yüzyıldan itibaren. yaratıcılığının bir yoldaĢı olarak kabul etmiĢiz. Yeni sistem kimi bankamatiklerde kullanılan 'dokunmatik' gibi. Öyle anlaĢılıyor ki sıra dünya imparatorluğunda yapılan seçimlerin denetlenmesine geldi. kendisini uğraĢına vakfetmesi açısından kaçınılmaz. üç itfaiye hortumu ve yirmi kiĢilik ekibiyle yaratıcı dürtüsünü tatmin edebilecek büyüklükte bir tuval bulabilmek için Grönland'a gitti. "Hepimiz doğa anamızı süslemeliyiz" diyor Danimarkalı sanatkâr Marco Evaristti. düĢündürücü bulmuĢ olabilirim. Sonuçlara itiraz olursa yeniden sayım olanağı yok. Danimarka (25 Mart)-Bir sanatkâr. Sistemlerinin nasıl çalıĢtığı. baĢka meslektekilere göre. ülkenin batı yakasındaki kan kırmızı bir buzul. "Bu benim buzulum. Ancak bu tür sergileme biçimi de kentlinin kamu alanına bir tecavüz olarak düĢünülemez mi? Sanatçının eserlerini galeri ya da müze gibi. Makineleri üreten dört Ģirketten üçünün Cumhuriyetçi partiye yakınlıklarıyla tanınması ve Ģimdiye kadar bu makinelerin kullanıldığı yerel seçimlerin bazılarında Cumhuriyetçilerin sürpriz baĢarısının kayda değer olduğunu düĢünenler var. Yoksa. Bana Ait. ABD ve diğer Batı ülkeleri yıllardır baĢka rejimlerde seçimlerin özgür koĢullarda yapılıp yapılmadığını denetleyebilmek için oraya buraya heyetler gönderir dururlar. Sisteme girmeyi becerebilen tek bir 'hacker' bile iktidarı belirleyebilir. eroin gibi alıĢkanlıklarla ölümünü hızlandırmasını. 'Bu Buzul Benim. Sanıyorum ki. bir yandan da kapitalizmin her Ģeyi metalaĢtırmasına tanık olurken. BaĢlığı. Ailesini. ifade biçimi ve türü ne olursa olsun. kabına sığamaması olarak görmüĢüz.uygulaması tarihe karıĢmak üzere. bana ait. Londra'da bir insanın açlıktan günbegün ölüme yaklaĢmasının kamuya seyirlik bir olay olarak sunulmasını evrensel ahlakımızla bağdaĢtıramıyorum. Yukarıda seçtiğim örnekler özellikle en çarpıcı olanları değil. Terör. çiftçinin kendi toprağını (özel mülkiyet hakkı kavramını sorgulasak bile) gübrelemesiyle karĢılaĢtırılamaz. sanatçının yaratarak. Ama nasıl? Oyların tekrar sayımının mahkeme kararıyla durdurtulup baĢkanın seçmenin arzusu hilafına belirlendiği son ABD seçimlerinden sonra. Buzul boyamanın baĢka bır tarzı. bir katkıda bulunduğuna inancımız. Sisteme dıĢarıdan müdahaleyle elektronik bir iz bırakmadan seçim sonuçlarını değiĢtirmenin mümkün olduğu uzmanlarca kanıtlanmıĢ durumda.

bizi totaliter bir ahlak anlayıĢına da tabi kılıyor. dil cambazlığı yapıp samimiyetini bin bir kelimeyle kanıtlamak konumunda. Yaşlı Finli. Asıl yalan ve de kabul edilmez olan. 'iyi' ve 'kötü' diye ayrılan davranıĢ kalıpları çok daha net. Kapılarını göçe açık tutan ABD değiĢen demografiye ayak uyduruyor. sosyalist sistem çöktüğünden beri. ġiddet. öyle davranıldığını inkâr etmek. Tarihimizde ilk defa bilgi açısından gençler yaĢlılara hükmetmek konumunda. Bir gün bunları George Bush gibi Amerikalıların dünyaya yaydığı Ġngilizce ile algılamak konumuna gelirsek. Yeni bir oluĢumla karĢı karĢıyayız. Oysa kapitalizmin borsalarında gelecek. çevremizi farklı bir algılama biçimi. Ancak eskiden sanayi devriminin iĢçi ihtiyacıydı Ģehirleri cazip kılan. buğday. Eskimo dillerinde karın çeĢitli türlerini anlatan birçok kelime var.. Gündüz Vassaf 04/04/2004 Dünyada konuĢulan 6 bin küsur dil var. Dünyaya bakma biçimimiz. Suçlamıyor. eli ayağı tutmayan.'Senden baĢka kimseye bir daha âĢık olmayacağım. yoksulluğa terk edilmiĢ durumda.. Boro ya da Mati'ke gibi dillerin yakında kaybolacak olması bizi tekdüzeleĢtirmekle bırakmıyor. Hatta 'onsay' iliĢkisinde. Oysa bunu tek bir kelimeyle de ifade etmek mümkün. Bunlar dünya çapında yeni tür bir çatıĢmanın nedeni olabilir. AĢkın. ömrümün son aĢkı sensin'. Dünya nüfusunun 'unutulan' üçte biri. o dillerle yok olması sonucu. Bir Türkiye nüfusu kadar kadınsız erkek ne yapacak? Toplumsal yapı ne tür bir değiĢime zorlanacak. açılmakta. Avustralyalı yerlilerin dillerinden 'Mati' ke'yi bir kiĢi Ġngilizceyi ise iki milyar kiĢi konuĢuyor. Dünyanın gerisindeyse önemli bir kısmı yoksul. Hızla değiĢen teknoloji onların tekelinde. bin bir Ģeklinin heykellerde iĢlendiği Hindistan'daki kutsal tapınakları bir an için gözünüzün önüne getirin. insanın ruh halinin çeĢitliliğini. belki de kim bilir. kimse kimseyi yalancılıkla. propaganda karıĢımı yöntemlerle yakın gelecekte de bu adaletsiz düzen sürecek gibi. günün gereksinmeleri açısından anlamsız anılardan ibaret. Aynı zamanda kimi toplumlarda normal sayılan davranıĢlarımızı ifade eden kelimelerin. Dilbilimci Whorf'un bir tezine göre neyi nasıl algılayacağımızı kullandığımız dil belirliyor. Ne köylü kentleĢiyor. Ancak sorum yakın geleceğimizle. Zengin ülkeler. Diğer uçta.. Yadırgamıyor. altın. putları yıkıyoruz düĢüncesiyle bir kültür mirası daha yerle bir edilir. suçluluk ve günah çıkarmak üzerine kurulu Hıristiyan ahlak anlayıĢının da yansıdığı ve bugün dünya dili olan Ġngilizcede. barbar addettikleri dünya Çin'e gelin mi gidecek? Bugünlerden itibaren türümüzün tarihinde ilk kez Ģehirlerde yaĢayanlar kırsal kesimdekilerden daha çok. müstehcen diye bu tapınaklara giriĢ de yasaklanır. Koreli 'atalarını' bile göçmen olarak kabul etmeyen. ne kent köylüleĢiyor. Zengin ülkelerde yaĢlı. çocuk yapmadıkça. kabul ediyor. Pazarın gücünün her Ģeyi çözeceğinin iddia edildiği bir düzende yaĢıyoruz. petrol ve benzeri mamullerin fiyatlarının ne olabileceğinden öteye gitmiyor. Ancak günlük yaĢantımızda göze çarpmadığı halde. En azından bildik toplumsal normlarımızın yakında alaĢağı edileceği kesin. Ġngilizcede yalnızlığın. erkek nüfusu çoğalıyor. Ama kaç kiĢi konuĢursa konuĢsun. yakın geleceğinde çarpıcı demografik dönüĢümlerin Ģokunu yaĢamakla karĢı karĢıya. nüfusları azalıyor.. Farsçada aĢkın. BaĢka bir iliĢki biçiminin adı da 'onsay'. kendimizi ifade ediĢimiz giderek birbirine benziyor. derken ne kadar dil dökmek. sahtekârlıkla itham edip küçük düĢürmek konumunda da değil. adı da konduğundan. bildiklerimizin kısa bir özeti. tarihimizde tanık olmadığımız baĢka demografik geliĢmelerle de karĢı karĢıyayız. bugün 20-30 yaĢlardakilerle ilgili. Oysa. Türümüz ihtiyacına. cinsel birleĢmenin. Japonya gibi. göçe kapalı kaldıkça yaĢlanıyor. Yüzyılın sonuna kadar yarısı yok olacak. Bugün tarımın monopolleĢmesinden ötürü göçe zorlanan iĢsizler orduları Ģehirlerde. her dil dünyaya açılan farklı bir pencere. Ġnsan en son sevgilisine Türkçe. Ama inandırıcı gelmiyorsa gene baĢka bir sürü kelimeyle deveye hendek atlattırmaya gerek yok. Boro dili. Güneydoğu Asya'daki Boro dilinde 'onsra' bir daha âĢık olmamak üzere âĢık olmak anlamına geliyormuĢ. kadınsız Çinli Gündüz Vassaf 28/03/2004 Ġleride nasıl bir dünyada yaĢayacağız? Herhalde en doğru kehanet. Japonlar ve Avrupalılar var olabilmek için ya sermayelerini ihraç edip giderek birer huzurevini andıracak ülkelerinin yükselen duvarlarının ardında yaĢayacaklar ya göçlerle ülkelerinin tanınmayacak hale gelmesine razı olacaklar -ya da dilim varmıyor ama dünya çapında Hitlervari soykırımcı çözümlere mi baĢvuracaklar? Yeryüzünde her dört kiĢiden birinin yaĢadığı Çin de. ġöyle bir ikilemle karĢı karĢıyayız.azınlıktaki zenginler çoğunluktaki yoksulları Ģöyle ya da böyle tarih boyunca alt etmenin yollarını bulmuĢ. Türümüzün tecrübesi Ģunu gösteriyor. . baĢkalarıyla ve doğayla iliĢkilerine göre kelime üretiyor. Geleneksel toplumlarda hayati olan yaĢlıların tecrübesi. Diller kayboldukça türümüz de tekdüzeleĢiyor. Aradaki fark. Yoksullar gençleĢiyor nüfusları çoğalıyor. Zenginlerle yoksullar arasında türümüzün tarihindeki en büyük ayrım bugün de bütün Ģiddetiyle sürüyor. Artık Çinlilerde uzun yaĢıyor. kehanetlerin genellikle yanlıĢ çıktığı. Ne Mao öncesi ne de Mao dönemi gibi açlıktan ölmüyor. ırkçı ve nüfusu yaĢlanan bir ülke var.Ömrüm seni sevmekle. yani âĢıkmıĢ gibi davranmak. bakıma muhtaç bir nüfus var. âĢıkmıĢ gibi davranmak değil (bu her iki kiĢiyi mutlu da edebilir). Yarın ne olacağını kestirebilmemiz için elimizde yeteri kadar ipucu var. iĢsiz ve aç gençler. adlandırarak. Yakın bir gelecekte kendine bakamaz hale gelecek olan yüzlerce milyon yaĢlının yükünü sistem kaldırabilecek mi? Ayrıca bu ülkede çiftlerin birden fazla çocuk sahibi olmaları yasaklandığından ve kız çocuk istenmediğinden. Ancak burada da 2050 yılına doğru Avrupa kökenli beyazların azınlığa düĢmesiyle bu toplum çarpıcı değiĢimlere gebe. Önce.

komisyoncu 13. enformasyon sanayiinin kitle imha silahları kadar tehlikeli bir hale gelmesi -ABD egemenliğinde yeni dünya düzenini kurma savaĢında en ince propaganda yöntemlerinin seferber edilmesi. baĢımızı tasdik edercesine sallıyoruz? Günümüzde kullanılan haber teknolojisi "Ġzleyicinin ne kadar az Ģey aklında kalırsa o kadar baĢarılıyız" anlayıĢı üzerine kurulu. New York Times gazetesinin her sayısında Ģöyle bir ibare var. Pierre Byron. Jean Schneiberg. Kıt olan belleğimiz değil. rantiye 32. Belleğimizi duyarsızlaĢtıran. nasıl oluyor da bugün kamuoyunun belleğinin çok kıt olduğu. kasap 37. demokrasi için de propaganda aynı Ģey. medyadan. pastacı 16. manav 39." (Basılmaya değer olan bütün haberler) Kapitalist basının bayrak gemisi. J. Ġstanbul Sular Ġdaresi Müdürü 44. Büyük Hendek Sokak Gündüz Vassaf 14/03/2004 Ġstanbul'un Galata semtinde 1889-90 yılı kayıtlarına göre Büyük Hendek Sokak'ta oturanlar arasında. çünkü bu kelimeyi 'kendimizi' tanımlamak için resmen ilk kullanıĢımız 17 ġubat 1919'da Ġstanbul'da toplanan mecliste. kunduracı 24. Bu düzende. gerçeğe. Kafası yalan ve yanlıĢlarla doldurulanlar. Rusça gerçek demek. Düzen böyle ayakta duruyor. tek Müslüman yok." Sovyetler Birliği döneminin ünlü gazetesinin adı 'Pravda. gazoz fabrikası 63. Szako. Sterio. isimlerine bakılırsa. "Gazetelere bakmayan birisi. Dim. iĢlevini tanımlamakta daha gerçekçi. daha dürüst. Gazetelerden. Const. Medya tekellerinin de tersini iddia etmesi düpedüz yalan. vicdan. "Totalitarizm için siddet neyse. bakkal 8. safça bir beklenti. 'GılgamıĢ' destanını yazana kadar.) ĠĢte Büyük Hendek Sokak sakinlerinin bir kısmı. otomobil imalatçısı Celestin Triarire. ilaç imalatçısı 59. Garabet Kebabdjioğlu. Türümüz. olup biteni gazete okurundan iyi bilir. o gün için nasıl yönlendirildiğimizin bir ölçütü. sırrı çözülemediğinden kimsenin sirayet edemediği. evrensel bir gerçekmiĢ gibi. bilincimizi edilgenleĢtiren bir taarruzla karĢı karĢıyayız.Mc Medya Gündüz Vassaf 21/03/2004 Noam Chomsky (MIT Üniversitesi). . Dünyayı beterinden koruyan. Leopold Krause. kendi gerçeğimize yakın gördüğümüzü seçerek yapıyoruz. karĢılaĢtığı bolluk önünde de bilgilendirildim diye kandırılıyor. Ya da kimi iyi niyetli temsilcilerinin kendi kendilerini kandırmaları. Voulgarakis. N. Biz okurlar da tercihimizi. Peki. Universelle Kız Okulu 66. Özellikle ekrandan aynı anda gelen çeĢitli simge ve mesajlarla izleyici boğulurken. Anketler de nasıl düĢündüğümüzün değil. her Ģeyi hemen unuttuğu söylenince. önemli bulduğunu sayfalarında. Nicolau. "All the news that's fit to print. heykeltıraĢ 9. Daha da ürkütücü olan. Sifneo Biraderler. Leon Schor. Ancak monopolleĢen medyada farklı değerleri (aynı değerin farklı Ģekilde ifadeleri değil) yansıtan tercihlerimizin azalması sonucu McMedya imparatorluğunun tutsak tüketicileri konumundayız. ġark Demiryolları'nda yönetici 58. Leon Sellie. 4.' Pravda. (Türk demiyorum. ekranlarında yansıtacak. Alliance Ġsraelite. tütün dükkânı 27. Ġpirotis.No. hiç bilmeyenlerden daha uzaktır. C. Mmme. Ģapkacı 54. fırıncı ." Ġki yüzyıl önce. Reiser. GerçekdıĢı. Isaac Abramovich. Antonie Sifneos. dünyada olup bitene pencere olmalarını beklemek haksızlık. ebe 56. Darmon. Louis Porurier. ilk efsaneleriyle binlerce yıllık bir sözlü tarih belleğine sahip olma özelliğini taĢıyor. tabii ki her medya kuruluĢu kendisine göre değer verdiği. emekli tüccar 38. Thomas Jefferson (ABD CumhurbaĢkanı). terzi 11. Thanassi Evangheliou. Panany Bonafacio. duvar ustası 46.

gündelik yaĢantımızın parçası olursa hiç ĢaĢmamalı. kulağınızda. 'Kanada Atlı Polisinin Egzersiz Kitabı' bile bir ara ABD'de en çok satan kitaplar listesine girmiĢti. asrın sağlıklı insanının yaĢlılığında 'kafayı üĢütme' korkusu var. programlı seks. 16'ncı yüzyılda 25 fakültesi ve 10 bin küsur öğrencisi var. Bugün de öyle. Unutanlar 'çağdaĢlaĢmak' uğruna ulusal çıkar mefhumunu bile neredeyse reddediyor. Günümüzün aletli jimnastik salonlarını. dünyanın her yanında milyonlarca 'çağdaĢ insanın' yaĢam biçimi. buradan da yayılmıĢ. kitabınızı Tagalagdan Çinceye kadar birçok dile çevirmeye hazır. Sultan'ın döĢemecisi. sıfır sigara. Ġkinci Dünya SavaĢı bittiğinden bu yana çıkan 100'e yakın savaĢta ölenler 100 milyondan fazla. içeride ve dıĢarıda tekrar bir kurtuluĢ savaĢı verme havasındalar. Newton'un 'Elma kafama neden düĢtü?' ya da Eflatun'un 'Ahlaklı insan nasıl olur?' türünden sorular sormak. çağdaĢ 'uygarlığımızın' olgun temsilcilerine çocuksu özlemler gibi geliyor olmalı. bir dünya Ģehri olmaktan çıktığını biliyoruz. alternatifler sunmak yerine. herhangi bir politika üretmek. beyni dinç tutma buluĢları konuĢulacak.87. geleceğimize iliĢkin en temel soruları sormayı unutturuyor. Dimitrio Logothetti. 'Neden iĢsizlik var?' gibi sorularla barıĢ arayıĢı. Beyin jimnastiği Gündüz Vassaf 07/03/2004 Psikologların bu konuda hâlâ bir kitap yazmadığına ĢaĢıyorum. dünyamıza. Saçmalamak. Yurtlarından olup göçe zorlananlar. beyin jimnastiği kitapları ve uzmanları. bize. gözü dönmüĢ bir Ģekilde. Paris ve Oxford üniversiteleri ile birlikte döneminin dünyada en iyi eğitim kurumlarından biri. Milano'da defileye çıkmıĢ gibi boy boy. kilise ve krallara karĢı düĢünce burada korunmuĢ. havaalanı yerine sinemaya. Hatırlayanlarsa. Ancak bugünlere özlem duyarken. düzenli aralıklarla beyin fonksiyonlarımız ölçülecek ve ona göre butik beyin jimnastiği programları geliĢtirilecek. sokaklarda konuĢulan çeĢitli diller çınlıyor. Cumhuriyet'le birlikte Ġstanbul'un taĢralaĢtığını. Sonraki yıllarda rejim yazıları moda oldu. Leon Rosenthal. 'Ġnsanlar neden aç?'. Asıl olanlar gözden kaçıyor. Ama daha o günlere gelmeden belki de modern insan. Bu konuda söyleyecek yeni bir Ģeyiniz varsa ya da Ģimdiye kadar söylenenleri sanki ilk defaymıĢ gibi çok farklı bir Ģekilde sunmayı becerebiliyorsanız. Bologna. evlerden Yunan bayraklarının asıldığını da unutmuĢ gibiyiz. yaĢantımıza. GüneĢ'in Dünya'nın etrafında değil de Dünya'nın GüneĢ'in etrafında döndüğü. burada savunuluyor. paraya çevirmenin o denli peĢine düĢüldü ki. burada yaĢatılmıĢ. nasıl pazarlanacak? Yakında beyin vitaminleri modasıyla birlikte. Bilgi çağı denilen günümüzde düĢüncelerimizi metalaĢtırmanın. Modern insan. Ve derdimiz sağlıklı yaĢamak. Ġki grup da azınlıkta ama en çok onların sesleri duyuluyor. Belgrad ormanı koĢucularını yıllar öncesinin vücudu zinde tutmaya yönelik kitaplarına borçluyuz. Yeni dünya düzenini alternatifsiz görmenin aymazlığı. sinirler geriliyor. tuvalet yerine komĢuya gitmek. cevaplarını aramak önemsenmez oldu. Katolik kilisesinin baskısına rağmen egemen düzeni alt üst eden Kopernik devrimi. Ancak eski Ģehrin sokaklarında kararlı adımlarla derslerine . Salamanca Üniversitesi'nde bugün de 10 bin küsur öğrenci okuyor. boyalı vitaminler. Üniversitenin cenazesi Gündüz Vassaf 29/02/2004 Ġspanya'daki Salamanca Üniversitesi 1239'da kurulmuĢ. otelci 89. eĢ dost ziyaretlerinde en yeni. Batı'nın önde gelen yayınevleri size astronomik avanslar ödemeye. Evin yolunu ĢaĢırmak. yatak odalarındaki sabit bisikletlerle kürek çekme makinelerini. Listeye bakınca Ġstanbul'un bir zamanlar ne kadar kozmopolit bir Ģehir olduğu insanın gözlerinin önünde canlanıyor. Birinci Dünya SavaĢı'ndan sonra Ġstanbul'un iĢgal altında olduğu günlerde. Tıptaki buluĢlarla yaĢam süresini uzatan türümüzün yeni korkusu vücut sapasağlamken kafanın koyuvereceği. alıĢık olmadığı bir Ģey yapmayı da deneyebilir. Her sabah uyandıktan sonra beĢ dakika bilmece çözülecek. belki de bu sokaklarda oturanların birçoğunun neredeyse bayram ettiğini. vücudunu garantiye almıĢ olmanın yalancı huzuru içinde. 21. Engizisyonda apar topar götürülen üniversite rektörü beĢ yıl mahkûmiyetten sonra tekrar döndüğünde ilk dersine "Dün bıraktığımız yerden devam edelim" sözleriyle baĢlıyor. her gün hava raporunu takip edercesine piyasaya çıkan yeni aletlerle vücudun çeĢitli fonksiyonlarını ölçmek. Bir tanıdığımın çocuğuna 'Erdem nedir?' diye sorulduğunda. Avrupa'da taassuba. 'Amca bana Ģıkları söyle' diye cevap verdiğini hatırlıyorum. Unutmak. Vücudumuzu ölümsüzleĢtirmek istercesine gösterdiğimiz gayret ve harcadığımız paranın dünya ekonomisinde kayda değer bir yeri var. Kim bilir bu korkular üzerine ne gibi yeni ürünler piyasaya sürülecek. kalbe iyi gelir diye akĢamları tek kadeh kırmızı Ģarap. uygarlığımızın tarihindeki toplam göçmen sayısından çok.

Ġstanbul. geleneğe göre mezun olunca öldürdüğü bir boğanın kanı yerine artık boyayla yazılan öğrenci isimleri. Salamanca'yı ziyaretimden bir hafta sonra Boston'da Harvard Üniversitesi'nin kitapçısındaydım. ġehir insan bütünlüğü olmayınca da Ġstanbul'un kendisi tüketilir oldu. daha çok geldiği yere 'memleketine' sahip çıkıyor. ġehir ve Ģehirde yaĢayanlar arasındaki bağ koptu. Paris'den çok. bahçelere gömüldüğünü hatırlattı. Üniversite binalarının panolarında duyurular sade not ve imtihanlarla ilgili. sağır ve kör. bir dünya markası değil. Ġstanbul'u bir dünya markası yapmak. Londra. Ġstanbullu olmamakla övünüyor. 'Ortaçağda kuruluĢundan bu yana. Kendileri için hazırlanmıĢ bir 'Venedikland'ı' değil. ulaĢım sorunlarından. kütüphanemizi kapatırız' (bir gün için bile olsa) diye protesto niteliğinde bir tepki de yok. Görünürdeki iki kitapçının kapladığı toplam alan Ġstanbul'da Markiz'i andıran Ģık çikolatacının yarısı kadar. bu sömürgeleĢtirilmiĢ mantığın tezgahında yakında camilere de bilet de kesilir. ancak bu Ģehirde yaĢayanların hayatına imrenildiğinde.. 21. dünyada belki de örneği görülmemiĢ bir Ģekilde kar öncesi tatil üstüne tatil ilan edilerek örtbas ediliyor.yetiĢmek isteyen öğrencileri görmesem burada bir üniversite olduğunu anlayamayacağım. insanı da metalaĢtıran yeni dünya düzeniyle süratle bütünleĢmekte. Bugün Ġstanbul'da yaĢayan çoğu Ġstanbullu. Okur fiĢleniyor. görkemli tarihiyle Ġstanbulla karĢılaĢtırılabilecek ender Ģehirlerden Venedik. Burada karĢılaĢtığım manzara bana Türkiye'de 12 Eylül'ü. Ġstanbul Osmanlı Ġmparatorluğu döneminde çok kültürlü. ġehir vapurlarıyla deniz otobüsleri tarifelerinde hafta sonlarının hangi günler olduğunda dahi anlaĢamayan bir mantıkla çalıĢıp sürekli değiĢtirdikleri kaldırım taĢlarında seksek oynayan 'vizyonlu' yöneticiler bu Ģehri dünya marka yapma çabası içinde. bu Ģehirde oturanların yaĢam ihtiyaçlarını karĢılayacak bir mekan olarak değil. Böyle bir yasaya karĢı 'O zaman biz de kitapçımızı. modernleĢme adına tarihi tahrip edildi. Ġstanbul. Salamanca'yla birlikte aynı dönemde kurulan dünyanın gözde üniversiteleri Oxford. Duvarlarda tek göze çarpan. Herhangi bir ticari alanda baĢka ülkelere göre rekabet gücü de yok gibi. Çin'e kayacak. Bugün Türkiye. Irak'ta ABD iĢgal ordularına sattığı ekmekten kazandığı parayla bile iftihar eder konumunda bir ülke. ihmal edildi. depremlere hazırlılıktan söz edilmiyor. Kitapçılar ve kütüphaneler. geçmiĢini inkar etti. Ģehri allayıp pullayıp yabancılara satmak. asırda 'boy gösterebilecek' bir insan yatırımı da olmadığına göre ümitler Ġstanbul'da. kendi kendine iĢ edinip. Ģehrin eğitim. Okurlarına da bilgi topladığını bildirmeye hakları yok. askeri cuntayı ve yakalarlarsa 'Beni hapse atıp iĢkence yaparlar' korkusuyla banyo küvetlerinde kitapların yakıldığını. dıĢa açıldığından beri eskisi gibi kendini besleyemiyor. kopartıldı. Üstelik. sırf baĢlığında ideoloji kelimesi var diye ġerif Mardin'in 'Din ve Ġdeoloji'si de dahil olmak üzere yüzlerce kitabı gözden ırak bir yere kaldırmıĢtı. Yeniden de kurulmadı. Sokaklarda ne el ilanı dağıtan var. Benim Harvard Üniversitesi Kitapçısı'nın kuytu bir köĢesinde gördüğüm ve o ana kadar üç kiĢinin imzalamıĢ olduğu bir dilekçe. Ġhsan Doğramacı ve YÖK'le birlikte de Türkiye'de üniversitenin cenazesi kaldırıldı. adalarda söndürülemeyen yangınlardan. çöp. Ġstanbullulara kapalı bir Ġstanbul mu olacak? Yönetimlerin normal vazifesi olan iĢler. Sultanahmet müzeler bölgesi. Ģehrin reklam tahtalarında baĢarı olarak ilan ediliyor. burayı ziyaret edenler keĢke Ġstanbul'da yaĢayabilseydim dediğinde yeniden bir dünya Ģehri olabilir. içine kapandı. Amaç varlıkları metalaĢtırıp markalaĢtırmaksa. Dünyada en çok ziyaret edilen Ģehirlerden biri olan. Ġstanbul bir dünya markası olacak. Gecekondulardan. Ġnsan dokusu değiĢti. Tekstil sanayii bile belki 10 yıl içinde çökecek. bayrağa da yıllık sözleĢmelerle logo alınır. bu maddede değiĢiklik yapılmasına yönelik cılız bir çağrıydı. O günlerde Boğaziçi Üniversitesi'nin kütüphane sorumlusu bile. Ġstanbul ve yeni sakinleri birbirlerine yabancı kaldı. ne de imza toplayan. Gelenler Venediklilerin Venediğini ziyarete geliyor. Borçları giderek artan Türkiye. Beyoğlu alıĢveriĢ merkezi. Geçen sene kanunlaĢan Patriot's Act'in (Vatanperverlik Yasası) bir maddesine göre devlet. Kilyos deniz eğlenceleri beldesi olacakmıĢ. bu koĢulların yarattığı kiĢilerde oluĢan bir mantığın ürünü. iĢ ve para. emeğin çok ucuz olduğu. ne bir toplantıyı duyuran afiĢ. İstanbul Gündüz Vassaf 22/02/2004 Ġstanbul'u dünya markası yapacaklarmıĢ. New York. mehmetçik de kiralanır.. Paris ya da Bologna'da da durumun pek farklı olduğunu sanmıyorum. Yeni totalitarizmin özgürlük vitrininde kitap serbest. yabancıları memnun ederek sırtından para kazanılacak bir mal olarak düĢünülüyor. sağlık. kimlerin hangi kitapları alıp okuduğunu denetleyebiliyor. Harvard Üniversitesi'nin kitapçısında karĢılaĢtığım manzara bundan da dehĢet vericiydi. BangladeĢ'in bile rekabette güçlük çektiği. Nazi Almanyası ya da Sovyetler Birliği'nin ilkel totalitarizminde kitaplar yakılıp yasaklandığında Batı âleminde yer yerinden oynardı. Her yıl kar yağan bu Ģehirde kar temizlemekteki beceriksizlik. Bizans ve Osmanlı Ġmpratorluğu dönemlerinde dünya baĢkenti olan Ġstanbul'u Türkiye Cumhuriyeti'nin 59'uncu hükumeti bir dünya markası yapacakmıĢ. Cumhuriyetle birlikte tekdüzeleĢti. geleneklerine ve topluma duyarsızlığı bir yana. Hepsinde aynı telaĢ-mezuniyet. . Venedik her Ģeyden önce Venediklilerin Ģehri. tarihinin uzun bir döneminde hümanizmanın beĢiği olan üniversite üç maymunlar gibi sessiz. çok dilli bir dünya Ģehriydi. Yabancılara kollarını açan Yeni Ġstanbul. Belki de ülkenin 'geri kalmıslığına' mantıklı bir çözüm. kimin hangi kitabı aldığını devletin talebi üzerine bildirmeye mecbur.

............ ljub'm te.......... Ġyi bir seyahat yazarı.Hawaiice Ani ohev otach........... ancak ülkesine dönüp Cenevizlilere bir savaĢta esir düĢtükten sonra........... mahal kita.. KarĢılığında ne verdikleri ya da bir Ģey vermelerinin gerekip gerekmediği bence yeteri kadar tartıĢılan bir konu değil.....Braille Nin ko ngachitde................ Moğol Ġmparatoru adına Tibet....Kantonca T'estimo................ ÇağdaĢ seyahat yazarları çok farklı ve profesyonel bir konumda.... Anılarınıysa...— —... Marko Polo ve Ġbni Batuta gibi gezginler çağdaĢ seyahat yazarlarından farklı..Sırpça Jag alskar dig............ dil bilmese bile. Her ikisi de baĢkalarının dünyalarını yansıtmak iĢinden para kazanıyor...Tayca Mi .... yazmak amacıyla yola koyuluyorlar......... Marko Polo............. Ġkisi de gittikleri toplumların yaĢantısından bir Ģeyler almaya gidiyor....................Afrikaans . Chit pa de..... ..Katalanca Mina rakastan sinua.... Hindistan gibi yerlere resmi gezilere gidiyor. kum ve güneĢe giden turistlerden farklı olarak. dertlerini dinliyor..........Esperanto Seni seviyorum... 28 yıl süren yolculuğun sonunda ülkesine dönünce...........................Lehçe Eu te amo......Galce Se erotao.... gazeteleriyle önceden antlaĢmalarını yapıp...... ÇeĢitli kültürlerden insanlarla haĢır neĢir oluyor......... hapishanede Pisa'lı Rustichelli'ye dikte ediyor.. gezi notları...Zuluca Mi amas vin........Ġsviçre Almancası Iniibig kita........... evlerinde kalıyor.. '11 Kasım'da Polonya'yı tüketmeye geldim:' .....Klasik Yunanca Maney tamari satey pyar che......Litvanyaca ............... Hepsinin ayrı ayrı seyahat etme tarzı. Ġbni Batuta........... onların geçmiĢini.. Bill Bryson. Batuta da... AlıĢveriĢe.. Gezisinin baĢlangıcında alıĢveriĢe dayanan baĢka bir iĢi var....Fince Tha gradh agam ort...... Fas sultanının ricası üzerine anılarını (Rihlah) zamanın ünlü yazarlarından Ġbni Cuzai'ye dikte ediyor.....Tagalag Phom Rak Khun..... Kendisi gibi 14..Gujaratça Aloha i'a au oe.... âdetlerini araĢtırıyor.... Yayınevleriyle..............Mors alfabesi Kocham cie......../-......Japonca KhoĢim awee......Kürtçe As tave myliu..... onlar da gittikleri yerleri........... Günümüzden Colin Thubron.. Paul Theraux..Türkçe Polonya'yı tüketmek Gündüz Vassaf 08/02/2004 Seyahat yazıları...................Urdu Ngiya kuthanda. kendilerine özgü yazma biçimleri var...Portekizce Te iubesc. Sosyal bilimcilerin karĢılaĢtığı ahlaki sorunlar seyahat yazarları için de geçerli. Afrika ve Asya'daki bütün Müslüman ülkelerini ve kimi komĢularını gezip gören Ġbni Batuta da öyle............. Delhi ve Maldive Adaları'na kadı oluyor........................ aloha au la o'e........Burmaca Ngor oi ley...// —..Rusça Volim te...............Mi amas vin Gündüz Vassaf 15/02/2004 Ek het jon leef..... Bu arada Osmanlı öncesi dolaĢıp anlattığı Anadolu.......Romence Ya tebya lyublyu..... YaĢamın uç noktalarının gözlemcileri olan savaĢ muhabirlerinden çok farklılar..... En son Lehistan'dayken defterime düĢtüğüm ilk not Ģöyle.................. Bir de benim gibi kendilerini tutamayıp gün gelir de yazarım diye gittikleri yerlerde not tutanlar var.....Hintçe Aishite imasu.. Hocalık yapıyor... Türklerinin tarihi açısından özellikle ilginç bir dönemi kapsıyor.........Ġbranice Mai tumaha pyar karta hu...an aap say piyar karta hun... tanıĢtıkları insanları tüketmeye gidiyor.. Üstelik çeĢitli diller öğrenip Kubilay Han'ın gözüne girdikten sonra onun vekili oluyor.. KarĢı konulmaz bir arzusu var seyahat etmek için ve keyif için dolaĢıyor...... Sosyal bilimciler çeĢitli konularda yıllarca uzmanlaĢırken..... seyahat yazarları da empresyonist ressamlar gibi az zaman içinde kendi tablolarını yaratıyorlar....... Ama gene gittiği yerlerde topluma bir tür hizmet veriyor.. yolculukları için avans da alıp.. Yüzeysel kalan seyahat yazılarıysa çala kalem yazılmıĢ düzensiz bir turist rehberine benzemekten öteye gidemiyor...................................... Ġlki tüccar............. kısacası gittikleri ülkelerin 'özel' yaĢantısını dile getirmeye çalıĢıyorlar......Ġsveççe I Chaa di Garn... yüzyılda yaĢayan...... gittiği yerlerdeki insanların dünyasını paylaĢabilen biri. Burma...........................

Latin Amerikalıların müziği. Bu uygarlığın tarihine. Ģehirlerin adlarını yerlerini biliriz. Ġlk Amerika'ya yerleĢen beyazlar eski dünyanın dıĢlanmıĢ. Sabahları milli hatta ırkçı olan damak tadımız akĢamları çokkültürlü olur. vahĢi. en az Afrika'daki savaĢların. yüzyılda kaleme alınan bu Afrika efsanesi. YeĢil saniyeler mavi dakikalara. iliĢkilerinin baĢlangıcında. ya da bunlara sözde kalkan olan sessizlik duvarı da yemekler içinde en çok sabah kahvaltısının parçası. baĢkalarını unutturuyor. Ģiirlerini. Bunları bana geçen hafta okuduğum bir kitap düĢündürttü. zaman ve baĢkalarıyla paylaĢıp paylaĢmama seçimindeki özgürlük ve denetimimiz de en çok kahvaltıya özgü. Bulabildiklerimiz de. en az Afrika'daki devletlerin. . güven verici bir yanı olmalı. En tutucu halimiz kahvaltı sofrasında. daha önce Afrika'da hiçbir Ģey olmamıĢ gibi. kalanlarsa o günden bu yana aynı ilkellikle yaĢamlarını sürdürmüĢlerdir. Bilmek istesek de ne kitabı pek bulunur ne de üniversitede bu konuda uzmanı. Lehlere göreyse Rus hastalığı. sabah kahvaltısındaki uyumluluklarına seks kadar önem verseler belki hüsranla biten birçok iliĢki peĢinen engellenebilirdi. Adı 'Sundiata'. Ama sabah kahvaltısını bu kadar yerden yere vurmak da haksızlık.Afrika. genellikle tersini yani beyazları uygar. Yemeğin keyif olabileceği akĢam yemekleriyle keĢfediliyor. tadıp genellikle adlarını unuttuğumuz tanımadık yemeklere iĢtahımız akĢam vakti kabarır. dakikaları saniyeleri gösteren elektronik bir saat var. Dünyayı bir yana. Ürkütücü olan Afrika'daki çeĢitli uygarlıklara ya da kabaca Kara Afrika'ya karĢı birleĢtiğimizin farkında bile olmamamız. dinlerin. Ġngilizler 'The French disease' (Fransız hastalığı). Ürkütücü olan dünya çoğunluğunun tek bir uygarlığa karĢı birleĢip onu aĢağılaması. günü. uçsuz bucaksız rüya âleminden çıktıktan sonra. Kıyafet. Neon ıĢıklı. Vakit keyifli geçiyordu. yok saymamız. kültürüne. belirsizlikten korkan bireyin imparatorluk yemeği. Aramızda duran makinenin makineliği yetmiyormuĢ gibi bir de üstünde yılı. Kahvaltı. Hintlilerin yogası. adam olmaz. Fransızların mutfağı. Macera akĢam yemeğindedir. Onları aĢağılayıcı. yumurtanın kaç dakika kaynaması gerektiğine hükmedebilmenin. hayal kırıklıkları. ırkçı fıkralarımızın konusu olmaya bile layık görmememiz. Türklerin halıları. ne Ģarkılarını. Kahvaltıda yediklerinden kimsenin midesinin bozulduğunu hiç duymadım mesela. Avrupalıların da birbirlerini nasıl aĢağıladıklarının en çarpıcı örneklerinden biri bu kıtada belsoğukluğuna verdikleri isimler. 1 Şubat 2004 Gündüz Vassaf 01/02/2004 Ülkelerin. doğasına göstermemiz. Hong Kong ya da Küba hakkında bildiklerimiz nice imparatorluklar kurulan Kara Afrika'dan fazladır. uygarlıkların önyargıları saymakla bitmez. AkĢam yemeğinin aĢkı kahvaltıda ĢaĢalar. aynı kahvaltıyı yaparız. Arapların göbek dansları artık sıradan ortak bir dünya kültürünün unsurları. belsoğukluğundan Amerika'yı sorumlu tutmak. Sekiz yüzyıl boyunca kuĢaktan kuĢağa halk ozanları griotlar tarafından aktarıldıktan sonra nihayet 20. En az Afrika'ya gitmeye meraklıyız. Afrikalılarsa uyum içinde yaĢadıkları toplumlarından köle olarak koparılıp getirilmiĢken. Afrika'yı felaketler kıtası olarak algıladığımızdan en az burada olup bitenin haber değeri vardır. AkĢam yemeklerinin özgürlüğüyle karĢılaĢtırıldığında kahvaltının totaliter bir yönü var. yani sömürgecilik tarihi üzerine kuruludur.bir uygarlığın. filmlerini. Avrupalıları birleĢtiren bir görüĢ ise hastalığın Avrupa'ya Yeni Dünya'nın keĢfinden sonra yayıldığını iddia ederek. mekân. farklılıktan. Fransızlar belsoğukluğuna 'Mal de Napoli' (Napoli kötülüğü) diyor. Asırlar önce yaĢamıĢ bilge Çinlilerin atasözleri. mavi dakikalar kırmızı saatlere dönüĢüyor. Afrika'ya ilgimizi bu kıtanın insanlarından çok vahĢi hayvanlarına. Küçücük Ġskoçya. Afrika'nın ne atasözlerini biliriz. Roma'nın kuruluĢunu anlatan Virgil'in Anead'ına benzetilebilir. KarĢılıklı oturmuĢ önümüzdeki kahve makinesinin vazifesini bitirmesini bekliyoruz. Ġlk öğrendiğimiz kurallardan biri kahvaltının gerekliliği. genellikle sabah kahvaltısıdır sona kalıp saklı kalan. BaĢka ülkelerin de mutfaklarından hoĢlananların tecrübeleri akĢam yemeği üzerine kurulu. Çin yemeğini sevenlerden kaç kiĢi bir buçuk milyar Çinlinin kahvaltıda ne yediğini bilir? Ne lokantada Çin kahvaltısı edebilirsiniz ne de bir yemek kitabında tarifesi bulunur. yedi düveli bize düĢman görmeye yatkınlığımızdan. Uzak diyarlardan kiĢilerle seviĢircesine. danslarını. efsanelerini. onları baĢka yana görmemiz. doğal afetlerin farkındayız. Küçücük Avrupa'da bile insanların birbirlerini horlamaları ulusal kültürlerinin parçası. kimi zaman ürkütücü. dillerine ne kadar da yabancıyız. Kahvaltı Gündüz Vassaf 25/01/2004 En ürkütücü kahvaltımı Berlin'de misafir kaldığım bir evde yapmıĢtım. Kahvaltıysa her ülkenin en sadık yemeği. O belirsiz. Ancak bu ülkelerin birbirlerini aĢağılamaları karĢılıklı olduğundan bir eĢitlik söz konusu. Yemek kitapları da öyle. Onları geri. Yeni tanıĢan çiftler hayat felsefesinden cinsel isteklerinin gizlerine kadar birçok Ģeyi paylaĢırken. tutunamamıĢ sefilleri. Birlikte yaĢamaya karar verenler. Ġtalyanların çocuklarını korkutmak için 'Mamma li Turcha' (Türkler geliyor) ya da Fransızların odun kafalı anlamında 'Tete de Turc' (Türk kafası) tabirleri. Bel soğukluğu Ruslara göre Leh hastalığı. kahvaltı sofrasının değiĢmeyen düzen ve âdetlerinin. Yüzyıl önce bir soykırımda milyonlarcasına öldürülmüĢler mi? Dünyanın en güvenilir ansiklopedisi Britannica'da Belçika'nın Kongo'da yaptığı soykırıma iliĢkin tek bir atıf bulamazsınız. sefalet ve hastalıklarıya dünyanın sırtında yük olarak görmemiz. Çiftler arası sürtüĢmeler. Mali Ġmparatorluğu'nun nasıl kurulduğunun öyküsü. Bireyi koruyucu bir yanı var. Dünyanın ilk insanı Afrika'da iki ayak üstünde durduktan sonra göçlerle yayılıp çeĢitli uygarlıklar kurmuĢ. Kendimizi bilmemizden ölümümüze kadar fabrikada aynı vidayı robot gibi üretircesine. karaları vahĢi biliriz. Ta birlikte kahvaltı edene kadar. dıĢ dünyanın bu kıtadaki varlığı. Onları açlık. Zaman bir iĢkence makinesine sıkıĢtırılmıĢtı.

karĢılıklı olarak kimi ipe sapa gelmez. Biz gittiğimiz yerlerin insanlarını seyrederken onlar da bizi seyrediyor. bir zamanlar Tarzan filmini seyreden Afrikalıların kendilerini bu yabancı kahramanla özdeĢleĢtirmelerine benzetilebilir. dövüĢ sanatını popülarize etmesi bizim sanatsal tercihlerimizi değil de çağdaĢ ABD toplumunun yüzünü yansıtıyor. Tarantino da bunu. 1968 kuĢağının aĢk ve barıĢ sanatı bunu yansıtmıĢtı. Türkiye'de ideolojik bir Ģablona göre anlatılırdı. turist olarak gittiğimiz yerlerde sade fotoğraf makinelerimiz ve cüzdanlarımız değil seferber olan. baĢka Ģiddet filmleri ve insanın korkma eğilimiyle dalga geçercesine. turĢu 'turĢiya'. vahĢet dozu giderek artan film kareleriyle ilgimizi çekebiliyor. vasiyeti üzerine yakılır.Ģiddetten haz almaya ihtiyacı olduğu söylenebilir mi? ABD'li film yönetmeni Tarantino'nun bol kanlı. Kimi toplumlar ya da topluluklarda Ģiddetin günlük yaĢama yansıması. Bir gazete haberi okumuĢtum. Tarantino. Kadın kocasının küllerini üç dakikalık bir kum saatine koydurtur. uçurduğu kellelerle hepsi birbirine benzeyen Japonların kolsuz kellesiz gövdelerinden fıĢkıran kana bol bol tanık oluyor. Ġnsan türünün Ģiddet ve korkusu üzerine kurulmuĢ bu film biz seyirciler için bir eğlence biçimi mi? Kimilerinin dediği gibi Tarantino Ģiddete yabancılaĢmamızı sağlayarak bizi bu vahĢi yönümüze daha duyarlı mı kılıyor? Problemli geçen çocukluğundan beri korku ve dövüĢ film ve çizgi romanlarıyla haĢır neĢir olmuĢ bir yönetmenin bu konuda ustalığı mı bizi cezbeden? Tarantino'nun filmini beyazperdede alıĢılagelen Ģiddet ve korkudan farklı kılan ne? Bilemiyorum. 'Kill Bill' Gündüz Vassaf 18/01/2004 Ġnsan türünün korkmaya. bir Ugandalı'nın. Türkiye'ye kapitalizmin batağına saplanmıĢ bir ülke olarak bakar. korkunun ulusal paranoyaya dönüĢtüğü bu ülkede Ģiddetin de özellikle sinemaya bu 'hafiflikte' yansıması kaçınılmaz. yaĢadıklarımız üzerine yorum yapma gayretiyle beynimiz de harıl harıl çalıĢıyor. En son 'Kill Bill' filminde seyirci. Bulgaristan'da üç köy Gündüz Vassaf 11/01/2004 Bulgaristan'da Türkiye için 'komĢiya' diyorlar. Amerikan hegemonyasının yeni dünya düzenindeki her tür Ģiddetine karĢı çıkan bizlere. Türklerin ikinci sınıf vatandaĢlar olarak bu ülkede çektiği zulümden söz eder. Zamanın sahibi olabilir mi?. Aslında turizmde de diyalektik bir iliĢki söz konusu. Filmlerinin baĢka ülkelerde de benimsenmesiyse. Uzakdoğu savaĢ sanatının nasıl karikatürize edilebileceğine. orada neyi nasıl algıladığıyla. . Mutlu bir çift. kamyon Ģoförlerinin bir çift naylon çorap karĢılığı Bulgar kadınlarıyla nasıl beraber olduğunu adeta övünçle anlatırdı. devletin ölüsüne ödül koydukları düĢmanlarının kesik baĢlarının görüntülerinin haber programlarında yayımlandığı. kendimizi anlamaya çalıĢıyorum. Kendimi. çarpıcı örneklerle bu gözlemler dile getirilirdi. zaman zaman seyirciyi de güldürerek. Sonuçta. kendine özgü bir üstünlük kompleksiyle. sevmeye olan eğilim ve gereksinimimiz. Uzun yıllar evliler. sanat da bizi. Bulgaristan'a cennet. Sağ. Yoksa içimizdeki Ģiddetten daha da güçlü olan. Soğuk SavaĢ yıllarında Bulgaristan. Soğuk SavaĢ'ın bitmesiyle Türk yazınında eski sosyalist ülkelere ilgi de kayboldu. Yeni bir yerde olmanın heyecanıyla yolda en alıĢık taĢ parçasına farklı gözle bakabiliyor. Adamın tek Ģikâyeti sabah kahvaltısıyla ilgili. Seyahat etmek. hatta evimize götürmek üzere cebimize bir iki tane koyabiliyoruz. Rakı 'rakiya'. kanıksanmasını yansıtıyor. Ģiddet dolu filmleri hem seyirciye çekici geliyor hem de birçok eleĢtirmen. örneğin Japonların çay seremonisini değil de.Ancak bu sabah dokunulmazlığı da 'iĢ kahvaltısı' olarak son yıllarda kapitalizmin her saniyemize tecavüz eden hükümranlığına girmekte. yönetmenin ustalığından söz ediyor. kendi ülkesi olan ABD'de vahĢetin sıradanlaĢmasını. Ġsveçli'nin ya da Amerikalı'nın aynı yere bakıĢ açıları çok farklı. Sol. Tarantino ve benzerleri giderek ahlak dıĢı bir konuma sürüklendiğimiz dünyamızda klinikleĢmiĢ halimizin temsilcileri. kendine özgü bir kültürü yaratabiliyor. Koca ölür. gittiğimiz yer kadar kendi hakkımızda da bir Ģeyler anlatıyor. Ġlkokul çocukları tarafından iĢlenen toplu cinayetlerin tekrarlandığı. Gördüklerimiz. yeni yerler görmek de bir tür tüketim biçimi. Ġntibalarımız. Batı edebiyatında ilk Edgar Allan Poe'nun Ģiirlerinde hayal gücümüzün uç noktalarını uyaran korku bugün ABD'ye özgü bir tür vahĢetle artık gündelik yaĢamda bile sıradanlaĢmıĢ. Belki ABD'nin öncülüğünde geliĢip Hollywood aracılığıyla da yayılan yeni dünya kültürünün. bu eğilimlerimizin tüketicisi konumuna getirebiliyor. California güzeli sarıĢın kahramanımızın kılıcıyla kestiği kollar. Osmanlı geçmiĢinin bilinciyle Bulgaristan'ı dolaĢan bir Türk'ün. Benim aĢağıda anlatacaklarımsa Bulgaristan'ın güneyinde Rodop dağlarında hepsi birbirlerine 15-20 dakika mesafede olan üç köye iliĢkin kısa ve herhangi bir yorum getirmekte son derece güçlük çektiğim gözlemlerim. Tam üç dakika olmasını istediği rafadan yumurtanın kıvamını karısı bir türlü tutturamıyor. Kendimize tabirini yakıĢtırmasak da. Amerika'nın Ģiddeti yabancılaĢma adına içselleĢtirme ya da kabullenme biçimi de cazip gelebiliyor. kimiyse son derece uyarıcı binbir çeĢit ĢipĢak yorumlarla gördüklerimizi de tüketiyoruz.

