ANATOMİ DERS NOTLARI

Anatomi Anabilim Dalı

ÖNSÖZ GATA Sağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu (SAMYO), Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu sayıda sağlık sınıfı muvazzaf astsubay yetiştiren, GATA K.lığı bünyesinde kurulmuş iki yıl süre ile Ambulans ve Acil Bakım Teknikerliği programında ön lisans düzeyinde eğitim-öğretim veren bir Askeri Yükseköğretim kurumudur. SAMYO öğrencilerine verilen derslerin bilimsel disiplin alanlarında çok sayıda başvuru kitabı bulunsa da, SAMYO öğrencilerinin öğrenme hedeflerine ve mezunlarının görev tanımlarına uygun düzeyde bir kaynak kitap mevcut değildir. Ayrıca, halen GATA K.lığı sorumluluğunda icra edilmekte olan, sağlık astsubay branş eğitimlerine (teknisyen astsubay kursları) personel seçimi için yapılan sınava hazırlanacak personelin yararlanacağı düzeyde bir başvuru kitabı da bulunmamaktadır. Bu nedenle, Komutan Bilimsel Yardımcılığı tarafından, 2010-2011 Eğitim ve Öğretim Yılından itibaren kullanılmak üzere SAMYO öğrencileri ve mezunları için; SAMYO eğitim programında yer alan ders notlarının geliştirilerek birleştirildiği bir kitap hazırlanması konusunda bir çalışma başlatılmıştır. Bu kapsamda, SAMYO eğitim programında yer alan derslerden sorumlu tüm öğretim elemanları tarafından; ders notları kitap metinleri halinde hazırlanmış, metinlerin hazırlanmasında, “Sağlık Astsubayı” veya “Ambulans ve Acil Bakım Teknikerliği” görev alanları ve eğitim ihtiyaçları esas alınmış, öğrenme hedefleri bu esaslar çerçevesinde yeniden gözden geçirilip düzenlenmiş ve kitap bölümleri söz konusu öğrenme hedeflerine göre yazılmıştır. Hazırlanan “kitaplaştırılmış ders notlarının” önümüzdeki yıllarda geliştirilerek, ülkemizdeki sağlık meslek yüksek okullarında da kullanılacak bir kaynak kitap düzeyinde yeniden yayınlanmasının yararlı ve gerekli olduğunu düşünüyorum. SAMYO öğrencileri ve sağlık astsubayları için “kitaplaştırılmış ders notlarının” hazırlanmasında emeği geçen tüm öğretim elemanlarına ve idari görevli personele teşekkür eder, kitabın SAMYO öğrencileri ve sağlık astsubayları için öğrencilik döneminde ve mesleklerinin icrasında azami yararı sağlamasını dilerim.

M. Zeki BAYRAKTAR Prof.Tbp.Tümgeneral GATA K.Bil.Yrd., Askeri Tıp Fakültesi Dekanı ve Eğitim Hastanesi Baştabibi

SAMYO Kitaplaştırılmış Ders Notlarının Hazırlanmasında Katkıda Bulunanlar Prof.Tbp.Alb. Süleyman CEYLAN GATA Komutan Bilimsel Yardımcılığı Eğitim Öğretim Şube Müdürü Yrd.Doç.Dr.Dz.Tbp.Yb. Zeynep ERKEK GATA Komutan Bilimsel Yardımcılığı Eğitim Öğretim Şube Eğitim Öğretim Subayı Sağ.Yb. Fatma TABAK Sağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu Mesleki Dersler ve Uygulamalar Öğretim Görevlisi

İÇİNDEKİLER S.NU. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. 9. 10. 11. ÜNİTE / KONU ANATOMİYE GİRİŞ, KEMİK, EKLEM ve KAS HAKKINDA GENEL BİLGİLER ÜST EKSTREMİTE ANATOMİSİ ALT EKSTREMİTE ANATOMİSİ BAŞ – BOYUN, GÖVDE ANATOMİSİ ve KLINIĞI SOLUNUM SİSTEMİ ANATOMİSİ DOLAŞIM SİSTEMİ ANATOMİSİ SİNDİRİM SİSTEMİ ANATOMİSİ PELVIS – PERİNEUM, ÜRİNER ve GENITAL SİSTEM ANATOMİSİ SİNİR SİSTEMİ ANATOMİSİ ENDOKRIN SİSTEM ANATOMİSİ GÖZ ve KULAK ANATOMİSİ Prof. Dr. Hasan OZAN Prof. Dr. Fatih YAZAR Doç. Dr. Yalçın KIRICI Doç. Dr. Bülent YALÇIN Doç. Dr. Necdet KOCABIYIK Uzm. Dr. Cenk KILIÇ Uzm. Dr. Nurcan İMRE Uzm. Dr. Selda YILDIZ Uzm. Öğr. Sedat DEVELİ ÖĞRETİM ELEMANI

1. ANATOMİYE GİRİŞ, KEMİK, EKLEM ve KAS HAKKINDA GENEL BİLGİLER ANATOMİYE GİRİŞ Vücudun normal şekil ve yapısı ile vücudu oluşturan organları ve bu organlar arasındaki fonksiyonel ilişkiyi inceleyen bilim dalıdır. Ana ve Tome denilen iki sözcüğün birleşmesinden oluşan Anatomi, Yunanca’dır. Sözcük anlamı; kesme, ayırmadır. Anatomi eğitiminde esas materyal cadaverdir. Cadaver (caro + data + vermis); “solucana verilecek et” anlamına gelir. Anatomideki tüm tarifler, anatomik pozisyona göre yapılır. Anatomik pozisyon; kişi ayakta ve dik, üst ekstremiteleri yanlarda, ayaklar bitişik, avuç içleri, yüz ve gözler karşıya bakar durumdadır. Bütün anatomik tarifler, bu pozisyondaki bir insanın vücudundan geçen hayali düzlemlerle ilişkisine göre yapılır. Anatomik pozisyondaki bir vücuttan geçen 3 tane hayali düzlem vardır. 1. Planum sagittale; vücuttan vertikal olarak geçen düzlemlerdir. Vücudu sağ ve sol iki kısma ayırırlar. Vücudun tam ortasından geçerek, vücudu sağ ve sol iki eşit yarıma ayıran düzleme planum medianum (ya da planum midsagittale) adı verilir.

1

2. Planum frontale (coronale); median düzleme dik düzlemlerdir. Vücudu ön ve arka olarak iki kısma ayırırlar. Frontal kemiğe (yada sutura coronalise) paralel oldukları için bu isimle anılırlar. 3. Planum horizontale (transversale); önceki düzlemlere dik olan bu düzlemler, vücudu üst ve alt iki kısma ayırırlar. Anatomi eğitiminde iki esas yöntem vardır. Sistematik Anatomi : Vücut kısımlarını ve organları fonksiyonel yönden sistematik olarak tarif eder. Anatomi eğitiminde çok daha yararlıdır. Buna göre vücut sistemleri: Integumentum sistem; deri ve eklerini (kıllar, tırnaklar) inceler. İskelet sistemi; kemikleri inceler. Artiküler sistem; eklemleri ve ilgili ligamentleri inceler. Musküler sistem; kasları inceler. Bazen bu sistem, iskelet sistemi ile birlikte Muskuloskeletal sistem adı altında, bazen de Lokomotor Sistemin bir alt grubu olarak incelenir. Dolaşım (Sirkülatuar) sistemi ya da Kardiyovasküler sistem; kalp ve damarları inceler. Sindirim (Alimentar) sistemi; ağızdan anusa kadar bütün sindirim organlarını ve ilgili bezleri (karaciğer, pankreas,..) inceler. Solunum (Respiratuar) sistemi; solunum organlarını inceler. Uriner sistem; böbrek, ureter, mesane gibi idrar yollarını inceler. Üreme (Reprodüktif, Genital) sistemi; üreme organlarını inceler. Uriner sistemle olan yakın komşuluğundan dolayı, sık olarak Urogenital Sistem adı altında bu iki sistem birlikte incelenir. Sinir sistemi; beyin ve omurilik (santral sinir sistemi) ile bu yapılardan ayrılan sinirleri (periferik sinir sistemi) inceler. Gelişimsel ve fonksiyonel olarak bu sistem ile yakın ilişkisi olan duyu organları (görme, işitme, tat ve koku) da bu sistem içinde incelenir. Endokrin sistem; hormon denilen salgıları yapan bezleri inceler. Topografik (regional, bölgesel) Anatomi : Bir bölgedeki yapıları ve aralarındaki ilişkileri yüzeyelden - derine doğru inceler. Buna göre vücut; toraks, abdomen, pelvis - perine, sırt, alt ekstremite, üst ekstremite ve baş - boyun olarak bölgelere ayrılır. Terminologia Anatomica (Nomina Anatomica) Vücuttaki bir yapının diğer bir yapı ile ilişkisini tarif ederken anatomik terimler kullanılır. Anatomi terminolojisi ya da Anatomik nomina, anatomide kullanılan uluslararası terimleri içeren bir listedir. Birçok bilim dalında olduğu gibi anatomide de bir buluşu gerçekleştirmiş bilim adamının adıyla anılan terimler vardır. Bu terimlere eponim terimler denir. Örneğin; tuba auditiva, Eustachi Borusu adı ile de bilinir. Tekil – Çoğul Yapısı Tıp terminolojisindeki tekil sözcükler çoğul yapılırken genel olarak; sonu “-us” ile bitenlerde “us” yerine “-i”, sonu “-um ya da -on” ile bitenlerde bunların yerine “-a”, 2

Gl. toplardamarlar Bağlaçlar Tıp terminolojisinde en çok kullanılan bağlaç “ve” anlamına gelen “et” sözcüğüdür. organ Pilus. lifler Ganglia. Aa. sinir Organum. kıvrım Labium. sonu “o” ile bitenlerde de “-nes” eklenir. kıkırdak Fibra. bölge Septulum. bağ Meninx. Art. beyinzarı Musculus.sonu “x” ile bitenlerde de “x” yerine “es” koyulur. gövde Vena. Dors. Gang. Cran. eklem Cartilago. Arteria. TERİM Arteria Arteriae Anterior Articulatio Cartilago Caudalis Cranialis Dexter Distalis Dorsalis Fasciculus Ganglion Glandula TÜRKÇE ANLAMI Atardamar Atardamarlar Daha ön Eklem Kıkırdak Kuyrukla ilgili Kafa ile ilgili Sağ Merkezden uzak Sırtla ilgili Küçük demet Düğüm Bez 3 KISALTMASI A. atardamarlar Articulationes. dallar Regiones. Musculi capitis et colli = Başın ve boynun kasları Kısaltmalar Tıp terminolojisinde sık kullanılan terimlerin tekil ve çoğullarının kısaltmaları. toplardamar Arteriae. . eklemler Cartilagines. gövdeler Venae. bağlar Meninges. beyin zarları Musculi. sinirler Organa. kas Nervus. bezler Gyri. bölgeler Septula. kıllar Radices. dudaklar Ligamenta. kıkırdaklar Fibrae. kaslar Nervi. dudak Ligamentum. dal Regio. Fasc. kıvrımlar Labia. düğüm Glandula. arter Articulatio. Dist. düğümler Glandulae. bez Gyrus. kıl Radix. Sonu “-a” ile bitenlerde. Caud. Cart. organlar Pili. “a” dan sonra “-e”. atardamar. kök Ramus. bölmecikler Trunci. lif Ganglion. Dext. kökler Rami. Ant. bölmecik Truncus.

Tr. Nuc. Örn. YÖN ve KARŞILAŞTIRMA TERİMLERİ ANTERIOR. Inc. umbilicus. cerebellumun rostralindedir. Nn. V. Rostralis. Ventralis terimi araştırmalarda kullanılan hayvan ve insanlarda anatomik tariflerde eşit olarak uygulanabildiği için avantajlıdır. Ligg. Dorsalis terimi yaygın olarak posterior yerine kullanılmaktadır. Tuberc. 4 . Lig. Rr. vücudun ön tarafında olan. Lat. gluteal bölge vücudun arka tarafındadır. Nöroanatomide yaygın olarak anterior yerine ventralis sözcüğü kullanılır. Sup. R. vücudun ön tarafındadır. Tuberos. Benzer şekilde rostralis terimi de sık olarak beyin kısımlarını tarif ederken anterior yerine kullanılır. Membr.Glandulae Incisura Inferior Internus Lateralis Ligamentum Ligamenta Musculus Musculi Medialis Membrana Nervus Nervi Nucleus Obliquus Plexus Posterior Processus Protuberentia Proximalis Ramus Rami Sinister Superior Truncus Transversus Trigonum Tuberculum Tuberositas Vena Venae Ventralis Bezler Çentik Daha alt İç. Pl. M. Transv. Int. Inf. Vent. Mm. gaga tarafına (ön uca) yakın olan anlamındadır. Sin. Prox. Özellikle elin arka yüzü ve ayak sırtı tarif edilirken dorsal terimi kullanılır. Prot. Proc. N. Vv. ayağın alt yüzü için de plantaris ifadesi kullanılır. frontal lob. yatay Üçgen Küçük tümsek Pürtüklü kabartı Toplardamar Toplardamarlar Karınla ilgili Gll. Obl. Trig. Örn. Post. Örn. X POSTERIOR. Elin anterior yüzü için genellikle palmaris. vücudun arka tarafında olan. içteki Dışyan Bağ Bağlar Kas Kaslar İçyan Zar Sinir Sinirler Çekirdek Eğik Ağ Daha arka Çıkıntı Tümsek Merkeze yakın Dal Dallar Sol Daha üst Gövde Enine. Med.

MEDIALIS. X CONTRALATERALIS. MEDIUS. vücudun karşı tarafında olan. Diş hekimliğinde distalis terimi. hiperfleksiyon denir. 5 . vücudun aynı tarafında olan. Örn. Örn. Normalden fazla yapılan ekstensiyon hareketine. ayak. vücudun tam ortasındadır. anteromedial. İkisi arasında kalan yüzük parmağı intermedius pozisyonundadır. umbilicus (göbek). parmağı ise başparmağa göre medialdedir. diafragma kalbe göre daha aşağıdadır. parmağı başparmağa göre lateraldedir. yüzeye yakın olan X PROFUNDUS. X . Cranialis terimi de superior yerine kullanılabilir. SUPERFICIALIS. sagittal düzlemde yapılan ve vücut bölümleri ya da kemikler arasındaki açıyı artıran germe harekettir. medial ile eş anlamlıdır ve diş arkının orta hattına yakın olanı belirtmek için kullanılır. Normalden fazla yapılan fleksiyon hareketine. Ancak bacağın ve ayağın ekstensiyonu. diş arkının orta hattına uzak olanı belirtmek için kullanılır.öne doğru geçer. başa daha yakın olan. KOMBİNE TERİMLER Sık olarak bir yönü işaret etmek için kullanılırlar. kol. median düzlemden uzak olan. alt ekstremitenin distal ucundadır. X INFERIOR. X DISTALIS. küçük parmak medialdedir. Ancak bacağın ve ayağın fleksiyonu. sağ (taraf). orijin noktasına ya da gövdeye yakın olan. X LATERALIS. orijin noktasına ya da gövdeye uzak olan. hiperekstensiyon denir.ray filmi ise önündedir. orta parmak lateralde. INTERMEDIUS. X EXTENSIO. Örn. X EXTERNUS. plantar fleksiyon (=fleksiyon)dur.ray ışını arkadan .ray tübü hastanın arkasında. Örn. posteroanterior göğüs filminde. sol (taraf) PROXIMALIS. INTERNUS. Elin 5. Ancak sadece embriyolojik tariflerde yaygın olarak kullanılır. Inferolateral. HAREKET TERİMLERİ Ekstremitelerin ve vücudun diğer bölümlerinin hareketlerini tarif etmek için kullanılır.SUPERIOR. akciğerler. Örn. bir organ yada boşluğun dışında olan. yüzeye uzak olan (derin). sagittal düzlemde yapılan ve vücut bölümleri ya da kemikler arasındaki açıyı azaltan bükme harekettir. Örn. DEXTER. X . Örn. medialdeki ve lateraldeki iki yapının ortasında olan. ayağın 5. anterior yöndedir. SINISTER. mideye göre daha yukarıdadır. posterior yöndedir. gözlerin medialindedir. burun delikleri (nares). Örn. Örn. Ayağın plantar yüzünün aşağıya doğru bükülmesi. IPSILATERAL. median düzleme yakın olan. X . FLEXIO. Örn. üst ekstremitenin proksimal ucundadır. sağ el ve sağ ayak ipsilateraldir. Ayağın dorsal yüzünün yukarı doğru bükülmesi de dorsal fleksiyon (ekstensiyon)dur. Diş hekimliğinde kullanılan mesialis terimi. ayaklara daha yakın olan. Caudalis terimi kuyruk anlamındadır ve inferiora karşılık gelir. Genellikle anterior yönde olur. posterolateral. sağ el ve sol el kontralateraldir. Genellikle posterior yönde olur. Örn. bir organ yada boşluğun içinde olan. vücudun tam ortasında ya da bir yapının tam ortasında olan.

SUPINUS. Bu hareket supinatio (dış rotasyon) olarak bilinir. Invertio güçlü yapıldığında. Bu hareket sonucu elin palmar yüzü öne bakar. Rotatio lateralis (rotatio externa. radius kemiğinin uzun ekseni etrafında içe dönmesi ile oluşan önkol ve elin hareketidir. mandibula ya da omzun aşağı doğru hareketi (indirme). fleksiyo. Hareket sırasında radius ulnayı önden çaprazlar. pronasyondan çok daha kuvvetlidir. üst ekstremitenin vücuda doğru olan hareketi. parmakların birleştirilmesidir. EVERTIO (iç rotasyon). Elde ve ayakta parmakların adduksiyonu. Ekstremitenin lateral kısmı medial rotasyonda içe. Art. 6 . Parmakların abduksiyonu. vücudun bir parçasının uzun ekseni (vertikal eksen) çevresinde yaptığı dönme hareketidir. mandibulanın ya da omzun arkaya doğru çekilme hareketi. ekstensiyo ve adduksiyo hareketlerinin kombinasyonu olan dairesel harekettir. ABDUCTIO. başparmağın diğer parmakların eksenine dik olacak şekilde. exorotatio. Supinatio = invertio + adductio PRONATIO (iç rotasyon). Evertio güçlü yapıldığında. PROTRACTIO. ön yüzü median düzlemden uzaklaştırır. sırtüstü yatış pozisyonudur X PRONUS. radiusun uzun ekseni etrafında dışa dönmesi ile oluşan önkol ve elin hareketidir. Abductio. Rotatio medialis (rotatio interna. koronal düzlemde palmar yüzden dışa doğru uzaklaşmasına extensio denir. üst ekstremitenin vücuttan uzaklaşması. CIRCUMDUCTIO. EL BAŞPARMAĞININ HAREKETLERİ Flexio. ayakta ise ikinci parmağa göre diğer parmakların birbirinden uzaklaşmasıdır.LATERAL FLEXIO. art. abduksiyonun tersidir. koronal düzlemde yapılan median düzlemden uzaklaşma hareketidir. anteroposterior yönde palmar yüze doğru yaptığı (ikinci parmağın yanına getirildiği) harekete adductio denir. Başparmağın. Örn. X ADDUCTIO. ayak ucu median düzleme doğru yaklaşır. lateral rotasyonda ise dışa bakar. iç rotasyon). ekstremitenin ön yüzünü median düzleme yaklaştırır. koronal düzlemde yapılan baş ve gövdenin yana eğilme hareketidir. Örn. dış rotasyon). sırasıyla yapılan. ROTATIO. Art. ayak ucu da median düzlemden uzaklaşır. Supinasyon. elde üçüncü parmağa göre. Koronal düzlemde median düzleme doğru yapılan harekettir. Bu hareket pronatio (iç rotasyon) olarak bilinir. X SUPINATIO (dış rotasyon). interphalangealis 1’de yapılır. Pronatio = evertio + abductio X INVERTIO (dış rotasyon). mandibula ya da omzun yukarı doğru hareketi (kaldırma) X DEPRESSIO. mandibulanın ya da omzun öne doğru çekilme hareketi X RETRACTIO. endorotatio. metacarpophalangealis 1 ve art. Bu hareket sonucu elin palmar yüzü arkaya bakar. metacarpophalangealis I’de yapılır. abduksiyo. Hareket sırasında radius ve ulna birbirine paralel olur. yüzüstü yatış pozisyonudur. ayak tabanını median düzlemden uzaklaştıran ve dışa doğru baktıran harekettir. palmar yüz üzerine bükülme hareketidir. ELEVATIO. Başparmağın. ayak tabanını median düzleme doğru yaklaştıran ve içe doğru baktıran harekettir. başparmağın anteroposterior yönde elin palmar yüzünden uzaklaşmasıdır. carpometacarpalis pollicis.

adam Inferior : Alt Membri : Üye. Başlıca art. İNSAN VÜCUDUNUN BÖLGELERİ (REGIONES CORPORIS HUMANI) Abdomen : Karın Caput : Baş Cervix (collum) : Boyun Corpus : Beden. gövde Dorsum : Sırt Homo : İnsan. iç rotasyon. Hareketin tersi Repositio olarak bilinir. ekstremite Perineum : Apış arası Regio : Bölge Superior : Üst Thorax : Göğüs 7 . başparmak pulpasının diğer parmak pulpalarına değdirildiği harekettir. ekstensiyon. fleksiyon ve adduksiyon yapar. metacarpophalangealis I’de yapılan bu hareket.Oppositio. medianus felcinde bozulur. Bu harekette başparmak sırasıyla. carpometacarpalis polliciste ve kısmen de art. abduksiyon. n. Kalem tutarken ya da parmaklar arasında bir obje kıstırılırken kullanılır.

Osteogenik (osteoprogenitör) hücre. Organik bölümünün % 95’ni intersellüler olarak bulunan mukopolisakkarit yapısındaki kollajen lifler yapar. Kemik hücreleri Kemikte dört tip hücre bulunur. İnorganik bölümünü ise tuzlar oluşturur. dışta substantia compacta. ossa). santral bir spongioz dokuyu çevreleyen kompak bir dokuya sahiptir. Spongioz doku içindeki cavitas medullaris denilen ilik boşluğunda kemik iliği. Bu madde. içte substantia spongiosa (trabecularis) denilen iki dokudan oluşur. kolayca kırılır ve parçalanır. 8 . En önemlileri Ca. mezenşimal kökenlidir. Bütün kemikler. Tuzlar. En yüksek oranda kalsiyum fosfat tuzu vardır. 1. Bir kemik yansa bile şeklini muhafaza eder. kompak kemik dokusunda ise kan damarlarını içeren Havers Kanalları bulunur. Kemiğin yapısı Kemikler. vücudun temel destek dokusudur ve vücudun çatısı olan iskeleti meydana getirir. ancak fibröz dokusu harab olduğundan elastikiyetini kaybeder. sertliğini kaybeder ve kolayca bükülebilir.EKSTREMİTELERİN BÖLÜMLERİ KEMİK BİLİMİ (OSTEOLOJİ) Bağ dokunun sert bir formu olan kemik (os. organik ve inorganik maddelerden oluşan dokulardır. kemiklere esneklik ve dayanıklılık verir. kemiğe sertlik verir. Gerektiğinde osteoblastlara dönüşürler. periosteumda ve endosteumda bulunan bu hücreler. P ve Mg tuzlarıdır. Kemikler. çoğul. Kalsiyumu olmayan kemik ise.

osteogenik hücrelerden derive olurlar.. Uzun kemikler ekstremitelerde bulunur. Genellikle kronik bir inflamatuar hastalık sonucu (akciğer tuberkulozu gibi) gelişirler. Kemiklerdeki yüzey işaretleri Kemiklerin üzerinde çeşitli çıkıntılar. Kısa kemikler (os breve). Uzun kemikler (os longum). kaburgalar ve sternum gibi. femur. Matriksteki lakunalarda otururlar. Havalı kemikler (os pneumaticum). Kemiğin serbest yüzeylerinde bulunurlar. Kemiğin rezorpsiyonundan sorumludurlar. Uçlarındaki eklem yüzleri hiyalin kıkırdakla örtülüdür. Ayrıca tendon açısını artırarak eklemde mekanik bir avantaj sağlarlar. Ayak iskeletinde yaygındırlar. düzensiz şekilli kemiklerdir. humerus. 4. Radyolojik değerlendirmelerde karışıklığa yol açabilirler. 9 . sfenoid. 4. vertebralar ve os coxae gibi. tendonlar. ek kemikleşme merkezleri olduğunda meydana gelirler. metatarsal. tam olarak gelişmiş kemiklerin esas hücreleridir. boyları enlerinden daha büyüktür. Osteoblastlar. Örn. ayak bileği (tarsal) ve el bileği (carpal) kemikleri 3. Düzensiz kemikler (os irregulare). aralarında bulunan ve diploe adı verilen spongioz kemik tabakasından oluşur. 2. Osteoklast. scapula. matriksteki lakunalara gömülünce osteosit adini alir. Kemiklerde görülen işaretler. Kafa kemikleri. 8. Susamsı kemikler (os sesamoideum). Esas olarak kavite duvarlarının oluşumuna katılır. İki kompak kemik tabakası ile. kemik iliğinden derive olurlar. metacarpal. Osteoide kalsiyum fosfat eklendiğinde kemik olur. Vücudun en büyük sesamoid kemiği m. 6. Yassı kemikler (os planum). 7. 1. 3. M. Yüz kemikleri. Kemiklerin en büyük hücreleridir. Tendonların yıpranmasını önlerler.15 yaş civarında) sırasında oluşur ve adult çağa kadar gittikçe belirginleşir. quadriceps femorisin tendonu içinde yer alan patelladır. Heterotopik kemikler. Potansiyel osteoblastlardir. Kemik matriksinin organik elemanlarını sentezlerler. Mineralize olmamiş (ya da kalsifiye olmamiş) bu matrikse osteoid denir.. Aksesuar kemikler (os accessories). kas tendonları içinde bulunurlar. etmoid. Osteosit (matür kemik hücresi). ligamentler ve fasiyaların kemiklere tutundukları yerlerde görülür. maksilla). gastrocnemiusun lateral başı içinde bazen fabella denilen bir susamsı kemik bulunur. Bu işlem osteoblastlarin varliğini gerektirir. Bu oluşumlar. içlerinde küçük boşluklar vardır. yumuşak dokularda görülen kemiklerdir. phalanx. 5. çukurlar ve delikler bulunur. Rezorpsiyon bölgelerindeki siğ çukurlarda (Howship lakunalari) otururlar. Temporal kemiğin mastoid parçası ve paranazal sinüslerin olduğu kemikler (frontal.2. koruma fonksiyonları vardır. Kemik tipleri Şekillerine göre 8 tip kemik vardır. Osteoblast. puberte (12 .

Bu durum. Kan yapımında (hematopoiezis) aktif olan kırmızı kemik iliği (medulla ossium rubra) ve yağ dokudan oluşan ve inaktif olan sarı kemik iliği (medulla ossium flava). 10 . yaşla kademeli olarak azalır ve ileri dönemde kırmızı kemik iliğinin yerini sarı kemik iliği alır. köşe Caput : Baş Collum : Boyun Condylus : Yumru. tabaka Linea : Çizgi Malleus : Çekiç şeklinde çıkıntı Margo : Kenar Pediculus : Küçük uzantı.7 yaşında sarı kemik iliği ekstremitelerin distal kemiklerinde görünmeye başlar ve kademeli olarak proksimale doğru ilerler. yay Angulus : Açı. gövde Crista : İbik (keskin kenar) Eminentia : Kabartı Epicondylus : Kondillerin üzerindeki çıkıntı Facies : Yüz. vuvarlak ya da oval çıkıntı Corpus : Beden. ayakçık Processus : Çıkıntı Protuberantia : Tümsek şeklinde kabarıntı Ramus : Dal Spina : Diken. yüzey Foramen : Delik Fossa : Çukur Fovea : Geniş ve sığ çukur Incisura : Çentik Labium : Dudak Lamina : Yaprak. 5 .KEMİKLERDE SIK KARŞILAŞILAN YÜZEY İŞARETLERİ Arcus : Kemer. yani hemopoetiktir. küçük ayak. Doğumda vücuttaki bütün kemikler kırmızı kemik iliğine sahiptir. ucu sivri çıkıntı Sulcus : Oluk Trochanter : Yuvarlak çıkıntı Tuber : Tümsek Tuberculum : Tümsekçik Tuberositas : Pürtüklü kabartı ya da alan Kemik iliği (cavitas medullaris) Yetişkinlerde 2 çeşit kemik iliği bulunur.

Kemiklerin uyarılması Periosteum. Kemik kırılmalarında şiddetli ağrının sebebi. dış tabakadır. kafa kemikleri. Bu yüzden periosteumu kaldırılan yerdeki kemik dokusu ölür. yapısında bulunan osteoblastlar. Büyümesini tamamlamış kemiklerde ise avaskular (aseptik) nekroza neden olur. 2. Bu yüzden çok duyarlıdır. Yaşlıların kemiklerinde daha az organik madde vardır ve ek olarak periosteumda daha az rejenerasyon yeteneğine sahiptir. scapula). Periosteum. 5. Hareketler için mekanik bir temel. İskelet iki ana bölümde incelenir. Gövdenin merkezine yakın olarak bulunan bir delikten (foramen nutricium) giren arter (a. Kemiklerin fonksiyonu Koruma. Stratum fibrosum. pelvis kemeri (coxa) kemikleri ve femur ile humerusun sadece başları kırmızı kemik iliği içerir.Yetişkinde. damardan ve sinirden son derece zengindir. SYSTEMA SKELETALE (İSKELET SİSTEMİ) Yetişkin bir insan iskeleti toplam 206 kemikten oluşur. Bu tabakadaki “Sharpey Lifleri” periosteumu kompak kemiğe bağlar. Bu arterlerden gelen kan. omuz kemeri kemikleri (clavicula. Ca. 4. arterlere eşlik eder. P ve Mg tuzlarını depolar. 1. Başlıca komşu eklemleri besleyen arterlerden gelirler. Tuzları depolamak. Kemiklerin kan damarları Kemikler zengin arteryel beslenmeye sahiptir. Destek. periostal sinirler adı verilen duyu sinirlerinden zengindir. iki tabakalı bir yapısı vardır. kemik kırılmalarında aktiflenir ve iyileşmeyi hızlandırır. Yeni doğanda bu sayı 270’dir. Kan hücreleri yapımı. spongioz kemik ve kemik iliğini beslemek üzere dağılır. bu sinirler tarafından taşınan periosteumdaki yırtılma yada gerilme duyularıdır. 3. 2. Periosteum Bütün kemikler. kompak kemikten oblik olarak geçip. Periostal arterler. Bu nedenle kırıklarda iyileşme geç olur. herhangi bir nedenle kesilecek olursa kemiğin büyümesi etkilenir. omurlar (vertebrae). birçok noktadan kemiğin gövdesine girerek kompak kemiği beslerler. İyileşme sürecinde genellikle kırık bölgesinde aşırı bir kemik üretimi olur ve bu kemik dokusuna callus adı verilir. Metafizial ve epifizial arterler. Kemiğin venleri. eklem yüzleri hariç periosteum (kemik zarı) denilen ince bir fibröz doku tabakası ile örtülüdür. 11 . kemiklerin uçlarını beslerler. nutricia). Stratum cambium. toraks kafesi kemikleri (sternum ve costalar). Büyüme kıkırdaklarını besledikleri için önemlidirler. 1.

Fibröz kıkırdakların. Defektleri fibroz doku ile kapatılır. 1 + costalar. Perikondriyumu yoktur. 2) = 62 kemiktir. Embriyoda kıkırdağın yerini kemik alıncaya kadar geçici olarak iskelet görevi yapar. 1 + coccyx. 2) = 64 kemik. 1. 2+ scapula. trakea. lenf damarı. sinir ve duyu reseptörü içermez. Matriksi. oditör tüp (tuba auditiva. Matriksi oluşturan elemanlarin farkliliğina göre üç tip kikirdak vardir. Eklem yüzleri arasinda bulunan diskuslar. kornikulat. kuneiform kıkırdaklar ve aritenoid kıkırdakların tepeleri) elastik kıkırdaktır. kollajen lifler ve proteoglikanlar yapar. 24). *2 Thorax: 25 kemik (sternum. *1 Omurga (columna vertebralis): 26 kemik (vertebrae. EKLEM BİLİMİ (ARTHROLOGIA) Eklemler. Fibröz kıkırdak Beyaz renklidir. *4 Alt ekstremite: 60 kemik + Pelvis kemeri: 2 kemik (os coxae. Kıkırdak. 2. menisküsler ve labrum articulareler bu tip kıkırdaktır. 3. kan damarı. Kendisini tamir eder. Komşu bağ dokusundaki kapillerlerden ve matriksten difüzyonla beslenir. Elastik kıkırdak Hiyalin kıkırdakla yapı olarak tamamen benzerdir. Aşınmaya karşı çok dirençlidir. Burun kıkırdakları. Mavimsi renktedir. larinksin bazı kıkırdakları. kemikleri bir arada tutan ve kasların hareketlerine olanak tanıyan yapılardır. KIKIRDAK (CHONDRO) Bir bağ dokusu şekli olan kıkırdak. Kemik sayılarına göre. Kulak kepçesi. mezenşimden derive olur. kaburgaların sternal uçları ve epifiz plağı hiyalin kıkırdaktır. Tamir yeteneği yoktur. bronkuslar. diş kulak yolu. 24 + os sacrum. ikiden fazla kemik arasında kurulu eklemlere de articulatio composito adı verilir.6). Kondrosit denilen hücreler ile matriksten (lifler + ara madde) oluşur. 22 + os hyoideum. iki kemik arasında kurulu eklemlere articulatio simplex. 1). 1 + ossicula auditoria. Tek farkı çok miktarda elastik lif içermesidir ve bu nedenle sarı renklidir. Eustachian tüpü) ve larinksin bazi kıkırdakları (epiglot. epifizyal kıkırdağın ve eklem kıkırdaklarının perikondriyumu yoktur. 12 . Kıkırdağı örten zara perichondrium denir. bütün oynar eklemlerin eklem yüzlerini örten kıkırdak.Aksiyel iskelet *0 Baş iskeleti: 29 kemik (cranium. Appendiküler iskelet *3 Üst ekstremite: 60 kemik + Pektoral kemer: 4 kemik (clavicula. Hasarlandığında kendisini yavaş olarak tamir eder. Eklemler yapılarına ve hareket yeteneklerine göre üç grupta toplanır. Hiyalin kıkırdak Vücutta en yaygın bulunan kıkırdak tipidir.

büyümeye izin vermektir. Articulationes synoviales (diarthrosis). Cartilago articularis (eklem kıkırdağı) Eklem yüzlerini örten eklem kıkırdağı hiyalin kıkırdak yapısındadır. Vücuttaki tek örneğidir. sfenoid kemik gövdesinin oksipital kemiğin baziler parçası ile yaptığı eklem synchondrosis tipi eklemin örnekleridir. İleri dönemde kemikleştiği için geçici bir eklem şeklidir. Syndesmosis. Articulationes fibrosae (synarthrosis). Cavitas articularis (eklem boşluğu) 2. EKLEMLER. Bu nedenle bazen hareketsiz eklem grubunda incelenir. I. Siniri ve kan damarı yoktur. hareketli eklemler. Eklem kıkırdağı basıncı absorbe eder. symphysis intervertebralis III– ARTICULATIONES SYNOVIALES (TAM HAREKETLİ DIARTHROSIS) Hareketli eklemleri diğer eklemlerden ayıran üç özellik. SYNARTHROSIS) Sutura. kafa kemikleri arasında bulunan eklemlerdir.1. 1. diş kökleri ile çene kemikleri arasındadır (art. dentoalveolaris). Ayrıca hareketlerin akıcı ve amaca uygun olarak yapılmasını sağlar. bu eklemlerde eklem yüzlerini birbirlerine ligamentler bağlar. az hareketli eklemler. AMPHIARTHROSIS) Bu eklemlerde kemikler. Bazı eklemlerde bunlara ek olarak ligamentler. 2. Cartilago articularis (eklem kıkırdağı) 3. 3. hareketsiz eklemler. Capsula articularis (eklem kapsülü) Hareketli eklemleri diğer eklemlerden ayıran en önemli özelliktir. Gomphosis. sinovyal sıvıdan ve komşu kemik iliği bölümünün damarlarından sağlar. Eklem yüzleri arasında hiyalin kıkırdak bulunur. Synchondrosis (primer kartilaginöz eklem): Bu tip eklemlerin esas fonksiyonu hareket değil. diskuslar veya menisküsler de bulunur.ARTICULATIONES FIBROSAE (HAREKETSİZ EKLEMLER. Eklemi sarar ve eklem yüzlerini bir arada tutar. Symphysis (sekonder kartilaginöz eklem): Eklem yüzleri arasında her zaman kuvveti absorbe eden fibröz kıkırdak yapısında bir diskus bulunur. Eklem boşluğu yoktur. Beslenmesini sinovyal membrandaki periferik damar ağından. Articulationes cartilagineae (amphiarthrosis). II– ARTICULATIONES CARTILAGINEAE (AZ HAREKETLİ EKLEMLER. Kemiklere tutunma yerinde periosteum ile devam 13 . hiyalin kıkırdakla veya fibröz kıkırdak yapısında bir disk ile birleşir. Symphysis pubica. Uzun kemiklerin epifiz ve diyafizleri arasındaki eklem. İki tipi vardır. Cavitas articularis (eklem boşluğu) İçinde negatif hava basıncı ve sinovya denilen sıvı vardır. Capsula articularis (eklem kapsülü)tir.

5 ml) diz ekleminde bulunur. periferik kısımları kalındır. sinovyayı üreten. coxae (labrum acetabulare). Konkav eklam yüzünü derinleştirir ve temas alanını artırır. Damar ve sinirler tarafından delinir. eklemi hareket ettiren kasların ve bu kasların üzerindeki derinin duyusunu taşıyan deri sinirlerinden gelir. yumurta akına benzer bir sıvıdır. Eklem kapsülü ve eklem bağları 3. Bursa synovialis. Eklem yüzlerinin şekli EKLEMİN BESLENMESİ Eklem kıkırdağının ekleme katılan bölümleri. Kollajen liflerden oluşan sıkı bağ dokusudur. Duyu sinirlerinden zengindir. Eklem boşluğundaki negatif basınç 2. Art. Venleri arterlere eşlik eder. aşınmayı önler. genellikle eklem kapsülü olarak ifade edilen dış tabakadır. eklem boşluğu içinde olan ligamentlerdir. İntrinsik (intrakapsüler) ligamentler.eder. EKLEM YÜZLERİNİN AYRILMASINI ÖNLEYEN FAKTÖRLER 1. Periferik kısımları ile eklem kapsülüne tutunurlar. EKLEMİN DUYUSU Eklemler sinirden zengindir. Membrana synovialis. Artiküler sinirler. fibröz kıkırdak yapısında halka şeklinde oluşumlardır. Vagina synovialis. Eklemi saran kas ve tendonlar 4. Ligamentler. humeri (labrum glenoidale) ve art. Ekleme katılmayan alanları. intrakapsüler ligamentleri ve tendonları örter. Bazı kaslara ve tendonlara yastıklık yapar ve kasların kemikler üzerindeki hareketini kolaylaştırır. Eklem yüzleri arasındaki sürtünmeyi azaltarak. Synovia. Tendonun hareketini kolaylaştıran yapılardır. içi sinovya ile dolu keselerdir. Bursa denilen keseciklere açılan deliklere de sahiptir. Özellikle eklem kapsülünde zengin sinir sonlanmaları vardır. Ekstrinsik (ekstrakapsüler) ligamentler. Ayrıca eklem kıkırdağını besler. menisküs ve eklem kıkırdağını örtmez. eklem kapsülünün dışında olan ligamentlerdir. Bu nedenle yırtıkları çok ağrılıdır. eklemin diğer bölümleri arteryel pleksustan beslenir. Bazı eklemlerde kapsül lokal kalınlaşmalar göstererek ligamentleri oluşturur. İki tabakalı bir yapı gösterir. Eklem yüzlerinin uyumunu kolaylaştırır ve eklem yüzlerine olan kuvveti absorbe eder. Tam olmayan veya yarımay şeklinde olan diskulara meniscus (yarımay) adı verilir. En fazla miktarda (0. Bazen eklem boşluğu ile bağlantılı olur ve sinovya için depo görevi yapar. Discus articularis-Meniscus Eklem yüzleri arasında bulunan fibröz kıkırdak yapısında oluşumlardır. eklem kapsülünün fibröz kalınlaşmalarıdır. Labrum articulare. Santral kısımları ince. Membrana fibrosa. Vücutta sadece iki eklemde bulunur. salgılayan ve absorbe eden iç tabakadır. Hareketli eklemlerde iki grup ligament vardır. tendon kılıflarıdır. Diskus. diskuslar ve menisküsler hariç (bunlar sinovyal sıvı tarafından beslenir). 14 .

Eklem kapsülü ve eklemle ilgili ligamentlerde çok miktarda ağrı duyusunu taşıyan sinir lifleri bulunur. meme bezi. dilatator pupillae ektoderm kökenlidir. Vücuttaki kasların çoğu mezodermden gelişir. lenf damarları ve mimik kasları bulunur. Fascia superficialis (hypodermis. kasların serbest olarak hareket etmelerini sağlar. quadriceps femoris. Sadece yüz bölgesinde ve fossa ischioanalis (fossa ischiorectalis)te yoktur. HİPERPLAZİ. ritmik ve istem dışı kasılırlar. sonlandığı yer insersiyo denir. fascia subcutanea. Rejenerasyon iskelet kasında olur. Yetişkin bir insanın vücudunda 600’ün üzerinde iskelet kası vardır. en geniş kası ise m. Hilton kanunu. İSTEMLİ KAS) Vücut ağırlığının %40’ını oluşturur. Fascia profundanın altında kaslar bulunur. Düz kas hücreleri çoğalabilir (mitoz) ve kendisini tamir edebilir (rejenerasyon). doku hücrelerindeki sayısal artış. kaslara orijin yeri oluşturur. Hızlı. Organ ve damar duvarlarında bulunurlar. iskelet kaslarında ve kalp kasında olmaz. Bütün kaslarda olabilir. KALP KASI (ÇİZGİLİ ve OTONOM KAS) Düzenli. en büyük kası m. sphincter pupillae ve m. en kalın kası m. ancak çizgili kastır. tela subcutanea): Dermisin altında bulunan iki yapraklı bağ dokusudur. kuvvetli ve istemli kasılırlar. Devamlı ve düzenli çalışma sonucu (sporculardaki gibi) olur. gluteus maximus. bu fasyanın altında da fascia profunda bulunur. DÜZ KAS (ÇİZGİSİZ KAS. İSKELET KASI (ÇİZGİLİ KAS. ancak çabuk yorulurlar. İskelet kası ve kalp kasında mitoz olmaz. Sadece irisde bulunan m. “Bir eklemin duyusunu taşıyan sinirler. KAS BİLİMİ (MYOLOGIA) Vücudun en büyük organı olan derinin altında fascia superficialis. stapedius. Kaslar arasına septum intermusculare denilen bölmeler verir. HİPERTROFİ. Yapraklar arasında kan damarları. en kısa ve küçük kası m. 2. Kas çalışmaz ise atrofiye gider (denervasyonda olduğu gibi). sartorius. deri sinirleri. Vücudun en uzun kası m. 3. KAS TİPLERİ 1. Sadece düz kaslarda olup. OTONOM KAS) Yavaş. Bazı organlar hem hipertrofi hem de hiperplazi gösterir (gebelikteki uterus gibi). Kasları sarar. latissimus dorsidir. Miyofibrillerdeki büyüme sonucu olur. ritmik ve istem dışı çalışır. Bir kasın başladığı yere origo. fascia superficialisin altındaki fibröz bağ dokusu tabakasıdır. kalp kasında olmaz. Fascia profunda. eklemi hareket ettiren kasların innervasyonunu sağlar ve eklemin üzerini örten derinin de duyusunu taşır. doku hücrelerindeki hacim artışı. Kalp kası ve iskelet kaslarının hipertrofi gücü yüksek. 15 .

Longus yada profundus sözcüğü içeren kaslar. 2. bir hareketteki aktif kas 2. Agonist Kas. distal falankslara. Digitorum sözcüğü içeren kaslar elde ve ayakta benzer yapı gösterir. önkolun hareketi ile uyluk kasları bacağın) hareketi ile ilgilidir. orta (başparmaklar için proksimal) falankslara insersiyo yapar. parmaklara giden dört tendona ayrılır. agonist kasın hareketinin tersine hareket yapan kas 3. brevis yada superficialis sözcüğü içeren kaslar. 16 .ÇİZGİLİ KAS TİPLERİ (FONKSİYONA GÖRE) 1. Bu kasların esas tendonu. insersiyolarından hareket ederler. Fiksatör Kas. bir sonraki parçanın (kol kasları. Ekstremitenin bir parçasındaki kas. Kural olarak kaslar. 2-5. hareket ettirdiği eklemi sabitleyen kas İPUCU 0. agonist kasla birlikte çalışan kas 4. Sinerjist Kas. 3. Antagonist Kas. 1.

Clavicula.v. ÜST EKSTREMİTE ANATOMİSİ ÜST EKSTREMİTE KEMİKLERİ Clavicula (köprücük kemiği) Üst ekstremiteyi gövdeye bağlayan iki kemikten birisidir (diğeri scapula). Scapula (kürek kemiği) Üçgen şeklinde. Bu sinir. diğer ucu sternumla eklem yapar. Acromion. subclavia) ve sinirler (plexus brachialis denilen sinir ağına ait yapılar) geçer.supraspinatus) siniridir. yassı bir kemiktir. 17 .. kaburga arasından önemli damarlar (a. üst ekstremite ile ilgili cerrahi girişimlerde plexus brachialis denilen sinir ağının anestezisi için kullanılan anatomik işarettir. Scapuladaki cavitas glenoidalise humerus başı oturur ve omuz eklemini (art. Clavicula ile 1. Bir ucu scapuladaki acromion. Kan üretiminin (hemopoiezisin) ilk başladığı kemiktir. İskelette kemikleşmeye (ossifikasyona) başlayan ilk kemiktir. scapulanın üst kenar kırıklarında yaralanır ve hasta koluna abduksiyonu başlatamaz. doğum sırasında en çok kırılan kemiktir.suprascapularis geçer. Kırmızı kemik iliği içerir. kola abduksiyon hareketini başlatan kasın (m. Acromion ve processus coracoideus denilen iki tane büyük çıkıntısı vardır. ancak genellikle cavitas medullarisi yoktur. humeri) kurar. Scapulanın üst kenarında bulunan incisura scapulae isimli çentikten. Sinir.2. Clavicula ile eklem yapar. Processus coracoideus. n. üst ekstremite uzunluğunun ölçülmesinde kullanılan proksimal noktadır.

Epicondylus medialisin arkasındaki oluktan n. Proksimal ve distal dörderli iki sıra oluşturur. Ölü dokuda fibrozis gelişir ve bu durum kasların boylarında kısalmaya neden olur. Humerusun en zayıf yeridir ve en çok buradan kırılır. Proksimal sıra. brachialis yaralanmalarında. radialis yaralanır. Kırıklarında burayı dolanarak geçen n. Epicondylus medialis ve lateralis. Radius distal (alt) ucunun kırıkları (Colles kırığı ya da Smith kırığı. El bileği kemikleri 8 tanedir. os capitatumdur.Ulnanın üst ucunda olecranon (dirsek ucu) denilen büyük bir çıkıntısı vardır. profunda brachiidir. n. Kondillerin yukarısından geçen kırıklarda (suprakondiler kırık). Os scaphoideum. önkol kaslarının beslenmesi bozulur. Kaslar yeterli arteryel kan (oksijen) alamadığından ölür (nekroz olur). en çok kırığı görülen karpal kemiktir. radialisle birlikte seyreden a. İç tarafta ve sabit olanı ulna. kanayan arter. n. ulnaris geçer. Medial epikondil kırığında n. scapuladaki cavitas glenoidalise oturur ve omuz eklemini (art. Humerusun başı ile gövdesinin birleşme yerine collum chirurgicum (cerrahi boyun) denir. Alt ucunda iki çıkıntı bulunur. Önkol kemikleri (Ossa Antebrachii) İki tanedir. Kırığın radyolojik karakteristik görüntüsü yemek çatalı deformitesi olarak isimlendirilir. brachialis yaralanabilir. ulnaris yaralanabilir. Humerus gövde (cisim) kırığında en çok n. radiocarpalis) katılır. 18 . El kemikleri (Ossa Manus) El iskeleti 27 kemikten oluşur.Humerus (Kol Kemiği) Caput humeri denilen başı. Trapezium – Trapezoideum – Capitatum – Hamatum En büyük karpal kemik. en çok çıkığı (luksasyonu ya da dislokasyonu) görülen karpal kemiktir. medianus ve a. Kırık bölgede kanama varsa. Os lunatum. Üst uçları humerus ile dirsek eklemini (art. dış tarafta olanı ve döneni radiustur. Çıkıklarında n. Scaphoideum – Lunatum – Triquetrum – Pisiforme Distal sıra. axillaris yaralanabilir. humeri) yapar. alt uçları ise el bilek eklemine (art. Bu durum Volkmann’ın İskemik Kontraktürü adı ile bilinir. A. cubiti) yapar. 50 yaşın üzerinde olan kişilerde (özellikle osteoporoz nedeniyle kadınlarda) çok sıktır. ters Colles kırığı) sık görülür. medianus yaralanabilir.

Bu görüntü nedeniyle apolet belirtisi olarak isimlendirilir. Omuz eklemi. Kol. 19 . Claviculanın ucunu eklemde tutan önemli bir bağ vardır. ön-alt parçasıdır. el baş parmağı eklemine (art. Eklemin çıkıklarında n. ulnaris geçer. ulnaris ile a. el ya da omuz üzerine düşmelerde yırtılabilir ve claviculanın ucu eklemden ayrılabilir. beş tanedir. os scaphoideum ve os trapezium ile medialde (ulnar tarafta) ise. Omuz dörtgen şeklinde görünür. içinden fleksör kas tendonları ve n. Yetişkinlerde görülen eklem çıkıklarının yarısını oluşturur.Os trapezium. Articulatio Humeri (Omuz Eklemi) Humerus başı (caput humeri) ile scapuladaki cavitas glenoidalis arasında kurulu sferoid tip eklemdir. Eklem yüzleri arasında genellikle bir discus articularis bulunur. os pisiforme ve os hamatum ile sınırlanır. El parmağı kemikleri (ossa digitorum manus. medianusun geçtiği bir tünel (karpal tünel) şeklindedir. bu eklemde tüm hareketleri yapar. hafif abduksiyonda ve dış rotasyonda kalır. Hasta koluna tam adduksiyon ve iç rotasyon yaptıramaz. carpometacarpalis pollicis) katılan karpal kemiktir. lateralde (ya da radial tarafta). Nadir görülen aşağı çıkıklarda humerus başı ile acromion arasında bir oluk oluşur (oluk belirtisi). Bu oluk canlıda. ÜST EKSTREMİTE EKLEMLERİ Articulatio sternoclavicularis Üst ekstremiteyi gövdeye bağlayan tek eklemdir. coracoclaviculare denilen bu bağ. Acromion belirgin olur ve omzun karakteristik kabarıntısı (deltoid kontür) kaybolur. Clavicula ile sternum arasındadır. cavitas glenoidalisin önüne gelir. Eklem yüzleri arasında bir discus articularis bulunur. axillaris yaralanma riski taşır. Os hamatumun kırıklarında n. Canalis ulnaris (Guyon kanalı). Caput humeri. os pisiforme ile os hamatum arasında bulunan bu kanaldan. Kapsülün en zayıf yeri ve desteğinin en az olduğu yer. Lig. n. Articulatio Acromioclavicularis Clavicula ile scapulanın acromion denilen çıkıntısı arasında kuruludur. Kol. vücutta çıkığı en fazla görülen eklemdir. El tarağı kemikleri (ossa metacarpi). phalanges). Eklemin çıkığı en fazla öne doğru olur. diğer parmaklarda 3’er tane olmak üzere toplam 14 tanedir. Sulcus carpi (karpal oluk). ulnaris yaralanabilir. baş parmakta iki.

Bu eklem ve yukarıda ifade edilen art. kolun abduksiyon hareketini başlatan kastır. humeroradialis (sferoid tip) 2. dirsekleri sürekli masa ile temasta olduğundan öğrencilerde sık görülür (öğrenci dirseği). suprascapularistir. 20 . M. ulnaris yaralanabilir. deltoideus Omuz kabarıntısını yapan kastır. omuz ekleminin stabilizesinden sorumlu esas yapıdır. Omuz ekleminden sonar vücutta çıkığı en fazla görülen major eklemdir. Siniri. infraspinatus. İlk 15°ye kadar olan abduksiyonu yaptırır. art. Çıkıkları en çok arkaya doğru olur ve humerusun medial epikondilinin kırılması sonucu n. Rotator cuff (manşet) kaslar. Radius ile ulna arasında. axillaristir. supinasyon (dış rotasyon) ve pronasyon (iç rotasyon) hareketlerini yapar. 1. Siniri n. ulnanın distal ucu ile de bir discus articularis aracılığı ile os triquetrum arasında kurulu ellipsoid tip eklemdir. M. Trokoid tiptir. Bir discus articularisi vardır. Articulatio Radiocarpalis (El Bilek Eklemi) Radiusun distal ucu ile os scaphoideum ve os lunatum arasında. humeroulnaris (ginglimus ya da troklear tip) 3. art. Dört tanedir. teres major Kola adduksiyon ve iç rotasyon yaptırır. n. Ulnadaki olecranon ile deri arasında bulunan bursanın (bursa subcutanea olecrani) enfeksiyonu. radioulnaris proximalis (trokoid tip). kola dış rotasyon yaptırır. yüzük şeklindeki bir bağ (lig. ÜST EKSTREMİTE KASLARI OMUZ KASLARI M. Humerus ile radius arasında. art. radioulnaris proximalis ile önkol. suprascapularistir. Siniri. Articulatio Radioulnaris Distalis Ulna ile radius arasında kurulu ikinci eklemdir. n. El. Siniri n. Kola 15°den 90°ye kadar abduksiyon yaptırır. Humerus ile ulna arasında. supraspinatus. hareketlerini bu eklemde yapar.Articulatio Cubiti (Dirsek Eklemi) Üç eklemden oluşur. anulare radii) radius başını eklemde tutar. M. subscapularistir.

M. flexor digitorum profundus. ulna ve radiusun distal uçları arasında uzandığından. en yüzeyelde ve en uzun tendonu olan kastır. kola dış rotasyon yaptırır. Radial (lateral) yarısını n. dirsek eklemini geçmediği için önkola hareket yaptırmaz. ulnaris uyarır. 2. genel olarak. önkolun esas pronator kasıdır. subcapularistir. coracobrachialis. kemiklerin bir arada tutulmasında da fonksiyon yapar. brachialis. brachioradialisin tendonu arasındaki olukta a. pronator quadratus. Ek olarak önkola fleksiyon da yaptırır. M. KOL KASLARI 1. Bir cismin elle kavranmasında önemli kastır. Siniri n. M. musculocutaneus. 2-5. önkolun esas ekstensör kasıdır. parmaklara yavaş ve nazik fleksiyon yaptırır. flexor carpi radialis. Bu kasın iki tane sonuç tendonu vardır. Üçünü de n. Önkolun ön tarafındaki kaslar. M. pronator teres. lacertus fibrosus) ve altından n. M. medianus ile a. Kola fleksiyon ve adduksiyon yaptırır. Siniri n. palmaris longus. medianus ile uyarılırlar. Kolun ön tarafındaki kaslar. radialistir. Esas işlevleri önkola fleksiyondur. brachialis geçer. axillaristir. M. 21 kola adduksiyon ve iç rotasyon yaptırır. üç tane kastır. M. Ek olarak önkolun dış rotasyon (supinasyon) hareketine hız ve güç katar. flexor digitorum superficialis. Pronasyon hareketinin başından sonuna kadar aktiftir. N. M. hem kola hem de önkola fleksiyon yaptıran kastır. İç tarafta olanı fibröz yapıdadır (aponeurosis bicipitalis. unlar (medial) yarısını n. 2-5. el bileğinde bu kasın tendonu ile m. subscapularis. medianus. Siniri n.M. radialis yer alır. kasın içinden geçer. Kolun arka tarafındaki kaslar M. önkolun esas fleksör kasıdır. parmaklara hızlı ve kuvvetli fleksiyon yaptırır. teres minor. . ÖNKOL KASLARI 1. ele ve parmaklara fleksiyon yaptırırlar ve n. Ele fleksiyon ve abduksiyon yaptırır. önkolun pronasyon hareketine hız ve güç katan kastır. M. triceps brachii. musculocutaneus uyarır. Bu kas. M. biceps brachii. humerusun medial epikondilinden başlarlar.

interosseus posterior). M. extensor digitorum. N. M. ele ekstensiyon ve adduksiyon yaptırır M. Tümü n. extensor carpi radialis brevis. Nervus ulnaris bu kasın başları arasındaki bir açıklıktan (kübital tünel) geçer. M. Ön kolun fleksiyon hareketine hız ve güç katan kastır. supinator. M. extensor pollicis brevis. extensor indicis. medianus ile uyarılırlar. Ele fleksiyon ve adduksiyon yaptırır. extensor digiti minimi. üç tanedir. abductor pollicis longus. el parmaklarına ekstensiyon yaptırır M. M. önkolun supinasyon hareketinin esas kasıdır. işaret parmağına ekstensiyon yaptırır Önkolun İPUCU Ulnaris sözcüğü içeren kaslar ele addüksiyon. kasın içinden geçer. opponens pollicis 3. N. Tenar kaslar. flexor pollicis brevis 22 . önkolda n. El bileğinde bu kasın tendonu ile m. ulnaris ile uyarılan tek kastır. el bileği eklemini geçmediği için ele hareket yaptırmaz. flexor pollicis longus. arka tarafındaki kaslar. radialis sözcüğü içeren kaslar abdüksiyon yaptırır. ele ekstensiyon ve abduksiyon yaptırır M. El başparmağının hareketleri ile ilgilidirler. radialis ile uyarılır. M. radialisin derin dalı (n. genel olarak humerusun lateral epikondilinden başlarlar. el başparmağına fleksiyon yaptırır. Ön kola fleksiyon yaptırır. ele ekstensiyon ve abduksiyon yaptırır M. adductor pollicis. el başparmağına ekstensiyon yaptırır M. 2-5. EL KASLARI El parmaklarına adında yazan hareketleri yaptırırlar. abductor pollicis brevis 2. 2. el başparmağına abduksiyon yaptırır M. M. M. flexor carpi ulnaris. brachioradialis. radialis oturur. flexor carpi radialisin tendonu arasındaki olukta a. el ve parmaklara ekstensiyon yaptırırlar. extensor carpi radialis longus. el başparmağına hareket yaptıran kaslardan n. extensor pollicis longus. Hareketin başından sonuna kadar aktiftir. ulnaris ile uyarılan tek kastır. el küçük parmağına ekstensiyon yaptırır M.M. el başparmağına ekstensiyon yaptırır M. 1. extensor carpi ulnaris.

orta ve distal falankslarına ekstensiyon yaptırır. Ancak. medianus bu kasın tendonunun altında bulunduğundan cerrahi girişimlerde dikkat edilmelidir. piyano çalarken. abductor pollicis longus ve m. yazı yazarken kullanılırlar. hasarlı tendonların yerine kullanılır. 3. M. bazen m. m. parmaklara abduksiyon yaptırır. üç tanedir. 9. nün siniri n. extensor carpi radialis brevisin tendonudur. el bileğinde n. ulnaristir. çamaşır sıkarken) kullanılması. m. steteskopun diyafram denilen bölümü m. 2-5.De Quervain’in tenovaginitinin stenozu. interossei palmares. palmaris longusun tendonu. N. kuvvetli ve devamlı olarak kavrama yada sıkma gibi hareketlerde (örn. A. 10. El küçük parmağının hareketleri ile ilgilidirler. dört tanedir. 1. Bu amaçla. brachioradialisin tendonu arasındaki olukta alınır. Tendon yırtığı en çok görülen rotator cuff kası. El sırtında tendon kılıflarında görülen sinovyal kistlerin en yaygın yeri. 2-5. KLİNİK NOTLAR 4. Daktilo ya da klavye kullanırken. medianus. brachialisin sesinden yararlanılır. Adı geçen kasların. 1. ulnaris. ve 2. 7. 23 . ulnaris ile uyarılırlar. Mm. proksimalde ön kola. flexor digiti minimi brevis 3. 5. 6. lacertus fibrosus) üzerindeki deri alanına yerleştirilir. el bileğinde m. parmaklara adduksiyon yaptırır. Özellikle baseballda topu fırlatan oyuncularda (pitcher) olur. dört tanedir. M. bu kasların tendonlarını saran tendinöz kılıfta aşırı sürtünmeye bağlı fibröz kalınlaşmaya ve osseofibröz kanalda stenoza neden olur. M. opponens digiti minimi Mm. abductor digiti minimi 2. ulnaristir. nin siniri n. lumbricales. 8. m.ve 4. interossei dorsales. parmakların birinci falankslarına fleksiyon. radialisin pulsasyonu (nabız).Hipotenar kaslar. 2-5. flexor carpi radialis ile m. distalde el baş parmağına yayılan el bileğindeki ağrı ile karakterizedir. supraspinatustur. extensor pollicis brevisin tendonlarını saran tendinöz kılıfın kalınlaşması ve osseofibröz tünelin stenozu sonucu. biceps brachiinin iç tarafta olan fibröz tendonun (aponeurosis bicipitalis. M. N. İnterosseus kasların siniri n. flexor carpi ulnarisdeki açıklıktan (kübital tünel) geçerken sıkışabilir (kübital tünel sendromu). Mm. Tansiyon ölçümünde a. üç tanedir.

Tekrarlı hareketler. Epicondylus lateralis üzerinde ve ön kolun arka yüzünde ağrı olur. ulnaris felcinde. Dirseğin medial tarafında ağrı olur. ortak tendonu gererek lateral epikondilin enflamasyonuna yol açar.) tutamaz. vb. Kontraktür genellikle bilateraldir ve 50 yaşın üstündeki erkeklerde sıktır. kalınlaşması ve fibrozisi ile karakterize ilerleyici bir hastalıktır. Devamlı ve kuvvetli hareketler. 24 . interosseus kaslar çalışmayacağı için. ön kolun ekstensör kaslarının devamlı kullanımı veya ön kolun devamlı olarak kuvvetli supinasyon-pronasyon hareketleri yapması sonucu olur. kağıt. Elin medial bölümünde palmar aponörozda oluşan fibrozis sonucu. Bu nedenle parmakları arasında bir cismi (kalem. parmaklarına abduksiyon-adduksiyon hareketlerini yaptıramaz. ortak fleksör tendonu gerer ve medial epikondilin enflamasyonuna yol açar. hasta 2-5. avuç içi (palmar) derisinin altındaki kalınlaşmış derin fasyanın (aponeurosis palmaris) kısalığı. özellikle küçük parmak ve yüzük parmağında hafif fleksiyon olur. • Lateral epikondilit (tenisçi dirseği). • N. ön kolun fleksör kaslarının devamlı kullanımı sonucu olur.KLİNİK ANTİTELER • Medial epikondilit (golfçü dirseği). • Dupuytren kontraktürü.

Yan yüzleri os coxaeler ile eklem yapar. Yukarıda olanına yalancı pelvis (büyük pelvis. Os coccygis Embriyonun kuyruk iskeletinin kalıntısıdır. Os sacrum Omurganın (Columna Vertebralis) aşağıya doğru devam eden bölümüdür. Genellikle beş adet omurun üst üste kaynaşmasından oluşmuş bir kemiktir. Birincisi karın boşluğunun tabanını oluşturması ve aynı zamanda pelvis organlarını korumasıdır. Gerçek pelvisin boyutu ve çapı özellikle gebelerde önemlidir. Fossa acetabuli denilen bu çukura femur başı girer ve kalça eklemini yapar. Alt ekstremiteyi gövdeye bağlar. bir çukur bulunur. ALT EKSTREMİTE ANATOMİSİ ALT EKSTREMİTE KEMİKLERİ Pelvis (Leğen) Yanlarda bir çift os coxae ile arkada os sacrum ve os coccygis (coccyx) ta rafından oluşturulur. pelvis major). Genellikle dört tane omurun kaynaşmasından oluşur. aşağıda olanına doğum pelvisi (gerçek pelvis ya da küçük pelvis. İkincisi ise alt ekstremitelerin fonksiyonel durumunu sağlamasıdır. üç ayrı kemikten oluşur (os ilium. yukarıda daha geniş ve aşağıda dar olmak üzere iki boşluk halindedir. Burada dış yüzeyde. Bu kemiklerin birleşmeleri sırasında aralarında oluşan geniş deliğe foramen obturatum denir. Pelvis boşluğunu arkadan kapatır. Önde ve ortada birbirleri ile kıkırdak bir yapı aracılığı ile birleşirler. Bu üç kemiğin birleşme yerleri çocuklarda "Y" harfi şeklinde görülür.3. Bu açıklık sağlam bir membran tarafından kapatılır. Pelvis boşluğu. pelvis minor) denir. os ischii ve os pubis). Her bir koksa. 25 . Pelvisin iki önemli görevi vardır. Os coxae (Kalça Kemiği) Pelvisi yanlardan kapatan iki adet kemiktir.

coxae) oluşturur. dış yanda yer alır. deri altından el yardımı ile rahatlıkla bulunabilir. Tibianın alt ucu (distal uç) ayak bileği kemikleri ile ayak bileği eklemini yapar. Uyluk kemiğinin distal ucundaki eklem çıkıntılarına uygun olmak üzere. Oldukça zayıf bir yapıya sahiptir. Caput femoris denilen proksimal ucu küre şeklindedir ve os coxaedeki fossa acetabuliye girer ve kalça eklemini (art. Femurun proksimal ucunda iki büyük kemik çıkıntı bulunur (trochanter major ve minor). klinikte oryantasyon bakımından faydalanılacak bir noktadır. Fibula. Bacakta iki kemik bulunur. Fibula (Kamış Kemiği) Bacak iskeletinin diğer kemiğidir. Proksimal ucunun ön yüzünde tuberositas tibiae denilen çıkıntı bulunur. Daha çok. quadriceps femorisin tendonu (lig. Gerek diz ekleminde. Bacak Kemikleri (Ossa Cruris) Diz ekleminden ayak bileğine kadar olan alt ekstremite bölümüne bacak (crus) denir. daha çok kasların tutunmasına hizmet eder. Calcaneus üzerinde talus (aşık kemiği) oturur. Bu çıkıntılara kaslar tutunur. Tabanı yukarıda tepesi aşağıda üçgen şekillidir. Trochanter major. gerekse ayak bileği ekleminde. Tibia (Kaval Kemiği) Femurdan sonra iskeletin en büyük ve en kuvvetli kemiğidir. İki condylus arasındaki düz ve parlak eklem yüzeyine facies patellaris denir. Hatta zayıf yapılı pek çok kimsede göz ile de görülebilir. Uyluk ön tarafında bulunan m. Ekleme katılan yüzü düzgün ve parlaktır. patellae) tutunur. bir zar (membran) yapı (membrana interossea cruris) bulunur. Femurun distal ucu da kuvvetli bir yapı gösterir.Femur (Uyluk Kemiği) Vücudun en uzun ve en sağlam kemiğidir. Distal ucun her iki yanında bulunan kemik çıkıntılara condylus medialis ve condylus lateralis denir. Bunlar diz ekleminin esas elemanlarıdır ve eklem yapmaya elverişli düz yüzeyler taşırlar. Fibulanın distal ucundaki kemik çıkıntıya malleolus lateralis denir. yedi tanedir. Hemen hemen bütün vücut ağırlığını bu kemik taşır ve anatomik pozisyonda iç yanda yer alır. Alt ucun iç bölümündeki kemik çıkıntıya malleolus medialis denir. tibianın proksimal ucu daha geniştir. En büyüğü ve kuvvetli olanı calcaneus (topuk kemiği)dur. Her iki kemiğin arasında. Bunun nedeni. küçük ve dış tarafta olanına fibula (kamış kemiği) adı denir. Ayak Kemikleri (Ossa Pedis) Ayak iskeleti 26 kemikten oluşur. Büyük ve iç tarafta olanına tibia (kaval kemiği). Ossa 26 . Patella (Dizkapaği Kemiği) İnsan vücudunun en büyük susamsı (sesamoid) kemiğidir. önemli rolü tibia yüklenmiştir. kasların tutunmalarına hizmet eden fonksiyonel bir görev yüklenmiştir. Bu çıkıntıya m. quadriceps femorisin sonuç kirişinin içinde bulunur. Ayak Bileği Kemikleri (Ossa Tarsi). Bacakta. Kemiğin ön kenarı. Buraya diz kapağı kemiği (patella) oturur. Üç köşeli ve iki yüzlü bir yapı gösterir. kalça ekleminin dış yüzünden kolayca elle bulunabilmesidir. İki ucu ve birde gövdesi vardır. Caput femoris ile gövdeyi birleştiren bölüme collum femoris (femur boynu) denir.

iç menisküse tutunması olan bağdır. Bu negatif hava basıncı eklem yüzlerinin birbirlerine göre durumlarının korunması için çok önemlidir. popliteum arcuatum 5. Bu nedenle bu bağın yırtıkları iç menisküsü de yaralar. os cuboideum ve ossa cuneiforme (mediale. Böylece eklem boşluğu içinde negatif bir hava basıncı ortaya çıkar. başparmakta iki. kuvvetli bir yapı oluştururlar. bacak fleksiyondayken ekleme yük bindiğinde (yokuş ya da merdiven çıkarken) eklemi stabilize eder. Eklemi yanlardan kuvvetlendirirler. Önde. cruciatum anterius (ön çapraz bağ). Ancak. 1. Ayak Parmaği Kemikleri (Ossa Digitorum Pedis. meniscus adı verilen yarım ay şeklinde fibröz kıkırdak oluşumlar yer alır. Eklem içinde bir iç bağ (ligamentum capitis femoris) bulunur. Ekleme vücudun en büyük susamsı kemiği olan patella da katılır. Dış Bağları 1. diğer parmaklarda 3’er tane olmak üzere toplam 14 tanedir. Lig. Lig. patellae Kollateral bağlar. Phalanges). Ayak Taraği Kemikleri (Ossa Metatarsi). Eklem kapsülü dıştan kuvvetli bağlar ile desteklenmiştir ve eklem boşluğunu çepeçevre kapatır. 27 . yan bağlar olarak bilinir. Eklem yüzleri arasında. beş tanedir. Femurun distal ucu ile tibianın proksimal ucu arasında oluşur. Temel hareketi. Bu nedenle tüm hareketler bu eklemde yapılabilir. Eklemin stabilizesinden sorumlu en önemli yapı m. 2. arkada her iki tarafta os sacrum ile os coxaelerin oluşturdukları articulatio sacroilica. Lig. quadriceps femoristir. Lig. Articulatio Coxae (Kalça Eklemi) Femur başı ile os coxaedeki çukur (acetabulum) arasındadır. Gövdenin ağırlığı bu kemer üzerinden uyluk ve bacak kemiklerine ve sonuçta ayakla yere aktarılır. Lig. Lig. collaterale fibulare (laterale) 3. 2. collaterale tibiale (mediale). her iki os coxaenin birleşmesi ile symphysis pubica. os naviculare. İç Bağları. Lig. en çok yırtığı görülen bağdır. eklemin hareketlerinin aşırılığını önlerler. Articulatio Genus (Diz Eklemi) İnsan vücudundaki en büyük eklemdir.tarsi içinde yer alan diğer kemikler ise. Pelvisi oluşturan kemikler üç yerde eklem yaparlar. popliteum obliquum 4. bacağın fleksiyonu ve ekstensiyonudur. cruciatum posterius. ALT EKSTREMİTE EKLEMLERİ Pelvis (leğen) kemerini oluşturan kemikler. fleksiyon durumunda bir miktar rotasyon da yapılabilir. Eklemin beş tane dış. Tam oynar bir eklemdir (sferoid tip). intermedium ve laterale) adını alır. beş tane de iç bağı vardır. Menteşe gibi çalışarak hareket sağlar.

Uyluğun esas ve en kuvvetli fleksör kasıdır. transversum genus. Esas itibariyle. sartorius tarafından oluşturulan üçgene trigonum femorale denir. içte m. ayak ucunun aşağıya inmesi) hareketleri yapılır. talocalcanea ve art. iliacusu n. Herhangi bir nedenle. Ayak arkusları olarak tanımlanan bu yapı longitudinal ve transvers olarak şekillenmiştir.3. fonksiyonel bakımdan son derecede önemli bir kubbeye sahiptir. Lig. Lig. iliacus ve m. ALT EKSTREMİTE KASLARI Pelvisten başlayan kaslar. Transvers eksene göre dorsal fleksiyon (ekstensiyon. Ayak Kemerleri (Arcus Pedis) Genel yapısı içinde ayak. meniscofemorale anterius 5. bu durumun ortaya çıkması önemli şikayetler doğurur. Özellikle ayakta ve hareketli olarak mesleklerini sürdüren kişilerde. M. talocalcaneonavicularis) eversiyon-inversiyon hareketleri de yapılabilir. yapı olarak üst ekstremite kaslarından daha fazla gelişmiş olarak görülürler. Lliopsoas İki kasın (m. ayak kubbesini destekleyen elemanların fonksiyonel özelliklerini kaybetmeleri. psoas major) birleşmesi ile oluşur. collaterale tibiale (mediale)ye tutunduğundan dış (lateral) menisküse göre daha sık yaralanır. Lig. UYLUK ÖN BÖLGE KASLARI M. m. çeşitli kas ve kirişler tarafından desteklenir. femoralis. a. dışta m. v. ayak ucunun yukarı kalkması) ve plantar fleksiyon (fleksiyon. İçerisinde n. ayak kemikleri arasında oluşan diğer iki eklem aracılığı ile (articulatio subtalaris ya da art. Böylece düz tabanlık (pes planus) ortaya çıkar. femoralis. Uyluğun ön üst bölümünde bulunan ve üstte lig. inguinale. kalça eklemi eksenlerini çeşitli yönlerde çaprazlayarak uyluk kemiklerine veya bacak kemiklerine kadar uzanırlar. psoas majoru lumbal pleksustan gelen 28 .v. Articulatio Talocruralis (Ayak Bileği Eklemi) Tibia ve fibulanın distal uçları arasında oluşan çatal şeklideki yapı ile talus arasında ginglimus (troklear) tip eklemdir. 4. Supin (yatış) pozisyonundan oturma pozisyonuna kişiyi getiren kastır. meniscofemorale posterius İç (medial) menisküs lig. yürüme ve boşluk içinde durumu koruma gibi önemli görevler yüklenmiş bulunan alt ekstremite kasları. menisküsleri birleştiren ve birlikte hareket etmelerini sağlayan bağdır. Ancak. Ayak kubbesi. kubbenin çökmesine neden olur. saphena magna ve inguinal lenf düğümleri bulunur. femoralis. adductor longus.

femoralistir. Gluteus Maximus Uyluğun esas ekstensör kasıdır. uyluk dış rotator kaslarının en güçlü olanıdır. psoas majorun arka bölümünde gömülüdür. M. Yokuş ya da merdiven çıkarken işlev görür. gluteus superiordur. obturatorius ile. n. adductor magnus M. pelvis yere basmayan ayak tarafına düşer (Trendelenburg belirtisi). pectineus 29 . Siniri. gemellus inferior UYLUK İÇ BÖLGE KASLARI Uyluğun iç bölgesinde bulunan bu kaslar. Siniri. hem de bacağa fleksiyon yaptıran kastır. rectus femoris parçası uyluğa fleksiyon da yaptırır. Esas işlevi uyluğa fleksiyondur. rectus femoris. İntramusküler enjeksiyon için tercih edilen kastır. Siniri. M. Sartorius (Terzi Kası) Hem uyluğa. Tensor Fasciae Latae Uyluğu saran derin fasyanın (fascia lata) yaprakları arasındadır. Sonuç tendonu diz ekleminin iç tarafındaki pes anserinus (kaz ayağı)a katılır. femoralistir. tamir amacıyla kullanılır. Siniri. M. obturatorius internus. m. Sinirleri. N. M. piriformis M. Gluteus Medius Uyluğun en güçlü iç rotatoru ve abduktorudur. gemellus superior ve M. adductor brevis M. M. n. En çok. quadratus femoris.gluteus inferiordur. vastus lateralis ve m. M. diğerleri plexus sacralisten gelen isimsiz sinirlerle uyarılır. M. m. uyluğa adduksiyona ek olarak bacağa fleksiyon da yaptırır. Plexus lumbalis denilen sinir ağı. Siniri. M. Bacağın esas ekstensör kasıdır. Yürüyüş sırasında pelvisin yere basmayan ayak tarafına düşmesini önler. canalis pudendalisin ve fossa ischioanalisin dış duvarını yapan kastır. Sinirin felci nedeniyle kasın işlevi kaybolursa. vastus medialis. M. M. gracilis. Anal sfinkter yetmezliklerinde. n. M. adductor longus M. GLUTEAL BÖLGE KASLARI M. M. Quadriceps Femoris Dört başlı bir kastır.iliopsoas ile antagonisttir. m. obturatoriustur. oturma pozisyonundan ayağa kalkmada kullanılır. obturatorius externus M.isimsiz sinirler uyarır. M. Gluteus Minimus UYLUĞA DIŞ ROTASYON YAPTIRAN KASLAR M. n. n. uyluğun adduktor kasları olarak da bilinir. vastus intermedius. gluteus superiordur. obturatorius externus n.

Sinirleri. extensor hallucis longus. biceps femorisin siniri n. m. n. ayağa eversiyon yaptırırlar. gracilis ve m. kasın sonuç tendonu. M. soleus yürümede işlev yapar. M. tibialis ile caput brevesi n. Sinirleri. gastrocnemius hem bacağa hem de ayağa fleksiyon yaptıran kastır. flexor hallucis longus 30 .UYLUK ARKA BÖLGE KASLARI Üç tanedir. Sinirleri. BACAK YAN BÖLGE KASLARI Bu kaslar. v. BACAK ÖN BÖLGE KASLARI Bu kaslar. gastrocnemius. gastrocnemius + M. popliteanın pulsasyonuna buradan bakılır. Bu kaslar. uzun atlamada.v. extensor digitorum longus M. tendo calcaneus (Achilles tendonu) olarak bilinir. peronaeus (fibularis) longus M. İçerisinde a. semitendinosusdur. saphena parva. ayağa fleksiyona ek olarak inversiyon da yaptırır. ayağa ve ayak parmaklarına fleksiyon (plantar fleksiyon) yaptırırlar. semimembranosus M. M. soleus. ischiadicusun uç dalları olduğundan m. Bu iki sinir n. M. İnsan vücudunun en kuvvetli tendonudur. m. n. tibialis ve n. PES ANSERINUS Diz ekleminin iç tarafında üç kasın tendonu bir araya gelerek pes anserinus (kaz ayağı) denilen yapıyı oluşturur. ayakdaki kan dolaşımını kontrol etmek için a. M. ayağa ekstensiyona ek olarak inversiyon da yaptırır. flexor digitorum longus ve M. M. n. tibialis ile uyarılırlar. Calcaneusa tutunur. poplitea. M. tibialistir. M. Bacağın esas fleksör kaslarıdır. fibularis (peroneus) communis ile uyarılır. tibialis posterior. N. Caput longumu n. Uyluğa ekstensiyon da yaptırırlar. ayağa ve ayak parmaklarına ekstensiyon (dorsal fleksiyon) yaptırırlar. biceps femoris İki başlıdır. semitendinosus Tendonu pes anserinusa katılır. fibularis (peroneus) superficialistir.M. tibialis anterior. n. m. sartorius. peronaeus (fibularis) brevis BACAK ARKA BÖLGE KASLARI Bu kaslar. fibularis communis ile popliteal lenf düğümleri bulunur. dorsalis pedisin pulsasyonuna (nabız). fibularis (peroneus) profundustur. triceps surae = M. bu kasın tendonunun lateralinde bakılır. ischiadicustur denir. M. A. FOSSA POPLITEA Diz ekleminin arkasında bulunan eşkenar dörtgen şeklindeki çukur alandır.

31 . Enjeksiyon için gluteal bölge dört kadrana ayrılır ve kasın altında seyreden n. Kasın kalın olması. intramüsküler enjeksiyonlar açısından idealdir. vücudun en kalın kasıdır. ischiadicusa zarar vermemek için enjeksiyon daima üst dış kadrana yapılır (aşağıdaki şekilde yeşil renk yıldız ile gösterilen kadran).KLİNİK BİLGİ M. ischiadicusun duysal liflerinin dağıldığı alanlarda ağrı duyulması durumuna siyatik denir. gluteus maximus. N. Enjeksiyonla verilen ilaç burada kolay emilir.

nasalis. çiğnemeye yardımcı en önemli kastır. Çiğneme ve emme hareketinde işlev görür. boynu yana eğen kaslardır. Gömlek yakasını iliklerken ya da boyun bölgesini traş ederken kullanılır. boyun derisini geren kastır. göz kapaklarını kapatan (kornea refleksinde olduğu gibi) kastır. M. Derin inspiryumda çalışır. Üflemeli müzik aletlerinin çalınmasında işlev görür ve bu nedenle üfleme kası olarak bilinir. kaş çatılması hareketini yaptırır. M. orbicularis oculi. Ek olarak derin inspiryumda çalışırlar. Hepsini n. tebessüm hareketini yaptıran kastır. scalenus anterior ile medius arasından a. scalenus medius M. scalenus posterior Skalen kaslar. M. pterygoideus medialis BOYNUN ÖNEMLİ KASLARI Boynun hareketlerini sağlayan kaslardır. scalenus anterior M. orbicularis oris. M. M. temporalis M. mandibularis uyarır. M. gülme hareketini yaptıran kastır. dudakları kapatan kastır. masseter M. GÖVDE ANATOMİSİ ve KLİNİĞİ BAŞ ve YÜZÜN ÖNEMLİ KASLARI Baş ve yüzde bulunan bütün kasların siniri. zygomaticus major. epicranius. ÇİĞNEME KASLARI Çiğneme hareketini yaptıran dört çift çiğneme kası vardır. pterygoideus lateralis M. burun deliklerini hem genişleten hem de daraltan kastır. M. M. subclavia ve plexus brachialis geçer. risorius. buccinator. M. M. 32 .4. baş derisinin hareketi ile ilgilidir. platysma. M. yüz hareketlerinin oluşumunda işlev görürler ve bu nedenle mimik kasları olarak da bilinirler. trigeminusun dalı olan n. facialistir. n. BAŞ – BOYUN. Yüz kasları. corrugator supercilii. M.

Yemek yerken ya da başı yastıktan kaldırırken kullanılan kastır. İki taraflı çalıştığında başa fleksiyon yaptırır (başı öne eğer). GÖVDE KASLARI 1. n. M. n. balyozla taş parçalarken) fonksiyon gören kaslardır. Kasın altında bir sinir ağı (plexus cervicalis) ve önemli nörovasküler yapıları içeren bir kılıf (vagina carotica) bulunur. Levator Scapulae. Derin Sırt Kasları En önemli olanı omurganın (columna vertebralisin) esas ekstensör kası olan m. n. Kolun en güçlü adduktor kasıdır. Fonksiyon kaybında hasta koltuk değneği kullanamaz. tortikollis denilen postüral deformite olur. trapeziusa yardım eder. Yüzeyel Sırt Kasları Bu kaslar. m. Hastanın başı eğik yüzü karşı tarafa bakar durumdadır. Sinirin lezyonunda. Siniri. erector spinaedir. M. Hiyoid kaslar Yutma ve konuşma sırasında dil kemiği (hiyoid kemik) ve alt çenenin (mandibula) hareketlerini sağlarlar. Rhomboıdeus Major ve Minor. Siniri. accessoriustur. sternocleidomastoideus Tek taraflı çalıştığında. omzumuzda bir yük taşırken omzun çökmesini önler. Latıssımus Dorsi. dorsalis scapulaedir. M. trapeziustaki fonksiyon kaybı nedeniyle omuz düşüklüğü olur. n. accessoriustur. Kasta olan spazm. başı çalıştığı tarafa eğer ve yüzü karşı tarafa baktırır. M. M. Pelvise tutunup üst ekstremiteye hareket yaptıran tek kastır. kaldırılmış üst ekstremitenin kuvvetle indirilmesinde (balta ile odun keserken. Siniri. Trapezius. thoracodorsalistir. 33 . scapulanın ve kolun hareketleri ile ilgilidir. Gövdeyi yukarı çeken esas kastır (barfiks çekerken) ve bu nedenle temel tırmanma kası olarak bilinir. dorsalis scapulaedir.Adı geçen yapılar bazen iki kas arasında sıkışarak üst ekstremitede nörovasküler belirtilere neden olabilir (torasik çıkış sendromu). Siniri. Siniri. 2. m. n. vücudun en geniş kasıdır.

latissimus dorsi ile birlikte çalışır. Kucaklama hareketini yaptıran kastır. M. ya da saçları bir tarafa yatırırken kullanılır. etrafındaki kahve renkli alana ise areola mammae denir. Subclavius. teres major ve m. Derin inspiryumda da işlev görür. n. papilla mammaria üzerine açılır. latissimus dorsi. üst ekstremitenin hareketleri sırasında claviculayı tespit eden kastır.3. yüzeyel fasyanın iki yaprağı arasındadır. Pectoralis Minor. kadınlarda puberteden itibaren gelişmeye başlar ve gelişmesini 14 ncü yaşta tamamlar. Selam verirken. M. pektoral kaslar. kolun hareketleri ile ilgilidir. Mamma (Meme) 2-6 kaburgalar arasında. arka duvarını. Corpus mammae denilen gövdesinde 15-20 adet süt üreten bezlere sahip lobi glandulae mammariae denilen loblar bulunur. Scapulayı toraks duvarında tutan kastır. ön duvarını. dış duvarını. Bu loblar. Fossa axillaris içinde. omuz kemerini aşağı ve içeri doğru çeker. kadınlarda memeler bu kasın üzerinde oturur. winged scapula) görüntüye neden olur. serratus anterior. a. axillaris. Kola hiperabduksiyon (900 den sonraki abduksiyonu) yaptıran kastır. Göğüs Duvarı Kasları Bu kaslar. Erkeklerde rudimenter olup. M. M. Herbir ductus lactiferi. FOSSA AXİLLARİS Toraks yan duvarının üst bölümü ile kolun üst bölümünün iç yüzü arasında piramidal bir çukurdur. ductus lactiferi denilen kanallarla areola mammaeye doğru uzanır ve burada sinus lactiferi denilen genişlemeleri oluşturur.v. plexus 34 . thoracicus longustur. humerus ve kol kasları. m. Halat çekme ya da ağ çekme gibi hareketler sırasında claviculanın sternal ucunu eklemde tutar. Kasın fonksiyon kaybında scapulanın iç kenarı toraks duvarından ayrılır ve kanat şeklinde (kanat skapula. subscapularis yapar. Siniri. Clavicula kırıklarında altından geçen plexus brachialis ve a. Meme başına papilla mammaria.v. m. yumruk atma sırasında aktif olduğu için “boksör kası” olarak da bilinir. Serratus Anterior. İç duvarını. Pectoralis Major. Derin inspiryumda da işlev görür. Bir yere tırmanırken m. Bir cisme dokunmak için üst ekstremite öne doğru uzatıldığında çalışır. m. Bazıları derin inspiryumda da işlev görürler. subclaviaya yastıklık yapar ve onları yaralanmaktan korur.

Aksilla cerrahisinde (özellikle mastektomide. Plexus Lumbalis denilen sinir ağı. Bu kaslar. karın duvarını kapatan kasların en yüzeyel ve en geniş olanıdır. iliopsoası oluşturur. Obliquus Externus Abdominis. Fossa axillarisin önemli oluşumlar bulunmadığından en tehlikesiz duvarı iç duvarıdır. Böylece toraks boşluğunu karın boşluğundan (abdominal boşluktan) ayırır. kanser nedeniyle memenin çıkarılması) n. en içte olan kastır. Intercostales. Ek olarak. psoas major ile birleşerek m. DİAPHRAGMA (bkz. M. fossa iliacayı doldurur. interkostal boşluklarda bulunan kaslardır. M. Karın Ön ve Yan Duvarı Kasları Bu kaslar. n. önceki kasın liflerine dik olacak şekildedir. thoracodorsalis yaralanma riski taşır. Bu kasın iç tarafında fascia transversalis denilen zar şeklinde bir yaprak bulunur. Ligamentum inguinalenin altında m. ekspiryum (nefes verme). intercostobrachialis. fossanın en tehlikeli duvarı dış duvarıdır. kasın ön yüzü böbrekle komşudur. intercostobrachialis ve n. Ortası (centrum tendineum) kirişimsi yapıdadır. Obliquus İnternus Abdominis. solunum sistemi) Diaphragma. Brakiyal pleksusa ait sinirler ve aksiller damarlar seyrettiği için. 35 . Toraks boşluğunun alt açıklığı olan apertura thoracis inferioru kapatır. Transversus Abdominis. Karın duvarındaki nörovasküler yapılar bu kas ile m. kasın ön yüzü böbrek ve ureterle komşudur. 4. aksiller lenf düğümleri ve yağ-bağ dokusu bulunur. obliquus internus abdominis arasında seyreder. Quadratus Lumborum. defekasyon (dışkılama). Bu nedenle cerrahi girişimler bu duvardan yapılır. M. karın ön ve yan duvarlarını kapatırlar. arka parçası içinde gömülüdür. miksiyon (idrar yapma) ve doğum gibi faaliyetlerde de fonksiyon görürler. interkostal sinir dalları ve n. Solunumda çalışırlar. M. Iliacus. lifleri. Mm. inspiryumun (nefes alma) temel kasıdır. M. İşlevleri karın boşluğunda yer alan organları korumaktır. Psoas Major. thoracicus longus. Karın Arka Duvarı Kasları Os coxaelerin üst kenarları (crista iliaca) ile kaburgalar arasında kalan boşluğu kapatırlar. 5. M.brachialis.

ilioinguinalis ve n. plexus pampiniformis.5-2 cm uzunluğundadır. n. Anulus femoralis kadınlarda daha büyük olduğu için. hem kadında bulunan yaklaşık 4 cm uzunluğunda oblik bir pasajdır. Rectus Abdominis. orta hattın her iki tarafında. femoral herni kadınlarda daha sık olur. rektus kılıfı içindedir. a. ductus deferens. haftasında kanala ulaşır. Inguinal kanaldan. Linea Alba.M. Bu fıtıklar Spiegel Hernisi adı ile bilinir. hiatus saphenustan deri altına çıkar (femoral herni). kadınlarda ligamentum teres uteri denilen bağ. Vagina Musculi Recti Abdominis Linea Alba’nın her iki tarafında bulunan. Anulus femoralisten giren herniye yapı. İnguinal kanaldan her iki cinste ortak geçen yapılar.rectus abdominis ile nörovasküler yapıları içeren fasyal kılıftır. Processus xiphoideus ile symphysis pubica arasında yer alan bu fibröz yapı. intrauterin yaşamın 28. lenf damarları ve processus vaginalis denilen peritoneum uzantısı bulunur) geçer. testicularis. Canalis Femoralis Potansiyel bir kanaldır. iki taraf oblik ve transvers kasların aponörotik liflerinin rektus kılıfını oluşturduktan sonra orta hatta karışması ile oluşur. 36 . haftada scrotuma iner. testicularis. Başlangıçta karın arka duvarında yerleşik olan testisler. Kasın üzerinde intersectio tendinea denilen genellikle üç tane tam. Yaklaşık 4 haftada kanalı kat eder ve 32. Erkek fetusta kanaldan testisler. genitofemoralisin genital dalıdır. 1. sinirler. karın ön duvarındaki zayıf alanlardandır ve buradan herniler (fıtıklar) gelişebilir (epigastrik herni). rectus abdominis arasında. v. İki taraf m. erkeklerde ise funiculus spermaticus (içinde. Kasın lateral kenarına linea semilunaris denir. Linea Alba denilen fibröz bir yapı bulunur. dişi fetusta uterusdan gelen ligamentum teres uteri denilen bağ geçer. bir tane yarım transvers fibröz band bulunur. Linea semilunaris zayıf bir alandır ve buradan karın içi organlar herniye olabilir (fıtıklaşabilir). Canalis Inguinalis Hem erkekte. m. Karın boşluğuna bakan proksimal ağzına anulus femoralis denir ve burada Rosenmüller (Cloquet) lenf düğümü denilen bir tane inguinal lenf düğümü bulunur.

Sağ tarafta daha sıktır. Adı verilen bu yapıların arası kas ve fasyalarla kapatılmıştır. inguinal kanalın arka duvarını iterek anulus inguinalis superficialisten çıkar. kanaldan geçen n. spina iliaca anterior superior. Bu nedenle iki boşluk abdominopelvik boşluk ortak adı ile de ifade edilir. Ekstraperitoneal doku 7. Fascia transversalis 6. Peritoneum parietale 8. Bu boşluğun çatısını diafragma yapar ve onu toraks boşluğundan ayırır. Cavitas peritonealis 9. Deri 2. 1. aşağıda. genellikle L3-L4 arası discus intervertebralis seviyesindedir. A. Bu durum ameliyat sonrası bölgede kalıcı (rezidüel) ağrıya neden olur. crista iliaca. tuberculum pubicum. ligamentum inguinale. Kaslar 5. medialinden olana direk inguinal herni denir. 37 . kadınlardan 20 kat fazladır ve 1/3 olguda bilateraldir. distensiyon ve kasların tonusuna bağlı olarak umbilicusun lokalizasyonu değişiklikler gösterebilir. ve symphysis pubica ile sınırlanır.V. anulus inguinalis profundustan geçip inguinal kanala girer. Obesite. Fascia superficialis 3. ilioinguinalis risk altındadır ve operasyon sırasında yaralanabilir. Bu fıtıklara inguinal herni (kasık fıtığı) denir. 7-10 ncu kaburgalar ile processus xiphoideus. Daha çok yaşlılarda (karın duvarı zayıf olduğundan) görülür. Kanalı kat edip annulus inguinalis superficialisten çıkıp sık olarak scrotuma (kadında ise labium majus pudendiye) iner. KARIN ÖN DUVARI Karın boşluğu (abdomen boşluğu). karın duvarı fıtıklarının (hernilerinin) en çok görülenidir. Karın ön duvarında görülen umbilicus (göbek). Herniye yapı. Direk inguinal herni. İndirek inguinal herni. Peritoneum viscerale olarak tabakalanır. tüm inguinal hernilerin % 15’idir. Herniye yapı. diafragma ile pelvis girişi arasında kalan bölgedir. Erkeklerde. İnguinal herni tamirlerinde (inguinal herniyorafi ya da inguinal herniyoplasti). Direk ve indirek olarak iki tip inguinal herni vardır. Boşluğun tabanı yoktur ve pelvis boşluğu ile devam eder. zayıf bir bölgedir. Fascia profunda 4. Karın boşluğu önde. Kadınlarda daha nadirdir. epigastrica inferiorların lateralinden olana indirek inguinal herni. Çoğunlukla bilateraldir.KLİNİK BİLGİ İnguinal herni İnguinal kanal. Karın ön duvarı yüzeyelden derine doğru. Buradan karın içi organlar (özellikle ince bağırsak kıvrımları) herniye olabilir (fıtıklaşabilir). yukarıda. Çocuklarda ve gençlerde daha çok görülür.

Obliquus İnternus Abdominis 3. M. M. Periton. Transversus Abdominis 4. Bu nedenle karın ön duvarı yumuşak ve hareketlidir. İçi boş organlardan birisi (mide. Dış (üst) tabaka Camper fasyası olarak bilinir ve bol miktarda yağ dokusu içerir. kadınlarda iç genital organlar (tuba uterina – uterus – vagina) yoluyla dış ortamla bağlantılıdır. appendiks. Rectus Abdominis PERİTONEUM Karın duvarlarını ve karın içi organları örten seröz zardır. Obliquus Externus Abdominis 2. KASLAR (gövde kasları konusunda verildi) 1. 38 . Karın duvarı açıldığında ilk olarak görülen yapıdır. karın organlarını örten ya da saranına peritoneum viscerale denir. FASCİA PROFUNDA (GALLAUDET FASYASI) Kasların üzerini örten ince bir fibröz tabakadır.FASCİA SÜPERFİCİALİS İki tabakalıdır. bağırsak gibi) perfore olduğunda (delindiğinde) derhal bağırsak hareketleri ile olay yerine gider ve orayı kapatır (bu olaya plastron denir). erkeklerde tamamen kapalı bir kese şeklindeyken. Vücuttaki en büyük seröz zardır. Bu nedenle omentum majusa abdomenin bekçisi ya da polisi denir. karın boşluğunda bir çok plika oluşturur. M. Karaciğerin alt yüzünden midenin küçük kurvaturuna ve duodenuma uzanan periton yapısına omentum minus denir. İç (alt) tabaka Scarpa fasyası adı ile bilinir. Bunlardan en büyük olanı dört yapraklı olan omentum majusdur. Karın duvarlarını örten parçasına peritoneum parietale. M. Büyük periton boşluğu. İkisi arasında kalan boşluğa cavitas peritonealis (büyük periton boşluğu) denir.

Periton bazı organları sardıktan sonra. gögüs omuru ve 12. Mide ve karaciğer h. Vena cava inferior e. Preperitoneal (ekstraperitoneal) organ a. Jejunum-Ileum e. Caecum (genellikle) 2. İntraperitoneal organlar a. M. transversus abdominisin arka bölümü ile kapatılır. M. psoas minor. Vesica urinaria (mesane) b. Üreterler c. Duodenumun birinci parçasının ilk yarısı g. (bu kaslar. Böbrekler ve suprarenal bezler b. Bu bölge. Aorta abdominalis ve dalları d. bir uzantı ile onları karın duvarına ya da başka bir organa tutunarak asar.KARIN İÇİ ORGANLARIN PERİTON İLİŞKİLERİ 1. Colon sigmoideum (mesocolon sigmoideum) e. Jejunum-ileum (mesenterium) KARIN ARKA DUVARI Karın arka duvarı. Retroperitoneal organlar a. Duodenumun geri kalan bölümü 4. Colon transversum (mesocolon transversum) d. gövde kasları konusunda verildi) 39 . Appendix vermiformis f. Bunlara mesenterium ya da meso denir. Colon descendens c. Colon sigmoideum d. yukarıda 12. Truncus sympathicus 3. Dalak b. Pancreas d. Bu yapıya sahip organlar. 1. Sekonder retroperitoneal organlar (sonradan retroperitoneal olanlar) a. psoas major ve bazen bulunan m. M. M. kaburga ile aşağıda os sacrum ve crista iliacalar arasında kalan bölgedir. iliacus 4. Appendix vermiformis (mesoappendix) f. Colon ascendens b. 2. quadratus lumborum 3. Colon transversum c. Cisterna chyli f. c.

iliaca communis Articulatio sacroiliacaların ön tarafında a. Beşinci bel omuru seviyesinde sağ ve sol v. glutea superior a. iliaca communislerin birlesmesi ile olusur. iliaca interna (hipogastrik arter). obturatoria. Ayrılma yerine bifurcatio aortae denir. umbilicalis. A. a.KARIN ARKA DUVARI DAMARLARI Aorta abdominalis Diaphragmadaki T12 seviyesindeki hiatus aorticus isimli yarıktan geçerek karın bosluğuna girer ve 4. a. glutea inferior. uterina. tüm pelvis organlarını. circumflexa ilium profunda ve a. iliaca interna isimli uç dallarına ayrılır. ligamentum inguinalenin orta noktasının altından geçince a. rectalis media ve a. perine bölgesini ve gluteal bölgeyi besler. iliaca externa ve a. Durdurulamayan uterin kanamalarda tek taraflı bağlanabilir. A. SOLUNUM SİSTEMİ TORAKS DUVARI 40 . iliaca externanın iki dalı vardır. a. bel omuru seviyesinde terminal dallarına ayrılarak sonlanır. pudenda interna önemli dallarıdır. A. femoralis adını alır. a. A. A. epigastrica inferior. iliaca externa. a. 5. Vena cava inferior Alt ekstremiteler ile pelvis ve karın organlarının ve duvarlarının venöz kanını toplar. vaginalis. A.

Akciğerdeki hava kesecikleri (alveol) ile atmosfer havası arasındaki gaz değişimi. Solunum sisteminin alveoller dışındaki bölümü hava iletimi ile ilgilidir. pasif bir olaydır. vücut hücrelerinin ihtiyacı olan oksijenin sağlanması ve artık bir madde olan karbondioksitin uzaklaştırılmasına yöneliktir. Akciğerler ve bronşiyaller (küçük hava yolları) Canlılığın en önemli göstergelerinden biri olan solunum (respirasyon). Bunlardan birincisi oksijenle yüklü havanın dış ortamdan alınarak akciğerlerdeki alveollere iletildiği boru sistemi. alttakine de apertura thoracis inferior adı verilir. Solunum sistemi ayrıca. Solunum vücudun gereksinmelerine göre düzenlenir. Soluk borusu (trachea) b. 41 . İçinde negatif basınç vardır. İnspiryumun esas kası diaphragmadır. 12 çift kaburga (costa) ile sınırlanır. ductus thoracicus ve sinirler bulunur. Nazofarinks (pars nasalis pharyngis) c. Solunum sisteminin diğer fonksiyonları. Burun (nasus) b. Bu düzenleme.Boyun kökü ile diafragma arasında kalan kafes şeklindeki yapıya thorax adı verilir. Gırtlak (larynx) 2. 1-12 torakal vertebralar ve discus intervertebralisler. Bronşlar (büyük hava yolları) c. Önde. Üst solunum yolları a. Solunum mekanizması: Solunum inspirasyon ve ekspirasyon adı verilen iki aşamadan meydana gelir. Toraks duvarının çevrelediği boşluğa toraks boşluğu (cavitas thoracis) adı verilir. Alt solunum yolları a. sternum. Pulmonal ventilasyonun inspirasyon (soluk alma) ve ekspirasyon (soluk verme) denilen iki evresi vardır. Yanlarda. Solunum sistemi iki temel bölüme ayrılır. SOLUNUM YOLLARI 1. ikincisi ise gaz alış-verişinin gerçekleştirildiği alveoller ve solunum membranından (alveolo-kapiller kompleks) ibaret olan akciğerden oluşur. Üst taraftakine apertura thoracis superior. Arkada. Toraks boşluğunun üst ve alt tarafında birer açıklık vardır. burundaki özel epitelle sağlanan koku duyusu ve gırtlak tarafından gerçekleştirilen ses üretimidir (fonasyon). beyin sapında (medulla oblongata ve pons) bulunan solunum merkezi tarafından idare edilir. Toraks boşluğu içinde kalp ve akciğerler gibi hayati organlar ile solunum ve dolaşım sisteminin yardımcı oluşumları. özofagus. Normal istirahat anında solunum sayısı 16-20 arasında değişir. pulmonal ventilasyon olarak adlandırılır. Hava iletici bölüm olarak da adlandırılan bu yollar aynı zamanda temizleme. vücudun pH düzeyinin ayarlanmasına da (homoestazis) yardımcı olur. ısıtma ve nemlendirme fonksiyonlarını yerine getirebilecek yeteneklere de sahiptir. Ekspiryum.

Burun boşluğu. arkadaki choanalarla yutak boşluğunun burun bölümüne (nasopharynx) bağlanır. orta ve alt konka (concha nasalis superior-media-inferior). anatomik olarak dış burun ve burun boşluğundan ibarettir. vibrissae denilen kıllar bulunur. Kemikler ve kıkırdaklardan ibarettir. Bu alanda hava içinde bulunan kokuları algılayan koku reseptörleri bulunur. burun boşluğunun en geniş ve en komplike duvarıdır. geçitler ise. İç duvar. öneaşağıya doğru uzanan piramidal bir oluşumdur. Kiesselbach pleksusu denilen bu damar ağı. os ethmoidale ve cartilago septi nasi denilen burun bölmesi kıkırdağı oluşturur. üst. Dış burun (nasus externus): Dış burun. burun kanamalarının (epistaxis) en yaygın yeridir. Septum nasiyi başlıca. Burada üç konka (concha) ile bunların arasında uzanan geçitler (meatus) bulunur. facialisin dalları ile a. nemlendirilmesi yanında temizlenmesini de sağlar. Paranazal sinüslerdeki solunum epitelinin iltihabına sinüzit 42 . burun bölmesi (septum nasi) tarafından yapılır. İşlevi solunan havadaki büyük partikülleri tutmaktır. Septum nasinin ön-alt bölümü Little alanı olarak bilinir. yüzün orta hattında yerleşmiş.BURUN (Nasus) Üst solunum yollarının temel organı olan burun. içinde taşıdığı özel mukoza sayesinde “Koku organı” olarak da fonksiyon görür. Burun delikleri (nares) ile dış ortamla ilişki kuran boşluk. solunan havanın ısıtılıp. Dış duvar. taban. dış duvar ve iç duvar olmak üzere dört duvarı vardır. Bu alanda a. vomer. solunum yollarının başlangıç bölümüdür. Koku bölgesi (regio olfactoria): Concha nasalis superiorun üzerinde lokalize sarı renkli alandır. sphenopalatinanın dalları anastomoz yapar. Solunum bölgesi (regio respiratoria): Vestibulumdan koku bölgesine kadar uzanan burun boşluğu bölümü. üst. Konkalar. Burun boşluğunun giriş bölümünde (vestibulum nasi). maksiller. fasiyal ve oftalmik arterlerin dalları tarafından beslenir. Burun boşluğu (cavitas nasi): Bir bölme ile iki eşit boşluğa ayrılmış olan burun boşluğu. PARANAZAL SİNÜSLER (SINUS PARANASALES) Burun boşluğuna açılan havalı kemik boşluklarına paranazal sinüsler (sinus paranasales) denir. Burun boşluğunun herbir yarımının tavan. Burun. orta ve alt geçit (meatus nasi superior-medius-inferior) olarak adlandırılır. bir solunum yolu olma yanında.

sesin rezonansını sağlama yanında. bu sinüsün hemen yukarısındadır. PARS NASALIS PHARYNGIS) Yutak (pharynx). ağız boşluğu ve gırtlağın başlangıç bölümünün arkasında yer alan hem sindirim hem de solunum fonksiyonu olan bir organdır. Recessus sphenoethmoidealise açılır. Bu nedenle burundan girilip. Paranazal sinüsler. Sinus frontalis: Kaş çıkıntılarının arkasında. orta ve arka olarak üç gruptur.denir. C3-C6 omurlar seviyesinde (çocuklarda ve yetişkin kadınlarda daha yukarıda). Yukarıda choanaelar ile burun boşluğu ile bağlantılı olan parçasına nasopharynx. soluk borusu (trachea) ile laryngopharynx arasındadır. os frontale içinde yer alan bir çift boşluktur. alt solunum yollarını koruyan 43 . Meatus nasi mediusa açılır. Üç parçası vardır. Solunum havasının geçtiği bir iletici yol olma yanında. Hipofiz bezi. kafanın ağırlığının azaltılmasını da sağlarlar. Cellulae (sinus) ethmoidales: Etmoid kemiğin labirinti içinde yer alırlar. burun boşlukları. Arka grup görme siniri (optik sinir) ile yakın komşu olduğundan enfeksiyonları görme sinirini tutabilir. Sinus maxillaries: Paranazal sinüslerin en büyüğü ve enfeksiyonların en çok görüldüğü paranazal sinüstür. bu sinüsten geçilerek hipofiz bezindeki tümörler çıkarılabilir (transsfenoidal hipofizektomi). GIRTLAK (Larynx) Boynun ön bölümünde. Arka grup meatus nasi superiora. Meatus nasi mediusa açılır. ortada isthmus faucium ile ağız boşluğu ile bağlantılı olan parçasına oropharynx. Ön. Yutak aşağıda yemek borusu (özofagus) ile devam eder. Sinus sphenoidealis: Sfenoid kemik gövdesi içinde bulunur. NAZOFARİNKS (NASOPHARYNX. diğerleri meatus nasi mediusa açılır. aşağıda aditus laryngis ile gırtlakla bağlantılı olan parçasına laryngopharynx denir.

iskelet kası karakterindedir. vagusun n. aşağıda soluk borusu (trachea) ile devam eder. arka uçları cartilago arytenoideaya tutunur. Yutma sırasında larinks girişini kapatır ve lokmanın hava yoluna geçmesini önler. birisi hariç (m. Bu kaslar. Tek olanlar. Gırtlağın ses çıkarma ve sfinkterik fonksiyonlarını gerçekleştirmesini sağlayan kaslar. cartilago cuneiformis Cartilago thyroidea: Gırtlağın ön bölümünde olup. Sağ-sol laminalar önde orta hatta yetişkin erkeklerde 90° kadınlarda 120° açı ile birleşirler. cartilago arytenoidea. laryngeus recurrens denilen dalı 44 . Cartilago epiglottica: Dil kökünün arkasında. mukoza ile örtüldüğü zaman plica vestibularis ve plica vocalis olarak adlandırılır. gırtlak boşluğu girişinin önünde yer alan. cartilago cornuculata. Bu birleşme erkeklerde daha belirgin olup adem elması (prominentia laryngea) denilen çıkıntıyı yapar. cricothyroideus n. Cartilago cricoidea: Yüzük şeklindedir. cartilago epiglottica Çift olanlar. cartilago thyroidea . Hem ligamentum vestibularelerin (yalancı ses telleri) hem de ligamentum vocalelerin (gerçek ses telleri) ön uçları cartilago thyroideaya. Gırtlak kıkırdakları (cartilagines laryngis) Gırtlak. Larynxin en kalın ve en sağlam kıkırdağıdır. Sesin oluşumundan sorumludurlar. cartilago cricoidea . elastik kıkırdak yapısında yaprak şeklinde bir kıkırdaktır. Yukarıda aditus laryngis ile laryngopharynxe açılan gırtlak boşluğu (cavitas laryngis). gırtlağın kıkırdaklarını. n. üçü de çift olan toplam 9 kıkırdaktan oluşur. Sağ-sol iki laminadan oluşur. Ligamentler. laryngeus superiorun ramus externusu ile uyarılır). birbirlerine ve komşu yapılara bağlarlar. kıkırdakların en büyüğüdür. ince.bir sfinkter olarak da görev yapar. üçü tek. Cartilago arytenoidea: İki küçük kıkırdaktır. Gırtlağın membranları ve bağları.

palatopharyngeus v. “x” harfi şeklinde iki demet halindedir. Ekstrensek kaslar: Larynx’e komşu organlardan gelerek. trachea ile devam eder. • M. vocalis’i oluşturur.posticus): Rima glottis’i açar. çalışmalarıyla larynx’in durumunu değiştiren kaslardır. posticus)dur. Kasılmasıyla larinks girişini kapatır. m. Bu plikalardan üsttekilerine plica ventricularis veya vestibularis.tarafından uyarılır.s. cartilago arytenoidea’ları birbirine yaklaştırarak rima glottis’i daraltır. Bunlardan bir tanesi tek diğerleri çifttirler. Bunlar: 1-Vestibulum laryngis 2-Ventriculus laryngis 3-Cavum laryngis proprium (ya da cavitas infraglottica) 45 . constrictor pharyngis inferior. Larinks kaslarından en önemlisi rima glottidisi (mizmar aralığı. Bu kas rima glottis’i açan tek kastır. Glottis Larynx’in ses oluşumuyla ilgili bölümüdür. Bunlar. • M. iki plica vocalis arası) açan tek kas olan ve böylece ses oluşmasını sağlayan m. cricoarytenoideus lateralis: Rima glottis’i daraltır. Bu kas plica vocalis’i gevşetir. m. Intersek kaslar: Larynx’in kendi kaslarıdır. Larynx kasları. Plica vocalis’leri gerer. m.dir. thyroarytenoideus: Medialindeki demet m. m. Cavitas laryngis’i ortadaki iki çift mukoza kıvrımı üç parçaya böler. Cavitas laryngis üç kısımda incelenir. larynx kıkırdakları arasında uzanırlar. m. Cavitas laryngis (larynx boşluğu) Larynx’in girişinden cartilago cricoidea’nın alt kenarına kadar uzanır. arytenoideus obliquus çifttir. Iki plica vocalis ile bunlar arasındaki açıklğa rima glottis (veya mizmar aralığı) adı verilir. sternothyroideus. alttaraftakilere plica vocalis denir. arytenoideus transversus tektir. cricoarytenoideus posterior (m. • M. cricoarytenoideus posterior (m. extrensek ve intrensek kaslar olarak iki gruba ayrılır. • M.sternohyoideus. • M. thyrohyoideus. cricothyroideus: Pars obliqua ve pars recta olarak iki kısımdan oluşur. Bunlar: • M.

a. yaklaşık 10 cm uzunluğunda bir organdır. laryngeus superior’un iki terminal dalından küçük olanı) tarafından innerve edilir. Larynx mukozasının glottis üstünde kalan bölümünün duyusunu n. kıkırdak ve bağ dokusundan yapılı. servikal vertebra) ile 4. thyroidea superior adıyla v. tracheale) denilen bağlarla bağlanır. laryngea superior ve a. Venleri. BRONŞLAR (BRONCHI) 46 . T4 vertebra alt kenarında iki ana bronkusa (bronchus principalis dexter ve bronchus principalis sinister) ayrılır. v. thyroidea inferior adıyla v. jugularis interna’ya. M. Cartilago cricoideanın alt kenarı (ya da 6. larynge inferior larynx’i besleyen arterlerdir. Kıkırdaklar birbirlerine ligamentum anulare (lig. laryngeus recurrens taşır. M. laryngeus superior’un dalı). SOLUK BORUSU (Trachea) Soluk borusu. cricothyroideus dışında tüm intrensek larynx kaslarının motor siniri n. v. At nalı şeklinde 15-20 tane kıkırdak halkadan (cartilagines tracheales) oluşur. torakal vertebranın alt kenarı arası seviyededir.Larynx damar ve sinirleri Arterleri. Ayrılma yerine bifurcatio trachea denir. Sinirleri. brachiocephalica sinistraya dökülür. laryngeus internus (n. cricothyroideus ise n. altta kalan bölümü ise n. laryngeus externus (n. laryngeus inferior’dur.

bronchus lobaris superioru. 3. Bronchus lobarisler. sol akciğerde dağılan 9 ya da 8 tane segmental bronş vardır. sol akciğer 9 ya da 8 tane bronkopulmonal segmentten oluşur. medius ve inferior) ayrılır. 5 (ya da 4) tane segmental bronşa ayrılır. sol ana bronşa göre daha geniş. Buna göre sağ akciğerde dağılan 10. bronchus segmentalislere ayrılır. TRAKEOTOMİ ve TRAKEOSTOMİ 47 . Bronkopulmonal segment (segmentum bronchopulmonale). Bu nedenle bronchus principalis dexter. daha kısa ve daha dik seyirlidir. akciğerlerin anatomik ve cerrahi ünitidir. sağ ana bronşa göre daha dar. 4. 5 tane segmental bronşa ayrılır. KLİNİK BİLGİ Bifurcatio tracheanın iç yüzünde ve çatallanma yerinin ortasındaki çıkıntıya carina trachea denir.Sağ ana bronş (Bronchus principalis dexter). Sol ana bronş (bronchus principalis sinister). bronchus lobaris inferioru. daha uzun ve daha horizontal seyirlidir. Bu çıkıntı biraz sol tarafa meyil gösterir. Sol akciğerin. Sağ akciğerin. 2 ve bronchus lobaris inferioru. Başka bir ifade ile sağ akciğer 10. bronchus lobaris superioru. Sağ akciğer üç loblu olduğundan üç tane lobar bronşa (bronchus lobaris superior. Sol akciğer iki loblu olduğu için iki tane lobar bronşa (bronchus lobaris superior ve inferior) ayrılır. bronchus lobaris mediusu. Bronchus segmentalisten sonra gelen solunum yolları bronşiyal olarak bilinir ve kıkırdak içermezler. tracheanın devamı gibidir ve bu yüzden de tracheaya kaçan yabancı cisimler genellikle sağ tarafa girer.

Her iki akciğerde izi olan iki organ vardır. sol akciğerde de. Bu koyu renk. Apex pulmonis Akciğerlerin kubbe şeklinde olan üst uçlarıdır. koni şeklindedir. Claviculanın yaklaşık 2. yabancı cisim kaçması gibi hava yolunun bloke olması sonucu) akciğerlere yeteri kadar hava gitmediği zamanlarda uygulanır.5 cm daha kısadır. v.Kişinin sponton solunum yapamadığı durumlarda (koma gibi yada travma. 5800 ml dir. Bunun 150 mililitresi anatomik ölü boşluk olarak bilinen cavitas nasi. Yeni doğanda pembemsi-beyaz renklidir. Sağ akciğer sol akciğerden yaklaşık 2. Sağ akciğerde. trachea. birbirlerine bakan yüzlerine de facies mediastinalis denir. bronchus ve bronchiollerdedir. bir defada alınan ya da verilen hava miktarıdır. Trakeotomi. arcus aortae ile aorta thoracicanın izi bulunur. Akciğerler. 48 . Trakeostomi. cava inferior ve v.25 litredir. solunum sisteminin en önemli organlarıdır. Buna göre dakikadaki gerçek alveoler ventilasyon oranı = 350 x 15 (dakikadaki solunum sayısı).5 cm yukarısındadır. Mediastinal yüzlerde komşuluk yaptığı bazı organların izleri bulunur. cava superior. Akciğerlerin kaburgalarla komşu olan yüzüne facies costalis. azygosun. diğeri özofagusdur. Yetişkinde sağ akciğer 625 gr sol akciğer 565 gr dır. Yetişkin bir insan dakikada 12-18 defa solunum yapar. v. AKCİĞERLER (PULMONES) Kalbin her iki tarafında yer alan ve göğüs boşluğunda en büyük alanı dolduran akciğerler. trakeada yapılan cerrahi işlemin adıdır. Diaphragma kubbeleri aracılığı sağda karaciğer sağ lobu. Birisi kalp. solunum ile alınan karbon zerreciklerinin akciğerlerin dış yüzüne yakın kısımlarda birikmesiyle oluşur. Apex pulmonis denilen bir tepesi ve basis pulmonis denilen bir tabanı vardır. Total akciğer kapasitesi (tidal volüm + rezidüel volüm). solda ise karaciğer sol lobu ve mide fundusu ile komşuluk yapar. ancak kapasitesi daha fazladır. Geriye kalan 350 mililitresi alveollerdedir. Basis pulmonis Akciğerlerin diaphragma kubbeleri üzerinde oturan bölümüdür. Yaklaşık 500 ml dir. 5. cerrahi işlem sonucu trakeada oluşturulan açıklığın adıdır. Yaşın ilerlemesiyle rengi gri-siyaha dönüşür. Tidal volüm. tümör.

KIKIRDAK 1. sinirleri ve bronşlar geçer. Akciğerlerin. Alveolus pulmonis Son dört oluşuma birlikte acinus (asinüs) ya da lobulus pulmonis (akciğer lobçuğu) denir. toraks duvarının iç yüzünü ve diafragmanın üst yüzünü örten bölümüne pleura parietalis denir. Bronchiolus terminalis 3. lobus superior. Gaz alış-verişi asinüsü oluşturan yapılarda olur. Fissura obliqua. İkisi arasında kalan boşluğa cavitas pleuralis denir. Bronchiolus respiratorius 4. Ductus alveolaris 5. Saccus alveolaris 6. fissura horizontalis ise lobus mediusu lobus superiordan ayırır. lobus medius ve lobus inferior. 49 . Bronchiolus lobularis 2. diğer bölümlerden bağımsız olarak çalışan ve cerrahi olarak çıkarıldığında. lobus superior ve lobus inferior. lobus superior ve lobus mediusu lobus inferiordan. Pleura (Akciğer Zarı) Akciğerleri saran seröz zara pleura denir.Akciğerlere ait yapıların girip-çıktığı yere hilum pulmonis denir. Sol akciğer tek fissür (fissura obliqua) ile iki loba ayrılır. Sağ akciğer iki fissür (fissura obliqua ve fissura horizontalis) ile üç loba ayrılır. Pleuranın akciğerleri saran bölümüne pleura visceralis. Akciğerlere giren-çıkan yapıların tümü radix pulmonis olarak bilinir. diğer bölümlere zarar vermeyen fonksiyonel birimine segmentum bronchopulmonale adı verilir. Buradan akciğerlerin damarları.

n. bifurcatio trachea. Diaphragmada thoraks ve abdomen boşluğunda yer alan bazı oluşumların geçişine izin veren açıklıklara sahiptir. orta ve arka mediastinum (mediastinum anterius. bağırma. Alt mediastinum da. İşlevi sırasında toraks boşluğunun vertikal (uzunlamasına) boyutunu artırır. cava inferiorla birlikte sağ n. trachea. Kas liflerinin tutunduğu orta bölümü bumerang benzeri aponörotik bir yapıdadır ve centrum tendineum olarak bilinir. Mediastinum anterius. 50 . oesophagus. n. kusma. Delikten v. T8-T9 vertebralar arası disk seviyesindedir. perikarda (kalbi saran zar) göre ön. pulmonales. phrenicus geçer. ductus thoracicus. Arcus aortae ve dalları. Böylece toraks boşluğunu karın boşluğundan (abdominal boşluktan) ayırır. Mediastinum. defekasyon gibi vücuttan atılma olaylarında çalışır. truncus pulmonalis. arkada tüm torakal vertebralar.MEDIASTINUM Akciğerleri saran pleura parietalisin pars mediastinalisleri arasında kalan boşluğa mediastinum adı verilir. toraksa giren ve torakstan çıkan yapılar bulunur. bronchus principalisler. ductus thoracicus. oesophagus. n. İnspiryumun (nefes alma) temel kasıdır. vaguslar. vena azygos. Sinirin felcinde diyafragmada fonksiyon kaybı sonucu nefes alma (inspiryum) zorlaşır. truncus sympathicus. phrenicuslar. içerisindeki en önemli oluşum thymustur. önde angulus sterni. Kalp-perikard. miksiyon. bochdalek hernisi) ya da erişkin tip herniler (fıtıklar) (sliding herni. Mediastinum önde sternum. vv. aorta thoracica. paraözofageal herni) gelişir. Öksürme. gülme. Mediastinum medium. n. Mediastinum superius. mediastinum medium ve mediastinum posterius) olarak üçe ayrılır. arkada T4 omurun alt kenarından geçirilen horizontal bir düzlem ile üst ve alt mediastinuma ayrılır. Foramen venae cavae. aşağıda apertura thoracis inferioru kapatan diaphragma ve yanlarda pleura mediastinalis ile sınırlıdır. aksırma. cava superior. Toraks boşluğunun alt açıklığı olan apertura thoracis inferioru kapatır. n. v. brachiocephalicalar. toraks boşluğundaki tüm yapılar mediastinumdadır. Kasın bazı bölgelerinde zayıf alanlar bulunur. vaguslar. phrenicustur.… DIAPHRAGMA Diaphragma. göğüs ve karın boşluklarını birbirinden ayıran kubbe şeklinde kas yapıdır. v. Siniri. aorta ascendens. cava superior. vena hemiazygos. v. Bu alanlardan doğumsal (morgagni hernisi. mediastinumların en geniş olanıdır. Akciğerler ve pleuraları hariç. yukarıda apertura thoracis superioru dolduran boyun kökü.… Mediastinum posterius. phrenicuslar.

Hiatus oesophageus. 51 . vaguslar geçer. T12 vertebra seviyesindedir. Hiatus aorticus. Açıklıktan özofagus ile n. T10 vertebra seviyesindedir. Açıklıktan aort ile insan vücudunun en büyük lenf kanalı olan ductus thoracicus geçer.

Ancak büyük dolaşımda arterler arteryel kanı. Ön . ventriküllerde kalınlaşarak trabeculae carneae adını alır. cava superior. çizgili kas yapısında ancak istemsiz olarak çalışan bir organdır. küçük dolaşımda (akciğer dolaşımı) venöz kan arterlerle akciğerlere. Bir tabanı (basis cordis) bir tepesi (apex cordis). immün sistemdeki yapıların iletimi ve yabancı maddelerin atılması gibi birçok işlemde rol alır.üst tarafından sola doğru olan uzantısına auricula dextra denir. Arterlerin sonlanıp venlerin başladığı yerlerde ise kapillerler (kılcal damarlar) yer alır. pectinati denir. ikisi de tepe tarafında yer alan ventriküllerdir. Atriumlar ile ventriküller dıştan sulcus coronarius denilen bir oluk ile ayrılmıştır. kadınlarda ise. Kalpten çıkan kanı götüren damarlara arter (atar damar). Genel olarak kişinin yumruğu kadardır. Burada görülen hafif çukur ve yuvarlak alan 52 . İkisi taban tarafında (basis cordisde) bulunan atriumlar. Sağ ventrikülde 3. akciğerler arasında lokalize. kanı kalbe getiren damarlara ise ven (toplar damar) adı verilir. Kalp ve damarlar (arter. alt bölümüne de v. Pektinat kaslar. sol ventriküle ait olup. ven. oksijen. İç kısmı sol atrium ile komşudur ve arada septum interatriale denilen bir bölme bulunur. sol ventrikülde 2 tane papiller kas bulunur. Basis cordis. Kalp içinde dört boşluk vardır. papillarisleri oluşturur. 230 . arteryel kan da venlerle kalbe taşınır.340 gr. DOLAŞIM SİSTEMİ Dolaşım sistemi fonksiyonel olarak. kalbin arka bölümüdür ve kalbe girip çıkan damarların olduğu yerdir. 2/3’ü solunda yerleşmiştir. besinler ve hormonların dokulara taşınması. Öne bakan yüzüne facies sternocostalis (sternalis). Atrium dextrum: Kalbin sağ .6.üst kısmında lokalizedir. cava inferior açılır. iki de yüzü vardır. Kalbin 1/3’ü orta hattın sağında. kapiller) dolaşım sisteminin organlarıdır ve kanı iletmekle görevlidirler. Ağırlığı erkeklerde 280 . KALP (COR) Toraks boşluğunda orta mediastinumda. Trabeculae carneaelerin bazıları daha da kalınlaşarak m.280 gr dır. diafragmaya oturan yüzüne ise facies diafragmatica denir. Apex cordis.. Üst bölümüne v. venler de venöz kanı iletirken. Atriumlardaki kas yapısına mm. sol memenin hemen altındadır. 5 nci interkostal boşlukta.

chorda tendinea denilen fibröz iplikçikler. Bu açıklık sistol sırasında (valva tricuspidalis-valva atrioventricularis dextra. Bu kapak. Üst . Ventrikülün iç yüzünde görülen kas kabarıntılarına trabeculae carneae adı verilir.fossa ovalisdir. sağ atrium ile sağ ventrikül arasındaki kan geçişini sağlayan açıklıktır. 3 tane yarımay şeklinde kapakçıktan oluşur. ancak sol ventrikülden daha incedir. Atrium sinistrum: Sağ atriumdan daha küçüktür. Bu kaslardan başlayan. Akciğerlerden gelen 4 tane v. Facies sternocostalisin büyük bölümünü oluşturur. pulmonalis sol atriuma açılır. sağ ventrikülün ön üst kısmında lokalizedir. Kalbin en arkada bulunan kısmıdır. Ön yüzün büyük kısmı pericardium aracılığı ile göğüs ön duvarıyla komşuluk yapar. Diastolde bu deliği valva trunci pulmonalis kapatır. Arteryel kan taşıyan bu venler kapak içermezler. Ostium atrioventriculare dextrum.sol tarafından öne doğru olan uzantısına auricula sinistra denir. ventrikül sistolü sırasında küspislerin atriumlara dönmesini önlemektir. triküspid kapağın kuspislerine uzanır. Sağ ventrikülde 3 tane papiller kas (m. Ventriculus dexter: Bu boşluğun duvarları atriumdan daha kalın. Chorda tendineaların işlevi. Embriyonik hayatta fonksiyon gören foramen ovalenin kapanması sonucu oluşur. trikuspid kapak) denilen üç kapakçıktan (cuspis) oluşan kapak ile kapatılır. Ostium trunci pulmonalis: Turuncus pulmonalisin başlangıcında. Doğumdan sonra kapanmazsa. Sol 53 . Sağ atriumdan septum interatriale ile ayrılır. bu durum Atrial Septal Defekt (ASD) olarak bilinir. papillaris anterior-posterior-septalis) vardır.

