P. 1
horkheimer

horkheimer

|Views: 149|Likes:

More info:

Published by: Aşkın Çağla Yenen on Dec 04, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as ODT, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

05/23/2013

pdf

text

original

AKIL TUTULMASI / MARX HORKHEIMER I.

ARAÇLAR VE AMAÇLAR Sıradan insandan akıl teriminin anlamını açıklamasını isteyin; hemen her zaman bir duraksamayla, sıkıntılı bir çaresizlikle karşılaşırsınız. Bunu sözlerle anlatılamayacak kadar derin bir sezişin ya da çetrefil bir düşüncenin belirtisi saymak yanlış olur. Bu tepkiyi gösteren insan, aslında uzun uzadıya düşünülecek birşetin olmadığıan, akıl kavramının zaten kendi kendini açıkladığına ve sorunun da gereksiz olduğuna inanmaktadır. Gene de açık bir cevap vermesi için sıkıştırıldığında akla uygun şeylerin yararlı şeyler olduğunu ve her akla uygun insanın da kendisine neyin yararlı olduğunu bilmesini gerektiğini söyleyecektir. Akla uygun davranışları sonuçta mümkün kılan kuvvet, özgül içerik ne olursa olsun, sınıflandırma, çıkarsama ve tümdengelme yeteneğidir; düşünme aygıtının soyut işleyişi. Bu tür akla, öznel akıl adı verilebilir; esas olarak, araçlar ve amaçlarla ilgilidir, az çok baştan kabul edilmiş amaçlara ulaşmak için seçilen araçların yeterli olup olmadığınıüzerine durur. Amaçların kendilerinin de akla uygun olup olmadığı sorusunu bir yana bırakmıştır. Amaçlarla ilgilenecek olduğunda da, daha baştan, bunların da öznel anlamda akla uygun olduğunu, yeni öznenin varlığını (bu bireyin varlığı a olabilir, bireyin hayatının bağlı olduğunu topluluğun varlığı da) sürdürmesine hizmet ettiklerini kabul eder. Bir hedefin herhangi bir öznel kazanç ya da çıkardan bağımsız olarak, kendi başına taşıdığını sezdiğimiz erdemleriyle akla uyhun olabileceği düşüncesi, öznel akla tümüyle yabancıdır; en yakın faydacı değerlerin ötesine geçip, kendini toplumsal düzenin bütünüyle ilgili düşüncelere adadığında bile böyledir bu. Bu aklıl tanımı ne kadar masum ya da yüzelsey görünürse görünsün, Batı düşüncesinde son yüzyıllarda meydana gelen derin bir değişmenin belirtisidir.Çünkü uzun bir süre boyunca, akıl konusunda, bunun tam karşıtı olan bir görüş geçerliydi. Bu görüş, aklı yalnız bireyin zihninde değil, nesnel dünyada da, yani insanlararası ve sınıflararası ilişkilerde, toplumsal kurumlarda, doğada ve doğanın görünüşlerinde de varolan bir kuvvet olarak görüyordu. Platon'nun ve Aristoteles'in felsefeleri, skolastik düşünce ve Alman idealizmi gibi büyük felsefi sistemler, nesnel bir akıl teorisi üzerine kurulmuştu. Bu görüş; insan ve amaçları da içinde olmak üzere bütün varlıkları kapsayan bir sistem ya da bir hiyerarşi oluşturmayı amaçlıyordu. Bu akıl kavramı, öznel aklı dışarda bırakmıyor, ama onu evrensel bir rasyonelliğin, kısmi, sınırlı bir ifadesi olarak görüyordu. Herşeyin ölçütü bu evrensel rasyonellikten çıkarılmaktaydı. Ağırlık araçlarda değil amaçlardayı. Bu düşünce geleneğinin başlıca amacı, felsefeye göre “akla uygun” olanın nesnel yapısını, özçıkar ve varlığı koruma amaçları da içinde olmak üzere insan varoluşuyla uzlaştırmaktı. Örneğin; Platon, Devlet adlı yapıtında, nesnel akla göre yaşana insanın aynı zamanda başarılı ve mutlu bir hayat süreceğini de kanıtlamaya çalışır. Nesnel akıl kuramının odak noktası, davranışlarla amaçların birbirine uydurulması değil, bugün bize ıldukça mitolojik görünebilecek bazı kavramlardır: Sözgelimi, en büyük iyilik, insanın kaderi ve en yüksek amaçların gerçekleşmesi gibi düşünceler. Öznelci görüş açısından, “akıl”, bir eylemi değil de bir nesneyi ya da bir düşünceyi anlatmak için kullanıldığında, söz konusu olan bu nesnenin ya da kavramın kendisi değil, sadece belli bir amaçla bağıntısıdır. Anlatılmak istenen, bu nesnenin ya da düşüncenin başka Bir şey için iyi olduğudur. Kendi başına akla uygun bir amaç yoktur ve akıl açısından bir amacın öbürüne olan üstünlüğünü tarışmak anlamsızdır. Öznel yaklaşım açısından, böyle bir tartışma ancak her iki amacında daha yüksek bir üçüncü amaca hizmet etmesi, yani amaç değil araç olmaları halinde mümkündür.

