P. 1
Hikayeler Seher Kece Türker

Hikayeler Seher Kece Türker

5.0

|Views: 428|Likes:
Yayınlayan: api-3755137

More info:

Published by: api-3755137 on Oct 18, 2008
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as RTF, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

03/18/2014

pdf

text

original

1 refakatÇİ saat 05:30 günün ilk isiklari etrafa yayiliyor. yumusak bir ses "günaydın.nasiliz bakalim bu sabah...

" diyerek hasta odasina girer."günaydin hemsire hanim iyiyim. " "tansiyonumuzu ölçelim.hiii...Çok iyi...simdi termometreyi veriniz. bakalim atesimiz kaçmis. ver bakalim kolunu , o güzel damarlarindan da kan alalim." sonra ciddileserek hasta sahibine döner. "kani acile götürün, bir de tüp alin, öglen kan ölçümü için gerekli." birazdan tok bir ses duyulur: " kahvaltii. .kahvalti geldii." bir parça beyaz peynir,dört bes zeytin tanesi ,aksamdan kalma ekmek ve su bardagi dolusu rengi bozuk çay...daha sonra kocaman paspaslar yuvarlana yuvarlana ortalikta dolasmaya baslar, pislikleri toplar mi dagitir mi bunu anlamak için bir bilene sormak gerekir ! ama çamasir suyunun kokusu her yana dagilir. bunun üzerine kolonya siseleri harekete geçer sözlesmisler gibi. "ne pis koku aman." diyen, kolonyayi sürünür.saga sola bolca serper. salonda ki hava daha da berbatlasir. gözler yasarir, geniz yanar. saat 07.30 olur. doçentler, hemsireler ve ögrencilerle hastalari dolasmaya çikarlar. her birinin basina kara bir dosya birakirlar. kendi aralarinda durmadan konusur, yorum yaparlar. anlasilmaz dedikleri. kendi dillerince konusurlar. maksat hastalari degil kara dosyalari, hastaliklari ziyarettir..etraflarinda kimse yokmus gibi davranirlar. gözlerinin içine, agizlarinin kipirtisina odaklanmis hastalari görmezden gelirler. konusurlar, konusurlar ve giderler... hasta refakatçisi, kani acil kan merkezine götürmüstür. iki saat sonra, gelip sonucu almasi istenir. uzun koridorlari geçer, merdivenleri bir solukta iner, bir solukta çikar. hastasini, profesör gelinceye kadar kontrole hazirlamasi gerekir. hastasinin yatagini düzeltir, kahvalti tepsisini kaldirir. karanlik bakan yari açik çelik dolabi, yürüyen masayi sabunlu sularla siler. Çiçeklerin suyunu degistirir, sararmis yapraklarini temizler.odaya, sabun kokulu sicak bir hava vermeye çalisir. ve gülümser...günler boyu gülümser.hayatindan memnun görünür. hastasina moral gereklidir. arzularini, beklentilerini dondurmustur. elbet iyi günler gelecek ve buzlari çözecekti. o günler uzakta olmamali.böyle hisseder ya da böyle görünür. refakatçi baska türlü düsünemez. iyimser olmali, polyannacilik oynamali...gülümsemeli... buzlar nasil olsa bir gün çözülecek. . hiçbir sey sonsuza kadar sürmez. saat ,08.30 olur. hastabakicilardan biri odalarin kapisinda çigirtkanlik yapar : - refakatçilar disari...hoca geliyor...lütfen hastalari yalniz birakin. bütün refakatçiler emir geregi disari çikar. hastasina " ben disari gidiyorum. kapinin önündeyim merak etme." demeyi de ihmal etmez. .artik saat, 11.30 olana kadar içeri girilmez. disarida, terlikli, uzun entarili kadinlarla, saçi sakali karismis erkekler bulusurlar. ellerinde sigara, gözlerinde hüzün, umutsuzluk, uykuya karismis bir yüz.. " haydi çay içmeye inelim." der birisi. Öteki; " ben gidemeyecegim" der. yorgun ve umutsuzdur. bir baskasi; " çarsiya gidelim mi ?" der. " gidelim ama , ya; arar, sorarlarsa...benim hasta, bu gece iyi degildi. ilâç filan lazim olur. ben en iyisi gelmeyeyim. siz gidin, bana da gazete alirsiniz..." " sabaha kadar uyuyamadim. hastamin sancisi vardi." der birisi... "hemsire hanim bakmadi mi?" "bakti, bakti ama; ne yapsin ! doktorun dediklerinden disari çikamiyor ki. . ." "dogru öyle...yapacak bir sey yok." doktorlar, hemsireler odalara girerler, çikarlar... sonu gelmeyen çalisma vardir. bütün hastalara bakilir, gerekli her sey belli bir düzen içinde yapilir. onlar, yorulmaz ve usanmazlar... bu ise bas koymuslardir. ne ilaç saatleri karisir, ne dosyalar... hep dimdik, enerji dolu, yumusak, sessiz, usul usuldurlar. refakatçilar, disarida yatili okulda çarsi iznine çikan ögrenciler gibidirler. kisa zamanda çok is basarmak isterler. ama; ya zaman yetmez, ya da içerinden gelmez. Çogu hiçbir sey yapamadan zamani tüketir. bazilari, gece volta attigi koridorlari, gündüz de ölçmek ister gibi, elleri cebinde, kamburu çikmis halde duvarlar boyu gider-gelir. kim bilir aklindan neler geçiyordur ? geçmiste elinden kaçirdigi güzellikler mi, simdiki durumunu mu, yoksa; onun için gelecek de mi bir sey ifade etmiyor ?

dertli mi, hinçli mi , önceleri hiç sevinmis miydi?bilinmez. gözleri de bakislari da artik hiçbir duyguyu ele vermez. birbirlerini tanimayan insanlar dertlesirler. Çogu, birbirlerinin adlarini bile bilmez. merak da etmez. doktorlar, hemsireler de onlari yok sayarlar. hatta hizmetliler bile. hastanede hasta hizmetinin tamami omuzlarina yüklendigi halde onlari kimse bilmez. nasil uyur? dinlenir mi? saglikli mi? Üsür mü ? korkar mi? sorulmaz. her halde kisa süre içinde refakatçilari da hasta yataginda görmegi ümit etmektedirler. onlar kimliksizdir. oda numaralari adlari olmustur. 570,565... refakatçinin adi yok... adsizlar grubu, öyle güzel anlasirlar ki, sanki akraba olurlar. onlar hasta degiller ama; adsiz dertlilerdir. bazen hastalar mi, adsiz dertliler mi daha iyi durumda diyesi gelir insanin. hasta bakimi ve hizmeti ile ilgili bilgileri kisa sürede ögrenirler. Çünkü; bu hastalik hastaneye bir kere gelip, ameliyat olmakla geçmiyor. " geçmis olsun" dilegi de çogu zaman manasiz bir kelime olarak kaliyor.. kimi çarsiya, kimi kahve içmeye gider disari atildiklari zamanlarda. kimileri de merdiven basinda bekler...içeri girmeyi bekler, telefon etme sirasi bekler.hasta için degil de; kendisi için birini bekler. "sen nasilsin ?" diyecek, " bir istegin var mi?" diye soracak, ya da; ,. gel, sana bir hava aldirayim , disari çikalim." diyecek birini bekler. . . bazen böyle biri gelir . 0 zaman saatler daha hizli çalisir, sanki, akrep at olur, tadina doyulamayan zaman akar gider. bazen de beklenmeyenler , agzindan çikanlari duymayanlar gelir. zaman uzar da uzar. yelkovan akreplesir, hava bozulur. " artik gidin, yeter artik .." diye bagirmak istersiniz. bagiramaz, kendi içinizde bogulursunuz. gülümsersiniz .. bogazinizda bir seyler dügümlenir. aglamak istersiniz;" hayir olmaz. sen refakatçisin, kendine gel..." der,gülmek ister, gülemezsiniz. içinizi sikan bilemediginiz, anlayamadiginiz bir seyler vardir. ama; gülümsersiniz . . hastanede, gözyaslari içinde bogulan insanlari gördüm. hem de içlerine akittiklari gözyaslari ile. keske bunlar sevinç gözyaslari olsaydi. Öyle olsaydi, zaten içlerine akmazdi. nasil bir yer burasi? insan, buradayken baska hayat yok saniyor. her sey o tas duvarlarin arasinda sikismis gibi.gece güne karismis, sevinç; hüzne boyanmis.. karanlik saatler refakatçilerindir. dertler, gece depresir derler. hastalarin iniltilerini dinlerken ve elinizden bir sey gelmeden beklerken, geceler suçluymus gibi; " kapkara, canavar geceler, beyazlayin ! " diye bagirmak istersiniz. uzun, karanlik koridorlardan rüzgar gibi geçerken, ölümün soguk nefesini ensenizde hissedersiniz. ama geçersiniz. Çünkü; refakatçi olmak, bir ayricaliktir. azrail bile dokunmak istemez. rüzgâr kanat olur, iyilik perisi kolunuza girer, kus gibi uçurur.uzun, soguk , karanlik koridorlari iste böyle geçersiniz. günün ilk isiklari odaya süzülürken, geceyi düsünür; " 0, ben miydim ?" diye hayret edersiniz kendinize .gece, onun için kosturdugunuz hastaya bakmaya gittiginizde yatagin bos oldugunu görürsünüz. kimseye bir sey soramazsiniz. içinizden bir seylerin koptugunu ve terminalde gitme sirasini bekleyen misafirin yola çikisinin derin sessizligini bütün benliginizde hissedersiniz... Çaresizligin gerçek anlami ile yüzlesirsiniz. ve aksama dogru baska hasta yatagi doldurmustur. bazi geceler, bütün hastalar iyi gibi olurlar, uyurlar, konusurlar, inlemezler. iste refakatçilerin sohbet geceleri...bildikleri, duyduklari ne kadar koca kari ilaci, ne kadar dua varsa birbirlerine ögretirler. fikra da anlatirlar. ama gülüslerde hüzün vardir. nihayet, günlerce süren kan tahlilleri, serumlar, endoskopi, karaciger fonksiyonlari ölçümü, akciger röntgeni, seker düsürme çalismalari biter. ameliyat hazirligi baslar. hasta temizlenir. hem dis temizligi, hem de iç organlarin temizligi söz konusudur. bütün hastalar o günü bekler. ameliyat olunca, ilahi bir kudretin acilarina son verecegini umarlar... iste, son an. biri gelir; iri yari, biyikli; " hadi gidiyoruz..." der. hastayi tekerlekli yatagi ile alir götürür. " içimin yaglari eridi." derler ya; o tekerlekler dönerken sizin de yaglariniz erir, ayaklarinizin bagi çözülür, üsürsünüz, terlersiniz, titrersiniz. yeni bekleyis baslar. saatler geçmek bilmez. kocaman, demir parmakli kapinin önünde; sari beniz, donuk bakislarla, ayri dünyadan biri gibi beklersiniz. iyi haber beklersiniz... neyi beklediginizi bilmeden beklersiniz. sonra, her sey biter.

ameliyat da biter. patoloji raporu da gelir. sonuç yine beklemek. . . hem de belirsizlikle birlikte beklemek. . . ne zaman gecenin, pembe kanatlariyla uçusan pembe kelebekleri gelecek, sihirli dokunuslariyla her seyi eskisi gibi yapacak diye beklersiniz. . taburcu olursunuz... yine refakatçi olursunuz, yine taburcu olursunuz. yine, yine refakatçi, taburcu.... olursunuz da bekleme yine bitmez. sizinle beraber gelir. o sizden bir parçadir artik.. sonra, sonrasi yok hepsi bu. aglayiniz ve bundan utanmayiniz.. bekleyecek bir sey kaldi mi ?. hadi gülümse, gülümse bakalim refakatçi..

4 ufukta yangin var arzular kivrim kivrim rüzgâr kanatli azrail anlar bilmez mola onlara karsin heykelim. siradan bir sonbahar günü. istasyon her zamanki gibi insanlarin tatli telaslarina , tanik oluyor. istasyona her gidisimde heyecanlanirim, hüzünlenirim. trenlerin taka tuka sesleri, aci aci çalan düdükleri ben de ayriliklari çagristirir .oysa;onlarin gara girmesiyle sevinenler, kavusanlar yok mu ? su an bile, yavrusunun okul dönüsünü bekleyen bir anne, nisanlisini bekleyen bir delikanli sabirsizlik içindeler. ikide bir saatlerine bakarak zamana kanat takmak istercesine trenin gelmesini bekliyorlar. istasyonlar yine de hüzün dolu. ayriliklar burada yasaniyor. bekleyeni olmayanlar burada ayni kaderi paylasiyor. daha da ötesi, isik hizi ile giden zamanin ,ömrü nasil tükettigini animsatiyor trenler. sonbahar, bütün ihtisamini yansitiyor. istasyonu süsleyen birkaç çinar, kavak agaci hazan renkli elbiselerini giyinmisler. giysilerinden düsen parçalar rüzgârin gücüne yenik düsmüs, savrulup duruyor. gökyüzü gri renkte. günes, civil civil yüzünü zaman zaman gösteriyor. sanki agaçlarla, daglarla belki de insanlarla oynasiyor, bulutlara ragmen tatli kaçamaklar yapiyordu.. ve çocuklar.. onlari ne sonbaharin hüznü, ne de ayriliklar ilgilendiriyor. su ani yasamanin keyfi içindeler. elindeki simidini isirmaya, kaçan bir yapragi yakalamaya , bir yandan da kafasini yana yatirarak akan burnunu omsuzuna silmeye çalisan bir çocuk dikkatleri üstüne çekmekte gecikmedi. Öte yanda tedbirli insanlar dikiliyor.pardüselerinin yakasini kaldirmislar, dügmelerinin hepsini iliklemisler, bir ellerinde semsiyeleri, digerinde çantalari, gazeteleri, kitaplari .. nedendir bilinmez en ciddi tavirlarini takinmislar. ben de onlarin içinde, onlardan biri olarak etrafi inceliyorum. hiç keyfim yok.adapazari' na yasli bir dostumu ziyarete gidiyorum. artik ertelemek istemedim. bu ziyarete birlikte gitmek isteyen arkadaslar vardi. bir türlü zaman ayarlamasi yapamadik.her zaman birinin mazereti çikiyor. sonunda bir basima gitmeye karar verdim. " siz giderken haber verirseniz sizinle de giderim" dedim. sükriye teyze, hasta yataginda beni görmeyi arzu etmis. torunu ile haber salmis."sabriye ' yi göresim geldi." demis. iste bu yüzden düstüm yola. tren geliyor. kimsenin bilmedigi bir lisanla duyuru yapildi. ama ; biz yolcular, duyuruyu anlamistik." istanbul istikametinden gelen adapazari banliyö treni ikinci perona girmek üzere..." kosusturma basladi. bes dakika sonra yolcular kompartimanlarda yerlerine yerlesmislerdi. tren aci sesiyle hareket etti. keyfim yok demistim ya, yani ;konusmak istemiyordum. gazetemi okuyacak ya da okur gibi yapacak, disarida geri geri giden agaçlari seyredecektim. aklimda sükriye

teyze vardi. her hali ile muhtesem bir kadindi. bayramlar onlarin evinde bir baska oluyordu. hele onunla geçirdigim ramazan gecelerini hiç unutamam. günler öncesinden yapip, istifledigi yufkalarla harika tatlar olustururdu. ayni yufkalarla, tuzlular, dürümler, tatlilar yapardi. yufkalari degisik yiyeceklere dönüstürmekte ustaydi. bir gidisimde benim için kabak tatlisi hazirlamis. Öyle bir sohbet açti ki ; bana ; " ah simdi anlattigin kabak tatlisi olmali ki..." dedirtmeyi basardi. sonra da " var zaten, sana oyun yaptim" dedi. diktigi perdelere , el bezlerine akil sir ermezdi. bir gün , "sükriye teyze çok çalisiyorsun..artik kendine bak. evde gelinin , iki genç kiz olmus torunun var. az yorul" dedim. cevabi hala kulagimda çinliyor. "vermeden almak olmaz. kizim. sükürler olsun simdi saglikliyim. is yapacak güçteyim. gelecekte ne olur bilinmez. o günlere hazirlik yapmali. bana , mecburiyetten degil severek, isteyerek bakmalarini isterim. gelinin de isi çok.torunlar dersen okuyorlar. her biri ayri kosturuyor. onlari toplayacak birine ihtiyaçlari var. hem ise yaradigimi hissetmek, bunu ta içinde duymak öyle güzel ki. Çalismaktan mutluluk duyuyorum." dedi. ona hak verdim. hayranligim, sayginligi bir kat daha artti. bunlari düsünürken dalmisim. birden , bir sesle irkildim. yanima orta yastan yeni çikmis bir kadin oturmustu. otururken selamlasmistik. anilara dalinca onu unutmusum. zaten, canim konusmak da istemiyordu ya. - kizim nereye gidiyorsun? - adapazari'na. -içine mi? - evet. siz? - ben, senden bir istasyon önce inecegim.evli misin? -evet. - Çocuk var mi ? - allah bagislarsa iki oglumuz var. - ben de evliydim. kocam öleli asagi yukari iki yil oldu. dört çocugum var. iki erkek, iki kiz. hepsi evli. yedi de torun oldu. ah kizim ah kocam ölünce evimin düzeni bozuldu. her yer bana dar geliyor. bize yetecek büyüklükte bir evimiz vardi. Çocuklar " anne, bu koca evin bakimi sana agir geliyor. satalim. bizler, sana bakariz. bizleri bu günler için büyütmedin mi?" dediler.bakiyorlar da sag olsunlar. ama; ben huzurlu degilim. kizlara gidince damatlari rahatsiz ediyormusum gibi geliyor. oglanlara gidince gelinlere zahmet veriyormusum gibi geliyor. erkenden odama çekiliyorum. canim sikiliyor. eski dostlarimi ariyorum. arkadaslarimi özledim. gezmek istiyorum., evime arkadaslarimin gelmesini istiyorum. anlayacagin bana dair hayatim kalmadi. Çocuklarimi da, torunlarimi da çok seviyorum. hepsinin her zaman çok isi var. benimle çok az vakit geçirebiliyorlar. derdimi kimselere anlatamiyorum. kendim bir yerlere gitmek istiyorum. ona da para lazim. istemek kolay mi ? bir insana bakmak sadece yedirmek, içirmek, yatirip kaldirmakla bitmiyor. bunlari kimselere anlatamazsin.yakinlarima söyleyemiyorum; dedikodudan korkuyorum. çocuklarimin bana bakmadiklarini düsünürler. Çocuklarima hiç söyleyemem. huzurlarinin kaçmasini istemem. bir çikmazdayim ki sorma gitsin.evimi sattigima pismanim. ama; dogrusu evin isi de masrafi da bana fazla geliyordu.dul parasi neye yetecek ? nasil huzur bulacagimi bilmiyorum, ibadet ederek vakit geçirmeye çalisiyorum. ama her zaman yeterli olmuyor dogrusu. yalnizlik allah'a mahsus." daha baska seyler de anlatti. kocasi ile geçirdikleri günlerini, en kötü günlerini bile özledigini . ben, arada bir lafa girmek istiyorum ama izin vermiyordu.toplumun ona uygun gördügü sifatin altinda eziliyordu. gün geçtikçe kendi olmaktan uzaklastigi açikti. sanki nefes almadan konusuyordu, acelesi var gibiydi, o konusurken, ben yorulmustum. ben de nefes almadan saskinlikla dinliyordum, derken tren durdu. kadin yerinden kalkti; " hosçakal kizim." dedi kapiya dogru yürüdü. sonra ani bir hareketle geri döndü. yanima yaklasti. minnet yüklü bir sesle ; "' kizim, beni dinledigin için tesekkür ederim. konusmaya anlatmaya ihtiyacim vardi. sirrini suya anlat, denize anlat derler ama insana anlatmanin yerini tutmuyor. senin adini sormadim. ben de adimi söylemedim. sen beni, ben seni tanimam. yani ; esim,

dostum degilsin.dinlediklerini bir yerde ister anlat ister anlatma, beni tanimazlar nasil olsa. beni dinledin, rahatlattin. allah, senden razi olsun. iyi günler." dedi, ben daha da sasirmis vaziyette ," bir sey degil. faydali olabildiysem ne mutlu bana. " dedim. söylediklerimi duydu mu, emin degilim. kaçar gibi trenden indi, gözden kayboldu. agzim açik, donup kalmistim. rüya görmüs gibiydim. son istasyonda trenden indim. nereye gidecegimi bilmez halde bir süre Çark caddesi'nde bos gözlerle vitrinlere, bankin üzerinde sere serpe uzanmis bir kediye baktim. sadece bakiyorum, bir sey gördügümü sanmayin. sükrüye teyzelere geldigimde içimde hâlâ bir hosluk vardi. insan sarrafi olmus sükriye teyze , durumu fark etmis olmali ki; "sen de bir hal var" dedi. ben, "yok bir sey. yol yorgunlugudur" diye kestirdim . arkasindan, " seni çok özledim." dedim. nurlu yüzünü, pamuk ellerini öptüm. sonra;" beni bos ver, sen nasilsin anlat ." dedim. ak pak, pembe çiçekli yatak takiminin içinde bir osmanli hatunu gibi yatiyordu. ve koyu bir sohbet bizi geçmise götürdü. güzel anilar, insanin hayatina hüzün, nese dolu bir renk katiyor. kahvemi yudumlarken , trendeki kadinin, ailesi içindeyken düstügü yalnizligi düsünmeden edemedim. sükriye teyzenin durumundan ne kadar farkliydi. acaba tanimadigi biri ile paylastiklari sikintilarini azaltti ml? ya da sirlarinin hepsini anlatabildi mi? hiç sanmiyorum. içini kemiren bir çok kurtla beraber oldugunu hissediyorum. kesin olan, erken yasta evlenmis,anneanne, babaanne olmus ve esi ölmüs kadinin yüreginde bir yangin vardi . gerçek anlamda kendini kaybetmis ve ariyordu. bunu kimse anlayamazdi. dönüs saatim geldi.. trene bindim aksamin serinligi ve alacakaranlik..istasyon yine hüzün dagitiyordu. tren homurtular çikararak ilerlerken , yine agaçlar geri gidiyordu. ve günesin kaybolma noktasinda yanginlar vardi.