Ama motosikletinizle gelip almanız on dakika bile sürmez.Neden? . kendi haline bırakılmıĢ bir köy görüntüsü. Etrafta gürültülü patırtılı bir insan karmaĢası. Eflatun'a göre bilgi bir erdem idi. kamu kuruluĢları ve özel teĢebbüsün hakkımızda her türlü bilgiyi toplama giriĢimleri bire bir örtüĢmekte. Ekranıma göre Ģu anda size kayıtlı cep telefonunuzdan arıyorsunuz. Ġnsanların zamanında çektikleriyle. . Primlerinizin artmasını istemiyorsanız az yağlı soya fasulyeli yoğurt pizzamızı tavsiye ederim.Sisteme bağlıyız beyefendi! . bal satarım. .Sağlık sigortası kayıtlarınıza göre yüksek tansiyon ve kolestrolünüz var. Ama daha derinlerde de bir Ģeyler olmalı. Çingene yani Roma köyü. Oysa öyle bir yeni düzen kurulmakta ki. mekânlarını benimsemeleri arasında bir iliĢki var mı bilemiyorum. Her Ģeyin çözümünün piyasada olduğu söylendiğine göre. Hele terörizme karĢı açtıkları savaĢta dünyanın egemen güçleri her Ģey hakkında her türlü bilgiyi toplamayı meĢru kıldılar. peki yoğurtlu pizza olsun. 6102049998-45-54610. yüzyılda Müslüman olan Slavlar. Yollar. Yani Bulgaristan Osmanlı egemenliğine girdikten çok sonra 15. Kerpiç evlerin badanası dökülmüyor. . Ģimdi baĢlayacağım ama. Nasıl kabilelerde bireyin özel dünyası yok idiyse yeni dünyada da olmayacak. yol kenarlarında oturabilmek için banklar. Ġnsanların birbirleriyle. .. bu gidiĢle bakarsınız 'geliĢmiĢ ülkelerde' özgürlüğümüzü koruyabilmemiz için bize birden çok kimlik satan Ģirketler de çıkar. Her telefon konuĢmamızı. Farklı olan insan unsuru. hasır sepetlerden çöp atılacak yerler. Daha çok paramız olsun istiyoruz ki özgürce tüketelim.Deniz mahsulleri pizzası istiyorum. . Neden bu farklılık? Birbirine komĢu bu üç köyde maddi koĢullar aĢağı yukarı aynı. hakkımızdaki bilgileri birleĢtirip toplayanlar da bizi yönlendirebiliyor. .Geçen hafta kütüphaneden 'Soya Soslu Yoğurtlu Yemekler' adlı bir kitap almıĢsınız.. hakkında bildiğim her Ģeyi satarım. Güvenlik birimleri.Tavsiye etmem zaten 15 Aralık'ta polise küfretmekten aldığınız ceza var. Yasaklar.. köyün kahvesinde hep birlikte yiyip içen gençler. köylerinden kaçmak üzereler buradan kaçıp gidecek insanların görüntüsü. etrafta poĢetler. . Sanki bir felaket haberi gelmiĢ de köy ve köydeki yaĢam altüst olmuĢ. arabalar yoldan baĢka arabaların da geçeceği düĢüncesiyle kenara park edilmiĢ. Tarihimizdeki özgür/anonim birey dönemi kapanıyor. .Birinci köyün adı Gorno Drianova. Her yerde bir düzensizlik. yüzyılda özgürlük Gündüz Vassaf 04/01/2004 Yağ satarım. baskılar kalksın istiyoruz ki hepimiz her ortamda korkmadan özgürce düĢüncemizi ifade edelim.Neden? . her e-postamızı kaydedecek güçte makineler durmaksızın çalıĢmakta. çevreleriyle iliĢkileri. Ne kadar zamanda gelir? . SipariĢinizi ala. evlerin önü pislik içinde. Gene aynı yolun üstünde yarım saatlik mesafedeki üçüncü köyün adı Dolen. odunlar her yerde düzenli bir Ģekilde istiflenmiĢ. seyreden erkek ve kadınlar meydanın iki ayrı ucunda birbirinden uzak duruyordu. hem de gizli kimliklerde özgürlük tüketicileri. biz konuĢup tükettikçe kodlanıp fiĢleniyor. Pomak köyü. Meydanda çamura bata çıka halay çekiliyor. bezler.Pizza Hut'a telefonunuz için teĢekkür ederiz. Köyde düğün vardı. AĢağıdaki e-postayı "Böyle bir olasılık pek uzak gözükmüyor" ibaresiyle arkadaĢım Salih Katipoğlu'ndan aldım. sizden. Telefonumu nerden biliyorsunuz? .Evet. Din bir ayırt edici unsur olarak en önce akla gelenlerden... Aynı zamanda en güçlü silah. incir çekirdeğini doldurmayacak tercihleri dev aynasında sunarak bizi bölüp yönetebiliyor. Yolda yürüdüğünüzde somurtkan suratlar yerine güler yüzle merhaba diyenler.Evet. 21. Günümüzde diĢ macunu gibi alınıp satılan bir meta.. ama bu sizi ilk arayıĢım.Sizin yerinizde olsam bunu ısmarlamazdım beyefendi. . Herkes nesi varsa sokağa atmıĢ. kendilerini ikinci sınıf vatandaĢ hissetmeleriyle.45 dakika. . .. Hem yeni düzenin temsilcileri. Özgürlük günümüzün mitolojisi.Moto. .Evet Bay Ran ev telefon numaranız 218 3557456.. Aynı yolda on beĢ dakika uzaklıktaki Ortodoks köyü Kovachhevitza bir baĢka ülke. SipariĢinizin 17 Tan Bulvarı'ndaki evinize mi gönderilmesini istiyorsunuz? .Peki.Önce Çok Amaçlı Kartınızın numarası lütfen.Veriyorum.

Dünya çapında büyük göçler sonucu bayrak ve vatan toprağı birçok ülkede eski anlamını yitirdi. 21. Ama belirli refah ve uygarlık seviyesine gelenler de savaĢmak istemiyor. inanmak isteyenler çoktu. planlama ve eğitim dıĢında B-2 uçaklarının bakımına kadar iĢin içinde. Bu Ģirketler de kendilerini koruyacak silahlı elemanları gene baĢka Ģirketlerden sağlıyor. Ġkinci Dünya SavaĢı yılları sonunda buna inananlar. ġimdi astronotların yedikleri türden hazır yemekler var. mutfakta patates soymaktı. sermayenin çıkarı adına savaĢan paralı ordular Sierra Leone gibi ülkelerde silah baĢında. Bir Ģirketin elemanları. Tam 368 milyar dolar. Günümüzde egemen görüĢse savaĢın.' BaĢka bir afiĢte sözde polisçe arananların fotoğrafları. Toplantının gerçekleĢebilmesi için Tayland'ın baĢkentinde büyük çapta temizlik yapıldı. Irak savaĢında özel teĢebbüs. Onların dolgun maaĢlarının bölgede fuhuĢ ve esrar trafiğini artırdığını. Keza yeni Irak ordusu ve polisini eğitenler de özel teĢebbüs elemanları. Askerleri barındırma ya da yedirme gibi ayak iĢleri özelleĢtirmenin ufak bir kısmı. her an her yerde her türlü düĢmanla olası çatıĢmalara karĢılık verebilecek esnekliğe sahip olması gerek. Irak felaketiyle artık paralı ordusuna bile asker bulmakta güçlük çekiyor. Bir tek Kongo'da 3 milyon sivilin öldürülmesine dünya seyirci kaldı. Partinin bir özelliği göçmenlere olumsuz tavrı. KüreselleĢme. Seçimde kullandıkları afiĢlerden örnekler: Bir zencinin kapkara yüzü. güne Ġngiltere gazetelerini okuyarak baĢlıyorlar.Savaş anonim şirketi Gündüz Vassaf 28/12/2003 SavaĢın kültürü değiĢiyor. parlamentoların. ġirketlerin savaĢlara bulaĢmasıysa. Irak'ta ABD'nin en büyük müttefiki çeĢitli ülkelerden gelen sembolik askerlerden çok. kendilerine telefon eden Ġngilizler yabancılık çekmesin diye. BirleĢmiĢ Milletler'in kuruluĢ bildirgesinde 'Ġnsanların düĢüncesinden doğan savaĢ orada durdurulmalıdır' diye yazar. Orduyla iĢ yapan Ģirketlerin yönetim kurullarında ise emekli askerler var. yolsuzluğun çoğaldığını söylüyorlar. Rusya. ezilen de var olabilmelerini Ģiddette arıyor. her gün biraz daha kurumsallaĢıyor. *** KüreselleĢmenin dünyada herkesi birbirine yaklaĢtırdığının son örneği Hindistan'daki Bangalore bölgesinden. Hindistan'daki görevliler.' *** Pentagon'un 2004 yılı bütçesi yeni bir rekor. tarih boyunca defalarca iflas etmiĢ. *** Sırplardan kurtulan Kosovalılar Ģimdi BirleĢmiĢ Milletler'in gitmesini istiyor. Çin. eski ABD CumhurbaĢkanı Eisenhower'ın kendi ülkesi ve demokrasi için geleceğin en büyük tehlikesi olarak gördüğü ordu-sanayi iĢbirliği artık savaĢ alanını da kapsayacak bir biçimde. elinde bıçak. ABD adına Irak'ta bulunan her 10 kiĢiden birinin özel teĢebbüs için çalıĢtığı söyleniyor. bilet fiyatlarını ya da falanca trenin rötar yapıp yapmadığını soranları bulacaklar. Bırakın seyirci kalmayı bundan kaçımızın haberi oldu? Uluslararası haber tekelleri sessizliği tercih etti. Ama konu elmas gibi kıymetli madenlerin korunmasına gelince. Futbolcuların sırtlarında reklam taĢımasına alıĢtık. 10 bin evsiz barksız . sivil toplumun. Vietnam SavaĢı'nın neden olduğu toplumsal huzursuzlukla profesyonel orduya geçmeye mecbur kalan ABD. yüzyılın yeni savaĢ doktrinlerine göre ordunun küçültülmesi. Bush yönetimi terörle mücadelesine farklı bir boyut katıyor. bir Hintli'nin alacağı maaĢ Ġngiltere'dekinin onda biri. SavaĢ Ģirketleri barıĢ için de çarpıĢmaya hazır. Avrupa'da. Bu görevi Ģimdiye kadar Ġngiltere'de yapanlar iĢsiz kalacakken. Ama bugün özellikle baĢta ABD. Yanındaki yazı: 'Bizim sevgili yabancılarımız. BirleĢmiĢ Milletler de özel teĢebbüsün paralı ordularından niçin yararlanmasın diye soranlar var. yakında Hindistan'da telefona cevap verdiklerinde karĢılarında Ġngiltere'deki tren tarifelerini. Bölgelerinde neredeyse tüm hizmetleri sağlayan BirleĢmiĢ Milletler personelinin ayrıcalıklı konumundan Ģikâyetçiler. özel teĢebbüs. Savunma bütçesine eklenen bu yeni kalemle askerler bundan böyle Shakespeare'in oyunlarını seyredebilecek. Ġsrail'in uluslararası hukuku fütursuzca çiğnemesiyle. *** Ticaretin dünya çapında serbestleĢmesine yönelik bir adım da geçenlerde Bangkok'ta toplanan Asya-Pasifik Ekonomik ĠĢbirliği Forum'unda atıldı. Japonya'da gençler yıllardır savaĢ karĢıtı. Sıra askerlerde mi? Dünyadan paragraflar Gündüz Vassaf 21/12/2003 Ġsviçre'de yapılan son seçimlerde sağcı SVP partisi en çok oyu aldı. Son örnek Kosova Elektrik ġirketi'nin baĢına getirilen Joe Trutschler adlı bir Alman'ın 5 milyar doları zimmetine geçirmekten hapse atılması. Çölün ortasında bu askerler nasıl beslenecek? Eskiden olsa askerin bir görevi de üstünde önlük. Yanındaki yazı: 'Ġsviçreliler zencileĢiyor. Ver elini özel teĢebbüs. zenginyoksul uçurumunu derinleĢtirerek her türlü infiali körüklüyor. ABD ordusu taa Kuzey Amerika'dan kalkmıĢ Irak'a gitmiĢ. Bu görüĢ. ezen de. inananlarını da kurban ederek. Artık Ģirketler de savaĢta. BM'nin savaĢ üzerinde denetim gücünü askıya alma tehlikesini barındırıyor. doğal halimizin kaçınılmaz bir unsuru olduğu ve ayakta kalabilmemiz için hep daha çok güçlenmemiz gerektiği. Bir milyarı ABD askerlerine yepyeni bir hizmet götürmek için ayrılmıĢ. Ya da Türkiye gibi komĢu ülkelerde askerleri besleme ihalesini alan firmalar. Bu Ģirket elemanlarının kaçının öldüğü ya da kaç kiĢiyi öldürdüğü ne savaĢ istatistiklerine giriyor ne de günümüz koĢullarında uluslararası hukukun değinebildiği bir konu.

500 küsur insan hakları savunucusunun toplantı süresince ülkeye girmeleri de ayrıca yasaklandı. ilk kez ülkesine kısa bir ziyaret için döner. belki yüzyıllık geçmiĢi bile olmayan Türklük kavramı üzerinde o denli duyarlıyız ki. onları 'Türk dostu' ya da 'Türk düĢmanı' diye damgalandıran fikr-i sabitimizden çoktan kurtulmuĢ olurduk. Dünya kültürü.. sıkıyönetimler ve özellikle askeri darbeler sonucu. 'Gulliver'in Yolculukları'nın yazarı Dublin doğumlu Jonathan Swift. Üstelik biz. Türkiye'de İslam Gündüz Vassaf 07/12/2003 'Ġlahi Komedya' Ġtalyan yazarı Dante'nin en ünlü eseri. Ġrlanda halkına atfen 1724'te yazdığı ünlü 'Drapier Mektupları'nda Ģöyle der: "Zor koĢullar altında yaĢamaya uzun zaman mahkûm kalanlar giderek özgürlük nosyonlarını yitirir. Moskova'da son gecesinde. *** Son haber de Arjantin'den: Veri 1: AraĢtırmalara göre kadınlar erkeklerden üç misli sıklıkla iĢiyor. Biz kendimizi eleĢtirebilseydik aynadaki görüntülerimizi taĢlamaz 'Geceyarısı Ekspresi' gibi Türk düĢmanı ikinci sınıf filmler her an hortlayacak diye endiĢelenmezdik. cennette Tanrı'nın huzuruna çıkar. Kitap.." Kamuoyu yoklamalarında... Ve bu hakkı asla yabancılara tanımıyorum. çünkü Rusya benim. Sonuç: Kasiyer kızların sık sık tuvalete gitmeleri iĢbaĢında zaman kaybına neden olduğundan. Ama Cumhuriyet boyunca yıllarca süren olağanüstü haller. "Rus toprağının kokusu bambaĢkadır. Cumhuriyet'le birlikte ulusal ideolojinin tabiyetine girdi. düĢüncenin tartıĢılması yerine her adımda aitliğimiz sorgulanır oldu. Hakkım var. . yüzyıl müziğini etkileyen belki de en baĢta gelen isim. kızlar bundan böyle ihtiyaçlarını görev baĢındayken giydikleri çocuk donlarında görecek. 'Türküm. üniversiteleri öylesine kapıkulları kurumlarına dönüĢtürdük. otoritenin buyruklarını yasal ve zorunlu sanarlar. Biz kendimizi eleĢtirebilseydik yabancıların hakkımızda söylediklerini bu denli önemsemez. "Beyim sen benden daha iyi bilirsin" diye karĢılık verebilenler olmasına rağmen. Ancak benim Rusya'yı eleĢtirme hakkım var. Eserlerinin çalınmasını yasaklayan Sovyet rejimine o denli kızgındır ki. Buna özellikle son yıllarda dini aitliğimizi de eklemek isteyen güçler var. Herhangi bir sayfayı açtığımızda ilk kez tanıĢtıklarımızın 'akrabaları' önceki sayfaları karıĢtırırsak teker teker karĢımıza çıkabiliyor. Biz kendimizi eleĢtirebilseydik. Olayların beni anavatanımdan uzak bıraktığına. Ancak kültürü yerelleĢtirme eğilimlerinin sonucu genellikle kendi sayfamızda çakılı kalıyoruz. çünkü Rusya'yı seviyorum. yazarın 1300 yılında Paskalya'dan bir hafta önceki cuma günü Hatalar Ormanı'nda kaybolmasıyla baĢlar. Veri 2: Buenos Aires'de bir süpermarket zincirinde çalıĢan kasiyerlerin hepsi kadın. Türkiye tabii ki Ġngiltere'nin tahakkümündeki 17.' Gündüz Vassaf 14/12/2003 Ġgor Stravinsky 20. dünyanın ilk uydusu Sputnik'i uzaya yollamıĢ olmalarını bile öfkeyle karĢılar. Ġnsanın ancak tek bir memleketi olabilir. PadiĢahın kulları arasında en son Türklerde geliĢen ulusal aidiyet. Rusya'da doğan bestekâr. ne olur ne olmaz korkusuyla. Türkçeye birkaç kez çevrilen bu eser çoğumuzun kitaplığında olmasa bile genel kültürümüzün bir parçası. bu eleĢtiri hakkını bırakın yabancılara. kendimize de tanımıyoruz." Sanırım Stravinsky'nin sözlerinin son cümlesi yabancılar konusunda aĢırı duyarlı olan Türkiye'de olağanüstü bir anlayıĢ ve alkıĢla karĢılanır. Hapishanelerimizin çeĢitli dönemlerde siyasi tutuklularla dolup taĢması böyle olmadığımızın baĢlıca kanıtı. Geç uluslaĢmıĢ genç bir ulus olarak tüm benliğimizle her an tetikteyiz. Yolda Virgil'in ruhuyla karĢılaĢan Dante. bir yemekte içini döker. genç Sovyetler Birliği'nin yeni müziğini yaratmasına katkıda bulunamadığıma üzgünüm. Osmanlı'nın çöküĢ dönemiyle baĢlayan. oradan da hiçbir zaman kavuĢamadığı sevgilisi Beatrice'in eĢliğinde. 50 yıl aradan sonra.. Hakkım var. Avrupa ve ABD'de geçirir. geriye doğru çevirdikçe sayfaları çoğalan bir kitap gibi. doğal bir süreç içinde özgürlük nosyonlarımızı geliĢtirmemiz o denli engellendi ki. ömrünün çoğunu yurtdıĢında. kendilerini baĢkalarının merhametine teslim edilmiĢ biçareler gibi görür.. Petersburg'da geçen çocukluk yıllarını. Bu ülkede tasvip etmediğim çok Ģey olmakla birlikte elimde olmayan nedenlerden ötürü ayrıldım. doğruyum. yüzyıl Ġrlandası değil. Birinci Dünya SavaĢı öncesi St. düĢüncelerimizden ötürü o denli cezalandırıldık. ġiarımız sev ya da terk et. onun eĢliğinde dünyanın derinliklerine inip cehennemin yedi katının dehĢetini gördükten sonra Araf'a.. el âlem ayıbımızı görmesin diye cemaat gibi utanmak yerine. her yüzleĢmeden toplumca daha da güçlenmiĢ. bir davet üzerine. "Herkes ve her Ģeyin cehenneme bir an önce gitmesini sabırsızlıkla beklediğim yer" diye tanımlar. olgunlaĢmıĢ olarak çıkardık.. gündelik yaĢantımızda bile sürekli bir ulusal seferberlik konumundayız. Ölümünden bir yıl önce.sokaklardan toplanıp Ģehir dıĢındaki askeri bir kampa yerleĢtirildi.

Romalı Ovid'in de anlattığı bu masallar. her biri dünya büyüklüğünde 700 bin çadırlı cennet tasvirlerinin. 1000 yıl öncesi Uzakdoğu ve Mısır'a kadar gider. iki gün. Bir gün. taĢ kesilmiĢ gibi durmaktadır. Ona Ģöyle der. çini. ibadetten ve siyasetten apayrı bir gözle bakmak henüz Türkiye'nin tadına varmaktan uzak olduğu bir uygarlık anlayıĢı. ilk kez 'Karageorgis' ile karĢılaĢtığında onun çok önceden beri Ġstanbul'da 'Karagöz' olarak yaĢadığını ve de aslında bu gölge tiyatrosunun köklerinin Hindistan'a dayandığını bilmez. Muhammed'in Ġsa ve Musa'yla tanıĢması ve Musa'nın Muhammed'e dediklerinin. Keza Ġslam kültürüne özgü müzik. Sonunda doksan dokuzuncu gece gelmiĢtir. Muhammed'in cennet ve cehennemde serüvenlerinin edebi değerini takdir etme olanağından sivil toplumumuz ne kadar da uzak. beraber olamayacaklarsa ölmek istediğini söyler. Bugün Yunanistan'da bir çocuk. Türkiye gibi ender ülkelere özgü bir konum. Günler geçer. Üstelik ilk Arapça yazılan bu kitabın bir nüshası da 15. Dante'nin. Kültürel boĢluğumuzu ya da bocalamamızı siyasi bir aitlikle doldurmaya çalıĢmanın gafleti içinde değil miyiz? Din üzerine kurulan siyasetinse dini teröre kapı aralaması kaçınılmaz değil mi? Bir aşk hikâyesi Gündüz Vassaf 30/11/2003 Bu öyküyü bir filmde dinlemiĢtim. "Eğer benim balkonumun önünde yüz gün ve yüz gece bekleyebilirsen/ben de senin olacağıma söz veriyorum. Bugün yaptığımız gibi dini ibadetin ya da siyasetin bir unsuru olarak tanımakla yetinip. yüzyılda Uygur alfabesiyle Türkçe yazılmıĢ. aĢağıda bekleyen askere bakar. çıkarları uğruna dindar gözükenlerin cehennemde çektiklerinin. Bir de anlatanın kör olduğu. yüzyılda Fransa'da yazdığı masallarından biliriz. kapkara zebanilerle Karadeniz kıyısındaki meleklerin. Latince ve Fransızcaya çevrildiği biliniyor. askerin aĢkının gücünden etkilenir. Asker yerinden kımıldamaz. Onsuz dayanamayacağını. karda. Bu sığ görüĢ sonucu Ġslam kültürü ile laiklik. sanki demokrasinin çeĢitleri olabilirmiĢ gibi. 'Ġlahi Komedya'yı yazdığında. BakıĢ o bakıĢ. rüzgârda hep orda bekler." Asker baĢlar beklemeye. Asker arkasını dönmeden gider. Güzel olmasına kızların hepsi güzeldir ama kralın kızı prenses gibi de yoktur. modernite ile Doğu zıt kutuplarda algılanabiliyor. Hikâyenin sonunu ĢaĢkınlıkla dinleyene kör adam Ģöyle der. Prenses. asker bekler. Bunun son örneği. onun bir benzeri olan 'Miraçname'yi bilip bilmediği tartıĢma konusu. Oysa kurnaz karga tilkiyi milattan 300 yıl önce Frigyalı köle Azop'un masallarında da alt eder. eninde sonunda prensesle tanıĢmayı baĢarır. Hal böyle olunca parlak düĢünceli yabancılar ve onların yerli taklitçileri bu ülkenin kimliğine yaftalar yakıĢtırabiliyor. cennet ve cehenneme yolculuğunu resmeden bu kitabı bilir ki? Her biri diğerinden 50 bin yıl uzakta. Ne zaman baksa asker hiç kımıldamadan dimdik durmaktadır. kralın kızının yanında lafı mı olur? Ama her nasılsa. Prensese hemen âĢık olur. Ve bitmek tükenmek bilmeyen bu zaman boyunca Prenses de bekler. Gözlerinden boĢalmakta olan yaĢları tutamaz. TartıĢma konusu olmayansa Türkiye'de 'okuryazar' ya da aydın bilinenlerin belki de yüzde 99'undan fazlasının yazılıĢından 1000 yıl sonra 'Miraçname'nin adını bile duymadığı! Türkiye'de kaç kiĢi Muhammed'in. Dante kitabını yazmadan 50 küsur yıl önce. Ve sakın bunun ne anlama geldiğini sorma çünkü ben de bilmiyorum. Yoksa bu ünlü Ġslam eserinin onun yaĢadığı dönemde Avrupa'da tanındığı. KuĢlar askerin kafasına pisliklerini yapar. Doksan günün sonunda bembeyaz. Uyuyacak takati kalmaz. Prenses her akĢam balkonundan. Ortak bir geçmiĢi bilmememizin nedenleri inkârdan cahilliğe kadar geniĢ bir yelpazeyi kapsıyor. daha da öteye. Yağmurda. Ya da Muhammed'in süt kardeĢi de olan amcasının 1001 Gece Masalları çekiciliğinde serüvenlerini birbirinden çarpıcı resimlerle anlatan 'Hamzaname'yi acaba kaçımız biliyoruz.Karganın tilkiyi nasıl aldattığını La Fontain'in 17. Bir gün kral diyarın en güzel prenseslerini çağırdığı bir davet verir. yirmi gün geçer. Aklımda öyküden baĢka bir Ģey kalmadı. arılar onu her bir yerinden sokar. Sen anladıysan bana söyle. Ġslam'a. halı. mimari? Türkiye geçmiĢine sırtını çeviren genç cumhuriyetlik yıllarını çoktan geride bırakmıĢ olmalıydı. . kadın suratlı deve kuyruklu atı Burak'ın sırtında. Washington'ın Türkiye'ye birdenbire Ġslam demokrasisi tabirini yakıĢtırması ve kimi fırsatçı çevrelerin bunu hepimiz adına kimlik edinmesine seyirci kalmamız. Basit bir askerin. Dünyada çoğumuz Karagöz'ü tanımayan Atinalı çocuk gibiyiz. Kralın askerlerinden biri nöbet beklerken prenses önünden geçer. kültürüne uzak kalmak.

Sarı ceketli kadın içeri giriyor. bir daha hiç görüĢmediğimiz kiĢiler vardır. Kız yok. içeri girdi mi girmedi mi. Saat tam onüç yirmi. Vassaf. Kitap dergileriyle iliĢkimiz de çoğu ileride görüĢmeyeceğimiz insanlarla bir anlık el sıkıĢmaya benzer. ilk gittiğimiz bir evin kütüphanesinde o güne kadar farkında bile olmadığımız yeni kitaplarla karĢılaĢmak. onları arkada bırakarak bir Ģey almadan çıkıp gitmek de gizli bir buluĢma gibidir. Gafilin teki miydi. Birdenbire otobüs geçiyor önünden. Hayır. Mesafe onu tehlikeden korumakta. O tanıĢma anında yeni bir dünyanın pencereleri açılır. alıĢkanlıklarımızdan soyunmanın özgürlüğüyle tesadüflerin anlık . Lehçeden Ġngilizceye çeviren S. henüz değil. Onüç onsekiz. Kot pantolonlu gençler konuĢuyorlar. Yoo. KarĢımızdakinin cezbesine kapılır onunla birlikte zamansızlığı yaĢar. Kimse girmez oldu her nasılsa. tekrar buluĢmak üzere ayrılırız. Cavanagh. Bir maceranın ya da aĢkın eĢiğinde hissederiz kendimizi. Baranczak. Wislawa Szlmborska. Onüç ondokuz. GüneĢ gözlüklü adam dıĢarı çıkıyor. Nobel Edebiyat Ödülü 1996. onları unutmamız gibi. Terörist Ģimdiden karĢı kaldırımda. manzarasına da diyecek yok -filmlerdeki gibi. ama uzun boylusu giriyor içeri. C. Türkçe çeviri G. ceplerinde bir Ģey arıyor gibi ve yirmi saniye kala onüç yirmiye adi eldivenlerinin peĢinde tekrar girdi içeriye. Birkaç saniye daha. Kısa boylu olanı ĢanslıymıĢ. mopedine biniyor. Aynı. ġurda yürüyen kız. saçı yeĢil kurdeleli. 2003 Kitap kaçamakları Gündüz Vassaf 16/11/2003 Ġlk tanıĢtığımızda bizi etkileyen. Kel ve ĢiĢman adam çıkıyor ama. Onüç onyedi ve dört saniye. Onüç onyedi ve kırk saniye.Terörist seyrediyor Gündüz Vassaf 23/11/2003 Bardaki bomba onüç yirmide patlayacak. kuytu bir köĢede baĢ baĢa kaldığımız bir roman ya da Ģiirle kısa âlemlere dalmak. sonra da birdenbire saatimize bakıp. Ģimdi. kimilerinden birkaç sayfa okuyup. Aslında kitaplarla bu tür iliĢkimiz de farklı bir seviĢme biçimi değil mi? Yıllardır evliĢmiĢçesine tanıdık düĢünce ve dokunuĢları tazeleyen türden kitaplarla beraber olmanın ötesinde. Evet. Ya da bir kitapçının raflarında her biri bizi ayrı ayrı çağıran isimler üzerinde gözlerimizi dolaĢtırmak. ileride onları almayı aklımıza not etmek ve belki de daha akĢam sofrası bile kurulmadan. Saat henüz onüç onaltı. Birilerinin bara girmesine vakit var daha birilerinin çıkmasına da. BitmeyecekmiĢ gibi bu bekleme. Bomba patlıyor.

kadın ayakta erkek çömelerek iĢer. Raftan. bildik aĢklarıma sığınırcasına. Hayat boyu taĢıdığımız isimlerimizi seçen de biz değiliz. Kutsal kitaplara göre haftanın yedincisi olan Tanrı'nın istirahat ettiği bugünde. 'Anna Karenina' ve 'Harp ve Sulh'u yazdıktan sonra 51 yaĢında birdenbire kendisiyle yüzleĢmek üzere bu kitabı yazmıĢ.serüvenine teslim olmak? Geçen gün. rengârenk sonbahar yapraklarını kaldırıma doğru uçuĢturuyordu. Protestan mezheplerinden birine ait olmamak sosyal intihar. Ruh halimizi denetleyici güçlü ilaçların kullanılmasıyla birçok Batı ülkesinde olduğu gibi burada da büyük arazilere sahip akıl hastaneleri teker teker kapatılmakta. dinimiz. ülkemiz isimlerimizden belli. dünyanın en dindar ülkelerinden biri. devrimimiz kansız. baĢka diyarlarla kucaklaĢtırmaz mı günümüze sımsıkı sarılmıĢ kollarımızı? "Güney Amerika kabilelerinden birinde bakire kızlar hiç örtünmez. Rüyama giren elektrikli süpürge sesi bizim evden geliyor olamazdı. bir zaman makinesinden bakarcasına gözlerimin önünde sonbahar ve yaz birbiriyle karıĢıyordu. bu ülkedeki türdaĢlarımızın. Her Ģey her an değiĢiyor. AĢiretimiz. Bu tür haberleri okumayaysa pek kimsenin vakti yok. Yeni açıklanan bilgilere göre akıl hastanelerinin toprakları isimsiz mezarlarla doluymuĢ. baĢkalarının üzerimizde bir iktidar kurma biçimi." Diyelim ki iğrenç. Ġnsan. bembeyaz üniformalarını giymiĢ temizlik Ģirketi mensuplarının elektrik süpürgeleriyle benim odama doğru yöneldiklerini rüyamda görmeme fırsat bırakmadan gözlerimi açtım. yakın dostların. kâh örtüĢüyor. Sahifelerinin çoğu reklamlara ayrılan pazar gazeteleri. Eski Ahit'deki kehanetlerin yerine getirilmesinde kendilerine biçtikleri role inatla bağlılıkları. Az sonra beĢ yaĢındaki çocuklarıyla kiliseye gidecek olan komĢum. Doğumumuzda verilen adla ölüyoruz. çirkinliğine tahammül edilemeyen beyaz diĢler güzel olsun diye kimi yerlerde simsiyah kimi yerlerde kıpkırmızı boyanır. binbir çeĢit ilaç sıkıp çiçeklerinin koku ve rengini yapaylaĢtırmalarından belliydi sonbahar yapraklarının ölüsüne tahammülsüzlükleri. BaĢkan Bush ve arkadaĢlarının. ister yaprak olsun. kıyımsız olacak diye baĢlayan bir Karaip Ģiirleri kitabı bana göz kırpıyor. Sevgililerin. Amerika'da pazar sabahı Gündüz Vassaf 09/11/2003 Alkolizmden kurtulduktan sonra Hıristiyan köktenciliği keĢfetti. DeğiĢmez isimlerle damgalanmamız. yemyeĢil çimende mevsim git gelleri yaratılıyor. yüzyıl Fransız filozofu Montaigne'in okuduğu söylenen aĢağıdaki satırlarla karĢılaĢmak bile. hem bizi adım adım izlemek merakında olan devletlerin iĢine geliyor hem de tüketici profilimizi çıkarıp . isimler aynı kalıyor. Bu sabahsa yeni bir ibadet tarzının sesleriyle uyandım. Anne ve babalarımız aracılığıyla isimlendirilmemiz. Eğer düzenli ibadet dindarlığın bir ölçüsüyse. Eski mesleğime tepkimi depreĢtiren New York Times'da okuduğum bir haberse. Pazar sabahları kilise çanları herkesi ibadete çağırıyor. Derken. kâh geri tepiyor. Tolstoy'un 'Ġtirafnamesi'. 16. insanlar birbirlerine sırtlarını dönerek selamlaĢır. sonbahar yapraklarını bahçelerinden tırpanlamakla meĢguldü. ister insan. gördüklerimi bir yerleĢtirme sanatı gibi seyredip anlamlaĢtırmaya çalıĢacağım. otel. Güney Amerika yerlileriyle 16. Dün bizzat yapmıĢ olduğum ev temizliğinin fark edilmediğini. Bahçeyi örten yapraklar. kahverengi. yüzyılda geçirdiğim anlık maceradan dakikalar bile geçmeden bu kez de Tolstoy'la birlikte hayatın anlamını sorgulayarak kendimi yargılayıp tanrı katına dikiyorum gözlerimi. Uluslararası totalitarizm Gündüz Vassaf 02/11/2003 Egemen güçlerin evrimine iliĢkin son yıllardaki gözlemlerimi tek bir ifadede toparlayan 'uluslararası totalitarizm' deyimini bu yazıda ilk defa kullanıyorum. ölülerin kaynatıldıktan sonra eze eze lapalaĢtırılıp Ģarap katılan eti akrabaları tarafından yenir. sınıf arkadaĢlarının birbirlerine baĢka isimler yakıĢtırması. okurlarını öğleden sonra baĢlayacak alıĢveriĢ yarıĢına çağırmakta. Yazar. bu hastanelerde ölüp oracıkta gömülen 18 bin 33 'hasta'dan ancak 375'inin mezarının yeri belli. kırmızıdan oluĢan bir renk cümbüĢünde havalandıkça altında beliriveren. bahçesine çıkmıĢ. 'iĢe yaramayana' bakıĢının bir baĢka göstergesi. öylesine. Ġsim vermek bir yere bayrak dikmek gibi. Hele sabahın bu saatinde kötü sese tahammül edilebilse. özellikle küçük Ģehirlerde herkesin birbirini kilisesinden tanıdığı ABD. Zaten ikbaharda güllerinin üstüne. doğa ve makine. Ancak. Bu güzel pazar sabahında hepsi. golf sahalarına dönüĢtürülmekte. alıĢveriĢ merkezleri. yaĢadıkça birbirinden farklı kimlikler edinsek de ismimiz değiĢmiyor. Kimilerine göre seçimleri çaldı.. her yeni deyim gibi buna da temkinle yaklaĢmalı. ABD'de sabahları kiliseye gitmek kadar yerleĢik diğer bir ayin türü de yatakta yüzlerce sayfalık pazar gazetelerinden birini okumak.. itici ve garip bulduk kitapta karĢılaĢtıklarımızı. YaĢlandıkça tanınmayacak hale gelsek de. göz gezirdiğimiz bir kitapta. elinde basınçlı hava püskürtücü makinesi. ABD'nin Çin'i kuĢatmak ve petrolü denetlemekle özetlenebilecek emperyal misyonuyla. komĢumun makinesinin gücüyle sarı. Bir tek Massachusetts eyaletinde. zifaf gecelerinde çılgın seks âlemlerine katılır. tanınmıĢ bir ismin bilmediğim bir kitabını alıyorum. Gürültüyü kesmek için pencereyi kapatıp ardından bakınca mahalledeki diğer komĢularımın da aynı faaliyette olduklarını gördüm. erkekler birbirleriyle evlenir. mahkeme kararıyla Beyaz Saray'a yerleĢti. erkekler göğüslerindeki kılları kesip sırtlarındakini uzatırmıĢ. kalıplarımızdan kurtulma yolunda attığımız bir özgürlük adımı. kuaför bakımlı saçlarından kepek temizlercesine.

Uluslararası göçle birlikte hızla sayısı artan kültürlerarası evliliklerden doğan çocuklar. halkın rahatını bozacak Ģekilde sarhoĢluktan 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. küreselleĢen dünyada çok seçenekli tekdüzeliğe mahkûm olan yeni kuĢakların farklı olma merakı ve eski dinlerin toplumsal denetim gücünü yitirmesi. Hesaplar doğruysa. ġehri yoktan var eden gizli gizli yeni meslek grupları mı türemiĢ. Ġçine para atınca çalıĢıyor. Ġsimlerimiz. Ha evde bulaĢıkları yıkamıĢsın. ġehrin tek oyuncakçı dükkânı Kızılay'da. KuĢkuluyum. yüzyıl insanı. Evimizdeki radyo kumbaralı.tercihlerimizden para kazanmak isteyenlerin. her yıl kiĢi baĢına üç kitabın düĢtüğü ikiyüz milyon kitaplık bir Türkiye var. göklere erme yarıĢında devlet binaları. Gençlerbirliği futbol takımının formaları kulübün yöneticisinin evindeki çamaĢır makinesinde yıkanıyor. acele bir yemekten sonra. Ben imtiyazlıyım demeye getiren sivillerin sigarası Silahlı Kuvvetler. Kızılay'da voltada.. Babam da mebus ama komĢularımız gibi bizim de buzdolabımız yok. Ģimdiden yeni tür isimlerin bolluğuna yol açmakta. Tarihimizde farklı farklı isim değiĢtirme örnekleri var. ay sonunda sinek avlardı. Subayların. isimlerimiz üzerine kurulan hegemonya giderek azalacak.. dıĢ görüntüsünü çeĢitlendirmek ya da farklı kimlikler benimsemekle uğraĢadursun. 1970'li yılların baĢından söz ediyorum. Irkçılığa hedef olmamak için bu ülkedeki göçmenler çözümü egemen Anglo-Sakson kültürünün isimlerini almakta bulmuĢ. Devlet bizi yeni yöntemlerle fiĢledikçe isimlerimize ihtiyacı kalmayacak." Alpaslan Yiğit'le Yozgat gazetesinin yaptığı söyleĢiyi aynen aktarıyorum. Gençler. zamanında Afrika'dan getirilen kölelere. keyfimizce takıp değiĢtirdiğimiz birer süs olacak. bakan çocukları. Evlerde. Altındakı yazı -"Komünizm görüldüğü her yerde ezilmelidir. Derken Anadol çıktı. Gece ayazına rağmen Atatürk Bulvarı'nın kaldırımında biriken kalabalık bir mağazanın vitrinin arkasına yerleĢtirilmiĢ sesini duyamadıkları televizyonu seyrediyor. Bu ülkeden baĢka bir örnek. . "Alpaslan Yiğit. ismi dahil. Ama hâkim bey kararını değiĢtirmedi. Bir yıl içinde araba sahibi dörde çıktı. Birkaç hafta önce günübirliğine hâlâ memur Ģehri diye bildiğimiz Ankara'daydım.Suçunuz neydi Alpaslan bey? . Vehpi Koç taksidi keĢfetti. ABD'den dünyaya yayılan farklı bir geliĢme ise bilgisayar kullananların internette haberleĢirken kendilerine baĢka baĢka isimler yakıĢtırması. Bu cezayı verirseniz herkes benimle alay eder. Postmodern 'özgürlüklerimiz' uluslararası totalitarizmin böl ve yönet politikasının bir yansıması olabilir mi? Ankara Gündüz Vassaf 26/10/2003 Sakarya Caddesi civarında meyhaneler ay baĢında dolar. AĢağıdaki haber 3 Haziran 2003 tarihli Yozgat gazetesinden. özgürlük adına egemen güçlerin eski iktidar kalıplarını kırıp. Zengin çocukları. Gözetim altında kitap okuma Gündüz Vassaf 19/10/2003 Gazeteler "50 milyon korsan kitap yakalandı" diye yazdı. Ya da hapishane avlularında. Havuzlu villalar. çay eĢliğinde beĢ-on kuruĢun el değiĢtirdiği saatlerce süren konken masaları. Zenginliğin ölçüsü milletvekili maaĢı. ÇalıĢtığım yerde tek otomobil Amerika'dan yeni gelmiĢ psikiyatrist Aydın beyindi. Düzenli kitap okuyanlar bize hiç de yabancı değil. yeni teknolojilerle devletin bizi denetleme ve izleme gücü arttıkça. Örneğin ABD insanların tarihte en çok isimlerini değiĢtirdikleri ülkelerden biri olmalı." Askerin. elleri ceplerinde. kolye ya da küpe gibi. anlayamadım.Cahillik edip sarhoĢ bağırmıĢım biraz. Hâkim daha sonra hapis cezasını tedbire çevirerek Yigit'i her gün jandarma gözetiminde 1. uluslararası totalitarizmin yeni denetim güçleri usul usul yayılmakta. dünya markalı alıĢveriĢ merkezleri. devlet de sessiz sedasız bir büyümüĢ bir büyümüĢ ki ĢaĢırdım kaldım. Kavaklıdere'de genellikle yabancıların gittikleri tek tük lüks lokantalar. Biz gazetelerde üç-beĢ hortumcunun devletin içini nasıl boĢalttıklarının öykülerini okuyaduralım. Halk Partisi kodamanlarından birinin oğlunun Kuğulu Park'ın karĢısında açtığı kentin ilk diskosunda. Birinci'yle Bafra öylesine idare edenlerin. Hep böyle sürecek mi diye merak ediyorum. müesseselerde yabancı isimlerin kullanılması yasağı. Müdürler Yeni Harman içiyor. Memur Ģehri Ankara'dan.Hakim beye. Balgat'taki Amerikan askerlerinin karılarının kullanılmıĢ naylon iç çamaĢırları kaçak satılıyor. . Ancak bunlar genellikle bir kalıptan çıkıp baĢka bir kalıba girmekle ilgili. ister DNA'mızdan olsun ister gözbebeği izimizden. ya da vücudumuza yerleĢtirilen mikro çiplerden. Ama kitabın yabancıdan farksız olduğu bir Türkiye de var. 21. Ben de kafam çok . Güven Parkı'nın yanında bir direğin tepesinde plastikten yapılmıĢ kocaman tabelada Atatürk'ün sureti. "Bana da herkes gibi ceza verin" dedim. Ancak sanıyorum ki.5 saat kitap okumaya mahkûm etti. Çocukluğumun Ankarası 1950'li yıllar. Karanfil Sokağı'ndaki boĢ arsada hep birlikte top oynuyor. ha evde kitap okumuĢsun diyordum kendi kendime. evin bütün iĢlerini gören emirerleri var. Sigaralar filtresiz. Kapıcı çocukları. sahipleri tarafından ünlü Romalıların isimlerinin verilmesi.Cezaya tepkiniz ne oldu? .

Ġnancım kuvvetli.Neden geri döndünüz peki? . Demek ki bilgi para ediyormuĢ dedim kendi kendime.KeĢke hapis yatsaydım da okumasaydım dediğiniz oldu mu? .Cezanız bittikten sonra da okumaya devam ettiniz mi? . Mezara giden gizlere inanıyorum. "Sabıkana iĢlenir. Fırsatım olursa okuyorum Ģimdi. Köylülerin beni görünce kıs kıs güldüklerini biliyorum. Belediye BaĢkanımız.Aslında okumanın o kadar kötü olmadığını anladım. Huzursuzluğuna. Tüplerden sivillerin boĢaltılıp IĢınların etkisizleĢtirileceğine. Ben de onlara gülüyorum Ģimdi.ġimdi dik değil mi baĢınız? Dik ama o kadar dik değil. . Ģahitler de olmayacak."Türk Yazarlar Sözlüğü" diye bir kitapla baĢladım.Tam altı ay dolaĢtım durdum. Sonuç iyi olacak eminim. KeĢfinden. Meslek hayatının altüst olup. Ama kitap okuyunca onların bilmediği çok Ģeyi öğrendim. Vassaf . Ne karısı. Boranezak. iĢ bulamazsın bir daha. .Önce çok kötü hissettim kendimi. . kimse bilmeyecek ne yaptığını.Hangi kitapla baĢladınız? Gerçekten okuyor muydunuz sayfaları? . .Kütüphaneye ilk girdiğinizde neler hissettiniz? . Aslında okuyor gibi yapıp sayfaları geçiĢtiriyordum. Notlarının yakılabileceğine inanıyorum. soğuk terinin birikeceği üst dudağına. Türkçe çeviri G. BaĢıma da bir adam dikmiĢler beni takip ediyor. ne de titrek sesli kuĢ.karıĢtığı için Ankara'ya gittim. Sonra anladım ki bu kitapları okumadan bana rahat yok. Ġkisi de çok kalın olduğu için bir ayda bitirdim zaten. ne duvar. kıs kıs gülüyor gibi geliyordu bana. Onun telaĢına inanıyorum. ." deyince bağrıma taĢ basarak okudum. Yapacak olana da.BaĢından beri öyle dedim zaten. Bir Ģeye katılmamanın gerektiğine inanıyorum. Büyük keĢfi yapacak olanın Korkusuna da inanıyorum. Somut olayların desteğine ihtiyacım da yok. çok geç kalınmadı. Yılların emeğinin kaybına. yüzünün kul gibi olacağına. Ahmet Rasim ve Refik Halit Karay çok güzel geldi bana. Nobel Edebiyat Ödülü 1996. Yoksa 15 gün nedir ki? Aslanlar gibi yatar çıkar. Sanki bütün kasaba beni izliyor da. en son satırına kadar kul olacağına Rakkamların kayalara karıĢmasından PiĢmanlık duymayacağına inanıyorum. okumaya baĢladım. Keşif Gündüz Vassaf 12/10/2003 Büyük keĢfe inanıyorum. ĠĢkence gibiydi. kör ve temelsiz. Lehçeden Ġngilizceye çevirenler S. Hâkimin okuduğum yerlerden sınav yapabileceğini söylediler. Allah düĢmanına bile böyle ceza vermesin. Bir de Atatürk'ün hayatını okudum. köy kahvesine girerken de baĢımı dik tutardım. Bu sözler benim için her kuralın ötesinde. Wislawa Szymborska. Lavanough. C. .