Bu nedenle atriumlar ile ventriküller bağımsız olarak çalışabilirler. 1. Myocardium 3. Epicardium (pericardium serosum. düz ve parlak bir zardır. valva mitralis) sistol sırasında kapatır. Kalpte iletinin en yavaş olduğu yerdir. lamina visceralis).atriumun ön duvarında görülen açıklık ostium atrioventriculare sinistrum adı ile bilinir. birbirinin devamıdırlar. Ostium aortae: Aortanın sol ventrikülden çıktığı yerde bulunan açıklıktır. Septum interventriculare: İki ventrikül arasındaki bölmedir. Embriyolojik gelişim sırasında membranöz parçada bulunan bir açıklık zamanla kapanır. Buradan çıkan uyarılar Nodus atrioventricularise (A-V nodu) taşınır. Valva aortae denilen 3 tane yarımay şeklindeki kapakçıktan oluşan bir kapak ile kapatılır. m. birbirleriyle devam etmezler. Bu açıklığı mitral kapak (valva atrioventricularis sinistra. Crus 54 . His demeti: A-V düğümünden başlayan bu demet pars membranaceanın ortalarında crus dextrum ve crus sinistrum denilen iki bacağa ayrılır. trabecula carnea gibi) örten ince. Büyük kısmı muskülerdir. Kapanmaması halinde doğumdan sonra Ventriküler Septal Defekt (VSD) denilen durum ortaya çıkar. Ancak ventrikülleri saran lifler. Atriumları ve ventrikülleri saran kaslar birbirinin devamı olmayıp. Endocardium: Kalp boşluklarının iç yüzlerini ve içindeki yapıları (kapaklar. Atriumları saran lifler. Endocardium 2. içten dışa doğru 3 tabakalı bir yapı gösterir. Myocardium: Kas tabakasıdır. özel bir farklılaşma gösteren kalp kası liflerince oluşturulur. Kalbin Yapısı: Kalp. chorda tendinea. Pars muscularis ve pars membranacea denilen iki kısmı vardır. Ventriculus sinister: Trabecula carneae denen kas kabarıntıları bakımından sağ ventrikülden daha zengindir. M. Kalbin ileti sistemi: Bu sistem. papillaris posterior denilen 2 tane papillar kas içerir. papillaris anterior ve m. Bu nedenle bu nodüle kalbin pacemakeri de denilir. Nodus sinu-atrialis (S-A düğümü): Sağ atriumda crista terminalisin üst ucunda yer alır. Bu kaslardan başlayan chorda tendinealar kapakçıklara (cuspis) tutunurlar. Sistemi oluşturan yapılar şunlardır. Nodus atrio-ventricularis (A-V düğümü) : Septum interatrialede bulunur. Dakikada ortalama 70 impuls çıkarır. S-A düğümünden gelen uyarıları düzenler ve yavaşlatıp his demetine aktarır. papillaris. Kalbin kontraksiyonunu bu nodülden çıkan impulslar başlatır. aralarında kalp iskeleti bulunur.

kalp kasının üzerini sıkıca sararak kalbin epicardium denen en dış tabakasını oluşturur. kalbin venöz kanının yaklaşık % 60’nı toplar ve sağ atriuma boşaltır. Kalbin venleri: Venlerdeki kanın büyük kısmı sinus coronariusa (sulcus coronariusta seyreder) ve bu sinus aracılığıyla da sağ atriuma dökülür. Cavitas pericardiacada sıvı toplanması (perikardit) durumlarında kalp diastolde genişleyemeyeceği için sistolde kasılı kalır. Kalbin uyarılması: Kalp. Sinus coronorius. aorta ascendensin dalları olan a. coronaria dextra ve a.sinistrum. İkisi arasında kalan boşluğa cavitas pericardiaca denir ve içinde ortalama 25 cm3 kadar liquor pericardii denilen sıvı bulunur. Corpus sterni ve 2 . kalın olan dıştaki tabakadır. parasempatik etki ile yavaşlar. Kalbin arterleri: Kalbi besleyen arterler. OSS’nin kontrolü altındadır. Kalbi ve büyük damarların başlangıç kısımlarını içine alan bir torbaya benzer. N. İki tabakalı bir yapı gösterir. Parasempatikleri. vagusdan. sağ ventrikülde dağılır. 5 . Pericardium serosum. Her iki crus. kıkırdak kaburgaların arkasında. sempatikleri ise. Bu sıvı sürtünmeyi azaltarak kalbin çalışmasını kolaylaştırır. Az miktardaki venöz kan direkt olarak kalp boşluklarına dökülür. iç (lamina visceralis) ve dış (lamina parietalis) olmak üzere iki bölümden oluşur. PERICARDIUM: Kalp ve büyük damarların köklerini saran serofibröz bir torbadır. bu patolojik duruma kalp tamponadı denir.6. Pericardium serosum. purkinje lifleri (subendokardiyal pleksus) denilen terminal küçük lif demetleri şeklinde sonlanır. coronaria sinistradır. Pericardium serozumun iç yaprağı da (lamina visceralis). Purkinje lifleri kalpte iletinin en hızlı olduğu yerdir. Alt tarafta diafragma ile bitişiktir. Pericardium fibrosum. 1. 2. sol ventrikülde.8 torakal vertebraların önündedir. crus dextrum ise. T1-T5 segmentlerinden bilateral olarak gelir. 55 . Pericardium fibrosum. Sempatik aktivasyon ile kalp atışları artar.

Aorta Ascendens: Sol ventrikülünden çıkan ana arterdir. 2. arter olarak ifade edilmesine karşın venöz kan taşır. carotis externa denilen uç dallarına ayrılır. Elin palmar yüzünde bu iki arterin dalları arcus palmaris superficialis ve profundus denilen iki arteryel kemer oluşturur. A. vertebralis de bu arterden çıkar. pulmonalis sinistra) iki dala ayrılır. 1. Truncus Brachiocephalicus: Arcus aortaenin en büyük dalıdır. subclavia dextra ve a. Her iki taraf a. kaburganın dış kenarından itibaren a. kırmızı-kahve renkli oluşum glomus caroticum adı ile bilinir. ulnaris olmak üzere iki dala ayrılır. A.radialis. Arteria subclavialar üst ekstremite ve boynu besler. Yine bifurcatio carotidisde bulunan küçük. carotis externa. carotis communis. kolda a. Arcus aortae altında sağ (a. carotis interna ve a. b. 1. Bifurcatio carotidisde ya da a. A. Truncus brachiocephalicus 2. carotis interna ise boyunda dal vermeden kafa içerisine girer ve beyni besleyen dallar verir.Subclavia sinistra: Arcus aortaedan direkt çıkar. axillaris adını alır. A. A. Ayrılma noktasına bifurcatio carotidis denir ve burası karotid pulsasyonun alındığı en iyi yerdir. c. Aorta: Dolaşım sisteminin ana arteridir. CO2 artışına duyarlıdır.BÜYÜK DAMARLAR Truncus (Arteria) pulmonalis: Sağ ventrikülden başlar. baş boyun bölgesine dallar verir. Burada baroreseptörler bulunur. Arcus aortae 3 dal verir ve bu dallar arkusun konveks kısmının üst yüzünden çıkar. Çünkü ductus arteriosus bu arter ile arcus aortaeyi birbirine bağlar. a. coronaria dextra ve a. A. Solunumu artırarak CO2’yi atıp O2 seviyesini yükseltir. Sağ ventriküldeki kanı akciğerlere taşır. carotis communis dextra denilen iki uç dalına ayrılır. Bu kemerlerden çıkan dallar parmaklara gider. radialis ve a. subclavia. fetusda daha kalındır. 1. Kalbin kendi dokusunu besleyen iki dal (a. A. pulmonalis dextra) ve sol (a. Burada bulunan kemoreseptörler. A. Kan basıncı yükselmelerinde refleks olarak kalp atımını yavaşlatır ve arteriollerde vazodilatasyona sebep olarak tansiyonu düşürür. coronaria sinistra) verir. aorta descendens adını alarak aşağı doğru devam eder. A. axillaris. subclavia sinistradır. A. 56 . carotis communis sinistra 3. 3 bölümde incelenir. Beyni besleyen iki ana arterden biri olan a. pulmonalis sinistra. brachialis adını alır ve dirsek seviyesinde a. Bunlar sağdan sola doğru sırasıyla. carotis internanın başlangıcında sinus caroticus denilen bir genişleme vardır. a.Carotis Communis Sinistra: Sağ taraftakinden daha uzun seyir gösterir (aortadan direk çiktığı için). cartilago thyroideanın üst kenarı (C3-C4 arası disk) seviyesinde a. nabız alımında en çok kullanılan arterdir. Arcus Aortae: Aorta ascendensin devamı olarak başlar ve açıklığı aşağıya bakan bir kavis çizerek.

57 . tibialis anterior ve posterior dallarına ayrılır. tibialis posterior bacağın arkasında seyreder. iliaca interna pelvis boşluğuna dallar vererek dağılırken. 2. dorsalis pedis. Inguinalenin orta noktasının hemen altından. A. Pars thoracica aortae: Arcus aortaenin devamı olarak T4 vertebranın alt kenarı seviyesinde başlar. carotis communis. Ayrılma yerine bifurcatio aortae denir ve burası aort pulsasyonunun en iyi alındığı yerdir. testis ve ovaryumlara dallar verir. Toraks boşluğundaki organlara dallar verir. tibialis posterior. malleolus medialis arkasından geçer (buradan nabzı alınır) ve ayak tabanındaki yapıları besleyen iki dalına ayrılarak sonlanır. A. radialis. 2. ayak sırtında m. L4 vertebra gövdesi üzerinde. tibialis anterior bacağın ön bölgesinde seyreder ve ayak bileğini geçince a. m. iki uçdalına ayrılır (a. a. Üst ekstremitede nabız alınan yerler 1. A. a. Sindirim sistemi organlarına. Aorta descendens: Toraks boşluğunda olan bölümüne pars thoracica aortae. dorsalis pedis adını alır. ayak sırtında nabız alınan arterdir. malleolus medialisin arkasından. A.3. iliaca communis dextra ve sinistra) ayrılır. böbreklere. poplitea adını alır. ligamentum inguinalenin altından geçtikten sonra a. 4. fossa popliteada a. temporalis superficialis. Pars abdominalis aortae: Pars thoracica aortae. A. A. lig. iliaca communisler. Bu fossanın alt ucunda. diz hizasında. femoralis. flexor carpi radialis ile m. brachioradialisin tendonları arasından. A. iliaca externa alt ekstremiteyi besler. iliaca externa. femoralis. 3. A. Alt ekstremitede nabız alınan yerler 1. femoralis adını alır. poplitea. a. A. iliaca interna ve externa denilen uç dallarına ayrılır. A. T12 vertebra gövdesinin alt kenarı seviyesinde diafragmadaki hiatus aorticusdan geçince pars abdominalis aortae adını alır. A. karın boşluğunda olan bölümüne pars abdominalis aortae denilir. cartilago thyroideanın üst kenarı seviyesinden. 3. dorsalis pedis. diz fleksiyonda iken fossa popliteanın derininden. extensor hallucis longusun tendonunun lateralinden. A. A. tragusun önünden. A.

subclavia ile v. axillaris adını alarak yukarı doğru devam eder. Vena cava inferior: Diaphragma altında kalan yapıların büyük kısmının venöz kanını kalbe taşır. pulmonales: Akciğerlerden oksijene kanı sol atriuma taşırlar. iliaca communis dextra ve v. Aorta abdominalisin sağında ve columna vertebralisin önünde yukarı doğru yükselir. Sağ ve sol v. Vena cephalica kolun lateral bölgesinde seyreder ve deltopektoral bölgede (omuz ön tarafında) v. Bu vene açılan en önemli ven. cava superioru oluşturur.axillaris.BÜYÜK VENLER Vena brachiocephalica dextra-sinistra: Boynun her iki tarafında. pulmonalis inferior sinistradır. Vv. lateral uçtan başlayan vena cephalica adı ile yukarı doğru devam eder. Bunlar. bu venlerdir. pulmonalis superior sinistra ve v. iliaca communis sinistranın birleşmesi ile oluşur. Herbir akciğer için iki tane olmak üzere toplam dört tane vena pulmonalis vardır. Vena cava superior: Baş-boyun ve üst ekstremitenin venini taşır. 8. v. V. lumbal vertebra önünde v. Ön kolun ön bölgesinde vena mediana cubiti bu iki ven ile birleşerek “M“ harfi şeklinde görünüm oluşturur. Bu birleşme yerine angulus venosus denir. pulmonalis superior dextra ve v. mediana cubiti ve v. Alt ekstremite ile benzer şekilde. v. v. Extremitelerde bulunan yüzeyel venler Ekstremitelerde arterlere eşlik eden derin venlere (komitan venler) ek olarak derinin hemen altında yüzeyel fasyanın yaprakları arasında seyreden venler de bulunur. el sırtındaki arcus venosus dorsalis manusun uçlarından da iki ven başlar. toraks duvarının venini toplayan v. KLİNİK BİLGİ İntravenöz girişimler Bu amaçla sık olarak fossa cubitalisin yüzeyelindeki venler (antekübital venler) kullanılır. Vena basilica ise kolun alt bölümünde derine iner ve v. azygosdur. jugularis internanın birleşmesi sonucu oluşurlar. Sağ atriumun üst tarafından kalbe girer. axillarise dökülür. v. mediana antebrachiidir. 5. pulmonalis inferior dextra ile v. En çok tercih edilenler. ve 9. 58 . subclavia olur. brachiocephalicalar birleşerek v. torakal vertebra arasındaki discus intervertebralis seviyesinde diafragmadaki foramen venae cavaeden geçer ve sağ atriumun alt tarafından kalbe girer. Medial uçtan başlayan vena basilica. İntravenöz girişimlerin en çok yapıldığı venöz damarlar.

Eğer hasta şişman ya da şokta ise bu venler kolayca bulunamayabilir. Bu gibi durumlarda cut down denilen cerrahi işlem gerekebilir. 59 .

femoralise dökülür) lateral uçtan başlayan vena saphena parva (bacağın arka bölgesinde seyreder. inguinal bölgede v. Kapaklarda oluşan yetmezlik ya da venöz kan akışını engelleyen çeşitli sebepler ile kanın damarlarda birikmesi ve damarda oluşan dilatasyon ile varis denilen patolojik durum oluşur. Bu nedenle sağ atrium ile sağ ventriküle sağ kalp. sol atrium ile sol ventriküle de sol kalp denir. fossa popliteada vena popliteaya dökülür). Bacakta yüzeyel venler ile derin venler arasında ara bağlantı vardır ve yüzeyelden derine doğru bir kan akışı söz konusudur. Medial uçtan başlayan vena saphena magna (bacak ve uyluğun medialinde seyreder. soldakiler ise arteryel kanla ilgilidir. KÜÇÜK ve BÜYÜK DOLAŞIM Kalp boşluklarının sağda kalanları venöz kanla. Bu venler aynı zamanda kapak içerir.Ayak sırtındaki arcus venosus dorsalis pedisin uçlarından başlayan iki ven vardır. 60 .

göbekten fetusun karın boşluğuna girer ve karaciğer giriş kapısına (porta hepatis) gelir. Kan. Sağ ventrikülden de truncus pulmonalis ile akciğerlere ulaşır. Dokulardan başlayan venler. mesenterica superior ile v. cava inferior ile sağ atriuma gelir. karın ve pelvis organlarına gider. pancreas ve karın boşluğundaki sindirim organlarının venöz kanını taşıyan damarlar sonuçta v. Fetusda akciğerler çalışmadığı için. bu sinüzoidlerden başlayan küçük venlerin birleşmesi ile oluşan vv. yaklaşık 8 cm uzunluğundadır. Kanın bir bölümü karaciğere giderken bir bölümü de ductus venosus denen ara bir kanal aracılığı ile v. Sağ atriumdaki venöz kan foramen ovaleden geçerek sol atriuma buradan da sol ventriküle geçer. Baş-boyun ve üst ekstremiteye giden kan v. cava superior ile sağ atriuma döner. cava superior ile v. Sindirim kanalından gelen besinden zengin kan. iliaca internaların dalları olan aa. V. Sol atriuma gelen arteryel kan. umbilicalis adı verilir. iki de arter bulur (venöz kan taşırlar). Bu dalların terminalleri kapiller yapıdadır ve sinüzoid denilen genişlemeler gösterir. Göbek kordonunda bir ven (arteryel kan taşır). Bu ven.Vena cava superior ve vena cava inferior ile sağ atriuma gelen venöz kan. portae hepatis. cava inferiora aktarılır ve v. aorta descendense geçer. Hepaticaeler aracılığı ile v. FETAL DOLAŞIM: Uterus (rahim)daki fetusun oksijen almasını amaçlayan bir dolaşımdır. cava inferiora getirilir. sonuçta v. cava inferiorda toplanarak. Az bir kısmı. Plasentadan oksijenden zengin kanı alarak fetusa götüren damara v. Buradan a. splenicanın. V. Damar. Bu kanın da büyük bölümü aorta descendense geçer. truncus pulmonalisteki kan bir dirençle karşılaşır ve kanın büyük kısmı ductus arteriosus denilen bir kanal ile arcus aortaeye iletilir. 61 . Burada. Buradan aortaya atılan kan tüm vücuda dağılır. Akciğerlerde alveolar seviyedeki gaz alış verişinden sonra oksijene olan kan. portae hepatis denilen bir damarı oluştururlar. Venöz kanın arteryel kana dönüştüğü bu olaya küçük dolaşım ya da akciğer dolaşımı denir. boyun ve üst ekstremitede dağılır. buradan ostium atrioventriculare dextrumdan (triküspid kapak ile sistolde kapatılır) sağ ventriküle geçer. karaciğerde dallarına ayrılır. Buradan da alt ekstremitelere. karbondioksiti artarak venöz kan haline döner (kapiller seviyede). Vücutta portal dolaşımın olduğu ikinci organ hipofiz bezidir. pulmonalesle sol atriuma getirilir. bu damarla karaciğere taşınır. PORTAL DOLAŞIM: Dalak. sağ atriuma geri getirilir. collum pancreatisin arkasında birleşmesi sonucu oluşur. dört tane vv. Sindirim sistemindeki kapiller damarlarla başlayıp yine karaciğerde kapiller damarlarda sonlanma gösteren bu venin vene açılma sistemine portal dolaşım denir. v. Dokuları besleyen bu kanın oksijeni azalıp. Sol ventrikülden aorta aracılığıyla tüm vücuda gönderilir. Buna da büyük dolaşım ya da sistemik dolaşım adı verilir. umbilicalisler (iki tane) aracılığıyla tekrar göbek kordonu içerisinden taşınarak plasentaya gider. ostium atrioventriculare sinistrumdan (mitral kapak ile sistolde kapatılılır) sol ventriküle geçer. Aortaya geçen kanın büyük bir bölümü baş. cava inferior ile gelen kanın foramen ovaleden sol atriuma geçemeyen az bir kısmı ile karışıp sağ ventriküle geçer ve sağ ventrikülden truncus pulmonalise atılır.

Kırmızımavimsi bir renkte olup. ihtiyaç olduğunda tekrar geriye verirler. Bu yapılar. Kalınlığı ise 3 cm. Dalağı besleyen arter. timosit (tymocit) adı verilir. kadar da genişliği vardır. kan depolama. V. buradan da akciğerlere giderek yetişkin kan dolaşımı gerçekleşir. ağırlığında olup 12 cm. Veni. karın boşluğunda bulunan intraperitoneal bir organdır. LENFOİD ORGANLAR DALAK (SPLEN-LIEN) Vücuttaki en büyük lenfoid organ olan dalak. foramen ovale kapanır. sol böbrek.Dalak pulpası. v. kırmızı kan cisimciklerini toplayarak. civarındadır. immün sistemde fonksiyon görme ve lenfosit oluşumudur. Visseral yüzü. Beyaz pulpada lenfositler bulunur. Böylece sağ atriuma gelen venöz kanın tamamı sağ ventriküle. normal olarak 9-11. Kanı filtre eden bir yapıdır ve fonksiyonu nedeniyle lenfatik organ olarak kabul edilir. Loblu bir yapısı vardır. eritrositlerin yıkımı. kendi içinde kırmızı ve beyaz pulpa olmak üzere iki kısma ayrılır. portae hepatisi oluşturur. kahve çekirdeğine benzer. Timus çocuklarda oldukça büyüktür ve büyümesi de yaklaşık 62 . karakteristik yapı olarak sinüsler vardır. Kırmızı pulpada ise. cauda pancreatis. Yaklaşık 150 gr. Hücre ağının boşluklarında bol miktarda lenfosit depo edilir. Dalağın işlevi. splenicadır. ligamentum phrenicocolicum ve flexura coli sinistra ile komşuluk yapar. Dalağın afferent lenf damarı yoktur ve bu nedenle dalağa lenf gelmez.Dogumla Birlikte Görülen Değisiklikler: Solunumun başlaması ile birlikte akciğerler hava ile dolarak genişler ve doğal olarak akciğerlere gelen kan miktarı artar. Doğrudan perikard ile temastadır. Dalak. Karnın sol üst kısmında. Sağlam bir kapsülü vardır. phrenicocolicumun üzerinde yer alır. mide. Timus (Thymus) Sternumun hemen arkasında. Bunlara. diğer yapılarda kapanarak ligament haline dönüşür. vena splenicadır. kaburgalar arasındadır. truncus coeliacusun dalı olan a. splenica. Timusun esas yapısı bir retiküler dokudur. mesenterica superior ile birleşerek v. kadar uzunluğu ve 8 cm. mediastinum anteriusta yer alır. lig.

intersellüler sıvıya geçerler. Vücutta birçok dokunun intersellüler boşluğunda bulunan. kılcal lenf damarları bu sıvı iletiminin başlangıç noktasıdır. LENFATİK DOLAŞIM Lenfatik dolaşım. 63 . Lenf. zararlı olanların zararsız hale getirilmesi ve vücut için gerekli olanlarının tekrar sistemik dolaşıma geçirilmesi lenfatik sistem sayesinde olur. Bu sıralarda en büyük haline erişir (ağırlık olarak). Ancak. Yetişkin insan vücudunda 12 litre lenf vardır. enfeksiyon ve malign hastalıkların bir yayılım yoludur. Bu maddelerin dokulardan uzaklaştırılması. Hücrelerden çıkan bazı maddeler. bazen timus artıklarına da rastlamak mümkündür. Doku sıvısı kılcal lenf damarına (lenf kapillerine) girince adı lenf olur. bağışıklık (immün) sistemiyle ilgilidir. berrak ve renksiz bir sıvıdır.olarak 11-15 yaşlara kadar devam eder. Bu yaşlardan sonra ise tekrar küçülmeye başlar ve hatta erişkinlerde sadece bir yağ dokusu olarak kalır. Lenfosit oluşumunda işlevi olan timus.

Lenf kanalları. pankreas adacıkları. L1-L2 vertebra gövdeleri üzerinde oturan cisterna chyli denilen genişlemenin üst ucundan başlar. Sağ angulus venosusa açılır. aksilla. venöz sisteme açılır. tırnak. kıl. pelvik duvarlar ve organlar 64 . boyun. abdomen. Lenfatik Sistemi Oluşturan Yapılar: 1. Lenf düğümleri: Yetişkin insan vücudunda 400-450 tane olan lenf düğümleri başlıca. kemik iliği. sol toraks duvarı ve sol toraks yarımındaki organlar.lumbalis dexter-sinister -Tr. merkezi sinir sistemi. Lenf damarları birleşerek daha büyük lenf damarları olan trunkusları. toraks yüzeyel Truncus subclavius sinister bölgeleri ve umbilicus yukarısı karın ön duvarı Sağ akciğer ve bronşlar. intestinalis Alt ekstremiteler. baş ve boynun sol yarımı ile sol üst ekstremite lenfini toplar. İçerisinden geçen lenfi süzerler. Yabancı cisim ve mikroorganizmaların daha ileriye gitmelerine engel olurlar. Ana Lenf Damarları Ve Drene Ettiği Bölgeler Lenfatik damarlar Truncus jugularis dexter Truncus jugularis sinister Truncus subclavius dexter Direne ettiği bölge Baş ve boynun sağ yarımı Baş ve boynun sol yarımı Sağ üst ekstremite. Lenfatik kapillerler (kılcal lenf damarları). Ductus thoracicus. Her iki alt ekstremite. Bu nedenle vücudun herhangi bir yerinde oluşan bir enfeksiyon yada tümör gibi durumlarda. Sol angulus venosusa açılır. sağ toraks duvarı ve sağ toraks yarımındaki organlar. mediastinal Truncus bronchomediastinalis sinister yapılar ve thoraks duvarı Ductus thoracicus -Tr. trunkuslar birleşerek lenf kanallarını oluşturur. Ductus lymphaticus dexter. iç kulak ve akciğer alveollerinde lenfatik dolaşım yoktur. toraks yüzeyel bölgeleri ve umbilicus yukarısı karın ön duvarı Sol üst ekstremite. ve inguinal bölgede yerleşmiştir. Lenf damarları (lenfatik): Lenf kapillerlerinin birleşmesiyle meydana gelirler. Bu durum lenfadenopati olarak bilinir. kıkırdak). mediastinal Truncus bronchomediastinalis dexter yapılar ve thoraks duvarı Sol akciğer ve bronşlar. orbita ve bulbus oculi (konjunktiva hariç). baş ve boynun sağ yarımı ve sağ üst ekstremite lenfini toplar. İki tane lenf kanalı vardır. 2. abdominal duvarlar ve organlar.Avasküler dokular (kornea. o bölgenin lenf damarlarının açıldığı en yakın lenf düğümlerinde büyüme (lenfadenomegali) olur.

1/3 arka bölümü yumuşak damaktır (palatum molle).7. burun boşluğu ve nazofarinksten ayırır. 65 . Kalın bağırsak (intestinum crassum) 7. Vücudun en sert dokusu olan enamelum (mine) ile örtülüdür. Karaciğer ve pankreasın salgıları. Bu tabakadan alveol duvarına uzanan bağlar (periodontal ligamentler). Daha sonra besinler karaciğer (hepar) ve pankreastan gelen sıvıların yardımıyla sindirimin tamamlanacağı ince bağırsağa (intestinum tenue) ardından da kalın bağırsağa (intestinum crassum) geçer. Yutak (pharynx) 3. 2. Yemek borusu (oesophagus) 4. İnce bağırsak (intestinum tenue) 6. Besinler midede küçük parçalara yıkılır ve sindirime yardımcı olacak şekilde mide sıvılarıyla karışır. İçinde dil bulunur. dişin ağız içinde görünen bölümüdür. DİŞLER (DENTES) Maxilla ve mandibuladaki processus alveolarislerdeki çukurlarda otururlar. emilimi ve katı atıkların vücuttan atılmasından sorumludur. Kalın bağırsağa gelen katı atıklar rektum ve anüs yoluyla vücuttan atılır. SİNDİRİM SİSTEMİ Sindirim sistemi. Son molar dişin arkasında kalan açıklık ile esas ağız boşluğuna irtibatlanır. Vestibulum oris: Dudaklar (labia oris) ve yanaklar (buca) ile dişler (dentes) ve dişetleri (gingiva) arasında kalan dar bölgedir. SİNDİRİM SİSTEMİ ORGANLARI 1. Karaciğer (hepar) ve pancreas AĞIZ BOŞLUĞU (CAVITAS ORIS) İki bölümdür 1. Radix dentis. besinlerin parçalanması. özellikle zararlı atık maddelerin yıkımında ve besinlerin sindiriminde önemli rol oynar. Yemek borusu (oesophagus). yutulan besinleri mideye (gaster) ulaştırır. Ağızdan anüse kadar uzanan 5 metre uzunluğunda bir kas tüpüdür. DAMAK (PALATUM) Ağız tavanını yapan damak. Cavitas oris propria (esas ağız boşluğu): Dişlerin iç tarafında kalan büyük boşluktur. dişin alveol içinde oturan kök bölümüdür. Cementum (sement) denilen sarı renkli bir tabaka ile örtülüdür. Ağız boşluğu (cavitas oris) 2. ağız boşluğunu. kökü alveolde tutar. Corona dentis. 2/3 ön bölümü sert damak (palatum durum). Mide (gaster) 5. sindirimi.

Ön azı (premolar) süt dişi yoktur. Dentes decidui (süt dişleri) Her yarım çenede 5 tane olmak üzere toplam 20 tane süt dişi vardır.Collum (ya da cervix) dentis. gingiva (diş eti) ile sarılıdır. 2 kesici (incisiv). Doğumdan sonra 8nci aydan itibaren çıkmaya başlarlar. 2 azı (molar). 29ncu ayda tamamlanırlar. 1 köpek (canin). Enamelum ve cementumun altında dentinum (dentin) tabakası bulunur. radix ve corona arasındaki dar bölümdür. en son çıkan üst çenedeki ikinci molar diştir. İlk çıkan süt dişi alt çenedeki birinci incisiv diş. 66 . Cementum ile örtülüdür. Dişin en büyük tabakası olan dentinumda dişe ait damarları ve sinirleri içeren cavitas dentis (cavitas pulparis) denilen boşluk bulunur.

Ductus submandibularis denilen kanalı. facialis (VII. tonsilla lingualis denilen lenfoid doku kitlesi bulunur. birinci molar dişler ile alt çenedeki birinci incisiv diş. Ductus parotideus denilen kanalı m. temporalis superficialis ile bunların birleşmesi ile oluşan v. Kızamıkta döküntü öncesi kanalının ağzında 4-5 tane beyaz leke (koplik lekesi) olur. 67 . v. facialis. tükrük salgısının %5’ini yapar. kranyal sinir) sağlar. DİL (LINGUA) Tamamen çizgili kaslardan yapılmış bir organdır. bu kasta olan tonus kaybı nedeniyle dil arkaya kaçar. arka. İlk çıkan kalıcı dişler. bezin içinde bir sinir ağı yapar. 2 ön azı (premolar) ve 3 azı (molar). temporalis superficialis. facialis (VII. carotis externa ve uç dalları olan a. Üç bölümde incelenir.yan kenarları ekşiye ve arka bölümü acıya duyarlıdır. Dilin kökünde. glossopharyngeus (IX. TÜKÜRÜK BEZLERİ (GLANDULAE SALIVARIAE) GLANDULA PAROTIDEA En büyük tükrük bezidir (25 gr). genioglossus. buccinator denilen kası delip. Dış ve iç olarak iki grup kastan oluşur. YUTAK (PHARYNX) Kafa tabanından 6ncı servikal vertebra alt kenarına kadar uzanan kas ve zardan yapılı bir organdır. üst ikinci molar diş hizasında vestibulum orise açılır. dilin alt yüzündeki caruncula sublingualise açılır. dilin arkaya kaçmasını önler. Mimik kasları uyaran n. Tükrük salgısının %30’nu üretir. Dış kasları dili kemik yapılara bağlar. Bezin sekresyonunu n. Bezin sekresyonunu n. 12-14 cm uzunluğundadır.Dentes permanentes (kalıcı dişler) Her yarım çenede 8 tane olmak üzere toplam 32 tane kalıcı diş vardır. 1 köpek (canin). tükrük salgısının %60’nı yapar. kranyal sinir) sağlar. GLANDULA SUBMANDIBULARIS Yaklaşık 12 gr ağırlığında olan bu bez. İç kaslar. şuur kaybında ve anestezi almış hastalarda. Dış kaslarından birisi olan m. Bezin içinde sinire ek olarak önemli damarlar (a. maxillaris ve a. 6 ncı yaştan itibaren süt dişlerinin yerini almaya başlarlar. Komada. dilin hareketleri ile ilgilidir. GLANDULA SUBLINGUALIS Yaklaşık 3 gr ağırlığında olan bu bez. Dil Papillaları Dilin üst yüzünde ve yanlarında bulunan papillalar içinde tat reseptörleri bulunur. Dilin ucu tatlıya. uca komşu yan kenarları tuzluya. 2 kesici (incisiv). Bezin sekresyonunu n. kranyal sinir) sağlar. Bezin cerrahi girişimlerinde önemlidir. Ductus sublingualis denilen kanalı dilin alt yüzüne açılır. maxillaris ve v. retromandibularis) bulunur. son olarak çıkanlar üçüncü molar dişlerdir.

Diaphragmadan geçtiği yerde. ağzı tıkayıp sağırlığa neden olabilir. burun boşluklarının arka açıklıkları (choanae) buraya açılır. Bronchus principalis sinisteri çaprazladığı yerde 4. T11 seviyesinde mide ile birleşir. Nazofarinksin üst ve arka duvarının mukozasında bulunan lenfatik doku kitlesine tonsilla pharyngea (yutak bademciği) denir. en dar yeri özofagusla birleşme yeridir (faringoözofageal birleşme sindirim kanalının appendix vermiformisten sonra en dar yeridir). C1-C3 vertebra arası seviye). Pars nasalis pharyngis (nasopharynx. Tuba auditiva (Östaki Borusu)nın ağzı bu parçanın yan duvarlarındadır. Ağza komşu olan tonsilla tubaria (Gerlach Bademciği) fazla büyürse. Bu çıkmaz genellikle gıda parçalarının takıldığı yerdir. 1. Özofagusun üç parçası vardır. larynxin arkasında kalan parçadır. ön tarafında aorta thoracica yer alır. ön tarafında trachea vardır. Pars laryngea pharyngis (laryngopharynx. Bu nedenle hasta ağız solunumu yapar. Tonsilla palatinalar bu parçada lokalizedir. Pars thoracica. Arcus aortaeyi çaprazladığı yerde 3. Büyüdüğü zaman nazofarinks ile orofarinksin irtibatı kesilir ve solunum güçlüğü olur. ağız boşluğu ile bağlantılıdır. yaklaşık 25 cm uzunluğunda. T10 seviyesinde hiatus oesophageusdan geçer. Özofagus. 3. Farinksin en geniş yeri başlangıcı. kafa tabanı-servikal 1 vertebra arası seviye). 68 . C3-C6 vertebra arası seviye). 2. Pars oralis pharyngis (oropharynx. 2. YEMEK BORUSU (OESOPHAGUS) Farinks ile mide arasında (C6T11 seviyede). dört yerde darlık gösterir. 1. İkisi arasında yanlarda kalan çıkmaza recessus piriformis denir. Başlangıcında (en dar olanıdır) 2. muskuler tüp şeklinde bir organdır. Pars cervicalis. Bu durum adenoid olarak bilinir.1.

Midenin özofagusla birleşme yerindeki açıklığına ostium cardiacum. gastrica sinistranın özofageal dalları ile v. metabolik absorbsiyonun ve endokrin sekresyonun yapıldığı son sindirim sistemi bölümüdür.Duodenum 2. Safra tuzları ve vit B12 ileumda absorbe olur. Midenin ön yüzü. Suyun büyük bölümü duodenumda. Bu nedenle v. sol böbrek. geriye kalanı da kalın bağırsakta emilir. Pars abdominalis. n. Kesici dişlerden ostium cardiacuma kadar olan mesafe yaklaşık 40 cm dir. vagusların oluşturduğu vagal trunkuslar bu parça üzerindedir. arka yüzü ise. duodenumla birleşme yerindeki açıklığına ostium pyloricum adı verilir. Portal hipertansiyonda bu anastomozlar genişler (özofagus varisleri) ve yırtılarak öldürücü kanamalara neden olabilir.Jejunum 3. gastrica sinistra direk olarak v. İNCE BAĞIRSAK (INTESTINUM TENUE) Ostium pyloricumdan ostium ilealeye kadar olan sindirim kanalı bölümüdür. Gıda sindiriminin. Yaklaşık 6 m uzunluğundadır. sol 6-9 kaburgalar. portae hepatise. Adı geçen organlar sığ bir yatak oluşturur. regio epigastrica.3. pancreas. Mide yatağı denilen bu yatağın en büyük bölümünü pancreas yapar. Büyük miktarda gıdanın geçici olarak depolandığı intraperitoneal bir organdır. Mide. 69 . Üç bölümü vardır: 1. MİDE (GASTER) Sindirim kanalının en geniş bölümüdür. sol suprarenal bez ve dalak ile komşudur. azygos ise v.Ileum. Abdominal parçanın venöz kanını taşıyan v. regio umbilicalis ve regio hypochondriaca sinistrada yer tutar. Sindirim ince bağırsakta tamamlanır. azygosun özofageal dalları arasındaki porto-cava anastomoz oluşur. v. 1500 ml kapasitesi vardır. cava superiora açılır. karaciğer ve dalak ile. Emilimin (absorbsiyonun) çoğu duodenum ve jejunumda olur.

Yaklaşık 1. Yaklaşık 4 cm çapında olup. mesenterium adı ile bilinir ve radix mesenterii denilen bir kök ile karın arka duvarına tutunur. en geniş ve en hareketsiz bölümüdür. ileumdan daha kalın duvarlı. colon (caecum. Venleri. colon transversum. Dışkılama (defekasyon) sırasında rectuma iner.5 m uzunluğundadır. mineraller ve bazı vitaminlerin emilimini sağlamaktır. ostium ilealede biter. Dışkı (feces. COLON) Ostium ilealeden anuse kadar olan sindirim kanalı bölümüdür.DUODENUM Ortalama 20-25 cm uzunluğunda olan duodenum. mesenterica superiora açılır. Emilimin (absorbsiyonun) büyük bölümü colon ascendens denilen bölümünde olur. colon descendenste ve colon sigmoideumda oluşur. damardan daha zengin ve daha kırmızıdır. 70 . arterlerle aynı isimlidir ve v. KALIN BAĞIRSAK (INTESTINUM CRASSUM. colon ascendens. Arterleri A. jejunales ve aa. colon sigmoideum) rectum ve canalis analis denilen bölümlere ayrılır. geriye kalan 3/5’i ileumdur. Jejunum ve ileumu saran periton. gaita). Ileum (kıvrım bağırsak) Jejunumdan daha uzundur. mesenterica superiorun dalları olan aa. Kalın bağırsak sırasıyla. Jejunum (boş bağırsak) Büyük bölümü regio umbilicalistedir.ILEUM Flexura duodenojejunalisten başlar. JEJUNUM . “C” harfi şeklinde olan duodenumun kavsi içine caput pancreatis oturur. Proksimal 2/5’i jejunum. Noduli lymphoidei aggregati (Peyer Plakları) denilen lenf kitleleri ileumda daha fazladır. Temel fonksiyonu su. ince bağırsağın en kısa. ile besler. colon descendens. Büyük bölümü regio hypogastricada ve pelvis boşluğundadır.

vertebra seviyesinde colon sigmoideumun devamı olarak başlar. uterus ile rectum arasındadır. Haustra coli. Fleksür. dalak altında bir kıvrımla sonlanır. COLON TRANSVERSUM Kalın bağırsağın en hareketli ve en uzun (50 cm) bölümüdür. “S” şeklindedir. İntraperitonealdir ve mesoappendix denilen üçgen şeklinde bir mezosu vardır.CAECUM Sağ fossa iliacadadır. COLON ASCENDENS Yaklaşık 15 cm uzunluğundadır. Flexura coli sinistradan başlar. karaciğerin sağ lobunun alt yüzünde sola doğru kıvrılıp colon transversum olarak devam eder. COLON SIGMOIDEUM Yaklaşık 40 cm uzunluğundadır. Rectumun iç yüzünde üç tane transvers plika bulunur (plica transversa recti. taeniae coli ve mezenter rectumda yoktur. Sakral 3. Ostium ileale (valva ileocaecalis). 71 . Kıvrım yerine flexura coli dextra (flexura coli hepatica) denir. küçük pelvis girişinde colon sigmoideum ile devam eder. appendices omentales (epiploicae). Erkeklerde. Çocuklarda daha uzundur. Kalın bağırsağın ilk ve en geniş bölümüdür. Rectum ile anal kanalın birleşme yerindeki yaklaşık 800 lik açıya flexura anorectalis denir. Flexura coli dextradan başlar. Appendix vermiformis. Yaklaşık 6 cm uzunluğundadır ve genellikle tamamen peritonla sarılıdır (intraperitonealdir). Küçük pelvistedir. mesane ile rectum arasında. Diaphragma pelvisten geçince canalis analisle devam eder. Caecumun arka tarafında bulunan recessus retrocaecalis isimli çıkmazda genellikle appendix vermiformis yer alır. Uzunluğu 220 cm arasında değişir (ortalama 9 cm). caecumun arka-iç duvarının bir uzantısıdır. Mesocolon transversum denilen bir mezosu vardır. Appendix vermiformisin en sık rastlanan pozisyonu retroçekal (retrosekal). Kıvrıma flexura coli sinistra (flexura coli splenica) denir. RECTUM Yaklaşık 12 cm uzunluğundadır. Ostium ileale (valva ileocaecalis)den başlar. İntraperitonealdir. Orta yaşlardan itibaren atrofiye gider. plica semilunaris. feçesin rectumdan anal kanala istem dışı geçişini önler. İntraperitonealdir. kadınlarda. caecum ile colon ascendensin birleşme yerindedir. ikinci en sık pozisyonu pelviktir. Mesocolon sigmoideum denilen bir mezosu vardır. COLON DESCENDENS Yaklaşık 25 cm uzunluğundadır. Houston plikaları).

rectalis superiorların terminalleri bulunur. columna vertebralisin önündedir. Linea pectinatanın yukarısındaki hemoroidler. İnternal hemoroidlerin duyusu otonom sinirlerle taşındığı için ağrısızdır. amilaz. Bu hat. erkeklerde rectumun ön yüzünden mesane üzerine atlayarak excavatio rectovesicalis denilen periton çıkmazını. aşağısındakiler eksternal (dış) hemoroid olarak isimlendirilir. Adı geçen çıkmazlar.v.Rectumun 1/3 üst bölümü önden ve yanlardan. Flexura anorectalisten başlar. midenin arkasında. sphincter ani internus ve externus denilen bu kaslar ile anal kanal kapalı tutulur. Yaklaşık 15 cm uzunluğunda ve 100 gr ağırlığındadır. Columna analeslerin alt uçları. kadınlarda ise vagina arka duvarı üzerine atlayarak excavatio rectouterina (Douglas Çıkmazı) denilen periton çıkmazını oluşturur. Bu kabarıntıların içinde a. erkekte ve kadında periton boşluğunun en derin noktalarıdır. Kanalın iç yüzünde görülen 6-10 tane vertikal kabarıntı columna anales adı ile bilinir. Duodenumun kavsinden dalağa uzanır. Hem ekzokrin hem de endokrin bir bezdir. Endokrin salgıları pancreas adacıklarında (Langerhans adacıkları) bulunan çeşitli hücrelerde üretilir. 72 . Bu seviyede periton. gebelik ve karın içi basınç artışları hemoroid için zemin hazırlayıcıdır (predispozandır). Anal kanalın alt ucunda iki tane sfinkterik kas bulunur. lipaz ve tripsinojendir. 1/3 orta bölümü ise sadece yanlardan peritoneumla örtülüdür. Eksternal hemoroidlerin duyusu somatik sinirlerle taşındığından ağrılıdır. M. L1-L2 vertebralar seviyesinde. PANCREAS Sekonder retroperitoneal bir organdır. Bu venöz terminallerin genişlemeleri internal hemoroid olarak bilinir. anal kanalın endodermal ve ektodermal parçalarının birleşme sınırını işaret eder. Kronik kabızlık (konstipasyon) ya da şiddetli ishal (diyare). anuste biter. Ekzokrin salgıları. İnternal hemoroidler genellikle saat 3 – 7 ve 11 yönünde oluşur. Valvula analeslerin seviyesi linea pectinata (linea denticulatum) adı ile bilinir. CANALIS ANALIS Yaklaşık 4 cm uzunluğundadır. internal (iç) hemoroid. valvula anales denilen mukoza plikaları ile birleştirilir.

ductus choledochus ile duodenumun iç duvarında birleşerek pars descendens duodenideki papilla duodeni majorun tepesine açılır.çıkan yapılar bulunur. pancreasta rüptüre (yırtılmaya) neden olabilir. hepatica propria ve dalları 4. glukagon ise artırır. sağ suprarenal bez ve duodenum ile.5 kg ağırlığında olup. somatostatin (delta hücrelerinden) ve pankreatik polipeptid (PP ya da F hücrelerinden)dir. Regio hypochondriaca dextra. Caput pancreatisin alt bölümünden başlayan bu kanal (ductus pancreaticus accessorius (Santorini kanalı). Sağ 7-11 kaburgaların arkasındadır. Cauda pancreatisten başlayan ve caput pancreatise doğru uzanan ductus pancreaticus (Wirsung kanalı). lobus hepatis sinisterin arka yüzü mide ve özofagus ile komşudur. Karaciğerin diafragmatik (facies diaphragmatica) ve visseral (facies visceralis) iki yüzü vardır. Ek olarak glikojeni depolar. sağ ve sol iki lobdan oluşur. colon ascendens. Karın duvarına gelen şiddetli darbeler (otomobil kazaları gibi). Önde. intraperitonealdir. insülin (beta hücrelerinden). ekzokrin salgıları duodenuma taşır. a. lobus caudatus ve lobus quadratus olarak bilinir. sağ böbrek. ductus hepaticus dexter ve sinister 2. Porta hepatiste bulunan anatomik yapılar: 1. besin maddelerinin dağıtımını yapar. papilla duodeni majorun yaklaşık 2 cm yukarısında bulunan papilla duodeni minorun tepesine açılır. maddeleri toksik olmayan şekle dönüştürmede (detoksifikasyon) önemli rol oynar. Pancreasta ikinci bir kanal daha vardır. Bu kanal. yağda eriyen vitaminleri depolar. 73 . Visseral yüzde bulunan yarıklar. H’nin orta bölümüne porta hepatis denir ve burada karaciğere giren . çukur ve oluk “H” harfi şeklinde bir görünüm oluşturur. Yaklaşık 1. Arkada. İnsülin. Esas işlevi. KARACİĞER (HEPAR) Vücudun en büyük bezi ve deriden sonra en büyük organıdır. Lobus hepatis dexterin arka yüzü. Sağ lobun bazı anatomik yapılar arasında kalan iki parçası. Safra üretir.Endokrin salgıları. safra üretmek ve salgılamaktır. v. kan-glukoz (şeker) seviyesini düşürür. Ortada (arada). Karaciğer. glukagon (alfa hücrelerinden). portae hepatis ve dalları 3. Lenf damarları ve sinir pleksusu Karaciğer hücreleri (hepatositler) karaciğerin ana fonksiyonel üniteleridir. regio epigastrica ve regio hypochondriaca sinistrada yer tutar.

Ductus choledochus 74 . corpus ve collum denilen üç bölümü vardır. Karaciğer. Safra salgılanmasını kolesistokinin artırır. fossa vesicae biliariste oturur. Safrayı depolar ve konsantre eder. Burada depolanır ve konsantre olur. KARACİĞER DIŞI (EKSTRAHEPATİK) SAFRA YOLLARI 1. Safra. önce safra kesesine gelir. Ductus hepaticus dexter ve sinister 2. Fundus vesicae biliaris. Safra kesesinin fundus. Ductus cysticus denilen kanalı ductus hepaticus communis ile birleşerek.Karaciğerde üretilen safra. günde yaklaşık 1 litre safra üretir. yiyeceklerle alınan yağ ve diğer maddelerin emilebilecek büyüklüğe kadar parçalanması için gereklidir. Ductus hepaticus communis 3. armut şeklinde bir organdır. Yağ asitleri ve aminoasitler duodenuma ulaştığı zaman. 9 ncu kıkırdak kaburganın arkasındadır. duodenumdan salgılanan kolesistokinin kesede kontraksiyona ve ampulla hepatopancreaticanın sfinkterinde gevşemeye neden olarak safranın bırakılmasını sağlar. gerektiğinde ductus choledochus ile duodenuma bırakılıır. ductus choledochusu oluşturur. 50 ml hacminde. Ductus cysticus 4. SAFRA KESESİ (VESICA BILIARIS YA DA FELLEA) ve SAFRA YOLLARI Karaciğerin sağ lobunun altında.

ön ve yanlarda iki os coxae ile arkadaki os sacrum ve os coccygisin birleşmesi ile meydana gelir. Antropoid tip pelvis 4. Platipelloid tip pelvis. 75 . PELVIS – PERINEUM. Apertura pelvis inferioru kapatır. ÜRİNER ve GENİTAL SİSTEM PELVIS Pelvis. linea terminalis denilen hayali bir çizgi ile büyük pelvis (pelvis major. anteroposterior mesafe çok küçüktür. gerçek pelvis. tipik kadın pelvisidir. urethra ve kadınlarda ek olarak vagina tarafından delinir. Pelvis girişi (apertura pelvis superior). Bazen farklı şekillerde olabilir. Bu şekil farklılıklarına göre pelvis 4 tipe ayrılır. 2. Pelvis. yalancı pelvis) ve küçük pelvis (pelvis minor. Canalis analis. coccygeus) tarafından yapılır. 1. Küçük pelvisin alt açıklığına apertura pelvis inferior denir. ek olarak küçük pelvisin apertura pelvis superior denilen üst girişinin de sınırını yapar. Linea terminalis. Yukarıda omurga. Bu nedenle vaginal yoldan doğum olanaksızdır ve sezaryen gerektirir. doğum pelvisi) olarak iki bölüme ayrılır. Diaphragma Pelvis İki taraflı m. ischiococcygeus (m. levator ani ve m. İki açıklık arasında kalan boşluğa. Android tip pelvis 3. Jinekoid tip pelvis. aşağıda ise femur ile eklem yaparak ağırlık aktarımını sağlar. transvers mesafe büyük. genellikle oval şekillidir.8. pelvis boşluğu (cavitas pelvis) denir.

M. ramus inferior ossis pubis.Perineum Uylukların arasında eşkenar dörtgen şeklinde bir alandır. sphincter ani externus bu üçgendedir. Trigonum Anale Fossa ischioanalis. tuber ischiadicum ve ligamentum sacrotuberale ile sınırlanır. puborectalis ile birlikte anüsü istemli olarak kapatır ve canalis analisi öne doğru çekerek anorektal açıyı artırır. rectalis inferiordur. Sphincter Ani Externus Dış anal sfinkterdir. M. Siniri. Sınırları 1. Bu yapılar. Perineum. 76 . aynı zamanda apertura pelvis inferiorun da sınırını yapan oluşumlardır. Ancak defekasyon sırasında gevşer. canalis analis ve m. Arkada. ramus ossis ischii. ürologlar ve proktologlar için önemli bir bölgedir. os coccygis 3. n. Jinekologlar. Normalde kontraksiyon halindedir ve böylece anal kanalı kapalı tutar. tuber ischiadicumları birleştiren hayali bir çizgi ile trigonum anale ve trigonum urogenitale denilen iki üçgen alana ayrılır. Yanlarda. Önde. symphysis pubica 2.

enfeksiyonları sık karşılaşılan. kadınlarda vulva) içerir. Bu amaçla spina ischiadica anatomik işaret olarak kullanılır. perineales Spina ischiadica Tuber N. pudendus. KLİNİK BİLGİ Fossa ischio-analis. Enfeksiyona bağlı olarak bölgede iskiyoanal abseler gelişebilir. N. dorsalis clitoridis Rr. Doğumu kolaylaştırmak için özellikle ilk doğumda yapılan epizyotomi (perine bölgesindeki kesi) öncesi ya da bu bölgenin cerrahi girişimlerinden önce sinir bloke edilir. Bu durumda hasta anus ile tuber ischiadicum arasında kalan bölgede doluluk ve gerginlik hissi duyar. perineumun duyusunu taşıyan sinirdir. Üretra ve kadınlarda ek olarak vagina tarafından delinir. Pudendal sinir anestezisi N. canalis analis veya perianal deri bölgesine spontan olarak açılabilir. bir fossadaki enfeksiyon diğerine de yayılabilir ve anusun arka kısmında semisirküler abselerin gelişmesine yol açabilir. İskiyoanal abseler bazen rectum. Her iki taraf fossa ischioanalislerin birbirleri ile bağlantılı olmasından dolayı.Trigonum Urogenitale Dış ürogenital organları (erkeklerde scrotum ve penis. pudendus Lig. ağrılı patolojik durumlardır. sacrospinale 77 .

duodenum. karaciğerin sağ lobu. columna vertebralisin her iki yanında. Bunlar. idrarı süzen yapıları içerir. Üriner sistem.2-1. Üretra (urethra) BÖBREK (Ren) Böbrekler. Üreterler (ureter) 3. Böbrekler (ren) 2. vena renalis. Bunlar. Pelvis renalis. Cortex renalis. Hilum renalede böbreğe girençıkan oluşumlar bulunur. İdrar torbası (mesane. Medulla renalisteki sayıları 5 ila 11 arasında değişen (genellikle 8) koni şeklindeki yapılara pyramis renalis adı verilir. T12-L3 vertebralar arası seviyede retroperitoneal olarak yerleşmişlerdir. Sayıları 7-13 arasında değişen calyx minorların 2 ya da 3 tanesi birleşerek calyx majoru oluşturur. Yaklaşık 11 cm uzunluğunda. Medulla renalis ise toplayıcı kanalları içerir. Yetişkin bir insanda istirahat esnasında böbrekler. kardiak atımın %25 ini (1. L1 vertebranın processus spinosusu seviyesinde ureter olur. Sıvı-elektrolit ve asit-baz dengesinin korunmasında önemli rolü olan böbrekler. pankreas.5 cm kadar daha aşağıda yer alır. Sol böbreğin ön yüzü ise. 78 . Her bir böbrekte 2 ya da 3 tane olan calyx majorler birleşerek huni şeklindeki pelvis renalisi oluşturur. Böbreklerin Iç Yapısı Böbrek kesitlerinde iki tabaka görülür. Pyramis renalislerin uçlarına papilla renalis denir. ince bağırsak ve kalın bağırsak ile komşuluk yapar. kalın bağırsak ve ince bağırsak kıvrımları ile komşudur. Böbreklerin arka yüzleri. bir günde ise yaklaşık 1700 litre kanı filtre ederler. vücuttaki metabolik aktivite sonucunda meydana gelen atık maddelerin boşaltılmasında ve elektrolit-sıvı dengesinin ayarlanmasında önemli role sahiptir. karın arka duvarını kapatan kaslar ve lumbal pleksustan çıkan sinirlerle komşudur. Dışta cortex renalis. karın arka duvarında. vesica urinaria) 4. 1. Karaciğerin lokalizasyonu nedeniyle sağ böbrek sola nazaran 1-1. protein metabolizmasındaki nitrojen atıklarını ve özellikle de üreyi kandan temizlerler. Sağ böbreğin ön yüzü. kapsüllü bir çift retroperitoneal organlardır. aynı zamanda endokrin fonksiyonları da olan fasülye şeklinde. vücut için zararlı metabolizma artıklarını kandan süzerek idrarın meydana getirilmesi ve bunun dışarı atılmasını sağlayan organlardan oluşur. arteria renalis ve pelvis renalistir. üriner ve genital sistem birlikte ürogenital sistem olarak isimlendirilir.3 l/dak). 5-7 cm eninde ve 3 cm kalınlığındadırlar. vücudun metabolik artıklarını ve fazla suyu idrar haline getiren. Böbreklerin üst uçlarında glandula suprarenalis denilen endokrin bezler oturur. Bu yapılara ek olarak lenf damarları ve sinirler de vardır. Bir böbreğin ortalama ağırlığı erkekte 150 gr kadında 135 gr dır. önden-arkaya doğru. dalak.ÜRİNER SİSTEM ANATOMİSİ Üriner sistem. Böbreklerin iç kenarlarında hilum renale denilen bir yarık bulunur. içte medulla renalis. Papilla renalis calyx minora açılır. Ayrıca endokrin fonksiyonları da vardır. mide. Böbrekler. Embriyolojik gelişim ve fonksiyonel olarak birbiriyle yakın ilişkili olan.

Corpusculum renale = glomerulus + glomeruler kapsül (Bowman kapsülü) 2. Henle lupu 4. Nefronun bölümleri. Toplayıcı tubuller. Distal tubulus Distal tubulus. toplayıcı kanala açılır.Böbreğin fonksiyonel üniti nephron (nefron)dur. toplayıcı tubule birleşir. Her bir böbrekteki nefron sayısı yaklaşık 1 milyondur. 1. Toplayıcı kanalların son uçlarına ductus papillaris denir ve papilla renalislerin ucundan calyx minorlara açılır. 79 . Proksimal tubulus 3.

1. en dar olanıdır. Ureter. üreterler yoluyla gelen idrarın toplandığı ve idrar hacmi belli bir dereceye çıktıktan sonra da kasılarak burada biriken idrarın urethra yoluyla dışarı atılmasını (işeme. 3 mm çapında retroperitoneal organdır. Boşken tamamen pelvis içinde. rectumun önünde prostatın üzerinde. Mesane içinde (pars intramuralis). 80 .ÜRETER Pelvis renalis. üç yerde darlık gösterir. Erkekte. Mesane (Vesica urinaria. Başlangıcında (ureteropelvik birleşme) 2. Ureter. miksiyon) sağlayan muskuler bir organdır. yaklaşık 25 cm uzunluğunda. L1 vertebranın processus spinosusu seviyesinde ureter olur. symphysis pubicanın arkasında. Küçük pelvis girişinde (linea terminalisten geçtiği yerde) 3. İdrar torbası) Mesane. peritonun önündedir (preperitoneal). uterus ve vaginanın önünde yer alır. kadında ise.

5 cm arkasındadır. Glandula bulbourethralislerin kanalları bu parçaya açılır. urethranın penis içerisinde yer alan bölümüdür. Çocuklarda 2-3 yaşlarında istemli olarak kontrol başlar. glans clitoridisin yaklaşık 2. sperm hücrelerini kapsayan sıvı) da dışarı atılır. Kanalları. erkekteki prostatın karşılığıdır. Burada istemli olarak çalışan m. küçük yaşlar hariç isteğimizle kontrol edilir ve n. Pars spongiosa. Skene bezleri). Urethranın biri (ostium urethrae internum) mesaneye. paraurethrales. prostat bezi içinden geçen 3-4 cm’lik bölümdür. perinealis (n. Kadın uretrasının mukozasında bulunan bezler (gll. ikinci en dar yerdir 3. 1. Lacuna magna denilen bu çıkmaz. Ostium urethrae internum 4. clitoris ile ostium vaginae arasında. Pars membranacea. Uretranın en geniş ve en fazla dilate olabilen (genişleyebilen) parçasıdır. Kadın ve erkek uretrası arasında farklılıklar vardır. Derin perine aralığındadır. urethranın en kısa ve en az genişleyebilen bölümüdür. Membranöz parçanın her iki tarafında glandula bulbourethralis (Cowper bezi) denilen bez bulunur. Ostium urethrae externum. Fossanın çatısında bir çıkmaz bulunur. Sonda takmada lokalizasyonu önemlidir. urethrales (Littre bezleri) denir. Prostatik. Erkek uretrası dört yerde darlık gösterir. öne ve aşağı doğru hafif bir kavis çizerek pelvis döşemesini deler ve vestibulum vaginadaki ostium urethrae externumda sonlanır. Mesanenin tabanındaki ostium urethrae internumdan başlar. Yaklaşık 15 cm uzunluğundadır. Pars prostatica. uretra lümenine açılır. pudendusun dalı) ile uyarılır. Erkek uretrası hem üriner hem de genital bir yoldur. Ostium urethrae externum. Pars membranacea. Fossa navicularis urethraenin hemen arkası Kadın uretrası (urethra feminina) Yaklaşık 4 cm uzunluğundadır. üretraya sonda (katater) uygulamasında önemlidir. Erkek uretrasının mukozasında bulunan bezlere. en dar olanıdır 2.Urethra Urethra. Erkek uretrası (urethra masculina) Mesane boynundaki ostium urethrae internum ile glans penisin tepesindeki ostium urethrae externum arasında uzanan 18-20 cm uzunluğunda bir borudur. diğeri (ostium urethrae externum) ise dış ortama açılan iki ağzı vardır. Sondanın bu çıkmaza takılmaması için fossa navicularisin tabanına doğru yönlendirilmesi gerekir. gll. mesanedeki idrarı dışarı atmaya yarayan bir kanaldır. membranöz ve spongioz olmak üzere üç bölümü vardır. Vaginanın ön duvarına gömülü olarak bulunur. Glans penis içinde yaptığı genişlemeye fossa navicularis urethrae denir. Çizgili kaslardan oluşan bu kas. sphincter urethrae externus denilen sfinkter yapısında bir kas bulunur. Erkekte bu kanal içerisinden ek olarak ejakulat (meni. Buraya ductus ejeculatorius ve prostat bezinin kanalları açılır. 81 .

ovarica bulunur. 4. Küçük pelvisin her iki yan duvarında fossa ovarica denilen çukur içindedir. Tuba Uterina (Salpinx) Tuba uterina (Fallop tüpü). 3. İç Genital Organlar 1. Tuba uterinanın dört bölümü vardır. oosit denilen dişi cinsiyet hücresini ovaryumlardan cavitas uteriye ileten tüptür. 82 .v.Kadın Genital Organları Kadın genital organları. Ligamentum ovarii proprium denilen bağ ile bir ucuyla uterusa bağlanır. 2. Ovarium Tuba uterina Uterus Vaginadır Ovarium Ovaryumlar testislerin karşılığıdır. Diğer ucundan başlayan ligamentum suspensorium ovarii içinde a. iç ve dış genital organlar olarak iki grupta incelenir.

Uterusun aktif desteği diaphragma pelvistir. 4. İki bölüm arasındaki dar bölgeye isthmus uteri denir. Yaklaşık 2. Ön ve arka duvarların iç yüzünde enine uzanan mukoza plikalarına rugae vaginales denir. 3. Mackenrodt bağı) denilen bağdır. 2. Uterus Uterus. önde mesane. Infundibulum tubae uterinae.5 cm uzunluğundadır. altta cervix uteri. En uzun bölümüdür. Cervix uteri. Bu plikaların 83 . Uterus iki bölüme ayrılır. İçinde bulunan kanala canalis cervicis uteri denir. huni şeklinde olan ovarium üzerindeki bölümüdür. tamamen pelvis içinde. oositi yakalama işlevi olan fimbriae tubae denen uzantılar bulunur. Ağzında. Pars uterina (intramuralis). Isthmus tubae uterinae. altta vagina arasında yer alan armut şeklinde bir organdır. Tuba uterinanın en dar yeridir. infundibulumdan sonra gelen parçadır. cardinale. Ampulla tubae uterinae. arkada rektum. Vagina Cervix uteri ile vestibulum vaginae arasında bir kanaldır.1. tuba uterinaların uterusa girdiği noktadan geçen hayali bir çizginin üst tarafında yer alan korpus bölümüne fundus uteri denir. Fertilizasyon (spermiumun oositi döllemesi) burada olur. vaginaya komşu bölümüdür. Primer pasif desteği ise ligamentum transversum cervicis (lig. Corpus uteri. Üstte corpus uteri. darlık gösterdiği yerdir. uterus duvarı içindeki yaklaşık 1 cm uzunluğundaki parçadır. İçindeki boşluğa cavitas uteri denir.

Vaginada salgı bezi bulunmaz. Buradaki kılların dağılımı erkekte ve kadında farklıdır. Labium Majus Pudendi Erkekteki scrotumun karşılığı olan iki deri plikasıdır. ortamı bazik yapar.meydana getirdiği sütun şeklindeki yapıya columna rugarum anterior ve posterior denir. Hymen Mons Pubis Symphysis pubicanın yukarısında kalan kıllı. Labium minus pudendi 4. Mons pubis 2. Vestibulum Vaginae Labium minus pudendiler arasında bulunan bölgedir. Himen. En yaygın tipi anuler himendir. Buraya ostium vaginae ile ostium urethrae externum açılır. Labium majus pudendiler arasında kalan aralığa rima pudendi denir. Labium majuslar arasındadır. Ortasında menstrüasyonda olan kanamanın dışarı atılması için bir delik bulunur. glans clitoridis denir. Bulbus vestibuli 7. Clitoris 5. Arka uçlarının birleştiği yer ile anus arasında kalan 2. ter bezi ve kıl içermez.5-3 cm lik bölüm jinekolojik perineum olarak bilinir. Kabarıntıyı derialtı yağ dokusu yapar. 84 . Tek patolojik tipi deliği olmayan imperfore himendir. Dış Genital Organlar 1. Vaginanın ağzına ostium vaginae denir ve bakirelerde hymen (kızlık zarı) denilen delikli bir zar ile kapalıdır. Vaginada bulunan doderlein basilleri. Labium Minus Pudendi Erkekteki penisin ventral yüzünü örten derinin karşılığıdır.vestibularis major 8. Kalıntılarına caruncula hymenales (ya da myrtiformis) denir. Labium majus pudendi 3. Kıllara pubes denir. Vestibulum vaginae 6. ilk cinsel birleşmeden sonra yırtılır. Gl. Ucuna. Yağ bezi. Hymen Bakirelerde ostium vaginaeyi kapatan ince bir zardır. Clitoris Penisin karşılığıdır. kabarık alandır. Penis gibi erektildir ve uyarıldığında sertleşir. Çeşitli tipleri vardır.

Vestibulum vaginaede glandulae vestibulares minores denilen daha küçük bezler de vardır. Gl. Epididymis 3. Bulbourethralis (Cowper bezi) Testis (Orchis) Erkek primer üreme organıdır. Cinsel birleşme (koitus) sırasında salgı bırakır. 28 nci haftada inguinal kanala iner. kanallarla epididymise getirilir. Arka uçları gl. Vesicula seminalis 6. 85 . Glandula Vestibularis Major (Bartholin Bezİ) Erkekteki glandula bulbourethralisin karşılığıdır. Spermatozoonların ve androgenlerin üretim yeridir. Yaklaşık 4 haftada kanaldan geçerek 32 nci haftada scrotuma iner. Prostat 7. Testislerde üretilen spermiumlar. İÇ GENİTAL ORGANLAR 1. Epididymis Testislerin arka-üst bölümünde otururlar. Bu salgı. Ductus ejaculatorius 5. vaginanın kayganlığını arttırır. iç ve dış genital organlar olarak iki grupta incelenir. bulbospongiosusun altındadır. Testis 2. Spermiumlar burada son olgunluğuna ulaşır ve hareket yeteneği kazanır. Scrotum içinde yer alan iki organdır. ERKEK GENİTAL ORGANLARI Erkek genital organları.Bulbus Vestibuli Ostium vaginaenin iki tarafında yer alan erektil dokudur. İntrauterin yaşamın ilk aylarında karın arka duvarında olan testisler. M. vestibularis major (Bartholin bezi) ile komşudur. Ductus deferens 4.

86 . 45 cm uzunluğundadır.Ductus Deferens (Vas Deferens) Epididymisin cauda epididymis denilen kuyruk bölümünden başlar. testiküler damarlar ve sinirler ile funiculus spermaticus denilen yapı içinde inguinal kanaldan geçer. Esas işlevi spermiumların taşınması ve ejakulasyona kadar depo edilmesidir. Testisin arka kenarı boyunca yukarıya doğru yükselir. Ductus deferens.

Prostat Genital eklenti bezlerin en büyüğüdür. Glandula Bulbourethralis (Cowper Bezleri) Derin perine aralığında membranöz üretranın her iki tarafında yer alır. Spermler % 10’unu oluşturur. Uzunluğu ortalama 15 cm dir. Akciğer kanserinden sonra en sık kanseri görülen organdır. DIŞ GENİTAL ORGANLAR 1. spermiumların uzun süre canlı kalmasını sağlayan spermin isimli madde içerir. Ejakulatın (semen) en büyük bölümünü bu bezin salgısı oluşturur. Ductus excretorius ile ductus deferens birleşerek. Vesicula seminalisin salgısı spermiumların beslenmesi için fruktoz içerir. erektil organdır. glandula vesiculosa. Bir tane corpus spongiosum penis ve iki tane corpus cavernosum penis denilen üç erektil organdan oluşur. Aynı zamanda spermiumların kadın genital traktusunda bir engelle karşılaşmadan ilerlemesine olanak tanıyan immünsüpresif etkiye sahip ajanlar da içerir. Bu büyümesi rektal tuşe ile tespit edilebilir. İki önemli işlevi vardır. ductus ejaculatorius denilen kanalı oluşturur. Corpus 87 . Kadınlardaki glandula vestibularis majorun karşılığıdır.Vesicula Seminalis (Glandula Vesiculosa) Mesane ile rektum arasındadır. Salgısı. Scrotum Penis Silindirik yapıda. glandula bulbourethralislerin salgılarının spermlerle birlikte oluşturdukları sıvıdır. Vesicula seminalisin kanalına ductus excretorius denir. Ejakulat (meni) Epididymis. Kadınlardaki paraüretral bezlerin (Skene bezleri) karşılığıdır. 50 yaşın üzerindeki erkeklerde hipertrofi (büyüme) gösterir. prostat içinden geçip prostatik uretraya açılır. Glandula vesiculosa % 60’ını. Bu kanal. Penis 2. Prostat % 30’unu. prostat. Çiftleşme ve idrarı dışarıya atma. glandula bulbourethralis ve diğer bezlerde % 10’unu oluşturur.

Corpus spongiosum penis içinden uretra geçer. Penisi örten derinin glans penisi örten bölümü preputium penis (sünnet derisi) olarak bilinir. genitofemoralis ile uyarılır. Scrotum derisi altındadır ve n. çizgili kastır. 88 . Funiculus spermaticus içindedir ve n. dartos. Scrotum Perineumda. cremaster. genitofemoralis içindeki sempatik liflerle uyarılır. epididymisleri. Bu ısı düzenlenmesi m. dartos ile yapılır. Bu boşluklar kanla dolunca ereksiyon (dikleşme) gerçekleşir. M. Spermatogenesis (spermium üretimi) için skrotum ısısının vücut ısısından yaklaşık 2 derece düşük (34-35 derece) olması gerekir.cavernosum penisler içinde kavernler (boşluklar) vardır. cremaster ve m. penisin altında yer alır. düz kastır. M. Testisleri. ductus deferensleri ve testiküler damarları ve sinirleri içerir.

ve iç organlarda bulunan alıcılar (reseptörler) çevreden uyarıları alır. ektoderm kökenlidir ve tubus neuralis denilen embriyonik bir yapıdan gelişir. Uyarıları merkezi sinir sisteminin ilgili merkezlerine getiren bu liflere afferent (sensorik) lifler adı verilir. 31 çift de spinal sinir olmak üzere toplam 43 çift periferik sinir vardır. bu nöronların uzantıları olan miyelinli liflerle oluşturulur. Diencephalon. kranyal sinir ( kafa çifti ). başka grup nöronların uzantıları aracılığı ile periferdeki ilgili yapılara ulaştırılır. Bu uyarılar. Tubus neuralisin baş tarafında üç tane şişlik (prosencephalon. substantia grisea dışta iken omurilikte tersi bir düzenlenme vardır. Bulbus (medulla oblongata) + Pons + Mesencephalon = Truncus encephalicus (beyin sapı) olarak bilinir. Beyinde substantia alba içte. 12 çift. Gri cevher. eklem. reseptörlerden başlayan nöronların uzantıları aracılığı ile merkezi sinir sistemine getirilir. 89 . çevreden gelen uyarıları (stimulus) toplayan ve uyarılma sonucu ortaya çıkan değişiklikleri (impuls) ileten sinir lifleri ile bu liflerin sonlandığı merkezlerden oluşur. Sinir sistemi anatomik olarak iki bölüm altında incelenir. Prosencephalon (ön beyin) Diencephalon ve telencephalon (cerebrum) denilen iki bölümü vardır. Bu sinirler aynı zamanda otonom sinir sistemine ait lifleri de taşır. mesencephalon ve rhombencephalon) bulunur. hypothalamus. Vücut yüzeyi. Telencephalon ise. beyaz cevher. MERKEZİ (SANTRAL) SİNİR SİSTEMİ Periferik sinir sistemi aracılığı ile vücut dışından veya içinden kaynaklanan uyarıları alarak bunlara yine periferik sinir sistemi aracılığı ile gerekli yanıtı veren sistemdir. epithalamus ve subthalamus denilen alt bölümlerden oluşur. Mesencephalon (orta beyin) Pons ile diencephalon arasında kalan bölümdür. PERİFERİK SİNİR SİSTEMİ Kranyal ve spinal sinirler ile ilgili ganglionları tarafından oluşturulur. Merkezi sinir sistemindeki nöron topluluklarına nucleus. Her iki oluşum da substantia alba (beyaz cevher) ve substantia grisea (gri cevher) denilen iki farklı dokudan oluşur. iki tane hemispherium cerebriden (beyin yarımküresi) meydana gelir. kas. nöronların hücre gövdeleri ile oluşturulurken. SİNİR SİSTEMİ Sinir sistemi. tendon. Gelen uyarılara yanıt olarak merkezi sinir sisteminden çıkan emirlerde.9. dışında kalan nöron toplanmalarına da ganglion adı verilir. Sinir sistemini oluşturan tüm yapılar. Rhombencephalon(arkabeyin) Myelencephalon (bulbus=medulla oblongata) ve metencephalon (pons + cerebellum)dan oluşur. Merkezi sinir sisteminden perifere emirleri götüren bu liflere de efferent (motor) lifler adı verilir. thalamus. Bu sistemi beyin (encephalon) ve omurilik (medulla spinalis) yapar. Son tarafı kuyruk şeklindedir ve bu ileri dönemde medulla spinalis olur.

vagus. glossopharyngeus). Medulla spinalis.basilaris bulunur.Otonom sinir sistemi hem merkezi sinir sistemi. Respiratuvar ve kardiyovasküler kontrol merkezlerini içerir. Pons. bulbustan sulcus bulbopontinus ile mesencephalondan da sulcus pontocruralis ile ayrılır. 33-35 gr ağırlığında. Bulbus (Medulla Oblongata) Beyin sapının en kaudal parçasıdır. 1 koksigeal segmenttir. iki tane olan pedunculus cerebellaris inferior ile cerebelluma bağlanır. Kadınlarda erkeklere nazaran daha hafif ve kısadır. Bulbus. Pons Beyin sapının orta parçasıdır. 90 . 5 sakral. Medulla Spinalis (Omurilik) Foramen magnum seviyesinde bulbusun alt ucundan başlar ve L1-L2 arasındaki discus intervertebralis seviyesinde sonlanır. Ponsun ön yüzünde orta tarafta aşağıdan yukarıya doğru uzanan oluk içinde a. Gri cevherde ise çeşitli yolların sonlandığı nöronlar bulunur. Bunlar 8 servikal 12 torakal. Medulla spinalis 43-45 cm boyunda. 31 segmentten oluşur. Medulla spinalis vertebral kanal içinde yer alır ve intrakranyal oluşumlar gibi meninksler ile örtülmüştür. hypoglossusun çekirdekleri de bulbustadır. En büyük yol olan kortikospinal traktusun (piramidal yol) yaptığı çapraz (decussatio pyramidum) bulbusun alt ucundadır. N. Pons. Medulla spinalisin beyaz cevherinde çeşitli inen (efferent) ve çıkan (afferent) yollar seyreder. hem de periferik sinir sistemi ile içinde fonksiyon gören bir sistemdir. n. Medulla spinalisin L1-L2 vertebralar arasında sonlanmasına karşın çevresindeki subaraknoid aralık S2 vertebraya kadar uzanır. n. 5 lumbal. accessorius ve n. önden arkaya basık silindir şeklinde bir organdır.

Vücut dengesinin devamı ve hareketlerin koordinasyonundan sorumludur. İki tane olan pedunculus cerebellaris superior ile cerebelluma bağlanır. Beynin oksipital lobu ile aralarında beyin zarlarından dura marterin uzantısı olan tentorium cerebelli denilen bölme bulunur. Cerebellum. pons ile diencephalon arasında yaklaşık 2 cm uzunluğunda bir yapıdır. Nucleus dentatus 2. VII. pedunculus cerebellaris superior (mesencephalona bağlanır). ponsun başlangıcında birleşir. Cerebellum iki tane hemispherium cerebelli ile bunları ortada birleştiren vermis cerebelliden oluşur. 91 .pedunculus cerebellaris medius denilen iki sap ile cerebelluma birleşir. yaklaşık 150 gr ağırlığında olup rhombencephalonun en büyük parçasıdır. vestibuler sistemle ilgili çekirdektir. üç çift sap ile beyin sapına bağlanır. 1. Bunlar. Cerebellumun vestibuler sistemle ilgili bölümü lobus flocculonodularistir. Cerebellumun dört çift çekirdeği (nuclei cerebelli) vardır. Büyük bölümü fossa cranii posteriordadır. Nucleus emboliformis 3. Cerebellum Fossa cranii posteriorda yerleşmiş olan cerebellum. Mesencephalonun ventral yüzünü dıştan sağ ve sol iki tane pedunculus cerebri oluşturur. VI. VIII. kranyal sinirlerin çekirdekleri bulunur. pedunculus cerebellaris medius (ponsa bağlanır) ve pedunculus cerebellaris inferior (bulbusa bağlanır)dur. Nucleus fastigii. İki pedunculus cerebri. Mesencephalon Beyin sapının üst parçası olan mesencephalon. Bunlar. Ponsta V. Nucleus globosus 4.

Sol hemisfer genellikle yazma. arkada ise lobus temporalis ile lobus parietalis’in ön kısmını birbirinden ayırır. Sulcus centralis. Rolando yarığı ile fissura parieto-occipitalis arasındaki loba paryetal lob adı verilir. ortasında falx cerebrinin yer aldığı bir yarık (fissura longitudinalis cerebri) ile birbirinden ayrılır. Her bir hemisfer dört loba ayrılır. Sulcus lateralis ise lobus frontalis’in alt kısmı ile lobus temporalis’in ön kısmı arasından başlayarak arkaya ve yurkarıya doğru uzanır. Bu loblar kendilerini örten kemiklerin adını alır. Serebral hemisferler. her bir hemisferin üst kenarından başlar. hemisferlerin dış yüzünü takip ederek öne ve aşağıya doğru uzanır. önde lobus frontalis ile lobus temporalis’i. Bu sulcus. hesaplama ve dili anlama ile ilgilidir. Corpus callosum. 92 . Bu sulcus.Telencephalon (Cerebrum) İki tane beyin hemisferinden (hemispherium cerebri) oluşur. Sylvius yarığının altında temporal lob. iki hemisfer korteksindeki benzer noktaları bir ayna imajı gibi birbirine bağlar. konuşma. temporal ve paryetal lobların arkasında ise oksipital lob yer alır. Frontal lob Rolando yarığının (sulcus centralis) önü ve Sylvius yarığının (sulcus lateralis) üstünde yer alır. İnsanlar genellikle sağ ellerini kullandıkları için sol hemisfer daha büyüktür ve dominant hemisferdir. Serebral hemisferlerin dış yüzüne bakıldığında beyin yüzeyinin çok sayıda girinti (sulcus) ve çıkıntıdan (gyrus) oluştuğu görülür. dış yüzde lobus frontalis ile lobus parietalis arasındaki sınırı belirler. Yarığın alt bölümünde iki hemisfer arasındaki bağlantıyı sağlayan yoğun lif demetlerinden oluşan corpus callosum yer alır. Beyin hemisferlerinin dış yüzünde sulcus centralis ve sulcus lateralis adı verilen iki belirgin sulcus vardır.

cortex cerebri’nin sitolojik haritalarını 93 .Lobus’lardan en büyüğü olan lobus frontalis. fissura longitudinalis cerebri’nin tabanında yer alır. Lobus limbicus’u lobus frontalis.5-5. sulcus’ların derininde daha azdır (1. lobus parietalis. Birçok araştırmacı. lobus occipitalis ve lobus temporalis’in hemisferlerin medial yüzünde birbirleri ile devam eden ve corpus callosum ile diencephalon’u çevreleyen kortikal kısımları oluşturur. Facies medialis’te en belirgin olaraka göze çarpan yapı. Lobus frontalis.2-1. CORTEX CEREBRI Beyin hemisferlerinin dış yüzünü örten cortex cerebri (pallium).25 m2 civarında bir alanı kaplamasına rağmen büyük kısmı sulcus’ların ve fissura’ların derinliklerinde bulunduğu için dış yüzden bakıldığında tüm yüzeyinin ancak 1/3’ü görülebilir. Sulcus lateralis’in derininde.0 mm). sulcus centralis’in ön tarafında yer alır. çeşitli bölgelerde nöron tipleri ve bunların dağılımı ile miyelinli liflerin seyrindeki farklılıkları değerlendirerek. Cortex cerebri’nin kalınlığı gyrus’ların en çıkıntılı kısımlarında daha fazla (4. Lobus occipitalis’in kaudal ucuna polus occipitalis adı verilir. arkada lobus occipitalis ile komşudur. Sulcus centralis’in arka tarafında yer alan lobus parietalis. alt tarafta sulcus lateralis aracılığı ile lobus temporalis’ten ayrılmıştır. ventriculus lateralis’in ise tavanını örter. Lateral yüzde. gyrus temporalis medius ve gyrus temporalis inferior sulcus lateralis’e paralel olarak seyreder. Lobus temporalis’in dış yüzünde yer alan gyrus temporalis superior. Lobus frontalis’in rostral ucuna polus frontalis adı verilir. Sulcus centralis’e paralel olarak uzanan gyrus precentralis’in ön tarafında sulcus precentralis bulunur.6 mm). Beyin hemisferlerinin birbirlerine bakan yüzüne facies medialis adı verilir. Lobus frontalis’in dış yüzünde gyrus precentralis bu lobdadır. corpus callosum’dur. lobus occipitalis ile buna komşu lobus parietalis ve lobus temporalis arasında belirgin bir sınır yoktur. Lobus temporalis alt tarafta sulcus lateralis aralcılığı ile lobus parietalis ve lobus occipitalis’in ön kısmından ayrılmıştır. İki beyin hemisferinin birbirine bağlayan ve miyelinli liflerden oluşan corpus callosum. bu sulcus’a komşu lobus temporalis. lobus parietalis ve lobus frontalis kısımları kaldırıldığında görülen korteks kısmına lobus insularis adı verilir. yaklaşık olarak 0. Lobus temporalis’in rostral ucuna polus temporalis adı verilir. Lobus parietalis’te sulcus centralis’e paralel olarak uzanan gyrus postcenralis’i arka tarafta sulcus postrcentralis sınırlar.

dıştan içe doğru.11.10. Klinik bilgi Beyin ve medulla spinalisi saran zarların enflamasyonuna meninjit (meningitis) denir. ve 12 Şahsiyet merkezi 44 ve 45 Motor konuşma merkezi Parietal lobdaki önemli Brodmann alanları 3. BOS VE SİNİR SİSTEMİ DAMARLARI Beyin Zarları Beyin ve medulla spinalis.19 Sekonder görme merkezi BEYİN ZARLARI. dura mater. Frontal lobdaki önemli Brodmann alanları 4 Primer motor merkez 6 Premotor merkez 8 Frontal göz sahası 9. Loblar üzerinde önemli işlevlerin merkezleri bulunur. 42 İşitmenin assosiasyon merkezi 37 Görme ve işitmenin assosiasyon merkezi Oksipital lobdaki önemli Brodmann alanları 17 Primer görme merkezi 18. arachnoidea mater ve pia mater olarak sıralanan üç zarla sarılıdır.2 Primer somatik duyu merkezi 5.35 Kokunun assosiasyon merkezi 41 Primer işitme merkezi 22. 94 . BEYİN VENTRİKÜLLERİ.7 Duyu assosiasyon merkezi 39 Okuma yazma merkezi 40 Konuşulanı anlama merkezi 43 Tat merkezi Temporal lobdaki önemli Brodmann alanları 34 Koku merkezi 28. DURAL SİNÜSLER.1.çıkarmıştır. Bu merkezlerin bulunduğu alanlar Brodmann tarafından numaralandırılmıştır. Zarların hepsine birden meninges denir.

95 . Fissura longitudinalis cerebri hariç. Dura mater ile arachnoidea mater arasında subdural boşluk (spatium subdurale). Lamina interna. oluklara yada yarıklara girmez. Dura mater cranialisin lamina externa (periosteal-endosteal tabaka) ve lamina interna (meningeal tabaka) olmak üzere iki tabakası vardır. Beyin gyruslarının ve sulcuslarının üzerinden geçer. beynin alt yüzünde ve beyin sapı çevresinde bulunur. beyin-omurilik sıvısından beslenen avasküler bir tabaka olup beyin ve medulla spinalisi sulcusların en derin noktasına kadar inecek şekilde sıkıca sarar. içte lamina interna olmak üzere iki tabakadan oluşur. Arachnoıdea Mater Örümcek ağına benzeyen. Beyni saranına pia mater cranialis. Cisternae subarachnoideae Bazı bölgelerde araknoidea mater pia materden ayrılarak daha büyük subaraknoidal boşluklar oluşturur.Dura Mater Beyin ve medulla spinalisi en dıştan saran ve esneme özelliği olmayan kalın bir zardır. medulla spinalisi saranına dura mater spinalis denir. Beyni saranına dura mater cranialis. Dura mater cranialisin lamina externası ile kafa kemiklerinin iç yüzü arasında bir boşluğa epidural boşluk denir. Cisternae subarachnoideae denilen bu boşluklar. medulla spinalisi saranına pia mater spinalis denir. dışta lamina externa. Ancak bazı yerlerde birbirinden ayrılarak. Bu boşluklara beyin sinüsleri (sinus durae matris) denir. Pia Mater Beyin ve medulla spinalis dokusunun hemen dışında yer alan bir zardır. İki tabaka birbirine sıkıca yapışıktır. Pia mater. arachnoidea mater ile pia mater arasında da içerisinde beyin-omirilik sıvısının (BOS) dolaştığı subaraknoid boşluk (spatium subarachnoidea) vardır. içerisinde beyin-omurilik sıvısı (BOS) ve beyin venöz kanının bulunduğu boşluklar oluşturur. ince ve damardan yoksun bir zardır.

maxillaris geçer. venlerde olduğu gibi endotel tabakası ile kaplıdır. BEYİN VENTRİKÜLLERİ Beyinde 4 tane ventrikül bulunur. 96 . Sinus sigmoideus.Sınus Dura Matrıs (Dural Sinüsler) Dura materin lamina interna (meningeal) ve lamina externa (endosteal)sı arasında yer alırlar. facialisin gözün iç köşesinde v. sfenoid kemik gövdesinin her iki yanında yer alır. BOS’un büyük miktarı lateral ventriküllerdedir. sinus sigmoideus ile devam eder. Sinus sagittalis inferior. n. Bazı Dural Sinüsler Sinus sagittalis superior. trochlearis. Sinus rectus Sinus transversus. V. İçinden a. Sinus cavernosus. foramen jugulareden geçince v. falx cerebrinin üst kenarı boyunca arkaya doğru uzanır. carotis interna ile n. BOS’un başlıca boşaldığı dural sinüstür. En büyük beyin ventrikülleridir. Ventriculus Lateralis Her bir hemispherium cerebri içinde bulunan birer büyük boşluktur. ophthalmicaların da sinus cavernosusa açılması nedeniyle yüz enfeksiyonları sinus cavernosusa ulaşabilir ve tehlikeli olabilir (kavernöz sinüs trombozu). ophthalmicaların dalları ile olan bağlantıları ve v. ophthalmicus ve n. oculomotorius. Dural sinüslerini iç yüzü. n. abducens geçer. falx cerebrinin serbest alt kenarı boyunca uzanır. n. jugularis interna olur. En büyük dural sinüstür. ancak duvarlarında kas tabakası yoktur ve kapak içermezler. Dış duvarından.

Serebrospinal Sıvı) ve BOS Dolaşımı BOS (beyin-omurilik sıvısı. mesencephalon içinden 97 . BOS. Nöral dokuların beslenmesini sağlar. Ventriculus Quartus Önde. Mg ve Cl. Beynin ağırlığını azaltır. BOS. arkada. Üçüncü ventrikülden. Liquor Cerebrospinalis (Beyin Omurilik Sıvısı. ventriküller içinde bulunan plexus choroideus denilen yapılarda üretilir ve salgılanır. bulbus (medulla oblongata) ve pons. lateral ventriküllerden foramen interventriculare (Monro deliği) denilen açıklık ile 3. ventriküle (ventriculus tertius) geçer. beyni mekanik etkilerden korur. Dansitesi düşüktür (1006-1009 g/ml).Ventriculus Tertius İki taraf thalamuslar ve hypothalamuslar arasındadır. serebrospinal sıvı). İntrakranyal basıncı düzenler. Nöral metabolizma sonucu oluşan atıkların uzaklaştırılmasını sağlar. Plazmaya benzer. cerebellum arasında yer alır. Na. K ve Ca konsantrasyonu ise plazmadakine göre daha düşüktür. Toplam miktarı yaklaşık 140 ml dir. Eşkenar dörtgen şeklindeki tabanına fossa rhomboidea denir ve bulbus ile ponsun arka yüzü ile oluşturulur. Ancak özellikle elektrolit içeriği bakımından farklıdır. Bunun 30 ml si ventriküllerde. BOS. 110 ml si subaraknoidal boşluktadır. plazmadakinden daha yüksek konsantrasyonda bulunur. Berrak ve renksiz bir sıvıdır. Günde yaklaşık 500 ml üretilir. Basıncı 65-195 mm su arasında değişir.

aqueductus cerebri) ile dördüncü ventriküle (ventriculus quartus) geçer. A. carotis interna ve a. motor ve duyu kayıpları. hipofiz bezini besler 3. Spinal anestezi. hipofiz bezini besler 2. Sinus cavernosusdan geçip dallarına ayrılır. A. A. vertebralis + a. vertebrobaziler sistemdeki (a. 4. Yapılırsa beyne ait bazı bölümler foramen magnumdan fıtıklaşabilir (herniye olabilir). ophthalmica. bridge venler) yırtılması (rüptürü) sonucu olur. vertebralis. meningea medianın dallarındaki yırtılmalar (rüptürler) sonucu olur. bazal çekirdekleri ve capsula internayı besler 98 . canalis centralise ve çatısında bulunan üç açıklıkla (ikisi yanlarda apertura lateralis. carotis communisin uç dallarından birisidir. Fossa cranii anterior tabanındaki kırıklarda da etmoid kemiğin lamina cribriformisinin kırılması sonucu burundan BOS gelebilir (rhinorrhea). carotis internanın önemli dalları 1. A. en sık parietal ya da temporal kemik kırıklarında a. Ön arteryel sistem (karotid sistem) ve arka arteryel sistem (vertebrobaziler sistem). A. foramen Magendi) ile subaraknoidal aralığa geçer. centralis retinae). A. hypophysialis superior. baş dönmesi (vertigo). Karotid sistemdeki (a. KLİNİK BİLGİ Epidural kanama (hemoraji). Künt kafa travmalarında olur. göz (bulbus oculi) ve gözle ilgili yapıları besler. kulaktan BOS gelmesine (otorrhea) neden olabilir. gözün sinir tabakasını (retina) besler. Subaraknoidal kanama (hemoraji). Subdural kanama (hemoraji). carotis interna) lezyonlarda. hypophysialis inferior. choroidea anterior. orta kulak boşluğunun yukarısında meninkslerin yırtılması ve membrana tympanicanın rüptürü sonucu. cisterna lumbalise verilen anestezik madde ile spinal sinirlerdeki ileti bloke edilir. foramen Luschka.geçen bir kanal (aqueductus mesencephali. basilaris) lezyonlarda. opticus) içinde seyreden dalı (a. yüzeyel beyin venlerini dural sinüslere birleştiren venlerin (köprü venler. serebral arterlerdeki yırtılmalar sonucu (genellikle anevrizmaların) olur. SİNİR SİSTEMİNİN DAMARLARI Arterler Sinir sistemine ait yapılar iki çift arterle beslenir. Fossa cranii media tabanındaki kırıklarda. Beyin iki sistemden kanlanır. hareketlerde koordinasyon bozukluğu (ataksi) ve denge bozuklukları ile görme alanı kayıpları olur. Kafa içi basınç artışı sendromunda (KIBAS) BOS alımı kontraendikedir. A. birisi tam ortada olan apertura mediana. Carotis İnterna (Ön Arteriyel Sistem) A. Temporal kemikteki kanaldan (canalis caroticus) geçerek kafa içine girer. Dördüncü ventrikülden. Göz siniri (n.

subclavianın dalıdır. A. media superficialis cerebri. Kafa dışı venlere ya da dural sinüslere açılırlar. Yedinci servikal vertebra hariç. yaşta oluşurlar. 99 . PERİFERİK SİNİR SİSTEMİ Kranyal ve spinal sinirler ile bu sinirlerin ganglionları tarafından oluşturulur. Yenidoğanın (neonat) kafasında yokturlar. özellikle hipertansif hastalarda. A. açılmaları subdural hemorajilere neden olur. dura materin venöz kanını taşıyan venlerdir. meningeae. basilarisi birleştiren damardır (karotidobaziler sistemi birleştirir). cerebri anterior. tüm periferik sinirlerin miyelin kılıfını Schwann hücreleri yapar. hemisferlerin dış yüzünü besler. Encephali) Dural sinüslere açılırlar. emissariae. dalları en çok açılan arterdir. a. A. diğer servikal vertebraların transvers çıkıntılarındaki foramen transversariumlarda yukarı doğru yükselerek foramen magnumdan kafa içine girer. Ek olarak konuşma alanı. Vv. miksiyonun istemli kontrolü bozulur.5. V. v. 6. Yüzeyel beyin venleri. sinir sisteminde anevrizmaların en çok görüldüğü damardır. İnsanoğlunun bacak ve ayağının motor ve duyu bölgeleri ile işemenin (miksiyonun) istemli kontrol merkezi hemisferin iç yüzünde temsil edilir. Derin beyin venleri. beynin en büyük venidir).Beyin Venleri (Vv. diploicae. scalpın “L” (loose. Yüzeyel ve derin olarak iki grupta incelenir. superiores cerebri. Vv. cerebri anterior. hemisferlerin iç yüzünü besler. Vv. internae cerebri ve v. felcin (stroke. 12 çift kranyal sinir (kafa çifti). communicans anterior. communicans anterior ile birleştirilir. carotis interna ile a. İki taraf a. kontralateral bacak ve ayakta motor ve duyu kaybı olur.Kranyal ve İntrakranyal Venler Vv. Bu arterin lezyonlarında. 2. hemisferlerin derin bölümlerinin venöz kanını taşırlar. cerebri media. Okulomotor sinir en çok bu arterin anevrizmasından etkilenir. İki taraf a. magna cerebri (Galen veni. N. inferiores cerebri. inme) en çok nedeni olan damardır. A. opticus (görme siniri) hariç. communicans posterior. Kafa dışı venlerle dural sinüsleri birleştirirler. Vertebralis (Arka Arteryel Sistem. yassı kafa kemiklerindeki diploik kanallar içinde bulunan kapaksız venlerdir. Bu nedenle. Bu nedenle kafa dışı enfeksiyonların kafa içine yayılmasında önemlidirler. 7. vertebralis bulbus ile pons arasındaki olukta (sulcus bulbopontinus) birleşerek a. İnsanoğlunun bacak ve ayak dışında kalan vücut bölgelerinin motor ve duyu bölgeleri hemisferlerin dış yüzünde temsil edilir. vv. işitme alanı ve görme yolları gibi özel işlevlere ait yapıları da besler. A. 31 çift de spinal sinir olmak üzere toplam 43 çift periferik sinir vardır. basalis (Rosenthal veni). II . vv. VENLER I . a. A. cerebri media. Vertebrobaziler Sistem) A. gevşek areolar) tabakasında yer alırlar. basilarisi (vertebrobaziler sistem) oluşturur.

Opticus (II) (Görme Siniri) Retinada bulunan ganglion hücrelerinin uzantıları tarafından oluşturulur. olfactorius adı ile etmoid kemiğin kribriform laminasından geçip kafa içine girer. burnun içindeki concha nasalis superiorda lokalizedir. Diğer periferik sinirlerden farklı olarak optik sinirin miyelin kılıfını oligodendrositler yapar. Burada bulunan bipolar nöronların santral uzantıları n. Frontal lobun altında nöron değiştirdikten sonra temporal lobun ucunda lokalize koku merkezinde sonlanır (34 numaralı Brodmann Alanı).KAFA ÇİFTLERİ (KRANYAL SİNİRLER) N. N. 100 . Olfactorius (I) (Koku Siniri) Olfaktor alan.

tümör ve KİBAS (kafa içi basınç artışı sendromu) en çok bu siniri etkiler. Beyin sapını arka yüzünden terkeden tek kranyal sinirdir. Kafa travması. N. ağız açıldığında çene lezyon tarafına deviye olur. labyrinthi ile birlikte meatus acusticus internusdan geçer. fasiyal kanal içinde üç dal verir. 101 . Dilin 2/3 ön bölümünden tat duyusunu taşır. İlk ikisi sadece duyu lifleri içerir. en çok kafaya alınan darbe sonucu yaralanır. Felcinde. Sinirin felcinde. Kemik içi en uzun seyir gösteren kranyal sinirdir. Göz kaslarından sadece m. Kornea ve aksırma refleksleri kaybolur. göz aşağı-dışa bakar durumda (dışa şaşılık) gibi belirtiler olur. rectus lateralisi uyarır. Ek olarak m. mandibularisdir. mandibularis hem duyu hem de motor lifler içerir. Fasiyal kanal içinde dirsek şeklindeki ganglionuna. Temporal kemiğin petroz parçası ucunda lokalize büyük bir ganglionu vardır. Lezyonu tortikollis denilen servikal distoni ile karışır. rectus superior. diplopi (çift görme). N. Submandibular ve sublingual tükrük bezlerine salgı yaptırır. semilunar ganglion) denilen bu gangliondan üç tane dal çıkar. Diplopi (çift görme) olur ve göz aşağı-dışa bakamaz. ganglion geniculiden çıkar. n. Çekirdek lezyonu kontralateral (karşı tarafta) belirtiye neden olan tek kranyal sinirdir (bütün kranyal sinirlerin çekirdek lezyonlarında belirtiler ipsilateral (lezyonla aynı tarafta olur). n. n. facialis. Oculomotorius (III) Göze hareket yaptıran kasların çoğunu uyarır. obliquus superioru uyarır. N. Sırasıyla. anevrizma. Lezyonunda. çiğneme kaslarının motor siniridir. Ganglion trigeminale (Gasserian ganglionu. Bu kaslar. KİBAS’taki diplopinin nedeni olan sinirdir. Beyin (tentoryal) herniasyonlarından en çok etkilenen sinirdir. Mimik kasları uyarır. n. Saf motor sinirdir. petrosus major. Kranyal sinirlerin en incesidir. m. ciliarisi (lensin kalınlaştıran kas) de uyarır.N. rectus inferior. Göz kaslarından sadece m. N. sphincter pupillae (pupillayı daraltan kas) ve corpus ciliarenin yapısında bulunan m. ophthalmicus. m. Lezyonlardan en çok etkilenen sinirdir. Facialis (VII) (Yüz Siniri) Temporal kemikteki canalis facialis içinde seyreder. N. Lezyonlarında. Hastalar merdiven inemez ve okuyamaz. levator palpebrae superioris (göz kapağını kaldıran kas) ve irisin yapısında bulunan m. stapedius ve chorda tympani. vestibulocohlearis ve a. maxillaris ve n. obliquus inferiordur. Trochlearis (IV) Saf motor sinirdir. Sinir. trigeminus. Bunlar. N. rectus medialis ve m. petrosus major. m. n. Abducens (VI) Subaraknoidal boşlukta en uzun seyreden kranyal sinirdir. N. facialis. içe şaşılık ve diplopi olur. N. N. Trigeminus (V) En kalın kranyal sinirdir. ganglion geniculi denir. pitoz (göz kapağı düşmesi).

Tonsilla palatinaların ve orta kulak boşluğunun duyusunu taşır. Dilin tüm intrinsik ve ekstrinsik kaslarını (m. medulla spinalisten çıkan radix anteriorlar (motor) ile medulla spinalise giren radix posteriorların (duyu) for. beyin sapında her bir tarafta 4 tane olan denge çekirdeklerindeki nöronlarla sinaps yapar. foramen intervertebraleden canalis vertebralisi terk eder (C1 hariç). N. scmdeki işlev kaybı nedeniyle). hastalarda omuz düşüklüğü olur (m. intervertebralede birleşmesinden oluşur. Vestibularis. Bu segmentlerden sağlı sollu 31 çift spinal sinir çıkar. Kolikte (içi boş organların ağrısına kolik denir) olan bulantı ve kusmanın nedeni olan sinirdir. Hypoglossus (XII) (Dil Altı Siniri. vagusa girer. stylopharyngeus) uyarır. Dil Siniri) Oksipital kemikteki canalis nervi hypoglossiden kafayı terk eder. Meatus acusticus internusun dibinde bulunan ganglion vestibulare (Scarpa Ganglionu)deki bipolar nöronların santral uzantıları tarafından oluşturulur. m. Buradan başlayan nöron uzantıları ile işitme duyusu temporal lobdaki merkezine taşınır. Glossopharyngeus (IX) (Dil-Yutak Siniri) Yutak kaslarından sadece birisini (m. cochleada bulunan canalis spiralis modioli içindeki ganglion spirale cochlea (corti ganglionu)daki hücrelerin santral uzantıları tarafından oluşturulur. Vagus (X) (Gezgin Sinir) En uzun kranyal sinirdir. scm) ve m. N.N. N. N. 102 . Spinal sinirler. palatoglossus hariç) uyarır. Larinks kaslarının siniridir. Daha sonra her spinal sinir iki dala ayrılır (ramus anterior ve ramus posterior). trapeziustaki işlev kaybı nedeniyle) ve yüzün karşı tarafa çevrilmesi zorlaşır (m. Tonsillitte bazen kulakta ağrı duyulmasının nedeni olan sinirdir. N. Ek olarak flexura coli sinistraya kadar tüm torakal ve abdominal organlara parasempatik uyarıyı taşır. sternocleidomastoideus (m. Vestibulocochlearis (VIII) (İşitme-Denge Siniri) N. Spinal sinirler. vestibularisi yapan lifler. Cochlearis. SPİNAL SİNİRLER Medulla spinalis 31 segmentten oluşur. Spinal kökü oluşturan lifler. denge ile ilgili bölümüdür. Ramus anteriorlar torakal bölge hariç. N. trapeziusu uyarır. diğer bölgelerde birleşerek pleksusları yapar. Kranyal kökünü yapan lifler n. Beyin sapındaki işitme çekirdeklerinde sinaps yapar. Spinal kökün lezyonunda. Accessorius (XI) Kranyal ve spinal olarak iki kökü vardır.

PLEXUS CERVICALIS 103 .

pectoralis lateralis ve N. bu nedenle parmakları arasında bir cismi tutamaz. N. Pleksusun en uzun siniridir. N. M. phrenicustur. N. sternocleidomastoideusun altında ya da arkasındadır. Bazı gövde kaslarını ve üst ekstremitedeki tüm kasları uyaran sinirler bu pleksusun dallarıdır. Toraksta perikardiyakofrenik damarlarla birlikte fibröz perikardium ile mediastinal plevra arasında seyreder. phrenicus vücuttaki üç seröz zardan duyu taşıyan tek sinirdir. N. supraspinatus ile m. infraspinatusu uyarır. seröz perikardın parietal yaprağı. Sinirin felcinde claw hand (pençe el) olur. scalenus anteriorun önünden geçip toraks boşluğuna girer. Incisura scapulaeden geçen sinirdir.İlk 4 servikal spinal sinirin ön dallarının birleşmesi ile meydana gelir. kolun ön bölgesindeki kasları uyarır. elin ince hareketlerini yaptıran kasların siniridir. n. thoracicus longus. M. pektoral kasları uyarır. Duyu lifleri. Sinirin felcinde winged (kanat) skapula olur. ve diyafragma altındaki peritondan duyu taşır. Sinirin felcinde kola abdüksiyon başlatılamaz. Kişi parmaklarına abdüksiyon-addüksiyon yaptıramaz. N. romboid kasların ve m. 104 . N. phrenicus. diyafragmanın motor siniridir. fibröz perikard. mediastinal pleura. levator scapulaenin siniridir. ulnaris. serratus anterioru uyarır. m. m. musculocutaneus. PLEXUS BRACHIALIS Son dört servikal spinal sinirin ön dalları ile birinci torakal spinal sinirin ön dalının birleşmesi ile meydana gelir. N. pectoralis medialis. dorsalis scapulae. Bu pleksusun en önemli siniri. suprascapularis. N.

m. önkol pronasyonda ve ekstensiyonda el bileği bir miktar fleksiyondadır. Yaralanması durumunda inguinal bölgede kalıcı ağrılara neden olur. Humerusun collum chirurgicumunun kırıklarında. başlıca n. appendektomilerde yaralanabilir. subscapularisi uyarır. brachialisle seyreden sinirdir. genitofemalis. axillaris. Pleksus. İnguinal herni tamirlerinde (inguinal herniyorafi ya da inguinal herniyoplasti) yaralanabilir. teres major ve m. En çok humerus gövdesi kırıklarında yaralanır. m. Seyri sırasında m. Sinir. Pleksusa T12 spinal sinirin ön dalından (n. Truncus inferior lezyonu (Klumpke felci) C8 ve T1 spinal sinir etkilenir. N. psoas majoru delen sinirdir. Tüm segmentlerden lif içeren tek sinirdir. 105 . ulnarise katıldığından elin küçük kaslarında zayıflık olur. inguinal kanaldan geçer. m. pronator teresin iki başı arasından ve karpal tünelden geçer. Felcinde apelike hand (maymun eli) olur. Pleksusun dalları. latissimus dorsiyi uyarır. psoas majorun altında ya da arkasındadır. subcostalis) gelen bir dalda katılır. pençe şeklinde (clawhand) bir görünüm alır. N. El. cutaneus femoris lateralis. diz eklemine kadar uyluğun ön-dış yüzünün deri duyusunu taşır. Bu segmentlerden çıkan lifler. Sinirin genital dalı inguinal kanaldadır. deltoideus ile m. N. ilioinguinalis. Ekstremite sarkık. Truncus superior lezyonu (Erb-Duchenne Felci) C5 ve C6 köklerinde meydana gelen yırtılmalar nedeniyle olur. Sinirin felcinde omzun karakteristik kabarıntısı kaybolur ve kolun abdüksiyonu zor yapılır. N. kolda a. Yeni doğanda Moro refleksinde asimetriye neden olur.N. m. m. Plexus Lumbalis İlk üç lumbal spinal sinirin ön dalları ile dördüncü lumbal spinal sinirin ön dalının büyük bölümünün birleşmesi ile oluşur. Kremaster refleksinin hem afferent hem de efferent yolunu yapar. iliohypogastricus. bazen ligamentum inguinalenin altından veya içinden geçerken sıkışabilir ve uyluğun anterolateral yüzünde ağrıya neden olur (meralgia paraesthetica). radialis. profunda brachii ile birlikte seyreder. Sinirin felcinde wrist drop (düşük el) olur. thoracodorsalis. Ekstremitenin bu pozisyonu bahşiş isteyen garson (waiters tip) ekstremitesine benzer. Humerusun arka yüzüdeki sulcus nervi radialisde a. kol addüksiyonda ve iç rotasyonda. N. N. omuz ekleminin çıkıklarında ve koltuk değneği kullananlarda sık olarak yaralanır. plexus brachialisin en büyük dalıdır. teres minoru innerve eder. medianus. N. N. subscapularis.

N femoralis; pleksusun en büyük siniridir. Vücudun en uzun deri siniri olan n. saphenus bu sinirin dalıdır. N. femoralisin felcinde bacak ekstensiyonu bozulur. N. obturatorius; aynı isimli damarlarla birlikte küçük pelvisin lateral duvarındaki canalis obturatoriusa girer. N. obturatoriusun lezyonları çok nadirdir. Bazen doğumda büyük başlı fetus siniri yaralayabilir. Yaralanması durumunda uyluk addüksiyonu ve dış rotasyonu zayıflar. Bu nedenle etkilenen ekstremite diğer ekstremitenin üzerine geçirilemez (uyluk uyluk üstüne konulamaz). Ayrıca uyluğun iç yüzünde diz ekleminin yukarısında yumurta şeklinde küçük bir alanda duyu kaybı olur. Plexus Sacralis İlk 4 sakral spinal sinirin ön dalları ile truncus lumbosacralisin birleşmesinden meydana gelir. M. piriformisin üzerinde oturur. Truncus lumbosacralis: L5 spinal sinirin ön dalı ile L4 spinal sinirin ön dalından gelen bir dalın birleşmesi ile oluşur. N. furcalis: L4 spinal sinirdir. Hem lumbal hem de sakral pleksusun oluşumuna katılır. Pleksusun dalları; N. gluteus superior; m. gluteus medius ve m. tensor fasciae lataeyi uyarır. N. gluteus inferior; m. gluteus maximusu uyarır. N. cutaneus femoris posterior; fossa popliteanın alt ucuna kadar uyluğun arka yüz orta bölgesinin ve bacağın proksimal bölümünün arka yüzünün deri duyusunu alır. N. ischiadicus (L4,5-S1,2,3); vücudun en büyük siniridir. Foramen infrapiriformeden geçip pelvisi terk eder. Uyluğun ortalarında uç dalları olan n. tibialis ve n. fibularis (peroneus) communise ayrılır. N. ischiadicus; en sık gluteal bölgeye yapılan hatalı intramusküler enjeksiyonlar sonucu yaralanır. Diz ekleminin altında kalan tüm kaslarda paralizi olur ve bu nedenle pasif düşük ayak (footdrop) görülür. N. tibialis; daha büyük olan uç dalıdır. Bacakta a. tibialis posterior ile birlikte aşağıya doğru seyreder. Uyluk arkası ve bacak arkası kasların siniridir. Fleksör retinakulumun altında n. plantaris medialis ve lateralis denilen uç dallarına ayrılır. 106

Yaralanması halinde, ayak dorsifleksiyonda ve eversiyonda kalır (pes calcaneovalgus). Kişi ayak uçları üzerinde yükselemez ve topukları üzerinde yürür. N. fibularis (peroneus) communis; collum fibulaenin dış tarafında iki uç dalına ayrılır. Alt ekstremitenin en sık yaralanan siniridir. Collum fibulae kırıklarında sık olarak yaralanır. Bacağın ön ve lateral kompartman kaslarının paralizisi sonucu, fleksör kaslar hakimiyet kazanır ve ayak plantar fleksiyonda (foot drop) ve inversiyon yapmış pozisyonda kalır. Bu karakteristik görünüme equinovarus denir. Bu sinirin felcinde olan düşük ayak, bacak arkası kasların hakimiyeti nedeniyledir. N. fibularis (peroneus) superficialis; ayağa eversiyon yaptıran (fibular) kasların siniridir. Felcinde ayak eversiyonu zayıflar. Ayrıca bacağın lateralinde ve ayak sırtında duyu kaybı olur. N. fibularis (peroneus) profundus; a. tibialis anteriorla birlikte aşağı doğru seyreder. Bacaktaki ekstensör kasları uyarır. Başparmak ile ikinci parmak arasını örten derinin duyusunu taşır. Felcinde, ayak ekstensiyonu zayıflar. Ayrıca başparmak ile ikinci parmak arasında üçgen şeklindeki bir alanda duyu kaybı olur. N. suralis; n. tibialisten gelen bir dal ile n. fibularis communisten gelen bir dalın birleşmesi ile olur. Bacağın arka yüzünde v. saphena parva ile birlikte seyreder. Malleolus lateralisin arkasından geçip ayağın dış kenarında küçük parmağa kadar seyreder. Bacağın 1/3 distalinin dış ve arka bölgesi ile ayağın lateral kenarının küçük parmağa kadar deri duyusunu taşır. N. pudendus (S2,3,4 ); perine bölgesinin esas siniridir. Sinirin çıktığı sakral segmentlerde bulunan çekirdeğine Onuf çekirdeği adı verilir. A.v. pudenda interna ile birlikte, fossa ischioanalisin dış duvarında bulunan canalis pudendalise (Alcock kanalı) seyreder. Sinirin felcinde üriner (idrar) ve fekal (dışkı) inkontinens (tutamama) olur. OTONOM SİNİR SİSTEMİ (OSS) Merkezi hypothalamusdadır. Hem merkezi hem de periferik sinir sistemi içinde işlev gören bir sistemdir. Kan damarlarının ve iç organların kasları ile bezlerin aktivitelerini kontrol eder, organlardan duyu taşır. Otonom sinir sisteminin iki bölümü vardır. sempatik ve parasempatik. Her ikisinde de iki nöron vardır. Birisi, gövdesi merkezi sinir sisteminde bulunan presinaptik nöron, diğeri de gövdesi periferik sinir sisteminde bulunan postsinaptik nöron. PARASEMPATİK SİSTEM Parasempatik sistem sadece baş, torakal ve abdominopelvik boşluklardaki organlar ve dış genital organların erektil dokularına gider. Vücut duvarı ve ekstremitelere gitmez. Bu nedenle spinal sinirler içinde parasempatik lif bulunmaz. Presinaptik parasempatik nöronlar, beyin sapında bulunan çekirdeklerde ve sakral 2-4 segmentlerdedir. Bu nedenle parasempatik sisteme kranyosakral sistem de denir. Parasempatik sistemin kranyal parçasını dört kranyal sinir yapar; III (n. oculomotorius), VII (n. facialis), IX (n. glossopharyngeus) ve X (n. vagus). Parasempatik sistemin kranyal parçasında, içinde postsinaptik parasempatik nöronların bulunduğu dört tane parasempatik ganglion bulunur. Ganglion ciliare, 107

ganglion pterygopalatinum, ganglion submandibulare ve ganglion oticum. Beyin sapındaki çekirdeklerde bulunan presinaptik parasempatik nöronların uzantıları, bu ganglionlarda bulunan postsinaptik parasempatik nöronlarla sinaps yapar. Postsinaptik parasempatik nöronların uzantıları hedef organlara gider. Pars cranialis (kranyal parça) Beyin sapında dört tane parasempatik çekirdek bulunur. 1. Edinger-Westphal (III); mesencephalonda lokalizedir. Bu çekirdekten başlayan presinaptik parasempatik lifler, n. oculomotorius içinde seyrederek ganglion ciliareye gelir ve buradaki postsinaptik nöronlarla sinaps yapar. Bu nöronların uzantıları nn. ciliares breves içinde m. sphincter pupilla ve m. ciliarise gider. 2. Nucleus salivatorius superior (VII); ponsta lokalizedir. Üst bölümüne nuc. lacrimalis denir. Bu çekirdeklerden çıkan presinaptik parasempatik lifler, n. facialisin n. intermedius denilen duyu kökü içinde beyni terk eder. Daha sonra sinirin iki dalı içinde seyrederek iki ayrı parasempatik gangliona gelir. Ganglion pterygopalatinuma gelenler, sinapstan sonra glandula lacrimalise gider. Ganglion submandibulareye gelenler, sinapstan sonra glandula submandibularis ve glandula sublingualise gider. 3. Nucleus salivatorius inferior (IX); bulbusta lokalizedir. Bu çekirdekten çıkan presinaptik parasempatik lifler, n. glossopharyngeus ve onun dalları ile ganglion oticuma gelir ve sinaps yapar. Gangliondan çıkan postsinaptik parasempatik lifler, glandula parotideaya gider. 4. Nucleus dorsalis nervi vagi (X); bulbusta lokalizedir. Bu çekirdekten çıkan presinaptik lifler, n. vagus ve dalları içinde seyrederek toraks organları ile pancreas, dalak, karaciğer, safra kesesi ve safra yolları, özofagus, mide, ince bağırsak ve flexura coli sinistraya kadar olan kalın bağırsak bölümünün çevresinde bulunan pleksuslar içindeki (terminal ganglion) veya organların duvarlarındaki (mural ganglion) küçük ganglionlara gelerek sinaps yapar. Sinapsdan sonraki postsinaptik parasempatik lifler, organların düz kasları ve bezlerine gider. Pars pelvica (pelvik veya sakral parça) Presinaptik parasempatik nöronlar sakral 2, 3 ve 4’te lokalizedir. Bu nöronların uzantıları nn. splanchnici pelvici (nervi erigentes) adı altında n. vagusun innervasyon alanı dışında kalan organların parasempatik uyarısını sağlar. Bu sinir içinde seyreden presinaptik parasempatik lifler, organların çevresindeki pleksuslar 108

içinde (terminal ganglion) veya organların duvarlarında bulunan (mural ganglion) küçük ganglionlara gelerek sinaps yapar. Nn. splanchnici pelvici; flexura coli sinistradan itibaren kalın bağırsak bölümünün ve pelvik organların (mesane, uterus, vagina ve prostat gibi) düz kaslarını uyarır. Ayrıca penis ve clitorisin erektil dokuları ile testis, ovaryum, uterus ve tuba uterinanın damarlarında vazodilatatör etki yapar. SEMPATİK SİSTEM Ter bezleri, m. arrector pili, kan damarlarının müsküler duvarı, kalp, akciğerler ve solunum yolları, abdominopelvik organlar, özofagus, irisde bulunan m. dilatator pupillae, tarsal kaslar ve ürogenital traktusun düz kaslarını uyarır. Sempatik sistem, kıkırdak ve tırnak gibi avasküler dokulara gitmez. Presinaptik sempatik nöronlar, T1L2 arası segmentlerdedir (toplam 14 segment). Presinaptik nöronların aksonları, medulla spinalisi terk eder ve truncus sympathicusdaki ganglion trunci sympathici (paravertebral ganglion) denilen ganglionlara gelir ve buradaki postsinaptik sempatik nöronlarla sinaps yapar. Bazı uzantılar, sempatik zincirden direk geçer ve aorta abdominalisin önündeki prevertebral ganglionlarda (gang. coeliacum, gang. mesentericum superius ve gang. mesentericum inferius) sinaps yapar. Bu ganglionlardaki postsinaptik sempatik nöronların uzantıları hedef organa gider. Truncus Sympathicus: Columna vertebralisin her iki tarafında, kafa tabanından koksiks ucuna kadar uzanan sempatik zincirde, 22 yada 23 çift ganglion trunci sympathici (gg. paravertebrales) denilen ganglionlar bulunur. Servikal parçasında üç tanedir. Bunlar; gang. cervicale superius, medius ve cervicothoracicumdur. Özellikle gang. cervicothoracicumun apex pulmonislerle olan komşuluğu önemlidir. Pancoast sendromunda olduğu gibi, apex pulmonislere oturan tümörlerde ganglion etkilenir ve Horner sendromu belirtileri (miyozis; pupillanın küçülmesi, pitozis; göz kapağının düşmesi, enoftalmos; gözün içe çökmesi, anhidrozis; terleme olmaması ve kızarıklık) ortaya çıkar. İki tarafın truncus sympathicusu, koksiks ucunda ganglion impar denilen bir ara ganglionla birleşir. 109

10. ENDOKRİN SİSTEM

Organizmada meydana gelen metabolik olaylar, büyüme, olgunlaşma gibi bir çok fizyolojik olayda önemli görevleri olan bezlerdir. Vücutta sadece iç salgı yapan bezler ile hem iç hem de dış salgı yapan bezler vardır. Salgılarını bir kanala bırakan bezlere ekzokrin bez, kana bırakan bezlere ise endokrin bez denir. 110

Glandula pituitaria (hypophysis), glandula pinealis (corpus pineale, epifiz bezi), glandula thyroidea, glandula parathyroidea, glandula suprarenalis, thymus, pancreas, testis, ovarium ve böbrekler bazı endokrin işlevi olan organlardır. Hypophysis (Glandula Pituitaria) Sfenoid kemiğin fossa hypophysialisi içinde kırmızı gri renkli, oval şekilli, yaklaşık 0.5 gr ağırlığında, kapsüllü endokrin bir bezdir. Hipotalamustan başlayan infundibulum, hipofizi hipotalamusa bağlar. Hipofiz bezinin alt-ön tarafında sinus sphenoidalis bulunur. Her iki yanda sinus cavernosus ve içindeki yapılarla komşudur. Bezin üstön tarafı chiasma opticum ile komşuluk yapar. Hipofiz, farklı iki parçadan oluşur. Adenohypophysis (lobus anterior) Oral ektoderm kökenlidir. Adenohipofizi oluşturan oral ektoderm bölümü başlangıçta bir kese (Rathke kesesi) şeklindedir. Yetişkinlerde bez içinde görülen yarık, bu kesenin kalıntısıdır. Pars distalis, pars intermedia ve pars tuberalis olmak üzere üç parçadan oluşur. Adenohipofizde üretilen ve salgılanan hormonlar; prolaktin, GH (growth hormon; somatotropin), ACTH (adrenokortikotropin hormon), TSH (tiroidi stimüle eden hormon), FSH (follikülü stimüle eden organ), LH (lüteinize hormon)’dır. Neurohypophysis (lobus posterior) Nöral ektoderm kökenlidir. Diensefalonun uzantısıdır. İnfundibuler öz, eminentia mediana ve lobus nervosus (pars nervosa) olmak üzere üç parçadan oluşur. Nörohipofizden; ADH (vasopressin) ve oxitosin salgılanır. Glandula Pinealis (Corpus Pineale, Epiphysis Cerebri) Tabanı bir sap ile diencephalona tutunur. 120 mg kadardır. Pinealositler tarafından melatonin salgılanır. Karanlık ve aydınlık ile uyku periyodunun düzenlenmesi, vücut ısısının ayarlanması, metabolizma, bağışıklık sistemi, tümör büyümesinin inhibisyonu ve lokomotor aktivite bazı işlev yaptığı olaylardır. Karanlık, pineal bezde aktiviteyi artırırken, aydınlık azaltır. Pineal bezdeki aktivite artışı, etkilediği iç salgı bezlerinde aktivite azalmasına neden olur.

111

Glandula Thyroidea Boynun ön tarafında C5-T1 vertebralar arasında, kahverengi-kırmızı renkte damardan zengin, kapsüllü bir organdır. Yaklaşık 25 gr ağırlığındadır. Kadınlarda biraz daha büyük ve ağırdır. Menstruasyon ve gebelik sırasında da biraz büyür. Sağ ve sol olmak üzere iki lob ile bunları ortada birbirine bağlayan, 2-3 trachea halkaları üzerinde oturan dar bir parçadan (isthmus glandulae thyroidea) oluşur. Glandula thyroideadan bazal metabolizmayı uyaran triiodotironin (T3) ve tiroksin (T4) hormonları salgılanır. Bu hormonların aşırı salgılanması hipertiroidi (tirotoksikoz), yetersiz salgılanması hipotiroidi olarak bilinir. Glandula thyroideanın büyümesine tiroid hiperplazisi (guatr) denir. Bez büyüyünce boynun ön tarafında bir şişkinlik oluşturur ve bunun yutkunma ile hareket etmesi gözle fark edilebilir. Büyüyen bez, trachea ve n. laryngeus recurrense bası yapabilir. Tiroid bezindeki parafolliküler hücrelerden kalsitonin salgılanır. Kalsitonin, kandaki kalsiyum seviyesini düşürür, iskelette ve diğer dokularda kalsiyum tuzlarının depolanmasını artırır.

112

Glandula Parathyroidea Küçük, sarımsı-kahverengi, oval şekilli olup, tiroid bezi loblarının arka kenarları ile capsula fibrosa arasında bulunan 4 tane bezdir. Glandula parathyroidealar parathormon salgılar. Bu hormon kemik dokusundaki hücrelere etki ederek kemikteki kalsiyumun kana geçmesini sağlar ve kan kalsiyum seviyesini yükseltir. Kan kalsiyum seviyesinin artması ile birlikte parathormon sekreyonu inhibe olur. Thymus Primer lenfoid organdır. Manubrium sterninin arkasında, pericardium fibrosum, arcus aortae ve tracheanın önündedir. Mediastinum superius ve mediastinum anteriusta yer tutar. Doğumda 12-15 gr. ağırlığındadır. Puberteden sonra atrofiye gider. Timus, T lenfositlerin olgunlaştığı yerdir. Gelişim çağında lenfatik sistemin normal gelişmesi ve bağışıklık maddelerinin (antikorların) oluşmasında etkilidir. Yeni doğanda (neonat) lenfoid dokuların normal gelişmesi ile de ilgilidir. Timus çıkarılırsa lenfatik doku gelişimi geriler. Bu dokuda lenf, kanda da lenfositler kaybolur, antikorlar da yapılamaz. Glandula Suprarenalis Her bir böbreğin üst ucuna oturmuş, fascia renalisle sarılı iki bezdir. Anatomik ve fizyolojik olarak, dışta korteks (adrenal korteks), içte medulla (adrenal medulla) olmak üzere iki kısımdan yapılır. Korteksten glukokortikoidler (kortizol, kortikosteron), mineralokortikoidler (aldosteron) ve seks hormonları (androgenler) salgılanır. Medulladan katekolaminler (adrenalin ve noradrenalin) salgılanır. Pankreas Hem endokrin hem de ekzokrin bezdir. Ekzokrin salgıları; amilaz, lipaz ve tripsinojendir. Bunları ductus pancreaticus denilen kanalına verir. Kanal, duodenumun ikinci parçasına (pars descendens) açılır. Pankreasın yapısında bulunan pankreas adacıkları (Langerhans adacıkları) pankreasın %1’ini oluşturur. Bu adacıklarda bulunan alfa hücreleri glukagon (kan glukozunu arttırır), beta hücreleri insülin (kan glukozunu azaltır), delta hücreleri somatostatin, F hücreleri PP (pankreatik polipeptid) sentezler ve salgılar.

113

Sertoli hücreleri kan-testis bariyerini yapan hücrelerdir. renin salgılar. Sertoli hücreleri inhibin salgılar. Renin – angiotensin mekanizması ile aldosteron artar.Testis Testisin yapısında bulunan interstisyel hücreler (Leydig hücreleri). prekallikrein. 1-25 dihidroksi vitamin D3. testosteron. prostoglandin. Sonuçta Na (sodyum) ve suyun geri emilimi artar. 114 . ostrogen ve progesteron salgılar. Böbrekler Eritropoietin salgılayarak eritrosit üretimini arttırır. Ovaryum Ovariumun yapısında bulunan folliküler hücreler.

M. ophthalmicalar bulunur. rectus lateralisi ise n. oculomotorius ile uyarılır. Glandula lacrimalis Orbitanın üst-dış duvarında. oculomotorius ile uyarılır. zigomatik. gözü aşağı-dışa baktırır ve n. arkadan öne doğru Sfenoid. Orbitada bulunan damarlar Orbitada a. n. Etmoid. opticus. glandula lacrimalis ve kanalları. trochlearis. n. iki tanedir. recti. obliquus inferior ise. zigomatik ve sfenoid kemiğin büyük kanadı 3. Etmoidal sinüsler. LAkrimal ve Maksilla (SELAM) yapar. Üst duvarını. damarlar ve sinirler bulunur. Alt duvarını (orbita tabanı). Dış duvarını. rectus medialisi n. göz ve gözle ilgili kaslar. n. İç duvarını. GÖZ ve KULAK ANATOMİSİ Orbita Ve Göz (Bulbus Oculi) Orbita Orbita. Orbital ve palpebral iki parçası vardır. gözü yukarı-dışa baktırır ve n. rectus superior. oculomotorius. 115 . trochlearis ile uyarılır. pitoz). Mm. m. M. n. bu duvarla komşudur. ophthalmicanın dalları ile v. dört tane düz kastır. obliqui. rectus inferior ve m. levator palpebrae superioris. Orbita taban kırıkları maksiller sinüse geçer. Orbitanın duvarları Dört duvarı vardır. M. frontal kemikteki çukurunda (fossa glandula lacrimalis) oturur. n. Orbitada bulunan sinirler N. obliquus superior. İçinde. Gözü isimleri ile aynı yönde hareket ettirirler. Mm. maxillarisin dalları ve ganglion ciliare bulunur. N. M.11. abducens. levator palpebrae superioris geçer. 4. üst göz kapağını kaldıran kastır. Sinirin felcinde kastaki fonksiyon kaybı sonucu göz kapağı düşer (göz kapanır. 1. Bunlar. İki parça arasından m. frontal ve sfenoid kemiğin küçük kanadı 2. Orbitada bulunan kaslar Orbitada toplam yedi tane kas bulunur. Zinn halkasından (anulus tendineus communis) başlarlar. carotis internanın dalı olan a. palatin ve maksilla. tabanı önde. ophthalmicusun dalları. oculomotorius. apeksi arkada piramit şekilli iki boşluktur. m. abducens uyarır.

Göze gelen şiddetli ışığı emerek yansımasını önler. Gözü hareket ettiren kaslar. arkada kalan daha büyük bölümüne sclera denir.5 cm olan göz. üç tabakadan oluşur. Göz içi basınç artışlarında gözün şeklinin devamlılığını sağlar. 1. ciliaris bu parçada 116 . Corpus ciliare Choroideanın öne doğru kalınlaşmış devamıdır. Humor aquosusun venöz dolaşıma geçmesini sağlayan sinus venosus sclerae (Schlemm kanalı). iridokorneal birleşmeye yakın scleranın iç duvarında lokalizedir. Cornea. Işığı kıran diğer yapılar. Arachnoidea mater ve pia materin devamı olarak kabul edilir. Cornea Göze gelen ışınların en fazla kırılmaya uğradığı yerdir. Önde irisle devam eder. sinirden ve pigmentten zengin olan bu tabaka arkadan-öne doğru. Intraoküler basıncın düzenlenmesinde önemli bir faktördür. Choroidea Sclera ile retina arasındadır. 2. corpus ciliare ve iris olarak üç bölümdür. Difüzyon yolu ile humor aquosustan beslenir. Humor aquosusun sentezlendiği ve salgılandığı processus ciliaris denilen plikalar ve gözün uyum mekanizmasında (akomodasyon) işlevi olan m. Çapları yaklaşık 2. corpus vitreum ve humor aquosusdur. Dura materle devamlıdır. Sclera Göze şeklini veren fibröz bir yapıdır. kan ve lenf damarı içermez (avaskülerdir). choroidea. lens. scleraya insersiyo yapar. orbital yağ dokusuna gömülü olarak orbita içinde bulunur.Göz (Bulbus Oculi) Görme organı olan göz. Tunica fibrosa bulbi Saydam olan ön bölümüne cornea. Tunica vasculosa bulbi Damardan.

3. Iris (gökkuşağı) Cornea ile lens arasındadır. papilla da denir. Venöz kanını taşıyan vena ophthalmicalar sinus cavernosusa açılır. Corpus vitreum denilen %99’u su renksiz ve jelatinöz bir sıvı ile doludur. gelen ışığın yoğunluğuna göre 1-8 mm arasında değişir. vorticosae denilen 4-5 ven. Optik diskin yaklaşık 3 mm lateralinde (temporalinde). ophthalmica besler. Humor aquosus. Bu kaslardan m. Humor aquosus. ortası çukur olduğundan meme ucuna benzer bir görünüme sahiptir. Çapı. Lensi yerinde tutan iplikçikler (fibrae zonulares) buradan başlar ve lens kapsülüne tutunur. Optik diskin çevresi kabarık. Yapısındaki melanositlerin miktarına göre göze rengini verir. Ortalama çapı 3 mm dir. Bu nedenle optik diske. yapısında bulunan iki kas ile pupillanın çapını ayarlar ve göze gelen ışığın miktarını düzenler. Kafa içi basınç artışlarında (KİBAS). Tunica interna bulbi (retina. Ön ve arka kamarayı birbirinden iris ayırır. ağ) Bulbus oculinin sensorik tabakasıdır. Optik disk görmediğinden kör nokta olarak bilinir. Irisin ortasındaki deliğe pupilla denir. Fovea centraliste çok sayıda koni hücresi bulunur. m. Buradan pupilla aracılığı ile ön kamaraya gelir. Corpus ciliareden kapsülüne uzanan iplikçiklerle (fibrae zonulares) yerinde tutulur. Böylece bulbus oculinin boyutlarını korur. Uzantıların bir araya geldiği yere discus nervi optici (optik disk) denir ve burası optik sinirin başlangıcıdır. Camera posterior bulbi oculi. sphincter pupillae. damarsız (avasküler). Retinada bulunan ganglion hücrelerinin uzantıları n. Iris ile corpus vitreum arasındadır. Bulbus oculinin damarları ve sinirleri Bulbus oculiyi. bikonveks şekilli ve kapsüllü bir yapıdır. Koni ve basil (çubuk) denilen fotoreseptör hücrelere ek olarak bir çok hücre içerir. 117 . Choroidea tabakadan başlayan vv. dilatator pupillae ise. Lens. Iris. iris. cornea ile iris ve lens arasında bulunan boşluktur. Corpus vitreum ışığı kıran yapılardan birisidir. ciliares anterioresler ile venöz dolaşıma katılır. önce arka kamarada toplanır. Camera vitrae bulbi. Gözün yapısında bulunan diğer yapılar Camera anterior bulbi oculi. Ek olarak lens ve corneayı besler. parasempatik. opticusu oluşturur. sempatik sinirlerle uyarılır. Choroideanın öne doğru uzantısıdır. sclerayı delip v. ophthalmicalara açılır. macula lutea denilen sarı renkli bir alan vardır. Melanositlerin sayısı az olduğunda göz açık renkli. retinayı yerinde tutar. optik diskte ödem olur ve bu durum papilödem olarak adlandırılır. Ortası hafif çukurdur ve fovea centralis denir.yer alır. Bu nedenle retinanın en keskin gören yeridir. fazla olduğunda ise koyu renkli olur. lensin arkasındaki büyük boşluktur. a. Ön kamaranın iç duvarında iridokorneal birleşmede bulunan trabeküler dokudan geçerek iridokorneal birleşme yakınında sclerada bulunan sinus venosus scleraeye (Schlemm kanalı) boşalır. lens ve corpus ciliare arasında bulunan boşluktur. Ek olarak lensi destekler. Optik disk ve çevresi fundus olarak bilinir. Bu kanaldan da vv. göz içinde var olan basınçtan ve bu basıncın devamlılığından sorumludur.

basil) hücreleri. Çok küçük bir noktadır ve görme alanında iki gözün gördüğü alanda olduğundan normal olarak farkedilmez. Görme yolunun fotoreseptör hücreleri. Fovea centralisde retinanın iç tabakaları perifere doğru yer değiştirdiğinden. dış ortamdan gelen ışık uyarısını elektrik sinyallerine değiştirir. kırmızı ve yeşil ışığa duyarlı üç tip koni hücresi vardır. Az ışıklı ortamda ve renksiz görme ile ilgilidir. Her bir gözde yaklaşık 120 milyon kadardır. ophthalmicusun dalları taşır. bu hücrelerin sinaps yaptığı diğer hücrelerden geçip son olarak ganglion hücrelerine ulaşır. Bu nedenle en net ve renkli görmenin olduğu yerdir. Tam ortadan ikiye bölersek. düşük şiddetteki ışık uyarılarına cevap verir. Görme alanı (vizüel alan) – Retina ilişkisi Retinalar. Mavi. Çubuk (Rod.Duyusunu n. Koni hücreleri. bulbus oculinin optik tabakası olan retinadan başlar. Burada fotoreseptör hücre yoktur ve bu nedenle burada görme olmaz (kör nokta). thalamusta bulunan corpus geniculatum lateraledeki nöronlarla sinaps yaptıktan sonra görme merkezine (vizüel korteks) gider. kase benzeri şekle sahiptir. Renkli ve keskin görmeden sorumludurlar. Ganglion hücrelerinin uzantıları discus nervi opticide bir araya gelir. şakak 118 . direk olarak ulaşır. Macula lutea denilen bu alanın ortası hafif çukurdur ve fovea centralis adı ile bilinir. Elektrik sinyalleri. ışık buradaki fotoreseptör hücrelere kan damarları ve diğer retinal hücrelerden geçmeksizin. Bu hücrelerin uzantıları. şiddetli ışıkta uyarılırlar. burun (nazal) tarafta kalan retina yarımı. Sayıları her bir gözde yaklaşık 7 milyondur ve başlıca macula luteadaki fovea centraliste lokalizedirler. Görme Yolları Görme yolları. Optik eksen macula luteaya uzanır ve bu nedenle gözler bir cisme fikse edildiğinde hemen daima cismin görüntüsü maculaya düşer. görme alanının kendi tarafındaki yarısını. Discus nervi opticinin yaklaşık 3 mm lateralinde (ya da temporalinde) sarı renkli bir alan vardır.