Akıl öznelleştireni biçimselleşmektedir de. uzlaşmacı bir tutum anlamında da kullanılmaya başlandı. ahlak ve siyasetin temel ilkeri ve bütün önemli kararllarımızın. Nesnel akıl felsefesi için böyle bir çıkış yolu yoktur. Mitolojiye karşı giriştiği saldırı belki öznel aklın kinden de ciddidir. onun düşünme yetisiyle bağıntılıydı. düşünce de herhangi bir amacın kendi içinde değerli olup olmadığını beliryemez olur. Nesnel akıl. Toplumsal gerçekliği yöneten güç hiçbir zaman gerçek anlamıyla akıl değildir. Aklın bugünki bunalımının temelinde. Öznelci görüş geçerli olunca. bu görevini. dünyamızı fiilen teslim almışa benzeyen çatışan çıkarlara devretmiştir. bu yüzden de dine karşı girişilmiş mücadeleden kaçmaktadır. spekülasyonun yanında ikincil konumdadır. gerçek bilim. Nesnel doğru kavramına bağlı olduğu için. geleneksel dinin yerine yöntemsel felsefi düşünce ve kavrayışı geçirmeye ve böylece başlı başına bir gelenek kaynağı olmaya yönelir. Bu yüzden toplumsal inançların nesnel akıl açısından eleştirisi. ahlaki ya da estetik kararlarda doğruluktan söz etmek anlamsızlaşır. Bu sistemlere göre. bu başka güçler tarafından belirlenecektir. aklın dışındaki etmenlere bağlı duurma gelir. Toplumdaki bütün eylemler için bir araçtır o. her zaman özneyle. 16. Tarihsel olarak. Akıl. Akıl. bütün soyutluk ve biçimselliğiyle. Bu süreç giderek bütün rasyonel kavramlara yayılmış. yerleşik dinin içeriği karşısında olumlu ya da olumsuz bir tutum almak zorundadır. Bilgimizin nesnel temelini düzensiz bir veriler kargaşasına indirgeyen ve bilimsel çalışmalarımızı da sadece bu verilerin düzenlenmesi. Yeni Çağda akıl kendi nesnel içerini yok etme eğilimi içine girmiştir. sınıflandırılması ya da hesap işlemlerinden geçirilmesi olarak tanımlayan her tür epistemolojiye karşıydılar. hatta belirlemek için bir yöntem olarak görülüyordu. Aklın biçimselleşmesinin hemen görülemeyen teorik ve pratik boyutları vardır. . Gerek bilimsel gerekse günlük kullanımda. Yıldız mitolojisinde doğmuş olan Pitagoras'ın sayılar kuramı. amaçlarla araçlar arasındaki ilişkinin düzzenlenmesinin ötesinde bir şey bekleniyordu ondan. herşeyi kapsayan ya da temelde yatan bir varlık yapısının bütünebileceği ve buradan bir insan hedefi kavramının çıkarılabileceği inancını içeriyordu. Öznel akla göre bilimin başlıca işlevini oluşturan bu türlen işlemler. düşüncenin en yüksek içeriğini mutlak bir nesnelik olarak tanımlayan idealar kuramına dönüşmüştü. sonuçta hiçbir gerçeklik kendi başına akla uygun olarak görülemez olmuştur. ama toplumsal ve bireysel yaşamın düzenini kendisi belirlemeye kalkmamalıdır. düşüncenin belli bir noktadan sonra böyle bir nesneliği ya hiç kavrayamaması Ya da bir sanrı olarak ne reddetmesi yatmaktadır. düşüncenin nihai içeriği olan bu mutlak nesnel idealar düşünme yetisiyle ilgili olmakla birlikte. bu felsefe. Sncak o tarihte akıl yeni bir yan anlam kazandı. Ülkülerin benimsenebilirliği. Logos ya da ratio terimlerinde taşıdığı asıl anlamıyla akıl. Nesnel akıla dayalı felsefi sistemlerin. bu tür düşünce ya da spekülasyonların uygulamaya geçirilişiydi. aklın hem öznel hem de nesnel yönleri başından beri varolmuştur ve birincinin ikinceye egemen oluşu uzun bir sürecin sonunda gerçekleşmiştir. pratik. Bunların eğilimlerin.yy'da Fransa'da en üstün güç olarak akıl tarafından yönetilen bir hayat anlayışı yeniden ileri sürülmüştür. klasik nesnel akıl sistemlerine göre. mizaçlaın sonucu olduğunu kabul edilir. Montaigne bunu bireysel hayata uygulamış. içerikleri boşalan bütün temel kavramalr biçimsel kabuklara dönüşmüştür. eylem ve inançlarımızın ölçütleir. Platonizm'de. akıl genel olarak zihnin eşgüdüm yetisi olarak görülmektedir.Bu iki akıl kavramı arasındaki ilişki sadece bir karşıtlık ilişkisi değildir. Oysa akıl kavramı doğduğunda. onun ötesinde yer alıyorlardı. öznel aklın eleştirisinden çok daha iddialıdır. biri bilim ve felsefeye öteki kurumsal mitoloji özgü olan iki ayrı parantez açmakta ve böylece her ikisini de tanımakta. Özenel akıl. amaçları anlamak.