Kavram + Sanat= ? Gündüz Vassaf 28/09/2003 Ben bundan bir Ģey anlamıyorum diyenler çok. sosyoloji. Buna en son örnek özellikle video gösterilerinin ağırlık verildiği Ġstanbul Bienali. Çay torbalarının yan yana dizilmesine. Kavramsal sanat olayının bir boyutu da 'Sanat nedir?' tartıĢmasını popüler gündeme getirmesi. psikoloji ya da siyaset biliminin 'konusu' olan olgu ve gözlemlerin görsel nesnelere dönüĢtürülmüĢ hali. bir dizi gencin iĢsizlik ve ırkçılığa iliĢkin söylediklerine. bazen de ne kadar az birbirimize benzediğimize. Ancak benzemek ve benzememek arasındaki git gelimizde totaliter yanımız ağır basıyor. Ama dünyanın her yerinde bu tür iĢlerin sergilendiği mekanlar da tıklım tıklım doluyor. yazarları ya da dondurmaları sevmekten bahtiyar oluyor. markaların. devlet ve dinlerin iktidarlarını giysilerimizin rengine kadar egemen kılmalarında da. BoĢluk. Bin yıllık imparatorluk olma iddiasıyla iktidara gelen Alman Nazi partisinin sanatsal mirasını düĢünebiliyor musunuz? Pinker belki de kalıcılıktan çok. çok biçimliliğine rağmen teksesliliği. Ancak ortada genellikle estetik kaygısından yoksun. Duyu ve duygularımızın sonsuz yelpazesi sanki ancak insanı anlama. ideolojilerin. Herakles'in 'Aynı suda iki defa yıkanılamaz' sözlerini çeĢitli vesilelerle durmadan kanıtlıyoruz. anlamdırma çabasının kısırdöngüsünde var olabiliyor. Bu sanat değildir diyenler de. Sokrat'ın 'Kendini tanı' demesinden de çok önceden beri süren arayıĢımızı ise günümüzde bilim kurgu benzeri aletleriyle nörologlarımız sürdürüyor. Aynı ABD'deki gibi dünyanın diğer ülkelerindeki aydınlar da artık filin sırtına konmuĢ birer sivrisinek gibi. 'Biz birbirimize benzeriz' diye özgürlük adına nice iktidarlar kurduk gönüllü köleleri olduğumuz. bugün kavramsal sanatçılar tarafından dolduruluyor. Sanat dünyası 'ressamlar' ve 'yerleĢtirmeciler' diye bölünmüĢ durumda. Bir arayıĢ ve heyecan olduğu kesin. Boğaz'daki yalıların renkleri bile sahibinin Yahudi (siyah). Bir yandan dizginlenmeyen merakımızla türümüzün genetik yapısıyla uğraĢıp uzayın sonsuzluğuna tereddütsüzce dalarken. siyaset bilimi. Ama niçin? Özellikle 20.Kırmızı Ermeni siyah Yahudiler Gündüz Vassaf 05/10/2003 Bazen insanların birbirlerine ne kadar çok benzediğine ĢaĢıyorum. Ermeni (kırmızı). müzik ve resim gibi alanlarda kalıcı eserler giderek azalmakta. Gerçeklerin dönmedolabında 'güzel' feda ediliyor. kahramanların ya da inançlarımızın bile tüketicisi konumuna düĢüren de bu eğilimimize boyun eğmemiz. 'altkültürlerin' yaygınlaĢması ve Sovyetler Birliği'nin çökmesiyle Marksist düĢüncenin itibarını yitirmesi monolit bir aydın duruĢunu da ortadan kaldırdı. tarihle birlikte degiĢen modaların sonucu oluĢtuğunu iddia eden görüĢün etkisiyle. Tabii Pinker'a verilecek cevap herhangi bir Ģeyin kalıcılığının. Emekleme döneminde olan kavramsal sanat ve sanatçılarının olgunlaĢmasıyla bu durum zaman içinde ortadan kalkabilir. BenzeĢmemeliklerini birbirlerinde keĢfedip yeni yaratacakları dil ve dokunuĢlarla karĢılıklı zenginleĢmek yerine adeta ikizleĢme peĢindeler. kavramsal sanatta da tam parmak basamadığım. Diğer yandan her bireyin baĢka kimseye benzemediği de açık seçik ortada. Herhalde kastedilen sosyoloji. Ulus ve devlet birlikteliğinin kopması. Ekonomi. Mağara resminden günümüze kadar süregelen sanatta kavram olmadığının iddia edildiğini sanmıyorum. bir yandan da genellikle baĢkalarının üzerimizde iktidar kurmasına yol açan aidiyetliklerle çeĢitliliğimizi bile marjinalleĢtiriyoruz. Ona göre. Bundan dört bin yıl önce yazılmıĢ eski Mısır aĢk Ģiirlerindeki duygular günümüz pop Ģarkılarının sözlerinde de dile getiriliyor. onun ille de benimsendiği anlamına gelmemesi. Sanki bütün kurumlar bizi bir Ģeye benzetmekten yana. haz vermekten uzak bir sanat ile anlaĢılması güç kavramların birlikteliğinden meydana gelen bir karmaĢa var. kokuları. Sosyalist gerçekçi anlayıĢın taraf tuttuğu gibi. birbirimize benzemekte buluyoruz. Toplumun vicdanı. Ufkunu yitiren sosyal bilimlerse klasik kalıplarında donup kaldı. Ancak gönüllü olarak da aidiyeti. 'Kavramsal sanat' deyimiyse bana itici geliyor. Ġktidarlardan nice uğraĢlarla kaçırıp ihtimamla koruduğumuz marjinal aitliklerimizde bile kendimize baĢka baĢka üniformalar yakıĢtırıyoruz. ya da bir kadının ameliyatlarla görüntüsünü çirkinleĢtirmesine sanat denmezken. yüzyıl Avrupa ülkelerinde çok özel bir konumu olan aydın denilen kiĢi 'son yirmi-otuz yılda tahtından indirildi. tarih diye bir Ģeyin olmadığını. Sevgililer ilk tanıĢtıklarında aynı renkleri. tarihin ancak farklı yorumlarının olabileceğini söylüyoruz. Rum (kurĢuni) ya da Müslüman (her renk) olduğuna göre değiĢirdi. Bu tartıĢmaya en son katılanlardan biri de. nereden gelip nereye gittiği onlardan pek sorulmuyor. psikoloji yerinde sayarken en büyük atılımlar antropoloji ve arkeolojide. Bir Dostoyevski romanını tekrar okuyuĢumuzda. hem kendimizin hem de okuduğumuzun farklılaĢtığını görüyor. Hintlilerin destanı 'Mahabarata' ya da Ġzlanda sahalarındaki savaĢlar ve iktidar kavgalarını okuyunca insanın aklına kaçınılmaz olarak tarihin bir tekerrür olduğu tezi geliyor. Beni ürküten ise çoksesli bir dünyayı ve bunun önündeki engelleri anlatmaya çalıĢan kavramsal sanatın. zevklerimizin. aynı Ģeyler sergilendiğinde neden sanat diye soranlar çok. olabileceğimizin sonsuz olanaklarında aramak yerine. belki de dünyanın en ünlü psikoloğu Steven Pinker. angaje bir yön var. Bu aile ya da evliliğin örf ve âdetlerine boyun eğmemizde de öyle. . Toplumsal eleĢtiri dozu yüksek tutulurken doğada ve insanda güzel ve yüceyi arama ihmal ediliyor. Bizleri. Hatta kendimizin bile günden güne ne kadar farklı olabileceğimize ĢaĢabiliyoruz. her zaman ve her yerde güzel olabilecek Ģeylerin peĢinde. Örneğin çokkültürlülüğüyle tanınan Osmanlı Ġmparatorluğu'nda ayrı milletlere mensup kiĢilerin giymesi zorunlu kıyafetlerin yanı sıra.

savaĢın. Korumasız siperlerimizden.Hâlâ askerler var hepsi üniformalı Gündüz Vassaf 21/09/2003 SavaĢın resimleri. KarĢı Sanat'taki 'Eksik Olan' adlı sergide görülebilir. kimimizin düĢmanı tanımadık diyarlarda. birbirimize. savaĢlar sorgulandıkça ressamlar çağrılmaz oldu cephelere. SavaĢın psikolojisi. . yüce savaĢları yücelten yüce kahramanların resimleri. kimimizse birbiri ardına düĢman yaratıp tüketmekte. kendi kendimize. gördüklerimizle vicdanımız arasında giderek açılan uçurumlardan sesleniyoruz. Müzelerde Ģimdi. Hepsi üniformalı. Asker gibi ressam da kadroluydu genelkurmayların bütçesinde. Mehmet Güleryüz'ün resimleri. çok filtreli senaryolarının bukalemun görüntüleri. SavaĢının resimleri. SavaĢ ressamları. Ve artık her yer cephe. sunucuları var onların yerinde. Kimimizin düĢmanı karĢımızdaki aynada. savaĢanların eskisine göre çok farklı resimleriyle. Kahramanlar insanlaĢıp. Ordular. Ve hâlâ askerler var. ressamları peĢlerine takardı kahramanlıklarının resimlerini yapsınlar diye.

Bu davranıĢımızı. öğrencileri bilgilendirerek korumak.. ideoloji ya da lider yoksunluğundan çok beynin imaj saldırısı karĢısında kendini bir tür koruma mekanizmasından mı kaynaklanıyor? Postmodern denilen dünyada imajların bize hükmettiği tezini kabul etmiyorum. ya da bir aĢk dizisini. Bizi sevmediklerini fark ettiğimizde ise. ikincisiyse Irak'a gönderilmesi düĢünülen Türk askerinin Orta-doğuyu iyi bildiğini ileri sürenlere bir hatırlatma. sinemadan farklı olarak. Türkiye'nin Komşuları Hiçbirini tanımıyoruz. ekranın neden olduğu beyin dalgalarının özelliğiyle de açıklanıyor. ister haberleri. Osmanlı geçmiĢleri hakkında ne düĢünüyorlar? Romanlarında. Ģimdi de Ģöyle insancıldı böyle uygardı diye üstüne toz kondurmuyoruz. çarpıcı da olsalar. Onların bizim hakkımızda ne bilip düĢündükleriyse eminim hepimiz için göz açıcı olacak. Gerçekten seçici olsaydık. Gündüz Vassaf 07/09/2003 Televizyonda bir kanaldan diğerine geçmek gündelik yaĢantımızda sıradan bir olay. Türümüz dünyada olup bitene karĢı bir tepkisizlik bunalımında. evde ve eğlencedeyken karĢılaĢtığımız gündelik yaĢantımızdaki imajları da nasıl algıladığımızı etkiliyor mu? Ġkinci Dünya SavaĢı'ndan bu yana evlerimize girdiğinden beri televizyonda süregelen imaj bombardımanı bizi dünyada olup bitenlere daha kayıtsız mı kıldı? Her Ģeyden haberli olduğumuz iddia edildiği iletiĢim çağında. Peki onlar bizim hakkımızda ne düĢünüyor? Merak bile etmiyoruz. rüĢvet ve sık rastlanan cinsel taciz olaylarının yanı sıra. televizyonu sanki birer uyurgezermiĢ gibi seyrettiğimizi gösteriyor. Ama insan hele bir kitap yazsın bu sefer de kendisini ileride yazacağı baĢka binbir türlü kitabın yazarı olarak görür. Gene araĢtırmalar... Kitaba katkıda bulunmak isteyen öğrenciler bu konuda günlük tutabilir. Amaç. Toplumumuzda sıradan sayılan dayak.. onu ileten araçtan alıyor) saptamasına da katılmıyorum. türümüz imaj doyumuyla birlikte edilgenleĢip tepkisizleĢtirildi mi? Günümüzdeki acı. . Ġslam Darbesi'nden sonra Türkiye'ye sığınan bir milyona yakın Ġranlının günlük yaĢantımızdaki varlığını bile yok sayabiliyor. Vicdanımızla davranıĢlarımız arasında giderek büyüyen bir uçurum içindeyiz. Kendi ideoloji ya da inançlarına çocukları alet eden. ya da bir internet sitesinde baĢlarından geçenleri öğretmenlere de duyurulabilecek bir Ģekilde paylaĢabilirler. 'eti senin kemiği benim' diye çocukları teslim ettiğimiz. ĠĢte ileride yazmayacağım kitaplar ve yapmayacağım arastırmalardan iki örnek: Kötü Öğretmenler Kitabı Derleme cinsinden hazırlanacak bu kitapta herkesin baĢından geçen kötü öğretmen anıları bir araya getirilecek.Yazılmayacak kitaplar Gündüz Vassaf 14/09/2003 Kitap yazmaya heveslenen çok kiĢi ya ne yazacağını bilmez ya da bir türlü bu iĢe vakit ayıramaz. televizyon imajları kısa vadeli belleğimizde bile fazla yer etmiyor. Ermeni. Ya da zamanında Marshall McLuhan'ın dediği 'the medium is the message' (herhangi bir Ģey anlamını içeriğinden değil. dünyada bir-çok insanın neden kendilerine kötü gözle baktığına ĢaĢan ve kendisini onların yerine koymaktan aciz bir Amerikalı'dan farkımız yok. üniversite hocası ya da politikacıdan Ermenistan ya da Suriye hakkında bildiklerini anlatmalarını istesek acaba kaç cümleyi yan yana getirebilirler? Bu kitapta bizim komĢularımız hakkında bildiklerimiz bölümünün çok kısa olacağına Ģüphem yok. Amaç 'kutsal varlık' diye baktığımız. ya Ģöylesine bir turlamadan sonra televizyonu kapatır. Türkiye'de herhangi bir gazeteci. Hiçbirini sevmiyoruz. Türkiye'de yaĢayan Batılılar basınımızda sık sık yer alırken. AraĢtırmalar. Rus. dosyalar çekmeceler ileride çoğu asla yazılmayacak kitaplara ayrılır. Birincisi okul yılı baĢındaki hamasi müdür nutuklarına ibret. Biz neonihilistler. bayramlarda elini öptüğümüz öğretmenin gizli kalan yüzünün teĢhir edilmesi. Ġlkokuldaki bir Arap ya da Bulgar çocuğunun Türk imajı ne? Batı'yı abartıp. ĠĢte yazılmayacak iki kitap. ya da önceden seçtiğimiz programları seyretmekle yetinirdik. Yıllar geçse bile eskiden gördüğümüz filmlerin görüntülerini sohbetlerimizde tazeleyebilirken. çocukların. seyircinin beyin dalgalarının genellikle uyku ya da hipnoz öncesi beyin dalgalarıyla aynı olduğunu gösteriyor. her gelen Rus kadınına 'NataĢa' diyor sonra da bu dünyada yapayalnızız diye karĢılıklı ağlaĢıyoruz. Dünyanın delicesine yönetildiği ve tüketildiği gerçeğinin hemen herkes farkında. Oysa kanal sayısıyla birlikte seçeneklerin artmasına rağmen kanal değiĢtirme de artıyor. ya da devlet ve din adına çocukların özgür düsüncesini tahakkum altına alan öğretmenler de kitabımızın baĢ konuklarından. Bulgar. Televizyon karĢısında uyuya kalmak. filmlerinde Türk imajı ne? Cumhuriyet'in ilk yıllarında Osmanlı'yı yerin dibine batırıp nerdeyse tarihimizden silerken. komĢularımızı küçümsüyoruz. Arap. Rum. Ama bence doğru değil. Acaba TV imajları önündeki kayıtsızlığımız hatta 'körlüğümüz' sokakta. ister en heyecanlı bir spor müsabakasını izlerken olsun. programların kötülüğü ya da seyircinin yorgunluğuyla değil. televizyondaki programların birbirinden beter olduğu gerekçesiyle açıklayanlar çok. açlık ve Ģiddet karĢısında ancak 'neonihilizm' diye adlandırabileceğim tavrımız. iĢyerinde. nasıl öğretmenlerin aĢağılık komplekslerine hedef olduğu kitapta özellikle yer almalı.

Sırf bu nedenle dünyanın en zengin ülkesi ABD'de servet kadınların denetiminde. Birbirinden ayırt edilmesi güç olan Ģarlatanlarla egemen düzenin kimi temsilcileri de bu gafil halimizi istismar ediyor. Genelkurmaydan gelen bir talep üzerine ülkenin önde gelen psikoanalistleri Ġngiltere'nin savaĢı kazanabilmesi için bir proje geliĢtirirler. Japon televizyonunda onlara yönelik özel yemek piĢirme dersleri veren program bile koymuĢlar. Psikologlar ve psikiyatristler sanki modern dünyanın ġamanları. Mantığı çok basit. belirsizliğin boyutlarında zenginliğimizin ifadesini bulabilmekte. teknolojiden. Evde bir tür köle konumundaki kadın yaĢamı boyunca kocasının kahrını çekiyor. çatıĢma ve strese maruz kalıyor. Erkeğin sonu? Gündüz Vassaf 24/08/2003 Daha geçen yüzyılın baĢında kadınların oy hakkı bile yoktu. bin bir parçaya bölerek sorunlaĢtırdığımız kiĢiliğimizin karabasanlarına saplanmıĢ. Erkeğin az yaĢamasını çevre koĢullarıyla açıklayanlar var. tarih boyu süregelen bu sömürüye rağmen. Erkek öldükten sonra genellikle serveti de karısına kalıyor. haksızlığı araĢtırmak artık parlamento komisyonlarının. Onları savaĢ alanında yenmek bu zaaflarına hitap etmekten geçmelidir. Psikoanalistlerin raporuna göre Almanlar millet olarak gizil homoseksüeldir. eĢinin sık sık geceleri barlarda düĢüp kalkıp eve sarhoĢ dönmesine tahammül ediyor. ne kadar hazırlıksız ve cephanesiz de olsalar Ġngiliz birlikleri derhal ManĢ'ı geçmeli ve arkalarını dönerek Alman ordusuna teslim olmaları. psikoanalistlerin gönüllü tutsaklarıyız. Meslek icabı askerin en büyük korkusu yeni silahlardan. Gafillerin baĢında herhalde asker geliyor. Kadınların çektiği ıstırabı. Mesele. psikolojiye kendisinde olmayan bir kudret atfediyor. kadın erkek eĢitsizliği açısından kimsenin açıklayamadığı bir olgu var. Her lise . Cambridge Üniversitesi'nden David Brainbridge farkın kalıtımla açıklanabileceği düĢüncesinde.Bunun sonucu. istisnalar dıĢında. Parayı alan kadın da kocasını boĢayıp evi terk ediyor. kadınlara çağlar boyu yapılan haksızlığı kimse tartıĢmaya bile gerek görmüyor. Beynimizin içinde olup biteni okuyabilecek bizi yönlendirebilecek güçte insanlar. eğlenmesi için gereken parayı ayırdıktan sonra. atomun elektronlarının yerini ve hızını aynı anda tespit edemediğimiz gibi nasıl olmadığımızı anlayabilmekte. bocalıyoruz. bu yolda vergilerimizden nice milyonlar kimler için harcandı bilmiyoruz. düĢmanın anında dağılmasını sağlayıp çökertecektir. Toplum. Askerin yeni geliĢmeleri hemen bünyesine katmak gafletiyle sergilediği en gülünç örneklerden biri Ġkinci Dünya SavaĢı yıllarında Ġngiltere'de olmuĢ. halkta moral sıfır. Bombardıman altında olan Ġngiltere ha düĢtü ha düĢecek. Hayatınının önemli bir kısmını ev dıĢında geçirdiği için daha çok tehlike. kimlerin kaç paraya neler yaptığını öğrenebiliriz. Her ay iĢyerinden maaĢını alan erkek. Olmayabiliriz de. Romanda. resimde. İnsana karşı 'psikoloji' Gündüz Vassaf 31/08/2003 MGK bünyesinde kurulan Psikolojik Harekât Merkezi yıllardır kim bilir ne iĢlerle uğraĢtı. Dolayısıyla. Terk edilmiĢ kocaların biçare konumu o denli toplumsal bir vaka olmuĢ ki. Türkiye'de 'kafası kirletilen halkı istenilen yöne çekmek' için ne yapıldığını bilmiyoruz. Psikoloji ve psikiyatri günümüzde buna bir anahtar. Kadınlar erkeklerden daha çok yaĢıyor. kocasından daha çok yaĢıyor. filmde ve sanatın diğer dallarında yaratıcılığımız bile genellikle bu bunalımların ifadesinden öteye gitmiyor. dünyaya ayak basmıyorcasına. Kadının sınıfı da fark etmiyor. taktik ve stratijilerden habersiz kalmak. annem psikologdu. Ġster sütçünün karısı olsun ister uçak mühendisinin. Onlarla ilk tanıĢanların mesleklerini öğrenince nasıl irkildiği çocukluk anılarımın bir parçası. aynı maaĢıyla yaptığı gibi kendisine verilen toplu parayı karısına teslim ediyor. Babam psikiyatrist. Elinden hiç iĢ gelmeyen erkek periĢan durumda. hastalık. Sokrat'ın "Kendini tanı" demesinden de çok daha önceden insan kendisini anlamaya çalıĢıyor. Benimle de yeni tanıĢıp psikolog olduğumu öğrenenler arasında "Aman söylediklerime dikkat etmeliyim" diyenler çoktu. yeni geliĢmeleri bünyesine katamamak. Ancak. Bugün. kalan miktarı evi evirip çevirsin diye karısına teslim ediyor. Toplum. kapitalist ülkelerde de. Ancak son yıllarda bu konumdaki kadınların yaĢamlarında çarpıcı bir değiĢiklik olmuĢ. Her ne kadar teknolojimizle evrene doğru açılıyorsak da bize nasıl olduğumuzu anlatan yıldız falcılarının. Hitler'in orduları Avrupa'yı ele geçirmiĢ. Erkek emekli olduğunda. Herhalde bunun faturası günün birinde çıkarılır. Orduda. psikolojiye kendisinde olmayan bir kudret atfediyor. Ancak çalıĢan kadınlarda ölüm oranının yükseldiğini gösteren bulgular olmaması bu tezi doğrulamıyor. üniversite kürsülerinin gündemindeki sıradan iĢlerden biri. Neden? Sosyalist ülkelerde de bu böyle olmuĢ. Kadın-erkek arası geleneksel denilebilecek eĢitsizliğin tipik örneklerinden biri günümüz Japonya'sından.

Türkler ya da Müslümanların kitle olarak verdiği cesaret örnekleri zaten çocukluktan belleklere kazınan milli kültürümüzün parçası. Bu tür 'güruh cesareti'nin kitleyi nasıl kurban ya da katil kılabildiğini hepimiz biliyoruz. yani ikinci kromozomunun 'Y' olması. Kadının 'X' kromozumunda problem olduğu zaman yedek konumundaki ikincisi devreye girebiliyor. Ancak bundan sonra öleceklerin nasıl seçileceklerini kararlaĢtırabilmek için bir fırsat var önümüzde. 12 Eylül öncesi Ġstanbul'da yapılan bir mitingde göğüslerini polis ve askerden oluĢan sıkıyönetim güçlerine siper etmiĢ iĢçiler 'FaĢizme geçit yok' diye yürümüĢler. Erkeğin böyle bir Ģansı yok. Bu kendinden menkul görevlerini ifa ederken aralarında kim bilir nasıl konuĢmalar geçmiĢtir. Muhtemelen din ve devlet yetkililerinden oluĢan bu heyetin elinde meĢhurluk vasıflarının tek tek sıralandığı bir liste var mıydı acaba? Ellerindeki listeye çarpı eksi iĢaretleri koyduktan sonra her ölü için toplam bir puan mı çıkardılar.her Ģeyi soğukkanlılıkla tartıĢacak olgunluğa ulaĢılacağını düĢünüyorum. Bugünlerde Eyüp Mezarlığı ölüleri meĢhur etme yolunda. toplu cesaret konusunda Türklerin bir 'üstünlük kompleksi' olduğu düĢünülebilir. 'FaĢizme geçit yok' diye bağıran yüz binlerce isçinin temsilcilerinin yargılanmasında mevcut duruĢma salonlarının yetersiz olacağını düĢünen asker. üç gün dayanamazlar. 12 Eylül'den sonra kurulan mahkemelerden birinde de sendika liderleri yargılandı. Aynı kadınlar gibi 'X' kromozomu taĢıyan erkeği kadınlardan ayırt eden 'XY' yapısı. bir spor salonunu 'DĠSK davası'nın görüĢülmesine ayırmıĢtı. Türümüzün daha uzun ve sağlıklı yaĢaması da erkeğin tarihten yok olmasına bağlı olabilir. Birileri. arkalarını sağlama almak için seçtikleri meĢhur ölülerin MIT raporlarını incelediler mi? Belli ki MeĢhur Ölüleri Seçme Heyeti birçok kıstas kullanmıĢ. O denli ki. Acaba geleceğin meĢhur ölüleri halkoylamasıyla mı kararlaĢtırılmalı? Yoksa gazetelerdeki çarĢaf çarĢaf ölüm ilanlarından da yakından tanığı olduğumuz gibi daha çok zengin ölülerinin meĢhur olduğu günümüzde. Altın yaldızlı isimlerdeki çesitlilik bunu açıkça ifade ediyor. Buradaki mezarlıktan sorumlu olanlar." Her toplumda olduğu gibi Türkiye'de de korku ve cesaretin kendine özgü konumları var. postmodern neo-korporatist bir yaklaĢımla farklı meĢhurluk kategorileri mi saptanmalı? Bu tür marazi uğraĢlar kutsal kitaplarda da yazdığı gibi 'Bırakalım ölüler ölüleri gömsün' sözlerini akla getirmiyor mu? Türkiye'de cesaret Gündüz Vassaf 10/08/2003 Marmara Üniversitesi' nden Ayhan Aktar'ın bir yazısını okudum. fiĢlenmeyi. Erkeklerin kadınlardan niçin daha çok yaĢadığını en nihayet anlamıĢ olabilir miyiz? Eyüp'te ölü yarıştırması Gündüz Vassaf 17/08/2003 Eyüp Müslümanlar için Ġstanbul'un en kutsal yeri. Bunu becerdiğimiz zaman. 'X' kromosomu kanın pıhtılaĢması gibi hayatta kalabilmek için birçok önemli Ģeyin belirleyicisi. ABD pop ressamı Andy Warhol'un "Ġleride bir gün herkes 15 dakika için meĢhur olacak" sözlerini kendilerine özgü bir Ģekilde yorumlamıĢlar. Bilim hızla geliĢiyor.öğrencisinin bildiği gibi kadını kadın yapan anne ve babasından aldığı iki ayrı 'X' kromozomunun 'XX' yapısında bir araya gelmesi. geleceğin meĢhur ölüleri de açık artırmayla mı tespit edilmeli? Ya da günümüzün çoğulculuk anlayıĢını yansıtabilmek için tek bir totaliter meĢhur ölü listesi yerine. hapse girmeyi. Bundan 10 yıl önce bile bir gün hiç erkeğe ihtiyaç duyulmadan çocuk yapılabileceğine kimse inanmazdı. hainlerin kahramanlaĢtırıldığına sık rastlanan bir toplumda yaĢadığımız göz önünde bulundurularak. Bu kompleksin ırkçılık mertebesinde son örneğini ABD'nin Irak saldırısında "Araplar korkaktır. Ġçimizde sürekli karabasan üreten korkuların saltanatını yıkmanın baĢka çaresi yok galiba. Ölüler üzerinde iktidar kurup Ģu ölü meĢhur bu değil diye bir bir yargılamıĢlar toprak altındakileri. Sizi mezarlığa çıkan yolun baĢlangıcında karĢılayan koca mermer taĢta cihan pehlivanlarımızdan Hergeleci Ġbrahim'in adını da bulabilirsiniz genç yasta ölen ressam Avni Lifij'in de. Sırf puanların yeterli olmayacağını düĢünüp 'Benim ölüm seninkinden daha meĢhur' türü tartıĢmalara girdiler mi? Yoksa Eurovizyon Ģarkı yarıĢmasındakine benzer bir yöntem mi benimsediler? Öldükten sonra da kahramanların hainleĢtirildiği. Kendileri için bu yerlerin boĢ bıraktıklarını düĢünmek bence haksızlık olur. Zaten gidiĢ böyle. kaçarlar" düĢüncelerinde gördük. ölümü. koca mezarlığı dolaĢıp kendilerine göre orada yatan meĢhurları teker teker tespit etmiĢ. Toplum ve Bilim dergisinde çıkmıĢ. bu ülkede Ermeni kırımı dahil. Bu kutsal görevlerini 'Kadının ölüsü de meĢhur olmaz' doğrultusunda ifa etmiĢler. iĢkenceyi. Ġsimlerin iĢlenmediği 15-20 kiĢilik boĢ bir yer var beyaz mermer taĢta. Cesaretle 'bizi biz yapan' korkularımızın üstüne gitmemiz ve artık büyüdüğümüz konusunda önce kendimizi ikna etmemiz gerekiyor. Ġsimlerin tümüne bakıldığında MeĢhur Ölüleri Seçme Heyeti'nin özellikle bir konuda hemfikir oldukları gözüme çarptı. Yazı Ģöyle bitiyor: "Dünyada milli marĢı 'Korkma' sözcüğü ile baĢlayan tek ulus biziz. iĢten atılmayı. Erkekler 'Y' kromozomlarını bir sonraki kuĢağa daha az aktardıklarından dünyadaki kadın nüfusu çoğalıyor. Satırarası vurgulanan Türklerin cesareti idi. Aylarca süren . Heyet her ne kadar ölülerle uğraĢmıĢ da olsa geleceğe yönelik bir planlama da yapmıĢ olabilir. Sonra da kocaman bir mermer taĢa altın varaklı harflerle bu ölülerin isimlerini kazımıĢlar. Tercüman gazetesi yazarlarından Ahmet Kabaklı da orada eski Genelkurmay BaĢkanı Fevzi Çakmak da. Toplu halde cesur olanlar tek baĢlarına farklı davranabiliyor. 'Y' kromozumu ise erkeğin cinsiyetini tayin etmek dıĢında pek bir iĢe yaramıyor. BaĢlığı 'Son Osmanlı Meclisi ve Ermeni Meselesi'. kol kola kenetlenmenin gücüyle göze almıĢlardı.

2004 Kasım'ında bir tek ABD'lilerin oy kullanabileceği bir dünya seçimi var. Siyaset bilimcileri 'Amerikan Ġmparatorluğu' deyimini kullanır oldu. Mevcut yapılar katılaĢabilir ya da yıkılabilir. Ģimdi. 2004 Gündüz Vassaf 03/08/2003 Dünyada olup biten BirleĢmiĢ Milletler'de değil Washington'da kararlaĢtırılıyor. Edilgenlik içimize o denli sinmiĢ olmalı ki son günlerde Türkiye demokrasisinde bir 'devrim' niteliğinde olduğu yazılan ve 1960'tan bu yana askeri darbelerin yerleĢtirdiği 'devleti vatandaĢtan korumayı' esas alan korku yasalarının değiĢtirilmesi. Beyaz Saray'da alınan her karar her kıtada herkesin geleceğini etkiliyor. dünya güçlerinin yaptıklarına rağmen de bir demokrasi anlayıĢını koruyup yerleĢtirmekle karĢı karĢıya. ABD'nin. 'Medeni cesaret' Türkiye ya da Türkçeye özgü bir deyim değil. Bu seçimler çoğu oy bile kullanmayan ABD'li seçmenin tercihine bırakılmayacak kadar önemli. tepki ve düĢüncelerini onlara ve ABD kamuoyuna ulaĢtırmasını gerektiriyor. Güvenlik Konseyi. neyin nerede ne kadar tüketileceğinin belirlenmesinden öte. sendikalar bu konuda el ele verip uluslararası bir seçim izleme ağı oluĢturmalı. dünyanın geleceğine yönelik endiĢelerimizin. ABD'dekiler baĢta olmak üzere sivil toplum kuruluĢları. 'Müttefik' Batı devletlerinin temel demokrasi ve insan hakları ilkelerini yerle bir ettiği bu dönemde. protestolarda duyurmakla yetindi. Fransızcadan alınmıĢ olabilir. insan haklarına bağlı evrensel değerlerin korunup geliĢtirilmesine de olanak sağlayan bir süreç. . çesitli ülkelerdeki siyasi partiler. Dünya kamuoyu ABD'yle birlikte ikinci bir 'süper güç'. 1215'te Magna Carta'yla kralların gücünü ilk kısıtlayan Ġngiltere'de ise böyle bir kavram yok. uzaya iliĢkin düĢlerimizin belirleyicisi. Belki esas ruhu itibarıyla anlaĢılmadığından. devletin vatandaĢlarına muamelesinde 100 yıllardır Ģiddeti esas alan bir toplumda bu ĢaĢılacak bir Ģey değil. Kasım. Dünya kamuoyunun sorumluluğu bugünden itibaren ABD'de baĢkan adaylarını izlemesini. ahlaki meĢruiyeti de sorgulanabilir bir karar verme mekanizmasi ile karĢı karĢıyayız. II. Bir dünya devleti de kurulabilir. Ancak temel esasların yeniden belirlendiği bu geçiĢ sürecinde tüm dünya vatandaĢlarının üstüne düĢen bir sorumluluk var. Gelecek sene ABD'de de baĢkanlık seçimleri var. skandalından sporuna kadar orada olup bitenlerin seyircisi. askerde. Dünya SavaĢı galiplerinin veto hakkı olduğu BirleĢmiĢ Milletler'in en üst kurulu. belki benimsenmediğinden ve en kötüsü belki de değiĢikliklere aracı olan hükümetlere güvenilmeyip onların art niyetinden korkulduğundan. Uluslararası hukuk ve iliĢkilerin yeniden tanımlandığı bu dönemde baĢkanının kim olacağı ve seçilebilmesi için programında neler vaat edeceği sadece ABD değil dünya için de tarihi bir önem taĢıyor. Bu güç Ģimdiye kadar sesini sokaklarda. Uluslararası Para Fonu. VahĢi kaplanların üstüne giderken cesur. KüreĢelleĢme. tek bir devletin egemenliğinde bir dünya da. Esas medeni cesaret de bu olmalı. Ġnsanın düĢüncesini açıkça belirtmesine 'medeni cesaret' diyoruz. yüzyılda bizi nasıl bir gelecek beklediğini bilmiyoruz. kamplara bölünerek edilgenleĢmek yerine. üye ülkelerin temsil gücünü zaten yansıtmazken. Dünya Ticaret Örgütü. 21. ABD yanlısı ya da karĢıtı olmakla yetinip. düĢüncemizi korkmadan belirtirken medeni cesaret sahibi oluyoruz. 'ÇağdaĢ uygarlık düzeyine' geçiĢte Batılı gibi pantolon giyip çatal bıçak kullanmanın 'medeni cesaret' örneği olmadığı ortada. Dünya Bankası ve baĢka kurumlardaki konumu gündelik yaĢantımızın esenliğinin. Türkiye ve benzer konumda ülkeler. Dünyanın dört yanına yayılmıĢ insanlar ABD'lilerden çok sayıda ABD kültür ve ürünlerinin tüketicisi. yeni bir gündem hep birlikte oluĢturulabilir. bu kurumun giderek devre dıĢı bırakılmasıyla. Dünyanın düĢüncelerini ABD'ye yansıtması kadar ABD'nin de dünyanın düĢüncelerine ihtiyacı var. Ailenin çocuk yetiĢtirmesinde.duruĢmalar boyunca tribünler boĢ kaldı. okulda. Bir zamanlar aynı konumda olan Roma Ġmparatorluğu'nda hoĢnutsuzluk baĢ gösterince imparator çözümü iĢgal ettikleri yerlerin insanlarını da Roma vatandaĢı yapmakta bulmuĢ. BaĢta savaĢ ve barıĢ. toplumsal coĢkuyla karĢılanmadı. verilen Ģablonlara uymaktan da öte.

" der. ġili'de serbest seçimlerle iktidara gelen tek sosyalist olma sıfatını taĢıyan ve bakır madenlerini devletleĢtiren Allende hükümetini devirmiĢti. Mesleğe nasıl baĢladığını sorduk. Ülkesinde kendisinden baĢka kimseye baĢkan densin istemiyor. Etraf kocaman binalar. 1973'te de ABD'nin düğmeye bastığı kanlı bir CIA darbesiyle. Havel az bir zaman sonra beklenmedik bir Ģekilde Çekoslovakya'nın cumhurbaĢkanı oldu. "YaĢlılar birbirlerine benziyor." En son da geçen haftanın Radikal gazetesinden bir baĢlık. tanıdığımı kolundan çekip az uzakta koltuğunda uyuklayan baĢka bir kadını gösterip.Güçlü lider manzaraları Gündüz Vassaf 27/07/2003 Alexander Lukashenko Belarus CumhurbaĢkanı. Havalar ısınınca giderler sandım. Paul. Emekli bile olsalar edilgenlik eğilimlerimizi körükleyebiliyorlar. HiroĢima'da yüz binleri tek bir atom bombasıyla katleden ABD'li pilot gibi belleğinde yok öldürdükleri. 20. Huzurevi görevlisinin her seferinde aynı olan konuĢmalarını kesmesiyle birdenbire ziyaretin seyri değiĢmiĢ. Ülkesinde yeni bir yasak yürürlükte. ne de tükettiklerimizi. ocak ayına kendi ismini veren Türkmenistan CumhurbaĢkanı TürkmenbaĢı gibi mutlak iktidarın peĢinde. GelmiĢ geçmiĢ en büyük liderlerden Napolyon da Ģöyle demiĢ. Etrafında doktorlar. 12 Eylül'ün baĢı general Evren gibi hayranları var. yüzyılda tür olarak sanki Alzheimer hastalığına kapılmıĢ gibiyiz.ikiz kulelerin yıkılmasıyla ABD'nin yeni yayılmacı politikasının baĢlangıç tarihi olarak simgeleĢirken baĢka bir 11 Eylül'ü de belleğimizden sildi. O da. annesi de aman kendini yorma. "Devletim ben. Bir tanıdığım geçenlerde annesini 'huzurevinde' ziyaret etti. "Belleğimizin üstüne park etmiĢler. kilona dikkat falan diyerek oğlu için endiĢelenmiĢ. Bazen adını sanını bile bilmediği avını vurmak için günlerce pusuda beklediği olmuĢ. en az bir kere görüĢüyorlar." dedi tanıdığım. Çetin Özbayrak anlatmıĢtı. Ancak Lukashenko. Saatler geçer biri cesaret edip eline kalemi alana kadar. Gençlik yıllarını ABD deniz piyadesi olarak geçirdikten sonra kendi deyimiyle 'insan avlamaya' terfi ettirilmiĢ. BaĢkan tetikleyici bir sözcük. Edilgenliğimizin bir uç örneği ise Franko Ġspanya'sından. "BaĢbakan herkesi fırçaladı. "Anneniz bu!" demiĢ. sendika liderlerine. Bir yıl da garanti verdi. ġirketlerin yönetim kurulu baĢkanlarına. otoparklarla çevrilidir. Pinochet'nin de kredi kartı. "Ne yapayım. Çek yazarı Havel Granta dergisinde o zaman Sovyetler'in baĢındaki Gorbaçov'un Prag ziyaretini yazmıĢ. Görevli. 11 Eylül. Gorbaçov örneğinde devlet baĢkanlığını küçümsemiĢti. 11 Eylül. ya da herhangi bir kuruluĢun baĢındaki kiĢiye 'baĢkan' denmesi yasak. Bindikleri otobüsün Ģoförü çiftliğe geldiklerinde iĢte burası diye indirir yolcularını. ġili'de 'patrioticard' ismiyle yeni piyasaya sürülen kredi kartını kullananlar çeĢitli hizmet ve dükkânlardan indirimle alıĢveriĢ yapabiliyor. Son gidiĢinde de her zamanki gibi aileden son haberleri vermiĢ. Kartın özelliği. Bu iĢin de uzmanı varmıĢ. yasakla bile olsa yeni bir demokrasi anlayıĢını yerleĢtirmek peĢinde değil. Çatıdan sincap sesleri kesildi. Kekkonen usta bir balıkçı ama misafirperver devletimiz de onu baĢkanlara layık bir Ģekilde ağırlamak ister. Finlandiya CumhurbaĢkanı Kekkonen Türkiye'ye gelir. . Darbenin elebaĢısı general Pinochet'nin. Charles Schultz'un çizgi karakteri Snoopy ve kardeĢleri doğdukları 'Daisy Hill Puppy Farm'i bir kez daha görmek isterler. özel kapanlara kıstırıp. benim de dahil olduğum on binlerin üzerine geliĢigüzel kimin ateĢ açtığını bilip bilmediğini. Sonuçta Deniz Kuvvetleri'nden özel dalgıçlar Boğaz'ın diplerine inip baĢkanın oltasının ucuna balık takar. yüzyılın en uzun süre baĢta kalan diktatörlerinden biri Franko olur. çatımıza dönmesin diye mahallemizden uzakça bir yere saldığı sincap baĢına 25 dolar aldı. Sincapçıya sormadım Taksim Meydanı'ndaki 'Kanlı 1 Mayıs'ta.." Bir yandan "Ben özgürüm" diye mırıldanırken 21. Tersine çoğaldılar." Alzheimer özgürlüğü Gündüz Vassaf 20/07/2003 KıĢ boyunca sincapların tavan arasındaki ahĢabı kemirmelerinin sesleri geldi. Fransa'nın bana olan ihtiyacı benim Fransa'ya olan ihtiyacımdan daha fazla.. Yılda iki. üstündeki çeĢitli simgelerle Pinochet ve 11 Eylül darbesinin propagandasını yapıyor olması. YanlıĢ yere geldiklerini düĢünürken Snoopy bir kenara atılmıĢ 'Daisy Hill Puppy Farm' yazan tahta levhayı görünce. Ölüm raporunun yazılması lazım. Evren'in resimleri 'kapıĢılıyor'. Ne cinayetlerimizi umursuyoruz. Ankara'daki resmi temasları bitince Boğaz'da balığa çıkar.

onlara kahraman der. zamanla protestosunu vicdanını oyalattıran baĢka Ģeylere yöneltir. Kolay yargının donuk duygusu Gündüz Vassaf 06/07/2003 PadiĢahlar alaturkadır. Pisani 'Aziziye MarĢı'. 'Ġmparatorluğun En Uzun Yüzyılı' adlı kitabında Ģöyle yazar: "19 Mart 1877'de toplanan ilk Osmanlı parlamentosu. 'Genç Türkler' diye anılırdı. Tahtlarında. Bilim adamları yeni silahlar geliĢtirir. Günümüz Türkiyesi'nde bilinçle değerlendirilmesi gereken Osmanlı mirası budur.Ankara Palas'ta erkeklerin frak. BarıĢ yıkıcı. d'Albert 'Tarabya Gavotu'. nice casusun fedakârane giriĢimlerine karĢı çıkmaktır. kurmaylar her zamankinden güçlü ve kurnaz savaĢ planları. Ne zaman 'Baba'lar savaĢ çıkarmak istese ben istemem diye bağırıp çağırır. hapse girer. subayların ülkenin bütünlüğü ve güvenliğine tehlike teĢkil eder düĢüncesi ile yabancılarla evlenmesi yasaklandı.. SavaĢ hep çalıĢkan olmuĢ. köhnemiĢ imparatorluklara yeni bir ruh vermek isteyenler. SavaĢtan sonraki barıĢı hep galipler paylaĢmıĢ. paĢaların yabancı kadınları eĢ seçmesini kimse imparatorluğun varlığına karĢı bir tehdit olarak görmedi. Tarihte savaĢ isteyenlerin dediği olmuĢ. O dönemde Avrupa'da ihtiyar. kamuoyunu kandırma görevi verilir. bildik Ģarkılar ve sözlerle. Ankara OlgunlaĢma Enstitüsü'nde Türkiye'de çağdaĢ modanın yerleĢmesi için dikiĢ öğrenen kızlarımız yıllarını tayyör dikmeye verdi." Ġlber Ortaylı da. Doğu'yu Batı'dan ithal eder olduk. PadiĢahların. Sultan Abdulaziz 'Sol major Polka'. yüzyılın ikinci yarısındaki tarihi. bağdaĢ kurar.Tembel barış çalışkan savaş Gündüz Vassaf 13/07/2003 SavaĢ yok eder. Ne zaman ġark motifleri Paris'te moda oldu. Halbuki hepimiz biliyoruz ki. toplumdan dıĢlanır. ĠĢçiler emeklerini savaĢ için seferber eder. Uluslararası Ġstanbul Müzik Festivali'nin 'Boğaziçi Mehtaplarında Sultanlarla Dans' adlı programından bazı parçaların adı ve bestekârları: 'Invitation a la Valse' (Valsa Davet). SavaĢçılar her savaĢla birlikte yeniliyorlar kendilerini. BarıĢçılar tekrarlamada. Murad Ayrıca padiĢahların arzusu üzerine bestelenen Ģöyle parçalar da vardı Emre Arıcı'nın yönettiği gecede. Cumhuriyet Türkiyesi'nde diplomatların. insan barıĢtan yana. barıĢ tembel. Her yenilgiden sonra meydanı sessiz sedasız terk etmiĢ. etnik ve dini yönden o çağın kosmopolit Avrupa imparatorluklarının parlamentolarında bile görülmeyen bir renkliliğe sahipti. 'Ġlk cumhurbaĢkanlarımız. eğlendirir. vatan haini damgasını yer. savaĢ baĢlayınca kusup susar. Sultan V. SavaĢ kazanmıĢ barıĢ yenilmiĢ. Osmanlı döneminde bu topraklarda konuĢulan hepimize miras anadillerinin bugün telaffuz edilmesine karĢı yasaklarla uğraĢıyoruz. göğüslerine madalya takar. SavaĢçılar her savaĢla birlikte yeniliyor kendilerini. göbek atan cariyelerle sarayda saz âlemi yapar. BarıĢ koca devletlerin politikalarına.. Sultan Abdulaziz 'Do major Schottich'. yüzyılın ikinci yarısı anayasal bir düzeni oturtma mücadelesiyle geçmiĢtir. Oruç Aruoba. Rilke'nin 'Saatler Kitabı'ndan bir dizeyi Ģöyle çevirmiĢ. Bu darbeleri yapanlardan Washington'da 'Bizim Oğlanlar' diye söz edildi. buradaki hareketten esinlenerek. Türkiye Cumhuriyeti'nin 20. BarıĢ. nice beynin titizlik ve gizlilikle oluĢturduğu planlara. Yaratıcı değil karĢı çıkıcıdır. anayasal düzene karĢı birbiri ardına yapılan askeri darbelerle geçmiĢtir. Türkiye'ye Batı kültürünün kapılarını açar' demiĢti öğretmenlerimiz. Yok edebilmek için var gücüyle çalıĢır insanlar. bir sonraki savaĢı beklemede. en ulvi vatandaĢlık duygularına. Psikologlara düĢmanı yıldırma. Oysa savaĢçılar savaĢmadıkları zaman da hep savaĢ hazırlığı içindedir. BarıĢ. Guatelli Pasha Osmanlı Ġmparatorluğu'nda 19. Sanatkârlar cephede moral verir. kadınların tuvalet giydiği balolarda foxtrot yapıp. SavaĢ yapıcıdır. SavaĢa karĢı gelenler cezalandırılır. SavaĢ toplumun yapıcı güçlerini seferber eder. tespih çeker. "ve kolay yargılamalarının donuk duygularıyla soylulanırlar. 'Ġstanbul Kadrili'. Devletlerimiz savaĢanları onurlandırır. milli davalara. askerleri güldürür. Cumhuriyet alafrangadır. azıcık da Ģımarık bir çocuk gibi. 31." .

evrenin Nu 'mân'ı anlamaz. Bu gurbet canımı çok etkiledi Ki âlemde beni rahatsız etti. Bu gurbette Cem'i hasta kıldı. gemisi olmuĢ 'kâf'ü 'nûn' ĠĢte bu kalbi. ĠĢimiz. dilimden düĢmeyen odur sürekli Dedikodu. Sensizim sevgili. Bu gurbet cana gayet kâr kıldı Ki âlemde beni bizâr kıldı. kamu mübtezele. zaman ve an bile anlamaz artık beni. Devleti. . Cem Sultan (ġehzade Cem 1454-1495). virdim odur çün daima Güftgû. Karısı Huma Hatun. Cennete varsam eger hür ile gılman anlamaz. Osmanlı'nın hızla çöktüğü dönemde padiĢah olmuĢ. çerhi denî. fülki olmuĢ. III. öykü. Bir an olsun düzeleceğini sanma. Bayezıd'a baĢkaldırdıktan sonra Rodos Ģövalyelerine sığınır. merhametî lemyezele Bu evren. harzı can kıl. Türkiye ĠĢ Bankası Kültür Yayınları. geniĢ zaman. baĢka dostu neyleyim? 'Ben' sizim. canın gibi bil. Cennete varsam eğer. kaldı hemen. ÂĢık olan kimseyi. ÂĢık olan kimseyi Nu'mânı devran anlamaz. aĢağılık felek. Görün. sanma ki bir dem düzele. kıssa. ġerhimi ezberledim. Ankara. Kalb denizindeki suyun. Fatih'in babası. Sardağ RüĢtü. Sensizin cana. Gel Murad'ın sözünü ezberle. "ġair Sultanlar". beni bir lahza bu cân alamaz. Gel. Açıklamamı ezberledim.Şair Sultanlar Gündüz Vassaf 29/06/2003 II. Görün. bu toplum yıkılmıĢtır artık. Müntehayı bahri kalbin . destan beni anlamaz. verdi tümüyle soysuzlara. ġimdi ebvâbı saadette gezen. destan anlamaz.Murad (1404-1451). aĢağılık dünyanın himmetini. l982. Bu gurbette Cem'i bîmar kıldı. ölene kadar Fransa'da ve Papa'nın gözetimi altınta Ġtalya'da yaĢar. Murad'ın kavlini ezberle. hep hazele. geçmiĢ. kardeĢi II. Mustafa (Cihangir 1717-1774). 'kâf'ü 'nûn' ĠĢbu kalbi anın için seyri umman anlamaz. gerdûni dûnun himmetini. gayri beni bir dem ve bir an anlamaz. ġimdi en önemli hükümet kapılarında bulunanlar hep bozguncu ve soysuz takımıdır. Sevgilisi Sırp Prensesi Mara. ĠĢimiz kaldı hemen Allah'ın acıma ve esirgemesine. padiĢahın ölümünden sonra manastıra kapanıp rahibe olur. muzari. bu nedenle engin denizleri dolaĢan anlamaz. Babası Fatih'in tahtı için. Verdi. anlamaz bir lahza bu can beni. Ben kendime yar olayım tek. Bu Ģiir muhtemelen onun için yazılmıĢ. anlamaz cennetin genç delikanlılarıyla hurileri. mazi. Ben bana yar olayım tek gayri yari neyleyim? Bensizin. Belki de tarihimizin ilk Avrupalı Türk'ü. Devleti. Yıkılupdur bu cihan.

