P. 1
gündüz vassaf - yazılar

gündüz vassaf - yazılar

|Views: 612|Likes:
Yayınlayan: doktorruhi

radikal'deki köşe yazılarının derlemesi.

radikal'deki köşe yazılarının derlemesi.

More info:

Published by: doktorruhi on Dec 11, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

09/17/2013

pdf

text

original

Sections

  • Amerika lehine bir yazı
  • Karı koca niçin kavga eder?
  • Din ve Dünya
  • 'Neyin Yakarışı'
  • Can simidimiz hoşgörü
  • Türkiye'nin dostları, Türkiye'nin düşmanları
  • Mezopotamya işgali: Yıl 5
  • Türkiye! Sen kimsin?
  • Anayasa taslağı Amerika'da
  • İstanbul'un ağalarıyla kulları
  • Türküm
  • Türk gazetelerinde ölüm
  • Dünya başkanı kim olmalı?
  • Üniversite öğrencilerinin dikkatine!
  • Amerikan düşmanlığı
  • 21. yüzyılda çıldıranlar, çıldırmayanlar
  • Hangi ülkede yaşanır, Türkiye'de yaşanır mı?
  • Devlete karşı gelmek
  • Türkiye uzmanı Türkler
  • Dünyada en çok insanı kim öldürdü?
  • Dünyanın en tehlikeli insanı
  • İngiltere mektubu
  • Acı tecrübeleri kadar yaşlı, rüyaları kadar genç
  • Türkler ırkçı mı?
  • Nobel ödülü
  • 21'inci yüzyılda din
  • Dinlerin dokunulmazlığı
  • Yakarış
  • Meksika Çankaya'ya ne kadar yakın?
  • İstanbul'un susan duvarları
  • Vatandaş çık dışarı!
  • Asker ve savaş
  • Şerif Mardin
  • Türkiye'nin bilirkişileri halkını arıyor
  • Kararsızlık kasidesi
  • Kiralık hükümetler *
  • Apolitik gençlik
  • 'Biz adam olmayız' kültürü
  • Otomobilde seks, Bağdat'ta ölüm
  • 21. yüzyılda İstanbul
  • Çağdaş savaş kültürleri
  • Demokrasi nasıl korunur?
  • Bugün 27 Mayıs!
  • Tanrılara yakarı*
  • 'Öteki'
  • Kadın soykırımı!
  • Millet Meclisi'ne hatırlatma
  • Bağdat, 2007
  • Bir Cümle Vatan
  • Barbarları Beklerken*
  • 'Türkiye Türklerindir'
  • 14 Şubatçılara aşk bilmecesi
  • Yasam, sanatı korumak
  • İslam, özgürlük ve provokasyon
  • Babamın sesi
  • Pasternak'ın Nobel Ödülü
  • Diktatörün ölümü
  • Türkiye'nin otoportresi
  • e-posta hayatımı nasıl değiştirdi?
  • Vatikan Büyükelçisi eliyle Papa'ya dilekçe*
  • Kötümser Türkler, iyimser Amerikalılar
  • 21. yüzyıl alarmı
  • 'Türkiye'yi şikâyet etmeyeceğim'
  • Google'da Cumhuriyet Bayramı
  • Sol deyince aklıma gelen
  • Kitap nasıl okunmalı ve Pamuk'a teşekkür*
  • Roma'dan İstanbul'a bakınca
  • Anti-emperyalizm şarlatanlığı
  • İngiltere'de çöp ve demokrasi
  • Amerika nasıl Amerika oldu?
  • Çaresizliğe alışmak
  • Gazete niçin okunur?
  • Dünyanın geleceği
  • Çocuklar öldürülüyor
  • Güler yüzlü totalitarizm
  • İnsanlar nasıl bu kadar duyarsız kalabiliyor?
  • Türk mü? Müslüman mı?
  • Apoletli tarikatçı
  • Frambuazlı Türkiye'de ahududu
  • Yüzde 100 Türk
  • Solsuz demokrasi kültürü ve Türkiye
  • Bir savaş davetiyesi
  • 21. yüzyıl savaşları
  • Türkiye lisesi dünya birincisi
  • İlgisiz gençler... Bencil gençler!
  • Dönme dolaplarda özgürlük
  • Ölüler niçin ölmez?
  • Hollanda Büyükelçisi'ne
  • Zalim mazlum Salman Rüşdü
  • 12 Mart: Deniz Gezmiş niçin asıldı?
  • Bayrak yarışı
  • Türkler kimi sever?
  • Münih: Devlet terörizminin aldatıcı yüzü
  • Katil aramızda!
  • Bir soykırım örneği
  • İstanbul'da New York düşleri
  • Romancı nasıl olunmaz?
  • Yeni yılın yargıçları
  • Dava dünyalı olabilmek
  • Yüzyıl sonrasına bir ipucu
  • Her derde deva! Picasso Türkiye'de
  • Biz sömürge aydını mıyız?
  • İlkeli ilkesizlikler ülkesi
  • İstanbul'da inecek var!
  • Quo Vadis Türkiye?
  • Aptal sarışın salak erkek
  • Çılgın Türkler'in demokrasi arayışı
  • 'Anne, Türkler geliyor!'
  • Kuzey kutbunda özgür olmak
  • Demokrasi, ulusal çıkar, üniversite
  • İçimiz polis, dışarımız ajan
  • 12 Mart, 12 Eylül, Bugün: Dilini Arayan Gençlik
  • Tarihte hep sınıfta kalıyoruz
  • Türkiye'de imza kampanyaları
  • Müze*
  • 21. yüzyılda can sıkıntısı
  • Almanlarda yüksek zekâ düzeyi
  • Kültür endüstrileri ve aydınlar
  • İnanmamaya övgü
  • Bir zamanlar İstanbul
  • İstanbul'a dev projeler
  • Irak Dünya Mahkemesi, İstanbul 2005
  • Letonya'da çifte standartlar
  • Ermeni konferansı
  • İstanbul'un Fethi-Yıl 552
  • Kapitalizmde değer kavramı
  • Nobel edebiyat ödülü
  • Kapitalizmin gücü?
  • Hitler'in ilk fotoğrafı*
  • Papa öldü, yaşasın Papa
  • Avustralyalı milliyetçiler*
  • Seyahat notlarımdan
  • Londra'da Türkler
  • Bireyin iflası
  • Aşkta totalitarizm*
  • Türkiye'nin düşmanları
  • Şarlo, Michael Moore'a karşı
  • Düşman
  • Türümüzün rüyası
  • Gençliğe hitabe
  • Doğu mu? Batı mı?
  • Batı'nın feryadı
  • 24 Kasım, Çarşamba
  • Çokkültürlülük çıkmazları
  • Arafat'sız günlük
  • Felluce için
  • Gönüllü tutsaklar imparatorluğu
  • Medeniyetler tesadüfü
  • Almanya Başkonsolosu'na mektup (2)
  • Almanya Başkonsolosu'na mektup
  • Yassıada'ya sandal gezintisi
  • Otomobille serbest çağrışım
  • Yaz sonu Büyükada
  • Yalanın ana tarihi
  • Buz üstünde Türkler
  • İntihar
  • Başbakan'a çağrı
  • 'Medeniyetler çatışması'
  • Hilal, haç ve sonrası
  • Türümüzün geleceği
  • Yabancılar için Türkiye
  • İktidar tımarhanesinden notlar
  • Evliliğin 50. yıldönümü
  • Kızılderililer neden demokrat olamadı?
  • Florida notları
  • Kendi kentime ağıt
  • Eşcinsel evlilikler
  • Çıplaklığın siyasi tarihi
  • Stalin harikalar diyarında
  • Azınlık duygusu
  • Sanat terörizmi
  • Ömrüm seni sevmekle
  • Yaşlı Finli, kadınsız Çinli
  • Büyük Hendek Sokak
  • Beyin jimnastiği
  • Üniversitenin cenazesi
  • İstanbul
  • Polonya'yı tüketmek
  • Afrika, 1 Şubat 2004
  • Kahvaltı
  • Bulgaristan'da üç köy
  • 21. yüzyılda özgürlük
  • Savaş anonim şirketi
  • Dünyadan paragraflar
  • 'Türküm, doğruyum...'
  • Türkiye'de İslam
  • Bir aşk hikâyesi
  • Terörist seyrediyor
  • Kitap kaçamakları
  • Amerika'da pazar sabahı
  • Uluslararası totalitarizm
  • Gözetim altında kitap okuma
  • Keşif
  • Kırmızı Ermeni siyah Yahudiler
  • Hâlâ askerler var hepsi üniformalı
  • Yazılmayacak kitaplar
  • İnsana karşı 'psikoloji'
  • Erkeğin sonu?
  • Eyüp'te ölü yarıştırması
  • Türkiye'de cesaret
  • Kasım, 2004
  • Güçlü lider manzaraları
  • Alzheimer özgürlüğü
  • Tembel barış çalışkan savaş
  • Kolay yargının donuk duygusu
  • Şair Sultanlar
  • Neo-tahterevalli Türkiyesi
  • Kiralık Türkmenbaşı
  • 'Fethin' 550. yılında
  • İslam ülkelerinde futbol
  • Çin otobüsüyle New York-Boston
  • Hiroşima, Dresden, Bağdat
  • Anti-Amerikanizm tuzakları
  • Son ve başlangıç
  • Bir savaş nasıl satılır?
  • Türkiye'nin dili Tarzanca mı?
  • 1-2-3'ler, yaşasın Türkler
  • Savaştan nasıl korunulur?
  • 'Binbir Gece Masalları'
  • Felekten bir dolmuş
  • İğne ve çuvaldız
  • Savaştan kim korkar?
  • Sofya notları
  • Papa'yla hahambaşı
  • Yakın tarih yalanları
  • Barışın bedeli, savaşın maliyeti
  • Küreselleşmenin güler yüzü
  • 16 Mayıs 1973
  • Savaşa karşı ne yapmalı?
  • Son barış ödülü
  • Neden Türkiye?
  • Namık Kemal ve Orhan Pamuk
  • Türkiye niçin Kıbrıs'ta
  • Umberto Eco'yla 'Manastırda Seks'
  • Evren ne işe yarar?
  • Endülüs'te raks ABD'de Boston Red Sox
  • Şarap faslı
  • Bağdat'ı bombalamak
  • Emperyalizmin adı yok mu?
  • Yaşar Kemal'in sanatı
  • Lenin'in Türkleri
  • Misafirin öyküsü
  • Savaş tuzakları
  • 'Vatandaş Amerikanca konuş'
  • Uzay kapitalizminin tanrıları
  • Van rektörünün kalesi
  • Sansürcülerimizi sahiplenmek
  • Bir dişi casus
  • Moğolcanın gücü
  • İstanbul'un fidanları
  • Aşkın bin bir suratı
  • Ölümsüzlük mönüsü
  • Shakespeare'in zararları
  • Delilik oyunları
  • Bir şiir yorumu
  • Tanrı totalitarizmi
  • Ütopyasız çiçekler
  • Babil kulesinin yası
  • İşkence
  • Palamutların sırrı*
  • Boğaz Köprüsü *
  • Bir ressamın mektuplarından
  • Tanıdık var mı?
  • Shakespeare'in Türkleri
  • Doğum günüm
  • Mustafa Kemal ve Nâzım Hikmet
  • Türkiye'nin dostları, düşmanları
  • Bir ağaç
  • Ayşe Zarakolu
  • Marakeş'in dilencileri
  • Özgürlüksüz özgürlükler yüzyılı
  • Analar neden doğurur?
  • Kadın ve erkek
  • 21. Yüzyıl
  • İlk bakışta aşk
  • Teşekkür etmeme sanatı
  • Antiterörist 'uygarlık'
  • Taksi şoförleri olmasaydı
  • Savaş ve sanat
  • Barbarları beklerken
  • Ülkelerin aşağılık kompleksleri
  • Öğretmenim
  • Âşık kadın kararsızlığı
  • 11 Eylül imparatorluğu
  • Kim yaptı?
  • İstediğim gibi olmak istemiyorum
  • Psikocoğrafya
  • Allah mı? Tanrı mı?
  • McOsmanlı
  • Ağustos misafiri taşlaması
  • Nâzım Hikmet'e 'ambargo'
  • Yaşlılık
  • Rüyalar ne işe yarar?
  • Tevrat mı? Plastik tabanca mı?
  • İbret
  • Çirkin Türk'ler
  • Babalar Günü
  • İsim isim yoksulluk
  • Tarihle yüzleşebilmek
  • Hazreti Âdem'in ilk karısı
  • Ayda su bulunmuş!
  • Bugün maç var!
  • Az padişahlı, bol Atatürk
  • Kentucky Fried Türkiye

22/04/2001 - 04/05/2008 arasında yazılan 361 adet köşe yazısı

Amerika lehine bir yazı
Gündüz Vassaf
04/05/2008

Geçen hafta ABD seçimlerini kim kazanacak diye sormuĢ olsaydınız, "Obama'nın seçilmesini bir tek ona sıkılacak kurĢun engelleyebilir," diye cevap verirdim. Adaylığını açıklar açıklamaz hükümetin ona verdiği koruma, ülkenin tarihinde herhangi bir baĢkan adayına verilenin fevkinde. Cumhuriyetçı partinin adayı McCain'e, o da kendi istediği üzerine, daha geçen ay koruma verildi. ABD'nin tarihinde baĢkanlara suikast giriĢimleri unutulacak kadar çok. Özellikle gençler arasında yayılan Obama coĢkusuna benzer bir kitlesel heyecan bu ülkede en son John Kennedy baĢkan seçilmeden önce, bir de kardeĢi Robert'in baĢkan adaylığında görülmüĢtü. Ġkisi de öldürüldü. Ġkisinin de çocukları Obama'yı destekliyor. ABD politikasını tarihi açıdan değerlendirenler bu ülkenin emperyalist politikasının kim baĢkan olursa olsun değiĢmediğini söylediklerinde haklı olabilir. Ancak baĢkanların kim olduğunun farketmediğini söylemek de, tarihte insan unsurunun etkisini hiçe indirgeme gafletine düĢmek olur. Sanırım Çin dıĢında, bütün dünya ABD seçimlerini özellikle Obama'nın adaylığı nedeniyle izliyor. Obama'nın seçilmesiyle gerginliklerin, savaĢların azalacağını, ABD tarihinin en az sevilen baĢkanı, benden yana olmayan benim düĢmanımdır diyen Bush'dan kurtulmanın dünya için büyük bir kazanç olacağını düĢünüyor. Obama'nın dünyaca benimsenmesi, ona ABD'de düĢmanmıĢ gibi bakanların, onu yeterince Amerikalı saymayanların, ekmeğine yağ sürüyor. Obama seçimleri kazanırsa ABD hükümetinin nasıl bir politika izleyeceğini bilemeyiz. Ama, önseçimlerde en çok oyu almasına rağmen partisinin adayı olamaması ihtimali gibi akla gelen ya da akla gelmeyen nedenlerden ötürü partisinin adayı olmaması, baĢkan seçilememesi halinde ABD demokrasisinin gerek dünya kamuounda gerek kendi vatandaĢları nezdinde meĢruiyetini daha da yitireceğine kesin gözüyle bakabiliriz. Benim yerim dünyada mazlumların yanında, ABD seçimlerinden bana ne diyebilirsiniz. 21. yüzyıl Çin yüzyılı mı olacak? Günümüzde ABD'nin karĢısında her gün güçlenen, uzay savaĢlarına, siber savaĢlara giderek daha hazırlıklı olan, Afrika gibi koca bir kıtanın doğal kaynaklarını kapatmaya yeltenen Çin var. Demokrasinin esamesi okunmayan, hangi dinden olursanız vicdan özgürlüğü olmayan, köylünün, iĢçinin kırıldığı, köle gibi çalıĢtırıldığı, geçen haftadan itibaren de dünyayı en çok kirleten ülke konumunda da olan Çin. Dünya kamuoyunun Çin üzerinde etkisi sivri sinek vızıltısından az. Sansürden geçebilirse, barbarların düĢmanlığı diye algıladıkları eleĢtiriler, Çin milliyetçiliğini bir o kadar daha körüklüyor. Evrensel hukuk ve insan haklarının en son Irak'da olduğu gibi ulu orta çiğnenmesine rağmen, ABD'nin önderlik yaptığı Batı cephesinde durum farklı. Son bir kaç yüzyılın özgürlük mücadelesinin kazanımları, bugün bu ülkelerin vatandaĢlarının gündelik yaĢamında geçerliliğini koruyur. Geçerliğini koruduğu için de, sanattan siyasete kadar bu ülkelerdeki egemen düzene karĢı en büyük muhalefet gene bu ülkelerin bağrından çıkabiliyor. Son yıllarda dünyada Amerikan düĢmanlığı otomatiğe bağlanmıĢ durumda. Bundan en çok yararlananlar infiali kendi emellerine alet eden totaliter düzen meraklıları. Batı'da ve özellikle ABD'de yerleĢik özgürlük normların korunmaması, bu ülkelerde demokrasinin meĢruiyetini yitirmesi dünyanın kaybı. YaĢatılıp geliĢtirilmesi hepimizin kazancı.

Karı koca niçin kavga eder?
Gündüz Vassaf
27/04/2008

Türümüzün en çeliĢkili, git gelli iliĢkilerinden biri evlilik. Ortada kimse yokken, yaĢımız bile tutmazken, evliliğin turĢusunu kurar, hayalimizdeki eĢimizi her türlü vesileyle yaĢatırız. Bir de onu bulduğumuzu mu sandık? Akan sular durur. Evlenebilmek için deveye hendek atlattırır, atlatamazsak intihar bile eder, katil bile oluruz. Evlendikten sonta? Polonyalıların kurtuluĢlarini kutladıkları 11 Kasım'da VarĢova Ģehir meydanında birikmiĢ kalabalığın içindeyim. Bürokratlar, politikacılar, askerler birbiri ardına nutuk atıyor. Oltasına balık bekleyen biri gibi gözlem peĢindeyken birdenbire yakaladım ilk ikizlerimi. Ne kadar da çok 'ikizlesen çift' varmıĢ. Birinin elinde poĢet varsa öbürü de öyle. Paltolu kocalar paltolu karılarıyla, parkalı kocalar parkalı karılarıyla. Biri Ģapkasız sa öbürü de öyle. Koyu renkli koyu renkliyle, açik renkli açık. Birinin sırtında sırt çantası varsa yanındakininde de. Karı kocanın zaman icinde ses tonlarindan kiyafetlerine kadar ne kadar birbirlerine benzedikleri dehĢet verici değil mi? Evlenmeden önce, evliliklerin 50. yıl kutlamalarında yapılan konuĢmaları dinlemenizi tavsiye ederim. Kutlanan coĢku değil sabırdır. Kutlanan 50 yıl birbirlerini idare etmiĢ olmak, 50 yıl sonra nihayet birbirlerini anlamıĢ olmaktır. Ġki kiĢi arasındaki evlilik türünün ne kadar sorunlu olduğunu hepimiz biliriz. Türümüzün iĢlediği cinayetlerin çoğu karı koca arasında. ArkadaĢlarımızla ne kadar iyi geçiniriz yoksa.

Kendimden de biliyorum. Bence iki yüzlüyüz. Kendimizi iyi huylu, sabırlı, seven, sevilen kiĢiler olarak biliriz. Kanıtı arkadaĢlarımızla iliĢkilerimiz. Bin yıllık dostlarımız. Ya eĢimiz? Odur her tartıĢmayı, tatsızlığı baĢlatan. EĢimizdir dinlemesini bilmeyen. Ġnatçı olan. Sözümüzü kesen. Bizim ne kadar fedakar, anlayıĢlı birisi olduğumuzu takdir etmeyen. ArkadaĢlarımızla her buluĢtuğumuzda bin yıl görüĢmemiĢ gibi kucaklaĢır, öpüĢür, en güler yüzümüz, sevecen bakıĢlarımızla beslerimiz dostluğumuzu. TartıĢmalarımızda birbirimizi dinleriz. Uyumluyuzdur. Ġki yüzlüyüz çünkü arkadaĢlarımızı kullanırız bizi iyi bilsinler diye. Ġki yüzlüyüz çünkü arkadaĢımızın tarafını tutarız eĢiyle olan geçimsizliğinde. Ġki yüzlüyüz çünkü arkadaĢlarımızı bile aldatırız onların eĢleriyle. Azıcık daha kendimiz gibi olsak. Birisiyle geçinmeyi, öbürüyle geçinmemeyi otomatiğe bağlamasak. ArkadaĢlarımızla bu denli uyumlu olmasak. Bakarsınız eĢimizle çok daha iyi anlaĢırız. Çok sevdiğim bir çift var. Bir gün biri eĢinden sözederken, "Bunca yıl beraberiz, hep beni ĢaĢırtıyor" demiĢti. ĠlĢkilerimizi besleyen aynı olmak değil, Nazım Hikmet'in sözleriyle, "Çocuk gibi bakarcasına ĢaĢarak yaĢamak".

Din ve Dünya
Gündüz Vassaf
20/04/2008

Televizyonda, gazetelerde haberlere bakınca kendimi ortaçağı gösteren filmleri seyreder gibi hissediyorum. Yorumcular din uzmanı kesilmiĢ. Cehaletleri ürkütücü. Gençliğimde, nerdeyse önüne gelen Marksist terminolojiyi eksik etmeyip, sınıf savaĢı, burjuva, sömürü, iĢçi sınıfı gibi 'simge deyimler' kullanırken, bugün aynı olaylara dini açıdan bakan, anlamaya çabalayanlarla karĢı karĢıyayız. Televizyonda iki uzman Irak'ı konuĢurken birinin diğerine, "BaĢbakan Maliki, ġii, Sadr'da ġii, peki alıp veremedikleri ne?" diye sormasının doğal karĢılandığı bir dünyada yaĢıyoruz. Eskiden Marksism üzerine kitaplar okuyup tartıĢmak modaydı.Günümüzde din. Eskiden dünyamızda sınıfı savaĢlarında taraflaĢanlar, günümüzde dinleri adına cepheleĢmeye itiliyor. Aydınlanmadan bu yana giderek ibadet yerlerimize çekilen din yeniden gündelik yaĢamımıza girdi. Akademik toplantılarda, dost sohbetlerinde din konuĢuluyor. Dünya çapındaki siyasi ittifaklar da, ulusallığın sorgulandığı, bayraklarımızın giderek gölgeler gibi durduğu dinler üzerinden mi kuruluyor? Geçen yüzyılın ikinci yarısı boyunca süren soğuk savaĢın bitmesi, Sovyetler Birliği'nin çökertilmesinde, ilk 'kurĢun' Papa'nın, Polonya'da, Walesa önderliğinde rejime karĢı kiliseyi seferber etmesiyle sıkılmıĢtı. Papa'yla ABD, bugün Washington'da ittifak tazeliyor. ABD'nin tarihinde ilk defa bir baĢkan, baĢka bir baĢkanı, devlet baĢkanı sıfatıyla Papa'yı, askeri bir üsde törenle karĢıladı. Ġkisi de çıkarlarına, dünya egemenliklerine tehditi aynı yerlerden görüyor: Çin, Rusya, Ġslam. Ġkisi de Avrupa Birliği'yle aynı cephede. Dünyada olup biten açısından bakıldığında, yeni oluĢan dengeler açısından Türkiye kritik ve belirsiz bir noktada. Türkiye'yi Çin, Rusya ve Ġslam cephesinde görmek isteyenler de var, Vatikan'ın yoldaĢlık yaptığı Avrupa-ABD cephesinde görenler de. Ben ne Türkiye'yi, ne de kendimi, bu cepheleĢmede taraflardan biri olarak görmek istemiyorum. Ne de iki ipte oynayan bir canbaz olmasını. Hiç olmazsa Hindistan nisbeten bağımsız. Tarafların hepsi çıkarlarıyla, sermayeleriyle, birbirleriyle pazarlıklarıyla, yoksulu yoksullaĢtıran, zengini zenginleĢtiren yaĢam tarzlarıyla, mevcut düzene sımsıkı bağlı. Kurulmakta olan ittifaklar bizi dünyalı olmaktan, dünyanın karĢı karĢıya olduğu sorunlarla uğraĢmaktan alıkoyuyor. Hele yeni kuĢaklar tarihten yeniden hortlatılan dini çatıĢmaların ne tarafı ne de kurbanı olmayı hiç mi hiç istemiyorlar. Ne var ki meĢruiyeti çökmüĢ bir dünya düzeninin getirdiği açlık, sefalet ve adaletsizlik, nice genci çatısmalarda saf tutsunlar diye provoke edenlerin iĢini kolaylaĢtırıyor. Dünyamıza aitliğimizin yolunu kesen, ille Ģu ol, bu ol diye bize çeĢit çeĢit kimlikler biçen, haklı ve haksızın yol göstericiliğinde hadlerini aĢanlar o kadar çok ki.

'Neyin Yakarışı'
Gündüz Vassaf
13/04/2008

Can Yücel bir Ģiirinde Ģöyle der, "Gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiĢ./Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmıĢ, / Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım." Bırakın dünyada olup bitene, kendimizi dünyalı gibi hissetmeye, içinden kopup geldiğimiz kültürlere ne kadar kapalı olduğumuzun farkında mıyız acaba? Gururluyuz. Yaptıklarımızdan çok kendimizi ciddiye alıyoruz. Anadolu'nun, Rumeli'nin çok dinli, çok dilli, binlerce yıllık kültür mirası olduğunu, bak biz ne kadar uygarız dercesine kerrat cetveli gibi kendimize, yabancılara tekrarlar dururuz da, bunun sanatımıza, romanlarımıza, tiyatromuza, Ģiirlerimize, sinemamıza nerdeyse hiç yansımamasının yokluğundan yakınmayız. Sanatımız büyük ölçüde, hala, köylüsüyle, Ģehirlisiyle çağdaĢ Türk insanını, yani kendimizi, tanıma çabalarıyla sınırlı. Evet, sanat yerellikte de evrenselliği yansıtabilir. Ama biz, yalan ve kompleks dolu otoportlerimizden öteye pek gidemiyoruz. Ġnsanı,

kendimizi samimiyetle, tüm çıplaklığıyla yansıtmanın yollarını aramak yerine, yargılıyoruz. Sevgiyi iĢlemekten çok öfkemizi, kederimizi diri tutuyoruz. Sanatımızın içine kapanıklığı yetmiyormuĢ gibi, dıĢarıda yaĢayan sanatçılarımıza da kapılarımızı aralamıyor, pencerelerimizden onları takip etmiyoruz. Geçen akĢam Boston'da Huntington Tiyatrosu'nda Sinan Ünel'in yazdığı, Çiğdem Onat'ın 'baĢrolü' oynadığı 'Cry of the Reed' (Ney'in YakarıĢı) adlı oyunun dünya prömiyerine gitmiĢ olmamın ayrıcalığıyla bu satırları yazabiliyorum. Oyunun konusu sevgi ve ıstırap, kendi elimizle örüp, aĢmaya çabaladığımız sınırlarımız. Ġdeolojlerimizin, dinlerimizin, ailelerimizin birbiri ardına açtığı ve kapattığı kapılar. Gurur. Duygu ve düĢüncelerimizle kat kat yoğunlaĢıp yükseldiğimiz 'Ney'in YakarıĢı'nda olaylar, Irak'ın kuzeyinde rehin alınan biri Kanadalı, diğeri Amerikan kökenli Türk, iki savaĢ muhabiri ve onları rehin alanlarla, Türk muhabirinin sufiliği benimseyen annesi (Çiğdem Onat) ve muhabirin izini arayan Amerikalı sevgilisi etrafında geçiyor. Hepsi kendi sınırlarını aĢarak diğerlerinin sınırlarını zorluyor. Oyun, bireylerin derinliklerine inip iç hesaplaĢmalarını yansıtıyor. Seyirciye kafasındaki Ġslam, din ve terörizme iliĢkin yüzeysel kategorileri sorgulattırırken düĢmanını insancıllaĢtırıyor. Bunu yaparken kah güldürüyor, kah ağlatıyor. Özellikle Batı seyircisini kalıplarından özgürleĢtiriyor. Anne rolünde ustalığını çeĢitli yönleriyle sergileyen Çiğdem Onat'ı da düĢünerek bu oyunu yazan Sinan Unel, AIDS'den ölmek üzereyken Ģifaya kavuĢmuĢ. 'Ney'in YakarıĢı'nda' kendisi bize Ģifa veriyor.

Can simidimiz hoşgörü
Gündüz Vassaf
06/04/2008

Aklınız-dan hiç geçti mi, bizdeki 'hoĢgörü' kelimesinin Batı dille-rinde karĢılığı olmadığı. Geçenlerde Osmanlı tarihçisi Cemal Kafadar, Harvard'da bir toplantıda Ģu sözleriyle dikkatimi çekti, "Ġngilizce, Fransızca gibi dillerde tolerans kelimesi, farklı olana tahammül etmeyi çağrıĢtırır. Türkçe'ye özgü 'hoĢ görmek' bambaĢka, insancıl bir anlam taĢıyor." Toplumumuzda din ve özgürlü-ğün yoğun olarak tartıĢıldığı bu- günlerde, konunun sağlıklı ve adil biçimde değerlendirilmesi için baĢ örtüsünden öte, tüm boyutlarıyla ele alınmasında yarar var. Günümüz Türkiyesi'nde, hele din konusunda, bırakın hoĢgörüyü ya da toleransı, hukuk sistemiz bile, kısmen de olsa, hepimizi dine dayalı bir anlayıĢın sultasına boyun eğmeye zorunlu kılmakta. Yeryüzünde baĢka kaç devlet var vatandaĢlarının nüfus kağıdına dinini yazan? Laik olduğu iddiasında bir devlete sorulmaz mı sana ne benim dinimden diye. Nüfus kâğıtları-mızda, vatandaĢları dinlerine göre ayıran bilgi kim için, niçin gerek-li? Nazi Almanyası ve Sovyetler Birliği, bu bilgileri zorunlu kılanların ibret verici uygulama-larının uç örnekleri. Yeryüzünde laiklik iddiasında baĢka kaç cumhuriyet var vatandaĢlarından topladığı vergileri din adamı ve ibadet yeri yapılmasına harcayan? Hele bu parayı, Türkiye'de olduğu gibi, hükumet kim olursa olsun, tek bir dinin tek bir mezhebinin iktidarı için kullanan? Aklımıza gelmediğinden, gündelik yaĢamımızda gözümüzden kaçan, dine dayalı öyle uygulamalar var ki. Özgürlüklerin kısıtlanmasına muhalefet oluĢunca bir hak arama eylemi vardır. Tehlikeli olan, çoğunluğun değer yargılarının hukuksal ve kurumsal uygulama-lara dönüĢmesinin norm olarak kabullenilmesi, yaĢam biçimi olarak benimsenmesi. Bireyin, boyun eğdiğinin bile farkında olmadan, uygulamaları gündelik yaĢamında içselleĢtirmesi. Türkiye'de dininiz yoksa ölünüz ortada kalır. Herhangi bir dini uygulamaya tabi tutulmadan gömülebilen bildiğim tek kiĢi Aziz Nesin. O da, son dakikada çıkarılan bir Bakanlar kurulu kararıyla gerçekleĢebildi. Türkiye'nin en büyük Ģehirlerinde, baĢkent Ankara'da, Ġstanbul'da, yapılan cenaze törenlerine, ölüleri var diye gidip dini törenlere katılmayan, arkada duran kitlenin görüntüsü, devletin zoraki bir uygulamasının ifadesi değil mi? Laik bir devlette, evlilik için olduğu gibi, neden cenazeler için de laik törenler yapılamaz? Toplumumuzda herhangi bir dine mensup olmayanları dıĢlama, onlara, dine, devlete karĢıymıĢlar gibi bakma alıĢkanlığı da var. Bu kısmen de, kapitalizmin 20. yüzyılda Sovyetler Birliği'ne karĢı mücadelesinden kaynaklanıyor. Türkiye'de Kanlı Pazar ve çok daha büyük çapta, Endonezya'da kitle kıyımlarında olduğu gibi, Ġslamı seferber eden kapitalizm, solculara dinsiz ve düĢman gözüyle bakmıĢtı. Günümüzde din, özgürlük ve demokrasi adına yapılan tartıĢma-ları, hangi 'tarafta' olurlarsa olsunlar, bir tek türbana indirge-yip cepheleĢenler, evrensel düĢün- ceden uzak anlık tepkileriyle ortalığı birbirine katıyor. Bugün Türkiye'deki çatıĢma, New York Times'ın da temcid pilavı gibi defalarca öne sürdüğü, yurt dıĢın-da ve ülkemizde de kimilerinin bize zorlanan bu bölücü kalıbı, belki de farkında olmadan, benimsediği gibi, 'laik devlet' ile 'demokrat iktidar' arasında değil, toplumumuzda hepimize sinmiĢ olan hoĢgörüsüzlükle, farklı olana tahammül edememizle ilgili. Hıristiyan ülkelerinde tolerans, birbirlerini mezhep savaĢlarında yüzlerce yıl katletmelerinin herke-se zararlı olduğunun bilincine varmalarıyla 1648'de yapılan Westphalia AndlaĢmasıyla yerleĢ-ti. Osmanlı gibi Ġslam toplumların- da hoĢ görü, her dine kendi alanını tanıyan çok kültürlü toplumlarda oluĢmuĢtu. Cumhuriyet'in kurulu-Ģunda, Türkleri Asya topraklarına geri sürmek isteyen 'yedi düvele' karĢı verilen mücade-le, toplumu tek ulus ve tek dine indirgerken, hoĢgörü alıĢkanlıklarımız bu mücadelenin kurbanı oldu. Bizim gibi baĢka ülkelere göre geç ulus devlet olmamızın sancılarına, devleti dinden bağımsızlaĢtırmak çabalarına, Ģimdi de, dünya kabuk değiĢtirmek üzere bocalarken, tarihte bir kez daha dinlerin siyaset ve savaĢa alet edilmesi eklendi. Can simidimiz, geleneğimizde-ki, dilimizdeki hoĢ görü kelimesi.

Türkiye'nin dostları, Türkiye'nin düşmanları
Gündüz Vassaf
30/03/2008

Beyzbol ABD'nin milli sporu. Her Ekim ayında yaptıkları turnuvanın galibini dünya Ģampiyonu ilan ederler. Ġkinci Dünya SavaĢı'nı, Japonya'ya attıkları iki atom bombasıyla sona erdirip ülkeyi iĢgal ettikten sonra, Japonlara beyzbol oynamasını da öğretmiĢlerdi. Bu sene Japonya, ABD mahalli liginin ilk maçına Tokyo'da ev sahipliği yaptı. Japonların, kendilerini katledip ülkelerini iĢgal edenlerin milli sporunu bu denli benimsemiĢ olmaları, günümüzde pek kimsenin ilgisini çekmeyecek kadar sıradan bir olay. Batı'nın kültürel değerlerini dünyaca içselleĢtirmeye alıĢtık. Eskiden 'kültür emperyalizmi' diye adlandırılan fenomen günümüzde gönüllü edilgenliğe dönüĢtü. Bir çok ülke gibi Türkiye de, siyasetten kültüre kadar gönüllü tutsaklığımızın sayısız örnekleriyle dolu. Gençliğimde, Batı bize NATO ülkesi der, biz de kendimizi öyle bilir, çeĢitli iç ve dıĢ provakosyanların da ortalığı birbirine katmasıyla, sol ve sağ diye çatıĢırdık. Birbiri ardına kapatılan 'Müslüman' siyasi partilere Batı sesini çıkarmaz, hatta tasvip ederdi. ġimdi, New York Times'ın neredeyse sözcülüğünü yaptığı ABD'nin öncülüğünde Batılılar bize 'Müslümansınız' demeye baĢladı. Biz de, Batı'yla birlikte, gündemimizi değiĢtirdik. Devlete karĢı demokrasi ve özgürlük mücadelesi din üzerinden verilir oldu. Türkiye'ye çağdaĢ sömürge görüntüsü veren Batı'ya gönüllü tutsaklığımızı o denli içselleĢtirdik ki, kültürel yaĢamımızda da sorgulamıyoruz. Bir yazarımızın kitabı Batı'da herhangi bir ülkenin diline çevrilsin, gazetelerimizde haber, yazarlar arası kıskançlık vesilesi oluyor. Eseri Çin'de, Hindistan'da tanınsın, umurumuzda değil. Soğuk savaĢ yıllarında kimi sol yazarlarımız, Sovyetler Birliği güdümündeki Asya Afrika Yazarlar Birliği davetleriyle farklı adresler bulmuĢlardı. Sovyetler çöktü, ilgi kesildi. Belediye baĢkanlarımız Batı ülkelerinde kardeĢ Ģehir aramaya düĢkün. Üniversitelerimiz de farklı değil. Hocalarımız, Doğu uygarlık yüzü görmemiĢ gibi, her fırsatta kapağı Batı ülkelerine atmaya meraklı. Üstelik mimarisiyle, edebiyatıyla, tarihiyle yemeğiyle, müziğiyle sınırlarımızın doğusu, kültürümüzün de bir uzantısı. Akademisyenlerimizin, aydınlarımızın merak ettikleri, öğrenecekleri hiç mi bir Ģey yok doğumuzda, doğumuzdaki üniversitelerde? Ya müzelerimiz? Ġlgi alanları Batı'yı bize tanıtmak üzerine yoğunlaĢmıĢ. Bir Picasso sergisi geliyor, serginin reklamlarıyla Türkiye'de yer yerinden oynuyor. KomĢumuz Ġran, kaç bin yıllık kültürüne rağmen, Ģeriat denilince, ya da ABD saldıracak mı, saldırırsa bizden yardım isteyecek mi diye akla geliyor. Batı bizden istedi diye, nerdeyse övünürek, Afganistan'a asker yollamayı, Irak iĢgali için lojistik destek vermeyi de akıl ediyoruz etmesine. Batı dostlarımızın, doğu düĢmanlarımızın yaĢadığı yer mi? ġimdi de ABD baĢkanlık seçimleri gündemde. Acaba yeni baĢkan kim olacak diye Türkiye'de, dünyada, hepimizin ilgisini çekiyor da... geçenlerde Zaman gazetesinden bir köĢe yazarımız sanki kendisi ABD'de kara panterler ya da benzer kuruluĢun üyesi militanmıĢ gibi "Ben Obamı'yı tutuyorum çünkü hem göbek adı Hüseyin hem de siyahi" diye bile yazdı. Evet, Washington'da yağmur yağdığında Ģemsiyelerimizi açtığımızdan, ABD baĢkanları, ülkelerimizdeki politikacılardan daha da çok hayatımızı etkiliyor. Bu nedenle, dünyada herkes bir anlamda ABD vatandaĢı. Orada olup bitenlerle ilgilenmeli. Ama edilgen tüketiciler olarak değil, düĢüncelerimizle aktif katılımcılar olarak. ABD'nin dünyayı etkilediği gibi, dünya kamuoyu da ABD için önemli. Ġlgimizse, televizyonlarımızdan Hollywood'un Oscar ödülleri törenlerini, Chicago Bulls'un basket maçlarını izleme düzeyinde. Bana, haklı olarak, "Bu ne perhiz bu ne lahana turĢusu, sen de bizim kadar, bizden çok Batılı değil misin?" diyenler olacak. Bu itiraz, hepimizi daha dünyalı yapacak kritik bir yaklaĢımı içeriyorsa, ne mutlu. Mesele Batı'ya karĢı çıkmak değil. Özellikle özgürlük ve insan hakları, din ve devletin ayrıĢmasında, Batı'nın da oluĢmasında kritik katkısı olduğu evrensel dünya kültürümüzü birlikte sahiplenebilmek. ABD'ye mesafe alma gayretinde, totaliter ideolojilerin, dini ve milliyetçi provakasyonların tuzağına düĢmemek. Türkiye, Batı'ya bağımlılığında, edilgenliğinde, aĢağılık kompleksinde baĢka bir çok ülkeden farklı değil. Farkı, iç çekiĢmelerinden kurtulup, evrensel değerlerin benimsenmesinde öncülük yapması olabilir.

Mezopotamya işgali: Yıl 5
Gündüz Vassaf
23/03/2008

Bütün savaĢlara karĢıyım, çünkü bütün savaĢlar insana karĢı. SavaĢ günlüğümde ilk kayıt, 27 ġubat, 2003, Ġstanbul. SavaĢın baĢladığı nasıl anlaĢılır? ABD, Ġskenderun liman ve tesislerini kullanmak için ayda üç milyon dolar kira ödüyormuĢ. Ankara'da Meclis'ten herhangi bir izin çikmadığı halde burada teçhizat depolamaya baĢlamıĢlar. Hollanda'dan Patriot füzeleri getirtilmiĢ. Sokaktaki insana sorsanız ülkede savaĢ isteyen yok gibi; savaĢtan kazançlı çıkabileceğimizi, ekonominin zenginleĢeceğini diyenler sesiyse daha çok duyuluyor.. AkĢam AKM'de Samson ve Delila operasından sonra Marmara Oteli'nde kahve içtik. Bir arkadaĢımın eĢi bir aydır YataĢ'da Ģilte bulunamadığını, Amerikan ordusunun 60,000 Ģilte sipariĢi verdiğini söyledi. Bütün savaĢlara karĢıyım çünkü bütün savaĢlar insana karĢı. SavaĢın meĢrulaĢtırıldığı bir dünyada savaĢa karĢı çıkmak, savaĢmaktan daha büyük cesaret gerektiriyor. Egemen düzen en çok savaĢ isteyenlerin seslerini duyuruyor. Egemen düzen en çok savaĢ isteyenlerin seslerini duyuruyor.

Bizler savaĢ istiyoruz, imparatorlarımız, baĢkanlarımız, meclislerimiz ve paĢalarımız da, biz istiyoruz diye mi savaĢa gidiyorlar? Egemen düzenin savaĢ yapma ihtiyacımıza boyun eğip, bizim adımıza savaĢ üstüne savaĢ ilan ettiğine kim inanır? Ġsyanlarımız, 'özgürlük' savaĢlarımız da, egemen düzenlerin zulüm ve Ģiddetinin Ģiddet doğurmasının sonucu. Sovyetler Birliği ile ABD geçen yüzyılda Küba'da savaĢın eĢiğine geldiğinde Khruschev Kennedy'e yazdığı mektupta onu Ģu sözlerle uyarmıĢtı. "Ġkimiz de savaĢ görmüĢ insanlarız. SavaĢ baĢlatmanın kolay, bitirmesinin güç olduğunu biliriz." Delinin kuyuya attığı taĢı yüz akıllının çıkaramaması gibi ABD'nin Irak'da baĢlattığı, bir kaç hafta içinde biteceğini sandığı savaĢ, yıllardır sürüyor. Günlüğü 200 milyon dolara gelen, Ģimdiye kadar 600 milyar dolara mal olduğu söylenen iĢgal ve kıyımdan kazananlar çok. Uzun vadede kazanansa barıĢ olacak. SavaĢanlar bindikleri dalı kesiyor. Geçen her gün, savaĢın anlamsızlığını yeni kuĢaklar nezdinde egemen kılıyor. Yakın geçmiĢimizde hangi savaĢa baksanız barıĢseverler bile taraf tutar, savaĢan güçlerden birine karĢı çıkarken diğerinden yana olurlardı. ġili'de, ABD askeri bir cuntayla Allende hükumetini devirdiğinde, Ġspanya iç savaĢında faĢizme karĢı oluĢturulan gönüllü birliklerin benzerini beklediğimi hatırlıyorum, Güney Amerika'ya gidip özgürlükten yana savaĢabileyim diye. Irak savaĢıyla belki de tarihimizin yeni bir aĢamasındayız. Malum sözcüler dıĢında dünyada kime baksanız, ABD'nin savaĢına karĢı. Ama eskiden olduğu gibi, ABD'ye karĢı savaĢanlardan yana tek barıĢsever tanımıyorum. Günümüzde apolitik olduğu söylenen yeni kuĢaklar da emperyalizmi bir zamanlar olduğu gibi, savaĢ çağrılarıyla değil, ilgisizlikleriyle gayri meĢru kılmaktalar. Irak'da ya da herhangi baĢka bir ülkede ne barıĢın ne de demokrasinin savaĢla sağlanılamayacağını da bir kez daha öğrendik. Bugün içinde yaĢadığımız düzenin meĢruiyetini çoktan yitirmiĢ olması yeni bir demokrasi modeline mi gebe, yoksa küreselleĢme adı altında totalitarizmin güçlenmesinin belirtisi mi, zaman gösterecek. SavaĢ günlüğümdeki son kayıt, 19 Mart, 2008, Boston Bugün televizyonda konuĢan ABD BaĢkanı, "Usame bin Laden, zayıf ve kuvvetli iki at arasında tercih yapmak durumunda olan birinin her zaman kuvvetli atı seçtiğini söylemiĢti. Ona göstereceğiz kuvvetli atın kim olduğunu." (ALKIġ)

Türkiye! Sen kimsin?
Gündüz Vassaf
16/03/2008

Batı'nın kerrat cetveli ezberinde yeni bir Türkiye tanımı var. Bizlerse alıĢığız kimliklerimizi Batı'dan giyinmeye. Dünya psikoloji tarihi üzerine hazırlanan bir kitap için Türkiye'yi yazmam istenmiĢti. Ülkemizde psikoloji, geçen yüzyılın baĢlarında Ġstanbul Üniversitesi'nde felsefe bölümü nezdinde açılan bir programla baĢladı. Bir akademik disiplinin doğması, geliĢmesi, olgunlaĢması ve zaman içinde kimliğini oluĢturmasının bir göstergesi de, o dalda kitaplar. Bu nedenle ben de Ġstanbul Üniversitesi psikoloji bölümünün kitaplığında neler olduğunu araĢtırmak istedim, kalkıp gittim. Ne varsa bir camekanın arkasında kilitli. Güçlükle bulunabilen yetkileden anahtar almak gerekiyordu. Vitrinin arkasında saklıydı mesleğimin kimliği. Nihayet kitaplara ulaĢtığımda bu kimliğin Batı'dan esen rüzgarlara göre ithal edildiğini gördüm. Türkiye'de psikolojinin kurucusu ġekip Tunç Ġsviçre'de okuduğundan, kitaplık ilk yıllarında Fransız-Ġsviçre ekolünü yansıtıyor. Derken II. Dünya savaĢı öncesi Wilhelm Peters gibi Nazi'lerden kaçan akademisyenler gelince ülkemizde de psikoloji, sade ekol değil, dil de değiĢtiriyor, Alman etkisine giriyor. Türkiye'de psikolojinin uydu kimliği 1950'li yıllardan itibaren gene baĢka bir boyunduruğun altına giriyor, Atlantik ötesine geçerek AmerikalılaĢıyor. Boğaziçi Üniversitesi'nde okuttuğum yıllarda ülkemizde psikolojinin konumu, baĢka bir çok ülkede olduğu gibi, ABD'nin ikinci sınıf müsveddesi idi. Geçen yüzyıla yakın zamanda, bu akademik disiplin ülkemizde kendine özgü bir kimlik oluĢturamamıĢ, baĢka ülkelerde yapılanları kendi çapında tekrarlamakla yetinmiĢti. Psikolojinin bağımlı ve değiĢken kimliği, Türkiye'de egemen düzenin Batı taklitçiliğinin, bu taklitçiliğin hepimize yansımasının, günlük yaĢantımızda bile yankı bulmasının ancak küçük bir ifadesi. 20 yüzyılın ikinci yarısında Batı'nın Türkiye'ye biçtiği, Türkiye'nin kraldan fazla kralcı yaklaĢımıyla benimsediği rol, sola düĢman NATO ülkesi olmasıydı. Dünya Türkiye'yi bu kimliğiyle tanır, yabancı basında her adı geçtiğinde "NATO ülkesi Türkiye" diye söz edilirdi. Bizdeki egemen düzen de Türkiye'nin anti-komünist kimliğini, her derde deva olarak kullandıkları Atatürk aracılığıyla, sokağa kadar indirmiĢti. Ankara'da, Kızılay'ın göbeğinde, Mustafa Kemal'i mareĢal üniformasıyla gösteren koca tabelada ona atfen (sonradan devletin yalan olduğu anlaĢıldı) Ģu sözler yazılıydı, "Komünizm her görüldüğü yerde ezilmelidir." (Kimlik değiĢti, levhayı kaldırdılar.) Derken kapitalizmin sola karĢı savaĢında Mustafa Kemal MüslümanlaĢtırıldı. Washington'da ABD BaĢkan'ına "Bizim oğlanlar becerdi" diye haberi verilen 12 Eylül askeri darbesiyle Ku'ran'ı eline alan Kenan Evren, Atatürk'ün dinine bağlılığından örnekler vererek Türkiye'yi turladı, YÖK'ü kurup baĢına getirdiği Ġhsan Doğramıcı'yla el ele verdi, çağdaĢ dedikleri türbanı icad ettiler, gündelik yaĢantımıza soktular. Günümüzde yabancı basında Türkiye, "NATO ülkesi" yerine kendisine yeni biçilen rolle "Müslüman ülke" kimliğiyle tanıtılıyor. (Oysa Batı ne Japonya'dan budist ülkesi diye söz eder, ne Kanada'dan Hristiyan, ne de Hindistan'dan Hindu diye) Türkiye'nin hızla benimsenen ve benimsettirilen yeni kimliğine uygun yeni bir tarih yazılıyor, yeni bir geçmiĢ yaratılıyor, yeni bir cepheleĢme, gündelik yaĢamda yeni bir dil oluĢturuluyor. New York Times gibi gazetelerin öncülüğünde yabancı basının yansıttığı tabloya göre, cumhuriyet boyunca devlet seçkinleri tarafından yönetilen Türkiye'de değiĢim rüzgarları esiyor. KuruluĢunda solun, hatta komünistlerin de desteklediği Demokrat Parti "Yeter söz milletindir" diye Ankara'ya karĢı Anadolu'yu seferber ederek tek parti istibdatına baĢ kaldırmamıĢ gibi, sanki çobanlık yapan Demirel ve akranları, köy kökenli Özal ve biraderleri Çankayalı olmamıĢ gibi, sanki Sabancılar, Koç'lar gibi Türkiye'de zenginler, Genel Kurmay BaĢkanı askerler hiç "halktan" gelmemiĢ gibi, aynı onlar gibi devlet ve ABD'yle bütünleĢen günümüz iktidar ve yandaĢlarını, üstelik mağdurlarmıĢ gibi, ilk diye lanse ediyorlar. Irk, din, dil, hangisi olursa olsun, bize giydirilen , giyindikçe kendimizden ayirt edemedigimiz simgelerden kurtulup, Ģöyle bir kimliksizleĢ ebilsek. Nazim Hikmet'in sözleriyle, "Ağaç gibi tek ve hür orman gibi kardeĢcesine," Hrant Dink'e göre de "Birbirimizin

ötekisi olmadan farklılıklarımızla bir olabilsek." Ġnsan hakları konusunda bile çifte standartlarımızla taraflaĢmak yerine soyunabilip çıplaklığımızın da kerametini takdir edebilsek. Bu da yeni Anayasa'lar ya da Anayasa Mahkemeleri'yle değil ancak karĢılıklı hoĢgörüyle gerçekleĢebilir.

Anayasa taslağı Amerika'da
Gündüz Vassaf
09/03/2008

Aylardır yurtdıĢındayım. Türkiye'nin ĢaĢkınlığını ben de uzaktan ĢaĢkınlıkla izliyorum. Kimi ülkenin özgürleĢtiğinden söz ediyor, kimi kaosa sürüklendiğinden. Kimi yasaları uyguluyorum diyor, kimi yasaları uyguluyorum diyenler ceza kanununa göre hapse atılmalı diyor. Aldığım mektuplardan, gelip gidenden belli ki sinirler gergin. Dün akĢam uzakta olanı yakından takip etmek fırsatını bulduğumu sandım. Yer: Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi. Konu: Türkiye'de Yeni Anayasa Taslağı Ankara'dan hükümeti temsilen anayasayı anlatmak için iki milletvekili taa buralara gelmiĢler diye sevindim, kalkıp gittim. Aziz Nesin sağ olsaydı kimbilir neler yazardı. Benim birkaç gözlemimle yetinmek mecburiyetindesiniz. Belki toplantıya katılan konuĢmacılar bu yazıyı okur da, onlar da sizlerle izlenimlerini paylaĢmak isterler. Öylesine güler misin ağlanacak halimize türünden bir toplantıydı ki gelenler ve düzenleyenler adına üzüldüm ve utandım. Türkiye'den konuĢmacılar hazırladıkları yeni anayasanın taslağını anlatacaklar diye herkes gibi merakla bekledim. Meğer gizliymiĢ. GizliymiĢ çünkü anayasa tepeden inmeci olmasın diye halkın önerilerini bekliyorlarmıĢ. Ama gene de, gizli tuttukları, anlatamayacakları bir konu üzerine konuĢmak üzere kalkıp Amerika'ya gelmiĢler. Belki buradayken baĢkalarıyla baĢka Ģeyler konuĢtular. Bize söyledikleri niçin yeni bir anayasa gerektiğini anlatmalarıyla sınırlı kaldı. Onu da pek anlatamadılar. Anlatamadılar çünkü milletvekillerinden konuĢkan ve yaĢlı olan konuĢma yapmak üzere geldiği ülkenin dilini konuĢmadığı gibi Ġngilizce bilen diğer milletvekiline de soru cevap faslında pek fırsat bırakmadı. Davet sahipleri son anda kendisine tercüman bulmaya mecbur kaldılar. Böylece milletvekili aldı sazı eline, sanki bir hükümet temsilcisi değil de yeraltı bir özgürlük örgütünün üyesiymiĢ gibi, "Maalesef," dedi, "her ne kadar yeni bir anayasa hazırlaniyorsa da, ilk üç maddesinin değiĢtirilmesini teklif bile edemeyiz. Yoksa partimi kapatırlar." Salonda bir hukuk profösörünün sözlerine gülümsemesi üzerineyse, "Ülkemde sizin gibi gülme özgürlüğüm yok," diye acı acı ilave etti, bir Ģeyler daha söylese siyasi sığınma talep etme durumunda kalacakmıĢ gibi bir hava estirdi. Ardından baĢına iktidar partisinin Ģapkasını geçiriverdi. Harvard Üniversitesi'nde değil de köy kahvesinde propaganda yaparcasına partisinden baĢka aklına geleni eleĢtirmekten geri kalmadı. Derken bir edebiyatçı duyarlılığıyla eski anayasanın kötü Türkçesi'nden yakındı milletvekili. Dilimizin güzelliği baĢka bir gerekçesiydi yeni bir anayasa yazılması gerektiğinin. Devlete karĢı bireyi savundu milletvekili. Ġktidarları döneminde Türkiye'de yargılanan, öldürülen, Türkiye'de yaĢamları güvence altına alınmayan bireylerden, partisinin sahiplendiği 301 ve kurbanlarından tek söz dahi etmeden. Bol bol din özgürlüğünden söz etti milletvekili. Din özgürlüğünden kastettiği sünni kızların türban takmasıyla sınırlıydı. Partisinin icraatinden korkan bir kadın dinleyicinin sorusuna, korkanların aradığı cevabı hukukta değil psikiyatride bulacaklarını söylerken de bu sefer bir ruh sağlığı uzmanı gibi fobilerin klinik niteliği üzerinde durdu. Evet baĢka özgürlükler de önemliydi, ama kendileri siyasetçiydi. Huzur getirmek, beklentilere cevap vermek zorunluluğunda olduklarından baĢörtüsü için anayasa değiĢikliğine gitmiĢlerdi. Zamanla baĢka özgürlükler de sağlanabilirdi ama mesela Türkiye "üçüncü cins" diye tanımladığı eĢcinsellerle ilgili düzenlemelere hazır değildi. Üzülerek ayrıldım toplantıdan. Hem bir üniversiteden beklediğimi bulamadığım, hem de Türkiye'de özgürlükçü bir anayasanın taraflaĢarak sağlanamayacağını, özgürlük adına bölücülük yapıldığını bir kez daha ibretle gördüğüm için.

İstanbul'un ağalarıyla kulları
Gündüz Vassaf
02/03/2008

Boston'da sessiz sedasız bir mahelledeyim. Yazı masam pencerenin önünde. Gece yazdığımda, gözüm konu komĢuda yanan tek tük ıĢıklara takılıyor. Amerikalılar erken yatıyor. AkĢam dokuzdan sonra pek kimse birbirine telefon etmez. On dedin mi ıĢıklar sönüyor. Sabah erkenden herkes iĢine gider, akĢam döner. Yakın zamana kadar gündüzleri sokağımız genellikle bomboĢdu. Genç bir kız, elinde dört beĢ tasma, evlerde yalnız bırakılan köpekleri öğleye doğru yürüyüĢe çıkarır, ellerinde bastonları Rus göçmeni yaĢlı bir kaç çift kol kola gezinir, postacımız Jane öğleden sonra mektupları getirirdi, o kadar. Son yıllarda gözüm sokaktaki hareketliliğe takılmaya baĢladı. ÇeĢit çeĢit araçlar gün boyunca cirit atıyor sokakta. Biri gidiyor. Biri geliyor. ġöförler evlerin önünde duruyor, araçlarından indirdikleri kutuları, paketleri, bahçe içindeki evlerin kapısının önüne bırakıp gidiyor. Bizim sokakta, baĢka sokaklarda, internet

üzerinden alıĢ veriĢ yapanların aldıklarını evlerine teslim ediyor. Eskiden alıĢ veriĢ merkezlerine gidenlerin, dükkan dükkan dolaĢmaya ayıracak ne vakti var ne de arzusu. Bilgisayar ekranının baĢında aradığı malın çeĢitlerini bir kaç tıklamayla bulabiliyor. Bir kaç tık daha, sipariĢ tamam. Ismarladığını beğenmezse, gene evinin kapısının önünden alıyorlar iade etmek istediklerini. Dükkanlarda alıĢ veriĢe harcayacağı vaktini ya iĢine ayırıyor, daha çok mesai yapıp daha çok para kazanıyor, ya da keyfine göre, canı ne isterse onu yapıyor. Dükkanlar kapanmaya baĢladı. Dünyanın en büyük müzik dükkanı Virgin Records bunlardan biri. Aslında bu satırları Ġstanbul'un geleceğini düĢünerek yazıyorum. Belediye ve yatırımcılar el ele vermiĢ rant sağlamak için Ġstanbul'u semt semt koca bir alıĢ veriĢ merkezine dönüĢtürme peĢindeler. HaydarpaĢa, Galataport, TarlabaĢı ilk akla gelenlerden. AlıĢ veriĢ yapmasak bile, biz de zenginleĢtik, modernleĢtik duygusunu veren bu merkezlerin yarınını düĢünen yok. Belediye ve yatırımcılar benden sonra tufan anlayıĢındalar. Ġngiltere'de Manchester gibi sanayii devriminin öncülüğüni yaparak fabrikalaĢan kentlerin bilim kurgu filmlerinden çıkma hayalet Ģehir merkezlerine dönüĢtüklerini, koca koca metruk fabrikaları unutmayalım. AlıĢ veriĢ merkezlerini bence aynı akıbet bekliyor. Kendine yeterli mahallelerin yerini, insan iliĢkilerinin anonimleĢtiği merkezler alıyor. ġehirlerimizin geleceğini planlayanlar, herkesi katma değeri olan birer istatistik olarak görüyor. Siyaset ve sermayenin isbirliği yaptığı günümüzün totaliter Ģehir yönetimleri bize sormuyor ne isteriz diye. Ne planladıklarını, ne yapacaklarını bile gizli tutuyorlar. SözleĢmeler imzalandıktan, yıkım ve inĢaaat baĢladıktan sonra haberimiz oluyor. Dünyada baĢka bir çok Ģehir gibi, Ġstanbul da rant peĢinde iĢgal ordularının, talanın, yolsuzluğunun ibret verici örnekleriyle dolu. ġehrimizi kendine özgü bitki örtüsüyle yeĢerteceklerine, ithal çiçeklerle süslüyorlar. Ancak, asıl ibret verici olan, apartmanlarımızda kimin kaç kalorifer dilimi var gibi konularla ilgili toplantılarımızda birbirimize girerken, aklımızdan geçmiyor Ġstanbul'un bize ait olduğu. ġehrimizin planlanmasına katılmayı talep etmek, totaliter yönetimleri ĢeffaflaĢtırmanın yolunu açmak, mahalle bazında örgütlenerek demokratik kent yönetim modelleri geliĢtirmek gündemimizde değil. Demokraside en az oy vermek kadar, hesap sormak ve katılım da elzem unsurlar. Ġlle de taraflaĢma merakımız parti aidiyetimizi pekiĢtirirken ödümüz kopuyor örgütlenerek yönetenlerden hesap sormaktan. Katılımcı demokrasi mi? Hala belediye bürokratlarının huzurunda ceketimizin düğmesini iliklediğimiz bir ülkede yaĢıyoruz.

Bizim tarihimiz kimin tarihi?
Gündüz Vassaf
24/02/2008

Tarihimiz nasıl yazılmalı? Okullarda çocuklar tarihimiz diye neyi öğrenmeli?Ne okutulacağına kimler karar vermeli? Fransa CumhurbaĢkanı ülkesinde baĢlatacağı bir uygulamayı açıkladı. Eylül'den itibaren ilkokul son sınıf öğrencileri, II. Dünya savaĢı'nda Nazilerin soykırımında öldürülen 11 bin Fransız Yahudi çocuğunun hayatını öğrenecek. Her ilk okul çocuğunun katledilen bir Yahudi çocuğunun yaĢam öyküsüyle özdeĢleĢmesi istenecek. BeĢinci sınıf öğrencilerine zaten soykırım tarihinin okutulduğu Fransa'da, bu uygulamaya ABD'den esen köktencilik rüzgarının etkisini görenler var. CumhurbaĢkanı sözlerini, geçtiğimiz yüzyıldaki savaĢların nedenini "Tanrı'nın yokluğuna" bağlarken, Judea-Hıristiyan dinlerinin ırkçılığa karĢı olduğunu, Tanrı'nın insanı özgürleĢtirdiğini, öğretmenlerin 'iyi-kötü'nün ne olduğunu açıklamada papazların yerini alamayacağını, AB'nin anayasasından Avrupa'nın köklerinin Hristiyanlık olduğu sözlerinin çıkarılmasına da karĢı olduğunu açıklamıĢ. YaĢasın bizim takım, baĢka büyük yok. Öyle anlaĢılıyor ki, Fransa CumhurbaĢkanına göre sade ülkesinin değil Avrupa'nın da tarihi, iktidarın çıkar ve görüĢlerine ne denk düĢüyorsa o olmalı. Okullarda o okutulmalı. Ġktidar da seçimle iĢ baĢına geldiğine göre, demokrasinin ifadesine, dinin sultasının kamuya dayatılması diye bakılmamalı. Dinin siyasete, okullara sirayet etmesine karĢı Fransa birbirine girerken, Soykırımı Anma Vakfı'nın onursal baĢkanı Simon Veil bile "haksızlık" diyerek yeni uygulamayı eleĢtirmiĢ. ÇeĢitli ülke ve dinlerde, köktencilik sanattan eğlenceye, iĢ hayatından eğitime kadar her alanda yaygınlaĢıyor. Bu gidiĢle önümüzdeki yıllarda Hollywood yıldızlarının sansasyon haberleri, yerini dini dedikodu ve skandallara bırakacak. Yeryüzünde cennet vaad eden sosyalist rejimlerin çökmesinden sonra, her dinden köktenci akımlarla bütünleĢen kapitalizm yeni bir kimlik kazandı. YoksullaĢtırdıklarına, temkinli olurlarsa gelecek dünyada cennet vaad ederken, benden sonra tufan diyenlere de yürü ya kulum demenin formülünü, asırlar sonra yeniden canlandırdı. Sosyalizmin çökmesiyle geliĢen küreselleĢmenin karĢısında, ulus devletin de zayıflamasıyla, kitlelerin dini aidiyetlikleri ön plana çıktı. Aydınlanmanın yüzyıllar önce getirdiği özgürlüklerle birlikte, günlük hayatta, düĢüncede ve teknolojide dini engelleri yıkarak geliĢen kapitalizm, günümüzde egemenliğini dinlerle bütünleĢerek sürdürüyor. Din ve devlet ayrımı bir çok ülkede giderek ortadan kalkıyor. Gerçekten bizim tarihimizin kimin tarihi? Eğer Fransa'da yaĢıyorsanız, Fransa'nın tarihi sade savaĢ yapanların değil, barıĢtan yana olanların da tarihi. Ġkinci Dünya SavaĢından bu yana ülkeye yerleĢen, dört kuĢaktır bu topraklarda yaĢayanların da tarihi. Fransa'nın sömürdüklerinin tarihi. Fransız tarihi Katoliklerin olduğu kadar, Katharların, Hugenotların, Yahudilerin ve Müslümanların da tarihi. Fransız tarihi dini istibdata karĢı gelenlerin, dinlerden özgürleĢenlerin de tarihi. Türkiye'nin tarihi de, bu topraklarda yaĢamıĢ, yaĢayan herkesin tarihi değil mi? Yıllar önce Galatasaray'ın Fransa'dan transfer ettiği Didier Six adlı futbolcu, Türk vatandaĢlığına geçmiĢ, adı Dündar Siz olmuĢ, muhtemelen din değiĢikliğiyle bir zafer kazanılmıĢçasına Dündar'ı bağrımıza basmıĢtık. Türkiye'nin yazılmamıĢ tarihi biraz da neden Didier'en Dündar olması gerektiğinin cevabında yatıyor.

Türküm
Gündüz Vassaf
17/02/2008

Türküm Kimliğim-Japonya'daydım. Onlar kadar ben de Asyalıyım. Dilim Korelilerin akrabası. Soyadım Arapça. Nitelendiren demek. Selamın aleyküm dedim Kahire'de, Benim gibi Hacı torunlarıyla karĢılaĢtığımda. Balkanlar anamın, babamın doğduğu topraklarBaba tarafından Filibeli, annemden Ustrumcalıyım. Kırım'dan sülalece sürülmüĢler, orada hemĢerilerim var. Boston'da doğdum, beyzbol oynadım, severim. Kilisede Ģarkı söyledim, Havra'da ayine katıldım. Küba'da beni kardeĢ ilan ettiler. Havana'da Atatürk heykeli var, "Sen bizdensin, anti-emperyalistsin dediler." Din, ideoloji, ırk, gözetmez Uluslararası Af Örgütü. Onlarla çalıĢtım herhangi bir dünya vatandaĢı gibi. Geçenlerde Kazakistan'da buldular. Adı Niyazi. DNA'sına göre Avrupalılar da, Amerikalılar da soyundan türemiĢ. Artık kesinleĢti. Afrika'dan yola çıkmıĢ 50,000 yıl önce bir kaç bin kiĢi. Onlarsa hepimizin atası. Dünya vatandaĢı olmak çoğumuza ürkütücü. Bana acı, gülünç gelen ise Ģu Ben Türküm ya, Türklüğümden Ģüpheye düĢenler.

Türk gazetelerinde ölüm
Gündüz Vassaf
10/02/2008

'En büyük benim ölüm, baĢka büyük yok'. Ölülerini dev ilanlarla anan Türkiye'den baĢka bir ülke bilmiyorum. Gösteriye düĢkünlüğümüzden, gazetelerin reklam gelirlerini ölülerimizle besliyoruz. Ölen birkaç Ģirkete ortak mı? ġirket sahibinin karısı, annesi, bir yakını mı ölmüĢ? Firmaların verdikleri ilanlar gazete sayfalarından, hem de bir kaç yerden birden tekrar tekrar seslenir bizlere. Ölülerimizi Ģirketlerin kartvizitleriyle tabutlarına yolluyoruz. Adı sanı bilinmeyenler savaĢ haberlerinden iri puntolarla gazete sayfalarından arz-ı endam ederler ölünce. Ölülerimizi duyurma geleneğimiz, parası olmadıkları için ölülerini duyurmak istedikleri halde duyuramayanlara saygısızlıktan öte, ölene de hakaret değil mi? Kimdir, neyin nesidir? Hayatta ne yapmıĢtır? Tanımadığımız ölülerinin adlarını günlük gazetelerimizden bağıra çağıra duyuranlar, ölülerinin kısa özgeçmiĢlerini koysalar da, tanıma fırsatını bulsak. Ġlanın büyüklüğü, hangi gazetede çıktığı önemli. Neye, nasıl karar verirken, reklamcılardan farkımız yok. Ölüm ilanı reklamı ucuz bir gazetede yarım sayfa olarak mı yer almalı, çok okunan bir gazetede dörtte bir sayfa olarak mı? Yoksa ölümüzü küçük ilanlarla üç gazetede birden mi duyurmak en doğrusu? ĠĢ ilan vermekle de bitmiyor. Ölülerimiz baĢka ölülerle rekabet halinde. Ġlan öyle yazılmalı ki, aynı büyüklükte olan diğer ilanlardan önce okurun dikkatini çeksin. Ölü adlarını duyurma yarıĢının Türkiye'de televizyon reklamlarına henüz yansımadığına ĢaĢıyorum. Yakında olur mu? ÇeĢitli kanallarda Coca Cola, diĢ macunu ilanlarıyla birlikte ölüm ilanlarına da rastlar, dünyada bir ilke daha imza attık diye övünebiliriz. Ġleride toplumumuzu inceleyen tarihçiler bu ilanları görünce ne diyecek? Bizi nasıl yargılayacak? Son söz Ömer Hayyam'dan, Bir gün kızarırken tava üzerinde balık, Der ördeğe: 'Dostum, Ģu benim Ģüphemi yık. Niçin bu nehirler dönmez acaba? Biz ölmedeyiz, felsefeden geç be alık!

çizdiği yol. ABD'de demokrasinin esenliği ABD'lilere bırakılmayacak kadar önemli. "Esas tercihim Barack Obama'dır. Taa 1936'da BarıĢ AndlaĢması imzalanana kadar Meksika'yla savaĢ halindeler. Bu ülkede yaĢayan beĢ kiĢiden biri güneĢin dünyanın etrafında döndüğüne inanmakta. en güçlü ekonomisine sahip. garsonluk yapan. Tanıdık herkes bir yerlere gider. Amerikan düĢmanlığı Çin. Maya uygarlığı dokuzuncu yüzyılda doruk noktasına ulaĢmıĢ. ABD'nin. ülkenin turizm için en elveriĢili bölgesini saptamıĢ. kendi ülkelerimizi de demokrasinin olmazsa olmazı. Eğer bu ülkenin baĢkanlık seçimleriyle ilgileniyorsak. en moda markaların satıldığı butiklerden geçilmiyor. O denli ki. Geçenlerde Meksika'da. Özellikle matematik ve astronomiye katkılarıyla uygarlığımızda yer edinmiĢler. farklı ülkelerde farklı Ģekilde tezahür eden milliyetçilikleri. gözden kaçırmamıza neden oluyor. ABD basket liglerini izleme edilgenliğinden öteye gitmedikçe. tarihi perspektiften bakılınca türümüzün ayıplarına girebiliyor. göbek adı Hüseyin'dir. bununla birlikte geliĢen Amerikan düĢmanlığı. gözümüz kapalı. özellikle II. ABD'nin dünyadaki imajını yenileyebilecek isimdir" diyerek tercihinin ibret verici gerekçesini de belirtmiĢ. Yoksa. Mesele seçilen her yeni baĢkanla ABD'nin imajını değiĢtirmesi. rotasının hepimizin sahiplendiği evrensel ilkelere yönlendirilmesi. Türkiye'de bir köĢe yazarı. popülist maskeler arkasında tek elde toplanmasını. bana bunu ver demeleriyle değil. Uluslararası hukuk. yeni suratlarla bildik düzenin devam etmesi değil. baĢkan kim olursa olsun. köktenci akımları körüklüyor. ancak çıkarlarına denk düĢerse geçerli. Hem kendi ülkeleri hem de daha yaĢanabilir bir dünya için bize ihtiyaçları var. Bizler de Amerikalılar kadar söz sahibi olmanın yollarını aramalıyız dünyamızın geleceği için. Bu politika Bush yönetimine özgü değil. dünya vatandaĢlığına doğru atılacak adımlarımıza engel teĢkil etmemeli. Çoğu ibadete kapalı. Suudi Arabistan. ezilmiĢliğimizin aĢağılık kompleksinden de etkilenen ulusal ve dinsel aitliklerimiz. Meksika mektubu Gündüz Vassaf 27/01/2008 Tatil kelimesi akla dinlenmeyi. Mayalar bugün kendi topraklarında hizmetçi durumunda. Bundan 30 yıl önce bir bilgisayar programı aracılığıyla Meksika hükümeti. her yıl milyonlarca turistin gezmeye geldiği tapınaklarında incik boncuk satıyor. Ġran gibi totaliter rejimleri. çoluk çocuğun stadyumlarda toplanıp vahĢi hayvanlarla döğüĢtürülen kölelerin birbirlerini parçalamasını seyrettikleri günler geride kaldı. Rusya. iĢyerlerinde bilgisayar kullanması da bizi aldatmamalı. Bugün burası dünyada metrekare baĢına en çok otel odasının düĢtüğü yer. bu oran ABD'de yüzde 40. Dünya basını Ģimdiden ve taraf tutarak merakla izliyor adayları. sendikaların uzun yıllar mücadele vermesi gerekti. ABD'de demokrasi yolundan çıkıp rejimi de hoyratlaĢtıkça. Sıradan saydığımız. Uygarlığımızın evrensel ilkelerini benimsiyorsak. baĢbakanların. gece klüplerinde geleneksel danslarını yapan onlar. Tarihimizin sayılı uygarlıklarından Roma Ġmparatorluğu'nda günlük yaĢamının en büyük eğlencelerinden. Ekonomisi hapĢırınca dünya nezle oluyor. Mesele bu ülkenin politikasını değiĢtirmesi. Günümüzde turizmin kalkınmaya katkısı tartıĢılmaz bir gerçek. -Seçimler dahil. belki bu sefer hepimiz için daha iyi olur diye hüsranla sonuçlanan bir umut yayılması. seçim gündemindeki sorunların belirlenmesinde de dünya sesini duyurmalı. Acaba yüzyıl sonra günümüzde tatil yapanlara nasıl bakılacak? Bize de. Afrika'da turistler için özel mekânlarda birkaç haftalığına 'krallar gibi' tatil yapabiliyor. insan klonlanmasından uzayda yaĢama kadar geleceğimizi. Bir zamanlar balıkçı köyü olan Cancun yakınlarına kocaman havaalanı yapmıĢlar. SanayileĢmiĢ ülkelerde nüfusun yüzde 80'i Darwin'in evrim kuramını benimserken. Amerikalılar dünyadan bihaber. ki ilgilenmeliyiz. Ne mi yapılabilir? -Beyaz Saray'ın kapısını sömürge valisiymiĢ gibi aĢındıran baĢkanların. hemen hepimizin yaptığı. birbirlerini Ģikâyet ederek. Gelecekte ne diyecekler? . içmeye geliyor. Amerika dünyaya egemen. yürütme ve yasamanın sermayeyle de bütünleĢerek. doğal karĢıladığı kimi Ģeyler. Program. yargı. bu ülkede geliĢmeleri izleyecek uluslararası sivil toplum örgütleri aracılığıyla internet gibi hızlı iletiĢim teknolojilerinden de yararlanarak oluĢturulacak dünya kamuoyunun baskısıyla. birilerine teslim ediyoruz demektir. benim için Ģunu yap. Televizyonda ana haber bültenlerini izleyenler genellikle yaĢlılar. Bildiğini okuyor. Nüfusun yüzde 55'inin evlerinde. Gelecek yıl yeni baĢkanlarını seçecekler. Artık bir yerlere gitmek sıradanlaĢtı. Dünya öyle bir noktaya geldi ki. ABD'de 21 yaĢ altında olanlara içki yasağı olduğundan özellikle bu ülkeden üniversite öğrencileri akın akın yaz kıĢ buraya eğlenmeye. ABD'nin böl yönet politikasını teĢvik edercesine. Dünya SavaĢı'ndan yana.BaĢkan seçimlerine ilgimiz Hollywood filmlerini. eğer geçmiĢimizi yargıladığımız gibi bakacaklarsa halimiz ibret verici. Yucatan bölgesindeydim. Karayip denizi kıyılarında ana karaya bitiĢik 30-40 kilometre boyunda bir adayı seçmiĢ. eğlenmeyi getirir. Tatil hakkını kullanır. Gözden ırak yoksul köylerinden gelip otellerde yatakları yapan. Batı ülkelerinde iĢsizlik maaĢı alanlar Asya'da. bavulları taĢıyan. Çünkü Obama'nın baba tarafından kökleri siyah Afrika'ya uzanır. savaĢtan barıĢa. Bu hakkı elde edebilmek için iĢçi sınıfının. tuvaletleri temizleyen. BaĢkan adaylarından biri dünyanın yaĢının Ġncil'de yazıldığı gibi olduğuna inanıyor. senden dünyamızın karĢı karĢıya olduğu sorunlar adına Ģunu da istiyoruz talepleriyle. Ana caddede Hard Rock Cafe türünden gece kulüplerinden. ġu ya da bu Ģekilde hepimiz hegemonyası altındayız. 'Yeni dünya'nın keĢfiyle buraya altın ve köle peĢinde bulaĢıcı hastalıklarıyla gelen Avrupalılara yüzyıllarca direnmiĢler.Dünya başkanı kim olmalı? Gündüz Vassaf 03/02/2008 ABD dünyanın en güçlü ordusuna.

"Uyumadım. Çin rota değiĢtirdi. yürütme ve yasamayı tek elde toplamaya yeltenen totaliter. Kamuoyunu. Gençliğimin haksızlığa sert ve kaba tepkisinin utancını hâlâ taĢıyorum. Her ülkenin elit üniversitelerinde münferit çabalar yok değil. öğrenciler ve eğitim üzerinde kurdukları iktidar 1968'e. bir dizi eğitim reformunu zorlamasına kadar sürdü. Evrensel ilkeleri benimsemek yerine kimliklerimizle siyasallaĢtık. köhnemiĢ eğitim anlayıĢına karĢı gelen gençlerin üniversite iĢgallerine. Ancak Ġkinci Dünya SavaĢı'ndan bu yana 'Kahrolsun Amerika' sloganının her ülkede yankı bulduğu bir dünyada yaĢıyoruz. Yoksa bütün iyi niyetlerime rağmen her derste beni gerçekten uyuttu. Filmde kim varsa. herkesin Amerika'yı etkileyebilme gücünde yatmakta. önerileri doğrultusunda zenginleĢtirildi. Üniversite hocaları konularını bilir. Bunun sağlanması büyük ölçüde hocanın 'ders verme dersini' iyi çalıĢmasına bağlı. yıllardır hocalarla birlikte öğrencileri de kıĢla eğitimine zorlamakta. Son yıllarda dinler inançlarımızın. ders vermekten çok üniversitenin olmazsa olmazı. ulusal aitlikler birlikteliğimizin ifadesi olmayı aĢtı. Monoton sesle konuĢan. Onlar da futbolcu transferi yapar gibi. her yıl değiĢen öğrencilerinden baĢka kimse farkında olmadan. Sosyalizm adına 100 milyona yakın vatandaĢlarını kıydıktan sonra. Zaten genellikle tercihi. meslektaĢları dersine girmeden. Ömür boyu. ideolojiden değil. baĢlar ders vermeye. saldırganlaĢtık. arkada kalanların öğrencilerine ders verme Ģevki daha da kırılıyor. köktenci akımlar evrensel insan hakları mirasımızın temel ilkelerine karĢılar. Hocası zamanın ABD'deki en ünlü psikologlarındandı. Üniversitede son yılımda seçmeli bir ders almıĢtım.hiç'. Öfkemiz Amerika'ya odaklanırken. Hele Türkiye gibi askeri cuntadan kalma totaliter bir sistemle yönetilen üniversitelerde. Amerika'yla dünya savaĢının eĢiğine gelen Sovyetler Birliği çöktü. kurumlarını anlamsızlıĢtıracak doğrultuda yönlendirmekteler. BaĢka ülkelerde olduğu gibi. Dünya geleceği belirsiz bir dönüm noktasında. yayın ve araĢtırmaya odaklanmaktır. gelenek adına kültür kerrat cetveli tekrarında tekdüzeleĢtiriliyor. Dönem sonu notum 'B' geldi. KarĢıtlık. Rönesans'tan sonra Ġtalya'da kurulan ilk üniversitelerde öğrencilerdi hocalarının maaĢını ödeyen. ikisi de kapitalist sistemle bütünleĢti. Yardıma ihtiyaçları olduklarının bile farkında değiller. Bunlara rağmen ABD karĢıtlığı bugün. önümüzdeki yıllarda daha da vazgeçilmez kılacak. üniversiteyle birlikte kritik düĢüncenin geleceği tehdit altında. Pedagojiden. Hocaların performansları öğrenciler tarafından anketlerle değerlendirilip üniversite camiasınca paylaĢılır oldu. iĢlerini nasıl yaptıklarını denetleyen. ya bu' Ģeklinde biçimlendiği dijitalleĢme sürecine çoktan girdi bile. cemaat adına birey sindiriliyor. Çoğunluk adına özgürlükler çiğneniyor. Bilgisayar programlarıyla beslenen düĢünce sistemimiz 'hep. eski tas. Tersine. baĢka nedenlerden kaynaklanıyor olmalı. siz uyuttunuz" diye cevap verdiğimi hatırlıyorum. hem de giderek meslek okullarına benzemekte. 'ya o. "Derslerde uyudun" dedi. Hocalar bu konuda uyarılmadığı. Bugün rakipsiz süper güç ABD'nin hegemonyası altında yaĢanıyor. evrenselleĢeceğimize yerelleĢiyor. akademik özgürlüğü ihlal eden YÖK gibi bir kurumsa. Kendi ülkelerimizde demokratik değerleri yadsıyarak dünya imparatorluğuna karĢı gelmekle bir yere varılmıyor. büyük ölçüde bizim. aczimizle birbirimize karĢı taraflaĢıyor. Üniversite özerkliğini.Üniversiteler hem eski hiyerarĢik yapılarına döndü. ders verme yöntemlerini geliĢtirmedikleri takdirde. Bilgi aktarımında yeni iletiĢim teknolojilerinin ağırlık kazanması. her zamankinden daha güçlü. KurtuluĢ'un sihirli kelimesi. Hocaların. özgürlüğün adresi Amerika. Güçlü devleti en yüce değer olarak benimsetmek peĢindeler. Öğrenci temsilcileri oy hakkıyla üniversite senatolarına katılmaya baĢladı. Hocaya nedenini sordum. Popülist nedenlerle ülkenin dört bir yanında açılan gecekondu üniversitelerinde eğitim yetersizliği de eklenince. Filmi seyrederken nereden nereye diye düĢündüm. Üniversite hocaları ders vermesini bilmeden iĢe baĢlar. Ġmtihanlardan ve projeden tam not olan 'A' aldım. sınıfta tartıĢmaya olanak tanımayan kötü bir hocaydı. Türkiye'de de uydu sol sahipsiz kalınca dağıldı. demokrasiyi küçümseyecek. Can alıcı soru üniversitelerin yüzyılımızda geleceği. Avrupa'nın nerdeyse tümünün faĢist rejimlerle yönetildiği yıllar. Film 1942'de çevrilmiĢ. Sınıfa girer. Dünyanın karĢı karĢıya olduğu sorunların çözümü de. öfkemizle terörizmin her türünü azdırıyoruz. . Rusya. umudu Amerika'ya gidebilmek. bugün de dünyada en çok insanın göçmen olarak gidip yaĢamak istediği ülke. Amerikan düşmanlığı Gündüz Vassaf 13/01/2008 Dünya film klasiklerinden Casablanca'yı geçen gün bir kez daha seyrettim. Günümüzde eski hamam. Kabahat onun değil. Doktorasını alan öğrencilikten hocalığa geçer. Eğitim sertifikaları yoktur. yarı-totaliter rejimler. Bunda emperyalizmin böl ve yönet politikasının da rolü var. Sonraki yüzyıllarda üniversiteler hiyerarĢik bir yapıya büründü. Ders programları. kritik düĢüncenin korunup geliĢtirildiği üniversitenin bu en temel iĢlevini. hocalar rejimin taleplerine uygun sicillerinin olup olmadığına göre de değerlendiriliyor. totaliter. Çin ve baĢka birçok ülkede yargı. ABD. Adil bir Ģekilde nasıl not verilmesi gerektiğinin yöntemlerini bile bilmez. onların düĢüncelerini almadan iĢini sürdürür. psikolojiden bihaberdir.Üniversite öğrencilerinin dikkatine! Gündüz Vassaf 20/01/2008 Hocalarınıza yardımcı olun. öğrenciler kurban konumunda. Tek dersini kaçırmadım. nispeten yüksek maaĢlarla yayınlarıyla tanınmıĢ (dersleriyle değil) iyi hocaları kapınca.

Ortak dilimiz Ġngilizce. Günümüzde normal olabilmek. SavaĢa hâlâ karĢı gelenler bugün ne Türkiye'de. Bu ülkenin gelecek yıl seçeçeceği baĢkanı. ABD'nin politikası her ülkede. ne Çin'de. dünyalı olduğu için. Yerel medyamızda.Kültürüyle. Ģöhret uğruna değer yargılarımız bu denli altüst edilmemiĢ. Günümüzde dünyanın dört yanından yüz milyonlarca genç sırf dostluk ve haberleĢmek nedeniyle. SavaĢa en çok karĢı gelenler gene Amerika'da. birçoğumuzun apolitik diye damgaladığı gençler. ürünleriyle. türümüz gençlerden öğrenmenin eĢiğinde. yüzyılın yeni kuĢakları insanı çıldırtan bir dünyaya doğuyorlar. ne de Güney Amerika'da. hatta siber taktiklerle felç edecek tarihimizde görülmemiĢ bir güce sahipler. patolojik bir iyimserlik ya da 'Benden sonra tufan' anlayıĢını gerektiriyor. âĢık olmama hastalığı vardır. evrenel değerlerimizin çökmesini fırsat bilen her türlü köktenciliğin. Belki asıl onlar John Lennon'un sınırsız dünyasını. *** . planlama gerektirmiyor. Türümüzün tarihinde zengin yoksul uçurumu bu kadar aĢılmaz olmamıĢ. Dünyayı çığırından çıkarmanın tam da eĢiğindeyken. YaĢam gecenin konusudur. Aksi takdirde. hayatımızı etkileyecek. ahlak bu denli umursanmamıĢtı. Amerika istediğini yapar görüĢü kabullenildi. Düzene karĢı gelen '68 kuĢağının. Amerikan vatandaĢı konumunda. dünyanın kendine yol göstermesine bizim de. '68 kuĢağından farklı olarak egemen güçlere karĢı gelmemeleri. Kimse bunu öğle yemeği sırasında tartıĢmaz. Hele yeni teknolojilerle. kendi küçük dünyalarını yaratabildikleri. Ġnsanları. toplum ve kurumlarıyla buna hâlâ açık. insan sevgisi ve merakla ortak bir ağ kuruyorlar. servet. gençlerin denge sağlayıcı bir unsur olabileceği günlere gebeyiz. *** YaĢamın amacı ölünceye kadar yaĢamak.' 'gerçekçi' oldu. mutlu olabilmek. herkesin gündeminde. kendisinin de ihtiyacı var. zenginler servetlerini bu kadar fütursuzca sergilememiĢ. Tarihimizde hep çıkarlara dayalı ticaretti. ücretsiz. e-postalarıyla. 21." Nerdeyse tüm dünyada gençliğin ayaklandığı yıllardı. bir hareket potansiyeli oluĢturanlar.' 'You Tube. Ama sırf karĢı gelmek için karĢı gelmek. ciddiye almadıklarından. "Dünyayı değiĢtirmeye çalıĢacağına kendini değiĢtirmeye bak. çıldırmayanlar Gündüz Vassaf 06/01/2008 Mesleğimden vazgeçmemde Hacettepe Üniversitesi Hastanesi psikiyatri polikliniğinin bekleme odasının duvarında asılı yazınının mutlaka etkisi olmuĢtur. yüzyılda çıldıranlar. tepkisel düzeyde kalan Amerikan karĢıtlığı. Kaderimizde ya evrensel ilkeler üzerine kurulu yeni bir dünya uygarlığı var ya da farklı totalitarizmlere boyun eğmek. sınırsız. 'Face Book. ilaçla sakinleĢtiriyor. YaĢlılar hep gençleri savaĢtırdı. sansürsüz ve hızlı iletiĢim teknolojisiyle birleĢince tarihimizde ilk kez bu kadar çok genç yeni bir oluĢum içinde bütünleĢiyor. Düzen ayaklarına bastıkça isterlerse düzeni bir çırpıda uyaracak. ilaçla denetliyor. Belki Ģu anda dünyanın en sağlıklı insanlarıysa. Dinlerine sığınıp birbirlerine karĢı taraf olanlar dikiĢleri patlamıĢ düzene karĢı çaresizliğimizin ifadesi. milliyetçiliğin ve totalitarizmin ekmeğine farkında olmadan yağ sürmekte. sonuç alamamak. 21. asırlardır bizleri taraflaĢtıran kimliklerden arınıyorlar. savaĢsız dünya özlemini belki en iyi John Lennon'un 'Imagine' adlı Ģarkısı özetliyordu. etkisizleĢtiriyor. Ġngilizcenin giderek dünyanın ortak dili olması. Dünya çapında bir gençlik cemaati oluĢuyor. Buralardan ses çıkmıyor. Yüz milyonların text mesajlarıyla. hatta değer yargılarıyla dünya her gün daha fazla ABD'nin tüketicisi konumunda. Bu anlamda dünyada herkes. Yeni kuĢaklar. Kimliklerinin zırhında cepheleĢenlerin tersine. Kendimden kendime Gündüz Vassaf 30/12/2007 YaĢamın anlamı gece duyumsanır ve sorgulanır. düzenle bütünleĢti. Bu fırsatı iletiĢim teknolojisinden de yararlanarak kullanmak bizim elimizde. mitinglerimizde. meclislerimizde. teknolojisiyle. bu ülke. kendi aramızdaki tartıĢmalarımızda ABD'ye karĢı gelinirken havanda su dövdüğümüzü söylemek istemiyorum. dünyanın düzenini benimsediklerinden değil. Evrim sürecimizde ilk kez. insanı acz içinde bırakıyor. koruyabildikleri sürece olan bitene sınırlı bır kayıtsızlık içindeler. Tarihimiz boyunca gençler yaĢlılardan öğrendi. Geleceğimiz için bizi karamsar kılıyor. BaĢka totaliter rejimlerden farklı olarak. *** AĢk hastalığı değil. 'OlgunlaĢtı. Amerika'nın. Teröre karĢı verildiği söylenen savaĢ çıldıranları daha da çıldırtıyor. roller değiĢiyor. Sonuçta '68 kuĢağı yaĢlandı. farklı kültürlerden tüccarları bir araya getiren. buralarda yeni değer yargılarını paylaĢtıkları evrensel bir kültür. Dünya çapında eylemler aylar öncesinden örgütlenme. düzene uyumlu kiĢilikler kılmak sevdasından çoktan vazgeçti. sonuç alınamadı. Irak savaĢına karĢı dünyanın dört yanında milyonlar yürüdü. belki kendi liderlerimizden de çok. seferber olması artık anlık bir iĢ. Psikiyatri.' 'My Space' sitelerinde yaratan. sınırsız.

*** Kendimizden kaçtığımız için mi gözlerimizi kaçırıyoruz birbirimizden? Bize. hiç dönmediği gibi. ABD'nin plantasyonlarında. temerküz kampları örneğinde olduğu gibi en ceberrut ortamlara bile ayak uydurmak var. Ama gene de biziz. Reddi o kadar Ģiddetliydi ki. farkında olmadan içselleĢtiririz değiĢen ortamımızın değer yargılarını. taĢınılır. aniden denizin suları çekilir. yaĢadığımız yere uyum sağlarız. Türkiye'de yaşanır mı? Gündüz Vassaf 23/12/2007 Gazetede okumuĢtum. Washington'da öğrencilik yıllarımda tanıdığım.Beklentilerimiz gözümüzü rehin almıĢ. *** Sakladıklarımız. *** ÂĢık olan için gözü dünyayı görmüyor diyen biziz. Milli ġef Ġnönü rejiminin aydın kıyımlarında Pertev Naili Boratav ve Niyazi Berkes'le birlikte Muzaffer ġerif de. Ağır çekimde film gibi olan uyum süreçlerimizde. Ġstanbul Üniversitesi'nde felsefe okurken annemin sınıf arkadaĢı olduğunu bilmesine rağmen. Atlası çıkarıp dünyayı gözden geçirir. aĢık olunca evrene bambaĢka bakılabileceğini bilen. DüĢük maaĢlar. reddinin Ģiddetinde reddettiği yeri daha da çok yaĢıyordu. kısa bir süre hapis de yattıktan sonra. kurallarını. kimbilir. 'iyi'yi benimsemek ya da 'kötü'yü reddetmek ağır basan temel bir dürtü türümüzde. berbat iklim derken yaĢam koĢullarını tahammül edilmez bulurlar. beĢ değil. insanın inancına kulluğu için mi? Hangi ülkede yaşanır. sılaya mahkûm olabiliyor. Tam sahile ulaĢıp. Memet. Türkiye'de sılanın ne anlama geldiğini belki de en iyi Nâzım Hikmet'in 'Memleket. dört-beĢ boyutlu olduğunu söyledikleri evrenimizde. Osmanlı'nın konaklarında. Gurbet psikolojisini yaĢamayanlar. Münevver' üçlüsüne hasret Ģiirlerinden bilir. bazen Nâzım Hikmet gibi canlarını korumak pahasına. Ama çoğu zaman. Sık gördüğü bir kâbusunu bizlerle paylaĢmıĢtı. Ġngilizce konuĢulan ideal bir yer bulurlar. köle sahipleri de uyumlu değil miydi yaĢadıkları ortama? . gurbette yazdığı 'Vakvaka'nın Tasası' adlı okurumuza ulaĢamayan Ģiir kitabı da olan Sadi Koylan.. yurdundan ayrılmaya mecbur bırakılır. ciddiye alınmamak. Ġnsanlar bazen daha iyi yaĢam koĢulları uğruna. *** Yaratıcılıkta taraf yoktur. Güney Amerika'nın kıyısında Falkland adalarında Ġngiliz ve Arjantin orduları çarpıĢmaya baĢlamıĢtır. sözcüklerimizin tutsağı olduk. *** Durmadan birbirimiz için gösteri yaptığımız. 'Beni gör!' diye bakanlardan. Cebelitarık Boğazı'nı geçer. baĢkalarıyla da yaptığı gibi. "En çok kimi seviyorsun?" sorusuna cevap vermekle baĢlar. Bir ay geçmeden vardıkları yerde savaĢ çıkar. yurduna doğru son kulacını atacak.. *** Cinsel iliĢkinin gerçekleĢmesi için türümüzde iki değil de üç farklı cinsiyet olsaydı? *** Ait olmaktan kendi portremizi yapma yeteneğimizi yitiririz. *** Fizikçilerin. *** Totalitarizm. bazen de Stalin'in Kırım'dan sürdüğü Türkler gibi topluca sürgüne. Uyum sağlamak. Dalgalarla cebelleĢerek Atlas Okyanusu'nu. *** Ġktidarların en büyük korkusu muhalefet değil. aksayan sağlık hizmetleri. Ġngilizce hal hatır sormuĢtu. Doğamızda çevremizle bütünleĢmek. *** Ġnancımız insan için mi olacak. artan cürüm. *** Dünyayı sözcüklerle tutsak ettik. *** Kahramanlar öylesine totaliterdir ki. kendisiyle ABD'de tanıĢtığımda. askerliğini yapmadığından elliyi aĢkın yaĢına rağmen Türkiye'ye dönemiyordu. koĢullar ne denli tahammül edilmez olursa olsun. geçen yüzyılın baĢlangıcında demokrasilerin savunuculuğundan totaliter rejimlerin hararetli taraftarları olmaya nasıl geçilebilirdi ki? Atina demokrasisinde. kötü eğitim. Böyle olmasa. Çocuklar okuldan alınır. Akdeniz'in sularında duyduğu hazla Ege'ye varır. köleler de. imparatorluklarımızın uyumlu kulları olmaktan cumhuriyetlerin uyumlu vatandaĢları olmaya. yatağında çarĢaflarla boğuĢurken uyanır. ileride baĢkalarının çöpü olup olmama sınavından geçecek. *** Görülecek o kadar çok Ģey var ki. Potomac nehrinden suya girip yüzmeye baĢlar. ev satılır. Muzaffer ġerif Türkiye'ye o denli küser ki. ama asla birlikte icrada bulunmadığımız toplumlarda yaĢıyoruz artık. öfkesinden benle de Türkçe konuĢmayı reddetmiĢ. Türkiye'nin kaybı baĢka ülkelerin kazancı olur. öldükten sonra da sorun olmaya devam ederler. beĢ bin duyumuz vardır keĢfedilmeyi bekleyen. Ġngiltere'de bir çift ülkeden çekip gitmek zamanı geldi der. üç bilim adamı kendi alanlarında dünya çapında ünlü olur.

Devlete karşı gelmek Gündüz Vassaf 16/12/2007 ġiddet kullanması meĢru olan bir kurum tasvip edilebilir mi? Tarihimiz boyunca çözülemeyen çeliĢki. uluslararası hukuku yadsıyan. seçtiğimiz baĢbakanlarımızı. Kendimce saygılı davrandım. Soğuk SavaĢ'ta taraflar. Pek farkında olmadığımız. yürütme ve yargının birbirini dengeleyecek. Ses yok. Siyasi partiler arası farkların azaldığı. 7 bin kiĢi için idam cezası istenen. Ancak eskisi kadar. Sağlık. yemeye devam edersem saygısızlık hatta tahrik olabilir diye. herkesin gündelik hayatını denetleme hakkı maddi gücüyle sınırlanmakta. yoksulluk . Aç kaldım. Birden aklıma ramazan olduğu. Vapur kalabalık. devleti var etmekle karĢı gelmek arasında gidip gelmemiz. askeri rejimin YÖK'üne karĢıyız demelerine rağmen. kim olursa olsun. her seferinde bedelini ödediği cesaretle. tüketim alıĢkanlıklarımız giderek bu güce tabi olmakta. isyan eden değil. dinlemesi gerektiğini. Oysa. kendi sesiyle boğulduğu tepkilerle yetiniyor. maddi gücü ve tehditle ulusların hayatını etkileyen tek bir gücün elinde. KeĢke çatıĢan kültürler olsaydı. denetleyecek Ģekilde ayrıĢması gerekirken. Ülkelerimizde ne varsa hem bize rağmen hem de bizim sayemizde. Nazım Hikmet'i 12 yıl hapiste tutan tek parti rejimi. bizde de aydın giderek filin sırtında sivrisineği andıran ABD'deki yazar çizerlerin konumuna dönüĢmekte. selefleri gibi baĢka bir geleceğin ufkunu gösterebilmek de ona düĢer. Günümüz dünyasında zengin-yoksul arasındaki fark tarihimizde olmadığı kadar açılırken. Tarih boyunca iki arada bir deredeyiz. sosyalizmin çöküp kapitalizme yenik düĢmesiyle tarihin bittiğini. yoksulluk gündemden düĢtü. hem ülkesinde hem de dünyada olanlarla ilgili kaygılarını dile getirdi. ABD'li Fukuyama'nın. Bir uçta canımızı devlete kurban etmeye gönüllü halimiz. özel yaĢama yaygınlaĢan baskısına dikkati çekmek. Günümüzde de cesaret istiyor özgürlüğü. bir ölçüde de edebiyat. Yerinde sayarken tartıĢtığı konulara yaklaĢımı genellikle magazin basınından farksız. Oysa dünyanın baĢka ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'de de demokrasinin olmazsa olmaz temel ilkeleri yok edilmekte. milletvekillerimizi hapse atan 12 Eylül darbesinin baĢının cumhurbaĢkanlığını oylarımızla onaylayan? Bizim akademisyenlerimiz değil mi. Simitten bir parça kopardım. geçen yüzyıla göre giderek anlamsızlaĢan seçimlerle tanımlıyor. ergenlik çağında delikanlı gibi ceberrut babaya baĢkaldırmak gerekmiyor. birçok ülkede bu hassas saç ayağının iki unsuru yürütmeye teslim olmakta. mekanizmalarını oluĢturmak. 20 küsur yıldır bu kurumun kapıkulluğuna boyun eğen? Ne kahvaltı etmiĢ. ne öğlen yemeğe vakit bulabilmiĢtim. Aydınsa. hepimizin hayatını etkileyecek. 400 gazeteci için 3 bin 315 yıl hapis cezası verilen. aynı dünyayı paylaĢtığımız bu güce ulaĢmanın. Soğuk SavaĢ'ta Türkiye'ye biçilen rolde solu yaĢatmayan tek kanatlı demokrasi. Yasama. Demokratım diyenler. Dünyamız. yoksulluğu sona erdirecek bir düzen uğruna çatıĢtıkları iddiasındaydı. Genel olarak. yanımda. bir uçta devletin topyekûn yok oluĢunu. herkesi refah içinde yaĢatacak. estetik kaygısını koruyarak. eğitim. 1960'lı yıllardan itibaren özgür düĢünceyi düzenli aralıklarla biçen askeri rejim ve sıkıyönetimlere rağmen aydın. Usulca kalan simidi cebime koydum. ezikliğiyle edilgenleĢiyor. istediği ülkeye saldıran. Son yıllarda Türkiye'de. yerinde sayıyor. Ada vapuruna binmeden simit aldım. Akademisyenler ise 20 küsur yıldır YOK'ten özgürleĢmeyi bile beceremedi. Yoksa kimsenin ters bir bakıĢını hissetmemiĢtim. Ses yok. karĢımda oturanların oruçlu olabileceği geldi. Aydınsa. Ses yok. hele dinin. Ömrüm boyunca Ġstanbul'da. yerel konumundan nadiren baĢını kaldırdığında. hükümetlerin uygulamalarının benzeĢtiği dünyamızda. rejimler meĢruiyetlerini. TartıĢma yoksulların hangi ideolojiyle kurtulabilecekleri üzerine odaklanmıĢtı. devlete. baĢka birçok ülkede olduğu gibi. insan haklarını savunmak. Biz değil miydik. tek tük istisnalar dıĢında. Gelecek yıl seçilecek baĢkanları. Güvertede oturdum. hatta yer yer güvenlik güçlerinin bile özelleĢtirilmesiyle. birbirinden çok farklı dillerle toplumda bireyin konumunu da ifade eder oldu. Kültürümüz. Artık devlet nispeten olgunlaĢtı. kıstas olarak hâlâ seçimleri gösteriyor. Eskisine göre hem yerelleĢmekte hem de toplumun vicdanını yansıtmamakta. bazen de dinliyor gibi yaparak geçiĢtirmesini öğrendi. Romeo varken Mecnun'u kim takar? Gündüz Vassaf 09/12/2007 Önüne gelen dünyamızdaki kültür çatıĢmasından söz ediyor. bu çatıĢmadan söz edenlerin kültürden ne kadar az nasiplendiği. özellikle sinema. değiĢen Türkiye'ye uyum sağladım. Her seferinde tokadı basacağına. belki imza atarak birkaç Ģeyi protesto ediyor. bundan önce hiçbir ramazanda aklıma böyle bir Ģey gelmemiĢti. demokrasiyi savunanlar. Yemeye baĢladım. yıkımını öngören ideolojilerimiz.Hayatını idame ettirebilen iyi köleydi. onu etkilemenin yollarını aramak. Huntington'ın da uygarlık çatıĢmaları dönemine girdiğimizi açıklamasından bu yana.

özellikle antropolojide baĢka uygarlıklardan ilkel. ünlü çelist Yo Yo Ma'nın Ġpek Yolu projesinin kapsamında Azerbaycan'dan gelen 'Leyla ve Mecnun' operasından bir uyarlama seyrettim. bir de Ġstanbullu bir yazarın gözünden kendi Ģehirlerine. Türkiye uzmanı Türkler Gündüz Vassaf 02/12/2007 Soracağım soru. yakın zamandaki ekonomik göçlere kadar baĢka dilden. Yazdıkları ülkelerinin sınırları dıĢına çıkmayan. Bu sade Türklerin derdi değil. dünyada istedikleri yerde istedikleri konuyu araĢtıracak. Kendini ezik gören her ülkenin yazarı böyle. gittiği yere iliĢkin yazdıklarıyla tanınıyor? Bırakın tanınmayı. bir Ģey yazdı mı? Yerellik içimize sinmiĢ. birçok ülkede bu Ģovenizmi körükler oldu.Yazmaması kabiliyetsizliğinden değil. ezikliğinden. kültür çatıĢmasından çok. Nâzım Hikmet bir istisna Türk edebiyatında. Mısır ya da Türkiye'de yüz milyonlar 'Leyla ve Mecnun' gibi 'Romeo ve Juliet'in de kim olduğunu bilirken. Ġlle oralara gitmek de gerekmez. Kafka. öğrencilerini tezler yazmaya üniversite hocalarımız neden teĢvik etmesin? Batı'nın da Türklerden. 'Jakond ve Siyau' gibi eserler veren. onlara tepeden bakmayı da kültüründe içselleĢtirdi. Fuzuli'nin ise bu eserinin Ġngilizcesinin tek kopyası var. ister Shakespeare uzmanı ol. Geçen hafta Boston'da. O da Can Yücel'in babası Hasan Âli Yücel'in Milli Eğitim Bakanı'yken verdiği destekle çevrilmiĢ. Ġstanbul'da Abdülhamit döneminde geçen dedektif romanları yazabiliyor. Onlardan çok var. dinden. asla bir araya gelemez bu ikili" Ģiirindeki sözleri de 19. orada okumuĢ olan. Gazel ve makamın Batı musikisindeki yolculuğu huĢu içinde izlendi. ciddi Osmanlı tarihçileri yetiĢtirilmeye. Bir Türk'ün. Romanı New York'ta geçsin. uzman kesilip kitap yazacaklar. Batı'nın cehaletinden kaynaklanan vurdumduymazlığın ekonomik egemenliğiyle birleĢmesi. Doğu'nun bu ikilisi tanınmıyor. Binlerce yıl bir arada yaĢadıkları Yahudiler bile farklı dönemlerde Ġspanya. infialimin ifadesi.. Tabii ki yurtdıĢında doktora yapan Türk Osmanlı tarihçisi olsun. Nizami'nin hiç. Avrupa. New York'lular. Ģiir yazan nice Nobel ödüllü yazarı var çeĢitli ülkelerden. üstün Batı kültürünün saldırı altında olduğu iması yatmakta. 'Taranta Babu'ya Mektuplar'. istisnalar haricinde iki kuĢak ara verildi. Türk. yüzyılda farklı bir Ģey ifade etmiyordu. Türkün Türkten baĢka dostu niçin olsun ki? . sazı alacaksın eline. Sömürge iliĢkisi dıĢında. romanlarının yerel kahramanlarıyla aynı dili konuĢan. Neden hep Türkiye'yi yazarlar? Biri cesaret etsin istiyorum. 'Romeo ve Juliet'in sahipleri 'Leyla ve Mecnun'u tanımazken ortada bir kültür çatıĢması değil. insanlarına baksın. Bu destan dünya Müslümanlarının ilk akla gelen eserlerinden. Sen de bu oyuna düĢüp. ıstırabımın. Batı da Batı. yerel kalarak dünyanın takdir ettiği edebiyat yapabilir.Kültürler çatıĢması trenine binilene kadar. Rudyard Kipling'in "Doğu Doğu'dur. Bir Amerikalı. kültürsüzleĢme baĢladı demektir. Ama Batı'nın kültür cehaletinin kökleri daha derinlerde. Hangisi gittiği yerde. Geçtiğimiz yüzyılda Batı'nın dünyaya bakıĢındaki cehaletini. bir Hintli'nin. Sıradan bir Azerbaycanlı ya da Ġranlı 'Leyla ve Mecnun'u neredeyse ezbere bilir. Ya da. Mesela New York'u yazsın. New Amsterdam diye bilindiği günlerde geçen aĢk hikâyesi yazsam. renkten insanlarla bir arada yaĢama tecrübesi olmadığı gibi. baĢka uygarlıklara göre tarihsel olarak çokkültürlülüğe yabancı.. bu beklentiyi gerçekleĢtirip. "New York'un. 'Amerika' adlı kitabını. ABD'nin de. yurtdıĢına giden. sosyal bilimlerde. Akademisyenlerimiz de farklı değil. kültürleri bile olmayanların yükünü beyaz adamın taĢımaya mahkûm olduğunu söylerken. Hintlilerden ya da baĢkalarından beklentileri farklı değil. Kitapları ödül de alabiliyor. hiç olmazsa akademisyenleri kabul etmiĢ. Ama neden ABD tarihçisi olarak tanınmıĢ akademisyenlerimiz yok? Tabii ki yurtdıĢında doktora yapan Türkler. dünyanın çeĢitli yerlerinde eziklikle örtüĢük ibret verici bir kültür Ģovenizmini provoke ediyor. Türkten baĢka bir Ģeyle ilgilenmezse. Harvard Üniversitesi'nin dünyanın en zengin kütüphanelerinden Widener'da bile. tezlerini Türkiye'ye özgün araĢtırma konularına ayırsınlar. Batı'nın dünyayı uygarlaĢtırma görevine iĢaret etmiĢti. oraya yerleĢen. ister klinik psikolog. Ġngiliz sömürgeciliğinin zirvedeki yıllarında. cılız sesinle Batı'ya saldırırsın çifte standartlı diye. olsa olsa cehalet var." demeyi aklından bile geçirebileceğini tahmin etmiyorum. Hele din ve bayrakla kültür birleĢti mi. Almanya'da soykırıma uğratıldı. Cesaret edememesinden. ġimdi herkes kendi kültürünü üstün görmekte. Batı uygarlığıyla birlikte anılan insan hakları ve uluslararası hukuku son yıllarda fütursuzca yok sayması. Yüzlerce yazarımız var. Ne var ki Hindistan. Sana. vahĢi diye söz etmek yerine farklılıkları vurgulamaya baĢlamıĢtı. Bunca yazarımız var. Cumhuriyet'in ilk yıllarında yakın tarihimize düĢmanca bakmamız nedeniyle. dünyada metrekare baĢına en çok doktoralı insan düĢen Boston'da bile. sırtında yumurta küfesi. Bir yazar. Amerika'ya adım atmadan yazdı. Fransa ve Ġngiltere'den topluca sürüldü. Ama neden bir Türk Eskimolar'da aile yapısı üzerine bir tez hazırlamasın? Türkiye'nin ilgi alanı dıĢındaki sosyal konularda. ayakta alkıĢlandı. kendi ülkenle ilgili Ģeyler sormakla yetinecekler. Gelenler o güne kadar ne böyle bir müzik duymuĢlardı ne de böyle bir destana aĢinaydılar. (Sömürgecilikten ve kölelikten nasibini alan Afrikalılar baĢta olmak üzere dünya nüfusunun üçte biri!) Uygarlıklar çatıĢması lafını ortaya atan Huntington'ın satırlarının arasında. Kipling. Endonezya. bu konuları bilmek haddin değilmiĢ gibi. Onlar.türümüzün kaçınılmaz hali olarak kabullenilir oldu.

kendi halklarının tepesine binerek güçlenirken. Sibirya'da gulaglara sürülüp dönmeyenlere alıĢık olan iĢçiler. "Bombayı atmasaydık. iĢçilere ABD'de zencilerin polisten dayak yediğini belgeleyen bir film gösterilir. Tibbetts'in birkaç hafta önce New York Times'da ölüm haberini okuduğumda. bu sefer de. ABD'yi polis devleti olarak tanıtır. daha çok insan ölecekti. Aynı. sıradan bir uygulayıcısı olan bu kiĢiyi yaptıklarıyla yüzleĢtirmemizin ne anlamı olurdu acaba? Ġkinci Dünya SavaĢı'ndan sonra doğmuĢ biri olarak. Aramızdaki sorunları çözmek için savaĢtan baĢka bir yol bulmalıyız." New York mektubu Gündüz Vassaf 18/11/2007 Ġngiltere'de yaĢayan bir arkadaĢım 15 yıl aradan sonra geçen hafta ilk defa New York'a geldi. tarihte olan bir Ģeydi. HiroĢima'ya atom bombasını atan Paul W. niçin insanları katlederek değil de. Ģehir dıĢına attırdığını arkadaĢıma anlatırken. nüfusuna oranla dünyada en çok tutuklunun ABD hapishanelerinde olduğu bilgisiyle baĢlıyor. Sade kendimi değil hepimizi.Dünyada en çok insanı kim öldürdü? Gündüz Vassaf 25/11/2007 Doğum tarihimiz. ressamıyla. öldü sandığım biriyle kendimi aynı zaman diliminde yaĢamıĢ buldum. hiç olmazsa sivillerin katliamlarına. Ben de üniversite yıllarımda bu Ģehre geldiğimde. ABD. sosyolojinin kurucusu Max Weber'in. Sovyetler Birliği ve Çin gibi totaliter rejimler. ġehri huzurlu ve ĢıklaĢmıĢ buldu. 'Devlet. ülkesinde çocukların atom bombasının atılmasını efsaneleĢtirmelerini engellemeye gayret edebilirdi. dinozarları yok ettiği söylenen göktaĢı gibi. Moskova'da bir fabrikada. sevinç gösterileriyle coĢarken. Düzenin kaçınılmazlığının ifadesi. tarihe bakıĢımızı nasıl etkiler? Ya da geçmiĢi yargılamamızı? Ġstanbul'da babamın elinden tutup Tophane'de köle pazarında dolaĢmıĢ olsaydım. sizin de Ģimdi yukarda yazdığım satırlardan edineceğiniz intiba gibi. askerlerinin dünyanın orasında burasında ortalığı kasıp kavurmasına. emekli olduktan sonra iĢadamları için uçak taksisi Ģirketi kuran General Paul W. bombanın tahrip gücünü önce denizde ya da çölde bir denemeyle Japonlara göstermediklerinin sorusunu cevaplandırıyor. bu ülkenin her kesimine yayılan tüketim olanaklarını örtbas etmek isterdi. ne HiroĢima'dan üç gün sonra Nagazaki'deki katliamlarında uranyum yerine plutonyum çekirdekli atom bombasını denemelerinin gerekçesini açıklayabiliyor. aklımdan Sabahattin Ali'nin öyküleri. yaĢadığını bilseydim. Üniversitede 'Psikoloji ve Propaganda' dersinde hocamız bize Sovyetler Birliği'nin bu sansürünün nasıl geri teptiğini Ģu örnekle anlatmıĢtı. Geçen hafta New York metrosuna bindiğimde. Amerikalılar. eli kırbaçlı bir köle sahibi tarihin küllerinden öylesine karĢımıza çıkıverse. hissedeceklerim. daha birkaç hafta önceki ölümüne kadar. Bu. baĢkentte köylü kıyafetinde dolaĢanlara aynı muameleyi yaptığı geçti. yadsınamaz olduğu kadar açıklaması da kolay değil. HiroĢima ve Nagazaki'ye atom bombasını attıktan sonra New York sokaklarında Amerikalılar da. savaĢ sürecek. New York'ta ikiz kuleler çöktükten sonra. Tibbetts. hepimizin tarihinin beĢiği Mezopotamya'da kalkıĢtıkları yıkıma. herkes kadar günümden sorumluydum. Sosyalist ve kapitalist ideolojilerin çarpıĢtığı Soğuk SavaĢ yıllarında. Ölmeden bir yıl önce. ABD'nin. Zaman yolculuklarında ya geçmiĢe gidilir ya da geleceğe. dünya tarihinde bir çırpıda en çok sivili öldürmüĢ kiĢi olarak insanlığa karĢı suçlardan yargılanabilirdi de. yaĢandığı dönemde normal karĢılanan ne kadar çok Ģey var. tüm diğer yolcular gibi benim de gözüm güzergâhımızı yanıp sönen ıĢıklarla . Benden önce olmuĢtu. Bugünkü değer yargılarımızla kimbilir neler derdik. bu kadar da duyarsız olmayabilirdi duygusuna kapıldım. Pakistan'da zafer kazanmıĢcasına dans eden çocuklardı. Ben doğmadan olanlar tarihin sayfalarında dondurulmuĢtu. geçmiĢe bakınca kınanan. Mezar taĢı tahrip edilir endiĢesiyle. Kölelik gibi. Benim bu kaba açıklamamın ötesinde. New York belediye baĢkanıyken sokaklardaki iĢsiz güç tayfasını polise toparlatıp. torununa cesedinin yakılmasını vasiyet etmiĢ. ABD gibi. dünyanın dört yanından akın akın gelen her sınıftan insanın ABD'ye yerleĢip yaĢamayı tercih ettiği gerçeği. vatandaĢlarını bu tür uygulamalarla da bastırıp uyumlu kılma becerisi. bu savaĢ kahramanına yaptığının yanlıĢlığını halkına anlatmaya ikna etmiĢ olabilseydim. kapitalizmin egemenliğini açıklayan çeĢit çeĢit kuramların sonu yok. benim için ABD'nin atom bombasını atması. Günümde olup bitenle sınırlı sorumluluğumun bir anda yok oluvermesinin çaresizliğiyle bu yazıya koyuldum. Herkes gibi. dehĢete duyarsızlıkları gibi. aĢçısıyla. doktoruyla. Japonya teslim olmayacak. televizyonlar dünyada birçok ülkenin tepkisini gösterdiğinde ibret verici görüntülerden biri. Melis Birder'in New York hapishanelerinde mahkumların ziyaretçileri üzerine tamamlamakta olduğu çarpıcı belgesel filmi de. Stalin döneminde açlıktan ölenlere. ülkesinin resmi sözcülüğüne de soyunarak. ġimdi de ABD baĢkanlığına soyunan Giuliani'nin. Milli ġef Ġnönü rejiminin Ankara Valisi Nevzat Tandoğan'ın. Japonya'da kül olan insanların dehĢetini idrak etmekten kimbilir ne kadar uzaktı. Buradayken gördüğüm. yolumu çevirenlere vermek üzere yanımda uygun bir miktar para taĢırdım. ne de amaç Japonya'yı derhal pes ettirmek idiyse. Batılı emperyalist ülkeler dünyayı sömürerek ülkelerine servet aktardı. yaptığım ahlaken doğruydu" demiĢ. Çocukken bir Ģirketin 'promosyonu' olarak Miami'de uçaktan yeryüzüne çikolata atan. Geçenlerde öyle bir Ģey oldu ki. fabrika çıkıĢında film hakkında kendi aralarında konuĢurken. Ģiddet kullanmaya meĢru hakkı olandır' tanımına tıpatıp uyuyor. Yapabileceğim bir Ģey yoktu. "SavaĢta ahlak yoktur. Ġkna edebilseydim kendisini. ABD okullarındaki tarih kitaplarında yer almayacağından Ģimdilik emin olduğum Ģu sözleri de söylemiĢ olmasıysa. Sosyal devletin kurumsallaĢtığı Avrupa'ya rağmen. en çok üstünde durdukları zencilerin giydikleri ayakkabıların Ģıklığı ve çeĢitliliğidir. belki hiç olmazsa annesinin adını (Enola Gay) verdiği uçağının müzelerde sergilenmesini. Moskova. Tibbetts. önce kendimizle yüzleĢmemizi hatırlatması bakımından manidar. bugün kölelik hakkında düĢündüklerimden Ģüphesiz farklı olurdu.

Aynı. Fosil toplama merakını yenemeyerek yelkenliyle beĢ yıl dünyayı dolaĢmıĢ. Kimilerine göre. ABD'deki Hıristiyan köktenci akımlar. inancı düĢünceye düĢmanlaĢtıranların çapsızlıklarının ibret verici ifadesi. Dünyanın evrenin merkezinde değil. İngiltere mektubu Gündüz Vassaf 04/11/2007 Çifte standartlarla cebelleĢiyorum. "Onunla cennette beraber olamayacağım" diye ömrü boyunca ıstırap çekmiĢ. gene yanıp sönen sayılarla belirtiyordu. cinsel tabularımızı yıkan Freud ya da Darwin gibi çoğu bilim adamı sessiz sedasız kendi yollarında yürümüĢ. BaĢkaları gibi benim de gözüm. sorular sormuĢ. papaz olmak istemiĢ." diyorum sokakta zaten nadiren rastlanan polisin silah taĢımadığını gördüğümde. Ġnanmak. Tıp tahsilini yarıda bırakmıĢ. Baskı altında tuttuğumuz cinsel düĢüncelerimizi Ģuuraltımızın derinliklerinden özgürleĢtiren Freud'un yazdıkları pop kültürümüzde bile sıradanlaĢtı. (Darwin'in karısı Emma bile. Kamuoyu Blair çiftinin yeni satın aldıkları üçüncü evlerinin fiyatıyla meĢgul. insanın bir hali. . duraktan durağa bir beklenti gerçekleĢmesine dönüĢtü. doğayı merak etmiĢ. dini otoritenin sorgulanamayıĢına sığınarak buldu. Evinde karısı. dünyanın öbür ucunda. Hepsi karĢılarında. metronun tekrar hareket etmesiyle bir sonraki durağın adı ıĢıklanıyor. George Bush adı birçok ülkede akla gelse de. ne de sallana sallana giderken hayatın anlamını ya da eski sevgililerimi düĢünebildim." diyorum. kapıldığı aĢağılık kompleksinden kurtulmanın yolunu. Einstein'in izafiyet kuramının yaĢantımız açısından ne anlama geldiğiniyse henüz idrak edebilmiĢ değiliz. rotamı gösteren ıĢıklı tabelada. yedi çocuğuyla sakin bir hayat sürdürmüĢ. Charles Darwin'in Down House adlı evinin alt katındaki çalıĢma odasını benimle birlikte dolaĢanlardan acaba kaçımızın aklından. Bugün dünyanın en tehlikeli insanı kimdir diye sorulacak olsa. ne dinlenmek için gözlerimi kapatabildim. Myanmar'da askeri rejime karĢı kamuoyunun duyarlılığını gördüğümde. "Hakkıdır. Dönünce gözlemlerini yayınlamaktan uzun yıllar çekinmiĢ. Darwin'in kitaplığında gördüğüm. güçlerini yitirmekten korkan dinlerin kendilerinden menkul sözcülerini bulmuĢlar. 'Hayranınız Karl Marx' imzalı 'Das Kapital'ın etkisiyle geçen yüzyılda dünyanın yarıdan fazlası sosyalizm adına kurulan rejimlerle yönetilmiĢken. "Ne güzel. devletten ne maaĢ aldı ki?" diye karĢılıyor. Evrim kuramı Ġngiltere'de ilk duyulduğunda ülkenin önde gelen aristokratlarından Lady Wilberforce. "Umarım doğru değildir. Brooklyn'den Manhattan'a yapacağım yolculuk. Dinleri dokunulmaz kılıp iktidarlarına alet etmek ise. hayatımın amacı. Oysa 1859'da yayımlanan 'Türlerin Kökeni' adlı kitabıyla dünyayı birbirine katmıĢtı. benliğim. önceden belirlenmiĢ seçenekler içinde ilerleyebilen. neleri görmüyorlar? Uluslararası Af Örgütü'nde yıllardır çalıĢan bir arkadaĢım eski BaĢbakan Blair'in anıları için bir yayınevinden 8 milyon sterlin avans almasını. Yol boyunca ne kitap okuyabildim. gerçekse mutlaka halktan gizli tutmalıyız" demiĢ. Son yüzyılları düĢünceleriyle etkilemiĢ baĢkaları gözümün önünden geçiyor. kenar mahallesinin boĢluğunda dolandığını öğrenen. Dünyayı dolaĢtıktan sonra evine kapanıp yıllarca deniz kabuklarının evrimini ya da piyanosunun üstüne koyduğu solucanların iĢitme yeteneği olup olmadığını inceleyen Darwin. ne âdetim olduğu gibi diğer yolcuları süzüp onların dünyalarında gezindim.gösteren tabelaya takıldı ve orada kaldı. okullarımızdaki fen derslerinde kendi inançlarına da yer verilsin istiyor. cevaplarını aramıĢ. büyük olasılıkla Usame bin Ladin olurdu. Anketlere göre bu ülkenin insanlarının belki yüzde 70'i Irak savaĢına karĢıyken iktidar ve muhalefet partileri savaĢtan yana. BirleĢmiĢ Milletler'i hiçe sayıp uluslararası hukuku ihlal ettiklerinden Bush ve Blair savaĢ suçlusu olarak yargılanmalı. bir sonra neyi tüketebileceklerinin düĢüne hapsolan milyonlarca Amerikalının günlük yaĢantısı gibi. egemen düzen için bu isim. kocası düĢüncelerinden ötürü tanrının gazabına uğrayacak diye korktuğundan. Marx'ın yazdıkları bugün üniversitelerde bile pek tartıĢılmaz oldu. farklı din ve mezheplerin temsilcilerinin günümüzde oluĢturdukları uluslararası dayanıĢmasının bir numaralı hedefi. ıĢıkların yanıp sönmesiyle. Türkiye'de de evrim kuramına din adına itirazlar yakın zamana dayanmıyor mu? Darwin. ardından atalarımızın maymunlarla bir olduğunu kendisine yakıĢtırmayıp art arda psikolojik Ģoklara giren türümüz. baĢka bir ıĢık. "ĠĢte bilinçli vatandaĢlar. Durduğumuz her durağın ismi yanında ıĢık yanıyor.) GüneĢin dünyanın etrafında dönmediğini söyleyerek kiliseyi dünyevi tahtından indiren Kopernik ve Galileo. zamanının en tehlikeli adamı ilan edilen birinin evinde olduğumuz geçti. sonraki duraklara kaç durak kaldığını. Hepsi hayatı. ineceğim durağa vasıl olmaya indirgenmiĢti. günümüzde de düĢüncelerini dine dayandıranların çaresizliklerini kaçınılmaz kılıyor. Ġngilizler de kendilerini böyle mi görüyor? Neleri görüyor. her yeni durağa gelince kendimi bir Ģey baĢarmıĢ gibi hissetmemde. Hâlâ da katıyor. evrim kuramına karĢı faaliyet ve yayınlarıyla baĢka dinlerdeki köktencilik akımlarını da besliyor. Dünyanın en tehlikeli insanı Gündüz Vassaf 11/11/2007 Evi Londa dıĢında ücra bir köyün ücra bir köĢesinde.

Ġkinci Dünya SavaĢı'nda demokrasi adına faĢizme karĢı seferberliğin öncülüğünü yapan Churchill. BaĢka bir arkadaĢımın oğlu Mısır'dan yeni dönmüĢ. Dover Kalesi'nde kilisedeyim. Amerikan hükümetinin askeri. Boğaz'da sahil boyu bir süre yürüdük. Bir gece geç vakit Bebek'ten yola çıktık. Altan renklere biniyordu. New England'da kurulan Ġngiliz sömürgesinin öncülerinden. oğlu Ġngiltere'de bulunmayan bir mikrop kapmıĢcasına. hiçbir yere gitmeyenlerdendi. Afrikaya gitmiĢ. Divanın baĢucunda duran. Harvard'da tarih profesörlerinden C. Etrafımda ünlü ölülerin lahitleri ve mezar taĢları. Acı tecrübeleri kadar yaşlı. O yıllarda rengârenk olan Ġstanbul taksilerinin bir renginden inip bir diğerine biniyordu. Özellikle bir taĢ ibret verici. Gömülenlerin çoğu asker. Burada gömülenler de çoğunlukla asker. Yoksa her yere gidip. Bir taksiden inip bir diğerine bindiğimizde de Altan'a bir Ģey sormadım. Belki de öyle bir bayrak yapardı ki renkleri değiĢirdi durmadan. Evinin duvarında asılı Warhol imzalı dört küçük papatya resminin altındaki divanda oturur. uyurgezer demokrasilerinde özgürlüklerini kullanmayanlardan daha mı bilinçli? Dünyaya demokrasi dersi vermeye soyunanlar gündelik yaĢamlarında emperyalizmi ne denli içselleĢtirdiklerinin bilmem farkındalar mı? BaĢında Kraliçe'nin olduğu. Londra. imparatorluğu geniĢletmek için Hindistan. ötesinde Atlantis olan Cebellütarık kayaları kadar da yerleĢikti. Bindik." diyor. niçin yaptı sorularının soframızda yeri yoktu. Hindistan'ın Ġngiltere'den bağımsızlığına karĢı çıkanlardan. Taksiye bindik. ilk gördüğüne sormuĢ. Toplumun. Bindik. "BaĢımızı alıp da nereye gideceğiz" diye karĢılık vermiĢti bizi olduğumuz yerden kaçmaya itekleyen Ģarkıya. Britain's Gulag The Brutal End of Empire in Kenya. Sözler mecrasını bulurdu. arkadan mühürlü tualleri de. Andy Warhol'un imzasıyla az mı dolaĢmadık birlikte. Nedenini sorduğumda. "Lütfen dokunmamaya gayret edin. ***** . Ama Altan. yaĢamına adıyla iz bırakmak yerine. Ya da tam tersi sözler peĢimizden gelirdi. belki rüĢvette dünya rekoru olan. Ġstanbul' da da tek tip elbise giyer taksiler. Altan'ın. Neyi. merak etmiĢ. Eflatun'a göre. ev. "RüĢvetle tanıĢtı. Ġndik. milyonlarca sterlin verdiği açıklanmıĢtı. rüyaları kadar genç Gündüz Vassaf 28/10/2007 Venedik'te gondollar siyahtır. isimsiz. sayı saymasını bilmez diye düĢünen Viktorya döneminde yaĢayan bir Ġngiliz antropoloğu. sonunda anlardınız ne yaptığını. bu ada benim. New York'un taksileri sarı. Altan irkilmiĢ.Demokrasiye hasret duyan ülkelerde yaĢayanlar. Altan'dan bayrak tasarımı isteseler ne yapardı bilmiyorum. Sizi de yanına alır düĢlerinde dolaĢtırırdı. uzaktan geldiğini gördüğü. "Major Simon Willard (1604-1676) Saldırgan Kızılderili kabilelerine karĢı Ġngiliz Kuvvetleri BaĢkomutanı. "ġurda inelim. dünyanın seslerini dinlediğimiz kısa dalgalı radyonın rehberliğinde de belki dolaĢtığımız olurdu. rüyalarım kadar gencim" demiĢ karĢısındaki. Afrikalıları. 1902'de konmasıysa ayrıca düĢündürücü. içtikçe daha uzaklara giderdik. "Kaç yaĢındasın?" diye. Caroline. Belki yapmazdı. Önümüzden bir kaç taksi geçti. "Acı tecrübelerim kadar yaĢlı. demokrasi ihlallerine daha mı duyarlı? Temel özgürlüklerden yoksun yaĢamaya mahkûm edilenler. basının gündemine yansımamıĢ. TaĢlardaki yazılar emperyalizm tarihinin özeti. Vatanı korumak değil. imzasız. Afganistan. Turistler. idari ve adaletine üstün hizmetleriyle tanındığı gibi. Jonathan Cape." Mezar taĢının Canterbury Katedrali'ne ölümünden yüzyıllar sonra. Evinde bir gece. tek tük dost eviyle sınırlamıĢtı coğrafyasını. cevabını alıyorum. okul çocukları katedrali huĢu içinde dolaĢıyor. birçok arabaya bindik. Ġnelim dedi. Anglikan kilisesinin merkezi Canterbury Katedrali'ndeyim. Akademi. Elkins'ın yazdığı. "ġu ada senin. düĢleriyle iç içe yaĢadığının ifadesiydi. TanıĢan kim? TanıĢtıran kim? Daha geçenlerde Ġngiltere'nin silah satmak için Suudi Arabistan'a. o taksi bu taksi derken. özgürlüğe alıĢık olmayan Hintlileri kendilerinden korumak. Malaya. Winston Churchill'in evi Chartwell'deyim. Saati sormaz. Duvarda dünyada iyilik için savaĢan Ġngilizler diye yazıyor. tuallerin kaç para edebileceğinin pusulasıyla düĢlerimize bilet kesip. acaba bu insanlar kaç yaĢlarında olduklarını neye göre hesaplar. 2005. siz de bir Ģey sormadan. istediğimiz zaman istediğimizi yapardık. Burası yasaklar ülkesi değil. birbirlerini katletmelerini engellemek gerekiyordu. Bir saat içinde. KuruçeĢme'ye gelirken Altan. Altan genç yaĢında öldü. Ġngiliz aileleri. O gece Altan'ın yanında olsaydınız. Ortaköy'e doğru yürümeye devam ettik. muhabbetimize radyodan katılır. Çifte standartlarla cebelleĢiyorum. neden. Ġndik. Bir müzede dolaĢırken Ģu yazı gözüme çarptı." *Elkins. alıp baĢımı giderim" diye müphem bir yolculuğa çağırıken. devletin. GümüĢsuyu'nda. istikamet de değiĢtirerek. Sanki kimsenin umurunda değil. Babası. Güney Afrika'da savaĢan subaylar. Altan birden baĢka bir taksiyi durdurdu." dedi. kim. Bebek'e doğru giden baĢka bir taksiyi durdurdu. Yoksa farkındaydı ressamların damgalarının değerinin. Yolun karĢı tarafına geçti. kendine yakın bulduğu bir Ģahıs ismiyle adını değiĢtirdiği Bağodaları Sokağı'nda ki evinin bir köĢesinde yığılı duran. Ġngiltere'de çıkan bir kitap* bu ülkenin eski sömürgesi Kenya'da 1950'lerdeki soykırımını ilk defa gün ıĢığına çıkarıyor. Orhan Veli'nin mısraları. Altan'la iliĢkimizde birbirimize pek soru sorduğumuzu hatırlamıyorum.

bu yargılamalara neden olan. can güvenlikleri için yurtdıĢına gitmeye mecbur hissetmelerini doğal karĢılıyoruz. Osmanlı'da en yüksek kademelere kadar çıkabilen azınlık mensuplarına. onları hor görmekle ilgili. yakın zamana kadar anadilleri bile olduğu inkâr edilen Kürtlerin konumunu dile getirenlere ilaveten. azınlıklar ve Kürtlere değil. dünyaca ünlü edebiyatçılarımız var. Hal böyleyken tek baĢına yeni bir anayasa çıkarma gücünde olan hükumet. 'Yerli yabancılarımız' yetmiyormuĢ gibi. Fuar kapsamında ayrıca 4 Kasım'da Adalı üzerine çekilen belgesel film gösterilecek. Türklerin ırkçı olduğu. Zehra Aral. Hrant Dink'in. Ancak. çirkindir. Irkçlık son kertede baĢkalarını aĢağılamak. hem de gündelik yaĢantılarında farklı olmamaya yönelik gayret ve yatkınlıklarına rağmen onları ötekileĢtirmek. Fuarda aralarında Özdemir Altan. Güney Afrika ve ABD'de siyahilere. Türkiye'de olup bitenleri benzetmek bir zorlama olduğu kadar. Sergiyle eĢzamanlı olarak Adalı üzerine Fatma Kılıç'ın hazırladığı bir kitap yayımlandı. Türklüğe hakaretten mahkemelerin gündeminde yer aldığı bir ülkede yaĢıyoruz. uygar değil ilkeldir. Hitler Almanya'sının ortalığı kasıp kavurduğu. Bu kiĢilere koruma verilmesini. Yusuf Taktak'ın konuĢmacı olarak katılacağı '20. yakın zamana kadar ülkeyi yurtdıĢında temsil edecek dıĢiĢleri mensuplarımızın yabancılarla evliliklerinin bile yasaklanmasıydı. 'Türk gibi sigara içmek' sözleri bile bizler için iftihar vesilesi olabilir. yedi düveli dehĢete düĢürdüğü günlerde herkes korku içindeyken ABD BaĢkanı Roosevelt. belki de Hrant Dink cinayetini tetikleyen 301 no'lu maddenin arkasında duruyor. dini bütünlüğümüze ters gelen güçler diye algılamak olmuĢ.Paris W.. Bu görüĢü kanıtlamak için. Ermeni soykırımı tasarıları karĢısında sade devlet değil milletten de gelen tepkiyi iĢaret edenlere. devlet ve birliğimizi tehdit eden yabancı güçlerin maĢası. dönem arkadaĢları ve öğrencilerinden oluĢan 23 sanatçının eserleri bulunuyor. yabancı düĢmanlığını sosyal bilimlerde birbirinden ayırt etmek o kadar çetrefil bir sorun ki. baĢkalarını aĢağılamaktan çok kendimizi üstün görmek söz konusu. Ulusal Kanal Bindallı Sanatevi tarafından düzenlenen proje kapsamında '20. Türkiye'yi yakından takip edenler Rumlara yönelik 6-7 Eylül saldırılarını da örnek gösteriyorlar. "Korkulacak tek Ģey korkunun kendisidir" demiĢti. Bu korkumuz. bizleri duyarsızlaĢtıracak ölçüde sıradanlaĢtı. sınırlarımızın dıĢında kalanların da düĢman diye algılanmasında patolojik boyutlara varan paranoyaya bir örnek. Türk düĢmanlığından arınılması için. üstün körü bakınca. Yılında Altan Adalı' adlı bir panel düzenlenecek ve Hüsrev Ġsfendiyaroğlu panel öncesi bir dinleti gerçekleĢtirecek. Türklüğe hakaret mefhumunun belirsizliğinde buzağı altında öküz arıyoruz. Neden? Özellikle Batı'dan Türkiye'ye bakıldığında cevap. Hakaretten yargılananların aldıkları ölüm tehditleri o kadar çok ki. bir ölçüde Alevilere karĢı da geleneksel tutumumuz. Dinçer Erimez. Bu da o denli patolojik boyutlara ulaĢabilir ki.Adalı. katledilmesine neden oldu. Irkçıların nezdinde. Türkiye'nin parçalanmasını öngören Sevr'den sonra kurulan Cumhuriyet'le birlikte o denli had safhaya çıkmıĢ ki. 'yarım düzine' mi yoksa 'altı' mı ayrımı da bundan farklı bir Ģey değil. Avustralya'da Aborijinlere. Irkçılıkla. Hayter Atölyesi'nden yakın arkadaĢlarının ve eleĢtirmenlerin belge bilgi ve yorumları yer alıyor. Oktay Anılanmert. öteki aptaldır. Türkiye'de sade. yeni kurulan devlette güvenliğimizi tehdit edici unsurlar olarak bakılmıĢ. Bahri Genç'in de bulunduğu Adalı'nın hocalar. Ġtalyanca'da yerleĢik bir deyim olan. Dinçer Erimez. Türkiye'de yabancı düĢmanlığının altında yatan baĢlıca duygu kendimize güvenmemekten kaynaklanan korku değil mi? . kanınızdaki zehirden kurtulun sesleniĢi bile ters yorumlandığından mahkûmiyetine. 'Biz' derken onları yok sayarcasına bizden görmemek. Önsözünü Gündüz Vassaf'ın yazdığı kitapta 'ÇağdaĢ Resim Sanatında Nesne Kavramı' tezi ve gravürde özel baskı tekniklerinin oluĢumuna yaptığı katkı çok önemli olmasına rağmen yeterince yakından tanınmayan sanatçı üzerine Mimar Sinan Üniversitesi. Yılında Altan Adalı' baĢlıklı bir sergi düzenleniyor. Gücümüzle övünmekle birlikte. Argun OkumuĢoğlu. son kertede de bu insanları. bürokraside görev verilmemiĢ. Devletin hâkimlerinin nezdinde kendilerini bu gerekçe karĢısında savunmaya mecbur bırakılanlar arasında çeĢitli gazetelerin önde gelen yazarları. Yusuf Taktak. Irkçılıkla karıĢtırılabilen ve Türkiye'de sık gördüğümüz Ģovenizmde ise. Onlara devlet kadrolarında. Dr. Türklere karĢı tarihten de gelen baĢka tür bir ırkçılığın tezahürü. bence Türkiye'de yaĢananlar ırkçılık değil. Soğuk SavaĢ'da Moskova'nın emrindedirler diye kara listeye alınan solcular gibi sakıncalı muamelesi yapılmıĢ. bildiğim baĢka ülkelerde bu Ģiddette hiç rastlamadığım yabancı düĢmanlığının bir ifadesi. Onlara vatan haini gözüyle bakanlar seslerini millet adına her yerde duyuruyor. ya da Avrupa'da Almanya'nın Yahudilere karĢı uyguladığı soykırımda uç noktasına varan ırkçılıkla. TÜYAP Sanat Fuarı'nda Altan Adalı bugün açılan TÜYAP Sanat Fuarı'nda anılıyor. Aynı gün Prof Dr. Prof. Türkler ırkçı mı? Gündüz Vassaf 21/10/2007 Roman kahramanlarının bile.

Dinler konusunda tutucu olduğumuzdan. Zaten istediği belli ki ödülü kabul ediyor. günümüzde birçok ülkede milliyetçlikle harmanlanarak. G. Krallar. Türkler ġamanlıktan sonra. yüzyılda varlıklarını yeniden anlamlı kılmak için çabalayan geleneksel dinler. Tarihte tek referans noktamız Batı'da Hıristiyanlık olsaydı dinlerin değiĢebilirliği düĢüncesine varabilmemiz çok zor olurdu. Hıristiyanlık ve Hazar Ġmparatorluğu'nda topluca Yahudiliği benimsedikleri gibi. tarihleri boyunca birçok din ve kültürlerden insanlarla kaynaĢmıĢ.... bu ödülü hak edeceğinin somut bir ifadesi. Medya görüĢlerini almak için peĢlerinden koĢuyor. ManiĢesizm. az tanınmıĢ kiĢilere verilen ödül. Düzenin içinden gelmesine rağmen dünyaya sahip çıkması. tartıĢmalı olduğu kadar da popüler bir konu. en kalıcı uygarlıklarımızdan Mısır'da binlerce yıl sürmüĢ dinlerin yok olkup gittiği gibi günümüz dinleri de benzer süreçlerden geçmekte. Tarihte her Ģeyin değiĢtiği. birbirlerine tahammülsüzlüklerinin boy göstermesi daha çok son iki yüzyılın eseri ve önemli ölçüde bölge dıĢından zorlamalarla ortaya çıkmıĢ bir durum. Egemen düzenin uyurgezer demokrasilerinin yüzüne ne kadar ayna tutmak istedikleriyle ilgili. akıllarından kovmak isteseler. evrensel değerlere ne denli sahip çıkmak istedikleriyle ilgili. Ġslam çağında kurdukları devletlerde de. sade çalıĢmalarından ötürü değil. Asya ve Afrika. yaygınlaĢmasını köstekliyor. Kimin niçin Nobeli aldığı. Kimine daha çocuk yaĢtan hedef gösterilmiĢ... baĢkanlar sofralarına davet ediyor. Dinler üzerine kurulu medeniyetler çatıĢması tezinin bir Batılıdan çıkması tesadüf değil. 21'inci yüzyılda din Gündüz Vassaf 07/10/2007 Ortadoğu'da üç din arasında derin çatıĢmaların. Devletler. sahibini. farklılıkları vurgulanan dini aidiyetliklerimiz ise. * Vassaf. belki en çok alan için önemli. En aĢırı Hıristiyanlar artık. 20. Yüzlerce sivil toplum örgütünün çabaları.. baĢkalarının dinini değiĢtirmek üzere birbirlerine saldırmıyor. Yerlerine yenileri ya da tek bir yenisi gelecek. yabancı düĢmanlığı zemininde 'öteki'ne karĢı seferber ettikleri bayraklı köktencilikle milyonları peĢlerinden sürüklüyor. 2007 . Dinin dokunulmazlığında. Aydınlanma'dan sonraki yüzyıllarda dinsizlik de. 'Ġsa'nın katili' diye Yahudileri suçlamıyor.. İletişim Yayınları.. Devlet. ÇalıĢmalarını sürdürürken ödülü göz önünde tutmasalar. Egemen düzenin neden olduğu.. Genellikle tanınmamıĢ. 2007 Nobel BarıĢ Ödülü sahibi Al Gore. bugün dinler arası çatıĢmalar eskiden olduğu gibi Tanrı'yı yorumlayıĢ biçimlerimizden.. ideolojiler de bir tür din oldu. böyle söylemek istemiĢtir diye gerekçelerle cepheleĢmemizden kaynaklanmıyor. Ortadoğu. baĢkaları hatırlatıyor. Hindu.. Çoğunun. Ġster Ortadoğu'da olsun ister Hindistan'da. Ya ödülü alıp evinize kapanır.. küresel sermayede de her dinin parası var. 2007 ödülleriyle Nobel gene gündemde. insanlığın güzel günler görmesini teĢvik için verilen ödüle ne kadar kıymet verdiklerinden de öte. Günümüzdeki dinlerimizi güneĢ kadar sabit sanıyoruz. etkilenip etkiledikleri baĢka dinlerle birlikte yaĢadılar. farklı dinlerin varlığına alıĢmıĢ. Onlar artık. Dinin dokunulmazlığında dinlerin geleceğini göremez olduk. kimin edebiyat ödülünü almayı hak edip etmediğini tartıĢabildiklerine.. katledilen kurbanlarıyla din üzerinden siyaset yapanlara gün doğdu. Ödülü aldıktan sonra neler yapıp yapmadıkları. Ġnançlarımız uğruna kolaylıkla kıĢkırtılan. toplumsal iliĢkilerin düzenlenmesinde dinin oynadığı rolü yerine getirirken. Tarihi Yargılıyorum. belki tanrısız dinler olacak. farklı dinlerden etkilenip nice dönüĢümler geçirmiĢ. çoğumuz o ya da bu dine ait olduğumuzdan böyle bir gerçeği kabullenmekte zorlanıyoruz. Binlerce yıllık dini aidiyetliklerimiz siyasal ve kültürel kimliklere büründü. Taoizm.. ödülü belki bir gün alacakları yıllarca akıllarından çıkmamıĢ. Ödülü kabul etmelerinden doğan sorumlulukları da tam bu noktada baĢlıyor. Müslüman ve ġintocu akımlar. yüzyılın sermaye ve iĢgücü göçleriyle. Tanrı Ģöyle değil. 21.Nobel ödülü Gündüz Vassaf 14/10/2007 Nobel ödülü tartıĢmalı. Ödülü alana kadarki baĢarıları kendilerine ait. Batı Hıristiyanlık zırhına büründü. Dinin değiĢebilirliğinin Batı dıĢında çok örneği var. hepimiz yakın zamanda tanık olduk. Hıristiyan. Adını unuttuğum bir Nobel ödülü sahibi. farklı yer ve dönemlerde Budizm. kim alırsa alsın tartıĢmalar hep süregelmiĢ. ödüle "Benim" diye bakarsınız ya da ödülü almakla kabullendiğiniz meĢhurluğunuzun sorumluluğuyla dünyaya seslenirsiniz.. on binlerce insanın meydanlarda haykırıĢları günümüzün tekelleĢen medyasında ses bulamazken. dünyalı olma bilincimizin yerleĢmesini. belki yok olup gidecekler. meĢhur oldukları için de meĢhurlar. Hangi konuda olursa olsun. bugün devletdin ayrımında yitirdikleri dünyevi güçlerini telafi etmenin arayıĢında. Tarih gelecek için bir ipucuysa dinler de değiĢecek. tek bir Nobel ödülü sahibinin tek bir cümlesi egemenleri dünyanın vicdanıyla yüzleĢtirme gücüne sahip. Onlara hukuk sistemlerinde özel bir yer tanırken. Örneğin edebiyata aĢina olmayanların bile. bir anda dünya çapında meĢhur kılıyor. hasıraltı etmek istediği sorunlarımızı ne kadar gündeme getirmek istedikleriyle ilgili. Bilakis günümüzde ABD imparatorluğuna yön verenler kıyamet günü beklentilerinde Ġsrail'i kollayan Judeo-Hıristiyan oluĢumlu köktenci akımlar. ilk bakıĢta. ödülün değerinin asıl alındıktan sonra anlam kazanabileceğini söylemiĢti.