“Anopsia” görme kaybıdır. Primer vizüel korteks Oksipital lobun arka bölümünde iç yüzdedir. Maculadan gelen lifler. hemianopsia.sol çeyrekleri görme alanının üst sağ çeyreğini. Görme yolunun üçüncü nöronları burada bulunur. heteronimos hemianopsia (bitemporal hemianopsia) olur. sağ gözün retinasının nazal yarımı ile sol gözün retinasının temporal yarımı. Chiasma opticumun hipofiz bezi ile olan yakın komşuluğu önemlidir. Buna göre. 119 . Görme alanındaki objeler. Chiasma opticumun arkasında kalan (tractus opticus. Buna göre. kuvadrantik anopsia ise. retinada tersine olarak düzenlenmiştir.sol çeyreğini görür. bu isim altında primer vizüel kortekse (Brodmannın 17 numaralı alanı) gider. N. Her iki gözün görme alanının aynı yarısını görememesi homonimos. çapraz yaparak karşı tarafa geçer ve karşı gözün retinasının temporal yarımından gelen liflerle birleşerek tractus opticusu oluşturur. sinirin kesitlerinde üst . retina ile birebir aynıdır (retinotopiktir). her iki gözün retinasının alt . Tam olmayan görme alanı defektlerine skotom denir. Chiasma opticumu tutan lezyonlarda. Burada bulunan sulcus calcarinus denilen oluk ile üst ve alt dudağa ayrılır. Bezin tümörlerinde basıya uğrar. görme alanının bir çeyreğindeki kaybı ifade eder. Her bir gözün retinasının nazal yarımından gelen lifler. retinanın üst temporal çeyreğinden gelen lifler. CGL. Örneğin. sinirin alt .dış çeyrekte yer alırken. görme alanının sağ yarımını görür. görme alanının bir yarısındaki kaybı. Radiatio optica (tractus geniculocalcarinus) CGL’deki hücrelerin aksonları. corpus geniculatum lateraledeki görme yolunun üçüncü nöronları ile sinaps yapar. opticustaki liflerin dizilimi.dışa doğru bu isimle devam eden lifler. farklı görme alanı yarımlarını görememesi heteronimos olarak isimlendirilir.sağ çeyrekleri görme alanının alt . Benzer şekilde sol gözün retinasının nazal yarımı ile sağ gözün retinasının temporal yarımı görme alanının sol yarımını görür. radiatio optica ve vizüel korteks) görme yollarını tutan lezyonlarda kontralateral homonimos hemianopsia olur. Örneğin.(temporal) tarafındaki retina yarımı ise görme alanının karşı taraf yarısını görür. retinanın alt nazal çeyreğinden gelenler. Corpus geniculatum laterale (CGL) Thalamusun arka dışkısmında bulunan küçük bir kabarıntıdır. Tractus opticus Chiasma opticumdan sonra arkaya . Chiasma opticum Her iki taraf gözün retinasının nazal yarımlarından gelen iflerin yaptığı çapraza chiasma opticum denir. her iki gözün retinasının üst . sinirin ortasındadır.iç çeyreğinde yer alır.

Bir ışık kaynağı ile bir taraf göze ışık tutulduğunda her iki gözün pupillasında da küçülme olur.Görme Yolları Lezyonlarında Ortaya Çıkan Görme Alanı Kayıpları N. Chiasma opticumun arkasında kalan yapıların tam lezyonlarında homonimos hemianopsia. bitemporal hemianopsia olur. opticusun tam kesisinde o göz görmez (anopsia). optik sinirin hasarlı olduğu gözde de efferent yol sağlam 120 . Görme İle İlgili Refleksler Pupilla ışık refleksi Afferent (getiren) yolunu n. Işık tutulan gözdekine direk pupilla ışık refleksi. Chiasma opticumun lezyonlarında (en sık nedeni hipofiz tümörüdür). oculomotorius yapar. efferent (götüren) yolunu n. her iki gözün retinasının nazal yarımlarından gelen lifler tutulduğundan. N. Ancak sağlam göze ışık tutulursa. opticus. kısmi lezyonlarında kuvadrantik anopsia olur. karşı gözdekine de indirek (konsensüel) pupilla ışık refleksi adı verilir. bu gözün hem afferent hem de efferent yolu sağlam olduğundan bu gözde direk refleks. ışık uyarısı gitmediğinden her iki gözde de refleks alınamaz. opticusun hasarlarında.

Refleksin afferent yolunu n. Kalıtaldır. Dış kulak (auris externa). orbicularis oculileri uyararak gözleri kapanmasını sağlar. sphincter pupillae kasılarak objeyi makulaya odaklar 3. mavi yada yeşil ışığa duyarlı koni hücrelerinin bir yada daha fazlasının eksikliği sonucu görülen bir durumdur. Lensin kalınlaşması.olduğu için indirek refleks alınır. Gece körlüğü (tavuk karası). rectus medialisler kasılarak gözleri içe baktırır. Vizüel korteksten çıkan lifler. Bu mekanizmanın gerçekleşmesi için görüntünün mutlaka vizüel kortekse ulaşması gerekir. oculomotoriusda fonksiyon kaybı söz konusu ise. kaslar ve sinirlerden oluşur İç kulak (auris interna). m. opticus sağlam. N. Ancak sağlam olan diğer gözde her iki refleks de alınır. Akomodasyon (uyum) mekanizması Afferent yolu n. efferent yolunu n. ancak n. En fazla görülen tipi. Kornea ya da konjunktivaya değildiğinde. N. Yaşlılarda olur. sağlam (sıfır) göz Hipermetrop. kırmızı ile yeşilin ayırt edilememesidir. üç bölümde incelenir. facialisler. m. m. uzağı net görememe Astigmat. ciliarisin kasılmasıyla. Orta kulak (auris media). Kırmızı. efferent yolu n. hasta taraf gözde hem direk hem de indirek refleks alınamaz. cavitas tympani denilen boşluk ve boşlukta bulunan kemikçikler. facialisin ponstaki her iki taraf motor çekirdeğine getirilir. Hastalar alacakaranlkta iyi göremez. erkeklerde sıktır. oculomotoriustur. m. Konverjans. lens serbestleştiği için kalınlaşır ve kırıcılığı artar. facialis oluşturur. üç hareketle gerçekleştirilir. ophthalmicus. renklerin ayırt edilememesidir. 2. ophthalmicusun dalları ile alınır ve n. okulomotor çekirdeklere gelir. Yakındaki bir objeye bakıldığında meydana gelen bu olay ile objenin daha net olarak görülmesi sağlanır. 1. trigeminusun dalı olan n. opticus. Dış Kulak Yolu (Meatus Acusticus Internus) 121 . kulak kepçesi (auricula) ve dış kulak yolundan (meatus acusticus externus) oluşur. Renk körlüğü. Pupilla konstriksiyonu. işitme ve denge ile ilgili yapıları içerir 1. Kulak (Auris) Kulak. nesnelerin çarpık görülmesi durumu Presbiyopi. Akomodasyon. Emetrop. bu dokunma uyarısı n. Dış Kulak (Auris Externa) Kulak Kepçesi (Auricula) Deri ile örtülü tek parça elastik kıkırdaktır. Kornea refleksi Kornea yada konjunktiva uyarıldığında göz kapakları kapanır. lensin elastikiyetini kaybetmesi sonucu yakının bulanık görülmesi. A vitamini yetersizliği nedeniyle olur. yakını net görememe Miyop.

fenestra vestibulide oturur.Yaklaşık 2. Kemikçiklerin zardan iç kulağa doğru sıralanışı. ceruminosae denilen bezler. içte kalan 2/3’lük bölümü kemiktir. malleus-incus-stapes (MİS) şeklindedir. Üç kemikçik. Manubrium mallei denilen parçası kulak zarına tutunur. En tehlikesiz kadranı arka-alt kadranıdır. otoskop ışığının ön-alt kadranda görülen koni şeklindeki reflesine Politzer üçgeni denir. kıvamı yoğun olan serumen isimli bir sıvı üretir.5 cm uzunluğunda “S” harfi şeklinde bir kanaldır. iki küçük kas ve sinirler içerir. Dış yüzü deri. vagusun aurikular dalı. 2. Kulağa giren yabancı maddeleri tutar ve birlikte buşon denilen kulak kirini oluşturur. 122 . Başlangıcındaki derinin altında bulunan gl. Kulak zarı (Membrana tympanica) Orta kulak boşluğunu dış kulak yolundan ayırır. yaklaşık 1 cm çapındadır. dış kulak yolu ile ilgili işlemlerde bayılma ve bradikardinin nedeni olan sinirdir. Kulak kemikçikleri Orta kulak boşluğunda üç tane kemikçik vardır. Zar dört bölgeye (kadrana) ayrılarak incelenir. Stapes. En büyük olanı malleustur. Orta Kulak (Auris Media) Cavitas Tympani (Orta Kulak Boşluğu) Temporal kemiğin petroz parçasında düzensiz şekilli bir boşluktur. iç yüzü mukoza olup. Başlangıcında bulunan kıllara tragi denir. Dış 1/3’lük bölümü kıkırdak. Enfeksiyon sonucu orta kulak boşluğunda biriken sıvıların boşaltılması (parasentez) için kesi (miringotomi) buradan yapılır. Otoskop (kulak muayenesinde kullanılan ışıklı alet) muayenesinde. Dış kulak yolunun duyusunu taşıyan n.

bulantı. İçinde denge ile ilgili reseptör yapıları içeren utriculus ve sacculus denilen zar labirint bölümlerini bulunur. sonuçta ona karışan bir sıvı dolaşır. Kemik labirint bölümleri. Bu sıvının aşırı üretilmesi ya da emilmesindeki bozukluk sonucu ortaya çıkan belirtiler Meniere hastalığı olarak bilinir. Zar labirint içinde endolenf denilen sıvı bulunur. Vestibulum. Labyrinthus Membranaceus Kemik labirint içindedir. üç tanedir. 123 .75 defa dönen salyongoz kabuğu benzeri bir kanaldır. Denge ve işitme ile ilgili yapıları içerir. Bu hastalıkta. Canalis semicirculares. posterior ve lateralis olarak üç tanedir. kemik labirintin orta bölümüdür. kulak çınlaması. anterior (superior).3. Cochlea. bir kemik eksen çevresinde 2. İkisi arasında perilenf denilen BOS’a benzeyen. kusma. İşitmenin reseptör organı olan organum spirale (Corti organı) ductus cochlearis içinde yer alır. İçinde denge ile ilgili reseptör yapıları içeren ductus semicirculares (anterior. Labyrinthus osseus (kemik labirint) ve labyrinthus membranaceus (zar labirint). posterior ve lateralis) bulunur. İç Kulak (Auris Interna) Temporal kemiğin petroz parçası içindedir. scala tympani ve ductus cochlearis (scala media). Labyrinthus Osseus Vücutta dişlerden sonra en sert kemik dokusudur. Zar labirinti bir kabuk gibi sarar. İki bölümden oluşur. İçinde üç tane bölme vardır. Scala vestibuli. vertigo ve sensorinöral tip ilerleyici işitme kaybı olur.

labyrinthidir. Koku Duyusu Thalamusa uğramayan tek duyudur Merkeze iki nöronla giden tek duyudur En yavaş taşınan duyudur Koku siniri birinci kranyal sinir olan olfaktor sinirdir. facialis (chorda tympani denilen dalı ile). Ductus cochlearis. n. tatlı ve acı olarak dört primer tat duyusu vardır. Ductus semicirculares. Olfaktor sinir.Zar labirint bölümleri. n. labyrinthi denilen veni. olfactorius adı ile etmoid kemiğin kribriform laminasından geçer ve kafa içine girer. canalis semicircularesler içindedir. V. a. vagus taşır. cochlea içindedir. n. İşitme ve denge ile ilgili sinir n. glossopharyngeus 124 . Olfaktor sinir uzantıları n. Dilin 1/3 arka bölümünden (papilla vallatalar dahil). Utriculus ve Sacculus. tuzlu. vestibulocochlearistir (8 nci kranyal sinir). Frontal lobun altında nöron değiştirdikten sonra temporal lobdaki merkezine (34 numaralı Brodmann alanı) gider. İşitmenin reseptör organı olan corti organını (organum spirale) içerir. vestibulum içindedir. yan kenarlarında ve arka bölümündekiler ekşiye ve acıya daha çok duyarlıdır Dilden tat duyusunu. glossopharyngeus ve n. aksonları en ince ve miyelinsiz olan sinirdir. Dilin 2/3 ön bölümünden (papilla vallatalar hariç) n. İç kulağı besleyen arter. Tat Duyusu Ekşi. Dilin ucundaki tomurcuklar tatlı ve tuzluya. facialis. sinus petrosus inferior denilen dural sinüse açılır.

Baltimore. Brown and Company. Snell RS. Netter. Epidermisin. epidermis ve derivasyonları (kıl. Stratum corneum. İkinci baskı. 7. Dyson M. Clinical Neuronatomy. KAYNAKLAR 1. orta kulak. 2008 5. ektoderm orjinli olup. baskı. Anatomi. mast hücreleri ve makrofajlar içerir. sinir terminalleri. 10. kıl follikülleri ve m. Ozan Anatomi. Epidermisin esas hücresi keratinosittir. 38th Ed. 1997. ultraviyole ışınlarından koruyucu tabakadır. mezoderm orijinlidir. en kalın ise sırtın üst bölümündedir. İnsan Anatomisi Atlası. Thieme Stuttgart. Epidermisteki tüm hücreler bu katta bulunur. Sadece el ayası ve ayak tabanında vardır. Clinical Anatomy. 1997. Yüzey alanı yaklaşık 2 m2 dir. Elhan A. ağız epiteli. Dermis iki tabakalıdır. önceki katın altındadır. Ter ve yağ bezleri. Tenth Edition. keratinizasyon işleminin başladığı kattır. Williams and Wilkins. Terminologia Anatomica 1998. Baskı Ankara. 2005. Lenf kapillerleri bu katın hemen altındadır. epidermise komşu olan kattır.L. En ince göz kapaklarında. Deri (Cutis) Vücudun en büyük ve en ağır organıdır. 125 . n. Stratum granulosum. iris. 2. Epidermis ve Dermis. 4. Warwick R. vagus taşır. Stratum basale (stratum germinativum). tırnak). Stratum lucidum. Derinin rengini belirleyen melanin denilen pigment belirler. Ankara. Dermis (Corium). kıl follikülleri. Moore K. kan ve lenf damarları. 5 tabakalı bir yapısı vardır. Deri iki tabakadan oluşur. 1995.Williams PL. Avasküler ve su geçirmez bir bariyerdir. iç kulak ve beynin alt bölümünü örten leptomeninksde bulunur. F. Stratum papillare. Epidermis. Little. 4. 2006 9. NY. Melanin. Arıncı K. 1999 6. New York: Churchill Livingstone. Tat duyusunun kortikal merkezi parietal lobdaki 43 numaralı Brodmann alanıdır. ölü hücre tabakasıdır. yeni hücrelerin üretildiği tabakadır. Melanin de burada sentezlenir. Fibroblastlar. Güneş Kitabevi.1995 3. Deri bu katta bulunan arterlerle beslenir. retina. arrector pili buradadır. Bu nedenle el ayası ve ayak tabanı güneşte bronzlaşmaz. Last’s Anatomy. 2. Clinically Oriented Anatomy. Bannister LH. Fifth edition.Dilin en arka bölümü ve epiglottis civarından. choroidea. 1999. Forth Edition. FCAT (Federative Commitee on Anatomical Terminology). Stratum spinosum. bu kattaki hücrelerin yapısı bakterilerin girişini önleyen bir yapıya sahiptir. Fourth edition. Regional and Applied. Sobotta İnsan Anatomisi Atlası. 8. Lippincott-Raven. çok katlı yassı epiteldir. Stratum reticulare. Gray’s anatomy. New York. Snell RS.

126 .

FİZYOLOJİ DERS NOTLARI Fizyoloji Anabilim Dalı 127 .

128 .

Hv.Yb.Yzb.Hv.Tbp.NU.Tbp.Mehmet ÖZLER Doç.Yb. Ahmet KORKMAZ. Uzm. Serdar SADIR.Bnb. Turgut TOPAL Doç. 6. Turgut TOPAL.Tbp.Hv. Ahmet KORKMAZ. Uzm. Şükrü ÖTER.Tbp. Doç. Serdar SADIR. Dz. Turgut TOPAL. Doç.Hv.J. Uzm. 4. Ahmet KORKMAZ. Doç.Tbp.Bnb.İÇİNDEKİLER S.Yb. 7. Doç.J.Tbp.Tbp. Bülent UYSAL SAYFA 3 19 32 40 51 60 68 81 129 .Tbp.Tbp. Hayati BİLGİÇ.J.J. Tbp. Şükrü ÖTER Doç. Şükrü ÖTER Prof.Bnb. Doç.Tbp.Tbp. 8. Uzm. 2. Serdar SADIR Doç.Yb. ÜNİTE / KONU Fizyoloji’ye Giriş ve Hücre Kan Fizyolojisi Solunum Sistemi Fizyolojisi Dolaşım Sistemi Fizyolojisi Sindirim Sistemi Fizyolojisi Boşaltım Sistemi Fizyolojisi Endokrin Sistem Fizyolojisi Sinir Sistemi Fizyolojisi HAZIRLAYANLAR Doç. 5. 3.Bnb. 1.J.Yzb.Yb.Tbp.Tbp.Bnb.Yb. Tuğg.Tbp.Bnb.J.Tbp.Tbp.J.Hv.Bnb.Mehmet ÖZLER Doç.Bnb.Hv. Bülent UYSAL Doç.

130 .

sindirim sistemi (ağız. omurilik. dolaşım sistemi (kan. Her ne kadar genel anlamdaki Fizyoloji bilimi yalnızca insan organizmasını ele almasa da. 2. göre bazı özelleşmeler gösterirler. dokuların en küçük yapı taşı olan HÜCREler meydana gelmiştir (Şema I). organizmayı yeniden normal fizyolojik işlevine geri döndürmektir. boşaltım sistemi (böbrekler) hücrenin içinde bulunduğu ortamın iyon dengesini korumak. Bu şekilde farklılaşarak meydana gelmiş sistemleri örneklendirecek olursak: Solunum sistemi (akciğerler) hücrenin oksijen gereksinimi temin etmek. stasis = kalan) adı verilmiştir. bir başka deyişle fonksiyonlarına. hipotalamus. kalp ve damarlar) hücreye besin ve oksijeni ulaştırmak. Merkeze uyaranın devamının gerekli olup olmadığını belirtecek sistemler neticesinde işleyen pozitif ya da negatif feedback (geribildirim) mekanizmaları vardır. Her canlı organizma için normal sınırlarda bir fizyolojik yaşamdan söz etmek mümkündür. moleküller makromolekülleri. canlı organizmaların fonksiyonlarını ve işlevlerine bağlı olarak gösterdikleri değişiklikleri açıklamaya çalışan bilim dalıdır. Hastalıklar da zaten organizmanın fizyolojik işlevinden sapması neticesinde ortaya çıkar. makromoleküller ise makromoleküler kompleksleri oluşturmak suretiyle. Canlılığın tüm karakteristiklerini sergileyen hücreler.sağaltımından sorumlu oldukları bu 75 trilyon hücrelik .1. özellikle diğer sistemlerin kontrol ve koordinasyonundan sorumlu olan sinir ve iç salgı sistemleri (beyin. kendilerini tamir edebilmeleri için. hipofiz vb) vasıtasıyla korunmaktadır. mide ve bağırsaklar) hücreye besin sağlamak.insan organizmasını iyi tanımak durumundadır. Kısaca iç ortamın dengesi olarak da tanımlayabileceğimiz homeostasis. 131 . Dolayısıyla hastalıkların tedavi ve takibinde görev yapan tüm sağlık elemanları . genel olarak aynı yapısal özelliklere sahiptir. üreme sistemi (testis ve overler) ise yaşamın devamını sağlamaktan sorumludur. bizim konumuz daha çok İNSAN FİZYOLOJİSİ ile sınırlı kalacaktır. içinde bulundukları ortamın devamlı bir dengede tutulmasına HOMEOSTASİS (homoios = değişmeyen. üreyebilmeleri. Bu şekilde hücrelerin yaşamlarını sürdürebilmeleri. Maddenin en küçük yapı taşı olarak belleğimizde yer etmiş olan atomlar bir araya gelerek molekülleri. Tedavideki amaç. Merkezden haber götürücü sistem 4. Merkeze haber iletici sistem. FİZYOLOJİ’YE GİRİŞ Kısaca “yaşam bilimi” olarak ifade edebileceğimiz Fizyoloji. ancak bulundukları doku veya sisteme. İşin doğru yapılıp yapılmadığını kontrol eden sistemler 5. Karar verici merkez 3. Sözkonusu kontrol ve koordinasyon mekanizması özetle 1.

hücre zarı (hücre membranı) adlı yapı ile çevrelenmiştir. purin ya da pirimidin grupları ile farklılaşır. lipidler ve karbonhidratlardır: Proteinler: Hücrenin başlıca yapı taşıdır. klor ve kalsiyum). 3. Protoplazma. Hepsi de karbon. 2. bunların çeşitli şekillerde sıralanmasıyla milyonlarca farklı protein meydana gelebilmektedir. bikarbonat ile çok az miktarlarda sodyum.HÜCRE İnsan vücudunu hücre oluşturduğuna ve tüm homeostasis mekanizmalarının temel amacı hücrenin canlılığını korumak olduğuna göre. Organik Maddeler. %70-85'ini su oluşturur. sülfat. Bilinen 20 amino asit vardır. plasma = madde) denir. hidrojen ve nitrojen içerirler. Fizyoloji dersinin temellerini iyi öğrenebilmek için işe hücreden koyulmak gerekir. oksijen. İnorganik Maddeler. O halde. Protoplazma'nın bileşimi: 1. Şekil 1. Tüm hücreler. artı ya da eksi yük taşıyan elektrolitlerdir (potasyum. magnezyum. hücrenin ölümü insanın da ölümü anlamına gelecektir. çekirdek içerisinde kalan bölüm nükleoplazma (karyoplazma) olarak adlandırılırken. 132 . fosfat. Bunlar kimyasal reaksiyonlarda ve bazı kontrol mekanizmalarda rol alırlar. proteinler. hücrenin ana maddesidir ve zar içinde kalan herşeyi kapsar. Bu zarın içerisinde kalan kısma ise protoplazma (proto = ilk. Kendi yapı taşları olan amino asit'lerin zincir şeklinde sıralanmasıyla oluşurlar. Hücredeki tüm olaylar bu sıvı ortam içerisinde meydana gelir. çekirdek hariç tutulduğunda geri kalan kısma ise sitoplazma denir. fosfor. Hücrenin ışık mikroskobundaki basitçe görünüşü. ancak bazıları sülfür.

hidrojen ve oksijenden oluşurlar. hidrojen ve oksijenden oluşur. sonra sırasıyla protein ve karbonhidratlardan oluşur. integral proteinlerin genellikle iç. Arada kollesterol molekülleri de vardır. glukoz. Bu sayede hücre membranının en önemli görevi. trigliseridler (nötral yağlar) sitoplazmada dağınık halde bulunur. Membran proteinleri başlıca 2'ye ayrılır: İntegral proteinler. Fosfolipid molekülünün iki ucu vardır. protein adaları ve glikolipid reseptörler. En çok lipid. Hücre membranı. Periferal proteinler. Örneğin. 133 . Hücre Membranı (Plazma Membranı) 7. lipid tabakasına gömülü olup membranda taşıyıcı ya da bazı molekülleri geçirip. Yağda eriyen maddeler ise membrandan kolaylıkla geçerler (Şekil 2). bazılarını geçirmeyen kapıcı rolü görürlerken. lipid tabaka. protein. suda eriyen amino asit. Hücrenin öncelikli besin kaynağını oluştururlar ve sitoplazmada glikojen şeklinde depolanırlar. Membrandaki karbonhidratlar ise genellikle protein ya da fosfolipid tabakasının dış yüzeyine bağlı olup reseptör olarak görev yaparlar. Vücuttaki hemen hemen tüm reaksiyonlarda görev alırlar. Şekil 2. nükleik asit ve iyonların geçişi zordur. kendilerine özgü reaksiyonların dışında hiçbir maddeye ilgi göstermemeleridir.5-10 nm kalınlığındadır. hücreyi dış ortamdan ayırmak ve hücreye madde giriş-çıkışını kontrol etmektir. En önemli özellikleri. Lipidler: Bunlar da karbon. suyu seven hidrofilik baş bölgesi (yani fosfat kökü) membranın dış yüzünü oluştururken. Bu şekilde maddelerin hücre içini kolayca girişine izin verilmemesine 'seçici geçirgenlik' denmektedir. Karbonhidratlar: Aynı şekilde karbon. suyu sevmeyen hidrofobik kuyruk bölgesi membranın içine doğru uzanmaktadır.Enzimler: Kimyasal reaksiyonlarda hızlandırıcı katalizör görevi görürler. En çok rastlayacağımız örneklerden fosfolipidler ve kollesterol daha çok membran yapılarına girerken. bazense dış ucuna bağlantılı proteinlerdir. Temel olarak çift katlı fosfolipid molekülleri arasında düzensiz şekilde dağılmış protein moleküllerinden meydana gelmiştir.

Örnek = böbrekte idrar oluşumu Şekil 3. ancak basit difüzyondan farkı bir taşıyıcı molekülün aracılık etmesidir. 2. Üç tür çözelti vardır: Diğer çözeltilere göre daha fazla çözünmüş parçacık sayısına. hipertonik ortamda ise büzüşür. su yoğunluğu daha fazla olan çözeltiler ise hipotonik (osmotik basıncı düşük. (Şekil 3) 4. membranın en önemli görevi olması nedeniyle. Hücreler. dolayısıyla daha düşük su konsantrasyonuna sahip olan çözeltiler hipertonik (osmotik basıncı yüksek. Taşınma sistemleri aktif ve ya pasif olabilir: Pasif Taşınma Sistemleri: Bu sistemlerde hücre enerji harcamaz. yani izotonik olunca osmoz durur. Kolaylaştırılmış Difüzyon: Kimyasal özellikleri veya boyutları nedeniyle membranı kendi başlarına geçemeyen moleküller de vardır. Örnek = glukoz 3. Hücrenin hipotonik ortamda şişmesi. Basit Difüzyon: Moleküller veya atomlar. 134 . parçacık sayısı daha az. Osmoz: Hücre zarından su moleküllerinin geçiş şeklidir. Geçiş moleküllerin kendi kinetik enerjileri ile olur: 1. Sonuçta her iki taraf osmotik basınç eşitlenince. Bu taşıyıcı genellikle hücre membranının yapısında bulunan proteinlerdir. Geçiş yine konsantrasyon gradyenti yönündedir. Her iki taraf parçacık sayısı ve su yoğunluğu aynı ise izotonik çözeltilerden bahsedilir. çok yoğun).Hücre Zarında Madde Taşınması Hücrelere madde giriş-çıkışının kontrolünün. konsantrasyonlarının yüksek olduğu taraftan düşük olduğu tarafa doğru yayılmak suretiyle geçerler. az yoğun) olarak adlandırılır. hipotonik ortama konursa şişer. Filtrasyon: İki taraf arasındaki hidrostatik basınç (suyun fiziksel basıncı) farkının etkisiyle meydana gelen membrandan geçiş şeklidir. bu konuyu bu noktada biraz açmak faydalı olacaktır. hipertonik ortamda ise büzüşmesi.

maddeler konsantrasyon gradyentinin aksi yönünde taşınır. Pinositoz (içme). Ancak bunun için. ya da içine taşınır. Taşınacak madde hücre membranında oluşturulan bir cep içerisinde alınır ve o cep ile beraber ya hücre dışına. Şekil 4. bir taşıyıcı moleküle gereksinim vardır. 135 .Aktif taşınma sistemleri: Hücrenin enerji harcadığı sistemlerdir: Aktif Transport: Pasif taşınma sistemlerinin tersine. şekerler) yıkarak. eksositozda ise hücre dışına taşınma sözkonusudur (Şekil 4). Oluşan ATP. Şekil 5: Mitokondri. Şimdi bunları tek tek inceleyerek. Fagositoz (yeme ) Örnek = bakterilerin makrofajlar tarafından fagositozu. hücre yaşamındaki görev ve işleyişlerini daha yakından kavramaya çalışalım: Mitokondri: Çift katlı lipid-protein membranı olan ve hücrenin başlıca enerji (güç) kaynağını oluşturan organeldir (Şekil 5). Endositozu da kendi içinde 2’ye ayırmak mümkündür. tıpkı kolaylaştırılmış difüzyondaki gibi. Diğer Hücre Organelleri Hücre içerisinde iyi organize olmuş fiziksel yapılara organel adı verilir. Gerekli olan enerji Adenozin Trifosfat (ATP) dan temin edilir. Endositoz ve eksositoz. Hücreye giren besinleri (yağlar. Endositozda hücre içine. sitoplazmaya geçerek hücrenin enerji ihtiyacını karşılar. potasyum Endositoz ve Eksositoz: Bir seferde çok miktarda madde taşınması veya büyük moleküllerin taşınmasında sözkonusudur. iç zardaki elektron transport zincirine katılan solunum enzimleri yardımıyla. ATP şeklinde enerji üretirler. Örnek = sodyum.

yağ asitlerinin sitoplazmada parçalanmasından. Hücreleri birbirine bağlayan başlıca 3 tip bağlantı şekli vardır: 1. 3. Bölünme yeteneği olan hücrelerde bulunur. Oksidazlar. Oksidaz ve katalaz enzimlerini içerirler. Golgi aparatı (kompleksi): Membranı endoplazmik retikuluma benzer. 136 . Ayrıca. Düz (Granülsüz) Endoplazmik Retikulum: Membranlarında ribozom yoktur. Lizozom: Lipid membranla sarılı yuvarlak vezikül şeklinde yapılardır. İçinde hidrolitik enzimler vardır ve hücrede sindirim fonksiyonu görürler. 2. Bu hidrolazlar granüllü endoplazmik retikulumda sentezlenir.Endoplazmik retikulum: Sitoplazma içerisinde bulunan zar yapısında kanal ve veziküllerden oluşmuştur. Hücreler Arası Bağlantılar Vücutta hücreler genel olarak tek başlarına bağımsız olarak durmaz. Hücrenin kalıtsal üniteleri olan genler de DNA molekülünün parçalarıdır. büyük miktarda DNA (deoksiribonükleik asit) içermektedir. İçerisinde. çeşitli stereoid hormonların sentezi ve detoksifikasyon'dur (zehirsizleştirme). elektriksel olarak uyarıların geçişinde de rol oynarlar (örnek = kalp kası. katalaz ise hücre için zehirli olan çeşitli maddelerin parçalanmasından sorumlu (örnek = karaciğerde alkol) enzimlerdir. Hücreler arası alım-verimi sağlarlar. Hücre içinde sentezi yapılan çeşitli moleküllerden (hormonlar. enzimler) özellikle polisakkarit (yani karbonhidrat) yapıda olanların son şeklinin verilip paketlendiği ve hücre dışına gönderildiği yapılardır. Sentriyol: Bütün hayvan hücrelerinde bulunur. hücre bölünmesi ile ilgili olayların merkezi olarak bilinir. Başlıca görevleri yağ sentezi. birkaç kat vezikül ve kanallardan oluşmuştur. Çekirdeğin içerisindeki kromozomlar DNA tarafından oluşturulmuştur ve hücrenin genetik bilgisini taşır. Granüllü Endoplazmik Retikulum: Membran yüzeyindeki ribozomlar nedeniyle bu adı almıştır. Çekirdek. bir araya gelerek organ ve dokuları oluştururlar. 2 ayrı yapıda izlenmektedir: 1. Kanal boşlukları hücre dışı sıvı ile doludur. Alyuvarlar dışındaki tüm hücrelerde bulunurlar. Gap Junction (Aralıklı Bağlantı): İyon ve besinlerin geçebildiği 30-250 A° genişliğinde aralıklardan oluşur. düz kaslar). Başlıca fonksiyonu da zaten DNA eşlemesi ve RNA (ribonükleik asit) sentezidir. 2. etrafı membranla sarılı olmayan ve nükleolus (çekirdekçik) olarak adlandırılan yapı vardır. Salgı hücrelerinde sayıları fazladır. Tight Junction (Sıkı Bağlantı): Buradan moleküller geçemez ve tam bir bariyer oluştururlar. Desmosom (Yapışık Bağlantı): Hücrelerin fiziksel etkileşiminden sorumlu olan yapıdır (Şekil 6). Peroksizom: Lizozomlara benzer organellerdir. Nükleus (Çekirdek): İki katlı bir membran ile çevrili olup hücrenin kontrol merkezini oluşturur. Nükleolus özellikle sürekli ve bol protein sentez eden hücrelerde görülür.

İstirahat zar potansiyeli denilen bu potansiyelin en belirgin olduğu dokular uyarılabilir dokulardır. Hücreler arası bağlantılar. İstirahat halinde nöronun dışında daha fazla sodyum. Şekil 7. Hücre içi ve dışı elektrolitleri 137 .Şekil 6. Nöron (Sinir Hücresi) ve Aksiyon Potansiyeli Organizmadaki bütün hücrelerde hücre zarının içiyle dışı arasında bir elektriksel potansiyel farkı vardır. içinde ise daha fazla potasyum iyonu vardır (Şekil 7). Bu potansiyele istirahat zar potansiyeli denir. Uyarılabilen hücrelerin istirahat zar potansiyeli –70 ile –90 mV arasındadır.

Bu uyarılma ve uyarma işleminin bütün hücre zarı boyunca tekrarlanması sonucu aksiyon potansiyeli hücrenin yüzeyine yayılır. uyarılabilir hücreler. Yani –55 mV eşik değerdir. Ardından potasyum kapılarının biraz fazla açık kalmasından kaynaklanan potansiyel farkı eski haline döner (-70 mV) buna repolarizasyon denir. Depolarizasyon akımı –55 mV’a ulaşınca bir aksiyon potansiyeli oluşur ve birden +35 mV ‘a kadar yükselir. ya da ulaşırsa tam bir aksiyon potansiyeli ortaya çıkar. Aksiyon potansiyeli Aksiyon potansiyelinin sebebi. buna “ya hep ya hiç” prensibi denir (Şekil 8). (Yük olarak eski haline gelmiştir ama sodyum ve potasyumun bir kısmı farklı yerlerdedir. aksiyon potansiyeli de ortaya çıkmaz. 138 . zarın bu değişimin meydana geldigi kısmına komşu zar bölgelerini de uyarır ve bu yerlerde de aksiyon potansiyeli meydana getirir. Aksiyon potansiyeli depolarizan akım tarafindan oluşturulan elektrik aktivitesinin yayılmasıdır. oluşan aksiyon potansiyelini iletebilme yeteneğine de sahiptir. bu sırada oluşan elektriksel potansiyel değişikliği. Sonuç olarak bir nöron ya eşik değere ulaşmaz. Bunların en sonda Na-K ATPaz ile enerji harcayarak düzeltilmesi sağlanacaktır) Eğer daha fazla negatif hale gelirse bu duruma ise hiperpolarizasyon denir. nöronun hücre zarındaki iyon değişimidir. Uyarılabilir bir hücrenin zarında aksiyon potansiyeli meydana gelirse. Uyarı önce sodyum kanallarının açılmasını sağlar. Şekil 8.Aksiyon potansiyeli ise nöron bir bilgiyi bir başka hücreye iletirken nöronda ne olduğunu gösterir. Sodyum pozitif yüklü olduğu için hücre içine girince hücre içi pozitif olur ve hücre böylece depolarize olur. Hücre dışında içine oranla daha fazla sodyum olması ve hücre içinin dışına oranla daha negatif olması sebebiyle sodyum kanalları açılınca sodyum hücre içine hücum eder. Eger nöron bu kritik değere ulaşmazsa. Yani.

Schwann hücresi bu liflerden bazısında miyelin kılıf oluşturmuştur. merkezin emirlerini ise bu emirler doğrultusunda yanıtı oluşturacak organa (effektör organ) götüren sistemdir. 139 . Bu işlem sodyum-potasyum pompası tarafından gerçekleştirilir. Kas hücresinde de bu hücrenin temel işlevi olan kasılmasının ortaya çıkması kas hücresi zarında aksiyon potansiyelinin oluşmasına bağlıdır. Sinir sistemi. Sinir sistemi gerek iç ortamdaki gerekse dış ortamdaki değişiklikleri reseptör adı verilen özelleşmiş yapılar aracılığı ile algılar. Periferik sinir sistemini oluşturan sinir liflerinin çevresinde bulunan schwann hücresi vardır. oluşan ve iletilen aksiyon potansiyelleri aracılığı ile organizmanin çesitli bölümleri arasındaki bilgi alışverişini sağlamaktır.. Periferik sinir sistemi ise reseptörler aracılığı ile iç ve dış ortamdan aldığı bilgileri merkeze. ısı. ışık. Sinir sistemi reseptörlerinin. Şekil 9. Sinir hücresinin temel işlevi. Diğer bir deyişle sinir sisteminin reseptörleri çeşitli enerji tiplerini (mekanik.. Sinir sistemi fonksiyon ve anatomik açıdan Merkezi Sinir Sistemi ve Periferik Sinir Sistemi olarak iki bölüme ayrılır. ses dalgaları gibi.Hücrenin uyarılabilirliğinin devamı için bu ilk baştaki gradiyentlerin metabolik enerji kullanılarak yeniden oluşturulması gerekir. Merkezi Sinir Sistemi (MSS) iç ve dış ortamdaki değişikliklere ne gibi yanıtların oluşturulacağı yönünde değerlendirmeyi yapan ve kararı veren bölümdür. hızla değişen viseral olayları ve bazı endokrin bezlerin sekresyon hızlarını kontrol eder.) sinir hücresinde aksiyon potansiyeline dönüştüren bir dönüştürücü görevi yapmaktadırlar (Şekil 9). Periferik Sinir Sistemi Sinir sistemi endokrin sistemle birlikte vücuttaki kontrol fonksiyonlarının büyük kısmının organizasyonunu üstlenmiştir. Periferik sinir sistemi ise santral sinir sistemi ile vücudun diğer kısımları arasında haberleşmeyi sağlayan sinir lifi demetleridir. nöronlar ile bağlantıları vardır ve belli uyaranlara karşı özelleşmiş yapılardır. Genel olarak sinir sistemi vücutta kas kontraksiyonları.

aksiyon potansiyeli oluşturup iletme işine katılmazlar. 1. Refleks arkı Sinir sisteminde hücreler iki büyük grupta toplanmaktadır. akson ise iletildiği yer olmaktadır. Bütün nöronlar. Şekil 10. hatta sonlanmalarına doğru taşınmalıdır ki buna akson transportu adı verilir.'ye kadar değişebilir. Somatik Sistem: İskelet kaslarımıza kasılma emirlerini götürerek nöronların gövdesi beyin sapı veya medulla spinaliste bulunur. 2. Bu nöronlar tarafından salgılanan nörotransmitter asetilkolindir (Şekil 10). 140 . nükleus. uyarıyı taşıdıkları yöne bağlı olarak akson ve dendrit olmak üzere ikiye ayrılırlar. Dendritler bir ve birden fazla sayıda olabilirken her sinir hücresinin bir adet aksonu bulunur ve aksonların uzunluğu birkaç mikrondan 1m. Aksonda veziküller içinde nörotransmitter olarak tanımlanan ve bir nöronda aksiyon potansiyeli olarak taşınan bilginin. Aksonun yapı ve işlevini sürdürebilmesi için. Nöronlar: Sinir sisteminin esas fonksiyonunu yapan hücreler olup. Nöronlar: Sinir Sistemi Hücreleri Nöronlar elektrokimyasal bir işlemle bilgi taşımak için için özelleşmiş hücrelerdir. Dendritler ve soma impulsun doğduğu yer. Nöronlar. diğer bir nörona aktarılmasında aracılık eden kimyasal moleküller bulunmaktadır. akson ise uyarıyı hücre gövdesinden alıp uzağa taşımaktadır. aksiyon potansiyelini oluşturup iletme işi bu hücrelerdedir. gövdedeki organellerde yapılan çeşitli maddeler aksona. Dendritler uyarıyı hücre gövdesine doğru. Nöritler. Glia (destek) hücreleri: Nöronlara destek görevi yapan hücreler olup. Nöritler sitoplazmik uzantılar olup hücre zarı ile çevrilidirler.Periferik Sinir Sistemi fonksiyon yönünden somatik ve otonom olmak üzere iki bölüme ayrılır. sitoplazma ve hücre organellerini içeren bir hücre gövdesi (soma) ile bu hücre gövdesinden çıkan ve nörit adı verilen uzantılardan oluşur. uyarılabilme ve uyarıları iletebilme özelliğine sahiplerdir (Şekil 11).

ara nöronlar (internöronlar) ise merkezi sinir sistemi içerisinde duysal ve motor nöronlar arasındaki bağlantıyı kurar (Şekil 12). Bu nöronlar algılama. Şekil 12. bellek ve davranışın organizasyonu için gereklidir. motor nöronlar (eferent nöronlar) sinyalleri merkezi sinir sisteminden efektör organa (kas ya da bez) iletir. Duysal ve motor nöronlar 141 .Şekil 11. Nöron Nöronlar işlevlerine göre 3 sınıfa ayrılabilirler: Duysal nöronlar (aferent nöronlar) vücudun doku veya organlarından çeşitli bilgileri merkezi sinir sistemine taşırken.

bir nöronun aksonunun (presinaptik nöron) diğer bir nöronun (postsinaptik nöron) soması. dendritleri veya aksonu ile yaptığı özel bağlantı bölgeleridir. bir nöronun diğerinin aktivitesini değiştirdiği yerdir. Kaslar genel olarak 3 tipe ayrılır. Başka bir tanımla sinaps. Düz kas 142 . aktarılan bu bilgiyi alarak uzağa taşınmasını sağlayan nörona ise postsinaptik nöron adı verilir. Kas hücrelerinde. Bu hücreler uyarıldıklarında. Adenozin Trifosfat (ATP) hidrolizi ile elde ettiği enerjiyi. Sinir hücrelerinden farklı olarak kas hücreleri. Sinapsa bilginin getirildiği nörona presinaptik nöron. hücre zarı boyunca yayılabilen aksiyon potansiyeli oluşturur. Şekil 13. (Şekil 13). Aktin bağlayan bir protein olan miyozin. bir hücre grubunun diğer hücre grubu üzerinde hareketine çevirir ve böylece moleküler bir motor olarak görev görür (Şekil 14). iletiye de sinaptik ileti adı verilmektedir. Sinaps. 1. Kalp kası 3. Genellikle sinapslar bir nöronun aksonu ile diğer bir nöronun dendritleri (%80-95) arasında meydana gelmektedir. Sinaptik ileti KAS Kas hücreleri de.Sinaps Nöronların birbirlerine bilgi aktarımı yaptıkları bölgelere sinaps bölgeleri. elektriksel ve mekanik olarak uyarılma özelliğine sahiptir. kasılmayı sağlayan aktin ve miyozin proteinlerinden bol miktarda bulunmaktadır. İskelet kası 2. sinir hücreleri gibi kimyasal. aksiyon potansiyeli tarafından etkinleştirilebilen kasılabilir yapılar içerir.

İskelet Kası İskelet kası. troponin molekülünün diğer kısımlarını. Tropomiyozin molekülleri. Troponin T.Şekil 14. bir T sistemi ile bir Sarkoplazmik Retikulum’dan oluşan sarkotübüler sistemi oluşturur. kırıcılık indekslerinin farklılıklar göstermesi. sarkoplazmik retikulumun T sistemine bitişik yan keselerinden. Aksiyon potansiyeli. Ca2+ kasılmayı başlatır (Şekil 17). iskelet kasının bilinen çizgili görüntüsünü sağlamaktadır. kas hücresinin hücre zarına sarkolemma adı verilir. tropomiyozin molekülleri boyunca bulunan. belli aralıklarla yerleşmiş küçük globüler yapılardır. tek bir kas hücresinden oluşmuştur. aktin. Kas ve Genel Yapısı 1. yani uç sarnıcından Ca2+ salınmasını tetikler. elektron mikroskobunda vezikül ve tübüller şeklinde zarsı yapılardan kurulu çatılar tarafından çevrili şekilde görülür. birbirinden bağımsız kas liflerinden oluşmuştur. Bu yapılar. miyozinin aktin ile etkileşimini inhibe eder. İki Z çizgisi arasında kalan alan sarkomer olarak adlandırılır (Şekil 15). uyarılma-kasılma keneti (eksitasyon-kontraksiyon bağıntısı) denilir. Sarkotübüler Sistem: Kas lifleri. Filamanlar ise kasılabilir proteinlerden yapılmıştır. Kas Çizgileri: Kas lifinin değişik kısımlarında. 143 . (Şekil 16). birbirinden ayrı filamanlara bölünebilen miyofibrillerden oluşur. miyozin. Aksiyon potansiyeli. tropomiyozin ve troponin proteinleri sayesinde olmaktadır. troponin C ise kasılmayı başlatan Ca2+ için bağlanma noktaları içerir. tropomiyozin molekülüne bağlarken troponin I. Bu kas liflerine. T sistemi sayesinde kas lifindeki bütün lifçiklere yayılır. Her kas lifi. Troponin molekülleri. aktin molekülünün iki zinciri arasındaki oluğa yerleşmiş uzun filamanlardır. İskelet kasının kasılabilmesi. Çapraz bağlı çizgilerin farklı bölümleri çeşitli harfler ile adlandırılmıştır. Kasılmanın Moleküler Temeli: Kas lifinin depolarize olması ile başlayan kasılma sürecine. Kas lifleri. aynen nöronların sinir sisteminin yapı taşları olması gibi. iskelet sisteminin yapı taşları da denilebilir.

Bunlar. uyarımın bir kas lifinden diğerine yayılması için düşük dirençli köprüler oluşturur. Kalbin iskelet kasına göre daha uzun süre kasılı kalması (uzun plato) yavaş açılan. fakat uzun süre 144 . Kas Çizgileri ve Onları Oluşturan Yapılar 2.Şekil 15. Bu kavşaklar. iskelet kasındakilerle benzer ve Z çizgileri bulunur. hücre-hücre yapışmasını sürdürerek lifler arasında güçlü bir birlik sağlar. Kalp Kası Kalp kasının çizgileri. Z çizgileri hizasında interkale diskler görülür. Bu kavşaklar. kalp kasının sanki bir sinsisyum gibi işlev görmesini sağlar.

açık kalan. gelişen total gerimle orantılıdır. bir tepe noktasına kadar diastolik hacimdeki artışa koşut olarak kalbin kasılma gücü artar (Kalbin Frank-Starling Yasası). Vücutta liflerin başlangıç boyu. Yani gelişen gerim. kalbin diastol evresindeki dolma derecesi tarafından belirlenir ve ventrikülde gelişen basınç. voltaja bağımlı Ca2+ kanallarına bağlıdır. Şekil 16. Sarkotübüler Sistem 145 .

görüldüğü kadarıyla troponin bulunmaz. Kalp kası da iskelet kası gibi çapraz çizgiler içerir ancak. kalp kası işlevsel olarak bir sinsisyum (ağ şeklinde bağlantı sistemi) oluşturur. Düz Kas: Ancak. Düz kaslar ise çoğunlukla iç organın duvarında bulunur. Kasılmanın Moleküler Temeli 3.Şekil 17. İskelet kasının lifleri arasında anatomik ve işlevsel bağlantı yoktur ve genelde istemli olarak kasılır. düz kas homojen tek bir kategoriden oluşmaz. İskelet kası vücut kaslarının en büyük kısmını oluşturmaktadır. İskelet kası oldukça iyi gelişmiş çapraz çizgiler içerir ve normalde sinirsel uyarı yoksa kasılmaz. Düz kasta sarkoplazmik retikulum vardır fakat çok az gelişmiştir. 146 . Düz kasta tropomiyozin varsa da.

Kanımız ayrıca farklı sınıflara ayrılmış güçlü bir ordunun askerleriyle de doludur. bedenimizde dolanan kan damar sisteminde tam bir tur attığında dünyayı 4 kez dolaşmış kadar yol almaktadır. amino asitler. 4. farklı türden hücreleri de içinde taşımaktadır. organizmada damar sisteminin içini dolduran ve kalbin yardımıyla da tüm vücudu dolaşan sıvı bir dokudur. kollarımızın içinde görebildiğimiz damarlar. dokulara ileten kırmızı kan hücreleridir (alyuvarlar. Beslenme: Sindirim sisteminden yapı taşlarına ayrılmış olarak emilen besin maddelerini (glikoz. KAN FİZYOLOJİSİ Kan Sıvısının Genel Özellikleri Tanım olarak KAN. Kanımızdaki kalabalık bir “işçi ordusu”. yalnızca dokularımız ve organlarımızın gereksinim duyduğu oksijeni taşımakla ve vücudumuzu metabolizma artıklarından arındırmakla kalmaz. 6. aslında bu karmaşık sistemin önemsiz bir bölümüdür. Ana damarlarla taşınan kan. fosfat. 3. tüm dokularımızdaki hücrelere gereksinim duydukları besinleri de taşımaktadır. en küçük bir hücreye kadar gidebilmesine olanak sağlar. Kanın Başlıca Görevleri: 1. içindeki hemoglobin molekülü sayesinde oksijeni. Asit-Baz Dengesi: Bir yandan oluşan asit ve bazları tamponlarken (bikarbonat. Yaşam veren ve koruyan bu sıvı. 5. Üzerlerindeki reseptörler sayesinde vücuda giren istilacıları belirleyip bu bilgileri hafızalarında tutan akyuvarlar (lökositler) ve benzeri savunma hücreleri.2. Kandaki acil ilk yardım ekipleriyle “pıhtı pulcukları” ya da trombosit olarak adlandırılan. yağ asitleri) ihtiyacı olan dokulara ulaştırılır. 147 . Solunum (O2-CO2 Değişimi): Ağırlıklı olarak eritrositlerin görevidir. 2. eritrositler). Plazma adı verilen sıvı ortamda süspansiyon halinde dağılmış bir takım hücresel elemanlar içeren. büyük bir kılcal damarlar ağıyla (kapiller) dokulara dağılmaktadır. Kan vücut ağırlığının ortalama % 8’ini oluşturan (70 kg’lık bir insanda 5-6 L) sıvı bir dokudur. Bu sistem. Ellerimizin üzerinde. kreatinin) boşaltım organlarına iletilir. yabancı organizmaları yutarak (fagositoz) ya da taşıdıkları çeşitli silahlarla yok ederek organizmayı zararlı etkenlere karşı korurlar. bir kesiğe ya da yaraya kalabalık gruplar halinde yığılarak kanamayı engelleyen hücrelerdir. bizi dış düşmanlara karşı koruyan farklı işlevlere sahip. protein ve hemoglobin ile) diğer yandan bunları organizmadan uzaklaştırabilmektedir. Atılım: Dokularda ortaya çıkan metabolik atık maddeler (üre. Yetişkin bir insanda 5 litre kadar bulunan bu sıvı. Osmotik Düzenleme: Organizmanın su ve tuz dengesinin korunmasını sağlar. Yetişkin bir insanın vücudundaki tüm damarları uç uca eklesek elde edeceğimiz uzunluk en az 160. ürik asit. Bir başka deyişle. O2-CO2’in akciğerler-doku arasında eritrositlerin içerisindeki hemoglobin sayesinde iletilir. Bu sıvı dokunun ve kanın içindeki hücrelerin esnek yapılarının özellikleri ve damar sisteminin en küçük alanlara kadar yayılan yapısı. kanın vücudun her yerine. Termoregülasyon: Taşıdığı su aracılığıyla vücut sıcaklığının belirli sınırlar dahilinde tutulmasına katkıda bulunur.000 km olurdu. kalp tarafından karmaşık bir atar ve toplardamar sistemi içinde dolaştırılır.

Özgül Ağırlık (Dansite): Saf suyun özgül ağırlığı 1000 olarak kabul edilir. Haberleşme: Hormonları taşıyarak dokular arası iletişimin sağlanmasına aracılık eder. İnterstiyel Sıvı Hacminin Kontrolü: Plazma proteinlerinin oluşturduğu osmotik çekim gücü (kolloid osmotik basıncı-onkotik basınç) ile kapillerin arteryel ucundan filtrasyon ile interstisyel sahaya geçen sıvının venöz tarafta yeniden intravasküler kompartmana geçmesini sağlar. 8. renk açıktır (kiraz kırmızısı). antitoksinler ve lizinler gibi maddeler aracılığıyla vücudun yabancı maddelere karşı savunmasının önemli bir bileşenini oluşturur.7. demir içeren ve oksijen bağlayan hemoglobin (Hb) verir. Kanın özgül ağırlığı 1050-1060 arasındadır. Arteryel kanda oksijen fazla. Hematokrit için kan hücrelerinin total kana oranıdır denebilir. 9. pıhtılaşmasına fırsat verilmeden veya pıhtılaşmasını önleyen birtakım maddelerin ilavesinden sonra. belirli bir süre santrifüj edilirse içerdiği hücresel elemanların tüpün dibinde toplandığı görülür. venöz kanda ise oksijen az. renk koyudur (vişne kırmızısı). Hematokrit 148 . damardan bir tüpe alınarak. Renk: Kanın rengi kızmızıdır. Kırmızı rengi eritrositlerde bulunan. Bu durumda üstte kalan sıvı ise plazmayı oluşturur ve kanın % 54-56’sı kadardır. Yukarıda sayılan bütün bu görevlerin esas amacı organizmada homeostasis’in korunmasıdır. Hemostaz: İçerisinde bulundurduğu pıhtılaşma faktörleri yoluyla yaralanmalar sonucunda ortaya çıkabilecek kan kayıplarını önlemeye çalışır. bunun yanında antikorlar. Savunma: Fagositoz yapan veya salgılarıyla savunma yapan hücresel elemanlar. 10. Plazma: Kan. Toplanan bu kan hücreleri kanın hematokrit (hct) değerini verir ve normalde kanın % 44-46’sından ibarettir (Şekil 1). Şekil 1.

β2. 2. Eritrositlerin kendilerinin etkisi ise daha azdır. amonyak ve amino asitler. Yağlar ve Lipidler: Yağlar genel olarak sindirim sisteminden yağ asidi ve gliserol emilir. fosfor. Fibrinojen = % 0.5 kadarını eritrositler geri kalan 3 litresini ise plazma oluşturur. kandaki tüm hücresel elemanların tek başına % 95’den fazlasını oluşturmaktadır. Albumin birçok madde için taşıma görevi görür. 5. hipoksantin. Çeşitli metaller. Onkotik Basınç: Plazma proteinlerinin oluşturduğu osmotik basınç (≈ 25 mmHg) kolloid osmotik basıncı veya onkotik basınç olarak adlandırılır. kolesterol ve nötral yağlar (trigliserid). α2. 149 .45 = 2. ksantin. Karbonhidratlar.5 g altına düştüğünde onkotik basınçta meydana gelen düşme sonucu sıvının venöz uçta kapillere dönmemesi sonucu ödemler oluşur. Kadında 0-16 mm/sa’dir. Sedimentasyon doku harabiyeti ile seyreden birçok hastalıkta artar. fosfolipid. Proteinler. Klinikte hastalığın çeşidi ve cinsi hakkında doğrudan bilgi vermese de ileri tetkik için fikir veren yönlendirici bir tanı metodudur. Erkekte 0-8 mm/sa.5 g. üre. globulin ve fibrinojendir. ürik asit. Globin = % 2. Fibrinojen pıhtılaşmada görev alır. Plazmanın % 90-92’si sudan ibarettir.3 g/dl.5 x 0. Lökositler ve trombositlerin hematokrite katkısı ihmal edilebilecek boyutlardadır. Onkotik basıncın % 70-80’inden tek başına albumin sorumludur. Glikozun normal düzeyi % 70-110 mg’dır. Plazma Karbonhidratları: Sindirim sisteminde karbonhidratların % 80’i glikoz. 3. Total protein miktarı % 5. enzimler. Normal sedimentasyon değerleri Yeni doğanda 0-1 mm/sa. amino asitler. Bu basınç. Bu çöken kanın üstünde oluşan plazma tabakasının saatlik ilerleme hızı kısaca eritrositlerin çökme hızı olarak ifade edilebilen sedimentasyon hızı diye bilinir. kreatinin. ya da albumin % 2. Ayrıca teşhisi konmuş hastalıkların tedaviye cevabının izlenmesinde kullanılır. Sedimentasyon hızı üzerinde başlıca etken bir takım plazma faktörleridir. Plazma proteinleri: Toplam = % 7 g/dl Albumin = % 4.5 g/dl.5 g/dl. β1. Fruktoz ve galaktoz daha sonra karaciğerde glikoza çevrilir. başlıca albumin. hormonlar ve bazı ilaçlar kanda albumine bağlanarak gerekli yerlere taşınır.5 litre kan hacminin 5.5. Pıhtılaşması engellenerek özel bir tüpe alınan kanın hücrelerinin çökmesine sedimentasyon denir. γ). yağ asitleri. Ancak aralarından γ-globulinler aynı zamanda immunoglobin (lg) olarak da bilinir ve organizmanın bağışıklık sisteminde rol oynar (α1. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ise şeker hastalığı (diabet) söz konusudur. Sedimentasyon: Eritrositler. 4. kapillerde suyu damar içerisinde tutan ve venöz uçta interstisyel sahadan tekrar damar içine dönüşünü sağlayan gücü oluşturur.Kandaki organik maddeleri şu şekilde sıralayabiliriz: 1. Çeşitli iç salgılar (hormonlar) ve enzimler. Bir de non-protein azotlu maddeler vardır. glikoz ve laktik asit. Globulinlerin de albumine benzer taşıyıcılık görevi vardır. Lipidler. Fibrinojenin uzaklaştırılmış olduğu plazma ise serum (pıhtılaşma faktörleri olmayan plazma) olarak adlandırılır. geri kalanı fruktoz ve galaktoz olarak kana geçer.

150 . Kan hücrelerinin oluşumu ERİTROSİTLER – ALVUYARLAR Sayıları en yüksek olan kan hücresidir. ancak membranlarının esnekliği sayesinde kolayca şekil değiştirerek. egsersiz ve yemeklerden sonra fizyolojik olarak artar. menstruasyon sırasında. dolayısıyla eritrosit membranından oksijen-karbondioksit difüzyonu oldukça hızlı olabilmektedir.5 milyon civarındadır.5-5. lökositler (akyuvarlar. beyaz kan hücreleri) ve trombositlerdir (kan pulcukları) (Şekil 2). Yaklaşık 7 µ çapında olan eritrositlerin boyutlarının bu küçüklüğü ve özel şekilleri nedeniyle yüzey-hacim oranı çok yüksektir. Şekil 2. Bu sayı mm3’te 4. Her bir globin zincirine bir tane Fe+2 taşıyan bir hem molekülü bağlanmaktadır. İki taraflı olarak ortadan çökük (bikonkav) disk şeklinde görülürler. Akciğerden aldıkları O2’yi dokulara. Hemoglobin (Hb) yapısında 4 tane globin protein vardır. Kanın Hücresel Elemanları Kanın plazma haricinde kalan ve % 44-46’lık hematokrit değerinde sorumlu olan kan hücreleri eritrositler (alyuvarlar. Sonuç olarak 4 Globin (2α2β) + 4 Fe+2 = 1 Hemoglobin’i oluşturur. son derece dar kapiller damarlardan geçebilmektedirler (Şekil 3). kırmızı kan hücreleri).Fizyolojik Sedimentasyon Artışları: Sedimentasyon gebelikte. yaşlılıkta. buradan aldıkları CO2’yi ise akciğere taşırlar.

Karbonmonoksihemoglobin. oksijen molekülünü asıl bağlayan eleman olan bir Fe+2 atomu içerir (Şekil 4). CO2 bağlamış olan Hb’dir. Eritrositin görünümü Şekil 4. Hemoglobin Bileşikleri: Oksihemoglobin.Her biri hem molekülü. Methemoglobinemi. Hb’in CO’ya ilgisi O2’ye olan ilgisinden 250 kat fazladır. Şekil 3. Hemoglobin ve yapısında bulunan hem ve globin molekülleri. Karbaminohemoglobin. O2 bağlamış olan Hb’dir. Bu durum Hb’nin yapısındaki +2 değerli demirin +3 değerli demire yükseltgenmesiyle karakterizedir ve bu şekilde oluşan methemoglobin (met-Hb) O2 bağlama yeteneğinden yoksundur. 151 .

indirekt bilurubin). Kanın Hb konsantrasyonu.özellikle dalakta olmak üzere – kapiller damarlardan geçerken. Hem molekülünün yıkımı 152 . Yapım. Eritrosit yapımını uyaran başlıca etken dokularda oksijenin azalması anlamına gelen hipoksidir. dokuların oksijen gereksinimine göre düzenlenmektedir. Parçalanan eritrositlerden açığa çıkan Hb’nin hem’i biliverdin. Ancak bu faktörlerin hiçbiri yapım hızını düzenleyen sinyali oluşturmaz. demir ve bazı büyüme faktörleri gibi. Eritrositlerin Haraplanması: Yaşlanan eritrositlerin membranı elastik yapısını kaybeder ve . vitamin B12. Aslında yalnızca eritrositlerin değil. Hb’nin oksijen satürasyonu. doğumdan sonra kemik iliğinde yapılmaya devam eder. sürtünmeye dayanamayarak yırtılırlar. Kan akımı.Eritrosit Yapımı (Eritropoez): Doğumdan önce karaciğerde sentezlenen eritrositler. Dokuların oksijen donanımı ise. Hipoksi etkisiyle eritropoetin adı verilen glikoprotein tabiatlı bir hormon salgılanır. Oluşan bilurubin karaciğerde glukuronik asit ile konjuge edilerek bilurubin diglukuronat konjuge bilurubin. amino asitler. lipidler. Hb’nin oksijene olan afinitesine bağlıdır. tüm kan hücrelerinin sentez yeri kemik iliği ve stem cell (kök hücre)dir. demir ve CO’ya çevrilir. karbonhidratlar. direkt bilurubin) lahine getirilir (Şekil 5). Eritropoez’in Düzenlenmesi: Eritrosit yapımı için bazı besinler gereklidir. folik asit. Dokulardaki oksijen basıncı ve dokuların oksijen donanımı ile tüketimi arasındaki oran. eritrosit yapım hızını etkiler. Şekil 5. Oluşan biliverdin ikinci aşamada bilurubine çevrilir (nonkonjuge bilurubin.

Vitamin. Kanda bulunan fazla demir ise apoferritin ile birleştirilerek ferritin şeklinde depolanır. Değişen. B12 ve folik asit eksikliğinde hücre büyür ama bölünemez. Bunlar A-B-O ve Rh sistemi antijenleridir. özellikle membranlarında bulunan her biri antijen antikor etkileşimlerine yol onlarca adet antijendir. Kan Grupları Eritrositler şekil olarak. Eritrosit membranında yalnız A aglütinojeni bulunduranlar A kan grubu. Normal erişkin Hb’i 2 α ve 2 de β polipeptid zincirinden meydanla gelen HbA’dır. hem de B aglütinojenlerini bulunduranlar AB kan grubu. Hem sentezi bozukluğu: Fe eksikliği 3. Apotransferrin ince bağırsakta serbest demir ve bazı demir bileşikleri ile bağlanır. Hemosiderinin aşırı çoğalması ile hemokromatoz denen patolojik durum oluşur. Talasemi (Akdeniz Anemisi): Hemoglobindeki bir polipeptid zincir eksikliği ile oluşur. Globin sentezi eksikliği: Globin zincirini kodlayan gen de yanlış kodlama (orak hücreli anemi) veya Globin zincirini kodlaya genin olmaması (talasemi). Bu antijenlerin çoğu zayıftır. Eritrosite antijenik özellik kazandıran bu maddelere aglütinojen adı verilmiştir. ciddi doku hipoksisine bağlı akut kalp yetmezliği gelişebilir. 4. Hem A. egzersiz sırasında dokunun oksijen gereksinimi çok artacağından dolayı. Bu işlemden sonra demir bağlanmış apotransferrin transferin olarak adlandırılır. bu nedenle megaloblastik anemi olarak adlandırılır. Ne A. ne de B aglütinojenlerini bulundurmayanlar ise O kan grubu olarak kabul edilmiştir.ANEMİ Eritrosit sayısının veya hemoglobin miktarının normalden düşük olması halidir. Bu sınıflama ABO kan grubu sınıflaması olarak da bilinmektedir (Tablo I). 2. β zincirin olmaması β-talasemi olarak isimlendirilir. Ancak anemili kişi egrzersize başlarsa kalbi bu durum karşısında daha fazla kan pompalayamayacaktır. Sonuç olarak. Yalnız B aglütinojeni bulunduranlar B kan grubu. Membran bozukluğu ve enzim eksikliği B12 veya Folik Asit Eksikliği: B12 vitamini ve folik asit hem DNA. Kanın azalmış oksijen taşıma kapasitesine rağmen kan akım hızı artarak dokuların ihtiyacı olan oksijeni bırakabilir. 4. α zincirinin olmaması α-talasemi. 3. Anemilerin Sınıflandırılması: 1. Vücutta demir miktarı apoferritin depo havuzunu aşacak miktarda olduğu zaman hemosiderin adlı çözülmeyen formda depo edilir. hangi ırktan olursa olsun tüm insanlarda aynıdır. hem de RNA serisi için gereklidir. Demir Metabolizmasi ve Eksikliği Demir eksikliğine bağlı hipokrom mikrositer anemi gelişir. 153 . DNA sentezi bozukluğuna bağlı anemiler: B12 vitamini veya Folik asit eksikliği eksikliği 2. Ferritin şeklinde depolanan bu demire depo demir adı verilir. Demir en çok duodenum ve jejenumun ilk bölümü olmak üzere ince barsağın ilk kesiminden emilir. 1. İki grup antijen diğerlerine göre daha sıklıkla kan trasfüzyon reaksiyonlarına yol açarlar.

Buna göre A grubu kişinin plazmasında Anti-B aglütinini. plazmasında buna karşı antikor mevcuttur. hem de B aglütinojenine sahip olduklarından plazmalarında aglütinin yoktur. Genel olarak kişide bulunmayan aglütinojen hangisi ise. taşımayanlar ise Rh (-) olarak sınıflanır. Anti-A aglütinini.Tablo I. A aglütinojenine karşı Anti-A. Rh uyuşmazlığı: Rh (-) bir anne. Bilurubin pigmenti normal erişkinde kan-beyin bariyerini geçemezken. Bu durumu önlemek için Rh (+) bir bebek doğuran Rh (-) bir anneye doğumdan sonraki 72 saat içerisinde Rh (+) eritrositlere karşı gamma globulinler verilebilir. Cross-Matching: Genel olarak çok fazla etkin olmamakla birlikte. İnsanların % 80’i Rh (+)’dir. bu saydığımız ABO ve Rh grupları dışındaki kan grupları. Rh faktörüne karşı oluşan antikor Anti-D antikoru olarak da adlandırılır. bu durum eritroblastosis fetalis veya yeni doğanın hemolitik sarılığı olarak adlandırılır. Rh faktörü: Eritrosit membranında ABO kan grubu aglütinojenlerine ilave olarak bir de Rh antijeni önemlidir. B aglütnojenine karşı ise Anti-B aglütinin vardır. Ya düşük olur ya da hemoliz nedeniyle çocuk sarılıklı doğabilir. klinik uygulamada nadir de olsa problemlere yol açabilirler. A aglütinojenini taşıyan eritrositler ile karşılaşırsa bir anda çok sayıda eritrositi kendine bağlayarak kümeleşmesine neden olur. B grubu kişinin plazmasında Anti-A aglütinini. Ancak anne ikinci kez yine Rh (+) bir çocuğa hamile kalırsa. Oluşan bu antikorlar da tekrar çocuğa geçer ve çocuğun eritrositlerinde aglütinasyon ve hemolize neden olabilir. bu olaya da aglütinasyon adı verilir. AB kan grubundaki insanlar hem A. Aglütinasyonu hemoliz takip eder ve eritrositler parçalanarak ölür. O grubu kişide ise her iki aglütinin bulunur. Genellikle ilk gebelikte oluşan antikorlar ya çok fazla değildir ve çocuğa tam zarar veremezler ya da çocuğa gebelik süresinde değil de doğum sırasında geçer ve çocukta herhangi bir hastalık olmaz. annedeki antikorların sayısı artarak daha tehlikeli durumlara yol açabilir. Rh (+) bir babadan yine Rh (+) bir çocuğa hamile olduğunda söz konusu hale gelir. Bunun için kan tranfüzyonu yapılacağı zaman. ABO kan grubu sistemi Kan Grubu A B AB O Antijen(aglütinoje n) A Var Yok Var Yok B Yok Var Var Yok Antikor(aglütini n) AntiA Yok Var Yok Var AntiB Var Yok Yok Var Bu aglütinojenlere karşı reaksiyon gösteren antikorlar ise plazmada doğal olarak bulunmaktadır ki bunlara da aglütinin denir. Eritrositlerin Rh antijeni taşıyanlar Rh (+). Bu durumda çocuğun Rh antijenleri anneye geçerse annenin kanında Anti-D antikorları oluşur. fetüste bu bariyeri aşabilmekte beyin bazal gagliyonlarında toplanarak kernikterus olarak adlandırılan tehlikeli duruma neden olur. alıcı ile vericinin kanları bir deney tüpünde birleştirilerek aglütinasyon oluşup oluşmadığı 154 .

boşaltım organları veya deri yoluyla girebilecek bakteri.Akyuvarlar Organizmanın kan hücreleri ile gerçekleştirdiği korunma mekanizmaları. sitoplazmik granüllerinin boyanma özelliğine göre. asit olarak boyanır ve kırmızı renk alır) ile bazofil (bazik boya ile koyu mavi olarak boyanır) şeklinde 3 alt gruba ayrılır (Şekil 6). bazofiller ve eozinofiller olarak üç gruba ayrılırlar. 10000’in üzerine çıkmasına ise lökositoz adı verilir. Lökositler . Lökosit alt grupları Granülositler Çok parçalı çekirdekleri vardır ve sitoplazmalarında belirgin granüller içerirler. parazit gibi mikroorganizmaların tehdidi altındadır. mantar.kontrol edilir ve ancak bundan sonra kan nakline başlanır. Granüllerinin ve çekirdeklerinin boyanma özelliklerine göre kendi içlerinde nötrofiller. Sitoplazmalarının özel boyalarla boyanması sonunda beliren granüllerin bulunup bulunmamasına göre granülositler ve agranülositler diye ikiye alt gruba ayrılırlar. Korumadan sorumlu başlıca hücreler de lökositlerdir. eozinofil (daha büyüktür. İmmün 155 . bağışıklık sistemini oluşturmaktadır. Sayılarının 4000’in altına düşmesine lökopeni. Bağışık yanıt için gelişen hücrelerden sadece lenfositler çeşitlilik. Bunlardan monositler miyeloid seriden gelişirken. fagositoz veya çeşitli moleküller salgılanması gibi yardımcı roller üstlenir. Diğer hücreler lenfositlerin aktivasyonu. solunum. Makrofajlar gibi aktif fagostik hücreler olmakla birlikte savunmada makrofajlara göre daha etkin ve üst düzeyde rol alırlar. Normal sayıları mm3’te 4000-10000 kadardır. bunlarında en büyük kısmı nötrofillerden ibarettir. lenfositler lenfoid seriden gelişen tek kan hücresidir. Her üç granülosit tipinin de aktif olarak fagositos yapma yeteneği vardır ve bakteri. Genellikle inflamasyon bölgesine giden ilk hücrelerdir. Bu teste cross-matching adı verilmektedir. Vücudumuz her an ağız. Lenfosit ve monositlerin yer aldığı agranülositler ise tek çekirdekli oldukları için mononükleer lökositler olarak da isimlendirilir. Şekil 6. bellek ve kendinden olan/olmayanı tanıma özelliklerine sahip olur. Nötrofiller: Dolaşımdaki tüm lökositlerin % 50-75’ini granülositler oluştururken. virüs. özgüllük. mantar. Lökositler eritrositlerden daha büyük çekirdekli hücrelerdir. parazit gibi mikroorganizmalarla bu yolla savaşım veriler. Bunlar da kendi içlerinde. nötrofil (nötral boya ile pembe olarak boyanır).

lenfositlerin fagositoz yeteneği yoktur. Makrofajların başlıca işlevleri. Bazofiller ayrıca bazı alerjik hastalıklarda da ana rol oynarlar. Mast Hücreleri: Mast hücreleri. Olgunlaşıp eğitilen T ve B Lenfositler primer lenfoid organları terk ederek sekonder lenfoid organlara dağılırlar (Şekil 7). Makrofajlar her dokuda görülürken. Lenfositler: Kandaki lökositlerin % 20-30’unu oluştururlar. bazofillerle birlikte alerji gelişiminde rol alır. Eozinofiller ayrıca alerjik reaksiyonların olduğu dokularda toplanma eğilimindedir. heparin. Dolaşımdaki lökositlerin %1-2’sini oluştururlar.bileşiklerler uyarıldıkları zaman granüllerinde bulunan organizmaları sindirici ve öldürücü enzimlerini hücre dışına bırakırlar. Granülosit ve monositlerin aksine. inflamasyonun bulgularının oluşmasına neden olurlar. İnflamasyon esnasında bu molekülleri salarak. bazı dokularda özel isimlerle anılırlar. Eozinofiller: Tıpkı nötrofiller gibi hareketli ve fagostik hücrelerdir. Monositler: Monositler damar hücrelerinin arasından interstisyel (hücrelerarası) sahaya geçerek burada doku makrofajlarını (histiyosit) oluştururlar. Kemik iliğinden kaynaklanırlar. 156 . bradikinin ve serotonin gibi moleküller barındırırlar. Granüllerinin içeriği histamin. Bazofiller: Granülositler grubunun fagostik olmayan üyeleridir. İste monositlerin esas olgun hali bu makrofajlardır. antijenik materyali lenfositler başta olmak üzere diğer hücrelere sunarak tanıtma ve çeşitli uyarıcı moleküller salgılamadır. öldürme. Parazitlere karşı savunmada özelleşmişlerdir. T Lenfositler timusta olgunlaşarak bağışıklık yeteneklerini burada kazanırlarken B Lenfositler kemik iliğinde olgunlaşarak bağışıklık yeteneklerini burada kazanırlar. fagositoz.

diğer bir bölümü antijenlerle doğrudan savaşabilecek yeteneğe sahiptir. vücuda giren yabancı maddelere (antijen) karşı antikor veya immunoglobulinler de dediğimiz protein yapısındaki özel maddeleri sentezlerler. T lenfositler ise değişik görevlerle farklılaşmış olup. dalak.Şekil 7. Bu nedenle T lenfositleri ile oluşan bağışıklığa hücresel bağışıklık adı verilirken. Lenfosit tipleri Primer (merkezi) lenfoid organlar: Lenfositlere immunolojik yeteneklerini kazandıran timus. tonsiller ve (sindirim. B lenfositler. B lenfositlerinin meydana getirdiği bağışıklık humoral bağışıklık olarak anılır. 157 . bir kısmı B lenfositlerin antikor üretiminin düzenlenmesi ile ilgili vazifeler alırken. boşaltım. bursa fabricius ya da memelilerde bunun yerini tutan kemik iliği. solunum. üreme) kanal duvarlarındaki lenf bezleridir. Sekonder (periferik) lenfoid organlar: Lenf düğmeleri.

Lökosit Formülü: Lökosit çeşitlerinin toplam lökosit populasyonuna oranını ifade eder. bradikinin ve serotonin gibi maddeler açığa çıkar. bakteriyel enfeksiyonlarda granülositler ile genç lökosit şekilleri çoğalmış bulunur. işlevlerini başlıca fagositoz yoluyla yerine getirirler. viral enfeksiyonlarda lenfositler. Bu şekilde nötrofil ve monositlerin yabancı maddenin zarar verdiği bölgeye doğru hareketine kemotaksis denir (Şekil 8).Şekil 8. Hastalıkların tanısında çok değerli ipuçları verebilir. lenfosit veya lökositlerin kontrolsüz olarak çoğalması durumudur. Lökosit hareketleri Lökositler. alerjik hastalıklarda eozinofiller daha çok artar. Ancak bunun yanında. çeşitli salgılar yoluyla da yabancı maddeler ile savaşım verebilmektedirler. Tahrip olan dokudan histamin. Örneğin. Lösemi: Halk arasında kan kanseri olarak da bilinen.5 %2030 Bağışıklık Mekanizmaları (İmmun Sistem) 158 . Lökosit formülü Çomak çekirdekli genç nötrofil Parçalı çekirdekli nötrofil Eozinofil Bazofil Lenfosit %1-2 %6070 %1-4 %0. tüberküloz gibi kronik hastalıklarda monositler çoğalmış olarak bulunur (Tablo II) Tablo II.

bu hastalar kolay kanarlar ve kanamanın durdurulması oldukça zordur. Fazla pıhtının eritilmesi (fibrinolizis) 159 . bu olay gerek endotel hücreleri gerekse trombositler tarafından salgılanan bir plazma proteini olan Von Willebran faktörü (vWF) tarafından kolaylaştırılır. IgD. damar zedelenmesi sonucu açığa çıkan kollagen moleküllerine hızla yansır. Normal sayıları 150000 – 400000/mm3 civarındadır. böyle bir reaksiyonda otoantijenlere karşı oluşan otoantikorlardan bahsedilir. Bu olaya otoimmunizasyon ya da otosensitizasyon adı verilirken. IgE. İmmunoglobulin (Ig)ler: IgG. Otoimmunite: Bağışıklık normalde vücuda yabancı olan antijenik maddelere karşı gelişen bir olay iken. damar zedelenmesi sonucu açığa çıkan kollajen moleküllerine hızla yapışır (adhezyon). Trombosit membranı yüzeyindeki reseptörler aracılığıyla. Trombosit tıkacının oluşması. Membranı yüzeyindeki reseptörler. Pıhtının oluşması (Şekil 9) 4. Damarın refleks olarak kasılarak büzülmesi (vazospazm) 2. damar yaralanmalarında kanamanın durmasında (hemostaz) ve pıhtılaşmada (koagülasyon) görev alan hücrelerdir. normal damar endoteline yapışmazken. Bir damar yaralandığı zaman kanamanın durdurulması ve o bölgenin tamiri için devreye giren mekanizmalar şu şekilde sıralanabilir 1. Bundan sonra trombositler. Diğer trombositler de buraya gelerek birbirlerine yapışır ve trombosit kümeleri oluştururlar (agregasyon). Trombositler. Bu kişilerde deri altında kanamalar ve çürükler görülebilmektedir. Fibröz doku oluşumu ile damarın yeniden tamiri 5. Vücutta hemostaz ve koagülasyon mekanizmaları: Hemostaz kanamanın durdurulması. IgM. Bu protein hasarlı damar duvarı ile trombositler arasında bir köprü oluşturur. 3.Plazma proteinlerinin ikinci büyük kısmını oluşturan globulinler arasından immunoglobulinler vücudun bağışıklık sisteminde önemli yer tutar. Bazı inanlarda kalıtsal olarak bazı pıhtılaşma faktörlerinin bulunmaması sonucu hemofili adı verilen hastalık bulunabilir (FVIII eksikliği hemofili A. normal damar endoteline yapışmazken. Bunlar antijenlere karşı organizmanın savunmasında görev alan antikorlardır. koagülasyon ise kanın pıhtılaşması anlamına gelir. Bu şekilde trombosit tıkacı oluşmuş olur. yapılarında bulundurdukları aktomiyozin etkisiyle kasılarak içlerinde hapsolmuş plazmayı dışarı atar. bazen kişinin immun sistemindeki bir takım bozukluklar nedeniyle kendi dokularına karşı antikor oluşabilir. basit kılcal damar yaralanmalarında tek başına bu tıkaç kanamayı durdurmaya yeterli olabilmektedir. IgA. Kişide trombosit sayısının yetersiz olması trombositopeni olarak adlandırılır. FIX eksikliği hemofili B). Trombositler Yine miyeloid serinin unipotent stem hücresinden kaynaklanan dev megakaryosit’lerden oluşurlar.

Bakteri ve virüs enfeksiyonları. dolaşımda plazminojen olarak (inaktif halde) bulunur. Hemostazis Kanda pıhtılaşma ile ilgili yaklaşık olarak 50 kadar madde bulunmuştur. Fibrinolitik sistem ile pıhtılaşma sistemi arasındaki dengenin bozulmasından kaynaklanır. ağrı ve fonksiyon kaybı şeklinde sıralanmıştır. Bu inflamasyon sıvısında ilk saatlerde granülositler çoğunlukta iken. sonra daha uzun ömürlü olan mononükleer hücreler (monositler. Şişlik. sıcak ya da mekanik travmalar inflamasyona yol açabilir. şişlik.Şekil 9. kalp. akciğer damarlarında tıkanmalara da yol açabilir (emboli). alerjik reaksiyonlar. Normalde kanda bu antikoagülan maddeler hakim olduğundan pıhtılaşma görülmez. Bazen trombüsten bir parça pıhtı koparak dolaşıma katılabilir ve beyin. 1) Protrombin aktivatörünün oluşumu 2) Protrombinden trombin oluşumu 3) Fibrinojenden fibrin oluşumu: Trombin de bir enzimdir ve plazmada inaktif olarak bulunan fibrinojen molekülünden fibrin iplikleri oluşturur. En önemli antikoagülan maddeler arasında antitrombin III ve heparin sayılabilir. marofajlar) artar. Damar içerisinde oluşan bu pıhtıya trombüs denir. Bunlardan pıhtılaşmayı oluşturma yönünde etkili olanlara koagülan. Plazmin. Kızarıklık ve sıcaklığın nedeni deri damarlarındaki vazodilatasyon ve kan akımı artışıdır. sıcaklık. İnflamasyon: Başlıca inflamasyon belirti ve bulguları kızarıklık. Ancak bir yaralanma sonrasında pıhtılaşma oluşması gerektiği zaman başlıca üç aşamalı mekanizma söz konusu hale gelir. Trombozis: Damar içerisindeki anormal pıhtılaşma durumudur. soğuk. Pıhtının eritilmesinden plazmin adlı enzim sorumludur. Fibrinolitik (Trombolitik) Sistem: Bunun için pıhtı oluştuktan bir müddet sonra bu pıhtıyı yeniden eritme yoluna gider. 160 . o bölgedeki proteinden zengin plazmanın damar dışına sızmasıyla oluşur (ödem). pıhtılaşmayı durdurucu yönde etkili olanlara ise antikoagülan madde denir.

larinks (gırtlak). akciğerlerde kan ile atmosfer havası arasında olanı ise eksternal solunum ya da dış solunum olarak adlandırılır. birincisi yalnızca iletici hava yolları olarak görev yapan ve terminal bronşiol olarak adlandırılan yapılarda sona eren bölüm. en dayanıklı doku ise iskelet kaslarıdır. bronşioller ve alveollerden oluşur (Şekil 1). ikincisi ise respiratuvar bronşiollerden başlayıp devam eden gaz değişiminin yapıldığı bölümdür (Şekil 2 ve 3). Bronşlar ve bronşioller de işlevlerine göre iki alt başlıkta toplanabilir. Bunlardan doku seviyesinde hücreler arasındaki O2-CO2 alış-verişi internal solunum veya iç solunum. 161 . trakea (soluk borusu). Solunum organ ve yolları. Hava yolları trakea ile başlar ve dallanmalara uğrayarak akciğer içerisine doğru ilerler. hücre seviyesinde oksijen tüketilir ve karbondioksit oluşur. bunun devamında sırasıyla farinks (yutak).3. Oksijen yetersizliğine en duyarlı organ beyin. bronşlardan sonraki daha dar bölümler ise bronşioller olarak adlandırılır. SOLUNUM SİSTEMİ SOLUNUM SİSTEMİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ Solunum sistemi kan ile atmosfer havası arasında gaz değişimi yapabilecek şekilde özelleşmiş. bu özelliği ile de hücrelerde metabolizma sonucu oluşan CO2’yi atmosfer havasına verirken. Hücrelerin yaşamlarını sürdürebilmeleri yeterli oksijen alabilmelerine bağlıdır. Oluşan CO2 de kana difüze olarak venöz dönüş ile sağ kalbe gelir. Trakeadan sonraki ilk dallar bronşlar. Dokularda. Bu durumda organizmada O2CO2 değiş tokuşu iki kez karşımıza çıkmaktadır. buradan da O2 ile değişime uğramak üzere akciğerlere pompalanır. Solunum Sisteminin Fizyolojik Anatomisi: Burun ve ağız ile başlayan solunum sistemi. Dallanmalar sırasında çapları gittikçe daralır. bronşlar. boyları kısalır ve alveol adı verilen kapalı kesecikler ile sona ererler. Şekil 1. atmosfer havasındaki O2’yi kana aktaran sistemimizdir.

Bir alveolün görünüşü 162 . Hava yolları Şekil 3.Şekil 2.

bu durumda alveollerin hava ile dolması zorlaşır. Sürfaktan yetersizliği veya yokluğu ile seyreden bazı hastalıklar. Ekspirasyon sırasında ise. Ancak bazen karın kaslarının yardımıyla zorlamalı ekspirasyon da yapılabilir. aynı mekanizmanın ters yönde işlemesiyle. bronşiolleri takip ederek terminal bronşiollerin ucunda kapillere dönüşür ve alveolleri bir ağ gibi sarar. Akciğerler pasif organlardır. Herhangi bir nedenle (yaralanmalar. bu şekilde yüzey gerilimini azaltmış olur. İnspirasyon aktif bir olaydır ve ancak bazı kasların kasılması ile sağlanabilir.rectus abdomini rol alır. Bunu sağlayan en önemli kas ise diyafragma’dır.parasternal interkostalis (internus ile eksternus) ve m. inspirasyon için gerekli 500 ml havayı ortalama 2 sn içerisinde içeri çeker. diyafragma. böylece akciğerler göğüs duvarına doğru çekilerek atmosfer havası ile dolmaları sağlanır. alveol içi basınç +1 cmH2O’ya çıkar ve aynı miktardaki hava bu sefer 2-3 sn içerisinde dışarı itilir (Şekil 4). Örneğin. Bunlara primer solunum kasları denir (Şekil 5). soluk verme (ekspirasyon) sırasında akciğerlerin göğüs duvarından daha fazla ayrılmasına izin vermez ve onları tekrar göğüs kafesine doğru çeker. Akciğer kollapsını önleyen intraplevral negatif basınç düzeyi –5 cmH2O kadardır. Solunum Mekaniği Akciğerler ve içinde bulundukları göğüs kafesi elastik yapılardır. Akciğerlerin Kan Dolaşımı: Sağ kalbe gelen CO2 ile doymuş kan. Dik duran bir insanda. m. Akciğerlerin genişlemesiyle oluşan negatif basınç. Pulmoner arterler.Yüzey Gerilimi: Su molekülleri hava içinde birbirlerini çekip yaklaşma eğilimindedir.interkostalis interni ve daha çok da m. Nefes alınmadığı sırada alveol içi basınç atmosfer basıncı ile eşittir. Akciğerlerde bir de bronşial dolaşım vardır ki bunlar alveoller dışındaki tüm akciğer dokusunu sular. bu basınç gradyenti akciğerlerin genişlemesi ile sağlanır. Zorlu ekspirasyonda göğüs kafesini aşağıya çeken m. Bu durumda minimal alveol içi basınç –1 cmH2O olmalıdır.) bu iki yaprağın arasına hava girmesi (pnömotoraks). Salgılanan sürfaktan alveol içindeki sıvı üzerine yayılır ve sıvının hava ile temasını keser. pulmoner arterler yoluyla akciğerlere gönderilir. alveollerin yüzey geriliminin artmasıyla büzüşmelerine neden olur. hatta imkansız hale gelir. sakin solunum sırasındaki solunum olayında etkili olan kaslar. yani yüzey gerilimi vardır. Hemen önlem alınmazsa ölüm ile sonçlanır. göğüs kafesine bağlı olarak genişleyip daralırlar. Alveollerdeki yüzey gerilimini azaltarak kollabe olmalarını (büzüşmelerini) engelleyen fosfolipid ve proteinden oluşan sürfaktan olarak adlandırılan bir salgı vardır. Soluk alma (inspirasyon) sırasında bazı kasların kasılması sonucu genişletilen göğüs kafesi yoluyla plevra boşluğundaki basınç daha da negatifleştirilmektedir. akciğerler kollabe olur (büzüşür). kaburga kırıkları vb. Oysa ki havanın atmosferden alveole doğru akabilmesi için bir basınç farkı gerekmektedir. Normal bir inspirasyonu takip eden ekspirasyon tamamen pasif bir olaydır. negatif basıncı ortadan kaldıracağı için. fetusta sürfaktan sentezi 6 veya 7’inci ayda başlar. akciğer hastalıkları. 163 . Plevra boşluğundaki negatif basınç. Dolayısıyla bazı erken doğum vakalarında sürfaktan tabakası yetersiz kalmış olabilir ve yenidoğanın sıkıntılı solunum sendromu ya da hiyalen membran hastalığı denen durum ortaya çıkar.skalenus’tur.

Akciğer Hacim Ve Kapasiteleri Solunum Hacmi (Tidal Volüm . Erkeklerde 1. Şekil 5. zorlama ile akciğerlerden çıkarılabilen hava hacmidir. Göğüs kafesinin hareketi. Ekspirasyon Yedek Hacmi (Ekspiratuvar Reserv Volüm . Artık Hacim (Rezidüel Volüm .TV): Normal şartlardaki her bir inspirasyonekspirasyon sırasında akciğerlere girip çıkan hava hacmidir.RV): Zorlamalı bir ekspirasyondan sonra akciğerlerden çıkarılamayan ve burada kalan hava hacmidir.3. İnspirasyon Yedek Hacmi (İnspiratuvar Reserv Volüm . kadınlarda 0. kadardır. kadardır. zorlamalı bir inspirasyon ile akciğerlere alınabilen hava hacmidir.7 Lt. Atmosfer basınç-intraalveoler basınca göre havanın akımı.9 Lt.ERV): Normal bir soluk verildikten sonra.IRV): Normal bir soluktan sonra. 500 ml kadardır.Şekil 4. Erkeklerde 3. kadardır. Erkeklerde 1. Bu akciğer hacimlerinin kendi aralarındaki formülasyonları ile de bazı akciğer kapasiteleri tanımlanmıştır: 164 . kadınlarda 1. kadınlarda 1.1 Lt.2 .

4. en derin inspirasyonla içeri alınabilen toplam hava miktarıdır. Akciğer hacim ve kapasitelerinin grafikte özeti. Plazma şeklinde sıralanmıştır. Alveol içi sıvısı ve sürfaktan tabakası. Total Akciğer Kapasitesi (TAK) = VK + RV.Vital Kapasite (VK) = TV + İRV + ERV. Alveol bazal membranı. rezidüel hacim dahil akciğerlerin alabileceği toplam hava hacmidir. Kapiller bazal membranı. İnspirasyon Kapasitesi (İK) = TV + İRV. Gaz Alış-Verişi Akciğerlerde gaz alış-verişinin yapıldığı bölgelerde hava ile kanı birbirinden ayıran ince bir membran vardır. 2. 5. 6. Dar bir interstisyel aralık.6 µm’yi geçmez. Alveollerin ince epiteli. Fonksiyonel Rezidüel Kapasite (FRK) = RV + ERV. 3. Kapiller damarların ince endotel tabakası ve 7. Bu membran: 1. 165 . Solunum membranının (Şekil 7) toplam kalınlığı 0. sakin bir ekspirasyondan sonra akciğerlerde kalan hava miktarıdır. (Şekil 6) Şekiller 6. derin bir inspirasyondan sonra atılabilen maksimum hava miktarıdır. Spirometre denen özel aletler ile akciğer hacim ve kapasitelerinin ölçümü yapılarak çeşitli akciğer hastalıklarının tanı ve seyrinin takibinde kullanılmaktadır.

Geri kalan %3’lük bölümü ise plazmada fiziksel olarak çözünmüş şekildedir. Alveolün görünümü ve Solunumun difüzyon membranı Gazların Kanda Taşınması O2: Kandaki oksijenin %97’si eritrositler içerisinde hemoglobine bağlı olarak taşınır. Oksijeni bağlamış hemoglobin oksihemoglobin olarak adlandırılır (HbO2). interstisyel sahadaki 40 mmHg’lık pO2 nedeniyle. Dolaşımın hızlanması durumunda (vazodilatasyon gibi) doku seviyesine daha fazla O2 gelir ve interstisyel sıvıya geçen O2 miktarı da artar. Kapillerin arteryel ucuna bu 95 mmHg’lık oksijen basıncı ile gelen kan. Alveollerde pO2 104 mmHg iken. dolayısıyla aradaki basınç farkı ile O2 kolayca kapillerden alveol içine difüze olur. buraya gelen kapiller kanda bu oran yalnızca 40 mmHg’dır.Şekil 7. Aynı zamanda hücre metabolizmasının hızlanması da O2 tüketimini arttıracağı için interstisyel sıvı pO2’sini düşürecek ve basınç farkının artması nedeniyle kandan daha fazla oksijen difüze olacaktır. 166 . oksijenini hızla interstisyel sıvıya verir.

CO2’nin hücre içinden interstisyel sıvıya geçmesi için yeterlidir. Hidrojen iyonları hemoglobine bağlanırken. interstisyel sahadan kana difüzyon sonucu venöz uçta 45 mmHg olarak interstisyel sıvı ile eşitlenir. önce kapiller pCO2’nin düşük olmasından yararlanarak kana difüze olur. bikarbonat iyonları plazmaya çıkar ve akciğerlere kadar taşınır. Bu ise hemen H+ ve HCO3. %94-98 kadardır. CO2 + H2O ←karbonik anhidraz→ H2CO3 ←→ H+ + HCO3167 . Genelde intrasellüler pCO2 46 mmHg. interstisyel alanda ise 45 mmHg kadardır. yani satürasyonu. Akciğerlere gelen kanda pCO2 45 mmHg iken. Bu 1 mmHg’lık basınç farkı. 5 mmHg’lık basınç gradyenti ile CO2 kandan alveole geçer (Şekil 8). Bu iki değeri X ve Y eksenine yerleştirerek çizilen grafik ise oksijen disosiyasyon eğrisi olarak adlandırılır ve sigmoid bir eğri şeklinde bulunur. CO2: Oksijenin hücreler tarafından kullanılması sonucu açığa çıkan karbondioksit. Burada karbonik anhidraz enzimi ile suyla birleşerek H2CO3’ye (karbonik asit) dönüşür.şeklinde iyonlarına ayrışır.Satürasyon: Kandaki gazların ifadesi için kullanılan ‘parsiyel basınç’ dışında bir de doymuşluk anlamına gelen satürasyon vardır. alveol içerisinde ise 40 mmHg kadardır. Şekiller 8. Kapillerin arteriol ucuna 40 mmHg olarak gelen CO2. Alveol-pulmoner kapiller ve doku-doku kapillerinde pO2 ve pCO2 Hücrelerde oluşan CO2 kana geçtiğinde önce eritrositler içine alınır. Buna göre 104 mmHg’lık bir parsiyel basınç altında kanın oksijene olan doymuşluk oranı. Bu sırada CO2’nin O2’den 20 kat daha hızlı difüze olma yeteneğinden dolayı çok yüksek bir basınç farkına ihtiyaç yoktur.

anlamına gelen taşipne (takipne). yani solunum dakika sayısının normalin üzerine çıkması. Medulla spinalisteki ventral grup nöronlarına çok yakın yerleşimli kanın pCO2 ve pH’a duyarlı kemosensitif bir alan vardır. Metabolizmanın hızlandığı koşullarda CO2 birikmesi ve oksijen gereksinimin de artması. Bu yönüyle. Tüm bunların dışında bir de solunumun hızlanması. (%20) (karbaminohemoglobin (CO2HHb) olarak adlandırılır) 2. Hava yollarına yabancı maddelerin girmesi öksürük ve aksırık gibi refleksleri uyarır. Parsiyel karbondioksit basıncının 60-75 mmHg’ya çıkması ile hızlı ve derin solunum başlar (hiperventilasyon). İstemli sistem konuşma. CO2’nin %70 taşınması bu yolla olmaktadır. bronş ve bronşiollerin epitelleri yabancı maddelere karşı duyarlı reseptörler ile kaplıdır. Hiperkapni: Vücut sıvılarında karbondioksitin artmasıdır. 3. öksürme. Doğrudan hemoglobin molekülüne bağlanarak taşınma. Çok az bir kısmı ise plazma proteinleri ile taşınır. Solunumun Düzenlenmesi Solunumun kontrolü iki değişik sinirsel mekanizma tarafından sağlanır. Hipokapni: Kanda pCO2’nin azlığı durumudur. 1. 168 . bikarbonat iyonlarının tekrar eritrosite girmesi şeklinde reaksiyon tersine döner. Nedeni kanda oksihemoglobinin azalıp yerine deoksihemoglobinin (oksijeni alınmış hemoglobin) artışıdır.Kan akciğerlere gelince. uyku hali ve yarı koma durumu belirir. Trakea. solunumun yavaşlaması ya da solunum dakika sayısının normalin altına düşmesi manasına gelen bradipne solunum sistemi ile ilgili terminolojik tanımlamalara örnek olarak gösterilebilir. Plazmada fiziksel olarak çözünmüş (erimiş) halde. ancak sınırlıdır. Solunumun tamamen durması olayına ise apne adı verilmektedir. solunumu kontrol eden kimyasal mekanizmanın amacı arteryel kandaki pO2 ve pCO2’yi sabit tutmak ve H+ iyon fazlalığından kurtulmaktır. Solunum Sistemi İle İlgili Diğer Kavramlar Hipoksi: Oksijen azlığı demektir. bir yandan ise pH azalması solunum hızını artırır. nefes tutma gibi davranışlarda kullanılırken. solunumun derinliğinin artması demek olan hiperpne. Dispne: Solunumun zorlanması veya sıkıntılı solunum halidir. Diğeri ise daha alt seviyelerde pons ve omurilik seviyesinde bulunan otomatik (ya da otonomik) sistemdir. Demek oluyor ki pCO2’deki artış. normal soluk alıp verme otomatik sistemin görevidir. 80-100 mmHg basınçta hareketlerde yavaşlama. 100-150 mmHg ise anestezi ve ölüm ortaya çıkar. pO2’deki düşüş ve pH’daki azalma solunum merkezleri üzerinde uyarıcı etki yapmaktadır. Siyanoz: Derinin mavi renk almasıdır. Kimyasal Kontrol Normal solunum hızı 12-16/dk kadardır. Bunlardan biri beyin korteksi seviyesinde olup bizim istek ve irademiz ile oluşturabildiğimiz kontrolü oluşturur. sonuçta su ile karbondioksit oluşur ve eksternal solunum yoluyla dışarı atılır. Ventilasyon hızının esas belirleyicisi pCO2’dir.

Hücrelerin. sol ventrikülden başlayıp tüm vücudu dolaştıktan sonra sağ atriumda sonlanan sisteme sistemik (büyük) dolaşım. ventriküller ise kalbin esas pompa işlevini gören bölümleridir. olaylar sağlanmaktadır. Bu sistemde kalp merkezde yerleşmiş olup. Bu yüksek ve düşük basınç bölgelerini ise bir emme-basma tulumba gibi çalışan kalp sağlamaktadır. Kalbin pompa gücü ile damar sistemine fırlatılan kan. Atriumlar kalbe geri dönen kanı kabul edip ventriküllere gönderen. kanın tek yöndeki hareketinden sorumludur (Şekil 2). Miyokard kalınlığı çeşitli kalp bölmelerinde farklılık gösterir. ortada kalbin kas tabakasını oluşturan miyokard. En içte endokard. önce sağ ventrikül tarafından akciğerlere gönderilerek solunum havası ile gaz değişimine uğrayıp geri gelmesi sağlanır (oksjence zenginleştirilmiş olarak sol atriuma geri döner). Kalpteki bu kapakçıklar. en dışta ise iki yapraklı (viseral ve parietal) zar tabakasını meydana getiren perikard. kanın bu boru sistemi içerisinde belli bir basınç altında dolaşmasını sağlamaktır. Bu işlevlerin kontrol ve düzenlenmesi için önemli olan çeşitli hormonların ve diğer bazı haberci moleküllerin hedeflerine ulaştırılması vb. kanı yüksek basınçlı arter sistemine doğru 169 . Temel işlev. Sol atrium ile sol ventrikül arasındaki iki yapraklı kapağa biküspit (ya da mitral). Buna göre kalbin esasında ikili bir pompa gibi çalıştığı anlaşılır. sağ atrium ve sağ ventrikül arasındaki üç yapraklı kapağa ise triküspit kapak adı verilmiştir. sonra kapiller (kılcal) damarlardan. Kalp dokusu başlıca 3 tabakadan oluşmaktadır. Kanın damar sistemi içerisindeki akışı. sonra sol ventrikül tarafından tüm vücut dokularını beslemek üzere aortaya pompalanır. venöz uçta tekrar damar sistemine geri geçmektedir (Şekil 1). Bunun için kapillerin arteryel ucunda interstisyel sahaya süzülen kan plazması. Sonuçta. en kalın olduğu yer. kalp ve damarların oluşturduğu bir sistemdir. 2. Kanı kalbe getiren damarlar ise sağ atriuma gelen vena cavalar (superior ve inferior) ile sol atriuma gelen pulmoner venlerdir. sağ ventrikülden başlayıp akciğerler üzerinden sol atriuma kadar gelen sisteme ise pulmoner (küçük) dolaşım adı verilmektedir. arter ve venlerde böyle bir değişim olmaz. sol ventrikülden çıkan aorta ve sağ ventrikülden çıkan pulmoner arterdir.4. ventriküllerden çıkan arterlerin (aort ve pulmoner arter) başındaki yarım ay şeklindeki semilunar kapaklarla birlikte. DOLAŞIM SİSTEMİ Dolaşım Sisteminin Genel Özellikleri Dolaşım sistemi. venler atriumlara boşalır. damarlar ise kalpten çıkıp tekrar kalbe geri dönen kapalı bir boru sistemi oluşturmaktadır. yüksek basınçlı bölgeden düşük basınçlı bölgeye doğrudur. Kalpten çıkan iki ana arter. Arterler ventriküllerden çıkarken. önce arterlerden. Kalbin Fizyolojik Anatomisi: Üstte iki atrium (kulakçık) altta ise iki ventrikül (karıncık) olmak üzere 4 boşluktan oluşan kalpte. Sağ atriuma karbondioksit konsantrasyonu artmış ve oksijen içeriği azalmış olarak gelen kan. Sıcaklığın vücudun her tarafına eşit olarak dağılımı. kendilerini çevreleyen iç ortam ile yürüttükleri madde alım-verimi. daha sonra ise venlerden geçerek en sonunda kalbe geri döner. 3. 1. bu boşluklar sağ ve sol taraflarda birbirlerine kapaklar aracılığıyla bağlıdır. Kapillerden geçiş sırasında kanın kimyasal bileşimi ve fiziksel özellikleri değişime uğrarken.

sinir sistemi bu yolla kalbin çalışma düzeni üzerinde ayarlayıcı rol oynamaktadır. ömür boyu bir kasılma-gevşeme döngüsü içerisinde durmaksızın çalışmasıdır. atrioventriküler (AV) düğüm. bu yolla kalp hızı ve kasılma gücü azalır. Şekil 2. SA düğüm dakikada 70-80 kez uyarı çıkarabilme yeteneğindedir. içlerine devamlı sodyum iyonlarının sızmasına izin veren SA düğüm hücrelerinin dinlenim potansiyelinin diğer kalp kası hücrelerinden daha yüksek (yani 0’a yakın) oluşuyla açıklanır.pompalayan (ya da bizzat bu yüksek basıncı oluşturmakla yükümlü). bu nedenle SA düğüm pacemaker (adım attırıcı) odak olarak da bilinir. Kalbe parasempatik uyarıyı getiren sinir n. Kalp kasının en dikkat çekici özelliği.vagustur. hemen hemen tüm dünyada en sık karşımıza çıkan ölüm nedeni de zaten kalp hastalıklarıdır. Öyle ki normal kalp kası hücrelerinde 170 . his demeti ve purkinje liflerinden oluşur. Kalbin normal çalışması sırasında hakim olan güç SA düğümdür. Bununla birlikte kalp kası otonom sinir sisteminin bileşenlerinden (sempatik ve parasempatik) de sinir alır. aortanın çıktığı bölgeden ayrılan koroner damarlar yoluyla ulaştırılır. bu öneminden kaynaklanan. AV düğüme bağlı olarak bulunan his demeti ve buna bağlı olan purkinje liflerinin uyarı çıkarma hızları ise daha düşüktür (Şekil 3). Kalp kapakcıkları. Kalbin kendi uyarı sistemi sinoatrial (SA) düğüm (odak). Kalbin kendi dokusunu beslemesi için gerekli olan kan. Kalp ve damar sistemi. sol ventrikül duvarıdır. Kalbin Uyarı Sistemi Kalp kasının sinirsel bir uyarıya ihtiyacı yoktur ve kendi uyarısını oluşturma yeteneğindedir. SA düğüme özgü olan pacemaker potansiyeli. Sempatik uyarı ise kalp hızı ve kasılma gücünü artırıcı etki yapar. Şekil 1.

Uyarı AV düğümü geçerken 0. his demetinin sağ ve sol dallarına.vagus) nörotransmitteri olan asetilkolin etkisinde potasyum geçirgenliği artmakta. noradrenalin) hücre içine kalsiyum girişini artırmak yönünde ortaya çıkar. Uyarının atrium miyokardına yayılması sonucu atrium kasılması (sistolü). 171 . Kalpte uyarının iletimi. purkinje liflerini oluşturur. bunların temel görevi ise iki ventrikülün birden ve aynı anda kasılmasını. Sempatik sistemin etkisi ise (adrenalin. AV düğümü geçen aksiyon potansiyeli his demetinde hız alır. Atrium sistolü ile atrium içerisindeki kan ventriküllere. dolayısıyla kalbin etkili bir pompa olarak çalışmasını.13 sn’lik gecikme ventriküller kasılmadan önce atriumlardaki tüm kanın ventriküllere aktarılmasına olanak tanır. Ulaştığı anda ise potansiyelin birden +20 mV’a kadar yükseldiği. dolayısıyla hücre hiperpolarize olmakta ve eşik değere ulaşması zorlaşmaktadır (gecikmektedir). burası aynı zamanda uyarının atriumlardan ventriküllere geçtiği noktayı oluşturur ve uyarı buradan his demetine.membran dinlenim potansiyeli –80 ile –95 mV arasında iken. ventrikül miyokardına yayılması sonucunda ise ventrikül sistolü gerçekleşir. kalp ileti sisteminin en uç bölümü olan. ventrikül sistolü ile de ventrikül içerisindeki kan arterlere pompalanır. Yani potansiyel önce –40 mV’luk eşik değerine ulaşmakta. Sistolü takip eden iki uyarı arası dönemde ise diyastol (gevşeme) oluşur (Şekil 4). His demetinin sağ ve sol kollarının miyokard içerisine giren ince dalları. bu şekilde artan potansiyel ile kalp hızlanır. Şekil 3. AV düğümdeki 0. Parasempatik sistemin (n. Otonom sinir sisteminin kalp üzerine olan düzenleyici etkinliği de zaten SA düğümün potansiyelini değiştirmek yoluyla olmaktadır. Kalpte Uyarının Yayılması: SA düğümden çıkan uyarı bir yandan doğrudan değişim halinde olduğu atrium miyokardını uyarır. Sodyum sızması sonucu –40 mV’a daha kolay ulaşır. bir yandan ise internodal (düğümler arası) ileti yolları boyunca AV düğüme gelir. sonra yine eski değerine döndüğü görülür. temin etmektir. pacemaker hücrelerinde bu değer –60 mV kadardır. daha sonra da purkinje liflerine iletilir.13 sn’lik bir gecikmeye uğrar. bu değere gelince aksiyon potansiyeli oluşmakta ve sonra tekrar sükûn potansiyeline geri dönmektedir.

QRS kompleksi 0. Q. Temel prensip. QRS kompleksi ventrikül depolarizasyonu. SA düğümden çıkan her bir aksiyon potansiyelinin. kadar sürer. göğüs kafesi üzeri) yerleştirilen elektrotlar yardımıyla. Elektrokardiyogram. R. bacaklar. Kalpte uyarı ve ileti sisteminin normal olup olmadığını ve miyokard bozukluklarına bağlı olarak ortaya çıkan ileti bozukluklarını yansıtır (Şekil 5). kaydedilmesidir. kalp kasındaki yayılımı sırasında vücut yüzeyine yansıyan şekliyle kaydedilmesidir. P. S ve T dalgalarından oluşan bir kayıt çizelgesi (elektrokardiyogram) şeklinde elde edilen çıktı üzerinde görülen P dalgası atrium depolarizasyonu. P dalgası ve R dalgası arasındaki mesafe (PR aralığı) uyarının his demetinde iletildiği döneme rastlar. T dalgası ise ventrikül repolarizasyonuna karşılık gelmektedir. Kalpte uyarının yayılması. Normalde. Atrium repolarizasyonu QRS kompleksi altında kaybolduğundan ayrı bir dalga olarak izlenmez. kalpteki elektriksel değişikliği yansıtır.16 sn. PR aralığı 0. Şekil 5.08-0.Şekil 4. Elektrokardiyografi (EKG): Kalbin çalışması sırasında oluşan elektriksel aktivitenin. kalbin kasılma ve pompalama gücü hakkında bilgi vermez.13-0. vücut yüzeyindeki özel noktalara (kollar..12 sn. EKG 172 .

173 . Uyarının ventriküllere ulaşmasıyla birlikte (ki artık ventriküller de dolmuştur) ventrikül sistolünün başında ventrikül içi basıncın artmasıyla. triküspit. diğerleri ise daha derin olarak alınır. apeks. kalbin çok hızlandığı durumlarda ventriküllerin dolma süresi kısalır ve atım hacmi azalır.). bu arterlerde basınç artışına neden olur. Ventriküllerin iyice gevşemesi sonucu içlerindeki basıncın atriumların altına düşmesiyle atrioventriküler kapaklar (triküspit ve biküspit) açılır ve kan ventriküllere akmaya başlar. Kalbin Yaptığı İş: Kalbin her sistolde attığı kan miktarı atım hacmi veya vurum hacmi (ortalama 70 ml). Bu kapakların kapanması sırasında meydana gelen titreşim birinci kalp sesini oluşturur. mitral. bir dakikadaki sistol sayısı nabız (72/dk. çıplak kulak veya daha etkili olarak steteskop yardımıyla duyulabilir. Bu sırada sistemik ve pulmoner dolaşımdan gelen kan her iki atriuma dolmaktadır. Kalbin vurum şiddeti ya da gücü sağ atrium ve ventriküle gelen kan miktarına göre ayarlanır. Siklusun devamında. bu olaya Frank Starling yasası adı verilir. hem atriumların. Kalbe dolan kan kalp kasını gerdikçe aktin ve miyozin filamentleri daha güçlü bir kasılma gösterir. Bu olayın gerçekleşmesi için sol ventrikül basıncının 80 mmHg (yani aort basıncı). yine her defasında bunu bir diyastol (gevşeme) takip eder. Buna göre. Fırlatma fazı olarak bilinen bu aşamanın daha başında kanın %70’i arterlere geçerken. Bu sesler.Kalp Siklusu (Kalp Döngüsü) Ve Kalp Sesleri SA düğümden çıkan her bir uyarı bir sistol (kasılma) oluştururken.) (atım hacmi X nabız) olarak adlandırılır. Steteskop hangi kapağa daha yakın yerleştirilirse o kapağın sesi daha net. Kanın arterlere geçişi. triküspit ve biküspit kapaklar kapanarak kanın kasılma sırasında atriumlara geri kaçması engellenir. bir dakikada pompaladığı kan miktarı ise dakika hacmi ya da kalp debisi (kardiak output) (5040 ml. kanın ventriküllere geri dönmemesi için semilunar kapaklar kapanır ve ikinci kalp sesi oluşur. geri kalan %30’u bunu biraz daha yavaş olarak takip eder. Kalbin kanla dolması diyastol dönemine rastladığından. Her bir sistol-diyastol döngüsü (ya da bir sistolden diğerine geçen zaman) ise kalp siklusunu oluşturur. sistolin sürmesi nedeniyle.8 sn kadar sürer. geri kalan %30’u ise SA düğümden çıkan uyarının başlattığı atrium sistolü ile bunu takip etmektedir. Bu şekilde atriumlara gelen kanın %70 kadarı pasif olarak ventriküllere geçmekte. Temel olarak yaklaşık yerleri şekildegösterilen 5 ayrı dinleme odağı vardır. kalp gelen kanın hepsini pompalar ve venler içerisinde kan birikmesine engel olur. ventrikül içi basıncın arterlere kıyasla düşmesine yol açar ve bir miktar kan ventriküllere doğru geri çekilir. ventrikül içi basıncın arterlerdeki basıncın üzerine çıkmasıyla aort ve pulmoner arterlerin ağzında bulunan semilunar kapaklar açılır ve ventriküller içerisindeki kan bu arterlere fırlatılır. sağ ventrikül basıncının ise 8 mmHg’yı (yani pulmoner arter basıncı) geçmelidir. Kalp siklusunun başlangıcı. Siklus sırasında atrioventriküler ve semilunar kapakçıkların titreşimleri birtakım seslerin oluşmasına neden olur. fizyolojik sınırlar içerisinde. Ventrikül sistolünü diyastolün takip etmesi. hem de ventriküllerin diyastolde olduğu faz olarak kabul edilir. aort ve pulmoner odak(Şekil 6). Dinlenim halindeki normal kalp döngüsü 0.

böyle bir odaktan kaynaklanan vuruya ise prematüre vuru (ekstrasistol) denir.’ye kadar çıkarabilir. Dinlenim halinde dakikada 5-6 Lt. kadar kan pompalayan kalp egzersizde bunu 30 Lt. kanı düşük basınçlı (düşük dirençli) akciğer damarlarına gönderdiği için yükü ağır değildir. AV düğümde tutulursa atrioventriküler blok olarak tanımlanır. His demetinde ortaya çıkan bir blok ise yine yerine göre sağ ya da sol dal bloku şeklinde adlandırılır. 400-600/dk’lık bir frekans ise fibrilasyon olarak adlandırılmaktadır. bir kısmı da kalbe dönen kan miktarına bağlıdır. Sağ ventrikülün pompaladığı kan miktarı yaklaşık olarak sol ventrikül ile aynı olmasına karşın. Kalbin odakları. Yer yer ani bir şekilde gelişen ve birkaç dakikadan birkaç saate kadar sürebilen 150-200/dk’lık kalp atımları paroksismal taşikardi olarak adlandırılır. Kalp dakika vuru sayısının 200-300 arasında olmasına flatter (flutter) adı verilir. Şayet uyarı daha SA düğümde tutulursa sinüzal blok. Kalbin SA düğüm dışındaki herhangi bir bölgesinden iki normal sistol arasında aniden uyarı çıkaran noktaya ektopik odak. SA düğüm ile AV düğüm arasında bir yerde tutulursa sinoatriküler blok. 60/dk’nın altındaki rakamlar bradikardi. Kalp blokları: SA düğümden çıkan uyarı dalgasının kalbin çeşitli bölgelerinde tutulması sonucu oluşur. Bunlar atrium veya ventrikül kaynaklı olabilir. 100/dk’nın üzerindeki rakamlar ise taşikardi şeklinde adlandırılmaktadır. Sporcuların bir miktar bradikardik olması fizyolojiktir ve bunlarda bradikardi ile birlikte kalbin atım hacmi de artmış olarak bulunur. 174 . Bu nedenle sağ ventrikül kası daha incedir.Şekil 6. Aritmiler: Kalbin dakika vuru sayısının normalden sapmasına denir. Ventriküler fibrilasyon 3-5 dk. içinde tedavi edilmezse beyin hasarı ve ölüme yol açar. Normal kalp ritmi 72/dk olarak kabul edilmekte. Bu artışın bir kısmı kalp hızına.

Arterler (Atardamarlar): Arterlerin yapısı hem yüksek basınç oluşturmaya. hormon ya da kanda dolaşan diğer bazı vazoaktif maddelerin etkisi ile daralma (vazokonstriksiyon) ya da genişleme (vazodilatasyon) özelliği gösterebilen damarlardır. Bu damarlara arteriyol denmektedir (Şekil 8). akciğerleri dolaşıp tekrar kalbe dönmesi için yeterlidir. 3. Arterin aşırı genişlemesini önler. Tek katlı endotel dokusundan oluşur. İntima: En iç tabakadır. Sempatik sistem uyarısıyla vazomotor tonus artarken. Duvarları kalın olup elastiktir. Periferik Dolaşım Sistemik ve pulmoner dolaşımın ikisine birden periferik dolaşım denmektedir. Kaygan özellikli olduğundan. 2. Kalpten başlayarak damarları sıralayacak olursak. genişlediği zaman artar. Bu elastik yapı sayesinde kalpten gelen yüksek basınçlı kanı kabul eder ve kanın ileriye doğru hareketi de sağlanır. Daralma veya genişleme kabiliyetleri nedeniyle arteriyoller bir nevi ‘tıpa’ görevi görmektedir. Medya: Güçlü kas ve elastin bağ dokusundan oluşur. Sol kalbe gelen kanın yeterince pompalanamaması ise akciğer dolaşımını yavaşlatır. arteriyoller daraldığı zaman bir organa giden kan miktarı azalırken. Yavaşlayan akciğer dolaşımı ise akciğer interstisyumunda sıvı birikmesine neden olur (akciğer ödemi). Arteriyollerin kas dokusu sempatik sinir sistemi etkisinde sürekli bir gerginliğe (tonus) sahiptir. hem de yüksek basınca dayanmaya uygundur. Kanın sağ kalpten 15-20 mmHg’lık bir basınçla çıkışı. venler ve kapiller şeklinde üçe ayrılabilecek olan damarlar arasında bu ayırıma göre işlevsel ve yapısal yönden birtakım farklılıklar dikkat çekmektedir (Şekil 17). kanın sürtünmesi ile oluşabilecek yaralanmalara dirençlidir. ki buna periferik direnç denir. Arterler kalpten uzaklaşıp dokuların içerisine doğru yol aldıkça çapları küçülür ve kas dokusu biraz daha kuvvetli damarlar kalır. Bütün kan damarlarının iç yüzeyi endotel adı verilen hücre tabakası ile döşelidir. 175 . Arteriyoller sempatik sinir tarafından kontrol edilmektedir. Aorta’da ortalama basınç 85 mmHg iken sağ atriumda 0’dır. Adventisya: Daha çok kollajen bağ dokusundan oluşan en dış tabakadır. Öyle ki. Tüm arterler 3 tabakalı bir yapı gösterir: 1. Buna vazomotor tonus adı verilir. Bu şekilde arteriyoller bir organ ya da bölgeye gidecek olan kan miktarını ayarlayabilirler. sonuçta kan akımı zorlaşır ve kan basıncı yükselir. aorta – arterler – arteriyoller – kapiller – venüller – venler – vena cava şeklinde bir dizilim ortaya çıkar. Kabaca arterler. Sistemik dolaşım yüksek basınçlı. uyarının ortadan kalktığı durumda ise tonus azalır. Arteriyollerin çapı daraldıkça periferik direnç artar.Kalp Yetmezliği: Sağ kalp venlerden gelen kanın hepsini pompalayamaz ve biriken kan boyun venlerinde dolgunluğa neden olur. Sonunda en düşük basınca sağ atriumda ulaşılır. pulmoner dolaşım ise düşük basınçlı bir sistemidir. bu durum gaz alış-verişini zorlaştırır ve nefes darlığı (dispne) görülür. Aortadaki yüksek basınç kalpten uzaklaştıkça ve diğer damarlara dallandıkça düşecektir. Arteriyoller: Sinir uyarısı.

Kan kayıplarında önce venalardaki kan hacmi azalır. çapları en dar. hidrojen iyonu. Duvarları tek sıralı bir epitel (endotel) tabakasından ibarettir. Bu yapılarından dolayı içlerine kanın dolmasıyla genişlerler ve genişlemeye bağlı olarak da basınç artışı görülmez. Venlerdeki kanın kalbe dönüşünü sağlayan başlıca 3 faktör vardır: 1. Kapillerlerden geçen kan akımını kontrol etmek üzere ağın giriş bölümüne yerleşmiş bulunan ve düz kaslardan oluşmuş bir yapı olan prekapiller sfinkter bulunur. Prekapiller sfinkterler. Venüller: Kapillerden hemen sonra gelen daha dar venlerdir. karbondioksit. arteriyollerden farklı olarak sinir sistemi tarafından değil. duvarları en ince damarlardır (Şekil 9). Hücrelerle kan arasında gerçekleşen madde alım-verimi bu hizada olur.Şekil 7. Damarların yapısı Venler (Toplardamarlar): Venlerin lümeni arterlere göre daha geniş ve esnek bir yapılıdırlar. Kanın vücut (özellikle bacak) kaslarının kasılıp-gevşemesi yardımıyla kalbe doğru ilerlemesi (kas pompası) Kapillerler (Kılcal Damarlar): Arter ve venler arasındaki dolaşım devresini tamamlayan. Bu nedenle venlere dolaşımın depo veya kapasitans damarları da denir. intratorasik) negatif basınçtaki artış ile oluşan emici pompa gücü 3. Nefes alma sırasında göğüs içi (intraplevral. Kalbin damar sistemine belli bir basınç altında zorla soktuğu kanın ileriye doğru hareket etme mecburiyeti 2. laktik asit (yani asidoz) gibi lokal metabolik artıklar ve 176 . Damarlar Şekil 8.

2. Plazma proteinleri çok büyük moleküller olduklarından membranları geçemez ve damar içinde kalırlar. Periferik dolaşım çeşitli etkenlere farklı şekillerde cevap verebilir. Ayrıca. kapiller membran permeabilitesinin (geçirgenliğinin) artışı. giderek büyüyen damarlar oluşturarak venlere dökülür. 3. sıvıların toplanıp dolaşıma katıldığı yardımcı bir sistemdir. bu şekilde kapiller membranı doğrudan geçerler. Bir damarın geçici olarak kapanmasıyla bir bölgenin kanlanması engellendiğinde. Egzersizde kaslara giden kan miktarı 20-40 kat artar. 1. Kılcal damarlar. bu engelin ortadan kalkmasıyla o bölgenin 30 kat daha fazla kanlandığı görülür (reaktif hiperemi). Damar içerisindeki kanın oluşturduğu sıvı basıncına ise hidrostatik basınç denir. Damara giriş ve çıkış için kullanılan başlıca yol difüzyondur. 177 . 3. Örneğin. oksijen ve karbondioksit gibi lipidlerde eriyebilirliği yüksek maddeler. Bu durum damar içerisine kitle etkisiyle su çeken bir basınç farkı oluşturur. kapiller dilatasyon durumu. Bunun nedeni lokal metabolitlerin prekapiller sfikterleri açmasıdır (aktif hiperemi). Kandaki plazma proteinlerinin oluşturduğu bu basınca kolloid osmotik basıncı veya onkotik basınç adı verilir. Lenf Dolaşımı: Lenf sistemi interstisyel aralıktan. Kapiller yataktaki kan basıncının (hidrostatik basınç) artışı. Plazma proteinlerinin azalması sonucu onkotik basınçta düşme. lenf kanallarının tıkanması da ödeme neden olur. Sıcak vazodilatasyona neden olarak kan akımını artırır. Soğukta ise vazokonstriksiyon ile kan akımı azalır. Ödem: İnterstisyel sahada sıvı birikimi olarak tanımlanabilecek olan ödemin çeşitli nedenleri olabilir: 1. Kapiller yataktaki madde alım-verimi endoteldeki küçük kanalcıklar ve veziküler transport yoluyla olur. Şekil 9. İnterstisyel sahada lenf kılcalları olarak başlayan lenf dolaşımı.oksijen azlığı (hipoksi) gibi ihtiyaçlar tarafından kontrol edilirler. 2.

atım hızının ise 72/dk olarak aldığımız zaman kalbimizin dakikada 5 Lt. (Arteryel) Kan Basıncı Kanın damar duvarına yapmış olduğu basınçtır. femoral arter. sürtünme ya da vuru şeklinde ses duyulur (Şekil 10). posterior tibial arter. gün boyunca ise tam 7200 Lt. Kan basıncında ise büyük bir artış görülmez. çünkü arter tamamen kapanmış durumdadır. böylece kan organlara az. Şu an için bunun. a. Manşet havasının yavaş yavaş boşaltılması sırasında manşet basıncının sistolik kan basıncı ile eşitlendiği noktada. bunların daralması (vazokonstriksiyon) diyastolik basıncın yükselmesine. kaslara fazla gider. Sindirim organlarına giden damarlar daralarak bu bölgenin direncini artırırken kaslara giden damarlar vazodilate olur. En yüksek basınç kalp siklusunun sistol dönenimde (sistolik basınç. karotis arterleri. Sağlıklı bir erişkinde ortalama 120/80 mmHg olarak kabul edilen normal kan basıncı değerinin çocuklarda daha düşük (90/60 mmHg) olduğu görülür. Bu durumda brakial arter üzerine yerleştirilmiş bulunan steteskoptan herhangi bir ses duyulmaz. miyokarda gelen 178 . Bu basınç dalgası. Arteryel Kan Basıncının Ölçümü: Kan basıncı (tansiyon) ölçümü için sfingomanometre (tansiyon aleti) denen alet kullanılmaktadır.dorsalis pedis’dir (her zaman palpe edilemeyebilir). kan basıncı = kalp dakika hacmi x periferik direnç Kalp debisindeki değişiklikler sistolik basıncı. ortalama normal değer = 80 mmHg)) ortaya çıkar. Arteriyoller kalp dokusunda terminal yapılar değildir ve anastomozlarla birbirlerine bağlıdır. kanı pompaladığı hesaplanabilir. temporal arter.Nabız: Vücut yüzeyine yakın seyreden arterlerin kemik gibi sert bir tabana elle sıkıştırılması yoluyla hissedilen basınç dalgasıdır. sistol sırasında kanın fırlatılması nedeniyle aortanın genişleyip sonra elastik olarak geri çekilmesi sonucu oluşan ve arterlerin duvarları boyunca yayılan dalgadır. Egzersizde Dolaşım: Egzersizde kalp dakika hacmi artarken dolaşım hızlanır. Ölçüm için önce aletin manşeti dirseğin iki parmak üst kısmından kola sarılır ve sistolik basınçtan daha yüksek bir basınç sağlanıncaya kadar şişirilir. radial arter. Koroner Dolaşım: Kalp. genişlemesi (vazodilatasyon) ise düşmesine neden olacaktır. Periferik direncin temel sorumlusu arteriyol damar duvarları olduğuna göre. aortanın hemen başlangıç kısmından ayrılan iki (sağ ve sol) koroner arter ile beslenmektedir. Bu alet. ortalama normal değer = 120 mmHg).. Dakika hacmini etkileyen başlıca faktörler ise kalbin atım hacmi (stroke volüm) ve kalp hızıdır: kalp dakika hacmi = atım hacmi x kalp hızı Ortalama atım hacmini 70 ml. periferik dirençteki değişiklikler ise diyastolik basıncı etkilemektedir. en düşük basınç ise diyastol döneminde (diyastolik basınç. brakial arter (aynı zamanda kan basıncı ölçümünde faydalanılan arterdir) ulnar arter. Nabız muayenesi yapılabilen arterler. brakial arterden kan geçmeye başlar ve steteskoptan üfürüm. manşete bağlı hava basan bir el pompası ve yine manşete bağlı civalı ya da yaylı (ibreli) bir manometreden ibarettir. kola geçirilen şişirilebilir bir manşet.

bradikinin. prostaglandinler) artması sonucu geliştiği üzerinde durulmaktadır. hidrojen.oksijen miktarının azalmasına bağlı olarak bazı lokal vazodilatatör maddelerin (adenozin. karbondioksit. Şekil 10. 179 . potasyum. Kan basıncı ölçümü.

farinks. karaciğer. protein gibi başlıca besin maddeleri ile su ve elektrolitlerin vücuda alınmasından sorumludur. sindirime yardımcı yapılardır. ince bağırsaklarda kimyasal parçalanma ve emilim. kanal yapısına katılmayan. Kanal boyunca yer yer geçişi duraklatan veya yavaşlatan darlıklar (sfinkterler) ile depo görevi yapan daha geniş bölümler yer alır. kalın bağırsaklarda ise elektrolit ve su emilimi ile mikroorganizma sindirimi yer alır. Erişkinde yaklaşık 5 m uzunluğunda olan sindirim kanalının bileşenleri ağız. kanalın duvarını geçemeyen büyük moleküllü partiküller halinde 180 . SİNDİRİM SİSTEMİ Sindirim Sisteminin Genel Özellikleri Yaşam için gerekli enerjiyi sindirim sistemi yoluyla alırız. tükrük bezleri. özofagus. Özofagus yalnızca geçit olma görevini üstlenmiş iken. yağ. Dişler. mide. karbonhidrat. Şekil 1. Sindirim sisteminin genel yapısı. kas ve bağ dokusundan yapılma bir kanaldan ibarettir. midede besinlerin mekanik ve kimyasal parçalanma ile depolanma. ince ve kalın bağırsaklar ile anüstür (Şekil 1). safra kesesi ve yolları ile pankreas ise. Sindirim sistemi. Besinlerin çoğu.5. Genel olarak sindirim sistemi.