Dünya GüneĢ'in etrafında 12 ayda dönüyor. GüneĢ Samanyolu'nun etrafında 200 milyon yılda. ağustos da 31 çeker. darbeciler istediklerini yapar. günlere. Kendi seyircisine ayna bile tutamıyor. o da GüneĢ'in etrafında dönüyor. Laik Fransız devrimi haftayı 10 güne çıkarıp. Sıra 'Taykonot'larda. ABD'nin astronotlarını. Tanrı'nın dünyayı altı günde yaratıp. suda." Türküm. Hafta Coca-Cola'yla baĢlayıp. Günlerimiz. aynı tahterevallinin iki ucunda inip çıkanlarla hop kalkıp hop oturmak. . posta pullarında Ġnönü suretinin olduğu yıllarda Stalin bastırınca. Köleleri de olmuĢ kölelikten kurtulanların. gölge boksundaki boksör gibi hayali düĢmanlarla boğuĢuyor.oryantalist bir üslup kullanılmıĢtı. Ancak. Viagra'yla sona ersin. BeĢinci ayın adı 'Quintillis. 'Kurbansultan'-annesinin adı. Kiralık Türkmenbaşı Gündüz Vassaf 15/06/2003 Dünya GüneĢin etrafında dönüyor. Ġmparatorlar.'Julius". PadiĢah soyunun sürgünde. Minik Sezarlar ülkesi Türkiye'de doktorlar bile hiçbir tıbbi nedeni olmadan sezaryen doğum yaptırıyor kadınlara. Bankanın ilginç konumuna dayanan bu çifte kimlik. ne tanrıların. Hele bir müdahalesiz doğum yapılabilse. Sezar'ın hakkı Sezar'a. 'TürkmenbaĢı'. Rusların kozmonotlarını tanıdık. Bunun bir boyutunu kullanılan mimari üslup oluĢturuyordu. Bu yılın sonuna doğru ġenzu V roketiyle ilk Çinli taykonot uzaya fırlatılacak. Satalım. Havada. Nisan. GüneĢ Samanyolu'nun. bankanın iç mekânında kullanılan kitabelere kadar taĢınmıĢtı. Çince uzay demek. Augustus'un ağustosuysa 30. Türkmenistan'ın diktatörü TürkmenbaĢı'nın baĢkentteki altın heykeli öyle bir yapılmıĢ ki." Bugün. Artık serbest pazar. ÖzelleĢtirelim! Açık artırmayla ihaleye çıkaralım günlerimizin. Ġmparator bir karar daha alıp Ģubatı bir gün kısaltınca. Üstelik kendi gölgesinden korkuyor. Türkmenistan'da ocak ayının adı. Haliç ve Ġstanbul'a bakan cephesinde neo . aylara yeni isimler verir. karada sonsuzluğa dek rekabet. ne de imparatorların.30 Place: Kemer Kids Garden" Aynı davetiyeyi Arap harfleriyle yazmak isteyenler de var. CumhurbaĢkanı Celal Bayar devletin yeni politikasını tek bir cümleyle özetler. Jul Sezar'dan sonra gelen imparatorun adı Augustus. diktatörler. kendi kendine yakıĢtırdığı beyaz ve zenci Türkleriyle. Artık özgürler. Cumanın tatil günü olması için uğraĢanlar da var. McDonald's ayında kayağa çıkıp. yedincisinde istirahat ettiğini yazar. Türkiye'de bir doğum günü partisine davetiye: "Canci's Birthday Party Time: 15.Neo-tahterevalli Türkiyesi Gündüz Vassaf 22/06/2003 Roma Ġmparatorluğu'nda bir dönem köleler ayaklanmıĢ. Beyoğlu'na bakan cephesinde neoklasik. Gene Roma'da bir dönem erkekler evliliklerinin ilk gecesinde. Türkiye Gölge Tiyatrosu Washington'a oyun beğendirmeye çalıĢıyor. çalıĢkanım yasam. Japonların Nozomi roketi ocak ayında Merih yolcusu. Roma Ġmparatorluğu'nda bir dönem yeni yıl martta baĢlarmıĢ. Ne var ki onlar da kura kura kendi krallıklarını kurmuĢlar.. Sovyetler Birliği ve ABD önderliğinde dünya sosyalizm ve kapitalizm diye iki kampa bölünmüĢtü. Sonraları. O da bu aya kendi adını verir. Marshall yardımıyla birlikte Türkiye ABD'ye kapılarını açar. "Küçük Amerika olacağız. Hindistan Ay'a adam yollama hazırlığı içinde. yeni eĢlerinin bakireliğine ve heyecanına saygı duyduklarından cinsel iliĢkiyi arkadan gerçekleĢtirirmiĢ. Moskova'da yağmur yağsa Sofya'da Ģemsiyeler açılır denildiği yıllarda Ankara da 'Küçük Amerika' olma iddiasındaydı.. aylarımızın adlarını. 'Sextilis'. AĢağıdaki alıntı Ġstanbul'da Voyvoda Caddesi'ndeki Osmanlı Bankası Müzesi'nden: "Mimar Alexander Vallauri'nin imzasını taĢıyan bina birçok açıdan simgesel öneme sahipti.' Jul Sezar iktidara geldikten sonra bu aya kendi adını vermiĢ. Doğu ve Batı arasında yer alan bir kuruluĢun merkezi olarak. rekabet ve demokrasi dönemindeyiz. kiralayalım hepsini. BaĢtakileri devirmiĢler. Jul Sezar'ın temmuzu 31 gün. BeĢinci aydan sonra gelen altıncı ay. 'Taykong'. muharrem ayında denize girelim. doğruyum. Tevrat.

" Müslümanların. . buğdaydan daha önemli bir kalem olduğuna da dikkati çeker. Ġyi bir sözlüğe baktığınızda bu kelimenin kökeninin 'Allah' olduğunu göreceksiniz. Yanındaki kadının kim olduğunu kimse bilemiyor. Viyana'da krallarla kraliçelerle yiyip içer. 'Takiye' yapmıĢ olabilirler mi? Abdülaziz'in özel olarak yapılan ayakkabalarının içindeki gizli bölmeye buranın toprağından koymuĢlar ki. Haci Bush HoĢ Gele'li karmaĢık bir dünya yaĢadığımız. Teknenin üstün vasıflarını takdir eden bahriye. ġu anda Ģarap üretimi 60 milyon ĢiĢe. Londra'da. DüĢmana karĢı kullanılacaksa. Türkiye'de 'Allah'a yakınlıklarını siyaset malzemesi yapanlar içkiyi ne kendilerine yakıĢtırır ne de hepimize vekâleten iĢletmesini devraldıkları muesseselere. düĢman toprağına ayak basmadan Avrupa'ya gidebilsin diye din adamları bir çözüm bulmuĢ. 'Hayır!' Peki ya 'Dar-ül Ġslam'ın herhangi bir parçası. onlarla dostluk kurar. Umutla zincirlenmiĢ. Oysa kayıtlara göre Osmanlı Ġmparatorluğu sırasında 230 milyon ĢiĢe üretilirmiĢ.Ole! Ole! Allah Gündüz Vassaf 08/06/2003 Türkiye'de 'hilal' de 'süngü'de Avrupa Birliği'nden yana olduğunu söylüyor. Ġspanya denilince akla ilk gelen Ģeylerden biri boğa güreĢleri. Avrupa Birliği'ne ilk adım atan Sultan Abdülaziz. Abdülaziz Avrupa'ya savaĢmamaya giden ilk padiĢah. Tanrının silip süpürülen mermerlerde taĢlaĢtığı." Iraklı Araplar Körfez SavaĢı'nda Baba Bush'a da 'Haci Bush' adını takmıĢlardı. Paris'te. Cevap. Birçok hanım büyük 'shopping mall'lara gidip Ģoförlerine 'Üç saat sonra gel beni al' diyor. Hıristiyan ülkelerinde yaĢamasına müsaade edilip edilmeyeceği uzun yıllar ulema arasında tartıĢma konusu olmuĢ. yılında Gündüz Vassaf 01/06/2003 KENDĠ KENTĠME AĞIT Sabret. Genel kanı. Osmanlı Ġmparatorluğu'nda dünya ikiye ayrılır. Yıllardır Suudi Arabistan'da yaĢayan bir inĢaat mühendisinin gözlemi: "Burada suratlar kapalı olduğu için iĢler daha kolay. PadiĢah. Katolik olan Maltalılar tanrılarını 'Allah' diye çağırır. Romanya dahil. Kayıp anahtarlı Kentte dolaĢıyorum. 'Fethin' 550. Buckingham Sarayı'nda Kraliçe Viktorya ile karĢılaĢtığında bile padiĢahımızın ayağı hep 'Dar-ül Ġslam'a basmıĢ. Malta için ne düĢünüyor acaba? Açık açık 'Allah' diye diye günümüzde Avrupa Birliği'ne giren ülkeler var. Elbette bugünkü Yunanistan." Güven. Dinle. Dini nedenlerle Ģarap içilmesine karĢı olanlar genellikle kadınların da örtünmesinden yana. ġarapçılığın geliĢmesinde önemli katkıları olan Güven Nil bir mülakatında Ģöyle der: "ġarap en büyük tokadı dini ve sosyal baskılardan yemiĢ. Türkiye'nin zenginleĢmesinde Ģarap üretiminin nasıl büyük katkısı olabileceğini rakamlarla açıklar. Osmanlı zamanında büyük Ģarap üretimi vardı. bu söyleĢisinde dünya Ģarap ihracatının. ġimdi de Ġslam ülkesi olarak bilinen Türkiye'de. PadiĢahsız kalmıĢ kapıkullarının. Endülüs örneğinde olduğu gibi Hıristiyan egemenliğine geçerse? Müslümanların orada yaĢamlarını sürdürmeleri caiz mi? Özellikle hoĢgörülü bir rejimde dönme tehlikesi olduğundan cevap gene kocaman bir 'Hayır'. baĢka kapıdan dostunun arabasına binip tüyüyor. Dağlardan. Bulgaristan. Boğa güreĢleri deyince de kulaklarımız 'Ole! Ole!' diye tınlar. Kilitli kapılı. bundan yararlanmak caiz midir diye ulemaya sormuĢ. 'Hilal Süngü El Ele. "Evet. yaylalardan kopup gelenler. Kentimizin eski simgesi tavus kuĢu Yelpazesinde açtığı renk cümbüĢünden Aniden beliriveren gözleriyle soruyor "Durup dururken ne diye beni andın?" diye. Birbirlerini kollamaktan konaklarını yitirdikleri kentin kaldırımlarına. Ordu da Avrupa Birliği diyor. Fırtınadan sağlam çıkan bir Venedik savaĢ kalyonu Osmanlı sahillerine vurmuĢ. Müslümanların egemenliğinde 'Dar-ül Ġslam' ve fetih için gidilen 'Dar-ül Harp'. Ona bu fikri veren ulema 'Allah'ın gâvurunu nasıl da oyuna getirdik' diye kis kis gülmüĢler midir? Tokyo Camii'ni ziyaret eden Meclis BaĢkanı bir gün Japonların Hakkın yolunu bulacağını umduğunu söylemiĢ. Ġslami özgürlük adına Avrupa Birliği'ne girmek isteyenler var.

imparatorlarımız. Ġçerden bize bakıldığında tümü Ģeffaf. Anahtarları kayıp kilitli kapılar. köpeği. Kuduz. Vınlayarak geçen metrolar.KapalıçarĢıların gökdelenlerde putlaĢtığı Zamanın kentindeyim Sürekli adlarını değiĢtiren sokaklarında Çocukların saklambaç oynayamadığı. Kentim. Ama niye ki Küllerde kıvılcım arayıp Gününü sakınan Bu küskünlük? Dinle! Günümüzde hindi kılığında dolaĢan Kentimizin eski simgesi tavus kuĢu Yelpazesinde açtığı renk cümbüĢünden Aniden beliriveren gözleriyle soruyor. BeĢ yıldızlı otellerinden süzüyorlar geceleri. kırmızı ya da lacivertle coĢtuğu Bir kentteyim. kapılar. Dilini anlamadığımız. Kentim nice diller. Dünya kentimizin karanlığı masallaĢtıran Havai fiĢekli Ģölenlerinde. Kent uykuda. UnutulmuĢ tüneller. Kapılar. Yerlerinde yabancılar. ninelerimiz. Ġstanbul'da sarının. Meyhanelerde inleyen nağmelerimizde. Açmasını unuttuğumuz anahtarsız kapılar. Ġnsanların otomobillerden hızlı gittiği Tek istikametli kaldırımların soluksuz yayasıyım Kentin gözcüleri Ġtfaiye kulelerinden ineli yıllar oluyor. her kent gibi. Elektriğin aydınlattığı eski yangın yerlerini. kolera. kapılar Özel korumalı Ģeffaf kapılar. Dedelerimiz. TaĢlarını tanımadığımız Mezarlarda. Susuz sarnıçlara çarparak. Kapılar. seviĢeni ve didiĢeni Konstantinople'nin Mavi ve YeĢillerle sarsıldığı. Kent ayaklanmıĢ. dinler yaĢamıĢ. "Durup dururken ne diye beni andın?" diye? . Köprülerinden kıtalar aĢıyorum Topkapı'da saraylardan Körler ülkesi Kalkedon'da stadyumlara. PaslanmıĢ demirlerin ardında. iĢkence Asırlardır birlikte yaĢadığımız tanıĢlarımızdan Gözlerimizi kaçırır olduk. açlık. KararmıĢ mermerlerin altında Yatan padiĢahlarımız. Tarihin med-cezirinde Gözlerim geçmiĢte yaĢayanların düĢlerini kolluyor. sokaklarında copu. Bize karanlık görkemli binalar.

Ġslamla futbolun bir arada olabileceğinin örnekleri diye gösterilecek. Almanya'da Türkler vs. Kendi kendimize bu tuzağın içine düĢmeyelim. adaletsizliğe. Çin otobüsüyle New York-Boston Gündüz Vassaf 18/05/2003 George Orwell'ın gelecekte totaliter bir dünyayı anlatan romanı '1984'. Bu bağlamda çok ayrıcalıklı bir konumu olan Çin. yüzyılın süper gücü olacağı söylenen bu dünyanın nüfusu en büyük ülkesi. hastanelerde göremezsiniz. ABD'de Çinlileri evlat edinmek isteyenleri. Onları. hâlâ seslerini de çıkaramadıklarından bu gerçek de katledilenlerle birlikte gömülür. Geçenlerde baktım. Madrid'de. Barbarlığı unutturan Belçika'nın bugün tekrarlaya tekrarlaya bellediğimiz dünyadaki en meĢhur temsilcileri bile birer hayal ürünü-Herge'nin sempatik gazetecisi 'Ten Ten' ile Agatha Chrisitie'nin ünlü detektifi 'Hercule Poirot'. Hollanda'da Faslılar. KGB. diğer ülkelerin göçmenleri gibi. 21. Kral II. Galatasaray ve BeĢiktaĢ. göçmen denilince. Tersini düĢünmek. demokrasinin Budizmle birlikte olabileceğinin kanıtıdır diye deli saçması bir laf etmiyor? Bugün Türkiye için Müslüman bir ülke diye söz edenler. Birçok ülkede Japonlara vize gerekmediğinden. tarihi propagandalaĢtırarak kullanır. Devletler bu olguyu. Paris'te ölüm oranları araĢtırıldığında Çinli isimlerine rastlanmayınca. Zulme.* Acaba diyorum. Ġsrail ya da baĢka bir ülke. büyük kentlerin göbeğinden en ücra kasabalara kadar dünyanın her tarafına yayılmıĢ Çin lokantalarında her gün görüyor. Norveç ve Ġsveç bayraklarındaki haçlardan yola çıkıp. tehlike ve tuzaklarla dolu bir ırkçı politikayı güdüyorlar. Leopold döneminde Afrika Kongosu'nu lastik uğruna sömürgeleĢtiren Belçika. kimi 'think thank' aklı evvelleri. adetlerine saygılı mı diye. kimin çıkarlarına alet etmenin peĢindeler? Örnek bir 'Müslüman Türkiye' ya da 'Müslüman Irak'ın. Çinliler sosyal bilimcilerin aklına bile gelmez. belki de farkında olmadan bir dinler olimpiyatina soyunurcasına. Farelerle laboratuarlarında deney yaparcasına. ĠĢsizlik parası alanlar arasında da onlara rastlayamazsınız. Dinini kanıtlayarak değil. Kimileriyse perde arkasında film yönetmenine akıl veren aktörler gibi. BaĢkalarına barbar olarak bakan Çin'in kendi geçmiĢine yaklaĢımı 'propaganda olarak tarih'in en iyi örneklerinden biri. kendilerinden menkul sözcülerinin iddia ettikleri gibi ahlaka değil. Politikaları geri tepiyor. Washington'da kimilerinin senaristliğine soyunduğu bu oyunda 'tarihi' rol almak isteyenler çok. Çinliler mahkemelere düĢmüyor yaĢadıkları ülkelerde. adını bile kimse bilmiyor. Mazlum Afrikalılar. üzerine sayısız araĢtırma yapılmasına rağmen. kendileri görüyor. Çinlilerin onların çalıntı pasaportlarıyla Batı'ya yerleĢtikleri söyleniyor. Bu bilgiyi Batı'nın saygın ansiklopedilerinde bile bulamazsınız. 201-207 . Vassaf/Cehennemin Dibi/ĠletiĢim Yayınları/s. Huntington'un medeniyetler çatıĢması tezini cürüteceğini ileri sürenler. rejimlerin kimliğine büründükçe. Mossad gibi. din değil demokrasi anlayıĢlarından kaynaklanmıyor mu? Türkiye. Hapishaneye de girmiyor. emperyalizme karĢı Ġslam göstermek isteyen aymazların nefretini paylaĢanlar çoğalıyor. Hiç tekrarlanmayan doğrular ise gerçekliğini yitirir. dinlerini de aĢağılamak. küreĢelleĢme iddialarına rağmen sanki kendini görünmez kılan bir sis perdesi içinde. ne de unutturulan bir gerçek. Geçenlerde de yazdım. Batı'da. "Bir yalan çok tekrarlandığında ona gerçek diye inanılır" tezinin örnekleriyle doludur. MI5. özellikle yabancı basında. Dinler. bu ülkelerin insanlarını da. onların oturma müsaadeleri ve pasaportlarıyla Çin'den baĢkalarını getiriyorlar. CIA. mahalleleri var.İslam ülkelerinde futbol Gündüz Vassaf 25/05/2003 ABD ve yerli sözcüleri için Türkiye birdenbire 'Müslüman' ülkesi oluverdi. Gizli servisi bile o kadar gizli ki. 10 milyona yakın insanın ölümüyle tarihin en büyük soykırımlarından birine neden olur. ne tekrarlanan bir yalan. Kendi dükkânları. buraları da. totalitarizme araç olur. Öyle bir kapalı cemaat kurmuĢlar ki. Bu gidiĢle. 'Ġslam terörüne' karĢı 'Ġslam demokrasisi' oyununu oynamaya baĢladı. demokrasinin kurumlarını yaĢatarak örnek bir ülke olabilir. sık sık hedef alan bir yöntem. G. Danimarka.. Geçenlerde Ġsmet Berkan da bu tehlikeli geliĢmeye iĢaret etti. New York-Boston arası kendi otobüs servislerini bile kurmuĢlar. bu ülkelerdeki sosyal demokrat ve anti-emperyalist gelenek ya da Irak savaĢına karĢı Batı'da karĢı çıkan milyonlar Hristiyanlıkla açıklanabilir mi? Batı'nın örnek aldığı Yunan demokrasisi Zeus'a tapıldığı için mi kuruldu? Ġspanya ve Suudi Arabistan krallıkları arasındaki fark. Çin konsolosluğu üç yıl araĢtırıyormuĢ müstakbel anne baba Çin kültürüne. adını bile bilmediğimiz gizli servislerinin birer istihbarat merkezi mi? * Bknz. ya da Birinci Dünya SavaĢı'nın kurbanlarından çok insanın ölümüne neden olan nezle gibi. Neden Japonya'dan Budist bir ülke diye söz edilmiyor? Neden kimse Japonya için. kendi ülkeleri dıĢında yaĢayan Çinliler bile tam bir sır küpü. her iĢlerini gözden ırak.. Avrupa nüfusunun belki de yarısını götüren veba. günümüzde dünya sağlığını tehdit eden SARS gibi bir bulaĢıcı hastalığı bile aylarca gizledi Çin. bireylerin inançlarının ifadesi olmaktan çıkıp. Onlarsa bizi. Oysa. 'Propaganda olarak tarih'. Fransa'da Cezayirliler. anlaĢılmıĢ ki ölülerini bir Ģekilde yok edip. Batı'nın üstünlük kompleksine boyun eğmek anlamına gelir. Bunun çarpıcı örneklerinden biri Belçika emperyalizmi. tarihi 'tabu' sayan Türkiye'yi. dini hangi politikaya. Batı Avrupa'da Çinliler olmuyormuĢ.

ben korkuyorum. Ġkinci Dünya SavaĢı'ndan sonra geliĢtirilen Evrensel Ġnsan Hakları Beyannamesi. 'bunları dağıttığımızda tonlarca çocuk kuyruğa giriyor. dıĢ politikalarında ABD'yle iĢbirliği yapmaya yatkınlıklarını da yakından biliyoruz. 'kurtarıcı' kuvvetleriyle her gün çatıĢıyor. .Hiroşima. tanımadıkları zenciler. Irak halkına özgürlük getirdiklerine. ABD. savaĢın topyekünleĢmesiyle birlikte. Irak'taki petrol savaĢından sonra Coca Cola içimi kadar artık dünyayı birleĢtiren bir görüĢ. savaĢlarına gerekçe arayan devletler için yeni bir problem türedikamuoylarının desteğini alabilmek için düĢman olmayanı düĢmana benzetmek. Ancak anti-Amerikanizm kisvesi altında dünyanın çeĢitli yerlerindeki totaliter düzen heveslileri de kendi iktidar ve akımlarını güçlendirmekte. ġiilerin. Kitleleri azdırmaya yönelik ilkel sloganlarla körüklenen ABD düĢmanlığı Çin ve Rusya gibi baskıcı rejimlere. "Irak demokrasiye hazır değil. yüzyıllar içinde Germen kabileleriyle kaynaĢarak önemli bir kısmı ayırt edilemeyen Yahudileri. Özellikle Avrupalı aydınlar arasında nerdeyse yüzyıldır moda olan ve bir ölçüde yeni dünyaya üstünlüklerini yitirmelerinin kompleksinden kaynaklanan anti-Amerikanizm. ABD hükümetinin Irak halkına nasıl bakılması istendiğine iliĢkin ipuçları verirken muhtemelen eski sömürgecilik yıllarından kalma terminolojilere de sığınılacak. acaba Irak'ın nasıl bir yüzle tanınmasını istiyor? Korkulacak tanımadık zenci mi? Yoksa. Gösterilen yüz. kurtarıcısını çiceklerle karĢılayacağı beklenen Irak halkına Ģimdi düĢman muamelesi mi yapılacak? Uluslararası hukuk açısından da ABD'nin 'muzaffer taraf' olarak Irak'ı iĢgali. ABD iĢgali altına girince herhangi bir direniĢte bulunmadılar. Daha birkaç ay önce Türkiye'de Meclis'in savaĢ tasarısını reddetmesiyle ABD basınında 'Türk' diye gösterilen karikatürlerdeki aĢağılayacı figürler.' Genelde ABD kamuoyunun. Bush'a yüzde 70 civarında olan destek rekor düzeyde. Ġkinci Dünya SavaĢı boyunca düĢman gözüyle bakılan. Graham gibi köktenci Hıristiyan papazlarını Irak'ta vaaz vermeye yollamalarının vurdumduymazlığı en doğal halleri. Nagazaki ve Dresden'in bombalandığında topluca katledilen Japon ve Almanlar. Önümüzdeki günlerde medya monopollerince kullanılan resim ve görüntüler. Ġran'da mollaların solun desteğiyle kurduklari 'antiemperyalist' Ģeriat rejimi örneği hâlâ yanıbaĢımızda. azınlıkları ezmeleri için fırsat yaratmakta. diye sinyaller gönderiyor. KarmaĢık olan.' diyor ÇavuĢ Vytlacil. 19. ülkelerindeki nisbi demokratik ortamları yıkmaları. Beyaz deneklere dört grup fotoğraf gösteriliyor: Tanıdıkları beyazlar. evdeki hesabın çarĢıya uymamasıyla ABD'nin Irak'ta Ģimdi karĢı karĢıya kaldığı dost-düĢman ikilemi. Alman ve Japonlara savaĢ sonrası dost muamelesi yapılmıĢken. çeĢitli propaganda yöntemleriyle hilkat garibeleri gibi göstererek. ABD varlığını tümüyle dıĢlayan yeni bir devlet dokusunu oluĢturdukları söyleniyor. beyaz deneklerde korku belirtisi yok. Sivillerin can güvenliği gözetilerek düĢman rejiminden 'kurtarılan'lar. Sonuç tahmin edileceği gibi. Almanya ve Japonya'dan çok. Üstelik. tanıdık ya da beyaz olunca. örneğin Hitler yönetimi. onlara nerdeyse melek gibi davrandıklarına iliĢkin pek bir süpheleri yok. sanki Ġngilizcede böyle bir kelime yok. 'Böylece söylemek istediklerimizi güzelce anlatabiliyoruz. ABD düĢmanlığıyla iç politikada göz boyayanların. Türkiye'de olup bitenler bu geliĢmelerden ayrı düĢünülemez. Deneklerin fotoğraflara gösterdiği sessiz tepki beyinlerine bağlı cihazlarla kaydediliyor. yüzyılın sonundaki ilk yayılmacılık savaĢlarında Ġspanyollardan kurtarmak adına iĢgal ettiği Filipinler ve Küba'daki konumuna benziyor. HiroĢima. tarihinin hiçbir döneminde dünya kamuoyunu bu denli karĢısına almamıĢtı. Tersine gündelik yaĢamın sürdürülmesi için tüm devlet kadroları iĢgal kuvvetlerine hizmet etti. yüzyılın sonunda baĢlatan ABD. Ancak bununla birlikte dünya çapında güçlenen anti-Amerikanizm'in ABD'yi etkilemesinden çok baĢka ülkelerdeki özgürlük hareketlerini bastırma tehlikesi de bence göz ardı ediliyor. Bunu. Irak'taki manzara tam tersi. Bağdat Gündüz Vassaf 11/05/2003 Yale Üniversitesi'nde psikologlar yabancı korkusu üzerine yeni bir araĢtırmanın sonuçlarını açıkladı. beyin. askerlerinin hayatı pahasına. çocukların mayın tarlalarından. Zenci yüzü gördüklerinde. Boston Globe gazetesinden: "Psikolojik harekât birliğinde beĢ yıllık geçmiĢi olan ÇavuĢ Ted Vytlacil. patlamamıĢ bombalardan ve elektrik tellerinden uzak durmalarını topların üstüne yazdıklarını söyledi." Anti-Amerikanizm tuzakları Gündüz Vassaf 04/05/2003 ABD askerleri Irak'ta çocuklara bedava futbol topları ile beysbol malzemesi dağıtıyormuĢ. Ġslam ve Budist köktencilerine. dünyanın da parasını harcayarak. tanımadıkları beyazlar. uluslararası hukuk normları ve BirleĢmiĢ Milletler gibi kurumları ABD'ye karĢı koruyup geliĢtirmek günümüzde özgürlük mücadelesinin bir parçası. kamuoyunda tanıdık dostun tanımadık düĢmana kısacık bir zamanda nasıl dönüĢebileceğine iliĢkin küçük ve basit bir örnek. Dresden. baĢarıyla uyguladı. zeminlerini geniĢletmeleri. tanıdıkları zenciler. Soğuk SavaĢ yıllarındaki ideolojik cepheleĢme ve Vietnam'la birlikte üniversite gençliğine de yayılmıĢtı. dost tanıdık mi? Modern zamanlarda. Petrolden o kadar az söz ediliyor ki. Yayılmacılık savaĢlarının ilkini Ġspanya'ya karĢı 19.

Kırık camlar Ve kanlı çaputlar. Biri molozları Yol kenarına itecek ki. çalıların oradan PaslanmıĢ tartıĢmaları kazıp Çöplüğe taĢıyacak. Ama daha Ģimdiden Sıkılanlar var. Neden ve sonuçları örtmüĢ. Bu arada fotoğrafçılar. Vassaf.Son ve başlangıç Gündüz Vassaf 27/04/2003 Her savaĢtan sonra Birinin temizlik yapması gerek. Nobel Edebiyat Ödülü. Wislawa Szymborska. Kollarını sıvamaktan Gömleklerimiz yırtılacak. Yeni tren istasyonlarına da. Biri. Yeni büyüyen otlar. Köprülere tekrar ihtiyaç olacak. Yatak yayları. Ceset dolu arabalar Geçebilsin. Biri uzanıyor olmalı. Bir Ģeyler olsun diye. Türkçe çeviri: G. HoĢ görüntüler değil bunlar. 1996. Lehçeden Ġngilizceye çeviren J. Burada olup bitenleri bilenlerin. Hâlâ hatırlarken olup biteni. Kendiliğinden düzelemez ki Hiçbir Ģey. 2003. . Yıllar sürecek tüm çabalar. Biri kiriĢleri sürükleyecek Duvarı tutmak için Biri pencereye cam takıp Kapıyı eski yerine koyacak. Ağzında sarman çöpü Gözlerini bulutlara dikmiĢ. Birine bulaĢacak Pislik ve küller. Az bilenlere Onlardan da az bilenlere Ve nihayet Hiç bilmeyenlere Yol vermeleri gerek. Onu dinleyenler Sessizce baĢlarını sallayacak. Biri. elinde süpürge. Artık baĢka bir savaĢta. Trzeciak.

rejimin geliĢtirip propagandasını yaptığı GüneĢ Dil teorisine göre dünyada birçok dilin kökeninin Türkçe olduğu bile iddia edildi. bu savaĢ da böyle satıldı. Bunun için yepyeni bir yöntem geliĢtirdi. Türkiye'de üniversiteye yönelik tartıĢmalar hâlâ siyasi platformda yapılıyor. Sözde küreselleĢen dünyada sanki iki ayrı savaĢ yaĢandı. Amaç. Nâzım Hikmet gibi Ģairler. Eski dilde ısrar edenlere sert müeyyideler uygulandı. Bundan önceki Körfez SavaĢı'nda basının haber vermesi istenmedi. Devlet liselerinde. Ve hatta akademik kariyerinde ilerleyebilmesinde. Cumhuriyet rejiminin. makale yazabilmeli. yerini yeni bir dil ve alfabeye bıraktı. ABD hükümeti de son savaĢını satmaya çalıĢtı. ABD basını bu savaĢta halkına tüm nesnelliğini yitiren gazeteciler aracılığıyla seslendi. sanki Türkçe karĢılığı yokmuĢ gibi her fırsatta oraya buraya yerleĢtirdikleri birkaç Ġngilizce kelimeyle anadillerine yabancılaĢmanın. Orhan Kemal gibi yazarların eserleriyle kendi edebiyatını yarattı. Kafanın dıĢındaki baĢörtüsü konusunda karĢılıklı cepheleĢirken. Halk. Ġstanbul sokaklarında binlerce yıldır konuĢulan Rumca ve Ladino (Ġspanyol Yahudilerinin dili) gibi azınlık dilleri. Ġngilizce bilimsel yayınları takip edebilmeli. onlarla birlikte düĢmanın nereden çıkacağından korktu. Türkiye'nin dili Tarzanca mı? Gündüz Vassaf 13/04/2003 Türkiye farkında olmadan yeni bir 'dil devrimi'nden mi geçiyor? Ġstanbul'da sarayın Osmanlıcası. Newsweek dergisi bile dünyanın Körfez SavaĢı'nı CNN'den. Kimileri. insan psikolojisinin püf noktalarını ustalıkla kullanarak. bu dili bildikleri varsayılan ve hiçbir sınava tabi tutulmayan hocaların önemli bir kısmının Ġngilizcesi dökülüyordu. üniversitelerde derslerde Türkler Türklerle 'Ġngilizce' konuĢuyoruz diye Tarzanca konuĢur oldu. alfabemize. basın ve radyo öncülüğünde. onlarla birlikte Irak'ı iĢgal etmenin. meslektaĢlarıyla fikir teatisinde bulunabilmeli. bayrağıyla birlikte Türkçeyi ulusal varlığının bir göstergesi olarak gururla benimsedi. Kamuoyunun baskısıyla hükümet savaĢı bitirmeye mecbur kalmıĢtı. YÖK'ün kapıkullaĢtırdığı üniversite hocaları seslerini çıkarmıyor. Ama bu. aynı füzeler. kürsüden ayetler okuyan Kenan Evren'in kiĢiliğinde Atatürk'ü MüslümanlaĢtırma çabalarına. savaĢı kazanmanın gururunu yaĢadı. Bu savaĢta Amerikalı gazeteciler Pentagon'un planları doğrultusunda birliklerin içine yerleĢtirildi. ABD'ye her gün savaĢın korkunç boyutlarını ulaĢtırdı. Ekran baĢından füzelerin ıĢıklarını seyretmekle yetinmeye mecbur kaldık. kendi ordusunun Vietnam'dan sivilleri katlettiğine tanık oldu. gündelik konuĢmalarımızda canlanıverdi. Ölüm kalım mücadelesinde kendisini koruyan askerlerle bütünleĢen gazeteciler. Tam tersine. Evren'in yerine gelen Turgut Özal'ın kiĢiliğinde de bir Anadolu insanının AmerikanlaĢıp. diğeri dünyanın geri kalan kısmında. anlamadığı bir dilde eğitim yapma gayretleri sade acıklı ve aĢağılayıcı bir manzara değil. MeslektaĢlarından uzak bırakılan gazeteciler. Artık bir zamanlar köylü ağzıyla politika yapan Süleyman Demirel. aynı askerlerle birlikte yiyip içti. "Makaleler Bibliyografyası"nda (Citation Index) yayınlar gibi evrensel kıstaslar esas tutulmalı. 'Televole aydınları'. Genç Cumhuriyet. Vietnam SavaĢı'ndan ders almıĢtı. Türkiye'de Ġngilizce eğitimin "Amiral Gemisi" sayılan bu kurumda bile. YÖK'ten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nden istifa etmiĢtim. çıkarmaya korkuyor.. 'New York Times' ve 'Washington Post' gibi gazeteler ünlü Pentagon belgelerini yayımlayarak hükümetin yalanlarını. Farsça ve Arapça kelimeleri 'temizleyip' Orta Asya'daki 'ana yurdumuz'dan da saf kelimeler ithal etmesiyle.Bir savaş nasıl satılır? Gündüz Vassaf 20/04/2003 Reklamcıların diĢ macunu. Kimsenin bilmediği. Türkçenin ĠngilizceleĢmesi sürecine tanık olduk. Zamanla bu yeni dil. Biri ABD'ye yansıdığı Ģekilde. Yıllar süren bu savaĢ boyunca basın. Basın savaĢın habercisi değil. Ne Vietnam SavaĢı'nda olduğu gibi basını karĢısına aldı ne de Körfez SavaĢı'nda yaptığı gibi ne basını yok sayıp çalıĢmasını engelledi. ülkesinin mağlubiyetini izledi. ABD. 'VatandaĢ Türkçe konuĢ!' kampanyalarıyla duyulmaz oldu. göstermelik değil.. reklamcılar. Pentagon. ulusal dil ve kültürlerin öldürülmesi pahasına olmamalı. SavaĢtan dönen askerler kendi ülkelerinde bile kabul görmedi. Hatta o kadar ileri gidildi ki. Saygon'daki son büyükelçisinin binanın damından helikopterle kaçıĢını. günlerce. komünizme karĢı Ġslami yeĢil kuĢağın yaygınlaĢmasını istediğinde. Batı'ya karĢı aĢağılık komplekslerinin. Akademisyenler. Nurullah Ataç gibi dilbilimcilerinin çalıĢmalarıyla yapısına oturdu. kaçınılmaz olarak haber vermekten çok birliklerinin halkla iliĢkiler temsilcisi oldular. Basının bağımsızlığını savunan Peter Arnett gibi ender kiĢiler iĢlerinden atıldı. örneklerini verdiler. Irak SavaĢı'nı ise El Cezire'den izlediğini kapak hikâyesi yaptı. GeçmiĢle bağımız koparıldı. GeliĢmelerden dıĢlanan gazeteciler. üniversitelerdeki yayınlarla bilim diline kavuĢtu. aynı zamanda Cumhuriyet boyunca geliĢmiĢ olan bir bilim dilini yok etmeye yönelik. basını orduyla bütünleĢtirdi. yeni geliĢtirdiği kitle kontrol yöntemlerini de denedi. 'x' ve 'w' gibi harflerin alınmasını önerdi. kafalarımızın hangi dillerde düĢünüp Ģekilleneceğini konuĢmuyoruz bile. Irak SavaĢı'nda ABD sade son silahlarını değil. kendi meclisini bile nasıl aldattığını yüzüne çarptı. onlarla birlikte taarruzun heyecanını. çamaĢır tozu sattığı gibi. imparatorluktan cumhuriyete geçiĢle birlikte kafaları değiĢtirmekti. tanklar ve tüfekler gibi savaĢın bir unsuru oldu. Bir kültür yok edildi. Bir diĢ fırçası reklamı nasıl haber yapılabilirse. Gazetecileri askere aldı. . Ancak Türkiye'de 12 Eylül rejimiyle çok Ģey değiĢti. askerin basın toplantılarındaki bilgilerle sınırlı bırakıldı.

kendini de yalnızlaĢtırıp yüceltmesinin bundan garip bir örneğine az rastlanır. kahramanlaĢtırırız. Eminim günümüzün BaĢbakanı onunla hemfikirdir. BaĢkanlık koltuğuna. sivil itaatsizlik felsefesine kendisini daha iyi adayabilmek için cinsel iliĢkiden vazgeçmekle kalmamıĢ. rakibinden daha az oy aldığı halde gelen Bush. tersine. izlerinden gitmemiz telkin edilenler. kendi uygarlıklarını yıktığını iddia ettikleri Türkleri sorumlu tutarlar. bencil duygularımızın sınırlarına hapsetmiĢiz. Ġdeallerine ulaĢmaya adayan birey üzerine kuruldu. ABD de Ġngiltere ile birlikte. "Biz nerede yanlıĢ yaptık?" diye hatayı kendilerinde arayanlar da. barınma gibi sorunlarını hallettikten sonra kendisini gerçekleĢtirmeye. devrim üzerine yoğunlaĢtırdığı beynini yorar diye satrançtan. Yeteneği ve arzusu doruk noktasında olan o nadir kiĢiler. hükümetin de uluslararası iliĢkilerinde Türkiye'yi getirdiği konumu yansıtıyor. Aynı Japonya ve bugün hızla geliĢen Brezilya ya da Hindistan gibi. Prof. Gandhi. "Bunu kim bize yaptı?" diye suçlu arayanlar da var. diğeri de uluslararası hukuk normları ve insan haklarından yana dünya kamuoyu. sırf ses uyumundan kara listemizde. Portekiz bile. Lenin. geriye kaldı Portekiz. Avrupa Birliği'ne ters düĢen hükümet. Amacına ulaĢan kiĢiyi tarihe geçirir.. Tarih boyunca. Gandhi. Andy Warhol'un "Bir gün herkes on beĢ dakikalığına dünyaca meĢhur olacak" demesi gibi artık çağdaĢ insan kendisinin kahramanı olma peĢinde. Beethoven'in 'A Passionata'sını dinlemekten vazgeçmiĢ. hep bu tür kiĢiler olmuĢ. Bush'un da Tayyip Erdoğan'dan farklı düĢünmediği ortada. tekerlemenin mantığını birlik ve beraberlik çağrısı kılıfında tekrarlarken. en yakınlarımızı bile dıĢlayan. eğer bir amacı varsa. . Bu kiĢi sanatkâr da olabilir satranç ustası da. haksız bir savaĢın suçlusu sayılmaktan öte diplomaside de beceriksizliğin örneklerini veriyor. Ġngiltere tilki. Bir ülkenin. geçmiĢin külleri arasında kıvılcım aradıkları gibi. kendisini de yedi düvele karĢı kahramanmıĢ gibi göstermek peĢinde. Türkiye'deki birlik ve beraberlik çağrıları ise sırf çağıranı bulanık sularda kahramanlaĢtırmaya yönelik. Gözümüz o nihai hedeften baĢka bir Ģey görmez olur. tarihi neden olmaksızın. 16-17-18. yüzlerce milyonların kahramanı. kendisini duygusallaĢtırıp ölümcül kararlar vermesini engeller diye de. baĢarılması gerek. hedeflerine ulaĢamaz. her ne kadar birlik ve beraberlik dese de bu gidiĢle gelecek yıl seçimleri bile kaybedebilir. "Bizden yana olmayan bize karĢıdır" diyen George W. yaĢasın Türkler 4-5-6. olağanüstü özveri ve kaskatı bir disiplini göstermezlerse. 10-11-12. Ancak Lewis'in baĢka bir sözü de. yaşasın Türkler Gündüz Vassaf 30/03/2003 1-2-3'ler. 1-2-3'ler. onun hep birlikte mutluluk olduğunu. Biri ABD. Günümüzde modern toplumların benimsediği sağlıklı insan modeli de beslenme. din sayesinde değil. iĢler ters gittiği zaman gösterdiğimiz tepkiye iliĢkin. bir ülkenin kendi kendini eleĢtirmesinin sağlıklı olduğundan ancak Türklerin bu iĢin dozunu kaçırdığından söz eder. devlet ve bilimi Hıristiyanlık'tan ayırıp bağımsızlaĢtırarak bugünkü konumuna gelebildi. Örneğin Müslüman Arapların bir kısmı Batı karĢısında bu hale düĢmelerinden. Ne var ki. aynı tutumu benimsemeyen oğlunu evlatlıktan reddetmiĢ. Aziz Augustine ve diğerleri milyonların değil. YaĢamın. Aynı Türkiye'nin sorunlarının nedenini Ġslam'dan uzaklaĢmakta bulanların. 7-8-9. hepimizin gündelik yaĢamımızda keyif aldığı dünya nimetlerini kötülemesiyle baĢlar.Gandhi mutlu muydu? Gündüz Vassaf 06/04/2003 Ġnsanlık adına 'yüce' bir davaya kendimizi adadığımızda önce kendi insanlığımızdan yitiririz.. Ġradesini sınamak için ergenlik çağındaki kuzinleriyle aynı yatakta yatması. baĢkalarını kötüleyip. BarıĢ ödülü sahibi de. Oysa Batı. Aziz Augustine'in 'Ġtirafname'sini yazıp. Ruslar kalleĢ. bizlere örnek gösterilen.. Dünyada yeniden iki süper güç olduğundan söz ediliyor. Mutlaka bir Ģeyin elde edilmesi. kurtuluĢ savaĢı kahramanı da. Almanya domuz.. Yıllar önce çocukların diline yerleĢmiĢ bu tekerleme. içeriği günden güne değiĢen bir meçhulse. ya 'böylesine bir dünyada' olamayacağı düĢüncesiyle öbür dünyalara ertelemiĢiz ya da yaratıcılığımızın inancıyla. Bernard Lewis. Mutluluğu. Özellikle Hıristiyanlıktan dünyaya yayılan suçluluk kompleksi düĢüncesi. kültürel evrimimiz bastırmıĢ. Günümüzde serseri mayın gibi dolanıp daha iktidarının baĢlangıcında hem ABD hem de Irak'ı karĢısına almayı becerebilen. 13-14-15. Lenin. Polonya battı. bana ürkütücü geliyor. çelik iradesinin baĢka bir ifadesi.