Ağzımızdan kimbilir kaç defa çıkmıĢtır. Ġran'da. Hele ölesiye beraber olacağız diyen sevgililer? AĢk ve nefret sözleri sanki onlar için var. kadını saçından inine doğru sürüklediğini gösterir. Batı'da yozluk var diye söylemedikleri kalmıyor. bugün farkında olmadığımız için sıradan. Cemaat ise. hakkını aramaya teĢvik edeceğine. . Vatikan'ın prezrvatif yasağından ötürü Katoliklerin korumasız cinsel iliĢkiye girmesi sonucu. Üstelik. Nice babalar da vardır darıldığı evladıyla konuĢmayı reddeden. çocuk kurban etmenin tanrılar adına makbul sayıldığı gibi. Vatikan'da iktidarda bile olsalar. her yıl dünyamızda AIDS'ten milyonlarca insan ölüyor. Ses yok. kendilerini inançlarının altında ezilmeye mahkûm bırakıyor. Ġngiliz ve Osmanlı imparatorluklarında tektanrılı dinlerimizin müritlerinin insanı av gibi yakalayıp köle olarak satmasının yasaklanmasının. Üstelik. türümüzün inanç yolunda serüvenine baktığımızda. Yakarış Gündüz Vassaf 23/09/2007 Bugünden düne. Acaba. herhangi bir dine ait olmamız seçim değil tesadüf sonucu. papazları. Umduğunu bulamasın. Ģu ya da bu dine mürit olarak yetiĢtiriliyor. O yıldızlar ki bizim evrende yolculuğumuzun tanıkları. köle sahiplerini kınıyoruz. Konu din olunca iĢler değiĢiyor. hatta doğal sayılan. güneĢin batıĢını fark eden bir arkadaĢımla konuĢurken düĢündük. Evlatlarımızı severiz ama. erkek Ģahit bulamazsa yandı. sorgulayamıyoruz. Ġran gibi Ġslam hukukunun ağırlıkta olduğu ülkelerde ırzına geçilen kadın. Ģehirlerimizin aydınlığında onları tanımaz göremez olduk. her gün bizimle vedalaĢmasını fark etmez olduk. Laik geçinen devletlerin ordularının imamları. az mı duyduk analardan seni doğurmaz olaydım sözlerini. "Biz adam olmayız" sözleri. Ġlyada. O güneĢ ki bizi var ediyor. Herhangi bir din adamının havayı kirletmeyin. Ses yok. Ġnsan kıymet verdiğini eleĢtirir. Mahabarata gibi destanlarından da tanıdığımız tanrılar insan kadar zaaflı. inançlarının kalebentliklerinde özgürlüklerimizi kısıtladıklarının bilincinde olduğumuz için. öldürmeye gönderilmeden önce onlara "Gazanız mübarek olsun" diyen. 100-200 yıl sonra bizlere bakanlar ne diyecekler? Bir zamanlar köleliğin yasal. Memleketimizi severiz ama yerin dibine de batırırız. Evrensel Çocuk Hakları Beyannamesı onlara fiske bile vurulmasına karĢı. Avcı toplayıcı döneminde mağara yaĢantımızı gösteren karikatürlerimiz. Çocukları koruyan bunca yasa. dini telkinlerle. ilkokul çağı öncesi çocuklar. TaĢ parçasına. bu kadar tüketmeyin diyen vaazını en son ne zaman duydunuz? Aidiyetliklerinden kaynaklanan katılıkla dinlerinin dokunulmazlığına sığınanlar. artık çocuğun da dokunulmazlığı var. Evrensel Çocuk Hakları Beyannamesi var. Onları da geçmiĢte bıraktık diye avunuruz. Dinlerin. ırzına geçileni. askerler savaĢa ölmeye. hahambaĢları var. kadın-erkek eĢitliğini inkâr edenler. gelecekte de. ĠĢ dinlerimizin tarihte kalmıĢ uygulamalarını bile eleĢtirmeye gelince. onları anlayamadıkları inançların müritleri yapmıyor muyuz? Ġspanyol. ama ileride dehĢetle bakılacak ne yapıyoruz? Tüm bunları geçen gün Boğaz Köprüsü'nden geçerken trafikte tıkandığımızda. ağaca tapan batıl itikatlıları yaratanın gücünü takdir edemezler diye düĢünürüz. GılgamıĢ. Kilisenin buyrukları yüzünden toplu bir katliam söz konusu.Dinlerin dokunulmazlığı Gündüz Vassaf 30/09/2007 Futbolseverler eleĢtirmezler mi futbol takımlarını? Hem de nasıl! Siyasi partileri tutanlar da öyle. Din devletinde yaĢamadığımız halde doğal karĢılıyoruz. hiç olmazsa kendimizi avutabiliyoruz. engellemeyen müritlerin dinlerine en büyük tehditse kendileri. Suudi Arabistan. ilk seçimlerde partisini alaĢağı eder seçmeni. erkeğin. Dinimizi seviyorsak. "Biz ne kadar daha iyiyiz" diye geçmiĢimizi yargılamamız âdetten. hem de teknolojinin son olanaklarını seferber ederek. bugün nasıl böyle ilkellik ve vahĢet olabilirdi diye düĢünüyor. Pakistan. Günümüzde. Tektanrılı dinlerimizin peygamberlerinden Ġbrahim'in oğlunun boğazını keserek tanrıya kurban etmek istediğinden bu yana da. Putperestler de yolunu bulamamıĢ zavallılardır bizim için. Fark etmiyor. Ancak daha bebeklik çağını bile neredeyse tamamlamadan. insan kadar aymazdırlar. kendi dininde kınayacaklarına toz kondurmazken. dokunulmazlıklarında ĢahlanıĢını eleĢtirmeyen. Dinimize aitliğimizi sorgulamıyoruz. karar verme olgunluğunda olmayan. VatandaĢlarımızdan baĢka ülkelerin uyruğuna geçen olunca da vatan haini diye kınamayız. dinimize değer veriyorsak neden eleĢtiremiyoruz dinimize ait uygulamaları? Günlük yaĢantımıza müdahalesini doğal karĢıladığımız dinlerimizin tek karıĢmadığı doğamızın korunması. sessizlik. elinde sopası. gencecik kızları intihara zorluyor. Okuma-yazma bilmeyen.

ki onları bir tek. tanrıya ait olmanın fütursuzluğunda nice vahĢetimizi mubah kılıyoruz. takvimleri. 'Buraya iĢeyen eĢektir' yazılarının yerinde 'Park yapılmaz' yazıları olmasa 50 yıl önceki Ġstanbul'a bir zaman yolculuğu yapmıĢ olabilirdik. Kimi yazılar rakip örgütler tarafından silinir. Kendisi ayrıca Guatemala'da cumhurbaĢkanı adayı olmuĢ. kendileri gibi olsunlar diye baskıları daha ne kadar süregelecek? Tanrıdan aldıklarına inandıkları delaletle daha ne kadar sevaptır diye baĢkalarını kurtarmak adına yollarından çevirecekler? Kurbanlarımızın da katillerimizin de aynı dualarla sesleniĢleri gelecekte nasıl yankılanacak? Ġnancımız insan için mi olacak insanın inancına kulluğu için mi? Meksika Çankaya'ya ne kadar yakın? Gündüz Vassaf 09/09/2007 Cancun dünyamızın gözde tatil yerlerinden. 12 Eylül askeri darbesiyle Ġstanbul duvarları temizlendi. bize uzak hem de o kadar yakın. İstanbul'un susan duvarları Gündüz Vassaf 02/09/2007 Bir Ģehrin canlılığı duvar yazılarından da belli olur. Otele girmek isteyen kiĢi Rigoberta Menchu olmasa bu olayı ben de ne öğrenebilecektim ne de Ģimdi. Asyalı. ĠniĢli çıkıĢlı tarihlerine rağmen Ġspanya'nın istilasına kadar kültürleri açısından dünyamızın en dinamik uygarlıklarından. Bir süre boĢ kaldı duvarlar. Uluslararası kongre turizmi merkezi. Günümüzde kıyafet tartıĢmalarının sürdüğü. armut ve elmanın birbirine benzemediği kadar. Kapıdan girer girmez otel yetkilileri tarafından kovulur. Güney Amerika yerlilerinin insan hakları için mücadele veren biri. Maya dünyanın en eski uygarlıklarından. sanki her Ģeyi var eden bizmiĢiz gibi varlığımızı mümkün kılan doğayı unuttuk. Meğer Rigoberta Menchu Cancun'a Meksika cumhurbaĢkanının davetlisi olarak gelmiĢ. Avrupalı. savaĢa gitmeden dualarla silahlarımıza sarılıp birbirimizi katlediyoruz. Cancun'un baĢarısı. insanların kıyafetlerine göre hangi kapılardan içeri girebileceğinin tartıĢıldığı bir ülkede yaĢayan biri olarak da olay dikkatimi çekti. kendilerine özgü yazı sistemleri. "Benim kim olduğumu biliyor musunuz?" dememiĢ. ġehir planlamasında. matematikte. birlikte eğlenir. Apartmanların duvarlarında Nestle kahvesinin dumanları tüttü. Hiçbirinin sesi duvarların serbest kürsüsünden duyulmadı. Amerikalı burada bir araya gelir. Biz insanlar kendimize benimsediğimiz yaĢam tarzının aymazlığında. Rigoberta Menchu Mayalara özgü geleneksel elbisesiyle geçen ay Cancun'da beĢ yıldızlı bir otele gider. Seçimler oldu. kimi son günlerin siyasi olaylarının ifadesi olurdu. 'Kanı yerde kalmayacak' ibareleriyle bir tür cenaze ilanı gibiydi. olay basına yansımıĢ. Gençlik örgütlerinin içinden gelmiĢ. kendilerinden yana olanlar öyle kalsın. hayvanlar. Amerikan sigarası.. Günün Ġstanbul'unun duvarları gene boĢ. cansızlaĢtırıp içine tıktığımız yiyecek paketlerinden tanımanın eĢiğindeyiz. astronomide yarattıkları. . futbol takımları uzun bir aradan sonra duvarlardaki yerlerine döndü. Derken âĢıkların isimleri tekrar kalplerin içini doldurdu. KüreselleĢmenin simgelerinden. Duvarlara ihtiyaç kalmadı. duvarlardan da izlemeye çalıĢtıkları değiĢken siyasi yelpazenin içinde kaybolabilirdi. dünyanın bambaĢka bir kıtasında bu insanın baĢına gelenleri bu satırlarda paylaĢabilecektim. baĢka bir çok ülkede tekrarlanmak istenen bir örnek. Ölümü. Kapıdan kovulan Menchu. türümüzün zenginliklerinin sayılı örneklerinden. Tanrıya kul olmanın. Hepsi doğaya kapalı karanlık tapınaklarımızda. hem Menchu'nun baĢından geçenler kadar. 12 Eylül diktasına kadar Ġstanbul'da afiĢlemeye çıkmak örgütlü gençler için yaĢam tarzıydı. Duvar yazıları aynı zamanda birbirlerini öldüren gençlerin. Dünyanın en zengin ülkeleri G8'lerin liderler zirvesi için toplandıkları.O canlılar -bitkiler. geleceğimize yön verdikleri yerlerden biri. Cancun sokaklarında turistik eĢya satan. bugün CumhurbaĢkanlığı KöĢkü'nde yaĢayanların kapılarındından kimlerin girebileceğinin tartıĢması. eski Yunan ve Roma ölçüsünde bir mimari geliĢtirmiĢler. ĠĢe. Siyasi partiler kiralık panoların içinde kaldı. Özal döneminde duvarlar kiralandı. öldürmeyi takdis edenler ordularımızın maaĢlı din adamları. Nobel BarıĢ Ödülü sahibi. kimi 12 Mart döneminde hapis yatmıĢ tecrübeli ağabeyler bile. Ülke ekonomisine katkısı büyük. Cancun'un da bulunduğu Orta Amerika'da yaĢayan Mayalar. dilenen yerli Maya halkından birinin böyle bir yere girmeye cüret etmesine doğal bir tepkidir bu. kahvesi gibi kaçak getirilen tüketim mallarının ithalinin serbest bırakılmasıyla Ġstanbul duvarları reklamlar geçidine dönüĢtü. 27 Mayıs askeri darbesinden bu yana CumhurbaĢkanlığı KöĢkü'ne Çankaya'da köĢkleriyle komĢu olan kuvvet komutanlarıyla. okula gitmek üzere evden çıkan Ġstanbullular sabah yola koyulduklarında yepyeni duvar yazılarıyla karĢılaĢırdı. DememiĢ ama otel müĢterileri tarafından tanındığından kovulmasına müdahale edilmiĢ. Zaman içinde ilan panoları keĢfedildi. baĢkalarıysa. Hak yolunda olduklarına inananların. Bugün sayıları 6 milyon olan Mayalara istilacı Ġspanyolların hâkimiyet kurabilmeleri 200 yıla yakın sürümüĢ. Marlboro'nun yaĢlı kovboyları at sürdü.

Gençler gene konuĢuyor ama artık biz onların dilini duyamaz olduk. konuĢur. Babam öldükten sonra dayımın hayatımda önemli yeri oldu. türümüzün tarihinde ilk kez yaĢlıların yeni teknolojileri gençlerden öğrendiği. BaĢkanı George W. Keza aynı Ģey asker için de söz konusu. bir baĢbakanın tersine giden bir gazeteci için 'Çık bu ülkeden git' demesine ĢaĢmamalı. Farkında olmadığımız özellikle Türkiye gibi ülkeler gençleĢirken yaĢlı ve gençler arasında açılan uçurum ve kopukluk. Gençlerin aitliklerinin sessiz dayanıĢması ise bir tıkanmıĢlığın ifadesi. anlaĢılması güç kibarlığımızla ona hâlâ 'sayın' diye hitap eden de biziz. Sertel.. Ondan değil mi görevi bize hizmet etmek olan devlete yazdığımız dilekçelerde arz ederim diye hitap etmemiz? Karikatürlerimize bakın. çerçeve içinde bir pano ve yanında iple asılı bir kalem görmüĢtüm. Zekeriya Bey 80 küsur yaĢındayken siyasi mülteci olarak kızı Yıldız'la Fransa'ya sığındı. ona hemen küsülür. Askeri darbeyle Çankaya'ya yerleĢen bir eski devlet baĢkanımız da 'Asmayacaktık da besleyecek miydik?' diye bir çok kiĢiyle birlikte çocuk yaĢında vatandaĢımız Erdal Eren'i de idama yollamıĢken. bir toplumun canlılığının ifadesi. EleĢtiriden eleĢtiriye de fark var. ürkütüyor. Demokrasinin kök saldığı ülkelerde devletin baĢındakiler hedef alınırken Türkiye'de gazetelerde yayınlanan karikatürlerin çoğunda ancak kendimizle dalga geçebiliyoruz. Ģartlanmamızın sonucu. Bizde roman kahramanları bile yargılanıyor. Karı koca Serteller'i bugün yerinde Four Seasons oteli olan Sultanahmet cezaevine attı. EleĢtiri geleneği olmayan Türkiye'de eleĢtiri yapanlar da hakaret ve eleĢtirinin arasındaki ince çizginin farkında olmayabiliyor. hedef aldıkları kiĢilere ibret verici hitap tarzlarında bunun örneklerini görüyoruz. Ġkinci Dünya SavaĢı yıllarında Yunus Nadi'nin çıkardığı Cumhuriyet gazetesi Hitler Almanya'sını. çünkü gazetecinin iĢinin ne iyi gitmiyorsa onu ortaya çıkarmak. Polisler Ankara'ya gideceksiniz diye dayımı apar topar Paris uçağına bindirdi. tertiplediği nümayiĢlerle üniversite öğrencilerine Tan gazetesinin binasını yağmalattırıp yıktırttı. Belki duvarlardaki ifadeler artık cep telefonlarından iletilen SMS mesajlarına dönüĢmüĢtür. eleĢtirisi dava konusu bile olabilir.. ABD'nin 43. Gündelik yaĢamımızda bunca yeri olan bir genelkurmay baĢkanının. Zekeriya Sertel'in çıkardığı Tan demokrasi.ModernleĢiyoruz.. Oysa. Ben de onun gibi eleĢtirinin vazgeçilmezliğine. Basında. BaĢına ne geldiyse bu nedenden geldi. Bugün de öyle. Bugün sivil hükümetler de bu buyurgan geleneği benimsiyor. Türkiye'de tek parti sisteminden bu yana bir hayli yol almamıza rağmen. Türkiye'ye dönmek için uçağa bindi. Sanatkârların. Gençlerin sesini. Bush'un doğum yeri. Anılarını yazdığı 'Hatırladıklarım' kitabında cennete de gitse oradan kovulacağını. oradan Nâzım Hikmet'in de çağırısıyla Bakü'ye yerleĢtiler. Artık ne Ġstanbul'un duvarlarından yankılanır oldu gençlerin sesleri ne liselerden ne de YÖK sultası altındaki üniversitelerden. zengin-yoksul ayrımının hiç olmadığı kadar açıldığının nerdeyse herkes farkında. BaĢbakan'ın emriyle bir TC vatandaĢı yurtdıĢına atıldı. Böyle bir Ģeyin olabileceğini düĢünmek bile bize ters geliyor. askeri rejimler ve sıkı yönetimler sonucu. Ġstanbul'a indi. kliplerdeki Ģarkılarda arıyorsak kendimizi aldatıyoruz. Milli ġef Ġnönü hükümeti. Devlet sorumlularının sorumsuzluğunu demokrasi kültürünün yerleĢmemiĢ olmasında aramak lazım. Devlet baskısı nedeniyle ülkelerinde barınamayan Serteller sonunda Viyana'ya gittiler. eleĢtirmek olduğunu yazmıĢtı. Duvar yazıları gençlerin diliyle konuĢurdu. ancak BaĢbakan Demirel dayımın yurduna dönmesini yasaklamıĢtı. yazarların tahammülsüz olduğu bir ülkede devletin vatandaĢına kapıkulu diye bakmasına. parantez içinde: 'Özür Dileriz. sanat dünyamızdaki eleĢtirmenlerin yok denilecek kadar az olduğundan da belli değil mi? Hele bir eleĢtirmen bir sanat eserini tanıtmak ve övmek yerine kritik bir yoruma tâbi tutacak olsun. Dayımın baĢına gelenler Türkiye'de demokrasinin temel unsurlarından olan eleĢtiri geleneğinin yerleĢmemesindendi.. Vatandaş çık dışarı! Gündüz Vassaf 26/08/2007 Dayım Zekeriya Sertel gazeteciydi. Stockholm'de bir tuvaletin duvarında. Bu halimiz. eleĢtiriyi kaldıramadığımız. Ġstanbul'un duvarlarına bakıp Türkiye'nin de ĠsveçleĢme yolunda birkaç adım daha attığını düĢünüp. RADĠKAL GENÇ'teki sesler toplumumuzun yoksun kaldığı düĢünce ve tartıĢmaların somut bir ifadesi. Sovyetler Birliği'ndeki totaliter düzenden kaçmıĢ. 'Connecticutt Eyaleti size hoĢ geldin der. 21. vatandaĢın devlet ve onun temsilcileri karĢısında konumunu algılaması hâlâ kapıkulu gibi. Türkiye'de eleĢtiriye alıĢmadığımız. Demokrasilerde kanunlar vatandaĢı devlete karĢı da korur. Oysa dayım bu ülkenin vatandaĢıydı. Duvar yazıları bir Ģehrin. yol göstericiliğine inandım. düzene giriyoruz diyenler olabilir. Cumhuriyet tarihinde Atatürk'le ilgili tek bir karikatür bilmiyorum.' . kim kime oy verdi gibi istatistiksel analizlerde. Farkında olmadığımız. tartıĢırdık. uygarlaĢıyoruz. cephesini destekliyordu.' Ve levhanın alt kısmında. alıĢkanlıklarımızın. Toplum Gönüllüleri gibi ülke çapında örgütlenen üniversiteli gençler ise olanak tanındığında seferber edilebilecek gücün çarpıcı bir örneği. Geçenlerde ABD'nin Connecticutt eyaletinin sınırında otoyolun kenarına yerleĢtirilmiĢ Ģöyle bir yol tabelasının fotoğrafını gördüm. köĢe yazarları arası kavgalarda. Ölmeden önce yurduna dönebilen dayımla Paris'te bulunduğu yıllarda sık sık buluĢur. yüzyılda. Devlet adına yalan söylemeye memur edilmiĢlerdi. ezberlenmiĢ kalıplarımızda. eleĢtiriyi engelleyen yasalarmızdan ya da devlet korkusundan da öte. ne güzel kurallara uyan uslu puslu gençlerimiz var diye sevinenler de olabilir. bir yüzbaĢının ya da bir erin karikatürünü gören var mı? Hele dini siyasete alet edip her an teyakkuz konumunda olanlar? Dinle ilgili karikatürlere tepki olarak kitlelerin nasıl galyana getirtilip kan döküldüğünün yakın zamanlardan tanığıyız. Üstündeki yazı 'Lütfen graffitinizi buraya yazın' diyordu.

Asker ve savaş Gündüz Vassaf 19/08/2007 Ġngiliz aristokrasisindeki geleneğe göre en büyük erkek çocuk aileden gelen toprağın sahibi olurken. sarsıyor. birbirinden ibret verici askeri rejim görüntülerinin dünyaya yayılmıĢ olmasında aranabilir. balolara bile üniformalarıyla katılırken. Bush'un Irak'a saldırması haklı haksız mefhumlarıyla ele alınabilir mi? Irak'ta bugün yaĢanan taraflaĢma ve tarafların karĢılıklı katliamları da bizleri taraf tutmaktan çok savaĢların anlamsızlığı üzerine düĢünmeye itiyor. bence tarihteki ayrıcalıklı konumlarına ölüm çırpınıĢlarıyla veda etmelerinin ifadesi. kimi profesör olabilmek için yayınlarını gizledi. Böyle bir talep de yok. Dünyanın neredeyse her yerinde savaĢ var. yakın zamana kadar üniformalarını neredeyse sırtlarından çıkarmaz. tabutlarının fotoğrafının bile çekilmesi engelleniyor. üçüncüsü papaz olurdu. ABD beĢ yıldır Irak ve Afganistan'da savaĢıyor. Gençler silah altına alınacaklarına. Türkiye'de hâlâ bilimsel özerklik ve akademik özgürlük yok. 12 Eylül ve YÖK'le birlikte Türkiye'de üniversite susturuldu. Günümüzde pek çok Ģey değiĢti. *Belki de tarihimizde ilk defa. günümüzde sivil kıyafetleriyle dolaĢmayı tercih ediyor. Osmanlı'ya karĢı Yunanlıların. Ölen askerler için törenler yapılmıyor. Üniversite devleti denetleyen güçlerin emir kulu. Kahraman asker devri kapandı. *** SavaĢları haklı ve haksız diye ayırt edip taraf tutmamızda bir gariplik var. Dünya kabuk değiĢtiriyor. Dini ve askeri kurumlar. Bundan böyle dünyanın hiçbir yerinde asker heykelinin dikileceğini sanmıyorum. kahraman yok. Yıllar geçti. eğitim. 'Türkiye'de de imam hatip okullarına rağbet. Hollywood'da bile kendisine tek bir savaĢ kahramanı yaratamadı. din adamı olmak için değil. Yoksullardan oluĢan ve ancak iyi maaĢlarla ayakta tutulan bu ordu da o denli kifayetsiz ki bugün Irak'ta ABD asker sayısı kadar. Günümüzde savaĢlar düzenin meĢruiyetini sorguluyor. 20. *Tarih boyunca kahramanlarımız asker olmuĢtu. kaleyi korumak adına kapıkulu olmanın bedelini sineye çekti. Kadınları asker ve papaz yapmaya baĢladılar. ikincisi asker. Bulgarların ulusal kurtuluĢ savaĢları haksız mıydı? Hele Irak'ın yakın tarihi haklı haksız kavramlarımızın anlamsızlığının ibret verici bir örneği. Kalanlar. arka kapıdan üniversitelere girmek. Anne ve babaların çocuklarının din adamı ya da asker olmalarını istediği günlerden bu yana çok Ģey değiĢti." diyen darbeci baĢına fahri hukuk doktorası verildi. 'Eleman Aranıyor' diye pek kimsenin çalıĢmak istemediği iĢler için ilan verenler gibi. *Ordu mensupları tarihimizde. Zorunlu askerliği kaldırıp profesyonel ordu kurdu. Saddam'ın Kuveyt'e. daha sonra aynı topraklara el koymak isteyen Haçlı Seferleri haksız mıydı? Ulusal kurtuluĢ savaĢları haklıdır deniyorsa. hükümetten vatan hainliğiyle itham edildiğinde bile sineye çekiyor. *Eskiden düĢmana karĢı verilen savaĢlar hepimizi bütünleĢtirirdi. Haklı ve haksız savaĢ var mı? Yoksa savaĢların hepsi insana karĢı olduğu için haksız mı? Şerif Mardin Gündüz Vassaf 12/08/2007 Olacağı buydu. gençler savaĢmak istemediği için. (Türkiye'nin de içine sokulmaktan son anda kurtulduğu) savaĢa karĢı. Bunun nedeni. adam bulabilmek için binlerce yıllık geleneklerini değiĢtirdi. yüzyılda askerlerin düĢman diye kendi ülkelerinde sivillere karĢı darbe yapıp. "Asmayalım da besleyelim mi. *Birinci Dünya SavaĢı'nda devletler cephede savaĢmak istemeyen gençlerini vatan haini diye kurĢuna diziyordu. Milliyetçi ve köktenci akımların günümüzde Ģahlanması. özel Ģirketler için çalıĢan güvenlik elemanı konumunda paralı askerler var. Bir sesi çıkadursun. özellikle 20. Günümüzde vicdani redcilik birçok ülkede yasal hak. Mısır ve Hitit. Üniversite'den istifa edenler kaleyi terk etmekle itham edildi. . Kartaca ve Roma uygarlıklarının savaĢlarında kim haklı kim haksızdı diye soruyor muyuz? Türkler Asya'dan Anadolu'ya gelip burada yaĢayanların topraklarını iĢgal ettiklerinde haklı mıydılar? Eğer Türkler haklıydıysa. Demokrasinin beĢiği diye bilinen ve de övünen Ġngiltere'de hükümet ve muhalefet partileri Irak iĢgalinden yanayken bu ülkenin vatandaĢlarının belki yüzde 80'i. kimi Ģeyler değiĢmedi. devlet kurumlarında çalıĢmak için.' AĢağıdaki örnekler özellikle askerin toplumsal konumunun son yüzyılda nasıl değiĢtiğinin çarpıcı birer ifadesi. Ġkinci Dünya SavaĢı'ndan sonra Avrupa'da birçok ülke zorunlu askerliği kaldırdı. Bu iki ülkede ABD askerlerinin intiharı rekor düzeyde. Hele Batı ülkelerinde bu iki kurum. Meclis kürsüsünden. Askerler ve din adamlarının dünyadaki eski itibarı kalmadı. Akademik özerklik ve bilimsel özgürlük gasp edildi. dünyanın en güçlü ülkesi ABD. sağlık gibi alanlarda mecburi hizmeti tercih ediyor. yüzyıl edebiyatında savaĢ karĢıtları baĢrolde. Vietnam'da mağlubiyeti kabul edip geri çekildi. Kimi kanun emrediyor diye sakalını kesti.

sesimiz tok. Sevgimizle düĢman. vatan sevgisi gelir önce. bunlar zamanında yaĢanan bir kâbustan arta kalan kalıntılar. açıklayamam. ġerif Mardin ise. tanrıları." demiĢ. SavaĢlarında taraf. Yanyana gelseler. reddedilmesine ne demeli? KuruluĢun adı Türkiye'de bile pek bilinmez. Sevgimiz. son seçim örneğinde gördüğümüz gibi. (G.YÖK BaĢkanı. bu sefer kendileri özgür düĢünceyi yargılamaya baĢlamıĢ. hazırolda sevgiyle. hepimiz vatan için tetikte. BaĢımızda sevgi bekçilerimiz. Diyelim ki. ġarkımız tek. Sevgimizle öfkeli. bilim çevrelerince dünyaca tanınır. Bırakır mı? Bırakacak mı? Üniversitelilerin sessizliğine bakılırsa. ġerif Mardin'in eserleriyse ortada. Toprakların kayıtsızlığında. Hem ben yapmadım dercesine kendini temize çıkarıyor. Bu sevgiden kaçmak yok. iĢkence. Sevgimizle taraf. Üyeliğinin reddi. Sevgiye meydan okuyan vatan. 2007) .. "Gerekçe gizlidir. Ölür. TUBA adlı bu akademisyenler topluluğunu töhmet altında bırakır. üniversite yaz tatilinde. yıkan biz. Hapis. engizisyon mahkemesi benzeri böylesine ibret verici bir karar veren kuruluĢun üyelerinin hepsi üniversite hocası. ġerif Mardin'in meslektaĢları tarafından bir bilim kuruluĢuna önerilen üyeliğinin. 12 Eylül'de meslekdaĢlarının üniversiteden tek tek atılmasına seyirci kalanlar. bir zamanlar 12 Eylül'de de iddia edildiği gibi. bırakmayacak. "Ne haddine!" diyemeyen üniversite sustu. Vassaf. el üstünde. SavaĢ çocukları. Sesi aranıyor. Mardin'in üyeliğinin reddedildiği oylamaya katılan bir profesör. Sevginin teslimi Gündüz Vassaf 05/08/2007 0her ülkede öyle. ilkeleriyle konumlarını bağdaĢtıramamanın ezikliğini yaĢayanlar. Mardin'in üyeliği bu kuruluĢu onurlandırır. Gücümüzden Ģüphe duymasın kimse. Böle böle koca dünyamızı elde kalan. Dikkat komĢu gözüm sende. Tarihin med cezirinde. öldürürüz. tehlikeli. Ģu olabilir Ģu olamaz diye fetva üstüne fetva verdi. kaçı birbirine düĢer? Heykellerini yapan biz. seviyorum diye. hem de üçüncü kez. sessizliği fark edilmez oldu. sürgün. hem de kararı meĢrulaĢtırıyor. Çok diyar gördük. Oylamada azınlıkta kalanlar. Ülkeler destanlarla Ģahlandı. kaleyi terk etmeyelim diye mi seslerini çıkarmıyor? ġimdi. O kadar sessiz kaldı ki. Bilim adına. Sevmesini bilemeyenlere. Tarihten kahramanlarımız.

samimiyetine inandılar. infiallerini dinlemek aklımızın ucundan bile geçmiyor olmalı ki. Gördüğüm kadarıyla sonuçları nasıl karĢılıyorsunuz diye Beyoğlu sokaklarına bile tek bir tv ekibi. cahilliğine atfetmeleri yetmiyormuĢ gibi. Sovyetler Birliği'nde de hep vatandaĢ adına konuĢurlardı dedi dostum. siyasi partilerin kapatıldığına tanık olmuĢ. Ġlkeler çiğnenerek demokrasi adına oynanan oyunda ülkelerdeki genel gidiĢ. düĢüncesini açıkladığı. kararsız denilen ne idüğü belirsizlerin oylarını nereye verecekleri. "Kurtulmanız için bilinçlenin" demiĢ. DüĢüncelerimizin nispeten özgürce ifade edilebildiği bir döneme girmiĢ olmalıyız ki. son seçimler öncesi yapılan anket sonuçları. parti liderlerini konuĢmaktan. ana dilini konuĢtuğu için hapishanelerde iĢkenceden geçmiĢ Anadolu insanının. Nerdeyse herkes kararsızlığın kötü olduğu kervanına katılır. meclisin. onların dediklerini birbirimize tekrarlıyoruz. Oy verenlerin görüntüleri. bize neyi niçin yaptığımızı açıklayan bilirkiĢilerimiz almıĢtı. çeĢitli ve değiĢken aitlikleriyle insanlar var. Tek parti zulmünü yaĢamıĢ. Türkiye'nin bilir-öğretir kiĢilerince ĢaĢkınlık ve infialle karĢılanmasına rağmen. . kendilerini hayat tarzlarının birkaç kilometrekarelik alanına büyük kentlerde hapsedenlerle. Köydeki partili kendisine. Barbie bebek yaĢam tarzlarını benimsemek istemeyenlere bir de hakaret ediyorlar. Yıllar önce bir seçim öncesi Türkiye'de sol bir partinin lideri bir köyde konuĢup ayrıldıktan sonra köylülerin hakkkında ne düĢündüğünü merak eder. Kararlılığımızla meĢrulaĢtıklarını sanıyorlar. anketçiye külahını ters giydiren. delikanlılık çağına gelince vatana hizmet adına dayak yenildiği bir ülkede yaĢıyoruz. Seçim sonuçlarını ilk kez Türkiye'ye gelen. gülümsediğinde ne sırıtıyorsun diye azarlandığı. Seçim öncesi medya kuruluĢlarının ilginç görüntüler ve görüĢler yakalamak peĢinde nerdeyse sirk gösterisine dönüĢtürdükleri vatandaĢ görüntülerinin yerini. Kararsızlık kasidesi Gündüz Vassaf 22/07/2007 Kararsızlık kötüdür (derler). çok renkli bir meclis seçilmesine rağmen sanki karĢımızda hâlâ bir halk var. Oysa siyasetçiler değil mi kararsızlıkları kandırmak için reklamlarla tezgâhladıkları maskeleriyle karĢımıza çıkan. Adına konuĢulan bizlerse ekran baĢında. kime vermeli?" Üniversitede bulunduğum yıllarda bu cevap Türkiye gibi geri kalmıĢ olduğu söylenen bir ülkede alan çalıĢması yapmak isteyen sosyal bilimcilerle anket yapanların karĢılaĢtığı güçlüklere iliĢkin bir örnek olarak anlatılırdı. düĢüncelerini. sesleri bir sonraki seçime kadar rafa kaldırıldı. hiç mi merak etmiyoruz bizi biz yapan insanların kimler olduğunu? Tek tip elbise düĢkünü rejimlerle ideolojilerin bir düĢü. Müteakip günlerde basın da aynı tabloyu çizdi. "Seni sevdiler. kaypaklıklarıyla ünlenenler? Ama oyunun kuralı bu. hepsi birbirinden bilinçli bilirkiĢi mezheplerine göre bilinçlenmemiĢ olan. Bizi kararlı olmaya çağırıyorlar. Onları çileden çıkarır. hatta asıldığını görmüĢ. ancak piliçlerin hikmetini anlamadılar" der. sonraki yıllarda seçtiklerinin askeri darbelerle devrildiğini. kendisini korumaya yönelik bu cevabını cahilliğine yorarlardı. seçmenlerin özlemlerini. Bunu görmezlikten gelip. bırakın kararsızlığı. Hangi programı açsak. Cumhuriyet tarihinde ilk kez bu denli çok sesli. Halk dediğimiz o meçhul kitle çoktan özgürleĢti halk olmaktan. gazetelerine yılın ilk karı diye atılan manĢetlerden Türkiye'ye bakanların. bu aymazlıklarını sürdürerek ülkenin artan nüfusuna rağmen gazete satıĢlarının gerilemesini halk dedikleri o ne idiğü belirsiz kitlenin ilgisizliğine. gerçeği yansıttı. kararsız seçmenlerin çoğalması. oy verenlerin sayısının yıllar içinde azalması. Totaliter rejimler de. Cevap: "Sen benden daha iyi bilirsin beyim. Unutmayalım ki hâlâ çocukların öğretmenlerin gözünün içine bakmasının küstahlık sayıldığı. oy dağılımlarının istatistiksel analizlerini yapmaktan. gazete sayfalarında bilirkiĢilerimizin soyut düĢüncelerini çarpıĢtırmalarına taraf olma bencilliğimizle kendimizden geçtiğimizden. Bağımsız tepkilerimiz bize karĢı oynanan bu oyunun ezberini bozduğumuzun ifadesi. meĢruiyetlerini oy vermeyi zorunlu kılarak. karĢımda basından ve üniversitelerden tanıdık yüzler sonuçları yorumluyordu. artık kösele ayakkabı giymemelerinin hazzıyla kökenlerini BatılılaĢma adına hazımsızlıktan kusanların seçim sonuçlarına ĢaĢmalarından doğal ne olabilir? Hâlâ Ġstanbul'a kar yağdığında. darbelerini referandumlarla onaylattırarak sağlamanın peĢinde. Meğer köylülerle konuĢmasında son söz olarak. Partileri. bilirkiĢilerin yorumlarıyla yetiniyor. söyledikleri birbirlerini tutmayan. Türkiye'de toplum değiĢiyor ama insanlara tepeden bakan eski devlet-kapıkulu alıĢkanlıklarımızdan vazgeçmek zor. insanlara tepeden bakmanın bir ifadesiydi halk deyimi. parmaklarına cetvelle vurulup kulağının çekildiği. Türkçe bilmeyen bir Rus dostumla seyrettim. köylüye kime oy vereceğini sorar. Özellikle siyasetçiler. Bizse özgürleĢtikçe kararsızlığımızı ilan ediyoruz. gazeteci yollanmadı.Türkiye'nin bilirkişileri halkını arıyor Gündüz Vassaf 29/07/2007 Türkiye'de anketler ilk yapılmaya baĢlandığında Ġstanbullu anketçi. Aklımda Ģöyle bir anektod var. Halk yok. Televizyon kanalları arasında gidip geldik.

Singapur. Türkiye'de zinde güçlerin demokrasinin temel ilkelerini yaz boz tahtasına dönüĢtürdüğü.. Kiralanan hükümet ve kabine üyelerine halkınızca arzulanan uygun görüntüyü (liberal. doğada kararsızlığın esas olduğuna iĢaret eden gözlemlerin baĢında gelen Alman nükleer fizikçi Heisenberg'in 'Belirsizlik Prensibi'nin benimsenmesinden bu yana bir asır geçti. bilgisinden hoĢlanır. yüzyıl anlayıĢından kalma pozitif bilim olamama komplekslerinden kurtulamadıklarından. bizleri Ortadoğu'da savaĢa sokup sokmayacakları konusunda sessizlikleri ve bağımsız konum ve tutumlarıyla cumhurbaĢkanı niteliklerine de haiz Baskın Oran ve Ufuk Uras'ın gözlem. hedef aĢıldığında ek prim alır. BirleĢmiĢ Milletler Tarım ve Gıda Örgütü (FAO). iyilerin hisse senetleri borsalarda kapıĢılır oldu. Ġktidara gelsinler diye halkı birbirine düĢürür. "Söyle bana evladım. AĢağıdaki ilan New York Times gazetesinde tam sayfa olarak çıktı. bilimde. kendilerine güven duygusundan yoksun diye tanımlarlar. Kendilerini ne kadar ciddiye alıyorlar.Bir arkadaĢımın o zaman ilkokulda olan oğlu. Buenos Aires ve Darüsselam'da Ģubeleri olan Glasnost Uluslararası Yönetim firmamızın faaliyete geçtiğini müjdeleriz. kararsızları. siyasi partilerin seçmenleri. Kiralık Hükümet 1. firmamız kiralık hükümetimizin söz verdiği ekonomi. Kimileri birbirlerinden hükümet transferine bile baĢladı. New York'ta kurulan. ifadeleri net. eğitim vb. 4. uyarı ve önerilerine vurdumduymazlıkları. Hedeflere ulaĢılamadığı takdirde tazminat öder. bitti. muhafazakâr. Karikatürlerini bile kaldıramıyorlar. ĠĢte böyle idi ilan. baĢarı tanımından insan haklarına kadar özlemlerimizi karĢılamayan bir düzene uyum sağlamamak demektir. Ya seçim gündeme geldiğinde sorumsuzca akıtılan oluk oluk paralar! Bir yanda para bekleyen eğitim. Kararsız olmak aile yapısından aĢk iliĢkisine.. Demokrasinin beĢiği diye örnek gösterilen Ġngiltere'de. askeri. ulaĢım. sağlık. feminist. iktidar partisi de uluslararası hukuku ihlal eden bu savaĢtan yana. Kiralık hükümetler * Gündüz Vassaf 15/07/2007 Oy vermek tarihe karıĢtı. 3. Eğer kararlılık günümüzde dünyaya egemen düzenin sunduğunun ifadesi ise. .. bizi sunduğu seçenekler çerçevesinde karar vermeye zorlayadursun. sağlık. Kararsız olmak. Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) gibi kurumlarda çalıĢmıĢ olup en az beĢ dil bilmektedir. Firmamızın kiraladığı hükümetler BirleĢmiĢ Milletler Evrensel Ġnsan Hakları Beyannamesi'ne uymayı taahhüt eder. Seçtikleri muhalefet partisi de. seçimleri bir an önce bitsin de kurtulalım dedirten bir egzersizden ibaret kılıyor. Ne varki bu firmaların hiçbiri hâlâ Türkiye gibi gerçek demokrasiyi kurmaktaki kararlılığını sürdüren ülkelere nüfuz edebilmiĢ değil. dindar) ya da bu ve benzer görüntülerden oluĢacak bir yelpazeyi sunacak kadromuz mevcuttur. polis teĢkilatını çoktandır özel firmalara devretmiĢ olan ABD gibi ülkeler kolayca alıĢtı çokuluslu Ģirketlerden hükümet kiralamaya. Kurtulduk o günlerden. Ne maskaralıklar kepazelikler yapılırdı seçim kazanmak için. sokak temizliğini. halkın belki yüzde 70'i ülkelerinin Irak iĢgaline karĢı. Ülkenin bölünmez bütünlüğünden söz eden siyasi partiler bölücülüğün baĢlıca unusuruydu. Kararlı kiĢiliğin meziyetlerini saymakla bitirmez. Dünya Sağlık TeĢkilatı (WHO). Seçimle iĢbaĢına gelmiyor artık hükümetler. okullarını. alanlardaki hedeflere belirlenen süre içinde varacağını taahhüt eder. 5. babasıyla çıktığı tren yolculuğunda aynı kompartımanı bir öğretmenle paylaĢır. Kötü firmalar battı. 2. Zürih. durmadan kargaĢa yaratırlardı. Kısa bir süre içinde bu tarzda birçok firma kuruldu. * Cennete Övgü kitabımdan aldığım yukardaki yazının kısaltılmıĢ biçimi 1 Nisan yazısı olarak bu sütünda yer almıĢtı. Psikologlar da kararlı olmamızı ister. SavaĢ suçluları iktidarda. amca" der. Bitti. ben bu oyunu oynamak istemiyorum demektir.. Zaten hapishanelerini. öbür yanda milyonlar harcanan siyasi sirk gösterileri. Tarihimizde az mı gönüllü tutsaklığımızın kurbanı olduk? Kararsız olanlardır yeni yollarını keĢfini kaçınılmaz kılan. anarĢist. Bizden istenen kararlılık bize verilen Ģıklarla sınırlı. Sesleri tok. Düzen. Kararsız olmak sağlıklıdır. Öğretmen dokuz yaĢındaki çocuğun sohbetinden. hepsi bitti. bizi hâlâ Newton yasalarına tabi deterministik bir kararlılık içinde görmek isterler. kendilerinden memnun ve suçlular gibi sorgulanmaktan rahatsızlar. itfaiyelerini. Kiracı devlet ile aramızdaki ihtilaflarda Lahey Adelet Divanı'nın kararları esastır. "ġıkları söyle. duygularını kızıĢtırarak sandık baĢına savurduğu. Siyasi partiler de kalkalı yıllar oluyor. Düzen adına konuĢanlar ne kadar da kendilerinden eminler. Ġlgili devletlerle anlaĢma sağlandığında. mutluluğun sırrı nedir?" Çocuk tereddüt etmeden. Sonunda ona Ģu soruyu sorar. Kiralık hükümetlerimizin uzman kadrolarının hepsi Uluslararası Para Fonu (IMF). Eğer kararlılık bize sunulan seçenekler çerçevesinde taktığımız at gözlükleriyle bostan kuyusunun etrafında dönüp dolanmak ise. 18.

Öğretmen sınıfa girer. biz adam olmayız'. mavi gözlülerin ağır öğrenenler olduğuymuĢ. "Çocuklar" der. Apolitik oldukları iddia edilen gençler bugün düzenin. ġimdilik ekranlarının baĢındalar. soğuk savaĢ yıllarında Batı müttefiki diye bilinen solu ezmeye kararlı baĢka ülkelerden de polislerin. Ġngiltere'nin Suudi prensine silah ve uçak alımı karĢılığı bir milyar sterlin rüĢvet verdiğinin ortaya çıkmasıyla çalkalanıyor. devlet adamlarımızın bile açıkladığını. Seyircisi diye gördüğü. adaletsizlik varken. gençler için çoktan gerçekleĢmeye baĢladı dünya vatandaĢlığı. ABD'de bir ilkokul. karuni boyutlarda servetlerini bu kadar sorgulanmaz zannetmemiĢlerdi. iktidarlarını bu kadar kalıcı. para kazanmak. hem de parlamentoda. Seyahatle. bunca yol gittik. Son aylarda Ġstanbul gazetelerinde yazılanlara topluca baktım. Bugün tarihimizde ilk kez yaĢlılar yeni teknolojilere çaresizlikle bakarken. Yoksa günümüz politikası. gençleri kin ve intikamla silahlandırmak isteyenlerimiz de çok. Beyaz adamın uygarlıklarını dünyanın dört yanına götürdükleri inancıyla beslenen Ġngilizlerin de kirli çamaĢırları az değil. içlerinden ünlü bir yazar Türklerin sık darbe yapmalarının. Öğretmen. "Sizden özür dilerim. ya da daha doğrusu bize yaĢattırılan darbelerin arkasında ABD'nin olduğunu. Bu ikiyüzlü düzene gençlerin itibar etmesini. yeni diller. Çarklar bir tek bizim savaĢlarımızın haklı olduğuna inanalım diye döndürülüyor. Onlar için apolitik gençlik deniliyor. Bunun neresi demokrasi? BirleĢmiĢ Milletler kurallarını hiçe sayıp ABD'nin peĢinde savaĢ suçlusu konumuna düĢen baĢbakanları geçen hafta. kahverengi gözlüler ise ağır öğreniyormuĢ. Gazete. Düzen siyaset yapıyor." der. alkıĢlayanlar zannettiği. aymazlığında putlaĢtırdığı aynada kendi sureti. Onları düzenin seçeneklerinin Ģıklarında hapsetmek. diye dövünmeye baĢlamıĢ.) Bu . aktardığı yüzyılların tecrübesiydi hayatımızı idame ettirebilmemizi sağlayan. meĢruiyetini asıl sorgulayanlar. Ne kadar da çabuk unutuyoruz. meĢruiyetini yitirdi. internet aracılığıyla onlar yüzyılların yapaylaĢmıĢ sınırlarını aĢıyor. Hükümet savaĢı destekliyor. Sokağa çıktıklarında kulaklıklarıyla müziklerine bağlı. politikacılarıyla ilgilenmemekle. değerler sistemi geliĢtiriyor. Geleceğimizi emanet edeceklerimiz olup bitene sırtlarını çevirmiĢler. "Çocuklar. günümüzde savaĢ halinde olan Ġsrail'de bile Filistinlilere kurĢun sıkmaya hayır diyen vicdani redciler var. çıkarları uğruna öldürecek. Yüz yıl önce cephede savaĢmak istemeyeni vatan haini ilan eden devletler gençleri kurĢuna dizerken. Siyasetle ilgilenmezler. hayatın her alanında gençlerin geliĢtirip uyguladıkları teknolojilerle yol alıyoruz.) Devam edelim. Düzen. Bir hafta geçer. bırakın gazetelerin. demokrasi adına oynanan büyük oyunun. Yarının kurulması için gençlerin önünü açacaklarına.Apolitik gençlik Gündüz Vassaf 08/07/2007 Hangi ülkenin gençlerine baksanız öyleler. bu olguyu. sefalet. Guardian gazetesinin baĢarısından çok. pazarlananları tüketen gençlerden memnun. Ġngiltere halkının belki yüzde 70'inden fazlası ordularının Irak iĢgaline karĢı. onların ufkunu geçmiĢin hüsumetlerinde gömmeye yeltenenlerimiz. gençleri egemen değerlerin tüketicisi yapmak. bir gün bir Ģeye inanırken ertesi gün tam tersine inanabileceğimize de iĢaret ediyor. tıpta. 12 Eylül cuntası günlerinde Türkiye'de insan hakları ihlalleri üzerine inceleme yapan Batılı bir heyet. sade Türkiye'den değil." Tahmin edebileceğiniz gibi ikinci açıklamayı izleyen günlerde de kahverengi gözlüler okulda daha baĢarılı olur. dünya adam olmadan biz de adam olamayız demek. rüĢvet açıklamasının Batı'nın bundan sonraki Suudi kralının kim olması istediğine iliĢkin pozisyonu. dünyada bunca açlık. Sonuçları yanlıĢ açıklamıĢım. uyurgezer gibi dolanıyorlar. taraf olmasını bekliyorlar. Çoğu kiĢi. Yıllar önce. uzayda. tarihin küllerinin haklı haksız avında körleĢenlerimiz. Yukardaki deney beklenenleri gerçekleĢtirmeye eğilimimizle birlikte kendimizle ilgili belleğimizin ne kadar kısa vadeli olduğuna. düzenin oyununa katılmamakla asıl gençler mi politik olan? Düzenin derdi. Bugünlerde Londra. Ne kadar da çabuk unutuyoruz Adnan Menderes'in nispeten bağımsız bir politika izleyebilmek için Moskova'ya gideceği duyulduktan sonra yapılan 27 Mayıs darbesinden bu yana yaĢadığımız. ABD'nin Panama'da kurduğu polis akademisinde son moda iĢkence yöntemlerini öğrenmeleri için yetiĢtirildiklerini. 'Biz adam olmayız' kültürü Gündüz Vassaf 01/07/2007 Psikolojide 'Ne ekersen onu biçersin' diye özetlenebilecek ünlü bir deney var. Konumlarını belki de hiç bu kadar sarsılmaz. ölecek olanları bulamadığı için telaĢ içinde. mavi gözlüler kahverengi gözlülerden yüksek puan alırlar. iĢkenceci olmalarının nedenlerini. gördükleri acımasızlık ve vahĢet karĢısında irkilmiĢ. Ana muhalefet partisi savaĢı destekliyor. (ġunu da ilave etmeliyim ki. Doğrusu kahverengi gözlülerin zeki. veda konuĢmasında ayakta alkıĢlandı. Dertleri iĢ bulmak. Tarihlerini bilmezler. Öğretmenin konuĢmasını takip eden günlerde okulda çocukların sınandığı konu ne olursa olsun. yetiĢkinlerin anlam veremedikleri dünya çapında bir ağ oluĢturuyorlar.bu dünyada yaĢıyor olmanın yazgısının bilinci ve sorumluluğu. skandalın bugünlerde patlak vermesinin muhtemel nedeni. Ayrı ayrı kendi takıntıları peĢinde. Egemen düzen kendisine baĢkaldırmayan. YaĢlıların. Devletlerin vatandaĢları adına giriĢeceği en büyük eylem savaĢ ise demokrasinin beĢiği diye geçinen ülkelerde oyun iflas etti. ordularında savaĢacak. umursamazlık içindeler. tarihlerinden gelen etmenlerle açıklamaya giriĢmiĢti. kitap okumazlar. "Okuduğum son araĢtırmaya göre mavi gözlü çocuklar zeki. 'Türkiye'nin çalkantılı haline. Türümüzün tarihinde düne kadar gençler yetiĢkinlerden öğreniyordu. arpa boyu yol kat etmemiĢiz. Bu gözlemlere ilk tepkim. darbe tehditlerine bakıp." (Bilim adına insanları kobay olarak kullanmanın neden olabileceği zararlar ve kimi bilim adamlarının ahlaki sorumsuzluğu yukarıdaki satırları okuyunca sizin de hemen aklınızdan geçmiĢtir. Onlar bayraklarıyla dinlerinin gölgesinde inançlarını çarpıĢtıradursun.

Doğasıyla. Sonuç. Washington'da da kızları tavlamak için onlara Amerikan arabasında dolaĢmayı teklif ettiğini. Miller. Buna karĢın Amerikalıların buldukları çözüm otomobil rekabeti.. Otomobillerde patlatılan bombalarla katledilenlerin haddi hesabı yok. daha az araba kullanmak yerine. 'Satıcı'nın Ölümü'nde Amerikan rüyasına inanan Willy Loman'ın arabasının egzos borusundan çıkan zehirle intihar ettiğini.) Ancak Batı'ya yüklenmenin kendimizi aldatıcı kolaylığı da 'adam olmamızı' engellemiyor mu? Kim kimin ölçülerine göre adam değil. kâh kavgalı. Bir an daldıktan sonra. bir yanda araçlarında öldürülen Amerikan askerleri. uygarlığımızı onsuz planlayamaz olduk. orasıyla burasıyla oynamaya feda ettiğini. yakın çevremizden de bildiğimiz. yıkıldıkça yapılan Ġstanbul. Patlayan. Kiminin saldırısıyla yıkılmıĢ. Ölçüsüz sanayileĢme çılgınlığımızla. "Bizi kendisine tutsak etti. otomobillerinde kiliseye gidenler. Bağdat'ta ölüm Gündüz Vassaf 24/06/2007 ABD'li oyun yazarı Arthur Miller 12 Eylül döneminde yazarlarla dayanıĢmaya Türkiye'ye Harold Pinter'le geldiğinde Ġstanbul Hilton'da kalmıĢtı. cilalamaya. otomobillerinde ölmemek için otomobilden vazgeçmenin yeteceğini bile akıl edemiyor. yozluklarına atfetmesi yetmiyormuĢ gibi. Çevre dostu geçinenlerin bile. topraklarından kopartılan sokağa mahkûm . Ruslarve Türkler için ekmek neyse. ben Ankara'dan Amerika'ya yeni gitmiĢ bir tanıdığımın ilk maaĢıyla araba aldıktan sonra Türkiye'de yaptığı gibi.konuda eski Ġngiltere savunma bakanının Ģu sözlerinin arkasında yatan mantık da ibret verici. Gazete haberine göre benzin fiyatlarının artıĢına dayanamayan Amerikalılar. Bu görüĢe.Biz (Batı) ne kadar uğraĢsak. ana rahmine otomobillerde düĢen. insanlarıyla. 2 bin yıldır kesintisiz birilerinin yaĢadığı. demokrasiye yabanlıklarına. küresel ısınmanın dünyamızı tehdit ettiği." Laf lafı açar. "Otomobil. çocuklarını sabah yuvaya götürürken. adam olamıyor? Türkiye gibi birçok ülkede milliyetçilik ve din sarmalının kolaycı aitliğinde yabancı düĢmanlığına kadar varabilecek bir infiale doğru sürüklenirken aynada kendi yüzümüzü giderek göremez oluyoruz. Geçenlerde okuduğum bir haber Amerikalının otomobiline körü körüne bağlılığının. onlar adam olamaz. Amerikalılar için de benzin o. otomobil müptelalığının baĢka bir örneği. ġehirlerde yaĢamak artık ayrıcalık değil kaçınılmaz. seviĢip. ABD'nin otomobil müptelalığının. Cezayirli psikiyatrist Frans Fanon'un 'beyaz maskeli siyah tenliler' diye tanımladıkları da var. küçük üçüncü otomobiller satın almaya baĢlamıĢ. Otomobillerinde yiyip. askerlerini korumak için harcadıkları paralarla Bağdat'ta otomobili gereksiz kılacak dünyanın en ileri ve güvenli kamu ulaĢım sistemini kurabilir. Miller Amerikalı erkeğin hafta boyu çalıĢtıktan sonra cumartesi günlerini büyük bir hevesle arabasını yıkamaya. yüzyılda Ġstanbul dünya imparatorluklarının baĢkenti. bir de kendine bağlı haber ajansları kanalıyla bu insanları dünyaya gerilikleriyle sergiliyorlar. kiminin ihmalinden çökmüĢ. Bir yanda infilak ettirilen otomobiller. kendilerine tasarruflu." dedi. Amerikalıların akıllarının ucundan bile geçmiyor Bağdat'ta otomobili yasaklamak. Birbiri ardına sıraladığımız karĢılıklı örneklerle konuyu besledik durduk. YaĢamı onsuz düĢünemez. Buraya ilk yerleĢildiğinde dünyamızda Ģehirlerde yaĢamak ayrıcalık idi. Dünyamızın en güçlü ordusuna sahip olmakla övünen bu rakipsiz süper güç her yıl harcadığı yüzlerce milyar dolara rağmen dört küsür yıldır. Miller'in anlattıkları. içip. Bugün dünya nufusunun yarısından çoğu Ģehirlerde yaĢıyor. Gene de. rüĢvet verirsek satın alıyorlar. otomobilden vazgeçilebileceğini ölüm pahasına bile idrak edememelerinin en uç örneği bugün Bağdat'ta yaĢanıyor. Bir gün otel odasında oradan buradan sohbet ederken gözleri pencereden gördüklerine takıldı. uygarlığın beĢiği bildiğimiz Ģehirlerimiz. 21. dünyanın en eski Ģehirlerinden. Bağdat'ın en küçük mahallesine bile hâkim olamadı. günlerimizin sayılı olduğunun söylendiği bugünlerde her zamankinden daha geçerli. istatistiklere göre ülkede aile baĢına düĢen otomobil sayısı ikiden fazla. yüzyılda İstanbul Gündüz Vassaf 17/06/2007 21. bırakın Irak'ı." Batı'nın geleneksel böl ve yönet yöntemlerinin de neden olduğu çatıĢmaları. otomobilin bir katliam aracı olarak kullanılmasını savaĢ tarihinin yıpranmıĢ sayfaları arasına katabilirlerdi. Benzinin en ucuz olduğu ülkelerden birinde yaĢamalarına rağmen Amerikalılar son yıllarda artan benzin fiyatlarından Ģikâyetçi. ben Türkiye'yi Küçük Amerika yapacağız diyen Demokrat Parti'yi deviren askerlerin aĢağılık komplekslerinin sonucu darbeden sonra yaptıkları ilk iĢlerden biri olan. ordularının Bağdat'ta kullandıkları zırlı aracın sivil modeli Hummer gibi mini tank benzeri arabaları kullanmaları ayrıca ibret verici. aĢağıladıkları insanların vahĢetine. Otomobilde seks. ġimdiye kadar baĢkalarını katletmek. kâh uyumlu. Yapıldıkça yıkılan. "Ortadoğu'dakiler silahlarımızı. Miller da kim bilir baĢka neleri anlatacaktık ki otelin lobisinden gelen telefonla yeniden 12 Eylül kâbusunun içine girdik. patlatılan araçlara karĢı patlatılmaya dayanıklı yeni model araçlar üretmek. pat pat diye birkaç yüz metre gidip Genelkurmay BaĢkanlığı'ndan gelme cumhurbaĢkanının önünde bozulup duran Devrim adlı otomobili. (Bir de Türkiye'de bizi adam yerine koymayıp gerektiğinde silah zoruyla kendi reçetelerini dayatıp kollayanlar da unutulmamalı.

düzenin çoktan seçmeli Ģıklı özgürlüklerine rağbet etmemekle. alıĢveriĢ âdetlerimiz değiĢir. dünyayı değiĢtirmenin cefasını çekeceklerine. Sağ iĢaret parmağıyla baĢka bir düğmeye basıyor. dünya ekonomisi. gazetelerin ve Ģirketlerin web siteleri çökertildi. çarpıĢarak öldürür ya da tutsak ederdi. Ġstanbul 1453'ten bu yana en çarpıcı toplumsal ve mimari dönüĢüme gebe. ya da yeni teknolojilerle. Estonya'nın savunma bakanı Jaak Aaviksoo verdiği demeçte. parasız olan Ģehre akın etti. tepkisiz kalan sanal âlemciler. dört bir yana saçılan kollar. Ne adı biliniyor. Ancak Avrupa'da patlayan yeni tür bir savaĢın yanında sivrisinek vızıltısı gibi kaldı. insan merkezli olmayan egemen düzenin kaçınılmaz sonuçları. Binlerce mil katederek büyük bir kent üzerinde menziline varıyor. yıkıcı eylemlerin habercisi. Hedefi vuruyor. bilgisayar ekranları baĢındaki oyunları ve haberleĢmeleriyle yeni bir dünya yaratıyor. çiçek dikip sulamak değil. kent içi yaĢamın paralı kesimlere hitap ederek hayat pahalılığına dayanamayan eski Ġstanbulluların 'iç Ģehri' terke zorlanmasıyla. Ģehirleri otomobillerden kurtarmak. HiroĢima gibi. hastanesiyle. BaĢka bir makinanın önüne geçiyor. ne göğsüne madalya takılıyor. Ülkenin haberleĢme sistemi felce uğratıldı. BaĢka bir yol. istedikleri rolleri oynayabiliyorlar. açların infiali. her geçen gün dünya düzenini daha da gayrimeĢru kılmaktalar. Batı'da fabrikalar çürümeye terk edildiği gibi. düzenin oyununda piyon olmayı reddetmekle. korkunç ve adaletsiz hali böyle gitmeye devam ederse. mahalle ve ailenin çözülüp cemaat yaĢantısının yok olmasıyla. DüĢman. sefaletin. cürümün. Gün gelir. Bugün de Asya'da. Köprüleri. Tarihin ilk siber saldırısında bir e-devlet'in dijital altyapısı çöktürüldü. küresel ısınmaya karĢı almaya zorlanacağımız acil tedbirlerle. ıĢıklandırmanın. Ġklim değiĢiklikleri. yüzyılın Ġstanbul'u. "Bu ittifakımızın iĢleyiĢini kalbinden vurdu" dedi. Gençler. Afrika'da. günümüzde bilgisayar baĢından yönetiliyorsa. ABD ve Ġsrail'den olay mahalline gelen bilgisayar uzmanları iç hafta boyunca süren bu baskın karĢısında hazırlıksız yakalanmalarının vahameti karĢısında donakaldı. Nasıl savaĢlar. savaĢçı olarak nasıl davranması gerektiğini öğrenirdi. YarınGeçmiĢte gençler dünyayı değiĢtirmek için isyan ederdi. parmaklarının ucu kadar yakın. Brüksel'de NATO adına konuĢan bir yetkili. geleceğin düzene karĢı eylemleri de. Talinn'de bir Rus askeri heykelinin yerinin değiĢtirilmesine tepki gösteren Rusya olduğunu ima etti. Bu tür savaĢlar miladını doldurmakta. Dünyamızın vahim. Ancak bu süreçte. Parası olan Ģehir dıĢına kaçtı. Öncelik. Günümüz düzenini sorgulamayarak. bilgisayar baĢından yürütecek olanların tecrübesi ve birlikteliğinin yeri kaçınılmaz. piyasanın git-gelleri kadar belirsiz. Ġstanbullular için düĢünülmeyen bir Ġstanbul'u. Amaç. binaları görüyor. baĢka Ģehirlerin tecrübesine bakılırsa. 21. ulaĢım gibi. Bu gidiĢe dur demek için Moskova. geçen yüzyılın hatalarını tekrarlayarak. yabancı. ısınmanın enerjisini doğa dostu kaynaklardan sağlayacak yatırımlara yönelmek. halkına değil. kaynaklarını kuruttuğumuz. Egemen düzen farkında olmadığı potansiyel bir dünya örgütlenmesi ile karĢı karĢıya. yatırımcıların kıstaslarını ölçü alarak rekabet eden Ģehirlerin yaĢamla göbek bağı iplik kadar ince. turist çekmek. 21. Tahminlere göre sayıları bir milyondan çok bilgisayarın saldırısı sonucu giriĢilen topyekûn savaĢta cumhurbaĢkanının. yüzyılda sorun. tepkisizliklerinde dipten gelen bir dalga gibiler. Yoksulların yaĢadıkları mekânların yıkılarak alıĢveriĢ ve eğlence merkezlerinin yapılması. Giderek arabaları. . okuluyla. yerli. bu dünyayı istedikleri gibi yönlendiriyor. Saldırıya maruz kalan ülkenin. düzenin oyununa katılmamakla. nasıl koruyacağını bilir. Dünyada bilgisayarların en yaygın kullanıldığı ülkede devlet durdu. isyanların mekânı oldu. gün gelecek. herkesin cebine uygun yaĢam kalitesiyle. teknolojinin arkasına saklanmak bakımından çağdaĢ olmaksa çağdaĢtı. bacaklar. Geçen haftaTürkiye'de silahlı kuvvetlerin e-muhtırası. eski mahallelerin turistik bölgelere dönüĢtürülmesi. çoktan çözümlenmiĢ olması gereken geçen yüzyılın sorunlarından öte ilerisini göremeyen. Tüketilecek mamulmüĢ gibi pazarlanan. Egemen düzenin karĢısında günümüzde böyle tehdit yok.ettiklerimizle. Onunla yüz yüze gelir. Gün gelir. bakanlıkların. büyük yatırımlarla Ģehirlerin yapısını değiĢtirmek. bu iĢin arkasında. yalnızlığın getirdiği sorunların. Hayalet mekânlar oluĢur. Ġstanbul'un sınırlarını surlar gibi çevreleyen beton siteler ise. insandı. Dresden gibi Ģehir yerle bir oluyor. Silahını nasıl yapacağını. Turistler evlerinde kalır. Tersine. milyonların anında herhangi bir eylem için birleĢmesi. ekran baĢında olanları da rahat bırakmayacak. terör korkusuyla. Avrupa Birliği'nden. yaĢlı kuĢakların iddia ettiği gibi apolitik değil. NATO'dan. Düğmeyi basan ekran baĢındaki yerinden kalkıyor. Her toplumda. otomobillere yeni yollar. Belki 100 bin kiĢiyi öldürdü. Füze rampasından fırlıyor. Çağdaş savaş kültürleri Gündüz Vassaf 10/06/2007 Çok eskidenKimi seçkin insanlar savaĢçı olarak yetiĢtirilirdi. Ġstanbul gibi Ģehirlere giriĢleri pasaportla denetlemeyi düĢünenler bile var. ġehirleri lunapark gibi aydınlatıp Ģenlendirmek değil. uluslararası Ģehir yatırım borsasına mahkûm kılmayalım. Güney Amerika'da milyonlarca çaresizin mekânı olan Ģehirler. kongre düzenlemek için seyirlik bir Ģehir olmaya hazırlanıyor. Cayır cayır yanan insanlar. insanları seçiyor. Ġnmeye baĢlıyor. kafalarına düzenin coplarını yiyeceklerine. Ģehirlerimizi dünyada değiĢen koĢullara duyarlı. bankaların. turizm anlayıĢımız. betonlaĢmıĢ Ģehirlerimize ağaç. Bir süredir mümkün olanSağ iĢaret parmağıyla düğmeye basıyor. baĢbakanın. adaletsizliğın kıĢkırttığı din savaĢları onları da etkileyecek. bu yeni koca alıĢveriĢ merkezleri de baĢka mekânlarla birlikte boĢ kalabilir. ġehirlerin sürekliliği ancak. Kahvesi hazır. herkes için yaĢanabilir kılmak. savaĢçı olmak Ģerefli bir Ģeydi. Sanal âlemlerindeyken günümüz politikasıyla ilgilenmeyen gençler. köprüler yapmak değil. yüzyılımızın gereksinmelerine uygun yeni iĢ alanlarının yaratılmasıyla mümkün. atıklarımızla zehirlediğimiz sularımıza sahip çıkmak.

Hapishanelerde. Tabii bölündükçe. Ġran gibi Ģeriat ve Ġslam ağırlıklı yasaların geçerli olduğu ülkelerde de din adına yürütülen vahĢet haber olmayacak kadar sıradanlaĢtı. Sessiziz çünkü olanla idare etmeye alıĢtık. arkanızda para babaları yoksa bırakın seçilmeyi. Bir sonraki seçimlerde daha da çok parası olan adaylar yarıĢır. sade resmi tatil olarak kutlanmakla kalmadı. dünyada araĢtırma ve geliĢtirme projelerine öncülük eden. Kimi adaylar. Darwin yerin dibine batırılıyor. Partilerin aday adayları az çok belli. vatandaĢlıktan atmalarla sindirildi. Günümüzün tek kanatlı demokrasisi. aydınların. Günümüzde dünyaya egemen düzen zengin ve fakirin arasını Ģimdiye kadar görülmemiĢ biçimde açıyor. bir tarafta demokrasinin. yasama ve yönetimin tek elde birleĢmesine olanak sağlayan askeri anayasadan. Suudi Arabistan. 27 Mayıs darbesi de seçime giden bir hükümete karĢı yapılmıĢtı. Kelime ne kadar çok kullanılıyorsa. belirli günlerde belirli miktarda su kullanmaya Ģartlandırılanların. hastalıkların tedavisinde devrime yol açacak kök hücre araĢtırmaları Beyaz Saray kararıyla engellenmek isteniyor. ülkede sol kültürün. fırsat bu fırsat diye iktidarlarını monopolleĢtirmek isteyenler. susuzluklarını fark etmesine benzer. tek güç olmaya özenen iktidarın iĢine gelen yürürlükteki darbe anayasası. yoksullağa terk ediliyor. ġimdi de baĢladık demokrasiyi koruyormuĢuz gibi ikiye bölünmeye. insan haklarını ihlal eden uygulamalar yaygınlaĢıyor. Son noktadaysa demokrasi. ülkenin savaĢkâr politikasını köktenciler kamçılıyor. askerin arkasındaki ABD'nin değil bu NATO ülkesini istikrarsız kılmak isteyen Sovyetler Birliği'nin uzantılarının da Türkiye'ye mirası. Türkiye'de 60 küsur üniversitenin ikisinden itiraz sesleri geldi. Türkiye artık askeri darbelerini bayram diye kutlamıyor. sade askerin. Tanrı'nın dünyayı altı günde yarattığına inananların nüfusun yüzde 60'ı olduğu. Bu ülkede seçim dönemine girildiğinde yönetim tarzının plutokrasi. bir yanda Büyük Lüksemburg Dükalığı. 12 Eylül'le solun aklı baĢına geldi ama sol da kalmadı. eğitimde. ABD'de seçimler yaklaĢtı. kurumlarımızın ruhuna sinmiĢ. Bari biz onların arasındaki çatıĢmaya katılıp. kızıĢtırılan ortamlarda bir o yana bir bu yana savrulacağımıza. Kenan Evren'in 12 Eylül'de darbe yapmaları için "KoĢulların olgunlaĢmasını bekledik" sözleri. en çok Nobel ödülünü alan ABD'de. demokrasiden yana taraf olabilsek. Demokrasi kelimesinin kullanımı ile demokrasinin varlığı arasında ters orantılı bir iliĢki var. mevcut sistemde milletin oylarının parlamentoya yansımaması konusunda sessizler. Durum. yitik gençlik. olanı da yitirme tehlikesiyle karĢı karĢıyayız. Malezya. Bir tarafta kuvvetler ayrılığını tanımayan. Dünyanın herhangi bir yerinde din adına evrensel ilkeleri. D'üĢünün ki yasalara göre bir üniversite hocasının basında açıklama yapabilmesi için amirinden izin almasının gerektiği. yani zenginlerin yönetimi olduğu hep gündeme gelir. ama biz gene boyun eğmeye Ģartlanmamızla durumu idare etmeyi sürdürdük. Oysa 27 Mayıs askeri darbesi. Ne varki. kürtaj hakkının kısıtlanmasıyla kadınların sağlığı tehdit ediliyor. Bir yanda Kongo Demokratik Cumhuriyeti. ülkeyi bölen iki taraf demokrasiye bağlılıklarını söylerken. sistemi değiĢtirmek üzere söz verir. Türkiye'de silahlı kuvvetlerin geçmiĢteki eylemlerinde çözümü demokrasiden beklemediğinin somut bir ifadesi. yargı. Dünya nüfusunun belki üçte ikisi sistemin içinde var olabilirken. Ahlaksızlık. her toplumun sorunu. Bugün Türkiye'de solun yerini siyasal Ġslam'ın aldığı söyleniyor. Taraflar kendi güçlerini korumaktan yana. anlamı üzerine tartıĢmalar. Diğer yandan YÖK baĢkanının cumhurbaĢkanlığı seçimleri öncesi siyasete müdahalesine kimse karĢı çıkmadı. Oylarımızın yarıya yakınının çöpe atılmasına göz yuman bizler de sessiziz. taraf olup. iĢkencede. Bir yanda Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti. Bugün 27 Mayıs! Gündüz Vassaf 27/05/2007 Türkiye'de demokrasi kültürü olgunlaĢtı. bunu uygulayan YÖK'ün baĢına askeri darbecilerin tayin ettiği kiĢinin parlamento rafından geçen hafta devlete hizmetle ödüllendirildiği. seçimler yaklaĢınca birçok ülkede gündeme gelir. evlerinde musluklarından bir kaç damla suyla idare etmeye alıĢanların. bitti. üçte biri açlığa. evrensel insan hakları ilkelerini korumak isteyenleri ürkütüyor. geleneksel aile değerlerinin yitirilmesi. bir 'demokrasi' de yaĢıyoruz. Solcu olmak hem de 27 Mayıs'ı eleĢtirmek mümkün değildi. Sanki bu ülke kaç seçimdir bir askeri darbenin totaliter anayasasıyla yönetilmiyormuĢ gibi demokrasimizin tehlikeye girdiğinden söz etmeye baĢladık. devlet korkusunun olmadığı bir toplum demek. Gerçi son yıllarda musluklarımızdan her zamankinden çok su akmaya baĢlamıĢtı. Küçük bir örnek. demokrasi o kadar yok. CumhurbaĢkanı seçiminin gündeme gelmesiyle Türkiye'de de demokrasi olmadığı gene anlaĢıldı. varlığınızdan kimsenin haberi olmaz. Resmi adlarında demokrasi kelimesi geçen ülkeleri gözden geçirin. Totalitarizm. Sade Türkiye'de değil baĢta ABD olmak üzere birçok ülkede dini akımlar iktidarı belirliyor. Eflatun'dan bilmem kime kadar demokrasi tanımları. günümüzde isimleri çağdıĢılığı çağrıĢtıran ülkelerle karĢılaĢtırın. baĢka bir askeri darbeye.Demokrasi nasıl korunur? Gündüz Vassaf 03/06/2007 Demokrasinin ne olup ne olmadığı üzerine yazılar. Pakistan. sağlıkta geliĢmeleri. Ortamı geren. sol gösterip sağ vuran bildik iktidar partilerinin baĢ tacı idi. demokratik kurumlarla korunmasıyla güçlerini yitirecek olanlar. Nijerya. bir yanda Norveç Krallığı. Paranız yetmezse. Düzenin benden sonra tufan anlayıĢının körüklediği küresel ısınma dünyamız için . Sonra onları. 12 Eylül'e kadar. Bu akımlar son iki yüz yılın bilimsel geliĢmelerinin kazanımlarını. toplumda istenmeyen çocukların doğumlarına neden oluyor. 12 Mart askeri darbesi öncesi de devrimci gençler kimi gazetelerin öncülüğünde 'Gençlik-Asker El Ele' sloganlarıyla darbe çağrıları yapıyordu.

"Türkler kendilerini çok. "Dal kırılırsa ne olabileceğini düĢündün mü?" diye. cuntanın baĢı Kenan Evren'in meydan mitinglerinde Atatürk ve Ku'ranı birleĢtiren nutuklarına. vatandaĢların yatak odalarındaki davranıĢlarıyla ilgilenip. karı koca arasında hangi tür ve pozisyonda cinsel iliĢkinin yasal olup olmadığını denetledi. dünyanın. Falwell. ġeytan bizi ölüme sürüklemek ister. Çocuk ağaca tırmanmıĢ. Bugün 27 Mayıs'ın yıldönümü. bir elinde bayrak. Solun aymazlığını siyasal dini akımlar tekrarlıyor. bir elinde Ġncil. iĢlerini hiç ciddiye almaz. bu ülkenin dıĢ politıkasını. Kyoto protokolünü imzalamayan tek tük ülkeler arasında Türkiye. yıllar önce bir gece sessizce kaldırıldı. Nispeten farklı bir yol izleyen ABD'de ise. diye tanımlanmasına neden olan oluĢum. kırılacak. yüzyıllar süren Hıristiyanlar arası din savaĢlarından kurtulmanın yolunu devlet ve dini birbirinden ayıran ulus-devlette bulmuĢtu. otoriter tavırlarıyla etraflarına saldıkları bulaĢıcı korkuyla toplumlarda kendiliğindenliği yok ederler. "Sinemada yangın çıktığının ilk farkına varan sensin. kiminin sesi çıkmıyor. hepimizin gündeminde. ABD'nin sola karĢı 'YeĢil KuĢak' kurma çabalarına kadar gidiyor. bu iki ülkede 100 milyona yakın insanın kıyılmasında otosansür uygulamıĢ. alıyor. kurtuluĢ yollarını tıkarlar. Kimi eyaletlerin kanunları. din ve siyaseti birleĢtirip milyonları seferber eden. Boston ve Jamestown gibi çeĢitli yörelerdeki yerleĢim birimlerinde dine dayalı bir düzen egemendi. parasında 'Tanrıya güveniyoruz' yazan ABD'de. ülkesinin günümüzdeki konumuna gelmesinde belirleyici rol oynadı. Demokrasiden kim korkar? Gündüz Vassaf 13/05/2007 Annem anlatmıĢtı. Zamanında sol. Son yıllarda Türkiye'nin birdenbire Ġslam demokrasisi. zıtlaĢma yerine. baĢka devletlerle iliĢkilerini. Türkiye artık askeri darbelerini kutlamıyor. ABD'de din ve devlet iliĢkisini yeniden tanımlayan Falwell'in 'Ahlaki Çoğunluk' hareketi." Demokrasi kültürü olmayan yerlerde. Günümüzde de din adına çiğnenen evrensel ilkeler. 12 Eylül darbesine. Tanrı sonsuzluğun kapısını açar. sosyalist ülkeleri 'ġeytan Ġmparatorluğu' diye tanımlayan Reagan'ı baĢkan seçtirmekten.. Ne yapmalısın?" Aklımda bir de Ģu sözler var. Irak'ta petrol üzerinden kıyamet günü politikası güden köktenci Bush ve ekibini iktidara getirmeye kadar kritik bir rol oynadı. "DüĢeceksin!" diye yaygarayı basınca çocuk korkusundan ağaçtan düĢer. küresel ısınmayla dünyamızın kıyamete gidiĢine bile. birçok ülkeyle birlikte Türkiye de bundan payını aldı. Günümüz dünyasının artan adaletsizliği ve egemen düzenlerin benden sonra tufan anlayıĢında. emperyal konumundan dünyaya nasıl baktığını etkilerken. Galileo ve Darwin'den bu yana bilime karĢı çıkma alıĢkanlıklarıyla. yüzyıla gelindiğinde bile onüç yıl alkol yasaklandı. kimi böyle bir Ģey yok derken. Atatürk Kültür Merkezi'nin karĢısındaki boĢ alanda 27 Mayıs'ı simgeleyen süngü maketi. anne. 20. Bu koĢullarda dinlerin benimsenmesi kaçınılmaz olduğu gibi bir boĢluğu da doldurduğu ortada. Son birkaç yüzyılın tarihi. . devlet kurulana kadar geçen yüzyıl boyunca. Annesi seslenir. Ġki taraf ta bizi kendi cephesine çağırır. hepimizi daha duyarlı kılmaya. bırakın siyasete soyunan dini akımların savaĢlardan yana tavırlarını. iĢlerini ciddiye almayıp kendilerini ciddiye alanlar. dinlerin hangi siyasi boĢluğu doldurduğunu tespit etmemize yardımcı olmalı. Sovyetler Birliği'nde. Türkiye'yi ikiye bölen bu darbenin ardından yıllar geçti. ABD ve Vatikan var. her zamankinden çok.mahĢer gününün habercisi. bazen iki ateĢ arasında kalırız. toplumlarımızın esenliği açısından. bu kıtada demokrasinin devleti denetlemesine dinin özel hayatımıza indirgenmesine sahne oldu. Bu darbeye sahip çıkanlar bile artık piĢman. Avrupa. bindiği dal ağırlığından kırıldı. insan hakları. müritlerinden aldığı destekle yönlendiren Jerry Falwell'e ait. halk nezdinde inandırıcı olamamıĢtı. sinemada "Yangın var!" diye haykırınca insanlar panikte birbirlerini ezer.' Bu sözler. ülkesinde baĢkanlık ve meclis seçimlerinin sonuçlarını. örnek Ġslam ülkesi vs. Demokrasiyle yönetilen ülkeler arasında en dindarı. Çin'de ve baĢka bir çok ülkede sosyalizm adına uygulanan vahĢeti eleĢtirmekten kaçınmıĢ. Tarih boyunca dinlerin iktidarı belirlemesinin çeĢitli ifadeleri var. dinlerin yeniden politik yaĢamda gündeme gelmesi. Geçen hafta ABD'de ölen köktenci rahip Falwell'in baĢarısı. ABD'de din ve demokrasi Gündüz Vassaf 20/05/2007 'Hepimiz doğar doğmaz kendimizi iyi ve kötünün çarpıĢtığı bir savaĢ alanının içinde bulur. korkusuz bir toplum. Ġncil'i farklı farklı yorumladıkları için çeĢitli mezheplere bölünmüĢ dindarları düĢman bildiklerine karĢı birleĢtirmesi üzerine kurulu. halkının milliyetçi duygularını da seferber ederek elde ettiği siyasi zaferlerle. Zekâ testlerinde Ģöyle bir soru vardır. Demokrasi kültürünün olmazsa olmazı. Ne var ki. 1970'li yılların sonunda kurup öncülük ettiği 'Ahlaki Çoğunluk' hareketi.

Memlekete sahip çıkma iddiasıyla birbirleriyle didiĢenler. bunca yol gittik arpa boyu yol gitmemiĢiz demeye. olgunlaĢıyor. zaman zaman yakıĢtırmasa da. Biz onları ciddiye aldıkça. 'Çocuk sahibi' olma sözlerinin iticiliği. bizler de korku kültürlerine özgü. Kimileri ağacın en ince dallarına tırmanıp. utanacak bir taraf yok. bir insanı sahiplenme kelimesinin olumsuz çağrıĢımları. korktuğunu pek düĢünmeyiz. Herkes. Vietnam SavaĢı döneminde Johnson Hindiçin'de asker sayısını artırmak isteyince. Devlet sırrı. sınırsız sahiplenmemizle büyümesine. Biz bize benzeyebiliriz! Gündüz Vassaf 06/05/2007 Biz bize benzeyebiliriz. Voltaire'in. diye meydan okur. daha doğrusu bu sözleri Ģimdiye kadar niçin yanlıĢ anladığımı düĢündüm bu satırları yazarken. milletin sesi olduklarını iddia edenler. nice din. tam tersine onlara ulaĢabilmenin koĢullarını. yasama ve yürütmeyi tek elde toplamaya yeltenen bir iktidarın. Biz hepsinin sonucu. onlar da kendilerini ciddiye alıyor. Üstüne düĢüyoruz. ne de kalp krizini. kıllarını kıpırdatmıyor. BaĢkan'a talebinin sakıncalı olduğunu bildirir. düĢüncenin ifadesinin korkusuz ortamlarını mümkün kılmak. Türkiye'de demokrasiye muhtıra verenler kadar. bizim gibi olmamasını kabul edemiyoruz. sahip çıkma mefhumunda. milletten korkmanın. ilgimizi. Sorun sahip çıkma hakkını bir tek kendimizde görmemizde. o yıllarda Elsberg adlı bir kiĢi tarafından çalınıp New York Times'ta 'Pentagon Papers' adı altında basılmasaydı. Belki koca bir Türkiye'yi. Bizim bize benzememizde gocunacak. kendine benzer. insanın kendisini baĢkasına bakmaya muhtaç kılmasının. Türkiye'ye tek çocuk muamelesi yapıyoruz. Sonuçta doğru düĢünce değil evrensel değerler var. her ülke. Bu hakkı tanrılar bahĢetmiĢ gibi tek kendisinde gören. Mesele herkesin görüĢünü özgürce ifade edebilmesi değil. Amerika'da savaĢ karĢıtlarına karĢı kullanılacak yeteri sayıda asker kalmaz gerekçesiyle. ister meĢru ister gayrimeĢru yollardan olsun. Pentagon. olgunlaĢmasına müsaade etmiyoruz. çünkü biz biziz. Bu tür ilginin. Ģımartıyoruz. Yoğun sevgimizde zor olan. sanki gizlice iĢbirliği yaparcasına. herkesin görüĢüne ihtiyacımız olduğunu idrak edemememizde. Birbirimizden öğrenerek geliĢebilmek. KarĢı olduğumuz halde bir baĢkasının konuĢma. bir terslik çıkınca ilk defa oluyormuĢ gibi baĢlıyoruz öfkemizden biz adam olmayız. düĢmandan çok vatandaĢtan korkulduğu için gizli. Ama asıl sorun sahiplik. 'Vekâleten Münchausen' adlı hastalığı bile var. Noam Chomsky Ģu örnekle devletlerin vatandaĢlarından korkusunu vurguladı. "DüĢüncelerine karĢıyım ama söyleme hakkını sonuna kadar savunurum" sözlerinde bana neyin ters geldiğini. için için hastalığın sürmesini istiyor. bu kadar yükseklere çıkamayacağımızı sandınız değil mi. Geçen akĢam Boston'da ABD'nin Ġran'a karĢı giriĢebileceği bir savaĢı konu alan bir toplantıda. kaçınılmaz olarak baĢkalarını da hak iddia etmeye kıĢkırtabiliyor. Türkiye'ye çocuğumuz gibi sahiplenmemizin bencilliğinde bizim gibi olsun istiyor. tribünlerdeki yerlerimizden birbirimize karĢı taraf oluyoruz. Biz bize benzeriz demeyi müphem bir Batı'ya benzemediğimizde. sahip çıkma hakkını. kuvvetler ayrılığından kaçmanın ifadesi değil mi? Milletin en çok kendilerine güvendiğini söyleyenlerle. Türkiye demokratik bir anayasaya kavuĢmasın diye. Tarihimiz boyunca toplumlarımız nice rejim. kimileri yangın çıkmadan yangın var diye bağırırken. meclis de milletten korkmuyor mu? Yoksa Ankara'da beĢ yıl boyunca 12 Eylül cuntasının anayasasına sahip çıkıp. . haberimiz olmayacaktı.Bu sözler. kendimizi küçük gördüğümüzde kullanıyoruz. yan yana yaĢayabilmemizin sağlanmasından çok öte bir anlam taĢıyor. düĢünce hakkını savunmak. hep vatandaĢın devletten korkmadığı bir toplumu akla getirir. Ya biz? Meclis'teki koltuklarını millete karĢı koruyanlar tarafından demokrasi adına sürdürülen oyunda. bir tek kendilerinde görebiliyor. Bu hastalıktan mustarip olanlar o denli muhtaç ki baĢkalarına bakmaya. Çocuklarımız gibi. oylarımızın belki yarıya yakınını tekrar çöpe atacakları bir yasayla Ģimdi seçime giderler miydi? Ya da hakkımdır diye yargı. memlekete sahip çıkmamızı frenleyememizde. Bu kadar engin tarihimiz olan biz. toplumlarımız da birçok kiĢinin görüĢünden etkilenerek yolunu buluyur. hepsinin devamıyız. Devlet sırrı olarak halktan gizlenen yukardaki bilgi. ilkesizliğin vesayetine sığınıp yolumuza devam ediyoruz. sevgimizi. nice dil değiĢtirmiĢ. hatta hastanın iyileĢmesini sabote ediyorlar. Mesele beğenmediğimiz düĢüncelerle ortaya çıkanlara tahammül etmek değil. Türkiye'ye tek çocuğumuzmuĢ gibi bakıp seviyor. Devletin de vatandaĢından korkabileceğini. sanki çocuğumuzmuĢ gibi sahiplendiğimiz için ne dizini kanatmasını kaldırabiliyoruz. konu memlekete sahip çıkmak olunca bana daha da itici geliyor.

MÖ 2000. dini gibi. kendilerini yaĢadıkları topraklardan ettikleri gibi. herkesin ailesinin bir kaybı olduğundan. ben hiç kötülük yapmadım ki. Öfkeniz yatıĢsın artık. Ermeniler için Türkler o kadar güçlü ki. Ülkemin hayrı için. Ġyi bilin. Doğru: Baba günah iĢlerse oğluna da geçer: Babamın günahı bana geçti iĢte. Sizler. tüm insanlara vergidir ya. son aylarda Boston'da dinleyici olarak katıldığım toplantılarda gözlemlerimden kaynaklanıyor.. katılanların milli maça çıkarcasına taraflaĢmaları. Ġngilizceden çeviren Talat Halman. Yine iyi Ģeyler düĢünün benim için. Yüreğimden çıkarıp alın bunca acıyı. Tek dileğim huzurunuza çıkıp dua etmektir: Dinleyin beni. Ermeni kimliğinin çarpıcı özelliği. DüĢüncelerim. Cezasını çekmiĢ olmadı mı Hatti? Kefaret sırası bana geldiyse Ben kendimi ve ailemi hem günahtan Hem kefaretten kurtarmak istiyorum. Benim Babam da günaha girdi. onun kanına girenler Cezalarını çektiler. Sözünü dinlemedi Efendimizin. TaraflaĢma genellikle. Eski Anadolu ve Ortadoğu'dan Ģiirler.. Hatti'nin Fırtına Tanrısı'nın. Yalvarırım. Hitit Ģiiri. kültürü gibi. Efendimiz. Eskiden günah iĢleyenlerden Kötülük yapanlardan hiçbiri yok artık. Sizler. soykırım sorumlusu olarak algılıyor. Ruhumdan kovun bunca korkuyu. Hatti'nin sonu geldi nerdeyse o yüzden. Sırf bu yüzden kınamayın beni. "Ermeni soykırımından sağ kalan ikinci kuĢak mensubuyum" diye kendini tanıtanlar var. Efendimiz olan tanrılar. Nerdeyse. Efendimize. Hepsi ölüp gitti. Efendimiz olan tanrılara. Ġstanbul. 1915'i yaĢayıp da kurtulmuĢ gibi.. Kan davası güdüyorsunuz. Akbank. TuthaliyaĢ'ın öcünü almak için yapıyorsunuz bunu. Hatti'nin Fırtına Tanrısı'na Efendimiz olan tüm tanrılara itiraf ederim: Babam da günah iĢledi. mağduriyet duygusu. soykırım tasarısı çıkmaması için ABD'ye isteklerini yıllarca . Babamın suçu bana bulaĢtı diye. ĠĢte. efendimiz olan tüm tanrılar. Hatti ülkesinden kovun vebayı artık! Ey efendimiz olan tanrılar. Öyleki. Ermeniler inkârcı konumlarıyla. ben de. soykırım oldu mu olmadı mı ikileminde vücut bulmakla birlikte.Tanrılara yakarı* Gündüz Vassaf 29/04/2007 Efendimiz Hatti'nin Fırtına Tanrısı Sizler. Diasporada yaĢayan Ermeniler atalarından öte kendilerini de soykırım mağduru olarak algılıyor. Gayri ihtiyari de olsa. efendimiz olan tanrılar. günümüz Türkiye'sinde yaĢayanları. Hatti'nin Fırtına Tanrısı. ĠĢte babamın suçunu ve kendi günahımı itiraf ettim ya. 1996 'Öteki' Gündüz Vassaf 22/04/2007 Bu yazı Türk ve diaspora Ermeni toplumlarının birbirlerini algılamasındaki psikolojik boyutlarla sınırlı. kimin neyi savunduğundan bağımsız bir algılama sorunu var. Ġyi Ģeyler düĢünün benim için yine. Vebadan kurtarmak için ülkemi Adak kurbanları sunuyorum. değiĢtirin davranıĢınızı. sizlere. Efendimiz olan tüm tanrılar! Doğru: Günah.

açlık ve hastalıklardan ölüme mahkûm olanların sayısı. AĢk. psikologlar ya da nörologlar çözemedi. ibret verici olduğu kadar. ağır ağır değiĢen tarihsel süreçlerin. 'Çinli erkek Afrikalı kadın' aĢk destanları yazıp bu toplumsal cürümün dehĢetini. AĢkta. pop tarihçilerinin kıĢkırtıcı etiketleri de liste baĢı olunca. Türümüz tarihinde ilk kez milyonlarca erkek kadınsız. ABD hapĢırınca dünya nasıl nezle oluyorsa yakında bu ülkelerde olup bitenler bize yansıyacak. Türk-Ermeni iliĢkilerinde böyle bir anlayıĢın slogan düzeyinde bile olamaması. Yakın tarihimizde bile. Ekonomileriyle. belki herkesin kendisini mağdur. Çeyiz parasının yükünü kaldıramayacak 500 milyon Hintli köylü için de erkek çocuk daha makbul. ulus-devletlerinin kurulmasıyla yok edilmekten kurtulabilmiĢken. Kuzey Amerika ve Avrupa'da Ermeni diasporasının basın ve parlamentolar üzerinde maddi ve siyasi güçlerinin etkisi de eklenince. ne güzel çokkültürlü bir dünyada yaĢıyoruz diye pembe dizilere dönüĢtürür. toplam 55 milyon kadınsız erkek olacağı öngörülüyor. Kadın soykırımı! Gündüz Vassaf 15/04/2007 Çevremizde bunca insan varken neden birine ya da birilerine âĢık oluruz? Neden o da bir baĢkası değil? Her Ģeyi öğrenme merakımıza rağmen aĢkı Ģairler. Not: Bu satırları yazdığımın ertesi günü ABD'de Brown Üniversitesi'nde yapılması planlanan Ermeni ve Türk öğrenci derneklerinin ortaklaĢa düzenlediği Osmanlı musikisinde Ermeni bestekârlar konserinin. Ġki sene önce. Gün. Kendilerine yönelik ölesiye bir nefretle tanıĢmak. yarından günümüze baktıklarında. Günümüzde soykırımlardan. kadınsız kalan erkekler 'aĢk ihtiyaçlarına' nasıl çözüm bulacak? Tanrı'ya mı yönelecekler? Birbirlerine mi? Kadın isteriz diye ortalığı mı kasıp kavuracaklar yoksa teknoloji mi imdatlarına yetiĢecek? Neyin tarihi olup olmayacağı bazen yüzyıllar sonra belli oluyor. kültürleriyle günlük yaĢantımızın parçası olacaklar. Tarihçiler. birbirlerinin ıstıraplarını propaganda olarak algılamalarına neden oluyor. asıl kadın soykırımının sessiz seyircileri mi olduğumuzu yazacaklar? . bu konuda yazan ve konuĢanlar Türklüğe hakaretten yargılanınca. uluslararası mahkemeler tarafından nasıl ele alınırsa alınsın. Türklerin de kendilerini mağdur görmelerine taban tabana zıt. Diaspora Ermenilerinin kendilerini merhametsiz bir dev karĢısında mağdur gördükleri bu iliĢkide Türkleri yerleĢtirdikleri konum. her iki toplumun nezdinde. Türkiye'de konuyu ilk defa akademik ortamda gündeme getirmek isteyenler. sonradan farkına varıyoruz. Cumhuriyet'in kuruluĢuyla birlikte kapatıldığından. Ġstatistikler insana dönüĢüp. bu yakınlaĢmayı bile hoĢ karĢılamayan diaspora baskısıyla iptal edilmesi ibret verici. yıllar sonra Asala'nın öldürdüğü Türk diplomatlarıyla gündeme geldi. devlet kurumları. emperyalizmin Anadolu topraklarını bile çok gördüğü Türkler. kamuoyunun. tarihlerinde ilk kez Müslümanlarla birlikte yaĢamaya baĢladıklarının farkına. sırf bu iki ülkede açıkta kalacak 55 milyon erkek sayısından belli. Bu iki ülke yüzyılımızın devleri olmaya aday. sosyalizmin çökmesinden bu yana gelecekleri için güvenceleri olmayan 800 milyon köylünün umudu. Soğuk savaĢın en kritik günlerinde bile. Herkes için acılarla dolu geçmiĢ. ekonomisinin canlanması için Kuzey Afrika ve Türkiye'den iĢçi çağıranlar. FuhĢun yaygınlaĢması. bir imparatorluğun daha orada burada çıkardığı savaĢları not etmekle yetinirken. Konu tarihçiler. yeni kuĢaklar için Ermeniler. 'öteki'nin insancıllaĢtırılmasını bekliyor. Ġlle kimi Ģeylerin nedenlerini kurcalamak bizi yıkıma da götürebiliyor. daha çok sayıda kadının seks kölesi olması kaçınılmaz.dayatabilmiĢler. Çin'de birden fazla çocuk yapmak yasak olduğundan. iĢçi çocuklarının büyüyüp okul kapılarını çalmasıyla farkına vardılar. Çin ve Hindistan zenginleĢtikçe yoksul ülkelerden gelin ithali de baĢlayabilir. 1915 konusunun açılmasını bile. Kadın soykırımıyla toplumsal çalkantılara gebe bir ortama sürükleniyoruz. Osmanlı'nın düĢmanlarıyla iĢbirliği yapan Ermeni ulusal hareketine de kendilerini arkadan hançerleyen düĢman diye bakagelmiĢler. buyrun size medeniyetler çatıĢması. Buna. o da belli değil. geçmiĢten bihaber yeni kuĢak Türkleri Ermenilere karĢı cepheleĢtirdi. her mağdurun kendisini haklı görmesinden kaynaklanıyor. savaĢlardan. Bugün de dünyanın gözünün önünde Çin ve Hindistan'dan gelen istatistikler var. iç ve dıĢ düĢmanların saldırısı olarak algıladığı fikri pekiĢti. Bakarsınız edebiyatımız da. Çin ve Hindistan'da doğar doğmaz öldürülen. Ġkinci Dünya SavaĢı'ndan sonra Avrupa'nın imarı. kürtajla doğmaları engellenen kız çocuklarının sayısından az bile olabilir. su gibi. nedensizliğimizle coĢalım. AĢksız yaĢanabilir mi? YaĢanamazsa. kaç milyon kız çocuğunun doğar doğmaz öldürüldüğü. yaĢlandıklarında erkek çocuklarının kendilerine bakması. Kaç milyon kız cenininin yok edildiği. Türkler kendilerini dünyaca köĢeye sıkıĢtırılmıĢ mağdur konumunda hissediyor. hükümet sözcüsü tarafından vatan haini ilan edilince. halkların kardeĢliğinden söz edilirken. ancak ikinci bir kuĢağın. husumetin giderilmesi özünde iki ulusun insanlarının birbirleriyle iliĢkilerine bağlı. On yıl sonra bu iki ülkenin nüfusundaki kadın-erkek dengesizliğinden. Mağdurların acılarını teĢhir edercesine ısrarla sergilemesiyse. Günlük yaĢantımızda haber niteliğinde olaylar en çok dikkatimizi çekerken. Sovyetler'le Amerika'da. Balkanlar'dan savaĢ ve bir tür soykırımla sürülen. uyku gibi ihtiyaç mı.

. Üniversiteleri o denli bir kargaĢa içine soktunuz ki kendi çıkardığınız yasaları kendiniz çiğniyor. siz ise açığı Ġngiltere'den getirilecek hocalarla kapatacağınızı söylüyorsunuz. AĢağıdaki ilan New York Times gazetesinde tam sayfa olarak çıktı. Gündüz Vassaf. bitti. seyahatlerin engellendiği bir yere üniversite denilebilir mi? Hacettepe Üniversitesinde öğrenci olduğum ylllarda rektördünüz. Ġstifa etmelisiniz!. dünyanın en özgür üniversitelerinin Türkiye'de olduğunu açıklıyorsunuz. bir an önce demokrasiye dönmek arzusu ile anayasal döneme geçiĢi onaylayan Türk halkından da değil. toplanma ve seyahat özgürlüğüne bağlıdır. Sorumluluk ve özgürlüğün yaygınlaĢtırılması yerine. Bir yandan Türkiye'nin öğretim üyesine ihtiyacı olduğu söylenirken. Üniversitenin kendi yöneticilerini seçtiği. Siz de dünyanın dört bir yanından konuklar çağırır. ulaĢım. Üniversitelere disiplin mi getiriyorsunuz? Disiplinli toplumun bir koĢulu özgürlük. Ya seçim gündeme geldiğinde sorumsuzca akıtılan oluk oluk paralar! Bir yanda para bekleyen eğitim. Singapur. durmadan kargaĢa yaratırlardı. Siyasi partiler de kalkalı yıllar oluyor. Dediklerinizi koro halinde onaylayanların üniversiteyi temsil ettiklerini mi sanıyorsunuz? YÖK ile üniversitenin tüm özerkliklerini yok ederken. eleĢtiri sahiplerinin iĢine son veriliyor.. araĢtırma ve yayın faaliyetleri aksamıĢtır. YÖK'le birlikte istifalar ve iĢten ayrılmalar baĢlamıĢ. Ancak yanlıĢlarınız her gün üniversiteyi azıcık daha batağa saplarken birçok kiĢiyi de periĢan ediyor. ÇeliĢkiler içindesiniz. MeslektaĢlarımız ve öğrencilerimizin cenaze törenleri sürekli birbirini izledi. 20 Kasım. Acaba gücünüz nereden geliyor? Üniversite öğrencisinden değil. New York'ta kurulan. sağlık. Canımızı diĢimize taktık ve mümkün olduğu kadar eğitimi aksatmadan üniversitedeki görevlerimizi sürdürdük.Millet Meclisi'ne hatırlatma Gündüz Vassaf 08/04/2007 Siz. örnek bir üniversite olarak Hacettepe'yi tanıtırdınız.. Dünya Sağlık TeĢkilatı (WHO). 1 Nisan Devleti* Gündüz Vassaf 01/04/2007 Oy vermek tarihe karıĢtı. Üniversitenin çeĢitli kesimlerinden YÖK'e yöneltilen yapıcı eleĢtirilere kayıtsız kalınırken. Üniversiteye yılgınlık YÖK'le birlikte gelmiĢ. Hatta bu modelin baĢarısından ötürü Dünya Sağlık TeĢkilâtı'nca ödüllendirildiniz de. Üniversitenin itibarını küçük düĢürüyorsunuz. Geçtiğimiz yıllarda Türkiye'deki terör birçok üniversite öğrencisinin ve hocasının da öldürülmesine yol açtı.. hocaların kapıkulu haline getirildikleri bir yere üniversite denebilir mi? Bilimin geliĢmesi düĢünce.. toplanmanın yasaklandığı. Gücünüz nereden geliyor? Gücünüz yok. Kiralık hükümetlerimizin uzman kadrolarının hepsi Uluslararası Para Fonu (IMF). Saygılarımla.YÖK'le birlikte eğitim. diğeri ise sorumluluktur. Ġhsan Doğramacı'ya Açık Mektup Sayın Prof. DüĢüncenin cezalandırıldığı. hepsi bitti. askeri cuntanın üniversitelerin baĢına getirdiği Ġhsan Doğramacı'ya onur ödülü veriyorsunuz! Kiminiz o günleri hatırlayamayacak kadar çocuktunuz.. 1982'de Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan bir mektubumdan alıntılar. Ne maskaralıklar kepazelikler yapılırdı seçim kazanmak için. hocasından değil. Ġstifa etmelisiniz. Ancak her Ģeye karĢın yılmadık.. Ancak zamana rağmen tarihi perspektiflerini yitirmeyen Boğaziçi Üniversitesi'nden 109 akademisyen geçen hafta kurumlarına sahip çıktı. kendi açıklamalarınızı kendiniz bile anlayamıyorsunuz. kiminiz üniversiteyi anlayamayacak kadar genç. özgür oldukları ölçüde de sorumlu olabilirler. öğrencilerin üniversite senatosunda temsil edildikleri yıllardı. KiĢiler ancak sorumlu oldukları ölçüde özgür. Hatta eleĢtiri yasaklanıyor. Artık 'büyük iĢler' değil. öbür yanda milyonlar harcanan siyasi sirk gösterileri. Demokratik bir üniversite modeli ıĢığında oluĢan Tıp Fakültesi'nin baĢarısı dünyaya örnek gösterildi. bir yandan da yüzlerce öğretim üyesinin iĢine son veriliyor. Üniversiteyi kalıcı bir kargaĢaya soktunuz. Kiralık Hükümet 1. Seçimle iĢbaĢına gelmiyor artık hükümetler. Zürih. Ġktidara gelsinler diye halkı birbirine düĢürür. Ülkenin bölünmez bütünlüğünden söz eden siyasi partiler bölücülüğün baĢlıca unusuruydu. AĢağıda o günleri hatırlatan.. Doğramacı. BirleĢmiĢ Milletler Tarım ve Gıda Örgütü (FAO). Kurtulduk o günlerden. askeri cuntanın kapattığı Meclis. Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) gibi kurumlarda . Bitti. yanlıĢ iĢler yapan bir kiĢinin yalnızlığı içindesiniz.. Buenos Aires ve Darüsselam'da Ģubeleri olan Glasnost Uluslararası Yönetim firmamızın faaliyete geçtiğini müjdeleriz. 2..

öldürülenlerin. M. 1971.124 . G. Kiralanan hükümet ve kabine üyelerine halkınızca arzulanan uygun görüntüyü (liberal. görüntülerini gizledi. Vassaf (2007) Poems of Heaven and Hell from Ancient Mesopotamia. bir imparatorluğun yağmaladıklarına değer verip sahip çıkmasının ifadesi. Cennetin Dibi: Modern Zamanlarda Eğlencelik Hayat. Kiracı devlet ile aramızdaki ihtilaflarda Lahey Adelet Divanı'nın kararları esastır. 3500'lü yıllardan bir Sümer ağıtı: Edin-nau-sag-ga* Ot fıĢkırsa da topraktan Ot değilim. 1999. ĠĢgale gelenlerin değer verdikleri sanatçılar baĢka saraylara. 5. 4. kutsal emanetler baĢka ibadethanelere taĢındı. Yakın geçmiĢimizde. eğitim vb. Bombalarının Bağdat'ı yıkmasını. Hedeflere ulaĢılamadığı takdirde tazminat öder. Maalesef her zaman olduğu gibi Türkiye dünyaya ayak uydurmakta hem geç kalıyor hem de bir Ģeye tam hakkını verceğine ürkek adımlarla yarım yamalak iĢe soyunuyor. sağlık. ĠletiĢim Yayınları. yabancı birkaç üye alınsa ne olur? *Vassaf. yabancı yönetim kurulu üyesi gibi. Firmamızın kiraladığı hükümetler BirleĢmiĢ Milletler Ġnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne uymayı taahhüt eder. feminist. Müze yağmalanırken sesini çıkarmadı. Su değilim AğlayıĢına akayım. Acaba ülkelerin bakanlar kurullarına. British Museum. hedef aĢıldığında ek prpm alır. Mezopotamya toprakları. Ġlgili devletlerle anlaĢma sağlandığında. Almanlar taĢ be taĢ söktükleri Bergama için Berlin'de müze inĢa etti. anarĢist. Haçlı Seferlerinin. AĢağıdaki alıntı geçen hafta Ġstanbul'da çıkan bir günlük gazetenin baĢ köĢesinde. Kiralık Hükümetler sirketinin Cennetin Dibinde kuruluĢundan 10 küsur yıl sonra çıktı. öldürenlerin. Moğolların. alanlardaki hedeflere belirlenen süre içinde varacağını taaahüt eder. Ot olamıyorum Ölü toprakta *Sümerce ölü toprak ya da çöl. kapıları kapanan müzenin karanlığında kaldı. (I. Bağdat'a gelen ABD'yle birlikte yağmalanan. Penguin. firmamız kiralık hükümetimizin söz verdiği ekonomi. 3. London. tarihi eserler baĢka beldelerde onlar için kurulan müzelere. Napolyon. Varamam yakarıĢına. Mezopotamya toprağında kalan Sümer'in son izleri. muhafazakâr. Bölüm-Kiralık Hükümetler'den) Bağdat. Dünya âleme gücünü. s. 2007 Gündüz Vassaf 25/03/2007 ABD'nin Irak'a saldırısı ve iĢgali beĢinci yılına girdi. iĢgal ettiği ülkenin liderinin alçıdan heykellerini devirmekle gösterdi. Osmanlı'dan sonra da Fransız ve Ġngilizlerin suntasına girdiğinde bölgenin kültür mirasına göz dikmiĢti.Ö. Mısır'ı iĢgale geldiğinde beraberinde bir ordu arkeolog getirdi.dindar) ya da bu ve benzer görüntülerden oluĢacak bir yelpazeyi sunacak kadromuz mevcuttur. Ġngilizce'den çeviren G. askeri. Sular yükseliyor Bulunduğu yerde. Irak'a saldırdığında dünyanın en güçlü ordusuyum diye çalım atan ABD bir Bağdat Müzesi'ne sahip çıkmadı.çalıĢmıĢ olup en az beĢ dil bilmektedir.

korkunun sardığı bildik. denize döktüğümüzden beri bir türlü ele avuca gelmeyen düĢman bildiklerimiz için biriktirdiğimiz keskin laflarımızı. kaç kere uyarmıĢtım yanlıĢ yolda olduğumuzu diyenler. birlikte yol aldığımız Samanyolu'nun bize kayıtsızlığında anlam vermeye çalıĢtığım. Hepsini korku sarmıĢ. silahlarını çözüm zannedenler. en çok birbirimize. Rus. Vazgeçtim Türkiye'den söz etmekten. hem de sevindim konuĢmama kararımdan. Ġsrailli Filistinliden. bir yandan da sanki yeni yeni yürümeye baĢlamıĢ da düĢecekmiĢ diye endiĢeleniyorum. otöbüslerde birbirlerini süzenleri. Çeçen'den korkuyor. endiĢelerini konudan konuya. Asıl utancımsa ülkemizde bırakmadığımız 'yabancı' yokluğunda. Cebrail'in alçıdan bir heykelini getirdi. kendi çıkardığımız yangınların üstüne ateĢle gider olmadık mı? Çocuğumuzun hastalığını abartıyor. ülke sahibi baĢka anne babalarla neler konuĢurdum diye hayal kurdum eve dönerken. anlamsızlıklara anlam. en yüksek kimin sesini çıkartacağı.Cebrail'in borusu Gündüz Vassaf 18/03/2007 Bu sabah oğlumuzu okula bıraktıktan sonra. Kendi çocuğumu sevmenin. farkında değil miyiz bazen keyfimizden ıslık çalarken nasılsın diye sorulunca boynu bükük durduğumuzun. ayakta tedavi yerine birbirine zıt. bastonlarını silah. hem de bir değil. farkında değil miyiz bugün değiĢmemiĢ gibi görünen her Ģeyin ne kadar baĢkalaĢtığının. Lafımı ağzıma tıkıyorlar. yaĢamak ve yaĢatmak varken. KonuĢma fırsatı bile vermiyorlar bana. arada kalanlar. satılık diye. siz okurken. yabancıların baĢımıza örmekte olduğu çoraplardan söz ederken. Bir araya gelince baktım onlar gibi ben de çocuğumla iftihar ediyor. anılarımızla. DüĢe kalka olgunlaĢmasına fırsat verilmeyen çocuklarımızın acil servislere yatırıla yatırıla kendilerini bakıma muhtaç hissettiklerini. boĢ laflara kulp takıp geceleri uykumuza yatırır. hem fikir olmak. Ne var ki baĢka anne babalarla konuĢurken bütün bildiklerimi unutuyorum. gene birbirimizi duymaya baĢlayacağız. öfkeyle hısım akrabaya bağırır. çocuğum bir ülke. Ģu biletleri satsam da bir an evvel eve gitsem diye yıl sonuna doğru büyük çekiliĢi bekleyen milli piyango satıcılarını. tatlı tatsız gayretlerimizden gına gelmemesine. dilinde farklı ifadesini. ister memleket elden gidiyor saplantısında donup kalmamız. en çok bağıranların arkalarına en çok kalabalığı toplayacağı günlere gebeyken. ĢaĢmıyor değilim hem fikir olduklarımızla sürekli beraberliğimizden sıkılmamamıza. Türkiyem hasta diye haykırdım. neleri unuttuğumuzun. neleri umduğumuzun kırıntılarını kırıp döker. Ģikâyet kutusu Anıtkabir'de çekilen fotoğraflarının ciddiye alınmamasının endiĢesinde. ben bu satırları yazar. ikna etmek. Hem utandım. duygudan duyguya taĢıyıp taĢıranlar. Ġspanyol. ama mahĢer gününde çalacağı borusunu yitirmiĢ olduğundan bize zaman tanıyan bir meleği. ille de herkesi mutlu. birbirimizle bu denli didiĢtiğimizin cevabı onurumuza dokunan bir Ģeylerde aranmalı deyip. Çin Uygur'dan. Hepsi yabancılardan korkuyor. yuvamın yıkıldığını. onursuz diye. onu nazardan korumanın bencilliğinde. sabahları dün olmamıĢ gibi aynı yerden baĢlarken yeni hiçbir Ģeye baĢlamamaya. Çocuğum. kaldırım değiĢtiremediğimiz . ilk önce onların sesi kısılacak. Amerika herkesten. inatla kıbleyi göstermek için bunca kanlı kansız. bilmedik yüzleri Ģimdi dikkatle incelemeli. birkaç simge yetiyor birbirimize düĢmemize. bir kez daha elden gidiyor korkusunda. Birkaç isim. yurdumun istila edildiğini görmediğime utanarak sevindim mesela. yurdu esen kılacağına azimle inandıkları zıt düĢleriyle düĢe kalkmanın öfkesinde. o ülke de Türkiye olsaydı. her zamanki gibi anlayıp anlamadan. ilkelerimizi koruyacağız derken. gidiĢ nereye olursa olsun kanlarının son damlasını istemedikleri gidiĢe karĢı akıtmaya can atanlar. birbirinden cahil tedavi yöntemlerinin tantanasında. iki defa evimin bombalandığını. ille de hep birlikte. ölülerinin üst üste yığıldığı bombalanan tren istasyonlarını. Ayrı ayrı sesleniyorlar ülkelerinden. birbirimizi düĢman bellediğimizdendi. bağımsız kiĢiliğinin geliĢmesi için ona karıĢmamam gerektiğini biliyorum. orası burası kırılmıĢ. yolda çöp tenekesinde bulup kurtardığı. tekrarlaya tekrarlaya uyur gezer gibi girdiğimiz çatıĢmalarımızdan yankılanan kurĢun seslerinin kimi kulaklara Ģarkı gibi gelmesine. çaresizliğimizin öfkesini birbirimizden çıkardığımız sürece. farkında değil miyiz kendilerini feda edenlerin de etmeyenlerin de ayrı kelimelerle anlaĢıp. Ġnançlarımızı. kanı bozuk diye kızıp saldırırken. bilinmedik yönlere yol alır. beklentilerimizle ve bazen hayal kırıklığımızın okkalı küfürleriyle adam olmayız derken de sevdiğimiz vatanımızın. Herkes Amerika'dan. inancımızla. buna kah ĢaĢan. iyi ki Lübnan gibi. haykıracağım. Bir Cümle Vatan Gündüz Vassaf 11/03/2007 Uzaydan gelen sesler dünyaya çarpıp geri döner. Ama. Fransa memleketin dört bir yanında otomobilleri devirip ateĢe veren göçmen gençlerden korunmak için geçen sene sokağa çıkma yasağı ilan ettiklerini hatırlatıyor. gününü gün edenler ve etmeyenler. asgari müĢtereklerimizi birbirimize hatırlatacakken. Ġster savaĢ suçlusu diye yargılanması gerekenlerin çıkardıkları savaĢlarla bölgemizin kana bulanmasına infialimiz. Bilmiyorlar mı baĢımızdan hele bu günlerde geçenleri? Hepsi kendi derdinin peĢinde. aynı kelimelerle anlaĢmadıklarına. kah ĢaĢmayan bizler kısır beklentilerimizin sevdasında görmez olduk korkunun herkesin yüzünde. psikologlarımızın kaç kez uyardığı gibi. hedef ĢaĢırtmacanın aymaz kurbanları olmayı daha ne kadar sürdüreceğiz? Oğlumuz akĢam okuldan eve döndüğünde yanında. korkunun sardığını adalar vapuruna binenleri. yola getirmek. ateĢini yükseltip yoğun bakımın kapısını çalıyoruz. böylece doktorların da koruyucu hekimliğe ağırlık vereceklerine müdahalelere teĢne konumuna getirildiklerinin ibret verici örneklerini de biliyorum.

. Hrant Dink bize Ģu sözleriyle seslendi hepimizin seyrettiği filmden. Hrant Dink Harvard'da Gündüz Vassaf 04/03/2007 Geçen hafta Harvard Üniversitesi'nde bir konsere gittim. Tarihe kazanılacak bir maçmıĢ gibi bakan. kamuoyuna yanlıĢ yansıtılmasındaki delaletimden ötürü kendisinden ve okurlardan özür dilerim. Ermenistan'da. hep beraber geleceğe bakıldı. Geceyi düzenleyenlerden bir öğrenci. Kendisi de kutuplara ayrıĢmamızdan son derece tedirgin. bu çabaya herkesi davet ediyoruz' demekti." Harvard'da doktora yapan bir tarih öğrencisi. bir Tarih Kurumu baĢkanı anlıyamıyorsa. yok. Bu seferki birliktelik. Cumhuriyet tarihindeki en büyük cenaze törenlerinden birini rakip güçlerin tertibi diye görebilen Türk Tarih Kurumu BaĢkanı Halaçoğlu'nun isyanını duyuyor gibiyim bu satırları yazarken. Ġstifa eder mi? Türkiye'nin tarihe ve tarihçilere yakıĢır bir çalıĢma içinde olması isteniyorsa. Kim tedavi edecek bizi? Fransız senatosunun kararı mı? Amerikan senatosunun kararı mı? Kim reçeteyi verecek? Kim bizim doktorumuz? Ermeniler Türklerin doktoru. Geçen hafta Boston'da olsalar belki anlayabilirlerdi. "Hasta iki toplumuz biz.yürüyüĢlerimizde güler yüzlü olmayı hatırladığımızda.. kısa süreli de olsa. korkulukların arkasından çaresizce inecek çaresizliklerinde iktidar arayanlar. Bunun dıĢında bir çözüm yok. belki devlet bütçesini bu sefer de.Bizler kendi evrenimizden çıkıp." Ve baĢka bir doktora öğrencisi.. NOT: TTK BaĢkanı Yusuf Halaçoğlu'ndan geçen hafta kendisinden de söz eden yazımla ilgili olarak Anadolu Ajansı'na verdiği demecin basına ve özellikle Radikal'e gerçekten çok farklı aktarıldığını.. Haklıdır. biraz da. 'Bu sefer de yurtdıĢında toplanmıĢlar. hekim mekim yok! Diyalog tek reçete. benim de buradan yola çıkarak bulunduğum atıflarda haksızlık olduğunu ifade eden son derece nazik bir mektup aldım. cenazede yaptıkları gibi gene bir tertip' diyecek. geçmiĢi anlamakla yargılamak kargaĢasında bocalayanların hakemliği günümüzün propagandası olmaya mahkûm. Tam klinik vakalarız. Ermeniler büyük bir travma yaĢıyor Türklere yönelik. 'Biz de konser verelim. ve de yok. Ġkimiz de klinik vakalarız. "ABD'de Türklerle Ermeniler bir araya geldi mi siyaset. doktor da birbirlerinin doktoru." Harvard Üniversitesi Ortadoğu AraĢtırmaları Merkezi'nin katkılarıyla düzenlenen dinleyicilerin çoğunu Boston'da yaĢayan Ermenilerle Türklerin oluĢturduğu konserde bu reçete Arto Tunçboyacıyan'ın müziği oldu. Türkler de Ermenilerin doktoru. o da tarihçi. GeniĢ bir tarihi perspektif içinde Türk-Ermeni iliĢkilerini incelemek istiyoruz.' diye seferber edecektir. Harvard'da Hrant Dink konseri 'Buradan nereye gideriz?' sorusuna cevap arayan tarihçileri okyanusun bu kıyısında da buluĢtururken. anlaĢma zemini arayan herkes için hüsranla sonuçlanmaya mahkûm. "Konserden sonra bir araya gelip Osmanlı Ġmparatorluğu'nda Ermeni tarihini inceleyen bir dizi konferans düzenlemeyi düĢündük. farklı evrenlerde. . evet. tarih biliminin en temel metodoloji nosyonundan yoksun demektir. Demecinin aslını görmedim. Türkiye'de ya da baĢka bir yerde birbirlerine karĢıt tezler sunup tariçinin hakemlik yapmasını isteyenler bilemiyor mu. ne duygular abartıldı ne de düĢünceler depreĢti. "Hepimiz Hrant'ız' demek. Bunun dıĢında doktor. ilaç. var olma çabası göstermek istiyor. siyaset tarihi tartıĢır dururlar. Türkler ise Ermenilere yönelik büyük bir paranoya yaĢıyor." Hele bu sözleri. tarihe milli maç yaparcasına çıkmaya soyunanların Türk-Ermeni iddialaĢmaları. bambaĢka olduğu gibi.

Ve onların canı sıkılır. pırıldayan zümrüt yüzüklerini neden takıyorlar? Niçin taĢıyorlar altın gümüĢ kakmalı muhteĢem değneklerini? Çünkü bugün barbarlar gelecek.) . ihtiĢamla. güzel söz ve hamasi nutuklardan. yapar kanunları. Ve imparator bekliyor kabul etmeyi. oturuyor tahtında. Ve saygıdeğer hatiplerimiz her zamanki gibi neden nutuk atmıyor. Kavafis (Yunancadan İngilizceye çeviren Edmund Keeley ve Philip Sherrard. onların liderini. neden söylemiyorlar söyleyeceklerini? Çünkü bugün barbarlar gelecek. Hangi kanunları çıkarsın ki senatörler? Barbarlar. iĢlemeli tolgalarına? Mor kristalli bileziklerini. ne olacak barbarların yokluğunda halimize? Bir tür çözüm gibiydiler. Vassaf. tutmuĢ yollarını evlerinin? Çünkü artık gece ve barbarlar gelmedi. Türkçe çeviri: G. *C. Ve sınırlardan gelen erkekler barbarların artık olmadığını söylüyorlar. 2001. geldiklerinde. Bir takdirname de hazırlamıĢ onun için. Ġmparatorumuz niçin bu kadar erken kalkmıĢ? Ve niçin Ģehrin en büyük kapısında. P. Ne anlama geliyor bu huzursuzluk. kafasındaki tacıyla? Çünkü bugün barbarlar gelecek. Sıfatlarla dopdolu. düĢüncelerinde kayıp. ve neden herkes. Ve Ģimdi. Senato niçin böylesine durgun? Neden kanun yapmıyor senatörler? Çünkü bugün barbarlar gelecek. ve bu ĢaĢkınlık? (Ne kadar vahim bir ifadeye büründü yüzler) Sokaklar ve meydanlar neden boĢalıvermeye baĢladı birdenbire. Ve böyle Ģeyler gözlerini kamaĢtırır barbarların.Barbarları Beklerken* Gündüz Vassaf 25/02/2007 Neden bekliyoruz böyle hep birlikte pazar yerinde? Barbarlar gelecekmiĢ bugün. Ġki konsül ve hâkimimiz neden bugün büründüler al renkli.

BakıĢ o bakıĢ. DeğiĢime karĢı tetikte bekleyen bir ruh hali. . Prensese âĢık olur.. eski uygarlıkların tapınaklarına bile kazıyoruz. BangladeĢli iktisatçıya. hiç de zorunlu olmadığı halde. neyi koruyup. ABD'li fizikçiye. Evrensel olan sanatta." Asker baĢlar beklemeye. okul sıralarımıza.'Türkiye Türklerindir' Gündüz Vassaf 18/02/2007 Adımız. taĢ kesilmiĢ gibi durmaktadır. hele bizi aĢağılıyorsa. milliyetçilik adına hareket edenlerin kendilerini denetleyememelerinde. ağaçlara. dinsiz olduğumuzu ilan eder. onu ötekine karĢı. Bağımsızlık anlayıĢımızın küreselleĢen ekonomide temelden sarsılıp sorgulandığı. sanatta ve sokakta. Ġster meydan okumak için deyin ister övünmek ya da sahiplenmek için. neye ayak uydurup neye karĢı çıkacağımız konusunda tereddütlerimiz ve tarihsel ĢaĢkınlığımız kaçınılmaz olduğu gibi öfkeli bölünmüĢlüğümüzün de ifadesi. bu geliĢmelere rağmen ulusal devlet olmamıĢ milletlerin bağımsızlık mücadelelerini sürdürdüğü. alt kimlik. Türk. rüzgârda hep orda bekler. Asker yerinden kımıldamaz. Millet bağımızda kimsenin böyle bir özgürlüğü yok. Mani'si. denetlenmemelerinde. Gözlerinden boĢalmakta olan yaĢları tutamaz. karda. Prenses her akĢam balkonundan. Basit bir askerin. milli kimliğin. kültürlüsü kültürsüzü. bindiği dalı kesiyor. kendilerini nasıl çağıracaklarında bile bocalıyor. "Eğer balkonumun önünde yüz gün yüz gece bekleyebilirsen. senin olacağıma söz veriyorum. yeni kuĢaklarla birlikte bu değiĢim karĢısında bocalamamız. bize verilmiĢ haliyle sahipleniyor. ödülü milleti adına kabul ettiğini söyleyebiliyor. üst kimlik. kendimizi yeniden tanımlamaya çalıĢıyoruz. Örneğin Türk'ün Müslüman'ı olduğu gibi Hıristiyan'ı. Prenses. Taoist'i. Bir gün. Onsuz dayanamayacağını. tırmanan tedirginliğimizde ülkemizi yaĢanmaz kılabiliyor. romancıya değil. Devlet katında. içinde bulunduğu tarihsel süreçte yerini sorgulayacağına. Dinimize bağlılığımızı bin bir vesileyle baĢkalarının gözüne soka soka gösterebilir. milletimize aitliğimizi belirtmekle milliyetçi olmak arasındaki çok ince çizginin alıĢa alıĢa aĢılması örgütlü güçleri tetikleyip aynı milletten insanları bile kanlı bıçaklı olmaya. benliğimizin kalkanı diye de. yirmi gün geçer. Keserken ortalığı birbirine katıyor. Ġstersek değiĢtirebiliriz de. milliyetçilik adına yapılan 'milletin birlik ve beraberliği' çağrısının karĢısında en büyük tehdit ve tehlike milliyetçiliğin kendisinden geliyor. dinimiz gibi doğduğumuzda terziye sipariĢi çoktan verilmiĢ aidiyetlerimizden biri de milletimiz. Yağmurda. milyonlarca insanın yaptığı gibi dinimizi de değiĢtirebiliriz. uluslararası hukuku yadsıyan emperyalizmin yeniden Ģahlandığı günümüzde. Uyuyacak takati kalmaz. saldırarak duygusal meĢruiyetini bile yitiriyor. Türkiye'de Türkler için yayımlanan Hürriyet gazetesinin her gün birinci sayfasında 'Türkiye Türklerindir' ibaresi yer alması. Sorun. 300 küsur yıldır milletler üzerine kurulu dünya düzeni kabuk değiĢtiriyor. kralın kızının yanında lafı mı olur? Ama her nasılsa. Türk romancısına veriliyor. toplum olarak yıllardır sorgulamadan sürdürdüğümüz söylemlerde. iç savaĢlara götürebiliyor. Ne zaman baksa asker hiç kımıldamadan dimdik durmaktadır. eninde sonunda prensesle tanıĢmayı baĢarır. Pasaportumuzu bürokrasinin gerektirdiği bir evrak olarak da taĢıyabiliyoruz. Budist'i. ülkemiz ve dünya tarihinin yeni bir dönemecinde. 14 Şubatçılara aşk bilmecesi Gündüz Vassaf 11/02/2007 Bu öykü Ġtalyan yönetmeni Giuesseppi Tornatore'nin 'Sinema Paradiso' filminden. Yahudisi. Günler geçer.. Kralın askerlerinden biri nöbet beklerken prenses önünden geçer. ġaman'ı da var. Bir gün kral diyarın en güzel prenseslerini çağırdığı bir davet verir. Bu topraklarda 1000 yıla yakın bir arada yaĢayanlar. bilimde bile milletimizle tanınıyoruz. Güzel olmasına kızların hepsi güzeldir ama kralın kızı gibisi yoktur. Türkiyeli tartıĢmalarında birbirlerini. aĢağıda bekleyen askere bakar. Ona Ģöyle der. Ülke olarak bu hassas ve belirsiz konumdayken. baĢkalarıyla paylaĢıyor. Onu. insan haklarıyla çokkültürlülük kavramlarındaki evrimle yeni tür bir vatandaĢlığın benimsendiği. beraber olamayacaklarsa ölmek istediğini söyler. kimlik belirtmek dıĢında amaçlarla kullanılmasının baĢka bir örneği. Doksan günün sonunda bembeyaz. Milli aidiyetlikle git gelli iliĢkilerimizin farklı ruh halleri belki bu nedenden de kaynaklanıyor. sessiz kalıp Tanrı'yla aramızdaki iliĢki benden baĢka kimseyi ilgilendirmez der. Ödülü alan da. Nobel ödülleri kimyagere. üniversitelerde. asker bekler. iki gün. arılar onu her bir yerinden sokar. Çoğumuzun adıyla sorunu yok. incesi kabası olan milliyetçiliği anlamak değil. Özgür irademiz dinimizle iliĢkimizde de geçerli. KuĢlar askerin kafasına pisliklerini yapar. Neysen osun. askerin aĢkının gücünden etkilenir. iktisatçıya.

Sonunda doksan dokuzuncu gece gelmiĢtir. orada burada döktüğümüz kanlarımız değil. tiyatrodan gelen bu duygu. sanatı korumak Gündüz Vassaf 04/02/2007 Ülkelerin dengesiyle oynandığı. her kadrodan atılanın yerini baĢka bir oyuncunun alması sonucu sahnelenen oyunda. yasaklamaya cesaret edemediler. eĢeğe çevrilmiĢ âĢığın. ülkeler imparatorluklar yok olur. tahtadan yapılmıĢ bir metre boyundaki süngüyü bir gece yarısından sonra kaldırtmak olmuĢtu.. 12 Eylül'ü yapanlar en büyük bayrakların arkasına gizlenip biz Atatürkçüyüz dediler. dokumacının ve kalaycının her sözü. kelepçeleri vardı. ahlaki sorumluluğun önemini. Sen anladıysan bana söyle. askeri hâkimlerin kurĢun kalemlerini kırdıkları mahkemeleri. Bundan böyle medyayı yönlendirenlerin. ölüm. çünkü ben de bilmiyorum. nerden geldiği belirsiz kurĢunlardan paniğe uğrayan yüz bine yakın insanla birlikte. Sinema seyircisi azalıyor. Ģehrin sokaklarına. aramızdan 33 kiĢiyi çiğneyerek öldürmüĢtük. Oysa kim düĢünebilirdi 12 Eylül Ģiddetine Shakespeare ile kafa tutulabileceğini. ABD'nin göz kırptığı 12 Eylül darbecilerinin ilk icraatlarından biri.Ve bitmek tükenmek bilmeyen bu zaman boyunca Prenses de bekler. manipülasyonu. her yerde. Bizim gücümüzün bir ölçüsüyse.. Bir gün dünyanın da sonuna geldiğimizde bizden arta kalan. nice totaliter düzenlere boyun eğmiĢ. savaĢ dememiĢ. öfkeli siyasete. orman kraliçesinin ve kralının. Can Yücel'in çevirdiği. zaman zaman . Bach'ın müziğini bestelediğinden bu yana geçen yüzyıllarda. evlere sessizce yayılmıĢtı. Dönemin askeri rejimi Ġstanbul Belediye Tiyatrosu sanatkârlarını ülke için tehlikeli bulup onları memuriyetten men ederek iĢten atmaya baĢlayınca. bir tek evrensel kültür mirasımız olacak. karĢılarında hiç beklenmedik bir Ģekilde her an dünya kamuoyunu bulabileceklerinin bilincinde olmaları kaçınılmaz. veba dememiĢ. tutuklama. güçlünün de silahı olmuĢtur. Daha duyarlı olup olmayacaklarını zaman gösterecek. O gün meydandan geçerken adımlarım beni Atatürk Kültür Merkezi'ne ve tesadüfen bir Bach konserine götürdü. müzeye daha az gidiliyor. Bir ülkenin düzenini sarsmak isteyenlerin. 'Karikatür Krizi ve Uygarlıkların Manipülasyonu' adlı tebliğilerinin özetini bulacaksınız." Yasam. yerlerine yenileri türerken. özgürlük ve provokasyon Gündüz Vassaf 28/01/2007 Ġlk Danimarka'nın sıradan bir gazetesinde yayımlanan. Filmde hikâyeyi anlatan kör sinemacı yanındaki delikanlıya dönüp sözlerini Ģöyle bitirir. Asker arkasını dönmeden gider. iletiĢim tarihinde de bir dönüm noktası oldu.. 27 Mayıs Ġhtilali'nin simgesi. ĠĢkence yaptıkları hapishaneleri. müzisyenler müzikseverler. Taksim'deki o acı dolu meydanın yanıbaĢına kadar taĢımıĢtı. bana. elit gücün yeniden üretilmesinin söylemsel biçimi olarak tanımlar. idam sehpaları. medyanın krizi nasıl ele aldığı ve kültürlerarası diyalogdaki rolü gibi pek çok ciddi soruyu da getirdi. Almanya'da Ġkinci Dünya SavaĢı öncesi Yahudi karĢıtı karikatürlerin yayımlanması örneğinde olduğu gibi. özgürlük adına hareket edenlerin de provokasyonu söz konusuydu. Van Dijk. perilerle cinlerin. Muhammed'in kiĢiliğinde Müslümanları terörist gibi tasvir eden bir dizi karikatür dünya çapında protesto.* "Karikatür krizi beraberinde. Ģiir daha az okunuyor. bize. ellerinde Kuran Müslümanlıklarını da eksik etmediler. ölüm korkusuyla bir o yana bir bu yana kaçıĢırken. ama Shakespeare'in Bahar Noktası oyununu kaldırmaya. silahları. Bu anlamda elitler gerçeği kontrol . . ifade özgürlüğünün sınırlarını. "Ve sakın bunun ne anlama geldiğini sorma. ekonomik kayıp ve diplomatik gerilimlere sebep olurken. her Ģeye rağmen kültürün özgür ortamında buluĢmayı her zamankinde daha çok sürdürmek. kültür ilk kurbanlardan biri oluyor. Olayda Ġslam adına hareket edenlerin kıĢkırtılmaya teĢneliği kadar. Gene o günlerde Taksim'den geçiyordum. onun eserlerini günümüze. AĢağıda Galatasaray Üniversitesi'nden Yasemin Ġnceoğlu ile Ġnci Çınarlı'nın bu konuda. güçlü grupları küçük düĢürmek ve utandırmak amacıyla kullanılan 'zayıfların silahı' olurken. Gene aynı meydanda bir 1 Mayıs günü. kıĢkırtmalarla bölündüğünde. İslam. terzinin. halkı yıldırmak isteyenlerin en büyük baĢarısı o ülkenin insanlarını günlük alıĢkanlıklarından vazgeçirmek. ülkeme ne olacak korkusu hepimizi ciddiyete. kendi haber tüketicilerinden de öte. meclisi hapse atıp baĢbakanını asan baĢka bir askeri darbenin. marangozun. . geçenlerde Ġngiltere'de Westminster Üniversitesi'nde sundukları. Karikatürler tarihsel olarak. tiyatroyu haftalar boyunca dolup taĢıran seyircilerin kulaklarında özgürlüğün sesi olarak yankılanmıĢ. Taksim Meydanı'nın üst köĢesinde duran gri metal rengine boyanmıĢ. inandığımız değerleri korumaya. sokağa ve farkında olmadan Ģiddet ve provokasyon'un tam göbeğine götürebiliyor. Gelecek endiĢesi. BaĢar Sabuncu'nun sahneye koyduğu Shakespeare'in Bahar Noktası oyununda..

Sonuç olarak bu tutum.." *Tebliğin tümü için bkz. global medya. Gündüz Vassaf 14/01/2007 12 Eylül'de kapanmadan önce Uluslararası Af Örgütü'nün Ġstanbul baĢkanıydım. idama ben de karĢıyım. Humeyni ve mollların da. www. 27 Mayıs askeri darbesine alkıĢ tutanlar bile.." dedi. Avrupa merkezci bakıĢ açısını ortaya koymaktadır.. 9/11'in ertesinde ortaya çıkan 'Ġslam eĢittir terörizm denklemini güçlendirerek. Türkiye'de idam deyince bizzat acısını çekmiĢ çevreleden biri Demokrat Partililerdi. Türkiye'de de. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce. Doğu'ya ifade özgürlüğü ve demokrasi hakkında ders veren. dünya kamuoyunda onun vakur duruĢunu takdir eden öylesine bir yer etti ki. Karikatür krizinde de. Devlet durup dururken Hrant Dink'i mahkûm etti. Konuyu anlattım. Kanun böyle. babamın da arkadaĢı eski bir DP'liye gittim. Adnan Menderes.. insan kalabalıklarında dahi yaĢamlarını sürdürürler. ama açıklarsam yanlıĢ anlaĢılır" demiĢti. Aynı yıllarda Uluslararası Af Örgütü. Kimdi bu doktorlar diye hep merak etmiĢimdir. yedi düvele yakarmak mecburiyetinde kaldı. ordunun düzmece Yassıada mahkemesini aĢağılayan Celal Bayar'ın 'mert' tavrını takdir ederken. dini sansasyonun Ģiddete dönmesini engellediğini söyleyebiliriz. . "Asmayacaktık da besleyecek miydik?" dediği. Bu nedenle Adnan Menderes'in bakanlarından. Doktorları. Onlar da ölümlerine kararlılıkla gitti. Belki yaĢıyorlardır. 27 Mayıs'tan sonra Yassıadada'da askeri mahkemenin idam kararı üzerine. böyle olsun istemizdik diye. Hükümet bu sefer de nerdeydi? *** Hrant Dink'in öldürülmeden bir hafta önce 'Ruh halimin güvercin tedirginliği' baĢlıklı makalesinin sonunda kendisini de inandırmak istediği Ģu sözleri daha ne kadar bu ülkede yaĢayanların yazgısı olacak? Olmaması için ne yapmalıyız? "Yargılanmalar sürecek. Böylece bizler. haberlerin ve beraberinde gelen önyargıların yorumlayıcısı olmak yerine pasif alıcısı haline getiriliriz. vahĢete bu denli uyumluysa. Ġslam adına astıkları Ġranlı generallerin idam sehpasındaki vakur davranıĢları takdir edilmiĢti. gizlice biriktirdiği uyku haplarıyla intihara teĢebbüs etmiĢti. Doktorlar devletle iĢbirliğini reddettiği taktirde infaz olamaz. nedense prostat muayenesi yaptılar.. karikatürleri yayımlamayarak sorumlu bir davranıĢ gösteren Türk medyasının. Saddam Hüseyin'in öldürülüĢ biçimi ve tavrı. haklısın. "Gündüz. nelere muktedir olduğumuzu düĢünmek ürpertici. askeri cuntanın 60'a yakın genci astırttığı yıllardı. Oysa. Batı medyasında kimi gazetelerin düĢünce özgürlüğü adına dayanıĢma amacıyla karikatürleri tekrar tekrar yayımlaması. Batı medyasının aksine. ifade özgürlüğünü manipülatif amaçla kullanarak istismar eden elit bir güç olmuĢtur. ifade özgürlüğünü provokatif bir Ģekilde bile bile kullanarak kamusal söylem üzerinde imal edilmiĢ 'medeniyetler çatıĢması'nı pekiĢtirmiĢtir. onun hakkında kitap yazmıĢ. doktorların infazda hazır bulunup ölüm raporunu imzalamalarının Hipokrat yeminiyle bağdaĢmadığından onları. BaĢsavcı "Hayır. ölü raporunu imzaladılar." dedi. Hüseyin Ġnan ve Yusuf Aslan'ın idamı için parmak kaldırdı. ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. izleyicisine herhangi bir provokatif mesaj göndermekten kaçındığını. Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim.. Kenan Evren'in. Türkiye'de yeniden bir hedef gösterildi. global medya 'öteki' hakkındaki derin cehalet ve önyargıyı manipüle etmiĢ. .yasemininceoğlu. bu görevi kabul etmemeye çağırmıĢtı. Menderes'in midesini pompaladı.com Hrant Dink Gündüz Vassaf 21/01/2007 BilirkiĢiler "Hayır. hayatını kurtardı. 'Batı'daki Bizler' ve 'Doğu'daki Onlar' kutuplaĢmasını güçlendirmek yerine global medya gücünü kültürlerarası diyalog baĢlatabilmek için kullanmalıdır. Ölüm cezasına karĢı dünya çapında bir kampanyayla ilgili olarak imza topluyorduk. Kim bilir daha ne gibi haksızlıklarla karĢı karĢıya kalacağım? Ama tüm bunlar olurken Ģu gerçeği de tek güvencem sayacağım. Güvercinler kentin ta içlerinde. Derken Süleyman demirel ve partisi 12 Mart cuntasının açık tuttuğu Meclis'te demokrat partinin intikamını alırcasına üçeüç talebiyle Deniz GezmiĢ. Ġslamofobiyi beslemektedir'. Sade solcu bilinen kiĢiler metni imzaladığından kampanyayı yaygınlaĢtıramıyorduk. asıl ipleri çeken ABD. En kutsal mesleklerimizden bildiğimiz tıp mensupları. Tabip Odaları kanalıyla.edebildiklerinden güçlüdürler. mahkeme baĢkanına "Reis bey" diye hitap etti diye Adnan Menderes'i hâlâ küçümserler. yeniler baĢlayacak. kamu düzenini koruyarak. bizim halimizi. Kısa bir sessizlikten sonra elini dizime koyarak. . alelacele yazdıkları 'sağlığı yerindedir' raporuyla Menderes'i idam sehpasına yollayıp. Çağrıya kimse kulak asmadı." Menderes'ten Saddam'a. Söz konusu 12 karikatürün tekrar tekrar yayımlanması yabancı düĢmanlığının tırmanması sonucunu doğurmuĢ.

ömrümüz boyunca bile. bu soğukkanlı cinayeti. Zaman zaman yaptığım gibi. yengem Behrement Sertel'e aitti. Türkiye'de. Washington'un kendisini astırmayacağı inancından. Korkum. önce Osmanlıcanın sonra da Ġstanbullunun sesi çoktan unutuldu. adını koyamayacağım bir tür elektro-manyetik radyosyonla dünyadaki tüm bilgi saklama sistemlerini çökertebileceği. Çoğumuz bilgisayarımızın aniden çökmesini. Pasternak'ın ödülü reddettiği doğru. Örneğin Shakespeare döneminde Ġngilizcenin sesi artık unutulduğu gibi. Kayıp olan sadece babamın sesi değil. bugün Amerika'da benim çocukluğuma göre bile daha hızlı konuĢulduğunu söyleyebilirim. Ģiirlerimiz buza yazılan yazı gibi. Ģeffaf. Sovyetler Birliği'nde partinin öngördüğü sosyalist gerçekçilik anlayıĢında yazmak yerine gençliğinde sembolik ve mistik Ģiirler yazdığından Pasternak'ın eserleri yayımlanmayınca.Devletin insan öldürmesinin vakurca kabul edilmesi. sanki uzaydan gelmiĢ bir nesneye bakıyordu. 2006'da ölen. ABD'nin önde gelen tıp merkezlerinden biri olan Boston'da hastaneleri dolandım. mesela Hamlet'in sahnelenmesinin de ne kadar sürdüğünü tam kestiremiyoruz. Çoğu kitap ve gazetelerimizde kullandığımız ucuz kağıdın ömrü belki yüz yıl bile değil. korkumuzu belli etmemek için ölümlerine kahramanca gidenleri baĢ tacı ediyor olmayalım? Babamın sesi Gündüz Vassaf 07/01/2007 Babam Ethem Vassaf. Soğuk SavaĢ'ta Batı tarafından Sovyet Birliği aleyhinde kullanılır kaygısıyla. Olayın perde arkası. Yazan Pasternak'ın oğlu. Zarfın üstünde. Son duyduğum Osmanlı sesi. Bir dönemin hastalarla ilgili bilgileri. Belki. Ansiklopediler de öyle yazar. bırakın elimdeki nesneyi dinletebilecek cihaz olmasını. Yeni teknolojilerle kaydettiğimiz romanlarımız. Tıbbın diğer alanlarına göre. Tarihimizin ilk bilgi kayıt malzemelerinin kalıcı olmasına özen gösteriliyordu. Babamın ses kayıtlarına dönersek. bir zarfın içinden mavi renkte. Belki. Tarihin farklı dönemlerinde bir dilin nasıl konuĢulduğunu bilmek isteyebiliriz. Belki. Ödülün aslında bir değil. inandırılmıĢtı. içindeki bilgilerin yok olmasını yaĢamamıĢ da olsak. son yılları ABD'de olmak üzere 50 yıla yakın psikiyatrist olarak çalıĢtı. yazar. Amerika'nın yardımını isteyeceğine inanıyordu. bırakın gelecek kuĢak tarihçileri tarafından anlaĢılmasını. Kaybolan kendi sesimiz. demek 1960'larda ABD'de doktorlar. geçen gün bunlardan birisini gözden geçirirken. diğer doktorların da tuttukları kayıtlardan yola çıkıp araĢtırma yapmak isteyen tarihçi. kâğıt papirüsten daha az dayanıklı. ne hızda konuĢulduğunu da bilmediğimizden. dijital ortamlarda saklanan bilgilerimizin. Ġngilizcenin. 1917 devrimi sürecinde Sovyetler . hastalarının kayıtlarını tutmak için kullanıyordu. dünya kamuoyu nezdinde meĢrulaĢtırıyor mu? Okuduğumuza göre Saddam infaz yerine götürülmek üzere helikoptere bindirilinceye kadar. biz bile ölmeden yok oluyor. Zhivago'. örneğin bir apandisit olayının tıbbi tutanaklarından daha değiĢken ve kapsamlı. YaĢamayı sevdiğimizi haykırmaya cesaret edemediğimiz. Pasternak'ın Nobel Ödülü Gündüz Vassaf 01/01/2007 (1535 kiĢi okudu) Geçenlerde bana gelen bir e-postası Boris Pasternak'ın. Sorun. bükülebilir nitelikte. psikiyatride bireyin anlattıklarıyla dünyasının derinliklerine girildiğinden. ilgililer. Shakespeare'in. öldürülmeyeceğini düĢünüyormuĢ. 1958'de verilmek istenen Nobel Edebiyat Ödülü'nü. oyunlarının. elektronik. hem de iki defa kabul edildiği pek bilinmez. 5 bin yıllık yazı ve matbaa geçmiĢimizden sonra. Bende hiç kaydı olmayan babamın sesini duyma özlemiyle. bugün kullandıklarımız. Papirüs kilden. FBI gibi kuruluĢlarda bu bilgileri çözebilecek cihazlar bulunacaktır. bitmez tükenmez megolamanlığıyla Iraklılara seslensin diye. Goethe'nin eserlerini Rusçaya tercüme eder. ileride eriĢilemez. Babam öldükten sonra annem onun hayatıyla ilgili birçok Ģeyi toplayıp albümler hazırlamıĢ. geçimini de sağlayabilmek için daha çok çeviriyle uğraĢır. birini bırakıp yenisini kullandığımız geçici teknolojilerin. mezbahaya gider gibi pisi pisine öldürülmeye götürülürken ayaklarımızın geri geri gideceğinden korktuğumuz. ama her halükârda geçmiĢe ulaĢmak hiç de kolay olmayacak. Sümerlerin kil tabletlerini hâlâ okuyabilirken. infazın sözde insan onuruna yakıĢır biçimde yapılması. 2001 yılında Moskova'da yayımlanan Pravda gazetesinde çıkmıĢ. Rosetta taĢı bulunana kadar çözülemeyen Mısırlıların dili gibi anlaĢılmaz olacak. Hiçbirinde. annemin el yazısıyla not 'Ethem'in son hastasıyla ilgili bilgiler' diyordu. mutlaka bir yakınımızın bu durumla kaĢılaĢtığının birinci elden tanığızdır. Ġlk ve tek romanı 'Dr. ileride bir gün 1960'lı yıllarda sadece psikiyatristlerin değil. anlaĢılamaz olmasından da ibaret değil. Sultan Abdülmecit'in kızı Cemile Sultan'ın torunu. kapitalizme alet olmamak için iyi bir yurtsever ve sosyalist olarak reddettiğini yazıyordu. mahkemede ABD'nin bir zamanlar kendisiyle nasıl iĢbirliği yaptığını anlatmaması. doktorun tuttuğu vaka notları. CIA. günümüzün CD'lerine benzeyen disketlerle karĢılaĢtım. teknolojik engellerden ötürü bu bilgilere ulaĢamayacak. Tarihçilerin elindeki en dayanıklı kayıt malzemesi hâlâ Mezopotamya'da ilk yazılarımız için Sümerlilerin kullandıkları tabletler. hatta pazarlığından kaynaklanıyordu. AĢina olmadığım bu teknolojiyi.