Tunica Mucosa: Mukoza tabakasının 3 bileşeni vardır: epitel. Dolayısıyla alınan besinler sindirim sisteminde öncelikle mekanik olarak parçalanır. Ekzokrin salgılar ise lümene salınan. yağ ve karbonhidratlar sentezlenir. muscularis mucosa. Epitelde bol miktarda salgı yapan hücreler yer alır. gaita) ise hemen hemen tamamen bakteriler ve çeşitli sindirilememiş ya da emilememiş maddelerden ibarettir. içten dışa doğru mucosa. Lamina propriada zengin bir damar ve lenf ağı ile sinir lifleri bulunur. yağlar yağ asitleri ve gliserole. Bu yapı taşları kan. Villus ve mikrovillus adı verilen bu kıvrılmalar iç yüzeyden lümene doğru parmak şeklinde çıkıntılar gibi izlenir (fırçamsı kenar). Endokrin salgılar kana salınan. lamina propria. submucosa. Sindirim kanalının duvarı. artıkları atılır. lenfa ve vücut sıvılarına emildikten sonra organizmaya özgü protein. mukus ve sindirici enzimlerdir. Proteinler amino asitlere. bundan sonra yararlı olanları emilir. Bunun dışında sindirim kanalının birçok bölgesinde mukoza tabakası. sindirim kanalının duvar yapısı birbirine benzer şekilde sıralanmış çeşitli katmanlardan oluşur. bu özellik geniş bir absorbsiyon (emilim) yüzeyi oluşturmaya yarar. Şekil 2. sindirim sistemini düzenleyici hormonlardır. Sindirim Kanalının Yapısı Özofagus ortalarından anüse kadar. 181 . Kanalın sonunda sistemi terk eden materyel (feçes. sonra kimyasal olarak basit moleküllere ayrıştırılmalıdır. bunların bir kısmı endokrin. girintili çıkıntılı (kıvrımlı) bir yapı oluşturur. bir kısmı ise ekzokrin özelliktedir. karbonhidratlar ise mono ve disakkaritlere çevrilir.ağızdan alınır. sempatik sinirler ile innerve olur. muscularis (kas) ve seroza (adventisya) tabakaları vardır (Şekil 2). Muscularis mucosa adlı ince bir düz kas tabakasından oluşmuştur.

Tunica Submucosa: Kan damarları. Düz kaslar ise aynı zamanda gerim reseptörü olarak da görev yapar. Tunica Serosa (veya Adventisya): Gevşek bir bağ dokusu ile üzerindeki ince epitel tabakasından ibarettir. Nişasta sindirimi daha ağızda tükrük amilazı (pityalin) ile başlar. Disakkaridler ve polisakkaridler ise emilmek için önce monosakkaridlere parçalanır.porta bu kurala uymaz. kimotripsin ve karboksipeptidazdır. Yalnız v. a. İleo-Çekal Sfinkter: Kolondaki bakterilerin ince barsağa geçişini önler. Sfinkterler: Sindirim sistemini çeşitli kompartmanlara ayıran sfinkterlerin hizasında kas katmanları çok kalınlaşır. 182 . Tunica Muscularis (muscularis externa): Kas tabakası dışta longitudinal. Bu kas tabakalarının tonusu istirahat halinde çevre dokulardan fazladır. bir sinir ağı yer alır. ayrıca da birbirleriyle irtibatlıdır. Proteinlerin Sindirim ve Emilimi: Lümendeki proteinlerin çoğu amino asitlere yıkılır ve emilime uğrar. ince bağırsak fırçamsı kenar enzimleri ile amino asitlere ayrışma tamamlanır. Anal Sfinkter: Defekasyonu düzenler. Auerbach pleksusu (pleksus intramuralis veya miyenterik pleksus). Fırçamsı kenarda yer alan birtakım enzimler ise karbonhidrat sindirimini tamamlar. Kardiya Sfinkteri: Mide ile özofagus arasında yer alır ve mide suyunun özofagusa geçmesini önler. sindirim kanalı içeriğinin hareketi ve karışması için güç sağlar. Bu kasların kasılması. Sindirim Sisteminde Kan Dolaşımı Salgı ve absorbsiyon görevleri olan sindirim sistemi kan damarlarından oldukça zengindir. özofagus alt bölümünden.coeliaca. anüs üst bölümüne kadar tüm sindirim sisteminin venöz drenajını toplayıp karaciğere gider. Ağız ve anüs dışında sindirim sisteminde çizgili kas yoktur.mesenterica superior ve inferior’dan sağlanır. Hipofaringeal (Üst Özofagus) Sfinkteri: Özofagusun başlangıcındadır. Gerek Auerbach. gerekse Meissner pleksusu ağırlıklı olarak parasempatik sinir sistemi. ancak normal bir beslenmede sadece çok az miktarda monosakkarid bulunur. Sonra incebağırsakta emilim gerçekleşir. Muscularis tabakası ile submukoza tabakası arasında. Karın organlarının arteryel kanı aortadan ayrılan a. Besinlerin Sindirim ve Emilimi Karbonhidratların Sindirim ve Emilimi: Besinlerle alınan karbonhidratların 2/3’ü bitkisel bir polisakkarid olan nişasta. Meissner pleksusu (pleksus submucosis) olarak bilinen. İki kas tabakası arasında ise yine bir sinir ağı yer alır. salgı bezleri ve sinir ağları içeren bir bağ dokusu tabakasıdır. Portal ven. Monosakkaridler sindirim kanalından doğrudan emilebilmektedir. İnce bağırsaklara salgılanan pankreas amilazı ise daha güçlü bir sindirim enzimidir. içte ise sirküler liflerden oluşur. Protein ve polipeptid sindirimini yürüten başlıca enzimler mideden salgılanan pepsin ile pankreatik salgılar olan tripsin. uyarı geldiğinde ise gevşerler. geri kalanın çoğu ise disakkaridler olan sukroz (çay şekeri) ve sütte bulanan laktozdan ibarettir. venler ise genel olarak arterlere eşlik eder. Sonra incebağırsakta emilim gerçekleşir. Pilor Sfinkteri: Midenin asit ortamı ile duodenumun bazik içeriğini ayırır. Ayrıca.

emilmek için öncelikle midedeki asit salgılayan hücreler tarafından üretilen intrensek faktöre bağlanmalıdır. Su absorpsiyonunun büyük bölümü çekum ve çıkan kolondan olur. asetil salisilik asit burada emilebilmektedir. ya da demir içeren enzimlerin sentezinde kullanılır. içeriğin asiditesi.D. Bu karşılıklı geçişler ile de bağırsak içeriğinin plazma ile izotonik kalması sağlanmaktadır. kanal duvarının gerilmesi. Bu refleksler ile lokal myojenik tepkiler. Midede su. Dolayısıyla sindirimi etkileyen temel unsurlar. Magnezyum: Emilimi kalsiyum gibidir.Yağların Sindirim ve Emilimi: Sindirim hemen tamamen ince bağırsaklarda pankreatik lipaz aracılığıyla olur. B12 vitamini ise. Su ve tuzların başlıca emilim yeri. Bu bölünme işlemine emülsifikasyon ve miçel oluşumu adı verilmektedir. Enterosit içerisine alınan demir burada ferritin deposunu oluşturur. sindirim kanalına en bol miktarda giren maddedir. içeriğin osmolaritesi. Sindirim Sistemi İşlevlerinin Düzenlenmesi Eser elementlerde görüldüğü gibi birkaç istisnai durum dışında. kanal duvarında bulunan osmo-. Suda eriyen vitaminlerin çoğu ise doğrudan difüzyon ya da çeşitli aracılı transport sistemleri ile emilmektedir. amino asitler ve suda eriyen vitaminlerin emilimi olur. mide ve ince bağırsaklarda bulunan lipazın önemi ise azdır. Bağırsak epiteli suya oldukça geçirgendir ve çeşitli maddelerin (büyük ölçüde sodyum) emilimi sırasında oluşan osmotik gradyent ile devamlı bir su emilimi meydana gelmektedir. Duodeunum ve Jejenumda monosakkaridler. parathormon ve kalsitonin kontrolüyle düzenlenir. Kalın Bağırsakta emilim daha çok su ve elektrolitlerden ibarettir. Kalsiyum: Vücut gereksinimine uygun olarak. sinirsel düzenlemeler ve hormonal 183 . safra tuzları ve B12 vitamininin sürekli olarak kaybedilmesine neden olur. İleumun cerrahi olarak çıkarılması. Yağlar (şilomikronlar halinde) villusların ortasında yer alan merkezi lenf kanalına (lakteal) geçer. besin maddelerinin konsantrasyonu olarak sıralanabilir.veya mekanoreseptörler üzerinden. sindirim kanalında iki yönlü olarak geçiş yapmaktadır. sindirim sistemi işlevlerinin ne şekilde düzenleneceğinin esas belirleyicisi kanal lümeni içeriğinin hacim ve bileşimidir.ve ekzokrin bezlerin işlevlerini tetikleyen refleksleri başlatır. Bu uyaranlar. yağ emilimi sırasında miçeller içerisinde erir. Aslında su. Emilim ince bağırsakların üst kısmında aktif transport ile olur. ağız. Vitaminlerin Emilimi: Çoğu vitamin sindirim ve emilim sırasında çok az enzimatik değişime uğrar. Safra tuzlarının bu bölgeden tekrar geri emilimi enterohepatik döngü olarak adlandırılır. kemo. Ferritindeki demir ise +3 değerliklidir (ferri) ve gereksinime göre hemoglobin. Sonuçta oluşan çok sayıdaki küçük yağ damlası lipaz ile sindirilmeye açık iyi birer hedef oluşturur. Yağda eriyen vitaminler (A. alkol. bunu safra tuzları sağlar. D vitamini. B12 vitamini ve safra tuzları emilir. Dolayısıyla safra tuzları ile bu vitaminlerin emilimi artar. İleumda. Genel olarak vitaminler besin partiküllerinin sindirimi sırasında açığa çıkar ve emilmeye hazır hale gelir. suda eriyen vitaminler. Su ve Minerallerin Emilimi: Su. yağ asitleri. Demir: besinlerdeki demir ancak +2 değerlikli olarak (ferro) emilebilmektedir.K). Birbirlerinin absorpsiyonunu yarışmalı olarak inhibe ederler. yine duvardaki kas tabakasının ya da endo. amino asitler. ince bağırsakların üst bölümüdür.E. Yağlar küçük damlalara bölünür ve bu şekilde yüzey alanları genişletilir. madde konsantrasyonu.

hormonal (özellikle gastrin. Sindirim sisteminde salgı ve motilite artar: Sefalik evre (faz): Baştaki görme. dilin ucunda tatlı. duodenuma yağlı maddelerin ve protein yıkım ürünlerinin geçmesi ile uyarılır. çeşitli emosyonel durumlar ve n. asiditede azalma.vagustur.düzenlemeler oluşur. İntestinal evre: Bağırsak kanalındaki uyarılarla olur. Yani lokal (enterik sinir sistemi ve kanal duvarının kas refleksleri) . Başlıca etkisi. sindirim sisteminin kendi lokal sinir sistemini meydana getirmektedir. Hormonal Düzenleme. geniş bir alanın parasempatik innervasyonunu sağlar). Sindirim İşlevlerini Kontrolün Evreleri: Sindirim olaylarının sinirsel ve hormonal kontrolü. yanlarda tuzlu. Gastrik evre: Midede meydana gelen 3 ayrı uyaran (distansiyon (gerilme). sinirsel ve hormonal) değişiklikler sindirim ve emilimi düzenler. salgı ve emilim olarak düzenlenir. Yani parasempatik uyarı altında sindirim kanalının pasaj hızı artar. sfinkterlerde gevşeme yönündedir (başlıca sinir n. Bu üç evrede de bu etkiler ile. Pankreastan sindirim enzimlerinin salgılanmasını uyarır. Dilin üzerini örten epitel ise tad reseptörlerini oluşturan farklılaşmalar göstermektedir. Böylece ince bağırsakta sindirim hızlanır. uyarının kaynaklandığı yere (bölgeye) göre 3 evrede incelenebilmektedir. Bu sinir ağlarının her biri gerek kendi içlerinde. Kolesistokinin (CCK): Salgısı. Ağız – Farinks – Özofagus: Ağız boşluğu. Sekretin: Yemeklerden sonra duodenuma asitli kimusun geçmesi ile duodenum ve jejenumun üst bölümlerinden sekretin salgısı uyarılır. Ayrıca otonom sinir sisteminden (sempatik ve parasempatik) gelen lifler de bu sinir ağları ile sinapslaşır. Gastrin: Besinlerin mideye girmesiyle salgılanan gastrin. tatma ve çiğneme. sempatik sistem değil… Sinirsel Düzenleme: Sindirim kanalı duvarında yer alan submukozal ve miyenterik sinir ağları.vagus içerisinde seyreden parasempatik uyarılma ile başlar. enterik sinir sistemi. sinirsel ve hormonal aktivitede yukarıda bahsedildiği gibi değişikliler meydana gelir. arkaya doğru ekşi ve acı duyusu alan reseptörler ağırlıklıdır. gerekse birbirleriyle sinapslaşarak bir pleksusta meydana gelen sinirsel aktivitenin diğer pleksusa ve de sindirim sisteminin yukarı ve aşağı bölümlerine iletilmesini sağlar. Bu (lokal. bu şekilde sindirim kanalının motilite ve sekretuar aktivitesi merkezi sinir sistemi tarafından da etkilenebilmektedir. sürekli ıslak tutulan bir bölgedir. asiditede artış. parietal hücrelerden HCl salgısını uyarır. Yalnız parasempatik sistem sindirim faaliyetlerini arttırır. 184 . parotis. sublingual ve daha birçok küçük tükrük bezi bulunur. koklama. protein sindirimi sırasında oluşan peptidler) ile başlayabilir. çeşitli sindirim ürünleri. özofagustan başlayarak proksimal kolonu da içine almak üzere. submandibular. Parasempatik sistem etkisi motilite ve salgıda artış. sekretin ve kolesistin) ve sinirsel (sempatik-parasempatik) olarak sindirim sistemi peristaltizm. distansiyon. osmolarite değişiklikleri. Sindirim Kanalının Çeşitli Bölgelerinde Sindirim ve Emilim 1. lokal. pankreas dış salgı bezlerini etkileyerek bikarbonattan zengin (duodenumdaki asiti tamponlayacak) bir salgı yaptırmasıdır.

peristaltik dalgaların etkisiyle. Mide Özofagus ve ince bağırsaklar arasında bulunan torba gibi bir organdır. 185 . Kas tabakası pilor hizasında kalınlaşarak bir sfinkter oluşturur (şekil 3). kısmen sindirmek ve 3. alt özofageal sfinkter açılır ve besinin mideye girmesi için yutma peryodu boyunca gevşek kalır. Çiğneme. Özofagusun peristaltik dalgaları ile lokma mideye ulaştırılır. 1. İçeriğini sindirim ve emilim için optimal miktarlarda ince barsağa vermektir. 2. Midede meydana gelen olaylar gastrik fazı arttırır. besin geçtikten sonra ise kapanarak özofagus ile mide arasındaki bariyeri yeniden kurar. sonra kapanarak tek yönlü ve kontrollü iletim sağlar. Özofagus üst 1/3’lük bölümü iskelet kası. istemli olarak başlasa da refleks olarak devam ederek bu şekilde sonlanan bir olaydır. Yutma olayı istemli başlayarak kompleks bir refleks olarak devam eder. Bundan sonra. Midenin anatomik yapısı. (Bütün sfinkterler tüm sindirim kanalı boyunca bu şekilde peristaltik hareketler ile beraber geçiş esnasında gevşer. kimusun anal tarafa doğru ilerlemesine ve sindirimin evrelerinin gelişmesine neden olur. Besini bir süre depolamak. tükrük ile de karışarak.) tükrük de artar. Refleks merkezi medulla oblongatadadır.Çiğneme: Besinler sindirime hazırlanmanın ilk aşaması olan çiğneme ile küçük parçalara ayrılıp. İşlevleri. 2. yutulmaya hazır hale getirilir. pankreas salgıları vb. Parotisin salgısı diğer hepsinden daha sulu olup yüksek oranda α-amilaz (pityalin) enzimi içerir. hormonal ve parasempatik) peristaltizm ve salgılar artarak.) Besinin mideye ulaşması yer çekimi ile değil de bu peristaltik dalgaların etkisiyle olduğundan kişi baş aşağı dursa bile yutma olayı oluşabilmektedir. Şekil 3. Gastrik faz yoluyla (lokal. Sonra bu gelişmelere intestinal faz da eklenerek ilerleme ve gelişme artacaktır. Parasempatik uyarılar ile diğer sindirim salgıları gibi (mide. alt 2/3’lük kısmı ise düz kas ile sarılmıştır. Çözündürmek.

safra kesesinde depolanır. kanalları yoluyla duodenuma çeşitli maddeler salgılar (Şekil 4). (3) lesitin (fosfolipid yapıda bir maddedir). Safra pigmentleri. Midenin sindirici etkisi ile besin maddeleri kimus adı verilen yarı sıvı madde (solüsyon) haline gelir. yağlar. Bikarbonat. enterohepatik döngü. sindirim enzimleri yoktur. duodenumda pankreas salgısındaki enzimler ile safranın etkileri ön plana çıkarken. nükleik asitler) parçalayan enzimler salgılanır. biliverdinin indirgenmesi ile oluşur ve insan safrasının esas pigmentidir. Safra tuzları. Ürobilinojenin bir kısmı oksidasyon reaksiyonu sonucu dışkının rengini veren sterkobiline çevrilir. Bilurubin. 5. Barsağa dökülen bilurubin. Başlıca işlev.İnce bağırsakta emilimde artacak ve kimus kalınbağırsakta rektuma ulaşınca gaita halini alacaktır. ürobilin halinde idrarla atılır. Aşırı sempatik stimülasyon (stres) Brunner bezlerini inhibe ederek ülsere neden olur. mideden gelen kimusun asiditesini nötralize eder. İnce Bağırsaklar Duodenum çeperindeki Brunner bezleri koyu kıvamda müsin salgılar. (2) kolesterol. 4. Safra tuzlarının %95’i ileumda yeniden emilerek bir kez daha safraya salgılanmak üzere dolaşıma döner. karbonhidratlar. hatta hafifçe alkaliye çevirir. karaciğerde sentez edilip safra kanallarında toplandıktan sonra. (4) bikarbonat. Pankreastan tüm organik molekülleri (proteinler. Kalın Bağırsak – Kolon Salgılar azdır ve daha çok müsinden oluşur. Safranın asıl önemli etkisi emülsiyon yapıcı özelliği olup. 186 . bilurubin – biliverdin. Safra. (7) eser elementler. burada bakterilerin etkisiyle indirgenir ve ürobilinojene (sterkobilinojen) dönüşür. jejenum ve ileumda ise ince barsağın kendi çeperinde yer alan birtakım enzimlerin daha etkili olduğu görülür. Kusma: Mide ve sindirim sisteminin üst bölümündeki içeriğin ağız yolu ile dışarı çıkarılmasından ibaret refleks bir olaydır. Pankreasın Ekzokrin Salgıları ve Karaciğer Vücudun iki büyük bez organı olan karaciğer ve pankreas. Sindirim sistemini pankreasın ekzokrin salgıları ilgilendirir. 3. bu da her bir organik molekül sınıfına spesifik sindirim enzimleri ve başta bikarbonat iyonları olmak üzere diğer bazı elektrolitlerden zengin bir sıvıdır. Safranın bileşimine göz atacak olursak: (1) safra tuzları. bu özelliği ile kimustaki lipidlerin yüzey gerilimini düşürür ve lipazın etkisini kolaylaştırır. Midenin Salgıları günde 2-3 litreyi bulmaktadır. diğer kısmı ise bağırsaklarda emilir ve sistemik dolaşıma katılır. İdrarın sarı renginden sorumludur. Kusma merkezi medulla oblongata’da yer alır. fekal materyali defekasyon öncesinde depolamak ve konsantre etmektir (Şekil 5). (5) safra pigmentleri ve(6) az miktarda diğer metabolik son ürünler. Sindirim faaliyetleri açısından. lesitin ve kolesterol hepatositlerde (karaciğer hücreleri) sentezlenir ve yağın emülsifikasyonundan sorumludur. Sindirimin son evresi ve emilimin çoğu ince bağırsaklarda olmaktadır.

Şekil 4. Safra kesesi ve pankreas. Kolon 187 . Şekil 5.

Emilim: Esas olay lümenden kana aktif sodyum absorpsiyonu ve buna eşlik eden osmotik su geçişidir. kolonun kitle peristaltizmi sonucu rektumun dolmasından kaynaklanır. Konstipasyon (Kabızlık): Feçesin kalın bağırsakta uzun süre kalmasıyla. hipovolemi ve şok tablosu ile ölümcül olabilmektedir.pudentalis ile istemli olarak. iç anal sfinkterin gevşetilmesidir. N. Refleksin yanıtı rektumun kontraksiyonu. defekasyon bir süre sağlanan dış sfinkter ile engellenebilir. kuru ve sert materyalin inen kolonda birikmesidir. suyun tamamı emilebilir. Materyal kalın bağırsakta çok uzun kalırsa. geriye kuru bir fekal kitle bırakacak şekilde. düz kastan oluşan internal (iç) anal sfinkter ve istemli kontrol altındaki çizgili kaslardan oluşan eksternal (dış) anal sfinkter ile normalde kapalıdır. Defekasyon (Dışkılama): Rektumun çıkışını oluşturan anüs. Diyare (ishal): Feçeste artan su içeriği ve ağırlığı (>200 mg/gün) ile karakterizedir ve buna artmış defekasyon sıklığı da eşlik edebilir. Emosyonel stres ve çocukluk çağı alışkanlığı en sık nedenlerdir. Dehidratasyon. Dışkılama için gerekli uyaran. Bu durumda rektum çeperinin gerilmesi defekasyon refleksini uyarır. 188 .

1. Bir başka deyişle. PH’nın. Vücut sıvılarının hacim ve içeriğinin. bowman kapsülünden başlayarak proksimal tubulus. Kortekste ortalama 8 distal tübül birleşerek bir toplayıcı kanal oluşturur. Hücrelerde oluşan ve kana verilen metabolizma atıklarının uzuklaştırılması şeklinde özetlenebilir. vesica urinaria) ve üretra’dır. nefrondur (Şekil 1). oluşan idrar üreterler aracılığı ile idrar kesesinde toplanır ve üretra yoluyla dışarı atılır. Her bir böbrekte bir milyonun üzerinde nefron vardır. dışta korteks. henle kıvrımı inen koluyla medullaya doğru uzanır ve çıkan kol ile yeniden kortekse doğru yükselir. Üriner sistem organları. burada oluşan kapiller yapı olan glomerül yumağında süzülme işi yapıldıktan sonra ise temizlenen kan efferent arteriol ile götürülür. hep birlikte malpighi cisimciği (Şekil 2) olarak anılır. Her bir nefrona süzülecek kan afferent arteriol ile getirilir. Sıvı-elektrolit dengesinin düzenlenmesi ile 5. henle kıvrımı (veya kulpu). 2.6. bu toplayıcı kanallarda oluşur ve medulla derinliklerine doğru giderek böbrek pelvisine dökülür. BOŞALTIM SİSTEMİ Boşaltım Sisteminin Genel Özellikleri Boşaltım sistemi veya üriner sistem. buradan da üreterler içerisine gönderilir. hücreler için çok toksik bir maddedir. Bu durumda nefron. Sonuçta. Nefronların tubulus yapıları. Proksimal tubuluslar böbrek korteksi boyunca seyrederken. ürik asit. 189 . Böbrekler kanı süzerek idrarı oluşturur. böbreklerin sürekli çalışmasıyla. nitrojen atıkları organizma için zararlı boyutlara gelemeden atılmaktadır. distal tubulus ve toplayıcı kanallar olmak üzere sırasıyla gider. Bu şekilde bowman kapsülünün yarımay şeklinde sardığı glomerül kapiller yumak yapısı. Böbreğin fonksiyonel ünitesi. 3. Amonyak. Nihaî idrar. Kan basıncının. glomerül yumağı ile başlar. organizmada homeostatik dengeyi koruma işinin en önemli bileşenlerindendir. buradaki kapiller yapılardan süzülen malzemeyi toplayan bowman kapsülü ve bu malzemeden idrarı oluşturacak olan tubulus yapıları ile devam eder. N2) içeren bileşiklerdir. nitrojen içeren atikların en önemli boşaltım yeri böbreklerdir. Sözkonusu nitrojen atıklarının en önemli kaynağı proteinler ve purin bazlarıdır. mesane (idrar kesesi. Purin bazlarının yıkım ürünü ise ürik asittir. İdrar ile atılan en önemli metabolizma atıkları üre. 4. Proteinlerin yıkımı sonucu oluşan esas ürün amonyaktır (NH3). devamında ise distal tubulus yeniden korteks boyunca ilerler. Bu yöndeki başlıca fonksiyonları. dolayısıyla karaciğerde üreye dönüştürülür ve bu üre böbrek tarafından atılır. Böbreklerin Fizyolojik Anatomisi Böbrekler. birçok diğer organ gibi. kreatinin gibi nitrojen (azot. bu tabakalardan kortekste bulunan. içte ise medulla olmak üzere iki tabaka halinde izlenir. iki üreter. iki böbrek.

Şekil 1. Nefronun genel yapısı. Malpighi cisimciği ve Glomerül membranı. Şekil 2. 190 .

Dolayısıyla. sekresyon ve reabsorbsiyon 191 . Glomerüler filtrasyon üzerine etki eden başlıca 3 basınçtan yola çıkarak. 15 mmHg) glomerüler kapiller onkotik basıncı (ort. 1. Filtrasyon (Süzülme) 2. Sekresyon (Salgılama) Çeşitli maddeler bunların yalnızca birine. filtrasyon basıncı aşağıdaki şekilde hesaplanabilir (Şekil 4): glomerüler kapiller hidrostatik basınç (ort. 29 mmHg) = Filtrasyon Basıncı (yak. Filtrasyon: Filtrasyon. Reabsorpsiyon (Geri Emilme) 3. plazmanın bileşimi ile eşittir. 60 mmHg) bowman kapsülü hidrostatik basıncı (ort. proteinler dışında. nihaî idrar oluşumu için başlıca 3 değişik fonksiyonun koordineli olarak çalışması sözkonusudur: 1. Afferent arteriol ile glomerül kapiller yumağına ulaşan kanın protein ve şekilli elemanları dışındaki tüm maddeleri bowman kapsülü içine süzülür. ve ya birden fazlasına maruz kalabilir (Şekil 3). Glomerüler filtrasyon. süzüntü (filtrat) içeriği. 16 mmHg) Şekil 3.İdrarın Oluşturulması Nefronlarda. idrar oluşumunun ilk basamağıdır.

ancak 1-1. c. Glomerüler filtrasyon basıncı. Bu geri emilimin büyük kısmı (%80-90) proksimal tubuluslardan olmaktadır. günlük 15-20 litre idrar çıkarılması ile karakterizedir. Kapiller endoteli. ADH yokluğu ile seyreden birtakım hastalıklar. distal tubuluslardan Na+ iyonlarının geri emilimini artırırken. Buradan maddelerin geri emilimi. Bunlarda aldosteron. 2. Reabsorpsiyon: Glomerüllerden süzülen günlük 180 litre filtratın. Bazı hormonlar da tubuluslardan geri emilim üzerine etkilidir. Membranın başlıca 3 bileşeni vardır: a. podosit denen parmaksı çıkıntılar ve bu parmaklar arasındaki yarık şeklindeki boşluklar ile filtrasyon alanını genişletmesi dikkat çekmektedir. b.5 litre kadarı idrar olarak çıkarılmaktadır. ADH (antidiüretik hormon – vazopressin) ise toplayıcı kanallar ile yine distal tubulusların özellikle son kısmının suya karşı geçirgenliğini artırarak idrarın daha konsantre olmasını sağlar.Şekil 4. kollagen fibrillerin gevşek bir ağ oluşturduğu. gerekse pasif mekanizmalar ile olabilmektedir. Bu da bize filtratın %99’unun tubuluslardan geri emildiğini gösterir. su ve suda erimiş maddelere son derece geçirgen. bir yapıdır. Bazal membran. bunun karşılığında K+ atılımına neden olur. Glomerül Membranı: Filtrasyon fonksiyonu için özelleşmiş olan bu yapıda interstisyel bir alanın olmaması dikkat çekmektedir. Emilim yer ve maddeye göre değişebilmek üzere gerek aktif transport. organizmanın gereksinimine göre düzenlenmektedir. 192 . Bowman epiteli. bu endotel tabakasında fenestra olarak adlandırılan binlerce delik yer alır.

Sekresyon: İdrar oluşumu sırasında bazı maddeler de tubulus lümenine salgılanmaktadır. su vb. Pasif transport ile reabsorpsiyon: Üre. Antidiüretik Hormon (ADH): Yukarıda da anlatıldığı gibi.Aktif transport ile reabsorpsiyon: Glikoz ve amino asitlerin tümü Na+-K+-APTaz pompasıyla aktif olarak sodyuma bağlı taşıyıcı bir sistem ile hücre içine alınır. Örneğin distal tubuluslarda aldosteron hormonu etkisi ile Na+ reabsorbe olurken. distal tubulus ve toplayıcı kanallarda suyun geri emilimini artırarak etki gösterir (Şekil 7). Orta şiddette bir uyarı durumunda afferent ve efferent arteriollerdeki daralma aynı boyutlarda olup. bunlara değerek. distal tubulus çeperindeki hücreler ise macula densa adı verilen yapılar olarak farklılaşmıştır. Renin. dolayısıyla GFR ise düşecektir. kan basıncındaki düşmelere duyarlılık gösterir ve renin adlı bir hormon-enzim salgılar. Bu etkilerinin yanında. birim zaman içerisinde böbrekler tarafından bir maddeden temizlenen plazma miktarı. Angiotensin II. angiotensinojenden angiotensin I oluşturur. Macula densa hücreleri ise daha çok distal tubulus içerisinden geçen sıvının Na+ ve Cl. Tüm bu olayların hep birlikte koordine çalışması sonucu. Böbrek Fonksiyonlarının Kontrolü Böbrek damarları sempatik sinir sistemi kontrolü altındadır. böbrek üstü bezi korteks tabakasından aldosteron hormonunun salgısı da angiotensin II tarafından uyarılır. 3. Dinlenme halinde minimal olan kontrol. macula densa’nın da jukstaglomerüler hücreleri uyarmasına neden olur ve yine renin salgılanır (Şekil 6). Bu şekilde. Burada. Henle kıvrımından sonra başlayan distal tubulus. Bu olayda Na+-K+ATPaz pompası görev alır ve potasyum aktif olarak hücre içine alınır. o maddenin klirensini tanımlamaktadır. özellikle ekstrasellüler sıvı hacminin azalmasına cevap olarak hipotalamusta sentezlenip arka hipofizden salgılanan bu hormon. GFR’yi pek etkilemez. Jukstaglomerüler hücreler. Bu yapının tümüne birden ise jukstaglomerüler aparat denir (Şekil 5). 193 . Özellikle efferent arteriolde yol açtığı daralma glomerüler kapiller basıncı artırır.iyonları konsantrasyonuna duyarlıdır. K+ da bir yandan lümene sekrete olmaktadır. tekrar malpighi cisimciğine doğru yönelerek afferent ve efferent arteriollerin arasından. Klirens: Böbreklerde bir yandan idrar oluşturulurken. afferent arteriol çeperinde yer alan hücreler jukstaglomerüler hücreler. ekstrasellüler sıvı hacminin ve kan basıncının artması sağlanır. Aldosteron etkisiyle bir yandan tuz ve su reabsorpsiyonu artar. Arteryel kan basıncının düşmesi veya GFR’nin azalması sonucu filtrattaki Na+ ve Cl.konsantrasyonunun düşmesi. kuvvetli vazokonstrüktör etkiye sahip bir maddedir. geçer. aynı zamanda sistemik dolaşımdaki arteriyolleri de daraltarak kan basıncını yükseltir. Angiotensin I ise angiotensin dönüştürücü (converting) enzim (ACE) tarafından angiotensin II’ye dönüştürülür. Bu şekilde böbrek kan akımı (renal blood flow = RBF veya renal plasma flow = RPF) azalacak. Angiotensin II. diğer yanda ise kan plazması bazı maddelerden arındırılmaktadır. şiddetli olarak uyarıldığı durumda afferent arteriolün daralmasına neden olur.

Renin-angiotensin sistemi. 194 . Şekil 6. Jukstaglomerüler aparat.Şekil 5.

Organizma pH’sını değiştiren olaylar daha çok metabolizma sonucu ortaya çıkan asitlerdir.42). Bunların yanında laktik asit gibi asitler de görülür. hemen su ile birleşerek karbonik asite dönüşebildiğinden asit olarak kabul 195 . Metabolizma faaliyetleri sonucu ortaya çıkan karbondioksit.38-7. Böbrekler Ve Asit Baz Dengesi Bilindiği gibi. Vücuttaki asit ve bazlar genellikle bikarbonat ve karbonik asit gibi zayıf yapılı olanlardır.35-7. Bunlardan en önemlisi ise uçucu asit olarak da adlandırılan karbondioksittir (CO2). bikarbonat iyonu (HCO3-) ise zayıf bir bazdır. karbonik asit (H2CO3) ise zayıf asitlere örnek iken. Buna göre. Aynı şekilde. Hidrojen iyonu (H+) ise proton taşımaktadır. 7. hidrojen iyonunu ortamdan yavaş alan maddeler ise zayıf baz olarak sınıflanmaktadır. ADH salgı mekanizması ve etkisi. hidroksil iyonu (OH-) güçlü baz. ortama kolaylıkla hidrojen iyonu veren madde güçlü asit.45 (daha dar anlamda 7.Şekil 7. ortamdan hızlı bir şekilde hidrojen iyonu alan maddeler güçlü baz. organizma pH’sının çok dar sınırlar içerisinde tutulması hayati önemi olan bir olaydır. ortama hidrojen iyonunu yavaş veren madde ise zayıf asittir. Hidroklorik asit (HCl) güçlü asit. Anlam olarak asit proton verici. baz ise proton alıcı demektir.

erişkinde 300-400 ml kadar idrarın mesanede birikmesi. hiperventilasyon durumlarında PCO2’in 40 mmHg’nın altına düşmesiyle ise bikarbonat reabsorpsiyonu azalır. öncelikle vücut sıvılarında hazır bulunan birtakım tampon sistemleri pH değişikliklerine anında müdahale ederek olayın ciddi boyutlara varmasını önlerler. yani pH azalması durumunda (asidoz). H+) birikmesi ciddi tehlikelere yol açar ve çeşitli mekanizmalar ile tamponlanmak zorundadır. Arteryel kan CO2 konsantrasyonunun artması böbreklerde bikarbonat reabsorpsiyonunu artırırken. Orta katman olan sirküler lifler. yapı olarak içte mukoza. hem de parasempatik lifler alır.detrusor). Her ne kadar akciğer ve böbrekler kendi mekanizmaları ile organizmayı asidoz ve alkaloz durumlarından korumaya çalışırsa da. Uygun ortamda önce pelvis kasları gevşer.edilirken. gerilme reseptörleri uyarılır ve sakral (S2-4) bölgeden idrar yapma refleksi doğar. yani pH yükselmesi halinde ise idrarla bikarbonat atılımı arttırılır. Herhangi bir nedenle solunumun azalması nedeniyle kanda CO2 birikmesi solunumsal (respiratuar) asidoz olarak tanımlanırken. ortama verdikleri hidrojen iyonunun (proton. H+’nın ortamdan uzak tutulması yönünde çalışırlar. solunum faaliyetleri ile akciğerden atılabildiği için de uçucu olarak nitelendirilir. İdrar yapmanın istemli kontrolü. Solunumsal olmayan asidoz ve alkaloz (metabolik asidoz-alkaloz) durumlarında ise organizma solunumu artırarak veya azaltarak durumu kompanse etmeye çalışır. oradan da üretere doğru ilerler. Mesane ve üretra hem sempatik. Başlıca tampon sistemleri bikarbonat. ancak idrarın boşaltılması ile ilgili refleks genel olarak parasempatiktir. Asitler iyonlarına ayrıştığı zaman. solunumun artması nedeniyle CO2’nin fazla miktarda atılması ile H+’nın azalması (yani pH’ın artması) olayına ise solunumsal (respiratuar) alkaloz denir. fosfat ve proteinat tampon sistemleridir. Vücut sıvılarında hidrojen iyonlarının artması. dış sfinkterin kasılı tutulması öğrenilir. böbrekler idrara daha fazla H+ çıkarır ve aynı anda bikarbonat (HCO3-) reabsorpsiyonunu artırırlar. 196 . Yeni oluşan idrar. üretranın başladığı yer etrafında halka şeklinde bir sfinkter yapısı oluştururlar (internal sfinkter). dışta bağ dokusu. refleksi başlatmak için yeterlidir. Alkaloz. Bunlar. büyüme sırasında. pelvis renalisin dolup gerilmesiyle çeperindeki düz kasların uyarılması yoluyla üreteropelvik bölgeye. İdrar yapmanın refleks kontrolü. Üretranın daha ileri bölümlerinde ise perinenin çizgili kasları tarafından external sfinkter oluşturulmuştur. böylece idrar yapılır (miksiyon). idrar yapmak için uygun yer bulunana kadar. Tersine metabolik bir alkaloz gelişmiş ise solunum biraz baskılanarak kan CO2’sinin arttırılması yoluna gidilir. güçlü asitler ile reaksiyona girerek daha zayıf asitlerin oluşmasını sağlamak yoluyla. Yani organizmada bir metabolik asidoz söz konusu ise solunum artar ve CO2 atarak duruma müdahale eder. sonra detrusor kasılır. Bu mekanizma genel olarak solunumsal alkaloz ve asidozda etkindir: Miksiyon Ve İdrarın Boşaltılması Üreterler ve mesane (vesica urinaria). ortada ise üç katlı bir kas tabakasından oluşmaktadır. Üç katlı kas tabakasının en dışındaki longitudinal lifler idrarın boşaltılmasında en önemli rolü oynarlar (m.

Membran geçirgenliğini değiştirici etki dolayısıyla iyon kanallarının açılmasına veya kapanmasına neden olmaktadır. steroid hormonlarınki genelde sitoplazmada. Başlıca Fonksiyonlar 1. antidiüretik hormon. Bu mekanizmada hormon yine hücre membranındaki reseptörüne bağlanarak hücre içinde bir enzimin aktivasyonuna yol açar ve etkilerini bu enzim üzerinden gösterir. tiroid hormon reseptörleri ise çekirdekte bulunur. Üreme. Ancak büyük çoğunluğu sadece belirli hücre veya organlara etki ederler. hipofiz gonadotropin hormonları etkisinde gonadlardan salgılanan sex hormonları Hormonların Etki Mekanizmaları Hormon Reseptörleri: Hormonlar hücre içi mekanizmaları genellikle doğrudan etkilemez. 3. başta GH. sekretin. Başka bir salgı bezine yaptıkları etki ile yine o bezden başka bir hormonun salgısını uyaran hormonlara tropik hormonlar denir (Şekil 1). bir hücre ya da hücre grubu tarafından salgılanan ve buradan vücudun her yerine taşınarak belirli doku ve organların fonksiyonu üzerinde etki yapan. büyüme hormonu. bazı hormonlar etkilerini hemen salındıkları yerde veya yakınında göstermektedir ve Lokal (Yerel) Hormonlar olarak bilinirler (ör = sindirim hormonları. Çevreye uyum (soğuk-sıcak adaptasyonu. kolesistokinin. gastrin. renin. sitoplazma veya çekirdeğinde bulunabilir. asetilkolin. kortizol. 5. glukagon. Enerji üretiminin kontrolü. 2. hormon dediğimiz. aldosteron. histamin). Endokrin sistem işlevlerini. insülin). epinefrin. kalsitonin. Büyüme ve gelişme. 197 . Vücut sıvılarının hacim ve bileşim yönünden kontrolü. kimyasal maddeler aracılığıyla gösterir. tiroid hormonları. tiroksin. 4. Reseptörler hedef hücrenin membran. Sindirim ile ilgili olayların kontrolü. Farklı etkiler nedeniyle de farklı mekanizmalar gözlemek mümkündür. İkincil habercileri de uyarabilir. Bu hücreler etki yapan hormona özel reseptörler taşır ve hedef hücre (target cell) olarak adlandırılır. Üçüncü olarak gen aktivasyonu ile de (özellikle steroid ve tiroid hormonlar) etkisini gerçekleştirebilir.7. tiroid. kortizol. adrenokortikotropik hormon. insülin. hipofiz. androjenler 6. Protein hormonlar ile katekolaminlerin reseptörü hücre zarının dış yüzeyinde. Kan damarları bakımından zengindir ve genel olarak salgı kanalları yoktur. Yalnız. bunun yerine etkilerini hedef hücrelerdeki özgün reseptörlerine bağlanarak gösterirler. salgıladıkları hormonları doğrudan kana bırakırlar ve kan ile vücudun her yerine yayılabilmektedirler (Genel Hormonlar). Hormonların bir kısmı vücut hücrelerinin tamamı veya tamamına yakınına etki edebilmektedir (ör = büyüme hormonu. insülin. ENDOKRİN SİSTEM Endokrin Sistemin Genel Özellikleri Vücudumuz iki ana kontrol sisteminin etkisi altında işlev görmektedir: Sinir Sistemi ve Endokrin Sistem. Sonuçta endokrin sistem. homeostatik mekanizmada düzenleyici ve bütünleyici rol oynar. paratiroid hormon. hemen hemen tüm hormonlar. tiroid ve böbrek üstü bezi hormonları. strese karşı direnç vb).

çünkü işlev sırasında reseptör proteininin kendisi genellikle inaktive olur (down regülasyon). Reseptör Sayısı ile Kontrol: Hedef hücredeki reseptör sayısı devamlı değişiklik gösterir.Şekil 1. 198 . Bu durumda hormonun yol açtığı etki hormon salgısını uyarıcı yönde gelişmektedir ve salgı giderek artmaktadır. diğer zamanlarda ise protein sentezleyen mekanizmalar tarafından yeni reseptörler oluşturulur (up regülasyon) ki genellikle uzun süre yüksek hormon konsantrasyonuna maruz kalma nedeniyle oluşmaktadır. Pozitif Feedback: Daha nadir olarak karşımıza çıkan bir olaydır. Kadın ve erkek vücudundaki tüm endokrin sistem HORMON SALGISININ ve ETKİSİNİN KONTROLÜ Negatif Feedback: Hormonun hedef organ üzerindeki etkisi yeterli düzeye ulaştığında. geriye doğru endokrin beze veya daha üst bir merkezi etkileyerek hormon salgısını azaltabilmektedir. genellikle işlev ile ilgili bir faktör.

başlıca altı adet hormon vardır: Folikül Stimüle Edici Hormon (FSH). başka yerlerden salgılanan hormonlar da ön hipofiz fonksiyonunu serbestleştirici ya da inhibe edici (releasing veya inhibiting) olarak etkileyebilir (feedback mekanizmaları). hipotalamo-hipofizer traktus (Şekil 3). hepsi peptid yapıda. İç ve dış ortamda oluşan değişmelere. hipotalamo-hipofizer portal sistem. İyi bilinen iki arka hipofiz hormonu böbreklerde su atımı ve kan basıncı ile ilgili işlevleri olan vazopressin (antidiüretik hormon – ADH) ile süt salgısı ve uterus kasılmaları üzerine etkileri olan oksitosindir. Prolaktin. 199 . nöroregülasyonun önemli bir parçasını oluşturur. sinir sistemine reseptör ve aferent yollarla ulaştıktan sonra. hipotalamusun dışa doğru genişlemesi sayılabilen nöral bir dokudur. Büyüme Hormonu (GH). hipofizyotropik hormonlar (Şekil 2). Hipotalamus – Arka Hipofiz İlişkisi: Bu ilişki kan yoluyla değil. Şekil 2. Ancak ön hipofiz hormonlarının salgısının kontrolü tek başına bu hipofizyotropik hormonlar tarafından değildir. Adrenokortikotropik Hormon (Adrenal Korteksi Uyaran Hormon) = Kortikotropin (ACTH). hipofiz ile hipotalamus arasındaki birleştirici saptan geçer ve arka hipofizde kan kapillerine yakın bir yerleşim ile sonlanır. Hipotalamustan gelen iki akson. Ön Hipofiz Hormonları Ön hipofizden salgılandığı bilinen. Tiroid Stimüle Edici Hormon = Tirotropin (TSH).HİPOTALAMO-HİPOFİZER SİSTEM Hipotalamus – Ön Hipofiz İlişkisi: Hipotalamus. Tüm ön hipofiz hormonlarının salgısı hipotalamik hormonlarca kontrol edilir. Arka hipofiz. Luteinleştirici Hormon (LH). sinir yoluyladır. hipotalamus yoluyla verilen cevaplar arasında çeşitli hormon salgılarının da önemli yeri vardır.

sperm ve ovumların büyüme ve gelişmesi ile ilgili işlevleri de vardır. testesteron).Şekil 3. Prolaktinin ise başka bir bezden herhangi bir hormon salgısı üzerine kontrol edici etkisi yoktur. Hipotalamustan nörohipofize doğru uzanan aksonlar. Büyüme hormonunun çeşitli organ ve dokuların organik metabolizması üzerine direkt etkileri vardır. Büyüme Hormonu İnhibe Edici Hormon .SS) ⇒ GH baskılar 5. Hipotalamusun Etkisinde Başlıca Ön Hipofiz Hormonları 1. temel işlevleri meme bezlerinin gelişimi ve göğüslere direkt etki ile süt yapımının uyarılması ile ilgilidir. Tirotropin Serbestletici Hormon (TRH) ⇒ Tiroid Stimülan Hormon (TSH) 3. Kortikotropin Serbestletici Hormon (CRH) ⇒ Adrenokortikotropik Hormon (ACTH) 2. Hipotalamik Hormonlar Bu hormonlar. FSH ve LH’ın da yine hormon salgılatıcı etkileri olmakla birlikte (östrojen. Prolaktin Salgılatıcı Hormon (PRH) ⇒ Prolaktin salgısını sağlar 200 . Büyüme Hormonu Serbestletici Hormon (GHRH) ⇒ Büyüme Hormonu (GH) 4. hipotalamusun çeşitli alanlarında bulunan nörosekretuar hücrelerden kaynaklanan nörohormonlardır ve ön hipofiz hormonlarının salgısı üzerinde etkili olurlar. progesteron. ACTH ve TSH’ın başlıca işlevi diğer bazı hormonları salgılatmaktır. Gonadotropin Serbestletici Hormon (GnRH) ⇒ Luteinizan Ve Folikül Stimülan Hormon (LH&FSH) 6.Somatostatin (GHIH .

Büyüme Hormonu – Growth Hormone – GH: Çabuk metabolize olur. gebelik ve emzirme ile ilgili görevleri vardır. Malnütrisyonun (ağır beslenme bozukluğu) büyüme üzerine olan olumsuz etkileri. hayatın erken çağlarında daha belirgin olarak ortaya çıkar. Adrenokortikotropik Hormon – Kortikotropin – ACTH: Stres durumlarında. Çeşitli Hipofiz Hormonlarının Özellikleri Prolaktin: Bu hormonda hipotalamik inhibe edici fonsiyon baskındır. genel olarak puberteden itibaren salgılanırlar. Temel olarak vücutta yaygın bir hücre bölünmesi ve protein sentezi ile yürütülür. Büyüme çeşitli hastalıklara bağlı olarak da aksayabilir. Etkisi: Tiroid bezi folikül hücrelerinde tiroglobulin sentezini hızlandırır. özellikle omurga ve bacaklarınki olmak üzere. Etkisi: Böbrek üstü bezi (adrenal) korteksinde glikokortikoid hormonların sentezini kontrol eder.ADH): Böbrekte distal tubulus ve toplayıcı kanallarda epitelin suya geçirgenliğini artırarak suyun geri emilimini sağlar.Prolaktin İnhibe Edici Hormon (PİH. testesteron ve östrojenlerdir. Dopamin ise bir katekolamindir. Gonadotropinler = FSH & LH: Menstrual siklus. dopamin) ⇒ Prolaktin salgısını baskılar Dikkat çeken bir nokta bilinen hipofizyotropik hormonların en az ikisinin salgılatıcı değil inhibe edici özellikte olmalarıdır: Dopamin (PIH) ve Somatostatin (SS). yarı ömrü 20-30 dakika kadardır. Büyümede en önemli hormondur. vitamin ve minerallerin yeteri kadar alınmaması büyümeyi etkiler. Oksitosin: Başlıca etkisi doğum sırasında uterus kontraksiyonlarını. İkinci özelliği emzirme sırasında sütün meme kanallarına akmasını sağlamasıdır. çeşitli genetik ile endokrin gibi bireye ait ve beslenme ile enfeksiyon gibi çevresel faktörlerden etkilenebilen kompleks bir olaydır. Büyüme Büyüme. erkekte spermatogenezi kontrol eder. hipotalamik CRH’nın etkisiyle salgılanır. Çevresel Faktörler: Beslenme ile esansiyel amino asitler ve yağ asitlerinin. Erkekte ise Leydig hücrelerini uyararak testesteron salgılatır. Hedef organı ise tiroid bezidir. insülin. Dopamin dışındaki tüm hipofizyotropik hormonlar peptid yapıdadır. kemik büyümesidir. Pubertede bu kıkırdak doku kemiğe çevrilir ve büyüme durur. dolayısıyla doğumu kolaylaştırmak olduğundan doğum hormonu olarak da anılır. Şaft ile epifizin arasında epifizyal büyüme plağı (büyüme kıkırdağı) yer alır. -Luteinizan Hormon: Ovulasyon sonrasında corpus luteumun oluşumundan sorumludur. tiroid hormonları. Büyümeye Hormonların Etkisi: Büyümeye etkili başlıca hormonlar büyüme hormonu. Kemik Büyümesi: Büyüyen bir kemik. Hipotalamik GnRH etkisiyle. -Folikül Stimülan Hormon: Kadında folikül gelişimi ve ovulasyonu. Vazopressin (Antidiüretik Hormon . bir kişinin boyunu belirleyen olay ise. kabaca epifiz olarak adlandırılan orta kısımları ile bunların arasında kalan şafttan meydana gelir. epifizyal kapanma. 201 . Tiroid Stimülan Hormon – Tirotropin – TSH: Hipotalamik TRH’nın etkisiyle salgılanır.

Esas etkisini. Büyüme hormonunun etki mekanizması Şekil 5. Şekil 4. insülin-benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1) olarak bilinen (diğer adı. somatomedin C) kimyasal bir haberciyi salgılatarak yapar (Şekil 4). Büyüme Hormonu (growth hormone – GH) Ön hipofizden salgılanan bu hormon postnatal dönemin büyüme üzerine etkili en önemli hormonu sayılabilir. birçok hedef dokuda hücre bölünmesini uyarması ve protein sentezine anabolik etkisidir.1. Başlıca büyütücü etki. Büyüme hormonunun ritmik salgılanması 202 .

Hipotiroidili bebeklerde mental gerilik oluşur. düz platoya ulaşana kadar da artar. kafa kemikleri. Kemikler. Bezin içi kübik epitel hücreleri ile çevrili çok sayıda folikülden meydana gelmiştir. Tiroid hormonları. dokuların büyümesi ve metabolizmanın normal hızında devam etmesi için gereklidir. Tiroid Bezi Tiroksin (T4). 3. alt çenede genişleme belirgindir. epifizlerin kapanma yaşına kadar boy 270 cm’yi bulabilir. Kortizol Cinsiyet hormonları gibi steroid yapıda olan kortizolün etkisi ise tam tersine. Büyüme hormonu salgısını uyarır. Cinsiyet Hormonları Cinsiyet hormonu salgıları 8-10 yaşlarında başlar ve sonraki 5-10 yıl boyunca. Tiroid Hormonları Tiroid hormonları. Akromegali: Aşırı büyüme hormonu salgısının epifizler kapandıktan sonra ortaya çıkması ile oluşur. TSH. Hormonun eksikliği ya da yokluğunda ise bazal metabolizma yarıya kadar düşebilir. Sağ ve sol olmak üzere iki lateral lob ve bunları birleştiren isthmus adlı bölümden oluşmuştur. büyümeyi inhibe edici yöndedir. burun. 203 . özellikle fetal hayatta ve doğumdan sonraki birkaç ayda santral sinir sistemi gelişimi için önemlidir. tiroglobulindeki tirozine bağlanır triiyodotironin (T3) ve tetraiyodotironin = tiroksin (T4) sentezlenir (Şekil 7). Böyle bir durum. Yağ. Bu foliküllerin içi. Epitel hücreleri bir yandan da kandan iyotu (I-) alarak bezde konsantre eder (iyot pompası). tiroglobulin adı verilen bir glikoprotein ile doludur (Şekil 6). alın. sinirlilik. kıkırdak ve yumuşak dokular genişler. ancak birkaç aylık bir gecikme durumunda ortaya çıkan gelişim yetersizliği geriye dönüşümsüzdür. triiiyodotironin (T3) ve kalsitonin hormonlarını salgılayan önemli bir endokrin bezdir. Tüm dokular ve kemiklerde genişleme ve kalınlaşma görülür. Bazal metabolizma artar.2. Ayrıca testesteronun birçok doku üzerinde protein sentezini artırıcı etkisi vardır. ancak boy uzamaz. Genel olarak belli bir hedef organ ya da dokuları yoktur ve hemen hemen tüm vücut hücrelerine etki ederler. hiperfaji (çok yeme). boy uzaması durur. Özellikle el ve ayaklardaki küçük kemikler. protein ve karbonhidrat metabolizması hızlanır. erken dönemde verilecek tiroid hormonları ile tamamen önlenebilir. Jigantizm (Devlik): Büyüme hormonunun gelişme çağında fazla salgılanması ile oluşur. İnsülin Tüm yönleriyle anabolik bir hormon olan insülinin özellikle proteinler üzerine olan etkisi büyümeyi olumlu etkiler. Cücelik: Ön hipofiz hormonlarının çocukluk çağındaki yetersiz salgılanması ile meydana gelir. Kolloide geçen iyot. O2 tüketimi yükselir. hiperfajiye rağmen kilo kaybı ve tremor (ince titreme) karakteristik bulgulardır. 4. Metabolizmaya en belirgin etkileri hücrelerde katabolik reaksiyonları aktive etmeleri ile ortaya çıkar. Sebep yine tümöraldir. tiroglobulin sentezini hızlandırır. 5. refleksler artmıştır.

Şekil 6. Tiroid hormonlarının sentezi ve salgılanması 204 . Tiroid bezinde folliküler hücreler ve kolloid sıvısı Şekil 7.

Tiroid bezinde. İç ve dış salgılarda ve bir de önemli olarak pıhtılaşmada rolü vardır. Temel olarak plazma Ca+2’unu artırıcı. Kalsitonin Kan kalsiyum düzeyi ile ilgili diğer bir hormondur. gençlerde daha aktif olup iskeletin gelişmesine yardım eder. Kas kasılması yani aktin-miyozin bağlantısını kurar. Esas etkisi kemiklerden kalsiyum ve fosfatı mobilize etmesidir.PARATİROİD BEZ Ve PARATHORMON – PTH Tiroid bezinin arkasında yer alan. Sonra kemiklerde osteoblastik (kemik yapımı) aktiviteyi uyarır. Parathormonun etkileri 205 . Diğer yandan ise böbreklerden atılan fosfatın geri emilimini (reabsorbsiyonunu) azaltarak fosfatürik etki gösterirken. kalsiyumun reabsorbsiyonunu hızlandırır. PTH’ın bir diğer etkisi ise D vitamininin aktif formu olun 1. Etkisi PTH’a zıttır. Birkaç dakika içerisinde kan kalsiyum düzeyini düşürür. fosfatını ise düşürücü etkiye sahiptir. mercimek büyüklüğünde ortalama 120’şer mg ağırlığında 4 adet bezdir. birkaç dakika içerisinde PTH salgılanmasına neden olur (Şekil 8). İlk birkaç dakikada kemik dokusunda hazır halde bulunan kalsiyum ve fosfatın extrasellüler sıvıya ve dolayısıyla kana geçmesini sağlar. Bu hormon. Şekil 8. parafoliküler C hücrelerinden salgılanır.25-dihidroksikolekalsiferol yapımını uyararak bağırsaklardan da kalsiyum absorbsiyonunu sağlamasıdır Ekstrasellüler iyonize kalsiyum düzeyindeki çok hafif azalmalar. Dokularda membran permeabilitesini etkiler. Kalsiyum: Kemiklerin sertliğini sağlar.

Ama insülinin başlıca hedef dokuları kas (kalp+iskelet) ve yağ dokuları ile karaciğerdir. Bu adacıklarda başlıca 4 çeşit hücre ayırt edilmiştir: 1.GIP). lösin gibi amino asitler de insülin salgısını artırır. Bu sırada enerji için yağ asitleri kullanılır. Bu etkisini. B veya β hücreleri. Yemek sırasında görülen parasempatik aktivite artışı ile de insülin salgısı artar. endokrin salgıları yapan Langerhans adacıkları vardır. D veya δ hücreleri. pankreastan geçen kanın glikoz konsantrasyonudur. şuur kaybı. Yağ Dokusu: İnsülin. kolesistokinin (CCK) ve gastrin gibi sindirim hormonları tarafından da uyarıldığı anlaşılmıştır. glikozun yağ hücrelerine girişini de artırır. somatostatin (SS) salgılar 4. kas hücresi membranı glikoza karşı geçirgen değildir. En belirgin etkisi kan glikoz düzeyini düşürmesidir. hipoglisemi şok. insülin salgılar 3. İnsülin Pankreas Langerhans adacıklarından salgılanan en yoğun hormon olan insülin. Glikoz burada trigliserid sentezinde kullanılır. kan şekeri %50 mg altına düştüğünde. beynin glikozu alması güçleşir. Langerhans adacıkları 206 . koma ve ölüm gelişebilir. ekstrasellüler sıvıdaki glikozun hücre içerisine alınmasını sağlayarak gerçekleştirir. glukagon salgılar 2. Kas: İstirahat halinde ve insülin yokluğunda. Şekil 9. İnsülin salgısının başta glikoza bağımlı insülinotropik polipeptid olmak üzere (gastrik inhibitör polipeptid . A veya α hücreleri. Özellikle arginin. organik metabolizmasının en önemli kontrolörüdür (Şekil 9). Beyin hücrelerine ise glikoz girişi insülinden bağımsız olmakla birlikte.PANKREAS ve ENDOKRİN FONKSİYONLARI Aynı zamanda sindirim ile ilgili fonksiyonları da olan ve bunları çeşitli dış salgıları (ekzokrin) yoluyla yerine getiren pankreasın. F hücreleri. sekretin. Eritrositler ve beynin büyük bölümü ile bağırsak ile böbrek tubulus epiteli dışında tüm dokularda etkisini gösterir. İnsülin Salgısının Kontrolü: En önemli kontrol. Egzersiz sırasında ise insülin olmasa da glikoz kas hücresine geçebilmektedir. pankreatik polipeptid (PP) salgılar.

içte ise medüller bölüm olmak üzere iki farklı dokudan oluşur. Adrenalin Streste salınır ve kan şekerini arttırır. Göz: Pupillalar genişler (midriazis). bronşlar genişler. zengin damar ağına sahip. glukagon ve epinefrine ek olarak. büyüme ve protein anabolizmasını artırmanın yanı sıra insüline zıt etkilidir. Glikoz Ve Yakıt Homeostasisinde Diğer Hormonların Katkısı: İnsülin. Hiperglisemi yapar. burada. açlık durumunda beyin işlevlerini bozabilecek derecede bir hipoglisemi gelişebilmektedir. steroidler) salgılanır. Somatostatin İlk olarak hipotalamustan izole edilmiştir: Somatotrop hormonu inhibe edici hormon (growth hormone inhibitory hormone = GHIH) ile aynı hormondur. En dışındaki kapsülün altında korteks tabakası. Katekolaminlerin Etkileri:Streste tehlikeden korunmak için gereklidir. Yağ Metabolizması: Yağ dokusundan yağlar mobilize olur. efor için gerekli olan bronşiyol genişleme sağlanır. Solunum Merkezi: Solunum hızı ve derinliğini artırırlar. Karbonhidrat Metabolizması: Efor için gerekli kan şekerini yükselci etki yapar. Kortizol eksikliği olan kişilerde. Sempatik nöronlardan gelen asetilkolin salgısı yoluyla gelen stimulus ile salgı gerçekleşir. Bu hormonlardan ikisinin ise üzerinde biraz tartışmaya değer etkileri vardır: Kortizol ve büyüme hormonu. Kalp-Damar Sisteminin aktivitesini arttırırlar. İnsülin üzerine olan inhibitör etkisi vardır. Kaslar: İskelet kaslarında verim arttırılır. Kan: Eritrosit sayısı ve hematokrit değerini yükseltir. bronşiyol ve mesane düz kasları katekolaminlerin etkisiyle inhibe olur. Bu hormonlar sempatik sistemin kontrolünde salgılanır ve etkileri de sempatik sistemin tüm vücuttaki etkilerine benzemektedir. Medüller bölüm. 6 g kadar ağırlıkta bezlerdir. Adrenal Medulla Adrenalinin büyük kısmı adrenal medulladan sentezlenir. hiperglisemiktir. Plazma glikoz düzeyi arttığında glukagon salgısı inhibe olur. Mide. hiperglisemi yapar. diğer birçok hormonun da organik metabolizma üzerine çeşitli etkileri vardır. Merkezi Sinir Sistemi: Stres ve tehlikeye karşı canlılık yaratır. Kalp atım hacmi ve dakika hacmini artırarak ve periferik damar direncini artırmak yoluyla kan basıncını artırırlar. Katekolaminler. Büyüme Hormonu: Başlıca fizyolojik etkileri. noradrenalin ise daha çok sempatik sinir uçlarından salınmaktadır. Böbrek Üstü Bezi – Adrenal Bez – (Glandula Suprarenalis) Her iki böbreğin üzerinde şapka şeklinde yerleşmiş. Korteks tabakasında ise yaşamın vazgeçilmez hormonları olan kortikosteroidler (kortikoidler. bu kaslar mücadeleye hazırlanır. noradrenalin=norepinefrin) salgılar. Endokrin Sistem: Adrenalin insüline antagonist. 207 . Glukagonun etkileri insüline terstir. sempatik pregangliyonik liflerle innerve olur ve katekolaminleri (adrenalin=epinefrin. bağırsak. Ancak bunların salgıları genellikle kendilerine ait uyaranların kontrolündedir.Glukagon Pankreastan salgılanır. Kortizol: Glukagon ile epinefrine ek olarak insülinin etkilerine zıt yönde işlev gören bir hormondur. adrenal medullada salgıya hazır şekilde granüllerde depolanır.

sıvı hacmi artar. Yetersiz aldosteron salgısında K+ konsantrasyonundaki artış ile kalp kontraksiyonlarında zayıflama ve aritmiler gelişebilir.Adrenal Korteks Farklı hormonların sentezlendiği üç farklı bölgeye ayrılır (Şekil 10): 1. Na+ ile beraber su da tutulacağından. En önemlisi kortizoldur. Temel olarak mineralokortikoid aktivite Na+ ve K+ dengesi. Adrenal medulla ve korteks Mineralokortikoid Hormonlar-Aldosteron Zona glomerulozadan salgılanan en önemli mineralokortikoiddir. Zona Fasikulata: Glikokortikoid hormonlar yapılır. Zona Retikularis: Androjenik hormonlar salgılar. ekstrasellüler Na+ konsantrasyonu pek değişmezken. Mineralokortikoid hormonların sentezinden sorumludur. En önemlisi aldosterondur. 2. glikokortikoid aktivite ise glikoz ve protein metabolizması ile ilgilidir. En önemlisi dehidroepiandrosterondur. Başlıca fonksiyon böbrek tübüllerinde Na+ tutulumu ve K+ atılımı şeklindedir. Şekil 10. 208 . Zona Glomerulosa: Kapsülün hemen altındaki en dış bölgedir. 3.

ÜREME FİZYOLOJİSİ Gametogenezin Genel Prensipleri İnsanda 44’ü otozomal (yapısal). Artan kortizol. Gonadal androjenler gonadotropinlerin (FSH. Temelde kataboliktir. Öncelikle mitoz bölünme yoluyla 46 kromozomlu ilkel (primordiyal) germ hücrelerinin çoğalması aşaması vardır. Stres faktörleri arasında her türlü travma. aşırı soğuk veya sıcak.Kortizol Kortizol glikokortikoid etkinin %95’inden sorumludur. Erkek ve kadında üreme fonksiyonlarını yürütecek olan bu gametlerin olgunlaşma süreci her iki cinsiyette birbirine benzer. ağır hastalıklar sayılabilir. testesteron aktivitesinin %20’si kadar etkisi vardır. Kadında ise 22 çift kromozomun yanında 2 X kromozomu bulunur. Aynı zamanda kortizol. cerrahi girişimler. LH) etkisinde salgılanırken. Strese Direnç: Rahatsız edici stresler ile karşılaşma durumunda ACTH salgısı ve buna bağlı olarak glikokortikoidler artar. Meioz ile oluşan gametler. Adrenal androjenlerin en önemlisi ise dehidroepiandrosteron olup. Yağlar da yıkılır. En aktif androjen. Feminizan etki yapar. kadınlarda ise ovumdan (yumurta hücresi) ibarettir. adrenal androjenler ACTH kontrolündedir. Bu haploid hücrelere gamet (veya germ hücreleri) denir ve bu gamet erkeklerde spermium (spermatozoon). fakat vücudun belirli bölgelerinde yağ depolanır (omuzlar. ihtiyaç için kullanılmak üzere kanda yükseltir. Erkekte 22 çift otozom ve bir X (büyük) ile bir de Y (küçük) kromozomu vardır. diploid kromozomlu tek bir zigot meydana gelir: Spermium X + Ovum X = Zigot XX (dişi) Spermium Y + Ovum X = Zigot XY (erkek) 209 . Cinsel çoğalmada. Kilo aldırıcıdır. kan proteinlerinin yükselmesi ile. gonadlarda bulunan ve tek kromozom takımı içeren hücreler (22+X.Glikokortikoid Hormonlar. Çift olarak dizilen bu otozomal kromozomların her biri benzer homolog kromozomlar olarak adlandırılır. Bu şekilde sayıca eş iki kromozom takımını içeren hücrelere diploid denirken. Stres sırasında salgısı artan kortizol ile birlikte sempatik aktivite de (adrenalinnoradrenalin) artar. Karbonhidrat. Östrojenler: Bir adrenal androjendir. protein ve yağları dokulardan yıkarak. maskülinizan etki yapan ve proteinler üzerinde anabolizan etki ile büyümeyi hızlandıran hormonlardır. Bu nedenlerle hiperglisemi ve kas proteini yıkımı yapar. bu şekilde haploid sayıda kromozom taşıyan erkek ve haploid dişi gametin nükleuslarının birleşmesi ile. Antiinflamatuar Etki: İnflamasyonun belirtilerinin de görülmesini engeller. Adrenal Androjenler Androjenler. yüz. 2’si ise cinsiyet kromozomu olmak üzere toplam 46 kromozom vardır (2n=46). testislerin salgıladığı testesterondur (gonadal androjendir). sırt). 22+Y) ise haploid olarak tanımlanır. Normal koşullarda adrenal östrojenlerin düzeyi önemli fizyolojik etkilere yol açmaz. homolog kromozomların yalnız birini alır ve kromozom sayısı 23’e düşer. Gametogenezin sonraki evrelerinde meioz bölünme görülür. damar çeperlerindeki düz kasların katekolaminlere duyarlılığını artırıcı etki yapar. iyileşmeyi de hızlandırır. enfeksiyonlar. Streste salınımı artar.

Dış genitallerden penis de testesteron etkisinde oluşur. Wolff kanallarından ise erkek genital organlarının kanal sistemleri gelişir. yoksa overlere mi sahip olacağını tayin eder. Hormonların etkisinde erkek ve dişi genital organların gelişimi Müller kanallarından dişi. 1. Genital kanalların (Müller ve Wolff kanalları) oluşumu 2. sertoli hücrelerinden ise Müller inhibe edici faktör (MIF) salgılar. embriyonun testislere mi. 210 . Gonadogenez. cinsiyet farklılaşmasının kalan tüm kısmı. Ama sekonder seks karakterleri de dahil. oluşan bu XX veya XY kromozomlu gonadlardan salgılanan cinsiyet hormonlarının olup olmamasına bağlıdır(Şekil 11). Cinsiyetin belirlenmesi Cinsel farklılaşma başlıca 3 aşama olarak özetlenebilir.Cinsel Farklılaşma X veya Y kromozomuyla gelen genler. Şekil 11. Leydig hücrelerinden testesteron. Fetal testis erkek genital organlarının oluşumu için. Böylece Müller kanal dejenere olurken Wolff kanalı gelişir. testisler veya ovaryumuların gelişmesi 3.

Testislerden salgılanan androjen hormonların en önemlisi testesterondur. sekonder sex karakterlerinin ortaya çıkması. genital organ ve bezlerin farklılaşması. Spermayı dışarı atan yollar Yollar. FSH. çeşitli kanal sistemleri olarak devam eder ve prostatta üretra ile birleşir.) ile aksesuar cinsiyet organlarında (çeşitli bezler) çarpıcı değişiklikler gelişmeye başlar. GnRH. Yapım yeri seminifer tübüllerdir. kıl dağılımı vb. protein sentezi. Gelişmekte olan spermler olan germ hücreleri ve Sertoli hücrelerinde oluşur. Meni ve spermleri üreten testisler ve diğer bezler 2. İlk spermium pubertede oluşur. Şekil 12. LH ise Leydig hücrelerini etkileyerek androjen hormon salgısını uyarır. beyin üreme işlevinin başlıca düzenleyicisidir. GnRH’ın hipofizyotropik etkisi. cinsel dürtü ve erkekte görülen kellik durumunun nedeni olan genin ortaya çıkışında etkisi vardır. Testesteron: Spermatogenez. spermatogenezi uyarmak için sertoli hücreleri üzerine etki gösterir. kadında ise östrojen salgıları çok artar ve sekonder seks karakterleri (vücut yapısı. Artmaya başlayan GnRH salgısı ile karakterizedir. Erkek Üreme Sistemi Erkekte üreme organları fizyolojik bakımından iki grupta incelenir: 1. Leydig hücreleri testesteron salgısından sorumludurlar (Şekil 12). aynı tipteki ön hipofiz hücrelerinden gonadotropinler olarak da adlandırılan FSH (folikül stimüle edici hormon) ve LH’ın (luteinleştirici hormon) salgılanmasıdır. Testisin yapısı Hormonal Faaliyetler GnRH ön hipofizden FSH ve LH salgılatır.Puberte 10-14 yaşları civarında birden ortaya çıkan üreme organlarının olgunlaşma dönemidir. testislerde seminifer tübüller ile başlar. Spermatogenez sperm yapımı anlamına gelir. Bunlara cevap olarak erkekte testesteron. Kadındaki etkilerine göre adlandırılmış olan bu hormonların aslında her iki cinsteki molekül yapıları da aynıdır ve gonadlara etki ederler. Testislerin iki temel fonkiyonu spermatogenez ve hormonal faaliyettir. 211 .

gebeliğin ortaya çıkmadığı bir menstrüel siklusun normal sonucudur ve overlerden salgılanan hormonlarla ilgili olarak ortaya çıkan siklik değişmelerin uterusta meydana getirdiği olaylara bağlıdır. ovulasyonu başlatan olaydır. Ovulasyondan sonra başlayan ve corpus luteumun kaybına kadar süren overde luteal evre (uterusta. implantasyona hazırlık amacıyla. bu sırada salgılanan hormonlarla uterusta meydana gelen değişiklikler. olgunlaşır.günü) gerçekleşmiş olur. Overlerin Fonksiyonları Başlıca iki işlev tanımlanabilir: 1. Yumurta hücreleri (ovum). menstrüasyona kadar sürer). progesteron. Döllenme olmadığı takdirde. menstrüel siklus. Her iki işlev. uzunlukları yaklaşık olarak eşit iki döneme ayrılabilmektedir: 1. Oogenez: Erkekteki spermatogoniumların karşılığı olarak dişide yer alan oogoniumlar. Hormon salgısına ek olarak overler. inhibin. ovulasyon sonrasında ise ovumunu kaybeden folikülün farklılaşmasıyla oluşan corpus luteumda olmaktadır. Menstrüel kanamanın (menstruasyon) olduğu gün siklusun ilk günü olarak sayılır. Bu foliküllerde.Dişi Üreme Sistemi Erkekteki devamlı sperm yapımından farklı olarak. gamet yapım yerleridir. over fonksiyonu yönünden menstrüel siklus. gameti alıp beslemeye yönelik değişikliklerdir. 212 . Böylelikle. ovulasyon öncesinde overlerdeki folikül adı verilen yapıda. tuba uterina (Fallop kanalı). çeşitli salgılar yapıldığı sekretuar evre. dişi gametin yapımı ve overden salınımı (ovulasyon) siklik bir olaydır. östrojen. uterus ve vaginadan ibarettir. yeni bir menstrüel siklus başlar (Tuba uterinada bulunan yumurta döllendiği takdirde. kadında cinsel organlar. Tek bir olgun folikülün geliştiği overde folliküler evre (uterusta. kanamanın durmasıyla birlikte endometriumun rejenere olduğu ve kalınlaştığı proliferatif evre) Ovulasyona kadar sürer. yani gebelik halinde corpus luteum altıncı aya kadar büyümeye devam eder. Endokrin faaliyetler. Fizyolojik anatomi. FSH ve LH üzerindeki inhibitör baskı ortadan kalkar ve yeni bir grup folikül olgunlaşmak üzere uyarılır. Bu siklusun süresi bireysel olarak farklılık göstermekle birlikte ortalama 28 gün olarak kabul edilebilir. Buna oogenez denir. mentrüel siklus oluşmaz). Corpus luteumu (sarı cisim) meydana gelir. ovaryum (overler). Serbest kalan ovum fallop kanalına girer. Bu evreler sırasında uterusta meydana gelen değişiklikler. Overlerde her siklusta bir gamet oluşur. Ovulasyon (yaklaşık olarak menstrüel siklusun 13-17. corpus luteum yaklaşık 10 gün sonra hızla dejenere olur. östrojen ve progesteronun etkileri ile ilgilidir. Corpus luteumun bu fonksiyon kaybı sonrasında GnRH. Ayrıca 3-5 günlük kanamanın olduğu menstrüasyon devresi vardır (Şekil 13). granülosa hücreleri östrojen. az miktarda progesteron ve inhibin salgılanır. Gamet (oosit) yapımı (oogenez) 2. 2. Menstruasyon. overlerdeki yaşamları boyunca folikül adı verilen epitel ile çevrili boşluklarda bulunur. Siklusun tam ortasında ortaya çıkan LH piki. Folikülün overdeki kalıntısı hızlı bir değişime uğrar.

213 . LH piki. Şekil 13.Over Fonksiyonlarının Kontrolü: Erkekteki GnRH-FSH/LH-seks steroidleri salgı dizisi burada da geçerlidir. ovulasyon ve menstrüel siklus.

Endokrin sistem ise bunun aksine temel olarak vücuttaki metabolik fonksiyonları düzenler. Dendritler ve soma diğer nöronlardan sinyallerin alındığı. SS gerek iç gerekse dış ortamdaki değişiklikleri reseptör adı verilen özelleşmiş yapılar aracılığı ile algılar. ses. 2. Böylece sinir sistemi karşılaştığı olaylara ilk ve ani cevabı oluştururken. Bu nedenle nöroendokrin sistem ismi de kullanılmaktadır. hücre zarlarında bulunan protein yapıdaki reseptörlerle karıştırılmamalıdır. çok özel bağlantı yerleridir. aferent ve eferent nöroları SSS içinde birbirine bağlayan nöronlardır. Örneğin bir fiziksel aktivite sırasında kaslara daha fazla kan gitmesi. nefret etme. sinir hücreleri ile bağlantıları vardır ve herbirisi belirli bir uyarana karşı özelleşmiş yapılardır. oluşturduğu cevabı taşıyan bir aksonu ve akson sonlanmaları vardır (Şekil 1). Her nöronun gelen sinyalleri aldığı birkaç dendritleri. 3. somadan çıkan tek bir uzantıdır. henüz tanımlanmamış yollarla sinir hücrelerinin entegre olmuş aktiviteleriye ilişkilidir. bir nöron gövdesi (soma). aşık olma. uzak geçmişteki bir olayı hatırlama gibi deneyimleri de içerir.Sinir Sistemi Hücresi Sinir sisteminin temel birimi bireysel sinir hücresi olan nörondur. Zekaya dayandırdığımız bu deneyimler. Sinir sistemi 100 milyardan fazla nörondan ve 900 milyardan fazla glia denen destek hücrelerinden oluşmuştur. SİNİR SİSTEMİ Sinir Sistemi Genel Organizasyonu Sinir sistemi (SS) endokrin sistemle birlikte vücuttaki kontrol fonksiyonlarının büyük kısmının organizasyonunu üstlenmiştir. ışık. kızgınlık. motive olma.) sinir hücrelerinin anlayacağı bir dil olan aksiyon potansiyeline dönüştüren birer çevireç görevi yapmaktadırlar. İnter nöronlar. ısı vb. yürüme gibi kolayca gözlenen etkinliklerle beraber. Fonksiyonel Nöron Sınıflaması: Nöronlar üç fonksiyonel sınıfa ayrılabilirler. bir fikre sahip olma. Yine de endokrin sistemi kesin olarak SS’den ayırmak mümkün değildir. salgı organları vb. vücudun tüm doku ve organlarından aldıkları bilgileri SSS’ne iletir. kalbin daha fazla kan pompalayabilmesi gibi değişikliklerde endokrin sistem daha baskın olarak görev alır. Sinir Sisteminin Temel Fonksiyonel Birimi . Sinir sistemine ait bu reseptörler. 214 . Diğer bir deyişle bu reseptörler çeşitli enerji tiplerini (mekanik. uzun dönemde kaslarda daha fazla kan damarı oluşturulması. endokrin sistem geç ama çok uzun süren cevapları ortaya çıkarır. Aynı zamanda insan davranışları olarak bildiğimiz aktiviteleri de organize eder. Sinir sistemi reseptörlerinin. Dendritler somadan çıkan oldukça dallanmış yapılardır. Afferent nöronlar. kas kitlesinin artırılması. SSS tarafından işlenmiş bilgiyi tüm efektör (kas.8. 1. bir şeye karar verme.) organlara iletirler. hızla değişen viseral olayları ve bazı endokrin bezlerin sekresyon hızlarını kontrol eder. Aksondan kollateral denen yan dallar çıkabilir. Aynı zamanda sinir lifi olarak da adlandırılan akson. Bunun yanında gülme. Efferent nöronlar. Genel olarak sinir sistemi vücutta kas kontraksiyonları. kas damarlarının açılması gibi hızla yapılması gereken faaliyetleri SS organize ederken.

Patellanın altına vurmakla elde edilen reflekste hiç internöron yokken. bellek ya da lisanı oluşturan stimuluslar milyonlarca internöronu kapsayabilir. SSS’de kapillerlerin çevresini ayaksı uzantıları ile sararak Kan-Beyin Bariyerini oluştururlar. Epandimal hücreler ise subaraknoid boşlukta bulunan Serebro-Spinal Sıvı ya da Beyin-Omurilik Sıvısı (BOS) denen özel bir sıvının yapımından sorumludur.Şekil 1. Kullandığımız sinir terimi periferik sinir sisteminde aynı yöne giden binlerce nöronun oluşturduğu bir demettir ve fiber optik kabloların yapısına benzer. SSS’nin fagositoz yapabilen immun hücreleridir. Genel olarak SS’deki sinapsların tümü kimyasal sinaps olarak kabul edilebilir. glisin. 215 . Benzer fonksiyonlara sahip nöronların hücre gövdeleri de sıklıkla birlikte bir küme oluştururlar. serotonin ve glutamattır. asetilkolin. Astroglialar (astrosit). Tipik bir nöron Yapılan iş ne kadar karmaşık ise arada o kadar çok internöron vardır. Mikroglialar. norepinefrin. histamin. Sinir Sisteminin Fonksiyonel Anatomisi: Bu bölümde sinir sisteminin fonksiyonel anatomisini ve kabaca fonksiyonlarını göreceğiz. Sinaps aralıklarında görev yapan 40 kadar transmitter madde tanımlanmış olmakla birlikte en çok bilinenleri. Terminoloji çok karışık olduğu için bu konuyu açıklamamız gerekmektedir. Oligodendroglialar daha önce de söylendiği gibi myelin kılıfları oluştururlar. Daha önce öğrendiğimiz gibi SSS ve PSS olmak üzere iki temel kısma ayrılır (Şekil 2). Bu sayede nöron eksite veya inhibe edilebilir ya da herhangi başka bir yoldan gelecek sinyale karşı duyarlılığını değiştirebilir. GABA. PSS’de sinir hücrelerinin gövdelerinin oluşturduğu gruplara ganglion SSS’de ise genel olarak nukleus denir. Sinapsa bilgi-sinyal getiren birinci nöron (presinaptik nöron) sinaps bölgesine nörotransmitter adı verilen bir kimyasal madde salgılar ve bu madde bilgiyi alacak olan postsinaptik nöronun membranındaki proteinlere bağlanır. SSS’de sadece bazal ganglionlar denen ve hareketle ilgili olan birtakım nükleuslar vardır.

Şekil 2. Sinir sisteminin genel organizasyonu

SANTRAL SİNİR SİSTEMİ 1. Beyin (Ansefalon) 2. Omurilik (Medulla Spinalis-MS) (Şekil 3). A. Beyin (Ansefalon) Altı temel bölümden oluşur; 1. Serebrum 2. Diensefalon (talamus ve hipotalamus) 3. Mezensefalon (orta beyin) 4. Pons 5. Medulla oblongata (bulbus) 6. Serebellum (beyincik) Mezensefalon, pons ve medulla oblongata beyin sapını oluşturur. Bunların yanında beyin, hepsi birbiriyle bağlantılı, beyin-omurilik sıvısı (BOS) ile dolu dört serebral ventrikülü (boşluk) de içinde bulundurur.

216

1. Serebrum Beynin en büyük parçası olup, sağ ve sol hemisfere (yarım küre) ayrılır. Her bir hemisfer, frontal, parietal, temporal ve oksipital olmak üzere 4 loba ayrılmıştır (Şekil 4). Enine bir kesi yapıldığında, beynin dışında ince bir gri tabaka, iç bölgelerde ak madde ve bu ak madde içine gömülmüş gri yapılar dikkatimizi çeker. Gri alanlar nöron gövdelerinden, beyaz alanlar ise myelinli sinir sonlanmalarından oluşurlar. Dış taraftaki gri yapı beyin kabuğu olarak bilinen serebral kortekstir. Korteks yaklaşık 3 mm kalınlığındadır ancak serebrum hacminin %46’sını oluşturur. Ak bölgeye gömülü gri alanlar ise talamus, hipotalamus ve bazal ganglionlar olup çok önemli fonksiyonları vardır. Sağlı sollu herbir hemisfer için serebral korteksin belli bölgeleri özel fonksiyonlara sahiptir. Bu bölgelere korteks alanları denmektedir. En iyi bilinenleri, motor, duyu (dokunma, basınç, ağrı, sıcaksoğuk), görme, işitme ve konuşma alanlarıdır.

Şekil 3. Santral Sinir Sistemi

Şekil 4. Serebrum

Duyulardan oluşan somatik duyu merkezinin postsentral girusta, iskelet kaslarının motor aktivitesi ile ilgili alanın da presentral girusta olduğu bilinmektedir. Bir hemisferdeki duyu ve motor alanları vücudun diğer tarafıyla ilgilidir. Örneğin sol bacağın ağrı duyusunu sağ hemisferdeki somatik duyu alanı algılarken, sağ bacağın hareketlerinden de sol hemisferin primer motor alanı sorumludur. Serebral korteks sinir sisteminin en kompleks entegratif alanıdır. Temel aferent bilgilerin koordineli bir şekilde algılanması-yorumlanması, sonra taşınması ve iskelet kaslarının hareketini kontrol eden motor sistemler üzerinden kontrolün en son inceliği için gereklidir.

217

2. Diensefalon Beynin ikinci komponenti olan diensefalon iki önemli kısımdan oluşur. Talamus ve hipotalamus (Şekil 5).

Şekil 5. Diensefalon.

Talamus Aferent nöronlarla taşınan, koku duyusu dışındaki (olasılıkla koku yolları da bulunmaktadır) tüm duyu bilgilerinin toparlandığı ve buradan korteksteki ilgili alanlara gönderildiği bir istasyon gibi görev yapmaktadır. Talamus duyu bilgilerinin yorumlandığı ilk merkezdir. Hipotalamus Anatomik olarak talamusun alt tarafına yerleşmiş olup, çok sayıda nükleustan oluşmuştur. Hipotalamus iç ortamın düzenlenmesinde çok önemli fonksiyonlara sahip bir merkezdir. Hormon salgılarının kontrolü, susama, açlık-tokluk, uykuuyanıklık, vücut sıcaklığı, heyecan, korku, öfke gibi emosyonel (ruhsal) davranışların düzenlendiği bir bölgedir. Hipotalamus ayrıca otonom sinir sisteminin çalışmasına da katkıda bulunmaktadır. Subkortikal Nükleuslar (Bazal Ganglionlar) Serebral hemisferler içinde derinde bulunan gri maddenin diğer alanlarını oluştururlar. Bunlarla birlikte hareket ve postür kontrolünde ve davranışın daha kompleks özelliklerinde bazal ganglionlar önemli rol oynarlar. Bazal ganglionların aktivitesi, duysal korteks, talamus ve beyin sapından alınan bilgilerle başlatılır. Bazal ganglionların çıktıları, serebral korteksin motor alanlarını ve beyin sapındaki diğer motor merkezlerin aktivitelerini etkileyerek kas hareketlerinin düzenlenmesine katılır. İsteğimizle başlatılan bir çok hareketin daha sonra otomatik olarak devam etmesinde, bazal ganglionların önemli rolleri vardır. Yemek yerken yapılan rutin işler, yürüme, yürürken yön değiştirme, merdiven çıkma gibi hareketlerde önemli fonksiyon görürler. Bazal ganglion hastalıklarında, iskelet kaslarının düzensiz 218

kasılması, kol ve bacaklarda titremeler ve istem dışı kas kasılmaları sonucu düzensiz hareketler gözlenir. En popüler bazal ganglion hastalığı olan Parkinson hastalığının en önemli bulgusu istirahat tremorudur. Hareketlerin ince ayarında da bozulmalar vardır. Limbik Sistem Frontal lop korteksi, temporal lop, talamus ve hipotalamus kısımlarıyla birlikte bunları birbirine bağlayan lif yollarını da kapsayan bağlantılı bir beyin grubudur. Limbik sistem; canlının yaşamını devam ettirmek üzere gösterdiği davranışlar, öğrenme, emosyonel deneyim, yeme-içme, kızma, heyecanlanma, korkma, besin arama, eş bulma, yavruların bakımı, annelik görevleri ve seksüel aktivitelerle ilgili davranışlarda ve bunların yanında çok çeşitli visseral-endokrin fonksiyonla ilişkilidir. Birbirlerine bağlı olmalarının yanında limbik sistem SSS’nin pekçok bölümü ile de ilişki halindedir. Beyin Sapı (3. Mezensefalon, 4. Pons, 5. Bulbus) Beyin sapından medulla spinalis (MS) ve serebrum-serebellum arasında sinyalleri dağıtan tüm sinir lifleri geçer. Beyin sapının merkezinden geçen ve akson demetleriyle kaynaşmış, gevşekçe düzenlenmiş nöron hücre cisimlerinden oluşan yapı, retiküler formasyon (RF) diye bilinir ve beynin yaşam için mutlak gerekli kısmıdır. SSS’nin tüm bölümlerinden giriş alır ve entegre eder, böylece nöral sistemin büyük bir bölümünün çıkışını oluşturur. RF’un nöronları, aşağı ve yukarı çeşitli uzaklıklara, beyin ve MS’in birçok bölgesine aksonlar yollar. Bu özellik RF’un SSS üzerinde büyük bir etkinliği olduğunu gösterir. RF’nin bazı nöronları, belirli beyin sapı nükleusları ve entegrasyon merkezleri olarak kümeleşirler. Böylece, kardiyovasküler, solunum, yutma ve kusma gibi merkezler oluşur. RF’un göz hareketleri kontrolünde ve vücudun uzaydaki refleks yönetiminde önemli nükleusları da vardır. Ayrıca beyin sapı 12 çift olan kranial sinirlerin 10’una ait bilgi işlemlenmesinde rol alan nükleusları da içerir. 6. Serebellum Başlıca iskelet kası fonksiyonlarının kontrolunda yer alır. Serebellar pedinkuluslarla beyin sapına bağlanır. Serebellum istemli hareketleri başlatmamasına rağmen, koordinasyon ve öğrenme hareketleri ile postür ve dengenin kontrolü için önemli bir merkezdir. Serebellum bu fonksiyonları yerine getirebilmek için kaslar ve eklemlerden, deriden, gözler ve kulaklardan, iç organlardan ve hareketin kontrolünde yer alan beyin kısımlarından bilgi alır. Beyincik hastalıklarında; kaslarda gevşeklik, istemli hareketlerin yapılması esnasında ellerde titreme, bir cisme uzanırken uzaklık ayarının yapılamaması (dismetri), sarhoş konuşması gibi bozukluklar görülür. B. Medulla Spinalis MS küçük parmak kalınlığında silindirik yumuşak bir dokudur. Ortası kelebek şeklinde gri bir renge sahiptir. Bu alan internöronlar, nöronların hücre gövdeleri, aferent nöronların çevreden SSS’ne giren lifleri ve glia hücrelerinden oluşur. Gri maddeyi çevreleyen beyaz madde çok miktarda miyelinli internöron aksonlarını 219

içerir. Bu aksonlar grubu yani yollar, omurilik boyunca uzunlamasına ilerler. Bunlar; beyinden medulla spinalise, medulla spinalisten beyine bilgi taşımak için inen-çıkan yollardır. MS kafatası tabanı ile 1. lomber (L1) vertebra arasında uzanır. Segmentasyon gösterir; sağlı sollu olmak üzere 31 çift spinal sinir çıkar; bu seviyeler; 8 servikal, 12 torakal, 5 lumbal ve 5 sakral’dır. Spinal sinirler dorsal (arka) ve ventral (ön) köklerin birleşmesiyle oluşur. Arka kökler kas, deri, eklem ve viseral organlardan kalkan duysal bilgileri taşır. Ön kökler kasları innerve eden nöronların aksonlarını içerir. MS vücut ve ekstremitelerin istemli ve refleks hareketlerinden sorumludur (yürüme, bir ekstremiteyi geri çekme vs.). PERİFERİK SİNİR SİSTEMİ Periferik sinir sisteminin (PSS) lifleri SSS ile vücudun diğer bütün kısımları arasında sinyaller taşır. PSS 43 çift sinirden oluşur. 12 çifti kafa çiftleri olarak bilinen kranial sinirler, 31 çifti ise MS’in her seviyesinden çıkan spinal sinirlerdir (Şekil 6). Somatik ve Otonom sinir sistemleri arasındaki farklar; Somatik: İskelet kaslarını (çizgili kas) innerve eder, sadece kas uyarılmasına (kontraksiyon-eksitasyon) neden olabilir, istemli olarak çalışır, somatik bir sinir fonksiyon yapamaz ise idare ettiği organda (çizgili kas) atrofi görülür, somatik sinirler kalın ve myelinlidir, yani çok hızlı ileti sağlarlar. Otonom: Düz kas ve kalp kasını, glandları ve sindirim yollarındaki nöronları innerve eder, efektör hücrelerde eksitasyon ya da inhibisyona neden olabilir, istemsiz olarak çalışır, otonom sinirler kesilirse inerve ettiği organda atrofi görülmez, otonom sinirler myelinli ya da myelinsiz olabilir, çapları daha incedir, yani daha yavaş ileti sağlarlar. Otonom Sinir Sistemi (OSS) (Eferent Bölüm) Otonom Sinir Sistemi (OSS) isteğimiz dışında aktivite gösteren, iç organları kontrol eden bir sistemdir. Bu sistem, arter basıncını, gastrointestinal sistem motilitesini (hareketlerini) ve salgılarını, mesanenin boşalmasını, terlemeyi, vücut ısısını ve yeni karşılaştığımız durumlara (bir tehlike, korku veren bir durum, bizi heyecanlandıran bir olay vb.) uyumumuzu sağlayan PSS’nin eferent bölümüne ait bir sistemdir. Bu sistemin önemli bir özelliği hormonlara görece üstün hızıdır. Stres koşullanda böbreküstü bezinden epinefrin (adrenalin) salınımı artar, bu hormonda bir çok organı etkiler. OSS hipotalamus, beyin sapı ve MS’deki merkezlerin kontrolü altındadır. Doğrudan olmasa bile, limbik sistem ve viseral reflekslerin de bu kontrolde rolleri vardır. Otonom sinir sistemi içindeki anatomik ve fizyolojik farklar sempatik ve parasempatik olarak iki farklı komponente ayrılmalarına neden olur. Bu komponentlerin sinir lifleri SSS’ni farklı yerlerden terk ederler. Parasempatik sistemde postganglionik nöron ile efektör hücre arasındaki iletişimde de asetilkolin kullanılır. Oysa sempatik sistemde bu ajan genellikle norepinefrindir (Şekil 7).

220

Şekil 6. Periferik Sinir Sistemi

Şekil 7. Periferik sinir sistemi.

221

Otonom Sinir Sistemi; parasempatik ve sempatik sistem. Önemli bir nokta sempatik sistem yanıtının stres durumlarında artmasıdır. Gerçekte, tam olarak körüklenmiş sempatik bir yanıta (katekolaminler dahil), bir saldırganla karşılaşan ve bundan kaçan bir hayvanın durumunu tanımlayan vur ya da kaç yanıtı denir. Parasempatik sistemin aktivitesi ise sindirim, uyku gibi vejetatif yönetici fonksiyonlarla artar. Omurganın iki yanında ve karın boşluğunda önemli sempatik ganglionlar vardır. Nörotransmitterler Parasemptatik sinir sisteminde, ganglion ve ganglion sonrası hedef organı uyarmada asetilkolin (ACh) kullanılmaktadır. Bu nedenle bu sistemin postganglioner nöronlarına kolinerjik denir. Sempatik sinir sisteminde ise preganglioner nöronlar kolinerjik iken, postgangiloner nöronlar adrenerjiktir. Bu nöronların terminal ucundan norepinefrin (NE) salınmaktadır. Reseptörler ACh ve NE’in efektör hücre membranında etki gösterebilmesi için kendilerine özgü reseptörlerine bağlanmaları gerekir. Kolinerjik reseptörler ve adrenerjik reseptörler. Adrenerjik reseptörler; Alfa ve beta olarak temel iki gruba ayrılır. Adrenal medulla tarafından salgılanan epinefrin (E) ve NE hormonları, sempatik etki göstermelerine karşın, değişik reseptörlere bağlanırlar. NE daha çok alfa reseptörleri, E ise daha çok beta reseptörleri tercih etmektedir. Kalpteki gibi, organın üzerinde beta reseptörler çoğunlukta ise E; damarların üzerinde olduğu gibi alfa reseptörler çoğunlukta ise NE daha etkilidir. Motor Ve Duysal Sistemler Duyu Reseptörleri: Duyu olayı, dokunma, ses, ışık, acı, soğuk, sıcak gibi uyaranlara duyarlı reseptörlerden başlar. Bu reseptörler, duyarlı oldukları duyu şekline göre sınıflandırılmıştır. Tüm duyu yolları 3 nöronludur. Reseptörden kalkan primer duyu yolları (birinci nöron) sekonder duyu yolları (ikinci nöron) ile sinapslaştıktan sonra sekonder duyu yolları talamusun ventral çekirdeğinde tersiyer duyu yolu (üçünçü nöron) ile sinaps yapar ve ilgili korteks bölümüne ulaşır. Bu sırada ikinci nöron, talamusta sonlanmadan önce serebelluma da dallar verir. Mekanoreseptörler: dokunma, basınç gibi mekanik uyaranlara duyarlı reseptörlerdir. Termoreseptörler: Sıcaklık değişmelerine duyarlı reseptörler; soğuk ve sıcak için farklı reseptörler vardır. Nosiseptörler: Ağrı reseptörleridir. Elektromanyetik Reseptörler: Gözdeki gibi ışığa duyarlı reseptörlerdir. Kemoreseptörler: kimyasal değişkenlere duyarlılık gösterirler; ağızda tad, burunda koku, arter kanında oksijen ve karbondioksit düzeyi gibi. Acı reseptörleri uyarıldığında duyu korteksteki acı merkezlerine ulaşacak ve kişi acı duyacak, dokunma reseptörleri uyarıldığında ise korteksteki dokunma merkezlerinde sonlanan ileti kişinin dokunma duyusu hissetmesini sağlayacaktır. Duyu Çeşitleri 1. Eksteroseptif Duyular: Dışarıdan gelen uyaranlara karşı duyarlıdırlar; deri duyuları, ışık, ses gibi. 222

2. Proprioseptif Duyular: Vücudun durumu hakkında bilgi verirler; ayakta durup durulmadığı, hareket edip edilmediği gibi. Eklem ve kas-tendonlardan gelir. 3. İnteroseptif Duyular: İç organlardan gelen duyulardır; mide, mesane gibi yapıların dolgunluğu, kas spazmları gibi. 4. Özel duyular: Görme, işitme, koku ve tad duyuları ise özel duyular adı altında ayrı bir grup olarak ele alınır. Motor Fonksiyonlar Presentral girusta (Rolando önü girusu) bulunan motor korteks vücut hareketleriyle ilgilidir. Şayet hareket önceden planlanarak yapılıyorsa işin içine bazal gangliyonlar, talamus gibi alt beyin merkezleri de karışır; serebellum ise hareketin plana uyup uymadığını, hata olup olmadığını kontrol eder. Omuriliğin Motor Fonksiyonları: Beyin ekstremite hareketlerini doğrudan kontrol etmez ve sadece hareketin başlaması için emir gönderir, omur ilik ise hareketin devamını sağlar. Bu sırada harekette değişiklik meydana gelecekse, örneğin kişi yürürken koşmaya başlayacak, atlayacak ya da eğilecekse beyin yeniden devreye girer ve yeni emirleri gönderir. Bununla birlikte, yürürken ayak yüksek bir yere (taş, basamak) çarparsa, omur ilikteki refleks mekanizmalar ve çeşitli internöronlar hemen devreye girerek ayağın daha yükseğe kaldırılmasını da sağlayabilir; yani omur ilik akıllı bir yürüme denetleyicisi gibi çalışır. Refleksler: Bir çekiç ile diz kapağının altındaki tendona vurulması sonucu bacağın ekstansiyonu şeklinde alınan patella refleksinin merkezi medulla spinalis, göz bebeklerinin kuvvetli ışık altında daralıp az ışıkta genişlemesi şeklinde izlenen pupilla refleksinin merkezi mesensefalondur. 1. Yüzeyel Refleksler: Vücut yüzeyinden başlayan polisinaptik reflekslerdir. Gözün kornea tabakasına küçük bir pamuk ile dokunulduğunda göz kapağının kapanması şeklinde görülen kornea refleksi, bebeklerdeki emme refleksi ve ayak tabanına sert bir cismin sürtülmesiyle ayak parmaklarının fleksiyonu şeklinde ortaya çıkan plantar refleks bunlara örnektir. Plantar refleks muayenesi sırasında fleksiyon yerine ekstansiyon alınması durumuna Babinski refleksi adı verilir, ki bu bulgu bebeklik dönemi dışında patoloji bulgusu olup üst motor nöron hasarını gösterir; bebeklerde ise yürümenin öğrenilmesi ile birilikte ise babinski refleksi kaybolur. 2. Derin Refleksler: Monosinaptik özellikli ve gerilme tipinde refleksler olup kasın uzamasıyla başlayıp aynı kasın kasılmasıyla sonlanırlar. En yaygın olarak bilineni diz kapağı altına vurularak alınan patella refleksi olup, bunun dışında biseps refleksi, triseps refleksi, aşil refleksi de sıklıkla tetkik edilmektedir. 3. Çekilme Refleksi – Fleksör Refleksi – Nosiseptif Refleks: Acı veren bir uyarana tepki olarak bir ekstremitenin veya bazen tüm vücudun geri çekilmesi şeklinde görülen reflekstir. Bu refleks için genellikle yapılacak harekete ait fleksör kaslar uyarılırken, antagonist kaslar ise inhibe edilir; buna resiprokal inhibisyon denmektedir.

223

yardımcı motor alan diğer özel alanlardır. göz yaşı bezinden gelen sıvı ile nemli tutulur. Stereotipik vücut hareketlerinin kontrolü (yana yatma. Hemipleji: Vücudun bir tarafının felç olmasıdır. putamen ve globus pallidus olarak bilinen nöron çekirdeklerinden oluşan bazal gangliyonlar. Parapleji: Omur ilik tam kesilerinde ortaya çıkan alt ekstremitelerin felç durumudur. harabiyetinde felç olmaz. Göz orbita adı verilen kemikten bir çukurun içinde bulunur. Solunumun kontrolü 2. Göz kapakları.Korteksin Motor Fonksiyonları: Frontal lob üzerinde 3 önemli motor alan yer alır: Broka Alanı: Yalnızca sol hemisferde olmak üzere. Görme Duyusu Gözümüz ve göz dibindeki fotoreseptörler olmasaydı. Dengenin kontrolü 6. dönme. 224 . motor fonksiyonları doğrudan kontrol etmez. denge için kolları açma gibi) 5. 2. 4. kuruması önlenir ve yıkanır. Göz hareketlerini kontrol eden alan. Harabiyeti halinde kişi ses çıkarabilir ancak iki heceden daha uzun kelimeleri söyleyemez. daktilo yazmak. gözü dıştan gelen toz vb. dünyamızda ışık ve renk olması mümkün değildir. Bu şekildeki konuşma bozukluğuna afazi adı verilir. Sindirim faaliyetlerinin kontrolü 4. Burun göz için bir siper oluşturur. termoregülasyon kaybolmuş. Görme. el becerileri alanı. Korneayı örten konjuktiva zarı. 1. dipteki fotoreseptörleri uyarır. diğer beyin merkezlerinde geliştirilen motor hareketlerin doğru olarak yerine getirilip getirilmediğini kontrol eder ve gereken düzeltmeleri yapar. Burada motor hareketler planlanıp işleme konmaz. Göz reflekslerinin kontrolü Bazal Gangliyonların Motor Fonksiyonu Diensefalonda bulunan ve nükleus kaudatus. etkenlere karşı korur. Bazı araştırmacılar diensefalon ile mezensefalon arasındaki subtalamik çekirdek ile substansiya nigrayı da bazal gangliyonlar arasında sınıflamaktadır. Serebellum kas hareketlerinin sırasını belirler. başı çevirme alanı. Beyin Sapının Motor Fonksiyonları Pons. elektromanyetik enerjinin (foton ya da kuanta) nöronal sinyallere dönüştürülmesiyle başlar. sylvius yarığının üzerinde yer alır. Bunlar daima serebral korteksten uyarı alırken bir yandan da kendileri motor kortekse uyarı gönderir. medulla oblongata ve mezensefalondan oluşan beyin sapının başlıca motor fonksiyonları şu şekilde özetlenebilir: 1. boşaltım ise ancak sonda ile mümkündür. gözün saydam bölümlerinden geçerek. Serebellumun Motor Fonksiyonu: Piyano çalmak. ancak hareketlerdeki uyum bozulur. Spinal şok gelişir. 3. Dolaşım sisteminin kontrolü 3. koşmak gibi hızlı hareketlerin koordinasyonunda etkin bir merkezdir. Sinyaller birçok sinapstan sonra korteksteki görme alanına gelir. Işık. Deri kuru. kirpik ve kaş.

Bir mercek ışığı ne kadar fazla kırarsa. Gözün lensi ve korneası. Pupillanın hemen altında silyar kaslara zonular liflerle tutunan esnek. ince kenarlı (konveks) bir mercekte ışık dalgaları bir odak noktasında toplanırken. Ön tarafa doğru değişerek silyar kasları ve irisi oluşturur. Şekil 8. ışığın hareket yönü bu eğik düzleme dik olacak şekilde kırılır. en ufak bir temasta göz kırpma refleksi oluştururlar. 2. buna pupilla denir. Şekil 9. saydam bir mercek olan lens bulunmaktadır. Göz küresi dıştan içe doğru üç tabakadan meydana gelir (Şekil 8). bir görüntüyü retina üzerine odaklayan optik sistemlerdir (Şekil 9). Koroid: Göz küresindeki yapıları besleyen yoğun kan damarı içeren pigmentli bir tabakadır. İrisde pupillayı daraltan ve genişleten kas lifleri bulunur.Görme Optiği İki farklı ortamı ayıran düzlem eğik ise. kırma gücü o kadar büyüktür. Göz küresinin üç tabakası. kalın kenarlı (konkav) bir mercekte dağılır ve bir odak noktasında toplanamaz. Trigeminus duyusunu alır. Görüntünün retina üzerine düşmesi 225 . N. 1. ışığın girmesine izin veren bir açıklık bırakır. Radyal ve sirküler kas liflerinden meydana gelen silyar kaslar kasılıp gevşeyerek lensin konveksliğini düzenler. Kırma gücü diyoptri ile ölçülür. Sklera: Gözün en dışındaki koruyucu tabakası olan sklera. Kornea. Eğik düzlemden kırılarak gelen ışık ışınları bir noktada toplanırlar (x) ki bu noktaya odak noktası denir. Bu sayede göze giren ışık miktarı değiştirilebilir. Eğer bu temel ilkeleri merceklere uygulağırsak. İrisin uçları tamamen birleşmez. ön tarafa doğru şişkinleşerek göze ışınların girdiği saydam korneayı oluşturur. göz küresinin önünde olup beyaz sklera tabakasının devamıdır.

Görme yolu: Retinadan gelen yaklaşık 1 milyon akson toplanarak n. Göz Refleksleri Pupilla refleksi: Doğadan paralel gelen ışık. Talamusta sinaps yaptıktan sonra korteksin primer görme alanına gelir. Bu sinirin parasempatik telleri konstriktor iris kaslarını inerve eder. Sempatik zincirden çıkan eferentler m. okulomotoriusun parasempatik dalları tarafından sağlanır. 226 . lensin öncelikle ön yüzü kamburluğunu artırarak kırma gücünü yükseltir. Vitamin A eksikliğinde gece körlüğü gelişir. Ganglion hücreleri 2. korneada bir kez kırıldıktan ve humor aköz tarafından yavaşlatıldıktan sonra pupilladan geçerek lense gelir. Horizontal hücreler 4.dilatatör iridis kasını inerve ederek pupillaların genişlemisini sağlarlar. optikusa. Daha önce açıklandığı şekilde uyartı n. Görme reseptörleri olan basiller ve koniler (Fotoreseptörler) Bipolar hücreler ile ganglion hücreleri beyine giden direkt yolu oluştururlar. Aferent liflerin bazıları n. optikusu oluşturur. basil ve koniler. Görme Anomalileri KIRMA KUSURLARI: Normal bir gözde silyar kas gevşek durumdayken uzaktaki cisimleri net olarak görebilir. büyük bir tabakanın katlanmış şeklidir. Korneanın kırma kuvveti değişmediğinden. Gerek silyar kas. Retina: 1. Basil ve konilerden gelen mesaj n. Amakrin hücreler 3. gerek göz küresi ile ilgili fonksiyon bozuklukları kırma kusurlarına neden olurlar. Kör nokta: N. Konilerde iç ve dış membran vardır. Primer renklerin karışımı beyaz rengi verir. parlak ışıkta renk ayrımı için. Uzun dalga boyu – kırmızı Orta dalga boyu – yeşil Kısa dalgaboyu – mavi renkleri oluşturur. Fakat yakın nesnelerin görüntüsünü retinaya odaklayabilmek için silyar kasın kasılması gereklidir. Temel olarak koniler. Bipolar hücreler 5. optikusun çıktığı noktada koni ve basiller yoktur. optikus tarafından taşınır. Hipermetropi: Bu durumda paralel ışınlar retinanın arkasına düşer. Bu sırada pupilla da daraldığı için yalnız merkeze yakın gelen ışınlar göze girebilir. Akomodasyon refleksi: Uzaktan gelen paralel ışınların kornea ve lens tarafından kırılarak fovea üzerinde toplandığını biliyoruz.3. Lensin kamburluğunu artırması ve pupillanın daralması n. Bu renklere primer renkler denir. Kişiler uzaktaki cisimleri daha iyi görebildikleri halde yakındaki cisimlerin görüntüsü retinanın arkasına düştüğü için net göremezler. basiller zayıf ışıkta siyah beyaz görme için ileri derecede spesifiktir. Konlarda fotosensitif dış membran. sonra erişir. okulomotorius çekirdeğine geçer. Fotoreseptörler: Retinada ışıağa duyarlı iki tür ışığa hassas reseptör hücre bulunur.

frekans ne kadar fazla ise ses o kadar tizdir. İç kulak: Kohlea (salyangoz) ve vestibuler aparey (denge ile ilgilidir). örs’e (incus) ve üzengi (stapes) bulunur. 2. 0 desibel ortalama duyma eşiğidir. cisim göze yaklaştırıldığında görüntü retinanın üzerinde toplanır. Genlik: Ses dalgasının yüksekliği veya amplitüdü olarak ifade edilebilir. timpan zarı. Timpan Membran Ve Kemik Sistemi: Dış ortamdan gelen ses dalgaları kulak kepçesi ile toplanarak dış kulak yolu ile orta kulağa iletilir. Frekans birimi Hertz (Hz)’dir. En çok rastlanan. Sesin şiddetinin ölçü birimi desibel’dir. 3. Kulağı üç bölüme ayırarak inceleyebiliriz (Şekil 10): 1. Kulak anatomisi. İŞİTME DUYUSU İşitme. Şekil 10. insana sağladığı enformasyon (haber. Genlik ne kadar büyükse ses o kadar gür. Kemikcikler de bu hareketi oval pencereyi kaplayan zara iletirler. Dış kulak: Kulak kepçesi. inkus. Frekans: Sesin bir saniyedeki titreşim sayısıdır. Nitekim gürültülü bir ortamda uyuyan kişi. Sesler bize durmadan etraftan bilgi verir. gürültü kesildiğinde uykusundan uyanır. iç bükey olan timpan membran bulunur. Dış kulak yolu sonunda. Orta kulak: Üç küçük kemikçikten meydana gelir. kırmızı veya yeşil konilerdeki pigment eksikliğidir. stapes. kişi o pigmentin sorumlu olduğu rengi ve tonlarını algılayamaz. Bu zarın arkasında ise çekiç (malleus). 227 . Üzenginin basamağı iç kulaktaki oval pencereye (fenestra ovale) dayalıdır. Uzağı göremez. Şiddet: Birim yüzeye uygulanan basınçtır.Miyopi: Bu durumda paralel ışınlar retinanın önüne düşer. Ancak en yüksek duyarlılık 1000-4000 Hz arasındadır. Renk körlüğü: Gözde renge duyarlı konilerde bulunan pigment maddeleri eksik sentez edildiğinde. Dış ortamdan gelen ses dalgaları kulak zarını titreştirdikten sonra kemikciklere iletilir. dış kulak yolu. malleus. İşitme 20-20000 Hertz titreşimlerin kulak tarafından alınarak elektrik akımına çevrilmesidir. Uykuda bile sesleri algılarız. bilgi) yönünden görme duyusundan daha önemlidir.

Kafa çifti olan N. Basiller zarın yüzeyinde. alttakine ise Basiller membran denir. Korti Organı Tüy Hücreleri: Tüy hücreleri denen. Tüy hücreleri kohleadaki basınç dalgalarını reseptör potansiyellere çevirirler. Temporal kemiklerin içinde. bir ucunda kıla benzeyen sterosiller bulunduran mekanoreseptörlerdir. beyin sapından talamusa ve temporal lobtaki işitme korteksine taşınır. korti organının reseptör hücreleri. Bu hücrelerde tüy hücreleri bulunur. elektromekanik ses dalgalarına duyarlı tüy hücrelerinden oluşan korti organı bulunur. ortada utrikulus ve sakkulus adı verilen bölümleri vardır. Utrikulus ve sakkulus içinde makula adı verilen bir bölge bulunur. Denge ve Kontrolü Beyin merkezlerine dengenin bozulduğunu bildiren reseptör. Bu tüycük hücreleri tabanlarında vestibular sinir ile sinaps yaparlar. Bu durum. Üç ayrı planda duran yarım daire kanalları. İşitmedeki Nöral Yollar: Kohlear sinir lifleri beyin sapına girer. Tüycüklerin hareketi (eğilmesi) başın hareketine bağlıdır. Bilgi.İç Kulak: İç kulak. 8. vestibüler organdır. 228 . helezonik şekilde kıvrılmış kemik ve zar bölmelerden oluşan bir boru sistemidir. Üst kısımdaki zara Reissner membranı. vestibulokohlearis aksonlarında aksiyon potansiyeli doğmasına neden olur. Her makulada binlerce tüycük vardır. Beyin bu sayede başın pozisyonu konusunda fikir sahibi olur. yine kemikten ve zardan yapılı bir borular sistemi vardır ve labirent denir.

5ht Edition. 40th edition. Elsevier Saunders. Arthur Vander. 2004. Baskı. Şehvar Çağlayan. Arthur C. 2006. 3. 2. James Sherman. Mc Graw Hill. John E. Patton. 1998. Adolf Faller. Baskı. Matthew N. Güneş Tıp Kitapevleri. Vander İnsan Fizyolojisi. Ganong’s Review of Medical Physiology. 2. James Sherman. 11. Yaşam Bilimi Fizyoloji. 10th edition. 3. Kevin T. RESİMLER ve ŞEKİLLER için KAYNAKLAR 1. Nobel Kitap evi. Arthur Vander. 5ht Edition. 2003. Mosby.KAYNAKLAR 1. Çeviri Editörü: Serdar Demirgören. 229 . Scott Boitano. Heddwen Brooks. 2011. 2. Robert Berne. Gary A Thibodeau. Anatomy and Physiology. Çeviri Editörü: Hayrunnisa Çavuşoğlu. Hall. Tıbbi Fizyoloji Guyton&Hall. 2010. 10. Anatomy and Physiology. Guyton. Basım. 6. Michael Schuenke. Barman. Barrett. Kim E. 4. Guyton and Hall Textbook of Medical Physiology. Levy. Dorothy Luciano. Thieme. 12th Edition. Panel Matbaacılık. 1999. 23Edition. Mosby. Vander's Human Physiology: The Mechanisms of Body Function. Susan M. Mc Graw Hill. 2010. Dorothy Luciano. 5. 2006. Physiology.

230 .

PATOLOJİ DERS NOTLARI Patoloji Anabilim Dalı 231 .

232 .

4. 6.Yzb.Bnb. TROMBOEMBOLİZM ve ŞOK BAĞIŞIKLIK HASTALIKLARI TÜMÖRLER ÖLÜM ve OTOPSİ ÖĞRETİM ELEMANI Doç. 2.Yb.Doç.Doç. 7.Doç.Tbp. 5.Tbp. Armağan GÜNAL Doç.Tbp.Tbp.Doç. 1. Önder ÖNGÖRÜ Yrd.Yzb. Ayhan ÖZCAN Doç.Yzb.Alb.NU.Bnb. 3.Tbp. ÜNİTE / KONU PATOLOJİYE GİRİŞ HÜCRE ZEDELENMESİ ve UYUMU İNFLAMASYON ve ONARIM DOLAŞIM BOZUKLUKLARI.Tbp. Armağan GÜNAL Yrd. Yıldırım KARSLIOĞLU Yrd. Armağan GÜNAL 233 .İÇİNDEKİLER S. Bülent KURT Yrd.Tbp.

234 .

Deneysel. hastalıkların fiziksel neden-sonuç ilişkilerinin bulunabileceği. hastalıklı organların makroskopik veya mikroskopik anormal görünüşlerini ekleyerek hastalıkların daha kolay anlaşılmasını sağlar. hastalığın nedenleri ile belirtileri arasındaki ilişkileri kavrayabilmesini ve böylece tedavide en doğru yaklaşımı belirlemesine yardımcı olabilmeyi sağlamaktır. hastanın tedavisinde ve bakımında doktora yardımcı olmasını amaçlamaktadır. suçun cezası olarak görülmekteydi. hastalıklı doku ve organları inceleyerek. hastanın klinik doktoru ile iletişime geçilir. Bu amaçla bazen istek formunda bilgiler yeterli olmadığında. anatomi. Diğer sağlık sınıflarından beklenen de hastalığın nedenleri ve bunların doğurduğu sonuçları gözleyerek. İlk çağlarda hastalıklar bir günahın. Osmanlı döneminde tek tıp fakültesi olan Askeri Tıp Fakültesi’nde (Gülhane) Alman bilim adamları tarafından başlatılmıştır. Patolojinin çalışma alanı hastalıklı organ ve dokuların incelenmesiyle sınırlı değildir. moleküler düzeydeki çalışmalarda patolojik incelemelerin önemi giderek artmaya başlamıştır. ancak bu tür kişiler genellikle cezalandırılmıştır. Patoloji öğretiminden tıp fakültesi öğrencisinden beklenen. Ülkemizde patolojik incelemeler. Patolojinin Yeri ve Önemi Patoloji. 235 . klinik bir dal olmamasına rağmen. teorik ve teknik pek çok konuda patolojik çalışmalar yapılmaktadır. hastalıkların nedenlerini ve bunların doku ve organları etkileme şekillerini. Bu nedenle. 19.Tbp. pek çok hastalığın kesin tanısının ve bazen de adli-tıbbi otopsilerde ölümün kesin nedeninin ortaya konmasında patolojik inceleme gereklidir. PATOLOJİYE GİRİŞ Doç. Bu da din adamlarının gücünü artırıyordu. Morgagni’nin 18. yüzyılda Virchow “Hücresel Patoloji”nin temelini atmıştır. ilk Türk patologlarının tümü askerdir. Orta çağda hastalıkların içsel ve dışsal nedenleri olabileceğini ileri sürenler olmuş. tümörlerin tanısı başta olmak üzere.1. Rönesans döneminde. Günümüzde patoloji ağırlıklı olarak tıp fakültesinde ve daha az oranlarda da sağlık meslek yüksek okullarında okutulmaktadır. yüzyılda kendi yaptığı 700 otopsiyi anlatan kitabın yayınlanması patoloji tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. görüntüsel) özelliklerini inceleyen bilim dalıdır. Patoloji. Günümüzde. Günümüzde. salgın hastalıklarda insandan insana geçen etkenlerin olabileceği ileri sürülmüştür. Batı Anadolu’daki eski Yunan uygarlığında ve sonraları İbni Sina döneminde bu tür düşüncelerden uzaklaşmaya çalışılmıştır.Alb. genellikle tanı konulurken her zaman için klinik verilere gereksinim olduğundan patolog-klinisyen arasında sürekli bir iletişim kurulması zorunludur. hastalıklı doku ve organların morfolojik (biçimsel. Ayhan ÖZCAN Patoloji Anabilim Dalı Patolojinin Tanımı ve Tarihçesi Patoloji. histoloji ve fizyoloji bilgilerinin üzerine.

Bu kesitler sıcak ksilol içinde deparafinize edilir. Kesit Alma Parafin bloklar. Bu cihazlardaki ilk aşama dehidratasyon aşamasıdır. Ksilolün uzaklaştırılmasında da belli sıcaklıkta ısıtılmış sıvılaştırılmış parafin kullanılır. Özellikle küçük endoskopik dokular kolaylıkla kurur ve değerlendirilemez hale gelir. Doku ve organlar kendi hacimlerinin 10-20 katı kadar tespit solüsyonu içine konmalıdır. doku ve organ örneklerinin uygun tespit solüsyonları içine konması gerekmektedir. Bazı özel patolojik incelemelerde kliniğin ön tanıları da göz önüne alınarak dokuların farklı tespit solüsyonlarına (örneğin. Histopatolojik İnceleme Yöntemleri Bir hastanenin işleyişinde patoloji bölümünün görevi hastalardan tarama veya tanı amacıyla hücre/doku örneklerinin alınmasıyla veya organların çıkarılmasıyla 236 . elektron mikroskopik incelemede gluteraldehit kullanılır) konması gerekebilir. Bu boya genellikle hematoksilen (mavi) ve eosindir (kırmızı). Tespitten sonraki aşamaların hemen hepsi otomatik doku takip cihazlarında yapılmaktadır.Rutin Histopatoloji Laboratuvarının İşleyişi Tespit (Fiksasyon) Doku ve organ örnekleri insan vücudundan ayrıldıkları anda canlıdırlar ve hastalığın morfolojik özelliklerini içerirler. Tespit edilmemiş doku ve organ örnekleri kısa bir süre sonra ortam sıcaklığına da bağlı olarak bakterilerin ve salgıladıkları enzimlerin etkisiyle otolize (erime) uğrar. Bu işlemler vakumlu ortamlarda yapıldığında işlem süreleri kısalabilir. Bu özelliklerinin bozulmasını önlemek için. Takip (Doku İşleme) Tespitli dokulardan alınan örnekler doku kasetlerine konur ve numaralanır. Patolojik İnceleme Yöntemleri 1. En uygun tespit solüsyonu % 1015’lik formalindir (tercihen tamponlanmış formları). Daha sonra da farklı derecelerdeki alkollerden geçirilerek hidrate edilir ve istenilen boyanın uygulanmasına geçilir. Bu aşamaya girmiş bir örnekte hücrelerin ayrıntıları kaybolur ve morfolojik değerlendirme için uygunsuz hale gelir. Bu nedenle alkolün belli bir süre sonra ortamdan uzaklaştırılması gerekir ve bu amaçla da ksilol kullanılır. ılık su banyosu içinde yüzdürülür ve oradan da lamlar üzerine aktarılır. Dondurularak kalıp halinde çıkması sağlanır. “mikrotom” adlı cihaza yerleştirilir ve istenilen kalınlıkta (genellikle 4-5 mikron) kesitleri alınır. Bu kalıpların hepsinin üzerinde daha önceden yazılmış olan numaralar bulunur. Bu amaçla alkol kullanılmaktadır. Bu solüsyonda uzun süre durması da dokuların kurumasına ve kırılganlığının artmasına neden olur. Bloklama Doku takip cihazından parafinli olarak çıkan dokular oda sıcaklığında donduğundan tekrar sıcak parafin ile metal kalıplar içine yerleştirilir. Alkol tespit için uygun bir fiksatif değildir. Parafin oda sıcaklığında katılaşır. Böylece dokular sertlik kazanmakta ve kolay kesilir hale gelmektedir.

yukarıdaki yöntemlerden biri veya birkaçı ile yaptığı incelemenin sonunda bir rapor düzenler. Ancak. deneyim gerektirir.başlar. Her zaman için ilk incelemede tanı koymak mümkün olmayabilir. nadiren tanısal açıdan da gerekli olabilmektedir. biyokimyasal. moleküler biyolojik verileri gereksinim duyulabilir. Bu alanın seçimi patolojik incelemenin en önemli aşaması olup. genetik. farmakolojik. Rutin olarak “hematoksilen-eozin” yöntemiyle boyanan kesitler ışık mikroskobunda morfolojik olarak değerlendirilir. mikrobiyolojik. Patoloji uzmanı. Patoloji uzmanın en sık kullandığı düzenek olan ışık mikroskobunun büyültme olanağı yaklaşık x1000 ile sınırlıdır. Bu gibi durumlarda. Biyopsi örneklerinin önce dış görünümleri (makroskopi) değerlendirilir ve normalden farklı görülen alanlardan mikroskopik inceleme için doku parçaları alınır. Patoloji uzmanına örnek gönderilirken mutlaka alındığı yer ve klinik olarak düşünülen ön tanılar bildirilmelidir. Bu raporda kesin bir tanı olabileceği gibi. o zaman dokuyu kurutmadan ıslak (serum fizyolojik ile) bir bez içinde ve herhangi bir tespit solüsyonuna konmadan gönderilmelidir. Bu örneklerin uygun tespit solüsyonları içinde gönderilmesi klinikte görevli yardımcı sağlık personelinin sorumluluğundadır. görüntü büyültüldükçe tanının kolay ve doğru olacağını düşünmek doğru değildir. yorum şeklinde öneriler listesi de bulunabilir. Rutin Patoloji Laboratuvarı 237 . Elektronmikroskop daha çok araştırma amacıyla kullanılmakta. Bu bilgiler verilmeden patologdan bir tanı beklemek doğru olmaz. Bu mikroskopların büyültme gücü ışık mikroskobundan yüzlerce kere fazladır. Ancak taze doku gerektiren özel bir inceleme (immünfloresans ve kas incelemesi gibi) düşünülüyorsa.

Bu dokular kesildikten sonra en kısa süre içinde hematoksilen-eozin ile boyanır. bazen operasyon sırasında hastada operasyonun seyrini değiştirebilecek kararlar almak gerekebilir. Dokular kiryotom adı verilen cihazlarda -20°C sıcaklıklarda dondurularak kesilir. 238 . yukarıdaki işlemler takip edildiğinde en iyi olasılıkla bir gün sonra verilebilir.“Frozen Section” ve İntraoperatif Histolojik İnceleme Yöntemi Rutin patolojik incelemeye alınan bir örneğin tanısı. Hastanın anestezi altında olduğu da düşünülecek olursa. en kısa zamanda tanı verebilmek için. Bu tür kesitlerden patolog tarafından varılan sonuçlar her zaman kesin ve net olmayabilir. Ancak.Histopatoloji Laboratuvarı Bloklamanın ve doku takibinin yapıldığı ünite 2. ancak yine de verilen bilgiler cerrahı yönlendirmede yardımcı olmaktadır. Bu dokuların herhangi bir tespit solüsyonu içine konmadan gönderilmesi gerekmektedir. Bu kesitler rutin işlemlerden geçen dokuların kesitleri kadar kaliteli olmaz. günde yaklaşık olarak 4-5 kez başvurduğumuz bir yöntem de “frozen section”dır.

Sitopatolojik İnceleme Yöntemi Sitolojik incelemeler genellikle biyopsi işlemlerine göre daha az invaziv bir yöntemdir. Bu yöntem birçok kurumda kullanılmaktadır. daha yaygın olarak tanısal amaçlı kullanılmaktadır. magnetik rezonans gibi) ile saptanan kitlelerden iğne ile yapılan ‘Aspirasyon Sitolojisi’ yöntemi de gittikçe yaygınlaşmaktadır. Bu sayede serviks kanserlerini erken dönemde yakalama şansı artmıştır. Palpe edilebilen veya görüntüleme araçları (ultrasonografi. Günümüzde tarama amaçlı olarak servikovajinal ve balgam yaymaları kullanılmaktadır. Papanicolaou vajenden dökülen hücreleri bir lama yayarak kendi geliştirdiği bir yöntemle boyamış ve incelemiştir. Kapladıkları yüzeyden dökülen hücrelerin sitolojik olarak incelenmelerine “Eksfolyatif Sitoloji*’ denilmektedir (Örneğin. tomografi. her organ için ayrı bir bilgi birikimine ve 239 . Günümüzde de birçok sitolojik örnekler bu yöntemle boyanmakta ve bu yöntem kendi adıyla anılmaktadır.Böbrek ve kas örneklerinin değerlendirildiği yer 3. Bu yöntem daha çok tanısal amaçlı kullanılmaktadır. Babes tarafından başlatılmış ve daha sonra ise 1950' lerde Papanicolaou tarafından yaygınlaştırılmıştır. Elde edilen hücrelerin değerlendirilmesinde. Deri ve mukozayı kazıyarak hücre elde ederek de incelemek mümkündür (kazıma yöntemi). İlk olarak 1927’de Dr. Günümüzde sitolojik inceleme taramanın yanı sıra. servikovajinal ve idrar yayma sitolojisi gibi).

Arşiv 240 . immunohistokimya. Bunların arasında histokimya. Diğer Patolojik Yöntemler Rutin histopatolojik inceleme yöntemleri dışında bazen ek patolojik incelemelere gereksinim duyulabilir. görüntü analizi gibi yöntemler sayılabilir. DNA sitometrisi. Arşiv. in situ hibridizasyon. Bu yöntemlerden in situ hibridizasyon (yakında çalışılmaya başlanacak) dışında hepsi. 4. GATA Patoloji Anabilim Dalı’nda da kullanılmaktadır.deneyime gereksinim vardır. Her zaman için tanı koymak mümkün olmayabilir ve biyopsi ile tanının desteklenmesi gerekebilir.