Çocuksu ve çaresiz bile gözükse. evrensel kültürümüzün efsaneleri kaçınılmaz savaĢları anlatır. kendine özgü açık bir toplum modelini yaĢatma ümidi olan bu ülkeye. Çoktan kararı verilmiĢ bu savaĢın er veya geç baĢlayacağı biliniyordu. Büyüdükçe liste geniĢler. en yakınlarımıza. SavaĢ karĢıtlığına rağmen savaĢacaklarını kanıtladılar. günden güne değiĢebilen. Tarihte barıĢ hareketleri herhangi bir savaĢın çıkmasını önleyebildi mi acaba? Ġster Doğu olsun ister Batı. alıĢtırıldı. Birinci ve Ġkinci Dünya SavaĢı'nda insanlar savaĢa alıĢtı. Yeni bir dünya düzeni kurulur. savaĢın bizi yenmesine müsaade edecek miyiz? 'Binbir Gece Masalları' Gündüz Vassaf 16/03/2003 SavaĢı durdurabilmek için belki çok geç. ahlakımızı askıya alarak katliama göz yummanın utanç ve sıkıntısının vebalini yaĢamaktan ibaret değil. içi istediği gibi doldurulacak bir sıfat. Bizi savaĢ fikrine aylarca alıĢtıra alıĢtıra savaĢı baĢlattılar. kendisini korumak için ABD'den yana savaĢa girmeli diyordu baĢka bir arkadaĢım da. hahambaĢı ya da papazların bırakın barıĢı korumasını. diyen arkadaĢlarım var. Gene de var gücümüzle savaĢı engellemeleyiz. dövüĢten uzak kiĢiler savaĢ alanında kahramanlaĢır. bizlere düĢman gösterilmiĢ. Ġmam. Sovyetler Birliği ve yandaĢlarını içten çökertti. vicdanımızı susturup. dünyanın neresinde olursa olsun. televizyon ekranlarından mavi ve kırmızı oklarla dost ve düĢman kuvvetlerin cephelerdeki mevzilerini günbegün takip edecek miyiz? Bizden önce savaĢlarda yaĢayanlar gibi askeri stratejiler ve taktikler üzerinde ahkâm kesecek miyiz? Son silah teknolojilerinin neye kadir olduğunu merakla izleyecek miyiz? 18-19 yaĢlarında henüz tanımaya fırsatını bulmadıkları bir dünyanın savaĢına atılan gariban çocukları kahramanlaĢtırıp destanlarını yazacak mıyız? Önceden pek de farkında olmadan mırıldanmaya baĢladığımız savaĢ Ģarkılarını giderek hep bir ağızdan söyleyecek miyiz? SavaĢ önünde acizliğimizin öfkesini birbirimize. bizler de ancak orada kul olarak yerimizi alırız demek. hâlâ nükleer bir savaĢla her an yok olabilecek bir dünyada yaĢıyor olmanın korkusu içinde olacaktık diyen bir sınıf arkadaĢımın yazısını okudum. SavaĢa karĢı gelmenin barıĢa bile zarar getirebileceğini ileri sürenler var. biz de. Tarihimizde ilk kez düĢman. ABD nasıl olsa istediğini yapacak onu durdurmaya çalıĢmak trenin önüne geçip karate yapmaya benzer. artık hepimiz bu savaĢın içindeyiz. ne idüğü belirsiz tartıĢmalarla boĢaltacak mıyız? Herhangi bir tarafın değil de. ABD'nin dediği nasıl olsa olacak diye susmak. ekonomi yoluna girsin. barıĢ hareketine karĢı çıkıyordu yazısında. SavaĢ bir an önce olsun bitsin. BarıĢ hareketi baĢarıya ulaĢsaydı. yanlıĢ ve eksik haberlerle hepimiz askeri harekâtın bir parçası olan psikolojik savaĢın hedefleriyiz. Böyle düĢünenler muhalefetsiz yeni bir dünya totalitarizminin kurulmasına davet çıkarıyor. savaĢın yıllar sürebileceğini söylüyor. savaĢla birlikte karĢı cephelere geçti. Daha 11 Eylül'den önce terorizmi baĢ düĢman ilan eden ve "Bizden yana olmayan bize karĢıdır" diyen ABD BaĢkanı. kiĢiler ve ideolojiler birbirlerine. türümüzde yüzümüzün kızarma özelliğini evrimin tarihine terk etmek demek. Biz de onlar gibi olacak mıyız? Onların duvarlarına astıkları haritalardan yaptıkları gibi. Ġçindeyiz çünkü en ince ayrıntılarına kadar hesaplanmıĢ yalan. ABD'nin postmodern totalitarizminde sanki herkes barıĢtan yana ama savaĢ da gerekli ve kaçınılmaz. Tarih boyunca dinler. Almanya gibi güçlü değil. SavaĢa dur dememek önümüzdeki yıllarda bizim ve çocuklarımızın özgürlüklerinin gasp edilmesine onay vermek demek. Dünya düzeninin egemen güçlerinin ortaya saldığı son korku terörizm. Birbirleriyle yıllardır savaĢan Ispartalı ve Atinalı erkeklerin karılarını. kavimler. SavaĢtan önce barıĢtan yana olanlar. Ġki dünya savaĢından edindiğimiz acı tecrübelerle yarattığımız uluslararası hukuk ve evrensel insan haklarından vazgeçmemiz demek. barıĢ için seks boykotuna çağıran Aristofanes'in Lysistrata'sı ancak bir komedinin kahramanı. 1980'lerde ABD'nin amansız silahlanması ve yıldızlar savaĢı projesi. korkularımıza düĢmanlar eklenir. insanımız zenginleĢip refaha kavuĢsun diyenler de çok. Kendimizi bir an için 'seyirci' konumunda bile hissetsek. Türkiye. Bizi savaĢa alıĢtırmaya çalıĢıyorlar. terör üzerine kurulmuĢ totaliter bir rejimi. Belki değil. Aynı gerekçeyle savaĢın Ortadoğu'ya barıĢ ve demokrasi getireceğine inandığından.Savaştan nasıl korunulur? Gündüz Vassaf 23/03/2003 Kimlerden korkacağımızı çocukluğumuzda öğretmeye baĢlarlar. onların amigoluğuyla Tanrı adına yaptığımız savaĢların zaten haddi hesabı yok. . belki de geçmiĢ imparatorlukları aratacak bir dünyayı teslim etmek demek. Bugün savaĢa dur dememek. barıĢ hareketine katılmamak. Hinduların Mahabharata'sı Homer'in Ġlyada'sı -ikisinde de barıĢtan yana.

iyinin kötüye dönüĢmesi. Sohbetler. Sonraki yıllardaki politik tartıĢmalarında daha bir temkinliydi dolmuĢ yolcuları. Ģoförün iktidarına teslim edildi. İğne ve çuvaldız Gündüz Vassaf 02/03/2003 ABD savaĢa girdi. 'DolmuĢ cemaati' yok oldu. Ancak New Yorka'ta limuzin ya da Venedik'te gondol gibi. rambolardan uzay adamlarına kadar onun değerlerini yansıtan bütün kahramanlarını dünya bunca yıl benimsedikten sonra. Bir yanda darbeyi göklere çıkaranlar. Ve bugünlere geldik. gazetecilere birlikte poz verdikleri süs köpekleriyle ABD baĢkanlarına özenen devletlerin temsilcilerinin. hatta kabulümüzle.. ekonomi ve renkli televizyon dizileri almıĢtı. hepimiz aynı durakta inip BeĢiktaĢ'ta bir kafede soğuk birer bira içerek gecenin içine daldık. Derken. Bush'un kötü adam imajının da aynı hızla bilincimize yerleĢmesi doğal. o gün yaĢadıklarımızı. 10 dakika içinde isimlerimizi ve ilerleyen dakikalarda. ABD. Ġçinde olup bitenle kiĢiliğimizi ve toplumsal iliĢkilerimizi yansıttığımız bir sahne aynı zamanda. insanların birbirleri yerine cep telefonlarına sarılıp seslendikleri bugünlere. dünya çapında haddini bilmez bir emperyalist olarak. kim inanabilir ki? Garip bir olgu ama. Grubundaki Ġstanbullulardan biri Roma'da dolmuĢ olmadığını öğrenince Ġtalyanları küçümsemiĢ.. Son derece seviyeli bir üslup içinde geçen bu sohbetlerin ortasında 'müsait bir yerde' diyerek inen birisinin yerine bir baĢkası biner. Bağdat'ta Ģimdi de 1001 gün ve gece süren bir uluslararası müzik Ģöleni düzenlense? Felekten bir dolmuş Gündüz Vassaf 09/03/2003 Türkiye'den Ġtalya'ya turist götüren bir rehber anlatıyor. futboldan konuĢulur oldu.. Üstelik artık hepimiz biliyoruz ki kötü adam imajının iyiye. birbirine yabancı olan insanların bu kadar kısa sürede birbirleriyle kaynaĢmasına ĢaĢıran Ģoförün. 'adamların dolmuĢu yok' diye baĢkalarını küçümseyebiliyoruz. müziği. 70'li yılların ortasından itibaren siyasi düĢüncelerin kutuplaĢması ve sokakta sağ-sol diye ayrılan görüĢlerin Ģiddete dönüĢmesi ile konuĢmaktan korkulur oldu dolmuĢlarda. din. Giderek hayat pahalılığından. ister Güney . Esas konu bence bu Amerikan devinin vurdumduymazlığını. sohbetlere de teksesli totaliter bir düzen girdi. yeni konuĢmacılarıyla hiç kesilmemiĢ gibi devam ederdi. baĢta ABD. uzak ülkelerdeki deprem ve sel felaketlerinden. Rejimin yumuĢayıp sivilleĢmesiyle korku da giti konuĢmalardan. bir yanda da susanlar. Acaba diyordu yeni tanıĢtığım biri. kovboylardan. dünya tarihindeki en büyük savaĢ karĢıtı gösterileri önünde vurdumduymazlığına. Ġnsanların sanki birbirlerine siyasi alanda söyleyecek fazla bir Ģeyleri kalmamıĢtı. Ancak? Geçen Pazar gecesi. Birinci ve ikinci dünya savaĢları bunun en çarpıcı örnekleri. BaĢbakan ve iki bakan aĢılıp parlamentonun çoğu da Bizans'tan kalma Yassıada'daki zindanlara atılınca. kimimiz evde bekleyenimizi. bundan sonra eĢlik edemeyeceği için buruk ve ĢaĢkın bakıĢları arasında. Dünya'nın küreselleĢip küçülmesi ille de tek bir değer sistemi yaratıldığı anlamına gelmiyor. Yakın geçmiĢimizde Hitler ya da Stalin'in katliamlarına bile bu denli karĢı çıkılmamıĢtı. binbir türlü sohbette yerden yere vurulurken. kültürü. benden yana olmayan bana karĢıdır inancıyla. Önünde ani fren yapan arabaya sinirlenince onunla birlik olunuyor. kimimiz bisiklet turunda tekerleğe sıkıĢtırdığı beyaz kaĢmir paltosunun baĢına gelenleri. Sonuçta. inerken kapıyı sertçe vurup giden yolcunun arkasından konuĢunca. gelenek ve kendilerine özgü ideolojilerini ciddiye aldıklarına. liderlerinin karılarına 'first lady' adını takan. Mickey Mouse'lardan.Bağdat'ta geçen 'Binbir Gece Masalları'nda her akĢam birbirinden çekici bir öykü anlatan Sehrazad ölümünü günbe-gün erteleyip sonunda mutluluğa kavuĢur. sohbetler tarihe karıĢtı. Kendimizi aldatmayalım. Menderesçi ve Ġnönücüler açıkça fikirlerini beyan ederdi. bizim. Bostancı'dan Taksim dolmuĢuna binen ve birbirlerini hiç tanımayan beĢi genç altı yolcudan biriydim. modası. Ģoföre koro halinde hak veriliyordu. 27 Mayıs askeri darbesinin Türkiye'ye demokrasi getirdiği de söylenir ama bu dolmuĢ tartıĢmalarına hiç de öyle yansımadı. ABD ĢaĢmaz mı yeni uyduruk düĢmanını niçin onun gibi ciddiye almadığımıza? Birçok ülkede asker ya da polis üniformalarını beyzbol Ģapkalarıyla tamamlayan. DolmuĢ sohbetlerinin rengi nasıl da değiĢti yıllar içinde. Tersine kültürel benmerkezciliğimizi gittiğimiz yerlere taĢıyarak üstünlük kompleksine girebiliyor. Tarihte belki hiçbir savaĢa bu denli karĢı çıkılmadı. onun simgelerine edinginliğimiz. neler yaptığımızı paylaĢtık.. hem kitle manipulasyon yöntemleri hem de bizim edilgenliğimizden ötürü sıradan bir olay. (belki de farkında olmadan) büyük ölçüde yaratmıĢ olmamız. yaĢam biçimi de o denli benimseniyor. Ama kendi beyzbol liglerinin galibini bile dünya Ģampiyonu ilan eden ABD'nin. Onlar fırsat varken. umursamazlığına da ĢaĢmamak gerek. Artık arabadaki politik sohbetlerin yerini dolar. havaların soğukluğundan. Ancak yeni iletiĢim teknolojileriyle nasıl bir Ģehrin kenar mahallelerinden çıkan Eminem dünyaya yayılabiliyorsa. 12 Eylül ve devamına tanıklık etti dolmuĢ sohbetleri. Ya da girmedi. gene de tartıĢma. Birbirlerini gözlerine kestiren genç kız ve erkekler. dolmuĢun da bize has bir Ģekilde ulaĢım sorununa çözüm getirme gayretimizden öte bir yeri var. Türkiye'de köy kahvelerinin bile Demokrat Partili ve Halk Partili diye ayrıldığı yıllarda bol politika konuĢulur. Hele savaĢlar baĢlayıp evlatlar cepheye gittikten sonra komuoyunda barıĢtan yana olanların da giderek saf değiĢtirmesi istisnalar dıĢında tarih boyunca tekerrür eden bir gerek. kimimiz adada gördüğü mimoza çiçeklerini ve kedileri. rakipsiz olan imparatorluklarının gereği neyse onu yapacaklar. dil.

özgürlüğü. Bronz. Sırtlarında. vezir Ve unutulmuĢ bolca piyonu. Yeni ABD imparatorluğunu biz de yaratıyoruz -kendimizi küçümseyerek. Hayır diyor savaĢa. silahından çok baĢkalarını güçsüz olduklarına inandırmasında. Ordularıyla kâfirleri kılıçtan geçirmiĢ Müslüman peygamberinin ahvadı da. "SavaĢları sona erdirecek savaĢ" Öyle demiĢti Birinci Dünya SavaĢı'nın havarileri. Üstelik. Dilimizden güzellik mefhumumuza kadar nasıl AmerikanlaĢtığımızın örnekleri saymakla bitmez. ArkadaĢlarımın çocukları. din ve dillerimizi Korumaya azimli BarıĢ savaĢçılarıyız. . din ve dilden Artakalan biz Yeni devlet. Bir yazar kitabı ABD'de basılmadıysa mahalli sayılmakla karĢı karĢıya.. BarıĢ için savaĢ ister. mermer ve alçıdan Elinde kılıç. Onlar da barıĢtan yana. Ama hiçbir açık toplum da bizler gibi edilgen kullarla yaĢatılamaz. ister Koreli.Afrikalı olsun. Haklı ve haksız savaĢ mantığımızın Satranç tahtasında Hep yeniden dizdik Arkalarından ağıtlar yaktığımız Ģah. O denli ABD bağımlısı olduk ki yeniyi. geçmiĢimizi geleceğe yönelik yeniden yaratmayarak. bizim ABD'ye karĢı çıkarken bile onun değerlerini benimsememiz. Her politikacının rüyası ABD baĢkanıyla birlikte fotoğraf çektirebilmek.. BarıĢtan nasıl da yanaymıĢ Gandhi Hint askerlerini Ġngiliz hesabına Hince hesaplarla Çanakkale SavaĢı'na helallarken? Beyaz güvercinlerimiz. at sırtında ulusal kahramanlarımız. Devrim mahkemelerinde idam fermanı imzalamıĢ Che Guevara'nın t-shirtleri. Ve nedense de SavaĢları bekler Tarihten tatile çıkmıĢ vicdanlarımız. Para kazanmak isteyenlerin kendilerini ispat edecekleri yer gene ABD. insan hal ve tavrına kadar Hollywood'dan çıkma değer ve kahramanları paylaĢıyorlar. Artık dünyanın herhangi bir yerindeki ressam için ölçü New York'ta sergi açmak. Bu gidiĢle yeni imparatorluk nasıl olsa kurulacak. Tarihte yok olmuĢ Binbir devlet. Ġlginç olan ve ABD'nin dünya imparatorluğunu meĢru kılan. Yoksulluğa itilip unutulmuĢ dünyanın geriye kalan üçte biri ise bu düzende zaten umursanmıyor. BarıĢeverdir Katolikler. ABD'nin gücü. yiyeceğinden. müziğinden. birbirlerine bağlılıklarının siftahını ABD ve Bush nefretiyle açtıktan sonra filminden. Bizim de bağımsız bir devletimiz olsun diyenler. savaĢların karargâhı Vatikan BarıĢ istiyor. Savaştan kim korkar? Gündüz Vassaf 23/02/2003 Nice papanın. düzene karĢı gelmeyi bile oradan biliyoruz. Onun ikiyüzlülüğü ya da çeliĢkileri karĢıĢında kendimizi aldatılmıĢ hissetmemiz. son yüzyıllardaki imparatorluklardan farklı olarak belki de 'açık toplum' ihtimalini yaĢatarak.

iktidarların ikiyüzlü tutumlarını ciddi ve kalıcı bir muhalefetle sorgulamıyor bile. ya da çeĢitli festivallerde koca koca flamalarla sponsorluk yaptıklarını ilan eden kuruluĢlar sayesinde değil. Bu tip Nazi artığı nesneleri toplamaktan kim ne tür bir haz duyabilir kayda değer. Örneğin Irak'a olası saldırıyla ilgili. Yahudi vatandaĢlarını korumuĢlar.Sofya notları Gündüz Vassaf 16/02/2003 Sofya'nın Ģehir merkezinde her gün kurulan bitpazarında. Ġstanbul'dan bile alıĢtığımız erkeklerin açlığı ve kadınların sıkıntısı sınırın hemen ötesinde kendisini baĢka düzeyde huzurlu bir iliĢki biçimine terk ediyor. ka'ale almamak. Oysa e-postasıyla bana iletilen aĢağıdaki olay ABD'nin normal koĢullarda bile ne kadar gözükara olduğunu anlatan ilginç bir diyalog: Metin. simgeler tepetaklak oluyor. Genellikle ülkelerinin sokaklarında ABD karĢıtı sloganlarla yetiniliyor.. bastırmak yerine bilakis onu yönlendirmenin. GiriĢteki küçücük plaket öyle yazıyor. Egemen düzen. . Her ne kadar 19. Avrupa'dan düĢman bekleniyormuĢ gibi. bu ülkenin sahillerine yakın bir yerde geçen bir telsiz konuĢması aynen Ģöyle: Ġngiltere: ÇarpıĢmamak için lütfen rotanızı 15 derece güneye değiĢtirin. Türklerse Bulgaristan'da 500 küsur yıllık bir Osmanlı geçmiĢini unutmuĢlar gibi. Ģehrin göbeğinde 1566 yapımı Sinan'ın son eserlerinden birisi dimdik ayakta duruyor. eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Savunma Bakanlığı. dünyanın çeĢitli yörelerinde sürdürülen barıĢ hareketinin." Ben bir deniz feneriyim Gündüz Vassaf 09/02/2003 Eskiden savaĢ bakanlıkları vardı. Bunlara. barıĢtan yanaymıĢ gibi gözüken hükümetler. Türkiye'den Bulgaristan'a geçiĢte otoyolda ilk kahveniz için durduğunuz yerde kadın erkek iliĢkisinde rahatlık ve kendiliğindenlik göze hemen çarpıyor. amaçları savunmak olacaktı. Yıllarca harap kalmıĢ caminin onarımını Sedat Peker üstlenmiĢ. Çekler. Tabii Bulgaristan'ın da gerek Balkan savaĢlarında gerekse sosyalizm döneminde Türk kırımı ve zulüm üzerine kurulu politikasını unutmamak gerek. 100 milyon küsur insanın öldürüldüğü II. savaĢ karĢıtları. Ve. SavaĢ isteyenler sanki barıĢtan yanaymıĢ gibi gözükürken. SavaĢta tarafsız olan Türkiye bile yahudilerin yerleĢim yerlerinden kaçmaya mecbur kaldığı 1943 Trakya olaylarından sabıkalı. kocaman harflerle yazılmıĢ Ģu ibareyle karĢılaĢıyorsunuz: "Bayrağı bayrak yapan üstündeki kandır Toprak. Türkiye'de Meclis'i açık oylamaya çağırma gibi talepler dıĢında. Ancak benim için ĢaĢırtıcı olan Avrupa ülkelerinde satıĢı yasak olan Nazi ıvır zıvırının burada serbestçe el değiĢtirmesi. kitleleri yanıltarak. 'George Orwell'in 1984 kitabında olduğu gibi. Günümüzde kavramlar. sigara tabakası gibi çeĢit çeĢit eĢya satılıyor. Yeni onarımdan geçmiĢ. ġu anda sınırda Avrupa'dan gelenleri ilk çarpan görüntüsüyle Türkiye zaten bu kıtaya lakaytlığı ve 'Geceyarısı Ekspresi' görüntüsüyle sırtını çevirmiĢ. silahlı kuvvetlerinin katılımına yöneltilmesi yerine. iki gün kaldığımız Sofya'da en çok çarpan bu Ģehrin bol eğlenceli gecelerine de yansıyan sosyal hayatı oldu. bizim de yakından tanık olduğumuz gibi. üstüne gamalı haç iĢlenmiĢ pusula. Günümüzdeki barıĢ hareketi. muhalefeti zorla bastırmamayı tercih eden rejimler. Macarlar ya da Ġspanyollar. Türkler. desteğini alır görünerek. Belki Yahudi soykırımı konusunda Bulgarların vicdanı baĢkalarına göre daha rahat. ABD: ÇarpıĢmamak için. yönlendirir. Artık savaĢ yapanlar barıĢ hareketlerini yasaklamak. Türkiye'nin baĢladığı yerde bitiyor olacak. özel çıkarları için servetlerini ABD karĢıtı reklamlara harcayan barıĢ tacirlerinin çabalarını da eklemek gerek. Ben ve arkadaĢlarımı. Ġngiltere Savunma Bakanlığı'nca 10 Ocak 1995 tarihinde açıklanmıĢ. ABD'ye odaklanmıĢ olması dikkat çekici. Geri tepeceği olasılığını da göz önünde tutarak. 'BarıĢ Bakanlığı' adını alırsa buna ĢaĢmamak gerek. Böylece Türk askeri taa Kore'ye. yurttaĢlarını aylardır adım adım savaĢın vazgeçilmezliğine alıĢtırıyor. yüzyıl sonlarında baĢlayan bağımsızlık ayaklanmalarında birçok cami Sofya'da yıkılmıĢsa da. kendi hükümetlerine. Ġngiltere: Negatif. hatta geliĢtirip tüketerek. ABD askeri Vietnam'a savaĢmaya değil savunmaya gitti diye anlatıldı bizlere. Koca Avrupa'da bu konumda olan baĢka bir tek Danimarka var. Bu da tabii binbir beceriksizliğine ilaveten Ġstanbul'da Arkeoloji Müzesi'nin yarısından fazlasını bile yıllardır kapalı tutmayı becerebilen Kültür Bakanlığı. savaĢ mekanizmasını yürüten bu devlet birimine yeni bir isim buldu. Yakında savunma bakanlıkları. Yazının az ötesinde de. kendi hükümetlerinin destek ve katılımlarını.. Zira Ġkinci Dünya SavaĢı yılları ve öncesinde burada da faĢist bir rejim kurulmuĢ olmasına rağmen Bulgarlar kendi ülkelerindeki Yahudileri temerküz ve ölüm kamplarına yollamamakta direnmiĢler. ÇarpıĢmayı engellemek için rotanızı 15 derece güneye değiĢtirmeniz gerekiyor. biz sizin yönünüzü 15 derece kuzeye değiĢtirmenizi öneriyoruz. yılgınlaĢtırmanın. savaĢtan nefret edilir oldu. Ülke karartma altındaymıĢ gibi kasvetli bir giriĢten sonra ilk dikkatinizi çeken cılız neon ıĢıklarla Türkçe dıĢında her dilde yanlıĢ yazılmıĢ ve samimiyetinden kuĢku duyulacak bir hoĢ geldiniz yazısı. Bulgaristan'ın 2007 yılında Avrupa Birliği'ne girmesi bekleniyor. ondan kacmak. saat. ABD donanmasına ait bir gemi ile Ġngiliz yetkilileri arasında. öldürmenin peĢinde. Dünya SavaĢı'ndan sonra. O zaman Avrupa sınırı Kapıkule'de. daha çok Soğuk SavaĢ günlerinden kalma yürütülüyor. 'BarıĢ SavaĢçısı' gibi bir deyimi bile benimseyebiliyor. Artık asker nereye giderse gitsin.

Tekrar söylüyorum. KonuĢmalarımız insanı salt söylediklerinden ötürü cepheleĢmeye. dans pistleri ve yataklar vardı zeplinlerle yapılan eski gökyüzü yolculuklarında. Yakın tarih yalanları Gündüz Vassaf 26/01/2003 Avrupa-Amerika arası Atlas Okyanusu üzerinde yolcu uçak seferleri baĢlamadan önce de bir kıtadan diğerine hava yoluyla gitmek mümkündü. henüz temeli atılmıĢ beĢincisi yüzme havuzu olur.ABD: Ben bir ABD donanması kaptanıyım. Ġngiltere: Negatif. Stalin öldüğünde. o öğle yemeğini çıkardı ben de benimkini. ġarap ve ekmekle günahlarımızdan arınabileceğimizi belirtmemle o da bana elmayla ilk günahı hatırlatınca pes ettim. Artık sözden çok iĢaretler. Kabileden cemaate. Pravda gazetesi. Bana Ġtalya'yı terk etmemiz için üç günümüz olduğunu söyleyince bu parmağım da sana girsin dedim. En çok cinayet. S. KonuĢtukça birbirimizden ayrıĢmaya baĢlarız. Yön değiĢtirin. New York'taki gibi bir arz-talep iliĢkisi olmadığından daracık pahalı arsalarda gökyüzüne tırmanan binaları sıkıĢtırma gereği yok. HahambaĢı Latince papa da Ġbranice bilmediğinden munazaranın sessiz olmasına karar verilir. Stalin döneminde Moskova'da gökdelenler bu yarıĢın sonucu yapılır. böyle sessizce anlaĢıyoruz iĢte. ABD'de ne varsa mutlaka daha iyisi. HahambaĢı da kendi cemaatine ne olduğunu anlatmakta. Bize ayrıca üç destroyer.. Papa. radyolar... baĢkentinde de gökdelenler istemektedir. Ben üç parmağımla ona Ġsa. Meryem ve Tanrı'yı hatırlatırken o bana Tanrı'nın tek olduğunu belirtti. daha kapalı bir varlık yapmıĢtır. Köydeyken aynı köyde yaĢıyor olmanın sıfatıyla birbirlerimizle konuĢurken. Ġnsanın en sadık olduğu anlaĢma birbirleriyle konuĢmamak üzerine kuruludur. Papa eliyle üç parmağını gösterir. Bunun büyük bir yalan olduğu ve sade birkaç tane hava gemisi yapıldığı ancak Stalin'in ölümünden sonra anlaĢılır. ABD: Burası Uçakgemisi USS Abraham Lincoln. Belki de birbirimizle en iyi anlaĢtığımız yer ölülerimizi gömmek için toplandığımız mezarlıklardır. Sonunda Papa'nın Ģarap ve ekmek çıkarmasına hahambaĢı tek bir elmayla karĢılık verince papa yenilgisini kabul edip Yahudilerin Ġtalya'da kalabileceğini söyler.. eli sopalı diktatörlerden uzak. Hindenburg adlı Alman hava gemisinin l937 yılında New Jersey'de iniĢi sırasında infilak etmesinden sonra bu teknoloji terkedildi. Tepki üzerine bir teklifte bulunur. yani 15 derece kuzeye değiĢtirmenizi emrediyorum. Yoksa toprakta özel mülkiyetin kaldırıldığı sosyalist rejimin baĢkentinde. cemaatten cemiyete geçtikçe. kazananın istediği olacaktır. posta pulları. ABD Atlantik filosunun ikinci büyük gemisi. kentlerde apartmanlara taĢınınca komĢularının kim olduğunu bile bilmez olduk. Kardinal Papa'ya ne oldu diye sorar. Tabii konuĢmadan da pek anlaĢamayız ama kendimizi anlaĢıyoruz diye kandırmamız konuĢmayınca daha kolaydır. Ama boyunun kısalığını gizlemek için asansörlü ayakkabılar giyen Stalin. YanıbaĢımızda ama yabancı diye bellediğimiz baĢka bir insanla bırakın konuĢmayı gözlerimizi bile birbirimizden kaçırır olduk. Bir diğer yarıĢ ise kimin en çok zeplini olacağı konusunda. Gemimin güvenliği için yönünüzü 15 derece. Ġngiltere: Biz deniz feneriyiz. daha az birlikte Ģarkı söyleyen. Hem de çok daha rahat bir biçimde. logolar belirler oldu günlük yaĢantımızdaki davranıĢlarımızı. Yönünüzü değiĢtirmeniz gerekiyor. Yoksa gereğinin yapılacağından emin olabilirsiniz. Elini havada sallayıp burada yok olacaksınız demesine karĢılık da yeri gösterip buradan bir yere kımıldamayacağımızı söyledim. Zeplin devri aynı zamanda Stalin'in öncülüğünde Sovyetler Birliği'nin kapitalizmle amansız bir yarıĢa girdiği döneme denk gelir. Papa ufku gösterir. Papa'yla hahambaşı Gündüz Vassaf 02/02/2003 Ġnsan en iyi hiç konuĢmadıklarıyla anlaĢır. Aynı bir transatlantikte gider gibi lokantalar. daha büyüğü. zeplinlerin koca Asya kıtasını boydan boya kat ettiklerinin haber ve fotoğraflarıyla herkesi heyecanlandırır. Ġtalya'daki Yahudilere dinlerini değiĢtirmezlerse ülkeyi terk etmelerini buyurur. Sovyetler Birliği bu hava gemilerinin yapımında ABD'nin fersah fersah önüne gecer. Yahudilerin seçtiği bir temsilciyle tartıĢacak. simgeler. Bir fıkra. kütüphaneler. Hayatında. HahambaĢı ile Papa karĢı karĢıya gelir. Herkesin baĢka bir Ģey anladığı günümüzün simgeler dünyasında da. . biri bugünkü Moskova Üniversitesi olmak üzere. döt gökdelen yapılır. Tekrar söylüyorum. hahambaĢı yere iĢaret eder. hahambaĢı tek parmakla karĢılık verir. "Eee ondan sonra?" "Hiç" der hahambaĢı. birbirini öldürmeye kadar götürür. dünyadaki insan nüfusu arttıkça birbirimizle konuĢmamak üzerine yazısız anlaĢma daha da güç kazanmıĢtır. git. 50 yıl süren bir evlilikte karı koca birbirlerini çok iyi anladıklarından konuĢmadan anlaĢtıklarını iftiharla söyler. ABD telaĢ içindedir. daha hızlısını biz de yapmalıyız diye düĢünür komünist partisinin baĢındakiler. Uygarlığın geliĢmesi insani daha çok değil daha az konuĢan. Ben ufka iĢaret edip Tanrı'nın hepimizin üstünde olduğunu söyleyince o da yeri gösterip Tanrı her yerdedir dedi. üç kruvazör ve çok sayıda destek gemisi refakat ediyor. birbirleriyle ömür boyu yaĢama düĢüncesiyle yola çıkan karı koca arasında iĢlenir.

savaşın maliyeti Gündüz Vassaf 19/01/2003 Türkiye'de birdenbire Kerkük petrollerinden kaç para alacaklıyız diye hesap yapanlar türedi. Ziyarete kapalı ama. Tek tük bekçiler buz gibi müzenin orasına burasına konmuĢ iğreti elektrik ısıtıcılarının baĢına sinmiĢ üĢüyerek emekliliklerini bekliyor. oraya buraya yerleĢtirilen ziyafet masaları ve kokteyller için binbir gece masallarıvari bir fon oluĢturuyor. Ama Abraham Lincoln'un Ģu sözleri de kayda değer: "Herkesi bazen. ABD'nin bu kirli iç politikası sonucu daha yüz binlerce insanın öleceği savaĢ dört yıl uzar. Binlerce yıllık bir tarihten arta kalan çeĢitli Anadolu uygarlıkları ise kapalı kapılar. seçkinlerin sefahatine açık. bir ara Avrupa'da yılın müzesi de seçilmiĢ olan bu yer. Ġstanbul'da Levent çarĢısının baĢında az bir zaman öncesine kadar sabahları her iĢi yapmaya hazır küçük bir iĢsizler mangası beklerdi. belki de yarısından fazlası kadrosuzluk nedeniyle kapalı. BarıĢ görüĢmeleri suya düĢer. BaĢkan Carter'a karĢı seçimlere giren Reagan da benzer bir gizli pazarlığı. Kerkük petrollerine göz dikenler hiç akıllarından geçirir mi Bağdat müzesinde. gezilerimizde görmeye alıĢkınız. görüĢmelere gelmeyin. SavaĢ kokusu. Devletlerin bizleri aldatma alıĢkanlığı ise artık en son silah teknolojisinden de hızla geliĢen bir 'bilim' olma yolunda. serbest bırakmak üzere olduğu elindeki ABD'li rehineleri seçim sonrasına ertelemesi Reagan'a Beyaz Saray'ın yolunu açar." Barışın bedeli. Onun bunun Ģerefine kaldırılan kadehlere Jül Sezar'ın büstleri. dünyanın en büyük ordularından birini besleyen. Venüs'ün heykelleri tanıklık ediyor. 'onurlu barıĢ' sloganı altında bu ülkeden bir an önce kaçıĢ yollarını aramakta. Yıl 1968. ülkesinin baĢ düĢman ilan ettiği Ġran'daki rejimle yapar. Hele yaĢamın.. Çünkü biliniyor ki devlet ve zenginler arzuladığında her tarafı açılan bina sımsıcak ısıtılınca. Ģimdi de savaĢ piyangosu peĢinde. bahçe mi kazılacak adres belliydi. komi beliriveren bir ülkenin geçmiĢinin sergilendiği arkeoloji müzesinin büyük bir kısmının kadrosuzluktan sürekli kapalı kalması nasıl açıklanabilir? Ya turizmden gelmeyecek paralar? ABD de onu ödesin. Ne var ki orada günlerce ekmek parası için iĢ bekleyenler çoğu teklifleri geri çevirir ancak büyük para koparacakları bir iĢe evet derler. Buzdolabı mı taĢınacak. barıĢ için neler verebileceğimizin düĢüncesi bile sanki yanağından makas alınıp yüzü okĢanan çocuklara mahsus. Güney Vietnam Paris'teki toplantıya temsilci yollamaz. Mezopotamya topraklarında bombalardan sonra ne kalacağını? Türkiye'de barıĢın değerini unutanlar savaĢın maliyetini hesaplıyor. Peki. herkesi her zaman kandıramazsınız. CumhurbaĢkanlığı'na tekrar aday olmayacağını açıklayan Johnson. ufak ufak kazanmaktansa voliyi vurup birkaç gün boĢta kalmayı tercih ederlerdi. GeçmiĢten alacaklarımıza bu duyarlılık ile bu toprakların tarihine gösterdiğimiz duyarsızlık ise ibret verici. Vietnam SavaĢı'nın kazanılamayacağını anlamıĢ. insana en ağır gelen Ģeylerden biri aldatıldığını kabul etmesi. yoksa Johnson sizi satacak mealinde bir mesaj yollar. Asya'da yayılan ABD varlığıyla güç dengelerinin çoktan zorlandığı yeni bir savaĢın arifesindeyiz. Tahran'ın. Ama. Aynı eserler reklam Ģirketlerinin ürünlerine konu mankeni olarak da kiralanabiliyor. Beceri değil de güç isteyen iĢler için onlara gidilirdi. savaĢ korkusunu hiç de yakıĢtırmadığımız ecdadımızdan arta kalan ganimet genlerimizi hortlatmıĢ olmalı. gerilmiĢ ipler arkasında. ben seçilirsem sizi kollarım. Cumhuriyetçi Parti'nin adayı Nixon gizlice temas kurduğu Güney Vietnam hükümetine. savaĢtan sorumlu tutulan demokratlar seçimi kaybeder. kaynaklarından iktidar olmanın getirdiği alıĢkanlıkla bu ülkenin kendi kendini kurtaramayacağı kompleksine kapılanlar. Anadolu'da sözde koruma altında olan eski eserlerin Talibanvari katlini gazetelerden okumaya.. bazılarını her zaman kandırabilirsiniz. BarıĢ sözcüğünün bile savaĢın silahı olarak kullanıldığı bir dünyada yaĢıyoruz. Büyük Ġskender'in lahidi. Kuzey ve Güney Vietnam liderlerini Paris'te barıĢ görüĢmelerine davet eder. Ama hiç olmazsa bu barbarlığa bir istisna olması gereken Ġstanbul Arkeoloji Müzesi de sanki tarihi eserlere konukluk etmekten çok bir ganimet sergileme yeri. Bugüne kadar niçin bu hesabı yapmadılar? Dedelerinden kalma gizli bir miras bulmuĢçasına hop oturup hop kalkıyorlar. . Gündelik yaĢantımızdan da bildiğimiz gibi. herhangi bir lokantada parmağınızı kaldırdığınızda etrafınızda birkaç garson. KomĢunun mağdur durumunu fırsat bilip savaĢtan ne kazanılabileceğini hesaplamanın onursuzluğu o denli içimize sinmiĢ ki. Genç nüfuslu ve hızla büyüyen ülkelerden biri olmamıza. Devletin sırtından zengin. dünya kültürünün bu sayılı müzelerinden birinin. BaĢkanlık seçimlerine bir hafta kalmıĢtır. Her Ģeyin fiyatını bilenler hiçbir Ģeyin değerinden anlamaz. ABD. Aldatılabileceğini kendine kondurmaması. tarihi eserler.Açık rejim olduklarını iddia eden Batı demokrasilerinin en büyük yalanı ise bu tür olayların kendi rejimlerinde olamayacağıdır. baĢka ülkelere göre en büyük ordulardan birini besleyecek güçte bulunmamıza rağmen. geçmiĢten alacaklarına bu kadar duyarlı bir ülke geçmiĢten kalan hazinelere nasıl bu kadar duyarsız olabilir? Nüfusu sürekli gençleĢen. Nixon Beyaz Saray'a barıĢ sözleriyle yerleĢir.

Mutlaka izi kalmıĢtır kapı tokmaklarında parmaklarımın. Onları hiç Amerikan tipi liderliğe özenen Turgut Özal gibi. neler konuĢtum hatırlayamıyorum. kime karĢı süreceği belli olmayan belki de 20 yıllık bir savaĢın içinde olduğumuzu söylüyor. SavaĢ da. yüzyıl hepsi birbirinden ciddi. faĢizm de.Küreselleşmenin güler yüzü Gündüz Vassaf 12/01/2003 Yakın tarihimizdeki güçlü liderlerin simalarını gözünüzün önüne getirin. çocuk bayramı da ciddiyetle anlatılan ciddiyetle dinlenilen Ģeyler. Ġktidarları mutlak. lider imajının henüz uzmanlarca kuklalaĢtırılmadığı. Dünyada açlık ve iĢsizlik bilimkurgu boyutlarında. yüzyılın sonlarında ikinci sınıf bir Hollywood aktörünü cumhurbaĢkanı yapan ABD lider imajında yeni bir çığır açtı. ġu ya da bu nedenle kimse vatandaĢlarına mutluluk da vaat etmiyor. Kimlerle karĢılaĢtım. Churchill'in dünyaya nasıl kudurmuĢ bir köpek gibi baktığının öyküsü Ģöyle. Ģeytani ilan ettiği Sovyetler Birliği'ne karĢı amansız bir silahlanma yarıĢına sokarak soğuk savaĢı yeni bir doruğa tırmandırdı. Ġlk iki dünya savaĢı dörder yıl sürmüĢtü. Yusuf Karsh bir hamleyle puroyu ağzından çekip deklanĢore basar ve o anda öfkesinin doruk noktasına varmıĢ Churchill'in yüzünü tarihe mal eder. ufkumun ötesinde kızıllaĢıp batmıĢ Dünyanın deviniminin kaydı yok günlüğümde Ölümden de beter yaĢadıklarını hatırlayamamak. Aynalarda karĢımdaydım. Ama çağdaĢ liderlerimiz sürekli gülücükler dağıtıyor. Saddam Stalin'in Arap. yürüdüm. Reagen hem ülkesini. Atatürk. ayağında tokyo. sanki piknikteymiĢ gibi bir hafiflikle asker kıtasını denetlerken düĢleyebiliyor musunuz? 20. Mehmet Ali Aybar'ın mayası tutmayan 'Güler yüzlü sosyalizm' anlayıĢını küreselleĢmenin totaliter güçleri tekeline aldı. örnek bir komünist. faĢist vs. Beni mutlaka görmüĢ olmalı biri. Ġhtiyaçları da yok. Mezopotamya'daki ilk uygarlığımızdan bu yana onlar tarihimizin en güler yüzlü liderleri. ki güçlüydüler. diĢlerinin beyazlığını gösterme yarıĢında değiller. Salazar hiçbirisi kitlelere sempatik görünme. Hayalet değildim ya! Nefes aldım. Çanakkale'de. üstünde Ģort. Ġleride. hayatının her döneminde savaĢ peĢinde koĢan Churchill'in yüzü gözünüzün önüne geliyor mu? Onu en iyi Yusuf Karsh'in çektiği bull-dog'a benzeyen fotoğrafından tanırız. Bu gelenek günümüzün eski tip totaliter rejimlerinde suruyor. Türk. ölüyor. Kim Yang-il'se çekik gözlü kopyası. bilmiyorum. Hiç ağzından düĢmeyen meĢhur purosuyla poz vermektedir ki. güzel günler görülecek ama istenen fedakârlık. ġu ya da bu renkten Ģöyle ya da böyle bir Ģey giydim. O günden bu yana emperyalizm de güler yüzlü. görüntüleri de öyle. Güney Afrika'da. Tito. Belki o gün bir Ģey bulmuĢtum Önceden kaybettiğim Belki de bir Ģey kaybettim sonradan bulduğum O gün beni heyecanlandırıp coĢturanlar . otoriter liderlerin çağı. onun sözünün dıĢına çıkmamak. Liderler güçlüyse. Ġsteseler onları güler yüzlü tanırdık. Ama böyle oyunlara gerek yok. 20. Ġnsanlar ağlıyor. Ama yirminci yüzyıl. güçlü liderin yolundan gitmek. Franko. Bush. çok ileride. Sesi vardı adımlarımın. YanıbaĢımda bir cürüm iĢlenmiĢ olsa mazeretim olmayacaktı GüneĢ. günümüze göre ilkel bir yüzyıl. 16 Mayıs 1973 Gündüz Vassaf 05/01/2003 Tek bir anısı olmayan Bir yığın günden biri O gün nereye gidiyordum. hem de 'sempatik' ve 'medyatik' kiĢiliğiyle dünyanın yeni bir felaketin eĢiğine geldiğini örtbas etti. Ne yapıyordum. Mussolini ya da Stalin de Churchill gibi her yerde herkese kötü kötü bakmıĢ. Radyodan ülkelerine seslendiklerinde onları evlerinde ceketlerinin düğmelerini ilikleyip neredeyse hazır ol vaziyetinde dinleyenler bile var. olmak. çıldırıyor. yemek yedim. Bugün gene önümüzü göremiyoruz. Avrupa'da. Hitler.

bir Fransız direniĢçisini yakalar ve ondan arkadaĢlarının nerede gizlendiğini söylemesini ister. sendikaların katılımıyla boykotu güçlendirmek. Mensuplarına verilen 13 Nobel ödülüyle dünyanın çoğu ülkesini ve sözde üniversitelerini utandıracak konumda. Dünya SavaĢı'nda Nazi iĢgali altındadır. statüsü yüksek iĢler bekliyor. Öğrencilerinin yarısı Ġngiltere dıĢında 120 ülkeden geliyor. Coca Cola. Okulun mütevelli heyetinin baĢkanı. Pizza Hut. Ford ve binbir çeĢninin dünya tüketicilerine barıĢ için daveti var yeni mezunların. H. KonuĢmasında kendisinin de öğrenciyken katıldığı hareketin sonucu üniversitesinde 1968'den bu yana uzun yıllar mezuniyet törenlerinin yapılmadığını. dünyaya duyurmak. Fransa II. McDonald's. New York'ta bir Arap Gündüz Vassaf 22/12/2002 Bildiğim kadarıyla. George Bernard Shaw. ben ve o gün kızı mezun olan arkadaĢımla aynı kuĢaktan. Nobel Edebiyat Ödülü tarihi boyunca iki defa reddedildi. Geçen hafta London School of Economics'in mezuniyet törenine katıldım. asker müdahale etmese Fransa'da. peĢinden giden çömez devletlerden tek bir söz yoktu. Sartre hayatın anlamsızlığına rağmen inançlarımız uğruna mücadele vermemiz gerektiğini savunan birisiydi. Bu felsefesini. kendi tüketimimizden baĢlayarak sigarasından sinemasına kadar ABD mamullerine boykot. Boeing. Altı yıl sonra. KonuĢmasında pek yakında. Sidney ve Beatrice Webb gibi eĢitlikten yana ama sınıf savaĢına karĢı olan Fabian sosyalistleri tarafından 1895'te kurulan okulunun temsil ettiği barıĢcıl değerlerin günümüzde geçerliliğini görmekten acizdi. Onları da. Belki hayatın anlamsızlığını vurgulayan. Belli ki mezuniyet töreniyle üniversitesinin geleneklerine sahip çıktığını iddia eden mütevelli heyeti baĢkanı. Belli ki istediğim çok fazla. sosyal bilimlerde. Bu nedenle yaptığı konuĢmasında inançlarından ötürü ödüllendirilmenin kiĢiyi zayıflatabileceğini söylemiĢti. günün daveti tüketicilere. bir mezuniyetin kutlanmasından ne yapılabilirin masasına dönüĢtü. ekonomi küreselleĢiyor. Nerede saklanıyordum. Marlboro. ama nihayet dünyanın ve öğrencilerin normale dönmesiyle eski geleneklerin canlanmasından duyduğu mutluluğu anlattı. kuĢağımızdan birçok kiĢi gibi o da değiĢmiĢ. Boris Pasternak'a seyahat izni bile vermeyen Sovyet Komünist Partisi onu bir Ģekilde ödülü de kabul etmemeye ikna ettiğindeydi. varoluĢculuk akımının öncülerinden Jean Paul Sartre'ın ödülü reddediĢinin nedeni ise tamamen kiĢiseldi. Ama günün moda deyimiyle ABD 'hegemonya'sına karĢı ilkesizliğin ve duyarsızlığın da çaresizliği içindelerdi. iĢçilerle birlikte devrimci bir hükümet kurmanın eĢiğine gelmiĢti. Wells. Her türlü iĢkenceye direnen kahramanımız. Sofra. ve ona dur demek yerine. Koca bir saniyeden bile az. ġirketler birleĢiyor. nerelere gizledim kendimi? Garip bir oyun kendimi kendimden kaybetmek Belleğimi sarsıyorum. Wislawa Syymborska (1996 Nobel Edebiyat ödülü) Lehçeden Ġngilizceye çevirenler S. Emperyalizme karĢı çıkan öğrenci hareketi o yıllarda birçok ülkede o kadar güçlüydü ki. bir Ģeyler uydurup . Mezunları arasında 24 devlet baĢkanı ya da baĢbakan var. maaĢı bol. 1968 yılında Kaliforniya'da Berkeley'de Vietnam SavaĢı'na karĢı baĢlayan öğrenci hareketi kısa zamanda bütün kıtalara yayıldı. Hocaları çeĢitli uluslararası kuruluĢların sürekli danıĢtığı kiĢiler. Sonuç. Törenden sonraki akĢam sofrasında doktora ve yüksek lisans derecelerini alan öğrencilerle beraberdim. Ġlki 1958'de. bir hikâyesinde Ģöyle özetler. Gestapo. dünyanın en iyi üniversitesi London School of Economics. Türkçe Çeviri G. ÇeĢitli sivil kuruluĢların. sonunda dayanamayıp hiç olmazsa iĢkenceye ara verilsin diye ve yalanı keĢfedildiğinde öldürüleceğini bile bile. Güney Afrika'daki ırkçı rejimin çökmesine yol açan eylemler belleklerindeydi. bir hafta ya da bir ay tüketmekten vazgeçerlerse? Marx iĢçileri birleĢmeye davet etmiĢti. Hayır. dallarında uyuyakalmıĢ bir anı çırpınıverir diye.ġimdi parantez içinde belirsiz noktalar.G. ama ya tüketiciler bir gün.Cavanagh.Baranczak ve C. temsil ettiği akım gereği bu tip ödülleri de saçma sapan buluyordu. belki de bu hafta.Vassaf (2003) Savaşa karşı ne yapmalı? Gündüz Vassaf 29/12/2002 Kendi konusunda. Bağdat'ı bombalayarak dünyayı yeni bir savaĢın içine sokacak ABD'den. Bir Ġngiliz sömürgesiyken Hindistan'ın özgürlüğüne kavuĢmasına. ABD büyükelçisinin Saygon'daki elçilik binasının damından helikopterle kaçıĢı bir milyon Vietnamlıyla ellibin ABD askerinin olduğu savaĢın bitiĢini simgeliyordu. kendilerinden önce mezun olanlar gibi.