ri durumuna düşürülmüş gibidir. ama aynı zamanda daha zayıf. Evet. tek ölçüt durumundadır. Eşya olarak. Özerkliği kalmayan akıl bir araç haline gelmiştir. üretimin bir parçasıdır. pragmatizimin öne çıkardığı araçsal cephesinde ise. ama bunlara karşı dil de büyü aşamasına geri dönerek öçalmaktadır sanki. nihai doğruyu belirleyecek ve ortaya koyacak olan güvün vajiy mi yoksa akıl mı. Gerçekte. Bu akıl kavramı kuşkusuz dinsel doğru kavramından daha insancaydı. Öznel aklın pozitivizm tarafından öne çıkarılan biçimselci cephesinde. sözcükelre yeni bir mitolojik özerklik kazandırmıştır. Kavramların. egemen çıkarlarınca daha kolay çekip çevrilebilen. Aklın araçsal değeri doğa ve insan üzerinde egemenlik kurulmasında oynadığı rol. makine olarak görülürler. varolan gerçekliğe daha kolay uygulanabilinen bir kavramdı ve bu yüzden de daha başından beri “akıl dışı” alana teslim olma tehlikesine açıktı. Bu aygıt içindeki bir işleme denk düşmeyen cümleyi anlamsız bulan sıradan insan gibi. herhangi biridir artık. Büyülere inanıldığı çağlarda olduğu gibi. kendi dışında belirlenmiş içeriklere teslim oluşu belirginleşir. nesnel çerikle bağıntısızlığı vurgulanır. teoloji mi yoksa felsefe mi olduğu noktasında düğümleniyordu. nesnel doğruluğun ortadan kaldırma gibi bir niyeti yoktu. rasyonelleştirilmiş. kullanışlı. Dil.Ortaçağ kilisesinin gücünü yitirmesiyle birlikte karşıt siyasal eğilimlerin çatışma alanı haline gelmişolan dinsel faarklılıklar çok ciddiye alınmaz oldu. çünkü doğruluk kendi başına bir amaç sayılmamaktadır. Sözcükler açıkça tenik olarak geçerli olasılıkların hesaplanması ya da başka pratik amaçlar çin kullanılmadığında herhangi bir gizli satış amaçları olduğunu düşünülmektedir. emek azaltıcı aletler haline gelmiştir. Sonunda dinle felsefe arasındaki aktif çatışma bir “kilitlenme” noktasına vardı. Dilde hala mitolojik artıkların bulunabileceği korkusu. hurafenin son kalıntılarından biri olarak elenmektedirler. “Çömlekçinin kullandığı kilin kölesi olma eğilimi”( Toynbee) Düşünceler