Geri dönüşlü zedelenme 3. Sonuçta hücrenin canlılığını sürdürdüğü değişmiş ve yeni bir durum (hipertrofi. 2. 241 . Geri dönüşsüz zedelenme: Patolojik değişiklikler kalıcıdır ve hücre ölümü ile sonlanır. 4. hastalıkların fonksiyonel ve yapısal nedenlerini araştıran bir bilim dalıdır. Hücre ölümü 1.Tbp. 1. Patogenezi açıklar. Apopitoz 1. HÜCRE ZEDELENMESİ ve UYUMU Doç. Yıldırım KARSLIOĞLU Patoloji Anabilim Dalı Hücre Zedelenmesi ve Hücre Ölümü Genel Tanımlar Hücre Zedelenmesinin Nedenleri Hücre Zedelenmesi ve Nekrozis Hücre Zedelenmesi ve Hücre Ölümü Genel Tanımlar Patoloji. Geri Dönüşlü ve Dönüşsüz Zedelenmeler 1. Geri dönüşlü zedelenme: Uyaran ortadan kalktığında veya zedeleyici neden hafif şiddette ise normale dönebilen patolojik değişikliklerdir. Geri dönüşsüz zedelenme ve ölüm Hücresel Adaptasyon Aşırı fizyolojik streslerle veya bazı patolojik uyaranlarla oluşur.2. 3. Nekroz a. Patolojinin Görevleri 1. Hastalığın hücre ve dokularda neden olduğu morfolojik değişiklikleri inceler. Hastalığın nedenini araştırır. 2. Dış kaynaklı uyarana bağlı en sık görülen hücre ölümü şeklidir. Bu hücre içinde hassas bir homeostatik denge durumu oluşturur. Hücre Zedelenmesi ve Hücre Ölümü Normal hücresel fonksiyon için hücrenin fizyolojik gereksinimleri ile hücrenin yapısı ve metabolik kapasitesi arasında bir uyum olması gerekir.Bnb. Adaptasyon (uyum ) 2. Nekroz 2. Morfolojik değişikliklerle klinik sonuçları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaya çalışır. atrofi gibi) ortaya çıkar.

3. Genetik bozukluklar 7. Radyasyon d. Oksijen yetersizliği a. hücresel komponentlerin bir arada uyumlu olarak çalıştığı ve çevre dokuya en az zarar veren bir ölüm şeklidir. 2. CO ve hava kirliliği f. glukoz hücreye ulaşamaz ve bu nedenle daha hızlı hücre zedelenmesi olur. Hipoksi. denatürasyon. Çeşitli fizyolojik ve patolojik durumlarda. İmmünolojik reaksiyonlar 6. Eser elementlerin fazlalığı e. Fiziksel etkenler 3. glikolitik enerji üretimi devam edebilir. İnfeksiyöz ajanlar 5. Hücre Zedelenmesinin Nedenleri 1. Apopitoz I a. Oksijen yüksekliği d. Kimyasal etkenler ve ilaçlar 4. b. Elektrik şoku 3. Mekanik travma b. Narkotikler 242 . c. İstenmeyen hücreleri ortadan kaldırmak için planlanmış. Şiddetli hücre şişmesi. Fiziksel etkenler a. İnsektisitler g. İskemi. Atmosfer basıncındaki ani değişiklikler e. proteinlerin koagülasyonu. Morfolojik olarak kromatin yoğunlaşması ve parçalanması ile karakterizedir. Apopitoz II a. embriyogenez sırasında istenmeyen veya gereksiz hücreler de bu yolla ortadan kaldırılır. Tek hücrede veya küçük hücre gruplarında görülebilir. b. Terapötikler (asetaminofen) b. 2. hücre organellerinin yıkımı ve hücre parçalanması olur. Programlanmış hücre ölümüdür. Nonterapötikler (kurşun ve alkol gibi) c. Oksijen yetersizliği 2. b. Sıcak-soğuk c. Beslenme bozuklukları 1. Kimyasal etkenler ve ilaçlar a.b.

Beslenme bozuklukları a. Geri Dönüşlü Zedelenme: Hipoksi önce oksidatif fosforilasyonun ve arkasından da mitokondride ATP üretiminin azalmasına neden olur. zedelenme alanı genişleyebilir (reperfüzyon zedelenmesi). Protein-kalori eksikliği b. Diyetin içeriğindeki değişkenler d. 9. Membran zedelenmesi 243 . 8. koroner arter tıkanıklığı). Zedeleyici ajanın tipine. 2. Azalmış ATP sentezi ve ATP’nin aşırı tüketimi 2. hücrelerin enerji üreten sistemi onarılamaz şekilde zedelenirse patolojik değişiklikler kalıcı olur (geri dönüşsüz zedelenme). Geri dönüşlü ve dönüşsüz hücre zedelenmesi ile nekrozisdeki morfolojik değişiklikler 3. Mitokondriyal disfonksiyon belirli bir noktaya kadar onarılabilir. İskemik ve hipoksik zedelenme hücresel zedelenmenin en yaygın tipidir (örn. İmmünolojik reaksiyonlar 6. İnfeksiyöz ajanlar 5. Serbest radikallere bağlı hücre zedelenmesi 2. Kan akımı düzeltilince. Membran geçirgenliğinin bozulması 5. süresine ve şiddetine göre hücresel yanıt değişir. Vitamin eksikliği c. Anoreksia nervoza Genel Mekanizmalar I 1. İskemi uzadığında. Biyokimyasal ve yapısal komponentler etkilenir. 4. Obezite f. Ca+2 homeostazının bozulması ve hücre içi kalsiyumun artması 4. İskemik hücrelerdeki patolojik değişiklikler onarılabiliyorsa geri dönüşlü zedelenmedir. Rol Oynayan Biyokimyasal Olaylar 1. konumuna ve uyum sağlama yeteneğine göre sonuçlar değişir. Oksijen kaynaklı serbest radikaller 3. Genetik bozukluklar 7. Açlık e. ATP’nin tükenmesi 2. Eğer oksijen sağlanabilirse etkilenen hücreler sağlamlığını korur. Zedelenen hücrenin tipine. 6. Geri dönüşsüz mitokondriyal zedelenme Genel Biyokimyasal Mekanizmalar İskemik ve Hipoksik Hücre Zedelenmesi 1. 7. Geri dönüşsüz zedelenme: İskemi kalıcı olursa zedelenme geri dönüşsüzdür ve bunda iki önemli olay rol oynar: 1.4. 5.

protein ve DNA zedelenmesi olur. 1. Serbest radikalleri uzaklaştıran ve hücresel zedelenmeyi minimal düzeye indiren çok sayıda mekanizma vardır. 2. 2. Serbest radikaller kararsız moleküllerdir. Antioksidanlar (A. Süperoksit dismutazlar c. İskemi ve Reperfüzyon Zedelenmesi Kan akımının belirli bir süre kesilmesinden (iskemi) sonra kanlanmanın yeniden düzelmesine reperfüzyon denir. Serbest Radikallerin İnaktivasyonunda Rol Oynayan Faktörler 1. 244 . Hücre içi Ca+2 artışı enzimlerin aktivasyonuyla. Daha eozinofilik (bazofiliyi sağlayan RNA’nın kaybına bağlı). Katalaz b. 3. lipidler ve karbonhidratlarla etkileşime giren kararsız maddelerdir. Mekanizması ne olursa olsun membran bütünlüğünün kaybı Ca+2 girişine neden olur. Proteinler. Serbest Radikallerin İnaktivasyonu 1. Gulutatyon peroksidaz Sonuç Eğer aşırı serbest radikal oluşumu varsa lipid. 3. Geri dönüşlü zedelenmede kan akımı düzeldiğinde hücreler canlılığını devam ettirir. Serbest Radikallere Bağlı Hücre Zedelenmesi 1. Genellikle spontan olarak ortadan kalkarlar. Organel veya diğer sitoplazmik komponentlerin enzimatik olarak sindirilmesi Nekrozisdeki morfolojik değişiklikler: Nekrotik hücre. C ve E vitamini ile glutatyon) 2. Çünkü antioksidanlar ve enzim sitemleri bunları ortadan kaldırmada yetersiz kalmaktadır. Parlak. Geri Dönüşlü ve Dönüşsüz Hücre Zedelenmesi ile Nekrozisdeki Morfolojik Değişiklikler Canlı organ ve dokularda hücre ölümünden sonra gelişen morfolojik değişikliklerin tümüne NEKROZ denir. 2. Homojen (glikojen kaybına bağlı). Çeşitli kimyasal ve biyolojik olayları harekete geçirerek hücresel zedelenmeye neden olurlar. proteinlerin denatürasyonuna yol açar (koagülasyon nekrozu). Proteinlerin denatürasyonu. 2. Geri dönüşsüz zedelenmede ise reperfüzyonda apopitoz benzeri bir nekroz ortaya çıkabilir (reperfüzyon zedelenmesi). 2. Serbest radikalleri ortadan kaldıran enzimler: a. İki ana nedeni vardır: 1.Membran Zedelenmesindeki Mekanizmalar 1.

2. c. Piknoz (küçük. En sık görülen nekroz paternidir. Vakuollü 5. 3.4. Atrofi d. Özellikle ekstremitelerde görülür. Nekroz Tipleri 1. Miyokard. b. kolayca parçalanabilen peynir benzeri görünümü vardır. Kötü kokuludur. Tüberküloz için karakteristiktir. c. Hücre İçi Birikimleri ve Hücresel Yaşlanma Çoğalma ve Farklılaşmada Hücresel Adaptasyonlar a. Lökositlerin lizozomal enzimleri aracılığıyla ölen hücreleri sindirmesine HETEROLİZ denir. yoğun nükleus). Koagüle olan hücrenin çatısı korunur. Koagülasyon (iskemik) nekrozu 2. Kangrenöz nekroz 1. Adaptasyonlar. karaciğerde daha sık görülür. Mikroskopik olarak hücre debrisleri bulunan amorf eozinofilik materyal izlenir. Likefaksiyon nekrozu 3. Likefaksiyon Nekrozu a. Hipertrofi c. Yumuşak. Karyoreksis (küçük kümelere parçalanmış kromatin) Ölen hücrenin kendi lizozomal enzimleri aracılığıyla sindirilmesine OTOLİZ denir. b. c. Protein denatürasyonundan hemen sonra otoliz ve heteroliz olduğunda ortaya çıkar. Kazeifikasyon Nekrozu a. Hücre membranları parçalanmıştır. Kazeifikasyon nekrozu 4. 4 Kangrenöz Nekroz a. b. Daha çok lokalize bakteriyel infeksiyonlarda (apseler) ve beyinde görülür. Yağ nekrozu 5. Koagülasyon nekrozu a. böbrek. Nekrotik alan yumuşak ve sıvı ile doludur. c. Bakteri ve lökositlerin birarada bulunduğu bir gazlı kangrende koagülasyon ve likefaksiyon nekrozu birlikte görülür. 2. Metaplazi 245 . Hiperplazi b. Karyoliz (kromatinin erimesi) 3. Sitoplazmik proteinlerin denatürasyonu ile karakterizedir. b. Nükleer Değişiklikler 1.

Patolojik hipertrofi: Kalp yetmezliğindeki kalp kası hipertrofisi. Distrofik kalsifikasyon b. kalp ve iskelet kası hücrelerinde hiperplazi özelliği yoktur veya çok azdır. Patolojik Hormonal hiperplazi a. Fizyolojik g. Hücreler aşırı fizyolojik stres ile patolojik uyaranlar karşısında fizyolojik ve morfolojik hücresel adaptasyonla yanıt verebilir. Fizyolojik hipertrofi: Vücut geliştirenlerdeki kas hipertrofisi b. c. Çoğalma ve Farklılaşmada Hücresel Adaptasyonlar 1. b. d. e. Puberte ve gebelikte kadın memesindeki büyüme Kompensatuar hiperplazi Parsiyel hepatektomi sonrası karaciğerin hiperplazisi Hipertrofi Organellerin (özellikle miyofilamentlerin) sayısında artış ve dolayısıyla da hücre ve organ boyutundaki artış ile karakterizedir. Sinir. Adaptasyonlarda hücre içi birikimler görülebilir. hemopoetik ve konnektif doku hücrelerinde oluşur. d. f. Fizyolojik veya patolojik nedenlerle oluşabilir. Hiperplazi a. Spesifik hormonal uyarım: Fizyolojik hipertrofi: Gebelikte prolaktin ile östrojene bağlı meme ve uterus hipertrofisi Atrofi a. b. Metaplastik kalsifikasyon Hücresel yaşlanma a. Hücre komponentlerindeki azalmaya (mitokondri. 2. Hiperplazi sadece DNA sentezi yapabilen epitelyal. Kas hücreleri fonksiyonel artışla veya hormonlarla uyarıldığında genellikle hipertrofiyle yanıt verir. Östrojene bağlı endometriyal proliferasyon b. Bu hücrenin canlılığını koruyabildiği yeni bir denge durumudur. Genellikle hipertrofiyle birliktedir.Hücre İçi Birikimler Lipidler Proteinler Glikojen Pigmentler Patolojik kalsifikasyon a. ER. 3. filamentler) bağlı hücre 246 . Hücrelerdeki sayısal artıştır. c. Fonksiyonel olarak gereksinimde artış: a.

b. f. c. iyonizan radyasyon vb. c. Hücrelerde yaşa bağlı değişiklikler yıllarca subletal düzeydeki zedelenmenin ilerleyici birikimi sonucu oluşur. Hücresel Yaşlanma Yaş ilerledikçe ve hemen hemen tüm organlarda fizyolojik ve yapısal değişiklikler oluşur. ilerleyici oksidatif zedelenmedir. Atrofik hücrelerde fonksiyon azalır. e. Bu reaktif ürünlerin üretimindeki artış (yüksek kalorili diyet. En sık görülen kolumnar hücrenin yassı epitele dönüşümüdür (sigara içenlerde solunum epitelinin yassı epitel metaplazisi). b. 247 . Ancak hücrenin çoğalmasındaki programlı olaylar ile hücrenin savunma mekanizmalarını bozan en önemli faktör. Pleomorfik ve vakuollü mitokondriler c. aynı zeminde atipi (displazi) ve sonrasında da kanser gelişebilir.) yaşam süresinin azalması ile yakından ilişkilidir. ER’da azalma d. g. a. Kan desteği hücrelerin yaşamını sürdüremeyecek kadar yetersiz ise hücre ölümü görülür. Golgide distorsiyon Oksidatif zedelenmenin oranı yaşla artar. Belli bir noktadan sonra hücre zedelenmesi veya ölümüyle sonlanabilir. Metaplazi a. Ancak bunlar ölü hücre değillerdir. Olgun bir hücre tipinin başka bir olgun hücre tipiyle geri dönüşümlü olarak yer değiştirmesidir. Metaplastik epitel benign olmakla birlikte. d.ve organ boyutunda küçülmeyle karakterlidir. Morfolojik Değişiklikler a. Sonuç Hücresel yaşlanmanın mekanizmaları çeşitlendirilebilir. b. Atrofik doku sonunda tümüyle yağ dokusuna dönüşür. Yaşlanan hücrelerde çok sayıda fonksiyonel ve morfolojik değişiklikler olur. Fizyolojik (doğum sonrası uterusun küçülmesi) ve patolojik olabilir. eğer uyaranlar devam ederse. Düzensiz ve anormal loblu nükleuslar b. Yassı epitelde de kolumnar epitel metaplazisi oluşabilir (Barret özofagusu).

Tbp. Enflamasyon ve onarım potansiyel olarak zararlı olabilir (hipersensitivite reaksiyonları. zedelenmelere karşı verdiği reaksiyona enflamasyon denir.3. Kan damarlarının reaksiyonu (hemodinamik değişiklikler) 2. fiziksel ve kimyasal ajanlar.Bnb. Vazodilatasyon 3. nekrotik dokular.Doç. Sıvı çıkışı 4. İNFLAMASYONUN KLİNİK BULGULARI Kızarıklık (rubor) Şişlik (tumor) Isı artışı (calor) Ağrı (dolor) Fonksiyon kaybı İNFLAMASYONUN MİKROSKOBİK BULGULARI Vazodilatasyon Kan akımın yavaşlaması Vasküler geçirgenliğin artışı Ödem Lökosit birikimi PATOGENEZ 1. Vasküler permeabilite (geçirgenlik) artışı 3. Geçici vazokonstriksiyon 2. Kan hücrelerinin zedelenme alanına birikimi (lökositik eksudasyon) Kan Damarlarının Reaksiyonu 1. ilerleyici organ hasarı. skar oluşumu). Hücre çıkışı 248 . immunolojik reaksiyonlar enflamasyonu başlatabilir. AKUT ve KRONİK İNFLAMASYON Yrd. Bülent KURT Patoloji Anabilim Dalı TANIM Vaskülarize canlı dokuların. Mikrobik enfeksiyonlar.

TNF(tümör nekroz faktör). prostoglandinler. prostoglandinler Ağrı: Prostoglandinler. oksijen metabolitleri Kronik enflamasyon ise üç yolla oluşur: Akut enflamasyonu takip ederek oluşur. bradikinin. Kronik enflamasyonun hiç akut enflamasyon bulguları olmadan ortaya çıkar: Yokedilemeyen ancak düşük toksisitesi bulunan hücreiçi mikroorganizmalar Uzun süre bazı toksik maddelere düşük dozda maruz kalma Otoimmün hastalıklar Kronik Enflamasyondaki Olaylar Mononükleer enflamatuar hücre enfiltrasyonu lenfositler plazma hücreleri makrofajlar Fibroblastların proliferasyonu. yabancı partiküle yapışma Partikülü sitoplazma içerisine alma Yoketme veya parçalama Akut Enflamasyonda Kimyasal Mediatörler Vazodilatasyon: histamin. kan damarlarının proliferasyonu Konnektif doku artımı (fibrozis) Doku yıkımı 249 .Vasküler permeabilite artışı Normal şartlarda plazma proteinleri ve şekilli elemanlar hücre dışına çıkamazlar Kan Hücrelerinin Zedelenme Alanına Birikimi Marginasyon (yanaşma). leukotriene B4 Ateş: IL-1. lökotrien Kemotaksi: C5a. C3a. trombosit aktivite edici faktör. Nitrik oksit Permeabilite artışı: vazoakif aminler. C5a. bradikinin Doku zedelenmesi: Nötrofil ve makrofaj lizozomal enzimler. yuvarlanma ve adhezyon (yapışma) Transmigrasyon (endotelden geçiş) Migrasyon (göç) ve Kemotaksi (yönelme) Kemotaktik (Yönelme) Ajanlar Bakteriyel ürünler Kompleman sistem komponentleri (C5a) Araşidonik asit metabolizması ürünleri (Lökotrien B4) Sitokinler (interlökin-8) Fagositoz ve Degranülasyon Tanıma. Tekrarlayan akut enflamasyon atakları sonrasında oluşur.

fibrozis) PRİMER İYİLEŞME Dokuda minimal kayıp mevcuttur. 24 saat içinde fibrin pıhtısı etrafında nötrofiller birikmeye başlar. Epidermis ve dermisi ilgilendiren bir yaralanmayı göz önüne alacak olursak. Hipotansiyon Nabzın artması Bu akut faz reaksiyonlarının ortaya çıkışını sağlayan en önemli kimyasal mediatörler IL-1 ve TNF dir. İyileşme daha çok rejenerasyon yolu ile olur iz kalmaz. İştahsızlık. gün nötrofiller yerini makrofajlara bırakır. 2. İlk ay sonunda ise yara üzeri normal epidermisle kaplanmış. YARA İYİLEŞMESİ Rejenerasyon (primer iyileşme) Sekonder iyileşme (enflamatuar granülasyon dokusu oluşumu.İnflamasyonun Sistemik Etkileri Ateş Akut faz reaksiyonları Uykuya meyil. Epitelial hücrelerin proliferasyonu devam eder epitel kalınlaşır. haftada kollajen birikimi ve fibroblastik aktivite devam eder. 24-48 saat içinde epidermis bazal tabakasında mitotik aktivite başlar. 3. gün insizyon alanında neovaskülarizasyon normaldir. 250 . Enflamatuar hücreler ve ödem azalır. İnsizyon alanını granülasyon dokusu kaplar. epidermis altında hafif bir skar dokusu kalmıştır. Epidermis normal kalınlığına ve diferansiyasyonuna ulaşmıştır. 5.

Tbp.4. Sıvı birikimlerinin peritoneal boşluktakine assit. Lenfatik Obstrüksiyon (Tıkanıklık) Enflamatuar Neoplastik Cerrahi sonrası Radyasyon sonrası 5. Plazma Onkotik Azalması Protein kaybettiren glomerülopatiler Karaciğer sirozu Malnutrisyon Protein kaybettiren gastroenteropatiler 3. Sodyum Birikimi Renal fonksiyon bozukluğu nedeniyle vücutta aşırı tuz tutulumu Glomerüllerde Na reabsorbsiyonununda artış 4. Armağan GÜNAL Patoloji Anabilim Dalı KONU BAŞLIKLARI Ödem Hiperemi ve konjesyon Kanama (hemoraji) Trombozis Embolizm Pulmoner embolizm Sistemik embolizm Trombüs dışındaki nedenlerle oluşan emboliler Enfarktüs Şok ÖDEM Hücreler arasında veya vücut boşluklarında sıvı birikimidir.Venöz dönüşün engellenmesi Konjestif kalp yetmezliği Konstriktif perikardit Karaciğer sirozu Venlerin tıkanması B. eksuda olarak adlandırılır. transuda denir. Hidrostatik Basıncın Artışı A.Kd. Enflamasyon Basıncının Akut Kronik Anjiyogenez 251 . Arterioler dilatasyon Sıcak Nörohumoral bozukluklar 2. Tüm vücut boşluklarında ve dokularda yaygın ödem olmasına anazarka denir.Doç.Yzb. plevral boşluktakine hidrotoraks. Enflamatuar nedenlerle oluşan sıvı birikimi genellikle berrak olmayıp. DOLAŞIM BOZUKLUKLARI TROMBOEMBOLİZM ve ŞOK Yrd. perikardial boşluktakine hidroperikardium adı verilir. Enflamatuar olmayan nedenlerle oluşan sıvı birikimi berrak görünüme sahip olup. Nedenleri 1.

Akciğer ödeminde ise. Enfarktüslerin en sık nedeni damarın tromboembolik nedenlerle tıkanmasıdır. Uzun süreli konjesyonda oksijenden yoksun kanın stazına bağlı kronik hipoksi oluşur.Klinik ve Morfolojik Özellikleri Ödem. Deri mukoza ve seröz yüzeylerdeki çok küçük kanama odakları peteşi. Konjesyon veya pasif hiperemide ise mavi-kırmızı arası bir renk oluşur. Solunum güçlüğüne neden olur. HİPEREMİ ve KONJESYON Arterioler dilatasyon sonucunda organ ve dokulardaki kan akımının artışına hiperemi denir. Böbrek kaynaklı ödem. Subepitelyal konnektif doku sadece endotelyal hücreleri destekler ve trombojenik yapıdadır. Trombositlerin 252 . koma ve konvülzyon gibi bulgular ortaya çıkabilir. eğer akut olarak meydana gelmişse hipovolemik şoka neden olurlar. TROMBOZİS Kardivasküler sistem içerisinde fibrin (pıhtı) kitlesinin oluşmasına trombozis denir. beyinde ve akciğerde olduğu zaman ciddi sorunlar oluşturabilir. Büyük miktarda olursa hematom adı verilir. organ ve dokularda bulunan kan miktarının artmasıdır. Konjesyonda kanda hemoglobinin taşıdığı oksijen miktarı azalır ve mavi görünüm ortaya çıkar. Basmakla gode bırakır. Enfarktüs. Trombositler. Endotel ve Subendotelyal Konnektif Doku Normal endotel yüzeyi pıhtılaşma ve trombüs oluşumu için dirençlidir. daha çok yüzde ve göz kapaklarında oluşur. Trombüs oluşumunda rol oynayan faktörler şunlardır: 1. 2. hemoglobin parçalanma ürünü olan bilirübinin kanda yükselmesine bağlı sarılık oluşabilir. 1cm çapına kadar olanlar purpura. doku ve organlarda kan akımının aniden kesilmesi ile oluşan lokalize iskemik nekroza denir. venöz dönüşün azalması sonucu. Büyük miktarlarda kan kaybına neden olan hemorajiler. Konjesyon ise. Oluşan kitleye trombüs denir. alveollere de dolar. Kapiller damarlar dışına küçük kanamalar olabilir. hemoperikardium. Eğer seröz boşluklar kan ile dolmuşsa. Herhangi bir endotelyal zedelenmede: a) Endotele yapışma b) Çeşitli ürünler sekrete etme c) Zedelenmiş alana birikme özelliklerine sahiptirler. normal hemostazda ve trombüs oluşumunda ana rol oynar. daha büyük olduklarında ise ekimoz olarak adlandırılırlar. KANAMA (HEMORAJİ) Kan damarlarının yırtılması ile kan elemanlarının dışarı çıkışına denir. kan akımının yavaşlamasına veya durmasına yol açabilir. hemotoraks. hemoperitoneum şeklinde adlandırılır. Kalp yetmezliğinde. Bu duruma siyanoz denir. Gastrointestinal sistemde meydana gelen kanamalar demir eksikliği oluşmasına neden olur. Trombüsler. Birçok antitrombotik faktör vardır. daha çok yer çekimine bağımlı lokalize ödem bulunur. seröz nitelikteki sıvı hücrelerarası boşlukta birikmekle kalmaz. Hücreler arasında ve vücut boşluklarında oluşan büyük kanamalardan sonra. Deride pembemsi bir renk oluşur. Beyin ödeminde kafa içi basıncı artar.

Kardiyak boşluklarda büyük trombüs kitleleri oluşabileceği gibi kalp kapaklarında da trombotik kitleler oluşabilir. Koagülasyon olayı başladıktan sonra trombüs oluşumu meydana gelir. Lökositlerden salınan çeşitli proteazlar ve plazmin ile pıhtı ortadan kaldırılır (fibrinolitik sistem). Trombin ise fibrinojenin fibrin haline gelmesini sağlar. Bölgesel kan akımının artmasıyla kan dilüe olur (sulanır) ve pıhtılaşma faktörleri azalır. kardiyak cerrahi girişimler. c. Bacaktaki venlerde oluşan trombüsler embolizme yol açtıkları için çok tehlikelidirler. Aktif koagülasyon faktörlerinin sulandırılması ve makrofajların temizlemesi gibi antikoagülan mekanizmalar bozulur. Koagülasyon Sistemi: Koagülasyon. Bu mekanizmalar şunlardır: 1. Sigara ve oral kontraseptiflerin endotel üzerinde toksik etkileri bulunmaktadır. 3. Pıhtılaşmayı engelleyen faktörler inhibe olup ve pıhtılaşmanın başlaması engellenemez. 3. Bunlara vejetasyon denir. esas olarak çeşitli faktörlerin etkisiyle protrombinden trombinin oluşmasıdır. d. b. a. 2. kardiyak boşluklarda. arterlerde. miyokarditler veya immünolojik miyokardiyal reaksiyonlar.birikimi geri dönüşlüdür. 4. kırıklara neden olabilen ciddi travmalar. Turbülansda. 2. Ayrıca radyasyon. Trombositlerin endotel ile teması artar. 2. Kan Akımınındaki Bozukluklar: Staz ve turbülans akım oluşumunda 4 olay meydana gelir. Giderek büyürler ve büyük damarlarda ciddi tıkanmalara neden olurlar. Fibrinolitik aktivite ile ortadan kaldırılırlar. Trombüsler. Normal olarak kanda bulunan proteaz baskılayıcı proteinlerin inaktivasyonuyla proteazlar (plazmin) aktive olur ve pıhtılaşma engellenir. İleri yaşta koagülasyon riski daha yüksektir. Morfoloji Trombüs. 3. immünolojik kalp kapak hastalıkları trombüs oluşumunda etkilidir. 1. 3. yanıklar. 253 . endotel ve trombositlerde zedelenme oluşarak pıhtılışma faktörleri salınır. enfarktüs. Organizmada pıhtılaşmayı önleyen veya oluşmuş pıhtıyı çözmeye çalışan antikoagülan mekanizmalar vardır. Emboliye neden olurlar. sigara gibi eksojen kimyasal maddeler ve bakteriyel toksinler de endotel hasarı oluşturma potansiyeli taşır. gebeliğin son dönemi gibi çeşitli durumlarda kanın pıhtılaşma eğiliminde artış olur. Kanın Koagülasyon Yeteneğinde Artma: Nefrotik sendrom. Endotelyal zedelenme: Kalp ve arterlerde trombüs oluşmasının en önemli nedenidir. Kan akımının normal olduğu alanlarda makrofajlar pıhtılaşma faktörlerini ortamdan kaldırır. Trombüs Oluşumunu Hazırlayan Faktörler 1. venlerde veya kapillerlerde oluşur. Atheroskleroz.

Organize ve rekanalize (trombüs içinde küçük kapiller damar oluşumları) olurlar. Tıkanan damarların sayısı ve çapına bağlı olarak hastada ciddi bir embolizm sonucu kalp yetmezliği ve şok görülebilir. dalgıç hastalığında nitrojen gazının embolisi gibi emboliler vardır. Dalgıçlarda görülen ve “vurgun” olarak halk arasında bilinen dekompresyon hastalığında ise atmosfer basıncındaki ani değişikliklerle oluşan gaz embolisi söz konusudur. Aynı anda aktivite olan fibrinoliz sonucunda kapiller damarlarda yaygın kanamalar başlar. Trombüs Dışındaki Nedenlerle Oluşan Emboliler: 1. Tüm pulmoner emboli vakalarının %95’inden fazlasında embolinin kaynağı popliteal. Aniden yüzeye çıkıldığında çözünürlük azalacağı için erimiş azot gaz haline gelir ve emboliye yol açar. Lokalizasyon göre başlıca iki tipi vardır: Pulmoner Embolizm Büyük ve orta çaplı pulmoner arterlerin emboli ile tıkanmasıdır. femoral ve iliyak venlerdeki trombüslerdir.4. Tedavideki en önemli prensip. Tıkanıklık küçük çaplı damarlarda olduğunda. ENFARKTÜS Bir organ yada dokuda arterial veya venöz kan akımın aniden kesilmesi sonucu oluşan lokalize iskemik nekroza enfarktüs denir. mikrodolaşımda yaygın olarak trombüs oluşumunu takiben aktif fibrinoliz ve kanama ile karakterli bir kanama bozukluğudur. Yaralanmış arter veya venin içerisine hava kabarcıklarının sızması sonucu hava embolisi oluşabilir. Trombüslerin çoğu miyokard enfarktüsü sonrasında meydana gelir. oluştuğu yerden daha uzak bir yerde tıkanma yapmasına embolizm denir. kollateral olmadığı için genellikle pulmoner enfarktüs ortaya çıkar. hastayı aniden yüzeye çıkmadan önceki basınç koşullarına geri döndürmektir. Ani olarak gelişen çok sayıda trombüs nedeniyle trombositler ve çeşitli pıhtılaşma faktörleri hızla tükenir. Yüksek basınç altında uzun süre kalan kişilerde kanda erimiş halde bulunan azot miktarı artar. Hava veya Gaz Embolisi. Bunun dışında kırıklardan sonra yağ embolisi. EMBOLİZM Damar içinde solid. Amniotik Sıvı Embolisi: Amnion sıvısının plasental membranda oluşan bir zedelenme sonucu annenin kan dolaşımına geçmesiyle oluşur. Yaygın Damariçi Pıhtılaşma (DIC) Gebelik veya septik şok gibi çeşitli durumlarda gelişen. serum verme sırasında hava embolisi. Yağ Embolisi. Sistemik Embolizm Arteriyal sistemde emboli olması demektir. %80-85’ i kalpte oluşan trombüslerden kaynaklanır. 2. Olguların %5 inde ani ölüm. sıvı ve gaz şeklindeki kitlelerin. akut sağ kalp yetmezliği ve kardiyovasküler yetmezlik gelişebilir. Enfarktüs iki tiptir: 1) Anemik (beyaz) 2) Hemorajik (kırmızı) 254 . 3. Femur ve pelvis gibi büyük kemiklerin kırılmalarından sonra yağ globülleri damarlar içerisine girebilir. EmbolilerİN %99’u trombüslerden kaynaklanır.

Tıkanmanın Gelişme Hızı: Çok yavaş gelişen bir tıkanma daha kolay tolere edilebilir. Dokunun İskemiye Dayanıklılığı: Nöronlar ve SSS çok dayanıksızdır. fibroblastik aktivite ve skar dokusu oluşumu birbirini izler. Normal doku ile enfarktüs alanı arasında keskin bir hat oluşur. Çünkü burada likefaksiyon nekrozu gelişir. 4. Oksijensiz ortamda hücrelerin anaerobik metabolizmaları sayesinde laktik asit miktarı yükselmeye başlar ve asidoz gelişir. Enfarktüsün Ciddiliğini Etkileyen Faktörler: 1. aritmitler. Zengin interarteriyal anastomozlarla desteklenmiş tek arterle beslenme: Kalpte ve İnce barsak arterleri arasında ise zengin anastomozlar bulunur. Tüm nekroz alanının skar dokusu haline gelmesi bazen aylarca sürebilir. kardiyak tamponadı. enfarktüs oluşumunu kolaylaştırır. çift sirkülasyonlu veya konjesyon bulunan dokularda görülür. Kollateraller oluşmuştur. Koroner atherosklerozu olan kişilerde enfarktüs daha kolaylıkla oluşur. Beyin dokusundaki iskemik olaylarda bu türden bir skar dokusu gelişmez. c. Nörojenik Şok: Anestezi. Bu nedenle enfarktüs daha sıktır. genelikle tepesi tıkanan damar tarafında bulunur. pulmoner embolizm gibi nedenlerle oluşur. Çift arterle beslenme: Karaciğerlerde çok nadiren iskemik nekroz oluşur. Arteriyel Yapıların Anatomik Durumu: Çeşitli organ ve dokularda 4 tip arteriyal beslenme görülür: a. çeşitli mekanizmalarla telafi edilebilir. Kan hacmindeki %10-15 lik kayıp. spinal kord yaralanmalarında oluşur. diyare ve yanık gibi nedenlerle oluşan aşırı sıvı kayıpları ile ortaya çıkar. Septik Şok: Bakteriyel enfeksiyonlarda sepsis sonucu oluşur. Şok Sınıflandırması: 1. Çok az anastomoz desteği olan tek arterle beslenme: Böbrekte ise arteriyal yapıda yeterince anastomoz bulunmaz. d. Kan ve Kardiyovasküler Sistemin Durumu: Anemi veya hipoksi gibi kanın oksijen taşıma kapasitesinde azalmaya yol açan durumlar. Septik enfarktüslerde ise apse oluşabilir. Enfarktüs alanında enflamatuar reaksiyon. 24 saat sonra normal bir doku ile arasındaki fark iyice belirginleşir. Hipovolemik Şok: Kanama. Beyinde Villus poligonu büyük arterlerin birleşmesini sağlar. 3. şiddetli miyokard enfarktüsü. Morfolojik Bulgular: Hemorajik ya da anemik olsun tüm enfarktüsler koni şeklinde olup. kalp rüptürü. 255 . ŞOK Aşırı kanama. Kalbin pompalama fonksiyonu bozulur. Hemorajik (kırmızı) enfarktüs genellikle venöz tıkanma sonucu gelişir ve gevşek.Anemik (beyaz) enfarktüs solid dokularda arteriyal tıkanma sonucu gelişir. ciddi travma ve yanıklar. Paralel arteriyal sistemle beslenme: Ön kol ve beyinde bulunur. 4. Dolaşan kan volümünün aniden azalması ile oluşan şoka hipovolemik şok denir. Kardiyojenik Şok: Miyokard enfarktüsü. kusma. Buna karşılık mezankimal hücreler çok daha dayanıklıdır. yaygın pulmoner embolizm veya bakteriyel sepsislerde vücudun hemostaz mekanizmalarının bozulmasıyla oluşan dolaşım kollapsıdır. 2. 3. b. 2.

Kardiyojenik ve hipovolemik şokta hasta kapiller vazokonstriksiyon nedeniyle soğuk ve terlidir. Geri Dönüşümsüz Dönem: Beyin kalp ve böbreklerdeki perfüzyon bozukluğu tamir edilemeyen noktaya gelmiştir. 256 . Şokta En Çok Etkilenen Organlarda Sık Karşılaşılan Morfolojik Bulgular Organ Morfolojik Değişiklik Beyin Hipoksik ensafalopati Kalp Subepiteliyal ve subendotelyal kanamalar. Geri döndürmek mümkün olamaz. mikroenfarktüsler Akciğerler Alveolerde şiddetli zedelenme ve bakteriyel enfeksiyonlar Böbrekler Akut tübüler nekroz Böbreküstü Özellikle kortekste küçük nekroz alanları bezleri Gastrointestinal Mukozal hemorajiler ve nekroz odakları sistem Karaciğer Hepatositlerde yağ globülleri birikir. ADH salgısının artması ve renin-angiotensin-aldesteron sisteminin aktivasyonu ile kan dolaşımı yeterli bir düzeye kadar yükseltilir. kalp hızının artması. İlerleyici (Dekompanze) Dönem: Kompanzatuar mekanizmalara rağmen istenen miktarda kan dolaşımı sağlanamaz. Şokun Dönemleri 1. Erken (Kompanze) Dönem: Kan dolaşımındaki kompanze edilebilir bir azalma sonucunda vazokonstriksiyon. Bu organlarda iskemiye bağlı hücre ölümleri gerçekleşmiştir. Septik şokta şiddetli vazodilatasyon nedeniyle deri normal veya kurudur. Hastanın idrar miktarı gittikçe azalır. 2. Santral ven etrafında nekroz olur. 3.

3.Kd. Armağan GÜNAL Patoloji Anabilim Dalı Bağışıklık sistemi vücudu mikroorganizmalardan koruyan ve kendi antijenik özelliklerini tanıyan bir sistemdir.Doç. Makrofajlar: 1.5. M. B Lenfositler: Kemik iliğindeki kök hücrelerden köken alırlar ve ince bağırsaktaki Payer plaklarında antijenik özelliklerini kazandıkları varsayılmaktadır. bütün çekirdekli hücrelerde bulunmaktadırlar. %10-15’ini ise T ve B hücresi olarak belirlenemeyen “Naturel Killer (NK)” hücreleri oluşturmaktadır. Bu sitemde immün yanıtta rol oynayan 2 önemli mekanizma vardır: 1. Bu işlevlerini T ve B lenfositlere gereksinim olmadan yapmaktadırlar. Gecikmiş tipteki aşırı duyarlılık reaksiyonlarında rol oynamaktadırlar. Antijenleri fagosite ederler ve işleyerek T lenfositlere sunarlar. B. B lenfositler aracılığıyla olan hümoral immünite 2. Bu antijenlerin yerleştiği genlere histokompatibilite genleri denilmektedir. T4 (+) (yardımcı T lenfositler) ve T8 (+) (sitotoksik-baskılayıcı T lenfositler) antijenik özelliklere sahip iki tip T lenfosit vardır. T ve B lenfositlerin farklılaşmasında rol oynayan faktörleri salgılarlar. Kanda monositlerin ve dokularda makrofajların oluşturduğu mononükleer fagositer sistemin ise her iki immün yanıtta uyarıcı rolü vardır. Kromozom üzerinde yer aldıkları gen grubuna major histokompatibilite kompleksi (MHC) adı verilir ve başlıca 2 grup altında incelenir: Klas I Antijenler (HLA-A. B lenfositler antijenik bir uyarı karşısında 5 farklı immünglobulin (Ig) salgılar: Ig G. T Lenfositler: Kemik iliğindeki kök hücrelerden köken alarak timusa gelmekte ve burada antijenik özelliklerini kazanmaktadır. Transplante edilen doku veya organın atılımında rol oynayan antijenlere “doku uygunluğu (histokompatibilite)” veya “transplantasyon” antijenleri adı verilir. A. yapışarak ve sitotoksik maddelerle eriterek öldürürler. T lenfositler aracılığıyla olan hücresel immünite Dolaşan kandaki lenfositlerin % 60-70’ini T lenfositler. virüsle enfekte hücreleri ve mantarları. 2. NK Hücreleri: Tümör hücrelerini. C). 257 . BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ HASTALIKLARI Yrd. T8 (+) lenfositler T4 (+) lenfositlerin uyarıcı özelliklerini baskılayarak kontrol altında tutmaktadır. D ve E. T4 (+) lenfositler salgıladıkları uyarıcı (IL2 gibi) faktörlerle hücresel ve hümoral immün yanıtta rol oynamaktadır. Doku Uygunluğu (Histokompatibilite) Antijenleri ve HLA Sistemi: Bireyin kendi antijenik özelliklerini ayırt edebilmesi bağışıklık sisteminin bir özelliğidir.Yzb. Toksik maddeler ve proteolitik maddeler salgılayarak tümör hücrelerinin ortadan kaldırılmasına yardımcı olurlar.Tbp. 4.

lepra. damarda geçirgenlik artışına ve ödeme neden olmaktadır. Transplantasyonlarda alıcı ve verici arasında doku uygunluğu olmadığında alıcının bağışıklık sistemi o dokuyu veya organı yabancı olarak tanımakta ve rejeksiyona neden olmaktadır. Bu Antijenlerin Başlıca Görevleri: 1. Örnek: Pernisiyöz anemi. Aşırı Duyarlılık Reaksiyonları Tip I (Anaflaktik) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Antijen ilk karşılaşmada IgE ile birleşerek mast veya bazofil hücrelerin yüzeyine yapışır. 3. Örnek. Örnek: Otoimmün hemolitik anemi. skleroderma. Örnek: Tüberküloz. polimyozitis gibi. Bu antikorların üretimine ya T4 (+) lenfositlerin aşırı fonksiyonu veya T8 (+) lenfositlerin baskılayıcı fonksiyonlarının yetersiz oluşunun neden olduğu düşünülmektedir. Bu maddeler düz kaslarda kasılmaya. 258 . 2. Klas I antijenlere göre dokulardaki dağılımı daha sınırlı olup. Sitotoksik T lenfositlerin virüsle enfekte hücreleri tanıyabilmesi için klas I antijenlere gereksinim vardır. B lenfositler ve bazı uyarılmış T lenfositlerde bulunmaktadır. Bu yapışmadan sonra mast hücreleri veya bazofiller bu antijeni tanır hale gelirler (sensitizasyon veya duyarlanma evresi). Örnek: Anaflaktik şok (penisilin allerjisi) ve allerjik (bronşial) astım. İmmün yanıtta hücreler arası ilişkiyi sağlamaktadır. poliarteritis nodoza (PAN). makrofajlar. Hashimato tiroiditi. Tip II (Sitotoksik) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Homolog veya otolog antijenlere IgG ve M özelliğindeki antikorlar bağlandıktan sonra veya kompleman sisteminin de katılmasıyla hedef hücrenin erimesine neden olunmaktadır. Bu durumda bağışıklık sistemi kendi antijenlerini yabancı olarak algılamakta ve “otoantikor” adı verilen antikorların oluşumuna neden olmaktadır. Tip IV (Hücresel) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Yabancı antijenle duyarlanmış T lenfositler açığa çıkan sitotoksik faktörler aracılığı ile hedef hücrenin erimesine neden olunmaktadır. İkinci kez aynı antijenle karşılaşan duyarlanmış mast hücreleri veya bazofillerin yüzeyinde bulunan IgE’lerle antijen birleştiğinde vazoaktif maddeler açığa çıkmaktadır (degranülasyon evresi). Serum Hastalığı.Klas II Antijenler (HLA-D). organ veya doku rejeksiyonları (atılımları). Tip III (İmmün Kompleks) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Antijen-antikor (IgG ve M) komplekslerine kompleman sisteminin elemanları eklenmekte ve ortama çekilen nötrofil lökositlerden açığa çıkan lizozomal enzimler hedef hücrenin erimesine neden olmaktadır. (T4 (+) lenfositlerin yabancı antijenleri tanıyabilmesi için önceden klas II antijenlerle makrofajlarda işlenmiş olması gerekir). Otoimmün Hastalıklar Vücut kendi antijenlerini histokompatibilite antijenleri sayesinde tanıyabilmekte. dentritik hücreler). antijen sunan hücreler (monositler. romatoid artrit. ancak nedeni tam olarak anlaşılamayan mekanizmalarla bu özellik ortadan kalkabilmektedir.

Amiloid patolojik ve protein benzeri bir maddedir. hiyalin benzeri ekstrasellüler bir madde olarak saptanır. Amiloid birikimi ışık mikroskop altında eosinofilik. Kongo red adlı bir boyayla da gösterilebilir. Sistemik bir hastalık olarak kabul edilen Amiloidoziste immün sistemdeki değişikliklerin etkili olduğu kabul edilmektedir. Buna bağlı olarak çeşitli klinik belirtilere yol açabilir. Amiloidoziste bu hastalıklardan biridir.Amiloidozis: Birçok hastalıkta immünolojik mekanizmaların etkili olduğu düşünülmektedir. amorf. 259 . Birçok doku ve organda intersellüler aralıkta birikebilir.

Daha sonra ise invazivlik gelir. mitoz ve 260 . Malign tümörlerde farklılaşma (diferansiasyon) “grade”. TÜMÖRLER Doç.Yb. Düşük dereceli (iyi diferansiye) tümörler daha iyi biyolojik davranış gösterir ve daha yavaş büyürler. Neoplazi terimi de aynı anlamda kullanılmaktadır. Malign tümörlerde atipi. Diferansiye edilemeyen malign tümörler anaplastik ya da indiferansiye olarak sınıflandırılmaktadır. Bazı tümörlerde keratin (yassı epitel hücreli karsinom) safra (hepatosellüler karsinom). Kaynaklandığı tümörlere benzerlikleri nedeniyle histopatolojik tanısı yüksek dereceli (kötü diferansiye) olanlara göre daha zordur. Daha sonra ise retroperitoneal bölge. kolonun müsinöz adenokarsinomları) kalsitonin (tiroidin medüller karsinomu) üretimi olabilir.6. Teratom.Tbp. Önder ÖNGÜRÜ Patoloji Anabilim Dalı KONU BAŞLIKLARI GENEL BİLGİLER Tümör Biyolojisi Metastaz Biyolojisi Epidemiyoloji KARSİNOGENEZ Kimyasal Etkenler Radyasyon Viral Etkenler Onkogenler PARANEOPLASTİK SENDROMLAR TÜMÖRLERDE SALGILAR TÜMÖRE KARŞI KONAK YANITI GENEL BİLGİLER Tümör kelime olarak şişlik anlamına gelmektedir. orta ve az diferansiye olmak üzere üç şekilde derecelendirilir. müsin (over. matür kistik bir teratomdur ve sık olarak genç-erişkin kadında overde görülür. En sık görülen teratom dermoid kisttir. yaygınlığının (invazyon) derecesi “stage” olarak adlandırılır. üç germ yaprağından köken almış hücrelerden meydana gelen bir tümördür. Teratomlar en çok gonadlarda görülür. Malign tümörler iyi. Tümörün kan ya da lenf yolu ile farklı organlara gidip orada invazyon göstermesi “metastaz” olarak adlandırılır. matür (benign) ve immatür (malign) olmak üzere ikiye ayrılırlar. Malign tümörlerin genellikle çevre dokuları infiltre etme (yayılma) eğilimi vardır. Teratomlar. Tümörler benign (iyi huylu) ve malign (kötü huylu) olarak iki gruba ayrılmaktadır. mezenkimal kaynaklı malign tümörler ise “sarkom” olarak adlandırılır. Benign tümörler genelikle iyi sınırlı lezyonlardır. Epitelyal kaynaklı malign tümörler “karsinom veya kanser”. mediyasten ve beyinde orta hatta görülür. Dermoid kist. En güvenilir malignite kriteri metastazdır. İndiferansiye terimi de anaplazi gibi diferansiasyon kaybını ifade eder. Diferansiasyon kaybı “anaplazi” olarak ifade edilir.

Benign tümörler genellikle “-oma” eki almaktadır. Tümörün hızlı büyümesi. Bazı tümörler (Kronik Miyeloid Lösemi. her displastik lezyon mutlaka kansere dönüşmez. seminoma. daha sonra ise gastrointestinal kanserlerde sıktır. bölgesel lenf nodlarına. Bazı lezyonlar malign tümörler (örn. Bu olasılık hafif ve orta dereceli displazilerde daha çoktur. Mitoz yüksekliği büyüme hızını gösterir. Bölünmekte olan çok hücre varsa kemoterapi daha etkilidir. Epitelyal kanserlerin çoğunda önce bir displazi evresi vardır. endometriyum. bazen yalancı bir kapsül bulunabilir (renal hücreli karsinom ve bazı sarkomlarda olduğu gibi). Benign tümörlerin çoğu kapsüllü (lipom) veya iyi sınırlıdır (leiomyom). Metastaz en çok karaciğere. prostat tümörlerin gelişiminde hormonal etkilerin rolü vardır. kemik ve akciğerlere). Displazi prekanseröz bir lezyondur. Bu iki organda da metastatik tümörler. deri tümörlerinden sonra adenokarsinomlardır. Metastaz eğilimi tümörlerde farklılık gösterebilir (örn.nekroz görülebilir. Displazilerin geri dönüşümü olabilir. Ancak bazen kapsüllü olmayabilir ve invaziv gelişim (fibromatozis. Ancak bu parametreler bazen benign tümörlerde de görülebilir. Lenfatiklerin bazal membranında kollajen ve laminin olmadığı için invazyon daha kolaydır. büyüme ve bölünme gösteren hücrenin çok olmasındandır. Zamanla heterojenite ve genetik instabilite kazanırlar. Wilms tümörü gibi) kromozomlardaki karyotipik değişikliklerle ilişkili olabilmektedir. hepatoma benign tümör gibi adlandırılmış olmalarına rağmen. Tümör Biyolojisi Tümör gelişiminin bir hücreden başladığı düşünüldüğü için tümör hücreleri ilk oluştuklarında monoklonaldir. Meme kanserlerindeki portakal kabuğu kırmızısı görünüm tümörün lenfatikleri tıkamasına bağlıdır. normal hücrelerden daha kısa mitoz süresine sahip değildir. Lenfoma. glioma. Apendiks ve overlerin müsinöz kistadenokarsinomlarında müsin salgısı direkt batın içine yayılarak psödomikzoma peritonei tablosu oluşturabilir. melanoma. Periton yayılımı en sık over yüzey epiteli kanserlerinde görülür. over.: Özofagus alt ucunda Barrett özofagusunda adenokarsinom gelişimi) için zemin hazırlarlar. En sık görülen malign tümörler. Malign tümörler hiçbir zaman kapsüllü değildir. Ancak. kıkırdak dokusu tümör invazyonuna dirençlidir. anjiyomatozis ve nörofibroma gibi benign tümörlerde) gösterebilir.: meme kanserleri. Ancak bazı sarkomlar (sinovyal sarkom) hem hematojen hem de lenfatik yayılım gösterebilir. periton ve plevra gibi vücut boşlukları ile doğrudan yayılımı sıktır. 261 . eklem kapsülü. Meme. Sarkomlar daha çok hematojen yayılım gösterirler. Tümörlerin. primerlerden daha sıktır. Bazı tümörler (bazal hücreli karsinom) malign oldukları halde metastaz potansiyelleri yok denecek kadar azdır. Burkitt lenfoma. Tümör hücresi. Arter çok elastik fibril içerdiği için vene göre invazyona daha dirençlidir. Tendon. malign tümörlerdir. az diferansiye ve hızlı büyüyenlerde daha etkilidir. Kemoterapinin etkisi iyi diferansiye tümörlerde az olup. ikinci sıklıkta da akciğerlere olur. Karsinomlar daha çok lenfatik yolla yayılırlar (meme karsinomları önce aksiller lenf nodlarına).

Epidemiyoloji Çocuklarda 15 yaş altında lösemi. İskelet kasında proteaz enzim inhibitörleri yüksek olduğu için kas dokularına metastaz olasılığı düşüktür. Teşvik ediciler. Cinsiyete Göre Kanserlerin Görülme Sıklığı Cinsiyet Görülme Sıklığına Göre Ölüm Nedenine Göre Erkek Prostat kanseri Akciğer kanseri Akciğer kanseri Prostat kanseri Kolon kanseri Kolon kanseri Kadın Meme kanseri Akciğer kanseri Akciğer kanseri Meme kanseri Kolon kanseri Kolon kanseri KARSİNOGENEZ Kimyasal Etkenler Kanser oluşumu çok basamaklı bir olaydır. bazı organlara daha çok metastaz yapma eğilimindedir. Ancak bu değişiklikler tümör oluşması için yeterli değildir ve tümör oluşması için mutant DNA çoğalmalıdır. nörofibromatozis) genetik sendromlarla ilişkisi bulunmaktadır. Proteaz enzimlerle bazal membran ve ekstrasellüler matriksi parçalar. ailesel polipozis koli. Tümör hücreleri proteazlar aracılığıyla dokularda kolaylıkla yayılır. Tümör hücrelerinin uzak bölgelerde endotele ve diğer doku elemanlarına yapışmasıyla ekstravasküler ortama geçişi. Östrojen ve sakkarin bu tür bir etkiye sahiptir. Metastaz olabilmesi için tümörün kitlesinde artış olmalıdır. Bu reseptörler yolu ile bazal membranlara ve konnektif doku elemanlarına yapışır. Polisiklik hidrokarbonlar bu etkiye sahip maddelerdir. mutasyon oluşmuş hücrede tümör oluşumuna yol açar.Metastaz Biyolojisi Tümör hücresinin invazyon ve metastaz için laminin ve fibronektin reseptörlerine ihtiyacı vardır. DNA ana hedeftir ve mutasyon oluşturur. Kimyasal karsinogenezde. Bazı kanserlerin (retinoblastoma. Hücredeki genetik bilgiyi değiştirir. over ve kolon tümörlerinin gelişiminde ailesel yatkınlığın önemi vardır. Bazı tümörler. Proliferasyon ve klonal büyüme yapıcıdır. metastazın gelişmesinde önemlidir. Metastatik tümörlerde bu enzimler daha fazladır. 4 yaş altında santral sinir sistemi tümörleri sıktır. Tablo I. 2 önemli aşama vardır: Başlatıcılar hızlı ve geri dönüşsüz etkilidir. akciğer. Bazı kimyasal maddeler her iki etkiye birden sahip olabilirler. Cinsiyete göre kanserlerin görülme sıklığı Tablo I’de gösterilmiştir. 262 . Meme. Tablo II’de bazı kimyasalların neden olduğu kanserler gösterilmiştir.

larinks. tedavi amacıyla kullanılan radyoterapi ve diğer iyonize ışın yayan etkenlere bağlı olarak açığa çıkar. Akciğer. Işınlar. Deri. ağız. kansere sebep olan genlerdir. Hepatit B ve C virüsü. Çocuklar daha çok etkilenirler. indirekt yolla karaciğer karsinomu oluşumuna sebep olurlar. T hücreli lösemi/lenfoma gelişiminde etkilidir. reseptör proteinleri (erb: epitelyal büyüme faktörü reseptörü geni). 263 . lenfoid sistem ile gonadlar en çok etkilenir. filmleri elle tutanlarda deri kanseri oluşturur. Viral Etkenler İnsanlarda DNA virüsleri birçok tümör oluşumunda rol oynarken. melanom. aromatik hidrokarbonlar) özofagus ve böbrek kanserleri Nitrozaminler Mide kanseri Arsenik Akciğer kanseri Sakkarin ve siklamatlar Mesane Dietil stilbesterol Endometriyal ve endoservikal adenokarsinoma Benzen Lösemi Formalin Sinonazal ve akciğer kanseri Radyasyon Ultraviyole ışınları. yassı epitel hücreli karsinom ve solar keratozun etiyolojisinde önemlidir. bazal hücreli karsinom. nükleer santraller. oral ve laringiyal karsinomlar gibi malign lezyonların gelişiminde önemli rol oynarlar. meme. UVB kanserojen etkilidir. Burkitt lenfoma ve nazofarinks kanseri gelişiminde rol oynar. İyonize radyasyon lösemi. atom bombası. mesane. Onkogenler Onkogenler. HPV genital. Bazı Kimyasalların Neden Olduğu Kanserler Kimyasallar Neden Olduğu Kanserler Sigara dumanı (benzepiren. Ultraviyole P53 ve ras onkogenlerini aktive eder. İyonize radyasyon. deri ve oral tümörlerin oluşumu üzerinde etkilidir. Protoonkogenler. RNA virüsü olarak sadece HTLV-1 virüsü var olup. Baş boyun bölgesinde kanser tedavisi amacı ile yapılan ışınlamada tiroid papiller karsinomu ve tükrük bezi mukoepidermoid karsinomu olasılığı çok yüksektir.Tablo II. büyüme faktörleri. pankreas. kemik ve gastrointestinal sistem daha dayanıklıdır. kromozomal değişikliklere ve enzim inaktivasyonlarına yol açar. Bazı türleri verruka vulgaris ve papillomlar gibi benign lezyonların. Human papiloma virüs (HPV). Enzim inaktivasyonu ve mutasyonlara sebep olur. kronik karaciğer hastalığı oluşturarak. Hematopoetik. kolon ve akciğer kanserlerine sebep olabilir. Epstein Barr Virüsü (EBV). Ultraviyole. DNA virüsleri içinde en çok tümör oluşturan virüstür. Büyüme ve çoğalma gibi normal hücresel işlevlerden sorumlu normal genler olan protoonkogenlerin mutasyonu sonucu oluşurlar. Röntgen ışınları. tiroidin papiller karsinomu. bazıları kondilom gibi düşük riskli lezyonların ve bazıları da serviksin yassı epitel hücreli kanserleri. Uranyum madencilerinde akciğer kanseri olasılığı artmıştır. Ayrıca hücresel immuniteyi baskılar. DNA sentezi regülasyonu (myc geni).

Akciğerin yassı epitel hücreli karsinomu. lösemiler ve prostat kanserlerinde görülür. TÜMÖRLERDE SALGILAR Tümörlerin bazı salgıları tanıda ve nükslerinin izlenmesinde yararlı olmaktadır. Akciğerin küçük hücreli karsinomu ACTH salgılayabilirler. mol hidatiform ve gonadotropin (HCG) embriyonal karsinom Kalsitonin Tiroidin medüller karsinomu Katekolaminler Feokromositoma ve nöroblastoma Alfa feto preotein (AFP) Hepatosellüler karsinom embriyonal karsinom. Bronş adenomu. Onkogenler içinde en sık rastlanılan ras onkogenidir. Onkogenler dominant kanser genleridir. pankreas ve gastrik kanserlerde. Tümörlerden Salgılanan Maddeler Salgılar Salgılayan Tümörler Human koryonik Koryokarsinom. Tiroid medüller karsinomunda kalsitonin üretimine bağlı olarak diyare görülür. mitotik etkinlikte artışa. Aktive oldukları zaman. yolk kesesi tümörü Prostat spesifik antijen Prostat kanseri (PSA) Ca 125 Overin yüzey epiteli kaynaklı malign tümörleri Ca 15-3 Meme tümörleri CEA Kolon. Metastazlar ile oluşan hiperkalsemi paraneoplazi değildir. Bu genlerden. büyüme faktörlerinin aşırı üretimine. Pankreas kanserlerinde ve diğer organların müsinöz adenokarsinomlarında izlenir. Hücreler çok az miktardaki büyüme faktörüne aşırı bir yanıt olarak otonomi kazanır ve neoplastik sürece geçiş gösterir. histamin ve bradikinin salınımına bağlı olarak karsinoid sendrom izlenir. Pıhtılaşmayı arttıran faktörlerin salınımına bağlıdır. Pankreas. safra kanal kanserlerinde mutant şekli aktiftir. DNA sentezinin regülasyonunun bozulmasına neden olur. Kromozomlardaki mutasyonlar gen çiftlerinden birinde ise. Tablo III. Tablo III’de bazı tümörlerden salgılanan maddeler görülmektedir. pankreas ve mide adenokarsinomaları 264 . serotonin. En sık paraneoplastik endokrinopati Cushing sendromudur. tümör oluşmaz. Antionkogenler (kanser baskılayıcı genleri): büyümeyi önleyici etkileri vardır.postreseptör sinyal iletimleri (ras geni) ile ilgili proteinlerin oluşumundan sorumludur. kolon. en iyi bilineni p53 genidir. parathormon veya benzeri maddeler salgılayabilirler. Dissemine intravasküler koagülasyon. safra kesesi. Gezici venöz trombüsler. PARANEOPLASTİK SENDROMLAR En sık görülen paraneoplazi hiperkalsemidir. meme ve böbrek tümörleri. Ancak her iki gen çiftinde de mutasyon olursa tümör ortaya çıkar.

265 .TÜMÖRE KARŞI KONAK YANITI Natural killer (NK) lenfositler. TNF alfa (kaşektin) anti tümör etkiye sahip olup. IL-2. tümör immünitesinde en önemli sitokindir. NK ve sitotoksik T lenfositleri aktive eder ve bu hücreler antitümöral etki gösterir. tümöre karşı yanıtta en önemli hücrelerdir.

bunu dikkate almadan doktorluk yapılamayacağı bile söylenebilir. dini. yalnızca yaşamış veya yaşamakta olan varlıklar için söz konusu olabileceğinden. Karşılıksız veya karşılığı maddi olmayan bir iyi eylem. 266 . düş ürünü olmak zorunda değildir.Tbp. Doktorların. hücre ölümüne yol açan maddelerin temelde hangi düzenekleri bozdukları söylenebilir. Doç. Ölüm. Ancak. hukuksal. Ölümü daima yaşama başvurarak tanımlamak zorunda olmamız.Kd. Bu işleyişi aksatan bütün etkenler ölüme neden olabilir. antropolojik. doktorlar. Hücrenin ölümü ile sonlanan olaylar dizisinde. canlılığı belirleyen öğeler olarak şunlar gösterilebilir: Organizasyon. Gene de. ekonomik. iki insan arasındaki özel ve çok yakın bir ilişki olma konumunu sürdürmelidir. Doktorluk. Hareket. Daha ileri giderek. yaşamın her koşulda doğru ve anlamlı olan bir tanımı yapılamamış ve sınırları belirlenememiştir. Armağan GÜNAL Patoloji Anabilim Dalı Giriş Ölüme yalnızca tıbbi değil. Üreme Uyum sağlama.Yzb. Ölüm nedir? Ölümü genel anlamıyla "yaşamın olmaması" biçiminde tanımlamak çok pratik bir çözüm gibi görünmesine rağmen. Çoğu canlı organizmanın vücudunun önemli bir kısmını oluşturan su bile hücreler için toksik olabilmektedir. bizi yaşamın tutarlı bir tanımının gerekli olduğu yargısına götürür. hastalarının bir insan olarak gereksinmelerini dikkate almak zorundadırlar. birbirleriyle çok sıkı ilişkileri olan bu düzeneklerin her birinin biraz da olsa katkısı bulunur. Uyarılabilirlik. Büyüme. Çünkü. bu tanım yanıltıcı olabilir. doktorların eğitilmelerindeki yanlışlar kadar. ölümün yalnızca tıbbi yönüyle ilgilenmeleri onları eksik ve yetersiz kılar.7. sosyal ve diğer açılardan yaklaşmak mümkündür. uzayın ölü olduğunu söylemek onun yaşamış olduğunu söylemek olur. hasta-doktor ilişkisi bir teknisyenmakine ilişkisine indirgenemez. Bu nedenle ölümün de ideal bir tanımı yapılamaz. Doktor-hasta ilişkisinin son yarım asırdır gittikçe artan biçimde mekanikleşmesinde. Yaşamı. ÖLÜM Yrd. Hücrenin Ölümü Canlı organizmada canlılık özelliklerinin tam olarak korunduğu en küçük birim olarak kabul edilen hücreler normalde sürekli olarak uyarılır ve bu uyarılara uygun karşılıklar vermeye çalışırlar. ne kadar gelişmiş teknolojiler kullanılırsa kullanılsın. toplumların yaşama bakışlarında maddeciliğin egemen olması da önemli bir etkendir. özde.

bu bulgu. Dokuları sıkıştıran dış etkenlerin (kemer gibi) bulunduğu bölgelerde ölü morlukları oluşmaz. (Yüksek ısıya maruz kalma ile olan ölümlerde ise kaslar büzüşüp kısalır ve ceset "fetal" bir görünüm alır). Katılaşan kasların boyları katılaşma sırasındaki gibi kalır. Çürümenin dıştan görülen ilk bulgusu karın sağ yanında beliren yeşillenmedir. bu bulgu. ense ve yüzde başlar. organizmanın ölümünü otopside görür. Katılığın gelişmesi kişinin ölüm nedenine.Organizmanın Ölümü 1. Ölü morlukları (lekeleri). Ölü morluğu (livor mortis) ve Ölü sertliği (rigor mortis)dir. 2-6 saat içinde alt çene. ölü katılığı. canlı olanlarda da vücut sıcaklığı nörojenik mekanizmalarla düşebileceğinden. Sırt üstü yatar durumda ölen bir kişide. ölümün "geç dönem" bulgularından olup. Hemen bütün ölümlerde görülen tipik bulgular. hücresel ölüm gerçekleşmemiş 267 . skapuler ve gluteal bölgeler "beyaz". Bu saptamanın olabildiğince erken yapılması. Normal koşullarda ceset 18-24 saat içinde bulunduğu ortamın sıcaklığına gelir. kanın damarlarda göllenmesi ve zedelenen endotel katmanından dışarı eritrositlerin sızmasıyla oluşur. alınacak doku ve organların başarıyla transplante edilebilmeleri için çok önemlidir: Yasal ölüm gerçekleşmiş. ölüm sürecine ve çevresel koşullara bağlı olarak çok değişkenlik gösterebildiğinden. Vücut sıcaklığının düşmesi (algor mortis). Vücut sıcaklığının düzenli olarak ve rektumdan ölçülmesiyle bir ölümün üzerinden yaklaşık ne kadar zaman geçtiği kestirilebilir. vericinin tıp açısından 'ölmüş olduğunun' saptanması da bulunmaktadır. Sonraki 12 saat içinde katılık sürer ve daha sonra yine yaklaşık 12 saat içinde kaslar yeniden gevşer (ikincil gevşeme). Ölü katılığı kıl diplerindeki kasları da tuttuğundan. Ölümün otopside karşılaşılan bu belirtileri daha çok adli tabiplerin işine yararlar. Çürüme. ölümden sonraki vücut sıcaklığı değişimleri çevre sıcaklığı ile yakından ilişkilidir. "Postmortem hipostaz" olarak da adlandırılan bu morluklar. ölümden sonra (bir kas gevşemesi döneminin ardından) bütün düz ve çizgili kasların ATP eksikliği ve laktik asit fazlalığı nedeniyle sertleşmesidir. canlılığı düşündüren yanılgılara neden olabilir. Her durumda. ölüm zamanını belirlemede güvenilir biçimde kullanılamaz. cesetlerde bir süre "ürperme" görüntüsü (cutis anserina/kaz derisi) olabilir. Bu kurulların görevleri arasında 'verici' olacakların önceden seçilip belirlenmesinin yanı sıra. Lekeler ölümden yaklaşık 1-3 saat kadar sonra oluşmaya başlar ve 5-6 saat içinde belirginleşerek yaklaşık 12 saat sonra en belirgin duruma gelirler. Ölü katılığı. ense ve bel oyuntuları "mor" görülecektir. Transplantasyona aday seçiminde karar verici rol oynayan kurulların çalışmaları açısından bu ölüm bulgularının anlamı yoktur. Anatomik Patoloji Açısından Ölüm Patolog. Katılık. Ancak. ölümün geç dönem belirtilerinden bir olarak kabul edilebilir ve vücutta bakterilerin en yoğun olduğu bağırsaklar bölgesinde başlar. yerçekiminin belirlediği bir dağılım gösterir. Ölümden 36-48 saat sonra başlayan bu gevşeme-yumuşamadan "çürüme" sorumludur. Ölümden sonra vücut sıcaklığı ilk on iki saatte saat başına 1 santigrat kadar düşer. ölümün tanısında tek başına kullanılamaz. bunu izleyen saatlerde omuzlara yayılır ve 12 saat içinde bütün kasları tutar.

Kısa aralıklarla yinelenen muayeneler bu tür durumlarda doğru tanı konulmasını sağlar. tüm hekimlerin "ölüm tanısı" koyma ve "ölüm raporu" hazırlama sorumluluğu bulunmaktadır. sonra -ölü katılığının başlamasıyla. ölümü açıklayabilecek anlamlı bir bulgu saptanamamışsa. hastanelerde 'anormal ölüm' görülmeyeceği de düşünülmemelidir. tıbbi olarak otopsi yapılması için uygun girişimler yapılmış olsa bile. öldüğü sanılan kişinin burun deliklerine tüy. ölümün "doğal" olmayabileceği konusunda en küçük bir kuşku duyarsa durumu savcılığa bildirmelidir. Ancak. Tıp teknolojisindeki gelişmeler.daralır. oluş biçimiyle ilgilenebilir. "ölüm"ün ne zaman gerçekleşmiş olduğunu belirlemek. trafik kazaları. İleri yaşlı ve ağır kronik hastalığı olan yatağa bağlı bir kişinin ölümü kronik. sık görülen bir durumdur. geride bıraktığımız yüzyılda kronik ölümlerin oranında sürekli artışa neden olmuştur. hekimler de bu konuda yanılabilirler. Ölümün gerçekleştiği kesinleşince. Solunum ve dolaşımın yalnızca dışarıdan destekle sürdürülebildiği durumlarda kişi yasal olarak ölüdür. Kişinin yeterli oksijen alamaması yüzünden öldüğünün anlaşılması. yalnızca tıbbi değil. Herhangi bir ölümle karşılaşan doktor. en yaygın ve en güvenilir yöntem. Adli Tıp Açısından Ölüm Adli tıp açısından ele alınması gereken ilk konu. Uzmanlaşmış olsun olmasın. ayna tutmak. savcılıkla görüşülmelidir. bazen ölümün nedeninden çok. Bu. parmağına iplik bağlamak (Magnus testi) veya nabzını almaya çalışmak gibi yollara başvurulmuştur. Kişinin canlı olabileceği konusunda en ufak bir olasılık bile varsa. Savaş. Tıbbi amaçla yapılmakta olan bir otopsi sırasında adli önemi olabilecek bir bulgu ile karşılaşıldığında da otopsiye ara verilerek savcı aranmalıdır. Pupiller önce genişler. Ölümün gerçekleşmiş olduğunun saptanması için. adli tıp açısından yapılacak incelemenin en önemli amacı ölümün "doğal" olup olmadığının belirlenmesidir. kalbin stetoskopla 4-5 dakika süreyle dinlenmesidir. Yasal ölüm (vücut ölümü) her zaman biyolojik ölüm ile örtüşmez. Adli tıp. Ancak. Buna özellikle suda boğulma. İstatistikler açısından önemli olabilecek bir gruplama da "akut" ve "kronik" ölüm ayrımıdır. daha çok hastane dışındaki ölümler için söz konusu olmakla birlikte. tıbbi bir otopside ölüm 268 . narkotik veya barbitürat zehirlenmeleri ve yenidoğanda oksijensizlik durumlarında rastlanmaktadır. cinayetler ve miyokard enfarktüsüne bağlı ölümlerin çoğu akuttur. Ölen kişinin öyküsünde veya muayene bulguları arasında yaralanma veya zehirlenme olasılığı söz konusu ise. 2. Yasalarda tanımlanan ölüm. solunum ve dolaşımın durmasıdır. salgın hastalık ve kitlesel ölümlere yol açan doğal afet durumlarında da yanlışlıkla ölüm tanısı konulması olasılığı artar. Kornea ve farinks refleksleri kaybolmuştur. "Yalancı ölüm" olarak adlandırılan böyle durumlar korku öykülerine konu olmuştur. Larinksin stetoskop ile dinlenmesi de solunumun durduğunu anlamak için başvurulan yöntemlerden biridir. canlandırma çabaları sürdürülmelidir. elektrik çarpması. Profesyonel olmayanların henüz ölmemiş bir insanı ölü olarak değerlendirmeleri. "yasal ölüm"ün gerçekleşmiş olup olmadığının saptanmasıdır. Bu süre içinde hiçbir kalp sesi duyulmamışsa kişinin ölmüş olduğu kabul edilebilir. etik ve yasal birtakım yaklaşımları da gerekli kılmaktadır.olmalıdır. Bu anlamda.

Yasalarımıza göre. İnsanın (Bireyin) Ölümü Hastalar açısından bakıldığında. Bu tanımın en büyük kusuru. Ancak. Beyin Ölümü ve Transplantasyon Ölüm. ölümün önlenmesinin tıbbın temel amacı olduğu yanılgısı yaygındır. Yıllarca süren tartışma ve çalışmalardan sonra ulaşılan bu tanıma titizlikle uyulduğunda ölümün tam ve kesin olarak tanımlanması mümkündür. Çünkü. bu oksijensizliğin bir kaza. Günümüzde. basit bir sıvı-elektrolit kaybı nedeniyle ölebilecek küçük bir çocuğun yaşatılması. konunun tartışmalı olmaya devam edeceği bellidir. Doktorların. Ölümün herkes tarafìndan kabul edilebilir bir tanımının yapılması bu açıdan gereklidir. yasal (legal) ölüm gibi ölüm tanımları yapılmış olmasına rağmen. kalbi delmiş bir ateşli silah mermi çekirdeğinin hangi yapıların hangi kısımlarında ne tür zedelenme yaptığının saptanması. Ölüm tanımında beyne bu kadar ayrıcalıklı bir yer vermenin haklı etik nedenleri olsa da. gittikçe artan bir hızla tıbbi etiğin gündeminde ön sıralara yükselmektedir. ülkemizin koşulları elverişli olmadığından. koma halinde hastaneye getirilmiş bir hastanın bu durumunun ilaçlara bağlı olmadığının kesin olarak gösterilebilmesi zor ve zaman alıcıdır. doktorun öncelikli görevidir.nedeninin saptanmış olması açısından yeterli olabilir. ölümün etik. Bu olasılık tam olarak dışlanamadan. Beyin ölümü. Hiç kuşku yok ki. Örnek olarak. önemli olan tek şey bireysel ölümdür. transplante edilecek organların zamanında alınabilmesi için. sıcak tenli bir insanın "ölü" olarak tanımlanabilmesini kabul etmek hem doktorlar hem de hasta yakınları için çok güçtür. "adli otopsi" bir patolog ve bir adli tıp uzmanı tarafından birlikte yapılmalıdır. yasalar önünde kabul edilebilir olsa da. Ancak. benzer bir yaklaşım nedeniyle. tedavi edilmesi mümkün olmayan hastalıklar için ne yapılacaktır? Kendisini ölümü önlemekle görevli sayan bir doktorun. beyin ve beyin sapının bütün işlevlerinin geri dönüşsüz olarak ortadan kalkmasıdır. Bunun temel nedeni. Kişi bu haldeyken organlarının çıkarılması. çoğu kez merminin vücuda göğüsten mi sırttan mı girdiğinin saptanması işleminden daha az önemlidir. bir hastalık veya bir kasıt sonucunda mı geliştiği sorusunun yanıtlanması gerekir. soluk alan. ölümcül 269 . "yaşamın süresi" konusu. somatik ölümle örtüşmez. Adli açıdan ise.en güvenilir tanım olarak "beyin ölümü" kabul edilmektedir. bütün beyin fonksiyonları durmuş bile olsa. Gene bu açıdan. 3. kendilerini eğitmeleri gereklidir. bu ikilinin birlikte otopsi yapmaları nadir görülen bir durumdur. sosyal ve felsefi anlamı konusunda da bilgili olmaları. Ölümün tanımı konusundaki tartışmaları bir sohbet konusu olmaktan çıkarıp pratik anlamı olan bir sorun haline getiren de olayın bu hukuksal boyutudur. nabzı atan. somatik ölüm. beyin ölümü. Fonksiyonel ölüm. Doktorlar arasında da. bazılarını "yaşamın kalitesi" konusundan daha çok ilgilendirmektedir. tıp açısından -organ nakli amacıyla kullanılabilecek . ölümün olabildiğince erken tanımlanması ve ölümün gerçekleşmiş olduğunun hukuksal olarak belirlenmiş olmasıdır. özellikle Avrupa ülkelerinde beyin ölümünün "gerçekten ölüm" sayılamayacağını savunanlar artmaktadır. Hastanın bakış açısını dikkate almak tıp etiğinin temel kavramlarından biridir. pratik olarak uygulanabilirliğinin az olmasıdır. kişi ölmüş kabul edilemez. Günümüzde.

sosyal konumu ve anıları olan "bireyler" olarak ölebilmelerini sağlamaktır. doktorların bu konuda iyi bilgilenmiş olmalarını gerektirmektedir. doktor ve hastaların haklarını. Bunların otopside anlaşılmasının ölene doğrudan bir yarar sağlaması beklenemez. Nekropsi ve thanatopsi terimleri eşanlamlı olarak kullanılırlar. Otopsiden beklenen. Hastanelerde. hastanın arzusu bu yöndeyse. Tıbbi etik. eksik veya yanlış bir tedavi insanın ölümüne neden olabilir. Doktorlar terminal dönemdeki hastanın. hastanın niçin ve nasıl öldüğüne ilişkin sorulara karşılık bulmaktır. insanı yaşatmaya çalışmaktan daha az kutsal değildir. kimi zaman hastaya böyle günler kazandırmak için çabalar. kendisine yapılacak olanları anlayan. bazı ölümlerin önlenebilmesi mümkündür. bir başarısızlık! Belki bu yüzden. ölümü yaklaşan hastaların çevresinde -terim uygunsuz kaçsa dabir "bilgi oyunu" oynanır. Ölecek olan bile. Hastanelerdeki ölümlerin bazılarını kaybedilmiş savaşlar olarak görmek mümkündür. düşünen. doktorun mesleğini nasıl icra edeceği konusu tıbbi etiğin alanına girer. Ölmekte olan ve çevresindekiler. OTOPSİ Tanım Otopsi. ceset üzerinde yapılan tanısal amaçlı bir tıbbi incelemedir. vakitsiz ölümlerden alınacak dersler ile benzer durumdaki başka hastaların hayatlarının kurtarılabilmesidir. Tıp. Öte yandan. Ölmekte olanın ailesi de hastayı incitme korkusuyla suskun kalır veya ne söyleyeceklerini bilemediklerinden ondan kaçar. Hiç kuşku yok ki. kimi doktorlar ölmekte olan hastalarından uzak durmaya çalışırlar. Bu. Tıp. görevlerini ve birbirleriyle ilişkilerini inceler. Doktor-hasta ilişkisini herhangi iki insanın ilişkisinden farklı kılan özelliklerin fazlalığı. Günümüzün geçerli etik yaklaşımları. 270 .hastalığı olan bir hasta karşısında ne hissedeceğini bir düşünün! Kaybedileceği belli bir savaş! Boşa emek! En azından. Amaç. hastanın ilgiye gereksinmesi azalmış değildir. (Eski Ggrekçe: "auto"/kendi + "psi"/görme. Otopsi Niçin Yapılır? Otopsinin temel amacı. ölümü mümkün olduğunca geciktirmeyi ve kolaylaştırmayı amaçlar. ölüm nedeninin saptanması veya hangi organların ölüme yol açan hastalıklardan ne biçimde ve ne kadar etkilendiklerinin saptanması olabilir. Doktorun ölmekte olanlara yönelik görevi. Başka bir deyişle. Gecikmiş veya atlanmış bir tanı. insanlar da diğer canlılar gibi er geç ölecektir. kendi gözleriyle görme). yakınlarının ve hastane çalışanlarının gayretlerini fark ettiğini göstermek ve bunların etkili olduğunu onlara kanıtlamak için oyuna katılır. kendi durumunun ne kadar ağır olduğunu öğrendiğinde umutsuzluğa kapılacağı ve bunun ölümü hızlandıracağı inancıyla oyuna katılırlar. hastayı doktorun buyurduklarını yapan pasif bir konumda değil. yaşanan her fazla gün çok değerli olabilir. anlayan. onların biyolojik birer nesne olarak değil. Otopsinin bir hasta muayenesinden veya ameliyattan tek farkı "ceset" üzerinde yapılmasıdır. Bilinci yerinde olan bir hasta için. kalan yaşam süresi konusunda bir diğerinin ne bildiğini tahmin etmeye çalışırlar. oysa. yeri geldiğinde belirleyen ve onaylayan aktif bir konumda tutmaktadır.

Bulaşıcı hastalık kuşkusunun bulunmadığı durumlarda tıbbi otopsi yapılabilmesi için. her öksüren. Hasta yakınları açısından bakıldığında. Bu nedenle. klinik olarak farkına varılmamış ek lezyonlarla karşılaşılmaktadır. Hastalıkların organlarda yol açtığı değişiklikler ile hastanın yakınmaları ve klinik bulguların derecesi arasında sıkı bir ilişki olmayabilir. Ölen kişinin yakınlarının otopsi yapılmasına karşı olmaları da böyle otopsileri engellemez. doktorlar şaşkın ve çaresiz kalırlar. hastanın yakınlarının iznine bağlı olmaksızın.Tıp teknolojisindeki ilerlemeler sayesinde bugün hemen her hastalığın kesin tanısının insan yaşarken konulabildiği. zehirlenme gibi hukuksal incelemeyi gerektiren durumlarda otopsi isteği. Gerçekten de otopsinin en önemli amacı. hastanın kaybedilmesinin nedenlerinin anlaşılması ile başka insanların hayatta kalmalarının sağlanabileceği düşüncesini kabul etmeğe hazırdır. Tıbbın o kadar gelişmiş olmadığı ülkemizde yapılan otopsilerin büyük kısmında hastanın yaşarken tanısı konulamamış hastalıklar saptanmakta. Bu savın geçerli olmadığı pek çok çalışma ile gösterilmiştir. ceset üzerinde yakınlarınn veya başka herhangi bir makamın izni gerekmeksizin yapılır. bu yüzden otopsiden öğrenilecek fazla bilgi olmadığı öne sürülebilir. çoğu hasta yakını. basit gibi görünen bir karın ağrısı bir iç organ delinmesinin tek bulgusu olabilir. ölüm nedeniyle çok kederli oldukları bir sırada otopsi sözünü duymak istemeyebilirler. Bu istek bir emir niteliğindedir. Hafif bir öksürük ağır bir pnömoninin. bilinçli ve gayretli sağlık personeline gereksinme vardır. Otopsi İzni Trafik kazası. savcı herhangi bir doktoru otopsi yapmakla görevlendirebilir. varsa. Ölen kişide bulaşıcı hastalık kuşkusu varsa ve otopsiden elde edilecek bilgiler ile bir salgın hastalığın önlenebilmesi olasılığı söz konusu ise. En gelişmiş ülkelerde bile. çok basit gibi görünen yakınmaları olan hastalarının kaybedilmesi. Bu izin. Adli otopsiler. Otopsiyi yapmakla görevlendirilen doktorun bu görevi reddetmesi pratik olarak mümkün değildir. Yenidoğan ve bebek ölümlerinde karşılaşılan "bebeğimiz niye öldü?" ve "sonraki bebeğimiz de ölecek mi?" sorularının karşılıkları da. iyi yetişmiş. zihinlerdeki tüm kuşkuları dağıtmanın en sağlıklı yoludur. Uygun biçimde önerildiğinde. tanı ve tedavi ile ilgili ağır bir ihmal veya umursamazlığın göstergesi olarak algılanabilir. otopsi. adli otopsi. Böyle durumlarda otopsi. ilgili doktorun isteği ve ilgili amirin (baştabip gibi) onayı ile tıbbi otopsi yapılabilir. olguların yaklaşık üçte birinde hasta sağken bilinmesi çok yararlı olabilecek bilgiler sağlamaktadır. Bunların bulunmadığı koşullarda. ölen kişinin anne-baba-eş (bunlar yoksa. ölenden elde edilen bilgilerle yaşayanlara hizmet etmektir: 271 . diğer incelemeler ile birlikte yapılan otopsi ile verilebilir. hasta yakınlarının ölümden önce bu açıdan hazırlanmaları yararlı olur. adli tıp uzmanı ve patolog tarafından birlikte yapılır. Hasta yakınları. Hasta yakınlarının otopsi konusunda bilgilendirilmeleri ve aydınlatılmaları için. ilgili savcı tarafından yapılır. Bu tür bulgularla kaybedilen hastalarda ölüm nedeni otopsi ile incelenmediğinde. her karnı ağrıyan hasta karşısında "acaba bu hastayı da mı kaybediyoruz" kaygısına kapılabilirler. yaralanma. kardeş) düzeyinde yakınlarının yazılı izni gereklidir. hastanın bakımından sorumlu doktorlar tarafından istenir. üzerinde otopsi yapılması gereği olduğu düşünülen olgularla karşılaşıldığında.

Duruma göre medulla spinalisin çıkarılması ve ekstremite diseksiyonu gibi işlemler de yapılabilir. temizlenmesi kolay bir ortamda yapılmalıdır. otopside hazır bulunabilirler. hastanın sahip olduğu haklara sahiptir ve otopsiyi yapanlar otopsinin ciddi bir iş olduğunu bilirler. Otopsiyi izleyenlerin de bu açıdan dikkatli olmaları gereklidir. gözle ve gerek olduğunda palpasyonla incelenir. Adli olgularda. Bu dikişler normal bir cerrahi dikişe göre daha kaba görünseler de. İyi bir otopsi salonunun ameliyathaneden farkı yoktur. bulgular not edilir. gözlük kullanmak ve otopsi sırasında gerek oldukça eldivenleri değiştirmek biçimindedir. Dış muayenede tüm vücut. Otopsiye katılanların bulaşıcı enfeksiyonlardan korunmak için önlem almaları gereklidir. Otopside klasik olarak üç vücut boşluğu (kafa. Ceset.Otopsi Tekniği Otopsiler. Otopsi bittikten sonra. 272 . Otopsiyi yapan ekibin ve diğer koşulların durumuna göre bu boşluklar sırayla veya aynı anda açılabilirler. mikrobiyolojik çalışmalar için örnekler alınabilir. Bütün bu işler. Ölümün gerçekleşmiş olduğunu gösteren bulgular belirlenir. En basit önlemler. otopsi işlemindeki bütün adımlarda ve ayrıntılarda değişikliğe gidilebilir. açılan boşluklar dikilerek kapatılır. cesedin dış muayenesi yapılır. hastanın yüzünün ve vücudunun genel görünüşünde otopsi nedeniyle belirgin bir bozulma olması söz konusu değildir. herhangi bir sağlık personeli-hasta ilişkisindeki gibi yapılır. Otopsiye başlamadan önce. Otopsinin başında. aydınlatması ve havalandırması uygun. maske takmak. ceset üzerindeki inceleme ile mümkün olduğu kadar çok bilgi elde edebilmektir. fotoğraflar çekilebilir. dış muayeneden elden edilen veriler olayın aydınlatılmasında birinci derecede rol oynayabilir. adli bir durum söz konusu değilse. göğüs ve karın) açılır. Otopsi sırasında radyolojik incelemeler yapılabilir. Hastanın ve hastalığın özelliğine göre. gerekli iznin alındığından ve otopsi masasında bulunan cesedin doğru kişiye ait olduğundan emin olmak gerekir. buralardaki organlar incelenir ve gerekli görülen kısımlardan histopatolojik inceleme için örnekler alınır. amaç. Hastanın bakımından sorumlu olanlar da.

Parakrama C. Philadelphia. 3th Ed. 2. Clive RT. Aster JC. Farber JL. Robbins Pathologic Basis of Disease. 2010. Pathology. Rubin E. Kumar V.KAYNAKLAR 1. 1998. Fausto N. PA: Saunders. 3. Appleton Lange. 8th Ed. Concise Pathology. Lippincott-Raven. 3th Ed. 1999. 273 . Abbas AK.

274

HALK SAĞLIĞI DERS NOTLARI

275

276

İÇİNDEKİLER S.NU. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. 9. 10. ÜNİTE / KONU HALK SAĞLIĞINDA TEMEL KAVRAMLAR SİLAHLI KUVVETLERDE HALK SAĞLIĞI HİZMETLERİ KİŞİSEL HİJYEN GIDA HİJYENİ FİZİKİ ŞARTLAR VE SAĞLIK ÜREME SAĞLIĞI VE CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR KAZALAR VE ÖNLENMESİ GEMİ VE UÇUŞ HİJYENİ SAĞLIK DENETLEMESİ VE SAĞLIKTA İLETİŞİM KITA REVİRLERİNDE DÜZENLENECEK SAĞLIK DURUM RAPORLARI AFETLERDE SAĞLIK HİZMETLERİ BULAŞICI HASTALIKLAR VE BİLDİRİMİ ZORUNLU HASTALIKLAR SAĞLIK EĞİTİMİ HASTANE HİJYENİ ÖĞRETİM ELEMANI Prof.Tbp.Alb.Metin HASDE Prof.Tbp.Alb.Metin HASDE Doç.Tbp.Alb.Mahir GÜLEÇ Doç.Tbp.Alb.Mahir GÜLEÇ Doç.Tbp.Alb.Mahir GÜLEÇ Doç.Tbp.Alb.Bilal BAKIR Doç.Tbp.Alb.Ercan GÖÇGELDİ Doç.Tbp.Alb.Tayfun KIR Doç.Tbp.Alb.Tayfun KIR Doç.Tbp.Alb.Ercan GÖÇGELDİ Doç.Tbp.Alb.Bilal BAKIR Doç.Tbp.Ylb.Selim KILIÇ Doç.Tbp.Alb.Ercan GÖÇGELDİ Doç.Tbp.Alb.Tayfun KIR

11. 12. 13. 14.

277

278

1. HALK SAĞLIĞINDA TEMEL BİLGİLER A. Halk sağlığı kavramı (Halk sağlığı felsefesi – Sosyal hekimlik) B. Koruyucu hekimlik C. Sağlığın geliştirilmesi A.HALK SAĞLIĞI KAVRAMI Sağlık; yanlızca hastalık ve sakatlığın olmadığı değil, bedensel ve ruhsal yönden tam bir iyilik halidir. Hastalık; doku ve hücrelerde yapısal, fonksiyonel ve normal olmayan değişikliklerin yarattığı haldir. Hastalık; biyolojik bir süreçtir, aynı zamanda sosyal ve kültürel bir olgudur. Hastalık nedenleri şu şekilde sınıflandırılabilir (1): 1. Bünyesel Nedenler: Gen, Hormon ve metabolizma bozuklukları 2. Çevresel Nedenler: a. Fizik nedenler: Isı, soğuk, ışınlar ve travmalar b. Kimyasal maddeler: Zehirler, kanserogenler c. Biyolojik etkenler: Mantar, mikroorganizma ve parazitler d. Esansiyel madde eksikliği: vitaminler, esansiyel amino asitler, yağ asitleri, mineraller 3. Psikolojik nedenler: Zor (stress) 4. Sosyal, kültürel ve ekonomik nedenler. Hastalıkların “doğal (beklenen)” seyri; iki ana başlık altında incelenebilir (1): 1. Preklinik dönem: Etkenlerle karşılaşılmasından itibaren klinik belirtilerin ortaya çıkmasına kadar devam eden süreçtir. 2. Klinik Dönem: a. Erken klinik dönem: Klinik belirtilerin ortaya çıkmaya başladığı dönemdir. b. Geç klinik dönem: Hastalığın iyileşme veya ölüm ile sonuçlandığı geç dönemdir. Halk Sağlığının Amacı (1): 1. Birey ve toplumu hastalıklardan korumak 2. İnsanların sağlıklı olabileceği koşulları sağlamak 3. Toplumun sağlığını etkileyen sorunları çözümlemek 4. İnsanların yaşam sürelerini uzatmak 5. Kişilerin beden ve ruh sağlığını yükseltmek ve çalışma gücünü arttırmaktır. Halk Sağlığının Hizmetlerinin Ana Prensipleri (1) 1. 1.Çevre koşullarının düzeltilmesi 2. 2.Bireylere sağlık bilgisi verilmesi 3. 3.Bulaşıcı hastalıkların önlenmesi 4. 4.Hastalıkların erken tanı ve tedavisi 5. 5.Sağlık örgütlerinin kurulması Hekimlikte Çağdaş Görüşler (Temel Sağlık Hizmetleri Yaklaşımı, Toplum Hekimliği Görüşü) Önemli hastalık kavramı: “En önemli hastalıklar bir toplumda en çok öldüren, en sık görülen ve en çok sakat bırakan hastalıklardır.” (Alfred Grotjahn, 1869-1931). Bir kişinin veya toplumun sağlık düzeyini belirleyen, kişinin hastalanmasına veya ölümüne neden olan biyolojik ve fizik çevre faktörlerini oluşturan veya bunların 279

etkisini koşullayan etkenler sosyal ve ekonomik etkenlerdir. Bir kimsenin hasta oluşu o kimsenin sorunu değildir. Kişinin hastalığı ailesinden başlayarak bütün toplumun sonucudur (1). Halk sağlığı görüşü denildiğinde, sağlık alanında görev yapan bütün çalışanlar tarafından bilinmesi ve uyulması gereken bazı ilkeler anlaşılır. Günümüzün Halk Sağlığı Anlayışı; 1978 DSÖ Alma Ata Toplantısı alınan kararlar doğrultusunda “Alma Ata Temel Sağlık Hizmetleri Bildirgesi”nde belirlenmiştir. Bu ilkelerin başlıcaları şunlardır (2, 3): 1. Sağlık hizmetlerinde toplumsal eşitlik esastır : Sağlık, doğuştan kazanılmış bir insan hakkıdır. Sağlık hizmeti alması gereken herkes bu hizmeti yeterince almalıdır. Risk altındaki kişilerin sağlık hizmetlerini daha fazla kullanmaları doğaldır. 2. Kişi çevresi ile bir bütündür : Kişiler, fiziksel, biyolojik ve sosyal çevrelerinden etkilenirler ve bu çevreden ayrı olarak ele alınamazlar. Sağlık hizmetinin her kademesinde, hizmet verilen kişinin (sağlam ya da hasta) içinde yaşadığı çevre öğrenilmeli ve hizmette dikkate alınmalıdır. 3. Yaşam, doğum öncesinden ölüme kadar bir bütündür : Sağlık personeli, hizmet verdiği kişinin önceki yaşamında karşılaştığı olayları ve kendisine yapılacak müdahalelerin onun bundan sonraki yaşamını nasıl etkileyebileceğini göz önünde bulundurmak zorundadır. 4. Koruma tedaviden üstündür : Sağlık hizmetlerinin birinci amacı ve sağlık personelinin temel sorumluluğu, kişilerin sağlıklı yaşamaya devam etmelerini sağlamak ve hasta olmamaları için çalışmaktır. İkinci görevi hataları tedavi ve rehabilite etmektir. 5. En çok görülen, sakat bırakan ve öldüren hastalık “önemli hastalık”tır : KAYNAKLARın harcanmasında ve hizmetin sunulmasında, söz konusu toplumda en sık görülen, en çok ölüme ve sakatlığa yol açan durumlara öncelik verilmesi, toplumun sağlık düzeyinin iyileşmesinde temel stratejidir. 6. Hastalıkların nedenleri sosyal, biyolojik ve fizik nedenlerdir : Hastalıklar tek nedenli değildir. Çevresi, mesleği vs. ile bir bütün olarak ele alınması gereklidir. Örneğin; tüberküloz savaşında, yalnızca tıbbi yaklaşımlar yeterli olamaz. Bunların yanı sıra sosyal faktörlerin iyileştirilmesi de gerekir. 7. Kişinin hastalığı, aynı zamanda ailenin sorunudur : Aile bireylerinden birisinin hastalığı, ailenin düzenini, huzurunu, ekonomik ve sosyal durumunu olumsuz etkiler. O nedenle, yalnızca hasta olan ile ilgilenmek yetmez, o kişiyi tedavi ederken ailenin bütününü ele almak gerekir. 8. Kişinin hastalığı aynı zamanda toplumun sorunudur: Bir kişinin hastalığı çevresindeki kişileri de olumsuz etkileyebilir. O nedenle, bir kişinin tedavisini yapmaması ya da kendisini hastalıklardan korumaması yalnızca o kişinin sorunu olarak kabul edilip geçiştirilemez. 9. Herkes kendi sağlığından sorumludur : Kişiler kendi sağlıklarının değerini bilmeli ve onu korumaya çalışmalıdırlar. 10. Sağlık hizmeti bir ekip işidir : Hiçbir meslek üyesi (hekim dahil) sağlık hizmetlerini tek başına veremez. Ekip üyelerinin her biri kendi işlerini uygun şekilde yaptıkları zaman sağlık hizmetinin bütünü ortaya çıkar. Üyelerden biri ya da

280

bazıları işlerini düzgün yapmazlarsa, diğerleri düzgün yapsa bile sonuç başarısız olabilir. 11. Sağlık hizmetleri multisektöryeldir 12. Halkın sağlık hizmetlerine katılımı esastır: Sağlık hizmetlerinin planlanmasında ve sunulmasında, hizmeti verenler kadar hizmeti alanların (halkın) da dikkate alınması gerekir. 13. Sağlık hizmetlerinde entegrasyon esastır : Koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetleri birbirlerinden kesin olarak ayrılamazlar. O nedenle, bu hizmetlerin bir arada verilmesi esastır. Geleneksel hekimlik yaklaşımı hekim odaklıdır, hasta odaklıdır. Çağdaş yaklaşımlar, ekip odaklıdır ve toplum odaklıdır. Hekimlikte geleneksel ve toplumsal görüşlerin farklılıkları Tablo I’de özetlenmiştir (1).

281

hastane duvarlarını aşmaz. Yoktur Toplumsal kavram ve planlama 282 . öldüren ve sakat bırakan hastalıklardan kişileri koruma ve tedavi Gerekiyorsa. hastane ya da muayeneheneye gelen ve hastalığını tedavi ettirmek isteyen bir insandır Hastane ya da muayenehaneye başvuranlara hizmet etmek Kişiye hasta iken hizmet etmek Tedavi ve rehabilitasyon Özel durumlarda ve sınırlı uygulama Yalnız biyolojik neden Teşhis ve tedavisi zor hastalıkların tedavisi için çok nitelikli kişiler yetiştirmek. tedavi ve rehabilitasyon Öncelik alır Biyolojik ve sosyal nedenler Sınırlı olan kaynakları en çok görülen.Tablo I: Hekimlikte Geleneksel ve Toplumsal Görüşlerin Farklılıkları Konular Toplum Hekimliği Görüşü Geleneksel Görüş Hizmet edilen kişiyi değerlendirme Hizmet sunma Hizmet edilen kişi Hizmetin kapsamı Hastalıklarda n korunma Hastalıkların nedenleri Kaynak ayrımında öncelik Teşhis ve tedavi hizmeti Kişi fizik. sosyoekonomik kalkınmanın bir parçası olan bir plan çerçevesinde hizmetleri geliştirme Kişi. en yüksek standartta teknoloji sağlamak Hastalık teşhis ve tedavisinin yalnız hekimlere hasredilmesi Örgütlenme Tek bir hekimin hizmeti olabilir. genellikle. çok görülen ve öldüren hastalıkların teşhis ve tedavisi hizmetini özel eğitim görmüş ve hekim olmayan sağlık personeline yaptırmak Çeşitli meslek mensuplarının oluşturduğu küçük ekiplerin birbirini tamamladığı ve desteklediği ülke çapında bir ekip hizmeti Toplumdaki sağlık ile ilgili olayları sürekli ve objektif olarak gözlemek ve bu gözlemlere dayalı. biyolojik ve sosyal çevresi ile bir bütündür. Ekip kavramı. çevresinden soyutlanamaz Sağlık hizmetini herkese götürmek Kişiye hem sağlıklı hem de hasta iken hizmet etmek Koruma.

Sağlık personeli ve insan-hasta iletişim ve etkileşimi (Sosyal Hekimliğin Gelişimi) Koruyucu Hekimliğe İlişkin Tarihi Bilgiler (1. Güerin. Dr. hastalıkların insandan insana bulaştığı fikrini ilk söyleyendir. 2): 1. 5. Bu eserde. Rönesans devrinde sağlık konusunda en ilgi çekici eser Thomas More’un (1596) UTOPİASİ’dir. tıbbın ihtisaslaşmış uygulamalı bir sahasıdır”. bazı hastalıkların su ile intikal ettiğini bulmuştur. Tarihte ilk aşı uygulaması Anadolu Türkleri tarafından Çiçek hastalığına karşı uygulandığı söylenmektedir. 20. Avrupa’da ilk kez Rodos’ta Veba’ya karşı karantina tatbik edilmiştir.Edward Amory Winslow: Dünyada ilk kez halk sağlığının tanımını yapan bilim adamıdır.B. 2): 1.Sosyal hekimliğin tanımını Fransız Dr. 11. vakitsiz ölümleri önlemek ve sağlıkla ilgili tehditleri ortadan kaldırmaktır. Hastaların ve yaralıların tedavisi (Tedavi Hekimliğinin Gelişimi) 2. Hastalanan herkesin başvuracağı hastanelerin olduğu c. 3. sağlık ve mutluluğu ilerletmek ve muhafaza etmek için. 2) 1. 7. şiddetini değiştirmek. İnsanların evlenmeden önce muayene edildikleri e. Calinos. Asırda Amerika’da Harward Tıp Fakültesinde “ Preventive Medicine and Hygiene “ adlı kitabı yazmıştır. Halk Sağlığının ilk mümtaz önderi Johan Peter Frank’dır. sakatlık ve erken ölümden korumak. 4. Tevrat’ta karantina fikri vardır. Şehirlerin bol ve temiz suya kavuştuğu d. Örneğin TBC. 6. Birincil düzeyde korunma (primary prevention) Hastalığın oluşmasını etkileyen etmenlerden kaçınma ile olur. 8. halka yarar sağlayan ve farklı bilim dallarından oluşan. İnsanların sağlıklarının korunduğu b. “ Sağlık Polis Hizmetleri Sistemi” adlı 6 ciltlik bir eser yazmıştır. 10. İbn-i Sina. Koruyucu Hekimliğin tanımı. Frank. 9. ilkelerini ise Alman hekimi Alfred Grotjahn açıklamıştır. İşsizliğe karşı sigortaların kurulduğu izah edilmiştir. İngiliz hukuk adamı Edwin Chadwick 1848’de İngiliz Parlamentosuna Halk Sağlığı Kanununu kabul ettirmiştir. a. Etkenin ortaya çıkışının engellenmesi Etkenin organizma dışında yok edilmesi Kişilerin etkenle karşılaşmasının engellenmesi 283 . Sağlığın korunmasını 3 düzeyde ele alabiliriz (1. 2. ‘’Hastalık. Hastalığın prevalans ve insidansını düşürmek. Sağlam insanı hastalıktan ve yaralanmaktan koruma (Koruyucu Hekimliğin Gelişimi) 3. Milton Joseph Rosenau.KORUYUCU HEKİMLİK Tıbbın Gelişme Aşamaları (1. Birincil korumanın temel amacı.

Üçüncül düzeyde korunma (tertiary prevention) Üçüncül korunmanın temel amacı. Bu dönemdeki temel yaklaşım. hastalık var” 284 . iş ve ev kazalarından korunma 7. 3. Bu dönemdeki temel yaklaşım. İkincil düzeyde korunma (secondary prevention) İkincil korumanın temel amacı. Hekimliğin laboratuvar dönemi 19 yy. Kanser yapan maddelerden korunma 4. hastalık var”. Hekimlik Anlayışının Gelişimi (1. 2) Birincil Koruma: Kişiyi hastalıklardan korumak için hastalıklar çıkmadan önce alınan tüm önlemler 1. 2) 1. İkincil Koruma:Hastalıkların presemptomatik veya semptomların çok hafif olduğu dönemde erken tanılarının konularak tedavi edilmesi 14. Genetik danışmanlık 5. sonlarından itibaren Louis Pasteur ile beraber mikroorganizma kavramının ortaya konması ile başlar. Tarama muayeneleri(Servikal smear. Bu şekilde. Periyodik sağlık muayeneleri 15. hastalığın komplikasyon ve sebepleri önlenmiş olur. Sigara içme ve alkol alma gibi kötü alışkanlıklardan kaçınma 11. Etkenin organizmadan uzaklaştırılması Etkenin organizmaya girdiği yerde sınırlandırılması 3.Periyodik meme muayenesi) Üçüncül Koruma:Hastaları. Yol. “hasta yok. Beslenmeye bağlı hastalıklardan korunma 2. Aile planlaması 10. Organizmanın bütünlüğü bozulan kısmının onarılması Organizmanın bozulan parçalarının desteklenmesi (tıbbi ve sosyal) Koruyucu Hekimlikte Strateji (1. işlevsel ve ruhsal bozulma olduktan sonra kişinin kendi bakımını sağlaması için yapılan çalışmadır. İşçileri iş yerlerinde tehlikeli ve zehirli maddeleri karşı korumak 13. Çevreyi olumlu hale getirme 8. hastalıklarının nüks etmesi ve sakatlıkla sonuçlanmasından koruma için alınan önlemler. Hekimliğin bulgusal (semptomatik) dönemi Neden sonuç ilişkileri ortaya konmadan önceki dönemlerde her bir bulgu bir hastalık olarak düşünülmüş ve ayrı ayrı tedavi edilmeye çalışılmıştır 2. Hekimliğin klinik dönemi Hekimler aynı hastalık etkeninin farklı hastalıklarda farklı etki gösterdiğini anlamakta gecikmediler.2. “hasta yok. kronik hastalığın pre-semptomatik dönemde erken tanısıyla hastalığın ilerlemesinin durdurulmasıdır. Gebelik ve doğum komplikasyonlarını önleme 6. kronik hastalığa yakalanan kişideki yapısal. Bulaşıcı hastalıklardan korunma 3. El ve beden temizliğinin sürdürülmesi 12. Bağışıklama 9.

kazanç. Hekimliğin halk sağlığı dönemi 1948 Dünya Sağlık Örgütü’ nün kuruluşu. Ailelere yardım yapılması planlandı.4. yiyecek. Örnek: Fetüste konjenital anormallik taraması (4). sigara. politik. organizasyonel girişimler ve sağlık eğitiminin bir kombinasyonudur (4). Primer Sağlığın Geliştirilmesi Aktiviteleri: Bireylerde gelişebilecek spesifik bir hastalığı önlemek ve yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla sağlıklı bireylere yönelik olarak yürütülür. Örnek: İmmünizasyon.SAĞLIĞIN GELİŞTİRİLMESİ Tanım: Sağlıklı olmak için gereken davranışsal ve çevresel değişiklikleri yapmayı kolaylaştırmak için düzenlenen. Bu amaçla 1986’da Ottowa’da WHO tarafından bir konferans düzenlenmiş olup sağlığın geliştirilmesi konusunda bir belge yayınlanmıştır. barış. huzur..risk faktörlerini azaltma. C. barınma. ekonomik. Sağlığın yükseltilmesi. Sekonder Sağlığın Geliştirilmesi Aktiviteleri: Hastalıkların erken tanı ve tedavisi ile beraber toplumun bilinçlendirilmesini içerir. Taramayı da içermelidir. Örnek : Rehabilitasyon hizmetleri. ancak sonuç başarısızdı.b. Tersiyer Sağlığın Geliştirilmesi Aktiviteleri: Tam tedavi edilemeyen hastalıklarda hastaların isteğine cevap veren faaliyetlerdir.v. egzersiz gibi olumlu yöndeki faktörleri teşvik etmek (4). Çözüm yolu olamayacağı ortaya çıktı. sosyal adalet ve eşitlik ön koşullarında sağlam bir yapılanma gerektirmektedir. Amaç hastalığın tekrarını önlemek ve bozukluğu en aza indirmektir.. 285 . Sekonder çabalar bireyleri iyi sağlığa döndürmeyi amaçlar. eğitim. Sağlık hizmetlerinin toplumun tümüne ulaştırılması gerektiği ortaya çıktı. sabit bir ekosistem. Ottowa’da yapılan bu konferans sağlığın geliştirilmesi konusunda yapılan ilk konferanstır (4). 1950’ler Yunanistan deneyimi Önce hasta çocuklar tedavi edildi.

beklenen yaşam süresi uzatılabilir. insanların her gün yaşadığı. ev) faktörler 3. Kilo artışı yok. psikolojik. 6. 45 yaşında bir insan için ilk 3’ü olumlu ise 67 yıl. Alkol yok. Sağlık hizmetlerinin reorientasyonu Gelecekte Hareket Tarzı Mademki sağlık. normal şartlarda beklenen yaşam süresi vardır.Sağlığı geliştirmenin 3 temel prensibi vardır (4): 1. Kişisel (genetik. Sigara yok.5-25 arasında olmalı 3. Fizik aktivite: Hareketli olun. meyve. 2. insanların yaşam kalitesi yükseltilebir. yedisi de olumlu 78 yıl. oynadığı ortamlarda insanlar tarafından yaratılır. Çevresel (iş. Düzenli 3 öğün yemek. O halde sağlık. Yaşam Tarzı ile İlgili Öneriler 1. sebze. yaşam şartlarını kontrol altına alarak. az işlenmiş nişastalı besinler 2. Desteklenmiş çevre yaratmak 3. Sosyal kültürel. demografik) faktörler 2. Davranışsal riskler Bu risk faktörleri önlenerek ölümlerin %24’ü azaltılabilir. 3. Güçlü toplum katılımı 4. 5. Beden ağırlığı: Beden Kitle İndeksi 18. Sağlıklı Toplum politikaları kurmak 2. sosyoekonomik değişkenler 4. toplum. Düzenli uyku (7-8 saat/gece). Kişisel yeteneklerin geliştirilmesi 5. Kolaylaştırma: Tam sağlığa ulaşabilme imkanı verme 3. Destekleme: Sağlığı savunma ve destekleme 2. kendisi ve diğer insanlarla ilgilenerek. Haftada 2-3 kez egzersiz. Kahvaltı. fizyolojik. Bireysel Davranışların Düzenlenmesi 1. Aracı olma: Farklı disiplinler arasında aracı olma Sağlığı Geliştirme Faaliyetinin Yolları (4): 1. Beslenme tercihleri: Bitkisel besinlere dayalı beslenme. 4. çalıştığı. bütün üyelerin katkısı ile ve uygun ortam sağlanarak oluşturulur (4). günde 1 saatlik hızlı yürüme. öğrendiği. tohum. kuru baklagil. 7. Sağlığı Etkileyen Faktörler 1. her hafta en az 1 saat ağır egzersiz 286 .

3. 5. Halk Sağlığı Temel Bilgiler. kuşlardan karşılayın. Sağlık Eğitimi ve Sağlığı Geliştirme. 2. Hazırlama. Halk Sağlığı Temel Bilgiler. derisiz tavuk. Akın L. 287 . 4-6 porsiyon sebze tüketin. Kuru baklagil.Gıda katkı maddeleri. Alkolden uzak durun 4. Saklama koşullarına dikkat edin. 2006. Hacettepe Üniversitesi-Dünya Sağlık Örgütü Hizmet Araştırma ve Araştırıcı Yetiştirme Merkezi Yayını No:2. Ankara. protein ihtiyacını balık. Sigaradan uzak durun KAYNAKLAR 1. Tuz ve tuzlama uzak durun. 5. av hayvanları. 2. Hacettepe Halk Sağlığı Vakfı. Bahar Özvarış Ş. Öztek Z. 2. 2-3 porsiyon meyve. 3. Hacettepe Üniversitesi Yayınları. 4. Ankara. Eds. Gıdaların İşlenmesiyle İlgili Öneriler 1.Diyet ve Besinlerle İlgili Öneriler 1. Sebze ve meyveler: Her gün toplam yaklaşık olarak 400-800 gram arası sebze ve meyve. her yiyeceği kendine uygun biçimde koruyun. 3. kömürleşmiş gıdalardan uzak durun. Öztek Z. Ankara. Kırmızı et yemeyin. Akın L. Ankara. Halk Sağlığına Giriş. Hacettepe Üniversitesi Yayınları. Fişek NH. tekli doymamış ya asidi içerenleri tercih edin. Eds. bitkisel kaynaklar. 1983. Koruma. yanmış. Temel Sağlık Hizmetleri. Yayın No 92/2. Bitkisel yağları. Sağlık Yönetimi. Güler Ç. ya da 500-850 gram arasında tüketin. 2006. kök bitkiler ve bezelyegillerden her gün en az 7 porsiyon. Hayvan kaynaklı yağlı gıdalardan uzak durun. 1992. sebze ve meyveleri akan suda yıkayın 4. az tüketin.Güler Ç.

Ş.Hiz. Sıhh. Sağlık personelinin istihdamı ve eğitimi 4.Bşk.S. Kuzey ve Güney Saha K.2.M.K.M.Md. Tugay S.M.Ş.Ş. Sağ. TSK’ne bağlı sağlık kurumlarının en iyi şekilde donanımının sağlanması 5.lığı İçişleri B. SİLAHLI KUVVETLERDE SAĞLIK HİZMETLERİNİN ORGANİZASYONU Silahlı Kuvvetlerde Sağlık Teşkilatının Görevleri 1. Dz. Olağanüstü durumlara yönelik her türlü hazırlığın yapılması 7. Sağ.S.Ş. İyileştirici sağlık hizmetlerini olabilecek en üst düzeyde sunmak 3.K.Gn. Donanma.M. Sağ. Su ve gıda kontrol hizmetlerinin barışta ve savaşta yürütülmesi TSK Sağlık Teşkilatı Başbakan MSB Sağlık Daire Genelkurmay Bşk TSK Sağ K. TSK personelinin sağlığı ile ilgili kayıtların iyi bir şekilde tutulması ve değerlendirilmesi 6. Alay Baştbp.Bşk. Hv. Jn.K. 288 . Tabur tabibi.K.lığı GATA K.Ş.Ş.Bşk.M.Ş. Loj.Müf.M Ordu S. KKK Loj. Ana Jet Üssü K.K Loj.M.Ş. Barışta ve savaşta koruyucu hekimliğe ait görevleri etkin bir şekilde uygulatmak ve sağlığın geliştirilmesini sağlamak 2.M Tümen S.Tk. Loj.Bşk Sağ. Birlik tabibi Sıhh.lığı Sağ.K.Ş.

Revirler: Hastalara ilk müdahalenin yapılabileceği asgari malzeme ve ilaç ile donatılmış.Birinci Basamak (Sağlık Ocağı. Yeri ve kadrosu Genelkurmay Başkanının onayı ile Kuvvet K. 2. Evde ve ayakta tedavi ve bakım hizmetleri. ve yeterli tıbbi araç gereç ile donatılmış revirlerdir. Sevk etme ve sevk sonucunu izleme hizmetleri 5.lıklarının teklifi ve Genel Kurmay Başkanlığı’nın onayı ile yapılır. kadın doğum. Dispanserler: Askeri Hastanelerin poliklinik yükünü azaltmak amacıyla kurulmuş kurumlardır. Özellikle büyük şehirlerde Askeri Hastanelerin yükünü azaltmak amacıyla yeni Dispanser açılması veya kapatılması Garnizon K. pratisyen tabip ve diş hekimi (diş ünitesi dahil) olan tedavi kurumlarıdır. radyoloji ve biyokimya laboratuvarı bulunmayan kurumlardır. malzeme ve kadrolarına göre üç grup dispanser vardır. Ancak kendi olanaklarını aşan hastaları belirtilen silsile içerisinde üst makamlara sevk edebileceklerdir B. Koruyucu sağlık hizmetleri 2. 2. C. Özel revirler: Gereksinime göre tespit edilmiş uzman personel. Kuvvet K. Asıl görevi koruyucu hekimlik olan bu personel ayakta tedavisi mümkün olan hastalara da gereken müdahaleyi yapacaklardır. Personel. İaşeli revirler: Genellikle yakında askeri hastane olmayan bölgelerde hastaların yatırılarak rasyonlarına göre iaşesinin ve tedavisinin sağlanması amacıyla kurulmuşlardır. 3.lıklarının kadrolarında belirtilen birlik ve kurumlarda görev yapan askeri sağlık personelidir. Adli hekimlik hizmetleri 6. radyoloji ve biyokimya laboratuvarı olanaklarını içerirler.lıklarının. Yönetimle ilgili hizmetler A. malzeme ve kadroları Kuvvet K. İlk yardım ve acil tedavi hizmetleri 3. Personel. B Tipi Dispanser: Bünyesinde sadece 1-2 pratisyen doktor içeren. yeterli laboratuvar olanakları içeren kurumlardır.lıkları tarafından belirlenir. diş tabibliği. J Tipi Dispanser: Yataksız hastane görevini yapan ve bünyesinde yeteri kadar uzman doktor. Doğrudan birlik ve kurum hastalarına hizmet verirler. 4. 289 . Koordinatör baştabipliklerin görüşü alınarak. Revirler: 1. çocuk hastalıkları. Revir) Sağlık Biriminin Görevleri: 1. Kıta Tabiplikleri: Kuvvet K. 1. A Tipi Dispanser: Bünyesinde iç hastalıkları.lıkları tarafından değiştirilebilir. 3.

kuruluşuna girdikleri birliğin emrinde olan sıhhi tahliye ve kısmen tedavi hizmeti veren yapılanmalardır. Çevre Hastaneleri: 100 ve 200 yt. 5. hastanelerdir. Hastaneler: 1. 2. Özel Dal Hastaneleri: Bir veya birkaç hastalığa yönelik hizmet veren hastanelerdir. Göğüs hastalıkları. Sıhhiye alayı 5. Sıhhiye kısım/müfrezeleri 2.D. 3. Sıhhiye Birlikleri: Muharebede. E. Seyyar Hastaneler: Savaşta ilk ve acil yardımın cepheye en yakın yerde verilmesi amacıyla kurulan hastanelerdir. Sıhhiye takımları 3. 1. 4. İlmi/Tıbbi Merkez Hastaneleri: Kendilerine sevk edilen bütün hastaları tedavi ve teşhis edebilecek kabiliyette hastanelerdir. FTR ve Geriatri gibi. Sıhhiye bölükleri 4. Merkez Hastaneleri: 600+200 yt hastanelerdir. Ambulans bölükleri 290 . Bu hastaneler çevre hastanelerine göre daha iyi donatılmış malzeme ve ilaç ikmal zincirinde de yer alan hastanelerdir. Son nokta olan GATA'da da tedavi edilemeyen hastalar profesörler kurulunun kararı ile yurt dışına gönderilebilir. Merkez hastanelerine hasta sevki yapabilirler.

Sıcak 2. Yükseklik 4.Birinci Basamak Kıta/Revir Tabipliği Gemi Tabipliği Aile Hekimliği Merkezi Sağlık Amirliği Dispanserler (A. Böcek ve hayvanlar 5. karşılaşılabilecek muhtemel sağlık tehditlerini bilmeli. Aşırı gürültü 10. Muhtemel sağlık tehditlerini öngörmek ve önlemeye çalışmak koruyucu sağlık hizmetlerinin temel görevidir. Mesleki riskler 11. J) Sevk Zinciri Çevre Hastaneleri Gelibolu Bursa Balıkesir Çanakkale Manisa Edremit Denizli İskenderun Samsun Merzifon Konya Girne Kütahya Sivas Malatya Isparta Adana Kayseri Ardahan Sarıkamış Ağrı Erzincan Elazığ Tatvan Van Isparta Güzelyalı Aksaz Çanakkale Ankara Beytepe Derince Gümüşsu yu Çorlu Gölcük Eskişehir Merkez Hastaneleri Kasımpaşa İzmir Etimesgut Erzurum Diyarbakır İlmi-Tıbbi Merkez GATA Haydarpaşa GATA Ankara TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi SİLAHLI KUVVETLERDE KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ Bireyin kendi fiziksel. Her sağlık personeli. B. kıtada bulunan askerleri bilgilendirmeli ve üstlerine bildirmelidir Muhtemel Sağlık Tehditleri 1. biyolojik genetik ve psikolojik yapısı gereği bireye ve çevreye yönelik muhtemel sağlık tehditleri ile karşı karşıya kalmaktadır. Soğuk 3. Zehirli bitki ve meyveler 6. Formsuz asker 8. Sakatlanma ve kazalar 9.Enfeksiyon hastalıkları 291 . Yemek ve su kaynağına bağlı hastalıklar 7.

hangi tarihlerde viziteye çıktığı.Koruyucu Sağlık Hizmetleri: A. Vektör kontrolü 4. Kıt'ada Bulaşıcı Hastalık C. Erken tanı 5. Sağlığın geliştirilmesi (komutanlarla işbirliği) 7. Kazalar ve önlenmesi 6. ne gibi tedaviye tabi tutulduğu veya mesleksel bir ihmal ve hata bulunup bulunmadığı araştırılır. Üst makam tarafından bir askeri hakime gönderilir. Adli takibat esnasında erin hastalık sebebiyle öldüğü düşünülürse erin ne zaman hastalandığı. Otopsiye gereksinim olabilir. Çalışma koşuları ve ergonomi 5. Onun için adli makam tarafından defnine izin verilmedikçe cesetler yerinden oynatılamaz ve defnedilemez. Bunun için gerek bölük vizite defteri gerekse hekim vizite defterindeki kayıtlar düzenli olmalıdır. Sağlığa zararlı kuruluşlar Muayene ve tedavi edici görevleri: A. Havalandırma 2. Kemoproflaksi B. Sağlık eğitimi 6. Kişisel Hijyen Uygulamaları 2. Kıtada ölen askeri kişilere tabip tarafından dört adet ölüm ihbar kartı doldurulur. kaza ve yaralanma neticesi ölüm olayları olabilir. Beslenmeyi düzenleme ve gıda güvenliği 4. Bu gibi olaylar adli bir takım takibat ve işlemleri gerektirir. Çevre sağlığı uygulamaları 1. Kıt'ada Ölüm Kıt'ada Ölüm Kıtada hastalık. menenjit) 3. Bu gibi hallerde durum üst makama bildirilir. Erlerin Muayene ve Tedavileri B. Gürültü hijyeni 3. 292 . Bireye yönelik koruyucu önlemler 1. Bağışıklama (tetanoz.

Halk Sağlığına Giriş. koruyucu hekimlikle. Bu takvimde aşılama faaliyetleri. Karargah hizmetleri arasında birliği sıhhi yönden denetlemelere hazırlamak görevi de vardır. piyasadan temin edilecek ilaçlar için ayrı. Ankara. Ordu İlaç Fabrikası (OİF) mamulleri için ayrı.SAĞLIK PERSONELİNİN KARARGAH GÖREVLERİ Sıhhi ikmal: Karargah görevleri arasında birliğin ihtiyaç duyduğu her türlü tıbbi malzeme. eğitim faaliyetleri. portör muayeneleri. birliğin tıbbi malzeme ve ilaç ihtiyaçları tespit edilir. Hacettepe Üniversitesi-Dünya Sağlık Örgütü Hizmet Araştırma ve Araştırıcı Yetiştirme Merkezi Yayını No:2. Tespit edilen bu ihtiyaçlar “İhtiyaç Bildirim Formu (İBF)” olarak yıl ortasında hazırlanır. MY 435-1 (A) “TSK Sağlık Hizmetleri Direktifi”. ilaç ve basılı evrakın temini ve bakımı konusu vardır. Bu konuyla ilgili olarak MY 45-2 (A) “TSK Sıhhi İkmal Yönergesi” MY 435-6 (A) “TSK İlaç Hizmetleri Yönergesi”. Karargah Hizmetleri Yönergesi 178-1 (MY 75-1A) 3. sarf malzemeleri için ayrı. aylık. 293 . Bu takvime göre sağlık faaliyetlerini yürütmek. KKY 15-1 “Sıhhiye ve Veteriner Malları Bakım ve Onarım Yönergesi” gibi dokümanlardan yararlanılır.üç aylık periyodik muayene faaliyetleri. her yılın başında birliğinin sağlık takvimini hazırlar. TSK Sağlık Hizmetleri Direktifi. 1983. Fişek NH. MD 435-1 (A). hem tabibe hem de birliğe birçok avantaj kazandırır. 2006 2. KAYNAKLAR 1. sağlık sınıfı basılı evrak ihtiyaçları için ayrı ayrı hazırlanarak bir üst ikmal kademesine ve Kuvvet Sağlık Daire Başkanlıklarına gönderilir Planlama Faaliyetleri Sağlık şube müdürlüğü. ikmal faaliyetleri ve miatlı evrakların hazırlanmasıyla ilgili faaliyetler gösterilmelidir. MY 435-1 “TSK İlaç Hizmetleri Muhtırası”. sağlık eğitimiyle. karargah hizmetleriyle ilgili her türlü işleyişine bakılır. Bu ihtiyaçlar bir sonraki yılın ihtiyaçları olarak. Bu denetlemelerde birliğin sağlıkla. Öncelikle.

Hippocrates gibi bilginler bu devirde yetişmiştir. güneşin sağlık ve bereket getirdiğine inanmışlar. besin maddelerinin özellikle etlerin muayenesine önem verilmiş.sağlığı koruma bilimi . Vücut gelişmesi ve sağlamlık kazanması için jimnastiğr çok önem verildiği. birey toplum olarak insan sağlığının korunması ve geliştirilmesi. M. vücut temizliği için tapınakları içinde açık hava banyolarının yapılmış olduğu. yalnız hekimliğin bir dalı olmaktan da öte giderek hekimlik kadar geniş. kapsamı büyük ve hekimlik gibi birçok bilim ve teknik şubelerden meydana gelen bir bilim kompleksi olmuştur (3). ana lağım borusuna bağlıyan bir kolu bulunan yapılar inşa etmişlerdir. 3000-2000 yıllarında Mısır uygarlığında yıkanma. KİŞİSEL HİJYEN HİJYEN TANIM ve TARİHÇE Hijyen lugat olarak sağlam sağlıklı anlamına gelmektedir. temiz su teminine çalışıldığı ve evlerde su tesisinin bulunduğu görülmektedir. Mezepotamya'da M. Sind uygarlığında da sağlığı korumak üzere yapıtlara rastlanmaktadır. düşünceleri vardır. Fakat Hippocrates'ten çok yıllar asırlar önce yaşamış insanların da sağlığı koruma hakkında bilgileri. ekonomik.Yunan mitolojisinde tıbbın babası olarak tanınan Aesculapius'un kızı Hygiea sağlığı koruyan bir ilahedir. Fakat bugün dünyanın sosyal. hayatın yüksek. Günümüzde hijyen. M. Tarihte sağlığı korumak üzere alınan önlemlere ait eser ve yapıtlara çok eski devirlerden itibaren rastlanmaktadır. orta çağın sonlarına kadar tıp alanında önemle üzerinde durulan bir eserdi. etkenlerden kaçınmak içgüdüsü ile yaşamaya çalışan ilk insan ile beraber doğmuştur. sık sık saç ve sakal kestirme mecburiyeti konmuş. M. 2000 yıllarında Anadolu'da yaşamış olan Hitit'lerin göllerden kanallar ile şehirlere su getirdikleri ve kirli suları evlerden kanallar ile uzaklaştırdıkları bilinmektedir. Kuşkusuz olan şudur ki hijyen.460-377) yarattığı söylenir. Hijyen ilk çağlarda bir din sanatı olarak uygulanmış. 1500 senelerine ait Çin'de tedavi hekimliği yanı sıra sağlığı koruyucu tedbirlerin alındığına ait izlere rastlanmaktadır.Ö. Gerçi hijyen bilimi . teknik gelişmeleri ile hijyen. M.Ö 4000 senelerinde yaşamış olan Sümerler tapınakların alt katında su tesisatı yapmışlar.hakkında ilk yazılı eser Hippocrates' e aittir.Ö. hayatını korumak ve sağlığına zarar veren nedenlerden. kültürel. Eski İranlı'ların su kanalları ve cüzzamlıların izolasyonu hakkında yapıtları bulunmaktadır. daha sonra politikasiyaset sanatı haline gelmiş son olarak hekimlik sanatının ilerlemesi ile hijyen hekimliğin malı olmuştur. 294 . sağlık şartlarına uygun giyinmeye ve ölülerin imhasına yönelik dikkate değer kurallar konmuştur. Hijyen bilimini Hippocrates'in (M.Ö. Bu eserde Hippocratesin mantıki bir sezişle orta koyduğu prensiplerin bir çoğunun yanlış olduğu anlamış bulunmasına karşın o devirdeki tapınakların su ihtiyacının karşılanmasına çalışılması ve tapınakların havalandırma ve aydınlatılması esasları bugünün modern bilgilerine uygun olduğu da bir gerçektir.Ö.3. sağlıklı düzeyde uzun süre devamı için sağlık ile ilgili bilgileri bir sentez halinde uygulayan bilim kompleksidir. Nitekim Hippocrates'in (Hava su ve yer) adı ile yazdığı (Manuscript) kitap. Bu kelime tıp diline yunan mitolojisinden girmiştir.Ö. 13 ve 12) hijyenin bilimsel bir hüvviyet kazandığı görülür. Ege medeniyeti devrinde (M. O devirde Hintler evlerde yıkanma yerleri ve her sokakta ana lağım borusu ve her evde evi.Ö. Bu nedenle bütün dünya literatüründe sağlığı korumak üzere çalışan bilim koluna bu ilahenin ismine izafeten “hijyen” adı verilmiştir.