Pinochet iktidardayken. Meclis istemedi. Ardından Kenan Evren'le birlikte 12 Eylül askeri darbesi geldi. dostunun Madrid'de sürgünde olmalarının nedeni. BirleĢmiĢ Milletler Tarım ve Gıda Örgütü. askeri darbeyle devrilmesini teĢvik etmiĢ. medyunum. Aradaki kısa sürede Pasternak ve önceden gulaglarda da yatan karısı sürgünle tehdit edilmiĢ. Totaliter ülkelere has fıkralara. yılında. Aradan 24 saat geçmeden Pasternak. David'i ölmeden önce en son Hollanda'da gördüm. Ġspanya iç savaĢında katletmediklerinden sağ kalan savaĢ esirlerine. Hayattayken. Ġspanya'nın 'El caudillo'su ölür ölmez. ĢaĢırdım. Stockholm'a yolladığı ikinci telgrafında. Roman çeviri olarak. Ama acele etmeyin. anayasaya kendisini korumak için dokunulmazlık maddesi koydurtmuĢtu. Hindistan BaĢbakanı Nehru'nun araya girmesiyle. "Franko birkaç gün önce ölmüĢ. mahallenin kabadayısı gibi boy gösterip dehĢet saçmaya yatkınlar. o sıralar Amsterdam'da yaĢıyor. Doğu. cesaret edememiĢ ölüm raporuna imza atmaya. 1958 ödülünü aldığını telegrafla Moskova'nın dıĢında Pederelkino'da oturan. Franko öldüğünde. Boris Pasternak'ın doğumunun 100. hapse girmekten halefinin çıkardığı afla kurtumadan önce. bugün eskisi gibi seyahat edemeyen. ġili'de seçimle iĢbaĢına gelmiĢ sosyalist Allende hükümetinin. Önceki yıllarda da Ģiirlerinden ötürü Pasternak'ı gündeminde tutan Nobel komitesi. Unutmayın. Romanın kahramanı devrimin tasvip etmediği. savaĢ suçlusu olarak yargılanır korkusuyla. . Pasternak'a bildirir (O yıllarda Nâzım Hikmet de Pasternak'ın komĢusudur. Pinochet katliam ve yolsuzluktan yargılanmak üzereydi. Pasternak Sovyet Yazarlar Birliği'nden atılır. Pinochet'nin kanlı iktidarından kaçabilen ġililer dünyanın orasına burasına dağılmıĢtı." David'in Ankara'da. Diktatörün ölümü Gündüz Vassaf 24/12/2006 David Baytelmann ile Ankara'da bir diĢçi arkadaĢımın muayenehanesinde tanıĢtım. konuĢamıyor. bu gönüllü reddimi hakaret kabul etmeyin" diye yazar. Sizden adalet beklemiyorum. Karısı Zinaida Nikolaevna. Nixon. Ödülü reddetmeye zorlanmadan önce Pasternak. korkularının kâbusundan kurtulmalarının ferahlığıyla geçen hafta sokaklara fırlamıĢ. Madrid'de sürgünde yaĢayan ġilili dostundan gelen telefonda. David gibi ülkelerindeki askeri darbelerle savrulan milyonlarca kiĢiden biri olarak. Felç geçirmiĢ. gelecekte itibarımı iade etmeye mecbur kalacaksınız" diye yazar. Ġtalyan Komünist Partisi aracılığıyla ilk 1957'de Roma'da basılır. Diktatörlerin sokak köpeklerine benzer bir huyu var. Etrafa saldıkları korkunun üstüne gitmeye. bir baĢka diktatördü. kendini lirik Ģiire vermiĢ bir doktordur. sürgüne yollayabilirsiniz.Birliği'nin panoramasını sunar. Madrid kuzeyinde bir dağın derinliklerine oydurttuğu mezarını. 1 Aralık. ileride Türkiye'de Kenan Evren ve diğer darbeci generallerin onu örnek alacağı gibi. "Memnunum. çok geç açıklanan ölüm haberinin niçin bekletilmiĢ olabileceğini konuĢtular. Allende döneminde toprak reformunu gerçekleĢtirdiği ülkesinin hasretini çekiyordu. Geçen hafta. idamlar ülkesi oldu. Pasternak'ın oğluna. Franko'nun öldüğü akĢam David'e. Komünist Partisi Genel Sekreteri Khrushev yazar hakkında fevri önlemler almaktan vazgeçmiĢtir. Türkiye iĢkenceler. 90 yaĢında ölmeseydi. Ben de. yıllar sonra gördüğümde kendimi korku tünelinin içinde hissettmiĢtim."ġili'de titreyen her yapraktan haberim var" diyen Augosto Pinochet'nin ölümüyle insanlar. bir 11 Eylül gününde. milli güvenlik danıĢmanı Kissinger ile el ele verip. yenisi eklenmiĢti.) Pasternak hemen cevaben yolladığı telgrafında. Yazarlar Birliği'ne. Onunla konuĢmaktan korkan dostlarının sayısı daha da azalır. "Beni öldürebilirsiniz. baĢkanlıktan istifaya zorlanmadan. Yaptığınız size ne mutluluk verecek ne de Ģan getirecek. David'le Çankaya'daki evinde radyo baĢındaydık. 1989'da Moskova'da 'Pasternak'ın Dünyası' adı altında açılan sergiye gelen Ġsveç Büyükelçisi." diyerek ödülü kabul ettiğini bildirir. sevinçlerinden değil. Stockholm'de ne giyeceğim diye kara kara düĢünmeye baĢlar. onurlandım. babasının Nobel Ödülü diplomasını takdim eder. kana bulandı. Son yıllarında bile. gurbette amelelik yapan ırgatların sürünmesine son verecek toprak reformu için David'i Türkiye'de görevlendirilmiĢti. bir klinikte Türk iĢçileri için psikologluk yapıyordum. her türlü terörizmin kucağında. diktatörün dirilebileceğinin dehĢetinde. Yeni hastası ile anlaĢamayınca tercümanlık yapayım diye beni çağırmıĢtı. istediğinizi yapabilirsiniz. ileride Susurluk sanıklarından da olacak aĢiret liderlerinin engellediği toprak reformu yapılamadı. Yıl 1975. Doğu'da sefaletin sürmesine. "Ödülü reddetmeye zorunluyum. cesedi baĢında bekleĢen doktorlar.

yanlıĢ. Demokrasinin dini olmaz. -New York Times. hükümetlerin bu önyargıları doğrulamak için sanki ellerinden geleni yaptığı bir yerse. MektuplaĢmamız nerdeyse yazı kadar eski. çalınıp okunan. asırlardır 'öteki' diye önyargılarla baktığı. söylenenleri doğruladık. baĢka ülkelere uzanan. Ġngiltere'de Hıristiyanların demokrasisi diye bir tanımlamayı hiç duydunuz mu? Böyle bir yaklaĢımın Türkiye'yi Ġslamı ve de demokrasiyi aĢağılamanın bir ifadesi olduğunu unutmayalım. Ģifremi girdim Bir tıkladım. Bilgisayarımı açtım. ne de biz yüzümüze tuttuğumuz aynalarda kendimizi görebileceğiz.. . 'GörülmüĢtür' diye damgalanan. dile getiremedik. yazarıyla. Hatta. belleğin ve bildiklerimizin. Hele o ülke Türkiye gibi. kötü müdür diye. mühürlü pulundan yolda geçirdiği günler hesaplanan mektuplar.. artık Türkiye'de bizler bile zaman zaman kendimizi bu çarpık aynalarda görür belki de farkında olmadan bu çarpık aynaların görüntülerine kendimizi uydurur olduk. BaĢka bir evde. sonradan telafi etmeye gayret ettiği piĢman olduğu beceriksizliğinden. öfkeyle yırtılıp atılan. Gazetelerden. Artık. Kırmızı kurdeleyle sarılan. bu aynayı Türkiye'nin yüzüne tutmuyorlar. Batı'nın kimliğini oluĢtururken. Microsoft'un sesi dünyanın her yerinde aynı. dünya dolu adres defterlerimi. bizdeki askeri darbelerin. ikisi bir arada olamazmıĢ gibi. Yakın bir zamana kadar tek bir yabancı gazetenin burada bürosu bile yoktu. Cehaletten. banka kasasında bekletilen. küçücük. Ressam arkadaĢım Altan Adalı en zoru kendi portreni yapmaktır. Tele kulakları uyardım. iĢlerine gelmediğinden ve kim bilir baĢka hangi nedenlerden. Türkiye'de ordudan birileriyle konuĢtuktan sonra. iki tıkladım. Türkiye'nin algılanmasını baĢka birçok ülkeden farklı kılan. burada kendimizi bu çarpıtmaya müstahak görüp. reklam. sayılarla uyarıldım. Son günlerden üç örnek . Hindistan'da Hinduların. bir avuç angaje milliyetçinin. fatura. Dünyadaki tekelleĢmeye rağmen. az tanınan bir ülkenin çarpık imajlarının yerleĢmesi kolay. E postam var. Papa'nın geliĢini haber yaptığında. tutmak istemiyorlar. dünyada olup biteni izleyenler Türkiye'yi hep bu çarpık aynalardan görüyor. ülkenin tarihinin özetini habere ilave etmesiydi. askeri darbe olabilir diye yazdı. bilgisayar kullanmaya baĢladım. Kendimize baĢkalarının gözünden baktığımız sürece. ġimdi Türkiye uzmanlarından geçilmiyor. Ģöminede yakılan. Her ayna baĢka bir Türkiye gösteriyor. Dünyamızın aynalar odasında herkes var. Ancak Türkiye'nin ne kadar az tanındığının bir örneği okurları iyi eğitim görmüĢ kiĢiler olmalarına rağmen. Türkiye'nin çarpık görüntülerine o kadar alıĢıldı ki bizi olduğumuz gibi gösteren aynaların eksikliği bile hissedilmiyor. Türkiye Ġslam'a kayıyor diye birinci sayfadan manĢet attı. Medya. Sevgilimin migreni vardı. zarfına parfüm damlatılan. Yabancı gazeteler. Ding Dong KüreselleĢmenin milli marĢı. Gelen mektuplar.' ezberimizi tazelediğim zannedilmesin.. Ancak lunaparklardaki aynalı odaların giriĢ çıkıĢlarında. gazeteye yazılarımı e-posta'yla yolluyorum. her yerde. saklaması için en yakın arkadaĢa emanet edilen. ne zaman yazdığımı hatırlamıyorum.Newsweek dergisi. kelimelerine gözyaĢı. Batı'nın 'Dünyaya karĢı Ġslam' ezberine çanak tuttuk. dünyanın merkezi bilenlerimiz inanmak istemese de konumuyla. E POSTA RAP Ding Dong Dong. her konuda çarpıtıldığı bir dünyada yaĢıyoruz. New York Times'ın bile. insanı olduğu gibi gösteren ayna da vardır. Türkiye'nin gerçeklerinin. iyi midir. kültür ve yayın dünyamızın zenginliğini. el yazısı fal gibi okunan açılmadan iade edilen. Biz de. e-posta hayatımı nasıl değiştirdi? Gündüz Vassaf 10/12/2006 Gece geç saatlarde daktilomun sesinin ninni gibi geldiğini söylemiĢti sevgilim. çeĢitliliğini. ibaret olmadığını söyleyemedik. televizyondan. 301'den yargılananlardan yola çıkarak Türkiye için yeni bir 'Geceyarısı Expresi' imajı yarattı. Bir sosyal bilimcimiz aynı gazeteye 'Ġki Türkiye' var diye demeç verirken. bildik bilmedik Ģehirlere. eksik ve yalan bilgiyle harmanlandığından sade Türkiye'nin değil. tribünlere oynama giriĢiminden. yalan söylediğini hemen anlarsın demiĢti. Türkiye'yi. Son mektubumu kime. diyen sesler çıkmazsa. Japonya'da Budistlerin. dıĢarıda tasavvur dahi edilemeyen. medyanın burasını yeni keĢfetmeye baĢlaması. okunmadan düĢ kurulan. Bu durumda tek yapılacak bunu ihbar sayıp soruĢturma açılmasını talep etmekti.Türkiye'nin otoportresi Gündüz Vassaf 17/12/2006 YurtdıĢından Türkiye'ye bakmak lunaparklardaki aynalar odasında dolaĢmaya benziyor. 'Türklere yedi düvel düĢman. demokrasi olan tek Ġslam ülkesi ĢiĢinmemizle. cephede taĢınan. tarihiyle. medya Ģirketlerinden bağımsızlığını koruyabilen yayınevlerimizin özverili çalıĢmalarını. yargı ve hükümetin. olur mu olmaz mı.. Seçenekler çok. kimilerimiz. ne onlar bizi anlayabilecek. baĢka bir sevgiliyle beraberken. "Burası bildiğiniz gibi değil". mutfağıyla burası yeni keĢfediliyor. fırsatlara rağmen. Biz de abesle iĢtigal edip burada tartıĢtık.

dinlerinin kanunları yüzünden Müslümanlar dünyaya hastalık yayıyor diye. ġimdi dinle. Vatikan'ın emirlerine uyduğu için AIDS'e yakalanan ve ölen onbinlerce Katolik olduğu tahmin ediliyor.BeĢ. özellikle Afrika'da her yıl milyonlarca insan öldüğü gibi. e posta adresimiz. Güney Afrika'da beyaz ırkçı rejimin uyguladığı apartheid'i aratacak. Aklımdan parmaklarımın ucuna. Yanıtla. Günümüzde herkes çok adresli olmalı. Bunu nasıl söylemeli sana? Terslik var. kalbinin acısı. Prezervatif kullanmak ya da mastürbasyon yapmak Vatikan'a göre yasak. Ġslam'da böyle bir yasak olsa. Yüz mektup.Her mektup bir karar. onlarla kimse seviĢmesin diye alarm çanları çalar. bu hastalıkla doğan çocukları da ölüme mahkûm. Bu güne gelindi böyle. Kısmet. Gitti belleğim. yüz karar. gitti bilgim. Bilselerdi dünya bizlere kalacak Habil'in yası tutulup Kabil'den hesap sorulacak. Gönder'i tıkla. AIDS'le mücadelesinde en büyük engel. Subaysız. Batı basını. Vatikan Büyükelçisi eliyle Papa'ya dilekçe* Gündüz Vassaf 03/12/2006 Vatikan'ın buyruklarına göre kendi kendini tatmin edenden kilisede günah çıkarması beklenir. . bu tutumu desteklemesiyle. söyleyeceklerinde. Kaplumbağaları korudum. Sekiz. kobaysız sanal dünyamızda. as'an elinde Müritlerin yalvarır durur. Yazdıklarım kısaldı. Mektuplarım çoğaldıkça. Vatikan'da tahtındasın. Ġnadın. KurtuluĢları. Tanrı'nın sana bağıĢı. Dünya Sağlık Teskilatı'nın. Sil. Katolikler için cinsel iliĢki çocuk yapmak amacıyla olmalıdır. Ġstersen sen de katıl. Adem'le Havva'dan bu yana Ġnsan insanla seviĢmek için soyunmakta. Ölümlerden geriye. doğum kontrolü önlemleri için katkıda bulunmayı reddedip. Ġlet. Ne sen olurdun Ne ben. Gramerim bozuldu. Onlar seviĢmeseydi doya doya. Altı. inancının can düĢmanı. kilisenin prezervatif takma yasağı. Yaz. ġüphem yok ki. On mektup kaldı açılacak. Hatta bak. çoğaldı. Fıkralardan gına geldi. çocuk yapma amacı dıĢında cinsel iliĢkiyi yasaklıyor. tekrarlar durur. Bu kadar mektuba cevap vermeli mi. Az kaldı.. Sevgili Papa. Yasaklarına* uyan. kader Ne dersen de. Yedi.. vermemeli mi? Hot mail. EĢitiz. ölecek çocukları kaldı. 'Bir Ģey taktın mı?' diye. Gene altı. Mektubumu anında yanıtlamıĢ ekranbaĢındaki Ģip Ģakçı. doğrusu bu. Havva sormaz mıydı Adem'e. Yahoo. Dokuz. ekranda biz BenSenO@ekolay. Adem Havva masalında. Bush baĢkanlığında ABD'nin de. olmadık önlemler almaya kalkıĢırlardı. savaĢları kınadım. korunamadı. MahĢer gününe gidiliyorsa birlikte. SeviĢsin insan gönlünce *Vatikan.

sokaktan devlete terfi edip kurumsallaĢan ırkçılık da.. Anglo-sakson asıllıların azınlıkta olması bekleniyor.. kendilerine benzeyen esmer robotlorla birlikte olmaya karar verdi. iyimser Amerikalılar Gündüz Vassaf 26/11/2006 'Nasılsın?'. Artık tanrıya inancımızı ölçmek için bile kullanılıyor. 'Bugünkü sosyal bilimlerin Türkiye'yi anlama Ģansı yok' demiĢ. konu baĢlıklarının dipsiz kuyularına malzeme toplamakla meĢgul. 'Saat kaçta?' diye karĢılık verilir. kendileri dahil. içinde yaĢadığımız toplumsal dönüĢümleri anlayabilmekten bizi daha da uzaklaĢtırıyor.. 'Ġç güveysinden hallice. türünden yaklaĢımlar. kapıları en sımsıkı kapalı ülkesi burası. Ama onlardan farklı olarak. toplumlarını anketlere verdikleri tepkilerle inceler oldular.. Japonya gibi safkan ülkeler. Farklılıkların konuĢmamıza yansıması kaçınılmaz. araĢtırmakla bitmez. iyimserdir' sonucuna varmak abes olur. gündelik soruya verilen cevapta. elli yıl öncesine göre tanınmayacak hale gelen Avrupa'da. hoĢgörüsüz bir topluma kayıĢ var. böyle. Çok renkli. Japonya çözümü robotlarda buldu. Hindistan gibi karmaĢık ama kendine yeten. 'Nasılsınız' sorusuna verilen cevaptan 'Türkler. Hangi sınıftan. yukardakilerden farklı çıkmayacak. yaĢtan olursa olsun. tırnak sağlığından terörist saldırısına kadar korkutularak Ģartlandırılmalarına rağmen kendilerini 'milyon dolar gibi hissedenlerin' dünyayı anlayabilmekten uzaklaĢmalarının bedelini.. yabancıları ülkelerine sokmuyor. Japonlar. Göçmenler de giderek yerlilerle zıtlaĢıyor.. yanıltmamızın bir göstergesi. Bu tip gözlemlerden yola çıkanlar. 'Okey' 'Fine' (Ġyi) 'Couldn't be better' (Daha iyi olamazdım) 'Great' (Fevkalade) 'Like a million dollars' (Milyon dolar gibi) Nispeten az rastlanan sonuncu cevap. Türkiye'de görüĢelim denince de. Kendinizin. Çin gibi tarihleri boyunca yabancılara barbar gözüyle bakan. kâh Ģeriat isteyenler azaldı.' 'Nasılsın?. ABD'de aynı Ģey olur mu? Binlerce yıllık toplumların hızla değiĢtiği çeliĢkiler dolu ortamlarda yaĢıyoruz. uzmanlaĢanlar. Japonya. her iki toplumda da. kendimizi anladığımızı sanarak aldatmamızın. Yoksa kim çalıĢacak. her türlü iĢ için insan var. körlerin fili tanımlaması gibi. sayıları yüzmilyonlara varan yoksullarla.Kötümser Türkler. herkes ödüyor. Orada doktoralarını alanlar. Fabrikaları büyük ölçüde robotlaĢtı. hangi diĢ macununu tercih edersiniz türünden piyasa araĢtırmalarında kullanılan anketler. YaĢlanan yerli nüfusu göçmenler yeniliyor. Japonya'nın da nüfusu yaĢlanıyor. insanın kendisini milyon dolar gibi hissetmesi. saymakla. ülkelerine döndüklerinde. 21. Ülkenin baĢ robot mucidi geçenlerde son modelini gösterdi. cinsten.. Göçler sonucu. Toplumlara günden güne değiĢen hava raporuymuĢ gibi bakan. 'Nasılsınız?' gibi. yabancı düĢmanlığıyla kendi kuyusunu kazan Batı ve . Göçmenlerin varlığıyla yeni toplumsal dinamikler oluĢuyor. Ġlk. Allaha Ģükür. Koca imparatorluk kurdular. Bir yanda Asya'nın yabancılara kapalı. 'ġöyle. ister iĢadamları olsun ister sevgililer. Ġkizini yapmıĢ. ABD'den sonra dünyanın ikinci büyük ekonomisi. analitik yerine yüzeysel yaklaĢımlar. aĢağıladıkları iĢlerde çalıĢmak istemiyor. Ama ikisi birbirine mahkûm. Çıkan sonuçlardan. Batı'da toleranssız. BaĢkalarıyla yaĢamaktansa.' ABD'deyse. 'How are you?'. ABD'nin sosyal bilimlerinde egemen olan. Gündelik yaĢamlarında. buluĢmak istediklerinde buluĢur. yakınlarınızın verdiği cevapları gözden geçirin. yaĢlıların kahvaltısını robotlar hazırlayacak.. Avusturalya'da. Yabancılarla yerlilerin etkileĢimi tarihte beklenmedik sonuçlara yol açmıĢ. Kültürlerarası farkların nedenleri. Yabancı iĢçilere ihtiyacı oldukları halde dünyanın en safkan. bir yanda yabancılarla dolu. Nitekim. kötümser ABD'liler. Batılılar gibi Japonlar da. kâh Allaha inananlar çoğaldı.' 'Nasılsın?'... kim kazanacak? Asya'da durum Batı'nın tam tersi. yüzyıl alarmı Gündüz Vassaf 19/11/2006 ABD sürekli göç alan ülke olmasa. hele anketlerle donanımlı sosyal bilimciler. Ġlerde. bu basit.' Nasılsın sorusuna olumsuz cevap verme antolojisi yazılsa Türkçe dünya birincisi olabilir. ancak iĢin içinden çıkılmayacak sonuçlar veren anketler de. Türkiye'de son yıllarda yaygın olarak kullanılan. 'Nasıl olsun.' 'Nasılsın?'. Yüzyılın ortasına doğru anadilin Ġspanyolca. belki birinde tasavvufun. ġüphesiz ki.. 21 yüzyılın ülkeleri diye sözü edilen Çin ve Hindistan'da. Bir de ABD'de cevaplara bakalım. Ama sonuçta. benzer yöntemlerle pazarlanan siyasi parti tercihlerine sıçradı. 'Ġdare ediyoruz. genellikle önce. 'Fena değil. artık Türkiye dahil birçok ülkede kullanılır oldu. yaĢlıların altını robotlar temizleyecek. çok dilli birliktelikler de artıyor.. gündelik.' 'Nasılsın?'. diğerinde kapitalizmin etkisi de var. 'ĠnĢallah. iki toplum arasındaki farkı vurgulayan bir örnek. Türkiye çapında yapılan bir anketin geçen gün açıklanan sonuçlarına bakan araĢtırma grubunun sorumlusu da çeliĢkiler karĢısında. sıradan iĢleri yapacak insan bulamayacaklar. Mısır'a köle olarak götürülen Memluklar ülkenin sahibi bile oldu. herkes kendine göre bir Ģey buluyor. Batı Avrupa'da ikinci din Ġslam.

Türkiye'ye. Dediklerinde Ģu kadarcık doğruluk payı varsa burası totaliter düzen heveslilerinin cenneti. yabancı düĢmanlığı üzerine de kurulu aitlik duygularımızdan kurtulamıyoruz. kazanmak ve daha çok kazanmak üzerine kurulu bu ülke insanlarının 90 küsür dakika boyunca bir maç seyredip 0-0 biten sonuca katlanabileceklerini düĢünebiliyor musunuz? Amerikalılar için kazanmak kadar boyutlar. Yıllardır gençlere okullara yatırım yapıyorlar. Portekiz'in eski diktatörü Salazar. Basket maçlarından gelir bile ihracat kalemleri arasında. pes etmiyor yenilerini kuruyorlar. Golf. onlar önce silahlanma diyor. üniversiteler bile spora yatırım yapıyor. ikinci kattaki Muhibe hanım hariç Rumlar. sporla bu denli yatıp kalkan baĢka bir ülke olmadı. Savunması alınmadan önce. Basketi onlar icat ettiklerinden olmalı. "Binada. dünya için küresel ısınma alarmı verirken. denize düĢen yılanlara sarıldıkça. AB'ye Ģikâyet etmeyeceğim ben ülkemi" dedi. 'Burada gâvur yok!' deyip elinde bayrak sallayarak bizi kurtardı. manĢet yaptı. bir ameliyat sonrası kan verilmesi gerektiğinde. Ġlk duruĢmada davalı beraat etti. "Ben Türk kanı isterim" dediğine gider. psikologlara inceleme konusu olan. Ġstanbul'da Rumca yayımlanan Apoyevmatini gazetesinin yönetmeni Mihail Vasiliadis'le konuĢan Dora Mengüç'ün 17 Ekim 2006 tarihli Radikal Genç yazısında bunun çarpıcı bir örneğini okudum. yabancı kanını reddediyor-YetmiĢ yıl sonraysa. erkek-kız. Evrensel kaygılar yerine kimliklerin kalkan yapıldığı hem Doğu hem de Batı'da. George Bush baĢkan seçilmeden önce Teksas'ta bir beyzbol takımının ortağıydı. Dünya basınında Türkiye'de düĢünce özgürlüğü ihlalleri bir kez daha gündeme geldi. "Hapse bile atsalar. bayragı içeri koydu. aymazlığımızla. Bizi kurtardıktan sonra kapıyı açtı. yazın beyzbol. 6-7 Eylül olaylarında Ġstanbul. en büyükle. Kenan Evren günün birinde insanlığa karĢı suçlardan uluslararası bir mahkemede yargılanacak olsa. en çoğuna meraklılar. Bırakın profesyonel liglerini. Evrensel insan haklarını çiğneyen yargılamalar söz konusu olduğunda bile. uluslararası hukuku. sayılar da önemli. benden sonra tufan aymazlığında. Otomobil yarıĢları o denli popüler ki. Tek bir takım tutmakla yetinen dünyanın tersine. doymak bilmiyorlar. Afrika. Kapıcımız Ahmet efendi o gün kırıp dökenler yaklaĢırken kapıyı kapadı. En çokla. hastalık. olmuyor. Yuvadan baĢlayarak. Her Ģeyin en büyüğüne. TarlabaĢı'nda oturan Vasiliadis anlatıyor.ırkçılığın tırmandığı. bowling. çocukların en çok yaptığı spor futbol. Annem Cumhuriyet'in ilk doktoralı kadınlarından.son baharda Amerikan futbolu. Her Ģeyin kazanmak. Yüzlerce sayılık basket maçları yetmediği için oyun kurallarını değiĢtirdiler. Ligler kuruyorlar. Amerikalı yıl boyunca üç. Pele gibi dünyanın en iyi oyuncularını getirtip New York Cosmos gibi takımlarda oynatıyorlar. Amerika'da futbol neden tutmaz? Gündüz Vassaf 05/11/2006 Tarihte sporun bu denli sanayileĢtiği. Aksi takdirde. Ligler iflas ediyor. Dünyanın en büyük tüketicisiler. 'Türkiye'yi şikâyet etmeyeceğim' Gündüz Vassaf 12/11/2006 Geçenlerde Türkiye'de bir arkeolog. cabası. 12 Eylül mağduru Türkiye'de mağrur milliyetçilik destanları yazılabilir. bilet satıĢı ve maçların televizyon haklarından her yıl milyarlarca dolar kazanıyorlar. adil yeni yönetim biçimlerine gebe. Asurlarda bakireler baĢörtüsüz dolaĢırdı. yaz boz . herkesle aynı güneĢin altında çamaĢırlarımızı kuruttuğumuzu görmeyi reddediyoruz. kazmasını aldı. Romancılara malzeme. Liselerden iyi oyuncu kapmak için birbirleriyle yarıĢıyor. Ģimdi yaptığımız gibi. Boston'da. Ġki kutuplu dünya yaratılıyor. baĢka bir bilim kadını. Söyledikleri. güreĢ. kıĢın basket ve buz hokeyi. baĢörtüsü cinsel iliĢkide bulunmuĢ kadınların simgesiydi dedi diye. yılda bir kaç kez yarıĢ seyredebilmek için sırf pistlere baksın diye yapılan apartman daireleri kapıĢ kapıĢ satılıyor. Kirli çamaĢırlarımızın yabancılar önünde yıkanması bizleri rencide ediyor. yağmalamaya baĢladı. "Futbol olmasaydı ülkemi idare edemezdim" sözleriyle ünlenmiĢti. Bir günlük gazete dediklerini." Ġnsanın ülkesinden yana olması 'Kurtarıcı Ahmet Efendi'yle 'Yağmacı Ahmet Efendi' arasında taraf tutmasına benziyor. duygularımızla düĢüncelerimiz arasındaki tutarsızlığımızla insan kendisini hep doğru tarafta görebiliyor. Uzmanlar. Yüzyılımız. Harvard'da doktora yaparken anneme. aferin dercesine. nev-i Ģahsına münhasır Rusya. tenis. Türklüğe sahip çıkmak söz konusu olduğunda aklım 1930'lara. Bu gayretle ABD milli takımı günün birinde dünya Ģampiyonu olursa. gene olmuyor. 'kutsal sayılan değerlere hakaretten' yargılandı. gelen gideni aratabilir. yargılanma nedeni kadar ibret verici. Ermeniler otururdu. AĢiret mantığımızla. insanlığa duyarlı. kapıyı kapattı. hatta dört takım tutuyor . onların peĢinden gitti ve diğer Rum evlerini kırıp dökmeye. Takım sahibi olmak o kadar kârlı ki önüne gelen servetine servet katıyor. iĢsizlikten kırılırken. Mafyanın en büyük gelirlerinden biri maçlarda bahsi müĢterek. açlık. gene bir Ģey değiĢmez. Yatırımcıların tüm gayretlerine rağmen tek tutmayan futbol. onlara burs veriyor. Her ikisinde de sosyal devletin temelleri yıkılıyor.

rahatını düĢünen padiĢah. Atatürk düĢmanın ülkeden atılıp sınırlarımızın belirlenmesinden sonra çoktan beri tasarladığı Cumhuriyet'in ilanı üzerine hazırlıklar yapmaya baĢladı. O günleri yaĢayanlar ölüp gider. "Tahtını. gazetesi 'Tan'ın. yetmedi.. EndiĢesi kaygı verici. mantıkla bakabiliyoruz demek isterdim. baskette tek atıĢta üç sayı! Amerikan futbolunda sayılar daha da abartılı. Daha çok sayı olsun diye 24 saniyede potaya topu atma zorunluğunu getirdiler. Bu doğan devletin yönetim biçimi henüz belirlenmemiĢti. kalemi sol elim yerine sağ elimle tutmasını bile beceremediğimi söyledi. dört defa aĢana 24 sayı! Her çocuğun yapabileceği. ama birisi kazanırsa. ABD'nin de desteklediği askeri darbelere rağmen. Taraflardan biri galip gelene kadar saatlerce sürebiliyor. geçmiĢe farklı gözle bakar. hatta paratoneri olabiliyor. Topu rakip takımın alanının sonuna kadar götürmeyi baĢarmak. farklı olabilir diye düĢünmek bile hepimiz için ibret verici. Denerler mi? Irak iĢgaline karĢı saman alevi gibi yanıp sönen dünya çapındaki tepki. Cebeci'de Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde "Emperyalizme karĢı ikinci bir kurtuluĢ savaĢı" vermemiz gerekir diyenlerin afiĢlerinde kalpaklı Mustafa Kemal. aklı sırasınca cinlik yapıp Atatürk'ün gençliğe hitabesini kullandı. Google'da Cumhuriyet Bayramı Gündüz Vassaf 29/10/2006 Eskiden 29 Ekim birlikte kutlanırdı bugün ikiye bölündük diye yakınanlar infial içinde. Arkasına sığınanlardan geçilmiyor. Hangi ülke olursa olsun. Bir beyzbol takımı sezonda ortalama 200'e yakın maç yaptığına. kaçınılmaz olarak günün meselelerinin hedefi. Basket alanına yarım aylar çizip dıĢından atılan her baĢarılı topu üç saydılar. bakmasından çekinenler var. Her maçın galibi olması lazım. Onu ellerini açmıĢ dua ederken gösterenler de var. belki muhaliflerini de tavlayabilir diye. 28 Ekim 1923 akĢamı yakın arkadaĢlarını Çankaya'da yemeğe çağırdı. akĢam yedide baĢlayan oyun gece yarısını geçebiliyor. onun dünyaya yetiĢkin gözleriyle bakabileceğinden kuĢku duyanlar. baĢında silindir Ģapka sırtında smokinle de. Futbolda bu kadar uğraĢıp. Bildiğimiz futboldaki bir gole altı gol birden tekabül ediyor. GeçmiĢimizin ezberini bozanlar karĢısında kâh dilimiz tutulup kekeliyoruz.tahtalarına dünyadan itiraz gelmedi. Gene bu yaĢlardayken Türkiye'nin sağcı bir ülke olduğunun. yaz tatilinin baĢlamasına az kalmıĢ olmasına rağmen. Bence 100 yıla yakın serüveninde. Google'da 'Cumhuriyet Bayramı' diye girince karĢılaĢtığım ilk maddenin içeriğinin bile. Rakip takımın savunmasını üç defa aĢana 18. galibiyet sarhoĢluklarına alıĢkanlığını. arĢivler açıldıkça zenginleĢir. beyzbol liglerinde elliye yakın takım olduğuna göre siz hesaplayın Amerikalının kazanma bağımlılığını. Cumhuriyet'in ilanı yurtta sevinç ve coĢku ile karĢılandı. biz de tarihimize daha bir soğukkanlılıkla. her Ģeyin birinci olmak için yarıĢ olduğu hayata. "Kendi içinizdeki ses ile Cumhuriyet'in 83. mesele futbol olunca. '70'li yıllarda Ankara'da yaĢıyordum. Kızılay'da komünizme karĢı Türkiye'yi savunan devletin panolarında ise mareĢal üniformasıyla Atatürk imajları kullanılıyor. Sol deyince aklıma gelen Gündüz Vassaf 22/10/2006 Sol'un hayımda ilk çağrıĢımı istenilmeyen bir Ģey olduğu." diye yazmıĢ. sınıfımın sonuncusu olarak baĢladığımı. Ermeni sorununda Türkiye'nin resmi görüĢünün zıddını.. Levent Ġlkokulu'nda müdür beni sınıftan çıkarıp odasına çağırdı.. 'Yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz. nice gayretlerden sonra gol olunca bir. Beyzbol maçlarında oyun süresi dokuz devre. YetiĢen çağdaĢ kuĢaklar.' dedi. birinci sınıfın bitmesine. kâh onlara kırmızı gören boğa gibi saldırıyoruz. putlaĢtırılmıĢ bir geçmiĢ. Bu ülkedeki spor oligarĢisinde futbolun Ģu kadar Ģansı varsa. okuma yazmayı sökemememden duyduğu tedirginliği. Yeni kurallara Londra'dan Tokyo'ya kadar herkes uydu. Ne var ki. benimsettirilen Cumhuriyet tarihi geçmiĢe sığınanların güç bulma gayretlerinde bağlamından kopartılıp anlamsızlaĢtırılıyor... Onlara. duran topa vurup 10 metre öteden direklerin üstünden geçirmek iki sayı daha. Ülkelerinin tarihi. Bir yakınım bayram tebriki diye eĢe dosta yolladığı e postasında. Daha geçen gün Londra'da bir konferansta. Aradan yılların. kuruluĢlarında dönüm noktası teĢkil eden olaylara bakıĢımız zamanla değiĢir. farklı cepheler iĢlerine göre 'Ulu Önder' varyasyonlarıyla oynuyordu. altı sayı birden. yılını kutlayın. Ġmzalanan Lozan AntlaĢması'yla yeni bir devlet doğdu. yenilen düĢmanla birlikte yurdumuzdan kaçtı. Türkiye'de dondurulup kalıplaĢtırılarak benimsenen. ama özellikle Türkiye gibi tarihin dondurulduğu totaliter nitelikli rejimlerde. yüzyılını doldurmakta bir Cumhuriyet'in neredeyse karikatürleĢtirilerek tanımlanmasının hepimize hakaret sayılabileceğinin farkında bile olamayabiliriz. Günümüzde de Cumhuriyet'in kurucusu hâlâ farklı imajlarla farklı eğilimlerin temsilcisi rolünde. Ġnönü'nün milli Ģefliği döneminde Tek Parti güçlerinin delaletiyle yıkılan dayım ve yengem Zekeriya ve Sabiha Sertel'in solcu oldukları için Türkiye'den ayrılarak Sovyetler . nerdeyse bir yüzyılın geçmesiyle. belki ileride hiç sesiniz çıkmayacak." Ġlkokul çocukları 'bile' daha fazlasına layık. kuĢandığı akademisyen kimliğiyle savunan bir konuĢmacı bile.. o da oyunun AmerikalılaĢtırılmasında. bir hayli olgunlaĢmıĢ Cumhuriyet'i hâlâ çocukmuĢ gibi bayrak ve borazanla oyalayıp.

bu tür küresel hareketleri günümüzde mümkün kılıyor. kitap insan için değil insan kitap için vardır. Korkum. görünürde Güney Amerika'daki popülist akımlar dıĢında sol alternatifin kalmadığı dünyamızda. insanların. irademle iyimserim. otobüslerde kitap okuyanların sayısını. On binlerce yazar var. herkesin okuduğunu okumasaydım. hangi düĢünce ve akımların tarihe damgasını vuracağının anlaĢılması ancak bizden sonraki kuĢaklara. bana özgü kitaplarla bu dünyamı zenginleĢtirebilirdim. Oysa hiç olmazsa burada solaklığıma olumsuz tepki gelmeyeceğini düĢünüyor. yüzyıllara kalıyor. ġimdi de dünya egemeni Amerikan Ġmparatorluğu'nun. Kitap. düĢüncelerini yaymak ister. bir Eskimo'nun karın türlerini. *** . Sovyetler'de komünizm ve Lenin'e inanılması. kahramanlarımızın destanları okunmalıdır. Modayı takip edercesine kitap okuyanların raflarındaki kitaplar pek farklı değildir birbirlerinden. Kimini beğenir kimini beğenmeyiz. içinde yaĢadığımız kaos ve baĢıbozukluğun. Yeni teknolojiler. ben de kendi dünyamı kurabilir. totalitarizmde benzeĢmelerini anlayabilmemiz. çıkmaz yol olduğunu bile bile.Birliği'ne yerleĢmeleriyle öğrendim. tarihsel iĢlevini asırlar önce yitirmiĢ köktenci ve milliyetçi akımlara. Unutulacak yazarların. Bu tür rejimlerden medet ummaları. tarih ya da astronomiye de yönelebiliriz. *** En iyisi kendimize sormak neden kitap okuduğumuzu. Bir de Schopenhauer'in söylediği gibi. Din adamları kutsal kitaplarında ısrar eder. asrın son 50 yılını almasından da öte. Birbirlerinin zıddı diye gösterilen komünizmle faĢizmin. Gramsci ve Edward Said'in de benimsedikleri bir söz. süpermarkette arabaya doldurduğumuz çamaĢır tozu ile dondurulmuĢ mantı arasında yerini alır. dıĢ etkilerin değil özgür seçimimizin ifadesidir. kaset gibi. Aydınlanmanın getirdiği tolerans ve akılcılığın yerini. hiçbir ulus ya da dinin egemen konuma geçeceğine de inanmıyorum. anladıktan sonra da iç sansürümüzden kurtulup söyleyebilmemiz. "Bildiklerimle kötümser. neyin habercisi olduğunun yaĢarken farkına varamadığımızdan. ama bu.' 'Bu da okunmalı'ya dayandığından. insanın ne kadar çok kitap okursa o denli saygın olduğuna inanırlar. Oysa. klasikler kelimesine kanmayıp kimin klasikleri diye sorsaydım. Elbette kendime göre tuttuğum bu özgür yolda yeni tanıĢtığımız birinin zamanla baĢka arkadaĢlarıyla da beraber olmamız gibi. onlara karĢı kendilerini tanımlamanın etkisiyle kitap sevenler sırf okudukları için üstünlük kompleksine bile kapılabilir. Romain Rolland'a ait. yazarını. genel anlamda konuĢulabilir oldu. silahlanma yarıĢında ABD tarafından çökertilmesiyle. Ġdeolojilerin demagogları. gündelik yaĢamlarında istikrar sağlayacak güçlü totaliter rejimlere sığınmaları. Almanya'da Hitler ve faĢizme. Sormalı ama kime? Devlete soracak olsanız. bilge kiĢiler bile vardır ki aptallaĢana kadar okur. kararlaĢtırdığımızı zannettiklerimiz. her imparatorluk gibi ve hele bu gidiĢiyle mutlaka çökeceği düĢlerinin yaygınlaĢtığı. ġu anda dünyayı her gün daha çok meĢgul eden Hıristiyanlık-Ġslam. ben de ileride ne olacak diye tahmin yürütmekten kendimi alıkoyamıyorum. kim bilir. bu cehennemden kurtulmanın ümitleri üzerine kurulacak. Yıllar sonra bir psikoloji kongresi için gittiğim Moskova'da kaldığım otelde kat görevlisinin uzattığı kağıda Ģimdi hatırlamadığım bir Ģey için imza atarken. eski aitliklerimizin kalıplarında kof ümitler peĢinde savaĢıyoruz. özgürlüklerinin yok edilmesi pahasına güven verecek. sandığımızdan çok yakın." dedi. bir kitap da bizi çok farklı baĢka kitaplarla tanıĢtırabilir. bunlar da neyin okunup okunmayacağının ölçüsü olmamalı. Yeni düzen. Kendiliğinden menkul düĢünce bekçilerimiz bizi 'zararlı' kitaplara karĢı korumak için çırpınadursun. genellikle aldığımız kitaplar. bir dönem tanınır gibi olmuĢ. dünyanın üçte birinde yaĢayan nüfusu yok sayıp har vurup harman savuran ticareti de vurması mı olacak? Soru. tarihin bu tür dönemlerinde önceden de olduğu gibi. sol düĢüncenin cenneti diye Sovyetler'e sığınan yengem ve dayım "Buraya faĢizm gelmiĢ. Öyle bir süreçte yaĢıyoruz ki. tüketilen bir nesnedir Coca Cola. günün kitaplarını okuyarak günün okuru olma gafletine kapılmasaydım. bundan para kazananlar da binbir tür reklamla bize neden ve hangi kitabı okumamız gerektiğini söyler. 20. Özgür irademizle düĢündüğümüzü. Sol yüzünden hem ilkokul'da sınıfta kalınabiliyor hem de yurdundan oluyordu insanlar. Bir romandan yola çıkıp. cimnastik gibi. yemek kitaplarına da Ģiire de. yoksullukla giderek kırılmakta olan dünyamızın enkazı. Okuduğum nice kitap var adını. kitabın da faydalı olduğuna inanırız. Lakin. balıkçının balıkları tanıdığından da öte. unutulacak kitaplarıdır okuduklarımızın. evrensel değerlerimizi göreceliğe mahkûm eden post-modern savlara terk ettiği bir dünyada yaĢıyoruz. Yazarın siyasi düĢüncelerinin de rolü olabilir neyi okuyup okumayacağımızın belirlenmesinde. Birçok düĢünürün öne sürdüğü gibi yüzyılı Çin'in yüzyılı olarak görmediğim gibi. tarihsel olarak kaçınılmaz olan aymazlığımızla bağlantılı olmalı. Hinduizm-Ġslam görüntüsü altındaki savaĢlarda her iki tarafın da dünyayı kendi inançları doğrultusunda değiĢtiremeyecekleri. görevli Ģeytan çarpmıĢcasına dehĢete düĢmüĢtü sol elimle yazdığımı görünce. C vitamini. içindekileri hatırlamadığım. zamanla unutulup gitmiĢ. okuyacaklarımızın çoğu. Pavlov'un köpeğinin Ģartlanmasına." Kitap nasıl okunmalı ve Pamuk'a teşekkür* Gündüz Vassaf 15/10/2006 Belki nasıl okunmasından önce neden kitap okunmalı diye sormalı. canını diĢine takmıĢ olanlar için bile ortada olmalı. bir ülkenin geliĢmiĢliğinin ölçüsü olarak kabul ederiz kimin ne okuduğuna bakmadan. milletimizin mitleri. daha seçici bir okur olsaydım. Korkuma karĢı. kot pantolon. Anne babaların göğsü kabarır çocukları her kitap okuduğunda. Metrolarda. 'ġu da okunmalı. Bu dönemlerde çığı gibi büyüyerek benimsenebilen akıl almaz marjinal hareketlerin egemenlik kurmaları. ancak Sovyetler Birliği'nin çökmesi. açlıkla. Toplumsal dönüĢümlerin ne anlama geldiğinin. 19 yaĢında bir solcu olarak Marksism-Leninizm'in baĢkentinde olmaktan heyecan duyuyordum ki. haberleĢme sistemlerinin dünya çapındaki ağı. Onlar için bilgi okudukları kitapların ölçüsüdür. Bardağı taĢıracak nokta. yeni düzenin nasıl olacağında. bu savaĢların iflası. ġimdi düĢünüyorum da.

Bulgar Türklerinin bakıĢlarında özgürlüğün açlığını görmüĢtüm. Kendilerini tanımaktan korkarcasına. geriye. Tek baĢlarına babasız kaldıkları dünyalarında yaĢamı keĢfediyor. Konu cürüm ve Ģiddet. emperyalizme karĢı kurulan VarĢova Paktı'ndan çıkıp Rusya'nın sınırlarına dayanan NATO'ya girdi. Gündüz Vassaf 01/10/2006 Sağduyu ve duygunun kendiliğindenliğinin düzenle harmanlandığı Ġtalya gibi Akdeniz uygarlıklarının varlığını. Onun kitapları Bacon'ın tarif ettiği türden. okunamayacak kitap yazmıĢ diye yazarını küçümseyerek kendimizi aldattığımız gibi. Onlar uyumsuz. Gündelik yaĢantımızda. Bulgaristan'da her Ģey daha insani diyor. parti olarak demokrasiden en çok kazanan oldukları halde. Üniversite kantininde öğrencilere göre. fiyatlar artacak. Sağlıklı insanlar düzene uyum sağlayanlardır diye bir ezberimiz var. . bazı kitaplar bir an için tadımlık. Bulgaristan sosyalist ekonomilerin örgütü COMECON üyesiydi. Burada çok mutlu. kasaba gibi küçük yörelerde oturanlar için bu tür yaĢam biçimi ürkütücü. Orhan Pamuk üzerinden bu 15 dakikalarını oynayanlar ibret verici olsa da. göçmenlerin uyumsuzluğu araĢtırmalarının konusu olacaklar. köy. taciz edilen çocuklar. düzen iktidarda. ama baĢkalarıyla ortak bir yaĢantı kurmaya niyetli olmadıkları gibi. Totaliter sistem sonrası Bulgarlar. YaĢlılar. belirsizlik olarak gördükleri esneklikten yakınmasıysa. Ona göre de asıl uyumsuz olanlar baĢkalarına özgürlük dersi verirken. maaĢlar aynı kalacak. Hayallerinde kurdukları. kimine az. sermayeleri. hoĢumuza gitmese de iĢ yarım bırakılmaz inadıyla sonuna kadar pek bir Ģey anlamadan okuduğumuz kitaplar da vardır. askerleri ve misyonerleriyle yüzyıllarca kasıp kavurdukları dünyadaki evrensel adaletsizlikten sorumluluk duymayanlar. Adeta korkuyla bütünleĢmiĢlerdi. bir zamanlar hak olan eğitim ve sağlık hizmetleri pahalılaĢacak. Düzen değiĢmiĢ. iĢ peĢinde baĢka ülkelere göç edecek. iĢ eğlenmeye. kimine çok para bırakılmıĢ çocuklar gibi. Uyum sağlayıp taraf değiĢtirmiĢler. tüketmeye gelince pek nerede olduğunu bilmedikleri sınırları zorluyorlar. YılbaĢında Avrupa Birliği üyesi olacak. Sofya'dan notlar Gündüz Vassaf 08/10/2006 Bir kriminoloji kongresi için burdayım. dergilere. askerler aynı kiĢiler. toplumların patolojisi ile ilgili. Ģimdi Washington'un bir dediğini iki etmiyor. camileri yıkılır. ne mutlu ki Andy Warhol'un bir gün 15 dakikalığına herkesin meşhur olacağını söylediği dünyamızda. pek azı ise hazmetmek içindir der. kâh geçmiĢi karikatürleĢtirmenin. Bugün hükümete ortaklar. * Bu yazıyı yazdıktan sonra Orhan Pamuk Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı. her kitap alanın okuyanın kitap okumasını bildiğini de söyleyemeyiz. her Ģeyin saat gibi çalıĢtığı iddiasındaki Ġsveç gibi toplumlara özenenlere rağmen sürdürebiliyor olması. inandıkları bir işle uğraşanların ödüllendirildiğini de görebilmek. reklam Ģirketlerinin. sola uyumsuzluk. türümüzün geleceği için ümit verici. mamullere baka baka. demokrasiye en az uyum sağlayanlardanmıĢlar. alıĢtığımızdan çok farklı diye çabucak bıraktığımızı. bazıları bir çırpıda okunabilen. gülünç olduğu kadar ürkütücü de. Sofya Üniversitesi ev sahipliği yapıyor. egemen düzenin temsilcileri daha çok çalacak. Yıllar önce Bulgaristan'a ilk gittiğimde burada yaĢayan Türkler dillerini konuĢamaz. onun gibi ömür boyunca sevdikleri. ülkeye daha çok para girecek. Moskova'da yağmur yağınca Ģemsiyelerin açıldığı Sofya. kentlerini. Kültürlerini. O da Hollanda'daki ırkçılığa uyum sağlayamamıĢ. korsan taksi Ģoförlerinden. aydın olmaya ihanet sayılırdı. sürekli imaj değiĢtiriyorlar.. Sağlıksız olan düzen. dili. Türkiye gibi kimi ülkelerin küreselleĢtirme modeli kâh uygun adımlarla modernleĢmenin peĢinde. Özellikle gençler için savaĢtan yeni çıkmıĢ bir toplum gibi gününü gün etmek anlayıĢı hakim. yitirilen değerlerimizin korunması açısından ümit verici. kafalarındaki çağdaĢ Batı imajıyla uyumlu bir yaĢam sürdürdükleri havasındalar. hitap tarzı. Türkiye'de bu konuların konuĢulması. yeni Bulgaristan'ın uyumsuz vatandaĢları. iliĢkilerimizde de makineleĢerek her tür modernleĢmeden göğsü kabaranların Ġtalya gibi bir yere gelip havaalanında bavul bekleme süresinin uzunluğundan.. ekranlardan izledikleri sanal yaĢamlara uyumlular. Bulgaristan'da düzen değiĢti. Sofya'ya Hollanda'dan yeni taĢınmıĢ bir kızla tanıĢtım. Bir kitabı okumaya baĢladıktan sonra. Üstelik. Roma'dan İstanbul'a bakınca. Noel Baba'nın çocuklara getirdiği hediyeleri zenci kölelere taĢıttığı bir ülkede yaĢayamazdım diyor. Politikacılar. Ġngiliz feylosofu Francis Bacon. topluma uyum sağlamaları için SlavlaĢtırılırken. Yakın zamanlara kadar Hollanda pasaportlarının her sayfasında sömürgecilerin hayat öykülerinin yer aldığı. çok sevmedikleri otoriter babaları birdenbire ortadan yok olunca. isimleri zorla değiĢtirilir. tarım sektöründe iĢsizlik baĢ gösterecek.Kitap alırken kendimize özgü en doğru seçimi yaptığımızı sansak bile. Benim tebliğim bireylerin değil. Ele alınacak konular cinsel Ģiddet. yeterince gayret göstermeyip. ABD markalı filmlere.

Roma'nın hep Roma kalacağının güvenini soluması. ben elimden geleni yapıyorum ama böyle konuĢulmaz diye. "ABD BaĢkanı dünyayı babasının evi sanıyor. öğretmenlerinin sınıfta yokluğundan yararlanarak onunla alay ediyor. Bush'u kastederek Ģöyle sesleniyor kendisini dinleyen baĢka ülkelerin diplomatlarına ve dünyaya. Türkiye adlı yosmamız peçeli de olabilir. BirleĢmiĢ Milletler Genel Kurulu toplantısından. Chavez ve onun gösterisinden haz duyan hayranlarının aĢağılık komplekslerini tatmin etmekten baĢka bir iĢe yarayabilir mi? Dizginlenemeyen emperyalizmin ve vahĢi kapitalizmin karĢısında belki de en büyük tehlike. Uluslararası diplomasi kültürü artık mahalle kabadayısı ağzıyla yürütülüyor. MüĢerref "Yakında kitabımı basacak Ģirkete namus sözüm var. Seslerini çıkarabilecek güçte olanlar fırsattan istifade kendi totaliter düzenlerini güçlendirmekte.halkla iliĢkiler uzmanlarının." Chavez'in konuĢması esnasında televizyon kameraları bir delegeden bir diğerinin yüz ifadesine odaklanıyor. ABD'nin. buradan taĢınıp yeni baĢkentleri Constantinople'da görkemli uygarlıklarını sürdürenler. aralarından biri ortaya fırlamıĢ. istediği zaman. Chavez tipi performansların medya aracılığıyla yaygın bir Ģekilde duyurulması." KonuĢmasının bu noktasında Chavez dramatik ve ağır bir tavırla Ģeytanı BirleĢmiĢ Milletler binasından uzaklaĢtırmak için istavroz çıkardıktan sonra devam ediyor. önceki yıllarda da yaptığı gibi. ABD BaĢkanı böyle bir Ģeyden haberim olmadı deyince de. 'yaĢayan' imparatorluk geçmiĢiyle karĢılaĢmam çarpıcı geldi. BirlemiĢ Milletler toplantısından sonra da ziyaret ettiği New York'un fakir mahallelerin sakinlerine önümüzdeki kıĢ. Etraf kükürt kokuyor. ülkeni yerle bir eder. Anti-emperyalizm şarlatanlığı Gündüz Vassaf 24/09/2006 ABD baĢkanı Bush terörizme karĢı müttefiki diye ilan ettiği Pakistan baĢkanına. Chavez. bu konuda bir Ģey söyleyemem" diyerek. dünyanın karĢı karĢıya olduğu acil ve somut sorunlar karĢısında yeni düĢünce ve çözüm eylemlerinin beklendiği BirleĢmiĢ Milletler kürsüsünden ABD BaĢkanı'yla alay etmesi. Dünyanın en kısa kitabı 'Ġtalyan SavaĢ Kahramanları'dır diyebilenlerin tarih ve uygarlık anlayıĢları günümüz Ġstanbul'unda olsa olsa Türklüğe hakaret diye mahkemelerimizde yargılardık. Tarihimizi. Venezüella'dan ucuz yakıt yollayacağını vaat etmiĢ. Ġstanbul'da gün geçmiyor ki 'ilericigerici' karĢıtlığı yaĢanmasın. mini etekli de. Ama mantık aynı. Göz ve yüz ifadelerinden "Bush'a amma de geçirdi. burasının bu denli korunmuĢ. yatırımcıların maskarasına çeviriyorlar. Bir zamanlar astığım astık. BaĢı çeken Venezüella BaĢkanı Chavez. Belki de 500 yıldan uzun bir dönem Roma'nın kendi haline terk edilmesi. Milyonlarca insan önünde Amerikan televizyonunda bu ifĢaatta bulunduğunun ertesi günü Bush'la birlikte yaptıkları basın toplantısında. Bu Ģehirde gördüğüm iç içelik sade mimaride eski ve yeninin doğal birlikteliğinden gelmiyor. "Dün burada aynı kürsüden Ģeytanın kendisi konuĢtu. kim bilir nasıl yeni bir tehditle susmak mecburiyetinde bırakıldı. Hepsi söylenenlerden memnun. kestiğim kestik padiĢahlarla krallar da. müĢterisinin gözüne girme gayreti. eğer istediklerimi yapmazsan sana da savaĢ açar. saraylarında Ģarlatanlara istedikleri gibi güldürme. Amerikan Ġmparatorluğu'nun yoksullarına sadaka verircesine geçici olarak yardım elini uzatması. bozulmamıĢ olmasının baĢlıca nedeni. Ġstanbul'u çağdaĢlaĢtırmanın pespaye gayretlerinden sonra Roma'nın 21. Yıllardır yoksullukla boğuĢan vatandaĢlarının ve ülkesinin petrol gelirinin azalmasıyla gerekecek ihtiyaçları karĢılayacak uzun vadeli bir ekonomik planlama yerine.emperyalizm adına yükselen sesler. Kuzeyden gelen kabilelerin imparatorluğun sonunu getirmelerinden sonra. Pakistan baĢkanı bu kadarına dayanamamıĢ. bahtına ne düĢerse. eline öylesine geçirdikleriyle her akĢam farklı bir kıyafetle çalıĢan sokak kadını gibi sergiliyorlar. ortaçağ zihniyetini hortlatan Papa Ratzinger'in iktidarının ilan edildiği San Petro meydanında dolaĢanları birbirlerinden ayırt etmek mümkün değil. DüĢüncesini savunduğu için Vatikan'ın kazıkta yaktırttığı aydınlanmanın öncülerinden Giordano Bruno'nun heykelinin olduğu meydanda gece geç saatlerde toplaĢanlarla. Türkler için kendilerini çok. Roma'da özgürlük ve tahakkümün temsilcileri balık ekmek gibi beraber. geçmiĢten günümüze sürekliliğinin parçası olarak değil. Aradaki fark. istedikleri gibi hakaret etmek hakkını tanıyarak güçlerine güç katarmıĢ. Ġstanbul her an bir hilkat garibesine dönüĢtürüleceği tedirginliğini yaĢarken. Romalılar da. beĢ yıl önce 11 Eylül'den sonra. taĢ çağına gönderirim diye mesaj yollamıĢ. yüzyılda da. yıllar sonra içini dökmüĢ. iĢlerini ise hiç ciddiye almaz derler. dünya ülkelerinin lider ve diplomatları. içinde yaĢadığımız çözümsüzlük ve kötümserliği hafife alarak Chavez tipi gösterilerle gülerek geçiĢtirmek. Bükemedikleri eli öpmek için devletler Beyaz Saray'dan davet bekleme kuyruğunda. Sanki ilkokuldalar da. helal olsun" dedikleri okunuyor. istediği yerde savaĢ açan denetimsiz. arkalarında terk edilmiĢ bir Ģehir bırakmıĢ. . Onun iyi bir psikiyatriste ihtiyacı var. rakipsiz gücü altında boyun eğen eğene. Ġstanbullular gibi dünyanın en güzel Ģehrinde yaĢadıkları düĢüncesinde. Ġtalya tam tersi olmalı. Tek istisna Güney Amerika'dan anti . dünyamızın can alıcı konularına değinenlerin dediklerini arka plana iterek onların dikkatimizden kaçmasına da neden oluyor. Onun kokusunu hâlâ duyuyorum. Ekrana getirilenlerin çoğu Bağlantısızlar grubu diye bilinen 3.

İngiltere'de çöp ve demokrasi
Gündüz Vassaf
17/09/2006

Ġngiltere'den baĢka kendi insanlarına bu kadar az güvenen bir ülke var mı diye sormadan edemedim geçenlerde. Londra'dan Brighton'a gitmek için tren biletimi aldıktan sonra, her hareketimi denetler hissettiğim, farklı rütbeli bir sürü üniformalı görevlinin baĢında durduğu turnikelerden birine biletimi soktum. Göğüs hizamda, iki kanatın açılmasıyla daracık geçitten bavulumu zorla sığdırarak, perona, oradan da trene geçtim. Tıklım tıklım trende ayaktaki yolcuları kendisine yol vermesi için daha da sıkıĢtırarak ilerleyen kondöktör, kibarca teĢekkür ederken, aynı zamanda, görevinin bilincinde olduğunun kararlılığıyla herkesin biletini pür dikkatle inceledi. Brighton'da trenden indikten sonra, peron dibinde üniformalı görevlilerin gözetiminde, iki kontrolden geçmiĢ biletimizi gene bir makineye okutup turnikelerden geçmeye mecbur kaldık. Bu yetmiyormuĢ gibi peronlardaki kameralar da her hareketimizi kaydediyor. Tren istasyonlarındaki afiĢler, görevlilere saldıracak olursak baĢımıza gelebilecek olanları hatırlatarak bizi uyarıyordu. Bunca görevli, bunca makine, sistematik bir Ģekilde hepimizi tekrar tekrar denetliyordu içimizdeki kaçak yolcuyu bulmak için. Ġngiltere, tren istasyonlarına, havaalanlarına, parklara, sokak köĢelerine, alıĢveriĢ merkezlerine yerleĢtirilen yüzbinlerce kamerayla, dünyada vatandaĢlarının davranıĢlarını en çok kaydeden, izleyen ülke. Bu memlekette oturanların çöplerinin de yakında denetleneceğini bildiren haberse, sade beni değil burada yaĢayan hemen herkesi hayretlere düĢürdü. Yunanistan ve Portekiz'den sonra Ġngiltere, kâğıt, ĢiĢe, plastik vb. çöplerin ayrıĢtırılmadan atılmasında Avrupa sonuncusuymuĢ. Devlet katındakiler, ne yapacağız diye düĢünmüĢler, taĢınmıĢlar, herkesin evinin önüne bıraktığı çöp kutusuna hangi tür çöpün hangi miktarda atıldığını ölçen bir elektronik aygıt yerleĢtirmeyi kararlaĢtırmıĢlar. Ġngilizler Ģikâyetçi, ama Ģikâyetlerin çoğu çöplerinin denetleneceğinden değil. Bu aygıt için belediyelere ödemeleri gerekecek ücretten müĢtekiler. Ġngiltere'de devletin gündelik yaĢamla ilgili çöp, tren bileti gibi konularda vatandaĢlarına takındığı tavır demokrasi anlayıĢındaki duyarsızlığıyla bire bir örtüĢüyor. VatandaĢların ezici çoğunluğu yıllardır Irak'taki savaĢ ve iĢgale karĢı. Çok kiĢi baĢbakanlarını savaĢ suçlusu olarak görüyor. Ülkeleri parlamenter demokrasinin beĢiği diye her fırsatta övünen iktidar ve ana muhalefet partileriyse kulaklarını tıkayıp, halka rağmen, savaĢ gibi en temel bir konuda bildiklerini okuyor, ABD'nin bir dediğini iki etmiyor.

Amerika nasıl Amerika oldu?
Gündüz Vassaf
10/09/2006

Shakespeare, 'BaĢka bir isimle de çağrılsa, gül gene gül gibi kokardı' der sonelerinin birinde. Öyle de, kimi düĢünürlerin, her Ģeyin simgelerle temsil edildiğini iddia ettikleri dünyamızda, kelime, neyi temsil ettiğinin, neyi çağrıĢtırdığının önüne geçebiliyor, çeĢitli mecazlara bürünebiliyor. Muhtemelen Çince geçmiĢi olan Türk kelimesinin yüzyıllar boyunca geçirdiği serüven buna örnek. Aynı yüzyılda 'Türk gibi kuvvetli' olan 'Avrupa'nın hasta adamı' da olabiliyor. Günümüzde de, ecdadımızın kanıyla bütünleĢmiĢ addettikleri bu kelimeye bayrakmıĢ gibi sarılanlar varken, kimileri kendilerine zorla benimsettirilmek istenen bu aidiyetten yakınıyor. Geçenlerde Beyrutlu bir dostumun, Avrupalılığıyla övünen, Avrupa'ya, dünyanın son kalan nefes alınabilecek uygarlığı diye bakan baĢka bir dostuma, 'Avrupa'nın Asyalı olduğunu biliyor muydun?' diye sorduğundaki yüz ifadesi görmeye değerdi. Yunan mitolojisinde Finikeli bir prenses olan Europa'yı, boğa kimliğinde Zeus Girit'e kaçırır, Minos adlı, sonradan kral olacak çocukları olur. Minos'la birlikte Minoan uygarlığı yayılır. Zamanla, önce bugünkü Yunanistan'a, giderek tüm kıtaya, Minos'un annesine atfen Avrupa denir. Avrupa'ya niçin Avrupa dendiğine dair baĢka iddialar da var. Bunlardan biri, Ġbranice 'güneĢin batıĢıanlamına gelen 'erebu'dan gelmiĢ olabileceği. Bu iddia, eski Yunanca da Anadolu kelimesinin 'güneĢin doğduğu yer' anlamına gelmesiyle tamamlanıyor. Avrupa'nın Asya'dan geldiği gibi, Romalılardan gelen Afrika kelimesinin kaynağının da, Afrika'nın çoğunluğunu oluĢturanlardan bambaĢka özellikleri olan Afi adlarında bir Berber kabilesinin olduğu düĢünülüyor. Kıtalar arasında bir tek Avustralya adıyla bütünlük teĢkil ediyor. Latince 'australis' güney demek. Yıl 1507. Genç bir haritacı, Martin Waldseemüller, önündeki eski Ptolomy haritasına Yenidünya'yı eklemek üzere. Günlüğüne Ģöyle yazıyor, 'Americus Vesputius dünyanın dörtte birine tekabül eden bu yeri keĢfettiğine göre, böylesine bilge bir kiĢinin adının buraya verilmesine kimsenin itirazı olabileceğini sanmam.' Genç haritacının yanılmasının, Columbus'tan söz etmemesinin nedeni, tüccar ve denizci olan Amerigo Vespuci'nin, kendini pohpohlamak amacıyla uydurup yazdıklarına inananıp, gerçeği araĢtırmaması. 'Mondus Nevus' adlı kitabında Yenidünya'yı 1497 yılında keĢfettiğini yazan, dostu olan Colombus'la bir ara aynı evi de paylaĢan Vespuci, aslında, buralara ilk yolculuğunu 1499'da, yani Columbus'un Güney Amerika'yı keĢfettiğinden bir yıl sonra yapmıĢ. Amerika bir yalan üzerine kurulmuĢ, adını büyük bir yalandan almıĢ.

Çaresizliğe alışmak
Gündüz Vassaf
03/09/2006

ġu anda dünyada kaç yerde kaç savaĢ var bilmiyoruz. Katliamlar, kırımlar o denli olağanlaĢtı ki haber değerleri yok. Olsa da haber Ģirketlerinin gündeminde değil. Kongo'da seçimler olmasına rağmen iç savaĢın devam ettiğini kaçımız biliyor? Darfur'da neler oluyor? Belki çoğumuz için önce Darfur neresi diye sormak daha geçerli. Doğu Timor'da çatıĢmalar devam ediyor. Sri Lanka'da da. Doğu Türkistan, Çin yayılmacılığı altında ezilip gidiyor, yıllardır tek bir satır yok. Afganistan'dan, Irak'dan, katliam, iĢkence haberlerine alıĢtık, alıĢtırıldık. Eskiden Ġdi Amin gibi despotlarla ilgilenilir, kendi halkını kıran, aç bırakan, her tür muhalefeti zindanlara atanlara karĢı, dünya kamuoyunun vicdanı sızlar, ah ne yapalım diye çırpınılır, yürüyüĢler, boykotlar düzenlenirdi. Günümüze Asya'nın, Afrika'nın yarısı belki dikta rejimleriyle yönetiliyor. Ġlgilenemiyoruz. Açlık, hastalık ve savaĢlar yanında zorbalar solda sıfır kalıyor. Tepki gösteren toplumlar yerine haber tüketenlerin dünyasında yaĢar olduk, istisnalar ancak Irak gibi çığrından çıkartılan ülkelerde yaĢayan insanlar. Kuzey Amerika ve Avrupa, göçe karĢı duvar çekiyor. Göçmen politikalarının insanileĢmesi yerine göçmen polisi güçleniyor. Batılı insan, evinden dıĢarı korkarak adım atıyor. Metroya, otobüse bindiğinde Arap görünümlü koyu tenli yabancıdan terörist midir diye Ģüpheleniyor. Araba benzettiği gencin Ģüpheli davranıĢlarından tedirgin olan Londra polisi masum Brezilyalıyı öldürüyor. Yeni ırkçılıkta tek rahat eden zenciler olmalı. Bir yandan Arap korkusu, zencilerin aĢağılanmasına ağır basarken, özellikle ABD'li zenciler yeni düĢmana karĢı ezikliklerini telafi ediyor. Asyalılar, kendi âlemlerinde çağdaĢ barbarlığımızdan uzak durur, kültürlerinin üstünlük kompleksi Ģovenizminde kendilerini avuturken, zenginlik ve yoksulluk dehĢetinin alıĢageldikleri dengesizliğinde yollarına devam ediyorlar. Afrika deyince, söze gerek yok. Kıtanın adını telaffuz etmek, dehĢeti, çaresizliğimizi çağrıĢtırmaya yeterli. Bir tek, ABD'nin arka bahçesinde olmasına rağmen bağımsızlaĢan, diktatörlüklerden, askeri rejimlerden kurtulan, Güney Amerika nefes alıyor. O da Ortadoğu batağında saplanıp kalan Washington'un sıkıĢtığı seçeneksizlikten. Bu gidiĢle kendi ülkelerimize, kıtalarımıza kapanıp kalacağız. Japonya örneği Batı'nın gözünde tütüyor olmalı. ABD'den sonra dünyanın en büyük ekonomisi (Çin dahil diğer Asya ülkelerinin toplamının iki misli) olmasına rağmen, kendisini vebadan korur gibi, ülkesini yabancılara kapattı. Nüfusu da yaĢlanan bu ülkenin emekçileri robotlar. Tek bir iĢçinin çalıĢmadığı fabrikalara çok kalmadı. Tarihe baktığımızda, çaresiz görünen kaotik dönemler üzerine yükselmiĢ, astığım astık, kestiğim kestik imparatorluklarla diktatörler. Ticaret yollarında güvenlik sağlansın diye zapturat altına almıĢlar kervanların geçtikleri topraklarla, gemilerinin yelken açtıkları denizleri. Ezilenlerin umutsuzluğunu seferber etmiĢler totaliter güçler peĢinde. Umutsuzluğun, açlığın, korkunun kol gezdiği dönemlerde sığınmıĢız sırtımıza binen imparatorluklara. Çaresizliğimiz, diktatörlerin davetiyesi olmuĢ. Tarih boyunca içimize inim inim iĢlenen, iĢletilen çaresizliğimiz olmuĢ, düzen uğruna bizi özgürlüklerimizden vazgeçiren. Bezecek miyiz? Eli kulağında mı yeni dünya imparatorluklarıyla diktatörler? Bu yazıda yazılanları tekrarlamakla yetinir, dünya çapında sari bir hastalığa yakalanmıĢ gibi ah baĢımıza neler neler geldi diye dövünmemizi, bükemediğimiz eli öpmeyi sürdürersek, evet!

Pinokyo buraya yumruk havaya
Gündüz Vassaf
27/08/2006

Gazetelerde okuyoruz, Batı klasikleri sayılan çocuk kitaplarını basanlar, kiĢilerin adlarını, metinlerdeki konuĢmaları TürkleĢtirip ĠslamlaĢtırmıĢlar. Pinokyo'nun babası Gepetto, Galip Dede olmuĢ. Aslında Türkiye'de böyle Ģeyler yapmaya alıĢık olduğumuz gibi tepki de göstermeyiz. Rum, Ermeni, Kürt köylerinin adı TürkçeleĢtirilir, uyum sağlarız. YaĢarken bile cumhurbaĢkanlarının adlarının oraya buraya verilmesi karĢısında gösterdikleri piĢkinliği suret-i haktan kabul ederiz. Bulgaristan'da Türklerin isimlerinin SlavlaĢtırılmasını, haklı olarak, ulusal sorun yaparken, hülleyle Türkiye vatandaĢlığına geçen yabancı sporcuları bağrımıza basar, Marco'ların Mehmet, Nobre'lerin Mert olmalarını içten içe, Türklüğün, Ġslam'ın zaferi, üstünlüğünün ifadesi diye kabul ederiz. Demek kırılma noktamız Pinokyo imiĢ. Sen bunca isim gaspına yıllarca göz yum, ondan sonra gel Pinokyo'nun babası Galip Dede olunca, bu kadarı fazla de! Belki iĢin içine çocuklar karıĢınca, en safiyane duygularımız isyan ediyor. Nasıl çocuklara musallat olan pedofiller hapishanelerde bile barındırılmıyor, yaĢatılmıyorsa, Galip Dede'nin Pinokyo'ya sahip çıkar konuma getirilmesi de bize öyle gelmiĢ olmalı. Kendimi bu iĢi yapanların yerine koymaya gayret ediyorum. Birçok kiĢi için ilk akla gelen bunun Türkiye'de bazen açıktan, bazen derinden yürütülen, ĠslamlaĢtırma politikasının parçası olduğu. Washington'dan üniversite öğrencilik yıllarımdan hatırlıyorum. Köpeğin kendi mahallesini belirlemek için tanıdık kokusunu oraya buraya yerleĢtirdiği gibi, bizde, yeni geldiğimiz, yabancı olduğumuz bu Ģehirde birçok Ģeyi TürkçeleĢtiriyorduk. Aklımda bir tek

Safeway süpermarket zincirinin dükkânlarına koyduğumuz Seyfi Bey adı kalmıĢ. Ama Washington'u TürkçeleĢtirmekten neler hissettiğimizi unutmadım. Bir fetih duygusundan çok, etrafımızı 'bizden' yaptıkça hem eğleniyor, hem de kendimizi evimizde, bildik yerde olmanın güveni içinde hissediyorduk. Yabancı birisini 'bizden' yapmanın baĢka boyutları da var. Cumhuriyet'le, Osmanlı'dan baĢlayan Batı kültürüne açılmamızı sürdürmekle birlikte, bugünkü Kuzey Kore kadar olmasa da, dünyada yabancılara karĢı en kapalı toplumlardan biri olduk. Sade Batı'dan gelen yabancılara değil, bizden önce bu topraklarda yaĢayanları, TC vatandaĢlarını, yasalar önünde bile eĢit tutmadık. Azınlıkların orduda subay olamaması buna küçük bir örnek. Bu açıdan bakıldığında. Örneğin, Almanya'dan gelen yabancı gelinlere Türk adı vermemiz, belki de onları bizim bağrımıza basmamızı kolaylaĢtırıyor. Yoksa öyle bir Ģekilde Ģartlandık ki, Batılı isimlerle ilk aklımıza gelen emperyalistlerle, ajanlar. Bir de Hollywood yıldızlarının, bir zamanlar ülkemizde çok popüler olan Dallas'taki Sue Ellen gibi gibi televizyon karakterlerinin isimlerini alan kadınlarımız var ki, bu da ancak kem kadınların hem de bu isimde kadınlardan hoĢlanan erkeklerin aĢağılık kompleksinden olabilir. Bu isimlerde olan kadınların pavyonlarda kullandıkları takma adlar olması bu gözlemin baĢka bir ifadesi. Patırdının bir kukla etrafında çıkması olaya bir boyut daha katıyor.

Gazete niçin okunur?
Gündüz Vassaf
20/08/2006

Gündelik yaĢamımız düĢünmeden yaptıklarımızla dolu... Bu, sabahın ilk sigarası da olabilir, namaz kılmak da, makyaj tazelemek de. DüĢünen hayvan dediğimiz insan âdetlerinin mahkûmu. 'Yevgeni Onegin'de Chateaubriand'den alıntıyla Ģöyle der PuĢkin, 'AlıĢkanlık bize istenenden fazla verilir: AlıĢkanlık mutluluğumuzun alır yerini.' Askerin, her gördüğünde 'üst'üne selam vermesi, sağ yerine sol adımıyla yürümeye baĢlaması gibi, bizler de, kimi güler yüz, kimi zorla türlü Ģartlanmalar sonucu, onu bunu yapan mahluklarız. Gazete okuma, haber edinme alıĢkanlığımız bunlardan biri. Teker teker her alıĢkanlığımızın nedeninin üstünde dursak, arpa boyu yol gidemez, psikolojik sorunlarının kurbanı, psikiyatristlerin müĢterisi olurduk. Ama bir ay boyunca, her gün Ġsrail'in Anglo-Amerikan destekli savaĢını izledikçe, bir kez daha, dünyada olup biteni bilmek ne iĢimize yarıyor diye sormadan edemedim. Herkesin bir merakı var. Kimi maç sonuçlarıyla ilgilenir, kimi cinayet haberleriyle, kimi hava durumunun tiryakisidir, kimi parasını kollamanın peĢinde. Çoğumuz falanca yerdeki zelzele ya da savaĢla ilgili haberleri bilmeyenleri ayıplayıp küçümseriz, konuĢacak bir Ģeyimiz olsun diye okuruz haberleri, kimimiz çok bildiğimizi göstermek, baĢkalarıyla tartıĢmak için... Hele tuttuğumuz tarafı haklı çıkarmak için can atarız. Politikacılar, kimi sanatçılar, yazarlar, iĢadamları da, reklamları olsun diye medyasız edemez. Piyasa araĢtırmalarından yola çıkan medya pazarlamacıları da, gazetelerini, haberlerini satsınlar diye farklı yöntemlerle ilgimizi çekmeye çabalıyor. Beceremiyorlar. Dünya nüfusunun artmasına rağmen, medyanın hangi dalında olursa olsun haberleri izleyenler azalıyor. Gazeteler kapanıyor, tirajları düĢüyor. Televizyon haber programları yıldız sunucularla, müĢteri tavlamanın peĢinde. ABD gibi ülkelerde akĢam haber programları, yaĢlı seyircilerle, onların hastalıklarına hitap eden ilaç Ģirketlerinin reklamlarıyla, ayakta durabiliyor. Medya, haber yerine ilginç olaylar satmanın, korkularımızı deĢip pekiĢtirerek ilgimizi çekmenin, bizi eğlendirmenin peĢinde. Buna rağmen beceremiyorlar. Dünya kamuoyunun güvenini yitiren politikacılar ve hükümetler gibi, medya da özellikle genç kuĢaklara hitap edemiyor. Dünyada olup biteni bilmenin iĢimize yarayıp yaramayacağı egemen güçleri etkileyebilme arzumuz ve gücümüzle ilgili. Demokrasinin beĢiği diye bilinen Ġngiltere'de halkın yüzde 80'e yakını baĢından beri Irak savaĢına karĢıyken, ülkenin hem iktidar hem de anamuhalefet partisi savaĢtan yana. Halksa, gündelik iĢlerinin peĢinde. Hangi ülke olursa olsun, düzenin düzenbazları, dört-beĢ yılda bir oy kullanmamızla, meĢruiyetlerini sağladıkları iddiasındalar. Sessizliğimizde, hadlerini bilmemezliklerini tırmandırmaktalar. Haberleri izlememiz, vakit geçirmekten, sinirlenmekten, bedbin ve kötümser olmaktan da öte, haberleri satanları zengin etmekten baĢka iĢe yaramıyor. Dünyayı değiĢtirmek için haberleri izlemiyorsak, hiç izlememek, ruh sağlığımızı korumak, düzenin dolambaçlı dünyasının ibret verici yollarında kaybolmaktansa kendi dünyamızı diri tutmak, değerlerimizi koruyarak sonraki kuĢaklara aktarabilmek daha iyi olmaz mıydı? Ya da medya ve devletlerin denetim ağına girmektense, yeni teknolojilerden yararlanarak kendi haberlerimizi üretmeyi, tanıklıklarımızı paylaĢmayı deneyemez miyiz? Gazete sayfalarının arkasında, televizyodn ve bilgisayar ekranları baĢında koltuklarımızda kaldıkça, oy vermenin, demokrasinin bittiği değil baĢladığı nokta olduğunu unutmuĢ gibiyiz.

Dünyanın geleceği
Gündüz Vassaf
13/08/2006

Hollandalı arkadaĢım, "Türkiye'de insan hakları ihlalleri ibret verici, insanlıksa müthiĢ" dedi. TeĢvikiye metrosunda düĢünce, yardıma koĢanları anlatıp bitiremiyordu. Kendine gelsin diye bir odaya almıĢlar, isterse hastaneye, evine, refakat etmeyi önermiĢler. Bir ay önce Amsterdam'da süpermarketteyken tersi olmuĢ. Olmaması gereken yerdeki malzemeye çarpıp düĢünce, etrafındakiler suçlarcasına bakıp, Ģahit olmamak için gözlerini kaçırırken, ilgililer, ihmallerinden kaynaklanan kazayı görmezlikten gelmiĢler. Aynı, Irak'a uygarlık götürdüklerini iddia edip, birbirlerine düĢürdükleri, acz içinde bıraktıkları yerli halkı suçlayıp aĢağılayanlar, Ġsrail'in iĢlediği savaĢ suçlarının adını koymadan, "Ama Hizbullah..." diye baĢlayıp, kendiliğinden menkul küresel hakem pozisyonlarından üstünlük taslayanlar gibi. Dünyamız isyan edenlerle, suçlu sensin diyenler arasında ikiye bölünüyor. Magna Carta'dan bu yana insan haklarını evrensel ahlakımızın parçası haline getiren uygarlıklar, uygarlık götürdüklerini iddia ettikleri yerlerde yaĢam hakkını çiğniyor. 20. yüzyılda devlet terörizmi dengesinin iki ayağından biri olan Sovyetler Birliği'nin çökertilmesiyle Anglo-Amerikan egemenliğinde Batı, yüzyılın baĢında olduğu gibi meydanı tekrar boĢ buldu. Ġnsan haklarıyla hukuku, 21. yüzyıl haritamızda geçersiz kılmalarıyla, biz de türümüzde hâlâ varolan içgüdüsel duygularımızla sürdürmeye baĢladık insanlığımızı. Bir yanda Batı'da toplumsal kurumların kayıtsızlığında anonimleĢen insan iliĢkileri, bir yanda insani duyguları infiale indirgenen mağdurların adalet anlayıĢı. Bir yanda Batı'da yalnızlaĢan, korkuyla beslenenler, bir yanda mağdurların intikama yönelme potansiyelini taĢıyan içgüdüsel duygularının tezahürü. Bir yanda gündelik yaĢamlarının tüketicisi, değer mefhumlarını yitirip her Ģeyin fiyatını bilenler, bir yanda ölümle iç içe yaĢamaya mahkûm edilen, hayatta değerli bulduklarımızın maddi karĢılığı olamayacığını bilen, mağdurlar. Yıllar önce Ġngiltere'de bir çift, bakmıĢlar ki ülkelerinde cürüm artıyor, eğitim ve sağlık sistemlerinden gelir dağılımındaki adaletsizliğe kadar her Ģey kötüye gidiyor, insanlar psikiyatristlere muhtaç, kültür metalaĢtırılıyor, demokrasi oligarĢiye dönüĢüyor, ırkçılık kol geziyor, ne yemekleri yemek ne iklimleri iklim, çocuklarıyla haritayı açıp uygun bir ülke bulmuĢ, tası tarağı toplayıp taĢınmıĢlar. Bir hafta geçmemiĢ, Güney Amerika'da Ġngiliz müstemlekeciliğinden kalma Falkland Adaları'na, Arjantin'in sahip çıkmasıyla gittikleri yerde savaĢ çıkmıĢ. Yitirdikleri değerler peĢinde Batı'dan kaçan Batılılar, hiç olmazsa emeklilik yıllarında huzura kavuĢabilecekleri, alıp baĢlarını gidebilecekleri bir dünyayı gün geçtikçe yok eder oldu. Davos toplantılarında, Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü'nde aldıkları kararlarla kârlılık adına desdekledikleri totaliter rejimlerde, çökerttikleri ekonomilerde, neden oldukları göçlerle milyonlarca insanı Batı'ya sığınmaya, onları aĢağıladıkları iĢlerde ikinci sınıf vatandaĢ olmaya zorladılar. ġimdi bu insanların yaĢam tarzları, tepkileri, Batı'yı kendi evinde de huzursuz ediyor. KüreselleĢtirdikleri dünyada tatil için seyahate çıkmaya korkan Batılı, artık kendi evinde de korku içinde yaĢıyor. Kendileriyle birlikte baĢkalarını da batırıyorlar. Belki teknolojilerine güveniyorlar, belki de mahvettikleri dünyayı yoksullara bırakırken kurtuluĢlarının uzayda olacağına inanıyorlar. Batı, kendi uygarlık bunalımı içinde yolunu kaybetmiĢken, infaz ettiği vatandaĢlarının organlarını bile satan 21. yüzyılın dev adayı Çin, olup biten karĢısında ellerini ovuĢturarak gelenin gideni aratacağı tahtına oturmaya hazırlanıyor. Borges'in 'The Secret Miracle' (Gizli Mucize) adlı öyküsünde kurĢuna dizilmeye mahkûm kahramanı, geleceğimizi kestiremediğine göre, eğer ölümümü düĢlersem belki olmaz diye gözlerini yumar ve umulmadık bir yolculuğa çıkar.

Çocuklar öldürülüyor
Gündüz Vassaf
06/08/2006

KarĢıyızdır çocukların öldürülmesine, Kınıyoruz, Ģiddetle. Çocukların öldürülmesini Ģiddetle kınadıkça KarĢılıklı kanıtlarız birbirimize, Sen, ben uygarız diye. Kınıyoruz çocukların öldürülmesini Ģiddetle. Katilleri de Ģiddetle kınıyor çocukların katledilmesini, Anneleri de. x x x ... x x x ... x x x ... x x x ... x x x Beyrut'ta Filistin göçmen kamplarında çocuklarla konuĢtum yıllar önce, Onlar ölmeden, öldürülmeden, Büyüyüp öldürmeyi öğrenmeden. Resim yapın dedim çocuklara,

.. Ģartlandırıldığımızın bir ölçütü değil mi onları 20. Londra'da... .. hemen deklanĢöre basıp öfkesini yakalamasına borçluyuz... çarpı iĢaretleri her sayfanın tepesinde. hissettirdikleri öksüz ruh hali yetmiyormuĢ gibi. ne kafa. Bu tepkimizin arkasında totalitarizmin ille de asık yüzlü olduğu aldatmacası yok mu? Seçimlerle. ne bacak. yüzünde Mussolini'nin.. x x x . yüzyıllı anti-faĢist. Noktalar.. onlar savaĢ uçakları gökyüzünde. x x x Çocuklar öldürülüyor. aĢağılık komplekslerinden kaynaklanan çapsızlıklarıyla...... yüzyılın canavarlarıyla bir tutmamamız... ne gövde. bunu Yousuf Karsh'ın ünlü fotoğrafını çekmeden önce ani bir hamleyle Churchill'in ağzından purosunu çekip atmasıyla. x x x .. savaĢ ve totaliter ideolojilerden beslenen toplumların acımasız sert ifadeli.. bombalar gökyüzünde. Beyrut'u bombalarken Ġsrail uçakları Filistinli çocuklar Ġsrailli bir çocuğun resmini yaptı. gücünü koyun kesmekten alan kasap ifadesi. Otuz çocuğun otuz resmi aynı. hilkat garibesi gibiydi. Ne kol..Amerikan ikizlerinin geçenlerde St.Hepsi yuvada. Geçen yüzyılda. Hitler'in ideal Alman tipi olarak benimsediği Grek kahramanlarının yaprak taçlarına gönderme yapan birkaç yeĢil fırça darbesi. bacak.. onları ebediyete yerleĢtirme edepsizliklerinden de kurtulamıyoruz. Çarpılar. Otuz çocuğun otuz resmi aynı. hele günümüzden bakıldığında. xxxxxxxxxxxxxxxxxx . Anneleri de. ne gövde. 20. Gayretlerinin ibret verici örneklerinden biri. Tablodaki Winston Churchill. KalaĢnikoflar Filistinli çocukların elinde. Ġkinci Dünya SavaĢı boyunca Ġngilizler direnme güçlerini bu fotoğraftan aldıysa.. sözde sempatik tavırlarına alıĢtırıldığımız Anglo ... Dartmouth House adlı binanın merdivenlerinden üst kattaki düğüne çıkan bizlere hadlerimizi bildirircesine bakıyordu. Ģarlatanlığa kaçan populist imajlarına ne denli programlandırıldığımızın. Ne kol. Beyrut'u bombalarken Ġsrail uçakları Filistinli bir çocuğun resmini yaptı. Tarihimiz boyunca bu kadar güler yüzlü savaĢ çığırtkanlarıyla karĢılaĢtığımızı sanmıyorum. yüzlerce nokta aĢağı doğru inmekte.. ne kafa.. 'Naçiz vücutları toprak olduktan' sonra kahramanlarımızın vekâletlerini gasp edenlerin. . Eğer dünya bugün Churchill'i saldırgan bull dog görünümlü fotoğrafından tanıyorsa. Petersburg'daki dünya liderleri zirvesinde. çarpılarla noktalar Ġsrailli çocuğun yerinde. Beyrut'u bombalarken Ġsrail uçakları.. demokrasi kahramanının tablodaki sureti ürkütücüydü. oylarımızla iktidara getirdiğimiz günümüzün savaĢ suçlusu liderlerinin gülen yüzlerine. ne bacak. kafasında. Kâğıtta. yüzyılın kendilerinden geçmiĢ totaliter liderlerinin en vahĢi görünümünden de ürkütücüydü. Resmin asıldığı. gövde ve KalaĢnikof her çocuğun elinde. beĢ altı yaĢlarında. Katilleri kınıyor çocukların öldürülmesini. ressamlarla heykeltıraĢların. Kol. x x x . Güler yüzlü totalitarizm Gündüz Vassaf 30/07/2006 Merdivenlerden çıkarken bana dikilen gözlerinin farkına vardım. gülmek nedir bilmeyen liderleri günümüzde bize itici hatta gülünç geliyor. imparatorluğun heyheyli günlerinde English Speakers Union'un (Ġngilizce KonuĢanlar Birliği) merkezi olan bina ise artık düğün salonu olarak da kiralanıyor. biz geride kalanlara. KurgulanmıĢ.. kafa. 20. x x x .. farkında olmadıkları açık bırakılmıĢ mikrofon önünde sergiledikleri fütursuzluk. Ġsrailli çocuk deyince. çocuk bahçesinde kumdan kalelerle oynar rahatlığıyla dünyaya nerede nasıl haddini bildireceklerini konuĢmaları. .

yabancılaĢmak kurtarıyor insanı.. Burasını mutlaka yetkililere duyurmalı." Türk mü? Müslüman mı? Gündüz Vassaf 16/07/2006 Günübirlik tatilcilerin getirdiklerini yiyip içtikten sonra çöplerini bıraktığı bir harabe var evimizin yakınlarında. evrensel ilkelerin. Nazi iĢgali altında Danimarka'da. YaĢadıkları Ģehirden kaçıyorlar. hırsı kesilmeyen iktidarına? ġaĢılacak ne var ülkemizde giderek çok sayıda insanın kendisini Türk yerine Müslüman olarak tanımlamasına? Biz değil miyiz. kendi gücünün kurbanı mı olacak? Aklımda Rilke'nin dizesi. tarihi eser olduğu yazıyla belirtilmeli diye düĢünürken aklıma arkeolog bir arkadaĢımın anlattıkları geldi. Doğru cevabı geçersiz kılan. Türksever hangi rejim. 'ülkenin fakirliği' diye kendi kendimizi kandırmayı daha ne kadar sürdüreceğiz? Bayrağımızı yırtanı. bizde manastırın çöplük olarak kullanılmasına. Ergenlik çağında delikanlı gibi iddialı. komĢularını ölüme terkederek. Ege'de bir kazıda. çoktan. bir Türk'ün dünyaya bedel olduğunu ilan ettiğimizde. Sri Lankalı 60. dünyamızda felaketlere. kaç kıtada. çürümeye bırakan. ilk takanlardan biri. eserlerini. devletlerin terörizmi meĢrulaĢtırmasından. dünyada uygarlıkların kökeninde de Türklüğün izlerini arama peĢine düĢtüğümüzde. adaletsizliğe duyarsızlaĢma noktasına getirilmemizde. makus kaderlerinin mahkûmu. alıĢtırılmıĢtık. geceleri aydınlatılan. hâlâ ergenlik çağında delikanlı gibi kimlik arayıĢında. en azından mahallece koruma altına almalı. Atatürk'ün sözleriyle 'ulusumuzun esaret yılları' diye bakarken. Beyrut Doğu sabrıyla. Sevgililerini. Türk kimliğiyle çağdaĢlaĢma seferberliğinde. ahlakın evriminde. o zaman ben de Yahudi'yim diyen Danimarka kralı olmuĢtu. dünyanın en güzide eseriymiĢ gibi korunan. ĠĢçiler mi? Yakın zamana kadar. Michel ile St. Osmanlı tarihini. Ve Ģöyle bitiyordu Rahip Martin Niemoller'in vicdanı mirasımıza yerleĢen o günlerdeki sözleri. bir ülkenin insanlarını rehin almaktan da öte. BağdatlaĢtırılmamak için direniyor. Fransızlar. yabancı oldukları için. Tarihte zamanın hep mağdurdan yana olduğunun baĢ tanıklarından Ġsrail. sokaklarımızda Rumca. solu ezmek için zaman zaman yeĢil kuĢak kuĢanan. Ġnsan kalabilmenın nöbetini tutuyor. hangi parti. bu sefer de Türk yerine Müslüman deyip. kazıdaki iĢçiler çok kıymetli bir Ģey bulduğunu zannedip akĢama kalmaz burayı yağmalarlar" diye. tavizsiz. sınıf arkadaĢlarını. Ġsviçreliler. Ermenice konuĢan yurtdaĢlarımızı 'VatandaĢ Türkçe konuĢ' diye ikaz ettiğimizde farkında değildik. ĢaĢılacak ne var. kim haklı kim haksız TartıĢmalarımızın çarpık mantığında ahlak anlayıĢımızı yitirmemizde. dinine. Bağdat olmamak için. asıl o zaman muasır medeniyetlere sırtımızı döndüğümüze. Paris'in göbeğinde. en azından infialimizi diri tutan çaresizliğimizi kabullenmek yerine. "Zaferlerden söz eden kim? Ayakta kalmaktır her Ģey. aynı adaletsiz düzeni sürdürerek dini polikada hortlatanların hızı. aralarında gemi içindekilerle batsın diyen kimi Batılı devletler. Amerikalılar. yabancı pasaportları var diye kaçabiliyor.. infialim uzun sürmedi. yollara dökülüp canlarını kurtarmak isteyenler de. hela yapan biz değil miyiz? Buna cevap olarak 'halkın cahilliği'. ismine bakmaksızın bu topraklarda yaĢayan herkesi eĢit haklara sahip vatandaĢlar olarak gördü ki? Bugün görüyor mu? Evrensel insan haklarıyla demokrasinin toplumca benimsenip kurumsallaĢmadığı bu ülke. zamanla gözümüz görmez oldu gündelik hayatımızla bütünleĢen pisliği. Sorun. alıĢmıĢ. Geride kalanlar katlediliyor. Benim için geldiklerinde Kimse kalmamıĢtı sesimi duyacak" Asıl sorun bizde. tarihi eser olduğunu bilmememize. Ġtalyanlar. Roma kalıntısının yanında. Ġngilizler kaçıyor Beyrut'tan. onlarla vedalaĢarak kaçıyorlar. emperyalizme karĢı olma gerekçesiyle Batı düĢmanlığını körüklerken. mezhebine. ĢaĢkın. ayaklarının altına alan iĢgal kuvvetleri muamelesi yapmadı mı? Sade bu topraklarda değil. taĢlarından duvar. Yahudi değildim. Kanadalılar. vicdanını yitirmiĢ bir toplumun bireyleri olma yolunda sürükleniyoruz. Sorun. 'Yabancılar' Batılı. "Yahudiler için geldiklerinde Sesimi çıkarmadım. her seferinde Türkiye'yi daha da çok stratejik ortağımıza bağımlı kılan askeri darbelere çağrı çıkaran? Hepsi birbirinden yurtsever. Beyrut'ta olup biten önünde artık ĢaĢırmayacak konuma gelmemizde.İnsanlar nasıl bu kadar duyarsız kalabiliyor? Gündüz Vassaf 23/07/2006 Sorun Ġsrail'in Cenevre Konvansiyonu'nu bir kez daha çiğneyerek. Sorun terörizmle baĢ etmek adına.000 temizlik iĢçisi kadın. Lübnan'da. . cami duvarına iĢeyeni linç etmeye teĢebbüs edecek kadar duyarlı bir Ģekilde geliĢen bilincimizin. evlerinden dıĢarı çıkamayanlar da katlediliyor. ABD öncülüğünde uluslararası hukukun hiçe sayılmasına kaç ülkede. St. Ġsveçliler. Yahudilerin sokakta dolaĢırken kollarına sarı bant takmaları emredilince. tecrübeli meslekdaĢı hemen uyarmıĢ. Türklükle vaat edilen güzel günlere varamayınca. Doğu usuyla bekliyor. o da yabancılar için hazırlanmıĢ bir Türkiye rehberinden öğrenebildim. Germain Bulvarlarının kesiĢtiği noktada. çeĢmeden mezar taĢına kadar Osmanlı adına ne varsa çökmeye. kurtarılacak olan bizim insanlarımız diyor. bu topraklardaki binlerce yıllık kültürü korumak için neden geliĢmediğini hiç mi kendimize sormayacağız? Genç Cumhuriyetimiz. kadınlar değil. bizden önce bu topraklarda yaĢamıĢ uygarlıkların eserlerinden ahır. Kaçanlar. Çöplüğümüze ev sahipliği yapan harabenin sekizinci yüzyıldan kalma Bizans manastırının kalıntıları olduğunu yıllar sonra. Çocuklar. sakın sevincini gösterme. sivil halkı öldürüp savaĢ suçu iĢlemesinden öte. yüzyıllardır nice badireden geçip bugüne gelen bizlerin. Zekâ testlerinde "Batan gemide neden önce kadınlar ve çocuklar Kurtarılmalıdır?" sorusu vardır. Ġnsanın insana yaptığı vahĢet karĢısında günümüzde yabancı olmak. "Aman. Farklı türleriyle karĢılaĢtığımız. 700 yıllık Osmanlı geçmiĢine. kaçıyor. Ruslar. baĢkalarının sıradan taĢ parçası diye bakabileceği bir kalıntıyı bulup mutluluğundan zıplayınca. 'Çöp atan eĢĢektir' uyarılarının çözüm olmadığını bildiğimizden.

çocukları için dayatılan her Ģeyi tüketmenin tuzağında bocalamakta. Demokrasi bir uzlaĢma kültürü. Hele uzlaĢma adına din -asker birlikteliğinin geleneklerden de kaynaklanan totalitarizmi söz konusuysa. sapıklık. cinayet. delikanlıların düĢlerini canlandıran cinsel bir uyarıcıydı. Türkiye'de rejimi konu alan tartıĢmaların baĢında. malzeme. Ġsrail kibbutzlarında çocuklara yönelik özel eğitim programlarının neden olduğu felaketleri. ilk duyuĢta ters gelse de. ihanet deyince nerdeyse birbirleriyle yarıĢtıklarını görürüz. Oysa ülke çapında yapılan yeni bir ankete göre 'halk' ya bu zıtlaĢmadan bihaber. geliĢmelerin yeni kuĢakları körelteceği. Hele hele. düğmeye basarcasına türümüzü değiĢtirme cüretine sahip kuĢaklar yetiĢtiriyoruz. yurtdıĢında cemaat liderlerine çağrılarını göz ardı etmiĢ isek. minareler süngümüz dedikten sonra değiĢtim diyen günün BaĢbakanı. değiĢkenliğe uyum üzerine kuruluyken giderek sağ duyusu dumura uğrayan bir türe dönüĢme tehlikesiyle karĢı karĢıya olabiliriz. hatta eteği özler olduk. Çok değil. bugün yaptıklarının çocuklar için değil çocuklara rağmen olduğunun farkında değilller. Bir sonraki cumhurbaĢkanımızın apoletli tarikatçı olabileceği hiç aklınızdan geçti mi? Bu acele niye? Gündüz Vassaf 25/06/2006 Türümüz aptallaĢıyor mu? Böyle bir tezi savunmak güç. Çevresindeki doğayı keĢfederek kendiliğinden büyüyen çocuklar. oyuncak geliĢtiriliyor. Bin bir türlü becerimize yönelik bin bir türlü eğitim programına. Korkum. aĢk-nefret gibi zıtların birliği. yabancılara yakıĢtırırız. Ama daha 12 Eylül günlerinde Kenan Evren devlet dairelerinde kadınların pantolon giymesini yasaklamıĢtı. aydınlık Ģehirlerimizin kapalı mekânlarında göremez olduk gideceğimiz yerleri. yüzyılda yaptığı resimlere bakın. Halifelerin. Papaların saygınlığı. Bizden sonra çocukluk. programlı uyarıcılar bolluğunda boğuluyor. ırza geçme. Bu tür programların baĢarısızlığını çeĢitli ideolojilerin iflasıyla açıklayanlar. hırsızlık. Sosyal geliĢme adı altında anne babadan genç yaĢta koparılıp yaĢıtlarıyla sınırlı ortamlara mahkûm edilenler toplumdan soyutlanıyor. Geleneksel rolleri sorgulanan anneler babalar geliĢmeler karĢısında kendilerini yetersiz hissetmelerinin suçluluk duygusu içinde. Bir tarafta. bir tarafta süngü takmadan post-modern darbe yapan asker. Yıldızlara yolculuğa hazırlanırken. son yıllarda baĢörtüsüyle simgelenen din ile. politika mümkün olanı hayata geçirmekse. müptelalık. Din ve askeri bağdaĢtırabilen bu tür verilerin. Nazi Almanyası. gündelik yaĢantımızın parçası. Yuva giriĢ sınavlarına hazırlık kursları. Sonuçlara göre çoğunluk hem askerden yana hem de baĢörtüsünden. kısa vadeli politik çıkarlar için bir araç olarak kullanıldığı bir toplumda yaĢıyorsanız. Hızla yenilenen teknolojilerin egemen olduğu 21. alıĢkanlıklarımız güven verdiği için gözümüzün önünde olup biteni göremiyoruz. geleneklerden uzmanların eline geçti. Oysa kardeĢi Cem'i alt edip padiĢah olmadan önce buranın valisi olan Beyazıt'ın kulağından küpesi eksik olmazmıĢ. körebe oynayan çocuklar gibi. Tarihimiz boyunca gençlerdi yaĢlılardan öğrenen. yüzyılda yetiĢkinler geriden takip ediyor gençlerin doğallıkla benimsedikleri becerilerini. Evrim değiĢkenlikle. kimi de ulusçu bilinen siyasetçilerimizin demeçlerini. Kavram olarak. topluma yön vermeye yeltenenlerin nezdinde rolü küçümsenmemeli. Acelemiz ne? Nereye? . Çocukların eğitimine bebek yaĢlarında baĢlanıyor. çağdaĢlık adına hilkat garibelerinin yaratıldığını unutmuĢuz. kaos'un içinde düzen görebilme. Yan yana gelmez bildiğimiz neler yok ki hayatımızda? Amasya'da erkeğin küpe takıp dolaĢabileceğini düĢünebiliyor musunuz? Bunu eĢcinsellere. Sovyetler Birliği. Kadınların pantolon giymesine Ģehir merkezlerinde alıĢtık. bebekler için özel televizyon programları var. Hele evrensel insan haklarının toplumca benimsenmediği. uzun eĢek. 1950'li yıllarda kadının sigara dumanını ciğerlerine iyice çektikten sonra beraber olduğu erkeğin yüzüne üflemesi. Cumhuriyet'in kurucusuyla simgelenen devlet arasındaki uzlaĢmaz çatıĢma geliyor. Hollanda'da köy meydanında çember çeviren. doğayı denetleme çabalarıyla geçmiĢken. Ama taraf tutmak bizi körleĢtirdiği. Oysa en yüzeysel tarih okumasında bile. eski filmlere bakın. aynı oyunları ben de 400 yıl sonra Ankara sokaklarında oynuyordum. sandığımızdan çok tarihimizin. VaroluĢ serüvenimiz evreni anlama. ya da zıtların birliğinin ta kendisi. Breughel'in 16. Makul olduğu kadar da ürkütücü. tanrı katında düĢündüğümüz bu insanların dokunulmazlığı var.Apoletli tarikatçı Gündüz Vassaf 09/07/2006 Ġstanbul yemek kültüründe balık ve yoğurdun aynı sofrada yeri yoktur. anket sonuçlarından yola çıkıp bizlere bemimsetmek istenebilecek hedef son derece makul.

Sıra sorulara geldi. bir ülkenin meĢru müdafaa hakkını kullanması da mümkün. konuĢmasının ABD'nin müstakbel generalleri önünde. KonuĢma boyunca. Ġkinci Dünya SavaĢı ve Nürnberg Mahkemeleri sonrası oluĢan uluslararası hukuka göre herhangi bir savaĢın meĢru olabilmesi için birincisi BirleĢmiĢ Milletler Güvenlik Konseyi onayı Ģart. Sokaklarımızda ne Rumca. çeĢitli ülkelerde verdiği konferanslarla Chomsky. harp okulu öğrencileri önündeki konuĢmasını Ģöyle sürdürdü: Amerika kendisine saldıracak diye Irak'a girdiyse. Asker de dilimizin milli olmasına özen gösteriyordu. 30 yıldır yazdığı kitaplar. dükkânın genç çağdaĢ yöneticisi. tek saf olduk. konuĢması esnasında itiraz sesleri yükseleceğini beklerken. Sanki bir saattir karĢımdakiler. o güne dek 'seyredilen' televizyonun 'izlenmeye' baĢladığı kuĢaktanım. Özetle ABD'nin savaĢ suçlusu olduğunu söyledi. ABD Harp Akademisi'nde. Bıyık biçiminden ideolojinin okunduğu Türkiye'de. West Point Harp Akademisi'nde yapılmasıydı. Askerden sonra gelen ülkenin yeni cumhurbaĢkanı Özal. Sorular da. yüzyıllık ABD emperyalizminin bir numaralı eleĢtirmeni. misafirperverliğimizi bile Ġngilizce sunuyor. kısa zamanda günümüz Amerikan sömürgesi diline dönüĢtü. dünyanın herhangi bir üniversitesinde. 12 Eylül cuntasına. bugün Irak'ta savaĢ suçlusu olduklarının tartıĢılır yanı yok. Ölmeden birkaç yıl önce Bağdat Caddesi'nde yürüyüĢe çıkan annem. Hostes karĢılığı olarak Dil Kurumu'nun önerdiği gökkonuksal avrat tutmamıĢtı ama. Florida'da teröristler beslediği için ABD'ye saldırmaya hakkı olmalıydı! Olası bir saldırıya karĢı korunmak için bugün Ġran'ın da. ABD'ye saldırmaya hakkı olduğu gibi! Chomsky'ye göre. Irak'ta ölmeye ve öldürmeye gidecek olan geleceğin subaylarının tepkisini merakla bekledim. sıradan bir derste canları sıkılan. Ortam ancak toplantının sonunda. üstünde Ģort ayağında tokyo ile askeri teftiĢ eder.Frambuazlı Türkiye'de ahududu Gündüz Vassaf 18/06/2006 'VatandaĢ Türkçe konuĢ' kuĢağı azınlıkların gitmesiyle birlikte tarihe karıĢtı. bize Türkiye'nin çağ atladığını anlatıyordu. ABD ve Ġngiltere'nin. Washington'un 'Bizim oğlanlar' demesine rağmen. kendini tutamayıp 'Tiffany& Tomato' isimli dükkâna dalıp bir kilo domates istediğinde. dilimizin Arapça ve Farsça kelimelerden de ayıklandıktan sonra öztürkçe konuĢup yazmamız dayatılan. Amerikan emperyalizminin ağır bir eleĢtirisini dinleyen müstakbel kurmaylar değil de. kitle imha silahları geliĢtirmiĢ olsaydı bile. dilleri döndükçe geleneklerimizi. mendil açmıĢ dilenci gibi. bu deli saçması son iki örnekten hiç de farklı değil. Irak savaĢıyla ilgili çok kez söylemiĢ olduklarını yeniden tekrarladı. 12 Eylül'ün de ilk uygulamalarından biri olan Dil Kurumu'nun kapatılmasıyla. Ben. Nisan ayında yaptığı bir konuĢmada da. Ecevit darbe öncesi askerle iliĢkisini. aynı mantıkla asıl Küba'nın. Chomsky'nin bu seferki konferansının farkı konuĢtukları değil. çocukların gramer öğrenmeden karmaĢık gramer kuramlarını biliyormuĢcasına anadillerini nasıl konuĢabildiklerini açıklayan kuramından gelmediğini biliyoruz. yörenin insanları fark etmiyordu. 12 Mart darbesinin ilk uygulamalarıyla. 'Restoran Lokantası' gibi bir ismin garipliğini. Cumhuriyet boyunca 'yüzde yüz Türk' olmasına özen gösterilen Türkçe. uluslararası hukuk açısından Anglo-Amerikan saldırısının gayrimeĢru olduğunu belirten Chomsky. Din elden gidiyor diye bugün iktidara soyunanlarsa. SaflaĢtık. C-span televizyon kanalının kitap tanıtma programından Amerika'ya yayıldı. Ġnsan haklarını ihlal eden. Chomsky'nin cezbedici bir hatip olmamasından. Ġngilizce 'Welcome to Istanbul' diye bezler asmıĢ olsun. halkla bütünleĢme çabalarında evlerinde halı yerine kilim sererken. Ani saldırı karĢısında. Sözlerinin kesilebileceğini. dil de aĢırı siyasi anlamlarla yüklenmiĢti. nevi Ģahsına münhasır özgürlük ortamında. bütün samimiyetiyle annemin zerzevatçı yerine yanlıĢlıkla buraya girdiğini sanmıĢtı. Hacettepe Üniversitesi'nde bölüm baĢkanı profesörün baskısı nedeniyle birçok kelimesi değiĢtirildiğinden ne anlama geldiğini bilmediğim kelimelerle dolu bir tezim bile var. bahar gününde akılları bambaĢka yerde olan öğrencilerdi. gözlerini güçlükle açık tutanlarla. solcu aydınlar. Noam Chomsky harp akademisinde Gündüz Vassaf 11/06/2006 Ġngiltere'de yapılan bir araĢtırmada dünyanın en saygın aydını kimdir diye sorulduğunda MIT'de dil bilimi profesörü Noam Chomsky. Ġngilizce 'koordinasyon' yerine. akademinin felsefe profesörü Chomsky'yi okula davet etmiĢ. Dünya'da baĢka bir Ģehir bilmiyorum ki sokaklarına. Dananın kuyruğu Ģimdi kopacak diye düĢündüm. baĢka yerlerle birlikte Ankara'daki Sancho Pancho meyhanesinin ismi TürkçeleĢtiriliyor ama Ege'nin sahil kasabalarında. Dünya SavaĢı'nı çıkarttığı için sonradan yargılanan Almanya gibi. turizmin de etkisiyle dilin yavaĢ yavaĢ değiĢtiğini. bir ABD kasabası belediye reisi görüntüsünde. Chomsky'nin . salonda tek dikkatimi çeken. Chomsky'nin dünya çapındaki ününün. uyuklayanlardı. sükûnetten de öte. listenin baĢında yer almıĢ. Son kitabı 'Failed States'i tanıtsın diye. Bu yerleĢik hükümlere göre. II. konuĢma kadar bildik ve sıkıcıydı. Frambuazlı Türkiye'mizde ahududu çoktan unutuldu. KonuĢma. Türkçe 'eĢgüdüm' diye tanımlamaya özen göstererek mecazi bir anti-emperyalizm sevdasındaydı. katliamlar yapan Saddam. askerin çatısı altında ABD'nin savaĢ suçlusu olduğunu beyan ederken. ABD'nin bugün Irak'ta olması. kendisini dinleyenlerin de yakın bir zamanda aynı konumda olabileceklerini ima ediyordu. Ladino konuĢan vatandaĢlarımız kaldı ne de onları Türkçe konuĢmaları için ikaz edenler hayatta. televizyondan ulusa seslenirken konuĢmalarına bol bol Ġngilizce kelimeler serpiĢtirerek. halkın anlamadığı bir dil konuĢmaya baĢlamıĢlardı. sonradan Güvenlik Konseyi'nin onayını almak kaydıyla. Chomsky.

Ama. savaĢlar anlamsızlaĢtı. Bu bağlamda. Artık Osmanlı tarihimiz. birbirinden kaygan kimlik siperlerimizden. kazdıkları toprağın içine girerek 100 metre mesafeden. Hocaları. tarihi belgelerden ibaret sananların. geçmiĢimizin örtbas edildiğine. özellikle yurt dıĢından Türkiye'yi yargılayanların. çöllerin kazılması gerekti. Hukukta geriye dönük yargılama söz konusu olmasa da. Ethem Vassaf 1898 doğumlu. Yüzde 100 Türk Gündüz Vassaf 28/05/2006 Babam. Bizim benzer çifte standartlarla. Balkanlar'da. ancak ABD'ye gidince haberim oldu. ne Türkiye'de ne de yurtdıĢında sözü edilmeyen. günlük gazetelerimizin bile en çok okunan sayfalarından. GeçmiĢimizi yeniden keĢfetmemiz yolunda yüz yıla yakın zaman geçmesi gerekti. önce ben diye bağırırken baĢkalarını göremez olduk. Nedeni. yeni kurdukları Türkiye'de gerçekleĢtirmek istedikleri hedeflere baktı. çok daha geç yaĢımda 'Annem Belkıs' kitabını yazarken farkına vardım. oğlu Orhan Bey'den aktarılana göre. padiĢahları yazacak olsanız. KaybolmuĢ bir uygarlık! Rosetta taĢı çözülene kadar unutulmuĢ bir dil! Günümüze sımsıkı sarılan aitliklerimiz öyle dıĢlayıcı ki. Cumhuriyet'in yeni kuĢakları. tahrif edildiğine dikkat çekmekle yetinenlerin. Sonradan Ġstiklal Madalyası alan babam da. Çoğu tarihten silinen. Tarihin bölük pörçük yorumlanarak ilkelerle politikanın birbirine girdiği çifte standartlar dünyasında. '68 kuĢağının. tür tür aitliklerimizin dipsiz kuyularına daldık. Sınırlar. filin sırtındaki sinekten farklı olmadığı için mi. GeçmiĢi yadsıyan Fransız ve Sovyet devrimleri gibi. Kırım'da Türk'lerin yok edilmelerinden. ben de sıfır kilometrede tarihle yetiĢtirilen Cumhuriyet kuĢaklarındanım. o uygarlığın süregeldiği 5 bin yıl boyunca. gizlendiğine. ġerif Mardin'in yıllar önce Türkiye'de ne kadar az biyografi yazıldığından yakındığını hatırlıyorum. Osmanlı geçmiĢine sırtını dönerek sıfır bir tarihle kurulmak istendi. Cumhuriyet kuĢaklarının bu özelliğini es geçmeleri ĢaĢılacak bir Ģey değil. Arap ve Ġslam kültürü yerine binlerce yıl öncesinin kalıntılarını görmeye gelen turistlere karĢı aĢağılık kompleksi içindeler. Dünyayı değiĢtiremeyince içimize kapandık. 16 yaĢına geldiğinde ileride sınırları kalkacak olan Avrupa'da akranları. Ama benzer bir ortamı baĢka herhangi bir ülkenin Harp Akademisi'nde görebileceğimi de hiç sanmıyorum. en beklenmedik yerde bile saygınlığı var. 1948 BirleĢmiĢ Milletler tanımına göre. onlar da gerici. genç yaĢımda. sona erdirdikleri imparatorluğun kıvılcımlarında tarih aramak yerine. isimleri unutulan ülke ve dinler adına savaĢlarımız yetmiyormuĢ gibi. iki çocuğuyla kocasının normal olması. Dünyanın uzaydan çekilmiĢ ilk fotoğrafını gördüğümde ben de aynı yaĢlardaydım. onlar hain. hacıları yazacak olsanız. Tarihte bu tür bir 'Zeitgeist'a (Zaman ruhuna) aĢina olmayanların. Osmanlı'ya yüzyıllarca damgasını vuran Köprülü ailesinden söz etmezmiĢ. Tarihi sıfır kilometreden baĢlatan devrimci ortamda kimin biyografisi yazılabilirdi ki? PaĢaları. 0 kilometrede tarih Gündüz Vassaf 04/06/2006 Tarihimizin en uzun süreli uygarlığının unutulacağı. Gücümüz Vietnam savaĢını durdurmaktan öteye gidemedi. Washington'da 100 yıl kadar önce sağır ve dilsizler icin kurulan Gallaudette Üniversitesi'ne mutevelli heyetinin atadığı yeni rektör. iĢaret dilini ancak 20 yaĢına geldikten sonra öğrenmesi. Özellikle Avrupa'dan farklı olarak ABD'de toplum nezdinde aydının rolü. ikincisi çıkınca Birinci diye adı değiĢtirilecek olan Büyük SavaĢ'ta birbirlerini öldürüyordu. Biz olmanın anlamını unuttuk. ya da tam tersine 0 kilometrede kalmamız ise ibret verici. geçenlerde öğretim üyeleri ve ogrencilerin 'istifa' çağrılarının hedefi oldu. Evrenin sonsuzluğunda bir vaha gibi görünen bu küçük. Sağır ve dilsizler. Falih Rıfkı gibi Atatürk'ün yakınları tarafından kaleme alınanlar dıĢında pek kimsenin biyografisi yazılmadı. . bilemiyorum. soykırım kategorisine giren Ermeni katliamından.sıkı bir Ģekilde alkıĢlanmasıyla canlandı ve bir öğrenci temsilcisinin 2008 sınıfı adına Chomsky'ye küçük bir hediye vermesiyle doruk noktasına ulaĢtı. geçmiĢten kopuk serzeniĢlerle birbirimize düĢmemiz. Perde yeni açılıyor. barıĢ ve çevre hareketlerinin öncülüğünü yapmıĢ olmasında belki bu fotoğrafın rolü vardır. dünyalı olduk. kimin aklından geçebilirdi? Firavunların Mısır'ıyla tanıĢabilmemiz için Napolyon'un Osmanlı topraklarına arkeologlar göndermesi. Cumhuriyet'in geçmiĢi yadsıyıp ileriye baktığı bu ortamın özelliklerini göz ardı etmemeleri gerekiyor. Çokkültürlülük adına. bugün Mısır'da yaĢayanlar. o yıllarda ülkesinin toprağını savunanlar arasında yer aldı. hayat dolu noktaya hepimizin evi bilinciyle bakmaya baĢladık. Orta-Asya'da yarı mitolojik bir tarihi alelacele benimseyen Türkiye Cumhuriyeti de. Böylece Cumhuriyet'in ilk yıllarında. rektörlerini tam sağır ve dilsiz olmamakla suçladı. ileriye. aynı tanıma göre soykırım olan. bizim de mirasımız kimliklerimizin kaleleĢtirilmesi oldu. Türk tarihi ve kültürü üzerine yetmiĢ küsur kitap yazan Cumhuriyet'in ilk tarihçisi Fuad Köprülü.

kontrgerilla provokasyonlarından nasibini aldı. NATO'nun bu uç kalesinin hükümetleri için. ülkenin aydın kesiminden. Türkiye artık o konumdaki son askeri darbenin yasalarından meĢruiyetini alan. Marx'ın. Ama gene de. sendikalardan. orada durdurulmalıdır" diye yazar. 'BeĢiktaĢ USA' flamasından. iki tarafın nükleer silahlara sahip olmasının caydırıcılığıyla açıklanır. yargı ve yürütmeye karĢı tutumuyla kendisini düĢman konumuna koyan bir iktidar ile. Türklerin yürüyüĢünün nev-i Ģahsına münhasır olduğunda hemfikir. boy boy Türkiye bayrakları. Ġngiltere gibi geliĢmiĢ ülkelerin bir sonraki aĢaması diye düĢündüğü sosyalizm. bugün tekrar kalıtımın rolü vurgulanıyor. ellerinde bayrak. kapitalist ülkelerde sosyal devlet anlayıĢi giderek terk ediliyor. Tarihimizde bu tezin . Etrafta. Sovyetler Birliği totalitarizminde iflas edince rakipsiz kalan kapitalist ülkelerde sosyal devlet anlayıĢı giderek yıkıldı. Sosyalist ülkelerdeki totalitarizmi örtbas ederek. Bu mantık. Köylüler. Evet. bando mızıka peĢinde resmi geçitte. sağcılar eĢit eğitim koĢulları yaratmaktansa. Beyaz gömleğinin üstünde yüzde 100 Türk yazıyordu. Yuva cocukları. bilim de sağa kayıyor. Sade siyaset değil.Kimi. Türkiye'deki solsuz demokrasi kültürünün baĢka ibret verici örnekleri. Sovyetler Birliği'yle ABD arasındaki soğuk savaĢın sıcak savaĢa dönüĢmemesi. yüzyıl baĢlarında ırkçı sosyal-Darwincilerin bilime damgalarını vurduğu dönemde olduğu gibi. omuzlarında tüfek. yoksulların zekâsını zenginlerinkinden düĢük gösterdiğinden. Aitliklerini korumak. Bulgaristan gibi ülkelerde Türklerin. Ancak iĢ iĢten geçtikten sonra Arizona çölünde olduğu anlaĢılan yok pahasına arsalar. En öndeki çocuk. Eyüp Sultan Ġstanbul Kültür Merkezi'nden. insan zekâsının üstündeki belirleyici rolü yerine. 1975 Hava Assubayları Derneği'ne kadar ne ararsan var. "Ġnsanın düĢüncesinden doğan savaĢlar. aydınların otosansürü. parlamentoya girmeyi beceremedi. birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de 20. tabiplerden. ülkede demokrasiye karĢı en büyük provokasyon olur. yüzyıl boyunca. Sovyetler Birliği. Almanya. Bir zamanlar askeri darbeyle iktidara gelmeye yeltenen kripto-solcular. yoksulları meslekokullarına yönlendirmeyi siyasetlerinin baĢarısı olarak gösteriyorlar. Çin. barıĢ için dünyada her ülkenin eĢit derecede silahlanması anlamına geliyor. Geçerliliği sorgulanmayan zekâ testleri. New York'ta. küreselleĢme tabir edilen günümüz vahĢi kapitalizmine eĢlik eden yeni emperyalizmin önü açıldı. kimliklerinden ödün vermemekte kararlılar. ilk yıllarında Sovyetler Birliği'nden bağımsız çizgi güden TĠP dıĢında. sade Sovyetler Birliği değil. Bugün. Aradıkları saldırganlık geni. 20. solun 'karĢı devrimci' korkutmasıyla örtbas edildi. önümüzdeki günler ve yıllarda. Kuzey Kore. sokağın kesiĢtiği köĢede bir delikanlı. Olası bir saldırganlık genimizin neden olabileceği felaketlere karĢı silahlanmayı da önlem olarak düĢünenler var. Az ötemde. Çevrenin. Ġstanbul'da gafillere Galata Köpüsü'nü satan Sülün Osman'ı bile hayrete düĢürebilirdi. sağcı iktidarlardan. emekçiler sağ partilere yöneldi. kitap üstüne kitap yazıyorlar. yüzde 10 barajı koruyarak Türkiye'nin sesini bulamayan oylarının gaspçısı konumunda. ancak Milli ġef Ġnönü döneminden sonra çok partili sistemde nefes almaya baĢlayan sol. Dünya Türkler Konseyi'nin 200 milyon kiĢi adına pankartına. askeri darbelerden. Müslümanların kıyımını. halkın desteğini alamadı. Solsuz demokrasi kültürü ve Türkiye Gündüz Vassaf 21/05/2006 Kapitalizm için dünyanın en özgür ortamı olan ABD'de tüketiciye sunulan birbirinden albenili tekliflerden geçilmiyor. Amerika'ya biz buyuz diyorlar. Çin. BaĢka ülkelerin de bu tür günlerine tanık olan konuĢtuğum New York'lular. sırf Meclis'te bulunduğundan muhalefet adını benimseyen diğer parti. Geçenlerde tanıĢtığım Boris. ulusal savunma sola karĢı olmakla eĢanlamlıydı. hatta bir dönemin polis derneklerinden aldığı bunca desteğe rağmen. Sovyetler Birliği'nin çöküĢünden sonra ideolojik rekabetin bitmesiyle. asker kıyafetiyle resmedilmiĢ kocaman Atatürk portresi taĢıyor. seçmenlerin büyük çoğunluğunun oylarıyla temsil edilemediği bir parlamento doğurdu. barolardan. devrim adına gerekli gösterir ya da gizlerken. SavaĢa eğilimimizin doğal olduğunu kanıtlamak için laboratuvarlarında harıl harıl çalıĢıyor.daha iyi iĢitmelerini sağlayabilecek teknolojinin kullanılması ve geliĢtirilmesine de karĢı. partilerinde bile demokrasiye tahammülü olmayanlar da Türkiye'de solun cezbedici olmamasının. kültürlerinin yok olacağı gerekçesiyle. Sovyetler'de Stalin'in sosyalizm uğruna katlettiği vatandaĢlarının. Bir savaş davetiyesi Gündüz Vassaf 14/05/2006 BirleĢmiĢ Milletler'in kuruluĢ bildirgesinde. Ne var ki. Türkiye'de sol kurduğu bunca siyasi partiye. trafiğe kapatılmıĢ Madison Avenue'dan baĢlayan geleneksel Türk Günü YürüyüĢü BirleĢmiĢ Milletler binasının önünde sona erecek. bir anda rüyalarınızın gerçekleĢmesini sağlayan ucuz ev kredileri. Türkçe konuĢanlar. Kamboçya da iktidardaki komünist partilerinin katliamları. üniversitelerden. Mevcut yasayla seçime gidilmesi. Macaristan. irticanın hortlatılmasından. Günümüzde kimi bilim adamları savaĢların durdurulamayacağı düĢüncesinde. Kapitalizm üzerine dertleĢmek için yanlıĢ adamı bulmuĢum. Türkiye'de halk nezdinda inandırıcı olamadı. olumlu yönlerinin sözcülüğünü yapması yetmiyormuĢ gibi. Yabancı bir ülkede Türkler aitliklerini kutluyor. Madison'la 57. emperyalizmin önü açıldı. Nazilerin Ġkinci Dünya SavaĢı boyunca öldürdükleri düĢmanlarından çok olduğunu hatırlattı.

adlarına dikilecek anıtların tasarımları için uluslararası yarıĢmalar düzenlenirken. papaza izni boyunca. Günümüzde düzenli ordular Ģehirlerde. 21. askerlerimizin. Diğer hayvanlarda genellikle beslenme ve savunmayla sınırlı olan Ģiddetin bizatihi kültürel yaĢantımızda yeri var. savaĢ oyunlarının da baĢ aktörü konumunda. Geçenlerde bir toplantıda beraber olduğum. askerin hayatı sivilinkinden daha kıymetli addedilir olmuĢtu. küçük bir Avrupa ülkesi büyüklüğünde bir alanda Pentagon. taraf olmaya zorlanan sivillerin öldürülmesine o denli alıĢtırıldık ki. ideolojilerimizin kahramanları. Resim. Geçenlerde inançları uğruna ölümü göze alanları anlatan iki film seyrettim. ne devletler için söz konusu ne de devletlere karĢı savaĢanlar için. Sezar'ları kahramanlaĢtırıyor. terörizm denilen olay. Ġnançlarından vazgeçen. Genlerimizin yüzde 99'unun Ģempanzelerle aynı olduğunu vurgulayan. onlarsız yazılamazdı destanlarımız. memleketi Belçika'ya dönmesi için dokuz gün izin verilir. çöldeki köylerde Ġngilizce bilmeyen direniĢçi rolünde yapay bir Irak'ta yaĢıyor. Wilson gibi neo-Darwinci kimi bilim adamları. iki Japon Ģehrinin haritadan silinmesini mübah karĢılıyordu. ne sanatta dönüm noktasıdır ne de estetik anlayıĢımızda yenilik. sembolik gereksinmelere dayalı yamyamlık. ġii-Sünni çatıĢmaları ve bunlarla baĢ etmek üzere Amerikan askerleri. birileri bizi savaĢa çağırdığında kimse davete icabet etmeyecek. ÇağdaĢ uygarlığımızın bu aĢamasında. sivillerden oluĢan güçlerle çarpıĢıyor. belki yarısından fazlası sivil. Dawkins. Japonya'nın hemen teslim olmasıyla savaĢ bitmiĢ. Günümüzde Ģehit askerlere devlet törenleri düzenlenir. Tersine bir tarih bitmek üzere. Çocuklarını Tanrılarına kurban etmek isteyen peygamberlerimiz. özellikle Ģiddete yönelik davranıĢlarımızın kökeninde hayvan geçmiĢimizin olduğu iddiasında. Tarım toplumundan bu yana bir arada yaĢamasını öğrenmeye baĢlayalı 10 bin yıl geçmedi. Kaliforniya'da. Ve tabii ki Pentagon'un Iraklı kobaylarının nelere maruz kaldıklarından tek bir kelimeyle söz etmiyor. Türümüz genç. bu kültürün uç örnekleri. Hiroshima ve Nagazaki'de atom bombasıyla yüz binlerce sivilin katledilmesini. insanda Ģiddetin uç noktaları üzerine yakında kitabı çıkacak olan Catherine Thomas tam tersini söylüyor. (ABD'nin bu gizli silahını patlatmasının bir diğer gerekçesinden. ayaklanmalar. dinlerimizin. Onu ünlü yapan konusu. öldürülen siviller umursanmaz. onu savaĢı desteklediğini ilan etmesi için ikna etmeye uğraĢırlar. Ne var ki Ġskender'leri. insani bir Ģey. Dünya SavaĢı'ndan galip çıkan ABD'de. ġarkısında "BarıĢa bir fırsat verin" diyen John Lennon'un sözleri bir gün gerçekleĢtiğinde. Özellikle son yüzyılımızın savaĢları toklar arasında geçmedi mi? Ġnsan en az savaĢa olduğu kadar barıĢa da yatkın. barıĢtan söz edenlere hayalperest. Kabul . faĢizme karĢı II. ġiddet. söz edilmesinden hoĢlanılmaz) Atatürk'ün Çanakkale'de ölen düĢman askerleri için "Onlar da bizim evlatlarımız" demesinden bu yana köprülerin altından çok sular aktı. New York Times. yüzyıl savaşları Gündüz Vassaf 07/05/2006 Dünya resim tarihinin en ünlü tablolarından 'Guernica'da Picasso. Bilgisayar oyunlarımızdan. bu dönemlerin liderlerini göz ardı ediyoruz. siviller sade savaĢ kurbanı değil. "Her Ģey o kadar gerçekçi ki savaĢ stresinden hastanelik olan. 1 milyonun üstünde Vietnamlının öldürüldüğünün farkında değildirler. 21. inançlarını terk edenler de var. tarihimizi incelerken uzun süreler için geçerli olan barıĢcıl dönemleri. savaĢçılara gerçekçi diye bakıyor. kimden gelirse gelsin. Hükumetin gerekçesi açıktı. siviller. Alman yönetmen Volker Schlöndorf '9 Gün' filminde faĢizme direnen bir papazı anlatıyordu. köyleriyle. insanlarıyla yeni bir Irak yaratmıĢ. çağdaĢ savaĢlarımızın adı. BaĢka Katolik papazlarla Almanya'da temerküz kampında olan kahramanımıza. savaĢların sivilleri hedef almasına isyanımızın dile getiriliĢidir.abesliğinin defalarca kanıtlanmıĢ olmasına rağmen. Vietnam'da ölen askerlerinin sayısının 53 bin olduğunu okul çocukları bilirken. savaĢın uzamasıyla Sovyetler'in Japonya'ya girerek. Zamanında Saddam'dan kaçıp ABD'ye yerleĢen Iraklılar. Tarihin ibret verici bir cilvesi ki. bırakın onları anmayı. bırakın sivillerin öldürülmesinin kınanmasını. Orduların savaĢ alanlarında karĢılıklı çarpıĢtığı binlerce yıllık dönem geride kaldı. istatistikleri tutulmaz oldu. ordudan erken terhis edilenler bile var" diyor. Pandora'nın kutusu Guernica halkının bombalanmasıyla açıldı. taraf addedilen. SavaĢlarda taraf olan. ülkenin yarısına hâkim olmasını engellemiĢ olabileceğinden pek söz edilmez. Bence modern savaĢlarımız da Thomas'ın tezini doğruluyor. sayıları tutulmaz. Los Angeles'a yakın Mojave Çölü'nde. yüzyıl savaĢlarında sivillerin dokunulmazlığı diye bir ahlak. sivilllerin katliamını kabul edemeyen ahlakımızın haykırıĢı. Onlar örnek gösterilmez çocuklarımıza. Almanya'da olduğı gibi. Ġspanya Ġç SavaĢı'nda faĢistlerin sivilleri öldürülmesine karĢı tepkisini resmeder. 1960'lı yılların sloganlarında da söylediğimiz gibi. kasabalarıyla. Amerika'da. (Barutu keĢfettikleri halde bunu bir tek havai fiĢek yapımında kullanan ve yüzyıllarca kendi sınırları içine kapanan Çin örneği yeterli olmalı) yeni yeni savaĢ oyuncaklarından çıkarları olanlar her ülkede egemen düzenin parçası. daha çok Amerikan askerinin telef olması önlenmiĢti. Hitler'in dinsiz BolĢeviklere karĢı savaĢtığını anlatıp. homo sapiens sapiens olarak emekleme aĢamasında bebek konumunda bile değiliz. Evrim açısından baktığımızda. Aradan 10 yıl geçmeden Amerikalılar. Dönek! Gündüz Vassaf 30/04/2006 Ġnançları için ölenleri yargılamak kimin haddine? Onlar uluslarımızın. polisimizin kafalarındaki beyzbol Ģapkalarına kadar kültürüyle dünyaya yayılan ABD. 21. Ġntihar bombacıları. Devlet dahil. yüzyıl savaĢlarımızda orduların nasıl eğitileceği konusunda da öncü. Katolik kilisesinin desteğini isteyen Naziler.

Ölen Almanlara acı duymayıp. temerküz kampındaki diğer papazları da kurtarabilecektir. Türkiye'de lise düzeyinde münazara kulüpleri kurulduğunu. son yıllarda yüzde elliye yakın düĢüĢ gösteren seyirciyi. Televizyonda günün haberi yılda 15 milyon dolar maaĢla CBS kanalının bir kadın sunucuyla akĢam haberleri için anlaĢması. kahramanımızı serbest bırakırlar.. ĠĢ düĢüncelerimizi yarıĢtırmaya gelince. daha yumuĢak ve cezbedici bir yaklaĢımla geri çekeceklerini umuyorlar. -Tanrı yoktur. faĢizmin iĢgali altındaki ülkesinin sokaklarından birinde. Fred Zinnemann'ın yönettiği. kara gün dostu ve poker masasında birbirlerinin gözlerinin içine baka baka yalan söyleme. hakareti eleĢtiriye egemen kılıyoruz. Ama modern insan bireyin hikmetine inanmıĢ bir kere. O da. Ģiddeti tartıĢmaya. Mezarlığa giden Naziler gerçekten orada gizlenen direniĢçileri bulup öldürür. farklı düĢünenleri muhatap almayı bile reddediyoruz. sorgulamasında. Nazilerin yakaladığı Fransız direniĢçisi. damadı olduğu Abdülhamit'in emriyle. Kendisini Tanrı'ya adar. Tekrarlana tekrarlana ezbere dönüĢen düĢüncelerimizi esas alarak kurduğumuz takım aitlikleriyle düĢünmesini unutuyoruz. DüĢüncelerin çarpıĢmasından gerçekler doğar sözlerini bir yana bırakalım. ülkesini Almanlar iĢgal eder. sorgulanmadıkça dogmalaĢan doğrularımızın barutsuz toplardan farkı yok. -Resimde çıplaklık sanat değil pornografidir. ayrıca direniĢçilerin de onlara katılma önerisine sırtını çeviren kahramanımız. Audrey Hepburn'un baĢrolde oynadığı 'Rahibe'nin Öyküsü'nde genç bir kadın dünyevi hayattan uzaklaĢıp rahibe olmaya karar verir. "Yüzünüzdeki ilk yaĢlılık lekesini herkesin fark ettiğinden mi kuĢkulanıyorsunuz?" diye sorup krem tavsiye ediyor. Akıntıya kürek çekiyorlar. kaleciyi ters köĢeye yatırma ustası. kara gün dostu. öğrencilerin ulusal yarıĢmalarda aĢağıdaki görüĢleri karĢılıklı takımlarda tartıĢabildiklerini tahayyül edebiliyor musunuz? . kimilerine göre idealist özgürlükçüler. Haftada bir kez buluĢup top oynarlar. Bencil gençler! Gündüz Vassaf 16/04/2006 Boston'dayım. -12 Eylül'ün sorumluları yargılanmamalı -Ġsteyenler dini tören yapılmaksızın defnedilebilmeli -Vicdani ret hakkı tanınmalı. Spikerin endiĢeli sesi. Bir sonraki aĢamada da mantık ve retorikte ustalaĢan bir lise münazara takımımızın dünya birincisi olduktan sonra Ankara'ya döndüklerinde Meclis'te ayakta alkıĢlandıkları günü düĢünün. biraz olsa abartmıyor muyuz kararlarımızın hayatımızdaki rolünü? Jean Paul Sartre'ın bir öyküsünde. Hayatta nadir rastlanan ve aslında o kadar da siyah beyaz olmayan bu tür konumlar her ne kadar 'örnek insan' mitolojilerimiz için dramatik konular oluĢtursa da. öldüren Almanlara öfkelendiğinden Tanrı'ya layık olmadığına kanaat getiren kahramanımız. mutlak doğrularımızın tahtından ters düĢüncelere karĢı namus savaĢı veriyoruz. Ġsveç'teki gibi anayasal monarĢi daha uygun olurdu. Belki ne o ne de bu. zaten nerede olduğunu bilmediği arkadaĢlarının mezarlıkta saklandığını uydurur. Katolik hastanelerinde yılları geçer. elinde bavulu. Sancılarından uyuyamayan yaĢlı erkek yatağında kıvranıyor. bir çalımla kıç üstü düĢürülmemizi doğal karĢılarken. Kimilerine göre hain oportünistler. Bugün gazetede çıkan yengem Behrement Sertel'in ölüm ilanında büyükbabası Mahmut Celalettin PaĢa'nın da adı geçiyor. askerlik görevi sivil kuruluĢlarda da ifa edilebilmeli -Ulus-devletlerin sonu geldi -Bayrak yakılması düĢünce özgürlüğünün bir ifadesidir. Almanların teklifini. . Pokerde gözümüzün içine baka baka yalan söylenmesini. Türkiye lisesi dünya birincisi Gündüz Vassaf 23/04/2006 Haftada bir kez buluĢup poker oynarlar. Ġkinci Dünya SavaĢı çıkar. Kanunla. temerküz kampına dönmeyi seçer. İlgisiz gençler..Hepsi arkadaĢ. Hepsi arkadaĢ.ederse sade kendisi ve ailesini değil. TartıĢmadan yoksun kalınca inandıklarımızı ifade edebilmenin dilini unutuyoruz. güvenli bir konumda olduğu manastırı. HoĢgörüsüz. manastırlarda. eski Sadrazam Mithat PaĢa ile birlikte Taif'de zindanda öldürülmüĢ. dizine yapay mafsal takıldıktan sonra koĢmaya baĢlıyor. Haberleri izleyenlerin azalması vazgeçtiklerinden değil öldüklerinden.Cumhuriyet rejimi yerine Ġngiltere. uyku ilacıyla huzura kavuĢuyor. Tarihin cilvesi. zorbalıkla susturuyoruz ters görüĢleri. toplum baskısıyla. tahammülsüz oluyor. Filmin son karesinde onu. -Tehcirde gayrimenkullerinden olanlara tazminat ödenmemeli. blöf yapma ustası. hemĢirelik yaparak insanların hayatını kurtardığı hastaneyi terk eder. iĢkenceyle öldürülmesini birkaç saat erteler düĢüncesiyle. kararlı adımlarla tek baĢına yürürken görürüz. kendisi ve baĢkalarının ölümünü göze ala ala. Ekranda yaĢlıca bir kadın topallayarak yürüyor. Bu popüler kadın sayesinde daha çok Amerikalının televizyon haberlerini seyredeceğini. ve sahada birbirlerine çalım atma. babasının öldürüldüğü haberi gelir.

bilimi kullanacağımıza.. Asya değil. Medyanın türü ne olursa olsun. gençlerin geleceği çıkmaz sokak. Hedefimiz birey olmak. Ben bireyim diye farklılığımızı yüceltirken. Osmanlı devletinin protokol kurallarını. bilgisayar ekranlarında birkaç ana baĢlıkla yetiniyor. dönemin suç ve cezalarını. gazeteler. Evet. Aydınlanmadan bu yana bir tür dini inanca dönüĢen pozitivizmden kurtulalım derken. Ya Ģimdi? GeçmiĢi hep bir ağızdan eleĢtirir. bir kültürü ve insanlarını birinci elden. Gençlik ilgisiz diyorlar. Evet. gençlik bencil diyorlar. bize dayatılan çoktan seçmeli özgürlük Ģıklarının edilgen tüketicileri olurken. öyle yazılmıĢtı ki okuyabilmem mümkün değildi. sağ ve sol ideolojilerin birbirleriyle yarıĢtığı 20. bilime taptık. . Eski alıĢkanlıklarıyla. eğlendirici. gençler iĢsiz. Ġstemesem bile dinleyici olmaya mecburdum. Dersi yeni alan öğrenciler de güçlük çekiyor.Malum. geçmiĢten özgürleĢmek için çabalarken Ģimdi de yeni bir ezberimiz var. daha çok olay satıyor. kendi dillerinden tanıma fırsatına kavuĢacakları için. hoĢ vakit geçirici olmaya çalıĢıyorlar. cinsel kimliklerimizle binbir gruba bölünüp haksızlık en çok bize yapılıyor diye adımızı duyurma yarıĢında kimlik politikalarımızın gönüllü tutsakları olurken. beni özellikle ilgilendiriyorsa da. 2006 Eğitim. Dünya küreselleĢmiyor. Evet. 15. Evet. hâlâ haberlere inanan. Darfur'daki soykırım kaç kiĢinin. her Ģeyin göreceliğini abarttığımız postmodernizmin kaygan. Birey. hangi medyanın gündeminde? Sermaye karĢısında giderek kuklalaĢan politikacılar. birimiz hepimiz için" diyen roman kahramanlarımız. "Hepimiz birimiz. Gençlerse cep telefonlarında. Ancak okudukları onlar için sade baĢka bir alfabe değil. Evrensel değerlerin hepimiz için geçerli olacağı bir dünya kurmak yerine. en az ilgi çeken dıĢ haberler. baĢıboĢ bıraktığımız iktidarları bir o kadar daha güçlendirdik. Ama Ģunları da unutmayalım Etnik. Yeni haber sahiplerimiz giderek daha az haber veriyor. haberlerin hepimizin hayatında önemli bir yeri vardı. biri hariç. TröstleĢen dünya medyasının da para kazanma formülü bu. Böylece çoğu Türkiye kökenli öğrenciler önlerindeki metni çözdükçe ben de onlarla paylaĢtım Fatih Sultan Mehmet'in son zamanlarında hazırlanan Kanunname-i Al-i Osman'ı. eğitimde amaç izci vatandaĢ değil özgür bireylerin yetiĢmesi. Sonuç. Ben bireyim diye. her ülkede düĢen gazete tirajları. küreselleĢen karar odakları için cüceleĢtik. yabancı bir dilin alfabesini sökmeye baĢlayan ilkokul çocuklarının tedirginliğiyle okuyorlardı kelimeleri. dünyada olup bitenle ilgili daha söz sahibiyken. Evet. kapitalist ülkelerde. televizyonlar son yıllarda dünyada olup bitene ayırdıkları zaman ve yeri azaltırken. yüzyıl boyunca olayların gidiĢatında daha belirleyici rol oynarken. Metinler. nerdesiniz? Ocak. atalarımızın. dönmedolaplarda yönsüz kaldık. hepimiz birer istatistik olduk. farklıyız. yukarıda sözünü ettiğim reklamların hepsi yaĢlılara yönelikti. ölümler gerekmedi mi? Dönme dolaplarda özgürlük Gündüz Vassaf 09/04/2006 Evet. Finans tekellerinin dünyaya egemenlikleri yaygınlaĢıyor. Gençler ciddiye almıyor. önlerinde yepyeni bir ufuk açılacağına. Öğrenciler önlerindeki metinden okumalar yapıyor.. bu topraklarda yaĢayanların tarihiyle ilgili olsa da. okullarımızda ezberle yetiĢtirildik. haberler dahil herhangi bir programın ekranda var olması reklam alabilmesine bağlı. eğitimde amaç matematiğin Mehmet'e öğretilmesi değil. Neyi ne zaman bilip bilmeyeceğimizi onlar kararlaĢtırıyor. daha az seyredilen haber programları. haberi bir tür kamu hizmeti sanan yaĢlılar seyrediyor akĢam haberlerini. Dedelerimin. yüzyıla özgü bir kaligrafiyle yazılmıĢ o dönemin Osmanlıcasıydı. Teneffüs Ölüler niçin ölmez? Gündüz Vassaf 02/04/2006 Geçenlerde Harvard Üniversitesi'nde bir derse dinleyici olarak katıldım. iktidarların kalebentleri gibi koĢullandırıldık. 30 dakikasının sekizi reklam olan bu akĢamki haber programında. zeminsiz ortamında birbirinden anlaĢılmaz düĢüncelerin sağırlar diyaloğunda kaybolduk. akıllarınca toplumun nabzını ayarlıyorlar. Kim ilgisiz? Gençler parasız. Mehmet'in matematik öğrenmesi. okuduklarını Ġngilizceye çeviriyorlardı. ömrü bir günlük bile olmayan 'dramatik' haberlerle ilgi çekmeye. Haber dergileri. Zil. yaĢlanan Avrupa'nın göbeğinde bile gençlerin haykırıĢlarına sağır kulakların açılması için ayaklanmalar. Afrika. devlet ricali için kullanılan resmi hitapları.. bu değerleri ancak kendimize Ģemsiye olacağı ölçüde benimser olduk. nenelerimin mezartaĢlarında adlarını bile okuyamayan benim durumuma göre ne kadar da Ģanslıydılar. ciddi konularla uğraĢmayıp kendilerini ciddiye alanları. dini.

burada trafik sorunundan önceden haberdar olsa belki gelmek istemeyebilir. Tarihiyle bu kadar övünüp tarihini bu kadar az bilen. Filmde trafik sorunları. Basın toplantısında Yesenin'e Amerika hakkında ilk intibaları sorulur. kararını ona göre versin. Yesenin komünist. fırsattan istifade. Hollanda hükümetinin çabası. Müstakbel göçmenlere Hollanda'nın değer yargılarını tanıtmak da ihmal edilmemiĢ. kendi ülke ve insanlarını yargılamakla yetiniyor. dün. Batı. yeni Türkçeyi laiklik. Olur ya. Hükümete göre film ve sınavın amacı bu ülkede yaĢamak isteyenleri Hollanda'nın gerçeklerine hazırlamak. Avrupa'nın göçmenlere karĢı tutumu hâlâ gayri-meĢru çocukları olmuĢ ebeveyn konumunda. Göçmenlere yaĢayacakları yeni ülkeyi tanıtmak tabii ki iyi fikir. çocuk bakımının tanıtılması için müstakbel anne babalara Avrupalı devletler. Annemle Sovyetler Birliği'nden Türkiye'ye uzun bir yolculuk yapmıĢtık. Bir sahne Baltık Denizi kıyısında çıplaklar plajında sereserpe güneĢlenenlere ayrılmıĢ. BaĢka bir sahnede birbirleriyle öpüĢen eĢcinseller gösterilirken. Gazeteciler peĢlerinde. artık az da olsa. iĢte benim için Amerika bu diyor. yaĢlandıkça azıyor." diyor. neler hisettiğini. hoĢgörüsü ve ırkçılığıyla Hollanda'yı tanıyacaklar. onu yerden yere vurmalarının örneği çok. doğumun. eski Türkçe diye tabir ettiğimiz yazıyı. Japonya'da Budist. Sovyetler Birliği çöktükten bu yana ABD baĢta olmak üzere kapitalist ülkeler sosyal devlet anlayıĢını terk eder. Hiç rastlanmayan devletin kendi topraklarında yaĢamak isteyenleri ürkütmesi. . Reddettim. mahalle sakinleri Hollandalıların ne kadar soğuk. dinini. gündelik yaĢamın çeĢitli alanlarında kesiĢtiği ABD modelinin Ortadoğu'ya dayatılmasından. ülkeyi her an yok edebilecek sel felaketi de iĢlenmiĢ. tarihinin dilini okumaktan. sana ters gelecek neler neler var diye film yapıp dünyanın dört bir yanına yollaması. Türkiye'den müstakbel bir gelin. Bu yetmiyormuĢ gibi. iyi kötü taraflarıyla. göç karĢısında kendi uyumsuzluklarının çaresizliğinden. Sovyet devrimine inanmıĢ. Hollanda hükümetinin yeni hazırladığı bir film aynen böyle yapıyor. Annemin bildiğini. göçmenlerin yaĢamaya mahkûm olduğu gettoların görüntüleri eĢliğinde yapılan söyleĢilerde." Kompartmanda masamızın üstüne koyduğu bir kâğıda kalemle yazarken "Elif" diyor bana bakarak. Hollandaca bilmenin yanı sıra bir tür 'yurttaĢlık bilgisi' sınavından geçmek zorunda. Sanki ideolojileri. yüzyıl ulus devlet mantığıyla bakma delaletindeler. hatta düĢmanlaĢtığını hepimiz biliyoruz. devletlerin yönetim tarzlarını bir dizi harf belirlermiĢ gibi. Hollanda Büyükelçisi'ne Gündüz Vassaf 26/03/2006 Modern dansın öncüsü Isadora Duncan Rus sevgilisi Ģair Yesenin'i koluna takar. göçmenlerin uyumsuzluğundan çok. mesafeli insanlar olduğunu anlatıyor. Ama soru göç alan ülkeler ne zaman. kurumlar her geçen yıl bu konuda daha çok para harcar daha mükemmel eğitim programları geliĢtirirken yepyeni kimliklerle oluĢan dünyalarını 19. devleti içerden ve dıĢarıdan yıkmak isteyenlerle suç ortaklığı olarak algılanıp mahkûmiyetle bile sonuçlanabilir. koca bir imparatorluğun. Film müstakbel göçmenleri sınava hazırlamak için yapılmıĢ. evrenselleĢmek yerine 'HollandalılaĢtırılamayanlardan' yakınıyorlar. ĠĢte. Göçmen Bakanlığı sözcüsü Ģöyle diyor. Ġstenmeyen bir çocuğun geleceğinin nasıl tıkandığını. emeğini benle paylaĢmasını geri çevirmenin acısı dinmiyor. "Yabancıların ne biçim bir ülkede yaĢayacaklarını bilmesi gerekli. Üç gün sürdü tren yolculuğumuz. kendi ülkelerimiz dıĢında olanlara kayıtsız kalmamız ibret verici. eski Türkçeyi Ģeriatla bir tutma gafletinde olanların. seyircilere Hollanda'da eĢcinsellerin birbirleriyle evlenebileceği anlatılıyor. Ama Ġstiklal MarĢı'nı yaĢamımız boyunca tekrarlama çabasının onda birini tarihimizin alfabesini öğrenmeye verebilsek. dilini bu denli yoksullaĢtıran baĢka bir ulus var mıdır bilmiyorum. Ama bunlar da göçmen adayını Hollanda'da yaĢamaktan vazgeçirmeye yeterli olmayabilir. iflas eden göçmen politikalarının yerine göçmen polisine baĢvurmalarından kaynaklanıyor. yerli halkın bile geçersizliğiyle dalga geçtiği. bana eski Türkçe öğretmeyi önerdi. Bu ülkeye göçmen olarak yerleĢmek isteyenler. bugün ve yarınlarının parçası olan göçmenleri tanıyacak? Avrupa'nın da ihtiyacı yok mu yeni gelenlerin tarihini. Annem yolda aramızdaki baĢka türden bir demir perdeyi yıkmayı. insan hakları ve özgürlükleri 'güvenlik' gerekçesiyle teker teker yok ederken. aydınları da kafalarındaki Batı'nın 'çağdaĢlığının' ezberini bozamıyor. ġair cebinden tabancasını çıkarır. özellikle Fas ve Türkiye gibi Müslüman nüfusunun yoğun olduğu ülkelerden göçün önünü kesmek olduğunu söylüyor. Zaten bu ülkede yaĢadıkça. Bir ülkeyi sevmeyenlerin. deniz seviyesinin altında olan bu ulkede sel tehlikesi olduğunu bilmeli ki. Göçmen kuruluĢları. anlamaktan aciz. göçmen yollayan ülkelerin bilim adamları. Ġsrail'de Yahudi. tutumu ibret verici. alfabesini öğrenmeleri mümkün değil. tutumları bir tek Batı'nın gündemindeki insan haklarıyla sınırlı kalıyor. Amerika'ya gelirler. biz de belki asıl o zaman saldırgan ve evhamlı kalıplarımızın cehaletini terk edeceğiz. asıl amacın. Levent Ġlkokulu'nda birinci sınıfı bitirdiğimde okuma yazmayı sökememiĢ. Amerika'da Hıristiyan demokrasisinden söz etmeyen ABD'nin 'Ġslam demokrasisi' trenine binenlerden. "Ġki günde öğretirim sana. burada senin hoĢuna gitmeyecek. Bugün bile eski Türkçenin okutulmasını önermek. toplantı biter. "Kolay. ailemin yazılı tarihiyle kucaklaĢma fırsatı. havaya birkaç el ateĢ eder. ortamına nasıl yabancılaĢtığını. değer yargılarını anlamaya? Danimarka'nın densizliğinden kaynaklanan karikatür krizi yeteri derece ibret verici değil miydi? Türümüzün tarihi kadar eski olmasına." Film Hollanda'da iĢsizlikten söz ediyor. yazar-çizerleri. Tedirginlikten öte birçok kiĢiyle birlikte ben de ürküyorum din ve devletin. on binlerce yıllık tecrübemize rağmen. onu da bir haftada annem öğretmiĢti. Hıristiyan ülkelerinden gelenler imtihandan muaf. Amsterdam'a yerleĢmek isteyen bir Sudanlı.Ne var ki Cumhuriyet'in 80 küsur yılını arkada bırakmamıza rağmen öğrencilerin okullarda isterse seçmeli ders olarak bile.

duymak istediklerini söyleyen istisnalar dıĢında kötü. savaĢlarında bizleri kurban etmeye kadar götüren. düĢman bildiklerinin tüm özelliklerini kötülemek. Devlet bir gün bu sulardaki yaĢamı denetlemeye kalkıĢĢa. gaddarını var eden de biziz. aldatmaktan aldıkları güçle. hatta benzer konumda olanlara rakip diye bakmaları. iktidarların. RüĢdü gibi mağdurların evrensel sorunu bu. Deniz otöbüsleriyle mavnalar birbirlerini kolluyor. Danimarka'da Muhammed'i aĢağılayan karikatürlerin ardından patlayan Müslümanların protestolarını düĢünce özgürlüğüne tehdit gören. Yusuf Aslan gibi mağrur gençlere karĢı acz içinde kaldı. yüzyılda küreselleĢen kapitalizmin kültürü. devletleri alıĢılagelmiĢ konumlarından alaĢağı edip küçültürken. 12 Mart: Deniz Gezmiş niçin asıldı? Gündüz Vassaf 12/03/2006 12 Mart. Geçenlerde buna bir yenisi eklendi. gölge etmesinler baĢka ihsan istemez. karĢılıklı çıkarlarla bağlı. devletin düĢürdüğü bayrağı kapmak isteyenlerin yarattıkları benmerkezci bir kaosla karĢı karĢıyayız. karanlık ülkelerinden. Ġslamizm. mağdurlarının gözünde onları dünyanın en büyük düĢmanı yapıyor. 25 yıl önce bugün. hoĢumuza gitmeyenleri sineye çekiyoruz. Ezilenlerde de sık rastlanan bir olgu. Devleti korumak adına iktidarı gasp edenlerin gerekçeleri hep aynı. Devletin en güçlüsünü.. Ezilenlerde. DolmuĢ motorları teğet geçiyor sükût içinde kürek çeken âĢıklara. soykırıma uğrayanların badirelerini. sahilden atılan on binlerce oltanın açıklarında yüzenler. Deniz GezmiĢ. Ama tam da bu noktada. vatandaĢlarına hakaret ediyorlar." Bu üç izm'in. Egemen çevrelerin. tek yapabileceklerini yapmıyor.. elma ve armutların karıĢtırılmasından kaynaklanan. Böylece Amerikaya karĢı dünyada emekçilerini temsil etme iddiasındaki Sovyetler'de caza. faciaların binbir çeĢidini baĢımıza musallat ediyorlar. Özellikle sahip çıkmalarını beklediğimiz evrensel ilkeler. kendileri de zamanında ölümle tehdit edilen Salman RüĢdü ve Teslime Nesrin gibi yazarlar imzaladıkları bir bildiride 'Ġslam totalitarizmi' diye adlandırdıkları hareketi kınarken aynen Ģöyle demiĢler.. Ģimdi dünyanın karĢısında yeni bir tehlike var. iĢler çığrından çıktı. Tersi olunca susuyoruz. iĢlerine gelmediğinde sansür uygulamaları. Bu tutumumuzun vazgeçilmez yönü haksızlığa olan isyanımızdan kaynaklanıyor olmalı. kendilerini eleĢtirme eğiliminde olanlara hain. 'bana ne' gibilerinden bakmıĢtı. Boğaz sularında karĢıdan karĢıya mekik dokuyan ġehir Hatları vapurlarının arasından tankerler bir aĢağı bir yukarı geçiyor.. onları astı. unutturuluyor.'haksızlık en çok bize yapılıyor' diye kendi davalarından baĢka bir Ģeyle ilgilenmemeleri. vatandaĢlarını ezmekten. Özünde bizlere. demokrasinin en geniĢ yelpazeli ortamını da. onları dıĢlamaları. azınlıklarda sık rastlanan baĢka bir özellik. Boğaz'da yaĢam. Yüzlerce balıkçı sandalı binlerce yıldır bildik sularda her zamanki seyir yerlerinde. Demostenes'in Ġskender'e dediği gibi. Transatlantiklerin arasından su kayağı. toplum yönetilemez hale getirildi. 20. Belki de ezilenlerin. . dillerinden. cahil ve bağnaz bir bakıĢın sonucu olduğuna değinmeyeceğim bile. Devlet. Kim ister ezilenleri eleĢtirir konumda olmayı? Olup olmadık yerde onları alkıĢlarken.Zalim mazlum Salman Rüşdü Gündüz Vassaf 19/03/2006 Egemen güçlerin dehĢetini. devrim düĢmanı diye bakmaları. dejenere bir müzik türü olarak bakıldı. Hüseyin Ġnan. "Nazizm ve Stalinizmi yendikten sonra. öldürmeleri. Ġstanbul'da. Beyrut'ta )0'lerin sonunda bir heyetle Arafat'ı ziyarete gittiğimde tanıĢtığım Filistinliler. Diyorlar ki. besmele ya da her ikisi eĢliğinde dayatınca. dayak atan elleri öpe öpe 12 Mart'ları var ediyoruz. ilgiyi salt kendi üzerlerinde tutmak isteyen Latin Amerikalı temsilciler benzer baskılardan mustarip olmalarına rağmen boykot etmiĢlerdi. baĢımıza 'Boğazlar Güvenlik Kurulu' ya da 'Boğazların Tek Adamı' peydah olsa. Ama tarih boyunca devletler. duyarsızlığını asırlardır vicdanımızın büyütecinde yargıladık durduk. dönek. ister katliama. uluslararası hukuktan sanata kadar bu konuda duyarlılığımızı göstermenin binbir yolunu bulduk. ideoloji ya da din adına hareket edenlerin hoĢgörüsüzlüğü ve kini. kendiliğindenliğin tepesine oturacak beceriksiz. bürokrat ve zabitlerin Boğaz'a özgü yaĢam kültürünü. Böylece tek yapılması gerekenleri. 12 Eylül'den sonra Cenevre'de Uluslararası Üniversiteler Birliği'nde (WUS) Türkiye'de YÖK'le birlikte üniversite özerkliğinin yok edildiğini anlatacağım bir konuĢmayı ise. Egemen güçlere karĢı gelenlerin diğer özelliği. Amerika'nın askeri darbeyle devirdiği Allende'den ya habersizdi. mantıksız düzenlemeleriyle facialara neden olacaklarına Ģüphem yok. soykırımı kabul etmediği müddetçe dünyanın en az yaĢanılabilir. YaĢadığım Yunan adasında sevgilimin bir oğlan çocuğuna hamile olduğunu öğrenen lezbiyen feministlerse onu kürtaj yapmaya ikna etmek istemiĢti. benmerkezcilik. cebi aç yönetici. Türkiye'de devletin baskıcı varlığının doruk noktasına geldiğini simgeleyen günlerden biri. Ġster Roma Ġmparatorluğu'nda çarmıha gerilen Spartaküs ve Nazilerin kurbanı Anna Frank'ın çektiklerini birbirimize tiyatro ve film aracılığıyla hatırlatmayı sürdürelim. Devletin burada tek yapacağı dıĢarıdan gelen saatli bomba niteliğindeki petrol tankerlerinin geçiĢini durdurması. Adı geçen yazarların mağduriyeti onları yeni tür bir 'izm'i hedef göstermelerine kadar götürmüĢ. Türkiye. kendiliğinden oluĢan huzur ve ahenk içinde yaĢanabileceğinin çarpıcı bir örneği. ya da konuyu açınca. Ermeni diasporası için Türkler.. Hedef egemen güçler olunca haksızlığa karĢı çıkmak vicdanımızı rahatlatıyor. onların da düĢmanla birlikte düĢmanlaĢmasıyla unutuluyor. anayasanın sağladığı özgürlükler Türkiye insanına 'lüks geldi' gerekçesiyle asker darbe yaptı. kimilerinin iddia ettiği gibi özgürlük değil. 21. Mesajlarını bayrak. az dile getirilse de. dinlerinden cefa cekenlerin acılarını gündemimizden indirmeyelim.. yok edecekleri gibi. rüzgâr sörfü yapanlar süzülürken. davamızın önce insan olduğunu unutunca rastladığımız bildik Ģeyler. biz de. Bunlar. akıntılarda kulaç atmanın keyfini çıkarıyor. sizi kurtarmaya geldik. yüzyıl boyunca dünya solunda rastladığımız gibi.