5 gÜnesin battigi yer duyumlarin pinar olup tastiginda ulasmak için nehir aradiginda yüregin parça parça Çiçeklerin kokusunu soludugunda sahlandiginda basmak için bagrina heyecanla kendine kos. istanbul'un tasli sokaklarindan, nagihan teyzenin evine dogru yürürken onu ne halde bulacagimi düsünür, her seferinde kapisini korkarak çalardim. hasta oldugunda, beni arar, bulamazsa telâslanir, bir basina ölecegini sanirdi. sohbet ederken konuyu mutlaka eski günlere getirir, babamin çocukluk anilarini tekrar tekrar anlattirir, sonra da " ah nerede o zamanin insanlari? " der iç geçirirdi. en çok dinlemek istedigi ani,dedemlerin yemek sofralarindaki halleriydi. babam, büyük bir ailenin içinde büyümüs. büyükbaba, babasi, amcalari, gelinler ,torunlar sevgi, saygi içinde, bir çati altinda yasarlarmis. kalabalik olduklari için yemek vakti iki sofra açilirmis. sofranin birine büyükler, digerine çocuklar otururmus. bir gün ,yemegin arkasindan sofraya karpuz gelmis. birkaç karpuzu birden kesen emine hanim, karpuzlarin göbegini, en kirmizi yerlerini büyükbabanin sofrasina , kelekleri de diger sofraya kondururmus. emine hanim, evin yemek isleri ile ugrasan emektarmis. büyükbaba bu duruma için için güler, emine hanima bir sey demezmis. ama her seferinde büyükler, bir kaç dilim karpuz yedikten sonra " hanim, biraz da öteki sinideki karpuzun tadina bakalim". der ,tabaklari degistirirmis. sonra da; usulca ;"kimseyi incitmeden haksizligi giderelim"

dermis. gençler degisimden çok hosnut olurmus. emine hanim, bu aileyi beslemekten son derece memnunmus. evin büyük bir kileri varmis. Çuvallarla alinan, un, pirinç, bulgur, nohut, fasulye gibi kuru yiyeceklerle, emine hanimin yaptigi tursular, reçeller, tarhanalar, bulunurmus . kesinlikle bu kilere girmek yasakmis. hele tursu, reçel çikarmak özel bir yetenek gerektiriyormus.verilen emegin bosa gitmemesi için kilere herkes giremezmis. yani; emine hanim buna izin vermezmis. nagihan teyze bunlari anlattirir, sonra da; '"büyük baba ne dermis, ne dermis?" der sesiz ve içten gülerdi. hastaligi sirasinda sik sik ziyaretine gider elimden geleni yapmaya çalisirdim. bazen , kolay, zahmetsiz yemekler pisirmemi isterdi. en çok çorbayi severdi. "iyi ettin de çorba kaynattin" der , höpürtmemeye gayret gösterir, küçülmüs, fersiz gözlerini kisarak çalardi kasigi çorba tasina .yemek isin bahanesiydi.onun istedigi, sohbetti, can yoldasiydi. bir ziyaretimde , büyük babanin en yasli döneminde basindan geçen olayi anlatmistim. hayran kalmis tekrar tekrar dinlemek istemisti." büyük baba artik iyice yaslanmis. sadece, camiye gitmek için evden disari çikarmis. bir cuma günü , babam,dedem ve büyükbaba fatih camisine gitmisler . namaz sirasinda biri gelmis, büyük babanin kollarini kaldirmis, hirkasini çekerek çikarmis, ve hirkayi alarak kaçmis.. bunu gören dedem ve babasi adamin pesine düsmüsler. hirkayi hirsizdan alip gelmisler. "neden hirsiza müsaade ettin" diye büyük babaya söylenmisler. büyük baba sakin bir sekilde ;" siz neden bu kadar telas ettiniz ki. keske hirkayi almasaydiniz. evde bir hirkam daha var. " demis. onlar;" olur mu canim , adam hirsiz. baskasinin malina el uzatilir ml ? hem de gündüz gözüyle" demisler. o zaman büyük baba daha da sakinleserek ; " burada sizin anlayamadiginiz hakikat, o adamin bu hirkaya benden daha çok ihtiyaci olmasidir. keske, onun ihtiyacini bizler anlayabilseydik de hirkayi elimizle verseydik. izinsiz almasi elbette dogru degil. Önemli olan, hakli bir alacagin varsa bunu kavgasiz almaya çalis. kavga etmeniz gerekiyorsa vazgeçin. bu daha hayirlidir.. isi, asil sahibine ve zamana birakin" demis. dedemler , açiklamalardan sonra utanmislar. bu düsünceler insan olmanin etten, kemikten öte bir sey oldugunu hatirlatiyor. nagihan teyze de bunu biliyordu." veren el, alan elden hayirlidir" derdi. dinlerken gözlerini kisar , dalar, uzaklara gider; " hey gidi eski insanlar . insan gibi insanlar ." der basini iki yana sallardi. bu bas sallayista çok sey gizliydi. hiçbir zaman dert yanmaz, geçmisinden söz etmezdi. sanki dünyaya böyle gelmisti. bu tavani çatlak ve alaca badanali odanin duvarlarindan ötesini hiç görmemisti. Çocuk olmamis, basinda kavak yelleri esmemis, bir evi, asiyla isiyle idare etmemisti. sabir yumagi idi. hüznünü kendi yasar , sevincini benimle paylasirdi. bu sevincin ne kadari gerçek ne kadari gönül almak içindi bunu bilemiyorum. bu gün onu son yolculuguna ugurlamaya giderken; yasliligini iyi yasayamadigini düsündüm. bes çocuk annesiydi ama hiç birinin yanina sigamamisti. neredeydiler, nasil yasarlardi hiçbir bilgim yok. Çocuklugumdan beri yalniz yasayan komsu teyzemdi. ben büyüdüm, genç bir kadin oldum. nagihan teyze hep ayniydi. ya da yaslilik omuzlarina vaktinden önce çökmüs, bir daha da kalkmamisti.. beraber oldugumuz zamanlarda acisini gizliden gizliye paylastigimi hissederdi. bundan haz duyardim. nagihan teyzeyi ziyaret etmeyi vazife edinmistim. gidemedigimde huzursuz olurdum. o da beni merak ederdi. aramizda efsunlu bir bag vardi. ben onun için; naciye hanimin küçük kiziydim. o da benim komsu teyzemdi. nagihan teyzeyi, ugurlamaya gelenler arasinda, aglamaktan yüzü sismis, gözleri kan çanagi olmus bir kadin dikkatimi çekti. mahalleden biri degildi. uzak uzak duruyordu ve gerçekten agliyordu. kim oldugunu merak ettim ama ; dogrusu yanina gidip de sormak istemedim. bu bilgilenmenin artik kimseye yarari olmayacakti. günesin bir tarafta battigi zaman, diger tarafta dogdugu zamandir. son yoktur. yeni baslangiçlar vardir. nagihan teyzeyi bir sondan , yeni baslangica ugurladik. korktugu basina gelmis, tek basina ruhunu teslim etmisti. ben, ya da baska birileri yaninda olsaydi; degisen bir sey olmayacakti. bu yolculugun gelis biletinin de dönüs biletinin de zamanini yolcusuna sormuyorlar. ve yanina kimseyi almasina izin

vermiyorlar. rahatligin olmadigi bu imtihan dünyasinda inaniyorum ki basarili olmussundur. artik huzurdasin. güle güle komsu teyze, güle güle. yolun aydinlik , mekânin cennet olsun . . 8 dÖnÜsÜ olmayan yollarin gÖÇmeni gel yarenim, canim benim Çay bahçesine inelim, salkim sögütle mesk edelim Çayimizi sefa ile içelim. günes,bu sabah da altin tozlarini usulca,gönlünce sermisti yatak odasina...kadin uyandi.iyi uyumustu.kendini güçlü ve saglikli hissediyordu.buna ragmen isteksizce kalkti,pencereyi açti.bahçeye bir göz atti.bahar isii isii gülüyordu.koca gün,nasil geçecek demekten kendini alamadi.yatagini düzeltti.yavas yavas merdivenlerden indi...kendisine kahve yapti...sabahlari kahve içmek eski bir aliskanlikti.Çalisma hayatindan kalan tek hatira...kahvesini terasada, güllerine bakarak yudumlamaya basladi. en keyif aldigi zamandi,sabah kahvesini yudumladigi anlar.son zamanlarda böyle olmadigini düsündü.bir eksiklik,bosluk vardi...bunu biliyordu ama; bu bosluk neydi, nasil dolmaliydi. bu boslugu doldurmanin bir yolu olmaliydi...bunlari düsünürken kahvesini bitirmisti.kalkti...bahçede gezindi, çiçeklerin sari yapraklarini kopardi.sonra içeri girdi.yapmasi gereken,her günkü siradan isleri vardi.yapmasa da olurdu.ama "yapacak baska ne isim var" dedi. ahenksizce islerini bitirdi. öesi,her gün çalismaya giderdi.bazi geceler gelemedigi de oluyordu. Çalistigi sirketin dis baglantilarindan sorumluydu.Çocuklari da ögrenimlerini bitirdikten sonra yurtdisina ihtisas yapmaya gitmis daha sonra da çalismaya baslamislardi. yilda bir, iki haftaligina geliyorlardi. hepsi bu kadar.telefonla zaman zaman haberlesirlerdi. yalnizlik bosluk meger ne zormus, diye geçirdi içinden.bazen yüksek sesle düsünüyor bazen çiçekleri ile konusuyordu... birkaç yil önce;çalisirken,çocuklar evdeyken,birazcik yalniz basina kalmayi ne kadar çok istedigini animsadi. aman allahim;çok güç dayanilmaz agrilar veren bir sesizlikmis yalnizlik. basa gelmeden anlasilamayan...güzellikleri mutluluklari paylasabilecegin insanlarin hemen yani basinda olmasi hiçbir seyle ölçülmeyecek kadar degerliymis. "bunu simdi daha iyi anliyorum."diye aklindan geçirdi... geçen hafta ilk defa açan sari gülünü görünce çilgin gibi sevinmisti.gösterecek kimse bulamamisti da; çöpleri almaya gelen çöpçüye göstermisti.o da; "parkta onlardan çok var abla ." demisti. Çöpçünün kirisik,umursamaz, zayif yüzüne baka kalmisti... yasina ragmen güzel bir kadindi.yillar çok sey götürmüstü.ama;silintilerin yerleri belirgin sekilde kendini gösteriyordu. simdilerde evleri sehir disindaydi.sehirdeyken bahçeli bir evde oturmanin hayalini kurarlardi. bu hayal gerçeklesmisti.Önceleri hayatlari çok güzeldi.eglenceler davetler birbirini kovaliyordu.gençler evden bir bir ayrilinca;evin, havasi degisti.bu düsünceler kadinin kafasindan bir çirpida geçmisti... aksama çok vakit var.yeni bir ugrasi bulmaliydi.bir sürü ugraslari vardi ama;yetmiyordu. eksikligin,insan oldugunu biliyordu.bahçeli evi de nereden çikarmislardi.uzaktan bakinca çok iyi bir yasanti olarak görünüyor ."oh ne güzel ! çiftlik gibi ev.karisan yok temiz hava..."diyorlardi.bunlar aklina gelince,kadin;farkinda olmadan yine yüksek sesle düsündü."karisan yok ama,görüsen de."dedi.

aslinda,çevresinde sevilen,kisilikli, sayginlik uyandiran bir kadindi.her seyi tadinda birakmayi bilirdi.Çalisma hayatindaki basarisi her konuda ölçülü olmasiyla yakindan ilgiliydi... yeni bir sey bulma düsüncesi aklinin bir kösesini hep mesgul ediyordu.gazetenin okunmadik yeri kalmamisti. ilanlara kadar her kösesi bitmisti. birden gözleri parladi.simdiye kadar nasil aklina gelmemisti...sahi neden çay bahçesine gitmiyordu?hem de ise gider gibi.her gün ayni saatlerde,ayni masada oturarak birkaç saatini geçirmiyordu? bu düsüncesini çok sevdi. heyecanla uygulamaya karar verdi. arabasina bindi.uzun zamandir araba bile kullanmiyordu.iste oldu.her sey iyi gidiyordu.Çay bahçesine geldiginde öglen vakti çoktan geçmisti.ilk defa kararli bir biçimde,amaçli olarak buraya gelmek sevinç ve heyecan getirmisti kadinin içine. Ön masalardan birine,denize karsi oturdu.Çayini yudumladi.kimseler yoktu.sikildi.bir sigara daha yakti.içer gibi degil,yer gibi bitirdi sigarayi.bir süre sonra,yoldan geçen iki tanidikla selamlasti.hal hatir sordu.basma kalip birkaç laf edildi. düsüncelere daldi yine.Çocuklarini özlemisti...belki de birinin yanina giderim dedi. amerika'ya gitmek çok zor.belki ingiltere'ye gidebilirim,diye düsündü.kendine acimayi sevmezdi. her gecenin bir sabahi vardir.hiçbir sey sonsuza kadar sürmez.zamanla bahçe ona,o bahçeye alisacakti.buna yürekten inaniyordu.hesabini ödedi.askici çocuga bahsis verdi,tesekkür etti.arabasina bindi, gözden kayboldu... gece,esine gününü ve yeni düsüncesini anlatti.o da buna memnun olmustu.hatta erken geldigim aksamlar,ben de ugrarim bahçeye,eve birlikte döneriz." dedi. yagmur,çisil çisil yagiyordu.toprak kokusu güllerle bulusmustu.mavi gök eriyor,bahar oluyordu.yagmurda yürümeyi severlerdi.birlikte güzel bir yürüyüs yaptilar...bu gece yagmur yagiyordu ve gece güzeldi.her gece güzel bahar yagmurlari yagmiyor.yürüyüs sonrasi esi;yorulmusum hanim,ihtiyarliyoruz galiba." dedi.kadin"evet"anlaminda basini salladi.sonra da"dur bakalim,daha yaslanmamiza çok var.hayatimiz,ancak bize kaldi."dedi.adam güldü."olur,dedigin gibi olsun bakalim."dedi.sonra ilave etti."eski sevk yok ,hanim.vücudum isyanlarda.artik her seye dayanmiyor." kadin güldü."ya iste böyle!"adam da güldü,kafasini sallaya sallaya. .. ................ artik çay bahçesine gidip oturmagi aliskanlik haline getirmisti.yasadiklarini,gece olunca esine,hikaye gibi anlatmasi isin en keyifli yaniydi. küçük serçe mutluluklari kadini hayata bagliyordu.simitçi,ayakkabi boyacisi,ay çekirdek, gazete saticisi, dondurmaci,kagit helvaci,baloncu,hatta balikçilar onu benimsemisler ,kendilerinden biri gibi görmeye baslamislardi.kadin,onlarin tek tek hatirini soruyor,dertlerini dinliyor, sorunlara çareler üretiyordu. Üç yildir,bahardan baslayarak, havalar iyice serinleyinceye kadar bu bahçe onun ikinci adresi olmustu.gidemedigi,geç kaldigi zamanlarda merak ediliyor,telefonla araniyordu.hatta her gün oturdugu masa bos birakiliyordu.Çayini,ne zaman nasil içer biliyorlardi.bahçe sakinleri onun sohbetlerine zevkle katiliyordu. ................. neredeyse yaz bitti gibi. her yer sari, turuncu renge boyanmaya baslamisti .dogada bir telas,bir telas...göç zamani. hayvanlarda, bitkilerde kis uykusuna hazirlanma telasi.insanlarin,soguk,uzun kis gecelerini sicak geçirebilme kosusturmasi.ilik havanin soguk hava ile aglayarak,firtinalar kopararak,hüzünlü yer degistirme hesaplasmasi...

"sari,turuncu,alaca gökyüzü güle güle."dedi kadin.kirlangiç sürüsüne katilarak ta uzaklara gitti. yaz mevsiminde oldugu gibi kalabalik degildi buralar.okullarin açilmasi yakindi. bir bir yazlikçilar çekiliyordu...bahçe, tek tük yazlikçilarin disinda semt sakinlerine kalmisti.bu durum o kadar hos bir duygu veriyordu ki; sanki, bir ailenin uzun süren ayriliklarindan sonra bas basa kalmalari gibi. bahçe büyümüstü. eski tanidiklar görünmeye baslamisti. yaz günlerinin hengâmesinden eser kalmamisti... bu güzel sonbahar günlerinin birinde evine gitmeden son bir çay daha içmek istedi kadin.Çay yeni demlenmisti.serin havada sicacik yudumlar isitiyordu insani. yavas yavas gitmeye hazirlaniyordu ki; kibar, olgun görünüslü bir bey,biraz ötedeki masadan kalkti,kendinden emin adimlarla,elindeki kitap ile kadinin masasina yaklasti;"merhaba."dedi.bos sandalyeyi göstererek;"oturabilir miyim ?"diye sordu. kadin sasirmisti.simdiye kadar görmedigi ya da dikkat etmedigi biriydi.oturmasinda ne sakinca olacakti; "buyurun"dedi.olay aniden gelismisti.düsünmeye firsat yoktu. durum,oldu- bittiye getirilmis gibiydi.mecburi bir tanisma oldu.beyefendi istanbul'da yasiyormus.bu kasabaya tatil için gelmisler.en fazla bir iki hafta içinde buradan gideceklermis. adam;"Çoktan beri sizi bu bahçede görüyorum. ayni saatlerde geliyorsunuz.egleniyorsunuz,eglendiriyorsunuz.herkesle yildiziniz barisik.size imrendim."dedi.sonra;"gider ayak olsa da bu efsunlu bayanla tanismak istedim." dedi. kadin,memnun oldugunu ifade etti.kibar gülümsemesi,onurlu, hos edasi ile burada doga ve insanlarla bir seyleri paylasmanin güzel duygu oldugundan söz etti. bu isiltiyi yakaladigimdan beri hayat felsefemde hayli degisiklikler oldu.siz karma karisik,kivircik saçli,simitçi çocugun,minicik kafasindan neler geçirdigini bilmenin mutlulugunu anlayabilir misiniz?"dedi. adam,hayranlik ifadesi ile "anlayabiliyorum." dedi ve basini asagi -yukari salladi.aslinda,adamin aklindan geçenler bambaska duygulardi.bu duygularina köprü kurmaya çalisiyordu.konuyu degistirdi ve aniden; "ben, bu bahçede kitap okumayi seviyorum. "dedi.hemen; "siz kitap okur musunuz ? diye sordu.kadinin yüz ifadesini heyecanla izledi...kadin;"evet okurum. Özellikle gece.. Çünkü; gündüz, canli hikâyeleri kaçirmak istemem."dedi.güldüler. adam,elindeki kitabi göstererek "okudugum kitabi ister misiniz ?"diye sordu.kadin saskinlik üzerine saskinlik yasiyordu...kekeleyerek,"Çok memnun olurum.bu gece okur yarin getiririm.'dedi.adam,"isterseniz kitap hakkinda konusuruz da."dedi. Çaylari da bitmisti.yarin görüsmek üzere vedalastilar. kadin arabasina bindi. yavas gidiyor, düsüncelerini dagitmak istemiyordu."insallah,göründügü olgunluktadir.akli basinda insanlarla, sohbet anlam kazaniyor...küçücük bir yerde,yaz boyu nasil hiç karsilasmamisim diye hayret etti..sanki bu durumda anlasilmayan bir sey vardi. ya da yanlis bir sey..."bakalim neler olacak."dedi kendi kendine. ertesi gün ve günlerde birbirlerini daha iyi tanidilar.adamin efendiligi,kadini ve diger sakinleri etkilemis, güven vermisti...onu da aralarina almislardi.on bes gün güzel sohbetler oldu. sevinçler,ezgiler paylasildi.okunan kitaplar hakkinda tartisildi...zaman zaman diger insanlarin sohbete katilmasi havayi daha da renklendiriyordu...kimse bu günlerin bitmesini istemiyor gibiydi... nihayet son gün geldi. adam ona,yeni bir kitap verdi;"seneye görüsebilirsek,geri verirsiniz.görüsemezsek benden bir ani olarak saklayiniz." dedi... aksam üstü,tatli bir gülümseme,dost bir tokalasma ile ayrildilar.bu dostlukta ne bir telefon numarasi ne de bir adres vardi... aradan,üç koca ay geçti.kis, bütün hismi ile sürüyor. deniz azgin bir boga gibi yükseliyor,balikçi motorlarini korkutuyor,kiyiyi tokatliyordu...bulutlar hep agliyor,aglamadiklari zaman,bahçeler buz kesiyordu.sokaklardan hizli yürüyen insanlar geçiyor.Çocuklar oyuna çikmiyordu. kar,usul usul yagiyor,sanki bulutlar

yeryüzüne piknik yapmaya geliyorlardi. içerden, sicacik pamuk yiginlari gibi görünüyorlardi... kadin pencere kenarina koydugu ekmek kirintilarinin bittigini gördü.serçelerin yiyeceklerini tazeledi.bir sürü kusu vardi.kisin bir yere gitmez bahçeyi senlendirirlerdi.bazen,cami tikladiklari bile olurdu. kadin,pencereden gelinlikli bahçeyi izledi bir süre...agaçlarin görünümleri rüya gibiydi."en ince dalda bile beyaz bir çizgi vardi... bu günlerde kizini da oglunu da göresi gelmisti.belki de gelebilirlerdi. bayrama on gün kalmisti.her an bir zil sesi duyabilirdi.kapi ya da telefon.kadin bu düsüncelerdeyken kapi çalindi.bahçedeki çayci çocuk,onun adina bir paket getirmisti.göndereni belli degildi.kadin,saskin bir süre, paket elinde bekledi.sonra merakla ve özenle açti.içinden bir kitap ve kisa bir mektup çikti.mektupta;"bu hikayeyi size yazdim.Üç tatil boyu sizi izliyor,her halinizi inceliyordum.bagislayin. buna hakkim yoktu.bu sevgiden öte,bir tutkuydu.gizemli,onurlu halinizin tesirinde kalmamak benim için mümkün degildi.izin almadan, sizi hikayemin kahramani yaptim.umarim begenirsiniz.birlikte okudugumuz kitaplari da ben yazmistim.asil ismim yeni kitabin üstünde.sevgilerimle mutlu kalin." diyordu... kadin buz kesti.sevinmekle sevinmemek arasinda bocaladi.bir zaman sonra,hikayeyi soluksuz okudu.bir kez daha okudu. özümlemeye çalisti.mükemmel bir heyecanla,çok anlamli, yasanamamis, yasanilasi sevdalarin biri anlatiliyordu.yazar,duygularini gizlemeden sergilemisti.sevdalandigi kadinin evli oldugunu biliyordu.askina saygisindan,sevgisini kagitlarin arasina sigdirip saklamayi basarmisti. kadin, mahcup, heyecanli, saskin...karmakarisik olmustu.kendini toplamaya çalisti."gerçek sevgi bu olmali." demekten kendini alamadi. "göç zamani,büyüleyici güzelliktedir.ama,duygularin, som baharin göçmesi digerlerine benzemez.onlar, dönüsü olmayan yollarin göçmenleridir."hikayeden,arda kalan bu cümleleri mirildandi. kitabi,diger kitaplarinin arasina yerlestirdi. yazlar, sonbaharlar geçti. kim bilir kaç kez. bir daha karsilasmadilar. belki de, tutkulu adam, görünmez bir yerlerden yine kadini gözlüyordur...kim bilir? kadinin hayatina,bir an bahar sevinci gelmisti.bu gizemli günlerin sarhoslugu,gizemli olarak,hikayenin sayfalari sararip dökülünceye kadar sürecege benziyordu. 1994 2 iste bÖyle basladi kadin, bilgisayarin basina oturdu. bir süre elleri çenesinde öylece durdu. bekledi, bekledi ve yazmaya basladi. bu minicik bir nottu. not küçüktü belki ama anlami büyüktü onun için. " sayin abdi bey, faks çekmek istiyorum. lütfen ilgilenir misiniz? " yaziyi okudu. altina sadece "ben" yazdi. yaziyi, yazicidan çikardi. faksin basina geçti. yine bir süre bekledi, düsündü, düsündü ve kararini uygulamayi gerekli gördü.. Çekilen faks yerine ulasmis, onay kagidi alinmisti. abdi bey, kagidi fakstan yirtarcasina çekti aldi. bu kisa yazinin ne anlama geldigini çok iyi biliyordu. basindan asagi kaynar sular dökülmüsçesine bütün bedenini atesler basmisti. ne düsündügünü bilmez halde kagidi küçük parçalara bölerek çöp kutusuna atti. kadin, küçük bir cevap beklemeye koyuldu. yazdigi mektubu, abdi bey'in haberi olmadan fakslamak istemiyordu. sekreterin ya da orada çalisan herhangi birinin okumasini dogru bulmuyordu. aslinda onlarin mektubu okumalari bir sey ifade etmez. ama , hos da olmazdi. bu yüzden , "evet, faksin basindayim." demek için telefon açmasini bekliyordu abdi bey'in. bir türlü telefonu çalmadi. acaba yerinde yok mu?

diye telefon numaralarini bir çirpida yeniden çevirdi mehtap. açilan telefondan sesini duydu. oradaydi ve yanit vermiyor, kendini "yok" dedirtiyordu. buna ragmen mehtap, birkaç kez de faks numarasini çevirdi. istiyordu ki ; "her halde bir aksilik var." sanilsin ve telefon edilsin. saatler geçti, yanit gelmedi. kadin, tekrar tekrar ofis telefonunu, el telefonunu , faks numarasini çaldirdi. açilan telefona cevap ve faksa sinyal sesi verilmiyordu. bu sirada ofiste, bir heyecan ya da kargasa dalgasi esiyordu. abdi bey, sanki telefonun kimden geldigini bilmiyormus gibi davraniyor sinir harbi yaratiyor, bir yandan da dalga geçtigini ima etmege çalisiyordu. bu hareketlerinin asil nedeni ise korkuydu. gelecek faks yazisinda neler yazili olacagini asagi yukari tahmin edebiliyor, birinin okumasindan korkuyordu. düsünemediginden mi, aksiliginden mi bilinmez mehtap hanima bir telefon açmayi beceremedi. paradan baska bir sey düsünmeyen sadece maddeden olusan ama etrafindakilere karsi binbir maskesi olan saygin biri . bu görünen yüzü tabii. mehtap'tan gelen sessiz telefonlari önce sekreterine sonra yanina gelen herkese dinletti. bunun nedeni kendini ak göstermekti. o gece kötülük yuvasi is yerinde herkese kabus yasatti. faksin basinda gece yarilarina kadar on bes yaslarinda bir çocugu bekletti. Çünkü; o zavalli, kimsesiz ve muhtaçti. onu susturmak kolay olurdu. korkuyordu, ya faks gelirse ya olmadik biri okursa .. mehtap böyle bir sey yapamazdi. ancak onuru kirilmisti. ayaga kalkmak istiyordu. ve bu durum abdi bey'in maskelerinin bir bir düsmesini saglayacakti. her tavrinda ,her sözünde akil almaz yalanlar, alçak daglari ben yarattim havalari çaliyordu. bu tavirlara birinin , onun anlayacagi bir dille "dur " demesi gerekti. mehtap, o sali günü faksi çekemedi. ama , kendini bilmez abdi beyi rahatsiz etmek için defalarca telefonunu çaldirdi. artik yok yere bir telefon savasi basladi.ok yaydan çikmis belirsiz bir hedefe dogru gidiyordu. savasi kim baslatti dersiniz. mehtap degil mi? görünürde öyle ama isin iç yüzü içler acisi dogrusu. abdi bey, paranin verdigi rahatlikla kendine bir imparatorluk kurmus. her pisligi açik açik yapiyor fakat yanindakiler kesinlikle sikayetçi olamadiklari gibi agizlarini bile açamiyor. sonunda issiz kalmak hatta iskence çekmek var. güzel , çok da güzel olmalari önemli degil, dul ya da evli, zengin , az parali , hatta arkadas eslerini, yasi kaç olursa olsun tuzaga düsürüyor. kendi ifadesi ile " ben, istedigim kadini, istedigim zaman kendime asik ederim. isim bitince de birakirim." mehtap bunun ne anlama geldigini bilemedi. Çünkü, simdiye kadar basina böyle aptal bir is gelmemisti. " bu nasil ask,hemencecik nasil ayriliyorsunuz? yasanan birliktelik bir kalemde nasil silinir?" diye de sormustu. " abdi bey de " telefonlarina cevap vermem. araya sogukluk sokarim. kendiliginden olup-biter" demisti. "ama sen ögle birakacagim bir insan degilsin." diye de ilave etmisti. Çevresinde bulunan canli cansiz her seyin sahibi hissediyordu kendini. Çok zavalliydi aslinda. karsisina çikan ve gözüne kestirdigi kadini önce , göklere çikarir. ayagini yerden keser. sonra da son hizla yerin dibine batirabilirdi. nasil isine gelirse öyle davranir. insanlari küçük düsüren durumlar yaratmakta ustadir ayrica. "ben , ne yaptim. farkinda degilim." gibi umursamaz tavirlar takinir. is sahasinda önemli bir sahsiyetmis gibi taninan sanal devlerden. asli ise zavalli bir pigme. iste mehtabi bu duruma getiren son sözleri " mehtap, canim sen her seyi yazarak daha iyi anlatiyorsun. diyeceklerini yaz." demesiydi sesini isitmek istemiyorum anlaminda bir ifade ile. iste, mehtap bu yüzden faks çekmeye ugrasiyordu. olan olmustu. o da tuzagina düsmüstü. hiç olmazsa bir ders verebilirdi adi herife. onun paralarla oynayip insanlari kandirmasi, saygin biriymis gibi yasamasi gerçegi bilenleri çileden çikariyordu. ama ne yapabilirsiniz ! son yillarin moda davranisi bu. insanin aklina" içerdekiler mi deli, disaridakiler mi ?" sözünü getiriyor. damlarda bulunanlarin çogu böylelerinin ortaya çikardigi mecburi suçlular.. psikolojik baski ile perisan olmus magdurlar. ve onlar, mücadele edecek gücü birakmazlar insanlarda. bunlardan biri, hatta diyebiliriz ki en ileri geleni abdi bey'dir. telefon savasinda ikinci hafta doldu. hala basladigi yerde mehtap. abdi bey'in arada bir "alo, efendim." ya da " canim,emret sultanim" sözlerinden baska bir sey

yoktur ortada. telefonu açinca kim olursa olsun böyle seslenirdi. sonralari bu sessiz telefonlar onu ürkütmeye basladi. bu yüzden konusmak istiyordu. " kim oldugunu biliyorum. numarani tespit ettim." ve arada küfürlü sözler söylenmeye de basladi. olayin en garip yani, ikinci esi hastayken yillarca metres hayati yasamasi, hem karisini hem metresini sürekli baska kadinlarla aldatmasi. karisi öldükten bir yil sonra metresiyle evlendi. Çok zaman geçmeden onu da bu oyuna alet etti. ne çocuklarinin annesi olan hasta karisi, ne eve kapattigi metresi , ne gelin, ne damat ne de torun sahibi olmasi onu durdurmaya yetmiyordu. her türlü durumu aleyhine çevirmekte ustaydi. bazen gelen telefonlari karisina açtiriyor, mehtap'in duymasi için kadina açik saçik iltifatlar yapiyor. evlendigine, mutlu olduguna inanmasini istiyordu küçümen akli ile. "beni deli etmeye çalisiyorsun. ama; önce sen deli olacaksin." dedi bir telefona yanit olarak. bir sürü saçmalik sürüp gitti. mehtap, bunlari yasadigi için son derece üzgündü. onu tanidigi saati hayatinda yok sayiyordu. allah'tan, ondan bir hediye ya da baska bir sey almamisti. sahip oldugu, az gelirli kadinlara ufak tefek para, ve koca teker kasar peyniri, sucuk v.s vererek minnet duymalarini sagliyordu. sükürler olsun ki, mehtap böyle bir sey almamisti. ihtiyaci yoktu zaten. simdiye kadar otobüse bile binmemisti. yazligi, kisligi, bilmem kaç evi ,arabasi vardi. nasil bir çikmaza girmisti? farkina varamadan tuzaklarin . simdi bu igrenç tablonun içinde olmak onun canini acitiyordu. hikaye söyle baslar. mehtap ve abdi bey, yilin son ayinda bir gece saat yirmiden yirmi ikiye kadar birbirlerinden habersiz ayni ortamda bulunurlar. saat yirmi iki on bes gibi mehtap bu ortamdan ayrilmaya karar verir. oraya bir arkadasinin daveti üzerine gitmistir. Çünkü; burada içki içilmektedir. bu durumdan rahatsiz olmustur. tam kapidan çikarken mekanin sahibi olarak mehtap hanimi ugurlamaya gelen abdi bey, yarim saat süren bir konusma yaparak kadini sasirtir. is merkezinin sahibi oldugunu , tekrar gelmesini, onu burada görmekten mutlu olacagini söyler. sanki ; olacaklar mehtap'a malum olmustu. onun için erkenden ayrilmak istemisti. ama olmadi, olamadi. kadin, isi için ankara' ya izmir'e gidiyordu. bu siralarda abdi bey, telefonla durmadan ariyor, binbir güzel sözle kadini kandirmaya çalisiyordu. Öyle, olgun, akli basinda , yumusak, kibar laflar ediyordu ki , aldanmamak , tecrübesiz biri için imkânsizdi. son telefondan sonra mehtap dayanamadi , nasil oldugunu anlayamadan kendini adamin yaninda buldu..aslinda merakini yenmek istiyordu. o gün ve bir hafta ara ile iki gün akli basinda dost insanlarin sohbeti seklinde geçti görüsmeleri. Üçüncü görüsmede mehtap'i karisinin ihtisamli mezarina götürdü. karisinin arkasindan bu kadar aglayan bir erkek insana güven veriyordu. zaten abdi bey'in amaci da buydu. duygu sömürüsü yaparak kendini açindirmak.. her sey planladigi biçimde yürüdü. ve o gece olanlar oldu. is artik çigirindan çikmis geri sayim o dakikada baslamistir. mehtap bunu hissetmisti ve bir sey yapamiyordu. kisa süreli muhtesem bir rüya görmüs ve büyüsüne kapilmisti. abdi bey,bazi düsüncelerini, yaptiklarini yilisik biçimde itiraf , bazilarini da imâ ediyordu her firsatta.. oysa kadin onunla ortak noktalar bulmus. paylasacagi birinin olmasindan mutluluk duymustu. bir insanin bu kadar kötü ruhlu olacagini ve bu derece rol yapacagini hayalinize bile sigdiramazsiniz. hevesi geçince olanlari sakin biçimde anlatabiliyor. bu tanim eksik oldu.. heves bile degildi yaptigi is. sadece bir kadini tuzaga düsürmek ve bundan zevk almakti. karsisindakini sok etmek için her seyi deneyebilirdi. yaptiklarini hiç çekinmeden kendi ahlâkinda olan insanlarla paylasiyor, birbirlerine kadin bile gönderiyorlardi. ve bu kadinlar siradan kadinlar olmuyordu. ona güvenen yakin çevresinden kadinlar. nasil olsa kadin da kimseye söyleyemez. Çünkü ; o bir kadin ve artik suçlu . yasananlarin hepsini ifade bile edemiyordu mehtap. ayrintilari, bilenlerin dudaklari uçuklar, belki de kulaklarini tikar duymak istemezler. bir maceraya atilmisti saf duygularla . bunun macera oldugunun bile farkinda degildi. büyülenmis gibi, adamin ayagina gidiyor, giderken de simdiye kadar çekmedigi sikintilara katlaniyordu. . Üstelik adam ondan yirmi yas büyüktü. ve basina geleni kavradigi zaman buna tahammül edemedi. yaptiklarina pismandi.

aslinda kendi iradesi ile yaptigi bir sey yoktu. tamamen etki altina alinmis ve yönlendirilmisti. televizyonda "kandirildim." diyen kadinlara kizardi mehtap. "insan nasil kandirilir? istemedigin bir sey zorla yaptirilamaz" derdi. yaptirilirmis. hem de aklindan bile geçmeyen seyler, istiyormus havasinda yaptirilirmis. bilgilenmisti mehtap. ve bu bilgilenme ondan çok seyler alip götürmüstü. artik o , yürüyen bir cenazeydi. sinirleri yipranmisti. belki ; psikolojik tedaviye ihtiyaci vardi. diger yandan, ailesine, çocuklarina karsi sorumluydu. bu devreyi kolay atlatmasi için allah'tan baska yardimcisi yoktu. Önce, abdi bey'in özür dilemesi gerekiyordu. ve bu durmak bilmez telefon trafigi abdi bey'in pes etmesine neden oldu. gerçekten çiçegi burnunda evli görünen kart evlilerin huzuru kaçmisti. daha dogrusu güvensizlik bas göstermisti. mehtap'in çileden çiktigini , durmayacagini anlamisti. ve çaresiz telefonu çevirdi bir gece vakti. "mehtap, özür dilerim. sen , bu duruma düsürülecek kadin degilmissin. ama ben anlayamadim. bu dert bana yeter. Ölüm sebebim bile olabilir.faksini lütfen çeker misin?" dedi. mehtap, hiçbir sey olmamis gibi sadece "tamam" dedi. mektubu fakslamanin önemi yoktu . aci çeksin istiyordu. sonuna kadar düsündüklerini yapmaya kararliydi. zaten abdi bey de onun delirdigine karar vermisti. durumu alttan alarak düzeltmeye çalisiyordu .sözde kisa yoldan kendini kurtarmaya bakiyordu. mehtap bunu anlamisti. Çok üzgündü kendi adina. kalemi eline aldi. "içimden geçenleri anlatmaliyim."dedi. onun da huzuru kaçsin. hayati biraz karissin istedi. telefon etmesinin nedeni de huzur kaçirmakti. kendini kaf dagi'ndan asagi atsin beyefendi. yapmacik kibarliklarla bu is yürümez. karsi karsiya kaldigi bu acimasiz durum mehtap'i çileden çikarimisti. Çünkü, onun istedigi biraz sohbet , biraz can yoldasligi belki ara sira basini koyacagi bir omuz arayisi ya da birazcik sefkât, candan bir dost. . onuru kirilmis, her yani kaniyordu için için. ve içini kagida dökmege basladi. merhaba, canini siktigim için kusura bakma.sesimi duymak istemedigin için yazmak zorunda kaldim. geçen yil bu zamanlar seni tanimiyordum. ve çok mutlu bir kadindim. iyi bir es, iyi bir anne, iyi bir is kadini, iyi bir komsu, iyi bir arkadas, iyi bir dinleyici, iyi bir dost.. gülmek de aglamak da yakisirdi. aci tatli her olayin iyi yönünü görebilirdim. kisaca "o kadin" olmadan önce hayatindan memnun ender insanlardan biriydim. neseliydim. hayattan zevk aliyordum. küçük mutluluklarimi sölen havasinda yasiyor, bunu yakinimdakilere de yansitiyordum. her sey öylesine güzeldi ve ben bunun farkindaydim. ne zamana kadar? sen yoluma çikana kadar. bu satirlari yazarken, yaziyi okurken yüzünün alacagi sekil gözümün önüne geldi. "amaan, amma da uzattin, ne olmus, ne yaptik sanki?" dedigini ,alayci bir ifade ile yüzünü burusturdugunu görür gibiyim. iki yüzlü olmak kolay degil benim için. paylasamayacagin sirrinin olmasi gibi. baskasiyla paylasinca sir olmaktan çikar zaten. bu daha da korkunç. "ne olursa olsun hayat devam ediyor." demek senin için kolay. biliyor musun ( bildigini sanmiyorum.) insan kendinden kaçamiyor, kandiramiyor. diger insanlardan kaçmak onlari kandirmak kolay. kendini kandirmayi basaran ender insanlardan biri sensin. bu yetenek tam sana göre dogrusu.sen, kendi camianin ve ailenin yüz karasisin. kizlarin, oglun senden nefret ediyor. umarim ayagin bir gün kocaman kayaya çarpar.bunu duymak, süründügünü düsünmek bana huzur verecek. bundan emin olabilirsin. yalan bütün kötülüklerin anasidir. seninle yalanlarin üzerine kurulmus bir öykü basladi. ve yarim birakildi. benim dürüstlügüm seni sasirtti. yalan üretemez hale geldin. korktun, kaçtin. nereye, kimden kaçabildin? bari aynaya bak da kendine itiraf et. ta en bastan olmayan duygularinin ardindan beni ne durumlara sürükledin. yönlendirdin. zayif anlarimi kendince, haince degerlendirdin.yaptiklarini ve yaptirdiklarini kaleme bile yazdiramiyorum. Öyle adi, igrenç seylerdi ki; ben ,yasadigim, gördügüm halde inanamiyorum.

senden hiçbir beklentim yoktu. yalanci yumusakligin, yalanci sözlerin ,yalanci tavirlarin , kendimle mücadele ettirdi ve kandirmayi basardin. hatta kendimi suçlar oldum. "bu, karisi yeni ölmüs acili adam kötü seyler düsünemez" diyordum. demez olsaydim. oysa sen ipini çoktan koparmis, öyküler yazmis, bitmemis öyküler üzerine yeni öyküler, yetmezmis gibi masallar yazmissin. bütün bunlari süreklilik içinde yaparak içine sindirmissin. ama bu sefer yanlis kapiyi, yanlis zamanda çaldin. nelere sebep oldugunu asla anlayamazsin. kadin düsmani, ama önceden kadin düsmani oldugunu söylemistin. aslinda sen hala kadin düsmanisin. gençliginde basindan geçen ihanetin etkisi seni deli etmeye devam ediyor. Özellikle seçtigin kadinlara düsmanlik yapiyorsun. senin görünürdeki konumuna yakismayan riya dolu bir durum. "bizim dostlugumuz pazara kadar degil ,mezara kadar." derken de yalan söylüyordun. kendini çok akilli sanma. ofiste dönen her seyin farkindayim. sen aptalsin. benim yalanla, riya ile isim olmaz. sen bunu anlayamazsin. Çünkü; kisi kendinden bilir isi. kendine bir iyilik yap ve tedavi ol. inancin varsa tövbeye gel. gerçi, ramazan ayinda sevaptir diye sarap içiyordun. ne demekse ben anlamadim. bu satirlari iki nedenle yaziyorum. birincisi, içimi kemiren bu duygulari anlatip rahatlamam gerekli. ikincisi, senin maskelerini düsürmek .hâlâ, konusuyorsun kimi insanlara anlatmaya devam ediyorsun. seni allah'in lanetine havale ediyorum. hastaneye ziyaretime geldigin için tesekkür etmis, kurtlu, b.. marka,madlen çikolatalar için edememistim. zahmetin için tesekkürler. mezarligi eskisi gibi ziyaret etmiyorsun. ne çabuk vazgeçtin. o zavalli kadini ziyarete devam edecegim. nergis mevsiminde ve ummadigin zamanlarda. sana bir sey diyeyim mi abdi agabey, mezar tasi ile övünme. herkes topraktan geldi, topraga gidecek. mermerler kimsenin isine yaramaz. simdilik bu kadar. sence kal. ben-hiç kimse biri mektubu faksladi. ve beklemeye basladi mehtap.. artik telefon açiliyordu. olanlar korkutmustu abdi bey'i, daha ileri gidilmesine mani olmak istiyordu. "merhaba mehtap, mektubu okudum. beni bana anlatmissin. tesekkür ederim. aslinda ben daha da kötüyüm.beni kendime getirdin. sag ol." dedi. mehtap, "daha bitmedi, devami var." dedi. "mehtap, vazgeç artik. ugrasma. senin için üzülüyorum." mehtap," sen kendine üzül. sonuna kadar okumalisin. arkasi yarin, öbür gün... " dedi ve telefonu kapatti. bir daha ne mektup yazdi, ne de telefon açti mehtap. zaten bu isler ona göre degildi. hem de bu kadar zaman harcamak yeterdi. onun varligindan söz etmek bile kendine haksizlik oluyordu. kötü bir çarka takilmis, sürüklenmisti. hepsi bu. ama hayati kökten degismisti. bes yil sonra abdi bey'in kontrol için gönderdigi arkadasi bile degisiklik karsisinda sok olmustu. bu arkadas gördüklerini gidip nerelerde nasil anlatti bilinmez. mehtap bu dünyanin içinde bir görüntüden ibaretti artik. her isten elini, etegini çekmisti. defterini kendi elleriyle dürmüstü sanki.. 1997-ekim

abdi bey, bir süre daha kirli islerine devam etti. sonra her seyi ogluna birakarak kendini emekliye ayirdi. kizlari ile baristi. yapmacik hareketlerine devam etti mecburen. ama asla yabanci bir kadinla görüsmedi. bir iki kere kalp krizi geçirdi. Öylesine yasiyor, yasiyordur herhalde. 3 Çimdikten dürtü'ye

ellerinden öpelim, mutlu kilalim. adayiz hepimiz olmaya dede ,nine. belediye otobüsünden yuvarlanir gibi indi. cadde kalabalikti. insanlar telas içinde kosturuyordu. günes, yaratilisi geregi ayirim yapmadan yerküreyi sicacik sariyordu. agaçlar aralikli olarak asker gibi dizilmis dogayi seyrediyorlardi. araba trafigi sel gibi akiyordu. "dur, duragi, yok bu sehirde. devridaim dünyasi, gelen gidiyor, gelen gidiyor. rahatlik yeri degil, imtihan alemi. imtihandan ne haber deseler , bilmiyorum halim nicedir." diye geçirdi içinden derin derin nefes alarak. yine de kendini teselli edemedi kadin. yasli görmüyordu kendini. degildi elbette. her isini kendisi yapabiliyor. hareketli , saglikliydi. tek sorunu yalnizlikti. aslinda görünürde bir yalnizlik da yoktu. " agaçlar, gökyüzü, kuslar bana arkadas. kendim de varim. seccadem, tespihim, kur'an 'im bana yetiyor. allah'tan, baska ne isteyebilirim? " derdi çogu zaman. ne var ki ; gerçegi kendisi biliyordu. neseli, gülen yüzlü görünmesine ragmen içi kan agliyordu. bir türlü kendisi olamiyordu. "neden, neden kendim olamiyorum ? neden rol yapmak zorundayim? hayir, hayir bu ben olamam. ne oldugunu bilmedigim bir gariplik hissediyorum içimde. kendime yabanciyim. ah bir eski durumuma dönebilsem. pisirikligimdan, sesizligimden kurtulabilsem, nerede o bolluk ! ipin ucu kaçti bir kere , tutabilene ask olsun." "ne ekersen onu biçersin" derler. kimseyle sorunum olmadi geçen hayatim süresince. hanimannemle, gül gibi geçinirdik. o da beni kizi yerine koymustu. saygili, sohbetli, sevgi dolu günler geçirdik hep birlikte. onlari memnun etmek için elimden geleni esirgemezdim. allah için onlar da benim için esirgemezdi. bir dedigimiz iki olmazdi karsilikli olarak. sevgi dolu olmak ne güzel. ektiklerimin karsiliginda da neler biçiyorum! yoksa; bunlarin nedeni narkoz mu? narkozun insan bünyesinde degisiklik olusturdugunu duymustum. hatta bazi bünyelerde kisilik degismelerine bile neden oldugunu söylüyorlar. ben de apandisit ameliyati olmustum. yoksa onun için mi böyle pisirik, sessiz biri oldum. kim nereye çekerse oraya gidiyorum. ben,ben degilim. artik dayanamayacagim. daha fazla yipranmadan harekete geçmeliyim. en iyisi huzur evi mi, dinlenme evi mi diyorlar böyle bir yer bulayim. ama , nereden? evden kaçarak degil ya ! Öyleyse nasil yapacagim? makbule hanim, düsünceler yumagi halinde yürüyordu. hiçbir sey görmüyor, duymuyordu. aci bir fren ve çiglik sesleri ile kendine geldi." teyze, ne yapiyorsun? " diye biri kolundan çekip, kaldirima sürükledi. ugultu halinde sesler geldi kulagina. " Önüne baksana teyze. basimizi belaya sokacaksin.yürümesini bilmiyorsan evinde pasa pasa otur. " makbule hanim hiç aldiris etmedi. olay sanki onun basina gelmemisti. dalginligindan silkelendi. yapacak bir sey yoktu. olan olmustu. yürümesine devam etti. .ayaklari onu terminale getirdi. uyurgezer durumda biletini aldi. bekleme salonuna geçti. otobüsü vaktinde gelirse on bes dakikasi vardi. bos buldugu sandalyenin ucuna tünemis gibi oturdu. kendini yine iyi hissetmiyordu. daha dogrusu yalniz hissediyordu. hatta yalnizliktan da öte , dünyada bir o ve gökyüzü vardi. hiç kimseyi görmüyor ya da görmek istemiyordu. bu sirada burnuna simidin dayanilmaz yanik susam kokusu geldi. Önündeki sandalyede oturan kadin istahla simit yiyordu. aciktigindan degil, bir sey yapmis olmak için yerinden kalkti, disariya çikti. oralarda simitçi bulacagindan emindi. evet, kösede simitçi çocuk, sehpasina özenle dizdigi simitlerinin basindaydi. susamlari hafif yanik bir simit aldi salona döndü, yerine oturdu. biraz önce simit yiyen kadinla gülüstüler ; " ne güzeller degil mi çitir çitir" dedi makbule hanim. "evet acikinca da insanin gözüne daha güzel görünüyorlar" diye cevap verdi kadin. karsilikli konusmalar devam edecekti ama otobüsleri geldi. aslinda konusmak istemiyordu. ama aklindan geçenleri, iç huzursuzlugunu anlayacaklar diye etrafindaki insanlarla iyi iliskiler içinde olmaya çaba gösterirdi elinden geldigince. makbule hanimin yeri otobüsün orta siralarinda pencere kenariydi. yani bostu. hem

memnun oldu hem olmadi. "biri olsaydi, biraz laflardik" diye geçirdi içinden. sonra da ; "amaan, bos ver, konusup da ne yapacagim. bosbogazlik edebilirim. böylesi daha iyi." dedi kendi kendine. otobüs hareket ettiginde de onun gözleri çoktan kapanmisti. uyandiginda ihtiyaç molasinda olduklarini anladi. Çay içmek niyeti ile yuvarlanir gibi otobüsten indi. bekleme salonunda konustugu kadinin yanina gitti. o da bir basina oturuyordu. Çaylarini yudumlarken havadan sudan konusmaya basladilar. oteki kadin ; " ankara'ya mi gidiyorsunuz ?" diye sordu. makbule hanim; " hii evet" dedi. degisinde öyle bir tuhaflik vardl ki merak etmemek mümkün degil. Öteki kadin , "ankara'da mi oturuyorsunuz, gezmeye mi gidiyorsunuz ? ." dedi. "nerede oturdugumu bilmiyorum. ankara- istanbul arasinda iki ayda bir gidip geliyorum" dedi makbule hanim kadinin yüzüne bakmadan. Öteki kadini daha çok merak sardi " iyi iyi , gezmeyi seviyorsunuz. imkân olduktan sonra neden olmasin canim!" dedi. makbule hanim ;" disaridan öyle görünüyor. bana hiç gezme gibi gelmiyor. ben. Çimdik'ten, dürtü'ye gidiyorum" dedi. Öteki kadin kendini tutamadi ,güldü. "Çimdik'ten dürtü'ye " laflari komik gelmisti. merakla sordu; " o da ne demek ?" makbule hanim agzindan kaçirdigi bu sözlerden utanmisti. yüzü hafifçe pembelesti. ama , sonuçta söylemisti. bolu daglarinin çam kokulu havasi insanlari hareketlendirmisti. Çogu yolcu, çam kokulu serin ,temiz havayi cigerlerine çekmek için yolun kiyisinda volta atiyor. bazilari telofan kuyrugunda bekliyor, bazilari aheste aheste çayini yudumluyor, bazilari kitliktan çikmis gibi yemekle mesgüldü. makbule hanim, yolculuk boyunca uyumus ne etrafla ne de insanlarla ilgilenmemisti. bu çam kokulu mola yerinde de hiçbir sey onun dikkatini çekememisti. kendi içinde kendini yasiyordu. ya da yasayip yasamadiginin kararini vermege çabaliyordu. hiçbir zaman yalnizliktan hoslanmamisti. zaten, yolculuk arkadasi bulmasinin nedeni de buydu. sohbet istiyordu. her konusma sohbet demek degildir. kendi düsüncelerine uygun kafa dengi bir kisi olsa ona yeterdi. birkaç kez yutkundu makbule hanim, bakislarini baska yerlere çevirdi. sanki bir an kaçacak bir yer aradi, ya da buhar olup uçmayi, toz olup savrulmayi istedi. bunlari birkaç saniyede düsündü ve kendine " bos veer " dercesine yüzünü kadina dönüp gözlerini uzaklarda tutarak anlatmaya basladi :" sana komik gelebilir. aslinda bu komik bir durum degil. allah bagislasin iki oglum var. sira ile ikiser ay evlerinde kaliyorum. misafir oluyorum. karar öyle verildi. iki evde de odam var. ayak altinda gezinmem. zaten izin de vermiyorlar ya. odamda otururum. namazimi kilar, tespihimi çeker, kur'animi okurum. onlarin arkadaslarindan bazilari beni severler, görmek, hatirimi sormak isterler. ne olsa eskiye dayanan bir geçmisimiz var. bir zamanlar biz de genç bir anneydik , aileydik. Çocuklarin arkadaslari evimize gelir giderlerdi.onlar iste beni görmegi istedikleri zamanlarda benimkiler mecburen yanlarina çagiriyorlar. biraz oturuyorum. zira gelinim , çok konusmamami tembih eder her seferinde . konusmami begenmiyormus. köylü konusmasi yapiyormusum da. bundan sonra konusmami nasil degistireyim? konusmam gerektigi zaman , yani ; misafirler bir sey sorarsa ; gelin hemen yanima oturur,çaktirmadan bana bir çimdik atar. bu " kisa kes " anlamina gelir. ankara' da ki de beni kolu,ayagi ile dürter. iste böyle. Çimdik'ten dürtü'ye, dürtü'den Çimdik'e gidip geliyorum. sen buna gezme mi diyorsun? " Öteki kadin güldügü için mahcup olmustu. ne diyecegini sasirdi. " simdiki gençler böyle. onlari hos görüp ,idare edip gidecegiz." gibi bir seyler söyleme geregi duydu. kadinin ne söyledigi makbule hanim için önemli degildi. cevap vermeyi lüzumsamadi. Çektigini kendisi biliyordu. durumunu disaridan bakmakla kimse anlayamazdi. bu arada anlasilmaz bir lisanla otobüsün hareket edecegini bildiren duyuru yapildi. yavasça kalktilar. makbule hanim, içtikleri çayin parasini vermek için kasaya dogru yürüdü. garson, " sirketten teyze" deyince hafif bir gülümseme ile tesekkür etti. otobüse bindiler. . yine uyumaya devam etti makbule hanim. yillardir içine attigi sikintilari depresmis, yeni bir sikinti durumuna gelmislerdi. onlarla bas edemiyordu. içinden söküp atamiyordu. nasil atsin ki , sikintilari onu makbule hanim yapiyordu. her sikintisi onun bir parçasiydi, ona hasti. kimse bilmiyordu. bilmelerine de müsaade etmiyordu.

ankara terminaline geldiklerinde düsüncelerini bir kenara birakti, uykulu , kisik gözlerini açti. onu oglu karsilayacakti. yükü yoktu. bir küçük çantasi vardi o da yanindaydi. kolaylik olsun diye bagaja vermemisti. Çabucak otobüsten asagi indi. yolun karsisinda bekleyen oglunu ve arabasini gördü. huzur evini de dinlenme evini de unuttu. birden gözleri parladi, heyecanlandi. biraz önce ayaklari geri geri gidiyordu. lakin oglunu görünce annelik duygulari dillendi ve baska duygular yoktu artik. " aman ,hasanim buralara kadar gelip yorulmasin" diye düsündü ve kendini , gayri ihtiyari yola atti; iste olanlar oldu. bu sefer sansli degildi. kolundan tutup kenara çeken olmadi. kasla göz arasinda geri manevra yapan koca otobüsün tekeri altinda kaldi. artik , onun için zaman durmus , alaca karanlikta kiyameti kopmustu.. " anne, anne ." diyen bir ses geldi kulagina ve bunlar duydugu son sesler oldu. oglunu görmenin heyecani, onun sevinç içinde ölümün soguk kollarina atilmasina neden olmustu.. kisa sürede bedeni ile birlikte duygulari da dondu. ne düsündügünü kimse bilemedi, zaten bunun geregi de kalmadi. 1995-eylül -6ÇoÇuk kalbimin kÜskÜn mahallesi düslerini tutmak için bulutlara atladi cesurca kuslarin özgürlügünü yakalamak düsü çocukça. ankara'nin örnek mahalle olarak yapilanmis mahallesinde oturuyorduk. yenimahalle, benim çocuklugumda altin çagini yasiyordu. o tarihlerin en güzel evleri buradaydi. hepsi iki katli ve bahçeliydi. bizim oturdugumuz ev, sari renkti. ilkokuldayken resim dersinde ögretmenimiz; " herkes kendi evini resimlesin." demisti. evimizin dis görünüsünü en ince ayrintilarina kadar çizmistim. saçaklarindaki kus yuvalarini, balkonumuzdaki çiçekleri asagi sarkmis saksilari, elektrik tellerini evimize baglayan beyaz fincanlari, perdemizi ve durmadan namaz kilan babaannemi. resim, eskiyinceye kadar evimizin en göze çarpan duvarinda asili kaldi. sonra bir kitabin arasina saklamistim. bir daha görmedim. ama nedendir bilinmez gözümün önünden hiç gitmez. bu iki katli evin üst katina giris ana caddedendi. ahsap kapi ile caddeye açilirdi. kapinin hemen yaninda asagi kata inilen tas merdiven vardi. bu merdiven çok gerekliydi. Çünkü; merdivenin altinda hem bizim hem de ikinci katta oturan ev sahibimizin kömürlügü bulunuyordu. yazin aldigimiz, odunu kömürü buraya koyardik. bizim evin yatak odasinin pencereleri de buraya bakardi. duvarla penceremizin arasinda kalan bosluktan gökyüzünü gözlerdim. gece yataga girince perdeyi açar, yildiz sayardim. bulutlarin hareket edislerini görürdüm. ayin ne zaman hangi sekilde göründügünü izlerdim. bunlar benim küçük oyunlarimdi . kimseye söz etmezdim. Üst kattan caddenin üzerinde görülen ev, bizim yatak odasindan, yüksek tas duvari görürdü .tas duvarin önünde kocaman bir alan vardi. burasi geceleri izledigim gögün zeminidir. bizim oyun alanimiz. annemin verdigi kilimleri yere yayar oyunumuzu kurardik. oyuncaklarimizin çogunu kendimiz yapardik. iki tahta parçasini küçük " t " harfi biçiminde iple sikica baglayip üstünü pamukla sarar sonra küçük kumas parçalariyla giyindirirdik. bebek olurdu. minik yataklar, yorganlar dikerdik. aglayan, yürüyen gözlerini açip kapayan bebekler oldugunu duyardik . o tarihlerde onlardan hiç görmedik. benim en güzel oyuncagim amcamin kore'den getirdigi dikis makinesiydi. elle çevrilen bir kolu vardi. Çevirince tikir tikir ses çikarirdi. aslinda bu tür

oyuncaklarla çok az oynadim. okul öncesi olmali. ben tam anlamiyla bir sokak çocugu idim. bizim evin giris kapisi yokus üstündeydi. merdivenli olan yokus, asagi altinci duraga kadar inerdi. benim gittigim fatih ilkokulu da yokusun dibindeydi. babamin dükkâni da duragin tam karsisindaydi... yokus üzerinde olan evlerin yazisma adreslerinde altinci durak , cadde üstünde olan evlerin adreslerinde on birinci durak yazardi. ev sahibimiz hasibe hanim teyzeler on birinci durakta, biz altinci durakta oturuyorduk. evimizin önünü kocaman bir meyve bahçesi süslerdi. bahçenin ortasina özenle yerlestirilmis kafesli çardagin gizemli havasi hepimizi etkilerdi. sanki bilmedigimiz bir lisanla konusur gibiydi. etrafi sarmasik ile sardirilmisti. sarmasigin külah seklindeki çiçegini avucumuzun içine alip , diger elimizle üstüne vurarak patlatirdik. ayrica; adini hatirlamadigim renk renk çiçekler gözümün önünde. Çardagin içinde çepçevre ahsap oturma yerleri dizilmisti. yaz gecelerinde minderler atilir, komsularla çay içilir, sohbetlere bal katilirdi. bahçenin yokus tarafinin duvari boyunca ince uzun bir bahçemiz daha vardi. buraya yan bahçe denirdi. bu bahçede ne yetistirilirdi hatirlamiyorum. hatirladigimsa beni hala ürkütür. bizim mahallenin çocuklarinin gece de sokakta oynama aliskanligi vardi. kim önce sokaga çikmayi basarirsa; en yakindaki arkadasini çagirmaya giderdi. sonra iki kisi baska arkadasi çagirmaya kosardi. buna mecburduk çünkü; babalarimiz acimasizdi. yalvarmadan, dil dökmeden sokaga çikma izni vermezlerdi. benim babamdan izin almaya geldiklerinde; " ihsan bey amca ne olur izin verin. yoksa oyun oynayamayiz. aklimiz burada kalir. aciyin bize. gecemizi zehir etmeyin . hadi ne olur?" derlerdi. araya, "babamin size selami var" sözlerini de sikistirirlardi. bütün babalara böyle derdik. onlar da ; " siz yok musunuz siz, seytana pabucunu ters giydirirsiniz. hadi gidin bakalim." derlerdi. insan bu durumda nasil seviniyor sanki içinizde kelebekler uçusuyor. disari çikmanin heyecani, arkadaslarinizin sizi aramasi. birden kendinizi önemli biri gibi hissediyorsunuz. babanizi daha çok seviyorsunuz. arkadaslariniza daha siki sariliyorsunuz. evden çikacagimiz sirada; annem seslenirdi; " fazla geç kalma. biliyorsun yan bahçede yatir var. geceleri kalkiyor. ona göre. o kalkmadan evde ol." bir gece oyuna dalip eve geç gelmistim. o gece kabus yasadim. yatak odasi sokak lambasinin isigi ile aydinlaniyordu. agaçlarin, evlerin gölgeleri korkunç sekiller çizerek evin içinde, odanin duvarinda sekillendi. bir gölge vardi ki ; beni hasta etmeyi basardi. pencerenin önünde ev boyu yükselip alçaliyordu. alçalinca sanki camdan içeri basini uzatip bana dogru ellerini uzatiyordu. o kadar uzun boylu adamin elleri kollari da çok uzun ve korkunç görünümdeydi. o gece ateslendim. ertesi gün de atesim düsmedi. dudaklarim uçukladi. bir hafta okula gidemedim. sonra; yatirin bizim bahçeden tasindigini söylediler. ben buna inanmadim. korku içimden hiç çikmadi. gece , ya saklambaç oynardik ya da on ikinci durakta olan açik hava akin sinemasinin duvarlarinin üstünden film izlerdik. yeni çevrilmis filmleri hiç kaçirmazdik. filmin galasinda, sinema oyuncularini, ses sanatçilarini canli olarak ilk defa bu duvarlarin üstünden gördüm. balkonlarindan filmleri izleyebilenlere imrenirdik. bazen ailece sinemaya giderdik. tahta sandalyelerde oturup ay çekirdegi çitleyerek film izlemenin tadi bir baskaydi.itiraf edeyim ki ; arkadaslarimla duvarlarin üstünden filmleri izlemek daha keyifliydi. kisin da besinci duraktaki alemdar sinemasina giderdik. aksamüstü oyunlarimiz hareketli olurdu. ya tornete binerdik ya bisiklete.cadde boyu dolasirdik. tornete kaç kisi biner hiç belli olmazdi. bisikletin ,bazen arkasinda ,bazen önünde ,bazen de sürücüsü olurduk. bu saatlerin aklimda kalan ayrintisi, mahallemizin bizden büyük olan gençlerinin bulusmasi. biz, sözde çaktirmadan onlari izlerdik. bizi, görürlerse, "sakin kimseye söylemeyin ." derlerdi. izledigimiz gençlerden birisi çok telasa kapilmisti. " nasil olsa ögrendiniz. kimseye söylemeyin, bizim yardimcimiz olun. biz de size derslerinizde yardimci oluruz." demislerdi. böylece; biz iki arkadas onlarin mektuplari tasiyarak haberlesmelerine yardimci olduk. bu sirrimizi kimseye açmadik. Çünkü; bize özel olma duygusu veriyordu. ip atlama, seksek oynama, dalya ,yakan top en çok oynadigimiz oyunlardi. Çember , topaç çevirme!

çelik- çomak oyunlarini mevsimine göre oynardik. halohop çevirirdik. bunda kizlar olarak çok ustaydik. boynumuzda, belimizde, kolumuzda, bacagimizda çevirebilirdik.Çok sicak ve çok soguk havalarda kapali yerlerde oynadigimiz oyunlar , yüzlerce tasla oynan tas oyunuydu. bütün oyunlarimiz takim halinde oynanirdi. yenen ve yenilen taraf olurdu. evlerimizde bunu konu yapardik. nasil yendik, nasil kaybettik? bes tas, üç tas, dokuz tas oyunlari iki kisi ile oynandigi için mecbur kaldigimiz zamanlarin oyunlariydilar. bazen yukari mahallenin çocuklari ile maçlar yapardik .0 zaman seyircimiz de olurdu. hiç abartmiyorum, kosmaktan, oynamaktan tabanlarimiz siserdi..dizlerimizin yarasi hiç iyilesmezdi. ve sokaga çikmamiza hiçbir sey engel olamamistir. buna çocuk hastaliklarini geçirdigimiz devrelerde dahil. en atesli durum atlatildiktan sonra; yavas yavas bahçeye! derken bahçe duvarinin üstüne , sonrasi malum ..annem, benim için ; "Çok yaramazdin. üzerinde yeni bir sey durmazdi. hemen ya bir tele yada agaca takar yirtardin." der. elbise dikilecegi zaman, provada sabredip duramazmisim. annem, uslanmamiz için kardesimle beni haci bayram veli hazretlerine ziyarete götürürdü. oysa biz yaramaz degil hareketli çocuklardik. diger arkadaslarimiz gibi. oyunu sevmeyen bizim aramiza giremezdi. anneme kizdigim zamanlar da vardi. bunun en basinda oyunun tam ortasinda çagirmasiydi. "annen çagiriyor ."diye haber gelince çok kizardim. "allahim, ne düsüncesiz oyunun ortasinda insan çagrilir mi?" derdim. genellikle de oyunu bozup gidemezdim. eve gidince de gece sokaga çikamama cezasina çarptirilirdim. gerekçesi; anne sözü dinlememek.cezali oldugum geceler, yatagima yatar, perdeyi açarim. gökyüzünü seyrederken arkadaslarimin sesini dinler aglardim. zaman zaman üvey çocuk oldugumu düsünürdüm. bu sesler kulagimdan gitmeyen özel seslerdir. benim çocukluk yillarimda insanlar, nazik ve birbirlerine saygiliydi. herkes çok zarifti. giysilerin bazilari her zaman hatirimda. belki; büyüdügüm zaman giyecegimi düslüyordum. büzgülü etekli, "u"" yakali, kolsuz, dar mini kollu, uzun ve kabarik elbiseler. uzun iüle iüle saçlar, incecik beller güler yüzlü, ciddi bakisli genç kizlar. dar eteklerin boyu diz üstündeydi. kabarik kisa saçlarla giyilirdi. erkekler ,takim elbisesiz dolasmazdi. hele gecelerde. biz büyüdügümüzde , bu görüntüler yoktu. yani; böyle giysiler bizlere nasip olmadi. türkiye bir baskalasim yasadi. hem siyasi hayat hem de insanlarin yasayisi degisti. Çocuklugumda, her yastan insanlar dans ederdi.Özellikle vals.romantizm,iyi niyetlilik görülürdü. iliskiler dürüstlük üstüne kurulurdu. zaten baska türlü düsünemezdiniz. degisim sirasinda yani altmisli yillarin sonuna dogru hepsi birden yok oldu. Çocukluk yillarimiz muhtesemdi . ne okudugum masallari ne para biriktirip aldigim kitaplari unuttum. hele alisveris yaptigim kirtasiyecinin açilmis kursun kalem kokan havasi ayni tazeligini koruyor. altinci duraktaki fujiyama kitapçisinin kocaman kalem açacagi vardi. kalemlerimizi ona açtirmak hos bir duyguydu. incecik ,kokulu kalemleri alir, açtirir ,kullanmaya kiyamazdik. Çocuk klasiklerini de bu kirtasiyeciden alip okumustum. ilk gençlik yillarimiz arada kaynadi gitti . birdenbire büyükler sinifina girdik. bu nasil oldu, anlamadim, bilmiyorum. ilk askimi hatirliyorum. yani; büyümeye basladigimi .. orta birinci sinifa gidiyordum. bizim mahallenin çocuklari yukari mahallenin çocuklari ile yakan topu maçi yaptik. o gün maça turgay isimli yakisikli bir çocuk geldi. her halde lise ögrencisiydi. benim yasimda bes arkadasimla söyle bir karar aldik; "artik bizim de sevdigimiz biri olmali. herkesin var. içimizden üçü turgay'i digerleri de baska birini sevecekti. bu karari sadece biz biliyorduk. ne turgay'in ne de öteki çocugun bundan haberi vardi. bir gün arkadaslarima söyle dedigimi hatirliyorum; "size küstüm. sizden ayriliyorum. artik turgay'i da sevmeyecegim. " tavsan ,daga küsmüs dagin haberi yok. bu mahalleyi anlatmakla bitiremem. annem, kulagimi komsumuza deldirmisti. herkes basima toplandi. delme isi bitince kulagima ip geçirdiler. yarasi iyilesince küpe takilacakmis. annem, komsularimiza ikramda bulundu. Özel bir günmüs. dogrusu ben ,bunu hissetmedim. aksam üstü simitçimiz çay saatine yetisirdi. en çok macuncu ile

ilgilenirdik. Öyle güzel renkleri vardi ki; gökkusagina benziyorlardi. saatlerce yalardik. bazen annelerimizde alirdi. onlara gülerdik " siz de mi çocuksunuz?" derdik. en zengin komsumuz nevinler 'di. kardesinin adi da sevim'di. bakkal dükkanlari vardi. yazin bir ay ,istanbul'da kalirlardi. "yazliga gidiyoruz." derlerdi. onlar bize farkli insanlarmis gibi gelirdi. yillar sonra nevinle istanbul'da kapali çarsida karsilastim. mutsuz bir evlilik yasadigini ve ayrildigindan söz etti. bir daha haberlesemedik. ramazan gecelerini, bayram sabahlarini anlatabilecek kadar güçlü degilim.nasil duygulardi, bize nasil islenmisti! hala akil erdiremiyorum. böreklerimiz mahalle firininda piserdi. tepsileri biz tasirdik. kardesimle eve gelinceye kadar böregin kizarmis üst kabugunu bitirirdik. bir de ekmeklerin baslarini yerdik. misafirimiz oldugu günler " ekmegi yemeden getir ,ayip olur." diye tembih etmek zorunda kalirdi annem. ezanin okundugunu babaanneme haber vermek sanki görevimdi. "babaanne ezan okunuyor " diye bagirirdim. onun seccadenin üstünde saatlerce oturmasi, tespih çekmesi, dualari içimde anlatilmasi zor, hos duygular olustururdu. dualarinin her zaman yardimimiza kostuguna inanirdim. halen inanirim. mahallemizin camisinde mevlit okutuldugu zaman sonuna dogru gider, külâh içinde dagitilan lokumlu sekerlerden alirdik.sokagimizdan polis geçince,sevinir, gururlanirdik. "o,bizim mahallenin karakolunun polisi." der arkasindan bakardik.postacimiz gelince ; selama durur, onunla mahalleyi dolasirdik. gündüzleri annemle ev gezmesine gitmesine bayilirdim. gidecegimiz komsuya haberi ben verirdim. "melahat hanim teyze, annemin selami var. bir maniniz yoksa yarin öglenden sonra size oturmaya gelmek istiyor." derdim. melahat hanim da " annene selam söyle. buyurun, bekliyorum." diye cevap gönderirdi. ertesi gün , ev islerinde anneme yardim ederdim. giyinir, süslenir, el islerimizi yanimiza alir komsuya oturmaya giderdik. Çocuklugumda, her hafta sonu hamam günümüz olurdu. herkes giderdi. hamam sefalarindan aklimda kalanlar, buhar, göbek tasi ve yedigimiz buz gibi meyvelerle, içtigimiz sade gazozlardi. kir gezmesine gider gibi hazirlik yapilirdi. asil kir gezisi yaptigimiz yer atatürk orman Çiftligi idi. bahar bayraminda ve hidrellez günlerinde mahallece gidilirdi. bazen de babam arabayla Çubuk baraji'na götürürdü. günes nereden , ne zaman dogar, nasil batar bilmezdim. ama; gecenin yildizli gögünü severim. gece, yenimahalle'den anit-kabir ve gençlik parki çok güzel görünürdü. sanki sehrin en parlak isiklari oralardaydi. gece gezmeleri buralarda olurdu . türkiye'de yürüyen merdiven, ilk olarak uius'da bir alis veris pasajina yapilmisti. birkaç kez onu izlemeye gitmistik. Çocuklar, anneleri ve ögretmenleri ile gurur duyarlar. en güzel ögretmen benim ögretmenimdi. herkes kendi ögretmeninin güzel oldugunu söylerdi. demek ki ögretmen olmak için güzel olmak gerekli diye düsünürdüm. annem de en genç ve en güzel anneydi. Çünkü ben ilk çocuktum. annem, babam gençtiler. annemin okuluma gelmesi övünç kaynagim olurdu. bir gün mahallemizden ayrildik.kendi evimize tasindik. ayrilik zamanini bugün bile hatirlamak istemiyorum. buna ayrilmak denmez. Çatir çatir koparilmistik. bir süre okuldan çikinca, ayak aliskanligi olarak eski mahallemize gittim. oyunlara yarim yamalak katildim. eskisi gibi olmuyordu. zaten bundan sonra sokakta oynamadim. artik büyümüstüm. yillar sonra mahallemiz burnumda tütmeye basladi. o kadar özlemistim ki mutlaka görmem gerekti. bu istegime engel olamadim. ailece ankara'ya geldik. yolda mahallemizi aklimdan geçirirken, bazi anilar daha parlak olarak gözümün önüne geliyor, sanki anlatmam gerekli duygusuna kapiliyor, heyecanlaniyor ve durmadan konusuyor ailemi özel bir yere götürüyor olmanin sevincini yasiyordum. yenimahalle'ye girince daha da heyecanlandim. hem etrafi görmek istiyor, hem gözlerimi kapatiyordum. sihirli bir alemdeymisim gibiydim. birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü duraklari geçtik. kimsede çit yoktu. görünen özel bir sey de yoktu. "buralar bizim mahalle degil." demek mecburiyeti hissettim. aslinda dördüncü duraktan geçerken içim ciz etti. sürekli gittigimiz çocuk parkinin önünden

geçtik. öyle bakimsiz ve küçüktü ki; ondan söz etmekten çekindim. halbuki; parkin bahçivani gözümün önünde duruyordu. besinci duraga gelince saskinligim artti.Çocuklugumun en muhtesem caddesi ragip tüzün caddesi yoktu. küçülmüstü. belediyenin diktigi fidanlar büyümüs agaç olmuslar. caddeye tünel kurmuslar. altinci duraga gelince ; "iste ilk okulum, iste babamin demirci dükkâni, iste minaresinin isiklari yansin diye bekledigimiz camii, iste ortaokulum , karakolumuz." dedim. ama coskum kaybolmustu. burasi , anlattigim, çocuklugumun geçtigi yere benzemiyordu. öyle boynu bükük, öyle sahipsiz bir hali var ki.. farkinda olmadan "buralara ne olmus?" demisim. Çocuklar; "bir sey olmamis, her sey eskimis ve ihtiyarlamis." deyip güldüler. her yer nasil degismis, yabanci hale gelmis. yeryüzünde canli cansiz ne varsa hizla degisiyor ve bir yere dogru kosuyor bilerek ya da bilmeyerek dedim içimden. asil evimizin oldugu yeri görmeye gitmekten vazgeçtim. bu fikrimi söyleyemedim. ve rüyalarima giren mahallemize yavas yavas geldik. ben, dut yemis bülbül gibiydim. agzimi biçak açmiyordu. arabamizi yokusun basinda , tam bizim evin önünde durdurduk. bacaklarimin baginin çözüldügünü hissettim. evimiz yoktu. yikmislar, yerine kocaman apartman yapilmis. ne bahçesi vardi ne kus yuvalari. bahçedeki yatirin buradan simdi tasinmis oldugunu düsündüm. yokusun merdivenlerine oturdum. baska bir sey görmek istemiyordum. yokus asagi bakarken, kisin kizaklarimizla nasil uçar gibi kaydigimiz aklima geldi. simdi kis mevsimindeyiz ama kar yagmamisti. "kar bile yok." dedim içimden. duvarin dibinde, önüne ekmek kirintisi koydugum karinca yuvasi da yoktu. karincalara basmamak için nasil dikkat ettigimi, oturup onlari izledigimi, durup durup ne konustuklarini merak ettigimi hatirladim. onlarda alip baslarini gitmislerdi. sehir büyümüstü. " neden bahçemize kiydiniz?" diye içim agliyordu. göz yaslarimi tuttum. Çocuklugum ölmüstü. burasi, neresiydi... küskün bir çocuga benziyordu. bu mahalle bize küskün olmaliydi. ben, büyümüs, acimasiz kente küskünüm. Çocuk kalbimle geldigim mahalleden, omuzlari düsmüs bir yasli olarak ; " haydi, beyler gidelim." dedim. hüzünlü bir hava esti. tadi agzimdan gitmeyen iplere dizilmis sonbahar renkli aliçlardan da gözlerimi kaçirdim. aksam karanligi çökmüstü. akin sinemasini görmege gitmedik. o duruyordur neden yiksinlar? dagdaki su deposu, asagi sokaktaki firin , yildizli lacivert gökyüzü de ... 1994 nisan izmit

7 kÖprÜ altinda bir tek yedikleri içtikleri ayri giden iki arkadastilar. daha da önemlisi sirdastilar. bir orman köyünde yasiyorlardi . hayvan otlatir, süt sagar, tarlaya birlikte giderlerdi. uzun kis gecelerinde elisi yapar , dertlesir, yavuklularindan söz ederlerdi. radyo dinler, bazen müzigin havasina kapilir, islerini birakip kurtlarini dökerlerdi. köyde dügün olacagi zaman ne giyeceklerini kararlastirir , heyecanla hazirlanirlardi. zehra demek , emine , emine demek zehra demekti. birinin emine'ye bir sözü varsa ; çekinmeden zehra'ya söyleyebilirdi, ayni durum zehra için de geçerliydi. hasat sonrasi köyde dügünler baslamisti. köyün ileri gelenlerinden hasan aganin da oglu evlenecekler kervanindaydi. aganin sehirde çok tanidigi vardi. bazilarini dügüne davet etmis.sehirden çok sayida konuk gelmisti. hepsi iyi giyimli, güler yüzlü insanlardi. köyde, on bes gün kadar kalacaklardi. en güzel mevsimdeydiler. hasat olmus, isler bitmisti. dügünün havasi da herkesi sarhos etmisti. bagda, bahçede oturuyor egleniyorlardi. konuklari rahat ettirmek için ellerinden ne geliyorsa yapiyorlardi. sehirden gelip, köyde günlerce kalan az olurdu. bu nedenle konuklara çok özel davraniliyordu.

konuk gençlerden biri, zehra'yi gözüne kestirmis, sürekli onu süzüyor, nereye giderse yakininda bir yere geliyordu. zehra, delikanlinin ilgisinden hosnuttu. kendini farkli hissediyordu. basinda kavak yelleri esmeye basladi.davranislarina dikkat eder oldu. edali yürümeye,dik ve kibar oturmaya çalisiyordu.bazen,ayaklarini nereye koyacagini sasirdigi oluyordu. delikanliyi göremediginde gizliden arar olmustu. kimdi bu delikanli, bilmiyordu. bir kere yüregi kipirdamisti, eteklerinde ziller çaliyordu.. nedense yabanci delikanliyi kendine yakin buluyordu. ona dokunmak ihtiyaci içindeydi. bu düsüncesinden kendi kendine utandi. sanki aklindan geçenleri herkes anlamis gibi kizardi, ter basti. zehra, köylü güzeliydi.siyah saçlarini yazmasinin altindan sarkitmis,alnina perçem birakmisti. teni bugday, gözleri bal rengindeydi.boyluydu.yeni diktikleri uzun fistaninin içerisinde daha da güzel görünüyordu.yüzünün hafif pembelesmesi,ona bir kat daha güzellik katiyordu. zehra güzelliginin farkindaydi, bakislarina anlam vermesini biliyordu. emine de güzel bir köylü kiziydi.onunla da ilgilenen sehirli delikanli vardi.zehra ile ilgilenen delikanli gibi sürekli pesinden dolasmiyor, kaçamak bakislarla gülümsüyordu sadece. kendince egleniyordu besbelli. dügün gecesinden önceki hazirliklar, eglenceler, gelenek görenek ne varsa hepsi tamamlandi. kina gecesi yapildi. ertesi gün, köy halki davul ,zurna sesiyle uyandi.horonlar tepildi. aslinda köyün adetlerinde alkollü içki içmek yoktu ama sehirli konuklar vardi ya onlara karsi ayip olmasin diye içki getirilmisti. herkes kendince bir sebepten sarhostu. dügünden her biri ayri tat aliyordu. yaslilar, bir baska havada. yeni bir ocagin açilmasinin mutlulugunu duyuyorlar,anilari onlara "hey gidi günler hey" dedirtiyordu. gençler bir baska penceredeydiler. yavuklulari ile görüsebilmenin heyecanini çekiyor, macera pesinde kosuyorlardi. köyde, böyle günler en çok onlarin isine yarardi. dügün sahipleri, konuklari memnun etmek için çirpinip duruyorlar. tatli bir telas sürüyordu.Çocuklar,dügünü yasiyordu.onlarin çocuk olmaktan baska sorunlari yoktu. eglence, devam ediyor. ayni mekanda, ayni davul, zurna esliginde herkes ayri havadaydi. zehra, bir ara sehir delikanlisi ile göz göze geldi.simdiye kadar kaç kere göz göze gelmislerdi ama bu baskaydi.sehirli, eli ile isaret ediyor "gel" diyordu. zehra, sasirmisti.buz gibi olmustu. ne yapmasi gerektigini bilemiyordu. hem gitmek, hem gitmemek istiyordu. emine' ye bakti. sirdasi her seyin farkindaydi. "git" isaretini yapti , basiyla, gözüyle. yavasça yerinden kalkti zehra kiz. patika yoldan ormanin içine dogru yürüdü.agaçlar arasinda, orman isçilerinin dinlenmeleri için yapilmis bir kulübe vardi.oraya dogru gidiyordu. bunu neden yaptigini kendisi de bilmiyordu. saskindi. bir maceraya kapilmisti, korktu bir an.onca gözün önünden geçerek bu kuytu yere gelmesi onu ürküttü. geri dönmeyi düsündü. karisik duygular içinde kendisi ile savasirken, kulübeye varmisti.sehirli de vakit kaybetmeden arkasindan yetisti. zehra, korkularini bir yana birakarak,delikanliya karsi hatali davranista bulunmamak için; kibar ve neseli olmaya gayret etti. konusacaklarini düslemeye basladi bir çirpida. adini bile bilmedigi yabanciya nasil seslenmeliydi? Önce adini sorarim.o,belki benim adimi biliyordur.derken,içinden gülüyordu. her genç kiz gibi duygularina gem vuramiyor, olanca gücüyle açik davraniyordu. oysa bekledigi,güzel giysilere bürünmüs gizli sehir eskiyasiydi.gelir gelmez "nihayet yalniz kalabildik."dedi.zehra'ya saldirip,vahsice soymaya basladi.bir hareketle kizi yere yatirdi.kizcagiz bagiramadi bile.köylüyü basina toplayip da ne yapacakti,bu daha da korkunçtu.aklina gelmeyen basina gelmisti.hayalleri baslamadan bitmisti.asik oldugunu sanmisti.kendini sehirde, bir sehirli gibi bile hayal etmisti. düsündükleri bir iki günlük hayalden öteye geçemedi. safliginin tuzagina düsmüstü.saskin, korku içinde ve çaresizdi.Öylece, heykel gibi duruyordu. sehirli, "

güzel kizsin. senin gibisini görmedim. hosçakal. tesekkür ederim." deyip gitti. zehra'nin gözleri bugulandi.sonra ip gibi gözyaslari kendi kendine akti.ne bir hiçkirik ne de bir ses vardi zehra' da.kendinde degildi. kötü seyler olmustu. bildigi buydu. hayalet gibi sallaniyordu. dügün bitip herkes evine gidinceye kadar kulübede hareketsiz oturdu.her sey ,onun için anlamini yitirdi..perisan bir halde evine dogru yürüdü.eve nasil gelebildigini bilmiyordu. kendini insan gibi hissetmiyordu.birkaç saat içinde dünyasi kararmisti.ne kaçacak yeri,ne sikayet edecegi biri vardi.sikismisti. dört bir yanindan cenderelerdeydi. ........................................ gün her zamanki gibi basladi. zaten günes hiçbir seye aldiris etmez. hep gider ve gelir. sabahleyin köyde konuk yoktu. kimi aksamdan,kimi horozlarin öttügü saatlerde yola çikip gitmislerdi. artik her sey normal haline döndü, sakinlik çöktü. hayvanlarin sesleri, çocuklarin gülüsmeleri duyulur oldu. degisiklik zehra'daydi,derdiyle bas basa kaldi.durumunu sadece sirdasi biliyordu. kisa süre sonra;zehra,hamile oldugunu anladi. ne nedir, nasil? sorularina yaniti yoktu. bildigi bu yükünden kurtulmasi gerektigine kilitlenmis olmasiydi.. kinin içip, bahçe duvarindan asagi defalarca atladi. Ögrendikleri kocakari yöntemlerini denedi. emine'nin de destegi ile hamileligine son verdi. ve alaca karanlikta iki kafadar bebegi köyün deresi üstünde bulunan küçük köprünün ayaklari altinda bir yere gömdüler. gömdükleri bir parça kan pihtisiydi. bebege benzemiyordu. yine de gelisi güzel bir yere atmaya gönülleri razi olmadi. kendini yorgun ve suçlu hissediyordu zehra. kanamasi vardi. ama bu durumundan kimseye söz etmedi . zor anlar yasadi ve zaman geçtikçe onun bedeni rahatsizligi da son buldu. ruhu ise asla iyilesemedi. günler geçtikçe yarasi büyüdü büyüdü, kanadi içine sigamaz oldu. aradan iki uzun yil akip geçti . zehra evlenmedi. eski zehra'nin yerinde yeller esiyordu. artik bambaska biriydi.gözlerindeki "ben zehra'yim " diyen isiltisi yok olmustu. yasama da kendisine de küskündü. emine köyden biri ile evlendi. mutluydu.bir de kizi oldu.sirdasi bebegini büyütmesinde ona yardimci oluyordu.eskisi gibi olmasa da aralarindaki sevgi bagi devam ediyordu.bir süre sonra iki arkadasin arasi incir çekirdegini doldurmayan bir sebepten açildi.zehra, asilsiz bir dedikodu duymus, sirrinin açiga çikmasindan korkmustu. aradan bir iki hafta geçip, zehra'dan haber alamayan emine daha fazla dayanamayarak,çocugunu sirtladigi gibi solugu zehra'nin yaninda aldi. onun mutsuzluguna dayanamiyor,destek olmak istiyordu.dostluklari bir çirpida silinecek gibi degildi. "seninle ne günler geçirdik.hiç birini unutamayiz. birlikte büyüdük.beraber agladik,beraber güldük. biliyorsun,sen olmasan ben, bir seyin altindan kalkamam. sonra,derenin kenarinda kesip yedigimiz kavun,karpuzlari,dereye atip yaristirdigimiz kabuklari ne çabuk unuttun." dedi.son sözler zehra'yi çok yaraladi."artik yasamanin ne anlami kaldi.demek dedikleri dogruymus.emine benim iyiligimi istemiyor."dedi.söylediklerini kimse duymadi.yarali gönlü bir daha kanadi.dereden söz etmenin sirasi miydi? emine,bir seyin farkinda degildi. aslinda arkadasi üzülmesin,kötü anilari hatirlamasin diye çaba gösteriyordu. ama ; zehra,saplandigi düsüncenin disina çikamiyordu.bataklik,onu karanliga çekiyordu. hasta ruhu battikça batiyordu. kimin içinde ne firtinalar ne zaman kopar,ya da ne renk çiçekler hangi mevsim açar bilinmez. zehra'nin içinde kasirga patlamisti.ve kimse farkinda degildi.birden verdigi kararin etkisi ile can arkadasi ile baristi.sarildilar,aglastilar, güldüler.emine,evine sevinç içinde döndü. ertesi sabah zehra,günes dogmadan, kimseye görünmeden köprünün altina gitti.bir süre dalgin uzaklara bakti.sonra köprünün ayagi altinda bir yeri tirnaklariyla yolarcasina esti.elleri kanadi.zehra hiç aci duymuyordu.

dere usul usul akiyor,günes sari saçlarini gönlünce köyün üstüne seriyordu.kuslar sarkilarini söylüyor,karincalar çalisiyordu.her gün oldugu gibi, sabah vakti olaganüstü güzelligi içindeydi.zehra'nin,hiçbir sey umurunda degildi. aslinda umurundaydi.neden böyle olmustu.böyle yasamayi nasil hak etmisti. neden,neden? diye sesizce kendine sordu.cevabini bulamadi.isyan edecek gücü de yoktu. getirdigi ipi köprünün ayagina bagladi.saglamligini kontrol etti.ilmegi boynuna geçirdi.sonra gözlerini kapadi.bir sey görmek istemiyordu.ne anilari tazelemek ne de arkasinda biraktiklarini düsünmek "allah'im affet" dedi .ve acelesi varmis gibi kendini sonsuzluga birakti. artik ne sikintisi ne de utanci kalmisti. cansiz bedenini bulduklarinda, dua etmekten baska yapilacak sey yoktu...onu bu sekilde ölüme götüren nedeni kimse bilmedi. zehra amacina ulasmisti. insanin ömründe yasantisini degistirecek dönüm noktalari vardir.bu noktaya gelenlere allah,bir çok seçenekler sunar.hangisini begenirsen o yolda devam edersin.aslinda bütün yollar ayni noktaya çikar.zehra'nin yasantisindaki ilk dönüm noktasi kulübeye gitmeyi seçtigi andi. ikincisi de ... 1991 nisan

9 bir bayram sabahi yagmurlanirim bayram sabahlari elimde degil. ben, ilk okulu izmit'e bitirdim.okulumu çok seviyordum.bana, bu sevgiyi kazandiran ögretmenimi daha çok seviyor ve saygi duyuyordum.ruhu da yüzü gibi güzel insandi.onun,bizim için sevinmesi,bizim için üzülmesi hâlâ,gözlerimin önünde, ayni canliligini koruyor. dördüncü siniftaydik.ögretmenimizle birlikte üzüntü duydugumuz bir olayi sinifça yasadik. aklima,o an gelince, yüzüm kizariyor.terliyorum,utaniyorum.aslinda, ögretmenimiz,üzüntüsünü belli etmemis,hatta bizler üzülmeyelim diye teselli bile etmisti. bu yil, yani dördüncü sinifa giderken bir milli bayramla, dini bayram ardarda gelmis, on gün gibi uzun bir tatil yapmistik. tatile girecegimiz son gün, ögretmenimiz bir konusma yapti. sesi kulagimda, sanki dün gibi . "Çocuklar, yaptiginiz bir sey yerinde, zamaninda olursa güzeldir ve deger kazanir. okul zamani ders çalismak, oyun zamani oynamak, eglenmek. komik olaylara gülmek, gerektiginde aglamak güzedir. ders zamani oynamak, üzücü durumlar karsisinda neselenmek hos olmaz. zamansiz ve yersiz hareket insani güç durumda birakabilir.bunun için , bayramlarimizi da olmasi gerektigi gibi yasamaliyiz. Çünkü; bayram günlerinde yapmamiz gerekenleri sonradan yaparsak manasi kalmaz. aileniz, milli bayram gösterilerini izlemeye, bayram yerine götürebilirlerse, gidersiniz. gidemezseniz, gösterileri televizyon programlarindan izleyin. sinifta anlatirsiniz. seker bayrami da sadece evde bayramlasmakla bitmesin. komsularinizi, akrabalarinizi, yaslilari ziyaret edin. bayramlasin. ellerini öpün. onlar, sizlerin gelmesini isterler, beklerler. tatli yapmislardir. size ,mendil hazirlamislardir. belki, mendilin içinden baska bir hediye daha çikabilir. siz de onlara hediye götürebilisiniz. ama; sart degil. sizin gitmeniz, en büyük hediyedir. " dedi. hepimiz öyle heyecana kapildik ki; sevinç dolmustuk. sanki; her yerde rengarenk çiçekler açmisti. zil çalsa da eve gitsek, bayrami bayram gibi yasasak diyorduk. zil çaldi nihayet. bizim evin bulundugu yokusu öyle hizli çikmisim ki bacaklarimdaki siziyi zaman zaman duyarim.bu bana tatli bir haz verir.

Ögretmen, doguyu söylerdi. 0, bir sey demisse haklidir, yapilmalidir. onu seviyor, güveniyorduk. belki, annemizden bile çok seviyorduk. dedigi her seyi, her zaman yerine getirmeye hazirdik. hâlâ ayni duygular içinde oldugumu söyleyebilirim. bu sefer, ögretmenimin söylediklerini yapamamistim. yani, bayrami bayram gibi yasayamamistim. tatil bitince, okula bir suçlu gibi gittim. bahçede sira olduk. bayrak töreni yapildi, sinifimiza girdik. Ögretmenimiz ,her zamanki gibi gülümsüyordu. sanki; gözlerinden günesli güller saçiliyordu. " dinlenmissiniz, güzellesmissiniz. bayram size yaramis. sizi nasil özledim, bilemezsiniz." diye söze basladi. hepimize küçük bayram sekerlerinden verdi. renk renk sekerlerin görüntüsü gözlerimden, tadi damagimdan gitmiyor. benimki limonlu, arkadasiminki çilekliydi. sekerlerimizi yedikten sonra; " neler yaptiniz, bayramlar nasil geçti ? anlatin bakalim." dedi. iste, korkulu dakikalar baslamisti. ne anlatacaktim? Ögretmenimin üzülmesinden korkuyordum. zil çalsa, anlatma sirasi bana gelmese diye dua ediyordum. bu sirada arkadaslarimizdan biri parmagini kaldirdi; "ögretmenim, çok üzgünüm, bayramlari bayram gibi yasamamizi söyledim. annem ve babam ; " ne bayrami, tatile gidecegiz. on gün basimizi dinleyecegiz . buralarda duramayiz , dediler. gitmek istemedim, beni dinlemediler." dedi ve agliyordu. ögretmenimiz; " olsun, yavrum, üzülme. bazen böyle durumlar olabilir. annenin ve babanin dinlenmeye ihtiyaçlari varmis. ikisinin de isleri yorucu. bir dahaki bayramlari bayram gibi yasarsiniz ." dedi. bu sözleri beni rahatlatmisti. bu yumusak, insani kucaklayan sözler hepimizi rahatlatmis. bir bir parmaklar kalkmaya basladi. " biz de tatile gittik. " sesleri yükseldi. bu sesler, duydugum en utandirici, acimasiz sözlerdi. Ögretmenimiz, mutlaka üzülmüstür. bize belli etmedi. " Çocuklar, bunlar sizin elinizde olan durumlar degil. siz, artik ne dogru, ne yanlis biliyorsunuz.büyüdügünüz zaman bayramlari bayram gibi yasarsiniz. " dedi. iste bu bayram sabahi böyle duygularla uyandim. Çocukluktaki bayramla simdi yasadigim bayram ayni degil. kim bana mendil verecek, mendilin içine seker, bayram harçligi koyacak ? kimin elini öpünce basimi oksayacak ? Çocukluk bayramlarimi hatirlayinca hep hüzünlenirim. bu hüznü, ileride çocuklarimin duymasini istemiyorum. onlarin, bayrami bayram gibi yasamalari için elimden geleni yapacagim. bu gün onlara horoz sekeri de alacagim. bayram günlerinde, izmit sokaklarinda, sehrin ortasindan geçen trenin aci sesinde , ulu çinarlarin sallanisinda , kargalarin birlikte kanat çirpislarinda çocukluk bayramlarimi görür gibi oluyorum. içim burkuluyor. dinlenmenin sekli bir tercih meselesidir. bayramlarda yakinlarimizdan uzaklasarak dinlenmek nasildir , bilmiyorum. anlamsiz bir gülümseme kapliyor yüzümü. bu bayram günü pamuk sekeri de bulabilir miyim acaba? 10 parlak teyze aksam sefasi kapatti penceresini bir seyler fisildiyor bahar mucize kadrini bilene. bahar yagmurlari durdu.hava biraz daha isindi.artik çocuklar,bisiklete biniyor,top oynuyorlar.insanlar kipir kipir.doganin uyanisi bütün canlilari etkisi altina almis.ilkbahar",yeniden dogus..tazelik.. kavak yelleri estiren sicacik pirilti.. herkes sokaga atmis kendini.ya da farkinda olmadan baharin büyüsü ile kendisini sokakta bulmus. her birinin yüregi kimseye benzemeyen duygular için atmakta. parlak teyze, kizinin yeni aldigi evi,kisin gelip görmüstü.evi görmekle

kalmamis,çevresini de gözlemlemisti.kimseye gözlemlerinden söz etmemisti. söz etmek istemediginden degil; konu açilmamisti,söylemesine firsat olmamisti. bahar gelince,bir mart ayi sabahi ,özenle bagladigi,ihlamur,çam,kara yemis, gül,kavak fidanlarini atmis otobüsün bagajina gelmis izmit'e.kizi,onu kollarinda tasiyacagindan fazla bir yükle kapida görünce sasirmis;"anne bunlar ne!"diye bagirmisti.parlak teyze,bunlar,fidan,balkona koyalim.yagmur kesilince bahçeye dikecegim. " demisti. mutfak penceresinden,bahçede hüküm süren bahara bakiyordum.sitenin yesil alaninda bir çalisma,hareket gördüm.egiliyorlar,kalkiyorlar",site adina bir çalisma yapiliyorsa benimde katkim olsun diye yanlarina gitmeye karar verdim. hava oldukça serin ve yerler yasti.parlak teyze,elindeki küçük kazici aletle topragi kaziyor, digerleri onu izliyordu.topagi kazmak için uygun alet bulamamis."burada olamayacagini düsünseydim,hendek'ten aletimi de getirirdim." demisti. benim yanlarina gitmemle bir sohbet basladi.Önce;komsularla siradan hal hatir sorma konusmalari yapildi.sonra;parlak teyze,enerji dolu çalismasini sürdürürken bana; -sen, neredensin?yani;kökenin neresi ? diye sordu. -sebinkarahisarliyim."dedim söyle bir düsündükten sonra,çalismasina devam ederek ; - "ben, bilmem oralari. " dedi. - "aman parlak teyze, bilmezsen ne olur ? sen,o kadar çok sey biliyorsun ki senin yaninda bizler hiçbir sey bilmiyoruz."dedim. bu sözlerden çok hoslandi ; - "hee, dogru söyledin." dedi, içten gülümsemeyle. - " siz, nereleri bilirsiniz?" dedim. -"ooo ben, çok yerlere gittim çok. izmit,adapazari,gölcük,karamürsel,ankara'da, istanbul' da hastanede yattim.benim, pasa oglum.beni oralarda baktirdi." dedi. -"geçmis olsun teyze,neyiniz var? " topraktan basini kaldirdi. hafifçe belini dogrultu; - neyim yok ki kizim. tansiyon var, seker var, safra kesem alindi, romatizmam var. her sey var ama sikayetçi degilim. yas seksen .halime sükürler olsun. ayaktayim, geziyorum.sagligim yerinde. benim kizin hiç hali yok, hemen yoruluyor. gelin desen ondan beter. hiç zor görmemisler. her seyden yoruluyorlar. ben, toprakla ugrasmayi severim. Ömrüm böyle geçti.toprakla ugrasmasam, hastalanirim, ölürüm. dedi. hem konusuyor, hem topragi kaziyordu. birinci çukur yeterince açildi.Çam fidanini itina ile eline aldi , "bismillahirahmanirahim" diyerek çukura yerlestirdi. yas topragi, tek bir tas birakmadan elleriyle ayikladi , çukura doldurdu. lastik ayakkabili ayaklari ile basarak, topragi sikistirdi. benden, bir kova su getirmemi istedi. hemen getirdim ; - toprak islak ama olsun,bu baska .simdi can suyu vermek lazim.hosuna gider dedi. iki masrapa suyu fidanin altina döktüm. -tam dibine dök hayrin olsun.dedi.sonra;küçük camin yapraklarina bir bebegi oksarcasina dokundu, sevdi; - haydi yavrum, yolun açik olsun beni utandirma, dedi. hiçbirimizin yardimina izin vermiyordu; - ben, taa hendek'ten , hasta adami evde birakip, fidanlarimi dikmeye geldim.dedi. alti fidani da ayni heyecan ve titizlikle dikti. hepsini ayri ayri sevdi, oksadi. sonra; çimlerin arasindaki yabani otlari temizlemeye basladi. eline bir ot aldi ; - bunun ne oldugunu bilemezsin, dedi. - ayrik otu degil mi ? - evet, ayrik. nereden bildin ? aferin.benim kiz bilemedi. - ben de toprakla ugrasmayi severim.dedim.sonra; ayrik otunun hikayesini anlatayim diye söze basladi; - bu ot çok arsizdir.tasin üstünde bile biter.yedi yil tas üstünde kalmis, ne oluyor acaba? bir an basim döner gibi oldu. demis. hepimiz güldük. - danaburnunu bilir misiniz ? dedi. onu yok etmezseniz ; bütün bahçelere uçarak geçer, her seyi mahveder. domuz girse, bahçe ancak bu hal gelebilir. dedi. daha dikilecek birkaç fidan vardi. biz üsümeye basladik.bazi komsular usulca

evlerine kaçtilar. parlak teyzenin kizi ; - anne kalanlari ben diktiririm. hadi, eve girelim. üsüdün. hasta olacaksin.hendek' e nasil gideceksin?dedi.keske demeseydi.parlak teyze,kahraman edasiyla basini kaldirdi, tam dogrulamayan beline elini koydu. kaslarini çatti.yüz çizgileri gerildi.ne yaptiginin bilicindeydi ; -gidecek olan benim,sana ne oluyor.sen bunlari kurutursun.kaç gün oldu,hiç ilgilenmedin.hepsini yerlerine yerlestirmeden bir yere gitmem. dedi.gözleri simsek gibi çakiyordu.bütün kizginligina ragmen kirpisan bal rengi gözlerinden sevgi yayiliyor,tomurcuk oluyor,çiçek oluyor,kelebek oluyordu.kimseye bakmadan kalan fidanlari dikti.isini bitirmisti.yüz çizgileri rahatladi.yüzüne hafif bir pembelik geldi. simdi sira son görevdeydi.teker teker fidanlarinin basina gitti.onlari oksadi, vedalasti ; - beni utandirmayin yolunuz açik olsun dedi. sonra bize döndü ; -büyüdüklerini göremem ama büyüyeceklerini biliyorum, benden hatira olsunlar. dedi. bu sirada, çamurdan kocaman olmus ayakkabilarini temizledi. hep birlikte içeri girdik. parlak teyze, bir saat sonra, giyinmis, torbasini eline almis kizi ile yola çikmisti. yorgun görünmüyordu. bana el salladi. pencereyi açtim; - güle güle, yolun açik olsun, ellerin dert görmesin. dedim. güldü. mutluydu. hiçbir beklentisi olmadan, gelecek için insani bir çalisma yapmisti. içime sevinçle beraber hazan doldu. bu duygularda neler sakliydi? sevgi, saygi ve mahcubiyet .. 11 elveda hayallerim merhaba yeni dÜnyam -utanmiyor musun ? bizi rezil ettin. allah'im deli olacagim. diye bagirdi babasi. misafir olan halasi; -noldu, bagirip durma, bir sey anlamiyoruz. dedi. bu sirada adam tekrar bagirmaya basladi. kaslarini çatarak; -siz onun masum durusuna aldanmayin. o, bir yalanci. sinavda bos kagit vermis. bu gün bildirdiler. Ögretmenlerde saskin. "bir iki dogru- yanlis bir seyler yazsaydi not verecektik." diyorlar. böyle sey olmaz. simdi seni saçlarindan tutup yere çalmak istiyorum ,diyor. hirsindan asagi yukari dolasiyor, boga gibi soludu. belma, olanlari sinema gibi izliyor ;"allah'im , beni bu evden kurtar." diye dua etti.. artik konusulanlari duymuyordu bile. babasi öfkesini yenmeye çalisiyor, annesi sesini çikarmadan bir kizina ,bir kocasina bakiyordu. halasi, bir seyler söylemeye gayret ediyordu. küçük kardes, olaylara anlam veremiyor. Ürkek, üzgün bakislarla etrafi süzüyordu. belma, birkaç kredi eksigi ile bu yil da liseyi bitirememisti. okuma istegi vardi. belli bir meslek sahibi olmayi, ilerlemeyi her seyden çok istiyordu. siyah badem gözleri bugulandi. kivircik ,uzun saçlarini bir tokayla gelisi güzel toplamisti. kendini yorgun, ümitsiz hissediyordu. bu kötü durumlarin olusmasinin sorumlusu kendisi degildi.etrafindaki büyükler israrla onu anlamamak için direniyorlardi. artik anlamalarini da beklemiyordu; " onlar, kendi sorunlarini çözmekten acizdiler. daha fazlasini beklemek gerçekçi olmaz.. kendime acimaktan vazgeçmeliyim. kaderimin yönünü degistirmek için harekete geçmeliyim. ama nasil? bunlari düsünürken, büzüldügü yerde uyumustu. sabah , halasi; -istersen , seni izmit'e götüreyim. dinlenirsin. denize girer, moralini düzeltirsin. degisiklik olur. dedi. halasi ile dertlesebiliyordu. fikirlerini söyleyebilecegi bir yakininin olmasi ona güç veriyordu. sorunlar da anlatmakla , dinlemekle çözülmüyor ki... izmit'e gitmek istiyordu. orada, küçüklügünden beri deger verdigi, sevdigi biri vardi. davranislarini örnek alir, söylediklerini yapardi. sözlerinde her zaman hakli çikardi. manevi destekti

alev hanim onun için. henüz kimseye söz etmemisti, istanbul' da ki liseye gitmek istemiyordu. kredili sistemde iki yili yanmisti. isin aci yani kredili sistem yürütülememis, bitirilmisti. "kendimi deneme tahtasi gibi hissediyorum,biz, kobay miyiz? Ögretmenler, düsman gibi görünüyorlar. açik oturumda, okulumuz ve ögretmenler hakkindaki düsüncelerimi söyledim diye etmedikleri kalmadi. dogruyu söylemek yasak, yalan söylemek dogru degil. yani; "susun, bir seye karismayin, hakkinizi aramayin. robot gibi okulunuza gidin. papagan gibi derslerinizi ezberleyin." diyorlar. belki onlar hakli. olaylara tepki göstermemeliyim, uysal çocuk tablosu çizmeli, aptal aptal gülümsemeli; "canim hocam, sizi çok seviyorum! ne iyisiniz! siz olmasaniz okulun tadi olmaz." gibi laflarla, hendegi geçene kadar, ayiya ,dayi deme felsefesini uygulamaliyim bazi arkadaslarim gibi... koyun misali; akilli ! tutsak mi ! ne oldugu belli olmayan, kisiliksiz olmak onlari memnun eder. rahatlari kaçmaz. bu bana göre degil... " aslinda sorunum sadece ögretmenler degil. keske böyle olsaydi. tek zorum okulum olsaydi.. madalyonun öteki yüzünü kimse bilmiyor. keske bilseler. sokaga çikip, en kalabalik caddede, en yüksek yerden ; " ey insanlar buraya bakin ! ben aptal degilim. tembel degilim. duygusuz da degilim. Ögretmenlerim ve babam. . " artik sustu. zaten içinden konusuyordu. buna bile dayanamadi.. düsündükçe, duygulari biçaklaniyor, kaniyordu. sanki, içinde organlari ayaklanmis, yerlerini degistiriyordu. anlatilamaz izdirap içindeydi. Çaresizdi. parasizdi. ailesizdi. yalnizdi. güvenecegi, onu sevecek birine ihtiyaci vardi. henüz on yedi yasindaydi. kendisi olmak istiyordu. egitimini tamamlamasi gerektigine inaniyordu. bu isteklere nasil ulasacakti? bir an durdu. derin bir "ah" çekti ; -tamam hala, seninle izmit'e gelecegim. dedi. halasi varlikli degildi. daglarca sorunu vardi. ama; belma'yi anlayabiliyordu. bir de alev teyzesini görüp konusmak istiyordu. ................. izmit' e vardiklarinda hava kararmisti. geceyi halasinin evinde geçirdiler. ertesi gün alev hanimin yazligina gitmek için yola çiktilar. belma' nln kalbi normalden hizli atiyor , elleri terliyor, gözleri simsek gibi çakiyor, yüzünü ates basiyordu. yolun bittigini fark etmedi. isinlanmis gibi kendini alev hanimin yazlik evinde buldu. alev hanim, onlari her zaman oldugu gibi candan bir dost olarak karsiladi. kizlari olmadigi için; bazi kizlara özel bir önem verirdi. belma onlardan biriydi. ev kalabalikti. belma, burada bulunmaktan memnundu. bir ara halasi, alev hanimi köseye çekip ; - alevcigim, sana bir sey söyleyecegim. sorma basimiza neler geldi. belma okulunu birakmak istiyor. aslinda istemiyor ama vaziyet onu gösteriyor. ne yapacagimi sasirdim. senden ricam, onunla konusman, seni dinler." dedi. alev hanim ; -elimden geleni yaparim. bana güvendigin için tesekkür ederim." diye karsilik verdi. alev hanimin üniversitede okuyan iki oglu vardi. simdi tatildi. Çocuklarin okul arkadaslarindan bir kaçi onlarda misafirdi. evde , pür nese gençlik rüzgâri esiyordu. belma, bu rüzgâri sevdi. yine bir "ah " çekti. kisa süre sonra ; belma, halasi ve alev hanim taraçada bas basa kaldilar. halasi ; -alev hanim, belma, okulu birakiyor. kredi eksigi varmis, bu yil diploma alamazmis, dedi. alev hanim, gerçek bir teyze ve dost tavriyla; -ne dedin anlamadim ! okulu birakmak mi ? -vallahi, inceliklerini ben bilmiyorum. kendisi anlatsin. belma'nin yüzü hafif pembelesti. ne diyecegini, nereden baslayacagini bilemedi; - alev teyze, kendimi kimseye anlatamiyorum. anlamalarini da beklemiyorum. bir basima, sorunlarin üstesinden de gelemiyorum. her yaptigim kabahat...siz beni bilirsiniz, açik sözlüyümdür.böyle olduguma sükrediyorum.simdiye kadar aldigim kararlardan pismanlik duymuyorum. ama ; basima gelenleri hiç hak etmedim. dedi. bu sirada, gençler sahile gitmeye hazirlaniyorlardi. belma'nin da gelmesini istediler. gitmek istemedi,sohbeti bölmek istemiyordu.bir taraftan da yeni elbisesini

giyinmeyi arzuluyordu.Çünkü;bu elbisesini baska bir yerde giyinemezdi.duraladi.cevap veremedi. alev hanim yine yardimina yetisti; - git kizim.eglenmene bak.konusmamiza yarin devam ederiz. dedi. belma; - o zaman izin verin, giyineyim. dedi. rüzgar gibi merdivenleri çikti. birkaç dakika sonra,mini etekli,havuz yakali,minicik kollu siyah penye bir elbise giyinmis olarak döndü.kivircik saçlarini özgür birakmisti.pembe renkte bir ruj sürmüstü.düzgün balik eti vücudu,sinirsiz davranislari ve konusmasi ile dikkat çekiyordu.merdivenin basamaklarindan inerken sözlesmis gibi,orada bulunanlar; -ooo bu ne siklik ! diye begenilerini dile getirdiler.elbisesi,sahil pazarindan alinmis,ucuz bir penye elbiseydi ama;ona yakismisti.belma,begenilere tesekkür etti, arabaya bindi.aradan yirmi dakika geçti. belma, aglamakli bir sekilde geri dönmüstü. sahilde,gazino isleten,enistesinin yegeni,kiyafetini çok açik bulmus.hemen eve gidip degistirmesini istemis.aksi halde burada oturamayacagini söylemis.belma, hiç sesini çikarmadan eve gelmis.isyanlari dorukta; - ben, nerede,ne zaman istedigimi yapacagim.ben,olacagim? diyor, gözyaslarini boncuk gibi akitiyordu.hem agliyor,hem de aglamanin ona göre olmadigini söylüyordu.kendime hakim olamiyorum.sinir sistemim zaten bozulmustu.bunlarda tuzu biberi oldu.elimde olmadan agliyorum diyor,kendine kiziyordu. umutlarla geldigi bu yerde,ilk aksamdan hüsranlar baslamisti.elbisesini degistirdi.spor ev kiyafetini giyindi.artik kaldiklari yerden sohbetlerine devam edebilirlerdi. " sans rüzgarlari benden yana hiç esmeyecekler mi ? diye içinden bir " ah" daha çekti,halasinin karsisina oturdu.alev hanim hiçbir sey yokmus gibi konusmaya kaldiklari yerden devam etmeye basladi; - bak yavrum, sen okula kendin için gidiyorsun. her ne yapiyorsan kendin için yapiyorsun. ayrintilar üzerinde fazla durma.hatta hiç durma. bir an önce, alninin akiyla okul islerini yoluna koymalisin.Üniversite sinavlarina girmelisin.kazanirsan, seviniriz.kazanamazsan,sonunda ölüm yok.tekrar denersin.okumanin yasi yoktur. bir seyi yapmayi istersen,yaparsin.hiçbir sey için hiçbir zaman geç degildir.her zaman,her sey mümkündür.sana güveniyorum.genç, güçlü ve iradelisin. dedi belma; -ben de okulumu bitirmek istiyorum.ama izin vermiyorlar.ahtapotun kollari arasinda gibiyim.bu ben degilim. kendimi anlatamiyorum.bu ben degilim.olanlari hak etmedim.dedi.durdu, dalginlasti.sonra konusmaya basladi; - benim de normal bir ailem olsaydi bu yastan hayat küskünü olmazdim. umutlarim olurdu.umutlarimi yakalamaya çalisirdim.bense,bos bir çuvalim.kanadi kirik kus uçabilir mi ? dedi. alev hanim ; -Öyle deme kizim,yaralar,kiriklar iyilesir.allah,sagliktan ayirmasin.hiçbir insan dört dörtlük degildir. onlar da sizler için ellerinden geleni esirgemezler. zaman içinde bu düsüncelerine sen de sasacaksin. alev hanim, sözlerini bitirmeden belma öfke içinde ; - onlar, esirger, babami yine isten atmislar.dedemden kalan evi de satti. aldigi tazminati da üzerine koyup kumar oynamis.hepsini kaybetmis.bizi düsünen kim? daha evin geçimini saglayamiyor.okul giderlerimizi karsilayamiyor. adam, baba degil,sömürücü.kendi keyfinde.hepsinden nefret ediyorum.böyle düsünmek istemezdim.aptal degilim bu haksizlik...diyor,agliyordu.biraz soluklandiktan sonra ; - yazili kagidimi bos vermeye gelince,bunu, neden yaptigimi sormayi kimse akil edemiyor.Çünkü okulumu bitirmekten korkuyorum.evin içine kapanmaktan, sinir harbine girmekten korkuyorum.bas edemeyecegim seylerin çoklugundan korkuyorum. iste,bu yüzden bos kagit verdim.okul bitmesin istedim. dedi. alev hanim, belma'nin saçlarini oksadi.içinden"Çocuk hakli."diye düsündü. sonra ; - kizim,her seyin çaresi bulunur.kendini birakma.bu dönemi, istersen izmit'te bir lisede bitirebilirsin.dershaneye gitmene de yardimci oluruz.dershane müdürü arkadasim var.zamanla her sey yoluna girer. sana güveniyorum. sen de kendine

güven.istersen basaramayacagin bir sey yoktur.yeter ki;yürekten iste.bu senin elinde.acele karar verme.bu günler hayatinin dönüm noktalari olabilir.iyi düsün. dogru karar vermege çalis.dönüsü zor yollara girme.dogru zamanda,dogru yerde yapilan isler basari ve mutlulugu getirir.her insanin hayatinda inisler,çikislar vardir. kimsenin hayati kusursuz degildir.olmasi da normal degildir.insan hatalariyla olgunlasir.zaman en iyi ilaçtir. belma,konusmayi dikkatlice dinlemis; -bana,güvenmeniz,hele önem vermeniz güçlenmemi sagladi.tesekkür ederim. beni sevenler ve kendim için yeniden baslamak istiyorum.dedi. ertesi gün, izmit'e döndüler.komsu kizi ile ayaküstü sohbet ederken, liselerde yaz okulu açildigini ögrendi tesadüfen.sabahi zor etti.hayallerinin yikilacagindan korkuyordu.sabah ilk is istanbul'a okul müdürüne telefon açti.pazartesi sabah okulda olmasi gerektigini ögrendi. ve tekrar istanbul.insanin aklina gelmeyenler basina gelir.yaz okulu, belma'nin basina gelecek en güzel seydi.bütün olumsuzluklara ragmen,okul bitirildi. nasil otobüs parasini verebilecegini düsünürken,yolunda gitmiyor görünen olaylar, yasantisinda güzellikler olusturmus,gelecegini aydinlatmisti.mezun olma basarisina ,bilgisayar ögrenmeyi de ekledi.küçük bir ilgi onu kamçilamis,içindeki baharin, yasama sevincinin ortaya çikmasina neden olmustu. asil mücadele simdi basliyordu.Üniversiteye girmek büyük bir hayaldi.bu hayal bir kösede beklemek zorundaydi.Çalismaliydi.acil olarak gelire ihtiyaci vardi. belma için,yaradan,bir senaryo yazmisti.oyunu sergileyebilecegi alani dogru seçmeliydi.ya da akintiya kürek çekip ömrünü bitirecekti.bu parasiz günlerinde, büyük sehir istanbul'un akil almaz nimetlerinden faydalanmaya basladi.televizyon kanallarinin yaptigi program çekimlerine izleyici olarak katiliyor harçligini çikariyordu. onu, televizyon ekranlarinda sik sik görmek mümkündü.aralari iyi olmadigi halde, çekim yerlerine babasi götürüyordu. son zamanlarda kendi evlerinde kalmiyordu.dul olan teyzesinin evindeydi.teyzesinin en büyügü yirmi yasinda dört oglu vardi.en küçükleri ilk okula gidiyor.ikisi araba tamircisi yaninda çalisiyor.büyük oglan askerdeydi.kit kanaat geçinmeye çalisiyorlardi.yaz okulu döneminde,belma'nin harçligini da vermislerdi . her zorlugu asacagina inaniyor.annesini,babasini görmek istemiyordu.hatta onlardan uzak olunca kendini daha huzurlu buluyordu. günler geçti,hem de rüzgar gibi. uygun bir is aradi,aradi.. sonunda ; kendini büyük bir alis-veris merkezinde satis elamani olarak buldu.bu isi de babasi ayarlamisti.asgari ücretle, kisin en kisa,en soguk günlerinden birinde hayat mücadelesine basladi.okumak bir baska mevsime kaldi.belki de ulasamayacagi hayali olacakti.Ümitsiz degildi.her zaman her sey olasi.insan hayalleri ölçüsünde yasar.umut yoksa,yasamanin anlami kalir mi? alev hanim böyle söylemisti.o halde dogrudur.isine basladigini, alev hanima telefonla bildirdi.kadin,onun adina sevindigini söylemis; "basarili olmak için yere saglam bas.kimseye,ama hiç kimseye oldugundan fazla deger verme."demisti.belma insanlarla iliskisi arttikça,bu sözlerin manasini daha iyi anliyordu.etrafta,o kadar çok maskeli,dev görünümlü adamlar dolasiyor ki... aslinda onlar,bir böcek kadar bile degiller.maskelerini düsürmeyi isterdi. istemekle olmuyor elbette.bu konu onu asar.böyle bir sey yapmayi denese basina gelecekleri hayaline bile sigdiramazdi.bu yüzden susuyor,olaylardan uzak durmaya çalisiyordu. teyzesinin evinde kalmaya devam ediyordu. "simdi yardim etme sirasi ben de."diye düsündü.hep onlara yük olmustu.Üzüntülerinin basinda,babasinin sik sik ziyaretine gelerek;"parani alinca,bana da harçlik ver." demesiydi. bu tür konusmalar onu çileden çikariyordu.annesine acimaya basladi."babam gibi biri için hayatini zehir ediyor."diye hayret içinde bir gün isyan edecegini düsünüyordu. daha iyi sartlarda,daha çok kazanmasi geregine inaniyordu.en büyük düsü,kiz kardesini yanina alarak ayri bir evde yasamakti. daktilo,bilgisayar kullanimini ögrenmisti.bir de yabanci dil ögrenmeye ihtiyaci vardi.günün birinde bu isi basaracagi inancindaydi.

bu yil sonunda erkek arkadasi oldu.Özel bir sirkette çalisan lise mezunu biriydi. alev hanima,arkadasindan söz etti, fikrini almak istedi; alev hanim; - bunu bekliyordum.normal bir durum.gençlik bu. fikrimi soruyorsun. o halde bir seyler söylemek isterim. belma; -lütfen alev teyze, çok memnun olurum. -arkadasliginiz hangi boyutta bilemiyorum.artik is hayatina girdin.Önünde kocaman bir gelecek var.geleceginin temellerini atmaya basliyorsun.saglam olmasina özen göstermelisin.arkadas olarak bir çok erkek arkadasin olmali.sira, duygusal arkadasliga,gelince;seçilmeyi bekleme.seçici sen olmalisin.sana uygun olani en iyi sen bilirsin.dedi. bu kisa konusma,belma'ya yeni ufuklar açmisti."seçici olmak."bunu her konu da düsünmek mümkündü."muhtesem bir kadin alev teyze.iyi ki seni taniyorum , iyi ki varsin." demekten kendini alamadi.yüzü gülüyordu. gerçekleri görmenin vakti gelmisti."ey koca sehir,ilmek ilmek tarih dokumus istanbul, ben geliyorum. elveda hayallerim, merhaba yeni dünyam."dedi.simdi,hayat çizgisini cesurca,coskuyla izlemeye,güzellikleri,zorluklari kucaklamaya hazirdi. zaman, bir çok sorunu simdiden çözmüstü."bu yil,bahar benim için erken geldi." dedi. mutlu görünüyordu.içindeki firtinayi,kontrolü altina almisti."nereden nereye" diye bir "ah" çekti içinden.yavas ve emin adimlarla ilk is gününe dogru yürüdü, servis arabasina bindi.. 19 aslinda gerÇekler dÜs mÜ? düsümde düs gördüm uyandigimda gerçekler düstü. adam, gecenin ugultusu ile uyandi. karanlikta rüzgarin söleni vardi. odanin içinde bir asagi bir yukari gezindi. pencerenin arkasinda durdu. perdeyi araladi. disariya göz atti. düsünce yumagi halinde bir süre daha dolastiktan sonra pencereyi açti. yildizli, ayaz ve kar kokan havayi içine çekti. karisi gürültüye uyanmisti.homurtuya benzer bir ses çikararak yataginda döndü. gözlerini açmadan; " ne dolasiyorsun , sabah mi oldu ?" dedi, sitemkar bir sesle. " yok hanim yok.. beni uyku tutmadi da ." demeye çalisti adam. cevap alamadi. zaten uyuyordu kadin. evleri buraya yapilmadan önce de bahçeyi gölgelendiren çinar agaci , bilge adam olgunlugunda basini agir agir salliyor, tipiye, günese aldirmadan etrafini gözlemliyordu. uykusunu kaçiran, rüzgarin çilgin esisi degildi. "biz, ne firtinalar gördük, ne lodoslar atlattik." diye geçirdi içinden." ben, biraz kamburum." dedi. isin asli aklina takilan olaydi. söze kimden , nereden baslamaliydi ? karar veremiyordu. " Önce kizi anlatayim." diye düsündü. " cesur. askini, bildigi degerlerden üstün tutan bir kiz. her gün ayni vakitte, ormanin ayni noktasinda beliriyor. pesinde oldugu sevdasinin yolunu bellemis. hep ayni yol.. karli daglarda gülümseyen kardelenlere benziyor. ya da sari yabani bir güle. aniden durdu. basini ellerinin arasina aldi. sikti sikti. Çatlayacak gibiydi. agrimiyor, sizlamiyordu. bir sikinti vardi içinde ve onu disari çikaramiyordu. yeniden düsünceye daldi. basinin neler çektigini unutur gibi yapti. "yoksa ; delikanliyi mi anlatmaliyim ? " aniden geriye döndü. elini çenesine götürdü. düsündü. " o, daha da cesur. Çiplak kayalarin üstünden , günesin çizdigi yoldan ormana dogru kosuyor. kosuyor.." yine sustu. düsüncelerinin yönünü degistirdi. "en iyisi çevreden söz edeyim. günes her seher ormanin bir yerinden ortaya çikar. Çikis yeri tam olarak

görünmez. hep dogudan dogar ama her gün degisik noktalardan gösterir kendini. geldiginde, orman emprimelerini giyinir. daginik sari saçlarini savurur, ,yeryüzünün renk cümbüsünü oksayarak salinir. iste o zaman ormanin, mahmurlugundan çikip mutluluk sarkisi söyledigini duyarsiniz. derenini siriltisi, yapraklarin isiklanmasi, çiçeklerin gülümsemesi kisaca ; börtü böcegin , bütün renklerin bir agizdan " hayat burada. hayat burada, uyanin." dediklerini hissedersiniz. günes,saçlarini kayalarin üstünden toplayip örmeye baslayinca; lacivert aksam gelir, kurulur buralara." birden irkildi adam. gözleri biraz daha yuvarlaklasti. gözbebekleri disari ziplayacakmis gibi tetikte bekliyordu..Üsümüs gibiydi. ellerini ovusturdu. "konuyu dagittim galiba." dedi. yeniden kizi düsünmeye basladi. "bu kiz, yörenin sari basmali, al yazmalisi. dolgun bir basaga benziyor.hem cesur, hem korkak. törelerine meydan okurcasina ; " aha yine geldim. kimin ne diyecegi varsa desin. " diyenim. hem özgür ,hem tutsak. su kiza bakin hele ! neleri göze alip, dereyi asip, ormani geçip geliyor. ormanin kiyisina mihlaniyor. disina bir adim atmiyor." "ya oglan !.." dedi. bir iç çekti. " o, kayaliklarin bir yerinden aniden ortaya çikar. sadece kendisinin bildigi gizli yolu olmali. günes isinlarinin ormandan firar etmis isik demetinin üzerinden kayaligin ucuna gelir. ormanin içine bir adim atmaz. " adam, yine yine susturdu düsüncelerini. "bu durum artik beni sikiyor. ne olacaksa olsun. " dedi cesaretle içinden.sonra ; karar vermis gibi durdu. nereye baktigi belli olmadan uzaklara dogru daldi. heykel gibiydi. bekledi. bekledi.. bahçedeki bilge çinar, agir agir basini salliyordu. " törelere karsi duran kiz, aslinda korku içindedir. arkasini ormana dayamis, çiplak kayaliktan ürküyor. Özgür gönlü, tutsak bedenine hükmedemiyor. olmadi kizim, olmadi iste!.. kendine iskence yapma. yapmamalisin." diye mirildandi. "ya oglan ! Özgür bedeni , töre bagimlisi sevdali gönlüne söz geçiremiyor. ne onunla ne de onsuz. kivrim kivrim bir bilmece efsane kizin , çözdükçe örülen saçlari gibi. "yine konuyu dagittim. ben de lime lime oldum." diye içinden konustu adam. basini sallayarak ; " anlasilir gibi degil.iki genç insan, sir dolu yollarindan yürüyüp, bulusmayi göze aliyorlar. bakisiyorlar.elleri gönülleri kenetleniyor. sonra; elleri alev almis, gözleri çakmak olmus halde ayriliyorlar. kalplerinin çirpinisina dayaniyorlar. bildirdan bu yana degisen bir sey yok. bunlar... bunlar cesur, yürekli, sevdali degiller. basbayagi korkaklar . korkaklar... bu günlerin hesabini vereceksiniz. korkaklar...hem de kendinize. ne sandiniz? kaçan günleri, uçup giden zamani yakalayabileceginizi mi ? hadi bakalim bu günü de bos geçirin. kimin umurunda ? kimsenin .. anliyor musunuz? bu sizin senaryonunuz. siz oynuyorsunuz. size adiniza yazilmis. oyuna hakkini verin. kimden korkuyorsunuz. hakem de siz, savci da . korkaklar. korkaklar!" adam, artik sesli düsünüyordu. hatta haykiriyordu. görünürde öfkeliydi. aslinda yardim etmek istiyordu kendince.. " keskeler yasamayin. zamaniniz varken kendinize gelin. uyanin gaflet uykunuzdan uyanin." diye var gücüyle bagiriyordu açik pencereden. ve terliyor, üsüyor, yaniyordu.. bu sirada odanin kapisi gicirdayarak açildi. elinde çay tepsisi ile karisi gelmisti. "bey, çayini getirdim." dedi göbegini sallayarak. onun gözü ormandaydi. konusmadan , ters ters çay tepsisine bakti. "simdi çayin sirasi mi?" der gibi. kadin tepsiyi masaya birakti. umursamaz bir tavirla kapiyi çarpti, gitti. adam kaldigi yerden devam etti. " simdi onlar gelecek. ormanin kiyisina ya da kayalarin ucuna. ne fark eder canim. ikisi de ayni sey..." saatlerce pencerenin önünde dondu, kaldi. onlar gelmedi. " ah bir gelselerdi! bak neler olacakti. dün neden söylemedim. sanki.. dogru zamani yine kaçirdim. " diye hayiflandi. baska bir sey düsünemiyordu. Çilgin gibiydi. bilge ulu çinar, basini agir agir salliyordu. ve çogalmisti. sanki; bir ormandi. bir yani da kayalik... kapiyi hizla açan kizi, bir çirpida babasinin kucagina siçradi. " uyan baba sabah oldu. her taraf günes doldu. " dedi. adam uyumuyordu zaten. yoksa uyuyor muydu? bunu kestiremedi. karmakarisikti. Çocugu kucagindan atarcasina yere birakti. kosarak pencereyi açti. mevsim bahardi. görünürde ne orman vardi ne de kayaliklar. kalemini

aradi. yoktu. yazar miydi? oyun mu yaziyordu ? gözcü mü ,muhtar miydi? hayir, hayir düsümde düs görmüs olmaliyim." dedi. günes, yükselmisti yine. gerçekler mi düstü ne, neydi anlayamadi.. " o, çilgin adam ben degildim galiba." diyebildi. " ben buyum iste. keskeleri bitmeyen.. yapmak isteyip de yapamadiklarim benim karabasanim. ruhum, bedenimden çikmis isyan ediyor. boguluyorum, boguluyorum. ben kamburum zaten" diye mirildanarak haykiriyordu yüreginden. kendini ariyordu. buldugunda da kabullenemiyordu . kendi, kendinden ürküyordu. asil yüzü, etrafinda dolaniyor, gün isigina çikmak için çirpiniyordu. o da bunun farkindaydi. farkindaydi, farkinda olmasina ama kabugunu kiramiyordu. bir kor vardi içinde çilgin mi çilgin. ha tutustu ,ha tutusacak. tutusamiyordu .ya da tutusmasina izin vermiyordu. bos bir çuval gibi yigildigi yerden kalkti. hiçbir sey olmamisçasina, hüzünlerini, düslerini yeniden bohçaladi, gönlünün bir kösesine gizledi. her zaman yaptigi gibi ; beyninde çikan firtinalari, kasirgayi unutmak , yok saymak istiyordu . evin kapisini açti; "hayir hayir ben kambur degilim. inanin degilim." dedi içinden . kamburu görünen yerde degildi zaten. yine kendini, onun olmayan günün akisina birakti. bahçedeki ulu çinar, hep ayni yerinde durdu, bekledi. gün oldu çogaldi. gün oldu bir basina kaldi. bunlari gören, bilen yoktu. gerçek olan; bilge basi daha dumanliydi ve her geçen gün biraz daha yavas sallaniyordu.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->