'lerde sıtmaya karşı alınan tedbirler. bir devrim yaratmıştır. giyim araçları hakkında çok kıymetli bilgiler mevcuttur. Çiçek ile kızamığın ayrı ayrı hastalıklar olduğunu ve bu hastalıklardan koruma tedbirlerini dünyaya tanıtan Türk hekimidir. Dünya Savaşı'ndan sonra hekimlik hizmetinin tedavi hekimliği ve koruyucu hekimlik olarak ayrı ayrı dallar halinde değil iç içe çalışması gereğinin zorunlu olduğu hakikati ortaya çıkmış bulunmaktadır (3). Bu durum karşısında o devirde hekimlik hastalıkların önlenmesinden çok tedavisi ile meşgul olmakta idi. 2. köpeklerin evlere. " demekle bulaşıcı ve salgın yapan hastalıklar hakkında ortaya koyduğu sezişi ve kıymetli fikri üzerinde durmaya değer. Temizlik bu gibi kurtlardan ileri gelen hastalıkların önünü alır. devrinde halkın sağlık işleri devletin siyasi mekanizmasına bağlanarak 1930 yılında Umumi Hıfzısıhha Kanunu kabul edilmiş. gusletmek. Yakın zamana kadar tıp sanatı daha çok hastaların tedavisi ile uğraşan bir bilim halinde iken tedavi hekimliğinin yanı sıra koruyucu hekimliğe de önem verilmeye başlandı. Ebu-Bekir Mehmet Razi'nin tavsiyeleri bugünkü dezenfeksiyon kurallarına uymaktadır. Yiyecek ve içecek maddelerinin muayene ve kontrollerine önem verilmiştir. Osmanlılar Selçuklu'ların sağlık müesseselerini ve sağlık kurallarını devam ettirmiş ve geliştirmişlerdir. hatta sokağa tükürenlerin tükürüklerinin üzerini örtmek için vakıflar yapılmıştır. Selçuklu'lar devrinde kıymetli bilginler yetişmiştir.C. yapıtları ihmal edilmiştir. İbni Sina'nın El Kanun-Fıttıb isimli eserinde hava. T. çiçek aşısının Jenner tarafından keşfi sağlığı koruma üzerinde Avrupa'da atılmış adımlardır. içeriye alınmasının yasaklanması gibi esaslı sağlık kurallarını getirdiği gibi. besin maddeleri. zekat vermeyi zorunlu kılmak suretiyle de sosyal dayanışma. yy. su. vücut temizliği. ağız ve diş temizliğine dikkat etmek gibi temizlik kuralları yanında beslenme kuralları. sosyal yardım kurallarının temeli atılmıştır (3). 1450 Ronesans yıllarında Avrupa şehir ve kasabaları tasavvur edilemeyecek kadar pis ve her türlü sıhhi tesisattan yoksundu.'nin ilk yarısında Avrupa ve Amerika'da gelişen sanayileşme halkın şehirlere göçmesine. sağlık koşullarının daha da bozulmasına ve böylece yeni yeni birtakım hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu devirde tıp alanında çok değerli Türk alimleri yetişmiştir (3). bütün bu salgınların sebep ve mahiyetleri bilinmediğinden hiçbir önlem alınamamış salgınların şeytani ruhların işi olduğuna veya tanrının asi kullarına bir cezası olduğuna inanılmış (3). 17. Bu devirde İslamiyet’in ortaya çıkması hijyen ve hekimlik için büyük bir gelişme. Bu dönemde yıkanmaya ve temizlik şartlarına Türkler kadar önem veren başka bir ulus yoktur. vukuu bulan savaşlar ve salgın hastalıklar nedeni ile tarihin ilk çağlarındaki sağlık kavramları unutulmuş. bazı besinlerin yenmesinin yasaklanması. muhtaçlara aş ocakları. alkollü içeceklerin yasaklanması.Romalı'ların bu devirde inşa ettikleri Cloaca Maxime isimli 3 m genişlik 4 m yükseklikteki lağım kanalları bugün hala Roma'da kullanılmaktadır (3). İslamiyet’te abdest almak. meskenler.yy. Açılan hamamlarda fakir halkın parasız yıkanması sağlanmış. fitre. ve 18. Özellikle bu çağda ortaya çıkan veba. hekimlik hizmetinde tedavi hekimliğinin yanı sıra koruyucu hekimlik de yerini almış bulunmaktadır. Büyük Türk alimlerinden İbni Sina henüz mikroorganizmalar keşfedilmeden çok önceleri " Her hastalığı yapan bir kurttur ne yazık ki elimizde onu görecek araç yoktur. çiçek ve diğer salgınlar sebebiyle Avrupa'da milyonlarca insan hayatını kaybetmiş. Orta çağın taassubu. 19. Böylece 295 .

geçici bir uygulama olarak değerlendirilmelidir. mikroorganizmaların vücuda girişini önlemekte de çok önemli rol oynar. Ayrıca. Bu durum ergenlik ve menopoz durumlarında özellikle ortaya çıkabilir. terin buharlaşması sonucu geriye kalan artık maddelerden. tozdan. Uygun vücut temizliği bir çok deri sorununu ve hastalığını önleyici ve ortadan kaldırıcı bir önlemdir (6). Yoğun bedensel çalışma vücuttan çıkan ter miktarının artmasına neden olmaktadır. Komedonların iltihaplanması akneye. Koku meydana getiren vücut bölgeleri öncelikle ayaklar. derinin temizliğine. Deodorantlar kokuyu sadece maskelerler. cildin mantar. Vücudun dış yüzünü tümüyle örten deri sağlam. vücudun deri. Uygarlık ile birlikte gelişen diğer teknik ve ekolojik koşullara paralel olarak hijyen de değişmiştir ve değişecektir de (3). el. Kişisel temizlik alışkanlıklarının önlediği diğer bir sorun vücut kokusudur. iyi bir kan dolaşımının sağlanmasına ve tonusunun sağlıklı olmasına bağlıdır (1). Bu nedenle temizlik aracı olarak değil. artık maddelerin dışarı atılmasını da engeller. İyi bir kan dolaşımı. mikroorganizmalardan ve deri epitelinin soyulan artıklarından oluşur. Her gün banyo yapılamadığı durumlarda koltuk altı önce sabunlu bir bezle sonra su ile iyice silinmeli ve temizlenmelidir.Türkiye'de birçok salgın hastalık kontrol altına alınmıştır. 1. Ayrıca. salgı bezlerinin gözeneklerini tıkayarak derinin normal işlevini engeller. Özetlemeye çalıştığımız bu tarihi bilgiden de anlaşılacağı gibi hijyen sabit ve kalıplaşmış bir bilim değildir. 37-38C sıcaklıktaki banyolar derideki kirleri ve salgıları temizleyerek kişide rahatlık duygusu oluşturur.Sık sık yıkanılmazsa vücutta oluşan kir sebaceous bezlerin kanallarını tıkayarak deride komedon denilen siyah beneklerin oluşmasına neden olduğu gibi. Deri üzerine daha sonra bir deodorant veya ter önleyici uygulanabilir. Bedensel etkinliği fazla olmadığı halde bazı bireylerin ter bezi salgısı fazla olabilir. kurumuş sebum maddelerinden. saç. insan bir süre sonra kendi kokusuna duyarsızlaşır (7). yumuşak ve elastiki olmalıdır. Birkaç örnek vermek gerekirse. ishalli hastalıklar. Vücudun ısısının düzenlenmesi ve vücuttan atılacak kimi artıkların bir kısmının dışarı atılması işlevini yapısında bulunan damarlar ve ter bezleri aracılığıyla sağlayan deri. kıl köklerinin yoğun olduğu kasık ve koltuk altlarıdır. hem derinin beslenmesi hem de terle ve ısı radyasyonuyla 296 . cildin mikrobik hastalıkları. Sabunla yıkanılırsa kirler temizlenir.Bu işlevlerin tümünü yerine getirebilmesi. Kir. Vücudun terleme oranının artması kokunun da artması anlamına gelecektir. KİŞİSEL SAĞLIĞI KORUMA ÖNLEMLERİ Sağlıklı bir yaşam için. yapısında bulunan sterollere ultraviyole ışınların etkisiyle D vitamini oluşmasını sağlar. DERİ Vücuda ait kişisel temizlik ile pek çok hastalığın önüne geçilmektedir. Bu tür banyolar her zaman yapılabilir. zedelenmiş derinin streptokoklarla enfekte olması impetigoya yol açabilir (1). ağız ve diş gibi kısımlarının bakım ve temizliğine önem verilmesi gerekir (1). Vücut kokusu vücut yüzeyinde bulunan mikropların (bakterilerin) teri parçalamasına bağlı olarak meydana gelmektedir. soğuk algınlıkları. Deri üzerindeki kir. ayak. uyuz ve bitlenme gibi parazitlerle oluşan hastalıklar ve bazı allerjik hastalıklar sayılabilir.

kasık bölgesi. Yıkanma sırasında lif kullanmak deriden kirin atılması ve derinin ovulması bakımından yararlıdır. Saçların kurulanmasında yumuşak bir havlu kullanılmalıdır. Derinin kirden temizlenmesi için sıcak sabunlu su ile yeteri kadar yıkanması gerekir. Menstürasyon döneminde yıkanmanın hiçbir zararı yoktur. Saçlı derinin iyi bir kan dolaşımına ihtiyacı vardır. Küvette biriken suda yıkanmak. saçlarını yağlı veya kremli sabunlarla yıkamalıdırlar (7). kirli suda kalmak olarak düşünüldüğünden pek tercih edilmez. saçlarını hem daha sık yıkamalı hem de yağsız şampuan kullanmalıdırlar. kiri parçalayan ve kendine bağlayan sabun mutlaka kullanılır. İç çamaşırları her gün değiştirilmelidir (1). Çok sıcak ve çok soğuk günler dışında başı açık dolaşmak yararlıdır (1). kir ve tozları uzaklaştırıcı işlev görmektedir.kaybolan ısının karşılanabilmesi için gereklidir. Yıkanma özellikle yemekten 2-3 saat sonra yapılır. SAÇLAR Saçlar baş derisinde bulunan kıl köklerinden uzayarak büyüyen kıllardır. Bu işlem 2-3 kez tekrarlanır. iyi bir kan dolaşımı sağlanmasına yardım eden yöntemlerdir. Saçların fırçalanması dökülen saçlar. cinsel organlar. 2. Tok karnına tercih edilmez (6). Böylece.Yeterli yıkanma için köpürtülmüş sabun ile deri ovulur ve bol sıcak su ile durulanır. Ancak kese kullanımı için durum farklıdır. Temiz çamaşır yıkanmış ve ütülenmiş çamaşırdır. Bu nedenle su 35-40 C de olabilir. Banyo imkan varsa her gün yoksa hafta da en az 1-2 defa yapılmalıdır. Genellikle böyle yerlerde havlular ve terlikler bulaşıcı mantar hastalıklarının yayılmasına neden olabilirler. allerjenlere. boyun. ayaklar ve deri katları olan bölgeler silinir. Yıkandıktan sonra temiz çamaşır giyilmelidir. Ayrıca sık dişli bir kullanılarak saçların uzama yönünde taranması da kan dolaşımına yardımcı olur. Beden hareketleri. Kirli ve zehirli iş ortamında çalışanlar kirletici zararlı maddeleri deriden atmak için işten hemen sonra yıkanmalıdırlar. Kurulama 297 . Sıcak banyoların geceleri yapılmasında yarar vardır. soğuk banyolar. Banyo aralığının uzun olması halinde sabunlu su ile koltuk altları. Saçlar temiz su ile iyice durulandıktan sonra kurutulmadan önce nazik bir biçimde taranmalıdır. Özellikle otel ve hamam gibi topluma açık yerlerde temiz olmayan küvetler kullanılmamalıdır. Daha sıcak su ile yıkanmak alışkanlığa bağlıdır. Sağlıklı saçlara sahip olmak için düzenli biçimde yıkanmak gerekmektedir. Saçlı derisi yağlı olanlar. Yağlı saçlar ise daha sık yıkanmalıdır. Saçlı derisi kuru olanlar. toksinlere karşı bariyer görevi gören katmanları keselenme ile kısmen de olsa tahrip olup ortadan kalktığı için deri bu görevlerini yerine getiremez ve uygulama sonrasında laserasyonlar ortaya çıkabilir. friksiyon ve masaj. Derinin mikroorganizmalara.Yıkanma normal ve değişik sıcaklıktaki su ile mümkündür. derideki tüm damarlar genişleyerek iyi bir kanlanma sağlanır ve bu durum yorgunluğa neden olan artık maddelerin terle atılmasına yol açarak kişiye canlılık kazandırır. Deri tonusunun normal olabilmesi. Normal bir saçın haftada en az bir ya da iki kez yıkanması gerekmektedir. Kıl köklerindeki bezlerden salgılanan maddeler yağlı yapıdadır. Sıcak su ile organik yağları. Günde birkaç dakikalık soğuk su masajı ve temiz hava bu tür dolaşımı sağlar. Kirin eriyip atılması için sıcak su daha etkilidir. özellikle çocuk ve gençlerde terleme olgusu boyunca derinin üzerinde hareketli bir hava tabakasının bulunmasına bağlıdır (1). Yıkanma sıcak suyun dökülmesi ya da duş alma şeklinde yapılamalıdır.

Saçın ayda 1 cm uzadığı dikkate alınırsa. Saçlar bol su ile iyice durulandıktan sonra da kepeklenme önlenemiyorsa bir sağlık kuruluşuna danışılmalıdır. Bu durumda saçlı deri ve saçlar fazla sıcaktan olumsuz etkilenebilir. Yumurtalar çok yoğunsa. Bulaşma genellikle saçla direk temas veya hastaya ait tarak. Genellikle tek uygulama yeterlidir. yumurtaların saçlı deriden uzaklığına bakarak. Sağlık yararı dışında saçların temizlik ve düzeni. Yetişkin bitler 2-3 hafta sonra görülmeye başlar. Eğer sert bir havlu kullanılır ya da çok şiddetli ovulursa saçların uçları çatallanabilir. yetişkin bitler de dış ortamda 1-2 gün yaşayabilirler. 7-10 gün sonra ikinci kez uygulanabilir. piyodermi. Yumurtalar saçtan uzaklaştırıldıklarında hemen canlılıklarını yitirirler. En belirgin semptom kaşıntıdır. ancak hafif vakalar asemptomatiktir. emziren kadınlarda ve konvülsiyonlu hastalarda kontrendikedir. Epidemiyoloji ve Bulaşma : Saç uzunluğunun ve yıkama sıklığının hastalık riski ile ilgisi yoktur. görülmeleri zordur. şapka. Pedikülozis kapitis (Baş biti): Bit genellikle kulak arkasındaki ve boyun bölgesindeki saçlarda daha belirgin olmak üzere saçta yerleşir. Tanı : Bitin erişkin formlarının veya yumurtalarının görülmesi tanı için yeterlidir. insanlar arasındaki ilişkilerde ve kendini iyi hissetmede etkisi olan olumlu dış görünüm açısından da önemlidir (7). Ayırıcı Tanı : Böcek ısırığı. Bu nedenle bu eşyalar kişiye özel olmalıdır. ortak kullanımları doğru değildir. seboreik dermatit. Doğal pyrethrin’li şampuanlarla 10 dakika saçın yıkanması da etkilidir. sık sık. Bit yumurtalarını saçın deriden 3-4 mm uzağına depolar. gebelerde. Saç temizliğinde kişisel olarak kullanılan fırça ve taraklar sık aralıklarla sıcak sabunlu su ile yıkanmalı ve durulanmalıdır. Ancak kurutucunun saça çok yakın tutulmaması gerekmektedir. çok sıcak olmayan su ve sabunla yıkamak yararlı olabilir. ilaç erüpsiyonu. Hekim önerisi dışında saçlar için yararlı olduğu ileri sürülen maddeler güvenli olmayabilirler. hastalığın süresi belirlenebilir. ancak bunların etkisi daha az olduğundan. Pediküloz (Bit Hastalığı) (8) İnsan kanı ile beslenen Pediculus humanus capitis (baş biti). saçlı deride lezyon bulunanlarda. Bu tedavilere cevap vermeyen vakalarda % 1’lik lindane içeren şampuanlarla saçın 4 defa yıkanması hastalığı düzeltebilir. Ayrıca lindane’ın toksik etkileri nedeniyle prematürelerde.işlemi de yumuşak olmalıdır. başörtüsü veya havlu gibi eşyaların kullanılması sonucu olur. Bu ürünlerin 7-10 gün sonra tekrar uygulanması gerekir. Klinik : İnkübasyon süresi 6-10 gündür. Bu da 7298 . Birlikte saçlı deride enfeksiyon sık görülür. Etkili diğer bir tedavi de % 1’lik malathion’lu şampuandır. Şüpheli durumlarda saç veya kıl büyüteç veya mikroskop ile incelenebilir. Saçlar elektrikli kurutucularla kurutulabilir. Saç diplerinde kepek varsa. bütün vakalarda 7-10 gün sonra tekrarlamak gerekir. yıkanır. Tedavi : Pedikülozis kapitis: Permethrin %1 krem saç ve saçlı deriye bir kez 10 dakika süre ile uygulanıp. Pediculus humanus corporis (vücut biti) ve Phthirus pubis (kasık biti)’in neden olduğu bir enfestasyondur. Erişkin bitler hızlı hareket ettiklerinden. bu durumda saçlı deride kabuklanma ve sulanma görülebilir. kontakt dermatit.

Özellikle çok yataklı büyük hastanelerde % 10’un üzerinde insidansa sahip olan hastane infeksiyonları hastanın hastanede kalış süresinin uzamasına ve ek tedavi girişimleri nedeni ile maliyet artışlarına neden olmaktadır. Antiseptik kullanarak el yıkama ile ilgili ilk görüşler. Tedaviden sonra saçta kalan kabukların temizlenmesi şart değildir. bu olguların yüz bininin direkt veya indirekt hastane infeksiyonları nedeni ile kaybedildiği bildirilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’de her yıl 2. Aynı yatağı paylaşan kişilerin de tedavisi önerilir. Bu infeksiyonların ABD sağlık ekonomisine getirdiği yükün 4. 1846’da Ignaz Semmelweis’in. hasta çocuksa okul arkadaşları kontrol edilmelidir. müdahale öncesi kadavra ile 299 .10 gün arayla iki kez. bu kabuklar ortadan kalkar.5 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir. Kaşıntı için oral antihistaminikler veya topikal kortikosteroidler kullanılabilir. bit yumurtaları yapışıktır). Bunların temizlenmesi için pedikülosidler de kullanılabilir. Eşyaların kuru temizlenmesi veya iyi kapatılmış plastik torbalarda en az 10 gün bırakılması da bitin ölmesini sağlar. konu son derece önemlidir ve halk sağlığının öncelikli konuları arasındadır (2). Pedikülozis kapitisde aile bireyleri. doğum sonrası streptokoksik puerperal sepsis’e bağlı ölümleri. Bunun yerine elektrikli süpürge ile vakumlama daha güvenilir bir yöntemdir (8). sağlık çalışanlarının kirli elleridir (13). Bu kontrollerde saçlı deri ve saçlardaki kepeklenmelerin bit yumurtalarından ayırt edilmesi önemlidir (kepek saçtan kolayca ayrılır. Bitten korunmak için iç çamaşırlar kaynatılmalı dikiş yerleri ütülenmelidir. sık dişli bir tarak % 3-5 asetik asit (sulandırılmış sirke)’e batırılarak saç taranırsa. ELLER Günümüzde hastane enfeksiyonlarının hızla yayılma nedeni olarak.5°C’den yüksek sıcaklıkta 5 dakika tutulması biti ortadan kaldırmak için yeterlidir. Hastane içerisinde yüksek virulans ve çoklu ilaç direnci gösteren mikroorganizmaların hastalar arasında taşınması ve yayılmasında % 20-40’ında kaynak. Bu sorunun en az yarısı el yıkama gibi basit bir işleminin uygulanması ile engellenebilir.10 civarındadır ve bu infeksiyonların tedavi maliyeti oldukça yüksektir. özellikle. Korunma : Tedavi uygulanıncaya kadar temas izolasyonu gerekir (8). yüzyılın başlarında ortaya çıktı. 2-10 dakika süreyle uygulanır. 19.4 milyon hastane infeksiyonu görüldüğü. Tüm dünyada hastane infeksiyonlarının insidansı % 7 . Enfeksiyon hastalıkları halen dünyada en sık görülen ve en çok öldüren hastalık grubunu oluşturduğuna ve uygun el yıkama pratiğinin insanlara kazandırılması halinde bu hastalıkların sıklığında önemli derecede azalma sağlanabileceğine göre. sağlık çalışanlarının her hasta ile temastan önce ve sonra ellerini uygun bir şekilde yıkamamaları gösterilmektedir. 3. Ev eşyalarının insektisid spreyler ile temizlenmesinin yararı gösterilmemiştir. Çalışmalar hastane infeksiyonlarının en az üçte birinin önlenebilir nedenlere bağlanırken ancak % 6-9’unun önlendiği vurgulanmaktadır. ancak estetik nedenle yapılacaksa. Tarak ve fırçaların 53. 1822’de Fransız eczacı Labarrque klorid içeren solüsyonların dezenfektan olarak kullanımından bahsetmiştir. İlk tedaviden sonra çocuk okula gidebilir. direnç gelişimini körüklemektedir. Diğer taraftan. ayrıca bu işlem insan sağlığı üzerinde zararlı olabilir.

Ancak antibiyotiklerin keşfi. Antimikrobiyal sabunların yada kendiliğinden kuruyarak su gereksinimini ortadan kaldıran antiseptik solüsyonların.Koch tarafından ispatlanmış ve 1890’lı yıllarda deri antiseptiği olarak kullanılmaya başlanmıştır. Alkolün antigermisidal olduğu 1880’li yıllarda R. Bir çok çalışma. Yine bu çalışmanın sonuçlarına göre pratisyen hekimlerin hastayla temastan sonra el yıkama konusunda diğer gruplara göre daha duyarlı oldukları saptanmıştır (ancak pratisyen hekimler hastayla temastan önce el yıkama konusunda yeterince hassas bulunmadılar). el yıkama alışkanlığında da görülmektedir. Daha da ilginç olanı eğitim seviyesinin yükselmesi ile basit ama yapılması zorunlu uygulamalara karşı ilginin azalması. eldivenler sağlık çalışanlarını koruyordu ve aynı eldivenle farklı hastalara temas eden sağlık çalışanlarına sıklıkla rastlanıyordu. sağlık çalışanlarının Semmelweis’ın çalışmasından habersiz olduğunu ve onun öğretilerini dikkate almadığını göstermektedir. Basit kurallara uyulmama geleneğinin sağlık çalışanları arasında da standart bir davranış haline gelmesi önemli bir sorundur (13). methicillin resistan S. 1961 yılında ABD ulusal sağlık servisi tarafından el yıkama tekniklerini anlatan bir film hazırlanmıştır. 1988 ve 1995 yıllarında el yıkama ve el antiseptikleri ile ilgili rehberler Association for Professional in Infection Control (APIC) tarafından hazırlandı. meslektaşları tarafından alay konusu yapılmıştır.çalışan asistanlarının ellerini klorlu su ile yıkatarak . sağlık çalışanları arasında el yıkamaya en az özen gösteren gruptur ve kariyerleri artıkça durumları daha da vahim bir hale gelmektedir. Hastane enfeksiyon oranının %30’a ulaştığı bir yoğun bakım ünitesinde yapılan bir çalışmada ellerini en az yıkayanların hekimler olduğunun saptanması oldukça düşündürücüdür. İlginç olan bir konu hastane çalışanlarının el yıkamanın önemini biliyor olmalarına karşın bunu davranış biçimi şekline dönüştürememeleridir. Bu ihmal hastane florasının değişmesine ve Acinetobacter. Bazı araştırmalarda sağlık çalışanları arasında el yıkamaya en çok önem verenlerin dahi hastayla temaslarının ancak %75’inde uygun şekilde ellerini yıkadıkları ve bu grubun da hekim veya hemşire olmadığı saptanmıştır. modern dezenfektan ve eldivenlerin kullanıma girmesi yanlış bir güven oluşturmuş ve el yıkamanın ihmaline neden olmuştur. Stenotrophomonas.% 23 den % 3’e düşürmesi modern tıbbın önemli buluşlarından birisi olmuştur. kendilerini korumaları konusunda daha titiz davranmaya sevk etti ve hastayla temas sırasında eldiven kullanma oranı dramatik bir şekilde arttı. 1975 ve 1985 yıllarında Centers for Disease Control (CDC) tarafından hastanede el yıkama uygulamalarına ait bir rehber yayınlanmıştır. ve işin daha kötüsü sağlık çalışanları arasında el yıkama gittikçe daha çok ihmal edilir bir hal alıyordu (2). aureus (MRSA) ve vancomycin resistant enterococci (VRE) gibi multi Drug resistant (MDR) patojeni olan hasta odalarına bırakılmasını Healtcare Infection Control Practices Advisory Committee (HICPAC) 1995-1996 yıllarında önerdi (13). HIV ve Hepatit B gibi enfeksiyonların dünya çapında yaygınlaşması sağlık çalışanlarını. bu konuda 300 . Pseudomonas’lar. MRSA ve VRE gibi yüksek mortaliteye neden olan dirençli suşların hastane ortamına yerleşmesiyle sonuçlanmıştır. El yıkamanın çok sıradan ve günlük bir iş olması. Genel olarak hekimler. Semmelweis’in el yıkama alışkanlığı konusunda gösterdiği ısrarcı tutum. Ancak bu durumun yanıltıcı bir yönü ortaya çıktı.

Ancak hastalar üzerinde yapılan bir çalışmada ilginç bir sonuca rastlanmıştır. Derini bu tabakasında hücreler arası boşluklar ile yağ ve ter bezlerinin kanallarına yerleşen dirençli mikroorganizmalar metabolize ettikleri yağlardan oluşturdukları propionik asit gibi kısa zincirli yağ asitleri ve ürettikleri bakteriyosinlerle derinin savunmasına yardım eder. Bu sekresyonlar çok sayıdaki mikroorganizma için inhibitör etki gösterirken. Mikrococcus. Bu mikroorganizmaların çoğu derinin üst tabakalarında yerleşirken % 10-20 si daha derin tabakalara yerleşirler. Propniobacterium ve Corynebacterium türleridir (13). deride zararlı olan mikroorganizmaların uzun süreli kalmalarını engellerler Böylece genel olarak deride özel olarak da ellerde birisi devamlı olarak yerleşik olan kalıcı. tuz ve kuruluğa dirençli mikroorganizmalar içinde iyi bir vasat oluştururlar. Hastane infeksiyonlarını önlemede en basit ve en ucuz yolun el yıkama olduğu unutulmamalıdır. Biyolojik olarak canlı ve ölü tabakalardan oluşan deri vücut savunmasının da en önemli silahıdır. ter ve yağ bezleri ile kıl folükülleri yer alır. a. balgam çeşitli vücut sıvı ve sekresyonları ile kontamine araç ve gereçlerden sağlık personelinin eline bulaşırlar. Bu mikroorganizmalar deride uzun süre yaşayamazlar ve çoğalmazlar. yağı kullanabilen. Deri yaklaşık olarak 1. lizozimler. hatta bazen sayılarında artış kaydedilir. Bu floranın karakteristik üyeleri koagülaz negatif stafilokoklar (KNS). Deri ve Flora Normal insan derisi bölgelere göre farklı oranda aerobik mikroorganizma barındırır.verilen eğitimlerde karşılaşılan önemsememe probleminin en önemli nedenlerindendir. Hastaya ait kan. hastalara el yıkama konusunda eğitim verilen bir hastanede sağlık çalışanlarının el yıkama alışkanlıklarında önemli derecede iyileşme saptanmıştır. üst solunum yolları enfeksiyonlarından korunmanın en etkili yöntemidir. Hastaya temas öncesi ve sonrası el yıkama ile hastane kaynaklı mikroorganizmaların bir hastadan diğerine naklini büyük oranda önlemek mümkündür (13). El Yıkama Kategorileri Usulüne uygun el yıkama hastane infeksiyonlarının önlenmesinin en basit. b. tuz. Dermisin daha alt tabakaları sukuamöz hücrelerden oluşmuştur. Derinin bu tabakası sebumdaki yağ. geçici olmak üzere iki tür mikroorganizma topluluğu bulunur (13). Benzer şekilde sağlık çalışanlarına eğitilen değil de eğitimci rolünün verilmesi halinde daha başarılı sonuçlar alınabilir (2). En iyi sağlık hizmetini almak her hastanın hakkıdır ve sağlık çalışanlarının ihmali sonucu hastane infeksiyonlarıyla karşılaşmaları haksızlıktır (13). Geçici flora: Kontaminant flora olarak ta tanımlanır. diğeri de kısa süreli olarak kontaminasyon sonucu bulaşan. Ancak 301 . Hipodermis veya kısaca dermis olarak tanımlanan bağdoku içeren canlı tabakada kan ve lenf damarları ve sensör reseptörler.5 metre kare alana sahip vücudun en büyük organıdır. Kalıcı flora: Daimi flora olarak da tanımlanan bu mikroorganizma topluluğu deride inatçı kolonizasyonlar yaparlar. Bu tabakalar sürekli olarak çoğalırlar ve keratin sentezlerler Keratinize epitel apopitozis’e gider ve ölü Stratum corneum tabakasını oluştururlar. Su ve sabun ile yapılan mekanik el yıkama işlemlerinden sonra bu bakteri topluluğunda azalma olmaz. proteinler ve su ile sürekli nemli olarak tutulmaya çalışılır.

Tüm cerrahi işlemlerden önce bu tür bir yıkama yapılmalı ve daha sonra eldiven giyilmelidir. Fırça tırnakların temizliği için kullanılır. Bu nedenle el yıkamayı basit sosyal tip. Yani el yıkama aslında bir medikososyal davranış biçimidir. Sosyal yıkamada sabunla en az 10 sn. Köpük elin tüm yüzeyine yayılmalı ve friksiyon yapılmalıdır. Alkollü çözeltiler (%70’lik isopropanol veya ethanol içinde % 0. yara ve üretral kateterler ile temas öncesi ve sonrası.5 lik chlorhexidine veya povidon iodine çözeltisi.hastane infeksiyonları dışında genel halk sağlığı açısından da el yıkama son derece önemli bir işleve sahiptir. İnvaziv girişimlerden önce. Hijyenik el yıkama: Normal sabunlar. yemek yemeden ve hastaya yemek yedirmeden önce. Hijyenik el yıkamada kullanılan dezenfektanlar kullanılır. Yine çocuk bakım evlerindeki çocukların evde bakılan çocuklara göre daha sık ishalli hastalıklara yakalandıkları bilinmektedir. Saat ve yüzükler çıkartılmalıdır. yumuşatıcı olarak % 0. uygun yıkama yapılmalı köpük elin tüm yüzeyine yayılmalı ve friksiyon yapılmalıdır. Kullanılacak miktar ve uygulamada üretici firmanın tavsiyeleri dikkate alınır. ancak el yıkama süresi 2-3 dakika kadardır ve yıkamaya bilek ve dirsekler dahil edilir. Eller sıcak su altında iyice durulanmalı ve kağıt havlu ile kurulanmalıdır. eldiven takmadan önce ve sonra. Geçici flora öldürülür ve uzaklaştırılır. Kullanılabilecek dezenfektanlar: a. Eğer alkol bazlı kendiliğinden kuruyan antiseptikler kullanılıyorsa avuç içine sıvı alınır ve bütün el yüzeyine yayılıncaya ve eller kuruyana kadar yaklaşık 15-25 sn. Sulu çözeltiler (% 4’lük chlorhexidine/deterjan çözeltisi.75’lik iyot içeren povidon iodine/deterjan çözeltisi). 302 . Eğer alkollü preparat kullanılıyorsa her biri 5 ml olan iki uygulamada eller kuruyuncaya kadar ovalanır. 3. % 0. hasta bakımına başlamadan önce. kadar ovuşturulur. Cerrahi el yıkama: Antimikrobiyal sabunlar yada alkol bazlı antiseptik deterjanlar kullanılır. Yiyecek tutmadan. Musluk kağıt havlu ile kapatılmalıdır. tuvalet sonrası. uygun yıkama yapılmalıdır. Food and Drug Administration (FDA).5’lik gliserol) (13). eller kirlendikten sonra bu tür el yıkaması yapılmalıdır. Su ve sabun ile yıkamadan sonra alkol bazlı bir preparatın kullanılması etkiyi artırır. 2. 1. ABD’de her yıl 76 milyon gıda zehirlenmesi olduğu 5000 kişinin öldüğünü. Eller akan su altında iyice durulanmalı ve kağıt havlu ile kurulanmalıdır (13). Hijyenik el yıkamada eller sıcak su ile ıslandıktan sonra 3-5 ml deterjan alınır. infeksiyona yatkın hastayla temas öncesi. antimikrobiyal sabunlar yada kendiliğinden kuruyan alkol bazlı antiseptikler kullanılabilir. kanlı çıkartı ve mikrobik kontaminasyon olabilecek durumlar ile karşılaştıktan sonra hijyenik el yıkama yapılmalıdır. Burada geçici mikroorganizmalar öldürülür ve uzaklaştırılır. Deriye en az zarar verecek ve fırça kullanmadan etki ortaya çıkarabilecek solüsyonlar tercih edilir. b. ölümlerin % 70’inin gıdanın hazırlanması safhasında bozulmasından kaynaklandığını ve bu bozulmanın da % 40 oranında ellerin sorumlu olduğunu belirtmektedir. Steril havlular kullanılır (13). kalıcı flora azaltılır. hijyenik tip ve cerrahi tip el yıkama olarak 3 başlık altında değerlendirmek mümkündür (13). en az 15 sn. Sosyal el yıkama: Kirli ellerin sabun ile yıkanması sonucu geçici floranın çoğu uzaklaştırılır.

Bunların etkinlikleri ortamın fiziki şartlarına. Bunlar antimikrobiyal sabunlar. RSV. FDA (1978) el antisepsisinde kullanılacak sabunları 3 grup içerisinde toplamıştır. Bir antiseptik seçiminde. Influenza virus. doğru olmadığı çeşitli çalışmalarla ispatlanmış olmakla birlikte. Sabunun gram negatif bakterilerle kontamine olması bulaşta rol oynayabilir (13). Örneğin su-sabun ile yapılan mekanik yıkamada eldeki bakteri sayısında azalma olmazken. sıvı yada kağıt gibi ince formlarda da tek kullanımlık şekillerde temin edilebilir.El Antisepsisinde Kullanılacak Ürünler Gerek hijyenik tip gerekse cerrahi tip el yıkamada kullanılan ajanlar antiseptik özelliğe sahip kimyasal maddeler olup.8-2. Özellikle zarflı viruslar alkole oldukça duyarlıdır. yıkama süresi 30 sn olursa bu azalma 1. etkinlik ve tolere edilebilir gibi iç unsurlar ile paketleme. n-propanol ve 303 . şayet varsa önce ellerdeki görünür kirler mekanik su ve sabun ile yapılan yıkama işlemi ile uzaklaştırılmalı.7 oranında tahrip edilirler (13). HIV. Rota ve Rhino viruslar gibi çeşitli viruslara karşı güçlü inhibitör etkinliğe sahiptirler. daha sonra uygun antiseptiklerle eller yıkanmalıdır (13). 1 dakikada yaratılan etkinlik ise 4-7 dakikada sağlanabilir (13). Funguslara ve HSV. Gram pozitif (MRSA ve VRE dahil) ve Gram negatif mikroorganizmalara. Sabun: Sabunlar sodyum yada potasyum hidroksitin yağ asidi esterlerinden oluşan deterjan bazlı maddelerdir. Adeno.8 log10 olur. % 70’lik ethanol ile yapılan yıkamada bakteriler % 99. Ancak ABD’de alkol aleyhine 1961 yılında yapılan olumsuz propaganda. Kalıp sabun formunun yanı sıra. Alkolle 15 saniyede yaratılan bakterisidal etkinlik diğer antiseptiklerle 1 dakikada. Bu nedenle de ister hijyenik tarzda ister cerrahi tipte el yıkama olsun. Alkoller: Alkolün su içerisindeki dilusyonlarının konsantre solüsyonlarından daha güçlü bakteriyostatik olduğunu gösterilmiştir. 2. El antisepsisi amacı ile 3 alkol kullanılmaktadır. Almanya’da 1922 yılında deri antiseptiği olarak kullanılan alkol ABD’de 1935 yılında isopropanol olarak kabul görmüştür. Temizlik özelliği deterjan özelliğine bağlıdır ve deriden kirleri ve organik maddeleri uzaklaştırır. ortamdaki organik ve inorganik maddelere bağlı olarak değişebilir. HBV. Alkoller mikroorganizmalarda hücre proteinlerini denatüre ederler. isopropanole göre viruslar üzerine daha etkilidir. bu esnada bakterilerinde bir kısmı uzaklaştırılmış olur. Bakteri sporlarına karşı etkili değildir. Bunlar ethanol. Ethanol. Sabunla yıkama sonucu paradoksal olarak bakteri sayısında artış görülebilir.1 log10 azaltılır. bakteriyositatik ve bakterisidal etkinliğe sahiptirler. Mikobakterilere. Bunlar deride travma yaratan adi sabun ve derideki yağ asitlerini tahrip eden sıcak veya ılık su ile yapılan yıkamaya göre çok daha etkilidirler.6-1. Sağlık personeli el yıkama sabunları ve cerrahi el yıkama antiseptikleridir. El antisepsisi için kullanılan ürünler ve özellikleri 1. Su ve sabun kullanılarak yapılan 15 sn’lik bir yıkamada bakteri sayısı 0. Çeşitli çalışmalarda % 50-70 lik alkol içeren solüsyonların eldeki bakterileri öldürmek ve inhibe etmek konusunda son derece etkili olduğunu ispatlamıştır. Alkol hızlı aktivite gösterir. Günümüzde el yıkama antiseptiği olarak alkollü ürünler kullanılmaktadır. bu ülkede rutin kullanımın engellemiştir. fiyat ve temin edilebilir gibi dış unsurlar etkili olur.

corneum tabakasına bağlanarak 6 saat gibi uzun bir süre kalıcı etkinlik yaratır. Alkoller eldeki organik maddelerin miktarına bağlı olarak inaktive olurlar bu nedenle kirli eller önce sabun ve su ile yıkanıp kurulanmalı sonra alkolle işlem yapılmalıdır. Bakteriler arasında direnç gelişimi çok nadirdir (13). 3. yumuşatıcılar hem kurumayı önler hem de alkolün daha yavaş uçarak elde daha uzun süre kalmasını sağlar. Alkolden sonra tekrar el durulama ve silme işleminin olmaması suya bağlı kontaminasyon riskini. Bu az miktarda alkol emdirilmiş kağıt mendiller içinde geçerlidir. Ancak cilt kuruluğunu önlemek için alkolik antiseptiklere ilave edilebilecek % 1-3 oranındaki gliserin gibi. inorganik anyonlar. 3 ml’ye göre etkisinin anlamlı oranda düşük olduğunu göstermiştir. Alkollerin % 50-80’lik dilüsyonları kullanılır. noniyonik surfaktanlar. Derinin Str. 4’lük dilüsyonları mevcuttur. Uygulama süresi amaca göre 20 saniye ile 1 dakika arasında değişir. anyonik içerikli el kremlerinden olumsuz etkilenirler.2-0.5-1 oranında chlorhexidine ilave edilmiş alkol bazlı preparasyonlar yalnız başına alkole göre anlamlı derecede etkindir. %0.5. 1 ml alkolün. HIV. lavabo gerekliliğinin ortadan kalkması ek zaman ihtiyacını. CMV. Rota.0 arasında maksimumdur. Daha yüksek konsantrasyonlarda su oranı düştüğü için denatürasyon özelliği dolaysıyla da etkisi azalır. 2. Düşük miktarlarda (0. Aktiviteleri pH 5.isopropanol dür. Bakterilerde hücre duvarını yıkar ve sitoplazmada prespitasyona yol açar. Ciltte %4’ün üzerindeki konsantrasyonlar irritasyona neden olabilir. Ellerde kuruluk ve dermatit oluşturma riski su ve sabunla yapılan yıkamalardan çok daha düşüktür. Bu özellik el yıkama için yeteri kadar zamanının olmadığını bahane edenler için önemli bir avantajdır. Ethanol ise % 70’lik dilüsyonları ile kullanılır. Larson ve ark. Kullanımı sınırlandıracak bilinen yan etkileri yoktur. Ancak sabun. Geniş spektrumlu bir ajan olup gram pozitif bakterilere karşı iyi aktivite gösterir. %1 ve daha yüksek konsantrasyonlarda göze temas ettiğinde konjonktivite neden olabilir.5-7. Tarif edildiği şekilde kullanılırsa oldukça güvenlidir. Chlorhexidine’nin antimikrobiyal etkisi kan da dahil olmak üzere organik maddelerden çok fazla etkilenmez. sabun ve su ile yıkamadan daha etkili değildir. Bu nedenle farklı cilt pH’sına sahip kişilerde aktivite de farklı olabilir. 1950’li yıllarda İngiltere’de geliştirilmiş ve 1970’li yıllarda ABD’de kabul edilmiştir. Alkolün yanıcı olması nedeniyle kullanılırken ve depolanırken dikkatli olunması gerekmektedir (13). %2 ve %4’lük dilüsyonlar arasında etkinlik yönünden çok fazla fark görülmemiştir. Alkole göre daha yavaş etki gösterir. 304 . İn-vitro olarak HSV. silme işleminin olmaması da deride travmaya bağlı irritasyon ve kontaminasyon riskini ortadan kaldırmaktadır. Chlorhexidine: Chlorhexidine glukonate bir katyonik bisbiguaniddir. Adeno ve Enteroviruslar gibi zarfsız viruslara düşük aktivite göstermektedir. aşırı duyarlılığı olan kişilerde dikkatli kullanılmalıdır.5) alkol uygulanması. Gerçek allerjik reaksiyon oranı düşük olsa bile. Bunlar tek yada ikisi kombine edilerek kullanılabilirler. RSV ve Influenza virus gibi zarflı viruslara karşı etkin olmasına karşın. Su veya alkol içerisinde kullanıma sunulmuş %0. Gram negatif mikroorganizmalara ve funguslara etkisi daha azdır ve tüberküloz basiline minimal etkilidir. Bakteri sporlarına karşı etkisizdir. Miktar tüm eli ıslatacak kadar olmalıdır.

Nispeten toksik yan etkileri nedeni ile sık kullanılmayan bir üründür. Etkili bir kompleks içerisinde serbest iyotun 1-2mg/L konsantrasyonlarda olması istenir. Hücre duvarına penetre olan iyot oksidatif yolla bakterilerde elektron transportunu bozarlar. Bu nedenle birkaç kere ve 2-3 dakika gibi uzun süreli kullanılması önerilir. Bu özellik yanık ünitelerindeki hastaların banyolarında kullanımla. Deri antiseptiği olarak kullanıldığında deri üzerinde kuruduktan sonra derhal silinerek uzaklaştırılmaları gerekir. Genel olarak bakteriyostatik etkinliğe sahiptir. Sporlar. deney hayvanlı çalışmalarda ve yenidoğan tecrübeleri ile gösterilmiştir.1-0.aureus ve diğer Gram pozitif bakteriler üzerine çok etkilidir. Su içerisinde %3’lük dilüsyonları kullanılmaktadır. Özellikle allerjik kişilerde dermatitlere neden olabilirler. Gram pozitif ve negatif mikroorganizmalar üzerine bakterisidal etkinlikleri vardır. Ancak iyot kompleksten daha yavaş ve uzun süre serbest bırakılır. Etkinlik güçlü ve alkollerdeki kadar hızlıdır. funguslara ve mikobakterilere karşı daha az etkindir. operasyon öncesi ve sonrasında cerrahi yara ve deri infeksiyonlarının tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Deriden absorbe olması nedeni ile bu tür kullanımlar sonucu 0. Yüksek konsantrasyonlarda hücre membranlarını tahrip eder ve sitoplazmayı presipite eder. Hexachlorophene: Hexachlorophene bir klorlanmış bisphenoldür. Önceleri perioperatif alanda deri antiseptiği olarak kullanılan iodoforlar iyi tolere edildikleri ve direnç gelişimi bildirilmediği için günümüzde el ve deri antisepsisinde.6 ppm hexachlorophene kan düzeyleri ölçülebilir. ancak Gram negatif mikroorganizmalara. Daha düşük konsantrasyonlarda ise sadece esansiyel enzimlerin yapısını ve aktivitesini bozarlar. Deri için irritandır. Yaygın olarak kullanılan %10’luk povidon içerisinde %1 oranında iyot bulunur ve bu 1ppm serbet iyot sağlar. FDA 1972 yılında bebeklerin rutin olarak uzun süreli bu ajanla yıkanmaması konusunda uyarıda bulunmuştur. İyot’un alkoldeki çözeltisi veya uzun süreli etkinlik için % 1’lik serbest iyot taşıyan polyvinilpyrolidone veya povidon gibi bir taşıyıcı ile hazırlanmış kompleks bileşikleri kullanılmaktadır. Burada antibakteriyal etkinliği sağlayan iyottur. Derideki kan ve mukus gibi organik maddelerden kolaylıkla etkilenir ve 305 . Aktivitesi yavaştır. Ancak bu yan etkisine rağmen yeni rehberlerde yinede bebek banyosu için önerilmektedir (13).4. Bu nedenle bütünlüğü bozulmuş deri. 1950-1960 yıllarında %3’lük solüsyonları hijyenik ve cerrahi el yıkamada ve hastanede bebek yıkamasında çok yaygın olarak kullanıldı. Tekrarlayan kullanımlarda kümülatif etkisinden dolayı bakteri sayısını daha azaltır. mikobakteriler. Yeni doğanlarda uzun süreli kullanıma bağlı olarak hipertiroidizm gelişebilir. Ancak hızlı uçucu olan bu ajanlar iodofor formlarının geliştirilmesi ile daha güçlü bir aktiviteye ve daha geniş klinik kullanımına kavuşmuştur. El antisepsisinde %2-10’luk farklı konsantrasyonları kullanılmaktadır. funguslar ve viruslara karşı alkollerden daha düşük aktivite gösterirler. İodin (İyot) ve iodoforlar : 1800’lü yılların başından beri iodin (iyot)’un antiseptik özelliği bilinmekte ve kullanılmaktadır. Etki spekturumu geniştir. Ancak MRSA ve VRE’lar gibi yeniden önem kazanan bakterilere karşı oldukça güçlü aktiviteye sahipler. 5. Hexachlorophene nörotoksik (vakuolar dejenerasyon) bir ajandır. Deriden absorbe edilir. Daha yüksek konsantrasyonlarda etkinlik ve bununla birlikte irritan yan etkilerde artış görülür. müköz membranlar ve vücut banyoları için kullanılmamalıdır. S.

Sitoplazmada prespitasyona neden olur. aeruginosa üzerine az etkilidir ve ethylene-diaminetetraacetic acid (EDTA) ilavesi ile hem psödomonas’lar üzerine hem de diğer patojenler üzerine etkinliği artar. kozmetikte prezarvatif olarak kullanılan ve antimikrobiyal sabunlarda yer alan bir bileşiktir. 8. Antimikrobiyal aktivitesi organik maddelerden çok az etkilenir. mikobakteriler ve viruslara karşı düşük aktivite gösterirler.4’ -trichlora-2’-hydroxydiphenyl ether): 1960’lı yıllarda geliştirilmiş noniyonik ve renksiz bir maddedir. Bu bileşikler. Phenolic bileşiklere bir halojen molekülünün ilavesi ile yapılmış. %1’lik konsantrasyonları MRSA’lara karşı etkili bulunmuştur. %2’lik chlorhexidine gluconate ve %0. Gram negatif bakterilere göre. Bakteri sporları. Bakterilerin hücre sitoplazmik membranı üzerine ayrıca protein. Alkali pH’larda etkinliği artar. Genellikle iyi tolere edilir. El ve deri antisepsisi amacı ile hazırlanmış %0. aeruginosa üzerine zayıf etkilidir. genel olarak bakteriyostatik ve fungustatik özelliktedir. Antimikrobiyal aktivitesini sitoplazmik membrana adsorbe olarak ve geçirgenlik fonksiyonunu bozarak gösterir. Kalıcılık süresi 1-2 saattir. El antisepsisinden çok sabun formunda vücut bakterilerinin sayılarını azaltmakta 306 .3’lük triclosan’nın etkinlik hızları benzerdir. mikobakteriler ve bazı viruslara da daha az olmakla birlikte etkilidir. yağ asitleri ve RNA sentezi üzerine etki eder.inaktive olur. İnvitro olarak Gram pozitif bakterilere güçlü etkinlik gösterir. ancak noniyonik surfaktanlar ile nötralize edilirler (13). Etkisi pH.6’lık PCMX. Cetrimide. uygulama süresi ve konsantrasyon ile değişkenlik gösterir (13). Organik maddelerden olumsuz etkilenir. Düşük deri irritanıdır. 1900’lü yılların başlarında cerrahlar tarafından preoperatif temizlik için. yüksek konsantrasyonlarda bazı mikroorganizmalara mikrobisit etkili olsa da. ancak Gram negatif mikroorganizmalara özelliklede P. ve anyonik deterjanlarla uyumsuzdur. 1950’li yıllarda ABD’de kullanıma girmiştir. Para-chloro-meta-xylenol (PCMX) : 1920’li yılların sonunda avrupada geliştirilmiş. Gram pozitif bakteriler (MRSA dahil) üzerine etkidir. Gram pozitif bakteriler üzerine daha fazla etkilidir. Antimikrobiyal etkinlik hızı orta veya düşük dereceli olarak kabul edilir. Mikobakteriler ve funguslar üzerine daha az etkilidir. ancak lipofilik virusler üzerine daha iyi bir aktivitesi vardır. Gram negatif bakteriler üzerine etkisinin iyi olmaması nedeni ile bu bakterilerle kontamine olabilir. Triclosan (2. Gram negatif bakterilere. ısı. Quaterner ammonium bileşikleri: Bu bileşikler çok çeşitlilik arzederler ve genel olarak bir nitrojen atomuna dört alkil grubunun bağlanması ile oluşmuşlardır. 1935 yılında da el temizliği için kullanım alanı bulmuştur. Bakterisidal etkinlik kısa süreli ve orta derecelidir. 6.4.75 konsantrasyonlarında solüsyonları mevcuttur. Bu nedenle son 15-20 yıldır el antisepsisinde tercih edilmemiştir. Ancak yinede içinde bu bileşiklerin de bulunduğu el antiseptik solüsyonları mevcuttur (13). Bakterilerde hücre duvarının ve membranların yapısını bozar. 7. Bununla birlikte %0. Bunların içinde alkil benzalkonium chloride’ler antiseptik olarak yaygın olarak kullanılmışlardır. cetylpyridium chloride ve benzathonium chloride’de antiseptik olarak kullanılan diğer bileşiklerdir. P.5-3.

4. hatta bazı çalışmalarda katkı maddesi içermeyen sıvı sabunlarla aynı etkinliğe sahip olduğu saptanmıştır (2). demir ve diğer allerjen metallerle tozlar) uzaklaştırılmasında en etkili yöntemlerdendir. Mendil kullandıktan sonra. %0. El Yıkama Sırasında Dikkat Edilmesi Gerekenler Kişisel hijyen uygulamaları içinde kabul edilen el hijyeninde amaç. ellerin kirlendiğinden şüphelenilen her durumda. Bu yüzden kişisel temizlikte su ile birlikte sabun kullanılması zorunludur. Eller Ne Zaman Yıkanmalı 1. katı sabunların bulunduruldukları ortamlardan ve kullanan kişilerin kullanımdan sonra sabunları temizlemeden yerine koymalarından dolayı. 9. Sigara içtikten. Lavabo.2-2’lik solüsyonlarının antibakteriyel aktivitesi vardır. Ancak daha sonra Rotter. öksürdükten. 7. 8. mekanik etki ile uzaklaştırılmaya çalışmakta ve temizlik tam olarak mümkün olmamaktadır. aynı zamanda allerjik etkiye sahip zararlı bulaşanların da (nikel. 6. katı sabunların kendileri kirlilik nedeni olabilmektedir. Diğer ajanlar: Semmelweis’tan yaklaşık 100 yıl sonra Lowbury ve ark. tütün çiğnedikten sonra. Deriden absorbe olur. Ancak katkı maddesi olarak klorhekzidin ve povidon-iyot içeren sıvı sabunların. Derideki organik materyalden azda olsa etkilenir ve inaktive olur (13). Çiğ gıdalara özellikle ete dokunduktan sonra. burun.kullanılırlar. düşük konsantrasyonlarda ciddi deri yan etkileri görülmez. %4’lük hipoklorit solüsyonuyla ellerin kuruyuncaya kadar ovalanmasının (yaklaşık 5dk) %60’lık isopropanol ile 1dk ovalamaya göre 30 kat daha etkin olduğunu göstermiştir. Triclosan içeren sıvı sabunların ise daha az etkili olduğu. Paraya dokunduktan sonra. Normal sabunlarla veya katkı maddesi içeren sabunlarla eller yıkandığında bir çok mikroorganizma uzaklaştırılmaktadır. tuvalet kullanıldıktan sonra. 307 . Ancak %2’lik konsantrasyonlarda chlorhexidine %4’lük konsantrasyonlarından daha irritandır. Temiz olmayan çalışma alanları ve malzemeleri ile temastan sonra. Kulak. Ancak bu solüsyonun oldukça irritan olması ve ağır bir kokusunun bulunması nedeniyle bugün el antisepsisinde nadiren kullanılır (13). hapşırdıktan sonra. Yemeklerden önce ve sonra. puerperal ateşte hipoklorit solüsyonu ile elleri 30 saniye ovalamanın etkisini araştırmış ve anlamlı olarak etkinlik gösterememişlerdir. Sabun formu %2 konsantrasyonda triclosan içerir. 5. ağız. Bu amaca ulaşmak için sadece su ile temizlik yapıldığında. Sabunlar sadece ellerin dezenfeksiyonu için değil. kimyasal ve fiziksel zararlıların ve enfeksiyonlara yol açan mikroorganizmaların uzaklaştırılmasını (dezenfeksiyonu) sağlamaktır. Bu yüzden özellikle toplu yaşanan yerlerde kişisel temizlikte sıvı sabunların kullanımı tercih edilmelidir. Normal katı el sabunları ve sıvı sabunlar meydana getirdikleri etkiler bakımından farklı olmamakla birlikte. 2. 3. vücudun her hangi bir bölgesini kaşıdıktan. saç gibi bölgelere dokunduktan sonra. diğerlerinden daha etkin olduğu gösterilmiştir.

Şayet sabunluk tek kullanımlık değil ise her boşaltmadan sonra iyice yıkanmalıdır Bu sabunlukların içerisinde oluşan barlar mikroorganizmalar için üreme vasatı oluşturmakta ve salgınlara neden olabilmektedir. Kalıp sabunlar tercih edilmemelidir. bulaş yolları ve el antisepsisinin önemini biliyor olmalarına karşın doğru uygulamalar hakkında yeterli bilgi sahibi olmayabilirler. hemşire ve hasta bakıcıya korkmadan. florasında diğer hastalar için risk oluşturacak patojen taşıyabilir. İnançsızlık ve direnç: Öncelikle hastaya en kaliteli hizmetin verileceğine inanmak ve her hastayı en yakını gibi görmek gerekmektedir. 5. ‘ellerinizi yıkamadan bana dokunmayın’ diyebilmektedir. Sabunla yapılan ön yıkamalarda kullanılacak sabunun da medikal olmasına dikkat edilmeli. 4. kollu sıvı dezenfektanlar ve kağıt havlu el yıkama işleminin uygulanabilmesi için gereklidir. Ekzama ve irritasyon gibi antiseptik kullanımını sınırlandıracak sebepler ileri sürülebilir. Bu konuda hastalar da hakları ve sorumlulukları konusunda bilinçlendirilmelidir. En kısa sürede en etkili. Bu tür kaplar kullanımdan sonra yeniden doldurulmadan önce mutlaka steril edilmelidir. Sadece doktor. Düşük riskli hastalara seyrek konsültasyon: Her hasta. Yine uygun musluk. Hastane çalışanları hastane infeksiyonları. hemşire ve hastane çalışanlarının değil aynı zamanda hastalarında eğitilmesi gerekmektedir. Seminerler ve direk uygulamalarla konu desteklenmelidir. Ağır iş yükü: Eller gerçekten çok acil bir müdahale gerekmiyorsa mutlaka hasta ile her temastan önce ve sonra yıkanmalıdır.El Yıkanmasında Sık Karşılaşılan Problemler 1. Bu uygulama el yıkama alışkanlığını % 35 oranında artırmıştır (13). Zaman yetersizliği konusunun gerekçe olarak gösterildiği yoğun bakım ve transplantasyon üniteleri hastane infeksiyonlarının en sık görüldüğü ünitelerdir. az irritan. usta-çırak ilişkisi içersinde benimsetilmelidir. eğer kullanılıyorsa sabunlar oluklu taşıyıcılar üzerine konmalıdır. daha az irritan ve nonallergen alkol veya alkol bazlı antiseptikleri almalıdır. Kullanma kapları kolla veya ayakla kumanda edilebilir. 2. Yönetim bunu dikkate alarak çok daha kısa sürede etkili. Kağıt havlu temin edilmelidir (13). Doğru uygulamalar yukardan aşağıya.Yapılan propagandalar sonucu hastalar doktor. deride irritasyon ve allerjik reaksiyonlara neden olmayan antiseptikler seçilmelidir. İletişim çağında hastane infeksiyonları ve ellerin hastane içerisinde patojen mikroorganizmaların hastadan hastaya geçişteki en önemli yol olduğu konusunda doktor ve hemşirelerin çoğunun teorik bilgisi normalin üzerindedir. Mümkün olduğunca küçük kısa süreli kullanıma uygun ambalajlarda alınmalıdır. pedallı türden olmalı negatif basınçla geriye hava emmemelidir. Burada personelin iş yükü ağırdır ve el yıkamama için mazeret hazırdır. Eğitim yetersizliği: En düşük ihtimaldir. 3. Bu nedenle el antisepsisi ya hiç yapılmaz ya da 308 . Antiseptiklerin seçimi ve satın alma: Antiseptiklerin doğru seçimi önemlidir. Bu nedenle hastaya basit bile olsa her temas öncesi ve sonrası el yıkamak gereklidir. Problem bilgi yetmezliği değil pratik noksanlığıdır. Elini yıkadıktan sonra kurulama imkanı olmayan bir kişinin el yıkaması beklenmemelidir (13). nonallerjen antiseptikler tercih edilmelidir.

Deride allerji. Ellerinizi kurutmaya ön koldan başlayın ve ellerinize ve parmak uçlarınıza doğru ilerleyin.5-10 saniye gibi kısa bir sürede su ve nonmedikal sabunların kullanıldığı bir ön yıkama ile iş geçiştirilir ve eldivene güvenilir. Bu durumda yoğun bakımda infeksiyonların ve dirençli suşların olması kaçınılmazdır. İnsanların. 5. Yapılan çeşitli çalışmalarda sağlık personelinin el yıkama süreleri ortalama 4. Bunun en etkili yollarından birisi de hastanın gözü önünde. sağlık çalışanları ile herhangi bir nedenle karşılaşmaları / temasları. bilekleriniz.7-24. hastayı muayene etmeden veya herhangi bir tedavi uygulamadan önce hekim. Ellerinizi kurularken ovmayın daha çok havluyu elinize vurarak kurulanın (2). Bu personelin hasta ile teması önlenmelidir. Ayrıca daha uzun etkinlik ciltte yumuşaklık istenirse chlorhexidin veya iodin içeren alkol preparatlarıda kullanılabilir. parmaklar ve parmak araları. Personelde dermatit varsa hem kendisi hem de hasta için risk söz konusudur. Özet (2) 1. Sabun kullanın (tercihan antimikrobiyal). Sonuç ve Öneriler Uygun ve yeterli el yıkama. 309 . Her hastanın mümkünse baş ucuna değilse oda içerisinde personelin kolaylıkla ulaşabileceği yerlere yeterli sayıda antiseptik taşıyıcısı ve mümkünse tek kullanımlık havlular asılmalıdır. Ellerinizin her yerini tam olarak yıkayın. el sırtı ve tırnaklarınız (mümkünse tırnak fırçası ile tırnak altlarını da yıkayın). Randomize çalışmalarda vinil eldivenlerin en az % 80’inde mikro delik ve yırtıkların olduğu gösterilmiştir. Yine iş esnasında bu personelin ortalama el yıkama sıklıkları 1. Öncelikle ılık veya dayanabileceğiniz kadar sıcak su kullanın. sağlık çalışanlarının temel görevlerinden olan sağlık eğitimi için en güzel fırsatlardan biridir ve kesinlikle ihmal edilmemelidir (2). hemşire veya diğer sağlık çalışanlarının uygun bir şekilde ellerini yıkamalarıdır. Gliserin gibi nemlendiriciler katkı sağlayabilir. 6. 3. Hem dermatitde hem de uzun tırnaklarla mikrop bulaştırmak mümkündür (13). Ancak bu ihtimal sıcak su ve sabunla yapılan el yıkamalardan daha çok değildir.6-3. Bu kadar önemli ve hayati bir konu tüm topluma kazandırılmalıdır. Ellerinizi en az 15 saniye ovalayın. 2. çok daha etkili olan % 60-n-propanol. 6. 4. ekzema ve dermatitler : Antiseptik ajanlarla sık yıkamanın ellerde allerjik reaksiyon veya irritasyon yaratması ihtimali azda olsa mümkündür. Bu mikrorganizmalar eldivenlerdeki mikro yırtıklardan hastayı infekte edebilmektedir. sadece hastanelere ve sağlık çalışanlarına sınırlandırılamaz. avuç içleri. Bu olumsuzluklar antisepsi için su ve sabundan çok daha kısa sürede.3/saat olarak tespit edilmiştir.4 saniye olarak bulunmuştur. Yoğun bakım ünitelerinde hasta başında uygulanacak ve diğer antiseptiklerden daha kısa sürede etkili lavabo su ve kurulama gerektirmeyen alkol bazlı antiseptikler özendirilmelidir (13). %70-90 isopropanol veya %70 ethanol içeren antiseptiklerin kullanılması ile bir miktar giderilebilir.

Yıkanma işlemi yapılmaz ise çevreyi rahatsız edecek kokular. Bu sporcular gibi atak. Yürümeyi ve ayakta durmayı sağlayan. ayaklar soğuk su ile haftada üç kez de sabunla yıkanmalıdır. Ayaklarda görülen hastalıklar nedeniyle hareketleri sınırlanan kişinin kendisinden beklenen görevleri yerine getirmesi güçleşirken.El yıkama konusunda gerçekleştirilen sıkı politikalar ne hastane enfeksiyonlarının sıklığını ne de toplumda dirençli enfeksiyonların görülme sıklığını azaltabilmektedir. giyim malzemesi olan ayakkabılar ve ayakların giyeceklerle uyumu da oldukça önem kazanmaktadır. Oysa CDC tarafından. AYAKLAR İnsan vücudunun ağırlığını tüm yaşam boyu üzerinde taşıyan ayaklar. Bu karışık yapının bir göstergesi de vücudun hareketli eklemlerinin yaklaşık 1/3'ünün ayaklarda olmasıdır. etkin mekanik yapıdadır. işinde maluliyete ve psikolojik problemlere de zemin hazırlar. Giriş Yetişkin insanların yaklaşık %70'i değişik ayak problemlerine sahiptir. çevik ve doğanın tüm şartlarına uyum göstermesi beklenen mesleklerde daha fazla önem kazanır (5). Ortaya çıkan nasırlar kesilmemeli. I. Bu problemler yaşla beraber artmaktadır.Ayak Temizliği: Ayaklar her gün çorap ve ayakkabı içerisinde terlediğinden düzenli olarak yıkanmalıdırlar. el yıkama hastane enfeksiyonlarının önlenmesinde en önemli tekil neden olarak gösterilmeye devam etmektedir. el yıkama makineleri gibi çeşitli yöntemler denenmektedir. 4. Ayağa uygun olmayan ayakkabılar ayaklarda deformitelere ve incinmelere yol açmakta bunun sonucunda deformiteler hatta sakatlıklar bile gözlenmektedir. aktif bağımsız ve dolu bir hayat için esastır. Her akşam. Ayaklarda iyi bir bakım sağlanması ve koruyucu önlemlerin alınmasıyla çoğu önlenebilir olan hastalıklar ve bunların neden olabileceği komplikasyonların önüne geçilebilir (5). Kişilerin hareket kabiliyetini temel olarak edindiği eğitim. Uygun el yıkama tekniği herkes tarafından ihmal edilmeksizin uygulanmadıkça beklenilen sonuçların alınması mümkün olmayacaktır (2). daha sonra da ayak sağlığını bozabilecek nasır gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Ancak olay kişi bazındadır ve kişisel olarak ele alınmalıdır. Her yıkamadan sonra parmak araları havlu hatta saç kurutma aracı ile iyice kurutularak mantar enfeksiyonları için ortam oluşması önlenmelidir. Bu şikayetler ayağın statik ve fonksiyonel deformiteleri ile akut veya kronik enfeksiyonlardan kaynaklanmaktadır. sağladıkları hareket kabiliyeti yeteneği ve insan sağlığına olan etkileri ile yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli organlardır. alkollü el temizleyicileri. maturasyon ve sağlıklılığı belirler. Ayakların. antimikrobiyal sabunlar. 310 . İnsan ayağı karışık fakat dik postürde hareket etme kabiliyeti sağlayacak biçimde. ilkel tedavi yöntemleri kullanılmamalıdır. hareket kabiliyetinin temel unsuru olduğu daima göz önünde tutulmalıdır. İnsan vücudunu tamamlayan sağlıklı ayaklar. destek olması açısından da vücudun vazgeçilmez unsurları olan ayakların. El yıkama konusuna gittikçe daha çok önem verilmekte. Vücut statik durumda öne doğru giderken hem dengeleyici hem de destekleyici olmak üzere iki işlevi vardır.

bazen de veziküller ve fissürlerle karakterizedir. Tırnak patolojileri 4. Hiç kimse sağlıklı bir ayağa sahip olmadan sağlıklı olarak değerlendirilemez. 1. İnterdijital: en yaygın olanıdır. Diğer lezyonlar (5) Ayak sağlığında mantar enfeksiyonu birinci sırada önemini korumaktadır. Ayak tırnakları düz olarak kesilir. Bakteriyel floranın etkisi. 4. Tinea pedis (Atlet ayağı). b. Ayak Patolojileri ve Önemi Ayakların ayakkabı ile olan uyumsuzluklarına bağlı olan patolojik oluşumlar. Konu ile ilgili yapılmış etyolojik ve epidemiyolojik çalışmalara göre ayakta görülen bu hastalıklar sıklık sırasına göre şöyledir (5). Kişi sadece kendi terliğini kullanmalıdır (7). Ancak hastalığın yaygın olduğu. Ayak sağlığı ve temizliği için kullanılan çorap ve ayakkabı da önemlidir. yaygınlığı konusunda çok değişik rakamlar söz konusudur. Tinea pedis dünyada ve ülkemizde yaygın bir enfeksiyon olup. Çoraplar her gün yıkanmalıdır. Mantar enfeksiyonları 2. Ayak tabanı ve parmak aralarını tutar. hafif deskuamasyon. Ayak anomalileri 7. Ayak tırnaklarının yarım ay biçiminde kesilmesi tırnak batmalarına neden olabilir. eritem ve fissürlerle seyreder. Sosyal-ekonomik yapının bozukluğu ve sağlık eğitiminin olmayışıdır (5). Ayak derisi hastalıklarının etyolojisi. En sık görülen mantar hastalığıdır. Hiperkeratotik: kuru skuamlı tip olarak da bilinir. deskuamasyon. Ayağın ıslak ve nemli olması 3. En çok 4.-5. 5. gerek maddi gerekse işgücü olarak birçok kayıplara yol açtığı bilinen bir gerçektir. Dar ve kapalı ayakkabı giymek 2. Mantar enfeksiyonu için hazırlayıcı faktörler. nemli ve başkasının çorabı giyilmemelidir. Tedaviye en dirençli olanıdır. 6. 311 .Banyoda. Bakteriyel enfeksiyonlar 3. Hiperkeratozik lezyonlar 5.Ayak havluları ellerin kurulanmasında kullanılmamalıdır. epidemiyolojisi ve nedenlerini öğrenmek bunlardan korunmanın temelini oluşturur. parmak arasında maserasyon. Ortak yaşama (özellikle yıkanma vb. hamamda çıplak ayakla dolaşılmamalıdır. Islak. ayakların kendine özgü ve diğer hastalıkların ayak bulguları kişinin sağlığını ve yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilmektedir.) koşulları. Özellikle çorapların pamuklu olması ayak sağlığı için tercih nedenidir. Klinik olarak üç tipe ayrılır (4): a. 1. Maserasyon. Ayağın anatomik yapısının bozuk olması. Ekzematöz lezyonlar 6.

Deri enfeksiyonuna en çok neden olan bakteriler streptokoklar ve stafilokoklardır. 312 .mentagrophytes en sık görülen etkenlerdir. Ayak hastalıkları içinde ikinci sıklıkta bakteriyel enfeksiyonlar gelmektedir. yerleşimine göre distal ve lateral subungual. şeytan tırnağı. büller veya vezikülopüstüller görülür. damar hastalıkları sonucu kan akımının azalması kolaylaştırıcı faktörlerdir. tırnak artefaktları. hematom. El tırnaklarında tinea olanlarda. Ayak tırnakları daha fazla etkilenir. Bunlar doğrudan oluşabileceği gibi. Tinea unguium. travmalar sonucunda tırnağın aşırı kıvrılması ve dermatolojik hastalıklar ile kullanılan ilaçlara bağlı patolojilerdir. tırnak gelişim defektleri ve tırnaklara gerektiği şekilde bakım yapılmamasından kaynaklanır. şiddetli olursa tırnağın tam kopmasına kadar giden değişimlere yol açabilir. T. diabetes mellitus. Veziküllerin açılmasıyla nemli. Bu veziküller bir süre sonra açılarak tabloya sulantı ve krutlanma eklenir. c. onychophagia (tırnak yeme). travmatize olan veya hasta deride bu koruyucu özellikler çok azalmış ya da tamamen kaybolmuştur. tırnak yarıkları. kozmetiklerin neden olduğu bozukluklar. En sık T. Ancak kirli. Vezikülobüllöz tip: en sık taban orta kısmı iç yan yüzünde. rengi sarıkahverengiye döner ve tebeşir gibi kırılgan hale gelir. kloramfenikol gibi antibiyotikler. Bunlar içinde en sık görüleni distal ve lateral subungual onikomikozdur (4). erode bir yüzey ortaya çıkar. Tırnak kısmen veya tümüyle matlaşır ve kalınlaşır. rubrum ile oluşur. Sentetik ayakkabı ve çorap dolayısıyla nemli. Tek ve ara sıra olan travmalar hematomlara. Diğer tırnak hastalıkları. yarıklara. travma. Ayakta görülen allerjik kontakt dermatitlerin başlıca sebepleri (5). tırnak kaybı. katran deriveleri. Tırnak patolojileri. hiperhidroz.çok kaşıntılı veya ağrılı olabilen 2-3 mm çaplı. Lizozim ve diğer enzimler de bakteri hücrelerinin duvarını eriterek onları yok eder ve böylece sağlam deri yoluyla girişler önlenmiş olur. Penisilin. streptomisin.kronik seyirlidir ve sıklıkla tırnak tutulumuyla birliktedir. çentiklere. yüzeyel beyaz ve total distrofik onikomikoz olmak üzere dört gurupta incelenmektedir. Hiperkeratozik lezyonlar genellikle dar ayakkabıların giyilmesi sebebiyle oluşan aşırı basınç ve friksiyona cevap olarak normal derinin kalınlaşması sonucu oluşmaktadır. Ayrıca yağ asitleri de kimyasal etkiye sahiptir. Sağlıklı bir deride ter ve yağ bezlerinin sekresyonlarının PH'sı asit özelliğindedir. Ekzematöz lezyonlar. Piyojenik koklar veya gram-negatif bakterilerle sekonder infeksiyon gelişebilir (4). proksimal subungual. En sık görülen tırnak hastalığıdır. sıcak bir ortam oluşması. Bunların antimikrobiyal etkisi patojenik mikroorganizmaları ortamdan elimine eder. genel olarak allerjen maddenin temas ettiği yerde kaşıntılı eritemle başlayan ödem ve veziküllerle karakterizedir.rubrum ve T. En sık saptanan etken T. immünsüpresyon. tik deformiteleri. Ayak tabanı ve yanlarını saran hafif eritem ve belirgin deskuamasyonla kendini gösterir. tırnak hipertrofileri. unguis incernatus (tırnak batması). mantar ve ayağın diğer lezyonlarına bağlı olarak da meydana gelebilir (5). onychomadesis (tırnak dağılması). çoğunlukla öncesinde ayak derisi veya ayak tırnağı tutulmuştur. genelde yanlış ayakkabı seçimi. 1. gergin veziküller. Tırnaklar birçok yolla travma ve deformiteye uğrayabilirler.mentagrophytes’dir. Tinea unguium.

novokain. reçine. baume de peru. 2. iyot. bakalit ve kauçuk. Madeni yağlar. deforme olması ve yıpranmasının önüne geçilecek. çimento ve boya. 3. resorcin. ayakkabıyı ayağa uydurmamız mümkün olabilecek ve ayağın rahat etmesi sağlanabilecek. Ülkemizde ayakkabılar. İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi gelişmiş birçok ülke bilim adamları kendi insanlarının ayak ölçülerini bilimsel olarak ortaya koyup ayakkabı üretmektedirler. benzoate de benzyle. Ayakların sağlıklı oluşunda en önemli faktör olan ayakkabıların ülkemizde kendi insanımızın ölçülerine göre üretimi artık zorunlu hale gelmiştir. Dar ve uygun olmayan ayakkabı giyenlerde ayak parmaklarının üst ve alt aralarında tabanlarda tazyik neticesinde clavus'lar meydana gelebilmektedir. Fransa. kauçuk. Sinirlere baskı yaptığı için çok ağrı verirler ve bu ağrılar neticesinde kişiyi hareketsiz bile bırakabilirler. ayağa iyi oturmayan ayakkabılar. üretimin bilinçli bir şekilde yapılması sağlanacaktır (5). Deterjanlar. Bunlarla birlikte yanlış seçilen ayakkabılar ayakta ağrılı topukların oluşmasına neden olmaktadır. Bu kalıplar hem ayağı rahatsız etmekte hem de ayakkabıların daha çok yıpranması. Ayakkabıların ayağa tam uyumu durumunda. 4. Morfolojimize uygun olarak yapılan ayakkabı kalıplarıyla imal edilen ayakkabılar sayesinde. Ayak şikayeti olan olguların %5. anormal yürüyüşler. Almanya. tutkal. Bunlar mercimek veya biraz daha büyük ve ortalarında corn denilen derinin dermaya doğru inen sivri uçları olan hiperkeratozlardır. 2. 3. sandalet ve terlikler gibi giyecekler. trofik bozukluklar ayakta nasır oluşumuna yol açmaktadır. dokuma. Bu şekil bozukluklarının içerisinde en yaygın olanı Hallux Valgus ve daha az olarak Mallet Finger'e ait bulunmaktadır. madeni malzemeler gibi ev eşyaları. Türkiye'de Türk insanına özgü ayakkabı standardizasyonu konusunda bir çalışma bulunmamaktadır. huile de cade. Naylon çamaşır ve çoraplar. 313 . Ayakların fazla terlemesi ve nemlilik ise yukarıda bahsedilen allerjen maddelerin eriyerek daha tesirli bir şekilde dermatozun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bunun için de ülke genelini temsil eden bir örnekle mutlaka ayakkabı standardı ölçüleri ortaya konulmalıdır (5). Ayakkabı üretim yüzdelerinin belirlenmesiyle elde gereksiz numara stoklarının önüne geçilip. ihtiyol. başka toplumların ayak morfolojisini yansıtan kalıpların ustalar tarafından kendi tecrübelerine göre değiştirilmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır. gudron. cila gibi mesleki maddelerdir (5). Ayak sağlığında ayak yapısının rolü büyüktür. civa. sülfamit gibi ilaçlar. Ayak sağlığında bu ölçülerin bilinip o nitelikte ayakkabıların üretilmesi gerekmektedir. Ayakların yapısal bozuklukları. deforme olması gibi problemleri de beraberinde getirmektedir. Toplumların vücut ölçümleri arasındaki farklılık ayak ölçülerinde kendini belirgin şekilde göstermektedir. metaller. lastik veya naylon ayakkabı. chrysarobine. 1. Ayak anomalileri ile ilgili yapılan araştırmalarda farklı genetik ve kültürel faktörlere sahip bir toplumdan elde edilen bir ayakkabı standardının başka bir toplumda aynen uygulanması önemli sağlık problemlerine neden olabildiği tespit edilmiştir. Bunun bize sağlayacağı yararlar.46'sında ayak anomalileri görülmüştür.

Bu nedenle spor sırasındaki kullanacağınız en önemli giyim eşyası spor ayakkabınızdır. Dar kalıplı . üstü basık. Öncelikle ayağımızın şekline uygun ayakkabılar seçmeye özen göstermeliyiz. çocukluktan başlayıp bütün yaşam boyunca süren bir alışkanlık olmalıdır. Ayak problemlerinin önemli bir kısmını yanlış ayakkabı seçimi ortaya çıkarır. Diğer yandan dayanıklı da olmalıdır. Ayakkabının sayası hareketli ve sağlam olmalıdır. bacak ve bel ağrılarına ve ayakta kalıcı deformasyonlara sebep olur. sivri burunlu. Ayağınızda bir sorun ya da eski bir yaralanma varsa. Ayağı iyi sarıp. Spor Faaliyetleri İçin Uygun Ayakkabı Seçimi (12) Ayaklarınız günlük etkinliklerinizde bile yeterince yük altına girmektedirler. Aynı zamanda ayağımızın günlük değişimleriyle de uyumludur. bir de enlemesine kemer (ark) oluştururlar. burkulmasına izin vermemelidir. Seçeceğiniz ayakkabı ayağınıza iyi oturmalıdır. ayak. ayak mantarına. Ayakkabının tabanı spor sırasında maruz kalınan darbe ve basıncı emebilme özelliğine sahip olmalıdır. acılı nasırlara. Ayakkabının ucu en az 45 dereceye kadar bükülebilmelidir. Ayakkabının doğal malzemelerden imal edilmiş olmasına özen göstermeliyiz. Ayağınızda bulunan 26 kemik ve bunlarla ilişkili eklem ve bağlar ayağınızda bir uzunlamasına. Kışlık ayakkabı ilkbaharda yazlık ayakkabı ise sonbaharda alınır. Tabanda tırtıllar varsa. Koşu sırasında ayak parmaklarının bükülmesine izin vermelidir. Tabanın orta kısmı ise bükülmemelidir. Basketbolda) ayak bileğini de kapsaması arzu edilir. Ayakkabı seçerken kriterimiz model ve renkten önce rahatlık olmalıdır. Rasgele ve sonradan genişler düşüncesiyle alınan ayakkabılar ayak sağlığını olumsuz olarak etkiler ve basma bozukluğuna. tırnak batmalarına. Topuktan yukarıya doğru aşil kirişini koruyucu bir yastıkcık bulundurmalıdır. Bağcıklı ayakkabılar ayağı daha iyi kavrar ve kan dolaşımını engellemeyecek şekilde ayarlanabilir. ayak parmaklarını yandan sarmalıdır. Böylece nasır ve diğer parmak zedelenmeleri engellenmiş olur. Ayakkabının topuk kısmı ise yumuşak ve kalın olmalıdır ve darbeleri rahatça emebilmelidir. Ayakkabının dili ve 314 . Ayakkabınız bu kemerleri iyi desteklemelidir. yüksek topuklu ayakkabılar nasır ve benzeri bir çok problemin davetiyesidir (9). hekiminize danışarak tabanlık ya da ortotik kullanılarak spora bağlı olası sorunlarınız engellenebilir. Bilinçli ayakkabı seçimleri yaşam süreci içinde oluşabilecek bazı sağlık problemlerini engelleyeceği gibi bazı problemlerin tedavisini de sağlayacaktır. ayrıca ayak tabanını iyice sarıp hareketini engellemelidir. En uzun parmağımız ile ayakkabımızın ucu arasında yarım santim boşluk olmasına dikkat etmeliyiz. Bazı spor türlerinde (örn. bilek burkulmalarına.Uygun Ayakkabı Seçimi Ayak sağlığına özen göstermek. ayak parmaklarında şekil bozukluklarına. bunlar uzun olmamalıdır ve tüm ayakkabı tabanına yayılmalıdır. Spor yaparken beden ağırlığınızın 3-4 katı fazlası ayaklarınıza yük olarak biner. çabuk yorulmaya. Ayaklar gün içindeki aktivite ile biraz büyüyeceğinden ayakkabı alırken öğleden sonraki saatler tercih edimelidir. İç tabanı arkları desteklemelidir ve taban özellikle parmakların bulunduğu uç kısmında yukarıya doğru kalkıp. Böylece burkulmalar ve su toplanması engellenmiş olur. Ayakkabının ön ucu esnek ve yumuşak olmalıdır. Ayağınızın solumasına izin vermelidir. Ayakkabı alırken her ikisi giyilip yürürken test edilmelidir.

İmalatta kullanılan malzemenin doğal deri olması sağlıklıdır. dinlendirmelisiniz. Yapacağınız spor türüne uygun ayakkabılar bulunur. 28 kemik ve kemikçik bir araya gelmiş.kenarları yumuşak kavçuklu olmalıdır. Ayakkabılarınızı uzun ömürlü olmaları için çorap ve ayakkabılarınızı sıkça değiştirmelisiniz. özellikle ileri yaşlarda düşen kırık. Ayak kemiklerinin doğru teşekkül etmesine yardımcı olur. Ortopedik ayakkabının üretilmesi özel bilgi ve düzen gerektirir. Ortopedik ayakkabılar ayağın ağırlık taşıma ve ayağın hareket noktaları ile uyumludur. Ayakkabının iç tabanı erkenden yıpranacağı için. mümkün olduğunca yukarıda bağlanması arzu edilir. Ortalama 750-800 km'lik bir koşu mesafesinden sonra aşınmalar had safhaya ulaşır. Bunun için aşınmalara dikkat edin. Taban altı basınç dağılımı dengelendiği için nasırlı bölgeler tırnak patlamaları ve bunların sebep oldukları ağrılar azalır. tenis oynayacaksanız yanları destekli. Ortopedik ayakkabı ayak tabanına temas eden iç düzeni. Ayakkabı alırken. En uygun ayakkabı ayağı sıkmadan. Ayağındaki basış bozukluğunun farkında olmayıp buna bağlı olarak. Dolayısıyla fazla kilolardan kurtulmak 315 . İçine yerleştirilen özel destekleyiciler bitmiş bir ayakkabıya takıldığında dışarıdan görünmez. ayak için uygun şekli alabilir. ayaklar sağlıklı oldukları sürece bir nebze olsun onları düşünmez. Bağcıkların ayak bileği hareketini fazla engellemeden. çünkü bunlar yaralanmalara ve ağrılara neden olabilirler. Ortopedik ayakkabı ayaktaki ağırlık taşıma noktalarını destekler. Vücudumuzun bütünü ile ayaklar üzerine bindiği ve bu yükü bir ömür boyu taşıdıkları halde. iç tabanı yumuşsak ve katı topuk desteği olan bir ayakkabı önerilir. yürüyecekseniz tabanı sert. Birinci ayak parmağı ile ayakkabı ucu arasında 1 cm'lik boşluk olmalıdır. neredeyse hiç kimse. Taban düşüklüğü olanlarda böyle bir ayakkabı giyilmezse yaşlılık zamanlarında ağırlığa ayak bileği şekil bozuklukları. ayak baş parmağının yanında kemik çıkması ve ayak parmaklarında deformasyonlara rastlama olasılığı artar. sıkı biçimde ayağa oturanıdır. kasların. Esneme kabiliyeti vardır. Örneğin koşacaksınız topuk tabanı kuvvetli. Derinin gözenekli yapısı ayağın teneffüs etmesini sağlar. onları kalıba almalı ve doğal koşullarda kurumalarına izin vermelisiniz (güneşte ya da ocağın karşısında kurutmayın çünkü derinin setleşmesine neden olur). onu değiştirmenizde yarar vardır. Ortopedik Ayakkabı Kullanımı Yürümeye başladığımız andan itibaren seçilen doğru ayakkabılar her zaman vücut sağlığımızın destekleyicisidir. Ancak ayak parmaklarınıza da yeterince hareket olanağı sağlamalıdır. Dolayısıyla ayakkabıyı sadece dış görünüşüyle değerlendirmek yanlıştır. Basış bozuklukları doğru ortopedik ayakkabı kullanımıyla önlenebilir. ayakkabınız 6-9 ayda aşınacaktır. Ortopedik ayakkabılar vücut dengesi için çok önemlidir. sporda giyeceğiniz çoraplarla ve öğleden sonra deneme yapın. bağ dokularının ve sinirlerin harika bir uyumu ile harekete geçirilmiştir. Şekli çabuk bozulmaz. Yürürken ayak kaslarına ve kemiklerine dengeli yük binmesini sağlar. Basış problemleri çabuk yorulmaya sebep olur. Düzenli spor yaptığınız durumda. Hatta mağazanın içinde yürüyerek ya da koşarak ayakkabının uygunluğuna bakın. çatlak ve ciddi kas zedelenmeleriyle karşılaşanlar vardır. ayakkabının dış tabanı ve saya bölümü ile beraber düşünülmelidir. Çocuklara giydirilen ayakkabılar sağlıklı ayak ve bacak gelişimini destekler. ayakkabılılarınızı temiz tutup.

verimliliği artırır. b. Kalitesiz malzemeden (lastik) üretilmiş ayak giyeceklerini kullanmamalıdır. Ayakkabının ayağa uyumlu olmasını sağlamalı ve ayak travmaları engellenmelidir. genişlik. Bacak damarlarında varis ve dolaşım problemi olanlarda ortopedik ayakkabı özellikle ayakkabı kullanımı tavsiye edilir. Vücudun rahat taşınmasını sağlar. 316 . Yorgun ayakları dinlendirmek için ılık su ile yıkadıktan sonra kremle masaj yapmalıdır. b. c. a. hiçbir yerini sıkmamalı. solüsyon kullanıp ayakları havalandırmalıdır. Çorap büyüklüğü ayakla uyumlu olmalıdır. Doğal malzemeden mamul olması sürekli kapalı ortamda bulunan ayakların cilt sağlığının korunması için önemlidir. 3. Doğru bir ortopedik ayakkabı omuriliğin duruşunu destekler. kan dolaşımını engellemeyecek ve ayakkabı içinde kıvrımlar yapmayacak nitelikte olması sağlanmalıdır. Doğru ayakkabı ve sandaletler ayağı egzersiz yaptırır (9). kalp damar cerrahisi uzmanı doktorlar ve fizyoterapi uzmanları birlikte çalışmalıdır. geriyatri. batık tırnak ve mantar gibi rahatsızlıkların oluşmasını engeller. Bu amaçla genel pratisyen doktorlar. Ayakkabılar yürüme ve durma hallerinde ayağın şekline tamamen uyacak tarzda olmalı. Ayak bakımına özen gösterilmelidir. d. Bunun yanında genel olarak ayakların korunmasında aşağıdaki önlemlerin alınması gereklidir (5). Sonuçlar Ayak sağlığını korumak için koruyucu tedbirleri almak ve bunları belirli bir disiplin içinde değerlendirmek gerekmektedir. a. Bu amaçla. Ortopedik ayakkabılarda bulunan özel derinlik. a. Ayakkabılar seçilirken ayağı sıkmayacak. Ayaklarda aşırı terleme ve maserasyon engellenmelidir. 1. f. b. 2. kumda çıplak ayakla yürüme egsersizleri yapılmalıdır. Ortopedik ayakkabı sadece ayak için değil bütün vücut için faydalıdır.yada kalp sağlığı için yapılması gereken egzersizler bu sebepten ihmal edilir. Yazın kapalı ayakkabı kullanmamalıdır. dahiliye. Ayak kaslarını ve kemerini güçlendirmek için ayak altında oklava yuvarlama. Bunun sağlanması için. yere saçılmış bilyeleri ayak parmaklarıyla toplayıp bir kutuya atma. Ortopedik ayakkabı kullananların yorulmadan uzun mesafeler yürüyebildikleri tespit edilmiştir. Uzun süre ayakta ve hareket halinde olmamaya özen gösterilmelidir. Hanımların giydiği yüksek topuklu dar ve basık kalıplı ayakkabılar dolaşımı olumsuz yönde etkiler ve şikayetlerin artmasına sebep olur. Nasır. e. Ortopedik ayakkabı ayakta önemli taşıyıcı noktaları desteklediği için yürüyüşü rahatlatır. bağcık ve sağlıklı topuk yüksekliği kanın damarlarda rahatça dolaşarak kalbe geri dönmesine yardımcı olur. Böylece kişinin yorulmasını geciktirir. ortopedi. Derinin buharlaşmasını engelleyen sentetik çorap kullanılmamalı ve her gün çorap değiştirilmelidir. Sıcak mevsimlerde ayağın terleme olasılığı fazla olduğundan bu dönemlerde ayakları kuru tutmak için pudra. çok geniş olmamalıdır.

Şeker hastaları. Tırnakların kenarını kesmeyin. Ayak ağrılarını kulak arkası etmeyin. 3. 6. 6. 1. Aşırı yıpranmış ayakkabıları mümkünse kullanmayın. Türkiye çapında multidisipliner bir katılımla antropometri çalışması yapılmalı ve Türk ayakkabı standartları çıkarılmalıdır (5). Her gün aynı ayakkabıyı kullanmayın. Bu inceleme esnasında kontrol etmeniz gereken noktalar aşağıda sıralanmıştır. 4. Sandalet giyiyorsanız güneşli havalarda vücudunuz gibi ayaklarınızı da krem leyin (9). Ayağınızı. Bu temel bilgiler ışığında ayak sağlığında dikkat edeceğimiz temel kuralları şöyle sıralıya biliriz.Tırnaklarınızın etrafında kızarıklık ve şişlik olmamalıdır. özellikle parmak aralarını düzenli olarak yıkayın ve çok iyi kurulayın. koşu ayakkabısı giyin. ayak derisinde tekrarlayan sertlik veya nasır. sinirler hassasiyetini yitirebilir. Kalıcı ağrı varsa bir uzmana görünün. Ayakkabının ayağa göre olması önemlidir.c. Ayakkabı alışverişinizi ayaklarınızın şiş durumuna denk getirin. 5. Giyimin (özellikle ayak giyeceklerinin) sağlıkla olan ilişkisi konusunda sağlık eğitimi verilmelidir. yapılacak iş markaya bakmadan en uygun ve en rahat ayakkabıyı seçmektir. Ayak tırnaklarını düz kesin ve çok kısaltmayın. Yaptığınız etkinliğe uygun ayakkabı seçin. 7. Ayak cildiniz hasarsız ve yumuşak olmalı. Ayak tırnaklarına gerekli özen gösterilmeli. Her gün ayakkabı değiştirmeli ve iş yerinde yapılan işin niteliğine uygun ayakkabı kullanmalıdır. 4. Ayak parmaklarınızın aralarında baskı belirtisi veya çatlak 317 . Örneğin koşarken gündelik ayakkabınızı değil. Yara ve enfeksiyona açık ortamlarda yalınayak yürümeyin. Gerekli özeni gösterdiğiniz takdirde. Ayaklarınızdaki ısı ve renk değişmelerini. fazla uzatmamalı ve mümkünse pedikür yapılmalıdır. 2. topuklarınızda çatlaklar olmamalıdır. Günlük ayak muayenesi: Ayaklarınızı her gün incelemelisiniz. Çünkü bu gurup enfeksiyona eğilimlidir. 7. bunların neden olacağı olumsuz sonuçları önlemeniz mümkündür. 8. Cildinizde ve topuğunuzda yara ve çatlaklar oluşabilir. 5. Ayakları devamlı kuru ve temiz tutmalıdır. yaraları inceleyin. Ayağın herhangi bir yerindeki büyüme normal addedilmez. Derinizin renginde tekrarlayan bir leke olup olmadığına dikkat etmelisiniz. Batık tırnaklara neden olabilir. 8. Ayakkabı seçiminde halihazırda bir kalıp karmaşası söz konusu olduğundan. Yıllar sonra ayaklardaki kan dolaşımı yavaşlayabilir. kan dolaşımı problemi olanlar ve kalp hastalarının tırnaklarının başkaları tarafından kesilmesi daha doğrudur. Diyabetliler için Ayak Bakımı (10) Diyabetliler için ayak bakımı çok önemlidir. Kalınlaşan veya düzensiz büyüyen tırnaklar mantar belirtisi olabilir.

kurulayınız. Ayağınızda fark ettiğiniz küçük yaraları gazlı bez ile kapatmalı ve akıntı 318 . küçük olsalar bile tedavi edilmelidirler.10 dakika beklettikten sonra sabun ile yıkayarak temizleyiniz. Giydiğiniz ayakkabı ve çoraplar çok sıkı olmamalıdır. Ayakların ağrıyı hissetmediği unutulmamalıdır. Üst üste binen parmakların arasını pamukla desteklemelisiniz. jilet. Uzun süren ayak banyolarından kaçınınız. Tırnaklar kesilirken çok dikkat edilmelidir. Yıkama işleminden sonra. Ayaklarınızın bazı bölümlerini görmeniz zor oluyorsa bir ayna kullanarak sorunu çözebilirsiniz.olmamalıdır. Ayak yaraları: Tüm özeninize rağmen. topuk gibi basınç altında bir yerde oldukları taktirde. sıcak su ve ütü ile ısıtmaktan kaçınmalısınız. bunlar ayaklarınızın esnekliğinin bozulmasına neden olur. fakat parmak aralarında krem kalmamasına dikkat etmelisiniz. Kuru cilt: Ayak cildiniz çok kuru olmamalıdır. Ayak tırnakları: Ayak tırnakları mümkün olduğunca düzenli olmalıdır. ayak cildiniz kuruyorsa alkolsüz yağlı krem. Ayak temizliği: Ayaklarınızı her gün ılık suda 5 . Kabarcıklar: Ayaklara fazla iş yüklendiğinde veya uygun olmayan ayakkabılar giyildiğinde kabarcıklar oluşabilir. makas yardımı ile kesilmemeli. terliyorsa pudra sürünüz. Yanık olasılığına karşı ayaklarınızı elektrikli battaniye. Banyodan sonra tırnakları yumuşakken düzeltmek daha kolay ve uygun olur. zaman zaman ayağınızda muhtelif yaralar oluşabilir. Kuru ciltte çatlak ve yarıklar kolayca oluştuğu için ayaklarınızı yıkadıktan sonra kremlemeli. Eğer ayaklarınız gün boyu sıcak ve nemli olma eğiliminde iseler parmak aralarına talk pudrası sürebilirsiniz. Tırnak batmalarının tedavisi cerrah tarafından yapılmalıdır (11). Patlamasını önlemek için üzerine bir parça gazlı bez yerleştirebilirsiniz. diabetik ayak polikliniğine başvurulmalı ve özel cihazlarla nasır temizliği yapılmalıdır. Eğer ayağınızda siğil varsa banyoda ve yüzme havuzlarında yalın ayak olmaktan kaçınmalısınız. Ayak polikliniklerinde nasırları düzenli temizlenen ayaklarda. Nasırlı cilt: Eğer ayaklarda nasır oluşmuşsa. makasın ucu sivri olmamalı. pedikür yapılmamalıdır. Ayağınızı sabunla temizledikten sonra durulayıp. Siğiller: Siğil enfeksiyonu hem çocuklarda hem de erişkinlerde görülebilir. Kendiliğinden de iyileşebilen siğiller. Her şeye rağmen patlamışsa ve akıntı yapıyorsa gecikmeden doktorunuza başvurunuz. Tırnaklar düz kesilmeli. masaj ve egzersiz yararlı olur. Ayağınızdaki kabarcıklara çok dikkat etmeli ve kesinlikle patlatmamalısınız. asla nasır ilacı kullanılmamalıdır (11). Parmak aralarının kurulandığından emin olunuz. Ayak sıcaklığı: Ayaklarınızın üşümeye eğilimi varsa. Nasırlar bıçak. Tırnakları düz bir şekilde kısaltınız ve derin kesmekten kaçınınız (10). oluşma riski olan her iki ülserden birini önlemek mümkündür.

bir veya birkaç tırnağınıza baskı yaparak olumsuz sonuçlara yol açabilir. Uygun olmayan ayakkabılar nasır. sert yerlerini dışa doğru çeviriniz. Ayakkabılarınız yumuşak deriden ve kapalı olmalıdır (11). Çünkü kuvvetli egzersizler ayakların uzunluğunu arttırırlar. adele sıkışması gibi sorunlar yaratır (10). Diğer taraftan ayak uzunluğunuz şişme nedeni ile gün boyunca değişime uğrayacağı için bir yerine iki ayakkabı kullanmanız daha sağlıklı olabilir. Ancak uygun ayakkabıların giyilmesi ve iyi bir ayak bakımı ile yaraların önüne geçilebilir. Ayakkabı seçimi çok önemlidir. Yaranızın iyileşmesi gecikiyorsa lütfen doktorunuza başvurunuz. kirlendikçe değiştirmelisiniz. Günün son saatlerine doğru ayaklarınız şişebilir. Ayakkabı almadan önce bir kağıdın üzerine ayağınızın sınırlarını çizerek ayak kalıbınızı çıkarabilirsiniz. Spor ayakkabıları: Bu ayakkabılar günlük ayakkabılardan geniş olmalıdır. Kaldırırken cildinizi zedeleyebileceği için flaster kullanmayınız. Ancak bu olanakların kısıtlı olduğu koşullarda yumuşak ve hava tabanlı spor ayakkabıların giyilmesi de ülserin gelişimini önleyebilir. ayağı sarmalı ve şeklini muhafaza edebilmelidir. sert tabanlı. Bu nedenle. Eğer egzersiz sırasında spor ayakkabılarınız dar geliyorsa. Ayakkabılar: Ayaktaki şekil bozukluklarının düzelmesi mümkün değildir. Bu kalıbı alacağınız ayakkabının içine koyup deneyerek daha rahat karar verebilirsiniz. ayağa uygun ve rahat ayakkabılarla önlenebilir. Sivri burunlu. özellikle diyabetli çocukların ayaklarının gün boyu lastik botların içinde kalmasına izin vermemeniz yararlı olur. Kullanacağınız tabanlıklar. ayak ve ayakkabınızla orantılı olmalıdır. Tabanlıklar: Tabanlıklar ayakkabının yarattığı basınç ve buna bağlı nasır.yapıp. kullandığınız ayakkabılara. En doğrusu ayağın yeni bası noktalarının saptanması ve ona uygun tabanlık ve ayakkabı yapılmasıdır. nasırlı deri ve yara oluşumunu önlemek için kullanılır. Ayakkabınızın genişliği ayak genişliğiniz kadar olmalı. siğil. Eğer böyle bir durum yoksa gazlı bezi günde iki kez değiştirmeniz yeterlidir. Naylon çorap giymeyi tercih ediyorsanız. Yalın ayak yürümekten kaçınmalı. Günlük ayakkabılar: Ayak yaralarının yaklaşık yarısı. Çoraplar: Sağlığa en uygun çoraplar yünlü veya pamuklu olanlardır. Çünkü diyabet hastaları farkında olmadan ayaklarına iki numara küçük ayakkabı alabilirler. Ayrıca ayak parmaklarınızın çorabın içinde rahat hareket edebilmesi için dar olmamasına dikkat 319 . Yeni ayakkabılar alıştıra alıştıra giyilmelidir (9). Ayakkabı seçerken uzman yardımı almak gerekir. çorap ve tabanlık gibi koruyuculara dikkat etmelisiniz. Temel ayak fonksiyonlarınıza engel teşkil etmemeli ve kenarları sert olmamalıdır. Bu nedenle satın alacağınız ayakkabıların seçimi için öğle vakti daha uygundur. Lastik botlar: Yağmurlu havalarda çok pratik olmakla birlikte bu botlar aynı zamanda sıcak ve nemli bir ortam yarattıkları için sağlığa uygun değildir. dar ayakkabılar asla kullanılmamalıdır. Diyabetliler için ayaklarını dış etkenlere karşı korumak çok önemlidir.

bu hareketi 5 kez tekrarlayın. fosfor. Yürüme: Normal yürüme kan dolaşımı problemi olan kişilerde uygulanabilecek en kolay egzersizdir. Diyabetlilerin ayaklarına gösterecekleri özen yaşamlarını daha da kolaylaştırır. A ve D vitaminli besinleri. Şeker hastaları için ayaklarını dış etkilere karşı korumanın ne kadar önemli olduğunu unutmayınız. sindirimin olumsuz etkilenmesine yol açar (7). Ayaklarınızı açık fakat paralel olarak yere koyun. Aynı zamanda merdiven çıkmak asansör kullanmaktan daha iyidir. örneğin süt. rahim içi yaşamı döneminde annesinin kalsiyum. Durabildiğiniz kadar durup ayaklarınızı indirin ve sallayın. Ayağa kalkın.ediniz (10). Tırnaklarınızı düz bir şekilde kesiniz. Her iki ayağınıza bu egzersizi iki üç kez uygulayın. çatlak gibi şüpheli bir belirti olup olmadığını kontrol ediniz. Ellerinizi dizlerinizin üzerine. Ayak kasları ve çatlaklar için bir sandalyenin üzerine oturun. Her gün yarım saat yürümek ve daha sonra süreyi arttırarak devam etmek hastalara zarar vermez. 5. Fazla soğuk ve fazla sıcaktan kaçınınız. Bir kalemi ayak parmaklarınızın yanına paralel olarak 1 cm uzağına koyun. Ayak cildinizin bakımını ihmal etmeyiniz. Kişinin dişlerinin sağlıklı olup olmayışı kimi etmenlere bağlıdır. Böylece ayağınızın iç kısmındaki kaslar çalışmış olur. Aynı uzaklığı daha kısa sürede yürümek de çok yararlıdır. ayaklarınızı zemine koyun. Ayak parmaklarınızı gerin ve 20 saniye gergin tutun. Bir elinizle bileğinizi kavrayın ve ayak baş parmağınızı kaleme doğru hareket ettirin. sebze ve meyveleri yeterince alıp almamasıyla ilgilidir. nasır. Aşağıdan yukarıya çıkmakta zorlanıyorsanız yukarıdan aşağı inmeyi tercih edebilirsiniz. Aynı hareketi diğer ayağınızla da yapın. Sonra ayağınızı küçük parmağınıza doğru bükerek basınç uygulayın. Ancak hayatı doğrudan tehdit etmediği için gereken önem verilmemektedir. Aynı hareketi iki ayağınızla aynı anda tekrar yapın. Ağızdaki olumsuzluklar diş sağlığının bozulmasına. Ağızda ve dişlerde yapısal ve işlevsel herhangi bir bozukluğun olmaması. Ayak baş parmağınız yere değene kadar topuğunuzu yukarı kaldırın. Dikişli çoraptan kaçınılmalıdır (9). Bunların en önemlisi. Ayakkabı seçerken uygun ve rahat olanını tercih ediniz. Özet Diyabetlilerin ayak bakımı önemlidir. Sonra ayaklarınızı sallayın. Ayaktaki kaslar için bir sandalyenin üzerine oturun. Bu nedenle: Ayaklarınızı her gün düzenli olarak inceleyerek yara. ağız ve dişlerin görevlerini tam olarak yapabilmeleri durumu “ağız ve diş sağlığı” nın varlığını gösterir. Ayak ısınıza dikkat ediniz. Tüm basınç önce baş parmakta toplanıp.AĞIZ ve DİŞLER (7) Diş ve diş eti hastalıkları ülkemizde ve dünyada en önemli sağlık sorunları arasındadır. Kişinin beslenme alışkanlığı ve diş 320 . Ayak parmağınız üzerinde yükselebildiğiniz kadar yükselin. fakat bu esnada derine kaçmayınız. Ayak egzersizleri: Bacak arka kasları için ayağa kalkın. sonra küçük parmağa doğru ilerleyecektir. Yapacağınız egzersizlerin ayak ve bacak kaslarının güçlenmesinde ve yaraların önlenmesinde yararlı olacağını unutmayınız.

Dişler iyi temizlenmeyecek olursa ağız içerisindeki bakteriler yiyecek artıklarındaki şekerli maddeleri kullanarak onu saydam. diş etlerinin önemli hastalık nedenlerinden birisidir. mide ve sindirim sistemi bozuklukları. Bu plaklar bakterilerin diş üzerinde tutunmalarını da kolaylaştırılırlar. Diş Çürümesi: Diş çürüklerinin oluşmasında üç temel etmen bulunmaktadır: Duyarlı bir diş yüzeyi. yani kabaca. Diş hekimleri gerektiğinde dişlerin filmini çekerek gözle görünmeyen diş oyuklarını da belirleyebilirler. yapışkan bir madde haline getirir ve dişler üzerine yapışmasını sağlar. Doğal dişlerin uzun süre dayanmasında ağız ve diş bakımının önemi çok büyüktür. diş eti hastalıklarının oluşumunu ve ilerlemesini önler. Hiçbir şey kendi doğal dişlerimizin yerini tutamaz. Kalıcı dişlerin erken dökülmesi beslenme sorunlarına neden olur. Ağza takma diş takılmasına olan ihtiyacı azaltır. Enfeksiyonların sürekli yinelenmesine neden olan bir odak oluşturabilir. Ağız ve diş sağlığında en önemli iki hastalık diş çürükleri ve diş eti iltihaplanmalarıdır. Diş ağrısının olması için diş çürüğünün çok ilerlemiş olması gerekir. mikroorganizmalar için elverişli yiyecek artıkları. Diş plağı. ve bakterilerin kendilerinin oluşturdukları asit diş minesinin erimesine neden olur. bunların parçalanmasına ve asit oluşumuna yol açacak mikroorganizmaların varlığı. Çürük daha da ilerlerse diş özü bölgesinde ve çene kemiği içerisinde cerahat oluşmaya ve birikmeye başlar. Diş çürüğü dişte oyuklar yaparak dişin yapısını bozan ve kendi kendine iyileşmeyen bir hastalıktır. Yemeklerden sonra dişlerin fırçalanması ve diş ipi kullanarak yemek artıklarının çıkarılması dişlerin çürümesini. karmaşık ve pahalı tedaviler gerekebilir. 1. Dişler düzenli olarak fırçalanır ve bakımlarına özen gösterilirse mikroplar onlara zarar veremezler. Bu birikintilere plak denir. Ağızda dişlerin çürümesi diğer organların sağlığını da bozar. Besinlerin tatlandırılması için kullanılan şekerli maddelerin içinde bulunan asit. Besinler içinde diş çürümesine en çok neden olanlar karbonhidratlar. Buna diş apsesi denir. Diş sağlığının bozulması vücuttaki diğer organları da etkileyebilir. alttaki tabakada geniş ve derin bir oyuk meydana getirir. hem de sosyal ve ekonomik açıdan önemli katkılar sağlar. kalp hastalığı gibi bir çok hastalığın oluşumuna neden olabilmektedir (7). Kalp. Diş çürüklerinin erken dönemde tanınması dişlerin kaybedilmesini engelleyebilir veya en azından geciktirebilir. şekerli gıdalardır. Diş minesinin erimesinden sonra çürük hızla ilerler. eklemler vb. Diş çürüklerinin tedavi edilebilir dönemde belirlenmesi için ağrı oluşmasını beklemeden senede en az iki kez diş hekimine giderek dişlerin muayene ettirilmesi gerekir.temizliğine verdiği önem de diş sağlığını etkiler (1). kalp ve böbrek hastalıkları. Bu hem sağlık açısından. Diş çürüğü diş özüne doğru ilerledikçe dişler ağrımaya başlar. Diş eti hastalıkları kimi zaman diş yuvasının bulunduğu çene kemiğinin erimesine kadar ilerleyen bir etki yapabilir. böbrek. Böylece oluşan erime bölgelerinden giren mikroplar kolayca alttaki yumuşak dokuya ulaşabilirler. Eğer diş hekimi tarafından daha başlangıcında tedavi edilmeyecek olursa çürük diş için daha zor. 321 . yapılarda önemli sağlık sorunlarına yol açabilen enfeksiyonlara kaynaklık edebilir (7). Dişlerin ağrımaması sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Eklem romatizması. Neredeyse bütün sistemleri olumsuz etkileyen sürekli enfeksiyon odağı haline gelebilir.

Dişlerde gelişim bozuklukları varsa erken dönemde özel diş hekimliği dallarında uzmanlaşmış birimlere başvurularak gerekli tedavi sağlanmalıdır. ağız bakım yetersizliği ağız kokusuna neden olabilir. Bunun altında daha yumuşak bir yapı vardır. Canlılığını kaybetmiş olan dişler gri renkte görülür. Aşırı derecede flor dişlerin sararmasına neden olabilir. Bu nedenle yılda en az iki kez diş hekimine muayene olunması önerilir. Dişlerin Gelişim Bozuklukları: Ağızda kapanma bozukluklarına neden olan diş düzensizlikleri dişlerin çürümesini kolaylaştırır ve daha erken dönemde dökülmesine yol açar. Burada bol miktarda damar ve sinir bulunur. Diş eti kanamalarında diş hekimi muayenesi zorunludur. Bu bölüme dişin boyun bölümü denir. solunum sistemi hastalıkları. sinüzit. 3. Diş üzerindeki plaklar bunun en önemli nedenidir. Diş eti hastalıkları. Ağız kokusu olduğunda nedeni araştırılmalıdır. aşırı tatlı ve şekerli yiyeceklerden olabildiğince kaçınma bunlar yendiğinde ve diş eti hastalıklarının önlenmesi için de diş fırçalama ve düzenli diş hekimi kontrolleri önemlidir. Bu hal sosyal ilişkileri de etkiler. Diş çürümelerinin önlenmesinde sularda yeterli flor olması.2. Aşırı asitli ve şekerli yiyecekler mikroorganizmaların etkisini artırır. Düzensiz dişlerin en önemli nedeni süt dişlerinin zamanından önce yitirilmesi olabilir. Sigara içenlerin dişleri kahverengimsi bir renk alır. sindirim sorunları. Diş etleri. Hamilelikte ve süt çocukluğu döneminde kullanılan antibiyotikler ve bazı ilaçlar dişlerde kalıcı renk değişikliklerine neden olabilir. ceviz vb. Bazı metabolizma hastalıkları da ağızda kendine özgü kokular yapabilir. Diş kökü diş yuvasında çene kemiğine özel doku uzantıları ile sıkıca bağlanmıştır. diş yuvaları ve ağız tabanındaki iltihaplanmalar genel olarak diş eti hastalığı olarak bilinmektedir. Tedavi edilmeyen diş eti iltihapları çene kemiğinin de iltihaplanmasına ve zarar görmesine yol açabilir (7). bademcik iltihabı. alt ve üst çene arasındaki ilişkinin bozulmasına neden olabilir. diş çürükleri ağız kokusuna neden olabilir. İltihaplı diş etleri kolayca kanar. Bunun sonucunda çıkan kalıcı dişler birbiri üzerine gelecek biçimde yerleşebilirler. Ağız ve Diş Sağlığı Nasıl Korunur? Diş hastalıkları ve diş sağlığının korunması açısından erken tanı çok önemlidir. Diş eti hastalıkları en önemli diş sağlığı sorunları arasındadır. Başlangıç döneminden itibaren diş etleri kolay kanar. Diş minesinin koruyucu etkisi ortadan kalkar (7). kabuklu yiyecekler dişlerle kırılmamalıdır. Diş gövdesi diş etine ve onun altındaki kemiğe girdiği bölümde daralır. Çiğneme ve temizleme güçlüğü yaratırlar. En içte ise diş özü vardır. 4. Çene kemiği içinde kalan bölümüne ise dişin kök bölümü adı verilir. kötü ağız kokusuna yol açarlar. Sigara dişlerde renk değişikliği yapar. Düzensiz dişler konuşma bozukluklarına ve görünüm bozukluklarına neden olabilir. Ağız hijyeninin bozukluğu ile yakından ilişkilidir. Ayrıca. fındık. Bunlar diş minesinin çatlamasına ve bakterilerin etkisinin artmasına neden olur. diş ipi kullanılması. Çocuklarda hatalı olarak kullanılan bazı ilaçlar da dişlerde renk değişikliğine neden olabilir. Bu nedenle hekim önerisi olmaksızın ilaç kullanılmamalıdır (7). Diş Eti Hastalıkları: Dişin diş eti dışında görünen bölümü diş minesi denilen sert bir tabaka ile kaplanmıştır. düzenli olarak dişlerin fırçalanması. 322 . Dişler sert cisimlerle karıştırılmamalı. Düzensiz dişler.

c. Bu artıklar en önemli çürük nedenlerindendir. Bu tıkaca buşon denir. Otuz santimetre kadar diş ipi alınır. İp. Sağlıklı diş etleri fırçalama sırasında kanamaz.Uygun fırça seçildikten sonra dişler en az günde iki kere düzenli olarak fırçalanır. yumuşak ve daireler çizecek biçimde. Dış kulak kanalını herhangi bir cisimle temizlemeye çalışmak. Diş Fırçalama Tekniği: Dişlerimizi korumanın en etkili yolu düzenli olarak fırçalamaktır. Kulaktaki salgı ile toz ve diğer partiküller birleşerek kulak kirini meydana getirir. Diş fırçaları birkaç ayda bir. İp diş etine kadar indirildikten sonra ağız boşluğuna doğru diş aralarını sıyıracak biçimde indirilir. Ağız içinde kolay hareket ettirilmesi ve arka dişlere rahat ulaşabilme açısından fırçanın kafasının fazla büyük olmaması tercih edilir. Gerektiğinde ara yüzlerin etkin olarak fırçalanmasını sağlamak üzere ara yüz fırçaları kullanılır. Bu işlemde fırça eğik tutularak. Diş macunu ağıza verdiği hoşa giden koku ve his nedeniyle diş fırçalanmasını kolaylaştırır. 6. Bu hareket sırasında sert olunmamalıdır. Dış yüzeylerden başlayan fırçalama sert darbeler halinde değil. Diş fırçası 45 derecelik açı yapacak biçimde tutulur ve diş eti hizasından başlanarak ağız boşluğuna doğru fırçalamaya başlanır. Diş fırçası kişiye ait bir araçtır. Daha sonra fırça. Fizyolojik olarak çiğneme esnasındaki kulak kiri parçalar halinde dışarı atılır. Daha sonra dişlerin iç yüzeyleri aynı şekilde fırçalanır. buşonu çekmek çok zararlıdır. Aynı uygulama diğer bir parça ip alınarak alt dişler için de tekrarlanır (7). c. Diş İpi Kullanımı: Diş ipi diş aralarında kalan yiyecek artıklarının uzaklaştırılması açısından çok yararlı bir araçtır. Diş fırçalanmasında fırçanın duruşu dışındaki temel hareket aynıdır: Fırça diş eti çizgisine eğimli olarak yerleştirilir. Kulak kanalındaki salgı bezleri kulak kanalına yağlı salgı salgılarlar.5. ön dişlerden arka dişlere doğru yapılmalıdır. 6-KULAK TEMİZLİĞİ (6) Dış kulak yolu ve kulak kepçesi arkası çok çabuk kirlenen bölgelerdir. Diş ipinin bir bölümü bir elin orta parmağına diğer ucu da diğer elin orta parmağına dolanır. diş etinden ağız boşluğuna doğru hareket ettirilir. en geç altı ayda değiştirilmelidir. b. a. Fırçalama işleminin en az iki-üç dakika sürmesi gerekir. Dış 323 . Diş fırçalamanın ilk adımı doğru fırça seçimidir. İpin bir bölümü ortada kalmalıdır. dişler arasından geçirilir. Aşırı kullanımlar diş sağlığı açısından zararlıdır. Dişler fırçalandıktan sonra diş ve diş eti çizgisi ile dişler arasında kalan yemek artıklarının temizlenmesi için diş ipi kullanılır. En uygun fırça naylon ve orta sertlikteki fırçalardır. b. Bunlarla ilgili önerilerini almak üzere diş hekimine başvurmak gereklidir. Atılmayan kulak kiri bazen kulak yolunu tıkayarak işitmeyi engeller. bir fırça boyu kadar kaydırılarak fırçalama sürdürülür. Ortada kalan ip bölümü işaret parmağı ile geriye doğru itilir. Bu durum bozulmadan küçük dairesel hareketlerle dişler fırçalanır. Bu sırada diş etinin kesilmemesine özen gösterilmelidir. d. Daha sonra dişlerin çiğneme yüzeyleri fırça düz olarak ileri geri hareket ettirilerek fırçalanır. a. Diş parlatma tozları diş hekimi önerisi olmadıkça kullanılmamalıdır.

ancak dışkının her milimetre küpünde milyonlarca bakteri bulunur. Ayrıca bu dönemde erkek ve kızların üreme organlarının etrafında ve koltuk altlarında kıllanma başlamıştır. Bu nedenle dışkılama sonrasında ilk temizliğin. yüzde bıyık ve sakal tarzında kıllanma da başlar. Kulak zarı bile delinebilir. Erkeklerde göğüste. gözle görünür bir kirlilik kalmayıncaya kadar yinelenerek her seferinde kuru temiz tuvalet kağıdıyla. Kulak temizliği ancak bir sağlık kurumunda uzman kişiler tarafından yapılmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken diğer noktaysa. daha sonra yine el değdirilmeden fışkıran suyla ya da ıslatılmış kağıtla yapılması ve bölgenin tuvalet kağıdı ile kurulanarak temizliğin bitirilmesi en uygunudur.kulak yolu kurcalandıkça salgılama işlemi bozulur. Bu nedenle terleme ve terleme sonrasında koku çok daha rahatsız edici olabilir. Dışkılama sonrası temizlik. 8-TUVALET SONRASI BEDEN TEMİZLİĞİ (7) Sağlıklı bir insanda idrar mikrop içermez. şişme. Banyo sırasında kulağa su kaçmasını önlemek için vazelinli pamuk tıkaç kullanılabilir. Erkeklerin üreme organlarında olan değişiklik büyüme ve gelişme tarzında olur. daha önce de belirtildiği gibi idrar çıkışı açıklığına ve kadınlarda vajina girişine mikrop bulaştırmamak için mutlaka önden arkaya doğru yapılmalıdır. herhangi bir yolla tekrar vücudumuzun iç ortamına bulaştıklarında hastalığa neden olurlar. tuvalet kağıdının ruloda kalan bölümünü kirletmemek. Bu işlem bittiğinde eller mutlaka etkili bir biçimde yıkanmalıdır. dışkı ile bulaştırmamak açısından önemlidir. Bu nedenle özellikle dışkılama sonrası temizliğin özenle yapılması çok önemlidir. dışkılama sonrası temizlik yapılırken ellere mikrop bulaştırılmamasıdır. Bunlar bağırsaklarımızdan atılmış olmasına rağmen. 7-CİNSEL BÖLGENİN TEMİZLİĞİ (7) Ergenlik dönemiyle birlikte kızlar ve erkeklerde üreme organlarında bazı değişiklikler olmaya başlar. hem daha sonra kendimizi hem de birlikte ortamı paylaştığımız insanları. buralara doğrudan temas yerine tuvalet kağıdı kullanarak dokunmak. kızarıklık. 324 . sifon ya da kapı kolu ve benzeri bir yüzeye dokunmak gerekiyorsa. Bu dönemden itibaren vücut temizliğinde banyo yapma dışında üreme organ temizliğine özel olarak önem vermek gerekmektedir. Özellikle ellerde istenmeyen bir bulaşmanın olduğu durumlarda kullanılan musluk. Enfeksiyon meydana gelir. Kıllı deride ter bezleri çok daha fazla sayıdadır. ağrı ve o bölgede ısı artışı gibi iltihap belirtileri görülmeye başlar. Temizliğe özen gösterilmediğinde mikroorganizmaların bu bölgelere yerleşmesi ile kaşıntı.

6. Daha Sağlıklı Olmak Ellerinizde. Ayak Sağlığında Patolojiler ve Koruyucu Önlemler.usakdiabet. sayfa 275-276. Ankara. 26.net/saglik/diyabetayak. Hijyen Koruyucu Hekimlik. Pediküloz (Bit Hastalığı). Hatiboğlu Yayınları: 1990. Samsun. 2.tr. 26.milliegitim.2004. Yüzeyel Mantar Enfeksiyonları ve Tedavisi.com/elhijyeni.2004 12. Ankara.Dr.htm. 13. 26.turkishoes. Temel Diabet Bilgisi. 4. org/Detail. Toplum Hekimliği. Somyürek Hİ. Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği.04. Somgür Yayıncılık: 1994. Tanım ve Tarihçe.2004. Mansur AT. http://www.KAYNAKLAR 1.Dr. 9. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Yayınları: 1. Türk İnfeksiyon Web Sitesi.2004 11. 3. 2003: 1(10).2004.Hakan Yaman.shtml.http://www. Tıp Fakültesi Spor Hekimliği AD. sayfa 7-23.org/diyabetbilgisi.04. Tekbaş ÖF.infeksiyon. Sağlıklı Yaşam Önerileri. Isparta. Ayak Sağlığı. Kişisel Sağlık Bilgisi. Oğur R. http://www.04. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Birimleri.shtml. sayfa 1-11. 2003: 2(1). Sağlığı Koruma Bilgisi.04.04. 2000: 21(3).edu. Sungur T. TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni. Yumurtuğ S. Hasde M.tr/gdb/temizlikgdb. El Hijyeni ve Dezenfektanların Kullanımı. Doç. Ankara.net/spor_ve_ saglik_ayakkabi. Murat Günaydın. http://saglik.sagmer. http://muratomu. Hasde M.hacettepe. 5. http://www. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji AD. Dirican R. 8. 26.asp?ctg. Uygun Ayakkabı Seçimi. Kişisel Sağlığı Koruma Önlemleri. 26. org/ html/saglik.Doç.2004 325 . 1980. Süleyman Demirel Üniversitesi. Hacettepe Halk Sağlığı Bülteni. Yrd.04. Diabetliler İçin Ayak Bakımı. 26. Güleç M. 26.04. htm. http://www. 7.2004 10.htm.tripod. TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni.html.

4. GIDA HİJYENİ Gıda hijyeni; herhangi bir gıdanın temizliği ve tümüyle hastalık yapan etmenlerden arınmış olması demektir. Gıda zehirlenmesi sonucunda %2-3 kalıcı olarak, böbrek rahatsızlıkları, menenjit, kalpde fonksiyon bozukluğu, romatizmal sendromlar, dalak apseleri vb. görülebilir. Bunun yanında ekonomik etkileri sonucunda Amerika Birleşik Devletlerinde yılda ortalama 6,5 – 35 milyar dolar, Kanada’da 1 milyar dolar, Avustralya’da 0,5–2 milyar dolar ekonomik kayba neden olduğu tahmin edilmektedir. Gıda zehirlenmesi vakalarının meydana geldiği yerler %85-70 ile yiyecek sektörü, %10-30 ev, %5-10 işlenmiş gıda endüstrisidir. Yiyecek sektörü çiğ et, tavuk, balık, yumurta, çiğ sebze ve işlenmiş gıdalar gibi çok sayıda riskli gıda maddesi kullanılması, emek yoğun olması nedeniyle çok riskli bir sektördür. Çiğ et , tavuk, yumurta, deniz ürünleri ve süt ürünlerinde mikrobiyolojik tehlike olarak, Salmonella, E.coli O157, Listeria, Campylobacter, Vibrio, Cl.botulinum, Cl.perfringens, Giardia, Cyclospora, kimyasal tehlikeler olarak ise veteriner ilaçları, ağır metaller söz konusudur. Zehirlenmelerde %70 et ve et ürünleri, %15 balık ve öbür su ürünleri ile %15 süt ve yumurta ürünleri sorumludur. Sebze ve meyvelerde Hepatit A, Salmonella, E.coli O157, Cl.botulinum, Giardia, Cyclospora gibi mikrobiyolojik tehlikeler ile pestisit / herbisit maruziyeti sonucu kimyasal tehlikeler söz konusudur. Tarladan ve çiftlikten gelen bu tehlikeler ancak iyi tarımsal uygulamalar ile kontrol altına alınabilir. Gıda işçisi kaynaklı tehlikeler en sık olarak Salmonella, E.coli O157, Shigella, Hepatit A, S.aureus, Norwalk virus olarak gözlenirken, en önemli nedenleri kişisel enfeksiyon, çapraz kirlenme, hatalı uygulamalardır. Kirli satış yerleri, kaplar, depolar, sahipsiz hayvanların gıdaları kirletmesi, kontamine suyla yıkanmış gıdalar, çiğ ve pişmiş gıdaların aynı yerde depolanması, yere yakın yetişen yapraklı sebze, meyveler, yere düşmüş gıdalar, kirli mutfak masası ve kap, kacak, yiyeceklerin hazırlandığı kapların ve yüzeylerin et suyuyla bulaşık bezlerle silinmesi, açıkta saklanan ve sineklerin kemiricilerin ve öteki hayvanların ulaşabildiği gıdalar, hasta hayvanlardan sağlanan besinler, örn. çiğ süt, yumurta, pişirme ve yeme sırasında hayvanlara dokunulması, hasta ya da yaralı besin işleyicileri, kirli ellerle besin hazırlanması, ya da yenmesi, meyve ve sebzelerin kontamine toprakta yetişmesi gibi yanlış uygulamalar sonucunda besinler sağlık için risk oluşturabilir. DSÖ’nün, Besin Hazırlanmasında Uyulmasını Önerdiği 10 kural aşağıda verilmiştir. 1. Kaynakta güvenli besin üretim tekniğinin seçilmesi 2. Besinin doğru biçimde pişirilmesi 3. Besinin hemen tüketilmesi 4. Besinin dikkatli bir biçimde depolanması 5. Besin doğru olarak ısıtılması 6. Pişmiş besinin ayrı tüketilmesi 7. El temizliğine dikkat edilmesi 8. Mutfağın ve tüm gereçlerinin temiz tutulması 9. İnsektisit, kemirici ve öbür hayvanlardan korunma 10. Temiz su kullanılması… 326

Vücudumuzdaki mikroorganizma miktarı yaklaşık olarak eller 100-1000 adet/cm2, alın 10.000-100.000 adet /cm2, kafa derisi 1.000.000 adet /cm2, koltuk altı 10.000.000 adet /cm2, burun ifrazatı 10.000.000 adet /cm2, tükürük 100.000.000 adet /cm2, dışkı 1 milyar adet /cm2’ dir. Mikroorganizmaların araştırmalarda en çok ürediği yerler, %63 tezgahlar, %50 lavabo musluğu, %49 aşçının eli, %28 garsonların elidir. Kritik Noktalar 1. Kapı kolları, telefon, musluklar 2. Çiğ ve pişmiş yiyecekler 3. Çöp kovaları 4. Ekipmanlar ve tezgah altları 5. Yerler, duvarlar ve döşemesi 6. Temizlik ürünleri 7. Lavabolar 8. Dondurulmuş yiyecekler 9. Soğuk yiyecekler (10 C.)’dir. Korunmak için ise bireysel hijyenin sağlanması gereklidir. Bireysel Hijyen Sağlama İlke ve Önerileri 1. Ellerin hijyenik yöntemlerle yıkanması. 2. Potansiyel tehlikeli besinlerin eldivenle servis yapılması. 3. Servise hazır yiyeceklere çıplak elle dokunulmaması. 4. Yiyecekle temas eden tüm yüzeylere el değdirilmemesi. 5. Çapraz bulaş yapılmaması. 6. Tırnak ve el temizliğine dikkat edilmesi. 7. Günde 2 kez duş alınması. 8. Yaralı, kesikli, yanıklı eller ile yiyeceklere asla dokunulmaması. 9. Personele özel tuvaletler bulunması. 10. Sıvı sabun ve kâğıt havlu kullanılması. 11. Bone ve maske kullanılması. 12. Mutfak ve yemekhanede sigara içilmemesi 13. İş elbiselerinin daima temiz tutulması. 14. Saç, sakal ve bıyık tıraşlarına özen gösterilmesi. 15. İshalli iken yiyecek ve içecekle ilgili alanda çalışılmaması. 16. iyeceklerle uğraşırken ağız, burun ve saçlara dokunulmaması. 17. Tüm tat kontrollerinde ayrı bir kaşık kullanılması, ellerinizi kullanılmaması. 18. İş giysileriyle masa ve tezgâhlara dayanıp, oturulmaması. Besin Hijyeni Sağlama İlke ve Önerileri 1. Sağlam, temiz ve güvenilir yiyecek temin edilmesi. 2. Hemen tüketilmeyecek yiyeceklerin özelliklerine uygun yöntemle depolanması, 3. Tüketilecek miktarda yiyecek hazırlanması ve mümkünse yiyeceklerin pişirdikten hemen sonra servis edilmesi, 327

4. Çiğ sebze ve meyvelerin pestisit kalıntılarını ortadan kaldırabilmek için akan bol su altında iyice yıkanması. 5. Yiyecek ve içecekle ilgili tüm işlemlerin temiz, hijyenik içme suyu ile yapılması 6. Yemekleri uygun sıcaklıklarda (60 0C) 2-4 saat içerisinde servis edilmesi, 7. Yiyecekleri tekrar ısıtma işleminin, yiyeceğin iç sıcaklığı 70-80 0C’ye gelecek şekilde yeterli olmasının sağlanması, 8. Piştikten uzun süre sonra servis edilecek yiyeceklerin uygun şartlarda soğutulması. (sığ kaplarda ve hızlı) 9. Dondurulmuş besinlerin çözdürme işlemini buzdolabı ısısında yapılıp, bir kez çözdürülmüş yiyeceklerin tekrar dondurulmaması. 10. Dondurulmuş hazır veya yarı hazır yiyeceklerin hazırlanması ve taşınma aşamasında soğuk zincire dikkat edilmesi. 11. Donmuş olarak işletmeye gelen yiyeceklerin tüketime dek dondurulmuş şekilde saklanması. Fiziki Koşullar ve Araç-Gereç Hijyeni Sağlama İlke ve Önerileri 1. Mutfak zemini her kirlendikçe veya günde en az bir kez sıcak, dezenfektan madde içeren deterjanlı su ile yıkanmalı ve mutlaka kurulanmalıdır. 2. Mutfak duvarları ayda en az bir kez sıcak deterjanlı su ile yıkanmalıdır. 3. Mutfak tavanları kirli, kabarmış ve çatlak olmamalı, yiyeceğe kir düşmeyecek şekilde olmalıdır. 4. Mutfağa ait tuvaletlerde sağlıklı el yıkamayı sağlayacak tertibat bulundurulmalıdır. 5. Çöp kutularının içinde mutlaka naylon torba bulundurulmalıdır. 6. Her boşaltmadan sonra çöp kutuları, sıcak, dezenfektan içeren deterjanlı su ile yıkanmalıdır. 7. Çöp kutuları dolmasını beklemeden sık sık boşaltılmalıdır. 8. Kullanılan suyun sık sık kontrolleri yapılarak, sıhhî olması sağlanmalıdır. 9. Depoların temizliği, her türlü haşere ve kemirgenin önlenmesi açısından çok önemlidir. 10.Yemekhane, mutfak, depo ve tuvaletlerde sinek, böcek ve kemirici kontrolü yapılmalıdır. 11.Her mutfak aracının kullanma, temizlik ve bakımını belirten listeleri, aracın kolay görünebilir bir yerine asılmalıdır. 12.Temizlik açısından parçalarına kolay ayrılabilen araçlar tercih edilmelidir. 13.Araçların kurutulmasında bez kullanılmamalı, kurutmada ters çevirerek aralıklı paslanmaz çelik raflarda; hava akımı ile kurutma yöntemi uygulanmalıdır. 14.Taşıyıcı (portör) incelemeleri 3 ayda bir mutlaka yapılmalıdır. Çalışanların fizik muayeneleri 15 günde bir mutlaka yapılmalıdır. 15.Sulardan ve mutfak gereçlerinden kültür örnekleri alınmalıdır.