Yerel beyzbol ligini kazanan takımlarına 'dünya Ģampiyonu' demeleri ise bizde 'Bir Türk dünyaya bedeldir'in karĢılığı olmalı. dedeleri gibi 'Almanları' sevmiyor. basınla konuĢmaktan kendilerini tutamayan eĢleri. BaĢka bir yakınım geçenlerde ġili'den döndü. . sahipleri biziz diyor herkese. köyden getirtilen bir kızla nesli devam ettirmesini istiyorlar. dediklerini duymamıĢım gibi sözünü kesip "Bizi nasıl tanıyorlar. Türkiye taa 1950'li yıllarda CumhurbaĢkanı Celal Bayar'ın özendiği 'Küçük Amerika' olamadı ama milliyetçilik konusunda. Uzaya gidip aya ayak bastıklarında ilk iĢ orada olmayan rüzgârda dalgalanıyormuĢ görüntüsünü verecek biçimde imal ettikleri bir Amerikan bayrağını dikmek oldu. Zira. Avrupa'da 'holiganlar' olay çıkarıyor. yabancıların hakkımızdaki cahillik ve önyargılarını tekrar tekrar 'doğrulamak' için. bugüne kadar hepsi ahenk içinde yaĢamıĢken. ABD'yle benzerliklerimiz çok. cevabı belli değil mi? Onların ne kadar az Ģey bildiklerini. Türkiye hakkında ne düĢünüyorlar?" diye sordum. karĢı takımın taraftarlarına meydan okurcasına mutlaka onlardan daha yüksek sesle Ġstiklal MarĢı'nı söyleyenler. ABD'yi en hassas noktasından vurdu-milliyetçilik. bir Amerikan Ģirketine karĢı Avrupa'da yapılan iĢçi grevinde Türklerin kocaman Türk bayrakları eĢliğinde yürüyüĢe katılmalarıydı. kentli 'Batılı' ebeveynin de yaĢadığına yıllardır tanık olurum. Londra'da bir milli maç öncesi Türklerin statta açtığı 'Buraya ölmeye geldik' pankartına Ġngiliz basını anlam verememiĢti. Soru anlamsız. Gene de bayrak konusunda iki ülke arasındaki fark gündüz gece gibi. yürüyüĢlerde ön safta yer almıĢtı. Milliyetçiler savaĢa gidiyor. Son olarak da tarihimizde gelmiĢ geçmiĢ binbir ulusun. Tanrı haklının yanında" *James T. acaba?' diye soracak olsam. Ama bayrak deyince Amerikalılara da dünya dar geliyor. göğüslerini parçalayıp. Zaten milliyetçiliğin özünde kendini dev aynasında görmek yok mu? Bayrağını. Bayrak yarışı Gündüz Vassaf 05/03/2006 'Kurtlar Vadisi' filmini göklere çıkarıp benimseyen hükümetin ileri gelenleri. örneğin neden bir Bursaspor-Fenerbahçe maçında milli marĢımızın söylenmediğinden hayıflananlar çıkarsa ĢaĢmam. Ama aynı korkuyu çocukları yurtdıĢında üniversitelerde okuyanların. dünyayı umursamaz bir ülke olduğunu anlatmaya baĢlamıĢtı ki. bu konuda hiç de geri olmayan Amerikan milliyetçiliğinin farkında değiller. Bir yakınım Almanya'dan 'temelli dönüĢ' yaptı. 'Bu kadarı da fazla' anlamına gelen bir yasa tasarısını geçenlerde New York Senatörü Hilary Clinton meclise sundu. Artık üçüncü kuĢaktan söz ediyoruz.Boğaz'da. adettir Amerika'da yerel takımların oynadığı beyzbol maçlarında bile oyun baĢlamadan milli marĢ söylenir. Hatta milliyetçilikte geride kaldığımızdan. muhtemelen de sevilmediğimizi bilmiyorcasına üstüne üstüne gidiyoruz. Ve bu köĢe kapmaca aymazlıklarında. eminim ki hiç de farkında olmadan. Kınalıadasıda oturan bir arkadaĢımın gündüz vakti bayrak direğinin altında uyuyakaldı diye yargılandığını hatırlıyorum. artık vapurlar kendilerini yutmaya hazırlanan deniz otobüslerine karĢı. söylenmek üzerine kurulu bildik ulusal sohbetimiz kısa sürdü de. Türkiye'de yokken olup bitenler hakkında bir Ģeyler söylemek değil de. Ancak sözde küreselleĢen dünyamızda milliyetçilik artıyor. bu sözde eleĢtirisel yakınma bile kendimize düĢkünlüğümüzün ifadesi. anlat dedim gördüklerini. bırakın bir Alman kızı ya da Almanlık bulaĢtığı için orada doğma büyüme bir 'Türk'le evlenmesini. Bunu ġerif Mardin'in Anadolu'da 'küçük yerel aidiyet toplumu' gibi kavramlarla açıklayanlar var. Asıl dikkati çeken. ġili'nin coğrafyası ve tarihinden ötürü dıĢarıya kapalı. çocuklarının. binbir farklı Ģekilde söylediği bir marĢ*: "Kahraman evlatlarım Bayrak için savaĢın Onlarınki bez parçası Gerçek bizimki Renklerimiz dalgalansın evlatlarım Zafer özgürlüğün. Buna bir örnek milli maçlarda. buranın en eskisi. kaybolmaya yüz tutan sandallarsa. Türkiye'nin milliyetçi gözlükleriyle dünyaya bakmaya Ģartlananlar. ikisi birden yollarını kesen sandallara düĢman. Onlar da babaları. hele oğullarının. memleketten. ABD'yse bayrağı yatak çarĢafı ya da iç çamaĢır yapmanız. Fields (1817-1881) Türkler kimi sever? Gündüz Vassaf 26/02/2006 'Kendisine bu kadar düĢkün millet var mı. kendilerini dünyada 'En milliyetçi biziz' diye bilenler. Türkiye'de Bayrak Kanunu var saygıda kusur edenlere mahkûmiyet kapısını aralayan. Türk iĢçileri mitinglerde. Bundan 30 yıl kadar önce Almanya'nın Russelsheim Ģehrinde Ford fabrikasına karĢı Avrupa'nın en büyük grevlerinden biri yapılmıĢ. Türkleri sordum. farkında değiller üstten beton ve çelikle örtülürken tünellerle de altların oyulduğunun. Çoğu ebeveyn için de hâlâ en büyük korku. dilerseniz yakmanız ifade özgürlüğü kapsamında. toprağını dünyada en çok seven ülke bizmiĢiz gibi kendi kendimize pompaladığımız bir imajımız var.

kurumlarımız ve onlarla bütünleĢmiĢ kiĢilerden hesap sorup bataklıklarını kurutacağımıza. neomilliyetçilikle birlikte Ģahlanması. Bu halimiz yurtdıĢından bizi izleyenlere de o denli sirayet etmiĢ olmalı ki önümüzdeki aylarda Ġngiltere'de Middlesex Üniversitesi'nde tam da bu konuda. 'Türkiye'yi Yazmak' adlı bir toplantı yapılacakmıĢ. kendilerini nasıl aĢağıladığının bile farkına varmayarak bağrına bastı. Danimarka karikatürleri gibi dünyayı birbirine katmayacağına olan bir ümidim varsa. Batı taklidi. bu dinleri ırkçı denilebilecek bir yaklaĢımla kabaca aĢağıladığı da ortada. Polat'la birlikte. Ancak. James Bond'u. Yoksa. 'yanlıĢ' tanımaları o denli bir sorun ki. birileri çıkıp Türkiye mallarını boykot çağrısında bulunabilir. bizim kadar 'BaĢkaları hakkımızda ne diyor' vehmi içinde olduklarını sanmıyorum. Türkiye niçin düĢman olarak tanınıyor. bizi tembelliğe sevk eden ulusal mazoĢist kiĢiliğimiz biraz daha beslenecek. Türkiye'yi markalaĢtırmak için reklam firmalarının dipsiz kuyularına akıttığımız paraların karĢılığını New York otobüsleriyle Paris metrolarının 'billboard'ları'nda görünce. Anti-emperyalist kılığındaki 'Milliyetçi Che Polat' dünyaya göz kırpıyor. paspasın altına süpürdüklerimizi unutuldu zannediyoruz. o da. Gösterime bile girmediği ülkelerden filme gelen ağır eleĢtiriler karĢısında. önümüzdeki günlerde. Hıristiyanlarla Yahudilerin tepkisine duyarlı olan ülkelerde. Hâlâ da basıyor. Çanakkale'de düĢmanının Ģehitlerine bizim evlatlarımız diyen. Ama her Ģeyden önce kendimize hiç sormadığımız. 'Kurtlar Vadisi Irak'ta. Türkiye adına konuĢma ihtiyacını hissedenler. BaĢbakan eĢinin. Irak'ta yaptıklarından ötürü tüm dünyada yaygınlaĢan Amerikan aleyhtarlığı. bu filmin neden olabileceği vahametin baĢka bir göstergesi. gözü kin bürümüĢ Polat geliyor. yıllarca cirit attığı ülkeleri ve insanlarını aĢağılayan bir Batı kahramanı olarak beyazperdede boy gösterdi. Malkoçoğlu. içeriği ve sanatsal değeri açısından tartıĢmalı olan 'Kurtlar Vadisi'yle birleĢince alıĢılmadık bir Türkiye imajıyla karĢı karĢıya geliniyor. ezilenden mağdurdan yana ġeyh Bedrettin ile Yılmaz Güney yerine intikamcı. filmin galasındaki varlığıyla demeçleri. irdelenmesi gereken bir konu. akademisyenlerin katılacağı. cılız bir çaba olarak algılanabileceğine olan beklentim. yeni bir Türk imajı yerleĢtiriliyor. Nasıl Müslümanlık adına Danimarka'da yayımlanan karikatürleri tel'in toplantıları yapılıyorsa. kahramanını bulduğu zannıyla zavallılaĢırsa. 'Kurtlar Vadisi'nde Polat Alemdar'ın. Her bakımdan endiĢe verici olan filme ilk tepkiler Ģimdiden nelerin beklenebileceğinin habercisi. Filmin. askeri rejimlerimiz. Filmde organ ticareti yapan Yahudi doktor rolünü oynayan Gary Busey. Türk'ün Türk'ten baĢka dostu yoktur tekerlemesiyle avunuyoruz. "Rambo değilim. ĠĢin Türkiye açısından diğer bir boyutu. dil ve dinlere aĢina Fatih Sultan Mehmet. Türküm" diye tanıtması ülkemizde ibret verici yeni bir kahraman tipinin yaratılmıĢ olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. ayıplarının uluslararası platformlarda duyulmasına. ABD askerini. . 'Kurtlar Vadisi'nin siyasi film olarak değil. yabancılara öfkeleniyor. organ taciri olarak gösteren filmin. 'Bu sade bir filmdir. Filmden gocunacak olanların.' 'Sanat özgürdür' diye Batı'ya. kendi evimizi düzene sokmayı engelleyen. Cumhuriyet'in gençlik yıllarında Türk'ün Türk'e propagandası idi. Türkiye'nin 'stratejik müttefiki' ABD ordusunun komutanları. süper kahraman. gerçek hayatında hastalandığı taktirde doktorlar onu tedavi etmeyi reddetsin diye Amerika'da çağrıda bulunan örgütler. belki aklımızdan bile geçmeyen bu yazının baĢlığındaki sorunun sorulmasını isterdim. sade Türk olmakla övünen. Picasso Ġstanbul'da haberlerinde duyunca. bu filmle birlikte Türkiye'yi hedef alan protestolar yaĢanabilir. Gül koklayan. Batı hayranı dünya. Bir yandan da dünyada olumlu bir Türkiye imajı yaratmak. James Bond. yazarların. Gene de Batı'nın tarihten de kaynaklanan husumeti karĢısındaki basiretsizliğimiz. Meclis BaĢkanı gibi hükümet partisi AKP'nin önde gelenlerinin. fanatik köktenci Hıristiyan. devlet politikamızla bizi küçük düĢüren hükümetlerimiz. izlenmesine karĢı milli seferberlik ilan ediyor.BaĢkalarının bizi sevmemeleri. Batı'nın özgürlük anlayıĢı silahıyla cevap verebilmiĢ olmanın çocuksu keyfini yaĢarken. çeĢitli kültür. Ģiir yazan. son derece önemli. sesini daha iyi nasıl duyurabilir diye. yeni dünya imparatoru önünde hissettiği ezikliğin. kendisini bu tür kahramanlardan ayrı tutarak. kültür ve tarihimizle bağdaĢmayan. üçüncü sınıf Hollywood taklidinden öteye gitmeyen. boğanın kırmızı görmesi gibi içgüdüsel tepki ve provokasyonlarla tarafların zıtlaĢtığı dünyamızı hal yoluna koymamız daha da zorlaĢacak. Türk bayrağı yakılabilir. Osmanlı Ġmparatorluğu'nun küllerinde kıvılcım arayanların. Türkiye'nin 1453'ten beri niçin düĢman telakki edildiği bir kez daha irdelenecek. bu filmde sesini. bu Türk filmine gitmeyin. düĢmanına saygılı Mustafa Kemal. dünyanın her tarafına yayılmıĢ Amerikan askerlerine seslenen 'Stars and Stripes' gazetesinden. yabancıların bizi nasıl anlamayıp dıĢladığı bir kez daha gazetelerimize manĢet olacak. Yahudi doktorunu. Hollywood tüketicisi. Biz kimi seviyoruz? 'Che' Polat Kurtlar Vadisi Irak'da Gündüz Vassaf 19/02/2006 Türkiye farkında olmadan kendi 'Geceyarısı Ekspresi' filmini mi çevirdi? Olmayabilir de. hiç de inandırıcı olmayan. tanımadığınız kiĢilerle bu filmi konuĢmayın diye uyarıda bulunuyor. sade Türkiye değil dünyayı da sarıp sarmalayan. gazetecilerin. intikam alıyormuĢcasına.

kalbinizi hoplatan o güzel kadına alacağınız hediyenin hakaret olabileceği? Ġtalya'dan yeni tanıdığım büyükçe bir yayınevi sahibiyle KapalıçarĢı'dayız. Gözüme girebilmek. yakarıĢlarıyla kendilerini kurban yerine koyan silme erkek avukatlar. bizi yakıĢıklı kahramanımızın yönettiği cinayet Ģebekesiyle çıkardığı Avrupa turunda bir cinayetten ötekine götürürken. Steven Spielberg'in 'Münih' filmi. haklısın dememi. Küpe ve yüzüklere bakıyor. yüzyılın vurdumduymaz erkeği burada oturmuĢ refakat ettiğim güzel kadının pazarlık yaptığını seyrediyorum" dememle Maria Therizia. Filmin gösterime girdiği ülkelerde baĢlıca tartıĢma yönetmenin siyasal konumu. Ama sonunda. Her zamanki taraf tutma alıĢkanlığımızla. alabileceğim bir hediyeden daha çok takdir etti. yaĢlı annesinin ev iĢlerine yardım eden. benim hiç beceremeyeceğim bir pazarlıkla istediği yüzüğü alıp parmağına taktıktan sonra mutlu bir ifadeyle dükkândan çıktı. iĢlediği vahĢetin yanında sivrisinek vızıltısı. "Her öldürdüğümüz Filistinli için altısı daha çıkıyor" gözlemi ibret verici. yeni doğan çocuğunun telefonda sesini duyduğunda ağlamaktan kendini alamayan. öldürdüğü insanların 'suçlu' olduğuna dair kanıt arayan. demokrasi ve çağdaĢlaĢma yolunda nereye geldiğimizin. tabuları yıktığına. ne sevdiğini anlamamda bundan daha uygun fırsat olamazdı. Ezikliğimi. devlet teröristi Avner sanki iyi bir köle sahibi. gövde gösterisine gelen. Onun için hemen refakat edebileceğimi söyledim ÇarĢı'ya gitmek istediğini söylediğinde. terörizmin. vatanperver bir ajan olarak gösteriyor. istatistiksel çaresizliğe dayanan. vakur. Nâzım Hikmet'in Ģiirlerinin Ġtalya'da basılmasına önayak olduğundan ona çoktan bir hediye almak istiyordum. Ertesi gün Ġstanbul Bağcılar'da beĢ gazete yazarının yargılandığı davaya dinleyici olarak gittim. böyle münasebetsiz hediyeler de nerden çıkıyor diyenlerdenseniz rahatlayabilirsiniz. Herkes tanırmıĢ dedi. Ġyi ya da kötü köle sahipleri arasında bir ayrım yapmıyoruz. Filmin. Hollywood'da. vicdanıysa. milliyetçilik Gündüz Vassaf 12/02/2006 ÂĢıklar Günü için sizde sevgilinize bir Ģey almanın tüketici kalıbına girdiniz. "Kendi iĢimi kurdum. Gerçekten ilk sorduğum kiĢi dükkânın yerini tarif etti. filmin sonuna kadar devletin kararlılıkla sürdürdüğü terörizminin yanında kahramanımızın. belki de bu yolla gözüne girmek istedim. erkekkadın rollerinin eskiye göre nasıl değiĢtiğiyle açıklamak." Maria Therizia'nın her fiyatı duyduğunda hissettiği hayal kırıklığıyla içim burkuluyor. Sorgulanansa devletin terörist olması değil. Hiç aklınızdan geçmiĢ miydi sizleri büyüleyen.bir tarafta düĢünce özgürlüğünü savunan. hayatımda sivrisinek vızıltısı olduğu konuma geldim. Yahudileri ilk kez mağdur göstermeyen bir film olduğuna iĢaret ederek. GeçmiĢ yüzyılın ikiyüzlü centilmenlik anlayıĢından kurtuldum. benim gibi. Diğer yandan 'Münih'in. Bu görüĢtekiler Spielberg'in ancak. Spielberg. kazanıyorum. Daha filmin baĢlangıcında halim selim teyze kılığında kadın baĢbakanın gerekliliğini ilan ettiği. mutlaka istediğini alırdı. kötülüklerimizi meĢrulaĢtırmak gibi bir huyumuz var. uygar bir devletin politikası olarak meĢrulaĢtırılmasını gözlerinden kaçırıyor. Köle sahibi olmak bizatihi kötü bir Ģey. hukuk dıĢı davranıĢları kınayan. benim yerinde olan erkek ne yaparsa yapar birlikte olduğu kadına borçla harçla da olsa. Elinde bir mücevherci ismi. benle yatabilmek için hediye almak isteyenlerin tekliflerinin. kimlerin neyi savunduğunun çarpıcı bir göstergesiydi. isteyerek ya da istemeyerek devlet terörizmini meĢrulaĢtırırken. Ġç Bedesten'de dolanıyoruz. . uluslararası hukuku tanımayan yeni düzenin ahlakdıĢı değerlerini de bize hayatın gerçeğiymiĢ gibi gösteriyor. "Sizin öylesine ince. vatan elden gidiyor bağrıĢlarıyla hâkime saldıran. beğendiklerini camekândan gösteriyor. Her ne kadar KapalıçarĢı'da dolaĢmaktan sıkılsam da ona uygun bir Ģey bulmak. Üç saate yakın film boyunca sade bir kez devlet terörizmi sorgulanıyor. Ancak tüm eleĢtirilerde. Kapıdan girer girmez anladım ölçülerimi aĢan bir yerde olduğumu. erkeklerin arasından sivrildim. yarısı kadın avukatlar Türkiye'de bağımsızlık. Bir tarafta onları suçlayan. KapalıçarĢı'nın babadan kalma 'iltifatla pazarlama' yöntemiyle. Yapabileceğim bir Ģey yok. "Ah. "Kaç yıldır uğraĢtım" dedi Maria Therizia. müstesna zevkiniz var ki her seferinde en pahalısını seçiyorsunuz. Kiralık katiller yaptıkları iĢe duyarsızlaĢsalar bile yeraltı dünyalarında gizlenmeye mahkûm. masum bir Arap çocuğunu koruyan. çaresizliğimi onunla paylaĢmak. çalıĢıyorum. egemen konu Ġsrail-Filistin çatıĢması ve yönetmenin siyasal konumu. 'Münih'in kahramanı. insanları alıp satmamıza ne vicanımız ne de yasalarımız el vermiyor. Münih: Devlet terörizminin aldatıcı yüzü Gündüz Vassaf 05/02/2006 Topluca yaptığımız kötülüklerin farkında olmamamızdan gelen bir saflığımız var. ancak polis gücüyle sinen. Ne kadar da kabalaĢtık. Spielberg'in tarafsızlığını. Oysa bizim aynadaki yüzümüzden ürkeceğimize. cinayetler arası yerleĢtirdiği karelerde Avner'i. okun yaydan fırlama gerilimiyle bana bir veriĢtirdi ki ĢaĢtım kaldım. Ben 21. iki zıt taraftan eleĢtirildiğinden yola çıkanlarsa. Spielberg. dükkân sahibinin itinayla önüne koyduğu pırlantalara hayranlıkla bakıyor. Ģimdi yüzyıl öncesi olsa. ustalığını vurguluyor. filmi ve yönetmeni değerlendirenler. Filistinlileri de anlatan bir film yaparsa 'Münih'le yitirdiği 'hümanist' itibarını geri alabileceğini söylüyor. 'Kurtlar Vadisi' gibi. Ġsrail'in beyazperdedeki dokunulmazlığını deldiğini söyleyenler de var. kötülüklerimizi meĢrulaĢtırmanın ibret verici bir örneği. terörü kullanma politikasında ne kadar etkili olabildiği. yönetmenin. Bugün köleliğe. fiyatını sorduğundaysa gülen yüzü ümitsizliğe dönüĢüyor. bağımsız bir kadınım" dedi. her ne kadar filmin sanat yönüne değinilse de. Güzel bir kadın. Küpe ve yüzüklere bakıyor. görevinin yararına kuĢkuyla bakan. Arapların aĢağılandığını söyleyenler çoğunlukta. buna isyan ediyor.Âşıklar Günü. kadın. "Ne yapalım" diyor dükkân sahibi. Maria Therizia .

zorla içeri alınmasıyla birlikte dayak baĢlar. belki de binlerce kırıma maruz kaldığını görünce. Kızılderililerin Boston'a verdikleri eski isim. Ku'ran okumuĢ kiĢi. kendilerine moral versin diye haykırdığı kelime. onu iĢkence olsun diye öylesine bırakmıĢtır. Soykırımın vahĢeti ortada. Diğer Kızılderili milletleriyle birlikte soykırıma uğrayan Cherokee bugün otomobil markası. herhangi bir avukatla görüĢemeden. Burada. tarihte yapılan tüm soykırımlardan. bu kadarı da olmaz türünden bir infialden kaynaklanıyor. askeri hapishaneden kaçırılması. Ama bu bile. o kâbusu bir daha yaĢamamak için. çileden çıkmıĢçasına sesimizi çıkarıyoruz. insan olarak hepimizi irkilttiği için onu sıradanlaĢtırmamalıyız ki. devletin bir usulsüzlüğünün daha üstüne gidememimizin. ulemadan sayıldığı için Osmanlı'nın taĢrasında. Efendi öyle değil. Hacı Halim Efendi. bir gece aniden kendisine serbest bırakıldığı bildirilir. hukuk ve insani boyutunu kaale almadığımızdan. onun insan olduğunu unuttuk. biraz telaffuz farkıyla devam etmiĢ oluyor. cüzdanı iade edilir. hayatının önemli bir kısmı hücrede olmak üzere yirmi yıla yakın hapishanede yatmıĢ bir insana. bizi günümüze geleceğe daha duyarlı kılsın. Bir çok ülkede filme. yüzyılda tek bir devlette birleĢtiren Hiawatha. Ağca'nın. Kızılderili lideri Geronimo. Geçen hafta Mehmet Ali Ağca serbest bırakıldığında. Kızılderili soykırımından söz etmemin nedeni. Tarihçi arkadaĢlarım anlattı. Amerika'da soykırıma uğrayan Kızılderililerin konumunun nasıl değiĢtiğini düĢünürken aklıma geldi. Yol uzun. Bugün soykırım kelimesinin.'Katil aramızda. Iroquis'leri 16. hâkim önüne çıkmadan. askerlerin paraĢütle uçaktan atlamadan önce. Dedem. Ustrumcalı toprak ağası olan dedemin adı.' 'Katil kebap yedi' diye. katiplere ve saygın. isimlerinin de tarihten silinmesiyle ilgili. Boğaz'da seyreden ABD Konsolosluğu'nun teknesinin adı. Ama bugün. gece yarısına doğru kendisini hapishane kapısının önünde sokakta bulur. hem de sıkıyönetim varken. Üsküp yakınlarından kalkıp 19. Devlet mahkûmuyla dalga geçmiĢ. GeçmiĢte yapılanların ıĢığında. tepkilerimiz sayesinde düzeltilince. Efendi'nin bu Ģekilde kullanımıyla taa Bizans'ta. romana konu olacak olaylar bizde o kadar sıradan ki. tarihimize baktığımızda nerdeyse her ırktan. Ģehrin merkezine doğru yürümeye baĢlar. ancak dünyanın gözü önününde yaptıkları ipe sapmaz gelen davranıĢlarla karĢılaĢınca. komĢularımın bodrum katındaki karanlIk izbe dairesinde oturan kapıcıya cıyak cıyak 'Bilal efendi' diye bağırıĢlarına nasıl tepki göstereceğini siz kestirin. Devleti tazminata mahkûm kılacak olaylar. sonuçlarla yetinip. BirleĢmiĢ Milletler'in 1948 soykırım tanımına göre. insanları yok etmekle kalmayıp. DeğiĢen bir Ģey yok. dinden insanın. 'ġükür ki o günler geride kaldı' temennileriyle geçiĢtiriliyor. Bizim aczimizin. dini eğitimden geçmiĢ. gene hukukla ilgisiz bir af çıkana kadar bir yıl daha yatar. hele belki anlayıĢla davransak olayların perde arkasını anlatacak bir kiĢiye. Yüzyıl içinde tepetaklak olan efendi deyimi ulemalıktan kapıcılığa dönüĢtü. Ağca'nın hapishaneden bir bayram vakti oldubittiye getirilerek birdenbire cezası bitti diye serbest bırakılması. devletin gene bir askeri darbeyle ele geçirildiği 12 Mart döneminde Ģöyle bir olay geçmiĢti çok sevdiğim bir arkadaĢımın baĢından. Saati. belki eski bir tabirin modern zamanlara ayak uydurmasının örneğidir diye fazla yadırgamayabilirdi. Bugün de hacca gidene hacı diyoruz. hacca gitmiĢ. her tür yardıma muhtaç bir kiĢiye. Dedem. Amerika'da geçmiĢi tarihsizleĢtirerek tarihi unutturmuĢlar. Tanzimat sonrası Osmanlı'nın baĢkenti Ġstanbul'a gelecek olsaydı. Kızılderili isimlerine verdikleri yeni anlamlarla geçmiĢi anlamsızlaĢtırmıĢlar. BaĢka bir egemen kültür tanıyormusunuz ki. Ve gene hukuk dıĢı bir davranıĢla. dost ve düĢman diye taraf tuttuğumuzdan. kelimelerinin. burada artık bürokratlara. yüzyılda. Apache savaĢ helikopterlerinin adı. bizi uyarma iĢlevini sürdürebilsin. Türkiye'de devletin kendi içinde 'Ben senden daha devletim' diyenlerin mücadelesinin bir parçası. Devletin onu bırakmasındaki sorumsuz davranıĢı. onların kelimelerine de fütursuzca el koysun. galeyana geldik. Belki de sırf bu nedenle. . Amerikalıların Irak iĢgali öncesi Mezopotamya'yı yerle bir ettikleri füzelerin. Tomahawk. Bunlar. Ġktidarların özgürlüklere düĢmanın silahlarıymıĢ gibi bakmasının bile yetmediğinden. sanki adalet yerini bulmuĢ duygusuyla ulusça rahatladık. Ama bu çaresizliğimizle galeyana gelip. Binlerce kiĢi gibi o da tutuklanmıĢ. kelimenin kendisi. durun diye elini sallamasına gerek kalmadan. kalem erbabı kiĢilere 'authentıkos' denmesi geleneği. Arkadan gelen bir arabanın yavaĢlamasıyla sevinir. hukukun çiğnenmesine tepki olmaktan çok.Katil aramızda! Gündüz Vassaf 29/01/2006 Devletin hukuku çiğneyerek vatandaĢlarına çektirdiği ıstırap kayda geçmeyecek kadar sonsuz. 'centilmen' kiĢilere efendi denmesini. Bir soykırım örneği Gündüz Vassaf 22/01/2006 Zaman içinde kelimelerin nasıl anlam değiĢtirdiğinin çok örnekleri var. ailesinine. Makedonya'da kendisine efendi deniyor. bu insanların katledilmekten öte. konuĢmalarında ciddi psikolojik sorunları olabileceğini her haliyle belli eden bir insana yüklendikçe yüklendik. araba durur. devlet bildiğini okumaya devam ediyor. Tekrar hapishaneye götürülür. elbette korku gibi bir insani boyutu var. yaĢananlar dost sohbetlerinden öteye gitmiyor. Devletin hukuk tanımamasına o denli alıĢtık ki. vasıta yok. kendi önerime karĢı çıkıp. geçtiğimiz yüzyılda yüzlerce. daha ibret verici bir iĢlevi var. Bugün banka olan Shawmut. psikolojik davranıĢlarında. yakınlarına bilgi verilmeden iĢkence göreceği hapishaneye atılmıĢtı. Heyecanlarımızla olaya odaklandığımızdan. soykırımın türümüzün tarihinde nerdeyse sıradan bir olay olduğunu görüyoruz. insan olduğunu unutarak yaklaĢmamız da ibret verici.

Dünya SavaĢı'ndan sonra Avrupa'da konut darlığından ötürü. asansörün kaçıncı katta olduğunu. sonra da 30. kırmızı. trrrrrum. ayrıca ekspres asansörler var. nasıl olacağını. insanları yığdığımız sitelerde onları modern yaĢama kavuĢturma adı altında. trrrrrum. alıĢveriĢinizi yapabileceğiniz cadde olarak düĢünülmüĢ. O da New York'a ilk gittiğinde gökdelenleri umduğu kadar yüksek bulmadığından yakınmıĢ. GeliĢigüzel baĢlıklar altında binbir çeĢit not düĢmüĢ. sonunu getiremediği. romanlarının kahramanları ve olayları ile özdeĢtirdiğimizden. Çoğu yazarın. New York'la yarıĢa tutuĢur. çoğu yazdıklarından ilgisiz sorular sorulur. yüzyıl insanının devasa sitelerde. 7 ve 24'e gitmeniz gerekiyorsa önce her katta durana binip 7'de iniyor. sıradan evliliklerine bile olağanüstülük atfetmek istiyoruz. 'KokuĢmuĢ bir Ģeyler var Danimarka'da. onların gündelik yaĢantılarına. Belki de yazarları. onları nasıl yazdığını da en ince ayrıntısına kadar merak ederiz. Rus Ģairi Mayakovski New York'a 1925'te geldiğinde bu binalardaki asansörlerden etkilenmiĢ. Bir romancının kitapları kadar.' İstanbul'da New York düşleri Gündüz Vassaf 15/01/2006 ABD'de geliĢtirilen. arztalebin olmadığı. ABD'li yazar F. sorular kadar çeĢitlidir. 'Kulak Misafirliği' bahsinde tek bir madde var. Her ne kadar Le Corbusier kimi mimarlık öğrencileriyle toplu konut meraklısı devletlerin kahramanıysa da. Ġsviçreli mimar LeCorbusier. Özel mülkiyetin. büyük yatırımlar gerektiren. dünya çapında uygulanan bir zekâ testinde. Hemingway. kocaman bir bahçe. kutu kutu dairelerde yaĢamaları sürer. içimizde yazılmamıĢ bir romanımız vardır. Kimi. gençler çeteleĢti. nerede. Ama sosyalist ülkelerde insanların kat kat üstüne. "Her katta duran düzinelerce asansör. sonra 20. Aynı binada iki ayrı kata." Nâzım Hikmet'in Moskova'da gençlik yıllarında 'trrrrrum. Doğru cevap kapitalizmin mantığının icabı arz-talep kanununun ifadesidir. önce 17. yaĢamın gereklerini sokağa çıkmadan bu yekpare çimento canavarında gidermek mümkündü. ayaklarımızı yerden kesen toplu konut projeleri sonuçta birer hilkat garibesine dönüĢtü. Özel saatler. Sıra Ģimdi Türkiye'nin yeniden tekerleği keĢfetmesinde. özellikle II. blok apartmanlarda yaĢamaya sevk edilmesinin öncüsü olarak bilinir. nice toplumsal Ģiddete gebe bir yıkıma gidiyoruz. Ġngiliz yazarı Graham Green'in koca bir kitabı. sürat teknelerine. Özellikle okuma günlerinde yazarlara bu türden. Cevaplar.. aĢklarına. gökdelen inĢasına baĢlanır. Amerikan zekâ testlerinin mantığının tersini ispat etmek istercesine. gecekondudan kurtuluĢ tekerlemesiyle. Scott Fitzgerald'ın defterlerine göz gezdiriyordum geçenlerde. içinde yaĢanan makinedir" diyen Corbusier. iĢiniz bittikten sonra 24'e kadar durmayacak olan ekspres asansöre binip altı dakika kazanmıĢ oluyorsunuz. kavgalarına. sorunlu yazılarının çözümünü rüyalarında nasıl bulduğuyla ilgili. New York'ta yeni kurulan bir Ģirketin adı 'Bio-recovery Corporation' bu tip binalarda intihardan. "Bir rüyayı tekrarlamak kadar gereksiz. Her Ģeyle ilgilenmiĢ. biz. Marsilya'da yaptığı en ünlü projelerinden biri 'Unite d'Habitation' adlı 1600 kiĢinin 337 dairede oturduğu bina öyle tasarlanmıĢ ki. Romancı nasıl olunmaz? Gündüz Vassaf 08/01/2006 Bir dansçı. Romanlarını yazmadıklarında. Ümitle uygulanan. her gün tekrarladığı kendine özgü garip merasimi vardır kitabını yazmaya koyulmadan önce. katta duran.Yahudi soykırımından sonra Almanların otomobillerine Mercedes yerine Kohen dediklerini. Ģehirlerde toprağın niçin kıymetli olduğu sorulur. BaĢarılı yazarların ne kadar çalıĢkan oldukları ilgimizi çekmiyor. kemancı ya da ressamın eserinin keyfine varmakla yetiniriz. Bir balerin ya da piyanistten beklediğimiz çalıĢma disiplinini onlara yakıĢtıramıyoruz. Dünya SavaĢı'nda Londra'yı yerle bir etmesinden daha zararlı görüyor. Sosyalizmin kapitalizme üstünlüğünü kanıtlamak iddiasında olan Stalin de. BaĢka ülkeler kurtuluĢu ancak bu tür binaları yıkmakta bulurken. sosyalizmin beĢiği Moskova'da. Beklentilerimiz doğrultusunda. Kimi kahramanlarıyla birlikte. Her tür cürümün baĢ gösterdiği bu mekânların birçok ülkede yıkılmasına gidildi. Biri Moskova Üniversitesi olmak üzere dört bina yapılır. inĢaatına yeni baĢlanmıĢ beĢinci gökdelenin temeli yüzme havuzuna dönüĢtürülür. neyin. romanda yol aldıkça keĢfeder ne yazacağını. Ama elimiz kalem tuttuğundan. ince ince kurar. "Ertesi gün yazacağın ilk cümleyi bilerek masa baĢından kalk" der. Ġngiltere'de uygulanan bu tip projeleri Prens Charles Nazilerin II. süs köpeklerine Yahudi isimlerini verdiklerini düĢünebiliyor musunuz? Shakespeare'in Hamlet'te dediği gibi. 20. tıkıĢ tıkıĢ. Binanın bir koridoru. hayattan kopuĢlarını telafi etmek çabasıyla dağıtırken bile malzeme toplamakla cebelleĢenler az değil. Dam. Ġnsanlar birbirlerine. standardizasyon ve sanayileĢmeyi mimariye yansıtmasıyla ünlü. Birbirlerine ulaĢılmaz köylerde binlerce yıl yaĢayan türümüz giderek gökdelenlerde birbiri üstüne yaĢıyor. dükkânların olduğu. "Ġdeal ev. makinalaĢmak istiyorum' Ģiirinde etkisi olan Mayakovski.. tiki tak. beyaz ıĢıklar yönünü gösteriyor. silahlı saldırıdan. Stalin öldüğünde. çevrelerine yabancılaĢtı." 'Gençlik ve . modernliğin uç göstergesi New York'a hayrandır. yalnızlıktan ölenlerin cesetlerinin neden olduğu pisliği temizlemekte uzmanlaĢmıĢlar. halk arasında Fransa'da bu projesine verilen isim 'La Maison du Fada' (Deliler Evi). ne zaman. hayatlarının da romanları gibi dolu dolu olmasını bekliyoruz.

2000 yılına doğru gene vardı bekleyenler. Antonio. birkaç kimliğimiz yan yana gelince. araĢtırmalarıyla. hoĢgörülü sanan yargıçlarıyız hepimiz. 'Bizi yabani hayvanlardan ayıran Ģey budur Madam. Ģairlerimizin de. düĢman bulup. Türk olacaktır. bunca açlık. Aitliklerimizi birleĢtirip tutarlı gözükmek için. her yeni yılın. güzel kim diye. tek kimlikte tutarlılık. Ama hatırlamaktan da tutamıyoruz kendimizi. Bunlardan herhangi birinde. sorunlarımızı paylaĢmaya. her doğurduklarında çocuklarının daha güzel günlerde yaĢayabileceklerine inanan. En münasebetsizler. ya da erdemle sarhoĢ eden. Ģiirle. birbiri ardına geliĢigüzel yazılmıĢ Ģarkı sözleri. Bugün küresel ısınmanın neden olacağı belirsiz felaketlerden. Avrupa 1000 yılına doğru felaketi bekledi. Kimliksiz devlet Gündüz Vassaf 25/12/2005 Aitliklerimiz çoğalınca özgürlüklerimiz kısıtlanıyor. Aynayı yüzümüze tutanlar. tarihimizden de. Bu raddede yazarlık. geleceğimizi engelleyenlerle mücadelemizin tarihi olacak hep. BaĢka bir bölüm 'ĠĢ Tavsiyeleri' baĢlığını taĢıyor. Tarihin tahterevallisinde. Bir bölüm sırf kadınlarla ilgili tanımlamalara ayrılmıĢ. Bir bölüm. Kızabiliyoruz ülkemizi. istediğimiz için yapabilmemiz durumu ise en demokrat toplumda bile aitlikler. Müslümansa Müslüman. Her an unutmaya hazırız tekrarlanan doğal felaketlerin göbeğinde oturduğumuzu. erkek. tadını kaçıran. o baĢkaları. kendisini önyargısız. Erkekse. savaĢ dolu bencil tarihimize karĢı direnip güzeli bizlerle paylaĢan. susamadığımız zaman içmek. her türden köktencilerin felaket senaryolarıyla uğraĢıyoruz. Geleceğimiz. Sevenler var. menfaatlerinin çakıĢmama ihtimali. atfettiğimiz aitliklerine uygun davranmalarını bekliyorsak. asırlar geçtikten sonra kahramanlaĢtırıp. Yazarlığın belki de en sorgulanır kısmı Borges'in Ģu sözlerinde saklı. hepimizi dünyamızın güzelliklerini kucaklamak arzusuyla coĢturan. Geleceğimizi planlıyoruz. Mutluluğumuzda bizi sarhoĢ eden iksirin içinde ne olduğunu araĢtırıp. herhangi bir Ģeyi aitliğimizi gerektirdiği için değil. 'Ģarapla. yaĢamın acılarını dindirmeye çalıĢan. bizi. dememiz boĢuna değil. çok iyi yalancı olmak gerekiyor.. bizden değilmiĢ gibi konuĢanlar. Bu cevaptaki kendiliğindenlik. "Bence yazılan her Ģeyin kaynağı mutsuzluk. Zaman zaman felaket tellalarına kulak versek de. Mutlu olmak istiyoruz. güzel Ģeyler söylemekle. karĢılaĢtıklarını kaydetmekten edememiĢ. Ama gel gör ki. hayatı ne kadar zorlaĢtırdığımız gündelik yaĢantımızdan da belli.. 30 yıl önce dünyanın sonunu getirecek nükleer savaĢtan korkuluyordu. cennete koysalar cenneti eleĢtirecek olanlar. Aitliklerimizden arınınca özgürleĢiyoruz. insanın istediği zaman istediğini yapması. . Hele baĢkalarından. Türkse. 'Figaro'nun Düğünü'nde. ne kadar da güzel söylesele de. milli piyangoyu herkesin aynı anda kazanması kadar imkansız. Mutsuz olmak bize daha kolay geldiğinden mi? Yeni yılın yargıçları Gündüz Vassaf 01/01/2006 Her yerde iktidardakiler. dünyamızı bu hale getirenlere. sanatımıza yansıtmaya alıĢkınız da. insanın insana ettiklerinin vahĢetini. haklı kim. 'Ama niye bu kadar çok içiliyor?' diye sorduğunda. geleceğimizi engelleyenleri bulmuĢken hedef ĢaĢırtanlar. Sanatçılarımız var. yeteri kadar problemken. Hepsinin ayrı ayrı ilgi alanlarının. sorumluları. dertleĢtiklerimizle bir olduğumuzda. bunaltıcı tutku haline dönüĢebiliyor. ya da kendi propagandamıza kanarak. aĢırı çalıĢkanlıktan da öte. abartmaya. Rahatlıyoruz.' Güzel bir yere gittiğimizde içimizi çekip 'Burada Ģair olunur'. Anneler babalar var. düĢman yaratmaya yatkınlığımız sürdükçe. Bugün. her yeni doğuĢun. ona buna bas bağır duyurmaya. DertleĢiyoruz. duyduğu. güzel günleri vaat etmekle mükellef. gördüğü her Ģeye romanında iĢine yarar gözüyle bakmıĢ." Mutsuzluklarımızı. Eğlenelim diye dostlarımızla buluĢmalarımızın ilerleyen saatlerinde. tutamıyoruz kendimizi ciddiyete davet etmekten. azizleĢtirdiklerimiz. mutluluklarını gizlemek gibi garip bir huyu var yetiĢkin insanın. Belli ki Fitzgerald. Mutlu etmek istiyoruz. bir tür kalebentliktir. Kimilerini. O baĢkaları. yıllar. bugün değilse gelecekte. Öfkelenebiliyoruz dertleĢirken. Her an dünyayı bekleyen tehlikeler var. Olmadı. bize 'zamanın inim inim inleyen ağırlığını unutturan'. Sevenlerimiz var. eninde sonunda. canımız istediği zaman seviĢmek' cevabını verir. Kontes. inananları uyarmayı üstüne vazife edinen. doktorlarımız var.Ordu' baĢlığı altında "Bana para tuttuğun ellerinle dokunma!" diyen bir kızın dediklerini not etmiĢ. inandırıcı olmasa bile. Harekete geçiyoruz öfkemizi dile getirenlerle. Bilim adamlarımız. Tam düĢmanı. kendilerini siper ederek sevdiklerine hep güzeli göstermeye çalıĢan. mazoĢist değiliz. aĢılarıyla. Durup dururken Ģeytanın avukatlığını yapan. Özgürlük. hayatın geçiçiliğidir esasta paylaĢtıkları.

bilmeyenlere. farklılıkları barındırıp. bunu sağlayacak olanakları yaratması. insan haklarına herkes için sahip çıkmasıdır. ister Osmanlı olsun. benim devletten istediğim. Uzun vadede toplumu diri tutan. günümüz dünyasındaki geliĢmelere bakınca tatmin edici değil. Kimliklerin. süper güç addedilen devletlerin. geleneksel rolünü yitiren aydın kaale alınmazken. düĢüncelerini açıklayanlara. bu koĢulları yerine getirmesi. ona aitliklerine göre davranması. devletin beslemediği. kendi sınırları içindeki kültürü tekdüzeleĢtiriyor. gizli hapishanelerde iĢkencelerle uluslararası hukuku çiğneyen. ya da buna ilaveten. Farklılık bireyleri de. Türümüzün tarihinin belki de en büyük soykırımı Ģu anda Afrika'da Darfur'da. iç harpler çıkmadan. birbirine düĢürmenin. . Onunla yaptığım sözleĢmede. 'ulusal ayıplara' odaklananları kendi ülkelerinde gerektiğinden de zor durumda bırakıyor. kurĢun sıkılmadan. KüreselleĢmenin. zayıflatmanın en kolay yolu. gerçeği barındırsa da. mağdur durumda olanların Türkiye'nin demokratikleĢmede son yıllarda kat ettiği mesafeyi kaale almaması. hukuk devletini tesis etmekten de öte. Devlet kimliksizdir. toplum olarak ağrımıza gidiyor yüzümüze ayna tutulması. Onlar Amerikalı. nasıl çöktükleri ortada. etkilerini azaltıyor. bilgisayar. altı üstü olamaz. yaĢatmak ve teĢvik etmek. ulemayı hukukun üstünde tutmaya eğilimli hükümeti. Ama aynı Ģekilde. Devletten beklenen evrensel değerlere. Konu insan haklarıysa. görmek istemeyenlere hatırlatmaması da mazeret değil. hele ABD'de. kendimizi iktidarsız hissedeceğimizden korkuyoruz. benim vereceğim. Kyoto Protokolü'nü imzalamamakla. sert Ģeylerin kırılgan olduğunu hatırlatmakta yarar var. Dünya'nın GüneĢ'in etrafında döndüğünü biliyor olmak Dünyalı olmak için yeterli mi? Bu soruyu bizim için soruyorsam Dünyalı değiliz. aydınlarımızla birlikte. ona esneklik kazandıran. sorunlarımızla yüzleĢmek. Kimsenin kimseyi takmadığı bir toplumun çıplaklığında. olup biten hakkında fikir beyan edenimiz yok. dünyayı ve yaĢayanları önlenemez akıbetlerin eĢiğine getiriyor. samimiyetleri sorgulanıyor. Aitlik. ben devleti var ettim. Yıllar boyunca baskıcı rejimler altında yaĢamak normal yaĢantımızın o denli parçası oldu. savaĢ açıp baĢka ülkeleri iĢgal ederek BirleĢmiĢ Milletleri hiçe sayan. Birçoklarının farklı niyetlerle 'örnek bir Ġslam demokrasisi' olarak pazarlamak istediği Türkiye'nin asıl örnek olma fırsatı. 'Geceyarısı Ekspresi' filmlerini çekmeyi sürdürdükçe. Doğu'nun geleneksel aldırmazlığının günümüzde süregelmesi. Yücelttikçe ortaya çıkıyor birleĢtirici sandığımız aitliklerin bölücülüğü. faili meçhul cinayetleri. demokrasiye duyarlılıkları. devletten bağımsız 'ulusal aydın' aĢamasına yeni gelmemizle mi? DüĢünce özgürlüğünün kurumsallaĢtığı Batı'da. toplumu da güçlendiriyor. Geçtiğimiz yüzyılda vatandaĢlarına ideolojik kalıp zorlayan toplumların. onları ödüllendirmesi. Toplumu bölmenin. Çin'de insan hakları ihlallerine dur dememiz için önce yurtdıĢındaki kuruluĢların mı harekete geçmesi lazım? ABD. baĢkalarının da istedikleri gibi olabilmesi için desteğim. çok da vakit kalmıyor dünyalı olmaya. bir tek Batı'ya olan ilgimizin de. sanatlarının gücüyle var olup. sınırlarımızın ötesinde. ister Hindistan. Batı'nın çifte standartlarının ayyuka çıkması. teknolojik yanıyla. sözlerinin. Devletin vazifesi. körleĢtiriyor. o beni değil. Bu ister Çin. bu denli bilgi akıĢını sağladığı söylenen bir dünyada. baĢka ülkelerde. maddi. totalitarizmin dilini o denli içselleĢtirdik ki. kültürün. Gazetelerimizin manĢetleri hep Türkiye'de olup bitenle ilgili. alıĢtırmak. oyuncaklarıyla. Dünyayı takip edebilecek olanların derdi gene Türkiye. olay Türkiye'de insan haklarının ihlali. istediğim gibi olma hakkımı tanıması. dünyaya bakması gerektiğini belletmek. (illa örnek olmak gerekiyorsa) hem doğusu da hem de batısında evrensel ilkelere sahip çıkmasıyla olabilir. ona aitlikler atfetmek. Dinozorlarla insanların aynı dönemde yaĢamadığını bilenlerle bilmeyenlerin sayısı aynı. tarihine. Batı'nın bu kiĢilere ilgisi. radyoya rağmen Amerikalıların dünyalı olduğunu iddia etmek kolay değil. dünyanın birçok ülkesinde kuĢkuyla karĢılanıyor. aitlikleri yücelterek dayatmanın tersine.içselleĢtirdiğimiz toplumsal cambazlıklarımızı görmezlikten gelmek. seferber etmesi. Maymunlarla atalarımızın bir olduğuna inanmayanlar nüfusun yüzde 60'ı. devleti eleĢtirenlere. bizim de tarihte burjuvazinin geliĢmesinin mümkün kıldığı. aitliklerin. Konu azınlıklarsa. aynı zamanda küreselleĢen dünyanın küreselleĢen aydınlara ihtiyacını vurguluyor. Neden bizden ses yok? Irak'ta savaĢ suçlarına. Türkiye ve benzer birçok ülke. her evde bilmem kaç televizyon. Farkında değil miyiz? Dünyalı olmamızın ölçütü. Ġnanmak istemiyoruz. dünyada olup bitenle bütünleĢmemizle ilgili. Din ya da bayrak için toplumun çimentosu diyenlere. Dava dünyalı olabilmek Gündüz Vassaf 18/12/2005 Amerikalıların beĢte birine göre GüneĢ Dünya'nın etrafında dönüyor. Ģaibeli hukuk sistemiyle Türkiye. Bu açıklama. Ġstemeyerek de olsa. Öyle olmadığı için de özellikle Batı devletlerinin baĢka ülkelerde insan haklarına. hukukun üstünlüğü mücadelesine sahip çıkmasının parçası. nevi Ģahsına münhasır ürünü. ya da hasmane tavır almamızla sınırlı kalmasının bir sonucu mu? Yoksa. Peki. ellerindeki ileri teknolojilere. bizim de. Emil Zola'larını yeni keĢfediyor. bir çırpıda. Asker sipariĢli anayasası. Devletle bireyin arasındaki iliĢkide. Avrupa'da insan kaçırıp. Kendi ülkelerindeki koĢulların. Dünya Ticaret Örgütü aracılığıyla serbest ticaret adına milyonları iĢsiz bırakıp açlığa mahkûm edenlerin yaptıkları hepimizin gündeminin baĢında olması gerekirken. Daha yeni yeni alıĢıyor devlet kadrolarından çıkmayan.

15-16 yaĢlarında kızların istemeden. çiftçilere topraklarını iĢlemedikleri için para almalarındaki çılgınlıktan söz eden kimseye de rastlamadım. hatta sanki içinden oh olsun diyordu. Londra'nın yemyeĢil parkları. Afrika açlıktan kırılırken.Yüzyıl sonrasına bir ipucu Gündüz Vassaf 11/12/2005 Birkaç ay önce Londra'daydım. askerin 1773 tarihli yapıyı yok sayarcasına yanına yaptırdıkları ucube inĢaat uğruna. Irkçılıktan yıllardır nasiplerini alan Afrikalılar nispeten rahat. hem kendilerine hem de Batı'ya kanıtlıyor. ama pek de istemiyorlar. Yeni Ġtalyan müĢterilerine Fas'ta hafta sonu partisi planlıyormuĢ. güneĢlenen insanlar. iktidar ve ana muhalefet partilerinin iĢgalden yana çıkmalarına da kimse 'Bu ne biçim demokrasi' demiyor. Bugünlerde neĢe dolu sokaklarda Nottingham Karnavalı kutlanıyor. amcalarının yanına geri yollamıĢ. Cumhuriyet'in baĢarısının bir kanıtı hem de modern sanata açlığımızın göstergesi olarak bakılıyor. adanın simgesi haline gelen devasa Preveze Deniz SavaĢı muralini tahrip etmelerinin niçin engellenemediğini soruyorum. Öyleyse. yabancı markaları satın alabileceğimiz alıĢveriĢ merkezli. Arabasına bindiğim Tanzanyalı taksi Ģoförü burada doğup büyüyen çocuklarını. Evlerinde kaldığım arkadaĢlarımın ikisi de yıllardır yazdıkları. Tanıdıklarımı sordum." Financial Times. Ege ve Akdeniz'in arkeolojik yerinde. Para çekmeye gittiğim bankada televizyon ABD'de New Orleans'ı vuran kasırga haberiyle birlikte. Öyleyse. eskiden idam cezasına karĢı birlikte Uluslararası Af Örgütü'nde çalıĢtığım arkadaĢımın babasının 90. yaĢgününü kutladık. Topkapı Sarayı'nın. 4000 mil uzaktaki felaketin Ġngiltere'ye uğramayacağını. Öyleyse. Galatasaray'ın UEFA kupasını yurda getirmesi gibi milli bir zafer olarak dile getiriliyor. karısıyla birlikte. Ġlgimize. Sokaktaki Afrikalı böyle medeniyet olur mu diyedursun. Öyleyse Heybeliada Deniz Harp Okulu'nda. Ben de emeği geçenlerin rüyasının gerçekleĢmesinden mutluluk duyuyor. tek bir kütüphane yapılmamasının eksikliğinin dile getirilmemesini açıklayamıyorum. Türkler modern sanata bağlılıklarını. Doktor olan müstakbel kocasıyla belki Yeni Zelanda'ya taĢınacaklar. kendime Ģu soruyu sormadan edemiyorum. Bir yemekte tanıĢtığım ünlü ve yaĢlı tiyatrocular. British Museum'ın önünde mevsimine göre yıllardır sıcak kestane ya da dondurma satan Kıbrıs'tan Girneli Hasan bey. Para biriktirdikten sonra o da memleketine dönüp lokanta açacakmıĢ. BaĢka bir arkadaĢım psikiyatrist. Sevgilisi. Gazeteler. ĠĢsizler ve umutsuzlar. bugün yaĢayan bizleri anlamaya çalıĢanları düĢündüm. Metroda. Terörizm deyince akla gelen Doğu görünümlü esmer insanlar. Londra sokaklarında milyondan çok insanın protestosuna rağmen. hafta sonu havanın güzel geçeceği müjdesini veriyordu. Amerikan filmlerinde bile örneklerini görmediğimiz sitelerde. 100 yıl sonra dünyamızın halini açıklamaya. Ben de. Ġstanbul Arkeoloji Müzesi'nin. kimse ondan terörist diye söz etmiyor. Ama iki kadeh arası Bush ve Blair için savaĢ suçluları deyip. Ġngiltere'nin yeni göçmenleri de Avrupalı-Sovyet sisteminden kurtulup özgürleĢirken aynı zamanda iĢsiz kalan. turistlerin eskisi gibi gelmediğinden yakınıyor. piyasanın arz-talep iliĢkisi bozulmasın diye tarım fazlasının yakılmasından. bize Batı yaĢamı vaat eden yüzme havuzlu. Ahlaksız Hristiyanları Allah'ın AIDS ile cezalandırdığına inanıyor. Londra'nın küresel ısınmadan suların altında kalmasına en az 50 yıl var. Bu ilgi bizim ne denli kültür peĢinde bir toplum olduğumuzun göstergesi mi? Eğer öyleyse. Sean Connery'e dolaĢtırılması doğal karĢılanırken. "Ġstanbul'daki özel bir müze Picasso sergisi açarak Avrupa'yla bütünleĢme yolunda önemli bir adım attı. Avrupa Birliği'ne girmeleriyle iĢ peĢinde koĢan Polonyalılar. Londra Metrosu'nda patlayan bombalardan sonra anti-terörist eğitimli polisin yanlıĢlıkla öldürdüğü Brezilyalı genç yüzünden. hafta boyunca mitolojik varlıkların Ģahsiyetlerine büründükleri bir oyun oynayacaklarını söyledi. yıllık iznini liseden arkadaĢlarıyla birlikte geçirmeye karar verdiğini. her Ģeyin dıĢarıdan gözlemcisi. ağustos ayının kötü geçtiğinden. modern sanata yönelik bu ilgi önünde herkes kadar ĢaĢıyor. ilk aĢklarını yaĢayan gençlerle dolu. Avrupa'da en çok bu ülkenin gençlerinin alkol sorunu olduğunu yazıyor. Türklere nerdeyse hiç rastlanmamasına anlam veremiyorum. Batı'da yasaklanan zararlı mamullerin baĢka ülkelerde satılmasına karĢı uluslararası bir örgütte çalıĢan arkadaĢımın kızı evlilik hazırlıklarında. bilmeden gebe kalmaları da Avrupa'da en çok Ġngiltere'de. Eski Ġngiltere BaĢbakanı Margaret Thatcher'in oğlu Mark'ın Afrika'da Ģirketlerine dost bir hükümet gelsin diye paralı askerlerle Ekvatoryal Gine'de darbe teĢebbüsünden hüküm giydiği halde. sahipsiz çantaları. Birkaç gündür Londra'dayım. ĠĢi Avrupalı zenginlere eğlence düzenlemek. Biri Milano'daymıĢ. Dünyanın belki de gelmiĢ geçmiĢ en büyük barıĢ gösterisinin burada Irak savaĢı öncesi yapılmasına. Türkiye'nin bir kültür olayı ile sözünün edilmesine seviniyor. "Avrupa'nın Türkiye'yi. biri roman. kapalı olduğu bir günde özellikle açılıp kuĢağımın ileri gelen tarihçilerinden birinin eĢliğinde Batılı bir film yıldızına. Picasso'nun Türkiye'ye gelmesi. diğeri tarih. el ele tutuĢan. Tuttuğum notlara Ģimdi bakarken. bunu demiĢ olmakla rahata kavuĢanlarla ben de kadeh kaldırdım. Ģüpheli kiĢileri ihbar edin anonsları. ne kadar Batılı olduklarını. not tutuyorum. Her derde deva! Picasso Türkiye'de Gündüz Vassaf 04/12/2005 New York Times. Eylülün ilk haftası. Hava güzel. Ülkede bayram havası esiyor. Onu da bulamadım. sorumlu kültür çevrelerince tepki gösterilmemesine anlam veremiyorum. ABD'nin Birinci Dünya SavaĢı'nda Ġngilizlerin safında savaĢıp Almanlardan kurtardıklarını bilmiyordu. Pub'ların sokaklarda kurdukları masalarda bira içenlerin neĢeli sesleri geliyor. yıllarca kapalı kalmasına kültür çevrelerinin aldırmamasını açıklayamıyorum. "Bunu ben de yapardım" dediği söylenen 12 Eylül'ün yargılanamayan sorumlularından Kenan Evren'in . aynı sarayın kapısından duvarlara sürtünerek geçen turist otobüslerinin ekzozlarını saça saça yıllarca neden oldukları tahribata. Öyleyse. Türkiye'nin Avrupa'yı kabulünde Picasso altın anahtar olabilir mi?" Serginin açıldığı ilk üç günde ziyaretçi sayısı 10 bin kiĢi. bu topraklardan gelmiĢ geçmiĢ uygarlıklara ait bölümlerinin bekçi yetersizliğinden. her sene yaptıkları gibi. Picasso'nun bir resmini gördüğünde. fitness center'lı. öpüĢen. memleketine. kitaplarını bitirmek üzere.

göçmenin mağduriyeti ile uğraĢanlara miyadını doldurmuĢ mücadelelerin müritleri diye bakılırken. Günümüz aydını da Batı'da oluĢturulan gündemin temsilcisi. psikolojik ihtiyaçlarımızı da gidermekten öte. hatta kim haklı diye karar verilebilir mi tartıĢmasından da öte. Ama eksik. Türkiye gibi ülkelerde insan hakları konusunda canla baĢla uğraĢanların. onunla bütünleĢmesinden. haklı çıkarabilecek tek bir neden yok. ve neden bizler de demeç ve eylemlerimizi bu gündeme kilitliyoruz da. Bugünlerde Batı için gündemde olan insan hakları türü neden kadınlar. önce insanın burnunun dibindeki sanatı korumasından. eĢcinseller. Olamaz da. Sivil alanlarımızı giderek Ģeriat esaslarına göre bölmeye yeltenen bir hükümetin Avrupa Birliği görüĢmeleri arifesinde Ġstanbul Modern'i alelacele açtırması. sanatı gündelik hayatının parçası yapmaktan geçmez mi? Türkiye'de gerçekten Picasso'nun sanatçı kiĢiliğine. Türkiye'de aydın denilen kiĢi uzun yıllar Cumhuriyet'in kadrolarından çıktı. resimlerinin yok satmasını. Benim sözünü etmek istediğim. Batı'nın yerinde bir Ģekilde Türkiye'de arka çıktıklarının canı can da. Sanatın evrenselliğini takdir etmek. azınlıklar. ön plana çıkarılıp el üstünde tutulmamızdaki çifte standarta sesimizi çıkarmıyoruz? Cezayirli psikiyatr Franz Fanon. herhangi bir insan hakkı ihlalini mazur gösterecek. Ġslam demokrasisi adlı bir siyasi hilkat garibesinin Batılı bir görüntüyü kendi amaçları doğrultusunda 'sunmasının' bir örneği değil miydi? Yakında Turkiye'de beklenmedik çevrelerden yeni Picasso'cular çıktığında Ģasırmamalı. "Sen misin yabancıların koruduğu ülkemizin düĢmanı?" denilirken mağdurların mağduriyetinin artarak süregelmesine neden oluyor. çünkü insan hakları. yargılananların bildirilere imza atanların genellikle gündemde olan konularını Batı'nın tayin ettiği. telefonlarımızın dinlenmesine de odaklanmıyoruz? Neden iĢçinin. Yapılan yanlıĢ değil. mağazalarımızda onun ucuz röprodüksiyonları satılmaz mıydı? Ġlgilendiğimiz Batı'dan gelen Picasso adlı bir marka mı? Türkiye'ye ilk geldiklerinde gene rekor düzeyde ilgi gösterdiğimiz Mc Donald's hamburgerine. Tehlikeli. Batılı bir Türkiye imajının. binlerce kiĢinin olası ölümünü durdurmak kisvesi altında. iĢkence ve ölüm cezası dıĢında. savaĢ suçlularının yargılanması. BaĢbakanlık Ġnsan Hakları Kurulu üyelerinin (Baskın Oran. faĢizan ya da dine dayalı milliyetçiliği körüklüyor. Batı'da öncelik kazandı diye. hayatlarını tehlikeye atanların. geçtiğimiz yıllar içinde çalıĢma kapsamına aldığı etkinlikler de Batı'nın kendi toplumsal dinamiğinde oluĢan önceliklerden seçilme. Konu. haber alma özgürlüğümüzü engelleyen medyanın monopolleĢmesi. kendileri gibi karaderilileriyse aĢağıladıklarından yola çıkarak 1960'ların sömürge aydınının tipolojisini çizmiĢti. Terörizmi engellemek. aynı türden insan hakları ihlallerinin gündemde olması Ģart mı? Bizim gündemimizi bununla sınırlamamız ibret verici değil mi? Ya da. neden Türkiye söz konusu olduğunda kâh gündeme getirilip kâh gündemden düĢürülen Kürt ve son zamanlarda Ermeni sorunu. bu sefer uluslararası soldan aldı. kim haklı. Bu nedenle. baĢka memleketlere iĢkence ihracatı yaptığı da apaçık ortada. Bunlar bilinen Ģeyler. çevreyi koruma ağırlık kazanır. Tam çocuklar mutlu. üniversitelerde özgürlük. bizim nezdimizde Van Üniversitesi Rektörü AĢkın'ın canı patlıcan mı? . sokaklar temiz derken çocuk hakları. Çok partili seçim sistemiyle geliĢen demokratikleĢme sürecinde ortaya çıkan yeni sol aydın tipi de mesajını gene dıĢarıdan.resim sergilerine ilgimizi. anlıyorum anlamasına ama. son yıllarda önemli siyasi bir rolü olduğunu biliyoruz. iĢçi hakları. Yoksa bugünlerde ABD'de aynı mazeretler peĢinde. Batı'nın gündemindeki konulara dikkat çektiğimizde. bu nedenle hapse giren. hangi insan hakları ihlallerinin kovuĢturulacağını belirleyen. yapıtlarına ilgi olsa. Yazının baĢlığı kadar gözlemim de tehlikeli. Ģu prensip bu prensip derken bir ülkenin ve insanlarının yaz boz tahtası yapılabilmesi. anlamak istemiyorum. Batılı bir çevre koruma örgütü bu ülkede baĢlattığı bir kampanyayla. sanatseverler onun orijinal eserlerini görmeyi sabırla yıllarca beklemiĢ olsalar. devletle el ele BatılılıĢma projesi içinde yer aldı. Biz sömürge aydını mıyız? Gündüz Vassaf 27/11/2005 Her ne kadar evrensel insan hakları beyannamesi gerçekten evrenselse de. basını seferber eden Batı. çocukların çalıĢtırılmasına karĢı baĢka bir projeyle durdurulur. sokak çocuklarına topladıkları pet ĢiĢeleri karĢılığında cüzi para ödedikleri proje geliĢtirir. e-postalarımızın okunması. Aklımda Kosta Rika'dan bir örnek var. Ġbrahim Kaboğlu) raporlarında yazdıklarından yargılanması az bile yapıldığının kanıtı. ülkemizde Ģimdiye kadar onunla ilgili kitaplar tercüme edilmez. IKEA möblesine merak mı? ġuna da iĢaret etmek istiyorum. hangi insan haklarının gündemde olduğu. kültürümüze saygısı olmayan Batı emperyalistlerinin silahıdır iddiasındaki rejimlerin ekmeğine yağ sürüyor. son bir örnekle. içiĢlerimize karıĢmak isteyen. Tarzan ne zaman beyazperdede görünse Afrikalıların onu alkıĢladığını. bunun karikatürlere bile konu olmamasını. her ülkede aynı anda. bilgi verebilecek konumda olduğu sanılan kiĢilere iĢkence yapmanın mübah olduğu tartıĢması ABD Kongresi'nde yapıldığı gibi. bir süredir bu ülkenin. sanatın evrenselliğinin farkında olmak. Afrika'da Tarzan filmi gösterildiğinde. uluslararası örgütleri. Uluslararası Af Örgütü'nün geleneksel konuları. kaynağı neresi olursa olsun. modayı takip edercesine. sansürsüz iletiĢim. iĢkence görenlerin. hapishane koĢulları. göçmen sorunları. Pet ĢiĢe toplayarak çevreyi koruma projesi.

Onlar Müslümansınız. Tek baĢımıza. aydın tanımının bir tarafa aitlikle değerlendirilmesiydi. 'Derin devleti' besleyen de bu ilkesizlik değil mi? İstanbul'da inecek var! Gündüz Vassaf 13/11/2005 Bakın ne kadar mutluyuz. tripleks daireler. Türkiye'de aynı ulus-devlet modelini savunmaları. koĢu parkurları. gerilen sinirlerimizle psikologlara taĢındığımız günleri. kaldırımları kazılan. "Önce Yahudilerin peĢine düĢtüler. benim gibi düĢünen. bağımsız düĢünebilmenin. aynı günde hatta daha da önce burada vizyonda. Türksünüz. Küba'da idam mangalarına nezaret eden Che Guevara'ya bunca yıl sonra bile kahraman gözüyle nasıl bakılabilir ki? Herhangi bir konuda tutumumuzu belirlerken. ElveriĢli taksitler ile ev sahibi olma. Gün gelecek. özverili davranıyor. siyasete ilke kılıfını giydirenlerle aynı konuma düĢürmez mi? Ġkinci Dünya savaĢı yıllarında Alman rahibi Martin Niemüller'in aĢağıdaki ünlü sözleri günümüz bağlamında da geçerli. Türkiye'nin huzurunu hep azınlıklar sorununa bağlı görenler.İlkeli ilkesizlikler ülkesi Gündüz Vassaf 20/11/2005 Taraf tutmayandan hoĢlanmayız. farkında değiller yeni kentleĢme modelleriyle dünyanın en genç . Newsweek dergisi. Çamlar arasında temiz hava. sizin sıkıntılı geçmiĢinizi. tutarsızlık değil mi? Ama bu modelin artık Türkiye için geçerli olmadığını savunanların da. ilkeler çerçevesinde bir araya gelebilmemizin önünde engel. Ne ararsak dükkânlarımızda. Kapkaççıların cirit attığı. Sonra sendikacıların. (Türkçe karĢılığı olmayan) Ġngilizce tanımıyla bir 'oxymoron'. Çocuklarımız hatırlamaz eskiden yurtdıĢına gidenlerin dönerken bavullarında torba torba Nescafe taĢıdıklarını. Bana arka çıkacak. Ġstanbul'u yaĢanılmaz kılan yönetimler. ortada bir tek taraflar kalıyor. sentetik yaĢamlarına. Kasırga'dan sonra gördük. sokakta yürümesini bilmeyen insanlar arasında taĢan sabrımız. itiraz etmedim. oyun alanlarında. hepsi otoyoldan Ġstanbul'a en fazla yirmi. yüzyılda milliyetçilikle de örtüĢen faĢizme karĢı mücadelede tüm dünyada oluĢmuĢ bir tavır. elektrik kesildiğinde mum yaktığımızı. ilerde onları isyan ettirecek ıĢıklarla sınırlandırılan tekdüze özgürlüklerine kavuĢtuklarını gördüm. bizim gibi insanların yaĢadığı. itiraz etmedim. Sonra Katoliklerin.Çocuklarımıza yaĢatmayacağız çektiğimiz sıkıntıları. Kendimizi tehlikeye atmasına atıyor. Ġstanbul'u Avrupa'nın en 'cool' Ģehri ilan etmedi mi? Amerika diye diye de yıllardır ölçüyü kaçırdık. kenti turistlere. 20. Bu yazının baĢlığı 'Derin devlet kültürü' de olabilirdi. benimle aynı tarafta olan. sular kesildiğinde küvette biriktirdiğimiz suyla yetinmeye çalıĢtığımızı. Bakın Avrupalı gibi yaĢıyoruz. sendikacı değildim. Katolik değildim. sade Türkiye'de değil. gecekondularda yaĢayanlara cennet vaadiyle göz kırpan. iktidarı karĢımıza alacağımızı bile bile düĢüncelerimizi açıklıyor ama tek baĢımıza olamıyoruz. 'Ġmparatorluğun ÇöküĢ Döneminde Osmanlı Ermenileri' toplantısının. takım tutmalarından kaynaklanan bir ilkesizlik. Benim için geldiklerinde itiraz edecek kimse kalmamıĢtı. TartıĢmada garip olan aydının sağcı olup olamayacağı değil. Böylece. hiç sesimizi çıkaramayacağımız günlere de davetiye çıkarmaz mı? Sade taraf tuttuğumuz konularda sesimizi çıkarmak. Yıllar önce Türkiye'de basın günlerce sağcı aydın olup olmayacağını tartıĢmıĢtı. devleti. adam kimlerden denmesinden' yakınıyor. sitelerden rant alan. Aydın dediğin solcu olmalıydı. bir ideolojiyle bütünleĢmemiz.Yahudi değildim. bilmediniz otuz dakika uzaklıkta bir sitede ben de yaĢadım. bizi 'ilke tüccarlarıyla'. Hırant Dink'in." Ġlkelerini psikolojik doyumsuzluklarına ya da günlük çıkarlarına göre seçenler inandırıcı olmuyor. Orhan Pamuk'un. Akmerkez'de bir turlasınlar. 'adama ne yapılıyor sorusu yerine. geçen sene yüzde 46 verdi. Meraklıyız taraf tutmaya. Sinemalarımızda Londra'da oynayan film. dubleks. bizim için özverilerinizi dinlemekten gına geldi diyecekler. Arkamızda mutlaka birileri gerekiyor. 'iyi kötü'. Buı tavrın. Toplumun vicdanı adına bize yol gösteren. hem de kapağından. Sade taraf tuttuğumuz konularda sesimizi çıkarmak. baĢımıza gelecekleri düĢünmeden. Ragıp Zarakolu'nun yargılanmasına karĢı çıkıp. gözü kara. fitness center'lı. kendi fikirlerimiz doğrultusunda konuĢmaya cesaretimiz yok. Doğru bulmadığımıza karĢı taraf bizden önce tepki verince de susmayı tercih ediyoruz. cepheleĢerek süregelmesi. hâlâ siyah-beyaz gördüğümüz dünyamızda taraf tutarak. farklısınız diye aĢağılayadursunlar ama bir de gelip görsünler lütfen. Van Üniversitesi Rektörü'yle genel sekreterinin baĢına gelenler karĢısında sessiz kalmayı tercih etmeleri de ilkesizlik değil mi? Bir arkadaĢım bu konuyla ilgili mektubunda. Borsa fırladı gitti. sitemizin parklarında. Amerikan dizilerinde görmediğimiz yüzme havuzlu. bir tarafla. gökdelen projeleriyle iktidarlarının muhasebesini yapanlar. bizi aydınlatanlarda aranan en önemli vasıf taraf tutmaktansa tutarlı olmaları değil mi? Apo'nun idamına karĢı çıkıp Adnan Menderes'in asılmasını onaylayıp. Fransa'da ırkçılığa ve aĢağılanmaya karĢı göçmenlerin ayaklanmasını 'Oh oldu!' diye karĢılayanların. yabancılara kucak açacak bir mekân olarak. bahçeli evler. konu konu olmaktan çıkıyor. itiraz etmedim. 'ilerici gerici' gibi. 'idüğü belirsiz' diye adlandırdıklarımızın küfürleĢip tükürdüğü Ģehirde bir zamanlar apartmanlara hapsolan çocukların. yani anlamı zıt kelimelerin yan yana gelmesiydi. ama o zaman daha yazı okunmadan taraf tutmaya davetiye çıkarmıĢ olabilirdim. meselenin özü kayboluyor. BaĢkaldıracaklar sentetik sitelerde. Bağdat Caddesi'nde. yatırımcılara pazarlarken (devletin sırtından geçinmeye alıĢık bildik kapitalistlerimizi de ĢaĢırtan bir hızla). Artık biz de sitede yaĢıyoruz. hiç de Türkiye'de alıĢık olmadığımız New Orleans'taki üçüncü dünya manzaralarını. Sağcı aydın deyimi. farkında değiller gecekondu ve sitelerle kuĢatılan Ġstanbul'un gelecekteki gençlerini nasıl bir Türkiye'ye doğru ittiklerinin.

Vatan duygusunun bu kadar güçlü olduğu Türkiye gibi bir ülkede. Türkiye kendine Ġslam markasını taktırdı. yeni bir deyim kullanıyor . ertesi gün müdahale etme emri alan polis iki arada bir derede kalacak. "Sizle çok iyi anlaĢacağız çünkü ikimiz de Tanrı'ya inanıyoruz" dedi. ABD'nin stratejik müttefiki. Avrupa Birliği'nin içinde ya da dıĢında olsun. Nüfusu Türkiye'nin beĢte biri Yunanistan'da genel seferberlik hali olmasına rağmen sivil hizmet hakkı var. Marksist ideologlar aynı Ģeyleri söyledi. gençlerin askerliklerini öğretmen. Asırlardır kendisini 'asker millet' olarak tanımıĢ bir kültürde tabuların yıkılması hiç de kolay değil.'Ġslam demokrasisi'. vatandaĢlık haklarıyla da ilgili. Bir gün göstericileri koruma. Dünyanın. Kıbrıs sorunu ve Türkiye ile yaĢadığı gerilimlerden dolayı bu ülke 1976'dan beri genel askeri seferberlik halinde. . Meclis'te komisyonlar kurulacak. Ġslam'dan ayrıĢarak BatılılaĢan Türkiye Cumhuriyeti. Askerlik kara kuvvetlerinde 19. Batı ittifakına dahil bir NATO üyesi olarak kimse Türkiye'den 'Müslüman NATO ülkesi' diye de söz etmemiĢti. huzurevlerinde bakıcı. Ġslamcı siyasi gelenekten gelen bugünkü Türkiye BaĢbakanı'na Beyaz Saray'da ilk buluĢtuklarında. Konunun özü. vatana hizmet kadar. Ordu dıĢında sivil alternatif hizmet hakkı 1998'den beri Yunanistan'da tanınıyor. diplomatlar ne diyeceklerini ĢaĢıracak. Avrupa Birliği'yle sinirler gerilecek. Ġslam Allah'tan. Her halükârda Türkiye'ye Ġslam ülkesi olarak bakılıyor. ortaokullarda. orduya kaydolmayı reddettiği için Ģimdiye dek 3-21 ġubat ile 26 ġubat-22 Mart tarihleri arasında hapis yatmıĢtı. Bu düĢünce bir döneme damgasını vurdu. yerli-yabancı kim olursa olsun. yurtdıĢından bildik heyetler gelecek. Cumhuriyet'ten de önce baĢlayan Türkiye'nin batılılaĢma süreci Ġslam'dan uzaklaĢma sürecidir. Dünyanın egemen güçleri çıkarlarını. Quo Vadis Türkiye? Gündüz Vassaf 30/10/2005 Ġlkokulda öğretilenleri. uzlaĢanlar vatanı satmakla suçlanacak. Her ne anlama geliyorsa. Farkında değiller.. Türkiye'de geçtiğimiz 8 Nisan'da Sivas Askeri Cezaevi'ne konulan vicdani retçi Mehmet Tarhan dört yıl hapse çarptırıldı. Türkiye'ye sanki ayrıcalıklı bir konum veren. Ġbret verici bir ilgisizlikle kimse sormuyor neden Japonya'dan Budist demokrasisi. Derken. belgesel filmciler. Avrupa Birliği yolunda Türkiye askerde sivil alternatif hizmet hakkını tanıyacak. Yasaya göre dini ya da vicdani nedenlere dayanarak sivil hizmet hakkı talep edilebiliyor. basında. kapalı kapılar arkasında uzlaĢılacak. kamu projelerinde hizmet elemanı olarak yapmaya hevesli olabileceklerini hiç sanmıyorum. Doğu inanmak. bugün ĠslamlaĢarak BatılılaĢıyor. Hindistan'dan Hindu demokrasisi. farkında değiller ülkemizin geleceği diye söz ettikleri gençleri nasıl böldüklerinin. Türkiye'ye bu konuda ilgisinden cesaretlenenler asker karĢıtı eylemlere baĢlayacak. modernleĢme kuramcıları. Bugün Türkiye bir Ġslam ülkesi olduğundan Avrupa'da yeri yok denmesi. dünyaya örnek gösterilen bu yakıĢtırmaya paye diye bakanlarımız memnun görünüyor. Ġgal. Türkiyeyi bölmek isteyen güçler hortlayacak ve hortlatılacak. kütüphaneci. köktenci Hıristiyan olarak bilinen ABD CumhurbaĢkanı. Dünyanın en büyük ordularından birinin beslendiği Türkiye'de askere gitmeyi reddettiği ve baĢka tür hizmet olanağı olmadığı için Mehmet Tarhan'ın cezası dört yıl hapis. çevre temizleyicisi. Yunanistan'da askerlik zorunlu ama silah altında olmak zorunlu değil. gözlem ve tavırları nedeniyle Meclis'te. Türkiye'deki durumu inceleyip onur kırıcı raporlar verecek. müstakbel AB üyesi Türkiye için artık. kurmay subaylar. iliĢkilerin dondurulmasından söz edilecek. liseli gençlerin BaĢbakan ġaron'a yazdığı ve 60'dan çok gencin imzaladığı açık mektubun imzacılarından biri. özünde aynı anlama geliyor. turist rehberleri. Batı düĢünmektir. genelkurmay açıklamalarında sert eleĢtirilere uğrayacaklar. Ama niçin bugün değil? Yoksa. Batı bilgiden gücünü alır. Kanada'dan Hıristiyan demokrasisi.nüfuslu ülkelerinden biri olan ülkemizde nasıl bir patlamaya yeĢil ıĢık yakmıĢ olabileceklerinin. Igal Rosenberg 14 gün Ġsrail'de hapse mahkûm edildi. hava kuvvetlerinde 21. farkında değiller inanç ve tüketimin toplumsal huzuru sağlamaya yetmeyebileceğinin. böyle bir yasa geçtiğinde. Igal. Türkiye'ye Ġslam markası takıldı. Gün gelecek. donanmada 23 ay. Farkında değiller kent yaĢantısında gençler arası yaratılan uçurumların. üniversitelerde hocalarımız da tekrarladı. köktenleĢtikçe Türkiye de köktenleĢiyor. Doğu geçmiĢimizdir. Genelkurmay'ın gençleri kamu hizmetlerine yönlensinler diye büyük çapta bir teĢvik faaliyetine girmesi bile gerekebilir. liselerde öğretmen-lerimiz. Batı geleceğimiz. turizm polisi.. Yazarlar. Türkiye'nin stratejik ortağı ABD. Askeri mahkeme Tarhan'a 'emre itaatsizlik' ve 'askerlik yapmamak için emre itaatsizlik' suçlarından ikiĢer yıl hapis cezası verdi. Vicdani ret hakkı profesyonel askerlere tanınmıyor. onlara karĢı olanlar harekete geçecek ya da geçirilecek. Yunanistan'da asker olmak Gündüz Vassaf 06/11/2005 Yunanistan'da askerlik zorunlu. Farkında değiller Ġstanbul'u Ġstanbul'a nasıl yabancılaĢtırdıklarının. Ġsrail'den Yahudi demokrasisi diye söz edilmediğinden. yeni kırmızı çizgilerden söz edilecek. SavaĢ halinde olan Ġsrail'de askere gitmeyi reddedenin hapis cezası 14'er gün. Tersine.

feminist yaklaĢımlar ağır bastığından yeteri kadar eleĢtirel mesafe alınamıyor. çocukları da sağlık sorunlarıyla doğabilir. filmlerde güçsüz. Kadınlara ve eĢcinsellere yönelik eĢitlik arayıĢlarının yaĢantımıza çeĢitlilik getirmesi beklenirken bunun. nerdeyse fahiĢe muamelesi görürdü. Sonuç türümüzün tarihinin bir özeti-siyasi güçlerini Tanrı'dan alan. Tanrı denince akla bir erkeğin gelmesi. hastanelerine Ġslam hastaneleri. DıĢiĢleri Bakanı Abdullah Gül. Kendilerine güven geldi. Tanrı'dan gücünü alan. pot kıran. reklamlarda. günümüzde de seks köleliğinin küreselleĢen kapitalizme layık bir Ģekilde güçlenmesi. yazarlarından Ġslam sanatkârları diye söz edilmesin? Modacıları niçin çağdaĢ Ġslam stilinin öncüleri olmasın? Niçin Darwin'in evrim kuramıyla birlikte okullarda dünyanın Tanrı tarafından yedi günde yaratıldığı da yakınlarda okutulmasın? Niçin kadınların kendi bedenlerinin sahibi olmalarının bir belirtisi olan kürtaj sınırlandırılmasın? Türkiye'de niçin bildik çevrelerin özellikle eğitime yıllardır büyük yatırımlar yaparak özlemle beklediği. Meslek seçimi çoğaldıkça. gayriihtiyari erkeklerin bile bile kendine zarar verme özelliğini de kaçınılmaz olarak taklit etmiĢ oluyor. çizerleri. Özellikle televizyondaki aile dizilerinde. fabrikalarda erkeklerden boĢalan iĢlere yerleĢtirildiler. Çılgın Türkler'in demokrasi arayışı Gündüz Vassaf 16/10/2005 12 Eylül askeri darbesini gerçekleĢtiren Milli Güvenlik Konseyi'nin iki numaralı ismi ve dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı eski Genelkurmay BaĢkanı emekli orgeneral Nurettin Ersin dün Ankara'da Cebeci Askeri ġehitliği'nde toprağa verildi. erkek gibi istediği yerde istediği kadar sigara içiyor. artık çocuk yapılmasında bile kendisine ihtiyaç duyulmayan erkek cinsinin küçümsenerek. ĠçiĢleri Bakanı Abdülkadir Aksu. avukat. Ġkinci Dünya SavaĢı yıllarına kadar ABD'de kadınların evde oturması beklenir. baĢka iĢlerde kadınlarla rekabet edemeyen yeteneksiz erkeklere kaldı. peygamberlerin silme erkek olması. kadınların uyanıĢının yumuĢak tepkilerle dile getirildiği söylenebilir. BaĢbakan Tayyip Erdoğan. Erkeklerin. SavaĢla birlikte erkekler cepheye gidince kadınlar vatanı kurtarmak uğruna savaĢ sanayiine sevk edildi. (son Irak örneğinde de gördüğümüz gibi) her Ģey mubahtır.Ġslam demokrasisi olan bir Türkiye'de görüyor. birçok kültürde binlerce yıldır sorgulanmadan süregelen egemenliği. kadınların cinselliğinin her zamankinden çok pazarlanması. yazarları. doktor. kendilerini her Ģeyden ve herkesten önce Tanrı'ya hesap verme konumunda görenleri anlatıyor. salak erkek imajıyla karĢılaĢmaktayız. Tahsin ġahinkaya katıldı. EĢitliğini böylece ispatlamıĢ olurken. gülünç. Laik olduğunu iddia eden bir ülkenin vatandaĢları. bunlara rağmen erkeklerin bulaĢık yıkarım demesinin kayda değer bir geliĢme sayılması karĢısında. eylemleriyle ona hizmet ettiklerine inanan. Oysa eĢitliğin getirdiği baĢka geliĢmeler de var. kritik kararlarını alırken Tanrı'yı yanlarında hisseden. Ġngiltere'de kralı astırtarak diktatörlüğe yönelen Oliver Cromwell ile kutsal düzene inanan Ģair John Milton'ın ormanda bir piknikte ibret verici tartıĢmalarında konuyu canlandırıyor. öğretmenlik alanı yeteneksiz kadınlarla. mühendis. Devlet Bakanı Ali Babacan. Kadınlar eĢit haklara sahip oldukça okullardaki eğitim kalitesinin düĢtüğüne iliĢkin bir yazı okumuĢtum. Konu hassas sayıldığından. eğitimin de kalitesi düĢtü. Sınırlı ve az sayıda Yahudi. asker oldular. 'Ġslam aydınının' rönesansı yaĢanmasın? Londra'da Mehmet Ergen'in sanat yönetmenliği yaptığı Arcola Tiyatrosu'nda bugünlerde Jack Shepard'ın bir oyunu sahneleniyor. Ancak bugünkü kuĢakların belki pek de tanımadığı 'aptal sarıĢın kadın' imajından kurtulmuĢken Ģimdi de televizyon dizilerinde. Özellikle ilkokullarda kalitesiz öğretmenlerle birlikte. CumhurbaĢkanı olan Kenan Evren.. CumhurbaĢkanı Süleyman . erkeklerle aynı iĢler için rekabet ederken. sinemacılarından. eskiden ancak öğretmen olabilen yetenekli kadınlar. Zenci ve kadınların da alındığı üniversite kapılarını zorladılar. en ufak bir konu komĢu probleminde çaresiz düĢen erkek. vaziyete el koyup onu kurtaransa kadın. Cenaze törenine 12 Eylül'de siyaset yasağı konularak sürgüne gönderilen eski BaĢbakan ve 9. Yazar. ordusuna Ġslam ordusu denmesin? Niçin Türkiye milli takımı Ġslam tipi futbol stiliyle tanınmasın. Ģeriatla yönetilen Ġslam ülkelerinde ırzına geçilen kadının ifadesinin bile geçersiz sayılması. Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül. Ersin'in cenaze namazına 12 Eylül'ün Milli Güvenlik Konseyi (MGK) BaĢkanı daha sonra da 7. Örneğin eskiden sigara içen kadın ayıplanır. Artık kadının da gırtlak ya da akciğer kanserinden ölme olasılığı erkeklerden düĢük olmadığı gibi. Bir zamanlar sade erkeklere açık olan mesleklere girdiler. ġimdi böyle bir sorun yok. alaya alınarak yapılmasının gelecekteki toplumsal maliyeti meraka değer. Aptal sarışın salak erkek Gündüz Vassaf 23/10/2005 Kadının giderek özgürlüğünü kazanmasının yaĢantımızı nasıl etkilediği binbir doktora tezine gebe. konseyin yaĢayan üyeleri Nejat Tümer. politikacıları ülkelerine nasıl 'Ġslam demokrasisi' diyebilirler? Demokrasisine Ġslam denilen bir ülkenin yakında niçin üniversitelerine Ġslam üniversitesi. Kadın da. kendilerini baĢkalarına değil de Tanrı'ya karĢı sorumlu hissedenler için. ekmek parasını erkekler getirirdi. CumhurbaĢkanı Ahmet Necdet Sezer. Genelkurmay BaĢkanı Orgeneral Hilmi Özkök. her Ģeyi berbat eden. kadının yeni rolü üzerine kimi düĢüncelere ister istemez bir tür otosansür uygulanıyor.

ordusunda. Türkiye'de her darbe toplumun farklı sivil kesimlerinden. Farklı kültürlerden gelip önce yan yana. Shakespeare'in 'MacBeth'inde cadılar kazanlarındaki iğrenç karıĢıma bir de Türk burnu atıyor. Eğer bugün ülkede. Yani padiĢah. Yunanistan albaylar cuntasını yargıladı. ilkelerle yüzleĢmek yerine pragmatizmin cevalliğiyle 'idareten' bir çözüm bulunur. Hürriyet)Dünyanın çeĢitli ülkelerinde darbeler ve totaliter rejimler sonrası demokrasiye geçiĢ ve toplumsal uzlaĢının çok farklı örnekleri var. aradan bin yıl geçmiĢ olmasına rağmen. Saray uzun bir süre iĢin içinden çıkamaz. askerin bu konumunun Türkiye'nin Avrupa birliği yolculuğunda bir engel teĢkil ettiği gerçeği de ortada. Cumhuriyet'in temel ilkelerine ters düĢenlere karĢı askerin kararlı tavrından kaynaklandığını iddia edenler de var. Ġbret olsun diye bu ülkede ilkokul çocukları müfredat programlarının zorunlu bir uygulaması olarak temerküz ve ölüm kamplarını bugün hâlâ ziyaret eder. olup bitenlerle yüzleĢmek ve toplumsal uzlaĢı yerine. Bir yandan da askerin ayrıcalıklı konumundan dolayı yüzyılı aĢan çabalara rağmen demokrasinin bir türlü oluĢamadığı. eski BaĢbakan Bülent Ecevit. Kaiser Wilhelm ve Ġmparator Franz Josef. herkesin birlikte bir kültür evriminden geçmesi. ya da darbe rejimleri altında geçiren Türkiye'de geçmiĢin demokrasiyi nasıl etkilediği hâlâ üstünde toplumsal uzlaĢı sağlanmamıĢ bir konu. Çözümse. biz iĢgal edildik yorumuyla bugün de değerlendirirken. Irkçılar tersine inansa da farklı kültürlerden gelenlerin Avrupa'da bir arada yaĢayabilecekleri çoktan kanıtlandı. gittiği yerlerde düĢman toprağına ayak basmasın. gençlerin de. Madalyonun öbür yüzündeki durum da aynı. yüzyılda Avrupa'da doğup birlikte büyüyen. öldürülmesine rağmen) eski kadrolar ve selefleri. Belki de bu nedenlerle.. Ancak davet Ġstanbul'da ulema arasında sorun yaratır. (geçmiĢte uygulanan politikalar sonucu birinde en az 20 milyon diğerinde 50 küsur milyon insanın ölmesine. Müslüman olmayan vatandaĢlarımızdan günlük yaĢantımızda hâlâ 'gâvur' diye söz ediyoruz. ülke çapında sessizliğe gömülen mağdurların öyküleri dile getirildi. hapse attı. anayasasında savaĢ yapmayı yasakladı. üniversiteden. toplumda yeni bir demokrasi kültürü yaratabilmek için Almanya'da faĢist partiler yasaklandı. 'Anne. Napolyon. iĢ adamlarından destek gördü. Bunun en yakın örneği çok kısa zamanda bir Amerikalı kimliği oluĢturan. Ġmparator I. tazminat ödendi. Hıristiyan Avrupa için de 'öteki' hep Ġslam'ın temsilcisi Osmanlı Ġmparatorluğu olmuĢ.. bugün hükümetinde. kendilerini geçmiĢ yüzyıllardan kalma bir 'öteki'ye göre tanımlamaları artık söz konusu değil. kendilerine saygınlıkları iade edildi. Osmanlı'nın egemen olduğu topraklar 'Dar-ül Ġslam'. Dorebelia'nın Ġnebahtı SavaĢı tablosunda Türklerin bir kısmı Ģeytan suratlı ve kuyruklu. sorumlularınsa gönüllü itiraflarla arındırılmasına olanak sağlandı. bunu aĢırı akımlara. ortak düĢman mefhumu hâlâ bir çok Avrupa dilinin günlük deyimlerinde yaĢıyor.. Buralara bir Osmanlı padiĢahıysa ancak 19. ne bu ne de baĢka ülkelerde proletarya diktatörlüğü yanlısı Marksist-Leninist partilerin yasaklanması hâlâ hiçbir ülkenin gündeminde değil. Fransızların panayırlarında kafasına üç top atıp devirmeye çalıĢtıkları bezden bebeğin adı 'Tete de turc' (Türk kafası). Ġtalyan anneler çocuklarını 'Mamma li Turchi' (Anne.. din ve dillerden gelenlerin temsil edildiği ABD 21. Türkler geliyor) diye korkutuyor. kendi toprakları dıĢında olan Avrupa'ya ayak bastığında savaĢmaya mecburdur. Demirel Nurettin Ersin'in kardeĢi Nejat Ersin'e baĢsağlığı mesaji gönderdiğini belirterek 'insani vazifemi yaptım' dedi. yaĢamın her alanında farklı ırk. kurnaz olduğu kadar bence endiĢe verici. savaĢ suçlusu olduğu için ülkesi dıĢına çıkamayan eski cumhurbaĢkanları Kurt Waldheim bir dönem BirleĢmiĢ Milletler Genel Sekreteri bile oldu. Eski Sovyet Komünist Partisi sorumlularıyla bugün hâlâ iktidarda olan Çin Komünist Partisi'nde ise. sıkıyönetim. Japonya. 1867'de ayrı ayrı saraylarına davet eder. yani Hıristiyanların toprakları ise 'Dar-ül harp' olarak telakki edilmektedir. Türkler geliyor!' Gündüz Vassaf 09/10/2005 Osmanlı Ġmparatorluğu ilk yüzyılları boyunca Avrupa'ya elçi bile göndermeye tenezzül etmiyor. Üstelik daha 11.Demirel. yüzyılın sonlarına doğru gidiyor. Cumhuriyet döneminin belki de yarısına yakın bir süreyi. Özetle ülkede yasama ve yürütme erkleri de darbelerde askerle iĢbirliği içinde oldu. olağanüstü hal. . Kral Leopold. milletvekilleri askeri hükumetlerde yer aldı. 2005. CHP Genel BaĢkanı Deniz Baykal ve dönemin diğer siyasetçileri katılmadı. kısmi de olsa. zamanla bir arada yaĢayanların uzun vadede yeni ortak kültürler yarattıkları unutulmamalı. Irkçı apartheid rejiminden sonra Güney Afrika cezalandırma yerine geçmiĢle barıĢ yollarını aradı. Bugün de Türkiye'de yapıldığı gibi sorun kökünden halledilmeyip. meclis ve özel teĢebbüsün maddi ve manevi desteğiyle. Her seferinde darbelerin bir hedefi de Meclis olmasına rağmen. Galiplerin mağlupları yargıladığı Ġkinci Dünya SavaĢı'ndan sonra Almanya ve Japonya'da kurulan Nurnberg ve Tokyo mahkemelerinde sorumluların cezalandırılmasıyla yetinilmeyip. PadiĢahın ayakkabılarına özel bir bölme yapılıp içine toprak yerleĢtirilir ki. Bugün. uygulamalara aracı oldu. Türkiye'de de çokkültürlü Osmanlı geçmiĢiyle övünülmesine rağmen. aynasında biraz da kendimizi gördüğümüz darbeci geçmiĢimizi ancak törenlerle anabiliyoruz. 'Hakikat ve UzlaĢma' komisyonları aracılığıyla. Nazi geçmiĢini yok sayan Avusturya ise savaĢta Almanlara katılmasını. yüzyılda ilk Haçlı seferlerinde Kudüs'e varabilmelerinin yolu Selçuklu Türkleriyle savaĢmaktan geçiyor. Kraliçe Victoria. Yargılanmayanların bugün toplumdaki yeri kimsenın yüzüne bakmadığı birer hayalet gibi. yeni konumlarında iktidarlarını sürdürdüğü gibi. 12 Eylül WAnayasası'na da rağmen nisbi de olsa bir demokrasi varsa.(9 Ekim. Gündemdeki sorun yeni Avrupa'da kimsenin ikinci sınıf vatandaĢ olmaması. Avrupalıların. basından. Sultan Abdülaziz'i.

Dünya'nın iklimi değiĢecek. hayvanın. parlamentosu. (Zaten. 12 Eylül darbesiyle YÖK'le susturulup kapıkulları locası haline getirilen üniversitede akademik özerklik ve düĢünce özgürlüğünün. bu ülkede dünden itibaren basını. zamanımızı nakte çeviren. bu süreçten önceden geçen her ülke gibi. artık bir kiĢi ya da bir avuç insanın. tüm olası provokasyonlara karĢı yapılmasıysa. ülkede demokrasinin giderek kurumsallaĢtığının baĢka bir belirtisi. aslında Türkiye'nin de çıkarlarının elzem bir parçası olduğu da. . Kuzey kutbu eriyor. Açlıktan. kararın hukuksal temelinin zayıflığına rağmen. Son 10 yılda yüzde 30'u yok olmuĢ. Küresel ısınma yoktur diye kesip atıyor iktidar odakları. kalan yarısının kaybolacağı. sivil toplum kuruluĢları ve kamuoyuyla demokratik ilkelere sahip çıkan bir tablo var. AB karĢıtlarının eski alıĢkanlıklarıyla toplantı basarak değil.. emir veriyor. bir Ģiirin mısrası. "Bu millet. Bunun sağlıklı bir Ģekilde olabilmesi ise herkesin düĢüncelerini özgürce kamuoyuna yansıtmasına. aitliklerimizi markalaĢtırmak isteyenler. mecliste muhalefet bastırıyor.) Tam tersi. son mahkeme kararıyla birlikte. nispeten demokratik sayılan yöntemlerle tutumlarını belirttikleri bir durumla karĢı karĢıyayız. kendi tercih ve önceliklerini vurgulayacaktır. Tersine asıl Türkiye'de demokrasiyi. ulusal çıkar. BaĢbakan'dan sokaktaki insana kadar düĢünce özgürlüğünün önemini vurgulayan bir ülke. insanın. hükümet çalkalanıyor.Kuzey kutbunda özgür olmak Gündüz Vassaf 02/10/2005 CumhurbaĢkanı karısını aldatıyor. demokrasinin beĢiği diye bilinen bir ülkenin baĢkentinde. soykırımlardan ölünmesin diye. AIDS'ten. Anayasa'daki sosyal haklar bize lüks geldi diyen darbeci baĢbakanların yerini. Roma'yı yaktıktan sonra yanarken seyrettiği söylenen Neron'un gözlerinden gazetelerimizi okuyor. önceden haberimiz olduğu halde önlem alamadığımız kasırgalar kadar doğal karĢılıyoruz yarınlarımızı feda eden aymazlığımızı. Kendi koĢullarında iĢtahını doyuran dünya pazarının görünmeyen sınırları dıĢında yaĢayanlarsa biliyorlar yoksulluktan yok olacaklarını. televizyonda görüntüler. cumhurbaĢkanı özür diliyor. insanın ilkel özlemlerinin bir tezahürü olarak mı bakacağız? Demokrasi. Yakın gelecekte belki de tek bir çocuğun çağrısı. basit bir seks olayı herkesin dilinde skandala dönüĢüyor. Daha dün Osmanlı tarihini bile özgürce konuĢamayan bir ülke konumunda diye bilinen Türkiye. Ģehirler terkedilecek. televizyonlardan haberleri seyrediyor. türlerin nesli tükenecek. bitkinin yaĢam tarzı tanınmaz hale dönüĢecek. her yeri kapladığından farkında olmadığımız tek bir bayrağın gölgesinde gözlerimizi kamaĢtıran özgürlüklere. Yoksa Ģimdiye kadar görülmemiĢ büyüklükte. mahkeme kararına ulusal ve uluslararası tepkilerle bu Ģekilde gündeme gelmiĢ oldu. dünyanın Ģimdiye kadar görmediği en büyük 'SavaĢa hayır' mitinginin yapılması. düĢünce özgürlüğünü engellemek isteyenlerin bir avuç kiĢi olduğu manzarası. birkaç ülke daha bombalanıyor. hukuku çiğneyerek hukuku kullansalar da. vız geliyor iktidar ve muhalefet partilerinin demokratik düzenine. AB yolunda Türkiye elbette önümüzdeki uzun süreç içinde çeĢitli nedenlerle kendisine dayatılmak istenen kimi taleplere direnecek. Basında yazılar. komisyonlar. tartıĢmaların kamuoyuna mal edilmesine bağlı. cumhurbaĢkanı yargılanıyor. yoluna devam ediyor. Kalınlığı yarı yarıya inmiĢ. otomobilimizin. yüzyılın sonunda tümden yok olacağı söyleniyor. mahkemeler. düne kadar eksikliği hissedilen devlet sorumluluğunun heba edilmemesi çabası. Yüzyılın ortasına kadar. yitik zamanların düĢlerinde eĢelenip güne isyan etmeyen vicdanımızla. sizi engin hoĢgörüsünden istifade ettirmeyecektir" sözleriyle tehdit etmesi Cumhuriyet tarihi boyunca. idare mahkemesinin Boğaziçi Üniversitesi'nde yapılacak olan 'Ġmparatorluğun Son Günlerinde Osmanlı Ermenileri' adlı konferansı durdurma kararı. reklamlardaysa kullanılıp atılacak tüketim mallarının reklamları. dünya kamuoyu. tez canlı da olsa. Üniversite toplantısının mahkeme kararıyla durdurulması çoğu kiĢinin üzülerek vurguladığı gibi Türkiye'nin AB'ye layık olmadığı görüntüsünü de bence vermeyecek. 'Gözünün üstünde neden kaĢın var?' diyen Türkiye karĢıtları her fırsatta hezeyanlarını sürdürecek. insan hakları ve demokrasi havarisi olduğu gerçekdıĢı görüntüsü tepetaklak oldu. Toplantının Bilgi Üniversitesi'nde. YurtdıĢından Türkiye'ye bakınca da. ilk bakıĢta akla gelmese de. zengin olmak istiyorum diyor yabancı dillerde yabancılara hizmet etmeyi öğrenip onlar gibi görüntü zengini olmaya özenenler. Zengin olmak istiyorum diyor üniversiteye hazırlanırken bilgi adına bilmece çözerek beyinleri beyin salatası yapıldıktan sonra düzenin kurumlarında devĢirilen gençler. bir savaĢtan arta kalan mektubun anısıyla boydan boya saracağımız dünyamızı sahipleneceğiz. her anahtarı çevirdiğimizde çalıĢmasıyla güvenimizin pekiĢtiği gündelikçi yaĢamlar sürdürüyoruz. Türkiye'nin de Avrupa yolculuğunu. hükumetin yangından mal kaçırırcasına kendi özel gündemi için sürdürdüğü görüntüsünün yanında. iyi ki bunlar bugün bana olmuyor diye avunuyor. ortaya çıkmaya baĢladı. zengin olmalıyız diyorlar büyük balıkların küçük balıkları yuttuğu söylencesiyle denizlerimizi kurutan. günümüzde idari mahkeme koridorlarında sessizce karar çıkartmak isteyenlerin alması. Dünyanın demokrat olmayan beldelerine demokrasi götüreceğiz deyip oralara askerlerini yollayan. üniversite Gündüz Vassaf 25/09/2005 Son yıllarda Türkiye'nin özgürlük ve demokrasi yolunda ne kadar mesafe kat ettiğinin bir kanıtı. devlete karĢı yitirdikleri iktidarlarını yeniden elde edebilmek için fırsat kollayan din adamlarının vaazlarıyla. Toplantıyı durdurma kararının çıkması için baĢvuran Hukukçular Derneği adlı bir kuruluĢun sözcüsünün üniversiteyi bu toplantıyı yapmasın diye uyararak.. memleketin çıkarları ile demokrasi arasında çeliĢki gören bir zamanki egemen görüĢün acz içinde çırpınmasının belirtisi. Ģarkıcıların dünya konserleri. Türkiye'de üniversitelerin yıllardır özlenen akademik özerkliğe yüreklilikle sahip çıkma gayretinden de öte.

parti. eve dönmesini bekliyorlar. uzun zamandır görüĢmemiĢler gibi kucaklaĢıyorlar. gizli polisin günümüz Türkiye'sinde de görevi baĢında olması son derece olağan. ülkede demokrasinin güçlü olduğunun kanıtı olacaktır. "ġu andan itibaren hepiniz tutuklusunuz. . hızla yayılan dedikodularla birçok kiĢinin adının polise çıktığını görüyorsunuz. Kendini savunması istenen. ülkede hükümetin. daha demin suçladıklarıyla. Bugün oldukça sinirliler. Ġçimizdeki polis dıĢarıdaki ajanı ararken satrançta piyonlara odaklanmaktan öteye gidemeyenler evrensel değerlerin Türkiye'de geçerlilik kazanmasının da yolunu kapıyor. Türkçe konuĢan Belçikalı Ağrı Dağı'na bir Kürt rehberin eĢliğinde mi tırmandı. Yabancı bir gazeteci orduda bir yolsuzluk olayını haber mi yaptı. genel hoĢnutsuzluk ve bilgisizlikten kaynaklanan hüsumetlerle birleĢtirilerek. demokrasinin iĢleyiĢiyle ilgili temel konuların irdelenmesi yerine siyaset marjinalleĢir ve magazinleĢirken. içimizdeki polis kim diye sessizce merak ettiklerini. paranoyaya varan ölçüde etrafta gizli polis aranır olmuĢtu. Paraları az olduğundan pek sokağa çıkmıyor. 25 yıldır süregelen anayasası ve YÖK gibi kurumlarıyla. Yiyecek almaya giden arkaĢlarının polis olduğuna kanaat getirmiĢler. düĢünceyi sindirdiği. Bir yazarımız yurtdıĢında bir edebiyat ödülüne mi layık görülüyor. "Evet. ABD'deki iktidarın köktencilik anlayıĢı ile bütünleĢen gizli bir ajandası olabileceğine kuĢku. yoksa tam tersi. Ġlk kez üniversite özerkliği ve akademik özgürlük basın ve kamuoyunun kendi meselesi oldu. Fransa'da siyasi iltica talebinde bulunan Ġstanbullu beĢ genç Paris'te kiraladıkları küçük dairedeler. anılarını okuyunca. ülke çıkarlarıyla demokrasinin ayrılmaz bir bütün olduğu. belki çok daha eskilerden. ülkemizi bölmek isteyenlerin oyununa gelmiĢtir. Muhalefetini yitiren. dışarımız ajan Gündüz Vassaf 18/09/2005 Büyük maceralar sonucu Türkiye'den 12 Mart'tan sonra kaçan. Paris'teki gençlerin içlerindeki polisi araması. 12 Eylül totalitarizminin. Ne var ki. bunca yıldır beraber oldukları. belki Cumhuriyet tarihinde son günlerde hissedildiği kadar hiç duyulmamıĢtı. Yüzleri gergin. ama en azından Türkiye'de Ġsmet Ġnönü'nün Milli ġef diye anıldığı tek parti döneminde demokrasi mücadelesi verenlerin günlerinden kalma bir geleneğin devamı. Sabahattin Ali'nin öldürülmesi olayı. iĢin vahametinin sadece birer göstergesi. Mahir Kaynak gibi 12 Mart'ta askeri darbe provokatörleri. toplantı. Oysa Türkiye'de 'muhalefet' adına söylenen ve yapılanların çoğu herhangi bir demokratik ülkede son derece normal olan Ģeylerdi. AkĢam kuracakları devrim mahkemesinin iddianamesini hazırlıyorlar. Talep idam. İçimiz polis. postmodern bir kapıkulu kültürü yarattığından mıdır. En ufak bir kıvılcımla parlamaya hazır milli duyguların galeyana getirilmesiyle ulusal çıkarlar da feda edilebiliyor. daha üç ay önce Meclis kürsüsünden seslenen kendi sözcüsüne rağmen. KüreselleĢen dünyanın yeni Türkiye'sinde bugün ulusal paranoya. Abdülhamit dönemi ve öncesinden. ben polisim" diyor ve ilave ediyor. Her ülkede olduğu gibi. en yakınlarıyla birlikte olduklarında bu isimleri dile getirdiklerini." Yüzlerdeki devrimci ciddiyet ifadesi önce ĢaĢkınlığa sonra kahkahaya dönüĢüyor. dernek ve eylemlere katılanların birbirlerine kuĢkuyla baktığını. Türkiye'nin aleyhinde çalıĢan bir ajandır. Mahkeme kuruluyor. son anda arkadaĢlarının espri gücüyle engelleniyor. iddianame okunuyor. diĢe dokunur herhangi bir muhalafetin tohumlarını yok ettiği. milletvekillerinin bile neye parmak kaldırdıklarını bilmeden yasaların değiĢtiği tartıĢmasız bir düzene alıĢtırılan Türkiye'de bir zamanlar kamuoyunun ilgisini çeken. o hükümetin zayıflığından çok. Atatürk'ün Selanik'deki evinin gizli polis tarafından bombalanması ve provokasyanda basının rolü gibi 6-7 Eylül'ü tetikleyen olaylar da dostların birbirlerinden Ģüphelenme temayüllerini güçlendirmiĢ. artık geliĢtiği söylenen demokrasimizde. bu vesileyle bu denli farkında oldu. kimi Ģeylerin daha özgürce konuĢulabilindiğinden midir. aralarında su sızmayan dava arkadaĢları suçunu itirazsız kabulleniyor. vakitlerini evde Türkiye'deki devrimci mücadelenin sorunlarını tartıĢarak geçiriyorlar. yabancılarla onların 'yerli iĢbirlikçilerine' yönelik. Yakın tarihimizde yaĢayanlarla konuĢunca. Van'da Ermenice adlı bir otel mi açıldı. KurtuluĢ SavaĢı hatırlanır.Toplantının durdurulmasıyla gündeme gelen fikir özgürlüğünün ülke için hayati önemi. bir gün baĢka bir bağlamda aleyhine geliĢebileceğini de görmesi. Belki de Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir hükümet ülkede üniversite özerkliği ve akademik özgürlüğün gerekliliğinin. Ġleride bu ya da baĢka bir hükümetin ya da baĢka güç odaklarının bugün oluĢmasına arka çıktığı özgür tartıĢma ortamının. akla iĢin içinde bir iĢ gelir. yabancılara yöneltiliyor. artık Türkiye'de gizli polisten söz edilmez oldu. Yaptıkları saçmalağın gerçekten bir cinayetle sonuçlanması.

Zaman çok kısa. 'güzel günler göreceğimiz' bir dünyanın kurulacağına inananlarımızın gözlerinin önündeki kâbusu. Darağacında üç fidan asıldı diye yazdı Ģair Nihat Behram. iĢimize yarayanları kayırdık. Ama yürekten.. sokakta. Cumhuriyet'te Ġlhan Selçuk'un 'cici demokrasi' diye adlandırdığı parlamenter demokrasi. Haddini bilmez enerjisinin coskusuyla hüsran dolu karanlık geçmiĢine sırtını dönen. Ciddiye almayarak resmi geçitleri. ideoloji ve inançlarının değiĢken pratiğine göre tanımlar olmuĢtu. Bir milletvekili. SavaĢın dehĢetini en ücra köyden en büyük kente kadar herkes yaĢadı. keyfime giderse. Her Ģey herkesin gözünün önünde cereyan etti. Bugün Yeniden korkup eskiyle Ģerbetlenenler. 12 Eylül. Duyamadık. Az ötede kahvede. 1982'nin bir bahar günü. Aldatıldıklarını ilk anlayan gençler oldu. havanda su döven politikacıları. Pir Sultan türküleri yerine marĢlar söylenmeye baĢlanmıĢtı. Burnumuzun dibinde yıllarca süregelenlerin farkında olmadığımızı tarihe kaydedip.. Bugün: Dilini Arayan Gençlik Gündüz Vassaf 11/09/2005 Avaz avaz bağrıldı 1970'lerin baĢında. ancak yıllar sonra Solyenitzin'in romanlarına konu olduğunda 'dünya'nın haberi oldu. teknolojinin getirdiklerinde. Nürnberg ve Tokyo'da kurduğumuz savaĢ galipleri mahkemelerinde sorumlu bulduğumuz beĢ-on kiĢiyi astık. haklı ve haksız savaĢları. yolumuza devam ettik. Akademi mezunları amblem yetiĢtiremiyor bu gençlerin girmeye can attığı Ģirketlere. Yeni bir dil arıyorlar Ģiirde. Lacoste. devrimci sorumluluk. Duygu kendini kitaba. totaliter ideolojilerimizden tanrılaĢtırdığımız liderlerimiz peĢinde. bu sefer de çağdaĢlaĢarak saflaĢmaya baĢladık.. Yahudilerin telefinde olduğu gibi. Bebek'te. 1970'de Demirel eline tutuĢturulan muhtırayı radyodan okuduktan sonra 'Ģapkasını alıp giderken' öğrenciler. dünyada bir daha savaĢ çıkmayacağına da inanarak cephelerde süngülerle birbirlerini deĢtiler. Sonuçta modern insan doğdu. Ġzmir Ġktisat Kongresi Boğaziçi Üniversitesi ĠĢletme Kulübü'nde meyvelerini veriyordu. Çin toprağı için en doğal gübre olarak açıklayan Mao'nun ölümünden 30 yıl sonra öğrendik.. hemen. her Ģeyi canlı televizyon yayınlarından izleyebileceğine inanmıĢ dünyanın katliamlarından habersiz kalması yetmiyormuĢ gibi Batı basını. vuruldu. Masumiyetimiz gitti.12 Mart. talepler mitinglerde dile getiriliyordu. kol kola yeni bir dünya kurmak idi.yaptıklarını severek. Zorlu. çoğu zaman birbirinden habersiz. Asılmadan son sözlerini söylediler. kendi kendilerine. Olunca da. Belki de tarihimizin en büyük savaĢ karĢıtı hareketi Birinci Dünya SavaĢı öncesi Avrupa'daydı. cinsellikte. Önce ben diyorlar. aldatıldıkça gözümüzün önündekini göremez olduk. bayramı kutlanan gençler iĢkencede. aldandık. 19 Mayıs Gençlik Bayramı'nda. yarına ulus bayrağıyla örtünen.Ürkekçe. isyan etmeden. putlara tapmadan. kutlayanlar boyları büyüyen bayraklarla yükselen kürsülerdeydiler. geçmiĢleriyle giyinik giysilileri utandırırcasına yeni bir dil arıyorlar. terliklerle denetleyen yeni BaĢbakanımız Özal'ın tercihi. YÖK'ten sonra üniversiteden istifa eden öğretim üyesi eski öğrencilerinden kampüste nelerin değiĢtiğini dinliyordu. Örgütler aile. susmak. Düne din bayrağıyla sığınan. kendi yalanlarımızla kendimizi de kandırdık.. Polatkan ve Menderes'in öcünü aldılar Yusuf. Dil. Stalin'in gulaglarının 20 milyonu aĢkın kurbanından. kahkahalar atarak su tabancalarıyla birbirlerini kovalıyordu gençler. sorgusuz itaat oldu. Koca Avrupa kıtasını yolları ve yandaĢlarıyla örümcek ağı gibi boydan boya birleĢtiren nasyonal sosyalizmin temerküz ve ölüm kamplarında milyonların can vermiĢ olduğunu. 12 Mart. Vietnam SavaĢı'nda olduğu gibi. Ama yapayalnız. Diyarbakır hapishanesinde bir gecede 40 küsur mahkûmun öldürüldüğü öylesine soruĢturuldu. Kıyafetler tek tip elbiseydi-parka. Ġnandıkça gözümüzün önündekini görmek istemedik. Avrupa uygarlığının enkazı altında tanrılar da kalmıĢ olacak ki. SavaĢ bittiğinde. çırılçıplak. Kimi Nurhak Dağları'na çıktı. Sessizce. Kahrolsun demek yerine güzeli yaĢayıp yaratarak. yerini asker güdümünde BaĢbakan Nihat Erim'in 'beyin kabinesi'ne bıraktı.. SavaĢtan Sovyetler Birliği'nin bayraktarlığında galip çıkan 'enternasyonal sosyalizm'. Artık yeni üniformalarımız vardı Benneton. Özgürlüğün dilini arıyorlar. Dil-suskunluk. kopuk kopuk. sınırlarını geniĢleterek. YaĢamın her alanını sorguluyorlar. Meclis'te. 12 Eylül'den yıllar sonra. susturulmuĢluk. Evrensel kardeĢlik türküleri tüttürenler savaĢın çıkmasıyla bir anda bayraklarının cazibesine kapılıp. Sovyetler'e karĢı tavır alan Mao'nun yaptıklarını övmekle . 12 Mart zindanlarından sonra romantik devrimciler yerine devrimci örgütler geldi. Bilinenler söylenmedi. kimseye güvenmeden yol arıyorlar. ġapka devrimi Batı hayranı kuklalarla varlığını sürdürüyor.1980. Okunanlar oturumlarda tartıĢılıyor. Dil. Nice fidanlar iĢkence odaları ile rutubetli hücreler arasında sürüklendiler. her türlü yeniliğe sarılan modern insan. babalarının otomobillerini park edip. Üniversite kıĢlaya çevrildi. GeçmiĢe sırtlarını dönmüĢ. Her gördükleri yeniye tapanlar da var köĢe dönmeci bayrak yarıĢında. 'OlgunlaĢan' 20. Birileri daha var. göğüslerinde kalpaklı Mustafa Kemal resimleri askeri alkıĢlıyordu. sevmeyi her Ģeyin ilk Ģartı kılarak. Gözünü kırpmadan. Gene gençler idam sehpalarında. yüzyıl insanı artık savaĢsız bir dünya ülküsünü terk etmiĢ. Tarihte hep sınıfta kalıyoruz Gündüz Vassaf 04/09/2005 (923 kiĢi okudu) Geçen 100 yıl boyunca inandık. Çin'de sosyalizmin kurulmasının bedeli 70 milyon ölüyü. Örgütlenme kendi sansürünü de getirdi. Evlatlar ailelerini reddetti. Ģimdi. aklıma yatarsa. 'Bu gençleri önce asmalı sonra yargılamalı' dedi. coĢku disipline bıraktı. Japonya'nın Asya'da vahĢetini. ODTÜ'nün baĢına general getirildi. Dil inanç idi. Hüseyin ve Deniz'den. 'Üç'e üç' diye bağırdı milletvekilleri Meclis'te. rüya olarak görmelerini sağladı. 12 Eylül. ideolojik tartıĢma kan davası oldu. ancak 2. profesörleri ve bilumum ibrikçi baĢlarını. bu sefer de sınıf düĢmanlarının ölüme müstahak olduğuna inananlar az değildi. Dünya SavaĢı bittikten sonra ĢaĢırarak öğrendik. Düzen Ģiddet idi. Basında yasak vardı. aldatıldık. Converse ve askeri.

12 Eylül cuntası günlerinde. Biz de bu örgütün yeni kurulmuĢ Ġstanbul Ģubesi olarak. temel ilkelerin hâlâ yerleĢememesi. Sonuçta dünyanın birçok ülkesinde milyonlarca imza toplanırken Türkiye'de bu konuda bir Ģey yapılamadı. 12 Eylül askeri cuntasının baĢı Kenan Evren'in 'Asmayacaktık ta besleyecek miydik' dediği günlerin arifesinde dünyada kimsenin idam edilmemesi için bir kampanya baĢlatmak istiyorduk. Ulusal kültürümüz evrensel ilkeleri benimseyip onları her koĢulda korumak üzerine kurulu değil.. kabullenir mi olduk? Gözümüz neyi görmüyor. bayrağımızdan cinsiyetimize.bitirmemiĢti. BaĢbakan Adnan Menderes ile bakanları Fatin RüĢtü Zorlu ve Hasan Polatkan'ı astırdığında. Tabii Türkiye'de kendilerine aydın sıfatı yakıĢtıran kimilerinin de 27 Mayıs gibi askeri darbelerden yana çıkıp diğer askeri darbeleri yermesinin. Hüseyin Ġnan ve Yusuf Arslan'ın asılması için Meclis'de parmak kaldırıyorlardı. Türkiye'nin insan ve vatandaĢlık haklarına dayalı bir hukuk devleti olma yolunda bu denli bocalaması. ĠĢte bir yelpaze. Türkiye'nin ileri gelen düĢünürlerinin bu konuda görüĢlerini almakla bir zemin yoklaması yapmak istemiĢtik. kim için olursa olsun yıllardır idam cezasının kalkması için çalıĢmalar yürütür. bana idama karĢı olduğunu. körü körüne bağlı oldukları 'takımlarının' esirleri olduklarını bir kere daha keĢfettik. iĢtahdan eser yok. ilkesel olarak asılmaya karĢı çıkmak yerine en çok mahkemenin düzmece olduğu üstünde durmuĢtu. terörizmle savaĢmak adına fütursuzca sürdürdüğü yeni dünya savaĢında acaba neyin farkında değiliz? Çaresizliğimizde. Demokrat Parti yanlıları. davamız uğruna her türlü dehĢeti kanıksar. Hindu ve Yahudi'nin karĢılıklı taraflarda kümelendiği köktenciliğin kalebentliğinde. olup bitenden her zamankinden çok haberdar olduğumuzu mu sanmamız? Kendisini özgür dünyanın öncüsü ilan ede ede her savaĢtan daha da palazlanarak çıkan ABD imparatorluğunun. nasıl bölünüp yönetildiğimizin farkında olmayıĢımızda mi? Bilemiyorum. ülkemizin çoğu düĢünürlerinin ilkelere değil de. Türkiye'de imza kampanyaları Gündüz Vassaf 28/08/2005 Uluslararası Af Örgütü. ama bunu açıklamasının halkımızca yanlıĢ anlaĢılabileceğini. bu konuda görüĢlerini birlikte açıklamak için yan yana gelmeyi adeta davalarına ihanet sayıyorlardı. dilimizden dinimize kadar evrenselliğimizi unutturan aitliklerimiz peĢinde birbirimizle mücadele ederken. Gene bir on yıl sonra. yani bu iĢin öncülüğünü yaparak imza toplamak isteyenlerin de hata yaptığını ve bu hatanin istisnalar dıĢında günümüzde de artarak tekrarlandığını görüyorum. nerede pembe yanaklar? Kılıçlar var-ya öfke? Gün batımında Ud da uykuda On bin eski Ģey yan yana dizilmiĢ . bir sınıfın baĢka bir sınıfa tahakkümünün neticesi uygulandığından. Askeri mahkemenin düzmece olmasının bile sözü edilmiyor. Bir adım mesafe kat edemedik. kendisinin. kulaklarımız neyi iĢitmiyor? Öfkemiz bizi boğa gibi tek bir kırmızı noktaya odaklanarak etrafımızda olup biteni görememenin aymazlığına mı sürüklüyor? Yoksa körlüğümüz. ġimdi geriye baktığımda. Türkiye'de ilkelere iliĢkin tutumumuzu gündelik politik olaylardaki duruĢumuz belirliyor. Hıristiyan. Müze* Gündüz Vassaf 21/08/2005 Tabaklar kalakalmıĢ sofraların ardından. bizlerin. giriĢimimizin aslında anti-komünist bir tavır olduğunu belirterek bizi suçlamıĢtı. kimilerinin iletiĢim çağı diye de adlandırdığı 21. milletvekilleri Meclis'te kan davası güdüyordu. Kimi solcu aydınlar da. Aradan on yıl geçmedi. ama aynı cezanın kapitalist ülkelerde. cemiyet yaĢamında esas olan ilkeleri benimsemek yerine cemaat yaĢamına dayalı taraflardan biri olmaya yatkınlığımızdan hâlâ kurtulamadığımızdan. en az üçyüz yıldır aĢktan bihaber. yüzyılda kör noktamız. demokrasinin en temel anlayıĢında bile ne denli ilkesiz olduklarının baĢka bir örneği. ĠĢe. bu sefer de biz dünyanın her ülkesinde idamın kaldırılması için Türkiye'de zemin yokladığımızda. ġimdi. Belki de Türkiye'de. ya da milyonlarca Müslüman. siyasi eğilimlerine bakmaksızın. 'Üç'e üç' diye bağrıĢarak. Kendilerini sağda ya da solda bilenler ilkesel olarak idama karĢı çıksalar bile. Adnan Menderes'in hayatını da yazan yakın bir arkadaĢıyla konuĢtuğumda. alyanslar. Bundan ötürü Türkiye'de yürütülen imza kampanyaları da kendisini arkasına alması gereken kamuoyu nezdinde birleĢtirici olmaktan çok bölücü oluyor. idamın proletarya diktatoryasının olduğu sosyalist ülkelerde halk düĢmanlarına karĢı gerekli olduğunu. Bu sefer 12 Mart askeri darbesinin Parlamentosu'nda Demokrat Parti'nin devamı sayılan Adalet Partisi'nin BaĢkanı Süleyman Demirel ve milletvekilleri. Deniz GezmiĢ.. 27 Mayıs askeri cuntasının mahkemesi. solcuları koruduğu sanılacağını söylemiĢti.

öldürebiliyoruz. cinayetler ve savaĢları seyrede seyrede. M. Olayı haber yapan. Yeni totalitarizmin baĢ göstergelerinden 'political correctness'ın da yaĢamı. yüzyılda can sıkıntısı Gündüz Vassaf 14/08/2005 New York Times'ın birinci sayfasında çıkmıĢtı haber. Paramız varsa astronot olabiliyor. sağ ayakkabı ayağın galibi. BeĢ on kiĢinin cevap vermesini beklerken yüzden fazla insan çiftliğine gelir patates toplamaya. Üstümüzde askeri kamuflaj üniformaları. günün 24 saatine sıkıĢtırılmıĢ aĢklar. yenik düĢmüĢ eldivene. televizyon dizilerinde özdeĢtiğimiz yaĢam biçimleri ve bunu canlandıran kiĢilerde. ölüp. inanın ki yaĢıyorum. Daha çok patates toplayan. Bugün geliĢmiĢ toplumların tehlike ve kendiliğindenlikten arındırılmıĢ ruhsal ve fiziksel hijyenik mekânlarında sıkılarak yaĢayanların en büyük sorunlarından biri depresyon. Bunların hepsi Aristo'nun 'Poetika'da sanatın iĢlevini açıkladığı. çiftçiye daha çok para vermiĢti. düĢüncelerimizi hatta konuĢurken sözcük seçimlerimizi bile denetlediği bir dünyada. 2003. Bense. 'Mahabarata'nın Arjuna'sıyla 'Ġlyada'nın AĢil'inin kahramanlıkları. saklandığımız yerden pusu kurarak tüfek namlularımızın ucundan çıkan boyalı toplarla yapmacık düĢmanlarımızla savaĢıp. maceralarını. Artık 21. Taç baĢsız kalmıĢ. dünya çapında hızla geniĢleyen yeni bir pazar çıktı. illa da. zamanın sessiz galipleri. Elbisemle yarıĢ bitmedi henüz. New York eyaletinin kuzeyinde bir çiftçi patateslerini toplayacak adam bulmak için gazeteye ilan verir. ünlü politikacılarla para karĢılığı yemek yiyip onlarla parlak düĢüncelerimizi tartıĢıp dünyayı kurtarıyor. Yunan tiyatrosunda ihtiraslarımızdan ötürü düĢtüğümüz gülünç ve trajik durumlara tanıklığımızdan bu yana Hamlet. çoğu yasadıĢı olan seks ve macera turizminde Freud'un tahayyül edemeyeceği Ģuuraltı düĢlerimizi gerçekleĢtirebiliyoruz. illa da kalacak ben gittiğimde. Asırlarca dilden dile dolaĢan Enkidu ile GılgamıĢ'ın düĢmanlıktan dostluğa dönüĢen destanları. hepsi. kuĢ tüyü. türümüzü hayatın anlamı ve ahlaki değerlerimiz açısından da baĢka bir uçurumun eĢiğine getirmekte. Bu yeni ekonomide. YaĢantı ekonomisi bu alanda yatırım yapanlara büyük paralar kazandırıyor. kendimizi her yaĢantıya aç tüketici konumunda bulacağız. tatlı sahibesinin gülümsemesi.A. Bilumum maden. Hele günün birinde iĢlerimizi robotlar yapmaya koyulduğunda. haberlerde.sonsuzluk arayıĢında. 21. el. unutuldu. *Wislawa Szymborska. Raskolnikov'larla neler neler yaĢadık. Günümüzde de. mucizeler. Dokümanter filmlerde. Türkçe çeviri. Birçok Batılının heyecansız hayatlarında. eski Mısır'dan kalma iğne. Don KiĢot. Maguire. G. Rakibimin hırsıysa akıl almaz. R. havaalanında bir bavullarının kaybolması bile unutamayıp defalarca anlattıkları bir macera. Ģehirlilerin patates toplamak ayrıcalığı karĢılığında çifçiye para ödemeleriydi. benzetme eyleminden farklı bir Ģey değil.Vassaf. Gelecek kuĢaklarda ne olur bilmiyorum ama henüz ayağı toprağa basan günümüz insanı için sanal yaĢantılar da hâlâ bir aldatmaca. Ġstanbul'da özel alanı olan ve savaĢcılık oynanan 'paint ball' buna bir örnek.J. rüya aleminde. acı ve mutluluklarını paylaĢmamızın köklerinin efsanelerimizde binlerce yıllık geçmiĢi var. Dünyamızda varlıklı ile yoksul arasında giderek açılan uçurum. mimesis yani. O günden bu yana 'yaĢantı ekonomisi' (experience economy) tabir edilen. bıyıkları camekânda yansımakta. Lehçeden Ġngilizceye çevirenler. Nobel Edebiyat Ödülü 1996. Yirmi yıldan fazla zaman geçti. Kendimizi baĢkasının yerine koyarak. onun heyecanlarını. ihanetler. herhangi bir maldan çok düĢlerimizin tüketicisiyiz. Tarih boyunca bu tür tanıklığımızın doruk noktası televizyonlarda gösterilen anglo-Amerikan kaynaklı 'reality show'lar. yüzyıl insanına tanıklıklar yetmiyor. Bekçi. düĢlerimizi dile getiren tanıklığımızı sürdürüyoruz. . mal mülke doyanlara maceralar satılıyor. uzaklarda. türümüz tanıklığa doyum noktasını aĢtı. Krynski. çanak çömlek.

ev sofralarında. Goddard'a göre Yahudilerin yüzde 83'ü. mevkiine rağmen dersini iyi çalıĢmadığı ve cehaletin verdiği cesaretle konuĢtuğu ortada. Macarların yüzde 80'i. ġu anda bizim 15 dairelik apartmanımızın 12 dairesi tatilde." ArkadaĢım geçenlerde burada olmadığı günlere tekabül eden üç liralık mayıs ayı su faturasını yatırmak için Ziraat Bankası'nda nerdeyse bir saatini alan kuyruğa girmiĢ. "MüĢterilerin gözüne soka soka bu kitabın böyle tantanalı bir Ģekilde sergilenmesi Ġkinci Dünya SavaĢı'nın mağdurlarına hakaret değil mi?" diyor Liesbeth. bayrağımıza bağlılığımızı birbirimize kanıtlamıĢ olduk. herhangi birisinin 'Türkiye'ye yerleĢen Alman göçmenler aptal' gibi bir düĢünceyi. ola ki zekâ testlerinin tarihçesini inceleyen bilimsel kaynaklar yerine.* Sorun zekâ testlerinin bizatihi toplumsal iĢlevinde ve bu testleri geliĢtirenlerin ideolojisinde yatıyor. Ġstanbul'da satılan kitap çeĢitlerini hayranlıkla anlatıyor. "Eskisi gibi ter kokusu da yok. Ancak asıl konu bilim adına açıklama yapma cüretini gösterenlerin.Hitler Makro'da Gündüz Vassaf 07/08/2005 Yaz sofrası. taa 1984'te Meksika'da toplanan Uluslararası Psikoloji Kongresi'nde verdiğim bir tebliğin özetini. Amsterdamlı Liesbeth van Milgen 1978'den beri yılın birkaç ayını TeĢvikiye'nin arka sokaklarındaki küçük dairesinde geçirir. yüzyılın baĢlarında ABD'ye yeni gelen göçmenlere zekâ testi veren Prof. Ama dedi. okey" dedikten sonra "Bye bye" deyip telefonu kapattı. bir kez daha vatan batıyor nidalarıyla yurdumuza duyarlılığımızı. Bu nedenle.Yalnız Ģu da dikkatimi çekmiĢti. mutlaka birkaç erkek kıçını eller. Bu vesileyle Türklerin de kendileri hakkında ulu orta konuĢanlara aĢırı derecede hassas olduğunu da bir kez daha görmüĢ olduk. Geri zekâlılar listesi içinde Türkler de vardır. burada aktarıyorum. Brigham da Ģöyle yazar. biz de kafalarımızı. Her Ģey o kadar kötüye gitmiyor demeye yeltenen çatlak sesler. bırakın Türkiye'de bir bilim adamının. balkon sohbetlerinde oldum olası çevrilen filmde bildik rollerimizi üstlenen bizler. "Bir Avrupalı kadın olarak burada arkadaĢlarımın. Ġlk zekâ testlerini geliĢtiren ve uygulayan 'bilim adamlarının' bu konuda görüĢleri ibret verici. Öfkesi artıp sesi yükseldikçe. dediğinden ötürü bilimsel kamuflajlı ırkçılık yapmakla suçlandı. "Misyonumuz" baĢlığı altında müsteriye sunulmak istenen hizmetin ilkeleri tek tek sıralanmıĢ. tersine Türkiye'de ilk yaĢamaya baĢladığı yıllarda birlikte gezen kızlı erkekli gençlere rastlanmazken Ģimdi el ele tutuĢanlar. gazetelerde bir yığın otel ve tur reklamları çıkıyor. Geçen gün alıĢveriĢ için NiĢantaĢı'nda Makro'ya gitmiĢ. "Eskiden bankaya gittiğimde terslenmekten korkardım. Kendisinin ırkçı olup olmadığını bilmiyorum ama zekâ testlerinin tarihsel iĢlevi ve toplumdaki rolü açısından bihaber olduğu. bu sefer de onunla beraberim. Böylece Türkiye'de kahvelerde. evet" diyerek denilenleri tasdik etmeye baĢladı. bu kiĢilerin geri zekâlı olduğunu saptar. Ben bankadayken telefonda birisiyle konuĢan memur durmadan "Okey. vecde gelenlerimiz de arada sırada amin dercesine "Evet. otobüse binse." Liesbeth konuĢmasını sürdürdü. Hollanda'da. çimdik atar. Rusların yüzde 87'si geri zekâlıdır. önceden kaç kez katıldığımız bir ayindeymiĢcesine. Almanlarda yüksek zekâ düzeyi Gündüz Vassaf 31/07/2005 Leipzig Genetik AraĢtırma Enstitüsü Direktörü Volkmaar Weiss "Almanya'da Türk çocuklarının zekâ düzeyi Almanlardan düĢük". kabul görmeyen donuk bakıĢlarla hemen susturuldu. bilerek ya da bilmeyerek ırkçılığı körüklemeleri. 20. ." Devam etti. hem daha sık hem de daha uzun tatile gidiyorlar. Orada da göz alıcı bir Ģekilde bir yığın mamulün arasında bir kaç kitabın da promosyonu yapıldığı dikkatini çekmiĢ. Türkiye'yi batıra batıra kafa bulduğumuz sofranın ertesi günü aynı masada. AkĢamdan kalma konuĢmaları Liesbeth'le de paylaĢtıktan sonra otuz yıldır gidip geldiği Ġstanbul'da ona göre nelerin değiĢtiğini sordum. Duvarda kocaman bir yazı. Volkmaar Weiss adlı kiĢi ve ona katıldığı anlaĢılan Berlin Hür Üniversitesi Rektörü Dieter Lenzen. fikirlerini oluĢtururken iĢlerine gelen popüler yayınları seçmiĢ olabilirler. denilenleri tasdik ederek sallarken. yaz muhabbeti derken arkadaĢımız sazı aldı. bu konuda görüĢlerini akademik yayınlar yerine basın yoluyla ifade etmeyi seçtiklerinden.meyhanelerde. sürekli alıĢ veriĢ yaptıklarımla hep Türkçe konuĢtuğum halde benle Ġngilizce konuĢarak ne kadar bildiklerini göstermekte ısrar edenler az değil. Liesbeth her yerde yeni yeni kitapçıların açılmasını. Ama diğer yandan. Normal dost sohbetlerinde de insanlar artık Ġngilizce kelimeler kullanıyor." dedi Liesbeth. Ama garip ve yeni bir kimliğe bürünmüĢ olan memurlar da Türkçeyi daha az kullanıyor. Sultanahmet civarına gitse. Eskiden ne zaman Laleli. birbiri ardına Türkiye'de her Ģeyin nasıl kötüye gittiğini sıralamaya baĢladı. Goddard. kalabalık yerlerde arkasına dayanıp sürtünürmüĢ. hatta öpüĢenlerle karĢılaĢtığını söyledi. Güzel de. Princeton Üniversitesi'nde benzer sonuçlar bulan Prof. bu arada hırsızlık da Ġstanbul'da iyice yaygınlaĢmıĢ. ben de Türkiye'deki Alman basın ataĢesinin olası aracılığına güvenerek. Belçika'da tur rehberi ve psikolog. örneğin istedikleri gibi giyinemediklerinde 'Kocam beni bırakmıyor' demelerini de anlayamıyorum. Yoksa bu konu basınımızı kaç gündür iĢgal etmezdi. bırakın söylemesini. "Eskiden zenginler yazlıklarına giderdi. Bir bakmıĢ Hitler'in 'Kavgam' kitabı. ġimdi orta halli insanlar. "Üstelik günümüz de Almanya'dan Türkler defolsun diyen ırkçıların baĢ kitabına Türkiye'de bu rağbet niye?" Aldıklarını olduğu yerde bırakarak Makro'dan çıkıp Migros'a gitmiĢ. Artık sokakta kadınların taciz edilmediğini. aklından bile geçirebileceğini de sanmıyorum. ozon tabakasını deldiği için '80'li yılların sonunda fıs fıslı koltuk ilaçlarının kaldırılmasından hemen sonra bir baktım bunlar Türkiye'de piyasaya sürülmüĢ.

Kültürün geleneksel aydınlanmacı özellikleri düĢünüldüğünde korkutucu deyimler bunlar. neoliberal yaklaĢım doğrultusunda.cresc. dünyada birdenbire ne oldu da kültüre bu denli yatırım yapılıyor? ArkadaĢım Ġsmail Ertürk. Eğer devletimizi ona layık olanlar için korumak istiyorsak zekâ geriliği olanların nüfusunun artmasını engellemeliyiz. baĢka ülkelerde de olduğu gibi burada da peĢ peĢe müzeler açılıyor. Çin'i. mimarlıktan dans gösterilerine uzayan geniĢ bir yelpazede. Türkiye'de müze açılıĢlarındaki hız." Bu sözlerin sahibi Prof. Test sonuçları sanıldığı gibi Yahudilerin de zeki olmadığını göstermektedir. teknoloji üreten ve yöneticilik yapan bireylerle ortaklıkları üzerine kuruludur ve bu ortaklık. devletin serbest piyasayı geliĢtirmek için desteklediği bir endüstriye mi dönüĢüyor? Aydınlar." Böylece Batı Avrupa dıĢındaki ülkelerin göçmenlerinin sayısını zekâ testleri sonuçlarına göre kısıtlayan ve yakın zamana kadar yürürlükte olan ırkçı ABD göçmen kanunu 1924 yılında mecliste kabul edilir. aydınları ve üniversiteleri. Artık devletlerin resmi ekonomi politikalarında. Günümüzde Avrupa'da egemen görüĢü hatırlatan göçmen 'sorunu' ABD meclisinde o yıllarda Ģöyle tartıĢılır. "Son yıllarda kültürel etkinlikler yalnızca 'onur' ve 'uygarlık' gibi manevi değerler için yapılmıyor. Dünya Bankası bu modelin geliĢmekte olan ülkelere uygulanabilirliği üzerine çalıĢmalar yapıyor. Ġrlanda'da böylesi bir giriĢimin baĢını çeken bir etkinlik. 2005 yılında hazırladığı 'Yaratıcılık Endüstrileri' adlı raporda sinemadan kitap okumaya. 'Psychological Tests and the Third World: From a Test Moratorium to a New World Culture' in Cross-Cultural and National studies in Social Psychology. ġimdi de Berlin Hür Üniversitesi Rektörü Prof. kültür etkinliklerinin ekonomik ağırlığını ölçüp. Kültür endüstrileri. Bugün tek değiĢiklik aĢağıda adı geçenlerin yerine Türklerin aĢağılanması. 1985.uk). Terman'dan bir alıntı: "Meksikalılar. Kültür endüstrileri ve aydınlar Gündüz Vassaf 24/07/2005 Ġstanbul önemli bir kültür ve sanat merkezi olma yolunda ilerliyor. G. Kimilerinin kapitalizmin en vahĢi dönemlerinden birinde yaĢadığımıza iĢaret etmesine rağmen. Dieter Lenzen Ģöyle diyor. dünyanın ucuz mallar fabrikası durumuna getirdikten sonra. Müze ve öbür kültür kurumlarının çok önemli maddi amacı da var." . En son da ABD'de ilk uygulanan ve bugün hâlâ Türkiye dahil dünyanın birçok ülkesinde kullanılan Stanford-Binet zekâ testini Stanford Üniversitesi'nde geliĢtiren Prof. aĢağıda özetlediğim uyarıcı yazısında yeni bir kültür endüstrisi oluĢmakta olduğuna dikkati çekiyor. aristokrattır. müze ziyaretlerinden müzik aletleri üretimine. özel sektörün önü çektiği 'kültür endüstri'lerinden söz ediliyor. ABD ve Avrupa kendi nüfusu için yeni ekonomik büyüme modellerinin peĢinde. birbiri ardına kültürel etkinlikler düzenleniyor. Diaz-Guerrero. devlet destekli giriĢimcilerin. kapitalizmin olası yeni dünya dinamosu olacak bir endüstrinin çalıĢanları ve yöneticileri mi olacak?" Bu soruları tartıĢmak için Manchester Üniversitesi ile Açık Üniversite ortak bir araĢtırma merkezi kurdular (www. kültür yöneticiliği yanı sıra eleĢtirel-yaratıcılık üzerine de düĢündürmeli. geleceğin 'yaratıcılık iĢçileri' ve 'yaratıcılık tüketicileri'nin yaratılabilmesi için ilkokuldan baĢlayarak sanat eğitimi verilmesini öneriyor.Güneyden gelenler ise ideal birer köle. ABD Kongresi."Kuzey Avrupalılar idarecidir. maddi kazanç yolu. North Holland. edited by R. Genellikle Yahudilerden oluĢan bu grubun tekstil sektöründe çalıĢtığı ve Yahudilerin sendikalarının ülkemizdeki en radikal sendikalar olduğu unutulmamalıdır. dünyanın önde gelen büyük Ģehirlerindeki kültür etkinlikleri artık bu Ģehirler için önemli bir gelir kaynağı. yaratıcı sanat alanında çalıĢan bireylerin. Aydınların belirleyici olduğu ve eleĢtirel geleneğin beslendiği kültür alanı. artık. kültür endüstrilerinin tanımını Ģöyle yapıyor: "Kültür endüstrilerinin dinamiğini giriĢimci-sanatçılar oluĢturur ve bu endüstriyi oluĢturan iĢletmeler bilgi ekonomisinin üretim birimleridir. ekonomik değerleri kültürel ürünü olmalarından kaynaklanan piyasaya sürülebilir ürünleri üretmeyi amaçlar. Aradan bir yüzyıl geçti. "Doğu ve Güney Avrupalıların zekâsı düĢük olduğundan bunların Amerika'ya girmesi kısıtlanmalıdır.ac. Brigham ABD'nin üniversitelerarası giriĢ sınavı sisteminin (College Boards) baĢına getirilir. Avrupa Kültür BaĢĢehri politikasında görüldüğü gibi." *Vassaf. "Türk çocuklarının IQ'su (zekâ puanı) Almanlardan düĢük. Ġspanyol asıllılar ve zencilerin zekâsı düĢük olup gerilik bu ırklarda kalıtımsal olan bir özelliktir.

bazı memurların alenen içki içtikleri. dünyanın da tüketildiğinin aymazlığında. (Saray BaĢkâtibi Tahsin. Amerika'da çelik demirden çok güzel görünümlü pek çok bina inĢa edilmektedir. 14 Ocak 1899) -Malumat Gazetesi sahibi Tahir Bey'in Heybeliada'da bir otel açarak pazar günleri ve bazı geceler oyunlar ve balolar tertip ettiği ve bir nüshası ekte sunulan ilanı dahi dağıttığı haber verilmiĢtir.' Bir zamanlar İstanbul Gündüz Vassaf 10/07/2005 Yıldız Sarayı Hümayunu BaĢ Kitabet Dairesi. bir az daha diĢlerini sıkarlarsa yeryüzü cennetinde yaĢayabileceklerine inananlar. Ak sakallı. onların kızlarının. 2 Temmuz 1904) -Galata'dan Tophane'ye kadar olan caddenin hemen her iki tarafındaki binalar ve gelir getiren mülkler geçen zaman içinde Hıristiyanların ve yabancıların eline geçmiĢ bulunmaktadır. dünya ekonomisinin tüketim üzerine kurulu olduğuna inananlar. çelik ve demirden bir mektep inĢası zat-ı Ģahanelerince tasavvur ve arzu buyrulmaktadır. Ġnananların vicdanları tertemiz. doğrulanabilmeyi. (Saray BaĢkâtibi Tahsin. Cenab-ı Hakk varlığını her daim devam eylesin. tanrılarının kendilerine doğru yolu gösterdiklerinden. ancak vaktiyle Amerikan sefiri tarafından zat-ı Ģahanelerine takdim olunup hükümette görüĢülmek üzere tarafımıza gönderilmiĢ olan katologdaki resimlerden anlaĢıldığı üzere. Bu cihetle söz konusu mektebin o suretle inĢası halinde Ġstanbul'da ilk defa olarak vücuda getirilmiĢ bulunacağı gibi. iĢkenceyi. duyularımıza saldırıyor. güzel ve çirkinin. yoksulları herkes gibi tüketmeye azmettiriyor. Erkeklerin tanrının imtiyazlı kulu olduğuna inanan Yahudi.İnanmamaya övgü Gündüz Vassaf 17/07/2005 Ġnananlardan korkuyorum. yeni imparatorluklarını kurmayı çoktan kanlanmıĢ düĢleriyle hak ettiklerinin inancında. bazı Müslüman kadınlarının da YeĢilköy'de Ponti namında birinin dükkânında içki âlemi yaptıkları haber alınmıĢtır.Dün gece yanan Galatasaray Lisesi'nin yerine yeniden bir mektep inĢası gerekli olup. Dünya âlemi onları lanetlerken bile kendilerini yalnız bırakmadıklarına inandıkları tanrılarından güç alıyorlar. yalanlanabilmeyi kıstas alan bilimsel yöntemin geçersizliğine inanıyorlar. Ġnananlar Vatikan'dan fetva veriyor. kimliklerimizin aitsizliğini sergileyerek bizi içgüdüsel hezeyanlarımızın hedonizmiyle baĢ baĢa bırakır. Herkes gibi tüketemeyenlerin herkes gibi tüketmelerinin bir hak olduğuna inananlar. bildiklerimizin. merhametsizce yitiriyor sevgiyi. felsefecileri. izin alınmaksızın . yarattıkları boĢlukta mutlak tanrılarının mutlak doğrularına inananları cezbedici kılıyorlar. güçlerini temelleri inkâr etmekten alıyorlar. Osmanlı Devleti'nin bekası Ġslam dini ile mümkündür ve onun gereklerine uymaya itina göstermenin ehemmiyetini beyan etmeye gerek yoktur. gece kulüplerinde. yangın vesaire gibi Ģeylere karĢı da faydalı olacaktır. Sabahları rahat uyanıyorlar. inançlarını inanmamaktan. Post-modern olduğu söylenen dünyamızın sanatkârları. okullarda. mevkien gösteriĢli. daha çok. Nihayet beĢ altı katlı. Katolik ve Müslüman cemaatlerinin erkek önderleri karar veriyor kendilerine inanan kadınların hayatları. Bu sebeple içki yasağının devam etmesi ve Müslüman kadınlarının Ġslam'ın adap ve Ģiarına uymayan kıyafette bulunmaları hakkındaki kararın muhafaza edilmesi PadiĢah efendimiz hazretlerinin emir ve iradeleri gereğindedir. gökdelenlerde. daha da çok tüketerek mutlu olacağımıza inanıyorlar. cennete varacaklarına inandırıyor. Uygarlıklarının. dünyayı paylaĢıyor olmanın yoldaĢlığını. son duasını yaptıktan sonra günü bir anda cehenneme çeviren inançlı evlatlarına. pozitivizmin çıkmaz sokaklarında köreldiğine. Yeryüzü cennetinin bolluk ve tüketimle gerçekleĢeceğine inananlara inanmıyorum. değerlerimizin. sefaret aracılığı ile Amerika'dan getirtilecek haritasına uygun olarak iĢe giriĢilmek üzere meselenin bugün saraya sunulması ve söz konusu kataloğun iadesi PadiĢahımız efendimiz hazretlerinin emir ve iradeleri gereğindedir. Keyfiyetin bugünkü hükumet toplantısında müzakere edilerek. özveriyi. bankalarda. herkes için refah vadettiğine. dünyayı ne hale getirdikleri için. Ġslam Ģiarına külliyen muhalif olan Ģeylerin bu aralık meydana gelmesi zat-ı Ģahanelerince teessüfle karĢılanmıĢtır. her yıl fetvalarına inanan milyonlarca insanın AIDS'ten ölümlerine yol açan. Tüketim dünyasının reklam ve simgelerinin düĢleriyle. Müslüman kadınlarının örtünme kurallarına riayet etmeleri padiĢah fermanı gerektiğinden olup. metrolarda patlayan canlı bombacılarını. yapay ihtiyaçlarımızın kanser gibi özümüzü kemirip zamanımızı tutsaklaĢtırdığını göre göre. inanarak insanları. daha çok tüketmemiz için düĢlerimize. Mantığımızın kalıplara kalebentliğini. insanı tarihinden kurtardıklarına. iĢsiz kuyruklarında. Tüketmenin. Böyle Ģeylerin gazetecilikle ilgisi olmadığı gibi. içki kullanmanın da yasak olduğu bilindiği halde. açık saçık Ģurada burada ve gazino ve otel bahçeleri gibi yerlerde oturdukları. Mazlumluklarının bilinçsiz çaresizliğinde anneler. Dünyaya doğru yolu göstermeye inanan demokrasi havarisi köktenci yöneticiler inançları uğruna Mezopotamya'dan kalma uygarlıkların kalıntılarını bile yerle bir ederken. kara sakallı mollalar. inanmamakla inanç tazeliyor. Ve Nietzche: 'Yalandan çok inançtır gerçeğin düĢmanı olan. Eminler. Aydınlanma çağının. Bu durumun meydana getirdiği sakıncalara binaen artık daha ileri gitmelerine izin verilmeyerek bir sınır getirilmesi ve öncelikle Tophane'den BeĢiktaĢ'a doğru olan hanelerin yabancılara kiralanmamasının kayıt altına alınması PadiĢahımız hazretlerinin emir ve iradeleri gereğindedir. otobüslerde. tanımadık kurbanlarının cesetlerinin cennet kapısını açacağına inanıyor. tam da karĢısında durur gözükürken. doğru ve yanlıĢın göreceliğine. Daha az değil daha çok tüketilen bir dünyada. geçmiĢinden özgürleĢtirdiklerine inanırken. çocuklarımızın gelecekleri için. katliamı mübah görüyor. dinlerinin yüceliğine inananlar. (Saray BaĢkâtibi Tahsin. 11 Mart 1907) -Heybeliada'da ikamet eden bazı Ġslam hanımlarının örtünme kuralına riayet etmeyerek. babalar. sözcüleri Ģüpheye yer bırakmadan inananların.

Suçun suspayının aileler. telefon konuĢmasının bir güç hatta iktidar ima ettiği günlerde. eski ve yeniye tapanları aynı potada birleĢtiriyor. Tüketim simgeleriyle haĢır neĢir oldukça türümüzün cebelleĢtiği açlık. olup olmadık nedenlerle iyi gelir alın kullanın diye dağıtmak istedikleri. çaldığında cevap versin diye cep telefonunuzu teslim ettikten sonra sofranıza oturuyorsunuz. Ġstanbul'un yeni yöneticileri herkesin taktirini toplayarak çevremizi çiçeklerle donatır ve yeĢillendirirken Ģehrimizle olan kimi iliĢkilerinde bana nedense telefon kullanmayı baĢkalarının gözüne soka soka güç gösterisi olarak görenleri hatırlatıyor. kaptansız seyretmekten korktuklarından gözlerini kırpmaz görünmenin aymazlığında. yan masalardan telefonda konuĢuna gıptayla bakanlar. Bu sebeple icap edenlerin yapılması PadiĢah efendimiz hazretlerinin emir ve iradeleri gereğindedir. Böylece bir yandan dev projelerle fark edilsin diye kendine özgü bir kimliği yokmuĢcasına marka yapılmak istenen Ġstanbul bir yandan da. hele lokantada. diğer müĢteriler size ne kadar da önemli insanmıĢ diye gıptayla kıskançlık karıĢımı bakıĢlarla süzer ya da tam tersi olanları görmezlikten gelirken. masaya telefon getirilmesi sizi çarpıcı bir Ģekilde ayırteden bir olaydı. yıllardır her Ģeye karĢı çıkmayı adet haline getirenlerin proje üretmemesinden çökmeye terk ediliyor. bizi lunaparklarda binbir Ģekle sokan aynaların önünde hiç durmamıĢ mı? Irak Dünya Mahkemesi. gücüne. en uygun bir Ģekilde yeni iletiĢim teknolojisinden yararlanılırken telefonun kimseyi rahatsız etmeden kullanılması. Bugün iyi lokantalarda vestiyerin yanıbaĢında sırf bu iĢ için orada olan görevliye. hastalık ve savaĢlar giderek fark edilmez oluyor.. Uzun yıllar gündelik yaĢamın bilinçiz med cezirlerine terkettiğimiz Ġstanbul'da olan mirasın farkına varıp onu günümüzle en uygun Ģekilde buluĢturmak varken. Belki de asıl onlar yargıladıklarımız vicdan mahkemelerimizde. ertesi gün baĢkasının haykırıĢına yabancı kaldığımız çıkıĢlarımız. ülkeler. Süleymaniye Camii'ndeki geleneksel lokantada özel bir masa üstünde sofranıza getirilen telefonu çağrıĢtırıyor. İstanbul 2005 Gündüz Vassaf 26/06/2005 Uluslararası normlar o hale dönüĢtürülmek isteniyor ki. Heykel projelerinin destekçileriyse telefonun taĢınıp takılmasından kendilerine düĢen payı bekleyen garsonları. hafifçe eğilip kulağınıza bir Ģeyler fısıldar. telefonda konuĢmayı ayıp saydığını düĢünüyorsanız bence aldanıyorsunuz. (Saray BaĢkâtibi Tahsin. neredeyse savaĢ suçluları karar verecek kimin savaĢ suçlusu olduğuna. köklü gelenek ve görünümü olan Ġstanbul'un kendisine özgü zengin ortamını hiçe sayarcasına Ģehrin bir yerine kocaman bir derviĢ baĢka bir yerine de Fatih heykeli dikmeleri arzusu bana. Kimilerimiz teknesini kararlılıkla yanlıĢ rotada götüren kaptanın cezbesine. Ġnsan. ne kadar görgüsüz ve terbiyesizken. Özgürlüklerimiz kullanmaya kullanmaya kuramlara. Oysa vicdanımız dopdolu. yemeğinizi yarıda kesecek kadar önemli telefon konuĢmanıza baĢlardınız. kalıcı addettiği egemenliğine inanmak istese bile. . Herkesin her yerde cep telefonlarıyla konuĢtukları bugünlerdeyse ayrıcalık telefonun kullanmadıldığını ilan etmekle belirtiliyor.. Doğal olan. gösteriĢ üzerine kurulu yapay bir ortam yaratılıyor. Telefonun kıt olduğu. son teknolojilerden yararlanarak koruyup geliĢtirmek yerine onların birer birer çürümeye terk edilmesine göz yumup bambaĢka vasıtalarla dev projelere yönelmeyi kaçınılmaz kılmak ise. artık günümüzde yemek esnasında. kelimelere hapsettiğimiz uyurgezer beklentilerimiz. kabusla düĢü birbirine karıĢtırmanın sonucu çıkacak bir hilkat garibesi Ġstanbul'un dev projeleriyle övünenler. Anket bolluğunun yanlı seçeneklerinde dünyamızda insanların ne düĢündüğünden uzaklaĢtırılıyoruz. Özgürlüklerimiz. Bu konuda yasağın titizlikle devam ettirilmesi ve bundan sonra gazetelerde ayet-i kerime ve hadis-i Ģerif yayımlanmaması PadiĢahımız efendimiz hazretlerinin mir ve iradeleri gereğindedir. iktidarların olup olmadık yerde. mübarek Kadir gecesi münasebetiyle bazı Kur'an ayetlerinin yayımlandığı zat-ı Ģahanelerine duyurulmuĢtur. Yoksa hepimiz biliyoruz suçlular değil suçun ebesi olan. En suskunumuz bile kuĢkulu. 2001) İstanbul'a dev projeler Gündüz Vassaf 03/07/2005 Eskiden 'iyi' lokantalarda Ģef garson yemek esnasında masanıza gelir.faaliyete geçilmesi de güvenliğe aykırı bulunmuĢtur. Cep telefonlarını hiç kullanmamaktan yana olan 'Ģeçkinler'se eskiye eski diye tapan. baĢkasının gücüyle güçlendiklerini sananları çağrıĢtırıyor. Yüzyıldır bu Ģehrin simgelerinden biri haline gelmiĢ vapurları. onayınızı alıp gözünün ucuyla yardımcılarına iĢaret etmesiyle tekerlekli küçük bir masa sofranızın yanına yanaĢtırılır. her yeniye karĢı çıkan görüĢün tezahürü. bu tür kutsal ibarelere hürmetsizlik olacağından daha önce yasaklanmıĢtı. babasına karĢı gelen çocukmuĢcasına bağırıp. 12 Aralık 1904) Vahdettin Engin'in Sultan Abdülhamid ve Ġstanbul'u kitabından (Simurg. Özgürlüklerimiz. Yani dikkati çekmemek havasıyla gene dikkat çekmek için. Belki de biz. ideolojiler dinler geçindirdiğini de. 12 Temmuz 1903) -Gazetelerde ayet ve hadislerin yayımlanması. yerdeki prize fiĢ takılır. Örneğin. (Saray BaĢkâtibi Tahsin. Buna rağmen Ġzmir'de çıkan MünteĢir-i Hidmet gazetesinde.

Aynı politika 12 Eylül ve YÖK'le birlikte Türkiye'de de uygulanıyordu. Ve hâlâ. Türkiye'yi dıĢarıya jurnal'liyor diye tepinedursun.Değerler sistemimiz. kimsenin ve özellikle Avrupa Birliği'nin de gündeminde değil. yani bir tür 'gönüllü' tehcire zorlanıyor. Türkiye'nin çektiği acıları kendi konumlarına rakip görmüĢlerdi. GeliĢleri. Türkiye denilince. ancak uğruna düello yapmamızı da yasakladık. edebiyatından müziğine kadar sanki bir moda olan Güney ve Latin Amerika dayanıĢmasında kenetlenenler. Evrim açısından türümüzün ne kadar genç. Türkiye'deki durumun konuĢulmasına gelince.. en temel insan hakları ilkelerine bakmaksızın. Bir ülke düĢünün ki. on binlerce yıl korktuğumuz vahĢi yırtıcı yaratıkları biz korumaya baĢladık yok olmasınlar diye. Son hayal kırıklığımı da. ama özellikle Latvanya ve Estonya'nın bırakın Avrupa Birliği üyesi olmayı. ġili'de Allende hükümetinin ABD'nin desteklediği askeri bir darbeyle yıkıldığı. Türkiye üniversiteleri hâlâ 12 Eylül'ün totaliter yasasının. Sözlerimizi. Güney ve Latin Amerika delegasyonları salonu terk etti. Avrupa Birliği'nin hiç de kamuoyuna yansıtmadığı. Üniversitede özgürlük için uluslararası dayanıĢma beklentisi ile geldiğim bu toplantıdan hayal kırıklığıyla ayrıldım. nüfusunun yarısına yakını vatandaĢ olamıyor. Böyle baĢa böyle tıraĢ. Gene o günlerde benzer bir vurdumduymazlığı. barıĢtan yana olmanın sorumsuzluk olduğu inancı üzerine kurulu. dünyanın bu olayı her vesileyle protesto ettiği günlere denk gelmiĢti. Toplantıya katıldığım yıl. Çocuklarını kurban etmek isteyen peygamberlerimiz giderek masallaĢan geçmiĢimizde kaldı. Aradan nerdeyse 25 yıl geçti. Türümüzün geliĢmesiyle korktuklarımız da değiĢti. Ankara'ya davalarını anlatmaya gelen Filistin KurtuluĢ Örgütü mensuplarıyla yaĢadım. Baltıkların bağımsızlığı ve bir anda değiĢen yeni vatandaĢlık ölçütleriyle birlikte. devletin. barıĢtan yana olanlara savaĢ karĢıtı derken. Geleceğimiz bugün kendimizi nasıl yargıladığımıza bağlı. ABD arka bahçesi addettiği Latin Amerika'da kendisine bağımlı askeri rejimleri her Ģey pahasına ayakta tutma politikasını güttüğünden. Günümüz insanının korkularını inceleyen psikologların kurtları tek gördüğü yer hayvanat bahçeleri. aday bile olamaması gerekirdi. o yıllarda. yılanlar. Türkiye. 12 Eylül rejimi. Ama türümüzün doğal olarak saldırgan. geçen hafta Letonya ve Estonya'yı ziyaret ederken. Hâlâ onurumuza toz kondurmuyoruz. Dikkat tehlike! Gündüz Vassaf 12/06/2005 'Hain kurttan kim korkar?' Tehlikelidir vahĢi hayvanlar. birdenbire istenmeyen insanlar konumuna düĢüyor. Estonya ve Letonya'da bu ilkelerin temelden nasıl çiğnendiği. çağlar boyu süregelmiĢ egemen Ģiddet düzeni o denli belirliyor ki.. kimilerine göre Yeniçeri adımlarıyla bu ilkelerı uygulamaya çabalayadursun. Aslanlar. demokrasinin baĢ ölçütü bu. savaĢların kaçınılmaz olduğu nakaratına. savaĢlarımızın savaĢ tutsaklarına nasıl davranacağımızı. azınlık statüsü bile tanınmayan bu insanların kendi dillerinde eğitim veren bütün okulları kapatılıyor. Binlerce yıl sonra olsa bile çocuklarımızı. düĢüncelerimizi. tam bu konuda. buralarda olup bitene ilgi bile göstermek istemiyordu. Filistinliler Allende'nın adını bile duymamıĢ. Ev sahipliği yapan Dünya Üniversiteler Birliği (WUS) üniversite özerkliği ve akademik bağımsızlığı kollayan bir kuruluĢ. özgürlük yanlılarını. Toplantıda gündem. düĢman addettiğimiz her kimse onunla barıĢ olamayacağı.biyolojik-kalıtımsal açıklamalarına da hiç inanmıyorum. Türkiye üniversitelerinde özerklik ve akademik özgürlük. UygarlaĢtıkça uluslararası normlarımızla tanımlar olduk meĢru ve gayrimeĢru savaĢlarımızla. kaplanlar. Letonya'da çifte standartlar Gündüz Vassaf 19/06/2005 Cenevre'de bir uluslararası üniversiteler toplantısındaydım. Eskiden herkes korkardı hain kurtlardan. Belki de savaĢ suçlularını yargılaya yargılaya bir gün savaĢın kendisini bizatihi suç diye bildiğimiz olgunluğa varacağız. Filistinlilerle diğer Araplar sırtlarını dünyaya çevirmenin kurbanı. SavaĢ bakanlıklarımızın adlarını savunma bakanlığı diye değiĢtirerek aynaya baktığımızda bile yüzümüzü gizler olduk. kimilerine göre sessiz bir devrim. en gizli sırrı olmalı. Son 20 yıla kadar Baltık ülkelerinde herkesle birlikte Sovyet vatandaĢı statüsünde olan Ruslardan söz ediyorum. . savaĢın sosyo . tecrübesiz ve birbiriyle yaĢamayı öğrenmenin çok baĢlangıçlarında olduğunu görmezlikten geliyoruz. Onlar için özgürlük deyince akla ilk gelen bu ülkedeki azınlıkların konumu. Ġkinci Dünya SavaĢı'ndan bu yana elit konumunda olan ve yerel dilleri öğrenme ihtiyacında olmayan Ruslar. Kendilerinden baĢka bir ülkenin mazlum duruma düĢmesine tahammül edememiĢ. bu ülkeleri kulübün birer özgürlük simgesi haline dönüĢtürüyor. eĢlerimizi dövmeyi cürüm sayma aĢamasına geldi türümüz. Normal koĢullarda bu üç ülkenin. bu ülkelerdeki üniversiteler de nasibini almıĢtı. savaĢanların barıĢ karĢıtı olduğundan kimse söz etmiyor. insan hakları ve azınlıklar konusunda ülkelerüstü ilkeler benimseme iddiasında olan Avrupa Birliği'yle ilgili olarak yaĢadım. Tazminat davaları renkli olmayabilir ama onurumuz da ölmeden. orada olup biteni anlatma çabamla hiç ilgilenmemiĢlerdi. Biz besliyoruz aç kalmasınlar diye. doğup büyüdükleri topraklarda yüzlerine bütün kapıları kapatan politikaları sonucu hepsi göçe. öldürmeden tescil ediliyor. Soğuk SavaĢı kazanmanın coĢkusu ve Rusya'yı Baltık Denizi'ndeki stratejik çıkar ve üslerinden uzaklaĢtırma politikası.

Aynı sivil toplumların askerleĢmesini tehlikeli bulduğumuz gibi. kapalı yerlerde kalma korkumuz klostrofobiyi keĢfettik. ordu gibi. sevmekten korkuyoruz. münazaranın tersine. cumhuriyet yerine anayasal monarĢi. toplumun vakurla değil heyecanla yönlendirilmesine de neden oluyor. eĢlerimizin nasıl tehlikeli olabileceğini dinler olduk. her birinin kendi alanında dünyanın sayılı bilim adamları arasına girdiğini. Üniversitelerde yapılan konferanslar ya da toplantılardaysa. devletin. Milli ġef Ġnönü döneminde. Pertev Naili Boratav. Kendi ellerimizle ördüğümüz mekânların duvarları arasına tıkıĢıp. koltuk altlarımızın kokacağından korkuyor. yine mi hatırlatmak lazım? Devlet adına hareket edenler yakın tarihlerinden bile ders alamayacak kadar aciz mi? Önümüzdeki günlerde Türkiye'de gereken. Üniversitenin devletle bütünleĢmesi. üniversitelerde değil. DoğuĢumuzdan itibaren "Dikkat. bu nedenle Muzaffer ġerif. Son bir kaç haftadır. 'Türkiye'de 12 Eylül döneminde Mamak Askeri Cezaevi'nde Kullanılan Psikolojik ĠĢkence Yöntemleri. Bir ömür boyu yiyip içtiklerimizin. kimi fevri ve cahil çıkıĢların paniğine kapılanlar olacaktır. hâlâ da korkuyoruz. Üniversite. kendi sözcüleri için. arkadaĢlarımızın. öncelikle bilgi üretmektir. stratejik ortaklıkları araĢtıran bir toplantı da düzenlenebilir. Tanrı korkusunun yerini giderek sanallaĢtırılan terörist korkusu almıĢ yeni dünyada. kokusuzlaĢtırdığımız dünyamızın yapay kokularında koklaĢıyoruz. yurt sevgisini de 'düĢman'a göre tanımlamayacak güçte. Türkiye'nin normalleĢerek oluĢturmaya baĢladığı yeni konumuna sekte vurdu. ya da Kenan Evren'in dediği gibi. Askerlerin sivilleĢmesini tehlikeli buluyor komutanları. hassas konu ya da milli menfaat anlayıĢımızın normalleĢerek. karĢıt görüĢlerin tartıĢıldığı münazara kulüpleri olsaydı bile. bireysel evhamlarının derdine düĢtü. buralarda kanlı bıçaklı olmadan. öldürmekten korkmasınlar diye eğitiyoruz askerlerimizi. iki tarafın karĢıt görüĢleri savunduğu anlamına gelen münazarayla. uzun vadede toplum ve devletin de aleyhine olduğunun vahim örnekleri tarihte çok görüldü.. Biz. toplumun kimi temsilcilerinin temel kavramlar üzerine cahilliklerini bir kez daha ortaya koydu. tekseslilik hâkimdir. sosyal bilimlerde de kendi bilgilerini üretir hale gelmesi. minarelerin. tartıĢmak değil. Biziz tehlikeli olan ve tehlikelerimizi yaratan. . üniversitelerimizin. Bir zamanlar tehlikenin kokusunu alırdı insan. Birçok ülkede olduğu gibi. Kan döke döke bayraklarımızı koruduk birbirimize karĢı. yani karĢıt görüĢlerin tartıĢması. Küçücük beynimiz evrimle geliĢtikçe düĢüncelerimizin de tehlikeli olduğunu söyleyenler oldu. Örneğin. Cumhuriyet'in yarı tarihini kapsayan tek parti döneminden sonra.. ya da iĢkence yapıldı ama onlar vatan hainiydi gibi. tehlike!" diye uyarılıyoruz. DüĢünceyi doğru yola sevk etmek için iĢkenceyi keĢfettik tehlikesiz toplumlar yaratmak uğruna. Ancak bilgi üretildikten sonra tartıĢmaya açılır. Ölümden. Türk Dil Kurumu sözlüğünde aymazca öne sürüldüğü gibi 'bilimsel tartıĢma' değildir. toplumun dokusuna daha uygundur' gibi bir konu tartıĢılabilir miydi? Konusu ne olursa olsun münazara. iĢkence yöntemlerini. sade devlet ve basın değil. gündelik yaĢamın en küçük ayrıntılarında korku arar bir konumda. konferans ve akademik toplantıları. Burada kimsenin iĢkence yapılmadı.. devleti temsil etme iddiasındakilerin sorumsuzlukları karĢısında zorunlu bir davranıĢ idi. Türkiye artık bilgi ve eleĢtiriyi birbirinden ayırt edecek olgunlukta olduğu gibi. genellikle okullarda ya da münazara kulüplerinde yapılır.' bir doktora tezi ya da bilimsel bir toplantının konusu olabilir. Dağ baĢında oturanları kandırıp sel sigortası satıyorlar.. Kendini koru! Çoğunluğumuz. Türkiye'nin lise ya da üniversitelerinde. Son günlerde olduğu gibi.. Ama artık düĢmanın kendi içimizde olduğunu da biliyoruz. iĢkencecilerin eğitimini. korkacak bir Ģey olmadığ zaman da korkmaktan korkuyoruz. Sevilmeyiz diye. Böyle fikirler beyan edenlerin de davet edilmesi önerilmez. Üniversite toplantılarında temel amaç. üniversite adına konuĢanların bir kısmı bile birbirine karıĢtırdı. Ama. Ġki ayağımızın üstünde doğrulduktan sonra yüksele yüksele katedrallerin. Devleti korumak iddiasıyla yaptıkları fevri çıkıĢlar Türkiye'ye 'Geceyarısı Ekspresi' filmi kadar zararlı oldu. münazaraların tersine. polis baskısına maruz kalmadan. Akademik toplantılarda hiç değil. Niyazi Berkes gibi profösörlerin üniversiteden atılıp Türkiye'den ayrılmak zorunda bırakıldıklarını. örneğin 'Türkiye'de. 'Ģahsi görüĢüdür' diye geçiĢtirmeleri ibret vericiydi. Üniversitede 'Türkiye'de 12 Eylül Döneminde ĠĢkenceyle Ġlgili Devletin Tutumu' gibi iĢkencenin nedenlerini. Meclis kürsüsünden üniversitelerin lanetlenmesine hükümetin ilk günlerdeki suskunluğu. çok değil. üniversite özerkliğinden kaçınılmaz olarak ödün vererek üstlendiği bir sorumluluk örneği. DüĢmandan korkardık. Osmanlıca 'münazara' kelimesinin Türkçede tek bir kelimeyle bir karĢılığı olmaması. iĢkence görenlerin psikolojisini incelemekle yetinmesi doğaldır. Münazara bir tür fikir cimnastiğidir. köylü ve iĢçiler üzerine araĢtırma yapılmasının bile milli menfaatlere aykırı görüldüğünü. Boğaziçi Üniversitesi Rektörü'nün toplantıyı ertelemesi. gökdelenlerin tepelerine vardığımızda yükseklik korkusunu keĢfettik adına akrofobi dediğimiz. Türkiye'de de. her yıl yoksulluktan milyonlarımızın ölümüne neden olan hastalıklar ve açlığı kanıksayıp. bırakın onu görevinden azletmeyi. Türkiye'nin yaĢadığı askeri darbeler bu ülkede demokrasi kavramının geliĢmesini engelleyip. Oysa. hükümet sözcüsünün Meclis kürsüsünden yaptığı provokatif haykırıĢların neden olabileceği öngörülmez felaketler karĢısında.. doktorlarımızla psikologlarımızdan. yakın zamanda gerçekleĢeceğini umduğum 'Ġmparatorluğun ÇöküĢ Döneminde Osmanlı Ermenileri' toplantısı üzerine odaklaĢmak yerine. Korkutulmaya o kadar alıĢtırıldık ki. 'Asmayacaktık da besleyecek miydik' türünden konuĢma yapması beklenmez.. kritik düĢünceyi susturarak bilimin geliĢmesine ket vurduğu gibi.. milli menfaatleri korumakla yükümlü bir kurum da değildir. Ermeni konferansı Gündüz Vassaf 05/06/2005 Son Ermeni konferansı tartıĢmaları.Karanlıktan korkuyoruz hâlâ. Bu cehaletimize de ĢaĢmamak gerek. Nükleer tehlikenin yerini panik ataklar aldı. Bu toplantıda konuĢmacıların. özellikle baĢka ülkelerle de karĢılaĢtırıldığında. toplumumuzda temel kavramların geliĢmemesinin vahim bir belirtisi.

sokaklarında çöpü. Susuz sarnıçlara çarparak. KararmıĢ mermerlerin altında. Tarihin med-cezirinde Gözlerim geçmiĢte yaĢayanların düĢlerini kolluyor. Sürekli adlarını değiĢtiren sokaklarında Çocuklarin saklambaç oynayamadığı. Vınlayarak geçen metrolar. Kapılar.İstanbul'un Fethi-Yıl 552 Gündüz Vassaf 29/05/2005 KENDĠ KENTĠME AĞIT Sabret. Dağlardan. yaylalardan kopup gelenler. PadiĢahsız kalmıĢ kapıkullarının birbirlerini kollamaktan Konaklarını yitirdikleri kentin kaldırımlarına. UnutulmuĢ tüneller. PaslanmıĢ demirlerin ardında. Yerlerinde yabancılar. Kentim. kapılar Özel korumalı Ģeffaf kapılar. Açmasını unuttuğumuz anahtarsız kapılar. imparatorlarımız. Ġstanbul'da sarının. Kapılar.. Kentim nice dinler. Dilini anlamadığımız. Bize karanlık görkemli binalar. Ġçerden bize bakıldığında tümü Ģeffaf. Ama niyeki Küllerde kıvılcım arayıp . Kayıp anahtarlı. Kent uykuda. köpeği. her kent gibi. Elektriğin aydınlattığı eski yangın yerlerini. diller yaĢamıĢ. Kentte dolaĢıyorum. Anahtarları kayıp kilitli kapılar. Yelpazesinde açtığı renk cümbüĢünden Aniden beliriveren gözleriyle soruyor 'Durup dururken ne diye beni andın?' diye. BeĢ yıldızlı otellerinden süzüyorlar geceleri. kırmızı ya da lacivertle coĢtuğu Bir kentteyim. Kent ayaklanmıĢ. seviĢeni ve didiĢeni Konstantinople'in Mavi ve YeĢillerle sarsıldığı. Kentimizin eski simgesi tavuskuĢu. Meyhanelerde inleyen nağmelerimizde. Yatan padiĢahlarımız. Asırlardır birlikte yaĢadığımız tanıĢlarımızdan Gözlerimizi kaçırır olduk.. Topkapı'da saraylardan Körler ülkesi Kalkedon'da stadyumlara. Köprülerinden kıtalar aĢıyorum. Ġnsanların otomobillerden hızlı gittiği Tek istikametli kaldırımların soluksuz yayasıyım Kentin gözcüleri Ġtfaiye kulelerinden ineli yıllar oluyor. ninelerimiz. Tanrının silip süpürülen mermerlerde taĢlaĢtığı. Dünya kentimizin karanlığı masallaĢtıran havai fiĢekli Ģölenleriyle. Kilitli kapılı. Dinle. TaĢlarını tanımadığımız mezarlarda Dedelerimiz. kapılar. Umutla zincirlenmiĢ. KapalıçarĢıların gökdelenlerde putlaĢtığı Zamanın kentindeyim.

-Laura Zubulake. -11 sivil Çeçen'in polis tarafından öldürülmesinden Rusya'yı suçlu bulan Avrupa Ġnsan Hakları Mahkemesi bu ülkeyi 180 bin dolar tazminat ödemeye mahkum etti. üstünde 10 karatlık pırlanta olan platin vibratörün fiyatı 1.Gününü sakınan Bu kuskunluk? Dinle! Günümüzde hindi kılığında dolaĢan Kentimizin eski simgesi tavus kuĢu.net adlı Kuzey California firması adına bilgisayar oyunları oynayarak kazandıkları puanları. 2002 Kapitalizmde değer kavramı Gündüz Vassaf 22/05/2005 -Ġngiltere Kraliçesi. ömür boyu hapse mahkûm edildi. özel çiftlikleri için destek alım fiyatı karĢılığı AB'den 2004 yılında bir milyar sterlin aldılar. Ģirketten emekli 4 bin kiĢiye tazminat olarak adam baĢına 47 dolar ödendi. -Ġflas eden Polaroid Ģirketinin son baĢkanına 12. -Geçen sene Ġngiltere'de rekor düzeyde düĢüĢ gösteren ecstasy. doğal zenginlikleri için koca kıtayı sömürgeleĢtirmiĢiz. -Hindistan'da 'Dokunulmazlar'a mensup çocukların günde 10 saat çalıĢıp futbol topu dikmelerinin yevmiyesi yarım doların altında. siyasi mücadelelerine. görev baĢında ölen polisler adına 2. Afrika'ya 'kara insanların yaĢadığı vahĢi topraklar' olarak bakmıĢ. -Çeçen lideri Aslan Mashadov'un ölümüne yol açan ihbarcıya 10 milyon dolar ödeyen Rusya sözünü tuttuğunu açıkladı. -Afganistan'da ABD askerlerinin yanlıĢlıkla bir karakolu bombalamaları sonucu beĢ kiĢinin öldürüldüğü saldırıda bacağını kaybeden Afgan polisine 500 dolar ödendi. -Dünyada günde bir dolardan az bir parayla yaĢayanların sayısı 1. 'Durup dururken ne diye beni andın' diye? Gündüz Vassaf. Hapı iki sterlinden satılan ecstasy bir pint biradan daha ucuz. Makedonyalı . Ġlk iki ayağımızla yürüyerek üstüne bastığımız bu kıtayla tarihimiz boyunca iliĢkimiz sömürüden öteye gitmemiĢ. -HSBC Bankası geçen sene tarihinin en büyük kârını elde etti: 17. Onları okumakla kendimizi de daha iyi tanıyabilir. eroin.8 milyon dolar.6 milyar dolar. Futbol maçlarında ırkçı seyircilerin siyah oyuncuları muz sallayarak provoke etmesi. Afrika'dan bana ne! Gündüz Vassaf 08/05/2005 YaĢadığımız dünyayı anlamak için Afrika'yı anlamak lazım.8 milyon dolar -Ġngiltere Kraliçesi Elizabeth ile oğlu Galler Prensi Charles. Yakın zamana kadar edebiyatımıza konu olduğunda bile. yüzyılı en çok etkileyenler arasında olan üç yahudi Marks. -Satın aldığı kullanılmıĢ otomobilin eski sahibinin Papa olduğunu öğrenince açık artırmayla satıĢa çıkaran Benjamin Halbe'nin altı yıllık Volkswagen Golf'una aldığı son teklif 100 bin dolar. insanlarına sırtımızı dönmüĢüz. burasını yaratıcılığımızın dekoru olarak kullanmaktan öteye gitmemiĢ. kadın olduğundan ötürü iĢvereni UBS Bankası'nın terfi etmesini engellediği gerekçesiyle kazandığı dava sonucu 29 milyon dolar tazminat aldı. Afrikalılar bambaĢka. Ġlk insanın Afrikalı olduğu söylendiğinde aklımıza gelen atalarımızdan çok Afrikalıların maymunlara benzedikleri. Yelpazesinde açtığı renk cümbüĢünden Aniden beliriveren gözleriyle soruyor. Einstein ve Freud'un. Afrika'yı anlayabilmek için de yazarlarını okumak. aynı firma ABD'li gençlere 500 dolar karĢılığında satıyor.3 milyon sterline mal olan granit heykelin açılıĢını yaptı. crack. kokain ve marijuana'nın fiyatları kahve ve bira fiyatlarının altına indi. Diğer kıtalarda yaĢayanların kültürlerine. görmeyi reddettiğimiz geçmiĢ ve günümüzle yüzleĢebiliriz. -Maliyeti günde yarım dolarlık ilaca ödeyecek paraları olmadığından 2 milyona yakın Afrikalı bu yıl AIDS'den ölecek. yöneticisine 8.3 milyar kiĢi. özellikle Hıristiyan âleminin Darwin'e kızması biraz da bu nedenden değil mi? 20. bizden olmayan insanlar. dinlerine az çok aĢina olan bizler için. -Romanya'nın Caracal kasabasından Bogdan Ghirda ve mesai arkadaĢlarının saatine yarım dolar karĢılığı günde 10 saat gamersloot. Ġnsanlarını köleleĢtirmiĢ. -Dunyanın en pahalı futbol oyuncusu David Beckham'ın hamile karısı Victoria'ya hediye ettiği. Joseph Conrad'in 'Karanlığın Yüreği' kitabındaki gibi. -Londra'da bir sterlin değerinde pizza promosyonu üzerine çıkan tartıĢma sonucu dükkândaki görevliyi bıçakla öldüren Hakeem Johnson.5 milyon dolar hizmetleri karĢılığı verilirken. -Irak iĢgalinin aylık maliyeti 9 milyar dolar.

Hz. üzmüĢ. kendimizi kurtarmak için gidiĢimizle olacak. Dört Nobel edebiyat ödülü sahibini aynı anda." der pire. isteyen için bu Ģehirde yaĢamak sonu olmayan bir kültür panayırı. kalabalığı görünce tesadüfen öğrendim. Nijerya'da çağdaĢ tiyatronun kurucusu.Lucia'lı Ģair ve oyun yazarı. "Batı'yı yakalayıp geçeceğiz diye yumurta üretimimizi artırmamız için gene hedef yükselttiler. Türkiye-ABD iliĢkilerinin son durumunu anlatmak için geçen hafta Washington Büyükelçisi Boston'a gelmiĢti. Pazar günü Benazir Butto Pakistan ve terörizm üzerine konuĢacak. MIT gibi üniversiteler. Aralarında tek beyaz olmayan Afrikalı askerlerden oluĢan 300-400 kiĢilik bir güç yeterli görülmüĢ tarihimizin en büyük soykırımlarından birine seyirci kalırken. düĢ ve düĢüncelerini ustalıkla ifade etmeleri. Ġbrahim'den Muhammed'e kadar peygamberlerin hepsinin. Bugün de Darfur'daki katliamlara seyirci kalıyor dünya. Berklee ve New England Konservatuvarı gibi müzik eğitimi veren kurumlarında yapılan toplantılar. Onun için sabah gazetede dün gittiğim toplantıya iliĢkin bir Ģey bulamayınca üzüldüm. Bu Ģehirde olup biteni az çok takip etmeme rağmen. Selanikli Mustafa Kemal'in. Böyle diyor BirleĢmiĢ Milletler BarıĢ Gücü'nün komutanı. Onlarla. açlıktan. ottan mürekkep. Çoğumuzun konuĢmaktan çekindiği. oraya bu sefer Afrika'yı sömürmek için değil. Nedeni. 'Bunalım Mevsimi' ve 'Çevirmenler' romanlarıyla ünlü Wole Soyinka'nın (1986) 70'inci doğum gününde eserlerinden okumak için Boston'da toplanmıĢlardı. Korsikalı Napolyon. soykırımdan. Nobel ödülüne layık görülenler değer yargılarımızın avukatlığını baĢkalarına bırakmıĢ. Harvard'a dün baĢka bir toplantı için gittiğimde. köklerinin Afrika'da olduğunun hatırlatılması sanki provokatif.Ġskender. en çok kitap. "herkesin kendi odası kendi yatağı var. 'The Lizard'ın gösterimi vardı. ülkesinde iki yıla yakın hücre hapsindeyken. toplumda acı acı gülünen fıkralara yansımıĢtı." der. Daha sonra molla kılığına bürünen bir haydutu anlatan Ġran sinema tarihinin en popüler filmi. yazdıklarında evrensel değerlerle yüzleĢmemizi anlatan Nadine Gordimer (1991). hastalıktan öldüğü Afrika'yla ilgili haberlerin dünya medyasına yansımamasını. Onunla aynı günlerde eski Ġngiltere Ġstihbarat TeĢkilatı'nın baĢı 21. Ġnsanın tekrar özüne kavuĢması belki de Afrika'yı yeniden keĢfiyle. yazdıklarıyla evrensel kültürümüzün parçası olmuĢlar. yalnızlığın dayanılmaz sıkıntısı ve isyanıyla. dünyanın güvenliğini düĢünmekten hâlâ aciz miyiz? Kaçımız buralarının adını duyduk. Dün El Cezire ile ABD medyasını algılama farklarını anlatan bir filmin ardından yapımcısı da konuĢtu. en çok doktoralı insan. St. hapse atmıĢ. Senin derdin ne?" "YaĢadığım yerlerde hayat zorlaĢtı. Ulusal güvenliğimiz adına bir kayalık için komĢumuzla savaĢmayı ciddiyetle planlarken. ama ĢaĢmadım. yüzyılı neler beklediğinin üzerine bir konuĢma yaptı. daha çok düĢündük. Sosyalist rejimden kaçan tavuk sınırda pire ile karĢılaĢır. Nobel edebiyat ödülü Gündüz Vassaf 01/05/2005 Dünyada metrekare baĢına en çok üniversite. ölümle tehdit edilip hayatına kastedilen. Afrikalı olmaları. Yarın Ankara'dan BaĢbakan'ın dıĢ iliĢkiler danıĢmanlarından Egemen BağıĢ burda. beyaz egemen toplumda yaĢayan zencilerin. Bağdat'ta. Dünyada olup biteni de yetkili kiĢilerden. Ve zaman geçmiĢ piĢman da olmuĢlar. Beyrut'ta olduğu gibi orada stratejik çıkarımız olmaması. Bir milyona yakın insan 1994 yılında bir ay içinde Ruanda'da katledilirken dünyanın yardım etmemesinin tek bir nedeni var. yansıdığında 'Afrika'da böyle Ģeyler olur' bağlamında algılanmasını nasıl açıklayabiliriz? Türümüzün yüzünün kızarması bizim kuĢaklarımızla mı kalıtımsal mirasımızdan silinip gidecek? Üç Afrikalı yazar ismi ve birer romanı-Chinua Achebe (Ruhum Yeniden Doğacak). psikolojik bedel ve mücadelelerini dile getiren ABD'li yazar Toni Morrison (1993) ve kitapları Güney Afrika'da yasaklanan. Ġnsanlarının da yalnız yaĢamaktan yabancılaĢıp ilaç ve psikiyatristlere sığındığı. Dört Nobel ödüllü yazar yaĢadıkları toplumlarda egemen değerlerin hedefi olmuĢ. nedensiz panik atakların dünyasının merkezi değil mi ABD . birinci elden öğrenebiliyorsunuz. utanmıĢlar. Bu yazarları birleĢtiren en önemli ortak noktaları. Sizin oralarda tavuklar günde bir defa yumurtluyormuĢ. "Sakın bizim oralara gelme. kaçımız hangi takımın küme düĢme mücadelesinden daha çok önemsedik. Harvard. beğenmedikleriyle karĢılaĢınca hayal kırıklığına uğrayıp onları yerin dibine batırmıĢ. orada olup bitenlerin güvenliğimizi etkilememesi. Bugün bir milyona yakın insanın katledildiği Rwanda'da BirleĢmiĢ Milletler kuvvetlerinin baĢında olan general Dallaire. Woli Soyinka (The Interpreters) ve Ruanda'daki BirleĢmiĢ Milletler komutanı Romeo Dallaire'in kitabı 'Shaking Hands with The Devil'. 'bizim' diye hoĢlarına gideni bulunca iftihar edenler. aĢağılayıcı bir tespit. ülkelerinden uzaklaĢtırmıĢlar. Kapitalizmin gücü? Gündüz Vassaf 24/04/2005 Sovyetler Birliği'nde vaat edilen sosyalist cennetin gerçekleĢememesi. bütün çağrılarına rağmen dünyanın yardıma gelmemesinin içyüzünü bir film eĢliğinde anlatacak. kemikten kalem. maceranın bile tüketim biçimine dönüĢtüğü. en çok konferans olan yer Boston olmalı. sömürgecilik sonrası günleri anlatan epik Ģiiri 'Omeros' ile tanınan Derek Walcott (1992). Bosna'da. daha çok kalem mürekkep tükettik Ruanda. Boston'da bu tip olaylar o kadar sık ve sıradan ki haberlere bile yansımıyor. gösteri ve konserler halka açık olduğundan. Darfur ya da Afrika için? Afrika edebiyatının moda mı olması lazım ilgilenmemiz için? Her yıl milyonlarca insanın.sorgulamayı düĢünmediği konularda." Bugünden bakınca asıl kapitalizm tavuğun iĢini zorlaĢtıran. Kafeslerinden ömür boyu çıkmadan sahte aydınlatmayla günde bilmem kaç kez yumurtlamaya aldatılan tavuk cehennemi oldu ABD. Amos Tutuola (The Palm-Wine Drunkard). Nedeni. aynı masa etrafında bir araya getirebilmek dünyada ender rastlanan bir olay. toplumsal vicdanın sözcüsü. sigaradan kâğıtla yazan.

yaĢam biçim ve düĢlerimizi sorgulamak yerine tüketimle bütünleĢtirmesinden kaynaklanmıyor mu? Nereye kadar? Hitler'in ilk fotoğrafı* Gündüz Vassaf 17/04/2005 Kim bu minnacik bornuzlu Ģirin çocuk? O ufak bebek mi? Adolf. Lehçeden Ġngilizceye çevirenler Stanislaw Baranczak ve Clare Cavanaugh. büroya. Emzik. bu göz. tak. burun? Kimin karnı sütle doymuĢ böyle. Ve tam doğumdan önce annesinin anlam dolu rüyası. Günümüzün edilgen insanı kendisine sunulan özgür olma kalıplarının tüketicisi. tek kanaldan yayın yapan. gökte. . Hitler'lerin oğlu! Büyüyünce avukat mı olur? Belki de Viyana operasında tenor? Kimin bu minnacık eller. tak! Kim o? Adolf'cuğun minicik kalbi çarpıyor. Marksizm-Leninizm müritlerinden gelecek uğruna gündelik nimetlerden fedakârlık talep ediyordu. Braunau. Ġzleyen izlenen olacak. geçilmiyordu iĢaretlerden: bahar güneĢi. ne kadar benziyor anasına. ġııııııh. hatta belki aynı programın farklı uyarlamaları olabilecek. herkesin aile albümlerindeki bebekler gibi. Braunau küçük ama Ģerefli bir kasabadırdürüst iĢ adamları. Çağımızın düzeni. mama önlüğü. bahçede laternacı'nın müziği. Sen doğmak üzereyken geçen sene. kimin bu küçük kulak. annesinin güneĢi. Zaten gücü de. ġimdi fotoğrafını çekecek. Klinger atölyesi.kapitalizmi? Moskova Üniversitesi'nde bir psikoloji kongresi için gittiğimde kalırken. Aynı programı seyredenlere farklı reklamlar. bilemeyiz: gelecekte matbaacı. 20. Ġstediklerimizi göstersinler diye özgeçmiĢimizden en ince zevklerimize kadar bilgileri depolayan biz olacağız 'Büyük Ağabey'in belleğine. Bir tarih öğretmeni yakasını gevĢetiyor ve esniyor düzeltirken ödevleri. eski sabun kokusu. odamda tek istasyondan yayın yapan radyoyu kapatmak mümkün değildi. yolu kaç zamandır gözlenen misafirin gelmesidir. özgürlük ve tüketimi sunarken dünya dahil her Ģeyimizi yitiriyoruz. çocuk bezi. Orwell'in '1984'. Sovyetler Birliği'ndeki totaliter düzeni öngörerek 1929'da Fransa'da sonra basılan kitabı. tüccar. çıngırak. okula. Önümüzdeki yıllarda yaygınlaĢması beklenen yeni televizyon sisteminde program ve reklamlar seyircinin el aletini tuĢlayarak kendisi hakkında sürekli vereceği bilgilere göre hazırlanacak. Ne havlayan köpek ne de ecelin ayak sesleri. Huxley'nin 'Cesur Yeni Dünya'sından yıllar önce totaliter distopyaları yazan Yevgeny Zamyatin. Grabenstrasse. Ģeker çocuk ağlama. aslında önümüzdeki yıllarda gündelik yaĢantımıza girerek baĢka tür bir totalitarizme ivme kazandıracak geliĢmenin habercisi. Kapitalizm fedakârlık yerine. papaz? Bu minnacık ayaklar nerelere varacak? Bahçeye. Vassaf. nur topu oğlumuz. pencerelerde sardunyalar. Sovyetler'de yasaklanan 'Biz' kitabında. yüzyıldan farklı olarak tepeden inme totalitarizm yerine gönüllü totalitarizm üzerine kurulmakta. 1996 Nobel Edebiyat Ödülü. Rüyalarda güvercin mutluluğun habercisiyakalanırsa. bir gelinin yanına? Belki de belediye baĢkanının kızına? Benim canım küçük meleğim. Sesini kısabiliyorsunuz o kadar. Allah'a Ģükür. Tak. yapıĢık ikizlerini. *Wislawa Syzmborska. hiç kapatılamayan ve izleyicisini gözetleyen televizyondan bahseder. babasına. sepette kedi yavrusu. pempemsi bir kâğıda sarılı uğurlu fal. kadirbilir komĢular. siyah örtünün altındaki adama baksana. taze hamur. doktor. Türkçe çeviri G. yerde. baldan tatlı. aman iki defa tahtaya vur. Direnen insan özgürlük tutkusunu koruyabiliyordu. 2005.

Jean Paul. geminin güvertesinden el sallanır filmlerde. Irak savaĢının sona ermesi. kurumuna kararlılıkla sahip çıkması kimseyi ĢaĢırtmadı. Hem Katolik kilisesinde '68 ruhunun özgürlük rüzgârıyla baĢlayan değiĢimlerin önünü ödünsüz uygulamalarıyla durdurdu. Bir. Güney Amerika'daki papazlarını ABD emperyalizmine karĢı gelip siyasete karıĢtılar diye azat ederken. bugün ABD'nin aynı rolü oynamasından ibaret. BirleĢmiĢ Milletler'in AIDS gibi çeĢitli hastalıklardan her yıl milyonlarca ölümü önleme çabası. hem de halkla iliĢkiler konusundaki ustalığıyla dünya kamuoyunun gönlünü fethetti. Yolculuğun sonu elvedadır hiç unutulmayan. Papa II. en zengin örgütünün lideri öldü. II. bavulların boĢaltılıp sonraki seyahata kaldırılması. dinlerin barıĢ içinde bir arada yaĢaması. asıl kuzu kılığında dolaĢan kurtlar değil mi dünyayı yöneten? Vatikan. Yeryüzü küremizde kültür uyuĢmazlıkları aramaya meraklılar. Bu gidiĢle Vatikan'ın 21. sonra Sovyetler Birliği'nin baĢına gelecek o dönemin istihbarat Ģefi Andropov. . seleflerinden devralıp sertleĢtirerek sürdürdüğü politikayla. kendisi komünizme karĢı ABD'yle aynı safta yer aldı. Günümüzde Batı'nın çıkarlarını kamufle eden moda deyimle 'uygarlıklar çatıĢması. Bunun bir göstergesi papalığı süresince. Vatikan politikalarından ötürü her yıl kim bilir kaç milyon insan ölüyor? Ufak yaĢta ölüme mahkûm. otelde hesabın ödenmesi. Zaten belki bunun için Papa seçilmiĢti. en gizli kapaklı. ikisine de en az birer milyar insanın kendisini ait hissettiği. istenmeyen kaç çocuk dünyaya geliyor? Ġnsan sağlığına. son hazmettiklerimizin bizi terk etmesidir yolculuğun sonu.Papa öldü. sıradan devlet politikalarından farksızdı. ruhani iktidarı "Duo testis bene benedata" (Ġki adet testisi var. ABD Milli Güvenlik Kurulu'nun önemli bir rolü olduğunu açıklamıĢtı. erkek olacağından. garip diyarlardan. Osmanlı enkazı üzerine petrol zengini Ortadoğu'yu denetleme projesi yerine. pasaportun damgalanmasıdır yolculuğun bitiĢi. çokuluslu dev Ģirketlerin yöneticileri. bilerek tenhalaĢtırdığı bir dünyanın bekçiliğini yaptı. Eve dönüldüğünde teĢekkür telefonu. Tren hareket etmeden peronda son öpücük. Vatikan'ın uyguladığı geleneksel testte. Katolik olsun olmasın herkesin kurtuluĢu için dua eden Papa'yı aynı nefeste anmakla ilk bakıĢta kuzuyla kurdu karıĢtırmıĢ mı oluyorum? Yoksa. yaĢadıklarımıza sessizce tanıklık etmiĢ çamaĢırın yıkanması. O günden bu yana.. öbür dünyanın anahtarlarına emaneten sahip olmasının yanı sıra.. düĢlerin derinliğinde uykuya yatmıĢ anıdır. hepimizin kurtuluĢu için bizi Ġsa'ya kazandırma politikalarını sürdüreceğinden de emin olabiliriz. uygundur) sözleriyle dünyaya duyuruluyor. II. Derin bir nefes alıĢtır. iktidarın dönmedolabına binip inerken.. Çin ve Vatikan'a bakmalı. Ancak. Papazlığa intisab etmeden Krakow'da aktör olan Karol Wojtyla. kirli çamaĢırlarını gizleyen. faĢist geçmiĢinden ötürü savaĢ suçlusu olduğu keĢfedilince ABD'ye girmesi yasaklanan eski BirleĢmiĢ Milletler Genel Sekreteri Kurt Waldheim'a Vatikan adına Ģövalye unvanı vermekten de çekinmedi. Yeni Papa'nın. bir milyarı aĢkın insanın gündelik yaĢamlarının denetimini de teslim almıĢ. Murat Bardakçı'nın 3 Nisan'da Hürriyet'te kaynaklara atfen belirttiği gibi. cinsiyetini gizleyen Joan adında bir kadın papa olmuĢ.' eskiden Britanya krallığının. yaşasın Papa Gündüz Vassaf 10/04/2005 Her ne kadar ruhani de olsa. ülkesini iĢgale kalkıĢmıĢ ABD'nin burnunun dibinde. bir de Castro. Suya sabuna dokunmadan kilisenin 2000 yıllık tarihindeki hatalar için özür dilerken. Kilisenin liberalleĢme politikalarını sürdüreceği öngörülen selefi Papa seçildikten bir ay bile geçmeden ĢaĢırtıcı bir Ģekilde öldükten sonra II. dünyevi iktidar mücadeleleriyle cebelleĢen. Dünya basını. bence. ayrıldığınızda. yıllardır Papa'nın her tür doğum kontrolünü önleyen vaaz ve giriĢimlerine çarptı. onunla birlikte dünyayı dolaĢtık. Onun söylediklerini dinledik. Jean Paul'ün kilisesinin dünya kamuoyuna yansıyan skandalları karĢısında. bağımsız bir ülke konumundaki Vatikan'ın denetimindeki servet ve dünya çapındaki örgütünün din adına dokunmazlığı her ülkeye nasip değil. Kendisini öldürmeye. bunun kabul edilmez olduğunu açıklamaya mecbur kalırken. polis devleti yöntemleriyle bir tür sosyalizmin nimetlerini koruyan Castro ile. ABD'nin bir tek Massachusetts eyaletinde 250 Katolik papazının 1000 küsur çocuğu yıllarca taciz ettiği ortaya çıkınca. Yolculuk ne zaman biter? Gündüz Vassaf 03/04/2005 Uçağın kapısından. Yolculuk ne zaman biter? Yaban ellerden. dünya kamuoyunu ustalıkla yönlendirerek ömrünün sonuna kadar rolünü baĢarıyla oynadı. bir Papa kalmıĢtı yerinde oturan. dünya çapında ölümcül politikalar güden bu örgüt ve ruhani lideri II. önce Polonya ve Sovyetler Birliği'ndeki rejimlerin devrilmesinde. Jean Paul'un baĢka konularda tutumlarıysa. Süper güçlü ülkelerin liderleri. Jean Paul'ün onun yerine geçmesinde. müritlerinin adına. Biri uygarlaĢtıracağım diyordu öteki demokrasi getireceğim diyor. kapıda taksinin geç kalıyoruz kornası. yüzyılda karĢısında en güçlü rakibi Çin olacak. ardından da. John Paul'ün Katolik dininin tanınmadığı Çin'e bir kez olsun gitmezken. yaĢamına karĢı. Taiwan rejimini Çin'in meĢru hükümeti olarak tanımasındaki ısrarı. bir yandan da papazlarına bir fırsat daha verilmesini savundu. dokuzuncu yüzyılda.. anlaĢılmaz geleneklerden kurtuluĢ hissidir. Sözde ĢeffaflaĢan dünyanın en karanlık örgütülerinden birinin gizlilikle seçeceği yeni Papa için iki Ģeyden emin olabiliriz. kimilerini defalarca olmak üzere 129 ülkeyi ziyaret eden II. Kamuoyu baskısı karĢısında görevinden istifa etmeye zorlanan Boston BaĢpiskoposu'nu Roma'da Aziz Meryem Bazilikası'nın baĢına getirerek taltif etti. Güney Amerika'da yoksullukla totaliter rejimlere karĢı kilisesinde geliĢen 'liberation theology' (kurtuluĢ kuramı) hareketinin susturulmasında belirleyici rol oynarken Stalin'in "Papa'nın kaç birliği var?" sözlerinin sanki intikamını alıyordu. ölümünü dünyanın bir kaybı olarak saygıyla andık. zulüm. belki de yeryüzünün en totaliter. Leh asıllı Karol Wojtyla Papa seçilir seçilmez.. BirleĢmiĢ Milletler Örgütü'nün baĢları. yıllar sonra kendisini hatırlatan. Jean Paul'ü yaĢantımızın parçası yapmaya bizi otuz yıla yakın alıĢtırmıĢtı. altı delikli özel bir sandalyeye oturtulan Papa'nın iki taĢağının da olup olmadığı elle kontrol edildikten sonra.

yarım milyon insanın ölüp.. Oradan buradan konuĢtuktan sonra Richard'la yol sohbetimiz diktatörler üzerine odaklaĢtı. Yarın o Porto anılarımı yazmaya baĢlayacağım.9 kilometre sonra Verin güneĢli. tanıdık sokak sesleridir yolcuğun bitiĢi. iĢyerinde ağzı kokan çapkın teknisyenle yarın karĢılaĢacağınızın aklınıza gelmesidir.. sözde demokrat olan mevcut egemen düzenin. BaĢka bir diyarın gündelik yaĢantısı olarak aklınızda kaldığında. iĢadamı ve bürokratların aleti olmayacağız. Onların yapımında ne esir . Avustralyalı milliyetçiler* Gündüz Vassaf 27/03/2005 Avustralyalı milliyetçiler ülkelerindeki gidiĢattan memnun değil. Avustralyalıyı Avustralyalı yapan geleneklerin yitirildiği. sağda Camino de Escorial 29 metre ve böylece otoyola varıyoruz.... Asyalı geleceğimizin ilk adımı. Su sürahisini giderken doldurup buz dolabına koymayı unuttuğunuzun. ölmeden kabrini yaptırtmıĢ. yanlıĢ insanla. Adelina Silva'nın fadolarını dinliyorum Ģimdi. okuldaki mendebur hocayla. Avustralyalı milliyetçiler 'Ġngiliz-Avustralyalı' kafa yapısının tehlikesinin de bilincinde. yarım milyonun yurtdıĢına kaçtığı iç savaĢtan sonra iktidarı gasp edip. eĢcinseller hatta sakatlar üzerine fıkra anlatmanın bile baskısı altında ezildiklerine dikkati çekiyorlar. Madrid'in kuzeyinde bir dağ içine oyulmuĢ. kahvaltı niyetine içtikten sonra Escorial'den yola çıktık. Avustralyalı milliyetçilerin en büyük korkusu AsyalılaĢmak. çoraplarınızı çıkarır. kozmopolit enternasyonalizmin medya. Asyalı göçmenlerle Aborijinlere yönelik liberal yaklaĢımın. ceketinizi dolaba asar. ġöyle diyor Avustralyalı milliyetçiler: "Avustralya'ya 'Gerçek Avustralyalılar' önderlik eder. Buralara son geldiğimde Franko'nun mezarına gitmiĢtim. kapının altında ödenmemiĢ elektrik. 231. evden çıkar çıkmaz Calle de Toledo'da 207 metre. 572 kilometre sonra son durak Porto gece." *Kaynak: Australian Nationalism Information Data Base Seyahat notlarımdan Gündüz Vassaf 20/03/2005 Ġspanyolların çok sevdiği bir fincan sıcak çikolatalı sütü. açlık. Mısırlı firavunların ehramlarına sanki nispet olsun diye yaptırtılmıĢ.. solda Calle de alcudia 788 metre. Avustralyalı milliyetçiler. Cumhuriyetçilere karĢı galip çıktığı. Avustralyalı milliyetçiler. yanlıĢ memlekette olduğunuzu bilmem kaçıncı defa idrak ettiğinizde. ulusal kimlik ve milliyetçi kültürün oluĢması önünde ciddi engel. BirikmiĢ gazetelere bakıp basmakalıp küfürleriniz geri geldiğinde. oteldeki odamızın penceresinden gördüğüm Douro Nehri'nin. Yazı masamın yanındaki boĢ duvarlara. Ev anahtarının kilidin yuvasına yerleĢmesindeki huzur. tehdit altında gördükleri ulusal değerlerinin korunması için seferber olmuĢ. yanlıĢ evde. su faturalarıyla karĢılaĢmanızdır yolun sonu. Avustralya milliyetçiliğinin bayraktarlığını yapan ulusal kahramanlarının gücünü. Hıristiyan kültürünü temelden dinamitlediğini söylüyorlar. 1978'de ölene kadar Ġspanya'nın diktatörü olan Franko.ama bizi yok etmek için kullanılacaksa. Bu kafa yapısı.. Müslümanlar. dar sokaklarına binadan binaya asılmıĢ çamaĢırlar arasında dalgalanan Portekiz bayraklı kartpostalları astım. 'çağdaĢ Ģıklık' icabı benimsenen liberal politikalara karĢı." Avustralyalı milliyetçiler Amerikan emperyalizmiyle. Memleketlerinin hızla değiĢtiği. siyasi parti kararlarının dört beĢ kiĢilik güçlü elitler tarafından saptandığı. Avustralyalı milliyetçiler.8 kilometre sonra varacağımız Zamora parçalı bulutlu. AsyalılaĢma ya da çokkültürlülük kadar tehlikeli olmamakla birlikte. Azınlıklar mafyasının gücünden Ģikâyetçiler. Bilgisayar çıkıĢı ayrıca o gün geçeceğimiz yerlerdeki hava durumunu da vermiĢ. eğitim ve parlamentoyla bütünleĢtiği düĢüncesindeler. diĢlerinizi fırçalarken tanıdık aynada yüzünüzü gördüğünüzde. Ulusumuzu. yanlıĢ Ģehirde. Yol boyunca gün be gün uzaklaĢan kavuĢacağınızın canlanmasıdır yolun sonunda.. Asya'nın ekonomik gücüyle bütünleĢtirmek isteyen politikacı. birdenbire anlarsınız yolculuğun bitmiĢ olduğunu. Yolculuğum bitmedi. ġöyle diyorlar: "Ülkemizdeki egemen güçler ulusumuzu AsyalılaĢtırmak istiyor. yola çıkmadan hastanede ziyaret etmediğiniz sınıf arkadaĢınızı mutlaka hemen aramanızın. dünyanın en güzel tren istasyonuyla kitapçısının. böyle demokrasi olmaz diyorlar.iĢkence. Richard'ın yolculuğumuz için internetten indirdiği kılavuz. 476. ayrıca yazıyla belirtiyor.. Ulusumuzun ilelebet yaĢaması bizim varlığımıza bağlı. Yolda not tuttuğum küçük siyah defter masamın üstünde. Yahudiler. Avustralya'nın gerçek milli kahramanlarını. eğitim kampanyasıyla ülke çapında pekiĢtirecekler. özde anti-demokrat olduğu. Avustralyalılara tanıtacaklar. Demokrasiye tamam . evden hareketimizden Porto'da otele varıĢımıza kadar nerelerden geçeceğimizi adım adım haritada gösteriyor. Çokkültürlülük. çamaĢır makinesinin miyadını doldurduğunun. ABD kaynaklı yabancı ideolojilerin ülkelerindeki kültürü zehirledikleri inancında. Çokkültürlülük adına. Yolculuk ne zaman biter? Posta kutusunda. bayrakları uğruna canlarını Çanakkale'de feda edenlerin kanlarıyla suladıkları ulusal mirasın yok edildiği düĢüncesindeler.

en güzel ama en zor resmin. . pasaport kontrolü. Tokyo Ulusal Müzesi'ndeki 'Kutsal Dağdan Hazineler'i günde 8 bine yakın kiĢi ziyeret etmiĢ. Yeter ki yalanlarımızla yaĢamaktan vazgeçip kendimizi olduğumuz gibi göstermekten çekinmeyelim. Onlar da metruk. Franko ölüyor. en iyi korunan sınırlarındandı. Herhalde dünyada bu kadar çok faklı dine sahip baĢka bir topluluk olmamıĢtır. serginin 'Türkler 600-1600' adı yanıltıcı. Türk. fıkra mı belirsiz bir söylentiyi anlatmıĢtı. bu serginin açtığı yol ile birlikte yepyeni soru ve araĢtırmalara gebe. Sergiyi dolaĢtıkça. ġili'de hükümet. Selçukluların Ġran ve sonra Anadolu'da kurdukları imparatorluklar ve Timurlular takip ediyor. ölesiye çalıĢtırmıĢ faĢizm karĢıtı tutsaklarını. devamlı yalanlarıyla yüzleĢmek zorunda kalındığından. Kıta boyunca Gestapo'yla iĢbirlikçilerini atlatıp ya da ayarlayabilip. Türk'ü Türk yapan unsurları. çoğu Ģeyler geçip gidiyor. faĢizmden kaçmak isteyenler için özgürlük timsaliydi. önce karĢılığını buldu. Nestoryan Hıristiyanı ve Müslüman. müzik ve mutfaklarında. günümüz kuĢakları için. BeĢ saate yakın araba kullandıktan sonra Ġspanya . dillerinin yapısında. Türklerin Gök tanrıları var. Karadeniz'in kuzeyinde Yahudi imparatorluğu kuran Hazarların sergide adının bile edilmemesi kimlerin hangi kıstaslara göre seçildiği sorusunu cevapsız bırakıyor. Avrupa'nın en önemli. ABD'ye ulaĢabiliyordu. savaĢta tarafsız olan Portekiz'e ayak basabilen. Ama sergide nelerin sunulmadığı. Nihayet Franko'nun mucize sonucu dirilmeyeceğine de kanaat getiriyorlar. geçmiĢini kötüledi. özenle seçilmiĢ ve yerleĢtirilmiĢ her ayrıntıya mıknatıs gücü veriyor. Türklük kavramı. hızla dünya ekonomisiyle bütünleĢmekte. gümrük binaları arasından geçiyoruz. sonra da. gücünün doruk noktasında Avrupa'ya hâkimken. bizim kendimizi keĢfimizin sergisi. Doğudan batıya göç ettikçe. gördüklerimin ufuk açıcı zenginliğinin de etkisiyle. bu yoğunlukta hiç sunulmamıĢtı. Nazi Almanya'sı. sinemasının her yerde ilgi odağı olacağına Ģüphem yok. sergilenenlerin estetiği ile mi yetinilmeli? Ancak Ģu kesin ki. dilleri. Franko öldüğünde Ankara'da yaĢıyordum. yıkılmaz da öyle kalırlarsa. Sonunda görkemli olmaktan çok korku verici bir lahitle baĢ baĢa kalınıyor. Ġspanya-Portekiz sınırı artık yok. Kültürümüzü zenginleĢtirecek daha çok Ģey var. Dünyada. Portekiz'in bu unutulup kaybolan sınırında 'Club' yazılı iki bina dikkatimi çekti. Göçler sonucu Türklerin. özellikle bu sergi aracılığıyla gündeme gelen geçmiĢimizle böbürlenip aĢağılık kompleksimizden kaynaklanan alıĢkanlığımızla kendimizi gene dev aynasında görürsek çok Ģey kaybederiz. Manikeist. neleri korurdu? Neleri değiĢti? Sergi. çeliĢkili nedenlerle tarihte kimi Ģeyler unutturulmuyor. kendilerini gene ilk baĢtaki isimleriyle çağıran baĢka bir topluluk olmamıĢ. Türkler Ģaman. Londra'da Türkler Gündüz Vassaf 13/03/2005 Londra'da açıldığı ilk ayda 'Türkler 600-1600' sergisini ziyaret eden 80 bin kiĢiden biri de bendim. Ġngiliz gazetelerindeki eleĢtirilere göre de. yutulacakmıĢçasına ürperiyorsunuz. edebiyatının. Orta Asya'da Uygurların kurduğu imparatorluğu. gittikleri yerle kaynaĢıp gittikleri yerleri kendilerine kaynaĢtırdıkça Türklerin yüzleri. Vakit kaybolmasın diye arada su bile içmediğim sergiden yedi saatten sonra dıĢarı çıktığımda arayıp bulamadıklarımın da özlemi vardı. Bu bizim kadar herkes için geçerli. son derece olumlu olan beklentilerim. Sabah olmak üzere. neye gülüp neden korktuklarında.kullanılmıĢtı ne de köle. beklentilerim sunulanları aĢtı. nice roman. kıyafetleri. kafanızı allak bullak eden Ģöyle bir izlenimle ayrılıyorsunuz: Neredeyse altıyüz yıl boyunca Hırıstiyan âleminin 'ötekisi' olarak tanınan Osmanlılar. II. polis. Serginin bir sorunu bu uzun göç serüvenindeki sürekliliği. çürümeye terk edilmiĢ. Saatler geçiyor.Portekiz sınırına geldik. edebiyatlarında. son zamanlarda da 'güneĢ dil teorisi' gibi safsatalar üretti. 16 yıl boyunca. 'Türkler' bu yıl açılan dünyanın kayda değer sergilerinden biri. Batı'nın Türkleri tanımasından da öte. ÇeĢitli. David Baytelmann'ın evindeydim. 'Türkler 600-1600' ufuk açıcı bir baĢlangıç noktası. Güney Amerika ve Uzakdoğu'dan sonra dünyanın Türkleri keĢfinin eĢiğindeyiz. genellikle hem bizim nezdimizde hem de Batı'da Osmanlı'dan çıkma ulus-devlet ve Ġslam'a hapsolmuĢ Türk kimliği. sınır mefhumu da Avrupa'da. zamanla ilgili kavramlarında. Sonuçta sergiden. Hepsi metruk. unutturulmuĢ Ģeyler yeniden canlandırılabiliyor. hem zaman hem de mekân açısından bu kadar uzun bir göç silsilesi sonunda. Lizbon ve Porto. ressamın kendi portresi olduğunu söylemiĢti. BaĢka Türk ya da Türki uygarlıklar tarihte hiç olmamıĢ gibi davranılmıĢ. Geçen yıl dünyanın en popüler sergisi. Kendisinden baĢka 40 bin asker de burada gömülü. Türklerin Türkleri. müziğinin. CIA darbesiyle devrildikten sonra ülkesinden katliamdan kaçabilip BirleĢmiĢ Milletler'de çalıĢmaya baĢlayan. Kazmalarla oyulmuĢ koca dağın içindeki 250 metre tünelimsi yoldan. buradan da Ġngiltere'ye. kimlerden söz edilmediği düĢünülürse. Ressam arkadaĢım Altan Adalı. sağda solda tutuĢturulmuĢ meĢalelerin eĢliğinde sonsuzluk hissi veren kara deliğe doğru yürüdükçe. gündelik hayatımızın nesne dünyasından nasıl kaybolduysa. dünya tarihindeki Türklerin sadece bir kesiti. Allende'nin toprak reformundan sorumlu. Oysa daha 50 yıl öncesine kadar geçtiğimiz yer. Doktor olmalarına rağmen yıllardır sonsuz gücü önünde ezilip yoğuruldukları koca diktatörlerinin inanılmaz sükûtunu kabullenemiyorlar. Ahura Mazdacı. hepsi birden imzalıyor raporu. Tarihte ilk kez yapılan bu türden sergi. Sanat ve kültür 'halkı aydınlatıp yüceltmek' amacıyla sunulan bir hizmet olmaktan öte. Franko. film ve anılara konu. YanıbaĢında hekimleri. tarihlerinin garip. Ġspanya'dan telefon eden arkadaĢları o günlerde Madrid'de fısıldaĢılan. kimi unutulmuĢ. Hindistan'da Tac Mahal'la doruk noktasına ulaĢan Mughullar. Ne var ki doktorlardan kimse cesaret edemiyor ölüm raporunu yazıp imzalamaya. büyük bir olasılıkla baĢka bir yere de gitmeyeceğinden. Türkler Budist. Gerek Osmanlı uleması gerekse Cumhuriyet aydını çeĢitli nedenlerle geçmiĢini hiçe saydı. Bir tür kerhaneymiĢ. Önümüzdeki yıllarda Türk mutfağının. Yoksa. Bu sefer de. dinleri değiĢiyor ama 600'den baĢlayıp günümüzde de süregelen uzun bir serüvenin ilk baĢında kendilerine Türk diyenler sonunda da Türk diyor. Cesedin baĢında uzun süre duruyorlar. ileride ancak arkeolojik kalıntılar olarak anlam kazanacaklar. saçma kalıntısı. sergi Osmanlı ile sona eriyor. dünyanın çeĢitli müze ve koleksiyonlarından binbir güçlükle bir araya getirilmiĢ nesnelerde görememek. ya da tersine kimi zaman geçmiĢine ilgiyi ırkçılıkla karıĢtırdı. böyle bir bakıĢı aramak yerine. Dünya SavaĢı yıllarında milyonlarca insan için bir ümit ıĢığı olan. birbirlerine ben korkak değilim dercesine. gerçek mi. onu ifade eden birbirinden ilginç ve güzel binbir nesne aracılığıyla. Yemeklerimizi muhafaza ettiğimiz tel dolaplar. Mısır'da kölelikten iktidara gelen Memluklar. Eğer.

Dünya yaĢanır gibi değil. Vatan haini Gündüz Vassaf 20/02/2005 Almanya'da yaĢıyordum. bireyin önemini o denli vurguladık ki.New York'ta mücevherci dükkânı. bebekken dinledikleri ninnileri dinlemeyi sürdürüp çocukluk aĢamasında kalan ülkeler de vardır. kendisini kusursuz bir güzel olarak görmemesi. Ġçimdeki ben içimdeki biz de olsun istiyorum. gidiĢi tasvip etmediğimizi ancak bir dilekçe olarak dile getirebilecektik.. yabancı etmenlerden. Pamuk Prenses hikâyesindeki cadının tersine aynanın karĢısına geçip. Günümüzün felsefe. Kendi insanlarını nasıl kötüleyebilirdi ki birisi? Gene Aziz Nesin bir gün çıkıp Türkiye'deki insanların çoğunun kötü beslendiğine dikkat çekmek için 'aptal' olduğunu söylemiĢti. bir yandan kocaman bir lastik topu birbirlerine yuvarlarken boyunlarından sallanan birbirine benzeyen takıları sundular. asrın baĢında bulunduğumuz bu günlerde birey fetiĢizmine kapıldığımızı sanıyorum. Paris'te suĢi barı. KarĢılıklı soru ve sohbetlerle birbirimizi tanımaya çalıĢıyoruz. farklı olmanın öneminden söz etti RaĢit.' dediğimi hatırlıyorum. dünyaca ünlü olmasını kendi içinden gelen sesini dinlemesine borçluydu. Derken Moskova'nın önde gelen Ģık ve genç insanlarına bir konuĢma yapmak için Karim RaĢit çıktı sahneye.' . Birey olmak için çok iyi bir zaman. Fotoğrafçılar birbirleriyle kavga ediyordu RaĢit'in en iyi pozunu yakalayabilmek için. 'Yaptığımız iĢ çöpçülüğe benziyor. bireye sonu gelmeyen yeni ihtiyaçlar yaratıyor. Çoğu boĢanmayla biten evlilikler bile birbibirimizi mutlu edelim diye değil ben mutlu olayım diye yapılıyor. 'Aman. aferinlere. Dünya kötü. diye cevap verdim. Lozan antlaĢmaları çalıĢmasıyla Cumhuriyet tarihinin temel taĢlarından birini tüm ayrıntılarıyla günümüze mal eden Prof. en ufak hareketlerinde bile sırtlarının sıvazlanmasına ihtiyacı vardır. Yoksa yalanlarını bir yaĢam biçimine dönüĢtürenler eninde sonunda Ģık kıyafetlerle ihtiĢamla duran çıplak kralın konumuna düĢmeye mahkûmlar. Askeri rejim neredeyse her tür ifade özgürlüğünü yasakladığından.' demiĢti. Aynı ufak çocuklar gibi genç ülkeler de doğum sancılarından bihaberdir. iĢlerini ise hiç ciddiye almıyor. 21. 'En çok nerede yaĢamak istersin?' diye sordu. Birey iyi. ulus devletlerin aidiyetinden çıkıp kendimize kavuĢtukça. . farklı boyut ve inceliklerde de olsa. Tüketim sanayii bireyin ihtiyaçlarını karĢılamaktan da öte. O da sahnede kendisinden az önce yürüyen mankenlerin yolunu kat ettikten sonra mikrofonun baĢına geçti ve yarım saat kadar süren konuĢmasını yaptı. kendimizden baĢka bir Ģey görmez olmaya baĢladık. bireyin kendini gerçekleĢtirmesi için. ne yapılacaksa bireyin mutluluğu.Bireyin iflası Gündüz Vassaf 06/03/2005 Dünyada dünya çapında ne kadar ünlü var dünyanın tanımadığı. Dünyada birey hiç bu kadar önemli olmamıĢtı. Seha Meray'ın Ģöyle bir sözünü hatırlıyorum. Yüzyıllar boyunca. pedagoji ya da psikolojisinde bir yandan bireyin mutluluğu. ġu anda hepsini birden üstlendiği 75 tane projesi varmıĢ. sanat.' Memleketlerini eleĢtirenlere her ülkede verilen cevap. ÂĢık oldum. 'Türkler kendilerini çok. bireyin gücü pekiĢtirilirken bir yandan da dünyanın ne kadar kötüye gittiği vurgulanıyor.' demiĢti. Ne var ki dünyada zengin ve yoksul arasındaki fark da hiç bu kadar derin olmamıĢtı. Sevgilim Ġngiliz. 'Bizim memleketin insanları çok kıskançtır. Bir gün Aziz beyle karĢılıklı dertleĢiyoruz.' Oysa belki de en büyük sevgi insanın memleketinde olanla yetinmemesi. 'Türkiye'de'. Atatürk'ün akrabası olmakla övünen babam gözümde birdenbire vatan hainine dönüĢtü.. 'Ġstanbul'da' 'Neden?' 'En çok küfrettiğim yer orası da ondan. bireyin yeni ihtiyaçları için yeni mamuller pazarlıyor. Rönesans'tan bu yana bireyi. aĢağı yukarı aynı -'Sev ya da terk et. birey olmanın. Yaratıcılığını. sonsuz olanaklarla donatılabildiği bir çağda yaĢadığını. Aynı ufak çocuklar gibi genç ülkelerin de. Aynı nazardan korunan ufak çocuklar gibi genç ülkeler de. devlet adına hareket ettiklerini iddia edenlerin çöplerini temizlemekle uğraĢıyoruz.' 12 Eylül sonrası günlerde Aziz Nesin'in giriĢiminde darbe hükümetinin gidiĢine dur demek için sonradan 'Aydınlar Dilekçesi' diye anılan bir hareket baĢlamıĢtı. dinlerin cemaat anlayıĢından. ġanĢlı olduğunu. 'Durmadan baĢkalarının. 'Beni haklı çıkaracaksınız. Dünyanın en meĢhur tasarımcılarından diye takdim edilen Karim RaĢit'in Moskova'da takı defilesindeyken bu sözler geçti aklımdan. Özetle bireyin. Babam. Ne varsa. Önce hepsi Ģeffaf giysili olduğundan göğüs ve meme uçları görünen mankenler.' 14 ya da 15 yaĢındaydım. hele kuruluĢ aĢamalarında. Kusurlarını örtbas etmek için kendi kendine söylediği yalanlarıyla herkesten önce yüzleĢebilmesi. anne ve babalarının sözünü etmek istemedikleri geçmiĢlerinden korunmak ister. geçmiĢe ilgi duyanları hiç mi hiç anlamadığını söyledi. Ġstanbul'da sinema salonu. dünya tarihinin en iyi döneminde. Söyledikleri nedeniyle kendisini mahkemede yargılamak isteyenlere. Çocuklarının hep ufak kalmasını istedikleri için kimi ebeveynin onların büyümesine müsaade etmedikleri gibi. Ġstiklal Madalyası sahibi.

yaĢam biçimimize. kahramanlarının düĢmanları -Spiderman Dr. Böylece karĢılık görmek garanti altına alınır. Tam düĢmansız kalmıĢken yeni düĢmanlar yaratılıyor. Yakın zamana kadar hepsi mayın döĢeli sınırlarımızdaki komĢularımızla dost olma yolundayız. Girdiğimiz her yeni iliĢkide. G. DüĢmanları. aĢk ile kıskançlığın aynı kiĢide varlığını sürdürmesi olanaksız olurdu. Ġç muhalefetsiz de kalan Türkiye bir süre için tek partili rejime bile dönüĢecek gibi. âĢık olma hali anlık bir Ģey olup çıkmıĢ. AĢka öyle bir üniforma giydirmiĢ. sonunda neden yürümediğini konuĢur dururuz. Octopus'a." der Proust. Geldiğimizden bu yana da hep düĢmanımız oldu. bağımsızlık. Kâh Arap oldu düĢmanımız. Fransız ya da Ġngiliz'inkinden farklı değil. kendilerine yeni düĢman yaratma çağını kapatıyor. bundan önceki iliĢki(ler)de neyin kötü olduğunu birbirimize anlatırız. ABD'ye karĢı bağımsızlık savaĢında bir milyondan fazla ölü veren Vietnamlılar bugün en çok Amerikalıları seviyor. birini diğeriyle kıyaslamaktan kaynaklanıyor. Orta Asya'dan buralara dört nala savaĢarak geldik. sahip ya da teslim olunacak bir nesne gözüyle bakıldığı zaman nefret de ortaya çıkar. yüzyılda birbirlerine girip iki dünya savaĢı çıkarmıĢtı.Aşkta totalitarizm* Gündüz Vassaf 13/02/2005 'Sensiz yaĢayamam' sözü. En azından hepsini aynı anda sergilemez. Yürüdüğü sürece neden yürüdüğünü değil de. aĢkı unutup iliĢkiyi ve onun sonucunu yargılarız. sevgililerden biri ayrılmak istediğinde diğerinden gelen umutsuz bir çağrıdan baĢka bir Ģey değildir artık. 14. Ama neler pahasına. YaĢam. 2004 Türkiye'nin düşmanları Gündüz Vassaf 06/02/2005 Biz düĢmanlarla yaĢamaya. ortak bir anayasaları var. adları sürekli değiĢen düĢmanlara karĢı. baĢkalarıyla olan iliĢkilerimize. sonunda iliĢki biter." Cehenneme Övgü. ÂĢıklar arası cinayet oranı neden bu denli yüksek? AĢk öylesine bencil. özgürlük konusunda 'vazgeçilmez' inançları olabilir. 2. 11. ne Brezilyalılar Portekizlilere. senfonisi. ĠĢte bu mutlak teslimiyet yüzündendir ki aĢk sürekli olamıyor. Asırlardır. düĢmanlarla savaĢmaya alıĢık insanlarız. AĢka. hatta herhangi bir Ģekilde tüketiliyor olmasının hiçbir sebebi yok aslında. AĢkta totalitarizmin bir baĢka örneği de bir aĢk deneyimini baĢka bir aĢk deneyiminin ıĢığında değerlendirmekten. SavaĢarak dünyaya o denli ün saldık ki. asrın baĢladığı bugünlerde düĢmansız kaldık birdenbire.. ne de Endonezyalılar Hollandalılara. mefhumu bile tarihe karıĢmak üzere. Türk olarak Türk düĢmanımız. 'Sensiz yaĢayamam' sözleri. tüm geçmiĢ aĢkların bir devamıdır. AĢkı ifade eden sözlerimiz yalnız birbirimize hükmetmenin bir belirtisi olarak kalmaz. AĢk kavramımız totaliter olmasıydı. 6 Polonya battı 7. Ninja Kaplumbağları. Vassaf. 9 Almanlar domuz 10. Türk gibi kuvvetli dediler bize. Sömürge döneminin husumetleri tarihe karıĢtı. bir baĢkasına kendimizi sunmak anlamına gelir. Ne Hintliler Ġngilizlere düĢman. Oysa yaĢadığımız her aĢk. sürekli bir iliĢkinin besinidir. 20. Ġç savaĢ biteli yıllar oluyor. bunda öyle ileri gidilir ki. 15 Ruslar kalleĢ Çocukların artık yeni kahramanları var. Eski ulusdevletler. kendi bireysel aĢkımızı her Ģeyin üstüne yerleĢtirdiğimizi gösterir. ne zaman 'seni seviyorum' sözcüklerini kullanacak olsak karĢımızdakinden de aynı sözcükleri bekleriz adeta mübadele ekonomisinde değiĢ tokuĢ yapıyormuĢuz gibi. AĢkın totalitarizmi kıskançlıkta da kendini gösterir. Hatta. "Kıskançlık. ĠletiĢim Yayınları. taksit taksit açıklanır. DüĢmanı dehĢete düĢüren askeri müzik. hep savaĢtık. 12 Ġngilizler tilki 13. 21. Miyadını doldurmuĢ düĢmanlıklar hortlatılıyor. Kim olacak yeni düĢmanlarımız? Artık düĢmanlarımızı baĢkaları bizim için mi seçecek? DüĢman Ģart mı? . kâh Latin. Kim bilir kaç kuĢaktır kültürümüzün parçası olan Ģu tekerleme artık geçerli mi? 1. iĢlerine göre her an değiĢebilen müphem düĢmanlarla savaĢıyorlar artık. Bu sözü söyleyen kiĢinin demokrasi. aĢk uğruna inanç ve davranıĢlarını tümüyle değiĢtiren kiĢilerle doludur. Bugün hepsinin yeni marĢı Beethowen'in 9. Benden yana olmayan bana karĢıdır diyor yeni imparator. bunların tam karĢıtı değerleri benimseriz. hepsiyle savaĢtık. insan tüm duygularını sergilemez. onu öyle totaliter bir biçimde tanımlamıĢız ki. değer yargılarımıza hükmetmesine izin veririz. 5. adım adım. Duygular. Avrupalılar. Ve Türk çocuklarının kahraman ve düĢmanları artık bir Alman. Müslüman olarak Müslüman düĢmanımız da oldu. aĢkın buyurduğu özel dil ve âdetler yüzünden birbibirimize karĢı takındığımız tavırdır. 8. Burada sorgulanması gereken kafamızdaki aĢk kavramıdır. Tüm sürecin anlamını değerlendirecek yerde. 3'ler. 'Terörist' gibi sıfatlar. Sevdiğimize sahip olma karĢısında biz de sahiplenilmeyi öneririz. AĢkımızın. kuruluĢlarındaki düĢmanlarını yaĢatma. Ġlkokul tarih kitaplarımız baĢka ülkelerde ancak harp akademilerinde okutulur. Binlerce cana mal olan sağ-sol çatıĢmaları bittiği gibi. AĢka sahip çıkmakla aĢkı bitirmiĢ oluyoruz. AĢkın bu denli çabuk tüketilmesi. öylesine büyük bir kendini koruma güdüsüyle ifade edilir ki. yaĢasın Türkler 4.. kâh Rum. mehter marĢımızdan miras dünyaya. Ve ABD'li yazar Saul Bellow'un dediği gibi "Radyasyondan çok birbirlerinin kalplerini kırmaktan ölüyor insanlar. iĢimize. AĢkı yaĢarken geliĢtirdiğimiz ifadeler ve jestler giderek yoğunluğunu ve içtenliğini yitirir. Ama aĢkta. tüketilecek.

Geleceğin savaĢları ölüsüz olabilir. ancak Batı'da moda olduktan sonra tedrisatına 'ġark'tan esinlenen kıyafetleri katmıĢtı. çok sevdiğimiz yunusların bile. propaganda ve beyin yıkama yöntemleri ve toplumsal denetim mekanizmaları zaten buna yönelik. "Yoksa hiç öyle yer yerinden oynar. Bizim kadar saldıran. bizler için bu maaĢlı küçük bir azınlık tarafından. eğlencemiz ve özlemlerimizi. ABD yönetimine muhalefet kadar. ne kebap yansın ne ĢiĢ tarzından. Dünyamızda çeĢitli kültürlere mensup olanların kendilerini tanıyıp tanımlaması bile Batı'nın süzgeçinden geçebiliyor. Düşman Gündüz Vassaf 23/01/2005 En yıpratıcı duygularımızdan biri düĢmanlık. Rejimler ne olursa olsun 'halklar dosttur' Ģiarı giderek unutuluyor." diyor 20 yaĢlarında delikanlı yanındaki kıza. Kerrat cetveli gibi tekrarlanır oldu ABD'nin kötülükleri. ABD. intihar saldırıları düzenleyenlerin aciz çabalarından çok. Varolabilmek için öldürmeyen türümüz esas düĢmanlık duygularını kendisine yöneltiyor. savaĢmak için ordular besleyen bizim boyutlarımızda değil. dünyada akla gelen ve gelmeyen her kötülüğün kaynağı. Bu ülkenin vurdumduymaz politikasında herhangi bir değiĢiklik. Dünya için ABD. 'Fahrenheit 9/11' filminin yapımcısı Michael Moore'un dünya çapında bu denli sahiplenilmesi. ABD kamuoyuna ulaĢmak orada yeni bir kamuoyu oluĢturmak konumundayız. BaĢka türlerin saldırganlığa yönelik içgüdüsel davranıĢlarını varolma mücadelesi tetikliyor. dünyanın en popüler çekiliĢi ABD'de yaĢayabilmek için YeĢil Kart piyangosu. onların. Ġbn Haldun'un 'Mukaddime'sini toplumca unutmuĢ olsak bile. Televizyonda dıĢiĢleri bakanını sorgulayan deneyimli spikeri anlayabilmek için Ġngilizce-Türkçe sözlüğü gerekli. Ancak bizi asıl ve acilen ilgilendiren gelecekte ne olacağından çok günümüzdeki vahĢet ve bunun nasıl durdurulacağı. en kolay yolu. Dünyada yaĢama kültürünü oluĢturmayı ABD'nin tekeline bırakanlar ona tabi olup taklitçiliklerini sürdürdükçe. Gıda teknolojisinin geliĢmesiyle belki birkaç yüzyıl sonra beslenebilmek için baĢka canlıları öldürmemiz de tarihe karıĢacak. Ġlerde Çin'le cebelleĢmek çok daha güç olabilir. Londra'da 'Türkler' sergisinde. Uygar. Antiemperyalist söylemlerle dolu gündelik gazetenin spor sayfası ABD ulusal basket liginin Türkiye tribünlerine sesleniyor. Michael Moore'a karşı Gündüz Vassaf 30/01/2005 KonuĢulanlara kulak kabartıyorum. gözden ırak kapalı yerlerde. Yeni savaĢ teknolojileri. tsunamiler olur muydu?" "Allah cezalarını versin" diyor kız. sade o ülkenin yapısında aranmamalı. çoğu zaman makinelerin yardımıyla sessiz sedasız yapılıyor. en çok Türkleri keĢfedecek olanlar gene Türkler. BaĢka türlerin. Avımız düĢman değil. GeçmiĢi unuttururcasına. ABD yönetimi yeni imparatorluğunu kurmanın yolunda. sonra da o ülkenin kültüründe klonluyoruz dilimiz. ve sevgilisine soruyor. her imparatorluk gibi bir gün onun da çökeceğini bilmemiz. diğer yandan kültürel tabiyet. dünya için ABD'lilere bırakılmayacak kadar önemliyse. bir de dünyanın husumetinin odak noktası olması.fiyatı ve besin değeriyle ölçülen bir nesne. savaĢlar çıkaran yok. düzeni kabullenip sorgulamamasına. onları dünyadan daha da çok tecrit ediyor. Yeni dünya düzenine ayak uydurmanın. "Johnny Depp'in son filmine gidelim mi?" Ġstiklal Caddesi'nde bir kitapçıdaki bu konuĢma dünyanın baĢka birçok yerinde geçebilirdi. Avcı toplumundan çıktığımızdan bu yana baĢka canlıları öldürüp yememiz sıradanlaĢıp sanayileĢti. dünyayı ve kendilerini baĢka kültürlerin de gözünden görememelerinin nedenleri. Vietnam SavaĢı'nda da olduğu gibi gene ABD kamuoyunun gücüyle olabilir. Yüzyılımızın bu kritik dönemecinde düĢmanlaĢmak yerine dünya adına. bu Ģizofren konumumuz kaçınılmaz. dünya vatandaĢları olarak sorumluluklarımızı hiçe sayan züğürt tesellisi. eksik ve yalanlarla bilgilendirilenlerin. diğer yanda canlarını bile silah olarak kullanan insanlar. . Müslümanlarda kurban kesmek gibi istisnalar dıĢında eli kana bulaĢmayan munis bir türüz. öğrencilerine yıllarca tayyör gibi 'çağdaĢ' giysiler dikmesini öğreten Ankara'daki OlgunlaĢma Enstitüsü. Zaten yanlıĢ. "Amerika gizli nükleer deneme yapmıĢ yeraltında. En son yapılan BBC anketlerine göre tüm dünyada hızla geliĢen ABD yönetimine karĢı tepki Bush'u tekrar seçtiler diye artık bu ülkenin halkına da yönelik. bir tek ABD'lilere bırakılmayacak kadar önemli. Zaten çok kısa bir ömrü olan uluslararası hukukun da çökertilmesiyle. Ama insan türünün mutlaka birbirini öldürmesini gerektiren genetik bir donanımı olduğuna iliĢkin bir kanıtımız da yok. Bir yandan ABD imparatorluğuna siyasi muhalefet. bir de Moore'un. durup dururken birbirlerine saldırdıklarının örneklerine rastlanıyorsa da. konuĢmalarımızda ABD'yi yeren karĢılıklı besmelelerle rahatlıyor. Eğer ABD. Biz farklıyız.Şarlo. duyarlı insanlar olduğumuzu birbirimize kanıtlamak için. tek bir tanıdığımıza mektupla da olsa. Bu gidiĢata duyarlı olmazsak gelecek iktidarların uyurgezer vatandaĢları olabiliriz. baĢtaki birkaç yöneticiyi küçük düĢürüp onlarla alay etmenin dıĢına çıkmayarak. bir yanda ABD'nin çıkardığı savaĢlar. Devletin polisinin kafasında beyzbol Ģapkaları. hem de her Ģeyine özenilen bir ülke. gizil olarak bu ülkenin değerler silsilesinin de benimsenmesi anlamına gelmiyor mu? Bir ġarlo'nun sessiz flimlerinde evrensel değerleri ezip geçen düzenin eleĢtirisine bakın. bir yakınımın deyimiyle. Diğer etobur türlerde nerdeyse her fert uluorta öldürerek varolma mücadelesine katılırken.

kendi kuĢaklarının bencillik ve edilgenliğinden sikâyetçi. Klasik bale ve özellikle operanın. Almanya'da 'Hitler Gençliği'. hepimizi egemen düzenin kalıplarında ufuksuzlaĢtırıyor. gençliğe güvenerek. onları yönlendirmelerinin ibret verici sonuçlarına da tarihimiz boyunca sık sık tanık olduk. toplumsal hayattan dıĢtalanıyor. Oysa artık gerçekten de türümüzün tarihinde ilk kez gençlerin. Ġntiharı inceleyen uzmanlarımız çok. Gençliği. tepeden inmeci toplum mühendislerinin en güçlü silahlarından. Birisine yaĢı sorulduğunda "Acı tecrübelerim kadar yaĢlı. Tarihte bir ilerleme olduğu tezi üzerine kurulu ideolojilerimiz. gençliği seferber ederek iktidarlarını sürdürdüler. Gençlik. Daha da geniĢ bir zaman diliminden bugüne bakarsak da değiĢen bir Ģey yok. Ne var ki. Ava giderken ormanda elinden tutulan. insanı edilgenlikle hedonizmin harmanlandığı bir ortama çağıran davetiyelerden ibaret. geleneksel kalıplarında yeniden canlanmasına. Rönesans'da insan aklının her Ģeye muktedir olduğunu vurgulayan aydınlanmacı düĢünce. Onlara. ABD'nin Vietnam'dan geri çekilmesine yol açan. kendi beceriksizliklerimizi örtbas etmenin. Almanya. yüzyılın güzel yarınlar vaat eden ideolojileri günümüzde kurbanlarıyla anılıyor. Bilim ve teknolojinin toplumsal yaĢantımıza yansıma biçimi en karamsar bilimkurgu senaryolarından daha gerçek. bu ve baĢka ülkelerde. 20. iĢlerine yarayan tek tük örnek kahramanlar dıĢında. uzantıları olarak bakılıyor. cinsiyeti ne olursa olsun herkesin ortak yaĢamımızın kararlarında birleĢmesi gerektiğini çoktandır tekrarlıyoruz. Tarım toplumuyla birlikte ilk küçük Ģehirlerimizi kuralı altı yedi bin yıl bile olmadı. Günümüzde. Kendileri. bireyin özgürleĢmesi ve teknolojinin geliĢmesiyle bütünleĢen yeni kuĢaklar. düĢlerimizin köleleri olarak görüyoruz. bilimde. bu kuĢaktan olduğuna dikkati çekenler var. bin yıl öncesi gibi. hele birlikte toplu halde yaĢamamızın. Sovyetler Birliği'nde 'Genç Öncüler'. Gençlikten bir güç olarak söz etmek ayrımcılık. . karamsarlık. insanın her Ģeyi mahvettiği görüĢüne terk ediyor. gençliğe yatırım yaparak. kendi düĢlerimizin. geçmiĢi kötüledi. teknolojide arayıĢlara öncülük ediyor. sık sık tekrarlandığında. Pop tüketim pazarına yönelik çağdaĢ sanatlar. feda edilmesini çılgınca desteklediler. düzenin ancak öğrenciler ve azınlıklar tarafından değiĢtirilebileceğini 'Eros ve Uygarlık' ile 'Tek Boyutlu Ġnsan' kitaplarında savunuyor. SavaĢ psikolojisi en hızla geliĢen bir bilim dalı. Kendimizi ve geçmiĢimizi sürekli kötüler bir konumdayız. Geçtiğimiz yüzyılda psikiyatri ve psikolojinin insanı tanıma ve tanımlama çabasını felsefeden koparmasıyla birlikte kendimizi patolojinin aynasında görür olduk. Sıra gençlere gelince onları geleceğin bekçileri. onları düzene bağımlı hale getirdiğini yazıyordu. çocuk yaĢtakiler üzerinde kurdukları hâkimiyetle. yaĢlıların gençlerden öğrenerek hayatlarını idame ettirtikleri bir dünyada yaĢıyoruz. Keza dini kuruluĢ ve önderlerin. iĢçi sınıfının çıkarlarının. aidiyetsizlik ve inkâr üzerine kurulu. Japonya gibi birçok ülkede rejimleri sarsan 1968 gençlik hareketinin Ģiarlarından biri "30'un üstündeki kimseye güvenme" idi. sanatta. türümüzün rüyalarını görmeye baĢlayamadık bile. BaĢka kültürlerdeki yaĢam biçimlerine antropolojinin ilgi konusu olmasından öteye bakamıyoruz. sorgulamadan çok infial Ģeklinde yansıyan yalnızlık. Din. tarihi çok kısa. günümüzde yerini. insanları sindirdiler. Onlara karĢı kurtarıcılıkla Ģahlanan yeni dünya imparatoru kaba Ģiddete dayanan gücüyle birlikte ahlaki çöküĢünün doruk noktasında. yaĢlılardan değil. devlet. her alanda gençlerin yolunu tıkayanların da. '1968 hareketine' özenerek bakan gençler olduğu gibi. Çin'de 'Kızıl Muhafızlar' bu rejimlerin politikalarının en ateĢli ve saldırgan uygulayıcıları oldular. Evrim açısından olsa olsa emekleme döneminde olduğumuzu söyleyebiliriz. milyonlarca vatandaĢlarının canlarının feda edilmesinde kullanıldılar. Dünyada benzer bir gidiĢ var. Yeni bir dünya kurma hayallerine. Modern zamanlarda sık duyduğumuz 'Gençliğe inanıyorum' sözleri dünya düzeninin iflasının ifadesi olduğu kadar. günümüzde. KüreselleĢmenin karuni zenginlerinde bile kötümserlik hâkim. rüyalarım kadar gencim" demiĢ. günümüzden kaçıĢ olarak bakanlar çok. içinde bulunduğumuz vahĢi dünya düzenini yöneten. geçmiĢimizle yüzleĢip özür dilemenin kaypak bir biçimi. Hindistan. kendi geleceğimizin.Toplumun kurumsallaĢmasında gençlere yapılan ayrımcılığın süregelmesi. Oysa türümüzün. âĢık olma halimize bakanlar yok. dili. özlemlerimizi dile getirebilmemiz baĢka türlere göre bizim en baĢta gelen ayrıcalıklarımızdan biri. Dini. gençlere yaranmanın. barıĢ psikolojisi diye bir alan da yok. nice provokasyonlara kurban gittiler. Zaman içinde bu 'Biz adam olmayız' laflarına dönüĢtü. O günlerde özellikle Avrupa ve ABD üniversitelerinde öğrenci liderleri üzerinde etkili olan filosof Herbert Marcuse. Gençliğe hitabe Gündüz Vassaf 09/01/2005 Fransa'yı devrim noktasına getiren.Türümüzün rüyası Gündüz Vassaf 16/01/2005 'Ne mutlu Türküm diyene' sözleri Cumhuriyet'in ilk yıllarında topluma özgüven vermek için aĢılanmıĢtı. Türkiye. iktidar kavgalarımızla o denli oyalanıyoruz ki. Eksikliklerimizi görebilmemiz. Ģamanlara tapan tecrübesiz genç. Geçtiğimiz yüzyılın en azgın totaliter ülkelerinde rejimler. Benim Ģimdi yukarıda yaptığım gibi toplumun ve türümüzün geleceğine iliĢkin bu tür gözlem ve yorumlar. geleceğin güvencesi diye taltif etmek kandırmaca.

Robot insanın emirlerine itaat etmeye. Ġngiltere'de Çinlilere devletten para alan iĢsizler arasında rastlanmıyor. doğru insan" BaĢbakan. Japonya gibi ülkelerle deniz üzerinden ticaret yolları kurmasıyla baĢlayan iliĢkiyi anlatıyor. Yukadaki yasaların toplumun korunmasında yetersiz olduğu düĢüncesiyle Asimov.Doğu mu? Batı mı? Gündüz Vassaf 02/01/2005 Londra'daki Victoria & Albert Müzesi'nde geçen ay bir sergi vardı. (Özellikle nüfusun yaĢlandığı.insanın kendine zarar vermesine hareketsiz kalarak olanak tanıyamaz. Pantisokrasi-herkesin eĢitçe yönetime katılımı Potokhokrasi-yoksulların yönetimi Timokrasi-mülk sahiplerinin yönetimi Otokrasi-tek kiĢinin yönetimi Hagiarki-azizlerin yönetimi Gerontokrasi-yaĢlıların yönetimi Patriarki-en yaĢlının yönetimi Andokrasi-erkeklerin yönetimi Teokrasi-dini yasaların egemenliği Kritarki-hâkimlerin yönetimi Dulokrasi-kölelerin yönetimi Ginarki-kadınların yönetimi Bir de kakistokrasi denilen tür var. Doğu'ya en büyük ihracatı silah. Robot insanlığa zarar veremez. BaĢka ülkelerin yoksul göçmenleri gibi sokakta fuhuĢla para kazanan Çinli kadınlara da rastlanmıyor. para kazanıyorlar. totaliter bir ülke konumunda. Çin'den porselen. Ticaret o denli dengesiz ki Ġngilizler açıklarını Hindistan'da yetiĢtirdikleri afyonu savaĢ zoruyla Çin'e satarak kapatıyor. Bir de Hıristiyan misyonerleri. kimi iĢlerin aĢağılandığı. Batı Avrupa ülkelerinde tutulan istatistiklere göre buralara yerleĢen Çinliler ölmüyor. Doğan çok ölen yok gibi.' Osmanlı'nın Bizans Ġmparatorluğu'nun yerine geçmesinden sonra Batı'nın Hindistan. insanlığa zarar gelmesine hareketsiz kalarak olanak tanıyamaz. Soğuk SavaĢta Demir Perde'nin isim babası Churchill. Ortadoğu'dan çıkma üç tek tanrılı dinleriyle 2 bin küsur yıldır birbirlerini geçimsizlikten kıyıp öldürenlere. AlıĢveriĢlerini kendi dükkânlarında yapıyor. BaĢka sistemleri denemek heveslileri günümüzde cirit atıyor. Afyon savaĢı sonrası ġanghay'ın en iyi mahallelerini iĢgal eden Ġngilizler giriĢe 'Köpekler ve Çinliler giremez' diye tabelalar asıyor.Birinci ve ikinci yasalarla çeliĢmediği sürece. "Demokrasi yönetim sistemlerinin en kötüsü ama daha iyisini bilmiyoruz." demiĢti. 2. Daha 20 yıl öncesine kadar Sovyet ve ABD imparatorlukları arasında hangisi ehven-i Ģer tartıĢmalari yapılıyordu. Çin'de yaĢıyormuĢçasına iĢlerini kendi aralarında hallediyorlar. bugün de her zamankinden çok barbar. 2005 Gündüz Vassaf 26/12/2004 Uygarlığımız insan haklarını ihlal aĢamasından öteye gidemiyor. 'Robotlar ve Ġmparatorluk' kitabında ilk üç yasanın da üstünde olan 'Zeroth' yasasını ekler. göçmenlerin nerdeyse yasaklandığı Japonya'ya dikkatle bakmalı) Robot Yasaları 1. doğru zamanda. hastanelerde de. 20. Zaman değiĢti. zorunludur. Doğu-Batı diye. yüzyılda iki kez dünya savaĢı baĢlatan. 'Doğu ve Batı'nın BuluĢması: 1500-1800. çeĢitli sivil toplum ve barıĢ hareketlerinde de Çin ya da Çinlilere rastlanmıyor. . tek bir mahallede yaĢamalarına izin verilen Batılı tüccarların oturduğu yere verilen isim 'Barbar Evleri'. tartıĢmalarda. Liman Ģehri Kanton'da. 3. yaĢadıkları ülkenin dilini öğrenmeye gerek kalmaksızın. satacağı pek yok.Robot insana zarar veremez. yeniden taraf tutma tuzağına düĢmenin eĢiğindeyiz. Çinliler. Günümüzde. elçilikleri önünde. Japonya'dan lake ve bir çok yerden baharat alan Batı'nın. kendi geleceklerineyse dünyanın yeni egemenleri olarak bakıyor. Ġkinci Dünya SavaĢı'nda "Doğru yerde. acımasız. Çin. ölenlerin bir Ģekilde yok edilip onların kâğıtlarıyla ailelerin akrabalarını bu ülkelere gizlice getirdiği. ülkelerini protesto ederken de göremiyorsunuz. Çin kendi vatandaĢlarına karĢı dünyada insan haklarını en çok çiğneyen. Evrensel değer ve özlemlerimizi çiğnenmesine seyirci bırakılmak pahasına. Çanakkale'de düĢleri denize dökülen Bahriye Nazırı.' Oxford English Dictionary' sözlüğü bunu. Lokantalarında her yemeğe bir numara verme sistemini icat etmiĢler. Batı'nın Doğu'dan alacağı çok. Hindistan'dan pamuk. Ama yurtlarından uzak yaĢamaya mecbur kalanları Londra'da ya da baĢka bir ülkede. Dünyamızı daha yaĢanılır kılmak için yapılan giriĢimlerde. Avrupalılar doğru dürüst don giymeye bile 17. Isaac Asimov'un 1942'de geliĢtirdiği Robot Yasaları artık gündemimize girmek üzere. yüzyıl sonlarından itibaren Hindistan'dan aldıkları pamuk sayesinde baĢlıyor. *** Demokrasi Yokluğunda Yönetim Biçimleri Genç yaĢta Güney Afrika'da Boer SavaĢı'nda gönüllü. robot kendi varlığını korumaya zorunludur. birinci yasayla çeliĢmediği sürece. aklımızı çelebiliyor. Onları mahkemelerde de görmüyorsunuz. olabilecek vatandaĢlarının en kötüsünün devlet yönetiminde olduğu durum olarak tanımlıyor. Tahmin edilen.

Fazla zaman geçmeden. yol yordam gösteren Kızılderililerle birlikte kutluyor... ağaçlar. beyinleriyle. Rönesans'tan bu yana köprünün altından çok sular aktı. Vassaf (2004) Seyahat notlarımdan Gündüz Vassaf 12/12/2004 Amerika'da ve Kanada'da ġükran Günü. BaĢ yemekleri o güne kadar varlığını bilmedikleri hindi. Boston yakınlarına 1620'de yerleĢen beyazlar yılın ilk mahsulünün toplanmasını.. San Francisco'da bir Ģiir okuma gecesinde altı Ģairden sonuncusu Allen Gingsberg'in. Güvenlik kontrolünde pabuçlarımızı çıkardıktan sonra üstümüzün ellenip aranması. Kristof Kolomb'un ayak bastığı toprakları Asya sanmasıyla. sade ġükran Günü sofrasının değil. pratik ve kaba. Her iki dünya savaĢında da Almanya ile savaĢan bu ülkede Germen varlığı ancak Ģuuraltı. Daha bugün gazetede okuduğum bir haber. Ancak bir zamanlar uçakla seyahat etmenin keyifli olduğunu hatırlayabilenler bu ıstırabın farkında. doğudan geldiğini 'bildikleri' bu garip kuĢu görünce. Kızılderililer. Amerikalı kuĢumuz Doğulu hüviyetine bürünüyor. AĢağıda 'Howl'ın ikinci bölümünden yaptığım çeviri.yerlerde uyuklayan insanlar.. radyolar. Çimento ve alüminyumdan hangi sfenks kafataslarını parçaladı. düĢ güçlerini yiyip bitirdi? Moloch*! Yalnızlık! Pislik! Çirkinlik! Kalorifer külü varilleri ve elde edilemeyen dolarlar! Merdivenlerin altında haykıran çocuklar! Askerde ağlayan gençler! Parklarda gözü yaĢlı ihtiyarlar! Moloch! Moloch! Moloch'un kâbusu! Sevgisiz Moloch! akıllı Moloch! Moloch insanın acımasız hâkimi! Moloch anlamsız hapishane! Moloch korsan bayrağında çapraz kemikli hücre. bu ilk sofranın kurulmasına yardımcı olan dost ve cömert insanlar.. Boston'un Logan Havaalanı binası ABD'nin Alman köklerini anımsatıyor. Çeviri G. Düzen içerden çoktan kanamaktadır. bu topraklardan sürülüyor. II.. 16. öldürülüyor. Bizden önce biletini göstermek için sırada bekleyen genç kıza. Anayasa mahkemesi kararıyla dört yıl sonra. Türkiye'nin adıyla anılmasının birkaç öyküsü var. ertesi sabah altıda uçacağı söylendiğinde tek . Havaalanında ağılda bekleyen hayvanlar gibiyiz. ġükran Günü tatili için 40 milyon insanla birlikte ben de yoldayım. artık günümüzde Batı uygarlığı için sıradan bir gözlem. Devlet kitabı yasaklar. Allen Gingsberg. Oysa Birinci Dünya SavaĢı öncesi ABD'de neredeyse Ġngilizce gazete sayısı kadar Almanca da günlük gazete basılıyor. satıraralarında hissediliyor. Ģiirini okumaya baĢlamasıyla tempo tutan dinleyiciler giderek kendilerinden geçer. Moloch kederlerin meclisi! Moloch binaları hükmümüz! Moloch savaĢların koca taĢı! Moloch ĢaĢkın hükümetler! Moloch kafası saf makine! Moloch kanında para akan! Moloch on parmağı on ordu! Moloch memesi yamyam dinamo! Moloch kulağı duman tüten kabir! Moloch gözleri kör bin pencere! Moloch sokaklarda sonsuz tanrılar gibi yükselen gökdelenler! Moloch siste düĢ görüp inleyen fabrikalar! Moloch bacalarının ve antenlerin Ģehirleri taçlandırdığı! Moloch aĢkı sonsuz petrol ve taĢ olan! Moloch ruhu elektrik ve bankalar! Moloch dehasının hortlağı yoksulluk! Moloch kaderi seksten habersiz hidrojen bulutu! Moloch adı akıl olan! Moloch yalnız baĢıma oturduğum! Moloch meleklerin rüyasını gördüğüm! Deli olmak Moloch'da! Ağzına alan Moloch'da! Sevgisizlik erkeksizlik Moloch'da Moloch ruhuma gençken sirayet eden! Moloch gövdesiz bilincim! Moloch kendimden geçme doğallığımın korkutucusu! Terk ettiğim Moloch! Uyandığım Moloch! Gökden akan ıĢık! Moloch! Moloch! Robot apartmanlar! görülmez banliyöler! iskelet hazineler! ġeytan hazineler! kör baĢkentler! hayalet ülkeler! garantili tımarhaneler! granit yarraklar! canavar bombalar! Sırtları parçalandı Moloch'u Cennete taĢırken! Kaldırımlar. Her Ģey sağlam. halılara dökülmüĢ ezik kola kutuları. Birine göre Ġngiltere'de gemiler yüklerini boĢaltırken limanda biriken halk. yüzyılda görkeminin doruğunda olan Osmanlı Doğu'yu çağrıĢtırdığından 'turkey' adını veriyorlar. Etrafımızda oraya buraya atılan yarı boĢ cips paketleri. 1675'ten beri Kızılderililerin Boston'a girmelerini yasaklayan bir kanunun yakında değiĢtirilebileceğini yazıyordu.Batı'nın feryadı Gündüz Vassaf 19/12/2004 ÇağdaĢ Batı uygarlığını can evinden vuran 'Howl' (Feryat) Ģiirinin 'doğuĢunu' Jack Kerouac bir romanında anlatır. tarihimizdeki Doğu-Batı kimlik krizinin de ilk kurbanı olmalı. 1957'de serbest bırakılır. KuĢun Ġngilizcede. tonlar! Etrafımızı saran varolan Cennette Ģehri kaldırmak! Hayallerimiz! kehanetler! sanrılar! mucizeler! Amerika'nın nehrinde aktı gitti! Rüyalar! tapınmalar! aydınlanmalar! dinler! bir tekne dolu duygusal bok! Cepheyi yarmalar! nehri geçerek! takla atmalar çarmıha germeler! selle aktı gitti! Kafayı kırmalar! Tezahürler! 10 yıllık hayvan çığlıkları ve intiharları! Akıl! Yeni AĢklar! Deli kuĢak! Zamanın kayalarına çarpan! Nehirde gerçek kutsal gülüĢ! Her Ģeyi gördüler! deli gözler! kutsal feryatlar! Veda ettiler! Çatıdan atladılar! Huzurlu ıssızlığa! el sallayarak! çiçek taĢıyarak! Nehirden aĢağı! sokağa! *Ammoniler ve Fenikelilerin çocuk kurban ettikleri tanrı 'Howl'. Houston uçağının iptal edildiği. Hindi. ulus-devlet ya da din öğelerinin anılmadığı dünyadaki yegâne bayram.

havasından. Ġsa'nın. bana önceden bildirdikleri gün ve saatte de dönüĢ seferleri yokmuĢ. Sıra bana geldi. sürekli ucuz emek gücü sağladığından egemen düzenin çıkarlarını karĢıladı. Devletler bazında giderek kurumsallaĢan ırkçı görüĢ. "Bir devenin iğne deliğinden geçmesinin zengine göre çok daha kolay olduğu" gibi kimi sözleri de. Göçmenler için zamanla iki zıt politika uygulanır oldu. kapalı cemaatler içinde gündelik yaĢamlarını yürütmenin kolayına kaçtılar. DüĢünüyorum da. Faslıların. Benzer yazmalar. göçmenleriyle bir arada yaĢayamamanın krizinin eĢiğinde. Hepsinin baĢ sayfası dünyada olup bitene kapalı. HoĢgörü ne kadar da önemli. Çokkültürlülük adına yapılanlarsa. sonraları baĢka manastırlarda baĢka dillerde de. Bu . insanlar geldi' olgusunun ancak iĢçi çocuklarının okula baĢlamasıyla farkına varıldı. Ģimdi de sorunu kültürel ve tarihi nedenlerde arıyorlar. gelenler birçok ülkede yok sayıldı. Hollanda'da futbol oynayan genç Türklerin. örneğin Bengalcede de bulunuyor. Ġsa'nın çarmıhta can vermeyip Maria Magdelana'yla evlendiğini. Notovich. günümüzde de Bush gibi köktenciler tarafından emperyalist politikalara alet edilmesi. Sağ hükumetler asimilasyondan sol hükümetler çokkültürlü bir toplumdan yana oldular. Tek atıf. Ġster çok. çıkacak çıngarı tahmin bile etmek istemiyorum. Yeni Ahit'in dört yazarından biri olan Luka'dan. 24 Kasım. tutuculuğuna sığındılar. Ancak bunları sessizce kabullenince ABD'ye uyum sağlanabileceğini insan zamanla öğreniyor. suratımıza tokat yediğimizde öbür yanağımızı da sunmamıza dair bildik sözleri çıktı. kısa vadeli politikaların iflasını kabul etmektense. basın toplantılarında 'ġeytan'a karĢı savaĢ' verdiğini ilan ediyor. Ġnternetten 'Lost years of Christ' diye girin. ister tektanrılı olsun. Çokkültürlülük çıkmazları Gündüz Vassaf 28/11/2004 Batı Avrupa'ya 1960'lardan sonra büyük iĢçi göçü baĢladı. buna benzer konular bir de Musa ya da Muhammed için yazılıp tartıĢılsa." Böylesine barıĢcıl ve eĢitlikçi mesajlarla yayılan Hıristiyanlığın. radyo programları yapmaları desteklendi. Thiering. Ġsa'nın yaĢamıyla ilgili istenilmeyenin gün ıĢığına çıkarılmadığına iliĢkin baĢka bir örnek. neler neler bulacaksınız. Sydney Üniversitesi Teoloji Kürsüsü'nde Prof. çocukları olduğunu ve boĢandıktan sonra Roma'ya taĢınıp bu Ģehirde 64 yılında öldüğünü en ince ayrıntılarıyla anlatıyor. Himalayaların eteğinde geçirdiği kaza sonucu bir manastırda kalırken bulduğu Tibet yazmalarında. Uçak bir saat rötarla kalkacakmıĢ. Farklı cemaatlerin iç içe yaĢamasını desteklemek yerine. yeraltı kaynaklarından Antarktika'ya kadar dünya nimetlerinin arsızca tüketilmesine teĢviki. Kafka'nın tüm çabalarına rağmen bir türlü giremediği ġato'sunda olduğu gibi dev Ģirketlerde sizi dinleyecek birini bulma peĢinde tüketebilirsiniz. Otel odalarına kahvaltı ve gazete getirilmesi âdeti baĢka birçok ülkede de var. Sayılarının milyonları aĢmasına rağmen. bir tek Türklerin oynadığı ligler teĢvik edildi. ama baĢucumdaki komodinin üst çekmecesinde Ġncil bulundurulmasına. göçmenlerin Avrupa'ya uyumsuzluğunu iddia etmekte. Türkiye'de otel odalarına birer Kuran konulacak olsa. dünyanın en büyük kitap satıcısı Amazon'un listesinde bile bulamazsınız. zamanında Güney Afrika'da siyahlarla beyazların ayrı ayrı geliĢmesini öngören 'apartheid' türü bir politika uygulandı. Ġsa'nın ölümünden en az yüzyıl sonra Ġncil'i yazanlar da onun. Çarşamba Gündüz Vassaf 05/12/2004 Odamıza kahvaltı ve gazete getirdiler. on altı kayıp yılı konusunda sessiz kalmayı tercih etmiĢ. bugün Ġsa'dan çok Eski Ahit'ten yola çıkan Beyaz Saray. San Francisco Chronicle'ın." Ve Ġsa'nın kutsallık ve insanlık adına hem bilgisi hem de yılları çoğaldı. benden sonra tufan anlayıĢıyla. Bu sabah tek dıĢ haber Irak'ta kaç Amerikan askerinin öldüğü. Ġncil'i geliĢigüzel açtım. Max Frisch'in deyimiyle 'ĠĢçi çağırdık.. burada yaĢamıĢ olan 'Aziz Ġssa'nın öğretilerini okuduğunu anlatıyor. Dağıtımı 'sınırlanan' kitap ancak Harvard Üniversitesi'ndeki gibi. dünyanın bellibaĢlı kütüphanelerinde bulunabiliyor. Aradan kaç kuĢak geçmesine rağmen göçmenlerin nispeten vasıfsız ve ikinci sınıf vatandaĢlar olarak kalması. gayriihtiyari de olsa. ibret verici değil mi? Egemen düzen her zaman iĢine gelen simgelerle yüzünü maskelediğinden. BoĢ yere aramayın.. Televizyon programları ülkedeki çeĢitli kültürleri yansıtıp herkese hitap etme yerine. Anavatanlarıyla bağlarının sürekliliğini sağlayan yeni ulaĢım ve iletiĢim kolaylıkları bu eğilimleri güçlendirdi. Hindistan ve Tibet'de Budist rahiplerle olduğu tezini güçlendiriyor. Barbara Thiering'in 'Jesus The Man' (Ġnsan Ġsa) adlı kitabı. Bugün Batı Avrupa. çeĢitli istibdat dönemlerinden sonra. Göçmenler. New York Times hariç diğer ABD ya da Ġstanbul gazetelerinden pek farkı yok. Zaten iflas etmeye mahkûm olan asimilasyon yanlıları kısa zamanda göçmen politikaları yerine göçmen polisinden yana ırkçı bir tavır aldılar. Hıristiyanlığın egemen düzenin bir parçası olmasıyla bu tezler karanlıkta bırakılmıĢ. Yıllardır uyguladıkları yanlıĢ. Ġsa'nın. gettolaĢmaya neden oldu. Burada rastlayacağınız en ilginç kaynaklardan biri Rus bilim adamı Nicolas Notovich'in 'The Unknown Life of Christ' (Ġsa'nın Bilinmeyen Hayatı) adlı 1894'te yazdığı kitap. ABD ve kısmen Ġngiltere dıĢında rastlamadım.tepkisi saatine bakıp havayolu görevlisine kayıtsızca teĢekkür etmek oldu. pasifistten farkı olmayan Ġsa'nın müstesna bir yeri var. Yoksa hayatınızı. nasıl oluyorsa. Aralarında köktenci ve Ģoven akımlar güçlendi. mevcut takımlara girmelerini destekleyecek programlardan çok. hepsinde Ģiddet olan Ortadoğu kökenli dinlerde. nerede geçirdiği bilinmeyen 13-29 yaĢ arası 'kayıp yılları'nda. Türklerin kendi dillerinde kendi televizyon.

üç günlük sakallı baĢkan. bir Ģey söylemek için henüz erken demiĢti. tersi eğilimler herkes için hüsran verici sonuçlara neden olabiliyor. sürekli değiĢen yorumlarla geçmiĢin yeniden yazılmasından ibaret değil mi? Çin'de. Mao döneminde dıĢiĢleri bakanı olan Cho-en Lay'a Fransız devrimi hakkında düĢünceleri sorulduğunda. "Sürahi Ortadoğu. cinsel ya da etnik kimlik gibi. BaĢka kimse okuyamasın diye kilitli. Ġnsan yaĢadıklarını unuttuğu gibi yazdıklarını da unutuyor. belki de hiç okunmadan. ABD'den dünyaya yayılıp sınırlı seçeneklerle standartlaĢan yaĢam ve düĢünce biçimine karĢı ufkumuzu açık tutabilmenin bir yolu. Günümüzde. Kısa boylu. Eli kalem tutan herkesin günlük tutması. Köyün duruyor mu hâlâ? -Bilmiyorum Bunlar. 2004). Çoğunda. yok olur defterler. 5-11 Kasım. Masasındaki sürahinin altına bu küçücük bilyayı koyup. Tarih dediğimiz yazı türü de. insanın kendisini tanımasına açılan bir kapı. Nerede doğdun? Nerelisin? -Bilmiyorum Niçin kazdın bu çukuru? -Bilmiyorum. Nedir bu dostluğumuza ihanet? -Bilmiyorum. iĢgalden bu yana öldürüldü (Guardian Weekly. randevularını beklenmedik anlarda beklenmedik yerlerde veriyordu.iddianın ne kadar çürük olduğunu görmek için. bunca yıl sonra bile olay oluyor. Zamanla. belki de korkusundan. Ve tabii ki günlük tutmak ve ona dönüp okumak. Felluce için Gündüz Vassaf 14/11/2004 Yarısı kadın ve çocuk olmak üzere 100. herkesin kendi kültürünü koruyup geliĢtirmesini engellemek ne kadar totaliterse. bilemiyorum. Sosyal bilimlerde 'Zeitgeist' denilen günün ruhunu en iyi günlükler yansıtıyor. sürahiyi. güler yüzlü. anahtarlı defterler bile satar kırtasiyeciler. Arafat'sız günlük Gündüz Vassaf 21/11/2004 Arafat'la Beyrut'ta 1978'de görüĢmüĢtük. kaybolur. senin çocukların mı? -Evet . ister Hollanda'da olsun ister Irak ya da baĢka herhangi bir ülkede. ya da geçmiĢte Osmanlı ve Avusturya-Macaristan imparatorluklarına bakmak yeterli. GeçmiĢimiz. çokkültürlülük adına birbirlerine kapalı cemaatlere destek verip. eksik ve yalan bilgilendirmenin egemenliğine karĢı hakikat parçacıklarını saklamak. Sokrat'a göre en büyük erdeme. Avrupa'da tek bir göçmenin meclise girebilmesi. Arafat için yukarıda yazdıklarım aklımda kalmıĢ. Dünyanın neresinde olursa olsun. Kaç gündür bekliyorduk buluĢmayı. Arafat. Günlük tutmak ailemize bırakabileceğimiz bir miras. ilericilik açısından benimsenen binbir türlü aitliğin birleĢtirici olması toplumları zenginleĢtirme potansiyeli taĢırken. Vietnam* Kadın. adın ne? -Bilmiyorum. çoğu koalisyon güçlerinin hava saldırılarıyla. ilk gençliğimizde bizden hiç haberi olmayan sevgiliye yazdıklarımız dıĢında. zaman zaman geçmiĢlerine dönüp yazdıklarını okuması gerektiğine inanıyorum. O seyahatten fotoğraflar var da notlara kim bilir ne oldu. kendisine düzenlenen suikast giriĢimlerine karĢı. Belki gelen heyetlerle saatlerce konuĢmaktansa birçok Ģeyi özetlemek için bulduğu çarpıcı bir çözümdü. hoĢ beĢten sonra avucundaki mavi bilyaya dikkatimizi çekti. Günlük tutmak yanlıĢ. Durup dururken bilyayı buldu da aklına birdenbire bu örnek mi geldi. Neden saklanıyorsun? -Bilmiyorum. Ve de en az okunanı. SavaĢtayız. günümüzde göçmenlerin hem kendi dillerini konuĢup hem de dolara tapıp. Amerikan bayrağı salladığı ABD'ye. yeni bulunmuĢ belgelere dayansa da. bilya Filistin. Bugün ABD BaĢkanı'nın kabinesinde bile bol sayıda göçmen ve azınlık yer alırken. asimilasyoncu baskılarla. Günlük tutmak aynı zamanda özgürlüğümüzün bir ifadesi. 000'e yakın Iraklı sivil. aynı arĢive giren tarihçiler gibi. ortak yeni uygarlıklar oluĢturmaya set çeken politika ve köktenci aidiyetler de. Özgürlüğümüzü bir koruma biçimi. Bir gece yarısından sonra aniden bir sığınağa götürüldük. günün farklı çıkarları. zarar gelmez bizden sana? -Bilmiyorum. Geçen hafta Irak'ta öldürülen sivillerin sayısı hakkında yetkililer bilgi vermeme kararı aldı. Bizim sorunumuz hallolmadığı müddetçe Ortadoğu bir o yana bir bu yana sallanıp gidecek" dedi. dünyaya. devrilmemesi için kulbundan tutarken. Kimden yanasın? -Bilmiyorum. ibret verici olduğu kadar tehlikeli. Dünyanın en yaygın yazı türü günlükler olmalı. Bilmiyor musun. Ġsrail o günlerde Beyrut'u geliĢigüzel bombaladığından. sayfalar vardır. seçmeye mecbursun! -Bilmiyorum. sürekli yer ve program değiĢtirerek tedbir alıyor. akımları ve kendimizi haklı çıkarma çabalarımızla yeniden yazılıveriyor. onu yazan kiĢi tarafından bile. düĢüncelerimize tanıklık için tuttuğumuz nice satırlar.

Beklenmedik karşılaşma* Ne kadar da naziğiz birbirimize. gönüllü tüketicileri olmaksa bambaĢka bir tutsaklık. insana en yakıĢır olanı. Sözümüz cümlenin ortasında kesilmiĢ.Berlin duvarı Sovyet imparatorluğundaki tutsak yaĢamın bir kanıtıydı. Gene seçimlere bir gün kala ülkenin ileri gelen gazetelerinden Boston Globe'ın birinci sayfasında Bush'un bu sene Ģampiyon olan beyzbol takımının bir oyuncusu. ABD'nin geleneksel politikasını etkileyerek temel çıkarlarından vazgeçirecekti. Kot pantolondan sigaraya. sonuçlarını hep birlikte tartıĢalım diye herhangi bir propaganda giriĢiminde bulunmaya gerek görmemesi. Ancak uygarlıkla kendi toprakları üzerinde egemenliği bir tutuyorsak yakın bir dönemde ġanghay'da Batı emperyalizminin temsilcilerinin 'Çinliler ve köpekler giremez' yazdıklarını da unutmamalı. bunca yıl sonra karĢılaĢmak ne kadar da hoĢ diye. 1996. Ġlginç olan ABD'nin bu ilgiyi dünyada kimseye asla zorlamaması. Gelin benim özgür seçimlerimi seyredin. Sıra ABD seçimlerini tüketmeye geldi.Krynski. Sanki ABD. Seçimlere bir gün kala ABD'de. Tavus kuĢlarımız tüylü taçlarından. S. çoktandır dolanmıyor baĢımızda. tarihinde ilk kez dünyanın geleceğini etkileme konumunda. Birinci ve Ġkinci Dünya SavaĢlarında olduğu gibi. tercih edilen müzik (Bush 'country/ western'. hardal tercih edenlerin Kerry'yi desteklediklerini belirten bir anketin sonuçları yayımlandı. uzmanlar baĢa baĢ giden iki aday arasından kimin kazandığını. Osmanlı.Kerry klasik/ caz) ve otomobil türüne (Bush kamyonet. eĢcinsel evliliklerle kürtaja karĢı tutumunun belirlediğini söylüyor.Maguire. Ġnsanlarımız. Her yıl kapılarını orada yaĢamak isteyen milyonlarca göçmene ardına kadar açması. Yarasalar. Lehçeden Ġngilizceye çevirenler. seçmeni ürkütür ve belki de vatan haini damgası yer korkusuyla arkasında dünya desteği olduğunun en ufak sözünü bile etmek yerine. Kurtlarımız açık kafeslerinin önünde esnemekte. ABD kaynaklı ne varsa tüketmesine alıĢtık. Medeniyetler tesadüfü Gündüz Vassaf 31/10/2004 Eski Mısır uygarlığı en az 3000 yıl sürdükten sonra çöktü. Bizans 1000 yıl kadar sürdü. ABD'de din ve devlet ayrımı giderek belirsizleĢiyor. Süt içiyor kaplanlarımız. bugün de ABD baĢka ülkelerin geleceğini belirleme gücüne sahip. Hollywood kültüründen zenci müziğine. . R. Bush ile Kerry'ye gösterdiğimiz ilgi ve ikisi arasındaki tercihimiz de ABD'nin dünyada egemenliğini meĢru kılmamızın ifadesinden baĢka bir Ģey değil. halkına güçlü bir aday olduğu imajını vermek için tüfeğiyle ördek avından dönerken poz verdi. Israrla tekrarlıyoruz. seçimlere katılan üçüncü aday Nader ve Chomsky gibi birçok aydın ABD'nin tutucu iç ve emperyalist dıĢ politikasının bu ülkenin yüzyıldır süregelen bir özelliği olduğunu vurguluyor. ġahinlerimiz yerlerde. oyunu ona göre belirleyecekti. Evet. Aynı anket. Sanki seçim sonuçları. Evet. Bush'un. Sanki ABD seçmeni dünyaya kulak verecekti de.Yoksa süregelen en eski uygarlıklar arasında hâlâ öz be öz ülkelerinin kuzeyinde yaĢayan Japonya'nın sarı saçlı mavi gözlü yerli halkı Ainolar ile Avustralya'nın Aborijinleri de var.Kerry SUV) göre de seçmenlerin baĢkan tercihini belirtiyordu. Günümüze dek kesintisiz süregelen en uzun ömürlü uygarlıklardan biri Çin. Kerry. Maymunlarımız meraktan. Suda boğuluyor köpekbalıklarımız. Ġlginç olan dünyanın geriye kalan kısmının ABD seçimlerine Ģimdiye kadar göstermediği ilgi.Baranczak. hamburgerlerinde domates salçası tercih edenlerin Bush'u. basket maçlarından cinsel davranıĢlarına kadar dünyanın. Kerry'nin de Ģampiyon takımın sahipleriyle çekilmiĢ fotoğrafları yayımlandı. Türkçe çeviri G. Gönüllülük esasına kurulu tutsaklık. McDonald's ile Burger King arasında tercihimizin esasta hamburger kültürünü yaygınlaĢtırıp meĢru kıldığı gibi. Yılanlarımız yıldırımdan arınmıĢ.anketlere göre ABD'lilerin yüzde 42'si kendilerini köktenci Hıristiyan olarak tanımlıyor. Gülümsememiz çaresiz. Birbirlerine diyeceklerini yitirmiĢ. Evet. Nobel Edebiyat Ödülü.Cavanagh ve M. ama kendi kendimizi özgürleĢtirmekle ilgili olduğu için de en Ģiddetsiz. ABD'yi. Aztekler ve az kiĢinin farkında olduğu Afrika'daki Benin gibi birçok uygarlığın ömrü 600 yıl kadar. izleyip orada olup bitenin edilgen. Wislawa Szymborska. kurtuluĢu en güç. C. Irak ve ekonomiden çok.Vassaf (2004) Gönüllü tutsaklar imparatorluğu Gündüz Vassaf 07/11/2004 Evet. Ve evet.

uygarlıkların neden yükselip çöktüğü. size de söyleyeceklerimi." Bu durum böyle devam edemezdi! Ġzin verirseniz." KomĢuma ayrıca Ģunu da söyledim: "Tabii ki. baĢına Ġhsan Doğramacı'yı getirdi.Sade tarihçilerin değil bizim de kafamıza zaman zaman takılan. genç veya yaĢlı.Osmanlılar Ġslam'ı. hem cevapsız kalan hem de bin bir türlü cevaplandırılan soru. size sevindirici bir haber vereyim: Bu yılın 1 Haziran tarihi itibarıyla vize bölümünün yaratıcı görevlileri bu onur kırıcı duruma son vermiĢ bulunmaktadırlar! Evet. ama ağır olduğu kadar da içten açık mektuba cevap geldiğini öğrenince devlet tarafından yıllarca ĢartlanmıĢ bir Türk vatandaĢı olarak ĢaĢırdım. Tarihçi Toynbee'nin de dediği gibi "Uygarlık bir yolculuktur. Emevilerin ya da Endülüs'ün baĢarısını dinle açıklamakla kalmıyor. tuvaletlerin kokusu ve pisliğinden yakınan o zaman 89 yaĢındaki anneme devletin ciddiyetini hatırlatarak dilekçeyle kaptana baĢvurmasını söylemiĢti. yani tesadüfen ortaya çıkıyorsa. Sevgili komĢum Gündüz bey. bir çayımı içmeye gelmiĢ olsaydınız. Bundan böyle bu sistemin sayesinde. yıldız fallarının yorumu. hatta hiç olmasaydı her Ģeyin daha iyiye gideceğini söyleyen de çok. Reiner Möckelmann . kadın erkek iliĢkileri.Roma Ġmparatorluğu çoktanrılı pagan dinlerle yükseldi. komĢuluk iliĢkileri içinde birlikte bir güç oluĢturamaz mıyız? KuĢkusuz tahmin etmiĢsinizdir. erkek veya kadın. dikkatimi bu mektuba çekti. bence uygarlıklar da öyle-iklim. burası yasak bölge" diye bağırıp mekânından kovmuĢtu. komĢularda olup biten. Almanya BaĢkonsolosu'na bu köĢeden yazdığım ağır. yani adadan döndüğünüzde. yılların birikimi bir çırpıda yok oldu. buluĢlar. eskiyi kurabilecekleri sanrılarıyla dehĢet saçıyorlar. Bence tarihin farklı dönemlerinde farklı uygarlıkların egemen olmasının açıklaması daha çok Darwin'inkine benzer bir evrim kuramında aranmalı. Sizi ziyarete her zaman hazır olan komĢunuz. Tesadüfe bakın ki. . Gelin bu cephede kavgamızı birlikte yapalım! 1930'lu yıllarda Park Oteli'ni çok beğenen ve orada günlerini geçiren M. mektubun ilk satırlarını okumaya baĢlamamla birlikte gardını almıĢ boksör pozisyonuna girdim. müĢterek komĢumuz. 'Ġlerlemenin' dine dayalı olabileceği düĢüncesi bence abuk sabuk olduğu kadar bu denli sorgusuz kabullenilmesi ĢaĢırtıcı olduğu kadar ürkütücü. En baĢta akla gelen unsurlardan biri din. Tüm bu saçmalıklar Batı'nın Hıristiyan olduğu için bugün güçlü olabildiği tezinden farklı değil. göçler. 11 Ekim'de bir bayan komĢum baĢkonsolosluğa ziyarete geldiğinde. Ģok olmamak mümkün değildi. ancak her sabah banyomun penceresinden vize bölümünün önünde cereyan eden olayları izlediğimde. Bu nedenle örneğin Avrupa Birliği'nde Türkiye'nin olası varlığına kuĢku ve korkuyla bakanlar çok. reforma ihtiyacı olduğu. Buna karĢın Ġslam'ın ilerlemeyi kösteklediği. Ġstanbul'da olup. günümüzde cihat çağrılarıyla. çünkü arzu eden her müracaatçıya vizeli pasportu UPS kanalıyla gönderilecektir. Ve mektubu okumaya baĢladım. her gün vize kuyruğunun yanından geçmedim. Ancak uygarlıkların yükseliĢ ve çöküĢlerinin dine bağlı olduğu tezini geçerli sayanlar Ģunları da kabul etmemeli mi? . yüzyılın türümüzün en vahĢi çağı olması ilerleme argümanını temellerinden sarstığı da Ģüphesiz). bir süre bir topluluğu baĢkalarına göre tarihte ayrıcalıklı kılıyor. yerini koca siyah bir deliğe terk etmiĢ olan Park Oteli! GüzelleĢtirilmiĢ olarak bulduğum Beyoğlu'nda bu kara leke değiĢmemiĢ vaziyette halen duruyor. Hinduizm'i benimsedikleri için komünist olmadılar. Gene Budhizm'i terk eden ve aynı Ģekilde emperyalizmin ezdiği Hintliler. Bu arada binlerce hoca üniversiteden istifa etti. liman değil. öğrenciler iĢkencehaneleri boyladı. öğlen saatlerinde de artık kuyruk göremeyeceksiniz. Nasıl çevredeki durum ve koĢullara göre 'baĢarılı' türler mutasyon sonucu. Tarihin her evresinin bir ilerleme olup olmadığı zaten baĢka bir tartıĢma konusu (20. Bu durum artık kesinlikle gerilerde kalmıĢtır ve bu hususu benimle birlikte yerinde görebilmeniz için sizi davet ediyorum. Günümüzün egemen toplumları ve onlara özenenler Batı'nın baĢarısını Hıristiyanlığa bile bağlıyor.Çinliler Budhizm'i terk ettikleri için komünist oldular. doğal kaynaklar. Mektubun 'yanıtı' peĢime adam takılması. iyi ki Almanya'dan vize talebim yok diye düĢündüm. Hıristiyanlığı benimsemesiyle çöktü. Kemal Atatürk ve Alman mülteciler bize teĢekkür edeceklerdir. . yurtdıĢına çıkma yasağı Ģeklinde geldi. Ve sevgili komĢuma bir sevindirici haber daha: Gelecek hafta. aynen öyle. hiç kimse gece yarıları kuyrukta beklemeye zorlanmayacaktır." Almanya Başkonsolosu'na mektup (2) Gündüz Vassaf 24/10/2004 12 Eylül darbesini takip eden günlerde askeri cunta Türkiye'de üniversitelere de el koyup YÖK'ü kurdu. Cumhuriyet gazetesinde onu istifaya çağıran açık bir mektup yazdım. atıldı. 10 Ekim tarihinde RADĠKAL gazetesinde Ģahsıma hitaben yazmıĢ olduğunuz mektup için çok teĢekkür ederim. Sosyolojinin kurucularından Max Weber'in protestan ahlakının kapitalizmin itici gücü olduğu konusundaki iddiaları hâlâ popüler. bu seviyeli ve Ģık bayan komĢuma Ģöyle arz ettim: "Ġstanbul'a geçen yılın temmuz ayında göreve geldiğimde ve baĢkonsolosluğun vize bölümü önündeki yakıĢık almayan manzarayı gördüğümde. Bostancı-Büyükada vapurundaki çımacı. aynı Gündüz bey gibi Ģok oldum. Hazer Türkleri Museviliği benimsedikleri için güçlü imparatorluklar kurdular. Bu durum komĢuluk yaĢamını daha değerli kılan unsurlardan değil mi Sizden büyük bir ricam var: Ġstanbul'dan 8 yıl ayrı kaldıktan sonra beni özellikle rahatsız eden bir konuda. AnlayıĢınız için teĢekkür ederim. Az sonra kaptan köĢküne elinde yazılı bir kâğıtla çıkan annemi kaptan "Def ol bunak karı senle mi uğraĢacağım. saymakla bitmeyecek etmenlerin tesadüfi ve geçici bir Ģekilde yan yana gelmesi. Tarihin küllerinde Ġslam kıvılcımı arayanlar da aynı kuvvetle din faktörüne bağlı olarak Abbasilerin. 1 Haziran itibarıyla vizeye müracaat edenler için bir randevu sistemini baĢlattık.

Siz kaypaktır. uyduruk mukavvalar üzerinde kaldırımda oturmuĢ. Bir defasında Münih'te arkadaĢımın balkonuna gömleğimi asmıĢtım kurusun diye. Ģiirin dilidir. zor kullanırım.. Hem böyle kapı komĢusu ol. Ama Saray Arkası Sokağı'na inen belediye yolunun yarısını ortadan bölüp kendi binana özel giriĢ yolu yaptığını nasıl açıklayabileceğine ise aklım ermiyor? . Bilsen mutlaka bu bizim mahalleye. 'Ġnsan gazete köĢesinden el âleme sesleneceğine gelip. yiyecek. onun için korkuyla yoğrulmuĢtur. bekleme odası hak gezer. mich reizt deine schöne Gestalt. üniversitelerinde hocalık yaptım. Ģiir sen'le seslenir. Sen mütevekkil. / Seni dolaĢıyorum insanların içinde. Yani. / . / Seni toriklerin mavisine. siz nesnel. Neyse fazla üzülme. 26 Eylül.) Göethe Thou aren't so unkind / As men's ingratitude. / (Seni seviyorum. kapımı çalıp da bir derdini anlatmaz mı?' diyecek olursan. Bir yüz yıkayacak yer. baĢı diktir. Kaldırımda yürüyemez olduk senin yüzünden. / Ne de alamı fikre bir mersa olan Ģu mai deniz. / AĢkım canavarlar gibi seni takip edecek. Tabii ki komĢularının yaptığı gibi küçük bir ücret ödemeyi umarım çok görmezsin. zaman gibi tek yönlüdür. Üstelik orada kaldığım zamanlar her gün de önünden geçiyorum. / . (Radikal. Onun için yerden göğe kadar haklısın. so brauch ich Gewalt. ve Almanya'nın yolunu yordamını bilmediğim için az mı mahcup oldum. / GözyaĢından yapılma incilerin / Bak artık nasıl yosunlanmıĢ Tevfik Fikret Ne sen. hep senin eserin. Molla Bayırı'nda oturuyorum. Tıpkı yaĢam gibi. Bilmiyorsundur diye söylüyorum. Sen dönĢümĢüz bir yoldur. hem de benim gibi otur da komĢuna mektup yaz. Bak tam bunu yazmıĢken bu sefer Ġnönü Caddesi'nde ön kaldırımını da konsolosluğunun arabalarıyla özel park yerinmiĢ gibi gün boyu iĢgal ettiğin gözümün önüne geldi. güzel endanmın beni büyülüyor / Ve eğer razı değilsen. Ve sen. Siz. / Seni sandal. kapını açmanı bekliyorlar. utanmadan bekleme odan diye kullanıyorsun. / ĠĢte senin. hatta belki de ülkeme yakıĢmaz deyip hemen bir çaresini bulurdun. / Seni martı. sen de görsen inanamazsın. Bir defasında da Bremen'de alt kat komĢum ikaz ettiydi 'bei uns' otomobil böyle kirli tutulmaz. Ahmet Haşim Seni iniyorum yüksek kaldırımdan.Size sen diyebilir miyim? (2) Gündüz Vassaf 17/10/2004 Geçenlerde 'siz' sözcüğünün yaĢatılması gerektiğini. Sen aĢk doludur. vallahi olmaz. bir de kaldırımı gasp etmiĢ. Abdülhak Hamit Parçalan ey Ģikestefer iklil. siz ürpertir. tuvalet. Yani insaf be komĢu. Sen misin düzeni bozan? KarĢı binadan komĢumuz haber vermiĢ. / Melali anlamayan nesle aĢina değiliz. mahalleliler arabalarını yanı baĢındaki Park Otel garajına bırakıyor. ne ben. bir tek 'sen'in kullanımıyla sade dilimizin değil insan iliĢkilerinin de tekdüzeleĢeceğine iliĢkin kuĢkularımı belirten bir yazı yazdım. bu insanları böyle gece gündüz kuyrukta bekleteceğine hiç olmazsa bir sıra numarası veremez misin? Ben de bir ara senin ülkende az buçuk yaĢadım.. Çünkü ne zaman önünden geçsem orada bir kalabalık.. Sen cıvıl cıvıl kaynar. Almanya Başkonsolosu'na mektup Gündüz Vassaf 10/10/2004 Sevgili komĢum. SEN Sen bir ahu gibi dağdan dağa kaçsan da yine. Hiç olmazsa sabaha karĢı o erken saatlerde takatları kesilmiĢ olacak ki ayakta değiller. yıkamalısın diye. her an sen'e dönüĢebilir. Hele bizim ülkedeki komĢuluk hukukuna hiç mi hiç sığmaz. / Und bist du nicht willig. Önce senden özür dileyerek baĢlayayım. hemen Hausmeister gelip gömleğimi indirttiydi. daha çok memur çalıĢtırmak için paran yetmiyorsa. / ġu yığınlarla ihtiyacı sefil. çünkü bu yürekler acısı ayıbı görmüĢ olamazsın. Yırtık gazeteler. / (Sen acımasız değilsin / Ġnsanın nankörlüğü kadar) Shakespeare Sen yerine siz düĢünebiliyor musunuz? Sen Ģiirseldir. Sen de görsen diyorum. manzaramı bozmaya hakkın yok. siz yalnızlık. Oktay Rıfat Bu âlemi gören sensin / Yok gözünde perde senin / Haksıza yol veren sensin / Yok mu suçun burda senin Âşık Veysel Ich liebe dich. / Bir sen varsın senden öte. Lakin sen konsolosluğa bambaĢka bir kapıdan giriyor olmalısın. konsolosluğun dibinde kuyruktalar. kadını erkeği senin kapından bir kâğıt parçası uzatabilmek için daha gece yarısından itibaren orada.2004).. Öyle yerlerinde sabırla durmasalar sanki Ġkinci Dünya SavaĢı'nda iĢgal ordularından kaçan bir göç kafilesi gibiler. sen bizim mahallenin kaldırımında insanları sefil etmekle kalmamıĢsın. ġuracıkta senden iki sokak aĢağıda. Dostum Haluk Muratoğlu Bey'in bana ilettiği bu konudaki yazısını sizle paylaĢıyorum. YaĢlısı genci.

terk edilmiĢliğe mahkûm ettiğimiz gözlerimizin önündeki geçmiĢimizi görmemek. katillerini onurlandıran. kertenkelelerin birbirlerini pislik ve moloz arasında kovaladığı 'Önce Vatan' yazılı mahkeme salonlarını dolaĢıp Cumhuriyet tarihinin yakın geçmiĢiyle yüzleĢtikçe. park eden sendir. Aynı darbeler gibi tepeden inme demokrasi alıĢkını bizler bunu yapabilmek için yeterli hukuk ve özeleĢtiri kültürüne hâlâ sahip değil miyiz? Türkiye kadar eski diktatörlerini. gerçek biçimini yansıtmak. hâkimle. ya komĢular iĢe el koyup 'Mahallemize yakıĢıyor musunuz?' diye bir de referandum yapalım deseler. dünyanın ilk askeri darbe müzesi yapmak olabilir. aramıza ölçülü mesafe koymak varken. Ġktidar siz. Sandalımla Yassıada'ya gittim. denizin mavisinin. Deniz otöbüsünün dalgalarından korumak için sahilin kuytu bir köĢesine çektiğim sandalıma binmeden önce ada hep böyle kalacak mı diye düĢünüyorum. Ayrıldıktan. Ġnsan iliĢkilerinde olmayan eĢitlik ve özgürlüğü. sevap ve günahlarıyla imparatorluk geçmiĢini müzelerde sergiliyor. En son görmek istediğiniz insan da olsa. Ġstanbul'un burnunun dibinde. adaleti adil. Her gece yatmadan önce nezaret altında verilen. Ġlkokul çocuklarını temerküz kamplarını ziyarete mecbur tutan Almanlar bugün de Nazi geçmiĢlerinin günahını çıkarmakla meĢgul. aldatıcı.Biliyorum bana diyeceksin ki bak komĢu. 18. 'Size' dönüĢ yoktur. burası Türkiye. Türkiye'de yaĢanan. Bu metruk adaya baĢka türlü ulaĢmak imkânsız. yüzyılın ortalarında burada çılgınca partiler düzenleyen Ġngiliz elçisinin yıkık Ģatosunun farkına varıyorum yavaĢ yavaĢ. Duyduğuma göre Çek Cumhuriyeti'nde Sovyet rejimini anımsatıp ziyaretçilerin mazoĢiĢt eğilimlerine hitap eden Disneyland'vari bir tesis varmıĢ. Günümüzde Rusya gibi kimi ülkeler geçmiĢlerini yıkarak yok ediyor. ıssız adaya ürkek ürkek basan adımlarım yerine. Sanki memlekette baĢka yer yok mu kaldırımda araba park edilen. yalan bir ifadedir senleĢmek. bu çirkinliği bitkilerle örtmeye baĢlamıĢ doğanın gücünün. Tam yok etmekten de korkuyoruz sahiplenerek yaĢatmaktan da... kâh düĢlerimizi kâh nefretimizi yansıtan bir yaz boz tahtası gibi. evliliği eĢitlikçi yapmaz. Denizin ortasından gökdelen gibi yükselen yıkık dökük binaları (parlamentonun yarısından çoğunun hapis tutulduğu). Sizden sene yolculuk tek istikametli totaliter bir iliĢki biçimi. iliĢkimizin. Mahkeme salonu ise kendimizi daha iyi görebilmemiz için boydan boya aynalarla donatılmalı. KomĢun Gündüz Yassıada'ya sandal gezintisi Gündüz Vassaf 03/10/2004 Ülkelerin geçmiĢlerine bakıĢları ne kadar da birbirlerinden farklı diye düĢündüm geçenlerde. Herhalde dünyada pek az mimara mensup olmuĢtur adalete bir türlü ulaĢılamayan bir hapishane adası inĢa etmek. Kınalı ve Heybeli'ye bakan Yassıada'nın pek nerede olduğunu bilmedikleri gibi adını bile ancak hayal meyal duymuĢlardır. bozuĢtuktan. martıların. aynı doktorların birkaç gün sonra verdiği 'Sağlıklıdır' raporuyla buradan bir sabaha karĢı Ġmralı'ya götürülüp asılmıĢtı. Belki de ileride bir gün kendini tanıyıp geçmiĢiyle huzur içinde olan yeni Türkiye'nin Yassıada'ya katkısı burayı. köle sendir. kocayla senleĢmek eğitimi demokrat. Türkiye'de yeni kuĢaklar. küstükten sonra belki de tekrar siz demeli insanlar birbirlerine? Ve bu girdap sürer gider -bir yanda zaman içinde tüketip senleĢtirtiklerimiz. Adadayım. o istenmedik karĢılaĢmalarda karĢılıklı senleĢilecektir. takılıp kalırız senleĢmenin sahte kalıplarında. Hem. . Hocayla. adının altına baĢ cellat ibaresi yazılana kadar. Siz diyerek tanıĢtığımız insanlarla sen diyerek seviĢiriz. teker teker dilinin altında gizlediği uyku haplarını hep birden alınca doktorların yardımıyla ölümün eĢiğinden döndürülen BaĢbakan Menderes. Oysa 27 Mayıs darbesinden sonra Galata Köprüsü'nden her gün yüzlerce kiĢiyi taĢıyan özel vapur seferleri düzenlenmiĢti buraya. Ġngiltere. camları kırılmıĢ. baĢka bir ülke var mı acaba? Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiĢ de böyle olmadı mı? GeçmiĢimiz. Rivayete göre darağacını kurup kendisini asanlardan biri. eski sevgilimiz hep sen olarak kalacak. Size sen diyebilir miyim? Gündüz Vassaf 26/09/2004 I. arabasına dahi binemeyeceği iktidarın sahte ortaklığında kendi kendini aldatmasıdır. Ġntikam alırcasına geçmiĢimizi sil baĢtan yok etme cesaretimiz olmadığı gibi onunla yüzleĢmekten de korkuyoruz. geçmiĢi hatırlatacak hiçbir Ģeyi görmek istemiyor. III. SizleĢerek. çerceveleri parçalanmıĢ metruk askeri yapılarda gizlenen çocukluğumun korkuları Marmara Denizi'ne yayılıverdi. adanın açığından geçen balıkçı motorunun. Otomobili kullanan siz. hiç olmazsa komĢum iyi örnek olsun istedim. varmıĢ gibi gösteren sahte. Otoparkçının sen diyebilmesi onu. Sandalım adaya yaklaĢtıkça. Baktım günün birinde Avrupa Birliği'ne girecekmiĢiz. diğer yanda siz demenin gizeminden arındıracağımız müstakbel sevgililerimiz. II. daha doğrusu iliĢkisizliğimizin. ölüm tutanağını imzalamayı reddetmiĢ. ya da milletçe kuyrukta bekletilen? Durup dururken neden çatıyorsun bana gözümün üstünde kaĢım var diye? Gene haklısın da.

aynı kaldırımdan yollarına devam ederler. sağ ve sollarına baktıktan sonra. Bakarsınız bir gün Türkiye'de bir askeri darbe müzesi kurulursa bu otomobili de orada görebiliriz. hiyerarĢiyi. Bir hayli uğraĢtıktan sonra adını 'Devrim' koydukları ilk Türk otomobilini yaparlar. sinsi. II Otomobil üretimi esnasında vuku bulan iĢ kazalarındaki artıĢ hep üretim hızındaki artıĢın önünde gitmiĢ. ABD'nin göz kırptığı darbeyi kolay yapıp. otomobiller. parayı. karĢıdan gelenleri ikaz eden kızıl bayraklı bir adamı takip etmek mecburiyetindeydiler. yeni kullanılmaya baĢlayan otomobillerin saatte dört milden hızlı gitmesi yasak olmasına rağmen.EĢit olalım diye. Ġlk yapıldıklarında. VI Otomobillendikçe otomobilleĢen davranıĢlarımızdan bir örnek. ġahin gibi nesli tükenmeye yüz tutmuĢ hayvanların adları verildi. Olds. tekdüzeleĢtirmektir. Mustang. Yayalar.. Hiç gelip geçen olmadığı halde kırmızı ıĢıkta durdu diye kimi sürücülerin güpegündüz dayak yediğini hatırlıyorum. Ata bindiği binlerce yıl boyunca en çok açık havada seviĢen insan türünün günümüz temsilcilerinden ABD'li gençlerin ilk çiftleĢmelerinde kullandıkları en popüler mekân. otomobile binenler daha çirkin gözükür. Sakin bir sokaktaki kaldırımın tam ortasına otomobiller için kullanılan bir 'Dur' tabelası yerleĢtirilir. ĠliĢkilerimizde yeni hitap yolları arayarak. sessiz sultalarını unutturuvermenin ustasıdırlar. Otomobil her girdiği ülkede bir numaralı ölüm nedeni. diktatörler kendilerine sen dedirtmemenin Ģatafatlı saltanatında yıkılacakları günün korkusuyla sallanadursun. baĢbakana kadar herkese birbirine sen diye hitap etmeyi zorluyor. devleti. Packard. Krallar.hayata yabancılaĢtılar. Ama iĢ otomobil yapmaya gelince çuvallarlar. yerden vitesli olmalarına rağmen. IV. BaĢbakan ve iki bakanını asarlar. polisi. hep birlikte senleĢirken.sonuçta ne yapacaklarını bilemez oldular. samimi olmak adına dilimizden siz kelimesini kaldırmak onu fakirleĢtirmek. Doğan. Alman Sosyal Demokrat Parti'sinde taa kurulduğu günden bu yana odacısından parti baĢkanına. Ford gibi insan adları taĢıyan otomobillere sonraları Cougar. Ġktidarların varlığını unuttururcasına çeĢitli aitliklerimizin adına benimsediğimiz kelime iktidarlarıyla uğraĢırken. V Türkiye'de ilk trafik lambaları Ankara'da Atatürk Bulvarı'nda 1960'ların sonuna doğru yerleĢtirildi. VIII "Ata binenler olduklarından daha güzel. Büyük tantanayla sundukları 'Devrim' azıcık gittikten sonra durur ve bir daha çalıĢmaz. Dili senleĢtirmek. gönüllü tutsaklarıyız her Ģeyi senleĢtirerek birbirimize benzetilmenin. Genelkurmay BaĢkanı Fevzi Çakmak. tek bir kalıba döküp dondurmaktır. VII Bir devrim sayılan seri üretim sonucu otomobil fabrikalarında gün boyu aynı vidayı sıkıĢtıran iĢçiler. en kötüsü kadar zayıf olması. yeni kelimelerle iktidarları anlamsızlaĢtırmanın. V. otomobil sürücüleri. tabelanın önüne gelince durur. insanın birbirine siz ya da sen demesinden çok nasıl yaĢadığının önemini unutur olduk günlük yaĢantımızda. Amaç ileride yapacağı otomobillerde kullanılacak parçaların en iyisi kadar sağlam değil. 27 Mayıs darbesini yapan askerler ise tam otomobil heveslisi. Siz-sen siyah beyazı ikileminden özgürleĢip aradaki tonları." (Marya Mannes) . akıĢkan iliĢkilerimizin dilini yaratmanın yerine.Ve seri üretimin ilk baĢladığı ABD'de. hiç tanımadıkları insanları öldüren seri katillerin çıkması da uzun sürmedi. parlamentonun yarısından fazlasını zindanlara yollar. Birbirimizle eĢit. IV Aynı Henry Ford genç Türkiye Cumhuriyet'ine. adamlarını oto mezarlıklarına hangi parçaların sağlam kaldığını araĢtırmaya yollarmıĢ. SenleĢmek. Daimler. Emeklerine. baĢka renkleri keĢfedeceğimize tekdüzeleĢiyoruz. Otomobille serbest çağrışım Gündüz Vassaf 19/09/2004 I Ġngiltere'de atlı arabalarla dörtnala yolculuğa çıkıldığı günlerde. ortadan kaldırmaz. geçmiĢteki insan iliĢkilerinin dokusunu unutturmak. yeni yollar Sovyet ordularının Türkiye'yi istilasını kolaylaĢtırır gerekçesiyle teklifi geri çevirtir. asıl güçlü olan günümüzün senli benli demokrat imparatorlukları.. Hangi marka arabanın içinde kaç kiĢinin öldüğü istatistiklerini ne zaman tutmaya baĢlayacağız? III Henry Ford ilk imal ettiği arabalarda kullandığı parçaların eĢit derecede çürük olduğundan emin olabilmek için. kendisine otomobil ve yedek parça tekeli verilmesi karĢılığında memleketin bütün karayollarının yapımını üstleneceğini teklif eder.

söylediğimiz bazı Ģeylerin yalan olabileceğini kafamıza ilk yerleĢtiren. III. Taa ki bir gün. Türkiye ve birçok ülkede böyle bir yöneliĢ çağdaĢlık adına teĢvik edilirken dünya imparatoru bir ulus-devlet olarak ABD'yi baĢarılı kılan ise tam tersi bünyesinde barındırdığı çeĢitli dil. aynı nedenle meĢruiyetini yitiren hükümetler gibi. bizi açlık. Az ötede gene deniz kıyısında Orman Bakanlığı'na bağlı plaj ve lojmanlardaysa artık 'Küçük Ġsrail'in yeni bir komĢusu var. egemen düzene karĢı zayıflatan cemaatlerimiz çerçevesinde kenetlendikçe. Birisi 'doğru' diğeri 'yalan' mıdır? Ġkisi arasında kalıp hayat boyu ararız. O. cemiyeti var kılan kurumların çökertilmesiyle karıĢtırıyor olabilir miyiz? ABD'li 'Türkiye uzmanı' Graham Fuller'ın Radikal'de çevirisi yayımlanan yazısında (Turkey's Strategic Model-Myths and Realities) bakılısa belki zaten istenen de bu. açken tok. Anamız. Devleti cemiyetsizleĢtirerek Türkiye'yi cemaatleĢtirmek. din ve ırktan cemaatleri tek bir ideolojide birleĢtirmek. çiĢimiz varken yok. Yalanın ana tarihi Gündüz Vassaf 05/09/2004 I. anayol. Onun için dünyanın en güzeli. bir yanda en sefil Güney Amerika varoĢlarından daha da tüyler ürpertici arabacıların konutları ve mahallesi. Her yerde gözetleme kameraları. ideolojik ya da sınıfsal birlikteliğin horlanıp marjinalleĢtirildiği ABD egemenliğindeki yeni dünya düzeninde. Ve kendi kendine yalan dünya Ģarkısını mırıldanan da odur. Dünyada her yer gibi Büyükada'da yaĢayanların da hepsini ilgilendiren. Herkesin ortak geleceğini belirlemekte kilit rolü oynayan belediye. Ġskele gibi tarihi eserlerin 'akıllı bilet' giĢeleri uğruna tahrip edilmesi. çevre gibi hepimize ortak konulara yönelmemizi köstekliyor. onları güçlü bir cemiyetin bireyleri olarak devĢirmek. çözüm bekleyen ortak sorunları var. kafamıza yalan mefhumunu yerleĢtiren. anayasa. tarihimizdir. Burası da devlet tarafından Ġslam değerlerini koruyup geliĢtirmeye. toplumsal dayanağını yitiriyor. Ulus-devlet aidiyetliğinin. Bir yanda Nizam ve Maden'de konaklar. KurĢunlar anamızın namusunun korunması için sıkılmıĢtır tarih boyunca. anadili. anavatan. Kimin bizlerden kimin bizlerden olmadığının. anaduvar. kömür sobası ya da tüpgazla.. acaba ben kimim diye. tersini duyana kadar. anafikir. kadınların erkeklerde ayrı ya da denize tesettürlü girebileceği bir kampa gene bilmem kaç yıllığına kiralanmıĢ.. IV. Analarımızın masalları. Türkiye'de sosyal ve ekonomik adaletsizliğin en çarpıcı örneği Büyükada'da. . Bizi ilk besleyen." Adanın Maden semtinde bu yaz açılan iki yeni tesisten söz ediyorduk. bizi bölüp yönetenlerin dünyasının artıklarını tüketebilmek uğruna hadım ediyoruz. 20. savaĢ. Ġlk 'yalanımızı' yakalayan. yüzyılda asgari ortak değerler çerçevesinde anlaĢıp bütünleĢen cemiyet toplumu 21. Özellikle kıĢın burası bir mahrumiyet bölgesi. Birbirimizi dıĢtalayan. Belediye tarafından bilmem kaç yıl için kiralanmıĢ.Yaz sonu Büyükada Gündüz Vassaf 12/09/2004 'Desene' dedi arkadaĢım. ġehirle ulaĢım azgari noktada. GeniĢ kitleleri birleĢtiren ulus-devlet anlayıĢı ve ideolojik aitliğin kaybolmasıyla toplumun cemiyetsizleĢmesi sonucu kültürel çoğulculuk gibi albenili sloganlar çerçevesinde yeniden güçlenen (ve böl yönet politikasına da yeni olanaklar sağlayan) cemaat anlayıĢı her ne kadar müritlerine ve medyaya daha özgür ve zengin bir dünyanın tezahürü olarak yansısa da ABD'deki egemen çevrelerin yönlendirdiği uluslararası sermaye karĢıĢında. eğitim. anakara. en beceriklisiyiz. duvarların üstü tel örgülerle çevrili. "Demek Büyükada Beyrut olma yolunda. hastalık. belki de kendisinden. yüzyılda cemaatler tarafından parçalanmakta. bir zamanlar tüm ada halkını besleyen 'bostan'ın yok edilip atıl kalması ve istisnalar dıĢında yıllar içinde cılızlaĢan bir kültür yaĢamı. anayemek. Ġnsanların ya dost ya da düĢman diye ayrıĢtığının ilk yalancısıdır. Isınma odun. Hayatımızda gizlediğimiz ilk Ģeyler hep o görmesin diye. korumalar. düĢmanlaĢtıran. birçok alanda devletin yerini sivil topluma terk etmesini. ama gene de savaĢa yollayan odur bizi. en akıllısı. Gerçek nedir diye. V. dünyada ortaklaĢa kurabileceğimiz bir uygarlıkta ayrı ayrı ama bir arada yaĢayabilme güç ve Ģevkimizi. bize ilk seni seviyorum diyen. ana yüreği. Onu için doğar doğmaz sınıfın birincisiyiz. Anaokul. Tokken aç. özellikle postmodern söylemde küçümsenip kınandığı. kimin dost kimin düĢman olduğunun ilk anlatıcısıdır. Etrafı yüksek duvarlar. Gerekli sağlık hizmetleri denizaĢırı Kartal'da. cemaatlerin ise politikleĢmesiyle. Ve yok deyip donumuza ettiğimizde. GözyaĢlarıyla ya da metanetle. Dünyada her yer gibi Büyükada'da yaĢayan cemiyet de giderek cemaatler bazında çözülüp yıkılıyor. Anamız bize ilk yalan söyleyen. Deniz kıyısındaki bu yere ancak Museviler üye olabiliyormuĢ. cemiyetin apolitikleĢerek seçim sürecine katılmaması. yokken varmıĢ gibi yaptık hepimiz onun yanında. Yazının baĢında sözü edilen Ada'da Maden'de bu yaz açılan iki yeni tesis hem dünyadaki geliĢmelerin buraya yansıması hem de acaba BeyrutlaĢmanın bir baĢlangıcı mı? Bir tesisin halk arasında adı 'Küçük Ġsrail'. tokum deyip yediğimizde ilk annemizdi bunun farkına varan. II. anakucağı. Günümüzde 'ilerici' kisvesinde Batı'dan esen rüzgârın etkisiyle.

. Ġlklerle bu denli ilgilenmemiz. Yakın bir zamana kadar Rusya'da nerdeyse her Ģeyin mucidinin bir Rus olduğu öğretilirdi. buz pateni. Analarımız ilk tanrıçalarımız. yüzyıllar arası ayaklarının altına bağladıkları tahta parçasıyla bir yerden bir yere buz üstünde hızla gittiklerini kaydediyormuĢ. Penguin kitabında Türklere atfedilen son ilk. sevginin birer iktidar aracı olduğunu gösteren.. Kitaba göre Çin'deki Tang Hanedanı'na iliĢkin kaynaklar Orta Asya'da Doğu Göktürk devletinde Türkler 7-10. Orta Asya'dayken atlarına daha rahat binebilmek için pantolonu icat ettikleri söylenen Türklerin gene atlarını daha iyi sürebilmeleri için üzengiyi de icat ettikleri söylenir. Türklerin buraya Ermenilerden 1000 yıl önce geldiğini gösterir. ĠniĢli çıkıĢlı arazilerde arabaların halatla çekildiği ilk Ģimendifer hattı 1875 yılında Haliç-Pera arası Ġstanbul'da faaaliyete geçen ve günümüzde de kullanılan Tünel." Penguin Yayınları tarafından neĢredilen bir kitapta Türklerle ilgili Ģu ilklere rastladım. gözümüzün içine baka baka yalan söyleyebilen de anasının gözüdür. Hepimiz. sesimizi süslediğimiz binbir maskeyle.. anne bana bak' dememizin aczi.Lakin öyle bir sansürdür ki ana. türümüzün hâlâ çocukluk aĢamasında olduğunun bir belirtisi. ve kazı ekibi baĢkanının demeci. Fransa'da 'croissant' olarak bilinen ay çöreği dünyaya Osmanlıların Viyana muhasarası sonucu yayılır. Çamurdan heykellerini yaptığımız ilk tanrıçalar bizi yalanlarımızdan koruyan analarımızın putları. Yoktur sözlüklerimizde anafelaketler. ıvır zıvırla doldurduğumuz kısa tarihimizde 'Dağları ben yarattım. kendimizin ya da baĢkalarının tarih boyunca söylenmiĢ yalanlarından hüsrana uğrayınca. Ģefkat gösterip göstermemekle. yaratıcılığımızın sonsuzluğuna ulaĢma dürtümüzden çok. . o bizi tüm kötülüklerden koruyan. Ġlkler kitabında Türklere iki ülkenin en önemli ulusal günlerini belirleme rolünü de atfeder. Geçenlerde Ġtalya ABD Kongresi'ne baĢvurup telefonun asıl mucidinin Bell değil bir Ġtalyan olduğunu belirterek bu hatanın düzeltilmesini istedi. Bizi hayat boyu Adem ve Havva'nın utancına mahkûm eden. bağımsızlıklarını baĢlıca ulusal günleri olarak kutlarken aynı derecede önemsenen tek mağlubiyet Türkler sayesinde. mucitlerine sahip çıkan Ġngilizlere o denli duyarlı ki birçok hediyelik eĢya dükkânında üstünde kendi ilklerini yazan turistik eĢya satarlar. onların suyundan giderken bizi sahte gülücüklerle gülmeye alıĢtıran. VIII. Ülkeler tarihi zaferlerini. köreltendir. anahainler ya da anakatiller. bu iki ülkenin tarihlerinin en önemli günü olarak anılır. kendimizin de birer yalancı olduğunu öğrenince. "Bu. Böylece. Hele bunu yapan bir Türk'se nasıl da ilgimizi çekiyor. Ġskoçlar. Ġstanbul'da çıkan bir derginin Ağustos-Eylül 2004 sayısından: "1998 Nisan ayında bir ilke imza atan xxxxxx.. Osmanlı ordusunu Birinci Dünya SavaĢı'nda saf dıĢı bırakmak amacıyla buralara gelip. Buz üstünde Türkler Gündüz Vassaf 29/08/2004 Bir ilke imza atmak. Her ülke 'ilkler olimpiyatları'nda çok hassas. Analarımız. Erzurum'da bir kazıya iliĢkin gazete manĢeti '3500 Yıllık Türk Ġzi'.. Aynı simge 400 yıl sonra Osmanlı Ġmparatorluğu'nun diplomatik giriĢimleri sonucu Müslüman ülkelerde Kızılhaç teĢkilatının Kızılay olarak tanınmasına neden olur. Analarımız kat kat yalanlarla vücudumuzu örtüp gizleten. yedi ay sonra Çanakkale'yi terk eden Avustralya ve Yeni Zelandalılar için geliĢ ve ayrılıĢlarına denk düĢen 25 Nisan 'Anzak Günü'. Ve çok çok sonraları. beslenmenin. Kimileri apartman pencerelerinden sarkıtılan sepetlerin de bir Türk ilki olduğu kanısında. binbir yalan dille konuĢmasını öğreten. VII.. Devlet Planlama TeĢkilatı'ndan bu amaç için tahsil edilen parayla." BaĢka birileri de. GeniĢ bir perspektiften yoksun olduğumuzdan. Fırıncılar Ģehirlerinin Türklerden kurtarılmasını düĢman ordusunun simgesi olan hilal biçiminde çörek yaparak kutlar. VI. Penguin. orayı burayı kazıp ilk Türklerin Anadolu'ya Ermenilerden önce geldiğini kanıtlamak peĢindeymiĢ. DüĢlerimizde ya da kollarında sığındığımız gene analarımız. yüzümüze taktığımız.anadan doğma çıplaklığımızı ilk sansürleyen. IX. Analarımız bize meme verip vermemekle. 2000'li yıllarda soyunun tükenmesinden endiĢe edilen Bengal kaplanını fotoğraflayan ilk Türk oldu. Analarımız.

Bir yangında dahi kadınlara el sürmeyen Suudi itfaiyecilerin alevlere terk ettikleri kızlar gibi....... Corriere della Sera (30 Temmuz) baĢ sayfasında hikâyeyi Ģöyle özetliyor: "Olay Suudi rejiminin karanlığında değil. laik Türkiye'de geçiyor. 16 yaĢında 5 tesettürlü Kuran kursu öğrencisi el ele denize giriyor. 70 ölüyle sonuçlanan Kasım bombalarında. Tren kazası günlerine denk düĢtüğü için dikkatler baĢka yöndeydi. Bir yüzü reformcu.. Asparagas olabilir mi?' "Hayır kastettiğim 'asparagas' değil" dedi hattın ötesindeki meslektaĢım: "Ama çok tuhaf. Mektup bırakmalar. Kızıyorum intihar edenlere. Türkiye adına çok.yapacaksın. Aileler de demeçlerinde 'Allah'ın emri!' diyor.. Sana onurlu ölümden söz eden onur avcılarının en çok baĢkalarının yaĢamlarına öfkelenerek ömür tükettiklerini de unutma.. partinin ilham kaynağı Ġslamcı çekirdeği güçlendirmemek adına 'Ġslamcı terör' tanımını kullanmadı. Ġzmir'deki trajedi tüyler ürpertici. Ġnanacaksın her intihar etmek isteyenin yaĢamak istediğine. Haber doğruysa durum çok vahim. bir yazı yazıyor. Bilmem anlatabildim mi?" Ahizenin baĢında taĢ gibi kaldım. Siyaset ve ekonomide cesur kararlar alabiliyor. intiharlarıyla hatırlanmak isteyenlere yol gösterenlere. "Evet" dedi dostlar: "Gazeteler böyle bir Ģey yazdı ama kimse üzerinde durmadı... Ne demiĢler. kurs hocaları tarafından 'günah' diye durduruluyor. Denize atlamak isteyen 'erkekler'. Acıya tahammül edemeyecek kadar kendilerini zayıf görüp intiharı cesaretlerinin bir ölçüsü olarak görenlere...benim için üzülmeyin deyip kendi kendilerine fedakârlık madalyası takanlar. 'Allah'ın emri' dedi.. Ġnsanın ancak beline kadar gelen Boğaz Köprüsü'nün parmaklıkları yükseltilse. boĢluk olabilir mi diye merak ettim. Telefonu kapattıktan sonra Türkiye'yi aradım. AB kapısında tarih bekleyen Türkiye'de de dalgaların yuttuğu kızlar ölüme terk ediliyor. Sustur! Cesetler üzerine felsefe yapan o leĢ kargalarını. Ve Repubblica'dan Michele Serra köĢesinde Ģunları yazdı: . Tolerans kaldırmayan son Ġzmir faciası üzerine BaĢbakan'ın gösterdiği suskunluk Türkiye ve Türkiye'nin AB hevesleri için iyiye iĢaret değil. Türkiye'den hiçbir tepki gelmedi. giysilerinin ağırlığı ile denizin dibine çökerken. çok vahim. Haber kaynağında bir zaaf. ĢaĢkın bir gazeteci "Bu haber doğru mu?" diye beni evden aradı. AKP'nin imam-hatip mücadelesi. Yüzme bilmeyen kızlar. Haber arada kaynadı." Türkiye'de 'kaynayıp giden' vahĢet. burda kaynamadı..İntihar Gündüz Vassaf 22/08/2004 Bencilliğin en uç noktası intihar. Recep Tayyip Erdoğan 'çift yüzlü' bir baĢbakan. Her gün bir gazete bir yorum. Onlar intihar ettikten sonra intihar ettikleri için üzülenlere. "Hiç de bencil değilim. Önceden yazılan sessiz mektupları okumayıp ölüm haberini gündelik yaĢamlarına manĢet edinenlere. bağıra çağıra yardım istiyorlar. Kızıyorum intihar edenlere." Çizme'nin en yüksek tirajlı (700 bin) gazetesinin arkadan yaptığı yorum özetle Ģöyle: "Erdoğan'ın inandırıcılığı bu olayla ağır darbe yedi.. Ġtalyan basınından izledim. Kendi kendilerine bunu yapabilirsin." "Nasıl yani?" dedim: "Senin gibi ben de olayı burdan. Sol entelektüellerin referans gazetesi Unita'nın genel yayın müdürü Furio Colombo da konuyu bir 'baĢyazıya' taĢıdı. Ama Ġslami konularda bloke oluyor. Sımsıkı kapalı midye açıldığında içinden midye yerine çıkan küçük ölü balığa ve yanında bıraktığı yumurtalara ĢaĢmayacak kadar kendileriyle meĢgul olanlara. Başbakan'a çağrı Gündüz Vassaf 15/08/2004 Nilgün Cerrahoğlu'nun 2 Ağustos 2004 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan yazısını aktarıyorum: ROMA-Repubblica gazetesinden afallamıĢ.baĢaracaksın diyenlere. Ġzim kalmasın bu dünyada" diyorsan da sakın intihar etme. "Herkesten önce sizin gazete konuyu haber yaptı. 39 kiĢinin yaĢamına mal olan son tren kazasında hükümetin tayin ettiği Demir Yolları Genel Sekreter Yardımcısı. Diğer yüzü geleneksel Ġslamcı. Kendini aldatmıĢ olursun. Uluslararası basında tek satır yok. "Ardında iz bırakmamak Yere basmadan yürümekten daha kolay" Ve pratik bir öneri. Hepinizi seviyorum. partinin Ġslamcı çehresine diğer örnek." 'Denizde tesettürlü ölüm' üzerine yapılan yorumlar bununla sınırlı değil. Denizde tesettürle boğulan beĢ kızı konuĢuyor herkes. Ölenin arkasından durup dururken de ne kadar acı çektiklerini gösterip.

ġoför. Birbiri arkasına gelen ilkellikler zinciri ve kör itikatlar nedeniyle yaĢanan trajedinin. Yedi saat sonra. Tam sıra bana gelecek önümdekinin. Trafalgar Square. herkesin duyabileceği yüksek bir sesle burasının Ġngiltere olduğunu hatırlatmasından sonra çocuğun babasının da yanağını okĢaması. Herhangi baĢka bir isimle gülün gene mis gibi gül koktuğunu unutmayan Shakespeare'in torunları baĢka ülkelerde standart olan 'park yasaktır' gibi basit ifadelerle yetinmiyor. Kızlar 'kazayla boğulduysa'. Peronda bir görevli. Gazeteciler gibi onlar da afallamıĢ ve 'Ģoke olmuĢlardı'. Regent Street gibi bölgelerde uygulamak üzere talimat almıĢ. kadının kocasının." Der mi? Ne dersiniz? 'Medeniyetler çatışması' Gündüz Vassaf 08/08/2004 Yedi saat önce. Kelimeler. inanmak çok güç. DüĢlerimi dillendiren sessiz sözcükler deniz ve ufkun birleĢtiği noktadaki sonsuzluğa doğru uzanıyor. Londra'da Heathrow Havaalanı'ndan. üstü çıplak vücudu dövmeli erkeklerin yaz sıcağında sokaklarda bira içip nağra atmaları. Dünyanın dört bir yanında görev yapan Ġtalyan büyükelçilerinin hepsi bu yazıları birinci elden gazetelerde okudu. BaĢbakan'da çıt yok. Ģahitler 'ölüm tehlikesi karĢısında yardımı esirgedikleri için' suçlu sayılır.. Çantasını. bizim Ġslam anlayıĢımıza sığmaz!' demeli. 'AlıĢveriĢi bitmiĢ müĢteri'' formülü gereğince soruyor. Son olarak polis bu yasağı Londra'nın merkezinde Piccadilly Circus. SoruĢturmanın yanı sıra Erdoğan da siyasi tavır almalı.. hükümette. evet. Aynı akĢam deneyimli iki diplomatla bir yemekte bir araya geldim. Otobüsteyim. Adli soruĢturma açmalısınız.. Guardian gazetesi birinci sayfasında bir haber. vardım diye Ġstanbul'a telefon ederken konuĢtuğum kelimelerin hızında makineye para atamadığım için 'medeniyete hoĢ geldin' diyen karĢımdaki insan sesi birdenbire kulağımda düdük sesine dönüĢüyor. Ġstanbul'a dönerken uçakta okuduğum yurduma ait bir gazete haberi. yolda yürürken istemeyerek bir kadına çarpan Fransız çocuğuna. Don KiĢot hariç. annesini babasını kalabalıkta kaybetmiĢ altı-yedi yaĢlarında bir çocuğu kedi fareyle oynarcasına dört holiganın bir köĢeye sıkıĢtırması ve Ġngiltere'de iki günlük kalıĢımın son anlarında postanede karĢılaĢtığım Ģu manzara. Kasiyer. Hiçbir zaman park edilemez garaj sürekli kullanımdaPark yasak garaj gece gündüz kullanımda. Ġtalyan büyükelçilerinin baĢkent Roma'da her yaz düzenlediği geleneksel 'dıĢ politika değerlendirme toplantısı' vardı. Kamuoyunda. Kasiyer. 'Dünya Ateleri Dinsizlik Propaganda Merkezi' tarafından uydurulmuĢ bir gerzeklik olabilir diye düĢünüyor. sizin aldığınız müzik de benim hiç hoĢuma gitmedi. gazetesini. "Zahmet etmeyin müziğin sesinden fazla duramayacağım. otobüsün geciktiğini. Vücudun görünmesi günahtır diye Ġzmir dolaylarında denize giyinik giren dört kız suda ağırlaĢan kıyafetlerinin de etkisiyle boğularak ölürken kendilerini kurtarmak isteyen erkeklerin çabaları da günahtır diye engellenmiĢ. bir ses bekliyor herkes. Ġspanya'ya taĢınacağım" demesi üzerine satıcı her Ģeyi bırakıp ona sıra gelene kadar yanından ayrılmayıp Ġngiltere'den taĢınmakta ne kadar haklı olduğunu anlattı. yolda kaza olduğunu ve havaalanına henüz gelmediğine iliĢkin sözlerini tam da bitirmek üzereyken arkasından perona giren Bristol otobüsünün önünden hiç istifini bozmadan birdenbire çekilmek zorunda kalıyor. Bu. Söz konusu olan. 'Ġnsan hayatı kutsaldır." Avon Nehri kıyısındaki parkta güneĢlenenler. Fanatik. Bristol'un zengin mahallesi Clinton'da yan yana beĢ garajın kapısındaki yazılar. beni akĢam karanlığında tekrar evime götürecek sandalımın üstüne konuyor.. martı sesleriyle birlikte yükseliyor. Pul almak için kuyrukta bekliyoruz. bir hukuk devletinde asla kabul edilemeyecek olan bir 'cinayettir'. Genç kızların ölümüne 'Allahın emridir' diye seyirci kalanların ülkesi mi Türkiye? .. Bir diplomat Ģu yorumu yaptı: "AB kapısındaki bir ülkede bu olay havada kalamaz. geceleri dokuzdan sonra 16 yaĢ altındakiler için sokağa çıkma yasağı var. el ele tutuĢmuĢ yürüyenler. Ben de bu anı yaĢayan herkes gibi. Nefes alıyormuĢcasına inip kabaran denizin üstündeki rüzgâr kırıĢıklıkları kelimelerle dolu. 'köpeğin kurda dönüĢtüğü' (entre chien et loup) dediği. bir tek çöp bidonlarının muhafaza edildiği bölmenin Ģifresi. Hafta sonunu geçireceğim dairede yemekten sonra çöpü atmamı rica ettiler ve unutma C6835 dediler. laik Türkiye kamuoyunda hak ettiği tepki ve laneti uyandırmasını dilerim. Gün batımı. Bristol otobüsü gecikti. bağnaz inanç adına iĢlenen bu öylesine alık ve canavarca bir cinayet ki. Ġnsan böyle bir Ģey olsa olsa. Hepimizi bir ilkokul öğretmeni edasıyla sessiz olmaya davet edip tek tek dikkatimizi çektiğine emin olduktan sonra. "Arabamı sattım. SoruĢturma yok. tek baĢımayım. "Ġstediğiniz her Ģeyi buldunuz mu?" "TeĢekkürler. Park yasak garaj 24 saat kullanımda. Ve nihayet kasiyerden kendiliğinden bir tepki "Emin olabilirsiniz ki."Haberi dehĢetle okudum. Neandros'un tepesinde. Hiçbir dini ilke böyle bir barbarlığı mazur gösteremez. Virgin Megastore'da 'sev ya da ter ket' dercesine yüksek sesle rock müziği çalıyor. bir anne ve çocuğunun yan yana oturabilmesi için tek olan yolculardan rica ediyor yer vermelerini." Türkiye'den bir tepki.. Lütfen park etmeyin garaj kullanımda. tasmalı ve tasmasız köpek sahiplerinin birbirlerine girmesi karĢısında sessiz tanıklığı. Ġngiltere'nin yüzde 70'inde. Çıkıp açık açık. ceketini yanındaki boĢ koltuğa koyan herkes uyku numarasında. Ama ne yazık ki gerçek. Fransızların. Fırsat bu fırsat bir otomobil sigortası satıcısı zaten baĢka gidebileceği bir yer olmayan bizlere teker teker yanaĢıp baĢlıyor elimize broĢürünü tutuĢturup anlatmaya. Bu. yabani bitkiler arasından bir Bizans manastırının kalıntıları arasında dolaĢtıktan sonra çıplak girdiğim denizin kıyısındaki kayaya bağlı. gene formül gereği önündeki bilgisayar ekranında derhal müzikali aramaya baĢlıyor. Park her zaman yasak. çime uzanmıĢ kitap okuyanların. 'Yardım engellendiyse' durum çok daha vahim. Basında bu yorumların çıktığı gün. Ģair coĢkusuyla kovalayıp kucaklıyorum kelimeleri. Marmara'da ıssız bir adada... deniz ve gökyüzünün aynı renkte birleĢtiği saat.

Edilgen. düĢünmek yerine anlık tepkilerle yetinen bir tür olmanın yolundayız. Türümüzün evrimindeki en büyük tehlike. kalıp kararların uygulayıcısı konumunda. Aslında ikisi de birer 'kukla simge'. Yeni dünya düzeni simgelerle denetlenebilen insanlar üretiyor. Ötekiye karĢı saldırganlığımızı dizginlemekteyse 'hoĢgörü' sahibi olmanın önemli bir yeri olduğu söylenir. ġimdi onu sağlıklı tutmaya çabalıyoruz. Sanayii devrimiyle birlikte açık havadan binalara kapandık. Bunları katiller de kullanmıĢ ermiĢler de. Ama egemen düzenin savaĢçıları. Bir on bin yıl da toprakta ter dökerek tarımla uğraĢtık. Dinlerimiz. üstün yetenekli. yeni dünya iktidarının kurulmasında varsın kırılsın. fabrika sipariĢi mükemmel insanlar yaratmamız sonucu doğal çeĢitliliğimizi yok etmekten çok. Artık dünyanın en iyi bilinen simgeleri ne haç ne de hilal. Özetle vücudumuzu emekten özgürleĢtirdik. asır insanının gündelik hayatının vazgeçilmez bir unsuru. türümüzün gidiĢatının. yeni teknolojilerin perçinleĢtirdiği egemen düzeni devirip. benzeĢmek yerine farklılıklarımızı benimseyebileceğimiz yeni yollar aramalıyız.. Bilgisayar ekranlarında tekrarlanan simgelerle. DüĢman.Hilal. ağlar. çocuktur diye hoĢ görürüz. hepimizin tanıdığı. geliĢen yeni teknolijiler sonucu sayıları giderek azaltılan askerler yerine. Ondan sonra kurulan yeryüzü cenneti dünyada herkes. Nerede olursak olalım her gün 100 milyonlarca insan. Dünya 'milli' marĢımız da çoktan hazır. Özellikle 'haç' ve 'hilal' birleĢtirici ve bölücü simgeler olarak bin yıldır simgeler tahtında iktidarlarını sürdürmekte. hem de aynı gün içinde defalarca. Vücudumuzu. ġiĢmanlık türümüzü tehdit eden baĢlıca sağlık sorunlarından. Artık kapandığımız kapalı dünyada eskisi gibi iĢe yaramayan vücudumuzu korumanın yollarını arıyoruz. Tarihimizdeki bu yeni aĢamada bize buyurulan. binbir türlü masaj. gündelik yaĢantımızda beynin dumura uğratılması. birkaç günlüğüne kalınan otellerde 'fitness center'lar. Geleceğimiz. Descartes'ın 'DüĢünüyorum ki varım' diyebilmesi için asırlar geçti. bırakın seyircisi olmayı farkında bile değilmiĢiz gibi davranıyoruz. ırktan. soyu tükenmeye yüz tutmuĢ türleri sahiplenmeye öncelik verirken. Delidir hoĢgörürüz. Silah sanayiinin geliĢmesi sürecek. Dinlerin simgeleri aracılığıyla cemaatler geleneklerini sürdüregelirken bir yandan da aynı simgeler uğruna birbirlerinin canlarına kıymıĢ. ÇalıĢma hayatı dıĢında da hayal gücü kısırlaĢtırılan insan eğlenceden politikaya kadar kendisine sunulan kof seçeneklerin tüketicisi konumunda. simgelerin tüketicisi olsun. hepimize eĢit mesafede simgeler türümüzün tarihinde ilk kez türemeye baĢladı. Belki de düzenin oyununu oynamayarak. yedisinden yetmiĢine kadar. sıkılma noktamızı da hesaba katarak programlı bir Ģekilde değiĢtirilen. Çocuk olup olmadık yerde bağırır. Var olabilmemiz için vücudumuzun güçlü olması gerekiyordu. Yaratıcı düĢünce. Bizlerde yarattığı adeta kalıtımsal aitlik türümüz için sürekli gerginlik ve çatıĢma konusu. genetik manipülasyonlarla hastalıksız. bu marĢı dinliyor. haç ve sonrası Gündüz Vassaf 01/08/2004 Asırlar boyu din insanları birleĢtirmiĢ ve bölmüĢ. Evlerde kürek çekme makineleri.. Farklı simgelere bağlanarak sözde özgürce seçtiğimiz ve demokrasilerde farklılık görüntüsü veren aidiyetliklerimizin özü esasında aynı. Ortak aitliklerimizde hoĢgörüye gerek kalmayacak. kısa vadeli bellekle yaĢamını idame ettiren. ortama göre biçim değiĢtirip kapının eĢiğinden ya da anahtar deliğinden girebilen butik bombalar olacak. Coca Cola. Ama baĢka dinden. robotlar. mahallelerde. Brezilya'nın yağmur ormanlarında ok ve yayla avlanan kabilelerden tutun da dıĢ dünyayla belki de en az teması olan Kuzey Korelilere kadar herkesin bildiği tek bir simge var: Coca Cola. Artık siyasette bile partilerin ideolojilerinden çok simge ve imajları ön planda. beynimiz ve vücudumuzu birlikte çalıĢtırabileceğimiz. SavaĢlar gene olacak. sorgulanmayan formüllerle edilgenleĢen insan. yerin altında hedefini bulabilen. düĢlerimizi bile denetleyen. kitlesel olarak simgelerle galeyana gelip kontrolsüz bir Ģekilde oraya buraya saldırmamız yerine. tarihimizde hep yaptığımız gibi yeni egemen düzenler kurmak olmamalı. Bugün bireylere özgü bir hastalık diye baktığımız ve giderek yaygınlaĢan alzheimer ileride türümüzün özelliğine dönüĢebilir. devletlerden de uzun ömürlü. . imparatorluklardan. milletten birisine karĢı hoĢgörülü olmak ne demek? DizginlenmiĢ bir ırkçılığın ifadesi hoĢgörü. Neyseki küreselleĢtiği söylenen dünyamızda bizi birleĢtiren. Çevremizi korumaya. pilotsuz uçaklar. Bilgisayarlarımızı her açtığımızda duyduğumuz 'Windows Notaları' da bizi parmaklarımızla hazırol pozisyonundan programların dünyasına sevk ediyor. kakasını yapar. ġimdiye kadar bu çamur suyu rengindeki içecek kadar türümüzü bu denli birleĢtiren bir simge olmamıĢtı. ABD'de bugün tarımla uğraĢan nüfus %1'in. Cola Turka ya da Mekke Cola tüketmemiz için ayrı simgelerle hepimize aynı çamur suyu. iĢçiler %10'un altında. Bunu telafi etmeye yönelik sözde katılımcı çağdaĢ iĢyeri uygulamaları genellikle içi boĢ bir görüntüden ibaret. simgeleri tüketmemiz. haz merkezlerinin uyarılmasına bağımlı. iĢyerlerindeki AraĢtırma ve GeliĢtirme (Research and development) bölümlerindeki uzmanlık alanlarına terk edildi. Atalarımızdan kalan tek tük kemiklere bakılırsa o zaman daha boylu posluymuĢuz. giderek 21. Son yıllarda da kol emeğinin yerini kafa emeği alıyor. Evrimimizin bir aĢamasında nasıl kuyruğumuzu kaybettiysek önümüzdeki süreçte de nüfusun büyük çoğunluğunu soyut düĢünceden uzaklaĢtırmanın eĢiğindeyiz. Olumlu bir çağrıĢımı olan bu kelimenin Mario Levi'nin de geçenlerde bir toplantıda belirttiği gibi aslında ne kadar aĢağılayıcı olduğunun genellikle farkında değiliz. egemenleri seyircisiz bırakarak. Ancak bu sefer de egemen düzene beynimizi tutsak ettik. tonunu ayarlayacak makinelere devretmeye baĢladık. Özellikle dijital teknolojinin geliĢmesiyle çalıĢma hayatında beyin kullanımının kol emeğinden farkı kalmadı. Türümüzün geleceği Gündüz Vassaf 25/07/2004 Türümüz önce avcılığı terketti.

ĠliĢkiyi perçinleyen saldırının olası hedefleri telefon rehberini dolduracak kadar çok. iĢkencelerle. falanca müziği. bir yurtdaĢlık ödevi olduğunu da henüz benimsemiĢ değiliz.Ġspanya'nın kuzey doğu bölgesi olan Katalonya'da gençler arasında AIDS'in yayılmasını engellemenin karĢısında Vatikan'da yaĢlı Papa. KonuĢmada bu eksikliği gidermeye yönelik tek bir bilgi yok. o zaman da vur abalıya. iliĢkimizin pürüzsüz geçmesinin sigortası. Katalonya'da umumi yerlere prezervatif makineleri yerleĢtirilmesine karar verilmiĢ. Birçok hastalık hızla yeniden sadece Çin'de değil. nedenini milletimize toz kondurmayacak yerlerde aramamızın ve bunu genellikle bir tek yabancıların sırtına yüklememizin tam zıddı. Sanki yetiĢmemizde her birimiz yabancılar karĢısında bu ülkenin büyükelçileri olmamız gerekiyormuĢ gibi Ģartlandık. kime neyi nasıl anlattığımız fark etmemeli. hele onunla yurtdıĢında tanıĢmıĢsa. ġu politikacılar olmasaydı herkes dünyada birbirleriyle gül gibi geçinirdi edebiyatı. Siyaset konusunda mangalda kül bırakmayan. KonuĢmacının anlattıklarının hemen hepsi bildiğim. çoğu hem fikir olduğum. Burada konuĢmacının yaklaĢımı. Buna isyan edenler arasında kendilerine tam tersi bir konumu yakıĢtıranlar da var. terörist avındaki ABD ve Ġngiltere'nin yüzüne ayna tutuyor. Benim asıl üstünde durmak istediğim türden 'Alan memnun veren memnun' iliĢkisi farklı aitliklerden gelen kiĢilerin oluĢturduğu ortak ideolijik birlikteliklerle ilgili. yakınlarına. giderek okunan. çifte standatrlarımızdan kurtulabilirsek. saçları çeĢit çeĢit renklerde olan kiĢilerin hepsinin sarı peruk taktıkları bir topluluğu andırabiliyor. süt dökmüĢ kedi gibi olabiliyor. ABD'nin Asya'yı denetimi altında tutmak için kullandığı. iki Irak ve Afganistan savaĢlarında kritik rol oynayan önemli bir hava ve deniz üssü. Türkiye'yi hiç görmemiĢ dinleyicilerin kimliklerinin önemli bir parçası olan önyargılarını kıracağına. Özellikle Türk-Yunan iliĢkilerinde bu tür yaklaĢımlar çok. yazarı gibi dünya mirasına ait olan özellikleri üzerinde duralım. belki gayriihtiyari de olsa. Yoksa. sınırlı da olsa. İktidar tımarhanesinden notlar Gündüz Vassaf 11/07/2004 Ġktidarların koyduğu yasaklar. küçük burjuva yemek sofrası nezaket kurallarını uygulayıp. yabancı olsun olmasın. Konu Ermeniler. Diego Garcia'lılar ülkelerine dönme haklarını elde etmek için mahkemelerde sürünmeleri. Yeter ki ülkelerimize dokunmayalım. Bizi birbirimize yakınlaĢtıran kedi sevmeyenler de olabilir emperyalistler de. Komünist Partisi'nin yeni uygulamaları sonucu komünler dağıtıldığından beri 800 milyon köylünün sağlık sigortası yok.Dünyanın 1 numaralı gücü olma hedefine hızla yaklaĢan Çin zenginleĢmek uğruna vatandaĢlarının sağlığını feda ediyor. Böylece gençler arasında yayılan AIDS gibi ölümcül hastalıkların. o güne kadar hiç tanımadığı bir yabancıyla. Demokrasi taĢeronluğuna soyunan ve Diego Garcia'dan kalkan uçaklarla bu ülkeleri bombalayan ABD. bilakis pekiĢtiriyor. oraya buraya giden Çinli turistler aracılığıyla dünyaya da yayılıyor. geçmiĢle hesaplaĢabilmenin. Bu yeni tanıĢla koklaĢtıkça. Aynı marka gömlek ya da pabucu giyercesine takındığımız tavırlar birbirimizi ve ülkelerimizi tanımamıza engel olabiliyor. hele ortak bir düĢman seziledursun. kendisine yakıĢtırılan bu rolü itirazsız kabulleniyor. engellenebileceği umuluyor. hiç politika konuĢmamak. hem de birbirimiz hakkında neler neler bildiğimizi göstermemize vesile olan bu tür iliĢkide de. Sıra sorulara gelince anlıyorum ki toplantıdaki dinleyiclerin çoğunun Türkiye hakkında bildikleri bir büyüteç altına yaĢattıkları kâbuslarıyla sınırlı. Tutumundan ötürü nice ıstırap ve ölümün sorumlusu Vatikan. alan da memnun. . . KarĢılıklı ülkelerimizi pohpohlamakla geçen. Geçenlerde Türkiye ile ilgili yurtdıĢında bir konferansa gittim. Toplantı bittiğinde oradakilerin bildikleri tekrarlanmıĢ. Onların gözünde konuĢmacı da karanlıklar ülkesinden kaçabilmiĢ eĢsiz ve cesur bir kahraman.Ermenistan hükümeti verdiği sözden dönerek deprem bölgesinde faaliyet gösteren nükleer santralını kapatmamaya karar vermiĢ. insanın birbirini tanıyıp nefretlerini barıĢa yöneltebileceği günler bir kez daha ertelenmiĢ oluyor. kısmen de olsa. Türkiye'de alıĢılagelen "Benim ülkemde sokaklara kimse iĢemez" türünden tavrın ya da böyle bir Ģeyi inkâr etmek mümkün değilse. . Kendisine yaraĢır bir Ģekilde nice güzellikler yaratabilmek varken iktidar pisliklerinin çöpçüleri olmaya zorlanıyoruz. Hatta bu tür aitliklerin oluĢturduğu beraberlikler. köklerini diplere salmıĢ inatçı bir çınar ağacı gibi duruyor. Ģeyler. sevdiklerine son derece kırıcı olabilen biri. Ve belki de Türkiye'yi sevmek ve eleĢtirmenin birbirini dıĢtalayan değil bilakis tamamlayan Ģeyler olduğunu. Böylece aynı yatak zıt görüĢlere ev sahipliği yapabiliyor. O da. veren de. öfkeleri bileylenmiĢ. ĠĢte 2004 yılının temmuz ayından örnekler. devletle uzun bir mücadele sonucu artık Türkiye'de de. Cinsel iliĢkinin bir tek çocuk doğurmak için mubah olduğuna hüküm veren kilisenin bu tutumuna karĢı verilen mücadele sonucu.Hint Okyanusu'ndaki Diego Garcia adaları. . yemekleri. Bu konuda da Dünya Sağlık Örgütü Çin'deki iktidarı uyarma seferberliğinde. yarattıkları bataklıklardan kurtulabilmek için uğraĢıp duruyor insanoğlu. hatta kendi eleĢtirebilmenin. tartıĢılan.Yabancılar için Türkiye Gündüz Vassaf 18/07/2004 Türkiye'yle ilgili 'hassas' konuları yabancılara nasıl anlatıp tanıttığımız baĢlı baĢına bir konu. Yeni tanıĢtığımız biriyle anlaĢmanın en kolay yolu. bir yandan da üssün güvenliği için adaları kendi halkından süren Ġngilizlerle iĢbirliği içinde. Türkiye dahil tüm bölgeyi tehdit eden bu karar üzerine toplanan Avrupa Birliği. kazıkta insan yakmalarla dolu iktidarını günümüzde de prezervatif yasağıyla sürdürüyor. Ya da güzel denizi. . Son alınan bir karar doğrultusunda Diego Garcia halkının kendi topraklarında yaĢaması hatta buraya ayak basması yasak. çaresizliğini kısmen telafi edebilmek adına Ermenistan için öngörülen 100 milyon euro'luk yardımı durdurarak hükümeti bu kararından ötürü cezalandırmıĢ. Belki de bu nedenle birbirimize 'Ģoven milliyetçi' ile 'vatan haini' yaftalarını bu denli kolaylıkla yapıĢtırıyoruz.

Amerikalılar her Ģeyin bir fiyatı olduğuna içten inanıyor.Cavanagh. Bir gün cevap sorudan önce gelmiĢ. AraĢtırmalara göre baĢka türler de gürültü kirliliğine karĢı seslerini yükseltmekte. Evliliğin 50. Tarihte.Dünyanın ilk Ģehri sayılan Çatalhöyük'e yerleĢtirdiğimizden beri giderek benimsediğimiz gürültülü yaĢama karĢı türümüzün benimsediği yol birbirimize ulaĢabilmek için daha da gürültülü olmak. kim ölmüĢ. Vatan topraklarının önemli bir kısmı damla damla kan dökerek değil. evliliklerinin ellinci yıldönümünde. sessizliğin tınmazlığında. gizler çözülür. Avrupa'yı 'Risk' oyunu oynarcasına bir çırpıda fetheden Napolyon. Ģüphesiz bu ülkenin kendine özgü geçmiĢinden de kaynaklanıyor. 1803 yılında 'Lousiana Purchase' adı verilen mukaveleyle . Wislawa Szymborska (Nobel edebiyat ödülü 1996). 2003. kollarının arasında uçup giden yıldırımlardan havanın saydam boĢluğu arda kalan. Ġngiltere'de Middlesex Üniversitesi'nde yapılan bir araĢtırmaya göre Londra'daki ördeklerin vakvakları ülkenin baĢka yerdeki ördeklerin seslerine göre çok daha yüksek. Anaların anası alıĢkanlık nur topu çocuklarını kayırmadan. bazen birini diğeriyle karıĢtırmak. C. Bir gece. ikizleĢmek. Bu kutsal günde. sınırlarını toprak satın alarak geniĢleten baĢka bir ülke olduğunu sanmıyorum. hangisi yok? Hangisi gülüyor ikisi için? Kimin sesi ikisininki? Kimin baĢı evet deyince eğilen? Kimin eli kaldırıyor çay kaĢığını dudaklarına? Kim kimin derisini canlı canlı yüzen? Kim yaĢıyor.Vassaf. SarmaĢ dolaĢ kenetlenip. Ama ördekler de dahil bizler bağırdıkça günümüzün aymaz iktidarları ya sesimizi duymazlıktan geliyorlar ya da iĢte bakın demokrasi deyip kanal değiĢtiriyorlar. Türkçe çeviri G. Lehçeden Ġngilizceye çeviren S.. ateĢ ve su karĢıtlıklarının Ģiddetinde. Hangisi ikizleĢmiĢ. tıpatıp aynı pencerenin önüne konarken gördükleri güvercin. zamanla götürmüĢler birbirlerini birbirlerinden. kim kimin avucunun çizgisinin esaretinde? KarĢılıklı bakıĢmak. Cinsiyet sönüverir. Kızılderililer neden demokrat olamadı? Gündüz Vassaf 27/06/2004 ABD'de sokaktaki insanın bile her an tetikte olan para bilinci ve giriĢkenlik mefhumu.Baranczak. (tınnetinde) (çınlamasında) birbirlerinin bakıĢlarından anlar olmuĢlar karanlıkta. dönüm dönüm satın alınarak oluĢmuĢ. farklılıklar benzerlikte buluĢur birleĢince beyazlaĢan renkler gibi. farklılıklarına saldırmıĢ olmalılar Ģehvetin git gelinde. yıldönümü Gündüz Vassaf 04/07/2004 BenzemiĢ olamazlardı eskiden birbirlerine. ABD'nin en büyük emlakçısı Napolyon olmalı.

Minnesota. 1829'da topraklarında altın bulunur. Sıfırdan inĢa edilen Celebration Town. Burada karĢılaĢtığım baĢka bir ĢaĢırtıcı bilgi de. Evet. Bu sefer de New Hampshire. Beyazlar. Bir ülkenin dünya çapında yarattığı kâbus ne kadar ürkütücüyse masalları da o kadar inandırıcı olmak zorunda. çocukları özgür doğmuĢ. aynı Ġngilizlerin Hindistan'da da yaptığı gibi Ģirketlerin yönetiminde. ABD ve Sovyetler Birliği de uzay programlarını. yaptıklarını unuttururcasına.Mahmut. Çoğu yolda ölür. Örneğin böyle bir Ģirketin el koyduğu Georgia bölgesi kısa zamanda dünya pamuk ticaretine hâkim olur. Osmanlı Ġmparatorluğu'nun akıbetini belirler. beyaz adamınki gibi bir demokrasi kurarsak bizi rahat bırakırlar diye bir düĢünceye kapılır.. ġaĢırtıcı olan bu yolculuğun Florida'dan yapılacağı olmasının daha 1863'te öngörülmüĢ olması. Colorado ve Wyoming) geniĢ toprakları. aynı Ģarkılarda olduğu gibi 'White Christmas' (Beyaz Noel) geçirebilmeleri için. Apache helikopterleri. Her Ģeye retro modası hâkim. tarihi açısından çeliĢkilerle dolu. Osmanlı'nın tekstil sanayiinin ve giderek imparatorluğun batıĢını. Bugün çoğumuz adlarını bir tek otomobil markasından bildiğimiz soyları kurutulan Cherokee Kızılderilileri. bir filmde gördüğüm. (1790'da yılda bin ton pamuğun üretiminde çalıĢtırılan 500 bin kadar köle sayısı. Bu ülkenin kuruluĢunda da köklü imparatorluklar batıracak güçte Ģirketler belirleyici rol oynamadı mı? Kuzey Amerika'nın birçok bölgesi.. Florida güneĢi altındaki Ģehirlerine kar makineleriyle bir Ġsviçre dağ köyü görüntüsü veriyorlar. Almanların Yahudileri katlettikten sonra geliĢtirdikleri yeni silahlara Ġbranice isimler verdiklerini düĢünebiliyor musunuz? Az zamanda çok para kazanıp Florida'ya 'emekliliklerini' geçirmeye gelen genç zenginlerin yaĢadıkları yerlerin dünyadaki en uç örneklerinden biri Cape Kennedy ve Orlando yakınlarındaki 'Celebration Town' olmalı. Hemen akabinde ABD BaĢkanı Andrew Jackson üzerlerine asker gönderip Cherokee ulusunu topraklarından sürer. sadakatten vatan toprağına kadar her Ģeyi satılık görmesine ĢaĢmamalı. Vermont gibi kuzey eyaletlerinden satın aldıkları dökülmüĢ rengarenk yapraklarla kaplıyorlar Ģehirlerini. Amerika'nın bu yerli halkı ne yapsa beyazların gözüne girememiĢ. Olabilse. Florida yakınlarındaki Seminole ulusunun aynı beyazlar gibi zencileri köle edinmesi de iĢlerine yaramamıĢ. Aynı Ģekilde Alaska 1867 yılında Ruslardan satın alınır. Missouri. Noel vakti. Zengin-fakir herkesin bir eğlencesi. paralarıyla garip ve farklı her Ģeye tav olan yeni kuĢak zenginleri. Avrupa'dan yeni dünyaya yerleĢen çapulcular.) ABD'nin bir dünya gücü olabilmesi için. Eğer istikbalde bugün gibi Ģuurunu yitirmemiĢ bir dünyada yaĢanacaksa. BoĢ yere haritada aramayın bulamazsınız. Celebration Town'da sonbaharlar da farklı. Oklahoma. ABD'den ve Ģüphesiz ki Türkiye gibi ülkelerin. 1820'lerde ABD anayasasının hemen hemen aynısını benimseyerek parlamentolu bir hükümet kurarlar. gerçekleĢebileceğine inandığı bir rüyası var. Afrika'dan getirtilen zenci kölelerin ürettiği Georgia plantasyonlarındaki pamuk. neĢeli bir oyun gibi. Ġngiltere'de sivilleri katleden. Zaman içinde bölgede Kızılderililerle zencilerin birlikte yaĢadığı köyler oluĢmuĢ. mimari olarak 1950'lerden kalma orta halli bir ABD Ģehri görüntüsündeki film seti gibi. South Dakota. oranın sahibi Kızılderililer yokmuĢ gibi. kalkınmanın ancak demokrasisini örnek alan ülkelerde gerçekleĢebileceği savı. Sonbaharda yaptıkları ise dünyamızda yaĢamın ne denli çığırından çıktığının baĢka bir örneği. Tomahawk füzeleri. Brezilya'dan.. BatılılaĢmayla engellemeye uğraĢadursun. . Meğer ilk kovboylar KızılderiliymiĢ. Ġmparatorun çıplaklığı ancak bu denge bozulduğunda görülüyor. Kızılderililer. Burada hayat Disneyland'ın sınırlarını çoktan taĢmıĢ. Washington'a satar. Uzay ve gezegenleri bile özelleĢtirmeyi doğal sayan bir mantığın. bu sefer de köleler Kızılderilileri tercih ediyor diye onlara bin kat daha düĢman kesilmiĢ. Peki günümüzdekiler? Florida notları Gündüz Vassaf 20/06/2004 SavaĢ kaybeden bir ülkenin bilim adamları ve sanatkârlarını galip ülkenin hizmetine alması eski bir adet. Soykırıma uğratılan bu halkın ABD'deki egemen düzen tarafından günümüzde nasıl simgeleĢtirildiği ise tüyler ürpertici olduğu kadar ibret verici. Iowa. zenginlere nesli tükenmeye yüz tutmuĢ hayvanları sunan bir lokantanın burada benimseneceğinden hiç Ģüphem yok. ABD'nin 'Al Ģu kadar para' demesine rağmen istediklerini yapmayanı anlayamaması. North Dakota.. II.ABD'nin üçte biri kadar olan ve Kanada'dan Meksika körfezine uzanan (Arkansas. Onlarla evlenmiĢ. kim bilir günümüzün ibret verici tarihi nasıl yazılacak. 'En iyi Kızılderili ölü Kızılderilidir' sözlerini doğrularcasına. Nebraska. Bu demokratik cumhuriyetlerinin ömrü on yıl bile sürmez. Sakinleri Hong Kong'dan. bana Hollywood imajlarının üzerimizdeki esaretini ve bu nedenle günümüzde birçok Ģeyi öğrenmenin önce öğrendiklerimizi yıkmaktan geçtiğini hatırlattı. Amerika'nın yerli halkı olmasa aç kalacaklar. yılda bir milyon ton üretildiği 1860'ta dört milyona çıkar. 'Dünyadan Aya Yolculuk' adlı kitabında Jules Verne'in uzay roketi de yolculuğuna bu eyaletten baĢlar. hayvanları gütme maharetlerinden ötürü beyazların Florida'da köle edindikleri Kızılderililer. Sade Ģu anlatacağım bu tür insanları anlatmaya yeter. Orada oturan Brezilyalı tanıdıklarını ziyaret eden arkadaĢlarım anlattı. Ġkinci Dünya SavaĢı sonrasında ülkelerine getirdikleri Alman faĢistlerinin öncülüğünde kurdular. Kansas. Florida'da bir masalda yaĢıyormuĢcasına insanın kendisini aldatması hiç de zor değil. hatta ona düĢman gözüyle bakması da aynı mantığın ürünü. Ģehirleri yerle bir eden V-2 roketlerinin mucidi Von Braun da aya ilk giden insanların hareket ettiği Florida'daki Cape Kennedy Uzay Merkezi'nin kurucusu. Amerika'nın asıl sığır çobanları. kölelerine beyazlardan çok farklı davranmıĢ.

Kısa zamanda bu iĢten zengin oldular. gözden ırak bu küçük Ģehirde göstericilerden kaçmak istemeleri doğal. 100 küsur yıl sonra. Ara fiyat kategorisinde Ģirketin ürettiği sloganlar eĢliğinde Ģarkılı gösteriler vardı. 'Beyaz Saray önünde protesto için göstericiler aranıyor.. Ġmparatorlar güç delisi olmasın diye Roma'da Ģöyle bir âdet varmıĢ. Bir sabah üniversite kantinindeki iĢ arayanlar için bulunan panado Ģöyle bir ilan gördüm. az önce ayrıldığım Tampa'da. CumhurbaĢkanı Abraham Lincoln'a telgraf çekip. Halkın alkıĢlarını kabul ederek atlı arabasında geçen imparatorun yanıbaĢında. Toplantı yeri olarak Savannah yakınlarında bataklıklarla çevrili eskiden kölelerin çalıĢtırıldığı metruk bir ada seçmiĢler. Farsça kökeniyse 'narang'. Bunun en uç örneğine yıllar önce Washington'da rastlamıĢtım.Savannah-İstanbul Gündüz Vassaf 13/06/2004 ABD Ġç SavaĢı'nda Güney'de iĢgal ettiği her Ģehri ateĢe verip yağmalattıran General Ulysees Grant. Çoğu mimari öyle. Ankara'da kıĢın üĢüyerek geçen ve ender bulunan vaĢington portakalının pahalıya satıldığı çocukluğumda. nasıl para kazanabilirim diye hazırlık içindeydi burada bulunduğum günlerde. Ama gene de basının ilgisini çekebilen iyi planlanmıĢ bir gösterinin yerini hiçbir Ģey tutmuyor. Fiyatı bugünlerde dünya piyasalarında hızla yükselen benzin muhtemelen oradan. Ġlk Güneydoğu Asya'da yetiĢen portakal Akdeniz havzasına Araplar aracılığı ile 10. Florida'da nereye baksam sanki karĢıma Arabistan çıkıyor. Çok da yadırgamıyorum tutumlarını. mesela Ġspanyolca 'ole'in de Arapça olan kökeni Allah). En ucuzu Beyaz Saray'ın önünde bildirisiz. travesti gece kulübünde askerlerin nasıl eğlendiğinden bir dolandırıcının marifetlerine kadar çeĢitli serüvenler var. Savannah eĢrafını. Bush'lu. Narenciye diye bildiğimiz meyve türünü Amerika'ya. Kafamı öyle mi kurdum farkında olmadan bilemiyorum.. pankartsız sessiz yürüyüĢ. Yıllar sonra Amerika'yla ilgili baĢka bir çok Ģeyle birlikte. Ġstanbul ve Selanik yerine. Oysa baĢta ABD. itfayeciler ya da eĢcinsellere kadar geniĢ bir yelpazeye dahil olan insanların koca Amerika'nın dört bir yanından kalkıp baĢkentte gösteri yapmalarının yüklü maliyetini hesaplayan birkaç müteĢĢebbis öğrenci 'Rent a Picket' adı altında bir Ģirket kurmuĢlardı. yüzyılda yayılmıĢ. Putin'li zirve toplantısında dünyamızın geleceği açısından neler kararlaĢtırılacağı değil. Savannah'da esnaf. baĢlıca ilgimiz de trafiğin aksamasından çekeceğimiz rahatsızlık değil mi? Daha sonra iyi para kazanacaklarını uman Savannah eĢrafının bu günlerde turizmden en büyük geliri. cinayeti ballandıra ballandıra anlatan rehberlerin eĢliğinde tek tek gezebiliyorsunuz. 16.. Rusya ve Çin olmak üzere günümüzün yeni imparatorluklarında. Greyfurtun tarihi Gündüz Vassaf 06/06/2004 HoĢunuza giden bir meyvenin tadını bilip tarihiyle ilgilenmemek sevdiğimiz bir insanın nereli olduğuna kayıtsız kalmak gibi. . yani narenciye. Ġnsan boyunun birkaç misline varan greyfurt dolu torbalar benzin pompalarının yanıbaĢında yığılmıĢ. ölümlüsün" diye fısıldayan bir cüce dururmuĢ. yüzme havuzları da istediğin kadar içebileceğim portakal suyuyla dolu bir ülke diye düĢlerdim. Florida'dan Georgia'ya giden otoyol üzerindeki benzin istasyonları sanki narenciyeci de. kitabı bir yıl boyunca New York Times'ın çok satanlar listesinde kalan John Brendt adlı bir yazar sayesinde. çok sevdiğim portakalın da buradan geldiği efsanem yıkıldı. Oysa suratlarına birkaç çürük yumurta yemeleri onlar için yararlı olabilirdi. "Bu Ģehri sana armağan ediyorum" demiĢ. kaç para kazanacakları ilgilendiriyordu. (Kelimelerin kökenine dalınca süprizlerle dolu yolculuğun sonu yok. Gene çok ilgi çeken baĢka bir yer Savannah mezarlığında annesini öldürdükten sonra babası da intihar eden ve Ģimdi onların ortak mezarının karĢısında oğulları Ģair Conrad Aitken'in de yattığı yer. Bu ayın sonunda Ġstanbul'da yapılacak ve Türkiye'nin bölgemizde ve dünyada konumunun gündemde olduğu NATO toplantısına. Artık günümüzde milyonlarca insan e-posta aracılığıyla bir tür eylem yapabiliyor.. Ġspanyollar Endülüs geleneklerine dayalı mimariyi buraya da getirmiĢler. küresel ısınmadan kirli savaĢlara kadar her konuda dünya kamuoyu vız geliyor. Fiyat tarifelerini gösteri türüne göre ayarlamıĢlardı. istisnalar dıĢında. Ġngilizce ve Fransızcada portakal anlamına gelen 'orange' kelimesinin Arapça kökeni 'naranj'. Amerika'yı sokakları kaloriferli. cepheden 10 binlerce kilometre ötede. Turistler için düzenlenen turlarda. kitapta olayların geçtiği ve kiĢilerin yaĢadığı mekânları. G-8 diye adlandıran 'dünya yöneticisi' ülkelerin baĢkanları ve 'özel' konuklarının burada bir araya gelmeleri Ģehrin güzelliğinden çok korktuklarından olmalı. Kapitalizmin belki de en büyük baĢarısı karĢıtlarından da para kazanmayı becerebilmesinde.' Çiftçilerden tutun da öğretmen sendikaları. ABD'nin Irak ve Afganistan'a karĢı sürdürdüğü 'savaĢ'ın yürütüldüğü komuta merkezi. Birbirlerine dünya lideri sıfatı yakıĢtıranların dünyada belki de en az sevilen insanlar arasında yer aldığı düĢünülürse. Merkezin baĢında Arap asıllı general Abu-zaid var. "Unutma ölümlüsün. 1492'de din değiĢtirmedikleri için Ġspanya'dan sürülen bir kısmı da Savannah'ya gelen Sephardim Yahudilerinin izlerine de buralarda rastlayabilirsiniz. en pahalısı pasif direniĢ ve tutuklanmaydı. Savannah'ya vardığında buranın güzelliğinden o denli etkilenmiĢ ki. 'Midnight in the Garden of Good and Evil' (Ġyilik ve Kötülüğün Bahçesinde Geceyarısı) kitabında Savannah'da geçen bir cinayet çerçevesinde. Blair'li. Ama vaĢington portakalı ya da greyfurtun anayurdu Ġspanya da değil. yüzyılda yeni dünyayı altın ve köle uğruna talan etmeye giden 'konkistadorlar' Ġspanya'dan götürmüĢ. gelebilecek göstericilerden nasıl korunurum değil de.

Açmasını unuttuğumuz anahtarsız kapılar. Anahtarları kayıp kilitli kapılar. Üstelik bunu da Cumhuriyet'in ilk yıllarında kurulan Ġstiklal Mahkemeleri'nde iki yazarın önce idama mahkûm olup sonra cezalarının sürgüne çevrilmesine borçluyuz. Ama biz daha o yıllardan Amerikanca isimleri Türkçemize yakıĢtırmaya baĢlamıĢız. Kent uykuda. Kent ayaklanmıĢ. köpeği. Elektriğin aydınlattığı eski yangın yerlerini. Kendi kentime ağıt Gündüz Vassaf 30/05/2004 Sabret. Yerlerinde yabancılar. kapılar. nam-ı diğer Cevat ġakir. Kentimizin eski simgesi tavuskuĢu Yelpazesinde açtığı renk cümbüĢünden Aniden beliriveren gözleriyle soruyor "Durup dururken ne diye beni andın?" diye. Halikarnas Balıkçısı. Köprülerinden kıtalar aĢıyorum Topkapı'da saraylardan Körler ülkesi Kalkedon'da stadyumlara. yaylalardan kopup gelenler. dinler yaĢamıĢ. kolera. Meyhanelerde inleyen nağmelerimizde. Dünya kentimizin karanlığı masallaĢtıran Havai fiĢekli Ģölenlerinde. Kayıp anahtarlı Kentte dolaĢıyorum. her kent gibi.Irak'daki savaĢ ve dünyanın belleğinden uzun zaman çıkmayacak iĢkencelerin sorumluları buraya ve muhtemelen buradan da Washington'a uzanıyor. kırmızı ya da lacivertle coĢtuğu Bir kentteyim. ġakir de Bodrum'a gider. Kilitli kapılı. Ġdamdan kalebentliğe çevrilen cezalarını çekmek üzere dayım Zekeriya Bey Sinop'a. . KapalıçarĢıların gökdelenlerde putlaĢtığı Zamanın kentindeyim Sürekli adlarını değiĢtiren sokaklarında Çocukların saklambaç oynayamadığı. Rivayete göre bu meyveye yerli bir isim de vermek isteyen Cevat ġakir ona 'kadın memesi' demiĢ. sokaklarında cöpü. Kapılar. Ġstanbul'da sarının. Dinle. Sürgün yerini benimseyip buraya yerleĢen Cevat ġakir bitkiye de meraklıdır. Sağlıklı bir greyfurt ağacının bir mevsimde sayısı 1000'e kadar varabilen meyve verebilmesi için yılda 300 güneĢli güne ihtiyacı varmıĢ. PadiĢahsız kalmıĢ kapıkullarının. seviĢeni ve didiĢeni Konstantinople'in Mavi ve YeĢillerle sarsıldığı. Birbirlerini kollamaktan konaklarını yitirdikleri kentin kaldırımlarına. Tarihin med-cezirinde Gözlerim geçmiĢte yaĢayanların düĢlerini kolluyor. Kentim nice diller. Dağlardan.. Zekeriya Sertel'in gazetesinde asker kaçakları affedilsin diye bir yazı yazar. BeĢ yıldızlı otellerinden süzüyorlar geceleri. açlık. Tanrının silip süpürülen mermerlerde taĢlaĢtığı. Kuduz. Kentim. Greyfurtun tohumunu ilk Türkiye'ye getirtip eken de o. iĢkence Asırlardır birlikte yaĢadığımız tanıĢlarımızdan Gözlerimizi kaçırır olduk. Ama Türkiye'nin günlük güneĢlik Akdeniz ve Ege sahillerine greyfurtun girmesinin yüzyıllık bir geçmiĢi bile yok. Umutla zincirlenmiĢ. Ġnsanların otomobillerden hızlı gittiği Tek istikametli kaldırımların soluksuz yayasıyım Kentin gözcüleri Ġtfaiye kulelerinden ineli yıllar oluyor..

ġimdilik tek bir eyaletinde de olsa. ABD'de birinci haber olmaktan çıktı. yakın bir gelecekte herkesi etkileyecek bir geliĢme. Kapının yanında küçük bir masanın arkasında kendisini kalabalıktan koruyan yaĢlı belediye memuru teker teker evlenecek çiftleri çağırıyor. Hele. uzun bir mücadele sonucu artık hukuksal dayanakları da olan toplumsal bir norma dönüĢtüğü de göz önünde tutulursa. Bize karanlık görkemli binalar. oldukça da çeliĢkili. daha genç (30-40 yaĢ arası) ve daha bakımlı.. Hollanda ve Kanada'nın üç eyaletinde kabul edilmiĢti. Ġçerden bize bakıldığında tümü Ģeffaf. iki babalı kızkardeĢler." Evlilik gibi tutucu bir kurumun 'ilericilik' adına benimsenmesi ĢaĢırtıcı bir geliĢme. kimi kadın çiftler aynı anda yumruklarını havaya kaldırıyor. 93 numara. Vietnam savaĢı yıllarında ABD baĢkanının özel danıĢmanı Walter Jenkins Beyaz Saray yakınlarındaki YMCA (Young Man's Christian Association-Genç Erkekler Hıristiyan Birliği) tuvaletinde baĢka bir erkekle seviĢirken yakalandığında iĢinden istifa etmeye mecbur kalmıĢtı. birçok kiĢiye göre köleliğin kaldırılması ya da kadınlara eĢitlik sağlanması gibi. Ġki anneli erkek çocuklar. "92 numara. Belediye memurlarının. Dedelerimiz. Çocukluğumda siyah ve beyazların aynı okula gitmelerinin yasak olduğu bu ülkede. Bu hafta. Boston'da bir kilisede evlenen erkek çiftten. KararmıĢ mermerlerin altında Yatan padiĢahlarımız. Aynı cinsten kiĢiler arası evlilik daha önce Belçika.PaslanmıĢ demirlerin ardında. Erkekler bu tezahürata mahçup bir tebessümle karĢılık verirken. Yüzlerce çift evlenmek için yağmura rağmen sıra bekliyor.. öylesine ayak üstü evlendirdiği her çiftin yerini bir sonraki çifte bırakmasıyla alkıĢ tufanı kopuyor. Ama niye ki Küllerde kıvılcım arayıp Gününü sakınan Bu küskünlük? Dinle! Günümüzde hindi kılığında dolaĢan Kentimizin eski simgesi tavuskuĢu Yelpazesinde açtığı renk cümbüĢünden Aniden beliriveren gözleriyle soruyor. TaĢlarını tanımadığımız Mezarlarda. Kapılar. beyazın siyah eĢini dudaklarından uzun uzun öptüğünü seyrettim televizyonda. ABD'nin de bu düzenlemeyi kabul etmesi. 94 numara. bir yıl önce ilk Irak'a saldırı haberindekinden bile daha büyüktü.. Kadın çiftler arası yaĢ farkı da çok. "Durup dururken ne diye beni andın" diye? Eşcinsel evlilikler Gündüz Vassaf 23/05/2004 Uzun zamandır ilk kez geçen hafta Irak. imparatorlarımız. Çoğu sokaklarda sabahlamıĢ.. Erkek çiftler kadınlara oranla daha az (üçte bir nispetinde). Vınlayarak geçen metrolar. nikâh defterine imza atan ebeveyninin fotoğraflarını çekiyor. Yanılmıyorsam bir yıl sonra da intihar etti.. Susuz sarnıçlara çarparak. 65-70 yaĢlarında bir kadının eĢi 35-40 olabiliyor. Eğer önceden de olduğu gibi ABD'deki yaĢam biçimi ve değer yargılarının dünyaya nasıl hızla yayıldığını düĢünürsek haklı da olabilirler. dünyada baĢka her Ģeyi arka planda bırakan ABD basın ve televizyonundaki haber aynı cinsten çiftler arası ilk yasal evlilikleri duyuruyordu. çoğu koyu takım elbiseli erkek çiftler belli ki bu özel gün için bakımlarına ayrıca itina etmiĢler.. evlenmeden birlikte yaĢamanın. Dilini anlamadığımız. ninelerimiz. kapılar Özel korumalı Ģeffaf kapılar. EĢcinsel çiftlerin. . Boston'da ilk evliliklerin yapıldığı gün ben de yakınımızdaki belediyeye gittim. Bu yeni habere gazete manĢetlerinde verilen yer. Zaten birlikte yaĢayanlar bu günü yıllarca beklemiĢ. evli olmamalarına rağmen evlat edindiği çocukların bolluğu da dikkat çekici. Nispeten yaĢlı kadınların çoğu öylesine bir kot pantolon giyip üstüne herhangi bir Ģey atıĢtırmıĢken. UnutulmuĢ tüneller. Erkekler genellikle aynı yaĢta ve daha genç. Günlüğümde kısa kısa Ģöyle notlar var.

üstelik de yabancıların önünde teĢhir etmesi. çıplaklık o denli aĢağılanıyor ki ancak yenik düĢmüĢ. Arapların onurunu bu derece sarsılabilecek iĢkence türünün. en büyük ayıplardan biri. kendisinin ve yakın çevresindeki yoldaĢlarının davalarına büyük bir inançla bağlandıkları ortaya çıkıyor. Onlar da ABD askerleri ve güvenlik Ģirketlerinde görevli sivillerin zulmünü herkes kadar dehĢet verici buluyordu. ancak basına sızdırılınca gündeme gelen. Yazar kitabının promosyonu için ABD turnesine çıkmıĢ. Ġnsanın vücudunu. Çok daha yakın zamanlarda harem ya da hamam gibi mekânlardaki çıplaklık ise bir tek Ingres gibi oryantalistlerin düĢlerinde mevcut. olup olmadık yerlerde. bu fotoğraflar da dünyada aynı Ģekilde bir dönüm noktası. bugün bile tarihsel belleğinde tazeliğini koruyan Haçlı seferlerinden bu yana. insanın hapishanede çırılçıplak soyulup onurunu kaybetmesinden bin kat daha iyiydi. sağır ve dilsizler de dahil olmak üzere. sonra da meydanlarındaki tanrı dokunulmazlığı haiz Lenin. eski Sovyetler Birliği'ni yıllar önce para karĢılığı terk etmelerine izin verilen Yahudiler. plajlarda. "Baba bana çilekli dondurma almanı emrediyorum. 40 kadar dinleyicinin çoğu 60-70 yaĢlarında. Mezopotamya'da baĢlayan uygarlığımızın ilk topluluklarında. Tarihin ibret verici cilvesi. ABD'li zenginler Teksas'ta. bazen de duyduklarına inanamadılar. Ġmza-Kızın Svetlana." Garip bulduğu bu oyundan sıkılan küçük Svetlana'nın babasına verdiği son emir. belki de en büyük saldırının simgesi. öldürülmüĢ düĢmanlara mahsus.Çıplaklığın siyasi tarihi Gündüz Vassaf 16/05/2004 'Saddam'ın iĢkenceleri. Çıplaklığın. aynı gün öylesine girdiği baĢka bir kitapçıda dükkânın sahibiyle sohbete koyulduğunda. Kaliforniya'da bahçelerini sadistçe 'süslesin'ler diye haraç mezat satıĢa çıkar. benden artık emir isteme diye emretmesi. onların ırzına geçen Amerikalılarla. Ben de okuma yaptığı kitapçıya gittim. bir anda. Moskova'da arĢivler açıldıktan (ve dolarlar gelsin diye Sovyetler Birliği tarihinin önemli kısmı bir tür açık artırmayla satıĢa çıkarıldıktan) sonra kitabını yazmıĢ. kültürlerinde hiç de yabancı olmadıkları bir davranıĢ biçiminin aĢırı bir uygulaması olarak görmek de yanlıĢ. Yaptıkları insanlığın iyiliği. Sen neredeyse bir yüz yıl boyunca. etraftakiler anlamasa bile. bu toplumlarda. bence gerçeği daha iyi yansıtıyor. Ve kitabın üç dininin mensupları Ortadoğu'da birbirlerini katletmeyi sürdüredursun. Mısır'da ve de Girit'teki kabartma ve duvar resimlerinde. sorularıyla kendi anılarını deĢtiler. Son kitabı Stalin'in hayatı. Anglo-Sakson kültürünün neredeyse sıradan sayılacak eğlence biçimlerinden. Katlettikleri 10 milyonlarca köylü tarihin önünde duran inançsızlar. cinayetler ve çifte standartlar ise gene psikopatolojinin konusu. Sümerlerde. Verdiği emirlerle 20 milyon küsur vatandaĢını gulaglarda ölüme yollayan Stalin'in. Yazar Ģimdiye kadar gizli kalmıĢ Stalin'in özel yazıĢmalarından yola çıkarak kiĢiliğini anlattıkça korku dolu eski günlerine yolculuk yaptılar. Pornografinin yaygınlığı. özel hayatında da kızı Svetlana'dan talebi. spalarda. Stalin'in arĢivlerinden. Ġngilizlerle beraberdim gazeteyi okuduğumda. Stalin harikalar diyarında Gündüz Vassaf 09/05/2004 Yazarın adı Simon Montefiore. giderek büyüyen bir halkla iliĢkiler skandalından ibaret. yazdıklarım . çıplaklık da birçok kiĢi için normal gündelik hayatın parçası. Michigan Üniversitesi'nde bir grup gencin her yıl kıĢın en soğuk gününde çırılçıplak sokakta koĢma gelenekleri ('streaking'-bu kelimenin de baĢka dillerde karĢılığı yok) ya da liseli öğrencilerin mezuniyet töreninde birdenbire soyunup çıplak koĢmaları çok da ĢaĢırtıcı olmayan tarzda eğlenceler. Iraklının iĢkenceyi çıplaklığa tercih eden mantığını da son derece ters buldular. sonra da Asur'da. gerek günlük yaĢamda gerek tarihteki yeri Batı'dakine neredeyse taban tabana zıt. hem de saunalarda.' Bir Iraklının geçen hafta gazetede çıkan sözleri bunlar. Ortadoğu için ise. yıllarca cinsel tacizde bulundukları gençler hakkında neredeyse her geçen gün yeni bir skandalın muhatabı olmaları. Hiçbir konuda tereddütleri yok. ġehrin anacaddesinden geçen otobüsün içindeki Oxford Üniversitesi öğrencilerinin bir anda pantolan ve donlarını indirip kıçlarını pencerelerden gelip geçene sergilemeleri (bunun Ġngilice adı da var. Ama. Diğer yandan ta Vikinglerden bu yana aile içinde evde. KruĢçev'in BirleĢmiĢ Milletler'de söylediği gibi "Sizin mezarınızı kazacağız" Ģiarıyla kapitalizme karĢı savaĢ. hemen herkesin üstünlüğüne inandığı Amerikan yaĢam biçiminin dünya çapında yaygınlaĢtırılmasında. (Bu ayıbın altında yatan tatmin edilmemiĢ cinsel dürtüler. hepimizi bekleyen güzel günler için. Guantanamo ve Afganistan'da göze alındığında. Iraklıların çıplak fotoğrafları. Iraklı erkekleri çırılçıplak soyup baĢlarına kadın külodu geçiren. Ġlk yayımlandığında ipe sapa gelmeyen Huntington'ın uygarlık çatıĢmasının üstüne sanki körükle gidiliyor. kendisine.) Birkaç yüzyıllık bir geçmiĢi olan ABD'nin tarihsel belleği çok kıt olduğu gibi. Yoksa günümüz Ortadoğu'sunda da en yakın aile fertleri arasında bile mahrem yerlerin görülmesi. bu ülkede gözler. 'mooning'). yeryüzünün en totaliter toplumlarından Çin emin adımlarla yoluna devam ediyor. Hükümet için. Kitabın yazarı. dünyanın bu bölgesinde. ABD'li iĢkence uzmanlarının da çok iyi farkında oldukları gibi. ABD için 11 Eylül ne ise. ergenlik çağına varmamıĢ çocuklar için geliĢtirilen ve bilmem kaç kiĢiyi öldürdükten sonra çıplak bir kadın görebilecekleri video oyunları da Anglo-Saksonlar'da yerleĢik psikopatolojinin baĢka boyutları. vucütlarına iĢeyen Ġngilizlerin yaptıklarını. ancak istihbarat birimlerinin inisiyatifiyle geliĢtirildiği ve sistematik bir Ģekilde uygulandığı düĢüncesi. Ama. Ayrıca ABD'de Katolik kilisesi mensubu papaz ve rahibelerin. Stalin heykellerini bile. kendisine emir vermesi.

metroda. komĢularının attıkları eĢyalarla. tabii tarihçiler hep yaptıkları gibi ileride mutlaka bir Ģey bulup çıkarmaya gayret ederler. yüzyılda buraya Ġngiltere'nin Kent bölgesinden yerleĢen 12 aile arasında yapılan akraba evlilikleri sonucu adada çok sayıda sağır ve dilsiz bir nüfus oluĢmuĢ. "Ġkimiz de Tanrı'ya bağlıyız. Asırlar boyu içlerini günlüklerine dökmüĢ. kendisinin ve yakınlarının. Nüfusun yarısını oluĢturan kadın bile. Burada beyazlar birbirlerinin yüzüne bile bakmıyor. bilgisayar. Ġki durak sonra metroya bir sarıĢın beyazın binmesiyle göz göze gelip baĢımızı eğerek. Geçenlerde Ġstanbul'da bir 'fitness' kulübünde. Tarihte kimin azınlık olup olmadığı son derece göreceli.Stockholm'da bir uluslararası psikoloji toplantısı sonrası beĢ-altı kiĢi sokakta yürüyoruz. insanın güçlüye tapma zafiyeti açısından kayda değer. iyi anlaĢacağız" diyen BaĢkan'ın. Televizyonda ABD BaĢkanı'na soruyorlar Ģimdiye kadar hiç hata yaptın mı diye. öldürülenler özgürlük düĢmanları. insanlar. Yüzyıllar boyunca emperyalizm psikolojik gücünü insanları 'böl yönet' politikasından almıĢtı. Azmi. . . Bush için Irak'ta direnenler. ezilenleri birleĢtiren ideolojilerin çekiciliğini yitirdiği günümüzde. adı hiç ama hiç edilmeyen petrol ve uzun vadede Çin'in denetiminden öte. Sağır olan ya da olmayan birbirleriyle kâh Ġngilizce konuĢuyor. bir gün önce topladıklarını evlerinin önünde kaldırıma atıyorlar. Shelley'nin 'Ozymandias' Ģiirindeki. Çöp atma günü mahallelerine gelince. kendisini sorgulamaya mecbur kalmıĢ. Marksizm gibi. . 20 yıl öncesine kadar 'bilinmeyen' bu gizli dili erkekler tarafından evlerine ve cehalete mahkûm edilen köylü kadınlar yaratmıĢ. Buna rağmen Bush. tarihe karĢı duran inançsızlar. Avrupa'ya iĢçi olarak gitmeye mecbur kalan milyonlarca Türk-Almanya gibi ülkelerde 'ikinci sınıf vatandaĢ' muamelesi görmeye baĢlayınca azınlık olmanın ibret verici yüzüyle kısmen tanıĢabildik. Japonlar kesinlikle kimseyle göz teması kurmazken. aĢağılayıcı bir anlamı var. 16. bu topraklarda Türklerden uzun geçmiĢi olmalarına rağmen. hem yeniden seçilecek güçte hem de ülkesi dıĢında. beyazlar sürekli selamlaĢıyor. ABD tarihinin en büyük gafleti. düzenin yapısına göre. Her ne kadar Türk kökenimden ötürü burada kendimi Asyalı hissetsem de vagonda tek çekik gözlü olmayan benim. düĢünce yerine sesleri temsil ediyor. Ġnsanlar 'Bir' olunca azınlık kalmamıĢ. Türkiye'deki ünlü örneklerinde gördüğümüz gibi. kâh parmakların iĢaret diliyle.Birkaç ay sonra Tokyo Metrosu'nda gidiyorum. söylediklerindeki kavram kargaĢasına rağmen.Martha's Vineyard adası Boston yakınlarında. hata yapmadım. "Derilerinin rengi farklı olsa da Müslümanların demokratik bir rejim kurmalarında bizden hiçbir eksiklikleri yok" dediğinde. son derece samimi. Azınlık duygusu Gündüz Vassaf 02/05/2004 Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de 'azınlık' sözcüğünün itici. bence kasımda kaybedecek olsa bile. Grubumuzdaki ABD'li zenci psikolog onları görür görmez uzaktan merhaba diyor. Önümüzdeki kaldırımda. Geçtiğimiz yüzyılda buraya dıĢarıdan zenginler yerleĢene kadar adada nerdeyse herkes çift dilli.Çin'de Nushu adında üçüncü yüzyıldan beri konuĢulan bir dil var. yatak gibi eĢyaları toplayıp karanlıkta sessizce evlerine taĢıyorlar. Çin alfabesinden farklı olarak ideogramlar. ama hayır diyor. Bilmem diyor. komĢuların dikkatini çekebilmek için bolca gürültü çıkararak.değer mi diye. Evlerini. Sokakta.birbirimizin halinden anlarcasına selamlaĢıyoruz. . azınlık konumunda olabiliyor. Bunu binbir çeĢit sivil toplum kuruluĢundan postmodern sanata kadar görmek mümkün. çöpçü Türkler' demelerinden de tedirgin. Hangi vesileyle Boston'da olduğunu söylediğinde kitapçı. Onlar. Irak iĢgali öncesi TC BaĢbakanına. boynundaki haç baĢkalarını tedirgin ediyor diye. Lozan'da yabancıların dayatmasıyla koruma altına alınıp. bir kadının üyeliğine son verilmesi. Gelecekteki güzel günlere. mahalleden mahalleye değiĢiyor. ABD'nin özellikle doğu yakasında yaĢayan 'elit' tabakanın yazlık evlerinin bulunduğu yer. davalarına son derece inanmıĢ olduğu.Almanya'nın Bremen Ģehrinde çöp olarak atılan ev eĢyalarının toplandığı gün. 'Bush SavaĢta' ve 'SavaĢ Planı' kitabının yazarı Bob Woodward gibi muhaliflerinde bile bıraktığı intiba. erkeklerin anlamadığı bu dil aracılığıyla birbirleriye gizlice dertleĢmiĢler. Kennedy'ye göre Irak. Ġnsan seyahat ettikçe azınlık olmanın ince boyutlarıyla karĢılaĢıyor. "Bana bakın ve haddinizi bilin" diyen o yüce imparatorlar zamanla unutulsa bile sanki baĢka isim ve yüzlerle tarihimizde rol almaya devam ediyorlar. kıyafetlerinden Afrikalı oldukları anlaĢılan iki zenci bize doğru geliyor. Bir akĢam Bremen'in baĢka bir mahallesinde atılan televizyon. Tokyo'dan Hindistan'da Mumbai'a gittim. eskiden Moskova'da yağmur yağınca Ģemsiyelerini açan ve Avrupa Birliği'nde muhtemelen ABD'nin troya atı rolünü oynayacak Doğu Avrupa ülkelerinin bugün de benzer sadakatle Washington'un politikasını gütmelerinin sunduğu 'klinik' tabloya da ĢaĢmamalı. Ģu anda. yavaĢ yavaĢ kuran dört Türk öğrenci. özellikle kimi politikacı ve gazeteciler arasında kraldan fazla kralcı denilebilecek türden bir desteğe sahip. Ama gündelik yaĢamlarında ne dıĢlanmıĢlar ne de 'özürlü vatandaĢ' olmuĢlar. Ģüpheyle baktığımız 'buralı' olmayan insanlar. . Bu açıdan. bunların bir kısmının gençliklerinde de Stalin'e duydukları yakınlık. ülkesinin emperyal çıkarlarından. ancak azınlık olabilirse seslerini duyurup haklarını elde edebilirlermiĢ gibi garip bir anlayıĢ türedi. iĢi bedavaya mal ettiklerinden memnun ama komĢuların 'ĠĢte. kendisini Simon Montefiore üzerine yazdığı kitabın promosyonu için Ģehre gelen Joseph Stalin adlı bir yazar zannetmiĢ. Günümüzün egemen düzeninde insanlar kendi kendilerini bölmekle meĢgul. . birbirlerini hiç tanımayan bu insanlar geçerken karĢılıklı selamlaĢıyorlar. Türkiye'de azınlıkların günlük yaĢamlarında karĢılaĢtığı sıradan ve genellikle üstünde durulmayan örneklerden biri.

Ġnsan hakları ihlalleri doruk noktada. BaĢka türlere göre türümüz henüz çok genç. herkes için çok daha adil ve mutlu bir yaĢamı sağlamanın olanaklarına sahibiz. Dokunmatik demokrasi Gündüz Vassaf 18/04/2004 Sadece 12 Eylül cuntasının anayasası değil Türkiye'de demokrasiyi geri bırakan. Ülkemizde seçim var demekle de demokrasi olmuyor. Evrende Samanyolu gibi 200 milyar galaksi var. Kenan Evren. Bazen. yüzde 23'ün görebildiklerimizden kat kat daha ağır olan 'kara madde'. Bilinmeyen. zor kullanarak beni ülkemden kaçırdı" diyor. evrenin geriye kalan yüzde 96'sı. Bunları teleskoplarla izlemek mümkün. O bilmediğimiz kara enerji içinde. baĢka birçok Ģey gibi. Artık beklenebilecek tek devrim biyoteknoloji alanında. Oysa profesörlerimiz YÖK'ün altında yıllardır tıpıĢ tıpıĢ kapıkulu görevlerini ifa ediyor.. Dünyamızda olup biteni öğrenmekse sanki evreni izleyebilmekten daha güç. Ülkenin CumhurbaĢkanı Aristide. yani seçimleri. Son seçimlerde iktidar partisinin propaganda biçimi. Fransa'nın üç misli büyüklüğünde. kimileri itiraf etmek istemese de. hem de artık evrimimizde öyle bir noktaya geldik ki. bu konunun da yeri yok. hükümetimi devirtti. eğer öbür dünyada cenneti kollayanları saymazsak.henüz adını koyamadığımız yeni bir dünyanın devinimi de var. Aldatılmamız evreninin kara maddesiyse. beni aldattı. yüzde 73'ün de 'kara enerji' olduğunu söylüyor. toplumlar hiç farkında olmadan ellerindeki özgürlükler yitip gidebiliyor. Dünya egemen düzeninin gündeminde. bazı konularda hiç bilgilendirilmememiz de kara enerjiyle eĢdeğer olmalı. EğitilmiĢ bir halk olmadan Türkiye'de demokrasi olamaz diyenler de var. 1949'da nüfusu yüzde 93 olan Doğu Türkistan. Kapıları kamuoyuna kapalı bir dünya hakkında örnek vermek imkânsız. Sonsuzluğa doğru olağanüstü hızla geniĢlediği söylenen evren hakkında bildiklerimiz bilmediklerimiz kadar ĢaĢırtıcı. (Sadece Türkiye'de değil. Ġkincisi Sudan. Görebildiklerimiz evrenin ancak yüzde 4'ü. Demokrasi kültürümüzde esas olan gizli oy açık tasnif . Kimi olayların 'iç yüzünü' ve dinamiğini ancak yüzyıllar geçtikten sonra tarihçilerin araĢtırmalarından öğrenebiliyoruz. eksik ya da yalan bilgilendirme. "ABD. Bir arada yaĢama tecrübemizin geçmiĢi ancak 20 bin yıl kadar. 934 yılından 1759'a kadar bağımsız olan Çin'in bu bölgesinde Uygur Türklerine karĢı tarihin en sert asimilasyon politikalarından biri uygulanmakta. Seçimle iĢbaĢına gelmiĢ Aristide'in yerine getirilen yeni hükümet baĢkanı Florida'dan ithal bir mülteci. Ama Ģüphe yok ki. Bırakın egemen düzene karĢı farklı ideolojiler ya da seçeneklerin gündemde olmamasını. Bu konu Ģimdiye kadar ne yeterince duyuruldu ne de üstünde tartıĢıldı. düzenin çarklarının nasıl döndüğü. BirlemiĢ Milletler'in Güvenlik Konseyi'nin acilen toplanmasını gerektiren bu konu nedense tek tük istisna dıĢında gazetelerde bile pek yer almıyor. Astronomlar. Ama asıl üstünde durmak istediğim üç 'küçük' örnekle günümüzde dikkatlerimizin nasıl bazı yerlerden uzak tutulduğunu sergilemek. tamamıyla anlamsız kılabilir. Birincisi Haiti. Üstelik Türkiye'de okuryazarlık ve kentleĢme oranının artması peĢ peĢe gelen askeri darbelere denk gelmedi mi? Ya da özellikle kendilerini 'aydın' diye tanımlamıĢ olanların yıllardır değiĢmeyen darbeci tutumlarına ne demeli. Kamuoyu oluĢturma ve yönlendirme yöntemleri sonucu. herhangi bir totaliter düzende yürütülen kampanyalardan farksızdı. dünya bize çoğu zaman evrenin sonsuzluğundan da uzak. toplumda tıs yok. artık biz yokuz alın değiĢtirin diyor. Örneğin artık Haçlı seferlerinin Müslümanlar kadar Yahudileri ve doğudaki Hıristiyanları da hedef aldığı tartıĢılmıyor bile. Türkiye'nin burnunun dibinde 10 yıldır süregelen katliamlarda bir milyondan çok kiĢinin öldürüldüğünden kaçımızın haberi var? Üçüncüsü Doğu Türkistan. Daha çok bildikçe ne kadar da az bildiğimizin farkındayız. ütopyalarmız bile yok oldu. hem dünya için için kaynıyor. tarihin en iyi eğitilmiĢ 'yüksek' kültürlü ülkelerinden Almanya'da değil miydi 'Mein Kampf'ın yazarı Hitler'in seçimlerle iktidara gelmesi?) Yalnız öyle günlerin eĢiğinde olabiliriz ki Türkiye gibi ülkelerde eleĢtirdiklerimiz bile ABD'deki son geliĢmelerin yanında fuzuli kalabilir.. Önümüzdeki kasım ayında ABD baĢkanlık seçimlerinde kullanılacak yeni oy verme ve sayma teknolojisi. Petrol zengini. Görünürde dedikleri doğru gözükebilir. Her galakside güneĢ gibi 200 milyar yıldız. Çinli Hanların yerleĢtirilmesi sonucu günümüzde yüzde 50'ye düĢmüĢ durumda. tarih boyunca egemen düzenin kandırma yöntemlerinden biri olmuĢ. eski Sovyetler Birliği gibi hükumet ve devletin bütünleĢtiği. Fukuyama'nın tezine göre 'liberal demokratik kapitalizmin' rakipsiz kalmasıyla alternatifsiz bir dünya düzeni kuruldu ve tarihin sonu geldi. Haiti'de bugün ABD askerleri 'asayiĢi' sağlıyor.Kara enerji Gündüz Vassaf 25/04/2004 Bilimin geliĢmesiyle bildiklerimiz olağanüstü hızla değiĢiyor. demokrasinin olmazsa olmaz kurumunu. Bugün neredeyse bilimsel bir uğraĢ haline gelen kamuoyunu yanlıĢ.

kendisini sevenleri istismar ya da ihmal etmesini. Ancak terörün giderek gündelik yaĢamımızın bir parçası olması da onun çeĢitli ifade biçimlerine bizi körleĢtiriyor. Danimarka (25 Mart)-Bir sanatkâr. daha bir anlayıĢ ve hoĢgörüyle karĢılamıĢız. bana ait. Sanatsa. kendisini uğraĢına vakfetmesi açısından kaçınılmaz. Bana Ait. herhangi bir kamu kuruluĢunun incelemesine açık değil. kabına sığamaması olarak görmüĢüz. sergisini dolaĢanları. Londra'da bir insanın açlıktan günbegün ölüme yaklaĢmasının kamuya seyirlik bir olay olarak sunulmasını evrensel ahlakımızla bağdaĢtıramıyorum. balıkları öldürenler oldu). yaratıcılığının bir yoldaĢı olarak kabul etmiĢiz. Öyle anlaĢılıyor ki sıra dünya imparatorluğunda yapılan seçimlerin denetlenmesine geldi. Tek fark parmağınızın ekrana bir dokunuĢuyla para miktarı yerine kimi seçeceğinizi belirtmeniz. Ailesini. özgürlük adına sanatçının kendini ifade tarzında da çarpıcı değiĢimlerle karĢı karĢıyayız. Sanat adına doğayı bu Ģekilde sahiplenip dönüĢtürmeye ne ölçüde insanın hakkı var? Herhalde sanatçının bu eylemi. "Bu benim buzulum. hem bizi hem de sanatçıyı kalıplarımızdan özgürleĢtiren katılımcı bir eylem biçimi. baĢka meslektekilere göre.' Kopenhag. üç itfaiye hortumu ve yirmi kiĢilik ekibiyle yaratıcı dürtüsünü tatmin edebilecek büyüklükte bir tuval bulabilmek için Grönland'a gitti. BaĢlığı. dünya kültür mirasına. Buzul boyamanın baĢka bır tarzı. çocuklarını. Yukarıda seçtiğim örnekler özellikle en çarpıcı olanları değil. Nedeni. Günümüzde sanatçının nesnesinin değiĢmesiyle bu konumu da değiĢmiyor mu? Kültür mirasımıza katkı adına doğa ya da insanın kendisine müdahalesi evrensel ahlakımız açısından nasıl değerlendirilmeli? ġöyle bir haber okudum geçen hafta. ancak isteyenin ziyaret edebileceği mekânlarda sergilemesi ile herkesin bunları görmeye mecbur bırakılması arasındaki fark nasıl açıklanmalı? Yakın bir zamana kadar Ģehirlerin göbeğinde. bizler. Oy pusulası yok. sanatçının yaratarak. Sisteme dıĢarıdan müdahaleyle elektronik bir iz bırakmadan seçim sonuçlarını değiĢtirmenin mümkün olduğu uzmanlarca kanıtlanmıĢ durumda.uygulaması tarihe karıĢmak üzere. Sanıyorum ki. Böylece örneğin Ġstanbul'da Boğaz Köprüsü'nün yanıp sönen ampullerle donatıldığına. toplum ve bireyleri korkunun totalitarizmine tabi kılan bir olgu. türümüzün ayrıcalıklı varlığına. Makineleri üreten dört Ģirketten üçünün Cumhuriyetçi partiye yakınlıklarıyla tanınması ve Ģimdiye kadar bu makinelerin kullanıldığı yerel seçimlerin bazılarında Cumhuriyetçilerin sürpriz baĢarısının kayda değer olduğunu düĢünenler var. Yoksa. bina dıĢ cephelerinden sandalyelerin sarkıtıldığına. halka açık infazlar. eroin gibi alıĢkanlıklarla ölümünü hızlandırmasını. ülkenin batı yakasındaki kan kırmızı bir buzul. bir yandan da kapitalizmin her Ģeyi metalaĢtırmasına tanık olurken. hepimizi ölüme mahkûm eden. Ben Ģahsen bunları ilginç. Ama nasıl? Oyların tekrar sayımının mahkeme kararıyla durdurtulup baĢkanın seçmenin arzusu hilafına belirlendiği son ABD seçimlerinden sonra. bir katkıda bulunduğuna inancımız. belki de türümüzün en vahĢi dönemi olan 20'nci yüzyıldan itibaren. . Sistemlerinin nasıl çalıĢtığı. "Hepimiz doğa anamızı süslemeliyiz" diyor Danimarkalı sanatkâr Marco Evaristti. bir yandan Ģiddet ve terörü içselleĢtirir. bence tam tersi. ABD ve diğer Batı ülkeleri yıllardır baĢka rejimlerde seçimlerin özgür koĢullarda yapılıp yapılmadığını denetleyebilmek için oraya buraya heyetler gönderir dururlar. patent hakkının ihlali sayıldığından. 'çağdaĢ' düĢünceyle bağdaĢmadığı için kapalı mekânlara alındı. bu sefer de kendilerini bekleyen olası tehlikelerden habersiz bırakılan 'seçmenler' ne yapabilir ki? Sanat terörizmi Gündüz Vassaf 11/04/2004 Terörizm günlük dilimizde artık çok sık kullanılan bir deyim. Alkol. özellikle bienal tipi sergilerde. Sonuçlara itiraz olursa yeniden sayım olanağı yok. çiftçinin kendi toprağını (özel mülkiyet hakkı kavramını sorgulasak bile) gübrelemesiyle karĢılaĢtırılamaz. Ancak bu tür sergileme biçimi de kentlinin kamu alanına bir tecavüz olarak düĢünülemez mi? Sanatçının eserlerini galeri ya da müze gibi. 780 galon kırmızı boya. bu balıkları öldürmeye davet etmiĢti (Evet. ifade biçimi ve türü ne olursa olsun. onu sanatla birlikte aynı nefeste herhalde ele almazdım. 'Bu Buzul Benim. düĢündürücü bulmuĢ olabilirim." Evaristti baĢka bir eserinde de öğütüceleri süs balıklarıyla doldurup. Bencilliğini. Bu nedenle sanatçının ayrıcalıkı bir yeri var. Yeni sistem kimi bankamatiklerde kullanılan 'dokunmatik' gibi. Sonuç. Londra'nın göbeğinde birisinin havadan sarkıtılan Ģeffaf bir kutu içinde kendisini açlığa mahkum etmesine tanık olduk. Sisteme girmeyi becerebilen tek bir 'hacker' bile iktidarı belirleyebilir. kentlerimizdeki kamu alanlarının sanatkârların kullanımına sunulması. haddini bilmezliğini. Bilimkurgu gibi bir durumla karĢı karĢıyayız. Terör.

tarihimizde tanık olmadığımız baĢka demografik geliĢmelerle de karĢı karĢıyayız. Oysa kapitalizmin borsalarında gelecek. Ama kaç kiĢi konuĢursa konuĢsun. Hızla değiĢen teknoloji onların tekelinde. Yüzyılın sonuna kadar yarısı yok olacak.. kendimizi ifade ediĢimiz giderek birbirine benziyor.Ömrüm seni sevmekle. her dil dünyaya açılan farklı bir pencere. petrol ve benzeri mamullerin fiyatlarının ne olabileceğinden öteye gitmiyor. baĢkalarıyla ve doğayla iliĢkilerine göre kelime üretiyor. bugün 20-30 yaĢlardakilerle ilgili. kimse kimseyi yalancılıkla. ırkçı ve nüfusu yaĢlanan bir ülke var. Ancak sorum yakın geleceğimizle. Güneydoğu Asya'daki Boro dilinde 'onsra' bir daha âĢık olmamak üzere âĢık olmak anlamına geliyormuĢ. Oysa. Bir gün bunları George Bush gibi Amerikalıların dünyaya yaydığı Ġngilizce ile algılamak konumuna gelirsek. yakın geleceğinde çarpıcı demografik dönüĢümlerin Ģokunu yaĢamakla karĢı karĢıya. Japonlar ve Avrupalılar var olabilmek için ya sermayelerini ihraç edip giderek birer huzurevini andıracak ülkelerinin yükselen duvarlarının ardında yaĢayacaklar ya göçlerle ülkelerinin tanınmayacak hale gelmesine razı olacaklar -ya da dilim varmıyor ama dünya çapında Hitlervari soykırımcı çözümlere mi baĢvuracaklar? Yeryüzünde her dört kiĢiden birinin yaĢadığı Çin de. o dillerle yok olması sonucu. çevremizi farklı bir algılama biçimi. belki de kim bilir. Türümüzün tecrübesi Ģunu gösteriyor. Oysa bunu tek bir kelimeyle de ifade etmek mümkün. Diller kayboldukça türümüz de tekdüzeleĢiyor. barbar addettikleri dünya Çin'e gelin mi gidecek? Bugünlerden itibaren türümüzün tarihinde ilk kez Ģehirlerde yaĢayanlar kırsal kesimdekilerden daha çok. açılmakta. Dünya nüfusunun 'unutulan' üçte biri. derken ne kadar dil dökmek. putları yıkıyoruz düĢüncesiyle bir kültür mirası daha yerle bir edilir. buğday. adı da konduğundan. Yoksullar gençleĢiyor nüfusları çoğalıyor. suçluluk ve günah çıkarmak üzerine kurulu Hıristiyan ahlak anlayıĢının da yansıdığı ve bugün dünya dili olan Ġngilizcede. Boro dili. Önce. Ancak eskiden sanayi devriminin iĢçi ihtiyacıydı Ģehirleri cazip kılan. En azından bildik toplumsal normlarımızın yakında alaĢağı edileceği kesin. Aynı zamanda kimi toplumlarda normal sayılan davranıĢlarımızı ifade eden kelimelerin. Kapılarını göçe açık tutan ABD değiĢen demografiye ayak uyduruyor. Suçlamıyor. yani âĢıkmıĢ gibi davranmak. Gündüz Vassaf 04/04/2004 Dünyada konuĢulan 6 bin küsur dil var. dil cambazlığı yapıp samimiyetini bin bir kelimeyle kanıtlamak konumunda.azınlıktaki zenginler çoğunluktaki yoksulları Ģöyle ya da böyle tarih boyunca alt etmenin yollarını bulmuĢ. . Ama inandırıcı gelmiyorsa gene baĢka bir sürü kelimeyle deveye hendek atlattırmaya gerek yok. Geleneksel toplumlarda hayati olan yaĢlıların tecrübesi. Dünyanın gerisindeyse önemli bir kısmı yoksul. Ġnsan en son sevgilisine Türkçe. çocuk yapmadıkça. âĢıkmıĢ gibi davranmak değil (bu her iki kiĢiyi mutlu da edebilir). eli ayağı tutmayan. ġöyle bir ikilemle karĢı karĢıyayız. propaganda karıĢımı yöntemlerle yakın gelecekte de bu adaletsiz düzen sürecek gibi. Zenginlerle yoksullar arasında türümüzün tarihindeki en büyük ayrım bugün de bütün Ģiddetiyle sürüyor. Artık Çinlilerde uzun yaĢıyor. Ġngilizcede yalnızlığın. Ancak burada da 2050 yılına doğru Avrupa kökenli beyazların azınlığa düĢmesiyle bu toplum çarpıcı değiĢimlere gebe. Ne köylü kentleĢiyor. Koreli 'atalarını' bile göçmen olarak kabul etmeyen.. Bunlar dünya çapında yeni tür bir çatıĢmanın nedeni olabilir. yoksulluğa terk edilmiĢ durumda. Boro ya da Mati'ke gibi dillerin yakında kaybolacak olması bizi tekdüzeleĢtirmekle bırakmıyor. BaĢka bir iliĢki biçiminin adı da 'onsay'. bin bir Ģeklinin heykellerde iĢlendiği Hindistan'daki kutsal tapınakları bir an için gözünüzün önüne getirin. Aradaki fark. öyle davranıldığını inkâr etmek. sahtekârlıkla itham edip küçük düĢürmek konumunda da değil. bizi totaliter bir ahlak anlayıĢına da tabi kılıyor. insanın ruh halinin çeĢitliliğini. göçe kapalı kaldıkça yaĢlanıyor. ġiddet. kadınsız Çinli Gündüz Vassaf 28/03/2004 Ġleride nasıl bir dünyada yaĢayacağız? Herhalde en doğru kehanet. 'iyi' ve 'kötü' diye ayrılan davranıĢ kalıpları çok daha net. erkek nüfusu çoğalıyor. Farsçada aĢkın. Ne Mao öncesi ne de Mao dönemi gibi açlıktan ölmüyor. ömrümün son aĢkı sensin'. Asıl yalan ve de kabul edilmez olan. Diğer uçta.'Senden baĢka kimseye bir daha âĢık olmayacağım. Avustralyalı yerlilerin dillerinden 'Mati' ke'yi bir kiĢi Ġngilizceyi ise iki milyar kiĢi konuĢuyor. Dilbilimci Whorf'un bir tezine göre neyi nasıl algılayacağımızı kullandığımız dil belirliyor. Yakın bir gelecekte kendine bakamaz hale gelecek olan yüzlerce milyon yaĢlının yükünü sistem kaldırabilecek mi? Ayrıca bu ülkede çiftlerin birden fazla çocuk sahibi olmaları yasaklandığından ve kız çocuk istenmediğinden. Yaşlı Finli. Zengin ülkelerde yaĢlı. Bugün tarımın monopolleĢmesinden ötürü göçe zorlanan iĢsizler orduları Ģehirlerde. nüfusları azalıyor. Eskimo dillerinde karın çeĢitli türlerini anlatan birçok kelime var. iĢsiz ve aç gençler. cinsel birleĢmenin. müstehcen diye bu tapınaklara giriĢ de yasaklanır. bakıma muhtaç bir nüfus var. Dünyaya bakma biçimimiz. adlandırarak. Yadırgamıyor. Türümüz ihtiyacına. kehanetlerin genellikle yanlıĢ çıktığı. Yarın ne olacağını kestirebilmemiz için elimizde yeteri kadar ipucu var. ne kent köylüleĢiyor. sosyalist sistem çöktüğünden beri. Tarihimizde ilk defa bilgi açısından gençler yaĢlılara hükmetmek konumunda. günün gereksinmeleri açısından anlamsız anılardan ibaret. Bir Türkiye nüfusu kadar kadınsız erkek ne yapacak? Toplumsal yapı ne tür bir değiĢime zorlanacak. kabul ediyor. bildiklerimizin kısa bir özeti. AĢkın. Ancak günlük yaĢantımızda göze çarpmadığı halde.. Zengin ülkeler. altın.. Pazarın gücünün her Ģeyi çözeceğinin iddia edildiği bir düzende yaĢıyoruz. Yeni bir oluĢumla karĢı karĢıyayız. Japonya gibi. Hatta 'onsay' iliĢkisinde.

Thanassi Evangheliou. Pierre Byron. isimlerine bakılırsa. o gün için nasıl yönlendirildiğimizin bir ölçütü. Dünyayı beterinden koruyan. ilk efsaneleriyle binlerce yıllık bir sözlü tarih belleğine sahip olma özelliğini taĢıyor. Daha da ürkütücü olan. gerçeğe. "Totalitarizm için siddet neyse. Kıt olan belleğimiz değil. ġark Demiryolları'nda yönetici 58. otomobil imalatçısı Celestin Triarire. Kafası yalan ve yanlıĢlarla doldurulanlar. hiç bilmeyenlerden daha uzaktır. önemli bulduğunu sayfalarında. demokrasi için de propaganda aynı Ģey. Reiser. rantiye 32. çünkü bu kelimeyi 'kendimizi' tanımlamak için resmen ilk kullanıĢımız 17 ġubat 1919'da Ġstanbul'da toplanan mecliste. karĢılaĢtığı bolluk önünde de bilgilendirildim diye kandırılıyor." (Basılmaya değer olan bütün haberler) Kapitalist basının bayrak gemisi. "Gazetelere bakmayan birisi. bakkal 8." Ġki yüzyıl önce. Mmme. safça bir beklenti. ilaç imalatçısı 59. Darmon. kasap 37. Garabet Kebabdjioğlu. gazoz fabrikası 63. olup biteni gazete okurundan iyi bilir. Medya tekellerinin de tersini iddia etmesi düpedüz yalan. vicdan. nasıl oluyor da bugün kamuoyunun belleğinin çok kıt olduğu.) ĠĢte Büyük Hendek Sokak sakinlerinin bir kısmı.No. Universelle Kız Okulu 66. Leon Sellie. Ġstanbul Sular Ġdaresi Müdürü 44. Ġpirotis. ekranlarında yansıtacak. Nicolau. Sterio.' Pravda. tek Müslüman yok. Bu düzende. Jean Schneiberg. tütün dükkânı 27. Antonie Sifneos. her Ģeyi hemen unuttuğu söylenince. Özellikle ekrandan aynı anda gelen çeĢitli simge ve mesajlarla izleyici boğulurken. Peki.Mc Medya Gündüz Vassaf 21/03/2004 Noam Chomsky (MIT Üniversitesi). Büyük Hendek Sokak Gündüz Vassaf 14/03/2004 Ġstanbul'un Galata semtinde 1889-90 yılı kayıtlarına göre Büyük Hendek Sokak'ta oturanlar arasında. ebe 56. New York Times gazetesinin her sayısında Ģöyle bir ibare var. Leopold Krause. Düzen böyle ayakta duruyor. komisyoncu 13. Ancak monopolleĢen medyada farklı değerleri (aynı değerin farklı Ģekilde ifadeleri değil) yansıtan tercihlerimizin azalması sonucu McMedya imparatorluğunun tutsak tüketicileri konumundayız. kendi gerçeğimize yakın gördüğümüzü seçerek yapıyoruz. Voulgarakis. 'GılgamıĢ' destanını yazana kadar. duvar ustası 46. Louis Porurier. C. Gazetelerden. Türümüz. tabii ki her medya kuruluĢu kendisine göre değer verdiği. manav 39." Sovyetler Birliği döneminin ünlü gazetesinin adı 'Pravda. enformasyon sanayiinin kitle imha silahları kadar tehlikeli bir hale gelmesi -ABD egemenliğinde yeni dünya düzenini kurma savaĢında en ince propaganda yöntemlerinin seferber edilmesi. "All the news that's fit to print. heykeltıraĢ 9. medyadan. Dim. daha dürüst. evrensel bir gerçekmiĢ gibi. pastacı 16. Szako. J. Sifneo Biraderler. Alliance Ġsraelite. (Türk demiyorum. Rusça gerçek demek. Isaac Abramovich. Leon Schor. Const. Ģapkacı 54. fırıncı . Panany Bonafacio. emekli tüccar 38. kunduracı 24. baĢımızı tasdik edercesine sallıyoruz? Günümüzde kullanılan haber teknolojisi "Ġzleyicinin ne kadar az Ģey aklında kalırsa o kadar baĢarılıyız" anlayıĢı üzerine kurulu. Thomas Jefferson (ABD CumhurbaĢkanı). Biz okurlar da tercihimizi. dünyada olup bitene pencere olmalarını beklemek haksızlık. Anketler de nasıl düĢündüğümüzün değil. GerçekdıĢı. iĢlevini tanımlamakta daha gerçekçi. bilincimizi edilgenleĢtiren bir taarruzla karĢı karĢıyayız. 4. Ya da kimi iyi niyetli temsilcilerinin kendi kendilerini kandırmaları. terzi 11. . sırrı çözülemediğinden kimsenin sirayet edemediği. N. Belleğimizi duyarsızlaĢtıran.

Paris ve Oxford üniversiteleri ile birlikte döneminin dünyada en iyi eğitim kurumlarından biri. alternatifler sunmak yerine. geleceğimize iliĢkin en temel soruları sormayı unutturuyor. düzenli aralıklarla beyin fonksiyonlarımız ölçülecek ve ona göre butik beyin jimnastiği programları geliĢtirilecek. bir dünya Ģehri olmaktan çıktığını biliyoruz. Bugün de öyle. Salamanca Üniversitesi'nde bugün de 10 bin küsur öğrenci okuyor. sokaklarda konuĢulan çeĢitli diller çınlıyor. Bir tanıdığımın çocuğuna 'Erdem nedir?' diye sorulduğunda. sıfır sigara. burada savunuluyor. Asıl olanlar gözden kaçıyor. alıĢık olmadığı bir Ģey yapmayı da deneyebilir. Bologna. vücudunu garantiye almıĢ olmanın yalancı huzuru içinde. gözü dönmüĢ bir Ģekilde. Dimitrio Logothetti. 'Ġnsanlar neden aç?'. programlı seks. tuvalet yerine komĢuya gitmek. belki de bu sokaklarda oturanların birçoğunun neredeyse bayram ettiğini. Vücudumuzu ölümsüzleĢtirmek istercesine gösterdiğimiz gayret ve harcadığımız paranın dünya ekonomisinde kayda değer bir yeri var. uygarlığımızın tarihindeki toplam göçmen sayısından çok. Leon Rosenthal. Katolik kilisesinin baskısına rağmen egemen düzeni alt üst eden Kopernik devrimi. Bu konuda söyleyecek yeni bir Ģeyiniz varsa ya da Ģimdiye kadar söylenenleri sanki ilk defaymıĢ gibi çok farklı bir Ģekilde sunmayı becerebiliyorsanız. evlerden Yunan bayraklarının asıldığını da unutmuĢ gibiyiz. Tıptaki buluĢlarla yaĢam süresini uzatan türümüzün yeni korkusu vücut sapasağlamken kafanın koyuvereceği. Modern insan. Batı'nın önde gelen yayınevleri size astronomik avanslar ödemeye. nasıl pazarlanacak? Yakında beyin vitaminleri modasıyla birlikte. cevaplarını aramak önemsenmez oldu. boyalı vitaminler. kitabınızı Tagalagdan Çinceye kadar birçok dile çevirmeye hazır. Hatırlayanlarsa. Beyin jimnastiği Gündüz Vassaf 07/03/2004 Psikologların bu konuda hâlâ bir kitap yazmadığına ĢaĢıyorum. Evin yolunu ĢaĢırmak. paraya çevirmenin o denli peĢine düĢüldü ki. 16'ncı yüzyılda 25 fakültesi ve 10 bin küsur öğrencisi var. burada yaĢatılmıĢ. Birinci Dünya SavaĢı'ndan sonra Ġstanbul'un iĢgal altında olduğu günlerde. Belgrad ormanı koĢucularını yıllar öncesinin vücudu zinde tutmaya yönelik kitaplarına borçluyuz. Ġki grup da azınlıkta ama en çok onların sesleri duyuluyor. 'Neden iĢsizlik var?' gibi sorularla barıĢ arayıĢı. içeride ve dıĢarıda tekrar bir kurtuluĢ savaĢı verme havasındalar. Ama daha o günlere gelmeden belki de modern insan. Her sabah uyandıktan sonra beĢ dakika bilmece çözülecek. Günümüzün aletli jimnastik salonlarını. kulağınızda. asrın sağlıklı insanının yaĢlılığında 'kafayı üĢütme' korkusu var. kilise ve krallara karĢı düĢünce burada korunmuĢ. eĢ dost ziyaretlerinde en yeni. Ġkinci Dünya SavaĢı bittiğinden bu yana çıkan 100'e yakın savaĢta ölenler 100 milyondan fazla. Unutmak. Milano'da defileye çıkmıĢ gibi boy boy. GüneĢ'in Dünya'nın etrafında değil de Dünya'nın GüneĢ'in etrafında döndüğü. çağdaĢ 'uygarlığımızın' olgun temsilcilerine çocuksu özlemler gibi geliyor olmalı. Ancak bugünlere özlem duyarken. kalbe iyi gelir diye akĢamları tek kadeh kırmızı Ģarap. 'Amca bana Ģıkları söyle' diye cevap verdiğini hatırlıyorum. beyni dinç tutma buluĢları konuĢulacak. yaĢantımıza. Engizisyonda apar topar götürülen üniversite rektörü beĢ yıl mahkûmiyetten sonra tekrar döndüğünde ilk dersine "Dün bıraktığımız yerden devam edelim" sözleriyle baĢlıyor. havaalanı yerine sinemaya. sinirler geriliyor. Üniversitenin cenazesi Gündüz Vassaf 29/02/2004 Ġspanya'daki Salamanca Üniversitesi 1239'da kurulmuĢ. Ancak eski Ģehrin sokaklarında kararlı adımlarla derslerine . Bilgi çağı denilen günümüzde düĢüncelerimizi metalaĢtırmanın. Kim bilir bu korkular üzerine ne gibi yeni ürünler piyasaya sürülecek. dünyanın her yanında milyonlarca 'çağdaĢ insanın' yaĢam biçimi. yatak odalarındaki sabit bisikletlerle kürek çekme makinelerini. Newton'un 'Elma kafama neden düĢtü?' ya da Eflatun'un 'Ahlaklı insan nasıl olur?' türünden sorular sormak. Sonraki yıllarda rejim yazıları moda oldu. buradan da yayılmıĢ. bize. 21. Sultan'ın döĢemecisi. beyin jimnastiği kitapları ve uzmanları. Ve derdimiz sağlıklı yaĢamak. dünyamıza. 'Kanada Atlı Polisinin Egzersiz Kitabı' bile bir ara ABD'de en çok satan kitaplar listesine girmiĢti. herhangi bir politika üretmek. Yeni dünya düzenini alternatifsiz görmenin aymazlığı. Yurtlarından olup göçe zorlananlar. her gün hava raporunu takip edercesine piyasaya çıkan yeni aletlerle vücudun çeĢitli fonksiyonlarını ölçmek. Avrupa'da taassuba. gündelik yaĢantımızın parçası olursa hiç ĢaĢmamalı. Saçmalamak. Cumhuriyet'le birlikte Ġstanbul'un taĢralaĢtığını. Listeye bakınca Ġstanbul'un bir zamanlar ne kadar kozmopolit bir Ģehir olduğu insanın gözlerinin önünde canlanıyor. otelci 89.87. Unutanlar 'çağdaĢlaĢmak' uğruna ulusal çıkar mefhumunu bile neredeyse reddediyor.

Gelenler Venediklilerin Venediğini ziyarete geliyor. geçmiĢini inkar etti. Irak'ta ABD iĢgal ordularına sattığı ekmekten kazandığı parayla bile iftihar eder konumunda bir ülke. Ġnsan dokusu değiĢti. Benim Harvard Üniversitesi Kitapçısı'nın kuytu bir köĢesinde gördüğüm ve o ana kadar üç kiĢinin imzalamıĢ olduğu bir dilekçe. Kendileri için hazırlanmıĢ bir 'Venedikland'ı' değil. Duvarlarda tek göze çarpan. kopartıldı. Paris'den çok. bahçelere gömüldüğünü hatırlattı.yetiĢmek isteyen öğrencileri görmesem burada bir üniversite olduğunu anlayamayacağım. Geçen sene kanunlaĢan Patriot's Act'in (Vatanperverlik Yasası) bir maddesine göre devlet. Ġhsan Doğramacı ve YÖK'le birlikte de Türkiye'de üniversitenin cenazesi kaldırıldı. Bizans ve Osmanlı Ġmpratorluğu dönemlerinde dünya baĢkenti olan Ġstanbul'u Türkiye Cumhuriyeti'nin 59'uncu hükumeti bir dünya markası yapacakmıĢ. ġehir vapurlarıyla deniz otobüsleri tarifelerinde hafta sonlarının hangi günler olduğunda dahi anlaĢamayan bir mantıkla çalıĢıp sürekli değiĢtirdikleri kaldırım taĢlarında seksek oynayan 'vizyonlu' yöneticiler bu Ģehri dünya marka yapma çabası içinde. modernleĢme adına tarihi tahrip edildi. burayı ziyaret edenler keĢke Ġstanbul'da yaĢayabilseydim dediğinde yeniden bir dünya Ģehri olabilir. Yeniden de kurulmadı. emeğin çok ucuz olduğu. Belki de ülkenin 'geri kalmıslığına' mantıklı bir çözüm. tarihinin uzun bir döneminde hümanizmanın beĢiği olan üniversite üç maymunlar gibi sessiz. kütüphanemizi kapatırız' (bir gün için bile olsa) diye protesto niteliğinde bir tepki de yok. adalarda söndürülemeyen yangınlardan.. askeri cuntayı ve yakalarlarsa 'Beni hapse atıp iĢkence yaparlar' korkusuyla banyo küvetlerinde kitapların yakıldığını. Ġstanbul ve yeni sakinleri birbirlerine yabancı kaldı. sağlık. Görünürdeki iki kitapçının kapladığı toplam alan Ġstanbul'da Markiz'i andıran Ģık çikolatacının yarısı kadar. Bugün Türkiye. Okurlarına da bilgi topladığını bildirmeye hakları yok. Nazi Almanyası ya da Sovyetler Birliği'nin ilkel totalitarizminde kitaplar yakılıp yasaklandığında Batı âleminde yer yerinden oynardı. Ġstanbul bir dünya markası olacak. Burada karĢılaĢtığım manzara bana Türkiye'de 12 Eylül'ü. Ġstanbullulara kapalı bir Ġstanbul mu olacak? Yönetimlerin normal vazifesi olan iĢler. Harvard Üniversitesi'nin kitapçısında karĢılaĢtığım manzara bundan da dehĢet vericiydi. Yeni totalitarizmin özgürlük vitrininde kitap serbest. ancak bu Ģehirde yaĢayanların hayatına imrenildiğinde. bu koĢulların yarattığı kiĢilerde oluĢan bir mantığın ürünü. Kilyos deniz eğlenceleri beldesi olacakmıĢ. Cumhuriyetle birlikte tekdüzeleĢti. bu sömürgeleĢtirilmiĢ mantığın tezgahında yakında camilere de bilet de kesilir. Ģehrin reklam tahtalarında baĢarı olarak ilan ediliyor. kimin hangi kitabı aldığını devletin talebi üzerine bildirmeye mecbur. ulaĢım sorunlarından. ne bir toplantıyı duyuran afiĢ. BangladeĢ'in bile rekabette güçlük çektiği. insanı da metalaĢtıran yeni dünya düzeniyle süratle bütünleĢmekte. Gecekondulardan. O günlerde Boğaziçi Üniversitesi'nin kütüphane sorumlusu bile. kimlerin hangi kitapları alıp okuduğunu denetleyebiliyor. Beyoğlu alıĢveriĢ merkezi. bu maddede değiĢiklik yapılmasına yönelik cılız bir çağrıydı. ġehir insan bütünlüğü olmayınca da Ġstanbul'un kendisi tüketilir oldu. Salamanca'yla birlikte aynı dönemde kurulan dünyanın gözde üniversiteleri Oxford. Her yıl kar yağan bu Ģehirde kar temizlemekteki beceriksizlik. Ġstanbul'u bir dünya markası yapmak. Ġstanbul. Londra. mehmetçik de kiralanır. Venedik her Ģeyden önce Venediklilerin Ģehri. iĢ ve para. 'Ortaçağda kuruluĢundan bu yana. bayrağa da yıllık sözleĢmelerle logo alınır.. yabancıları memnun ederek sırtından para kazanılacak bir mal olarak düĢünülüyor. bu Ģehirde oturanların yaĢam ihtiyaçlarını karĢılayacak bir mekan olarak değil. New York. Ġstanbullu olmamakla övünüyor. Ģehrin eğitim. Sultanahmet müzeler bölgesi. Okur fiĢleniyor. Sokaklarda ne el ilanı dağıtan var. Ġstanbul. görkemli tarihiyle Ġstanbulla karĢılaĢtırılabilecek ender Ģehirlerden Venedik. dünyada belki de örneği görülmemiĢ bir Ģekilde kar öncesi tatil üstüne tatil ilan edilerek örtbas ediliyor. ne de imza toplayan. 21. Borçları giderek artan Türkiye. Çin'e kayacak. çok dilli bir dünya Ģehriydi. ġehir ve Ģehirde yaĢayanlar arasındaki bağ koptu. geleneklerine ve topluma duyarsızlığı bir yana. Amaç varlıkları metalaĢtırıp markalaĢtırmaksa. Tekstil sanayii bile belki 10 yıl içinde çökecek. . dıĢa açıldığından beri eskisi gibi kendini besleyemiyor. Paris ya da Bologna'da da durumun pek farklı olduğunu sanmıyorum. sağır ve kör. Salamanca'yı ziyaretimden bir hafta sonra Boston'da Harvard Üniversitesi'nin kitapçısındaydım. bir dünya markası değil. Hepsinde aynı telaĢ-mezuniyet. sırf baĢlığında ideoloji kelimesi var diye ġerif Mardin'in 'Din ve Ġdeoloji'si de dahil olmak üzere yüzlerce kitabı gözden ırak bir yere kaldırmıĢtı. ihmal edildi. kendi kendine iĢ edinip. İstanbul Gündüz Vassaf 22/02/2004 Ġstanbul'u dünya markası yapacaklarmıĢ. asırda 'boy gösterebilecek' bir insan yatırımı da olmadığına göre ümitler Ġstanbul'da. daha çok geldiği yere 'memleketine' sahip çıkıyor. çöp. Kitapçılar ve kütüphaneler. Ġstanbul Osmanlı Ġmparatorluğu döneminde çok kültürlü. Dünyada en çok ziyaret edilen Ģehirlerden biri olan. içine kapandı. Üstelik. Yabancılara kollarını açan Yeni Ġstanbul. Üniversite binalarının panolarında duyurular sade not ve imtihanlarla ilgili. Ģehri allayıp pullayıp yabancılara satmak. geleneğe göre mezun olunca öldürdüğü bir boğanın kanı yerine artık boyayla yazılan öğrenci isimleri. Bugün Ġstanbul'da yaĢayan çoğu Ġstanbullu. depremlere hazırlılıktan söz edilmiyor. Böyle bir yasaya karĢı 'O zaman biz de kitapçımızı. Herhangi bir ticari alanda baĢka ülkelere göre rekabet gücü de yok gibi.

.... kum ve güneĢe giden turistlerden farklı olarak.. YaĢamın uç noktalarının gözlemcileri olan savaĢ muhabirlerinden çok farklılar..........— —. aloha au la o'e.....Ġbranice Mai tumaha pyar karta hu. Ġkisi de gittikleri toplumların yaĢantısından bir Ģeyler almaya gidiyor... kendilerine özgü yazma biçimleri var............ Hocalık yapıyor........Fince Tha gradh agam ort... Türklerinin tarihi açısından özellikle ilginç bir dönemi kapsıyor.. Delhi ve Maldive Adaları'na kadı oluyor...... evlerinde kalıyor.. ÇeĢitli kültürlerden insanlarla haĢır neĢir oluyor........ Bir de benim gibi kendilerini tutamayıp gün gelir de yazarım diye gittikleri yerlerde not tutanlar var...... ljub'm te.......... En son Lehistan'dayken defterime düĢtüğüm ilk not Ģöyle... ancak ülkesine dönüp Cenevizlilere bir savaĢta esir düĢtükten sonra.. Her ikisi de baĢkalarının dünyalarını yansıtmak iĢinden para kazanıyor...Esperanto Seni seviyorum....... Fas sultanının ricası üzerine anılarını (Rihlah) zamanın ünlü yazarlarından Ġbni Cuzai'ye dikte ediyor.// —.. Afrika ve Asya'daki bütün Müslüman ülkelerini ve kimi komĢularını gezip gören Ġbni Batuta da öyle.an aap say piyar karta hun.......Sırpça Jag alskar dig. dil bilmese bile............... hapishanede Pisa'lı Rustichelli'ye dikte ediyor........ '11 Kasım'da Polonya'yı tüketmeye geldim:' ......... Kendisi gibi 14..... gittiği yerlerdeki insanların dünyasını paylaĢabilen biri..... gazeteleriyle önceden antlaĢmalarını yapıp.......... Hepsinin ayrı ayrı seyahat etme tarzı. Ġlki tüccar........ mahal kita..Galce Se erotao.........................Katalanca Mina rakastan sinua..Hawaiice Ani ohev otach... Ġyi bir seyahat yazarı.... onların geçmiĢini....Litvanyaca ...............Rusça Volim te.......... Hindistan gibi yerlere resmi gezilere gidiyor...Ġsveççe I Chaa di Garn......Japonca KhoĢim awee.......Zuluca Mi amas vin.....Burmaca Ngor oi ley...../-......................... Bu arada Osmanlı öncesi dolaĢıp anlattığı Anadolu......................Afrikaans .Mors alfabesi Kocham cie. Batuta da.........Braille Nin ko ngachitde...Urdu Ngiya kuthanda............... Günümüzden Colin Thubron...... Chit pa de........................Ġsviçre Almancası Iniibig kita.Tagalag Phom Rak Khun.............Kantonca T'estimo................ AlıĢveriĢe...... Bill Bryson........ ..... Anılarınıysa...... Gezisinin baĢlangıcında alıĢveriĢe dayanan baĢka bir iĢi var.... gezi notları..... kısacası gittikleri ülkelerin 'özel' yaĢantısını dile getirmeye çalıĢıyorlar........... seyahat yazarları da empresyonist ressamlar gibi az zaman içinde kendi tablolarını yaratıyorlar........Romence Ya tebya lyublyu..... âdetlerini araĢtırıyor.. Burma.............. Ġbni Batuta......... onlar da gittikleri yerleri.. Ama gene gittiği yerlerde topluma bir tür hizmet veriyor....... Üstelik çeĢitli diller öğrenip Kubilay Han'ın gözüne girdikten sonra onun vekili oluyor.. Yüzeysel kalan seyahat yazılarıysa çala kalem yazılmıĢ düzensiz bir turist rehberine benzemekten öteye gidemiyor..Tayca Mi .............. Sosyal bilimcilerin karĢılaĢtığı ahlaki sorunlar seyahat yazarları için de geçerli... yazmak amacıyla yola koyuluyorlar.........Mi amas vin Gündüz Vassaf 15/02/2004 Ek het jon leef...Hintçe Aishite imasu..Lehçe Eu te amo..Kürtçe As tave myliu.......................... 28 yıl süren yolculuğun sonunda ülkesine dönünce............ yolculukları için avans da alıp.... KarĢılığında ne verdikleri ya da bir Ģey vermelerinin gerekip gerekmediği bence yeteri kadar tartıĢılan bir konu değil..Portekizce Te iubesc..Klasik Yunanca Maney tamari satey pyar che............. Marko Polo ve Ġbni Batuta gibi gezginler çağdaĢ seyahat yazarlarından farklı..... tanıĢtıkları insanları tüketmeye gidiyor...Türkçe Polonya'yı tüketmek Gündüz Vassaf 08/02/2004 Seyahat yazıları. Marko Polo.. yüzyılda yaĢayan................................ dertlerini dinliyor........Gujaratça Aloha i'a au oe...... Sosyal bilimciler çeĢitli konularda yıllarca uzmanlaĢırken.. Paul Theraux.. ÇağdaĢ seyahat yazarları çok farklı ve profesyonel bir konumda. Yayınevleriyle.. KarĢı konulmaz bir arzusu var seyahat etmek için ve keyif için dolaĢıyor.................... Moğol Ġmparatoru adına Tibet..

kültürüne. Bireyi koruyucu bir yanı var. Sekiz yüzyıl boyunca kuĢaktan kuĢağa halk ozanları griotlar tarafından aktarıldıktan sonra nihayet 20. Dünyanın ilk insanı Afrika'da iki ayak üstünde durduktan sonra göçlerle yayılıp çeĢitli uygarlıklar kurmuĢ. Ürkütücü olan dünya çoğunluğunun tek bir uygarlığa karĢı birleĢip onu aĢağılaması. iliĢkilerinin baĢlangıcında. Afrika'yı felaketler kıtası olarak algıladığımızdan en az burada olup bitenin haber değeri vardır. onları baĢka yana görmemiz.Afrika. KarĢılıklı oturmuĢ önümüzdeki kahve makinesinin vazifesini bitirmesini bekliyoruz. Yemek kitapları da öyle. En az Afrika'ya gitmeye meraklıyız. 1 Şubat 2004 Gündüz Vassaf 01/02/2004 Ülkelerin. En tutucu halimiz kahvaltı sofrasında. YeĢil saniyeler mavi dakikalara. Roma'nın kuruluĢunu anlatan Virgil'in Anead'ına benzetilebilir. Ġlk öğrendiğimiz kurallardan biri kahvaltının gerekliliği. tutunamamıĢ sefilleri. Sabahları milli hatta ırkçı olan damak tadımız akĢamları çokkültürlü olur. Bu uygarlığın tarihine. Kahvaltıda yediklerinden kimsenin midesinin bozulduğunu hiç duymadım mesela. baĢkalarını unutturuyor. Ģehirlerin adlarını yerlerini biliriz. zaman ve baĢkalarıyla paylaĢıp paylaĢmama seçimindeki özgürlük ve denetimimiz de en çok kahvaltıya özgü. ya da bunlara sözde kalkan olan sessizlik duvarı da yemekler içinde en çok sabah kahvaltısının parçası. ne Ģarkılarını. uçsuz bucaksız rüya âleminden çıktıktan sonra. aynı kahvaltıyı yaparız. Yeni tanıĢan çiftler hayat felsefesinden cinsel isteklerinin gizlerine kadar birçok Ģeyi paylaĢırken. Hong Kong ya da Küba hakkında bildiklerimiz nice imparatorluklar kurulan Kara Afrika'dan fazladır. Çin yemeğini sevenlerden kaç kiĢi bir buçuk milyar Çinlinin kahvaltıda ne yediğini bilir? Ne lokantada Çin kahvaltısı edebilirsiniz ne de bir yemek kitabında tarifesi bulunur. doğasına göstermemiz. yüzyılda kaleme alınan bu Afrika efsanesi. kahvaltı sofrasının değiĢmeyen düzen ve âdetlerinin. Asırlar önce yaĢamıĢ bilge Çinlilerin atasözleri. genellikle sabah kahvaltısıdır sona kalıp saklı kalan. Çiftler arası sürtüĢmeler. Uzak diyarlardan kiĢilerle seviĢircesine. Adı 'Sundiata'. Ġlk Amerika'ya yerleĢen beyazlar eski dünyanın dıĢlanmıĢ. Kıyafet. sabah kahvaltısındaki uyumluluklarına seks kadar önem verseler belki hüsranla biten birçok iliĢki peĢinen engellenebilirdi. Bunları bana geçen hafta okuduğum bir kitap düĢündürttü. yumurtanın kaç dakika kaynaması gerektiğine hükmedebilmenin. Hintlilerin yogası. doğal afetlerin farkındayız. dakikaları saniyeleri gösteren elektronik bir saat var. dinlerin. Türklerin halıları. Ģiirlerini. Aramızda duran makinenin makineliği yetmiyormuĢ gibi bir de üstünde yılı. belirsizlikten korkan bireyin imparatorluk yemeği. Ama sabah kahvaltısını bu kadar yerden yere vurmak da haksızlık. Kahvaltıysa her ülkenin en sadık yemeği.bir uygarlığın. Afrika'nın ne atasözlerini biliriz. Ġngilizler 'The French disease' (Fransız hastalığı). . en az Afrika'daki devletlerin. Mali Ġmparatorluğu'nun nasıl kurulduğunun öyküsü. karaları vahĢi biliriz. Avrupalıların da birbirlerini nasıl aĢağıladıklarının en çarpıcı örneklerinden biri bu kıtada belsoğukluğuna verdikleri isimler. adam olmaz. Vakit keyifli geçiyordu. Bilmek istesek de ne kitabı pek bulunur ne de üniversitede bu konuda uzmanı. Yemeğin keyif olabileceği akĢam yemekleriyle keĢfediliyor. vahĢi. O belirsiz. AkĢam yemeklerinin özgürlüğüyle karĢılaĢtırıldığında kahvaltının totaliter bir yönü var. Avrupalıları birleĢtiren bir görüĢ ise hastalığın Avrupa'ya Yeni Dünya'nın keĢfinden sonra yayıldığını iddia ederek. belsoğukluğundan Amerika'yı sorumlu tutmak. Küçücük Ġskoçya. Onları aĢağılayıcı. Bulabildiklerimiz de. Ancak bu ülkelerin birbirlerini aĢağılamaları karĢılıklı olduğundan bir eĢitlik söz konusu. mekân. mavi dakikalar kırmızı saatlere dönüĢüyor. Lehlere göreyse Rus hastalığı. efsanelerini. Zaman bir iĢkence makinesine sıkıĢtırılmıĢtı. Bel soğukluğu Ruslara göre Leh hastalığı. BaĢka ülkelerin de mutfaklarından hoĢlananların tecrübeleri akĢam yemeği üzerine kurulu. sefalet ve hastalıklarıya dünyanın sırtında yük olarak görmemiz. güven verici bir yanı olmalı. kalanlarsa o günden bu yana aynı ilkellikle yaĢamlarını sürdürmüĢlerdir. Ürkütücü olan Afrika'daki çeĢitli uygarlıklara ya da kabaca Kara Afrika'ya karĢı birleĢtiğimizin farkında bile olmamamız. Macera akĢam yemeğindedir. Arapların göbek dansları artık sıradan ortak bir dünya kültürünün unsurları. dillerine ne kadar da yabancıyız. farklılıktan. Ta birlikte kahvaltı edene kadar. Kahvaltı Gündüz Vassaf 25/01/2004 En ürkütücü kahvaltımı Berlin'de misafir kaldığım bir evde yapmıĢtım. Latin Amerikalıların müziği. Birlikte yaĢamaya karar verenler. Afrika'ya ilgimizi bu kıtanın insanlarından çok vahĢi hayvanlarına. Neon ıĢıklı. Dünyayı bir yana. Ġtalyanların çocuklarını korkutmak için 'Mamma li Turcha' (Türkler geliyor) ya da Fransızların odun kafalı anlamında 'Tete de Turc' (Türk kafası) tabirleri. Fransızların mutfağı. Kendimizi bilmemizden ölümümüze kadar fabrikada aynı vidayı robot gibi üretircesine. hayal kırıklıkları. Onları açlık. günü. danslarını. Yüzyıl önce bir soykırımda milyonlarcasına öldürülmüĢler mi? Dünyanın en güvenilir ansiklopedisi Britannica'da Belçika'nın Kongo'da yaptığı soykırıma iliĢkin tek bir atıf bulamazsınız. yani sömürgecilik tarihi üzerine kuruludur. tadıp genellikle adlarını unuttuğumuz tanımadık yemeklere iĢtahımız akĢam vakti kabarır. dıĢ dünyanın bu kıtadaki varlığı. Küçücük Avrupa'da bile insanların birbirlerini horlamaları ulusal kültürlerinin parçası. Onları geri. yedi düveli bize düĢman görmeye yatkınlığımızdan. Kahvaltı. AkĢam yemeğinin aĢkı kahvaltıda ĢaĢalar. en az Afrika'daki savaĢların. yok saymamız. uygarlıkların önyargıları saymakla bitmez. Afrikalılarsa uyum içinde yaĢadıkları toplumlarından köle olarak koparılıp getirilmiĢken. daha önce Afrika'da hiçbir Ģey olmamıĢ gibi. kimi zaman ürkütücü. ırkçı fıkralarımızın konusu olmaya bile layık görmememiz. genellikle tersini yani beyazları uygar. Fransızlar belsoğukluğuna 'Mal de Napoli' (Napoli kötülüğü) diyor. filmlerini.

kendi ülkesi olan ABD'de vahĢetin sıradanlaĢmasını. Gördüklerimiz. Sağ. 'Kill Bill' Gündüz Vassaf 18/01/2004 Ġnsan türünün korkmaya. Sonuçta. orada neyi nasıl algıladığıyla. Tarantino da bunu. Türkiye'de ideolojik bir Ģablona göre anlatılırdı. yönetmenin ustalığından söz ediyor. Ġlkokul çocukları tarafından iĢlenen toplu cinayetlerin tekrarlandığı. Aslında turizmde de diyalektik bir iliĢki söz konusu. bu eğilimlerimizin tüketicisi konumuna getirebiliyor.Ancak bu sabah dokunulmazlığı da 'iĢ kahvaltısı' olarak son yıllarda kapitalizmin her saniyemize tecavüz eden hükümranlığına girmekte. Uzun yıllar evliler. bir Ugandalı'nın. vahĢet dozu giderek artan film kareleriyle ilgimizi çekebiliyor. Kendimi. kendimizi anlamaya çalıĢıyorum. sanat da bizi. çarpıcı örneklerle bu gözlemler dile getirilirdi. hatta evimize götürmek üzere cebimize bir iki tane koyabiliyoruz. Kendimize tabirini yakıĢtırmasak da. baĢka Ģiddet filmleri ve insanın korkma eğilimiyle dalga geçercesine. örneğin Japonların çay seremonisini değil de. Bulgaristan'da üç köy Gündüz Vassaf 11/01/2004 Bulgaristan'da Türkiye için 'komĢiya' diyorlar. Seyahat etmek. Belki ABD'nin öncülüğünde geliĢip Hollywood aracılığıyla da yayılan yeni dünya kültürünün. kendine özgü bir üstünlük kompleksiyle. Rakı 'rakiya'. Amerikan hegemonyasının yeni dünya düzenindeki her tür Ģiddetine karĢı çıkan bizlere. korkunun ulusal paranoyaya dönüĢtüğü bu ülkede Ģiddetin de özellikle sinemaya bu 'hafiflikte' yansıması kaçınılmaz. Filmlerinin baĢka ülkelerde de benimsenmesiyse. gittiğimiz yer kadar kendi hakkımızda da bir Ģeyler anlatıyor. turĢu 'turĢiya'. Osmanlı geçmiĢinin bilinciyle Bulgaristan'ı dolaĢan bir Türk'ün. kimiyse son derece uyarıcı binbir çeĢit ĢipĢak yorumlarla gördüklerimizi de tüketiyoruz. Tam üç dakika olmasını istediği rafadan yumurtanın kıvamını karısı bir türlü tutturamıyor. Türklerin ikinci sınıf vatandaĢlar olarak bu ülkede çektiği zulümden söz eder.Ģiddetten haz almaya ihtiyacı olduğu söylenebilir mi? ABD'li film yönetmeni Tarantino'nun bol kanlı. Adamın tek Ģikâyeti sabah kahvaltısıyla ilgili. zaman zaman seyirciyi de güldürerek. dövüĢ sanatını popülarize etmesi bizim sanatsal tercihlerimizi değil de çağdaĢ ABD toplumunun yüzünü yansıtıyor. Zamanın sahibi olabilir mi?. Yeni bir yerde olmanın heyecanıyla yolda en alıĢık taĢ parçasına farklı gözle bakabiliyor. Soğuk SavaĢ yıllarında Bulgaristan. yaĢadıklarımız üzerine yorum yapma gayretiyle beynimiz de harıl harıl çalıĢıyor. Amerika'nın Ģiddeti yabancılaĢma adına içselleĢtirme ya da kabullenme biçimi de cazip gelebiliyor. kanıksanmasını yansıtıyor. kendine özgü bir kültürü yaratabiliyor. Ġnsan türünün Ģiddet ve korkusu üzerine kurulmuĢ bu film biz seyirciler için bir eğlence biçimi mi? Kimilerinin dediği gibi Tarantino Ģiddete yabancılaĢmamızı sağlayarak bizi bu vahĢi yönümüze daha duyarlı mı kılıyor? Problemli geçen çocukluğundan beri korku ve dövüĢ film ve çizgi romanlarıyla haĢır neĢir olmuĢ bir yönetmenin bu konuda ustalığı mı bizi cezbeden? Tarantino'nun filmini beyazperdede alıĢılagelen Ģiddet ve korkudan farklı kılan ne? Bilemiyorum. 1968 kuĢağının aĢk ve barıĢ sanatı bunu yansıtmıĢtı. Tarantino. Tarantino ve benzerleri giderek ahlak dıĢı bir konuma sürüklendiğimiz dünyamızda klinikleĢmiĢ halimizin temsilcileri. karĢılıklı olarak kimi ipe sapa gelmez. Biz gittiğimiz yerlerin insanlarını seyrederken onlar da bizi seyrediyor. Ģiddet dolu filmleri hem seyirciye çekici geliyor hem de birçok eleĢtirmen. Kimi toplumlar ya da topluluklarda Ģiddetin günlük yaĢama yansıması. Kadın kocasının küllerini üç dakikalık bir kum saatine koydurtur. kamyon Ģoförlerinin bir çift naylon çorap karĢılığı Bulgar kadınlarıyla nasıl beraber olduğunu adeta övünçle anlatırdı. yeni yerler görmek de bir tür tüketim biçimi. Uzakdoğu savaĢ sanatının nasıl karikatürize edilebileceğine. . Batı edebiyatında ilk Edgar Allan Poe'nun Ģiirlerinde hayal gücümüzün uç noktalarını uyaran korku bugün ABD'ye özgü bir tür vahĢetle artık gündelik yaĢamda bile sıradanlaĢmıĢ. vasiyeti üzerine yakılır. California güzeli sarıĢın kahramanımızın kılıcıyla kestiği kollar. Türkiye'ye kapitalizmin batağına saplanmıĢ bir ülke olarak bakar. Sol. Bulgaristan'a cennet. bir zamanlar Tarzan filmini seyreden Afrikalıların kendilerini bu yabancı kahramanla özdeĢleĢtirmelerine benzetilebilir. uçurduğu kellelerle hepsi birbirine benzeyen Japonların kolsuz kellesiz gövdelerinden fıĢkıran kana bol bol tanık oluyor. turist olarak gittiğimiz yerlerde sade fotoğraf makinelerimiz ve cüzdanlarımız değil seferber olan. Yoksa içimizdeki Ģiddetten daha da güçlü olan. Ġntibalarımız. Soğuk SavaĢ'ın bitmesiyle Türk yazınında eski sosyalist ülkelere ilgi de kayboldu. Koca ölür. Mutlu bir çift. Benim aĢağıda anlatacaklarımsa Bulgaristan'ın güneyinde Rodop dağlarında hepsi birbirlerine 15-20 dakika mesafede olan üç köye iliĢkin kısa ve herhangi bir yorum getirmekte son derece güçlük çektiğim gözlemlerim. sevmeye olan eğilim ve gereksinimimiz. devletin ölüsüne ödül koydukları düĢmanlarının kesik baĢlarının görüntülerinin haber programlarında yayımlandığı. Bir gazete haberi okumuĢtum. En son 'Kill Bill' filminde seyirci. Ġsveçli'nin ya da Amerikalı'nın aynı yere bakıĢ açıları çok farklı.

. Yollar. köyün kahvesinde hep birlikte yiyip içen gençler.Sağlık sigortası kayıtlarınıza göre yüksek tansiyon ve kolestrolünüz var. Etrafta gürültülü patırtılı bir insan karmaĢası.Önce Çok Amaçlı Kartınızın numarası lütfen. Ama daha derinlerde de bir Ģeyler olmalı. yol kenarlarında oturabilmek için banklar.Evet. . Oysa öyle bir yeni düzen kurulmakta ki.Veriyorum. Ekranıma göre Ģu anda size kayıtlı cep telefonunuzdan arıyorsunuz. Ama motosikletinizle gelip almanız on dakika bile sürmez. biz konuĢup tükettikçe kodlanıp fiĢleniyor. SipariĢinizin 17 Tan Bulvarı'ndaki evinize mi gönderilmesini istiyorsunuz? . Günümüzde diĢ macunu gibi alınıp satılan bir meta. Nasıl kabilelerde bireyin özel dünyası yok idiyse yeni dünyada da olmayacak. Daha çok paramız olsun istiyoruz ki özgürce tüketelim. çevreleriyle iliĢkileri. 21. Din bir ayırt edici unsur olarak en önce akla gelenlerden. Hele terörizme karĢı açtıkları savaĢta dünyanın egemen güçleri her Ģey hakkında her türlü bilgiyi toplamayı meĢru kıldılar. Yasaklar.Birinci köyün adı Gorno Drianova.Neden? . Telefonumu nerden biliyorsunuz? .Pizza Hut'a telefonunuz için teĢekkür ederiz.. 6102049998-45-54610. Her telefon konuĢmamızı. baskılar kalksın istiyoruz ki hepimiz her ortamda korkmadan özgürce düĢüncemizi ifade edelim. Aynı zamanda en güçlü silah. evlerin önü pislik içinde. Farklı olan insan unsuru. . Her yerde bir düzensizlik.45 dakika.. Hem yeni düzenin temsilcileri. hasır sepetlerden çöp atılacak yerler. bezler. seyreden erkek ve kadınlar meydanın iki ayrı ucunda birbirinden uzak duruyordu. Ģimdi baĢlayacağım ama. kamu kuruluĢları ve özel teĢebbüsün hakkımızda her türlü bilgiyi toplama giriĢimleri bire bir örtüĢmekte. SipariĢinizi ala.Tavsiye etmem zaten 15 Aralık'ta polise küfretmekten aldığınız ceza var. ama bu sizi ilk arayıĢım. Neden bu farklılık? Birbirine komĢu bu üç köyde maddi koĢullar aĢağı yukarı aynı.. . peki yoğurtlu pizza olsun. Eflatun'a göre bilgi bir erdem idi. kendilerini ikinci sınıf vatandaĢ hissetmeleriyle. hem de gizli kimliklerde özgürlük tüketicileri.Evet Bay Ran ev telefon numaranız 218 3557456.Moto. Köyde düğün vardı.. Meydanda çamura bata çıka halay çekiliyor.. . odunlar her yerde düzenli bir Ģekilde istiflenmiĢ. sizden. Yolda yürüdüğünüzde somurtkan suratlar yerine güler yüzle merhaba diyenler. .. Yani Bulgaristan Osmanlı egemenliğine girdikten çok sonra 15. Aynı yolda on beĢ dakika uzaklıktaki Ortodoks köyü Kovachhevitza bir baĢka ülke. Tarihimizdeki özgür/anonim birey dönemi kapanıyor. Kerpiç evlerin badanası dökülmüyor.. . Ġnsanların zamanında çektikleriyle.. Primlerinizin artmasını istemiyorsanız az yağlı soya fasulyeli yoğurt pizzamızı tavsiye ederim. .Deniz mahsulleri pizzası istiyorum. bal satarım.Peki. Herkes nesi varsa sokağa atmıĢ. yüzyılda Müslüman olan Slavlar. her e-postamızı kaydedecek güçte makineler durmaksızın çalıĢmakta. hakkımızdaki bilgileri birleĢtirip toplayanlar da bizi yönlendirebiliyor. . hakkında bildiğim her Ģeyi satarım.Neden? . . yüzyılda özgürlük Gündüz Vassaf 04/01/2004 Yağ satarım. Özgürlük günümüzün mitolojisi. Çingene yani Roma köyü. Gene aynı yolun üstünde yarım saatlik mesafedeki üçüncü köyün adı Dolen.Sisteme bağlıyız beyefendi! .Sizin yerinizde olsam bunu ısmarlamazdım beyefendi.Geçen hafta kütüphaneden 'Soya Soslu Yoğurtlu Yemekler' adlı bir kitap almıĢsınız. Pomak köyü. AĢağıdaki e-postayı "Böyle bir olasılık pek uzak gözükmüyor" ibaresiyle arkadaĢım Salih Katipoğlu'ndan aldım. Her Ģeyin çözümünün piyasada olduğu söylendiğine göre.Evet. incir çekirdeğini doldurmayacak tercihleri dev aynasında sunarak bizi bölüp yönetebiliyor. mekânlarını benimsemeleri arasında bir iliĢki var mı bilemiyorum. Ġnsanların birbirleriyle. etrafta poĢetler. köylerinden kaçmak üzereler buradan kaçıp gidecek insanların görüntüsü. . arabalar yoldan baĢka arabaların da geçeceği düĢüncesiyle kenara park edilmiĢ. Sanki bir felaket haberi gelmiĢ de köy ve köydeki yaĢam altüst olmuĢ. bu gidiĢle bakarsınız 'geliĢmiĢ ülkelerde' özgürlüğümüzü koruyabilmemiz için bize birden çok kimlik satan Ģirketler de çıkar. kendi haline bırakılmıĢ bir köy görüntüsü. Ne kadar zamanda gelir? . Güvenlik birimleri. .

inananlarını da kurban ederek. yakında Hindistan'da telefona cevap verdiklerinde karĢılarında Ġngiltere'deki tren tarifelerini. *** Ticaretin dünya çapında serbestleĢmesine yönelik bir adım da geçenlerde Bangkok'ta toplanan Asya-Pasifik Ekonomik ĠĢbirliği Forum'unda atıldı. güne Ġngiltere gazetelerini okuyarak baĢlıyorlar. Çölün ortasında bu askerler nasıl beslenecek? Eskiden olsa askerin bir görevi de üstünde önlük. Askerleri barındırma ya da yedirme gibi ayak iĢleri özelleĢtirmenin ufak bir kısmı. yüzyılın yeni savaĢ doktrinlerine göre ordunun küçültülmesi. Son örnek Kosova Elektrik ġirketi'nin baĢına getirilen Joe Trutschler adlı bir Alman'ın 5 milyar doları zimmetine geçirmekten hapse atılması. ezen de. Ġkinci Dünya SavaĢı yılları sonunda buna inananlar. doğal halimizin kaçınılmaz bir unsuru olduğu ve ayakta kalabilmemiz için hep daha çok güçlenmemiz gerektiği. zenginyoksul uçurumunu derinleĢtirerek her türlü infiali körüklüyor. Savunma bütçesine eklenen bu yeni kalemle askerler bundan böyle Shakespeare'in oyunlarını seyredebilecek. eski ABD CumhurbaĢkanı Eisenhower'ın kendi ülkesi ve demokrasi için geleceğin en büyük tehlikesi olarak gördüğü ordu-sanayi iĢbirliği artık savaĢ alanını da kapsayacak bir biçimde. Partinin bir özelliği göçmenlere olumsuz tavrı. Bir Ģirketin elemanları. Vietnam SavaĢı'nın neden olduğu toplumsal huzursuzlukla profesyonel orduya geçmeye mecbur kalan ABD. Ama bugün özellikle baĢta ABD. Seçimde kullandıkları afiĢlerden örnekler: Bir zencinin kapkara yüzü. kendilerine telefon eden Ġngilizler yabancılık çekmesin diye. tarih boyunca defalarca iflas etmiĢ. Ver elini özel teĢebbüs. ġirketlerin savaĢlara bulaĢmasıysa. Bırakın seyirci kalmayı bundan kaçımızın haberi oldu? Uluslararası haber tekelleri sessizliği tercih etti. Çin.' BaĢka bir afiĢte sözde polisçe arananların fotoğrafları. KüreselleĢme. Onların dolgun maaĢlarının bölgede fuhuĢ ve esrar trafiğini artırdığını. ezilen de var olabilmelerini Ģiddette arıyor. Artık Ģirketler de savaĢta. Bu görüĢ.Savaş anonim şirketi Gündüz Vassaf 28/12/2003 SavaĢın kültürü değiĢiyor. Bu Ģirket elemanlarının kaçının öldüğü ya da kaç kiĢiyi öldürdüğü ne savaĢ istatistiklerine giriyor ne de günümüz koĢullarında uluslararası hukukun değinebildiği bir konu. Dünya çapında büyük göçler sonucu bayrak ve vatan toprağı birçok ülkede eski anlamını yitirdi. Keza yeni Irak ordusu ve polisini eğitenler de özel teĢebbüs elemanları. Tam 368 milyar dolar. Rusya. elinde bıçak. Bu Ģirketler de kendilerini koruyacak silahlı elemanları gene baĢka Ģirketlerden sağlıyor. BirleĢmiĢ Milletler'in kuruluĢ bildirgesinde 'Ġnsanların düĢüncesinden doğan savaĢ orada durdurulmalıdır' diye yazar. sermayenin çıkarı adına savaĢan paralı ordular Sierra Leone gibi ülkelerde silah baĢında. *** Sırplardan kurtulan Kosovalılar Ģimdi BirleĢmiĢ Milletler'in gitmesini istiyor. SavaĢ Ģirketleri barıĢ için de çarpıĢmaya hazır. BirleĢmiĢ Milletler de özel teĢebbüsün paralı ordularından niçin yararlanmasın diye soranlar var. bir Hintli'nin alacağı maaĢ Ġngiltere'dekinin onda biri. mutfakta patates soymaktı. bilet fiyatlarını ya da falanca trenin rötar yapıp yapmadığını soranları bulacaklar. Irak'ta ABD'nin en büyük müttefiki çeĢitli ülkelerden gelen sembolik askerlerden çok. 10 bin evsiz barksız . Orduyla iĢ yapan Ģirketlerin yönetim kurullarında ise emekli askerler var. Japonya'da gençler yıllardır savaĢ karĢıtı. ABD ordusu taa Kuzey Amerika'dan kalkmıĢ Irak'a gitmiĢ. Irak savaĢında özel teĢebbüs. 21. *** KüreselleĢmenin dünyada herkesi birbirine yaklaĢtırdığının son örneği Hindistan'daki Bangalore bölgesinden. Bir tek Kongo'da 3 milyon sivilin öldürülmesine dünya seyirci kaldı. her gün biraz daha kurumsallaĢıyor. inanmak isteyenler çoktu. Bir milyarı ABD askerlerine yepyeni bir hizmet götürmek için ayrılmıĢ. Ya da Türkiye gibi komĢu ülkelerde askerleri besleme ihalesini alan firmalar. Günümüzde egemen görüĢse savaĢın. ġimdi astronotların yedikleri türden hazır yemekler var. Bölgelerinde neredeyse tüm hizmetleri sağlayan BirleĢmiĢ Milletler personelinin ayrıcalıklı konumundan Ģikâyetçiler. BM'nin savaĢ üzerinde denetim gücünü askıya alma tehlikesini barındırıyor. ABD adına Irak'ta bulunan her 10 kiĢiden birinin özel teĢebbüs için çalıĢtığı söyleniyor. Hindistan'daki görevliler. Yanındaki yazı: 'Ġsviçreliler zencileĢiyor. Ama belirli refah ve uygarlık seviyesine gelenler de savaĢmak istemiyor. Avrupa'da. Ama konu elmas gibi kıymetli madenlerin korunmasına gelince. Irak felaketiyle artık paralı ordusuna bile asker bulmakta güçlük çekiyor. Yanındaki yazı: 'Bizim sevgili yabancılarımız. parlamentoların. Bush yönetimi terörle mücadelesine farklı bir boyut katıyor. sivil toplumun. yolsuzluğun çoğaldığını söylüyorlar. planlama ve eğitim dıĢında B-2 uçaklarının bakımına kadar iĢin içinde. Ġsrail'in uluslararası hukuku fütursuzca çiğnemesiyle. özel teĢebbüs. Bu görevi Ģimdiye kadar Ġngiltere'de yapanlar iĢsiz kalacakken. her an her yerde her türlü düĢmanla olası çatıĢmalara karĢılık verebilecek esnekliğe sahip olması gerek. Toplantının gerçekleĢebilmesi için Tayland'ın baĢkentinde büyük çapta temizlik yapıldı.' *** Pentagon'un 2004 yılı bütçesi yeni bir rekor. Sıra askerlerde mi? Dünyadan paragraflar Gündüz Vassaf 21/12/2003 Ġsviçre'de yapılan son seçimlerde sağcı SVP partisi en çok oyu aldı. Futbolcuların sırtlarında reklam taĢımasına alıĢtık.

'Gulliver'in Yolculukları'nın yazarı Dublin doğumlu Jonathan Swift. el âlem ayıbımızı görmesin diye cemaat gibi utanmak yerine. Geç uluslaĢmıĢ genç bir ulus olarak tüm benliğimizle her an tetikteyiz. Buna özellikle son yıllarda dini aitliğimizi de eklemek isteyen güçler var. Ölümünden bir yıl önce. Moskova'da son gecesinde. Hapishanelerimizin çeĢitli dönemlerde siyasi tutuklularla dolup taĢması böyle olmadığımızın baĢlıca kanıtı. çünkü Rusya benim. Türkçeye birkaç kez çevrilen bu eser çoğumuzun kitaplığında olmasa bile genel kültürümüzün bir parçası.' Gündüz Vassaf 14/12/2003 Ġgor Stravinsky 20.. onun eĢliğinde dünyanın derinliklerine inip cehennemin yedi katının dehĢetini gördükten sonra Araf'a. çünkü Rusya'yı seviyorum. ömrünün çoğunu yurtdıĢında. Biz kendimizi eleĢtirebilseydik. Ve bu hakkı asla yabancılara tanımıyorum. Cumhuriyet'le birlikte ulusal ideolojinin tabiyetine girdi. dünyanın ilk uydusu Sputnik'i uzaya yollamıĢ olmalarını bile öfkeyle karĢılar. ġiarımız sev ya da terk et. ne olur ne olmaz korkusuyla. "Herkes ve her Ģeyin cehenneme bir an önce gitmesini sabırsızlıkla beklediğim yer" diye tanımlar.sokaklardan toplanıp Ģehir dıĢındaki askeri bir kampa yerleĢtirildi. PadiĢahın kulları arasında en son Türklerde geliĢen ulusal aidiyet. Bu ülkede tasvip etmediğim çok Ģey olmakla birlikte elimde olmayan nedenlerden ötürü ayrıldım. bir yemekte içini döker. düĢüncelerimizden ötürü o denli cezalandırıldık. oradan da hiçbir zaman kavuĢamadığı sevgilisi Beatrice'in eĢliğinde. Veri 2: Buenos Aires'de bir süpermarket zincirinde çalıĢan kasiyerlerin hepsi kadın. 50 yıl aradan sonra. Yolda Virgil'in ruhuyla karĢılaĢan Dante. Üstelik biz.. düĢüncenin tartıĢılması yerine her adımda aitliğimiz sorgulanır oldu. Osmanlı'nın çöküĢ dönemiyle baĢlayan. yazarın 1300 yılında Paskalya'dan bir hafta önceki cuma günü Hatalar Ormanı'nda kaybolmasıyla baĢlar. onları 'Türk dostu' ya da 'Türk düĢmanı' diye damgalandıran fikr-i sabitimizden çoktan kurtulmuĢ olurduk. doğal bir süreç içinde özgürlük nosyonlarımızı geliĢtirmemiz o denli engellendi ki. Rusya'da doğan bestekâr. Hakkım var. "Rus toprağının kokusu bambaĢkadır. doğruyum. Türkiye tabii ki Ġngiltere'nin tahakkümündeki 17. Ancak benim Rusya'yı eleĢtirme hakkım var. "Beyim sen benden daha iyi bilirsin" diye karĢılık verebilenler olmasına rağmen. Ancak kültürü yerelleĢtirme eğilimlerinin sonucu genellikle kendi sayfamızda çakılı kalıyoruz. genç Sovyetler Birliği'nin yeni müziğini yaratmasına katkıda bulunamadığıma üzgünüm. Kitap." Kamuoyu yoklamalarında. Birinci Dünya SavaĢı öncesi St. kendilerini baĢkalarının merhametine teslim edilmiĢ biçareler gibi görür. Olayların beni anavatanımdan uzak bıraktığına. yüzyıl müziğini etkileyen belki de en baĢta gelen isim. Herhangi bir sayfayı açtığımızda ilk kez tanıĢtıklarımızın 'akrabaları' önceki sayfaları karıĢtırırsak teker teker karĢımıza çıkabiliyor. kendimize de tanımıyoruz. Dünya kültürü. Hakkım var. . Petersburg'da geçen çocukluk yıllarını." Sanırım Stravinsky'nin sözlerinin son cümlesi yabancılar konusunda aĢırı duyarlı olan Türkiye'de olağanüstü bir anlayıĢ ve alkıĢla karĢılanır.. Biz kendimizi eleĢtirebilseydik aynadaki görüntülerimizi taĢlamaz 'Geceyarısı Ekspresi' gibi Türk düĢmanı ikinci sınıf filmler her an hortlayacak diye endiĢelenmezdik. Sonuç: Kasiyer kızların sık sık tuvalete gitmeleri iĢbaĢında zaman kaybına neden olduğundan. sıkıyönetimler ve özellikle askeri darbeler sonucu. gündelik yaĢantımızda bile sürekli bir ulusal seferberlik konumundayız. bir davet üzerine.. bu eleĢtiri hakkını bırakın yabancılara. 500 küsur insan hakları savunucusunun toplantı süresince ülkeye girmeleri de ayrıca yasaklandı. yüzyıl Ġrlandası değil.. Avrupa ve ABD'de geçirir. üniversiteleri öylesine kapıkulları kurumlarına dönüĢtürdük.. geriye doğru çevirdikçe sayfaları çoğalan bir kitap gibi. Ġrlanda halkına atfen 1724'te yazdığı ünlü 'Drapier Mektupları'nda Ģöyle der: "Zor koĢullar altında yaĢamaya uzun zaman mahkûm kalanlar giderek özgürlük nosyonlarını yitirir.. Türkiye'de İslam Gündüz Vassaf 07/12/2003 'Ġlahi Komedya' Ġtalyan yazarı Dante'nin en ünlü eseri. belki yüzyıllık geçmiĢi bile olmayan Türklük kavramı üzerinde o denli duyarlıyız ki. Ġnsanın ancak tek bir memleketi olabilir. Ama Cumhuriyet boyunca yıllarca süren olağanüstü haller.. Eserlerinin çalınmasını yasaklayan Sovyet rejimine o denli kızgındır ki. her yüzleĢmeden toplumca daha da güçlenmiĢ. 'Türküm. ilk kez ülkesine kısa bir ziyaret için döner. olgunlaĢmıĢ olarak çıkardık. otoritenin buyruklarını yasal ve zorunlu sanarlar. kızlar bundan böyle ihtiyaçlarını görev baĢındayken giydikleri çocuk donlarında görecek. *** Son haber de Arjantin'den: Veri 1: AraĢtırmalara göre kadınlar erkeklerden üç misli sıklıkla iĢiyor. cennette Tanrı'nın huzuruna çıkar. Biz kendimizi eleĢtirebilseydik yabancıların hakkımızda söylediklerini bu denli önemsemez.

Prenses her akĢam balkonundan. TartıĢma konusu olmayansa Türkiye'de 'okuryazar' ya da aydın bilinenlerin belki de yüzde 99'undan fazlasının yazılıĢından 1000 yıl sonra 'Miraçname'nin adını bile duymadığı! Türkiye'de kaç kiĢi Muhammed'in. kültürüne uzak kalmak. Yağmurda. aĢağıda bekleyen askere bakar. Aklımda öyküden baĢka bir Ģey kalmadı. karda. Hikâyenin sonunu ĢaĢkınlıkla dinleyene kör adam Ģöyle der. Prensese hemen âĢık olur.Karganın tilkiyi nasıl aldattığını La Fontain'in 17. halı. yirmi gün geçer. Uyuyacak takati kalmaz. taĢ kesilmiĢ gibi durmaktadır. Prenses. Sonunda doksan dokuzuncu gece gelmiĢtir. her biri dünya büyüklüğünde 700 bin çadırlı cennet tasvirlerinin. Ve bitmek tükenmek bilmeyen bu zaman boyunca Prenses de bekler. Romalı Ovid'in de anlattığı bu masallar. Hal böyle olunca parlak düĢünceli yabancılar ve onların yerli taklitçileri bu ülkenin kimliğine yaftalar yakıĢtırabiliyor. kadın suratlı deve kuyruklu atı Burak'ın sırtında. arılar onu her bir yerinden sokar. yüzyılda Uygur alfabesiyle Türkçe yazılmıĢ. onun bir benzeri olan 'Miraçname'yi bilip bilmediği tartıĢma konusu. Kralın askerlerinden biri nöbet beklerken prenses önünden geçer. ibadetten ve siyasetten apayrı bir gözle bakmak henüz Türkiye'nin tadına varmaktan uzak olduğu bir uygarlık anlayıĢı. mimari? Türkiye geçmiĢine sırtını çeviren genç cumhuriyetlik yıllarını çoktan geride bırakmıĢ olmalıydı. Muhammed'in Ġsa ve Musa'yla tanıĢması ve Musa'nın Muhammed'e dediklerinin. Latince ve Fransızcaya çevrildiği biliniyor. çıkarları uğruna dindar gözükenlerin cehennemde çektiklerinin. Asker yerinden kımıldamaz." Asker baĢlar beklemeye. Sen anladıysan bana söyle. Gözlerinden boĢalmakta olan yaĢları tutamaz. 1000 yıl öncesi Uzakdoğu ve Mısır'a kadar gider. Bir gün. Yoksa bu ünlü Ġslam eserinin onun yaĢadığı dönemde Avrupa'da tanındığı. 'Ġlahi Komedya'yı yazdığında. askerin aĢkının gücünden etkilenir. yüzyılda Fransa'da yazdığı masallarından biliriz. Ona Ģöyle der. Bunun son örneği. Günler geçer. Asker arkasını dönmeden gider. daha da öteye. . Oysa kurnaz karga tilkiyi milattan 300 yıl önce Frigyalı köle Azop'un masallarında da alt eder. Ya da Muhammed'in süt kardeĢi de olan amcasının 1001 Gece Masalları çekiciliğinde serüvenlerini birbirinden çarpıcı resimlerle anlatan 'Hamzaname'yi acaba kaçımız biliyoruz. modernite ile Doğu zıt kutuplarda algılanabiliyor. Güzel olmasına kızların hepsi güzeldir ama kralın kızı prenses gibi de yoktur. Keza Ġslam kültürüne özgü müzik. Bu sığ görüĢ sonucu Ġslam kültürü ile laiklik. KuĢlar askerin kafasına pisliklerini yapar. Muhammed'in cennet ve cehennemde serüvenlerinin edebi değerini takdir etme olanağından sivil toplumumuz ne kadar da uzak. eninde sonunda prensesle tanıĢmayı baĢarır. Kültürel boĢluğumuzu ya da bocalamamızı siyasi bir aitlikle doldurmaya çalıĢmanın gafleti içinde değil miyiz? Din üzerine kurulan siyasetinse dini teröre kapı aralaması kaçınılmaz değil mi? Bir aşk hikâyesi Gündüz Vassaf 30/11/2003 Bu öyküyü bir filmde dinlemiĢtim. BakıĢ o bakıĢ. beraber olamayacaklarsa ölmek istediğini söyler. Üstelik ilk Arapça yazılan bu kitabın bir nüshası da 15. Bugün Yunanistan'da bir çocuk. Bugün yaptığımız gibi dini ibadetin ya da siyasetin bir unsuru olarak tanımakla yetinip. Basit bir askerin. Ortak bir geçmiĢi bilmememizin nedenleri inkârdan cahilliğe kadar geniĢ bir yelpazeyi kapsıyor. Onsuz dayanamayacağını. Doksan günün sonunda bembeyaz. Bir gün kral diyarın en güzel prenseslerini çağırdığı bir davet verir. Türkiye gibi ender ülkelere özgü bir konum. Washington'ın Türkiye'ye birdenbire Ġslam demokrasisi tabirini yakıĢtırması ve kimi fırsatçı çevrelerin bunu hepimiz adına kimlik edinmesine seyirci kalmamız. sanki demokrasinin çeĢitleri olabilirmiĢ gibi. çini. kapkara zebanilerle Karadeniz kıyısındaki meleklerin. kralın kızının yanında lafı mı olur? Ama her nasılsa. Dante kitabını yazmadan 50 küsur yıl önce. Dante'nin. cennet ve cehenneme yolculuğunu resmeden bu kitabı bilir ki? Her biri diğerinden 50 bin yıl uzakta. Ne zaman baksa asker hiç kımıldamadan dimdik durmaktadır. Ve sakın bunun ne anlama geldiğini sorma çünkü ben de bilmiyorum. ilk kez 'Karageorgis' ile karĢılaĢtığında onun çok önceden beri Ġstanbul'da 'Karagöz' olarak yaĢadığını ve de aslında bu gölge tiyatrosunun köklerinin Hindistan'a dayandığını bilmez. Ġslam'a. asker bekler. "Eğer benim balkonumun önünde yüz gün ve yüz gece bekleyebilirsen/ben de senin olacağıma söz veriyorum. rüzgârda hep orda bekler. Dünyada çoğumuz Karagöz'ü tanımayan Atinalı çocuk gibiyiz. Bir de anlatanın kör olduğu. iki gün.

mopedine biniyor. Gafilin teki miydi. Kısa boylu olanı ĢanslıymıĢ. Onüç ondokuz. ilk gittiğimiz bir evin kütüphanesinde o güne kadar farkında bile olmadığımız yeni kitaplarla karĢılaĢmak. bir daha hiç görüĢmediğimiz kiĢiler vardır. Yoo. Birdenbire otobüs geçiyor önünden. tekrar buluĢmak üzere ayrılırız. Vassaf. ama uzun boylusu giriyor içeri. Cavanagh. Onüç onsekiz. Baranczak. manzarasına da diyecek yok -filmlerdeki gibi. onları unutmamız gibi. kimilerinden birkaç sayfa okuyup. Bir maceranın ya da aĢkın eĢiğinde hissederiz kendimizi. Kız yok. Wislawa Szlmborska. Sarı ceketli kadın içeri giriyor. Ģimdi. BitmeyecekmiĢ gibi bu bekleme. içeri girdi mi girmedi mi. saçı yeĢil kurdeleli. Kitap dergileriyle iliĢkimiz de çoğu ileride görüĢmeyeceğimiz insanlarla bir anlık el sıkıĢmaya benzer. Terörist Ģimdiden karĢı kaldırımda. Onüç onyedi ve kırk saniye. Saat tam onüç yirmi. Kimse girmez oldu her nasılsa. Lehçeden Ġngilizceye çeviren S. Evet. onları arkada bırakarak bir Ģey almadan çıkıp gitmek de gizli bir buluĢma gibidir. Birilerinin bara girmesine vakit var daha birilerinin çıkmasına da. KarĢımızdakinin cezbesine kapılır onunla birlikte zamansızlığı yaĢar. Kot pantolonlu gençler konuĢuyorlar. ġurda yürüyen kız. Bomba patlıyor. Saat henüz onüç onaltı. ceplerinde bir Ģey arıyor gibi ve yirmi saniye kala onüç yirmiye adi eldivenlerinin peĢinde tekrar girdi içeriye. Hayır. C. alıĢkanlıklarımızdan soyunmanın özgürlüğüyle tesadüflerin anlık . Birkaç saniye daha. Mesafe onu tehlikeden korumakta.Terörist seyrediyor Gündüz Vassaf 23/11/2003 Bardaki bomba onüç yirmide patlayacak. Nobel Edebiyat Ödülü 1996. GüneĢ gözlüklü adam dıĢarı çıkıyor. Aslında kitaplarla bu tür iliĢkimiz de farklı bir seviĢme biçimi değil mi? Yıllardır evliĢmiĢçesine tanıdık düĢünce ve dokunuĢları tazeleyen türden kitaplarla beraber olmanın ötesinde. henüz değil. Aynı. Onüç onyedi ve dört saniye. Türkçe çeviri G. ileride onları almayı aklımıza not etmek ve belki de daha akĢam sofrası bile kurulmadan. kuytu bir köĢede baĢ baĢa kaldığımız bir roman ya da Ģiirle kısa âlemlere dalmak. Kel ve ĢiĢman adam çıkıyor ama. Ya da bir kitapçının raflarında her biri bizi ayrı ayrı çağıran isimler üzerinde gözlerimizi dolaĢtırmak. O tanıĢma anında yeni bir dünyanın pencereleri açılır. sonra da birdenbire saatimize bakıp. 2003 Kitap kaçamakları Gündüz Vassaf 16/11/2003 Ġlk tanıĢtığımızda bizi etkileyen.

'Anna Karenina' ve 'Harp ve Sulh'u yazdıktan sonra 51 yaĢında birdenbire kendisiyle yüzleĢmek üzere bu kitabı yazmıĢ. tanınmıĢ bir ismin bilmediğim bir kitabını alıyorum. baĢka diyarlarla kucaklaĢtırmaz mı günümüze sımsıkı sarılmıĢ kollarımızı? "Güney Amerika kabilelerinden birinde bakire kızlar hiç örtünmez. Eski mesleğime tepkimi depreĢtiren New York Times'da okuduğum bir haberse. Bu sabahsa yeni bir ibadet tarzının sesleriyle uyandım. ister insan. Amerika'da pazar sabahı Gündüz Vassaf 09/11/2003 Alkolizmden kurtulduktan sonra Hıristiyan köktenciliği keĢfetti. bildik aĢklarıma sığınırcasına. özellikle küçük Ģehirlerde herkesin birbirini kilisesinden tanıdığı ABD. yemyeĢil çimende mevsim git gelleri yaratılıyor. binbir çeĢit ilaç sıkıp çiçeklerinin koku ve rengini yapaylaĢtırmalarından belliydi sonbahar yapraklarının ölüsüne tahammülsüzlükleri. alıĢveriĢ merkezleri. Raftan. baĢkalarının üzerimizde bir iktidar kurma biçimi. bahçesine çıkmıĢ. kırmızıdan oluĢan bir renk cümbüĢünde havalandıkça altında beliriveren. Hele sabahın bu saatinde kötü sese tahammül edilebilse. Sevgililerin. kadın ayakta erkek çömelerek iĢer. kıyımsız olacak diye baĢlayan bir Karaip Ģiirleri kitabı bana göz kırpıyor. dinimiz. her yeni deyim gibi buna da temkinle yaklaĢmalı. elinde basınçlı hava püskürtücü makinesi. BaĢkan Bush ve arkadaĢlarının. Rüyama giren elektrikli süpürge sesi bizim evden geliyor olamazdı.. hem bizi adım adım izlemek merakında olan devletlerin iĢine geliyor hem de tüketici profilimizi çıkarıp . gördüklerimi bir yerleĢtirme sanatı gibi seyredip anlamlaĢtırmaya çalıĢacağım. kahverengi. Bir tek Massachusetts eyaletinde. sınıf arkadaĢlarının birbirlerine baĢka isimler yakıĢtırması. mahkeme kararıyla Beyaz Saray'a yerleĢti. zifaf gecelerinde çılgın seks âlemlerine katılır. yüzyıl Fransız filozofu Montaigne'in okuduğu söylenen aĢağıdaki satırlarla karĢılaĢmak bile. Anne ve babalarımız aracılığıyla isimlendirilmemiz. kâh geri tepiyor. 16. ister yaprak olsun. çirkinliğine tahammül edilemeyen beyaz diĢler güzel olsun diye kimi yerlerde simsiyah kimi yerlerde kıpkırmızı boyanır. Zaten ikbaharda güllerinin üstüne. Kimilerine göre seçimleri çaldı. kalıplarımızdan kurtulma yolunda attığımız bir özgürlük adımı. insanlar birbirlerine sırtlarını dönerek selamlaĢır. YaĢlandıkça tanınmayacak hale gelsek de. Doğumumuzda verilen adla ölüyoruz. Eğer düzenli ibadet dindarlığın bir ölçüsüyse. AĢiretimiz. Bu tür haberleri okumayaysa pek kimsenin vakti yok. bembeyaz üniformalarını giymiĢ temizlik Ģirketi mensuplarının elektrik süpürgeleriyle benim odama doğru yöneldiklerini rüyamda görmeme fırsat bırakmadan gözlerimi açtım. ülkemiz isimlerimizden belli. ölülerin kaynatıldıktan sonra eze eze lapalaĢtırılıp Ģarap katılan eti akrabaları tarafından yenir. Pazar sabahları kilise çanları herkesi ibadete çağırıyor. 'iĢe yaramayana' bakıĢının bir baĢka göstergesi. Her Ģey her an değiĢiyor. yaĢadıkça birbirinden farklı kimlikler edinsek de ismimiz değiĢmiyor. itici ve garip bulduk kitapta karĢılaĢtıklarımızı. bu hastanelerde ölüp oracıkta gömülen 18 bin 33 'hasta'dan ancak 375'inin mezarının yeri belli. kuaför bakımlı saçlarından kepek temizlercesine. rengârenk sonbahar yapraklarını kaldırıma doğru uçuĢturuyordu. Ġnsan. Bu güzel pazar sabahında hepsi. yüzyılda geçirdiğim anlık maceradan dakikalar bile geçmeden bu kez de Tolstoy'la birlikte hayatın anlamını sorgulayarak kendimi yargılayıp tanrı katına dikiyorum gözlerimi. otel. Güney Amerika yerlileriyle 16. bu ülkedeki türdaĢlarımızın. öylesine. sonbahar yapraklarını bahçelerinden tırpanlamakla meĢguldü. Derken. komĢumun makinesinin gücüyle sarı. Uluslararası totalitarizm Gündüz Vassaf 02/11/2003 Egemen güçlerin evrimine iliĢkin son yıllardaki gözlemlerimi tek bir ifadede toparlayan 'uluslararası totalitarizm' deyimini bu yazıda ilk defa kullanıyorum. Ġsim vermek bir yere bayrak dikmek gibi.serüvenine teslim olmak? Geçen gün. Yazar. ABD'nin Çin'i kuĢatmak ve petrolü denetlemekle özetlenebilecek emperyal misyonuyla. golf sahalarına dönüĢtürülmekte. Az sonra beĢ yaĢındaki çocuklarıyla kiliseye gidecek olan komĢum. Dün bizzat yapmıĢ olduğum ev temizliğinin fark edilmediğini. Bahçeyi örten yapraklar. Ancak. Sahifelerinin çoğu reklamlara ayrılan pazar gazeteleri. bir zaman makinesinden bakarcasına gözlerimin önünde sonbahar ve yaz birbiriyle karıĢıyordu. erkekler göğüslerindeki kılları kesip sırtlarındakini uzatırmıĢ." Diyelim ki iğrenç. göz gezirdiğimiz bir kitapta. Hayat boyu taĢıdığımız isimlerimizi seçen de biz değiliz. ABD'de sabahları kiliseye gitmek kadar yerleĢik diğer bir ayin türü de yatakta yüzlerce sayfalık pazar gazetelerinden birini okumak. Ruh halimizi denetleyici güçlü ilaçların kullanılmasıyla birçok Batı ülkesinde olduğu gibi burada da büyük arazilere sahip akıl hastaneleri teker teker kapatılmakta. devrimimiz kansız. isimler aynı kalıyor. Eski Ahit'deki kehanetlerin yerine getirilmesinde kendilerine biçtikleri role inatla bağlılıkları. dünyanın en dindar ülkelerinden biri. okurlarını öğleden sonra baĢlayacak alıĢveriĢ yarıĢına çağırmakta. Yeni açıklanan bilgilere göre akıl hastanelerinin toprakları isimsiz mezarlarla doluymuĢ. Kutsal kitaplara göre haftanın yedincisi olan Tanrı'nın istirahat ettiği bugünde. yakın dostların. doğa ve makine. Tolstoy'un 'Ġtirafnamesi'. kâh örtüĢüyor. Protestan mezheplerinden birine ait olmamak sosyal intihar. DeğiĢmez isimlerle damgalanmamız.. Gürültüyü kesmek için pencereyi kapatıp ardından bakınca mahalledeki diğer komĢularımın da aynı faaliyette olduklarını gördüm. erkekler birbirleriyle evlenir.

Ancak sanıyorum ki. Hesaplar doğruysa. çay eĢliğinde beĢ-on kuruĢun el değiĢtirdiği saatlerce süren konken masaları. KuĢkuluyum. isimlerimiz üzerine kurulan hegemonya giderek azalacak. ABD'den dünyaya yayılan farklı bir geliĢme ise bilgisayar kullananların internette haberleĢirken kendilerine baĢka baĢka isimler yakıĢtırması." Alpaslan Yiğit'le Yozgat gazetesinin yaptığı söyleĢiyi aynen aktarıyorum. Ama kitabın yabancıdan farksız olduğu bir Türkiye de var. Uluslararası göçle birlikte hızla sayısı artan kültürlerarası evliliklerden doğan çocuklar. Gece ayazına rağmen Atatürk Bulvarı'nın kaldırımında biriken kalabalık bir mağazanın vitrinin arkasına yerleĢtirilmiĢ sesini duyamadıkları televizyonu seyrediyor. Hep böyle sürecek mi diye merak ediyorum. Biz gazetelerde üç-beĢ hortumcunun devletin içini nasıl boĢalttıklarının öykülerini okuyaduralım. Gözetim altında kitap okuma Gündüz Vassaf 19/10/2003 Gazeteler "50 milyon korsan kitap yakalandı" diye yazdı. Evimizdeki radyo kumbaralı.Hakim beye. . 21.tercihlerimizden para kazanmak isteyenlerin. sahipleri tarafından ünlü Romalıların isimlerinin verilmesi. Bir yıl içinde araba sahibi dörde çıktı. keyfimizce takıp değiĢtirdiğimiz birer süs olacak. Ģimdiden yeni tür isimlerin bolluğuna yol açmakta. Ha evde bulaĢıkları yıkamıĢsın. ister DNA'mızdan olsun ister gözbebeği izimizden. Gençler. zamanında Afrika'dan getirilen kölelere. Birinci'yle Bafra öylesine idare edenlerin. uluslararası totalitarizmin yeni denetim güçleri usul usul yayılmakta.Cahillik edip sarhoĢ bağırmıĢım biraz. Örneğin ABD insanların tarihte en çok isimlerini değiĢtirdikleri ülkelerden biri olmalı. Babam da mebus ama komĢularımız gibi bizim de buzdolabımız yok. Postmodern 'özgürlüklerimiz' uluslararası totalitarizmin böl ve yönet politikasının bir yansıması olabilir mi? Ankara Gündüz Vassaf 26/10/2003 Sakarya Caddesi civarında meyhaneler ay baĢında dolar. Karanfil Sokağı'ndaki boĢ arsada hep birlikte top oynuyor. ġehri yoktan var eden gizli gizli yeni meslek grupları mı türemiĢ. Ġsimlerimiz. müesseselerde yabancı isimlerin kullanılması yasağı. ha evde kitap okumuĢsun diyordum kendi kendime. Güven Parkı'nın yanında bir direğin tepesinde plastikten yapılmıĢ kocaman tabelada Atatürk'ün sureti." Askerin.Cezaya tepkiniz ne oldu? . halkın rahatını bozacak Ģekilde sarhoĢluktan 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. yeni teknolojilerle devletin bizi denetleme ve izleme gücü arttıkça. anlayamadım. Gençlerbirliği futbol takımının formaları kulübün yöneticisinin evindeki çamaĢır makinesinde yıkanıyor. bakan çocukları. ay sonunda sinek avlardı. Zengin çocukları. "Bana da herkes gibi ceza verin" dedim.. Devlet bizi yeni yöntemlerle fiĢledikçe isimlerimize ihtiyacı kalmayacak. Bu cezayı verirseniz herkes benimle alay eder. devlet de sessiz sedasız bir büyümüĢ bir büyümüĢ ki ĢaĢırdım kaldım. Irkçılığa hedef olmamak için bu ülkedeki göçmenler çözümü egemen Anglo-Sakson kültürünün isimlerini almakta bulmuĢ. Ancak bunlar genellikle bir kalıptan çıkıp baĢka bir kalıba girmekle ilgili. dünya markalı alıĢveriĢ merkezleri. Balgat'taki Amerikan askerlerinin karılarının kullanılmıĢ naylon iç çamaĢırları kaçak satılıyor. özgürlük adına egemen güçlerin eski iktidar kalıplarını kırıp. ÇalıĢtığım yerde tek otomobil Amerika'dan yeni gelmiĢ psikiyatrist Aydın beyindi. Kızılay'da voltada. Derken Anadol çıktı. evin bütün iĢlerini gören emirerleri var. Ben de kafam çok . AĢağıdaki haber 3 Haziran 2003 tarihli Yozgat gazetesinden. yüzyıl insanı. Tarihimizde farklı farklı isim değiĢtirme örnekleri var. Memur Ģehri Ankara'dan. kolye ya da küpe gibi. acele bir yemekten sonra. Ben imtiyazlıyım demeye getiren sivillerin sigarası Silahlı Kuvvetler. her yıl kiĢi baĢına üç kitabın düĢtüğü ikiyüz milyon kitaplık bir Türkiye var. elleri ceplerinde. Ya da hapishane avlularında. ġehrin tek oyuncakçı dükkânı Kızılay'da. Bu ülkeden baĢka bir örnek. "Alpaslan Yiğit. ya da vücudumuza yerleĢtirilen mikro çiplerden. göklere erme yarıĢında devlet binaları. Halk Partisi kodamanlarından birinin oğlunun Kuğulu Park'ın karĢısında açtığı kentin ilk diskosunda. Hâkim daha sonra hapis cezasını tedbire çevirerek Yigit'i her gün jandarma gözetiminde 1. Sigaralar filtresiz. Evlerde. 1970'li yılların baĢından söz ediyorum. . Çocukluğumun Ankarası 1950'li yıllar. Vehpi Koç taksidi keĢfetti.5 saat kitap okumaya mahkûm etti.. Kavaklıdere'de genellikle yabancıların gittikleri tek tük lüks lokantalar. Havuzlu villalar. Kapıcı çocukları. ismi dahil.Suçunuz neydi Alpaslan bey? . Birkaç hafta önce günübirliğine hâlâ memur Ģehri diye bildiğimiz Ankara'daydım. Subayların. Ġçine para atınca çalıĢıyor. Altındakı yazı -"Komünizm görüldüğü her yerde ezilmelidir. Ama hâkim bey kararını değiĢtirmedi. dıĢ görüntüsünü çeĢitlendirmek ya da farklı kimlikler benimsemekle uğraĢadursun. Müdürler Yeni Harman içiyor. Düzenli kitap okuyanlar bize hiç de yabancı değil. Zenginliğin ölçüsü milletvekili maaĢı. küreselleĢen dünyada çok seçenekli tekdüzeliğe mahkûm olan yeni kuĢakların farklı olma merakı ve eski dinlerin toplumsal denetim gücünü yitirmesi.

kıs kıs gülüyor gibi geliyordu bana. ne de titrek sesli kuĢ. Yılların emeğinin kaybına. Ģahitler de olmayacak. Notlarının yakılabileceğine inanıyorum. Bir Ģeye katılmamanın gerektiğine inanıyorum. KeĢfinden. soğuk terinin birikeceği üst dudağına. Ne karısı. kör ve temelsiz.BaĢından beri öyle dedim zaten. Ahmet Rasim ve Refik Halit Karay çok güzel geldi bana. Ġkisi de çok kalın olduğu için bir ayda bitirdim zaten. Sonra anladım ki bu kitapları okumadan bana rahat yok. Somut olayların desteğine ihtiyacım da yok. en son satırına kadar kul olacağına Rakkamların kayalara karıĢmasından PiĢmanlık duymayacağına inanıyorum. Ben de onlara gülüyorum Ģimdi." deyince bağrıma taĢ basarak okudum. Sanki bütün kasaba beni izliyor da. Nobel Edebiyat Ödülü 1996. Keşif Gündüz Vassaf 12/10/2003 Büyük keĢfe inanıyorum.ġimdi dik değil mi baĢınız? Dik ama o kadar dik değil. Meslek hayatının altüst olup.Aslında okumanın o kadar kötü olmadığını anladım. . . Demek ki bilgi para ediyormuĢ dedim kendi kendime. Mezara giden gizlere inanıyorum."Türk Yazarlar Sözlüğü" diye bir kitapla baĢladım. Sonuç iyi olacak eminim. Yoksa 15 gün nedir ki? Aslanlar gibi yatar çıkar. Ġnancım kuvvetli.Kütüphaneye ilk girdiğinizde neler hissettiniz? . Lavanough. Bu sözler benim için her kuralın ötesinde. Hâkimin okuduğum yerlerden sınav yapabileceğini söylediler. Wislawa Szymborska. yüzünün kul gibi olacağına. Fırsatım olursa okuyorum Ģimdi. . Tüplerden sivillerin boĢaltılıp IĢınların etkisizleĢtirileceğine.Tam altı ay dolaĢtım durdum. köy kahvesine girerken de baĢımı dik tutardım. Boranezak. Bir de Atatürk'ün hayatını okudum. .Cezanız bittikten sonra da okumaya devam ettiniz mi? . kimse bilmeyecek ne yaptığını. iĢ bulamazsın bir daha.KeĢke hapis yatsaydım da okumasaydım dediğiniz oldu mu? . Vassaf . ĠĢkence gibiydi. Büyük keĢfi yapacak olanın Korkusuna da inanıyorum.Neden geri döndünüz peki? . çok geç kalınmadı. . Lehçeden Ġngilizceye çevirenler S. . Ama kitap okuyunca onların bilmediği çok Ģeyi öğrendim.Hangi kitapla baĢladınız? Gerçekten okuyor muydunuz sayfaları? . Huzursuzluğuna. Köylülerin beni görünce kıs kıs güldüklerini biliyorum. Onun telaĢına inanıyorum. BaĢıma da bir adam dikmiĢler beni takip ediyor.karıĢtığı için Ankara'ya gittim. Türkçe çeviri G. Belediye BaĢkanımız. ne duvar. Allah düĢmanına bile böyle ceza vermesin. okumaya baĢladım. Aslında okuyor gibi yapıp sayfaları geçiĢtiriyordum.Önce çok kötü hissettim kendimi. C. Yapacak olana da. "Sabıkana iĢlenir.

Bir yandan dizginlenmeyen merakımızla türümüzün genetik yapısıyla uğraĢıp uzayın sonsuzluğuna tereddütsüzce dalarken. Diğer yandan her bireyin baĢka kimseye benzemediği de açık seçik ortada. Kavram + Sanat= ? Gündüz Vassaf 28/09/2003 Ben bundan bir Ģey anlamıyorum diyenler çok. Hatta kendimizin bile günden güne ne kadar farklı olabileceğimize ĢaĢabiliyoruz. Sanat dünyası 'ressamlar' ve 'yerleĢtirmeciler' diye bölünmüĢ durumda. Sanki bütün kurumlar bizi bir Ģeye benzetmekten yana. Tabii Pinker'a verilecek cevap herhangi bir Ģeyin kalıcılığının. angaje bir yön var. Sosyalist gerçekçi anlayıĢın taraf tuttuğu gibi. Ama niçin? Özellikle 20. bugün kavramsal sanatçılar tarafından dolduruluyor. zevklerimizin. 'altkültürlerin' yaygınlaĢması ve Sovyetler Birliği'nin çökmesiyle Marksist düĢüncenin itibarını yitirmesi monolit bir aydın duruĢunu da ortadan kaldırdı. Ama dünyanın her yerinde bu tür iĢlerin sergilendiği mekanlar da tıklım tıklım doluyor. Ancak gönüllü olarak da aidiyeti. Rum (kurĢuni) ya da Müslüman (her renk) olduğuna göre değiĢirdi. Boğaz'daki yalıların renkleri bile sahibinin Yahudi (siyah). Ona göre. Toplumun vicdanı. Ufkunu yitiren sosyal bilimlerse klasik kalıplarında donup kaldı. Kavramsal sanat olayının bir boyutu da 'Sanat nedir?' tartıĢmasını popüler gündeme getirmesi. ideolojilerin. Ancak benzemek ve benzememek arasındaki git gelimizde totaliter yanımız ağır basıyor. aynı Ģeyler sergilendiğinde neden sanat diye soranlar çok.Kırmızı Ermeni siyah Yahudiler Gündüz Vassaf 05/10/2003 Bazen insanların birbirlerine ne kadar çok benzediğine ĢaĢıyorum. bazen de ne kadar az birbirimize benzediğimize. tarihle birlikte degiĢen modaların sonucu oluĢtuğunu iddia eden görüĢün etkisiyle. 'Kavramsal sanat' deyimiyse bana itici geliyor. devlet ve dinlerin iktidarlarını giysilerimizin rengine kadar egemen kılmalarında da. Toplumsal eleĢtiri dozu yüksek tutulurken doğada ve insanda güzel ve yüceyi arama ihmal ediliyor. kavramsal sanatta da tam parmak basamadığım. Buna en son örnek özellikle video gösterilerinin ağırlık verildiği Ġstanbul Bienali. Örneğin çokkültürlülüğüyle tanınan Osmanlı Ġmparatorluğu'nda ayrı milletlere mensup kiĢilerin giymesi zorunlu kıyafetlerin yanı sıra. psikoloji yerinde sayarken en büyük atılımlar antropoloji ve arkeolojide. Bir Dostoyevski romanını tekrar okuyuĢumuzda. Herakles'in 'Aynı suda iki defa yıkanılamaz' sözlerini çeĢitli vesilelerle durmadan kanıtlıyoruz. Ġktidarlardan nice uğraĢlarla kaçırıp ihtimamla koruduğumuz marjinal aitliklerimizde bile kendimize baĢka baĢka üniformalar yakıĢtırıyoruz. kahramanların ya da inançlarımızın bile tüketicisi konumuna düĢüren de bu eğilimimize boyun eğmemiz. psikoloji ya da siyaset biliminin 'konusu' olan olgu ve gözlemlerin görsel nesnelere dönüĢtürülmüĢ hali. Bundan dört bin yıl önce yazılmıĢ eski Mısır aĢk Ģiirlerindeki duygular günümüz pop Ģarkılarının sözlerinde de dile getiriliyor. ya da bir kadının ameliyatlarla görüntüsünü çirkinleĢtirmesine sanat denmezken. BenzeĢmemeliklerini birbirlerinde keĢfedip yeni yaratacakları dil ve dokunuĢlarla karĢılıklı zenginleĢmek yerine adeta ikizleĢme peĢindeler. Sevgililer ilk tanıĢtıklarında aynı renkleri. Hintlilerin destanı 'Mahabarata' ya da Ġzlanda sahalarındaki savaĢlar ve iktidar kavgalarını okuyunca insanın aklına kaçınılmaz olarak tarihin bir tekerrür olduğu tezi geliyor. nereden gelip nereye gittiği onlardan pek sorulmuyor. Ulus ve devlet birlikteliğinin kopması. kokuları. Emekleme döneminde olan kavramsal sanat ve sanatçılarının olgunlaĢmasıyla bu durum zaman içinde ortadan kalkabilir. Çay torbalarının yan yana dizilmesine. Bu sanat değildir diyenler de. BoĢluk. Ancak ortada genellikle estetik kaygısından yoksun. Bu tartıĢmaya en son katılanlardan biri de. Duyu ve duygularımızın sonsuz yelpazesi sanki ancak insanı anlama. yazarları ya da dondurmaları sevmekten bahtiyar oluyor. hem kendimizin hem de okuduğumuzun farklılaĢtığını görüyor. Herhalde kastedilen sosyoloji. Gerçeklerin dönmedolabında 'güzel' feda ediliyor. Bir arayıĢ ve heyecan olduğu kesin. haz vermekten uzak bir sanat ile anlaĢılması güç kavramların birlikteliğinden meydana gelen bir karmaĢa var. sosyoloji. Ekonomi. Bizleri. . belki de dünyanın en ünlü psikoloğu Steven Pinker. Bu aile ya da evliliğin örf ve âdetlerine boyun eğmemizde de öyle. bir dizi gencin iĢsizlik ve ırkçılığa iliĢkin söylediklerine. Sokrat'ın 'Kendini tanı' demesinden de çok önceden beri süren arayıĢımızı ise günümüzde bilim kurgu benzeri aletleriyle nörologlarımız sürdürüyor. Beni ürküten ise çoksesli bir dünyayı ve bunun önündeki engelleri anlatmaya çalıĢan kavramsal sanatın. tarihin ancak farklı yorumlarının olabileceğini söylüyoruz. siyaset bilimi. yüzyıl Avrupa ülkelerinde çok özel bir konumu olan aydın denilen kiĢi 'son yirmi-otuz yılda tahtından indirildi. markaların. çok biçimliliğine rağmen teksesliliği. olabileceğimizin sonsuz olanaklarında aramak yerine. Aynı ABD'deki gibi dünyanın diğer ülkelerindeki aydınlar da artık filin sırtına konmuĢ birer sivrisinek gibi. Bin yıllık imparatorluk olma iddiasıyla iktidara gelen Alman Nazi partisinin sanatsal mirasını düĢünebiliyor musunuz? Pinker belki de kalıcılıktan çok. birbirimize benzemekte buluyoruz. onun ille de benimsendiği anlamına gelmemesi. Ermeni (kırmızı). 'Biz birbirimize benzeriz' diye özgürlük adına nice iktidarlar kurduk gönüllü köleleri olduğumuz. tarih diye bir Ģeyin olmadığını. müzik ve resim gibi alanlarda kalıcı eserler giderek azalmakta. bir yandan da genellikle baĢkalarının üzerimizde iktidar kurmasına yol açan aidiyetliklerle çeĢitliliğimizi bile marjinalleĢtiriyoruz. anlamdırma çabasının kısırdöngüsünde var olabiliyor. her zaman ve her yerde güzel olabilecek Ģeylerin peĢinde. Mağara resminden günümüze kadar süregelen sanatta kavram olmadığının iddia edildiğini sanmıyorum.

Mehmet Güleryüz'ün resimleri. SavaĢın psikolojisi. savaĢlar sorgulandıkça ressamlar çağrılmaz oldu cephelere. Asker gibi ressam da kadroluydu genelkurmayların bütçesinde. Ve hâlâ askerler var. Korumasız siperlerimizden.Hâlâ askerler var hepsi üniformalı Gündüz Vassaf 21/09/2003 SavaĢın resimleri. . Kahramanlar insanlaĢıp. SavaĢ ressamları. ressamları peĢlerine takardı kahramanlıklarının resimlerini yapsınlar diye. Ordular. sunucuları var onların yerinde. Kimimizin düĢmanı karĢımızdaki aynada. yüce savaĢları yücelten yüce kahramanların resimleri. birbirimize. SavaĢının resimleri. KarĢı Sanat'taki 'Eksik Olan' adlı sergide görülebilir. Müzelerde Ģimdi. savaĢanların eskisine göre çok farklı resimleriyle. kimimizse birbiri ardına düĢman yaratıp tüketmekte. Ve artık her yer cephe. çok filtreli senaryolarının bukalemun görüntüleri. kimimizin düĢmanı tanımadık diyarlarda. Hepsi üniformalı. kendi kendimize. gördüklerimizle vicdanımız arasında giderek açılan uçurumlardan sesleniyoruz. savaĢın.

dosyalar çekmeceler ileride çoğu asla yazılmayacak kitaplara ayrılır. Toplumumuzda sıradan sayılan dayak.. televizyon imajları kısa vadeli belleğimizde bile fazla yer etmiyor. programların kötülüğü ya da seyircinin yorgunluğuyla değil. Kendi ideoloji ya da inançlarına çocukları alet eden. onu ileten araçtan alıyor) saptamasına da katılmıyorum. ideoloji ya da lider yoksunluğundan çok beynin imaj saldırısı karĢısında kendini bir tür koruma mekanizmasından mı kaynaklanıyor? Postmodern denilen dünyada imajların bize hükmettiği tezini kabul etmiyorum. Vicdanımızla davranıĢlarımız arasında giderek büyüyen bir uçurum içindeyiz. üniversite hocası ya da politikacıdan Ermenistan ya da Suriye hakkında bildiklerini anlatmalarını istesek acaba kaç cümleyi yan yana getirebilirler? Bu kitapta bizim komĢularımız hakkında bildiklerimiz bölümünün çok kısa olacağına Ģüphem yok. Hiçbirini sevmiyoruz. Bizi sevmediklerini fark ettiğimizde ise. Dünyanın delicesine yönetildiği ve tüketildiği gerçeğinin hemen herkes farkında. Peki onlar bizim hakkımızda ne düĢünüyor? Merak bile etmiyoruz. Ġslam Darbesi'nden sonra Türkiye'ye sığınan bir milyona yakın Ġranlının günlük yaĢantımızdaki varlığını bile yok sayabiliyor. ĠĢte ileride yazmayacağım kitaplar ve yapmayacağım arastırmalardan iki örnek: Kötü Öğretmenler Kitabı Derleme cinsinden hazırlanacak bu kitapta herkesin baĢından geçen kötü öğretmen anıları bir araya getirilecek. ya da bir aĢk dizisini. sinemadan farklı olarak. Türkiye'de yaĢayan Batılılar basınımızda sık sık yer alırken. Acaba TV imajları önündeki kayıtsızlığımız hatta 'körlüğümüz' sokakta. Türümüz dünyada olup bitene karĢı bir tepkisizlik bunalımında. Bu davranıĢımızı. Amaç.Yazılmayacak kitaplar Gündüz Vassaf 14/09/2003 Kitap yazmaya heveslenen çok kiĢi ya ne yazacağını bilmez ya da bir türlü bu iĢe vakit ayıramaz. Gündüz Vassaf 07/09/2003 Televizyonda bir kanaldan diğerine geçmek gündelik yaĢantımızda sıradan bir olay. komĢularımızı küçümsüyoruz. Oysa kanal sayısıyla birlikte seçeneklerin artmasına rağmen kanal değiĢtirme de artıyor. Ya da zamanında Marshall McLuhan'ın dediği 'the medium is the message' (herhangi bir Ģey anlamını içeriğinden değil. bayramlarda elini öptüğümüz öğretmenin gizli kalan yüzünün teĢhir edilmesi. nasıl öğretmenlerin aĢağılık komplekslerine hedef olduğu kitapta özellikle yer almalı. ikincisiyse Irak'a gönderilmesi düĢünülen Türk askerinin Orta-doğuyu iyi bildiğini ileri sürenlere bir hatırlatma. dünyada bir-çok insanın neden kendilerine kötü gözle baktığına ĢaĢan ve kendisini onların yerine koymaktan aciz bir Amerikalı'dan farkımız yok. türümüz imaj doyumuyla birlikte edilgenleĢip tepkisizleĢtirildi mi? Günümüzdeki acı. Osmanlı geçmiĢleri hakkında ne düĢünüyorlar? Romanlarında. Ama insan hele bir kitap yazsın bu sefer de kendisini ileride yazacağı baĢka binbir türlü kitabın yazarı olarak görür. Ermeni. televizyonu sanki birer uyurgezermiĢ gibi seyrettiğimizi gösteriyor. . 'eti senin kemiği benim' diye çocukları teslim ettiğimiz. Ģimdi de Ģöyle insancıldı böyle uygardı diye üstüne toz kondurmuyoruz. Ama bence doğru değil. Kitaba katkıda bulunmak isteyen öğrenciler bu konuda günlük tutabilir. televizyondaki programların birbirinden beter olduğu gerekçesiyle açıklayanlar çok. AraĢtırmalar. Birincisi okul yılı baĢındaki hamasi müdür nutuklarına ibret. Rus. ĠĢte yazılmayacak iki kitap. Televizyon karĢısında uyuya kalmak. ya Ģöylesine bir turlamadan sonra televizyonu kapatır. ya da bir internet sitesinde baĢlarından geçenleri öğretmenlere de duyurulabilecek bir Ģekilde paylaĢabilirler. öğrencileri bilgilendirerek korumak. Amaç 'kutsal varlık' diye baktığımız.. seyircinin beyin dalgalarının genellikle uyku ya da hipnoz öncesi beyin dalgalarıyla aynı olduğunu gösteriyor. Onların bizim hakkımızda ne bilip düĢündükleriyse eminim hepimiz için göz açıcı olacak. çarpıcı da olsalar.. çocukların. rüĢvet ve sık rastlanan cinsel taciz olaylarının yanı sıra. filmlerinde Türk imajı ne? Cumhuriyet'in ilk yıllarında Osmanlı'yı yerin dibine batırıp nerdeyse tarihimizden silerken. Rum. Ġlkokuldaki bir Arap ya da Bulgar çocuğunun Türk imajı ne? Batı'yı abartıp. Biz neonihilistler. ya da önceden seçtiğimiz programları seyretmekle yetinirdik. Yıllar geçse bile eskiden gördüğümüz filmlerin görüntülerini sohbetlerimizde tazeleyebilirken. ekranın neden olduğu beyin dalgalarının özelliğiyle de açıklanıyor. her gelen Rus kadınına 'NataĢa' diyor sonra da bu dünyada yapayalnızız diye karĢılıklı ağlaĢıyoruz. Arap.. Türkiye'de herhangi bir gazeteci. ya da devlet ve din adına çocukların özgür düsüncesini tahakkum altına alan öğretmenler de kitabımızın baĢ konuklarından. ister en heyecanlı bir spor müsabakasını izlerken olsun. ister haberleri. Türkiye'nin Komşuları Hiçbirini tanımıyoruz. evde ve eğlencedeyken karĢılaĢtığımız gündelik yaĢantımızdaki imajları da nasıl algıladığımızı etkiliyor mu? Ġkinci Dünya SavaĢı'ndan bu yana evlerimize girdiğinden beri televizyonda süregelen imaj bombardımanı bizi dünyada olup bitenlere daha kayıtsız mı kıldı? Her Ģeyden haberli olduğumuz iddia edildiği iletiĢim çağında. açlık ve Ģiddet karĢısında ancak 'neonihilizm' diye adlandırabileceğim tavrımız. Gerçekten seçici olsaydık. Gene araĢtırmalar. iĢyerinde. Bulgar.

Evde bir tür köle konumundaki kadın yaĢamı boyunca kocasının kahrını çekiyor. Beynimizin içinde olup biteni okuyabilecek bizi yönlendirebilecek güçte insanlar. Askerin yeni geliĢmeleri hemen bünyesine katmak gafletiyle sergilediği en gülünç örneklerden biri Ġkinci Dünya SavaĢı yıllarında Ġngiltere'de olmuĢ. yeni geliĢmeleri bünyesine katamamak. bin bir parçaya bölerek sorunlaĢtırdığımız kiĢiliğimizin karabasanlarına saplanmıĢ. tarih boyu süregelen bu sömürüye rağmen. Erkeğin az yaĢamasını çevre koĢullarıyla açıklayanlar var. Olmayabiliriz de. Dolayısıyla. Her lise . Kadının sınıfı da fark etmiyor. bu yolda vergilerimizden nice milyonlar kimler için harcandı bilmiyoruz. Mantığı çok basit. Ancak. Her ne kadar teknolojimizle evrene doğru açılıyorsak da bize nasıl olduğumuzu anlatan yıldız falcılarının. Erkek öldükten sonra genellikle serveti de karısına kalıyor. Genelkurmaydan gelen bir talep üzerine ülkenin önde gelen psikoanalistleri Ġngiltere'nin savaĢı kazanabilmesi için bir proje geliĢtirirler. annem psikologdu. Orduda. filmde ve sanatın diğer dallarında yaratıcılığımız bile genellikle bu bunalımların ifadesinden öteye gitmiyor. psikoanalistlerin gönüllü tutsaklarıyız. Onlarla ilk tanıĢanların mesleklerini öğrenince nasıl irkildiği çocukluk anılarımın bir parçası. düĢmanın anında dağılmasını sağlayıp çökertecektir. taktik ve stratijilerden habersiz kalmak. Gafillerin baĢında herhalde asker geliyor. kadınlara çağlar boyu yapılan haksızlığı kimse tartıĢmaya bile gerek görmüyor. bocalıyoruz. Neden? Sosyalist ülkelerde de bu böyle olmuĢ. Ġster sütçünün karısı olsun ister uçak mühendisinin. dünyaya ayak basmıyorcasına. Herhalde bunun faturası günün birinde çıkarılır. resimde. Erkeğin sonu? Gündüz Vassaf 24/08/2003 Daha geçen yüzyılın baĢında kadınların oy hakkı bile yoktu. halkta moral sıfır. kimlerin kaç paraya neler yaptığını öğrenebiliriz. Terk edilmiĢ kocaların biçare konumu o denli toplumsal bir vaka olmuĢ ki. Bugün. ne kadar hazırlıksız ve cephanesiz de olsalar Ġngiliz birlikleri derhal ManĢ'ı geçmeli ve arkalarını dönerek Alman ordusuna teslim olmaları. Japon televizyonunda onlara yönelik özel yemek piĢirme dersleri veren program bile koymuĢlar. Sırf bu nedenle dünyanın en zengin ülkesi ABD'de servet kadınların denetiminde. kocasından daha çok yaĢıyor. çatıĢma ve strese maruz kalıyor. Kadınların çektiği ıstırabı. Benimle de yeni tanıĢıp psikolog olduğumu öğrenenler arasında "Aman söylediklerime dikkat etmeliyim" diyenler çoktu. eĢinin sık sık geceleri barlarda düĢüp kalkıp eve sarhoĢ dönmesine tahammül ediyor. Mesele. Toplum. Bombardıman altında olan Ġngiltere ha düĢtü ha düĢecek. psikolojiye kendisinde olmayan bir kudret atfediyor.Bunun sonucu. Hayatınının önemli bir kısmını ev dıĢında geçirdiği için daha çok tehlike. Romanda. Her ay iĢyerinden maaĢını alan erkek. Erkek emekli olduğunda. eğlenmesi için gereken parayı ayırdıktan sonra. Sokrat'ın "Kendini tanı" demesinden de çok daha önceden insan kendisini anlamaya çalıĢıyor. Ancak son yıllarda bu konumdaki kadınların yaĢamlarında çarpıcı bir değiĢiklik olmuĢ. Hitler'in orduları Avrupa'yı ele geçirmiĢ. belirsizliğin boyutlarında zenginliğimizin ifadesini bulabilmekte. kalan miktarı evi evirip çevirsin diye karısına teslim ediyor. Toplum. kapitalist ülkelerde de. Psikoloji ve psikiyatri günümüzde buna bir anahtar. Parayı alan kadın da kocasını boĢayıp evi terk ediyor. hastalık. Kadınlar erkeklerden daha çok yaĢıyor. Cambridge Üniversitesi'nden David Brainbridge farkın kalıtımla açıklanabileceği düĢüncesinde. Elinden hiç iĢ gelmeyen erkek periĢan durumda. psikolojiye kendisinde olmayan bir kudret atfediyor. Psikologlar ve psikiyatristler sanki modern dünyanın ġamanları. atomun elektronlarının yerini ve hızını aynı anda tespit edemediğimiz gibi nasıl olmadığımızı anlayabilmekte. Kadın-erkek arası geleneksel denilebilecek eĢitsizliğin tipik örneklerinden biri günümüz Japonya'sından. haksızlığı araĢtırmak artık parlamento komisyonlarının. Meslek icabı askerin en büyük korkusu yeni silahlardan. Babam psikiyatrist. Onları savaĢ alanında yenmek bu zaaflarına hitap etmekten geçmelidir. kadın erkek eĢitsizliği açısından kimsenin açıklayamadığı bir olgu var. aynı maaĢıyla yaptığı gibi kendisine verilen toplu parayı karısına teslim ediyor. istisnalar dıĢında. Ancak çalıĢan kadınlarda ölüm oranının yükseldiğini gösteren bulgular olmaması bu tezi doğrulamıyor. teknolojiden. Psikoanalistlerin raporuna göre Almanlar millet olarak gizil homoseksüeldir. Birbirinden ayırt edilmesi güç olan Ģarlatanlarla egemen düzenin kimi temsilcileri de bu gafil halimizi istismar ediyor. Türkiye'de 'kafası kirletilen halkı istenilen yöne çekmek' için ne yapıldığını bilmiyoruz. İnsana karşı 'psikoloji' Gündüz Vassaf 31/08/2003 MGK bünyesinde kurulan Psikolojik Harekât Merkezi yıllardır kim bilir ne iĢlerle uğraĢtı. üniversite kürsülerinin gündemindeki sıradan iĢlerden biri.

iĢten atılmayı. hapse girmeyi. Türkler ya da Müslümanların kitle olarak verdiği cesaret örnekleri zaten çocukluktan belleklere kazınan milli kültürümüzün parçası. postmodern neo-korporatist bir yaklaĢımla farklı meĢhurluk kategorileri mi saptanmalı? Bu tür marazi uğraĢlar kutsal kitaplarda da yazdığı gibi 'Bırakalım ölüler ölüleri gömsün' sözlerini akla getirmiyor mu? Türkiye'de cesaret Gündüz Vassaf 10/08/2003 Marmara Üniversitesi' nden Ayhan Aktar'ın bir yazısını okudum. Ġsimlerin tümüne bakıldığında MeĢhur Ölüleri Seçme Heyeti'nin özellikle bir konuda hemfikir oldukları gözüme çarptı. Aynı kadınlar gibi 'X' kromozomu taĢıyan erkeği kadınlardan ayırt eden 'XY' yapısı. 'Y' kromozumu ise erkeğin cinsiyetini tayin etmek dıĢında pek bir iĢe yaramıyor. Acaba geleceğin meĢhur ölüleri halkoylamasıyla mı kararlaĢtırılmalı? Yoksa gazetelerdeki çarĢaf çarĢaf ölüm ilanlarından da yakından tanığı olduğumuz gibi daha çok zengin ölülerinin meĢhur olduğu günümüzde.öğrencisinin bildiği gibi kadını kadın yapan anne ve babasından aldığı iki ayrı 'X' kromozomunun 'XX' yapısında bir araya gelmesi. Muhtemelen din ve devlet yetkililerinden oluĢan bu heyetin elinde meĢhurluk vasıflarının tek tek sıralandığı bir liste var mıydı acaba? Ellerindeki listeye çarpı eksi iĢaretleri koyduktan sonra her ölü için toplam bir puan mı çıkardılar. hainlerin kahramanlaĢtırıldığına sık rastlanan bir toplumda yaĢadığımız göz önünde bulundurularak. Satırarası vurgulanan Türklerin cesareti idi. üç gün dayanamazlar. yani ikinci kromozomunun 'Y' olması. Bu tür 'güruh cesareti'nin kitleyi nasıl kurban ya da katil kılabildiğini hepimiz biliyoruz. Bu kompleksin ırkçılık mertebesinde son örneğini ABD'nin Irak saldırısında "Araplar korkaktır. Birileri. Sırf puanların yeterli olmayacağını düĢünüp 'Benim ölüm seninkinden daha meĢhur' türü tartıĢmalara girdiler mi? Yoksa Eurovizyon Ģarkı yarıĢmasındakine benzer bir yöntem mi benimsediler? Öldükten sonra da kahramanların hainleĢtirildiği. Buradaki mezarlıktan sorumlu olanlar. Ölüler üzerinde iktidar kurup Ģu ölü meĢhur bu değil diye bir bir yargılamıĢlar toprak altındakileri. Ġçimizde sürekli karabasan üreten korkuların saltanatını yıkmanın baĢka çaresi yok galiba. bu ülkede Ermeni kırımı dahil. Kendileri için bu yerlerin boĢ bıraktıklarını düĢünmek bence haksızlık olur. 12 Eylül'den sonra kurulan mahkemelerden birinde de sendika liderleri yargılandı. Heyet her ne kadar ölülerle uğraĢmıĢ da olsa geleceğe yönelik bir planlama da yapmıĢ olabilir. Sizi mezarlığa çıkan yolun baĢlangıcında karĢılayan koca mermer taĢta cihan pehlivanlarımızdan Hergeleci Ġbrahim'in adını da bulabilirsiniz genç yasta ölen ressam Avni Lifij'in de. 'X' kromosomu kanın pıhtılaĢması gibi hayatta kalabilmek için birçok önemli Ģeyin belirleyicisi. Sonra da kocaman bir mermer taĢa altın varaklı harflerle bu ölülerin isimlerini kazımıĢlar. Bunu becerdiğimiz zaman. Kadının 'X' kromozumunda problem olduğu zaman yedek konumundaki ikincisi devreye girebiliyor. toplu cesaret konusunda Türklerin bir 'üstünlük kompleksi' olduğu düĢünülebilir. Ġsimlerin iĢlenmediği 15-20 kiĢilik boĢ bir yer var beyaz mermer taĢta. ölümü. Cesaretle 'bizi biz yapan' korkularımızın üstüne gitmemiz ve artık büyüdüğümüz konusunda önce kendimizi ikna etmemiz gerekiyor. Bilim hızla geliĢiyor. Bu kutsal görevlerini 'Kadının ölüsü de meĢhur olmaz' doğrultusunda ifa etmiĢler." Her toplumda olduğu gibi Türkiye'de de korku ve cesaretin kendine özgü konumları var. iĢkenceyi. Yazı Ģöyle bitiyor: "Dünyada milli marĢı 'Korkma' sözcüğü ile baĢlayan tek ulus biziz.her Ģeyi soğukkanlılıkla tartıĢacak olgunluğa ulaĢılacağını düĢünüyorum. fiĢlenmeyi. Türümüzün daha uzun ve sağlıklı yaĢaması da erkeğin tarihten yok olmasına bağlı olabilir. 12 Eylül öncesi Ġstanbul'da yapılan bir mitingde göğüslerini polis ve askerden oluĢan sıkıyönetim güçlerine siper etmiĢ iĢçiler 'FaĢizme geçit yok' diye yürümüĢler. ABD pop ressamı Andy Warhol'un "Ġleride bir gün herkes 15 dakika için meĢhur olacak" sözlerini kendilerine özgü bir Ģekilde yorumlamıĢlar. Bugünlerde Eyüp Mezarlığı ölüleri meĢhur etme yolunda. Bundan 10 yıl önce bile bir gün hiç erkeğe ihtiyaç duyulmadan çocuk yapılabileceğine kimse inanmazdı. Bu kendinden menkul görevlerini ifa ederken aralarında kim bilir nasıl konuĢmalar geçmiĢtir. Erkeklerin kadınlardan niçin daha çok yaĢadığını en nihayet anlamıĢ olabilir miyiz? Eyüp'te ölü yarıştırması Gündüz Vassaf 17/08/2003 Eyüp Müslümanlar için Ġstanbul'un en kutsal yeri. 'FaĢizme geçit yok' diye bağıran yüz binlerce isçinin temsilcilerinin yargılanmasında mevcut duruĢma salonlarının yetersiz olacağını düĢünen asker. Toplu halde cesur olanlar tek baĢlarına farklı davranabiliyor. BaĢlığı 'Son Osmanlı Meclisi ve Ermeni Meselesi'. Altın yaldızlı isimlerdeki çesitlilik bunu açıkça ifade ediyor. Ancak bundan sonra öleceklerin nasıl seçileceklerini kararlaĢtırabilmek için bir fırsat var önümüzde. Toplum ve Bilim dergisinde çıkmıĢ. Zaten gidiĢ böyle. kol kola kenetlenmenin gücüyle göze almıĢlardı. arkalarını sağlama almak için seçtikleri meĢhur ölülerin MIT raporlarını incelediler mi? Belli ki MeĢhur Ölüleri Seçme Heyeti birçok kıstas kullanmıĢ. kaçarlar" düĢüncelerinde gördük. Erkeğin böyle bir Ģansı yok. geleceğin meĢhur ölüleri de açık artırmayla mı tespit edilmeli? Ya da günümüzün çoğulculuk anlayıĢını yansıtabilmek için tek bir totaliter meĢhur ölü listesi yerine. Aylarca süren . Erkekler 'Y' kromozomlarını bir sonraki kuĢağa daha az aktardıklarından dünyadaki kadın nüfusu çoğalıyor. bir spor salonunu 'DĠSK davası'nın görüĢülmesine ayırmıĢtı. O denli ki. koca mezarlığı dolaĢıp kendilerine göre orada yatan meĢhurları teker teker tespit etmiĢ. Tercüman gazetesi yazarlarından Ahmet Kabaklı da orada eski Genelkurmay BaĢkanı Fevzi Çakmak da.

uzaya iliĢkin düĢlerimizin belirleyicisi. Mevcut yapılar katılaĢabilir ya da yıkılabilir. bu kurumun giderek devre dıĢı bırakılmasıyla. Ġnsanın düĢüncesini açıkça belirtmesine 'medeni cesaret' diyoruz. belki benimsenmediğinden ve en kötüsü belki de değiĢikliklere aracı olan hükümetlere güvenilmeyip onların art niyetinden korkulduğundan. 2004 Kasım'ında bir tek ABD'lilerin oy kullanabileceği bir dünya seçimi var. Dünyanın dört yanına yayılmıĢ insanlar ABD'lilerden çok sayıda ABD kültür ve ürünlerinin tüketicisi. Beyaz Saray'da alınan her karar her kıtada herkesin geleceğini etkiliyor. Bir zamanlar aynı konumda olan Roma Ġmparatorluğu'nda hoĢnutsuzluk baĢ gösterince imparator çözümü iĢgal ettikleri yerlerin insanlarını da Roma vatandaĢı yapmakta bulmuĢ. toplumsal coĢkuyla karĢılanmadı. tepki ve düĢüncelerini onlara ve ABD kamuoyuna ulaĢtırmasını gerektiriyor. Dünya SavaĢı galiplerinin veto hakkı olduğu BirleĢmiĢ Milletler'in en üst kurulu. protestolarda duyurmakla yetindi. Güvenlik Konseyi. verilen Ģablonlara uymaktan da öte. Belki esas ruhu itibarıyla anlaĢılmadığından. Uluslararası Para Fonu. Uluslararası hukuk ve iliĢkilerin yeniden tanımlandığı bu dönemde baĢkanının kim olacağı ve seçilebilmesi için programında neler vaat edeceği sadece ABD değil dünya için de tarihi bir önem taĢıyor. II. Ģimdi. çesitli ülkelerdeki siyasi partiler.duruĢmalar boyunca tribünler boĢ kaldı. skandalından sporuna kadar orada olup bitenlerin seyircisi. Ancak temel esasların yeniden belirlendiği bu geçiĢ sürecinde tüm dünya vatandaĢlarının üstüne düĢen bir sorumluluk var. 'Müttefik' Batı devletlerinin temel demokrasi ve insan hakları ilkelerini yerle bir ettiği bu dönemde. Fransızcadan alınmıĢ olabilir. Bu güç Ģimdiye kadar sesini sokaklarda. düĢüncemizi korkmadan belirtirken medeni cesaret sahibi oluyoruz. ABD yanlısı ya da karĢıtı olmakla yetinip. Dünya Bankası ve baĢka kurumlardaki konumu gündelik yaĢantımızın esenliğinin. dünya güçlerinin yaptıklarına rağmen de bir demokrasi anlayıĢını koruyup yerleĢtirmekle karĢı karĢıya. VahĢi kaplanların üstüne giderken cesur. BaĢta savaĢ ve barıĢ. . Bu seçimler çoğu oy bile kullanmayan ABD'li seçmenin tercihine bırakılmayacak kadar önemli. Dünya kamuoyunun sorumluluğu bugünden itibaren ABD'de baĢkan adaylarını izlemesini. Dünyanın düĢüncelerini ABD'ye yansıtması kadar ABD'nin de dünyanın düĢüncelerine ihtiyacı var. Kasım. üye ülkelerin temsil gücünü zaten yansıtmazken. dünyanın geleceğine yönelik endiĢelerimizin. Esas medeni cesaret de bu olmalı. ABD'nin. ahlaki meĢruiyeti de sorgulanabilir bir karar verme mekanizmasi ile karĢı karĢıyayız. Edilgenlik içimize o denli sinmiĢ olmalı ki son günlerde Türkiye demokrasisinde bir 'devrim' niteliğinde olduğu yazılan ve 1960'tan bu yana askeri darbelerin yerleĢtirdiği 'devleti vatandaĢtan korumayı' esas alan korku yasalarının değiĢtirilmesi. 1215'te Magna Carta'yla kralların gücünü ilk kısıtlayan Ġngiltere'de ise böyle bir kavram yok. askerde. ABD'dekiler baĢta olmak üzere sivil toplum kuruluĢları. sendikalar bu konuda el ele verip uluslararası bir seçim izleme ağı oluĢturmalı. KüreĢelleĢme. Türkiye ve benzer konumda ülkeler. 'ÇağdaĢ uygarlık düzeyine' geçiĢte Batılı gibi pantolon giyip çatal bıçak kullanmanın 'medeni cesaret' örneği olmadığı ortada. neyin nerede ne kadar tüketileceğinin belirlenmesinden öte. 'Medeni cesaret' Türkiye ya da Türkçeye özgü bir deyim değil. insan haklarına bağlı evrensel değerlerin korunup geliĢtirilmesine de olanak sağlayan bir süreç. yüzyılda bizi nasıl bir gelecek beklediğini bilmiyoruz. tek bir devletin egemenliğinde bir dünya da. Ailenin çocuk yetiĢtirmesinde. devletin vatandaĢlarına muamelesinde 100 yıllardır Ģiddeti esas alan bir toplumda bu ĢaĢılacak bir Ģey değil. yeni bir gündem hep birlikte oluĢturulabilir. Dünya Ticaret Örgütü. Bir dünya devleti de kurulabilir. 21. Siyaset bilimcileri 'Amerikan Ġmparatorluğu' deyimini kullanır oldu. okulda. 2004 Gündüz Vassaf 03/08/2003 Dünyada olup biten BirleĢmiĢ Milletler'de değil Washington'da kararlaĢtırılıyor. Dünya kamuoyu ABD'yle birlikte ikinci bir 'süper güç'. Gelecek sene ABD'de de baĢkanlık seçimleri var. kamplara bölünerek edilgenleĢmek yerine.

Charles Schultz'un çizgi karakteri Snoopy ve kardeĢleri doğdukları 'Daisy Hill Puppy Farm'i bir kez daha görmek isterler. ya da herhangi bir kuruluĢun baĢındaki kiĢiye 'baĢkan' denmesi yasak. "YaĢlılar birbirlerine benziyor. Çek yazarı Havel Granta dergisinde o zaman Sovyetler'in baĢındaki Gorbaçov'un Prag ziyaretini yazmıĢ. özel kapanlara kıstırıp. kilona dikkat falan diyerek oğlu için endiĢelenmiĢ.Güçlü lider manzaraları Gündüz Vassaf 27/07/2003 Alexander Lukashenko Belarus CumhurbaĢkanı. üstündeki çeĢitli simgelerle Pinochet ve 11 Eylül darbesinin propagandasını yapıyor olması." dedi tanıdığım. . O da. Havel az bir zaman sonra beklenmedik bir Ģekilde Çekoslovakya'nın cumhurbaĢkanı oldu. ocak ayına kendi ismini veren Türkmenistan CumhurbaĢkanı TürkmenbaĢı gibi mutlak iktidarın peĢinde. Ülkesinde kendisinden baĢka kimseye baĢkan densin istemiyor." der. YanlıĢ yere geldiklerini düĢünürken Snoopy bir kenara atılmıĢ 'Daisy Hill Puppy Farm' yazan tahta levhayı görünce. Gençlik yıllarını ABD deniz piyadesi olarak geçirdikten sonra kendi deyimiyle 'insan avlamaya' terfi ettirilmiĢ. Darbenin elebaĢısı general Pinochet'nin. yüzyılda tür olarak sanki Alzheimer hastalığına kapılmıĢ gibiyiz. Ülkesinde yeni bir yasak yürürlükte. Pinochet'nin de kredi kartı. Paul." En son da geçen haftanın Radikal gazetesinden bir baĢlık. ġili'de serbest seçimlerle iktidara gelen tek sosyalist olma sıfatını taĢıyan ve bakır madenlerini devletleĢtiren Allende hükümetini devirmiĢti. Finlandiya CumhurbaĢkanı Kekkonen Türkiye'ye gelir. Görevli. GelmiĢ geçmiĢ en büyük liderlerden Napolyon da Ģöyle demiĢ. Mesleğe nasıl baĢladığını sorduk.. tanıdığımı kolundan çekip az uzakta koltuğunda uyuklayan baĢka bir kadını gösterip. Edilgenliğimizin bir uç örneği ise Franko Ġspanya'sından.. ne de tükettiklerimizi. Emekli bile olsalar edilgenlik eğilimlerimizi körükleyebiliyorlar. annesi de aman kendini yorma. "Devletim ben. BaĢkan tetikleyici bir sözcük. 11 Eylül. Gorbaçov örneğinde devlet baĢkanlığını küçümsemiĢti. Çatıdan sincap sesleri kesildi. sendika liderlerine. Huzurevi görevlisinin her seferinde aynı olan konuĢmalarını kesmesiyle birdenbire ziyaretin seyri değiĢmiĢ. Etraf kocaman binalar. Etrafında doktorlar. Saatler geçer biri cesaret edip eline kalemi alana kadar. Ne cinayetlerimizi umursuyoruz. 12 Eylül'ün baĢı general Evren gibi hayranları var. "Anneniz bu!" demiĢ. Bu iĢin de uzmanı varmıĢ. Bir tanıdığım geçenlerde annesini 'huzurevinde' ziyaret etti. ġirketlerin yönetim kurulu baĢkanlarına. Ölüm raporunun yazılması lazım. Kekkonen usta bir balıkçı ama misafirperver devletimiz de onu baĢkanlara layık bir Ģekilde ağırlamak ister. Bindikleri otobüsün Ģoförü çiftliğe geldiklerinde iĢte burası diye indirir yolcularını. çatımıza dönmesin diye mahallemizden uzakça bir yere saldığı sincap baĢına 25 dolar aldı. benim de dahil olduğum on binlerin üzerine geliĢigüzel kimin ateĢ açtığını bilip bilmediğini. Kartın özelliği.ikiz kulelerin yıkılmasıyla ABD'nin yeni yayılmacı politikasının baĢlangıç tarihi olarak simgeleĢirken baĢka bir 11 Eylül'ü de belleğimizden sildi. Tersine çoğaldılar. Sonuçta Deniz Kuvvetleri'nden özel dalgıçlar Boğaz'ın diplerine inip baĢkanın oltasının ucuna balık takar. 20. 11 Eylül. Ankara'daki resmi temasları bitince Boğaz'da balığa çıkar. Bir yıl da garanti verdi. Yılda iki. yüzyılın en uzun süre baĢta kalan diktatörlerinden biri Franko olur. "Ne yapayım. "Belleğimizin üstüne park etmiĢler. otoparklarla çevrilidir. Sincapçıya sormadım Taksim Meydanı'ndaki 'Kanlı 1 Mayıs'ta. Çetin Özbayrak anlatmıĢtı. Bazen adını sanını bile bilmediği avını vurmak için günlerce pusuda beklediği olmuĢ. "BaĢbakan herkesi fırçaladı. Ancak Lukashenko. Fransa'nın bana olan ihtiyacı benim Fransa'ya olan ihtiyacımdan daha fazla." Alzheimer özgürlüğü Gündüz Vassaf 20/07/2003 KıĢ boyunca sincapların tavan arasındaki ahĢabı kemirmelerinin sesleri geldi. ġili'de 'patrioticard' ismiyle yeni piyasaya sürülen kredi kartını kullananlar çeĢitli hizmet ve dükkânlardan indirimle alıĢveriĢ yapabiliyor. HiroĢima'da yüz binleri tek bir atom bombasıyla katleden ABD'li pilot gibi belleğinde yok öldürdükleri. Evren'in resimleri 'kapıĢılıyor'. yasakla bile olsa yeni bir demokrasi anlayıĢını yerleĢtirmek peĢinde değil. Son gidiĢinde de her zamanki gibi aileden son haberleri vermiĢ. 1973'te de ABD'nin düğmeye bastığı kanlı bir CIA darbesiyle." Bir yandan "Ben özgürüm" diye mırıldanırken 21. en az bir kere görüĢüyorlar. Havalar ısınınca giderler sandım.

zamanla protestosunu vicdanını oyalattıran baĢka Ģeylere yöneltir. kurmaylar her zamankinden güçlü ve kurnaz savaĢ planları. Türkiye Cumhuriyeti'nin 20. yüzyılın ikinci yarısındaki tarihi. insan barıĢtan yana. BarıĢ yıkıcı. 'Ġlk cumhurbaĢkanlarımız. Guatelli Pasha Osmanlı Ġmparatorluğu'nda 19. Kolay yargının donuk duygusu Gündüz Vassaf 06/07/2003 PadiĢahlar alaturkadır.Ankara Palas'ta erkeklerin frak. bağdaĢ kurar. SavaĢtan sonraki barıĢı hep galipler paylaĢmıĢ. 'Genç Türkler' diye anılırdı. Doğu'yu Batı'dan ithal eder olduk. SavaĢ yapıcıdır. anayasal düzene karĢı birbiri ardına yapılan askeri darbelerle geçmiĢtir. Tarihte savaĢ isteyenlerin dediği olmuĢ. nice beynin titizlik ve gizlilikle oluĢturduğu planlara. Tahtlarında. SavaĢ hep çalıĢkan olmuĢ. SavaĢ toplumun yapıcı güçlerini seferber eder. Oysa savaĢçılar savaĢmadıkları zaman da hep savaĢ hazırlığı içindedir. ĠĢçiler emeklerini savaĢ için seferber eder. Sultan Abdulaziz 'Do major Schottich'. Ankara OlgunlaĢma Enstitüsü'nde Türkiye'de çağdaĢ modanın yerleĢmesi için dikiĢ öğrenen kızlarımız yıllarını tayyör dikmeye verdi. Yok edebilmek için var gücüyle çalıĢır insanlar. BarıĢ koca devletlerin politikalarına. Psikologlara düĢmanı yıldırma. PadiĢahların. "ve kolay yargılamalarının donuk duygularıyla soylulanırlar. Uluslararası Ġstanbul Müzik Festivali'nin 'Boğaziçi Mehtaplarında Sultanlarla Dans' adlı programından bazı parçaların adı ve bestekârları: 'Invitation a la Valse' (Valsa Davet). bildik Ģarkılar ve sözlerle. Devletlerimiz savaĢanları onurlandırır. askerleri güldürür. SavaĢa karĢı gelenler cezalandırılır. subayların ülkenin bütünlüğü ve güvenliğine tehlike teĢkil eder düĢüncesi ile yabancılarla evlenmesi yasaklandı. Cumhuriyet Türkiyesi'nde diplomatların. nice casusun fedakârane giriĢimlerine karĢı çıkmaktır. toplumdan dıĢlanır. BarıĢ. 'Ġstanbul Kadrili'. BarıĢ. göbek atan cariyelerle sarayda saz âlemi yapar. Cumhuriyet alafrangadır." . eğlendirir. milli davalara. Rilke'nin 'Saatler Kitabı'ndan bir dizeyi Ģöyle çevirmiĢ. köhnemiĢ imparatorluklara yeni bir ruh vermek isteyenler. Sultan Abdulaziz 'Sol major Polka'.. onlara kahraman der. paĢaların yabancı kadınları eĢ seçmesini kimse imparatorluğun varlığına karĢı bir tehdit olarak görmedi. azıcık da Ģımarık bir çocuk gibi. Her yenilgiden sonra meydanı sessiz sedasız terk etmiĢ. hapse girer. Sultan V. SavaĢçılar her savaĢla birlikte yeniliyorlar kendilerini. en ulvi vatandaĢlık duygularına. 31. SavaĢçılar her savaĢla birlikte yeniliyor kendilerini. O dönemde Avrupa'da ihtiyar. etnik ve dini yönden o çağın kosmopolit Avrupa imparatorluklarının parlamentolarında bile görülmeyen bir renkliliğe sahipti. BarıĢçılar tekrarlamada. SavaĢ kazanmıĢ barıĢ yenilmiĢ.Tembel barış çalışkan savaş Gündüz Vassaf 13/07/2003 SavaĢ yok eder. Yaratıcı değil karĢı çıkıcıdır. bir sonraki savaĢı beklemede. barıĢ tembel. Osmanlı döneminde bu topraklarda konuĢulan hepimize miras anadillerinin bugün telaffuz edilmesine karĢı yasaklarla uğraĢıyoruz. Oruç Aruoba. Ne zaman 'Baba'lar savaĢ çıkarmak istese ben istemem diye bağırıp çağırır. d'Albert 'Tarabya Gavotu'. Türkiye'ye Batı kültürünün kapılarını açar' demiĢti öğretmenlerimiz. göğüslerine madalya takar. buradaki hareketten esinlenerek.. Sanatkârlar cephede moral verir. Bu darbeleri yapanlardan Washington'da 'Bizim Oğlanlar' diye söz edildi." Ġlber Ortaylı da. Murad Ayrıca padiĢahların arzusu üzerine bestelenen Ģöyle parçalar da vardı Emre Arıcı'nın yönettiği gecede. yüzyılın ikinci yarısı anayasal bir düzeni oturtma mücadelesiyle geçmiĢtir. vatan haini damgasını yer. kamuoyunu kandırma görevi verilir. Pisani 'Aziziye MarĢı'. Ne zaman ġark motifleri Paris'te moda oldu. Bilim adamları yeni silahlar geliĢtirir. Halbuki hepimiz biliyoruz ki. Günümüz Türkiyesi'nde bilinçle değerlendirilmesi gereken Osmanlı mirası budur. savaĢ baĢlayınca kusup susar. 'Ġmparatorluğun En Uzun Yüzyılı' adlı kitabında Ģöyle yazar: "19 Mart 1877'de toplanan ilk Osmanlı parlamentosu. kadınların tuvalet giydiği balolarda foxtrot yapıp. tespih çeker.

ġimdi ebvâbı saadette gezen. Ankara. Karısı Huma Hatun. Mustafa (Cihangir 1717-1774). harzı can kıl. Cennete varsam eger hür ile gılman anlamaz. öykü. Bu gurbette Cem'i hasta kıldı. Ben bana yar olayım tek gayri yari neyleyim? Bensizin. Murad'ın kavlini ezberle. Kalb denizindeki suyun. destan anlamaz. gemisi olmuĢ 'kâf'ü 'nûn' ĠĢte bu kalbi. evrenin Nu 'mân'ı anlamaz. geçmiĢ. III. Sardağ RüĢtü. Cennete varsam eğer. bu nedenle engin denizleri dolaĢan anlamaz. Türkiye ĠĢ Bankası Kültür Yayınları. anlamaz bir lahza bu can beni.Murad (1404-1451). merhametî lemyezele Bu evren. 'kâf'ü 'nûn' ĠĢbu kalbi anın için seyri umman anlamaz. ölene kadar Fransa'da ve Papa'nın gözetimi altınta Ġtalya'da yaĢar. destan beni anlamaz. Görün. Yıkılupdur bu cihan. Bu gurbet cana gayet kâr kıldı Ki âlemde beni bizâr kıldı. Babası Fatih'in tahtı için. . kaldı hemen. virdim odur çün daima Güftgû. Belki de tarihimizin ilk Avrupalı Türk'ü. muzari. Açıklamamı ezberledim. Sensizin cana. Sevgilisi Sırp Prensesi Mara. Bu Ģiir muhtemelen onun için yazılmıĢ. geniĢ zaman. ÂĢık olan kimseyi Nu'mânı devran anlamaz. baĢka dostu neyleyim? 'Ben' sizim. Devleti. Müntehayı bahri kalbin . Gel Murad'ın sözünü ezberle. anlamaz cennetin genç delikanlılarıyla hurileri. Osmanlı'nın hızla çöktüğü dönemde padiĢah olmuĢ. l982. aĢağılık felek. padiĢahın ölümünden sonra manastıra kapanıp rahibe olur. Sensizim sevgili.Şair Sultanlar Gündüz Vassaf 29/06/2003 II. beni bir lahza bu cân alamaz. kamu mübtezele. sanma ki bir dem düzele. Devleti. Bayezıd'a baĢkaldırdıktan sonra Rodos Ģövalyelerine sığınır. verdi tümüyle soysuzlara. gayri beni bir dem ve bir an anlamaz. aĢağılık dünyanın himmetini. ĠĢimiz. gerdûni dûnun himmetini. Ben kendime yar olayım tek. ġimdi en önemli hükümet kapılarında bulunanlar hep bozguncu ve soysuz takımıdır. ĠĢimiz kaldı hemen Allah'ın acıma ve esirgemesine. Bir an olsun düzeleceğini sanma. Cem Sultan (ġehzade Cem 1454-1495). zaman ve an bile anlamaz artık beni. çerhi denî. bu toplum yıkılmıĢtır artık. kıssa. Verdi. canın gibi bil. Gel. kardeĢi II. Bu gurbette Cem'i bîmar kıldı. mazi. ġerhimi ezberledim. Bu gurbet canımı çok etkiledi Ki âlemde beni rahatsız etti. Görün. hep hazele. ÂĢık olan kimseyi. fülki olmuĢ. Fatih'in babası. "ġair Sultanlar". dilimden düĢmeyen odur sürekli Dedikodu.

Moskova'da yağmur yağsa Sofya'da Ģemsiyeler açılır denildiği yıllarda Ankara da 'Küçük Amerika' olma iddiasındaydı. Bunun bir boyutunu kullanılan mimari üslup oluĢturuyordu. darbeciler istediklerini yapar. Jul Sezar'ın temmuzu 31 gün. Bu yılın sonuna doğru ġenzu V roketiyle ilk Çinli taykonot uzaya fırlatılacak. Ġmparatorlar. Marshall yardımıyla birlikte Türkiye ABD'ye kapılarını açar. Augustus'un ağustosuysa 30. Sıra 'Taykonot'larda. Hindistan Ay'a adam yollama hazırlığı içinde. Japonların Nozomi roketi ocak ayında Merih yolcusu. CumhurbaĢkanı Celal Bayar devletin yeni politikasını tek bir cümleyle özetler. Tevrat. O da bu aya kendi adını verir. BeĢinci ayın adı 'Quintillis. Türkmenistan'ın diktatörü TürkmenbaĢı'nın baĢkentteki altın heykeli öyle bir yapılmıĢ ki.Neo-tahterevalli Türkiyesi Gündüz Vassaf 22/06/2003 Roma Ġmparatorluğu'nda bir dönem köleler ayaklanmıĢ. kendi kendine yakıĢtırdığı beyaz ve zenci Türkleriyle. ne tanrıların. . Jul Sezar'dan sonra gelen imparatorun adı Augustus. Havada. Viagra'yla sona ersin. Türkiye Gölge Tiyatrosu Washington'a oyun beğendirmeye çalıĢıyor. Hele bir müdahalesiz doğum yapılabilse. ne de imparatorların. aylara yeni isimler verir. Beyoğlu'na bakan cephesinde neoklasik. yedincisinde istirahat ettiğini yazar. Çince uzay demek. rekabet ve demokrasi dönemindeyiz. Minik Sezarlar ülkesi Türkiye'de doktorlar bile hiçbir tıbbi nedeni olmadan sezaryen doğum yaptırıyor kadınlara. ÖzelleĢtirelim! Açık artırmayla ihaleye çıkaralım günlerimizin. ABD'nin astronotlarını.. Bankanın ilginç konumuna dayanan bu çifte kimlik. 'Taykong'." Türküm. McDonald's ayında kayağa çıkıp. 'Kurbansultan'-annesinin adı. Kendi seyircisine ayna bile tutamıyor. kiralayalım hepsini. BeĢinci aydan sonra gelen altıncı ay. Sezar'ın hakkı Sezar'a. Ancak.. GüneĢ Samanyolu'nun. Laik Fransız devrimi haftayı 10 güne çıkarıp. Ne var ki onlar da kura kura kendi krallıklarını kurmuĢlar. Satalım. suda.'Julius". doğruyum. diktatörler. BaĢtakileri devirmiĢler. Artık özgürler. Ġmparator bir karar daha alıp Ģubatı bir gün kısaltınca. Günlerimiz. Nisan. 'TürkmenbaĢı'. posta pullarında Ġnönü suretinin olduğu yıllarda Stalin bastırınca. ağustos da 31 çeker. gölge boksundaki boksör gibi hayali düĢmanlarla boğuĢuyor.' Jul Sezar iktidara geldikten sonra bu aya kendi adını vermiĢ. aynı tahterevallinin iki ucunda inip çıkanlarla hop kalkıp hop oturmak. Türkmenistan'da ocak ayının adı. Türkiye'de bir doğum günü partisine davetiye: "Canci's Birthday Party Time: 15. Haliç ve Ġstanbul'a bakan cephesinde neo . Cumanın tatil günü olması için uğraĢanlar da var. "Küçük Amerika olacağız. Artık serbest pazar. Tanrı'nın dünyayı altı günde yaratıp. Roma Ġmparatorluğu'nda bir dönem yeni yıl martta baĢlarmıĢ. Sonraları. 'Sextilis'. AĢağıdaki alıntı Ġstanbul'da Voyvoda Caddesi'ndeki Osmanlı Bankası Müzesi'nden: "Mimar Alexander Vallauri'nin imzasını taĢıyan bina birçok açıdan simgesel öneme sahipti. günlere. o da GüneĢ'in etrafında dönüyor. yeni eĢlerinin bakireliğine ve heyecanına saygı duyduklarından cinsel iliĢkiyi arkadan gerçekleĢtirirmiĢ. bankanın iç mekânında kullanılan kitabelere kadar taĢınmıĢtı. Sovyetler Birliği ve ABD önderliğinde dünya sosyalizm ve kapitalizm diye iki kampa bölünmüĢtü. Doğu ve Batı arasında yer alan bir kuruluĢun merkezi olarak. Dünya GüneĢ'in etrafında 12 ayda dönüyor. Köleleri de olmuĢ kölelikten kurtulanların. karada sonsuzluğa dek rekabet. GüneĢ Samanyolu'nun etrafında 200 milyon yılda. çalıĢkanım yasam. PadiĢah soyunun sürgünde.30 Place: Kemer Kids Garden" Aynı davetiyeyi Arap harfleriyle yazmak isteyenler de var. muharrem ayında denize girelim. aylarımızın adlarını. Rusların kozmonotlarını tanıdık." Bugün.oryantalist bir üslup kullanılmıĢtı. Hafta Coca-Cola'yla baĢlayıp. Kiralık Türkmenbaşı Gündüz Vassaf 15/06/2003 Dünya GüneĢin etrafında dönüyor. Üstelik kendi gölgesinden korkuyor. Gene Roma'da bir dönem erkekler evliliklerinin ilk gecesinde.

"Evet. yaylalardan kopup gelenler. Türkiye'de 'Allah'a yakınlıklarını siyaset malzemesi yapanlar içkiyi ne kendilerine yakıĢtırır ne de hepimize vekâleten iĢletmesini devraldıkları muesseselere." Güven. Oysa kayıtlara göre Osmanlı Ġmparatorluğu sırasında 230 milyon ĢiĢe üretilirmiĢ. PadiĢahsız kalmıĢ kapıkullarının. bundan yararlanmak caiz midir diye ulemaya sormuĢ. ġimdi de Ġslam ülkesi olarak bilinen Türkiye'de. Hıristiyan ülkelerinde yaĢamasına müsaade edilip edilmeyeceği uzun yıllar ulema arasında tartıĢma konusu olmuĢ. baĢka kapıdan dostunun arabasına binip tüyüyor. 'Takiye' yapmıĢ olabilirler mi? Abdülaziz'in özel olarak yapılan ayakkabalarının içindeki gizli bölmeye buranın toprağından koymuĢlar ki. Osmanlı Ġmparatorluğu'nda dünya ikiye ayrılır. Dini nedenlerle Ģarap içilmesine karĢı olanlar genellikle kadınların da örtünmesinden yana. Boğa güreĢleri deyince de kulaklarımız 'Ole! Ole!' diye tınlar. Malta için ne düĢünüyor acaba? Açık açık 'Allah' diye diye günümüzde Avrupa Birliği'ne giren ülkeler var. PadiĢah. . Katolik olan Maltalılar tanrılarını 'Allah' diye çağırır. Ordu da Avrupa Birliği diyor. 'Hilal Süngü El Ele. Dinle. Ġslami özgürlük adına Avrupa Birliği'ne girmek isteyenler var. Paris'te. Endülüs örneğinde olduğu gibi Hıristiyan egemenliğine geçerse? Müslümanların orada yaĢamlarını sürdürmeleri caiz mi? Özellikle hoĢgörülü bir rejimde dönme tehlikesi olduğundan cevap gene kocaman bir 'Hayır'. Dağlardan. Buckingham Sarayı'nda Kraliçe Viktorya ile karĢılaĢtığında bile padiĢahımızın ayağı hep 'Dar-ül Ġslam'a basmıĢ. Genel kanı. Fırtınadan sağlam çıkan bir Venedik savaĢ kalyonu Osmanlı sahillerine vurmuĢ. Haci Bush HoĢ Gele'li karmaĢık bir dünya yaĢadığımız. Ona bu fikri veren ulema 'Allah'ın gâvurunu nasıl da oyuna getirdik' diye kis kis gülmüĢler midir? Tokyo Camii'ni ziyaret eden Meclis BaĢkanı bir gün Japonların Hakkın yolunu bulacağını umduğunu söylemiĢ. Türkiye'nin zenginleĢmesinde Ģarap üretiminin nasıl büyük katkısı olabileceğini rakamlarla açıklar. düĢman toprağına ayak basmadan Avrupa'ya gidebilsin diye din adamları bir çözüm bulmuĢ. Müslümanların egemenliğinde 'Dar-ül Ġslam' ve fetih için gidilen 'Dar-ül Harp'. Elbette bugünkü Yunanistan. Ġspanya denilince akla ilk gelen Ģeylerden biri boğa güreĢleri. 'Fethin' 550. ġarapçılığın geliĢmesinde önemli katkıları olan Güven Nil bir mülakatında Ģöyle der: "ġarap en büyük tokadı dini ve sosyal baskılardan yemiĢ. Avrupa Birliği'ne ilk adım atan Sultan Abdülaziz." Iraklı Araplar Körfez SavaĢı'nda Baba Bush'a da 'Haci Bush' adını takmıĢlardı. yılında Gündüz Vassaf 01/06/2003 KENDĠ KENTĠME AĞIT Sabret. Kayıp anahtarlı Kentte dolaĢıyorum. Bulgaristan. Kilitli kapılı. Abdülaziz Avrupa'ya savaĢmamaya giden ilk padiĢah. Osmanlı zamanında büyük Ģarap üretimi vardı. Birçok hanım büyük 'shopping mall'lara gidip Ģoförlerine 'Üç saat sonra gel beni al' diyor. buğdaydan daha önemli bir kalem olduğuna da dikkati çeker. DüĢmana karĢı kullanılacaksa.Ole! Ole! Allah Gündüz Vassaf 08/06/2003 Türkiye'de 'hilal' de 'süngü'de Avrupa Birliği'nden yana olduğunu söylüyor. ġu anda Ģarap üretimi 60 milyon ĢiĢe. Yanındaki kadının kim olduğunu kimse bilemiyor. Viyana'da krallarla kraliçelerle yiyip içer. Umutla zincirlenmiĢ. Cevap. Kentimizin eski simgesi tavus kuĢu Yelpazesinde açtığı renk cümbüĢünden Aniden beliriveren gözleriyle soruyor "Durup dururken ne diye beni andın?" diye." Müslümanların. Londra'da. 'Hayır!' Peki ya 'Dar-ül Ġslam'ın herhangi bir parçası. Teknenin üstün vasıflarını takdir eden bahriye. Ġyi bir sözlüğe baktığınızda bu kelimenin kökeninin 'Allah' olduğunu göreceksiniz. Yıllardır Suudi Arabistan'da yaĢayan bir inĢaat mühendisinin gözlemi: "Burada suratlar kapalı olduğu için iĢler daha kolay. bu söyleĢisinde dünya Ģarap ihracatının. onlarla dostluk kurar. Tanrının silip süpürülen mermerlerde taĢlaĢtığı. Birbirlerini kollamaktan konaklarını yitirdikleri kentin kaldırımlarına. Romanya dahil.

PaslanmıĢ demirlerin ardında. KararmıĢ mermerlerin altında Yatan padiĢahlarımız. Susuz sarnıçlara çarparak. BeĢ yıldızlı otellerinden süzüyorlar geceleri. Dedelerimiz. "Durup dururken ne diye beni andın?" diye? . Bize karanlık görkemli binalar. Kapılar. kapılar.KapalıçarĢıların gökdelenlerde putlaĢtığı Zamanın kentindeyim Sürekli adlarını değiĢtiren sokaklarında Çocukların saklambaç oynayamadığı. imparatorlarımız. TaĢlarını tanımadığımız Mezarlarda. sokaklarında copu. açlık. Yerlerinde yabancılar. kolera. Ġçerden bize bakıldığında tümü Ģeffaf. dinler yaĢamıĢ. Elektriğin aydınlattığı eski yangın yerlerini. seviĢeni ve didiĢeni Konstantinople'nin Mavi ve YeĢillerle sarsıldığı. Ġstanbul'da sarının. Kentim nice diller. ninelerimiz. iĢkence Asırlardır birlikte yaĢadığımız tanıĢlarımızdan Gözlerimizi kaçırır olduk. Kent uykuda. Dünya kentimizin karanlığı masallaĢtıran Havai fiĢekli Ģölenlerinde. köpeği. Ama niye ki Küllerde kıvılcım arayıp Gününü sakınan Bu küskünlük? Dinle! Günümüzde hindi kılığında dolaĢan Kentimizin eski simgesi tavus kuĢu Yelpazesinde açtığı renk cümbüĢünden Aniden beliriveren gözleriyle soruyor. kırmızı ya da lacivertle coĢtuğu Bir kentteyim. Ġnsanların otomobillerden hızlı gittiği Tek istikametli kaldırımların soluksuz yayasıyım Kentin gözcüleri Ġtfaiye kulelerinden ineli yıllar oluyor. Kapılar. Vınlayarak geçen metrolar. Kuduz. Tarihin med-cezirinde Gözlerim geçmiĢte yaĢayanların düĢlerini kolluyor. Açmasını unuttuğumuz anahtarsız kapılar. Meyhanelerde inleyen nağmelerimizde. kapılar Özel korumalı Ģeffaf kapılar. Anahtarları kayıp kilitli kapılar. her kent gibi. UnutulmuĢ tüneller. Köprülerinden kıtalar aĢıyorum Topkapı'da saraylardan Körler ülkesi Kalkedon'da stadyumlara. Dilini anlamadığımız. Kentim. Kent ayaklanmıĢ.

kendileri görüyor. Vassaf/Cehennemin Dibi/ĠletiĢim Yayınları/s. Madrid'de. Bu bilgiyi Batı'nın saygın ansiklopedilerinde bile bulamazsınız. Onlarsa bizi. tarihi propagandalaĢtırarak kullanır. Çin otobüsüyle New York-Boston Gündüz Vassaf 18/05/2003 George Orwell'ın gelecekte totaliter bir dünyayı anlatan romanı '1984'. 10 milyona yakın insanın ölümüyle tarihin en büyük soykırımlarından birine neden olur. Neden Japonya'dan Budist bir ülke diye söz edilmiyor? Neden kimse Japonya için. demokrasinin Budizmle birlikte olabileceğinin kanıtıdır diye deli saçması bir laf etmiyor? Bugün Türkiye için Müslüman bir ülke diye söz edenler. rejimlerin kimliğine büründükçe. Kral II. Hiç tekrarlanmayan doğrular ise gerçekliğini yitirir.* Acaba diyorum. Hapishaneye de girmiyor. "Bir yalan çok tekrarlandığında ona gerçek diye inanılır" tezinin örnekleriyle doludur. adetlerine saygılı mı diye. küreĢelleĢme iddialarına rağmen sanki kendini görünmez kılan bir sis perdesi içinde. Geçenlerde Ġsmet Berkan da bu tehlikeli geliĢmeye iĢaret etti. Ġslamla futbolun bir arada olabileceğinin örnekleri diye gösterilecek. Bu gidiĢle. bu ülkelerin insanlarını da. Dinler. üzerine sayısız araĢtırma yapılmasına rağmen. 'Propaganda olarak tarih'. dini hangi politikaya. Galatasaray ve BeĢiktaĢ. sık sık hedef alan bir yöntem. Kendi kendimize bu tuzağın içine düĢmeyelim. Çinliler sosyal bilimcilerin aklına bile gelmez. kimi 'think thank' aklı evvelleri. kendi ülkeleri dıĢında yaĢayan Çinliler bile tam bir sır küpü. adaletsizliğe. Öyle bir kapalı cemaat kurmuĢlar ki. yüzyılın süper gücü olacağı söylenen bu dünyanın nüfusu en büyük ülkesi. ne de unutturulan bir gerçek. MI5. her iĢlerini gözden ırak.. New York-Boston arası kendi otobüs servislerini bile kurmuĢlar. BaĢkalarına barbar olarak bakan Çin'in kendi geçmiĢine yaklaĢımı 'propaganda olarak tarih'in en iyi örneklerinden biri. ne tekrarlanan bir yalan. Devletler bu olguyu. 'Ġslam terörüne' karĢı 'Ġslam demokrasisi' oyununu oynamaya baĢladı. Gizli servisi bile o kadar gizli ki. Kimileriyse perde arkasında film yönetmenine akıl veren aktörler gibi. anlaĢılmıĢ ki ölülerini bir Ģekilde yok edip. Batı Avrupa'da Çinliler olmuyormuĢ. Çin konsolosluğu üç yıl araĢtırıyormuĢ müstakbel anne baba Çin kültürüne. Bu bağlamda çok ayrıcalıklı bir konumu olan Çin. bireylerin inançlarının ifadesi olmaktan çıkıp. dinlerini de aĢağılamak. Ġsrail ya da baĢka bir ülke. din değil demokrasi anlayıĢlarından kaynaklanmıyor mu? Türkiye. Dinini kanıtlayarak değil. bu ülkelerdeki sosyal demokrat ve anti-emperyalist gelenek ya da Irak savaĢına karĢı Batı'da karĢı çıkan milyonlar Hristiyanlıkla açıklanabilir mi? Batı'nın örnek aldığı Yunan demokrasisi Zeus'a tapıldığı için mi kuruldu? Ġspanya ve Suudi Arabistan krallıkları arasındaki fark. KGB. Barbarlığı unutturan Belçika'nın bugün tekrarlaya tekrarlaya bellediğimiz dünyadaki en meĢhur temsilcileri bile birer hayal ürünü-Herge'nin sempatik gazetecisi 'Ten Ten' ile Agatha Chrisitie'nin ünlü detektifi 'Hercule Poirot'. Birçok ülkede Japonlara vize gerekmediğinden.İslam ülkelerinde futbol Gündüz Vassaf 25/05/2003 ABD ve yerli sözcüleri için Türkiye birdenbire 'Müslüman' ülkesi oluverdi. tarihi 'tabu' sayan Türkiye'yi. kendilerinden menkul sözcülerinin iddia ettikleri gibi ahlaka değil. özellikle yabancı basında. 201-207 . Batı'nın üstünlük kompleksine boyun eğmek anlamına gelir. ĠĢsizlik parası alanlar arasında da onlara rastlayamazsınız. Zulme. Çinliler mahkemelere düĢmüyor yaĢadıkları ülkelerde. CIA. totalitarizme araç olur. adını bile kimse bilmiyor. Bunun çarpıcı örneklerinden biri Belçika emperyalizmi. Huntington'un medeniyetler çatıĢması tezini cürüteceğini ileri sürenler. G. 21. ya da Birinci Dünya SavaĢı'nın kurbanlarından çok insanın ölümüne neden olan nezle gibi. Politikaları geri tepiyor. Oysa. Fransa'da Cezayirliler. Mossad gibi. Geçenlerde de yazdım. Mazlum Afrikalılar. Hollanda'da Faslılar. mahalleleri var. hastanelerde göremezsiniz. emperyalizme karĢı Ġslam göstermek isteyen aymazların nefretini paylaĢanlar çoğalıyor. büyük kentlerin göbeğinden en ücra kasabalara kadar dünyanın her tarafına yayılmıĢ Çin lokantalarında her gün görüyor. Norveç ve Ġsveç bayraklarındaki haçlardan yola çıkıp. Leopold döneminde Afrika Kongosu'nu lastik uğruna sömürgeleĢtiren Belçika. Paris'te ölüm oranları araĢtırıldığında Çinli isimlerine rastlanmayınca. ABD'de Çinlileri evlat edinmek isteyenleri. diğer ülkelerin göçmenleri gibi. adını bile bilmediğimiz gizli servislerinin birer istihbarat merkezi mi? * Bknz. hâlâ seslerini de çıkaramadıklarından bu gerçek de katledilenlerle birlikte gömülür. Washington'da kimilerinin senaristliğine soyunduğu bu oyunda 'tarihi' rol almak isteyenler çok. Geçenlerde baktım. demokrasinin kurumlarını yaĢatarak örnek bir ülke olabilir. Almanya'da Türkler vs. Çinlilerin onların çalıntı pasaportlarıyla Batı'ya yerleĢtikleri söyleniyor. belki de farkında olmadan bir dinler olimpiyatina soyunurcasına. Onları. Batı'da. kimin çıkarlarına alet etmenin peĢindeler? Örnek bir 'Müslüman Türkiye' ya da 'Müslüman Irak'ın. günümüzde dünya sağlığını tehdit eden SARS gibi bir bulaĢıcı hastalığı bile aylarca gizledi Çin. tehlike ve tuzaklarla dolu bir ırkçı politikayı güdüyorlar.. Kendi dükkânları. Avrupa nüfusunun belki de yarısını götüren veba. Farelerle laboratuarlarında deney yaparcasına. Tersini düĢünmek. Danimarka. buraları da. onların oturma müsaadeleri ve pasaportlarıyla Çin'den baĢkalarını getiriyorlar. göçmen denilince.

dıĢ politikalarında ABD'yle iĢbirliği yapmaya yatkınlıklarını da yakından biliyoruz. Irak'taki manzara tam tersi. Beyaz deneklere dört grup fotoğraf gösteriliyor: Tanıdıkları beyazlar. dost tanıdık mi? Modern zamanlarda. diye sinyaller gönderiyor. askerlerinin hayatı pahasına. kamuoyunda tanıdık dostun tanımadık düĢmana kısacık bir zamanda nasıl dönüĢebileceğine iliĢkin küçük ve basit bir örnek. yüzyılın sonundaki ilk yayılmacılık savaĢlarında Ġspanyollardan kurtarmak adına iĢgal ettiği Filipinler ve Küba'daki konumuna benziyor. . tanıdık ya da beyaz olunca. "Irak demokrasiye hazır değil. Graham gibi köktenci Hıristiyan papazlarını Irak'ta vaaz vermeye yollamalarının vurdumduymazlığı en doğal halleri. Bunu. Irak'taki petrol savaĢından sonra Coca Cola içimi kadar artık dünyayı birleĢtiren bir görüĢ. Türkiye'de olup bitenler bu geliĢmelerden ayrı düĢünülemez. Nagazaki ve Dresden'in bombalandığında topluca katledilen Japon ve Almanlar. Petrolden o kadar az söz ediliyor ki. Daha birkaç ay önce Türkiye'de Meclis'in savaĢ tasarısını reddetmesiyle ABD basınında 'Türk' diye gösterilen karikatürlerdeki aĢağılayacı figürler. Önümüzdeki günlerde medya monopollerince kullanılan resim ve görüntüler. 19. Ġkinci Dünya SavaĢı boyunca düĢman gözüyle bakılan. savaĢlarına gerekçe arayan devletler için yeni bir problem türedikamuoylarının desteğini alabilmek için düĢman olmayanı düĢmana benzetmek. Özellikle Avrupalı aydınlar arasında nerdeyse yüzyıldır moda olan ve bir ölçüde yeni dünyaya üstünlüklerini yitirmelerinin kompleksinden kaynaklanan anti-Amerikanizm. zeminlerini geniĢletmeleri. Ġkinci Dünya SavaĢı'ndan sonra geliĢtirilen Evrensel Ġnsan Hakları Beyannamesi." Anti-Amerikanizm tuzakları Gündüz Vassaf 04/05/2003 ABD askerleri Irak'ta çocuklara bedava futbol topları ile beysbol malzemesi dağıtıyormuĢ. tanımadıkları zenciler. tarihinin hiçbir döneminde dünya kamuoyunu bu denli karĢısına almamıĢtı. ABD iĢgali altına girince herhangi bir direniĢte bulunmadılar. savaĢın topyekünleĢmesiyle birlikte. ben korkuyorum. ABD. yüzyılın sonunda baĢlatan ABD. acaba Irak'ın nasıl bir yüzle tanınmasını istiyor? Korkulacak tanımadık zenci mi? Yoksa. Irak halkına özgürlük getirdiklerine. beyaz deneklerde korku belirtisi yok. ABD düĢmanlığıyla iç politikada göz boyayanların. Ancak bununla birlikte dünya çapında güçlenen anti-Amerikanizm'in ABD'yi etkilemesinden çok baĢka ülkelerdeki özgürlük hareketlerini bastırma tehlikesi de bence göz ardı ediliyor. örneğin Hitler yönetimi. azınlıkları ezmeleri için fırsat yaratmakta. Üstelik. Zenci yüzü gördüklerinde. ġiilerin. sanki Ġngilizcede böyle bir kelime yok. KarmaĢık olan.' Genelde ABD kamuoyunun. yüzyıllar içinde Germen kabileleriyle kaynaĢarak önemli bir kısmı ayırt edilemeyen Yahudileri. onlara nerdeyse melek gibi davrandıklarına iliĢkin pek bir süpheleri yok. 'bunları dağıttığımızda tonlarca çocuk kuyruğa giriyor. Ancak anti-Amerikanizm kisvesi altında dünyanın çeĢitli yerlerindeki totaliter düzen heveslileri de kendi iktidar ve akımlarını güçlendirmekte. baĢarıyla uyguladı.Hiroşima. kurtarıcısını çiceklerle karĢılayacağı beklenen Irak halkına Ģimdi düĢman muamelesi mi yapılacak? Uluslararası hukuk açısından da ABD'nin 'muzaffer taraf' olarak Irak'ı iĢgali. Soğuk SavaĢ yıllarındaki ideolojik cepheleĢme ve Vietnam'la birlikte üniversite gençliğine de yayılmıĢtı. ülkelerindeki nisbi demokratik ortamları yıkmaları. Bağdat Gündüz Vassaf 11/05/2003 Yale Üniversitesi'nde psikologlar yabancı korkusu üzerine yeni bir araĢtırmanın sonuçlarını açıkladı. Tersine gündelik yaĢamın sürdürülmesi için tüm devlet kadroları iĢgal kuvvetlerine hizmet etti. ABD hükümetinin Irak halkına nasıl bakılması istendiğine iliĢkin ipuçları verirken muhtemelen eski sömürgecilik yıllarından kalma terminolojilere de sığınılacak. çeĢitli propaganda yöntemleriyle hilkat garibeleri gibi göstererek. tanımadıkları beyazlar. Deneklerin fotoğraflara gösterdiği sessiz tepki beyinlerine bağlı cihazlarla kaydediliyor. Boston Globe gazetesinden: "Psikolojik harekât birliğinde beĢ yıllık geçmiĢi olan ÇavuĢ Ted Vytlacil. Kitleleri azdırmaya yönelik ilkel sloganlarla körüklenen ABD düĢmanlığı Çin ve Rusya gibi baskıcı rejimlere.' diyor ÇavuĢ Vytlacil. dünyanın da parasını harcayarak. Ġran'da mollaların solun desteğiyle kurduklari 'antiemperyalist' Ģeriat rejimi örneği hâlâ yanıbaĢımızda. çocukların mayın tarlalarından. Bush'a yüzde 70 civarında olan destek rekor düzeyde. Alman ve Japonlara savaĢ sonrası dost muamelesi yapılmıĢken. Gösterilen yüz. 'Böylece söylemek istediklerimizi güzelce anlatabiliyoruz. Yayılmacılık savaĢlarının ilkini Ġspanya'ya karĢı 19. HiroĢima. 'kurtarıcı' kuvvetleriyle her gün çatıĢıyor. evdeki hesabın çarĢıya uymamasıyla ABD'nin Irak'ta Ģimdi karĢı karĢıya kaldığı dost-düĢman ikilemi. Dresden. Sivillerin can güvenliği gözetilerek düĢman rejiminden 'kurtarılan'lar. ABD varlığını tümüyle dıĢlayan yeni bir devlet dokusunu oluĢturdukları söyleniyor. beyin. Ġslam ve Budist köktencilerine. tanıdıkları zenciler. Almanya ve Japonya'dan çok. uluslararası hukuk normları ve BirleĢmiĢ Milletler gibi kurumları ABD'ye karĢı koruyup geliĢtirmek günümüzde özgürlük mücadelesinin bir parçası. Sonuç tahmin edileceği gibi. patlamamıĢ bombalardan ve elektrik tellerinden uzak durmalarını topların üstüne yazdıklarını söyledi.

Wislawa Szymborska. Kollarını sıvamaktan Gömleklerimiz yırtılacak.Son ve başlangıç Gündüz Vassaf 27/04/2003 Her savaĢtan sonra Birinin temizlik yapması gerek. Onu dinleyenler Sessizce baĢlarını sallayacak. Ama daha Ģimdiden Sıkılanlar var. Yatak yayları. Bir Ģeyler olsun diye. HoĢ görüntüler değil bunlar. Az bilenlere Onlardan da az bilenlere Ve nihayet Hiç bilmeyenlere Yol vermeleri gerek. çalıların oradan PaslanmıĢ tartıĢmaları kazıp Çöplüğe taĢıyacak. Bu arada fotoğrafçılar. Biri. Yeni tren istasyonlarına da. 1996. Artık baĢka bir savaĢta. Kendiliğinden düzelemez ki Hiçbir Ģey. Yıllar sürecek tüm çabalar. Hâlâ hatırlarken olup biteni. elinde süpürge. Köprülere tekrar ihtiyaç olacak. Trzeciak. . Vassaf. Yeni büyüyen otlar. Burada olup bitenleri bilenlerin. Kırık camlar Ve kanlı çaputlar. 2003. Türkçe çeviri: G. Biri kiriĢleri sürükleyecek Duvarı tutmak için Biri pencereye cam takıp Kapıyı eski yerine koyacak. Biri uzanıyor olmalı. Biri molozları Yol kenarına itecek ki. Ceset dolu arabalar Geçebilsin. Lehçeden Ġngilizceye çeviren J. Birine bulaĢacak Pislik ve küller. Nobel Edebiyat Ödülü. Ağzında sarman çöpü Gözlerini bulutlara dikmiĢ. Neden ve sonuçları örtmüĢ. Biri.

kaçınılmaz olarak haber vermekten çok birliklerinin halkla iliĢkiler temsilcisi oldular. Irak SavaĢı'nda ABD sade son silahlarını değil. ABD basını bu savaĢta halkına tüm nesnelliğini yitiren gazeteciler aracılığıyla seslendi. meslektaĢlarıyla fikir teatisinde bulunabilmeli. basın ve radyo öncülüğünde. komünizme karĢı Ġslami yeĢil kuĢağın yaygınlaĢmasını istediğinde. Türkiye'nin dili Tarzanca mı? Gündüz Vassaf 13/04/2003 Türkiye farkında olmadan yeni bir 'dil devrimi'nden mi geçiyor? Ġstanbul'da sarayın Osmanlıcası. . MeslektaĢlarından uzak bırakılan gazeteciler. ABD hükümeti de son savaĢını satmaya çalıĢtı. ABD'ye her gün savaĢın korkunç boyutlarını ulaĢtırdı. Bir diĢ fırçası reklamı nasıl haber yapılabilirse. Bu savaĢta Amerikalı gazeteciler Pentagon'un planları doğrultusunda birliklerin içine yerleĢtirildi. kürsüden ayetler okuyan Kenan Evren'in kiĢiliğinde Atatürk'ü MüslümanlaĢtırma çabalarına. Ve hatta akademik kariyerinde ilerleyebilmesinde. Pentagon. Farsça ve Arapça kelimeleri 'temizleyip' Orta Asya'daki 'ana yurdumuz'dan da saf kelimeler ithal etmesiyle. bu dili bildikleri varsayılan ve hiçbir sınava tabi tutulmayan hocaların önemli bir kısmının Ġngilizcesi dökülüyordu. Ġngilizce bilimsel yayınları takip edebilmeli. bu savaĢ da böyle satıldı. anlamadığı bir dilde eğitim yapma gayretleri sade acıklı ve aĢağılayıcı bir manzara değil. Kamuoyunun baskısıyla hükümet savaĢı bitirmeye mecbur kalmıĢtı. Amaç. GeliĢmelerden dıĢlanan gazeteciler. makale yazabilmeli.Bir savaş nasıl satılır? Gündüz Vassaf 20/04/2003 Reklamcıların diĢ macunu. Genç Cumhuriyet. SavaĢtan dönen askerler kendi ülkelerinde bile kabul görmedi. Ama bu. Halk. Irak SavaĢı'nı ise El Cezire'den izlediğini kapak hikâyesi yaptı. Türkiye'de üniversiteye yönelik tartıĢmalar hâlâ siyasi platformda yapılıyor. 'New York Times' ve 'Washington Post' gibi gazeteler ünlü Pentagon belgelerini yayımlayarak hükümetin yalanlarını. Eski dilde ısrar edenlere sert müeyyideler uygulandı. Batı'ya karĢı aĢağılık komplekslerinin. Cumhuriyet rejiminin. ülkesinin mağlubiyetini izledi. göstermelik değil. kafalarımızın hangi dillerde düĢünüp Ģekilleneceğini konuĢmuyoruz bile. Gazetecileri askere aldı. onlarla birlikte Irak'ı iĢgal etmenin. Tam tersine. sanki Türkçe karĢılığı yokmuĢ gibi her fırsatta oraya buraya yerleĢtirdikleri birkaç Ġngilizce kelimeyle anadillerine yabancılaĢmanın. 'x' ve 'w' gibi harflerin alınmasını önerdi. Bunun için yepyeni bir yöntem geliĢtirdi. Kimileri. Biri ABD'ye yansıdığı Ģekilde. tanklar ve tüfekler gibi savaĢın bir unsuru oldu. Basının bağımsızlığını savunan Peter Arnett gibi ender kiĢiler iĢlerinden atıldı. Newsweek dergisi bile dünyanın Körfez SavaĢı'nı CNN'den. çamaĢır tozu sattığı gibi. Orhan Kemal gibi yazarların eserleriyle kendi edebiyatını yarattı. Nurullah Ataç gibi dilbilimcilerinin çalıĢmalarıyla yapısına oturdu. üniversitelerde derslerde Türkler Türklerle 'Ġngilizce' konuĢuyoruz diye Tarzanca konuĢur oldu. Ekran baĢından füzelerin ıĢıklarını seyretmekle yetinmeye mecbur kaldık. ABD. rejimin geliĢtirip propagandasını yaptığı GüneĢ Dil teorisine göre dünyada birçok dilin kökeninin Türkçe olduğu bile iddia edildi. Bir kültür yok edildi.. reklamcılar. Türkçenin ĠngilizceleĢmesi sürecine tanık olduk. "Makaleler Bibliyografyası"nda (Citation Index) yayınlar gibi evrensel kıstaslar esas tutulmalı. GeçmiĢle bağımız koparıldı. insan psikolojisinin püf noktalarını ustalıkla kullanarak. Ne Vietnam SavaĢı'nda olduğu gibi basını karĢısına aldı ne de Körfez SavaĢı'nda yaptığı gibi ne basını yok sayıp çalıĢmasını engelledi. onlarla birlikte taarruzun heyecanını. YÖK'ten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nden istifa etmiĢtim. alfabemize. gündelik konuĢmalarımızda canlanıverdi. Evren'in yerine gelen Turgut Özal'ın kiĢiliğinde de bir Anadolu insanının AmerikanlaĢıp. Nâzım Hikmet gibi Ģairler. Ölüm kalım mücadelesinde kendisini koruyan askerlerle bütünleĢen gazeteciler. Devlet liselerinde. imparatorluktan cumhuriyete geçiĢle birlikte kafaları değiĢtirmekti. 'Televole aydınları'. 'VatandaĢ Türkçe konuĢ!' kampanyalarıyla duyulmaz oldu. Ancak Türkiye'de 12 Eylül rejimiyle çok Ģey değiĢti. çıkarmaya korkuyor. Akademisyenler. aynı askerlerle birlikte yiyip içti. onlarla birlikte düĢmanın nereden çıkacağından korktu. aynı zamanda Cumhuriyet boyunca geliĢmiĢ olan bir bilim dilini yok etmeye yönelik. savaĢı kazanmanın gururunu yaĢadı. bayrağıyla birlikte Türkçeyi ulusal varlığının bir göstergesi olarak gururla benimsedi. Ġstanbul sokaklarında binlerce yıldır konuĢulan Rumca ve Ladino (Ġspanyol Yahudilerinin dili) gibi azınlık dilleri. üniversitelerdeki yayınlarla bilim diline kavuĢtu. yeni geliĢtirdiği kitle kontrol yöntemlerini de denedi. yerini yeni bir dil ve alfabeye bıraktı. Kafanın dıĢındaki baĢörtüsü konusunda karĢılıklı cepheleĢirken. günlerce. Zamanla bu yeni dil. örneklerini verdiler. ulusal dil ve kültürlerin öldürülmesi pahasına olmamalı. Yıllar süren bu savaĢ boyunca basın. Bundan önceki Körfez SavaĢı'nda basının haber vermesi istenmedi. Saygon'daki son büyükelçisinin binanın damından helikopterle kaçıĢını.. kendi ordusunun Vietnam'dan sivilleri katlettiğine tanık oldu. Kimsenin bilmediği. Artık bir zamanlar köylü ağzıyla politika yapan Süleyman Demirel. Sözde küreselleĢen dünyada sanki iki ayrı savaĢ yaĢandı. Hatta o kadar ileri gidildi ki. YÖK'ün kapıkullaĢtırdığı üniversite hocaları seslerini çıkarmıyor. kendi meclisini bile nasıl aldattığını yüzüne çarptı. Vietnam SavaĢı'ndan ders almıĢtı. Basın savaĢın habercisi değil. Türkiye'de Ġngilizce eğitimin "Amiral Gemisi" sayılan bu kurumda bile. diğeri dünyanın geri kalan kısmında. askerin basın toplantılarındaki bilgilerle sınırlı bırakıldı. basını orduyla bütünleĢtirdi. aynı füzeler.

Eminim günümüzün BaĢbakanı onunla hemfikirdir.. Özellikle Hıristiyanlıktan dünyaya yayılan suçluluk kompleksi düĢüncesi. 7-8-9. Avrupa Birliği'ne ters düĢen hükümet. Andy Warhol'un "Bir gün herkes on beĢ dakikalığına dünyaca meĢhur olacak" demesi gibi artık çağdaĢ insan kendisinin kahramanı olma peĢinde. devrim üzerine yoğunlaĢtırdığı beynini yorar diye satrançtan. içeriği günden güne değiĢen bir meçhulse. ABD de Ġngiltere ile birlikte. olağanüstü özveri ve kaskatı bir disiplini göstermezlerse. Aynı Türkiye'nin sorunlarının nedenini Ġslam'dan uzaklaĢmakta bulanların. Portekiz bile. Almanya domuz. sırf ses uyumundan kara listemizde. din sayesinde değil. her ne kadar birlik ve beraberlik dese de bu gidiĢle gelecek yıl seçimleri bile kaybedebilir. geriye kaldı Portekiz. Bir ülkenin. onun hep birlikte mutluluk olduğunu. Biri ABD. Yıllar önce çocukların diline yerleĢmiĢ bu tekerleme. Ruslar kalleĢ. "Bizden yana olmayan bize karĢıdır" diyen George W. bizlere örnek gösterilen. iĢler ters gittiği zaman gösterdiğimiz tepkiye iliĢkin. Ġradesini sınamak için ergenlik çağındaki kuzinleriyle aynı yatakta yatması. 10-11-12. Bush'un da Tayyip Erdoğan'dan farklı düĢünmediği ortada. kahramanlaĢtırırız. Günümüzde serseri mayın gibi dolanıp daha iktidarının baĢlangıcında hem ABD hem de Irak'ı karĢısına almayı becerebilen. hep bu tür kiĢiler olmuĢ. Prof. Gandhi. yüzlerce milyonların kahramanı. yaşasın Türkler Gündüz Vassaf 30/03/2003 1-2-3'ler. Ne var ki. YaĢamın.. Lenin. Polonya battı. Aziz Augustine'in 'Ġtirafname'sini yazıp. Ancak Lewis'in baĢka bir sözü de. Bernard Lewis. Tarih boyunca. Ġngiltere tilki. bir ülkenin kendi kendini eleĢtirmesinin sağlıklı olduğundan ancak Türklerin bu iĢin dozunu kaçırdığından söz eder. Oysa Batı. rakibinden daha az oy aldığı halde gelen Bush. aynı tutumu benimsemeyen oğlunu evlatlıktan reddetmiĢ. BarıĢ ödülü sahibi de. diğeri de uluslararası hukuk normları ve insan haklarından yana dünya kamuoyu. hükümetin de uluslararası iliĢkilerinde Türkiye'yi getirdiği konumu yansıtıyor. Beethoven'in 'A Passionata'sını dinlemekten vazgeçmiĢ. kendisini de yedi düvele karĢı kahramanmıĢ gibi göstermek peĢinde. 1-2-3'ler. 16-17-18. Aziz Augustine ve diğerleri milyonların değil. devlet ve bilimi Hıristiyanlık'tan ayırıp bağımsızlaĢtırarak bugünkü konumuna gelebildi. Mutluluğu. Ġdeallerine ulaĢmaya adayan birey üzerine kuruldu. Gözümüz o nihai hedeften baĢka bir Ģey görmez olur. Bu kiĢi sanatkâr da olabilir satranç ustası da. baĢarılması gerek.. haksız bir savaĢın suçlusu sayılmaktan öte diplomaside de beceriksizliğin örneklerini veriyor. kendini de yalnızlaĢtırıp yüceltmesinin bundan garip bir örneğine az rastlanır. "Biz nerede yanlıĢ yaptık?" diye hatayı kendilerinde arayanlar da. hepimizin gündelik yaĢamımızda keyif aldığı dünya nimetlerini kötülemesiyle baĢlar. izlerinden gitmemiz telkin edilenler. kurtuluĢ savaĢı kahramanı da. Lenin. Gandhi. . "Bunu kim bize yaptı?" diye suçlu arayanlar da var. Günümüzde modern toplumların benimsediği sağlıklı insan modeli de beslenme. kendi uygarlıklarını yıktığını iddia ettikleri Türkleri sorumlu tutarlar. Amacına ulaĢan kiĢiyi tarihe geçirir. geçmiĢin külleri arasında kıvılcım aradıkları gibi. baĢkalarını kötüleyip. bana ürkütücü geliyor. BaĢkanlık koltuğuna. 13-14-15. Örneğin Müslüman Arapların bir kısmı Batı karĢısında bu hale düĢmelerinden. Mutlaka bir Ģeyin elde edilmesi. kendisini duygusallaĢtırıp ölümcül kararlar vermesini engeller diye de. kültürel evrimimiz bastırmıĢ. bencil duygularımızın sınırlarına hapsetmiĢiz.. Aynı Japonya ve bugün hızla geliĢen Brezilya ya da Hindistan gibi. sivil itaatsizlik felsefesine kendisini daha iyi adayabilmek için cinsel iliĢkiden vazgeçmekle kalmamıĢ. ya 'böylesine bir dünyada' olamayacağı düĢüncesiyle öbür dünyalara ertelemiĢiz ya da yaratıcılığımızın inancıyla. tekerlemenin mantığını birlik ve beraberlik çağrısı kılıfında tekrarlarken. çelik iradesinin baĢka bir ifadesi. en yakınlarımızı bile dıĢlayan. hedeflerine ulaĢamaz. tersine. eğer bir amacı varsa. Yeteneği ve arzusu doruk noktasında olan o nadir kiĢiler. tarihi neden olmaksızın. Dünyada yeniden iki süper güç olduğundan söz ediliyor.Gandhi mutlu muydu? Gündüz Vassaf 06/04/2003 Ġnsanlık adına 'yüce' bir davaya kendimizi adadığımızda önce kendi insanlığımızdan yitiririz. yaĢasın Türkler 4-5-6. Türkiye'deki birlik ve beraberlik çağrıları ise sırf çağıranı bulanık sularda kahramanlaĢtırmaya yönelik. barınma gibi sorunlarını hallettikten sonra kendisini gerçekleĢtirmeye.

kiĢiler ve ideolojiler birbirlerine. alıĢtırıldı. ne idüğü belirsiz tartıĢmalarla boĢaltacak mıyız? Herhangi bir tarafın değil de. hahambaĢı ya da papazların bırakın barıĢı korumasını. SavaĢtan önce barıĢtan yana olanlar. ahlakımızı askıya alarak katliama göz yummanın utanç ve sıkıntısının vebalini yaĢamaktan ibaret değil. Ġmam. Ġçindeyiz çünkü en ince ayrıntılarına kadar hesaplanmıĢ yalan. bizlere düĢman gösterilmiĢ. diyen arkadaĢlarım var. 1980'lerde ABD'nin amansız silahlanması ve yıldızlar savaĢı projesi. Dünya düzeninin egemen güçlerinin ortaya saldığı son korku terörizm. televizyon ekranlarından mavi ve kırmızı oklarla dost ve düĢman kuvvetlerin cephelerdeki mevzilerini günbegün takip edecek miyiz? Bizden önce savaĢlarda yaĢayanlar gibi askeri stratejiler ve taktikler üzerinde ahkâm kesecek miyiz? Son silah teknolojilerinin neye kadir olduğunu merakla izleyecek miyiz? 18-19 yaĢlarında henüz tanımaya fırsatını bulmadıkları bir dünyanın savaĢına atılan gariban çocukları kahramanlaĢtırıp destanlarını yazacak mıyız? Önceden pek de farkında olmadan mırıldanmaya baĢladığımız savaĢ Ģarkılarını giderek hep bir ağızdan söyleyecek miyiz? SavaĢ önünde acizliğimizin öfkesini birbirimize. Daha 11 Eylül'den önce terorizmi baĢ düĢman ilan eden ve "Bizden yana olmayan bize karĢıdır" diyen ABD BaĢkanı. Biz de onlar gibi olacak mıyız? Onların duvarlarına astıkları haritalardan yaptıkları gibi. ABD nasıl olsa istediğini yapacak onu durdurmaya çalıĢmak trenin önüne geçip karate yapmaya benzer. SavaĢa dur dememek önümüzdeki yıllarda bizim ve çocuklarımızın özgürlüklerinin gasp edilmesine onay vermek demek. Birinci ve Ġkinci Dünya SavaĢı'nda insanlar savaĢa alıĢtı. Büyüdükçe liste geniĢler. Belki değil. Bizi savaĢ fikrine aylarca alıĢtıra alıĢtıra savaĢı baĢlattılar. barıĢ hareketine katılmamak. günden güne değiĢebilen. korkularımıza düĢmanlar eklenir. Bizi savaĢa alıĢtırmaya çalıĢıyorlar. Almanya gibi güçlü değil. insanımız zenginleĢip refaha kavuĢsun diyenler de çok. dünyanın neresinde olursa olsun. SavaĢ bir an önce olsun bitsin. belki de geçmiĢ imparatorlukları aratacak bir dünyayı teslim etmek demek. SavaĢa karĢı gelmenin barıĢa bile zarar getirebileceğini ileri sürenler var. barıĢ hareketine karĢı çıkıyordu yazısında. Aynı gerekçeyle savaĢın Ortadoğu'ya barıĢ ve demokrasi getireceğine inandığından. BarıĢ hareketi baĢarıya ulaĢsaydı. biz de. Türkiye. onların amigoluğuyla Tanrı adına yaptığımız savaĢların zaten haddi hesabı yok.Savaştan nasıl korunulur? Gündüz Vassaf 23/03/2003 Kimlerden korkacağımızı çocukluğumuzda öğretmeye baĢlarlar. kendine özgü açık bir toplum modelini yaĢatma ümidi olan bu ülkeye. barıĢ için seks boykotuna çağıran Aristofanes'in Lysistrata'sı ancak bir komedinin kahramanı. yanlıĢ ve eksik haberlerle hepimiz askeri harekâtın bir parçası olan psikolojik savaĢın hedefleriyiz. Çoktan kararı verilmiĢ bu savaĢın er veya geç baĢlayacağı biliniyordu. terör üzerine kurulmuĢ totaliter bir rejimi. bizler de ancak orada kul olarak yerimizi alırız demek. Tarihimizde ilk kez düĢman. hâlâ nükleer bir savaĢla her an yok olabilecek bir dünyada yaĢıyor olmanın korkusu içinde olacaktık diyen bir sınıf arkadaĢımın yazısını okudum. Gene de var gücümüzle savaĢı engellemeleyiz. Birbirleriyle yıllardır savaĢan Ispartalı ve Atinalı erkeklerin karılarını. savaĢla birlikte karĢı cephelere geçti. Tarih boyunca dinler. Böyle düĢünenler muhalefetsiz yeni bir dünya totalitarizminin kurulmasına davet çıkarıyor. türümüzde yüzümüzün kızarma özelliğini evrimin tarihine terk etmek demek. . vicdanımızı susturup. ABD'nin postmodern totalitarizminde sanki herkes barıĢtan yana ama savaĢ da gerekli ve kaçınılmaz. evrensel kültürümüzün efsaneleri kaçınılmaz savaĢları anlatır. Sovyetler Birliği ve yandaĢlarını içten çökertti. Bugün savaĢa dur dememek. kendisini korumak için ABD'den yana savaĢa girmeli diyordu baĢka bir arkadaĢım da. savaĢın bizi yenmesine müsaade edecek miyiz? 'Binbir Gece Masalları' Gündüz Vassaf 16/03/2003 SavaĢı durdurabilmek için belki çok geç. artık hepimiz bu savaĢın içindeyiz. en yakınlarımıza. ekonomi yoluna girsin. dövüĢten uzak kiĢiler savaĢ alanında kahramanlaĢır. Çocuksu ve çaresiz bile gözükse. Tarihte barıĢ hareketleri herhangi bir savaĢın çıkmasını önleyebildi mi acaba? Ġster Doğu olsun ister Batı. Ġki dünya savaĢından edindiğimiz acı tecrübelerle yarattığımız uluslararası hukuk ve evrensel insan haklarından vazgeçmemiz demek. içi istediği gibi doldurulacak bir sıfat. ABD'nin dediği nasıl olsa olacak diye susmak. SavaĢ karĢıtlığına rağmen savaĢacaklarını kanıtladılar. Kendimizi bir an için 'seyirci' konumunda bile hissetsek. Hinduların Mahabharata'sı Homer'in Ġlyada'sı -ikisinde de barıĢtan yana. Yeni bir dünya düzeni kurulur. savaĢın yıllar sürebileceğini söylüyor. kavimler.

Grubundaki Ġstanbullulardan biri Roma'da dolmuĢ olmadığını öğrenince Ġtalyanları küçümsemiĢ. Mickey Mouse'lardan. uzak ülkelerdeki deprem ve sel felaketlerinden. Ya da girmedi. 'DolmuĢ cemaati' yok oldu. Türkiye'de köy kahvelerinin bile Demokrat Partili ve Halk Partili diye ayrıldığı yıllarda bol politika konuĢulur. Ancak yeni iletiĢim teknolojileriyle nasıl bir Ģehrin kenar mahallelerinden çıkan Eminem dünyaya yayılabiliyorsa. BaĢbakan ve iki bakan aĢılıp parlamentonun çoğu da Bizans'tan kalma Yassıada'daki zindanlara atılınca. dolmuĢun da bize has bir Ģekilde ulaĢım sorununa çözüm getirme gayretimizden öte bir yeri var. Önünde ani fren yapan arabaya sinirlenince onunla birlik olunuyor. Hele savaĢlar baĢlayıp evlatlar cepheye gittikten sonra komuoyunda barıĢtan yana olanların da giderek saf değiĢtirmesi istisnalar dıĢında tarih boyunca tekerrür eden bir gerek. Sonuçta. Son derece seviyeli bir üslup içinde geçen bu sohbetlerin ortasında 'müsait bir yerde' diyerek inen birisinin yerine bir baĢkası biner.. Birinci ve ikinci dünya savaĢları bunun en çarpıcı örnekleri. hem kitle manipulasyon yöntemleri hem de bizim edilgenliğimizden ötürü sıradan bir olay. dünya tarihindeki en büyük savaĢ karĢıtı gösterileri önünde vurdumduymazlığına. dil. kimimiz evde bekleyenimizi. 70'li yılların ortasından itibaren siyasi düĢüncelerin kutuplaĢması ve sokakta sağ-sol diye ayrılan görüĢlerin Ģiddete dönüĢmesi ile konuĢmaktan korkulur oldu dolmuĢlarda. Bostancı'dan Taksim dolmuĢuna binen ve birbirlerini hiç tanımayan beĢi genç altı yolcudan biriydim. (belki de farkında olmadan) büyük ölçüde yaratmıĢ olmamız. benden yana olmayan bana karĢıdır inancıyla. Bağdat'ta Ģimdi de 1001 gün ve gece süren bir uluslararası müzik Ģöleni düzenlense? Felekten bir dolmuş Gündüz Vassaf 09/03/2003 Türkiye'den Ġtalya'ya turist götüren bir rehber anlatıyor. binbir türlü sohbette yerden yere vurulurken. onun simgelerine edinginliğimiz. bir yanda da susanlar. o gün yaĢadıklarımızı. müziği. Esas konu bence bu Amerikan devinin vurdumduymazlığını. DolmuĢ sohbetlerinin rengi nasıl da değiĢti yıllar içinde. Giderek hayat pahalılığından. baĢta ABD. Onlar fırsat varken.Bağdat'ta geçen 'Binbir Gece Masalları'nda her akĢam birbirinden çekici bir öykü anlatan Sehrazad ölümünü günbe-gün erteleyip sonunda mutluluğa kavuĢur. rambolardan uzay adamlarına kadar onun değerlerini yansıtan bütün kahramanlarını dünya bunca yıl benimsedikten sonra. gazetecilere birlikte poz verdikleri süs köpekleriyle ABD baĢkanlarına özenen devletlerin temsilcilerinin. 10 dakika içinde isimlerimizi ve ilerleyen dakikalarda. Dünya'nın küreselleĢip küçülmesi ille de tek bir değer sistemi yaratıldığı anlamına gelmiyor. Ve bugünlere geldik. Tersine kültürel benmerkezciliğimizi gittiğimiz yerlere taĢıyarak üstünlük kompleksine girebiliyor. Menderesçi ve Ġnönücüler açıkça fikirlerini beyan ederdi. Ancak New Yorka'ta limuzin ya da Venedik'te gondol gibi. hepimiz aynı durakta inip BeĢiktaĢ'ta bir kafede soğuk birer bira içerek gecenin içine daldık. Ģoförün iktidarına teslim edildi. iyinin kötüye dönüĢmesi. Sonraki yıllardaki politik tartıĢmalarında daha bir temkinliydi dolmuĢ yolcuları. birbirine yabancı olan insanların bu kadar kısa sürede birbirleriyle kaynaĢmasına ĢaĢıran Ģoförün. ABD. 'adamların dolmuĢu yok' diye baĢkalarını küçümseyebiliyoruz. yaĢam biçimi de o denli benimseniyor. sohbetlere de teksesli totaliter bir düzen girdi. neler yaptığımızı paylaĢtık. kim inanabilir ki? Garip bir olgu ama. Ama kendi beyzbol liglerinin galibini bile dünya Ģampiyonu ilan eden ABD'nin. kimimiz bisiklet turunda tekerleğe sıkıĢtırdığı beyaz kaĢmir paltosunun baĢına gelenleri. kültürü. hatta kabulümüzle. rakipsiz olan imparatorluklarının gereği neyse onu yapacaklar. Birbirlerini gözlerine kestiren genç kız ve erkekler. dünya çapında haddini bilmez bir emperyalist olarak. Ġnsanların sanki birbirlerine siyasi alanda söyleyecek fazla bir Ģeyleri kalmamıĢtı. 27 Mayıs askeri darbesinin Türkiye'ye demokrasi getirdiği de söylenir ama bu dolmuĢ tartıĢmalarına hiç de öyle yansımadı. inerken kapıyı sertçe vurup giden yolcunun arkasından konuĢunca. Sohbetler. Üstelik artık hepimiz biliyoruz ki kötü adam imajının iyiye. Rejimin yumuĢayıp sivilleĢmesiyle korku da giti konuĢmalardan. umursamazlığına da ĢaĢmamak gerek. Tarihte belki hiçbir savaĢa bu denli karĢı çıkılmadı. sohbetler tarihe karıĢtı. İğne ve çuvaldız Gündüz Vassaf 02/03/2003 ABD savaĢa girdi. futboldan konuĢulur oldu. Ġçinde olup bitenle kiĢiliğimizi ve toplumsal iliĢkilerimizi yansıttığımız bir sahne aynı zamanda. ABD ĢaĢmaz mı yeni uyduruk düĢmanını niçin onun gibi ciddiye almadığımıza? Birçok ülkede asker ya da polis üniformalarını beyzbol Ģapkalarıyla tamamlayan. liderlerinin karılarına 'first lady' adını takan. din.. yeni konuĢmacılarıyla hiç kesilmemiĢ gibi devam ederdi. 12 Eylül ve devamına tanıklık etti dolmuĢ sohbetleri. ekonomi ve renkli televizyon dizileri almıĢtı.. bundan sonra eĢlik edemeyeceği için buruk ve ĢaĢkın bakıĢları arasında.. Artık arabadaki politik sohbetlerin yerini dolar. Acaba diyordu yeni tanıĢtığım biri. gelenek ve kendilerine özgü ideolojilerini ciddiye aldıklarına. Bir yanda darbeyi göklere çıkaranlar. Ancak? Geçen Pazar gecesi. Ģoföre koro halinde hak veriliyordu. Yakın geçmiĢimizde Hitler ya da Stalin'in katliamlarına bile bu denli karĢı çıkılmamıĢtı. modası. gene de tartıĢma. insanların birbirleri yerine cep telefonlarına sarılıp seslendikleri bugünlere. ister Güney . Derken. kimimiz adada gördüğü mimoza çiçeklerini ve kedileri. kovboylardan. Kendimizi aldatmayalım. bizim. havaların soğukluğundan. Bush'un kötü adam imajının da aynı hızla bilincimize yerleĢmesi doğal.

birbirlerine bağlılıklarının siftahını ABD ve Bush nefretiyle açtıktan sonra filminden. geçmiĢimizi geleceğe yönelik yeniden yaratmayarak. Tarihte yok olmuĢ Binbir devlet. Onlar da barıĢtan yana. vezir Ve unutulmuĢ bolca piyonu. düzene karĢı gelmeyi bile oradan biliyoruz. O denli ABD bağımlısı olduk ki yeniyi. Para kazanmak isteyenlerin kendilerini ispat edecekleri yer gene ABD. özgürlüğü. son yüzyıllardaki imparatorluklardan farklı olarak belki de 'açık toplum' ihtimalini yaĢatarak. BarıĢ için savaĢ ister.. bizim ABD'ye karĢı çıkarken bile onun değerlerini benimsememiz. din ve dilden Artakalan biz Yeni devlet. ABD'nin gücü. silahından çok baĢkalarını güçsüz olduklarına inandırmasında.. Yoksulluğa itilip unutulmuĢ dünyanın geriye kalan üçte biri ise bu düzende zaten umursanmıyor. "SavaĢları sona erdirecek savaĢ" Öyle demiĢti Birinci Dünya SavaĢı'nın havarileri. din ve dillerimizi Korumaya azimli BarıĢ savaĢçılarıyız. Devrim mahkemelerinde idam fermanı imzalamıĢ Che Guevara'nın t-shirtleri. Her politikacının rüyası ABD baĢkanıyla birlikte fotoğraf çektirebilmek. müziğinden. Yeni ABD imparatorluğunu biz de yaratıyoruz -kendimizi küçümseyerek. Hayır diyor savaĢa. BarıĢeverdir Katolikler. Ordularıyla kâfirleri kılıçtan geçirmiĢ Müslüman peygamberinin ahvadı da. yiyeceğinden. Üstelik. Onun ikiyüzlülüğü ya da çeliĢkileri karĢıĢında kendimizi aldatılmıĢ hissetmemiz. ArkadaĢlarımın çocukları. Sırtlarında. Savaştan kim korkar? Gündüz Vassaf 23/02/2003 Nice papanın.Afrikalı olsun. Ama hiçbir açık toplum da bizler gibi edilgen kullarla yaĢatılamaz. mermer ve alçıdan Elinde kılıç. Bronz. BarıĢtan nasıl da yanaymıĢ Gandhi Hint askerlerini Ġngiliz hesabına Hince hesaplarla Çanakkale SavaĢı'na helallarken? Beyaz güvercinlerimiz. at sırtında ulusal kahramanlarımız. Bu gidiĢle yeni imparatorluk nasıl olsa kurulacak. Ġlginç olan ve ABD'nin dünya imparatorluğunu meĢru kılan. Dilimizden güzellik mefhumumuza kadar nasıl AmerikanlaĢtığımızın örnekleri saymakla bitmez. insan hal ve tavrına kadar Hollywood'dan çıkma değer ve kahramanları paylaĢıyorlar. Bizim de bağımsız bir devletimiz olsun diyenler. . savaĢların karargâhı Vatikan BarıĢ istiyor. ister Koreli. Bir yazar kitabı ABD'de basılmadıysa mahalli sayılmakla karĢı karĢıya. Ve nedense de SavaĢları bekler Tarihten tatile çıkmıĢ vicdanlarımız. Haklı ve haksız savaĢ mantığımızın Satranç tahtasında Hep yeniden dizdik Arkalarından ağıtlar yaktığımız Ģah. Artık dünyanın herhangi bir yerindeki ressam için ölçü New York'ta sergi açmak.

Geri tepeceği olasılığını da göz önünde tutarak. Günümüzde kavramlar. Örneğin Irak'a olası saldırıyla ilgili. Türkiye'nin baĢladığı yerde bitiyor olacak. yüzyıl sonlarında baĢlayan bağımsızlık ayaklanmalarında birçok cami Sofya'da yıkılmıĢsa da. ABD: ÇarpıĢmamak için. eğer uğrunda ölen varsa vatandır. bizim de yakından tanık olduğumuz gibi. Türkler. 100 milyon küsur insanın öldürüldüğü II. Tabii Bulgaristan'ın da gerek Balkan savaĢlarında gerekse sosyalizm döneminde Türk kırımı ve zulüm üzerine kurulu politikasını unutmamak gerek. Ben ve arkadaĢlarımı. Ancak benim için ĢaĢırtıcı olan Avrupa ülkelerinde satıĢı yasak olan Nazi ıvır zıvırının burada serbestçe el değiĢtirmesi.Sofya notları Gündüz Vassaf 16/02/2003 Sofya'nın Ģehir merkezinde her gün kurulan bitpazarında. ġu anda sınırda Avrupa'dan gelenleri ilk çarpan görüntüsüyle Türkiye zaten bu kıtaya lakaytlığı ve 'Geceyarısı Ekspresi' görüntüsüyle sırtını çevirmiĢ. muhalefeti zorla bastırmamayı tercih eden rejimler. kendi hükümetlerinin destek ve katılımlarını. Artık savaĢ yapanlar barıĢ hareketlerini yasaklamak. . Yakında savunma bakanlıkları. daha çok Soğuk SavaĢ günlerinden kalma yürütülüyor. yurttaĢlarını aylardır adım adım savaĢın vazgeçilmezliğine alıĢtırıyor. Ve. simgeler tepetaklak oluyor. Dünya SavaĢı'ndan sonra. Ġstanbul'dan bile alıĢtığımız erkeklerin açlığı ve kadınların sıkıntısı sınırın hemen ötesinde kendisini baĢka düzeyde huzurlu bir iliĢki biçimine terk ediyor. kendi hükümetlerine. savaĢtan nefret edilir oldu. Her ne kadar 19. 'George Orwell'in 1984 kitabında olduğu gibi. bastırmak yerine bilakis onu yönlendirmenin." Ben bir deniz feneriyim Gündüz Vassaf 09/02/2003 Eskiden savaĢ bakanlıkları vardı.. desteğini alır görünerek. Ülke karartma altındaymıĢ gibi kasvetli bir giriĢten sonra ilk dikkatinizi çeken cılız neon ıĢıklarla Türkçe dıĢında her dilde yanlıĢ yazılmıĢ ve samimiyetinden kuĢku duyulacak bir hoĢ geldiniz yazısı. üstüne gamalı haç iĢlenmiĢ pusula. Genellikle ülkelerinin sokaklarında ABD karĢıtı sloganlarla yetiniliyor. hatta geliĢtirip tüketerek. Çekler. yönlendirir. silahlı kuvvetlerinin katılımına yöneltilmesi yerine. ÇarpıĢmayı engellemek için rotanızı 15 derece güneye değiĢtirmeniz gerekiyor. Oysa e-postasıyla bana iletilen aĢağıdaki olay ABD'nin normal koĢullarda bile ne kadar gözükara olduğunu anlatan ilginç bir diyalog: Metin. 'BarıĢ Bakanlığı' adını alırsa buna ĢaĢmamak gerek. ya da çeĢitli festivallerde koca koca flamalarla sponsorluk yaptıklarını ilan eden kuruluĢlar sayesinde değil. Bunlara. kocaman harflerle yazılmıĢ Ģu ibareyle karĢılaĢıyorsunuz: "Bayrağı bayrak yapan üstündeki kandır Toprak. SavaĢta tarafsız olan Türkiye bile yahudilerin yerleĢim yerlerinden kaçmaya mecbur kaldığı 1943 Trakya olaylarından sabıkalı. Yıllarca harap kalmıĢ caminin onarımını Sedat Peker üstlenmiĢ. ondan kacmak. dünyanın çeĢitli yörelerinde sürdürülen barıĢ hareketinin. Savunma Bakanlığı.. SavaĢ isteyenler sanki barıĢtan yanaymıĢ gibi gözükürken. Yeni onarımdan geçmiĢ. Ģehrin göbeğinde 1566 yapımı Sinan'ın son eserlerinden birisi dimdik ayakta duruyor. Belki Yahudi soykırımı konusunda Bulgarların vicdanı baĢkalarına göre daha rahat. Koca Avrupa'da bu konumda olan baĢka bir tek Danimarka var. Türklerse Bulgaristan'da 500 küsur yıllık bir Osmanlı geçmiĢini unutmuĢlar gibi. savaĢ karĢıtları. GiriĢteki küçücük plaket öyle yazıyor. Bu tip Nazi artığı nesneleri toplamaktan kim ne tür bir haz duyabilir kayda değer. iktidarların ikiyüzlü tutumlarını ciddi ve kalıcı bir muhalefetle sorgulamıyor bile. ka'ale almamak. kitleleri yanıltarak. Egemen düzen. Türkiye'den Bulgaristan'a geçiĢte otoyolda ilk kahveniz için durduğunuz yerde kadın erkek iliĢkisinde rahatlık ve kendiliğindenlik göze hemen çarpıyor. amaçları savunmak olacaktı. biz sizin yönünüzü 15 derece kuzeye değiĢtirmenizi öneriyoruz. Zira Ġkinci Dünya SavaĢı yılları ve öncesinde burada da faĢist bir rejim kurulmuĢ olmasına rağmen Bulgarlar kendi ülkelerindeki Yahudileri temerküz ve ölüm kamplarına yollamamakta direnmiĢler. yılgınlaĢtırmanın. saat. ABD donanmasına ait bir gemi ile Ġngiliz yetkilileri arasında. öldürmenin peĢinde. Türkiye'de Meclis'i açık oylamaya çağırma gibi talepler dıĢında. O zaman Avrupa sınırı Kapıkule'de. Ġngiltere Savunma Bakanlığı'nca 10 Ocak 1995 tarihinde açıklanmıĢ. sigara tabakası gibi çeĢit çeĢit eĢya satılıyor. bu ülkenin sahillerine yakın bir yerde geçen bir telsiz konuĢması aynen Ģöyle: Ġngiltere: ÇarpıĢmamak için lütfen rotanızı 15 derece güneye değiĢtirin. ABD'ye odaklanmıĢ olması dikkat çekici. Avrupa'dan düĢman bekleniyormuĢ gibi. Yazının az ötesinde de. barıĢtan yanaymıĢ gibi gözüken hükümetler. Macarlar ya da Ġspanyollar. Yahudi vatandaĢlarını korumuĢlar. Bu da tabii binbir beceriksizliğine ilaveten Ġstanbul'da Arkeoloji Müzesi'nin yarısından fazlasını bile yıllardır kapalı tutmayı becerebilen Kültür Bakanlığı. ABD askeri Vietnam'a savaĢmaya değil savunmaya gitti diye anlatıldı bizlere. özel çıkarları için servetlerini ABD karĢıtı reklamlara harcayan barıĢ tacirlerinin çabalarını da eklemek gerek. 'BarıĢ SavaĢçısı' gibi bir deyimi bile benimseyebiliyor. iki gün kaldığımız Sofya'da en çok çarpan bu Ģehrin bol eğlenceli gecelerine de yansıyan sosyal hayatı oldu. Artık asker nereye giderse gitsin. Böylece Türk askeri taa Kore'ye. Bulgaristan'ın 2007 yılında Avrupa Birliği'ne girmesi bekleniyor. Ġngiltere: Negatif. savaĢ mekanizmasını yürüten bu devlet birimine yeni bir isim buldu. Günümüzdeki barıĢ hareketi.

Ben üç parmağımla ona Ġsa. Zeplin devri aynı zamanda Stalin'in öncülüğünde Sovyetler Birliği'nin kapitalizmle amansız bir yarıĢa girdiği döneme denk gelir. Belki de birbirimizle en iyi anlaĢtığımız yer ölülerimizi gömmek için toplandığımız mezarlıklardır. HahambaĢı Latince papa da Ġbranice bilmediğinden munazaranın sessiz olmasına karar verilir. Ġtalya'daki Yahudilere dinlerini değiĢtirmezlerse ülkeyi terk etmelerini buyurur.. birbirleriyle ömür boyu yaĢama düĢüncesiyle yola çıkan karı koca arasında iĢlenir.. Gemimin güvenliği için yönünüzü 15 derece. daha az birlikte Ģarkı söyleyen.. böyle sessizce anlaĢıyoruz iĢte. hahambaĢı yere iĢaret eder. ABD'de ne varsa mutlaka daha iyisi. eli sopalı diktatörlerden uzak. Ben ufka iĢaret edip Tanrı'nın hepimizin üstünde olduğunu söyleyince o da yeri gösterip Tanrı her yerdedir dedi. daha kapalı bir varlık yapmıĢtır. posta pulları. Tabii konuĢmadan da pek anlaĢamayız ama kendimizi anlaĢıyoruz diye kandırmamız konuĢmayınca daha kolaydır. ABD telaĢ içindedir. YanıbaĢımızda ama yabancı diye bellediğimiz baĢka bir insanla bırakın konuĢmayı gözlerimizi bile birbirimizden kaçırır olduk. Hem de çok daha rahat bir biçimde. Papa ufku gösterir. ABD: Burası Uçakgemisi USS Abraham Lincoln. 50 yıl süren bir evlilikte karı koca birbirlerini çok iyi anladıklarından konuĢmadan anlaĢtıklarını iftiharla söyler. Sonunda Papa'nın Ģarap ve ekmek çıkarmasına hahambaĢı tek bir elmayla karĢılık verince papa yenilgisini kabul edip Yahudilerin Ġtalya'da kalabileceğini söyler. hahambaĢı tek parmakla karĢılık verir. daha büyüğü. Yönünüzü değiĢtirmeniz gerekiyor. Stalin döneminde Moskova'da gökdelenler bu yarıĢın sonucu yapılır. Tepki üzerine bir teklifte bulunur. . Bunun büyük bir yalan olduğu ve sade birkaç tane hava gemisi yapıldığı ancak Stalin'in ölümünden sonra anlaĢılır. Aynı bir transatlantikte gider gibi lokantalar. üç kruvazör ve çok sayıda destek gemisi refakat ediyor. henüz temeli atılmıĢ beĢincisi yüzme havuzu olur. "Eee ondan sonra?" "Hiç" der hahambaĢı. Bana Ġtalya'yı terk etmemiz için üç günümüz olduğunu söyleyince bu parmağım da sana girsin dedim. kütüphaneler. Kardinal Papa'ya ne oldu diye sorar.ABD: Ben bir ABD donanması kaptanıyım. Yakın tarih yalanları Gündüz Vassaf 26/01/2003 Avrupa-Amerika arası Atlas Okyanusu üzerinde yolcu uçak seferleri baĢlamadan önce de bir kıtadan diğerine hava yoluyla gitmek mümkündü. ġarap ve ekmekle günahlarımızdan arınabileceğimizi belirtmemle o da bana elmayla ilk günahı hatırlatınca pes ettim. biri bugünkü Moskova Üniversitesi olmak üzere. Hindenburg adlı Alman hava gemisinin l937 yılında New Jersey'de iniĢi sırasında infilak etmesinden sonra bu teknoloji terkedildi. git. Artık sözden çok iĢaretler. o öğle yemeğini çıkardı ben de benimkini. Herkesin baĢka bir Ģey anladığı günümüzün simgeler dünyasında da. kazananın istediği olacaktır. Ġnsanın en sadık olduğu anlaĢma birbirleriyle konuĢmamak üzerine kuruludur. yani 15 derece kuzeye değiĢtirmenizi emrediyorum. HahambaĢı da kendi cemaatine ne olduğunu anlatmakta. KonuĢmalarımız insanı salt söylediklerinden ötürü cepheleĢmeye. Yoksa gereğinin yapılacağından emin olabilirsiniz. zeplinlerin koca Asya kıtasını boydan boya kat ettiklerinin haber ve fotoğraflarıyla herkesi heyecanlandırır. Bize ayrıca üç destroyer. daha hızlısını biz de yapmalıyız diye düĢünür komünist partisinin baĢındakiler. Ama boyunun kısalığını gizlemek için asansörlü ayakkabılar giyen Stalin. birbirini öldürmeye kadar götürür. Meryem ve Tanrı'yı hatırlatırken o bana Tanrı'nın tek olduğunu belirtti. Yahudilerin seçtiği bir temsilciyle tartıĢacak. Stalin öldüğünde. döt gökdelen yapılır. Kabileden cemaate. logolar belirler oldu günlük yaĢantımızdaki davranıĢlarımızı. Tekrar söylüyorum. radyolar. Ġngiltere: Negatif. Ġngiltere: Biz deniz feneriyiz. Sovyetler Birliği bu hava gemilerinin yapımında ABD'nin fersah fersah önüne gecer. Pravda gazetesi. Hayatında. kentlerde apartmanlara taĢınınca komĢularının kim olduğunu bile bilmez olduk. cemaatten cemiyete geçtikçe. Tekrar söylüyorum. Yoksa toprakta özel mülkiyetin kaldırıldığı sosyalist rejimin baĢkentinde. Papa'yla hahambaşı Gündüz Vassaf 02/02/2003 Ġnsan en iyi hiç konuĢmadıklarıyla anlaĢır. Köydeyken aynı köyde yaĢıyor olmanın sıfatıyla birbirlerimizle konuĢurken. Elini havada sallayıp burada yok olacaksınız demesine karĢılık da yeri gösterip buradan bir yere kımıldamayacağımızı söyledim. Papa eliyle üç parmağını gösterir. Papa. Bir diğer yarıĢ ise kimin en çok zeplini olacağı konusunda. KonuĢtukça birbirimizden ayrıĢmaya baĢlarız. En çok cinayet. Yön değiĢtirin. baĢkentinde de gökdelenler istemektedir. dans pistleri ve yataklar vardı zeplinlerle yapılan eski gökyüzü yolculuklarında. Bir fıkra. S. HahambaĢı ile Papa karĢı karĢıya gelir. ABD Atlantik filosunun ikinci büyük gemisi. dünyadaki insan nüfusu arttıkça birbirimizle konuĢmamak üzerine yazısız anlaĢma daha da güç kazanmıĢtır. New York'taki gibi bir arz-talep iliĢkisi olmadığından daracık pahalı arsalarda gökyüzüne tırmanan binaları sıkıĢtırma gereği yok. Uygarlığın geliĢmesi insani daha çok değil daha az konuĢan. simgeler..

barıĢ için neler verebileceğimizin düĢüncesi bile sanki yanağından makas alınıp yüzü okĢanan çocuklara mahsus. Ne var ki orada günlerce ekmek parası için iĢ bekleyenler çoğu teklifleri geri çevirir ancak büyük para koparacakları bir iĢe evet derler. Güney Vietnam Paris'teki toplantıya temsilci yollamaz. Ama hiç olmazsa bu barbarlığa bir istisna olması gereken Ġstanbul Arkeoloji Müzesi de sanki tarihi eserlere konukluk etmekten çok bir ganimet sergileme yeri. komi beliriveren bir ülkenin geçmiĢinin sergilendiği arkeoloji müzesinin büyük bir kısmının kadrosuzluktan sürekli kapalı kalması nasıl açıklanabilir? Ya turizmden gelmeyecek paralar? ABD de onu ödesin. . Cumhuriyetçi Parti'nin adayı Nixon gizlice temas kurduğu Güney Vietnam hükümetine. baĢka ülkelere göre en büyük ordulardan birini besleyecek güçte bulunmamıza rağmen. kaynaklarından iktidar olmanın getirdiği alıĢkanlıkla bu ülkenin kendi kendini kurtaramayacağı kompleksine kapılanlar. insana en ağır gelen Ģeylerden biri aldatıldığını kabul etmesi. Vietnam SavaĢı'nın kazanılamayacağını anlamıĢ. Ģimdi de savaĢ piyangosu peĢinde.. Ama. Beceri değil de güç isteyen iĢler için onlara gidilirdi. herhangi bir lokantada parmağınızı kaldırdığınızda etrafınızda birkaç garson. 'onurlu barıĢ' sloganı altında bu ülkeden bir an önce kaçıĢ yollarını aramakta. ülkesinin baĢ düĢman ilan ettiği Ġran'daki rejimle yapar." Barışın bedeli. Tek tük bekçiler buz gibi müzenin orasına burasına konmuĢ iğreti elektrik ısıtıcılarının baĢına sinmiĢ üĢüyerek emekliliklerini bekliyor. ufak ufak kazanmaktansa voliyi vurup birkaç gün boĢta kalmayı tercih ederlerdi. Venüs'ün heykelleri tanıklık ediyor. gerilmiĢ ipler arkasında. yoksa Johnson sizi satacak mealinde bir mesaj yollar. oraya buraya yerleĢtirilen ziyafet masaları ve kokteyller için binbir gece masallarıvari bir fon oluĢturuyor. savaĢ korkusunu hiç de yakıĢtırmadığımız ecdadımızdan arta kalan ganimet genlerimizi hortlatmıĢ olmalı. Çünkü biliniyor ki devlet ve zenginler arzuladığında her tarafı açılan bina sımsıcak ısıtılınca. Genç nüfuslu ve hızla büyüyen ülkelerden biri olmamıza. herkesi her zaman kandıramazsınız. geçmiĢten alacaklarına bu kadar duyarlı bir ülke geçmiĢten kalan hazinelere nasıl bu kadar duyarsız olabilir? Nüfusu sürekli gençleĢen. dünya kültürünün bu sayılı müzelerinden birinin. GeçmiĢten alacaklarımıza bu duyarlılık ile bu toprakların tarihine gösterdiğimiz duyarsızlık ise ibret verici. Büyük Ġskender'in lahidi. Hele yaĢamın. Devletlerin bizleri aldatma alıĢkanlığı ise artık en son silah teknolojisinden de hızla geliĢen bir 'bilim' olma yolunda. dünyanın en büyük ordularından birini besleyen. belki de yarısından fazlası kadrosuzluk nedeniyle kapalı. Kerkük petrollerine göz dikenler hiç akıllarından geçirir mi Bağdat müzesinde. bazılarını her zaman kandırabilirsiniz. savaĢtan sorumlu tutulan demokratlar seçimi kaybeder. Peki.Açık rejim olduklarını iddia eden Batı demokrasilerinin en büyük yalanı ise bu tür olayların kendi rejimlerinde olamayacağıdır. Bugüne kadar niçin bu hesabı yapmadılar? Dedelerinden kalma gizli bir miras bulmuĢçasına hop oturup hop kalkıyorlar. KomĢunun mağdur durumunu fırsat bilip savaĢtan ne kazanılabileceğini hesaplamanın onursuzluğu o denli içimize sinmiĢ ki. BaĢkanlık seçimlerine bir hafta kalmıĢtır. Mezopotamya topraklarında bombalardan sonra ne kalacağını? Türkiye'de barıĢın değerini unutanlar savaĢın maliyetini hesaplıyor. Ziyarete kapalı ama. Binlerce yıllık bir tarihten arta kalan çeĢitli Anadolu uygarlıkları ise kapalı kapılar.. SavaĢ kokusu. CumhurbaĢkanlığı'na tekrar aday olmayacağını açıklayan Johnson. serbest bırakmak üzere olduğu elindeki ABD'li rehineleri seçim sonrasına ertelemesi Reagan'a Beyaz Saray'ın yolunu açar. Ama Abraham Lincoln'un Ģu sözleri de kayda değer: "Herkesi bazen. bir ara Avrupa'da yılın müzesi de seçilmiĢ olan bu yer. gezilerimizde görmeye alıĢkınız. Anadolu'da sözde koruma altında olan eski eserlerin Talibanvari katlini gazetelerden okumaya. seçkinlerin sefahatine açık. Aldatılabileceğini kendine kondurmaması. Her Ģeyin fiyatını bilenler hiçbir Ģeyin değerinden anlamaz. Kuzey ve Güney Vietnam liderlerini Paris'te barıĢ görüĢmelerine davet eder. Nixon Beyaz Saray'a barıĢ sözleriyle yerleĢir. ABD'nin bu kirli iç politikası sonucu daha yüz binlerce insanın öleceği savaĢ dört yıl uzar. ABD. Buzdolabı mı taĢınacak. tarihi eserler. Onun bunun Ģerefine kaldırılan kadehlere Jül Sezar'ın büstleri. Ġstanbul'da Levent çarĢısının baĢında az bir zaman öncesine kadar sabahları her iĢi yapmaya hazır küçük bir iĢsizler mangası beklerdi. savaşın maliyeti Gündüz Vassaf 19/01/2003 Türkiye'de birdenbire Kerkük petrollerinden kaç para alacaklıyız diye hesap yapanlar türedi. Tahran'ın. BarıĢ sözcüğünün bile savaĢın silahı olarak kullanıldığı bir dünyada yaĢıyoruz. BaĢkan Carter'a karĢı seçimlere giren Reagan da benzer bir gizli pazarlığı. Devletin sırtından zengin. Gündelik yaĢantımızdan da bildiğimiz gibi. BarıĢ görüĢmeleri suya düĢer. bahçe mi kazılacak adres belliydi. Aynı eserler reklam Ģirketlerinin ürünlerine konu mankeni olarak da kiralanabiliyor. görüĢmelere gelmeyin. Yıl 1968. ben seçilirsem sizi kollarım. Asya'da yayılan ABD varlığıyla güç dengelerinin çoktan zorlandığı yeni bir savaĢın arifesindeyiz.

yemek yedim. Ama böyle oyunlara gerek yok. Ģeytani ilan ettiği Sovyetler Birliği'ne karĢı amansız bir silahlanma yarıĢına sokarak soğuk savaĢı yeni bir doruğa tırmandırdı. Ġktidarları mutlak. Sesi vardı adımlarımın. Avrupa'da.Küreselleşmenin güler yüzü Gündüz Vassaf 12/01/2003 Yakın tarihimizdeki güçlü liderlerin simalarını gözünüzün önüne getirin. güçlü liderin yolundan gitmek. çıldırıyor. Reagen hem ülkesini. SavaĢ da. ki güçlüydüler. Ġsteseler onları güler yüzlü tanırdık. ayağında tokyo. Atatürk. O günden bu yana emperyalizm de güler yüzlü. Liderler güçlüyse. faĢist vs. 16 Mayıs 1973 Gündüz Vassaf 05/01/2003 Tek bir anısı olmayan Bir yığın günden biri O gün nereye gidiyordum. Tito. görüntüleri de öyle. 20. otoriter liderlerin çağı. Çanakkale'de. günümüze göre ilkel bir yüzyıl. Onları hiç Amerikan tipi liderliğe özenen Turgut Özal gibi. onun sözünün dıĢına çıkmamak. Hitler. ufkumun ötesinde kızıllaĢıp batmıĢ Dünyanın deviniminin kaydı yok günlüğümde Ölümden de beter yaĢadıklarını hatırlayamamak. hem de 'sempatik' ve 'medyatik' kiĢiliğiyle dünyanın yeni bir felaketin eĢiğine geldiğini örtbas etti. Aynalarda karĢımdaydım. Ġlk iki dünya savaĢı dörder yıl sürmüĢtü. üstünde Ģort. hayatının her döneminde savaĢ peĢinde koĢan Churchill'in yüzü gözünüzün önüne geliyor mu? Onu en iyi Yusuf Karsh'in çektiği bull-dog'a benzeyen fotoğrafından tanırız. diĢlerinin beyazlığını gösterme yarıĢında değiller. bilmiyorum. Kimlerle karĢılaĢtım. kime karĢı süreceği belli olmayan belki de 20 yıllık bir savaĢın içinde olduğumuzu söylüyor. örnek bir komünist. Yusuf Karsh bir hamleyle puroyu ağzından çekip deklanĢore basar ve o anda öfkesinin doruk noktasına varmıĢ Churchill'in yüzünü tarihe mal eder. yüzyılın sonlarında ikinci sınıf bir Hollywood aktörünü cumhurbaĢkanı yapan ABD lider imajında yeni bir çığır açtı. Churchill'in dünyaya nasıl kudurmuĢ bir köpek gibi baktığının öyküsü Ģöyle. Radyodan ülkelerine seslendiklerinde onları evlerinde ceketlerinin düğmelerini ilikleyip neredeyse hazır ol vaziyetinde dinleyenler bile var. Beni mutlaka görmüĢ olmalı biri. Belki o gün bir Ģey bulmuĢtum Önceden kaybettiğim Belki de bir Ģey kaybettim sonradan bulduğum O gün beni heyecanlandırıp coĢturanlar . çok ileride. Bugün gene önümüzü göremiyoruz. Saddam Stalin'in Arap. Mezopotamya'daki ilk uygarlığımızdan bu yana onlar tarihimizin en güler yüzlü liderleri. Salazar hiçbirisi kitlelere sempatik görünme. Hayalet değildim ya! Nefes aldım. Dünyada açlık ve iĢsizlik bilimkurgu boyutlarında. lider imajının henüz uzmanlarca kuklalaĢtırılmadığı. olmak. Hiç ağzından düĢmeyen meĢhur purosuyla poz vermektedir ki. Bush. Güney Afrika'da. ölüyor. yürüdüm. Ne yapıyordum. Ġleride. yüzyıl hepsi birbirinden ciddi. Kim Yang-il'se çekik gözlü kopyası. güzel günler görülecek ama istenen fedakârlık. Ġhtiyaçları da yok. Franko. Mutlaka izi kalmıĢtır kapı tokmaklarında parmaklarımın. Mussolini ya da Stalin de Churchill gibi her yerde herkese kötü kötü bakmıĢ. neler konuĢtum hatırlayamıyorum. ġu ya da bu renkten Ģöyle ya da böyle bir Ģey giydim. Ama çağdaĢ liderlerimiz sürekli gülücükler dağıtıyor. Bu gelenek günümüzün eski tip totaliter rejimlerinde suruyor. Türk. faĢizm de. Ġnsanlar ağlıyor. YanıbaĢımda bir cürüm iĢlenmiĢ olsa mazeretim olmayacaktı GüneĢ. Ama yirminci yüzyıl. çocuk bayramı da ciddiyetle anlatılan ciddiyetle dinlenilen Ģeyler. ġu ya da bu nedenle kimse vatandaĢlarına mutluluk da vaat etmiyor. Mehmet Ali Aybar'ın mayası tutmayan 'Güler yüzlü sosyalizm' anlayıĢını küreselleĢmenin totaliter güçleri tekeline aldı. sanki piknikteymiĢ gibi bir hafiflikle asker kıtasını denetlerken düĢleyebiliyor musunuz? 20.

Marlboro. asker müdahale etmese Fransa'da. Hocaları çeĢitli uluslararası kuruluĢların sürekli danıĢtığı kiĢiler. Gestapo. dünyanın en iyi üniversitesi London School of Economics. statüsü yüksek iĢler bekliyor. 1968 yılında Kaliforniya'da Berkeley'de Vietnam SavaĢı'na karĢı baĢlayan öğrenci hareketi kısa zamanda bütün kıtalara yayıldı. Boris Pasternak'a seyahat izni bile vermeyen Sovyet Komünist Partisi onu bir Ģekilde ödülü de kabul etmemeye ikna ettiğindeydi. Okulun mütevelli heyetinin baĢkanı. George Bernard Shaw.G. kendilerinden önce mezun olanlar gibi. ÇeĢitli sivil kuruluĢların. Bir Ġngiliz sömürgesiyken Hindistan'ın özgürlüğüne kavuĢmasına. Güney Afrika'daki ırkçı rejimin çökmesine yol açan eylemler belleklerindeydi. temsil ettiği akım gereği bu tip ödülleri de saçma sapan buluyordu.Vassaf (2003) Savaşa karşı ne yapmalı? Gündüz Vassaf 29/12/2002 Kendi konusunda. Nerede saklanıyordum. bir hikâyesinde Ģöyle özetler. Türkçe Çeviri G. ġirketler birleĢiyor. ABD büyükelçisinin Saygon'daki elçilik binasının damından helikopterle kaçıĢı bir milyon Vietnamlıyla ellibin ABD askerinin olduğu savaĢın bitiĢini simgeliyordu. KonuĢmasında pek yakında. bir Ģeyler uydurup . iĢçilerle birlikte devrimci bir hükümet kurmanın eĢiğine gelmiĢti. KonuĢmasında kendisinin de öğrenciyken katıldığı hareketin sonucu üniversitesinde 1968'den bu yana uzun yıllar mezuniyet törenlerinin yapılmadığını.Baranczak ve C. Onları da. Boeing. varoluĢculuk akımının öncülerinden Jean Paul Sartre'ın ödülü reddediĢinin nedeni ise tamamen kiĢiseldi. bir hafta ya da bir ay tüketmekten vazgeçerlerse? Marx iĢçileri birleĢmeye davet etmiĢti. ama ya tüketiciler bir gün. ama nihayet dünyanın ve öğrencilerin normale dönmesiyle eski geleneklerin canlanmasından duyduğu mutluluğu anlattı. Bu nedenle yaptığı konuĢmasında inançlarından ötürü ödüllendirilmenin kiĢiyi zayıflatabileceğini söylemiĢti. ve ona dur demek yerine. dallarında uyuyakalmıĢ bir anı çırpınıverir diye. Wislawa Syymborska (1996 Nobel Edebiyat ödülü) Lehçeden Ġngilizceye çevirenler S. Pizza Hut. Belki hayatın anlamsızlığını vurgulayan. bir Fransız direniĢçisini yakalar ve ondan arkadaĢlarının nerede gizlendiğini söylemesini ister. Wells. günün daveti tüketicilere. Altı yıl sonra. Sidney ve Beatrice Webb gibi eĢitlikten yana ama sınıf savaĢına karĢı olan Fabian sosyalistleri tarafından 1895'te kurulan okulunun temsil ettiği barıĢcıl değerlerin günümüzde geçerliliğini görmekten acizdi. sonunda dayanamayıp hiç olmazsa iĢkenceye ara verilsin diye ve yalanı keĢfedildiğinde öldürüleceğini bile bile. Geçen hafta London School of Economics'in mezuniyet törenine katıldım. Sonuç. Bu felsefesini. McDonald's. Dünya SavaĢı'nda Nazi iĢgali altındadır. kuĢağımızdan birçok kiĢi gibi o da değiĢmiĢ. Her türlü iĢkenceye direnen kahramanımız. ekonomi küreselleĢiyor. kendi tüketimimizden baĢlayarak sigarasından sinemasına kadar ABD mamullerine boykot. Törenden sonraki akĢam sofrasında doktora ve yüksek lisans derecelerini alan öğrencilerle beraberdim. New York'ta bir Arap Gündüz Vassaf 22/12/2002 Bildiğim kadarıyla. Mezunları arasında 24 devlet baĢkanı ya da baĢbakan var. belki de bu hafta. Nobel Edebiyat Ödülü tarihi boyunca iki defa reddedildi. Sartre hayatın anlamsızlığına rağmen inançlarımız uğruna mücadele vermemiz gerektiğini savunan birisiydi. sosyal bilimlerde. Öğrencilerinin yarısı Ġngiltere dıĢında 120 ülkeden geliyor. Belli ki istediğim çok fazla. Ama günün moda deyimiyle ABD 'hegemonya'sına karĢı ilkesizliğin ve duyarsızlığın da çaresizliği içindelerdi. Hayır. Koca bir saniyeden bile az. Ġlki 1958'de. Mensuplarına verilen 13 Nobel ödülüyle dünyanın çoğu ülkesini ve sözde üniversitelerini utandıracak konumda. Belli ki mezuniyet töreniyle üniversitesinin geleneklerine sahip çıktığını iddia eden mütevelli heyeti baĢkanı. maaĢı bol. nerelere gizledim kendimi? Garip bir oyun kendimi kendimden kaybetmek Belleğimi sarsıyorum. sendikaların katılımıyla boykotu güçlendirmek. Ford ve binbir çeĢninin dünya tüketicilerine barıĢ için daveti var yeni mezunların. Bağdat'ı bombalayarak dünyayı yeni bir savaĢın içine sokacak ABD'den. Fransa II. H. dünyaya duyurmak. Coca Cola. Emperyalizme karĢı çıkan öğrenci hareketi o yıllarda birçok ülkede o kadar güçlüydü ki. peĢinden giden çömez devletlerden tek bir söz yoktu. ben ve o gün kızı mezun olan arkadaĢımla aynı kuĢaktan. Sofra.ġimdi parantez içinde belirsiz noktalar. bir mezuniyetin kutlanmasından ne yapılabilirin masasına dönüĢtü.Cavanagh.

vatandaĢların savaĢtan korunmasına. Ama kimse Japonya'nın ileri teknolojisi ya da demokrasisi için. Ġlkinin yalan itirafından ötürü. Bando mızıka ve Noel Baba'dan oluĢan seyyar bir ekip de mahalle mahalle dolaĢıp sakinlere hoĢ vakit geçirtiyor. Çok yakın ir zamanda 21. insanlar kadar hayvanlar da düĢünülmüĢ. gaz maskeleri. koruyucu savaĢ mantığıyla yola çıkmalarının sonucu felaket olabilir. orada tesadüfen bulunan Fransız direniĢcilerini öldürür. Basıldığı her Ģehirde en çok okunan gazete. modernleĢme ve hoĢgörünün Budizm'le birlikte varolabileceğinin kanıtıdır. "Bunlar. Türkiye gibi ülkelerde savaĢtan ne elde edebilirim beklentileri de. özellikle Arap kökenlilere nasıl uyguladığına iliĢkin bir örnek. Londra gibi birçok Avrupa Ģehrinde olduğu gibi Kuzey Amerika'da da basılıyor. Fransız direniĢçisi ile Mısırlı öğrenci. Onların arkasında da ilkyardım ekibinin bulunduğu bir ambulans. Tabii uygarlığın bir ölçütü gereği. Ama iĢin en saçması." Neden Türkiye? Gündüz Vassaf 08/12/2002 Neden Japonya'dan Budist bir ülke diye söz edilmiyor? Onlar da herkes kadar dindar. "SavaĢ bazen kaçınılmaz bir kötülük olabilir. onları ele veren kahramanımızı serbest bırakır. Önce sirenlerle irkildim. Ġfadesi üzerine mezarlığa baskın yapan Gestapo. o kadar ibret verici. Metro adıyla dünyanın birçok Ģehrinde bedava bir gazete yayımlanıyor. Geçen gün Boston sokaklarında karĢılaĢtığım bir manzara bu ülkede hissedilen korku ve güvensizliğin baĢka bir örneğiydi. FBI ve Hilton Oteli'ne açtığı tazminat davasını kazandığı takdirde Abdullah Higazi 20 milyon doların sahibi olacak. kelimenin en hafif deyimiyle. diğeri FBI'ın mağduru. VarĢova. Norveç ve Ġsveç bayraklarındaki haçlardan yola çıkıp bu ülkelerdeki sosyal demokrat geleneği. Geçen gün Boston'un Metro gazetesinde okuduğum aĢağıdaki haber. Ġnsanın insana iktidar kurmasının bizatihi saçmalığı. Nihayet refakat ettikleri arabalar çıkageldi. Kedi ve köpeklerini bile dini törenlerle gömüyorlar. Irak'a karĢı.ÖzelleĢtirmenin her derde deva diye sunulduğu dünyamızda devletin belki de bir numaralı görevine. gene sirenlerini öttüren polis arabaları takip etti. 11 Eylül'den sonra bu ülkede polisin Gestapo taktiklerini. savaĢa girmiĢ olacak. ve antiemperyalizmi . Noel öncesi belediye kentin birçok yöresinde Ģenlikler düzenlemiĢ. kimin çıkarlarına alet etmenin peĢindeler? Danimarka. radyasyon ölçme aletleri de bulunuyor. yüzyılın tek süper gücü ABD. Satılan mamüller arasında gökdelenlerden atlamaya mecbur kaldığınızda kullanabileceğiniz paraĢütler. Biri Gestapo'nun." diye deli saçması bir laf etmiyor. Son barış ödülü Gündüz Vassaf 15/12/2002 New York'un Ģık butiklerinin olduğu bir caddede tam anlamıyla günün modasına uygun bir mağaza açıldı. Kediniz ya da köpeğinizi korumaya uygun özel kimyasal zırhlar için ayrı bir satıĢ reyonu var. Geliri sırf reklamlardan. Sorgulamada polis hem kendisini. Hilton Otel'indeki odasında. Abdullah Higazi adlı bir Mısırlı öğrenci 11 Eylül günü kalmakta olduğu Dünya Ticaret Merkezi yakınında. Tam teçhizatlı motosikletli polisleri. telsizi Mısırlı öğrencinin odasında bulduğunu söyleyen güvenlik görevlisinin yalanıyla FBI'in foyası ayyuka çıkar. baskıya boyun eğen Abdullah radyonun kendisine ait olduğunu itiraf eder." Ve Ģöyle uyarıyor petrol çıkarlarına endeksli ülkelerin yönetimini. Aradaki önemli fark. Ġkincisi yalan itirafından ötürü firavun gibi zenginleĢebilecek. Yakın bir tarihte baĢka yerlerde Ģubelerinin de açılacağı bildirilen 'Safer America' dükkânlarına yurtdıĢından da talep olacağı umuluyor. Ama ne kadar gerekli olursa olsun savaĢ her zaman kötü. bir butik el attı. ABD'de Budistler değil Japonlar diye söz edilmiĢti. Bunca polisiye tedbir Noel Baba ve dostları içindi. Yarım asır önce de Pearl Harbor'daki üsleri bombalandığında bu düĢman ülkenin insanlarından. bu saçmalıkların kaynağı olan hükmedenlerin iktidarı. Korku tellallığı suçlamalarını reddeden mağaza sahipleri mevcut bir ihtiyaca karĢı hizmet sağladıklarını iddia ediyor. Kendi dıĢındaki dünyaya giderek duyarsızlaĢan bu Kuzey Amerika ülkesinde korkunun savaĢla birlikte ne boyutlara varacağını ve bu korkunun etkisiyle de ABD devinin sağa sola nasıl vuracağını kestirmek bile bir kâbus. Bugün Türkiye için Müslüman bir ülke diye söz edenler dini hangi politikaya.arkadaĢlarının mezarlıkta saklandığını söyler. Stockholm. FBI'ın yargılanabilir olması. beklenmedik bir Ģekilde hayatı kurtuluyor. hiçbir surette iyi değildir. Son Nobel BarıĢ Ödülü'nün sahibi eski ABD BaĢkanı Carter'in ödül konuĢmasındaki aĢağıdaki sözleri ne kadar uyarıcı ise. "Güçlü ülkelerin. insanlığın ilk destanı GılgamıĢ'ın yazıldığı Mezopotamya'yı bombalarıyla yerle bir ederek. uçaklarla haberleĢmede kullanılan bir telsiz bulundurduğu gerekçesiyle hücre hapsine atılır. ABD'nin kimyasal saldırıya uğraması halinde kendinizi ve ailenizi korumak için giymeniz gereken koruyucu kıyafetlerin envai çeĢidini burada bulabilirsiniz. Birbirimizin çocuklarını öldürerek birlikte yaĢamayı öğrenemeyiz. Tapınakları hafta sonları ailelerle dolup taĢıyor. hem de ABD ve Mısır'daki ailesini tehdit edince. 'Safer America'(Daha Güvenli Amerika) adlı mağazada Ģimdiye kadar ancak devletin elinde bulunan mamüller satılıyor. Ancak radyoyu otelin baĢka bir odasında unutan bir pilot ortaya çıkınca. Ġkisi de baskı altında yalan söylemeye mecbur kalıyor.

' Azıcık düĢündükten sonra 'Müslüman' yazmıĢ. Bu düĢünce tarzı süphesiz Türklere özgü değil. Tersini düĢünmek bu ülkenin insanlarını da. diye soruyorum kendi kendime.Dünya hareketinin öncülerinden Nehru'nun Kongre Partisi'nin Hinduizm'le ne alakası vardı? Floransa'da geçenlerde ABD'nin savaĢ politikasını protesto eden yüz binleri Katolik ve Protestan diye tanımlayan da olmadı. Bunlara rağmen kendimizi bu denli yalnız hissediyor olmamızın bir nedeni olmalı. Birdenbire. Ama baĢka ülkelerle karĢılaĢtırıldığında Türkiye birçok ittifak ve kuruluĢa üye. Yakın geçmiĢte Haçlı seferler lafını ağzından kaçıran Bush'un Beyaz Saray'daki yeni misafiri. kitapları kadar okurlarıyla da ünlenmiĢ bir kütüphane. Soğuk SavaĢ yıllarında Batı'da tanıĢtıklarımın bizler için imajı Kore'deki Türk askeriydi. kendinden menkul sözcülerinin iddia ettikleri gibi ahlaka değil totaliterizme araç olur. Acaba. Yanılmıyorsam Boğaziçi Üniversitesi'nden Oğuz Arı Ġzmir'de yaptığı bir araĢtırmada kendilerini öncelikle 'Müslüman' diye tanımlayanların Cumhuriyet'in yerleĢmesiyle 'Türk' dediğini göstermiĢti. Her darbede ABD'ye bağlılığını ilan edip desteğini alıyor. Bu fıkra Osmanlı Ġmparatorluğu'ndan Cumhuriyet'e geçiĢte Türkiye'de ulus bilincinin ilk yıllarda ne kadar yabancı bir kavram olduğunun örneği olarak anlatılır. Türkiye ya da Ġsrail gibi baĢka herhangi bir ülke dinini kanıtlayarak değil demokrasinin kurumlarını yaĢatarak örnek bir ülke olabilir. ister sivil ister askeri olsun Türkiye'deki iktidarların bizden gizli tuttukları bizle paylaĢmadıkları bir. Batı'ysa sanki Türkiye'de yaĢayanların çoğunun Müslüman olduğunu yeni keĢfetmiĢ. Dinler. Namık Kemal'in 'Türk' oluĢundan yüz küsur yıl sonra. Bir zamanlar demokrasiyi komünizmle bağdaĢtırmak isteyen kimi aydınlarsa bugün 'Ġslam demokrasisi' havarisi. Ġslamı emperyalizmin zıddı. düne kadar postmodernist bildikleri Orhan Pamuk'tan birdenbire Müslüman bir ülkenin yazarı diye söz etmeye baĢladılar.Hıristiyanlık'la açıklayan tek bir kiĢi tanıyor musunuz? 3. Türkiye'de vatan bilincinin yerleĢmesinde önemli rolü olan Namık Kemal de kütüphanenin müdavimlerinden olmuĢ. 'Hayır' demiĢ kütüphane görevlisi. Namık Kemal önce 'Osmanlı' yazmıĢ milletinin karĢılığı olarak. Demokrasinin dinle ne ilgisi olabilir ki? Batı'nın örnek aldığı Yunan demokrasisi Zeus'a tapıldığı için mi kuruldu? Ġspanya ve Suudi Arabistan krallıkları arasındaki fark din değil demokrasi anlayıĢlarından kaynaklanmıyor mu? Örnek bir 'Müslüman Türkiye'nin Huntington'un medeniyetler çatıĢması tezini çürüteceğini ileri sürenler. Yarın Türkiye. okuma salonuna girebilmiĢ. anayasalar dahil demokrasinin bütün kurumlarını yıkan askeri darbelerle geçmiĢte defalarca kanıtladı. "Camiler kıĢlamız. baĢka hesapların mı peĢindeler? Türkiye birdenbire örnek bir Müslüman ülke oluverdi. düne kadar Türkiye'de Ģeriat yanlısı olduklarını ilan ederken Ģimdi Ġslam kelimesini bile ağızlarına almayanlar. 3 Kasım seçimleriyle hem içeride hem dıĢarıda 'Müslüman' oluverdik. Türkiye'nin ilk ulusal kahramanlarından biri olan yazarımızın aklına sonunda 'Türk' yazmak gelince. "Müslümanız" diye sokağa mı dökecekler? Hangi tarafta olursa olsun. Bu bilincin ülkemize ne ölçüde yerleĢtiğini araĢtıran sosyal bilimciler Ġngiliz kütüphanesinin kayıt fiĢine benzer bir madde kullanıp seçenekler arasından kendimizi en iyi tanımlayan kelimeyi seçmemizi ister. Bu görüntü insan hakları ihlalleri ve 'Midnight Express' filmiyle 'Gaddar Türk' görüntüsüne dönüĢtü. ABD yetkilileriyle Ankara'da yeni iktidarın yandaĢları koro halinde Türkiye'nin örnek bir Müslüman ülke olabilmenin tarihi Ģansını yakaladığından söz ediyor. belki de farkında olmadan bir dinler olimpiyatına soyunurcasına tehlike ve tuzaklarla dolu ırkçı bir politikayı körüklüyor. hangi tarafta gözükürse gözüksün.takım Ģeyler olmasın? . Lütfen milletinizi yazın. Namık Kemal ve Orhan Pamuk Gündüz Vassaf 01/12/2002 Londra'daki British Public Library. "Bu imparatorluğunuzun adı. ġimdi de Ġslam'la kurulamayacağını kanıtlama döneminde miyiz? Hep negatiflerden yola çıkılıyor. Kendimizi nasıl tanımladığımız baĢkalarının bizi nasıl gördüğüyle de ilgili. baĢka bir yazardan. dinlerini de asağılamak. Demokrasinin orduyla yerleĢemeyeceğini Cumhuriyet Türkiye'si. Avrupa Birliği ya da ABD'den umduğunu bulamazsa hükümet bunu Ġslam'a karĢı bir tavır olarak değerlendirip. minareler süngümüz" diye Ģiir okuduğu için siyasetten men edilen AKP'nin lideri. Bu ülkenin yüz yılı aĢkın demokrasi deneyimini hiçe sayarak manĢetlerinden Müslüman bir ülkede demokrasinin yaĢatılıp yaĢatılamayacağını soruyorlar. Batı'nın üstünlük kompleksine boyun eğmek anlamına gelir. Türkiye'de kimlik saplantıları demokrasinin yolunu tıkıyor. Birbirlerinden farklı sivil iktidarlar ABD'yle dostluklarını sürekli vurguluyor. Eski el yazmalarıyla Karl Marx gibi okurlarının aynı çatı altında bir araya geldiği bir yer. Kütüphane memuru basit bir kimlik fiĢini bile doldurmaktan aciz gördüğü Namık Kemal'i tekrar uyarmıĢ. 'ġimdi de dininizi yazdınız!" diye.. Son yıllarda turizmin geliĢmesiyle 'misafirperver Türk' olmuĢtuk. Rivayete göre buraya ilk geldiğinde okurlardan istenen bilgi kayıt formunda millet (nationality) hanesinin karĢılığını doldurmakta bir hayli güçlük çekmiĢ. Batı'nın karĢıtı gibi gösterenler bu kadar cahil mi? Yoksa.. bireylerin inançlarının ifadesi olmaktan çıkıp rejimlerin kimliğine büründükçe. BaĢta. Türkiye niçin Kıbrıs'ta Gündüz Vassaf 24/11/2002 'Türk'ün Türk'-ten baĢka dostu olmadığı' sözleri uluslararası iliĢkilerimizin gündelik yaĢantımıza nasıl yansıdığının tek cümlelik özeti. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuĢ olmayalım.

Ama yedi düvele meydan okuduk diye tanınmak varken. savaĢ suçlarından. yani Rusçadan Ġngilizceye doğru gittikçe. ölen öldüren. kimi ise yenileniyor. Acaba arĢivlerde ne diyor? Umberto Eco'yla 'Manastırda Seks' Gündüz Vassaf 17/11/2002 Çevirmenlere ihtiyacımız Tanrı'nın Babil kulesini yıkmasıyla ortaya çıkmıĢ olmalı. ABD'nin hep karĢı tarafı tuttuğuna inandıklarından pek de ĢaĢmamıĢtım dediklerine. ama Makarios'a karĢı da Türkiye'yi tuttuğunu ve özellikle Ġngiltere'nin Türkiye'nin askeri çıkarmasını durdurma planını engellediğini yazıyor. Yunanlılar da. tezini destekleyen düĢünce ve bilgilerden oluĢuyor. Adını unuttuğum bir dilbilimcinin Tolstoy'un 'Harp ve Sulh' (SavaĢ ve BarıĢ) romanının farklı dillere çevirileri üzerine bir yazısını okumuĢtum. Haçlı Seferi'nde Konstantinople'in yağmalanmasını da konu alan). bizim gibi. Ancak bir roman ister çevrildiği dilde yazılmıĢ havasını versin. Bu tertip doğrultusunda yapılan darbe. Tunus'ta 'Gülün Adı'nın korsan baskısının 'Manastırda Seks' diye basılmasına müdahale edememiĢ ama tercümanlarını nasıl titizlikle denetlediğini örnekleriyle anlattı. Her dilin kendine özgü bir dünyaya bakıĢı var. ilan edildiği gibi yeni çıkan 'Baudilhino' adlı romanı üzerine konuĢması beklenirken (4. Kuran'ı okuyabilmek için Arapça öğrenenler bile var. insan kaçırma ve iĢkence suçlarından uluslararası bir mahkemede yargılanması gerektiğine inanıyor. hiçbir zaman iyi bir çeviri olamayacağı tezini destekleyen ve bizatihi dilin kendisinden kaynaklanan baĢka sorunlar da var. Evren ne işe yarar? Gündüz Vassaf 10/11/2002 . Çok usta bir elden çıkan çevirinin aslından iyi olabileceğini iddia edenler de var. ister çeviri koksun. çeviri kokmalı" demiĢti. Bu Shakespeare'in eserlerinin çevirisinde oldukça belirgin. Christopher Hitchins'in 'The Trial of Henry Kissinger' (Henry Kissinger'in DuruĢması) adlı geçen yıl çıkan bir kitabını okuyorum. Bizim bildiğimiz Ecevit dönemindeki askeri çıkarmayla Türkiye yedi düvele meydan okudu. katliam. Eco. de facto olarak ABD'nin yeni rejimi tanıyan tek ülke olduğunu. Fransızcaya yaptığı çevirilerle ödüller alan bir kiĢi. Yunanistan'daki albaylar cuntasının Moskova yanlısı diye bilinen Makarios'a karĢı baĢarısız darbe giriĢimine ve Türkiye'nin askeri çıkarmasına ayrılmıĢ. Bu anlayıĢın daha yalın bir ifadesini Münevver Andaç'tan duymuĢtum. Bu konuma nasıl gelindi? Bir ara Yunanistan'da yaĢarken tanıĢtıklarım. yüzyılda yazdıklarını bugün Ġngiltere'de okul çocukları bile anlayabilirken baĢka birçok dilde sürekli 'çağdaĢ' çevirileri gerekiyor. Orhan Pamuk'un bir romanının kahramanlarının AmerikalıymıĢ hissini veren Ġngilizceye çevirisini Münevver hanımla tartıĢırken bana "Ġyi bir çeviri. Geçen ay bir konferansına gittiğim Umberto Eco. Doğu'dan Batı'ya. Yazar. Bir bölüm de Kıbrıs'a. okurun bir mesafeyi ya da yabancılığı hissedebilmesi. YaĢar Kemal ve Orhan Pamuk çevirileriyle çağdaĢ Türk edebiyatının Batı'da tanınmasında kilit rol oynayan.Uluslararası iliĢkilerinde Türkiye' nin yalnızlığının en çarpıcı örneği Kıbrıs. Türkiye'nin Kıbrıs'taki Soğuk SavaĢ kalıntısı bugünkü yalnız konumu dostsuzluktan çok belki de 'dost'larının gafletinden kaynaklanıyor. bir metnin asla çevrilemeyeceğini de. Ama Can Yücel'in 'Bahar Noktası' diye çevirdiği Shakespeare'in 'Bir Yaz Gecesi Rüyası' bence kendi baĢına bir edebi Ģahaser. Türk olduğumu öğrenir öğrenmez bana Ecevit'in askeri çıkarmasının arkasında ABD olduğunu söylerdi. yer isimleri gibi sıradan sayılacak Ģeylerin çevirilerdeki kritik önemini vurguladı -alıĢılagelmiĢ Ġtalyanca bir küfürün Almanca çevirisi kahramanın tanrıtanımaz olarak algılanmasına neden olabiliyor. askeri çıkarma. Nâzım Hikmet'e sımsıkı sarılanlar onun Türkçeden baĢka bir dilde tadına varılamayacağı düĢüncesinde. Oysa Nâzım Hikmet. Böyle düĢünenler arasında Shakespeare'i okuyabilmek için Ġngilizce. Kitabı. o günlerde ABD DıĢiĢleri Bakanı ve Ulusal Güvenlik Konseyi üyesi olan Kissinger'ın bu darbeyi desteklediğini. Kıbrıs'ın öncelikle Yunanistan. Kissinger'ın amacı. New York'taki 'Uptown'ın 'Yukarı ġehir' diye çevrilmesi yerin özelliğinin anlamını yitiriyor. O günden bu yana herhalde aynı tartıĢma sürüp gidiyor. Günümüzde de Kuzey Kıbrıs'taki DenktaĢ rejimini dünyada tek bir ülke tanımıyor Türkiye dıĢında. Kissinger'ın insanlığa karĢı suçlardan. uluslararası hukuku hiçe saymasından. Onu kimimiz Nâzım Hikmet'in karısı olarak biliriz. gül gene güzel kokardı' der. Shakespeare bir Ģiirinde 'BaĢka herhangi bir isimle de çağrılsa. Ozanın 16. olmayınca da Türkiye aracılığıyla Sovyetler'e karĢı güvenilir bir müttefik olması. romanda bedene ve maddeye yönelik atıflar çoğalırken ruha yönelik atıflar da azalıyor. yurdundan olan nice insanı Hitchens. Fransızca ve Ġngilizce çevirilerini karĢılaĢtırmıĢ. baĢkaları da istediği için Kıbrıs'a çıktık demeyi kim ister ki? O günlerde Ankara'nın öncelikleriyle Soğuk SavaĢ'ın gerekleri örtüĢmüĢ. Eco için iyi bir çeviride önemli olan. çevirilerinin sıkı bir takipçisi. karĢı darbe. Küfür. Kimi diller pek eskimiyor. Bence iyi bir çeviri de aslı gibi güzel ama aslından farklı kokmalı. gelecek yıl çıkacak olan çeviri sorunlarıyla ilgili bir baĢka kitabı üzerine konuĢtu.Yazar. AraĢtırmacı 'SavaĢ ve BarıĢ'ın Almanca. Kissinger'ın suç hanesine yazıyor.

Boston'da yaĢıyorsanız beysbol takımınız 'Red Sox'. Çinli komünist yöneticiler beysbol Ģapkalarıyla fotoğraf çektiriyor. Hipodromlar dolup taĢıyor. ulusal. 'Uzay araĢtırmalarının ekonomimize ne gibi katkıları olur?'. müzik bunlar tamam da Endülüs'te herkesin tatil günlerinde birikip heyecanla seyrettiği spor yapılmamıĢ mı? Hiç böyle bir emare yok. BaĢta Alhambra olmak üzere Granada'da. Ġngiliz Ġmparatorluğu'nun futbolu sömürgelerinde yaygınlaĢtırması gerekecek. Gece geç saatlere kadar televizyonda ABD takımlarının basket maçlarını seyrettiklerinden Lagoslu. Endülüs'te raks ABD'de Boston Red Sox Gündüz Vassaf 03/11/2002 Endülüs'te dolaĢırken aklıma takılmıĢtı.'En çok'ların 'en büyük'lerin meraklısıyız. Dünya. Ġlk Akdeniz imparatorluklarında. Ya gerisi? Kara madde. bahçeler olduğu gibi duruyor. Bu tür ölçülerin değeri tartıĢma konusu olsa da gene biliriz kimin kitabının çok satar olduğunu. Bir insanın hayatı boyunca en çok sorduğu nedir? Cevabını ben de bilmiyorum. Cordoba'da Müslümanlardan kalma saraylar. . Müslüman egemenliğiyle birlikte kitle sporları kalkıyor. BarıĢ için kurulan BirleĢmis Milletler'i savaĢ örgütüne dönüĢtürmeye çalıĢanlar evrenin bilinmeyen yüzde 99'unun da nasıl iĢe yarar hale getirilebileceğinin peĢindeler. Galileo. hokey takımınız 'Bruins'. Newton. cinsel kimliklerimize ABD Ġmparatorluğu'nun takımları da eklendi. Endülüs'te müzik gündelik yaĢamın önemli bir parçası. Para olmadan önce 'Kaç para' diye bir soru olmadığı gibi tuvalet olmadan önce de nerede olduğu tabii ki sorulmuyordu. Sıradan sorularımızla sıradanlaĢıyor. Einstein gibileri 'Elma niçin kafama düĢtü?' gibi iĢe yaramayan sorularla bilim tarihini yazmıĢlar. Her yıl olduğu gibi bu sene de kazanan takımı 'Dünya ġampiyonu' ilan ettiler. hiç sorulmamıĢ. Beynimizin olağanüstü tekamülüne rağmen dünyada en çok sorulan soru evrenin gizlerini merak etmekten çok 'Tuvalet nerede?' ya da 'Kaça?' gibi son derece sıradandır sanırım. GeçmiĢte yeri olmayan bu sorunun yakında da anlamı kalmayacak.. biz. Ayrıca kentin 60 küsur üniversitesi ve çocuklarınızın gittiği ortaokul ve liselerin de takımlarını tutmakla. Avrupalı aristokratlar. oyunlarını takip etmekle de yükümlüsünüz. Ortaçağ Avrupası'nı kıĢ uykusundan uyandırıp Katolik dünyasının iskolastik tutumunu sarsan kitapları bugün dünyanın sayılı kütüphanelerinde. gençlere en çok sorulan ve onları en çok bunaltan sorulardan biri 'Büyüyünce ne olacaksın?'dır sanıyorum. Bu konuda bir araĢtırma olduğunu da sanmıyorum. Neden? Kitlelerin yeniden stadyumlarda toplanması için aradan 500 küsur yıl geçmesi. Evren'in yüzde 99'unda ne var? ABD BaĢkanı'nın bilim danıĢmanları Kirshner'a araĢtırmaları hakkında 'iĢe yarar' sorular soruyormuĢ. Avcı ya da tarım toplumlarında hiç olmayan 'Büyüyünce ne olacaksın?' da bu tür sorulardan biri. Roma ve Bizans'ta. Abu Imran (Maimonides) gibi düĢünürlerin. Ġbn-Rusd (Averroes).. Arap ve Türklerin Akdeniz imparatorluklarını kurmasıyla geniĢ kitlelere hitap eden seyirlik sporlar ortadan kalkıyor. Hâlâ cevabını bulmuĢ değilim. Ġstanbullu iĢadamları sabah randevularına aynı nedenlerle geç kalıyor. Bizans'ta yeĢillerle maviler kapıĢınca arbedede Ayasofya bile yıkılıyor. Günümüzde de takım tutmak farz oldu. MarakeĢli dilenciler. bir oturuĢta en çok karpuz yiyenin adını Guinness Rekorlar kitabına koyarız. Bilgi patlaması ve teknolojinin geliĢmesiyle birbiri ardına yepyeni meslekler oluĢuyor. yıldızlar. VahĢi kapitalizmin boyunduruğundaki dünyanın üçte birisinin bu soru etrafında düĢünme lüksü olmasa da. en çok balığı kimin tuttuğunu. Bizans'ın son yıllarında ancak iki takımdan biri tutulurdu. Aynı insanlar kâh 'En büyük Türkiye' kâh 'En büyük Cim Bom' diye meydanları doldurur. Felsefe. Ġkiz kulelerin yıkılması gibi bir felaket karĢısında gayri ihtiyari aklımızdan geçiriveririz dünyanın en yüksek binalarının sıralamasını. Ġsrail ordusuna karĢı savaĢan Filistinli gençler ABD takımlarının logosunu taĢıyan gömlekler giyiyor. futbol takımınızsa 'Revolution'. dinsel. ama bunları göremediğimiz gibi ne olduğunu da henüz bilmiyoruz. Amerikan futbolu takımınız 'Patriots'. Süphesiz ki sorduğumuz sorular tarih içinde de değiĢiyor. ABD'li yazar F. ABD'de yaĢadığınız Ģehre göre değiĢen birden çok takım tutuluyor. kara enerji ve kara baryon gibi isimler vermiĢiz gerisine. Katı. seyirlik sporların önemli bir rolü var. Hong Konglu. az sorulmuĢ sorular sordukça dünyamızı zenginleĢtiriyoruz. tüm bu maddeler sürekli geniĢleyen evrenin ancak yüzde 1'ine tekabul ediyor. basket takımınız 'Celtics'. Geçen gün bir konuĢmasını dinlediğim Harvard Üniversitesi Astrofizik Bölüm BaĢkanı Robert Kirshner'in sorusu da Ģu. Scottt Fitzgerald tuvaletin bir köĢesinde sıkıĢtırdığı Hemingway'e "Bir bakıversene Zelda benimkinin çok küçük olduğunu söylüyor" diye düĢüncesini sorar. totaliter bilim ve meslek kalıpları kalkıyor. Milyarlarca yıldız kümesinden biri olan Samanyolu'nun 100 yıl önce evrende tek olduğunu sanıyorduk. ġöyle bir kabaca düĢündüm spor ve kültür iliĢkisini. Yoksa iyi bir Amerikalı sayılmazsınız. Askerlerin kendi kendilerine durmadan taktıkları madalyaları gibi. evrende gördüğümüz her Ģey aynı maddeden oluĢtuğu halde. Ģiir. Memluklarda da yok. Takımlar ve taraftarları var. Hipodromlar. Geçenlerde Kaliforniya'dan iki takım bu ülkenin beysbol Ģampiyonası için oynadı. amfitiyatrolar kullanılmaz oluyor. 'Savunmamızı nasıl güçlendirir?' ArĢimed.

GeçmiĢimizin önemli bir kısmı hırsımızın. korkuyoruz" diyor Bağdat'taki ses. kıskançlığımızın. Yeniden yarattığı ĢaĢkın vücudumla Danslar ediyorum Her kucaklayıĢında. Beyaz güllerin Ģarkı söylediğine.Şarap faslı Gündüz Vassaf 27/10/2002 BakıĢıyla. kimya gibi tarihi de bilim sanan . Oysa tarihte olup bitenler genellikle saçma sapan. anlatıyorum. "Ne kadar güzelsin" deyince. aptallıklarımızın sonucu. Bağdat'ı bombalamak Gündüz Vassaf 20/10/2002 Telefonunun ucunda Bağdat. Bir icadı denercesine Bir yana büküyorum baĢımı gülerken. Aydınlanma çağından sonra fizik. Wislowa Szymborska. Yitik bir resimden kalma Duvardaki çivi. "Amerika bunu da bizden bilecek. Yemin ediyorum. Hayallerin de ötesinde Bir hayalin simgesi. Ben de güzel gördüm kendimi. Türkçe çeviri: G. 2002. Minerva Jove'un kafasından. Ben bir hayal. BBC radyo muhabiri Iraklı bir aydından hesap soruyor. Venüs deniz köpüğünden. O bakmadığında bana Ararken yansımamı Tek gördüğüm. 1996 Nobel Edebiyat Ödülü / Lehçe'den Ġngilizceye çeviren Joanna Trzeciak. Üstüne Ģarap damlatılınca. kadeh masanın üstünde. Tarihin her çağında iz bırakan olağanüstü bireyler olmuĢ. "Endonezya'da Bali Adası'nda öldürülenler Irak basınına hiç yansıdı mı" diye. Ona duymak istediklerini Yasemin burcunun altında AĢktan ölen karıncaları. Ģarapsa Ģarap ġarap kadehin içinde. Yıldızlara uzandım Gözlerinde Beni yaratmasına Ġzin verdim Danslar ettim Bana taktığı kanatlarımla. Ve. Hepsi benden daha gerçek. Yaratıcı güçleri ve 'güzel'e varma çabalarıyla çevreye de direnerek kendilerine özgü bir dünya yaratmıĢlar. Havva kaburgadan. Vassaf. bombalarını baĢımıza yağdıracak. Mutluydum. tesadüfi Ģeyler. Masa masadır.

Devletlere.. onu yazan ve yazdıranlar. dinlere sarıldıkça geçmiĢ yüceltilip kutsallaĢtırılıyor. Eski kafalı sanılmak korkusuyla kimi kelimeleri kullanmaktan çekiniyoruz..' . Çin ve Avrupa'ya devretti. Çerçevesini çiziyor.. sınırlıyor.. Ġdeolojilerin baskısından kurtulup düĢünce yoksulluğunun batağına saplandık. Sekstant gibi. Aç kalınca esir aldıkları Selçukluları kazıkta kızartıp butlarını yiyorlar. Gelecek bilinmiyor. Yıllarca. teknoloji gibi maddi koĢullar yapabileceklerimizi belirlemekten çok.. Haçlı seferlerin katliamlarının da izleriyle dolu). Nasıl da değiĢebiliyor geçmiĢin algılanması! Filmin danıĢmanı dünyanın sayılı tarihçilerinden Stephen Runciman. Peygamberlerinin. Emperyalizmin adı yok mu? Gündüz Vassaf 13/10/2002 Kelimeler yok olunca karĢılıklarına ne oluyor? Sözlükler kelime mezarlıkları gibidir. Suudi Arabistan'dan sonra dünyanın en büyük petrol rezervleri Irak'ta. Ġçgüdülerimiz. Yola çıkmalarıyla vahĢet baĢlıyor. Emperyalizm gibi. Bu mayanın tutmadığı ya da çözüldüğü Müslüman ülkelerdeyse gelecek geçmiĢte aranıyor.. Saddam rejimi ABD'nin tüm petrol rezervlerine eĢit bir alanı iĢletme hakkını (44 milyar varil) Rusya. Gökcisimlerinin yüksekliğini ölçerek denizde yön bulunmasına yardımcı olan bu alet pusuladan sonra kullanılmaz olunca kelimesi unutuldu. Diyalektik Materyalizm. Belki de yanılıyorum. GeçmiĢe mesafe alındığında geçmiĢin kutsallığı kalkıyor. gençliğimizde kaldı deniliyor. Bu sözcük artık gündelik dilimizde yok.. bunlar geçerliliğini yitirdi. Kitabın adı da 'Ġmparatorluk. Ġlk kurban Avrupalı Yahudiler. Sartre. Ancak aletler değiĢse de. krallarının. Putlar ancak zamanla aĢınıyor. Tarihi yücelten. ABD'nin desteklediği Londra'daki Irak Ulusal Kongresi sözcüsü iktidara geldiklerinde bu antlaĢmaları iptal edeceklerini Ģimdiden beyan etti. Hedef Mezopotamya petrolü... Masallar efsaneleĢti. Aynı emparyalizm gibi. doğaya ve dünyaya nasıl zararlı olabileceğimizi görmemizi engelliyor. ABD'yi kollamak konumundaki politikacılar zaten korkuyor.görüĢ çoktan iflas etti. Cisimler gibi düĢünceler de kayboluyor mu?20 yıl önce. Yeni yöntemler eskilerinin isimlerini. Kullandığımız. Dördüncü Haçlı seferinde yağmalayacakları Konstantinopol'ün zenginliğiyle gözleri kamaĢtıktan sonra Bizans'taki Hırıstiyanlara da saldırıyor kutsal savaĢçılar. ĠĢkence aletleri de öyle. seks skandalları ya da zekâlarının kıtlığıyla açıklama tuzağına düĢüyoruz. savaĢları. ABD baĢkanlarının kiĢilikleri... bayramlar millileĢti. ĠĢletme haklarının ABD firmalarına verilmesi bekleniyor. Marks ve Engels'le ilintili olan düĢünce akımlarının etrafında fırtanalar kopuyordu. Bunlar daha Birinci Haçlı Seferi'nde olanların bir kısmı. kendimize. AĢağıdaki cümledeki kelimelerin ifade ettiği düĢüncelere bugün kaç kiĢi aĢina? VaroluĢçuluk. Hegel.. asırlarca yaĢatıldıktan sonra kimi kelimeler kullanılmaz olur. ihtiraslarımız ve aymazlığımız. anlamını unuttuğumuz kelimelerin çağrıĢtırdıkları nesneleri müzelerde bulabiliriz. DüĢünce ve tepkilerimizi. Coğrafya. Michael Hardt ve Antonio Negri son kitaplarında emperyalizmin ötesi yeni tür bir imparatorluktan bahsediyor.. Tarihten ders alınmıyor. Enerji kullanımının yarısını ithal petrolüyle karĢılayan bu ülke. ekonomi. biçimlerini unutturuyor. yeni iĢkence teknolojilerini geliĢtirip ihraç eden ABD ve bunları uygulayan Türkiye gibi baskı rejimlerinin sayesinde iĢkence kelimesi yerli yerinde duruyor. gün hoĢgörüsüzlük ve totalitarizme teslim ediliyor. önümüzdeki yıllarda ihtiyacının üçte ikisini ithal petrolle karĢılamaya zorunlu. Kafa Güç. Olayları. Bazı Ģeylerse kelimesi kullanılmayınca anlaĢılmıyor.. Artık uydular kullanıldığından pusula da aynı akıbete uğrayacak. Dünya değiĢti. egemen düzeni temelden sorgulamayan.. Günümüzün gündemini 'Amerikan emperyalizmi'nden baĢka ne açıklayabilir ki? ĠĢte Beyaz Saray'ın en son 'ulusal enerji politikası raporu'. insanlar kahramanlaĢtı.. Yeni barbarların bombaları uygarlık adına yükleniyor Türkiye'deki uçaklara. Bugün daha iyi anlaĢılmıyor. Birkaç yüzyıl öncesine kadar aynı topraklarda beylik ve imparatorluklarda yaĢayanlar birdenbire ulus devletlerde yaĢadıklarına karar verince de yeni bir geçmiĢ yaratmak zorunda kaldılar. (Almanya sade Hitler'in ölüm kamplarının değil. Yollarını ĢaĢırınca kutsallığına inandıkları bir kazın peĢine düĢüyorlar. alternatif getirmeyen kelimelerle ifade ediyoruz. maaĢlı kulları.. Haçlı Seferleri üzerine bir filmi defalarca seyrediyorum bugünlerde.. Bilimsel Sosyalizm.. 'Barbarlığın medeniyete saldırısı' olarak tanımlıyor bin yıl önce Ortadoğu'ya sözde dini kurtarmak adına gelen Batılı çapulcuları. GeçmiĢi inceleyip gelecekte ne olacağını söylemek falcıların iĢi.. özgürlükle yıkılıyor. Tarihçiler dogmalardan arındıkça tarihle tarihi roman arasındaki ayrım giderek kayboluyor. küreselleĢme gibi. kraliçelerinin tarihlerini yazanlar onların müritleri. 11 Eylül'den sonra ABD'nin Suudi Arabistan'la iliĢkileri sarsıldı. Carmichael.

Ġlk görüntü. Bir kuĢak için köprü isyan etmek isteyen Sırplara ibret olsun diye kazığa geçirilen Radisav'ı akla getirirken. "Bir gün herkes 15 dakikalığına meĢhur olacak" lafını doğrularcasına sürekli değiĢiyor. aklını. Aynı yerde yaĢarken. diğeri de ordunun ağır bastığı güçlü devlet rejimlerini benimsemiĢ. geçenlerde Ġstanbul Film Festivali'nde de gösterilen 'Kameralı Adam' filmi sinema tarihinin baĢyapıtlarından sayılıyor. Fırat sularından gelenlerin de anılarının sahnesidir." Vertov bu filmi 1924'te çekmiĢ. 11 Eylül gibi geliĢigüzel bir tarih bile üç kez anlam değiĢtirdi benim kuĢağımdakiler için. bir baĢka kuĢak köprüye bakınca Mustabeylerin köyüne gelin giderken Drina'nın sularına atlayıp intihar eden Fata'yı hatırlar. ardından acıklı. kapısında 'Türk Kadınlar Kulübü' yazısı. değerlerin daha kalıcı olduğu bir dünyanın Ģiirselliğini taĢıyor. biri partinin. Eski balıkçı tekneleriyle baĢı boĢ dolaĢan kedilerin isimleri değiĢiverir. 'Lenin Ġçin Üç ġarkı' da birkaç isim değiĢikliğiyle Türkiye için yapılmıĢ olabilirdi. Önce çeĢitli görüntülerin çekilmesi. Görüntüler art arda değiĢiyor. Altyazı -"Yüzüm kapkaranlık bir hapishanedeydi. Bir üniversite için olmazsa olmaz olan özgür ve kritik düĢünceyi hiçe sayan ikisinde de esas olan. Andy Warhol'un. Lenin'in gerçeği.Yaşar Kemal'in sanatı Gündüz Vassaf 06/10/2002 Türkçe bilmenin Ģanslarından biri YaĢar Kemal'i kendi dilinden okuyabilmek.. Osmanlıların Bosna'da yaptırdığı bu köprünün tanıklığını anlatır. amaçlarında da açık seçik belirttikleri gibi.. Geçen sene. akla gelen ABD'nin ne yapacağının korkusu. Ġlki ġili'de askeri cunta. bağlarına yavaĢ yavaĢ yeni sahipleri yerleĢir. sanat üsluplarıysa biçim ve içerik bakımından bambaĢka sorunlarla karĢı karĢıya. Masalarda kitaplar. bugün Mezopotamya'yı bombalayacak diye korkulan ABD'nin yöneticileri ve askerlerinden. Kör. Kadın içeri giriyor. senaryolu film çekme yaklaĢımına karĢı çıkmasıyla ünlü. Kırk yıl önce bu ülkenin güneyinde.. insan psikolojisini doğadan. çölleri bahçe yaptı. Bir sonraki görüntü. Vertov'un son gördüğüm 'Lenin Ġçin Üç ġarkı' filmi ise bana bir kez daha Sovyetler Birliği ile Türkiye arasındaki benzerlikleri hatırlattı. nüfus mübadelesi gereği Türkiye'de terk etmeye mecbur kaldıkları evlerine. bize her Ģeyini verdi. YaĢar Kemal ve Ivo Andric'in romanlarında hiç olmazsa birkaç kuĢak boyu yaĢatılan 'dün'. Gidenlerle birlikte anıları da gider. Bu iki ülke. zamanın daha yavaĢ aktığı. değirmenlerine. Altyazılar -"Onu ne gördük. Ekranda izciler. Yunanlıların. Roman. ülkesinin bile üç kez isim ve bayrak değiĢtirdiğini görenlerin dünyasındayız artık. Karanlıkları aydınlık. 11 Eylül'le birlikte ABD mazlum rolündeydi. bırakın sokak isimlerinin ve bayramların. Sahnede çarĢaflı kadınlar. Bu Ege adası artık Kafkas mitolojisinde tanrılardan ateĢi çalan Amirani'yi zincirlerinden kurtaran Kafkasyalıların (Yunan mitolojisindeki Promete'nin buradan geldiği söylenir). yasalara baĢ kaldırarak beyazlarla aynı kapıdan geçmek istedi diye linç edilebilen zenciler. Köprünün altından akan sular gibi üstünde yaĢananlar da üç yüz yıl boyunca birbirini unuttururcasına yitip gider. sımsıkı tuttuğu baĢörtüsünün arasından ancak birkaç parmağını görebildiğimiz bir kadın. Bu anlayıĢla çektiği.. olayın yıldönümünde. ġimdiyse. sonra da yönetmenin bunları birleĢtirerek anlamlı bir bütün yaratmasından yana. Batı sinemasının. cehalet içinde yaĢıyordum... kanını ve kalbini. aynı kadın bir binanın giriĢinde. cübbeli . çevresinden ve tarihten soyutlamak. yüzyıl boyunca düĢman politik kamplarda olmalarına rağmen.. ne de sesini duyduk. Ġstiklal SavaĢı'nda ġark cephesinde dönüp ölenlerin. eski Sovyetler Birliği'ndeki üniversite yönetiminden farkı yok. Günümüzün değiĢkenliğini yakalamaya çalıĢan. mazlum ve kahramanlar da . ÇarĢaflı kadın örtüsünü savurup gülücükler içinde yüzünü açıyor. Mazlumlar da hızla değiĢiyor. hepsinin kapağında 'Lenin'. asker kaçaklarının köylerini bastığı Yezidilerin.." Borazan sesleri. ama babamızdı hepimizin. Filmde. iktidar ve düĢünce biçimleriyle birlikte. Totaliter bir kurum olarak YÖK'ün örneğin. ABD'nin desteğiyle Allende'yi devirdiğinde.. değiĢtirildiğini unutuveriyoruz.. Geçenlerde Antalya Devlet Balesi'nin Ġstanbul'da bir gösterisine gittim.." Bir sonraki görüntü. 'Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana' romanı bir adada geçer. Günümüzde bir döner kapı hızıyla gidip gelen yeni savaĢ.. ağlamaklı bir türkü. Tarihi romanlara dalınca gündelik hayatımızın nasıl değiĢtiğini. Modern romanın çoğu zaman abartarak getirdiği çözümse. devlet ideolojisinin bayraktarlığı. kör.. kulağımıza önce bağlama sesi geliyor.. Yıllardır erteledikten sonra ancak okuduğum Nobel Edebiyat ödülü sahibi Ivo Andric'in 'Drina Köprüsü' adlı romanındaki köprü de YaĢar Kemal'in adası gibi. Türkçe. Perde açıldı. Sabit bir noktadan bakıyoruz geçmiĢe. Altyazı -"Ama gerçeğin ıĢığı parıldamaya baĢladı. Yıkık dökük bir camide namaz kılanlar. Lenin'in Türkleri Gündüz Vassaf 29/09/2002 Sovyet film yönetmeni Dziga Vertov sinemanın öncülerinden sayılır. borazancının peĢinde. Sovyetler Birliği döneminde ülkesi dıĢında adı pek duyulmayan Vertov'u bugün Batı âlemi yeni keĢfetmekte. Teroristler bir sonra nereyi vuracak diye korkarken.

çok daha pahalıydı bir sonraki gittikleri dükkândaki fotoğraf makinesi. boĢ boĢ sallanıp duruyorlar... düĢmandan mı sayılmalı? Ġkiz kulelerde. kimi de din adına devlet olmak. Son olarak sahneyi boydan boya kaplayan devasa bir pano indi dansçıların ortasına." "ġahnamelerden birinde atını hatırlayan ama seyisinin yüzünü unutan bir Ģahin hikâyesi vardı" dedi arkadaĢı. Ardından diğerleri de soyundu ve çarĢafını çıkartmamakta direnen son kız da ikna edildikten sonra hep birlikte dans etti fraklı gençler. Fiyat soruldu. "Bekletmeyelim sofradakileri." dedi. Aynı bizim gibi de unutabiliyorlarmıĢ. "Çok daha ucuzlarını satan dükkânlar var. geç kaldıkları akĢam sofrasına doğru. Ģehrin yerlisinin çatık kaĢları milim inmedi. roman kahramanlarının mahallerini dolaĢırken fotoğrafçı dükkânına girdiler. birlikte hoĢ vakit geçirecekler.. Yeter ki ona dostça davranmıĢ olsun. Makyaj reyonundaki kız." diyenler kararsız mı. "Gidilecek baĢka dükkânlar var az ileride. aĢiretlerinin adlarıyla tanıdık. Terörizme meydan okurcasına evlerde. ülkelerinin. "Gazetede okudum. Günümüzün düĢmanı isimsiz. hem hepsi Ģehrin en iyileri. KilitlenmiĢ kapısını onları görünce açan ilk dükkâncıdan aldıkları fotoğraf makinesiyle. yiyip içecek." Mahçup misafir. küçük küçük sırlarını paylaĢtılar. SavaĢlarımızın baĢı da belliydi. Zaman az. telaĢ içinde Ģehrin en büyük mağazasından içeri daldılar. "Evet. "Amerikan emperyalizmi buna müstahaktı" duyarsızlığıyla karĢılayanlar hangi safta? Kendisi de YahudiymiĢ gibi ülkesi Nazi iĢgali . Bir yıl sonra ABD. Atatürk'ün gençliğe hitabesi. Tam tersi. üstelik yarı fiyatına". Sandalyelerine tünemiĢ. Ġslam minyatüründe göz ve bakıĢın önemi. ArkadaĢının makinesi kırılmıĢ." Dükkânlar kapanmak üzereyken. Ġtfaiyecilere. çöken gökdelenlerde ölen babalarının ardından doğan bebekler. görülecek gidilecek yerler çok.. Altında frak boynunda papyon kravat.) Terorizmi kınarken "Evet. "Pazarlık yapmalısın mutlaka. havadan sudan hayattan konuĢacak. ama. Ġlkokullarında vatanperverlik ve kahramanlık konulu ödevler. otomobillerde her gün asılan bayraklar. Ģehrin yerlisi. "Taksiye binelim" dedi arkadaĢı. ĠĢi için yenisi gerekli. Misafirin öyküsü Gündüz Vassaf 22/09/2002 ġehre yeni gelmiĢti. "Masraflarımı ödüyorlar". 11 Eylül'ün sene-i devriyesinde alarm durumuna geçirilen baĢkent Washington'da füzesavarlarını beklenmedik saldırılara karĢı seferber eden ABD.." Mağazanın çıkıĢına doğru erkek reyonunda gömlekler. uçaklarda ölenlerin ölümünü. polise pasta dağıtan çocuklar. ArkadaĢını öteki gene durdurttu.. Gökyüzüne salınan beyaz güvercinler. müzelerin sosyal sınıflar arası ayrım fonksiyonu olduğunda hemfikirdiler. Altı ay önce bıraktıkları yerden sürdü konuĢmaları. ÇarĢambaları kapalıymıĢ. Bir saat böyle geçti. Güvenlik gerekçesiyle özgürlüklerin kısıtlandığından yakınanlar. Birine eli değecek oldu. parmağı tetikte matem içinde. (Usame bin Ladin gündemden hızla düĢtü.erkekler.. evet" diye onu dürttü. Tarihi yerleri." diyerek aldırtmadı Ģehrin yerlisi. Nutuk üstüne nutuk atan politikacılara bugünü istismar ediyorlar diye kızanlar. Tarihimiz boyunca düĢmanlarımızı. ġehrin yerlisi arkadaĢına kazık yedirtmemeye kararlı. Öğle yemeğinde kaĢarlı ve sucuklu tostlarıyla bir ĢiĢe birayı. Kızlardan biri çarsafını savurdu. Üstündeki yazı. "Alt kattakiler çok daha iyi. bitap misafirle birlikte evin yolu tutuldu. dostunun. Tek bir aktarmayla istedikleri yere vardılar. "Biliyor musun" dedi. geçen sene kaçırılan uçaklarda. bayrakları. "Biz satmıyoruz. Vertov'un filminin bir sahnesinde Türkçe konuĢan Sovyet subayı "NiĢan al" diye komut veriyor silah kullanmasını öğrettiği kadın kahramanımıza. Sadece tek aktarmalı.. Fiyatı düĢürttükçe terledi. Tarihin tahterevallisinde kimileri devlet adına dinden kurtulmak istemiĢ. 180. Anma törenlerinde ağlayan askerler. Savaş tuzakları Gündüz Vassaf 15/09/2002 11 Eylül. "Değmez" dedi Ģehrin yerlisi. "Taksiyle" dedi arkadaĢı. Çok beğendiler. ortak tanıdıklarıyla ilgili ortak düĢüncelerini.. görülecek yerler ucuzluğun peĢinde yitti. DolaĢacaklar. isimleri. Rönesans öncesi Bizans sanatının Roma'ya etkisi. "Aradığınız makineyi.. Ellerinde tespih. insan haklarını savunabilmemiz için önce ABD'nin var olması Ģart diyenler. 190. Sonsuzluğa kadar savaĢabileceğimiz bir sıfat var karĢımızda: Terörizm. dostluğunun mahkûmu sıkılarak baĢladı pazarlığa. ġehrin yerlisi arkadaĢına kurtardığı paralardan memnun. Müzeyi birlikte dolaĢtılar.aktarmasız. savaĢı belirsiz. "Aldım" diyor kadın. Otobüse bindiler. Tekrar otobüsle Ģehrin merkezine döndüler . Haberlerde. sonu da. aç." Otobüsle gittiler.. Pentagon'da. düĢürüldü. Koyunlar iki sene önce gördükleri insan yüzünü bile hatırlayabiliyormuĢ. Hava karardı. Sabahtan buluĢtular.

Ġngilizce. bırakın okumalarını. 'Vatandaş Amerikanca konuş' Gündüz Vassaf 08/09/2002 Bugünlerde okullar açılacak. Türk okullarında Türkçe ders verilmesini benimsemesiydi. Sembollerle. 11 Eylül'ün yıldönümünde. Cumhuriyet ideolojisinin önemli bir özelliği. ABD'nin egemenliğinde küreselleĢen dünya ile birlikte Türkiye de değiĢti. Ġslam kültüründe özel bir yeri olan Konya Latince. tarihimizin en cetrefil ve tartıĢılır konularından biri. Bu kelimenin aslı Bizanslılar için güneĢin doğduğu yer anlamına gelen 'Anatole'. . erkeklerarası eĢcinselliğin özendirildiği bir kültür yaĢatılmakta. bayrak. Türkiye'de dayak. 11 Eylül'le birlikte yeni yüzyılın ilk büyük mücadelesinin baĢlamıĢ olduğunu söyledi. gününde. Dil ve davranıĢlarımız arasındakı iliĢki. kadınların küçümsendiği. Pentagon'da yaptığı konuĢmasında. renklerle. kravat. saflaĢtıkça yeni savaĢların psikolojik ortamını yaratıyoruz. Ġngiltere'nin önde gelen kimi özel okullarında da. doğması bile istenmeyen kız çocuklarının geleneksel ikinci sınıf vatandaĢ konumu. Doğru dürüst Ġngilizce bilen öğretmenler bile bulunamazken bu dilde eğitim giderek önem kazandı.altındayken göğsüne sarı yıldız takan Danimarka Kralı gibi. bu dünyanın en kuvvetli insanını çıldırtınca. Komünist Partisi'nin yönetimindeki Çin'de de bu böyle oldu. Ġslam'ın da. çoğu Amerikalı Protestanlar tarafından kurulan misyoner okullarının yasaklanmasıyla birlikte. okulda. Suudi Arabistan ya da Pakistan'da değil. alfabelerini basitleĢtiriyor. birbirimize ve geleceğimize karĢı körleĢtirdiği bile söylenebilir. bizleri.. Bruney Sultanlığı'nda da. askerde ve de evlerimizde yüzyıllardan beri süregelmiĢ. bırakın isimlerini.. ÇağdaĢlaĢmak Ġngilizceden geçiyor. Almanya'da yeni doğan çocuklarına Usame bin Laden adını koyan Türk çiftine ne demeli? Geçen gün. Ġlahiyat fakültesi mezunları devlet hesabına en çok Mısır. sayısının bilindiğini bile sanmıyorum. ABD'de ölenler için "Ben de Amerikalıyım" diyenleri emperyalizmin saflarında görmek isteyenler de var. Amaç. ABD ya da Ġngiltere'de tahsillerine devam ediyorlar... New York'ta çekilen sayısal lotoda 9-1-1 çıktı. rozetlerle sürdürülen cephesiz savaĢlarda kendimizden kaçarken gölgelerimizi. 'C(K)aeserium'dan bozma. sakal. Aynı harp okulları mezunları ya da kurmaylar için de bu ülkelerin tercih edildiği gibi. Rum. ailelerin birden fazla çocuk yapmasının yasak olduğundan. Türkiye'de adları değiĢtirilen Ermeni. biz de de. ayın 11. yani Herkül adından geliyor. ABD üniversiteleri. Ġngilizce bilmek belki teknolojinin kullanımını kolaylaĢtırıyor. Asıl mücadele terörizmin tuzağına düĢmemek. SavaĢın da dili Ġngilizce. dillerini.' ne bir Amerikalıyı ne de bir Türk'ü. korkularımızı saflaĢtırıyor. dürtüyor saflaĢmamızı. fes ya da Ģapka. Nereye kadar? Güney Afrika'nın Nobel BarıĢ ödüllü piskoposu Desmond Tutu gözyaĢlarınızı silmeye yardımcı olacağız diye sesleniyor ABD'lilere. Konya Ereğlisi.. Dünyamız yeniden bölünecek mi 'bizler' ve 'onlar' diye. Eski kültürlerin modern mirasçıları devletler. Hedef. Aynı 'Anadolu'nun da Yunancadan bozma bir kelime olduğu gibi. Anadolu'da uğradığı bugün Ereğli diye bildiğimiz yerler onun adı Heraklion'un Yunancadan bozması. bir dil olarak insanlara ve dünyamıza pragmatik ve çıkarcı kelimelerle yoğunlaĢmıĢ yaklaĢımının. Süryani köylerinin. Bir yerin tarihi azıcık da oranın tarihinin yok edilmesi demek. Uzay kapitalizminin tanrıları Gündüz Vassaf 01/09/2002 Marmara Ereğlisi. Bir dönem 'Trebiond' diye de bilinen Trabzon'un ilk adı Trabezus. Türkiye'de Kemalist ya da Ġslamcı akımlar arasında bile bu konuda sanki kendiliğinden bir eylem birliği var. eski Yunan medeniyetine meraklarından. dinliyor. kahramanımız karısı ve çocuklarını katlediyor. inançlarını düĢmansız yaĢatamayanlar da. 9. BaĢkan Bush'sa.. Karadeniz Ereğlisi. Ģimdi de çağdaĢlaĢmak adına yeni bir dünya dili benimsemelerinin abesliği de ortada.. Anadolu'nun çeĢitli yerlerine serpiĢtirilmiĢ bütün bu Ereğliler Yunan mitolojisinin baĢ kahramanı Heraklion. Ama bir zamanlar Avrupa'nın 'tek' dili olan Latincenin tahtından indirilmesine düĢünceyi özgürleĢtiren bir ilerleme olarak bakanların. hâlâ dayağın benimsendiği. BaĢımızda ister kavuk olsun. ya da yeni bir tüketim biçimini yaygınlaĢtırıyor ama ne bir Çinliyi 'çağdaĢlaĢtırabiliyor. Zeus'un karısı Hera. Sonra da kendisini affettirmek için oradan oraya gidip bir dizi uğraĢ veriyor. yaĢam hakları bile ihlal edilerek sürmekte. Bu garip tesadüfü yorumlayanlar bile kim bilir birbirlerine karĢı nasıl düĢecek. Mermer anlamına geliyor. Ancak yeni alfabe ve diller karĢısında da direniyor insan yetiĢtirmemizdeki. Kürt. baĢörtüsü. düĢürülecek? Derin devletler de. Çin'de. Mücadele savaĢa karĢı. 'Marmara'nın kökü gene Yunanca. Hatta Amerikancanın. Eski alıĢkanlıklar.

denizler tanrısı Neptün gibi isimler taĢıdıklarının hiç farkına varmamıĢlar mı? Ama günümüzün egemen düzeni bu fırsatı kaçırmayacak gibi. St. YapılıĢından bu yana 2 bin 700 yıl geçmiĢ. resmi ideolojinin kafalara kazıdığı gibi Türk değil. Eski uygarlıkların ustalarının. Myndos'u GümüĢlük olan günümüzün Bodrum'unun gündemindeyse günbegün yok edilen bir tarih yerini. Ġrlandalıların Derry'si Ġngilizler için Londonderry. Her iki yerde de. Biri yeni açılan ve adı Ermenice 'Zafer' anlamına gelen Vartan Oteli. . Kime sorsanız geçim kaçakçılıktan-eroin ve mazottan. ölüm tanrısı Pluto. Petersburg. birbirine karĢı acımasızlıkla dolu. Yakın geçmisi Ermeni. Kürt ve Türk için acı. efsanelerini de unutuyoruz. dıĢ görüntüsü yeni gördüğüm Auschwitz temerküz kampı binalarından beter durumdaki hoca lojmanları duruyordu). Anadolu insanının tarihi olduğunu vurgulamıĢ. bu balıkçı köyünde Anadolu'nun tarihini keĢfetmiĢti. tarihini. Günümüzde cami kalıntıları arasında yer yer manda dıĢkılarına rastlanan bir harabe. Ağrı Dağı'na birkaç saatlik mesafede. Günümüzde Van gene baĢka bir memleket. ÇavuĢtepe'deki Urartça yazılmıĢ çivi yazısı da Ģöyle diyor: "Haldi'nin yüceliği ile Argisti oğlu Rusa bu kaleyi Eiduru dağının önünde inĢa etti. Putperestlerin tapınaklarını yerle bir eden tektanrılı dinlerimiz gezegenlerimizin aĢk tanrıçası Venüs. Etrusklere kadar gitmiĢ buralarda iĢlenen gümüĢ. Bu baĢarıları ben elde ettim. Yer isimlerini değiĢtirenler orayı fethettikleri hissine kapılıyor olmalı. Blamili kralı. LefkoĢe ve Nicosia aynı sehrin iki adı. KurtuluĢ SavaĢı'ndan sonra asker kaçaklarına anlayıĢla bakan yazdığı bir makale nedeniyle dayım Zekeriya Sertel'le birlikte önce idama sonra da Bodrum'da sürgüne mahkûm olan Cevat ġakir. Yıl Üniversitesi'nin bir imparatorluk merkezinin kalesi gibi duran rektörlük binası ve ondan az ötede rektörün göle nazır ĢaĢaalı malikânesi-(yakındaysa. SabancıSa gibi her açık artırmada adı değiĢen yıldızlarla dolar. Geçen gün Bulgaristan'dan yeni gelmiĢ bir Türk göçmeni nereden söz ettiğimi ancak Plovdiv deyince anladı. Bu kente Rusahinili adını verdim.. Aya inen ilk astronot Armstrong'un da uzay yolculuğundan sonra gelip aradığı efsanevi Nuh'un gemisine. Halikarnas Balıkçısı diye kaleme aldığı kitaplarında. Ġngilizler değiĢtirene kadar New York'un eski adı 'New Amsterdam'dı. Ben buraya kutsal bir alan ve bir kale inĢa ettim. Van'da birkaç bina dikkatimi çekti. kabul görmüĢtü. yüce kral.. Tuspa kentinin hâkimi. Benden önce hiçbir Ģey inĢa edilmemiĢti. Gökyüzümüz Mercedes. Ama nasıl olduysa gezegenlerimiz isim soykırımından kurtulmuĢlar. Petrograd ve Leningrad'dan sonra üçüncü ismini yaĢıyor. Ancak tarihin bu çöplüğünde bile Urart kralı Rusa gibi kimilerinin kendini yüce görme. güçlü kral. Rusa Ģöyle der: Bu kayalığa hiç dokunulmamıĢtı. Van'da ve ÇavuĢtepe'de günümüze kalan baĢlıca eser birer kitabe Van Kalesi'ndeki Pers Kralı Xerxes için üç ayrı dilde kayalara oyulmuĢ beĢinci yüzyıldan kalma bir methiye. Ģöyle der: Her kim ki benim adımı kazıyıp silerse ve kendi adını koyarsa Fırtına Tanrısı Haldi ve GüneĢ Tanrısı onu yok etsin". Van rektörünün kalesi Gündüz Vassaf 25/08/2002 Yolunuz Van'dan çıkıp Hakkâri yoluna düĢerse ÇavuĢtepe'de Urart krallarından kalma bir kısmı tapınak bir kısmı saray olan kalenin kalıntılarıyla karĢılaĢırsınız.. "Haldi'nin yüceliği ile ben Arsisiti oğlu Rusa. Sonradan Van adını alan eski baĢkentleri TuĢpa kimilerine göre Tevrat'ta sözü edilen cennetin ta kendisi. ġehrin eski Van diye anılan kısmı. baĢkalarına haddini bildirme duyusu sanki hiç değiĢmemiĢ. (Sahibi buraya oğlunun adını verdiğini söylüyor).Türkiye'yi TürkçeleĢtirdikçe bu toprakların insanlarını. mezar kazıcıları almıĢ. Ermenilerin de tehcir ve katliam öncesi bin yıldan fazla bir geçmiĢi var buralarda. Yeni bağlar ve meyve bahçeleri kurdum. Viagra. bu topraklarda. yazdıkları uzun yıllar bu ülkenin düĢünce hayatında bir yer etmiĢ. Anadolu'nun son fatihlerinin bile tahammül edemedikleri kendi eğlence dünyalarının dayanılmaz gürültüsüne bırakmıĢ. Ġsim soykırımlarıyla tarih üzerinde iktidar kurmanın örnekleri çok.. Diğeri 100. Her Ģeyi özelleĢtirmenin moda olduğu dünyamızda bir bakarsınız uzaydaki gök cisimlerinin ve yıldızların isim haklarını geçici sürelerle kiralayan Ģirketler de çıkar. Aymazlıkları ise kendi geçmiĢlerini de kaybettiklerinin farkında olmamaları. Birinci Dünya SavaĢı'nda Ermenilerin Rusları desteklemesi sonucu Osmanlı tarafından topa tutulup yerle bir edilmiĢ. sanatkârlarının yerini günümüzün define avcıları. Urart uygarlığı mücevherciliğiyle ünlü. Farilya'sı Gündoğan. Baba tarafından dedem Filibeli. Ġtalya'ya. Bu ibret verici isim değiĢtirme oyunumuzu uzayda isimlendirdiğimiz yerlerle de devam ettirecek miyiz merak ediyorum.

Sonra. Franko'nun faĢist Ġspanya'sında. kanca.birdenbire havalanıverdi bir saman çöpü. Sanki türümüz herhangi bir Ģeye bağımlı olmaya bağımlı. 2002 Sansürcülerimizi sahiplenmek Gündüz Vassaf 11/08/2002 O kadar çeĢitli ki bağımlılık geliĢtirdiğimiz nesneler. bizleri zararlı Ģeylerden koruma müptelası olan totaliter devletler. bizleri alkol bağımlılığından kurtarabilsinler diye üniversitelerimizde uzmanlar yetiĢtirir. Yağmur yağdığından. koleksiyoncular servetlerini batırabilir. Nobel Edebiyat Ödülü. televizyon kapatıp kitap yasaklatanlar. Tek baĢına. Bizi bizden korumak için geliĢtirilen teknoloji ve onu kullanan personele harcanan paranın haddi hesabı yok. Dilim tutuldu olanlardan.. zararlı olduğuna dair bir karar çıkmazsa . Ama genellikle 'kötü' bilinenlere karĢı duyarlıyız. kitabın konusu ne olursa olsun. rağmen. kalas. az içilsin diye alkole yüksek vergiler koyarız. UzaklaĢtıkça. gelecek sefere'nin. Önceden olmuĢtu. Lehçe'den Ġngilizceye çevirenler Stanislaw Boranczak. Vassaf.tek bir ağaç yoktu. basılır basılmaz 12 kopyası kanunen sansür kuruluna gönderilirmiĢ. oldu. Dinle Kalbin benim içimde çarpıyor. Kurtuldun ilk olduğun için. Çünkü. Türkçe çeviri: G. din adamlarının alkolün zararları üzerine vaazlarını dinler.tırmık. Gölgeden GüneĢ olduğu için. ġanslıydın .. Kurtuldun son olduğundan. Ne olurdu o el... Ama yoktun. sayesinde. Örneğin. az kalsındı'nın ĢaĢkınlığında Sıyırdın mı ağın içindeki o delikten. Afalladım. BaĢkalarıyla. KiĢiler gibi devletler de onun bunun müptelası olabiliyor. Wislowa Szymborska. Kaçınılmazdı. sonuç itibarıyla. ġanslıydın .Olabilirdi Gündüz Vassaf 18/08/2002 Olabilirdi.çünkü ormandaydın. Bu konuda en ağır vaka. Ġdeologlar. Clare Cavanagh. YaklaĢtıkça. ġanslıydın . Solda. Kendi çıkarlarını sürdürebilmek için sahte düĢmanlar yaratanlar. 1996. bacak Kıl payı Teğet geçmeseydi o istenilmez rastlantı? Demek buradasın hâlâ? KurtuluĢunun. Fren yan yana yan dönme yarım santim bir an ġanslıydın ... muhbirler. Sağda. sansürcüler. okuma hastaları kelimeler içinde kaybolup gerçeklerden kopabilir. alkole karĢı mücadele dernekleri kurar. mektuplarımızı açıp telefonlarımızı dinleyen. 12 kitap l2 ayrı kiĢi tarafından en ince ayrıntısına kadar okunur. Diğer yandan müptelası olduğumuz baĢka birçok Ģey de toplumca kabul görür-oysa iĢkoliklerin de alkolikler gibi aileleri dağılabilir.

bir yalan ne kadar tekrarlanırsa o denli inandırıcı olacağı gerçeğinde yatmaktadır. Farklı cephelerdeki insanlar aynı hırsla ölmek ve öldürmek isteyince. Ama o çoktan kararını vermiĢ. EĢyalar taĢınma nedeniyle satılık. Geçen gün bir arkadaĢım son gittiğimde ABD'yi nasıl bulduğumu sorduğunda. Bana bu bilgileri veren Madridli yayıncı arkadaĢım Richard Crosfield Ġspanya'da o yıllarda ne kadar kitap basıldığını hatırlamıyor. hangi taraf kazanmıĢ. bale de eklenince ortaya kültür faaliyetlerini beleĢten izleyip üstüne de para alan koskocaman bir sansürcü ordusu çıkıyor. Ġlanı verenler sakin bir mahalledeki evlerinin kapısında beni birlikte karĢılayan anne ve kızı. Eğer falanca ülkeyle savaĢa girildiyse. Ġspanya'nın. ABD'nin günlük yaĢantısına iliĢkin bir fikir edinmeniz mümkün. Ġkinci Dünya SavaĢı'ndan az sonra yazdığı '1984' adlı bilimkurgu kitabında totalitarizm altında yaĢayan gelecekteki bir dünyadaki yaĢantıyı anlatır. CD'ler. sağlık personeli gibi sivil hizmetlerde yapmasının mümkün olup olmadığını sordum. Ama birdenbire issiz kalan sansürcüler iĢlerinden olmamıĢ. YanıbaĢındaki annesi iftiharla dinliyordu kızının yakın geleceğine iliĢkin kararlılığını. Onu Filistinlileri öldürürken gördüm. günlük gazeteler. "Eskisine göre daha çok Amerikan bayrağı ve daha az Ġngilizce bilen var ama değerler sistemi pek değiĢmemiĢ" diye cevap verdim. Gerçeğe hiçbir yer yoktur bu dehĢet verici toplumda. tiyatro metinleri. kralları öncülüğünde demokrasiye geçip Avrupa Birliği'ne girmesiyle Katalanca ya da Baskça gibi ne yasak dil kaldı ne de da yasak kitap.680 kitap okuması demek. Ama günde sade 10 kitap basılan bir ülkede. hangisi kaybetmiĢ fark eder mi? Moğolcanın gücü Gündüz Vassaf 28/07/2002 George Orwell. Ölen. Bunların arasında ben de aradığımı buldum -satılık bir faks makinesi. Günün siyasetine uygun diye tarihte olup bitenleri bile değiĢtirmekle görevli memurları vardır Orwell'in gelecekteki düzeninin. her yeni Ģehitle zafere bir az daha yaklaĢıldığına inanıyor. arĢivlerde yaptıkları değiĢikliklerle bu ülkenin yüzyıllardır düĢman olduğu 'belgelenir'. Bana taĢınma nedenini söyleyince olası bir geleceği birdenbire gözlerimin önünde canlandırarak ürktüm. Totaliter rejimin günlük siyasetini haklı çıkarmak için dün hep bugüne uysun diye değiĢtirilir. Avrupa Birliği'nin oluĢmasıyla ilk ele alınan konulardan biri de okullardaki tarih kitaplarının yeniden yazılması projesi olmuĢtu. 19 yaĢında olduğunu öğrendiğim genç güzel kız bir yandan faks makinesinin özelliklerini gosteriyor. O kadar tecrübe kazanmıĢ olmalılar ki hepsi bir araya getirilse belki baĢka totaliter devletlere sansür uzmanı olarak gönderilip Türkiye için de yeni bir ihracat kalemi oluĢturabilirler. isteyen istediğini yapıĢtırabiliyor. kasetler. bu inançla yeni çocuklar doğurmak istiyordu. radyo ve televizyon programları. Yazıların çoğuysa satacak eĢyası olanlara ait. Türklerin . Faksın fiyatında küçük bir pazarlık yaparken askerdeki maaĢının da 100 doların altında olacağını öğrendim. 'Bilgiler' anında kamuoyuna tekrar tekrar yansıtılır.serbestçe dağıtılırmıĢ. Ne öldürsün ne de öldürülmesin umuduyla askerliğini cephe gerisinde öğretmen. BaĢka bir anneyi yıllar önce Beyrut'ta tanımıĢtım. yılda 43. Avrupa Birliği üyeliğine doğru adımlar atan Türkiye'nin silahlı ya da silahsız sansür bürokrasisini bakalım nasıl bir gelecek bekliyor. Amaç Franko'nun ölümünden sonraki kritik dönemde demokrasiye dönüĢü baltalamamalarını sağlamak. Buna ayrıca haftalık. Ölene. Memleketleri olan Ġsrail'e dönmek üzere olduklarını söylediklerinde cepheye gidecek birisine son defa bakıyormuĢçasına hissettim kendimi. Bana istihbarat servisinde calıĢmak istediğini söyledi. Bildirilen yere telefon edip adresi aldım. Askerliğini yapmaya gidiyormuĢ. Ya da canlı bir Arap bombası tarafından tanınamayacak kadar küçük parçalara dağıldığını. aylık dergiler. Ġstihbaratçı olacağını söyleyerek gafilliğini uluorta göstermesinin farkında bile olmayacak kadar gözleri karaydı ikisininde. GeçmiĢin günümüze değiĢtirilerek yansıtılması totaliter rejimlere özgü değil. öldüren her oğluyla iftihar ediyor. film senaryoları. Ġsrailliler tarafindan bir hava saldırısında öldürülen küçük oğlunun cenaze toreninden sonraydı. bu sansürcülerin haftada 840. Rejimin baĢarısı. opera. bir yandan da konuĢuyoruz. Bir dişi casus Gündüz Vassaf 04/08/2002 Boston'ın kimi mahallelerinde kaldırımların yanıbaĢına dikilmiĢ ilan tahtalarına. Onun da gözü karaydı. Tek baĢına yaĢayanların kalp krizinin geleceğini hissettiğinde derin nefesler alıp öksürerek ölümden kurtulabileceğini bildiren yazılardan tutun da. emekli olana kadar devletten maaĢ almaya devam etmiĢler. Yüzyıllardır birbirleriyle savaĢmıĢ Almanya ve Fransa'nın tarih kitapları çok farklı gerçeklerle dolu Ģimdi dost olan bu ülkelerinin tarihi de bu yakınlaĢma göz önünde tutularak yeniden yazılıyor. sevicilerle birlikte dairelerini paylaĢmak isteyenlere seslenen mesajlara.

Özellikle ABD'yi yönetenler bu konuda çok dikkatli. kabızlaĢtırılıyor. hangi belgelerin nasıl yazılıp hangilerinin imha edilmesi gerektiği konusunda programlı bir çaba içinde. din ve gelenekleri koruyup güçlendirdiklerinin farkında değiller. Örneğin ABD egemenliğindeki ekonomik çarkın doğrultusunda davranıĢ ve değerlerimizin dünyanın her tarafında giderek birbirine benzediğini sanmamız. Teknoloji aracılığıyla çeĢitli kültürler daha bir kenetleniyor. Önümüzdeki beĢ-on yıl içinde yaygınlaĢacak olan cepte taĢınabilir sesli tercüme makineleri bakalım Ġngilizce'den baĢka dillerin kullanımını nasıl etkileyecek. Yarına. radyo. demokrasilerde adet olduğu gibi elli ya da yüzyıl sonra açılacak olan arĢivler günümüzde oluĢturulurken bile çarpıtılıyor. Akıllarının ucundan geçirmemiĢler asırlar sonra Ġstanbul'un bitkisiz bir Meksika kasabası gibi olacağını. Coca Cola gibi tanıdık markaları ya da vizyondaki Amerikan filmlerini görüp dünyanın küreselleĢip kültürlerin tekdüzeleĢtiği zannına kapılıyorlar. ilk Ġstanbul. binlerce yıllık kültürlerin yaĢama ve yaratma gücünü küçümseyebiliyoruz. Umursamazlıkla yok edilen bir kültürden sonra. keĢiĢleme gibi Ģehrimizin çeĢitli rüzgârlarını bir Ģiir gibi anlatmayı tercih ederiz. bu Bizans anıtının özelliğini belirten tek bir yazı olmamasını fark etmeyeceğiz bile. Özellikle çeĢitli kuruluĢların davetleriyle bir gün Çin'e. KüreselleĢen sade Ġngilizce değil. ama bu yalıları. bir baĢka gün Fransa ya da Brezilya'ya dört beĢ günlüğüne giden iĢadamları. Bu bilinçli çarpıtma rejimin kamuoyunu denetlemek için kullandığı medyayı yanlıĢ ya da eksik (disinformation. ġikâyetleri. Ġmparatorluklara kaç asır payitahtlık yapmıĢ Ġstanbul gibi. misinfomation) bilgilendirme yöntemleriyle pekiĢtiriliyor. Ġstanbul'un simgesi olabilecek Ģehrin en eski abidesi ÇemberlitaĢ'ın üzerine yapıĢtırılmıĢ 'Çırak aranıyor' yazılı kâğıt parçalarını doğal karĢılayıp. Hava kirliliğinden ölen insan sayısının yüksekliğine rağmen poyraz. Egemen düzenin kendi çıkarları doğrultusunda dünyayı tekdüzeleĢtirmek isteyen gözlükleriyle algılama tuzağına düĢenler teknolojinin yerel kültürleri. Tabii ki Boğaz'da son kalan sekiz-on tane yalının dünyada baĢka örnekleri olmadığından söz edilecek. dünyamızdaki çeĢitlilik ve zenginliği görmezlikten geliyor. ArĢivleri de haliyle bu Ģirketlerden maaĢlı tarihçilerinin denetimi altında. Philipps gibi çokuluslu Ģirketlerin özel olarak tuttukları tarihçileri var. Ancak her ne kadar çevremizde olup bitenleri hiçbir tesir altında kalmadan özgürce bakıp yansıtabileceğimizi hissetsek de her an kendi çarpıtılmıĢ gerçeklerimizin gönüllü kulluğunu yapmakla da karĢı karĢıyayız.. Örneğin bugün Almanya'da yaĢayan Türklerin önemli bir bölümü kırk yıl öncesine göre Almanya'ya daha da kapalı. Son 'eser'leri II. CumhurbaĢkanları seçildikleri andan itibaren yaptıklarının tarihe nasıl yansıyacağını. internet ve kasetlerin dili Ġngilizceden çok giderek baĢka dillerde yaygınlaĢıyor. gözünüz Cola ve hamburgerden baĢka bir Ģey görmez olduğundan kendilerinden baĢka herkese barbar gözüyle bakan Çinlileri bile küreselleĢmiĢ zannedebiliyorsunuz. Para ve haddini bilmezliğin maraz bir karmaĢası gerekti Ġstanbul'un son yıllarda maruz kaldığı hilkat garibesi konumuna girebilmesi için. Oysa düzeninin tekdüze görüntüsünü o denli içselleĢtiriyoruz ki. O yolculukta tanıĢtığım Fransız çifti de bana Ġstanbul'u gördüklerinde hayal kırıklığına uğradıklarını söyleyince. Dünya SavaĢı'nda Nazilerle iĢbirlikçilerini ve esir iĢçi çalıĢtırmalarını temize çıkarma amacıyla yazılmıĢ. akademisyenler ve hatta turist grupları oralardaki McDonald's. Merkezini betonlaĢtırıp hızla geniĢliyor Ģehrimiz. İstanbul'un fidanları Gündüz Vassaf 21/07/2002 YurtdıĢında tanıĢtığım Fransız çifti bir ara. Bahçe. televizyon. Telefon. dilleri. Ġstanbul'u eleĢtiren yabancılara. Topkapı Sarayı'nın bir zamanlar ihtiĢamlı Bab-ı Hümayun kapısını zehirli egzoz dumanlarıyla karartıp giren turist kervanlarının. 16. savunma mekanizmalarımızı hemen seferber ediyoruz. Genellikle herhangi bir olumsuz bakıĢla karĢılaĢınca da. bitki deyince. Ģehrinizi görmüĢ bir yabancının burayı sevip sevmemesi onlara duyacağınız yakınlığı etkileyebiliyor. denize girmesini bilmeyen komprador korsanların nasıl sahiplendiklerinin karanlık hikâyeleri anlatılmayacaktır. ġehrimizde yıkılıp giden Bizans tarihini arayanlara Türk düĢmanı gözüyle bakılacak.de kendi tarihlerine iliĢkin aymazlığı Osmanlı Ġmparatorluğu'nun boyunduruğu altında yaĢayanların tarihlerine iliĢkin ulusal cahilliğimizden kaynaklanmıyor mu? Artık sade ülkeler değil Ģirketler de çıkarlarına göre kendi tarihlerini denetleme. bu iĢten anlayan Avrupalıların aklına gelen. yeniden yazdırma peĢinde. Geleceğimizin tarihi üzerinde oluĢturulan bu yeni tür totalitarizme karĢı elimizdeki en etkin yöntem belki de herkesin kendi günlüğünü tutması. kendi yaĢamını belgelemesi. Kendisine özgü bitki örtüsü. . gazeteciler. Ģehrimi savunmak için kendimi nafile bir seferberliğe hazırladım. padiĢahlarımızın avlularını otopark olarak kullanmalarına kayıtsız kalacağız. yüzyıl Avrupa'sındaki baĢlıca bahçecilik kitaplarının Osmanlıcadan kendi dillerine çevrildiğini biliyorlar. Sevdiğiniz bir kitap ya da insan gibi. Hele Çin gibi alfabesini de tanımadığınız bir ülkedeyseniz. Ġstanbul'da bulunduklarını söyleyince ne diyecekler diye merak ettim. Avrupa'nın çiçek ve bitki örtüsünün önemli bir kısmının bu kıtaya Anadolu'dan yayılmıĢ olduğunun artık Ġstanbul'da pek kimsenin bilmediğinin de farkına varmıĢlar. geçenlerde oradan bir Türk gazetecisinin yazdığı gibi. Moğolcanın da yaĢama Ģansı bugün düne göre çok daha fazla. Bunun baĢlıca örneklerinden biri egemen düzenin küreselleĢme propagandasının etkisi altında kalmamız. eleĢtiriyi içimizden paylaĢsak bile. Böylece. Türkiye'yi ve Türkçeyi daha çok yaĢıyorlar gündelik hayatlarında. orman ve suları Ġstanbul cehenneminin dıĢında cennet vaat eden tantanalı sitelerin istilası altında. Ford. gelecek kuĢaklara yönelik bir tarihin de nasıl yazılacağını günümüz güç odakları Ģimdiden denetlemeye çalıĢıyor. doğru dürüst bir bahçe görememiĢ olmaları.. çiçek. eĢi olmayan bir yeri dünyanın herhangi bir kültür öksüzü modern Ģehri haline getirmek tabii ki kolay değil. Ģimdi de sıra o Fransız çiftinin özlemle aradıklarının belde çapında tahrifatında.

Hiç unutmayacağım... periĢan. Anna Akhmatova (Rusçadan Ġngilizceye çeviren M. kederimde boğdum seni. Nefes nefese bağırdım.. Vassaf. Uygarlıklar uygarlıklar üzerine kurulmaya mahkûm belki ama kendisi de bir göçebeymiĢ gibi oraya buraya giden Ġstanbul doğaya duyarlı günümüz uygarlık anlayıĢından en çok uzaklaĢtığımız noktada.. Ömerli ve Istıranca'ya kadar uzanan su havzaları yeni yeni yapılaĢmalara açılmak isteniyor. Bahçe kapısına kadar gittim peĢinden. parmaklıklara dokunmadan. 'Yağmurun altında kalma' dedi. Beni bırakma. Merdivenlerden aĢağı koĢtum. Aşkın bin bir suratı Gündüz Vassaf 07/07/2002 Sana âĢıktım itiraf ediyorum Hâlâ Kıvılcımları aĢkımın Koruyorlar ateĢini Sıkmasın seni Bu söylediklerim istemem Bir daha üzülmeni SevmiĢtim seni ümitsiz Dili tutulmuĢ ürkek. 'Neden yüzün soluk? Bu umursamazlık niye?' Çünkü sevgilim. Ġnsan haklarını çiğnemekle ün salmıĢ Türkiye'nin son sabıkası koruma altına alınan bitki türlerini tek tek sayan Bern SözleĢmesi'nin ihlali. 2001 .Hayward ve S. Güldü bana. Ģakaydı. ölürüm acımdan. Kunıtz) Türkçe çeviriler G. Ah ne kadar da sakindi. Korkunçtu. Sendeleyerek çıktı. Ağzı çarpılmıĢ. Hewitt Siyah Ģalımın altında ellerim kenetli.Ġstanbul'un Asya tepeleri.M. kıskanç sevgililerin Acısıyla Ne kadar da içtendi aĢkım Ne kadar Ģefkatli Tanrı'ya dua ediyorum Böyle sevsin seni Bir baĢkası Aleksander PuĢkin (Rusçadan Ġngilizceye çeviren R.

gücünü. kalıcılığını. bir iz bırakmak zorunda. Belki buradan göçüp gidiyoruz ama iĢin sonunda ilelebet yaĢayacağımız cennet var. Devrimler. Nedense bu tür ölümsüzlükten huzur duyanlar en azından tek tanrılı dinlere göre hemen cennete gitmeyeceklerinin farkında değiller. Dinler. Denize ilk kavuĢtukları nehri bulduklarında bu sefer de bir zaman yararlandıkları kuvvetli akıntıya karĢı zaman zaman adeta havada uçarak yüzüp doğdukları dereyi buluyorlar. Ġnsanoğlu her davranıĢı ile türünün tarihini yazıyor. Denizde açıldıkça açılıyor. Hele yüzüm kaĢım da biraz benziyorsa çocuğumunkine ne mutlu bana. . Bunu da nasıl yaptıkları belli değil. de kendilerini böyle kandırıyor. Sanatkâr. Bunlardan ilki genetik ölümsüzlük. Yumurtasından çıkan balığı uzun bir yolculuk bekliyor. Ġnsanları diğer hayvanlardan ayıran bir baĢka unsur da belki öleceğini daha yaĢamının erken günlerinden itibaren biliyor olması. icatlarımızın. aileler önümüze böyle ölümsüzlük örnekleri koydukça türümüzün çoğunun da bu doğrultuda kendini Ģartlaması ĢaĢılacak bir Ģey değil. onları izleyenlerin adları tarihin Ģanlı sayfalarına birer birer yazılacaktır. Tüm yolculukları boyunca karĢılaĢtıkları en büyük tehlike de tam bu aĢamada. Bu tür bir yaklaĢım özellikle diktatörlere hitap eden cinsten. Daha son nefeslerini vermeden cennetin ıĢığını gördüklerini sananlar dini öğretiye göre mahĢer gününe kadar mezarda çürüyerek bekleyeceklerini unutmuĢ görünüyorlar. Oysa onurundan intihar eden koca Roma imparatorlarının adlarını o dönemin tarihçilerinin bile bildiğini sanmıyorum.Ölümsüzlük mönüsü Gündüz Vassaf 30/06/2002 ABD'li psikiyatrist Lifton bilinçli olarak yaĢamımız boyunca ölümsüzlüğü kovaladığımızı yazar. Kimine göre yanlarında bir pusula varmıĢçasına yönlerini ayarlayabiliyor. oyuncu olacağım diye cevap vermiĢti. bu ilk doğduğuna yakın yerlerde de olabilirdi. Üstelik ölümünden az önce kuytu bir yere çekilen kedilerden bir hayli önce. yaĢatılacağını. Kesin olansa yunusların bizden çok oynadığı. Böyle bir ölümsüzlük mertebesine eriĢmek için diktatör olmak da Ģart değil. heykeltıraĢ vs. Oğlumuz dört beĢ yaĢında oyuncaklarıyla keyifle oynarken o anın 'ırzına geçercesine' sordum büyüyünce ne olacaksın diye. Ġlk iĢ doğduğu derenin o küçük köĢesinden ayrılıp nehre kavuĢması. Somonlar bir noktadan sonra yön değiĢtirip tekrar geldikleri yöne. Ana babalar onun için mi çocuğumun neresi bana benziyor diye bir ömür boyu usanmadan konuĢurlar acaba? Lifton'a göre türümüzdeki ikinci tür ölümsüzlük örneği dinsel. uluslar ilelebet yaĢayacak. Belki de bu denli aceleciyiz mutlaka bir iz bırakmak için. Üçüncü tür ölümsüzlük yaratıcılığımız üzerine kurulu. Beslenebilmekse. Dördüncü tür ölümsüzlük ise tarihi. Zekânın yattığı söylendiği beynin cerebral corteksindeki kıvrımları bizimkinden çok olduğu sanılıyor. Bu balığın ABD ve Kanada'nın kuzey batısında doğduğu küçük derelerden itibaren yaĢamlarını izleyen psikologların gözlemleri Ģöyle. Nehrin kuvvetli akıntısından da yararlanarak bundan sonra varacağı yer Pasifik Okyanusu. Yönlerini ana karadan ilk denize çıktıkları nehrin bulunduğu yere göre ayarlıyorlar. Kurtulabilenler dereyi de bulduktan sonra dosdoğru tam doğdukları noktayı buluyorlar. Bu uzun yolu yüzmesinin türe ne sağladığı bilinmiyor. savaĢlarımızın önüne koyduğumuz pek bir fren yok. Kuzey Amerika'ya doğru yüzmeye baĢlıyor. Onların dönüĢ takvimini bilen ve akıntıya karĢı mücadelelerinde zayıf düĢmelerinden yararlanmak isteyen türümüzün kurnaz balıkçıları. Çocuk yapmanın. Psikologları asıl hayretler içinde bırakan özellikleri ise bu andan itibaren baĢlıyor. Ve orada yeni nesillerini yetiĢtirmek üzere yumurtalarını bıraktıktan sonra ölüyorlar. Yeniden bir iki bin millik yolculuk bu. tetikte bekliyorlar yağlı avlarını. kimine göre güneĢe göre istikamet tayin edebiliyorlar. Öldükten sonra eserlerinin ilelebet yaĢayacağını. Ġnsanoğlu zekâsını. ölümsüzlüğünü kanıtlamak için sanki mutlaka bir Ģey yapmak. yaĢarken anlaĢılmamıĢ değerlerinin ileride bir gün takdir edileceğini umuyorlar. Çocuk yapma nedenimiz buna bağlanıyor. Bu konuda somon balığının davranıĢları çok ilginç. O güne dek sıradan bir yaĢamınız olmuĢ olsa da kendinizi anında canlı bombaya dönüĢtürüp can alıcı bir intihar komandosu olarak tarih boyunca anılacağınızı sanarak caniyane eyleminizi gerçekleĢtirebilirsiniz. Yunusların da en az bizim kadar belki bizden fazla zeki olduğu söyleniyor. Ahmet AyĢe'yi seviyor diye bir yazının ağaç kabuğuna kazılması cinsinden. devletler. Oynayacağım. Ġntihar etme özelliğiyle bile ölümsüzlüğe ulaĢabileceğine inanabilen insansa sonsuzluğa dek var olma arzusunu dört ayrı Ģekilde gösteriyor Lifton'a göre. dile kolay iki bin mil kadar bir yol kat ediyor. Yoksa davranıĢlarını incelediğimiz kimi yaratıkların da içgüdüsel olarak öleceklerini sezdikleri sanılıyor. Ancak somon gibi diğer göçmen balıklarda da bu hareketliliğin nedeni henüz anlaĢılmıĢ değil. mimar. Ellerinde teknoloji harikası kamıĢları.

EĢcinsellerin cezalandırılmasını her fırsatta ulu orta savunan biri kendi eğilimlerini saklayan.Shakespeare'in zararları Gündüz Vassaf 23/06/2002 Shakespeare 18 yaĢından küçük çocuklara yasaklanmalı mı? Büyükada'da yazlık sinemada Nabokov'un 'Lolita' filmini seyretmeye gitmiĢtik. Alanın bir köĢesinde bir kadın ve erkek birbirlerine bağırıp çağırıyor. falanca filmin falanca yaĢlar. Sonunda erkek otomobiline binip çekip gitti.. aileleri. Ġstanbul sokaklarında hele Ģoförlerin küfürleĢip yumruklaĢması olağan bir görüntü. Aralarında ileri gelen üniversite hastaneleri de var. Aynı anne babalar bir gece önce de Ada'da bir kulüpte. ÇağdaĢ anne babaların türümüzün tarihinde çocuklarını sevmede ya da korumada bir üstünlükleri olduğunu hiç sanmıyorum. küfrediyor. çocuklar kendilerini ebeveyinden koruyabilsin diye anne babalarını çeĢitli kurumlara ihbar etmelerini teĢvik ediyor. Sevgiden değil suçluluktan bu olağanüstü ilgi. falanca filmin falanca yaĢlar için seyredilmez olduğuna karar veriyor. bu denli aç bırakıldı. Hem bir tür haz duyuyor. hatta çocukların onlardan boĢanabilmeleri yönünde yasalar çıkarıyorsak. özellikle kilisenin baskısıyla kimi yerlerde gösterilemez olmuĢtu. sonra da hızlarını alamayıp sille tokat birbirlerine girip yerlerde yuvarlanıyordu. Toplumsal ahlak adına dini kuruluĢların gündemi ellerinde tutma gayreti de bir yerde o kurumlara mensup kiĢilerin kendi 'ahlaksızlıklarını' örtbas etmelerine yarar. Hepsi birer akıl hastası olarak hastanelere kabul edilir. Söz konusu çalıĢma bundan 25 yıl kadar önce ABD'nin çeĢitli akıl hastanelerinde yapılmıĢ. kendilerini oldukları gibi anlatırlar. anne ve babalarınsa çocuk psikolojisine iliĢkin kitapları ellerinden düĢürmemesi belki de toplum olarak yaĢadığımız en büyük çeliĢkilerden birinin göstergesi. Mesleklerinin ne olduğu dıĢında hiçbir Ģeyi gizlemezler. Hastanesine göre değiĢen testlere. 'Lolita'nın Büyükada'daki gösteriminde çocukların sinemaya alınmaması diye bir sorun yoktu. çocuklukları vs. Böyle giderse bitmez tükenmez birbirinden kanlı cinayetlerin öykücüsü Shakespeare'in de çocuklarımızı kötülüklerden korumak adına yasaklanacağı günler çok uzak değil. Gece kulüplerinde benzer tavır takınan sanatçıları da benimseyip alkıĢladıkları gibi. BaĢvuruları sonucu hepsi muayeneden geçer. bir aile yakını falan yok. bu denli çalıĢtırıldı. Delilik oyunları Gündüz Vassaf 16/06/2002 Tıp literatüründe psikiyatristlerin hiç de hoĢlarına gitmeyen neredeyse yok saydıkları bir araĢtırma vardır. koğuĢlara. Geçenlerde Ġstanbul'da yapılan Uluslararası Tiyatro Festivali'nde Taksim'de bir sokak tiyatrosu gösterisi olmuĢtu. Yöntemler hastaneden hastaneye değiĢir. hem de bu hazdan rahatsız olup kaynağını kaldırmak gereğini hissediyor. Zaman zaman iĢittikleri ama gerçek olmayan seslerden Ģikâyetçiler. parasızlık ve personel eksikliğinden güç bela ayakta durabilen ikinci sınıf devlet hastaneleri de. Artık tedavi süreci baĢlamıĢtır. AraĢtırmayı yürüten Rosenhan ve kendisi gibi psikiyatrist olan arkadaĢları 10 ayrı hastane seçip buralara hasta olarak baĢvurmuĢlar.. O günlerde ABD'nin çeĢitli yerlerinde filmin gösterimine iliĢkin kıyamet kopuyordu. olanları garip bir hazla azıcık seyrettikten sonra döğüĢenleri kimsenin ayırmadığına ĢaĢanlar. Etraflarında biriken elli altmıĢ kiĢiye yakın bir kalabalık da sessiz sessiz bu olayı izliyordu. sapık dürtülerimiz tatmin olsun diye seks turizminde ve porno sitelerinde dünya çapında bu denli pazarlandı.. odalara yerleĢtirilir. Yanlarında doktor raporu. mülakatlara tabi tutulurlar özgeçmiĢleri.. Gündelik hayata yerleĢen sıra dıĢı sayılabilecek davranıĢları toplum içselleĢtirdiği gibi tepki de verebiliyor. hakkında formlar doldurur. zararlı ve zararsız oyuncukların tasnifini yapıyorsak bu çocuklara yönelik tarihte görülmemiĢ toplumsal vahĢetimizi uygarlık kılıfı altında örtbas etmek içindir. Son yıllarda çocukları korumak için çıkarılan bunca yasa ve uluslararası çapta giriĢimler. Yoksa tarihte hangi dönemde çocuklar bu denli savaĢlarımıza alet edildi. birileri kendilerini ikaz edene kadar kavganın tiyatro olduğunun farkına varmadılar. Ancak bu araĢtırmaya katılan tüm denek .. Aynı kumara karĢı çıkan kumarbazın yaptığı gibi.. Bazen de ikisi arasında gidip geliyor. Dondurmaları ve çekirdekleriyle onlar da aramızdaydılar. Gösterimin baĢında ekranda beliren '18 yaĢının altında olanlara filmin uygun olmadığı' ibaresi buna dikkat eden anne babaların kahkahalarıyla karĢılandı. Oraya buraya gidip gizli gizli kumar oynayan. ondan suçluluk duyan bir eĢcinseldir. Oradan öylesine geçerken ne oluyor diye kalabalığın içine girip. Eğer biz çıkardığımız çağdaĢ yaklaĢımlarla. Hepsinin Ģikâyeti aynı. bu denli dilendirildi.. Çocukların cinsel sömürüsüne karĢı çıkan ve kadınları 'kirli' diye papaz yapmayan Katolik kilisesinde aynı papazların oğlanlarla girdikleri iliĢkiler artık alıĢtığımız skandallar. Ne yasalar koruyor kendimizi kendimizden ne de psikologların çocuklarımızı nasıl yetiĢtireceğimizi anlatan en yeni kuramları. dans pistine fırlayıp öylesine eĢcinsel taklidi yapan sekiz dokuz yaĢlarındaki çocuklarını gene kahkaha ve alkıĢlarıyla karĢılamıĢlardı. aynı zamanda gazetedeki köĢesinden kumarın ülkede yasaklanması için bir kampanya baĢlatır. psikiyatristlerin bir yığın sorgu sualine cevap verirler. Psikolojide 'reaction formation' adı verilen ve egonun savunma mekanizmalarından biri diye anılan kiĢisel özelliklerimizden biri de insanın kendisinde temayülü hatta alıĢkanlığı olan kötü Ģeylere karĢı kamu nezdinde Ģiddetle karĢı çıkmaya yatkın olmasıdır. Orta yaĢlı bir yazarın reĢit olmayan üvey kızıyla girift iliĢkisini anlatan bu film.

Deneyin baĢarısı. Eğer böyle bir deneyin yapılacağını önceden bilseydik. Bir şiir yorumu Gündüz Vassaf 09/06/2002 Ne atom bombası Ne Londra konferansı Bir elinde cımbız Bir elinde ayna Umurunda mı dünya? Orhan Veli belli ki bu bencil küçük burjuvaya. öyle konuĢurlar. Belki sinirlenmemiĢ de ayıplıyor. Akıl hastanelerinin koĢulları artık tüm denek psikiyatristler için dayanılmaz hale gelmiĢtir. Görevliler de bunun farkına zaten varmaz. Ancak hepsinin normal davranmasına rağmen hiçbirisine artık sen iyileĢtin çıkıp gidebilirsin denmemekte. Ya da dünyamıza sahip çıkmamız için ibret olsun diye böyle bir portre çizmiĢ. Dünya Kupası vesilesiyle belediye baĢkanları bile adlarının bir süre anılmayacağından korkmuĢ olacaklar ki futbol aracılığıyla kendi propagandalarını yapmanın bir yolunu bulmuĢlar.psikiyatristlere meslektaĢları Ģizofren teĢhisi koymuĢtur. '68 kuĢağının bir Ģiarı vardı. Bir ay sonunda hastanelerden kendilerine kaç kiĢinin uyduruk semptomlarla baĢvurduklarını bildirmeleri istenir. tunçtan. Sonuçta dıĢarıdan müdahale gerekir. Normal hayatlarında oldukları gibi davranır. Kore'ye telgraf çekip bunu milli takıma iletseler azıcık anlaĢılır da baĢarı dileklerini oyunculardan baĢka herkese uluorta duyurmaları. Oysa bu müddet zarfında tek bir denek gönderilmemiĢtir söz konusu hastanelere. diye yazıyor. iyileĢmeleri için önerilen tüm etkinliklere. Nâzım Hikmet'in Stalin'in ölümünün ardından yazdığı Ģiirindeki gibi. ġiirini bu günlerde yazsa belki de Portekiz'in eski diktatörü Salazar'ın "Futbolsuz ülkeyi yönetemezdim" sözünden esinlenerek cımbız ve ayna yerine. alçıdan ve kaatdan gölgesi taĢtan. Ancak ister seçtiğimiz politikacılar olsun ister diktatörlerimiz. grup ve bireysel psikoterapilere. Onlar da milli ya da ideolojik davalarıyla hepimizin yatıp kalkmasını. barıĢ deyince herkesin barıĢtan. ilaç ağırlıklı olmak üzere buna göre yapılır. birkaç haftalığına futbolla ilgimize tahammül edemediklerinin. Ancak ilaçları almamak dıĢında bulundukları hastanelerin tüm kurallarına uyar. savaĢ deyince herkesin savaĢtan yana olmasını ve yüce liderlerinin. Deney yinelenir. mesleki tedavi seanslarına.. Bugün . Tedavi de. Denir ki bizim hekim olarak tutumumuz insanların iyi niyetine inanmak.Olup biteni takip edelim. tedaviler tüm ağırlığıyla sürmektedir. bizim bilgisizliğimiz olarak değil iyi niyetimizin istismarı olarak algılanmalıdır. niçin dünyada olup bitenle ilgilenmiyor diye sinirlenmiĢ. Boğaziçi Üniversitesi'nde ders verdiğim yıllarda bu araĢtırmayı sınıfta tartıĢmıĢtık. Hasta olmadığı halde akıl hastanelerinde zorla tutulan o kadar çok kiĢi var ki.. partilerinin bayraklarını taĢımamızı istiyor. psikodramaya. Birkaç ay kadar oldukça uzun bir süre geçer. kaatdandı iki santimden yedi metreye kadar. bizsiz var olamayacaklarının basit bir göstergesi. numara yapıyor. parklarda ağaçlarımızın üstündeydi taĢtan. Listelerine yalancı. sanrılarını. birilerinin gene savaĢ çıkardığına ama kimsenin savaĢa gitmediğine dair. Ġstanbul'un ana caddelerinde gerilmiĢ boydan boya bezler. alçıdan ve kaatdan bıyıkları lokantalarda içindeydi çorbamızın." her an her yerde anılmasını isterler. Politikacıların bu tür insanlar hakkında Ģikâyeti Orhan Veli'den pek farksız değil. tunçtandı. bize numaradan birilerinin geleceklerine hazırlıklı olur gerçek hastalarla onları ayırt edebilirdik. Hodri meydan der Rosenhan ve arkadaĢları. Totaliter rejimlerin de aynalı cımbızlı apolitik insanlara tahammülü yok.. tunçtan. Hastaneye yatırıldıktan itibaren hepsinin birer 'deli' olarak algılanmasına neden olan Ģikâyetlerini. hasta değil diye kaydettikleri isimler gerçek semptomlarla baĢvuran hastaların adlarıdır Maalesef diğer tıp dalları gibi bilim olduğunu iddia eden psikiyatriyle ilgili bu acıklı öykü burada bitmiyor.taĢtandı. davranıĢçı tedavi uygulamalarına katılırlar." Belki de bizi çıkarlarına araç olarak görenlerin en büyük korkusu bu aynalı. politikayla ilgilenelim. BaĢlıca eleĢtiri Ģudur. Denekler. Yeni deneye katılmayı kabul eden akıl hastanelerine bir ay içinde kendilerine yalancı semptomlarla bir ya da birkaç kiĢinin baĢvuracağı bildirilir. Kiminde bir kiminde birkaç kiĢinin adı yazılıdır. sesler duyduklarını bir daha dile getirmezler. kendilerini herhangi bir olumsuz yan etkiden korumak için dillerinin altına sakladıkları ilaçları almazlar. BoĢ boĢ oturacağımıza bir idealimiz olsun. evinde televizyon ekranda futbol diye bitirirdi. onlara Ģikâyetleri doğrultusunda yardımcı olmaya çalıĢmaktır.. bu kiĢilerin bir deneye katılan psikiyatristler olduğu bildirilince serbest bırakılırlar.... Onlar da davalarının. Her hastane elindeki listeyi teslim eder. Orhan Veli'nin kınadığı insan onların da iĢine gelmiyor. BüyükĢehir ya da Kadıköy Belediye BaĢkanı falanca falanca milli takımımıza Dünya Kupası'nda baĢarılar diler.. Hastanelere. alçıdandı. cımbızlı dünyayı umursamaz diye bildikleri kiĢiler. Ancak deneye karĢı oyuna gelen hastaneler baĢta olmak üzere tıp camiasından olumsuz tepkiler gelir. Çok sevdiğim bir öğrenci aynı araĢtırmayı tek baĢına ve kimseye haber vermeden Bakırköy'de tekrarlamaya karar vermiĢ. ".. YanlıĢ hatırlamıyorsam hasta olarak kabul edildikten sonra elektroĢok uygulanması aĢamasına bile gelinmiĢti ki nihayet kayıp oğlunun izini bulabilen babası Harun'u hastaneden güç bela kurtarmayı baĢarabildi.

Bizans'ın devlet dini olarak Hristiyanlığı benimsemesinden sonra Apollon'dan dilekte bulunmanın cezası idam. tarihin en zengin kütüphanelerinden birine sahip bin yıllık egemenliğini sürdürmüĢ Efes Ģehrinin insanları Lidya saldırısına karĢı. Müritler hem saflarını sıklaĢtırmak için kendilerinden olana eziyet ve baskılarını artırıyor hem de inançlarını paylaĢmayanlara karĢı savaĢıyor.. Tek tanrılı dinlerin totaliter düzenleri bir esasa göre kurulmuĢ. Tapınağı geleneksel anlamından koparmak için de aynı yere bir kilise dikiyorlar. Mısır'da Aknaten döneminin Ra'sının adı Aten dinler tarihi kitaplarında bile geçmez. GeçmiĢin üzerine Ģiddetle gitmenin bir örneği Didim'deki Apollon Tapınağı'nın tarihinde yatıyor. Talebi kabul görür ve Yunan mitolojisinin özellikle genç erkeklerin ilgisini çeken bir tür 'hamamcı' tanrısı olur. Büyük Ġskender gibi nice imparatorla birlikte her bir yandan akın akın 'sıradan' insanlar da buraya geliyor adak vermek. YakıĢıklı çoban Endymion'a Ay tanrıçası Selene âĢık olur. Bir baĢka örnek Bafa Gölü kıyısındaki Heraklion'un geçmiĢinde gömülü. GeçmiĢin savaĢan tanrılarını yeren günümüz uygarlığı tanrı adına savaĢanların ĢakĢakçısı. Tanrı totalitarizmi Gündüz Vassaf 26/05/2002 Çoktanrılı dinler demokrasisi yerini tektanrılı dinlerin totalitarizmine terk edeli binlerce yıl geçti. Ege kıyılarında Efes'te. BaĢlangıçta tanrısını seçebilen insan sonunda tek bir tanrının tutsağı. Ġnancın militaristleĢtirilmesi tektanrılı dinlere özgü. Çobanı müteaddit defalar rüyasında ziyaret eden tanrıça.. din savaĢlarının kurbanı oldu. Tarihin bir döneminde dünyanın baĢ tapınağı burası.demokrasinin beĢiği diye bilinen ülkelerde seçmenin büyük çoğunluğunun oy bile vermemesi acaba geniĢ kitlelerin dünyayı umursamadıklarından mı. Tektanrılı dinlerin asırlardır tanığı olduğumuz vahĢet ve Ģiddeti 21 yüzyılla birlikte yeni doruklara tırmanıyor. Özellikle Ege tarihi bunun örnekleriyle dolu. tanrıçaları Artemis'in mabedinin önüne ip çekerek engel olmaya çalıĢıyorlar. Endymion'un Ay ile iliĢkisi tamamen ruhsal olup uykusunda girdiği trans sonucu Tanrı'nın gizli adını öğrenmiĢtir. dilekte bulunmak ve tapınağın kâhininden geleceğini öğrenmek için. Erkeklerin uykularında tatmin olmasını sağlayan bu güçlü simgeyi yok edemeyince Hıristiyanlar efsaneyi değiĢtirir. bir bardak suda çıkardığımız fırtınalarda geleceğimizi arıyoruz. burçlar ve surlar en çok tek tanrılarına tapanların ürünü. baĢ edemediklerini de değiĢtirerek kendi kitaplarına uydurmak. iyi niyet ve garip bir sorumluluk duygusu ve bir eli aynalı diğeri cımbızlı olmama kaygısıyla. ufkumuzu sıkıĢtırıp gündelik hayatımızda bile bizi boğan köhnemiĢ rejimlerin gönüllü kulluğunu yapıyor. Özellikle Katoliklerde insanın gündelik hayatına yönelik totaliter Ģiddet o denli güçlüdür ki delikanlıların mastürbasyon yapmasına bile cehenneme gitme korkusu eĢlik eder. Priene'de ve bize çok tanrılı günlerden kalma baĢka harabelere dikkat edin önceleri sur bile yapmaya gerek görmemiĢler. Böylece bölgenin Hıristiyanları yılda bir kez Endymion'un mezarını açıp azizin kemiklerinin birbirine vurmasından çıkan seslerden Tanrı'nın adını öğrenmeye çalıĢırlar. 'Terörizm' ve 'Terörist' sözcükleri iç içe girmiĢ egemen düzen ve dinlerin kendi Ģiddetlerini örtbas edip bizleri de giderek edilgenleĢtirme politikalarının vazgeçilmez simgeleri. Dünya baĢkenti. . Bu topraklarda kaleler. her tür inanca hoĢgörülü. Toplumun gelenek ve eski tanrılarını Ģiddet kullanarak yok etmek. Labranda'da. Priene'de. Geceleri uykusunda aĢkın doruk noktasına ulaĢan çoban bu tür rüyalarının süregelmesi için tanrılar tanrısı Zeus'a baĢvurur. ondan 50 kez hamile kalıp 50 kız çocuk doğurur. Hepsi Ortadoğu'dan çıkma bu dinler bellek ve bilincimiz üzerinde de o denli bir sulta kurmuĢlar ki ilk tek tanrımız. Ta ki Hıristiyanlık bu bölgede yayılana kadar. insanlarını hiç tanımadıkları yerleri tek bir merkezden yönetmeleri değil mi asıl aynalı cımbızlı aymazlığın göstergesi? Asıl dünyayı umursamayanlar onlar değil mi ki din ve ideolojik savaĢları ve kısır iktidar kavgalarıyla dünyayı bu hale getirdiler? Bizlerse sorumluluk duygusu. Miletos'ta. yoksa rejim ve yönetimlerin gerçek meĢruiyetlerini bizim gözümüzde çoktan yitirmiĢ olmalarından mı?Sermaye ve bürokrasinin bir araya gelip ömürlerinde ayak basmadıkları.

. Atatürk'ün de Nutuk'ta belirttiği demokrasinin askıya alınmasını gerekli kılan 'fevkalade tedbirler' Ģu ya da bu nedenle hep vazgeçilmez olmuĢ kısa Cumhuriyet tarihimizde.... öğrenci kızların kıyafetleri uygun olmadığı gerekçesiyle sokağa çıkmalarını engelleyerek diri diri yanmalarını caiz bulabiliyor. Edwin Arlington Robinson (1869-1935) Türkçe çeviri: G. Ama özellikle kadınlar söz konusu olunca kültür öne sürülüp. Rusya'da devlet ve mafyayı birbirinden ayırt etmenin kolay olmadığı söyleniyor. Ülkeleri değerlendirmede elimizdeki tek ölçüt çoğunun altında imzası olan çeĢitli uluslararası insan hakları beyannamelerine ne ölçüde sadık kaldıklarına bakmak. Unutmayalım ki ilk modern demokrasi olan ABD. Bu ülkede cumhurbaĢkanlığı seçimlerine birçok adayın katılmasına rağmen seçmen de. yüzyılın en yaygın yönetim sistemi. Müslüman ülkeler erkeklerin iktidarı için var. Suudi Arabistan'da Ġslam polisi.Richard Cory Gündüz Vassaf 19/05/2002 Ne zaman Richard Cory ġehre inse Biz kaldırımdakiler Bakakalırdık Tepeden tırnağa bir efendi Pir-i pak HaĢmetli ve ince Her zaman sakindi KonuĢması sımsıcak 'Günaydın'ıyla. ülkesine göre uygulama biçimleri değiĢen totalitarizm. Vassaf (2002) Ütopyasız çiçekler Gündüz Vassaf 12/05/2002 Kimse kendini aldatmasın. Milyonlarca insanın birkaç kuĢaktır Almanya'da yaĢamasına ve vergi ödemesine rağmen yerel seçimlerde bile seçme seçilme hakları yok. Ve zengindi. Ġsrail'de vatandaĢlık ırk esasına göre kurulu. Türkiye'yi zaten biliyoruz. Yüreklerimizi hoplatır IĢıl ıĢıl parıldardı Yürürken... Almanya'da demokrasi dedikleri temel anlamda hiçbir siyasi hakkı olmayan kölelerin emeği üzerine kurulan eski Yunan demokrasisini andırır. Paranız yoksa seçilmeniz de mümkün değil. Yoksa aynı hakları Ġskandinav ülkeleri yıllardır tanıyor. Afrika ve Güney Amerika ülkelerinin de çoğu Türkiye'ye benzer konumda. 21. Böyle sürüp giderken hayatımız O hiç de göremeyeceğimiz Güzel günlere doğru Soframız etsiz Ekmeğimiz bayat Richard Cory Bir sakin yaz gecesi Sıktı kurĢunu kafasına. Ġngiltere'ye karĢı kurtuluĢ savaĢını 'temsil hakkı yoksa vergi de yok' Ģiarıyla baĢlatmıĢtı. Afrika'da kadınların sünnet edilmesine arka çıkıldığı ya da Almanya'da Türkiye kökenli kızların yüzme derslerine . Krallar gibi zengin Terbiyesi kusursuz Mükemmel bir insan Yerinde olmak için Can attığımız. basın da ancak iki ya da en fazla üç adayın adı ve varlığından haberdardır. BirleĢmiĢ Milletler'e üye 200'e yakın Asya. ABD 'dolar demokrasisi' üzerine kurulu.

Ġncelenen eserler. Kimi diller daha çok 'ruh'. Kimi kelimeler var. Babil kulesinin yası Gündüz Vassaf 05/05/2002 Ġyi bir çeviri. ağaçtan ne kastedildiği bile dilden dile değiĢiyor. çifte standartlar ve sömürgecilikten arta kalma 'böl ve yönet' politikaları gündeme geliyor. memnun olmayla ilgili birçok kelimeden sadece bir tanesi ve baĢka dillere çevirisi belki de en güç olanı.. komĢusuna gülme. Bir Ġstanbullu çocuğun kar dediği Ģey için bir Ġniuit'in (Eskimo'nun) onlarca farklı kelimesi var. Dünyada herkes her Ģeyi belki aynı Ģekilde görür. Kötü bir anlaĢma yaptığını yazısının Ġbranice olarak nerdeyse Ġngilizcesinin yarısı kadar kelimeyle ifade edildiğini görünce anlamıĢ. ilk karĢılaĢıldığında insanı böyle bir Ģey de olamaz dedirtebilen. Almancadaki 'schadenfreude' kelimesinin anlamını ilk öğrendiğimde bana çok ters gelmiĢti. tarihi misyonlarından aldıkları güçle. kimileriyse 'madde' üzerine kurulu.. ġimdi de Avrupa'daki göçmenleri kabileleĢtirme eğilimi var. tepki göstermekte de. reklamlardan bile daha sık değiĢen insan hakları ihlalleri konusunda bildiri üstüne bildiri yayımlıyorlar. kimi renkleri. dilimizde haz alma. Ama kimse kabul etmek istemese de 'Ġyi ki yıldırım benim baĢıma düĢeceğine komĢuya çarptı' düĢüncesine yabancı olmadığımızı da pekâlâ biliyoruz. iç savaĢlar gündeme geldikleri çabuklukta gündemden de düĢüyorlar. Bazı duygu ve düĢünceler vardır. Fransızca ve Ġngilizce çevirileri karĢılaĢtırılmıĢ. Kimi diller rüzgârları çeĢitlendirir. Romanın Almanca çevirisinde bedene ve maddeye iliĢkin atıflar çoğalırken 'ruh'a yönelik atıflar azalıyor.' Bireyin ön planda olduğu diğer Batı toplumlarında bile bu kelimenin kastettiği duygunun anlaĢılması oldukça güç. uluslararası hukuku hiçe sayan da onlar. Tolstoy'un 'Harp ve Sulh' romanının çevirilerinin dilden dile nasıl değiĢtiği üzerine bir makale okumuĢtum. Cemiyet yerine daha bir cemaat toplumu olan. Kimi diller de kısalığıyla bilinir. Tüm bunların önünde dünya kamuoyu ve aydınları kendi ideolojik kalıplarının dar boyutları içinde çeĢitli haklar adına sanki bir tür gölge boksu yapmak konumunda. kendi bahçelerini düzenlemekte de. Totaliterizmin boyunduruğuna mahkûm olan ülkelerin dilleri ise Türkçe örneğinde olduğu gibi ibret verici bir konumda. Ama örneğin Çin gibi dünyanın en büyük totaliter ülkesinde olanları da nedense pek kimse kaale almıyor. sonra da idam ettiklerinin organlarını oraya buraya sattığından söz edilen bir devlet burası. Doğayı algılamada bile bu denli çeĢitlilik olduğuna göre düĢünce ve duyguların bir dilden bir diğerine çevirisi çok daha çetrefil bir mesele. sudan. Doğada gördüklerimiz. 'Steuerwald' Almanca-Türkçe Sözlüğü'ne göre 'schadenfreude'nin karĢılığı 'baĢkalarının zararlarına sevinme. Ġnançları önünde engel tanımadıklarından evrensel değerleri. Bunun zorluğunu en iyi sözlük hazırlayanlar bilir. Kalemlerini devamlı yanlarında taĢıdıkları birer minyatür yangın söndürücü gibi taĢıyanlar. Devamlı tepki halinde olmalarını besleyen kaynak ise birkaç tekelin elinde olan uluslararası medyanın belirlediği gündem. Özetle Rusya'dan Batı'ya doğru gittikçe Tolstoy'un da 'Harp ve Sulh' kitabındaki dünyası giderek 'ruh' yerine 'madde' üzerine kuruluyor. Dünya pazarına sattığı ucuz oyuncaklarda imalat hatası çıktı diye ekonomik sabotajdan iĢçisini idam etmekten kaçınmayan. Örneğin Türkçedeki Arapça kökenli 'keyif' sözcüğü. denizden. Ama bitip tükenmeyen çöpleri temizlemekten çok kendi 'güzelimizi' koruyup yaĢatmaya da duyarlı olabilsek. duyar ve koklar ama onları nasıl algıladığımız dilden dile değiĢir. Kendilerinden aĢağı gördükleri zencilerin kültürel özelliklerini korumak ve onlara 'özel' alanlar tanımak daha yakın bir zamana kadar Güney Afrika Cumhuriyeti'nin de bir politikasıydı.girmemesinin devletçe de düĢünebileceği örneklerindeki gibi. Soykırımlar. Ayrı dilleri konuĢanların 'gördükleri' doğa da birbirlerinden farklı olabiliyor. Ama insan kelimenin anlamını kavrayıp o gözle de dünyaya bakılabileceğini görünce böyle bir düĢüncenin de geçerliliğinin farkına varmakta güçlük çekmiyor. AraĢtırmacı herhangi bir sayfayı karĢılaĢtırdığında Doğu'dan Batı'ya doğru değiĢen çarpıcı bir anlam değiĢikliğinin farkına varıyor. Bu eğilim Fransızca ve Ġngilizce çevirilerinde artarak sürüyor. kimi dillerde tek kelimeyle ifade edilir. Ütopyaları olmayanların yetiĢtirmeye çalıĢtıkları çiçekler ise en zor büyüyenler. Bildiğim kadarıyla tek bir karikatürünün bile yapılmasına cesaret edilmeyen Atatürk nasıl kutsallaĢtırılmıĢsa onun adına . Tüm bunlara tepki verme kuklaları konumundan nasıl kurtulunur bilemiyorum. Romanın Rusça orijinali ile Almanca. Ama buna rağmen ne inançlarını gözden geçirmeye cesaret edebiliyorlar ne de tek tip bahçelerini zenginleĢtirmeye. Kendisinden baĢka ülkelere barbar gözüyle bakan Çin kim bilir ne sabırla izliyordur hor gördüklerinin aczini. Sosyal bilimlerde önemli bir yeri olan 'Whorf hipotezi'ne göre kelimeler dünyayı nasıl algıladığımızı belirler. uzmanlar tarafından en iyi çeviri diye kabul edilenler. Bir gazeteci arkadaĢım Ġngilizce yazdığı bir makaleyi Ġsrail'de Ġbranice basılan bir gazeteye satmak üzere kelime baĢına belirli bir ücret karĢılığı anlaĢmıĢ. günümüz dünyasında ön plandalar. Ne kadar gayret etseniz o kelimenin tam karĢılığını veremezsiniz. Ama baĢka dillerde tam karĢılığı olmadığı için ne anlama geldiğini uzun uzun açıklamak zorunda kalırsınız. çevirmeni de aĢan bir Ģey. Dini ya da ideolojik 'ütopyaları' olanlar. komĢuya derdini paylaĢmadı diye kızılan Türkiye gibi ülkelerdeyse bırakın kelimeyi anlamanın zorluğunu ne anlama gelebileceğinin sezilmesi bile dünyanın ilk kelime 'lincine' neden olabilir.

Nehirlerin yatağı. Bedense olduğu gibi. Malo'nun ki yanlıĢtırın cevabı ancak sınıf baskısında bulunabilir. Daha çok insan var.Türkçede.. Egemen sınıfların dilde güzel ve çirkini ya da doğru ve yanlıĢı hep kendi kendilerini yüceltici bir biçimde saptamaları ise dünya edebiyatının bile kurtulamadığı bir hastalık. karĢı koyuyor. tırnak. Derisi var.. beden beden gibi ve gidecek hiçbir yeri yok. düĢüp bağrına çekiyor dizlerini. Ankara'nın. Yemesi. bir an varlığından kuĢkulu. Yıkılıyor. kendine yabancı. Babil kulesinin yasını tutmak ancak kulsuz kalmaktan korkanlara. çöllerin ve buzulların sınırları dıĢında. Cumhuriyet boyunca 'ilerici' ve 'gerici' diye bölünen dil silahĢorları çeĢitli kisveler altında kavgalarını günümüzde de sürdürüyorlar. Kemikleri kırılgan. hemen altında akan kanı. dünya küçüldü sade. Ormanların deniz kıyısının. Ama bedenin tüm bunlara tek cevabı Çığlığı. Moskova'nın ya da Paris'in dili niçin doğru ve güzeldir de Sivas'ın. eklemleri esnek. nefes alması ve uyuması lazım. Wislawa Szymborska (1996 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi) Lehçeden Ġngilizceye çeviren: Joanna Trzerink. kurtulmaya çalıĢıyor. İşkence Gündüz Vassaf 28/04/2002 Hiçbir Ģey değiĢmedi. iktidar sahiplerinin toplumu denetlemek ve yönlendirme giriĢimlerinde sorgulanamayan silahları olmuĢ. Kayboluyor. her zamanki gibi. merasimler ve danslardan baĢka. Bütün bunlar hesaba alınır iĢkencede. . Tüm yaĢamlar kadar yaĢlı masumiyetin çığlığı. Hiçbir Ģey değiĢmedi. Haddini bilmezliklerimize yenileri eklendi. 2002. Kimi huylar. Türkçeye çeviren: G. Aynı Roma'nın kuruluĢundan önce Ve Ġsa'dan sonra Yirminci yüzyılda titrediği gibi. geri dönüp yaklaĢıyor. ĠĢkence. kimi gerçek. Vladivostak'ın ve St. Aynı. Beden kıvranıyor. sancı içinde. Vassaf. Kafalarımızı korurken kollarımızın sarılması. ĢiĢiyor. sızıyor ve kanıyor. Titriyor beden. Mebzul miktarda diĢ. Kimi söylenti. ve artık ne olursa olsun y