Ama ne kadar gerekli olursa olsun savaĢ her zaman kötü. Türkiye gibi ülkelerde savaĢtan ne elde edebilirim beklentileri de. FBI ve Hilton Oteli'ne açtığı tazminat davasını kazandığı takdirde Abdullah Higazi 20 milyon doların sahibi olacak. Ġnsanın insana iktidar kurmasının bizatihi saçmalığı. diğeri FBI'ın mağduru. Önce sirenlerle irkildim. Aradaki önemli fark. Ġfadesi üzerine mezarlığa baskın yapan Gestapo. Son Nobel BarıĢ Ödülü'nün sahibi eski ABD BaĢkanı Carter'in ödül konuĢmasındaki aĢağıdaki sözleri ne kadar uyarıcı ise. 'Safer America'(Daha Güvenli Amerika) adlı mağazada Ģimdiye kadar ancak devletin elinde bulunan mamüller satılıyor. telsizi Mısırlı öğrencinin odasında bulduğunu söyleyen güvenlik görevlisinin yalanıyla FBI'in foyası ayyuka çıkar. vatandaĢların savaĢtan korunmasına. Son barış ödülü Gündüz Vassaf 15/12/2002 New York'un Ģık butiklerinin olduğu bir caddede tam anlamıyla günün modasına uygun bir mağaza açıldı.ÖzelleĢtirmenin her derde deva diye sunulduğu dünyamızda devletin belki de bir numaralı görevine. Satılan mamüller arasında gökdelenlerden atlamaya mecbur kaldığınızda kullanabileceğiniz paraĢütler. ve antiemperyalizmi . Yarım asır önce de Pearl Harbor'daki üsleri bombalandığında bu düĢman ülkenin insanlarından. hem de ABD ve Mısır'daki ailesini tehdit edince. Ġkincisi yalan itirafından ötürü firavun gibi zenginleĢebilecek. Basıldığı her Ģehirde en çok okunan gazete. Bando mızıka ve Noel Baba'dan oluĢan seyyar bir ekip de mahalle mahalle dolaĢıp sakinlere hoĢ vakit geçirtiyor. Nihayet refakat ettikleri arabalar çıkageldi. kelimenin en hafif deyimiyle. Metro adıyla dünyanın birçok Ģehrinde bedava bir gazete yayımlanıyor. Ġlkinin yalan itirafından ötürü. insanlığın ilk destanı GılgamıĢ'ın yazıldığı Mezopotamya'yı bombalarıyla yerle bir ederek. VarĢova. Kediniz ya da köpeğinizi korumaya uygun özel kimyasal zırhlar için ayrı bir satıĢ reyonu var. Fransız direniĢçisi ile Mısırlı öğrenci. özellikle Arap kökenlilere nasıl uyguladığına iliĢkin bir örnek. modernleĢme ve hoĢgörünün Budizm'le birlikte varolabileceğinin kanıtıdır. gene sirenlerini öttüren polis arabaları takip etti. kimin çıkarlarına alet etmenin peĢindeler? Danimarka. radyasyon ölçme aletleri de bulunuyor. Abdullah Higazi adlı bir Mısırlı öğrenci 11 Eylül günü kalmakta olduğu Dünya Ticaret Merkezi yakınında. ABD'nin kimyasal saldırıya uğraması halinde kendinizi ve ailenizi korumak için giymeniz gereken koruyucu kıyafetlerin envai çeĢidini burada bulabilirsiniz. Bugün Türkiye için Müslüman bir ülke diye söz edenler dini hangi politikaya. Birbirimizin çocuklarını öldürerek birlikte yaĢamayı öğrenemeyiz. Sorgulamada polis hem kendisini. Bunca polisiye tedbir Noel Baba ve dostları içindi. Ancak radyoyu otelin baĢka bir odasında unutan bir pilot ortaya çıkınca.arkadaĢlarının mezarlıkta saklandığını söyler. o kadar ibret verici. Irak'a karĢı. Tapınakları hafta sonları ailelerle dolup taĢıyor. beklenmedik bir Ģekilde hayatı kurtuluyor. Kedi ve köpeklerini bile dini törenlerle gömüyorlar. Geçen gün Boston sokaklarında karĢılaĢtığım bir manzara bu ülkede hissedilen korku ve güvensizliğin baĢka bir örneğiydi. Tabii uygarlığın bir ölçütü gereği. Onların arkasında da ilkyardım ekibinin bulunduğu bir ambulans. Noel öncesi belediye kentin birçok yöresinde Ģenlikler düzenlemiĢ. Yakın bir tarihte baĢka yerlerde Ģubelerinin de açılacağı bildirilen 'Safer America' dükkânlarına yurtdıĢından da talep olacağı umuluyor. hiçbir surette iyi değildir. yüzyılın tek süper gücü ABD." Neden Türkiye? Gündüz Vassaf 08/12/2002 Neden Japonya'dan Budist bir ülke diye söz edilmiyor? Onlar da herkes kadar dindar. Geçen gün Boston'un Metro gazetesinde okuduğum aĢağıdaki haber. Geliri sırf reklamlardan. bu saçmalıkların kaynağı olan hükmedenlerin iktidarı. Norveç ve Ġsveç bayraklarındaki haçlardan yola çıkıp bu ülkelerdeki sosyal demokrat geleneği. uçaklarla haberleĢmede kullanılan bir telsiz bulundurduğu gerekçesiyle hücre hapsine atılır. gaz maskeleri. Hilton Otel'indeki odasında. "Güçlü ülkelerin. onları ele veren kahramanımızı serbest bırakır. Biri Gestapo'nun. Ama kimse Japonya'nın ileri teknolojisi ya da demokrasisi için. bir butik el attı. Tam teçhizatlı motosikletli polisleri. Stockholm." Ve Ģöyle uyarıyor petrol çıkarlarına endeksli ülkelerin yönetimini. ABD'de Budistler değil Japonlar diye söz edilmiĢti. baskıya boyun eğen Abdullah radyonun kendisine ait olduğunu itiraf eder. Kendi dıĢındaki dünyaya giderek duyarsızlaĢan bu Kuzey Amerika ülkesinde korkunun savaĢla birlikte ne boyutlara varacağını ve bu korkunun etkisiyle de ABD devinin sağa sola nasıl vuracağını kestirmek bile bir kâbus. Çok yakın ir zamanda 21. savaĢa girmiĢ olacak. Londra gibi birçok Avrupa Ģehrinde olduğu gibi Kuzey Amerika'da da basılıyor. "Bunlar. Ama iĢin en saçması. Korku tellallığı suçlamalarını reddeden mağaza sahipleri mevcut bir ihtiyaca karĢı hizmet sağladıklarını iddia ediyor." diye deli saçması bir laf etmiyor. FBI'ın yargılanabilir olması. Ġkisi de baskı altında yalan söylemeye mecbur kalıyor. "SavaĢ bazen kaçınılmaz bir kötülük olabilir. insanlar kadar hayvanlar da düĢünülmüĢ. 11 Eylül'den sonra bu ülkede polisin Gestapo taktiklerini. koruyucu savaĢ mantığıyla yola çıkmalarının sonucu felaket olabilir. orada tesadüfen bulunan Fransız direniĢcilerini öldürür.

"Camiler kıĢlamız. Batı'nın üstünlük kompleksine boyun eğmek anlamına gelir. Bunlara rağmen kendimizi bu denli yalnız hissediyor olmamızın bir nedeni olmalı.. Bir zamanlar demokrasiyi komünizmle bağdaĢtırmak isteyen kimi aydınlarsa bugün 'Ġslam demokrasisi' havarisi. Rivayete göre buraya ilk geldiğinde okurlardan istenen bilgi kayıt formunda millet (nationality) hanesinin karĢılığını doldurmakta bir hayli güçlük çekmiĢ. 'ġimdi de dininizi yazdınız!" diye.. kendinden menkul sözcülerinin iddia ettikleri gibi ahlaka değil totaliterizme araç olur. dinlerini de asağılamak. Bu görüntü insan hakları ihlalleri ve 'Midnight Express' filmiyle 'Gaddar Türk' görüntüsüne dönüĢtü. Batı'nın karĢıtı gibi gösterenler bu kadar cahil mi? Yoksa. Yarın Türkiye. bireylerin inançlarının ifadesi olmaktan çıkıp rejimlerin kimliğine büründükçe. ġimdi de Ġslam'la kurulamayacağını kanıtlama döneminde miyiz? Hep negatiflerden yola çıkılıyor. Bu ülkenin yüz yılı aĢkın demokrasi deneyimini hiçe sayarak manĢetlerinden Müslüman bir ülkede demokrasinin yaĢatılıp yaĢatılamayacağını soruyorlar. Bu fıkra Osmanlı Ġmparatorluğu'ndan Cumhuriyet'e geçiĢte Türkiye'de ulus bilincinin ilk yıllarda ne kadar yabancı bir kavram olduğunun örneği olarak anlatılır. düne kadar Türkiye'de Ģeriat yanlısı olduklarını ilan ederken Ģimdi Ġslam kelimesini bile ağızlarına almayanlar. Yakın geçmiĢte Haçlı seferler lafını ağzından kaçıran Bush'un Beyaz Saray'daki yeni misafiri. anayasalar dahil demokrasinin bütün kurumlarını yıkan askeri darbelerle geçmiĢte defalarca kanıtladı. "Bu imparatorluğunuzun adı. okuma salonuna girebilmiĢ. düne kadar postmodernist bildikleri Orhan Pamuk'tan birdenbire Müslüman bir ülkenin yazarı diye söz etmeye baĢladılar. kitapları kadar okurlarıyla da ünlenmiĢ bir kütüphane. Türkiye niçin Kıbrıs'ta Gündüz Vassaf 24/11/2002 'Türk'ün Türk'-ten baĢka dostu olmadığı' sözleri uluslararası iliĢkilerimizin gündelik yaĢantımıza nasıl yansıdığının tek cümlelik özeti. Lütfen milletinizi yazın. BaĢta. Her darbede ABD'ye bağlılığını ilan edip desteğini alıyor. Dinler. Ama baĢka ülkelerle karĢılaĢtırıldığında Türkiye birçok ittifak ve kuruluĢa üye. Son yıllarda turizmin geliĢmesiyle 'misafirperver Türk' olmuĢtuk. Türkiye'de kimlik saplantıları demokrasinin yolunu tıkıyor. Demokrasinin orduyla yerleĢemeyeceğini Cumhuriyet Türkiye'si. Kendimizi nasıl tanımladığımız baĢkalarının bizi nasıl gördüğüyle de ilgili. Birdenbire. Namık Kemal ve Orhan Pamuk Gündüz Vassaf 01/12/2002 Londra'daki British Public Library. Kütüphane memuru basit bir kimlik fiĢini bile doldurmaktan aciz gördüğü Namık Kemal'i tekrar uyarmıĢ.Hıristiyanlık'la açıklayan tek bir kiĢi tanıyor musunuz? 3. Demokrasinin dinle ne ilgisi olabilir ki? Batı'nın örnek aldığı Yunan demokrasisi Zeus'a tapıldığı için mi kuruldu? Ġspanya ve Suudi Arabistan krallıkları arasındaki fark din değil demokrasi anlayıĢlarından kaynaklanmıyor mu? Örnek bir 'Müslüman Türkiye'nin Huntington'un medeniyetler çatıĢması tezini çürüteceğini ileri sürenler.Dünya hareketinin öncülerinden Nehru'nun Kongre Partisi'nin Hinduizm'le ne alakası vardı? Floransa'da geçenlerde ABD'nin savaĢ politikasını protesto eden yüz binleri Katolik ve Protestan diye tanımlayan da olmadı. Namık Kemal önce 'Osmanlı' yazmıĢ milletinin karĢılığı olarak. ABD yetkilileriyle Ankara'da yeni iktidarın yandaĢları koro halinde Türkiye'nin örnek bir Müslüman ülke olabilmenin tarihi Ģansını yakaladığından söz ediyor. Türkiye ya da Ġsrail gibi baĢka herhangi bir ülke dinini kanıtlayarak değil demokrasinin kurumlarını yaĢatarak örnek bir ülke olabilir. Türkiye'de vatan bilincinin yerleĢmesinde önemli rolü olan Namık Kemal de kütüphanenin müdavimlerinden olmuĢ. belki de farkında olmadan bir dinler olimpiyatına soyunurcasına tehlike ve tuzaklarla dolu ırkçı bir politikayı körüklüyor. Avrupa Birliği ya da ABD'den umduğunu bulamazsa hükümet bunu Ġslam'a karĢı bir tavır olarak değerlendirip. baĢka hesapların mı peĢindeler? Türkiye birdenbire örnek bir Müslüman ülke oluverdi. Birbirlerinden farklı sivil iktidarlar ABD'yle dostluklarını sürekli vurguluyor. Bu bilincin ülkemize ne ölçüde yerleĢtiğini araĢtıran sosyal bilimciler Ġngiliz kütüphanesinin kayıt fiĢine benzer bir madde kullanıp seçenekler arasından kendimizi en iyi tanımlayan kelimeyi seçmemizi ister. minareler süngümüz" diye Ģiir okuduğu için siyasetten men edilen AKP'nin lideri.takım Ģeyler olmasın? . diye soruyorum kendi kendime. Namık Kemal'in 'Türk' oluĢundan yüz küsur yıl sonra. hangi tarafta gözükürse gözüksün. Acaba. baĢka bir yazardan. Ġslamı emperyalizmin zıddı. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuĢ olmayalım. "Müslümanız" diye sokağa mı dökecekler? Hangi tarafta olursa olsun.' Azıcık düĢündükten sonra 'Müslüman' yazmıĢ. 3 Kasım seçimleriyle hem içeride hem dıĢarıda 'Müslüman' oluverdik. Tersini düĢünmek bu ülkenin insanlarını da. Batı'ysa sanki Türkiye'de yaĢayanların çoğunun Müslüman olduğunu yeni keĢfetmiĢ. Türkiye'nin ilk ulusal kahramanlarından biri olan yazarımızın aklına sonunda 'Türk' yazmak gelince. Soğuk SavaĢ yıllarında Batı'da tanıĢtıklarımın bizler için imajı Kore'deki Türk askeriydi. Eski el yazmalarıyla Karl Marx gibi okurlarının aynı çatı altında bir araya geldiği bir yer. ister sivil ister askeri olsun Türkiye'deki iktidarların bizden gizli tuttukları bizle paylaĢmadıkları bir. Yanılmıyorsam Boğaziçi Üniversitesi'nden Oğuz Arı Ġzmir'de yaptığı bir araĢtırmada kendilerini öncelikle 'Müslüman' diye tanımlayanların Cumhuriyet'in yerleĢmesiyle 'Türk' dediğini göstermiĢti. Bu düĢünce tarzı süphesiz Türklere özgü değil. 'Hayır' demiĢ kütüphane görevlisi.

katliam. askeri çıkarma. Yunanistan'daki albaylar cuntasının Moskova yanlısı diye bilinen Makarios'a karĢı baĢarısız darbe giriĢimine ve Türkiye'nin askeri çıkarmasına ayrılmıĢ. yer isimleri gibi sıradan sayılacak Ģeylerin çevirilerdeki kritik önemini vurguladı -alıĢılagelmiĢ Ġtalyanca bir küfürün Almanca çevirisi kahramanın tanrıtanımaz olarak algılanmasına neden olabiliyor.Yazar. uluslararası hukuku hiçe saymasından. baĢkaları da istediği için Kıbrıs'a çıktık demeyi kim ister ki? O günlerde Ankara'nın öncelikleriyle Soğuk SavaĢ'ın gerekleri örtüĢmüĢ. ilan edildiği gibi yeni çıkan 'Baudilhino' adlı romanı üzerine konuĢması beklenirken (4. kimi ise yenileniyor. Ama Can Yücel'in 'Bahar Noktası' diye çevirdiği Shakespeare'in 'Bir Yaz Gecesi Rüyası' bence kendi baĢına bir edebi Ģahaser. ama Makarios'a karĢı da Türkiye'yi tuttuğunu ve özellikle Ġngiltere'nin Türkiye'nin askeri çıkarmasını durdurma planını engellediğini yazıyor. Bence iyi bir çeviri de aslı gibi güzel ama aslından farklı kokmalı. Türkiye'nin Kıbrıs'taki Soğuk SavaĢ kalıntısı bugünkü yalnız konumu dostsuzluktan çok belki de 'dost'larının gafletinden kaynaklanıyor. AraĢtırmacı 'SavaĢ ve BarıĢ'ın Almanca. Küfür. okurun bir mesafeyi ya da yabancılığı hissedebilmesi. Nâzım Hikmet'e sımsıkı sarılanlar onun Türkçeden baĢka bir dilde tadına varılamayacağı düĢüncesinde. Yunanlılar da. O günden bu yana herhalde aynı tartıĢma sürüp gidiyor. Günümüzde de Kuzey Kıbrıs'taki DenktaĢ rejimini dünyada tek bir ülke tanımıyor Türkiye dıĢında. Bu konuma nasıl gelindi? Bir ara Yunanistan'da yaĢarken tanıĢtıklarım. Ama yedi düvele meydan okuduk diye tanınmak varken. savaĢ suçlarından. bir metnin asla çevrilemeyeceğini de. yurdundan olan nice insanı Hitchens. ölen öldüren. Adını unuttuğum bir dilbilimcinin Tolstoy'un 'Harp ve Sulh' (SavaĢ ve BarıĢ) romanının farklı dillere çevirileri üzerine bir yazısını okumuĢtum. Tunus'ta 'Gülün Adı'nın korsan baskısının 'Manastırda Seks' diye basılmasına müdahale edememiĢ ama tercümanlarını nasıl titizlikle denetlediğini örnekleriyle anlattı. tezini destekleyen düĢünce ve bilgilerden oluĢuyor. Eco için iyi bir çeviride önemli olan.Uluslararası iliĢkilerinde Türkiye' nin yalnızlığının en çarpıcı örneği Kıbrıs. Oysa Nâzım Hikmet. de facto olarak ABD'nin yeni rejimi tanıyan tek ülke olduğunu. Evren ne işe yarar? Gündüz Vassaf 10/11/2002 . çevirilerinin sıkı bir takipçisi. o günlerde ABD DıĢiĢleri Bakanı ve Ulusal Güvenlik Konseyi üyesi olan Kissinger'ın bu darbeyi desteklediğini. Haçlı Seferi'nde Konstantinople'in yağmalanmasını da konu alan). Bu Shakespeare'in eserlerinin çevirisinde oldukça belirgin. romanda bedene ve maddeye yönelik atıflar çoğalırken ruha yönelik atıflar da azalıyor. Böyle düĢünenler arasında Shakespeare'i okuyabilmek için Ġngilizce. Fransızcaya yaptığı çevirilerle ödüller alan bir kiĢi. hiçbir zaman iyi bir çeviri olamayacağı tezini destekleyen ve bizatihi dilin kendisinden kaynaklanan baĢka sorunlar da var. New York'taki 'Uptown'ın 'Yukarı ġehir' diye çevrilmesi yerin özelliğinin anlamını yitiriyor. Bu tertip doğrultusunda yapılan darbe. YaĢar Kemal ve Orhan Pamuk çevirileriyle çağdaĢ Türk edebiyatının Batı'da tanınmasında kilit rol oynayan. Orhan Pamuk'un bir romanının kahramanlarının AmerikalıymıĢ hissini veren Ġngilizceye çevirisini Münevver hanımla tartıĢırken bana "Ġyi bir çeviri. karĢı darbe. yani Rusçadan Ġngilizceye doğru gittikçe. Kissinger'ın amacı. yüzyılda yazdıklarını bugün Ġngiltere'de okul çocukları bile anlayabilirken baĢka birçok dilde sürekli 'çağdaĢ' çevirileri gerekiyor. Eco. Kuran'ı okuyabilmek için Arapça öğrenenler bile var. Kıbrıs'ın öncelikle Yunanistan. Ancak bir roman ister çevrildiği dilde yazılmıĢ havasını versin. ABD'nin hep karĢı tarafı tuttuğuna inandıklarından pek de ĢaĢmamıĢtım dediklerine. Çok usta bir elden çıkan çevirinin aslından iyi olabileceğini iddia edenler de var. gül gene güzel kokardı' der. Christopher Hitchins'in 'The Trial of Henry Kissinger' (Henry Kissinger'in DuruĢması) adlı geçen yıl çıkan bir kitabını okuyorum. Bu anlayıĢın daha yalın bir ifadesini Münevver Andaç'tan duymuĢtum. Onu kimimiz Nâzım Hikmet'in karısı olarak biliriz. Yazar. Acaba arĢivlerde ne diyor? Umberto Eco'yla 'Manastırda Seks' Gündüz Vassaf 17/11/2002 Çevirmenlere ihtiyacımız Tanrı'nın Babil kulesini yıkmasıyla ortaya çıkmıĢ olmalı. Doğu'dan Batı'ya. Kissinger'ın insanlığa karĢı suçlardan. Bir bölüm de Kıbrıs'a. çeviri kokmalı" demiĢti. Türk olduğumu öğrenir öğrenmez bana Ecevit'in askeri çıkarmasının arkasında ABD olduğunu söylerdi. Ozanın 16. olmayınca da Türkiye aracılığıyla Sovyetler'e karĢı güvenilir bir müttefik olması. bizim gibi. Bizim bildiğimiz Ecevit dönemindeki askeri çıkarmayla Türkiye yedi düvele meydan okudu. insan kaçırma ve iĢkence suçlarından uluslararası bir mahkemede yargılanması gerektiğine inanıyor. Geçen ay bir konferansına gittiğim Umberto Eco. ister çeviri koksun. gelecek yıl çıkacak olan çeviri sorunlarıyla ilgili bir baĢka kitabı üzerine konuĢtu. Fransızca ve Ġngilizce çevirilerini karĢılaĢtırmıĢ. Shakespeare bir Ģiirinde 'BaĢka herhangi bir isimle de çağrılsa. Her dilin kendine özgü bir dünyaya bakıĢı var. Kimi diller pek eskimiyor. Kitabı. Kissinger'ın suç hanesine yazıyor.

Sıradan sorularımızla sıradanlaĢıyor. Ġkiz kulelerin yıkılması gibi bir felaket karĢısında gayri ihtiyari aklımızdan geçiriveririz dünyanın en yüksek binalarının sıralamasını. Beynimizin olağanüstü tekamülüne rağmen dünyada en çok sorulan soru evrenin gizlerini merak etmekten çok 'Tuvalet nerede?' ya da 'Kaça?' gibi son derece sıradandır sanırım. Süphesiz ki sorduğumuz sorular tarih içinde de değiĢiyor. Newton. Felsefe. Dünya. müzik bunlar tamam da Endülüs'te herkesin tatil günlerinde birikip heyecanla seyrettiği spor yapılmamıĢ mı? Hiç böyle bir emare yok. Bu konuda bir araĢtırma olduğunu da sanmıyorum. Bilgi patlaması ve teknolojinin geliĢmesiyle birbiri ardına yepyeni meslekler oluĢuyor. Bizans'ta yeĢillerle maviler kapıĢınca arbedede Ayasofya bile yıkılıyor. Einstein gibileri 'Elma niçin kafama düĢtü?' gibi iĢe yaramayan sorularla bilim tarihini yazmıĢlar. Bizans'ın son yıllarında ancak iki takımdan biri tutulurdu. Katı. bir oturuĢta en çok karpuz yiyenin adını Guinness Rekorlar kitabına koyarız. Amerikan futbolu takımınız 'Patriots'. oyunlarını takip etmekle de yükümlüsünüz. Müslüman egemenliğiyle birlikte kitle sporları kalkıyor. gençlere en çok sorulan ve onları en çok bunaltan sorulardan biri 'Büyüyünce ne olacaksın?'dır sanıyorum.'En çok'ların 'en büyük'lerin meraklısıyız. hiç sorulmamıĢ. Neden? Kitlelerin yeniden stadyumlarda toplanması için aradan 500 küsur yıl geçmesi. Gece geç saatlere kadar televizyonda ABD takımlarının basket maçlarını seyrettiklerinden Lagoslu. Geçen gün bir konuĢmasını dinlediğim Harvard Üniversitesi Astrofizik Bölüm BaĢkanı Robert Kirshner'in sorusu da Ģu. Hipodromlar dolup taĢıyor. Avrupalı aristokratlar. 'Uzay araĢtırmalarının ekonomimize ne gibi katkıları olur?'. Ģiir. Abu Imran (Maimonides) gibi düĢünürlerin.. Yoksa iyi bir Amerikalı sayılmazsınız. Hipodromlar. cinsel kimliklerimize ABD Ġmparatorluğu'nun takımları da eklendi. Endülüs'te raks ABD'de Boston Red Sox Gündüz Vassaf 03/11/2002 Endülüs'te dolaĢırken aklıma takılmıĢtı. Ya gerisi? Kara madde. . dinsel. Boston'da yaĢıyorsanız beysbol takımınız 'Red Sox'. Her yıl olduğu gibi bu sene de kazanan takımı 'Dünya ġampiyonu' ilan ettiler. basket takımınız 'Celtics'. amfitiyatrolar kullanılmaz oluyor. BaĢta Alhambra olmak üzere Granada'da. Para olmadan önce 'Kaç para' diye bir soru olmadığı gibi tuvalet olmadan önce de nerede olduğu tabii ki sorulmuyordu. ġöyle bir kabaca düĢündüm spor ve kültür iliĢkisini. BarıĢ için kurulan BirleĢmis Milletler'i savaĢ örgütüne dönüĢtürmeye çalıĢanlar evrenin bilinmeyen yüzde 99'unun da nasıl iĢe yarar hale getirilebileceğinin peĢindeler. Ayrıca kentin 60 küsur üniversitesi ve çocuklarınızın gittiği ortaokul ve liselerin de takımlarını tutmakla. en çok balığı kimin tuttuğunu. Aynı insanlar kâh 'En büyük Türkiye' kâh 'En büyük Cim Bom' diye meydanları doldurur. Avcı ya da tarım toplumlarında hiç olmayan 'Büyüyünce ne olacaksın?' da bu tür sorulardan biri. Ortaçağ Avrupası'nı kıĢ uykusundan uyandırıp Katolik dünyasının iskolastik tutumunu sarsan kitapları bugün dünyanın sayılı kütüphanelerinde. Endülüs'te müzik gündelik yaĢamın önemli bir parçası. futbol takımınızsa 'Revolution'. yıldızlar. Askerlerin kendi kendilerine durmadan taktıkları madalyaları gibi. Takımlar ve taraftarları var. Ġsrail ordusuna karĢı savaĢan Filistinli gençler ABD takımlarının logosunu taĢıyan gömlekler giyiyor. Evren'in yüzde 99'unda ne var? ABD BaĢkanı'nın bilim danıĢmanları Kirshner'a araĢtırmaları hakkında 'iĢe yarar' sorular soruyormuĢ. Bir insanın hayatı boyunca en çok sorduğu nedir? Cevabını ben de bilmiyorum. ulusal. tüm bu maddeler sürekli geniĢleyen evrenin ancak yüzde 1'ine tekabul ediyor. Hong Konglu. MarakeĢli dilenciler. Arap ve Türklerin Akdeniz imparatorluklarını kurmasıyla geniĢ kitlelere hitap eden seyirlik sporlar ortadan kalkıyor. biz. Ġngiliz Ġmparatorluğu'nun futbolu sömürgelerinde yaygınlaĢtırması gerekecek. Galileo. GeçmiĢte yeri olmayan bu sorunun yakında da anlamı kalmayacak. seyirlik sporların önemli bir rolü var. Memluklarda da yok. ABD'de yaĢadığınız Ģehre göre değiĢen birden çok takım tutuluyor. Çinli komünist yöneticiler beysbol Ģapkalarıyla fotoğraf çektiriyor. hokey takımınız 'Bruins'. Cordoba'da Müslümanlardan kalma saraylar. Ġbn-Rusd (Averroes). Scottt Fitzgerald tuvaletin bir köĢesinde sıkıĢtırdığı Hemingway'e "Bir bakıversene Zelda benimkinin çok küçük olduğunu söylüyor" diye düĢüncesini sorar. Geçenlerde Kaliforniya'dan iki takım bu ülkenin beysbol Ģampiyonası için oynadı. Roma ve Bizans'ta. kara enerji ve kara baryon gibi isimler vermiĢiz gerisine.. totaliter bilim ve meslek kalıpları kalkıyor. Ġstanbullu iĢadamları sabah randevularına aynı nedenlerle geç kalıyor. Ġlk Akdeniz imparatorluklarında. Milyarlarca yıldız kümesinden biri olan Samanyolu'nun 100 yıl önce evrende tek olduğunu sanıyorduk. evrende gördüğümüz her Ģey aynı maddeden oluĢtuğu halde. az sorulmuĢ sorular sordukça dünyamızı zenginleĢtiriyoruz. Bu tür ölçülerin değeri tartıĢma konusu olsa da gene biliriz kimin kitabının çok satar olduğunu. Hâlâ cevabını bulmuĢ değilim. VahĢi kapitalizmin boyunduruğundaki dünyanın üçte birisinin bu soru etrafında düĢünme lüksü olmasa da. bahçeler olduğu gibi duruyor. 'Savunmamızı nasıl güçlendirir?' ArĢimed. Günümüzde de takım tutmak farz oldu. ama bunları göremediğimiz gibi ne olduğunu da henüz bilmiyoruz. ABD'li yazar F.

Ben de güzel gördüm kendimi. Minerva Jove'un kafasından. Tarihin her çağında iz bırakan olağanüstü bireyler olmuĢ. GeçmiĢimizin önemli bir kısmı hırsımızın. Ben bir hayal. "Amerika bunu da bizden bilecek. kadeh masanın üstünde. Oysa tarihte olup bitenler genellikle saçma sapan. Vassaf. Üstüne Ģarap damlatılınca. Yaratıcı güçleri ve 'güzel'e varma çabalarıyla çevreye de direnerek kendilerine özgü bir dünya yaratmıĢlar. kıskançlığımızın. Yeniden yarattığı ĢaĢkın vücudumla Danslar ediyorum Her kucaklayıĢında. tesadüfi Ģeyler. 1996 Nobel Edebiyat Ödülü / Lehçe'den Ġngilizceye çeviren Joanna Trzeciak. Ona duymak istediklerini Yasemin burcunun altında AĢktan ölen karıncaları. Hayallerin de ötesinde Bir hayalin simgesi. "Endonezya'da Bali Adası'nda öldürülenler Irak basınına hiç yansıdı mı" diye. Beyaz güllerin Ģarkı söylediğine. Ģarapsa Ģarap ġarap kadehin içinde. O bakmadığında bana Ararken yansımamı Tek gördüğüm. aptallıklarımızın sonucu. Ve. Hepsi benden daha gerçek. Venüs deniz köpüğünden. 2002. Türkçe çeviri: G. Yitik bir resimden kalma Duvardaki çivi. "Ne kadar güzelsin" deyince. Bir icadı denercesine Bir yana büküyorum baĢımı gülerken. Yemin ediyorum. Aydınlanma çağından sonra fizik. BBC radyo muhabiri Iraklı bir aydından hesap soruyor. Masa masadır. korkuyoruz" diyor Bağdat'taki ses. anlatıyorum. Wislowa Szymborska. bombalarını baĢımıza yağdıracak. Mutluydum. Bağdat'ı bombalamak Gündüz Vassaf 20/10/2002 Telefonunun ucunda Bağdat.Şarap faslı Gündüz Vassaf 27/10/2002 BakıĢıyla. Havva kaburgadan. kimya gibi tarihi de bilim sanan . Yıldızlara uzandım Gözlerinde Beni yaratmasına Ġzin verdim Danslar ettim Bana taktığı kanatlarımla.

Devletlere. Putlar ancak zamanla aĢınıyor. Peygamberlerinin.. Emperyalizmin adı yok mu? Gündüz Vassaf 13/10/2002 Kelimeler yok olunca karĢılıklarına ne oluyor? Sözlükler kelime mezarlıkları gibidir. Artık uydular kullanıldığından pusula da aynı akıbete uğrayacak. Suudi Arabistan'dan sonra dünyanın en büyük petrol rezervleri Irak'ta. Bu mayanın tutmadığı ya da çözüldüğü Müslüman ülkelerdeyse gelecek geçmiĢte aranıyor. ABD baĢkanlarının kiĢilikleri.görüĢ çoktan iflas etti. savaĢları. 11 Eylül'den sonra ABD'nin Suudi Arabistan'la iliĢkileri sarsıldı.. GeçmiĢe mesafe alındığında geçmiĢin kutsallığı kalkıyor. Carmichael. dinlere sarıldıkça geçmiĢ yüceltilip kutsallaĢtırılıyor. Kafa Güç. Gelecek bilinmiyor. yeni iĢkence teknolojilerini geliĢtirip ihraç eden ABD ve bunları uygulayan Türkiye gibi baskı rejimlerinin sayesinde iĢkence kelimesi yerli yerinde duruyor. bunlar geçerliliğini yitirdi. Çerçevesini çiziyor. biçimlerini unutturuyor. Günümüzün gündemini 'Amerikan emperyalizmi'nden baĢka ne açıklayabilir ki? ĠĢte Beyaz Saray'ın en son 'ulusal enerji politikası raporu'... önümüzdeki yıllarda ihtiyacının üçte ikisini ithal petrolle karĢılamaya zorunlu. Ġdeolojilerin baskısından kurtulup düĢünce yoksulluğunun batağına saplandık. Bugün daha iyi anlaĢılmıyor. Çin ve Avrupa'ya devretti.. (Almanya sade Hitler'in ölüm kamplarının değil.. Yıllarca. maaĢlı kulları. Yollarını ĢaĢırınca kutsallığına inandıkları bir kazın peĢine düĢüyorlar. Ġlk kurban Avrupalı Yahudiler. Aç kalınca esir aldıkları Selçukluları kazıkta kızartıp butlarını yiyorlar. krallarının.. kendimize. teknoloji gibi maddi koĢullar yapabileceklerimizi belirlemekten çok. Michael Hardt ve Antonio Negri son kitaplarında emperyalizmin ötesi yeni tür bir imparatorluktan bahsediyor.. Haçlı seferlerin katliamlarının da izleriyle dolu). alternatif getirmeyen kelimelerle ifade ediyoruz. seks skandalları ya da zekâlarının kıtlığıyla açıklama tuzağına düĢüyoruz. ABD'yi kollamak konumundaki politikacılar zaten korkuyor. Gökcisimlerinin yüksekliğini ölçerek denizde yön bulunmasına yardımcı olan bu alet pusuladan sonra kullanılmaz olunca kelimesi unutuldu. Enerji kullanımının yarısını ithal petrolüyle karĢılayan bu ülke.' . egemen düzeni temelden sorgulamayan. insanlar kahramanlaĢtı. ABD'nin desteklediği Londra'daki Irak Ulusal Kongresi sözcüsü iktidara geldiklerinde bu antlaĢmaları iptal edeceklerini Ģimdiden beyan etti. gençliğimizde kaldı deniliyor.. özgürlükle yıkılıyor.. Yola çıkmalarıyla vahĢet baĢlıyor. Diyalektik Materyalizm. Dünya değiĢti. Emperyalizm gibi. Eski kafalı sanılmak korkusuyla kimi kelimeleri kullanmaktan çekiniyoruz. gün hoĢgörüsüzlük ve totalitarizme teslim ediliyor. ihtiraslarımız ve aymazlığımız. ĠĢkence aletleri de öyle. asırlarca yaĢatıldıktan sonra kimi kelimeler kullanılmaz olur. sınırlıyor. Sartre. ĠĢletme haklarının ABD firmalarına verilmesi bekleniyor. küreselleĢme gibi. bayramlar millileĢti. Olayları. Cisimler gibi düĢünceler de kayboluyor mu?20 yıl önce. Haçlı Seferleri üzerine bir filmi defalarca seyrediyorum bugünlerde. Marks ve Engels'le ilintili olan düĢünce akımlarının etrafında fırtanalar kopuyordu. Hegel. 'Barbarlığın medeniyete saldırısı' olarak tanımlıyor bin yıl önce Ortadoğu'ya sözde dini kurtarmak adına gelen Batılı çapulcuları. Aynı emparyalizm gibi. Bunlar daha Birinci Haçlı Seferi'nde olanların bir kısmı. Kitabın adı da 'Ġmparatorluk. Masallar efsaneleĢti.. Bazı Ģeylerse kelimesi kullanılmayınca anlaĢılmıyor... Nasıl da değiĢebiliyor geçmiĢin algılanması! Filmin danıĢmanı dünyanın sayılı tarihçilerinden Stephen Runciman.. anlamını unuttuğumuz kelimelerin çağrıĢtırdıkları nesneleri müzelerde bulabiliriz. Ancak aletler değiĢse de.. kraliçelerinin tarihlerini yazanlar onların müritleri. Yeni barbarların bombaları uygarlık adına yükleniyor Türkiye'deki uçaklara.. ekonomi. Saddam rejimi ABD'nin tüm petrol rezervlerine eĢit bir alanı iĢletme hakkını (44 milyar varil) Rusya. Tarihçiler dogmalardan arındıkça tarihle tarihi roman arasındaki ayrım giderek kayboluyor. GeçmiĢi inceleyip gelecekte ne olacağını söylemek falcıların iĢi. Sekstant gibi. Coğrafya. doğaya ve dünyaya nasıl zararlı olabileceğimizi görmemizi engelliyor. Kullandığımız.. Hedef Mezopotamya petrolü. Ġçgüdülerimiz. AĢağıdaki cümledeki kelimelerin ifade ettiği düĢüncelere bugün kaç kiĢi aĢina? VaroluĢçuluk. Tarihten ders alınmıyor. Yeni yöntemler eskilerinin isimlerini. Belki de yanılıyorum. Bu sözcük artık gündelik dilimizde yok. onu yazan ve yazdıranlar. Birkaç yüzyıl öncesine kadar aynı topraklarda beylik ve imparatorluklarda yaĢayanlar birdenbire ulus devletlerde yaĢadıklarına karar verince de yeni bir geçmiĢ yaratmak zorunda kaldılar. DüĢünce ve tepkilerimizi. Dördüncü Haçlı seferinde yağmalayacakları Konstantinopol'ün zenginliğiyle gözleri kamaĢtıktan sonra Bizans'taki Hırıstiyanlara da saldırıyor kutsal savaĢçılar.. Tarihi yücelten... Bilimsel Sosyalizm.

Andy Warhol'un. Eski balıkçı tekneleriyle baĢı boĢ dolaĢan kedilerin isimleri değiĢiverir. kapısında 'Türk Kadınlar Kulübü' yazısı. Kırk yıl önce bu ülkenin güneyinde. ülkesinin bile üç kez isim ve bayrak değiĢtirdiğini görenlerin dünyasındayız artık. Ġstiklal SavaĢı'nda ġark cephesinde dönüp ölenlerin.. 11 Eylül'le birlikte ABD mazlum rolündeydi. Günümüzün değiĢkenliğini yakalamaya çalıĢan. ne de sesini duyduk. akla gelen ABD'nin ne yapacağının korkusu. Vertov'un son gördüğüm 'Lenin Ġçin Üç ġarkı' filmi ise bana bir kez daha Sovyetler Birliği ile Türkiye arasındaki benzerlikleri hatırlattı. borazancının peĢinde. bağlarına yavaĢ yavaĢ yeni sahipleri yerleĢir. Altyazılar -"Onu ne gördük. Sabit bir noktadan bakıyoruz geçmiĢe. senaryolu film çekme yaklaĢımına karĢı çıkmasıyla ünlü. Lenin'in gerçeği. amaçlarında da açık seçik belirttikleri gibi. Tarihi romanlara dalınca gündelik hayatımızın nasıl değiĢtiğini. Altyazı -"Yüzüm kapkaranlık bir hapishanedeydi. Köprünün altından akan sular gibi üstünde yaĢananlar da üç yüz yıl boyunca birbirini unuttururcasına yitip gider. iktidar ve düĢünce biçimleriyle birlikte. aynı kadın bir binanın giriĢinde. Karanlıkları aydınlık.. Altyazı -"Ama gerçeğin ıĢığı parıldamaya baĢladı. Bir üniversite için olmazsa olmaz olan özgür ve kritik düĢünceyi hiçe sayan ikisinde de esas olan. geçenlerde Ġstanbul Film Festivali'nde de gösterilen 'Kameralı Adam' filmi sinema tarihinin baĢyapıtlarından sayılıyor. Geçen sene.. asker kaçaklarının köylerini bastığı Yezidilerin. Görüntüler art arda değiĢiyor. bugün Mezopotamya'yı bombalayacak diye korkulan ABD'nin yöneticileri ve askerlerinden.. kanını ve kalbini. cehalet içinde yaĢıyordum. Bir kuĢak için köprü isyan etmek isteyen Sırplara ibret olsun diye kazığa geçirilen Radisav'ı akla getirirken. değerlerin daha kalıcı olduğu bir dünyanın Ģiirselliğini taĢıyor.. Osmanlıların Bosna'da yaptırdığı bu köprünün tanıklığını anlatır. diğeri de ordunun ağır bastığı güçlü devlet rejimlerini benimsemiĢ. "Bir gün herkes 15 dakikalığına meĢhur olacak" lafını doğrularcasına sürekli değiĢiyor. Sahnede çarĢaflı kadınlar." Vertov bu filmi 1924'te çekmiĢ. biri partinin. devlet ideolojisinin bayraktarlığı. nüfus mübadelesi gereği Türkiye'de terk etmeye mecbur kaldıkları evlerine. Günümüzde bir döner kapı hızıyla gidip gelen yeni savaĢ. olayın yıldönümünde. Modern romanın çoğu zaman abartarak getirdiği çözümse. mazlum ve kahramanlar da .. Teroristler bir sonra nereyi vuracak diye korkarken. zamanın daha yavaĢ aktığı. eski Sovyetler Birliği'ndeki üniversite yönetiminden farkı yok.." Bir sonraki görüntü. 11 Eylül gibi geliĢigüzel bir tarih bile üç kez anlam değiĢtirdi benim kuĢağımdakiler için." Borazan sesleri. sımsıkı tuttuğu baĢörtüsünün arasından ancak birkaç parmağını görebildiğimiz bir kadın. Türkçe. çevresinden ve tarihten soyutlamak. Aynı yerde yaĢarken. ÇarĢaflı kadın örtüsünü savurup gülücükler içinde yüzünü açıyor. Yıllardır erteledikten sonra ancak okuduğum Nobel Edebiyat ödülü sahibi Ivo Andric'in 'Drina Köprüsü' adlı romanındaki köprü de YaĢar Kemal'in adası gibi. Perde açıldı. Ekranda izciler. 'Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana' romanı bir adada geçer. kör. Bu anlayıĢla çektiği. Bu iki ülke. Roman.. YaĢar Kemal ve Ivo Andric'in romanlarında hiç olmazsa birkaç kuĢak boyu yaĢatılan 'dün'. Mazlumlar da hızla değiĢiyor. bir baĢka kuĢak köprüye bakınca Mustabeylerin köyüne gelin giderken Drina'nın sularına atlayıp intihar eden Fata'yı hatırlar. Gidenlerle birlikte anıları da gider. Önce çeĢitli görüntülerin çekilmesi. kulağımıza önce bağlama sesi geliyor. hepsinin kapağında 'Lenin'. Batı sinemasının. Yunanlıların. yasalara baĢ kaldırarak beyazlarla aynı kapıdan geçmek istedi diye linç edilebilen zenciler. Bir sonraki görüntü. değiĢtirildiğini unutuveriyoruz. ABD'nin desteğiyle Allende'yi devirdiğinde. Bu Ege adası artık Kafkas mitolojisinde tanrılardan ateĢi çalan Amirani'yi zincirlerinden kurtaran Kafkasyalıların (Yunan mitolojisindeki Promete'nin buradan geldiği söylenir).Yaşar Kemal'in sanatı Gündüz Vassaf 06/10/2002 Türkçe bilmenin Ģanslarından biri YaĢar Kemal'i kendi dilinden okuyabilmek. Ġlki ġili'de askeri cunta. Yıkık dökük bir camide namaz kılanlar. değirmenlerine. Geçenlerde Antalya Devlet Balesi'nin Ġstanbul'da bir gösterisine gittim. Fırat sularından gelenlerin de anılarının sahnesidir. 'Lenin Ġçin Üç ġarkı' da birkaç isim değiĢikliğiyle Türkiye için yapılmıĢ olabilirdi. Sovyetler Birliği döneminde ülkesi dıĢında adı pek duyulmayan Vertov'u bugün Batı âlemi yeni keĢfetmekte.... Kör. Filmde. insan psikolojisini doğadan. ġimdiyse. Lenin'in Türkleri Gündüz Vassaf 29/09/2002 Sovyet film yönetmeni Dziga Vertov sinemanın öncülerinden sayılır. Ġlk görüntü. ardından acıklı. bırakın sokak isimlerinin ve bayramların. Masalarda kitaplar. çölleri bahçe yaptı.. ama babamızdı hepimizin. bize her Ģeyini verdi. cübbeli . ağlamaklı bir türkü. Kadın içeri giriyor. sonra da yönetmenin bunları birleĢtirerek anlamlı bir bütün yaratmasından yana. aklını.. yüzyıl boyunca düĢman politik kamplarda olmalarına rağmen.. sanat üsluplarıysa biçim ve içerik bakımından bambaĢka sorunlarla karĢı karĢıya. Totaliter bir kurum olarak YÖK'ün örneğin.

Sabahtan buluĢtular. aĢiretlerinin adlarıyla tanıdık." dedi. Anma törenlerinde ağlayan askerler.. Günümüzün düĢmanı isimsiz. müzelerin sosyal sınıflar arası ayrım fonksiyonu olduğunda hemfikirdiler. Fiyatı düĢürttükçe terledi. Öğle yemeğinde kaĢarlı ve sucuklu tostlarıyla bir ĢiĢe birayı. Ardından diğerleri de soyundu ve çarĢafını çıkartmamakta direnen son kız da ikna edildikten sonra hep birlikte dans etti fraklı gençler. görülecek yerler ucuzluğun peĢinde yitti." diyenler kararsız mı. "Amerikan emperyalizmi buna müstahaktı" duyarsızlığıyla karĢılayanlar hangi safta? Kendisi de YahudiymiĢ gibi ülkesi Nazi iĢgali . Tarihimiz boyunca düĢmanlarımızı. Makyaj reyonundaki kız. Sadece tek aktarmalı. Ģehrin yerlisinin çatık kaĢları milim inmedi. ortak tanıdıklarıyla ilgili ortak düĢüncelerini.. (Usame bin Ladin gündemden hızla düĢtü. geç kaldıkları akĢam sofrasına doğru." Otobüsle gittiler. ArkadaĢının makinesi kırılmıĢ. Rönesans öncesi Bizans sanatının Roma'ya etkisi. Tekrar otobüsle Ģehrin merkezine döndüler . isimleri. geçen sene kaçırılan uçaklarda. Savaş tuzakları Gündüz Vassaf 15/09/2002 11 Eylül. "Biliyor musun" dedi. düĢmandan mı sayılmalı? Ġkiz kulelerde. DolaĢacaklar. Tam tersi." Mahçup misafir. telaĢ içinde Ģehrin en büyük mağazasından içeri daldılar. bayrakları. roman kahramanlarının mahallerini dolaĢırken fotoğrafçı dükkânına girdiler. Terörizme meydan okurcasına evlerde." "ġahnamelerden birinde atını hatırlayan ama seyisinin yüzünü unutan bir Ģahin hikâyesi vardı" dedi arkadaĢı. çok daha pahalıydı bir sonraki gittikleri dükkândaki fotoğraf makinesi. 190. "Gazetede okudum.. 11 Eylül'ün sene-i devriyesinde alarm durumuna geçirilen baĢkent Washington'da füzesavarlarını beklenmedik saldırılara karĢı seferber eden ABD. "Aldım" diyor kadın. SavaĢlarımızın baĢı da belliydi. "Pazarlık yapmalısın mutlaka. Altı ay önce bıraktıkları yerden sürdü konuĢmaları. Altında frak boynunda papyon kravat. ülkelerinin. "Taksiye binelim" dedi arkadaĢı. Tarihin tahterevallisinde kimileri devlet adına dinden kurtulmak istemiĢ. "Evet. Zaman az. ArkadaĢını öteki gene durdurttu. görülecek gidilecek yerler çok. Tarihi yerleri.. yiyip içecek.. Aynı bizim gibi de unutabiliyorlarmıĢ. Ġslam minyatüründe göz ve bakıĢın önemi. Sandalyelerine tünemiĢ. birlikte hoĢ vakit geçirecekler. savaĢı belirsiz. boĢ boĢ sallanıp duruyorlar.erkekler. Tek bir aktarmayla istedikleri yere vardılar. aç. "Değmez" dedi Ģehrin yerlisi. "Bekletmeyelim sofradakileri.. Bir saat böyle geçti. çöken gökdelenlerde ölen babalarının ardından doğan bebekler.. 180.. ĠĢi için yenisi gerekli. bitap misafirle birlikte evin yolu tutuldu. düĢürüldü. Ġlkokullarında vatanperverlik ve kahramanlık konulu ödevler. Ġtfaiyecilere.. Atatürk'ün gençliğe hitabesi. Nutuk üstüne nutuk atan politikacılara bugünü istismar ediyorlar diye kızanlar. küçük küçük sırlarını paylaĢtılar. sonu da. "Alt kattakiler çok daha iyi. Ellerinde tespih. Yeter ki ona dostça davranmıĢ olsun. Koyunlar iki sene önce gördükleri insan yüzünü bile hatırlayabiliyormuĢ.) Terorizmi kınarken "Evet. Otobüse bindiler. "Biz satmıyoruz. dostunun. evet" diye onu dürttü. Kızlardan biri çarsafını savurdu. ġehrin yerlisi arkadaĢına kurtardığı paralardan memnun. ÇarĢambaları kapalıymıĢ. Çok beğendiler. "Aradığınız makineyi. otomobillerde her gün asılan bayraklar. Vertov'un filminin bir sahnesinde Türkçe konuĢan Sovyet subayı "NiĢan al" diye komut veriyor silah kullanmasını öğrettiği kadın kahramanımıza. Son olarak sahneyi boydan boya kaplayan devasa bir pano indi dansçıların ortasına. polise pasta dağıtan çocuklar. insan haklarını savunabilmemiz için önce ABD'nin var olması Ģart diyenler. dostluğunun mahkûmu sıkılarak baĢladı pazarlığa." Dükkânlar kapanmak üzereyken.." Mağazanın çıkıĢına doğru erkek reyonunda gömlekler. kimi de din adına devlet olmak. "Çok daha ucuzlarını satan dükkânlar var. havadan sudan hayattan konuĢacak. Güvenlik gerekçesiyle özgürlüklerin kısıtlandığından yakınanlar. Müzeyi birlikte dolaĢtılar. Sonsuzluğa kadar savaĢabileceğimiz bir sıfat var karĢımızda: Terörizm. Misafirin öyküsü Gündüz Vassaf 22/09/2002 ġehre yeni gelmiĢti. "Taksiyle" dedi arkadaĢı. Ģehrin yerlisi. ama. Gökyüzüne salınan beyaz güvercinler." diyerek aldırtmadı Ģehrin yerlisi.. Fiyat soruldu. Haberlerde. parmağı tetikte matem içinde. KilitlenmiĢ kapısını onları görünce açan ilk dükkâncıdan aldıkları fotoğraf makinesiyle. "Masraflarımı ödüyorlar".aktarmasız. uçaklarda ölenlerin ölümünü. üstelik yarı fiyatına". hem hepsi Ģehrin en iyileri. ġehrin yerlisi arkadaĢına kazık yedirtmemeye kararlı. Üstündeki yazı. Hava karardı. "Gidilecek baĢka dükkânlar var az ileride. Birine eli değecek oldu. Pentagon'da. Bir yıl sonra ABD.

baĢörtüsü. 'C(K)aeserium'dan bozma. BaĢkan Bush'sa. Amaç. Süryani köylerinin. kravat. bizleri. askerde ve de evlerimizde yüzyıllardan beri süregelmiĢ. ABD üniversiteleri. sayısının bilindiğini bile sanmıyorum. 'Marmara'nın kökü gene Yunanca. Sonra da kendisini affettirmek için oradan oraya gidip bir dizi uğraĢ veriyor. yaĢam hakları bile ihlal edilerek sürmekte. Karadeniz Ereğlisi.. 'Vatandaş Amerikanca konuş' Gündüz Vassaf 08/09/2002 Bugünlerde okullar açılacak. Türkiye'de dayak. ABD'de ölenler için "Ben de Amerikalıyım" diyenleri emperyalizmin saflarında görmek isteyenler de var. .. hâlâ dayağın benimsendiği. Ancak yeni alfabe ve diller karĢısında da direniyor insan yetiĢtirmemizdeki. Ġlahiyat fakültesi mezunları devlet hesabına en çok Mısır. bu dünyanın en kuvvetli insanını çıldırtınca. ABD'nin egemenliğinde küreselleĢen dünya ile birlikte Türkiye de değiĢti. yani Herkül adından geliyor. ya da yeni bir tüketim biçimini yaygınlaĢtırıyor ama ne bir Çinliyi 'çağdaĢlaĢtırabiliyor. Suudi Arabistan ya da Pakistan'da değil. okulda.. kahramanımız karısı ve çocuklarını katlediyor. fes ya da Ģapka. Anadolu'nun çeĢitli yerlerine serpiĢtirilmiĢ bütün bu Ereğliler Yunan mitolojisinin baĢ kahramanı Heraklion. doğması bile istenmeyen kız çocuklarının geleneksel ikinci sınıf vatandaĢ konumu. Almanya'da yeni doğan çocuklarına Usame bin Laden adını koyan Türk çiftine ne demeli? Geçen gün. Bir dönem 'Trebiond' diye de bilinen Trabzon'un ilk adı Trabezus. Rum. Ama bir zamanlar Avrupa'nın 'tek' dili olan Latincenin tahtından indirilmesine düĢünceyi özgürleĢtiren bir ilerleme olarak bakanların. Eski alıĢkanlıklar. Sembollerle. ailelerin birden fazla çocuk yapmasının yasak olduğundan. 9. korkularımızı saflaĢtırıyor. Türk okullarında Türkçe ders verilmesini benimsemesiydi... Aynı harp okulları mezunları ya da kurmaylar için de bu ülkelerin tercih edildiği gibi. ÇağdaĢlaĢmak Ġngilizceden geçiyor. eski Yunan medeniyetine meraklarından. Dünyamız yeniden bölünecek mi 'bizler' ve 'onlar' diye. biz de de. Konya Ereğlisi.. bayrak. bir dil olarak insanlara ve dünyamıza pragmatik ve çıkarcı kelimelerle yoğunlaĢmıĢ yaklaĢımının. inançlarını düĢmansız yaĢatamayanlar da. tarihimizin en cetrefil ve tartıĢılır konularından biri. gününde. saflaĢtıkça yeni savaĢların psikolojik ortamını yaratıyoruz. 11 Eylül'le birlikte yeni yüzyılın ilk büyük mücadelesinin baĢlamıĢ olduğunu söyledi. New York'ta çekilen sayısal lotoda 9-1-1 çıktı. Aynı 'Anadolu'nun da Yunancadan bozma bir kelime olduğu gibi. Hatta Amerikancanın. SavaĢın da dili Ġngilizce. Cumhuriyet ideolojisinin önemli bir özelliği. 11 Eylül'ün yıldönümünde. Nereye kadar? Güney Afrika'nın Nobel BarıĢ ödüllü piskoposu Desmond Tutu gözyaĢlarınızı silmeye yardımcı olacağız diye sesleniyor ABD'lilere. Anadolu'da uğradığı bugün Ereğli diye bildiğimiz yerler onun adı Heraklion'un Yunancadan bozması. erkeklerarası eĢcinselliğin özendirildiği bir kültür yaĢatılmakta. düĢürülecek? Derin devletler de. Ġslam kültüründe özel bir yeri olan Konya Latince. Zeus'un karısı Hera. ayın 11. Asıl mücadele terörizmin tuzağına düĢmemek. Ġngilizce bilmek belki teknolojinin kullanımını kolaylaĢtırıyor. dürtüyor saflaĢmamızı. Kürt. dillerini. Bu garip tesadüfü yorumlayanlar bile kim bilir birbirlerine karĢı nasıl düĢecek. Pentagon'da yaptığı konuĢmasında. Ġslam'ın da. çoğu Amerikalı Protestanlar tarafından kurulan misyoner okullarının yasaklanmasıyla birlikte. Bu kelimenin aslı Bizanslılar için güneĢin doğduğu yer anlamına gelen 'Anatole'. bırakın okumalarını. sakal. Ģimdi de çağdaĢlaĢmak adına yeni bir dünya dili benimsemelerinin abesliği de ortada.' ne bir Amerikalıyı ne de bir Türk'ü. renklerle. BaĢımızda ister kavuk olsun. rozetlerle sürdürülen cephesiz savaĢlarda kendimizden kaçarken gölgelerimizi.. Ġngilizce. alfabelerini basitleĢtiriyor. Doğru dürüst Ġngilizce bilen öğretmenler bile bulunamazken bu dilde eğitim giderek önem kazandı. kadınların küçümsendiği. Mermer anlamına geliyor. Bir yerin tarihi azıcık da oranın tarihinin yok edilmesi demek. Bruney Sultanlığı'nda da. Hedef. Uzay kapitalizminin tanrıları Gündüz Vassaf 01/09/2002 Marmara Ereğlisi. Komünist Partisi'nin yönetimindeki Çin'de de bu böyle oldu. Eski kültürlerin modern mirasçıları devletler. Dil ve davranıĢlarımız arasındakı iliĢki. Çin'de. bırakın isimlerini. Mücadele savaĢa karĢı. Türkiye'de adları değiĢtirilen Ermeni. ABD ya da Ġngiltere'de tahsillerine devam ediyorlar. birbirimize ve geleceğimize karĢı körleĢtirdiği bile söylenebilir. dinliyor. Ġngiltere'nin önde gelen kimi özel okullarında da. Türkiye'de Kemalist ya da Ġslamcı akımlar arasında bile bu konuda sanki kendiliğinden bir eylem birliği var.altındayken göğsüne sarı yıldız takan Danimarka Kralı gibi.

Halikarnas Balıkçısı diye kaleme aldığı kitaplarında. Bu kente Rusahinili adını verdim. Van'da ve ÇavuĢtepe'de günümüze kalan baĢlıca eser birer kitabe Van Kalesi'ndeki Pers Kralı Xerxes için üç ayrı dilde kayalara oyulmuĢ beĢinci yüzyıldan kalma bir methiye. kabul görmüĢtü. . Bu ibret verici isim değiĢtirme oyunumuzu uzayda isimlendirdiğimiz yerlerle de devam ettirecek miyiz merak ediyorum. Gökyüzümüz Mercedes. efsanelerini de unutuyoruz. Her iki yerde de.. Van'da birkaç bina dikkatimi çekti. sanatkârlarının yerini günümüzün define avcıları. KurtuluĢ SavaĢı'ndan sonra asker kaçaklarına anlayıĢla bakan yazdığı bir makale nedeniyle dayım Zekeriya Sertel'le birlikte önce idama sonra da Bodrum'da sürgüne mahkûm olan Cevat ġakir. Her Ģeyi özelleĢtirmenin moda olduğu dünyamızda bir bakarsınız uzaydaki gök cisimlerinin ve yıldızların isim haklarını geçici sürelerle kiralayan Ģirketler de çıkar. Blamili kralı. Biri yeni açılan ve adı Ermenice 'Zafer' anlamına gelen Vartan Oteli. Petrograd ve Leningrad'dan sonra üçüncü ismini yaĢıyor. Van rektörünün kalesi Gündüz Vassaf 25/08/2002 Yolunuz Van'dan çıkıp Hakkâri yoluna düĢerse ÇavuĢtepe'de Urart krallarından kalma bir kısmı tapınak bir kısmı saray olan kalenin kalıntılarıyla karĢılaĢırsınız. Ġrlandalıların Derry'si Ġngilizler için Londonderry. Sonradan Van adını alan eski baĢkentleri TuĢpa kimilerine göre Tevrat'ta sözü edilen cennetin ta kendisi. tarihini. Baba tarafından dedem Filibeli. Kürt ve Türk için acı.Türkiye'yi TürkçeleĢtirdikçe bu toprakların insanlarını. Ancak tarihin bu çöplüğünde bile Urart kralı Rusa gibi kimilerinin kendini yüce görme. Viagra. denizler tanrısı Neptün gibi isimler taĢıdıklarının hiç farkına varmamıĢlar mı? Ama günümüzün egemen düzeni bu fırsatı kaçırmayacak gibi. yüce kral. Ġtalya'ya. bu topraklarda. Putperestlerin tapınaklarını yerle bir eden tektanrılı dinlerimiz gezegenlerimizin aĢk tanrıçası Venüs. Ģöyle der: Her kim ki benim adımı kazıyıp silerse ve kendi adını koyarsa Fırtına Tanrısı Haldi ve GüneĢ Tanrısı onu yok etsin". Yer isimlerini değiĢtirenler orayı fethettikleri hissine kapılıyor olmalı. Yakın geçmisi Ermeni. Anadolu'nun son fatihlerinin bile tahammül edemedikleri kendi eğlence dünyalarının dayanılmaz gürültüsüne bırakmıĢ. Geçen gün Bulgaristan'dan yeni gelmiĢ bir Türk göçmeni nereden söz ettiğimi ancak Plovdiv deyince anladı. Bu baĢarıları ben elde ettim. Aya inen ilk astronot Armstrong'un da uzay yolculuğundan sonra gelip aradığı efsanevi Nuh'un gemisine. Urart uygarlığı mücevherciliğiyle ünlü. Kime sorsanız geçim kaçakçılıktan-eroin ve mazottan... Aymazlıkları ise kendi geçmiĢlerini de kaybettiklerinin farkında olmamaları. ġehrin eski Van diye anılan kısmı. Ben buraya kutsal bir alan ve bir kale inĢa ettim. Anadolu insanının tarihi olduğunu vurgulamıĢ. baĢkalarına haddini bildirme duyusu sanki hiç değiĢmemiĢ. resmi ideolojinin kafalara kazıdığı gibi Türk değil. ölüm tanrısı Pluto. Benden önce hiçbir Ģey inĢa edilmemiĢti. ÇavuĢtepe'deki Urartça yazılmıĢ çivi yazısı da Ģöyle diyor: "Haldi'nin yüceliği ile Argisti oğlu Rusa bu kaleyi Eiduru dağının önünde inĢa etti. Ağrı Dağı'na birkaç saatlik mesafede. Tuspa kentinin hâkimi. Günümüzde cami kalıntıları arasında yer yer manda dıĢkılarına rastlanan bir harabe. Birinci Dünya SavaĢı'nda Ermenilerin Rusları desteklemesi sonucu Osmanlı tarafından topa tutulup yerle bir edilmiĢ. Günümüzde Van gene baĢka bir memleket. yazdıkları uzun yıllar bu ülkenin düĢünce hayatında bir yer etmiĢ. YapılıĢından bu yana 2 bin 700 yıl geçmiĢ. Ermenilerin de tehcir ve katliam öncesi bin yıldan fazla bir geçmiĢi var buralarda. birbirine karĢı acımasızlıkla dolu. Yıl Üniversitesi'nin bir imparatorluk merkezinin kalesi gibi duran rektörlük binası ve ondan az ötede rektörün göle nazır ĢaĢaalı malikânesi-(yakındaysa. güçlü kral. Diğeri 100. Petersburg. Ama nasıl olduysa gezegenlerimiz isim soykırımından kurtulmuĢlar. Ġngilizler değiĢtirene kadar New York'un eski adı 'New Amsterdam'dı. SabancıSa gibi her açık artırmada adı değiĢen yıldızlarla dolar. (Sahibi buraya oğlunun adını verdiğini söylüyor). Etrusklere kadar gitmiĢ buralarda iĢlenen gümüĢ. Eski uygarlıkların ustalarının. "Haldi'nin yüceliği ile ben Arsisiti oğlu Rusa. Myndos'u GümüĢlük olan günümüzün Bodrum'unun gündemindeyse günbegün yok edilen bir tarih yerini. Rusa Ģöyle der: Bu kayalığa hiç dokunulmamıĢtı. Yeni bağlar ve meyve bahçeleri kurdum. mezar kazıcıları almıĢ. Farilya'sı Gündoğan. Ġsim soykırımlarıyla tarih üzerinde iktidar kurmanın örnekleri çok.. LefkoĢe ve Nicosia aynı sehrin iki adı. bu balıkçı köyünde Anadolu'nun tarihini keĢfetmiĢti. dıĢ görüntüsü yeni gördüğüm Auschwitz temerküz kampı binalarından beter durumdaki hoca lojmanları duruyordu). St.

bizleri zararlı Ģeylerden koruma müptelası olan totaliter devletler. Diğer yandan müptelası olduğumuz baĢka birçok Ģey de toplumca kabul görür-oysa iĢkoliklerin de alkolikler gibi aileleri dağılabilir. az kalsındı'nın ĢaĢkınlığında Sıyırdın mı ağın içindeki o delikten. Sonra. Türkçe çeviri: G. zararlı olduğuna dair bir karar çıkmazsa . Dinle Kalbin benim içimde çarpıyor.Olabilirdi Gündüz Vassaf 18/08/2002 Olabilirdi. ġanslıydın . YaklaĢtıkça. oldu. Sanki türümüz herhangi bir Ģeye bağımlı olmaya bağımlı..çünkü ormandaydın. Sağda. Kaçınılmazdı. Vassaf. UzaklaĢtıkça. bizleri alkol bağımlılığından kurtarabilsinler diye üniversitelerimizde uzmanlar yetiĢtirir. bacak Kıl payı Teğet geçmeseydi o istenilmez rastlantı? Demek buradasın hâlâ? KurtuluĢunun. az içilsin diye alkole yüksek vergiler koyarız. Nobel Edebiyat Ödülü. Kurtuldun ilk olduğun için. KiĢiler gibi devletler de onun bunun müptelası olabiliyor. koleksiyoncular servetlerini batırabilir. Fren yan yana yan dönme yarım santim bir an ġanslıydın . Dilim tutuldu olanlardan. Yağmur yağdığından. Çünkü. 12 kitap l2 ayrı kiĢi tarafından en ince ayrıntısına kadar okunur. Kurtuldun son olduğundan. sonuç itibarıyla. Bizi bizden korumak için geliĢtirilen teknoloji ve onu kullanan personele harcanan paranın haddi hesabı yok. televizyon kapatıp kitap yasaklatanlar. Tek baĢına. Wislowa Szymborska. Ne olurdu o el..tırmık. 2002 Sansürcülerimizi sahiplenmek Gündüz Vassaf 11/08/2002 O kadar çeĢitli ki bağımlılık geliĢtirdiğimiz nesneler. kitabın konusu ne olursa olsun. sayesinde.birdenbire havalanıverdi bir saman çöpü. Clare Cavanagh... ġanslıydın . rağmen. kalas. basılır basılmaz 12 kopyası kanunen sansür kuruluna gönderilirmiĢ.. Franko'nun faĢist Ġspanya'sında. Örneğin.tek bir ağaç yoktu. din adamlarının alkolün zararları üzerine vaazlarını dinler. Kendi çıkarlarını sürdürebilmek için sahte düĢmanlar yaratanlar. okuma hastaları kelimeler içinde kaybolup gerçeklerden kopabilir.. sansürcüler. Solda. Afalladım. Bu konuda en ağır vaka. ġanslıydın . Ama genellikle 'kötü' bilinenlere karĢı duyarlıyız. kanca. Ġdeologlar. BaĢkalarıyla. alkole karĢı mücadele dernekleri kurar. Ama yoktun. Gölgeden GüneĢ olduğu için. Lehçe'den Ġngilizceye çevirenler Stanislaw Boranczak. Önceden olmuĢtu. gelecek sefere'nin. mektuplarımızı açıp telefonlarımızı dinleyen. muhbirler. 1996.

bale de eklenince ortaya kültür faaliyetlerini beleĢten izleyip üstüne de para alan koskocaman bir sansürcü ordusu çıkıyor. Ġlanı verenler sakin bir mahalledeki evlerinin kapısında beni birlikte karĢılayan anne ve kızı. 19 yaĢında olduğunu öğrendiğim genç güzel kız bir yandan faks makinesinin özelliklerini gosteriyor. bir yalan ne kadar tekrarlanırsa o denli inandırıcı olacağı gerçeğinde yatmaktadır. tiyatro metinleri. Ne öldürsün ne de öldürülmesin umuduyla askerliğini cephe gerisinde öğretmen. Yazıların çoğuysa satacak eĢyası olanlara ait. Geçen gün bir arkadaĢım son gittiğimde ABD'yi nasıl bulduğumu sorduğunda. Ama birdenbire issiz kalan sansürcüler iĢlerinden olmamıĢ. Ölene. Farklı cephelerdeki insanlar aynı hırsla ölmek ve öldürmek isteyince. Tek baĢına yaĢayanların kalp krizinin geleceğini hissettiğinde derin nefesler alıp öksürerek ölümden kurtulabileceğini bildiren yazılardan tutun da. arĢivlerde yaptıkları değiĢikliklerle bu ülkenin yüzyıllardır düĢman olduğu 'belgelenir'. her yeni Ģehitle zafere bir az daha yaklaĢıldığına inanıyor. Ġsrailliler tarafindan bir hava saldırısında öldürülen küçük oğlunun cenaze toreninden sonraydı. Ama o çoktan kararını vermiĢ. Ama günde sade 10 kitap basılan bir ülkede. sağlık personeli gibi sivil hizmetlerde yapmasının mümkün olup olmadığını sordum. kralları öncülüğünde demokrasiye geçip Avrupa Birliği'ne girmesiyle Katalanca ya da Baskça gibi ne yasak dil kaldı ne de da yasak kitap. bu inançla yeni çocuklar doğurmak istiyordu. bir yandan da konuĢuyoruz. öldüren her oğluyla iftihar ediyor. YanıbaĢındaki annesi iftiharla dinliyordu kızının yakın geleceğine iliĢkin kararlılığını. Türklerin . Ölen. Ġstihbaratçı olacağını söyleyerek gafilliğini uluorta göstermesinin farkında bile olmayacak kadar gözleri karaydı ikisininde. Yüzyıllardır birbirleriyle savaĢmıĢ Almanya ve Fransa'nın tarih kitapları çok farklı gerçeklerle dolu Ģimdi dost olan bu ülkelerinin tarihi de bu yakınlaĢma göz önünde tutularak yeniden yazılıyor. CD'ler. hangisi kaybetmiĢ fark eder mi? Moğolcanın gücü Gündüz Vassaf 28/07/2002 George Orwell. Avrupa Birliği'nin oluĢmasıyla ilk ele alınan konulardan biri de okullardaki tarih kitaplarının yeniden yazılması projesi olmuĢtu. Onu Filistinlileri öldürürken gördüm. Avrupa Birliği üyeliğine doğru adımlar atan Türkiye'nin silahlı ya da silahsız sansür bürokrasisini bakalım nasıl bir gelecek bekliyor. Buna ayrıca haftalık. Ya da canlı bir Arap bombası tarafından tanınamayacak kadar küçük parçalara dağıldığını. "Eskisine göre daha çok Amerikan bayrağı ve daha az Ġngilizce bilen var ama değerler sistemi pek değiĢmemiĢ" diye cevap verdim. Bunların arasında ben de aradığımı buldum -satılık bir faks makinesi. ABD'nin günlük yaĢantısına iliĢkin bir fikir edinmeniz mümkün. aylık dergiler. O kadar tecrübe kazanmıĢ olmalılar ki hepsi bir araya getirilse belki baĢka totaliter devletlere sansür uzmanı olarak gönderilip Türkiye için de yeni bir ihracat kalemi oluĢturabilirler. sevicilerle birlikte dairelerini paylaĢmak isteyenlere seslenen mesajlara. günlük gazeteler. film senaryoları.serbestçe dağıtılırmıĢ. Günün siyasetine uygun diye tarihte olup bitenleri bile değiĢtirmekle görevli memurları vardır Orwell'in gelecekteki düzeninin. Askerliğini yapmaya gidiyormuĢ. Bana istihbarat servisinde calıĢmak istediğini söyledi. Bildirilen yere telefon edip adresi aldım. Bir dişi casus Gündüz Vassaf 04/08/2002 Boston'ın kimi mahallelerinde kaldırımların yanıbaĢına dikilmiĢ ilan tahtalarına. EĢyalar taĢınma nedeniyle satılık. Bana taĢınma nedenini söyleyince olası bir geleceği birdenbire gözlerimin önünde canlandırarak ürktüm. bu sansürcülerin haftada 840. radyo ve televizyon programları. Eğer falanca ülkeyle savaĢa girildiyse. BaĢka bir anneyi yıllar önce Beyrut'ta tanımıĢtım. emekli olana kadar devletten maaĢ almaya devam etmiĢler. kasetler. Faksın fiyatında küçük bir pazarlık yaparken askerdeki maaĢının da 100 doların altında olacağını öğrendim. Onun da gözü karaydı. Amaç Franko'nun ölümünden sonraki kritik dönemde demokrasiye dönüĢü baltalamamalarını sağlamak. Bana bu bilgileri veren Madridli yayıncı arkadaĢım Richard Crosfield Ġspanya'da o yıllarda ne kadar kitap basıldığını hatırlamıyor. hangi taraf kazanmıĢ. Rejimin baĢarısı. Memleketleri olan Ġsrail'e dönmek üzere olduklarını söylediklerinde cepheye gidecek birisine son defa bakıyormuĢçasına hissettim kendimi. Gerçeğe hiçbir yer yoktur bu dehĢet verici toplumda.680 kitap okuması demek. yılda 43. opera. isteyen istediğini yapıĢtırabiliyor. Totaliter rejimin günlük siyasetini haklı çıkarmak için dün hep bugüne uysun diye değiĢtirilir. GeçmiĢin günümüze değiĢtirilerek yansıtılması totaliter rejimlere özgü değil. 'Bilgiler' anında kamuoyuna tekrar tekrar yansıtılır. Ġkinci Dünya SavaĢı'ndan az sonra yazdığı '1984' adlı bilimkurgu kitabında totalitarizm altında yaĢayan gelecekteki bir dünyadaki yaĢantıyı anlatır. Ġspanya'nın.

. O yolculukta tanıĢtığım Fransız çifti de bana Ġstanbul'u gördüklerinde hayal kırıklığına uğradıklarını söyleyince. Teknoloji aracılığıyla çeĢitli kültürler daha bir kenetleniyor. Telefon. Ģehrinizi görmüĢ bir yabancının burayı sevip sevmemesi onlara duyacağınız yakınlığı etkileyebiliyor. dünyamızdaki çeĢitlilik ve zenginliği görmezlikten geliyor.de kendi tarihlerine iliĢkin aymazlığı Osmanlı Ġmparatorluğu'nun boyunduruğu altında yaĢayanların tarihlerine iliĢkin ulusal cahilliğimizden kaynaklanmıyor mu? Artık sade ülkeler değil Ģirketler de çıkarlarına göre kendi tarihlerini denetleme. hangi belgelerin nasıl yazılıp hangilerinin imha edilmesi gerektiği konusunda programlı bir çaba içinde. Bu bilinçli çarpıtma rejimin kamuoyunu denetlemek için kullandığı medyayı yanlıĢ ya da eksik (disinformation. Avrupa'nın çiçek ve bitki örtüsünün önemli bir kısmının bu kıtaya Anadolu'dan yayılmıĢ olduğunun artık Ġstanbul'da pek kimsenin bilmediğinin de farkına varmıĢlar. Örneğin ABD egemenliğindeki ekonomik çarkın doğrultusunda davranıĢ ve değerlerimizin dünyanın her tarafında giderek birbirine benzediğini sanmamız. ġikâyetleri.. Bunun baĢlıca örneklerinden biri egemen düzenin küreselleĢme propagandasının etkisi altında kalmamız. gelecek kuĢaklara yönelik bir tarihin de nasıl yazılacağını günümüz güç odakları Ģimdiden denetlemeye çalıĢıyor. bu iĢten anlayan Avrupalıların aklına gelen. Merkezini betonlaĢtırıp hızla geniĢliyor Ģehrimiz. gözünüz Cola ve hamburgerden baĢka bir Ģey görmez olduğundan kendilerinden baĢka herkese barbar gözüyle bakan Çinlileri bile küreselleĢmiĢ zannedebiliyorsunuz. ama bu yalıları. Ford. bitki deyince. Topkapı Sarayı'nın bir zamanlar ihtiĢamlı Bab-ı Hümayun kapısını zehirli egzoz dumanlarıyla karartıp giren turist kervanlarının. geçenlerde oradan bir Türk gazetecisinin yazdığı gibi. Ġstanbul'da bulunduklarını söyleyince ne diyecekler diye merak ettim. Akıllarının ucundan geçirmemiĢler asırlar sonra Ġstanbul'un bitkisiz bir Meksika kasabası gibi olacağını. CumhurbaĢkanları seçildikleri andan itibaren yaptıklarının tarihe nasıl yansıyacağını. Ġstanbul'u eleĢtiren yabancılara. padiĢahlarımızın avlularını otopark olarak kullanmalarına kayıtsız kalacağız. ġehrimizde yıkılıp giden Bizans tarihini arayanlara Türk düĢmanı gözüyle bakılacak. eĢi olmayan bir yeri dünyanın herhangi bir kültür öksüzü modern Ģehri haline getirmek tabii ki kolay değil. Türkiye'yi ve Türkçeyi daha çok yaĢıyorlar gündelik hayatlarında.. Hele Çin gibi alfabesini de tanımadığınız bir ülkedeyseniz. Genellikle herhangi bir olumsuz bakıĢla karĢılaĢınca da. denize girmesini bilmeyen komprador korsanların nasıl sahiplendiklerinin karanlık hikâyeleri anlatılmayacaktır. binlerce yıllık kültürlerin yaĢama ve yaratma gücünü küçümseyebiliyoruz. çiçek. KüreselleĢen sade Ġngilizce değil. misinfomation) bilgilendirme yöntemleriyle pekiĢtiriliyor. kendi yaĢamını belgelemesi. yüzyıl Avrupa'sındaki baĢlıca bahçecilik kitaplarının Osmanlıcadan kendi dillerine çevrildiğini biliyorlar. doğru dürüst bir bahçe görememiĢ olmaları. internet ve kasetlerin dili Ġngilizceden çok giderek baĢka dillerde yaygınlaĢıyor. Önümüzdeki beĢ-on yıl içinde yaygınlaĢacak olan cepte taĢınabilir sesli tercüme makineleri bakalım Ġngilizce'den baĢka dillerin kullanımını nasıl etkileyecek. Ģehrimi savunmak için kendimi nafile bir seferberliğe hazırladım. Özellikle çeĢitli kuruluĢların davetleriyle bir gün Çin'e. Coca Cola gibi tanıdık markaları ya da vizyondaki Amerikan filmlerini görüp dünyanın küreselleĢip kültürlerin tekdüzeleĢtiği zannına kapılıyorlar. Umursamazlıkla yok edilen bir kültürden sonra. Ģimdi de sıra o Fransız çiftinin özlemle aradıklarının belde çapında tahrifatında. 16. Yarına. Örneğin bugün Almanya'da yaĢayan Türklerin önemli bir bölümü kırk yıl öncesine göre Almanya'ya daha da kapalı. eleĢtiriyi içimizden paylaĢsak bile. Geleceğimizin tarihi üzerinde oluĢturulan bu yeni tür totalitarizme karĢı elimizdeki en etkin yöntem belki de herkesin kendi günlüğünü tutması. Son 'eser'leri II. ilk Ġstanbul. yeniden yazdırma peĢinde. Oysa düzeninin tekdüze görüntüsünü o denli içselleĢtiriyoruz ki. bir baĢka gün Fransa ya da Brezilya'ya dört beĢ günlüğüne giden iĢadamları. Bahçe. gazeteciler. dilleri. Philipps gibi çokuluslu Ģirketlerin özel olarak tuttukları tarihçileri var. Hava kirliliğinden ölen insan sayısının yüksekliğine rağmen poyraz. Böylece. Moğolcanın da yaĢama Ģansı bugün düne göre çok daha fazla. orman ve suları Ġstanbul cehenneminin dıĢında cennet vaat eden tantanalı sitelerin istilası altında. Sevdiğiniz bir kitap ya da insan gibi. savunma mekanizmalarımızı hemen seferber ediyoruz. radyo. Ġmparatorluklara kaç asır payitahtlık yapmıĢ Ġstanbul gibi. Kendisine özgü bitki örtüsü. İstanbul'un fidanları Gündüz Vassaf 21/07/2002 YurtdıĢında tanıĢtığım Fransız çifti bir ara. bu Bizans anıtının özelliğini belirten tek bir yazı olmamasını fark etmeyeceğiz bile. Dünya SavaĢı'nda Nazilerle iĢbirlikçilerini ve esir iĢçi çalıĢtırmalarını temize çıkarma amacıyla yazılmıĢ. televizyon. keĢiĢleme gibi Ģehrimizin çeĢitli rüzgârlarını bir Ģiir gibi anlatmayı tercih ederiz. Ancak her ne kadar çevremizde olup bitenleri hiçbir tesir altında kalmadan özgürce bakıp yansıtabileceğimizi hissetsek de her an kendi çarpıtılmıĢ gerçeklerimizin gönüllü kulluğunu yapmakla da karĢı karĢıyayız. Para ve haddini bilmezliğin maraz bir karmaĢası gerekti Ġstanbul'un son yıllarda maruz kaldığı hilkat garibesi konumuna girebilmesi için. ArĢivleri de haliyle bu Ģirketlerden maaĢlı tarihçilerinin denetimi altında. Egemen düzenin kendi çıkarları doğrultusunda dünyayı tekdüzeleĢtirmek isteyen gözlükleriyle algılama tuzağına düĢenler teknolojinin yerel kültürleri. akademisyenler ve hatta turist grupları oralardaki McDonald's. Ġstanbul'un simgesi olabilecek Ģehrin en eski abidesi ÇemberlitaĢ'ın üzerine yapıĢtırılmıĢ 'Çırak aranıyor' yazılı kâğıt parçalarını doğal karĢılayıp. Özellikle ABD'yi yönetenler bu konuda çok dikkatli. Tabii ki Boğaz'da son kalan sekiz-on tane yalının dünyada baĢka örnekleri olmadığından söz edilecek. demokrasilerde adet olduğu gibi elli ya da yüzyıl sonra açılacak olan arĢivler günümüzde oluĢturulurken bile çarpıtılıyor. din ve gelenekleri koruyup güçlendirdiklerinin farkında değiller. kabızlaĢtırılıyor.

Ağzı çarpılmıĢ. parmaklıklara dokunmadan. Ah ne kadar da sakindi.. Uygarlıklar uygarlıklar üzerine kurulmaya mahkûm belki ama kendisi de bir göçebeymiĢ gibi oraya buraya giden Ġstanbul doğaya duyarlı günümüz uygarlık anlayıĢından en çok uzaklaĢtığımız noktada. Ömerli ve Istıranca'ya kadar uzanan su havzaları yeni yeni yapılaĢmalara açılmak isteniyor. Ģakaydı. Hiç unutmayacağım. Bahçe kapısına kadar gittim peĢinden. Hewitt Siyah Ģalımın altında ellerim kenetli. Sendeleyerek çıktı. Kunıtz) Türkçe çeviriler G. Anna Akhmatova (Rusçadan Ġngilizceye çeviren M. periĢan. 2001 .Ġstanbul'un Asya tepeleri. Aşkın bin bir suratı Gündüz Vassaf 07/07/2002 Sana âĢıktım itiraf ediyorum Hâlâ Kıvılcımları aĢkımın Koruyorlar ateĢini Sıkmasın seni Bu söylediklerim istemem Bir daha üzülmeni SevmiĢtim seni ümitsiz Dili tutulmuĢ ürkek. kıskanç sevgililerin Acısıyla Ne kadar da içtendi aĢkım Ne kadar Ģefkatli Tanrı'ya dua ediyorum Böyle sevsin seni Bir baĢkası Aleksander PuĢkin (Rusçadan Ġngilizceye çeviren R. Nefes nefese bağırdım.Hayward ve S... Merdivenlerden aĢağı koĢtum. Beni bırakma.M. Vassaf. 'Yağmurun altında kalma' dedi. ölürüm acımdan. Ġnsan haklarını çiğnemekle ün salmıĢ Türkiye'nin son sabıkası koruma altına alınan bitki türlerini tek tek sayan Bern SözleĢmesi'nin ihlali.. Güldü bana. kederimde boğdum seni. 'Neden yüzün soluk? Bu umursamazlık niye?' Çünkü sevgilim. Korkunçtu.

Üstelik ölümünden az önce kuytu bir yere çekilen kedilerden bir hayli önce. Yumurtasından çıkan balığı uzun bir yolculuk bekliyor. Denize ilk kavuĢtukları nehri bulduklarında bu sefer de bir zaman yararlandıkları kuvvetli akıntıya karĢı zaman zaman adeta havada uçarak yüzüp doğdukları dereyi buluyorlar. Bunlardan ilki genetik ölümsüzlük. Ahmet AyĢe'yi seviyor diye bir yazının ağaç kabuğuna kazılması cinsinden. Daha son nefeslerini vermeden cennetin ıĢığını gördüklerini sananlar dini öğretiye göre mahĢer gününe kadar mezarda çürüyerek bekleyeceklerini unutmuĢ görünüyorlar. de kendilerini böyle kandırıyor. Bu balığın ABD ve Kanada'nın kuzey batısında doğduğu küçük derelerden itibaren yaĢamlarını izleyen psikologların gözlemleri Ģöyle. Dördüncü tür ölümsüzlük ise tarihi. savaĢlarımızın önüne koyduğumuz pek bir fren yok. Zekânın yattığı söylendiği beynin cerebral corteksindeki kıvrımları bizimkinden çok olduğu sanılıyor. aileler önümüze böyle ölümsüzlük örnekleri koydukça türümüzün çoğunun da bu doğrultuda kendini Ģartlaması ĢaĢılacak bir Ģey değil. Sanatkâr. Çocuk yapma nedenimiz buna bağlanıyor. Kuzey Amerika'ya doğru yüzmeye baĢlıyor. Ġlk iĢ doğduğu derenin o küçük köĢesinden ayrılıp nehre kavuĢması. Ġntihar etme özelliğiyle bile ölümsüzlüğe ulaĢabileceğine inanabilen insansa sonsuzluğa dek var olma arzusunu dört ayrı Ģekilde gösteriyor Lifton'a göre. Ġnsanları diğer hayvanlardan ayıran bir baĢka unsur da belki öleceğini daha yaĢamının erken günlerinden itibaren biliyor olması. Yeniden bir iki bin millik yolculuk bu. Yoksa davranıĢlarını incelediğimiz kimi yaratıkların da içgüdüsel olarak öleceklerini sezdikleri sanılıyor. Ancak somon gibi diğer göçmen balıklarda da bu hareketliliğin nedeni henüz anlaĢılmıĢ değil. Bu uzun yolu yüzmesinin türe ne sağladığı bilinmiyor. Belki buradan göçüp gidiyoruz ama iĢin sonunda ilelebet yaĢayacağımız cennet var. Oynayacağım. Hele yüzüm kaĢım da biraz benziyorsa çocuğumunkine ne mutlu bana. Denizde açıldıkça açılıyor. bir iz bırakmak zorunda.Ölümsüzlük mönüsü Gündüz Vassaf 30/06/2002 ABD'li psikiyatrist Lifton bilinçli olarak yaĢamımız boyunca ölümsüzlüğü kovaladığımızı yazar. yaĢarken anlaĢılmamıĢ değerlerinin ileride bir gün takdir edileceğini umuyorlar. Ellerinde teknoloji harikası kamıĢları. Kimine göre yanlarında bir pusula varmıĢçasına yönlerini ayarlayabiliyor. Psikologları asıl hayretler içinde bırakan özellikleri ise bu andan itibaren baĢlıyor. uluslar ilelebet yaĢayacak. tetikte bekliyorlar yağlı avlarını. Beslenebilmekse. kimine göre güneĢe göre istikamet tayin edebiliyorlar. Yunusların da en az bizim kadar belki bizden fazla zeki olduğu söyleniyor. Onların dönüĢ takvimini bilen ve akıntıya karĢı mücadelelerinde zayıf düĢmelerinden yararlanmak isteyen türümüzün kurnaz balıkçıları. bu ilk doğduğuna yakın yerlerde de olabilirdi. Bunu da nasıl yaptıkları belli değil. ölümsüzlüğünü kanıtlamak için sanki mutlaka bir Ģey yapmak. Üçüncü tür ölümsüzlük yaratıcılığımız üzerine kurulu. Ġnsanoğlu zekâsını. Belki de bu denli aceleciyiz mutlaka bir iz bırakmak için. Böyle bir ölümsüzlük mertebesine eriĢmek için diktatör olmak da Ģart değil. gücünü. devletler. Çocuk yapmanın. Devrimler. Kesin olansa yunusların bizden çok oynadığı. Tüm yolculukları boyunca karĢılaĢtıkları en büyük tehlike de tam bu aĢamada. Bu konuda somon balığının davranıĢları çok ilginç. Nedense bu tür ölümsüzlükten huzur duyanlar en azından tek tanrılı dinlere göre hemen cennete gitmeyeceklerinin farkında değiller. yaĢatılacağını. Oysa onurundan intihar eden koca Roma imparatorlarının adlarını o dönemin tarihçilerinin bile bildiğini sanmıyorum. onları izleyenlerin adları tarihin Ģanlı sayfalarına birer birer yazılacaktır. icatlarımızın. Ġnsanoğlu her davranıĢı ile türünün tarihini yazıyor. Nehrin kuvvetli akıntısından da yararlanarak bundan sonra varacağı yer Pasifik Okyanusu. Bu tür bir yaklaĢım özellikle diktatörlere hitap eden cinsten. . Yönlerini ana karadan ilk denize çıktıkları nehrin bulunduğu yere göre ayarlıyorlar. Öldükten sonra eserlerinin ilelebet yaĢayacağını. kalıcılığını. O güne dek sıradan bir yaĢamınız olmuĢ olsa da kendinizi anında canlı bombaya dönüĢtürüp can alıcı bir intihar komandosu olarak tarih boyunca anılacağınızı sanarak caniyane eyleminizi gerçekleĢtirebilirsiniz. Oğlumuz dört beĢ yaĢında oyuncaklarıyla keyifle oynarken o anın 'ırzına geçercesine' sordum büyüyünce ne olacaksın diye. oyuncu olacağım diye cevap vermiĢti. mimar. Dinler. Somonlar bir noktadan sonra yön değiĢtirip tekrar geldikleri yöne. dile kolay iki bin mil kadar bir yol kat ediyor. heykeltıraĢ vs. Ana babalar onun için mi çocuğumun neresi bana benziyor diye bir ömür boyu usanmadan konuĢurlar acaba? Lifton'a göre türümüzdeki ikinci tür ölümsüzlük örneği dinsel. Ve orada yeni nesillerini yetiĢtirmek üzere yumurtalarını bıraktıktan sonra ölüyorlar. Kurtulabilenler dereyi de bulduktan sonra dosdoğru tam doğdukları noktayı buluyorlar.

'Lolita'nın Büyükada'daki gösteriminde çocukların sinemaya alınmaması diye bir sorun yoktu. kendilerini oldukları gibi anlatırlar.. bu denli aç bırakıldı. Eğer biz çıkardığımız çağdaĢ yaklaĢımlarla. Delilik oyunları Gündüz Vassaf 16/06/2002 Tıp literatüründe psikiyatristlerin hiç de hoĢlarına gitmeyen neredeyse yok saydıkları bir araĢtırma vardır. sonra da hızlarını alamayıp sille tokat birbirlerine girip yerlerde yuvarlanıyordu. bu denli dilendirildi. Yanlarında doktor raporu. Alanın bir köĢesinde bir kadın ve erkek birbirlerine bağırıp çağırıyor. bir aile yakını falan yok. birileri kendilerini ikaz edene kadar kavganın tiyatro olduğunun farkına varmadılar. koğuĢlara. O günlerde ABD'nin çeĢitli yerlerinde filmin gösterimine iliĢkin kıyamet kopuyordu. Mesleklerinin ne olduğu dıĢında hiçbir Ģeyi gizlemezler. Dondurmaları ve çekirdekleriyle onlar da aramızdaydılar. AraĢtırmayı yürüten Rosenhan ve kendisi gibi psikiyatrist olan arkadaĢları 10 ayrı hastane seçip buralara hasta olarak baĢvurmuĢlar. falanca filmin falanca yaĢlar. Sevgiden değil suçluluktan bu olağanüstü ilgi. hem de bu hazdan rahatsız olup kaynağını kaldırmak gereğini hissediyor. odalara yerleĢtirilir. sapık dürtülerimiz tatmin olsun diye seks turizminde ve porno sitelerinde dünya çapında bu denli pazarlandı.. Orta yaĢlı bir yazarın reĢit olmayan üvey kızıyla girift iliĢkisini anlatan bu film. Artık tedavi süreci baĢlamıĢtır. anne ve babalarınsa çocuk psikolojisine iliĢkin kitapları ellerinden düĢürmemesi belki de toplum olarak yaĢadığımız en büyük çeliĢkilerden birinin göstergesi. Gösterimin baĢında ekranda beliren '18 yaĢının altında olanlara filmin uygun olmadığı' ibaresi buna dikkat eden anne babaların kahkahalarıyla karĢılandı. Ne yasalar koruyor kendimizi kendimizden ne de psikologların çocuklarımızı nasıl yetiĢtireceğimizi anlatan en yeni kuramları. Toplumsal ahlak adına dini kuruluĢların gündemi ellerinde tutma gayreti de bir yerde o kurumlara mensup kiĢilerin kendi 'ahlaksızlıklarını' örtbas etmelerine yarar. Aynı anne babalar bir gece önce de Ada'da bir kulüpte. mülakatlara tabi tutulurlar özgeçmiĢleri. Ancak bu araĢtırmaya katılan tüm denek . Psikolojide 'reaction formation' adı verilen ve egonun savunma mekanizmalarından biri diye anılan kiĢisel özelliklerimizden biri de insanın kendisinde temayülü hatta alıĢkanlığı olan kötü Ģeylere karĢı kamu nezdinde Ģiddetle karĢı çıkmaya yatkın olmasıdır. zararlı ve zararsız oyuncukların tasnifini yapıyorsak bu çocuklara yönelik tarihte görülmemiĢ toplumsal vahĢetimizi uygarlık kılıfı altında örtbas etmek içindir. Zaman zaman iĢittikleri ama gerçek olmayan seslerden Ģikâyetçiler. hakkında formlar doldurur. Etraflarında biriken elli altmıĢ kiĢiye yakın bir kalabalık da sessiz sessiz bu olayı izliyordu.. olanları garip bir hazla azıcık seyrettikten sonra döğüĢenleri kimsenin ayırmadığına ĢaĢanlar. Ġstanbul sokaklarında hele Ģoförlerin küfürleĢip yumruklaĢması olağan bir görüntü. hatta çocukların onlardan boĢanabilmeleri yönünde yasalar çıkarıyorsak. Sonunda erkek otomobiline binip çekip gitti.. Aralarında ileri gelen üniversite hastaneleri de var. Geçenlerde Ġstanbul'da yapılan Uluslararası Tiyatro Festivali'nde Taksim'de bir sokak tiyatrosu gösterisi olmuĢtu.. küfrediyor. özellikle kilisenin baskısıyla kimi yerlerde gösterilemez olmuĢtu. Hepsinin Ģikâyeti aynı. parasızlık ve personel eksikliğinden güç bela ayakta durabilen ikinci sınıf devlet hastaneleri de. aileleri. Böyle giderse bitmez tükenmez birbirinden kanlı cinayetlerin öykücüsü Shakespeare'in de çocuklarımızı kötülüklerden korumak adına yasaklanacağı günler çok uzak değil. psikiyatristlerin bir yığın sorgu sualine cevap verirler. falanca filmin falanca yaĢlar için seyredilmez olduğuna karar veriyor. Aynı kumara karĢı çıkan kumarbazın yaptığı gibi. Yöntemler hastaneden hastaneye değiĢir.Shakespeare'in zararları Gündüz Vassaf 23/06/2002 Shakespeare 18 yaĢından küçük çocuklara yasaklanmalı mı? Büyükada'da yazlık sinemada Nabokov'un 'Lolita' filmini seyretmeye gitmiĢtik. Çocukların cinsel sömürüsüne karĢı çıkan ve kadınları 'kirli' diye papaz yapmayan Katolik kilisesinde aynı papazların oğlanlarla girdikleri iliĢkiler artık alıĢtığımız skandallar. ÇağdaĢ anne babaların türümüzün tarihinde çocuklarını sevmede ya da korumada bir üstünlükleri olduğunu hiç sanmıyorum. Oraya buraya gidip gizli gizli kumar oynayan. bu denli çalıĢtırıldı. Oradan öylesine geçerken ne oluyor diye kalabalığın içine girip. çocuklar kendilerini ebeveyinden koruyabilsin diye anne babalarını çeĢitli kurumlara ihbar etmelerini teĢvik ediyor. aynı zamanda gazetedeki köĢesinden kumarın ülkede yasaklanması için bir kampanya baĢlatır. çocuklukları vs. EĢcinsellerin cezalandırılmasını her fırsatta ulu orta savunan biri kendi eğilimlerini saklayan. Bazen de ikisi arasında gidip geliyor. Gündelik hayata yerleĢen sıra dıĢı sayılabilecek davranıĢları toplum içselleĢtirdiği gibi tepki de verebiliyor. Hem bir tür haz duyuyor. Hepsi birer akıl hastası olarak hastanelere kabul edilir.. Söz konusu çalıĢma bundan 25 yıl kadar önce ABD'nin çeĢitli akıl hastanelerinde yapılmıĢ.. Son yıllarda çocukları korumak için çıkarılan bunca yasa ve uluslararası çapta giriĢimler. dans pistine fırlayıp öylesine eĢcinsel taklidi yapan sekiz dokuz yaĢlarındaki çocuklarını gene kahkaha ve alkıĢlarıyla karĢılamıĢlardı. Gece kulüplerinde benzer tavır takınan sanatçıları da benimseyip alkıĢladıkları gibi. BaĢvuruları sonucu hepsi muayeneden geçer. Hastanesine göre değiĢen testlere. Yoksa tarihte hangi dönemde çocuklar bu denli savaĢlarımıza alet edildi. ondan suçluluk duyan bir eĢcinseldir.

Boğaziçi Üniversitesi'nde ders verdiğim yıllarda bu araĢtırmayı sınıfta tartıĢmıĢtık. Onlar da davalarının. öyle konuĢurlar. tedaviler tüm ağırlığıyla sürmektedir. Hasta olmadığı halde akıl hastanelerinde zorla tutulan o kadar çok kiĢi var ki. Her hastane elindeki listeyi teslim eder.psikiyatristlere meslektaĢları Ģizofren teĢhisi koymuĢtur. Görevliler de bunun farkına zaten varmaz. '68 kuĢağının bir Ģiarı vardı. diye yazıyor. tunçtandı.. kendilerini herhangi bir olumsuz yan etkiden korumak için dillerinin altına sakladıkları ilaçları almazlar. Hastanelere. Onlar da milli ya da ideolojik davalarıyla hepimizin yatıp kalkmasını. Listelerine yalancı." her an her yerde anılmasını isterler. barıĢ deyince herkesin barıĢtan. onlara Ģikâyetleri doğrultusunda yardımcı olmaya çalıĢmaktır. tunçtan. Bir şiir yorumu Gündüz Vassaf 09/06/2002 Ne atom bombası Ne Londra konferansı Bir elinde cımbız Bir elinde ayna Umurunda mı dünya? Orhan Veli belli ki bu bencil küçük burjuvaya. Ancak hepsinin normal davranmasına rağmen hiçbirisine artık sen iyileĢtin çıkıp gidebilirsin denmemekte. Totaliter rejimlerin de aynalı cımbızlı apolitik insanlara tahammülü yok. Ancak ilaçları almamak dıĢında bulundukları hastanelerin tüm kurallarına uyar. ġiirini bu günlerde yazsa belki de Portekiz'in eski diktatörü Salazar'ın "Futbolsuz ülkeyi yönetemezdim" sözünden esinlenerek cımbız ve ayna yerine. davranıĢçı tedavi uygulamalarına katılırlar. iyileĢmeleri için önerilen tüm etkinliklere. partilerinin bayraklarını taĢımamızı istiyor. Ġstanbul'un ana caddelerinde gerilmiĢ boydan boya bezler. tunçtan. Hodri meydan der Rosenhan ve arkadaĢları. Denekler. Kore'ye telgraf çekip bunu milli takıma iletseler azıcık anlaĢılır da baĢarı dileklerini oyunculardan baĢka herkese uluorta duyurmaları. parklarda ağaçlarımızın üstündeydi taĢtan. Kiminde bir kiminde birkaç kiĢinin adı yazılıdır.. Ya da dünyamıza sahip çıkmamız için ibret olsun diye böyle bir portre çizmiĢ. Normal hayatlarında oldukları gibi davranır. niçin dünyada olup bitenle ilgilenmiyor diye sinirlenmiĢ. bizim bilgisizliğimiz olarak değil iyi niyetimizin istismarı olarak algılanmalıdır. birkaç haftalığına futbolla ilgimize tahammül edemediklerinin. Eğer böyle bir deneyin yapılacağını önceden bilseydik. alçıdandı. Ancak deneye karĢı oyuna gelen hastaneler baĢta olmak üzere tıp camiasından olumsuz tepkiler gelir. BaĢlıca eleĢtiri Ģudur. ilaç ağırlıklı olmak üzere buna göre yapılır.. Hastaneye yatırıldıktan itibaren hepsinin birer 'deli' olarak algılanmasına neden olan Ģikâyetlerini. bize numaradan birilerinin geleceklerine hazırlıklı olur gerçek hastalarla onları ayırt edebilirdik.. sesler duyduklarını bir daha dile getirmezler.Olup biteni takip edelim. alçıdan ve kaatdan gölgesi taĢtan. numara yapıyor. ". Yeni deneye katılmayı kabul eden akıl hastanelerine bir ay içinde kendilerine yalancı semptomlarla bir ya da birkaç kiĢinin baĢvuracağı bildirilir. alçıdan ve kaatdan bıyıkları lokantalarda içindeydi çorbamızın. Sonuçta dıĢarıdan müdahale gerekir. Deneyin baĢarısı. mesleki tedavi seanslarına. evinde televizyon ekranda futbol diye bitirirdi. sanrılarını. psikodramaya. Belki sinirlenmemiĢ de ayıplıyor. Dünya Kupası vesilesiyle belediye baĢkanları bile adlarının bir süre anılmayacağından korkmuĢ olacaklar ki futbol aracılığıyla kendi propagandalarını yapmanın bir yolunu bulmuĢlar. Politikacıların bu tür insanlar hakkında Ģikâyeti Orhan Veli'den pek farksız değil. kaatdandı iki santimden yedi metreye kadar. BüyükĢehir ya da Kadıköy Belediye BaĢkanı falanca falanca milli takımımıza Dünya Kupası'nda baĢarılar diler. bizsiz var olamayacaklarının basit bir göstergesi. BoĢ boĢ oturacağımıza bir idealimiz olsun. hasta değil diye kaydettikleri isimler gerçek semptomlarla baĢvuran hastaların adlarıdır Maalesef diğer tıp dalları gibi bilim olduğunu iddia eden psikiyatriyle ilgili bu acıklı öykü burada bitmiyor.. Nâzım Hikmet'in Stalin'in ölümünün ardından yazdığı Ģiirindeki gibi. Bugün ... Ancak ister seçtiğimiz politikacılar olsun ister diktatörlerimiz.. Birkaç ay kadar oldukça uzun bir süre geçer. savaĢ deyince herkesin savaĢtan yana olmasını ve yüce liderlerinin. Orhan Veli'nin kınadığı insan onların da iĢine gelmiyor. Çok sevdiğim bir öğrenci aynı araĢtırmayı tek baĢına ve kimseye haber vermeden Bakırköy'de tekrarlamaya karar vermiĢ.. cımbızlı dünyayı umursamaz diye bildikleri kiĢiler. Deney yinelenir. birilerinin gene savaĢ çıkardığına ama kimsenin savaĢa gitmediğine dair. Denir ki bizim hekim olarak tutumumuz insanların iyi niyetine inanmak." Belki de bizi çıkarlarına araç olarak görenlerin en büyük korkusu bu aynalı. YanlıĢ hatırlamıyorsam hasta olarak kabul edildikten sonra elektroĢok uygulanması aĢamasına bile gelinmiĢti ki nihayet kayıp oğlunun izini bulabilen babası Harun'u hastaneden güç bela kurtarmayı baĢarabildi.taĢtandı. Tedavi de. bu kiĢilerin bir deneye katılan psikiyatristler olduğu bildirilince serbest bırakılırlar. Bir ay sonunda hastanelerden kendilerine kaç kiĢinin uyduruk semptomlarla baĢvurduklarını bildirmeleri istenir. Akıl hastanelerinin koĢulları artık tüm denek psikiyatristler için dayanılmaz hale gelmiĢtir. politikayla ilgilenelim. Oysa bu müddet zarfında tek bir denek gönderilmemiĢtir söz konusu hastanelere. grup ve bireysel psikoterapilere.

Ta ki Hıristiyanlık bu bölgede yayılana kadar. Ġnancın militaristleĢtirilmesi tektanrılı dinlere özgü. Tek tanrılı dinlerin totaliter düzenleri bir esasa göre kurulmuĢ. Priene'de ve bize çok tanrılı günlerden kalma baĢka harabelere dikkat edin önceleri sur bile yapmaya gerek görmemiĢler. Bu topraklarda kaleler. Priene'de. insanlarını hiç tanımadıkları yerleri tek bir merkezden yönetmeleri değil mi asıl aynalı cımbızlı aymazlığın göstergesi? Asıl dünyayı umursamayanlar onlar değil mi ki din ve ideolojik savaĢları ve kısır iktidar kavgalarıyla dünyayı bu hale getirdiler? Bizlerse sorumluluk duygusu. Tanrı totalitarizmi Gündüz Vassaf 26/05/2002 Çoktanrılı dinler demokrasisi yerini tektanrılı dinlerin totalitarizmine terk edeli binlerce yıl geçti. 'Terörizm' ve 'Terörist' sözcükleri iç içe girmiĢ egemen düzen ve dinlerin kendi Ģiddetlerini örtbas edip bizleri de giderek edilgenleĢtirme politikalarının vazgeçilmez simgeleri. Erkeklerin uykularında tatmin olmasını sağlayan bu güçlü simgeyi yok edemeyince Hıristiyanlar efsaneyi değiĢtirir. her tür inanca hoĢgörülü. Geceleri uykusunda aĢkın doruk noktasına ulaĢan çoban bu tür rüyalarının süregelmesi için tanrılar tanrısı Zeus'a baĢvurur. ufkumuzu sıkıĢtırıp gündelik hayatımızda bile bizi boğan köhnemiĢ rejimlerin gönüllü kulluğunu yapıyor. Büyük Ġskender gibi nice imparatorla birlikte her bir yandan akın akın 'sıradan' insanlar da buraya geliyor adak vermek. dilekte bulunmak ve tapınağın kâhininden geleceğini öğrenmek için. Özellikle Ege tarihi bunun örnekleriyle dolu. baĢ edemediklerini de değiĢtirerek kendi kitaplarına uydurmak. Bizans'ın devlet dini olarak Hristiyanlığı benimsemesinden sonra Apollon'dan dilekte bulunmanın cezası idam.demokrasinin beĢiği diye bilinen ülkelerde seçmenin büyük çoğunluğunun oy bile vermemesi acaba geniĢ kitlelerin dünyayı umursamadıklarından mı. GeçmiĢin savaĢan tanrılarını yeren günümüz uygarlığı tanrı adına savaĢanların ĢakĢakçısı. BaĢlangıçta tanrısını seçebilen insan sonunda tek bir tanrının tutsağı. ondan 50 kez hamile kalıp 50 kız çocuk doğurur. Dünya baĢkenti. Tarihin bir döneminde dünyanın baĢ tapınağı burası. Böylece bölgenin Hıristiyanları yılda bir kez Endymion'un mezarını açıp azizin kemiklerinin birbirine vurmasından çıkan seslerden Tanrı'nın adını öğrenmeye çalıĢırlar. Ege kıyılarında Efes'te. . bir bardak suda çıkardığımız fırtınalarda geleceğimizi arıyoruz. tanrıçaları Artemis'in mabedinin önüne ip çekerek engel olmaya çalıĢıyorlar.. Miletos'ta.. Endymion'un Ay ile iliĢkisi tamamen ruhsal olup uykusunda girdiği trans sonucu Tanrı'nın gizli adını öğrenmiĢtir. Çobanı müteaddit defalar rüyasında ziyaret eden tanrıça. Özellikle Katoliklerde insanın gündelik hayatına yönelik totaliter Ģiddet o denli güçlüdür ki delikanlıların mastürbasyon yapmasına bile cehenneme gitme korkusu eĢlik eder. Bir baĢka örnek Bafa Gölü kıyısındaki Heraklion'un geçmiĢinde gömülü. Labranda'da. Hepsi Ortadoğu'dan çıkma bu dinler bellek ve bilincimiz üzerinde de o denli bir sulta kurmuĢlar ki ilk tek tanrımız. Mısır'da Aknaten döneminin Ra'sının adı Aten dinler tarihi kitaplarında bile geçmez. tarihin en zengin kütüphanelerinden birine sahip bin yıllık egemenliğini sürdürmüĢ Efes Ģehrinin insanları Lidya saldırısına karĢı. din savaĢlarının kurbanı oldu. iyi niyet ve garip bir sorumluluk duygusu ve bir eli aynalı diğeri cımbızlı olmama kaygısıyla. Tektanrılı dinlerin asırlardır tanığı olduğumuz vahĢet ve Ģiddeti 21 yüzyılla birlikte yeni doruklara tırmanıyor. YakıĢıklı çoban Endymion'a Ay tanrıçası Selene âĢık olur. GeçmiĢin üzerine Ģiddetle gitmenin bir örneği Didim'deki Apollon Tapınağı'nın tarihinde yatıyor. yoksa rejim ve yönetimlerin gerçek meĢruiyetlerini bizim gözümüzde çoktan yitirmiĢ olmalarından mı?Sermaye ve bürokrasinin bir araya gelip ömürlerinde ayak basmadıkları. Talebi kabul görür ve Yunan mitolojisinin özellikle genç erkeklerin ilgisini çeken bir tür 'hamamcı' tanrısı olur. Müritler hem saflarını sıklaĢtırmak için kendilerinden olana eziyet ve baskılarını artırıyor hem de inançlarını paylaĢmayanlara karĢı savaĢıyor. Tapınağı geleneksel anlamından koparmak için de aynı yere bir kilise dikiyorlar. Toplumun gelenek ve eski tanrılarını Ģiddet kullanarak yok etmek. burçlar ve surlar en çok tek tanrılarına tapanların ürünü.

21. Ülkeleri değerlendirmede elimizdeki tek ölçüt çoğunun altında imzası olan çeĢitli uluslararası insan hakları beyannamelerine ne ölçüde sadık kaldıklarına bakmak. Rusya'da devlet ve mafyayı birbirinden ayırt etmenin kolay olmadığı söyleniyor. Yüreklerimizi hoplatır IĢıl ıĢıl parıldardı Yürürken. basın da ancak iki ya da en fazla üç adayın adı ve varlığından haberdardır. Unutmayalım ki ilk modern demokrasi olan ABD. BirleĢmiĢ Milletler'e üye 200'e yakın Asya. Milyonlarca insanın birkaç kuĢaktır Almanya'da yaĢamasına ve vergi ödemesine rağmen yerel seçimlerde bile seçme seçilme hakları yok.. Yoksa aynı hakları Ġskandinav ülkeleri yıllardır tanıyor. Böyle sürüp giderken hayatımız O hiç de göremeyeceğimiz Güzel günlere doğru Soframız etsiz Ekmeğimiz bayat Richard Cory Bir sakin yaz gecesi Sıktı kurĢunu kafasına. Ve zengindi. ülkesine göre uygulama biçimleri değiĢen totalitarizm... Ġngiltere'ye karĢı kurtuluĢ savaĢını 'temsil hakkı yoksa vergi de yok' Ģiarıyla baĢlatmıĢtı. Türkiye'yi zaten biliyoruz. yüzyılın en yaygın yönetim sistemi. Vassaf (2002) Ütopyasız çiçekler Gündüz Vassaf 12/05/2002 Kimse kendini aldatmasın. öğrenci kızların kıyafetleri uygun olmadığı gerekçesiyle sokağa çıkmalarını engelleyerek diri diri yanmalarını caiz bulabiliyor.. Afrika'da kadınların sünnet edilmesine arka çıkıldığı ya da Almanya'da Türkiye kökenli kızların yüzme derslerine .. Afrika ve Güney Amerika ülkelerinin de çoğu Türkiye'ye benzer konumda. Müslüman ülkeler erkeklerin iktidarı için var.. Atatürk'ün de Nutuk'ta belirttiği demokrasinin askıya alınmasını gerekli kılan 'fevkalade tedbirler' Ģu ya da bu nedenle hep vazgeçilmez olmuĢ kısa Cumhuriyet tarihimizde. Bu ülkede cumhurbaĢkanlığı seçimlerine birçok adayın katılmasına rağmen seçmen de.Richard Cory Gündüz Vassaf 19/05/2002 Ne zaman Richard Cory ġehre inse Biz kaldırımdakiler Bakakalırdık Tepeden tırnağa bir efendi Pir-i pak HaĢmetli ve ince Her zaman sakindi KonuĢması sımsıcak 'Günaydın'ıyla. Almanya'da demokrasi dedikleri temel anlamda hiçbir siyasi hakkı olmayan kölelerin emeği üzerine kurulan eski Yunan demokrasisini andırır. Paranız yoksa seçilmeniz de mümkün değil. ABD 'dolar demokrasisi' üzerine kurulu. Ġsrail'de vatandaĢlık ırk esasına göre kurulu. Krallar gibi zengin Terbiyesi kusursuz Mükemmel bir insan Yerinde olmak için Can attığımız. Edwin Arlington Robinson (1869-1935) Türkçe çeviri: G. Ama özellikle kadınlar söz konusu olunca kültür öne sürülüp. Suudi Arabistan'da Ġslam polisi.

girmemesinin devletçe de düĢünebileceği örneklerindeki gibi. tarihi misyonlarından aldıkları güçle. dilimizde haz alma. Tolstoy'un 'Harp ve Sulh' romanının çevirilerinin dilden dile nasıl değiĢtiği üzerine bir makale okumuĢtum. Ama baĢka dillerde tam karĢılığı olmadığı için ne anlama geldiğini uzun uzun açıklamak zorunda kalırsınız. Almancadaki 'schadenfreude' kelimesinin anlamını ilk öğrendiğimde bana çok ters gelmiĢti. Dünya pazarına sattığı ucuz oyuncaklarda imalat hatası çıktı diye ekonomik sabotajdan iĢçisini idam etmekten kaçınmayan. Doğada gördüklerimiz. Sosyal bilimlerde önemli bir yeri olan 'Whorf hipotezi'ne göre kelimeler dünyayı nasıl algıladığımızı belirler. duyar ve koklar ama onları nasıl algıladığımız dilden dile değiĢir. Fransızca ve Ġngilizce çevirileri karĢılaĢtırılmıĢ. Romanın Rusça orijinali ile Almanca. Kimi diller de kısalığıyla bilinir. Ama örneğin Çin gibi dünyanın en büyük totaliter ülkesinde olanları da nedense pek kimse kaale almıyor. Ama kimse kabul etmek istemese de 'Ġyi ki yıldırım benim baĢıma düĢeceğine komĢuya çarptı' düĢüncesine yabancı olmadığımızı da pekâlâ biliyoruz. Dini ya da ideolojik 'ütopyaları' olanlar. Kimi diller rüzgârları çeĢitlendirir. günümüz dünyasında ön plandalar. Kalemlerini devamlı yanlarında taĢıdıkları birer minyatür yangın söndürücü gibi taĢıyanlar. uluslararası hukuku hiçe sayan da onlar. tepki göstermekte de. Bir Ġstanbullu çocuğun kar dediği Ģey için bir Ġniuit'in (Eskimo'nun) onlarca farklı kelimesi var. sudan. kimi renkleri. Romanın Almanca çevirisinde bedene ve maddeye iliĢkin atıflar çoğalırken 'ruh'a yönelik atıflar azalıyor. reklamlardan bile daha sık değiĢen insan hakları ihlalleri konusunda bildiri üstüne bildiri yayımlıyorlar. Ġnançları önünde engel tanımadıklarından evrensel değerleri. Babil kulesinin yası Gündüz Vassaf 05/05/2002 Ġyi bir çeviri. Totaliterizmin boyunduruğuna mahkûm olan ülkelerin dilleri ise Türkçe örneğinde olduğu gibi ibret verici bir konumda. Kimi diller daha çok 'ruh'. Örneğin Türkçedeki Arapça kökenli 'keyif' sözcüğü. Bazı duygu ve düĢünceler vardır. Devamlı tepki halinde olmalarını besleyen kaynak ise birkaç tekelin elinde olan uluslararası medyanın belirlediği gündem. kimileriyse 'madde' üzerine kurulu.' Bireyin ön planda olduğu diğer Batı toplumlarında bile bu kelimenin kastettiği duygunun anlaĢılması oldukça güç. denizden. kimi dillerde tek kelimeyle ifade edilir.. Ġncelenen eserler. Ne kadar gayret etseniz o kelimenin tam karĢılığını veremezsiniz. uzmanlar tarafından en iyi çeviri diye kabul edilenler. Soykırımlar. Bu eğilim Fransızca ve Ġngilizce çevirilerinde artarak sürüyor. Dünyada herkes her Ģeyi belki aynı Ģekilde görür. Bir gazeteci arkadaĢım Ġngilizce yazdığı bir makaleyi Ġsrail'de Ġbranice basılan bir gazeteye satmak üzere kelime baĢına belirli bir ücret karĢılığı anlaĢmıĢ. Ama insan kelimenin anlamını kavrayıp o gözle de dünyaya bakılabileceğini görünce böyle bir düĢüncenin de geçerliliğinin farkına varmakta güçlük çekmiyor. Bunun zorluğunu en iyi sözlük hazırlayanlar bilir. sonra da idam ettiklerinin organlarını oraya buraya sattığından söz edilen bir devlet burası. Ama bitip tükenmeyen çöpleri temizlemekten çok kendi 'güzelimizi' koruyup yaĢatmaya da duyarlı olabilsek. Kendilerinden aĢağı gördükleri zencilerin kültürel özelliklerini korumak ve onlara 'özel' alanlar tanımak daha yakın bir zamana kadar Güney Afrika Cumhuriyeti'nin de bir politikasıydı. Bildiğim kadarıyla tek bir karikatürünün bile yapılmasına cesaret edilmeyen Atatürk nasıl kutsallaĢtırılmıĢsa onun adına . Ütopyaları olmayanların yetiĢtirmeye çalıĢtıkları çiçekler ise en zor büyüyenler. iç savaĢlar gündeme geldikleri çabuklukta gündemden de düĢüyorlar. çevirmeni de aĢan bir Ģey. Tüm bunların önünde dünya kamuoyu ve aydınları kendi ideolojik kalıplarının dar boyutları içinde çeĢitli haklar adına sanki bir tür gölge boksu yapmak konumunda. Doğayı algılamada bile bu denli çeĢitlilik olduğuna göre düĢünce ve duyguların bir dilden bir diğerine çevirisi çok daha çetrefil bir mesele. Cemiyet yerine daha bir cemaat toplumu olan. ağaçtan ne kastedildiği bile dilden dile değiĢiyor. Tüm bunlara tepki verme kuklaları konumundan nasıl kurtulunur bilemiyorum. 'Steuerwald' Almanca-Türkçe Sözlüğü'ne göre 'schadenfreude'nin karĢılığı 'baĢkalarının zararlarına sevinme. Kimi kelimeler var. komĢuya derdini paylaĢmadı diye kızılan Türkiye gibi ülkelerdeyse bırakın kelimeyi anlamanın zorluğunu ne anlama gelebileceğinin sezilmesi bile dünyanın ilk kelime 'lincine' neden olabilir. Kendisinden baĢka ülkelere barbar gözüyle bakan Çin kim bilir ne sabırla izliyordur hor gördüklerinin aczini. Ayrı dilleri konuĢanların 'gördükleri' doğa da birbirlerinden farklı olabiliyor. AraĢtırmacı herhangi bir sayfayı karĢılaĢtırdığında Doğu'dan Batı'ya doğru değiĢen çarpıcı bir anlam değiĢikliğinin farkına varıyor. memnun olmayla ilgili birçok kelimeden sadece bir tanesi ve baĢka dillere çevirisi belki de en güç olanı. Özetle Rusya'dan Batı'ya doğru gittikçe Tolstoy'un da 'Harp ve Sulh' kitabındaki dünyası giderek 'ruh' yerine 'madde' üzerine kuruluyor. Ama buna rağmen ne inançlarını gözden geçirmeye cesaret edebiliyorlar ne de tek tip bahçelerini zenginleĢtirmeye. ġimdi de Avrupa'daki göçmenleri kabileleĢtirme eğilimi var. komĢusuna gülme. kendi bahçelerini düzenlemekte de. ilk karĢılaĢıldığında insanı böyle bir Ģey de olamaz dedirtebilen.. Kötü bir anlaĢma yaptığını yazısının Ġbranice olarak nerdeyse Ġngilizcesinin yarısı kadar kelimeyle ifade edildiğini görünce anlamıĢ. çifte standartlar ve sömürgecilikten arta kalma 'böl ve yönet' politikaları gündeme geliyor.

her zamanki gibi. Kimi söylenti. morarıyor. 2002. Hiçbir Ģey değiĢmedi. Kemikleri kırılgan. sızıyor ve kanıyor. ĠĢkence. kurtulmaya çalıĢıyor. kendine yabancı. Ankara'nın. Vladivostak'ın ve St. sancı içinde. Ama bedenin tüm bunlara tek cevabı Çığlığı. Vassaf. Egemen sınıfların dilde güzel ve çirkini ya da doğru ve yanlıĢı hep kendi kendilerini yüceltici bir biçimde saptamaları ise dünya edebiyatının bile kurtulamadığı bir hastalık. Moskova'nın ya da Paris'in dili niçin doğru ve güzeldir de Sivas'ın. Beden kıvranıyor. bir tek kendi doğrularına inananlara düĢer. Daha çok insan var. İşkence Gündüz Vassaf 28/04/2002 Hiçbir Ģey değiĢmedi. tırnak. ve artık ne olursa olsun yanıbaĢımızda gibi Hiçbir Ģey değiĢmedi.. Yıkılıyor. eklemleri esnek. hemen altında akan kanı. Hiçbir Ģey değiĢmedi. iktidar sahiplerinin toplumu denetlemek ve yönlendirme giriĢimlerinde sorgulanamayan silahları olmuĢ.. Yemesi. Wislawa Szymborska (1996 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi) Lehçeden Ġngilizceye çeviren: Joanna Trzerink. Aynı Roma'nın kuruluĢundan önce Ve Ġsa'dan sonra Yirminci yüzyılda titrediği gibi. Nehirlerin yatağı. merasimler ve danslardan baĢka. Haddini bilmezliklerimize yenileri eklendi. Aynı. . beden beden gibi ve gidecek hiçbir yeri yok. dünya küçüldü sade. Hiçbir Ģey değiĢmedi. Bütün bunlar hesaba alınır iĢkencede. uçucu ya da uyduruk. Malo'nun ki yanlıĢtırın cevabı ancak sınıf baskısında bulunabilir. nefes alması ve uyuması lazım. Bedense olduğu gibi. Bu manzaranın içinde dolanan gariban canlar. Bir an kendinden emin. ĢiĢiyor. karĢı koyuyor. geri dönüp yaklaĢıyor. Derisi var. Mebzul miktarda diĢ. Cumhuriyet boyunca 'ilerici' ve 'gerici' diye bölünen dil silahĢorları çeĢitli kisveler altında kavgalarını günümüzde de sürdürüyorlar. Kendinden kaçıyor. Türkçeye çeviren: G. çekiliyor.Türkçede. Ormanların deniz kıyısının. Kimi huylar. Kayboluyor. Beden. Tüm yaĢamlar kadar yaĢlı masumiyetin çığlığı. Titriyor beden. bir an varlığından kuĢkulu. düĢüp bağrına çekiyor dizlerini. Kafalarımızı korurken kollarımızın sarılması. Babil kulesinin yasını tutmak ancak kulsuz kalmaktan korkanlara. çöllerin ve buzulların sınırları dıĢında. kimi gerçek.

Romalı tarihçi Strabon da Ģöyle yazar: "KarĢı kıyıdaki Khalkedonlular (Kadıköylüler). Aynı 'Ebedi ġef'in yerine geçen 'Milli ġef' Ġnönü'nün iktidarı devralınca para ve pula Atatürk'ün yerine kendi resmini koydurtması gibi. Roma'nın simgesi ise palamut haydi haydi bu Ģehrin sembolü. Bu Ģehrin hokkabazları. Kız Kulesi mi? Boğaz Köprüsü mü? Sultanahmet ya da Süleymaniye gibi camiler. Palamutlar bu kayayı birden karĢılarında görünce her zaman ürkerler. köprü gibi bir Ģey. tanrı suretleri falan geçici. gerçeğe dayanarak. Opera Binası Sydney'in. Sonunda tümü Byzantion'da yakalanır. BaĢka bir Romalı tarihçi Plinius. Nasıl Cumhuriyet'in simgesi olarak paralarında Atatürk resmi var ise Byzantium'un da simgesi olarak sikkelerinde palamut resmi var. meçhul abideler askerlerindir. Buranın 'Altın Boynuz' olarak anılmasının nedeni de palamutun Ģehrin bir numaralı gelir kaynağı olmasındandır.Palamutların sırrı* Gündüz Vassaf 21/04/2002 Günümüzde Eiffel Kulesi Paris'in. O dönemde bu simge ay tanrıçası Hekate'ye ait. Bunun için reklam Ģirketlerine bile sipariĢ veriyor günümüzün aklı evvel idarecileri. Köprü. Hürriyet Abidesi New York'un. "Asya yakasındaki Khalkedon yakınında." (Khalkedonlular da Herodot'un yazdığı gibi 'körlüklerinden' değil. dipten yüzeye doğru suyun arasından parıldayan Ģahane beyazlıkta bir kaya vardır. Çünkü kimi sikkelerde palamutlarla birlikte kullanılan bir baĢka simge de onların yakalanmasında kullanılan palamut sepetleri. çünkü palamutlar onların kıyılarına yanaĢmaz. Balıkçılık. kule. Boğaz Köprüsü * Gündüz Vassaf 14/04/2002 Zafer komutanların. Ġstanbullular artık bilmez ama Byzantium'un Sarayburnu'nda kurulmasının nedeni de palamutlar. medyumları ve büyücüleri gibi ünlü olan balıkçılarından. Amerikalıydı.) Haliç'e 'Altın Boynuz' denmesinin nedeni de gene palamutlardan ötürüdür. Augustus yerine Tibenus. Palamudun dramını Ģu mısrasıyla belki de en iyi Orhan Veli dile getiriyor." Ancak sikkelerdeki palamut sembolü unutuladursun baĢka bir Byzantion sikkesinin sembolü günümüze kadar gelip Türk bayrağına yerleĢivermiĢ. Heybeli'deki bakır madenlerine yakın olmak için yerleĢmiĢlerdir bu kıyıya. Buna tek istisna Ġstanbul. "Bir de rakı ĢiĢesinde balık olsam. Eğer Romus ve Remulus'u emziren kurt. * Uçmakdere balıklarının ilkokullar için kısa Boğaz tarihinden. bina. Sikkelerin öbür yüzündeki imparator." Palamudun Haliç'e girince elle bile yakalandığını söylerler. Köprü herkesten önce Amerikalılar yarıĢsın diye açıldığında Göğsünde 128 sayısıyla Start almayı bekleyenlerden biriydi. soğan kubbeli kilise Moskova'nın simgesi. Big Ben Saat Kulesi Londra'nın. ÇavuĢtu. imaj bulma peĢindeler. Byzantion'un en önemli gelir kaynağıdır. Kalıcı olan palamut. Ve düĢüp öldü. fazla uzakta olmamalarına rağmen. Üstelik herhangi bir efsaneye değil. Topkapı gibi saraylar ve de Ayasofya var aday olarak. BaĢka hangi Ģehir aklımıza gelse de hepsinin simgesi. *** 'Arkadaki arabanın da parası benden' Deyince Boğaz Köprüsü'nün giĢesinde Sistem kabul etmedi Memurun çaresiz bakıĢlarında Türk misafirperverliğini. Oysa Ģehir kurulur kurulmaz simgesiyle buluĢmuĢ ve onu sikkelerine basmıĢ. Biri gidiyor biri geliyor. Ve daha ilk günden belli tutulmak için yaĢadıkları. bazen çift. onu yaparken düĢüp ölenlerin. ġehrin en belirgin sembolü olan palamut binlerce yıl sonra Cumhuriyet Türkiye'sinde ancak rakı ve balık edebiyatında anılır olmuĢ. heykel. Lale mi olsun. bazen de bir yunusla birlikte. *** Köprü yapıldığında Altında kalan yalının . Aristo bile söz eder 'Politika' adlı kitabında. Sürü halinde dosdoğru karĢı taraftaki Byzantion Burnu'na (Haliç'e) yönelirler. Hilal ve yıldız motifi bundan iki bin yıl önce kullanılan Byzantion sikkelerinde de var. Ġstanbul yıllardır bir simge arayıĢı peĢinde. Bazen tek. Avrupa-Asya ayak koĢusunu O kazandı. zenciydi. GeçmiĢlerini bilmeyen Türkler modern zamanlara ayak uydurup kimlik arama. 'Köprünün ilk ölümü' diye yazdı gazeteler. köprü San Francisco'nun. Apollo'nun yerine Artemis geçiyor. bu zenginlikten pay alamamaktadırlar.

Oysa köprüler insanı insana kavuĢturur derler * 15 Nisan-15 Mayıs arası Ġstanbul Ihlamur Artist Galerisi'nde Argun OkumuĢoğlu-Gündüz Vassaf 'Boğaziçi' sergisinden alınmıĢtır. hanımlarının klitorislerini 'erkek ruhu var' diye keserlermiĢ. Orta Avrupa'nın son Osmanlı mahallesi PeĢte'de 1920'lerde yıkılmıĢ. Bu iliĢkilerden peydahlanan çocuklar ilk kocanın sayılır." Nasıl da sallıyor Sezar efendi. pislik yapıyorlar diye. Mektup 3: Sezar'ın 'Gal SavaĢları'ndan' (benim tercümem). Namusçu oluyor iĢine gelince. morfinkeĢlerin tedavisi için. *** Her gidiĢin bir dönüĢü de vardır. Mektup 2: Cam-i Cem Nus Eyle Ey Cem-Bu Frengistandır Her Kulun BaĢına Yazılan . Köprüden geçeren arkasına bakanı görmedim hiç. Danton. Türkiye'deki odunlar yangından kurtulanlar. 'Kadınların Kocası'. üstünü baĢını değiĢtirirken (38 yaĢında galiba). Batı Avrupa'daki ilk Türk göçmenlerimizden. Yeni Tanrı'sının yağdırdığı Bira Prezervatif Tek tük otomobil kapısı BoĢ cüzdan Bir sabah vakti de Ġnsan kolu DüĢtü *** Köprüden atladı Kurtuldu Suda çırpınıyor Sandalla yanaĢıyorlar 'Elimden tut' 'Ölmek istiyorum. Mahallenin ismi Taban. Marat (lağımlarda saklanıp da deri hastalığı kapan) 100 bin kelle daha istiyor kralın kafası kesildikten sonra. on iki kiĢiye müĢterektir. 'Kocaların Karısı' denilen Sezar. Popol Vuh-Da ilk insanlar odundan. Astronot da Ģikâyet etti. babalar ve çocukları aynı kadını paylaĢır. Mali'de Bambaralar.Gelur-Devrandır ġiir Cem Sultan'ın derler. Rasputin'in mucizesi hemofil olan Çar'ın oğluna yutturulan aspirinleri yasak etmesi. Belçika'yı soyan Cumhuriyetçi ordudan yüzde alırmıĢ. Gökyüzü senden daha ĢaĢkın Neden her Ģey için imdada çağırırsın meni? (Attar. ödüm koptu. Tanrılar bu iĢe çok bozulup yakıyorlar odun adamları. Pek hoĢ olurdu efsane dolu yaĢlı dünya içinde taĢımasaydı ölümü. Hipertansiyon oldum. Bir ressamın mektuplarından Gündüz Vassaf 07/04/2002 Mektup 1: Devrim'in tahttan indirdiği Maria Antoinette'i ölüm odasında (hücrede) herkes dikizliyor. Hindistan'da kala kala 15 tane beyaz kaplan kalmıĢ. git' Bir silah çekiliyor 'Binmezsen öldürürüm' Biniyor. Keçi peyniri nasıl yenir yer çekimi olmayan bir yerde? Mektup 4: Ġslam öncesi Kâbe'de 360 tane put varmıĢ.Bulutsuz Yağmursuz GüneĢsiz Bahçesine. Allah'ın 360 bakıĢı gibi. Özellikle kardeĢler. Ölüm karĢısında aristokratlar gibi cesur olabileceğimizi sanmıyorum. 'Esrarname') 1898'de Bayer firması eroini icat ediyor. Kendilerini yaratanı unutuyorlar. Ağzının tadı bozulmasın diye peynirler taĢımıĢ füzeye astronot bey. "Bretanya ve Sakinleri: Kadınlar on. Fransa baĢvekili yemekleri sordu. . ġu ara bir Frenk Amerikan füzesinde misafir olarak uçuyor. Çingeneler.

Orhan beye sor.Mezopotamya yemekleri üstüne bir kitap çıkmıĢ. Bizleriz. sürülüp dokuz köyden kovuluyor. Tercüme etsene. Eserin ismi de 'MünĢeat'. kendini naza çekiyor görünse de. Böylece herkesin açığı. Belki 7. Eski Sovyetler Birliği'ndeki politbüro üyesinin. herhangi birimizi farkında olmadan iĢbirlikçisi yapıp bizi iĢlenen suça ortak ediyor. '7. BoĢnak'mıĢ. Sevinebiliriz. gittikleri toplantılarda sandalyelerin önlerine yerleĢtirilmiĢ o kocaman koltuklarda bizlerden hiç utanmadan oturabilirler miydi? Shakespeare'in Türkleri Gündüz Vassaf 24/03/2002 Shakespeare'in MacBeth oyununda üç cadının kazanlarındaki iğrenç karıĢıma bir de 'Türk Burnu' katmaları günümüzde adlarının Batı'da anılmasına son derece duyarlı olan Türklerin dıĢında pek kimsenin dikkatini çekmeyebilir. Bristol Üniversitesi'nden Mark Hutchins'in bir incelemesine göre Shakespeare'in dönemindeki Ġngiliz tiyatrosunda oynanan oyunlarda Türklere bin küsur atıf var. bunu seve seve yapar. Durumuna göre hapishane müdüründen torpil yapmak geri tepebilirken gardiyanla bin bir türlü iĢ çevirmek mümkün olabiliyor. Denizyollarının çıkar çıkmaz tükenen vapur tarifesini mi istiyor: 'Aman Ahmetçiğim bana birkaç tane ayır' demesi yeterli. Ola ki ileride ikmale kalacak yeğenine torpil yapacak bir öğretmene ihtiyacı olacaktır ya da belediyede ruhsat iĢini halledecek birine. Umursamıyorlar bile baĢkalarının dediklerini. Gidebilenler kısa zamanda harcanıp. Kime nasıl mektup yazılır? Adamın ismi Mehmet Nergisi. hemen ona bir kartvizitini verir. hastanedeki müstahdem ya da köĢedeki bankanın güvenlik görevlisi ihtiyaca ve duruma göre bir doktor. 'Hay hay' demem üzerine de bana doğru eğilip arkamda sıra bekleyenlerin duymayacağı bir Ģekilde kulağıma. Hindistan'daki valinin ya da Türkiye'deki polis müdürünün hiçbir Ģahsi çıkarı olmayabilir kendi idari birimlerinde çalıĢan küçük memurların yürüttükleri nüfuz suistimallerinden. 16. Kimi ülke ve kültürlerinin böyle bir derdi yok. polisin gaddarlığı ya da kanunların acımasızlığı değil. artık isyan etmem için iĢ iĢten geçmiĢti. Türklerin ön planda ya da baĢrolde olduğu oyunlar altmıĢ kadar. Ġkimiz ortaklaĢa iĢlediğimiz bu suçta artık sırdaĢtık. Çünkü o da kendi 'dost bankası'na yeni isimler yatırmanın peĢindedir. avukat ya da emekli albay kadar güçlü. 1592-1635 Mostar Kadısı. 'horlayan muamelesini eleĢtiremeyince'. mahalledeki karakol amirinin isimlerini öğrenen ve kendilerini onlara tanıtan insanlar. sövebiliriz ama önemsiyoruz. 'iyi ve kötü'. Tanıdık var mı? Gündüz Vassaf 31/03/2002 Bu ülkede hangi iĢimizi yaptıracak olsak.5 milyon diye bir tarife yoktu bile.5 milyon almamız lazım ama sizden 2. Ama bir biçimde memurenin bankasını soymasına yardımcı olmuĢ. Batı'dan bize ulusça ya da ferden gösterilen herhangi bir ilgiye ayarlamıĢız 'antenlerimizi'. hiç istemediğim halde bana yapılan bu iyiliğe karĢı ne Ģekilde karĢılığını ödeyeceğimi bilemediğim Ģekilde borçlu durumuna düĢmüĢtüm. Tanıdıklar aracılığıyla iĢ yapmaya alıĢılmıĢ toplumlarda reform ve demokratikleĢme çabaları herkes tarafından sabote ediliyor. Ahmet de. Bunlar gündelik hayatlarında karĢılaĢtıkları insanların. Ama o vali ya da polis müdürünün de mutlaka bir açığı vardır alttakilerin bildiği. bir gün iĢime yarayabilir diye birini gözüne kestirdi mi. 'Hristiyan ve Müslüman' diye dünyaya baktığını sananlar için aldatıcı bir kimlik hatırlatması. Yoksa ülkenin siyasi iliderleri. devletin kendisini hiç sayan. haksızlığa karĢı gelemeyip durumunu değiĢtirmek için hiçbir Ģey yapamayınca. akla gelen belki de ilk soru bu: Tanıdık var mı? Tanıdık olması o kadar önemli ki bir gün lazım olur diye bankaya para koyanlar gibi her fırsatta tanıdık biriktirenler var. Ġngiliz tiyatrosunun altın çağında anlamlı bir yeri . Eski bir bakan tanıyorum. gizlediği bir Ģeyi oldu mu. iskele memurunun. Geçenlerde bir bankadaki memure. ülkemizdekine benzer totaliter sistemleri ayakta tutan. Bu tür totaliter sistemlerde baĢarıyla yaĢamasını becerebilenler hangi tip iĢler için kimlerden yararlanması gerektiğini en iyi bilenler. Oysa Shakespeare'in 'Türk Burnu'ndan söz etmesi hiç de sıradan bir tesadüf değil. Nüfuz suistimali ve rüĢvetle kemikleĢmiĢ bu sistemler herkesi o denli sarıp sarmalıyor ki. yüzyıl Ġngiliz seyircisinin 'biz' ve 'öteki'. Ancak o otlu. Mahalledeki çöpçü.5 milyon alacağım' diye fısıldadı. postane müdürünün. Totaliter sistemlerde birey güçsüz olunca. kimse de kimsenin üstüne gidemez oluyor. Sonrası kolay. yapılacak iĢlem karĢılığı benden havale ücreti kesileceğini söyledi. kendi açıklarımızın ortaya çıkacağı korkusuyla susup bu tür rejimlerin yaĢamasını sağlayan. sakatatlı klasik cadı karıĢımına yazarın beklenmedik bir Ģekilde Türk burnunu katması. 'tanıdık'ların önemi artıyor. Bulmaya çalıĢ. 'Çok naziksiniz' deyip bu hiç beklenmedik ama lehime çalıĢan usulsüzlüğü kabul ettikten sonra. 'dost ve düĢman'. Siyasi literatürde genellikle açıklandığı gibi sade devletin zorbalığı. önemli olabiliyor.

Kendi kendime bir doğum günü yazısı yazdım. yani uygarlığın baĢ düĢmanı diye bakılıyordu.. Kendilerini daha iyi tanıdıklarından. O yaĢlara kadar geçmiĢimiz yokmuĢ gibi davranırken birdenbire küçüklük fotoğraflarımıza ilgi duymaya baĢlıyor. Eğri büğrü kocaman kocaman harflerle kâğıtlara yazdığımız. Pavlov'un köpeğivari Ģartlanmamız var. Bazılarının adları: 'Timurlenk 1. BaĢkalarını umursamamız aĢağılık kompleksimizin bir kanıtı.. . Buna rağmen. Var olmadığım 1939-45 yılları. Kazandıklarından değil. baĢka komĢularımızın ya da Endonezya ve Çin'in bizim hakkımızda ne düĢündüklerini merak etmezken. denizlerin olduğu yerde de Pangaea adında tek bir kıta varmıĢ. Her savaĢta ölen ve öldürene isyan halindeyim. küçük dünyamızın dev aynasında oynattığımız ayak parmaklarımızın her birini ayrı ayrı önemsiyoruz. Kendimizin ve baĢkalarının yazdıklarında günlerin yaĢanmıĢlığı.olan bu eserlerin belki bir kısmi zaten unutulmaya mahkûmdu. Yazdıkça. GeçmiĢimizi hatırlamıyoruz. ama bir yandan da Müslümanlığa. Günler unutuldukça günler önem kazanıyor. 1622). var olmadığım bir dünyayla tanıĢıyorum ilk. geçmiĢim yok oluyor. Kitap kahramanlarıysa. Hristiyanlığın. kuma çizdiğimiz. Ama azıcık büyüyüp de memeden kesilince unutup gidiyoruz hayatımızda bu ilk 'hatırladıklarımızı'.. ihtiyacımız kalmayınca unutuyoruz. yani Batı'nın Doğu'yu aĢağılamasına uymuyor. Daha yakından tanımaya baĢladığımız yıldızlar. hep Batı'dan. evimizin Ġstanbul'un. Oraya buraya yazdığımız adımızdan ibaret olmadığımızı keĢfetmemizle de 'Ben kimim?' arayıĢları baĢlıyor. 1618). 1619). benden önceki hali geçmiĢimin bir parçası oluyor. iĢte belki o zaman aĢağılık kompleksimizden yavaĢ yavaĢ kurtulmaya baĢladık diyebiliriz. 1587). pazarlama Ģirketlerinin bilgisayar kayıtlarında. hem onları aĢağılamıĢ oluyoruz hem de kendimizi. vergi dairelerinde ve nihayet mezar kayıt defterlerinde binlerce numaradan biri oluyor. Ne zaman ki bir üniversite de Türk-Arap iliĢkileri tarihi kürsüsü kurulur. O an için iĢimize geleni hatırlıyoruz. hep aynı kalıyor. Akdeniz. Onunla tanıĢıyoruz.. 'Türk'e Dönen Hıristiyan' (Daborne. gezegenler ise yoktu büyük patlamadan önce. 1610). Bir yandan 'Türk erkeği gibi kudretli' olma adına Londra sokaklarında.. küçüle küçüle badanası dökülmüĢ bir duvara açılmıĢ okul listesinde. Onların. GeçmiĢle tanıĢmamızdaki ilk aĢama sekiz dokuz yaĢlarımızda bebekliğimizin fotoğraf ve anılarıyla bütünleĢince oluyor. Büyüdükçe küçülüyoruz.. 1607). kelimelerin arasına sıkıĢtırılmıĢ anlamların arayıĢına dönüĢüyor. Doğum günüm Gündüz Vassaf 17/03/2002 (410 kiĢi okudu) Çocukluğumdan bu yana geçmiĢimi nasıl hatırladığımı düĢündüm. Türkiye'de de tarih boyunca bu denli haĢır neĢir olduğumuz Rusların. ne zaman ki Balkan edebiyatında Türk imajı gibi bir çalıĢma yapılır ve karĢılaĢtırmalı edebiyat denince akla Batı yazınından baĢka Ģeyler de gelir. Bugün hem Habil'im hem de Kabil. bebeklik günlerimizin anlatılmasını merakla dinliyoruz. BaĢkaları bizi nasıl görüyor diye merak ettiğimizde elimizdeki malzeme. Bu konuda futbolcular aydınlardan daha rahat. bir kısmı ise değiĢen Türk imajı ile birlikte önemini ve seyircisini yitirdi. benim de yukarıda bulup çıkardığım gibi. 'Türklerin Muhammedi ve Yunanlı Hiren' (Peele. Dikkat edileceği gibi oyunların isimleri. Dünyamız büyüdükçe. küçülüp görülmez oluyorlar 'acıdı' diye dikkatimiz çekmezlerse. Ġlk yıllarımız bir unutkanlık hatta hatırlamama dönemi. birbiri adına 'Turk's Head' gibi isimler altında kahvehaneler açılıyor ve ortak düĢman Ġspanya'ya ve katoliklere Osmanlı'nın haddini bildirmesinden medet umuluyor. Nabil Matar'ın 'Ġngiltere'de Ġslam' (1558-1685) kitabından da öğrendiğimiz gibi çeĢitli nedenlerle birçok Ġngiliz de din degiĢtirip Müslüman oluyordu. 'Büyük Türk Osmond' (Carlell. Bir milyon yıl kadar yok olmuĢ yeniden Akdeniz olana kadar. Batı'nın Doğu'ya bir bakıĢ biçimi olarak sunduğu 'ben' ve 'öteki' kategorilerine. aynı günümüzün McDonald's'ları gibi. 'Cesur Türk' (Goffe. BaĢlangıcımız unutmak üzerine kurulu. 20. Bundan sonraki yıllarımız giderek büyüyen zaman dil