328

KAYNAKLAR 1. I. Uluslararası Gıda ve Beslenme Kongresi Kitapçığı. 15-18 Haziran 2005. İstanbul. 2. MY 33-3 (A) TSK Gıda Kontrol Yönergesi. 3. Last JM, Wallace RB. Public Health & Prev. Medicine. Sec 1 & 3. Appleton & Lange, USA, 1992. 4. Çoban Z. Besin Kirliliği. Sağlık Bakanlığı, TSH Gn. Mdl., Ankara, 2001

329

GIDA GÜVENLİĞİNDE KRİTİK KONTROL NOKTALARINDA TEHLİKE ANALİZİ Doç.Dr. Mahir GÜLEÇ Halk Sağlığı Anabilim Dalı Giriş Bireylerin fiziksel, zihinsel ve sosyal yönden sağlıklı olabilmesi, önemli ölçüde yeterli ve dengeli beslenmelerine bağlıdır. Bu amaçla temin edilen gıdaların fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik olarak insan sağlığına zararlı etmenler içermemeleri, besin içeriklerini kaybetmemeleri gerekir. Bunun yanında dünyadaki çevreye uyumlu olmayan hızlı teknolojik gelişmeler ve aşırı nüfus artışı ile plansız kentleşme gibi nedenlerle doğal kaynaklar hızla tükenmekte, karşılıklı etkileşim içinde bulunan hava, su ve toprak ortamları giderek kirlenmektedir. Gıda üretiminde zararlı faktörlere dikkat edilmediğinde gıda zehirlenmeleri insan sağlığını olumsuz etkilemekte, bunun yanında ciddi ekonomik kayıplara da neden olmaktadır. Gıda kökenli hastalıklardan ve zehirlenmelerden korunmak için besin sanitasyonu uygulamalarının önemi kavranabilmiştir. Besin kaynaklı hastalıkların çoğunun kontrol prensipleri belirlenmiş olmasına rağmen, bugün hala daha ülkemizde ve dünyada önemli derecede mortalite ve morbiditeye neden olmaktadır. Başka bir ifade ile, besin güvenliği ile ilgili sorunlarımız vardır. Geleneksel besin sanitasyonu ve sağlık anlayışının problemleri çözmede başarısız olduğu düşünülebilir. Bu nedenle, maliyeti arttırmadan güvenli nitelikte ve kaliteli gıda üretimi konusunda gösterilen çabalar kritik kontrol noktalarında tehlike analizleri sisteminin ortaya çıkmasına neden olmuştur. "Kritik Kontrol Noktalarında Tehlike Analizi" (KKNTA) sistemi besin kaynaklı hastalıkları önleme ve kontrolde göreceli olarak yenidir. Bu sistem, kontrol yöntemlerinin nerede etkili olacağını belirlemek için gıda üretim, işleme ve hazırlama basamaklarındaki tehlikeleri tanımlayıcı araştırmalar yaparak yaklaşık riski tayin etmeye çalışır. Bu nedenle kontrol yöntemleri gıdaların sağlık açısından güvenilirliğini sağlamada can alıcı noktalar olan spesifik işlemlere yöneltilmiştir. KKNTA besin güvenliğini sağlamak için proaktif (önceden etkin ) özelliktedir. Yani süreç devam ederken kontrol sağlayan bir yaklaşıma sahiptir. Bu sistemin içeriğindeki besin sanitasyonu ile ilgili bilgilerin hiçbiri yeni değildir, yeni olan tek şey bu bilgilerin birincil koruma çerçevesinde yerleştirilip geliştirilerek sistematize edilmesidir. Tarihçe KKNTA kavramı, ilk kez 1959 yılında Pillsbury Şirketi tarafından NASA (National Aeronautics and Space Administration) uzay programı için gıda ürünleri hazırlanması sırasında geliştirilmiştir. KKNTA prensipleri ve uygulamaları 1971'de A.B.D.'de yapılan gıda kongresinde bilim ve sanayi çevrelerine duyurulmuştur. Bu konferans sonunda üç prensip kabul edilmiştir. Bunlardan birincisi; tehlikenin değerlendirilmesi ve tüketim ile tehlikelerin gelişmesi arasında ilişki kurmak, ikincisi; kritik kontrol noktalarını tanımlamak, üçüncüsü ise; kritik kontrol noktalarını izleme sistemini kurmak olarak benimsenmiştir. Yine 1974'de FDA(Gıda İlaç Dairesi) sistemin en yüksek riskli gıda gruplardan biri olan “düşük asitli konserve 330

gıda ürünlerinde“ uygulanmasını mecbur tutmuştur. 70'li yıllar boyunca birçok bilimsel toplantıda ve çoğu Amerikan gıda üreticileri tarafından sistem tartışıldı ve KKNTA bir bilim olarak benimsendi. 1985'de Birleşik Devletler Ulusal Bilimler Akademisi tarafından yayınlanan "Gıda ve Gıda Katkıları İçin Mikrobiyolojik Kriterler" isimli yayın büyük ilgi uyandırdı ve güvenli gıda üretiminde etkileyici bir sistem olarak onaylandı. 1991'de Gıda Hijyeni Kodeks Komitesi KKNTA sisteminin uygulanabilmesi için bir tüzük geliştirdi. Aynı tüzük uygulamaları Avrupa Topluluğu tarafından 1993 yılında üye ülkelerde gıda sektörü için zorunlu hale getirilmiştir. Ülkemizde 16 KASIM 1997 tarihli Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği ile gıda sanayinde KKNTA (HACCP) uygulamaları zorunlu hale getirildi. 09 HAZİRAN 1998 tarihli “Gıdaların üretimi ve denetlenmesine dair yönetmelik” ile KKNTA sisteminin uygulama gerekliliği belirtilmiştir. Yine aynı yönetmelikler 15.11.2002 tarihinden geçerli olmak üzere; başta et, süt ve su ürünleri işleyen işletmeler olmak üzere, gıda üreten diğer işletmelerin de kademeli olarak HACCP sistemini uygulamaları zorunlu hale gelmiştir. KKNTA Sisteminin Açıklanması Kritik kontrol noktalarında tehlike analizi; tehlikenin tanımı, saptanması ve kontrolüne dönük sistematik bir yaklaşımdır. Bu sistem gıdalardaki mikrobiyolojik tehlikelerin kontrolüne mantıksal olarak yaklaşır, sadece gözlemleme yoluyla yapılan kontroldeki doğal kusurlardan ve mikrobiyolojik testlerin güvenliğindeki ihmal dolayısıyla oluşan atlamaların önüne geçmeye çalışır. Gıdaların mikrobiyolojik güvenliğini etkileyen en önemli faktörlere dikkatleri yoğunlaştırarak kaynak savurganlığını önler. Bu arada istenilen gıda güvenliğini ve kalitesini sağlar, ayrıca bu seviyeyi korumada rol oynar. Kritik kontrol noktalarında tehlike analizi, üretimde hijyenik uygulamalar ve kontrollerin belirlenmesidir. Genel olarak üretimin değişik aşamalarındaki işlemlerin güvenilirliğini önceden tahmin etmeyi amaçlayan bir kalite kontrol yöntemidir. Gıdanın fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik parametrelere göre üretiminde kalite güvencesi sağlar. KKNTA sistemi, tehlikelerin belirlenmesi, zararın saptanması ve kontrol altına alınması amacıyla geliştirilmiş sistematik bir yaklaşım olarak da tanımlanmaktadır. KKNTA, gıda güvenliğini en iyi sağlayan bir kalite sistemidir. Prensibi belirlenen kalite kontrol noktalarını sürekli gözetim altında tutacak şekilde üretimi tasarlayarak, potansiyel tehlikeleri ortadan kaldırmak suretiyle tüketiciye güvenli gıda sunmayı amaçlamaktadır. Gıdalar üretim, paketleme, taşıma, hazırlama, depolama ve servis esnasında zehirli maddeler, infeksiyoz ve toksijenik mikroorganizmalarla kontaminasyona maruz kalabilir. Bu yüzden geliştirilen KKNTA'dan amaç; gıda koruma programlarını geliştirmek, geriye dönük kalite kontrol sistemlerini oluşturmak ve gıdanın güvenilirliğine olan güveni arttırmaktır. Gıda güvenliğinde sistematik bir yaklaşım olan KKNTA, birbirini izleyen yedi prensipten oluşur. 1. Tehlikelerin tanımlanması, risk ve şiddetlerinin değerlendirilmesi 2. Kritik kontrol noktalarının tanımlanması 3. Kontrolü sağlamak için kriterlerin ve önleyici tedbirlerin açıkça ortaya konması 331

4. Kritik kontrol noktalarının izlenmesi 5. İzleme sonucu kriterlerden bir sapma gözlendiğinde düzeltici uygulamaların devreye sokulması 6. Kayıtların tutulması 7. Sistemin planlandığı şekilde fonksiyon gördüğünün doğrulanması 1. Tehlikelerin Tanımlanması, Risk ve Şiddetlerinin Değerlendirilmesi : Gıdaların yetiştirilmesi, hasat edilmesi, işlenmesi, fabrikasyona tabi tutulması, dağıtımı, pazarlanması, hazırlanması ve/veya gıda üretiminde kullanılan hammaddelere ilişkin olarak varolan tehlikelerin tanımlanması, derecesinin tayini ve risklerinin değerlendirilmesini kapsar. Gıdalar için tehlike, gıda kaynaklı hastalığa neden olan bir ajan veya mikrobiyal metabolizma ürününün kabul edilemez seviyede olması demektir. Kabul edilemez seviyeyi, sadece bir Salmonella veya Şigella bakterisi veya B. Cereus veya C. Perfiringens için gr. veya ml.'de 100.000 adet mikroorganizma oluşturur. Tehlike, zamanla gıdanın bozulmasına da neden olan kontaminasyonla meydana gelebilmektedir. Tehlikeler, istenmeyen mikroorganizmaların hayatta kalmalarıyla; ısıtılmalarına ve belli koşullarda korunmalarına rağmen bu gıdalarda varlıklarını ısrarla sürdüren toksinlerden kaynaklanmaktadır. Bu durum üç koşulda oluşabilir: Gıdanın, (a) Oda sıcaklığında veya dışarıdaki ılık havada birkaç saat bekletilmesiyle; (b) Fırın ve benzeri aletlerde yeterli sıcaklık derecesine ulaşılamaması; (c) Soğuk gıda depolarında fazla miktarda mal depo edilmesi veya yeterli oranda koruma sağlayacak soğumanın sağlanamaması. Gıdalara tarımsal işlemler, gıdaların işlenmesi, hazırlanması ve depolanması sırasında yanlışlıkla çeşitli kimyasal maddelerin de katılması tehlikelidir. Gıdalara fonksiyonel ya da aşçılığa ait gereksinmelerden dolayı katılan veya kazayla bulaşan kimyasal maddeler, yiyeceğin asitleşmesine neden olarak kaplardan, borulardan veya bunların toksik boya maddelerinden bazı kimyasalları bünyesine katarak tehlike oluştururlar. Tehlike analizi, besin üretimi, dağıtımı, hammaddenin kullanımı ve besinin üretimini ilgilendiren değerlendirme prosedürlerinden oluşur. Bunlar: (1) Potansiyel olarak tehlikeli olan hammaddelerin ve gıdaların tanımlanması, içermiş olabilecekleri zehirli metabolitler, patojen veya gıdaların bozulmasına neden olan önemli miktardaki mikroorganizmalar ve/veya bu mikrobik gelişmeye imkan veren durumlar; (2) Potansiyel kontaminasyon kaynaklarını veya kontaminasyonun oluştuğu spesifik noktaları belirlemek; (3) Gıdaların üretim, işleme, dağıtım, depolama ve tüketim için hazırlanması sırasında mikroorganizmaların yaşama ve çoğalma ihtimalini saptamak; ve (4) Tanımlanan tehlikelerin şiddetini ve riskini tayin etmek . 2. Kritik Kontrol Noktalarının Tanımlanması : Kritik kontrol noktası, tehlikeyi elimine etmek, azaltmak veya önlemek için bir veya daha fazla faktör üzerine kontrol uygulanabilen bir aşamadır (Kuramsal bilginin, yapılan müdahale ile somut olarak izlendiği yer, belirlenen prosedürün

332

izlendiği aşama). Besin hijyeninin sağlanabilmesi için lokalize edilmiş noktada alınan önlem ve/veya yürütülen işlemler. Bazı gıda işlemlerinde, pastörizasyonda olduğu gibi tek bir operasyonun (ısı uygulamasının) kontrolü bir veya daha fazla mikroorganizmadan kaynaklanan tehlikeyi tamamen önlemeye yarayabilir. Tehlikenin tamamen elimine edilemediği ama minimale indirildiği Kritik Kontrol Noktaları (KKN) da vardır. Bu iki tip Kritik Kontrol Noktalarında önemlidir ve kontrol edilmelidir. Koruyucu sağlık hizmetlerindeki birincil koruma çerçevesinde yapılan, etkenin ortadan kaldırılması ya da tamamen ortadan kaldırılamadığı durumlarda sağlıklı bireylerin dışında kontrol edilmesidir. Kritik kontrol noktası, bir operasyonda tehlikeyi tamamen ortadan kaldırmak ya da en aza indirmek için kontrolün uygulanacağı bir noktadır. Her tehlike spesifik kontrol önlemleri almayı gerektirmez. Bazen tek Kritik Kontrol Noktasında alınan kontrol önlemleri işlem zincirinde daha önceki basamaklarda alınan kontrol önlemlerine olan ihtiyacı önemli derecede azaltabilir. Eğer tehlike tamamen elimine edilemiyorsa veya belirlenen Kritik Kontrol Noktaları izlenemiyorsa (monitörize edilemiyorsa), operasyondan önce ve sonra etkin olarak kontrol edilebilen diğer Kritik Kontrol Noktalarına özel dikkat harcanmalıdır. Kritik Kontrol Noktası Seçiminde Şunlar Gözönünde Bulundurulur: (a) Olası tehlikeler, gıdaların kabul edilemeyecek derecedeki kontaminasyonu ile ilgili durumların şiddeti, riskinin tahmini, mikroorganizmaların sağkalım veya üreme durumların tahmini, (b) Hazırlama ve işleme sırasında uygulanan operasyonlar, (c) Daha sonra ürünün kullanım aşaması. 3. Kontrolü Sağlamak için Kriterlerin ve Önleyici Tedbirlerin Açıkça Ortaya Konması: Bir defa Kritik Kontrol Noktaları tespit edildikten sonra uygulanabilir kontrol önlemleri yürürlüğe konmalıdır. Bu önlemler uygulanabilir, objektif bir şekilde ölçülebilir, ekonomik ve gıda güvenliğini sağlayıcı nitelikte olmalıdır. Her Kritik Kontrol Noktası için gıdanın güvenliğini sağlayıcı kriterler belirlenmelidir. Her kriter açık ve net olarak belirlenmeli, ayrıca uygulanabilir makul sınırlar içerisinde olmalıdır. Kriterler; fiziksel ( sıcak, soğuk, basınç gibi ), kimyasal (tuz konsantrasyonu veya asetik asit gibi), biyolojik ve duyusal türdeki özelliklerle beraber uygulanan işlemin geçtiği süre yani zaman ile sınırlıdır. Tehlikenin Kritik Kontrol Noktalarında kontrol edildiğini tespit etmek için uygun yöntem seçimi de önemlidir. Monitörize edilen faktörler içinde şunlar da vardır: sıcakta işlenen gıdalar için zaman ve sıcaklık derecesi, bazı gıdaların su aktivitesi, fermente gıdaların pH'sı, konserveler için soğutucu klor seviyesi, kuru gıdalar için depo yerinin rutubet derecesi, soğutulmuş gıdaların dağıtım esnasındaki sıcaklığı, bölmeler halinde soğutulmuş ürünlerin derinliği, tüketime sunulmuş gıdalar için üzerinde tüketiciyi bilgilendirecek uyarı ve açıklamalar. Seçilmiş tüm kriterler, dokümente edilmiş olmalı ya da karışıklığa neden olmayacak netlikte, kabul edilebilir uygunlukta tanımlanmalıdır. Kontrol kriterlerinin seçimi, yüksek kontrol 333

tehlikenin derecesine ve riskine bakılarak seçilmelidir. sağlık personeli veya denetimden sorumlu personel tarafından yapılabilir. ürünün tanımı ve akım şeması gibi tehlike analizi ile ilgili verileri. kritik limitleri. fiziksel değerlerin ölçümü.güvenliği sağlanması yanında. gözetleme. kimyasal analiz ve mikrobiyolojik tetkiklerdir. 7. yararlılığına. Bu tip dokümanlar. tehlikeyi önlemede önemli olan faktörleri kayıt etmeyi içerir. herhangi bir sorun durumunda alınabilecek önlemleri. Bu tedbirler şunlar olabilir: Yeniden ısı ile muameleye tabi tutma. ekonomik ve uygulanabilir oluşuna bağlı olmalıdır. KKNTA uygulamasında görev alan personelin görevlerini ve sorumluluklarını. bütün tehlike noktalarının incelenip incelenmediğini. işlemin kontrol dışına çıktığını gösteriyor ya da belirlenen kriterler sağlanamıyorsa acilen düzeltici tedbirler devreye sokulmalıdır. yeniden işleme. 334 . Sistemin Planlandığı Şekilde Fonksiyon Gördüğünün Doğrulanması: Doğrulama. Doğrulama çalışmaları. Beş temel monitorizasyon tipi kullanılmaktadır. su aktivitesin azaltılması. ürünün hayvan yemi olarak kullanılmasının sağlanması veya ürünün imhası. Kritik Kontrol Noktalarının İzlenmesi: Monitorizasyon. kriterlerin uygun olup olmadığını. işlem öncesinde veya sonrasında kontrol dışı olabilecek durumların kısa sürede düzeltilmesini mümkün kılacak uygulamalardan oluşmalıdır. 6. son basamaktaki işlemin düzeltilmesi. Verilecek kararlar. kontrol ve izleme sistemlerini. Alınacak özel tedbirler. kayıtların nasıl tutulacağını. monitörize edilmekte olan işleme göre seçilmelidir. İzlem Sonucu Kriterlerden Bir Sapma Gözlendiğinde Düzeltici Uygulamaların Devreye Sokulması: Eğer monitorizasyon. 4. Kayıtların Tutulması: KKNTA ile ilgili tüm dokümanlar hazırlanmalıdır. Bu dokümanlar. tehlikeleri. monitorizasyon yöntemlerinin uygulamaları değerlendirmede etkin olup olmadığını anlamak için KKNTA planının gözden geçirilmesini içerir. pH'nın azaltılması. kalitesiz hammaddenin alınmaması. duyusal değerlendirme. ürünün kullanımından beklenen amaca ulaşıp ulaşılmadığının kontrolüne. 5. ürün satılmadan ve dağıtılmadan önce belirlenmiş standartlardan sapmayı zamanında gösterecek tedbirleri alacak biçimde uygulanmalıdır. yapılan ölçümleri. kritik kontrol noktalarıyla ilgili ayrıntıları. kalite kontrol personeli. sistematik gözlemi. her bir aşamada elde edilen verilerin zamanında ayrıntılı bir şekilde kaydedilmesi ile elde edilebilmektedir. Bunlar. Monitorizasyon. tüm Kritik Kontrol Noktalarının belirlenip belirlenmediğini. sıcaklığın arttırılması. Kayıtlar incelenir ve izlemenin etkinliğini değerlendirmek için ek testler yapılır. Monitorizasyon prosedürleri. bazı katkı maddelerinin konsantrasyonlarının arttırılması. KKNTA sisteminin değerlendirilmesi gibi ayrıntıları içeren dokümanlar olmalıdır.

Maximizing value from HACCP : Managing food safety for the business. (1997).Prince G. Adams CE. In : 3rd World Congress Foodborne Infections and Intoxications.. 13.. 18. p. The Food Processors Instıtute. Isparta.D. 51: 663-673 5. Corlett.Potter NN. . (1995). Bildiri Özet Kitabı. New York. Ed. Hamzaoğlu O. Food Australia.. 15. (1992). Verification of the HACCP program.Richards J. In Modern Food Microbiology. Stevenson. Wallace C.Ü. (1990). Chapman and Hall. : 880-883. Ed : MD Pierson. Kritik kontrol noktalarında tehlike analizinin değerlendirilmesi. 24: 173-282.D. : 97-104. (1992). p.Jouve JL. New York NY : Chapman and Hall. Ed. : 67-118. Physical hazards and controls. Chapter 18. London. (1994). Control points and critical control points. D. 12. 9. Chapman and Hall.1-6. (1992). In: HACCP Principles and Applications. New York. 5:156-158. FAO Fish Tech Pap Vol : 334. Hosp. risk and hazards. Ed. N. DA Corlett. 10. ICMFS (1988). : K. 8. Risks of practices. 11. J. N. . (1993). Fifth Ed. procedures and processes that lead to outbreaks of foodborne diseases. Humber J.C.p. D. : Chapman And Hall. Establishing critical limits for critical control points.: 90-95. V. 17. J. Cereal F W. 26: 69-74 3.KAYNAKLAR 1. Bernard. Food Technol.D. 14.: M. 16. S. In : HACCP : Establishing Hazard Analysis Critical Control Point Programs. Application of the hazard analysis critical control point (HACCP) system to ensure microbiological safety and Quality.T. Gün H. D. Chapman and Hall. Bryan FL. (1991). In : Food Science. II.A. Washington. 4nd. Food Technol. HACCP and Quality Systems. Chapman and Hall.D. 36 (1) : 3340. Parr E. Inf.p. (1992). Corlett.Y. p. : 6. 5: 172-178 7. Vol. In: HACCP Principles and Applications. Battaglia R. p. Berlin. Monitoring a HACCP system. Dean. Pierson. Beslenme Sorunları ve Yasal Durum. Int.(1988). p..Jay JM.. Tıp Fakültesi Halk Sağlığı A.: 532-558.A. Jr. : M. Huss HH.6. Food Res. Ed.H.Mortimore S. Pierson. 4. In : HACCP Principles and Applications. Hotchkiss JH.Katsuyama AM.Moberg LJ. development and application. HACCP and Food Safety in Canada. E. Blackwell Scientific Publications. Assurance of seafood quality. Microorganisms in Foods. Oxford. Halk Sağlığı Günleri. 2. K.Y. Food Protect. HACCP: Concept. Hospital food hygiene : The Application of hazard analysis critical control points to conventional hospital catering. Food safety. Corlett DA. Riseborough P. Quality management in food trade with a view towards 1993 in Europe. (1990). 335 . (1997). (1994) HACCP a Practical Approach. Chapman and Hall. Bauman H. (1993). (1991) Microbiological safety of foods. (1998). 50: 332-335. 6. Hasde M. Vol : 4. 8-9-10 Eylül 1997. D.: 50-60.

Synder OP. p. Stevenson. Garret ES. (1990). Washington. D.A. (1992). p. Implementing HACCP in the food industry. D.: K. 22.Introduction to hazard analysis critical control point systems.5. 24. Ed. (1991).Y. The modern HACCP system .T.Stevenson KE.25.: The Food Processors Institute. N.:4.: The Food Processors Institute. Food Technol.: K.Roos MH. Monitoring critical control point critical limits. p. 336 . Bernard. 20. 21. Corlett. New York. D. Moberg L. Chapman and Hall.:1. Ed. Food Technol. (1995). (1986).19.Sperber WH.C. Microbiological quality assurance in food service operations. In : HACCP Establishing Hazard Analysis Critical Control Point Programs. D. 23. Establishing critical limits for critical control point programs.: M. Stevenson. 5: 179-180.Stevenson KE. In: HACCP Principles and Applications. Biological hazards and controls. D.Scott VN.E. .1-4.E.C. Ed. Washington. (1995).1-1. In: HACCP : ).6: 116-120. Food Technol.D.:62-71. Pierson.T. 7: 122-130. Bernard.

Chagas hastalığı. Yüzde 75 oranında enfeksiyonlar önemli risk oluşturmaktadır. maruz kalan yerlerin kuru bir havlu ile sert bir şekilde kurulanması. Hanta virüs enfeksiyonu. Tüm yatak. Hepatit A. Gübreliklerin ortadan kaldırılmalı. zehirler. İnsan atıklarının uygun şekilde yok edilmeli. üreme alanları ve gıda ortadan kaldırılmalıdır. Vektör Kaynaklı Tehditlere Karşı Alınacak Önlemler Kaynak azaltılmalıdır. toplumda en sık görülen hastalıkları oluşturmaları. kişisel hijyenin artışı ile en aza indirilebilirler. Uyuz. 3.5. 337 . Turist diyaresi (%30-80). 2. 1. Enterotoxic E. Kuduz riski olan hayvanlar tarafından ısırılma. Tüberküloz. Salmonelloz. HIV/AIDS. organizma direncinin düşmesiyle kolay hastalık yapmaları. Difteri. Kemirici kontrolü için. su içinde durmamaya çalışılması. Tetanoz. Boğmaca. Tick born. soğuk. Birlik her ay ilaçlanmalı. kış aylarında daha sık görülmeleri. Sarı Humma. Vektör yaşama ve üreme yerlerinin ortadan kaldırılmalı. Leishmania. Malaria. Criptosporodium. Çöplerin uygun biçimde saklanmalı. Histoplazmoz. sıcak. Kolera. yoksulluk ve yoksunluk gelişmelerinde önemli etkendir. Tifo. 5. Operasyonlarda ve sahra şartlarında karşılaşılabilecek olan sağlık riskleri aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir. Kamfilobakter enfeksiyonları. Cinsel İlişki Yoluyla Bulaşan Hastalıklar: Bulaşmaları deri ve mukoza yoluyladır. Schistosomiasis de sayılabilir. Sıtma. Hava Yolu ile Bulaşan Hastalıkların en önemli özellikleri. delikler tıkanmalı. Su ve Besinlerle Bulaşan Hastalıklar. Polio. FİZİKİ ŞARTLAR VE SAĞLIK ASKERİ OPERASYONLARDA HİJYEN Dünya Sağlık Örgütüne göre aşağıda sıralanan hastalıklar seyahat ve arazi şartlarında yapılan faaliyetlerle yakından ilişkilidir. yükseklik hastalığı. geçiş genellikle insandan insanadır. İnfluenza. Kişisel temasla bulaşan hastalıklar. Bu amaçla. doğal düşmanlar (kedi) ile ortadan kaldırma yöntemi ile barınaklar fareden arındırılmalı. Sınıflandırma Vektörlerle Bulaşan hastalıklar. yorgan. Tifo vb. bu tür hastalıklar ile savaşta filyasyon çok önemlidir. Menenjit. Kızamık. Hepatit B. Afrika uyku hastalığı. yastıklar açık havada güneşlenmeye bırakılmalı 7. kaza ve yaralanmalar. Flariazis. Lyme hastalığı. Kolera.coli diyaresi. kapan. Hepatit A. kalabalık ve sıkışık yaşam tarzını sevmeleridir.coli. Ensefalit. 4. Sıtma Tedavi edilmezse öldürücü olabilen bir hastalıktır. solunum yolu enfeksiyonları. Giardiazis. Gonore. E. Legionellosis. Su teması ile bulaşan hastalıklar arasında Leptospiroz. bilinmeyen sularda yüzülmemesidir. kimyasal ilaçlama için uzman yardımı alınmalı 6. Bu hastalıklara karşı en önemli önlemler. Hepatitis B. Amebiyazis. Lyme vb.

bu sıcaklık musluk ve duş başlıklarında yerleşmiş legionellaların öldürülebilmesi için ancak yeterli bir sıcaklıktır. klimalar. rekreasyon amacıyla kullanılan sular. Bulaşma. 338 . Air-conditioning sisteminin kullanımının hemen durdurulması sağlanmalıdır. öksürük. Sineklerin yaşayabileceği ortamların yok edilmesi 2. Tetanoz. Sinek teli ve cibinlik kullanımı. duş başlıklarında oluşan kireç katmanlarının kireç çözücü ajanlarla rejenere edilmesi sağlanmalıdır. Sıtmadan koruyucu ilaçların alınması Çevresel Önlemler 1. göğüs ağrısı. karın ağrısı. bütün sıcak su tanklarındaki suyun ısısı 70°C’ye kadar çıkarılmalı ve en az 24 saat süre ile bu düzeyde korunması sağlanmalı. ancak bu düzeyin en az 24 saat süre ile korunması sağlanmalıdır. Çocuk felci gibi çocukluk çağı aşılarının tam olarak yapılmasıdır. kas ağrısı. Sinek kovucu rapellentlerin kullanımı.Korunma Kişisel Koruyucu Önlemler 1. baş ağrısı. ishal ve hızlı ilerleyen değişik bulgular ölüme kadar gidebilir. 3. Acilen sistemdeki ölü boşluklar ile tıkanıklıkların saptanması ve bunların iptal edilmesi sağlanmalıdır. öncelikli olarak Difteri. En az 24 saat süre ile musluklardan akan sıcak suyun ısısının 60°C’nin üstünde tutulması sağlanmalıdır. musluk ağzı filtreleri iptal edilmeli. Aşılama Aşılama ihtiyacı. gidilen ülkenin özelliklerine uygun olarak aşılanmalıdır. Bunun yanında yurtdışına gidecek personel. Çünkü. Varsa. NATO ülke askerleri için önerilen aşı takvimi Tablo I’de verilmiştir. Boğmaca. Etken. 2. eski ve uzun boru bağlantısı kullanarak su temini yoluyla enfekte suyun içindeki etkenin solunum yolu ile alınması sonucu olur. 4. Sıtma kemoproflaksi ilaçlarına bir hafta öncesi ile 1 ay sonrasına kadar devam edilmesi Lejyoner Hastalığı Hastalarda ateş. Legionella pneumophila’dır. bu şekilde musluktan akan suyun sıcaklığı en az 60°C olmalıdır. İlaçlama 3. Alternatif olarak sıcak ve soğuk su sisteminin tümünde serbest rezidüel klor miktarı en az 3 ppm olacak şekilde hiperklorinasyon yapılabilir. Kızamık. Vaka tespit edildiğinde. Uzun kollu giysiler giyilmesi. Sarı humma aşısı DSÖ tarafından endeminin olduğu bölgelere gidenlere önerilmektedir. bütün sıcak su muslukları ve duş başlıklarından en az 30 dakika süre ile suyun akıtılması sağlanmalı.

7 *** Yeni katılanlar 10 yılda bir Difteri İki doz Hepatit A * Her yıl Influenza Tek doz Kızamık Tek doz Menenjit* Tek doz Kabakulak * Tek doz Poliovirus Tek doz Kızamıkçık 10 yılda bir Tetanos İki yılda bir Varisella * Tek doz Sarı Humma* Difteri 10 yılda bir Göreve devam edenler Influenza Her yıl Tetanos 10 yılda bir 6 dozluk seri Şarbon Acil kuvvetler ve riskli İki doz Kolera *** bölgede operasyon İki doz Hepatit A yürütenler Üç doz Hepatit B * Üç doz Japon ensefaliti Tek doz Menenjit Üç doz Veba *** Tek doz Poliovirus Üç doz Kuduz * Tek doz Tifo Tek doz Sarı Humma Hib Tek doz Kişisel veya mesleki özel Hepatit B Üç doz risk taşıyanlar Lyme hastalığı Üç doz Pnömokok Tek doz enfeksiyonu Tek doz Meningokok Üç doz enfeksiyonu İki doz Kuduz Varisella Tikborn Ensefalit ve Lyme Hastalığı Korunma.Tablo I. Böcek kaçırıcı ilaçlar (DEET) yararlı olabilmektedir. çalılık ve yüksek otlu alanlardan uzak durmalıdırlar. Kırsal alanlarda yapılan geziler sonrasında tüm vücut kene varlığı yönünden kontrol edilmelidir. İnsanlar. böcek sokmalarına karşı alınması gereken kişisel önlemlerle sağlanır. Ayrıca evcil hayvanlardan da uzak kalınmalıdır. battaniye gibi örtüler üzerine oturulmalıdır. NATO ülke askerleri için önerilen aşı takvimi Personel Zaman Temel uygulama takvimi** Tek doz Adenovirus 4. kilim. Direkt otlar üzerine oturmamalı. kenelerin daha rahat görülebileceği açık renk elbiseler giymeli. 339 .

19. 1. kola vb. 6. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için her zaman kondom kullanılması 10. Hekimle görüşülmeli (aşı bilgileri ile birlikte). Sıtma riski olan bölgeye gidilecekse koruyucu ilaç alınması. Sinek ve böcek sokmalarına karşı kişisel önlemlerin alınması.Açıkta satılan yiyeceklerin satın alınmaması. 16. Sadece şişelenmiş veya kaynatılmış su içilmesi. Yerel sağlık bilgisi ve su-besinleriyle ilgili bilgi istenmeli. Personelin yolculukta. yanlarında devamlı kullandıkları ilaçları. ülkelerin iklimi. ülkelerin sağlık durum raporları. Ayak mantarından korunmak için temiz ve kuru ayakkabı /terlik giyilmesi.Pastorize edildiğinden emin olunmayan süt ürünlerinin tüketilmemesi 13. 340 . Sağlık sigortası ülke dışına gitmek üzere onaylatılmalı. 5. 5. Operasyon öncesi öneriler 1. 3.Başkasının kullandığı enjektörün kullanılmaması.DEET (diethylmethyltoluamide) içeren böcek kovucular kullanılması. 2. Gözlük veya lens kullanıyorlarsa fazladan bir çift daha alınmalıdır. Bir ay öncesinde mutlaka doktor ve diş tabibi muayenesi yapılmalıdır. aşılama gereksinimleri. 14. Musluk sularından kaçınılması. 3. Böcek ve sinek sokmalarına karşı hazırlık yapılmalı 4. Bulaşıcı hastalık bilgisi yanısıra. sağlık hizmeti kapasiteleri. hız yapmamak ve emniyet kemeri kullanmak başta olmak üzere trafik kurallarına uymak ile mümkün olabilir. köpek gibi hayvanlara dokunulmaması 15. eski EKG ve akciğer radyogramlarını bulundurmaları sağlanmalıdır. CDC’nin Ülke Dışında Yapılacak Faaliyetler için Önerileri 1. 9.Kedi. Bira. 6. hastalıkları ile ilgili özet tıbbi bilgileri. 11.Şişelenmiş içme suyu yoksa klor tablet ile suyun dezenfekte edilmesi. ülkelere özel endemik hastalıklar hakkında bilgi sahibi olunmalıdır.Kişilerin özellikle uzun süreli operasyonlarda uzun kollu tişört/gömlek ve pantolon giymesi. 7. 2.Güneşten korunmak için gözlük ve şapka kullanılması. 18.Varsa devamlı kullanılan ilaçlar ve reçete kişilerin yanında bulunmasıdır. Trafik kazalarından korunma. 17. Pişmiş veya soyulabilen meyve-sebze yenilmesi.Buzlu içeceklerin içilmemesi 12. 4. 8. Çıkartma işlemi yapılırken pens ile kenenin mümkün olduğunca ağız tabanından yakalanması sağlanmalıdır. 3. Seyahat süresi ve planlanan aktivitenin türüne göre seyahat acentasından gidilecek ülke ile ilgili bilgi alınmalı. 2. Ellerin su ve sabunla yıkanması. Seyahat sonucu alınabilecek önlemlere yönelik Dünya Sağlık Örgütünün önerileri.İnsanlar üzerinde tespit edilen keneler hemen ince uçlu bir pens yardımı ile çıkartılmalıdır. ülkelere özgü farklı sağlık koşulları. içeceklere buz konulmaması.

Faaliyet öncesi bilinen tüm sağlık tehditlerine yönelik risk değerlendirmesini tamamlayarak harekât planı ve emirlerine uyumlu olması sağlanmalıdır. sıtma kemoproflaksisi gibi) önlemler alınmalıdır. (istihbarat. Yeterli ventilasyon olmalıdır. dozajı çok açık şekilde yazılmalıdır. Operasyon esnasında alınacak önlemler Konaklama yerleri seçilirken sağlığa uygun alanlar seçilmelidir. jenerik / kimyasal isimleri. hepatit vs. 40. toprak ve havadan numune toplanmalıdır. çadırlar arası 7m olmalı. Her yatak için yaklaşık olarak 4m² alan olmalıdır. antikoagülan) sağlanmalıdır. Mayıs-Ekim ayları ve gündüz 14-18 saatleri arası en çok görülmektedir. Yemek binası çöp alanı arası en az 45m mesafe olmalıdır. tuvaletlerle içme suyu arası 30m. 1 banyo ise 15 kişi için olacak şekilde tasarlanmalıdır. Yerleşim bölgesinde olabilecek risklerden biri de yılan ve akrep sokmalarıdır.) yanında mevcut ise bölgeye ait tehditlere karşı (Japon ensefaliti. Bunlar. 341 . Gerekli ilaçlar (digital. difteri. gürültü ölçümleri de gerçekleştirilmelidir. Bitki. su temizleme tabletleri. görme koruma eğitimi ve ekipmanları) temin edilmelidir. elastik bandaj. bölgede radyasyon. Sıklıkla gerekecek malzemeler temin edilmelidir. antiasit. Atopik bünyeliler antihistaminik. Tuvaletler her 15 kişiye bir tuvalet olacak şekilde yeterli sayıda düzenlenmelidir. sinek kovucular ve güneşlikler almalıdırlar. Bir lavabo 5-6 kişi için. çadır çevresi çukur kazılmalı. kabızlık için orta derecede etkili oral ve supozituvar laksatifler ve ayaklar için pudra dekonjestan ve tuzlu su damlasıdır. İlaçlar değişik isimlerde ve potenslerde satıldığından tarifleri. vektör. aspirin. Çadır alanı kuru. sıcaklık ve nem. tuvaletlerle yemek binaları arası 90m. nemli ve sıcak iklimlere gidenler tuz tabletleri. atık vs. antiseptik veya bakterisidal sabun solüsyonu. En sık görülen hastalıklar su ile bulaşan hastalıklardır.4. termometre. Yerleşilecek bölgede gerekli ön hazırlıklar yapılarak randomize bir şekilde su. Sıvı sabun kullanılan yıkama alanları (lavabo) ve banyo alanları vardır. harekatın genel risk değerlendirmesi ile birlikte ele alınmalı ve gerekli ise bilgiler diğer unsurlar ile paylaşılmalıdır. taşıt tutması için dimenhidrinat gibi ilaçlar. flaster. Çalışma alanlarına özel koruyucu önlemler (işitme. gazlı bez. eğimli bir arazide olmalı.000 ölüm. tuvaletlerle uzaklığı en az 15m. numuneler alınarak tahlil edilmesi sağlanmalı. Risk değerlendirme ve tüm sürveyans önerilerinin sağlık ekinde yer alması sağlanmalı. yemek binası içme suyu arası 30m olmalıdır. Türkiye’de Viperinae türü (engerek) yılanlar en tehlikeli gruptur. Alan yeterli genişlikte olmalıdır. Alanın kabul edilebilir yalıtımı olmalıdır. insülin.). Erkeklerde sıklıkla yılan ısırmaları gözlenirken. çadır alanı şehirden en az 1. 5.5km uzaklıkta olmalı. Aşılama ve Kemoproflaksi Temel Aşılama Programı (tetanoz. Yılan ve diğer zehirli böceklerin ısırması insidansı yaklaşık 5 milyon. levazım vs. Tedavi lokal ve genel olmak üzere ikiye ayrılır.

serolojik testler ve gaitanın parazit ve yumurtası açısından incelenmesi yapılmalıdır. Mandıra ürünlerinden uzak durulmalıdır. klorun giardia kistlerine etkisi yoktur). Elbise ve vücuda sıvı temasından kaçınılmalıdır. sigara kullanılmamalı. uygun giysi verilmelidir. biyokimyasal inceleme. Tedavi Turist diyaresinde en önemli faktör kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin yerine konmasıdır. sebze salatalarından. Bizmut subsalisilatın günde 4 kez 2 tablet şeklinde kullanmak risk altındakilerin %65’inde turist diyaresi görülmesini azaltmaktadır. Korunma İyi pişmiş yiyecekler yenmesi. mayonezli salatalar ve az pişmiş deniz ürünlerinden (besin zehirlenmesi) uzak durulmalıdır. Soğuk ıslak zeminde durmamalı. parmaklar ve baş korunmalıdır. Sıcak çarpmalarında alınacak önlemler Deri ve gözler uzun süre güneş ışığından korunmalı. Diğer alınması gereken önlemler. Bunun nedeni ise sağlıklı olmayan su ve besinlerdir (dışkı ile bulaşma). 342 . suyun en az 3 dakika kaynatılarak mikroorganizmalardan arındırılması. soyulmamış meyvelerden ve buz küplerinden uzak durulması. bakteriler veya parazitler tarafından oluşabilir. personelin susamasa bile su alımı teşvik edilmeli. eğer hijyenik olarak hazırlandığı. Krema. güneşe çıkmadan yarım saat önceden 15 ve üzeri faktörlü güneş koruyucu ve güneş kremi kullanılmalıdır. Operasyondan dönüşte yapılması gerekenler Bazı hastalıkların endemik olduğu bölgelere giden ve uzun süre oralarda kalanlar asemptomatik olsalar bile kontrol amacıyla doktor tarafından değerlendirilmelidir. tüberkülin deri testi. uygun numarada ve kuru bot temin edilmeli. alkol ve sigara kullanılmamalıdır. elbiseler sağlam olmalı. pastörize edildiği ve buzdolabında saklandığı biliniyorsa kullanılabilir. Kontrol sırasında fizik incelemenin yanı sıra tam kan sayımı. Süt çocukları ve çocuklarda oral rehidratasyon solüsyonları kullanılabilir.Diyare Virüsler. vücut ve ayaklar temiz tutulmalı. Korunmada en önemli konu su ve besinlerin güvenli olmasıdır. ağız ve burun güneşten korunmalı. sık el yıkanması ve profilaktik Pepto-Bismal (Bizmut subsalisilat) ve profilaktik antibiyotik kullanımıdır. su ve diğer alkolsüz içecekler bol bol alınmalıdır. Soğuktan korunmada. Bulantı ve kusma ile başlayan bu hastalıklar öldürücü boyutlara kadar gidebilir. Ultraviyoleden koruyan gözlük kullanılmalı. hareket edilmeli. ısıtmak için büyük ekstremiteler hareket ettirilmeli. Vücut sıcak tutulmalı. enerji almak için tüm yiyecekler tüketilmeli. eller. Islanan elbiseler değiştirilmelidir. klor tabletleri veya iyot filtreleri ile suların dezenfekte edilmesi (filtreler bakteri ve parazitleri uzaklaştırabilir ancak virüsler üzerine etkisi yoktur. Turist diyaresi için aşı yoktur. Birçok hasta için sıvı ve elektrolitlerin yerine konması kendi kendini sınırlayan turist diyaresi için yeterlidir. iyot.

Hangi ülke / ülkelere gittiniz? 2. Ne zaman gittiniz? 3. Seyahatten dönenlere ayrıntılı sorgulama yapılmalıdır. Nehirde yüzdünüz mü? 11. Antimalaryal ilaçlar. karın ağrısı ve kilo kaybı gibi semptomlar görülebilir. Sorulacak sorular: 1. kusma. antibiyotikler veya antidiyareik tedavi aldınız mı? Ne kadar ve ne sıklıkta? 7. Böcek ilacı veya cibinlik kullandınız mı? 8. terleme. Kırsal alanlarda yemek yediniz mi. titreme. İmmünize edilmiş miydiniz? Neye karşı? 6. bulantı. yoksa kırsal alanları da ziyaret ettiniz mi? 4. gece mi? 9. ishal. Sivrisinekler veya diğer böceklerce ısırıldınız mı? Isırıldıysanız gündüz mü. gece kaldınız mı? 5. Sadece büyük şehirlere ve turistik yerlere mi gittiniz.Seyahatten haftalar hatta yıllar sonra bile ateş. üşüme. yorgunluk. Seyahat sırasında herhangi bir seksüel temasta bulundunuz mu? olmalıdır. Kirli su veya yiyeceklere karşı ne gibi önlemler aldınız? 10. 343 .

2005. p. 3. 7-1. Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Hizmetleri Direktifi. Genelkurmay Basımevi.K. p. Sahra Hijyeni ve Sağlığı Koruma. 2006. Türk Silahlı Kuvvetleri Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Yönergesi. 4. Ankara. 2001. (4-1)-(4-15).KAYNAKLAR 1. Genelkurmay Basımevi. Ankara. 2009. K. p. 2. International travel and health. 6-1. Basımevi ve Basılı Evrak Depo Müdürlüğü. Ankara. WHO. 344 .

bakış açısı pozitifleşir. vücudun tamamının ya da bir bölgesinin normalden fazla bir kuvvetle karşılaşması sonucunda. Askeri eğitimde veya spor antrenmanlarında en sık görülen yaralanma tipi kasiskelet sisteminin zorlanma yaralanmalarıdır. Yaralanma sıklığı Tipi Nedeni Zorlanma Tekrarlayıcı-biriktirici mikro travma sonucu (%75) doku hasarı Travmatik (%15) Stress kırığı (%10) Ani. fazla enerji azalır. Yumuşak Doku Yaralanmaları Bütün spor yaralanmaların %30-50’si yumuşak dokunun aşırı kullanımından kaynaklanmaktadır. eklem ve bağ yaralanmaları. kemik yapısı kuvvetlenir. vücudu çalıştırma amacına yönelik her türlü hareketlere spor denir. kapasitesi artmış akciğerleri ve verimli çalışan bir kalpleri vardır. atardamar sisteminde kan basıncı azalarak kalp hastalığı risklerini azaltır. zeka gelişir. yeni çevre edinilmesini sağlar. sıkıntı ve depresyonu azaltır. ağır antrenman. antrenman sırasındaki ani değişiklikler. yorgunluğa direnci artırır. Yaralanma. endişe ve kuruntular azalır. 345 . kas ve kemik yapıları sağlamdır. tüm organları gerektiği gibi çalışır. Yaralanma sıklığı Tablo II’de verilmiştir. rahat ve kesintisiz uyku uyunur. kendine güven artar. hastalıklara karşı dirençlidirler. Tablo II. anatomik faktörler ile ayakkabı ve zemindir. cilt veya kas-iskelet hasarının tekrarlayıcı veya travmatik natürlü bir dış etken sonucu oluşur. zihinsel performans ve düşünme yeteneği gelişir. verimli bir şekilde kilo kaybı olur. Spor Yaralanmaları Spor Yaralanması. cilt sağlıklıdır. stres azalır. sakinleştirir ve gerilimin azalmasına neden olur. Bunların nedeni yanlış antrenman.SPOR HİJYENİ Kişinin sağlık durumunu geliştiren ve gelişmiş sağlık durumunu devam ettiren. uykusuzluk problemini azaltır. Bu yaralanmaların çoğunluğunu alt ekstremite kas-iskelet yaralanmaları oluşturur. menisküs lezyonları görülür. Sporun Faydaları Spor ve Egzersiz ile Vücut Spor ve egzersiz yapanların vücudu orantılıdır ve sağlıklıdır. şiddetli travmaya bağlı gelişen doku hasarı Tolere edilemeyen tekrarlayıcı yüklenmeler sonucu oluşan kemik hasarı Hastalıklar Tendinitis Stres kırığı PF sendrom Burkulma Kırık Kanama Çıkma Askeri eğitim Maraton Koşucularda en çok kas ve tendon zorlanmaları. dokuların dayanıklılık sınırının aşılmasıyla ortaya çıkan durumları kapsar. kendine saygı artar.

Yeterli elektrolit tüketilmesi 346 . enfekte myokardit. zorlanma sonucu diz yaralanması (%5. çok fazla su içilmesi olabilir. çok az elektrolit (tuz veya mineral) alınması. teşhis edilmemiş doğumsal kalp anomalileri (koroner hastalıklar). kondisyon seviyesi. egzersiz ve ağır iş sonucu organizmanın 15 kat fazla ısı üretmesi. Yiyecek tüketilmesi (bitki. ek besin gıdaları (efedrin. Önceki sıcak çarpma hikâyesi.7). grip.1) dir. En yüksek risk faktörü sıcaklıktır. Uyum sağlamamış veya yeni hastaneye yatmış olanlar. tecrübe. Sıcak Yaralanmaları Sıcak yaralanmaları hem askeri eğitimlerde hem de spor antrenmanlarında hayatı tehdit eden önemli faktördür.0).4). Özel Deniz Birliğinde stres kırıkları (%13.Ağır sporcularda ve asker popülasyonunda görülen en yaygın spor yaralanmaları piyade ve ağır sporcularda zorlanma veya stres sendromu (%23. beyin damar anevrizması vardır.). bayan olmak.6). aşırı motive edilme. stres kırığıdır (%3. Sık aralıklarla soğuk su içilmesi 3.8). (%10. aşırı kilolu. yüksek seviyeli yarışma ve duygusal stres fazla ise risk artabilir. Bunların nedenleri. rash).9). tuzlu bisküvi. diüretik. şiddetli iletim bozuklukları. en çok sıcak vurması Nisan ve Eylül ayları arasındadır. Aşil tendinitis (%6. meyve suyu. ilaç (antihistaminik. Genç bayanlar genç erkeklere göre sıcak yaralanmasına daha fazla maruz kalmaktadır. İliotibial band sendromu (İTB). kas zorlamaları (%8.4). alkol (alkol dehidrate eder) da risk oluşturmaktadır. vücut kütle indeksi (BMI). çok az su içmek. Genç erişkinlerde ani ölüm nedenleri arasında.9). Yaralanmayı kolaylaştıran etkenler. beta bloker. vb. kreatin. sigara. en iyi çözüm ise gerekli önlemlerin alınmasıdır. lateral femoral epikondil ve iliotibial bant arasındaki sürekli sürtünmeden kaynaklanan bir durumdur. Risk Faktörleri Orak Hücreli Anemisi olanlarda 40 kez daha fazladır. tansiyon ilacı. dekonjestan. olumsuz çevre koşulları. ayak bileği burkulmaları (%6. hipertrofik kardiomiyopati. düşük kondisyonlu. Ani Ölüm Riskleri Ani ve şiddetli bir egzersiz sırasında ani ölüm riskinde artış oranı 5-50 kat arasındadır. hastalıklı (nezle. Patella Femoral Sendrom (%9.3). Serin yerlerde/zamanlarda egzersiz yapılması (koşmadan önce mutlaka su içilmesi) 2. kan verme (kırmızı kürelerin azalması). vb). düz tabanlık. diyare. sıcak ve nemli hava. cilt hasarının bulunması (cilt yanığı. Özellikle ağır efor. psikyatrik ilaç) kullanımı olanlar da risk altındadır. Periostitis (%3. Risk Faktörlerinin Azaltılması için Yapılması Gerekenler 1. Temel olarak bir bursittir. hastalık veya sakatlık geçirme hikâyesi. Risk 30°C’de başlar. Sıcak çarpmalarında organlar hasar görür ve bu hasar sürekli kalır. elektrolit içeren sıvılar) 4.

vitaminli) Soğuk Yaralanması ve Tipleri 1.Isınma ve aktif soğuma yapılması. Limitlerin aşılmaması. Fiziksel değerlendirme Esneklik Prensipleri 1. Kas ağrılarını minimize eder 3. Önceki yaralanmaların gözlemlenmesi. 11. Dehidratasyon 6. Yeterli dinlenme. Orta şiddette ve süreli esnetme Yararları 1. Kas/tendon yaralanmalarını azaltır 2. Kas gerilimini azaltır 5. Immersion/Trench Foot 5.5. Esneme öncesi ısınma 2. Soğutucu cihazların kullanılması (banyo. Eklem hareket açıklığını geliştirir 4. Yeterli sıvı tüketme 2. Chilblains 4. Motivasyon 6. Hipotermi 2. Psikolojik değerlendirme 3. Egzersiz sırasında uygun elbise giymeme Spor Yaralanmalarına Karşı Alınacak Önlemler 1. terlemeyi sağlayan. Tıbbi değerlendirme 2. hareketsiz kalmama 5. Egzersiz öncesi ve sonrası germe hareketleri 3. 10. Asla ağrı oluşturmama 5. Frostbite-donma 3. fan) 6. Eksersiz öncesi değerlendirme yapılmalıdır. Yeterli beslenme 3. Güneş körlüğü 7. Beslenmenin değerlendirilmesi 4. Yaralanmaları önleme 7. Erken dönem fonksiyonu sağlar 347 . 9. Güneş yanığı 8. İyi kondisyon 4. Güneş koruyucu losyonlar kullanılması (SPF 50.Uygun malzeme kullanılması. 1. Uygun elbise giyilmesi 7. Yavaş ve kibarca esnetme 4. Formda kalma 8.

Başlangıçta yürüyüşlere 15km/gün olarak ve yüksüz başlanmalı. sonra da tabanı yere temas etmeli. Yolun yarısında 30 dakikalık büyük mola verilir. Yürüyüş sırasında kullanılacak ayakkabılar ayağa uygun olmalı ve derideki kırışıklıklar ayakkabı boyanarak yumuşatılmalıdır. spora engel olmaksızın yaralanmalara karşı korumalıdır. Yürüyüş ve Yorgunluk Proflaksisi Askere doğru yürümesi ve hatalı basmaması öğretilmelidir. dakikadaki adım sayısı da 110 olarak standardize edilmiştir. TSK’da adım uzunluğu 75cm. zıplama branşlarında vücut ağırlığının 4-7 katı olabilmektedir. Mola yerleri gölge olmalı ve personel teçhizatını çıkartıp uzanabilmelidir. 348 . ekmek. daha sonra 50 dakika yürüyüş ve 10 dakika mola şeklinde devam edilir. Hatalı basmak ayağın şeklini bozar ve yorgunluğun hızlı gelişmesine neden olur. psikolojik yararları vardır. Bu değerlere göre bir saatte bir askeri birlik yaya olarak yaklaşık 4. eldiven vb). tırnak batması gibi sağlık problemleri olan kişiler tedavi edilmeli. Gece karanlığında yürümek personelin ruhsal durumunu olumsuz etkiler. uzun süreli – seyrek olarak yapılan molalarla yapılan yürüyüşlere göre daha az yorgunluk verir ve daha verimlidir.Malzeme Seçimi Ayakkabı 480 kilometreyi aşan ayakkabının şok emme yeteneği %50 azalmaktadır. Koruyucu olarak ayak bileklerine bileklik ve dizlere dizlik giyilmesi sakatlanma riskini en aza indirir. Yürüyüşlere sabahın erken saatlerinde ve sıcak basmadan başlanılmalıdır. Yürüyüş mümkün olduğu kadar otomatik olarak yapılmalıdır. Olası bir kazada sakatlanmayı en aza indirmek için mutlaka spora uygun emniyet malzemeleri giyilmelidir (kask. yürüyüşe tedaviden sonra katılmalıdırlar. zamanla 20km’ye çıkılmalı ve maksimum 25km/gün yürünmelidir. sıcak şekerli çay. fazla miktarda besin alımından ve personeli aç bırakmaktan kaçınılmalıdır. Bu malzemeler önlemenin yanında spora erken dönmeye izin verir. Yürüyüş öncesinde personelin ayakları muayene edilmeli. peynir ve tereyağından oluşan hafif bir kahvaltı verilmeli. sıyrık. Çalışmalar uygun ayakkabının şoku 2/3 azalttığını göstermiştir. Buna küçük mola denir. ayak yerden kaldırılırken de topuk en son yeri terk etmelidir. Kısa süreli ve sık olarak verilen molalarla süren yürüyüşler. nasır.5km yol almalıdır. Yürüyüşe başlarken gidilmesi planlanan yerin varış saatleri iyi hesaplanmalı ve yürüyüş mümkün olduğu kadar gündüz yapılmalıdır. Dişleri korumak için mutlaka diş koruyucu kullanılmalıdır. Basınç koşu branşlarında – vücut ağırlığının 2-5 katı. Yürüyüşe başlamadan önce personele. Futbol ve voleybol gibi ayak bileklerinin çok zorlandığı spor branşlarında mutlaka ayakkabı bağcıkları tam bağlanmış olmalıdır. Koruyucu malzeme. Yürüyüş sırasında önce ayağın topuk kısmı. Uygun olmayan ayakkabılar yürümeyi güçleştirmekte ve oluşabilecek problemleri arttırmaktadır. Bu şekilde otomatik yürümeye personel zamanla alışır. Personel ilk olarak 45 dakika yürütülür ve 15 dakika mola verilir.

Maneviyat yüksekliği 8. temizlemeli ve boyamalıdır. Antrenman: Yapılan işin teknolojisini iyi bilmeyi. Personel ayakkabısını çıkartmalı. Küçük molalar sırasında olanak varsa personele sıcak – şekerli çay veya kahve verilmelidir. Düzenli uyumak 4. Yürüyüşten önce ayak pudralanmalıdır. Ambulans birliğin arkasından gelmelidir.Tuz ve su kaybına engel olmak 349 . Molaların toplamı yürüyüşlerin toplamının yaklaşık %25’i olacak şekilde düzenlenmeli. Ayaklar soğuk su ile yıkanıp iyice kurulanmalı ve havalandırılmalıdır. Dengeli ve düzenli beslenmek 7. yemek yolun 2/3‘ü alındıktan sonra yenmelidir. 2. Yürüyüş sırasında burundan nefes alınmaya alışılmalıdır. Antreman süresince vücut ağırlığının sabit kalabilmesi egzersizlerin program içinde uygulanması ile mümkün olur. Masaj 10.Çatışma sırasında asker bütün enerjisini yürüyüş sırasında tüketmemeli ve aşırı yorgun düşmemelidir. kuru ve söküksüz çoraplar giyilerek çıkılmalıdır. Çalışmaya uygun giyecek giymek 6. kendisine gelen kandan daha fazla oksijen alma yeteneğine sahiptir. Birlik tabibi. Vücut temizliğine dikkat etmek 5. Yürüyüşe temiz. Yorgunluk Proflaksisi 1. yürüyüşün personel üzerindeki etkilerini gözlemleyebilecek şekilde yürüyüşü takip etmelidir. hareketleri daha yüksek maharetle ve daha az enerji sarfederek yapabilmeyi sağlıyan antreman en önemli proflaksiyi teşkil eder Antrene kimselerin kasları. İşi severek yapmak 9. Aralıklı dinlenmek 3. Yeterli miktarda su verilmeli. Ayakta oluşabilecek pişikler ve yaralanmalar gerektiği şekilde tedavi edilmelidir. uzun süren yürüyüşlerde her 4 günden sonra 1 gün dinlenilmelidir.

2010. Akgün N. 4. Philadelphia: Hanley&Belfus. Barın E. S. 1999: 225-230. Aydın T. 169: 2201-4. Sprains. 3. Koch P. 6. Arkadaş Tıp Kitapları.Spors Medicine Secrets. In: Mellion MB. Torholm C. C:16.Dr. Yıldız Y. 1984. Kut Sarpyener. Jorgensen PS. 1981. Krejci V. Ugeskr Laeger. 350 . trigger points and soft tissue injuries. Treatment of patellofemoral arthritis with patello-femoral arthroplasties. Spor Hekimliği Dergisi. 2. Ergen E. 2. çev: Doç. Larimore WL. Sporcularda Kas Yaralanmaları ve Tendon Hastalıkları. Mati WB. 2007: 4. GATA Spor Hekimliği Ders Notları ve İnternet kaynağı.1. Ed. strains.KAYNAKLAR 1. Konradsen LA. 5. Koşucularda görülen sakatlıklar.

ÜREME SAĞLIĞI KAVRAMI 7. etkili. bölüm ÜREME SAĞLIĞI ve ÜREME HAKLARI olarak ele alınmış özetle şu tanımlamalar yapılmıştır. Bu tanımda erkek ve kadının. teknik ve hizmetlerin takımyıldızı olarak tanımlanır. Bu kavram. uygun olduğu takdirde insan cinsel 351 . aile planlaması vb pek çok başlık altında sunulan hizmetlerin tamamını ifade etmek amacıyla üreme sağlığı kullanımı tercih edilmiştir. karşılanabilir (makul bedelle) ve kabul edilebilir aile planlaması yöntemleri yanında kanunen yasak değilse doğurganlık düzenlemesinde tercih ettikleri diğer yollara ulaşma ve bilgilenme hakkı ve kadına güvenli biçimde hamile kalma ve çocuk doğurma imkânı veren ve çiftlere sağlıklı bebek sahibi olmanın en iyi şansını sağlayan uygun sağlık hizmetlerine erişim hakkı üstü kapalı olarak ifade edilmektedir. üreme sağlığı sorunlarını önleyerek ve çözerek üreme sağlığına ve iyi olmaya katkı veren yöntem. uluslar arası insan hakları belgelerinde ve diğer uzlaşılan belgelerde tanımlanmış insan haklarını da içine alır. Üreme Sağlığı Üreme. nasıl olması gerektiğine karar verme özgürlüğüne sahip olmaları da demektir. önceden ana çocuk sağlığı. iletişim ve hizmetleri. işlevleri ve süreçleri ile ilgili hastalık ve sakatlığın olmaması değil. kadın sağlığı. bunu yapabilmek için bilgi ve yollara sahip olma ve en yüksek cinsel ve üreme sağlığına erişebilme haklarının tanınmasına dayanır Birinci basamakta üreme sağlığı hizmetleri: aile planlaması danışmanlık. Üreme sürecinde yaşanabilecek muhtemel sağlık sorunlarının önlenmesi ve çözümlenmesi için yapılması gerekenler ise üreme sağlığı kavramı ile adlandırılmaktadır. bebek ve anne sağlığı hizmetleri. Cinsel sağlığın amacı sadece üreme sağlığı konusunda ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda bakım ve danışmanlık değil. toplumsal açıdan çocuk sahibi olma ya da neslin sürdürülmesi olarak bilinen hayati kavramadır. infertilitenin önlenmesi ve uygun tedavisi. hayat ve kişisel ilişkilerin geliştirilmesidir Yukarıdaki tanımlardan üreme hakları ulusal kanunlarda. katılımcı ülkelerin çokluğu nedeniylede daha sık olarak kullanılmaya başlanmış olan bir kavramdır. tatmin edici ve güvenli bir cinsel yaşama. Söz konusu üreme sağlığı tanımlarından üreme sağlığı hizmeti. İnsanların. Bu toplantıda. ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali içinde olmasıdır. üreme yolu enfeksiyonlarının tedavisi. Birleşmiş milletlerin çeşitli organlarının öncülük ettiği 1994 yılında Kahire’de yapılan Uluslararası Nüfus ve kalkınma konferansında açık bir biçimde tanımlanmış. A. tercih ettikleri güvenli. Yalnızca üreme sistemi. eğitim. Üreme sağlığı. doğum öncesi bakım hizmetleri ve eğitimi. Aynı zamanda cinsel sağlığı içerir. üremenin fiziksel. Toplantı sonuç raporuna göre 7. düşüğün önlenmesi düşük sonuçlarının yönetimi. üreme yeteneğine ve bunun ne zaman. Bu haklar çiftlerin ve kişilerin özgür ve sorumlu olarak çocuk sayısına. cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve diğer üreme sağlığı durumları. özellikle emzirme.6. aralığına ve zamanlamasına karar vermeleri. güvenli doğum ve doğum sonrası bakım. Bu nedenle üreme sağlığı. bilgi.

sorumluluk. infertilite. Genital mutilasyon gibi Zararlı uygulamaların azaltılmasına yönelik aktif girişimler üreme sağlığı bakım programları dahil birinci basamağın tamamlayıcısı olmalıdır. ev ve çocuk bakımı işlerinde eşit sorumluluk almasını ve cinsel yolla bulaşan hastalıkların önlenmesinde temel sorumluluğu almasını üstlenmesini sağlayacak bilgilendirici ve danışmanlık programları yürütülmelidir. doğum ve düşük.. 6. gebelik. Optimum sağlık. 1. Uluslar arası nüfus ve gelişme konferansı aile planlaması ile ilgili şu ilkeleri belirlemişlerdir. Mahremiyeti korumak kaydıyla ihtiyaç duyan ve isteyen herkese karşılanabilir. uygulama. Aile planlaması uygulamalarında erkeklerin katılım ve paylaşımını artırmak. cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından üst basmaklar bulunmalıdır. Aile Planlaması Üreme sağlığı hizmetlerinin temel uygulamalarından biridir. danışma ve hizmetlerini geliştirmek 5. eğitim. 352 . 3. Tüm dünyada kadınlar daha az çocuk doğurmaya başlamıştır. Aile planlaması tavsiye. yönetim. Emzirmenin yaygınlaştırılması . hizmetlerin teşkilatlanması ve değerlendirmesi aşamalarında kadınlarda sürece içerisinde yer almalıdırlar. Geçmiş dönemlerde nüfus kontrolü yada nüfus planlaması şeklinde uygulanmaya başlamıştır. meme ve diğer üreme sitemi kanserleri. bilgi. kabul edilebilir ve ulaşılabilir nitelikli aile planlaması hizmetleri sunmaktır. Ancak bunun insani olmadığının anlaşılmasıyla birlikte aile planlaması olarak ele alınması benimsenmiştir. 2. Göçmenlere ve yerinden edilmiş insanlar sağlık hizmetine ulaşmada sorun yaşabilir ve üreme sağlığı ve hakları bakımından özel tehditler yaşabilirler. Hizmetler hususan kadın ve adolesanların kişisel ihtiyaçlarına duyarlı sıklıkla aciz durumlarını göz önüne almalıdır ve cinsel şiddete maruz kalanlara özel ihtimama gösterilmelidir. Sevki gereken durumlarda aile planlaması hizmetleri. karar verme. Erkeklerin eğitilmesini ve aile planlaması. Ülkemizde toplam doğurganlık hızı 1960’ lı yıllarda 67 civarında iken 2000 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmasına göre 2.yaşamı. üreme yolu enfeksiyonları. iletişim. üreme sağlığı ve sorumlu ebeveynlik konularında eğitim ve danışmanlık içermelidir. B. sayısı. doğum aralığı zamanını tayin etme çerçevesinde çiftlere ve kişilere üreme hedeflerini gerçekleştirmede yardımcı olmadır. hastalıkların ve erken ölümlerin azaltılması. planlama. çocuklarının. 4.15 seviyesine gerilemiştir. İstenmeyen gebelikleri önlemek için kullanılan gebeliği önleyici yöntemler 1960 yıllardan 1990lı yıllara kadar 5 kat daha fazla kullanılmaya başlanmıştır. İstenmeyen gebelikleri önleme yüksek riskli gebeliklerin. Üreme sağlığı programları adolesanlar dahil kadınların ihtiyaçlarına hizmet edecek biçimde tasarlanmalıdır ve tasarımın liderlik. ve aile iyiliği ve kişisel onurlarına saygı. Üreme sağlığı hizmetlerinin önemli bir kısmını oluşturan aile planlaması sadece nüfusun kontrol edilmesi olarak anlaşılmamalı ve uygulanmamalıdır.

1. Durum HIV salgının çıkmasıyla belirgin şekilde daha da kötüleşmiştir. sfiliz. Birincil korunma (a) Güvenli seks ve riskten kaçınma konusunda sağlık eğitimi ve promosyonu (b) HIV ile diğer CYBH işbirliği konusunda bilgi verme (c) Kondom promosyonu 2. 2. Bu hastalıklar. Ölüm CYBH’den Korunma 1. 353 . En sık gonore. Birincil korunma (a) En kesin çözüm cinsel perhiz. virüs. Genito-anal kanserler 6. sfiliz gibi bazıları anneden çocuğa.C. Frengi (Sifiliz) (12 milyon) 2. Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (Komplikasyonları ve Sekelleri) Pelvik Enflamatuvar Hastalık (PID) 1. HIV. 1. genital siğil. Tüm hastalıklar birlikte değerlendirildiğine dünyada 1 günde 1 milyon kişinin CYBH ye yakalandığı tahmin edilmektedir. trikomonaz. kan ürünleri ve doku transferi ile geçebilir CYB hastalıkların bazıları tedavi edilebilirken bazıları tedavi edilememektedir. şankroid. (b) Diğer yol ise karşılıklı sadakat. Sterilite (erkek ve kadın) 3. Esas olarak kişiden kişiye cinsel temasla bulaşan enfeksiyonlardır. Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH) ve Korunma Tüm dünyada cinsel yolla bulaşan hastalıkların insidansı yüksektir ve artmaktadır. Trikomonaz (174 milyon) Tedavi edilemeyen hastalıkların başında AIDS gelmektedir. etkili ve kabul edilebilir bakım (c) Eğitim ve danışma (d) Vaka bulma ve tarama yoluyla asemptomatik enfeksiyonların erken tanı ve tedavisi 3. HIV ve hepatit B 4. ve parazit vardır 3. İkincil korunma amaç hastalık süresini kısaltarak prevalansı azaltmak (a) Erken tedaviye teşvik (b) Ulaşılabilir. AIDS 7. 30 dan fazla bakteri. klamidya. Ölüdoğum –gebeliğin istenmeyen sonuçları 5. Tüm dünyada 1999 verilerine göre 340 milyon tedavi edilebilir CYBH görüldüğü tahmin edilmektedir. Bel Soğukluğu (Gonore) (62 milyon) 3. Perinatal enfeksiyonlar 4. genital herpes. Ektopik gebelik 2. Klamidya (92 milyon) 4.

Kondom kullanımı bunu azaltabilirdi KAYNAKLAR 1.who. Dünya sağlık Örgütü http://www.int/hiv/pub/sti/who_hiv_aids_2001.(c) Kondom %100 güvenli değildir. 5-13 September 1994) 2. (d) ABD’deki AIDS hastalarının 2/3’ü bu hastalığı cinsel ilişki sırasında kapmıştır. REPORT OF THE INTERNATIONAL CONFERENCE ON POPULATION AND DEVELOPMENT* (Cairo.02.pdf 354 . doğru kullanılırsa riski azaltmaktadır.

kaç kişinin ve nasıl yaralanacakları belli olmayan olaylardır (1). yaralanmalara. beklenmedik bir anda ortaya çıkan. 1. 1. Alkol kullanımı 7. 2. Ateşli silah kazaları 10.Laboratuvar kazaları 11. hayatın ilk yıllarından itibaren hemen her dönemde bireyin sağlığını olumsuz etkiler (2). Gelişmekte olan ülkelerde yüzbinde 20. Düşme 3. İş gücü kaybına yol açmaları. KAZALAR ve ÖNLENMESİ Tanım: Kaza. 4. Sosyoekonomik düzey 5. Trafik kazalarından ölümlerin ölüm nedenleri sıralamasındaki yeri 1998 rakamları incelendiğinde. Doğal afetler 8. 2. Yangın 5. Kaza/Yaralanma Türleri 1. Kazalarda Bazı Risk Faktörleri: 1. önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bireyin eğitimi 4.sırada. Yaş 3. Uyuşturucu ve uyarıcı ilaç kullanımı 8. Sık görülmeleri. Yaşanılan bölge ve çevredeki olumsuzluklar 9. iş kazaları 9. nerede. Gelişmiş ülkelerde yüzbinde 16.Çocuk-kadın-yaşlı istismarı Kazaların Epidemiyolojik Özellikleri Kazalar-yaralanmalar. Birey ve toplum için yüksek maliyete yol açmaları nedeniyle. 3.7.sıradadır. ne zaman. Yanma 6. önceden planlanmamış. Makine kazaları. Sık ölüme yol açmaları. Cinsiyet 2. 5.4 ile 10. Trafik kazaları dünyada ilk 10 ölüm nedeni arasındadır. Boğulma 7. can ve mal kayıplarına neden olan olaylardır. Kalabalık 355 . nasıl meydana geleceği bilinmeyen. Kazalar. Sık yaralanmaya yol açmaları.5 ile 10. Ev kazaları 2. Kişisel özellikler 6. Trafik kazası 4.

Çevresel Etmenler (a) Gerekli kanunların olmayışı (b) Mevcut kanunların uygulanmasında yetersizlik. araca. olay evresi ve olay sonrası olmak üzere üç evrede incelenmektedir. olay öncesi. Olay Öncesi Evrede Etkili Etmenler a.Gürültü 11.Araç trafiğinin yoğunluğu 13. Kişisel Etmenler (a) Riskin bilincinde olmama (b) Deneyimsizlik (c) Bulma ve keşfetme merakı (d) Risk alma davranışı (e) Psikolojik sorunlar (f) Stres (g) Yorgunluk (h) Uyuşturucu kullanımı (i) Uyarıcı ilaç kullanımı (j) Kişisel koruyucu kullanmama 2. Her bir evrede olayın meydana gelişini etkileyen insana. 1. yanlış tasarım 12.Oyun alanlarının yetersizliği Kazaları Hazırlayan Etmenler 1. Araca Ait Etmenler (1) Frenlerin durumu (2) Araç sinyal ve uyarı lambaları (3) Taşıtın ulaşabildiği veya ulaştığı hız (4) Lastiklerin durumu (5) Araçta arıza bulunma durumu c.Yanlış yapılaşma. (c) Güvensiz çevre koşulları.10. İnsana Ait Etmenler (1) Alkol ve ilaca bağlı dikkat azalımı (2) Ehliyetsiz araç kullanımı (3) Trafik kurallarına uymama (4) Emniyet kemeri kullanmama b. Kazanın Evreleri ve Etkili Etmenler Kazalar. Çevreye Ait Etmenler (1) Bariyer ve trafik işaretleri (2) Trafik işaretlerinin tasarım ve yerleşimi (3) Yolun tasarımı. çevreye ait etmenler bulunmaktadır. (d) Tehlikeli davranışlara özendirici reklâmlar. bakım durumu (4) Köprünün tasarımı 356 .

Çevreye Ait Etmenler (1) Telefon kulübesi bulunması (2) Acil ambulans mevcudiyeti (3) Acil tıbbi yardım bilgi ve beceri düzeyi yüksek personelin bulunması KAZALARDA KORUNMA DÜZEYLERİ Birincil Korunma Yaralanma olmadan korunma anlamı taşımaktadır. Etkenin ortaya çıkmasını engellemek. Üçüncül Korunma 1. bu konuya örnek olarak verilebilir. Örnek: (a) Kask takmak. (c) Tabancalara kilit sistemi yerleştirmek bu konuya örnek olarak verilebilir.2. 2. İnsana Ait Etmenler (1) İlkyardım bilgi ve beceri düzeyi b. Tedavi. Çevreye Ait Etmenler (1) İşaret ve bariyerler (2) Yolda kaçma bölgesinin bulunması 3. 357 . 2. Örnek: (a) Otomobil kazalarını önlemek için trafik kurallarını geliştirmek ve uygulamak. Ortaya çıkan etkeni ortadan kaldırmak. yaralanma meydana gelmesini engellemek ya da ciddiyet derecesini azaltmak amaçlanır. (b) Yüzme havuzlarını tel bir örgü ile kapatmak. 1. sosyal ve tıbbi rehabilitasyona yönelik yapılan çalışmaları içerir. Araca Ait Etmenler (1) Yangın söndürme sistemi bulunması c. Olay Evresinde Etkili Etmenler a. Olay Sonrası Evrede Etkili Etmenler a. sosyal çalışmacılar bu alanda hizmet verir. Araca Ait Etmenler (1) Darbeye direnç durumu (2) Kapının kolay açılması c. Fizyoterapistler. 3. (b) Emniyet kemeri takmak. İkincil Korunma 1. İnsana Ait Etmenler (1) Koruyucu araç kullanmama (2) Alkol/ilaç/uyuşturucu kullanma b. Yaralanma meydana geldikten sonra zararlı etkilerini en aza indirme çabalarını ifade eder. 2. Yaralanma açısından potansiyel bir maruziyet meydana geldiğinde. konuşma terapistleri.

(c) Kask kullanma. Etkeni yok etmek. 6. Kombine koruyucu önlem almak. 8. (c) Taşıtlarda emniyet kemerinin bulunması. için kullanılan maddelerdeki zehirli kimyasalların sayısını azaltmak. (c) Yaralanma sonucunun en aza indirilmesini amaçlar. 1. 10. (d) Arabada hava yastığının bulunması. Toplumu ve sağlık personelini eğitmek. otomobillerin üretiminin engellenmesi. 3. Tehlikeli maddelerin yapısını değiştirmek. (b) Emniyet kemeri kullanma.YARALANMALARDA KORUNMA YAKLAŞIMLARI 1. Etkeni konakçıdan ayırmak. Aktif Korunma Yaklaşımı: Kişilerin. (e) Çevre koşullarının kazanın oluşumunu ve yayaların kazaya maruz kalmasını önleyici şekilde tasarlanması. 1962): 1. Etkeni yok etmek. (b) Kişilerin kazaya maruz kalmasının ve yaralanmasının önlenmesi. 4. Örnek: (a) Tabanca taşıma ve satışına sınırlama getirmek. YARALANMALARIN KONTROLÜNDE KULLANILAN 10 TEMEL ÖLÇÜT (HADDON. Etkeni konakçıdan ayıran bariyer yöntemler kullanmak. Örneğin. Etkenin miktarını azaltmak. 5. 2. 358 . Kuramsal olarak en temel halk sağlığı yaklaşımıdır. Örnek: (a) Trafik kurallarına uyma. (b) Taşıtlarda çelik desteklerin bulunması. Kişilerin bir kararı ve girişimi söz konusudur. 9. Konakçıda önlem almak. “Hatalı araç üretmemeye çalışmak” yapılabilir. Kaynağı kontrol altına almaya çalışmak. bir olayda yaralanmaya yönelik koruma önlemlerinin yapılması kararı ve uygulamasıdır. (b) Evde temizlik vs. Örnek: (a) Trafik yasasının bulunması. 2. Etkenin miktarını azaltmak. 2. Etkenin özel dağılımını ya da oranını değiştirmek. 7. Pasif Korunma Yaklaşımı: (a) Çevreye ve etkene yönelik müdahalelerle. Kazalarda genelde uygulanabilir değildir.

(b) Yol yapımı çalışmalarının yürütülmesi. Kombine koruyucu önlem almak. bilinçlendirilmesi. 7. (b) Sağlık dışı toplum kesimlerinin eğitimi. Etkeni konakçıdan ayırmak. pratik ve etkili koruma yöntemidir. (a) Yolda meydana gelecek kazaları azaltacak. 10. (b) Mermileri ayrı bir yerde korumak. (b) Zehirli kimyasal maddelere karşı alınabilecek önlemler. Birden fazla önlem türünü birden uygulamak. Toplumu ve sağlık personelini eğitmek. Etkenin ortaya çıkmasını önlemeye çalışmak. Trafikte alternatif taşıma yolu kullanmak. Konakçıda önlem almak. (a) İşyerinde gaz maskesi kullanılması. (a) Toplum eğitimi: Örnek: (a) Alkollü olarak araba kullanmanın meydana getirdiği tehlikeler. (a) Bazı meslek gruplarında. (b) Bireyi kazaya maruz kalmaktan koruyacaktır. 359 . giysilerin tutuşmayan cinsten kumaşlarla yapılması. Etkenin özel dağılımını ya da oranını değiştirmek. (c) İlaçları çocukların ulaşamayacakları yerlere koymak. 5. Etkeni kişilerden ayıran bariyerler. (b) İlaç kutularına çocukların açmasını engelleyecek mekanizma konması 4. (b) Arabalarda hava yastığı bulunması. Genellikle en ucuz. (a) Sağlık personelinin eğitimi. 6. Tehlikeli maddelerin yapısını değiştirmek. Örnek: (a) Halkın eğitimi. (a) Çocukları ilaçların zararlı etkilerinden korumak için güvenlik bandının yapıştırılması.3. Etkeni konakçıdan ayıran bariyer yöntemler kullanmak. birçok yaralanmanın önlenmesini sağlarlar. 9. (a) Tabancanın emniyetini kapalı tutmak. üst-alt geçitlerin yapılması. Kaynağı kontrol altına almaya çalışmak. 8. (c) Trafiğin hızlı ve kalabalık olduğu yerlerde yayaların trafiğe girmesini engelleyecek parmaklıkların.

yaralanmaları kontrol etmede kullanılacak stratejilerin ne olması ve nasıl olması gerektiği konusunu açığa çıkarmak için önemlidir. 2. Güneş Kitapevi. Bütçe oluşturulurken değerlendirme süreci için de pay ayrılmalıdır. ancak ihmal edilen bir konudur.YARALANMALARIN DEĞERLENDİRİLMESİ Yaralanmaların kontrolünde çok önemlidir. Sayfa 462-72 İkinci Baskı 1997 360 . Bertan M. Değerlendirme. Türkiye’de Kaza ve Yaralanma Sürveyansı. Özcebe H. 15(3). Açıkel CH. Çakır B: Halk Sağlığı Yönünden Kazalar. Sürveyans çalışmalarıyla birlikte yürütülmelidir. Güler Ç) Halk Sağlığı Temel Bilgiler Kitabı. (8-17) 2005. (Editörler: Bertan M. Sağlık ve Toplum. KAYNAKLAR 1.

kapalı ortam havasını etkilememeli. Gemi Hijyeni ve Uçuş Hijyeni konuları genel olarak iş sağlığı kapsamında ele alınan ve insanın yaşadığı. yataklar ve ekipman haftalık olarak değiştirilmelidir. ana buhar.8. İç bölmeler haşaratı barındırmamalı. Kamaralar. Kamararalar ve yemekhanelerin havalandırma sistemi havayı istenilen koşullarda muhafaza edecek ve her türlü hava ve iklim koşullarında yeterli hava akımını sağlayacak özellikleri taşımalıdır. Tuvalet alanları sık sık temizlenmeli kolay temizlenebilir olmalı. Hijyen Hijyen. mutfak ve ısı yayan diğer alanlara uzak olmalı ve buhar ve sıcak su borularının ısı etkilerine karşı koruma sağlanmalıdır. Her 30 kişiye 1 tuvalet kabini ve 1 lavabo Her 20 kişiye 1 pisuvar Her 75 kişiye 1 su sebili Bayan personel varsa 15 kişi için 1 tuvalet ve lavabo bulunmalıdır. Günlük zemin temizliği yapılmalı. iklim şartlarına bağlı olarak ısıyı yeterli düzeyde tutabilmeli. kamaralardan ve ıslak zeminlerden ayrı mekanlarda olmalıdır. gürültü ve diğer kısımlarından gelen sızıntılara karşı yalıtım sağlayacak şekilde inşa edilmelidir. Tuvaletler. Kamara ve yemekhane gibi mürettebatın kullandığı tüm mekanlar doğal ışıkla tam olarak aydınlatılmalı ve yeterli bir suni aydınlatma sağlanmalıdır. Gemi Hijyeni Barınma Hijyeni Gemiler inşa projesi aşamasında. Mürettebatın barınma yerlerinin konumu. GEMİ ve UÇUŞ HİJYENİ 9. tanzimi. havalandırma. gerekli ısı miktarı tabip tarafından izlenmelidir. yapılışı. giriş-çıkış yolları. birey ve toplum olarak insan sağlığının korunması ve geliştirilmesi. Oturma mekanlarındaki doğal aydınlatma en azından normal görüşe sahip bir kimsenin 361 . güvenlik. soğuk. Sıcak ülkelere seyahat eden gemilerde hem mekanik havalandırma hem de elektrikli vantilatörler olmalıdır. vinç ve benzeri kaldıraçların egzoz boruları mürettebatın barındıkları yerlerden ve teknik olarak mümkünse. banyo ve tuvaletler günlük olarak gerektiğinde daha sık temizlenmelidir. deniz koruması. Yatakhanelerde net alan kişi başına 3 m2 üzerinde olmalı. çalıştığı. Ancak bu mekanlardan kolayca geçilmelidir. sıcak. kapılar kendiliğinden kapanabilmelidir. seyahat ettiği ortamdaki çevreye yönelik hijyen faaliyetlerini içerir. Yangın önleme ve yayılmasını geciktirme konusunda önlemler alınmalıdır. yüksek seviyede uzun süre devamı için sağlıkla ilgili bütün bilgileri bir sentez halinde uygulayan bilimdir. yemekhane. bu yerlere giden geçitlerden geçirilmemelidir. Yatakhanelerde personel başına özel kılıfları olan 2 adet temiz örtü ve yastık temin edilmelidir. Isıtma sistemi. gerekli hijyen tedbirlerinin kolaylıkla alınabilmesi için sağlık makamları ile koordine edilmelidir.

Deponun kolay temizlenme imkanlarının olmaması 5. Bu dolabın yüksekliği 1. yatakhanelerden uzak. Her kamarada kalabilecek azami kişi sayısı ve kişi başı düşen hava miktarı okunaklı ve silinmeyecek bir şekilde kolayca görülebilecek bir yere asılmalıdır. bir raf ve bir asma kilit köprüsü donanımına sahip olmalıdır. Deponun sağlıksız olması 2.52 metre. Her kamarada kalabilecek azami kişi sayısı ve kişi başı düşen hava miktarı okunaklı ve silinmeyecek bir şekilde kolayca görülebilecek bir yere asılmalıdır. yeterli havalandırma sağlanabilen bir mekanda giyecek kurutma tesisi bulunmalıdır. İÇME SUYU HİJYENİ Gemilerde içme suyunun müşterek olması hastalık ve salgın ihtimalini artırır. Yemekhaneler. Ranzaların ana iskeleti borulardan yapılmışsa. Bütün gemilerde yeterli sayıda yemekhane bulunmalıdır.68 metre olmalıdır. mutfağa mümkün olduğu ölçüde yakın konuşlandırılmalıdır. Her mürettebata bir ranza sağlanmalı Bir ranzanın asgari iç boyutları 1. Depoya alındıktan sonra arıtım işlem yapılmaması 6. iç genişliği 19. DSÖ’ye 1970-2000 arasında rapor edilen su kaynaklı 100’ün üzerinde salgında etken olarak belirlenen mikroorganizmalar 362 . Yanlış arıtım yapılması DSÖ’ye rapor edilen 1970-2000 arasında bildirilen su kaynaklı 100’ün üzerinde salgınlarda etken olarak Tablo 1’de adı geçen mikroorganizmalar bulunmuştur.90 metreden daha az olmamalı. Mikrobiyolojik ve kimyasal kirlenme riski artmaktadır. Yangın söndürme suyu gibi diğer amaçlı sularla karışma 3. mobilya olarak her kişi için bir elbise dolabı bulunmalı.30 desimetrekare.açık havada ve gün ortasında. Tablo 1. kamarada en çok on kişinin kalmasına izin verilmelidir.90 metreden daha az olmamalı. Mürettebat kamaralarının tepe yüksekliği. Yanlış depo dolum uygulamaları 4. Kamaralar kullananlar için makul düzeyde bir konfor sağlayacak ve temizliği kolaylaştıracak tarzda düzenlenmeli. sıradan basılı bir gazeteyi dolaşıma açık her bir noktada okunmasına olanak sağlayacak şekilde olmalıdır. tamamen kapalı olmalı ve haşerenin girebileceği delikler bulunmamalıdır. Mürettebat kamaralarının tepe yüksekliği. kamarada en çok on kişinin kalmasına izin verilmelidir. Kamaralardan ve yemekhanelerden ayrı.90'a 0. İçme Suyu Problemleri: 1. 1. 1.

Yetersiz denetlemeler ve bu işlerle uğraşan personelin bilgisiz olması. depolara alınmadan önce pozitif basınç kullanılarak iyi bir filtreleme işleminden geçirilmelidir. 8. İçme suları için ayrı bir taşıma sistemi kullanılmalı ve değişik renk borularla taşınmalı. İçme suyu ile diğer sular arasında bağlantı olmamalıdır. Çözüm nedir? 1. Gemilerde içme ve kullanma suyu aynı olmalı 7. Depolama ve dağıtım aşamalarında hastalık yapıcı etkenlerden korunmasıdır 5. Depo tuvaletlerden. Su şebekesinin arızalanması. Gemiye her alınan suyun analiz edilmesi. atık biriktirme alanından uzakta olmalıdır. 2. fiziksel. Düzenli olarak en az iki haftada bir bakteriyolojik analiz yapılmalıdır. Depo su seviyesi de takip edilebilmelidir. Su arıtımının yetersiz veya hatalı yapılması. kontamine suyun depolanması. İçme suyu olmayan depolara ikaz yazıları yazılmalıdır.Su kaynaklı bu salgınların sebepleri şöyle özetlenebilir: 1. kimyasal olarak sağlıklı ve Sağlık Bakanlığınca kontrolleri yapılan ve onaylanan suların tercih edilmesi. 3. 2. 3. Su temininde bakteriyolojik. Özellikler Su depolarının temizleme. 363 . onarım ve bakım için uygun bir deliği olmalı ve bir boşaltma kanalı olmalıdır. 4. Suların periyodik analizlerin yapılmaması. 5. Deponun arızalanması. Her gemide temel su analizleri yapılmalı ve görevli bir personel istihdam edilmelidir 6. Suyun aralıklı olarak dezenfekte edilmesi 4.

Otomatik klorlama sistemi 5. Yetersiz pişirme 4. işleme alanları ve diğer çalışma alanlarından uzakta tutulmalıdır. Güvenilir olmayan kaynaktan gelen gıdalar 2. Bakiye klor takibi 4. suya veya havaya kasten veren kişi. Önemli hususlar 1. GIDA HİJYENİ Gıda Zehirlenmesinin Risk Faktörleri (FDA Report on the occurance of Foodborne Illness Risk Factors in Selected Institutional Food Service. yemek işlerinde kullanılan su sık sık kontrol edilmeli gemi güvenliği açısından genel kontroller yapılmalıdır. Şüphe halinde Hekime müracaat 3.İçme suyu boruları mavi renkte olmalı ve içme suyu dışındaki su kaplarına içilmez ibaresi mutlaka yazılmalıdır. Ayrıca borular çöp biriktirme araçları veya diğer amaçlı kullanılan suların altından geçirilmemelidir. İlgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde. %35’i kağıt. Deniz kirliliğini önlemek amacıyla gemilerden kaynaklanan atıkları çevreye zarar verecek şekilde doğrudan ve/veya dolaylı olarak deniz ortamına bırakmak yasaktır (Gemilerden Atık Alınması ve Atıkların Kontrolü Yönetmeliği. Gıdanın uygun olmayan süre ve sıcaklıkta bekletilmesi 3. Katı atıklar. (Diğer detaylar Uçuş Hijyeni bölümü ile benzerdir. Gemi temiz tutulmalı. cam. %7 plastiktir. limanlarda bertaraf hizmeti verenlere verilmelidir. %17’si metal.) 364 . temizleme gibi başka amaçlarla kullanılan depolara aktarma yapılacaksa suyun geri gelmesini engelleyecek önlemler alınmalıdır. Yetersiz personel hijyeni 5.181). 1. Sıvı atık borularının tıkanmasını ve suyun geri toplanmasını önleyecek şekilde önlemler alınmalıdır. Restaurant and Retail Food Score Facility Types.5). altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (Türk Ceza Kanunu. Kişisel su hijyen eğitimi 2. 2004). çöpler yiyecek depoları. Buz teminine dikkat’’’ ATIK HİJYENİ Gemilerde ortalama 3 kg/kişi çöp çıkar. balast suyu ve atık sular uluslar arası veya ulusal yasak alanlara atılmamalı. Bulaşmış ekipman/çapraz kirlenme Gıda güvenliği Kritik noktalarda kontrol analizi yöntemi ile değerlendirilmeli. Yangın söndürme. Bunun muhteviyatı değişebilmekle beraber %41’i yiyecek atıkları. atık veya artıkları toprağa.

6 milimetreden az gözenekleri olan tel kullanılmalı. CDC. Barınaklarının Kontrolü: Fareden arındırmak. Atlanta. Manual of Naval Preventive Medicine Chapter 3 Prevention of Heat and Cold Stress Injuries. Vessel Sanitation Program Construction Guideline. Guide to Ship Sanitation. Kemirici kontrolü için 1. WHO.VEKTÖRLERLE ve KEMİRİCİLERLE MÜCADELE Gemilerin pencerelerinde 1. klima girişlerine ve diğer üreme alanlarına insektisit uygulanmalıdır. Riskli alanlara. Yok etme : Kapan. Delikleri tıkamak.med. National Center for Environmental Health Vessel Sanitation Program. Zehirler. Doğal düşmanlar (kedi) 2. Naval Medical Command. 365 .navy. Atlanta. Üreme alanları ve gıdanın ortadan kaldırılması uygulamaları yapılabilir. 2005. National Center for Environmental Health. Department of Health and Human Services. KAYNAKLAR 1. 2.aspx) 4. 2009. US Public Health Service. kapılara kendi kendini kapatma düzeneği konmalıdır. Vessel Sanitation Program Operation Manual. 2005. CDC. Sivrisineklerin üremesine elverişli alan bırakılmamalıdır. 2004. (Erişim adresi: http://www.mil/directives/Pages/ Publications. 3.

Kaynağı bilinmeyen kabuklulardan kaçınılması. genel olarak hava taşımacılığı sektöründeki. 5. üretiminden veya imalatından son tüketimine kadar . Söz konusu bilgiler gıda ve su kaynaklı hastalıkları önlemenin pratik yollarıyla ilgili tavsiyeleri içermelidir. Uçuş hijyeni kavramı havaalanlarını da kapsayan geniş bir alandır ve temel amaçlar şu üç başlık altında toplayabiliriz: 1. 7. bu hastalıkların çoğu Tablo I’de sıralanan başlıklar altında toplanabilir: 366 . Yüksek kişisel hijyen standardının korunması. Fakat. Bu Kılavuzun referans koşulları içinde gıda hijyen uygulamasının amacı gıdaların toksik maddeler dahil bulaşkanlar olmadan üretilmesine ve sunulmasına ve böylece tüketiminin hastalığa neden olmamasını sağlamaya bağlıdır. tüm aşamalarda – büyümesinden. Gıdalar ve su ile ekipmanlar ve kaplar patojenik organizmaları ve toksik maddeleri mümkün olduğunca içermemelidir. Kişiler.UÇUŞ HİJYENİ Hijyenin temel prensipleri uzun yıllardır değişmemiştir. Yolcular ve uçuş mürettebatı kısa sürelerde çok uzun mesafeler kat ettikleri için. Soyulmamış meyvelerden kaçınılması.Örneğin: 1. Tüm etlerin ve balıkların iyice pişirilmesi. enfekte olmuş (özellikle de insan kaynaklı) atıklarla temas halinde olmamalıdır 3. GIDA Gıda hijyeni. 3. sağlığa yararlığını ve dayanıklılığını sağlamak için gerekli olan tüm tedbirler olarak tanımlanmıştır. Hastalık taşıyıcılar kontrol altında tutulmalıdır.gıdaların güvenliğini. en azından. özellikle sağlık seviyesi düşük ülkeleri ziyaret ederken alınması gereken tedbirler hakkında önceden bilgilendirilmelidir. 4. Bu nedenle ticari olarak güvenli. Yolcular bir hava yolunu genellikle uçakta ikram edilen yemeklerin kalitesine göre değerlendirmektedir. Salata gibi pişirilmeyen tüm sebzelerin yeterli dezenfeksiyonu. 6. 2. lezzetli ve cezbedici şekilde ikram edilen gıdalar sunmak önemlidir. Kaynağı bilinmiyorsa tüm içme suyunun kaynatılması. Havacılıkta hijyen için Dünya Sağlık Örgütü 1960 ve 1977'de ilk iki baskısını yaptığı "Guide Hygiene Sanitation Aviation" adlı yayının 2009'da üçüncü baskısını yayınlamıştır. bu bulaşkanlar asla bir sağlık tehlikesi oluşturacak miktarlarda olmamalıdır. yüksek kalite. 2. Çok sayıda hastalık gıdalar yoluyla bulaşmaktadır. özellikle de charter uçuşlar ve paket turlar gibi özel sektörlerdeki trafiğin hacim olarak büyümesi ve hızının artması ile bu prensiplerin kesintisiz olarak uygulanması daha da büyük önem kazanmıştır. Köklü ve ünlü bir firma tarafından üretilmemişse dondurmadan kaçınılması.

welchii) Botulizm (sucuk zehirlenmesi) Bacillus cereus gıda zehirlenmesi Escherichia coli ishali Kolera Kolera olmayan vibrio (NCV) hastalığı Vibrio parahaemolyticus enfeksiyonu Streptokok enfeksiyonu Şigelloz Bruselloz Tüberküloz Antraks Tularemi Difteri Virüslerle İlgili Hastalıklar Hepatit A Protozoa Kolu Mikroorganizmalarla ve Hayvan Parazitiyle İlgili Hastalıklar Amibik dizanteri Taeniasis (tenyaların sebep olduğu) Diphyllobothriasis Trişinoz Oksiyüriazis Askaris Fascioliasis Opisthorchiasis Hidatid hastalığı Kimyasal Zehirlerin Neden Olduğu Hastalıklar Böcek ilaçları ve ağır metaller Radyoaktif Kirliliğin Neden Olduğu Hastalıklar Bitki ve Hayvan Toksinlerinin Neden Olduğu Hastalıklar Zehirli mantar ve denizdeki biyolojik toksinler Yaygın olarak görülen gıda kaynaklı hastalıklara karşı alınacak önlemler 1. Portörlüğün tespiti ve önlenmesi 2. Gıda işlerinde çalışan personelin eğitimi 3.Tablo I. Gıda işlerinde çalışan personelin kişsel hijyenlerini idame ettirebilmeleri için uygun ortam sağlanması 367 . Gıdalar yoluyla bulaşan hastalıklar Bakterilerle İlgili Hastalıklar (Enfeksiyonlar ve Zehirlenmeler) Stafilokok zehirlenmesi Salmonelloz Tifo Paratifo Clostridium perfringens (C.

ocakların.4. kümes hayvanları eti ve deniz ürünleri – hızla soğutulmasını ve sabit bir ısısının altında tutulmasını sağlamak (b) Tüm süt ve süt ürünlerinin pastorize ve sterilize edilmesini sağlamak. (n) Çöplerin uygun şekilde uzaklaştırılması (o) Kanalizasyon sisteminin bulaşa yol açmayacak şekilde tesis edilmesi (p) Kemirgenlerle ve böcekle etkin mücadele edilmesi ve bu süreçte kullanılan kimyasalların bulaşının önlenmesi Yemek hazırlanan tesislerin temizlenmesi ile ilgili olarak Tablo II’de belirtilen sürelere uyulmalıdır. dolapları. tepsi hazırlama. Gıda hazırlama personelinin bu bölümün ileriki aşamalarında açıklanan hijyen uygulamalarına katı bir şekilde uymaları. düşük seviye boruları ve tekerlekli servis masalarını yıkama Aspiratörlerin. uygun ısıda ve mümkünse makine ile yıkanıp kurutulması (m) Yemek artıklarının sunulmamış yemeklerle teması kesinlikle engellenmeli ve varış noktasında uçaktan uzaklaştırılmalıdır. uygu deterjanlar kullanılarak. (a) Tüketilmeden önce sürekli sıcak tutulmayan pişirilmiş gıdaların– özellikle et. Tüm zemini silme ve yıkama: çöpü Günde iki kere atma Tüm gıda ekipmanlarını. ayakları ve alt Her gün (bazı gıda ekipmanları her kısmı dahil masaları ve çalışma vardiyanın sonunda temizlenmelidir) yüzeylerini. mutfaklar. (c) Gıda üretiminde kirli hammadde kullanılmaması (d) Gıda üretiminde kullanılacak malzemenin güvenilir kaynakta ve uygun şekilde denetlendikten sonra alınması (e) Çiğ gıdaların birbiri ile temasının önlenmesi (f) İhtiyaca göre hızlı soğutma ve yeterli ısıtma uygulanmalı (g) Pişirme soğutma ve tüketme arasındaki bekleme süreleri olabildiğince kısa tutulmalı (h) Uygun gıdalar tüketilmeden hemen önce pişirilerek sunulmalı (i) Pişirmede yeterli süreye riayet edilmeli (örneğin botulismus toksinlerini yok etmek için gıdalar 15 dakika kaynatılmalıdır) (j) Gıda üretiminde sağlıklı su kullanılması (k) Gıdaların uygun sıcaklıkta ve koşullarda depolanmasının sağlanması (dondurucu. soğutucu. atık konteynırlarını. Yemek Hazırlanan Tesislerin Temizlenmesi Yemek Hazırlanan Tesislerin Temizlenmesi Yemek hazırlama alanları. Mutfağın temizliği yeni gıda malzemeleri gelmeden önce tamamlanmalıdır. buhar Haftada bir 368 . kuru gıda depoları vs. ızgaraların vb. evyeleri. Tablo II.) (l) Bulaşıkların sağlıklı suyla. vb. Haftada bir demir tavaların. fırınların. içini ve dışını yıkama Kaynatma tanklarının.

boruları vb. Tablo III. dışını yıkama Yukarı doğru uzanan kanalların. Su güvenliğinin havaalanında. tavanları.5 aralığında olmalıdır: aşırı asitli su.0-8. Uçuş personeli yemeklerini uçuş sırasında yediğinde pilota. renksiz ve berrak olmalı ve patojenik organizmalar ile aşırı kimyasal madde içermemelidir. yardımcı pilota getirilen yemekten tamamen farklı bir yemeğin getirilmesi gerekmektedir ve söz konusu gıdaların farklı kaynaklardan elde edilmesi gerekmektedir.12 Litre 5-12 saat 4. Eğer yemeklerini kalkıştan bir kaç saat önce yer catering tesislerinde yerlerse de aynı prensip uygulanmalıdır. Çoğu hava yolu şirketi bu hastalıkların yaygın olarak veya zaman zaman görüldüğü ve sağlık standardının düşük olabileceği ülkelere seferler düzenlemektedir. yüksek seviyeli tüm alanları.55 Litre Uçak yolcularına sunulan su içilebilir olmalı ve tüketicinin hoşuna gitmelidir.tencerelerinin vb. 7. 369 .70 Litre 3-5 saat 3. tank borularındaki ve aksesuarlarındaki toksik metallerin çözülmesine neden olacaktır. uçuşun sonuna kadar yetecek miktarda su taşıyamaz ve bu nedenle birçok farklı ülkedeki kaynaklardan tekrar dolum yapmaktadır. dışını temizleme Duvarları ve kapıları yıkama Pencereleri ve aydınlatma armatürlerini yıkama Tesisin her yeri. Eğer kaynak mikropluysa. basili ve amipli dizanteri ile diğer bağırsak enfeksiyonlarını içermektedir. tifo (Salmonella). Uçakta taşınması gereken su miktarı Uçuş süresi Yolcu başına düşen su miktarı 1-3 saat 1. pH seviyesi. Kısa bir kuluçka dönemi olan bir hastalığa neden olan bir patojenden bulaşmış gıdayı ikisinin de yeme ve bir sonraki uçuşta hastalığa yenik düşme olasılıklarını azaltmak için bu gerekli bir emniyet tedbiridir. Uçak genellikle. fan bölmelerinin vb. hedefe vardıklarında karınlarını doyurabilmeleri için harçlık almaktadır. taşıma sırasında ve uçak içinde sağlanması gerekir. yeterli tedbir alınmadığı takdirde hastalık uçaktaki su aracılığıyla yayılabilir. Kokusuz. Uçakta taşınan su miktarı içme. yıkama Ayda bir Haftada bir Ayda bir İhtiyaca göre yılda 4-6 defa Mürettebat yemekleri Kabin personeline genellikle özel yemekler tedarik edilmektedir ya da bu personel. gıda hazırlama ve içecek olarak tüketim ile lavabo ve tuvaletlerdeki ihtiyacı karşılayacak miktarda olmalıdır. Su Dünyanın birçok yerinde hala görülen ve suyun neden olduğu hastalıklar kolera. Aşağıdaki örnek fikir verebilir. Günümüzde içme suyu ve içecekler için kullanılan suyun tamamı şişelenmiş sudur.

sırlı fayansa ya da sert plastik maddeye yazılmış “hijyen uyarıları” (“Tuvaleti kullandıktan sonra lütfen ellerinizi yıkayınız”) asılmalıdır. Kanalizasyon: Zemindeki kanalizasyon. hava alanlarındaki ve uçaklardaki tuvaletlerin çok titiz bir şekilde temizlenmesi. Uçakta Modern uçaklardaki tuvaletler elektrikli bir sifon mekanizmasına. bu kemerler temizliği kolaylaştırmak için bölmelerden 3 metrede 2. yer personeli ve hava alanlarını ziyaret eden kişiler bağırsak hastalığı taşıyıcısı olabilirler ve fekal-oral bulaş için potansiyel mekanlardır. TUVALETLE İLGİLİ SAĞLIK ÖNLEMLERİ ve SIVI ATIKLARIN ATILMASI Yolcular. Yerler: Yerler çimento mozaiki veya seramik karolarla kaplı olmalıdır ve duvarlarda kemerli süpürgelik bulunmalıdır (kemerin yarıçapı 5 cm (2 in) olmalıdır). bir ülkenin vitrini olması gerektiği sık sık vurgulanmıştır çünkü bir ziyaretçinin o ülkeyle ilk teması genellikle hava alanında olmaktadır. yerel bina yönetmeliklerinin. Havalandırma: Havalandırma. Bu nedenle. sağlık önlemleriyle ilgili çalışmalar. yıkanabilir malzemeyle boyanmış olmalıdır ve delinmemelidir. Aydınlatma: Tuvaletlerin. Hava alanlarındaki yolcu tuvalet blokları için aşağıdaki minimum gereklilikler önerilmektedir.Uçakta taşınan suyun tamamı içilebilir olmalıdır. Tuvaletlerin 370 . Bu nedenle hava alanlarındaki tuvalet tesisleri en yüksek standartta olmalıdır ve maksimum temizlik seviyesinde tutulmalıdır. Duvarlar: Duvarlar. yerden tavana kadar fayansla veya onaylanmış başka maddelerle ya da boyayla kaplanmalıdır. doğru yerleştirilmiş ve kanalizasyon sistemine boşalmalıdır. Tuvalet bölmelerine ve pisuarların üzerine. Birçok ülkede turizm o kadar hayati bir ekonomik rol oynamaktadır ki –sağlıkla ilgili kaygılarından ayrı olarak . temizlikçi bölmelerinin ve pisuarların yeterince aydınlatılması gerekmektedir. Doğal havalandırmanın mevcut olmadığı durumlarda yeterli ve verimli havalandırma araçları tedarik edilmelidir. Pencereler: Tuvaletlerde pencere varsa bu pencerelere yarı saydam levhalı camlar takılmalıdır ve pencere denizlikleri pencerelerden aşağı doğru 45° açılı olmalıdır. Gizleme: Giriş kapısı açıkken tuvalet bloğunun iç kısmı görünmemelidir. tuvalet atıklarının atılması çok önemlidir. Hava alanlarında Bir hava alanının. sağlıkla ilgili yönetmeliklerin ve mevcut diğer yönetmeliklerin gereklerine uygun olmalıdır.iyi bir izlenim çok önemlidir.5-5 cm (10 futta 0.5-1 inç) eğimle aşağı doğru meyletmelidir. Küçük bir miktar “içilebilir su” bulundurup diğer sulara “içme suyu değildir” etiketi yapıştırma uygun bir yaklaşım olmaz. Tavanlar: Tavanlar. bir filtreye ve bir devir daim sistemine sahiptir ve ve su depoları bulunmaktadır.

kapasitesi. Bu konteynırlardan bazıları sadece bu amaca uygun olarak yapılmış olacaktır ve mutfakların entegre bir parçası olarak monte edilecektir. Uçakta birikmiş kuru atıklar. sağlıkla ilgili tehlikeleri ve –dolaylı olarak – uçaklara zarar verilmesini önlemek için dikkatle yürütülmelidir. Temizliğin boyutu zamana bağlıdır. İçme suyu sebili çöpleri 6. ofisler ve atölyeler dahil bir hava alanındaki çeşitli kaynaklardan ve uçaklardan. herhangi bir sorunu. Problem alanları Temizlik sırasında özel önem gösterilmesi gereken noktalar şunlardır: 1. taşınma ve atılma işlemleri. Temizlik programları Transit duruşlarda temizlik Mutfak: 1. Çöp kutusunu boşaltma ve temizleme. Lavabo direnaj boruları (sıklıkla tıkanıktır) 5. Lavabo dolapları 7. Katering konteynır bölümleri 4. First-aid stowage holds. yolcu sayısına ve yerde kalış süresine göre değişiklikler arz eder. hava ve su geçirmeyen malzemeden yapılmış konteynırların içine depolanmalıdır – örneğin polietilen. Uçuş sırasında koşullar bozulmaktadır ve bu nedenle her transit duruşunda ya da terminal hava alanlarındaki hızlı dönüşlerde hızlı düzenleme gerekmektedir. Katı atıkların depolanma. UÇAĞIN İÇİNİN TEMİZLENMESİ Uçağın içinin temizlenmesi uçağın büyüklüğüne. hafif. 371 . İçki dolabının iç yüzeyleri 3. KATI ATIKLAR Terminal restoranları. Eviyeleri temizleme. Atık konteynırları her transit duruşunda boşaltılmalıdır ve geri götürülmeden önce bir deterjan/dezenfektan solüsyonuyla yıkanmalıdır. Bir uçak uçuşa geçtiğinde uçak yolcuları göze hoş gözüken tertemiz bir kabin içi görmelidir. çöpler ve diğer kuru atık maddeleri çıkmaktadır. Salgın ve tehdit durumlarında alınacak ilave hijyen önlemleri yerel sağlık otoritelerinin talepleri doğrultusunda yapılır. 2. zaten yolcular uçakta iken bu mümkün değildir. Katering ekipmanı 2. Genellikle kısıtlı süre komple bir temizlik çalışmasına izin vermeyecektir. depolar. en uzun seferde maksimum yolcu sayısının ürettiği tüm atıklar için yeterli olmalıdır. yine de öncelik çöplerin ve kuru atıkların boşaltılmasına ve tuvalet bölmelerinin ve mutfakların temizlenmesine verilmelidir.

Tuvalet oturağının ve kapağının üstünü ve arkasını silme ve kurulama. Ön camın dışını temizleme. 3. 3. Tuvalet bölmeleri: 1. 3. Yukarıdaki tamamlamak için süre yetmezse öncelik atıkların toplanmasına ve mutfak ve tuvaletlerin temizlenmesine verilmelidir. telefonları. atık konteynırlarını ve küllükleri boşaltma. 2. 6. Aynaları. Genellikle. sıçramış suları silme. Koltuklardaki döküntüleri. Atık konteynırlarını yıkama ve dezenfekte etme. İskeletleri dahil tüm tekerlekli servis masası ve konteynır istiflerini temizleme. Tüm çalışma yüzeylerini. Çalışma tezgahının üzerini temizleme. Sabunu ve tuvalet malzemelerini tekrar doldurma. Derinlemesine temizlik Her 24 saatte bir. 4. 5. Döküntüleri toplama ve çöp kutularını boşaltma. Döküntüleri toplama. 2. Koltukları fırçalama. çerçeveleri ve armatürleri gerektiği şekilde silme. Döküntüleri toplama. panelleri vb. Küllüğü boşaltma ve temizleme. Aynaları ve muslukları cilalama. Döküntüleri toplama. 4. temizleme. transit temizliği için gereken sürenin dört katını gerektiren derinlemesine temizlik aşağıdaki çalışmalardan ibarettir: Mutfak: 1. Yolcu kabinleri: 1. kapıları. sıçramış suları silme ve zemini temizleme. Küllükleri boşaltma. ya bir gece duruşu sırasında (bu daha çok kısa mesafe uçakları için uygun olacaktır) ya da bir başka uygun zamanda daha derinlemesine bir temizlik yapılmalıdır. Yeri süpürme. Lavaboları. zemini temizleme. armatürleri ve mutfak yapılarını temizleme. çerçeveleri ve armatürleri temizleme. Tuvalet bölmeleri: 1. Çöp kutularını boşaltma. koltuk arkası cepleri ve şapka raflarını toplama. Yeri temizleme. 3. 4. Uçuş Güvertesi: 1.3. 372 . Tüm kabin personeli koltuklarını temizleme. Lavaboyu silme. 5. 2. eviyeleri. 4. Döküntüleri toplama. 2. 5. aynaları. 6. Tüm masaları silme. 7. 3. 4. Kontrol panelini. Atık konteynerlerini ve küllükleri boşaltma. yıkama ve dezenfekte etme. 2.

10. Kirlenmiş tüm kafalık örtülerini değiştirme. yanlarını silerek temizleme. 4. Sabunu ve tuvalet malzemelerini doldurma.Tuvaletin etrafını yıkama ve kurulama. 7. Bulaşıcı hastalık uçuş sırasında ya da inişten hemen sonra ve uçak yeniden kalkmadan önce saptanırsa dezenfeksiyon yararlı olabilir. Zemini deterjanla/dezenfektanla yıkama. 11. 6. Tüm küllükleri ve koltuk arkası cepleri temizleme. resiflerin vb. Kapıları. panelleri vb. Bu sayede uçağın en azından bir parça dezenfekte edilmesi sağlanmaktadır.Tuvalet oturağının üstünü ve arkasını yıkama ve kurulama. yastıkları ve kollukları fırçalama. Tüm kabin armatürlerini. servis panellerini. 8. 4. Lavabonun altındaki menteşeli paneli yıkama ve kurulama. Konsolların. yeni yıkanmış battaniyelerle değiştirme. uçak bölmelerini ve astarlarını temizleme. 12. Atıkları boşaltma ve kutu muhafazasını temizleme. Koltuk minderinin altındaki iskeleti temizleme. Tüm halıları elektrikli süpürgeyle süpürme. Lavaboların. Kullanılmış tüm battaniyeleri. Bu tür bir olay meydana geldiğinde nadiren de olsa bildirinin enfekte olmuş kişi uçakta seyahat ettikten birkaç gün sonra yapıldığı durumlarla karşılaşılabilir – bu arada uçak muhtemelen birçok kez uçmuş ve yüzlerce yolcu taşımış olacaktır. 2. 3. Bu koşullar altında dezenfeksiyon yararlı veya uygulanabilir olmayabilir. 5. 5. 9.5. 2.Merdivenleri silme ve eğer varsa parmaklıkları temizleme. 8. Tüm havalandırma ızgaralarını elektrikli süpürgeyle süpürme. Tüm küllükleri temizleme ve çöp kutularını boşaltma. Uçuş güvertesi: 1. 9. Yeri elektrikli süpürgeyle temizleme. resiflerin ve aydınlatma armatürlerinin etrafını yıkama ve kurulama. 7. En 373 . Pencerelerin içini ve dışını temizleme. Tüm masaları ve şapka raflarını temizleme. 6. Personel koltuklarını ve kemerlerini temizleme. temizleme. 3. Kabin pencerelerinin içini. 10. Koltuk arkalarını. Uçağın dezenfekte edilmesi Uçakta bulaşıcı hastalığı olan bir yolcu taşındıysa bu konuyla ilgili olarak hava alanı sağlık görevlilerine danışılmalıdır. Uçağın iç kısmının günlük rutin temizliğinde (daha önce belirtildiği gibi) düzenli olarak etkili bir mikrop öldürücü kullanılmasının ve uçak tuvaletlerine eklenen kimyasal maddelere mikrop öldürücü eklenmesinin önemli prosedürler olmasının nedeni bu ihtimaldir. 11. Kullanılan yöntem ve malzemeler bulaşıcı hastalığın yapısına ve dezenfeksiyon talep etmekle yükümlü sağlık bakanlığı görevlisinin tavsiyelerine bağlı olacaktır. Yolcu kabinleri: 1. çerçeveleri ve storları temizleme.

TSK Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Yönergesi 2. 1977.yaygın kullanılan dezenfektanlar 100 mg/l güce kadar sulandırılmış sodyum hipoklorürdür ve suda formaldehit gazının %40 solüsyonu olan %5 formaldehit solüsyonudur. 374 . Geneva. WHO.2009. 1. WHO. Baley J. Guide to Hygiene and Sanitation in Aviation (Third Edition) WHO. Geneva. ÖNEMLİ UYARI: TSK'da görev yapan her sağlık personeli hijyen uygulamaları ve sağlığın korunması için aşağıdaki iki dokümanı mutlaka kullanmalıdır. Guide to Hygiene and Sanitation in Aviation (Second Edition). TSK Gıda/Su Kontrol ve Hijyen Denetim Hizmetleri Yönergesi KAYNAKLAR 1. 2.

burada çalışan kişileri gözleyerek. Sürekli kalite iyileştirmesi yapar. Denetlemeci sonunda eğitir. böylece verilen hizmetlerin başarılı verimli olmasını ve halk sağlığına zararlı olmamasını sağlamaktır Denetlemede amaç faaliyetlerin geliştirilmesi ve iyileştirilmesidir.9. Aksaklık. Yasa. Aksaklık. Denetleme: Kurumları. bozukluk ve eksikliklerinin saptanması 3. (b) Ürüne el koyma. yönetmelik ve emirler dikkate alınır. (f) Adli mercilere suç duyurusu (g) Cezalandırma işlemleri uygulanır. 2. bu kurallara uymayan kişi ve kuruluşlar hakkında yaptırım/ceza uygulanması yöntemidir. Standartların belirlenmesi 2. 3. eksiklik ve bozukluğun nedenlerinin saptanması 4. 1. Teftişten en önemli fark ceza eğitici olarak işlemlerin sonunda uygulanır. Sorunun çözümüne yönelik eylemleri birlikte planlar 4. 2. 375 . Aksaklık eksiklik neden ya da nedenlerin ortadan kaldırılması Denetlemenin teftişe olan üstünlükleri 1. denetleyerek eksiklikleri ve aksaklıkları saptamak bu eksiklikleri ve aksaklıkları gidermek amacıyla kurumların yönetici ve çalışanlarını eğitmek onlara yol göstermek suretiyle işletmeleri ve giderek sektörü ıslah etmek. (e) Kınama. Denetleme süreçleri 1. Gönüllü katılım sağlar 3. Uygun değilse (a) Faaliyeti durdurma. (c) Para cezası verme. (d) Uyarma. 5. Faaliyetler uygun bunlara uygunsa problem yoktur. SAĞLIK DENETLEMESİ ve SAĞLIKTA İLETİŞİM SAĞLIKTA DENETLEME ve TEFTİŞ Teftiş: Eylem ve faaliyetlerin yürürlülükteki yasalara uygun olarak yürütülüp yürütülmediğini inceleyerek.

Özdenetimi aksatır 3.Hemşire ilişkisinin oluşturulmasında temel elementtir. İki türlü iletişim tekniği vardır : 1. Çalışan Katkı-katılımı yok 2. Alıcı (Öğrenci) 5. Bundan dolayı sorumsuz görülme. Kitlesel iletişim: TV. Bireysel – kişiler arası iletişim. buna karşılık eşit dostane ilişkiler olumlu gelişmeye katkı sağlar.Teftişin önemli olumsuzlukları 1. Radyo. Vb İletişim sürecinde 5 temel öge bulunmaktadır. Yetişkinlerde benlik duygusu gelişmiştir. Bu nedenle de yetişkinlere verilecek eğitimlerin her şeyden önce onların gereksinimlerine göre düzenlenmesi gerekir. Bu nedenle yetişkinlere aktarılacak bilgilerin pratik ve güncel bilgiler olması gerekir. Yetişkinler çocuklara göre daha yavaş öğrenirler. Hasta . 1. Gazete. İki ya da daha çok kişi arasındaki fikir alışverişini kapsayan dinamik sosyal süreçtir. Aktarılan – alınan ve anlaşılan bilgilerin kullanıldığı yöntem. 2. Yetişkinler bilgi birikimi olan deneyimli kişilerdir. Yetişkinlerin bir konuyu öğrenmeleri için her şeyden önce o bilgiye gereksiniminin olması bir sorunu çözmeye yaraması. Bu yüzden kendilerine saygı duyulmasını beklerler ve küçük düşme korkusu yaşayabilirler. Ayrıca her bilgi ile birlikte o bilgiden nasıl yararlanılacağının ve ona ne yarar getireceğinin açıklanması da yerinde olur. Diğer insanlarla ilişkileri kolaylaştırmada kullanılan sözsüz aktarım sürecidir. Duyguları ifade etmekte kullanılan davranıştır. Yetişkinler gereksinim duydukları konuları öğrenirler. Mesaj (İçerik) 3. Hemen işine yarayacak günlük kullanabileceği bilgi ve becerileri öğrenmek ister. SAĞLIKTA İLETİŞİM İletişim: iki birim arasında birbiriyle mesaj (bilgi) alış verişidir. Yetişkin pratik düşünür. İletişim sürecine katılmaya isteklidirler. Kanal (Öğretim araç gereci) 4. ondan bir yarar girdi elde etmesi gerekir. Bu yüzden denetim eğitimleri alıcının katkı ve katılımını sağlayacak biçimde olmalıdır. otoriter ve dikte edici davranışlar olumsuz etki gösterir. Geçmiş hikayelerden geleceğe ilişkin uzun vadeli ve teorik bilgilerden hoşlanmazlar. Sorunları gizleme Yetişkin Eğitiminin Özellikleri ve Denetici Davranışı Yetişkinlerde sorumluluk duygusu gelişmiştir. Dönüt (Değerlendirme) 376 . konuşma. Kaynak (Öğretmen) 2. ağlıklı bir iletişim kurulabilmesi için bu beş öge her zaman göz önünde tutulmalıdır. Çünkü bilgi ve becerileri bir süreçten çeşitli aşamalardan geçtikten sonra öğrenir ve kabul ederler.

sürekli Açık ve seçiktir Kasıtlılık. Psikolojik Engeller Fiziksel Engeller 1. 5. İletişim katılım oranını etkiler. 9. Toplumsal uygulamalarda etkin iletişim tekniği önemli bir etkendir. Bağımsızdır SAĞLIKTA İLETİŞİM 1. 6. nem. rahatsızlığı. Hayal kurma. İnsan. Sağlık iletişimi empati ve sağlıkla ilgili talebi bulunan kişileri anlama gereği doğurur. 11. sürekli değil Mesajlar yanlış anlaşılabilir Rast gelelik vardır Kişiler Arası İletişim 1. 12. Anlamlarının karıştırılması.Sağlık iletişimi değerlendirme.Eğitim ve davranış değiştirmeye yönelik uygulamaları gerektirir Bir toplumun bireyleri arasında hepsince paylaşılan bir simgeler sistemi ile geliştirilen anlam ve bilgi alışverişine iletişim denmektedir. fiziksel bozukluğu. 1. 3. yerine başka bir şey ikame edilemez 3. 377 . 4. İnsanın içgüdüsel özelliklerinden birisidir. sentez ve tedavi bağı kurmayı gerektirir. Sağlık meslek üyelerinin iletişim becerileri hasta doyumunun sağlanmasında en önemli etkenlerden birisidir. İlgisizlik.İletişimin önünde fiziksel ve psikolojik engeller vardır. Oturma yerlerinin 5.Katılım iletişimin etkinliğini arttırır. Alıcının duyu organlarının 2. İletişim tekrarlanamaz. 3. Bireysel iletişim kişilerin toplumda benimsedikleri rollerden ve bu role karşı gösterilen tepkilerden etkilenmektedir.İletişimde bulunan sağlık mesleği mensubu ile bireyin birbirini anlaması yetmez. Öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir özelliktedir. 3. 8. anlama. 6. Sınırlı algılama yada algılayamama. Alıcı ya da kaynağın psikolojik rahatsızlıkları İletişim Kanalları Sözlü İletişim Tek kanal. iletişim etkinliği en yüksek canlıdır.Veri toplama gerektirir. 2. 7. Bunları aşamasak sağlıklı bir iletişim sağlanması güçtür. İletişimle ilgili engellerin kaldırılması öncelik taşıyabilir. ses. ısı. Aşırı ışık. Biriciktir-yeganedir 2. Sağlık iletişiminin normal toplum içi iletişimden önemli bir farkı vardır. 10. plan vardır Sözsüz İletişim Çok kanal. 4. Verbalizm. 2.

Yorumlardan kaçınma. Tanıtıcı.elverişsizliği 2. Açık iletişim. Jest ve mimikler. 4. İletişimin deneyimi ve birikimi Sağlık İletişiminde Verilen Mesajlar 1. 4. Bir kişinin belirli bir duygusunu anlamaya ve oluşumu ona iletmeye empati adı verilmiştir Dinleme: Görsel işitsel mesajlara gösterilen tepkilere dinleme denir. Müzik. Konuşma dışı sesler. Düşünce hızından yeterince yararlanamam 378 . soruna yönelik ve kendiliğindendir. 6. Kişinin savunma mekanizması 4. Anlayışlı ve eşitlikçidir. Sağlık hizmetlerinde kullanıma uygun değildir. Dinlemeyi engelleyen nedenler giderilmelidir. 6. çatışma doğurmaz. Bireyin temel gereksinimleri 3. Dinlemeyi engelleyen nedenler? 1. 5. Damgalayıcı 3. diğer tarafa aldırmaz. İletişimde etkin dinleme ve bunu karşı tarafa hissettirme çok önemlidir. Savunmacı iletişim. Strateji izler. Oral iletişim. 3. Suçlayıcı 2. Hedeflenen alıcının hazır olmaması. 3. tamtam. İşaret ve semboller. Bireyin toplumsal ve yaşamsal uyumu 5. Yargılayıcı-eleştirici ve denetleyicidir. İtici 4. 7. çatışma doğurur.İletişim Biçimleri 1. 2. 2. Otoriter 5. Mesajın aslına sadık kalıp kalmaması 6. Yabancı nitelikte olmamalıdır. İletişimde bir diğer önemli kavram empatidir. Konuşmada bazı konulara aşırı duyarlılık gösterme. Konuşmada ille de kusur aramaya çalışma. (Dinler gibi görünme) 5. Yazılı iletişim. Bunların kombinasyonu Etkisiz İletişime Yol Açan Nedenler 1. Sağlık hizmetleri alanında olumlu bir yaklaşım olarak değerlendirebiliriz. üstünlük belirticidir ve kesinlik içerir. Sahte dikkat Konuşmayı ilginç bulmama.

Alıcıdaki etkiye göre mesajda değişiklikler yapılabilmeli. mantıki bir sıra içerisinde ve alıcının anlayabileceği bir hızla verilmesine özen gösterilmelidir 379 . Dilin.İyi bir iletişim sağlamak için. Kullanılacak teknik ve yöntemler alıcıya ve konuya uygun seçilmeli 4. 2. 3. 1. verbalizmin hayal kurma ve kavram kargaşasının önüne geçilmeli. Mesajın. Çok kanal kullanarak.alıcının anlayacağı bir dil olması 5.

Bu taktirde. Revirlerde Tutulan Sağlıkla İlgili Kayıtlar (a) Tabip vizite defteri (Erbaş ve erler için) (b) Tabip vizite defteri (Subay. KAYITLAR 1. Bölüklerde Tutulan Sağlıkla İlgili Kayıtlar (a) Bölük vizite defteri (b) Sağlık sicil kartları (c) Bölük ilaç kullanım defteri (d) Bedeni yeterlilik ve spor tekamül kartları (e) Kan grubu listeleri (f) Portör muayene dosyası (g) Hepatitli personel listesi 2. doğru ve düzenli bir şekilde tutulması gerekir. astsubay. sivil memur ve bakmakla yükümlü oldukları kimseler için) (c) TSK reçete kağıdı (d) Yatan hasta takip formu (e) Acil hasta vizite defteri (f) Acil polikliniği enjeksiyon defteri (g) Diş tabibi vizite defteri (h) Hastane sevk ve takip defteri (i) Birlik kan grup listeleri (j) Eczane reçete kayıt defteri (k) Günlük ilaç sarf kayıt çizelgesi (E-1 ) (l) Eczane sarfiyat tevhit çizelgesi ( E-2) (m) İstek ve iş emri belgesi (n) Dağıtım belgesi (o) Stok ve yer kartı (p) Yer bulma kartı (q) Sarf imal istihsal belgesi (r) İade belgesi (s) Yok etme (imha) tutanağı 380 .10. Bu raporları doğru bir şekilde ve zamanında hazırlayabilmek için elimizde bazı kayıtların bulunması gerekir. Bu kayıtların eksiksiz. bizden istenen raporları eksiksiz bir şekilde hazırlayabiliriz. BİRLİKLERDE TUTULAN SAĞLIKLA İLGİLİ KAYITLAR Belirli aralıklarla veya istendiğinde üst makamlara verilmesi gereken bazı raporlar vardır.

Kasım Şubat. revirde kalır Her ay Şubat. Ağustos. Kasım Şubat.ay -Kısa dönem erler: 4. Kasım Şubat. Mayıs.ayında -Erler: 8. Ağustos. Mayıs. Miatlı Evraklar/Sağlık Durum Raporları RAPOR 3 aylık Sağlık takvimi Aşı – enjektör ihtiyacı Gıda Kontrol Denetlemesi Raporu Hijyen Denetlemesi Raporu Su numunesi gönderilmesi Gıda numunesi gönderilmesi Rehberlik Danışma Merkezi Toplantı Sonuç Tutanağı Rehberlik Danışma Merkezi Faaliyet Sonuç Raporu İhtiyaç Bildirim Formlarının (İBF) gönderilmesi Nöbetçi Tabip Çizelgesi Nöbetçi Subay çizelgesi Yıllık izin çizelgesi Subay-Astsubay sicilleri Sivil memur sicilleri Yedek subay sicilleri Kaynak saptama fişleri Trafik sigortası yapılacak araç listesi Tıbbi cihazların bakım ve kalibrasyon işlemleri Aylık sağlık durum raporları 3 Aylık Sağlık Durumu Raporu (Form 171 – A1) 3 aylık gıda kontrol tevhit raporu Haftalık sayım ve arıza durum raporları Harp Paketi Durum Raporu Sağlık Sınıfı 4 Aylık Antibiyotik Miat Raporu Üç Aylık Bakım Durum Raporu Sb. Kasım Ocak ayı Mayıs Her ayın son haftası Her ayın son haftası Kasım ayı sonunda Mart ayında Kasım Ayında Askerliğinin 9. Kasım Mart. Ağustos. Kasım Revirde kalır Mart.ve Astsb. haftasında Her ayın ilk haftası Şubat. Mayıs. Mayıs. Ağustos KAYNAK: KKK Devamlı Emirler Muhtırası 381 . Ağustos. Mayıs. Temmuz. Kasım Şubat. Mayıs. Kasım Her ay Revire personel katıldığındaayrıldığında Denetleme sonrası Revirde kalır Arama sonrası Revirde kalır Üç ayda bir Her ay Her yıl son ay Her hafta. ve 3.3. Mayıs.Form 145/e ve Vet: 145 / f) İstihbarat ve İKK faaliyet raporları Ayrılış katılış brifingleri Birliklerin sağlık kayıtları denetlemesi sonuç raporu Günlük güvenlik kontrol çizelgeleri Planlı plansız aramalar Günlük vizite ve hastahane işlemleri Birliklerin sağlık kontrol sonuçları Aylık ilaç sarf çizelgeleri Garnizon kan verme çizelgesi Haftalık personel ve sağlık durum raporları Aylık sağlık durum raporları 3 aylık sağlık durum raporları 6 aylık sağlık durum raporları MİADI Şubat. Ağustos. Kasım Her yıl kasım ayında Şubat. Ağustos. Periyodik Sağlık Muayeneleri Teçhizat Sayım Raporu ve arıza durum raporları (Shh. Mayıs. Kasım Her ayın 15’inde Her ayın 15’inde Her ayın 1.ay -Yedek subaylar: 6. Temmuz.ayda Ocak ayında Revirde kalır Şubat. Ağustos. Ağustos.