otomatikleştiği ve araçsallaştığı ölçüde kendi başlarına anlamlı olarak görülmeleri de güçleşir. hiçbir inanç ya da ideoloji. Kavramlar. İnsanlar dinin de felsefenin de kendilerine ayrılmış kültürel bölmelerde kendi hayatlarını yaşadığı ve birbirini hoşgörüyle karşıladığı düşüncesine gittikçe daha çok alıştılar. sonuçta öldürdükleri kendi çabalarının güç kaynağı olan metafizik ve nesnel akıl kavramı oldu. nesnel doğruyu içerdiği yolundaki “bütüncü” iddiasıyla çelişiyor ve onu etkisizleştiriyordu. birkaç örnekte birden bulunan ortak özelliklerin özeti duruma düşürülmüştür. Olgusal verilerin teknik özetlenmesini aşan herhangi bir kullanım. sadece rasyonel bir temel kazandırmaya çalışıyordu ona. Kavramlar. Gerçekliğin doğasını algılama ve hayatımıza yön verecek ilkeleri belirmeye aracı olarak akıl kavramı bir yana atılmıştı. düşünceler köklü olarak işlevselleştirilmiştir ve dil gerek üretimin düşünsel öğelerinin depolanması ve iletilmesi için gerekese kitlelerin yönlendirilmesi için bir araç olarak görülmektedir. sözcükler toplumu yıkabilecek tehlikeli kuvvetler olarak . çağdaş semantikçi de saf simgesel ve işlemsel cümlerin. gönderme yaptıkları maddelerin kısaltılmış adından başka Bir şey olmadığı düşünülmektedir. Anlamın yerini eşyanın ve olayların işlev ya da etkeni almıştır. Mteafizikçilerin gördüğü baskı ve eziyetin temel nedeni. Felsefe dinin yerini almaya başladığında. çağdaş toplumun dev üretim aygıtındaki gereçlerinden biri. hem felsefenin hem de dinin içeriğini derinden etkilemiştir. çok kesin bir programa tabidir. Dinin birçok kültürel değerden sadece biri durumuna indirgenmesi ve hadım edilmesi. Düşünmenin kendisi de sınai süreçlerden b. ölüm pahasına savunulacak kadar değerli görünmüyordu artık. yani saf anlamasız cümlerin bir anlamı olabileceğini düşünmektedir. Aydınlanma filozoofları dine akıl adına saldırıyorlardı. çatışmanın bu görünüşte barışçı çözümü. Akıl bütünüyle toplumsal sürece boyun eğmiştir. artık birbirinden farklı kültür dalları olarak görülüyorlardı.

akıllıcadır ve yararlıdır. Kendi başına çoğunluk ilkesinin.bilim yani olguların sınıflandırılması ve olasılıkların hesaplanması. bilimsel olarak doğrulanabilecek yararlı bir önerme değildir. ideolojik manipülasyona. merhametli. bir fetiş olur. felsefe ve adelet sözcüklerini kullandığı halde. Geleneksel insancı değerlerin hem savunucuları hem karşıtları tarafından kullanılabilir.” Günümüzde rasyonel temellerini yitirmiş olan çoğunluk ilkesi tümüyle akıldışı bir boyut kazanmıştır. Doğanın bu açık emrine ve sağlam felsefenin gereklerine uyarak. bu aydınlanmanın ilerlemesinin belli noktalarda hurafe ve paranoyaya sapma . Akıl kavramı ne kadar güçten düşerse. Düşünceyle eylem arasındaki farklılık yok sayılmaktadır. “Çoğunluk” diyor John Adams. adaletin yeterli bir güvencesi olduğu kesinlikle düşünülmüyordu. Herşey sınıflandırılmakta ve etiketlenmektedir. ama bu zihinlerinde başlıca özelliği haline geldiğinde aklın kendisi de araçsallaşır. Her düşünce bir eylem olarak görülmektedir. evrensel insan kavramında. Hala birer amaçtırlar ama onları değerlendirecek bir nesnel gerçekliğe bağlayacak rasyonel bir etmen yoktur artık. “ Her zaman ve istisnasız olarak azınlığın hakkını çiğnemiştir. eşitlik. Bir düşünce ya da sözcüğün bir alet haline gelmesiyle birlikte. demokrasi ilkesinin ikizi olan çoğunluk ilkesinin çözümlenmesiyle gösterilebilir. O'conor örneğinde olduğu gibi sömürü ve gericiliğe de bir ideoloji kazandırabilir. bu kavramlar bütünüyle biçimselleşmiştir ve O'conor'un olgular ve deneyim saydığı şeylere karşı direnememektedirler. Herkes söylediği ya da söylemediği şeyler için azarlanmaktadır. Böyle bir önerme. adildir. bu kurumun adil.. sanayinin gelişmesi için gerçekten zorunludur.. Aklın biçimselleştirilmesinin sonuçları nelerdir? Adelet. bir doğa takdiridir. Zencilerin köleliği. insanlık kavramında yatmaktaydı. Öznel akıl herşeye ayak uydurur. zülmü savunurken eşanlamlı olarak kullanılabilir oldular. Böyle bir mekanizasyon. Bir örnek. ahlaki ve siyasal düşüncede bir mitolojinin nüvesini oluşturma eğilimi göze çarpmaktadır. Adalet ve özgürlüğün. Her felsefi. yasal ve uygun olduğunu ilan etmeliyiz. düşünsel köklerinden kopmuşlardır. düşünsel olarak yaşamak yerine öylece kabullenilen bir büyülü varlık haline gelir. Bu ideallerden herhangi birinin doğruya kendi karşıtından daha yakın olduğunu kim söyleyebilir bugün? Zamanımızın ortalama aydının felsefesine göre bir tek otorite vardır. hatta en kaba yalanların yayılmasına o kadar elverişli duurma gelir. Düşüncenin bu insansızlaştırılmasının uygarlığımızın temellerini nasıl etkilediği. mutluluk.” O'conor. kendi başlarına adaletsizlik ve baskıdan daha iyi olduğu önermesi. Bütün neo-pozitivist düşüncelerin modeli olan matematiğin avantajı da bu “düşünsel tasarruf”tur zaten. ilerleme ve devrime de. iç savaş öncesinin tanınmış avukatlarından ve birkeresinde Demokrat Partinin bir hizbi tarafından başkanlığa aday gösterilen Charles O'conor mecburi hizmetin nimetlerini sayıp döktükten sonra şöyle diyordu: “ Zencilerin köleliğinin adeletsiz olduğunu kabul etmiyorum. hoşgörü geçmiş yüzyıllarda aklında doğasında varolduğu ya da gücünü aklıldan alıdığı varsayılan bütün bu kavramlar. bu kavramların biçimselleşmesi. bir tür maddeselliğe bürünür ve körleşir. Bu yüzden doğruluk arayışı toplumsal denetim altında kısıtlanmaktadır. onun gerçekten “düşünme” gereği de. Kavramların içeriği o kadar boşaltıldı ki. kendi içinde kırmızının maviden daha güzel olduğu ya da yumurtanın sütten daha iyi olduğu önermeleri kadar anlamsız görünmeye başlanmıştır.görülmekte ve konuşanlar kullandıkları sözcüklerden sorumlu tutulmaktadır.. doğa.. yani onu sözlü olarak ifade ederken gerçekleştirilmesi gereken mantıksal edimlelre duyulan ihtiyaç da ortadan kalkar. Rasyonel metafiziğin temel idealleri ve kavramların kökleri. insani içeriklerinden de koparılmış oldukları anlamına gelir.

Biçimselleşmiş akıl açısından. faydacı ölçülere. Biçimselleşmiş akla göre. Eskiden bir sanat yapıtının amacı. hayatın her alanında bütün özgül hedef ve amaçları da etkilemektedir. eşitlik veya adalet gibi temel ahlak ve politika kavramlarını değil. bir hareket ancak sağlık ya da dinlenme gibi çalışma gücünü tazeleyebilecek bir başka amaca hizmet ettiği sürece akla uygundur. daha doğru olduğunu söylemek anlamsızdır. Senfoniyi. bir düşüncenin.eğiliminin nedenlerinden biridir. demokrasiyi beslemiş olan düşünsel cevheri yiyip bitirmektedir. bir zamanlar doğruluk adını verdiğimiz şeyin bir imgesi olarak duymak. Bu felsefenin özü. aklın öznelleşmesini ve biçimselleşmesinin tipik bir sonucudur. çünkü anlamını ancak başka amaçlarla onlan bağlantısından alır. Şeyleşme. artık aklın ışığında değerlendirilmediği için. despotizm. Her konuda kamu yargılarına başvurma biçimini alan ve çeşitli kamuoyu ölçme ve modern iletişim teknikleriyle uygulanan çoğunluk ilkesi. dünyaya ne olduğunu söylemek. bu görüşten bir felsefe çıkarmaya çalışmıştır. bir dinin bir felsefenin ötekinden daha iyi. bir kavramın ya da bir teorinin bir eylem planı ya da tasarısından başka bir şey olmadığını ve dolayısıyla doğruluğunda sadece bu düşüncenin başarısından ibaret olduğunu görüşüdür. yaşamak mümkün değildir. yani varolan adaletsizliğe karşı direnen bir güç olarak değil. Kentin dışına. Ama insan faaliyetlerinin bütün ürünlerini metaya dönüşmesi ancak sanayi toplumunun doğrusuyla gerçekleşmiştir. olduğu gibi doğruluktan koparılmıştır. Başlı başına bir amaç olan şeylerin sayısı gitgide azalmıştır. eğer kurucularının kazançlı çıkma olasılığı varsa hiçbir merci diktatörlüğe karşı bir yargıda bulunamaz. politika ve dinde. oteriter dinin ya da metafiziğin yerine getirdiği işlevleri anonim ekonomik aygıt devralmıştır. kamuoyu da aklın yerini almaya başlar. uyumsuz olan herşeye karşı direnen bir güç olarak. Pragmatizm. Bugün ortalama bir konser izleyici bu yapıtın nesnel anlamını kavramaktan acizdir. zulüm ve baskı kendi başlarına kötü değildir. Ama yapıtta canlı söz konusu değildir artık. Bilim gibi felsefe de varoluşun belli bir uzaklıktan düşünülmesi ya da geçmişte kalmış olguların çözümlenmesi olmaktan çıkıp daha iyiye ulaşılması ve en kötüden kaçınılması amacıyla . Sanat yapıtının bu özelliği günümüzden ortadan kalkmıştır. Sanat yapıtlarını kültürel metalara dönüştürür bu süreç. yapıtın bütünlüğünü. ama büyük devrimlerin habercilerinin düşündüğü anlamda. akıldışı ve budalaca bir hareket olarak görülmektedir. Oysa herşey notalarda yazılıdır. dere kıyısına ya da bir tepeye yapılan yürüyüş. Sanat. Bilimsel propaganda kamuoyunu karanlık güçlerin aleti haline getirdikçe. Demokratik ilerlemenin bu yanıltıcı zaferi. Eskiden nesnel aklın. Amaçlar. bir düşüncenin anlamını bir planın ya da bir taslağın anlamı düzeyine düşürmektedir. nihai bir yargıda bulunmak olurdu. Başından beri. Bu şeyleşme. Hiçbir amaç kendi içinde bir ötekinden daha iyi değildir. modern düşünce pragmatizimde olduğu gibi. Beethoven'ın Eroica senfonisini düşünün. insan kendini anlamsız yıpratıcı bir uğraşla oyalamaktadır. ne kadar zalim ve despotça olursa olsun bir ekonomik ya da siyasal sistemin bir diğerinden daha akıldışı olduğunu söylemek de mümkün değildir. Belirli bir hayat tarzının. İnsanın özlem ve gizil gğçlerinin nesnel doğru düşüncesinden bu kopuşu sadece özgürlük. düşüncenin hizmet etmek zorunda olduğu egemen kuvvet haline gelmiştir. Başka bir deyişle uğraşın kendisi sadece bir alettir.. Bugünse senfoni şeyleştirilmiş bir müze parçası mutlaka katılmanzı gereken bir toplantı aracı haline getirilmiştir. program broşüründeki yorumların somutlaması olarak dinler. daha yüksek. doğruluğun mantığın yerine olasılığın mantığının geçirilmesinden yana olmuştur. başlangıcı örgütlenmiş toplumun ilk kuruluşuna ve aletlerin ilk kullanılmasına kadar götürülebilecek bir süreçtir. Yeni bir tanrıdır.

onun aptallığa dönüşmesini dile getirir. Fazla sık bilenen bir tıraş bıçağı gibi. deneysel yöntemden başka bir şey değildir. Pragmatizme göre.esas olarak deneye bağımlısa. Aklın yansızlaşması ( nötr hale gelmesi). bütün başarılı olmuş bilimlerin ( aklı başında hiç kimse bunlara metafiziği dahil etmez) bugünkü kesinliklerine ulaşmasını sağlayan. “ ne?” sorusuyla değil. pragmatizm ise her türlü kavrayışı yeniden eyleme dönüştürmeye çalışmaktadır. fabrikayı insan varoluşunun prototipi olarak gören ve bütün kültür dallarını montaj hattı üzerindeki üretim ya da rasyonelleştirilmiş bir büro modeline uydurmaya çalışan modern endüstriyelizmin düşünce alanındaki karşılığıdır. Aldous Huxley'in negatif ütopyası. Pragmatistin doğal bilimlere tapınmasına uygun olarak. daha doğrusu felsefeyle özdeşleştirilmektedir. tek geçerli yaşantı deneydir. Düşünce. Burada kahraman yeni dünyanın teknikleri ve onlarla bağlatılı zihinsel işlemlerin son derece incelmiş olduğu görülür. toplumda doğruluğu boş bir sözcük haline getiren tarihsl süreç de aynı şeyi felsefe de gerçekleştiren pragmatizm tarafından kutsanmaktadır. yeni içerikler bulma ve öne sürme gücü. kendi faaliyet türünü “bütün başarılı olmuş bilimler” arasına kaydettirme çalışan ve fizikçiyi taklit eden filozoftur. sanat dışı birşeyle. “nasıl?” sorusuyla uğraşan bir yürütme organı durumuna düşürerek. Pragmatist herşeyi “ tıpkı bir laboratuvarda düşünüldüğü gibi düşünmekten.gelecekteki olasılık ya da daha iyisi. varolanın gözleri bağlı bir savunusu olmakla ya da kahraman yeni dünyaya bütün hazır ideolojiler kadar kolaylıkla uyan bir garantili reçete olmakla yetinmek. sonunda onun araç olma niteliğini bile etkiler. Felsefi yöntemi şudur. üretkenliğini. (Peirce) Eğer her kavram yani -düşünülebilecek olan herşey. tek sözcükle öznelliğini yitirmektedir. olguları kaydeden cansız bir aygıta çevirmektedir aklı. aklın biçimselleşmesini bu yönünü. hesaplanabilirlik alırken. bütün kendiliğindenliğini. Aklın bir araca indirgenmesi. en azından doğruluğun dışında bir başka şeye götürdüğü sürece değerlidir. ya bu açmazda kendinin efendisi olarak kalmak ve böylece kendi teorik açılımını hazırlamak ya da içi boş metodoloji düzeyine düşmek. düşünce olmayan birşeyle. bu “araç” da sonunda fazla incelmekte ve kendisini sınırlamış olduğu sırf biçimsel görevlerin bile üstesinden gelemez olmaktadır. onu nesnel içerikle her türlü ilişkiden ve bu içeriği yargılama gücünden yoksun bırakmak. etkili olduğu bizi doğruluğa yabancı. doğruluk kendi başuna değerli değil. tıpkı sanatın. felsefenin onayını almakta. deneyi “düşünülebilir olma” ölçütüne nasıl tabi tutabikiriz? Nesnelci döneminde felsefe. Doğrudan kullanımı “ teorik” olsa bile kendisine iş bu kazandıran teorinin pratik uygulanışıyla eninde sonunda sınava sokulacaktır. yani bir deney konusu olarak düşünmekten” gurur duymaktadır. örnekse gişe hasılatı ya da propaganda değeriyle ölçülmesi gibi. bilimsel uğraşlar da içinde olmak üzere bütün insan davranışlarının kendi varlık nedenini ve haklılığını kavramasını sağlayacak olan etmendi. en küçük ayrıntılarına kadar. Nesnel doğruya götüren çeşitli teorik yolların yerine örgütlü araştırmanın dev aygıtına geçiren süreç. Bugün felsefenin yüzleşmek zorunda olduğu iki seçenek vardır. üretim üzerindeki ya da davranışlar üzerindeki etkisiyle ölçülmektedir. Deneysel fiziği bütün bilimlerin prototipi yapmaya ve zihinsel yaşamın her alanına laboratuvar teknikleri modeline uydurmaya çalışan pragmatizim. Düşünceleri eşya gibi ele alan ve doğa üzerindeki teknik egemenlikten çıkarılan dışında her türlü doğruluk düşüncesini tasfiye eden. . fizikçi değil. öznel akıl.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->