Bunların tetiklediği afetler de aynı adlarla anılır. Acil Durum (Emergency) : Lokal çabayla. İyi organize olamamış toplumlarda acil bir durum hemen bir afete yol açabilir. buharlaşma. AFETLERDE SAĞLIK HİZMETLERİ Toplumda genellikle acil durum ile afeti birbiriyle karıştırılmaktadır. çığ düşmesi) yetersiz /hazırlıksız çevrelerde kırım ve yıkımlarla neden olarak afetlerle sonuçlanır. bunların da saatteki hızı 120 kilometreden daha büyük olanlarına 382 . Sistem yıkılmış veya çökmüştür.. sel. Zarar görme eğilimi 3. Her ikisi arasındaki farkı ‘böyle bir olay olması halinde toplumun önceden nasıl hazırlıklı olduğu. Tehlike. kaynaklarının ne kadarını bu iş için ayırdığı’ belirler. gazküre) sürüp giden doğal hareketler sonucu oluşan afetlerdir. suküre. çökme (subsidence) yerkabuğu hareketleridir. vb. Karşılaşılan bir felaketin acil mi. Bu levhalar sürekli hareket halindedir. Afet ve Acil Durumlara yaklaşırken üç önemli kavramın. Risk iyi bilinmesi gerekir. Afeti başlatan katman hareketine göre sınıflandırılır ve adlandırılır. Doğal Tehlikeler (Afetler) Dünyanın katmanlarında (taşküre. Tehlike (Hazard) Afet veya acil duruma yol açabilecek doğal veya insan yapımı olaylar ve koşullardır. kaynaklarla mevcut sistem içinde halledilebilir. Sistemde yıkım ve çöküşe yol açmaz. hurricanes. 1. Levha hareketlerinin ani ve büyük ölçeklerde olması durumuna deprem ve magma çıkmasına ise yanardağ patlaması denmektedir. Rüzgarların esiş biçimleri vardır. çözülebilir olaylardır. 2. (c) Gazküre. Rüzgar. Genelde afet de. bu yıkımlarını kendi sürükleme gücü ile yapabildiği gibi. yağış ve akış şeklinde yer değiştirmektedir. beklenmediktir’. Bu hareketlerin büyük ölçeklerde olması (aşırı yağış. (a) Taşküre Hareketleri İle Oluşan Afetler: Taşkürenin (litosfer) kabuğu. Afet (Disaster) : Olay toplumun çözebileceği kapasitenin çok üstünde dışarıdan yardım gerektirecek şekilde bir yıkıma yol açmıştır. aşırı yağış ve sel ya da deniz kabarmaları ile de yapar. (b) Suküre Hareketlerine Bağlı Afetler: Su. sıvı bir magma üzerinde yüzen 14 büyük ve birçok küçük levhalardan oluşur. thyphoon. Girdap şeklinde esenine hortum (tornado). Heyelan (landslides).). Sadece felaketin önlenmesi için normal prosedurün dışına çıkılarak olağan-dışı bazı önlemlerin alınması gerekmektedir. daha büyük alanlara yayılmış ve yatay olarak esen ve beraberinde genellikle yağış getiren şekline fırtına (cyclones.11. yoksa afet mi olduğu ayırt edilmelidir. acil durum da ‘anidir. 1. Rüzgarlar yüksek hızlara ulaştığında kırım ve yıkımlara neden olur.

yaş. Örneğin yerleşim yeri olmayan insanın yaşamadığı bir çölde oluşan deprem afete yol açmaz. risk yaratmaz. tedbirsizlik. lokal yatırım ve Pazar eksikliği. Tehlike genellikle önceden bilinerek önlenemeyebilir. Tehlike. Zarar Görme Eğilimini Artıran Nedenler (a) Altta yatan nedenler: fakirlik. Zarar Görme Eğilimi az gelişmiş ülkelerde daha fazladır. tehlikeli ve güvensiz binalar. çevre tahribatı.kasırga denir. Yapay Tehlikeler (Afetler) Her türlü insan eylemleri sırasında ya da sonucunda oluşan yıkım ve kırımlar bu başlık altında toplanır. hizmet eksikliği. Bunlar yetersiz çevrelerde yıkım ve kırımlara neden olarak. düşük gelir düzeyi olarak sıralanabilir. genellikle aynı adlarla anılan afetleri tetiklerler. geçim sıkıntısı. (c) Makro güçlerin baskıları: hızlı nüfus artışı. (d) Çok Katmanlı / Etmenli Afetler: Dünyanın katmanlarının birlikte katıldığı ve ekolojik dengenin yavaş yavaş bozulduğu çölleşme (desertification). yani genelde insanın herhangi bir tehlikeyle karşılaştığında savunmasız. acil durum veya afete yol açmaz. sabotaj vb) yapılanlar ve kaza ile oluşan (ihmal. yoksulluk. bilgi. AFETLERDEN KORUNMA ve AFET SÜREÇLERİ Hiçbir tehlike insan ve insanda zarar görme eğilimi yoksa risk yaratmaz. (d) Güvensiz koşullarda yaşama: tehlikeli yerleşim bölgelerinin çoğalması. Bu tür afetlerin hepsinin ortak özelliği yavaş gelişmesidir. yaralanabilir olma. cinsiyet. çarpık kentleşme. Risk Risk tehlikeli bir olayın insanları etkileyebilme olasılığıdır. zarar görecek insan yoksa önemli değildir. binanın veya çevrenin. Buna karşılık bunlar dışında kalan tüm afetler ister doğal isterse yapay olsun ani gelişen (akut) olaylardır. incinebilir. doğal afetlerin diğer bir kategorisi olarak sınıflandırılır. Ancak 383 . stabil olmayan değişken ekonomik yapı. beceri eksikliği. (b) Dinamik baskılar ve eksiklikler:lokal kurum ve kuruluşların eksikliği. Bunların oluşmasında ekolojik dengenin insanlık eliyle bozulmasının payının olduğu da söylenir. rutin hizmetlerden uzak yaşama. sakatlık. süreğen (kronik) afetler olarak da adlandırılır ve sınıflandırılır. Risk= Tehlike X Zarar Görme Eğilimidir. ekonomik sistem. hastalık. Fakirlik toplumun zarar görme eğilimini artırır. Kendi içinde bilerek ve isteyerek (savaş. kuraklık (drought). kıtlık (famine) gibi olaylar sonunda oluşan kırımlar. Bu nedenle de. bu tür afetler. zarar görme yatkınlığıdır. eğitim. acil durum veya afete yol açmaz. Zarar Görme Eğilimi/Hassasiyet (Vulnerability) Bir canlının. Tehlike ile zarar görme eğilimi bir araya gelince afet riski doğar. 2. yerel kaynakların kısıtlılığı. bilgisizlik vb nedenlerle) oluşanlar olarak iki kategoriye ayrılır.

A. Tehlikeye hazırlıklı olmayan. Zarar görme eğilimi: Bu tehlikenin yol açabileceği zararın derecesi (zararın derecesine göre 1-10’a kadar bir rakam verilir. Organizasyonel durum/Cevap verme kapasitesi Afet halinde cevap verme kapasitesi (kapasite 1-10’a kadar değerlendirilir. Olasılık: Tehlikenin görülme olasılığı (olasılığın büyüklüğüne göre 1-10’a kadar bir rakam verilir. Risk Analizi Tehlikenin ortaya çıkma olasılığı ile zarar görme eğiliminin hangi düzeyde olduğunun karşılaştırılmasıdır. B. Bu nedenle afete yol açabilecek tehlikeli durumlar için risk analizleri yapılmalı ve ona göre hazırlıklı olunmalıdır. büyük bir afet olması halinde nasıl bir operasyon yapılacağı konusunda response&relief (afete cevap/kurtarma-iyileştirme) çalışmaları için] hazırlıklı olunması (preparedness). örneğin çok şiddetli zarar bekleniyorsa 10 verilebilir) C. Tehlike: Olacak tehlikenin maksimum ağırlığına göre 1-10’a kadar bir rakam verilir. 4. 3. Geçmişte tehlikenin görülme sıklığı: Aynı şekilde 1-10’a kadar bir rakam verilir. 384 . Afete iyi hazırlanmış. Örneğin deprem çok ağır tahribat yapabileceği için 10 verilebilir. 1. Aşağıda risk analizine bir örnek verilmiştir. Riskin azaltılabilmesi için zarar görme eğiliminin azaltılması. örneğin çok sık görülmüşse 10 verilebilir. örneğin çok büyük olasılıkla bekleniyorsa 10 verilebilir) D. donanımlı ve korunmuş (gelişmiş) toplumlarda zarar görme eğilimi dolayısıyla risk çok azdır. Aynı şiddetteki bir deprem zarar görme eğilimi çok azaltılmış gelişmiş ülkelerde bir soruna yol açmazken gelişmekte olan ülkelerde bir afete dönüşebilmektedir. tehlikenin ne olduğunun bilinmesi. büyük bir deprem sonrası yeniden normale dönülmesi için planlama yapılması (recovery/rekonstruksiyon) gerekmektedir. riskin yok edilebilmesi için zarar görme eğiliminin yok edilmesi gerekir. büyük bir afetin potansiyel etkilerinin önceden hafifletilmesi (mitigation/prevention). 2. cevap kapasitesi düşük ülkelerde risk çok yüksek olacağı için çoğu kez afet kaçınılmazdır. zarar görme eğiliminin araştırılması ve risk hesaplamasının yapılması. E. Bu nedenle. Daha sonra olası risk aşağıda formülle hesaplanır. RİSK= (A+B+C+D)*E Afet ve acil duruma yaklaşırken. örneğin cevap verme kapasitesi çok düşükse 10 verilebilir). "Afetlerin çoğu aslında çözülmemiş kalkınma sorunlarıdır" denilebilir.zarar görme eğilimi azaltılabilir.

kamu ve özel kurum ve kuruluşların çalışmaya başlaması) Afetlerin kendine özgü bir seyri vardır. her tür afette yapılacak işler ve bunlar için yapılması gereken hazırlıklar / plan farklı (afet türüne özgü) olmak zorundadır. arama ve kurtarma (Relief) çalışmaları ile acil tıbbi müdahale. selin vb) birbirini izleyen iki oluşu arasındaki süreye. ödenek. toplumun barınma ve beslenme ihtiyaçlarının sağlanması. yardım. sınırlandırılması ve rehabilitasyonu kolaylaştıracak faaliyetlerin tümüdür. Türkiye’de ortalama her bir buçuk yılda bir hasarlı bir deprem yaşanmaktadır. Örneğin. Afete Cevap Verme (Response) Afet olduktan sonra. sessiz dönem adı verilir. Rehabilitasyon Temel sosyal fonksiyonların yeniden işler hale gelmesi. Buna karşın. olayın görülmediği zaman aralığına. Yani. depreme dayanıklı bina inşaat yönetmeliği hazırlanması ve uyulması için gerekli düzenlemelerin yapılması gibi) Sekonder Mitigation Tehlikenin etkisinin azaltılması (Cevap kapasitesi/Hazırlık) Hazırlık (Preparedness) Afet olduğunda etkili kurtarma/iyileştirme çalışmaları için güvenli bir ortamda personel. Bundan ötürü de. araç-gereç ve yardımların organize bir şekilde harekete geçirilmesi için alınan önlemlerin tümüdür. Türkiye’de 1900’den günümüze dek her beş on yılda bir hafif şiddette (yüzlerle ifade edilen insan kırıma neden olan). olay sonrası etkin bir cevap verme şeklinde sekonder de olabilir. her elli yılda bir orta şiddette (binlerle ifade edilen insan kırıma neden 385 . bölgeye ve ülkeye göre değişir. aynı türden bir olayın (depremin. ihtiyaçların belirlenmesi. Afet süreçlerinde yapılacak / yapılması gereken bu genel işler. afetin etkisinin hafifletilmesi (mitigation/prevention) afet öncesi riskin elimine edilmesi veya azaltılması için yapılan korunma çalışmalarıdır. restorasyonudur (Okullar. başka bir anlatımla. afetin olumsuz sonuçlarının yaygınlaşmasının önlenmesi. malzeme. Primer Mitigation Tehlikenin varlığının (hazard) azaltılması (Selin önlenebilmesi için baraj yapılması gibi) Zarar görme eğiliminin (vulnerabilite) azaltılması (Yerleşim yerinin tehlikesiz bölgeye kaydırılması. acı ve ızdırapların azaltılması. para. dönemlerine göre şöyle sınıflanır ve düzenlenir. Başka yerleşim yerine taşınma. Türkiye’de yıkımlı ve kırımlı depremler için ortalama bir buçuk yıldır. Bu çalışmalar tehlikenin ve zarar görme eğiliminin azaltılmasına yönelik primer olabileceği gibi. Sessiz Dönem Aynı bölgedeki.5. Bunu daha da ayrıntılandırmak gerekir ise. genel olarak tüm afetlerin beş dönemde cereyan ettiği kabul edilir. Bu dönemin uzunluğu olaya.

8. olayın başlamasına dek geçen süreye bu ad verilir. Sessiz dönemde hazırlanmış olan tahliye ve geçici yerleşim planlarında kimin nerede nasıl toplanacağı ve nereye yerleştirileceğine dair ayrıntılar bulunmalı ve bu ayrıntıları halk bilmelidir. Sürenin uzunluğu afetin türü. yer sarsıntısı) haber alındıktan sonra. Sessiz dönem. olay hakkında bilgilendirir ve onları da alarma geçirir. hazırlıkların ve planların yapıldığı dönemdir. Deprem gibi bazı afetlerin zamanının önceden tahmin edilmesi olanaksız iken bazılarının (kasırga. Afetin olması halinde etkileyeceği bölge ve nüfus tahmin edilir. Afet planlarının hazırlanması 4. 4. Afete tetikleyen bir olaydan birkaç dakika önce bile haberdar olunması çok önemlidir. Alarm sistemlerinin kurulması. Gerekli yasal düzenlemelerin yapılması 5. gerekiyor ise güvenli bölgelere toplanır ve bu durum uzun sürecek ise geçici yerleşim uygulanır. Toplumun afete karşı hazırlıklı ve bilinçli hale getirilmesi 7. Alt yapının güçlü hale getirilmesi 6. 9. 1. Genellikle 6 ile 72 saat kadar sürdüğü kabul edilir. yani düşünsel ve fiziksel yapının oluşturulduğu / güçlendirildiği. ordu. Sektörlerin alarma geçmesi: Haberi alan sektör yönetimleri derhal kriz masasını toplayarak.olan) ve her 100-200 yılda bir ise ağır şiddette (on binlerle ifade edilen insan kırıma neden olan) deprem yaşanmaktadır. Afet izleme ve değerlendirme sistemlerinin 3. Afete ilişkin hizmetleri yürütecek örgütlerin kurulması 2. sel) önceden haber alınması ve afet bölgesinden halkın tahliye edilmesi olanaklı olabilmektedir. 2. Kızılay vb) olay ve şiddeti konusunda bilgilendirilir ve alarm durumuna geçmeleri sağlanır. şiddeti. Bu takdirde ölüm ve yararlanmaların çoğu ve hatta tamamı önlenebilir. hasar durumu ve nasıl davranılması gerektiği konusunda ayrıntılı bilgi verilir. afete karşı birincil önlemlerin alındığı. Bu dönemde yapılacak işlerin başlıcaları şöyle sıralanabilir: 1. toplumun hazırlık ve bilinç düzeyine göre değişir. Toplumun hazır hale getirilmesi Alarm Dönemi Afeti tetikleyen olaydan (rüzgar. Afet bölgesindeki halk. Haber verme: Öncelikle afet yönetim birimleri (ilgili bakanlıklar. Bu süre olayın türü ve ülkeye göre değişir ve ortamla 2 ile 48 saat kadar olduğu kabul edilir. İzolasyon Dönemi Afete neden olan olayın başladığı andan. ilgili uç birimleri haberdar eder. toplumun afet şoku ve izolasyonunu üzerinden attığı ana dek geçen süreye bu ad verilir. Olası yıkımlar ve kırımlar öngörüler üretilir. yağış. Her ne kadar hazırlıklı olunur ise olunsun afete neden olan olayın başlaması ile 386 . Alarm döneminde şu iş ve işlemler yapılır. 3. Daha sonra halka bilgi verilerek olayın etkilediği alanlar. Erken haber alma ve tahminlerde bulunma: Olası bir afetin ön bulgu ve belirtileri izlenerek bu bulgu ve belirtiler değerlendirilir. Yasal düzenlemelerin yapılması.

Dış Yardım Dönemi Olaydan dış kaynakların (idari birimlerin. su. yer ve kaynaklarını. su giysi gibi olanakların sağlanarak. Olası büyük bir afetin etkilerinin detaylı analizi 387 . Dış yardımlar konusunda aceleci davranmamak gerekir. Sürenin uzunluğu. kurumların. su gibi temel ihtiyaçlarının bir süre için karşılanması anlamına gelir. Kurtarma ve ilkyardım çalışmaları olay anından hemen sonra başlayarak 6 –10 gün kadar sürer. Genellikle üç ay ile üç yıl süreceği varsayılır. gıda. Kurtarma. Geçici yerleşimi kendi içinde kısa süreli ( yaşam idamesi / ilk üç ay içinde ) ve gerçek geçici yerleşim ( altı aydan iki yıla dek) olarak ikiye ayırmak olasıdır. Ayrıntılı bilgi edinme: Yukarıda sıralanan iş ve işlemleri tamamlayan bireyler. sağlık hizmeti. nüfus ve meydana gelen yıkımın ile kırımın boyutlarının saptanması: Yardımların etkili ve eşgüdümlü olması iyi bir ön değerlendirmeye ve merkezi eşgüdüme bağlıdır. olay hakkında ayrıntılı bilgi toplar. Afetten etkilenen bölge. Genel olarak üç gün ile üç ay kadar sürer. afet öncesi duruma getirilmesine dek süren zamana bu ad verilir. çadırkent ve benzeri yerlere ve kamp şeklinde yerleştirilmeleridir. Afetlerde. Kendi kendini kurtarma 2. 3. örgütlü davranmayı engelleyen en önemli iki konudan biri plansızlık / hazırsızlık iken ikincisi de aceleciliktir. merkezi afet yönetiminin ve uluslararası kuruluşların) haber almasından başlayarak olay yerine gönderilen dış yardımların bitimine dek olan süreye bu ad verilir. sosyal çevrenin. giyinme. Geçici yerleşimin sağlanması: Afetzedelerin barınma. kendi kendini kurtarma ve şoktan çıkarak organize olmadır.birlikte bir panik. afetin şiddeti ve ülkenin sosyo-ekonomik koşullarına göre değişir. ilkyardım ve şok gidermedir. 2. Afetin türüne. Bu dönemde sırası ile şu eylemler yapılır. şiddetine ve bölgenin. Aile içi yardımlaşma 3. beslenme. kaos ve şok yaşanacaktır. her anlamda. Yaşam idamesinden kasıt afetzedelere olabildiğince çabuk sıcak yemek. triaj ve şok giderme: Afetten sonra dış yardımların en önemli ve ivedi işlevi kurtarma. Rehabilitasyon Dönemi Geçici yerleşimin tamamlanmasından. İzolasyon döneminde esas yapılması gereken iş. özellikle de kamu görevinde çalışanlar. Yakın çevre kurtarması 4. Organize olma ve organizasyondaki yerini alma: Aile ve komşularına karşı görevlerini tamamlayan bireyler. kendi görev yerine giderek kurumunun yürütmesi gereken işlerde yerini alır. Afete Yaklaşımda 1. ülkenin baş etme olanaklarına göre bu süre değişir. öğrenerek acil gereksinimlerini karşılama hazırlıklarını yapar. 5. 4. 1. yetkili makamlarla iletişim kurmaya çalışır. Bu kapsamda ve izolasyon döneminde yapılacaklar şöyle sıralanabilir: 1.

Komünikasyon.2. Afetlerden korunmada en önemli husus her düzeyde bir afet korunma planının hazırlanmasıdır. Normale dönme stratejilerinin uygulanması gerekir. demografik ve yapıların niteliği. gereç. Halk eğitimi programlarının geliştirilmesi. sağlık kuruluşlarının araç. (a) Önleme Doğal afetlerin pek çoğu önlenemezse de çığ. Cevap mekanizmalarının işe yaralılığının kontrol edilebilmesi için oluşturulan sistemin test edilmesi olarak sıralanabilir. Amaç olası afetlerin. enformasyon ve erken uyarı sistemleri. Çığların önceden top atışıyla düşürülmesi. personel nicelik ve niteliği. kurumların iyi çalışıyor ve işbirliği içinde olması. jeofizik araştırmalarla toprak kayması olabileceği saptanan yerlerde yerleşimin önlenmesi. 9. değerlendirilmesi. Birincil Koruma Koruyucu hizmetlerin en önemlisidir. Afet anında uygun cevap ve koordinasyon sisteminin organizasyonu. 8. Ancak depremler önlenememektedir. afete dönüşmesini önlemektir. Medya ile koordinasyon/işbirliği. ve periyodik olarak denenmiş bir plandır. (b) Hazırlıklı Olma Afetin önlenmesi kadar. Yörenin afet/afetler yönünden risk taşıyıp taşımadığı açısından 2. Afet öncesi toplum ve bölgeye ilişkin coğrafi. ağaçlandırma gibi sel önleyici çalışmaların yapılması bu tür önlemlerdir. toprak kayması. 3. sağlık kuruluşlarının olağan ve acil durum kapasiteleri ile önceki afet 388 . 4. Finansal ve diğer kaynakların mobilize edilebilmesi için tedbirler alınması. 7. set. tıbbi ve diğer malzeme. AFETLERDE SAĞLIK KONU ve AMAÇLARI Afetlerden önce ve sonra halk sağlığı hizmetlerinin yeri ve önemi nedir? 1. sel gibi afetlerde önleme çalışmalarının büyük etkisi bulunmaktadır. Afet senaryolarının hazırlanması 3. onaylanmış. Etkileri hafifletme programları 5.uygulanmaya başlanmış. Standart uygulama ve kurallar konulması. 6. Afet Korunma Planı Afet Korunma Planı afetin riskinin azaltılması ve ortaya çıkması halinde kaybın en az olması için yapılması gereken tüm faaliyetlerin ana hatlarını içeren yazılı. iyi bir plan yapılması ve bunun uygulanması için otoritenin olması ve tüm bunlar için kaynak bulunması gerekir Afete Hazırlıkta Yapılması Gereken Önemli İşler 1. afete hazır olmak da önemli olup durum saptanması öncelik taşır. Cevap kapasitesini artırma 6. Halka yönelik bilgilendirme/eğitim programları 4. Toplumdaki cevap kapasitesini arttırmak için iyi bir enformasyon/iletişim sisteminin kurulması. 5. baraj.

Yetişkinlere günde iki öğün. kuraklık. Çocuklar için 1. Afet süresi kısa bir dönemi kapsadığından. yaralanma nedenleri ve sayısı. süt tozu ve peynir gibi diğer protein kaynakları ve özellikle A vitamini açısından desteklenmelidir. boşaltma ve kurtarma işlemlerinde karşılaşılan güçlükler. tayfun. gerekli enerjinin sağlanması daha önemli olmaktadır. Kalorinin %65 i karbonhidratlardan %20 si yağlardan. yağ. 0-5 yaş grubundaki çocuklar ile gebe ve emzikli annelerdir. Birincil korunmada olduğu gibi bunun da çok azı sağlıkla ilgilidir. çocuk. fırınlar ve gelen diğer gıda yardımı ile afetzelere yemek sağlanması. %15 i proteinlerden sağlanmalıdır. hamile ve emzikli kadınlara günde üç öğün yemek verilir. İkincil Koruma Afet sırasında ve afetten hemen sonra alınan önlemleri içerir. ocak. (5) Kişi başına ortalama günde 2000 Kcal sağlamak üzere diyet düzenlenmelidir. konularda önceden eğitilmelidir Afet sırasında ve hemen sonra yapılacak çalışmalar önem ve öncelik sırasıyla şunlardır: (a) Afete Uğrayan Bölge ve Etkilenen Nüfusun Belirlenmesi (b) Enkaz Kaldırma ve Kurtarma (c) Beslenme: Bu kişilere verilecek bir bardak çay.5 gr/kg/gün. afet öncesi hazırlık ve eğitimin önemini bir kez daha vurgulamaktadır. Deneyimler afetten sağ kurtulanların %75’inin afetten 30 dakika sonra kurtarma ve enkaz kaldırma çalışmalarına başladığını göstermektedir.deneyimleri (ölüm nedenleri ve sayısı. Beslenme stratejisini özetlemek gerekirse: (1) İlk birkaç saatte: Afetzelere sıcak içecek verilir. (4) On günden sonra: Afetzelere yakacak. su baskını gibi afetleri önceden saptayabilmek olasıdır. erişkinler için 1 gr/kg/gün protein verilmesi gerekir. mutfak malzemesi sağlanarak. Kurtarma çalışmalarına katılanların ve çocukların beslenmesi sağlanır (2) İlk iki gün: Önce hazırlanıp depo edilmiş ya da afetten kurtarılmış daha çok kuru besin maddeleridir (3) İki-on gün arasında: Sahra mutfakları. Çünkü afet sırasındaki ölüm ve yaralanmaların büyük kısmı ilk birkaç saatte olmaktadır. En erken ve etkin yardımın bu biçimde yerel halk tarafından sağlanıyor olması. Beslenme bozuklukları daha çok afet sonrasında. beslenmelerini sağlamasa bile morallerini düzeltmede önemli bir rol oynar. geçici yerleşim sırasında ortaya çıkmaktadır 389 . Sağlanacak gıda yardımında en büyük pay kolay saklanıp. enerji ve protein kaynağı olarak genellikle yeterli olsa da. maddi yıkım) gözönüne alınır (c) Erken Tanı ve Uyarma Yer kayması. taşınabildikleri ve ülkemizin temel gıda maddesi olduğu için tahıllarındır. süt. kendi yiyeceklerini kendilerinin hazırlamaları gerçekleştirilir. Tahıl. dengeli beslenme çok fazla önem taşımamakta. Beslenme açısından risk altında olanlar. 2. stokların nerelerde bulunduğu vb. kimden emir alacağı. Dışarıdan gelen yardımın afet bölgesine ulaşması ortalama 24 saati bulduğundan risk altındaki bölgelerde yerel halk afet anında neler yapacağı. Aslında afet sırasında ve hemen sonrasında resmi örgütlerin ve yardım kuruluşlarının yapabileceği şeyler de sınırlı kalmaktadır.

Su sağlığı (1) İzolasyon döneminden ya da şoktan çıktıktan hemen sonra. cesetlerin gömülmesi. Çünkü. Eğer çamaşır suyu içindeki klor düzeyi bilinmiyorsa 10 damla/litre eklenmelidir. ilk ele alınması gereken çevre sağlığı hizmeti afetzedelere su sağlanmasıdır. (4) Afetlerden sonra fare. (3) Çöpler ağzı kapalı bidonlarda saklanır. hijyenik koşulları (suyu. acil hizmetler bittikten sonra geriye. dini törenin yapılıp. 5-6 çadır için bir çöp bidonu. pire ve diğer vektörlerin kontrolü önemlidir. Yakılarak ya da gömülerek yok edilir. koku çıkmayacak ve kolayca temizlenecek biçimde yapılmalıdır. (2) Sodyum hipoklorit solüsyonu suya Tablo I’deki gibi eklenir. Hazırlanan su. Hafif bir klor kokusu olmalıdır. bir tuvalet. sinek. 200 litrelik bir su deposu bulunur (e) Ulaşım ve Haberleşme (f) Güvenlik (g) Koruyucu Sağlık Hizmetleri – Çevre Sağlığı: Koruyucu hekimlik ve çevre sağlığı hizmetleri sağlık hizmetlerinin en önemlilerindendir: (1) Temiz ve yeterli su sağlanması önceliklidir. Olmazsa dozu yenileyip 50 dakika bekletmek gerekir. Çadırlarda ısınma ve aydınlatma için araç-gereç sağlanır. ayrı bir organizasyonu gerektirir. acil sağlık hizmetleri afetten sonraki birkaç gün için gereklidir. Yollara ve su kaynaklarına yakın. Hizmet bölümü (yemekhane. bu günlerden sonra başlamaktadır. idare çadırları) ve vatandaşların kaldıkları çadırlar ayrı iki bölüm halinde kurulur Çadırlarda kalacak insan sayısı 3 m2/kişi kriterine uygun olarak saptanır. sık toplanır. üzerinden çıkan değerli eşyanın yakınlarına verilmesi. gıda ve kişisel hijyen çok önemlidir. Her 1000 kişiye beş tuvalet hesaplanmalıdır. konutu ve beslenmesi) bozulmuş ve koruyucu sağlık hizmetleri kesintiye uğramış bir toplum kalmaktadır. Özellikle su. (2) Tuvaletler. 390 . Çadırlar sekizer metre arayla düzgün sıralar halinde kurulur. (d) Barınma Afetzedelerin beslenmesi kadar barındırılması ve ısıtılması da önemlidir. Afet yerlerinde daha çok kuru tip hela çukurları kullanılmalıdır. hafif eğimli alanda. kayıt edilmesi. atık ve vektör kontrolü gibi çalışmalara da özen gösterilmelidir. (6) Koruyucu hizmetlerin önemli bir bölümü aşılama hizmetleridir (h) Afete Bağlı İkincil Hastalıkların ve Ölümlerin Önlenmesi: Günümüze dek yaşanan afetler onu göstermiştir ki. karıştırma sonrası 30 dakika bekletilir. besini.(6) Önemli bir diğer konu da gıda hijyenidir. yerleşim yerleri ve su kaynaklarından uzak. (5) Enkaz altından çıkartılan cesetlerin tanımlanması. Ayrıca. sivrisinek üreme yerleri ve çöplük gibi sakıncalı yerlere uzak yerlerde kurulmalıdır. bit. drenajı kolay. sineklere kapalı. Sağlık sektörünün esas ve ağırlıklı görevi ise. hastane.

dizanteri): Su ve gıda hijyeni ve kalabalık faktörü 2. Devletin ve gönüllü kuruluşların destekleri en çok bu dönemde gerekli olmaktadır. iş bulma. burs sağlama. tifo. en azından 30 dakika bekletilmelidir. Olağanüstü koşullarda yaşayan çocuklar arasında en öncelikle yapılması gereken aşı kızamık aşısıdır. Suyun özelliğine göre katılacak Sodyum hipoklorit miktarı İstenen Klor Temiz Bulanık Suya Düzeyi Suya (Damla/Litre) 1 ppm 10 20 4-6 ppm 2 4 7-10 ppm 1 2 (3) İyot Bileşikleri: En uygun ve güvenilir iyot tabletidir. doğum hijyeni 10. 391 . Üçüncül Koruma Afetzedelerin önce yakınlarının yanına ya da geçici yerleşim bölgelerine taşınıp. Damla iyot eriyiği 1lt temiz suyun dezenfeksiyonu için yeterli olacaktır. Meningokal menenjit: Kalabalık faktörü 5. kötü barınma koşulları 8. Çadırkentlerde yaşayan bebeklere 6. gazlı gangren: Kötü çevre ve yaralanmalar. yiyecek ve yakacak sağlama. Tüberküloz: Kalabalık faktörü ve beslenme 6. kredi verme. Afetlerden Sonra Epidemi Riski Oluşturan Hastalıklar ve İlgili Çevre Faktörü 1. Bağırsak parazitleri: Su ve tuvalet hijyeni. (4) Potasyum Permanganat: Daha çok kuyu. Sıtma: Vektörler. Anemi ve vitamin yetersizlikleri: Yetersiz beslenme 3. Eğitim ve sağlık hizmetleri. (5) Bağışıklama: Temel aşılama her koşulda devam ettirilmelidir. Solüsyon hazırlığı: Evde ecza dolabı ya da ilk yardım setinde bulunan iyot eriyiği (%2’lik) su dezenfektanı olarak kullanılabilir. yerleştirilmesi bir yandan da yıkıntıların kaldırılıp yeni binalar kurulması en önemli rehabilitasyon hizmetidir. 1lt suya 40mg eklenerek kullanılır. toplumun yeniden örgütlenmesini sağlama. Bu koşullarda toplu halde yaşayan çocuklar önceki aşılanma durumlarına bakılmaksızın kızamık aşısı ile derhal aşılanmalıdır. Tetanos. Bu solüsyon 1m3 suyu 24 saatte dezenfekte edecektir. Potasyum permanganat Vibrio cholerae dışında patojen organizmalara karşı etkinliği kuşkuludur. Uyuz: Kalabalık faktörü ve kötü hijyen 9. Su bulanıksa miktar 10 damla olmalı. kötü barınma ve beslenme 3. Oral fekal bulaşanlar (kolera. aydan itibaren kızamık aşısı yapılmalıdır. depolama tankları gibi fazla miktarda sular için kullanılır. kalabalık faktörü 7. geçici iskan sağlama ve eski bölgeye yerleştikten sonra başlatılan rehabilitasyon çalışmaları ilk akla gelen desteklerdendir. Kızamık: Kalabalık faktörü. kaynak. Toplumun afet sonrasında büyük bir psikolojik ve sosyoekonomik yıkıntı içinde olduğu unutulmamalıdır. Solunum yolu enfeksiyonları: Kalabalık faktörü ve barınma hijyeni 4.Tablo I.

KAYNAKLAR 1. Chen LC Harvard University Press London 1999 392 . Briggs SM. the Medical and public Health response Leaning J. The role of the rapid assesment. In Humanitarian Crises. Toole MJ. Akdur R. Afet ve Afetlerden Korunma: Afetlerde Sağlık Hizmetleri Yönetimi Kurs notları Sağlık Bakanlığı sağlık Proje Genel Koordinatörlüğü 24-28 Ekim 2000YALOVA 3..Yurdakök K. Afetlere Hazırlık ve Afet Yönetimi: Afetlerde Sağlık Hizmetleri Yönetimi Kurs notları Sağlık Bakanlığı sağlık Proje Genel Koordinatörlüğü 24-28 Ekim 2000-YALOVA 2..

rapor edilmesidir (bildirim). duyarlı bir konakçıya geçebilmek üzere çoğaldığı insan. Karantina 393 . Taşıyıcı aranması 6. Kaynak. bir bulaşıcı hastalığın. ürediği. Sağlık eğitimi 8. Kişisel hijyen önlemleri 3. yorumlanması. Hastaların tedavisi 4. Sürveyans 7.12. yaşamını sürdürmek için bağımlı olduğu. BULAŞICI HASTALIKLAR EPİDEMİYOLOJİSİ ve KORUNMA YOLLARI Sürveyans. Bir başka önlemde konakçıya yönelik alınacak önlemlerdir. Bu önlem ise hastalığın bulaşma yolunun bilinmesi ile başarılabilir. hayvan. hastalığın seyrine göre önlemler alınır. uluslararası ya da kıtalararası yayılım göstermesidir. Nüfus hareketlerinin kontrolü Sağlam Kişilere Yönelik Önlemler 1. Salgın (epidemi). Endemi. bir bulaşıcı hastalığın görülme düzeyinin. Barınma hijyeni 4. Kaynağın bulunması (filyasyon) 2. belirli bir süre içinde beklenenin üzerinde hızlı bir artış göstermesidir. Hastalık kontrolünde. bitki ya da toprak gibi cansız varlıkların tümüdür. Hastalığın bildirilmesi 3. Sağlık eğitimi 5. Kaynağa Yönelik Önlemler 1. Bulaşıcı hastalıklarla mücadelede temel olay enfeksiyon zincirini kırmaktır. En iyi önlem hastalığa neden olan etkenin ortadan kaldırılmasıdır. Zoonozlarda hayvanların yok edilmesi Bulaşma Yoluna Yönelik Önlemler 1. Hastalıkların kontrolü hastalığın doğal seyri ile yakından ilişkilidir. bir hastalıkla ilgili verilerin. Bağışıklama 2. Pandemi. Çevre koşullarının düzeltilmesi (a) Su hijyeni (b) Besin hijyeni (c) Atıkların uzaklaştırılması 2. bir hastalığın belirli bir bölgede sürekli olarak yüksek düzeyde görülmesidir. İzolasyon 5. infeksiyon etkeninin üzerinde yaşadığı. düzenli olarak toplanması. belirli bir bölgede. Kemoprofilaksi 3. analizi.

Türkiye genelinde hizmet veren bütün sağlık kuruluşlarından yapılır. “A Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”. Ay sonunda Form 016’da bulunan hastalıklar Form 017/A’ya kaydedilir. • İlçe Grup Başkanlıkları ve İl Sağlık Müdürlükleri Form 014 ile bildirilen vakaları bağlı oldukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırır ve ilgili sağlık ocaklarına Form 014’leri gönderirler. hekimler) tarafından saptanmış ise. üniversite. • İl Sağlık Müdürlüğü’nde sağlık ocaklarından gönderilen Form 017/A’ların icmali yapılarak Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğüne(TSHGM) AYLIK olarak gönderilir. • Sağlık ocakları Form 014 ile bildirilen hastalıkları Form 016’ya işleyip. Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar dört gruba ayrılmıştır. “C Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”. herhangi bir bölgede görüldüğü hususunda ilgili birimlerin haberdar edilmesini. “GRUP A” HASTALIKLAR Bu grupta (Tablo I) bulunan hastalıkların bildirimi. Dördüncü grup. Grup A Hastalıklar yataklı tedavi kuruluşları (devlet hastaneleri. İkinci grup. bildirimi zorunlu bir bulaşıcı hastalığın bir sistem içinde belirli bir zaman aralığında ilgili yerlere istatistiksel ve epidemiyolojik amaçlı bildirilmesini ifade etmektedir. “Bildirim”. ya da özel sağlık kuruluşları (özel hastaneler. 394 .4. Sağlıklı beslenme BİLDİRİMİ ZORUNLU BULAŞICI HASTALIKLAR ve BİLDİRİM SİSTEMİ Sağlık Bakanlığınca “BULAŞICI HASTALIKLARIN İHBARI ve BİLDİRİM SİSTEMİ YÖNERGESİ” 2004 yılında yayımlanmıştır. Vaka başka bir sağlık ocağı bölgesi kayıtlarında ise. Sağlık Bakanlığı eğitim hastaneleri. Yönergede ihbar ve bildirim ifadeleri açıklanmıştır. • Vakanın tespit edildiği gün. Sağlık eğitimi 5. • Form 014’e (Bildirimi Zorunlu Hastalıklar Fişi) işlenir ve hemen ilgili sağlık ocağına gönderilir. Grup A Hastalıklar sağlık ocaklarında saptanmış ise. • Vakalar Form 016’ya (Bildirimi Zorunlu Hastalıklar Tespit Fişi) günlük olarak işlenir. Form 017/A’lar AYLIK olarak İl Sağlık Müdürlüklerine gönderilir. “B Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”. Form 014 ile İlçe Grup Başkanlıkları veya İl Sağlık Müdürlüğüne bildirim yapılır. ay sonunda Form 017/A’ya kaydeder ve AYLIK olarak İl Sağlık Müdürlüklerine bildirim yaparlar. bildirimi zorunlu olan bir bulaşıcı hastalığın. “D Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”dır. Üçüncü grup. “İhbar”. SSK ve askeri hastaneler). Birinci grup.

. her sağlık kuruluşundan yapılmaz! Bildirimler. İl Sağlık Müdürlüklerinde Form 014’lerin bağlı bulundukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırımı yapılır. bu dökümanın Grup C hastalıklar için hazırlanmış “Standart Tanı Kriterleri” kısmında. Grup B bildirimi zorunlu hastalıklar listesi • • • • Çiçek Sarı Humma Epidemik Tifüs Veba “GRUP C” HASTALIKLAR Bu grupta (Tablo III) bulunan hastalıkların bildirimleri. 3. Bildirimler Sağlık Bakanlığı TSHGM Bulaşıcı Hastalıklar Daire Başkanlığına telefon açılarak yapılacaktır [0(312) 435-3215. ülkemizdeki hangi sağlık kuruluşu tarafından tespit edilmiş olursa olsun. İlçe Grup Başkanlıkları kendilerine gelen “Form 014”leri İl Sağlık Müdürlüğüne gönderir. İl Sağlık Müdürlükleri ve TSHGM Bulaşıcı Hastalıklar Daire Başkanlığı hastalıkla ilgili araştırmayı birlikte yaparlar. Hastalık ile ilgili filyasyon. 1. Ayrıca İl Sağlık Müdürlüğüne de hemen telefonla bildirilir. Grup B’de yer alan hastalıklar aynı zamanda DSÖ’nün Uluslararası Sağlık Düzenlemeleri (1969-International Health Regulations) çerçevesinde uluslararası bildirimi zorunlu olan hastalıklardır. Grup C hastalık bildirimleri tanımlanan sağlık kuruluşlarından İlçe sınırlarında hizmet verenler İlçe Grup Başkanlıklarına veya İl merkez sınırları içinde hizmet verenler İl Sağlık Müdürlüğüne “Form 014” ile GÜNLÜK olarak yapılır. bütün sağlık kuruluşlarınca tespit edildiği anda ihbarı zorunlu olan hastalıklardır. Grup A bildirimi zorunlu hastalıklar listesi • • • • • • • • • • • • AIDS Akut kanlı ishal Boğmaca Bruselloz Difteri Gonore HIV enfeksiyonu Kabakulak Kızamık Kızamıkçık Kolera Kuduz ve kuduz riskli temas • • • • • • • • • • • Meningokoksik menenjit Neonatal tetanoz Poliomiyelit Sifiliz Sıtma Şarbon Şark çıbanı Tetanoz Tifo Tüberküloz Akut viral hepatitler “GRUP B” HASTALIKLAR Bu grupta (Tablo II) bulunan hastalıklar. 0(312) 435-2979. 0(312) 4356937]. vaka 395 . salgın araştırma. 2. Tablo II. “Sürveyans Tipi” bölümünde belirtilen sağlık kurum ve kuruluşlarından yapılır.Tablo I. Buna göre.

Bölge ve Merkez Hıfzıssıhha Laboratuvarları. Hastalık ile ilgili filyasyon. Grup C bildirimi zorunlu hastalıklar listesi • Akut Hemorajik Ateş • Creutzfeldt-Jakob Hastalığı • Ekinokokkoz • H. Üniversite. Grup D enfeksiyon etkenlerinin bildiriminden sorumludurlar. tanımlanan laboratuvarlardan Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerini bağlı bulundukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırımı yapılır. 1. 3. Söz konusu enfeksiyon etkenlerinin bildirimleri de her sağlık kuruluşundan değil. Grup D içinde yer alan enfeksiyon etkenlerinin herhangi biri için standart kriterler uyarınca pozitif bir bulgu elde ettiğinde. GÜNLÜK olarak Kurumunun bildirim sorumlusuna “Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişi” ile bildirir. İl Halk Sağlığı Laboratuvarları.araştırması çalışmalarının başlatılması ve/veya sağlık ocağının bilgilendirilmesi için ilgili sağlık ocağına gönderilir İl Sağlık Müdürlükleri tarif edilen sağlık kuruluşlarından ve İlçe Grup Başkanlıklarından gelen Form 014’lerin AYLIK olarak icmallerini yaparak. vaka araştırması çalışmalarının başlatılması ve/veya sağlık ocağının bilgilendirilmesi için ilgili sağlık ocağına gönderilir 396 . salgın araştırma. Buna göre. İlçe Grup Başkanlıkları. Bildirim sorumlusu HAFTALIK olarak Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerinin icmalini yaparak Form 017/D’yi doldurur. salgın araştırma. Tanımlanan laboratuvarlar. bu dökümanın Grup D için hazırlanmış “Standart Tanı Kriterleri” kısmında. İl Sağlık Müdürlüklerinde Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerini bağlı bulundukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırımı yapılır. vaka araştırması çalışmalarının başlatılması ve/veya sağlık ocağının bilgilendirilmesi için ilgili sağlık ocağına gönderilir Tanımlanan laboratuvarlardan gelen Form 017/D’lerin icmalini yapar AYLIK olarak İl Sağlık Müdürlüğüne gönderir. “Sürveyans Tipi” bölümünde belirtilmiş olan laboratuvarlardan yapılır. Devlet Hastaneleri. Form 017/D ve Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerini İlçe Grup Başkanlıkları veya İl Sağlık Müdürlüğüne gönderir. Hastalık ile ilgili filyasyon. Tablo III. 2. “Form 017/C”yi doldurur ve Sağlık Bakanlığı TSHGM gönderirler.influenza Tip b (Hib) Enfeksiyonu • İnfluenza • Kala-Azar • Konjenital Rubella • Lejyoner Hastalığı • Lepra • Leptospiroz • Subakut Sklerozan Panensefalit (SSPE) • Şistozomiyaz • Trahom • Toksoplazmoz • Tularemi “GRUP D” ENFEKSİYON ETKENLERİ: Bu grupta (Tablo IV) diğerlerinden farklı olarak bildirimi zorunlu olan hastalık değil enfeksiyon etkenidir. SSK ve Askeri Hastanelerin laboratuvarları ile diğer kamuya ait hastanelerin laboratuvarları.

• Entamoeba histolytica • Enterohemorajik E.coli • Giardia intestinalis • Salmonella sp. T.C. Ankara. • Shigella sp. Tablo IV. 397 . temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü. Sürveyans ve Laboratuvar Rehberi.İl Sağlık Müdürlükleri tarif edilen sağlık kuruluşlarından ve İlçe Grup Başkanlıklarından gelen Form 017/D’lerin icmallerini yapar. • Listeria monocytogenes KAYNAK Bulaşıcı Hastalıkların İhbarı ve Bildirimi Sistemi Standart Tanı. Grup D bildirimi zorunlu enfeksiyon etkenleri ve hastalıklar listesi • Campylobacter jejuni • Chlamydia trachomatis • Cryptosporidium sp. Sağlık Bakanlığı. 2005. AYLIK olarak İle ait Form 017 D’yi doldurur ve Sağlık Bakanlığı TSHGM gönderirler.

3): 1. Onların bildikleriyle başlayın işlerinize. c. Ve sahip oldukları üstüne kurun çalışmalarınızı. Rehabilite edici sağlık hizmetleri: a. Siz iyi bir öğretmensiniz. İkinci basamak tedavi hizmeti (Yataklı tedavi kurumlarında tedavi). b. SAĞLIK EĞİTİMİ İnsanlara gidin. (7) Beslenmenin iyileştirilmesi. (5) Kemoproflaksi (İlaçla koruma). Koruyucu sağlık hizmetleri a. denetim ve yol göstermedir) (1) Yeteri kadar ve temiz içme suyunun sağlanması. Eski bir Çin şiiri. Kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri (Sağlık personeli tarafından yürütülür) (1) Kişisel hijyen. eğitim. Aralarında yaşayın. (3) Besin hijyeni. 3. (2) Katı ve sıvı atıkların zararsız hale getirilmesi. Onları sevin. 2. 2. Tedavi edici sağlık hizmetleri (Sağlık personeli tarafından yürütülür) a. Tıbbi rehabilitasyon (Sağlık personeli tarafından verilir. Sosyal rehabilitasyon (Sosyal hizmet kurumları ve personeli tarafından verilir. özel dal hastaneleri). b. (6) Erken tanı ve tedavi. (3) Bağışıklama. (5) Vektörlerle mücadele. (4) Konut sağlığı. Görevinizi tamamladığınızda. (2) Sağlık eğitimi. danışmanlık. SAĞLIK HİZMETLERİNDE SAĞLIK EĞİTİMİNİN YERİ ve ÖNEMİ Sağlık hizmetleri aşağıdaki başlıklar altında incelenmektedir (1. Sağlık sektörünün görevi.) b. Birinci basamak tedavi hizmeti (İlk başvuru ve ayakta tedavi). Çevreye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri (Sağlık dışı sektör ve meslek grupları tarafından yürütülür. Üçüncü basamak tedavi hizmeti (Üst düzeyde uzmanlaşmış ve ileri teknoloji kullanılan merkezler: Üniversite hastaneleri.13. Eğer insanlar “Biz onu kendimiz yaptık” diyorlarsa. (4) Aile planlaması. İşinizi bitirip.) 398 . Onlardan öğrenin.

İç Hizmet Kanunu. TSK ve Sağlık Eğitimi TSK’ndeki sağlık hizmetlerinin nasıl yürütüleceği TSK İç Hizmet Kanunu ile belirlenmiştir. Sağlık eğitimi. eğitimci ile hedef kitle arasında kurulan iletişimin başarısına bağlıdır. TANIMLAR Öğretim. Sağlık eğitiminin başarısı. kişilerin davranışlarında istenen davranışlar meydana getirilmesidir. sağlam veya hasta kişiler ile doğrudan ilişki içinde olan her sağlık görevlisinin sorumluluğudur. kişilere gerekli önlemlerin öğretilmesi. bu sağlık eğitimi olarak adlandırılır. yurdun her bölgesinden. bilginin uygulanmasının sağlanması. belirli bir plan ve program çerçevesinde yürütülen çabalar ise eğitim olarak tanımlanır (2). Sağlığın korunması. Bu ise sağlık eğitimi ile sağlanabilir. toplumun her kesiminden gelen gençlerin toplandıkları önemli bir eğitim yeridir. Konuya başka bir açıdan bakacak olursak. toplumu oluşturan kişilerin. Askerlere sağlık eğitimi verilmesi. davranışını geliştirerek.” “Bu hizmetin yürütülmesinden ve görülmesinden kıta kumandanları veya kurum amirleri ile bunların tabipleri sorumludur. sağlıklı bir yaşam sürmeleri için. Eğer eğitimde. sağlık bilincini. olumlu bir çevre yaratmalarını ve tedavi imkanlarından yararlanmalarını sağlayacak davranışlar kazandırmaktır. Sağlık hizmeti sunan her branştaki sağlık personeli. kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri içinde yer almaktadır. askerlerin sağlığının takibini ve korunmasını istemektedir ve bunu komutanların ve tabiplerin sorumluluğuna vermiştir. aynı zamanda bir sağlık eğitimcisi olduğunu unutmamalıdır (1). kişilere belirlenmiş olan bazı konuların anlatılması ve bunları bilmelerinin sağlanmasıdır. bunun yanında bazı becerilerin kazandırılması ve bunların benimsetilmesi için. sunulan sağlık hizmetlerinden etkin ve doğru olarak yararlanma bilincinin kazandırılması hedefleniyorsa. sağlıklı yaşam sürmeleri için kişilere sağlıklarını korumalarını ve geliştirmelerini.” hükmü yer almaktadır. okul içinde ve dışında. madde) 399 . Eğitimde amaç. “Silahlı Kuvvetler sağlık işlerinde. bireylere sağlıkla ilgili olumlu tutum ve davranışların kazandırılması ile mümkündür. Sağlık eğitimi. Halk Eğitimi. askerlerin fizik ve moral durumlarını takip ve koruyucu tababetin tatbiki esastır. benimsetilmesi ve davranışlarına yansıması. kişilerin belirlenmiş olan bilgileri bilmeleridir (2) Eğitim: Bireylere yeni bilgilerin öğretilmesi. sağlık hizmetlerine katılabilir. Silahlı Kuvvetlerin ülke sağlık düzeyine sağlayabileceği en önemli katkılardan birisi olarak düşünülebilir. Silahlı Kuvvetler. sağlık sorunlarını çözebilir. belirlenmiş olan bilgilerin kişilere benimsetilmesi. birey ve toplumu hastalıklardan koruma ve yaşam kalitesini yükseltme konusunda yardımcı olan uygulamalardır. Yani öğretimde amaç. sağlık haklarını savunabilir duruma getirmek için uygulanacak sağlık eğitimidir.Sağlık eğitimi. 15. Başka bir deyişle Sağlık eğitiminde amaç. TSK İç Hizmet Kanunu “Sağlık İşleri” bölümünün ilk maddesi olan 57 nci maddede. (Halkın Sağlık Eğitimi Yönetmeliği. sağlıklarını koruyabilir.

Her bölgenin. belirlenmiş olan konunun hedef gruba nasıl anlatılacağı konusunda bir plan yapılır. Sakatlar günü. 6. Kişisel hijyen konuları. Dünya çevre günü ve çevre haftası. onu tehlikelerden korumanın en önemli hak ve aynı zamanda bir görev olduğunun öğretilmesi ve benimsetilmesidir. b. İlkyardım eğitimi. Toplumdaki sağlık sorunları ve eğitim ihtiyaçları belirlenir. Kazalar (trafik. Değerlendirme aşamasıdır. b. c. Sağlıklı beslenme. c. 400 . koşullarına göre işlenecek konular ve verilecek bilgiler seçilip. ev kazaları). d. f. Solunum yoluyla bulaşan hastalıklar. Kızılay haftası gibi özel gün ve haftalarda. Hazırlanmış olan plan. İlaç tasarrufu. başlangıçta belirlenmiş olan hedeflere ulaşabilmek için. f. Çevrenin temizliği. ayrıntılandırılır ve bir program haline getirilir. 4. Yetişkinlerin ihtiyaç duyabileceği düşünülen konular: a. Sağlığa zarar veren alışkanlıklar vb. Sağlık Eğitimi Planlamasında Basamaklar (2) Sağlık eğitimi planlaması 6 basamakta gerçekleşir: 1. 2. Kan yoluyla bulaşan hastalıklar. Belirlenmiş olan eğitim ihtiyaçlarıyla ilgili olarak amaçlar belirlenir. SAĞLIK EĞİTİMİ KONULARININ BELİRLENMESİ Sağlık eğitiminde yapılacak ilk iş. e. sağlıkla ilgili bazı davranışları kazandırmak amacıyla.SAĞLIK EĞİTİMİNİN PLANLANMASI Belli bir bölgedeki bireylere. kişilere öncelikle sağlığın değerinin. 3. topluluğun gereksinimlerine. Kanser haftası. iş. bulaşma ve korunma yolları. Aile planlaması. 5. vb. e. d. 2. b. bu işle görevlendirilmiş organlar tarafından. daha önce saptanan araçlar kullanılarak. c. en kıymetli servetin sağlık olduğunun. Programda öngörülenler uygulamaya konulur. e. Özel gün ve haftalara göre sağlık eğitimi: a. Ülke veya bölge düzeyinde en önemli sağlık sorunları: a. Yiyecek ve içeceklerle bulaşan hastalıklar. sağlık eğitimi planlaması ve uygulamasının her aşamasında yapılır. bu günlere özel konular seçilebilir. eğitimin verileceği hedef gruplar tespit edilir. Değerlendirme. Sağlık eğitimi konuları nasıl seçilebilir? (2) 1. konular seçilebilir. imkanlar dahilinde en ilgi çekici şekilde planlanmalıdır. Belirlenmiş olan amaçlara ulaşabilmek için. bilinçli ilaç kullanımı. 3. Temasla bulaşan hastalıklar. konular seçilebilir. Verem haftası. belli bir zaman diliminde yürütülen faaliyetlerin tümü sağlık eğitimi planlaması olarak tanımlanır. d.

en güvenilir ve en kısa yolu tanıtır. izlenen “yöntem”e bir parça özellik katmak demektir. Grup eğitimi yöntemleri. Bu sırada. Birey eğitimi yöntemleri. d. bir amaca varmak için bir işin nasıl yapılması gerektiği hakkında denenmiş. sonra yaptırır. bunun yanında kendi tecrübelerini. 4. kavram ve gerçekleri incelemede tutulan sistemli yol demektir. 2. Bunun dışında. eğitim çalışmaları sırasında genel olarak bu kuralları göz önünde bulundurur. Sağlık eğitimi yöntemleri. neler hissettiklerini ve neler yaptıklarını öğrenmek amacıyla uygulanır. belli durumlar için belli kurallar verir (2). sağlıkla ilgili sloganlar ve kompozisyonlar yazdırılabilir. 4. Her zaman uygulanamaz. Ülkemizde yaygın olarak kullanılan “usta-çırak” ilişkisine dayalı eğitimlere karşılık gelmektedir. Ziyaret yöntemi: Eğitim konusuyla ilgili yerler ziyaret edilebilir. Yöntem. Öğretmek. Eğitimci ve eğitilenleri yormamasına dikkat edilmelidir. Kişilerin faaliyetlere etkin bir şekilde katılmalarını sağlayıcı olmasına. Öncelikle eğitim hedeflerini gerçekleştirmeye yardımcı olacak yöntemlerin seçilmesine özen gösterilmelidir. b. 2. doğruluğu genel olarak kabul edilmiş. Gösterme ve yaptırma (yetiştiricilik) yöntemi: Herhangi bir konuda bir becerinin öğrenilmesi amacıyla kullanılan bir eğitim tekniğidir. verilmek istenen mesajlar verilir. Bu durum. Okutma ve yazdırma yöntemi: Eğitilecek kişilere sağlıkla ilgili eserler okutulabilir. Eğitim yöntemlerinin seçiminde göz önünde bulundurulması gereken ilkeler şunlardır (2): 1. Görüşme yöntemi: Kişilerin sağlık konularında neler düşündüklerini. Bu özelliklere eğitimde “teknik” denir. Eğitim yöntemleri 3 ana başlık altında incelenmektedir: 1. en düzenli. Eğitimci. c. 2. Birey Eğitimi Yöntemleri: Birey eğitimi. 1. 3. belirlenen yöntemlerin öğretme etkinliklerini monotonluktan kurtaracak nitelikte olmasına. İkna etmek. kişisel düşüncelerini ve özelliklerini de buna katarak eğitimi yürütür. Yapmak ve yaptırmak.SAĞLIK EĞİTİMİ YÖNTEMLERİ “Yöntem”’in sözlük anlamı. etkinliği yüksek fakat pahalı ve dolayısıyla verimliliği düşük bir yöntemdir. beceriler kazandırılmaya çalışılır. 3. 3. şu amaçlara yönelik olmalıdır: 1. Başlıca birey eğitimi yöntemleri şunlardır: a. Tekrarlamak ve alıştırmak. Toplum eğitimi yöntemleri. Eğitici önce kendisi yapar. 401 .

televizyon. 2. dinleyerek ve konuya katılarak işlenmesidir. Grup eğitimi yöntemleri: Etkinliği daha az. Anlatma yöntemi: Eğitimcinin. en uygun grup sayısı olarak kabul edilir. (Örnek: Sınıf dersi veya konferans) b. Bunlar daha çok bilgilendirme sağlar. kitaplar. e. bu olay ve bu konu ile ilişkili sorular belirlenir. grup üyelerine soru sorar. örnek aldıkları kişilerin davranışlarını taklit etme meylindedirler. Eğitimde amaç. grup üyeleri tarafından karşılıklı konuşarak. g. ancak daha pratik bir yöntemdir. Başlıca grup eğitimi yöntemleri şunlardır: a. Tartışma yöntemi: Herhangi bir konunun. f. Hikaye. aynı soruna farklı bakış açılarıyla çözüm getirilmeye çalışılır. Taklit yöntemi: Bireyler. genellikle küçük gruplarla yürütülen bir eğitim tekniğidir. Gösterme ve yaptırma (yetiştiricilik) yöntemi: Birey eğitimi yöntemleri arasında anlatılmıştır. dergi. Bunun için gazete. kamuoyu yaratmada ve ulusal kampanyaların yürütülmesinde yararlı ve etkilidir. Beyin fırtınası yöntemi: Düşünmeyi ve yaratıcılığı uyaran. konu ve sorular anlatılır. 20-25 kişi. h. sempozyum. toplum eğitimi yöntemleri kullanılır. Onlara iyi birer örnek olmak suretiyle. Soru-cevap yöntemi: Eğitimci. toplumun eğitim düzeyi önemlidir. d. 3. Hangi eğitim yöntemini seçelim? Eğitimci. broşürler. Kişiler etkinliğe daha fazla katılacaklarından daha çok kabul görür. kendisini bir başka kişinin yerine koyarak. i. radyo. etkilenmeleri sağlanabilir. asıl anlatılmak istenen konunun sunumundan önce veya sunum sırasında konuyla ilişkili noktalarda anlatılabilir. Rol yapma (oyunlaştırma) yöntemi: Katılımcı. eğitim konusuna uyumlarını ve ilgilerini sağlamak amacıyla uygulanır. kitle iletişim araçlarından yararlanılır.) c. onların verdikleri cevaplara ve sorularına göre sunum sırasında konuyla ilişkili noktalar anlatabilir. daha etkin bir şekilde uygulayabileceği ve daha iyi sonuçlar alabileceği birisini veya birkaçını belirleyerek eğitim sırasında uygulayabilir. atölye çalışması örnek olarak verilebilir. duygu ve düşüncelerini söz ve davranışlarla ifade eder veya verilen rolü canlandırır. (Örnek: Panel (Açık oturum).e. 402 . Vaka çalışması: Gerçek veya gerçek olabilecek bir olay seçilir. amaç ve hedeflerine uygun olacak şekilde belirtilen yöntemlerden. Toplum eğitimi yöntemi: Eğitimin tüm toplumu kapsaması amaçlandığında. Ancak bu yöntemin etkili olabilmesi için. Hikaye anlatma yöntemi: Grup üyelerinin. vb. Gözlem yöntemi: Herhangi bir olayın meydana gelişini bir plan çerçevesinde evre evre gözlemek ve incelemektir. herhangi bir konuyu bir sıra ve düzene göre karşısındaki kimselere baştan sona kadar anlatmasıdır.

işlenen konu ve mevcut imkanlara göre. gruptaki kişi sayısı. Sergi: Amaç. amaca uygun olarak alınmış kopyaları. Afişler: Herhangi bir fikri anlatmak veya uygulanan belli bir program veya yürütülen bir kampanya için halkın dikkatini çekmek için kullanılabilir. Etkinlikleri sınırlıdır. 2. 3.1. c. Gazete. SAĞLIK EĞİTİMİNDE KULLANILABİLECEK ARAÇ ve GEREÇLER (GÖRSEL-İŞİTSEL ARAÇLAR. görsel-işitsel araçlarla desteklenmiş bir sınıf dersi. 403 . Tepegöz projektör ve saydamları. her yerde ve her zaman kullanılabilecek bir eğitim aracı bulunamaz. beyin fırtınası gibi yöntemler. 3. Görsel-işitsel araçlar: a. plak. Bülten tahtası: Eğitsel amaçla hazırlanmış fotoğraf. b. ele alınan konuya veya gösterilmek istenen materyale geniş halk kitlesinin ilgisini çekmek. CD. mesajlarını aktarmasında eğitimciye yardımcı olan araç-gereçlerdir (4). Bilgisayar. yazı gibi materyaller asılabilir. toplum eğitimi yöntemlerinden birisi veya birkaçı tercih edilir. Amaca ve mevcut koşullara en uygun araç nedir? 3. 2. f. oyunlaştırma. daha çok tartışma. Yazı tahtası. Kitap. broşür. Eğitim ortamı. Slayt ve slayt projektör. Her koşul için uygun bir eğitim aracı yani her derde deva. d. Katılımcıların belli bir konuda bilgi kazanması ise. Katılımcılarda bir konuda davranış değişikliği sağlamak ise. Belli bir konuda toplumu bilgilendirmek ise. Eğitim aracının kullanılması ile ilgili ilkeler: 1. yetiştiricilik gibi yöntemler. vaka çalışması. Araçların nasıl kullanıldığı biliniyor mu? Eğitim araçlarının sınıflandırılması (4): 1. Katılımcılarda sorun çözme becerisini geliştirmek ise. Resimler: Belirli amaçlarla çekilmiş olan bazı resimler. bant. d. EĞİTİM MATERYALLERİ) Konuların işlenmesi sırasında. grafik. İşitsel araçlar: Radyo. b. dergi yazıları. konferans gibi yöntemler. bir veya bir kaçı seçilebilir. Eğitim aracı kullanmak gerekli mi değil mi? 2. yetiştiricilik. e. öğrenme veya konuya ilgi çekme yönünden halkı etkilemektir. oyunlaştırma. vaka çalışması. c. grup çalışmalarında elden ele dolaştırılarak herkesin incelemesi suretiyle verilmek istenen mesaj vurgulanabilir. Görsel araçlar: a. 4. tartışma. barko cihazı.

Sözel/sözsüz iletişim 404 . Döner levha (Büyük blok not). 6. Zaman zaman yapılan değerlendirmelerde katılımcılar başarı ve başarısızlıklarını anlamalıdır. 5. Olumlu bir eğitim ortamı yaratmak Kendisi iyi bir model oluşturarak eğitilenleri etkilemek Katılımcı eğitim metotlarını kullanmak Sorumluluğu katılımcılarla paylaşmak Yüksek puan vermeyi değil. Katılımcıları soru sormaya teşvik eder. Katılımcılar öğrenme ihtiyaçlarının farkına vardıklarında öğrenme/eğitim daha etkilidir. 3. 2. 7. DVD. Öğrenim/ eğitimin etkili olabilmesi için geri bildirim verilmelidir. Eğitimin başarılı olmasının sorumluluğunu eğitmen/katılımcılara paylaştırır. Isınma egzersizleri 7. 8. Eğitim Araçlarının Kullanılması İle İlgili İlkeler: 1. Kontrol altında yaptırılan uygulamalar beceri kazanmada faydalıdır. Öğrenmeyi destekler/kolaylaştırır. 3.e. f. g. İnsanların hangi ortamda / nasıl öğrendiğini esas alır. Soruların yanıtlanması 6. Tanışma 2. Video. 4. VCD. Aktivitelerin açıklanması 4. 4. Güven verir. Beklentilerin saptanması 5. 2. Katılımcılar öğrenmeye hazır olduklarında öğrenme/eğitim daha etkilidir. Öğrenim İçin Uygun Atmosfer Oluşturma (Nasıl) 1. 6. Beceride mükemmelleşme/ustalaşmada tekrar gereklidir. Çeşitli metot ve tekniklerin kullanılması öğrenimi kolaylaştırır. Televizyon. 5. Katılımcıların deneyimleri ve geçmişteki bilgileri üzerine inşa edilen öğrenme/eğitim daha etkilidir. 4. EĞİTİCİLERİN SORUMLULUKLARI 1. 3. beceride ustalaşmayı hedeflemek Katılımcıların başarısız olduğu durumlarda kendi yöntemlerini gözden geçirmek Öğrenim İçin Uygun Atmosfer Oluşturma (Avantajları) 1. 2. Araçların kullanılışı biliniyor mu? EĞİTİMİN PRENSİPLERİ 1. Amaç ve hedeflerin gözden geçirilmesi 3. Eğitim aracı gerekli mi? (Şov olmasın) 2. 5. En uygun araç hangisi? 3.

Oda içinde dolaşma 5. Aynı hareketleri yapmaktan kaçınma 7. Göz teması 3. Mizah kullanma 9. Soru yanıtlanırken katılımcıya dönme 6.) Anımsama (%) 3 saat 3 gün sonra sonra 25 10-20 72 10 80 65 90 70 405 .8. drama vb.coşkulu sunulması Sözel İletişim 1. Sesin tonu. Olumlu geribildirim isterler 6. Eğitimin kendi konularıyla bağlantılı olmasını isterler 2. Eğitimde aktif katılımda bulunmak isterler 4. Eğitim sırasında kişisel ihtiyaçlarının göz önüne alınması gerekir Sunum Türlerine Göre Anımsama Düzeyi Sunum Türü Sözel. Konular arası geçiş mantıklı olmalı 8. Eğitimde çeşitlilik arzularlar 5. Eğitim sırasında özgün bir birey olarak görülmek isterler 8. 9. tek-yönlü ders (konferans) Yazılı (okuma) Görsel ve sözel (görsel araçların kullanıldığı sınıf dersi) Katılımcı yöntemlerle eğitim (rol oynama. İlk izlenim (karşılama. Aktivitelerde istenenler açık olarak anlatılmalı Yetişkinler 1. Belli sözcük ve ifadelerden kaçınmalı 6. ilk mesaj) 2. Katılımcılara isimleriyle hitap edilmeli 4. Her bölüme güçlü bir girişle başlanmalı 3. Eğitim konularıyla ilgiliyse motive olurlar 3. Sunum şekli ve temposu iyi ayarlanmalı 7. Sosyal aktiviteler ÖĞRENİM İÇİN UYGUN ATMOSFER OLUŞTURMA Sözsüz İletişim 1. Olumlu yüz ifadeleri 4. Eğitim sırasında özgüvenlerini korumaları gerekir. olgu tartışması. vurgusu ve yüksekliği iyi ayarlanmalı 2. Konunun hevesli. Kişisel kaygıları vardır/ güvenli ortam isterler 7. Katılımcıların verdikleri örnekler kullanılmalı 5.

Örneğin. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu. 5. 14.Bireyler yeni şeyleri. 4. gerektiği zaman cezalandırma yöntemi kullanılabilmelidir. Bundan dolayı. Eğitimde öncelikli grupların belirlenmesi. zamanla uygulamaya katılırlar. önderlerin uygulamasını gözler ve değerlendirir. Bir grup için planlanan eğitim. 10. Sağlık eğitiminde tüm sağlık personeli görev almalı. Eğitim sırasında başarılı görülenler. etkinliği artırması açısından eğitim hizmetle birlikte sunulmalıdır. Ayrıca. Öğretilenler uygulanabilir olmalı ve eğitim sırasında uygulama yaptırılmalıdır. ihtiyaçları ve eğitim gereksinimleri belirlenmelidir. aynı yöntemle. Eğitim sonucunda ulaşılan sonuçlar ölçülebilir ve gözlenebilir değerlendirme yöntemleriyle kontrol edilebilmelidir. Kişilerin davranışları ve alışkanlıkları kısa sürede değiştirilemez. Sağlık eğitimi. sorunlarına cevap getirmelidir. birbirini karşılıklı olarak destekleyen olgulardır. toplumun sağlığını bozanların. diğer grupların eğitim programlarıyla bir bütünlük arz etmelidir. ilgilerine. 11. Her birey aynı konuyu. becerileri. Eğitim. bunların eğitime daha kolay erişmelerinin sağlanması öncelik taşımalıdır. bireysel farklılıklar dikkate alınmalıdır. bilinenden bilinmeyene.SAĞLIK EĞİTİMİNDE TEMEL İLKELER (5) 1. eşit sürede aynı ölçüde öğrenemez. önceki deneyimleri dikkate alınarak geliştirilmelidir. 7. 13. daha çok eğitimi planlayan ve yapan kişinin sorunudur. 8. 9. Öncelikli gruplar yani eğitime en çok ihtiyacı olanlar belirlenmelidir. beceri düzeyindeki davranışların kazandırılmasında ve alışkanlık haline getirilmelerinde önemi büyüktür. eğitime katılanların ihtiyaçlarına. sektörlerarası işbirliği sağlanmalıdır. uygulama yaptırmanın. Öğrenme hızları açısından. yetişkinleri ilgilendirmez ve beklenen sonucu vermez. Sağlık eğitiminde ilk aşamada toplum önderleri hedef alınmalı. Eğitim programlarının içeriği. kişilere her ne öğretilecekse. 3. çevreyi kirletenlerin ve aşıdan kaçanların cezalandırılmasını öngörmüştür. Olumlu kanıya varanlar. Amaç açık bir şekilde belirtilmelidir. Kültürden kaynaklanan yanlış davranışların değiştirilmesi çok zaman alır. Toplumun mevcut sağlık sorunları. önce bildiği şeylerden başlanmalıdır. eskileri ile ilişki kurarak öğrenirler. Eğitim sürekli olmalıdır. 6. Kişilerin konuyla ilgilenmeleri sağlanmalıdır. Konular. halka sağlık hizmeti veren tüm sağlık personelinin en önemli görevi olarak ele alınmalıdır. 12. Yetişkine bilgi aktarmak onun davranışını değiştirmek. değişik şekillerde ödüllendirilmeli. Uygulama olanağı olmayan bir konuda eğitim. kişilerin bilgileri. Toplumun büyük çoğunluğu. Halka olumlu davranış kazandırmada bu yetkiden 406 . somuttan soyuta doğru belli bir sırayla anlatılmalıdır. 2. Sağlık eğitimi bir bütün olarak ele alınmalı ve ilgili herkesi kapsamalıdır. erlerle subay ve astsubayların eğitimi.

Hatiboğlu Yayınevi. 3. 407 . Sayı:48. Göçgeldi E. Sağlık Eğitimi ve Sağlığı Geliştirme. GATA Ayın Kitabı. Halk Sağlığına Giriş. Ankara. Hacettepe Üniversitesi Yayınları. Ankara. 5. M. Özden. Ankara. Tekbaş ÖF. Akın L. Oğur R. Fişek N. Editörler: Güler Ç. Mart 2004. Toplum Hekimliği. Ceylan S.yararlanma düşünülebilir. 2. Sağlık Eğitiminde Kullanılan Materyaller ve Etkin Kullanımı. Sağlık Meslek Liseleri İçin Sağlık Eğitimi. 2006. 4. Açıkel CH. Ankara 1989. Halk Sağlığı Temel Bilgiler. ancak eğitimin yerine geçemeyeceği. KAYNAKLAR 1. Özvarış ŞB. etkisinin sürekli olmayacağı bilinmelidir. Ankara 1985. Dirican R. 1990: 172-188.

Yangından sonraki yıllarda hastanede yaklaşık 1000 yatak olmasına karşın.yy.yy. Bu nedenle hastane enfeksiyonları. Burası Rönesans öncesine kadar Paris’teki tek hastaneydi. günümüzde hastaneler daha modern. Bu şekliyle Hotel-Dieu hastanesi son derece kötü gözükebilirse de bunun alternatifi yalnızca sokaklarda kalmaktı. Lui zamanında genel hastaneler oluşturuldu. bu seçenek şüphesiz daha kötüydü. İngiltere’de kasabalar veya kilise cemaatlerinin girişimleriyle İngiliz gönüllü serbest hastaneleri açıldı. Kadın hastalıkları ve doğum üniteleri zemin kattaydı ve sık sık Seine nehrinin suları yükselerek buraları basmaktaydı. Bu hastaneler Kraliçe Elizabeth’in fakirleri koruyan yasalarına dayanarak fakirlerin tedavilerini ücretsiz olarak yapıyordu ve bu sistem 18 ve 19.yy.) içinde gittikçe artan önemi ile her branştan hekimin ilgi alanına girmiştir. hasta sayısı hiçbir zaman 2000-3000’in altına düşmezdi. 15. Epidemiler esnasında bu sayının 7000’in üzerine çıktığı bildirilmektedir. kompleks kuruluşlar halini almış. (2) Hastalar bu örtülerini en azından üç haftada bir kez temizlemek zorundadırlar. HASTANE HİJYENİ Hastane Enfeksiyonları 1. Fransa’da VIII. Paris’teki Hotel-Dieu 7. Amputasyon sonrası mortalite %60 civarındaydı.’deki hızlı kentleşmeye kadar yeterli olarak bulundu. ancak hastanelerin bazılarında koşullar oldukça ilkel idi. Böylece tüm yaralar infekte olurdu.yy. (3) “Hastanede yatak sıkıntısı olmadığı sürece iki hasta aynı yatağı paylaşmayacaktır”.’de kuruldu ve yüzyıllar içerisinde yavaş yavaş büyüdü. tanı ve yatarak tedavi hizmetlerinin hemen hemen tamamını üstlenmişlerdir. sonunda ise Avrupa hastane ağlarıyla donatılmıştı. 15. Lui ve XIV. Bu dönemlerdeki doktorlar suçiçeği gibi bazı hastalıkların yayılabileceğinin farkındaydılar ve hastaların ayrılması pratikte uygulanıyordu. Loğusalık ateşi sık olarak ortaya çıkardı ve 1746’daki bir epidemide koğuşta yatan 20 kadın hastadan 19’u ölmüştü. Genel olarak bakıldığında İngiliz hastanelerinin daha iyi olduğu görülmektedir. Lepra Sanatoryumları Orta Çağda yaygındı. Hastane Enfeksiyonlarının Tarihçesi (1) Daha erken çağlarda yalnızca yoksullar hastanelere gider. Manchester dispanserinde 1771 yılında hastaneye kabul edilen hastalara verilen devamlı emirler şu şekildeydi: (1) “Her hastaya hastaneye yatarken temiz bir örtü verilecektir. içme suyu Seine nehrinden direkt olarak gelirdi. zengin zümre ise evlerinde tedavi görürlerken.14. Yaralar hastadan hastaya dolaştırılan spançla günlük olarak yıkanırdı. Tek bir yatağı 8 hastanın paylaştığı ve yatakların vardiya ile paylaşıldığı zamanlar bile olmuştur. Öncelikle İngiliz hastaneleri daha temizdi.’de Venedikli otoriteler Veba mağdurlarının 408 . ortaçağda. Şehirler büyüdükçe yeni hastaneler inşa edildi. özellikle son iki yüzyıl (yy. Hastane Seine nehrine yakındı. 18. manastırların etkin olmasına kadar Romalıların askeri hastanelerinden başka kurumsallaşmış çok az tıbbi bakım merkezi vardı. 1840 yılında İngiltere’de 114 eyalet hastanesi mevcuttu. Bu genişleme Avrupa’da da paralellik gösteriyordu.’deki yangınlarla çok fazla tahrip olmuştu. Batı Avrupa’da. Yalnızca annelere ait koğuş ve cerrahi koğuşlar ısıtılırdı.yy.

yiyecek. Varlıklı ve orta sınıf aileler doğumlarını evlerinde yaptırmaktaydılar. 18. öyle ki. bu faktörleri 409 .’nin sonları ve 20.yy’nin başlarında bazı klinisyenler lohusalık ateşinin belirgin bulaşıcılığı üzerine dikkatleri çekmişlerdir. İnfekte hastaların izolasyonunun etkinliğini gösteren istatistiksel çalışmalar bölük pörçük haldeydi. Diğer taraftan.barındırıldığı karantina merkezlerini kurmuşlardı. su. Bu hastaneler aynı zamanda ebelik mesleğini üstlenmeye başlayan erkeklerin eğitimi için “Eğitim Hastaneleri” olarak da kullanılmaktaydı. tifüsün nozokomiyal yayılımının genel hastanelerde (her dört tifüs olgusuna karşılık bir nozokomiyal olgu) Londra Ateşli Hastalıklar Hastanesine göre (her 40 tifüs olgusuna karşılık bir nozokomiyal olgu) daha sık olduğu ortaya çıktı. Bu bölümlerde 24 saatlik nöbetler tutuyor ve hastalar sırasıyla nöbetçi bölüme yatırılıyorlardı. ve 19. Londra Ateşli Hastalıklar Hastanesi ve genel hastaneler arasında tifüsün nozokomiyal yayılımı karşılaştırılmıştı. Semmelweis’in Çalışması Semmelweis’in çalıştığı hastane iki ayrı bölüme ayrılmıştı. Semmelweis her iki bölümdeki maternal ölümleri gözden geçirdi. 1940 yılına kadar.bölümde ebelerin doğum vakalarının yalnızca %3’ünde anne ölümü olduğunu gördü. Avrupa’daki hastanelere olan talep. Ancak bu bildiri ebelik pratiği üzerine çok az etki yapmıştır. Bu şaşırtacak derecede kıymetli yazısında Holmes. çamaşır. lohusalık ateşinin bulaşıcı bir hastalık olduğuna dair kanıtlar sunmuş ve söz konusu hastalığın bulaşının en aza indirilebilmesi için alınması gereken önlemleri bildirmiştir.yy’nin başlarında ateşli hastalıklar hastaneleri kurulduğunda. Ondokuzuncu yy. Bu ünitelerdeki mortalite oranları çok fazlaydı. Fakir ve evlenmemiş olanların ise böyle bir seçenekleri yoktu. Bir istatistik analizinde. ventilasyon gibi faktörler her iki bölümde de aynı olduğu için. ikinci bölüm ise ebelerin yetiştirilmesi ve eğitimleri için ayrılmıştı. Amerikan doğumlarının hastanede gerçekleşmesi oranı %50 bile değildi.yy’lerde bu kesime bakmak üzere şehirlerde doğum hastaneleri kuruldu. 1850’li yıllarda. ayrılan kaynakların çok fazla üstüne çıktı ve böylece hastane kaynaklı özellikle cerrahi ve kadın-doğum servislerindeki mortalite dramatik bir şekilde artış gösterdi. suçiçeği olan ve ateşli olgular ayrılmaktaydı. bu durum hastanelerin güvenli olduğu gösterilinceye kadar devam etti. İlk bölüm tıp öğrencileri için öğretim merkezi. “London Medical Times” yazarlarından Thomas Lightfoot. 1850 yılında bu hastaneleri “kadınları ölüme götüren kapı” haline gelmekle suçlamaktaydı. Bu iki bölümdeki anne ölümleri oranları arasındaki farkın nedenlerini araştıran Semmelweis sosyo-ekonomik seviye. Londra Ateşli Hastalıklar Hastanesine başvuran 1080 tifüslü hastadan 27 tane nozokomiyal tifüs vakası görülmüş ve 8’i ölmüştü. Böylece. Birinci bölümdeki doktor ve öğrencilerin olguları olan doğumların %10’unda anne ölümü olurken. genel hastanelere başvuran 272 hastadan sonra aynı hastanelerde toplam 71 nozokomiyal olgu ortaya çıktı ve 21’i de kaybedildi. 2. Puerperal Ateş (Lohusalık Ateşi) Bebeklerin hastanede doğması nispeten güncel bir durumdur. İngiltere'de 19. tıbbi literatürü gözden geçirip 1843 yılında Lohusalık Ateşinin bulaşıcılık özelliğiyle ilgili yazısını kaleme almıştır. Bunlardan Oliver Wendell Holmes.

Doğumu uzun süren kadınlarda hastalık riski daha yüksekti. tıp öğrencileri otopsi yapıyorlardı.0/1000 idi. Kırım Askeri Hastanesinde ve genel olarak askerler arasındaki mortalite verilerinin analizini yapmak olmuştur. İkinci bölümde puerperal ateş ortaya çıktığı zaman asla tüm hastaları kapsamadı. Askerlerin sağlık durumunu sivil standartlarla karşılaştırmışlardır. 410 . Bu işlemin sonuçları dramatikti. İngiltere ve Galler’de askerlik çağındaki erkeklerin 1839’dan 1853’e kadar yıllık mortalite oranı 9. kısa süre sonra akut bir infeksiyon gelişti ve öldü. Birinci bölümdeki lohusalık ateşi olguları aynı sıradaki bütün yataklarda görüldü. “yara değil.puerperal sepsiste önemli olarak kabul etmediBuna rağmen Semmelweis. şüphesiz evde doğum yapan kadınlar doğumdan önce muayene edilmedikleri için lohusalık ateşi görülme oranları daha azdı. hijyenik gıda ile su temininin ve temiz bir çevrenin askeri bir hastanedeki ölüm oranlarında majör bir azalma sağlayabileceğini göstermiştir. Annelerinde puerperal ateş meydana gelen çocuklar. Farr ve Florance Nightingale çok fazla olan asker ölüm oranının bulaşıcı hastalıklar ve kalabalığa bağlı olduğunu da gösterdi. Onların ilk uğraşılarından birisi. sadece 45 anne ölümü meydana geldi (%1. Florance Nightingale 1863 yılında. Florence Nightingale ve William Farr Florance Nightingale. Farr uzun süre hastane mortaliteleriyle ilgilenmiş ve hastane ölümlerini bildirmek üzere standart bir bildirim formu hazırlamıştır. ebeler ise otopsi yapmıyorlardı ve bu ikinci bölümdeki düşük mortalite oranlarını açıklıyordu.2 idi. bazı pozitif ilişkileri gösterdi: 1. 5. yaranın kadavra materyali ile kontaminasyonu ölüm sebebi idi”. Doğum travayı uzun süren kadınlar diğerlerinden daha sık muayene ediliyorlardı ve daha yüksek risk altında idiler. 4. bu yüzden birinci bölümde yüksek mortalite oranları mevcut idi. 2. bu emri takip eden 1848 yılında birinci bölümde 3556 doğum yaptırıldı. Semmelweis bu hipotezine göre gözlemlerini analiz etti ve parçaların yerli yerine uyduğunu gördü. 3.3). hasta olmaya daha yatkındılar. O. 15 Mayıs 1847’de bütün öğrencilere ellerindeki kadavra kokusu gidinceye kadar ellerini kireç kaymağı çözeltisinde ovmalarını emreden bir yazı astı. Ölüm oranlarındaki farklılıklar etkileyici idi. Semmelweis’in yakın arkadaşlarından Prof. O sene ikinci bölümde de oran %1. Jacop Colletschka otopsi yaparken bir öğrencinin bıçağıyla parmağından yaralandı.2/1000 iken bu oran muvazzaflarda 35. İngiltere’deki sağlık hizmetine çok fazla etki edecek olan ve günümüzde de halen değerini koruyan “Hastane Notları” isimli kitabın üçüncü baskısını yayınladı. Şayet Semmelweis’in hipotezi doğru ise ellerin dezenfeksiyonunun kadavradan hamile kadınlara hastalık bulaşmasını önleyebileceği sonucunu çıkardı. Colletschka’nın otopsisini yapan Semmelweis bulguların puerperal ateşten ölen kadınlardaki ile benzer olduğunu gördü ve bundan şöyle bir sonuç çıkardı. Hastane dışında doğum yapan kadınlarda puerperal ateş gelişmesi olasılığı daha azdı. İngiliz sağlık istatistikçilerinden biri olan William Farr’la karşılaştı ve 20 yıl boyunca onunla birlikte çalıştılar. 1856 yılında.

Dr. Bu çok büyük tartışmalara yol açmıştır. Lister. Ayrıca bu kitapta. maskeler. Bu teknik ile çalışmalarına devam etti. ancak kendi yaklaşımının yeni yöntem olduğunu iddia ederek yanıt verdi. Eldiven kullanımı önemli bir gelişme idi. 1889’da Johns Hopkins Hastanesinden Halstead. Lister buna. Daha sonraları parmaklarını. Holmes ve Bristow tarafından hazırlanan ve büyük hastanelerin de küçük hastaneler kadar güvenli olduğunu gösteren çalışmayı tercih etmişti. ameliyat elbiseleri büyük üniversite hastanelerinde standart hale gelmişti. bir yaradaki organizmaları öldürerek (veya bu yaralar ile kontamine havanın temasını önleyerek) infeksiyonun önlenebileceğini belirtmiştir. Florance Nightingale bir hastanın sanitasyon koşullarıyla gangren. Bu hastanın yarasını karbonik asit emdirilmiş bir sargı ile sardı. fakir bir hastanın eğer evinde tedavi edilirse bu hastanelerde tedavi edildiklerinde sahip oldukları iyileşme şanslarından daha çok şansları olacağını ifade etmiştir. Bu. Böylece cerrahi sırasında kullanılmak üzere bir karbonik asit sprey‘i geliştirdi. ümitsiz bir hastalığı olduğu bilinen ve açık kırığı olan bir hastada bu fikrini denedi. sonuçlarını 1867’de yayınladı. Şaşırtıcı bir şekilde. Antisepsiden asepsiye kısa sürede bir geçiş oldu. Klinik başarı çok dramatikti ve kesin ölümcül olarak kabul edilen yaralar şimdi iyileşiyordu. Bu gelişmelerin cerrahi uygulamalara olan etkisini inkar etmek imkansızdır. belki de hastane enfeksiyonu sürveyansının hemşireler tarafından yapılabileceğinin ilk referansıdır. 1899 yılında Johns Hopkins hastanesindeki bazı cerrahlar artık temiz 411 . Yara bakımını kolaylaştırmak için karbonik asit ile doyurulmuş pomad yaptı ve bunu yara dışını kaplamak için kullandı. Goodyear Lastik Şirketine süblime eriyiklerine allerjisi olan yardımcı hemşiresi için 2 çift lastik eldiven yapmasını istedi. yara infeksiyonlarından mikropların sorumlu olabileceği sonucuna vardı. Bakteriler ısı ile tahrip edilebiliyordu ve 1910’lara kadar steril enstrumanlar. Bu tartışmaların sonunda İngiliz Tıp Kurumu. cerrahi dikiş materyalini ve cerrahi öncesi operasyon alanını karbonik asit ile temizledi. Ayrıca. hastabakıcı ve hemşire olmanın belirgin bir risk getirdiği gösterilmiştir. germlerin büyümesinden kaynaklanan fermantasyon ve putrifikasyonu göstermiştir. Daha da ötesi. Lister ve Antisepsi Glascow Üniversitesinde cerrahi profesörü olan Lister’in dikkati canlı germler ile havanın infekte olduğunu gösteren Pasteur’un çalışmalarına yöneldi. Lister’i orijinal veya bilimsel olmamakla ve karbonik asidin Fransızlar tarafından yıllardır kullanıldığını söyleyerek suçlayan ilk kişi Simpson idi. Daha sonraları hastaları korumak için eldiven giyilmesi gerekliliği fikri ortaya çıktı. Alman cerrahlar Lister’in metodunu süratle kabul ettiler. Pasteur. hastabakıcıların ve hemşirelerin hastanedeki ölümler için etkili bir bildirim sistemini yürütebileceklerini ileri sürmüştür. eldivenler. Lister.sağlıksız hastanelerin çoğunun metropollerin civarında yerleşmiş olduğunu ve tüm kötü koşullara karşın. Lister eğer bu prensipler doğru ise. erizipel ve bakteriyemi gibi postoperatif komplikasyonlar arasında ilişki olduğunu ileri sürmüştür. Eğer bu enfeksiyon oranları hava kaynaklı bakterilerin yok edilmesi ile düşürülebiliyor ise bu bakterilerin öldürülmüş olduğu ortamda ameliyat yapmanın daha emniyetli olacağı sonucuna vardı. bulaşıcı bir hastalıktan dolayı ölüm oranının hastane personeli arasında oldukça yaygın olduğu ve başhemşire. karbonik asidin kullanımının yeni olmadığı.

Periyodik olarak bu tahta çubuk çıkarılmakta ve mesane boşaltılmaktaydı.8’e düşürmüştür. Aseptik tekniklerin uygulanması ile cerrahi enfeksiyonlar kontrol altına alındı. 20 hastada Y-şekilli bir drenaj sistemi denedi. Bu pandemiler. Avrupa ve Amerika’da cerrahi ve çocuk ünitelerinde ortaya çıkan nozokomiyal stafilokoksik infeksiyonlar yayınlanmıştı. Williams’ın kitabında Disease Center tarafından düzenlenen stafilokoksik infeksiyonlar toplantısını ve 1960 yılında Williams tarafından bir çok Hİ tartışılmış ve bir enfeksiyon kontrol görevlisinin önemi vurgulanmıştır. Cerrahlar altın çağlarını yaşıyorlardı. daha az toksik ilaçlar vardı ve bunlar septisemiyi önlüyorlar. Erkeklerde. 100’ün üzerinde lökosit varsa. bir yayınında üriner kateter uygulamasının potansiyel yan etkilerinden bahsetmiştir. Dukes bu tahta çubuğun kontamine olduğunu ve sonrasında da idrarı kontamine ettiğini düşündü. Buna göre ml’de 10’dan az lökosit varsa normal. Modern dönemin başlangıcını 1958 yılında Communicable yayınlanan “Hastane Enfeksiyonları” kitabını sayabiliriz. kayıtların tutulması gerekliliği üzerinde durmuş ve yara enfeksiyonlarını takip amacıyla aktif bir surveyans sistemi kurmuştur. Dukes. Bu sistem aralıklı mesane ve tüplerin antiseptik solüsyonla yıkanmasını sağlıyordu. II. New York Presbyterian Hastanesinde yara enfeksiyon oranlarını 1925’te %14’den 1933’te %4. Dukes. hasta ile temas edecek her şey steril olmak zorundadır. Bir çok klinik. Bu sistemin kullanıldığı 20 hastadan 8’inde infeksiyon gelişmedi. Dukes. mesaneye kateter takılmasının gerekli olduğu rektal cerrahi sonrasında hemen hemen her olguda üriner enfeksiyon geliştiğini belirtti ve asemptomatik bakteriüriyi açıkça tanımladı. Wise ve arkadaşları 1950 ve 412 . Steril bir şişeye açık drenaj başarılı değildi. yeni cerrahi işlemler ve yaklaşımlar geliştirildi. Enfeksiyon oluşabilirdi ama şimdi daha potent. üriner sistem enfeksiyonunu tanımlamak için idrarda lökosit sayısını esas alan bir tanı sistemi önerdi. pozitif idrar kültürleri ile de kanıtlanan üriner enfeksiyon bulunuyordu. Son olarak Moore ve arkadaşlarının çalışmaları hastane enfeksiyonlarının kontrolünde “enfeksiyon kontrol hemşirelerinin” rolünü vurgulamıştır.olgularda da eldiven kullanmaya başlamışlardı. 8’inde ise üriner sistem enfeksiyonu gelişti. mesane kateterlerinde genellikle tahta bir çubuk. ipeğin dikiş materyali olarak kullanılmasının. Yaptığı değişiklikler. Cerrahi işlemlerden sonra profilaktik antibiyotik kullanımı kavramı ortaya çıkmıştı. Sterilizatörler gerçek anlamda aseptik evrimi tamamladılar. 1950’lerde. tıkaç olarak kullanılmaktaydı. Günlük kıyafetlerden vazgeçilerek beyaz uzun önlükler yaptırıldı. Diğer üriner drenaj sistemlerini denedi. hastane epidemiyolojisinin tanınmış bir branş olarak ortaya çıkmasını sağlamıştır. daha sonraları maskeler rutin kullanıma girdi. Hem cerrah hem de bakteriyolog olan New York’lu Meleney. 4’ünde üretrit oluştu. Diğer Hİ büyük oranda ihmal edilmekteydi. Yara enfeksiyonlarının epidemilerini araştırmış. enfeksiyonu tedavi ediyorlardı. Dünya Savaşından sonra penisilinlerin ortaya çıkışı daha muhteşemdi. mikrobiyal kontaminasyonu sınırlamak için cerrahi işlem sırasında konuşmamayı önerirken. Sülfonamidlerin 1935’te kullanılmaya başlanması büyük bir gelişme idi ve ciddi streptokoksik ve stafilokoksik enfeksiyonlar artık tedavi edilebiliyordu. Ancak Cuthbert Dukes’in 1929’da yaptığı çalışmada. katetere bağlı üriner enfeksiyonlara dikkat çekildi. stafilokok ve streptokok epidemileri sırasında taşıyıcıların araştırılmasının önemi üzerinde durmuştur.

enfeksiyon etkenini hastaneye yatmadan. 1970’li yıllarda enfeksiyon kontrol komiteleri kurulmaya başlanmış olup. görülen lüzum üzerine yeniden gözden geçirilmiş ve düzenlenmiştir (9). poliklinik muayeneleri esnasında almış olabilir. Hasta. 1992 yılında cerrahi yara enfeksiyonlarının tanımı. Bu amaçla. Yenidoğanda hastane enfeksiyonu tanısı için. 413 . tanımlanması. sisteme katılan hastanelerde uygulanmak üzere 1987 yılında hastane enfeksiyonlarının tanımlarını yayınlamış.1960’larda. 2000’li yıllarda bütün hastanelerimizde bu çalışmaların süratle sürdürüleceği düşüncesini taşıyoruz. izlenmesi ve önlenebilmesi için çeşitli stratejiler geliştirmektedirler. Ülkemizde ise hastane enfeksiyonlarının kontrolüne yönelik çalışmalar oldukça yenidir. Hasta hastaneye yattığında kuluçka döneminde olmamalıdır. Bu yüzden azaltılması amacıyla. 2. daha sonra ortaya çıkan ve hastane enfeksiyonu olarak tanımlanan enfeksiyon nedeniyle yatmamış olmalıdır. Amerika’da surveyans ve hemşire epidemiyologların gelişimi ile ilgili çok yararlı bir tanımlama yayımlamışlardı. hastaneye yattıktan 48-72 saat sonra veya taburcu olduktan sonraki 10 gün içinde gelişmiş olmalıdır. 2. Öncelikle hastane enfeksiyonlarının tanımının iyi yapılması gerekir. Son 150 yılda ortaya çıkan büyük gelişmeleri yansıtabilmek için şöyle denilebilir. sadece iyi fikirleri olanlar değil. Her ülke bu tanımları. Hasta hastaneye. Kuluçka süresi Legionella enfeksiyonu ve su çiçeği gibi uzun olan enfeksiyonlar. 1. Enfeksiyon. bu zaman sürecinin dışında değerlendirilirler. 1988 Ocak ayından itibaren bu tanımların doğrultusunda sürveyans uygulanmaya başlanmıştır (6). hastaneye yatış sırasında var olan enfeksiyöz bir olayın komplikasyonu veya uzantısı olmamalıdır. kendi hastanelerinde uygulanmak üzere uyarlamıştır. 3. Hastane Enfeksiyonu Nedir? (2) Hastanede kalış sürelerinin uzamasına ve hasta bakımı maliyetlerinin artmasına neden olur. 4. aynı zamanda bu fikirlerini deneme ve sonuçlarını değerlendirebilme enerjisine sahip olanlar bu başarıda en büyük paya sahiptirler. ABD’de 1970 yılından beri National Nosocomial Infections Surveillance System (NNIS) adı altında veriler toplanmakta ve Amerikan hastanelerindeki Hİ’ler değerlendirilmektedir. Hastane enfeksiyonlarının sürveyansındaki temel amaç. 6. Centers for Disease Control and Prevention (CDC). 5. annede hastaneye yatış sırasında enfeksiyon olmamalı ve doğan bebekte 48-72 saat sonra enfeksiyon gelişmiş olmalıdır. bu enfeksiyonların azaltılması için stratejilerin geliştirilmesidir. Hasta.

sis. 4). uygun trafik akışı. Deri ve yumuşak doku enfeksiyonu 12. Hastanelerde Olması Gereken Fiziki Koşullar Hastane hijyeninin sağlanmasında hastanenin uygun fiziksel koşulları sağlaması gerekmektedir. Genital sistem enfeksiyonları 11. Hastanenin yerleştiği arazi. Hastane içi park yerleri. çamaşırhane ve diğer destek hizmetlerinin girişi için ayrı bir servis avlusu bulunmalıdır (4). Normalde çelik kasalı kauçuk contalı kontrplak kapılar bu özellikleri iyi sağlarlar (3. Pnömoni 4. merdivenler. Giriş yolu tek yönlü olmalıdır. Gürültünün Önlenmesi Gürültünün önlenmesinde ilk aşama bina için arazi seçilmesi ile başlar. Çevreden yeterli uzaklık. Alt solunum yolları enfeksiyonu (pnömoni hariç) 10. Ayrıca ameliyathaneler. toz ve dumandan etkilenmeyen konumda olması uygun olacaktır. Hastane arsası Hastanenin yerleştiği alan sessiz. hizmet tesisleri. (4). doğum ve çocuk klinikleri. Cerrahi bölge enfeksiyonu 3. Dışarıdan duvar ve çitle ayrılmış yeterli büyüklükte bir alan bunu sağlayabilir. psikiyatri servisleri ve kronik hastalıkların bakıldığı bölümler özel tasarım gerektirmektedir (4). klinik servisleri. A. C. hastane enfeksiyonlarının önlenmesinde ve temel gereksinimlerin karşılanmasında ciddi sıkıntılarla karşılaşılabilir (3). sakin ve huzurlu bir çevreyi sağlamalıdır.Belli başlı hastane enfeksiyonları şunlardır: 1. katı ve sıvı atıkların bertaraf edilmesi yapım aşamasında planlanmalıdır. Gastrointestinal sistem enfeksiyonu 9. 414 . Kapılar dört kenarından da sıkı kapanmalıdır ve kasaya sert olarak çarpmamalıdır. bulaşıcı hastalıkların tedavi edildiği kısımlar. Üriner sistem enfeksiyonu 2. Sistemik enfeksiyon Hastane Hijyeni 1. Ulaşım ve Girişler Hastaneden ana caddeye tek bir yaya ve araç girişinin olması idealdir. Merkez sinir sistemi enfeksiyonu 7. Daha inşa ve donanımın yapılması aşamasında ilerideki hijyen gereksinimi düşünülmediği takdirde hijyen ve temizliğin sağlanmasında. Ambulans yanaşma yeri girişten görülmemelidir. Ayrıca arsanın coğrafi olarak rüzgar. Ayrıca mutfak. Odaların gürültüden korunması için ise çift camlı pencere kullanımı uygundur. tuvaletler. Kardiyovasküler sistem enfeksiyonu 8. Primer kan dolaşımı enfeksiyonları 5. park yerinin yeterince hastane binasından uzak olması ilk koşullar olarak sayılabilir. B. iç dekorasyon. hastane binasından gürültü ve kirliliği önleyecek kadar uzakta olmalıdır. Kemik ve eklem enfeksiyonu 6.

Koridorlar olabildiğince ses emici olarak yapılmalıdır. Asansör boyutları taşıma amacına uygun olarak yapılmalıdır. Hastanenin yapım aşamasında su sağlanması konusu çözümlenmiş olmalıdır. Pencerelerin büyüklük ve açısı. Gürültüyü. Çok amaçlı asansörlerin önünde 3.Ç. Asansörlere ulaşan yollar düz olmalıdır. Pencere alanı 1/5 tavan veya taban alanı olmalıdır. Sağlanan yüksek kaliteli su. Hava cereyanı olmadan havalandırmayı sağlamalıdır. Merdivenler. Güneş gelen tarafta. E.50 m. gürültünün iletimini ve hava cereyanını engellemelidir. biyolojik ve radyolojik olarak yüksek kaliteli sudur.50 m olmalıdır. komşu bina. seyrek kullanılan ara koridor genişlikleri en az 1. koridor genişliği en az 2. Gereğinde hastanenin özel koşullarına uygun arıtma yapılabilmelidir.50 m). Hastane suyu. yükselti ve benzeri güneş ışığını kesen engeller değerlendirilerek bu sağlanmalıdır.90 m x 1. Eğer içme suyu için su sebilleri ve soğutucular kullanılıyorsa bunlar da düzenli olarak temizlenmelidir. ancak 2 m2’nin altında olmamalıdır (4). Pencereler sesi ve ısıyı yalıtmalıdır. iç cam yüzünün dışında güneş ışığını kırıcı önlemler alınmalıdır. Kullanılan kaplama malzemeleri toz birikimini önleyecek özellikte ve kolay temizlenebilir olmalıdır. Yeterli miktarda ve uygun özelliklerdeki su. Her klinik servis için iki merdiven olmalıdır.80 x 2. Bu yüzden bakım ve onarımdan sorumlu kişiler hastane su tesisatı konusunda deneyimli ve eğitilmiş olmak zorundadır (3) D. Tavan yüksekliği en az 2. hastanede tahmin edilemeyecek sonuçlar doğurabilir. Planlanan her 100 yatak için 1 adet çok amaçlı asansör olmalıdır. Merdivenin bir kolu 15 basamaktan fazla olmamalıdır. 415 .20 m olmalıdır. Dört kattan sonra buna ek olarak en az iki tane küçük çok amaçlı asansör (kabin boyutları: 0. ihtiyaç duyulduğu zaman tüm düşey trafiği karşılayacak şekilde dizayn edilmelidir. Klasik su tesisatı bakım ve onarımında görülen hatalar. kimyasal. Işıklandırma ve Pencereler Bütün hasta odalarının engellenmemiş gün ışığına gereksinimi vardır. Koridorlar.50 m) yapılmalıdır (4). Asansörler.25 m. hastane içerisinde hiçbir emilim ve çapraz bağlantı imkanı olmayacak şekilde dağıtılmalıdır. Su Temini Hastane suyunun tek bir tanımı vardır. Eğer bir katta iki servis var ise dört yerine üç merdivene izin verilebilir. sağlık ve estetikle ilgili nedenlerden dolayı kullanım amaçlarına göre ayrılmalıdır. Eğer su depolanıyor ise depo düzenli olarak temizlenmeli ve numune alınarak analiz edilmelidir. Merdivenler ve Asansörler Koridorlar pencereler ile yeteri derecede havalandırılacak ve aydınlatılacak şekilde olmalıdır. Çok amaçlı asansörler merkezi noktalarda olmalıdır. fiziksel. uygun basınç altında iletilmelidir. Bu yoksa her trafik noktası için 2 adet çok amaçlı asansör olmalıdır (Örneğin yatak taşımak için kabin boyutları: 1.

yer yer 4 m olabilir. İkmal hizmetlerinin sağlandığı yerler olan mutfak. Hastanın yürümesi mümkün olmayan durumlarda hasta yatağı banyoya kadar getirilerek hastalar küvete konabilmelidir (4). Hasta odalarının cepheleri ise güneygüneydoğu arasında olmalıdır. Tuvalet lavabolarının muslukları el değmeden kullanıma olanak sağlayacak şekilde ayak ile kumandalı veya fotoselli olabilir. akşam vakitlerinde de aşırı ısınma engellenmiş olacaktır (4). Tuvaletlerin aydınlatma ve havalandırması olmalıdır. ziyaretçiler ve personel için ayrı ayrı tuvalet bulunmalıdır.5 m2. iki tuvalet gözü için 2. yoğun bakım üniteleri ve özel bakım üniteleri olarak ayrılmalıdır. Tuvaletler iç mekanlarda ise havalandırması olmalıdır. yemek salonları gibi mekanların endüstri ölçülerine göre boyutlandırılması uygun olacaktır. Hasta odalarında tek kişilik olanlarda yatak başına 8-10 m2. Bakım bölümlerinde her 12 erkek ve kadın için birer tuvalet yine her 10 erkek için ilave bir pisuar düşmesi uygundur. oturma yerleri ve dolap) alabilecek yeterli büyüklükte olmalıdır. Küvet üç tarafı serbest. 416 .90 m x 1. Hasta yatak odalarının büyüklüğü yatak sayısına ve kullanılacak mobilyalara göre ayarlanmalıdır.F. Bir yatak ve mobilya hareket ettirilirken diğerlerinin hareket ettirilmesine gerek kalmayacak şekilde dizayn sağlanmalıdır (4). Tuvaletler Her katta erkekler. Banyolar temizlemeye uygun olarak dizayn edilmeli ve uygun malzeme kullanılmalıdır. Genel olarak net yükseklikler 3 m. kuzey ve kuzeydoğu yönlerine bakacak şekilde olması uygundur. ayrı duş. 3 kişilik odalarda 6-7. G.40 m olmalı. Bu sayede odalar iyi şekilde sabah güneşi alacak ve ısı kontrolü için daha az tedbir alınması gerekecektir. tek tarafı duvara bitişik olmalı. Odaların Yönleri Tedavi odalarının ve hizmet odalarının yönleri kuzeybatı. yaralı hastalar. daha büyük odalarda ise 6-6. çamaşırhane. Tuvalet gözleri 0. Normal bakım üniteleri. Hasta banyosu için 15 m2 yeterli bir alandır.50 m2 ön hol bulunmalıdır (4). kadınlar. Ancak her bir veya iki hasta odası için bir tuvalet hastalık bulaşının önlenmesi açısından daha uygun bir yaklaşımdır. 2 kişilik odalarda. Bakım Bölümleri Bu bölümler hastane içi trafikten ayrı olmalıdır. Hasta yatak odalarında da yükseklik 3 m olmalıdır. H. Tedavi bölümleri içinde ameliyat salonları özellik arz etmektedir ve net yükseklik en az 3 m olmalıdır. gerektiğinde WC ve oturma küveti olmalıdır. Ğ.5 m2 alan yatak başına uygun olacaktır. Bölümlerin Büyüklükleri İdari amaçlı odalar standart büro malzemelerini (masa.

su ve deterjan ya da enzimatik ürünler kullanılarak kir. Zeminden çözülüp uzaklaştırılmaları sağlanır. Farklı alanların temizliğinde farklı bezlerin kullanımı kural haline getirilmelidir. Paspaslarla yapılan silme işleminden sonra paspaslar mutlaka yıkanarak kurutulmalıdır. Mikroorganizmalara etkisi de yine mekaniktir. Hastanelerde ve diğer sağlık kuruluşlarında nesnelerin temizliği. Temizlikten sonra kurulama işleminin yapılması gereklidir. Hastanelerde Temizlik 1. banyo ve tuvaletlerin temizliğinde klorlu 417 . Latincede “Sağlıklı Ortam” anlamına gelmektedir. Hastane hijyeni deyimi üç temel kavramı içerir. temiz ve steril araç gerecin depolandığı “temiz oda” ile kirli araç gerecin. Elektrikli vakum süpürgelerinin kullanımında toz torbaları tam dolmadan değiştirilmelidir. İnsanların psikolojik ve fizyolojik olarak sağlıklı ortamlarının korunması. Tuvaletler en son temizlenecek alanlar olmalıdır. sağlıklı yaşayabilmeleri için hastane sağlık koşullarının yeterli olması gerekir. servisin temiz bölgelerinden kirli bölgelerine doğru ilerlemelidir. Zemin temizliği. Bu kısımda sterilizasyon başka bölümlerde anlatıldığı için açıklanmamıştır. Temizlik dezenfeksiyon ve sterilizasyonun etkinliğini arttırır. Temizleme işleminin. toz veya organik artıklar gibi yabancı maddelerin o ortamdan uzaklaştırılması ile gerçekleştirilir (9). Hastanelerde Hijyen Uygulamaları Hijyen. Kullanılan sabun ve deterjanlar çözünürlüğü artırıcı etki gösterirler. Hijyenik temizlik b. karyolalar vs. Etkili dezenfeksiyon c. Paspas yöntemi ile temizlik işleminde mutlaka çift kova yöntemi kullanılmalı. temiz su ile kirli su ayrı olmalı ve her bölüm ve koğuş temizliğinde su sık olarak değiştirilmelidir. Lavabo. Etkili sterilizasyon (6. Genellikle ıslak temizlik yöntemleri tercih edilmeli ve prensip olarak temizlik. atıkların konduğu bir “kirli oda” olmalıdır (9). Temizleme Cisimler üzerinde bulunan toprak ve organik madde gibi yabancı materyalleri uzaklaştırma işlemidir (8). hastane çalışanlarının ve hastane dışı kişilerin hastaneden gelebilecek zararlı etkilerden ve hastane enfeksiyonlarından korunması. Çünkü kuruluk birçok mikroorganizmanın üremesini önlemektedir (8). ancak nemli bırakılmamalıdır. 7) Etkili bir enfeksiyon kontrol programı için de bu koşulların sağlanması oldukça önemlidir.2. a. Yüzeyler. Bir hastanenin toplum için yeterince yararlı olabilmesi için. ıslak bezle temizlenmeli. Toz ve bakteriyi yaydığından asla kuru süpürme yapılmamalıdır. Bir başka deyişle gözle görülen kirlerin giderilerek veya seyreltilerek gözle görülmez hale gelmesini sağlamaktır ve tamamen mekanik bir olaydır. Bu da bilinçli ve düzenli bir şekilde uygulanan hastane hijyeni ile sağlanabilir. tırabzanlar. ılık su ve deterjan ile yapılmalıdır. Servislerde. sterilizasyon ve dezenfeksiyon öncesi mutlaka uygulanması gerekir. A. her türlü hastalık etmenlerinden arındırılmasına bağlıdır. Nemli ortam mikroorganizmaların üremeleri için çok uygun olduğundan dolayı ıslak silme tarzında yapılan temizlikten sonra mutlaka kurulama yapmak gerekir. hastaların sağlıklarına yeniden kavuşabilmesi.

418 . Günlük temizlikten sonra torbayı atmak veya dezenfekte etmek koşulu ile kullanılabilir. hastane temizliği. ancak miktarlarının kabul edilebilir bir seviyeye düşürülmesi yeterli olabilmektedir. Hasta bakımında ördek ve sürgü kullanımının kişisel olmasına özen gösterilmeli veya her kullanımdan önce dezenfekte edilmelidir. Servislerde bulunan evsel nitelikte ve infekte atık torbalarının ağızları sürekli kapalı tutulmalı ve kapalı sistem ile servis ortamından uzaklaştırılması sağlanmalıdır (9). ıslak paspaslama ve kurulama yöntemidir. c. ortamdaki tüm mikro. paspasları silkeleme hastaneler için uygun bir yöntem değildir. Hastanenin her yerinde bakteri yoğunluğunu azaltmalıdır. hasta değiştiğinde kolayca temizlenebilmesi için su geçirmez bir kılıfa geçirilmeli. Bu amaçla kullanılan kimyasal maddelere dezenfektan denir (9).sürtme tozu kullanılmalı. Hastane Dezenfeksiyonu Hastane enfeksiyonlarından korunmada oldukça önemli olan bu kavram. %70’lik alkol içinde ıslatılmış pamuk tamponlarla silinir. Ayrıca temizlik çok uzun sürmemeli. Dezenfeksiyonda. Sulandırmalar günlük yapılmalıdır. Hijyenik bir temizlik. Sonuç olarak. genelde %0. Dezenfeksiyon. Hiçbir zaman dezenfektanda bırakılmaz. Hastane enfeksiyonları için kaynak olabilen yataklar. Kan dökülmüş alanlar için %1 serbest klor konsantrasyonu önerilmektedir. bol sıcak su akıtılarak yıkanmalıdır. d. saç fırçası. Temizlik. ürün tüketimi çok fazla olmamalıdır. Yüzeylerden toz alma işleminde pamuklu kumaşlar yerine sentetik kumaşlar kullanılmalıdır.organizmaların ölmesi gerekmez. Çalışma alanlarının temizlenmesinde %70’lik etil alkol kullanılabilirken. 1000 ppm) içeren sodyum hipoklorit (çamaşır suyu) solüsyonu yeterlidir. lekeli ya da kontamine yataklara hasta kabulü yapılmamalıdır. sporosid aktivitenin tamamen yok edilmemesi ile sterilizasyondan ayrılır. Havlu. e.1 serbest klor (1 gr/litre. Elektrikli vakum süpürgeleri gürültülü çalışma sakıncasının yanı sıra bakteri saçma tehlikesini de sürdürür. Kuru süpürme yöntemi. Yalnız tuvaletlerin oturma yerleri dezenfektan madde ile silinmelidir (9). Termometreler. Hastanelerdeki toz kontrolünü sağlamak için şunlara dikkat etmek gerekir. asla paylaşılmamalıdır. a. hastane enfeksiyonlarının önlenmesindeki temel koşullardan birisi olmasının yanında çalışma ortamını rahatlatır ve hastaların huzurunu sağlar. tıraş fırçası ve jilet gibi eşyaların tümü bireysel olarak kullanılmalı. Pansuman arabalarının da ılık su ve deterjan ile silinerek kurulanması yeterlidir (9). Yüksek devirli cila makinelerinin de toz kaldırmadan hijyenik temizlik sağladığı kabul edilmektedir. sabun. b. hastanenin hijyenini tam olarak sağlamalı ve çapraz etkilenme en az olmalıdır. Çünkü toplama torbası bakteri biriktirme aracıdır. Silme işlemi gelişi güzel hareketler yerine. B. belli bir noktadan başlayarak toz bezini hiç kaldırmadan dairesel şekilde yapılmalıdır. ıslak bırakılmamalı ve asla kirli. Hastane temizliği temiz bir çevre yaratmalıdır. cansız nesneler üzerinde bulunan potansiyel olarak patojen mikroorganizmaların kimyasal maddeler veya ısıya dayalı fiziksel uygulamalar ile elimine edilmesidir.

%0. Orta düzeyli dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Dezenfektan Kullanım Konsantrasyonu Etil veya isopropil alkol %60-90 Fenol ve fenol bileşikleri %0. Sıklıkla kullanılan türleri ve kullanım konsantrasyonları Tablo 4’te verilmiştir (9). bazı mantarları ve uygun bir sürede (≤ 10 dakika) bazı virüsleri öldürebilen dezenfektanları kapsar. Tablo II. bazı vejetatif bakterilerin yanı sıra tüberküloz basili mantarlar. Bu dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Tablo I’de verilmiştir (9). Tablo 4.4-5 İyodoforlar 30-50 ppm serbest iyod C.001-0. Spadulding ve arkadaşları. Sıklıkla kullanılan orta seviyedeki dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Tablo II’de verilmiştir (9). bazı zarflı ve zarfsız virüsler. sorun olabilen patojen mikroorganizmalar için kullanılmasını önerdiği dezenfektanları etki düzeylerine göre 3 grupta toplamıştır. prionlar ve bakteri endosporlarıdır. vejetatif bakterilerin çoğunu. orta ve düşük düzeyli” dezenfektanlardır (9). Yüksek düzeyli dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Dezenfektan Kullanım Konsantrasyonu Gluteraldehit %2 Formaldehit %3-8 Sodyum hipoklorit 1000 ppm serbest klor Perasetik asit ≤%1. Bunlar “yüksek.2 Hidrojen peroksit %3-6 veya %6-25 b. a. Orta Düzeyli Dezenfektanlar Bu grup dezenfektanlar. Yüksek Düzeyli Dezenfektanlar Genellikle bakteriyel endosporlar hariç mikroorganizmaların tümünü 20 dakikada öldüren dezenfektanlar bu gruba girer. Düşük Düzeyli Dezenfektanlar Bakteri endosporları ve tüberküloz basiline etkili olamayan. bakteri endosporları hariç tüberküloz basili ve diğer mikroorganizmalara ≤10 dakikada etkili dezenfektanları kapsar.1. Ayrıca “Kimyasal Sterilizanlar” olarak bilinen az sayıdaki dezenfektan da 6-10 saat gibi uzun uygulama süresi gerektirmekle birlikte uygulama sonrası bakteriyel endosporları da öldürebildiklerinden yüksek düzeyli dezenfektanlar olarak değerlendirilmektedir. protozoonlar.4-5 419 . Düşük düzeyli dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Dezenfektan Kullanım Konsantrasyonu Etil veya isopropil alkol <%50 Fenol ve fenol bileşikleri %0. Dezenfektanlar Hastanelerde sıklıkla sorun olabilen mikroorganizmalar. Tablo I.

transplantasyon ve yanık üniteleri enfeksiyon açısından yüksek riskli alanlardır. g. n. Ortamda organik materyal (kan. Etkinliği ısı ve pH değişikliklerinden etkilenmemeli. 2. d. c. Su 420 . l. 11). c. Uygulama alanına iyi difüze olmalı. Çalışma ortamı olarak diyaliz üniteleri. yoğun bakım üniteleri. h. Hastane ortamı ve gereçleri enfeksiyon kaynağı oluşturabilme risklerine göre 4 gruba ayrılırlar: a. Dezenfeksiyon amaçlı risk sınıflaması Güvenli bir dezenfeksiyon işlemi için dezenfeksiyon uygulanacak materyal ve ortam iyi bir sınıflamaya tabi tutulmalıdır. Dezenfektanların Özellikleri İyi bir dezenfektanda aranan özellikler şunlar olmalıdır: a. k. b. Güçlü. Ortamda bakteri sayısının fazla olması ile etkinliği azalmamalı. eksuda. çocuk poliklinikleri ve hasta odaları enfeksiyon açısından orta risk grubu alanlardır ve buralarda deterjan ile temizliğin yanı sıra orta düzeyde kimyasal dezenfeksiyon önerilir. Nötral pH’da. mikrobisit etkiye sahip olmalı (mikroorganizmaların aktif ve pasif formlarına etkili olmalı). Kimyasal yapısı stabil olmalı ve etkisi uzun sürmeli. banyolar. 3. suda çözünebilmeli. %2 gluteraldehit solüsyonu veya %70’lik etanol kullanılır (9). f. Orta Risk Grubu Steril vücut bölgelerine girmeyen. hasta kabul birimleri ve poliklinikler bu grupta yer alır. doğum haneler. Yüksek Risk Grubu Deri ve mukoza bütünlüğünün bozulduğu yerlerde kullanılan veya steril vücut alanlarına giren nesneler bu grupta yer alır. klozetler. püy) varlığında etkinliği azalmamalı. Çevreye zarar vermemek için inaktif metabolitlere parçalanabilmeli. m. Etkisi çabuk başlamalı. Renksiz ve kokusuz olmalı. Çalışma ortamı olarak ameliyathaneler. Geniş bir spektrumu olmalı. Ucuz olmalıdır (8.6 HIV ve HBV ile kontamine malzemelerin dezenfeksiyonunda standart olarak 1000-10000 ppm arasında değişen konsantrasyondaki hipoklorit solüsyonları. bütünlüğü bozulmamış mukozalara temas eden nesneler bu grupta yer alır. Bu alanlarda yüksek düzeyde kimyasal dezenfeksiyon önerilir. Kullanıldığı materyalin yapısını bozmamalı. hasta yatakları. nekrotik doku. b. i. j.İyodoforlar Sodyum hipoklorit Kuarterner amonyum bileşikleri 30-50 ppm serbest iyod 100 ppm serbest klor %0. e. Düşük Risk Grubu Normal ve bütünlüğü bozulmamış deriye temas eden nesneler.4-1. İnsan ve hayvanlar üzerinde toksik etkilere sahip olmamalı.

Hastaların Kullandığı Malzemelerin Dezenfeksiyonu Hastalar tarafından kullanılmış ya da enfekte olmuş çarşaflar başta stafilokolar olmak üzere pek çok mikroorganizma açısından çapraz kontaminasyon riski taşırlar. duvarlar. Eğer soğuk su ile temizlik yapılırsa ayrıca dezenfekte edilmeleri gerekir (5. Bu işlemler ile birlikte böceklerin üremelerini ve yaşamlarını idame ettirmelerini sağlayan ortam şartları düzeltilmelidir (14). Bu materyaller yıkama ile kolayca dezenfekte edilebilirler. lavabolar ve benzeri objeler enfeksiyon kaynağı olma yönünden minimal risk taşırlar. Battaniyeler ve yastıklar da aynı durumdadır. eklem bacaklı ve diğer parazitler enfeksiyonların taşınmasında rol alabilirler. Kullanılan çamaşır makinelerinin iç yüzeyi paslanmaz çelikten olmalı. Lazımlıklar ve ördekler kullanıldıktan sonra mutlaka temizlenmeli ve dezenfekte edilmelidir. mutfak. sağlam ve ucuz olmalıdır. Minimal Risk Grubu Hastanın çevresinde bulunan yakın temasta olmadığı. Bunun için 80 °C veya daha yüksek sıcaklıktaki suda yıkanmalı. Sadece kullanmadan dolayı kirlenmiş olan materyal ile infekte materyal ayrı olarak yıkanmalıdır. C. Bu yüzden yüksek sıcaklığa dayanamayacak materyalden kaçınılmalıdır. Enfekte materyalin yıkandığı bölüm. sadece kirli olan materyalin yıkandığı bölümden ve temiz malzemenin bulunduğu bölümden uygun şekilde ayrılmalıdır. yıkama sırasında alkali olmayan deterjanlar kullanılmalıdır (5. çamaşırhane.13). 421 . Bu amaçla yapılan mücadeleye dezenfestasyon denir. d. Bunlar çamaşırhanede toplanmak üzere hızlı bir şekilde torbalanarak ve çevreye temasları önlenerek taşınmalıdır. Taşınan torbalar su geçirmez.13).ve deterjan kullanarak temizlenmeleri veya düşük düzey dezenfektanlar ile dezenfekte edilmeleri yeterlidir. zemin. bu hastalıkların bulaşma tehlikelerinin ortadan kaldırılması için gereklidir. D. Hepatit B kontaminasyonu olasılığı var ise 93°C’de 10 dakikalık yıkama uygundur (5. en az 1 dakika bekletilmeli ve sonrasında kurulamaya bırakılmalıdır. Bu çamaşır torbaları çamaşırhaneye ulaştıktan sonra doğrudan çamaşır makinesinin için boşaltılmalıdır (5. Yıkama esnasında materyalin en az 65°C’de 10 dakika veya 71°C’de 3 dakikalık bir süre ile yıkanması gereklidir. Haşere Kontrolü İnfeksiyon hastalıklarının bulaşmasında rolü olan böceklerin öldürülmesi. Personel kıyafetleri diğer çamaşırdan ayrı olarak yıkanmalı ve hastalar için kullanılan malzemeler ile temas ettirilmemelidir. 12). Bunların su ve deterjan kullanılarak temizlendikten sonra kurulanmaları yeterlidir (10. Bu önlemlerin alınması vektörler ile bulaşan hastalıkların bulaşma olanağını ortadan kaldıracağı gibi böceklerin insanları rahatsız etmelerini ve allerjik reaksiyonlar yapmalarını da önler. 13). Pek çok böcek. Böcekler ile savaşta onları yok etmek için çeşitli kimyasalların kullanılması yeterli değildir. 13).

2. Kuru ısı Bunun için 75-95 °C’de kuru ısı yeterlidir. Kullanılacak kimyasal madde enfestasyonun türüne ve uygulanacağı yerin özelliklerine göre seçilmelidir. c. tutucu kağıtlardan. sinekleri çekecek şekilde gıda maddelerini ve organik 422 . Yaş ısı 100 °C‘de 15-20 dk. Bu yüzden dezenfeksiyona göre daha başarılıdır (14). b. Yine 75-95°C arasında 30 dk. bekletme yeterlidir. hızlı bir şekilde hastaneden ve civarından uzaklaştırmak. Larvaları ve ergin sinekleri öldürmek: Ergin karasineklerin ve larvaların öldürülmesi için mekanik sinek kapanlarından. Genellikle böcekler mikroorganizmalara göre ısıya daha duyarlıdır. Ancak ısıtılmış kuru havanın derinliklere nüfuz özelliği az olduğundan malzemeler seyrek ve serbest olarak bulundurulmalı. pire ve tahta kuruları yok edilebilir (14). Bu yükseklikte sıcaklığa dayanabilecek tüm malzemeler bu şekilde böcekten arındırılabilir (14). a. çöplükler. İstirahat yeri olarak dik yüzeyleri seçerler.1. Çok hızlı ürerler ve üremek için organik artıkların olduğu yerleri seçerler (14). Hasta odalarında. mutfaklarda besin maddelerinin depolandığı mekanlarda kimyasal madde kullanmak çok dikkatli ve titiz bir çalışmayı gerektirir (14). b. Bu amaçla çöpleri açıkta bırakmamak. sürede bit. Karasinekler. Bunu sağlamadan yapılacak diğer önlemler sonuç vermeyecektir. en başta gelen önlemdir. Karasinekler ile savaşta şu yol takip edilmelidir: a. Açık renkleri severler ve koku alma yetenekleri çok fazladır. birçok hastalık mikroplarını mekanik olarak taşıyabilir ve aynı zamanda insanların rahat ve huzurunu bozabilir. ortamdaki hava hareket halinde olmalıdır. sinek öldürücü lambalardan yararlanılabilir. kaynatma veya 100 °C‘nin üzerinde basınçsız buharda 1020 dk. Kimyasal madde kullanıldığında reenfestasyonu önleyecek bir sonuç sağlanmalı ve bu amaca uygun insektisit kullanılmalıdır. Fizik yöntemlerle dezenfestasyon Kuru ve yaş halde ısı uygulanabilir. bitki artıkları ve kokuşabilen maddeler üzerinde çoğalıp ergin hale gelirler. Karasinekler ile mücadele Pek çok türü olan karasinekler. Yarım saatte tüm böcekler ölürler. Hastane içi ve çevresinde karasineklerin yumurtlayabilecekleri ve üreyecekleri ortamı ortadan kaldırmak: Mutlaka başarılması gereken. Kimyasal madde kullanımı kesinlikle bu amaçla eğitim almış kişiler tarafından uzman personelin kontrolünde yaptırılmalıdır (14) 3. Karasineklerin barınma yerlerine girmesini engellemek: Karasineklerin hastane içine girmesini engellemek için sineklerin girebileceği açık yerleri ince sinek teli ile kapatmak. Kimyasal maddelerle dezenfestasyon Hastaların bulunduğu ve pek çok kişinin çalıştığı hastanelerde böcek enfestasyonlarında kimyasal madde kullanımı riskli ve en son düşünülmesi gereken yöntemdir. Hastane ortamında da karasineklerin bulunmaması gerekir (14). mutfaklarda besin maddelerini kapalı şekilde muhafaza etmek gerekir (14). insan ve hayvan artıkları.

Erişkin sivrisinekler için insektisitler kullanılabilir (14).atıkları açıkta bırakmamak ve ortamın genel temizlik koşullarını sağlanmak gerekmektedir (14). Bu alanlara "jit" adı verilir. TSK Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Yönergesi 2. dang humması ve sarı hummayı bulaştırırlar (14). Yumurtalar kuruluğa dayanamazlar. 1. dişi sivrisinekler ise yumurtaların olgunlaşması için kan emerler. Sivrisinekler ile mücadele Sivrisinekler. Ömürleri türe ve iklim koşullarına göre değişmekle birlikte. kışın aylarca canlı kalabilirler (14). Erkek sivrisinekler kan emmezler. TSK Gıda/Su Kontrol ve Hijyen Denetim Hizmetleri Yönergesi 423 . Ayrıca kimyasal mücadele ile larvalar yok edilebilir. Sivrisineklerin hastane içine girmesini önlemek amacıyla alınacak önlemler karasinekler için alınan önlemler ile aynıdır (14). Larva ve pupalarla beslenen balıklar (örneğin Gambusia) çevrede durgun su varsa buralarda üretilebilir. Dişi sivrisinekler genellikle durgun tatlı sulara yumurtlarlar. Daha sonra larva ve pupa aşamalarından sonra erişkin hale gelir. 4. ÖNEMLİ UYARI: TSK'da görev yapan her sağlık personeli hijyen uygulamaları ve sağlığın korunması için aşağıdaki iki dokümanı mutlaka kullanmalıdır. Uygun mücadele için hastane çevresindeki jit alanlarının ortadan kaldırılması gerekir. sıtma. filaryaz.

Samsun. The Hospital in Rural and Urban Districts. 9. 451-472. antisepsi ve önemi.(ed).KAYNAKLAR 1. Henkel GV Yayınları. Sivas. İstanbul. Hastane Enfeksiyonları. Hastane İnfeksiyonları Derg 1997. Güler Ç. Hastane infeksiyonları Derg 1999. Ankara. 1983. Page 42-45. 3: 175-183. (eds). dezenfeksiyon ve Sterilizasyon. Karadayılar AO. Hökelek M. Samsun. Sayfa 41-43. dezenfeksiyon. Ankara. Özyurt M. Suffolk 1985. Çobanoğlu Z. 8. 4. Beşirbellioğlu BA. Hastane infeksiyonlarının sınıflandırılması ve tanımları. Sayfa 9-16. Sterilizasyon dezenfeksiyon metodları. Pahsa A. Pahsa A. Sterilizasyon Dezenfeksiyon Hastane İnfeksiyonları Sempozyumu Kitabı. İÜ Tıp Fak Yayınları.Özkan F. GATA Matbaası. Günümüzde kullanılan dezenfektan ve antiseptikler. Temizlik. Samsun. ln: Bakır M. (Eds. Ankara. Sterilizasyon. Hastane Hijyeni. Beşirbellioğlu BA.ln:Saniç A.(ed). Eyigün CP. Neufert E.) Pekcan M. 14. (Eds. 13. 1997. GATA Matbaası. Genel Temizlik ve Hijyen. 424 . Hastane İnfeksiyonları Sempozyumu Kitabı. Hastane Enfeksiyonları. 2005.Güray Ö. Geneva 1992. 5. 6.) Erkan A. 11. in: Saniç A. Hastanelerde temizlik. Sterilizasyon ve tıbbi atıkların yok edilmesi. dezenfeksiyon. 12. Arıkan S. . İstanbul. Hastane infeksiyonlarının tarihçesi.Maurer IM.) Pekcan M. 10. 3. Görenek L. 1982. 2.Gürler B. 1999: 5-11. 2005. Sterilizasyon-dezenfeksiyon. Görenek L. 1992. Sterilizasyon. Page: 24-27. Hastanede Çevre Sağlığı Önlemleri ve Hastane Atıkları. Dezenfeksiyon. 1999. 1: 61-68.Özinel MA. Güven Yayıncılık. Eyigün CP. Yapı Tasarımı Temel Bilgiler (30. İleri Hekim Eğitim Kurs Kitabı. Sterilizasyon Dezenfeksiyon Hastane İnfeksiyonları Sempozyumu Kitabı. Report of a WHO Study Group. Akova M. ln: Saniç A. 7. (ed). Dökmetaş l. Hospital Hygiene (Third Edition). 1999: 33-38. Hastane İnfeksiyonları I. Baskı) (Çev. 1999: 1-4.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful