ANATOMİ DERS NOTLARI

Anatomi Anabilim Dalı

ÖNSÖZ GATA Sağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu (SAMYO), Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu sayıda sağlık sınıfı muvazzaf astsubay yetiştiren, GATA K.lığı bünyesinde kurulmuş iki yıl süre ile Ambulans ve Acil Bakım Teknikerliği programında ön lisans düzeyinde eğitim-öğretim veren bir Askeri Yükseköğretim kurumudur. SAMYO öğrencilerine verilen derslerin bilimsel disiplin alanlarında çok sayıda başvuru kitabı bulunsa da, SAMYO öğrencilerinin öğrenme hedeflerine ve mezunlarının görev tanımlarına uygun düzeyde bir kaynak kitap mevcut değildir. Ayrıca, halen GATA K.lığı sorumluluğunda icra edilmekte olan, sağlık astsubay branş eğitimlerine (teknisyen astsubay kursları) personel seçimi için yapılan sınava hazırlanacak personelin yararlanacağı düzeyde bir başvuru kitabı da bulunmamaktadır. Bu nedenle, Komutan Bilimsel Yardımcılığı tarafından, 2010-2011 Eğitim ve Öğretim Yılından itibaren kullanılmak üzere SAMYO öğrencileri ve mezunları için; SAMYO eğitim programında yer alan ders notlarının geliştirilerek birleştirildiği bir kitap hazırlanması konusunda bir çalışma başlatılmıştır. Bu kapsamda, SAMYO eğitim programında yer alan derslerden sorumlu tüm öğretim elemanları tarafından; ders notları kitap metinleri halinde hazırlanmış, metinlerin hazırlanmasında, “Sağlık Astsubayı” veya “Ambulans ve Acil Bakım Teknikerliği” görev alanları ve eğitim ihtiyaçları esas alınmış, öğrenme hedefleri bu esaslar çerçevesinde yeniden gözden geçirilip düzenlenmiş ve kitap bölümleri söz konusu öğrenme hedeflerine göre yazılmıştır. Hazırlanan “kitaplaştırılmış ders notlarının” önümüzdeki yıllarda geliştirilerek, ülkemizdeki sağlık meslek yüksek okullarında da kullanılacak bir kaynak kitap düzeyinde yeniden yayınlanmasının yararlı ve gerekli olduğunu düşünüyorum. SAMYO öğrencileri ve sağlık astsubayları için “kitaplaştırılmış ders notlarının” hazırlanmasında emeği geçen tüm öğretim elemanlarına ve idari görevli personele teşekkür eder, kitabın SAMYO öğrencileri ve sağlık astsubayları için öğrencilik döneminde ve mesleklerinin icrasında azami yararı sağlamasını dilerim.

M. Zeki BAYRAKTAR Prof.Tbp.Tümgeneral GATA K.Bil.Yrd., Askeri Tıp Fakültesi Dekanı ve Eğitim Hastanesi Baştabibi

SAMYO Kitaplaştırılmış Ders Notlarının Hazırlanmasında Katkıda Bulunanlar Prof.Tbp.Alb. Süleyman CEYLAN GATA Komutan Bilimsel Yardımcılığı Eğitim Öğretim Şube Müdürü Yrd.Doç.Dr.Dz.Tbp.Yb. Zeynep ERKEK GATA Komutan Bilimsel Yardımcılığı Eğitim Öğretim Şube Eğitim Öğretim Subayı Sağ.Yb. Fatma TABAK Sağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu Mesleki Dersler ve Uygulamalar Öğretim Görevlisi

İÇİNDEKİLER S.NU. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. 9. 10. 11. ÜNİTE / KONU ANATOMİYE GİRİŞ, KEMİK, EKLEM ve KAS HAKKINDA GENEL BİLGİLER ÜST EKSTREMİTE ANATOMİSİ ALT EKSTREMİTE ANATOMİSİ BAŞ – BOYUN, GÖVDE ANATOMİSİ ve KLINIĞI SOLUNUM SİSTEMİ ANATOMİSİ DOLAŞIM SİSTEMİ ANATOMİSİ SİNDİRİM SİSTEMİ ANATOMİSİ PELVIS – PERİNEUM, ÜRİNER ve GENITAL SİSTEM ANATOMİSİ SİNİR SİSTEMİ ANATOMİSİ ENDOKRIN SİSTEM ANATOMİSİ GÖZ ve KULAK ANATOMİSİ Prof. Dr. Hasan OZAN Prof. Dr. Fatih YAZAR Doç. Dr. Yalçın KIRICI Doç. Dr. Bülent YALÇIN Doç. Dr. Necdet KOCABIYIK Uzm. Dr. Cenk KILIÇ Uzm. Dr. Nurcan İMRE Uzm. Dr. Selda YILDIZ Uzm. Öğr. Sedat DEVELİ ÖĞRETİM ELEMANI

1. ANATOMİYE GİRİŞ, KEMİK, EKLEM ve KAS HAKKINDA GENEL BİLGİLER ANATOMİYE GİRİŞ Vücudun normal şekil ve yapısı ile vücudu oluşturan organları ve bu organlar arasındaki fonksiyonel ilişkiyi inceleyen bilim dalıdır. Ana ve Tome denilen iki sözcüğün birleşmesinden oluşan Anatomi, Yunanca’dır. Sözcük anlamı; kesme, ayırmadır. Anatomi eğitiminde esas materyal cadaverdir. Cadaver (caro + data + vermis); “solucana verilecek et” anlamına gelir. Anatomideki tüm tarifler, anatomik pozisyona göre yapılır. Anatomik pozisyon; kişi ayakta ve dik, üst ekstremiteleri yanlarda, ayaklar bitişik, avuç içleri, yüz ve gözler karşıya bakar durumdadır. Bütün anatomik tarifler, bu pozisyondaki bir insanın vücudundan geçen hayali düzlemlerle ilişkisine göre yapılır. Anatomik pozisyondaki bir vücuttan geçen 3 tane hayali düzlem vardır. 1. Planum sagittale; vücuttan vertikal olarak geçen düzlemlerdir. Vücudu sağ ve sol iki kısma ayırırlar. Vücudun tam ortasından geçerek, vücudu sağ ve sol iki eşit yarıma ayıran düzleme planum medianum (ya da planum midsagittale) adı verilir.

1

2. Planum frontale (coronale); median düzleme dik düzlemlerdir. Vücudu ön ve arka olarak iki kısma ayırırlar. Frontal kemiğe (yada sutura coronalise) paralel oldukları için bu isimle anılırlar. 3. Planum horizontale (transversale); önceki düzlemlere dik olan bu düzlemler, vücudu üst ve alt iki kısma ayırırlar. Anatomi eğitiminde iki esas yöntem vardır. Sistematik Anatomi : Vücut kısımlarını ve organları fonksiyonel yönden sistematik olarak tarif eder. Anatomi eğitiminde çok daha yararlıdır. Buna göre vücut sistemleri: Integumentum sistem; deri ve eklerini (kıllar, tırnaklar) inceler. İskelet sistemi; kemikleri inceler. Artiküler sistem; eklemleri ve ilgili ligamentleri inceler. Musküler sistem; kasları inceler. Bazen bu sistem, iskelet sistemi ile birlikte Muskuloskeletal sistem adı altında, bazen de Lokomotor Sistemin bir alt grubu olarak incelenir. Dolaşım (Sirkülatuar) sistemi ya da Kardiyovasküler sistem; kalp ve damarları inceler. Sindirim (Alimentar) sistemi; ağızdan anusa kadar bütün sindirim organlarını ve ilgili bezleri (karaciğer, pankreas,..) inceler. Solunum (Respiratuar) sistemi; solunum organlarını inceler. Uriner sistem; böbrek, ureter, mesane gibi idrar yollarını inceler. Üreme (Reprodüktif, Genital) sistemi; üreme organlarını inceler. Uriner sistemle olan yakın komşuluğundan dolayı, sık olarak Urogenital Sistem adı altında bu iki sistem birlikte incelenir. Sinir sistemi; beyin ve omurilik (santral sinir sistemi) ile bu yapılardan ayrılan sinirleri (periferik sinir sistemi) inceler. Gelişimsel ve fonksiyonel olarak bu sistem ile yakın ilişkisi olan duyu organları (görme, işitme, tat ve koku) da bu sistem içinde incelenir. Endokrin sistem; hormon denilen salgıları yapan bezleri inceler. Topografik (regional, bölgesel) Anatomi : Bir bölgedeki yapıları ve aralarındaki ilişkileri yüzeyelden - derine doğru inceler. Buna göre vücut; toraks, abdomen, pelvis - perine, sırt, alt ekstremite, üst ekstremite ve baş - boyun olarak bölgelere ayrılır. Terminologia Anatomica (Nomina Anatomica) Vücuttaki bir yapının diğer bir yapı ile ilişkisini tarif ederken anatomik terimler kullanılır. Anatomi terminolojisi ya da Anatomik nomina, anatomide kullanılan uluslararası terimleri içeren bir listedir. Birçok bilim dalında olduğu gibi anatomide de bir buluşu gerçekleştirmiş bilim adamının adıyla anılan terimler vardır. Bu terimlere eponim terimler denir. Örneğin; tuba auditiva, Eustachi Borusu adı ile de bilinir. Tekil – Çoğul Yapısı Tıp terminolojisindeki tekil sözcükler çoğul yapılırken genel olarak; sonu “-us” ile bitenlerde “us” yerine “-i”, sonu “-um ya da -on” ile bitenlerde bunların yerine “-a”, 2

dudaklar Ligamenta. atardamarlar Articulationes. sonu “o” ile bitenlerde de “-nes” eklenir. bölmecikler Trunci. gövde Vena. toplardamarlar Bağlaçlar Tıp terminolojisinde en çok kullanılan bağlaç “ve” anlamına gelen “et” sözcüğüdür. TERİM Arteria Arteriae Anterior Articulatio Cartilago Caudalis Cranialis Dexter Distalis Dorsalis Fasciculus Ganglion Glandula TÜRKÇE ANLAMI Atardamar Atardamarlar Daha ön Eklem Kıkırdak Kuyrukla ilgili Kafa ile ilgili Sağ Merkezden uzak Sırtla ilgili Küçük demet Düğüm Bez 3 KISALTMASI A. sinirler Organa. beyin zarları Musculi. kıkırdaklar Fibrae. Art. kökler Rami. kaslar Nervi. düğüm Glandula. Cran. kas Nervus. Arteria. kıvrımlar Labia. kıllar Radices. Gl. organlar Pili. düğümler Glandulae. Caud. sinir Organum. Dors. bölmecik Truncus. lif Ganglion. bağ Meninx. Fasc. Gang. atardamar. gövdeler Venae. bölgeler Septula. bağlar Meninges. beyinzarı Musculus. kök Ramus. eklemler Cartilagines. bezler Gyri. . Aa. Musculi capitis et colli = Başın ve boynun kasları Kısaltmalar Tıp terminolojisinde sık kullanılan terimlerin tekil ve çoğullarının kısaltmaları.sonu “x” ile bitenlerde de “x” yerine “es” koyulur. dal Regio. “a” dan sonra “-e”. dallar Regiones. kıvrım Labium. kıl Radix. Dext. Sonu “-a” ile bitenlerde. Ant. arter Articulatio. bez Gyrus. bölge Septulum. Dist. eklem Cartilago. toplardamar Arteriae. kıkırdak Fibra. lifler Ganglia. organ Pilus. dudak Ligamentum. Cart.

Med. Özellikle elin arka yüzü ve ayak sırtı tarif edilirken dorsal terimi kullanılır. Nuc. Mm. gluteal bölge vücudun arka tarafındadır. ayağın alt yüzü için de plantaris ifadesi kullanılır. yatay Üçgen Küçük tümsek Pürtüklü kabartı Toplardamar Toplardamarlar Karınla ilgili Gll. Nn. vücudun arka tarafında olan. Int. Elin anterior yüzü için genellikle palmaris. Inf. Ligg. R. Prox. Ventralis terimi araştırmalarda kullanılan hayvan ve insanlarda anatomik tariflerde eşit olarak uygulanabildiği için avantajlıdır. frontal lob. Rostralis. vücudun ön tarafındadır. Benzer şekilde rostralis terimi de sık olarak beyin kısımlarını tarif ederken anterior yerine kullanılır. Vv. Nöroanatomide yaygın olarak anterior yerine ventralis sözcüğü kullanılır. gaga tarafına (ön uca) yakın olan anlamındadır. N. Örn. Sin. V. Trig. Lig. X POSTERIOR. Proc.Glandulae Incisura Inferior Internus Lateralis Ligamentum Ligamenta Musculus Musculi Medialis Membrana Nervus Nervi Nucleus Obliquus Plexus Posterior Processus Protuberentia Proximalis Ramus Rami Sinister Superior Truncus Transversus Trigonum Tuberculum Tuberositas Vena Venae Ventralis Bezler Çentik Daha alt İç. Vent. Membr. Sup. Örn. M. YÖN ve KARŞILAŞTIRMA TERİMLERİ ANTERIOR. Transv. Inc. Tuberc. 4 . içteki Dışyan Bağ Bağlar Kas Kaslar İçyan Zar Sinir Sinirler Çekirdek Eğik Ağ Daha arka Çıkıntı Tümsek Merkeze yakın Dal Dallar Sol Daha üst Gövde Enine. Pl. Lat. Tuberos. cerebellumun rostralindedir. Post. Obl. Dorsalis terimi yaygın olarak posterior yerine kullanılmaktadır. Rr. Tr. Örn. umbilicus. Prot. vücudun ön tarafında olan.

Genellikle anterior yönde olur.ray tübü hastanın arkasında. küçük parmak medialdedir. parmağı ise başparmağa göre medialdedir. Cranialis terimi de superior yerine kullanılabilir. SINISTER. 5 . Caudalis terimi kuyruk anlamındadır ve inferiora karşılık gelir. Örn. bir organ yada boşluğun dışında olan. vücudun aynı tarafında olan. Örn. Ayağın dorsal yüzünün yukarı doğru bükülmesi de dorsal fleksiyon (ekstensiyon)dur.SUPERIOR. sagittal düzlemde yapılan ve vücut bölümleri ya da kemikler arasındaki açıyı azaltan bükme harekettir.ray ışını arkadan . Örn. anteromedial. X EXTENSIO. bir organ yada boşluğun içinde olan. median düzlemden uzak olan. alt ekstremitenin distal ucundadır. posterior yöndedir. Normalden fazla yapılan ekstensiyon hareketine. sağ (taraf). burun delikleri (nares). X LATERALIS. başa daha yakın olan. X . INTERMEDIUS. umbilicus (göbek). İkisi arasında kalan yüzük parmağı intermedius pozisyonundadır. akciğerler. HAREKET TERİMLERİ Ekstremitelerin ve vücudun diğer bölümlerinin hareketlerini tarif etmek için kullanılır. ayaklara daha yakın olan. parmağı başparmağa göre lateraldedir. Örn. mideye göre daha yukarıdadır. Diş hekimliğinde distalis terimi. Elin 5. diş arkının orta hattına uzak olanı belirtmek için kullanılır. Örn. Örn. MEDIUS. gözlerin medialindedir. sol (taraf) PROXIMALIS. SUPERFICIALIS. Örn. X . Ancak sadece embriyolojik tariflerde yaygın olarak kullanılır. Ancak bacağın ve ayağın ekstensiyonu.ray filmi ise önündedir. X EXTERNUS. ayağın 5. vücudun tam ortasında ya da bir yapının tam ortasında olan. FLEXIO. X INFERIOR. üst ekstremitenin proksimal ucundadır. MEDIALIS.öne doğru geçer. diafragma kalbe göre daha aşağıdadır. Diş hekimliğinde kullanılan mesialis terimi. Örn. Örn. Genellikle posterior yönde olur. hiperekstensiyon denir. X CONTRALATERALIS. kol. posterolateral. INTERNUS. medial ile eş anlamlıdır ve diş arkının orta hattına yakın olanı belirtmek için kullanılır. Örn. plantar fleksiyon (=fleksiyon)dur. Normalden fazla yapılan fleksiyon hareketine. Inferolateral. X DISTALIS. vücudun tam ortasındadır. yüzeye yakın olan X PROFUNDUS. X . medialdeki ve lateraldeki iki yapının ortasında olan. median düzleme yakın olan. sagittal düzlemde yapılan ve vücut bölümleri ya da kemikler arasındaki açıyı artıran germe harekettir. orijin noktasına ya da gövdeye yakın olan. yüzeye uzak olan (derin). KOMBİNE TERİMLER Sık olarak bir yönü işaret etmek için kullanılırlar. hiperfleksiyon denir. orta parmak lateralde. orijin noktasına ya da gövdeye uzak olan. DEXTER. vücudun karşı tarafında olan. Örn. anterior yöndedir. posteroanterior göğüs filminde. ayak. Ayağın plantar yüzünün aşağıya doğru bükülmesi. sağ el ve sağ ayak ipsilateraldir. sağ el ve sol el kontralateraldir. IPSILATERAL. Ancak bacağın ve ayağın fleksiyonu.

interphalangealis 1’de yapılır. CIRCUMDUCTIO. 6 . ROTATIO. Örn. art. yüzüstü yatış pozisyonudur. SUPINUS. Ekstremitenin lateral kısmı medial rotasyonda içe. carpometacarpalis pollicis. abduksiyo. Başparmağın. metacarpophalangealis I’de yapılır. endorotatio. PROTRACTIO. EL BAŞPARMAĞININ HAREKETLERİ Flexio. koronal düzlemde yapılan baş ve gövdenin yana eğilme hareketidir. vücudun bir parçasının uzun ekseni (vertikal eksen) çevresinde yaptığı dönme hareketidir. Elde ve ayakta parmakların adduksiyonu. mandibulanın ya da omzun öne doğru çekilme hareketi X RETRACTIO. palmar yüz üzerine bükülme hareketidir. ayak ucu median düzleme doğru yaklaşır. Parmakların abduksiyonu. Bu hareket supinatio (dış rotasyon) olarak bilinir. Hareket sırasında radius ulnayı önden çaprazlar. mandibulanın ya da omzun arkaya doğru çekilme hareketi. ayak ucu da median düzlemden uzaklaşır. Koronal düzlemde median düzleme doğru yapılan harekettir. Bu hareket sonucu elin palmar yüzü arkaya bakar. parmakların birleştirilmesidir. ABDUCTIO. ekstensiyo ve adduksiyo hareketlerinin kombinasyonu olan dairesel harekettir. Pronatio = evertio + abductio X INVERTIO (dış rotasyon). koronal düzlemde yapılan median düzlemden uzaklaşma hareketidir. ön yüzü median düzlemden uzaklaştırır. elde üçüncü parmağa göre. dış rotasyon). X ADDUCTIO. fleksiyo. X SUPINATIO (dış rotasyon). Başparmağın. başparmağın anteroposterior yönde elin palmar yüzünden uzaklaşmasıdır. EVERTIO (iç rotasyon). Bu hareket sonucu elin palmar yüzü öne bakar. exorotatio. mandibula ya da omzun aşağı doğru hareketi (indirme). ELEVATIO. Supinatio = invertio + adductio PRONATIO (iç rotasyon). üst ekstremitenin vücuda doğru olan hareketi. Rotatio lateralis (rotatio externa. metacarpophalangealis 1 ve art. Hareket sırasında radius ve ulna birbirine paralel olur. lateral rotasyonda ise dışa bakar. ayak tabanını median düzleme doğru yaklaştıran ve içe doğru baktıran harekettir. sırtüstü yatış pozisyonudur X PRONUS. pronasyondan çok daha kuvvetlidir. mandibula ya da omzun yukarı doğru hareketi (kaldırma) X DEPRESSIO. Bu hareket pronatio (iç rotasyon) olarak bilinir. koronal düzlemde palmar yüzden dışa doğru uzaklaşmasına extensio denir. Supinasyon. ekstremitenin ön yüzünü median düzleme yaklaştırır. radius kemiğinin uzun ekseni etrafında içe dönmesi ile oluşan önkol ve elin hareketidir. anteroposterior yönde palmar yüze doğru yaptığı (ikinci parmağın yanına getirildiği) harekete adductio denir. radiusun uzun ekseni etrafında dışa dönmesi ile oluşan önkol ve elin hareketidir. Abductio. üst ekstremitenin vücuttan uzaklaşması. Örn. Art. Rotatio medialis (rotatio interna.LATERAL FLEXIO. sırasıyla yapılan. Evertio güçlü yapıldığında. Art. başparmağın diğer parmakların eksenine dik olacak şekilde. iç rotasyon). Invertio güçlü yapıldığında. ayak tabanını median düzlemden uzaklaştıran ve dışa doğru baktıran harekettir. abduksiyonun tersidir. ayakta ise ikinci parmağa göre diğer parmakların birbirinden uzaklaşmasıdır.

n. İNSAN VÜCUDUNUN BÖLGELERİ (REGIONES CORPORIS HUMANI) Abdomen : Karın Caput : Baş Cervix (collum) : Boyun Corpus : Beden. Başlıca art. gövde Dorsum : Sırt Homo : İnsan.Oppositio. abduksiyon. fleksiyon ve adduksiyon yapar. ekstensiyon. ekstremite Perineum : Apış arası Regio : Bölge Superior : Üst Thorax : Göğüs 7 . adam Inferior : Alt Membri : Üye. carpometacarpalis polliciste ve kısmen de art. Bu harekette başparmak sırasıyla. Hareketin tersi Repositio olarak bilinir. iç rotasyon. metacarpophalangealis I’de yapılan bu hareket. medianus felcinde bozulur. başparmak pulpasının diğer parmak pulpalarına değdirildiği harekettir. Kalem tutarken ya da parmaklar arasında bir obje kıstırılırken kullanılır.

Bir kemik yansa bile şeklini muhafaza eder. Kemikler. vücudun temel destek dokusudur ve vücudun çatısı olan iskeleti meydana getirir. Spongioz doku içindeki cavitas medullaris denilen ilik boşluğunda kemik iliği. 1. dışta substantia compacta.EKSTREMİTELERİN BÖLÜMLERİ KEMİK BİLİMİ (OSTEOLOJİ) Bağ dokunun sert bir formu olan kemik (os. kolayca kırılır ve parçalanır. santral bir spongioz dokuyu çevreleyen kompak bir dokuya sahiptir. kemiklere esneklik ve dayanıklılık verir. Osteogenik (osteoprogenitör) hücre. çoğul. Gerektiğinde osteoblastlara dönüşürler. Tuzlar. kompak kemik dokusunda ise kan damarlarını içeren Havers Kanalları bulunur. 8 . İnorganik bölümünü ise tuzlar oluşturur. Bu madde. organik ve inorganik maddelerden oluşan dokulardır. içte substantia spongiosa (trabecularis) denilen iki dokudan oluşur. sertliğini kaybeder ve kolayca bükülebilir. ossa). En yüksek oranda kalsiyum fosfat tuzu vardır. P ve Mg tuzlarıdır. Kemik hücreleri Kemikte dört tip hücre bulunur. En önemlileri Ca. ancak fibröz dokusu harab olduğundan elastikiyetini kaybeder. Bütün kemikler. Organik bölümünün % 95’ni intersellüler olarak bulunan mukopolisakkarit yapısındaki kollajen lifler yapar. Kemiğin yapısı Kemikler. periosteumda ve endosteumda bulunan bu hücreler. kemiğe sertlik verir. mezenşimal kökenlidir. Kalsiyumu olmayan kemik ise.

koruma fonksiyonları vardır. Osteoblastlar. Uçlarındaki eklem yüzleri hiyalin kıkırdakla örtülüdür. Düzensiz kemikler (os irregulare). 2. 4. ek kemikleşme merkezleri olduğunda meydana gelirler. boyları enlerinden daha büyüktür. Tendonların yıpranmasını önlerler. 4. humerus. 7. maksilla). Vücudun en büyük sesamoid kemiği m. phalanx. ligamentler ve fasiyaların kemiklere tutundukları yerlerde görülür. Kemiklerdeki yüzey işaretleri Kemiklerin üzerinde çeşitli çıkıntılar. metacarpal. Uzun kemikler ekstremitelerde bulunur. 1. matriksteki lakunalara gömülünce osteosit adini alir. Temporal kemiğin mastoid parçası ve paranazal sinüslerin olduğu kemikler (frontal. Mineralize olmamiş (ya da kalsifiye olmamiş) bu matrikse osteoid denir. Osteoblast. quadriceps femorisin tendonu içinde yer alan patelladır. Ayrıca tendon açısını artırarak eklemde mekanik bir avantaj sağlarlar. kemik iliğinden derive olurlar. 3. Kemik tipleri Şekillerine göre 8 tip kemik vardır. Potansiyel osteoblastlardir. Genellikle kronik bir inflamatuar hastalık sonucu (akciğer tuberkulozu gibi) gelişirler. Kısa kemikler (os breve). aralarında bulunan ve diploe adı verilen spongioz kemik tabakasından oluşur. Ayak iskeletinde yaygındırlar. 8. Kemiğin rezorpsiyonundan sorumludurlar. Rezorpsiyon bölgelerindeki siğ çukurlarda (Howship lakunalari) otururlar. Radyolojik değerlendirmelerde karışıklığa yol açabilirler. puberte (12 . Bu oluşumlar. Susamsı kemikler (os sesamoideum). tendonlar. ayak bileği (tarsal) ve el bileği (carpal) kemikleri 3. Yassı kemikler (os planum). scapula. metatarsal. Kemiklerin en büyük hücreleridir. Uzun kemikler (os longum). Yüz kemikleri. Kemiğin serbest yüzeylerinde bulunurlar. Havalı kemikler (os pneumaticum). yumuşak dokularda görülen kemiklerdir. Örn. Bu işlem osteoblastlarin varliğini gerektirir. M.. osteogenik hücrelerden derive olurlar. Heterotopik kemikler. Esas olarak kavite duvarlarının oluşumuna katılır. vertebralar ve os coxae gibi. Aksesuar kemikler (os accessories). Kemiklerde görülen işaretler. femur. gastrocnemiusun lateral başı içinde bazen fabella denilen bir susamsı kemik bulunur. Kemik matriksinin organik elemanlarını sentezlerler. içlerinde küçük boşluklar vardır.. etmoid. kaburgalar ve sternum gibi. 6. Osteosit (matür kemik hücresi). Osteoklast. İki kompak kemik tabakası ile.2. çukurlar ve delikler bulunur.15 yaş civarında) sırasında oluşur ve adult çağa kadar gittikçe belirginleşir. düzensiz şekilli kemiklerdir. 5. sfenoid. tam olarak gelişmiş kemiklerin esas hücreleridir. 9 . Matriksteki lakunalarda otururlar. Osteoide kalsiyum fosfat eklendiğinde kemik olur. Kafa kemikleri. kas tendonları içinde bulunurlar.

küçük ayak. 10 . 5 . Bu durum. köşe Caput : Baş Collum : Boyun Condylus : Yumru. Doğumda vücuttaki bütün kemikler kırmızı kemik iliğine sahiptir. yani hemopoetiktir. vuvarlak ya da oval çıkıntı Corpus : Beden.7 yaşında sarı kemik iliği ekstremitelerin distal kemiklerinde görünmeye başlar ve kademeli olarak proksimale doğru ilerler. yay Angulus : Açı. ayakçık Processus : Çıkıntı Protuberantia : Tümsek şeklinde kabarıntı Ramus : Dal Spina : Diken. yüzey Foramen : Delik Fossa : Çukur Fovea : Geniş ve sığ çukur Incisura : Çentik Labium : Dudak Lamina : Yaprak.KEMİKLERDE SIK KARŞILAŞILAN YÜZEY İŞARETLERİ Arcus : Kemer. Kan yapımında (hematopoiezis) aktif olan kırmızı kemik iliği (medulla ossium rubra) ve yağ dokudan oluşan ve inaktif olan sarı kemik iliği (medulla ossium flava). ucu sivri çıkıntı Sulcus : Oluk Trochanter : Yuvarlak çıkıntı Tuber : Tümsek Tuberculum : Tümsekçik Tuberositas : Pürtüklü kabartı ya da alan Kemik iliği (cavitas medullaris) Yetişkinlerde 2 çeşit kemik iliği bulunur. gövde Crista : İbik (keskin kenar) Eminentia : Kabartı Epicondylus : Kondillerin üzerindeki çıkıntı Facies : Yüz. yaşla kademeli olarak azalır ve ileri dönemde kırmızı kemik iliğinin yerini sarı kemik iliği alır. tabaka Linea : Çizgi Malleus : Çekiç şeklinde çıkıntı Margo : Kenar Pediculus : Küçük uzantı.

Periosteum Bütün kemikler. Bu yüzden periosteumu kaldırılan yerdeki kemik dokusu ölür. kemiklerin uçlarını beslerler. SYSTEMA SKELETALE (İSKELET SİSTEMİ) Yetişkin bir insan iskeleti toplam 206 kemikten oluşur. spongioz kemik ve kemik iliğini beslemek üzere dağılır. Tuzları depolamak. Kemiklerin uyarılması Periosteum. P ve Mg tuzlarını depolar. Destek. periostal sinirler adı verilen duyu sinirlerinden zengindir. scapula).Yetişkinde. pelvis kemeri (coxa) kemikleri ve femur ile humerusun sadece başları kırmızı kemik iliği içerir. eklem yüzleri hariç periosteum (kemik zarı) denilen ince bir fibröz doku tabakası ile örtülüdür. Kemiklerin fonksiyonu Koruma. herhangi bir nedenle kesilecek olursa kemiğin büyümesi etkilenir. damardan ve sinirden son derece zengindir. Büyüme kıkırdaklarını besledikleri için önemlidirler. Bu nedenle kırıklarda iyileşme geç olur. Kemiklerin kan damarları Kemikler zengin arteryel beslenmeye sahiptir. Kan hücreleri yapımı. Ca. kemik kırılmalarında aktiflenir ve iyileşmeyi hızlandırır. Başlıca komşu eklemleri besleyen arterlerden gelirler. Yeni doğanda bu sayı 270’dir. kafa kemikleri. Periosteum. dış tabakadır. Yaşlıların kemiklerinde daha az organik madde vardır ve ek olarak periosteumda daha az rejenerasyon yeteneğine sahiptir. Stratum fibrosum. 1. 3. 1. yapısında bulunan osteoblastlar. 11 . arterlere eşlik eder. nutricia). Kemik kırılmalarında şiddetli ağrının sebebi. 2. omuz kemeri kemikleri (clavicula. 4. 2. Bu yüzden çok duyarlıdır. Stratum cambium. Periostal arterler. bu sinirler tarafından taşınan periosteumdaki yırtılma yada gerilme duyularıdır. İskelet iki ana bölümde incelenir. İyileşme sürecinde genellikle kırık bölgesinde aşırı bir kemik üretimi olur ve bu kemik dokusuna callus adı verilir. toraks kafesi kemikleri (sternum ve costalar). Bu tabakadaki “Sharpey Lifleri” periosteumu kompak kemiğe bağlar. 5. Kemiğin venleri. kompak kemikten oblik olarak geçip. omurlar (vertebrae). Büyümesini tamamlamış kemiklerde ise avaskular (aseptik) nekroza neden olur. Bu arterlerden gelen kan. iki tabakalı bir yapısı vardır. Gövdenin merkezine yakın olarak bulunan bir delikten (foramen nutricium) giren arter (a. Hareketler için mekanik bir temel. Metafizial ve epifizial arterler. birçok noktadan kemiğin gövdesine girerek kompak kemiği beslerler.

KIKIRDAK (CHONDRO) Bir bağ dokusu şekli olan kıkırdak.6). Elastik kıkırdak Hiyalin kıkırdakla yapı olarak tamamen benzerdir. 2) = 64 kemik. *1 Omurga (columna vertebralis): 26 kemik (vertebrae. menisküsler ve labrum articulareler bu tip kıkırdaktır. *2 Thorax: 25 kemik (sternum. Kondrosit denilen hücreler ile matriksten (lifler + ara madde) oluşur. kaburgaların sternal uçları ve epifiz plağı hiyalin kıkırdaktır. Matriksi. Komşu bağ dokusundaki kapillerlerden ve matriksten difüzyonla beslenir. 2. lenf damarı. 1). ikiden fazla kemik arasında kurulu eklemlere de articulatio composito adı verilir. 1. kollajen lifler ve proteoglikanlar yapar. 2) = 62 kemiktir. Kıkırdak. Eustachian tüpü) ve larinksin bazi kıkırdakları (epiglot. bronkuslar. Kulak kepçesi. bütün oynar eklemlerin eklem yüzlerini örten kıkırdak. mezenşimden derive olur. EKLEM BİLİMİ (ARTHROLOGIA) Eklemler. Perikondriyumu yoktur.Aksiyel iskelet *0 Baş iskeleti: 29 kemik (cranium. Burun kıkırdakları. Fibröz kıkırdakların. epifizyal kıkırdağın ve eklem kıkırdaklarının perikondriyumu yoktur. 22 + os hyoideum. Eklem yüzleri arasinda bulunan diskuslar. Eklemler yapılarına ve hareket yeteneklerine göre üç grupta toplanır. iki kemik arasında kurulu eklemlere articulatio simplex. Embriyoda kıkırdağın yerini kemik alıncaya kadar geçici olarak iskelet görevi yapar. Kemik sayılarına göre. Kıkırdağı örten zara perichondrium denir. 24 + os sacrum. Appendiküler iskelet *3 Üst ekstremite: 60 kemik + Pektoral kemer: 4 kemik (clavicula. Hasarlandığında kendisini yavaş olarak tamir eder. Mavimsi renktedir. *4 Alt ekstremite: 60 kemik + Pelvis kemeri: 2 kemik (os coxae. 12 . kuneiform kıkırdaklar ve aritenoid kıkırdakların tepeleri) elastik kıkırdaktır. diş kulak yolu. Defektleri fibroz doku ile kapatılır. 24). Aşınmaya karşı çok dirençlidir. kornikulat. Matriksi oluşturan elemanlarin farkliliğina göre üç tip kikirdak vardir. larinksin bazı kıkırdakları. kan damarı. 1 + ossicula auditoria. 1 + coccyx. Fibröz kıkırdak Beyaz renklidir. sinir ve duyu reseptörü içermez. kemikleri bir arada tutan ve kasların hareketlerine olanak tanıyan yapılardır. 1 + costalar. trakea. oditör tüp (tuba auditiva. Tek farkı çok miktarda elastik lif içermesidir ve bu nedenle sarı renklidir. Tamir yeteneği yoktur. Hiyalin kıkırdak Vücutta en yaygın bulunan kıkırdak tipidir. 3. Kendisini tamir eder. 2+ scapula.

symphysis intervertebralis III– ARTICULATIONES SYNOVIALES (TAM HAREKETLİ DIARTHROSIS) Hareketli eklemleri diğer eklemlerden ayıran üç özellik.ARTICULATIONES FIBROSAE (HAREKETSİZ EKLEMLER. bu eklemlerde eklem yüzlerini birbirlerine ligamentler bağlar. Cavitas articularis (eklem boşluğu) İçinde negatif hava basıncı ve sinovya denilen sıvı vardır. Ayrıca hareketlerin akıcı ve amaca uygun olarak yapılmasını sağlar. Symphysis (sekonder kartilaginöz eklem): Eklem yüzleri arasında her zaman kuvveti absorbe eden fibröz kıkırdak yapısında bir diskus bulunur. 3. diskuslar veya menisküsler de bulunur. SYNARTHROSIS) Sutura. Vücuttaki tek örneğidir. Bu nedenle bazen hareketsiz eklem grubunda incelenir. Capsula articularis (eklem kapsülü)tir. İki tipi vardır. Gomphosis. Synchondrosis (primer kartilaginöz eklem): Bu tip eklemlerin esas fonksiyonu hareket değil. İleri dönemde kemikleştiği için geçici bir eklem şeklidir. hiyalin kıkırdakla veya fibröz kıkırdak yapısında bir disk ile birleşir.1. dentoalveolaris). Eklemi sarar ve eklem yüzlerini bir arada tutar. EKLEMLER. Eklem boşluğu yoktur. Eklem kıkırdağı basıncı absorbe eder. Cartilago articularis (eklem kıkırdağı) Eklem yüzlerini örten eklem kıkırdağı hiyalin kıkırdak yapısındadır. 2. sinovyal sıvıdan ve komşu kemik iliği bölümünün damarlarından sağlar. kafa kemikleri arasında bulunan eklemlerdir. Cavitas articularis (eklem boşluğu) 2. Beslenmesini sinovyal membrandaki periferik damar ağından. sfenoid kemik gövdesinin oksipital kemiğin baziler parçası ile yaptığı eklem synchondrosis tipi eklemin örnekleridir. Articulationes fibrosae (synarthrosis). diş kökleri ile çene kemikleri arasındadır (art. II– ARTICULATIONES CARTILAGINEAE (AZ HAREKETLİ EKLEMLER. Eklem yüzleri arasında hiyalin kıkırdak bulunur. 1. AMPHIARTHROSIS) Bu eklemlerde kemikler. Kemiklere tutunma yerinde periosteum ile devam 13 . Articulationes synoviales (diarthrosis). az hareketli eklemler. Articulationes cartilagineae (amphiarthrosis). Cartilago articularis (eklem kıkırdağı) 3. I. büyümeye izin vermektir. Uzun kemiklerin epifiz ve diyafizleri arasındaki eklem. Symphysis pubica. hareketsiz eklemler. Bazı eklemlerde bunlara ek olarak ligamentler. Syndesmosis. hareketli eklemler. Capsula articularis (eklem kapsülü) Hareketli eklemleri diğer eklemlerden ayıran en önemli özelliktir. Siniri ve kan damarı yoktur.

içi sinovya ile dolu keselerdir. Bazen eklem boşluğu ile bağlantılı olur ve sinovya için depo görevi yapar. EKLEM YÜZLERİNİN AYRILMASINI ÖNLEYEN FAKTÖRLER 1. eklem kapsülünün dışında olan ligamentlerdir. menisküs ve eklem kıkırdağını örtmez.5 ml) diz ekleminde bulunur. eklemi hareket ettiren kasların ve bu kasların üzerindeki derinin duyusunu taşıyan deri sinirlerinden gelir. Diskus. Tendonun hareketini kolaylaştıran yapılardır. Eklem yüzleri arasındaki sürtünmeyi azaltarak. eklem boşluğu içinde olan ligamentlerdir. eklem kapsülünün fibröz kalınlaşmalarıdır. periferik kısımları kalındır. diskuslar ve menisküsler hariç (bunlar sinovyal sıvı tarafından beslenir). İki tabakalı bir yapı gösterir. Ekleme katılmayan alanları. coxae (labrum acetabulare). Artiküler sinirler.eder. Venleri arterlere eşlik eder. Membrana fibrosa. Santral kısımları ince. Ayrıca eklem kıkırdağını besler. aşınmayı önler. fibröz kıkırdak yapısında halka şeklinde oluşumlardır. Eklem boşluğundaki negatif basınç 2. En fazla miktarda (0. Bursa denilen keseciklere açılan deliklere de sahiptir. Art. Vagina synovialis. intrakapsüler ligamentleri ve tendonları örter. EKLEMİN DUYUSU Eklemler sinirden zengindir. humeri (labrum glenoidale) ve art. Eklem yüzlerinin uyumunu kolaylaştırır ve eklem yüzlerine olan kuvveti absorbe eder. Periferik kısımları ile eklem kapsülüne tutunurlar. Bazı eklemlerde kapsül lokal kalınlaşmalar göstererek ligamentleri oluşturur. 14 . Hareketli eklemlerde iki grup ligament vardır. Eklem yüzlerinin şekli EKLEMİN BESLENMESİ Eklem kıkırdağının ekleme katılan bölümleri. Duyu sinirlerinden zengindir. salgılayan ve absorbe eden iç tabakadır. Konkav eklam yüzünü derinleştirir ve temas alanını artırır. Eklem kapsülü ve eklem bağları 3. Labrum articulare. Eklemi saran kas ve tendonlar 4. Kollajen liflerden oluşan sıkı bağ dokusudur. eklemin diğer bölümleri arteryel pleksustan beslenir. Özellikle eklem kapsülünde zengin sinir sonlanmaları vardır. Discus articularis-Meniscus Eklem yüzleri arasında bulunan fibröz kıkırdak yapısında oluşumlardır. Bazı kaslara ve tendonlara yastıklık yapar ve kasların kemikler üzerindeki hareketini kolaylaştırır. İntrinsik (intrakapsüler) ligamentler. Ekstrinsik (ekstrakapsüler) ligamentler. Vücutta sadece iki eklemde bulunur. genellikle eklem kapsülü olarak ifade edilen dış tabakadır. tendon kılıflarıdır. Damar ve sinirler tarafından delinir. Tam olmayan veya yarımay şeklinde olan diskulara meniscus (yarımay) adı verilir. sinovyayı üreten. Synovia. Ligamentler. yumurta akına benzer bir sıvıdır. Membrana synovialis. Bu nedenle yırtıkları çok ağrılıdır. Bursa synovialis.

KAS BİLİMİ (MYOLOGIA) Vücudun en büyük organı olan derinin altında fascia superficialis. Vücudun en uzun kası m. Kalp kası ve iskelet kaslarının hipertrofi gücü yüksek. 3. lenf damarları ve mimik kasları bulunur. Sadece yüz bölgesinde ve fossa ischioanalis (fossa ischiorectalis)te yoktur. doku hücrelerindeki hacim artışı. “Bir eklemin duyusunu taşıyan sinirler. Bütün kaslarda olabilir. eklemi hareket ettiren kasların innervasyonunu sağlar ve eklemin üzerini örten derinin de duyusunu taşır. bu fasyanın altında da fascia profunda bulunur. Fascia profunda. fascia superficialisin altındaki fibröz bağ dokusu tabakasıdır. İskelet kası ve kalp kasında mitoz olmaz. Miyofibrillerdeki büyüme sonucu olur. en büyük kası m. DÜZ KAS (ÇİZGİSİZ KAS. iskelet kaslarında ve kalp kasında olmaz. kasların serbest olarak hareket etmelerini sağlar. sphincter pupillae ve m. Hızlı. sonlandığı yer insersiyo denir. ancak çizgili kastır. deri sinirleri. İSKELET KASI (ÇİZGİLİ KAS. KAS TİPLERİ 1. gluteus maximus. Kaslar arasına septum intermusculare denilen bölmeler verir. Kasları sarar. OTONOM KAS) Yavaş. kaslara orijin yeri oluşturur. 15 . Sadece irisde bulunan m. Düz kas hücreleri çoğalabilir (mitoz) ve kendisini tamir edebilir (rejenerasyon). en kısa ve küçük kası m. fascia subcutanea. Sadece düz kaslarda olup. doku hücrelerindeki sayısal artış. Hilton kanunu. kalp kasında olmaz. en geniş kası ise m. Yetişkin bir insanın vücudunda 600’ün üzerinde iskelet kası vardır. meme bezi. quadriceps femoris. Bir kasın başladığı yere origo. en kalın kası m. Fascia superficialis (hypodermis. HİPERTROFİ. Yapraklar arasında kan damarları. ancak çabuk yorulurlar. Bazı organlar hem hipertrofi hem de hiperplazi gösterir (gebelikteki uterus gibi). Fascia profundanın altında kaslar bulunur. ritmik ve istem dışı çalışır. dilatator pupillae ektoderm kökenlidir. latissimus dorsidir. Vücuttaki kasların çoğu mezodermden gelişir. Devamlı ve düzenli çalışma sonucu (sporculardaki gibi) olur. Organ ve damar duvarlarında bulunurlar. HİPERPLAZİ. tela subcutanea): Dermisin altında bulunan iki yapraklı bağ dokusudur.Eklem kapsülü ve eklemle ilgili ligamentlerde çok miktarda ağrı duyusunu taşıyan sinir lifleri bulunur. ritmik ve istem dışı kasılırlar. Rejenerasyon iskelet kasında olur. sartorius. 2. kuvvetli ve istemli kasılırlar. KALP KASI (ÇİZGİLİ ve OTONOM KAS) Düzenli. Kas çalışmaz ise atrofiye gider (denervasyonda olduğu gibi). İSTEMLİ KAS) Vücut ağırlığının %40’ını oluşturur. stapedius.

Kural olarak kaslar. Sinerjist Kas. Fiksatör Kas. bir sonraki parçanın (kol kasları. 16 . Ekstremitenin bir parçasındaki kas. Agonist Kas. bir hareketteki aktif kas 2. 2-5. agonist kasla birlikte çalışan kas 4. 2. brevis yada superficialis sözcüğü içeren kaslar. agonist kasın hareketinin tersine hareket yapan kas 3. parmaklara giden dört tendona ayrılır. Digitorum sözcüğü içeren kaslar elde ve ayakta benzer yapı gösterir. 1. distal falankslara. insersiyolarından hareket ederler. Antagonist Kas. Bu kasların esas tendonu.ÇİZGİLİ KAS TİPLERİ (FONKSİYONA GÖRE) 1. Longus yada profundus sözcüğü içeren kaslar. orta (başparmaklar için proksimal) falankslara insersiyo yapar. 3. önkolun hareketi ile uyluk kasları bacağın) hareketi ile ilgilidir. hareket ettirdiği eklemi sabitleyen kas İPUCU 0.

2. Clavicula ile eklem yapar. Processus coracoideus. Sinir. Bir ucu scapuladaki acromion. n. Scapulanın üst kenarında bulunan incisura scapulae isimli çentikten. scapulanın üst kenar kırıklarında yaralanır ve hasta koluna abduksiyonu başlatamaz. Bu sinir. diğer ucu sternumla eklem yapar. humeri) kurar. Acromion. Scapula (kürek kemiği) Üçgen şeklinde. kola abduksiyon hareketini başlatan kasın (m. Clavicula. Clavicula ile 1. ancak genellikle cavitas medullarisi yoktur.. kaburga arasından önemli damarlar (a. ÜST EKSTREMİTE ANATOMİSİ ÜST EKSTREMİTE KEMİKLERİ Clavicula (köprücük kemiği) Üst ekstremiteyi gövdeye bağlayan iki kemikten birisidir (diğeri scapula). 17 . Kırmızı kemik iliği içerir. doğum sırasında en çok kırılan kemiktir.supraspinatus) siniridir. Acromion ve processus coracoideus denilen iki tane büyük çıkıntısı vardır.v. üst ekstremite uzunluğunun ölçülmesinde kullanılan proksimal noktadır.suprascapularis geçer. subclavia) ve sinirler (plexus brachialis denilen sinir ağına ait yapılar) geçer. yassı bir kemiktir. İskelette kemikleşmeye (ossifikasyona) başlayan ilk kemiktir. Scapuladaki cavitas glenoidalise humerus başı oturur ve omuz eklemini (art. Kan üretiminin (hemopoiezisin) ilk başladığı kemiktir. üst ekstremite ile ilgili cerrahi girişimlerde plexus brachialis denilen sinir ağının anestezisi için kullanılan anatomik işarettir.

medianus ve a. Çıkıklarında n. ulnaris geçer. El bileği kemikleri 8 tanedir. humeri) yapar. Proksimal ve distal dörderli iki sıra oluşturur. Kaslar yeterli arteryel kan (oksijen) alamadığından ölür (nekroz olur). Kırık bölgede kanama varsa. Humerusun en zayıf yeridir ve en çok buradan kırılır. Epicondylus medialisin arkasındaki oluktan n. scapuladaki cavitas glenoidalise oturur ve omuz eklemini (art. Scaphoideum – Lunatum – Triquetrum – Pisiforme Distal sıra. Humerus gövde (cisim) kırığında en çok n. önkol kaslarının beslenmesi bozulur. medianus yaralanabilir. en çok kırığı görülen karpal kemiktir. Medial epikondil kırığında n. Os lunatum. Önkol kemikleri (Ossa Antebrachii) İki tanedir. brachialis yaralanmalarında. İç tarafta ve sabit olanı ulna.Humerus (Kol Kemiği) Caput humeri denilen başı. 18 . Kırıklarında burayı dolanarak geçen n. dış tarafta olanı ve döneni radiustur. A. cubiti) yapar. en çok çıkığı (luksasyonu ya da dislokasyonu) görülen karpal kemiktir. Humerusun başı ile gövdesinin birleşme yerine collum chirurgicum (cerrahi boyun) denir. axillaris yaralanabilir. radialisle birlikte seyreden a. ulnaris yaralanabilir. profunda brachiidir. 50 yaşın üzerinde olan kişilerde (özellikle osteoporoz nedeniyle kadınlarda) çok sıktır. ters Colles kırığı) sık görülür. Trapezium – Trapezoideum – Capitatum – Hamatum En büyük karpal kemik. Kondillerin yukarısından geçen kırıklarda (suprakondiler kırık). os capitatumdur. kanayan arter. alt uçları ise el bilek eklemine (art. n. Radius distal (alt) ucunun kırıkları (Colles kırığı ya da Smith kırığı. brachialis yaralanabilir. Kırığın radyolojik karakteristik görüntüsü yemek çatalı deformitesi olarak isimlendirilir. Epicondylus medialis ve lateralis. Ölü dokuda fibrozis gelişir ve bu durum kasların boylarında kısalmaya neden olur. El kemikleri (Ossa Manus) El iskeleti 27 kemikten oluşur. radialis yaralanır.Ulnanın üst ucunda olecranon (dirsek ucu) denilen büyük bir çıkıntısı vardır. Üst uçları humerus ile dirsek eklemini (art. radiocarpalis) katılır. Alt ucunda iki çıkıntı bulunur. Bu durum Volkmann’ın İskemik Kontraktürü adı ile bilinir. Proksimal sıra. Os scaphoideum. n.

Kol. Articulatio Humeri (Omuz Eklemi) Humerus başı (caput humeri) ile scapuladaki cavitas glenoidalis arasında kurulu sferoid tip eklemdir. vücutta çıkığı en fazla görülen eklemdir. coracoclaviculare denilen bu bağ. axillaris yaralanma riski taşır. Eklem yüzleri arasında genellikle bir discus articularis bulunur. Acromion belirgin olur ve omzun karakteristik kabarıntısı (deltoid kontür) kaybolur. Canalis ulnaris (Guyon kanalı). Os hamatumun kırıklarında n. Clavicula ile sternum arasındadır. Hasta koluna tam adduksiyon ve iç rotasyon yaptıramaz. Bu oluk canlıda. ulnaris geçer. El parmağı kemikleri (ossa digitorum manus. ulnaris ile a. ulnaris yaralanabilir. os scaphoideum ve os trapezium ile medialde (ulnar tarafta) ise. ön-alt parçasıdır. baş parmakta iki. os pisiforme ile os hamatum arasında bulunan bu kanaldan. El tarağı kemikleri (ossa metacarpi). lateralde (ya da radial tarafta). Omuz dörtgen şeklinde görünür. Eklemin çıkıklarında n. Omuz eklemi. Articulatio Acromioclavicularis Clavicula ile scapulanın acromion denilen çıkıntısı arasında kuruludur. el baş parmağı eklemine (art. el ya da omuz üzerine düşmelerde yırtılabilir ve claviculanın ucu eklemden ayrılabilir. beş tanedir. Bu görüntü nedeniyle apolet belirtisi olarak isimlendirilir. hafif abduksiyonda ve dış rotasyonda kalır. carpometacarpalis pollicis) katılan karpal kemiktir. Nadir görülen aşağı çıkıklarda humerus başı ile acromion arasında bir oluk oluşur (oluk belirtisi). Sulcus carpi (karpal oluk). diğer parmaklarda 3’er tane olmak üzere toplam 14 tanedir. Lig. Claviculanın ucunu eklemde tutan önemli bir bağ vardır. cavitas glenoidalisin önüne gelir. Kol. içinden fleksör kas tendonları ve n. Kapsülün en zayıf yeri ve desteğinin en az olduğu yer. Eklem yüzleri arasında bir discus articularis bulunur. 19 . Yetişkinlerde görülen eklem çıkıklarının yarısını oluşturur. n. os pisiforme ve os hamatum ile sınırlanır. Caput humeri. ÜST EKSTREMİTE EKLEMLERİ Articulatio sternoclavicularis Üst ekstremiteyi gövdeye bağlayan tek eklemdir.Os trapezium. bu eklemde tüm hareketleri yapar. Eklemin çıkığı en fazla öne doğru olur. phalanges). medianusun geçtiği bir tünel (karpal tünel) şeklindedir.

20 . Radius ile ulna arasında. anulare radii) radius başını eklemde tutar. İlk 15°ye kadar olan abduksiyonu yaptırır. deltoideus Omuz kabarıntısını yapan kastır. Articulatio Radiocarpalis (El Bilek Eklemi) Radiusun distal ucu ile os scaphoideum ve os lunatum arasında. Trokoid tiptir. humeroulnaris (ginglimus ya da troklear tip) 3. axillaristir. n. Omuz ekleminden sonar vücutta çıkığı en fazla görülen major eklemdir. Bu eklem ve yukarıda ifade edilen art. Dört tanedir.Articulatio Cubiti (Dirsek Eklemi) Üç eklemden oluşur. radioulnaris proximalis (trokoid tip). Bir discus articularisi vardır. ulnanın distal ucu ile de bir discus articularis aracılığı ile os triquetrum arasında kurulu ellipsoid tip eklemdir. art. Ulnadaki olecranon ile deri arasında bulunan bursanın (bursa subcutanea olecrani) enfeksiyonu. Siniri. 1. kola dış rotasyon yaptırır. yüzük şeklindeki bir bağ (lig. El. Kola 15°den 90°ye kadar abduksiyon yaptırır. n. radioulnaris proximalis ile önkol. supraspinatus. Rotator cuff (manşet) kaslar. Siniri n. Humerus ile radius arasında. supinasyon (dış rotasyon) ve pronasyon (iç rotasyon) hareketlerini yapar. omuz ekleminin stabilizesinden sorumlu esas yapıdır. humeroradialis (sferoid tip) 2. dirsekleri sürekli masa ile temasta olduğundan öğrencilerde sık görülür (öğrenci dirseği). ulnaris yaralanabilir. kolun abduksiyon hareketini başlatan kastır. Çıkıkları en çok arkaya doğru olur ve humerusun medial epikondilinin kırılması sonucu n. art. M. M. ÜST EKSTREMİTE KASLARI OMUZ KASLARI M. Humerus ile ulna arasında. Siniri n. suprascapularistir. teres major Kola adduksiyon ve iç rotasyon yaptırır. suprascapularistir. M. Siniri. hareketlerini bu eklemde yapar. infraspinatus. subscapularistir. art. Articulatio Radioulnaris Distalis Ulna ile radius arasında kurulu ikinci eklemdir.

M. parmaklara yavaş ve nazik fleksiyon yaptırır. radialistir. önkolun esas ekstensör kasıdır. 2-5. M. lacertus fibrosus) ve altından n. humerusun medial epikondilinden başlarlar. Ek olarak önkola fleksiyon da yaptırır. Önkolun ön tarafındaki kaslar. Esas işlevleri önkola fleksiyondur. Bu kasın iki tane sonuç tendonu vardır. el bileğinde bu kasın tendonu ile m. en yüzeyelde ve en uzun tendonu olan kastır. 2-5. Bir cismin elle kavranmasında önemli kastır. M. brachialis. önkolun pronasyon hareketine hız ve güç katan kastır. hem kola hem de önkola fleksiyon yaptıran kastır. musculocutaneus uyarır. Pronasyon hareketinin başından sonuna kadar aktiftir. M. 21 kola adduksiyon ve iç rotasyon yaptırır. M. M. Ele fleksiyon ve abduksiyon yaptırır. 2. kasın içinden geçer.M. medianus ile a. biceps brachii. genel olarak. Üçünü de n. M. Bu kas. dirsek eklemini geçmediği için önkola hareket yaptırmaz. unlar (medial) yarısını n. ÖNKOL KASLARI 1. . Siniri n. pronator quadratus. M. triceps brachii. Siniri n. önkolun esas pronator kasıdır. musculocutaneus. M. Kolun arka tarafındaki kaslar M. medianus. ulna ve radiusun distal uçları arasında uzandığından. palmaris longus. pronator teres. medianus ile uyarılırlar. ulnaris uyarır. parmaklara hızlı ve kuvvetli fleksiyon yaptırır. flexor carpi radialis. flexor digitorum profundus. coracobrachialis. kola dış rotasyon yaptırır. teres minor. N. kemiklerin bir arada tutulmasında da fonksiyon yapar. KOL KASLARI 1. Kola fleksiyon ve adduksiyon yaptırır. M. brachioradialisin tendonu arasındaki olukta a. axillaristir. subscapularis. Radial (lateral) yarısını n. İç tarafta olanı fibröz yapıdadır (aponeurosis bicipitalis. flexor digitorum superficialis. radialis yer alır. subcapularistir. brachialis geçer. ele ve parmaklara fleksiyon yaptırırlar ve n. Ek olarak önkolun dış rotasyon (supinasyon) hareketine hız ve güç katar. üç tane kastır. Siniri n. Kolun ön tarafındaki kaslar. önkolun esas fleksör kasıdır.

M. üç tanedir. kasın içinden geçer. ele ekstensiyon ve adduksiyon yaptırır M. el başparmağına ekstensiyon yaptırır M. önkolda n. ele ekstensiyon ve abduksiyon yaptırır M. brachioradialis. radialis ile uyarılır. 1. El başparmağının hareketleri ile ilgilidirler. EL KASLARI El parmaklarına adında yazan hareketleri yaptırırlar. M. Ele fleksiyon ve adduksiyon yaptırır. Tümü n. radialisin derin dalı (n. Tenar kaslar. extensor pollicis longus. extensor carpi ulnaris. El bileğinde bu kasın tendonu ile m. abductor pollicis longus. N. önkolun supinasyon hareketinin esas kasıdır. flexor carpi ulnaris. el küçük parmağına ekstensiyon yaptırır M. M. M. adductor pollicis. M. extensor digitorum. interosseus posterior). 2-5. el başparmağına abduksiyon yaptırır M. radialis sözcüğü içeren kaslar abdüksiyon yaptırır. arka tarafındaki kaslar. extensor indicis. genel olarak humerusun lateral epikondilinden başlarlar. M. el ve parmaklara ekstensiyon yaptırırlar. flexor pollicis brevis 22 . N. M. supinator. el bileği eklemini geçmediği için ele hareket yaptırmaz. işaret parmağına ekstensiyon yaptırır Önkolun İPUCU Ulnaris sözcüğü içeren kaslar ele addüksiyon. extensor digiti minimi. Nervus ulnaris bu kasın başları arasındaki bir açıklıktan (kübital tünel) geçer. ulnaris ile uyarılan tek kastır. el başparmağına ekstensiyon yaptırır M. medianus ile uyarılırlar. ele ekstensiyon ve abduksiyon yaptırır M. flexor pollicis longus. Hareketin başından sonuna kadar aktiftir. M. el başparmağına fleksiyon yaptırır. Ön kolun fleksiyon hareketine hız ve güç katan kastır. Ön kola fleksiyon yaptırır. 2. radialis oturur. abductor pollicis brevis 2. el parmaklarına ekstensiyon yaptırır M. opponens pollicis 3. ulnaris ile uyarılan tek kastır. extensor carpi radialis brevis. extensor pollicis brevis. flexor carpi radialisin tendonu arasındaki olukta a. extensor carpi radialis longus. M. el başparmağına hareket yaptıran kaslardan n.

piyano çalarken. m. üç tanedir. dört tanedir. 6.Hipotenar kaslar. abductor digiti minimi 2. nin siniri n. 5. bu kasların tendonlarını saran tendinöz kılıfta aşırı sürtünmeye bağlı fibröz kalınlaşmaya ve osseofibröz kanalda stenoza neden olur. 2-5. 2-5. ulnaristir. parmaklara abduksiyon yaptırır. Tendon yırtığı en çok görülen rotator cuff kası. İnterosseus kasların siniri n. opponens digiti minimi Mm. brachioradialisin tendonu arasındaki olukta alınır. distalde el baş parmağına yayılan el bileğindeki ağrı ile karakterizedir. Bu amaçla. 2-5. üç tanedir. M. N.De Quervain’in tenovaginitinin stenozu. 3. Adı geçen kasların. flexor carpi radialis ile m. ulnaris ile uyarılırlar. N. El küçük parmağının hareketleri ile ilgilidirler. çamaşır sıkarken) kullanılması. proksimalde ön kola. ve 2. m. M. orta ve distal falankslarına ekstensiyon yaptırır. 10.ve 4. M. ulnaristir. flexor digiti minimi brevis 3. nün siniri n. medianus bu kasın tendonunun altında bulunduğundan cerrahi girişimlerde dikkat edilmelidir. 1. El sırtında tendon kılıflarında görülen sinovyal kistlerin en yaygın yeri. 8. A. supraspinatustur. extensor carpi radialis brevisin tendonudur. interossei palmares. Tansiyon ölçümünde a. 9. yazı yazarken kullanılırlar. extensor pollicis brevisin tendonlarını saran tendinöz kılıfın kalınlaşması ve osseofibröz tünelin stenozu sonucu. 23 . bazen m. parmaklara adduksiyon yaptırır. kuvvetli ve devamlı olarak kavrama yada sıkma gibi hareketlerde (örn. abductor pollicis longus ve m. Ancak. el bileğinde m. radialisin pulsasyonu (nabız). lumbricales. dört tanedir. interossei dorsales. 1. palmaris longusun tendonu. KLİNİK NOTLAR 4. parmakların birinci falankslarına fleksiyon. flexor carpi ulnarisdeki açıklıktan (kübital tünel) geçerken sıkışabilir (kübital tünel sendromu). medianus. Özellikle baseballda topu fırlatan oyuncularda (pitcher) olur. M. 7. lacertus fibrosus) üzerindeki deri alanına yerleştirilir. Mm. ulnaris. el bileğinde n. steteskopun diyafram denilen bölümü m. Daktilo ya da klavye kullanırken. m. hasarlı tendonların yerine kullanılır. Mm. biceps brachiinin iç tarafta olan fibröz tendonun (aponeurosis bicipitalis. brachialisin sesinden yararlanılır.

ortak fleksör tendonu gerer ve medial epikondilin enflamasyonuna yol açar. ortak tendonu gererek lateral epikondilin enflamasyonuna yol açar. Dirseğin medial tarafında ağrı olur. Tekrarlı hareketler. Devamlı ve kuvvetli hareketler. • Dupuytren kontraktürü. Elin medial bölümünde palmar aponörozda oluşan fibrozis sonucu. ulnaris felcinde. • N. parmaklarına abduksiyon-adduksiyon hareketlerini yaptıramaz. hasta 2-5. özellikle küçük parmak ve yüzük parmağında hafif fleksiyon olur.KLİNİK ANTİTELER • Medial epikondilit (golfçü dirseği). 24 .) tutamaz. vb. kağıt. Bu nedenle parmakları arasında bir cismi (kalem. kalınlaşması ve fibrozisi ile karakterize ilerleyici bir hastalıktır. Kontraktür genellikle bilateraldir ve 50 yaşın üstündeki erkeklerde sıktır. avuç içi (palmar) derisinin altındaki kalınlaşmış derin fasyanın (aponeurosis palmaris) kısalığı. • Lateral epikondilit (tenisçi dirseği). ön kolun ekstensör kaslarının devamlı kullanımı veya ön kolun devamlı olarak kuvvetli supinasyon-pronasyon hareketleri yapması sonucu olur. interosseus kaslar çalışmayacağı için. ön kolun fleksör kaslarının devamlı kullanımı sonucu olur. Epicondylus lateralis üzerinde ve ön kolun arka yüzünde ağrı olur.

Yan yüzleri os coxaeler ile eklem yapar. İkincisi ise alt ekstremitelerin fonksiyonel durumunu sağlamasıdır. Os coccygis Embriyonun kuyruk iskeletinin kalıntısıdır. Os sacrum Omurganın (Columna Vertebralis) aşağıya doğru devam eden bölümüdür. 25 . Bu kemiklerin birleşmeleri sırasında aralarında oluşan geniş deliğe foramen obturatum denir. bir çukur bulunur. yukarıda daha geniş ve aşağıda dar olmak üzere iki boşluk halindedir. os ischii ve os pubis). üç ayrı kemikten oluşur (os ilium. Os coxae (Kalça Kemiği) Pelvisi yanlardan kapatan iki adet kemiktir. ALT EKSTREMİTE ANATOMİSİ ALT EKSTREMİTE KEMİKLERİ Pelvis (Leğen) Yanlarda bir çift os coxae ile arkada os sacrum ve os coccygis (coccyx) ta rafından oluşturulur. Burada dış yüzeyde. pelvis minor) denir. Her bir koksa. Gerçek pelvisin boyutu ve çapı özellikle gebelerde önemlidir.3. pelvis major). Fossa acetabuli denilen bu çukura femur başı girer ve kalça eklemini yapar. Bu açıklık sağlam bir membran tarafından kapatılır. Yukarıda olanına yalancı pelvis (büyük pelvis. Önde ve ortada birbirleri ile kıkırdak bir yapı aracılığı ile birleşirler. Bu üç kemiğin birleşme yerleri çocuklarda "Y" harfi şeklinde görülür. Pelvis boşluğunu arkadan kapatır. aşağıda olanına doğum pelvisi (gerçek pelvis ya da küçük pelvis. Genellikle beş adet omurun üst üste kaynaşmasından oluşmuş bir kemiktir. Birincisi karın boşluğunun tabanını oluşturması ve aynı zamanda pelvis organlarını korumasıdır. Pelvis boşluğu. Genellikle dört tane omurun kaynaşmasından oluşur. Alt ekstremiteyi gövdeye bağlar. Pelvisin iki önemli görevi vardır.

quadriceps femorisin tendonu (lig. En büyüğü ve kuvvetli olanı calcaneus (topuk kemiği)dur. Bunlar diz ekleminin esas elemanlarıdır ve eklem yapmaya elverişli düz yüzeyler taşırlar. Ekleme katılan yüzü düzgün ve parlaktır. Buraya diz kapağı kemiği (patella) oturur. önemli rolü tibia yüklenmiştir.Femur (Uyluk Kemiği) Vücudun en uzun ve en sağlam kemiğidir. Oldukça zayıf bir yapıya sahiptir. Bacak Kemikleri (Ossa Cruris) Diz ekleminden ayak bileğine kadar olan alt ekstremite bölümüne bacak (crus) denir. klinikte oryantasyon bakımından faydalanılacak bir noktadır. coxae) oluşturur. bir zar (membran) yapı (membrana interossea cruris) bulunur. Daha çok. Büyük ve iç tarafta olanına tibia (kaval kemiği). dış yanda yer alır. Gerek diz ekleminde. Proksimal ucunun ön yüzünde tuberositas tibiae denilen çıkıntı bulunur. küçük ve dış tarafta olanına fibula (kamış kemiği) adı denir. Tibianın alt ucu (distal uç) ayak bileği kemikleri ile ayak bileği eklemini yapar. kalça ekleminin dış yüzünden kolayca elle bulunabilmesidir. patellae) tutunur. Tabanı yukarıda tepesi aşağıda üçgen şekillidir. Femurun proksimal ucunda iki büyük kemik çıkıntı bulunur (trochanter major ve minor). Hemen hemen bütün vücut ağırlığını bu kemik taşır ve anatomik pozisyonda iç yanda yer alır. Bacakta iki kemik bulunur. yedi tanedir. Ayak Bileği Kemikleri (Ossa Tarsi). Alt ucun iç bölümündeki kemik çıkıntıya malleolus medialis denir. kasların tutunmalarına hizmet eden fonksiyonel bir görev yüklenmiştir. Caput femoris ile gövdeyi birleştiren bölüme collum femoris (femur boynu) denir. Fibulanın distal ucundaki kemik çıkıntıya malleolus lateralis denir. Bunun nedeni. Distal ucun her iki yanında bulunan kemik çıkıntılara condylus medialis ve condylus lateralis denir. tibianın proksimal ucu daha geniştir. Kemiğin ön kenarı. Calcaneus üzerinde talus (aşık kemiği) oturur. Ossa 26 . Fibula. Tibia (Kaval Kemiği) Femurdan sonra iskeletin en büyük ve en kuvvetli kemiğidir. quadriceps femorisin sonuç kirişinin içinde bulunur. Uyluk kemiğinin distal ucundaki eklem çıkıntılarına uygun olmak üzere. Patella (Dizkapaği Kemiği) İnsan vücudunun en büyük susamsı (sesamoid) kemiğidir. Caput femoris denilen proksimal ucu küre şeklindedir ve os coxaedeki fossa acetabuliye girer ve kalça eklemini (art. daha çok kasların tutunmasına hizmet eder. Bu çıkıntıya m. Ayak Kemikleri (Ossa Pedis) Ayak iskeleti 26 kemikten oluşur. İki ucu ve birde gövdesi vardır. İki condylus arasındaki düz ve parlak eklem yüzeyine facies patellaris denir. Fibula (Kamış Kemiği) Bacak iskeletinin diğer kemiğidir. Femurun distal ucu da kuvvetli bir yapı gösterir. Bacakta. Trochanter major. gerekse ayak bileği ekleminde. deri altından el yardımı ile rahatlıkla bulunabilir. Her iki kemiğin arasında. Üç köşeli ve iki yüzlü bir yapı gösterir. Hatta zayıf yapılı pek çok kimsede göz ile de görülebilir. Uyluk ön tarafında bulunan m. Bu çıkıntılara kaslar tutunur.

Lig. Lig. fleksiyon durumunda bir miktar rotasyon da yapılabilir. popliteum obliquum 4. Ayak Taraği Kemikleri (Ossa Metatarsi). os naviculare. Ayak Parmaği Kemikleri (Ossa Digitorum Pedis. popliteum arcuatum 5. collaterale fibulare (laterale) 3. Menteşe gibi çalışarak hareket sağlar. Temel hareketi. os cuboideum ve ossa cuneiforme (mediale. İç Bağları. en çok yırtığı görülen bağdır. Bu nedenle bu bağın yırtıkları iç menisküsü de yaralar. collaterale tibiale (mediale). 1. Eklemin beş tane dış. başparmakta iki.tarsi içinde yer alan diğer kemikler ise. 2. Eklemi yanlardan kuvvetlendirirler. Gövdenin ağırlığı bu kemer üzerinden uyluk ve bacak kemiklerine ve sonuçta ayakla yere aktarılır. arkada her iki tarafta os sacrum ile os coxaelerin oluşturdukları articulatio sacroilica. Bu negatif hava basıncı eklem yüzlerinin birbirlerine göre durumlarının korunması için çok önemlidir. Femurun distal ucu ile tibianın proksimal ucu arasında oluşur. Eklemin stabilizesinden sorumlu en önemli yapı m. 27 . cruciatum posterius. Articulatio Genus (Diz Eklemi) İnsan vücudundaki en büyük eklemdir. Lig. bacağın fleksiyonu ve ekstensiyonudur. Dış Bağları 1. Eklem yüzleri arasında. Eklem kapsülü dıştan kuvvetli bağlar ile desteklenmiştir ve eklem boşluğunu çepeçevre kapatır. her iki os coxaenin birleşmesi ile symphysis pubica. 2. Lig. beş tane de iç bağı vardır. diğer parmaklarda 3’er tane olmak üzere toplam 14 tanedir. Lig. Önde. Articulatio Coxae (Kalça Eklemi) Femur başı ile os coxaedeki çukur (acetabulum) arasındadır. intermedium ve laterale) adını alır. beş tanedir. Ancak. bacak fleksiyondayken ekleme yük bindiğinde (yokuş ya da merdiven çıkarken) eklemi stabilize eder. yan bağlar olarak bilinir. quadriceps femoristir. Tam oynar bir eklemdir (sferoid tip). patellae Kollateral bağlar. Böylece eklem boşluğu içinde negatif bir hava basıncı ortaya çıkar. cruciatum anterius (ön çapraz bağ). Phalanges). Pelvisi oluşturan kemikler üç yerde eklem yaparlar. kuvvetli bir yapı oluştururlar. eklemin hareketlerinin aşırılığını önlerler. Lig. Ekleme vücudun en büyük susamsı kemiği olan patella da katılır. Eklem içinde bir iç bağ (ligamentum capitis femoris) bulunur. Bu nedenle tüm hareketler bu eklemde yapılabilir. Lig. iç menisküse tutunması olan bağdır. meniscus adı verilen yarım ay şeklinde fibröz kıkırdak oluşumlar yer alır. ALT EKSTREMİTE EKLEMLERİ Pelvis (leğen) kemerini oluşturan kemikler.

yürüme ve boşluk içinde durumu koruma gibi önemli görevler yüklenmiş bulunan alt ekstremite kasları. femoralis. Uyluğun esas ve en kuvvetli fleksör kasıdır. İçerisinde n. Uyluğun ön üst bölümünde bulunan ve üstte lig. yapı olarak üst ekstremite kaslarından daha fazla gelişmiş olarak görülürler. fonksiyonel bakımdan son derecede önemli bir kubbeye sahiptir. collaterale tibiale (mediale)ye tutunduğundan dış (lateral) menisküse göre daha sık yaralanır. M. Ayak arkusları olarak tanımlanan bu yapı longitudinal ve transvers olarak şekillenmiştir. Özellikle ayakta ve hareketli olarak mesleklerini sürdüren kişilerde. UYLUK ÖN BÖLGE KASLARI M. Ayak kubbesi. içte m. Herhangi bir nedenle. ayak ucunun aşağıya inmesi) hareketleri yapılır. ayak ucunun yukarı kalkması) ve plantar fleksiyon (fleksiyon. Ancak. Lliopsoas İki kasın (m. psoas major) birleşmesi ile oluşur. Lig. ayak kemikleri arasında oluşan diğer iki eklem aracılığı ile (articulatio subtalaris ya da art. bu durumun ortaya çıkması önemli şikayetler doğurur. çeşitli kas ve kirişler tarafından desteklenir. kalça eklemi eksenlerini çeşitli yönlerde çaprazlayarak uyluk kemiklerine veya bacak kemiklerine kadar uzanırlar. a. iliacus ve m. 4. Transvers eksene göre dorsal fleksiyon (ekstensiyon. femoralis. transversum genus. Esas itibariyle. talocalcanea ve art. m. v. meniscofemorale posterius İç (medial) menisküs lig. femoralis.v. ALT EKSTREMİTE KASLARI Pelvisten başlayan kaslar. kubbenin çökmesine neden olur. Supin (yatış) pozisyonundan oturma pozisyonuna kişiyi getiren kastır.3. Articulatio Talocruralis (Ayak Bileği Eklemi) Tibia ve fibulanın distal uçları arasında oluşan çatal şeklideki yapı ile talus arasında ginglimus (troklear) tip eklemdir. menisküsleri birleştiren ve birlikte hareket etmelerini sağlayan bağdır. talocalcaneonavicularis) eversiyon-inversiyon hareketleri de yapılabilir. Lig. dışta m. Böylece düz tabanlık (pes planus) ortaya çıkar. sartorius tarafından oluşturulan üçgene trigonum femorale denir. Ayak Kemerleri (Arcus Pedis) Genel yapısı içinde ayak. saphena magna ve inguinal lenf düğümleri bulunur. ayak kubbesini destekleyen elemanların fonksiyonel özelliklerini kaybetmeleri. meniscofemorale anterius 5. adductor longus. inguinale. iliacusu n. psoas majoru lumbal pleksustan gelen 28 . Lig.

Tensor Fasciae Latae Uyluğu saran derin fasyanın (fascia lata) yaprakları arasındadır. n. M. oturma pozisyonundan ayağa kalkmada kullanılır. Quadriceps Femoris Dört başlı bir kastır. obturatorius ile. vastus medialis. Sinirin felci nedeniyle kasın işlevi kaybolursa. M. femoralistir. rectus femoris.gluteus inferiordur. pelvis yere basmayan ayak tarafına düşer (Trendelenburg belirtisi). piriformis M. M. obturatorius internus. M. Anal sfinkter yetmezliklerinde. vastus intermedius. M. Sartorius (Terzi Kası) Hem uyluğa. vastus lateralis ve m. uyluğun adduktor kasları olarak da bilinir. En çok. Siniri. Gluteus Medius Uyluğun en güçlü iç rotatoru ve abduktorudur. m. GLUTEAL BÖLGE KASLARI M. Plexus lumbalis denilen sinir ağı. pectineus 29 . n. Gluteus Minimus UYLUĞA DIŞ ROTASYON YAPTIRAN KASLAR M. obturatorius externus M.iliopsoas ile antagonisttir. Bacağın esas ekstensör kasıdır. n. quadratus femoris. Gluteus Maximus Uyluğun esas ekstensör kasıdır. M. rectus femoris parçası uyluğa fleksiyon da yaptırır. canalis pudendalisin ve fossa ischioanalisin dış duvarını yapan kastır. uyluk dış rotator kaslarının en güçlü olanıdır. n. femoralistir. adductor magnus M.isimsiz sinirler uyarır. obturatorius externus n. gluteus superiordur. Sinirleri. diğerleri plexus sacralisten gelen isimsiz sinirlerle uyarılır. adductor brevis M. m. gracilis. Yokuş ya da merdiven çıkarken işlev görür. M. m. M. Esas işlevi uyluğa fleksiyondur. tamir amacıyla kullanılır. Siniri. M. Siniri. Yürüyüş sırasında pelvisin yere basmayan ayak tarafına düşmesini önler. M. M. İntramusküler enjeksiyon için tercih edilen kastır. M. obturatoriustur. Siniri. N. uyluğa adduksiyona ek olarak bacağa fleksiyon da yaptırır. Sonuç tendonu diz ekleminin iç tarafındaki pes anserinus (kaz ayağı)a katılır. Siniri. M. hem de bacağa fleksiyon yaptıran kastır. gemellus inferior UYLUK İÇ BÖLGE KASLARI Uyluğun iç bölgesinde bulunan bu kaslar. n. psoas majorun arka bölümünde gömülüdür. gluteus superiordur. gemellus superior ve M. adductor longus M.

PES ANSERINUS Diz ekleminin iç tarafında üç kasın tendonu bir araya gelerek pes anserinus (kaz ayağı) denilen yapıyı oluşturur. N. ayağa ekstensiyona ek olarak inversiyon da yaptırır. M. saphena parva. n. tibialis ile caput brevesi n. M. dorsalis pedisin pulsasyonuna (nabız). fibularis (peroneus) communis ile uyarılır. İçerisinde a. n. m. Bu iki sinir n. M. Bacağın esas fleksör kaslarıdır. flexor digitorum longus ve M. poplitea.v. triceps surae = M. uzun atlamada.UYLUK ARKA BÖLGE KASLARI Üç tanedir. M. semimembranosus M. Bu kaslar. flexor hallucis longus 30 . ayağa eversiyon yaptırırlar. fibularis (peroneus) superficialistir. extensor digitorum longus M. ischiadicustur denir. tibialistir. BACAK ÖN BÖLGE KASLARI Bu kaslar. tibialis ile uyarılırlar. gastrocnemius. sartorius. M. Caput longumu n. peronaeus (fibularis) longus M. M. popliteanın pulsasyonuna buradan bakılır. soleus yürümede işlev yapar. A. ayağa fleksiyona ek olarak inversiyon da yaptırır. m. ayağa ve ayak parmaklarına ekstensiyon (dorsal fleksiyon) yaptırırlar. Sinirleri. soleus. gracilis ve m. tibialis posterior. Calcaneusa tutunur. biceps femoris İki başlıdır. ayakdaki kan dolaşımını kontrol etmek için a. M. m. peronaeus (fibularis) brevis BACAK ARKA BÖLGE KASLARI Bu kaslar. kasın sonuç tendonu. tibialis anterior. FOSSA POPLITEA Diz ekleminin arkasında bulunan eşkenar dörtgen şeklindeki çukur alandır. Sinirleri. fibularis (peroneus) profundustur. tendo calcaneus (Achilles tendonu) olarak bilinir. Sinirleri. extensor hallucis longus. n. v. biceps femorisin siniri n. semitendinosus Tendonu pes anserinusa katılır.M. İnsan vücudunun en kuvvetli tendonudur. bu kasın tendonunun lateralinde bakılır. Uyluğa ekstensiyon da yaptırırlar. M. gastrocnemius hem bacağa hem de ayağa fleksiyon yaptıran kastır. semitendinosusdur. ayağa ve ayak parmaklarına fleksiyon (plantar fleksiyon) yaptırırlar. fibularis communis ile popliteal lenf düğümleri bulunur. ischiadicusun uç dalları olduğundan m. n. tibialis ve n. M. gastrocnemius + M. BACAK YAN BÖLGE KASLARI Bu kaslar.

Enjeksiyonla verilen ilaç burada kolay emilir.KLİNİK BİLGİ M. vücudun en kalın kasıdır. ischiadicusa zarar vermemek için enjeksiyon daima üst dış kadrana yapılır (aşağıdaki şekilde yeşil renk yıldız ile gösterilen kadran). gluteus maximus. intramüsküler enjeksiyonlar açısından idealdir. N. Enjeksiyon için gluteal bölge dört kadrana ayrılır ve kasın altında seyreden n. ischiadicusun duysal liflerinin dağıldığı alanlarda ağrı duyulması durumuna siyatik denir. 31 . Kasın kalın olması.

risorius. epicranius. 32 . baş derisinin hareketi ile ilgilidir. M. M. masseter M. Derin inspiryumda çalışır. Çiğneme ve emme hareketinde işlev görür. tebessüm hareketini yaptıran kastır. platysma. Ek olarak derin inspiryumda çalışırlar. M. M. M. burun deliklerini hem genişleten hem de daraltan kastır. orbicularis oris. buccinator. scalenus anterior ile medius arasından a. Gömlek yakasını iliklerken ya da boyun bölgesini traş ederken kullanılır. M. Yüz kasları. pterygoideus medialis BOYNUN ÖNEMLİ KASLARI Boynun hareketlerini sağlayan kaslardır. nasalis.4. M. kaş çatılması hareketini yaptırır. M. mandibularis uyarır. M. M. M. scalenus medius M. boyun derisini geren kastır. scalenus posterior Skalen kaslar. M. Üflemeli müzik aletlerinin çalınmasında işlev görür ve bu nedenle üfleme kası olarak bilinir. scalenus anterior M. göz kapaklarını kapatan (kornea refleksinde olduğu gibi) kastır. facialistir. çiğnemeye yardımcı en önemli kastır. BAŞ – BOYUN. dudakları kapatan kastır. gülme hareketini yaptıran kastır. yüz hareketlerinin oluşumunda işlev görürler ve bu nedenle mimik kasları olarak da bilinirler. temporalis M. GÖVDE ANATOMİSİ ve KLİNİĞİ BAŞ ve YÜZÜN ÖNEMLİ KASLARI Baş ve yüzde bulunan bütün kasların siniri. Hepsini n. zygomaticus major. subclavia ve plexus brachialis geçer. ÇİĞNEME KASLARI Çiğneme hareketini yaptıran dört çift çiğneme kası vardır. orbicularis oculi. trigeminusun dalı olan n. corrugator supercilii. boynu yana eğen kaslardır. n. pterygoideus lateralis M.

Siniri. kaldırılmış üst ekstremitenin kuvvetle indirilmesinde (balta ile odun keserken.Adı geçen yapılar bazen iki kas arasında sıkışarak üst ekstremitede nörovasküler belirtilere neden olabilir (torasik çıkış sendromu). Pelvise tutunup üst ekstremiteye hareket yaptıran tek kastır. n. Trapezius. Levator Scapulae. trapeziustaki fonksiyon kaybı nedeniyle omuz düşüklüğü olur. erector spinaedir. accessoriustur. Kolun en güçlü adduktor kasıdır. omzumuzda bir yük taşırken omzun çökmesini önler. Hastanın başı eğik yüzü karşı tarafa bakar durumdadır. Latıssımus Dorsi. sternocleidomastoideus Tek taraflı çalıştığında. Fonksiyon kaybında hasta koltuk değneği kullanamaz. trapeziusa yardım eder. Yemek yerken ya da başı yastıktan kaldırırken kullanılan kastır. scapulanın ve kolun hareketleri ile ilgilidir. thoracodorsalistir. M. n. 2. İki taraflı çalıştığında başa fleksiyon yaptırır (başı öne eğer). tortikollis denilen postüral deformite olur. GÖVDE KASLARI 1. balyozla taş parçalarken) fonksiyon gören kaslardır. M. Hiyoid kaslar Yutma ve konuşma sırasında dil kemiği (hiyoid kemik) ve alt çenenin (mandibula) hareketlerini sağlarlar. Sinirin lezyonunda. M. Siniri. 33 . n. Derin Sırt Kasları En önemli olanı omurganın (columna vertebralisin) esas ekstensör kası olan m. Gövdeyi yukarı çeken esas kastır (barfiks çekerken) ve bu nedenle temel tırmanma kası olarak bilinir. M. Kasın altında bir sinir ağı (plexus cervicalis) ve önemli nörovasküler yapıları içeren bir kılıf (vagina carotica) bulunur. vücudun en geniş kasıdır. n. accessoriustur. Kasta olan spazm. Yüzeyel Sırt Kasları Bu kaslar. başı çalıştığı tarafa eğer ve yüzü karşı tarafa baktırır. Siniri. m. Rhomboıdeus Major ve Minor. dorsalis scapulaedir. M. n. Siniri. dorsalis scapulaedir. Siniri. m.

Meme başına papilla mammaria. Serratus Anterior. Bir cisme dokunmak için üst ekstremite öne doğru uzatıldığında çalışır. a. Pectoralis Major. thoracicus longustur. M. üst ekstremitenin hareketleri sırasında claviculayı tespit eden kastır. m. Göğüs Duvarı Kasları Bu kaslar. pektoral kaslar. Pectoralis Minor. Clavicula kırıklarında altından geçen plexus brachialis ve a. ön duvarını. kolun hareketleri ile ilgilidir. yüzeyel fasyanın iki yaprağı arasındadır. Derin inspiryumda da işlev görür. Bazıları derin inspiryumda da işlev görürler. Fossa axillaris içinde. M. Bu loblar.3. Subclavius. m. subscapularis yapar. yumruk atma sırasında aktif olduğu için “boksör kası” olarak da bilinir. Kasın fonksiyon kaybında scapulanın iç kenarı toraks duvarından ayrılır ve kanat şeklinde (kanat skapula. latissimus dorsi. Selam verirken. Mamma (Meme) 2-6 kaburgalar arasında. M. plexus 34 . kadınlarda puberteden itibaren gelişmeye başlar ve gelişmesini 14 ncü yaşta tamamlar. Scapulayı toraks duvarında tutan kastır. Kucaklama hareketini yaptıran kastır. papilla mammaria üzerine açılır. FOSSA AXİLLARİS Toraks yan duvarının üst bölümü ile kolun üst bölümünün iç yüzü arasında piramidal bir çukurdur. ya da saçları bir tarafa yatırırken kullanılır. kadınlarda memeler bu kasın üzerinde oturur. humerus ve kol kasları. m. etrafındaki kahve renkli alana ise areola mammae denir. Erkeklerde rudimenter olup. İç duvarını. Corpus mammae denilen gövdesinde 15-20 adet süt üreten bezlere sahip lobi glandulae mammariae denilen loblar bulunur. Bir yere tırmanırken m.v. Herbir ductus lactiferi. axillaris. Derin inspiryumda da işlev görür. subclaviaya yastıklık yapar ve onları yaralanmaktan korur. winged scapula) görüntüye neden olur. Halat çekme ya da ağ çekme gibi hareketler sırasında claviculanın sternal ucunu eklemde tutar. omuz kemerini aşağı ve içeri doğru çeker. latissimus dorsi ile birlikte çalışır. Siniri. Kola hiperabduksiyon (900 den sonraki abduksiyonu) yaptıran kastır. ductus lactiferi denilen kanallarla areola mammaeye doğru uzanır ve burada sinus lactiferi denilen genişlemeleri oluşturur. serratus anterior.v. arka duvarını. teres major ve m. dış duvarını. n. M.

lifleri. arka parçası içinde gömülüdür. M. interkostal sinir dalları ve n. Quadratus Lumborum. 4. iliopsoası oluşturur. Aksilla cerrahisinde (özellikle mastektomide. fossanın en tehlikeli duvarı dış duvarıdır. Böylece toraks boşluğunu karın boşluğundan (abdominal boşluktan) ayırır. fossa iliacayı doldurur. psoas major ile birleşerek m. intercostobrachialis. karın duvarını kapatan kasların en yüzeyel ve en geniş olanıdır. kanser nedeniyle memenin çıkarılması) n. Mm. önceki kasın liflerine dik olacak şekildedir. İşlevleri karın boşluğunda yer alan organları korumaktır. defekasyon (dışkılama). Transversus Abdominis. kasın ön yüzü böbrekle komşudur. Ortası (centrum tendineum) kirişimsi yapıdadır. karın ön ve yan duvarlarını kapatırlar. miksiyon (idrar yapma) ve doğum gibi faaliyetlerde de fonksiyon görürler. Ek olarak. Karın Ön ve Yan Duvarı Kasları Bu kaslar. Karın Arka Duvarı Kasları Os coxaelerin üst kenarları (crista iliaca) ile kaburgalar arasında kalan boşluğu kapatırlar. M. 35 . M. Ligamentum inguinalenin altında m. thoracodorsalis yaralanma riski taşır. M. M. Iliacus. intercostobrachialis ve n. Karın duvarındaki nörovasküler yapılar bu kas ile m. solunum sistemi) Diaphragma. Toraks boşluğunun alt açıklığı olan apertura thoracis inferioru kapatır. thoracicus longus. Brakiyal pleksusa ait sinirler ve aksiller damarlar seyrettiği için. Plexus Lumbalis denilen sinir ağı. Solunumda çalışırlar. inspiryumun (nefes alma) temel kasıdır. ekspiryum (nefes verme). Bu kasın iç tarafında fascia transversalis denilen zar şeklinde bir yaprak bulunur. DİAPHRAGMA (bkz. Bu nedenle cerrahi girişimler bu duvardan yapılır. kasın ön yüzü böbrek ve ureterle komşudur. n. Intercostales. aksiller lenf düğümleri ve yağ-bağ dokusu bulunur. Obliquus İnternus Abdominis. interkostal boşluklarda bulunan kaslardır. Psoas Major. obliquus internus abdominis arasında seyreder. 5. Obliquus Externus Abdominis. Bu kaslar.brachialis. Fossa axillarisin önemli oluşumlar bulunmadığından en tehlikesiz duvarı iç duvarıdır. M. en içte olan kastır.

rectus abdominis arasında.5-2 cm uzunluğundadır. Kasın lateral kenarına linea semilunaris denir. hem kadında bulunan yaklaşık 4 cm uzunluğunda oblik bir pasajdır. Linea semilunaris zayıf bir alandır ve buradan karın içi organlar herniye olabilir (fıtıklaşabilir). İki taraf m. Canalis Inguinalis Hem erkekte. kadınlarda ligamentum teres uteri denilen bağ. v. Anulus femoralis kadınlarda daha büyük olduğu için. 36 . Erkek fetusta kanaldan testisler. Vagina Musculi Recti Abdominis Linea Alba’nın her iki tarafında bulunan. dişi fetusta uterusdan gelen ligamentum teres uteri denilen bağ geçer. iki taraf oblik ve transvers kasların aponörotik liflerinin rektus kılıfını oluşturduktan sonra orta hatta karışması ile oluşur. Kasın üzerinde intersectio tendinea denilen genellikle üç tane tam. rektus kılıfı içindedir. Inguinal kanaldan. Bu fıtıklar Spiegel Hernisi adı ile bilinir. plexus pampiniformis. haftasında kanala ulaşır. haftada scrotuma iner. sinirler. 1. femoral herni kadınlarda daha sık olur. karın ön duvarındaki zayıf alanlardandır ve buradan herniler (fıtıklar) gelişebilir (epigastrik herni). Linea Alba denilen fibröz bir yapı bulunur. Anulus femoralisten giren herniye yapı. Karın boşluğuna bakan proksimal ağzına anulus femoralis denir ve burada Rosenmüller (Cloquet) lenf düğümü denilen bir tane inguinal lenf düğümü bulunur. lenf damarları ve processus vaginalis denilen peritoneum uzantısı bulunur) geçer. testicularis. a. erkeklerde ise funiculus spermaticus (içinde. Linea Alba. genitofemoralisin genital dalıdır. Yaklaşık 4 haftada kanalı kat eder ve 32. ilioinguinalis ve n. bir tane yarım transvers fibröz band bulunur. intrauterin yaşamın 28.M.rectus abdominis ile nörovasküler yapıları içeren fasyal kılıftır. İnguinal kanaldan her iki cinste ortak geçen yapılar. Rectus Abdominis. m. hiatus saphenustan deri altına çıkar (femoral herni). Başlangıçta karın arka duvarında yerleşik olan testisler. ductus deferens. orta hattın her iki tarafında. Processus xiphoideus ile symphysis pubica arasında yer alan bu fibröz yapı. testicularis. n. Canalis Femoralis Potansiyel bir kanaldır.

Karın ön duvarında görülen umbilicus (göbek). Peritoneum viscerale olarak tabakalanır. epigastrica inferiorların lateralinden olana indirek inguinal herni. Çoğunlukla bilateraldir. Fascia transversalis 6. Direk inguinal herni. Kadınlarda daha nadirdir. genellikle L3-L4 arası discus intervertebralis seviyesindedir. Deri 2. tuberculum pubicum. spina iliaca anterior superior. aşağıda. Cavitas peritonealis 9. İndirek inguinal herni. medialinden olana direk inguinal herni denir. kanaldan geçen n. yukarıda. Herniye yapı. Direk ve indirek olarak iki tip inguinal herni vardır. tüm inguinal hernilerin % 15’idir. Daha çok yaşlılarda (karın duvarı zayıf olduğundan) görülür. Fascia profunda 4. Adı verilen bu yapıların arası kas ve fasyalarla kapatılmıştır. Kanalı kat edip annulus inguinalis superficialisten çıkıp sık olarak scrotuma (kadında ise labium majus pudendiye) iner. zayıf bir bölgedir. Bu fıtıklara inguinal herni (kasık fıtığı) denir. kadınlardan 20 kat fazladır ve 1/3 olguda bilateraldir. Boşluğun tabanı yoktur ve pelvis boşluğu ile devam eder. Erkeklerde. 1. Obesite. Herniye yapı. KARIN ÖN DUVARI Karın boşluğu (abdomen boşluğu). Sağ tarafta daha sıktır. Buradan karın içi organlar (özellikle ince bağırsak kıvrımları) herniye olabilir (fıtıklaşabilir). anulus inguinalis profundustan geçip inguinal kanala girer. Bu boşluğun çatısını diafragma yapar ve onu toraks boşluğundan ayırır. Karın ön duvarı yüzeyelden derine doğru. İnguinal herni tamirlerinde (inguinal herniyorafi ya da inguinal herniyoplasti). diafragma ile pelvis girişi arasında kalan bölgedir. Fascia superficialis 3. A. Peritoneum parietale 8. karın duvarı fıtıklarının (hernilerinin) en çok görülenidir. ligamentum inguinale. inguinal kanalın arka duvarını iterek anulus inguinalis superficialisten çıkar. crista iliaca. Bu durum ameliyat sonrası bölgede kalıcı (rezidüel) ağrıya neden olur. 7-10 ncu kaburgalar ile processus xiphoideus. Bu nedenle iki boşluk abdominopelvik boşluk ortak adı ile de ifade edilir. Karın boşluğu önde. 37 .KLİNİK BİLGİ İnguinal herni İnguinal kanal. Ekstraperitoneal doku 7. Çocuklarda ve gençlerde daha çok görülür. distensiyon ve kasların tonusuna bağlı olarak umbilicusun lokalizasyonu değişiklikler gösterebilir. Kaslar 5. ilioinguinalis risk altındadır ve operasyon sırasında yaralanabilir.V. ve symphysis pubica ile sınırlanır.

Bu nedenle omentum majusa abdomenin bekçisi ya da polisi denir. İçi boş organlardan birisi (mide. Büyük periton boşluğu. erkeklerde tamamen kapalı bir kese şeklindeyken. Bunlardan en büyük olanı dört yapraklı olan omentum majusdur. Obliquus İnternus Abdominis 3. KASLAR (gövde kasları konusunda verildi) 1. Karın duvarı açıldığında ilk olarak görülen yapıdır. karın organlarını örten ya da saranına peritoneum viscerale denir. İç (alt) tabaka Scarpa fasyası adı ile bilinir. Rectus Abdominis PERİTONEUM Karın duvarlarını ve karın içi organları örten seröz zardır. Periton. M. karın boşluğunda bir çok plika oluşturur. kadınlarda iç genital organlar (tuba uterina – uterus – vagina) yoluyla dış ortamla bağlantılıdır. bağırsak gibi) perfore olduğunda (delindiğinde) derhal bağırsak hareketleri ile olay yerine gider ve orayı kapatır (bu olaya plastron denir). Bu nedenle karın ön duvarı yumuşak ve hareketlidir. Vücuttaki en büyük seröz zardır. M. Transversus Abdominis 4. 38 . Dış (üst) tabaka Camper fasyası olarak bilinir ve bol miktarda yağ dokusu içerir. M. Karaciğerin alt yüzünden midenin küçük kurvaturuna ve duodenuma uzanan periton yapısına omentum minus denir. İkisi arasında kalan boşluğa cavitas peritonealis (büyük periton boşluğu) denir. M. Karın duvarlarını örten parçasına peritoneum parietale. appendiks. Obliquus Externus Abdominis 2.FASCİA SÜPERFİCİALİS İki tabakalıdır. FASCİA PROFUNDA (GALLAUDET FASYASI) Kasların üzerini örten ince bir fibröz tabakadır.

Appendix vermiformis (mesoappendix) f. Üreterler c. kaburga ile aşağıda os sacrum ve crista iliacalar arasında kalan bölgedir. Duodenumun birinci parçasının ilk yarısı g. transversus abdominisin arka bölümü ile kapatılır. Colon ascendens b. psoas minor. Jejunum-ileum (mesenterium) KARIN ARKA DUVARI Karın arka duvarı. Preperitoneal (ekstraperitoneal) organ a. bir uzantı ile onları karın duvarına ya da başka bir organa tutunarak asar. Dalak b. M. İntraperitoneal organlar a. gövde kasları konusunda verildi) 39 . yukarıda 12. Appendix vermiformis f. Cisterna chyli f. Colon descendens c. psoas major ve bazen bulunan m. M. Truncus sympathicus 3. Periton bazı organları sardıktan sonra. Jejunum-Ileum e. Retroperitoneal organlar a. Colon transversum (mesocolon transversum) d. Duodenumun geri kalan bölümü 4. Aorta abdominalis ve dalları d. Bunlara mesenterium ya da meso denir. Colon sigmoideum (mesocolon sigmoideum) e. (bu kaslar. quadratus lumborum 3. 1. Mide ve karaciğer h. Bu bölge. Pancreas d. Colon transversum c. c. Vena cava inferior e. gögüs omuru ve 12. Caecum (genellikle) 2. Bu yapıya sahip organlar. Sekonder retroperitoneal organlar (sonradan retroperitoneal olanlar) a. M.KARIN İÇİ ORGANLARIN PERİTON İLİŞKİLERİ 1. 2. iliacus 4. Colon sigmoideum d. M. Vesica urinaria (mesane) b. Böbrekler ve suprarenal bezler b.

pudenda interna önemli dallarıdır. a. glutea superior a. femoralis adını alır. A. iliaca externanın iki dalı vardır. Ayrılma yerine bifurcatio aortae denir. bel omuru seviyesinde terminal dallarına ayrılarak sonlanır. epigastrica inferior. tüm pelvis organlarını. obturatoria. Vena cava inferior Alt ekstremiteler ile pelvis ve karın organlarının ve duvarlarının venöz kanını toplar. perine bölgesini ve gluteal bölgeyi besler. A. umbilicalis. ligamentum inguinalenin orta noktasının altından geçince a. A. iliaca interna isimli uç dallarına ayrılır. SOLUNUM SİSTEMİ TORAKS DUVARI 40 . a. iliaca communislerin birlesmesi ile olusur. A. rectalis media ve a. a. Beşinci bel omuru seviyesinde sağ ve sol v. a. a. A.KARIN ARKA DUVARI DAMARLARI Aorta abdominalis Diaphragmadaki T12 seviyesindeki hiatus aorticus isimli yarıktan geçerek karın bosluğuna girer ve 4. glutea inferior. vaginalis. iliaca externa ve a. iliaca communis Articulatio sacroiliacaların ön tarafında a. A. iliaca interna (hipogastrik arter). iliaca externa. 5. circumflexa ilium profunda ve a. uterina. Durdurulamayan uterin kanamalarda tek taraflı bağlanabilir.

1-12 torakal vertebralar ve discus intervertebralisler. ısıtma ve nemlendirme fonksiyonlarını yerine getirebilecek yeteneklere de sahiptir. Solunum mekanizması: Solunum inspirasyon ve ekspirasyon adı verilen iki aşamadan meydana gelir. Toraks boşluğunun üst ve alt tarafında birer açıklık vardır. Ekspiryum. vücut hücrelerinin ihtiyacı olan oksijenin sağlanması ve artık bir madde olan karbondioksitin uzaklaştırılmasına yöneliktir. pulmonal ventilasyon olarak adlandırılır. Önde. 41 . özofagus. Solunum sistemi iki temel bölüme ayrılır. SOLUNUM YOLLARI 1. Arkada. İçinde negatif basınç vardır. 12 çift kaburga (costa) ile sınırlanır. alttakine de apertura thoracis inferior adı verilir. Toraks boşluğu içinde kalp ve akciğerler gibi hayati organlar ile solunum ve dolaşım sisteminin yardımcı oluşumları. Gırtlak (larynx) 2.Boyun kökü ile diafragma arasında kalan kafes şeklindeki yapıya thorax adı verilir. ikincisi ise gaz alış-verişinin gerçekleştirildiği alveoller ve solunum membranından (alveolo-kapiller kompleks) ibaret olan akciğerden oluşur. beyin sapında (medulla oblongata ve pons) bulunan solunum merkezi tarafından idare edilir. İnspiryumun esas kası diaphragmadır. Bunlardan birincisi oksijenle yüklü havanın dış ortamdan alınarak akciğerlerdeki alveollere iletildiği boru sistemi. Solunum sistemi ayrıca. Solunum sisteminin diğer fonksiyonları. Akciğerdeki hava kesecikleri (alveol) ile atmosfer havası arasındaki gaz değişimi. Hava iletici bölüm olarak da adlandırılan bu yollar aynı zamanda temizleme. Solunum vücudun gereksinmelerine göre düzenlenir. Yanlarda. Pulmonal ventilasyonun inspirasyon (soluk alma) ve ekspirasyon (soluk verme) denilen iki evresi vardır. Solunum sisteminin alveoller dışındaki bölümü hava iletimi ile ilgilidir. Toraks duvarının çevrelediği boşluğa toraks boşluğu (cavitas thoracis) adı verilir. ductus thoracicus ve sinirler bulunur. Normal istirahat anında solunum sayısı 16-20 arasında değişir. sternum. Burun (nasus) b. Bronşlar (büyük hava yolları) c. pasif bir olaydır. Soluk borusu (trachea) b. burundaki özel epitelle sağlanan koku duyusu ve gırtlak tarafından gerçekleştirilen ses üretimidir (fonasyon). Akciğerler ve bronşiyaller (küçük hava yolları) Canlılığın en önemli göstergelerinden biri olan solunum (respirasyon). Bu düzenleme. Nazofarinks (pars nasalis pharyngis) c. vücudun pH düzeyinin ayarlanmasına da (homoestazis) yardımcı olur. Alt solunum yolları a. Üst solunum yolları a. Üst taraftakine apertura thoracis superior.

Burun boşluğu. orta ve alt geçit (meatus nasi superior-medius-inferior) olarak adlandırılır. orta ve alt konka (concha nasalis superior-media-inferior). üst. Kemikler ve kıkırdaklardan ibarettir. Paranazal sinüslerdeki solunum epitelinin iltihabına sinüzit 42 . burun kanamalarının (epistaxis) en yaygın yeridir. facialisin dalları ile a. fasiyal ve oftalmik arterlerin dalları tarafından beslenir. PARANAZAL SİNÜSLER (SINUS PARANASALES) Burun boşluğuna açılan havalı kemik boşluklarına paranazal sinüsler (sinus paranasales) denir. Bu alanda a.BURUN (Nasus) Üst solunum yollarının temel organı olan burun. geçitler ise. İşlevi solunan havadaki büyük partikülleri tutmaktır. Septum nasinin ön-alt bölümü Little alanı olarak bilinir. sphenopalatinanın dalları anastomoz yapar. Konkalar. vibrissae denilen kıllar bulunur. dış duvar ve iç duvar olmak üzere dört duvarı vardır. Burada üç konka (concha) ile bunların arasında uzanan geçitler (meatus) bulunur. Solunum bölgesi (regio respiratoria): Vestibulumdan koku bölgesine kadar uzanan burun boşluğu bölümü. İç duvar. arkadaki choanalarla yutak boşluğunun burun bölümüne (nasopharynx) bağlanır. Dış duvar. maksiller. Burun boşluğunun giriş bölümünde (vestibulum nasi). nemlendirilmesi yanında temizlenmesini de sağlar. öneaşağıya doğru uzanan piramidal bir oluşumdur. solunan havanın ısıtılıp. anatomik olarak dış burun ve burun boşluğundan ibarettir. Bu alanda hava içinde bulunan kokuları algılayan koku reseptörleri bulunur. içinde taşıdığı özel mukoza sayesinde “Koku organı” olarak da fonksiyon görür. Kiesselbach pleksusu denilen bu damar ağı. Dış burun (nasus externus): Dış burun. üst. burun boşluğunun en geniş ve en komplike duvarıdır. burun bölmesi (septum nasi) tarafından yapılır. bir solunum yolu olma yanında. os ethmoidale ve cartilago septi nasi denilen burun bölmesi kıkırdağı oluşturur. taban. Burun. Burun boşluğu (cavitas nasi): Bir bölme ile iki eşit boşluğa ayrılmış olan burun boşluğu. Burun boşluğunun herbir yarımının tavan. Septum nasiyi başlıca. Koku bölgesi (regio olfactoria): Concha nasalis superiorun üzerinde lokalize sarı renkli alandır. solunum yollarının başlangıç bölümüdür. vomer. Burun delikleri (nares) ile dış ortamla ilişki kuran boşluk. yüzün orta hattında yerleşmiş.

orta ve arka olarak üç gruptur. Cellulae (sinus) ethmoidales: Etmoid kemiğin labirinti içinde yer alırlar. Paranazal sinüsler.denir. Solunum havasının geçtiği bir iletici yol olma yanında. PARS NASALIS PHARYNGIS) Yutak (pharynx). Bu nedenle burundan girilip. kafanın ağırlığının azaltılmasını da sağlarlar. NAZOFARİNKS (NASOPHARYNX. Üç parçası vardır. Sinus maxillaries: Paranazal sinüslerin en büyüğü ve enfeksiyonların en çok görüldüğü paranazal sinüstür. alt solunum yollarını koruyan 43 . Meatus nasi mediusa açılır. Ön. aşağıda aditus laryngis ile gırtlakla bağlantılı olan parçasına laryngopharynx denir. Sinus frontalis: Kaş çıkıntılarının arkasında. Yutak aşağıda yemek borusu (özofagus) ile devam eder. bu sinüsün hemen yukarısındadır. Arka grup görme siniri (optik sinir) ile yakın komşu olduğundan enfeksiyonları görme sinirini tutabilir. bu sinüsten geçilerek hipofiz bezindeki tümörler çıkarılabilir (transsfenoidal hipofizektomi). ağız boşluğu ve gırtlağın başlangıç bölümünün arkasında yer alan hem sindirim hem de solunum fonksiyonu olan bir organdır. os frontale içinde yer alan bir çift boşluktur. diğerleri meatus nasi mediusa açılır. GIRTLAK (Larynx) Boynun ön bölümünde. Recessus sphenoethmoidealise açılır. Sinus sphenoidealis: Sfenoid kemik gövdesi içinde bulunur. Hipofiz bezi. Meatus nasi mediusa açılır. burun boşlukları. Yukarıda choanaelar ile burun boşluğu ile bağlantılı olan parçasına nasopharynx. C3-C6 omurlar seviyesinde (çocuklarda ve yetişkin kadınlarda daha yukarıda). Arka grup meatus nasi superiora. ortada isthmus faucium ile ağız boşluğu ile bağlantılı olan parçasına oropharynx. sesin rezonansını sağlama yanında. soluk borusu (trachea) ile laryngopharynx arasındadır.

laryngeus recurrens denilen dalı 44 . Gırtlağın ses çıkarma ve sfinkterik fonksiyonlarını gerçekleştirmesini sağlayan kaslar. Yukarıda aditus laryngis ile laryngopharynxe açılan gırtlak boşluğu (cavitas laryngis). kıkırdakların en büyüğüdür. Cartilago epiglottica: Dil kökünün arkasında. iskelet kası karakterindedir. cartilago epiglottica Çift olanlar. Gırtlak kıkırdakları (cartilagines laryngis) Gırtlak. Bu kaslar. Gırtlağın membranları ve bağları. Bu birleşme erkeklerde daha belirgin olup adem elması (prominentia laryngea) denilen çıkıntıyı yapar. aşağıda soluk borusu (trachea) ile devam eder. mukoza ile örtüldüğü zaman plica vestibularis ve plica vocalis olarak adlandırılır. Sağ-sol iki laminadan oluşur. Yutma sırasında larinks girişini kapatır ve lokmanın hava yoluna geçmesini önler. gırtlağın kıkırdaklarını. birbirlerine ve komşu yapılara bağlarlar. laryngeus superiorun ramus externusu ile uyarılır). cartilago cornuculata. cricothyroideus n. Hem ligamentum vestibularelerin (yalancı ses telleri) hem de ligamentum vocalelerin (gerçek ses telleri) ön uçları cartilago thyroideaya.bir sfinkter olarak da görev yapar. elastik kıkırdak yapısında yaprak şeklinde bir kıkırdaktır. Sağ-sol laminalar önde orta hatta yetişkin erkeklerde 90° kadınlarda 120° açı ile birleşirler. Cartilago cricoidea: Yüzük şeklindedir. cartilago arytenoidea. cartilago thyroidea . gırtlak boşluğu girişinin önünde yer alan. Ligamentler. n. cartilago cuneiformis Cartilago thyroidea: Gırtlağın ön bölümünde olup. Larynxin en kalın ve en sağlam kıkırdağıdır. ince. Tek olanlar. üçü de çift olan toplam 9 kıkırdaktan oluşur. vagusun n. Sesin oluşumundan sorumludurlar. üçü tek. cartilago cricoidea . arka uçları cartilago arytenoideaya tutunur. birisi hariç (m. Cartilago arytenoidea: İki küçük kıkırdaktır.

posticus): Rima glottis’i açar. alttaraftakilere plica vocalis denir. Bu plikalardan üsttekilerine plica ventricularis veya vestibularis. • M. cartilago arytenoidea’ları birbirine yaklaştırarak rima glottis’i daraltır. Plica vocalis’leri gerer. iki plica vocalis arası) açan tek kas olan ve böylece ses oluşmasını sağlayan m. m. thyrohyoideus. Bunlar: 1-Vestibulum laryngis 2-Ventriculus laryngis 3-Cavum laryngis proprium (ya da cavitas infraglottica) 45 . trachea ile devam eder. Bu kas plica vocalis’i gevşetir.dir. m. m. Ekstrensek kaslar: Larynx’e komşu organlardan gelerek. Bunlar: • M.sternohyoideus. Kasılmasıyla larinks girişini kapatır. cricoarytenoideus posterior (m. extrensek ve intrensek kaslar olarak iki gruba ayrılır. cricoarytenoideus posterior (m. palatopharyngeus v. Cavitas laryngis (larynx boşluğu) Larynx’in girişinden cartilago cricoidea’nın alt kenarına kadar uzanır. cricothyroideus: Pars obliqua ve pars recta olarak iki kısımdan oluşur. larynx kıkırdakları arasında uzanırlar. vocalis’i oluşturur.s. Intersek kaslar: Larynx’in kendi kaslarıdır. Cavitas laryngis’i ortadaki iki çift mukoza kıvrımı üç parçaya böler. arytenoideus obliquus çifttir. Iki plica vocalis ile bunlar arasındaki açıklğa rima glottis (veya mizmar aralığı) adı verilir. cricoarytenoideus lateralis: Rima glottis’i daraltır. • M. • M. Glottis Larynx’in ses oluşumuyla ilgili bölümüdür. Bu kas rima glottis’i açan tek kastır. Larinks kaslarından en önemlisi rima glottidisi (mizmar aralığı.tarafından uyarılır. m. posticus)dur. thyroarytenoideus: Medialindeki demet m. Bunlardan bir tanesi tek diğerleri çifttirler. • M. Cavitas laryngis üç kısımda incelenir. sternothyroideus. Bunlar. “x” harfi şeklinde iki demet halindedir. Larynx kasları. çalışmalarıyla larynx’in durumunu değiştiren kaslardır. constrictor pharyngis inferior. • M. m. arytenoideus transversus tektir.

M. tracheale) denilen bağlarla bağlanır. laryngeus recurrens taşır. Sinirleri. BRONŞLAR (BRONCHI) 46 . thyroidea inferior adıyla v. At nalı şeklinde 15-20 tane kıkırdak halkadan (cartilagines tracheales) oluşur. cricothyroideus dışında tüm intrensek larynx kaslarının motor siniri n. Ayrılma yerine bifurcatio trachea denir. laryngeus superior’un dalı). cricothyroideus ise n. laryngeus superior’un iki terminal dalından küçük olanı) tarafından innerve edilir. Larynx mukozasının glottis üstünde kalan bölümünün duyusunu n. laryngeus internus (n.Larynx damar ve sinirleri Arterleri. M. jugularis interna’ya. T4 vertebra alt kenarında iki ana bronkusa (bronchus principalis dexter ve bronchus principalis sinister) ayrılır. v. torakal vertebranın alt kenarı arası seviyededir. kıkırdak ve bağ dokusundan yapılı. laryngeus inferior’dur. thyroidea superior adıyla v. Venleri. Cartilago cricoideanın alt kenarı (ya da 6. altta kalan bölümü ise n. laryngeus externus (n. servikal vertebra) ile 4. a. SOLUK BORUSU (Trachea) Soluk borusu. larynge inferior larynx’i besleyen arterlerdir. yaklaşık 10 cm uzunluğunda bir organdır. v. laryngea superior ve a. brachiocephalica sinistraya dökülür. Kıkırdaklar birbirlerine ligamentum anulare (lig.

bronchus lobaris inferioru. sağ ana bronşa göre daha dar. daha kısa ve daha dik seyirlidir. sol akciğer 9 ya da 8 tane bronkopulmonal segmentten oluşur.Sağ ana bronş (Bronchus principalis dexter). bronchus lobaris superioru. bronchus lobaris mediusu. 5 (ya da 4) tane segmental bronşa ayrılır. sol akciğerde dağılan 9 ya da 8 tane segmental bronş vardır. sol ana bronşa göre daha geniş. 5 tane segmental bronşa ayrılır. Sağ akciğer üç loblu olduğundan üç tane lobar bronşa (bronchus lobaris superior. tracheanın devamı gibidir ve bu yüzden de tracheaya kaçan yabancı cisimler genellikle sağ tarafa girer. medius ve inferior) ayrılır. Bronchus lobarisler. Sağ akciğerin. Sol akciğer iki loblu olduğu için iki tane lobar bronşa (bronchus lobaris superior ve inferior) ayrılır. Başka bir ifade ile sağ akciğer 10. 2 ve bronchus lobaris inferioru. bronchus lobaris superioru. KLİNİK BİLGİ Bifurcatio tracheanın iç yüzünde ve çatallanma yerinin ortasındaki çıkıntıya carina trachea denir. bronchus segmentalislere ayrılır. Bronchus segmentalisten sonra gelen solunum yolları bronşiyal olarak bilinir ve kıkırdak içermezler. Bu çıkıntı biraz sol tarafa meyil gösterir. Sol ana bronş (bronchus principalis sinister). 3. TRAKEOTOMİ ve TRAKEOSTOMİ 47 . Buna göre sağ akciğerde dağılan 10. 4. Bronkopulmonal segment (segmentum bronchopulmonale). daha uzun ve daha horizontal seyirlidir. akciğerlerin anatomik ve cerrahi ünitidir. Bu nedenle bronchus principalis dexter. Sol akciğerin.

48 . bir defada alınan ya da verilen hava miktarıdır. Akciğerlerin kaburgalarla komşu olan yüzüne facies costalis. Yeni doğanda pembemsi-beyaz renklidir.5 cm yukarısındadır. Tidal volüm. koni şeklindedir. sol akciğerde de. Yaklaşık 500 ml dir. cava superior. Yetişkin bir insan dakikada 12-18 defa solunum yapar. AKCİĞERLER (PULMONES) Kalbin her iki tarafında yer alan ve göğüs boşluğunda en büyük alanı dolduran akciğerler. Bunun 150 mililitresi anatomik ölü boşluk olarak bilinen cavitas nasi. trachea. cava inferior ve v. Buna göre dakikadaki gerçek alveoler ventilasyon oranı = 350 x 15 (dakikadaki solunum sayısı). Total akciğer kapasitesi (tidal volüm + rezidüel volüm). Yaşın ilerlemesiyle rengi gri-siyaha dönüşür.Kişinin sponton solunum yapamadığı durumlarda (koma gibi yada travma.5 cm daha kısadır. Trakeotomi. arcus aortae ile aorta thoracicanın izi bulunur. Apex pulmonis Akciğerlerin kubbe şeklinde olan üst uçlarıdır. Mediastinal yüzlerde komşuluk yaptığı bazı organların izleri bulunur. 5800 ml dir. Geriye kalan 350 mililitresi alveollerdedir. solda ise karaciğer sol lobu ve mide fundusu ile komşuluk yapar. Akciğerler. solunum ile alınan karbon zerreciklerinin akciğerlerin dış yüzüne yakın kısımlarda birikmesiyle oluşur. trakeada yapılan cerrahi işlemin adıdır. Her iki akciğerde izi olan iki organ vardır. Apex pulmonis denilen bir tepesi ve basis pulmonis denilen bir tabanı vardır. Diaphragma kubbeleri aracılığı sağda karaciğer sağ lobu. v. Trakeostomi. tümör. cerrahi işlem sonucu trakeada oluşturulan açıklığın adıdır. birbirlerine bakan yüzlerine de facies mediastinalis denir. solunum sisteminin en önemli organlarıdır. Yetişkinde sağ akciğer 625 gr sol akciğer 565 gr dır. Birisi kalp. ancak kapasitesi daha fazladır. Basis pulmonis Akciğerlerin diaphragma kubbeleri üzerinde oturan bölümüdür.25 litredir. yabancı cisim kaçması gibi hava yolunun bloke olması sonucu) akciğerlere yeteri kadar hava gitmediği zamanlarda uygulanır. azygosun. diğeri özofagusdur. Sağ akciğer sol akciğerden yaklaşık 2. v. 5. Bu koyu renk. Sağ akciğerde. bronchus ve bronchiollerdedir. Claviculanın yaklaşık 2.

sinirleri ve bronşlar geçer. Ductus alveolaris 5. Saccus alveolaris 6. Akciğerlere giren-çıkan yapıların tümü radix pulmonis olarak bilinir. Buradan akciğerlerin damarları. diğer bölümlere zarar vermeyen fonksiyonel birimine segmentum bronchopulmonale adı verilir. lobus superior ve lobus inferior. diğer bölümlerden bağımsız olarak çalışan ve cerrahi olarak çıkarıldığında. fissura horizontalis ise lobus mediusu lobus superiordan ayırır. Sol akciğer tek fissür (fissura obliqua) ile iki loba ayrılır. Pleura (Akciğer Zarı) Akciğerleri saran seröz zara pleura denir. Akciğerlerin. Alveolus pulmonis Son dört oluşuma birlikte acinus (asinüs) ya da lobulus pulmonis (akciğer lobçuğu) denir. 49 . lobus medius ve lobus inferior. Pleuranın akciğerleri saran bölümüne pleura visceralis. Bronchiolus lobularis 2. İkisi arasında kalan boşluğa cavitas pleuralis denir. KIKIRDAK 1. toraks duvarının iç yüzünü ve diafragmanın üst yüzünü örten bölümüne pleura parietalis denir. Fissura obliqua. lobus superior ve lobus mediusu lobus inferiordan. Bronchiolus terminalis 3. Gaz alış-verişi asinüsü oluşturan yapılarda olur. lobus superior.Akciğerlere ait yapıların girip-çıktığı yere hilum pulmonis denir. Sağ akciğer iki fissür (fissura obliqua ve fissura horizontalis) ile üç loba ayrılır. Bronchiolus respiratorius 4.

arkada T4 omurun alt kenarından geçirilen horizontal bir düzlem ile üst ve alt mediastinuma ayrılır. paraözofageal herni) gelişir. vena hemiazygos. aorta ascendens. 50 . n. ductus thoracicus. mediastinum medium ve mediastinum posterius) olarak üçe ayrılır. gülme. vena azygos. bronchus principalisler. Delikten v. İşlevi sırasında toraks boşluğunun vertikal (uzunlamasına) boyutunu artırır. truncus pulmonalis. T8-T9 vertebralar arası disk seviyesindedir. oesophagus. vaguslar. phrenicustur. n. Mediastinum önde sternum. Kalp-perikard. brachiocephalicalar. önde angulus sterni. içerisindeki en önemli oluşum thymustur. Kasın bazı bölgelerinde zayıf alanlar bulunur. phrenicuslar. ductus thoracicus. mediastinumların en geniş olanıdır. Mediastinum. kusma. bifurcatio trachea. defekasyon gibi vücuttan atılma olaylarında çalışır. arkada tüm torakal vertebralar. pulmonales. Diaphragmada thoraks ve abdomen boşluğunda yer alan bazı oluşumların geçişine izin veren açıklıklara sahiptir. Mediastinum superius. n. v. toraks boşluğundaki tüm yapılar mediastinumdadır. Kas liflerinin tutunduğu orta bölümü bumerang benzeri aponörotik bir yapıdadır ve centrum tendineum olarak bilinir. oesophagus. aksırma. v. Sinirin felcinde diyafragmada fonksiyon kaybı sonucu nefes alma (inspiryum) zorlaşır. perikarda (kalbi saran zar) göre ön. aorta thoracica. orta ve arka mediastinum (mediastinum anterius. aşağıda apertura thoracis inferioru kapatan diaphragma ve yanlarda pleura mediastinalis ile sınırlıdır. Alt mediastinum da. cava inferiorla birlikte sağ n. truncus sympathicus. toraksa giren ve torakstan çıkan yapılar bulunur. Böylece toraks boşluğunu karın boşluğundan (abdominal boşluktan) ayırır.MEDIASTINUM Akciğerleri saran pleura parietalisin pars mediastinalisleri arasında kalan boşluğa mediastinum adı verilir. İnspiryumun (nefes alma) temel kasıdır. Foramen venae cavae. Toraks boşluğunun alt açıklığı olan apertura thoracis inferioru kapatır. bağırma. phrenicus geçer. Mediastinum medium. Bu alanlardan doğumsal (morgagni hernisi. Öksürme.… Mediastinum posterius. Mediastinum anterius. n. bochdalek hernisi) ya da erişkin tip herniler (fıtıklar) (sliding herni. cava superior. cava superior. phrenicuslar. n. yukarıda apertura thoracis superioru dolduran boyun kökü. v. Akciğerler ve pleuraları hariç. Arcus aortae ve dalları.… DIAPHRAGMA Diaphragma. göğüs ve karın boşluklarını birbirinden ayıran kubbe şeklinde kas yapıdır. miksiyon. vv. vaguslar. Siniri. trachea.

Hiatus aorticus. T12 vertebra seviyesindedir.Hiatus oesophageus. Açıklıktan özofagus ile n. Açıklıktan aort ile insan vücudunun en büyük lenf kanalı olan ductus thoracicus geçer. 51 . T10 vertebra seviyesindedir. vaguslar geçer.

Bir tabanı (basis cordis) bir tepesi (apex cordis). Burada görülen hafif çukur ve yuvarlak alan 52 . Atrium dextrum: Kalbin sağ . Atriumlardaki kas yapısına mm.6. Trabeculae carneaelerin bazıları daha da kalınlaşarak m. 2/3’ü solunda yerleşmiştir. 230 . ikisi de tepe tarafında yer alan ventriküllerdir. akciğerler arasında lokalize. Sağ ventrikülde 3. Atriumlar ile ventriküller dıştan sulcus coronarius denilen bir oluk ile ayrılmıştır.. küçük dolaşımda (akciğer dolaşımı) venöz kan arterlerle akciğerlere. papillarisleri oluşturur. DOLAŞIM SİSTEMİ Dolaşım sistemi fonksiyonel olarak.280 gr dır. arteryel kan da venlerle kalbe taşınır. kanı kalbe getiren damarlara ise ven (toplar damar) adı verilir.üst kısmında lokalizedir. venler de venöz kanı iletirken. çizgili kas yapısında ancak istemsiz olarak çalışan bir organdır. Ancak büyük dolaşımda arterler arteryel kanı. Genel olarak kişinin yumruğu kadardır. kalbin arka bölümüdür ve kalbe girip çıkan damarların olduğu yerdir. pectinati denir. Arterlerin sonlanıp venlerin başladığı yerlerde ise kapillerler (kılcal damarlar) yer alır.340 gr. kadınlarda ise. immün sistemdeki yapıların iletimi ve yabancı maddelerin atılması gibi birçok işlemde rol alır. Kalbin 1/3’ü orta hattın sağında. kapiller) dolaşım sisteminin organlarıdır ve kanı iletmekle görevlidirler. sol memenin hemen altındadır. Basis cordis. iki de yüzü vardır. Pektinat kaslar. Üst bölümüne v. Kalp ve damarlar (arter. besinler ve hormonların dokulara taşınması. ven. cava superior. sol ventrikülde 2 tane papiller kas bulunur. Apex cordis. sol ventriküle ait olup. 5 nci interkostal boşlukta. Ön . İkisi taban tarafında (basis cordisde) bulunan atriumlar. oksijen. Öne bakan yüzüne facies sternocostalis (sternalis). diafragmaya oturan yüzüne ise facies diafragmatica denir. KALP (COR) Toraks boşluğunda orta mediastinumda.üst tarafından sola doğru olan uzantısına auricula dextra denir. Kalpten çıkan kanı götüren damarlara arter (atar damar). cava inferior açılır. ventriküllerde kalınlaşarak trabeculae carneae adını alır. Kalp içinde dört boşluk vardır. alt bölümüne de v. Ağırlığı erkeklerde 280 . İç kısmı sol atrium ile komşudur ve arada septum interatriale denilen bir bölme bulunur.

sağ atrium ile sağ ventrikül arasındaki kan geçişini sağlayan açıklıktır. ventrikül sistolü sırasında küspislerin atriumlara dönmesini önlemektir. Bu kapak. Sağ atriumdan septum interatriale ile ayrılır. Akciğerlerden gelen 4 tane v. sağ ventrikülün ön üst kısmında lokalizedir. Chorda tendineaların işlevi. 3 tane yarımay şeklinde kapakçıktan oluşur. Doğumdan sonra kapanmazsa. Ventriculus dexter: Bu boşluğun duvarları atriumdan daha kalın. Ostium trunci pulmonalis: Turuncus pulmonalisin başlangıcında. Kalbin en arkada bulunan kısmıdır. Bu açıklık sistol sırasında (valva tricuspidalis-valva atrioventricularis dextra. pulmonalis sol atriuma açılır. Diastolde bu deliği valva trunci pulmonalis kapatır. Sağ ventrikülde 3 tane papiller kas (m. Ventrikülün iç yüzünde görülen kas kabarıntılarına trabeculae carneae adı verilir. Sol 53 . Üst . chorda tendinea denilen fibröz iplikçikler. Facies sternocostalisin büyük bölümünü oluşturur. ancak sol ventrikülden daha incedir. trikuspid kapak) denilen üç kapakçıktan (cuspis) oluşan kapak ile kapatılır. triküspid kapağın kuspislerine uzanır.fossa ovalisdir. Atrium sinistrum: Sağ atriumdan daha küçüktür. Ön yüzün büyük kısmı pericardium aracılığı ile göğüs ön duvarıyla komşuluk yapar. Ostium atrioventriculare dextrum. bu durum Atrial Septal Defekt (ASD) olarak bilinir. Arteryel kan taşıyan bu venler kapak içermezler.sol tarafından öne doğru olan uzantısına auricula sinistra denir. Bu kaslardan başlayan. papillaris anterior-posterior-septalis) vardır. Embriyonik hayatta fonksiyon gören foramen ovalenin kapanması sonucu oluşur.

papillaris. Kapanmaması halinde doğumdan sonra Ventriküler Septal Defekt (VSD) denilen durum ortaya çıkar. Bu açıklığı mitral kapak (valva atrioventricularis sinistra. birbirinin devamıdırlar. düz ve parlak bir zardır. Endocardium: Kalp boşluklarının iç yüzlerini ve içindeki yapıları (kapaklar. His demeti: A-V düğümünden başlayan bu demet pars membranaceanın ortalarında crus dextrum ve crus sinistrum denilen iki bacağa ayrılır. Nodus sinu-atrialis (S-A düğümü): Sağ atriumda crista terminalisin üst ucunda yer alır. Epicardium (pericardium serosum. Buradan çıkan uyarılar Nodus atrioventricularise (A-V nodu) taşınır. Ostium aortae: Aortanın sol ventrikülden çıktığı yerde bulunan açıklıktır. Nodus atrio-ventricularis (A-V düğümü) : Septum interatrialede bulunur. Valva aortae denilen 3 tane yarımay şeklindeki kapakçıktan oluşan bir kapak ile kapatılır. Ventriculus sinister: Trabecula carneae denen kas kabarıntıları bakımından sağ ventrikülden daha zengindir. chorda tendinea. Kalbin Yapısı: Kalp. m. Atriumları saran lifler. S-A düğümünden gelen uyarıları düzenler ve yavaşlatıp his demetine aktarır. Kalpte iletinin en yavaş olduğu yerdir. Myocardium 3. aralarında kalp iskeleti bulunur. Atriumları ve ventrikülleri saran kaslar birbirinin devamı olmayıp.atriumun ön duvarında görülen açıklık ostium atrioventriculare sinistrum adı ile bilinir. Büyük kısmı muskülerdir. Endocardium 2. Crus 54 . valva mitralis) sistol sırasında kapatır. lamina visceralis). Bu kaslardan başlayan chorda tendinealar kapakçıklara (cuspis) tutunurlar. papillaris posterior denilen 2 tane papillar kas içerir. özel bir farklılaşma gösteren kalp kası liflerince oluşturulur. 1. Dakikada ortalama 70 impuls çıkarır. Pars muscularis ve pars membranacea denilen iki kısmı vardır. Myocardium: Kas tabakasıdır. Bu nedenle atriumlar ile ventriküller bağımsız olarak çalışabilirler. Kalbin kontraksiyonunu bu nodülden çıkan impulslar başlatır. trabecula carnea gibi) örten ince. Embriyolojik gelişim sırasında membranöz parçada bulunan bir açıklık zamanla kapanır. Ancak ventrikülleri saran lifler. M. birbirleriyle devam etmezler. Sistemi oluşturan yapılar şunlardır. Septum interventriculare: İki ventrikül arasındaki bölmedir. içten dışa doğru 3 tabakalı bir yapı gösterir. Kalbin ileti sistemi: Bu sistem. Bu nedenle bu nodüle kalbin pacemakeri de denilir. papillaris anterior ve m.

Kalbin uyarılması: Kalp.sinistrum. sempatikleri ise. Az miktardaki venöz kan direkt olarak kalp boşluklarına dökülür. Sinus coronorius. Pericardium fibrosum. T1-T5 segmentlerinden bilateral olarak gelir. 5 .6. parasempatik etki ile yavaşlar. kalp kasının üzerini sıkıca sararak kalbin epicardium denen en dış tabakasını oluşturur. Pericardium fibrosum. crus dextrum ise. İkisi arasında kalan boşluğa cavitas pericardiaca denir ve içinde ortalama 25 cm3 kadar liquor pericardii denilen sıvı bulunur. 55 . Sempatik aktivasyon ile kalp atışları artar. N. kalbin venöz kanının yaklaşık % 60’nı toplar ve sağ atriuma boşaltır. coronaria dextra ve a. Bu sıvı sürtünmeyi azaltarak kalbin çalışmasını kolaylaştırır. PERICARDIUM: Kalp ve büyük damarların köklerini saran serofibröz bir torbadır. 2. Alt tarafta diafragma ile bitişiktir. Cavitas pericardiacada sıvı toplanması (perikardit) durumlarında kalp diastolde genişleyemeyeceği için sistolde kasılı kalır.8 torakal vertebraların önündedir. purkinje lifleri (subendokardiyal pleksus) denilen terminal küçük lif demetleri şeklinde sonlanır. iç (lamina visceralis) ve dış (lamina parietalis) olmak üzere iki bölümden oluşur. Her iki crus. sol ventrikülde. coronaria sinistradır. Kalbi ve büyük damarların başlangıç kısımlarını içine alan bir torbaya benzer. Purkinje lifleri kalpte iletinin en hızlı olduğu yerdir. kıkırdak kaburgaların arkasında. vagusdan. aorta ascendensin dalları olan a. Pericardium serosum. 1. sağ ventrikülde dağılır. İki tabakalı bir yapı gösterir. OSS’nin kontrolü altındadır. Parasempatikleri. kalın olan dıştaki tabakadır. Pericardium serosum. Pericardium serozumun iç yaprağı da (lamina visceralis). Corpus sterni ve 2 . bu patolojik duruma kalp tamponadı denir. Kalbin venleri: Venlerdeki kanın büyük kısmı sinus coronariusa (sulcus coronariusta seyreder) ve bu sinus aracılığıyla da sağ atriuma dökülür. Kalbin arterleri: Kalbi besleyen arterler.

Subclavia sinistra: Arcus aortaedan direkt çıkar. baş boyun bölgesine dallar verir. 1. Her iki taraf a. Aorta: Dolaşım sisteminin ana arteridir. A. A. subclavia sinistradır. carotis externa. A. axillaris. axillaris adını alır. Solunumu artırarak CO2’yi atıp O2 seviyesini yükseltir. c. 3 bölümde incelenir. Bunlar sağdan sola doğru sırasıyla. carotis interna ise boyunda dal vermeden kafa içerisine girer ve beyni besleyen dallar verir. Burada baroreseptörler bulunur. vertebralis de bu arterden çıkar. nabız alımında en çok kullanılan arterdir. pulmonalis sinistra) iki dala ayrılır. pulmonalis dextra) ve sol (a. kolda a. b. brachialis adını alır ve dirsek seviyesinde a. Arcus aortae altında sağ (a. Yine bifurcatio carotidisde bulunan küçük. Burada bulunan kemoreseptörler. radialis ve a. Ayrılma noktasına bifurcatio carotidis denir ve burası karotid pulsasyonun alındığı en iyi yerdir. a. carotis communis sinistra 3. aorta descendens adını alarak aşağı doğru devam eder. pulmonalis sinistra. coronaria dextra ve a. Aorta Ascendens: Sol ventrikülünden çıkan ana arterdir. arter olarak ifade edilmesine karşın venöz kan taşır.Carotis Communis Sinistra: Sağ taraftakinden daha uzun seyir gösterir (aortadan direk çiktığı için). cartilago thyroideanın üst kenarı (C3-C4 arası disk) seviyesinde a. ulnaris olmak üzere iki dala ayrılır. 2. A. Elin palmar yüzünde bu iki arterin dalları arcus palmaris superficialis ve profundus denilen iki arteryel kemer oluşturur. coronaria sinistra) verir. A. 1. Çünkü ductus arteriosus bu arter ile arcus aortaeyi birbirine bağlar. Arcus aortae 3 dal verir ve bu dallar arkusun konveks kısmının üst yüzünden çıkar. Bifurcatio carotidisde ya da a. A. fetusda daha kalındır. CO2 artışına duyarlıdır. Beyni besleyen iki ana arterden biri olan a. carotis communis. carotis internanın başlangıcında sinus caroticus denilen bir genişleme vardır. kaburganın dış kenarından itibaren a.radialis. kırmızı-kahve renkli oluşum glomus caroticum adı ile bilinir. A. A. Sağ ventriküldeki kanı akciğerlere taşır. subclavia. Arteria subclavialar üst ekstremite ve boynu besler. a. Truncus brachiocephalicus 2.BÜYÜK DAMARLAR Truncus (Arteria) pulmonalis: Sağ ventrikülden başlar. subclavia dextra ve a. Bu kemerlerden çıkan dallar parmaklara gider. A. A. 1. Kan basıncı yükselmelerinde refleks olarak kalp atımını yavaşlatır ve arteriollerde vazodilatasyona sebep olarak tansiyonu düşürür. carotis communis dextra denilen iki uç dalına ayrılır. Truncus Brachiocephalicus: Arcus aortaenin en büyük dalıdır. Arcus Aortae: Aorta ascendensin devamı olarak başlar ve açıklığı aşağıya bakan bir kavis çizerek. 56 . carotis interna ve a. carotis externa denilen uç dallarına ayrılır. Kalbin kendi dokusunu besleyen iki dal (a.

Pars abdominalis aortae: Pars thoracica aortae. brachioradialisin tendonları arasından. A. iliaca interna ve externa denilen uç dallarına ayrılır. A. testis ve ovaryumlara dallar verir. Ayrılma yerine bifurcatio aortae denir ve burası aort pulsasyonunun en iyi alındığı yerdir. malleolus medialis arkasından geçer (buradan nabzı alınır) ve ayak tabanındaki yapıları besleyen iki dalına ayrılarak sonlanır. Alt ekstremitede nabız alınan yerler 1. carotis communis. Sindirim sistemi organlarına. 4. ligamentum inguinalenin altından geçtikten sonra a. radialis. femoralis adını alır. iliaca communis dextra ve sinistra) ayrılır. A. tibialis posterior bacağın arkasında seyreder. diz hizasında. tibialis posterior. iliaca externa. 2. poplitea. Pars thoracica aortae: Arcus aortaenin devamı olarak T4 vertebranın alt kenarı seviyesinde başlar. A. ayak sırtında m. dorsalis pedis. A. 3. T12 vertebra gövdesinin alt kenarı seviyesinde diafragmadaki hiatus aorticusdan geçince pars abdominalis aortae adını alır. poplitea adını alır. extensor hallucis longusun tendonunun lateralinden. 3. karın boşluğunda olan bölümüne pars abdominalis aortae denilir. ayak sırtında nabız alınan arterdir. femoralis. tibialis anterior bacağın ön bölgesinde seyreder ve ayak bileğini geçince a. diz fleksiyonda iken fossa popliteanın derininden. A. L4 vertebra gövdesi üzerinde. iliaca externa alt ekstremiteyi besler. tibialis anterior ve posterior dallarına ayrılır. Toraks boşluğundaki organlara dallar verir. cartilago thyroideanın üst kenarı seviyesinden. Aorta descendens: Toraks boşluğunda olan bölümüne pars thoracica aortae.3. dorsalis pedis. böbreklere. dorsalis pedis adını alır. A. A. Inguinalenin orta noktasının hemen altından. A. A. lig. a. fossa popliteada a. A. iliaca interna pelvis boşluğuna dallar vererek dağılırken. iki uçdalına ayrılır (a. A. A. 2. Bu fossanın alt ucunda. flexor carpi radialis ile m. m. malleolus medialisin arkasından. temporalis superficialis. 57 . Üst ekstremitede nabız alınan yerler 1. A. a. tragusun önünden. iliaca communisler. femoralis. a.

KLİNİK BİLGİ İntravenöz girişimler Bu amaçla sık olarak fossa cubitalisin yüzeyelindeki venler (antekübital venler) kullanılır. toraks duvarının venini toplayan v. iliaca communis dextra ve v. pulmonalis inferior dextra ile v. cava superioru oluşturur. iliaca communis sinistranın birleşmesi ile oluşur. mediana antebrachiidir. Bu birleşme yerine angulus venosus denir. En çok tercih edilenler. Sağ atriumun üst tarafından kalbe girer. v. el sırtındaki arcus venosus dorsalis manusun uçlarından da iki ven başlar. Aorta abdominalisin sağında ve columna vertebralisin önünde yukarı doğru yükselir. Bunlar. v. Ön kolun ön bölgesinde vena mediana cubiti bu iki ven ile birleşerek “M“ harfi şeklinde görünüm oluşturur. Vena basilica ise kolun alt bölümünde derine iner ve v. Herbir akciğer için iki tane olmak üzere toplam dört tane vena pulmonalis vardır. pulmonales: Akciğerlerden oksijene kanı sol atriuma taşırlar. V. axillarise dökülür. lateral uçtan başlayan vena cephalica adı ile yukarı doğru devam eder.BÜYÜK VENLER Vena brachiocephalica dextra-sinistra: Boynun her iki tarafında. Sağ ve sol v. 8. Extremitelerde bulunan yüzeyel venler Ekstremitelerde arterlere eşlik eden derin venlere (komitan venler) ek olarak derinin hemen altında yüzeyel fasyanın yaprakları arasında seyreden venler de bulunur. Vena cava superior: Baş-boyun ve üst ekstremitenin venini taşır. pulmonalis superior dextra ve v. Bu vene açılan en önemli ven. Alt ekstremite ile benzer şekilde. brachiocephalicalar birleşerek v. subclavia olur. 58 . Vv. ve 9. pulmonalis inferior sinistradır. 5. azygosdur. Vena cava inferior: Diaphragma altında kalan yapıların büyük kısmının venöz kanını kalbe taşır. axillaris adını alarak yukarı doğru devam eder. v. pulmonalis superior sinistra ve v.axillaris. mediana cubiti ve v. jugularis internanın birleşmesi sonucu oluşurlar. lumbal vertebra önünde v. subclavia ile v. Medial uçtan başlayan vena basilica. Vena cephalica kolun lateral bölgesinde seyreder ve deltopektoral bölgede (omuz ön tarafında) v. İntravenöz girişimlerin en çok yapıldığı venöz damarlar. v. torakal vertebra arasındaki discus intervertebralis seviyesinde diafragmadaki foramen venae cavaeden geçer ve sağ atriumun alt tarafından kalbe girer. bu venlerdir.

Bu gibi durumlarda cut down denilen cerrahi işlem gerekebilir. 59 .Eğer hasta şişman ya da şokta ise bu venler kolayca bulunamayabilir.

fossa popliteada vena popliteaya dökülür). Medial uçtan başlayan vena saphena magna (bacak ve uyluğun medialinde seyreder. Kapaklarda oluşan yetmezlik ya da venöz kan akışını engelleyen çeşitli sebepler ile kanın damarlarda birikmesi ve damarda oluşan dilatasyon ile varis denilen patolojik durum oluşur. Bacakta yüzeyel venler ile derin venler arasında ara bağlantı vardır ve yüzeyelden derine doğru bir kan akışı söz konusudur.Ayak sırtındaki arcus venosus dorsalis pedisin uçlarından başlayan iki ven vardır. inguinal bölgede v. soldakiler ise arteryel kanla ilgilidir. KÜÇÜK ve BÜYÜK DOLAŞIM Kalp boşluklarının sağda kalanları venöz kanla. femoralise dökülür) lateral uçtan başlayan vena saphena parva (bacağın arka bölgesinde seyreder. Bu nedenle sağ atrium ile sağ ventriküle sağ kalp. 60 . Bu venler aynı zamanda kapak içerir. sol atrium ile sol ventriküle de sol kalp denir.

V. pancreas ve karın boşluğundaki sindirim organlarının venöz kanını taşıyan damarlar sonuçta v. cava inferior ile sağ atriuma gelir. ostium atrioventriculare sinistrumdan (mitral kapak ile sistolde kapatılılır) sol ventriküle geçer. Vücutta portal dolaşımın olduğu ikinci organ hipofiz bezidir. cava inferiora getirilir. karbondioksiti artarak venöz kan haline döner (kapiller seviyede). Damar. Göbek kordonunda bir ven (arteryel kan taşır). iki de arter bulur (venöz kan taşırlar). dört tane vv. Buradan a. V. cava superior ile v. sağ atriuma geri getirilir. Bu kanın da büyük bölümü aorta descendense geçer. göbekten fetusun karın boşluğuna girer ve karaciğer giriş kapısına (porta hepatis) gelir. bu damarla karaciğere taşınır. Sindirim kanalından gelen besinden zengin kan. truncus pulmonalisteki kan bir dirençle karşılaşır ve kanın büyük kısmı ductus arteriosus denilen bir kanal ile arcus aortaeye iletilir. Buradan da alt ekstremitelere. Sindirim sistemindeki kapiller damarlarla başlayıp yine karaciğerde kapiller damarlarda sonlanma gösteren bu venin vene açılma sistemine portal dolaşım denir. FETAL DOLAŞIM: Uterus (rahim)daki fetusun oksijen almasını amaçlayan bir dolaşımdır. iliaca internaların dalları olan aa. umbilicalisler (iki tane) aracılığıyla tekrar göbek kordonu içerisinden taşınarak plasentaya gider.Vena cava superior ve vena cava inferior ile sağ atriuma gelen venöz kan. Buradan aortaya atılan kan tüm vücuda dağılır. Dokulardan başlayan venler. Sol ventrikülden aorta aracılığıyla tüm vücuda gönderilir. Akciğerlerde alveolar seviyedeki gaz alış verişinden sonra oksijene olan kan. Kan. mesenterica superior ile v. cava inferior ile gelen kanın foramen ovaleden sol atriuma geçemeyen az bir kısmı ile karışıp sağ ventriküle geçer ve sağ ventrikülden truncus pulmonalise atılır. Burada. cava inferiorda toplanarak. splenicanın. Az bir kısmı. Baş-boyun ve üst ekstremiteye giden kan v. sonuçta v. collum pancreatisin arkasında birleşmesi sonucu oluşur. aorta descendense geçer. PORTAL DOLAŞIM: Dalak. Dokuları besleyen bu kanın oksijeni azalıp. Plasentadan oksijenden zengin kanı alarak fetusa götüren damara v. umbilicalis adı verilir. boyun ve üst ekstremitede dağılır. pulmonalesle sol atriuma getirilir. 61 . Bu ven. karaciğerde dallarına ayrılır. v. Kanın bir bölümü karaciğere giderken bir bölümü de ductus venosus denen ara bir kanal aracılığı ile v. cava inferiora aktarılır ve v. Buna da büyük dolaşım ya da sistemik dolaşım adı verilir. cava superior ile sağ atriuma döner. portae hepatis denilen bir damarı oluştururlar. Sağ atriumdaki venöz kan foramen ovaleden geçerek sol atriuma buradan da sol ventriküle geçer. buradan ostium atrioventriculare dextrumdan (triküspid kapak ile sistolde kapatılır) sağ ventriküle geçer. Bu dalların terminalleri kapiller yapıdadır ve sinüzoid denilen genişlemeler gösterir. Aortaya geçen kanın büyük bir bölümü baş. Fetusda akciğerler çalışmadığı için. Hepaticaeler aracılığı ile v. Sağ ventrikülden de truncus pulmonalis ile akciğerlere ulaşır. portae hepatis. Venöz kanın arteryel kana dönüştüğü bu olaya küçük dolaşım ya da akciğer dolaşımı denir. Sol atriuma gelen arteryel kan. bu sinüzoidlerden başlayan küçük venlerin birleşmesi ile oluşan vv. yaklaşık 8 cm uzunluğundadır. karın ve pelvis organlarına gider.

mide. normal olarak 9-11. kan depolama. karakteristik yapı olarak sinüsler vardır. timosit (tymocit) adı verilir. Bunlara. Yaklaşık 150 gr. Dalağın afferent lenf damarı yoktur ve bu nedenle dalağa lenf gelmez. portae hepatisi oluşturur. kaburgalar arasındadır. phrenicocolicumun üzerinde yer alır. kahve çekirdeğine benzer. Kırmızımavimsi bir renkte olup. karın boşluğunda bulunan intraperitoneal bir organdır. kırmızı kan cisimciklerini toplayarak. Beyaz pulpada lenfositler bulunur. Veni. immün sistemde fonksiyon görme ve lenfosit oluşumudur. Dalak. diğer yapılarda kapanarak ligament haline dönüşür. Dalağı besleyen arter. Hücre ağının boşluklarında bol miktarda lenfosit depo edilir. Timus çocuklarda oldukça büyüktür ve büyümesi de yaklaşık 62 . sol böbrek. ağırlığında olup 12 cm. ihtiyaç olduğunda tekrar geriye verirler. ligamentum phrenicocolicum ve flexura coli sinistra ile komşuluk yapar. kadar uzunluğu ve 8 cm. splenicadır. splenica. lig. eritrositlerin yıkımı. Böylece sağ atriuma gelen venöz kanın tamamı sağ ventriküle. civarındadır. mesenterica superior ile birleşerek v. Timusun esas yapısı bir retiküler dokudur. LENFOİD ORGANLAR DALAK (SPLEN-LIEN) Vücuttaki en büyük lenfoid organ olan dalak. Bu yapılar. Timus (Thymus) Sternumun hemen arkasında. vena splenicadır. Kalınlığı ise 3 cm. Loblu bir yapısı vardır.Dogumla Birlikte Görülen Değisiklikler: Solunumun başlaması ile birlikte akciğerler hava ile dolarak genişler ve doğal olarak akciğerlere gelen kan miktarı artar.Dalak pulpası. foramen ovale kapanır. cauda pancreatis. Kanı filtre eden bir yapıdır ve fonksiyonu nedeniyle lenfatik organ olarak kabul edilir. Doğrudan perikard ile temastadır. mediastinum anteriusta yer alır. Dalağın işlevi. Visseral yüzü. truncus coeliacusun dalı olan a. Karnın sol üst kısmında. v. Sağlam bir kapsülü vardır. kadar da genişliği vardır. kendi içinde kırmızı ve beyaz pulpa olmak üzere iki kısma ayrılır. Kırmızı pulpada ise. buradan da akciğerlere giderek yetişkin kan dolaşımı gerçekleşir. V.

Lenf. kılcal lenf damarları bu sıvı iletiminin başlangıç noktasıdır. Lenfosit oluşumunda işlevi olan timus. Bu sıralarda en büyük haline erişir (ağırlık olarak). bazen timus artıklarına da rastlamak mümkündür. enfeksiyon ve malign hastalıkların bir yayılım yoludur. LENFATİK DOLAŞIM Lenfatik dolaşım. Bu maddelerin dokulardan uzaklaştırılması. zararlı olanların zararsız hale getirilmesi ve vücut için gerekli olanlarının tekrar sistemik dolaşıma geçirilmesi lenfatik sistem sayesinde olur. Ancak. berrak ve renksiz bir sıvıdır. intersellüler sıvıya geçerler. Bu yaşlardan sonra ise tekrar küçülmeye başlar ve hatta erişkinlerde sadece bir yağ dokusu olarak kalır. Vücutta birçok dokunun intersellüler boşluğunda bulunan. Hücrelerden çıkan bazı maddeler. bağışıklık (immün) sistemiyle ilgilidir. 63 .olarak 11-15 yaşlara kadar devam eder. Doku sıvısı kılcal lenf damarına (lenf kapillerine) girince adı lenf olur. Yetişkin insan vücudunda 12 litre lenf vardır.

İçerisinden geçen lenfi süzerler. aksilla. mediastinal Truncus bronchomediastinalis dexter yapılar ve thoraks duvarı Sol akciğer ve bronşlar. tırnak. kemik iliği. orbita ve bulbus oculi (konjunktiva hariç). boyun. Yabancı cisim ve mikroorganizmaların daha ileriye gitmelerine engel olurlar. toraks yüzeyel Truncus subclavius sinister bölgeleri ve umbilicus yukarısı karın ön duvarı Sağ akciğer ve bronşlar. Sol angulus venosusa açılır. baş ve boynun sol yarımı ile sol üst ekstremite lenfini toplar. ve inguinal bölgede yerleşmiştir. Ana Lenf Damarları Ve Drene Ettiği Bölgeler Lenfatik damarlar Truncus jugularis dexter Truncus jugularis sinister Truncus subclavius dexter Direne ettiği bölge Baş ve boynun sağ yarımı Baş ve boynun sol yarımı Sağ üst ekstremite. Ductus lymphaticus dexter. sol toraks duvarı ve sol toraks yarımındaki organlar. Her iki alt ekstremite. 2. Sağ angulus venosusa açılır. baş ve boynun sağ yarımı ve sağ üst ekstremite lenfini toplar. Bu nedenle vücudun herhangi bir yerinde oluşan bir enfeksiyon yada tümör gibi durumlarda. Ductus thoracicus. abdominal duvarlar ve organlar. trunkuslar birleşerek lenf kanallarını oluşturur. Lenf damarları (lenfatik): Lenf kapillerlerinin birleşmesiyle meydana gelirler. kıkırdak). pankreas adacıkları. abdomen. Lenfatik kapillerler (kılcal lenf damarları). kıl. toraks yüzeyel bölgeleri ve umbilicus yukarısı karın ön duvarı Sol üst ekstremite. Bu durum lenfadenopati olarak bilinir. Lenf kanalları. Lenf damarları birleşerek daha büyük lenf damarları olan trunkusları.Avasküler dokular (kornea. Lenfatik Sistemi Oluşturan Yapılar: 1. mediastinal Truncus bronchomediastinalis sinister yapılar ve thoraks duvarı Ductus thoracicus -Tr. Lenf düğümleri: Yetişkin insan vücudunda 400-450 tane olan lenf düğümleri başlıca. İki tane lenf kanalı vardır. L1-L2 vertebra gövdeleri üzerinde oturan cisterna chyli denilen genişlemenin üst ucundan başlar. intestinalis Alt ekstremiteler. pelvik duvarlar ve organlar 64 . o bölgenin lenf damarlarının açıldığı en yakın lenf düğümlerinde büyüme (lenfadenomegali) olur. sağ toraks duvarı ve sağ toraks yarımındaki organlar. iç kulak ve akciğer alveollerinde lenfatik dolaşım yoktur.lumbalis dexter-sinister -Tr. merkezi sinir sistemi. venöz sisteme açılır.

sindirimi. Yutak (pharynx) 3. Vücudun en sert dokusu olan enamelum (mine) ile örtülüdür. kökü alveolde tutar. besinlerin parçalanması. Cavitas oris propria (esas ağız boşluğu): Dişlerin iç tarafında kalan büyük boşluktur. emilimi ve katı atıkların vücuttan atılmasından sorumludur. Karaciğer (hepar) ve pancreas AĞIZ BOŞLUĞU (CAVITAS ORIS) İki bölümdür 1. 2/3 ön bölümü sert damak (palatum durum). 2. Corona dentis. Son molar dişin arkasında kalan açıklık ile esas ağız boşluğuna irtibatlanır. Ağızdan anüse kadar uzanan 5 metre uzunluğunda bir kas tüpüdür. Daha sonra besinler karaciğer (hepar) ve pankreastan gelen sıvıların yardımıyla sindirimin tamamlanacağı ince bağırsağa (intestinum tenue) ardından da kalın bağırsağa (intestinum crassum) geçer. Yemek borusu (oesophagus). SİNDİRİM SİSTEMİ ORGANLARI 1. Kalın bağırsak (intestinum crassum) 7. Bu tabakadan alveol duvarına uzanan bağlar (periodontal ligamentler). DİŞLER (DENTES) Maxilla ve mandibuladaki processus alveolarislerdeki çukurlarda otururlar. Karaciğer ve pankreasın salgıları. Vestibulum oris: Dudaklar (labia oris) ve yanaklar (buca) ile dişler (dentes) ve dişetleri (gingiva) arasında kalan dar bölgedir. Besinler midede küçük parçalara yıkılır ve sindirime yardımcı olacak şekilde mide sıvılarıyla karışır. ağız boşluğunu. İnce bağırsak (intestinum tenue) 6. DAMAK (PALATUM) Ağız tavanını yapan damak. yutulan besinleri mideye (gaster) ulaştırır. burun boşluğu ve nazofarinksten ayırır. Radix dentis. Cementum (sement) denilen sarı renkli bir tabaka ile örtülüdür. Kalın bağırsağa gelen katı atıklar rektum ve anüs yoluyla vücuttan atılır. dişin ağız içinde görünen bölümüdür. İçinde dil bulunur. 65 .7. Mide (gaster) 5. 1/3 arka bölümü yumuşak damaktır (palatum molle). Yemek borusu (oesophagus) 4. dişin alveol içinde oturan kök bölümüdür. Ağız boşluğu (cavitas oris) 2. özellikle zararlı atık maddelerin yıkımında ve besinlerin sindiriminde önemli rol oynar. SİNDİRİM SİSTEMİ Sindirim sistemi.

66 . 1 köpek (canin). Dişin en büyük tabakası olan dentinumda dişe ait damarları ve sinirleri içeren cavitas dentis (cavitas pulparis) denilen boşluk bulunur. gingiva (diş eti) ile sarılıdır. Cementum ile örtülüdür. Ön azı (premolar) süt dişi yoktur. radix ve corona arasındaki dar bölümdür. 2 kesici (incisiv).Collum (ya da cervix) dentis. 2 azı (molar). en son çıkan üst çenedeki ikinci molar diştir. Doğumdan sonra 8nci aydan itibaren çıkmaya başlarlar. 29ncu ayda tamamlanırlar. Enamelum ve cementumun altında dentinum (dentin) tabakası bulunur. İlk çıkan süt dişi alt çenedeki birinci incisiv diş. Dentes decidui (süt dişleri) Her yarım çenede 5 tane olmak üzere toplam 20 tane süt dişi vardır.

12-14 cm uzunluğundadır. v. son olarak çıkanlar üçüncü molar dişlerdir. buccinator denilen kası delip. Tükrük salgısının %30’nu üretir. dilin arkaya kaçmasını önler. birinci molar dişler ile alt çenedeki birinci incisiv diş. Dış kaslarından birisi olan m. Dilin kökünde. tonsilla lingualis denilen lenfoid doku kitlesi bulunur. arka. dilin hareketleri ile ilgilidir. genioglossus. Kızamıkta döküntü öncesi kanalının ağzında 4-5 tane beyaz leke (koplik lekesi) olur. dilin alt yüzündeki caruncula sublingualise açılır. temporalis superficialis ile bunların birleşmesi ile oluşan v. Dilin ucu tatlıya. kranyal sinir) sağlar. Bezin sekresyonunu n. uca komşu yan kenarları tuzluya. carotis externa ve uç dalları olan a. şuur kaybında ve anestezi almış hastalarda. kranyal sinir) sağlar. 6 ncı yaştan itibaren süt dişlerinin yerini almaya başlarlar. Ductus sublingualis denilen kanalı dilin alt yüzüne açılır. facialis (VII. Dış kasları dili kemik yapılara bağlar. retromandibularis) bulunur. İç kaslar. Ductus submandibularis denilen kanalı. 2 ön azı (premolar) ve 3 azı (molar). kranyal sinir) sağlar. bezin içinde bir sinir ağı yapar. İlk çıkan kalıcı dişler. 1 köpek (canin). Bezin sekresyonunu n. maxillaris ve a. Mimik kasları uyaran n. 67 . Ductus parotideus denilen kanalı m. GLANDULA SUBLINGUALIS Yaklaşık 3 gr ağırlığında olan bu bez. bu kasta olan tonus kaybı nedeniyle dil arkaya kaçar. DİL (LINGUA) Tamamen çizgili kaslardan yapılmış bir organdır. maxillaris ve v. Komada. Bezin cerrahi girişimlerinde önemlidir. TÜKÜRÜK BEZLERİ (GLANDULAE SALIVARIAE) GLANDULA PAROTIDEA En büyük tükrük bezidir (25 gr). glossopharyngeus (IX. GLANDULA SUBMANDIBULARIS Yaklaşık 12 gr ağırlığında olan bu bez. tükrük salgısının %60’nı yapar. Üç bölümde incelenir.yan kenarları ekşiye ve arka bölümü acıya duyarlıdır. 2 kesici (incisiv). Dış ve iç olarak iki grup kastan oluşur. facialis (VII. üst ikinci molar diş hizasında vestibulum orise açılır. Bezin sekresyonunu n. temporalis superficialis.Dentes permanentes (kalıcı dişler) Her yarım çenede 8 tane olmak üzere toplam 32 tane kalıcı diş vardır. tükrük salgısının %5’ini yapar. facialis. Bezin içinde sinire ek olarak önemli damarlar (a. Dil Papillaları Dilin üst yüzünde ve yanlarında bulunan papillalar içinde tat reseptörleri bulunur. YUTAK (PHARYNX) Kafa tabanından 6ncı servikal vertebra alt kenarına kadar uzanan kas ve zardan yapılı bir organdır.

Bronchus principalis sinisteri çaprazladığı yerde 4. Diaphragmadan geçtiği yerde. Pars nasalis pharyngis (nasopharynx. Bu çıkmaz genellikle gıda parçalarının takıldığı yerdir. ön tarafında aorta thoracica yer alır. ön tarafında trachea vardır. 68 . en dar yeri özofagusla birleşme yeridir (faringoözofageal birleşme sindirim kanalının appendix vermiformisten sonra en dar yeridir). muskuler tüp şeklinde bir organdır. Nazofarinksin üst ve arka duvarının mukozasında bulunan lenfatik doku kitlesine tonsilla pharyngea (yutak bademciği) denir. 2. Bu durum adenoid olarak bilinir. Pars thoracica. Başlangıcında (en dar olanıdır) 2. Tuba auditiva (Östaki Borusu)nın ağzı bu parçanın yan duvarlarındadır. 2. Pars cervicalis. Büyüdüğü zaman nazofarinks ile orofarinksin irtibatı kesilir ve solunum güçlüğü olur. YEMEK BORUSU (OESOPHAGUS) Farinks ile mide arasında (C6T11 seviyede). Pars laryngea pharyngis (laryngopharynx. Pars oralis pharyngis (oropharynx. kafa tabanı-servikal 1 vertebra arası seviye). dört yerde darlık gösterir. Farinksin en geniş yeri başlangıcı. İkisi arasında yanlarda kalan çıkmaza recessus piriformis denir. T10 seviyesinde hiatus oesophageusdan geçer. Bu nedenle hasta ağız solunumu yapar. ağız boşluğu ile bağlantılıdır. Özofagusun üç parçası vardır. yaklaşık 25 cm uzunluğunda. Arcus aortaeyi çaprazladığı yerde 3.1. ağzı tıkayıp sağırlığa neden olabilir. T11 seviyesinde mide ile birleşir. C3-C6 vertebra arası seviye). Tonsilla palatinalar bu parçada lokalizedir. 1. C1-C3 vertebra arası seviye). larynxin arkasında kalan parçadır. Özofagus. Ağza komşu olan tonsilla tubaria (Gerlach Bademciği) fazla büyürse. burun boşluklarının arka açıklıkları (choanae) buraya açılır. 3. 1.

Portal hipertansiyonda bu anastomozlar genişler (özofagus varisleri) ve yırtılarak öldürücü kanamalara neden olabilir. cava superiora açılır. portae hepatise. Mide. MİDE (GASTER) Sindirim kanalının en geniş bölümüdür. v. geriye kalanı da kalın bağırsakta emilir. regio epigastrica. regio umbilicalis ve regio hypochondriaca sinistrada yer tutar. Büyük miktarda gıdanın geçici olarak depolandığı intraperitoneal bir organdır. vagusların oluşturduğu vagal trunkuslar bu parça üzerindedir.3. Mide yatağı denilen bu yatağın en büyük bölümünü pancreas yapar. sol 6-9 kaburgalar. Safra tuzları ve vit B12 ileumda absorbe olur. karaciğer ve dalak ile. Midenin özofagusla birleşme yerindeki açıklığına ostium cardiacum. Bu nedenle v. sol suprarenal bez ve dalak ile komşudur. Adı geçen organlar sığ bir yatak oluşturur. Abdominal parçanın venöz kanını taşıyan v.Ileum. gastrica sinistra direk olarak v.Duodenum 2. Emilimin (absorbsiyonun) çoğu duodenum ve jejunumda olur. azygos ise v. Yaklaşık 6 m uzunluğundadır. azygosun özofageal dalları arasındaki porto-cava anastomoz oluşur. Gıda sindiriminin. 1500 ml kapasitesi vardır. gastrica sinistranın özofageal dalları ile v. Üç bölümü vardır: 1. Kesici dişlerden ostium cardiacuma kadar olan mesafe yaklaşık 40 cm dir. duodenumla birleşme yerindeki açıklığına ostium pyloricum adı verilir. 69 . Midenin ön yüzü. arka yüzü ise. Sindirim ince bağırsakta tamamlanır. n. sol böbrek. metabolik absorbsiyonun ve endokrin sekresyonun yapıldığı son sindirim sistemi bölümüdür. Suyun büyük bölümü duodenumda. İNCE BAĞIRSAK (INTESTINUM TENUE) Ostium pyloricumdan ostium ilealeye kadar olan sindirim kanalı bölümüdür.Jejunum 3. Pars abdominalis. pancreas.

ileumdan daha kalın duvarlı. jejunales ve aa. Dışkı (feces. Ileum (kıvrım bağırsak) Jejunumdan daha uzundur. Emilimin (absorbsiyonun) büyük bölümü colon ascendens denilen bölümünde olur. mineraller ve bazı vitaminlerin emilimini sağlamaktır. Jejunum (boş bağırsak) Büyük bölümü regio umbilicalistedir. COLON) Ostium ilealeden anuse kadar olan sindirim kanalı bölümüdür.DUODENUM Ortalama 20-25 cm uzunluğunda olan duodenum. colon ascendens. Jejunum ve ileumu saran periton. gaita). Yaklaşık 4 cm çapında olup. ince bağırsağın en kısa. mesenterica superiorun dalları olan aa. KALIN BAĞIRSAK (INTESTINUM CRASSUM. 70 . Kalın bağırsak sırasıyla. Arterleri A.ILEUM Flexura duodenojejunalisten başlar. Yaklaşık 1. colon sigmoideum) rectum ve canalis analis denilen bölümlere ayrılır. colon descendens. colon (caecum. mesenterica superiora açılır. Venleri. “C” harfi şeklinde olan duodenumun kavsi içine caput pancreatis oturur. arterlerle aynı isimlidir ve v. damardan daha zengin ve daha kırmızıdır. mesenterium adı ile bilinir ve radix mesenterii denilen bir kök ile karın arka duvarına tutunur.5 m uzunluğundadır. JEJUNUM . Dışkılama (defekasyon) sırasında rectuma iner. Büyük bölümü regio hypogastricada ve pelvis boşluğundadır. ile besler. geriye kalan 3/5’i ileumdur. Noduli lymphoidei aggregati (Peyer Plakları) denilen lenf kitleleri ileumda daha fazladır. colon transversum. ostium ilealede biter. en geniş ve en hareketsiz bölümüdür. Temel fonksiyonu su. colon descendenste ve colon sigmoideumda oluşur. Proksimal 2/5’i jejunum.

feçesin rectumdan anal kanala istem dışı geçişini önler. Fleksür. Mesocolon sigmoideum denilen bir mezosu vardır. Küçük pelvistedir. COLON DESCENDENS Yaklaşık 25 cm uzunluğundadır. COLON TRANSVERSUM Kalın bağırsağın en hareketli ve en uzun (50 cm) bölümüdür. Appendix vermiformis. mesane ile rectum arasında. küçük pelvis girişinde colon sigmoideum ile devam eder. RECTUM Yaklaşık 12 cm uzunluğundadır. caecumun arka-iç duvarının bir uzantısıdır. İntraperitonealdir. dalak altında bir kıvrımla sonlanır. Haustra coli. 71 . Houston plikaları). Rectumun iç yüzünde üç tane transvers plika bulunur (plica transversa recti.CAECUM Sağ fossa iliacadadır. Sakral 3. Ostium ileale (valva ileocaecalis). caecum ile colon ascendensin birleşme yerindedir. Kıvrım yerine flexura coli dextra (flexura coli hepatica) denir. Erkeklerde. Çocuklarda daha uzundur. Rectum ile anal kanalın birleşme yerindeki yaklaşık 800 lik açıya flexura anorectalis denir. Caecumun arka tarafında bulunan recessus retrocaecalis isimli çıkmazda genellikle appendix vermiformis yer alır. Mesocolon transversum denilen bir mezosu vardır. Flexura coli sinistradan başlar. appendices omentales (epiploicae). vertebra seviyesinde colon sigmoideumun devamı olarak başlar. Orta yaşlardan itibaren atrofiye gider. Uzunluğu 220 cm arasında değişir (ortalama 9 cm). “S” şeklindedir. COLON ASCENDENS Yaklaşık 15 cm uzunluğundadır. Appendix vermiformisin en sık rastlanan pozisyonu retroçekal (retrosekal). Diaphragma pelvisten geçince canalis analisle devam eder. İntraperitonealdir ve mesoappendix denilen üçgen şeklinde bir mezosu vardır. ikinci en sık pozisyonu pelviktir. uterus ile rectum arasındadır. Flexura coli dextradan başlar. Kalın bağırsağın ilk ve en geniş bölümüdür. İntraperitonealdir. taeniae coli ve mezenter rectumda yoktur. Kıvrıma flexura coli sinistra (flexura coli splenica) denir. plica semilunaris. karaciğerin sağ lobunun alt yüzünde sola doğru kıvrılıp colon transversum olarak devam eder. Ostium ileale (valva ileocaecalis)den başlar. Yaklaşık 6 cm uzunluğundadır ve genellikle tamamen peritonla sarılıdır (intraperitonealdir). kadınlarda. COLON SIGMOIDEUM Yaklaşık 40 cm uzunluğundadır.

sphincter ani internus ve externus denilen bu kaslar ile anal kanal kapalı tutulur. kadınlarda ise vagina arka duvarı üzerine atlayarak excavatio rectouterina (Douglas Çıkmazı) denilen periton çıkmazını oluşturur. Eksternal hemoroidlerin duyusu somatik sinirlerle taşındığından ağrılıdır. Adı geçen çıkmazlar. rectalis superiorların terminalleri bulunur. Kanalın iç yüzünde görülen 6-10 tane vertikal kabarıntı columna anales adı ile bilinir. Endokrin salgıları pancreas adacıklarında (Langerhans adacıkları) bulunan çeşitli hücrelerde üretilir. Hem ekzokrin hem de endokrin bir bezdir. Columna analeslerin alt uçları. gebelik ve karın içi basınç artışları hemoroid için zemin hazırlayıcıdır (predispozandır). anuste biter. anal kanalın endodermal ve ektodermal parçalarının birleşme sınırını işaret eder. aşağısındakiler eksternal (dış) hemoroid olarak isimlendirilir. Valvula analeslerin seviyesi linea pectinata (linea denticulatum) adı ile bilinir. Bu hat. Duodenumun kavsinden dalağa uzanır. columna vertebralisin önündedir. Kronik kabızlık (konstipasyon) ya da şiddetli ishal (diyare). Bu kabarıntıların içinde a. Bu seviyede periton. erkekte ve kadında periton boşluğunun en derin noktalarıdır.v. Ekzokrin salgıları. Bu venöz terminallerin genişlemeleri internal hemoroid olarak bilinir. L1-L2 vertebralar seviyesinde. Yaklaşık 15 cm uzunluğunda ve 100 gr ağırlığındadır. PANCREAS Sekonder retroperitoneal bir organdır. Anal kanalın alt ucunda iki tane sfinkterik kas bulunur. lipaz ve tripsinojendir. İnternal hemoroidlerin duyusu otonom sinirlerle taşındığı için ağrısızdır. 72 . amilaz. 1/3 orta bölümü ise sadece yanlardan peritoneumla örtülüdür. internal (iç) hemoroid. Linea pectinatanın yukarısındaki hemoroidler. erkeklerde rectumun ön yüzünden mesane üzerine atlayarak excavatio rectovesicalis denilen periton çıkmazını. midenin arkasında. valvula anales denilen mukoza plikaları ile birleştirilir. M. Flexura anorectalisten başlar. CANALIS ANALIS Yaklaşık 4 cm uzunluğundadır.Rectumun 1/3 üst bölümü önden ve yanlardan. İnternal hemoroidler genellikle saat 3 – 7 ve 11 yönünde oluşur.

safra üretmek ve salgılamaktır. Caput pancreatisin alt bölümünden başlayan bu kanal (ductus pancreaticus accessorius (Santorini kanalı). Visseral yüzde bulunan yarıklar. KARACİĞER (HEPAR) Vücudun en büyük bezi ve deriden sonra en büyük organıdır. glukagon (alfa hücrelerinden). ductus choledochus ile duodenumun iç duvarında birleşerek pars descendens duodenideki papilla duodeni majorun tepesine açılır. somatostatin (delta hücrelerinden) ve pankreatik polipeptid (PP ya da F hücrelerinden)dir. papilla duodeni majorun yaklaşık 2 cm yukarısında bulunan papilla duodeni minorun tepesine açılır. Karın duvarına gelen şiddetli darbeler (otomobil kazaları gibi). sağ ve sol iki lobdan oluşur. Karaciğer.çıkan yapılar bulunur. Pancreasta ikinci bir kanal daha vardır. 73 . Karaciğerin diafragmatik (facies diaphragmatica) ve visseral (facies visceralis) iki yüzü vardır. sağ suprarenal bez ve duodenum ile. pancreasta rüptüre (yırtılmaya) neden olabilir. Safra üretir. Önde. kan-glukoz (şeker) seviyesini düşürür. glukagon ise artırır. Bu kanal. Sağ 7-11 kaburgaların arkasındadır. insülin (beta hücrelerinden). besin maddelerinin dağıtımını yapar. H’nin orta bölümüne porta hepatis denir ve burada karaciğere giren . hepatica propria ve dalları 4. maddeleri toksik olmayan şekle dönüştürmede (detoksifikasyon) önemli rol oynar. lobus hepatis sinisterin arka yüzü mide ve özofagus ile komşudur. v. lobus caudatus ve lobus quadratus olarak bilinir. intraperitonealdir. Ortada (arada). yağda eriyen vitaminleri depolar. Esas işlevi. Lenf damarları ve sinir pleksusu Karaciğer hücreleri (hepatositler) karaciğerin ana fonksiyonel üniteleridir. a. İnsülin. portae hepatis ve dalları 3. ductus hepaticus dexter ve sinister 2. çukur ve oluk “H” harfi şeklinde bir görünüm oluşturur. Porta hepatiste bulunan anatomik yapılar: 1. Cauda pancreatisten başlayan ve caput pancreatise doğru uzanan ductus pancreaticus (Wirsung kanalı). ekzokrin salgıları duodenuma taşır. Ek olarak glikojeni depolar. colon ascendens. regio epigastrica ve regio hypochondriaca sinistrada yer tutar. Arkada. sağ böbrek. Lobus hepatis dexterin arka yüzü.Endokrin salgıları. Yaklaşık 1.5 kg ağırlığında olup. Regio hypochondriaca dextra. Sağ lobun bazı anatomik yapılar arasında kalan iki parçası.

Yağ asitleri ve aminoasitler duodenuma ulaştığı zaman. Ductus hepaticus dexter ve sinister 2. KARACİĞER DIŞI (EKSTRAHEPATİK) SAFRA YOLLARI 1. Karaciğer. Ductus cysticus denilen kanalı ductus hepaticus communis ile birleşerek. günde yaklaşık 1 litre safra üretir. Fundus vesicae biliaris. Ductus choledochus 74 . Ductus cysticus 4. Safra salgılanmasını kolesistokinin artırır. 9 ncu kıkırdak kaburganın arkasındadır. ductus choledochusu oluşturur. SAFRA KESESİ (VESICA BILIARIS YA DA FELLEA) ve SAFRA YOLLARI Karaciğerin sağ lobunun altında. önce safra kesesine gelir. armut şeklinde bir organdır. gerektiğinde ductus choledochus ile duodenuma bırakılıır. 50 ml hacminde. Burada depolanır ve konsantre olur. duodenumdan salgılanan kolesistokinin kesede kontraksiyona ve ampulla hepatopancreaticanın sfinkterinde gevşemeye neden olarak safranın bırakılmasını sağlar. Safra. corpus ve collum denilen üç bölümü vardır. Safrayı depolar ve konsantre eder. fossa vesicae biliariste oturur. Ductus hepaticus communis 3.Karaciğerde üretilen safra. yiyeceklerle alınan yağ ve diğer maddelerin emilebilecek büyüklüğe kadar parçalanması için gereklidir. Safra kesesinin fundus.

Bu nedenle vaginal yoldan doğum olanaksızdır ve sezaryen gerektirir. 1. aşağıda ise femur ile eklem yaparak ağırlık aktarımını sağlar. Linea terminalis. transvers mesafe büyük. Jinekoid tip pelvis. Apertura pelvis inferioru kapatır. Bu şekil farklılıklarına göre pelvis 4 tipe ayrılır. genellikle oval şekillidir. ön ve yanlarda iki os coxae ile arkadaki os sacrum ve os coccygisin birleşmesi ile meydana gelir. Diaphragma Pelvis İki taraflı m. 75 . gerçek pelvis. yalancı pelvis) ve küçük pelvis (pelvis minor. levator ani ve m. Antropoid tip pelvis 4. Pelvis. Pelvis girişi (apertura pelvis superior). anteroposterior mesafe çok küçüktür. tipik kadın pelvisidir. 2. Android tip pelvis 3. Platipelloid tip pelvis. linea terminalis denilen hayali bir çizgi ile büyük pelvis (pelvis major. ischiococcygeus (m.8. pelvis boşluğu (cavitas pelvis) denir. İki açıklık arasında kalan boşluğa. coccygeus) tarafından yapılır. urethra ve kadınlarda ek olarak vagina tarafından delinir. ÜRİNER ve GENİTAL SİSTEM PELVIS Pelvis. Küçük pelvisin alt açıklığına apertura pelvis inferior denir. doğum pelvisi) olarak iki bölüme ayrılır. Bazen farklı şekillerde olabilir. ek olarak küçük pelvisin apertura pelvis superior denilen üst girişinin de sınırını yapar. PELVIS – PERINEUM. Yukarıda omurga. Canalis analis.

M.Perineum Uylukların arasında eşkenar dörtgen şeklinde bir alandır. symphysis pubica 2. n. canalis analis ve m. sphincter ani externus bu üçgendedir. ürologlar ve proktologlar için önemli bir bölgedir. Bu yapılar. Sphincter Ani Externus Dış anal sfinkterdir. M. Ancak defekasyon sırasında gevşer. rectalis inferiordur. tuber ischiadicum ve ligamentum sacrotuberale ile sınırlanır. Trigonum Anale Fossa ischioanalis. Normalde kontraksiyon halindedir ve böylece anal kanalı kapalı tutar. ramus ossis ischii. Jinekologlar. os coccygis 3. Siniri. Perineum. tuber ischiadicumları birleştiren hayali bir çizgi ile trigonum anale ve trigonum urogenitale denilen iki üçgen alana ayrılır. aynı zamanda apertura pelvis inferiorun da sınırını yapan oluşumlardır. ramus inferior ossis pubis. 76 . Arkada. Yanlarda. puborectalis ile birlikte anüsü istemli olarak kapatır ve canalis analisi öne doğru çekerek anorektal açıyı artırır. Sınırları 1. Önde.

dorsalis clitoridis Rr.Trigonum Urogenitale Dış ürogenital organları (erkeklerde scrotum ve penis. pudendus Lig. Doğumu kolaylaştırmak için özellikle ilk doğumda yapılan epizyotomi (perine bölgesindeki kesi) öncesi ya da bu bölgenin cerrahi girişimlerinden önce sinir bloke edilir. sacrospinale 77 . perineumun duyusunu taşıyan sinirdir. Enfeksiyona bağlı olarak bölgede iskiyoanal abseler gelişebilir. enfeksiyonları sık karşılaşılan. N. bir fossadaki enfeksiyon diğerine de yayılabilir ve anusun arka kısmında semisirküler abselerin gelişmesine yol açabilir. pudendus. Üretra ve kadınlarda ek olarak vagina tarafından delinir. Bu durumda hasta anus ile tuber ischiadicum arasında kalan bölgede doluluk ve gerginlik hissi duyar. KLİNİK BİLGİ Fossa ischio-analis. kadınlarda vulva) içerir. perineales Spina ischiadica Tuber N. canalis analis veya perianal deri bölgesine spontan olarak açılabilir. Her iki taraf fossa ischioanalislerin birbirleri ile bağlantılı olmasından dolayı. Bu amaçla spina ischiadica anatomik işaret olarak kullanılır. Pudendal sinir anestezisi N. ağrılı patolojik durumlardır. İskiyoanal abseler bazen rectum.

arteria renalis ve pelvis renalistir. pankreas. Böbreklerin arka yüzleri. karın arka duvarında. Üretra (urethra) BÖBREK (Ren) Böbrekler. mide. vücudun metabolik artıklarını ve fazla suyu idrar haline getiren. ince bağırsak ve kalın bağırsak ile komşuluk yapar. Cortex renalis. Embriyolojik gelişim ve fonksiyonel olarak birbiriyle yakın ilişkili olan.5 cm kadar daha aşağıda yer alır. protein metabolizmasındaki nitrojen atıklarını ve özellikle de üreyi kandan temizlerler. önden-arkaya doğru. Böbrekler (ren) 2. Karaciğerin lokalizasyonu nedeniyle sağ böbrek sola nazaran 1-1. Sayıları 7-13 arasında değişen calyx minorların 2 ya da 3 tanesi birleşerek calyx majoru oluşturur. Bir böbreğin ortalama ağırlığı erkekte 150 gr kadında 135 gr dır. Yaklaşık 11 cm uzunluğunda. 1. vena renalis. vücut için zararlı metabolizma artıklarını kandan süzerek idrarın meydana getirilmesi ve bunun dışarı atılmasını sağlayan organlardan oluşur. bir günde ise yaklaşık 1700 litre kanı filtre ederler. Papilla renalis calyx minora açılır. Her bir böbrekte 2 ya da 3 tane olan calyx majorler birleşerek huni şeklindeki pelvis renalisi oluşturur. Dışta cortex renalis. L1 vertebranın processus spinosusu seviyesinde ureter olur. columna vertebralisin her iki yanında. Pelvis renalis. Hilum renalede böbreğe girençıkan oluşumlar bulunur. Bunlar. içte medulla renalis. 78 . aynı zamanda endokrin fonksiyonları da olan fasülye şeklinde. karın arka duvarını kapatan kaslar ve lumbal pleksustan çıkan sinirlerle komşudur. Yetişkin bir insanda istirahat esnasında böbrekler. Böbreklerin Iç Yapısı Böbrek kesitlerinde iki tabaka görülür.3 l/dak). kardiak atımın %25 ini (1. Böbreklerin iç kenarlarında hilum renale denilen bir yarık bulunur. karaciğerin sağ lobu. Böbreklerin üst uçlarında glandula suprarenalis denilen endokrin bezler oturur. dalak. Böbrekler. vücuttaki metabolik aktivite sonucunda meydana gelen atık maddelerin boşaltılmasında ve elektrolit-sıvı dengesinin ayarlanmasında önemli role sahiptir. Medulla renalisteki sayıları 5 ila 11 arasında değişen (genellikle 8) koni şeklindeki yapılara pyramis renalis adı verilir. T12-L3 vertebralar arası seviyede retroperitoneal olarak yerleşmişlerdir. duodenum. Üriner sistem. Üreterler (ureter) 3. Sol böbreğin ön yüzü ise. Ayrıca endokrin fonksiyonları da vardır. 5-7 cm eninde ve 3 cm kalınlığındadırlar. Sağ böbreğin ön yüzü.ÜRİNER SİSTEM ANATOMİSİ Üriner sistem. kapsüllü bir çift retroperitoneal organlardır. vesica urinaria) 4. İdrar torbası (mesane. Bunlar. Medulla renalis ise toplayıcı kanalları içerir. kalın bağırsak ve ince bağırsak kıvrımları ile komşudur. Pyramis renalislerin uçlarına papilla renalis denir. üriner ve genital sistem birlikte ürogenital sistem olarak isimlendirilir. idrarı süzen yapıları içerir. Sıvı-elektrolit ve asit-baz dengesinin korunmasında önemli rolü olan böbrekler. Bu yapılara ek olarak lenf damarları ve sinirler de vardır.2-1.

Distal tubulus Distal tubulus.Böbreğin fonksiyonel üniti nephron (nefron)dur. Corpusculum renale = glomerulus + glomeruler kapsül (Bowman kapsülü) 2. Her bir böbrekteki nefron sayısı yaklaşık 1 milyondur. Proksimal tubulus 3. 1. Nefronun bölümleri. Toplayıcı tubuller. 79 . toplayıcı tubule birleşir. Henle lupu 4. toplayıcı kanala açılır. Toplayıcı kanalların son uçlarına ductus papillaris denir ve papilla renalislerin ucundan calyx minorlara açılır.

İdrar torbası) Mesane. 80 . Ureter. kadında ise. 1. symphysis pubicanın arkasında. Ureter. uterus ve vaginanın önünde yer alır. 3 mm çapında retroperitoneal organdır. Küçük pelvis girişinde (linea terminalisten geçtiği yerde) 3. Başlangıcında (ureteropelvik birleşme) 2. L1 vertebranın processus spinosusu seviyesinde ureter olur. Erkekte. en dar olanıdır.ÜRETER Pelvis renalis. rectumun önünde prostatın üzerinde. miksiyon) sağlayan muskuler bir organdır. Mesane (Vesica urinaria. üç yerde darlık gösterir. peritonun önündedir (preperitoneal). yaklaşık 25 cm uzunluğunda. Mesane içinde (pars intramuralis). Boşken tamamen pelvis içinde. üreterler yoluyla gelen idrarın toplandığı ve idrar hacmi belli bir dereceye çıktıktan sonra da kasılarak burada biriken idrarın urethra yoluyla dışarı atılmasını (işeme.

gll. üretraya sonda (katater) uygulamasında önemlidir. öne ve aşağı doğru hafif bir kavis çizerek pelvis döşemesini deler ve vestibulum vaginadaki ostium urethrae externumda sonlanır. Pars prostatica. Derin perine aralığındadır. en dar olanıdır 2. Vaginanın ön duvarına gömülü olarak bulunur. pudendusun dalı) ile uyarılır. Skene bezleri). Ostium urethrae externum. Ostium urethrae internum 4. sperm hücrelerini kapsayan sıvı) da dışarı atılır. Kanalları. Prostatik. Yaklaşık 15 cm uzunluğundadır. mesanedeki idrarı dışarı atmaya yarayan bir kanaldır. Pars membranacea. Membranöz parçanın her iki tarafında glandula bulbourethralis (Cowper bezi) denilen bez bulunur.Urethra Urethra. Sonda takmada lokalizasyonu önemlidir. Çocuklarda 2-3 yaşlarında istemli olarak kontrol başlar. Erkek uretrası hem üriner hem de genital bir yoldur. paraurethrales. Ostium urethrae externum. küçük yaşlar hariç isteğimizle kontrol edilir ve n. Pars spongiosa. glans clitoridisin yaklaşık 2. clitoris ile ostium vaginae arasında. Lacuna magna denilen bu çıkmaz. Glans penis içinde yaptığı genişlemeye fossa navicularis urethrae denir. Erkekte bu kanal içerisinden ek olarak ejakulat (meni. erkekteki prostatın karşılığıdır. Burada istemli olarak çalışan m. perinealis (n. Fossanın çatısında bir çıkmaz bulunur. Urethranın biri (ostium urethrae internum) mesaneye.5 cm arkasındadır. urethranın en kısa ve en az genişleyebilen bölümüdür. Pars membranacea. Erkek uretrasının mukozasında bulunan bezlere. membranöz ve spongioz olmak üzere üç bölümü vardır. Kadın uretrasının mukozasında bulunan bezler (gll. uretra lümenine açılır. urethrales (Littre bezleri) denir. Kadın ve erkek uretrası arasında farklılıklar vardır. Buraya ductus ejeculatorius ve prostat bezinin kanalları açılır. Çizgili kaslardan oluşan bu kas. prostat bezi içinden geçen 3-4 cm’lik bölümdür. 1. Glandula bulbourethralislerin kanalları bu parçaya açılır. Sondanın bu çıkmaza takılmaması için fossa navicularisin tabanına doğru yönlendirilmesi gerekir. Uretranın en geniş ve en fazla dilate olabilen (genişleyebilen) parçasıdır. diğeri (ostium urethrae externum) ise dış ortama açılan iki ağzı vardır. Erkek uretrası (urethra masculina) Mesane boynundaki ostium urethrae internum ile glans penisin tepesindeki ostium urethrae externum arasında uzanan 18-20 cm uzunluğunda bir borudur. ikinci en dar yerdir 3. sphincter urethrae externus denilen sfinkter yapısında bir kas bulunur. Mesanenin tabanındaki ostium urethrae internumdan başlar. Erkek uretrası dört yerde darlık gösterir. 81 . urethranın penis içerisinde yer alan bölümüdür. Fossa navicularis urethraenin hemen arkası Kadın uretrası (urethra feminina) Yaklaşık 4 cm uzunluğundadır.

Diğer ucundan başlayan ligamentum suspensorium ovarii içinde a. oosit denilen dişi cinsiyet hücresini ovaryumlardan cavitas uteriye ileten tüptür. Tuba uterinanın dört bölümü vardır. Ovarium Tuba uterina Uterus Vaginadır Ovarium Ovaryumlar testislerin karşılığıdır. Tuba Uterina (Salpinx) Tuba uterina (Fallop tüpü). ovarica bulunur. 2. İç Genital Organlar 1. 3.v. Ligamentum ovarii proprium denilen bağ ile bir ucuyla uterusa bağlanır. 82 .Kadın Genital Organları Kadın genital organları. 4. iç ve dış genital organlar olarak iki grupta incelenir. Küçük pelvisin her iki yan duvarında fossa ovarica denilen çukur içindedir.

Cervix uteri. Uterus Uterus. Bu plikaların 83 . Üstte corpus uteri. oositi yakalama işlevi olan fimbriae tubae denen uzantılar bulunur.1.5 cm uzunluğundadır. Infundibulum tubae uterinae. Ağzında. Primer pasif desteği ise ligamentum transversum cervicis (lig. Isthmus tubae uterinae. Uterusun aktif desteği diaphragma pelvistir. arkada rektum. altta cervix uteri. Fertilizasyon (spermiumun oositi döllemesi) burada olur. infundibulumdan sonra gelen parçadır. Ön ve arka duvarların iç yüzünde enine uzanan mukoza plikalarına rugae vaginales denir. tamamen pelvis içinde. Mackenrodt bağı) denilen bağdır. tuba uterinaların uterusa girdiği noktadan geçen hayali bir çizginin üst tarafında yer alan korpus bölümüne fundus uteri denir. 2. cardinale. Pars uterina (intramuralis). altta vagina arasında yer alan armut şeklinde bir organdır. Uterus iki bölüme ayrılır. Corpus uteri. Yaklaşık 2. uterus duvarı içindeki yaklaşık 1 cm uzunluğundaki parçadır. Vagina Cervix uteri ile vestibulum vaginae arasında bir kanaldır. 4. vaginaya komşu bölümüdür. İçindeki boşluğa cavitas uteri denir. Ampulla tubae uterinae. 3. Tuba uterinanın en dar yeridir. önde mesane. darlık gösterdiği yerdir. İki bölüm arasındaki dar bölgeye isthmus uteri denir. huni şeklinde olan ovarium üzerindeki bölümüdür. İçinde bulunan kanala canalis cervicis uteri denir. En uzun bölümüdür.

Vestibulum vaginae 6. Ortasında menstrüasyonda olan kanamanın dışarı atılması için bir delik bulunur. Bulbus vestibuli 7. Gl. Penis gibi erektildir ve uyarıldığında sertleşir. Labium majus pudendi 3. Hymen Mons Pubis Symphysis pubicanın yukarısında kalan kıllı. Dış Genital Organlar 1. Vaginanın ağzına ostium vaginae denir ve bakirelerde hymen (kızlık zarı) denilen delikli bir zar ile kapalıdır. En yaygın tipi anuler himendir. ter bezi ve kıl içermez. Kabarıntıyı derialtı yağ dokusu yapar. ortamı bazik yapar.meydana getirdiği sütun şeklindeki yapıya columna rugarum anterior ve posterior denir. Mons pubis 2. Vaginada salgı bezi bulunmaz. Tek patolojik tipi deliği olmayan imperfore himendir. ilk cinsel birleşmeden sonra yırtılır. Labium minus pudendi 4. Kalıntılarına caruncula hymenales (ya da myrtiformis) denir. 84 . Labium Majus Pudendi Erkekteki scrotumun karşılığı olan iki deri plikasıdır. Clitoris Penisin karşılığıdır. Labium majus pudendiler arasında kalan aralığa rima pudendi denir.vestibularis major 8. Kıllara pubes denir. kabarık alandır. Arka uçlarının birleştiği yer ile anus arasında kalan 2. Vaginada bulunan doderlein basilleri. Ucuna. Labium majuslar arasındadır. Hymen Bakirelerde ostium vaginaeyi kapatan ince bir zardır. Buradaki kılların dağılımı erkekte ve kadında farklıdır. Clitoris 5. Çeşitli tipleri vardır. Himen. glans clitoridis denir. Vestibulum Vaginae Labium minus pudendiler arasında bulunan bölgedir. Labium Minus Pudendi Erkekteki penisin ventral yüzünü örten derinin karşılığıdır. Buraya ostium vaginae ile ostium urethrae externum açılır.5-3 cm lik bölüm jinekolojik perineum olarak bilinir. Yağ bezi.

Arka uçları gl. Vesicula seminalis 6. vestibularis major (Bartholin bezi) ile komşudur. Spermatozoonların ve androgenlerin üretim yeridir. Gl. Vestibulum vaginaede glandulae vestibulares minores denilen daha küçük bezler de vardır. M. Epididymis Testislerin arka-üst bölümünde otururlar. Yaklaşık 4 haftada kanaldan geçerek 32 nci haftada scrotuma iner.Bulbus Vestibuli Ostium vaginaenin iki tarafında yer alan erektil dokudur. Testislerde üretilen spermiumlar. Bulbourethralis (Cowper bezi) Testis (Orchis) Erkek primer üreme organıdır. Scrotum içinde yer alan iki organdır. Ductus deferens 4. Ductus ejaculatorius 5. İntrauterin yaşamın ilk aylarında karın arka duvarında olan testisler. Testis 2. iç ve dış genital organlar olarak iki grupta incelenir. Cinsel birleşme (koitus) sırasında salgı bırakır. İÇ GENİTAL ORGANLAR 1. 28 nci haftada inguinal kanala iner. Prostat 7. Spermiumlar burada son olgunluğuna ulaşır ve hareket yeteneği kazanır. Epididymis 3. kanallarla epididymise getirilir. bulbospongiosusun altındadır. 85 . Bu salgı. ERKEK GENİTAL ORGANLARI Erkek genital organları. Glandula Vestibularis Major (Bartholin Bezİ) Erkekteki glandula bulbourethralisin karşılığıdır. vaginanın kayganlığını arttırır.

testiküler damarlar ve sinirler ile funiculus spermaticus denilen yapı içinde inguinal kanaldan geçer. 86 . 45 cm uzunluğundadır. Testisin arka kenarı boyunca yukarıya doğru yükselir. Esas işlevi spermiumların taşınması ve ejakulasyona kadar depo edilmesidir.Ductus Deferens (Vas Deferens) Epididymisin cauda epididymis denilen kuyruk bölümünden başlar. Ductus deferens.

Ejakulatın (semen) en büyük bölümünü bu bezin salgısı oluşturur. Bu kanal. Vesicula seminalisin kanalına ductus excretorius denir. Kadınlardaki paraüretral bezlerin (Skene bezleri) karşılığıdır. Corpus 87 . Akciğer kanserinden sonra en sık kanseri görülen organdır. Scrotum Penis Silindirik yapıda. Penis 2. Glandula Bulbourethralis (Cowper Bezleri) Derin perine aralığında membranöz üretranın her iki tarafında yer alır. Kadınlardaki glandula vestibularis majorun karşılığıdır. Spermler % 10’unu oluşturur. Glandula vesiculosa % 60’ını. Prostat Genital eklenti bezlerin en büyüğüdür. prostat. glandula bulbourethralislerin salgılarının spermlerle birlikte oluşturdukları sıvıdır. Salgısı. ductus ejaculatorius denilen kanalı oluşturur. Ejakulat (meni) Epididymis.Vesicula Seminalis (Glandula Vesiculosa) Mesane ile rektum arasındadır. Vesicula seminalisin salgısı spermiumların beslenmesi için fruktoz içerir. Aynı zamanda spermiumların kadın genital traktusunda bir engelle karşılaşmadan ilerlemesine olanak tanıyan immünsüpresif etkiye sahip ajanlar da içerir. Bir tane corpus spongiosum penis ve iki tane corpus cavernosum penis denilen üç erektil organdan oluşur. erektil organdır. glandula vesiculosa. Prostat % 30’unu. İki önemli işlevi vardır. prostat içinden geçip prostatik uretraya açılır. 50 yaşın üzerindeki erkeklerde hipertrofi (büyüme) gösterir. Çiftleşme ve idrarı dışarıya atma. Ductus excretorius ile ductus deferens birleşerek. Uzunluğu ortalama 15 cm dir. DIŞ GENİTAL ORGANLAR 1. Bu büyümesi rektal tuşe ile tespit edilebilir. spermiumların uzun süre canlı kalmasını sağlayan spermin isimli madde içerir. glandula bulbourethralis ve diğer bezlerde % 10’unu oluşturur.

cremaster. Scrotum derisi altındadır ve n. epididymisleri. genitofemoralis içindeki sempatik liflerle uyarılır. Scrotum Perineumda. dartos. Spermatogenesis (spermium üretimi) için skrotum ısısının vücut ısısından yaklaşık 2 derece düşük (34-35 derece) olması gerekir. Testisleri. Penisi örten derinin glans penisi örten bölümü preputium penis (sünnet derisi) olarak bilinir. ductus deferensleri ve testiküler damarları ve sinirleri içerir. genitofemoralis ile uyarılır. Funiculus spermaticus içindedir ve n. Bu ısı düzenlenmesi m. düz kastır. 88 . M. M. penisin altında yer alır. cremaster ve m. Bu boşluklar kanla dolunca ereksiyon (dikleşme) gerçekleşir.cavernosum penisler içinde kavernler (boşluklar) vardır. Corpus spongiosum penis içinden uretra geçer. çizgili kastır. dartos ile yapılır.

thalamus. epithalamus ve subthalamus denilen alt bölümlerden oluşur. PERİFERİK SİNİR SİSTEMİ Kranyal ve spinal sinirler ile ilgili ganglionları tarafından oluşturulur. kas. Merkezi sinir sistemindeki nöron topluluklarına nucleus. Gelen uyarılara yanıt olarak merkezi sinir sisteminden çıkan emirlerde. Beyinde substantia alba içte. hypothalamus. Rhombencephalon(arkabeyin) Myelencephalon (bulbus=medulla oblongata) ve metencephalon (pons + cerebellum)dan oluşur. çevreden gelen uyarıları (stimulus) toplayan ve uyarılma sonucu ortaya çıkan değişiklikleri (impuls) ileten sinir lifleri ile bu liflerin sonlandığı merkezlerden oluşur. SİNİR SİSTEMİ Sinir sistemi. bu nöronların uzantıları olan miyelinli liflerle oluşturulur. Sinir sistemini oluşturan tüm yapılar. Her iki oluşum da substantia alba (beyaz cevher) ve substantia grisea (gri cevher) denilen iki farklı dokudan oluşur. iki tane hemispherium cerebriden (beyin yarımküresi) meydana gelir. Merkezi sinir sisteminden perifere emirleri götüren bu liflere de efferent (motor) lifler adı verilir. Uyarıları merkezi sinir sisteminin ilgili merkezlerine getiren bu liflere afferent (sensorik) lifler adı verilir. Bu uyarılar. tendon. eklem. mesencephalon ve rhombencephalon) bulunur. Bu sistemi beyin (encephalon) ve omurilik (medulla spinalis) yapar. Prosencephalon (ön beyin) Diencephalon ve telencephalon (cerebrum) denilen iki bölümü vardır.9. Son tarafı kuyruk şeklindedir ve bu ileri dönemde medulla spinalis olur. reseptörlerden başlayan nöronların uzantıları aracılığı ile merkezi sinir sistemine getirilir. kranyal sinir ( kafa çifti ). Sinir sistemi anatomik olarak iki bölüm altında incelenir. MERKEZİ (SANTRAL) SİNİR SİSTEMİ Periferik sinir sistemi aracılığı ile vücut dışından veya içinden kaynaklanan uyarıları alarak bunlara yine periferik sinir sistemi aracılığı ile gerekli yanıtı veren sistemdir. başka grup nöronların uzantıları aracılığı ile periferdeki ilgili yapılara ulaştırılır. Bu sinirler aynı zamanda otonom sinir sistemine ait lifleri de taşır. Mesencephalon (orta beyin) Pons ile diencephalon arasında kalan bölümdür. substantia grisea dışta iken omurilikte tersi bir düzenlenme vardır. ve iç organlarda bulunan alıcılar (reseptörler) çevreden uyarıları alır. Tubus neuralisin baş tarafında üç tane şişlik (prosencephalon. 12 çift. Vücut yüzeyi. Telencephalon ise. 31 çift de spinal sinir olmak üzere toplam 43 çift periferik sinir vardır. Bulbus (medulla oblongata) + Pons + Mesencephalon = Truncus encephalicus (beyin sapı) olarak bilinir. Diencephalon. beyaz cevher. Gri cevher. 89 . dışında kalan nöron toplanmalarına da ganglion adı verilir. nöronların hücre gövdeleri ile oluşturulurken. ektoderm kökenlidir ve tubus neuralis denilen embriyonik bir yapıdan gelişir.

Medulla spinalisin L1-L2 vertebralar arasında sonlanmasına karşın çevresindeki subaraknoid aralık S2 vertebraya kadar uzanır. n.Otonom sinir sistemi hem merkezi sinir sistemi. 5 lumbal. bulbustan sulcus bulbopontinus ile mesencephalondan da sulcus pontocruralis ile ayrılır. Pons. Pons Beyin sapının orta parçasıdır. 33-35 gr ağırlığında. n.basilaris bulunur. Ponsun ön yüzünde orta tarafta aşağıdan yukarıya doğru uzanan oluk içinde a. Kadınlarda erkeklere nazaran daha hafif ve kısadır. Medulla Spinalis (Omurilik) Foramen magnum seviyesinde bulbusun alt ucundan başlar ve L1-L2 arasındaki discus intervertebralis seviyesinde sonlanır. hem de periferik sinir sistemi ile içinde fonksiyon gören bir sistemdir. En büyük yol olan kortikospinal traktusun (piramidal yol) yaptığı çapraz (decussatio pyramidum) bulbusun alt ucundadır. önden arkaya basık silindir şeklinde bir organdır. Respiratuvar ve kardiyovasküler kontrol merkezlerini içerir. Bulbus (Medulla Oblongata) Beyin sapının en kaudal parçasıdır. Bulbus. Gri cevherde ise çeşitli yolların sonlandığı nöronlar bulunur. Pons. 5 sakral. Medulla spinalisin beyaz cevherinde çeşitli inen (efferent) ve çıkan (afferent) yollar seyreder. glossopharyngeus). hypoglossusun çekirdekleri de bulbustadır. Medulla spinalis 43-45 cm boyunda. 1 koksigeal segmenttir. N. Medulla spinalis. Bunlar 8 servikal 12 torakal. accessorius ve n. 90 . vagus. 31 segmentten oluşur. Medulla spinalis vertebral kanal içinde yer alır ve intrakranyal oluşumlar gibi meninksler ile örtülmüştür. iki tane olan pedunculus cerebellaris inferior ile cerebelluma bağlanır.

İki pedunculus cerebri. Cerebellum. Cerebellum iki tane hemispherium cerebelli ile bunları ortada birleştiren vermis cerebelliden oluşur. VII. Nucleus globosus 4. Ponsta V. Nucleus emboliformis 3. üç çift sap ile beyin sapına bağlanır. Bunlar. İki tane olan pedunculus cerebellaris superior ile cerebelluma bağlanır. Beynin oksipital lobu ile aralarında beyin zarlarından dura marterin uzantısı olan tentorium cerebelli denilen bölme bulunur. ponsun başlangıcında birleşir. Bunlar. pons ile diencephalon arasında yaklaşık 2 cm uzunluğunda bir yapıdır. Mesencephalon Beyin sapının üst parçası olan mesencephalon. Nucleus dentatus 2. Nucleus fastigii. Büyük bölümü fossa cranii posteriordadır. Cerebellumun vestibuler sistemle ilgili bölümü lobus flocculonodularistir. 91 . pedunculus cerebellaris superior (mesencephalona bağlanır). VIII. kranyal sinirlerin çekirdekleri bulunur.pedunculus cerebellaris medius denilen iki sap ile cerebelluma birleşir. 1. Cerebellum Fossa cranii posteriorda yerleşmiş olan cerebellum. Cerebellumun dört çift çekirdeği (nuclei cerebelli) vardır. yaklaşık 150 gr ağırlığında olup rhombencephalonun en büyük parçasıdır. pedunculus cerebellaris medius (ponsa bağlanır) ve pedunculus cerebellaris inferior (bulbusa bağlanır)dur. vestibuler sistemle ilgili çekirdektir. Vücut dengesinin devamı ve hareketlerin koordinasyonundan sorumludur. VI. Mesencephalonun ventral yüzünü dıştan sağ ve sol iki tane pedunculus cerebri oluşturur.

İnsanlar genellikle sağ ellerini kullandıkları için sol hemisfer daha büyüktür ve dominant hemisferdir. Serebral hemisferlerin dış yüzüne bakıldığında beyin yüzeyinin çok sayıda girinti (sulcus) ve çıkıntıdan (gyrus) oluştuğu görülür. Sol hemisfer genellikle yazma. Sulcus lateralis ise lobus frontalis’in alt kısmı ile lobus temporalis’in ön kısmı arasından başlayarak arkaya ve yurkarıya doğru uzanır. 92 . Bu sulcus. Yarığın alt bölümünde iki hemisfer arasındaki bağlantıyı sağlayan yoğun lif demetlerinden oluşan corpus callosum yer alır. Bu loblar kendilerini örten kemiklerin adını alır. Frontal lob Rolando yarığının (sulcus centralis) önü ve Sylvius yarığının (sulcus lateralis) üstünde yer alır. dış yüzde lobus frontalis ile lobus parietalis arasındaki sınırı belirler. Her bir hemisfer dört loba ayrılır. arkada ise lobus temporalis ile lobus parietalis’in ön kısmını birbirinden ayırır. temporal ve paryetal lobların arkasında ise oksipital lob yer alır. iki hemisfer korteksindeki benzer noktaları bir ayna imajı gibi birbirine bağlar. Sylvius yarığının altında temporal lob. ortasında falx cerebrinin yer aldığı bir yarık (fissura longitudinalis cerebri) ile birbirinden ayrılır. hesaplama ve dili anlama ile ilgilidir. hemisferlerin dış yüzünü takip ederek öne ve aşağıya doğru uzanır. her bir hemisferin üst kenarından başlar. Rolando yarığı ile fissura parieto-occipitalis arasındaki loba paryetal lob adı verilir. Beyin hemisferlerinin dış yüzünde sulcus centralis ve sulcus lateralis adı verilen iki belirgin sulcus vardır.Telencephalon (Cerebrum) İki tane beyin hemisferinden (hemispherium cerebri) oluşur. konuşma. Sulcus centralis. Serebral hemisferler. Corpus callosum. önde lobus frontalis ile lobus temporalis’i. Bu sulcus.

lobus parietalis. Lobus temporalis alt tarafta sulcus lateralis aralcılığı ile lobus parietalis ve lobus occipitalis’in ön kısmından ayrılmıştır. corpus callosum’dur. fissura longitudinalis cerebri’nin tabanında yer alır.0 mm). Lobus occipitalis’in kaudal ucuna polus occipitalis adı verilir. ventriculus lateralis’in ise tavanını örter.25 m2 civarında bir alanı kaplamasına rağmen büyük kısmı sulcus’ların ve fissura’ların derinliklerinde bulunduğu için dış yüzden bakıldığında tüm yüzeyinin ancak 1/3’ü görülebilir. Lobus frontalis’in dış yüzünde gyrus precentralis bu lobdadır. Sulcus lateralis’in derininde. lobus occipitalis ile buna komşu lobus parietalis ve lobus temporalis arasında belirgin bir sınır yoktur. Lobus parietalis’te sulcus centralis’e paralel olarak uzanan gyrus postcenralis’i arka tarafta sulcus postrcentralis sınırlar. Lobus temporalis’in rostral ucuna polus temporalis adı verilir. Cortex cerebri’nin kalınlığı gyrus’ların en çıkıntılı kısımlarında daha fazla (4. gyrus temporalis medius ve gyrus temporalis inferior sulcus lateralis’e paralel olarak seyreder. lobus occipitalis ve lobus temporalis’in hemisferlerin medial yüzünde birbirleri ile devam eden ve corpus callosum ile diencephalon’u çevreleyen kortikal kısımları oluşturur. Facies medialis’te en belirgin olaraka göze çarpan yapı. sulcus’ların derininde daha azdır (1. Lobus frontalis. çeşitli bölgelerde nöron tipleri ve bunların dağılımı ile miyelinli liflerin seyrindeki farklılıkları değerlendirerek.2-1.Lobus’lardan en büyüğü olan lobus frontalis. lobus parietalis ve lobus frontalis kısımları kaldırıldığında görülen korteks kısmına lobus insularis adı verilir. Sulcus centralis’e paralel olarak uzanan gyrus precentralis’in ön tarafında sulcus precentralis bulunur. Lobus frontalis’in rostral ucuna polus frontalis adı verilir. arkada lobus occipitalis ile komşudur. Lobus limbicus’u lobus frontalis. Sulcus centralis’in arka tarafında yer alan lobus parietalis. alt tarafta sulcus lateralis aracılığı ile lobus temporalis’ten ayrılmıştır. Birçok araştırmacı. İki beyin hemisferinin birbirine bağlayan ve miyelinli liflerden oluşan corpus callosum.5-5. Lobus temporalis’in dış yüzünde yer alan gyrus temporalis superior. CORTEX CEREBRI Beyin hemisferlerinin dış yüzünü örten cortex cerebri (pallium). sulcus centralis’in ön tarafında yer alır. cortex cerebri’nin sitolojik haritalarını 93 .6 mm). bu sulcus’a komşu lobus temporalis. yaklaşık olarak 0. Beyin hemisferlerinin birbirlerine bakan yüzüne facies medialis adı verilir. Lateral yüzde.

11. ve 12 Şahsiyet merkezi 44 ve 45 Motor konuşma merkezi Parietal lobdaki önemli Brodmann alanları 3. Klinik bilgi Beyin ve medulla spinalisi saran zarların enflamasyonuna meninjit (meningitis) denir. 94 . dura mater. 42 İşitmenin assosiasyon merkezi 37 Görme ve işitmenin assosiasyon merkezi Oksipital lobdaki önemli Brodmann alanları 17 Primer görme merkezi 18. arachnoidea mater ve pia mater olarak sıralanan üç zarla sarılıdır.çıkarmıştır. BEYİN VENTRİKÜLLERİ. BOS VE SİNİR SİSTEMİ DAMARLARI Beyin Zarları Beyin ve medulla spinalis. DURAL SİNÜSLER.7 Duyu assosiasyon merkezi 39 Okuma yazma merkezi 40 Konuşulanı anlama merkezi 43 Tat merkezi Temporal lobdaki önemli Brodmann alanları 34 Koku merkezi 28.1. Bu merkezlerin bulunduğu alanlar Brodmann tarafından numaralandırılmıştır. Frontal lobdaki önemli Brodmann alanları 4 Primer motor merkez 6 Premotor merkez 8 Frontal göz sahası 9. dıştan içe doğru. Loblar üzerinde önemli işlevlerin merkezleri bulunur. Zarların hepsine birden meninges denir.2 Primer somatik duyu merkezi 5.10.19 Sekonder görme merkezi BEYİN ZARLARI.35 Kokunun assosiasyon merkezi 41 Primer işitme merkezi 22.

Fissura longitudinalis cerebri hariç. beyin-omurilik sıvısından beslenen avasküler bir tabaka olup beyin ve medulla spinalisi sulcusların en derin noktasına kadar inecek şekilde sıkıca sarar. medulla spinalisi saranına dura mater spinalis denir. Bu boşluklara beyin sinüsleri (sinus durae matris) denir. ince ve damardan yoksun bir zardır. beynin alt yüzünde ve beyin sapı çevresinde bulunur. 95 . Beyni saranına dura mater cranialis. arachnoidea mater ile pia mater arasında da içerisinde beyin-omirilik sıvısının (BOS) dolaştığı subaraknoid boşluk (spatium subarachnoidea) vardır. Beyin gyruslarının ve sulcuslarının üzerinden geçer. Dura mater cranialisin lamina externası ile kafa kemiklerinin iç yüzü arasında bir boşluğa epidural boşluk denir. Beyni saranına pia mater cranialis.Dura Mater Beyin ve medulla spinalisi en dıştan saran ve esneme özelliği olmayan kalın bir zardır. Pia mater. Pia Mater Beyin ve medulla spinalis dokusunun hemen dışında yer alan bir zardır. Arachnoıdea Mater Örümcek ağına benzeyen. Lamina interna. Dura mater cranialisin lamina externa (periosteal-endosteal tabaka) ve lamina interna (meningeal tabaka) olmak üzere iki tabakası vardır. İki tabaka birbirine sıkıca yapışıktır. Ancak bazı yerlerde birbirinden ayrılarak. Dura mater ile arachnoidea mater arasında subdural boşluk (spatium subdurale). Cisternae subarachnoideae Bazı bölgelerde araknoidea mater pia materden ayrılarak daha büyük subaraknoidal boşluklar oluşturur. Cisternae subarachnoideae denilen bu boşluklar. oluklara yada yarıklara girmez. içte lamina interna olmak üzere iki tabakadan oluşur. dışta lamina externa. medulla spinalisi saranına pia mater spinalis denir. içerisinde beyin-omurilik sıvısı (BOS) ve beyin venöz kanının bulunduğu boşluklar oluşturur.

V. Sinus sigmoideus. trochlearis. ophthalmicus ve n. n. facialisin gözün iç köşesinde v. Bazı Dural Sinüsler Sinus sagittalis superior.Sınus Dura Matrıs (Dural Sinüsler) Dura materin lamina interna (meningeal) ve lamina externa (endosteal)sı arasında yer alırlar. 96 . n. foramen jugulareden geçince v. oculomotorius. ophthalmicaların da sinus cavernosusa açılması nedeniyle yüz enfeksiyonları sinus cavernosusa ulaşabilir ve tehlikeli olabilir (kavernöz sinüs trombozu). En büyük beyin ventrikülleridir. maxillaris geçer. ancak duvarlarında kas tabakası yoktur ve kapak içermezler. abducens geçer. jugularis interna olur. sfenoid kemik gövdesinin her iki yanında yer alır. n. falx cerebrinin üst kenarı boyunca arkaya doğru uzanır. Sinus cavernosus. Dış duvarından. BEYİN VENTRİKÜLLERİ Beyinde 4 tane ventrikül bulunur. BOS’un başlıca boşaldığı dural sinüstür. Dural sinüslerini iç yüzü. carotis interna ile n. ophthalmicaların dalları ile olan bağlantıları ve v. En büyük dural sinüstür. BOS’un büyük miktarı lateral ventriküllerdedir. venlerde olduğu gibi endotel tabakası ile kaplıdır. Sinus rectus Sinus transversus. falx cerebrinin serbest alt kenarı boyunca uzanır. sinus sigmoideus ile devam eder. Ventriculus Lateralis Her bir hemispherium cerebri içinde bulunan birer büyük boşluktur. İçinden a. Sinus sagittalis inferior.

lateral ventriküllerden foramen interventriculare (Monro deliği) denilen açıklık ile 3. Ancak özellikle elektrolit içeriği bakımından farklıdır. Bunun 30 ml si ventriküllerde. mesencephalon içinden 97 .Ventriculus Tertius İki taraf thalamuslar ve hypothalamuslar arasındadır. Nöral dokuların beslenmesini sağlar. ventriküle (ventriculus tertius) geçer. Serebrospinal Sıvı) ve BOS Dolaşımı BOS (beyin-omurilik sıvısı. cerebellum arasında yer alır. BOS. Berrak ve renksiz bir sıvıdır. serebrospinal sıvı). Basıncı 65-195 mm su arasında değişir. beyni mekanik etkilerden korur. Nöral metabolizma sonucu oluşan atıkların uzaklaştırılmasını sağlar. İntrakranyal basıncı düzenler. Na. Eşkenar dörtgen şeklindeki tabanına fossa rhomboidea denir ve bulbus ile ponsun arka yüzü ile oluşturulur. K ve Ca konsantrasyonu ise plazmadakine göre daha düşüktür. Toplam miktarı yaklaşık 140 ml dir. BOS. Plazmaya benzer. plazmadakinden daha yüksek konsantrasyonda bulunur. Üçüncü ventrikülden. Ventriculus Quartus Önde. Liquor Cerebrospinalis (Beyin Omurilik Sıvısı. Beynin ağırlığını azaltır. BOS. Dansitesi düşüktür (1006-1009 g/ml). Mg ve Cl. Günde yaklaşık 500 ml üretilir. 110 ml si subaraknoidal boşluktadır. ventriküller içinde bulunan plexus choroideus denilen yapılarda üretilir ve salgılanır. bulbus (medulla oblongata) ve pons. arkada.

bazal çekirdekleri ve capsula internayı besler 98 . KLİNİK BİLGİ Epidural kanama (hemoraji). motor ve duyu kayıpları. SİNİR SİSTEMİNİN DAMARLARI Arterler Sinir sistemine ait yapılar iki çift arterle beslenir. Fossa cranii media tabanındaki kırıklarda. en sık parietal ya da temporal kemik kırıklarında a. carotis communisin uç dallarından birisidir. Carotis İnterna (Ön Arteriyel Sistem) A. hipofiz bezini besler 2. foramen Magendi) ile subaraknoidal aralığa geçer. Fossa cranii anterior tabanındaki kırıklarda da etmoid kemiğin lamina cribriformisinin kırılması sonucu burundan BOS gelebilir (rhinorrhea). ophthalmica. Karotid sistemdeki (a. bridge venler) yırtılması (rüptürü) sonucu olur. kulaktan BOS gelmesine (otorrhea) neden olabilir. birisi tam ortada olan apertura mediana. Ön arteryel sistem (karotid sistem) ve arka arteryel sistem (vertebrobaziler sistem). gözün sinir tabakasını (retina) besler. Subdural kanama (hemoraji).geçen bir kanal (aqueductus mesencephali. serebral arterlerdeki yırtılmalar sonucu (genellikle anevrizmaların) olur. vertebralis + a. meningea medianın dallarındaki yırtılmalar (rüptürler) sonucu olur. carotis interna ve a. orta kulak boşluğunun yukarısında meninkslerin yırtılması ve membrana tympanicanın rüptürü sonucu. A. Spinal anestezi. Sinus cavernosusdan geçip dallarına ayrılır. A. baş dönmesi (vertigo). hareketlerde koordinasyon bozukluğu (ataksi) ve denge bozuklukları ile görme alanı kayıpları olur. Temporal kemikteki kanaldan (canalis caroticus) geçerek kafa içine girer. centralis retinae). hipofiz bezini besler 3. canalis centralise ve çatısında bulunan üç açıklıkla (ikisi yanlarda apertura lateralis. basilaris) lezyonlarda. A. Göz siniri (n. foramen Luschka. Beyin iki sistemden kanlanır. A. carotis interna) lezyonlarda. A. hypophysialis superior. cisterna lumbalise verilen anestezik madde ile spinal sinirlerdeki ileti bloke edilir. choroidea anterior. A. carotis internanın önemli dalları 1. vertebrobaziler sistemdeki (a. Kafa içi basınç artışı sendromunda (KIBAS) BOS alımı kontraendikedir. Yapılırsa beyne ait bazı bölümler foramen magnumdan fıtıklaşabilir (herniye olabilir). Dördüncü ventrikülden. vertebralis. yüzeyel beyin venlerini dural sinüslere birleştiren venlerin (köprü venler. Subaraknoidal kanama (hemoraji). hypophysialis inferior. Künt kafa travmalarında olur. opticus) içinde seyreden dalı (a. göz (bulbus oculi) ve gözle ilgili yapıları besler. aqueductus cerebri) ile dördüncü ventriküle (ventriculus quartus) geçer. 4. A.

diploicae. basilarisi (vertebrobaziler sistem) oluşturur.Kranyal ve İntrakranyal Venler Vv. A.Beyin Venleri (Vv. sinir sisteminde anevrizmaların en çok görüldüğü damardır. cerebri anterior. carotis interna ile a. 12 çift kranyal sinir (kafa çifti). vv. Ek olarak konuşma alanı. 7. A. açılmaları subdural hemorajilere neden olur. a. emissariae. hemisferlerin dış yüzünü besler. scalpın “L” (loose. yassı kafa kemiklerindeki diploik kanallar içinde bulunan kapaksız venlerdir. Vv. Bu nedenle. dura materin venöz kanını taşıyan venlerdir. Bu arterin lezyonlarında. A. Vertebralis (Arka Arteryel Sistem. İki taraf a. Kafa dışı venlere ya da dural sinüslere açılırlar. basalis (Rosenthal veni). Vv. meningeae. media superficialis cerebri. inme) en çok nedeni olan damardır. Encephali) Dural sinüslere açılırlar. Vv. İnsanoğlunun bacak ve ayak dışında kalan vücut bölgelerinin motor ve duyu bölgeleri hemisferlerin dış yüzünde temsil edilir. Kafa dışı venlerle dural sinüsleri birleştirirler. communicans anterior. inferiores cerebri. cerebri media. PERİFERİK SİNİR SİSTEMİ Kranyal ve spinal sinirler ile bu sinirlerin ganglionları tarafından oluşturulur. Bu nedenle kafa dışı enfeksiyonların kafa içine yayılmasında önemlidirler. vv. VENLER I . superiores cerebri. diğer servikal vertebraların transvers çıkıntılarındaki foramen transversariumlarda yukarı doğru yükselerek foramen magnumdan kafa içine girer. basilarisi birleştiren damardır (karotidobaziler sistemi birleştirir). magna cerebri (Galen veni. 6. Yenidoğanın (neonat) kafasında yokturlar. II . felcin (stroke. işitme alanı ve görme yolları gibi özel işlevlere ait yapıları da besler. V. Yüzeyel ve derin olarak iki grupta incelenir. 99 . communicans anterior ile birleştirilir. Yedinci servikal vertebra hariç. İnsanoğlunun bacak ve ayağının motor ve duyu bölgeleri ile işemenin (miksiyonun) istemli kontrol merkezi hemisferin iç yüzünde temsil edilir. subclavianın dalıdır. yaşta oluşurlar. opticus (görme siniri) hariç. Okulomotor sinir en çok bu arterin anevrizmasından etkilenir. kontralateral bacak ve ayakta motor ve duyu kaybı olur. internae cerebri ve v. vertebralis bulbus ile pons arasındaki olukta (sulcus bulbopontinus) birleşerek a. Derin beyin venleri. özellikle hipertansif hastalarda. A. v. İki taraf a. miksiyonun istemli kontrolü bozulur. N.5. a. 31 çift de spinal sinir olmak üzere toplam 43 çift periferik sinir vardır. tüm periferik sinirlerin miyelin kılıfını Schwann hücreleri yapar. Vertebrobaziler Sistem) A. cerebri anterior. hemisferlerin derin bölümlerinin venöz kanını taşırlar. 2. Yüzeyel beyin venleri. hemisferlerin iç yüzünü besler. A. beynin en büyük venidir). communicans posterior. cerebri media. A. dalları en çok açılan arterdir. gevşek areolar) tabakasında yer alırlar.

Burada bulunan bipolar nöronların santral uzantıları n. Frontal lobun altında nöron değiştirdikten sonra temporal lobun ucunda lokalize koku merkezinde sonlanır (34 numaralı Brodmann Alanı). 100 . Opticus (II) (Görme Siniri) Retinada bulunan ganglion hücrelerinin uzantıları tarafından oluşturulur.KAFA ÇİFTLERİ (KRANYAL SİNİRLER) N. burnun içindeki concha nasalis superiorda lokalizedir. Olfactorius (I) (Koku Siniri) Olfaktor alan. olfactorius adı ile etmoid kemiğin kribriform laminasından geçip kafa içine girer. N. Diğer periferik sinirlerden farklı olarak optik sinirin miyelin kılıfını oligodendrositler yapar.

levator palpebrae superioris (göz kapağını kaldıran kas) ve irisin yapısında bulunan m. obliquus superioru uyarır. maxillaris ve n. Göz kaslarından sadece m. ophthalmicus. m. n. Felcinde. m. rectus superior. KİBAS’taki diplopinin nedeni olan sinirdir. Sırasıyla. Göz kaslarından sadece m. Trochlearis (IV) Saf motor sinirdir. n. Beyin sapını arka yüzünden terkeden tek kranyal sinirdir. Ganglion trigeminale (Gasserian ganglionu. Bunlar. Ek olarak m. içe şaşılık ve diplopi olur. ciliarisi (lensin kalınlaştıran kas) de uyarır. 101 . Sinirin felcinde. en çok kafaya alınan darbe sonucu yaralanır. petrosus major. diplopi (çift görme). N. n. semilunar ganglion) denilen bu gangliondan üç tane dal çıkar. facialis. Saf motor sinirdir. n. petrosus major. N. İlk ikisi sadece duyu lifleri içerir. m. Çekirdek lezyonu kontralateral (karşı tarafta) belirtiye neden olan tek kranyal sinirdir (bütün kranyal sinirlerin çekirdek lezyonlarında belirtiler ipsilateral (lezyonla aynı tarafta olur). Diplopi (çift görme) olur ve göz aşağı-dışa bakamaz. N. N. N. n. mandibularisdir. Trigeminus (V) En kalın kranyal sinirdir. Facialis (VII) (Yüz Siniri) Temporal kemikteki canalis facialis içinde seyreder. göz aşağı-dışa bakar durumda (dışa şaşılık) gibi belirtiler olur. Kemik içi en uzun seyir gösteren kranyal sinirdir. Lezyonlardan en çok etkilenen sinirdir. sphincter pupillae (pupillayı daraltan kas) ve corpus ciliarenin yapısında bulunan m. pitoz (göz kapağı düşmesi). labyrinthi ile birlikte meatus acusticus internusdan geçer. ganglion geniculiden çıkar. Temporal kemiğin petroz parçası ucunda lokalize büyük bir ganglionu vardır. rectus medialis ve m. Lezyonunda. Dilin 2/3 ön bölümünden tat duyusunu taşır. Beyin (tentoryal) herniasyonlarından en çok etkilenen sinirdir. Kornea ve aksırma refleksleri kaybolur. facialis. vestibulocohlearis ve a. mandibularis hem duyu hem de motor lifler içerir. ağız açıldığında çene lezyon tarafına deviye olur. Oculomotorius (III) Göze hareket yaptıran kasların çoğunu uyarır. stapedius ve chorda tympani. Lezyonlarında. N. N. Lezyonu tortikollis denilen servikal distoni ile karışır. fasiyal kanal içinde üç dal verir. anevrizma. rectus lateralisi uyarır. obliquus inferiordur. Fasiyal kanal içinde dirsek şeklindeki ganglionuna. Hastalar merdiven inemez ve okuyamaz. rectus inferior. Submandibular ve sublingual tükrük bezlerine salgı yaptırır. Bu kaslar. çiğneme kaslarının motor siniridir. Abducens (VI) Subaraknoidal boşlukta en uzun seyreden kranyal sinirdir. Mimik kasları uyarır. N. Kafa travması. tümör ve KİBAS (kafa içi basınç artışı sendromu) en çok bu siniri etkiler. N. Sinir. trigeminus. Kranyal sinirlerin en incesidir.N. ganglion geniculi denir.

Hypoglossus (XII) (Dil Altı Siniri. N. scm) ve m. trapeziusu uyarır. Kolikte (içi boş organların ağrısına kolik denir) olan bulantı ve kusmanın nedeni olan sinirdir. Spinal sinirler. N. Dilin tüm intrinsik ve ekstrinsik kaslarını (m. vagusa girer. cochleada bulunan canalis spiralis modioli içindeki ganglion spirale cochlea (corti ganglionu)daki hücrelerin santral uzantıları tarafından oluşturulur. Ramus anteriorlar torakal bölge hariç. Dil Siniri) Oksipital kemikteki canalis nervi hypoglossiden kafayı terk eder. N. Bu segmentlerden sağlı sollu 31 çift spinal sinir çıkar. Accessorius (XI) Kranyal ve spinal olarak iki kökü vardır. Beyin sapındaki işitme çekirdeklerinde sinaps yapar. Ek olarak flexura coli sinistraya kadar tüm torakal ve abdominal organlara parasempatik uyarıyı taşır. SPİNAL SİNİRLER Medulla spinalis 31 segmentten oluşur. Larinks kaslarının siniridir. denge ile ilgili bölümüdür. sternocleidomastoideus (m. m. Tonsillitte bazen kulakta ağrı duyulmasının nedeni olan sinirdir. N. Spinal kökü oluşturan lifler. Tonsilla palatinaların ve orta kulak boşluğunun duyusunu taşır. diğer bölgelerde birleşerek pleksusları yapar. Vagus (X) (Gezgin Sinir) En uzun kranyal sinirdir. Meatus acusticus internusun dibinde bulunan ganglion vestibulare (Scarpa Ganglionu)deki bipolar nöronların santral uzantıları tarafından oluşturulur. Buradan başlayan nöron uzantıları ile işitme duyusu temporal lobdaki merkezine taşınır. Vestibularis. 102 . stylopharyngeus) uyarır.N. palatoglossus hariç) uyarır. Glossopharyngeus (IX) (Dil-Yutak Siniri) Yutak kaslarından sadece birisini (m. Cochlearis. Spinal sinirler. Daha sonra her spinal sinir iki dala ayrılır (ramus anterior ve ramus posterior). Kranyal kökünü yapan lifler n. intervertebralede birleşmesinden oluşur. vestibularisi yapan lifler. Spinal kökün lezyonunda. foramen intervertebraleden canalis vertebralisi terk eder (C1 hariç). trapeziustaki işlev kaybı nedeniyle) ve yüzün karşı tarafa çevrilmesi zorlaşır (m. scmdeki işlev kaybı nedeniyle). Vestibulocochlearis (VIII) (İşitme-Denge Siniri) N. medulla spinalisten çıkan radix anteriorlar (motor) ile medulla spinalise giren radix posteriorların (duyu) for. N. beyin sapında her bir tarafta 4 tane olan denge çekirdeklerindeki nöronlarla sinaps yapar. hastalarda omuz düşüklüğü olur (m. N.

PLEXUS CERVICALIS 103 .

pectoralis medialis. romboid kasların ve m. pektoral kasları uyarır. kolun ön bölgesindeki kasları uyarır. sternocleidomastoideusun altında ya da arkasındadır. n. seröz perikardın parietal yaprağı. Bu pleksusun en önemli siniri. Incisura scapulaeden geçen sinirdir. N. M. ve diyafragma altındaki peritondan duyu taşır. Duyu lifleri. PLEXUS BRACHIALIS Son dört servikal spinal sinirin ön dalları ile birinci torakal spinal sinirin ön dalının birleşmesi ile meydana gelir. diyafragmanın motor siniridir. phrenicus vücuttaki üç seröz zardan duyu taşıyan tek sinirdir. levator scapulaenin siniridir. Sinirin felcinde winged (kanat) skapula olur. Bazı gövde kaslarını ve üst ekstremitedeki tüm kasları uyaran sinirler bu pleksusun dallarıdır. N. N. bu nedenle parmakları arasında bir cismi tutamaz. phrenicus. N. serratus anterioru uyarır. phrenicustur. N. N.İlk 4 servikal spinal sinirin ön dallarının birleşmesi ile meydana gelir. dorsalis scapulae. scalenus anteriorun önünden geçip toraks boşluğuna girer. fibröz perikard. m. 104 . Sinirin felcinde kola abdüksiyon başlatılamaz. N. M. Pleksusun en uzun siniridir. N. ulnaris. Toraksta perikardiyakofrenik damarlarla birlikte fibröz perikardium ile mediastinal plevra arasında seyreder. Kişi parmaklarına abdüksiyon-addüksiyon yaptıramaz. m. Sinirin felcinde claw hand (pençe el) olur. infraspinatusu uyarır. thoracicus longus. pectoralis lateralis ve N. suprascapularis. musculocutaneus. supraspinatus ile m. elin ince hareketlerini yaptıran kasların siniridir. mediastinal pleura.

El. N. Bu segmentlerden çıkan lifler. Sinir. önkol pronasyonda ve ekstensiyonda el bileği bir miktar fleksiyondadır. axillaris. N. Tüm segmentlerden lif içeren tek sinirdir. m. Yeni doğanda Moro refleksinde asimetriye neden olur. Pleksus. m. Humerusun arka yüzüdeki sulcus nervi radialisde a. N. medianus. N. m. Pleksusun dalları. pronator teresin iki başı arasından ve karpal tünelden geçer. psoas majoru delen sinirdir. profunda brachii ile birlikte seyreder. kolda a. radialis. subcostalis) gelen bir dalda katılır. iliohypogastricus. subscapularis.N. Sinirin genital dalı inguinal kanaldadır. kol addüksiyonda ve iç rotasyonda. brachialisle seyreden sinirdir. thoracodorsalis. deltoideus ile m. İnguinal herni tamirlerinde (inguinal herniyorafi ya da inguinal herniyoplasti) yaralanabilir. N. Humerusun collum chirurgicumunun kırıklarında. Sinirin felcinde omzun karakteristik kabarıntısı kaybolur ve kolun abdüksiyonu zor yapılır. ilioinguinalis. cutaneus femoris lateralis. m. psoas majorun altında ya da arkasındadır. genitofemalis. ulnarise katıldığından elin küçük kaslarında zayıflık olur. 105 . Pleksusa T12 spinal sinirin ön dalından (n. Felcinde apelike hand (maymun eli) olur. inguinal kanaldan geçer. appendektomilerde yaralanabilir. diz eklemine kadar uyluğun ön-dış yüzünün deri duyusunu taşır. teres major ve m. En çok humerus gövdesi kırıklarında yaralanır. Yaralanması durumunda inguinal bölgede kalıcı ağrılara neden olur. bazen ligamentum inguinalenin altından veya içinden geçerken sıkışabilir ve uyluğun anterolateral yüzünde ağrıya neden olur (meralgia paraesthetica). teres minoru innerve eder. N. N. pençe şeklinde (clawhand) bir görünüm alır. latissimus dorsiyi uyarır. başlıca n. Plexus Lumbalis İlk üç lumbal spinal sinirin ön dalları ile dördüncü lumbal spinal sinirin ön dalının büyük bölümünün birleşmesi ile oluşur. Truncus superior lezyonu (Erb-Duchenne Felci) C5 ve C6 köklerinde meydana gelen yırtılmalar nedeniyle olur. Sinirin felcinde wrist drop (düşük el) olur. plexus brachialisin en büyük dalıdır. Ekstremite sarkık. Kremaster refleksinin hem afferent hem de efferent yolunu yapar. m. N. Truncus inferior lezyonu (Klumpke felci) C8 ve T1 spinal sinir etkilenir. Seyri sırasında m. omuz ekleminin çıkıklarında ve koltuk değneği kullananlarda sık olarak yaralanır. subscapularisi uyarır. Ekstremitenin bu pozisyonu bahşiş isteyen garson (waiters tip) ekstremitesine benzer.

N femoralis; pleksusun en büyük siniridir. Vücudun en uzun deri siniri olan n. saphenus bu sinirin dalıdır. N. femoralisin felcinde bacak ekstensiyonu bozulur. N. obturatorius; aynı isimli damarlarla birlikte küçük pelvisin lateral duvarındaki canalis obturatoriusa girer. N. obturatoriusun lezyonları çok nadirdir. Bazen doğumda büyük başlı fetus siniri yaralayabilir. Yaralanması durumunda uyluk addüksiyonu ve dış rotasyonu zayıflar. Bu nedenle etkilenen ekstremite diğer ekstremitenin üzerine geçirilemez (uyluk uyluk üstüne konulamaz). Ayrıca uyluğun iç yüzünde diz ekleminin yukarısında yumurta şeklinde küçük bir alanda duyu kaybı olur. Plexus Sacralis İlk 4 sakral spinal sinirin ön dalları ile truncus lumbosacralisin birleşmesinden meydana gelir. M. piriformisin üzerinde oturur. Truncus lumbosacralis: L5 spinal sinirin ön dalı ile L4 spinal sinirin ön dalından gelen bir dalın birleşmesi ile oluşur. N. furcalis: L4 spinal sinirdir. Hem lumbal hem de sakral pleksusun oluşumuna katılır. Pleksusun dalları; N. gluteus superior; m. gluteus medius ve m. tensor fasciae lataeyi uyarır. N. gluteus inferior; m. gluteus maximusu uyarır. N. cutaneus femoris posterior; fossa popliteanın alt ucuna kadar uyluğun arka yüz orta bölgesinin ve bacağın proksimal bölümünün arka yüzünün deri duyusunu alır. N. ischiadicus (L4,5-S1,2,3); vücudun en büyük siniridir. Foramen infrapiriformeden geçip pelvisi terk eder. Uyluğun ortalarında uç dalları olan n. tibialis ve n. fibularis (peroneus) communise ayrılır. N. ischiadicus; en sık gluteal bölgeye yapılan hatalı intramusküler enjeksiyonlar sonucu yaralanır. Diz ekleminin altında kalan tüm kaslarda paralizi olur ve bu nedenle pasif düşük ayak (footdrop) görülür. N. tibialis; daha büyük olan uç dalıdır. Bacakta a. tibialis posterior ile birlikte aşağıya doğru seyreder. Uyluk arkası ve bacak arkası kasların siniridir. Fleksör retinakulumun altında n. plantaris medialis ve lateralis denilen uç dallarına ayrılır. 106

Yaralanması halinde, ayak dorsifleksiyonda ve eversiyonda kalır (pes calcaneovalgus). Kişi ayak uçları üzerinde yükselemez ve topukları üzerinde yürür. N. fibularis (peroneus) communis; collum fibulaenin dış tarafında iki uç dalına ayrılır. Alt ekstremitenin en sık yaralanan siniridir. Collum fibulae kırıklarında sık olarak yaralanır. Bacağın ön ve lateral kompartman kaslarının paralizisi sonucu, fleksör kaslar hakimiyet kazanır ve ayak plantar fleksiyonda (foot drop) ve inversiyon yapmış pozisyonda kalır. Bu karakteristik görünüme equinovarus denir. Bu sinirin felcinde olan düşük ayak, bacak arkası kasların hakimiyeti nedeniyledir. N. fibularis (peroneus) superficialis; ayağa eversiyon yaptıran (fibular) kasların siniridir. Felcinde ayak eversiyonu zayıflar. Ayrıca bacağın lateralinde ve ayak sırtında duyu kaybı olur. N. fibularis (peroneus) profundus; a. tibialis anteriorla birlikte aşağı doğru seyreder. Bacaktaki ekstensör kasları uyarır. Başparmak ile ikinci parmak arasını örten derinin duyusunu taşır. Felcinde, ayak ekstensiyonu zayıflar. Ayrıca başparmak ile ikinci parmak arasında üçgen şeklindeki bir alanda duyu kaybı olur. N. suralis; n. tibialisten gelen bir dal ile n. fibularis communisten gelen bir dalın birleşmesi ile olur. Bacağın arka yüzünde v. saphena parva ile birlikte seyreder. Malleolus lateralisin arkasından geçip ayağın dış kenarında küçük parmağa kadar seyreder. Bacağın 1/3 distalinin dış ve arka bölgesi ile ayağın lateral kenarının küçük parmağa kadar deri duyusunu taşır. N. pudendus (S2,3,4 ); perine bölgesinin esas siniridir. Sinirin çıktığı sakral segmentlerde bulunan çekirdeğine Onuf çekirdeği adı verilir. A.v. pudenda interna ile birlikte, fossa ischioanalisin dış duvarında bulunan canalis pudendalise (Alcock kanalı) seyreder. Sinirin felcinde üriner (idrar) ve fekal (dışkı) inkontinens (tutamama) olur. OTONOM SİNİR SİSTEMİ (OSS) Merkezi hypothalamusdadır. Hem merkezi hem de periferik sinir sistemi içinde işlev gören bir sistemdir. Kan damarlarının ve iç organların kasları ile bezlerin aktivitelerini kontrol eder, organlardan duyu taşır. Otonom sinir sisteminin iki bölümü vardır. sempatik ve parasempatik. Her ikisinde de iki nöron vardır. Birisi, gövdesi merkezi sinir sisteminde bulunan presinaptik nöron, diğeri de gövdesi periferik sinir sisteminde bulunan postsinaptik nöron. PARASEMPATİK SİSTEM Parasempatik sistem sadece baş, torakal ve abdominopelvik boşluklardaki organlar ve dış genital organların erektil dokularına gider. Vücut duvarı ve ekstremitelere gitmez. Bu nedenle spinal sinirler içinde parasempatik lif bulunmaz. Presinaptik parasempatik nöronlar, beyin sapında bulunan çekirdeklerde ve sakral 2-4 segmentlerdedir. Bu nedenle parasempatik sisteme kranyosakral sistem de denir. Parasempatik sistemin kranyal parçasını dört kranyal sinir yapar; III (n. oculomotorius), VII (n. facialis), IX (n. glossopharyngeus) ve X (n. vagus). Parasempatik sistemin kranyal parçasında, içinde postsinaptik parasempatik nöronların bulunduğu dört tane parasempatik ganglion bulunur. Ganglion ciliare, 107

ganglion pterygopalatinum, ganglion submandibulare ve ganglion oticum. Beyin sapındaki çekirdeklerde bulunan presinaptik parasempatik nöronların uzantıları, bu ganglionlarda bulunan postsinaptik parasempatik nöronlarla sinaps yapar. Postsinaptik parasempatik nöronların uzantıları hedef organlara gider. Pars cranialis (kranyal parça) Beyin sapında dört tane parasempatik çekirdek bulunur. 1. Edinger-Westphal (III); mesencephalonda lokalizedir. Bu çekirdekten başlayan presinaptik parasempatik lifler, n. oculomotorius içinde seyrederek ganglion ciliareye gelir ve buradaki postsinaptik nöronlarla sinaps yapar. Bu nöronların uzantıları nn. ciliares breves içinde m. sphincter pupilla ve m. ciliarise gider. 2. Nucleus salivatorius superior (VII); ponsta lokalizedir. Üst bölümüne nuc. lacrimalis denir. Bu çekirdeklerden çıkan presinaptik parasempatik lifler, n. facialisin n. intermedius denilen duyu kökü içinde beyni terk eder. Daha sonra sinirin iki dalı içinde seyrederek iki ayrı parasempatik gangliona gelir. Ganglion pterygopalatinuma gelenler, sinapstan sonra glandula lacrimalise gider. Ganglion submandibulareye gelenler, sinapstan sonra glandula submandibularis ve glandula sublingualise gider. 3. Nucleus salivatorius inferior (IX); bulbusta lokalizedir. Bu çekirdekten çıkan presinaptik parasempatik lifler, n. glossopharyngeus ve onun dalları ile ganglion oticuma gelir ve sinaps yapar. Gangliondan çıkan postsinaptik parasempatik lifler, glandula parotideaya gider. 4. Nucleus dorsalis nervi vagi (X); bulbusta lokalizedir. Bu çekirdekten çıkan presinaptik lifler, n. vagus ve dalları içinde seyrederek toraks organları ile pancreas, dalak, karaciğer, safra kesesi ve safra yolları, özofagus, mide, ince bağırsak ve flexura coli sinistraya kadar olan kalın bağırsak bölümünün çevresinde bulunan pleksuslar içindeki (terminal ganglion) veya organların duvarlarındaki (mural ganglion) küçük ganglionlara gelerek sinaps yapar. Sinapsdan sonraki postsinaptik parasempatik lifler, organların düz kasları ve bezlerine gider. Pars pelvica (pelvik veya sakral parça) Presinaptik parasempatik nöronlar sakral 2, 3 ve 4’te lokalizedir. Bu nöronların uzantıları nn. splanchnici pelvici (nervi erigentes) adı altında n. vagusun innervasyon alanı dışında kalan organların parasempatik uyarısını sağlar. Bu sinir içinde seyreden presinaptik parasempatik lifler, organların çevresindeki pleksuslar 108

içinde (terminal ganglion) veya organların duvarlarında bulunan (mural ganglion) küçük ganglionlara gelerek sinaps yapar. Nn. splanchnici pelvici; flexura coli sinistradan itibaren kalın bağırsak bölümünün ve pelvik organların (mesane, uterus, vagina ve prostat gibi) düz kaslarını uyarır. Ayrıca penis ve clitorisin erektil dokuları ile testis, ovaryum, uterus ve tuba uterinanın damarlarında vazodilatatör etki yapar. SEMPATİK SİSTEM Ter bezleri, m. arrector pili, kan damarlarının müsküler duvarı, kalp, akciğerler ve solunum yolları, abdominopelvik organlar, özofagus, irisde bulunan m. dilatator pupillae, tarsal kaslar ve ürogenital traktusun düz kaslarını uyarır. Sempatik sistem, kıkırdak ve tırnak gibi avasküler dokulara gitmez. Presinaptik sempatik nöronlar, T1L2 arası segmentlerdedir (toplam 14 segment). Presinaptik nöronların aksonları, medulla spinalisi terk eder ve truncus sympathicusdaki ganglion trunci sympathici (paravertebral ganglion) denilen ganglionlara gelir ve buradaki postsinaptik sempatik nöronlarla sinaps yapar. Bazı uzantılar, sempatik zincirden direk geçer ve aorta abdominalisin önündeki prevertebral ganglionlarda (gang. coeliacum, gang. mesentericum superius ve gang. mesentericum inferius) sinaps yapar. Bu ganglionlardaki postsinaptik sempatik nöronların uzantıları hedef organa gider. Truncus Sympathicus: Columna vertebralisin her iki tarafında, kafa tabanından koksiks ucuna kadar uzanan sempatik zincirde, 22 yada 23 çift ganglion trunci sympathici (gg. paravertebrales) denilen ganglionlar bulunur. Servikal parçasında üç tanedir. Bunlar; gang. cervicale superius, medius ve cervicothoracicumdur. Özellikle gang. cervicothoracicumun apex pulmonislerle olan komşuluğu önemlidir. Pancoast sendromunda olduğu gibi, apex pulmonislere oturan tümörlerde ganglion etkilenir ve Horner sendromu belirtileri (miyozis; pupillanın küçülmesi, pitozis; göz kapağının düşmesi, enoftalmos; gözün içe çökmesi, anhidrozis; terleme olmaması ve kızarıklık) ortaya çıkar. İki tarafın truncus sympathicusu, koksiks ucunda ganglion impar denilen bir ara ganglionla birleşir. 109

10. ENDOKRİN SİSTEM

Organizmada meydana gelen metabolik olaylar, büyüme, olgunlaşma gibi bir çok fizyolojik olayda önemli görevleri olan bezlerdir. Vücutta sadece iç salgı yapan bezler ile hem iç hem de dış salgı yapan bezler vardır. Salgılarını bir kanala bırakan bezlere ekzokrin bez, kana bırakan bezlere ise endokrin bez denir. 110

Glandula pituitaria (hypophysis), glandula pinealis (corpus pineale, epifiz bezi), glandula thyroidea, glandula parathyroidea, glandula suprarenalis, thymus, pancreas, testis, ovarium ve böbrekler bazı endokrin işlevi olan organlardır. Hypophysis (Glandula Pituitaria) Sfenoid kemiğin fossa hypophysialisi içinde kırmızı gri renkli, oval şekilli, yaklaşık 0.5 gr ağırlığında, kapsüllü endokrin bir bezdir. Hipotalamustan başlayan infundibulum, hipofizi hipotalamusa bağlar. Hipofiz bezinin alt-ön tarafında sinus sphenoidalis bulunur. Her iki yanda sinus cavernosus ve içindeki yapılarla komşudur. Bezin üstön tarafı chiasma opticum ile komşuluk yapar. Hipofiz, farklı iki parçadan oluşur. Adenohypophysis (lobus anterior) Oral ektoderm kökenlidir. Adenohipofizi oluşturan oral ektoderm bölümü başlangıçta bir kese (Rathke kesesi) şeklindedir. Yetişkinlerde bez içinde görülen yarık, bu kesenin kalıntısıdır. Pars distalis, pars intermedia ve pars tuberalis olmak üzere üç parçadan oluşur. Adenohipofizde üretilen ve salgılanan hormonlar; prolaktin, GH (growth hormon; somatotropin), ACTH (adrenokortikotropin hormon), TSH (tiroidi stimüle eden hormon), FSH (follikülü stimüle eden organ), LH (lüteinize hormon)’dır. Neurohypophysis (lobus posterior) Nöral ektoderm kökenlidir. Diensefalonun uzantısıdır. İnfundibuler öz, eminentia mediana ve lobus nervosus (pars nervosa) olmak üzere üç parçadan oluşur. Nörohipofizden; ADH (vasopressin) ve oxitosin salgılanır. Glandula Pinealis (Corpus Pineale, Epiphysis Cerebri) Tabanı bir sap ile diencephalona tutunur. 120 mg kadardır. Pinealositler tarafından melatonin salgılanır. Karanlık ve aydınlık ile uyku periyodunun düzenlenmesi, vücut ısısının ayarlanması, metabolizma, bağışıklık sistemi, tümör büyümesinin inhibisyonu ve lokomotor aktivite bazı işlev yaptığı olaylardır. Karanlık, pineal bezde aktiviteyi artırırken, aydınlık azaltır. Pineal bezdeki aktivite artışı, etkilediği iç salgı bezlerinde aktivite azalmasına neden olur.

111

Glandula Thyroidea Boynun ön tarafında C5-T1 vertebralar arasında, kahverengi-kırmızı renkte damardan zengin, kapsüllü bir organdır. Yaklaşık 25 gr ağırlığındadır. Kadınlarda biraz daha büyük ve ağırdır. Menstruasyon ve gebelik sırasında da biraz büyür. Sağ ve sol olmak üzere iki lob ile bunları ortada birbirine bağlayan, 2-3 trachea halkaları üzerinde oturan dar bir parçadan (isthmus glandulae thyroidea) oluşur. Glandula thyroideadan bazal metabolizmayı uyaran triiodotironin (T3) ve tiroksin (T4) hormonları salgılanır. Bu hormonların aşırı salgılanması hipertiroidi (tirotoksikoz), yetersiz salgılanması hipotiroidi olarak bilinir. Glandula thyroideanın büyümesine tiroid hiperplazisi (guatr) denir. Bez büyüyünce boynun ön tarafında bir şişkinlik oluşturur ve bunun yutkunma ile hareket etmesi gözle fark edilebilir. Büyüyen bez, trachea ve n. laryngeus recurrense bası yapabilir. Tiroid bezindeki parafolliküler hücrelerden kalsitonin salgılanır. Kalsitonin, kandaki kalsiyum seviyesini düşürür, iskelette ve diğer dokularda kalsiyum tuzlarının depolanmasını artırır.

112

Glandula Parathyroidea Küçük, sarımsı-kahverengi, oval şekilli olup, tiroid bezi loblarının arka kenarları ile capsula fibrosa arasında bulunan 4 tane bezdir. Glandula parathyroidealar parathormon salgılar. Bu hormon kemik dokusundaki hücrelere etki ederek kemikteki kalsiyumun kana geçmesini sağlar ve kan kalsiyum seviyesini yükseltir. Kan kalsiyum seviyesinin artması ile birlikte parathormon sekreyonu inhibe olur. Thymus Primer lenfoid organdır. Manubrium sterninin arkasında, pericardium fibrosum, arcus aortae ve tracheanın önündedir. Mediastinum superius ve mediastinum anteriusta yer tutar. Doğumda 12-15 gr. ağırlığındadır. Puberteden sonra atrofiye gider. Timus, T lenfositlerin olgunlaştığı yerdir. Gelişim çağında lenfatik sistemin normal gelişmesi ve bağışıklık maddelerinin (antikorların) oluşmasında etkilidir. Yeni doğanda (neonat) lenfoid dokuların normal gelişmesi ile de ilgilidir. Timus çıkarılırsa lenfatik doku gelişimi geriler. Bu dokuda lenf, kanda da lenfositler kaybolur, antikorlar da yapılamaz. Glandula Suprarenalis Her bir böbreğin üst ucuna oturmuş, fascia renalisle sarılı iki bezdir. Anatomik ve fizyolojik olarak, dışta korteks (adrenal korteks), içte medulla (adrenal medulla) olmak üzere iki kısımdan yapılır. Korteksten glukokortikoidler (kortizol, kortikosteron), mineralokortikoidler (aldosteron) ve seks hormonları (androgenler) salgılanır. Medulladan katekolaminler (adrenalin ve noradrenalin) salgılanır. Pankreas Hem endokrin hem de ekzokrin bezdir. Ekzokrin salgıları; amilaz, lipaz ve tripsinojendir. Bunları ductus pancreaticus denilen kanalına verir. Kanal, duodenumun ikinci parçasına (pars descendens) açılır. Pankreasın yapısında bulunan pankreas adacıkları (Langerhans adacıkları) pankreasın %1’ini oluşturur. Bu adacıklarda bulunan alfa hücreleri glukagon (kan glukozunu arttırır), beta hücreleri insülin (kan glukozunu azaltır), delta hücreleri somatostatin, F hücreleri PP (pankreatik polipeptid) sentezler ve salgılar.

113

Ovaryum Ovariumun yapısında bulunan folliküler hücreler. 1-25 dihidroksi vitamin D3. Böbrekler Eritropoietin salgılayarak eritrosit üretimini arttırır. renin salgılar. Sertoli hücreleri kan-testis bariyerini yapan hücrelerdir. testosteron. ostrogen ve progesteron salgılar. Sonuçta Na (sodyum) ve suyun geri emilimi artar. 114 .Testis Testisin yapısında bulunan interstisyel hücreler (Leydig hücreleri). prostoglandin. prekallikrein. Renin – angiotensin mekanizması ile aldosteron artar. Sertoli hücreleri inhibin salgılar.

üst göz kapağını kaldıran kastır. abducens uyarır. recti. dört tane düz kastır. n. Orbitada bulunan damarlar Orbitada a. m. Orbita taban kırıkları maksiller sinüse geçer. Mm. LAkrimal ve Maksilla (SELAM) yapar. Etmoidal sinüsler. M. zigomatik. M. levator palpebrae superioris. gözü yukarı-dışa baktırır ve n. m. rectus lateralisi ise n. Orbitada bulunan kaslar Orbitada toplam yedi tane kas bulunur. Orbital ve palpebral iki parçası vardır. M. ophthalmicalar bulunur. obliquus inferior ise. arkadan öne doğru Sfenoid. 115 . pitoz). ophthalmicanın dalları ile v. GÖZ ve KULAK ANATOMİSİ Orbita Ve Göz (Bulbus Oculi) Orbita Orbita. oculomotorius. glandula lacrimalis ve kanalları. Etmoid. frontal ve sfenoid kemiğin küçük kanadı 2. Zinn halkasından (anulus tendineus communis) başlarlar. rectus inferior ve m. M. oculomotorius ile uyarılır. Orbitada bulunan sinirler N. Glandula lacrimalis Orbitanın üst-dış duvarında. palatin ve maksilla. n. İki parça arasından m. N. 1. levator palpebrae superioris geçer. İç duvarını. abducens. n. obliqui. tabanı önde. gözü aşağı-dışa baktırır ve n. damarlar ve sinirler bulunur. apeksi arkada piramit şekilli iki boşluktur. opticus. rectus superior. frontal kemikteki çukurunda (fossa glandula lacrimalis) oturur. ophthalmicusun dalları. Üst duvarını. Bunlar. Orbitanın duvarları Dört duvarı vardır. n. iki tanedir. Dış duvarını. maxillarisin dalları ve ganglion ciliare bulunur. bu duvarla komşudur. 4. göz ve gözle ilgili kaslar. İçinde. Gözü isimleri ile aynı yönde hareket ettirirler. obliquus superior.11. zigomatik ve sfenoid kemiğin büyük kanadı 3. rectus medialisi n. carotis internanın dalı olan a. oculomotorius. n. Sinirin felcinde kastaki fonksiyon kaybı sonucu göz kapağı düşer (göz kapanır. trochlearis. Mm. oculomotorius ile uyarılır. Alt duvarını (orbita tabanı). trochlearis ile uyarılır.

Intraoküler basıncın düzenlenmesinde önemli bir faktördür. Difüzyon yolu ile humor aquosustan beslenir. Tunica fibrosa bulbi Saydam olan ön bölümüne cornea. kan ve lenf damarı içermez (avaskülerdir). corpus ciliare ve iris olarak üç bölümdür. Choroidea Sclera ile retina arasındadır. scleraya insersiyo yapar. Cornea. Corpus ciliare Choroideanın öne doğru kalınlaşmış devamıdır. Tunica vasculosa bulbi Damardan. Sclera Göze şeklini veren fibröz bir yapıdır. Çapları yaklaşık 2. ciliaris bu parçada 116 . Humor aquosusun sentezlendiği ve salgılandığı processus ciliaris denilen plikalar ve gözün uyum mekanizmasında (akomodasyon) işlevi olan m. lens.Göz (Bulbus Oculi) Görme organı olan göz. orbital yağ dokusuna gömülü olarak orbita içinde bulunur. Dura materle devamlıdır. arkada kalan daha büyük bölümüne sclera denir. Gözü hareket ettiren kaslar. Işığı kıran diğer yapılar. Humor aquosusun venöz dolaşıma geçmesini sağlayan sinus venosus sclerae (Schlemm kanalı). üç tabakadan oluşur. Arachnoidea mater ve pia materin devamı olarak kabul edilir. 2. sinirden ve pigmentten zengin olan bu tabaka arkadan-öne doğru. Göze gelen şiddetli ışığı emerek yansımasını önler.5 cm olan göz. Cornea Göze gelen ışınların en fazla kırılmaya uğradığı yerdir. corpus vitreum ve humor aquosusdur. 1. choroidea. Önde irisle devam eder. iridokorneal birleşmeye yakın scleranın iç duvarında lokalizedir. Göz içi basınç artışlarında gözün şeklinin devamlılığını sağlar.

sclerayı delip v.yer alır. ciliares anterioresler ile venöz dolaşıma katılır. lensin arkasındaki büyük boşluktur. Yapısındaki melanositlerin miktarına göre göze rengini verir. Optik disk görmediğinden kör nokta olarak bilinir. Iris (gökkuşağı) Cornea ile lens arasındadır. Ön kamaranın iç duvarında iridokorneal birleşmede bulunan trabeküler dokudan geçerek iridokorneal birleşme yakınında sclerada bulunan sinus venosus scleraeye (Schlemm kanalı) boşalır. Bu kaslardan m. Melanositlerin sayısı az olduğunda göz açık renkli. papilla da denir. Irisin ortasındaki deliğe pupilla denir. önce arka kamarada toplanır. Ek olarak lens ve corneayı besler. Humor aquosus. Humor aquosus. Retinada bulunan ganglion hücrelerinin uzantıları n. Choroideanın öne doğru uzantısıdır. Corpus ciliareden kapsülüne uzanan iplikçiklerle (fibrae zonulares) yerinde tutulur. Optik disk ve çevresi fundus olarak bilinir. gelen ışığın yoğunluğuna göre 1-8 mm arasında değişir. Bu nedenle optik diske. Corpus vitreum ışığı kıran yapılardan birisidir. ağ) Bulbus oculinin sensorik tabakasıdır. Bu kanaldan da vv. Fovea centraliste çok sayıda koni hücresi bulunur. Camera posterior bulbi oculi. 117 . Camera vitrae bulbi. dilatator pupillae ise. Bu nedenle retinanın en keskin gören yeridir. Ortalama çapı 3 mm dir. parasempatik. vorticosae denilen 4-5 ven. Gözün yapısında bulunan diğer yapılar Camera anterior bulbi oculi. lens ve corpus ciliare arasında bulunan boşluktur. göz içinde var olan basınçtan ve bu basıncın devamlılığından sorumludur. ophthalmicalara açılır. optik diskte ödem olur ve bu durum papilödem olarak adlandırılır. m. opticusu oluşturur. Ön ve arka kamarayı birbirinden iris ayırır. iris. cornea ile iris ve lens arasında bulunan boşluktur. Iris. Lens. macula lutea denilen sarı renkli bir alan vardır. Böylece bulbus oculinin boyutlarını korur. Çapı. Lensi yerinde tutan iplikçikler (fibrae zonulares) buradan başlar ve lens kapsülüne tutunur. sempatik sinirlerle uyarılır. Kafa içi basınç artışlarında (KİBAS). Ek olarak lensi destekler. 3. Iris ile corpus vitreum arasındadır. Corpus vitreum denilen %99’u su renksiz ve jelatinöz bir sıvı ile doludur. fazla olduğunda ise koyu renkli olur. Optik diskin çevresi kabarık. sphincter pupillae. Venöz kanını taşıyan vena ophthalmicalar sinus cavernosusa açılır. bikonveks şekilli ve kapsüllü bir yapıdır. retinayı yerinde tutar. a. Bulbus oculinin damarları ve sinirleri Bulbus oculiyi. Ortası hafif çukurdur ve fovea centralis denir. yapısında bulunan iki kas ile pupillanın çapını ayarlar ve göze gelen ışığın miktarını düzenler. Koni ve basil (çubuk) denilen fotoreseptör hücrelere ek olarak bir çok hücre içerir. Uzantıların bir araya geldiği yere discus nervi optici (optik disk) denir ve burası optik sinirin başlangıcıdır. damarsız (avasküler). Choroidea tabakadan başlayan vv. Optik diskin yaklaşık 3 mm lateralinde (temporalinde). Buradan pupilla aracılığı ile ön kamaraya gelir. ophthalmica besler. ortası çukur olduğundan meme ucuna benzer bir görünüme sahiptir. Tunica interna bulbi (retina.

basil) hücreleri. ophthalmicusun dalları taşır. Renkli ve keskin görmeden sorumludurlar. dış ortamdan gelen ışık uyarısını elektrik sinyallerine değiştirir. burun (nazal) tarafta kalan retina yarımı. Az ışıklı ortamda ve renksiz görme ile ilgilidir. görme alanının kendi tarafındaki yarısını. Görme yolunun fotoreseptör hücreleri. Discus nervi opticinin yaklaşık 3 mm lateralinde (ya da temporalinde) sarı renkli bir alan vardır. Bu nedenle en net ve renkli görmenin olduğu yerdir. Görme alanı (vizüel alan) – Retina ilişkisi Retinalar. ışık buradaki fotoreseptör hücrelere kan damarları ve diğer retinal hücrelerden geçmeksizin. Görme Yolları Görme yolları. Çok küçük bir noktadır ve görme alanında iki gözün gördüğü alanda olduğundan normal olarak farkedilmez. Tam ortadan ikiye bölersek. Burada fotoreseptör hücre yoktur ve bu nedenle burada görme olmaz (kör nokta). Macula lutea denilen bu alanın ortası hafif çukurdur ve fovea centralis adı ile bilinir. şiddetli ışıkta uyarılırlar. kırmızı ve yeşil ışığa duyarlı üç tip koni hücresi vardır. Sayıları her bir gözde yaklaşık 7 milyondur ve başlıca macula luteadaki fovea centraliste lokalizedirler. thalamusta bulunan corpus geniculatum lateraledeki nöronlarla sinaps yaptıktan sonra görme merkezine (vizüel korteks) gider. Her bir gözde yaklaşık 120 milyon kadardır. bu hücrelerin sinaps yaptığı diğer hücrelerden geçip son olarak ganglion hücrelerine ulaşır. bulbus oculinin optik tabakası olan retinadan başlar. düşük şiddetteki ışık uyarılarına cevap verir. Fovea centralisde retinanın iç tabakaları perifere doğru yer değiştirdiğinden. Koni hücreleri. Elektrik sinyalleri. Ganglion hücrelerinin uzantıları discus nervi opticide bir araya gelir. şakak 118 . Mavi.Duyusunu n. Optik eksen macula luteaya uzanır ve bu nedenle gözler bir cisme fikse edildiğinde hemen daima cismin görüntüsü maculaya düşer. kase benzeri şekle sahiptir. direk olarak ulaşır. Çubuk (Rod. Bu hücrelerin uzantıları.

Burada bulunan sulcus calcarinus denilen oluk ile üst ve alt dudağa ayrılır.dış çeyrekte yer alırken. Chiasma opticum Her iki taraf gözün retinasının nazal yarımlarından gelen iflerin yaptığı çapraza chiasma opticum denir. Chiasma opticumun hipofiz bezi ile olan yakın komşuluğu önemlidir. radiatio optica ve vizüel korteks) görme yollarını tutan lezyonlarda kontralateral homonimos hemianopsia olur. Primer vizüel korteks Oksipital lobun arka bölümünde iç yüzdedir. opticustaki liflerin dizilimi. Örneğin. corpus geniculatum lateraledeki görme yolunun üçüncü nöronları ile sinaps yapar.iç çeyreğinde yer alır. sinirin alt . kuvadrantik anopsia ise.sol çeyrekleri görme alanının üst sağ çeyreğini. görme alanının sağ yarımını görür. görme alanının bir yarısındaki kaybı. bu isim altında primer vizüel kortekse (Brodmannın 17 numaralı alanı) gider. 119 . farklı görme alanı yarımlarını görememesi heteronimos olarak isimlendirilir. görme alanının bir çeyreğindeki kaybı ifade eder. Bezin tümörlerinde basıya uğrar. CGL. retina ile birebir aynıdır (retinotopiktir). sinirin ortasındadır. Tam olmayan görme alanı defektlerine skotom denir. Buna göre. Her iki gözün görme alanının aynı yarısını görememesi homonimos. sinirin kesitlerinde üst . hemianopsia. Örneğin. heteronimos hemianopsia (bitemporal hemianopsia) olur. Görme yolunun üçüncü nöronları burada bulunur. retinada tersine olarak düzenlenmiştir. her iki gözün retinasının alt . “Anopsia” görme kaybıdır. sağ gözün retinasının nazal yarımı ile sol gözün retinasının temporal yarımı. Maculadan gelen lifler.dışa doğru bu isimle devam eden lifler.(temporal) tarafındaki retina yarımı ise görme alanının karşı taraf yarısını görür. her iki gözün retinasının üst .sol çeyreğini görür. Buna göre. Chiasma opticumun arkasında kalan (tractus opticus. Benzer şekilde sol gözün retinasının nazal yarımı ile sağ gözün retinasının temporal yarımı görme alanının sol yarımını görür. Tractus opticus Chiasma opticumdan sonra arkaya . Radiatio optica (tractus geniculocalcarinus) CGL’deki hücrelerin aksonları. çapraz yaparak karşı tarafa geçer ve karşı gözün retinasının temporal yarımından gelen liflerle birleşerek tractus opticusu oluşturur. Her bir gözün retinasının nazal yarımından gelen lifler. retinanın alt nazal çeyreğinden gelenler. Chiasma opticumu tutan lezyonlarda. N.sağ çeyrekleri görme alanının alt . Görme alanındaki objeler. retinanın üst temporal çeyreğinden gelen lifler. Corpus geniculatum laterale (CGL) Thalamusun arka dışkısmında bulunan küçük bir kabarıntıdır.

Ancak sağlam göze ışık tutulursa. bitemporal hemianopsia olur. Chiasma opticumun arkasında kalan yapıların tam lezyonlarında homonimos hemianopsia. kısmi lezyonlarında kuvadrantik anopsia olur. her iki gözün retinasının nazal yarımlarından gelen lifler tutulduğundan. Görme İle İlgili Refleksler Pupilla ışık refleksi Afferent (getiren) yolunu n. bu gözün hem afferent hem de efferent yolu sağlam olduğundan bu gözde direk refleks. oculomotorius yapar. N. optik sinirin hasarlı olduğu gözde de efferent yol sağlam 120 . opticusun tam kesisinde o göz görmez (anopsia). Bir ışık kaynağı ile bir taraf göze ışık tutulduğunda her iki gözün pupillasında da küçülme olur. efferent (götüren) yolunu n. opticus. opticusun hasarlarında. Chiasma opticumun lezyonlarında (en sık nedeni hipofiz tümörüdür).Görme Yolları Lezyonlarında Ortaya Çıkan Görme Alanı Kayıpları N. ışık uyarısı gitmediğinden her iki gözde de refleks alınamaz. karşı gözdekine de indirek (konsensüel) pupilla ışık refleksi adı verilir. Işık tutulan gözdekine direk pupilla ışık refleksi.

facialisin ponstaki her iki taraf motor çekirdeğine getirilir. A vitamini yetersizliği nedeniyle olur. m. mavi yada yeşil ışığa duyarlı koni hücrelerinin bir yada daha fazlasının eksikliği sonucu görülen bir durumdur. opticus sağlam. opticus. üç hareketle gerçekleştirilir. Kalıtaldır. m. kaslar ve sinirlerden oluşur İç kulak (auris interna). oculomotoriusda fonksiyon kaybı söz konusu ise. Yaşlılarda olur. Gece körlüğü (tavuk karası). 2. Ancak sağlam olan diğer gözde her iki refleks de alınır. m. renklerin ayırt edilememesidir. işitme ve denge ile ilgili yapıları içerir 1. ciliarisin kasılmasıyla. üç bölümde incelenir. hasta taraf gözde hem direk hem de indirek refleks alınamaz. lensin elastikiyetini kaybetmesi sonucu yakının bulanık görülmesi. sağlam (sıfır) göz Hipermetrop. efferent yolunu n. trigeminusun dalı olan n. bu dokunma uyarısı n. nesnelerin çarpık görülmesi durumu Presbiyopi. Bu mekanizmanın gerçekleşmesi için görüntünün mutlaka vizüel kortekse ulaşması gerekir. Dış kulak (auris externa). rectus medialisler kasılarak gözleri içe baktırır. Hastalar alacakaranlkta iyi göremez. Akomodasyon (uyum) mekanizması Afferent yolu n. Dış Kulak Yolu (Meatus Acusticus Internus) 121 . facialisler. Vizüel korteksten çıkan lifler. N. yakını net görememe Miyop. orbicularis oculileri uyararak gözleri kapanmasını sağlar. erkeklerde sıktır. facialis oluşturur. Akomodasyon. Kırmızı. ophthalmicusun dalları ile alınır ve n. Refleksin afferent yolunu n. En fazla görülen tipi. m. Dış Kulak (Auris Externa) Kulak Kepçesi (Auricula) Deri ile örtülü tek parça elastik kıkırdaktır. Emetrop. Kornea ya da konjunktivaya değildiğinde. kırmızı ile yeşilin ayırt edilememesidir. uzağı net görememe Astigmat. Lensin kalınlaşması. Kulak (Auris) Kulak. Konverjans. oculomotoriustur. ophthalmicus. Renk körlüğü.olduğu için indirek refleks alınır. Kornea refleksi Kornea yada konjunktiva uyarıldığında göz kapakları kapanır. Yakındaki bir objeye bakıldığında meydana gelen bu olay ile objenin daha net olarak görülmesi sağlanır. 1. ancak n. sphincter pupillae kasılarak objeyi makulaya odaklar 3. efferent yolu n. kulak kepçesi (auricula) ve dış kulak yolundan (meatus acusticus externus) oluşur. cavitas tympani denilen boşluk ve boşlukta bulunan kemikçikler. N. okulomotor çekirdeklere gelir. Pupilla konstriksiyonu. Orta kulak (auris media). lens serbestleştiği için kalınlaşır ve kırıcılığı artar.

içte kalan 2/3’lük bölümü kemiktir. Dış yüzü deri. otoskop ışığının ön-alt kadranda görülen koni şeklindeki reflesine Politzer üçgeni denir. iki küçük kas ve sinirler içerir. Enfeksiyon sonucu orta kulak boşluğunda biriken sıvıların boşaltılması (parasentez) için kesi (miringotomi) buradan yapılır. vagusun aurikular dalı. Dış kulak yolunun duyusunu taşıyan n. Üç kemikçik. Kemikçiklerin zardan iç kulağa doğru sıralanışı. Otoskop (kulak muayenesinde kullanılan ışıklı alet) muayenesinde. Başlangıcındaki derinin altında bulunan gl. Manubrium mallei denilen parçası kulak zarına tutunur. En büyük olanı malleustur. En tehlikesiz kadranı arka-alt kadranıdır. 122 .Yaklaşık 2. yaklaşık 1 cm çapındadır. malleus-incus-stapes (MİS) şeklindedir. Başlangıcında bulunan kıllara tragi denir. Zar dört bölgeye (kadrana) ayrılarak incelenir. dış kulak yolu ile ilgili işlemlerde bayılma ve bradikardinin nedeni olan sinirdir. Dış 1/3’lük bölümü kıkırdak. kıvamı yoğun olan serumen isimli bir sıvı üretir.5 cm uzunluğunda “S” harfi şeklinde bir kanaldır. Kulak kemikçikleri Orta kulak boşluğunda üç tane kemikçik vardır. Orta Kulak (Auris Media) Cavitas Tympani (Orta Kulak Boşluğu) Temporal kemiğin petroz parçasında düzensiz şekilli bir boşluktur. Stapes. 2. ceruminosae denilen bezler. Kulak zarı (Membrana tympanica) Orta kulak boşluğunu dış kulak yolundan ayırır. fenestra vestibulide oturur. iç yüzü mukoza olup. Kulağa giren yabancı maddeleri tutar ve birlikte buşon denilen kulak kirini oluşturur.

sonuçta ona karışan bir sıvı dolaşır. kulak çınlaması.3. üç tanedir. Canalis semicirculares. vertigo ve sensorinöral tip ilerleyici işitme kaybı olur.75 defa dönen salyongoz kabuğu benzeri bir kanaldır. posterior ve lateralis) bulunur. kemik labirintin orta bölümüdür. Kemik labirint bölümleri. Labyrinthus Osseus Vücutta dişlerden sonra en sert kemik dokusudur. kusma. Scala vestibuli. Labyrinthus osseus (kemik labirint) ve labyrinthus membranaceus (zar labirint). posterior ve lateralis olarak üç tanedir. İçinde denge ile ilgili reseptör yapıları içeren utriculus ve sacculus denilen zar labirint bölümlerini bulunur. bulantı. İkisi arasında perilenf denilen BOS’a benzeyen. Vestibulum. bir kemik eksen çevresinde 2. İç Kulak (Auris Interna) Temporal kemiğin petroz parçası içindedir. 123 . Cochlea. Zar labirint içinde endolenf denilen sıvı bulunur. Zar labirinti bir kabuk gibi sarar. scala tympani ve ductus cochlearis (scala media). İçinde denge ile ilgili reseptör yapıları içeren ductus semicirculares (anterior. Bu sıvının aşırı üretilmesi ya da emilmesindeki bozukluk sonucu ortaya çıkan belirtiler Meniere hastalığı olarak bilinir. Bu hastalıkta. İçinde üç tane bölme vardır. İki bölümden oluşur. Denge ve işitme ile ilgili yapıları içerir. Labyrinthus Membranaceus Kemik labirint içindedir. İşitmenin reseptör organı olan organum spirale (Corti organı) ductus cochlearis içinde yer alır. anterior (superior).

Olfaktor sinir. Ductus semicirculares. facialis (chorda tympani denilen dalı ile). labyrinthidir. cochlea içindedir. canalis semicircularesler içindedir. n. n. glossopharyngeus 124 . İşitme ve denge ile ilgili sinir n. vestibulum içindedir. Dilin 1/3 arka bölümünden (papilla vallatalar dahil). aksonları en ince ve miyelinsiz olan sinirdir.Zar labirint bölümleri. vagus taşır. tuzlu. Olfaktor sinir uzantıları n. Utriculus ve Sacculus. yan kenarlarında ve arka bölümündekiler ekşiye ve acıya daha çok duyarlıdır Dilden tat duyusunu. facialis. n. Koku Duyusu Thalamusa uğramayan tek duyudur Merkeze iki nöronla giden tek duyudur En yavaş taşınan duyudur Koku siniri birinci kranyal sinir olan olfaktor sinirdir. İşitmenin reseptör organı olan corti organını (organum spirale) içerir. Ductus cochlearis. Dilin ucundaki tomurcuklar tatlı ve tuzluya. a. sinus petrosus inferior denilen dural sinüse açılır. labyrinthi denilen veni. İç kulağı besleyen arter. glossopharyngeus ve n. Dilin 2/3 ön bölümünden (papilla vallatalar hariç) n. tatlı ve acı olarak dört primer tat duyusu vardır. vestibulocochlearistir (8 nci kranyal sinir). V. olfactorius adı ile etmoid kemiğin kribriform laminasından geçer ve kafa içine girer. Frontal lobun altında nöron değiştirdikten sonra temporal lobdaki merkezine (34 numaralı Brodmann alanı) gider. Tat Duyusu Ekşi.

Dermis iki tabakalıdır. Little. Snell RS. 5 tabakalı bir yapısı vardır. Lippincott-Raven. Dyson M. Stratum corneum. Melanin. Melanin de burada sentezlenir. 4. Dermis (Corium). Yüzey alanı yaklaşık 2 m2 dir. epidermise komşu olan kattır. İnsan Anatomisi Atlası. Stratum spinosum. Sadece el ayası ve ayak tabanında vardır. Netter. Elhan A. 2006 9. Epidermisin esas hücresi keratinosittir. Brown and Company. sinir terminalleri. En ince göz kapaklarında. arrector pili buradadır. n. Epidermis. Stratum reticulare. 2005. vagus taşır. Bannister LH.1995 3. Fifth edition. Gray’s anatomy. Clinical Neuronatomy. ölü hücre tabakasıdır. Derinin rengini belirleyen melanin denilen pigment belirler. Stratum basale (stratum germinativum). Regional and Applied. Epidermisteki tüm hücreler bu katta bulunur. önceki katın altındadır. keratinizasyon işleminin başladığı kattır. Deri bu katta bulunan arterlerle beslenir. tırnak). epidermis ve derivasyonları (kıl. Baltimore. 7. 2. kıl follikülleri ve m. Stratum granulosum.Williams PL. 10. Avasküler ve su geçirmez bir bariyerdir. retina. New York. orta kulak. Snell RS. Clinically Oriented Anatomy. Williams and Wilkins. İkinci baskı. 38th Ed. Bu nedenle el ayası ve ayak tabanı güneşte bronzlaşmaz. NY. iris. en kalın ise sırtın üst bölümündedir. ektoderm orjinli olup. çok katlı yassı epiteldir. 2008 5. Stratum papillare. 1995. kıl follikülleri. Terminologia Anatomica 1998. Stratum lucidum. Tat duyusunun kortikal merkezi parietal lobdaki 43 numaralı Brodmann alanıdır.L. Ozan Anatomi. Fibroblastlar. 1999. 8. Epidermis ve Dermis. Warwick R. Baskı Ankara. Deri (Cutis) Vücudun en büyük ve en ağır organıdır. Forth Edition. mezoderm orijinlidir. Tenth Edition. Ankara. baskı. Thieme Stuttgart. yeni hücrelerin üretildiği tabakadır. iç kulak ve beynin alt bölümünü örten leptomeninksde bulunur.Dilin en arka bölümü ve epiglottis civarından. mast hücreleri ve makrofajlar içerir. choroidea. bu kattaki hücrelerin yapısı bakterilerin girişini önleyen bir yapıya sahiptir. Ter ve yağ bezleri. kan ve lenf damarları. 1997. Arıncı K. 2. 4. Last’s Anatomy. Lenf kapillerleri bu katın hemen altındadır. 1999 6. Clinical Anatomy. F. 125 . Anatomi. Moore K. ağız epiteli. New York: Churchill Livingstone. Epidermisin. Güneş Kitabevi. Sobotta İnsan Anatomisi Atlası. ultraviyole ışınlarından koruyucu tabakadır. KAYNAKLAR 1. 1997. Fourth edition. FCAT (Federative Commitee on Anatomical Terminology). Deri iki tabakadan oluşur.

126 .

FİZYOLOJİ DERS NOTLARI Fizyoloji Anabilim Dalı 127 .

128 .

Tbp.Tbp. Doç. Şükrü ÖTER. 6. 4.Bnb. Turgut TOPAL Doç.Hv. Bülent UYSAL SAYFA 3 19 32 40 51 60 68 81 129 .Tbp.Yb. Serdar SADIR. Uzm.Yb.J.Tbp.Bnb. Doç.J. Doç.Hv.Bnb.Hv.Yb. Şükrü ÖTER Doç. Doç.Tbp. 5. Bülent UYSAL Doç.Hv. Turgut TOPAL.Tbp. 1. Şükrü ÖTER Prof.Yzb.Bnb.J.Bnb.Tbp. 2.Hv.Mehmet ÖZLER Doç.Bnb.Tbp.İÇİNDEKİLER S. Dz. ÜNİTE / KONU Fizyoloji’ye Giriş ve Hücre Kan Fizyolojisi Solunum Sistemi Fizyolojisi Dolaşım Sistemi Fizyolojisi Sindirim Sistemi Fizyolojisi Boşaltım Sistemi Fizyolojisi Endokrin Sistem Fizyolojisi Sinir Sistemi Fizyolojisi HAZIRLAYANLAR Doç.Yzb.Tbp. 3.Bnb.Tbp. 7. Uzm.J.Hv.Tbp.Mehmet ÖZLER Doç.Bnb.J.Tbp. Hayati BİLGİÇ.NU. 8.Yb.J. Uzm.Yb.Tbp.Tbp. Ahmet KORKMAZ.J. Tuğg. Ahmet KORKMAZ.Tbp. Serdar SADIR. Serdar SADIR Doç. Tbp. Doç. Ahmet KORKMAZ. Uzm.Yb. Turgut TOPAL.Tbp.

130 .

üreme sistemi (testis ve overler) ise yaşamın devamını sağlamaktan sorumludur. özellikle diğer sistemlerin kontrol ve koordinasyonundan sorumlu olan sinir ve iç salgı sistemleri (beyin. Tedavideki amaç. sindirim sistemi (ağız. canlı organizmaların fonksiyonlarını ve işlevlerine bağlı olarak gösterdikleri değişiklikleri açıklamaya çalışan bilim dalıdır. 2. Bu şekilde farklılaşarak meydana gelmiş sistemleri örneklendirecek olursak: Solunum sistemi (akciğerler) hücrenin oksijen gereksinimi temin etmek. Dolayısıyla hastalıkların tedavi ve takibinde görev yapan tüm sağlık elemanları . hipofiz vb) vasıtasıyla korunmaktadır. bir başka deyişle fonksiyonlarına. stasis = kalan) adı verilmiştir. Maddenin en küçük yapı taşı olarak belleğimizde yer etmiş olan atomlar bir araya gelerek molekülleri. 131 . Bu şekilde hücrelerin yaşamlarını sürdürebilmeleri. Her canlı organizma için normal sınırlarda bir fizyolojik yaşamdan söz etmek mümkündür. Hastalıklar da zaten organizmanın fizyolojik işlevinden sapması neticesinde ortaya çıkar. genel olarak aynı yapısal özelliklere sahiptir. dolaşım sistemi (kan. boşaltım sistemi (böbrekler) hücrenin içinde bulunduğu ortamın iyon dengesini korumak. organizmayı yeniden normal fizyolojik işlevine geri döndürmektir. Her ne kadar genel anlamdaki Fizyoloji bilimi yalnızca insan organizmasını ele almasa da. kendilerini tamir edebilmeleri için. göre bazı özelleşmeler gösterirler. mide ve bağırsaklar) hücreye besin sağlamak. Merkezden haber götürücü sistem 4. makromoleküller ise makromoleküler kompleksleri oluşturmak suretiyle. dokuların en küçük yapı taşı olan HÜCREler meydana gelmiştir (Şema I). bizim konumuz daha çok İNSAN FİZYOLOJİSİ ile sınırlı kalacaktır. içinde bulundukları ortamın devamlı bir dengede tutulmasına HOMEOSTASİS (homoios = değişmeyen. moleküller makromolekülleri.1. Kısaca iç ortamın dengesi olarak da tanımlayabileceğimiz homeostasis. İşin doğru yapılıp yapılmadığını kontrol eden sistemler 5.sağaltımından sorumlu oldukları bu 75 trilyon hücrelik . Merkeze uyaranın devamının gerekli olup olmadığını belirtecek sistemler neticesinde işleyen pozitif ya da negatif feedback (geribildirim) mekanizmaları vardır. Karar verici merkez 3. Sözkonusu kontrol ve koordinasyon mekanizması özetle 1. hipotalamus. ancak bulundukları doku veya sisteme.insan organizmasını iyi tanımak durumundadır. kalp ve damarlar) hücreye besin ve oksijeni ulaştırmak. Canlılığın tüm karakteristiklerini sergileyen hücreler. Merkeze haber iletici sistem. FİZYOLOJİ’YE GİRİŞ Kısaca “yaşam bilimi” olarak ifade edebileceğimiz Fizyoloji. üreyebilmeleri. omurilik.

magnezyum. plasma = madde) denir. Fizyoloji dersinin temellerini iyi öğrenebilmek için işe hücreden koyulmak gerekir. 132 . Hücrenin ışık mikroskobundaki basitçe görünüşü. sülfat. Protoplazma'nın bileşimi: 1. fosfat. 2. hidrojen ve nitrojen içerirler. 3. %70-85'ini su oluşturur. çekirdek içerisinde kalan bölüm nükleoplazma (karyoplazma) olarak adlandırılırken. Organik Maddeler. Bu zarın içerisinde kalan kısma ise protoplazma (proto = ilk. Hepsi de karbon. Bilinen 20 amino asit vardır. lipidler ve karbonhidratlardır: Proteinler: Hücrenin başlıca yapı taşıdır. hücrenin ana maddesidir ve zar içinde kalan herşeyi kapsar. hücrenin ölümü insanın da ölümü anlamına gelecektir. Şekil 1. Tüm hücreler. Hücredeki tüm olaylar bu sıvı ortam içerisinde meydana gelir. proteinler. oksijen. fosfor. çekirdek hariç tutulduğunda geri kalan kısma ise sitoplazma denir. klor ve kalsiyum). Protoplazma. bunların çeşitli şekillerde sıralanmasıyla milyonlarca farklı protein meydana gelebilmektedir. hücre zarı (hücre membranı) adlı yapı ile çevrelenmiştir. purin ya da pirimidin grupları ile farklılaşır. O halde.HÜCRE İnsan vücudunu hücre oluşturduğuna ve tüm homeostasis mekanizmalarının temel amacı hücrenin canlılığını korumak olduğuna göre. Kendi yapı taşları olan amino asit'lerin zincir şeklinde sıralanmasıyla oluşurlar. artı ya da eksi yük taşıyan elektrolitlerdir (potasyum. İnorganik Maddeler. bikarbonat ile çok az miktarlarda sodyum. Bunlar kimyasal reaksiyonlarda ve bazı kontrol mekanizmalarda rol alırlar. ancak bazıları sülfür.

133 . Bu şekilde maddelerin hücre içini kolayca girişine izin verilmemesine 'seçici geçirgenlik' denmektedir. Yağda eriyen maddeler ise membrandan kolaylıkla geçerler (Şekil 2). En önemli özellikleri. nükleik asit ve iyonların geçişi zordur. sonra sırasıyla protein ve karbonhidratlardan oluşur. Bu sayede hücre membranının en önemli görevi. Hücrenin öncelikli besin kaynağını oluştururlar ve sitoplazmada glikojen şeklinde depolanırlar. glukoz. lipid tabakasına gömülü olup membranda taşıyıcı ya da bazı molekülleri geçirip. Örneğin. Şekil 2. lipid tabaka. Fosfolipid molekülünün iki ucu vardır.5-10 nm kalınlığındadır. protein adaları ve glikolipid reseptörler. trigliseridler (nötral yağlar) sitoplazmada dağınık halde bulunur. Membrandaki karbonhidratlar ise genellikle protein ya da fosfolipid tabakasının dış yüzeyine bağlı olup reseptör olarak görev yaparlar. En çok lipid. hücreyi dış ortamdan ayırmak ve hücreye madde giriş-çıkışını kontrol etmektir.Enzimler: Kimyasal reaksiyonlarda hızlandırıcı katalizör görevi görürler. hidrojen ve oksijenden oluşur. Karbonhidratlar: Aynı şekilde karbon. protein. bazılarını geçirmeyen kapıcı rolü görürlerken. suyu sevmeyen hidrofobik kuyruk bölgesi membranın içine doğru uzanmaktadır. En çok rastlayacağımız örneklerden fosfolipidler ve kollesterol daha çok membran yapılarına girerken. kendilerine özgü reaksiyonların dışında hiçbir maddeye ilgi göstermemeleridir. hidrojen ve oksijenden oluşurlar. Lipidler: Bunlar da karbon. suyu seven hidrofilik baş bölgesi (yani fosfat kökü) membranın dış yüzünü oluştururken. bazense dış ucuna bağlantılı proteinlerdir. Periferal proteinler. Hücre membranı. integral proteinlerin genellikle iç. Arada kollesterol molekülleri de vardır. Temel olarak çift katlı fosfolipid molekülleri arasında düzensiz şekilde dağılmış protein moleküllerinden meydana gelmiştir. Vücuttaki hemen hemen tüm reaksiyonlarda görev alırlar. suda eriyen amino asit. Hücre Membranı (Plazma Membranı) 7. Membran proteinleri başlıca 2'ye ayrılır: İntegral proteinler.

Hücrenin hipotonik ortamda şişmesi. 2. Filtrasyon: İki taraf arasındaki hidrostatik basınç (suyun fiziksel basıncı) farkının etkisiyle meydana gelen membrandan geçiş şeklidir. Bu taşıyıcı genellikle hücre membranının yapısında bulunan proteinlerdir. hipertonik ortamda ise büzüşmesi. yani izotonik olunca osmoz durur. hipertonik ortamda ise büzüşür. Basit Difüzyon: Moleküller veya atomlar. parçacık sayısı daha az. çok yoğun). Örnek = böbrekte idrar oluşumu Şekil 3.Hücre Zarında Madde Taşınması Hücrelere madde giriş-çıkışının kontrolünün. Hücreler. az yoğun) olarak adlandırılır. dolayısıyla daha düşük su konsantrasyonuna sahip olan çözeltiler hipertonik (osmotik basıncı yüksek. konsantrasyonlarının yüksek olduğu taraftan düşük olduğu tarafa doğru yayılmak suretiyle geçerler. Geçiş yine konsantrasyon gradyenti yönündedir. su yoğunluğu daha fazla olan çözeltiler ise hipotonik (osmotik basıncı düşük. hipotonik ortama konursa şişer. Üç tür çözelti vardır: Diğer çözeltilere göre daha fazla çözünmüş parçacık sayısına. bu konuyu bu noktada biraz açmak faydalı olacaktır. 134 . Örnek = glukoz 3. ancak basit difüzyondan farkı bir taşıyıcı molekülün aracılık etmesidir. Kolaylaştırılmış Difüzyon: Kimyasal özellikleri veya boyutları nedeniyle membranı kendi başlarına geçemeyen moleküller de vardır. Sonuçta her iki taraf osmotik basınç eşitlenince. membranın en önemli görevi olması nedeniyle. Her iki taraf parçacık sayısı ve su yoğunluğu aynı ise izotonik çözeltilerden bahsedilir. (Şekil 3) 4. Geçiş moleküllerin kendi kinetik enerjileri ile olur: 1. Osmoz: Hücre zarından su moleküllerinin geçiş şeklidir. Taşınma sistemleri aktif ve ya pasif olabilir: Pasif Taşınma Sistemleri: Bu sistemlerde hücre enerji harcamaz.

potasyum Endositoz ve Eksositoz: Bir seferde çok miktarda madde taşınması veya büyük moleküllerin taşınmasında sözkonusudur. Pinositoz (içme). sitoplazmaya geçerek hücrenin enerji ihtiyacını karşılar. maddeler konsantrasyon gradyentinin aksi yönünde taşınır. Şimdi bunları tek tek inceleyerek. Şekil 5: Mitokondri. tıpkı kolaylaştırılmış difüzyondaki gibi. Hücreye giren besinleri (yağlar. Fagositoz (yeme ) Örnek = bakterilerin makrofajlar tarafından fagositozu. Diğer Hücre Organelleri Hücre içerisinde iyi organize olmuş fiziksel yapılara organel adı verilir. hücre yaşamındaki görev ve işleyişlerini daha yakından kavramaya çalışalım: Mitokondri: Çift katlı lipid-protein membranı olan ve hücrenin başlıca enerji (güç) kaynağını oluşturan organeldir (Şekil 5). şekerler) yıkarak. Endositozda hücre içine. Örnek = sodyum. ATP şeklinde enerji üretirler. Gerekli olan enerji Adenozin Trifosfat (ATP) dan temin edilir. Şekil 4. Oluşan ATP. Endositozu da kendi içinde 2’ye ayırmak mümkündür.Aktif taşınma sistemleri: Hücrenin enerji harcadığı sistemlerdir: Aktif Transport: Pasif taşınma sistemlerinin tersine. bir taşıyıcı moleküle gereksinim vardır. iç zardaki elektron transport zincirine katılan solunum enzimleri yardımıyla. Ancak bunun için. ya da içine taşınır. Endositoz ve eksositoz. Taşınacak madde hücre membranında oluşturulan bir cep içerisinde alınır ve o cep ile beraber ya hücre dışına. 135 . eksositozda ise hücre dışına taşınma sözkonusudur (Şekil 4).

birkaç kat vezikül ve kanallardan oluşmuştur. Hücrenin kalıtsal üniteleri olan genler de DNA molekülünün parçalarıdır. İçinde hidrolitik enzimler vardır ve hücrede sindirim fonksiyonu görürler. Nükleus (Çekirdek): İki katlı bir membran ile çevrili olup hücrenin kontrol merkezini oluşturur. elektriksel olarak uyarıların geçişinde de rol oynarlar (örnek = kalp kası. Oksidaz ve katalaz enzimlerini içerirler. Bu hidrolazlar granüllü endoplazmik retikulumda sentezlenir. büyük miktarda DNA (deoksiribonükleik asit) içermektedir. Nükleolus özellikle sürekli ve bol protein sentez eden hücrelerde görülür. Tight Junction (Sıkı Bağlantı): Buradan moleküller geçemez ve tam bir bariyer oluştururlar. Başlıca görevleri yağ sentezi. Bölünme yeteneği olan hücrelerde bulunur. Hücreler Arası Bağlantılar Vücutta hücreler genel olarak tek başlarına bağımsız olarak durmaz. Oksidazlar. Çekirdek. Hücreleri birbirine bağlayan başlıca 3 tip bağlantı şekli vardır: 1. Peroksizom: Lizozomlara benzer organellerdir. Hücre içinde sentezi yapılan çeşitli moleküllerden (hormonlar. bir araya gelerek organ ve dokuları oluştururlar. enzimler) özellikle polisakkarit (yani karbonhidrat) yapıda olanların son şeklinin verilip paketlendiği ve hücre dışına gönderildiği yapılardır. Granüllü Endoplazmik Retikulum: Membran yüzeyindeki ribozomlar nedeniyle bu adı almıştır. Ayrıca. 3. Düz (Granülsüz) Endoplazmik Retikulum: Membranlarında ribozom yoktur.Endoplazmik retikulum: Sitoplazma içerisinde bulunan zar yapısında kanal ve veziküllerden oluşmuştur. Kanal boşlukları hücre dışı sıvı ile doludur. 2. 136 . Başlıca fonksiyonu da zaten DNA eşlemesi ve RNA (ribonükleik asit) sentezidir. Desmosom (Yapışık Bağlantı): Hücrelerin fiziksel etkileşiminden sorumlu olan yapıdır (Şekil 6). katalaz ise hücre için zehirli olan çeşitli maddelerin parçalanmasından sorumlu (örnek = karaciğerde alkol) enzimlerdir. İçerisinde. 2 ayrı yapıda izlenmektedir: 1. Sentriyol: Bütün hayvan hücrelerinde bulunur. Golgi aparatı (kompleksi): Membranı endoplazmik retikuluma benzer. çeşitli stereoid hormonların sentezi ve detoksifikasyon'dur (zehirsizleştirme). Gap Junction (Aralıklı Bağlantı): İyon ve besinlerin geçebildiği 30-250 A° genişliğinde aralıklardan oluşur. 2. hücre bölünmesi ile ilgili olayların merkezi olarak bilinir. Hücreler arası alım-verimi sağlarlar. etrafı membranla sarılı olmayan ve nükleolus (çekirdekçik) olarak adlandırılan yapı vardır. Çekirdeğin içerisindeki kromozomlar DNA tarafından oluşturulmuştur ve hücrenin genetik bilgisini taşır. Lizozom: Lipid membranla sarılı yuvarlak vezikül şeklinde yapılardır. yağ asitlerinin sitoplazmada parçalanmasından. Alyuvarlar dışındaki tüm hücrelerde bulunurlar. düz kaslar). Salgı hücrelerinde sayıları fazladır.

İstirahat zar potansiyeli denilen bu potansiyelin en belirgin olduğu dokular uyarılabilir dokulardır. Hücreler arası bağlantılar. Nöron (Sinir Hücresi) ve Aksiyon Potansiyeli Organizmadaki bütün hücrelerde hücre zarının içiyle dışı arasında bir elektriksel potansiyel farkı vardır. Şekil 7. Uyarılabilen hücrelerin istirahat zar potansiyeli –70 ile –90 mV arasındadır.Şekil 6. İstirahat halinde nöronun dışında daha fazla sodyum. Bu potansiyele istirahat zar potansiyeli denir. içinde ise daha fazla potasyum iyonu vardır (Şekil 7). Hücre içi ve dışı elektrolitleri 137 .

Yani. Depolarizasyon akımı –55 mV’a ulaşınca bir aksiyon potansiyeli oluşur ve birden +35 mV ‘a kadar yükselir. Bu uyarılma ve uyarma işleminin bütün hücre zarı boyunca tekrarlanması sonucu aksiyon potansiyeli hücrenin yüzeyine yayılır. Uyarı önce sodyum kanallarının açılmasını sağlar. Aksiyon potansiyeli Aksiyon potansiyelinin sebebi. Sodyum pozitif yüklü olduğu için hücre içine girince hücre içi pozitif olur ve hücre böylece depolarize olur. Aksiyon potansiyeli depolarizan akım tarafindan oluşturulan elektrik aktivitesinin yayılmasıdır. (Yük olarak eski haline gelmiştir ama sodyum ve potasyumun bir kısmı farklı yerlerdedir. aksiyon potansiyeli de ortaya çıkmaz. buna “ya hep ya hiç” prensibi denir (Şekil 8). Eger nöron bu kritik değere ulaşmazsa. Yani –55 mV eşik değerdir. uyarılabilir hücreler. Bunların en sonda Na-K ATPaz ile enerji harcayarak düzeltilmesi sağlanacaktır) Eğer daha fazla negatif hale gelirse bu duruma ise hiperpolarizasyon denir. Şekil 8. Hücre dışında içine oranla daha fazla sodyum olması ve hücre içinin dışına oranla daha negatif olması sebebiyle sodyum kanalları açılınca sodyum hücre içine hücum eder. Ardından potasyum kapılarının biraz fazla açık kalmasından kaynaklanan potansiyel farkı eski haline döner (-70 mV) buna repolarizasyon denir. nöronun hücre zarındaki iyon değişimidir. Uyarılabilir bir hücrenin zarında aksiyon potansiyeli meydana gelirse. bu sırada oluşan elektriksel potansiyel değişikliği. 138 . ya da ulaşırsa tam bir aksiyon potansiyeli ortaya çıkar. zarın bu değişimin meydana geldigi kısmına komşu zar bölgelerini de uyarır ve bu yerlerde de aksiyon potansiyeli meydana getirir.Aksiyon potansiyeli ise nöron bir bilgiyi bir başka hücreye iletirken nöronda ne olduğunu gösterir. oluşan aksiyon potansiyelini iletebilme yeteneğine de sahiptir. Sonuç olarak bir nöron ya eşik değere ulaşmaz.

Periferik sinir sistemini oluşturan sinir liflerinin çevresinde bulunan schwann hücresi vardır.. nöronlar ile bağlantıları vardır ve belli uyaranlara karşı özelleşmiş yapılardır. hızla değişen viseral olayları ve bazı endokrin bezlerin sekresyon hızlarını kontrol eder. Merkezi Sinir Sistemi (MSS) iç ve dış ortamdaki değişikliklere ne gibi yanıtların oluşturulacağı yönünde değerlendirmeyi yapan ve kararı veren bölümdür. Genel olarak sinir sistemi vücutta kas kontraksiyonları. merkezin emirlerini ise bu emirler doğrultusunda yanıtı oluşturacak organa (effektör organ) götüren sistemdir. Periferik Sinir Sistemi Sinir sistemi endokrin sistemle birlikte vücuttaki kontrol fonksiyonlarının büyük kısmının organizasyonunu üstlenmiştir.. Şekil 9. Periferik sinir sistemi ise santral sinir sistemi ile vücudun diğer kısımları arasında haberleşmeyi sağlayan sinir lifi demetleridir. Periferik sinir sistemi ise reseptörler aracılığı ile iç ve dış ortamdan aldığı bilgileri merkeze. ses dalgaları gibi. Bu işlem sodyum-potasyum pompası tarafından gerçekleştirilir. Sinir sistemi fonksiyon ve anatomik açıdan Merkezi Sinir Sistemi ve Periferik Sinir Sistemi olarak iki bölüme ayrılır. Sinir sistemi reseptörlerinin. Kas hücresinde de bu hücrenin temel işlevi olan kasılmasının ortaya çıkması kas hücresi zarında aksiyon potansiyelinin oluşmasına bağlıdır. Schwann hücresi bu liflerden bazısında miyelin kılıf oluşturmuştur. 139 . Sinir sistemi gerek iç ortamdaki gerekse dış ortamdaki değişiklikleri reseptör adı verilen özelleşmiş yapılar aracılığı ile algılar. Sinir hücresinin temel işlevi.) sinir hücresinde aksiyon potansiyeline dönüştüren bir dönüştürücü görevi yapmaktadırlar (Şekil 9).Hücrenin uyarılabilirliğinin devamı için bu ilk baştaki gradiyentlerin metabolik enerji kullanılarak yeniden oluşturulması gerekir. ısı. Diğer bir deyişle sinir sisteminin reseptörleri çeşitli enerji tiplerini (mekanik. oluşan ve iletilen aksiyon potansiyelleri aracılığı ile organizmanin çesitli bölümleri arasındaki bilgi alışverişini sağlamaktır. Sinir sistemi. ışık.

140 . Bütün nöronlar. Nöronlar: Sinir Sistemi Hücreleri Nöronlar elektrokimyasal bir işlemle bilgi taşımak için için özelleşmiş hücrelerdir. Dendritler uyarıyı hücre gövdesine doğru. Nöritler sitoplazmik uzantılar olup hücre zarı ile çevrilidirler. akson ise iletildiği yer olmaktadır. sitoplazma ve hücre organellerini içeren bir hücre gövdesi (soma) ile bu hücre gövdesinden çıkan ve nörit adı verilen uzantılardan oluşur. aksiyon potansiyeli oluşturup iletme işine katılmazlar. Aksonda veziküller içinde nörotransmitter olarak tanımlanan ve bir nöronda aksiyon potansiyeli olarak taşınan bilginin. hatta sonlanmalarına doğru taşınmalıdır ki buna akson transportu adı verilir. akson ise uyarıyı hücre gövdesinden alıp uzağa taşımaktadır. 1. Dendritler bir ve birden fazla sayıda olabilirken her sinir hücresinin bir adet aksonu bulunur ve aksonların uzunluğu birkaç mikrondan 1m. Şekil 10. aksiyon potansiyelini oluşturup iletme işi bu hücrelerdedir. Bu nöronlar tarafından salgılanan nörotransmitter asetilkolindir (Şekil 10).'ye kadar değişebilir. Refleks arkı Sinir sisteminde hücreler iki büyük grupta toplanmaktadır. nükleus. Nöritler. uyarılabilme ve uyarıları iletebilme özelliğine sahiplerdir (Şekil 11). Somatik Sistem: İskelet kaslarımıza kasılma emirlerini götürerek nöronların gövdesi beyin sapı veya medulla spinaliste bulunur. Glia (destek) hücreleri: Nöronlara destek görevi yapan hücreler olup. Nöronlar.Periferik Sinir Sistemi fonksiyon yönünden somatik ve otonom olmak üzere iki bölüme ayrılır. Aksonun yapı ve işlevini sürdürebilmesi için. gövdedeki organellerde yapılan çeşitli maddeler aksona. Dendritler ve soma impulsun doğduğu yer. uyarıyı taşıdıkları yöne bağlı olarak akson ve dendrit olmak üzere ikiye ayrılırlar. diğer bir nörona aktarılmasında aracılık eden kimyasal moleküller bulunmaktadır. 2. Nöronlar: Sinir sisteminin esas fonksiyonunu yapan hücreler olup.

Şekil 12. motor nöronlar (eferent nöronlar) sinyalleri merkezi sinir sisteminden efektör organa (kas ya da bez) iletir. ara nöronlar (internöronlar) ise merkezi sinir sistemi içerisinde duysal ve motor nöronlar arasındaki bağlantıyı kurar (Şekil 12). Nöron Nöronlar işlevlerine göre 3 sınıfa ayrılabilirler: Duysal nöronlar (aferent nöronlar) vücudun doku veya organlarından çeşitli bilgileri merkezi sinir sistemine taşırken.Şekil 11. bellek ve davranışın organizasyonu için gereklidir. Bu nöronlar algılama. Duysal ve motor nöronlar 141 .

bir hücre grubunun diğer hücre grubu üzerinde hareketine çevirir ve böylece moleküler bir motor olarak görev görür (Şekil 14). Başka bir tanımla sinaps. Şekil 13.Sinaps Nöronların birbirlerine bilgi aktarımı yaptıkları bölgelere sinaps bölgeleri. bir nöronun diğerinin aktivitesini değiştirdiği yerdir. Sinir hücrelerinden farklı olarak kas hücreleri. Aktin bağlayan bir protein olan miyozin. Genellikle sinapslar bir nöronun aksonu ile diğer bir nöronun dendritleri (%80-95) arasında meydana gelmektedir. Düz kas 142 . İskelet kası 2. aksiyon potansiyeli tarafından etkinleştirilebilen kasılabilir yapılar içerir. (Şekil 13). elektriksel ve mekanik olarak uyarılma özelliğine sahiptir. aktarılan bu bilgiyi alarak uzağa taşınmasını sağlayan nörona ise postsinaptik nöron adı verilir. Sinaps. sinir hücreleri gibi kimyasal. 1. Adenozin Trifosfat (ATP) hidrolizi ile elde ettiği enerjiyi. Sinaptik ileti KAS Kas hücreleri de. bir nöronun aksonunun (presinaptik nöron) diğer bir nöronun (postsinaptik nöron) soması. Kaslar genel olarak 3 tipe ayrılır. dendritleri veya aksonu ile yaptığı özel bağlantı bölgeleridir. iletiye de sinaptik ileti adı verilmektedir. Kalp kası 3. hücre zarı boyunca yayılabilen aksiyon potansiyeli oluşturur. Sinapsa bilginin getirildiği nörona presinaptik nöron. Kas hücrelerinde. Bu hücreler uyarıldıklarında. kasılmayı sağlayan aktin ve miyozin proteinlerinden bol miktarda bulunmaktadır.

birbirinden ayrı filamanlara bölünebilen miyofibrillerden oluşur. İskelet kasının kasılabilmesi. sarkoplazmik retikulumun T sistemine bitişik yan keselerinden. T sistemi sayesinde kas lifindeki bütün lifçiklere yayılır. 143 . Aksiyon potansiyeli. aynen nöronların sinir sisteminin yapı taşları olması gibi. iskelet kasının bilinen çizgili görüntüsünü sağlamaktadır. tek bir kas hücresinden oluşmuştur. kas hücresinin hücre zarına sarkolemma adı verilir. iskelet sisteminin yapı taşları da denilebilir. tropomiyozin molekülleri boyunca bulunan. miyozinin aktin ile etkileşimini inhibe eder. yani uç sarnıcından Ca2+ salınmasını tetikler. Aksiyon potansiyeli. Bu kas liflerine. Kas ve Genel Yapısı 1. Tropomiyozin molekülleri. İki Z çizgisi arasında kalan alan sarkomer olarak adlandırılır (Şekil 15). Her kas lifi. tropomiyozin ve troponin proteinleri sayesinde olmaktadır. Sarkotübüler Sistem: Kas lifleri. miyozin. Troponin T. İskelet Kası İskelet kası. aktin molekülünün iki zinciri arasındaki oluğa yerleşmiş uzun filamanlardır. belli aralıklarla yerleşmiş küçük globüler yapılardır.Şekil 14. Çapraz bağlı çizgilerin farklı bölümleri çeşitli harfler ile adlandırılmıştır. Kasılmanın Moleküler Temeli: Kas lifinin depolarize olması ile başlayan kasılma sürecine. Kas Çizgileri: Kas lifinin değişik kısımlarında. tropomiyozin molekülüne bağlarken troponin I. Bu yapılar. elektron mikroskobunda vezikül ve tübüller şeklinde zarsı yapılardan kurulu çatılar tarafından çevrili şekilde görülür. uyarılma-kasılma keneti (eksitasyon-kontraksiyon bağıntısı) denilir. Kas lifleri. Ca2+ kasılmayı başlatır (Şekil 17). bir T sistemi ile bir Sarkoplazmik Retikulum’dan oluşan sarkotübüler sistemi oluşturur. troponin C ise kasılmayı başlatan Ca2+ için bağlanma noktaları içerir. troponin molekülünün diğer kısımlarını. Troponin molekülleri. birbirinden bağımsız kas liflerinden oluşmuştur. kırıcılık indekslerinin farklılıklar göstermesi. (Şekil 16). aktin. Filamanlar ise kasılabilir proteinlerden yapılmıştır.

Kalp Kası Kalp kasının çizgileri. Kalbin iskelet kasına göre daha uzun süre kasılı kalması (uzun plato) yavaş açılan. Bunlar. fakat uzun süre 144 . Z çizgileri hizasında interkale diskler görülür. iskelet kasındakilerle benzer ve Z çizgileri bulunur. kalp kasının sanki bir sinsisyum gibi işlev görmesini sağlar. uyarımın bir kas lifinden diğerine yayılması için düşük dirençli köprüler oluşturur.Şekil 15. Bu kavşaklar. hücre-hücre yapışmasını sürdürerek lifler arasında güçlü bir birlik sağlar. Kas Çizgileri ve Onları Oluşturan Yapılar 2. Bu kavşaklar.

Yani gelişen gerim.açık kalan. kalbin diastol evresindeki dolma derecesi tarafından belirlenir ve ventrikülde gelişen basınç. Şekil 16. Vücutta liflerin başlangıç boyu. voltaja bağımlı Ca2+ kanallarına bağlıdır. bir tepe noktasına kadar diastolik hacimdeki artışa koşut olarak kalbin kasılma gücü artar (Kalbin Frank-Starling Yasası). Sarkotübüler Sistem 145 . gelişen total gerimle orantılıdır.

146 . Kalp kası da iskelet kası gibi çapraz çizgiler içerir ancak. Düz kaslar ise çoğunlukla iç organın duvarında bulunur. Düz Kas: Ancak. düz kas homojen tek bir kategoriden oluşmaz. İskelet kasının lifleri arasında anatomik ve işlevsel bağlantı yoktur ve genelde istemli olarak kasılır. Düz kasta tropomiyozin varsa da. kalp kası işlevsel olarak bir sinsisyum (ağ şeklinde bağlantı sistemi) oluşturur. Kasılmanın Moleküler Temeli 3. Düz kasta sarkoplazmik retikulum vardır fakat çok az gelişmiştir. İskelet kası oldukça iyi gelişmiş çapraz çizgiler içerir ve normalde sinirsel uyarı yoksa kasılmaz.Şekil 17. görüldüğü kadarıyla troponin bulunmaz. İskelet kası vücut kaslarının en büyük kısmını oluşturmaktadır.

6. Termoregülasyon: Taşıdığı su aracılığıyla vücut sıcaklığının belirli sınırlar dahilinde tutulmasına katkıda bulunur. yalnızca dokularımız ve organlarımızın gereksinim duyduğu oksijeni taşımakla ve vücudumuzu metabolizma artıklarından arındırmakla kalmaz. fosfat. eritrositler). tüm dokularımızdaki hücrelere gereksinim duydukları besinleri de taşımaktadır. Kanın Başlıca Görevleri: 1. Üzerlerindeki reseptörler sayesinde vücuda giren istilacıları belirleyip bu bilgileri hafızalarında tutan akyuvarlar (lökositler) ve benzeri savunma hücreleri. amino asitler. dokulara ileten kırmızı kan hücreleridir (alyuvarlar. yabancı organizmaları yutarak (fagositoz) ya da taşıdıkları çeşitli silahlarla yok ederek organizmayı zararlı etkenlere karşı korurlar. kollarımızın içinde görebildiğimiz damarlar. 5.2. Yetişkin bir insanın vücudundaki tüm damarları uç uca eklesek elde edeceğimiz uzunluk en az 160. O2-CO2’in akciğerler-doku arasında eritrositlerin içerisindeki hemoglobin sayesinde iletilir. ürik asit. 2. yağ asitleri) ihtiyacı olan dokulara ulaştırılır. kreatinin) boşaltım organlarına iletilir. Beslenme: Sindirim sisteminden yapı taşlarına ayrılmış olarak emilen besin maddelerini (glikoz. 147 . Kanımız ayrıca farklı sınıflara ayrılmış güçlü bir ordunun askerleriyle de doludur. Bu sistem. Ellerimizin üzerinde. Kan vücut ağırlığının ortalama % 8’ini oluşturan (70 kg’lık bir insanda 5-6 L) sıvı bir dokudur. bedenimizde dolanan kan damar sisteminde tam bir tur attığında dünyayı 4 kez dolaşmış kadar yol almaktadır. içindeki hemoglobin molekülü sayesinde oksijeni. en küçük bir hücreye kadar gidebilmesine olanak sağlar. kalp tarafından karmaşık bir atar ve toplardamar sistemi içinde dolaştırılır. Kanımızdaki kalabalık bir “işçi ordusu”. Solunum (O2-CO2 Değişimi): Ağırlıklı olarak eritrositlerin görevidir. bizi dış düşmanlara karşı koruyan farklı işlevlere sahip. Kandaki acil ilk yardım ekipleriyle “pıhtı pulcukları” ya da trombosit olarak adlandırılan. kanın vücudun her yerine.000 km olurdu. protein ve hemoglobin ile) diğer yandan bunları organizmadan uzaklaştırabilmektedir. Plazma adı verilen sıvı ortamda süspansiyon halinde dağılmış bir takım hücresel elemanlar içeren. Ana damarlarla taşınan kan. Yaşam veren ve koruyan bu sıvı. Bu sıvı dokunun ve kanın içindeki hücrelerin esnek yapılarının özellikleri ve damar sisteminin en küçük alanlara kadar yayılan yapısı. 4. KAN FİZYOLOJİSİ Kan Sıvısının Genel Özellikleri Tanım olarak KAN. Asit-Baz Dengesi: Bir yandan oluşan asit ve bazları tamponlarken (bikarbonat. organizmada damar sisteminin içini dolduran ve kalbin yardımıyla da tüm vücudu dolaşan sıvı bir dokudur. büyük bir kılcal damarlar ağıyla (kapiller) dokulara dağılmaktadır. Osmotik Düzenleme: Organizmanın su ve tuz dengesinin korunmasını sağlar. Yetişkin bir insanda 5 litre kadar bulunan bu sıvı. Atılım: Dokularda ortaya çıkan metabolik atık maddeler (üre. farklı türden hücreleri de içinde taşımaktadır. 3. bir kesiğe ya da yaraya kalabalık gruplar halinde yığılarak kanamayı engelleyen hücrelerdir. Bir başka deyişle. aslında bu karmaşık sistemin önemsiz bir bölümüdür.

İnterstiyel Sıvı Hacminin Kontrolü: Plazma proteinlerinin oluşturduğu osmotik çekim gücü (kolloid osmotik basıncı-onkotik basınç) ile kapillerin arteryel ucundan filtrasyon ile interstisyel sahaya geçen sıvının venöz tarafta yeniden intravasküler kompartmana geçmesini sağlar. Plazma: Kan.7. Bu durumda üstte kalan sıvı ise plazmayı oluşturur ve kanın % 54-56’sı kadardır. pıhtılaşmasına fırsat verilmeden veya pıhtılaşmasını önleyen birtakım maddelerin ilavesinden sonra. Haberleşme: Hormonları taşıyarak dokular arası iletişimin sağlanmasına aracılık eder. Hematokrit 148 . Arteryel kanda oksijen fazla. Hemostaz: İçerisinde bulundurduğu pıhtılaşma faktörleri yoluyla yaralanmalar sonucunda ortaya çıkabilecek kan kayıplarını önlemeye çalışır. belirli bir süre santrifüj edilirse içerdiği hücresel elemanların tüpün dibinde toplandığı görülür. antitoksinler ve lizinler gibi maddeler aracılığıyla vücudun yabancı maddelere karşı savunmasının önemli bir bileşenini oluşturur. Renk: Kanın rengi kızmızıdır. renk koyudur (vişne kırmızısı). 10. Kanın özgül ağırlığı 1050-1060 arasındadır. damardan bir tüpe alınarak. 9. Yukarıda sayılan bütün bu görevlerin esas amacı organizmada homeostasis’in korunmasıdır. demir içeren ve oksijen bağlayan hemoglobin (Hb) verir. Kırmızı rengi eritrositlerde bulunan. bunun yanında antikorlar. Özgül Ağırlık (Dansite): Saf suyun özgül ağırlığı 1000 olarak kabul edilir. Şekil 1. Savunma: Fagositoz yapan veya salgılarıyla savunma yapan hücresel elemanlar. venöz kanda ise oksijen az. 8. Hematokrit için kan hücrelerinin total kana oranıdır denebilir. renk açıktır (kiraz kırmızısı). Toplanan bu kan hücreleri kanın hematokrit (hct) değerini verir ve normalde kanın % 44-46’sından ibarettir (Şekil 1).

Albumin birçok madde için taşıma görevi görür. Kadında 0-16 mm/sa’dir. Klinikte hastalığın çeşidi ve cinsi hakkında doğrudan bilgi vermese de ileri tetkik için fikir veren yönlendirici bir tanı metodudur. kolesterol ve nötral yağlar (trigliserid).3 g/dl. Lipidler. fosfor.5 g/dl. Onkotik Basınç: Plazma proteinlerinin oluşturduğu osmotik basınç (≈ 25 mmHg) kolloid osmotik basıncı veya onkotik basınç olarak adlandırılır. 3. Glikozun normal düzeyi % 70-110 mg’dır. Bu çöken kanın üstünde oluşan plazma tabakasının saatlik ilerleme hızı kısaca eritrositlerin çökme hızı olarak ifade edilebilen sedimentasyon hızı diye bilinir. 2. glikoz ve laktik asit.5 g/dl. Erkekte 0-8 mm/sa. 5. Çeşitli metaller. hipoksantin. Pıhtılaşması engellenerek özel bir tüpe alınan kanın hücrelerinin çökmesine sedimentasyon denir. Sedimentasyon: Eritrositler.Kandaki organik maddeleri şu şekilde sıralayabiliriz: 1. ya da albumin % 2. γ). Bu basınç. Fibrinojenin uzaklaştırılmış olduğu plazma ise serum (pıhtılaşma faktörleri olmayan plazma) olarak adlandırılır. Globulinlerin de albumine benzer taşıyıcılık görevi vardır. ürik asit. Proteinler. Çeşitli iç salgılar (hormonlar) ve enzimler. hormonlar ve bazı ilaçlar kanda albumine bağlanarak gerekli yerlere taşınır. β1. yağ asitleri. amino asitler. Plazma proteinleri: Toplam = % 7 g/dl Albumin = % 4. Fibrinojen = % 0. geri kalanı fruktoz ve galaktoz olarak kana geçer. fosfolipid. 4.5 g.5 g altına düştüğünde onkotik basınçta meydana gelen düşme sonucu sıvının venöz uçta kapillere dönmemesi sonucu ödemler oluşur. üre.5 litre kan hacminin 5. enzimler. Ayrıca teşhisi konmuş hastalıkların tedaviye cevabının izlenmesinde kullanılır. Yağlar ve Lipidler: Yağlar genel olarak sindirim sisteminden yağ asidi ve gliserol emilir. başlıca albumin.5. Sedimentasyon doku harabiyeti ile seyreden birçok hastalıkta artar. Ancak aralarından γ-globulinler aynı zamanda immunoglobin (lg) olarak da bilinir ve organizmanın bağışıklık sisteminde rol oynar (α1. globulin ve fibrinojendir. Eritrositlerin kendilerinin etkisi ise daha azdır. Sedimentasyon hızı üzerinde başlıca etken bir takım plazma faktörleridir. Plazmanın % 90-92’si sudan ibarettir. Total protein miktarı % 5. kandaki tüm hücresel elemanların tek başına % 95’den fazlasını oluşturmaktadır.45 = 2. Fruktoz ve galaktoz daha sonra karaciğerde glikoza çevrilir. amonyak ve amino asitler. Karbonhidratlar. Fibrinojen pıhtılaşmada görev alır. Onkotik basıncın % 70-80’inden tek başına albumin sorumludur. Globin = % 2. kapillerde suyu damar içerisinde tutan ve venöz uçta interstisyel sahadan tekrar damar içine dönüşünü sağlayan gücü oluşturur. Bir de non-protein azotlu maddeler vardır. Lökositler ve trombositlerin hematokrite katkısı ihmal edilebilecek boyutlardadır. kreatinin. β2.5 x 0. ksantin. 149 . Normal sedimentasyon değerleri Yeni doğanda 0-1 mm/sa. α2.5 kadarını eritrositler geri kalan 3 litresini ise plazma oluşturur. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ise şeker hastalığı (diabet) söz konusudur. Plazma Karbonhidratları: Sindirim sisteminde karbonhidratların % 80’i glikoz.

Sonuç olarak 4 Globin (2α2β) + 4 Fe+2 = 1 Hemoglobin’i oluşturur. son derece dar kapiller damarlardan geçebilmektedirler (Şekil 3). Kan hücrelerinin oluşumu ERİTROSİTLER – ALVUYARLAR Sayıları en yüksek olan kan hücresidir. ancak membranlarının esnekliği sayesinde kolayca şekil değiştirerek. menstruasyon sırasında. Bu sayı mm3’te 4.Fizyolojik Sedimentasyon Artışları: Sedimentasyon gebelikte. 150 .5 milyon civarındadır. egsersiz ve yemeklerden sonra fizyolojik olarak artar. Her bir globin zincirine bir tane Fe+2 taşıyan bir hem molekülü bağlanmaktadır. lökositler (akyuvarlar. kırmızı kan hücreleri). buradan aldıkları CO2’yi ise akciğere taşırlar.5-5. beyaz kan hücreleri) ve trombositlerdir (kan pulcukları) (Şekil 2). İki taraflı olarak ortadan çökük (bikonkav) disk şeklinde görülürler. Yaklaşık 7 µ çapında olan eritrositlerin boyutlarının bu küçüklüğü ve özel şekilleri nedeniyle yüzey-hacim oranı çok yüksektir. dolayısıyla eritrosit membranından oksijen-karbondioksit difüzyonu oldukça hızlı olabilmektedir. Hemoglobin (Hb) yapısında 4 tane globin protein vardır. yaşlılıkta. Kanın Hücresel Elemanları Kanın plazma haricinde kalan ve % 44-46’lık hematokrit değerinde sorumlu olan kan hücreleri eritrositler (alyuvarlar. Akciğerden aldıkları O2’yi dokulara. Şekil 2.

Methemoglobinemi. O2 bağlamış olan Hb’dir. Karbaminohemoglobin. Karbonmonoksihemoglobin. 151 .Her biri hem molekülü. CO2 bağlamış olan Hb’dir. Hb’in CO’ya ilgisi O2’ye olan ilgisinden 250 kat fazladır. Hemoglobin ve yapısında bulunan hem ve globin molekülleri. oksijen molekülünü asıl bağlayan eleman olan bir Fe+2 atomu içerir (Şekil 4). Şekil 3. Hemoglobin Bileşikleri: Oksihemoglobin. Eritrositin görünümü Şekil 4. Bu durum Hb’nin yapısındaki +2 değerli demirin +3 değerli demire yükseltgenmesiyle karakterizedir ve bu şekilde oluşan methemoglobin (met-Hb) O2 bağlama yeteneğinden yoksundur.

Eritrosit yapımını uyaran başlıca etken dokularda oksijenin azalması anlamına gelen hipoksidir. Eritropoez’in Düzenlenmesi: Eritrosit yapımı için bazı besinler gereklidir. Oluşan bilurubin karaciğerde glukuronik asit ile konjuge edilerek bilurubin diglukuronat konjuge bilurubin. Kanın Hb konsantrasyonu. doğumdan sonra kemik iliğinde yapılmaya devam eder. Yapım. Ancak bu faktörlerin hiçbiri yapım hızını düzenleyen sinyali oluşturmaz. Parçalanan eritrositlerden açığa çıkan Hb’nin hem’i biliverdin. Aslında yalnızca eritrositlerin değil. Kan akımı. Hb’nin oksijen satürasyonu.Eritrosit Yapımı (Eritropoez): Doğumdan önce karaciğerde sentezlenen eritrositler. demir ve CO’ya çevrilir. tüm kan hücrelerinin sentez yeri kemik iliği ve stem cell (kök hücre)dir. Hipoksi etkisiyle eritropoetin adı verilen glikoprotein tabiatlı bir hormon salgılanır. vitamin B12. indirekt bilurubin). Hem molekülünün yıkımı 152 . direkt bilurubin) lahine getirilir (Şekil 5). Dokuların oksijen donanımı ise. amino asitler. Dokulardaki oksijen basıncı ve dokuların oksijen donanımı ile tüketimi arasındaki oran.özellikle dalakta olmak üzere – kapiller damarlardan geçerken. karbonhidratlar. demir ve bazı büyüme faktörleri gibi. dokuların oksijen gereksinimine göre düzenlenmektedir. eritrosit yapım hızını etkiler. Şekil 5. Hb’nin oksijene olan afinitesine bağlıdır. Oluşan biliverdin ikinci aşamada bilurubine çevrilir (nonkonjuge bilurubin. folik asit. Eritrositlerin Haraplanması: Yaşlanan eritrositlerin membranı elastik yapısını kaybeder ve . lipidler. sürtünmeye dayanamayarak yırtılırlar.

4. 153 . hem de RNA serisi için gereklidir. Hem A. Demir en çok duodenum ve jejenumun ilk bölümü olmak üzere ince barsağın ilk kesiminden emilir. β zincirin olmaması β-talasemi olarak isimlendirilir. Bu sınıflama ABO kan grubu sınıflaması olarak da bilinmektedir (Tablo I). 2. Bu antijenlerin çoğu zayıftır. İki grup antijen diğerlerine göre daha sıklıkla kan trasfüzyon reaksiyonlarına yol açarlar. Normal erişkin Hb’i 2 α ve 2 de β polipeptid zincirinden meydanla gelen HbA’dır. Globin sentezi eksikliği: Globin zincirini kodlayan gen de yanlış kodlama (orak hücreli anemi) veya Globin zincirini kodlaya genin olmaması (talasemi). Anemilerin Sınıflandırılması: 1. Ferritin şeklinde depolanan bu demire depo demir adı verilir. egzersiz sırasında dokunun oksijen gereksinimi çok artacağından dolayı. 3. DNA sentezi bozukluğuna bağlı anemiler: B12 vitamini veya Folik asit eksikliği eksikliği 2. bu nedenle megaloblastik anemi olarak adlandırılır. hangi ırktan olursa olsun tüm insanlarda aynıdır.ANEMİ Eritrosit sayısının veya hemoglobin miktarının normalden düşük olması halidir. Hemosiderinin aşırı çoğalması ile hemokromatoz denen patolojik durum oluşur. ciddi doku hipoksisine bağlı akut kalp yetmezliği gelişebilir. Kanda bulunan fazla demir ise apoferritin ile birleştirilerek ferritin şeklinde depolanır. Vitamin. α zincirinin olmaması α-talasemi. Bu işlemden sonra demir bağlanmış apotransferrin transferin olarak adlandırılır. özellikle membranlarında bulunan her biri antijen antikor etkileşimlerine yol onlarca adet antijendir. Talasemi (Akdeniz Anemisi): Hemoglobindeki bir polipeptid zincir eksikliği ile oluşur. Ne A. Ancak anemili kişi egrzersize başlarsa kalbi bu durum karşısında daha fazla kan pompalayamayacaktır. Vücutta demir miktarı apoferritin depo havuzunu aşacak miktarda olduğu zaman hemosiderin adlı çözülmeyen formda depo edilir. Membran bozukluğu ve enzim eksikliği B12 veya Folik Asit Eksikliği: B12 vitamini ve folik asit hem DNA. Apotransferrin ince bağırsakta serbest demir ve bazı demir bileşikleri ile bağlanır. Sonuç olarak. Hem sentezi bozukluğu: Fe eksikliği 3. Kan Grupları Eritrositler şekil olarak. Bunlar A-B-O ve Rh sistemi antijenleridir. B12 ve folik asit eksikliğinde hücre büyür ama bölünemez. Değişen. Demir Metabolizmasi ve Eksikliği Demir eksikliğine bağlı hipokrom mikrositer anemi gelişir. 1. Yalnız B aglütinojeni bulunduranlar B kan grubu. ne de B aglütinojenlerini bulundurmayanlar ise O kan grubu olarak kabul edilmiştir. 4. Eritrosite antijenik özellik kazandıran bu maddelere aglütinojen adı verilmiştir. hem de B aglütinojenlerini bulunduranlar AB kan grubu. Kanın azalmış oksijen taşıma kapasitesine rağmen kan akım hızı artarak dokuların ihtiyacı olan oksijeni bırakabilir. Eritrosit membranında yalnız A aglütinojeni bulunduranlar A kan grubu.

B grubu kişinin plazmasında Anti-A aglütinini. ABO kan grubu sistemi Kan Grubu A B AB O Antijen(aglütinoje n) A Var Yok Var Yok B Yok Var Var Yok Antikor(aglütini n) AntiA Yok Var Yok Var AntiB Var Yok Yok Var Bu aglütinojenlere karşı reaksiyon gösteren antikorlar ise plazmada doğal olarak bulunmaktadır ki bunlara da aglütinin denir.Tablo I. Bu durumu önlemek için Rh (+) bir bebek doğuran Rh (-) bir anneye doğumdan sonraki 72 saat içerisinde Rh (+) eritrositlere karşı gamma globulinler verilebilir. bu saydığımız ABO ve Rh grupları dışındaki kan grupları. Oluşan bu antikorlar da tekrar çocuğa geçer ve çocuğun eritrositlerinde aglütinasyon ve hemolize neden olabilir. Rh faktörü: Eritrosit membranında ABO kan grubu aglütinojenlerine ilave olarak bir de Rh antijeni önemlidir. Bilurubin pigmenti normal erişkinde kan-beyin bariyerini geçemezken. Bunun için kan tranfüzyonu yapılacağı zaman. Genel olarak kişide bulunmayan aglütinojen hangisi ise. annedeki antikorların sayısı artarak daha tehlikeli durumlara yol açabilir. Rh uyuşmazlığı: Rh (-) bir anne. A aglütinojenini taşıyan eritrositler ile karşılaşırsa bir anda çok sayıda eritrositi kendine bağlayarak kümeleşmesine neden olur. Rh faktörüne karşı oluşan antikor Anti-D antikoru olarak da adlandırılır. alıcı ile vericinin kanları bir deney tüpünde birleştirilerek aglütinasyon oluşup oluşmadığı 154 . İnsanların % 80’i Rh (+)’dir. Aglütinasyonu hemoliz takip eder ve eritrositler parçalanarak ölür. Buna göre A grubu kişinin plazmasında Anti-B aglütinini. Rh (+) bir babadan yine Rh (+) bir çocuğa hamile olduğunda söz konusu hale gelir. plazmasında buna karşı antikor mevcuttur. Genellikle ilk gebelikte oluşan antikorlar ya çok fazla değildir ve çocuğa tam zarar veremezler ya da çocuğa gebelik süresinde değil de doğum sırasında geçer ve çocukta herhangi bir hastalık olmaz. bu olaya da aglütinasyon adı verilir. B aglütnojenine karşı ise Anti-B aglütinin vardır. Cross-Matching: Genel olarak çok fazla etkin olmamakla birlikte. bu durum eritroblastosis fetalis veya yeni doğanın hemolitik sarılığı olarak adlandırılır. taşımayanlar ise Rh (-) olarak sınıflanır. Eritrositlerin Rh antijeni taşıyanlar Rh (+). AB kan grubundaki insanlar hem A. Bu durumda çocuğun Rh antijenleri anneye geçerse annenin kanında Anti-D antikorları oluşur. hem de B aglütinojenine sahip olduklarından plazmalarında aglütinin yoktur. Anti-A aglütinini. Ancak anne ikinci kez yine Rh (+) bir çocuğa hamile kalırsa. A aglütinojenine karşı Anti-A. klinik uygulamada nadir de olsa problemlere yol açabilirler. fetüste bu bariyeri aşabilmekte beyin bazal gagliyonlarında toplanarak kernikterus olarak adlandırılan tehlikeli duruma neden olur. Ya düşük olur ya da hemoliz nedeniyle çocuk sarılıklı doğabilir. O grubu kişide ise her iki aglütinin bulunur.

eozinofil (daha büyüktür. mantar. Nötrofiller: Dolaşımdaki tüm lökositlerin % 50-75’ini granülositler oluştururken. Bunlardan monositler miyeloid seriden gelişirken. parazit gibi mikroorganizmalarla bu yolla savaşım veriler. boşaltım organları veya deri yoluyla girebilecek bakteri. Lökositler . bağışıklık sistemini oluşturmaktadır. fagositoz veya çeşitli moleküller salgılanması gibi yardımcı roller üstlenir. mantar. Lökositler eritrositlerden daha büyük çekirdekli hücrelerdir. Her üç granülosit tipinin de aktif olarak fagositos yapma yeteneği vardır ve bakteri. Korumadan sorumlu başlıca hücreler de lökositlerdir. 10000’in üzerine çıkmasına ise lökositoz adı verilir. İmmün 155 . bellek ve kendinden olan/olmayanı tanıma özelliklerine sahip olur. sitoplazmik granüllerinin boyanma özelliğine göre. bunlarında en büyük kısmı nötrofillerden ibarettir. asit olarak boyanır ve kırmızı renk alır) ile bazofil (bazik boya ile koyu mavi olarak boyanır) şeklinde 3 alt gruba ayrılır (Şekil 6). Makrofajlar gibi aktif fagostik hücreler olmakla birlikte savunmada makrofajlara göre daha etkin ve üst düzeyde rol alırlar.Akyuvarlar Organizmanın kan hücreleri ile gerçekleştirdiği korunma mekanizmaları. Diğer hücreler lenfositlerin aktivasyonu. Sitoplazmalarının özel boyalarla boyanması sonunda beliren granüllerin bulunup bulunmamasına göre granülositler ve agranülositler diye ikiye alt gruba ayrılırlar. Lenfosit ve monositlerin yer aldığı agranülositler ise tek çekirdekli oldukları için mononükleer lökositler olarak da isimlendirilir. Normal sayıları mm3’te 4000-10000 kadardır.kontrol edilir ve ancak bundan sonra kan nakline başlanır. bazofiller ve eozinofiller olarak üç gruba ayrılırlar. lenfositler lenfoid seriden gelişen tek kan hücresidir. Granüllerinin ve çekirdeklerinin boyanma özelliklerine göre kendi içlerinde nötrofiller. özgüllük. Şekil 6. Bunlar da kendi içlerinde. parazit gibi mikroorganizmaların tehdidi altındadır. nötrofil (nötral boya ile pembe olarak boyanır). Genellikle inflamasyon bölgesine giden ilk hücrelerdir. Lökosit alt grupları Granülositler Çok parçalı çekirdekleri vardır ve sitoplazmalarında belirgin granüller içerirler. Sayılarının 4000’in altına düşmesine lökopeni. virüs. Bu teste cross-matching adı verilmektedir. solunum. Vücudumuz her an ağız. Bağışık yanıt için gelişen hücrelerden sadece lenfositler çeşitlilik.

Makrofajlar her dokuda görülürken. İste monositlerin esas olgun hali bu makrofajlardır. lenfositlerin fagositoz yeteneği yoktur. bradikinin ve serotonin gibi moleküller barındırırlar. inflamasyonun bulgularının oluşmasına neden olurlar. Bazofiller ayrıca bazı alerjik hastalıklarda da ana rol oynarlar. 156 . Lenfositler: Kandaki lökositlerin % 20-30’unu oluştururlar. Mast Hücreleri: Mast hücreleri. Eozinofiller: Tıpkı nötrofiller gibi hareketli ve fagostik hücrelerdir. bazı dokularda özel isimlerle anılırlar. Monositler: Monositler damar hücrelerinin arasından interstisyel (hücrelerarası) sahaya geçerek burada doku makrofajlarını (histiyosit) oluştururlar. T Lenfositler timusta olgunlaşarak bağışıklık yeteneklerini burada kazanırlarken B Lenfositler kemik iliğinde olgunlaşarak bağışıklık yeteneklerini burada kazanırlar. Kemik iliğinden kaynaklanırlar. Eozinofiller ayrıca alerjik reaksiyonların olduğu dokularda toplanma eğilimindedir.bileşiklerler uyarıldıkları zaman granüllerinde bulunan organizmaları sindirici ve öldürücü enzimlerini hücre dışına bırakırlar. Granüllerinin içeriği histamin. Bazofiller: Granülositler grubunun fagostik olmayan üyeleridir. öldürme. Granülosit ve monositlerin aksine. heparin. fagositoz. bazofillerle birlikte alerji gelişiminde rol alır. Parazitlere karşı savunmada özelleşmişlerdir. İnflamasyon esnasında bu molekülleri salarak. Makrofajların başlıca işlevleri. antijenik materyali lenfositler başta olmak üzere diğer hücrelere sunarak tanıtma ve çeşitli uyarıcı moleküller salgılamadır. Dolaşımdaki lökositlerin %1-2’sini oluştururlar. Olgunlaşıp eğitilen T ve B Lenfositler primer lenfoid organları terk ederek sekonder lenfoid organlara dağılırlar (Şekil 7).

tonsiller ve (sindirim. vücuda giren yabancı maddelere (antijen) karşı antikor veya immunoglobulinler de dediğimiz protein yapısındaki özel maddeleri sentezlerler. B lenfositler. diğer bir bölümü antijenlerle doğrudan savaşabilecek yeteneğe sahiptir. dalak. solunum. B lenfositlerinin meydana getirdiği bağışıklık humoral bağışıklık olarak anılır. 157 . Bu nedenle T lenfositleri ile oluşan bağışıklığa hücresel bağışıklık adı verilirken. bursa fabricius ya da memelilerde bunun yerini tutan kemik iliği.Şekil 7. T lenfositler ise değişik görevlerle farklılaşmış olup. boşaltım. Lenfosit tipleri Primer (merkezi) lenfoid organlar: Lenfositlere immunolojik yeteneklerini kazandıran timus. bir kısmı B lenfositlerin antikor üretiminin düzenlenmesi ile ilgili vazifeler alırken. üreme) kanal duvarlarındaki lenf bezleridir. Sekonder (periferik) lenfoid organlar: Lenf düğmeleri.

Lökosit Formülü: Lökosit çeşitlerinin toplam lökosit populasyonuna oranını ifade eder. Lökosit hareketleri Lökositler. bradikinin ve serotonin gibi maddeler açığa çıkar. Hastalıkların tanısında çok değerli ipuçları verebilir. Lösemi: Halk arasında kan kanseri olarak da bilinen.5 %2030 Bağışıklık Mekanizmaları (İmmun Sistem) 158 . işlevlerini başlıca fagositoz yoluyla yerine getirirler. Bu şekilde nötrofil ve monositlerin yabancı maddenin zarar verdiği bölgeye doğru hareketine kemotaksis denir (Şekil 8). alerjik hastalıklarda eozinofiller daha çok artar. bakteriyel enfeksiyonlarda granülositler ile genç lökosit şekilleri çoğalmış bulunur. Ancak bunun yanında.Şekil 8. Tahrip olan dokudan histamin. Örneğin. lenfosit veya lökositlerin kontrolsüz olarak çoğalması durumudur. Lökosit formülü Çomak çekirdekli genç nötrofil Parçalı çekirdekli nötrofil Eozinofil Bazofil Lenfosit %1-2 %6070 %1-4 %0. tüberküloz gibi kronik hastalıklarda monositler çoğalmış olarak bulunur (Tablo II) Tablo II. çeşitli salgılar yoluyla da yabancı maddeler ile savaşım verebilmektedirler. viral enfeksiyonlarda lenfositler.

Otoimmunite: Bağışıklık normalde vücuda yabancı olan antijenik maddelere karşı gelişen bir olay iken. Normal sayıları 150000 – 400000/mm3 civarındadır. Bir damar yaralandığı zaman kanamanın durdurulması ve o bölgenin tamiri için devreye giren mekanizmalar şu şekilde sıralanabilir 1. IgM. basit kılcal damar yaralanmalarında tek başına bu tıkaç kanamayı durdurmaya yeterli olabilmektedir. Bu kişilerde deri altında kanamalar ve çürükler görülebilmektedir. bu olay gerek endotel hücreleri gerekse trombositler tarafından salgılanan bir plazma proteini olan Von Willebran faktörü (vWF) tarafından kolaylaştırılır. Trombosit tıkacının oluşması. Vücutta hemostaz ve koagülasyon mekanizmaları: Hemostaz kanamanın durdurulması. Bu şekilde trombosit tıkacı oluşmuş olur. Fibröz doku oluşumu ile damarın yeniden tamiri 5. Bunlar antijenlere karşı organizmanın savunmasında görev alan antikorlardır. IgE. Damarın refleks olarak kasılarak büzülmesi (vazospazm) 2. FIX eksikliği hemofili B). Pıhtının oluşması (Şekil 9) 4. normal damar endoteline yapışmazken. damar zedelenmesi sonucu açığa çıkan kollagen moleküllerine hızla yansır. Membranı yüzeyindeki reseptörler. İmmunoglobulin (Ig)ler: IgG. Bu protein hasarlı damar duvarı ile trombositler arasında bir köprü oluşturur. yapılarında bulundurdukları aktomiyozin etkisiyle kasılarak içlerinde hapsolmuş plazmayı dışarı atar. koagülasyon ise kanın pıhtılaşması anlamına gelir. normal damar endoteline yapışmazken. bazen kişinin immun sistemindeki bir takım bozukluklar nedeniyle kendi dokularına karşı antikor oluşabilir. Kişide trombosit sayısının yetersiz olması trombositopeni olarak adlandırılır. bu hastalar kolay kanarlar ve kanamanın durdurulması oldukça zordur.Plazma proteinlerinin ikinci büyük kısmını oluşturan globulinler arasından immunoglobulinler vücudun bağışıklık sisteminde önemli yer tutar. damar yaralanmalarında kanamanın durmasında (hemostaz) ve pıhtılaşmada (koagülasyon) görev alan hücrelerdir. damar zedelenmesi sonucu açığa çıkan kollajen moleküllerine hızla yapışır (adhezyon). Bazı inanlarda kalıtsal olarak bazı pıhtılaşma faktörlerinin bulunmaması sonucu hemofili adı verilen hastalık bulunabilir (FVIII eksikliği hemofili A. Diğer trombositler de buraya gelerek birbirlerine yapışır ve trombosit kümeleri oluştururlar (agregasyon). böyle bir reaksiyonda otoantijenlere karşı oluşan otoantikorlardan bahsedilir. Bundan sonra trombositler. 3. IgD. IgA. Trombosit membranı yüzeyindeki reseptörler aracılığıyla. Trombositler. Fazla pıhtının eritilmesi (fibrinolizis) 159 . Bu olaya otoimmunizasyon ya da otosensitizasyon adı verilirken. Trombositler Yine miyeloid serinin unipotent stem hücresinden kaynaklanan dev megakaryosit’lerden oluşurlar.

soğuk. Bazen trombüsten bir parça pıhtı koparak dolaşıma katılabilir ve beyin. Fibrinolitik sistem ile pıhtılaşma sistemi arasındaki dengenin bozulmasından kaynaklanır. Hemostazis Kanda pıhtılaşma ile ilgili yaklaşık olarak 50 kadar madde bulunmuştur. Normalde kanda bu antikoagülan maddeler hakim olduğundan pıhtılaşma görülmez. sıcak ya da mekanik travmalar inflamasyona yol açabilir. Damar içerisinde oluşan bu pıhtıya trombüs denir. Bu inflamasyon sıvısında ilk saatlerde granülositler çoğunlukta iken. marofajlar) artar. 1) Protrombin aktivatörünün oluşumu 2) Protrombinden trombin oluşumu 3) Fibrinojenden fibrin oluşumu: Trombin de bir enzimdir ve plazmada inaktif olarak bulunan fibrinojen molekülünden fibrin iplikleri oluşturur. sonra daha uzun ömürlü olan mononükleer hücreler (monositler. Bunlardan pıhtılaşmayı oluşturma yönünde etkili olanlara koagülan. sıcaklık. Kızarıklık ve sıcaklığın nedeni deri damarlarındaki vazodilatasyon ve kan akımı artışıdır. Trombozis: Damar içerisindeki anormal pıhtılaşma durumudur. ağrı ve fonksiyon kaybı şeklinde sıralanmıştır. Pıhtının eritilmesinden plazmin adlı enzim sorumludur. alerjik reaksiyonlar. Ancak bir yaralanma sonrasında pıhtılaşma oluşması gerektiği zaman başlıca üç aşamalı mekanizma söz konusu hale gelir. Şişlik. kalp. şişlik.Şekil 9. o bölgedeki proteinden zengin plazmanın damar dışına sızmasıyla oluşur (ödem). dolaşımda plazminojen olarak (inaktif halde) bulunur. Bakteri ve virüs enfeksiyonları. pıhtılaşmayı durdurucu yönde etkili olanlara ise antikoagülan madde denir. Plazmin. 160 . akciğer damarlarında tıkanmalara da yol açabilir (emboli). En önemli antikoagülan maddeler arasında antitrombin III ve heparin sayılabilir. Fibrinolitik (Trombolitik) Sistem: Bunun için pıhtı oluştuktan bir müddet sonra bu pıhtıyı yeniden eritme yoluna gider. İnflamasyon: Başlıca inflamasyon belirti ve bulguları kızarıklık.

Oksijen yetersizliğine en duyarlı organ beyin. Bunlardan doku seviyesinde hücreler arasındaki O2-CO2 alış-verişi internal solunum veya iç solunum. Oluşan CO2 de kana difüze olarak venöz dönüş ile sağ kalbe gelir. bunun devamında sırasıyla farinks (yutak). Dokularda. SOLUNUM SİSTEMİ SOLUNUM SİSTEMİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ Solunum sistemi kan ile atmosfer havası arasında gaz değişimi yapabilecek şekilde özelleşmiş. Bu durumda organizmada O2CO2 değiş tokuşu iki kez karşımıza çıkmaktadır. Dallanmalar sırasında çapları gittikçe daralır. ikincisi ise respiratuvar bronşiollerden başlayıp devam eden gaz değişiminin yapıldığı bölümdür (Şekil 2 ve 3). boyları kısalır ve alveol adı verilen kapalı kesecikler ile sona ererler. Hücrelerin yaşamlarını sürdürebilmeleri yeterli oksijen alabilmelerine bağlıdır. larinks (gırtlak). buradan da O2 ile değişime uğramak üzere akciğerlere pompalanır. bronşlar. Solunum organ ve yolları. Şekil 1. bu özelliği ile de hücrelerde metabolizma sonucu oluşan CO2’yi atmosfer havasına verirken. trakea (soluk borusu). en dayanıklı doku ise iskelet kaslarıdır. akciğerlerde kan ile atmosfer havası arasında olanı ise eksternal solunum ya da dış solunum olarak adlandırılır. hücre seviyesinde oksijen tüketilir ve karbondioksit oluşur.3. Bronşlar ve bronşioller de işlevlerine göre iki alt başlıkta toplanabilir. bronşioller ve alveollerden oluşur (Şekil 1). Hava yolları trakea ile başlar ve dallanmalara uğrayarak akciğer içerisine doğru ilerler. birincisi yalnızca iletici hava yolları olarak görev yapan ve terminal bronşiol olarak adlandırılan yapılarda sona eren bölüm. 161 . Trakeadan sonraki ilk dallar bronşlar. Solunum Sisteminin Fizyolojik Anatomisi: Burun ve ağız ile başlayan solunum sistemi. atmosfer havasındaki O2’yi kana aktaran sistemimizdir. bronşlardan sonraki daha dar bölümler ise bronşioller olarak adlandırılır.

Şekil 2. Hava yolları Şekil 3. Bir alveolün görünüşü 162 .

bu durumda alveollerin hava ile dolması zorlaşır. fetusta sürfaktan sentezi 6 veya 7’inci ayda başlar.parasternal interkostalis (internus ile eksternus) ve m. Alveollerdeki yüzey gerilimini azaltarak kollabe olmalarını (büzüşmelerini) engelleyen fosfolipid ve proteinden oluşan sürfaktan olarak adlandırılan bir salgı vardır. Soluk alma (inspirasyon) sırasında bazı kasların kasılması sonucu genişletilen göğüs kafesi yoluyla plevra boşluğundaki basınç daha da negatifleştirilmektedir. hatta imkansız hale gelir. Solunum Mekaniği Akciğerler ve içinde bulundukları göğüs kafesi elastik yapılardır. m. Akciğerler pasif organlardır. yani yüzey gerilimi vardır. Herhangi bir nedenle (yaralanmalar. aynı mekanizmanın ters yönde işlemesiyle.skalenus’tur. 163 . Sürfaktan yetersizliği veya yokluğu ile seyreden bazı hastalıklar. Dolayısıyla bazı erken doğum vakalarında sürfaktan tabakası yetersiz kalmış olabilir ve yenidoğanın sıkıntılı solunum sendromu ya da hiyalen membran hastalığı denen durum ortaya çıkar. bu basınç gradyenti akciğerlerin genişlemesi ile sağlanır.rectus abdomini rol alır. akciğerler kollabe olur (büzüşür). akciğer hastalıkları. Akciğerlerin genişlemesiyle oluşan negatif basınç. bronşiolleri takip ederek terminal bronşiollerin ucunda kapillere dönüşür ve alveolleri bir ağ gibi sarar. kaburga kırıkları vb. Pulmoner arterler. Ekspirasyon sırasında ise. Hemen önlem alınmazsa ölüm ile sonçlanır. negatif basıncı ortadan kaldıracağı için. alveol içi basınç +1 cmH2O’ya çıkar ve aynı miktardaki hava bu sefer 2-3 sn içerisinde dışarı itilir (Şekil 4). Bunu sağlayan en önemli kas ise diyafragma’dır. Oysa ki havanın atmosferden alveole doğru akabilmesi için bir basınç farkı gerekmektedir.Yüzey Gerilimi: Su molekülleri hava içinde birbirlerini çekip yaklaşma eğilimindedir. Normal bir inspirasyonu takip eden ekspirasyon tamamen pasif bir olaydır. Akciğer kollapsını önleyen intraplevral negatif basınç düzeyi –5 cmH2O kadardır. İnspirasyon aktif bir olaydır ve ancak bazı kasların kasılması ile sağlanabilir. diyafragma.) bu iki yaprağın arasına hava girmesi (pnömotoraks). göğüs kafesine bağlı olarak genişleyip daralırlar. Dik duran bir insanda. Akciğerlerde bir de bronşial dolaşım vardır ki bunlar alveoller dışındaki tüm akciğer dokusunu sular. sakin solunum sırasındaki solunum olayında etkili olan kaslar. pulmoner arterler yoluyla akciğerlere gönderilir. soluk verme (ekspirasyon) sırasında akciğerlerin göğüs duvarından daha fazla ayrılmasına izin vermez ve onları tekrar göğüs kafesine doğru çeker. bu şekilde yüzey gerilimini azaltmış olur. Ancak bazen karın kaslarının yardımıyla zorlamalı ekspirasyon da yapılabilir. Bu durumda minimal alveol içi basınç –1 cmH2O olmalıdır. Nefes alınmadığı sırada alveol içi basınç atmosfer basıncı ile eşittir. Örneğin. Bunlara primer solunum kasları denir (Şekil 5).interkostalis interni ve daha çok da m. Akciğerlerin Kan Dolaşımı: Sağ kalbe gelen CO2 ile doymuş kan. alveollerin yüzey geriliminin artmasıyla büzüşmelerine neden olur. böylece akciğerler göğüs duvarına doğru çekilerek atmosfer havası ile dolmaları sağlanır. Zorlu ekspirasyonda göğüs kafesini aşağıya çeken m. Plevra boşluğundaki negatif basınç. Salgılanan sürfaktan alveol içindeki sıvı üzerine yayılır ve sıvının hava ile temasını keser. inspirasyon için gerekli 500 ml havayı ortalama 2 sn içerisinde içeri çeker.

kadınlarda 1. zorlama ile akciğerlerden çıkarılabilen hava hacmidir. Ekspirasyon Yedek Hacmi (Ekspiratuvar Reserv Volüm . kadınlarda 1.1 Lt.Şekil 4. Akciğer Hacim Ve Kapasiteleri Solunum Hacmi (Tidal Volüm . Erkeklerde 3. Erkeklerde 1. Artık Hacim (Rezidüel Volüm . Atmosfer basınç-intraalveoler basınca göre havanın akımı.RV): Zorlamalı bir ekspirasyondan sonra akciğerlerden çıkarılamayan ve burada kalan hava hacmidir. kadardır.3. kadınlarda 0.TV): Normal şartlardaki her bir inspirasyonekspirasyon sırasında akciğerlere girip çıkan hava hacmidir.2 . kadardır. İnspirasyon Yedek Hacmi (İnspiratuvar Reserv Volüm . Erkeklerde 1. Bu akciğer hacimlerinin kendi aralarındaki formülasyonları ile de bazı akciğer kapasiteleri tanımlanmıştır: 164 .7 Lt.IRV): Normal bir soluktan sonra. 500 ml kadardır. Şekil 5. zorlamalı bir inspirasyon ile akciğerlere alınabilen hava hacmidir.9 Lt. Göğüs kafesinin hareketi.ERV): Normal bir soluk verildikten sonra. kadardır.

5. Spirometre denen özel aletler ile akciğer hacim ve kapasitelerinin ölçümü yapılarak çeşitli akciğer hastalıklarının tanı ve seyrinin takibinde kullanılmaktadır. 2. en derin inspirasyonla içeri alınabilen toplam hava miktarıdır.6 µm’yi geçmez. rezidüel hacim dahil akciğerlerin alabileceği toplam hava hacmidir. 165 . sakin bir ekspirasyondan sonra akciğerlerde kalan hava miktarıdır. derin bir inspirasyondan sonra atılabilen maksimum hava miktarıdır. Alveol bazal membranı. Bu membran: 1.Vital Kapasite (VK) = TV + İRV + ERV. Solunum membranının (Şekil 7) toplam kalınlığı 0. (Şekil 6) Şekiller 6. Akciğer hacim ve kapasitelerinin grafikte özeti. Fonksiyonel Rezidüel Kapasite (FRK) = RV + ERV. Total Akciğer Kapasitesi (TAK) = VK + RV. Plazma şeklinde sıralanmıştır. Alveollerin ince epiteli. Kapiller bazal membranı. Alveol içi sıvısı ve sürfaktan tabakası. Dar bir interstisyel aralık. Kapiller damarların ince endotel tabakası ve 7. İnspirasyon Kapasitesi (İK) = TV + İRV. 3. 4. 6. Gaz Alış-Verişi Akciğerlerde gaz alış-verişinin yapıldığı bölgelerde hava ile kanı birbirinden ayıran ince bir membran vardır.

166 . interstisyel sahadaki 40 mmHg’lık pO2 nedeniyle. dolayısıyla aradaki basınç farkı ile O2 kolayca kapillerden alveol içine difüze olur. Kapillerin arteryel ucuna bu 95 mmHg’lık oksijen basıncı ile gelen kan. Aynı zamanda hücre metabolizmasının hızlanması da O2 tüketimini arttıracağı için interstisyel sıvı pO2’sini düşürecek ve basınç farkının artması nedeniyle kandan daha fazla oksijen difüze olacaktır. Geri kalan %3’lük bölümü ise plazmada fiziksel olarak çözünmüş şekildedir. Alveolün görünümü ve Solunumun difüzyon membranı Gazların Kanda Taşınması O2: Kandaki oksijenin %97’si eritrositler içerisinde hemoglobine bağlı olarak taşınır. Oksijeni bağlamış hemoglobin oksihemoglobin olarak adlandırılır (HbO2). buraya gelen kapiller kanda bu oran yalnızca 40 mmHg’dır. oksijenini hızla interstisyel sıvıya verir.Şekil 7. Dolaşımın hızlanması durumunda (vazodilatasyon gibi) doku seviyesine daha fazla O2 gelir ve interstisyel sıvıya geçen O2 miktarı da artar. Alveollerde pO2 104 mmHg iken.

interstisyel alanda ise 45 mmHg kadardır. Kapillerin arteriol ucuna 40 mmHg olarak gelen CO2. Alveol-pulmoner kapiller ve doku-doku kapillerinde pO2 ve pCO2 Hücrelerde oluşan CO2 kana geçtiğinde önce eritrositler içine alınır. interstisyel sahadan kana difüzyon sonucu venöz uçta 45 mmHg olarak interstisyel sıvı ile eşitlenir. Burada karbonik anhidraz enzimi ile suyla birleşerek H2CO3’ye (karbonik asit) dönüşür. Genelde intrasellüler pCO2 46 mmHg.şeklinde iyonlarına ayrışır. Bu ise hemen H+ ve HCO3. Şekiller 8. CO2: Oksijenin hücreler tarafından kullanılması sonucu açığa çıkan karbondioksit. Buna göre 104 mmHg’lık bir parsiyel basınç altında kanın oksijene olan doymuşluk oranı. alveol içerisinde ise 40 mmHg kadardır. CO2 + H2O ←karbonik anhidraz→ H2CO3 ←→ H+ + HCO3167 . 5 mmHg’lık basınç gradyenti ile CO2 kandan alveole geçer (Şekil 8). önce kapiller pCO2’nin düşük olmasından yararlanarak kana difüze olur. %94-98 kadardır. bikarbonat iyonları plazmaya çıkar ve akciğerlere kadar taşınır. yani satürasyonu.Satürasyon: Kandaki gazların ifadesi için kullanılan ‘parsiyel basınç’ dışında bir de doymuşluk anlamına gelen satürasyon vardır. Bu iki değeri X ve Y eksenine yerleştirerek çizilen grafik ise oksijen disosiyasyon eğrisi olarak adlandırılır ve sigmoid bir eğri şeklinde bulunur. Bu sırada CO2’nin O2’den 20 kat daha hızlı difüze olma yeteneğinden dolayı çok yüksek bir basınç farkına ihtiyaç yoktur. Akciğerlere gelen kanda pCO2 45 mmHg iken. Hidrojen iyonları hemoglobine bağlanırken. CO2’nin hücre içinden interstisyel sıvıya geçmesi için yeterlidir. Bu 1 mmHg’lık basınç farkı.

sonuçta su ile karbondioksit oluşur ve eksternal solunum yoluyla dışarı atılır. Trakea. Plazmada fiziksel olarak çözünmüş (erimiş) halde. Hava yollarına yabancı maddelerin girmesi öksürük ve aksırık gibi refleksleri uyarır. Demek oluyor ki pCO2’deki artış. Doğrudan hemoglobin molekülüne bağlanarak taşınma. anlamına gelen taşipne (takipne). Bu yönüyle. 80-100 mmHg basınçta hareketlerde yavaşlama. Ventilasyon hızının esas belirleyicisi pCO2’dir. solunumun derinliğinin artması demek olan hiperpne. Parsiyel karbondioksit basıncının 60-75 mmHg’ya çıkması ile hızlı ve derin solunum başlar (hiperventilasyon). CO2’nin %70 taşınması bu yolla olmaktadır. Hiperkapni: Vücut sıvılarında karbondioksitin artmasıdır. Siyanoz: Derinin mavi renk almasıdır. bronş ve bronşiollerin epitelleri yabancı maddelere karşı duyarlı reseptörler ile kaplıdır. uyku hali ve yarı koma durumu belirir.Kan akciğerlere gelince. Nedeni kanda oksihemoglobinin azalıp yerine deoksihemoglobinin (oksijeni alınmış hemoglobin) artışıdır. nefes tutma gibi davranışlarda kullanılırken. 1. Bunlardan biri beyin korteksi seviyesinde olup bizim istek ve irademiz ile oluşturabildiğimiz kontrolü oluşturur. 100-150 mmHg ise anestezi ve ölüm ortaya çıkar. ancak sınırlıdır. 168 . Solunumun Düzenlenmesi Solunumun kontrolü iki değişik sinirsel mekanizma tarafından sağlanır. Tüm bunların dışında bir de solunumun hızlanması. Medulla spinalisteki ventral grup nöronlarına çok yakın yerleşimli kanın pCO2 ve pH’a duyarlı kemosensitif bir alan vardır. Çok az bir kısmı ise plazma proteinleri ile taşınır. öksürme. Kimyasal Kontrol Normal solunum hızı 12-16/dk kadardır. pO2’deki düşüş ve pH’daki azalma solunum merkezleri üzerinde uyarıcı etki yapmaktadır. Solunum Sistemi İle İlgili Diğer Kavramlar Hipoksi: Oksijen azlığı demektir. yani solunum dakika sayısının normalin üzerine çıkması. normal soluk alıp verme otomatik sistemin görevidir. bir yandan ise pH azalması solunum hızını artırır. Metabolizmanın hızlandığı koşullarda CO2 birikmesi ve oksijen gereksinimin de artması. Dispne: Solunumun zorlanması veya sıkıntılı solunum halidir. Hipokapni: Kanda pCO2’nin azlığı durumudur. Solunumun tamamen durması olayına ise apne adı verilmektedir. Diğeri ise daha alt seviyelerde pons ve omurilik seviyesinde bulunan otomatik (ya da otonomik) sistemdir. solunumu kontrol eden kimyasal mekanizmanın amacı arteryel kandaki pO2 ve pCO2’yi sabit tutmak ve H+ iyon fazlalığından kurtulmaktır. 3. bikarbonat iyonlarının tekrar eritrosite girmesi şeklinde reaksiyon tersine döner. (%20) (karbaminohemoglobin (CO2HHb) olarak adlandırılır) 2. solunumun yavaşlaması ya da solunum dakika sayısının normalin altına düşmesi manasına gelen bradipne solunum sistemi ile ilgili terminolojik tanımlamalara örnek olarak gösterilebilir. İstemli sistem konuşma.

Kalbin Fizyolojik Anatomisi: Üstte iki atrium (kulakçık) altta ise iki ventrikül (karıncık) olmak üzere 4 boşluktan oluşan kalpte. Sıcaklığın vücudun her tarafına eşit olarak dağılımı. bu boşluklar sağ ve sol taraflarda birbirlerine kapaklar aracılığıyla bağlıdır. Buna göre kalbin esasında ikili bir pompa gibi çalıştığı anlaşılır. ventriküller ise kalbin esas pompa işlevini gören bölümleridir. olaylar sağlanmaktadır. kanın tek yöndeki hareketinden sorumludur (Şekil 2). sol ventrikülden çıkan aorta ve sağ ventrikülden çıkan pulmoner arterdir. kendilerini çevreleyen iç ortam ile yürüttükleri madde alım-verimi. venöz uçta tekrar damar sistemine geri geçmektedir (Şekil 1). sağ ventrikülden başlayıp akciğerler üzerinden sol atriuma kadar gelen sisteme ise pulmoner (küçük) dolaşım adı verilmektedir. kanı yüksek basınçlı arter sistemine doğru 169 . en dışta ise iki yapraklı (viseral ve parietal) zar tabakasını meydana getiren perikard. Bu sistemde kalp merkezde yerleşmiş olup. Temel işlev. Sonuçta. Bunun için kapillerin arteryel ucunda interstisyel sahaya süzülen kan plazması. Kanı kalbe getiren damarlar ise sağ atriuma gelen vena cavalar (superior ve inferior) ile sol atriuma gelen pulmoner venlerdir. Kalpten çıkan iki ana arter. 2. arter ve venlerde böyle bir değişim olmaz. önce arterlerden. kalp ve damarların oluşturduğu bir sistemdir. Miyokard kalınlığı çeşitli kalp bölmelerinde farklılık gösterir. damarlar ise kalpten çıkıp tekrar kalbe geri dönen kapalı bir boru sistemi oluşturmaktadır. Kanın damar sistemi içerisindeki akışı. Atriumlar kalbe geri dönen kanı kabul edip ventriküllere gönderen. daha sonra ise venlerden geçerek en sonunda kalbe geri döner. önce sağ ventrikül tarafından akciğerlere gönderilerek solunum havası ile gaz değişimine uğrayıp geri gelmesi sağlanır (oksjence zenginleştirilmiş olarak sol atriuma geri döner). Bu işlevlerin kontrol ve düzenlenmesi için önemli olan çeşitli hormonların ve diğer bazı haberci moleküllerin hedeflerine ulaştırılması vb. Sol atrium ile sol ventrikül arasındaki iki yapraklı kapağa biküspit (ya da mitral). yüksek basınçlı bölgeden düşük basınçlı bölgeye doğrudur. sol ventrikülden başlayıp tüm vücudu dolaştıktan sonra sağ atriumda sonlanan sisteme sistemik (büyük) dolaşım. Kalp dokusu başlıca 3 tabakadan oluşmaktadır. Arterler ventriküllerden çıkarken. 1. ortada kalbin kas tabakasını oluşturan miyokard. Bu yüksek ve düşük basınç bölgelerini ise bir emme-basma tulumba gibi çalışan kalp sağlamaktadır. ventriküllerden çıkan arterlerin (aort ve pulmoner arter) başındaki yarım ay şeklindeki semilunar kapaklarla birlikte. Hücrelerin. sağ atrium ve sağ ventrikül arasındaki üç yapraklı kapağa ise triküspit kapak adı verilmiştir. 3. Sağ atriuma karbondioksit konsantrasyonu artmış ve oksijen içeriği azalmış olarak gelen kan. Kapillerden geçiş sırasında kanın kimyasal bileşimi ve fiziksel özellikleri değişime uğrarken. venler atriumlara boşalır. DOLAŞIM SİSTEMİ Dolaşım Sisteminin Genel Özellikleri Dolaşım sistemi. en kalın olduğu yer. Kalbin pompa gücü ile damar sistemine fırlatılan kan.4. Kalpteki bu kapakçıklar. En içte endokard. sonra sol ventrikül tarafından tüm vücut dokularını beslemek üzere aortaya pompalanır. sonra kapiller (kılcal) damarlardan. kanın bu boru sistemi içerisinde belli bir basınç altında dolaşmasını sağlamaktır.

bu nedenle SA düğüm pacemaker (adım attırıcı) odak olarak da bilinir. içlerine devamlı sodyum iyonlarının sızmasına izin veren SA düğüm hücrelerinin dinlenim potansiyelinin diğer kalp kası hücrelerinden daha yüksek (yani 0’a yakın) oluşuyla açıklanır. sol ventrikül duvarıdır. SA düğüm dakikada 70-80 kez uyarı çıkarabilme yeteneğindedir. Bununla birlikte kalp kası otonom sinir sisteminin bileşenlerinden (sempatik ve parasempatik) de sinir alır. ömür boyu bir kasılma-gevşeme döngüsü içerisinde durmaksızın çalışmasıdır.pompalayan (ya da bizzat bu yüksek basıncı oluşturmakla yükümlü). Kalbin normal çalışması sırasında hakim olan güç SA düğümdür. SA düğüme özgü olan pacemaker potansiyeli. Kalp ve damar sistemi. Şekil 1. Kalbin kendi dokusunu beslemesi için gerekli olan kan. bu yolla kalp hızı ve kasılma gücü azalır. AV düğüme bağlı olarak bulunan his demeti ve buna bağlı olan purkinje liflerinin uyarı çıkarma hızları ise daha düşüktür (Şekil 3). Kalp kasının en dikkat çekici özelliği. Şekil 2. bu öneminden kaynaklanan. atrioventriküler (AV) düğüm. his demeti ve purkinje liflerinden oluşur. Sempatik uyarı ise kalp hızı ve kasılma gücünü artırıcı etki yapar. Kalbe parasempatik uyarıyı getiren sinir n. Kalbin Uyarı Sistemi Kalp kasının sinirsel bir uyarıya ihtiyacı yoktur ve kendi uyarısını oluşturma yeteneğindedir. aortanın çıktığı bölgeden ayrılan koroner damarlar yoluyla ulaştırılır. Kalp kapakcıkları. Öyle ki normal kalp kası hücrelerinde 170 . sinir sistemi bu yolla kalbin çalışma düzeni üzerinde ayarlayıcı rol oynamaktadır. hemen hemen tüm dünyada en sık karşımıza çıkan ölüm nedeni de zaten kalp hastalıklarıdır.vagustur. Kalbin kendi uyarı sistemi sinoatrial (SA) düğüm (odak).

171 . His demetinin sağ ve sol kollarının miyokard içerisine giren ince dalları. AV düğümdeki 0. Kalpte uyarının iletimi. Uyarının atrium miyokardına yayılması sonucu atrium kasılması (sistolü).vagus) nörotransmitteri olan asetilkolin etkisinde potasyum geçirgenliği artmakta. Sistolü takip eden iki uyarı arası dönemde ise diyastol (gevşeme) oluşur (Şekil 4). Atrium sistolü ile atrium içerisindeki kan ventriküllere. Uyarı AV düğümü geçerken 0. purkinje liflerini oluşturur. Şekil 3. bu şekilde artan potansiyel ile kalp hızlanır. Sodyum sızması sonucu –40 mV’a daha kolay ulaşır. kalp ileti sisteminin en uç bölümü olan. bu değere gelince aksiyon potansiyeli oluşmakta ve sonra tekrar sükûn potansiyeline geri dönmektedir. Kalpte Uyarının Yayılması: SA düğümden çıkan uyarı bir yandan doğrudan değişim halinde olduğu atrium miyokardını uyarır.membran dinlenim potansiyeli –80 ile –95 mV arasında iken. Otonom sinir sisteminin kalp üzerine olan düzenleyici etkinliği de zaten SA düğümün potansiyelini değiştirmek yoluyla olmaktadır. Ulaştığı anda ise potansiyelin birden +20 mV’a kadar yükseldiği.13 sn’lik bir gecikmeye uğrar. burası aynı zamanda uyarının atriumlardan ventriküllere geçtiği noktayı oluşturur ve uyarı buradan his demetine. bunların temel görevi ise iki ventrikülün birden ve aynı anda kasılmasını. Parasempatik sistemin (n. ventrikül sistolü ile de ventrikül içerisindeki kan arterlere pompalanır. Yani potansiyel önce –40 mV’luk eşik değerine ulaşmakta. Sempatik sistemin etkisi ise (adrenalin. his demetinin sağ ve sol dallarına. daha sonra da purkinje liflerine iletilir. ventrikül miyokardına yayılması sonucunda ise ventrikül sistolü gerçekleşir. AV düğümü geçen aksiyon potansiyeli his demetinde hız alır. temin etmektir.13 sn’lik gecikme ventriküller kasılmadan önce atriumlardaki tüm kanın ventriküllere aktarılmasına olanak tanır. dolayısıyla hücre hiperpolarize olmakta ve eşik değere ulaşması zorlaşmaktadır (gecikmektedir). bir yandan ise internodal (düğümler arası) ileti yolları boyunca AV düğüme gelir. pacemaker hücrelerinde bu değer –60 mV kadardır. sonra yine eski değerine döndüğü görülür. dolayısıyla kalbin etkili bir pompa olarak çalışmasını. noradrenalin) hücre içine kalsiyum girişini artırmak yönünde ortaya çıkar.

13-0. Kalpte uyarının yayılması. bacaklar. Normalde. Q. kalp kasındaki yayılımı sırasında vücut yüzeyine yansıyan şekliyle kaydedilmesidir. kalbin kasılma ve pompalama gücü hakkında bilgi vermez. Kalpte uyarı ve ileti sisteminin normal olup olmadığını ve miyokard bozukluklarına bağlı olarak ortaya çıkan ileti bozukluklarını yansıtır (Şekil 5). Atrium repolarizasyonu QRS kompleksi altında kaybolduğundan ayrı bir dalga olarak izlenmez. kaydedilmesidir. PR aralığı 0. QRS kompleksi ventrikül depolarizasyonu. S ve T dalgalarından oluşan bir kayıt çizelgesi (elektrokardiyogram) şeklinde elde edilen çıktı üzerinde görülen P dalgası atrium depolarizasyonu. kadar sürer. kalpteki elektriksel değişikliği yansıtır. QRS kompleksi 0.Şekil 4.08-0. Elektrokardiyografi (EKG): Kalbin çalışması sırasında oluşan elektriksel aktivitenin. Elektrokardiyogram. Temel prensip. EKG 172 . vücut yüzeyindeki özel noktalara (kollar. P dalgası ve R dalgası arasındaki mesafe (PR aralığı) uyarının his demetinde iletildiği döneme rastlar. SA düğümden çıkan her bir aksiyon potansiyelinin. R. Şekil 5. P.12 sn. T dalgası ise ventrikül repolarizasyonuna karşılık gelmektedir..16 sn. göğüs kafesi üzeri) yerleştirilen elektrotlar yardımıyla.

bir dakikadaki sistol sayısı nabız (72/dk. Buna göre. bir dakikada pompaladığı kan miktarı ise dakika hacmi ya da kalp debisi (kardiak output) (5040 ml. Uyarının ventriküllere ulaşmasıyla birlikte (ki artık ventriküller de dolmuştur) ventrikül sistolünün başında ventrikül içi basıncın artmasıyla. Dinlenim halindeki normal kalp döngüsü 0. kanın ventriküllere geri dönmemesi için semilunar kapaklar kapanır ve ikinci kalp sesi oluşur. fizyolojik sınırlar içerisinde. sistolin sürmesi nedeniyle. Siklusun devamında. Kalbin kanla dolması diyastol dönemine rastladığından. geri kalan %30’u bunu biraz daha yavaş olarak takip eder. triküspit. yine her defasında bunu bir diyastol (gevşeme) takip eder. mitral. triküspit ve biküspit kapaklar kapanarak kanın kasılma sırasında atriumlara geri kaçması engellenir. Bu sırada sistemik ve pulmoner dolaşımdan gelen kan her iki atriuma dolmaktadır. Kalp siklusunun başlangıcı. diğerleri ise daha derin olarak alınır. aort ve pulmoner odak(Şekil 6). hem atriumların. sağ ventrikül basıncının ise 8 mmHg’yı (yani pulmoner arter basıncı) geçmelidir. bu arterlerde basınç artışına neden olur. çıplak kulak veya daha etkili olarak steteskop yardımıyla duyulabilir. Fırlatma fazı olarak bilinen bu aşamanın daha başında kanın %70’i arterlere geçerken. Temel olarak yaklaşık yerleri şekildegösterilen 5 ayrı dinleme odağı vardır. geri kalan %30’u ise SA düğümden çıkan uyarının başlattığı atrium sistolü ile bunu takip etmektedir.) (atım hacmi X nabız) olarak adlandırılır. hem de ventriküllerin diyastolde olduğu faz olarak kabul edilir. Bu sesler. Ventriküllerin iyice gevşemesi sonucu içlerindeki basıncın atriumların altına düşmesiyle atrioventriküler kapaklar (triküspit ve biküspit) açılır ve kan ventriküllere akmaya başlar. apeks. kalbin çok hızlandığı durumlarda ventriküllerin dolma süresi kısalır ve atım hacmi azalır. 173 . Her bir sistol-diyastol döngüsü (ya da bir sistolden diğerine geçen zaman) ise kalp siklusunu oluşturur.8 sn kadar sürer. bu olaya Frank Starling yasası adı verilir. Kalbin vurum şiddeti ya da gücü sağ atrium ve ventriküle gelen kan miktarına göre ayarlanır. Kanın arterlere geçişi. Ventrikül sistolünü diyastolün takip etmesi.Kalp Siklusu (Kalp Döngüsü) Ve Kalp Sesleri SA düğümden çıkan her bir uyarı bir sistol (kasılma) oluştururken. ventrikül içi basıncın arterlere kıyasla düşmesine yol açar ve bir miktar kan ventriküllere doğru geri çekilir. Kalbin Yaptığı İş: Kalbin her sistolde attığı kan miktarı atım hacmi veya vurum hacmi (ortalama 70 ml). Siklus sırasında atrioventriküler ve semilunar kapakçıkların titreşimleri birtakım seslerin oluşmasına neden olur. Kalbe dolan kan kalp kasını gerdikçe aktin ve miyozin filamentleri daha güçlü bir kasılma gösterir. kalp gelen kanın hepsini pompalar ve venler içerisinde kan birikmesine engel olur. Bu kapakların kapanması sırasında meydana gelen titreşim birinci kalp sesini oluşturur.). Bu olayın gerçekleşmesi için sol ventrikül basıncının 80 mmHg (yani aort basıncı). Bu şekilde atriumlara gelen kanın %70 kadarı pasif olarak ventriküllere geçmekte. Steteskop hangi kapağa daha yakın yerleştirilirse o kapağın sesi daha net. ventrikül içi basıncın arterlerdeki basıncın üzerine çıkmasıyla aort ve pulmoner arterlerin ağzında bulunan semilunar kapaklar açılır ve ventriküller içerisindeki kan bu arterlere fırlatılır.

içinde tedavi edilmezse beyin hasarı ve ölüme yol açar. Dinlenim halinde dakikada 5-6 Lt. böyle bir odaktan kaynaklanan vuruya ise prematüre vuru (ekstrasistol) denir. kanı düşük basınçlı (düşük dirençli) akciğer damarlarına gönderdiği için yükü ağır değildir. Bu artışın bir kısmı kalp hızına. 400-600/dk’lık bir frekans ise fibrilasyon olarak adlandırılmaktadır. Bunlar atrium veya ventrikül kaynaklı olabilir. 174 . His demetinde ortaya çıkan bir blok ise yine yerine göre sağ ya da sol dal bloku şeklinde adlandırılır. SA düğüm ile AV düğüm arasında bir yerde tutulursa sinoatriküler blok.Şekil 6. Aritmiler: Kalbin dakika vuru sayısının normalden sapmasına denir. AV düğümde tutulursa atrioventriküler blok olarak tanımlanır. Sporcuların bir miktar bradikardik olması fizyolojiktir ve bunlarda bradikardi ile birlikte kalbin atım hacmi de artmış olarak bulunur. 100/dk’nın üzerindeki rakamlar ise taşikardi şeklinde adlandırılmaktadır. bir kısmı da kalbe dönen kan miktarına bağlıdır. Bu nedenle sağ ventrikül kası daha incedir. Kalbin SA düğüm dışındaki herhangi bir bölgesinden iki normal sistol arasında aniden uyarı çıkaran noktaya ektopik odak. Normal kalp ritmi 72/dk olarak kabul edilmekte. Sağ ventrikülün pompaladığı kan miktarı yaklaşık olarak sol ventrikül ile aynı olmasına karşın. Kalp dakika vuru sayısının 200-300 arasında olmasına flatter (flutter) adı verilir.’ye kadar çıkarabilir. 60/dk’nın altındaki rakamlar bradikardi. Yer yer ani bir şekilde gelişen ve birkaç dakikadan birkaç saate kadar sürebilen 150-200/dk’lık kalp atımları paroksismal taşikardi olarak adlandırılır. Ventriküler fibrilasyon 3-5 dk. Şayet uyarı daha SA düğümde tutulursa sinüzal blok. Kalp blokları: SA düğümden çıkan uyarı dalgasının kalbin çeşitli bölgelerinde tutulması sonucu oluşur. kadar kan pompalayan kalp egzersizde bunu 30 Lt. Kalbin odakları.

Bu şekilde arteriyoller bir organ ya da bölgeye gidecek olan kan miktarını ayarlayabilirler. Buna vazomotor tonus adı verilir. Arterler (Atardamarlar): Arterlerin yapısı hem yüksek basınç oluşturmaya. venler ve kapiller şeklinde üçe ayrılabilecek olan damarlar arasında bu ayırıma göre işlevsel ve yapısal yönden birtakım farklılıklar dikkat çekmektedir (Şekil 17). Aortadaki yüksek basınç kalpten uzaklaştıkça ve diğer damarlara dallandıkça düşecektir. Aorta’da ortalama basınç 85 mmHg iken sağ atriumda 0’dır. Arterin aşırı genişlemesini önler. Adventisya: Daha çok kollajen bağ dokusundan oluşan en dış tabakadır. Sistemik dolaşım yüksek basınçlı. hem de yüksek basınca dayanmaya uygundur. hormon ya da kanda dolaşan diğer bazı vazoaktif maddelerin etkisi ile daralma (vazokonstriksiyon) ya da genişleme (vazodilatasyon) özelliği gösterebilen damarlardır. Kalpten başlayarak damarları sıralayacak olursak. Öyle ki. Kabaca arterler. akciğerleri dolaşıp tekrar kalbe dönmesi için yeterlidir. Arteriyoller sempatik sinir tarafından kontrol edilmektedir. kanın sürtünmesi ile oluşabilecek yaralanmalara dirençlidir. Tek katlı endotel dokusundan oluşur. 2. Arteriyollerin kas dokusu sempatik sinir sistemi etkisinde sürekli bir gerginliğe (tonus) sahiptir. 3. arteriyoller daraldığı zaman bir organa giden kan miktarı azalırken. Arteriyoller: Sinir uyarısı. Medya: Güçlü kas ve elastin bağ dokusundan oluşur. Tüm arterler 3 tabakalı bir yapı gösterir: 1. İntima: En iç tabakadır. Kanın sağ kalpten 15-20 mmHg’lık bir basınçla çıkışı. ki buna periferik direnç denir. sonuçta kan akımı zorlaşır ve kan basıncı yükselir. uyarının ortadan kalktığı durumda ise tonus azalır. aorta – arterler – arteriyoller – kapiller – venüller – venler – vena cava şeklinde bir dizilim ortaya çıkar. Bu elastik yapı sayesinde kalpten gelen yüksek basınçlı kanı kabul eder ve kanın ileriye doğru hareketi de sağlanır. Kaygan özellikli olduğundan. Sonunda en düşük basınca sağ atriumda ulaşılır. Daralma veya genişleme kabiliyetleri nedeniyle arteriyoller bir nevi ‘tıpa’ görevi görmektedir. Sempatik sistem uyarısıyla vazomotor tonus artarken.Kalp Yetmezliği: Sağ kalp venlerden gelen kanın hepsini pompalayamaz ve biriken kan boyun venlerinde dolgunluğa neden olur. Arterler kalpten uzaklaşıp dokuların içerisine doğru yol aldıkça çapları küçülür ve kas dokusu biraz daha kuvvetli damarlar kalır. Duvarları kalın olup elastiktir. Sol kalbe gelen kanın yeterince pompalanamaması ise akciğer dolaşımını yavaşlatır. Bu damarlara arteriyol denmektedir (Şekil 8). bu durum gaz alış-verişini zorlaştırır ve nefes darlığı (dispne) görülür. 175 . Periferik Dolaşım Sistemik ve pulmoner dolaşımın ikisine birden periferik dolaşım denmektedir. pulmoner dolaşım ise düşük basınçlı bir sistemidir. Arteriyollerin çapı daraldıkça periferik direnç artar. genişlediği zaman artar. Yavaşlayan akciğer dolaşımı ise akciğer interstisyumunda sıvı birikmesine neden olur (akciğer ödemi). Bütün kan damarlarının iç yüzeyi endotel adı verilen hücre tabakası ile döşelidir.

laktik asit (yani asidoz) gibi lokal metabolik artıklar ve 176 .Şekil 7. Kan kayıplarında önce venalardaki kan hacmi azalır. Duvarları tek sıralı bir epitel (endotel) tabakasından ibarettir. arteriyollerden farklı olarak sinir sistemi tarafından değil. Bu nedenle venlere dolaşımın depo veya kapasitans damarları da denir. Damarlar Şekil 8. Damarların yapısı Venler (Toplardamarlar): Venlerin lümeni arterlere göre daha geniş ve esnek bir yapılıdırlar. karbondioksit. Venlerdeki kanın kalbe dönüşünü sağlayan başlıca 3 faktör vardır: 1. Kalbin damar sistemine belli bir basınç altında zorla soktuğu kanın ileriye doğru hareket etme mecburiyeti 2. Bu yapılarından dolayı içlerine kanın dolmasıyla genişlerler ve genişlemeye bağlı olarak da basınç artışı görülmez. Nefes alma sırasında göğüs içi (intraplevral. Kapillerlerden geçen kan akımını kontrol etmek üzere ağın giriş bölümüne yerleşmiş bulunan ve düz kaslardan oluşmuş bir yapı olan prekapiller sfinkter bulunur. hidrojen iyonu. duvarları en ince damarlardır (Şekil 9). intratorasik) negatif basınçtaki artış ile oluşan emici pompa gücü 3. Prekapiller sfinkterler. çapları en dar. Hücrelerle kan arasında gerçekleşen madde alım-verimi bu hizada olur. Kanın vücut (özellikle bacak) kaslarının kasılıp-gevşemesi yardımıyla kalbe doğru ilerlemesi (kas pompası) Kapillerler (Kılcal Damarlar): Arter ve venler arasındaki dolaşım devresini tamamlayan. Venüller: Kapillerden hemen sonra gelen daha dar venlerdir.

Bu durum damar içerisine kitle etkisiyle su çeken bir basınç farkı oluşturur. Ayrıca. Damara giriş ve çıkış için kullanılan başlıca yol difüzyondur. bu engelin ortadan kalkmasıyla o bölgenin 30 kat daha fazla kanlandığı görülür (reaktif hiperemi). sıvıların toplanıp dolaşıma katıldığı yardımcı bir sistemdir. Periferik dolaşım çeşitli etkenlere farklı şekillerde cevap verebilir. Kapiller yataktaki madde alım-verimi endoteldeki küçük kanalcıklar ve veziküler transport yoluyla olur. oksijen ve karbondioksit gibi lipidlerde eriyebilirliği yüksek maddeler. Bunun nedeni lokal metabolitlerin prekapiller sfikterleri açmasıdır (aktif hiperemi). 3. 2. giderek büyüyen damarlar oluşturarak venlere dökülür. Damar içerisindeki kanın oluşturduğu sıvı basıncına ise hidrostatik basınç denir. 1. bu şekilde kapiller membranı doğrudan geçerler. Plazma proteinlerinin azalması sonucu onkotik basınçta düşme. 2. Ödem: İnterstisyel sahada sıvı birikimi olarak tanımlanabilecek olan ödemin çeşitli nedenleri olabilir: 1. Kapiller yataktaki kan basıncının (hidrostatik basınç) artışı. Soğukta ise vazokonstriksiyon ile kan akımı azalır. 177 . kapiller dilatasyon durumu. Bir damarın geçici olarak kapanmasıyla bir bölgenin kanlanması engellendiğinde. lenf kanallarının tıkanması da ödeme neden olur. Sıcak vazodilatasyona neden olarak kan akımını artırır. Şekil 9. Lenf Dolaşımı: Lenf sistemi interstisyel aralıktan. İnterstisyel sahada lenf kılcalları olarak başlayan lenf dolaşımı. 3. Plazma proteinleri çok büyük moleküller olduklarından membranları geçemez ve damar içinde kalırlar. Örneğin. kapiller membran permeabilitesinin (geçirgenliğinin) artışı. Kandaki plazma proteinlerinin oluşturduğu bu basınca kolloid osmotik basıncı veya onkotik basınç adı verilir. Kılcal damarlar. Egzersizde kaslara giden kan miktarı 20-40 kat artar.oksijen azlığı (hipoksi) gibi ihtiyaçlar tarafından kontrol edilirler.

Şu an için bunun. Bu alet. temporal arter. genişlemesi (vazodilatasyon) ise düşmesine neden olacaktır. çünkü arter tamamen kapanmış durumdadır. Koroner Dolaşım: Kalp. karotis arterleri. ortalama normal değer = 120 mmHg). kaslara fazla gider. atım hızının ise 72/dk olarak aldığımız zaman kalbimizin dakikada 5 Lt. miyokarda gelen 178 . kan basıncı = kalp dakika hacmi x periferik direnç Kalp debisindeki değişiklikler sistolik basıncı.dorsalis pedis’dir (her zaman palpe edilemeyebilir). Manşet havasının yavaş yavaş boşaltılması sırasında manşet basıncının sistolik kan basıncı ile eşitlendiği noktada. Egzersizde Dolaşım: Egzersizde kalp dakika hacmi artarken dolaşım hızlanır. böylece kan organlara az. radial arter. femoral arter. Sindirim organlarına giden damarlar daralarak bu bölgenin direncini artırırken kaslara giden damarlar vazodilate olur. Bu durumda brakial arter üzerine yerleştirilmiş bulunan steteskoptan herhangi bir ses duyulmaz. sistol sırasında kanın fırlatılması nedeniyle aortanın genişleyip sonra elastik olarak geri çekilmesi sonucu oluşan ve arterlerin duvarları boyunca yayılan dalgadır. brakial arter (aynı zamanda kan basıncı ölçümünde faydalanılan arterdir) ulnar arter. Dakika hacmini etkileyen başlıca faktörler ise kalbin atım hacmi (stroke volüm) ve kalp hızıdır: kalp dakika hacmi = atım hacmi x kalp hızı Ortalama atım hacmini 70 ml. bunların daralması (vazokonstriksiyon) diyastolik basıncın yükselmesine. brakial arterden kan geçmeye başlar ve steteskoptan üfürüm. (Arteryel) Kan Basıncı Kanın damar duvarına yapmış olduğu basınçtır. Bu basınç dalgası. Sağlıklı bir erişkinde ortalama 120/80 mmHg olarak kabul edilen normal kan basıncı değerinin çocuklarda daha düşük (90/60 mmHg) olduğu görülür. kola geçirilen şişirilebilir bir manşet. manşete bağlı hava basan bir el pompası ve yine manşete bağlı civalı ya da yaylı (ibreli) bir manometreden ibarettir.Nabız: Vücut yüzeyine yakın seyreden arterlerin kemik gibi sert bir tabana elle sıkıştırılması yoluyla hissedilen basınç dalgasıdır. sürtünme ya da vuru şeklinde ses duyulur (Şekil 10). en düşük basınç ise diyastol döneminde (diyastolik basınç. En yüksek basınç kalp siklusunun sistol dönenimde (sistolik basınç. posterior tibial arter. Kan basıncında ise büyük bir artış görülmez. periferik dirençteki değişiklikler ise diyastolik basıncı etkilemektedir. Ölçüm için önce aletin manşeti dirseğin iki parmak üst kısmından kola sarılır ve sistolik basınçtan daha yüksek bir basınç sağlanıncaya kadar şişirilir. a. Arteriyoller kalp dokusunda terminal yapılar değildir ve anastomozlarla birbirlerine bağlıdır. Arteryel Kan Basıncının Ölçümü: Kan basıncı (tansiyon) ölçümü için sfingomanometre (tansiyon aleti) denen alet kullanılmaktadır. aortanın hemen başlangıç kısmından ayrılan iki (sağ ve sol) koroner arter ile beslenmektedir. Periferik direncin temel sorumlusu arteriyol damar duvarları olduğuna göre. Nabız muayenesi yapılabilen arterler. gün boyunca ise tam 7200 Lt. ortalama normal değer = 80 mmHg)) ortaya çıkar.. kanı pompaladığı hesaplanabilir.

bradikinin. potasyum. Şekil 10.oksijen miktarının azalmasına bağlı olarak bazı lokal vazodilatatör maddelerin (adenozin. 179 . karbondioksit. hidrojen. prostaglandinler) artması sonucu geliştiği üzerinde durulmaktadır. Kan basıncı ölçümü.

Genel olarak sindirim sistemi. Sindirim sisteminin genel yapısı. Kanal boyunca yer yer geçişi duraklatan veya yavaşlatan darlıklar (sfinkterler) ile depo görevi yapan daha geniş bölümler yer alır. karaciğer. özofagus. protein gibi başlıca besin maddeleri ile su ve elektrolitlerin vücuda alınmasından sorumludur. farinks. kas ve bağ dokusundan yapılma bir kanaldan ibarettir. kalın bağırsaklarda ise elektrolit ve su emilimi ile mikroorganizma sindirimi yer alır. Besinlerin çoğu. safra kesesi ve yolları ile pankreas ise. ince ve kalın bağırsaklar ile anüstür (Şekil 1). karbonhidrat.5. mide. yağ. kanalın duvarını geçemeyen büyük moleküllü partiküller halinde 180 . kanal yapısına katılmayan. midede besinlerin mekanik ve kimyasal parçalanma ile depolanma. SİNDİRİM SİSTEMİ Sindirim Sisteminin Genel Özellikleri Yaşam için gerekli enerjiyi sindirim sistemi yoluyla alırız. ince bağırsaklarda kimyasal parçalanma ve emilim. Erişkinde yaklaşık 5 m uzunluğunda olan sindirim kanalının bileşenleri ağız. Sindirim sistemi. Dişler. Şekil 1. sindirime yardımcı yapılardır. tükrük bezleri. Özofagus yalnızca geçit olma görevini üstlenmiş iken.

içten dışa doğru mucosa. submucosa. bunların bir kısmı endokrin. Bunun dışında sindirim kanalının birçok bölgesinde mukoza tabakası. artıkları atılır. gaita) ise hemen hemen tamamen bakteriler ve çeşitli sindirilememiş ya da emilememiş maddelerden ibarettir. lamina propria. Sindirim Kanalının Yapısı Özofagus ortalarından anüse kadar. Villus ve mikrovillus adı verilen bu kıvrılmalar iç yüzeyden lümene doğru parmak şeklinde çıkıntılar gibi izlenir (fırçamsı kenar). Kanalın sonunda sistemi terk eden materyel (feçes. yağlar yağ asitleri ve gliserole. lenfa ve vücut sıvılarına emildikten sonra organizmaya özgü protein.ağızdan alınır. sindirim kanalının duvar yapısı birbirine benzer şekilde sıralanmış çeşitli katmanlardan oluşur. karbonhidratlar ise mono ve disakkaritlere çevrilir. bundan sonra yararlı olanları emilir. bu özellik geniş bir absorbsiyon (emilim) yüzeyi oluşturmaya yarar. 181 . Lamina propriada zengin bir damar ve lenf ağı ile sinir lifleri bulunur. sempatik sinirler ile innerve olur. Sindirim kanalının duvarı. mukus ve sindirici enzimlerdir. Proteinler amino asitlere. muscularis mucosa. muscularis (kas) ve seroza (adventisya) tabakaları vardır (Şekil 2). Muscularis mucosa adlı ince bir düz kas tabakasından oluşmuştur. sonra kimyasal olarak basit moleküllere ayrıştırılmalıdır. yağ ve karbonhidratlar sentezlenir. Tunica Mucosa: Mukoza tabakasının 3 bileşeni vardır: epitel. Bu yapı taşları kan. Şekil 2. sindirim sistemini düzenleyici hormonlardır. Ekzokrin salgılar ise lümene salınan. Epitelde bol miktarda salgı yapan hücreler yer alır. Dolayısıyla alınan besinler sindirim sisteminde öncelikle mekanik olarak parçalanır. Endokrin salgılar kana salınan. girintili çıkıntılı (kıvrımlı) bir yapı oluşturur. bir kısmı ise ekzokrin özelliktedir.

Ağız ve anüs dışında sindirim sisteminde çizgili kas yoktur. a. Proteinlerin Sindirim ve Emilimi: Lümendeki proteinlerin çoğu amino asitlere yıkılır ve emilime uğrar.porta bu kurala uymaz. ayrıca da birbirleriyle irtibatlıdır. kimotripsin ve karboksipeptidazdır. Gerek Auerbach.mesenterica superior ve inferior’dan sağlanır. ince bağırsak fırçamsı kenar enzimleri ile amino asitlere ayrışma tamamlanır. uyarı geldiğinde ise gevşerler. içte ise sirküler liflerden oluşur. Pilor Sfinkteri: Midenin asit ortamı ile duodenumun bazik içeriğini ayırır. Karın organlarının arteryel kanı aortadan ayrılan a. Monosakkaridler sindirim kanalından doğrudan emilebilmektedir. Sonra incebağırsakta emilim gerçekleşir. Bu kasların kasılması. Besinlerin Sindirim ve Emilimi Karbonhidratların Sindirim ve Emilimi: Besinlerle alınan karbonhidratların 2/3’ü bitkisel bir polisakkarid olan nişasta.Tunica Submucosa: Kan damarları. Kardiya Sfinkteri: Mide ile özofagus arasında yer alır ve mide suyunun özofagusa geçmesini önler. Disakkaridler ve polisakkaridler ise emilmek için önce monosakkaridlere parçalanır. Yalnız v. 182 . İki kas tabakası arasında ise yine bir sinir ağı yer alır.coeliaca. anüs üst bölümüne kadar tüm sindirim sisteminin venöz drenajını toplayıp karaciğere gider. Düz kaslar ise aynı zamanda gerim reseptörü olarak da görev yapar. Protein ve polipeptid sindirimini yürüten başlıca enzimler mideden salgılanan pepsin ile pankreatik salgılar olan tripsin. Sfinkterler: Sindirim sistemini çeşitli kompartmanlara ayıran sfinkterlerin hizasında kas katmanları çok kalınlaşır. Anal Sfinkter: Defekasyonu düzenler. Sonra incebağırsakta emilim gerçekleşir. Tunica Serosa (veya Adventisya): Gevşek bir bağ dokusu ile üzerindeki ince epitel tabakasından ibarettir. sindirim kanalı içeriğinin hareketi ve karışması için güç sağlar. Bu kas tabakalarının tonusu istirahat halinde çevre dokulardan fazladır. Muscularis tabakası ile submukoza tabakası arasında. Hipofaringeal (Üst Özofagus) Sfinkteri: Özofagusun başlangıcındadır. Ayrıca. bir sinir ağı yer alır. özofagus alt bölümünden. İleo-Çekal Sfinkter: Kolondaki bakterilerin ince barsağa geçişini önler. Fırçamsı kenarda yer alan birtakım enzimler ise karbonhidrat sindirimini tamamlar. Nişasta sindirimi daha ağızda tükrük amilazı (pityalin) ile başlar. Meissner pleksusu (pleksus submucosis) olarak bilinen. Tunica Muscularis (muscularis externa): Kas tabakası dışta longitudinal. ancak normal bir beslenmede sadece çok az miktarda monosakkarid bulunur. Sindirim Sisteminde Kan Dolaşımı Salgı ve absorbsiyon görevleri olan sindirim sistemi kan damarlarından oldukça zengindir. venler ise genel olarak arterlere eşlik eder. Portal ven. salgı bezleri ve sinir ağları içeren bir bağ dokusu tabakasıdır. İnce bağırsaklara salgılanan pankreas amilazı ise daha güçlü bir sindirim enzimidir. geri kalanın çoğu ise disakkaridler olan sukroz (çay şekeri) ve sütte bulanan laktozdan ibarettir. gerekse Meissner pleksusu ağırlıklı olarak parasempatik sinir sistemi. Auerbach pleksusu (pleksus intramuralis veya miyenterik pleksus).

Yağlar küçük damlalara bölünür ve bu şekilde yüzey alanları genişletilir.E. Bu bölünme işlemine emülsifikasyon ve miçel oluşumu adı verilmektedir. yağ emilimi sırasında miçeller içerisinde erir. kanal duvarının gerilmesi. B12 vitamini ise. Emilim ince bağırsakların üst kısmında aktif transport ile olur.Yağların Sindirim ve Emilimi: Sindirim hemen tamamen ince bağırsaklarda pankreatik lipaz aracılığıyla olur. sindirim kanalında iki yönlü olarak geçiş yapmaktadır. Safra tuzlarının bu bölgeden tekrar geri emilimi enterohepatik döngü olarak adlandırılır. Su ve tuzların başlıca emilim yeri.D. İleumun cerrahi olarak çıkarılması. içeriğin osmolaritesi. yine duvardaki kas tabakasının ya da endo. Yağlar (şilomikronlar halinde) villusların ortasında yer alan merkezi lenf kanalına (lakteal) geçer. İleumda. Yağda eriyen vitaminler (A. sinirsel düzenlemeler ve hormonal 183 . suda eriyen vitaminler. Suda eriyen vitaminlerin çoğu ise doğrudan difüzyon ya da çeşitli aracılı transport sistemleri ile emilmektedir. ince bağırsakların üst bölümüdür. kemo. Birbirlerinin absorpsiyonunu yarışmalı olarak inhibe ederler. sindirim sistemi işlevlerinin ne şekilde düzenleneceğinin esas belirleyicisi kanal lümeni içeriğinin hacim ve bileşimidir. Genel olarak vitaminler besin partiküllerinin sindirimi sırasında açığa çıkar ve emilmeye hazır hale gelir. asetil salisilik asit burada emilebilmektedir. Dolayısıyla sindirimi etkileyen temel unsurlar. içeriğin asiditesi. sindirim kanalına en bol miktarda giren maddedir. Enterosit içerisine alınan demir burada ferritin deposunu oluşturur. Su ve Minerallerin Emilimi: Su. madde konsantrasyonu. Dolayısıyla safra tuzları ile bu vitaminlerin emilimi artar. besin maddelerinin konsantrasyonu olarak sıralanabilir. Bu uyaranlar. Bağırsak epiteli suya oldukça geçirgendir ve çeşitli maddelerin (büyük ölçüde sodyum) emilimi sırasında oluşan osmotik gradyent ile devamlı bir su emilimi meydana gelmektedir. Sindirim Sistemi İşlevlerinin Düzenlenmesi Eser elementlerde görüldüğü gibi birkaç istisnai durum dışında. Midede su. ağız. Bu refleksler ile lokal myojenik tepkiler. parathormon ve kalsitonin kontrolüyle düzenlenir. emilmek için öncelikle midedeki asit salgılayan hücreler tarafından üretilen intrensek faktöre bağlanmalıdır.ve ekzokrin bezlerin işlevlerini tetikleyen refleksleri başlatır.veya mekanoreseptörler üzerinden. Bu karşılıklı geçişler ile de bağırsak içeriğinin plazma ile izotonik kalması sağlanmaktadır.K). Demir: besinlerdeki demir ancak +2 değerlikli olarak (ferro) emilebilmektedir. Kalın Bağırsakta emilim daha çok su ve elektrolitlerden ibarettir. Ferritindeki demir ise +3 değerliklidir (ferri) ve gereksinime göre hemoglobin. mide ve ince bağırsaklarda bulunan lipazın önemi ise azdır. amino asitler. Sonuçta oluşan çok sayıdaki küçük yağ damlası lipaz ile sindirilmeye açık iyi birer hedef oluşturur. alkol. yağ asitleri. safra tuzları ve B12 vitamininin sürekli olarak kaybedilmesine neden olur. D vitamini. Duodeunum ve Jejenumda monosakkaridler. kanal duvarında bulunan osmo-. bunu safra tuzları sağlar. Aslında su. amino asitler ve suda eriyen vitaminlerin emilimi olur. ya da demir içeren enzimlerin sentezinde kullanılır. Magnezyum: Emilimi kalsiyum gibidir. B12 vitamini ve safra tuzları emilir. Vitaminlerin Emilimi: Çoğu vitamin sindirim ve emilim sırasında çok az enzimatik değişime uğrar. Su absorpsiyonunun büyük bölümü çekum ve çıkan kolondan olur. Kalsiyum: Vücut gereksinimine uygun olarak.

tatma ve çiğneme. Sekretin: Yemeklerden sonra duodenuma asitli kimusun geçmesi ile duodenum ve jejenumun üst bölümlerinden sekretin salgısı uyarılır. Dilin üzerini örten epitel ise tad reseptörlerini oluşturan farklılaşmalar göstermektedir. arkaya doğru ekşi ve acı duyusu alan reseptörler ağırlıklıdır.vagustur. sfinkterlerde gevşeme yönündedir (başlıca sinir n. Yani lokal (enterik sinir sistemi ve kanal duvarının kas refleksleri) . asiditede azalma. sekretin ve kolesistin) ve sinirsel (sempatik-parasempatik) olarak sindirim sistemi peristaltizm. pankreas dış salgı bezlerini etkileyerek bikarbonattan zengin (duodenumdaki asiti tamponlayacak) bir salgı yaptırmasıdır. çeşitli sindirim ürünleri. distansiyon. sublingual ve daha birçok küçük tükrük bezi bulunur. Kolesistokinin (CCK): Salgısı. İntestinal evre: Bağırsak kanalındaki uyarılarla olur. Gastrik evre: Midede meydana gelen 3 ayrı uyaran (distansiyon (gerilme). 184 . enterik sinir sistemi. asiditede artış. Gastrin: Besinlerin mideye girmesiyle salgılanan gastrin.düzenlemeler oluşur. duodenuma yağlı maddelerin ve protein yıkım ürünlerinin geçmesi ile uyarılır. Pankreastan sindirim enzimlerinin salgılanmasını uyarır. Ayrıca otonom sinir sisteminden (sempatik ve parasempatik) gelen lifler de bu sinir ağları ile sinapslaşır. parietal hücrelerden HCl salgısını uyarır. Hormonal Düzenleme. hormonal (özellikle gastrin.vagus içerisinde seyreden parasempatik uyarılma ile başlar. osmolarite değişiklikleri. sürekli ıslak tutulan bir bölgedir. sinirsel ve hormonal aktivitede yukarıda bahsedildiği gibi değişikliler meydana gelir. bu şekilde sindirim kanalının motilite ve sekretuar aktivitesi merkezi sinir sistemi tarafından da etkilenebilmektedir. Sindirim sisteminde salgı ve motilite artar: Sefalik evre (faz): Baştaki görme. parotis. protein sindirimi sırasında oluşan peptidler) ile başlayabilir. Yalnız parasempatik sistem sindirim faaliyetlerini arttırır. submandibular. sindirim sisteminin kendi lokal sinir sistemini meydana getirmektedir. Bu üç evrede de bu etkiler ile. sinirsel ve hormonal) değişiklikler sindirim ve emilimi düzenler. uyarının kaynaklandığı yere (bölgeye) göre 3 evrede incelenebilmektedir. Ağız – Farinks – Özofagus: Ağız boşluğu. dilin ucunda tatlı. Bu sinir ağlarının her biri gerek kendi içlerinde. Sindirim İşlevlerini Kontrolün Evreleri: Sindirim olaylarının sinirsel ve hormonal kontrolü. sempatik sistem değil… Sinirsel Düzenleme: Sindirim kanalı duvarında yer alan submukozal ve miyenterik sinir ağları. Yani parasempatik uyarı altında sindirim kanalının pasaj hızı artar. yanlarda tuzlu. lokal. salgı ve emilim olarak düzenlenir. özofagustan başlayarak proksimal kolonu da içine almak üzere. koklama. Parasempatik sistem etkisi motilite ve salgıda artış. Böylece ince bağırsakta sindirim hızlanır. Sindirim Kanalının Çeşitli Bölgelerinde Sindirim ve Emilim 1. Bu (lokal. çeşitli emosyonel durumlar ve n. Başlıca etkisi. geniş bir alanın parasempatik innervasyonunu sağlar). gerekse birbirleriyle sinapslaşarak bir pleksusta meydana gelen sinirsel aktivitenin diğer pleksusa ve de sindirim sisteminin yukarı ve aşağı bölümlerine iletilmesini sağlar.

1. kimusun anal tarafa doğru ilerlemesine ve sindirimin evrelerinin gelişmesine neden olur. Sonra bu gelişmelere intestinal faz da eklenerek ilerleme ve gelişme artacaktır. peristaltik dalgaların etkisiyle. Özofagus üst 1/3’lük bölümü iskelet kası. istemli olarak başlasa da refleks olarak devam ederek bu şekilde sonlanan bir olaydır. alt özofageal sfinkter açılır ve besinin mideye girmesi için yutma peryodu boyunca gevşek kalır. 2. Çözündürmek. Özofagusun peristaltik dalgaları ile lokma mideye ulaştırılır. Gastrik faz yoluyla (lokal. Mide Özofagus ve ince bağırsaklar arasında bulunan torba gibi bir organdır. sonra kapanarak tek yönlü ve kontrollü iletim sağlar. tükrük ile de karışarak. Refleks merkezi medulla oblongatadadır. Midenin anatomik yapısı.) Besinin mideye ulaşması yer çekimi ile değil de bu peristaltik dalgaların etkisiyle olduğundan kişi baş aşağı dursa bile yutma olayı oluşabilmektedir. Çiğneme. besin geçtikten sonra ise kapanarak özofagus ile mide arasındaki bariyeri yeniden kurar. alt 2/3’lük kısmı ise düz kas ile sarılmıştır. pankreas salgıları vb. Parasempatik uyarılar ile diğer sindirim salgıları gibi (mide. 185 . Yutma olayı istemli başlayarak kompleks bir refleks olarak devam eder. Bundan sonra. (Bütün sfinkterler tüm sindirim kanalı boyunca bu şekilde peristaltik hareketler ile beraber geçiş esnasında gevşer. Besini bir süre depolamak. hormonal ve parasempatik) peristaltizm ve salgılar artarak. 2. Midede meydana gelen olaylar gastrik fazı arttırır. Şekil 3. Kas tabakası pilor hizasında kalınlaşarak bir sfinkter oluşturur (şekil 3). İçeriğini sindirim ve emilim için optimal miktarlarda ince barsağa vermektir. kısmen sindirmek ve 3. Parotisin salgısı diğer hepsinden daha sulu olup yüksek oranda α-amilaz (pityalin) enzimi içerir.Çiğneme: Besinler sindirime hazırlanmanın ilk aşaması olan çiğneme ile küçük parçalara ayrılıp.) tükrük de artar. İşlevleri. yutulmaya hazır hale getirilir.

Safra tuzları. Safranın asıl önemli etkisi emülsiyon yapıcı özelliği olup. biliverdinin indirgenmesi ile oluşur ve insan safrasının esas pigmentidir. mideden gelen kimusun asiditesini nötralize eder. sindirim enzimleri yoktur. Safra tuzlarının %95’i ileumda yeniden emilerek bir kez daha safraya salgılanmak üzere dolaşıma döner. jejenum ve ileumda ise ince barsağın kendi çeperinde yer alan birtakım enzimlerin daha etkili olduğu görülür. kanalları yoluyla duodenuma çeşitli maddeler salgılar (Şekil 4). Safranın bileşimine göz atacak olursak: (1) safra tuzları. Pankreasın Ekzokrin Salgıları ve Karaciğer Vücudun iki büyük bez organı olan karaciğer ve pankreas. Aşırı sempatik stimülasyon (stres) Brunner bezlerini inhibe ederek ülsere neden olur. fekal materyali defekasyon öncesinde depolamak ve konsantre etmektir (Şekil 5). Barsağa dökülen bilurubin. Safra pigmentleri. burada bakterilerin etkisiyle indirgenir ve ürobilinojene (sterkobilinojen) dönüşür. lesitin ve kolesterol hepatositlerde (karaciğer hücreleri) sentezlenir ve yağın emülsifikasyonundan sorumludur. hatta hafifçe alkaliye çevirir. (5) safra pigmentleri ve(6) az miktarda diğer metabolik son ürünler. diğer kısmı ise bağırsaklarda emilir ve sistemik dolaşıma katılır. Midenin sindirici etkisi ile besin maddeleri kimus adı verilen yarı sıvı madde (solüsyon) haline gelir. 4. nükleik asitler) parçalayan enzimler salgılanır. bu özelliği ile kimustaki lipidlerin yüzey gerilimini düşürür ve lipazın etkisini kolaylaştırır. yağlar. Sindirim sistemini pankreasın ekzokrin salgıları ilgilendirir. Kalın Bağırsak – Kolon Salgılar azdır ve daha çok müsinden oluşur. duodenumda pankreas salgısındaki enzimler ile safranın etkileri ön plana çıkarken. (2) kolesterol. Pankreastan tüm organik molekülleri (proteinler. bilurubin – biliverdin.İnce bağırsakta emilimde artacak ve kimus kalınbağırsakta rektuma ulaşınca gaita halini alacaktır. (4) bikarbonat. Ürobilinojenin bir kısmı oksidasyon reaksiyonu sonucu dışkının rengini veren sterkobiline çevrilir. Midenin Salgıları günde 2-3 litreyi bulmaktadır. Kusma: Mide ve sindirim sisteminin üst bölümündeki içeriğin ağız yolu ile dışarı çıkarılmasından ibaret refleks bir olaydır. Sindirim faaliyetleri açısından. enterohepatik döngü. ürobilin halinde idrarla atılır. İdrarın sarı renginden sorumludur. safra kesesinde depolanır. Safra. Bilurubin. karbonhidratlar. (7) eser elementler. (3) lesitin (fosfolipid yapıda bir maddedir). bu da her bir organik molekül sınıfına spesifik sindirim enzimleri ve başta bikarbonat iyonları olmak üzere diğer bazı elektrolitlerden zengin bir sıvıdır. Başlıca işlev. Kusma merkezi medulla oblongata’da yer alır. Sindirimin son evresi ve emilimin çoğu ince bağırsaklarda olmaktadır. 3. İnce Bağırsaklar Duodenum çeperindeki Brunner bezleri koyu kıvamda müsin salgılar. karaciğerde sentez edilip safra kanallarında toplandıktan sonra. 5. 186 . Bikarbonat.

Safra kesesi ve pankreas. Kolon 187 . Şekil 5.Şekil 4.

kuru ve sert materyalin inen kolonda birikmesidir. defekasyon bir süre sağlanan dış sfinkter ile engellenebilir.pudentalis ile istemli olarak.Emilim: Esas olay lümenden kana aktif sodyum absorpsiyonu ve buna eşlik eden osmotik su geçişidir. hipovolemi ve şok tablosu ile ölümcül olabilmektedir. Materyal kalın bağırsakta çok uzun kalırsa. N. iç anal sfinkterin gevşetilmesidir. Dışkılama için gerekli uyaran. Bu durumda rektum çeperinin gerilmesi defekasyon refleksini uyarır. düz kastan oluşan internal (iç) anal sfinkter ve istemli kontrol altındaki çizgili kaslardan oluşan eksternal (dış) anal sfinkter ile normalde kapalıdır. Diyare (ishal): Feçeste artan su içeriği ve ağırlığı (>200 mg/gün) ile karakterizedir ve buna artmış defekasyon sıklığı da eşlik edebilir. Emosyonel stres ve çocukluk çağı alışkanlığı en sık nedenlerdir. Refleksin yanıtı rektumun kontraksiyonu. Dehidratasyon. geriye kuru bir fekal kitle bırakacak şekilde. Konstipasyon (Kabızlık): Feçesin kalın bağırsakta uzun süre kalmasıyla. Defekasyon (Dışkılama): Rektumun çıkışını oluşturan anüs. suyun tamamı emilebilir. 188 . kolonun kitle peristaltizmi sonucu rektumun dolmasından kaynaklanır.

Böbreklerin Fizyolojik Anatomisi Böbrekler. kreatinin gibi nitrojen (azot. distal tubulus ve toplayıcı kanallar olmak üzere sırasıyla gider. Vücut sıvılarının hacim ve içeriğinin. 4. organizmada homeostatik dengeyi koruma işinin en önemli bileşenlerindendir. Böbrekler kanı süzerek idrarı oluşturur. Her bir böbrekte bir milyonun üzerinde nefron vardır. bu toplayıcı kanallarda oluşur ve medulla derinliklerine doğru giderek böbrek pelvisine dökülür. Bu şekilde bowman kapsülünün yarımay şeklinde sardığı glomerül kapiller yumak yapısı. bowman kapsülünden başlayarak proksimal tubulus. Nihaî idrar. Purin bazlarının yıkım ürünü ise ürik asittir. Kortekste ortalama 8 distal tübül birleşerek bir toplayıcı kanal oluşturur. 1. PH’nın. buradaki kapiller yapılardan süzülen malzemeyi toplayan bowman kapsülü ve bu malzemeden idrarı oluşturacak olan tubulus yapıları ile devam eder. iki üreter. Böbreğin fonksiyonel ünitesi. glomerül yumağı ile başlar. mesane (idrar kesesi. 2.6. Sonuçta. Nefronların tubulus yapıları. 3. Kan basıncının. nitrojen atıkları organizma için zararlı boyutlara gelemeden atılmaktadır. burada oluşan kapiller yapı olan glomerül yumağında süzülme işi yapıldıktan sonra ise temizlenen kan efferent arteriol ile götürülür. Her bir nefrona süzülecek kan afferent arteriol ile getirilir. dışta korteks. iki böbrek. Üriner sistem organları. hücreler için çok toksik bir maddedir. devamında ise distal tubulus yeniden korteks boyunca ilerler. 189 . hep birlikte malpighi cisimciği (Şekil 2) olarak anılır. birçok diğer organ gibi. bu tabakalardan kortekste bulunan. henle kıvrımı inen koluyla medullaya doğru uzanır ve çıkan kol ile yeniden kortekse doğru yükselir. ürik asit. Bir başka deyişle. nitrojen içeren atikların en önemli boşaltım yeri böbreklerdir. Hücrelerde oluşan ve kana verilen metabolizma atıklarının uzuklaştırılması şeklinde özetlenebilir. oluşan idrar üreterler aracılığı ile idrar kesesinde toplanır ve üretra yoluyla dışarı atılır. nefrondur (Şekil 1). Proksimal tubuluslar böbrek korteksi boyunca seyrederken. Sözkonusu nitrojen atıklarının en önemli kaynağı proteinler ve purin bazlarıdır. henle kıvrımı (veya kulpu). BOŞALTIM SİSTEMİ Boşaltım Sisteminin Genel Özellikleri Boşaltım sistemi veya üriner sistem. Bu durumda nefron. Amonyak. dolayısıyla karaciğerde üreye dönüştürülür ve bu üre böbrek tarafından atılır. Sıvı-elektrolit dengesinin düzenlenmesi ile 5. içte ise medulla olmak üzere iki tabaka halinde izlenir. Bu yöndeki başlıca fonksiyonları. buradan da üreterler içerisine gönderilir. N2) içeren bileşiklerdir. Proteinlerin yıkımı sonucu oluşan esas ürün amonyaktır (NH3). böbreklerin sürekli çalışmasıyla. vesica urinaria) ve üretra’dır. İdrar ile atılan en önemli metabolizma atıkları üre.

Şekil 1. Şekil 2. Malpighi cisimciği ve Glomerül membranı. 190 . Nefronun genel yapısı.

1. Afferent arteriol ile glomerül kapiller yumağına ulaşan kanın protein ve şekilli elemanları dışındaki tüm maddeleri bowman kapsülü içine süzülür. filtrasyon basıncı aşağıdaki şekilde hesaplanabilir (Şekil 4): glomerüler kapiller hidrostatik basınç (ort. 15 mmHg) glomerüler kapiller onkotik basıncı (ort. Filtrasyon (Süzülme) 2. nihaî idrar oluşumu için başlıca 3 değişik fonksiyonun koordineli olarak çalışması sözkonusudur: 1. ve ya birden fazlasına maruz kalabilir (Şekil 3). süzüntü (filtrat) içeriği. Glomerüler filtrasyon. Dolayısıyla.İdrarın Oluşturulması Nefronlarda. Filtrasyon: Filtrasyon. 60 mmHg) bowman kapsülü hidrostatik basıncı (ort. sekresyon ve reabsorbsiyon 191 . Glomerüler filtrasyon üzerine etki eden başlıca 3 basınçtan yola çıkarak. Sekresyon (Salgılama) Çeşitli maddeler bunların yalnızca birine. plazmanın bileşimi ile eşittir. idrar oluşumunun ilk basamağıdır. Reabsorpsiyon (Geri Emilme) 3. 29 mmHg) = Filtrasyon Basıncı (yak. 16 mmHg) Şekil 3. proteinler dışında.

günlük 15-20 litre idrar çıkarılması ile karakterizedir. podosit denen parmaksı çıkıntılar ve bu parmaklar arasındaki yarık şeklindeki boşluklar ile filtrasyon alanını genişletmesi dikkat çekmektedir. 2.5 litre kadarı idrar olarak çıkarılmaktadır. kollagen fibrillerin gevşek bir ağ oluşturduğu. 192 . ADH (antidiüretik hormon – vazopressin) ise toplayıcı kanallar ile yine distal tubulusların özellikle son kısmının suya karşı geçirgenliğini artırarak idrarın daha konsantre olmasını sağlar. b. bir yapıdır. Buradan maddelerin geri emilimi. Reabsorpsiyon: Glomerüllerden süzülen günlük 180 litre filtratın. c. Bowman epiteli. Emilim yer ve maddeye göre değişebilmek üzere gerek aktif transport. Kapiller endoteli. bu endotel tabakasında fenestra olarak adlandırılan binlerce delik yer alır. ancak 1-1. su ve suda erimiş maddelere son derece geçirgen. Bunlarda aldosteron. Bazal membran. organizmanın gereksinimine göre düzenlenmektedir. ADH yokluğu ile seyreden birtakım hastalıklar. bunun karşılığında K+ atılımına neden olur. Bazı hormonlar da tubuluslardan geri emilim üzerine etkilidir. Membranın başlıca 3 bileşeni vardır: a. gerekse pasif mekanizmalar ile olabilmektedir. Glomerüler filtrasyon basıncı. distal tubuluslardan Na+ iyonlarının geri emilimini artırırken. Bu da bize filtratın %99’unun tubuluslardan geri emildiğini gösterir. Bu geri emilimin büyük kısmı (%80-90) proksimal tubuluslardan olmaktadır. Glomerül Membranı: Filtrasyon fonksiyonu için özelleşmiş olan bu yapıda interstisyel bir alanın olmaması dikkat çekmektedir.Şekil 4.

geçer. şiddetli olarak uyarıldığı durumda afferent arteriolün daralmasına neden olur. Böbrek Fonksiyonlarının Kontrolü Böbrek damarları sempatik sinir sistemi kontrolü altındadır. Macula densa hücreleri ise daha çok distal tubulus içerisinden geçen sıvının Na+ ve Cl. ekstrasellüler sıvı hacminin ve kan basıncının artması sağlanır. Henle kıvrımından sonra başlayan distal tubulus. Bu şekilde böbrek kan akımı (renal blood flow = RBF veya renal plasma flow = RPF) azalacak. K+ da bir yandan lümene sekrete olmaktadır. Arteryel kan basıncının düşmesi veya GFR’nin azalması sonucu filtrattaki Na+ ve Cl. 193 . böbrek üstü bezi korteks tabakasından aldosteron hormonunun salgısı da angiotensin II tarafından uyarılır. 3. Bu etkilerinin yanında. Renin. distal tubulus ve toplayıcı kanallarda suyun geri emilimini artırarak etki gösterir (Şekil 7). birim zaman içerisinde böbrekler tarafından bir maddeden temizlenen plazma miktarı. dolayısıyla GFR ise düşecektir. Pasif transport ile reabsorpsiyon: Üre. GFR’yi pek etkilemez. bunlara değerek. Bu olayda Na+-K+ATPaz pompası görev alır ve potasyum aktif olarak hücre içine alınır. tekrar malpighi cisimciğine doğru yönelerek afferent ve efferent arteriollerin arasından. Özellikle efferent arteriolde yol açtığı daralma glomerüler kapiller basıncı artırır. Bu şekilde.Aktif transport ile reabsorpsiyon: Glikoz ve amino asitlerin tümü Na+-K+-APTaz pompasıyla aktif olarak sodyuma bağlı taşıyıcı bir sistem ile hücre içine alınır. Tüm bu olayların hep birlikte koordine çalışması sonucu. Jukstaglomerüler hücreler. macula densa’nın da jukstaglomerüler hücreleri uyarmasına neden olur ve yine renin salgılanır (Şekil 6). Klirens: Böbreklerde bir yandan idrar oluşturulurken. kan basıncındaki düşmelere duyarlılık gösterir ve renin adlı bir hormon-enzim salgılar. angiotensinojenden angiotensin I oluşturur. diğer yanda ise kan plazması bazı maddelerden arındırılmaktadır. Angiotensin I ise angiotensin dönüştürücü (converting) enzim (ACE) tarafından angiotensin II’ye dönüştürülür. Orta şiddette bir uyarı durumunda afferent ve efferent arteriollerdeki daralma aynı boyutlarda olup. su vb. distal tubulus çeperindeki hücreler ise macula densa adı verilen yapılar olarak farklılaşmıştır.konsantrasyonunun düşmesi. aynı zamanda sistemik dolaşımdaki arteriyolleri de daraltarak kan basıncını yükseltir. o maddenin klirensini tanımlamaktadır. özellikle ekstrasellüler sıvı hacminin azalmasına cevap olarak hipotalamusta sentezlenip arka hipofizden salgılanan bu hormon. afferent arteriol çeperinde yer alan hücreler jukstaglomerüler hücreler. Dinlenme halinde minimal olan kontrol. Örneğin distal tubuluslarda aldosteron hormonu etkisi ile Na+ reabsorbe olurken. Burada. kuvvetli vazokonstrüktör etkiye sahip bir maddedir. Sekresyon: İdrar oluşumu sırasında bazı maddeler de tubulus lümenine salgılanmaktadır. Angiotensin II. Bu yapının tümüne birden ise jukstaglomerüler aparat denir (Şekil 5). Antidiüretik Hormon (ADH): Yukarıda da anlatıldığı gibi.iyonları konsantrasyonuna duyarlıdır. Angiotensin II. Aldosteron etkisiyle bir yandan tuz ve su reabsorpsiyonu artar.

194 .Şekil 5. Renin-angiotensin sistemi. Jukstaglomerüler aparat. Şekil 6.

ortamdan hızlı bir şekilde hidrojen iyonu alan maddeler güçlü baz. Hidroklorik asit (HCl) güçlü asit. Böbrekler Ve Asit Baz Dengesi Bilindiği gibi. hidrojen iyonunu ortamdan yavaş alan maddeler ise zayıf baz olarak sınıflanmaktadır. Bunların yanında laktik asit gibi asitler de görülür. organizma pH’sının çok dar sınırlar içerisinde tutulması hayati önemi olan bir olaydır. baz ise proton alıcı demektir. Bunlardan en önemlisi ise uçucu asit olarak da adlandırılan karbondioksittir (CO2).35-7.Şekil 7. Organizma pH’sını değiştiren olaylar daha çok metabolizma sonucu ortaya çıkan asitlerdir.42). Hidrojen iyonu (H+) ise proton taşımaktadır. Buna göre.45 (daha dar anlamda 7. ortama kolaylıkla hidrojen iyonu veren madde güçlü asit. hemen su ile birleşerek karbonik asite dönüşebildiğinden asit olarak kabul 195 . 7. hidroksil iyonu (OH-) güçlü baz.38-7. ADH salgı mekanizması ve etkisi. Metabolizma faaliyetleri sonucu ortaya çıkan karbondioksit. bikarbonat iyonu (HCO3-) ise zayıf bir bazdır. karbonik asit (H2CO3) ise zayıf asitlere örnek iken. ortama hidrojen iyonunu yavaş veren madde ise zayıf asittir. Vücuttaki asit ve bazlar genellikle bikarbonat ve karbonik asit gibi zayıf yapılı olanlardır. Anlam olarak asit proton verici. Aynı şekilde.

yapı olarak içte mukoza. H+) birikmesi ciddi tehlikelere yol açar ve çeşitli mekanizmalar ile tamponlanmak zorundadır. Solunumsal olmayan asidoz ve alkaloz (metabolik asidoz-alkaloz) durumlarında ise organizma solunumu artırarak veya azaltarak durumu kompanse etmeye çalışır. Herhangi bir nedenle solunumun azalması nedeniyle kanda CO2 birikmesi solunumsal (respiratuar) asidoz olarak tanımlanırken. Üç katlı kas tabakasının en dışındaki longitudinal lifler idrarın boşaltılmasında en önemli rolü oynarlar (m. pelvis renalisin dolup gerilmesiyle çeperindeki düz kasların uyarılması yoluyla üreteropelvik bölgeye. İdrar yapmanın istemli kontrolü. Yani organizmada bir metabolik asidoz söz konusu ise solunum artar ve CO2 atarak duruma müdahale eder. böylece idrar yapılır (miksiyon). 196 . dış sfinkterin kasılı tutulması öğrenilir. böbrekler idrara daha fazla H+ çıkarır ve aynı anda bikarbonat (HCO3-) reabsorpsiyonunu artırırlar. Orta katman olan sirküler lifler.detrusor). Her ne kadar akciğer ve böbrekler kendi mekanizmaları ile organizmayı asidoz ve alkaloz durumlarından korumaya çalışırsa da. gerilme reseptörleri uyarılır ve sakral (S2-4) bölgeden idrar yapma refleksi doğar. idrar yapmak için uygun yer bulunana kadar. ortama verdikleri hidrojen iyonunun (proton. ortada ise üç katlı bir kas tabakasından oluşmaktadır. hem de parasempatik lifler alır. H+’nın ortamdan uzak tutulması yönünde çalışırlar. Asitler iyonlarına ayrıştığı zaman. solunum faaliyetleri ile akciğerden atılabildiği için de uçucu olarak nitelendirilir. Vücut sıvılarında hidrojen iyonlarının artması. İdrar yapmanın refleks kontrolü. üretranın başladığı yer etrafında halka şeklinde bir sfinkter yapısı oluştururlar (internal sfinkter). Üretranın daha ileri bölümlerinde ise perinenin çizgili kasları tarafından external sfinkter oluşturulmuştur. sonra detrusor kasılır. büyüme sırasında. yani pH azalması durumunda (asidoz). Başlıca tampon sistemleri bikarbonat. oradan da üretere doğru ilerler. Yeni oluşan idrar. Mesane ve üretra hem sempatik.edilirken. Alkaloz. fosfat ve proteinat tampon sistemleridir. Arteryel kan CO2 konsantrasyonunun artması böbreklerde bikarbonat reabsorpsiyonunu artırırken. Bu mekanizma genel olarak solunumsal alkaloz ve asidozda etkindir: Miksiyon Ve İdrarın Boşaltılması Üreterler ve mesane (vesica urinaria). Bunlar. güçlü asitler ile reaksiyona girerek daha zayıf asitlerin oluşmasını sağlamak yoluyla. Uygun ortamda önce pelvis kasları gevşer. ancak idrarın boşaltılması ile ilgili refleks genel olarak parasempatiktir. solunumun artması nedeniyle CO2’nin fazla miktarda atılması ile H+’nın azalması (yani pH’ın artması) olayına ise solunumsal (respiratuar) alkaloz denir. dışta bağ dokusu. refleksi başlatmak için yeterlidir. yani pH yükselmesi halinde ise idrarla bikarbonat atılımı arttırılır. Tersine metabolik bir alkaloz gelişmiş ise solunum biraz baskılanarak kan CO2’sinin arttırılması yoluna gidilir. öncelikle vücut sıvılarında hazır bulunan birtakım tampon sistemleri pH değişikliklerine anında müdahale ederek olayın ciddi boyutlara varmasını önlerler. hiperventilasyon durumlarında PCO2’in 40 mmHg’nın altına düşmesiyle ise bikarbonat reabsorpsiyonu azalır. erişkinde 300-400 ml kadar idrarın mesanede birikmesi.

Membran geçirgenliğini değiştirici etki dolayısıyla iyon kanallarının açılmasına veya kapanmasına neden olmaktadır.7. epinefrin. Çevreye uyum (soğuk-sıcak adaptasyonu. hipofiz gonadotropin hormonları etkisinde gonadlardan salgılanan sex hormonları Hormonların Etki Mekanizmaları Hormon Reseptörleri: Hormonlar hücre içi mekanizmaları genellikle doğrudan etkilemez. kimyasal maddeler aracılığıyla gösterir. Endokrin sistem işlevlerini. tiroksin. Bu mekanizmada hormon yine hücre membranındaki reseptörüne bağlanarak hücre içinde bir enzimin aktivasyonuna yol açar ve etkilerini bu enzim üzerinden gösterir. Hormonların bir kısmı vücut hücrelerinin tamamı veya tamamına yakınına etki edebilmektedir (ör = büyüme hormonu. bazı hormonlar etkilerini hemen salındıkları yerde veya yakınında göstermektedir ve Lokal (Yerel) Hormonlar olarak bilinirler (ör = sindirim hormonları. Yalnız. Vücut sıvılarının hacim ve bileşim yönünden kontrolü. ENDOKRİN SİSTEM Endokrin Sistemin Genel Özellikleri Vücudumuz iki ana kontrol sisteminin etkisi altında işlev görmektedir: Sinir Sistemi ve Endokrin Sistem. 5. hormon dediğimiz. insülin). tiroid hormonları. insülin. Başlıca Fonksiyonlar 1. renin. kortizol. kortizol. tiroid hormon reseptörleri ise çekirdekte bulunur. hipofiz. glukagon. kalsitonin. adrenokortikotropik hormon. tiroid. histamin). Büyüme ve gelişme. İkincil habercileri de uyarabilir. 2. antidiüretik hormon. büyüme hormonu. aldosteron. Enerji üretiminin kontrolü. gastrin. tiroid ve böbrek üstü bezi hormonları. Üreme. homeostatik mekanizmada düzenleyici ve bütünleyici rol oynar. Üçüncü olarak gen aktivasyonu ile de (özellikle steroid ve tiroid hormonlar) etkisini gerçekleştirebilir. bunun yerine etkilerini hedef hücrelerdeki özgün reseptörlerine bağlanarak gösterirler. hemen hemen tüm hormonlar. strese karşı direnç vb). sitoplazma veya çekirdeğinde bulunabilir. steroid hormonlarınki genelde sitoplazmada. salgıladıkları hormonları doğrudan kana bırakırlar ve kan ile vücudun her yerine yayılabilmektedirler (Genel Hormonlar). insülin. bir hücre ya da hücre grubu tarafından salgılanan ve buradan vücudun her yerine taşınarak belirli doku ve organların fonksiyonu üzerinde etki yapan. Bu hücreler etki yapan hormona özel reseptörler taşır ve hedef hücre (target cell) olarak adlandırılır. asetilkolin. 197 . Sonuçta endokrin sistem. Farklı etkiler nedeniyle de farklı mekanizmalar gözlemek mümkündür. Ancak büyük çoğunluğu sadece belirli hücre veya organlara etki ederler. Protein hormonlar ile katekolaminlerin reseptörü hücre zarının dış yüzeyinde. androjenler 6. 3. Reseptörler hedef hücrenin membran. Başka bir salgı bezine yaptıkları etki ile yine o bezden başka bir hormonun salgısını uyaran hormonlara tropik hormonlar denir (Şekil 1). 4. Sindirim ile ilgili olayların kontrolü. sekretin. başta GH. Kan damarları bakımından zengindir ve genel olarak salgı kanalları yoktur. kolesistokinin. paratiroid hormon.

geriye doğru endokrin beze veya daha üst bir merkezi etkileyerek hormon salgısını azaltabilmektedir. diğer zamanlarda ise protein sentezleyen mekanizmalar tarafından yeni reseptörler oluşturulur (up regülasyon) ki genellikle uzun süre yüksek hormon konsantrasyonuna maruz kalma nedeniyle oluşmaktadır. Kadın ve erkek vücudundaki tüm endokrin sistem HORMON SALGISININ ve ETKİSİNİN KONTROLÜ Negatif Feedback: Hormonun hedef organ üzerindeki etkisi yeterli düzeye ulaştığında. çünkü işlev sırasında reseptör proteininin kendisi genellikle inaktive olur (down regülasyon). 198 . Bu durumda hormonun yol açtığı etki hormon salgısını uyarıcı yönde gelişmektedir ve salgı giderek artmaktadır. genellikle işlev ile ilgili bir faktör.Şekil 1. Reseptör Sayısı ile Kontrol: Hedef hücredeki reseptör sayısı devamlı değişiklik gösterir. Pozitif Feedback: Daha nadir olarak karşımıza çıkan bir olaydır.

hipofizyotropik hormonlar (Şekil 2). hipotalamo-hipofizer portal sistem. Arka hipofiz. İyi bilinen iki arka hipofiz hormonu böbreklerde su atımı ve kan basıncı ile ilgili işlevleri olan vazopressin (antidiüretik hormon – ADH) ile süt salgısı ve uterus kasılmaları üzerine etkileri olan oksitosindir. Adrenokortikotropik Hormon (Adrenal Korteksi Uyaran Hormon) = Kortikotropin (ACTH). Tiroid Stimüle Edici Hormon = Tirotropin (TSH). hipotalamus yoluyla verilen cevaplar arasında çeşitli hormon salgılarının da önemli yeri vardır. Tüm ön hipofiz hormonlarının salgısı hipotalamik hormonlarca kontrol edilir. Hipotalamustan gelen iki akson. sinir yoluyladır. hipotalamusun dışa doğru genişlemesi sayılabilen nöral bir dokudur. hepsi peptid yapıda. hipotalamo-hipofizer traktus (Şekil 3). Ancak ön hipofiz hormonlarının salgısının kontrolü tek başına bu hipofizyotropik hormonlar tarafından değildir. Luteinleştirici Hormon (LH). İç ve dış ortamda oluşan değişmelere. sinir sistemine reseptör ve aferent yollarla ulaştıktan sonra. Büyüme Hormonu (GH). nöroregülasyonun önemli bir parçasını oluşturur. 199 . Hipotalamus – Arka Hipofiz İlişkisi: Bu ilişki kan yoluyla değil.HİPOTALAMO-HİPOFİZER SİSTEM Hipotalamus – Ön Hipofiz İlişkisi: Hipotalamus. hipofiz ile hipotalamus arasındaki birleştirici saptan geçer ve arka hipofizde kan kapillerine yakın bir yerleşim ile sonlanır. Şekil 2. Prolaktin. başlıca altı adet hormon vardır: Folikül Stimüle Edici Hormon (FSH). Ön Hipofiz Hormonları Ön hipofizden salgılandığı bilinen. başka yerlerden salgılanan hormonlar da ön hipofiz fonksiyonunu serbestleştirici ya da inhibe edici (releasing veya inhibiting) olarak etkileyebilir (feedback mekanizmaları).

ACTH ve TSH’ın başlıca işlevi diğer bazı hormonları salgılatmaktır. hipotalamusun çeşitli alanlarında bulunan nörosekretuar hücrelerden kaynaklanan nörohormonlardır ve ön hipofiz hormonlarının salgısı üzerinde etkili olurlar. FSH ve LH’ın da yine hormon salgılatıcı etkileri olmakla birlikte (östrojen. Hipotalamusun Etkisinde Başlıca Ön Hipofiz Hormonları 1.Somatostatin (GHIH . sperm ve ovumların büyüme ve gelişmesi ile ilgili işlevleri de vardır.Şekil 3. Tirotropin Serbestletici Hormon (TRH) ⇒ Tiroid Stimülan Hormon (TSH) 3. Büyüme Hormonu Serbestletici Hormon (GHRH) ⇒ Büyüme Hormonu (GH) 4. Hipotalamik Hormonlar Bu hormonlar. Prolaktin Salgılatıcı Hormon (PRH) ⇒ Prolaktin salgısını sağlar 200 . Hipotalamustan nörohipofize doğru uzanan aksonlar. Büyüme Hormonu İnhibe Edici Hormon . Gonadotropin Serbestletici Hormon (GnRH) ⇒ Luteinizan Ve Folikül Stimülan Hormon (LH&FSH) 6. temel işlevleri meme bezlerinin gelişimi ve göğüslere direkt etki ile süt yapımının uyarılması ile ilgilidir. Büyüme hormonunun çeşitli organ ve dokuların organik metabolizması üzerine direkt etkileri vardır. Kortikotropin Serbestletici Hormon (CRH) ⇒ Adrenokortikotropik Hormon (ACTH) 2. testesteron). Prolaktinin ise başka bir bezden herhangi bir hormon salgısı üzerine kontrol edici etkisi yoktur.SS) ⇒ GH baskılar 5. progesteron.

Etkisi: Böbrek üstü bezi (adrenal) korteksinde glikokortikoid hormonların sentezini kontrol eder. vitamin ve minerallerin yeteri kadar alınmaması büyümeyi etkiler. Vazopressin (Antidiüretik Hormon . Etkisi: Tiroid bezi folikül hücrelerinde tiroglobulin sentezini hızlandırır. epifizyal kapanma. Çevresel Faktörler: Beslenme ile esansiyel amino asitler ve yağ asitlerinin. Gonadotropinler = FSH & LH: Menstrual siklus. testesteron ve östrojenlerdir. Adrenokortikotropik Hormon – Kortikotropin – ACTH: Stres durumlarında. İkinci özelliği emzirme sırasında sütün meme kanallarına akmasını sağlamasıdır.Prolaktin İnhibe Edici Hormon (PİH. Oksitosin: Başlıca etkisi doğum sırasında uterus kontraksiyonlarını. insülin. Şaft ile epifizin arasında epifizyal büyüme plağı (büyüme kıkırdağı) yer alır. tiroid hormonları. Büyüme Büyüme. 201 . hipotalamik CRH’nın etkisiyle salgılanır. çeşitli genetik ile endokrin gibi bireye ait ve beslenme ile enfeksiyon gibi çevresel faktörlerden etkilenebilen kompleks bir olaydır. Büyümeye Hormonların Etkisi: Büyümeye etkili başlıca hormonlar büyüme hormonu. kemik büyümesidir. Dopamin ise bir katekolamindir. gebelik ve emzirme ile ilgili görevleri vardır. Büyümede en önemli hormondur. dolayısıyla doğumu kolaylaştırmak olduğundan doğum hormonu olarak da anılır. Dopamin dışındaki tüm hipofizyotropik hormonlar peptid yapıdadır. Hipotalamik GnRH etkisiyle. Büyüme Hormonu – Growth Hormone – GH: Çabuk metabolize olur. Temel olarak vücutta yaygın bir hücre bölünmesi ve protein sentezi ile yürütülür. özellikle omurga ve bacaklarınki olmak üzere. Kemik Büyümesi: Büyüyen bir kemik. hayatın erken çağlarında daha belirgin olarak ortaya çıkar. Malnütrisyonun (ağır beslenme bozukluğu) büyüme üzerine olan olumsuz etkileri. Tiroid Stimülan Hormon – Tirotropin – TSH: Hipotalamik TRH’nın etkisiyle salgılanır. dopamin) ⇒ Prolaktin salgısını baskılar Dikkat çeken bir nokta bilinen hipofizyotropik hormonların en az ikisinin salgılatıcı değil inhibe edici özellikte olmalarıdır: Dopamin (PIH) ve Somatostatin (SS). erkekte spermatogenezi kontrol eder. Erkekte ise Leydig hücrelerini uyararak testesteron salgılatır. Büyüme çeşitli hastalıklara bağlı olarak da aksayabilir. bir kişinin boyunu belirleyen olay ise. -Folikül Stimülan Hormon: Kadında folikül gelişimi ve ovulasyonu. genel olarak puberteden itibaren salgılanırlar. Hedef organı ise tiroid bezidir. Çeşitli Hipofiz Hormonlarının Özellikleri Prolaktin: Bu hormonda hipotalamik inhibe edici fonsiyon baskındır. Pubertede bu kıkırdak doku kemiğe çevrilir ve büyüme durur. -Luteinizan Hormon: Ovulasyon sonrasında corpus luteumun oluşumundan sorumludur.ADH): Böbrekte distal tubulus ve toplayıcı kanallarda epitelin suya geçirgenliğini artırarak suyun geri emilimini sağlar. yarı ömrü 20-30 dakika kadardır. kabaca epifiz olarak adlandırılan orta kısımları ile bunların arasında kalan şafttan meydana gelir.

1. Esas etkisini. Şekil 4. somatomedin C) kimyasal bir haberciyi salgılatarak yapar (Şekil 4). Büyüme hormonunun etki mekanizması Şekil 5. Büyüme hormonunun ritmik salgılanması 202 . insülin-benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1) olarak bilinen (diğer adı. Başlıca büyütücü etki. Büyüme Hormonu (growth hormone – GH) Ön hipofizden salgılanan bu hormon postnatal dönemin büyüme üzerine etkili en önemli hormonu sayılabilir. birçok hedef dokuda hücre bölünmesini uyarması ve protein sentezine anabolik etkisidir.

boy uzaması durur. Büyüme hormonu salgısını uyarır. triiiyodotironin (T3) ve kalsitonin hormonlarını salgılayan önemli bir endokrin bezdir. Tiroid hormonları. hiperfaji (çok yeme). 203 . Tüm dokular ve kemiklerde genişleme ve kalınlaşma görülür. alın. Cücelik: Ön hipofiz hormonlarının çocukluk çağındaki yetersiz salgılanması ile meydana gelir. dokuların büyümesi ve metabolizmanın normal hızında devam etmesi için gereklidir. kafa kemikleri. büyümeyi inhibe edici yöndedir. Tiroid Hormonları Tiroid hormonları. tiroglobulin adı verilen bir glikoprotein ile doludur (Şekil 6). Bu foliküllerin içi. Ayrıca testesteronun birçok doku üzerinde protein sentezini artırıcı etkisi vardır. Özellikle el ve ayaklardaki küçük kemikler. sinirlilik. burun. Hipotiroidili bebeklerde mental gerilik oluşur. Yağ. Sağ ve sol olmak üzere iki lateral lob ve bunları birleştiren isthmus adlı bölümden oluşmuştur. Kortizol Cinsiyet hormonları gibi steroid yapıda olan kortizolün etkisi ise tam tersine. tiroglobulindeki tirozine bağlanır triiyodotironin (T3) ve tetraiyodotironin = tiroksin (T4) sentezlenir (Şekil 7). tiroglobulin sentezini hızlandırır. erken dönemde verilecek tiroid hormonları ile tamamen önlenebilir. 3. Jigantizm (Devlik): Büyüme hormonunun gelişme çağında fazla salgılanması ile oluşur. Bazal metabolizma artar. epifizlerin kapanma yaşına kadar boy 270 cm’yi bulabilir. İnsülin Tüm yönleriyle anabolik bir hormon olan insülinin özellikle proteinler üzerine olan etkisi büyümeyi olumlu etkiler. O2 tüketimi yükselir. hiperfajiye rağmen kilo kaybı ve tremor (ince titreme) karakteristik bulgulardır. refleksler artmıştır. düz platoya ulaşana kadar da artar. Tiroid Bezi Tiroksin (T4). Sebep yine tümöraldir. Cinsiyet Hormonları Cinsiyet hormonu salgıları 8-10 yaşlarında başlar ve sonraki 5-10 yıl boyunca. Kemikler. Böyle bir durum. Epitel hücreleri bir yandan da kandan iyotu (I-) alarak bezde konsantre eder (iyot pompası). ancak birkaç aylık bir gecikme durumunda ortaya çıkan gelişim yetersizliği geriye dönüşümsüzdür. TSH. Metabolizmaya en belirgin etkileri hücrelerde katabolik reaksiyonları aktive etmeleri ile ortaya çıkar. Akromegali: Aşırı büyüme hormonu salgısının epifizler kapandıktan sonra ortaya çıkması ile oluşur. Genel olarak belli bir hedef organ ya da dokuları yoktur ve hemen hemen tüm vücut hücrelerine etki ederler. özellikle fetal hayatta ve doğumdan sonraki birkaç ayda santral sinir sistemi gelişimi için önemlidir. 4. kıkırdak ve yumuşak dokular genişler. Kolloide geçen iyot. ancak boy uzamaz. alt çenede genişleme belirgindir. 5. Hormonun eksikliği ya da yokluğunda ise bazal metabolizma yarıya kadar düşebilir.2. Bezin içi kübik epitel hücreleri ile çevrili çok sayıda folikülden meydana gelmiştir. protein ve karbonhidrat metabolizması hızlanır.

Tiroid hormonlarının sentezi ve salgılanması 204 .Şekil 6. Tiroid bezinde folliküler hücreler ve kolloid sıvısı Şekil 7.

Temel olarak plazma Ca+2’unu artırıcı. Esas etkisi kemiklerden kalsiyum ve fosfatı mobilize etmesidir. Kas kasılması yani aktin-miyozin bağlantısını kurar.25-dihidroksikolekalsiferol yapımını uyararak bağırsaklardan da kalsiyum absorbsiyonunu sağlamasıdır Ekstrasellüler iyonize kalsiyum düzeyindeki çok hafif azalmalar.PARATİROİD BEZ Ve PARATHORMON – PTH Tiroid bezinin arkasında yer alan. Parathormonun etkileri 205 . İlk birkaç dakikada kemik dokusunda hazır halde bulunan kalsiyum ve fosfatın extrasellüler sıvıya ve dolayısıyla kana geçmesini sağlar. Dokularda membran permeabilitesini etkiler. Kalsiyum: Kemiklerin sertliğini sağlar. İç ve dış salgılarda ve bir de önemli olarak pıhtılaşmada rolü vardır. Etkisi PTH’a zıttır. PTH’ın bir diğer etkisi ise D vitamininin aktif formu olun 1. parafoliküler C hücrelerinden salgılanır. Tiroid bezinde. Diğer yandan ise böbreklerden atılan fosfatın geri emilimini (reabsorbsiyonunu) azaltarak fosfatürik etki gösterirken. Sonra kemiklerde osteoblastik (kemik yapımı) aktiviteyi uyarır. Kalsitonin Kan kalsiyum düzeyi ile ilgili diğer bir hormondur. Şekil 8. gençlerde daha aktif olup iskeletin gelişmesine yardım eder. kalsiyumun reabsorbsiyonunu hızlandırır. Bu hormon. mercimek büyüklüğünde ortalama 120’şer mg ağırlığında 4 adet bezdir. birkaç dakika içerisinde PTH salgılanmasına neden olur (Şekil 8). Birkaç dakika içerisinde kan kalsiyum düzeyini düşürür. fosfatını ise düşürücü etkiye sahiptir.

organik metabolizmasının en önemli kontrolörüdür (Şekil 9). sekretin. İnsülin Pankreas Langerhans adacıklarından salgılanan en yoğun hormon olan insülin. Egzersiz sırasında ise insülin olmasa da glikoz kas hücresine geçebilmektedir. Kas: İstirahat halinde ve insülin yokluğunda. D veya δ hücreleri. şuur kaybı. Eritrositler ve beynin büyük bölümü ile bağırsak ile böbrek tubulus epiteli dışında tüm dokularda etkisini gösterir. F hücreleri. pankreastan geçen kanın glikoz konsantrasyonudur. En belirgin etkisi kan glikoz düzeyini düşürmesidir. Bu sırada enerji için yağ asitleri kullanılır. kas hücresi membranı glikoza karşı geçirgen değildir. A veya α hücreleri.GIP). kolesistokinin (CCK) ve gastrin gibi sindirim hormonları tarafından da uyarıldığı anlaşılmıştır. Bu etkisini. Bu adacıklarda başlıca 4 çeşit hücre ayırt edilmiştir: 1. Glikoz burada trigliserid sentezinde kullanılır. Beyin hücrelerine ise glikoz girişi insülinden bağımsız olmakla birlikte. Şekil 9. Yağ Dokusu: İnsülin. hipoglisemi şok. Özellikle arginin. İnsülin salgısının başta glikoza bağımlı insülinotropik polipeptid olmak üzere (gastrik inhibitör polipeptid .PANKREAS ve ENDOKRİN FONKSİYONLARI Aynı zamanda sindirim ile ilgili fonksiyonları da olan ve bunları çeşitli dış salgıları (ekzokrin) yoluyla yerine getiren pankreasın. lösin gibi amino asitler de insülin salgısını artırır. Langerhans adacıkları 206 . B veya β hücreleri. pankreatik polipeptid (PP) salgılar. beynin glikozu alması güçleşir. endokrin salgıları yapan Langerhans adacıkları vardır. kan şekeri %50 mg altına düştüğünde. Yemek sırasında görülen parasempatik aktivite artışı ile de insülin salgısı artar. somatostatin (SS) salgılar 4. glikozun yağ hücrelerine girişini de artırır. İnsülin Salgısının Kontrolü: En önemli kontrol. insülin salgılar 3. koma ve ölüm gelişebilir. ekstrasellüler sıvıdaki glikozun hücre içerisine alınmasını sağlayarak gerçekleştirir. Ama insülinin başlıca hedef dokuları kas (kalp+iskelet) ve yağ dokuları ile karaciğerdir. glukagon salgılar 2.

Kaslar: İskelet kaslarında verim arttırılır. glukagon ve epinefrine ek olarak. bu kaslar mücadeleye hazırlanır. Kortizol eksikliği olan kişilerde. Endokrin Sistem: Adrenalin insüline antagonist. Kortizol: Glukagon ile epinefrine ek olarak insülinin etkilerine zıt yönde işlev gören bir hormondur. Somatostatin İlk olarak hipotalamustan izole edilmiştir: Somatotrop hormonu inhibe edici hormon (growth hormone inhibitory hormone = GHIH) ile aynı hormondur. Adrenal Medulla Adrenalinin büyük kısmı adrenal medulladan sentezlenir. Mide. bronşiyol ve mesane düz kasları katekolaminlerin etkisiyle inhibe olur. Böbrek Üstü Bezi – Adrenal Bez – (Glandula Suprarenalis) Her iki böbreğin üzerinde şapka şeklinde yerleşmiş. bağırsak. Ancak bunların salgıları genellikle kendilerine ait uyaranların kontrolündedir. steroidler) salgılanır. noradrenalin ise daha çok sempatik sinir uçlarından salınmaktadır. Merkezi Sinir Sistemi: Stres ve tehlikeye karşı canlılık yaratır. İnsülin üzerine olan inhibitör etkisi vardır. içte ise medüller bölüm olmak üzere iki farklı dokudan oluşur. Solunum Merkezi: Solunum hızı ve derinliğini artırırlar. 207 . bronşlar genişler. Bu hormonlar sempatik sistemin kontrolünde salgılanır ve etkileri de sempatik sistemin tüm vücuttaki etkilerine benzemektedir. hiperglisemiktir.Glukagon Pankreastan salgılanır. Yağ Metabolizması: Yağ dokusundan yağlar mobilize olur. Medüller bölüm. Karbonhidrat Metabolizması: Efor için gerekli kan şekerini yükselci etki yapar. sempatik pregangliyonik liflerle innerve olur ve katekolaminleri (adrenalin=epinefrin. Korteks tabakasında ise yaşamın vazgeçilmez hormonları olan kortikosteroidler (kortikoidler. noradrenalin=norepinefrin) salgılar. Kalp atım hacmi ve dakika hacmini artırarak ve periferik damar direncini artırmak yoluyla kan basıncını artırırlar. Göz: Pupillalar genişler (midriazis). Katekolaminler. Bu hormonlardan ikisinin ise üzerinde biraz tartışmaya değer etkileri vardır: Kortizol ve büyüme hormonu. adrenal medullada salgıya hazır şekilde granüllerde depolanır. Glukagonun etkileri insüline terstir. Hiperglisemi yapar. büyüme ve protein anabolizmasını artırmanın yanı sıra insüline zıt etkilidir. diğer birçok hormonun da organik metabolizma üzerine çeşitli etkileri vardır. açlık durumunda beyin işlevlerini bozabilecek derecede bir hipoglisemi gelişebilmektedir. zengin damar ağına sahip. Kan: Eritrosit sayısı ve hematokrit değerini yükseltir. Sempatik nöronlardan gelen asetilkolin salgısı yoluyla gelen stimulus ile salgı gerçekleşir. 6 g kadar ağırlıkta bezlerdir. Büyüme Hormonu: Başlıca fizyolojik etkileri. Adrenalin Streste salınır ve kan şekerini arttırır. En dışındaki kapsülün altında korteks tabakası. hiperglisemi yapar. efor için gerekli olan bronşiyol genişleme sağlanır. Katekolaminlerin Etkileri:Streste tehlikeden korunmak için gereklidir. Plazma glikoz düzeyi arttığında glukagon salgısı inhibe olur. Glikoz Ve Yakıt Homeostasisinde Diğer Hormonların Katkısı: İnsülin. Kalp-Damar Sisteminin aktivitesini arttırırlar. burada.

sıvı hacmi artar. 2. Na+ ile beraber su da tutulacağından. Zona Glomerulosa: Kapsülün hemen altındaki en dış bölgedir. Zona Fasikulata: Glikokortikoid hormonlar yapılır. Başlıca fonksiyon böbrek tübüllerinde Na+ tutulumu ve K+ atılımı şeklindedir. ekstrasellüler Na+ konsantrasyonu pek değişmezken.Adrenal Korteks Farklı hormonların sentezlendiği üç farklı bölgeye ayrılır (Şekil 10): 1. Şekil 10. Yetersiz aldosteron salgısında K+ konsantrasyonundaki artış ile kalp kontraksiyonlarında zayıflama ve aritmiler gelişebilir. glikokortikoid aktivite ise glikoz ve protein metabolizması ile ilgilidir. Mineralokortikoid hormonların sentezinden sorumludur. Adrenal medulla ve korteks Mineralokortikoid Hormonlar-Aldosteron Zona glomerulozadan salgılanan en önemli mineralokortikoiddir. Zona Retikularis: Androjenik hormonlar salgılar. En önemlisi kortizoldur. 3. En önemlisi dehidroepiandrosterondur. 208 . Temel olarak mineralokortikoid aktivite Na+ ve K+ dengesi. En önemlisi aldosterondur.

Adrenal Androjenler Androjenler. Meioz ile oluşan gametler. Çift olarak dizilen bu otozomal kromozomların her biri benzer homolog kromozomlar olarak adlandırılır. Stres faktörleri arasında her türlü travma. Antiinflamatuar Etki: İnflamasyonun belirtilerinin de görülmesini engeller. bu şekilde haploid sayıda kromozom taşıyan erkek ve haploid dişi gametin nükleuslarının birleşmesi ile. 2’si ise cinsiyet kromozomu olmak üzere toplam 46 kromozom vardır (2n=46). kadınlarda ise ovumdan (yumurta hücresi) ibarettir. Cinsel çoğalmada. homolog kromozomların yalnız birini alır ve kromozom sayısı 23’e düşer. ihtiyaç için kullanılmak üzere kanda yükseltir. Karbonhidrat. Kilo aldırıcıdır. 22+Y) ise haploid olarak tanımlanır. Erkekte 22 çift otozom ve bir X (büyük) ile bir de Y (küçük) kromozomu vardır. adrenal androjenler ACTH kontrolündedir. Aynı zamanda kortizol. ağır hastalıklar sayılabilir. yüz. Streste salınımı artar. Gonadal androjenler gonadotropinlerin (FSH. cerrahi girişimler. fakat vücudun belirli bölgelerinde yağ depolanır (omuzlar. En aktif androjen. testislerin salgıladığı testesterondur (gonadal androjendir). Temelde kataboliktir. Bu şekilde sayıca eş iki kromozom takımını içeren hücrelere diploid denirken. Erkek ve kadında üreme fonksiyonlarını yürütecek olan bu gametlerin olgunlaşma süreci her iki cinsiyette birbirine benzer. Adrenal androjenlerin en önemlisi ise dehidroepiandrosteron olup. Strese Direnç: Rahatsız edici stresler ile karşılaşma durumunda ACTH salgısı ve buna bağlı olarak glikokortikoidler artar. testesteron aktivitesinin %20’si kadar etkisi vardır. Bu nedenlerle hiperglisemi ve kas proteini yıkımı yapar. enfeksiyonlar. Kadında ise 22 çift kromozomun yanında 2 X kromozomu bulunur. Bu haploid hücrelere gamet (veya germ hücreleri) denir ve bu gamet erkeklerde spermium (spermatozoon). protein ve yağları dokulardan yıkarak. Stres sırasında salgısı artan kortizol ile birlikte sempatik aktivite de (adrenalinnoradrenalin) artar. Feminizan etki yapar. Gametogenezin sonraki evrelerinde meioz bölünme görülür. diploid kromozomlu tek bir zigot meydana gelir: Spermium X + Ovum X = Zigot XX (dişi) Spermium Y + Ovum X = Zigot XY (erkek) 209 . Normal koşullarda adrenal östrojenlerin düzeyi önemli fizyolojik etkilere yol açmaz. Östrojenler: Bir adrenal androjendir. Yağlar da yıkılır. damar çeperlerindeki düz kasların katekolaminlere duyarlılığını artırıcı etki yapar.Kortizol Kortizol glikokortikoid etkinin %95’inden sorumludur. ÜREME FİZYOLOJİSİ Gametogenezin Genel Prensipleri İnsanda 44’ü otozomal (yapısal). kan proteinlerinin yükselmesi ile. gonadlarda bulunan ve tek kromozom takımı içeren hücreler (22+X. aşırı soğuk veya sıcak. Artan kortizol. Öncelikle mitoz bölünme yoluyla 46 kromozomlu ilkel (primordiyal) germ hücrelerinin çoğalması aşaması vardır. iyileşmeyi de hızlandırır. maskülinizan etki yapan ve proteinler üzerinde anabolizan etki ile büyümeyi hızlandıran hormonlardır. LH) etkisinde salgılanırken.Glikokortikoid Hormonlar. sırt).

Cinsiyetin belirlenmesi Cinsel farklılaşma başlıca 3 aşama olarak özetlenebilir. Fetal testis erkek genital organlarının oluşumu için. Hormonların etkisinde erkek ve dişi genital organların gelişimi Müller kanallarından dişi. 210 . Leydig hücrelerinden testesteron. Gonadogenez. Wolff kanallarından ise erkek genital organlarının kanal sistemleri gelişir. Ama sekonder seks karakterleri de dahil. embriyonun testislere mi. yoksa overlere mi sahip olacağını tayin eder. Genital kanalların (Müller ve Wolff kanalları) oluşumu 2. Şekil 11. cinsiyet farklılaşmasının kalan tüm kısmı. sertoli hücrelerinden ise Müller inhibe edici faktör (MIF) salgılar. Böylece Müller kanal dejenere olurken Wolff kanalı gelişir. Dış genitallerden penis de testesteron etkisinde oluşur. 1. oluşan bu XX veya XY kromozomlu gonadlardan salgılanan cinsiyet hormonlarının olup olmamasına bağlıdır(Şekil 11).Cinsel Farklılaşma X veya Y kromozomuyla gelen genler. testisler veya ovaryumuların gelişmesi 3.

Spermatogenez sperm yapımı anlamına gelir. Kadındaki etkilerine göre adlandırılmış olan bu hormonların aslında her iki cinsteki molekül yapıları da aynıdır ve gonadlara etki ederler. Testisin yapısı Hormonal Faaliyetler GnRH ön hipofizden FSH ve LH salgılatır. GnRH. genital organ ve bezlerin farklılaşması. Testislerin iki temel fonkiyonu spermatogenez ve hormonal faaliyettir. kıl dağılımı vb. FSH. Testesteron: Spermatogenez. Spermayı dışarı atan yollar Yollar.) ile aksesuar cinsiyet organlarında (çeşitli bezler) çarpıcı değişiklikler gelişmeye başlar. Bunlara cevap olarak erkekte testesteron. İlk spermium pubertede oluşur. Leydig hücreleri testesteron salgısından sorumludurlar (Şekil 12). 211 . Artmaya başlayan GnRH salgısı ile karakterizedir. GnRH’ın hipofizyotropik etkisi. beyin üreme işlevinin başlıca düzenleyicisidir. Yapım yeri seminifer tübüllerdir. protein sentezi.Puberte 10-14 yaşları civarında birden ortaya çıkan üreme organlarının olgunlaşma dönemidir. Meni ve spermleri üreten testisler ve diğer bezler 2. Gelişmekte olan spermler olan germ hücreleri ve Sertoli hücrelerinde oluşur. Şekil 12. Testislerden salgılanan androjen hormonların en önemlisi testesterondur. Erkek Üreme Sistemi Erkekte üreme organları fizyolojik bakımından iki grupta incelenir: 1. LH ise Leydig hücrelerini etkileyerek androjen hormon salgısını uyarır. aynı tipteki ön hipofiz hücrelerinden gonadotropinler olarak da adlandırılan FSH (folikül stimüle edici hormon) ve LH’ın (luteinleştirici hormon) salgılanmasıdır. kadında ise östrojen salgıları çok artar ve sekonder seks karakterleri (vücut yapısı. testislerde seminifer tübüller ile başlar. spermatogenezi uyarmak için sertoli hücreleri üzerine etki gösterir. sekonder sex karakterlerinin ortaya çıkması. çeşitli kanal sistemleri olarak devam eder ve prostatta üretra ile birleşir. cinsel dürtü ve erkekte görülen kellik durumunun nedeni olan genin ortaya çıkışında etkisi vardır.

Yumurta hücreleri (ovum). corpus luteum yaklaşık 10 gün sonra hızla dejenere olur.Dişi Üreme Sistemi Erkekteki devamlı sperm yapımından farklı olarak. implantasyona hazırlık amacıyla. Ovulasyon (yaklaşık olarak menstrüel siklusun 13-17. Gamet (oosit) yapımı (oogenez) 2. 2. Ovulasyondan sonra başlayan ve corpus luteumun kaybına kadar süren overde luteal evre (uterusta. Oogenez: Erkekteki spermatogoniumların karşılığı olarak dişide yer alan oogoniumlar. östrojen ve progesteronun etkileri ile ilgilidir. uzunlukları yaklaşık olarak eşit iki döneme ayrılabilmektedir: 1. Menstrüel kanamanın (menstruasyon) olduğu gün siklusun ilk günü olarak sayılır. Overlerin Fonksiyonları Başlıca iki işlev tanımlanabilir: 1. ovaryum (overler). bu sırada salgılanan hormonlarla uterusta meydana gelen değişiklikler. Hormon salgısına ek olarak overler. Siklusun tam ortasında ortaya çıkan LH piki. Folikülün overdeki kalıntısı hızlı bir değişime uğrar. 212 . gebeliğin ortaya çıkmadığı bir menstrüel siklusun normal sonucudur ve overlerden salgılanan hormonlarla ilgili olarak ortaya çıkan siklik değişmelerin uterusta meydana getirdiği olaylara bağlıdır. Ayrıca 3-5 günlük kanamanın olduğu menstrüasyon devresi vardır (Şekil 13). over fonksiyonu yönünden menstrüel siklus. Bu siklusun süresi bireysel olarak farklılık göstermekle birlikte ortalama 28 gün olarak kabul edilebilir. Bu foliküllerde. Tek bir olgun folikülün geliştiği overde folliküler evre (uterusta. olgunlaşır. gamet yapım yerleridir. Buna oogenez denir. ovulasyon sonrasında ise ovumunu kaybeden folikülün farklılaşmasıyla oluşan corpus luteumda olmaktadır. kanamanın durmasıyla birlikte endometriumun rejenere olduğu ve kalınlaştığı proliferatif evre) Ovulasyona kadar sürer. gameti alıp beslemeye yönelik değişikliklerdir. Serbest kalan ovum fallop kanalına girer. yeni bir menstrüel siklus başlar (Tuba uterinada bulunan yumurta döllendiği takdirde. progesteron. Fizyolojik anatomi. östrojen. ovulasyon öncesinde overlerdeki folikül adı verilen yapıda. Endokrin faaliyetler. menstrüasyona kadar sürer). Bu evreler sırasında uterusta meydana gelen değişiklikler. FSH ve LH üzerindeki inhibitör baskı ortadan kalkar ve yeni bir grup folikül olgunlaşmak üzere uyarılır. tuba uterina (Fallop kanalı). çeşitli salgılar yapıldığı sekretuar evre. menstrüel siklus. mentrüel siklus oluşmaz). inhibin. ovulasyonu başlatan olaydır. Corpus luteumu (sarı cisim) meydana gelir. yani gebelik halinde corpus luteum altıncı aya kadar büyümeye devam eder. overlerdeki yaşamları boyunca folikül adı verilen epitel ile çevrili boşluklarda bulunur. dişi gametin yapımı ve overden salınımı (ovulasyon) siklik bir olaydır. granülosa hücreleri östrojen. Overlerde her siklusta bir gamet oluşur.günü) gerçekleşmiş olur. az miktarda progesteron ve inhibin salgılanır. Her iki işlev. Corpus luteumun bu fonksiyon kaybı sonrasında GnRH. uterus ve vaginadan ibarettir. Böylelikle. kadında cinsel organlar. Döllenme olmadığı takdirde. Menstruasyon.

Over Fonksiyonlarının Kontrolü: Erkekteki GnRH-FSH/LH-seks steroidleri salgı dizisi burada da geçerlidir. Şekil 13. LH piki. ovulasyon ve menstrüel siklus. 213 .

ısı vb. somadan çıkan tek bir uzantıdır. Afferent nöronlar. Dendritler ve soma diğer nöronlardan sinyallerin alındığı. Aynı zamanda sinir lifi olarak da adlandırılan akson. Aksondan kollateral denen yan dallar çıkabilir. Yine de endokrin sistemi kesin olarak SS’den ayırmak mümkün değildir.) sinir hücrelerinin anlayacağı bir dil olan aksiyon potansiyeline dönüştüren birer çevireç görevi yapmaktadırlar. Sinir sistemine ait bu reseptörler.Sinir Sistemi Hücresi Sinir sisteminin temel birimi bireysel sinir hücresi olan nörondur. SS gerek iç gerekse dış ortamdaki değişiklikleri reseptör adı verilen özelleşmiş yapılar aracılığı ile algılar. endokrin sistem geç ama çok uzun süren cevapları ortaya çıkarır.) organlara iletirler. Aynı zamanda insan davranışları olarak bildiğimiz aktiviteleri de organize eder. çok özel bağlantı yerleridir. vücudun tüm doku ve organlarından aldıkları bilgileri SSS’ne iletir. İnter nöronlar. nefret etme. Genel olarak sinir sistemi vücutta kas kontraksiyonları. hızla değişen viseral olayları ve bazı endokrin bezlerin sekresyon hızlarını kontrol eder. bir şeye karar verme. kızgınlık. yürüme gibi kolayca gözlenen etkinliklerle beraber. Zekaya dayandırdığımız bu deneyimler. 3. Her nöronun gelen sinyalleri aldığı birkaç dendritleri. motive olma. kas kitlesinin artırılması. kalbin daha fazla kan pompalayabilmesi gibi değişikliklerde endokrin sistem daha baskın olarak görev alır. 2.8. Bu nedenle nöroendokrin sistem ismi de kullanılmaktadır. aferent ve eferent nöroları SSS içinde birbirine bağlayan nöronlardır. SİNİR SİSTEMİ Sinir Sistemi Genel Organizasyonu Sinir sistemi (SS) endokrin sistemle birlikte vücuttaki kontrol fonksiyonlarının büyük kısmının organizasyonunu üstlenmiştir. aşık olma. sinir hücreleri ile bağlantıları vardır ve herbirisi belirli bir uyarana karşı özelleşmiş yapılardır. Sinir Sisteminin Temel Fonksiyonel Birimi . Böylece sinir sistemi karşılaştığı olaylara ilk ve ani cevabı oluştururken. salgı organları vb. hücre zarlarında bulunan protein yapıdaki reseptörlerle karıştırılmamalıdır. uzak geçmişteki bir olayı hatırlama gibi deneyimleri de içerir. 1. Efferent nöronlar. ses. Sinir sistemi 100 milyardan fazla nörondan ve 900 milyardan fazla glia denen destek hücrelerinden oluşmuştur. Örneğin bir fiziksel aktivite sırasında kaslara daha fazla kan gitmesi. Diğer bir deyişle bu reseptörler çeşitli enerji tiplerini (mekanik. ışık. Fonksiyonel Nöron Sınıflaması: Nöronlar üç fonksiyonel sınıfa ayrılabilirler. Bunun yanında gülme. kas damarlarının açılması gibi hızla yapılması gereken faaliyetleri SS organize ederken. Sinir sistemi reseptörlerinin. bir fikre sahip olma. Dendritler somadan çıkan oldukça dallanmış yapılardır. uzun dönemde kaslarda daha fazla kan damarı oluşturulması. SSS tarafından işlenmiş bilgiyi tüm efektör (kas. 214 . Endokrin sistem ise bunun aksine temel olarak vücuttaki metabolik fonksiyonları düzenler. henüz tanımlanmamış yollarla sinir hücrelerinin entegre olmuş aktiviteleriye ilişkilidir. bir nöron gövdesi (soma). oluşturduğu cevabı taşıyan bir aksonu ve akson sonlanmaları vardır (Şekil 1).

Daha önce öğrendiğimiz gibi SSS ve PSS olmak üzere iki temel kısma ayrılır (Şekil 2). Patellanın altına vurmakla elde edilen reflekste hiç internöron yokken. SSS’de kapillerlerin çevresini ayaksı uzantıları ile sararak Kan-Beyin Bariyerini oluştururlar. SSS’nin fagositoz yapabilen immun hücreleridir. Sinir Sisteminin Fonksiyonel Anatomisi: Bu bölümde sinir sisteminin fonksiyonel anatomisini ve kabaca fonksiyonlarını göreceğiz. Epandimal hücreler ise subaraknoid boşlukta bulunan Serebro-Spinal Sıvı ya da Beyin-Omurilik Sıvısı (BOS) denen özel bir sıvının yapımından sorumludur. Mikroglialar. Astroglialar (astrosit). Genel olarak SS’deki sinapsların tümü kimyasal sinaps olarak kabul edilebilir. Sinaps aralıklarında görev yapan 40 kadar transmitter madde tanımlanmış olmakla birlikte en çok bilinenleri. Kullandığımız sinir terimi periferik sinir sisteminde aynı yöne giden binlerce nöronun oluşturduğu bir demettir ve fiber optik kabloların yapısına benzer. asetilkolin. serotonin ve glutamattır. 215 . Sinapsa bilgi-sinyal getiren birinci nöron (presinaptik nöron) sinaps bölgesine nörotransmitter adı verilen bir kimyasal madde salgılar ve bu madde bilgiyi alacak olan postsinaptik nöronun membranındaki proteinlere bağlanır. Benzer fonksiyonlara sahip nöronların hücre gövdeleri de sıklıkla birlikte bir küme oluştururlar. histamin. bellek ya da lisanı oluşturan stimuluslar milyonlarca internöronu kapsayabilir. glisin. norepinefrin.Şekil 1. Tipik bir nöron Yapılan iş ne kadar karmaşık ise arada o kadar çok internöron vardır. GABA. Bu sayede nöron eksite veya inhibe edilebilir ya da herhangi başka bir yoldan gelecek sinyale karşı duyarlılığını değiştirebilir. SSS’de sadece bazal ganglionlar denen ve hareketle ilgili olan birtakım nükleuslar vardır. PSS’de sinir hücrelerinin gövdelerinin oluşturduğu gruplara ganglion SSS’de ise genel olarak nukleus denir. Terminoloji çok karışık olduğu için bu konuyu açıklamamız gerekmektedir. Oligodendroglialar daha önce de söylendiği gibi myelin kılıfları oluştururlar.

Şekil 2. Sinir sisteminin genel organizasyonu

SANTRAL SİNİR SİSTEMİ 1. Beyin (Ansefalon) 2. Omurilik (Medulla Spinalis-MS) (Şekil 3). A. Beyin (Ansefalon) Altı temel bölümden oluşur; 1. Serebrum 2. Diensefalon (talamus ve hipotalamus) 3. Mezensefalon (orta beyin) 4. Pons 5. Medulla oblongata (bulbus) 6. Serebellum (beyincik) Mezensefalon, pons ve medulla oblongata beyin sapını oluşturur. Bunların yanında beyin, hepsi birbiriyle bağlantılı, beyin-omurilik sıvısı (BOS) ile dolu dört serebral ventrikülü (boşluk) de içinde bulundurur.

216

1. Serebrum Beynin en büyük parçası olup, sağ ve sol hemisfere (yarım küre) ayrılır. Her bir hemisfer, frontal, parietal, temporal ve oksipital olmak üzere 4 loba ayrılmıştır (Şekil 4). Enine bir kesi yapıldığında, beynin dışında ince bir gri tabaka, iç bölgelerde ak madde ve bu ak madde içine gömülmüş gri yapılar dikkatimizi çeker. Gri alanlar nöron gövdelerinden, beyaz alanlar ise myelinli sinir sonlanmalarından oluşurlar. Dış taraftaki gri yapı beyin kabuğu olarak bilinen serebral kortekstir. Korteks yaklaşık 3 mm kalınlığındadır ancak serebrum hacminin %46’sını oluşturur. Ak bölgeye gömülü gri alanlar ise talamus, hipotalamus ve bazal ganglionlar olup çok önemli fonksiyonları vardır. Sağlı sollu herbir hemisfer için serebral korteksin belli bölgeleri özel fonksiyonlara sahiptir. Bu bölgelere korteks alanları denmektedir. En iyi bilinenleri, motor, duyu (dokunma, basınç, ağrı, sıcaksoğuk), görme, işitme ve konuşma alanlarıdır.

Şekil 3. Santral Sinir Sistemi

Şekil 4. Serebrum

Duyulardan oluşan somatik duyu merkezinin postsentral girusta, iskelet kaslarının motor aktivitesi ile ilgili alanın da presentral girusta olduğu bilinmektedir. Bir hemisferdeki duyu ve motor alanları vücudun diğer tarafıyla ilgilidir. Örneğin sol bacağın ağrı duyusunu sağ hemisferdeki somatik duyu alanı algılarken, sağ bacağın hareketlerinden de sol hemisferin primer motor alanı sorumludur. Serebral korteks sinir sisteminin en kompleks entegratif alanıdır. Temel aferent bilgilerin koordineli bir şekilde algılanması-yorumlanması, sonra taşınması ve iskelet kaslarının hareketini kontrol eden motor sistemler üzerinden kontrolün en son inceliği için gereklidir.

217

2. Diensefalon Beynin ikinci komponenti olan diensefalon iki önemli kısımdan oluşur. Talamus ve hipotalamus (Şekil 5).

Şekil 5. Diensefalon.

Talamus Aferent nöronlarla taşınan, koku duyusu dışındaki (olasılıkla koku yolları da bulunmaktadır) tüm duyu bilgilerinin toparlandığı ve buradan korteksteki ilgili alanlara gönderildiği bir istasyon gibi görev yapmaktadır. Talamus duyu bilgilerinin yorumlandığı ilk merkezdir. Hipotalamus Anatomik olarak talamusun alt tarafına yerleşmiş olup, çok sayıda nükleustan oluşmuştur. Hipotalamus iç ortamın düzenlenmesinde çok önemli fonksiyonlara sahip bir merkezdir. Hormon salgılarının kontrolü, susama, açlık-tokluk, uykuuyanıklık, vücut sıcaklığı, heyecan, korku, öfke gibi emosyonel (ruhsal) davranışların düzenlendiği bir bölgedir. Hipotalamus ayrıca otonom sinir sisteminin çalışmasına da katkıda bulunmaktadır. Subkortikal Nükleuslar (Bazal Ganglionlar) Serebral hemisferler içinde derinde bulunan gri maddenin diğer alanlarını oluştururlar. Bunlarla birlikte hareket ve postür kontrolünde ve davranışın daha kompleks özelliklerinde bazal ganglionlar önemli rol oynarlar. Bazal ganglionların aktivitesi, duysal korteks, talamus ve beyin sapından alınan bilgilerle başlatılır. Bazal ganglionların çıktıları, serebral korteksin motor alanlarını ve beyin sapındaki diğer motor merkezlerin aktivitelerini etkileyerek kas hareketlerinin düzenlenmesine katılır. İsteğimizle başlatılan bir çok hareketin daha sonra otomatik olarak devam etmesinde, bazal ganglionların önemli rolleri vardır. Yemek yerken yapılan rutin işler, yürüme, yürürken yön değiştirme, merdiven çıkma gibi hareketlerde önemli fonksiyon görürler. Bazal ganglion hastalıklarında, iskelet kaslarının düzensiz 218

kasılması, kol ve bacaklarda titremeler ve istem dışı kas kasılmaları sonucu düzensiz hareketler gözlenir. En popüler bazal ganglion hastalığı olan Parkinson hastalığının en önemli bulgusu istirahat tremorudur. Hareketlerin ince ayarında da bozulmalar vardır. Limbik Sistem Frontal lop korteksi, temporal lop, talamus ve hipotalamus kısımlarıyla birlikte bunları birbirine bağlayan lif yollarını da kapsayan bağlantılı bir beyin grubudur. Limbik sistem; canlının yaşamını devam ettirmek üzere gösterdiği davranışlar, öğrenme, emosyonel deneyim, yeme-içme, kızma, heyecanlanma, korkma, besin arama, eş bulma, yavruların bakımı, annelik görevleri ve seksüel aktivitelerle ilgili davranışlarda ve bunların yanında çok çeşitli visseral-endokrin fonksiyonla ilişkilidir. Birbirlerine bağlı olmalarının yanında limbik sistem SSS’nin pekçok bölümü ile de ilişki halindedir. Beyin Sapı (3. Mezensefalon, 4. Pons, 5. Bulbus) Beyin sapından medulla spinalis (MS) ve serebrum-serebellum arasında sinyalleri dağıtan tüm sinir lifleri geçer. Beyin sapının merkezinden geçen ve akson demetleriyle kaynaşmış, gevşekçe düzenlenmiş nöron hücre cisimlerinden oluşan yapı, retiküler formasyon (RF) diye bilinir ve beynin yaşam için mutlak gerekli kısmıdır. SSS’nin tüm bölümlerinden giriş alır ve entegre eder, böylece nöral sistemin büyük bir bölümünün çıkışını oluşturur. RF’un nöronları, aşağı ve yukarı çeşitli uzaklıklara, beyin ve MS’in birçok bölgesine aksonlar yollar. Bu özellik RF’un SSS üzerinde büyük bir etkinliği olduğunu gösterir. RF’nin bazı nöronları, belirli beyin sapı nükleusları ve entegrasyon merkezleri olarak kümeleşirler. Böylece, kardiyovasküler, solunum, yutma ve kusma gibi merkezler oluşur. RF’un göz hareketleri kontrolünde ve vücudun uzaydaki refleks yönetiminde önemli nükleusları da vardır. Ayrıca beyin sapı 12 çift olan kranial sinirlerin 10’una ait bilgi işlemlenmesinde rol alan nükleusları da içerir. 6. Serebellum Başlıca iskelet kası fonksiyonlarının kontrolunda yer alır. Serebellar pedinkuluslarla beyin sapına bağlanır. Serebellum istemli hareketleri başlatmamasına rağmen, koordinasyon ve öğrenme hareketleri ile postür ve dengenin kontrolü için önemli bir merkezdir. Serebellum bu fonksiyonları yerine getirebilmek için kaslar ve eklemlerden, deriden, gözler ve kulaklardan, iç organlardan ve hareketin kontrolünde yer alan beyin kısımlarından bilgi alır. Beyincik hastalıklarında; kaslarda gevşeklik, istemli hareketlerin yapılması esnasında ellerde titreme, bir cisme uzanırken uzaklık ayarının yapılamaması (dismetri), sarhoş konuşması gibi bozukluklar görülür. B. Medulla Spinalis MS küçük parmak kalınlığında silindirik yumuşak bir dokudur. Ortası kelebek şeklinde gri bir renge sahiptir. Bu alan internöronlar, nöronların hücre gövdeleri, aferent nöronların çevreden SSS’ne giren lifleri ve glia hücrelerinden oluşur. Gri maddeyi çevreleyen beyaz madde çok miktarda miyelinli internöron aksonlarını 219

içerir. Bu aksonlar grubu yani yollar, omurilik boyunca uzunlamasına ilerler. Bunlar; beyinden medulla spinalise, medulla spinalisten beyine bilgi taşımak için inen-çıkan yollardır. MS kafatası tabanı ile 1. lomber (L1) vertebra arasında uzanır. Segmentasyon gösterir; sağlı sollu olmak üzere 31 çift spinal sinir çıkar; bu seviyeler; 8 servikal, 12 torakal, 5 lumbal ve 5 sakral’dır. Spinal sinirler dorsal (arka) ve ventral (ön) köklerin birleşmesiyle oluşur. Arka kökler kas, deri, eklem ve viseral organlardan kalkan duysal bilgileri taşır. Ön kökler kasları innerve eden nöronların aksonlarını içerir. MS vücut ve ekstremitelerin istemli ve refleks hareketlerinden sorumludur (yürüme, bir ekstremiteyi geri çekme vs.). PERİFERİK SİNİR SİSTEMİ Periferik sinir sisteminin (PSS) lifleri SSS ile vücudun diğer bütün kısımları arasında sinyaller taşır. PSS 43 çift sinirden oluşur. 12 çifti kafa çiftleri olarak bilinen kranial sinirler, 31 çifti ise MS’in her seviyesinden çıkan spinal sinirlerdir (Şekil 6). Somatik ve Otonom sinir sistemleri arasındaki farklar; Somatik: İskelet kaslarını (çizgili kas) innerve eder, sadece kas uyarılmasına (kontraksiyon-eksitasyon) neden olabilir, istemli olarak çalışır, somatik bir sinir fonksiyon yapamaz ise idare ettiği organda (çizgili kas) atrofi görülür, somatik sinirler kalın ve myelinlidir, yani çok hızlı ileti sağlarlar. Otonom: Düz kas ve kalp kasını, glandları ve sindirim yollarındaki nöronları innerve eder, efektör hücrelerde eksitasyon ya da inhibisyona neden olabilir, istemsiz olarak çalışır, otonom sinirler kesilirse inerve ettiği organda atrofi görülmez, otonom sinirler myelinli ya da myelinsiz olabilir, çapları daha incedir, yani daha yavaş ileti sağlarlar. Otonom Sinir Sistemi (OSS) (Eferent Bölüm) Otonom Sinir Sistemi (OSS) isteğimiz dışında aktivite gösteren, iç organları kontrol eden bir sistemdir. Bu sistem, arter basıncını, gastrointestinal sistem motilitesini (hareketlerini) ve salgılarını, mesanenin boşalmasını, terlemeyi, vücut ısısını ve yeni karşılaştığımız durumlara (bir tehlike, korku veren bir durum, bizi heyecanlandıran bir olay vb.) uyumumuzu sağlayan PSS’nin eferent bölümüne ait bir sistemdir. Bu sistemin önemli bir özelliği hormonlara görece üstün hızıdır. Stres koşullanda böbreküstü bezinden epinefrin (adrenalin) salınımı artar, bu hormonda bir çok organı etkiler. OSS hipotalamus, beyin sapı ve MS’deki merkezlerin kontrolü altındadır. Doğrudan olmasa bile, limbik sistem ve viseral reflekslerin de bu kontrolde rolleri vardır. Otonom sinir sistemi içindeki anatomik ve fizyolojik farklar sempatik ve parasempatik olarak iki farklı komponente ayrılmalarına neden olur. Bu komponentlerin sinir lifleri SSS’ni farklı yerlerden terk ederler. Parasempatik sistemde postganglionik nöron ile efektör hücre arasındaki iletişimde de asetilkolin kullanılır. Oysa sempatik sistemde bu ajan genellikle norepinefrindir (Şekil 7).

220

Şekil 6. Periferik Sinir Sistemi

Şekil 7. Periferik sinir sistemi.

221

Otonom Sinir Sistemi; parasempatik ve sempatik sistem. Önemli bir nokta sempatik sistem yanıtının stres durumlarında artmasıdır. Gerçekte, tam olarak körüklenmiş sempatik bir yanıta (katekolaminler dahil), bir saldırganla karşılaşan ve bundan kaçan bir hayvanın durumunu tanımlayan vur ya da kaç yanıtı denir. Parasempatik sistemin aktivitesi ise sindirim, uyku gibi vejetatif yönetici fonksiyonlarla artar. Omurganın iki yanında ve karın boşluğunda önemli sempatik ganglionlar vardır. Nörotransmitterler Parasemptatik sinir sisteminde, ganglion ve ganglion sonrası hedef organı uyarmada asetilkolin (ACh) kullanılmaktadır. Bu nedenle bu sistemin postganglioner nöronlarına kolinerjik denir. Sempatik sinir sisteminde ise preganglioner nöronlar kolinerjik iken, postgangiloner nöronlar adrenerjiktir. Bu nöronların terminal ucundan norepinefrin (NE) salınmaktadır. Reseptörler ACh ve NE’in efektör hücre membranında etki gösterebilmesi için kendilerine özgü reseptörlerine bağlanmaları gerekir. Kolinerjik reseptörler ve adrenerjik reseptörler. Adrenerjik reseptörler; Alfa ve beta olarak temel iki gruba ayrılır. Adrenal medulla tarafından salgılanan epinefrin (E) ve NE hormonları, sempatik etki göstermelerine karşın, değişik reseptörlere bağlanırlar. NE daha çok alfa reseptörleri, E ise daha çok beta reseptörleri tercih etmektedir. Kalpteki gibi, organın üzerinde beta reseptörler çoğunlukta ise E; damarların üzerinde olduğu gibi alfa reseptörler çoğunlukta ise NE daha etkilidir. Motor Ve Duysal Sistemler Duyu Reseptörleri: Duyu olayı, dokunma, ses, ışık, acı, soğuk, sıcak gibi uyaranlara duyarlı reseptörlerden başlar. Bu reseptörler, duyarlı oldukları duyu şekline göre sınıflandırılmıştır. Tüm duyu yolları 3 nöronludur. Reseptörden kalkan primer duyu yolları (birinci nöron) sekonder duyu yolları (ikinci nöron) ile sinapslaştıktan sonra sekonder duyu yolları talamusun ventral çekirdeğinde tersiyer duyu yolu (üçünçü nöron) ile sinaps yapar ve ilgili korteks bölümüne ulaşır. Bu sırada ikinci nöron, talamusta sonlanmadan önce serebelluma da dallar verir. Mekanoreseptörler: dokunma, basınç gibi mekanik uyaranlara duyarlı reseptörlerdir. Termoreseptörler: Sıcaklık değişmelerine duyarlı reseptörler; soğuk ve sıcak için farklı reseptörler vardır. Nosiseptörler: Ağrı reseptörleridir. Elektromanyetik Reseptörler: Gözdeki gibi ışığa duyarlı reseptörlerdir. Kemoreseptörler: kimyasal değişkenlere duyarlılık gösterirler; ağızda tad, burunda koku, arter kanında oksijen ve karbondioksit düzeyi gibi. Acı reseptörleri uyarıldığında duyu korteksteki acı merkezlerine ulaşacak ve kişi acı duyacak, dokunma reseptörleri uyarıldığında ise korteksteki dokunma merkezlerinde sonlanan ileti kişinin dokunma duyusu hissetmesini sağlayacaktır. Duyu Çeşitleri 1. Eksteroseptif Duyular: Dışarıdan gelen uyaranlara karşı duyarlıdırlar; deri duyuları, ışık, ses gibi. 222

2. Proprioseptif Duyular: Vücudun durumu hakkında bilgi verirler; ayakta durup durulmadığı, hareket edip edilmediği gibi. Eklem ve kas-tendonlardan gelir. 3. İnteroseptif Duyular: İç organlardan gelen duyulardır; mide, mesane gibi yapıların dolgunluğu, kas spazmları gibi. 4. Özel duyular: Görme, işitme, koku ve tad duyuları ise özel duyular adı altında ayrı bir grup olarak ele alınır. Motor Fonksiyonlar Presentral girusta (Rolando önü girusu) bulunan motor korteks vücut hareketleriyle ilgilidir. Şayet hareket önceden planlanarak yapılıyorsa işin içine bazal gangliyonlar, talamus gibi alt beyin merkezleri de karışır; serebellum ise hareketin plana uyup uymadığını, hata olup olmadığını kontrol eder. Omuriliğin Motor Fonksiyonları: Beyin ekstremite hareketlerini doğrudan kontrol etmez ve sadece hareketin başlaması için emir gönderir, omur ilik ise hareketin devamını sağlar. Bu sırada harekette değişiklik meydana gelecekse, örneğin kişi yürürken koşmaya başlayacak, atlayacak ya da eğilecekse beyin yeniden devreye girer ve yeni emirleri gönderir. Bununla birlikte, yürürken ayak yüksek bir yere (taş, basamak) çarparsa, omur ilikteki refleks mekanizmalar ve çeşitli internöronlar hemen devreye girerek ayağın daha yükseğe kaldırılmasını da sağlayabilir; yani omur ilik akıllı bir yürüme denetleyicisi gibi çalışır. Refleksler: Bir çekiç ile diz kapağının altındaki tendona vurulması sonucu bacağın ekstansiyonu şeklinde alınan patella refleksinin merkezi medulla spinalis, göz bebeklerinin kuvvetli ışık altında daralıp az ışıkta genişlemesi şeklinde izlenen pupilla refleksinin merkezi mesensefalondur. 1. Yüzeyel Refleksler: Vücut yüzeyinden başlayan polisinaptik reflekslerdir. Gözün kornea tabakasına küçük bir pamuk ile dokunulduğunda göz kapağının kapanması şeklinde görülen kornea refleksi, bebeklerdeki emme refleksi ve ayak tabanına sert bir cismin sürtülmesiyle ayak parmaklarının fleksiyonu şeklinde ortaya çıkan plantar refleks bunlara örnektir. Plantar refleks muayenesi sırasında fleksiyon yerine ekstansiyon alınması durumuna Babinski refleksi adı verilir, ki bu bulgu bebeklik dönemi dışında patoloji bulgusu olup üst motor nöron hasarını gösterir; bebeklerde ise yürümenin öğrenilmesi ile birilikte ise babinski refleksi kaybolur. 2. Derin Refleksler: Monosinaptik özellikli ve gerilme tipinde refleksler olup kasın uzamasıyla başlayıp aynı kasın kasılmasıyla sonlanırlar. En yaygın olarak bilineni diz kapağı altına vurularak alınan patella refleksi olup, bunun dışında biseps refleksi, triseps refleksi, aşil refleksi de sıklıkla tetkik edilmektedir. 3. Çekilme Refleksi – Fleksör Refleksi – Nosiseptif Refleks: Acı veren bir uyarana tepki olarak bir ekstremitenin veya bazen tüm vücudun geri çekilmesi şeklinde görülen reflekstir. Bu refleks için genellikle yapılacak harekete ait fleksör kaslar uyarılırken, antagonist kaslar ise inhibe edilir; buna resiprokal inhibisyon denmektedir.

223

Bazı araştırmacılar diensefalon ile mezensefalon arasındaki subtalamik çekirdek ile substansiya nigrayı da bazal gangliyonlar arasında sınıflamaktadır. Deri kuru. Hemipleji: Vücudun bir tarafının felç olmasıdır. 2. daktilo yazmak. putamen ve globus pallidus olarak bilinen nöron çekirdeklerinden oluşan bazal gangliyonlar. Görme. Harabiyeti halinde kişi ses çıkarabilir ancak iki heceden daha uzun kelimeleri söyleyemez. Işık. Stereotipik vücut hareketlerinin kontrolü (yana yatma. 4. Serebellum kas hareketlerinin sırasını belirler. 1.Korteksin Motor Fonksiyonları: Frontal lob üzerinde 3 önemli motor alan yer alır: Broka Alanı: Yalnızca sol hemisferde olmak üzere. Dengenin kontrolü 6. boşaltım ise ancak sonda ile mümkündür. motor fonksiyonları doğrudan kontrol etmez. Dolaşım sisteminin kontrolü 3. ancak hareketlerdeki uyum bozulur. koşmak gibi hızlı hareketlerin koordinasyonunda etkin bir merkezdir. medulla oblongata ve mezensefalondan oluşan beyin sapının başlıca motor fonksiyonları şu şekilde özetlenebilir: 1. Serebellumun Motor Fonksiyonu: Piyano çalmak. kirpik ve kaş. sylvius yarığının üzerinde yer alır. denge için kolları açma gibi) 5. Spinal şok gelişir. gözü dıştan gelen toz vb. Solunumun kontrolü 2. gözün saydam bölümlerinden geçerek. dünyamızda ışık ve renk olması mümkün değildir. dipteki fotoreseptörleri uyarır. el becerileri alanı. Bunlar daima serebral korteksten uyarı alırken bir yandan da kendileri motor kortekse uyarı gönderir. yardımcı motor alan diğer özel alanlardır. Sinyaller birçok sinapstan sonra korteksteki görme alanına gelir. etkenlere karşı korur. Göz kapakları. Sindirim faaliyetlerinin kontrolü 4. Burada motor hareketler planlanıp işleme konmaz. Görme Duyusu Gözümüz ve göz dibindeki fotoreseptörler olmasaydı. 224 . 3. harabiyetinde felç olmaz. Göz reflekslerinin kontrolü Bazal Gangliyonların Motor Fonksiyonu Diensefalonda bulunan ve nükleus kaudatus. termoregülasyon kaybolmuş. dönme. başı çevirme alanı. Korneayı örten konjuktiva zarı. Göz hareketlerini kontrol eden alan. Göz orbita adı verilen kemikten bir çukurun içinde bulunur. Bu şekildeki konuşma bozukluğuna afazi adı verilir. kuruması önlenir ve yıkanır. Burun göz için bir siper oluşturur. Parapleji: Omur ilik tam kesilerinde ortaya çıkan alt ekstremitelerin felç durumudur. göz yaşı bezinden gelen sıvı ile nemli tutulur. elektromanyetik enerjinin (foton ya da kuanta) nöronal sinyallere dönüştürülmesiyle başlar. diğer beyin merkezlerinde geliştirilen motor hareketlerin doğru olarak yerine getirilip getirilmediğini kontrol eder ve gereken düzeltmeleri yapar. Beyin Sapının Motor Fonksiyonları Pons.

Kırma gücü diyoptri ile ölçülür. kırma gücü o kadar büyüktür. Sklera: Gözün en dışındaki koruyucu tabakası olan sklera. Ön tarafa doğru değişerek silyar kasları ve irisi oluşturur. Pupillanın hemen altında silyar kaslara zonular liflerle tutunan esnek. Şekil 8. İrisin uçları tamamen birleşmez. 2. Göz küresi dıştan içe doğru üç tabakadan meydana gelir (Şekil 8). en ufak bir temasta göz kırpma refleksi oluştururlar. Eğik düzlemden kırılarak gelen ışık ışınları bir noktada toplanırlar (x) ki bu noktaya odak noktası denir. Görüntünün retina üzerine düşmesi 225 . Kornea. Şekil 9. bir görüntüyü retina üzerine odaklayan optik sistemlerdir (Şekil 9). göz küresinin önünde olup beyaz sklera tabakasının devamıdır. 1. ince kenarlı (konveks) bir mercekte ışık dalgaları bir odak noktasında toplanırken. Bir mercek ışığı ne kadar fazla kırarsa. ışığın hareket yönü bu eğik düzleme dik olacak şekilde kırılır. Göz küresinin üç tabakası. kalın kenarlı (konkav) bir mercekte dağılır ve bir odak noktasında toplanamaz. ışığın girmesine izin veren bir açıklık bırakır. Radyal ve sirküler kas liflerinden meydana gelen silyar kaslar kasılıp gevşeyerek lensin konveksliğini düzenler. saydam bir mercek olan lens bulunmaktadır. Koroid: Göz küresindeki yapıları besleyen yoğun kan damarı içeren pigmentli bir tabakadır.Görme Optiği İki farklı ortamı ayıran düzlem eğik ise. ön tarafa doğru şişkinleşerek göze ışınların girdiği saydam korneayı oluşturur. buna pupilla denir. Gözün lensi ve korneası. Eğer bu temel ilkeleri merceklere uygulağırsak. Bu sayede göze giren ışık miktarı değiştirilebilir. Trigeminus duyusunu alır. N. İrisde pupillayı daraltan ve genişleten kas lifleri bulunur.

lensin öncelikle ön yüzü kamburluğunu artırarak kırma gücünü yükseltir. basil ve koniler. Göz Refleksleri Pupilla refleksi: Doğadan paralel gelen ışık. 226 . optikusun çıktığı noktada koni ve basiller yoktur. Bu renklere primer renkler denir. Bu sırada pupilla da daraldığı için yalnız merkeze yakın gelen ışınlar göze girebilir. sonra erişir.dilatatör iridis kasını inerve ederek pupillaların genişlemisini sağlarlar. Basil ve konilerden gelen mesaj n. Görme reseptörleri olan basiller ve koniler (Fotoreseptörler) Bipolar hücreler ile ganglion hücreleri beyine giden direkt yolu oluştururlar. optikusa. Uzun dalga boyu – kırmızı Orta dalga boyu – yeşil Kısa dalgaboyu – mavi renkleri oluşturur. Gerek silyar kas. basiller zayıf ışıkta siyah beyaz görme için ileri derecede spesifiktir. Vitamin A eksikliğinde gece körlüğü gelişir. Bipolar hücreler 5. Aferent liflerin bazıları n. Horizontal hücreler 4. Ganglion hücreleri 2. Amakrin hücreler 3. Görme Anomalileri KIRMA KUSURLARI: Normal bir gözde silyar kas gevşek durumdayken uzaktaki cisimleri net olarak görebilir. optikus tarafından taşınır. Retina: 1. Konilerde iç ve dış membran vardır. Talamusta sinaps yaptıktan sonra korteksin primer görme alanına gelir. Temel olarak koniler. büyük bir tabakanın katlanmış şeklidir. Daha önce açıklandığı şekilde uyartı n. Akomodasyon refleksi: Uzaktan gelen paralel ışınların kornea ve lens tarafından kırılarak fovea üzerinde toplandığını biliyoruz. Fotoreseptörler: Retinada ışıağa duyarlı iki tür ışığa hassas reseptör hücre bulunur. optikusu oluşturur.3. Primer renklerin karışımı beyaz rengi verir. okulomotoriusun parasempatik dalları tarafından sağlanır. parlak ışıkta renk ayrımı için. Hipermetropi: Bu durumda paralel ışınlar retinanın arkasına düşer. Kişiler uzaktaki cisimleri daha iyi görebildikleri halde yakındaki cisimlerin görüntüsü retinanın arkasına düştüğü için net göremezler. Lensin kamburluğunu artırması ve pupillanın daralması n. Konlarda fotosensitif dış membran. gerek göz küresi ile ilgili fonksiyon bozuklukları kırma kusurlarına neden olurlar. okulomotorius çekirdeğine geçer. Görme yolu: Retinadan gelen yaklaşık 1 milyon akson toplanarak n. Bu sinirin parasempatik telleri konstriktor iris kaslarını inerve eder. Sempatik zincirden çıkan eferentler m. korneada bir kez kırıldıktan ve humor aköz tarafından yavaşlatıldıktan sonra pupilladan geçerek lense gelir. Fakat yakın nesnelerin görüntüsünü retinaya odaklayabilmek için silyar kasın kasılması gereklidir. Korneanın kırma kuvveti değişmediğinden. Kör nokta: N.

bilgi) yönünden görme duyusundan daha önemlidir. timpan zarı. Kulağı üç bölüme ayırarak inceleyebiliriz (Şekil 10): 1. 3. dış kulak yolu. frekans ne kadar fazla ise ses o kadar tizdir. 227 . Dış ortamdan gelen ses dalgaları kulak zarını titreştirdikten sonra kemikciklere iletilir. Şekil 10. Timpan Membran Ve Kemik Sistemi: Dış ortamdan gelen ses dalgaları kulak kepçesi ile toplanarak dış kulak yolu ile orta kulağa iletilir. örs’e (incus) ve üzengi (stapes) bulunur. Dış kulak yolu sonunda. En çok rastlanan. Uzağı göremez. Nitekim gürültülü bir ortamda uyuyan kişi. stapes. 2. Dış kulak: Kulak kepçesi. Frekans birimi Hertz (Hz)’dir. Sesin şiddetinin ölçü birimi desibel’dir. Orta kulak: Üç küçük kemikçikten meydana gelir. malleus. insana sağladığı enformasyon (haber. 0 desibel ortalama duyma eşiğidir.Miyopi: Bu durumda paralel ışınlar retinanın önüne düşer. Genlik ne kadar büyükse ses o kadar gür. Bu zarın arkasında ise çekiç (malleus). iç bükey olan timpan membran bulunur. Genlik: Ses dalgasının yüksekliği veya amplitüdü olarak ifade edilebilir. Ancak en yüksek duyarlılık 1000-4000 Hz arasındadır. gürültü kesildiğinde uykusundan uyanır. Uykuda bile sesleri algılarız. Kemikcikler de bu hareketi oval pencereyi kaplayan zara iletirler. Frekans: Sesin bir saniyedeki titreşim sayısıdır. cisim göze yaklaştırıldığında görüntü retinanın üzerinde toplanır. kişi o pigmentin sorumlu olduğu rengi ve tonlarını algılayamaz. Üzenginin basamağı iç kulaktaki oval pencereye (fenestra ovale) dayalıdır. İŞİTME DUYUSU İşitme. kırmızı veya yeşil konilerdeki pigment eksikliğidir. İşitme 20-20000 Hertz titreşimlerin kulak tarafından alınarak elektrik akımına çevrilmesidir. Sesler bize durmadan etraftan bilgi verir. Renk körlüğü: Gözde renge duyarlı konilerde bulunan pigment maddeleri eksik sentez edildiğinde. İç kulak: Kohlea (salyangoz) ve vestibuler aparey (denge ile ilgilidir). Şiddet: Birim yüzeye uygulanan basınçtır. inkus. Kulak anatomisi.

Temporal kemiklerin içinde. Tüy hücreleri kohleadaki basınç dalgalarını reseptör potansiyellere çevirirler. helezonik şekilde kıvrılmış kemik ve zar bölmelerden oluşan bir boru sistemidir. Korti Organı Tüy Hücreleri: Tüy hücreleri denen. Denge ve Kontrolü Beyin merkezlerine dengenin bozulduğunu bildiren reseptör. yine kemikten ve zardan yapılı bir borular sistemi vardır ve labirent denir. Bu tüycük hücreleri tabanlarında vestibular sinir ile sinaps yaparlar. Bilgi. alttakine ise Basiller membran denir. vestibüler organdır. Kafa çifti olan N. vestibulokohlearis aksonlarında aksiyon potansiyeli doğmasına neden olur. Utrikulus ve sakkulus içinde makula adı verilen bir bölge bulunur. ortada utrikulus ve sakkulus adı verilen bölümleri vardır. Tüycüklerin hareketi (eğilmesi) başın hareketine bağlıdır. 228 . elektromekanik ses dalgalarına duyarlı tüy hücrelerinden oluşan korti organı bulunur. Her makulada binlerce tüycük vardır. beyin sapından talamusa ve temporal lobtaki işitme korteksine taşınır. bir ucunda kıla benzeyen sterosiller bulunduran mekanoreseptörlerdir. Üç ayrı planda duran yarım daire kanalları. Basiller zarın yüzeyinde. Bu hücrelerde tüy hücreleri bulunur. Beyin bu sayede başın pozisyonu konusunda fikir sahibi olur. korti organının reseptör hücreleri.İç Kulak: İç kulak. 8. Üst kısımdaki zara Reissner membranı. Bu durum. İşitmedeki Nöral Yollar: Kohlear sinir lifleri beyin sapına girer.

Levy. Thieme. 229 . Basım. James Sherman. James Sherman. Mosby. Mc Graw Hill. 5ht Edition. Scott Boitano. Hall. Çeviri Editörü: Serdar Demirgören. Michael Schuenke. Arthur Vander. 10. Baskı. Mosby. 10th edition. Arthur C. Guyton and Hall Textbook of Medical Physiology. Kim E. 5. Susan M. 12th Edition. 2003. 1999. Guyton. RESİMLER ve ŞEKİLLER için KAYNAKLAR 1. Panel Matbaacılık. 2. 2010. Adolf Faller. 2. Gary A Thibodeau. 1998. Matthew N. Dorothy Luciano. Patton. Arthur Vander. Physiology. 2004. 23Edition. Dorothy Luciano. Anatomy and Physiology. 4. Vander's Human Physiology: The Mechanisms of Body Function. 6. Barrett. Anatomy and Physiology. 2011. Mc Graw Hill. John E. Güneş Tıp Kitapevleri. 2010. Yaşam Bilimi Fizyoloji. 2006. 11. Ganong’s Review of Medical Physiology. Nobel Kitap evi. 3. 40th edition. Vander İnsan Fizyolojisi. 5ht Edition. Elsevier Saunders. Tıbbi Fizyoloji Guyton&Hall. Barman. 3. Baskı. Şehvar Çağlayan. 2. 2006.KAYNAKLAR 1. Robert Berne. Çeviri Editörü: Hayrunnisa Çavuşoğlu. Kevin T. Heddwen Brooks.

230 .

PATOLOJİ DERS NOTLARI Patoloji Anabilim Dalı 231 .

232 .

7.Doç.Doç. TROMBOEMBOLİZM ve ŞOK BAĞIŞIKLIK HASTALIKLARI TÜMÖRLER ÖLÜM ve OTOPSİ ÖĞRETİM ELEMANI Doç.Tbp.Tbp. Yıldırım KARSLIOĞLU Yrd.NU.Doç.Alb. Önder ÖNGÖRÜ Yrd.Yzb. ÜNİTE / KONU PATOLOJİYE GİRİŞ HÜCRE ZEDELENMESİ ve UYUMU İNFLAMASYON ve ONARIM DOLAŞIM BOZUKLUKLARI. 5.Tbp.Bnb.Tbp. Armağan GÜNAL Doç. 3.Tbp. Armağan GÜNAL 233 . Ayhan ÖZCAN Doç.Doç.İÇİNDEKİLER S. 6. Armağan GÜNAL Yrd. 2.Yzb.Tbp.Tbp.Yb. 1.Yzb. Bülent KURT Yrd. 4.Bnb.

234 .

genellikle tanı konulurken her zaman için klinik verilere gereksinim olduğundan patolog-klinisyen arasında sürekli bir iletişim kurulması zorunludur. Günümüzde patoloji ağırlıklı olarak tıp fakültesinde ve daha az oranlarda da sağlık meslek yüksek okullarında okutulmaktadır. Bu amaçla bazen istek formunda bilgiler yeterli olmadığında. Bu nedenle. salgın hastalıklarda insandan insana geçen etkenlerin olabileceği ileri sürülmüştür. klinik bir dal olmamasına rağmen. tümörlerin tanısı başta olmak üzere. PATOLOJİYE GİRİŞ Doç.Alb. yüzyılda Virchow “Hücresel Patoloji”nin temelini atmıştır. pek çok hastalığın kesin tanısının ve bazen de adli-tıbbi otopsilerde ölümün kesin nedeninin ortaya konmasında patolojik inceleme gereklidir. Günümüzde. ilk Türk patologlarının tümü askerdir. yüzyılda kendi yaptığı 700 otopsiyi anlatan kitabın yayınlanması patoloji tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. 235 . Günümüzde. suçun cezası olarak görülmekteydi. Morgagni’nin 18. Batı Anadolu’daki eski Yunan uygarlığında ve sonraları İbni Sina döneminde bu tür düşüncelerden uzaklaşmaya çalışılmıştır. Patolojinin çalışma alanı hastalıklı organ ve dokuların incelenmesiyle sınırlı değildir. Rönesans döneminde. hastalıkların fiziksel neden-sonuç ilişkilerinin bulunabileceği. Patolojinin Yeri ve Önemi Patoloji. Patoloji. hastalıklı doku ve organları inceleyerek. Deneysel. hastalıklı organların makroskopik veya mikroskopik anormal görünüşlerini ekleyerek hastalıkların daha kolay anlaşılmasını sağlar. Ayhan ÖZCAN Patoloji Anabilim Dalı Patolojinin Tanımı ve Tarihçesi Patoloji. ancak bu tür kişiler genellikle cezalandırılmıştır.1. teorik ve teknik pek çok konuda patolojik çalışmalar yapılmaktadır. görüntüsel) özelliklerini inceleyen bilim dalıdır. histoloji ve fizyoloji bilgilerinin üzerine. 19. hastalıklı doku ve organların morfolojik (biçimsel. hastanın klinik doktoru ile iletişime geçilir. hastanın tedavisinde ve bakımında doktora yardımcı olmasını amaçlamaktadır. Bu da din adamlarının gücünü artırıyordu. Patoloji öğretiminden tıp fakültesi öğrencisinden beklenen. Osmanlı döneminde tek tıp fakültesi olan Askeri Tıp Fakültesi’nde (Gülhane) Alman bilim adamları tarafından başlatılmıştır. hastalığın nedenleri ile belirtileri arasındaki ilişkileri kavrayabilmesini ve böylece tedavide en doğru yaklaşımı belirlemesine yardımcı olabilmeyi sağlamaktır. Diğer sağlık sınıflarından beklenen de hastalığın nedenleri ve bunların doğurduğu sonuçları gözleyerek. Ülkemizde patolojik incelemeler. İlk çağlarda hastalıklar bir günahın.Tbp. hastalıkların nedenlerini ve bunların doku ve organları etkileme şekillerini. Orta çağda hastalıkların içsel ve dışsal nedenleri olabileceğini ileri sürenler olmuş. moleküler düzeydeki çalışmalarda patolojik incelemelerin önemi giderek artmaya başlamıştır. anatomi.

Alkol tespit için uygun bir fiksatif değildir. Özellikle küçük endoskopik dokular kolaylıkla kurur ve değerlendirilemez hale gelir. Bu nedenle alkolün belli bir süre sonra ortamdan uzaklaştırılması gerekir ve bu amaçla da ksilol kullanılır. Bazı özel patolojik incelemelerde kliniğin ön tanıları da göz önüne alınarak dokuların farklı tespit solüsyonlarına (örneğin. Bu solüsyonda uzun süre durması da dokuların kurumasına ve kırılganlığının artmasına neden olur. Takip (Doku İşleme) Tespitli dokulardan alınan örnekler doku kasetlerine konur ve numaralanır. Tespit edilmemiş doku ve organ örnekleri kısa bir süre sonra ortam sıcaklığına da bağlı olarak bakterilerin ve salgıladıkları enzimlerin etkisiyle otolize (erime) uğrar. “mikrotom” adlı cihaza yerleştirilir ve istenilen kalınlıkta (genellikle 4-5 mikron) kesitleri alınır. elektron mikroskopik incelemede gluteraldehit kullanılır) konması gerekebilir. Patolojik İnceleme Yöntemleri 1. Kesit Alma Parafin bloklar. Bu kalıpların hepsinin üzerinde daha önceden yazılmış olan numaralar bulunur. En uygun tespit solüsyonu % 1015’lik formalindir (tercihen tamponlanmış formları). Tespitten sonraki aşamaların hemen hepsi otomatik doku takip cihazlarında yapılmaktadır.Rutin Histopatoloji Laboratuvarının İşleyişi Tespit (Fiksasyon) Doku ve organ örnekleri insan vücudundan ayrıldıkları anda canlıdırlar ve hastalığın morfolojik özelliklerini içerirler. Histopatolojik İnceleme Yöntemleri Bir hastanenin işleyişinde patoloji bölümünün görevi hastalardan tarama veya tanı amacıyla hücre/doku örneklerinin alınmasıyla veya organların çıkarılmasıyla 236 . Doku ve organlar kendi hacimlerinin 10-20 katı kadar tespit solüsyonu içine konmalıdır. Bu özelliklerinin bozulmasını önlemek için. Bu kesitler sıcak ksilol içinde deparafinize edilir. ılık su banyosu içinde yüzdürülür ve oradan da lamlar üzerine aktarılır. Bu amaçla alkol kullanılmaktadır. Bu cihazlardaki ilk aşama dehidratasyon aşamasıdır. Ksilolün uzaklaştırılmasında da belli sıcaklıkta ısıtılmış sıvılaştırılmış parafin kullanılır. Daha sonra da farklı derecelerdeki alkollerden geçirilerek hidrate edilir ve istenilen boyanın uygulanmasına geçilir. Bu boya genellikle hematoksilen (mavi) ve eosindir (kırmızı). Dondurularak kalıp halinde çıkması sağlanır. Bu işlemler vakumlu ortamlarda yapıldığında işlem süreleri kısalabilir. Böylece dokular sertlik kazanmakta ve kolay kesilir hale gelmektedir. doku ve organ örneklerinin uygun tespit solüsyonları içine konması gerekmektedir. Parafin oda sıcaklığında katılaşır. Bloklama Doku takip cihazından parafinli olarak çıkan dokular oda sıcaklığında donduğundan tekrar sıcak parafin ile metal kalıplar içine yerleştirilir. Bu aşamaya girmiş bir örnekte hücrelerin ayrıntıları kaybolur ve morfolojik değerlendirme için uygunsuz hale gelir.

moleküler biyolojik verileri gereksinim duyulabilir. Rutin Patoloji Laboratuvarı 237 . Bu gibi durumlarda.başlar. görüntü büyültüldükçe tanının kolay ve doğru olacağını düşünmek doğru değildir. Bu alanın seçimi patolojik incelemenin en önemli aşaması olup. Biyopsi örneklerinin önce dış görünümleri (makroskopi) değerlendirilir ve normalden farklı görülen alanlardan mikroskopik inceleme için doku parçaları alınır. Rutin olarak “hematoksilen-eozin” yöntemiyle boyanan kesitler ışık mikroskobunda morfolojik olarak değerlendirilir. Patoloji uzmanı. Ancak taze doku gerektiren özel bir inceleme (immünfloresans ve kas incelemesi gibi) düşünülüyorsa. Patoloji uzmanın en sık kullandığı düzenek olan ışık mikroskobunun büyültme olanağı yaklaşık x1000 ile sınırlıdır. Bu örneklerin uygun tespit solüsyonları içinde gönderilmesi klinikte görevli yardımcı sağlık personelinin sorumluluğundadır. Bu bilgiler verilmeden patologdan bir tanı beklemek doğru olmaz. biyokimyasal. Patoloji uzmanına örnek gönderilirken mutlaka alındığı yer ve klinik olarak düşünülen ön tanılar bildirilmelidir. Bu raporda kesin bir tanı olabileceği gibi. Her zaman için ilk incelemede tanı koymak mümkün olmayabilir. nadiren tanısal açıdan da gerekli olabilmektedir. deneyim gerektirir. mikrobiyolojik. Elektronmikroskop daha çok araştırma amacıyla kullanılmakta. genetik. yukarıdaki yöntemlerden biri veya birkaçı ile yaptığı incelemenin sonunda bir rapor düzenler. Ancak. o zaman dokuyu kurutmadan ıslak (serum fizyolojik ile) bir bez içinde ve herhangi bir tespit solüsyonuna konmadan gönderilmelidir. farmakolojik. Bu mikroskopların büyültme gücü ışık mikroskobundan yüzlerce kere fazladır. yorum şeklinde öneriler listesi de bulunabilir.

Bu tür kesitlerden patolog tarafından varılan sonuçlar her zaman kesin ve net olmayabilir. en kısa zamanda tanı verebilmek için. yukarıdaki işlemler takip edildiğinde en iyi olasılıkla bir gün sonra verilebilir. günde yaklaşık olarak 4-5 kez başvurduğumuz bir yöntem de “frozen section”dır. Ancak.Histopatoloji Laboratuvarı Bloklamanın ve doku takibinin yapıldığı ünite 2. bazen operasyon sırasında hastada operasyonun seyrini değiştirebilecek kararlar almak gerekebilir. Bu dokular kesildikten sonra en kısa süre içinde hematoksilen-eozin ile boyanır. Bu kesitler rutin işlemlerden geçen dokuların kesitleri kadar kaliteli olmaz.“Frozen Section” ve İntraoperatif Histolojik İnceleme Yöntemi Rutin patolojik incelemeye alınan bir örneğin tanısı. Bu dokuların herhangi bir tespit solüsyonu içine konmadan gönderilmesi gerekmektedir. Dokular kiryotom adı verilen cihazlarda -20°C sıcaklıklarda dondurularak kesilir. 238 . Hastanın anestezi altında olduğu da düşünülecek olursa. ancak yine de verilen bilgiler cerrahı yönlendirmede yardımcı olmaktadır.

daha yaygın olarak tanısal amaçlı kullanılmaktadır. Günümüzde tarama amaçlı olarak servikovajinal ve balgam yaymaları kullanılmaktadır. tomografi. magnetik rezonans gibi) ile saptanan kitlelerden iğne ile yapılan ‘Aspirasyon Sitolojisi’ yöntemi de gittikçe yaygınlaşmaktadır. Sitopatolojik İnceleme Yöntemi Sitolojik incelemeler genellikle biyopsi işlemlerine göre daha az invaziv bir yöntemdir. Günümüzde sitolojik inceleme taramanın yanı sıra. her organ için ayrı bir bilgi birikimine ve 239 . Günümüzde de birçok sitolojik örnekler bu yöntemle boyanmakta ve bu yöntem kendi adıyla anılmaktadır. Bu yöntem daha çok tanısal amaçlı kullanılmaktadır. Babes tarafından başlatılmış ve daha sonra ise 1950' lerde Papanicolaou tarafından yaygınlaştırılmıştır. Bu yöntem birçok kurumda kullanılmaktadır. Palpe edilebilen veya görüntüleme araçları (ultrasonografi.Böbrek ve kas örneklerinin değerlendirildiği yer 3. servikovajinal ve idrar yayma sitolojisi gibi). Kapladıkları yüzeyden dökülen hücrelerin sitolojik olarak incelenmelerine “Eksfolyatif Sitoloji*’ denilmektedir (Örneğin. Elde edilen hücrelerin değerlendirilmesinde. Bu sayede serviks kanserlerini erken dönemde yakalama şansı artmıştır. İlk olarak 1927’de Dr. Deri ve mukozayı kazıyarak hücre elde ederek de incelemek mümkündür (kazıma yöntemi). Papanicolaou vajenden dökülen hücreleri bir lama yayarak kendi geliştirdiği bir yöntemle boyamış ve incelemiştir.

deneyime gereksinim vardır. Bu yöntemlerden in situ hibridizasyon (yakında çalışılmaya başlanacak) dışında hepsi. immunohistokimya. Diğer Patolojik Yöntemler Rutin histopatolojik inceleme yöntemleri dışında bazen ek patolojik incelemelere gereksinim duyulabilir. Arşiv. Bunların arasında histokimya. Arşiv 240 . 4. Her zaman için tanı koymak mümkün olmayabilir ve biyopsi ile tanının desteklenmesi gerekebilir. DNA sitometrisi. görüntü analizi gibi yöntemler sayılabilir. GATA Patoloji Anabilim Dalı’nda da kullanılmaktadır. in situ hibridizasyon.

Sonuçta hücrenin canlılığını sürdürdüğü değişmiş ve yeni bir durum (hipertrofi. 4.Tbp.2. Hücre ölümü 1. HÜCRE ZEDELENMESİ ve UYUMU Doç. Geri dönüşsüz zedelenme: Patolojik değişiklikler kalıcıdır ve hücre ölümü ile sonlanır. 3.Bnb. 2. 1. Hücre Zedelenmesi ve Hücre Ölümü Normal hücresel fonksiyon için hücrenin fizyolojik gereksinimleri ile hücrenin yapısı ve metabolik kapasitesi arasında bir uyum olması gerekir. Adaptasyon (uyum ) 2. Hastalığın nedenini araştırır. Geri dönüşlü zedelenme 3. Hastalığın hücre ve dokularda neden olduğu morfolojik değişiklikleri inceler. Nekroz 2. atrofi gibi) ortaya çıkar. Geri dönüşsüz zedelenme ve ölüm Hücresel Adaptasyon Aşırı fizyolojik streslerle veya bazı patolojik uyaranlarla oluşur. Geri Dönüşlü ve Dönüşsüz Zedelenmeler 1. Patolojinin Görevleri 1. Bu hücre içinde hassas bir homeostatik denge durumu oluşturur. 241 . Patogenezi açıklar. Morfolojik değişikliklerle klinik sonuçları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaya çalışır. 2. Geri dönüşlü zedelenme: Uyaran ortadan kalktığında veya zedeleyici neden hafif şiddette ise normale dönebilen patolojik değişikliklerdir. Dış kaynaklı uyarana bağlı en sık görülen hücre ölümü şeklidir. Apopitoz 1. hastalıkların fonksiyonel ve yapısal nedenlerini araştıran bir bilim dalıdır. Yıldırım KARSLIOĞLU Patoloji Anabilim Dalı Hücre Zedelenmesi ve Hücre Ölümü Genel Tanımlar Hücre Zedelenmesinin Nedenleri Hücre Zedelenmesi ve Nekrozis Hücre Zedelenmesi ve Hücre Ölümü Genel Tanımlar Patoloji. Nekroz a.

Programlanmış hücre ölümüdür. Apopitoz II a. Oksijen yetersizliği 2. Hipoksi. Çeşitli fizyolojik ve patolojik durumlarda. İnfeksiyöz ajanlar 5. 2. Hücre Zedelenmesinin Nedenleri 1. Apopitoz I a. hücresel komponentlerin bir arada uyumlu olarak çalıştığı ve çevre dokuya en az zarar veren bir ölüm şeklidir. glukoz hücreye ulaşamaz ve bu nedenle daha hızlı hücre zedelenmesi olur. c. Beslenme bozuklukları 1. Fiziksel etkenler 3. Morfolojik olarak kromatin yoğunlaşması ve parçalanması ile karakterizedir. 3. Radyasyon d. İskemi. Tek hücrede veya küçük hücre gruplarında görülebilir. b. Eser elementlerin fazlalığı e. Oksijen yetersizliği a. denatürasyon. Fiziksel etkenler a. Nonterapötikler (kurşun ve alkol gibi) c. Terapötikler (asetaminofen) b. Elektrik şoku 3. 2. Şiddetli hücre şişmesi. Sıcak-soğuk c. CO ve hava kirliliği f. Oksijen yüksekliği d. glikolitik enerji üretimi devam edebilir. Kimyasal etkenler ve ilaçlar 4.b. embriyogenez sırasında istenmeyen veya gereksiz hücreler de bu yolla ortadan kaldırılır. b. hücre organellerinin yıkımı ve hücre parçalanması olur. Genetik bozukluklar 7. Kimyasal etkenler ve ilaçlar a. Mekanik travma b. İnsektisitler g. b. İmmünolojik reaksiyonlar 6. Atmosfer basıncındaki ani değişiklikler e. proteinlerin koagülasyonu. Narkotikler 242 . İstenmeyen hücreleri ortadan kaldırmak için planlanmış.

İskemi uzadığında. Açlık e. Geri dönüşsüz mitokondriyal zedelenme Genel Biyokimyasal Mekanizmalar İskemik ve Hipoksik Hücre Zedelenmesi 1. Zedeleyici ajanın tipine. İskemik ve hipoksik zedelenme hücresel zedelenmenin en yaygın tipidir (örn. Membran zedelenmesi 243 . Geri dönüşsüz zedelenme: İskemi kalıcı olursa zedelenme geri dönüşsüzdür ve bunda iki önemli olay rol oynar: 1. Zedelenen hücrenin tipine. Biyokimyasal ve yapısal komponentler etkilenir. Oksijen kaynaklı serbest radikaller 3. Diyetin içeriğindeki değişkenler d. Ca+2 homeostazının bozulması ve hücre içi kalsiyumun artması 4. Genetik bozukluklar 7. Anoreksia nervoza Genel Mekanizmalar I 1. 9. 7. Mitokondriyal disfonksiyon belirli bir noktaya kadar onarılabilir. koroner arter tıkanıklığı). Protein-kalori eksikliği b. Vitamin eksikliği c. İnfeksiyöz ajanlar 5. Kan akımı düzeltilince. Obezite f. Azalmış ATP sentezi ve ATP’nin aşırı tüketimi 2. Rol Oynayan Biyokimyasal Olaylar 1. İmmünolojik reaksiyonlar 6. ATP’nin tükenmesi 2. konumuna ve uyum sağlama yeteneğine göre sonuçlar değişir. 2. Membran geçirgenliğinin bozulması 5. 8. 6. süresine ve şiddetine göre hücresel yanıt değişir. zedelenme alanı genişleyebilir (reperfüzyon zedelenmesi). hücrelerin enerji üreten sistemi onarılamaz şekilde zedelenirse patolojik değişiklikler kalıcı olur (geri dönüşsüz zedelenme). Geri Dönüşlü Zedelenme: Hipoksi önce oksidatif fosforilasyonun ve arkasından da mitokondride ATP üretiminin azalmasına neden olur.4. İskemik hücrelerdeki patolojik değişiklikler onarılabiliyorsa geri dönüşlü zedelenmedir. 4. Geri dönüşlü ve dönüşsüz hücre zedelenmesi ile nekrozisdeki morfolojik değişiklikler 3. Serbest radikallere bağlı hücre zedelenmesi 2. 5. Beslenme bozuklukları a. Eğer oksijen sağlanabilirse etkilenen hücreler sağlamlığını korur.

Serbest Radikallerin İnaktivasyonu 1. Serbest Radikallere Bağlı Hücre Zedelenmesi 1. 3. Süperoksit dismutazlar c. Hücre içi Ca+2 artışı enzimlerin aktivasyonuyla. lipidler ve karbonhidratlarla etkileşime giren kararsız maddelerdir. C ve E vitamini ile glutatyon) 2. Geri Dönüşlü ve Dönüşsüz Hücre Zedelenmesi ile Nekrozisdeki Morfolojik Değişiklikler Canlı organ ve dokularda hücre ölümünden sonra gelişen morfolojik değişikliklerin tümüne NEKROZ denir. Serbest radikaller kararsız moleküllerdir. Parlak. proteinlerin denatürasyonuna yol açar (koagülasyon nekrozu). Geri dönüşlü zedelenmede kan akımı düzeldiğinde hücreler canlılığını devam ettirir. 2. protein ve DNA zedelenmesi olur. Gulutatyon peroksidaz Sonuç Eğer aşırı serbest radikal oluşumu varsa lipid. Çünkü antioksidanlar ve enzim sitemleri bunları ortadan kaldırmada yetersiz kalmaktadır. 3. Proteinler. 2. Proteinlerin denatürasyonu. Genellikle spontan olarak ortadan kalkarlar. İskemi ve Reperfüzyon Zedelenmesi Kan akımının belirli bir süre kesilmesinden (iskemi) sonra kanlanmanın yeniden düzelmesine reperfüzyon denir. Daha eozinofilik (bazofiliyi sağlayan RNA’nın kaybına bağlı). Çeşitli kimyasal ve biyolojik olayları harekete geçirerek hücresel zedelenmeye neden olurlar. Katalaz b. Serbest radikalleri uzaklaştıran ve hücresel zedelenmeyi minimal düzeye indiren çok sayıda mekanizma vardır. 2. 2. 1. 244 . Mekanizması ne olursa olsun membran bütünlüğünün kaybı Ca+2 girişine neden olur. Organel veya diğer sitoplazmik komponentlerin enzimatik olarak sindirilmesi Nekrozisdeki morfolojik değişiklikler: Nekrotik hücre. Serbest Radikallerin İnaktivasyonunda Rol Oynayan Faktörler 1. Antioksidanlar (A. Homojen (glikojen kaybına bağlı). İki ana nedeni vardır: 1. Serbest radikalleri ortadan kaldıran enzimler: a.Membran Zedelenmesindeki Mekanizmalar 1. 2. Geri dönüşsüz zedelenmede ise reperfüzyonda apopitoz benzeri bir nekroz ortaya çıkabilir (reperfüzyon zedelenmesi).

Adaptasyonlar. Kangrenöz nekroz 1. Bakteri ve lökositlerin birarada bulunduğu bir gazlı kangrende koagülasyon ve likefaksiyon nekrozu birlikte görülür. Kötü kokuludur. Likefaksiyon nekrozu 3. Özellikle ekstremitelerde görülür. En sık görülen nekroz paternidir. b. Hücre membranları parçalanmıştır. Yağ nekrozu 5. Koagülasyon (iskemik) nekrozu 2. b. Protein denatürasyonundan hemen sonra otoliz ve heteroliz olduğunda ortaya çıkar. b. Atrofi d. Metaplazi 245 . c. 2. böbrek. Koagülasyon nekrozu a. kolayca parçalanabilen peynir benzeri görünümü vardır. Mikroskopik olarak hücre debrisleri bulunan amorf eozinofilik materyal izlenir. Miyokard. 3. Hiperplazi b. b. Lökositlerin lizozomal enzimleri aracılığıyla ölen hücreleri sindirmesine HETEROLİZ denir. Daha çok lokalize bakteriyel infeksiyonlarda (apseler) ve beyinde görülür. Hücre İçi Birikimleri ve Hücresel Yaşlanma Çoğalma ve Farklılaşmada Hücresel Adaptasyonlar a. Nekroz Tipleri 1. c. 2. Tüberküloz için karakteristiktir. 4 Kangrenöz Nekroz a. Sitoplazmik proteinlerin denatürasyonu ile karakterizedir. c. c. Kazeifikasyon nekrozu 4. Koagüle olan hücrenin çatısı korunur.4. Karyoliz (kromatinin erimesi) 3. Vakuollü 5. Likefaksiyon Nekrozu a. Nükleer Değişiklikler 1. yoğun nükleus). Kazeifikasyon Nekrozu a. Karyoreksis (küçük kümelere parçalanmış kromatin) Ölen hücrenin kendi lizozomal enzimleri aracılığıyla sindirilmesine OTOLİZ denir. Hipertrofi c. karaciğerde daha sık görülür. Yumuşak. Piknoz (küçük. Nekrotik alan yumuşak ve sıvı ile doludur.

Metaplastik kalsifikasyon Hücresel yaşlanma a. Fizyolojik hipertrofi: Vücut geliştirenlerdeki kas hipertrofisi b.Hücre İçi Birikimler Lipidler Proteinler Glikojen Pigmentler Patolojik kalsifikasyon a. 2. Fizyolojik g. f. Hücre komponentlerindeki azalmaya (mitokondri. c. Çoğalma ve Farklılaşmada Hücresel Adaptasyonlar 1. Östrojene bağlı endometriyal proliferasyon b. c. d. b. 3. Bu hücrenin canlılığını koruyabildiği yeni bir denge durumudur. Genellikle hipertrofiyle birliktedir. Distrofik kalsifikasyon b. Hücreler aşırı fizyolojik stres ile patolojik uyaranlar karşısında fizyolojik ve morfolojik hücresel adaptasyonla yanıt verebilir. Hücrelerdeki sayısal artıştır. hemopoetik ve konnektif doku hücrelerinde oluşur. kalp ve iskelet kası hücrelerinde hiperplazi özelliği yoktur veya çok azdır. Adaptasyonlarda hücre içi birikimler görülebilir. Puberte ve gebelikte kadın memesindeki büyüme Kompensatuar hiperplazi Parsiyel hepatektomi sonrası karaciğerin hiperplazisi Hipertrofi Organellerin (özellikle miyofilamentlerin) sayısında artış ve dolayısıyla da hücre ve organ boyutundaki artış ile karakterizedir. Fonksiyonel olarak gereksinimde artış: a. Hiperplazi sadece DNA sentezi yapabilen epitelyal. b. Fizyolojik veya patolojik nedenlerle oluşabilir. Patolojik hipertrofi: Kalp yetmezliğindeki kalp kası hipertrofisi. d. filamentler) bağlı hücre 246 . Spesifik hormonal uyarım: Fizyolojik hipertrofi: Gebelikte prolaktin ile östrojene bağlı meme ve uterus hipertrofisi Atrofi a. Sinir. Kas hücreleri fonksiyonel artışla veya hormonlarla uyarıldığında genellikle hipertrofiyle yanıt verir. Hiperplazi a. ER. e. Patolojik Hormonal hiperplazi a.

a. Golgide distorsiyon Oksidatif zedelenmenin oranı yaşla artar. c. Morfolojik Değişiklikler a. Yaşlanan hücrelerde çok sayıda fonksiyonel ve morfolojik değişiklikler olur. Pleomorfik ve vakuollü mitokondriler c. Kan desteği hücrelerin yaşamını sürdüremeyecek kadar yetersiz ise hücre ölümü görülür. Atrofik hücrelerde fonksiyon azalır.ve organ boyutunda küçülmeyle karakterlidir. Hücrelerde yaşa bağlı değişiklikler yıllarca subletal düzeydeki zedelenmenin ilerleyici birikimi sonucu oluşur. En sık görülen kolumnar hücrenin yassı epitele dönüşümüdür (sigara içenlerde solunum epitelinin yassı epitel metaplazisi). f. b. Ancak bunlar ölü hücre değillerdir. b. aynı zeminde atipi (displazi) ve sonrasında da kanser gelişebilir. Yassı epitelde de kolumnar epitel metaplazisi oluşabilir (Barret özofagusu). Atrofik doku sonunda tümüyle yağ dokusuna dönüşür. d. iyonizan radyasyon vb. Ancak hücrenin çoğalmasındaki programlı olaylar ile hücrenin savunma mekanizmalarını bozan en önemli faktör. b. ilerleyici oksidatif zedelenmedir.) yaşam süresinin azalması ile yakından ilişkilidir. ER’da azalma d. 247 . Sonuç Hücresel yaşlanmanın mekanizmaları çeşitlendirilebilir. Olgun bir hücre tipinin başka bir olgun hücre tipiyle geri dönüşümlü olarak yer değiştirmesidir. Belli bir noktadan sonra hücre zedelenmesi veya ölümüyle sonlanabilir. Bu reaktif ürünlerin üretimindeki artış (yüksek kalorili diyet. g. Metaplazi a. Metaplastik epitel benign olmakla birlikte. c. Hücresel Yaşlanma Yaş ilerledikçe ve hemen hemen tüm organlarda fizyolojik ve yapısal değişiklikler oluşur. eğer uyaranlar devam ederse. e. Fizyolojik (doğum sonrası uterusun küçülmesi) ve patolojik olabilir. Düzensiz ve anormal loblu nükleuslar b.

ilerleyici organ hasarı. Enflamasyon ve onarım potansiyel olarak zararlı olabilir (hipersensitivite reaksiyonları. nekrotik dokular. Vazodilatasyon 3. Mikrobik enfeksiyonlar. fiziksel ve kimyasal ajanlar. AKUT ve KRONİK İNFLAMASYON Yrd. Geçici vazokonstriksiyon 2. zedelenmelere karşı verdiği reaksiyona enflamasyon denir.Tbp.Bnb. Vasküler permeabilite (geçirgenlik) artışı 3. İNFLAMASYONUN KLİNİK BULGULARI Kızarıklık (rubor) Şişlik (tumor) Isı artışı (calor) Ağrı (dolor) Fonksiyon kaybı İNFLAMASYONUN MİKROSKOBİK BULGULARI Vazodilatasyon Kan akımın yavaşlaması Vasküler geçirgenliğin artışı Ödem Lökosit birikimi PATOGENEZ 1.Doç. Bülent KURT Patoloji Anabilim Dalı TANIM Vaskülarize canlı dokuların. Kan damarlarının reaksiyonu (hemodinamik değişiklikler) 2. Hücre çıkışı 248 . Kan hücrelerinin zedelenme alanına birikimi (lökositik eksudasyon) Kan Damarlarının Reaksiyonu 1. Sıvı çıkışı 4. skar oluşumu). immunolojik reaksiyonlar enflamasyonu başlatabilir.3.

Vasküler permeabilite artışı Normal şartlarda plazma proteinleri ve şekilli elemanlar hücre dışına çıkamazlar Kan Hücrelerinin Zedelenme Alanına Birikimi Marginasyon (yanaşma). Kronik enflamasyonun hiç akut enflamasyon bulguları olmadan ortaya çıkar: Yokedilemeyen ancak düşük toksisitesi bulunan hücreiçi mikroorganizmalar Uzun süre bazı toksik maddelere düşük dozda maruz kalma Otoimmün hastalıklar Kronik Enflamasyondaki Olaylar Mononükleer enflamatuar hücre enfiltrasyonu lenfositler plazma hücreleri makrofajlar Fibroblastların proliferasyonu. Tekrarlayan akut enflamasyon atakları sonrasında oluşur. prostoglandinler Ağrı: Prostoglandinler. Nitrik oksit Permeabilite artışı: vazoakif aminler. C5a. yabancı partiküle yapışma Partikülü sitoplazma içerisine alma Yoketme veya parçalama Akut Enflamasyonda Kimyasal Mediatörler Vazodilatasyon: histamin. leukotriene B4 Ateş: IL-1. yuvarlanma ve adhezyon (yapışma) Transmigrasyon (endotelden geçiş) Migrasyon (göç) ve Kemotaksi (yönelme) Kemotaktik (Yönelme) Ajanlar Bakteriyel ürünler Kompleman sistem komponentleri (C5a) Araşidonik asit metabolizması ürünleri (Lökotrien B4) Sitokinler (interlökin-8) Fagositoz ve Degranülasyon Tanıma. kan damarlarının proliferasyonu Konnektif doku artımı (fibrozis) Doku yıkımı 249 . prostoglandinler. lökotrien Kemotaksi: C5a. TNF(tümör nekroz faktör). bradikinin. oksijen metabolitleri Kronik enflamasyon ise üç yolla oluşur: Akut enflamasyonu takip ederek oluşur. C3a. trombosit aktivite edici faktör. bradikinin Doku zedelenmesi: Nötrofil ve makrofaj lizozomal enzimler.

Epidermis ve dermisi ilgilendiren bir yaralanmayı göz önüne alacak olursak. 2. İnsizyon alanını granülasyon dokusu kaplar. İyileşme daha çok rejenerasyon yolu ile olur iz kalmaz. fibrozis) PRİMER İYİLEŞME Dokuda minimal kayıp mevcuttur. 3. YARA İYİLEŞMESİ Rejenerasyon (primer iyileşme) Sekonder iyileşme (enflamatuar granülasyon dokusu oluşumu. Hipotansiyon Nabzın artması Bu akut faz reaksiyonlarının ortaya çıkışını sağlayan en önemli kimyasal mediatörler IL-1 ve TNF dir. 24 saat içinde fibrin pıhtısı etrafında nötrofiller birikmeye başlar. haftada kollajen birikimi ve fibroblastik aktivite devam eder. 24-48 saat içinde epidermis bazal tabakasında mitotik aktivite başlar. 250 . 5. gün nötrofiller yerini makrofajlara bırakır. epidermis altında hafif bir skar dokusu kalmıştır. Epitelial hücrelerin proliferasyonu devam eder epitel kalınlaşır. İlk ay sonunda ise yara üzeri normal epidermisle kaplanmış. Enflamatuar hücreler ve ödem azalır. İştahsızlık. gün insizyon alanında neovaskülarizasyon normaldir.İnflamasyonun Sistemik Etkileri Ateş Akut faz reaksiyonları Uykuya meyil. Epidermis normal kalınlığına ve diferansiyasyonuna ulaşmıştır.

transuda denir. Hidrostatik Basıncın Artışı A. Armağan GÜNAL Patoloji Anabilim Dalı KONU BAŞLIKLARI Ödem Hiperemi ve konjesyon Kanama (hemoraji) Trombozis Embolizm Pulmoner embolizm Sistemik embolizm Trombüs dışındaki nedenlerle oluşan emboliler Enfarktüs Şok ÖDEM Hücreler arasında veya vücut boşluklarında sıvı birikimidir. plevral boşluktakine hidrotoraks. Sıvı birikimlerinin peritoneal boşluktakine assit. perikardial boşluktakine hidroperikardium adı verilir. Lenfatik Obstrüksiyon (Tıkanıklık) Enflamatuar Neoplastik Cerrahi sonrası Radyasyon sonrası 5. Nedenleri 1.Yzb.Kd. Plazma Onkotik Azalması Protein kaybettiren glomerülopatiler Karaciğer sirozu Malnutrisyon Protein kaybettiren gastroenteropatiler 3.4. Enflamasyon Basıncının Akut Kronik Anjiyogenez 251 . eksuda olarak adlandırılır. DOLAŞIM BOZUKLUKLARI TROMBOEMBOLİZM ve ŞOK Yrd. Enflamatuar nedenlerle oluşan sıvı birikimi genellikle berrak olmayıp. Tüm vücut boşluklarında ve dokularda yaygın ödem olmasına anazarka denir. Arterioler dilatasyon Sıcak Nörohumoral bozukluklar 2. Sodyum Birikimi Renal fonksiyon bozukluğu nedeniyle vücutta aşırı tuz tutulumu Glomerüllerde Na reabsorbsiyonununda artış 4.Venöz dönüşün engellenmesi Konjestif kalp yetmezliği Konstriktif perikardit Karaciğer sirozu Venlerin tıkanması B.Doç. Enflamatuar olmayan nedenlerle oluşan sıvı birikimi berrak görünüme sahip olup.Tbp.

1cm çapına kadar olanlar purpura. TROMBOZİS Kardivasküler sistem içerisinde fibrin (pıhtı) kitlesinin oluşmasına trombozis denir. Enfarktüs. Beyin ödeminde kafa içi basıncı artar. KANAMA (HEMORAJİ) Kan damarlarının yırtılması ile kan elemanlarının dışarı çıkışına denir.Klinik ve Morfolojik Özellikleri Ödem. hemoglobin parçalanma ürünü olan bilirübinin kanda yükselmesine bağlı sarılık oluşabilir. Konjesyon veya pasif hiperemide ise mavi-kırmızı arası bir renk oluşur. Enfarktüslerin en sık nedeni damarın tromboembolik nedenlerle tıkanmasıdır. Trombüs oluşumunda rol oynayan faktörler şunlardır: 1. Hücreler arasında ve vücut boşluklarında oluşan büyük kanamalardan sonra. Solunum güçlüğüne neden olur. hemotoraks. Birçok antitrombotik faktör vardır. Oluşan kitleye trombüs denir. Büyük miktarlarda kan kaybına neden olan hemorajiler. Trombositlerin 252 . 2. Trombüsler. daha çok yüzde ve göz kapaklarında oluşur. Eğer seröz boşluklar kan ile dolmuşsa. hemoperitoneum şeklinde adlandırılır. daha çok yer çekimine bağımlı lokalize ödem bulunur. Subepitelyal konnektif doku sadece endotelyal hücreleri destekler ve trombojenik yapıdadır. Büyük miktarda olursa hematom adı verilir. seröz nitelikteki sıvı hücrelerarası boşlukta birikmekle kalmaz. Gastrointestinal sistemde meydana gelen kanamalar demir eksikliği oluşmasına neden olur. koma ve konvülzyon gibi bulgular ortaya çıkabilir. Basmakla gode bırakır. Akciğer ödeminde ise. Konjesyon ise. beyinde ve akciğerde olduğu zaman ciddi sorunlar oluşturabilir. Böbrek kaynaklı ödem. Kapiller damarlar dışına küçük kanamalar olabilir. doku ve organlarda kan akımının aniden kesilmesi ile oluşan lokalize iskemik nekroza denir. HİPEREMİ ve KONJESYON Arterioler dilatasyon sonucunda organ ve dokulardaki kan akımının artışına hiperemi denir. Kalp yetmezliğinde. Deride pembemsi bir renk oluşur. Endotel ve Subendotelyal Konnektif Doku Normal endotel yüzeyi pıhtılaşma ve trombüs oluşumu için dirençlidir. Bu duruma siyanoz denir. kan akımının yavaşlamasına veya durmasına yol açabilir. Konjesyonda kanda hemoglobinin taşıdığı oksijen miktarı azalır ve mavi görünüm ortaya çıkar. daha büyük olduklarında ise ekimoz olarak adlandırılırlar. Uzun süreli konjesyonda oksijenden yoksun kanın stazına bağlı kronik hipoksi oluşur. hemoperikardium. Deri mukoza ve seröz yüzeylerdeki çok küçük kanama odakları peteşi. Trombositler. Herhangi bir endotelyal zedelenmede: a) Endotele yapışma b) Çeşitli ürünler sekrete etme c) Zedelenmiş alana birikme özelliklerine sahiptirler. eğer akut olarak meydana gelmişse hipovolemik şoka neden olurlar. organ ve dokularda bulunan kan miktarının artmasıdır. venöz dönüşün azalması sonucu. alveollere de dolar. normal hemostazda ve trombüs oluşumunda ana rol oynar.

Pıhtılaşmayı engelleyen faktörler inhibe olup ve pıhtılaşmanın başlaması engellenemez. esas olarak çeşitli faktörlerin etkisiyle protrombinden trombinin oluşmasıdır. Giderek büyürler ve büyük damarlarda ciddi tıkanmalara neden olurlar. Kan akımının normal olduğu alanlarda makrofajlar pıhtılaşma faktörlerini ortamdan kaldırır. yanıklar. Fibrinolitik aktivite ile ortadan kaldırılırlar. venlerde veya kapillerlerde oluşur. Koagülasyon Sistemi: Koagülasyon. b. endotel ve trombositlerde zedelenme oluşarak pıhtılışma faktörleri salınır. sigara gibi eksojen kimyasal maddeler ve bakteriyel toksinler de endotel hasarı oluşturma potansiyeli taşır. Trombüs Oluşumunu Hazırlayan Faktörler 1. Aktif koagülasyon faktörlerinin sulandırılması ve makrofajların temizlemesi gibi antikoagülan mekanizmalar bozulur. 3. 1. Kardiyak boşluklarda büyük trombüs kitleleri oluşabileceği gibi kalp kapaklarında da trombotik kitleler oluşabilir. Koagülasyon olayı başladıktan sonra trombüs oluşumu meydana gelir. Bölgesel kan akımının artmasıyla kan dilüe olur (sulanır) ve pıhtılaşma faktörleri azalır. Turbülansda. Trombüsler. d. Kanın Koagülasyon Yeteneğinde Artma: Nefrotik sendrom. Lökositlerden salınan çeşitli proteazlar ve plazmin ile pıhtı ortadan kaldırılır (fibrinolitik sistem). 3. Normal olarak kanda bulunan proteaz baskılayıcı proteinlerin inaktivasyonuyla proteazlar (plazmin) aktive olur ve pıhtılaşma engellenir. Trombin ise fibrinojenin fibrin haline gelmesini sağlar. kırıklara neden olabilen ciddi travmalar. Bu mekanizmalar şunlardır: 1. arterlerde. Kan Akımınındaki Bozukluklar: Staz ve turbülans akım oluşumunda 4 olay meydana gelir. Endotelyal zedelenme: Kalp ve arterlerde trombüs oluşmasının en önemli nedenidir. Atheroskleroz. Sigara ve oral kontraseptiflerin endotel üzerinde toksik etkileri bulunmaktadır. kardiyak cerrahi girişimler. c. miyokarditler veya immünolojik miyokardiyal reaksiyonlar. 253 . Bacaktaki venlerde oluşan trombüsler embolizme yol açtıkları için çok tehlikelidirler. a. 2. 3. kardiyak boşluklarda. 4. Ayrıca radyasyon. 2. Emboliye neden olurlar. İleri yaşta koagülasyon riski daha yüksektir. Bunlara vejetasyon denir. 2. enfarktüs.birikimi geri dönüşlüdür. gebeliğin son dönemi gibi çeşitli durumlarda kanın pıhtılaşma eğiliminde artış olur. Trombositlerin endotel ile teması artar. Morfoloji Trombüs. immünolojik kalp kapak hastalıkları trombüs oluşumunda etkilidir. 3. Organizmada pıhtılaşmayı önleyen veya oluşmuş pıhtıyı çözmeye çalışan antikoagülan mekanizmalar vardır.

mikrodolaşımda yaygın olarak trombüs oluşumunu takiben aktif fibrinoliz ve kanama ile karakterli bir kanama bozukluğudur. Lokalizasyon göre başlıca iki tipi vardır: Pulmoner Embolizm Büyük ve orta çaplı pulmoner arterlerin emboli ile tıkanmasıdır. Trombüs Dışındaki Nedenlerle Oluşan Emboliler: 1. Ani olarak gelişen çok sayıda trombüs nedeniyle trombositler ve çeşitli pıhtılaşma faktörleri hızla tükenir. 2. Trombüslerin çoğu miyokard enfarktüsü sonrasında meydana gelir. Tıkanıklık küçük çaplı damarlarda olduğunda. Dalgıçlarda görülen ve “vurgun” olarak halk arasında bilinen dekompresyon hastalığında ise atmosfer basıncındaki ani değişikliklerle oluşan gaz embolisi söz konusudur. Aniden yüzeye çıkıldığında çözünürlük azalacağı için erimiş azot gaz haline gelir ve emboliye yol açar. Hava veya Gaz Embolisi. 3. Amniotik Sıvı Embolisi: Amnion sıvısının plasental membranda oluşan bir zedelenme sonucu annenin kan dolaşımına geçmesiyle oluşur. kollateral olmadığı için genellikle pulmoner enfarktüs ortaya çıkar. Tıkanan damarların sayısı ve çapına bağlı olarak hastada ciddi bir embolizm sonucu kalp yetmezliği ve şok görülebilir. EMBOLİZM Damar içinde solid. EmbolilerİN %99’u trombüslerden kaynaklanır. Tüm pulmoner emboli vakalarının %95’inden fazlasında embolinin kaynağı popliteal. akut sağ kalp yetmezliği ve kardiyovasküler yetmezlik gelişebilir. Olguların %5 inde ani ölüm. %80-85’ i kalpte oluşan trombüslerden kaynaklanır. Organize ve rekanalize (trombüs içinde küçük kapiller damar oluşumları) olurlar. Femur ve pelvis gibi büyük kemiklerin kırılmalarından sonra yağ globülleri damarlar içerisine girebilir. Sistemik Embolizm Arteriyal sistemde emboli olması demektir. Tedavideki en önemli prensip. serum verme sırasında hava embolisi. dalgıç hastalığında nitrojen gazının embolisi gibi emboliler vardır. oluştuğu yerden daha uzak bir yerde tıkanma yapmasına embolizm denir. Aynı anda aktivite olan fibrinoliz sonucunda kapiller damarlarda yaygın kanamalar başlar. Yaralanmış arter veya venin içerisine hava kabarcıklarının sızması sonucu hava embolisi oluşabilir. Bunun dışında kırıklardan sonra yağ embolisi. Yaygın Damariçi Pıhtılaşma (DIC) Gebelik veya septik şok gibi çeşitli durumlarda gelişen.4. ENFARKTÜS Bir organ yada dokuda arterial veya venöz kan akımın aniden kesilmesi sonucu oluşan lokalize iskemik nekroza enfarktüs denir. Yüksek basınç altında uzun süre kalan kişilerde kanda erimiş halde bulunan azot miktarı artar. hastayı aniden yüzeye çıkmadan önceki basınç koşullarına geri döndürmektir. Enfarktüs iki tiptir: 1) Anemik (beyaz) 2) Hemorajik (kırmızı) 254 . Yağ Embolisi. sıvı ve gaz şeklindeki kitlelerin. femoral ve iliyak venlerdeki trombüslerdir.

Kan ve Kardiyovasküler Sistemin Durumu: Anemi veya hipoksi gibi kanın oksijen taşıma kapasitesinde azalmaya yol açan durumlar. ciddi travma ve yanıklar. Arteriyel Yapıların Anatomik Durumu: Çeşitli organ ve dokularda 4 tip arteriyal beslenme görülür: a. 2. Dokunun İskemiye Dayanıklılığı: Nöronlar ve SSS çok dayanıksızdır. 3. Çift arterle beslenme: Karaciğerlerde çok nadiren iskemik nekroz oluşur. Septik enfarktüslerde ise apse oluşabilir. d. Enfarktüs alanında enflamatuar reaksiyon. Koroner atherosklerozu olan kişilerde enfarktüs daha kolaylıkla oluşur. Beyin dokusundaki iskemik olaylarda bu türden bir skar dokusu gelişmez. Normal doku ile enfarktüs alanı arasında keskin bir hat oluşur. Zengin interarteriyal anastomozlarla desteklenmiş tek arterle beslenme: Kalpte ve İnce barsak arterleri arasında ise zengin anastomozlar bulunur. Tıkanmanın Gelişme Hızı: Çok yavaş gelişen bir tıkanma daha kolay tolere edilebilir. 4. Nörojenik Şok: Anestezi. aritmitler. şiddetli miyokard enfarktüsü. kardiyak tamponadı. Kan hacmindeki %10-15 lik kayıp. Şok Sınıflandırması: 1. yaygın pulmoner embolizm veya bakteriyel sepsislerde vücudun hemostaz mekanizmalarının bozulmasıyla oluşan dolaşım kollapsıdır. Kollateraller oluşmuştur. c. çeşitli mekanizmalarla telafi edilebilir. Hemorajik (kırmızı) enfarktüs genellikle venöz tıkanma sonucu gelişir ve gevşek. diyare ve yanık gibi nedenlerle oluşan aşırı sıvı kayıpları ile ortaya çıkar. Kalbin pompalama fonksiyonu bozulur. Beyinde Villus poligonu büyük arterlerin birleşmesini sağlar. ŞOK Aşırı kanama. fibroblastik aktivite ve skar dokusu oluşumu birbirini izler. Morfolojik Bulgular: Hemorajik ya da anemik olsun tüm enfarktüsler koni şeklinde olup. 2. Buna karşılık mezankimal hücreler çok daha dayanıklıdır. Paralel arteriyal sistemle beslenme: Ön kol ve beyinde bulunur. pulmoner embolizm gibi nedenlerle oluşur. 3. Çok az anastomoz desteği olan tek arterle beslenme: Böbrekte ise arteriyal yapıda yeterince anastomoz bulunmaz. genelikle tepesi tıkanan damar tarafında bulunur. b. kalp rüptürü. spinal kord yaralanmalarında oluşur. Bu nedenle enfarktüs daha sıktır. Dolaşan kan volümünün aniden azalması ile oluşan şoka hipovolemik şok denir. Enfarktüsün Ciddiliğini Etkileyen Faktörler: 1. Hipovolemik Şok: Kanama. Tüm nekroz alanının skar dokusu haline gelmesi bazen aylarca sürebilir. Kardiyojenik Şok: Miyokard enfarktüsü. kusma. enfarktüs oluşumunu kolaylaştırır.Anemik (beyaz) enfarktüs solid dokularda arteriyal tıkanma sonucu gelişir. çift sirkülasyonlu veya konjesyon bulunan dokularda görülür. Çünkü burada likefaksiyon nekrozu gelişir. Septik Şok: Bakteriyel enfeksiyonlarda sepsis sonucu oluşur. Oksijensiz ortamda hücrelerin anaerobik metabolizmaları sayesinde laktik asit miktarı yükselmeye başlar ve asidoz gelişir. 24 saat sonra normal bir doku ile arasındaki fark iyice belirginleşir. 255 . 4.

Geri Dönüşümsüz Dönem: Beyin kalp ve böbreklerdeki perfüzyon bozukluğu tamir edilemeyen noktaya gelmiştir. Geri döndürmek mümkün olamaz.Kardiyojenik ve hipovolemik şokta hasta kapiller vazokonstriksiyon nedeniyle soğuk ve terlidir. Şokun Dönemleri 1. Santral ven etrafında nekroz olur. Bu organlarda iskemiye bağlı hücre ölümleri gerçekleşmiştir. Erken (Kompanze) Dönem: Kan dolaşımındaki kompanze edilebilir bir azalma sonucunda vazokonstriksiyon. 256 . kalp hızının artması. mikroenfarktüsler Akciğerler Alveolerde şiddetli zedelenme ve bakteriyel enfeksiyonlar Böbrekler Akut tübüler nekroz Böbreküstü Özellikle kortekste küçük nekroz alanları bezleri Gastrointestinal Mukozal hemorajiler ve nekroz odakları sistem Karaciğer Hepatositlerde yağ globülleri birikir. Septik şokta şiddetli vazodilatasyon nedeniyle deri normal veya kurudur. 2. Hastanın idrar miktarı gittikçe azalır. İlerleyici (Dekompanze) Dönem: Kompanzatuar mekanizmalara rağmen istenen miktarda kan dolaşımı sağlanamaz. Şokta En Çok Etkilenen Organlarda Sık Karşılaşılan Morfolojik Bulgular Organ Morfolojik Değişiklik Beyin Hipoksik ensafalopati Kalp Subepiteliyal ve subendotelyal kanamalar. 3. ADH salgısının artması ve renin-angiotensin-aldesteron sisteminin aktivasyonu ile kan dolaşımı yeterli bir düzeye kadar yükseltilir.

Bu işlevlerini T ve B lenfositlere gereksinim olmadan yapmaktadırlar. D ve E. T4 (+) (yardımcı T lenfositler) ve T8 (+) (sitotoksik-baskılayıcı T lenfositler) antijenik özelliklere sahip iki tip T lenfosit vardır. Transplante edilen doku veya organın atılımında rol oynayan antijenlere “doku uygunluğu (histokompatibilite)” veya “transplantasyon” antijenleri adı verilir.Kd.Tbp. Antijenleri fagosite ederler ve işleyerek T lenfositlere sunarlar. NK Hücreleri: Tümör hücrelerini. B. 3. T8 (+) lenfositler T4 (+) lenfositlerin uyarıcı özelliklerini baskılayarak kontrol altında tutmaktadır. yapışarak ve sitotoksik maddelerle eriterek öldürürler. Bu antijenlerin yerleştiği genlere histokompatibilite genleri denilmektedir. Kromozom üzerinde yer aldıkları gen grubuna major histokompatibilite kompleksi (MHC) adı verilir ve başlıca 2 grup altında incelenir: Klas I Antijenler (HLA-A. T lenfositler aracılığıyla olan hücresel immünite Dolaşan kandaki lenfositlerin % 60-70’ini T lenfositler. %10-15’ini ise T ve B hücresi olarak belirlenemeyen “Naturel Killer (NK)” hücreleri oluşturmaktadır.5. T4 (+) lenfositler salgıladıkları uyarıcı (IL2 gibi) faktörlerle hücresel ve hümoral immün yanıtta rol oynamaktadır. M. 4. virüsle enfekte hücreleri ve mantarları. A. T ve B lenfositlerin farklılaşmasında rol oynayan faktörleri salgılarlar. bütün çekirdekli hücrelerde bulunmaktadırlar.Doç. Bu sitemde immün yanıtta rol oynayan 2 önemli mekanizma vardır: 1. Toksik maddeler ve proteolitik maddeler salgılayarak tümör hücrelerinin ortadan kaldırılmasına yardımcı olurlar. B Lenfositler: Kemik iliğindeki kök hücrelerden köken alırlar ve ince bağırsaktaki Payer plaklarında antijenik özelliklerini kazandıkları varsayılmaktadır. B lenfositler antijenik bir uyarı karşısında 5 farklı immünglobulin (Ig) salgılar: Ig G. C). Kanda monositlerin ve dokularda makrofajların oluşturduğu mononükleer fagositer sistemin ise her iki immün yanıtta uyarıcı rolü vardır.Yzb. Gecikmiş tipteki aşırı duyarlılık reaksiyonlarında rol oynamaktadırlar. Armağan GÜNAL Patoloji Anabilim Dalı Bağışıklık sistemi vücudu mikroorganizmalardan koruyan ve kendi antijenik özelliklerini tanıyan bir sistemdir. Doku Uygunluğu (Histokompatibilite) Antijenleri ve HLA Sistemi: Bireyin kendi antijenik özelliklerini ayırt edebilmesi bağışıklık sisteminin bir özelliğidir. 257 . Makrofajlar: 1. 2. T Lenfositler: Kemik iliğindeki kök hücrelerden köken alarak timusa gelmekte ve burada antijenik özelliklerini kazanmaktadır. BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ HASTALIKLARI Yrd. B lenfositler aracılığıyla olan hümoral immünite 2.

Örnek: Tüberküloz. Bu maddeler düz kaslarda kasılmaya. Tip IV (Hücresel) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Yabancı antijenle duyarlanmış T lenfositler açığa çıkan sitotoksik faktörler aracılığı ile hedef hücrenin erimesine neden olunmaktadır. İkinci kez aynı antijenle karşılaşan duyarlanmış mast hücreleri veya bazofillerin yüzeyinde bulunan IgE’lerle antijen birleştiğinde vazoaktif maddeler açığa çıkmaktadır (degranülasyon evresi). makrofajlar. Aşırı Duyarlılık Reaksiyonları Tip I (Anaflaktik) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Antijen ilk karşılaşmada IgE ile birleşerek mast veya bazofil hücrelerin yüzeyine yapışır. antijen sunan hücreler (monositler. poliarteritis nodoza (PAN). Örnek: Otoimmün hemolitik anemi. polimyozitis gibi. damarda geçirgenlik artışına ve ödeme neden olmaktadır. dentritik hücreler). skleroderma. (T4 (+) lenfositlerin yabancı antijenleri tanıyabilmesi için önceden klas II antijenlerle makrofajlarda işlenmiş olması gerekir). Bu Antijenlerin Başlıca Görevleri: 1. 258 . Örnek: Pernisiyöz anemi. Bu durumda bağışıklık sistemi kendi antijenlerini yabancı olarak algılamakta ve “otoantikor” adı verilen antikorların oluşumuna neden olmaktadır.Klas II Antijenler (HLA-D). Sitotoksik T lenfositlerin virüsle enfekte hücreleri tanıyabilmesi için klas I antijenlere gereksinim vardır. Örnek: Anaflaktik şok (penisilin allerjisi) ve allerjik (bronşial) astım. Klas I antijenlere göre dokulardaki dağılımı daha sınırlı olup. ancak nedeni tam olarak anlaşılamayan mekanizmalarla bu özellik ortadan kalkabilmektedir. İmmün yanıtta hücreler arası ilişkiyi sağlamaktadır. B lenfositler ve bazı uyarılmış T lenfositlerde bulunmaktadır. organ veya doku rejeksiyonları (atılımları). 2. Tip III (İmmün Kompleks) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Antijen-antikor (IgG ve M) komplekslerine kompleman sisteminin elemanları eklenmekte ve ortama çekilen nötrofil lökositlerden açığa çıkan lizozomal enzimler hedef hücrenin erimesine neden olmaktadır. Örnek. Serum Hastalığı. Tip II (Sitotoksik) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Homolog veya otolog antijenlere IgG ve M özelliğindeki antikorlar bağlandıktan sonra veya kompleman sisteminin de katılmasıyla hedef hücrenin erimesine neden olunmaktadır. 3. Transplantasyonlarda alıcı ve verici arasında doku uygunluğu olmadığında alıcının bağışıklık sistemi o dokuyu veya organı yabancı olarak tanımakta ve rejeksiyona neden olmaktadır. Hashimato tiroiditi. romatoid artrit. Bu yapışmadan sonra mast hücreleri veya bazofiller bu antijeni tanır hale gelirler (sensitizasyon veya duyarlanma evresi). Bu antikorların üretimine ya T4 (+) lenfositlerin aşırı fonksiyonu veya T8 (+) lenfositlerin baskılayıcı fonksiyonlarının yetersiz oluşunun neden olduğu düşünülmektedir. Otoimmün Hastalıklar Vücut kendi antijenlerini histokompatibilite antijenleri sayesinde tanıyabilmekte. lepra.

Amiloid patolojik ve protein benzeri bir maddedir. hiyalin benzeri ekstrasellüler bir madde olarak saptanır. Amiloid birikimi ışık mikroskop altında eosinofilik. Amiloidoziste bu hastalıklardan biridir. 259 . Sistemik bir hastalık olarak kabul edilen Amiloidoziste immün sistemdeki değişikliklerin etkili olduğu kabul edilmektedir. Birçok doku ve organda intersellüler aralıkta birikebilir. Kongo red adlı bir boyayla da gösterilebilir. Buna bağlı olarak çeşitli klinik belirtilere yol açabilir. amorf.Amiloidozis: Birçok hastalıkta immünolojik mekanizmaların etkili olduğu düşünülmektedir.

orta ve az diferansiye olmak üzere üç şekilde derecelendirilir. TÜMÖRLER Doç. Kaynaklandığı tümörlere benzerlikleri nedeniyle histopatolojik tanısı yüksek dereceli (kötü diferansiye) olanlara göre daha zordur. Tümörün kan ya da lenf yolu ile farklı organlara gidip orada invazyon göstermesi “metastaz” olarak adlandırılır. Bazı tümörlerde keratin (yassı epitel hücreli karsinom) safra (hepatosellüler karsinom). matür kistik bir teratomdur ve sık olarak genç-erişkin kadında overde görülür. mediyasten ve beyinde orta hatta görülür. kolonun müsinöz adenokarsinomları) kalsitonin (tiroidin medüller karsinomu) üretimi olabilir. Malign tümörlerde farklılaşma (diferansiasyon) “grade”. İndiferansiye terimi de anaplazi gibi diferansiasyon kaybını ifade eder. müsin (over. En güvenilir malignite kriteri metastazdır. Diferansiasyon kaybı “anaplazi” olarak ifade edilir. Epitelyal kaynaklı malign tümörler “karsinom veya kanser”. Neoplazi terimi de aynı anlamda kullanılmaktadır. matür (benign) ve immatür (malign) olmak üzere ikiye ayrılırlar. En sık görülen teratom dermoid kisttir. Malign tümörlerde atipi. Daha sonra ise retroperitoneal bölge. Tümörler benign (iyi huylu) ve malign (kötü huylu) olarak iki gruba ayrılmaktadır.6. Malign tümörlerin genellikle çevre dokuları infiltre etme (yayılma) eğilimi vardır. Teratomlar.Tbp. Diferansiye edilemeyen malign tümörler anaplastik ya da indiferansiye olarak sınıflandırılmaktadır. mezenkimal kaynaklı malign tümörler ise “sarkom” olarak adlandırılır. Benign tümörler genelikle iyi sınırlı lezyonlardır. Teratomlar en çok gonadlarda görülür. Düşük dereceli (iyi diferansiye) tümörler daha iyi biyolojik davranış gösterir ve daha yavaş büyürler. Dermoid kist. Malign tümörler iyi. Teratom. mitoz ve 260 . üç germ yaprağından köken almış hücrelerden meydana gelen bir tümördür. Önder ÖNGÜRÜ Patoloji Anabilim Dalı KONU BAŞLIKLARI GENEL BİLGİLER Tümör Biyolojisi Metastaz Biyolojisi Epidemiyoloji KARSİNOGENEZ Kimyasal Etkenler Radyasyon Viral Etkenler Onkogenler PARANEOPLASTİK SENDROMLAR TÜMÖRLERDE SALGILAR TÜMÖRE KARŞI KONAK YANITI GENEL BİLGİLER Tümör kelime olarak şişlik anlamına gelmektedir.Yb. Daha sonra ise invazivlik gelir. yaygınlığının (invazyon) derecesi “stage” olarak adlandırılır.

Ancak. prostat tümörlerin gelişiminde hormonal etkilerin rolü vardır. Karsinomlar daha çok lenfatik yolla yayılırlar (meme karsinomları önce aksiller lenf nodlarına). 261 . malign tümörlerdir. over. Tümörün hızlı büyümesi.: Özofagus alt ucunda Barrett özofagusunda adenokarsinom gelişimi) için zemin hazırlarlar. kemik ve akciğerlere). hepatoma benign tümör gibi adlandırılmış olmalarına rağmen. Ancak bazı sarkomlar (sinovyal sarkom) hem hematojen hem de lenfatik yayılım gösterebilir. En sık görülen malign tümörler. her displastik lezyon mutlaka kansere dönüşmez.nekroz görülebilir. daha sonra ise gastrointestinal kanserlerde sıktır. periton ve plevra gibi vücut boşlukları ile doğrudan yayılımı sıktır. Lenfatiklerin bazal membranında kollajen ve laminin olmadığı için invazyon daha kolaydır. anjiyomatozis ve nörofibroma gibi benign tümörlerde) gösterebilir. Bu olasılık hafif ve orta dereceli displazilerde daha çoktur. Sarkomlar daha çok hematojen yayılım gösterirler. Metastaz en çok karaciğere. Periton yayılımı en sık over yüzey epiteli kanserlerinde görülür. Tendon. normal hücrelerden daha kısa mitoz süresine sahip değildir. Bu iki organda da metastatik tümörler. Epitelyal kanserlerin çoğunda önce bir displazi evresi vardır. Displazilerin geri dönüşümü olabilir. kıkırdak dokusu tümör invazyonuna dirençlidir. Arter çok elastik fibril içerdiği için vene göre invazyona daha dirençlidir. Burkitt lenfoma. Benign tümörlerin çoğu kapsüllü (lipom) veya iyi sınırlıdır (leiomyom). Meme. Lenfoma. Ancak bu parametreler bazen benign tümörlerde de görülebilir. Bazı tümörler (Kronik Miyeloid Lösemi. az diferansiye ve hızlı büyüyenlerde daha etkilidir. Meme kanserlerindeki portakal kabuğu kırmızısı görünüm tümörün lenfatikleri tıkamasına bağlıdır. büyüme ve bölünme gösteren hücrenin çok olmasındandır. Bölünmekte olan çok hücre varsa kemoterapi daha etkilidir. Tümör Biyolojisi Tümör gelişiminin bir hücreden başladığı düşünüldüğü için tümör hücreleri ilk oluştuklarında monoklonaldir. Mitoz yüksekliği büyüme hızını gösterir. Tümör hücresi. bazen yalancı bir kapsül bulunabilir (renal hücreli karsinom ve bazı sarkomlarda olduğu gibi). melanoma. primerlerden daha sıktır. seminoma. Bazı tümörler (bazal hücreli karsinom) malign oldukları halde metastaz potansiyelleri yok denecek kadar azdır. glioma. Tümörlerin. deri tümörlerinden sonra adenokarsinomlardır. Benign tümörler genellikle “-oma” eki almaktadır. endometriyum. Wilms tümörü gibi) kromozomlardaki karyotipik değişikliklerle ilişkili olabilmektedir. Kemoterapinin etkisi iyi diferansiye tümörlerde az olup. ikinci sıklıkta da akciğerlere olur. Displazi prekanseröz bir lezyondur. bölgesel lenf nodlarına. Malign tümörler hiçbir zaman kapsüllü değildir. Zamanla heterojenite ve genetik instabilite kazanırlar. Apendiks ve overlerin müsinöz kistadenokarsinomlarında müsin salgısı direkt batın içine yayılarak psödomikzoma peritonei tablosu oluşturabilir. Bazı lezyonlar malign tümörler (örn.: meme kanserleri. Ancak bazen kapsüllü olmayabilir ve invaziv gelişim (fibromatozis. eklem kapsülü. Metastaz eğilimi tümörlerde farklılık gösterebilir (örn.

Cinsiyete göre kanserlerin görülme sıklığı Tablo I’de gösterilmiştir. Ancak bu değişiklikler tümör oluşması için yeterli değildir ve tümör oluşması için mutant DNA çoğalmalıdır. Proteaz enzimlerle bazal membran ve ekstrasellüler matriksi parçalar. Metastaz olabilmesi için tümörün kitlesinde artış olmalıdır. over ve kolon tümörlerinin gelişiminde ailesel yatkınlığın önemi vardır. 262 . Hücredeki genetik bilgiyi değiştirir. DNA ana hedeftir ve mutasyon oluşturur. Metastatik tümörlerde bu enzimler daha fazladır. Bazı kanserlerin (retinoblastoma.Metastaz Biyolojisi Tümör hücresinin invazyon ve metastaz için laminin ve fibronektin reseptörlerine ihtiyacı vardır. metastazın gelişmesinde önemlidir. Bu reseptörler yolu ile bazal membranlara ve konnektif doku elemanlarına yapışır. Proliferasyon ve klonal büyüme yapıcıdır. İskelet kasında proteaz enzim inhibitörleri yüksek olduğu için kas dokularına metastaz olasılığı düşüktür. mutasyon oluşmuş hücrede tümör oluşumuna yol açar. Kimyasal karsinogenezde. Bazı kimyasal maddeler her iki etkiye birden sahip olabilirler. Teşvik ediciler. Tümör hücrelerinin uzak bölgelerde endotele ve diğer doku elemanlarına yapışmasıyla ekstravasküler ortama geçişi. bazı organlara daha çok metastaz yapma eğilimindedir. Östrojen ve sakkarin bu tür bir etkiye sahiptir. Tümör hücreleri proteazlar aracılığıyla dokularda kolaylıkla yayılır. Tablo II’de bazı kimyasalların neden olduğu kanserler gösterilmiştir. Tablo I. akciğer. Meme. 2 önemli aşama vardır: Başlatıcılar hızlı ve geri dönüşsüz etkilidir. Cinsiyete Göre Kanserlerin Görülme Sıklığı Cinsiyet Görülme Sıklığına Göre Ölüm Nedenine Göre Erkek Prostat kanseri Akciğer kanseri Akciğer kanseri Prostat kanseri Kolon kanseri Kolon kanseri Kadın Meme kanseri Akciğer kanseri Akciğer kanseri Meme kanseri Kolon kanseri Kolon kanseri KARSİNOGENEZ Kimyasal Etkenler Kanser oluşumu çok basamaklı bir olaydır. Epidemiyoloji Çocuklarda 15 yaş altında lösemi. nörofibromatozis) genetik sendromlarla ilişkisi bulunmaktadır. 4 yaş altında santral sinir sistemi tümörleri sıktır. Polisiklik hidrokarbonlar bu etkiye sahip maddelerdir. ailesel polipozis koli. Bazı tümörler.

oral ve laringiyal karsinomlar gibi malign lezyonların gelişiminde önemli rol oynarlar. Uranyum madencilerinde akciğer kanseri olasılığı artmıştır. Ultraviyole. nükleer santraller. melanom. Akciğer. Hematopoetik. Human papiloma virüs (HPV). kemik ve gastrointestinal sistem daha dayanıklıdır. ağız. DNA virüsleri içinde en çok tümör oluşturan virüstür. Deri. Protoonkogenler. meme. RNA virüsü olarak sadece HTLV-1 virüsü var olup. aromatik hidrokarbonlar) özofagus ve böbrek kanserleri Nitrozaminler Mide kanseri Arsenik Akciğer kanseri Sakkarin ve siklamatlar Mesane Dietil stilbesterol Endometriyal ve endoservikal adenokarsinoma Benzen Lösemi Formalin Sinonazal ve akciğer kanseri Radyasyon Ultraviyole ışınları. Bazı Kimyasalların Neden Olduğu Kanserler Kimyasallar Neden Olduğu Kanserler Sigara dumanı (benzepiren. İyonize radyasyon lösemi. tedavi amacıyla kullanılan radyoterapi ve diğer iyonize ışın yayan etkenlere bağlı olarak açığa çıkar. reseptör proteinleri (erb: epitelyal büyüme faktörü reseptörü geni). larinks. pankreas. Hepatit B ve C virüsü. kromozomal değişikliklere ve enzim inaktivasyonlarına yol açar. bazal hücreli karsinom. mesane. lenfoid sistem ile gonadlar en çok etkilenir. Bazı türleri verruka vulgaris ve papillomlar gibi benign lezyonların. Epstein Barr Virüsü (EBV). Büyüme ve çoğalma gibi normal hücresel işlevlerden sorumlu normal genler olan protoonkogenlerin mutasyonu sonucu oluşurlar. Viral Etkenler İnsanlarda DNA virüsleri birçok tümör oluşumunda rol oynarken. Ayrıca hücresel immuniteyi baskılar. UVB kanserojen etkilidir. Ultraviyole P53 ve ras onkogenlerini aktive eder. büyüme faktörleri. filmleri elle tutanlarda deri kanseri oluşturur. HPV genital. kolon ve akciğer kanserlerine sebep olabilir. Çocuklar daha çok etkilenirler. Burkitt lenfoma ve nazofarinks kanseri gelişiminde rol oynar. Onkogenler Onkogenler.Tablo II. 263 . DNA sentezi regülasyonu (myc geni). atom bombası. kronik karaciğer hastalığı oluşturarak. kansere sebep olan genlerdir. Işınlar. bazıları kondilom gibi düşük riskli lezyonların ve bazıları da serviksin yassı epitel hücreli kanserleri. T hücreli lösemi/lenfoma gelişiminde etkilidir. tiroidin papiller karsinomu. Baş boyun bölgesinde kanser tedavisi amacı ile yapılan ışınlamada tiroid papiller karsinomu ve tükrük bezi mukoepidermoid karsinomu olasılığı çok yüksektir. yassı epitel hücreli karsinom ve solar keratozun etiyolojisinde önemlidir. İyonize radyasyon. indirekt yolla karaciğer karsinomu oluşumuna sebep olurlar. deri ve oral tümörlerin oluşumu üzerinde etkilidir. Enzim inaktivasyonu ve mutasyonlara sebep olur. Röntgen ışınları.

postreseptör sinyal iletimleri (ras geni) ile ilgili proteinlerin oluşumundan sorumludur. pankreas ve mide adenokarsinomaları 264 . Tablo III. en iyi bilineni p53 genidir. pankreas ve gastrik kanserlerde. Pıhtılaşmayı arttıran faktörlerin salınımına bağlıdır. Onkogenler içinde en sık rastlanılan ras onkogenidir. Akciğerin küçük hücreli karsinomu ACTH salgılayabilirler. kolon. En sık paraneoplastik endokrinopati Cushing sendromudur. TÜMÖRLERDE SALGILAR Tümörlerin bazı salgıları tanıda ve nükslerinin izlenmesinde yararlı olmaktadır. parathormon veya benzeri maddeler salgılayabilirler. Tümörlerden Salgılanan Maddeler Salgılar Salgılayan Tümörler Human koryonik Koryokarsinom. PARANEOPLASTİK SENDROMLAR En sık görülen paraneoplazi hiperkalsemidir. Pankreas. Akciğerin yassı epitel hücreli karsinomu. DNA sentezinin regülasyonunun bozulmasına neden olur. safra kanal kanserlerinde mutant şekli aktiftir. Tiroid medüller karsinomunda kalsitonin üretimine bağlı olarak diyare görülür. meme ve böbrek tümörleri. Bu genlerden. mitotik etkinlikte artışa. Ancak her iki gen çiftinde de mutasyon olursa tümör ortaya çıkar. serotonin. Hücreler çok az miktardaki büyüme faktörüne aşırı bir yanıt olarak otonomi kazanır ve neoplastik sürece geçiş gösterir. Kromozomlardaki mutasyonlar gen çiftlerinden birinde ise. Gezici venöz trombüsler. Tablo III’de bazı tümörlerden salgılanan maddeler görülmektedir. Bronş adenomu. Aktive oldukları zaman. Dissemine intravasküler koagülasyon. büyüme faktörlerinin aşırı üretimine. tümör oluşmaz. Metastazlar ile oluşan hiperkalsemi paraneoplazi değildir. lösemiler ve prostat kanserlerinde görülür. yolk kesesi tümörü Prostat spesifik antijen Prostat kanseri (PSA) Ca 125 Overin yüzey epiteli kaynaklı malign tümörleri Ca 15-3 Meme tümörleri CEA Kolon. histamin ve bradikinin salınımına bağlı olarak karsinoid sendrom izlenir. Pankreas kanserlerinde ve diğer organların müsinöz adenokarsinomlarında izlenir. safra kesesi. mol hidatiform ve gonadotropin (HCG) embriyonal karsinom Kalsitonin Tiroidin medüller karsinomu Katekolaminler Feokromositoma ve nöroblastoma Alfa feto preotein (AFP) Hepatosellüler karsinom embriyonal karsinom. Antionkogenler (kanser baskılayıcı genleri): büyümeyi önleyici etkileri vardır. Onkogenler dominant kanser genleridir.

265 . tümör immünitesinde en önemli sitokindir. IL-2.TÜMÖRE KARŞI KONAK YANITI Natural killer (NK) lenfositler. NK ve sitotoksik T lenfositleri aktive eder ve bu hücreler antitümöral etki gösterir. tümöre karşı yanıtta en önemli hücrelerdir. TNF alfa (kaşektin) anti tümör etkiye sahip olup.

hücre ölümüne yol açan maddelerin temelde hangi düzenekleri bozdukları söylenebilir. hastalarının bir insan olarak gereksinmelerini dikkate almak zorundadırlar. doktorların eğitilmelerindeki yanlışlar kadar. Çünkü. Bu işleyişi aksatan bütün etkenler ölüme neden olabilir. yaşamın her koşulda doğru ve anlamlı olan bir tanımı yapılamamış ve sınırları belirlenememiştir. ne kadar gelişmiş teknolojiler kullanılırsa kullanılsın. ekonomik. bunu dikkate almadan doktorluk yapılamayacağı bile söylenebilir. Ölüm. Uyarılabilirlik. antropolojik. birbirleriyle çok sıkı ilişkileri olan bu düzeneklerin her birinin biraz da olsa katkısı bulunur. Doktor-hasta ilişkisinin son yarım asırdır gittikçe artan biçimde mekanikleşmesinde. hukuksal. Yaşamı. Doktorluk. Hücrenin ölümü ile sonlanan olaylar dizisinde. Büyüme. Hareket. Hücrenin Ölümü Canlı organizmada canlılık özelliklerinin tam olarak korunduğu en küçük birim olarak kabul edilen hücreler normalde sürekli olarak uyarılır ve bu uyarılara uygun karşılıklar vermeye çalışırlar. Doktorların.Tbp. düş ürünü olmak zorunda değildir. Ancak.Yzb.Kd. canlılığı belirleyen öğeler olarak şunlar gösterilebilir: Organizasyon. bizi yaşamın tutarlı bir tanımının gerekli olduğu yargısına götürür. doktorlar. sosyal ve diğer açılardan yaklaşmak mümkündür. Ölümü daima yaşama başvurarak tanımlamak zorunda olmamız. Doç. dini. Gene de. iki insan arasındaki özel ve çok yakın bir ilişki olma konumunu sürdürmelidir. yalnızca yaşamış veya yaşamakta olan varlıklar için söz konusu olabileceğinden. Üreme Uyum sağlama. ÖLÜM Yrd. Armağan GÜNAL Patoloji Anabilim Dalı Giriş Ölüme yalnızca tıbbi değil. Ölüm nedir? Ölümü genel anlamıyla "yaşamın olmaması" biçiminde tanımlamak çok pratik bir çözüm gibi görünmesine rağmen. Karşılıksız veya karşılığı maddi olmayan bir iyi eylem. hasta-doktor ilişkisi bir teknisyenmakine ilişkisine indirgenemez. toplumların yaşama bakışlarında maddeciliğin egemen olması da önemli bir etkendir. Çoğu canlı organizmanın vücudunun önemli bir kısmını oluşturan su bile hücreler için toksik olabilmektedir. Bu nedenle ölümün de ideal bir tanımı yapılamaz. bu tanım yanıltıcı olabilir. uzayın ölü olduğunu söylemek onun yaşamış olduğunu söylemek olur.7. ölümün yalnızca tıbbi yönüyle ilgilenmeleri onları eksik ve yetersiz kılar. özde. Daha ileri giderek. 266 .

ölümün "geç dönem" bulgularından olup. Ölü morlukları (lekeleri). alınacak doku ve organların başarıyla transplante edilebilmeleri için çok önemlidir: Yasal ölüm gerçekleşmiş. bu bulgu. Transplantasyona aday seçiminde karar verici rol oynayan kurulların çalışmaları açısından bu ölüm bulgularının anlamı yoktur. ölümden sonra (bir kas gevşemesi döneminin ardından) bütün düz ve çizgili kasların ATP eksikliği ve laktik asit fazlalığı nedeniyle sertleşmesidir. bunu izleyen saatlerde omuzlara yayılır ve 12 saat içinde bütün kasları tutar. ense ve yüzde başlar. Katılık. Sırt üstü yatar durumda ölen bir kişide. organizmanın ölümünü otopside görür. ölümün geç dönem belirtilerinden bir olarak kabul edilebilir ve vücutta bakterilerin en yoğun olduğu bağırsaklar bölgesinde başlar. vericinin tıp açısından 'ölmüş olduğunun' saptanması da bulunmaktadır. skapuler ve gluteal bölgeler "beyaz". Ölü katılığı kıl diplerindeki kasları da tuttuğundan. bu bulgu. Anatomik Patoloji Açısından Ölüm Patolog. "Postmortem hipostaz" olarak da adlandırılan bu morluklar. ölümden sonraki vücut sıcaklığı değişimleri çevre sıcaklığı ile yakından ilişkilidir. (Yüksek ısıya maruz kalma ile olan ölümlerde ise kaslar büzüşüp kısalır ve ceset "fetal" bir görünüm alır). ölüm zamanını belirlemede güvenilir biçimde kullanılamaz. ölüm sürecine ve çevresel koşullara bağlı olarak çok değişkenlik gösterebildiğinden. Ancak. canlılığı düşündüren yanılgılara neden olabilir. Bu kurulların görevleri arasında 'verici' olacakların önceden seçilip belirlenmesinin yanı sıra. cesetlerde bir süre "ürperme" görüntüsü (cutis anserina/kaz derisi) olabilir. Hemen bütün ölümlerde görülen tipik bulgular. Bu saptamanın olabildiğince erken yapılması. Her durumda. Vücut sıcaklığının düşmesi (algor mortis). canlı olanlarda da vücut sıcaklığı nörojenik mekanizmalarla düşebileceğinden. Dokuları sıkıştıran dış etkenlerin (kemer gibi) bulunduğu bölgelerde ölü morlukları oluşmaz. Normal koşullarda ceset 18-24 saat içinde bulunduğu ortamın sıcaklığına gelir. Sonraki 12 saat içinde katılık sürer ve daha sonra yine yaklaşık 12 saat içinde kaslar yeniden gevşer (ikincil gevşeme). Katılığın gelişmesi kişinin ölüm nedenine.Organizmanın Ölümü 1. Çürüme. Ölümün otopside karşılaşılan bu belirtileri daha çok adli tabiplerin işine yararlar. yerçekiminin belirlediği bir dağılım gösterir. kanın damarlarda göllenmesi ve zedelenen endotel katmanından dışarı eritrositlerin sızmasıyla oluşur. Çürümenin dıştan görülen ilk bulgusu karın sağ yanında beliren yeşillenmedir. Ölü morluğu (livor mortis) ve Ölü sertliği (rigor mortis)dir. Ölümden 36-48 saat sonra başlayan bu gevşeme-yumuşamadan "çürüme" sorumludur. 2-6 saat içinde alt çene. ölümün tanısında tek başına kullanılamaz. ölü katılığı. Lekeler ölümden yaklaşık 1-3 saat kadar sonra oluşmaya başlar ve 5-6 saat içinde belirginleşerek yaklaşık 12 saat sonra en belirgin duruma gelirler. Ölümden sonra vücut sıcaklığı ilk on iki saatte saat başına 1 santigrat kadar düşer. hücresel ölüm gerçekleşmemiş 267 . Vücut sıcaklığının düzenli olarak ve rektumdan ölçülmesiyle bir ölümün üzerinden yaklaşık ne kadar zaman geçtiği kestirilebilir. ense ve bel oyuntuları "mor" görülecektir. Katılaşan kasların boyları katılaşma sırasındaki gibi kalır. Ölü katılığı.

elektrik çarpması. öldüğü sanılan kişinin burun deliklerine tüy. Kişinin yeterli oksijen alamaması yüzünden öldüğünün anlaşılması. İleri yaşlı ve ağır kronik hastalığı olan yatağa bağlı bir kişinin ölümü kronik. Bu. Ölen kişinin öyküsünde veya muayene bulguları arasında yaralanma veya zehirlenme olasılığı söz konusu ise. Adli Tıp Açısından Ölüm Adli tıp açısından ele alınması gereken ilk konu. salgın hastalık ve kitlesel ölümlere yol açan doğal afet durumlarında da yanlışlıkla ölüm tanısı konulması olasılığı artar. Pupiller önce genişler. yalnızca tıbbi değil. Tıp teknolojisindeki gelişmeler. etik ve yasal birtakım yaklaşımları da gerekli kılmaktadır.olmalıdır. ölümün "doğal" olmayabileceği konusunda en küçük bir kuşku duyarsa durumu savcılığa bildirmelidir. tüm hekimlerin "ölüm tanısı" koyma ve "ölüm raporu" hazırlama sorumluluğu bulunmaktadır. daha çok hastane dışındaki ölümler için söz konusu olmakla birlikte. Savaş. Yasalarda tanımlanan ölüm. solunum ve dolaşımın durmasıdır. Herhangi bir ölümle karşılaşan doktor. Ancak. "yasal ölüm"ün gerçekleşmiş olup olmadığının saptanmasıdır. savcılıkla görüşülmelidir. en yaygın ve en güvenilir yöntem. hekimler de bu konuda yanılabilirler. ölümü açıklayabilecek anlamlı bir bulgu saptanamamışsa. kalbin stetoskopla 4-5 dakika süreyle dinlenmesidir. Ölümün gerçekleşmiş olduğunun saptanması için. bazen ölümün nedeninden çok. canlandırma çabaları sürdürülmelidir.daralır. Bu süre içinde hiçbir kalp sesi duyulmamışsa kişinin ölmüş olduğu kabul edilebilir. sonra -ölü katılığının başlamasıyla. Buna özellikle suda boğulma. adli tıp açısından yapılacak incelemenin en önemli amacı ölümün "doğal" olup olmadığının belirlenmesidir. Ölümün gerçekleştiği kesinleşince. Larinksin stetoskop ile dinlenmesi de solunumun durduğunu anlamak için başvurulan yöntemlerden biridir. tıbbi olarak otopsi yapılması için uygun girişimler yapılmış olsa bile. oluş biçimiyle ilgilenebilir. Adli tıp. İstatistikler açısından önemli olabilecek bir gruplama da "akut" ve "kronik" ölüm ayrımıdır. geride bıraktığımız yüzyılda kronik ölümlerin oranında sürekli artışa neden olmuştur. narkotik veya barbitürat zehirlenmeleri ve yenidoğanda oksijensizlik durumlarında rastlanmaktadır. trafik kazaları. Ancak. Solunum ve dolaşımın yalnızca dışarıdan destekle sürdürülebildiği durumlarda kişi yasal olarak ölüdür. parmağına iplik bağlamak (Magnus testi) veya nabzını almaya çalışmak gibi yollara başvurulmuştur. Bu anlamda. Yasal ölüm (vücut ölümü) her zaman biyolojik ölüm ile örtüşmez. sık görülen bir durumdur. Uzmanlaşmış olsun olmasın. "Yalancı ölüm" olarak adlandırılan böyle durumlar korku öykülerine konu olmuştur. Kişinin canlı olabileceği konusunda en ufak bir olasılık bile varsa. cinayetler ve miyokard enfarktüsüne bağlı ölümlerin çoğu akuttur. Kornea ve farinks refleksleri kaybolmuştur. tıbbi bir otopside ölüm 268 . Profesyonel olmayanların henüz ölmemiş bir insanı ölü olarak değerlendirmeleri. "ölüm"ün ne zaman gerçekleşmiş olduğunu belirlemek. ayna tutmak. Kısa aralıklarla yinelenen muayeneler bu tür durumlarda doğru tanı konulmasını sağlar. 2. hastanelerde 'anormal ölüm' görülmeyeceği de düşünülmemelidir. Tıbbi amaçla yapılmakta olan bir otopsi sırasında adli önemi olabilecek bir bulgu ile karşılaşıldığında da otopsiye ara verilerek savcı aranmalıdır.

İnsanın (Bireyin) Ölümü Hastalar açısından bakıldığında. nabzı atan. Bunun temel nedeni. Doktorlar arasında da. Adli açıdan ise. Ölümün herkes tarafìndan kabul edilebilir bir tanımının yapılması bu açıdan gereklidir. Beyin ölümü. Beyin Ölümü ve Transplantasyon Ölüm. Bu tanımın en büyük kusuru. Hiç kuşku yok ki. somatik ölüm.en güvenilir tanım olarak "beyin ölümü" kabul edilmektedir. tedavi edilmesi mümkün olmayan hastalıklar için ne yapılacaktır? Kendisini ölümü önlemekle görevli sayan bir doktorun. pratik olarak uygulanabilirliğinin az olmasıdır. basit bir sıvı-elektrolit kaybı nedeniyle ölebilecek küçük bir çocuğun yaşatılması. gittikçe artan bir hızla tıbbi etiğin gündeminde ön sıralara yükselmektedir. Yasalarımıza göre. "yaşamın süresi" konusu. Örnek olarak. tıp açısından -organ nakli amacıyla kullanılabilecek . çoğu kez merminin vücuda göğüsten mi sırttan mı girdiğinin saptanması işleminden daha az önemlidir. Doktorların. Ancak. Ölüm tanımında beyne bu kadar ayrıcalıklı bir yer vermenin haklı etik nedenleri olsa da. ölümcül 269 . yasalar önünde kabul edilebilir olsa da. ülkemizin koşulları elverişli olmadığından. Ölümün tanımı konusundaki tartışmaları bir sohbet konusu olmaktan çıkarıp pratik anlamı olan bir sorun haline getiren de olayın bu hukuksal boyutudur. Gene bu açıdan. kalbi delmiş bir ateşli silah mermi çekirdeğinin hangi yapıların hangi kısımlarında ne tür zedelenme yaptığının saptanması. koma halinde hastaneye getirilmiş bir hastanın bu durumunun ilaçlara bağlı olmadığının kesin olarak gösterilebilmesi zor ve zaman alıcıdır. bu oksijensizliğin bir kaza. Günümüzde. Çünkü. sıcak tenli bir insanın "ölü" olarak tanımlanabilmesini kabul etmek hem doktorlar hem de hasta yakınları için çok güçtür. somatik ölümle örtüşmez. Kişi bu haldeyken organlarının çıkarılması. Günümüzde. ölümün olabildiğince erken tanımlanması ve ölümün gerçekleşmiş olduğunun hukuksal olarak belirlenmiş olmasıdır. kendilerini eğitmeleri gereklidir. soluk alan. bütün beyin fonksiyonları durmuş bile olsa.nedeninin saptanmış olması açısından yeterli olabilir. yasal (legal) ölüm gibi ölüm tanımları yapılmış olmasına rağmen. doktorun öncelikli görevidir. beyin ölümü. benzer bir yaklaşım nedeniyle. özellikle Avrupa ülkelerinde beyin ölümünün "gerçekten ölüm" sayılamayacağını savunanlar artmaktadır. transplante edilecek organların zamanında alınabilmesi için. Bu olasılık tam olarak dışlanamadan. kişi ölmüş kabul edilemez. ölümün önlenmesinin tıbbın temel amacı olduğu yanılgısı yaygındır. "adli otopsi" bir patolog ve bir adli tıp uzmanı tarafından birlikte yapılmalıdır. ölümün etik. Yıllarca süren tartışma ve çalışmalardan sonra ulaşılan bu tanıma titizlikle uyulduğunda ölümün tam ve kesin olarak tanımlanması mümkündür. önemli olan tek şey bireysel ölümdür. 3. bazılarını "yaşamın kalitesi" konusundan daha çok ilgilendirmektedir. konunun tartışmalı olmaya devam edeceği bellidir. Ancak. bir hastalık veya bir kasıt sonucunda mı geliştiği sorusunun yanıtlanması gerekir. beyin ve beyin sapının bütün işlevlerinin geri dönüşsüz olarak ortadan kalkmasıdır. bu ikilinin birlikte otopsi yapmaları nadir görülen bir durumdur. Hastanın bakış açısını dikkate almak tıp etiğinin temel kavramlarından biridir. Fonksiyonel ölüm. sosyal ve felsefi anlamı konusunda da bilgili olmaları.

Öte yandan. Amaç. Hastanelerdeki ölümlerin bazılarını kaybedilmiş savaşlar olarak görmek mümkündür. görevlerini ve birbirleriyle ilişkilerini inceler. ölümü mümkün olduğunca geciktirmeyi ve kolaylaştırmayı amaçlar. hastanın arzusu bu yöndeyse. Doktor-hasta ilişkisini herhangi iki insanın ilişkisinden farklı kılan özelliklerin fazlalığı. doktorun mesleğini nasıl icra edeceği konusu tıbbi etiğin alanına girer. 270 . kendi gözleriyle görme). Otopsinin bir hasta muayenesinden veya ameliyattan tek farkı "ceset" üzerinde yapılmasıdır. Gecikmiş veya atlanmış bir tanı. Doktorlar terminal dönemdeki hastanın. kimi doktorlar ölmekte olan hastalarından uzak durmaya çalışırlar. Ölmekte olan ve çevresindekiler. ceset üzerinde yapılan tanısal amaçlı bir tıbbi incelemedir. eksik veya yanlış bir tedavi insanın ölümüne neden olabilir. ölümü yaklaşan hastaların çevresinde -terim uygunsuz kaçsa dabir "bilgi oyunu" oynanır. Doktorun ölmekte olanlara yönelik görevi. Ölmekte olanın ailesi de hastayı incitme korkusuyla suskun kalır veya ne söyleyeceklerini bilemediklerinden ondan kaçar. doktorların bu konuda iyi bilgilenmiş olmalarını gerektirmektedir. vakitsiz ölümlerden alınacak dersler ile benzer durumdaki başka hastaların hayatlarının kurtarılabilmesidir. onların biyolojik birer nesne olarak değil. Başka bir deyişle. ölüm nedeninin saptanması veya hangi organların ölüme yol açan hastalıklardan ne biçimde ve ne kadar etkilendiklerinin saptanması olabilir. kimi zaman hastaya böyle günler kazandırmak için çabalar. anlayan. bir başarısızlık! Belki bu yüzden. kendi durumunun ne kadar ağır olduğunu öğrendiğinde umutsuzluğa kapılacağı ve bunun ölümü hızlandıracağı inancıyla oyuna katılırlar. yaşanan her fazla gün çok değerli olabilir. yeri geldiğinde belirleyen ve onaylayan aktif bir konumda tutmaktadır. Hiç kuşku yok ki. OTOPSİ Tanım Otopsi. doktor ve hastaların haklarını. hastayı doktorun buyurduklarını yapan pasif bir konumda değil. Tıp. yakınlarının ve hastane çalışanlarının gayretlerini fark ettiğini göstermek ve bunların etkili olduğunu onlara kanıtlamak için oyuna katılır.hastalığı olan bir hasta karşısında ne hissedeceğini bir düşünün! Kaybedileceği belli bir savaş! Boşa emek! En azından. Bunların otopside anlaşılmasının ölene doğrudan bir yarar sağlaması beklenemez. hastanın ilgiye gereksinmesi azalmış değildir. kendisine yapılacak olanları anlayan. oysa. Hastanelerde. kalan yaşam süresi konusunda bir diğerinin ne bildiğini tahmin etmeye çalışırlar. insanı yaşatmaya çalışmaktan daha az kutsal değildir. Tıbbi etik. bazı ölümlerin önlenebilmesi mümkündür. Bu. Bilinci yerinde olan bir hasta için. (Eski Ggrekçe: "auto"/kendi + "psi"/görme. insanlar da diğer canlılar gibi er geç ölecektir. hastanın niçin ve nasıl öldüğüne ilişkin sorulara karşılık bulmaktır. Ölecek olan bile. Günümüzün geçerli etik yaklaşımları. Otopsi Niçin Yapılır? Otopsinin temel amacı. sosyal konumu ve anıları olan "bireyler" olarak ölebilmelerini sağlamaktır. Otopsiden beklenen. düşünen. Nekropsi ve thanatopsi terimleri eşanlamlı olarak kullanılırlar. Tıp.

hasta yakınlarının ölümden önce bu açıdan hazırlanmaları yararlı olur. klinik olarak farkına varılmamış ek lezyonlarla karşılaşılmaktadır. Otopsi İzni Trafik kazası. çoğu hasta yakını. kardeş) düzeyinde yakınlarının yazılı izni gereklidir. üzerinde otopsi yapılması gereği olduğu düşünülen olgularla karşılaşıldığında. Bulaşıcı hastalık kuşkusunun bulunmadığı durumlarda tıbbi otopsi yapılabilmesi için. ölüm nedeniyle çok kederli oldukları bir sırada otopsi sözünü duymak istemeyebilirler. otopsi. Uygun biçimde önerildiğinde. doktorlar şaşkın ve çaresiz kalırlar. Bu izin. her öksüren. savcı herhangi bir doktoru otopsi yapmakla görevlendirebilir.Tıp teknolojisindeki ilerlemeler sayesinde bugün hemen her hastalığın kesin tanısının insan yaşarken konulabildiği. ilgili doktorun isteği ve ilgili amirin (baştabip gibi) onayı ile tıbbi otopsi yapılabilir. adli tıp uzmanı ve patolog tarafından birlikte yapılır. bilinçli ve gayretli sağlık personeline gereksinme vardır. adli otopsi. Bu tür bulgularla kaybedilen hastalarda ölüm nedeni otopsi ile incelenmediğinde. ilgili savcı tarafından yapılır. En gelişmiş ülkelerde bile. hastanın kaybedilmesinin nedenlerinin anlaşılması ile başka insanların hayatta kalmalarının sağlanabileceği düşüncesini kabul etmeğe hazırdır. iyi yetişmiş. Yenidoğan ve bebek ölümlerinde karşılaşılan "bebeğimiz niye öldü?" ve "sonraki bebeğimiz de ölecek mi?" sorularının karşılıkları da. Bu istek bir emir niteliğindedir. Hasta yakınları açısından bakıldığında. zehirlenme gibi hukuksal incelemeyi gerektiren durumlarda otopsi isteği. Hasta yakınları. ölenden elde edilen bilgilerle yaşayanlara hizmet etmektir: 271 . Bu savın geçerli olmadığı pek çok çalışma ile gösterilmiştir. her karnı ağrıyan hasta karşısında "acaba bu hastayı da mı kaybediyoruz" kaygısına kapılabilirler. Gerçekten de otopsinin en önemli amacı. Hafif bir öksürük ağır bir pnömoninin. Adli otopsiler. hastanın yakınlarının iznine bağlı olmaksızın. Ölen kişide bulaşıcı hastalık kuşkusu varsa ve otopsiden elde edilecek bilgiler ile bir salgın hastalığın önlenebilmesi olasılığı söz konusu ise. ölen kişinin anne-baba-eş (bunlar yoksa. Hasta yakınlarının otopsi konusunda bilgilendirilmeleri ve aydınlatılmaları için. Hastalıkların organlarda yol açtığı değişiklikler ile hastanın yakınmaları ve klinik bulguların derecesi arasında sıkı bir ilişki olmayabilir. bu yüzden otopsiden öğrenilecek fazla bilgi olmadığı öne sürülebilir. zihinlerdeki tüm kuşkuları dağıtmanın en sağlıklı yoludur. Otopsiyi yapmakla görevlendirilen doktorun bu görevi reddetmesi pratik olarak mümkün değildir. tanı ve tedavi ile ilgili ağır bir ihmal veya umursamazlığın göstergesi olarak algılanabilir. Ölen kişinin yakınlarının otopsi yapılmasına karşı olmaları da böyle otopsileri engellemez. çok basit gibi görünen yakınmaları olan hastalarının kaybedilmesi. ceset üzerinde yakınlarınn veya başka herhangi bir makamın izni gerekmeksizin yapılır. diğer incelemeler ile birlikte yapılan otopsi ile verilebilir. varsa. yaralanma. Bunların bulunmadığı koşullarda. Bu nedenle. Tıbbın o kadar gelişmiş olmadığı ülkemizde yapılan otopsilerin büyük kısmında hastanın yaşarken tanısı konulamamış hastalıklar saptanmakta. Böyle durumlarda otopsi. olguların yaklaşık üçte birinde hasta sağken bilinmesi çok yararlı olabilecek bilgiler sağlamaktadır. basit gibi görünen bir karın ağrısı bir iç organ delinmesinin tek bulgusu olabilir. hastanın bakımından sorumlu doktorlar tarafından istenir.

hastanın yüzünün ve vücudunun genel görünüşünde otopsi nedeniyle belirgin bir bozulma olması söz konusu değildir. ceset üzerindeki inceleme ile mümkün olduğu kadar çok bilgi elde edebilmektir. otopsi işlemindeki bütün adımlarda ve ayrıntılarda değişikliğe gidilebilir. Otopsiye katılanların bulaşıcı enfeksiyonlardan korunmak için önlem almaları gereklidir. hastanın sahip olduğu haklara sahiptir ve otopsiyi yapanlar otopsinin ciddi bir iş olduğunu bilirler. gözle ve gerek olduğunda palpasyonla incelenir. fotoğraflar çekilebilir. otopside hazır bulunabilirler. Hastanın ve hastalığın özelliğine göre. Duruma göre medulla spinalisin çıkarılması ve ekstremite diseksiyonu gibi işlemler de yapılabilir. Otopsinin başında. göğüs ve karın) açılır. aydınlatması ve havalandırması uygun. İyi bir otopsi salonunun ameliyathaneden farkı yoktur. maske takmak. Otopsi sırasında radyolojik incelemeler yapılabilir. herhangi bir sağlık personeli-hasta ilişkisindeki gibi yapılır. dış muayeneden elden edilen veriler olayın aydınlatılmasında birinci derecede rol oynayabilir. Otopsiyi izleyenlerin de bu açıdan dikkatli olmaları gereklidir. En basit önlemler. 272 . Bu dikişler normal bir cerrahi dikişe göre daha kaba görünseler de. Otopside klasik olarak üç vücut boşluğu (kafa. Bütün bu işler. açılan boşluklar dikilerek kapatılır. bulgular not edilir.Otopsi Tekniği Otopsiler. temizlenmesi kolay bir ortamda yapılmalıdır. Hastanın bakımından sorumlu olanlar da. adli bir durum söz konusu değilse. buralardaki organlar incelenir ve gerekli görülen kısımlardan histopatolojik inceleme için örnekler alınır. Ceset. gözlük kullanmak ve otopsi sırasında gerek oldukça eldivenleri değiştirmek biçimindedir. Ölümün gerçekleşmiş olduğunu gösteren bulgular belirlenir. cesedin dış muayenesi yapılır. Otopsiye başlamadan önce. Adli olgularda. Otopsi bittikten sonra. Dış muayenede tüm vücut. Otopsiyi yapan ekibin ve diğer koşulların durumuna göre bu boşluklar sırayla veya aynı anda açılabilirler. gerekli iznin alındığından ve otopsi masasında bulunan cesedin doğru kişiye ait olduğundan emin olmak gerekir. mikrobiyolojik çalışmalar için örnekler alınabilir. amaç.

273 . Aster JC. 3th Ed. Parakrama C. Concise Pathology. Kumar V. 1999. 1998. 3th Ed. Lippincott-Raven. Rubin E. 2. Abbas AK. 8th Ed. Philadelphia. PA: Saunders. 3. Clive RT. 2010. Robbins Pathologic Basis of Disease.KAYNAKLAR 1. Appleton Lange. Pathology. Farber JL. Fausto N.

274

HALK SAĞLIĞI DERS NOTLARI

275

276

İÇİNDEKİLER S.NU. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. 9. 10. ÜNİTE / KONU HALK SAĞLIĞINDA TEMEL KAVRAMLAR SİLAHLI KUVVETLERDE HALK SAĞLIĞI HİZMETLERİ KİŞİSEL HİJYEN GIDA HİJYENİ FİZİKİ ŞARTLAR VE SAĞLIK ÜREME SAĞLIĞI VE CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR KAZALAR VE ÖNLENMESİ GEMİ VE UÇUŞ HİJYENİ SAĞLIK DENETLEMESİ VE SAĞLIKTA İLETİŞİM KITA REVİRLERİNDE DÜZENLENECEK SAĞLIK DURUM RAPORLARI AFETLERDE SAĞLIK HİZMETLERİ BULAŞICI HASTALIKLAR VE BİLDİRİMİ ZORUNLU HASTALIKLAR SAĞLIK EĞİTİMİ HASTANE HİJYENİ ÖĞRETİM ELEMANI Prof.Tbp.Alb.Metin HASDE Prof.Tbp.Alb.Metin HASDE Doç.Tbp.Alb.Mahir GÜLEÇ Doç.Tbp.Alb.Mahir GÜLEÇ Doç.Tbp.Alb.Mahir GÜLEÇ Doç.Tbp.Alb.Bilal BAKIR Doç.Tbp.Alb.Ercan GÖÇGELDİ Doç.Tbp.Alb.Tayfun KIR Doç.Tbp.Alb.Tayfun KIR Doç.Tbp.Alb.Ercan GÖÇGELDİ Doç.Tbp.Alb.Bilal BAKIR Doç.Tbp.Ylb.Selim KILIÇ Doç.Tbp.Alb.Ercan GÖÇGELDİ Doç.Tbp.Alb.Tayfun KIR

11. 12. 13. 14.

277

278

1. HALK SAĞLIĞINDA TEMEL BİLGİLER A. Halk sağlığı kavramı (Halk sağlığı felsefesi – Sosyal hekimlik) B. Koruyucu hekimlik C. Sağlığın geliştirilmesi A.HALK SAĞLIĞI KAVRAMI Sağlık; yanlızca hastalık ve sakatlığın olmadığı değil, bedensel ve ruhsal yönden tam bir iyilik halidir. Hastalık; doku ve hücrelerde yapısal, fonksiyonel ve normal olmayan değişikliklerin yarattığı haldir. Hastalık; biyolojik bir süreçtir, aynı zamanda sosyal ve kültürel bir olgudur. Hastalık nedenleri şu şekilde sınıflandırılabilir (1): 1. Bünyesel Nedenler: Gen, Hormon ve metabolizma bozuklukları 2. Çevresel Nedenler: a. Fizik nedenler: Isı, soğuk, ışınlar ve travmalar b. Kimyasal maddeler: Zehirler, kanserogenler c. Biyolojik etkenler: Mantar, mikroorganizma ve parazitler d. Esansiyel madde eksikliği: vitaminler, esansiyel amino asitler, yağ asitleri, mineraller 3. Psikolojik nedenler: Zor (stress) 4. Sosyal, kültürel ve ekonomik nedenler. Hastalıkların “doğal (beklenen)” seyri; iki ana başlık altında incelenebilir (1): 1. Preklinik dönem: Etkenlerle karşılaşılmasından itibaren klinik belirtilerin ortaya çıkmasına kadar devam eden süreçtir. 2. Klinik Dönem: a. Erken klinik dönem: Klinik belirtilerin ortaya çıkmaya başladığı dönemdir. b. Geç klinik dönem: Hastalığın iyileşme veya ölüm ile sonuçlandığı geç dönemdir. Halk Sağlığının Amacı (1): 1. Birey ve toplumu hastalıklardan korumak 2. İnsanların sağlıklı olabileceği koşulları sağlamak 3. Toplumun sağlığını etkileyen sorunları çözümlemek 4. İnsanların yaşam sürelerini uzatmak 5. Kişilerin beden ve ruh sağlığını yükseltmek ve çalışma gücünü arttırmaktır. Halk Sağlığının Hizmetlerinin Ana Prensipleri (1) 1. 1.Çevre koşullarının düzeltilmesi 2. 2.Bireylere sağlık bilgisi verilmesi 3. 3.Bulaşıcı hastalıkların önlenmesi 4. 4.Hastalıkların erken tanı ve tedavisi 5. 5.Sağlık örgütlerinin kurulması Hekimlikte Çağdaş Görüşler (Temel Sağlık Hizmetleri Yaklaşımı, Toplum Hekimliği Görüşü) Önemli hastalık kavramı: “En önemli hastalıklar bir toplumda en çok öldüren, en sık görülen ve en çok sakat bırakan hastalıklardır.” (Alfred Grotjahn, 1869-1931). Bir kişinin veya toplumun sağlık düzeyini belirleyen, kişinin hastalanmasına veya ölümüne neden olan biyolojik ve fizik çevre faktörlerini oluşturan veya bunların 279

etkisini koşullayan etkenler sosyal ve ekonomik etkenlerdir. Bir kimsenin hasta oluşu o kimsenin sorunu değildir. Kişinin hastalığı ailesinden başlayarak bütün toplumun sonucudur (1). Halk sağlığı görüşü denildiğinde, sağlık alanında görev yapan bütün çalışanlar tarafından bilinmesi ve uyulması gereken bazı ilkeler anlaşılır. Günümüzün Halk Sağlığı Anlayışı; 1978 DSÖ Alma Ata Toplantısı alınan kararlar doğrultusunda “Alma Ata Temel Sağlık Hizmetleri Bildirgesi”nde belirlenmiştir. Bu ilkelerin başlıcaları şunlardır (2, 3): 1. Sağlık hizmetlerinde toplumsal eşitlik esastır : Sağlık, doğuştan kazanılmış bir insan hakkıdır. Sağlık hizmeti alması gereken herkes bu hizmeti yeterince almalıdır. Risk altındaki kişilerin sağlık hizmetlerini daha fazla kullanmaları doğaldır. 2. Kişi çevresi ile bir bütündür : Kişiler, fiziksel, biyolojik ve sosyal çevrelerinden etkilenirler ve bu çevreden ayrı olarak ele alınamazlar. Sağlık hizmetinin her kademesinde, hizmet verilen kişinin (sağlam ya da hasta) içinde yaşadığı çevre öğrenilmeli ve hizmette dikkate alınmalıdır. 3. Yaşam, doğum öncesinden ölüme kadar bir bütündür : Sağlık personeli, hizmet verdiği kişinin önceki yaşamında karşılaştığı olayları ve kendisine yapılacak müdahalelerin onun bundan sonraki yaşamını nasıl etkileyebileceğini göz önünde bulundurmak zorundadır. 4. Koruma tedaviden üstündür : Sağlık hizmetlerinin birinci amacı ve sağlık personelinin temel sorumluluğu, kişilerin sağlıklı yaşamaya devam etmelerini sağlamak ve hasta olmamaları için çalışmaktır. İkinci görevi hataları tedavi ve rehabilite etmektir. 5. En çok görülen, sakat bırakan ve öldüren hastalık “önemli hastalık”tır : KAYNAKLARın harcanmasında ve hizmetin sunulmasında, söz konusu toplumda en sık görülen, en çok ölüme ve sakatlığa yol açan durumlara öncelik verilmesi, toplumun sağlık düzeyinin iyileşmesinde temel stratejidir. 6. Hastalıkların nedenleri sosyal, biyolojik ve fizik nedenlerdir : Hastalıklar tek nedenli değildir. Çevresi, mesleği vs. ile bir bütün olarak ele alınması gereklidir. Örneğin; tüberküloz savaşında, yalnızca tıbbi yaklaşımlar yeterli olamaz. Bunların yanı sıra sosyal faktörlerin iyileştirilmesi de gerekir. 7. Kişinin hastalığı, aynı zamanda ailenin sorunudur : Aile bireylerinden birisinin hastalığı, ailenin düzenini, huzurunu, ekonomik ve sosyal durumunu olumsuz etkiler. O nedenle, yalnızca hasta olan ile ilgilenmek yetmez, o kişiyi tedavi ederken ailenin bütününü ele almak gerekir. 8. Kişinin hastalığı aynı zamanda toplumun sorunudur: Bir kişinin hastalığı çevresindeki kişileri de olumsuz etkileyebilir. O nedenle, bir kişinin tedavisini yapmaması ya da kendisini hastalıklardan korumaması yalnızca o kişinin sorunu olarak kabul edilip geçiştirilemez. 9. Herkes kendi sağlığından sorumludur : Kişiler kendi sağlıklarının değerini bilmeli ve onu korumaya çalışmalıdırlar. 10. Sağlık hizmeti bir ekip işidir : Hiçbir meslek üyesi (hekim dahil) sağlık hizmetlerini tek başına veremez. Ekip üyelerinin her biri kendi işlerini uygun şekilde yaptıkları zaman sağlık hizmetinin bütünü ortaya çıkar. Üyelerden biri ya da

280

bazıları işlerini düzgün yapmazlarsa, diğerleri düzgün yapsa bile sonuç başarısız olabilir. 11. Sağlık hizmetleri multisektöryeldir 12. Halkın sağlık hizmetlerine katılımı esastır: Sağlık hizmetlerinin planlanmasında ve sunulmasında, hizmeti verenler kadar hizmeti alanların (halkın) da dikkate alınması gerekir. 13. Sağlık hizmetlerinde entegrasyon esastır : Koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetleri birbirlerinden kesin olarak ayrılamazlar. O nedenle, bu hizmetlerin bir arada verilmesi esastır. Geleneksel hekimlik yaklaşımı hekim odaklıdır, hasta odaklıdır. Çağdaş yaklaşımlar, ekip odaklıdır ve toplum odaklıdır. Hekimlikte geleneksel ve toplumsal görüşlerin farklılıkları Tablo I’de özetlenmiştir (1).

281

tedavi ve rehabilitasyon Öncelik alır Biyolojik ve sosyal nedenler Sınırlı olan kaynakları en çok görülen. genellikle. hastane ya da muayeneheneye gelen ve hastalığını tedavi ettirmek isteyen bir insandır Hastane ya da muayenehaneye başvuranlara hizmet etmek Kişiye hasta iken hizmet etmek Tedavi ve rehabilitasyon Özel durumlarda ve sınırlı uygulama Yalnız biyolojik neden Teşhis ve tedavisi zor hastalıkların tedavisi için çok nitelikli kişiler yetiştirmek. sosyoekonomik kalkınmanın bir parçası olan bir plan çerçevesinde hizmetleri geliştirme Kişi. biyolojik ve sosyal çevresi ile bir bütündür. hastane duvarlarını aşmaz. Yoktur Toplumsal kavram ve planlama 282 . Ekip kavramı. en yüksek standartta teknoloji sağlamak Hastalık teşhis ve tedavisinin yalnız hekimlere hasredilmesi Örgütlenme Tek bir hekimin hizmeti olabilir. çok görülen ve öldüren hastalıkların teşhis ve tedavisi hizmetini özel eğitim görmüş ve hekim olmayan sağlık personeline yaptırmak Çeşitli meslek mensuplarının oluşturduğu küçük ekiplerin birbirini tamamladığı ve desteklediği ülke çapında bir ekip hizmeti Toplumdaki sağlık ile ilgili olayları sürekli ve objektif olarak gözlemek ve bu gözlemlere dayalı.Tablo I: Hekimlikte Geleneksel ve Toplumsal Görüşlerin Farklılıkları Konular Toplum Hekimliği Görüşü Geleneksel Görüş Hizmet edilen kişiyi değerlendirme Hizmet sunma Hizmet edilen kişi Hizmetin kapsamı Hastalıklarda n korunma Hastalıkların nedenleri Kaynak ayrımında öncelik Teşhis ve tedavi hizmeti Kişi fizik. çevresinden soyutlanamaz Sağlık hizmetini herkese götürmek Kişiye hem sağlıklı hem de hasta iken hizmet etmek Koruma. öldüren ve sakat bırakan hastalıklardan kişileri koruma ve tedavi Gerekiyorsa.

Sağlığın korunmasını 3 düzeyde ele alabiliriz (1. “ Sağlık Polis Hizmetleri Sistemi” adlı 6 ciltlik bir eser yazmıştır. Güerin. Tarihte ilk aşı uygulaması Anadolu Türkleri tarafından Çiçek hastalığına karşı uygulandığı söylenmektedir. ‘’Hastalık. Hastaların ve yaralıların tedavisi (Tedavi Hekimliğinin Gelişimi) 2. İnsanların sağlıklarının korunduğu b. İşsizliğe karşı sigortaların kurulduğu izah edilmiştir. 6. Etkenin ortaya çıkışının engellenmesi Etkenin organizma dışında yok edilmesi Kişilerin etkenle karşılaşmasının engellenmesi 283 . 7. Hastalığın prevalans ve insidansını düşürmek. Rönesans devrinde sağlık konusunda en ilgi çekici eser Thomas More’un (1596) UTOPİASİ’dir. Calinos. Milton Joseph Rosenau.Edward Amory Winslow: Dünyada ilk kez halk sağlığının tanımını yapan bilim adamıdır. İngiliz hukuk adamı Edwin Chadwick 1848’de İngiliz Parlamentosuna Halk Sağlığı Kanununu kabul ettirmiştir. Örneğin TBC. a. Koruyucu Hekimliğin tanımı. vakitsiz ölümleri önlemek ve sağlıkla ilgili tehditleri ortadan kaldırmaktır. 2. 5. Şehirlerin bol ve temiz suya kavuştuğu d. sakatlık ve erken ölümden korumak. ilkelerini ise Alman hekimi Alfred Grotjahn açıklamıştır. 11. Sağlam insanı hastalıktan ve yaralanmaktan koruma (Koruyucu Hekimliğin Gelişimi) 3. 8. İnsanların evlenmeden önce muayene edildikleri e.KORUYUCU HEKİMLİK Tıbbın Gelişme Aşamaları (1. şiddetini değiştirmek. Sağlık personeli ve insan-hasta iletişim ve etkileşimi (Sosyal Hekimliğin Gelişimi) Koruyucu Hekimliğe İlişkin Tarihi Bilgiler (1. 20. İbn-i Sina. Birincil korumanın temel amacı. 9. sağlık ve mutluluğu ilerletmek ve muhafaza etmek için. Asırda Amerika’da Harward Tıp Fakültesinde “ Preventive Medicine and Hygiene “ adlı kitabı yazmıştır. tıbbın ihtisaslaşmış uygulamalı bir sahasıdır”. Dr. Tevrat’ta karantina fikri vardır. bazı hastalıkların su ile intikal ettiğini bulmuştur. 2): 1. Hastalanan herkesin başvuracağı hastanelerin olduğu c. 10.Sosyal hekimliğin tanımını Fransız Dr.B. 4. 3. Halk Sağlığının ilk mümtaz önderi Johan Peter Frank’dır. Bu eserde. hastalıkların insandan insana bulaştığı fikrini ilk söyleyendir. 2) 1. Frank. Birincil düzeyde korunma (primary prevention) Hastalığın oluşmasını etkileyen etmenlerden kaçınma ile olur. 2): 1. halka yarar sağlayan ve farklı bilim dallarından oluşan. Avrupa’da ilk kez Rodos’ta Veba’ya karşı karantina tatbik edilmiştir.

Hekimliğin laboratuvar dönemi 19 yy. sonlarından itibaren Louis Pasteur ile beraber mikroorganizma kavramının ortaya konması ile başlar. “hasta yok. Üçüncül düzeyde korunma (tertiary prevention) Üçüncül korunmanın temel amacı. Periyodik sağlık muayeneleri 15. Sigara içme ve alkol alma gibi kötü alışkanlıklardan kaçınma 11.2. Gebelik ve doğum komplikasyonlarını önleme 6. Beslenmeye bağlı hastalıklardan korunma 2. Hekimlik Anlayışının Gelişimi (1. İşçileri iş yerlerinde tehlikeli ve zehirli maddeleri karşı korumak 13. hastalık var” 284 . Tarama muayeneleri(Servikal smear. Kanser yapan maddelerden korunma 4. Genetik danışmanlık 5. Çevreyi olumlu hale getirme 8. Bağışıklama 9. işlevsel ve ruhsal bozulma olduktan sonra kişinin kendi bakımını sağlaması için yapılan çalışmadır. Aile planlaması 10. kronik hastalığa yakalanan kişideki yapısal. El ve beden temizliğinin sürdürülmesi 12. hastalık var”. Bulaşıcı hastalıklardan korunma 3. Bu şekilde. Bu dönemdeki temel yaklaşım. Hekimliğin bulgusal (semptomatik) dönemi Neden sonuç ilişkileri ortaya konmadan önceki dönemlerde her bir bulgu bir hastalık olarak düşünülmüş ve ayrı ayrı tedavi edilmeye çalışılmıştır 2. 3. 2) Birincil Koruma: Kişiyi hastalıklardan korumak için hastalıklar çıkmadan önce alınan tüm önlemler 1. Hekimliğin klinik dönemi Hekimler aynı hastalık etkeninin farklı hastalıklarda farklı etki gösterdiğini anlamakta gecikmediler. Bu dönemdeki temel yaklaşım. İkincil düzeyde korunma (secondary prevention) İkincil korumanın temel amacı. Etkenin organizmadan uzaklaştırılması Etkenin organizmaya girdiği yerde sınırlandırılması 3. İkincil Koruma:Hastalıkların presemptomatik veya semptomların çok hafif olduğu dönemde erken tanılarının konularak tedavi edilmesi 14. hastalığın komplikasyon ve sebepleri önlenmiş olur. hastalıklarının nüks etmesi ve sakatlıkla sonuçlanmasından koruma için alınan önlemler. “hasta yok. iş ve ev kazalarından korunma 7. Yol. 2) 1. Organizmanın bütünlüğü bozulan kısmının onarılması Organizmanın bozulan parçalarının desteklenmesi (tıbbi ve sosyal) Koruyucu Hekimlikte Strateji (1. kronik hastalığın pre-semptomatik dönemde erken tanısıyla hastalığın ilerlemesinin durdurulmasıdır.Periyodik meme muayenesi) Üçüncül Koruma:Hastaları.

v. yiyecek. Hekimliğin halk sağlığı dönemi 1948 Dünya Sağlık Örgütü’ nün kuruluşu. Örnek : Rehabilitasyon hizmetleri. ekonomik. Sağlık hizmetlerinin toplumun tümüne ulaştırılması gerektiği ortaya çıktı... Ailelere yardım yapılması planlandı. politik.4. barınma.risk faktörlerini azaltma. Örnek: İmmünizasyon.SAĞLIĞIN GELİŞTİRİLMESİ Tanım: Sağlıklı olmak için gereken davranışsal ve çevresel değişiklikleri yapmayı kolaylaştırmak için düzenlenen. egzersiz gibi olumlu yöndeki faktörleri teşvik etmek (4). Bu amaçla 1986’da Ottowa’da WHO tarafından bir konferans düzenlenmiş olup sağlığın geliştirilmesi konusunda bir belge yayınlanmıştır. eğitim. C. kazanç. huzur. Örnek: Fetüste konjenital anormallik taraması (4). barış. Tersiyer Sağlığın Geliştirilmesi Aktiviteleri: Tam tedavi edilemeyen hastalıklarda hastaların isteğine cevap veren faaliyetlerdir. Ottowa’da yapılan bu konferans sağlığın geliştirilmesi konusunda yapılan ilk konferanstır (4). Primer Sağlığın Geliştirilmesi Aktiviteleri: Bireylerde gelişebilecek spesifik bir hastalığı önlemek ve yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla sağlıklı bireylere yönelik olarak yürütülür. 285 . Sekonder çabalar bireyleri iyi sağlığa döndürmeyi amaçlar. Taramayı da içermelidir. sabit bir ekosistem. Çözüm yolu olamayacağı ortaya çıktı. sigara. Sağlığın yükseltilmesi. organizasyonel girişimler ve sağlık eğitiminin bir kombinasyonudur (4). Amaç hastalığın tekrarını önlemek ve bozukluğu en aza indirmektir. sosyal adalet ve eşitlik ön koşullarında sağlam bir yapılanma gerektirmektedir.b. 1950’ler Yunanistan deneyimi Önce hasta çocuklar tedavi edildi. Sekonder Sağlığın Geliştirilmesi Aktiviteleri: Hastalıkların erken tanı ve tedavisi ile beraber toplumun bilinçlendirilmesini içerir. ancak sonuç başarısızdı.

Beslenme tercihleri: Bitkisel besinlere dayalı beslenme. sebze. sosyoekonomik değişkenler 4. Bireysel Davranışların Düzenlenmesi 1. yaşam şartlarını kontrol altına alarak. 4. insanların her gün yaşadığı. 2. az işlenmiş nişastalı besinler 2. kendisi ve diğer insanlarla ilgilenerek. bütün üyelerin katkısı ile ve uygun ortam sağlanarak oluşturulur (4). oynadığı ortamlarda insanlar tarafından yaratılır. Haftada 2-3 kez egzersiz. beklenen yaşam süresi uzatılabilir. 6. kuru baklagil. O halde sağlık. Destekleme: Sağlığı savunma ve destekleme 2. Kilo artışı yok. her hafta en az 1 saat ağır egzersiz 286 . Düzenli 3 öğün yemek. 5. Kahvaltı. günde 1 saatlik hızlı yürüme. Sosyal kültürel. tohum.Sağlığı geliştirmenin 3 temel prensibi vardır (4): 1. Düzenli uyku (7-8 saat/gece). Sağlıklı Toplum politikaları kurmak 2. Çevresel (iş. öğrendiği. normal şartlarda beklenen yaşam süresi vardır.5-25 arasında olmalı 3. Kolaylaştırma: Tam sağlığa ulaşabilme imkanı verme 3. meyve. psikolojik. Desteklenmiş çevre yaratmak 3. Davranışsal riskler Bu risk faktörleri önlenerek ölümlerin %24’ü azaltılabilir. Güçlü toplum katılımı 4. Sağlığı Etkileyen Faktörler 1. Fizik aktivite: Hareketli olun. ev) faktörler 3. Beden ağırlığı: Beden Kitle İndeksi 18. 3. Alkol yok. toplum. Aracı olma: Farklı disiplinler arasında aracı olma Sağlığı Geliştirme Faaliyetinin Yolları (4): 1. 7. fizyolojik. Sigara yok. 45 yaşında bir insan için ilk 3’ü olumlu ise 67 yıl. yedisi de olumlu 78 yıl. Kişisel (genetik. insanların yaşam kalitesi yükseltilebir. demografik) faktörler 2. Kişisel yeteneklerin geliştirilmesi 5. Sağlık hizmetlerinin reorientasyonu Gelecekte Hareket Tarzı Mademki sağlık. çalıştığı. Yaşam Tarzı ile İlgili Öneriler 1.

Saklama koşullarına dikkat edin. derisiz tavuk. Halk Sağlığı Temel Bilgiler. protein ihtiyacını balık. az tüketin. 3. Kuru baklagil. Yayın No 92/2. Ankara. ya da 500-850 gram arasında tüketin. 5. tekli doymamış ya asidi içerenleri tercih edin. av hayvanları. Halk Sağlığı Temel Bilgiler. Sağlık Eğitimi ve Sağlığı Geliştirme.Gıda katkı maddeleri. 2006. 2006. Temel Sağlık Hizmetleri. 5. Sağlık Yönetimi. Hayvan kaynaklı yağlı gıdalardan uzak durun. Akın L. Gıdaların İşlenmesiyle İlgili Öneriler 1. her yiyeceği kendine uygun biçimde koruyun. yanmış. 3. Sebze ve meyveler: Her gün toplam yaklaşık olarak 400-800 gram arası sebze ve meyve. kuşlardan karşılayın. Ankara. kök bitkiler ve bezelyegillerden her gün en az 7 porsiyon. Hacettepe Üniversitesi Yayınları. Hacettepe Üniversitesi-Dünya Sağlık Örgütü Hizmet Araştırma ve Araştırıcı Yetiştirme Merkezi Yayını No:2. 1983. 2. 4. 2. Bahar Özvarış Ş. Öztek Z. Tuz ve tuzlama uzak durun. Fişek NH. Hacettepe Halk Sağlığı Vakfı. Sigaradan uzak durun KAYNAKLAR 1. bitkisel kaynaklar. Koruma. Bitkisel yağları. 2-3 porsiyon meyve. 287 . Hacettepe Üniversitesi Yayınları. Hazırlama. Halk Sağlığına Giriş.Diyet ve Besinlerle İlgili Öneriler 1. 1992. Ankara. Eds. kömürleşmiş gıdalardan uzak durun. Akın L. 4-6 porsiyon sebze tüketin. Öztek Z. Kırmızı et yemeyin. Alkolden uzak durun 4.Güler Ç. sebze ve meyveleri akan suda yıkayın 4. Ankara. 2. 3. Eds. Güler Ç.

lığı GATA K. Sağlık personelinin istihdamı ve eğitimi 4. Su ve gıda kontrol hizmetlerinin barışta ve savaşta yürütülmesi TSK Sağlık Teşkilatı Başbakan MSB Sağlık Daire Genelkurmay Bşk TSK Sağ K. Dz. Loj.Bşk.M.S.M.Ş.M Ordu S.Bşk.2.K Loj. Donanma.Bşk Sağ.K. SİLAHLI KUVVETLERDE SAĞLIK HİZMETLERİNİN ORGANİZASYONU Silahlı Kuvvetlerde Sağlık Teşkilatının Görevleri 1.M Tümen S. TSK’ne bağlı sağlık kurumlarının en iyi şekilde donanımının sağlanması 5. KKK Loj.M.Hiz. Sağ.Bşk.Ş. Kuzey ve Güney Saha K.Ş. TSK personelinin sağlığı ile ilgili kayıtların iyi bir şekilde tutulması ve değerlendirilmesi 6. Tugay S.Tk. İyileştirici sağlık hizmetlerini olabilecek en üst düzeyde sunmak 3. 288 .Ş. Sıhh. Barışta ve savaşta koruyucu hekimliğe ait görevleri etkin bir şekilde uygulatmak ve sağlığın geliştirilmesini sağlamak 2.Gn.Ş.K.K. Tabur tabibi.Ş.Müf.M. Birlik tabibi Sıhh.S.Ş. Sağ.M.Ş.lığı Sağ. Loj.Ş. Hv.K.Md.lığı İçişleri B. Alay Baştbp.K.M. Ana Jet Üssü K. Jn. Olağanüstü durumlara yönelik her türlü hazırlığın yapılması 7. Sağ.

malzeme ve kadroları Kuvvet K. kadın doğum. Kuvvet K. Personel.lıkları tarafından belirlenir. Revir) Sağlık Biriminin Görevleri: 1. Adli hekimlik hizmetleri 6. malzeme ve kadrolarına göre üç grup dispanser vardır. İlk yardım ve acil tedavi hizmetleri 3. 2. Revirler: 1. Özel revirler: Gereksinime göre tespit edilmiş uzman personel. Ancak kendi olanaklarını aşan hastaları belirtilen silsile içerisinde üst makamlara sevk edebileceklerdir B. Yönetimle ilgili hizmetler A. Kıta Tabiplikleri: Kuvvet K. İaşeli revirler: Genellikle yakında askeri hastane olmayan bölgelerde hastaların yatırılarak rasyonlarına göre iaşesinin ve tedavisinin sağlanması amacıyla kurulmuşlardır. A Tipi Dispanser: Bünyesinde iç hastalıkları. C. radyoloji ve biyokimya laboratuvarı olanaklarını içerirler. 4.lıklarının teklifi ve Genel Kurmay Başkanlığı’nın onayı ile yapılır. ve yeterli tıbbi araç gereç ile donatılmış revirlerdir.lıklarının kadrolarında belirtilen birlik ve kurumlarda görev yapan askeri sağlık personelidir. Özellikle büyük şehirlerde Askeri Hastanelerin yükünü azaltmak amacıyla yeni Dispanser açılması veya kapatılması Garnizon K. Evde ve ayakta tedavi ve bakım hizmetleri.lıklarının. Dispanserler: Askeri Hastanelerin poliklinik yükünü azaltmak amacıyla kurulmuş kurumlardır. 1. pratisyen tabip ve diş hekimi (diş ünitesi dahil) olan tedavi kurumlarıdır. Yeri ve kadrosu Genelkurmay Başkanının onayı ile Kuvvet K. Doğrudan birlik ve kurum hastalarına hizmet verirler. Asıl görevi koruyucu hekimlik olan bu personel ayakta tedavisi mümkün olan hastalara da gereken müdahaleyi yapacaklardır. Koruyucu sağlık hizmetleri 2. Revirler: Hastalara ilk müdahalenin yapılabileceği asgari malzeme ve ilaç ile donatılmış. 2. çocuk hastalıkları. Personel.Birinci Basamak (Sağlık Ocağı. Koordinatör baştabipliklerin görüşü alınarak. yeterli laboratuvar olanakları içeren kurumlardır. B Tipi Dispanser: Bünyesinde sadece 1-2 pratisyen doktor içeren. diş tabibliği. J Tipi Dispanser: Yataksız hastane görevini yapan ve bünyesinde yeteri kadar uzman doktor.lıkları tarafından değiştirilebilir. 3. 3. radyoloji ve biyokimya laboratuvarı bulunmayan kurumlardır. Sevk etme ve sevk sonucunu izleme hizmetleri 5. 289 .

Hastaneler: 1. Sıhhiye Birlikleri: Muharebede. 1. FTR ve Geriatri gibi. Özel Dal Hastaneleri: Bir veya birkaç hastalığa yönelik hizmet veren hastanelerdir. Göğüs hastalıkları. Son nokta olan GATA'da da tedavi edilemeyen hastalar profesörler kurulunun kararı ile yurt dışına gönderilebilir. Bu hastaneler çevre hastanelerine göre daha iyi donatılmış malzeme ve ilaç ikmal zincirinde de yer alan hastanelerdir. E. Seyyar Hastaneler: Savaşta ilk ve acil yardımın cepheye en yakın yerde verilmesi amacıyla kurulan hastanelerdir. Merkez Hastaneleri: 600+200 yt hastanelerdir. 4. İlmi/Tıbbi Merkez Hastaneleri: Kendilerine sevk edilen bütün hastaları tedavi ve teşhis edebilecek kabiliyette hastanelerdir. kuruluşuna girdikleri birliğin emrinde olan sıhhi tahliye ve kısmen tedavi hizmeti veren yapılanmalardır. Sıhhiye takımları 3. Çevre Hastaneleri: 100 ve 200 yt. Merkez hastanelerine hasta sevki yapabilirler. Sıhhiye bölükleri 4. Sıhhiye alayı 5. hastanelerdir. 3. 2. 5. Ambulans bölükleri 290 .D. Sıhhiye kısım/müfrezeleri 2.

kıtada bulunan askerleri bilgilendirmeli ve üstlerine bildirmelidir Muhtemel Sağlık Tehditleri 1. Böcek ve hayvanlar 5.Enfeksiyon hastalıkları 291 .Birinci Basamak Kıta/Revir Tabipliği Gemi Tabipliği Aile Hekimliği Merkezi Sağlık Amirliği Dispanserler (A. Sakatlanma ve kazalar 9. Muhtemel sağlık tehditlerini öngörmek ve önlemeye çalışmak koruyucu sağlık hizmetlerinin temel görevidir. Yemek ve su kaynağına bağlı hastalıklar 7. biyolojik genetik ve psikolojik yapısı gereği bireye ve çevreye yönelik muhtemel sağlık tehditleri ile karşı karşıya kalmaktadır. J) Sevk Zinciri Çevre Hastaneleri Gelibolu Bursa Balıkesir Çanakkale Manisa Edremit Denizli İskenderun Samsun Merzifon Konya Girne Kütahya Sivas Malatya Isparta Adana Kayseri Ardahan Sarıkamış Ağrı Erzincan Elazığ Tatvan Van Isparta Güzelyalı Aksaz Çanakkale Ankara Beytepe Derince Gümüşsu yu Çorlu Gölcük Eskişehir Merkez Hastaneleri Kasımpaşa İzmir Etimesgut Erzurum Diyarbakır İlmi-Tıbbi Merkez GATA Haydarpaşa GATA Ankara TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi SİLAHLI KUVVETLERDE KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ Bireyin kendi fiziksel. Her sağlık personeli. Zehirli bitki ve meyveler 6. Sıcak 2. Formsuz asker 8. Yükseklik 4. B. karşılaşılabilecek muhtemel sağlık tehditlerini bilmeli. Mesleki riskler 11. Aşırı gürültü 10. Soğuk 3.

Havalandırma 2. Onun için adli makam tarafından defnine izin verilmedikçe cesetler yerinden oynatılamaz ve defnedilemez. Bu gibi olaylar adli bir takım takibat ve işlemleri gerektirir. Bu gibi hallerde durum üst makama bildirilir. Erlerin Muayene ve Tedavileri B. kaza ve yaralanma neticesi ölüm olayları olabilir. Vektör kontrolü 4. Gürültü hijyeni 3. Erken tanı 5. Kazalar ve önlenmesi 6. Otopsiye gereksinim olabilir. ne gibi tedaviye tabi tutulduğu veya mesleksel bir ihmal ve hata bulunup bulunmadığı araştırılır. Bireye yönelik koruyucu önlemler 1. Çevre sağlığı uygulamaları 1. Bunun için gerek bölük vizite defteri gerekse hekim vizite defterindeki kayıtlar düzenli olmalıdır. Kıt'ada Bulaşıcı Hastalık C. Beslenmeyi düzenleme ve gıda güvenliği 4. Çalışma koşuları ve ergonomi 5. 292 . Üst makam tarafından bir askeri hakime gönderilir. Bağışıklama (tetanoz. Kıt'ada Ölüm Kıt'ada Ölüm Kıtada hastalık. Sağlık eğitimi 6. hangi tarihlerde viziteye çıktığı. Sağlığın geliştirilmesi (komutanlarla işbirliği) 7. Kıtada ölen askeri kişilere tabip tarafından dört adet ölüm ihbar kartı doldurulur. Kişisel Hijyen Uygulamaları 2. Sağlığa zararlı kuruluşlar Muayene ve tedavi edici görevleri: A. Kemoproflaksi B.Koruyucu Sağlık Hizmetleri: A. Adli takibat esnasında erin hastalık sebebiyle öldüğü düşünülürse erin ne zaman hastalandığı. menenjit) 3.

Bu konuyla ilgili olarak MY 45-2 (A) “TSK Sıhhi İkmal Yönergesi” MY 435-6 (A) “TSK İlaç Hizmetleri Yönergesi”.SAĞLIK PERSONELİNİN KARARGAH GÖREVLERİ Sıhhi ikmal: Karargah görevleri arasında birliğin ihtiyaç duyduğu her türlü tıbbi malzeme. MD 435-1 (A). Bu ihtiyaçlar bir sonraki yılın ihtiyaçları olarak. koruyucu hekimlikle. TSK Sağlık Hizmetleri Direktifi. KAYNAKLAR 1. sağlık sınıfı basılı evrak ihtiyaçları için ayrı ayrı hazırlanarak bir üst ikmal kademesine ve Kuvvet Sağlık Daire Başkanlıklarına gönderilir Planlama Faaliyetleri Sağlık şube müdürlüğü. Bu takvimde aşılama faaliyetleri. KKY 15-1 “Sıhhiye ve Veteriner Malları Bakım ve Onarım Yönergesi” gibi dokümanlardan yararlanılır. birliğin tıbbi malzeme ve ilaç ihtiyaçları tespit edilir. MY 435-1 “TSK İlaç Hizmetleri Muhtırası”. Ankara. Karargah Hizmetleri Yönergesi 178-1 (MY 75-1A) 3. Bu takvime göre sağlık faaliyetlerini yürütmek. eğitim faaliyetleri. MY 435-1 (A) “TSK Sağlık Hizmetleri Direktifi”. Tespit edilen bu ihtiyaçlar “İhtiyaç Bildirim Formu (İBF)” olarak yıl ortasında hazırlanır. Öncelikle. Fişek NH. karargah hizmetleriyle ilgili her türlü işleyişine bakılır.üç aylık periyodik muayene faaliyetleri. sağlık eğitimiyle. sarf malzemeleri için ayrı. 2006 2. Hacettepe Üniversitesi-Dünya Sağlık Örgütü Hizmet Araştırma ve Araştırıcı Yetiştirme Merkezi Yayını No:2. Ordu İlaç Fabrikası (OİF) mamulleri için ayrı. hem tabibe hem de birliğe birçok avantaj kazandırır. Karargah hizmetleri arasında birliği sıhhi yönden denetlemelere hazırlamak görevi de vardır. ilaç ve basılı evrakın temini ve bakımı konusu vardır. Bu denetlemelerde birliğin sağlıkla. portör muayeneleri. aylık. ikmal faaliyetleri ve miatlı evrakların hazırlanmasıyla ilgili faaliyetler gösterilmelidir. 1983. Halk Sağlığına Giriş. 293 . her yılın başında birliğinin sağlık takvimini hazırlar. piyasadan temin edilecek ilaçlar için ayrı.

Ö. KİŞİSEL HİJYEN HİJYEN TANIM ve TARİHÇE Hijyen lugat olarak sağlam sağlıklı anlamına gelmektedir. M. Bu kelime tıp diline yunan mitolojisinden girmiştir. güneşin sağlık ve bereket getirdiğine inanmışlar. Nitekim Hippocrates'in (Hava su ve yer) adı ile yazdığı (Manuscript) kitap. birey toplum olarak insan sağlığının korunması ve geliştirilmesi. Eski İranlı'ların su kanalları ve cüzzamlıların izolasyonu hakkında yapıtları bulunmaktadır.Ö. Hippocrates gibi bilginler bu devirde yetişmiştir. teknik gelişmeleri ile hijyen. Bu eserde Hippocratesin mantıki bir sezişle orta koyduğu prensiplerin bir çoğunun yanlış olduğu anlamış bulunmasına karşın o devirdeki tapınakların su ihtiyacının karşılanmasına çalışılması ve tapınakların havalandırma ve aydınlatılması esasları bugünün modern bilgilerine uygun olduğu da bir gerçektir. M. M. Ege medeniyeti devrinde (M. Hijyen ilk çağlarda bir din sanatı olarak uygulanmış. etkenlerden kaçınmak içgüdüsü ile yaşamaya çalışan ilk insan ile beraber doğmuştur. besin maddelerinin özellikle etlerin muayenesine önem verilmiş. sağlık şartlarına uygun giyinmeye ve ölülerin imhasına yönelik dikkate değer kurallar konmuştur.Ö. kültürel. vücut temizliği için tapınakları içinde açık hava banyolarının yapılmış olduğu. Bu nedenle bütün dünya literatüründe sağlığı korumak üzere çalışan bilim koluna bu ilahenin ismine izafeten “hijyen” adı verilmiştir. daha sonra politikasiyaset sanatı haline gelmiş son olarak hekimlik sanatının ilerlemesi ile hijyen hekimliğin malı olmuştur. Hijyen bilimini Hippocrates'in (M. 3000-2000 yıllarında Mısır uygarlığında yıkanma. Günümüzde hijyen. sık sık saç ve sakal kestirme mecburiyeti konmuş. temiz su teminine çalışıldığı ve evlerde su tesisinin bulunduğu görülmektedir.hakkında ilk yazılı eser Hippocrates' e aittir.sağlığı koruma bilimi . O devirde Hintler evlerde yıkanma yerleri ve her sokakta ana lağım borusu ve her evde evi.Ö. Fakat bugün dünyanın sosyal. ekonomik. düşünceleri vardır. M. Kuşkusuz olan şudur ki hijyen. Vücut gelişmesi ve sağlamlık kazanması için jimnastiğr çok önem verildiği. Mezepotamya'da M. yalnız hekimliğin bir dalı olmaktan da öte giderek hekimlik kadar geniş. Fakat Hippocrates'ten çok yıllar asırlar önce yaşamış insanların da sağlığı koruma hakkında bilgileri. sağlıklı düzeyde uzun süre devamı için sağlık ile ilgili bilgileri bir sentez halinde uygulayan bilim kompleksidir. hayatını korumak ve sağlığına zarar veren nedenlerden. 13 ve 12) hijyenin bilimsel bir hüvviyet kazandığı görülür. 294 . hayatın yüksek. Gerçi hijyen bilimi . orta çağın sonlarına kadar tıp alanında önemle üzerinde durulan bir eserdi. kapsamı büyük ve hekimlik gibi birçok bilim ve teknik şubelerden meydana gelen bir bilim kompleksi olmuştur (3). 2000 yıllarında Anadolu'da yaşamış olan Hitit'lerin göllerden kanallar ile şehirlere su getirdikleri ve kirli suları evlerden kanallar ile uzaklaştırdıkları bilinmektedir.Ö. ana lağım borusuna bağlıyan bir kolu bulunan yapılar inşa etmişlerdir. Tarihte sağlığı korumak üzere alınan önlemlere ait eser ve yapıtlara çok eski devirlerden itibaren rastlanmaktadır.Ö.Ö 4000 senelerinde yaşamış olan Sümerler tapınakların alt katında su tesisatı yapmışlar. Sind uygarlığında da sağlığı korumak üzere yapıtlara rastlanmaktadır.3. 1500 senelerine ait Çin'de tedavi hekimliği yanı sıra sağlığı koruyucu tedbirlerin alındığına ait izlere rastlanmaktadır.460-377) yarattığı söylenir.Yunan mitolojisinde tıbbın babası olarak tanınan Aesculapius'un kızı Hygiea sağlığı koruyan bir ilahedir.

İbni Sina'nın El Kanun-Fıttıb isimli eserinde hava. su. meskenler. Büyük Türk alimlerinden İbni Sina henüz mikroorganizmalar keşfedilmeden çok önceleri " Her hastalığı yapan bir kurttur ne yazık ki elimizde onu görecek araç yoktur. Bu devirde tıp alanında çok değerli Türk alimleri yetişmiştir (3). çiçek aşısının Jenner tarafından keşfi sağlığı koruma üzerinde Avrupa'da atılmış adımlardır. Bu durum karşısında o devirde hekimlik hastalıkların önlenmesinden çok tedavisi ile meşgul olmakta idi. Açılan hamamlarda fakir halkın parasız yıkanması sağlanmış. T.yy. vukuu bulan savaşlar ve salgın hastalıklar nedeni ile tarihin ilk çağlarındaki sağlık kavramları unutulmuş. muhtaçlara aş ocakları. 2. sosyal yardım kurallarının temeli atılmıştır (3). giyim araçları hakkında çok kıymetli bilgiler mevcuttur. Ebu-Bekir Mehmet Razi'nin tavsiyeleri bugünkü dezenfeksiyon kurallarına uymaktadır. Dünya Savaşı'ndan sonra hekimlik hizmetinin tedavi hekimliği ve koruyucu hekimlik olarak ayrı ayrı dallar halinde değil iç içe çalışması gereğinin zorunlu olduğu hakikati ortaya çıkmış bulunmaktadır (3). yapıtları ihmal edilmiştir. 17. Osmanlılar Selçuklu'ların sağlık müesseselerini ve sağlık kurallarını devam ettirmiş ve geliştirmişlerdir. gusletmek. Özellikle bu çağda ortaya çıkan veba. ve 18. Bu dönemde yıkanmaya ve temizlik şartlarına Türkler kadar önem veren başka bir ulus yoktur.Romalı'ların bu devirde inşa ettikleri Cloaca Maxime isimli 3 m genişlik 4 m yükseklikteki lağım kanalları bugün hala Roma'da kullanılmaktadır (3). " demekle bulaşıcı ve salgın yapan hastalıklar hakkında ortaya koyduğu sezişi ve kıymetli fikri üzerinde durmaya değer. Böylece 295 . Selçuklu'lar devrinde kıymetli bilginler yetişmiştir. alkollü içeceklerin yasaklanması. Bu devirde İslamiyet’in ortaya çıkması hijyen ve hekimlik için büyük bir gelişme. fitre. zekat vermeyi zorunlu kılmak suretiyle de sosyal dayanışma.'nin ilk yarısında Avrupa ve Amerika'da gelişen sanayileşme halkın şehirlere göçmesine. Orta çağın taassubu. devrinde halkın sağlık işleri devletin siyasi mekanizmasına bağlanarak 1930 yılında Umumi Hıfzısıhha Kanunu kabul edilmiş. köpeklerin evlere. 19. Yakın zamana kadar tıp sanatı daha çok hastaların tedavisi ile uğraşan bir bilim halinde iken tedavi hekimliğinin yanı sıra koruyucu hekimliğe de önem verilmeye başlandı. Yiyecek ve içecek maddelerinin muayene ve kontrollerine önem verilmiştir. yy. vücut temizliği.C. içeriye alınmasının yasaklanması gibi esaslı sağlık kurallarını getirdiği gibi.'lerde sıtmaya karşı alınan tedbirler. hatta sokağa tükürenlerin tükürüklerinin üzerini örtmek için vakıflar yapılmıştır. bütün bu salgınların sebep ve mahiyetleri bilinmediğinden hiçbir önlem alınamamış salgınların şeytani ruhların işi olduğuna veya tanrının asi kullarına bir cezası olduğuna inanılmış (3). Temizlik bu gibi kurtlardan ileri gelen hastalıkların önünü alır. besin maddeleri. Çiçek ile kızamığın ayrı ayrı hastalıklar olduğunu ve bu hastalıklardan koruma tedbirlerini dünyaya tanıtan Türk hekimidir. bazı besinlerin yenmesinin yasaklanması. sağlık koşullarının daha da bozulmasına ve böylece yeni yeni birtakım hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. çiçek ve diğer salgınlar sebebiyle Avrupa'da milyonlarca insan hayatını kaybetmiş. hekimlik hizmetinde tedavi hekimliğinin yanı sıra koruyucu hekimlik de yerini almış bulunmaktadır. İslamiyet’te abdest almak. 1450 Ronesans yıllarında Avrupa şehir ve kasabaları tasavvur edilemeyecek kadar pis ve her türlü sıhhi tesisattan yoksundu. bir devrim yaratmıştır. ağız ve diş temizliğine dikkat etmek gibi temizlik kuralları yanında beslenme kuralları.

yapısında bulunan sterollere ultraviyole ışınların etkisiyle D vitamini oluşmasını sağlar. Koku meydana getiren vücut bölgeleri öncelikle ayaklar. insan bir süre sonra kendi kokusuna duyarsızlaşır (7). Bu tür banyolar her zaman yapılabilir. salgı bezlerinin gözeneklerini tıkayarak derinin normal işlevini engeller. el. derinin temizliğine. Bedensel etkinliği fazla olmadığı halde bazı bireylerin ter bezi salgısı fazla olabilir. Birkaç örnek vermek gerekirse. iyi bir kan dolaşımının sağlanmasına ve tonusunun sağlıklı olmasına bağlıdır (1). zedelenmiş derinin streptokoklarla enfekte olması impetigoya yol açabilir (1).Bu işlevlerin tümünü yerine getirebilmesi. mikroorganizmaların vücuda girişini önlemekte de çok önemli rol oynar. Vücudun ısısının düzenlenmesi ve vücuttan atılacak kimi artıkların bir kısmının dışarı atılması işlevini yapısında bulunan damarlar ve ter bezleri aracılığıyla sağlayan deri. İyi bir kan dolaşımı. kıl köklerinin yoğun olduğu kasık ve koltuk altlarıdır. Vücut kokusu vücut yüzeyinde bulunan mikropların (bakterilerin) teri parçalamasına bağlı olarak meydana gelmektedir. Komedonların iltihaplanması akneye. hem derinin beslenmesi hem de terle ve ısı radyasyonuyla 296 . mikroorganizmalardan ve deri epitelinin soyulan artıklarından oluşur. vücudun deri. Deodorantlar kokuyu sadece maskelerler. cildin mikrobik hastalıkları. uyuz ve bitlenme gibi parazitlerle oluşan hastalıklar ve bazı allerjik hastalıklar sayılabilir. KİŞİSEL SAĞLIĞI KORUMA ÖNLEMLERİ Sağlıklı bir yaşam için. ağız ve diş gibi kısımlarının bakım ve temizliğine önem verilmesi gerekir (1). kurumuş sebum maddelerinden. Sabunla yıkanılırsa kirler temizlenir. ishalli hastalıklar. Vücudun dış yüzünü tümüyle örten deri sağlam. Her gün banyo yapılamadığı durumlarda koltuk altı önce sabunlu bir bezle sonra su ile iyice silinmeli ve temizlenmelidir. Ayrıca. soğuk algınlıkları. saç. Uygarlık ile birlikte gelişen diğer teknik ve ekolojik koşullara paralel olarak hijyen de değişmiştir ve değişecektir de (3). Vücudun terleme oranının artması kokunun da artması anlamına gelecektir. Kişisel temizlik alışkanlıklarının önlediği diğer bir sorun vücut kokusudur. terin buharlaşması sonucu geriye kalan artık maddelerden. Uygun vücut temizliği bir çok deri sorununu ve hastalığını önleyici ve ortadan kaldırıcı bir önlemdir (6). Özetlemeye çalıştığımız bu tarihi bilgiden de anlaşılacağı gibi hijyen sabit ve kalıplaşmış bir bilim değildir. geçici bir uygulama olarak değerlendirilmelidir. 1. cildin mantar. tozdan. Deri üzerine daha sonra bir deodorant veya ter önleyici uygulanabilir. Ayrıca. Deri üzerindeki kir. Bu durum ergenlik ve menopoz durumlarında özellikle ortaya çıkabilir. Bu nedenle temizlik aracı olarak değil. DERİ Vücuda ait kişisel temizlik ile pek çok hastalığın önüne geçilmektedir. 37-38C sıcaklıktaki banyolar derideki kirleri ve salgıları temizleyerek kişide rahatlık duygusu oluşturur. Kir. ayak. Yoğun bedensel çalışma vücuttan çıkan ter miktarının artmasına neden olmaktadır.Sık sık yıkanılmazsa vücutta oluşan kir sebaceous bezlerin kanallarını tıkayarak deride komedon denilen siyah beneklerin oluşmasına neden olduğu gibi.Türkiye'de birçok salgın hastalık kontrol altına alınmıştır. yumuşak ve elastiki olmalıdır. artık maddelerin dışarı atılmasını da engeller.

kiri parçalayan ve kendine bağlayan sabun mutlaka kullanılır. Bu işlem 2-3 kez tekrarlanır.Yeterli yıkanma için köpürtülmüş sabun ile deri ovulur ve bol sıcak su ile durulanır. Yıkandıktan sonra temiz çamaşır giyilmelidir. Yıkanma özellikle yemekten 2-3 saat sonra yapılır. Sağlıklı saçlara sahip olmak için düzenli biçimde yıkanmak gerekmektedir. SAÇLAR Saçlar baş derisinde bulunan kıl köklerinden uzayarak büyüyen kıllardır. 2. özellikle çocuk ve gençlerde terleme olgusu boyunca derinin üzerinde hareketli bir hava tabakasının bulunmasına bağlıdır (1). Yıkanma sırasında lif kullanmak deriden kirin atılması ve derinin ovulması bakımından yararlıdır. Günde birkaç dakikalık soğuk su masajı ve temiz hava bu tür dolaşımı sağlar. iyi bir kan dolaşımı sağlanmasına yardım eden yöntemlerdir. Deri tonusunun normal olabilmesi. Ayrıca sık dişli bir kullanılarak saçların uzama yönünde taranması da kan dolaşımına yardımcı olur. Saçlı derinin iyi bir kan dolaşımına ihtiyacı vardır. Böylece. Daha sıcak su ile yıkanmak alışkanlığa bağlıdır. Kirli ve zehirli iş ortamında çalışanlar kirletici zararlı maddeleri deriden atmak için işten hemen sonra yıkanmalıdırlar. Yıkanma sıcak suyun dökülmesi ya da duş alma şeklinde yapılamalıdır. Normal bir saçın haftada en az bir ya da iki kez yıkanması gerekmektedir. Sıcak banyoların geceleri yapılmasında yarar vardır. Derinin mikroorganizmalara. Saçlar temiz su ile iyice durulandıktan sonra kurutulmadan önce nazik bir biçimde taranmalıdır. saçlarını yağlı veya kremli sabunlarla yıkamalıdırlar (7). Yağlı saçlar ise daha sık yıkanmalıdır. kir ve tozları uzaklaştırıcı işlev görmektedir. derideki tüm damarlar genişleyerek iyi bir kanlanma sağlanır ve bu durum yorgunluğa neden olan artık maddelerin terle atılmasına yol açarak kişiye canlılık kazandırır. Temiz çamaşır yıkanmış ve ütülenmiş çamaşırdır. kirli suda kalmak olarak düşünüldüğünden pek tercih edilmez. Saçların fırçalanması dökülen saçlar. Menstürasyon döneminde yıkanmanın hiçbir zararı yoktur. Kirin eriyip atılması için sıcak su daha etkilidir. cinsel organlar. ayaklar ve deri katları olan bölgeler silinir. Kurulama 297 . Banyo imkan varsa her gün yoksa hafta da en az 1-2 defa yapılmalıdır. kasık bölgesi. Derinin kirden temizlenmesi için sıcak sabunlu su ile yeteri kadar yıkanması gerekir. Sıcak su ile organik yağları. Genellikle böyle yerlerde havlular ve terlikler bulaşıcı mantar hastalıklarının yayılmasına neden olabilirler. Banyo aralığının uzun olması halinde sabunlu su ile koltuk altları. soğuk banyolar. Kıl köklerindeki bezlerden salgılanan maddeler yağlı yapıdadır. friksiyon ve masaj.kaybolan ısının karşılanabilmesi için gereklidir. İç çamaşırları her gün değiştirilmelidir (1). Özellikle otel ve hamam gibi topluma açık yerlerde temiz olmayan küvetler kullanılmamalıdır. toksinlere karşı bariyer görevi gören katmanları keselenme ile kısmen de olsa tahrip olup ortadan kalktığı için deri bu görevlerini yerine getiremez ve uygulama sonrasında laserasyonlar ortaya çıkabilir. Tok karnına tercih edilmez (6). Küvette biriken suda yıkanmak. Saçların kurulanmasında yumuşak bir havlu kullanılmalıdır. Ancak kese kullanımı için durum farklıdır. allerjenlere. Saçlı derisi kuru olanlar. Bu nedenle su 35-40 C de olabilir. Beden hareketleri. saçlarını hem daha sık yıkamalı hem de yağsız şampuan kullanmalıdırlar. boyun. Saçlı derisi yağlı olanlar.Yıkanma normal ve değişik sıcaklıktaki su ile mümkündür. Çok sıcak ve çok soğuk günler dışında başı açık dolaşmak yararlıdır (1).

Bit yumurtalarını saçın deriden 3-4 mm uzağına depolar. Ancak kurutucunun saça çok yakın tutulmaması gerekmektedir. Pediculus humanus corporis (vücut biti) ve Phthirus pubis (kasık biti)’in neden olduğu bir enfestasyondur. Pedikülozis kapitis (Baş biti): Bit genellikle kulak arkasındaki ve boyun bölgesindeki saçlarda daha belirgin olmak üzere saçta yerleşir. çok sıcak olmayan su ve sabunla yıkamak yararlı olabilir. başörtüsü veya havlu gibi eşyaların kullanılması sonucu olur. Sağlık yararı dışında saçların temizlik ve düzeni. kontakt dermatit. Pediküloz (Bit Hastalığı) (8) İnsan kanı ile beslenen Pediculus humanus capitis (baş biti). yıkanır. Yetişkin bitler 2-3 hafta sonra görülmeye başlar. şapka. Bu ürünlerin 7-10 gün sonra tekrar uygulanması gerekir. En belirgin semptom kaşıntıdır. bütün vakalarda 7-10 gün sonra tekrarlamak gerekir. Klinik : İnkübasyon süresi 6-10 gündür. Bu nedenle bu eşyalar kişiye özel olmalıdır. hastalığın süresi belirlenebilir. Şüpheli durumlarda saç veya kıl büyüteç veya mikroskop ile incelenebilir. Tanı : Bitin erişkin formlarının veya yumurtalarının görülmesi tanı için yeterlidir. Ayrıca lindane’ın toksik etkileri nedeniyle prematürelerde. piyodermi. Bu durumda saçlı deri ve saçlar fazla sıcaktan olumsuz etkilenebilir. yumurtaların saçlı deriden uzaklığına bakarak. ilaç erüpsiyonu. Saçın ayda 1 cm uzadığı dikkate alınırsa. emziren kadınlarda ve konvülsiyonlu hastalarda kontrendikedir. görülmeleri zordur. ancak hafif vakalar asemptomatiktir. Tedavi : Pedikülozis kapitis: Permethrin %1 krem saç ve saçlı deriye bir kez 10 dakika süre ile uygulanıp. Genellikle tek uygulama yeterlidir. ancak bunların etkisi daha az olduğundan. saçlı deride lezyon bulunanlarda. Ayırıcı Tanı : Böcek ısırığı. Bulaşma genellikle saçla direk temas veya hastaya ait tarak. Saçlar bol su ile iyice durulandıktan sonra da kepeklenme önlenemiyorsa bir sağlık kuruluşuna danışılmalıdır. Saçlar elektrikli kurutucularla kurutulabilir. seboreik dermatit. insanlar arasındaki ilişkilerde ve kendini iyi hissetmede etkisi olan olumlu dış görünüm açısından da önemlidir (7). Etkili diğer bir tedavi de % 1’lik malathion’lu şampuandır. sık sık. Birlikte saçlı deride enfeksiyon sık görülür. Saç temizliğinde kişisel olarak kullanılan fırça ve taraklar sık aralıklarla sıcak sabunlu su ile yıkanmalı ve durulanmalıdır. Doğal pyrethrin’li şampuanlarla 10 dakika saçın yıkanması da etkilidir. Yumurtalar çok yoğunsa. Eğer sert bir havlu kullanılır ya da çok şiddetli ovulursa saçların uçları çatallanabilir. Epidemiyoloji ve Bulaşma : Saç uzunluğunun ve yıkama sıklığının hastalık riski ile ilgisi yoktur. Erişkin bitler hızlı hareket ettiklerinden. bu durumda saçlı deride kabuklanma ve sulanma görülebilir. Bu da 7298 . 7-10 gün sonra ikinci kez uygulanabilir. Saç diplerinde kepek varsa. yetişkin bitler de dış ortamda 1-2 gün yaşayabilirler. Bu tedavilere cevap vermeyen vakalarda % 1’lik lindane içeren şampuanlarla saçın 4 defa yıkanması hastalığı düzeltebilir.işlemi de yumuşak olmalıdır. ortak kullanımları doğru değildir. gebelerde. Hekim önerisi dışında saçlar için yararlı olduğu ileri sürülen maddeler güvenli olmayabilirler. Yumurtalar saçtan uzaklaştırıldıklarında hemen canlılıklarını yitirirler.

Bu sorunun en az yarısı el yıkama gibi basit bir işleminin uygulanması ile engellenebilir. ELLER Günümüzde hastane enfeksiyonlarının hızla yayılma nedeni olarak. Antiseptik kullanarak el yıkama ile ilgili ilk görüşler. direnç gelişimini körüklemektedir.10 gün arayla iki kez. Bu infeksiyonların ABD sağlık ekonomisine getirdiği yükün 4. 1822’de Fransız eczacı Labarrque klorid içeren solüsyonların dezenfektan olarak kullanımından bahsetmiştir. Enfeksiyon hastalıkları halen dünyada en sık görülen ve en çok öldüren hastalık grubunu oluşturduğuna ve uygun el yıkama pratiğinin insanlara kazandırılması halinde bu hastalıkların sıklığında önemli derecede azalma sağlanabileceğine göre. Tarak ve fırçaların 53. Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’de her yıl 2.5 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir. sık dişli bir tarak % 3-5 asetik asit (sulandırılmış sirke)’e batırılarak saç taranırsa. müdahale öncesi kadavra ile 299 . 3. 19. Pedikülozis kapitisde aile bireyleri. bu kabuklar ortadan kalkar. Eşyaların kuru temizlenmesi veya iyi kapatılmış plastik torbalarda en az 10 gün bırakılması da bitin ölmesini sağlar. İlk tedaviden sonra çocuk okula gidebilir. hasta çocuksa okul arkadaşları kontrol edilmelidir. Korunma : Tedavi uygulanıncaya kadar temas izolasyonu gerekir (8).10 civarındadır ve bu infeksiyonların tedavi maliyeti oldukça yüksektir. 2-10 dakika süreyle uygulanır. sağlık çalışanlarının kirli elleridir (13). bit yumurtaları yapışıktır). sağlık çalışanlarının her hasta ile temastan önce ve sonra ellerini uygun bir şekilde yıkamamaları gösterilmektedir.4 milyon hastane infeksiyonu görüldüğü. bu olguların yüz bininin direkt veya indirekt hastane infeksiyonları nedeni ile kaybedildiği bildirilmektedir. Bu kontrollerde saçlı deri ve saçlardaki kepeklenmelerin bit yumurtalarından ayırt edilmesi önemlidir (kepek saçtan kolayca ayrılır. 1846’da Ignaz Semmelweis’in. Tedaviden sonra saçta kalan kabukların temizlenmesi şart değildir. ayrıca bu işlem insan sağlığı üzerinde zararlı olabilir. Bunların temizlenmesi için pedikülosidler de kullanılabilir. Özellikle çok yataklı büyük hastanelerde % 10’un üzerinde insidansa sahip olan hastane infeksiyonları hastanın hastanede kalış süresinin uzamasına ve ek tedavi girişimleri nedeni ile maliyet artışlarına neden olmaktadır.5°C’den yüksek sıcaklıkta 5 dakika tutulması biti ortadan kaldırmak için yeterlidir. Hastane içerisinde yüksek virulans ve çoklu ilaç direnci gösteren mikroorganizmaların hastalar arasında taşınması ve yayılmasında % 20-40’ında kaynak. özellikle. Ev eşyalarının insektisid spreyler ile temizlenmesinin yararı gösterilmemiştir. ancak estetik nedenle yapılacaksa. Tüm dünyada hastane infeksiyonlarının insidansı % 7 . konu son derece önemlidir ve halk sağlığının öncelikli konuları arasındadır (2). Çalışmalar hastane infeksiyonlarının en az üçte birinin önlenebilir nedenlere bağlanırken ancak % 6-9’unun önlendiği vurgulanmaktadır. Bunun yerine elektrikli süpürge ile vakumlama daha güvenilir bir yöntemdir (8). Kaşıntı için oral antihistaminikler veya topikal kortikosteroidler kullanılabilir. Bitten korunmak için iç çamaşırlar kaynatılmalı dikiş yerleri ütülenmelidir. Aynı yatağı paylaşan kişilerin de tedavisi önerilir. Diğer taraftan. yüzyılın başlarında ortaya çıktı. doğum sonrası streptokoksik puerperal sepsis’e bağlı ölümleri.

sağlık çalışanları arasında el yıkamaya en az özen gösteren gruptur ve kariyerleri artıkça durumları daha da vahim bir hale gelmektedir. Stenotrophomonas. modern dezenfektan ve eldivenlerin kullanıma girmesi yanlış bir güven oluşturmuş ve el yıkamanın ihmaline neden olmuştur. HIV ve Hepatit B gibi enfeksiyonların dünya çapında yaygınlaşması sağlık çalışanlarını. eldivenler sağlık çalışanlarını koruyordu ve aynı eldivenle farklı hastalara temas eden sağlık çalışanlarına sıklıkla rastlanıyordu. Alkolün antigermisidal olduğu 1880’li yıllarda R. sağlık çalışanlarının Semmelweis’ın çalışmasından habersiz olduğunu ve onun öğretilerini dikkate almadığını göstermektedir.% 23 den % 3’e düşürmesi modern tıbbın önemli buluşlarından birisi olmuştur. İlginç olan bir konu hastane çalışanlarının el yıkamanın önemini biliyor olmalarına karşın bunu davranış biçimi şekline dönüştürememeleridir. kendilerini korumaları konusunda daha titiz davranmaya sevk etti ve hastayla temas sırasında eldiven kullanma oranı dramatik bir şekilde arttı. meslektaşları tarafından alay konusu yapılmıştır. methicillin resistan S. Yine bu çalışmanın sonuçlarına göre pratisyen hekimlerin hastayla temastan sonra el yıkama konusunda diğer gruplara göre daha duyarlı oldukları saptanmıştır (ancak pratisyen hekimler hastayla temastan önce el yıkama konusunda yeterince hassas bulunmadılar). Semmelweis’in el yıkama alışkanlığı konusunda gösterdiği ısrarcı tutum. Bir çok çalışma. el yıkama alışkanlığında da görülmektedir. 1975 ve 1985 yıllarında Centers for Disease Control (CDC) tarafından hastanede el yıkama uygulamalarına ait bir rehber yayınlanmıştır. Bazı araştırmalarda sağlık çalışanları arasında el yıkamaya en çok önem verenlerin dahi hastayla temaslarının ancak %75’inde uygun şekilde ellerini yıkadıkları ve bu grubun da hekim veya hemşire olmadığı saptanmıştır.Koch tarafından ispatlanmış ve 1890’lı yıllarda deri antiseptiği olarak kullanılmaya başlanmıştır. Antimikrobiyal sabunların yada kendiliğinden kuruyarak su gereksinimini ortadan kaldıran antiseptik solüsyonların. MRSA ve VRE gibi yüksek mortaliteye neden olan dirençli suşların hastane ortamına yerleşmesiyle sonuçlanmıştır. Hastane enfeksiyon oranının %30’a ulaştığı bir yoğun bakım ünitesinde yapılan bir çalışmada ellerini en az yıkayanların hekimler olduğunun saptanması oldukça düşündürücüdür. aureus (MRSA) ve vancomycin resistant enterococci (VRE) gibi multi Drug resistant (MDR) patojeni olan hasta odalarına bırakılmasını Healtcare Infection Control Practices Advisory Committee (HICPAC) 1995-1996 yıllarında önerdi (13). Ancak bu durumun yanıltıcı bir yönü ortaya çıktı. Basit kurallara uyulmama geleneğinin sağlık çalışanları arasında da standart bir davranış haline gelmesi önemli bir sorundur (13). Ancak antibiyotiklerin keşfi. Daha da ilginç olanı eğitim seviyesinin yükselmesi ile basit ama yapılması zorunlu uygulamalara karşı ilginin azalması. Bu ihmal hastane florasının değişmesine ve Acinetobacter. ve işin daha kötüsü sağlık çalışanları arasında el yıkama gittikçe daha çok ihmal edilir bir hal alıyordu (2). Pseudomonas’lar. 1961 yılında ABD ulusal sağlık servisi tarafından el yıkama tekniklerini anlatan bir film hazırlanmıştır. El yıkamanın çok sıradan ve günlük bir iş olması.çalışan asistanlarının ellerini klorlu su ile yıkatarak . Genel olarak hekimler. 1988 ve 1995 yıllarında el yıkama ve el antiseptikleri ile ilgili rehberler Association for Professional in Infection Control (APIC) tarafından hazırlandı. bu konuda 300 .

ter ve yağ bezleri ile kıl folükülleri yer alır. Su ve sabun ile yapılan mekanik el yıkama işlemlerinden sonra bu bakteri topluluğunda azalma olmaz. Hastaya temas öncesi ve sonrası el yıkama ile hastane kaynaklı mikroorganizmaların bir hastadan diğerine naklini büyük oranda önlemek mümkündür (13). tuz. Dermisin daha alt tabakaları sukuamöz hücrelerden oluşmuştur. Deri yaklaşık olarak 1. Hastane infeksiyonlarını önlemede en basit ve en ucuz yolun el yıkama olduğu unutulmamalıdır. Bu floranın karakteristik üyeleri koagülaz negatif stafilokoklar (KNS). hatta bazen sayılarında artış kaydedilir. Benzer şekilde sağlık çalışanlarına eğitilen değil de eğitimci rolünün verilmesi halinde daha başarılı sonuçlar alınabilir (2). Ancak hastalar üzerinde yapılan bir çalışmada ilginç bir sonuca rastlanmıştır. hastalara el yıkama konusunda eğitim verilen bir hastanede sağlık çalışanlarının el yıkama alışkanlıklarında önemli derecede iyileşme saptanmıştır. geçici olmak üzere iki tür mikroorganizma topluluğu bulunur (13). Kalıcı flora: Daimi flora olarak da tanımlanan bu mikroorganizma topluluğu deride inatçı kolonizasyonlar yaparlar. Bu sekresyonlar çok sayıdaki mikroorganizma için inhibitör etki gösterirken. Derinin bu tabakası sebumdaki yağ. Ancak 301 . Geçici flora: Kontaminant flora olarak ta tanımlanır. El Yıkama Kategorileri Usulüne uygun el yıkama hastane infeksiyonlarının önlenmesinin en basit. Deri ve Flora Normal insan derisi bölgelere göre farklı oranda aerobik mikroorganizma barındırır. deride zararlı olan mikroorganizmaların uzun süreli kalmalarını engellerler Böylece genel olarak deride özel olarak da ellerde birisi devamlı olarak yerleşik olan kalıcı. lizozimler. b. Derini bu tabakasında hücreler arası boşluklar ile yağ ve ter bezlerinin kanallarına yerleşen dirençli mikroorganizmalar metabolize ettikleri yağlardan oluşturdukları propionik asit gibi kısa zincirli yağ asitleri ve ürettikleri bakteriyosinlerle derinin savunmasına yardım eder. Bu mikroorganizmaların çoğu derinin üst tabakalarında yerleşirken % 10-20 si daha derin tabakalara yerleşirler. Mikrococcus. yağı kullanabilen. a. Bu tabakalar sürekli olarak çoğalırlar ve keratin sentezlerler Keratinize epitel apopitozis’e gider ve ölü Stratum corneum tabakasını oluştururlar. Hipodermis veya kısaca dermis olarak tanımlanan bağdoku içeren canlı tabakada kan ve lenf damarları ve sensör reseptörler.verilen eğitimlerde karşılaşılan önemsememe probleminin en önemli nedenlerindendir. Biyolojik olarak canlı ve ölü tabakalardan oluşan deri vücut savunmasının da en önemli silahıdır. proteinler ve su ile sürekli nemli olarak tutulmaya çalışılır. tuz ve kuruluğa dirençli mikroorganizmalar içinde iyi bir vasat oluştururlar. üst solunum yolları enfeksiyonlarından korunmanın en etkili yöntemidir.5 metre kare alana sahip vücudun en büyük organıdır. Propniobacterium ve Corynebacterium türleridir (13). Bu mikroorganizmalar deride uzun süre yaşayamazlar ve çoğalmazlar. Hastaya ait kan. En iyi sağlık hizmetini almak her hastanın hakkıdır ve sağlık çalışanlarının ihmali sonucu hastane infeksiyonlarıyla karşılaşmaları haksızlıktır (13). diğeri de kısa süreli olarak kontaminasyon sonucu bulaşan. balgam çeşitli vücut sıvı ve sekresyonları ile kontamine araç ve gereçlerden sağlık personelinin eline bulaşırlar.

Steril havlular kullanılır (13). yara ve üretral kateterler ile temas öncesi ve sonrası. uygun yıkama yapılmalı köpük elin tüm yüzeyine yayılmalı ve friksiyon yapılmalıdır. 302 . 3. Köpük elin tüm yüzeyine yayılmalı ve friksiyon yapılmalıdır. Food and Drug Administration (FDA). Tüm cerrahi işlemlerden önce bu tür bir yıkama yapılmalı ve daha sonra eldiven giyilmelidir. ölümlerin % 70’inin gıdanın hazırlanması safhasında bozulmasından kaynaklandığını ve bu bozulmanın da % 40 oranında ellerin sorumlu olduğunu belirtmektedir. eldiven takmadan önce ve sonra. kalıcı flora azaltılır. 1. Kullanılacak miktar ve uygulamada üretici firmanın tavsiyeleri dikkate alınır. uygun yıkama yapılmalıdır. kanlı çıkartı ve mikrobik kontaminasyon olabilecek durumlar ile karşılaştıktan sonra hijyenik el yıkama yapılmalıdır.5’lik gliserol) (13). Geçici flora öldürülür ve uzaklaştırılır. tuvalet sonrası.75’lik iyot içeren povidon iodine/deterjan çözeltisi). yumuşatıcı olarak % 0. en az 15 sn. % 0. Fırça tırnakların temizliği için kullanılır. Kullanılabilecek dezenfektanlar: a. Bu nedenle el yıkamayı basit sosyal tip. eller kirlendikten sonra bu tür el yıkaması yapılmalıdır. b. Su ve sabun ile yıkamadan sonra alkol bazlı bir preparatın kullanılması etkiyi artırır. kadar ovuşturulur. hasta bakımına başlamadan önce. Eller akan su altında iyice durulanmalı ve kağıt havlu ile kurulanmalıdır (13). hijyenik tip ve cerrahi tip el yıkama olarak 3 başlık altında değerlendirmek mümkündür (13). Yiyecek tutmadan. Eğer alkollü preparat kullanılıyorsa her biri 5 ml olan iki uygulamada eller kuruyuncaya kadar ovalanır. Saat ve yüzükler çıkartılmalıdır. antimikrobiyal sabunlar yada kendiliğinden kuruyan alkol bazlı antiseptikler kullanılabilir. Yani el yıkama aslında bir medikososyal davranış biçimidir. Hijyenik el yıkamada kullanılan dezenfektanlar kullanılır. Deriye en az zarar verecek ve fırça kullanmadan etki ortaya çıkarabilecek solüsyonlar tercih edilir. 2. Eller sıcak su altında iyice durulanmalı ve kağıt havlu ile kurulanmalıdır. Yine çocuk bakım evlerindeki çocukların evde bakılan çocuklara göre daha sık ishalli hastalıklara yakalandıkları bilinmektedir. Burada geçici mikroorganizmalar öldürülür ve uzaklaştırılır. Musluk kağıt havlu ile kapatılmalıdır. ancak el yıkama süresi 2-3 dakika kadardır ve yıkamaya bilek ve dirsekler dahil edilir. Hijyenik el yıkama: Normal sabunlar. Eğer alkol bazlı kendiliğinden kuruyan antiseptikler kullanılıyorsa avuç içine sıvı alınır ve bütün el yüzeyine yayılıncaya ve eller kuruyana kadar yaklaşık 15-25 sn. Alkollü çözeltiler (%70’lik isopropanol veya ethanol içinde % 0. yemek yemeden ve hastaya yemek yedirmeden önce. infeksiyona yatkın hastayla temas öncesi.5 lik chlorhexidine veya povidon iodine çözeltisi. Sosyal yıkamada sabunla en az 10 sn. Cerrahi el yıkama: Antimikrobiyal sabunlar yada alkol bazlı antiseptik deterjanlar kullanılır.hastane infeksiyonları dışında genel halk sağlığı açısından da el yıkama son derece önemli bir işleve sahiptir. Hijyenik el yıkamada eller sıcak su ile ıslandıktan sonra 3-5 ml deterjan alınır. Sulu çözeltiler (% 4’lük chlorhexidine/deterjan çözeltisi. Sosyal el yıkama: Kirli ellerin sabun ile yıkanması sonucu geçici floranın çoğu uzaklaştırılır. ABD’de her yıl 76 milyon gıda zehirlenmesi olduğu 5000 kişinin öldüğünü. İnvaziv girişimlerden önce.

Kalıp sabun formunun yanı sıra.8 log10 olur. Bunlar antimikrobiyal sabunlar. Bakteri sporlarına karşı etkili değildir. Bunlar deride travma yaratan adi sabun ve derideki yağ asitlerini tahrip eden sıcak veya ılık su ile yapılan yıkamaya göre çok daha etkilidirler. Mikobakterilere.8-2. Alkolle 15 saniyede yaratılan bakterisidal etkinlik diğer antiseptiklerle 1 dakikada. n-propanol ve 303 . doğru olmadığı çeşitli çalışmalarla ispatlanmış olmakla birlikte. Bunların etkinlikleri ortamın fiziki şartlarına. Sağlık personeli el yıkama sabunları ve cerrahi el yıkama antiseptikleridir. Çeşitli çalışmalarda % 50-70 lik alkol içeren solüsyonların eldeki bakterileri öldürmek ve inhibe etmek konusunda son derece etkili olduğunu ispatlamıştır. şayet varsa önce ellerdeki görünür kirler mekanik su ve sabun ile yapılan yıkama işlemi ile uzaklaştırılmalı. isopropanole göre viruslar üzerine daha etkilidir. Gram pozitif (MRSA ve VRE dahil) ve Gram negatif mikroorganizmalara. Sabun: Sabunlar sodyum yada potasyum hidroksitin yağ asidi esterlerinden oluşan deterjan bazlı maddelerdir. Bunlar ethanol. Temizlik özelliği deterjan özelliğine bağlıdır ve deriden kirleri ve organik maddeleri uzaklaştırır. Ethanol. Ancak ABD’de alkol aleyhine 1961 yılında yapılan olumsuz propaganda. bakteriyositatik ve bakterisidal etkinliğe sahiptirler. Sabunun gram negatif bakterilerle kontamine olması bulaşta rol oynayabilir (13). Alkoller: Alkolün su içerisindeki dilusyonlarının konsantre solüsyonlarından daha güçlü bakteriyostatik olduğunu gösterilmiştir. Alkoller mikroorganizmalarda hücre proteinlerini denatüre ederler. Funguslara ve HSV. Adeno. FDA (1978) el antisepsisinde kullanılacak sabunları 3 grup içerisinde toplamıştır. Almanya’da 1922 yılında deri antiseptiği olarak kullanılan alkol ABD’de 1935 yılında isopropanol olarak kabul görmüştür. ortamdaki organik ve inorganik maddelere bağlı olarak değişebilir. etkinlik ve tolere edilebilir gibi iç unsurlar ile paketleme. El antisepsisi amacı ile 3 alkol kullanılmaktadır. Günümüzde el yıkama antiseptiği olarak alkollü ürünler kullanılmaktadır. Sabunla yıkama sonucu paradoksal olarak bakteri sayısında artış görülebilir. El antisepsisi için kullanılan ürünler ve özellikleri 1. 2. yıkama süresi 30 sn olursa bu azalma 1. % 70’lik ethanol ile yapılan yıkamada bakteriler % 99.6-1. bu ülkede rutin kullanımın engellemiştir. 1 dakikada yaratılan etkinlik ise 4-7 dakikada sağlanabilir (13). sıvı yada kağıt gibi ince formlarda da tek kullanımlık şekillerde temin edilebilir.1 log10 azaltılır. Bu nedenle de ister hijyenik tarzda ister cerrahi tipte el yıkama olsun.El Antisepsisinde Kullanılacak Ürünler Gerek hijyenik tip gerekse cerrahi tip el yıkamada kullanılan ajanlar antiseptik özelliğe sahip kimyasal maddeler olup. HIV. Su ve sabun kullanılarak yapılan 15 sn’lik bir yıkamada bakteri sayısı 0. Rota ve Rhino viruslar gibi çeşitli viruslara karşı güçlü inhibitör etkinliğe sahiptirler. daha sonra uygun antiseptiklerle eller yıkanmalıdır (13). Alkol hızlı aktivite gösterir. Influenza virus. RSV. Örneğin su-sabun ile yapılan mekanik yıkamada eldeki bakteri sayısında azalma olmazken. bu esnada bakterilerinde bir kısmı uzaklaştırılmış olur. HBV. Bir antiseptik seçiminde. fiyat ve temin edilebilir gibi dış unsurlar etkili olur. Özellikle zarflı viruslar alkole oldukça duyarlıdır.7 oranında tahrip edilirler (13).

Alkollerin % 50-80’lik dilüsyonları kullanılır. Alkolün yanıcı olması nedeniyle kullanılırken ve depolanırken dikkatli olunması gerekmektedir (13). CMV. Uygulama süresi amaca göre 20 saniye ile 1 dakika arasında değişir. Ellerde kuruluk ve dermatit oluşturma riski su ve sabunla yapılan yıkamalardan çok daha düşüktür. Chlorhexidine: Chlorhexidine glukonate bir katyonik bisbiguaniddir. Kullanımı sınırlandıracak bilinen yan etkileri yoktur. anyonik içerikli el kremlerinden olumsuz etkilenirler.0 arasında maksimumdur. sabun ve su ile yıkamadan daha etkili değildir. 4’lük dilüsyonları mevcuttur. %1 ve daha yüksek konsantrasyonlarda göze temas ettiğinde konjonktivite neden olabilir. Gram negatif mikroorganizmalara ve funguslara etkisi daha azdır ve tüberküloz basiline minimal etkilidir. Daha yüksek konsantrasyonlarda su oranı düştüğü için denatürasyon özelliği dolaysıyla da etkisi azalır. Bakterilerde hücre duvarını yıkar ve sitoplazmada prespitasyona yol açar.2-0.5-7. Chlorhexidine’nin antimikrobiyal etkisi kan da dahil olmak üzere organik maddelerden çok fazla etkilenmez.5) alkol uygulanması.isopropanol dür. Geniş spektrumlu bir ajan olup gram pozitif bakterilere karşı iyi aktivite gösterir. 3. %0. Ethanol ise % 70’lik dilüsyonları ile kullanılır. 304 . 1950’li yıllarda İngiltere’de geliştirilmiş ve 1970’li yıllarda ABD’de kabul edilmiştir. Bu az miktarda alkol emdirilmiş kağıt mendiller içinde geçerlidir. RSV ve Influenza virus gibi zarflı viruslara karşı etkin olmasına karşın. 1 ml alkolün. Miktar tüm eli ıslatacak kadar olmalıdır. corneum tabakasına bağlanarak 6 saat gibi uzun bir süre kalıcı etkinlik yaratır. Bunlar tek yada ikisi kombine edilerek kullanılabilirler. Rota. lavabo gerekliliğinin ortadan kalkması ek zaman ihtiyacını. Düşük miktarlarda (0. Bu özellik el yıkama için yeteri kadar zamanının olmadığını bahane edenler için önemli bir avantajdır. yumuşatıcılar hem kurumayı önler hem de alkolün daha yavaş uçarak elde daha uzun süre kalmasını sağlar. HIV. Tarif edildiği şekilde kullanılırsa oldukça güvenlidir. Ancak sabun. Aktiviteleri pH 5. Su veya alkol içerisinde kullanıma sunulmuş %0. Bakteri sporlarına karşı etkisizdir. Ciltte %4’ün üzerindeki konsantrasyonlar irritasyona neden olabilir.5. Bu nedenle farklı cilt pH’sına sahip kişilerde aktivite de farklı olabilir. Bakteriler arasında direnç gelişimi çok nadirdir (13). Derinin Str. Larson ve ark. Alkolden sonra tekrar el durulama ve silme işleminin olmaması suya bağlı kontaminasyon riskini. İn-vitro olarak HSV. Alkole göre daha yavaş etki gösterir. silme işleminin olmaması da deride travmaya bağlı irritasyon ve kontaminasyon riskini ortadan kaldırmaktadır. aşırı duyarlılığı olan kişilerde dikkatli kullanılmalıdır. Alkoller eldeki organik maddelerin miktarına bağlı olarak inaktive olurlar bu nedenle kirli eller önce sabun ve su ile yıkanıp kurulanmalı sonra alkolle işlem yapılmalıdır. Ancak cilt kuruluğunu önlemek için alkolik antiseptiklere ilave edilebilecek % 1-3 oranındaki gliserin gibi. 2. %2 ve %4’lük dilüsyonlar arasında etkinlik yönünden çok fazla fark görülmemiştir. noniyonik surfaktanlar.5-1 oranında chlorhexidine ilave edilmiş alkol bazlı preparasyonlar yalnız başına alkole göre anlamlı derecede etkindir. Adeno ve Enteroviruslar gibi zarfsız viruslara düşük aktivite göstermektedir. Gerçek allerjik reaksiyon oranı düşük olsa bile. inorganik anyonlar. 3 ml’ye göre etkisinin anlamlı oranda düşük olduğunu göstermiştir.

Tekrarlayan kullanımlarda kümülatif etkisinden dolayı bakteri sayısını daha azaltır. Daha düşük konsantrasyonlarda ise sadece esansiyel enzimlerin yapısını ve aktivitesini bozarlar. Ancak bu yan etkisine rağmen yeni rehberlerde yinede bebek banyosu için önerilmektedir (13). Hexachlorophene nörotoksik (vakuolar dejenerasyon) bir ajandır. Yaygın olarak kullanılan %10’luk povidon içerisinde %1 oranında iyot bulunur ve bu 1ppm serbet iyot sağlar. ancak Gram negatif mikroorganizmalara.6 ppm hexachlorophene kan düzeyleri ölçülebilir. Etki spekturumu geniştir. Yeni doğanlarda uzun süreli kullanıma bağlı olarak hipertiroidizm gelişebilir. funguslara ve mikobakterilere karşı daha az etkindir. operasyon öncesi ve sonrasında cerrahi yara ve deri infeksiyonlarının tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu özellik yanık ünitelerindeki hastaların banyolarında kullanımla. El antisepsisinde %2-10’luk farklı konsantrasyonları kullanılmaktadır. Hücre duvarına penetre olan iyot oksidatif yolla bakterilerde elektron transportunu bozarlar. FDA 1972 yılında bebeklerin rutin olarak uzun süreli bu ajanla yıkanmaması konusunda uyarıda bulunmuştur. Bu nedenle bütünlüğü bozulmuş deri.4. müköz membranlar ve vücut banyoları için kullanılmamalıdır. Özellikle allerjik kişilerde dermatitlere neden olabilirler. Aktivitesi yavaştır. Ancak MRSA ve VRE’lar gibi yeniden önem kazanan bakterilere karşı oldukça güçlü aktiviteye sahipler. deney hayvanlı çalışmalarda ve yenidoğan tecrübeleri ile gösterilmiştir. Deri antiseptiği olarak kullanıldığında deri üzerinde kuruduktan sonra derhal silinerek uzaklaştırılmaları gerekir. mikobakteriler. Ancak hızlı uçucu olan bu ajanlar iodofor formlarının geliştirilmesi ile daha güçlü bir aktiviteye ve daha geniş klinik kullanımına kavuşmuştur. Etkinlik güçlü ve alkollerdeki kadar hızlıdır. Ancak iyot kompleksten daha yavaş ve uzun süre serbest bırakılır. Sporlar. Hexachlorophene: Hexachlorophene bir klorlanmış bisphenoldür. Gram pozitif ve negatif mikroorganizmalar üzerine bakterisidal etkinlikleri vardır. funguslar ve viruslara karşı alkollerden daha düşük aktivite gösterirler. Su içerisinde %3’lük dilüsyonları kullanılmaktadır. Yüksek konsantrasyonlarda hücre membranlarını tahrip eder ve sitoplazmayı presipite eder. Bu nedenle birkaç kere ve 2-3 dakika gibi uzun süreli kullanılması önerilir. Derideki kan ve mukus gibi organik maddelerden kolaylıkla etkilenir ve 305 . Daha yüksek konsantrasyonlarda etkinlik ve bununla birlikte irritan yan etkilerde artış görülür. Nispeten toksik yan etkileri nedeni ile sık kullanılmayan bir üründür. 5. İyot’un alkoldeki çözeltisi veya uzun süreli etkinlik için % 1’lik serbest iyot taşıyan polyvinilpyrolidone veya povidon gibi bir taşıyıcı ile hazırlanmış kompleks bileşikleri kullanılmaktadır. Etkili bir kompleks içerisinde serbest iyotun 1-2mg/L konsantrasyonlarda olması istenir. Genel olarak bakteriyostatik etkinliğe sahiptir. Deriden absorbe olması nedeni ile bu tür kullanımlar sonucu 0. Deri için irritandır. Burada antibakteriyal etkinliği sağlayan iyottur. Önceleri perioperatif alanda deri antiseptiği olarak kullanılan iodoforlar iyi tolere edildikleri ve direnç gelişimi bildirilmediği için günümüzde el ve deri antisepsisinde.aureus ve diğer Gram pozitif bakteriler üzerine çok etkilidir. İodin (İyot) ve iodoforlar : 1800’lü yılların başından beri iodin (iyot)’un antiseptik özelliği bilinmekte ve kullanılmaktadır. Deriden absorbe edilir.1-0. S. 1950-1960 yıllarında %3’lük solüsyonları hijyenik ve cerrahi el yıkamada ve hastanede bebek yıkamasında çok yaygın olarak kullanıldı.

4. Etkisi pH. yağ asitleri ve RNA sentezi üzerine etki eder. Phenolic bileşiklere bir halojen molekülünün ilavesi ile yapılmış. Triclosan (2. Düşük deri irritanıdır. genel olarak bakteriyostatik ve fungustatik özelliktedir. Bu bileşikler. kozmetikte prezarvatif olarak kullanılan ve antimikrobiyal sabunlarda yer alan bir bileşiktir. aeruginosa üzerine zayıf etkilidir. yüksek konsantrasyonlarda bazı mikroorganizmalara mikrobisit etkili olsa da.6’lık PCMX. 7. Gram pozitif bakteriler üzerine daha fazla etkilidir. ancak Gram negatif mikroorganizmalara özelliklede P. Kalıcılık süresi 1-2 saattir. El antisepsisinden çok sabun formunda vücut bakterilerinin sayılarını azaltmakta 306 . Bakteri sporları. 1900’lü yılların başlarında cerrahlar tarafından preoperatif temizlik için. Bu nedenle son 15-20 yıldır el antisepsisinde tercih edilmemiştir. Ancak yinede içinde bu bileşiklerin de bulunduğu el antiseptik solüsyonları mevcuttur (13). Sitoplazmada prespitasyona neden olur. mikobakteriler ve viruslara karşı düşük aktivite gösterirler. ancak noniyonik surfaktanlar ile nötralize edilirler (13). Antimikrobiyal aktivitesini sitoplazmik membrana adsorbe olarak ve geçirgenlik fonksiyonunu bozarak gösterir. Gram negatif bakterilere. P. Bununla birlikte %0. Antimikrobiyal etkinlik hızı orta veya düşük dereceli olarak kabul edilir. uygulama süresi ve konsantrasyon ile değişkenlik gösterir (13). Cetrimide. Gram negatif bakteriler üzerine etkisinin iyi olmaması nedeni ile bu bakterilerle kontamine olabilir. Antimikrobiyal aktivitesi organik maddelerden çok az etkilenir. %1’lik konsantrasyonları MRSA’lara karşı etkili bulunmuştur. 6. Gram negatif bakterilere göre. aeruginosa üzerine az etkilidir ve ethylene-diaminetetraacetic acid (EDTA) ilavesi ile hem psödomonas’lar üzerine hem de diğer patojenler üzerine etkinliği artar. Mikobakteriler ve funguslar üzerine daha az etkilidir. Bakterilerde hücre duvarının ve membranların yapısını bozar.3’lük triclosan’nın etkinlik hızları benzerdir. Quaterner ammonium bileşikleri: Bu bileşikler çok çeşitlilik arzederler ve genel olarak bir nitrojen atomuna dört alkil grubunun bağlanması ile oluşmuşlardır. Gram pozitif bakteriler (MRSA dahil) üzerine etkidir. 1950’li yıllarda ABD’de kullanıma girmiştir.75 konsantrasyonlarında solüsyonları mevcuttur. Alkali pH’larda etkinliği artar. cetylpyridium chloride ve benzathonium chloride’de antiseptik olarak kullanılan diğer bileşiklerdir. Bunların içinde alkil benzalkonium chloride’ler antiseptik olarak yaygın olarak kullanılmışlardır. El ve deri antisepsisi amacı ile hazırlanmış %0. mikobakteriler ve bazı viruslara da daha az olmakla birlikte etkilidir.inaktive olur.4’ -trichlora-2’-hydroxydiphenyl ether): 1960’lı yıllarda geliştirilmiş noniyonik ve renksiz bir maddedir. Genellikle iyi tolere edilir. ve anyonik deterjanlarla uyumsuzdur. İnvitro olarak Gram pozitif bakterilere güçlü etkinlik gösterir. 8. Organik maddelerden olumsuz etkilenir. Bakterilerin hücre sitoplazmik membranı üzerine ayrıca protein. %2’lik chlorhexidine gluconate ve %0. 1935 yılında da el temizliği için kullanım alanı bulmuştur. ancak lipofilik virusler üzerine daha iyi bir aktivitesi vardır.5-3. ısı. Para-chloro-meta-xylenol (PCMX) : 1920’li yılların sonunda avrupada geliştirilmiş. Bakterisidal etkinlik kısa süreli ve orta derecelidir.

Bu amaca ulaşmak için sadece su ile temizlik yapıldığında. Normal katı el sabunları ve sıvı sabunlar meydana getirdikleri etkiler bakımından farklı olmamakla birlikte. Çiğ gıdalara özellikle ete dokunduktan sonra. kimyasal ve fiziksel zararlıların ve enfeksiyonlara yol açan mikroorganizmaların uzaklaştırılmasını (dezenfeksiyonu) sağlamaktır. öksürdükten. El Yıkama Sırasında Dikkat Edilmesi Gerekenler Kişisel hijyen uygulamaları içinde kabul edilen el hijyeninde amaç. Ancak katkı maddesi olarak klorhekzidin ve povidon-iyot içeren sıvı sabunların. Temiz olmayan çalışma alanları ve malzemeleri ile temastan sonra. tuvalet kullanıldıktan sonra. 3. aynı zamanda allerjik etkiye sahip zararlı bulaşanların da (nikel.2-2’lik solüsyonlarının antibakteriyel aktivitesi vardır. Bu yüzden özellikle toplu yaşanan yerlerde kişisel temizlikte sıvı sabunların kullanımı tercih edilmelidir.kullanılırlar. Kulak. Normal sabunlarla veya katkı maddesi içeren sabunlarla eller yıkandığında bir çok mikroorganizma uzaklaştırılmaktadır. 6. Derideki organik materyalden azda olsa etkilenir ve inaktive olur (13). 9. mekanik etki ile uzaklaştırılmaya çalışmakta ve temizlik tam olarak mümkün olmamaktadır. Sabunlar sadece ellerin dezenfeksiyonu için değil. 5. Sigara içtikten. ellerin kirlendiğinden şüphelenilen her durumda. Ancak daha sonra Rotter. tütün çiğnedikten sonra. katı sabunların kendileri kirlilik nedeni olabilmektedir. burun. Eller Ne Zaman Yıkanmalı 1. saç gibi bölgelere dokunduktan sonra. 2. demir ve diğer allerjen metallerle tozlar) uzaklaştırılmasında en etkili yöntemlerdendir. Ancak %2’lik konsantrasyonlarda chlorhexidine %4’lük konsantrasyonlarından daha irritandır. Mendil kullandıktan sonra. %4’lük hipoklorit solüsyonuyla ellerin kuruyuncaya kadar ovalanmasının (yaklaşık 5dk) %60’lık isopropanol ile 1dk ovalamaya göre 30 kat daha etkin olduğunu göstermiştir. 307 . vücudun her hangi bir bölgesini kaşıdıktan. 8. Sabun formu %2 konsantrasyonda triclosan içerir. Lavabo. diğerlerinden daha etkin olduğu gösterilmiştir. Bu yüzden kişisel temizlikte su ile birlikte sabun kullanılması zorunludur. Yemeklerden önce ve sonra. puerperal ateşte hipoklorit solüsyonu ile elleri 30 saniye ovalamanın etkisini araştırmış ve anlamlı olarak etkinlik gösterememişlerdir. Triclosan içeren sıvı sabunların ise daha az etkili olduğu. %0. Deriden absorbe olur. ağız. hapşırdıktan sonra. düşük konsantrasyonlarda ciddi deri yan etkileri görülmez. katı sabunların bulunduruldukları ortamlardan ve kullanan kişilerin kullanımdan sonra sabunları temizlemeden yerine koymalarından dolayı. Paraya dokunduktan sonra. 7. Ancak bu solüsyonun oldukça irritan olması ve ağır bir kokusunun bulunması nedeniyle bugün el antisepsisinde nadiren kullanılır (13). 4. Diğer ajanlar: Semmelweis’tan yaklaşık 100 yıl sonra Lowbury ve ark. hatta bazı çalışmalarda katkı maddesi içermeyen sıvı sabunlarla aynı etkinliğe sahip olduğu saptanmıştır (2).

Ekzama ve irritasyon gibi antiseptik kullanımını sınırlandıracak sebepler ileri sürülebilir. 3. Kullanma kapları kolla veya ayakla kumanda edilebilir. eğer kullanılıyorsa sabunlar oluklu taşıyıcılar üzerine konmalıdır.El Yıkanmasında Sık Karşılaşılan Problemler 1. Kalıp sabunlar tercih edilmemelidir. Seminerler ve direk uygulamalarla konu desteklenmelidir. Hastane çalışanları hastane infeksiyonları. 2.Yapılan propagandalar sonucu hastalar doktor. daha az irritan ve nonallergen alkol veya alkol bazlı antiseptikleri almalıdır. Bu tür kaplar kullanımdan sonra yeniden doldurulmadan önce mutlaka steril edilmelidir. hemşire ve hastane çalışanlarının değil aynı zamanda hastalarında eğitilmesi gerekmektedir. Sabunla yapılan ön yıkamalarda kullanılacak sabunun da medikal olmasına dikkat edilmeli. İletişim çağında hastane infeksiyonları ve ellerin hastane içerisinde patojen mikroorganizmaların hastadan hastaya geçişteki en önemli yol olduğu konusunda doktor ve hemşirelerin çoğunun teorik bilgisi normalin üzerindedir. Ağır iş yükü: Eller gerçekten çok acil bir müdahale gerekmiyorsa mutlaka hasta ile her temastan önce ve sonra yıkanmalıdır. Bu nedenle el antisepsisi ya hiç yapılmaz ya da 308 . Elini yıkadıktan sonra kurulama imkanı olmayan bir kişinin el yıkaması beklenmemelidir (13). Burada personelin iş yükü ağırdır ve el yıkamama için mazeret hazırdır. nonallerjen antiseptikler tercih edilmelidir. Yönetim bunu dikkate alarak çok daha kısa sürede etkili. ‘ellerinizi yıkamadan bana dokunmayın’ diyebilmektedir. Problem bilgi yetmezliği değil pratik noksanlığıdır. Şayet sabunluk tek kullanımlık değil ise her boşaltmadan sonra iyice yıkanmalıdır Bu sabunlukların içerisinde oluşan barlar mikroorganizmalar için üreme vasatı oluşturmakta ve salgınlara neden olabilmektedir. Bu nedenle hastaya basit bile olsa her temas öncesi ve sonrası el yıkamak gereklidir. Zaman yetersizliği konusunun gerekçe olarak gösterildiği yoğun bakım ve transplantasyon üniteleri hastane infeksiyonlarının en sık görüldüğü ünitelerdir. az irritan. florasında diğer hastalar için risk oluşturacak patojen taşıyabilir. Eğitim yetersizliği: En düşük ihtimaldir. Sadece doktor. Antiseptiklerin seçimi ve satın alma: Antiseptiklerin doğru seçimi önemlidir. Bu uygulama el yıkama alışkanlığını % 35 oranında artırmıştır (13). Bu konuda hastalar da hakları ve sorumlulukları konusunda bilinçlendirilmelidir. deride irritasyon ve allerjik reaksiyonlara neden olmayan antiseptikler seçilmelidir. Doğru uygulamalar yukardan aşağıya. En kısa sürede en etkili. 4. kollu sıvı dezenfektanlar ve kağıt havlu el yıkama işleminin uygulanabilmesi için gereklidir. Kağıt havlu temin edilmelidir (13). Düşük riskli hastalara seyrek konsültasyon: Her hasta. İnançsızlık ve direnç: Öncelikle hastaya en kaliteli hizmetin verileceğine inanmak ve her hastayı en yakını gibi görmek gerekmektedir. 5. bulaş yolları ve el antisepsisinin önemini biliyor olmalarına karşın doğru uygulamalar hakkında yeterli bilgi sahibi olmayabilirler. Mümkün olduğunca küçük kısa süreli kullanıma uygun ambalajlarda alınmalıdır. pedallı türden olmalı negatif basınçla geriye hava emmemelidir. hemşire ve hasta bakıcıya korkmadan. usta-çırak ilişkisi içersinde benimsetilmelidir. Yine uygun musluk.

Bu durumda yoğun bakımda infeksiyonların ve dirençli suşların olması kaçınılmazdır. Ayrıca daha uzun etkinlik ciltte yumuşaklık istenirse chlorhexidin veya iodin içeren alkol preparatlarıda kullanılabilir. bilekleriniz. Randomize çalışmalarda vinil eldivenlerin en az % 80’inde mikro delik ve yırtıkların olduğu gösterilmiştir. Ellerinizi kurutmaya ön koldan başlayın ve ellerinize ve parmak uçlarınıza doğru ilerleyin. Ellerinizi kurularken ovmayın daha çok havluyu elinize vurarak kurulanın (2). avuç içleri. parmaklar ve parmak araları. Bu personelin hasta ile teması önlenmelidir. ekzema ve dermatitler : Antiseptik ajanlarla sık yıkamanın ellerde allerjik reaksiyon veya irritasyon yaratması ihtimali azda olsa mümkündür. 6.Deride allerji. sağlık çalışanlarının temel görevlerinden olan sağlık eğitimi için en güzel fırsatlardan biridir ve kesinlikle ihmal edilmemelidir (2). Sabun kullanın (tercihan antimikrobiyal). Yine iş esnasında bu personelin ortalama el yıkama sıklıkları 1. hastayı muayene etmeden veya herhangi bir tedavi uygulamadan önce hekim. Her hastanın mümkünse baş ucuna değilse oda içerisinde personelin kolaylıkla ulaşabileceği yerlere yeterli sayıda antiseptik taşıyıcısı ve mümkünse tek kullanımlık havlular asılmalıdır. Öncelikle ılık veya dayanabileceğiniz kadar sıcak su kullanın. Personelde dermatit varsa hem kendisi hem de hasta için risk söz konusudur. İnsanların. Özet (2) 1. hemşire veya diğer sağlık çalışanlarının uygun bir şekilde ellerini yıkamalarıdır.6-3. 5. 3. çok daha etkili olan % 60-n-propanol. Yoğun bakım ünitelerinde hasta başında uygulanacak ve diğer antiseptiklerden daha kısa sürede etkili lavabo su ve kurulama gerektirmeyen alkol bazlı antiseptikler özendirilmelidir (13). 309 . el sırtı ve tırnaklarınız (mümkünse tırnak fırçası ile tırnak altlarını da yıkayın). 6.3/saat olarak tespit edilmiştir. Bunun en etkili yollarından birisi de hastanın gözü önünde. Bu mikrorganizmalar eldivenlerdeki mikro yırtıklardan hastayı infekte edebilmektedir. Bu kadar önemli ve hayati bir konu tüm topluma kazandırılmalıdır. Sonuç ve Öneriler Uygun ve yeterli el yıkama.4 saniye olarak bulunmuştur. 4. Bu olumsuzluklar antisepsi için su ve sabundan çok daha kısa sürede. 2. %70-90 isopropanol veya %70 ethanol içeren antiseptiklerin kullanılması ile bir miktar giderilebilir. Ellerinizi en az 15 saniye ovalayın. Ancak bu ihtimal sıcak su ve sabunla yapılan el yıkamalardan daha çok değildir. Hem dermatitde hem de uzun tırnaklarla mikrop bulaştırmak mümkündür (13). Gliserin gibi nemlendiriciler katkı sağlayabilir. Ellerinizin her yerini tam olarak yıkayın.5-10 saniye gibi kısa bir sürede su ve nonmedikal sabunların kullanıldığı bir ön yıkama ile iş geçiştirilir ve eldivene güvenilir. Yapılan çeşitli çalışmalarda sağlık personelinin el yıkama süreleri ortalama 4.7-24. sadece hastanelere ve sağlık çalışanlarına sınırlandırılamaz. sağlık çalışanları ile herhangi bir nedenle karşılaşmaları / temasları.

Bu sporcular gibi atak. Ayaklarda iyi bir bakım sağlanması ve koruyucu önlemlerin alınmasıyla çoğu önlenebilir olan hastalıklar ve bunların neden olabileceği komplikasyonların önüne geçilebilir (5). I. sağladıkları hareket kabiliyeti yeteneği ve insan sağlığına olan etkileri ile yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli organlardır. maturasyon ve sağlıklılığı belirler. giyim malzemesi olan ayakkabılar ve ayakların giyeceklerle uyumu da oldukça önem kazanmaktadır. Oysa CDC tarafından. antimikrobiyal sabunlar. Ayakların. Vücut statik durumda öne doğru giderken hem dengeleyici hem de destekleyici olmak üzere iki işlevi vardır. el yıkama makineleri gibi çeşitli yöntemler denenmektedir. Giriş Yetişkin insanların yaklaşık %70'i değişik ayak problemlerine sahiptir. ilkel tedavi yöntemleri kullanılmamalıdır. aktif bağımsız ve dolu bir hayat için esastır. ayaklar soğuk su ile haftada üç kez de sabunla yıkanmalıdır. 4. destek olması açısından da vücudun vazgeçilmez unsurları olan ayakların. Bu karışık yapının bir göstergesi de vücudun hareketli eklemlerinin yaklaşık 1/3'ünün ayaklarda olmasıdır. işinde maluliyete ve psikolojik problemlere de zemin hazırlar. El yıkama konusuna gittikçe daha çok önem verilmekte. Her akşam. Ayaklarda görülen hastalıklar nedeniyle hareketleri sınırlanan kişinin kendisinden beklenen görevleri yerine getirmesi güçleşirken. Ancak olay kişi bazındadır ve kişisel olarak ele alınmalıdır. Yıkanma işlemi yapılmaz ise çevreyi rahatsız edecek kokular. İnsan ayağı karışık fakat dik postürde hareket etme kabiliyeti sağlayacak biçimde. Ayağa uygun olmayan ayakkabılar ayaklarda deformitelere ve incinmelere yol açmakta bunun sonucunda deformiteler hatta sakatlıklar bile gözlenmektedir. 310 . Bu şikayetler ayağın statik ve fonksiyonel deformiteleri ile akut veya kronik enfeksiyonlardan kaynaklanmaktadır.El yıkama konusunda gerçekleştirilen sıkı politikalar ne hastane enfeksiyonlarının sıklığını ne de toplumda dirençli enfeksiyonların görülme sıklığını azaltabilmektedir. Her yıkamadan sonra parmak araları havlu hatta saç kurutma aracı ile iyice kurutularak mantar enfeksiyonları için ortam oluşması önlenmelidir. Uygun el yıkama tekniği herkes tarafından ihmal edilmeksizin uygulanmadıkça beklenilen sonuçların alınması mümkün olmayacaktır (2). çevik ve doğanın tüm şartlarına uyum göstermesi beklenen mesleklerde daha fazla önem kazanır (5). Yürümeyi ve ayakta durmayı sağlayan. Ortaya çıkan nasırlar kesilmemeli. Bu problemler yaşla beraber artmaktadır.Ayak Temizliği: Ayaklar her gün çorap ve ayakkabı içerisinde terlediğinden düzenli olarak yıkanmalıdırlar. el yıkama hastane enfeksiyonlarının önlenmesinde en önemli tekil neden olarak gösterilmeye devam etmektedir. Kişilerin hareket kabiliyetini temel olarak edindiği eğitim. daha sonra da ayak sağlığını bozabilecek nasır gibi sorunlar ortaya çıkabilir. alkollü el temizleyicileri. etkin mekanik yapıdadır. İnsan vücudunu tamamlayan sağlıklı ayaklar. hareket kabiliyetinin temel unsuru olduğu daima göz önünde tutulmalıdır. AYAKLAR İnsan vücudunun ağırlığını tüm yaşam boyu üzerinde taşıyan ayaklar.

Mantar enfeksiyonu için hazırlayıcı faktörler. deskuamasyon. Ancak hastalığın yaygın olduğu. En sık görülen mantar hastalığıdır. Hiç kimse sağlıklı bir ayağa sahip olmadan sağlıklı olarak değerlendirilemez. 311 . Tinea pedis dünyada ve ülkemizde yaygın bir enfeksiyon olup. Kişi sadece kendi terliğini kullanmalıdır (7). Mantar enfeksiyonları 2. İnterdijital: en yaygın olanıdır.-5. Ayak anomalileri 7. bazen de veziküller ve fissürlerle karakterizedir. Tırnak patolojileri 4. Bakteriyel floranın etkisi. Konu ile ilgili yapılmış etyolojik ve epidemiyolojik çalışmalara göre ayakta görülen bu hastalıklar sıklık sırasına göre şöyledir (5). 5. Ayak tabanı ve parmak aralarını tutar. Sosyal-ekonomik yapının bozukluğu ve sağlık eğitiminin olmayışıdır (5). Dar ve kapalı ayakkabı giymek 2.Banyoda. Ayak Patolojileri ve Önemi Ayakların ayakkabı ile olan uyumsuzluklarına bağlı olan patolojik oluşumlar. eritem ve fissürlerle seyreder. Çoraplar her gün yıkanmalıdır. Ekzematöz lezyonlar 6. Ayak tırnakları düz olarak kesilir. 4. hamamda çıplak ayakla dolaşılmamalıdır. Ayak sağlığı ve temizliği için kullanılan çorap ve ayakkabı da önemlidir. Diğer lezyonlar (5) Ayak sağlığında mantar enfeksiyonu birinci sırada önemini korumaktadır. Hiperkeratozik lezyonlar 5. nemli ve başkasının çorabı giyilmemelidir. Ayağın anatomik yapısının bozuk olması. Islak. yaygınlığı konusunda çok değişik rakamlar söz konusudur. Maserasyon. Ayak derisi hastalıklarının etyolojisi.) koşulları. 6. Tinea pedis (Atlet ayağı). Özellikle çorapların pamuklu olması ayak sağlığı için tercih nedenidir. Bakteriyel enfeksiyonlar 3. ayakların kendine özgü ve diğer hastalıkların ayak bulguları kişinin sağlığını ve yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilmektedir. 1. gerek maddi gerekse işgücü olarak birçok kayıplara yol açtığı bilinen bir gerçektir. Ayağın ıslak ve nemli olması 3. Ayak tırnaklarının yarım ay biçiminde kesilmesi tırnak batmalarına neden olabilir. Hiperkeratotik: kuru skuamlı tip olarak da bilinir. 1. hafif deskuamasyon. epidemiyolojisi ve nedenlerini öğrenmek bunlardan korunmanın temelini oluşturur. Ortak yaşama (özellikle yıkanma vb.Ayak havluları ellerin kurulanmasında kullanılmamalıdır. parmak arasında maserasyon. Tedaviye en dirençli olanıdır. En çok 4. Klinik olarak üç tipe ayrılır (4): a. b.

çok kaşıntılı veya ağrılı olabilen 2-3 mm çaplı. çentiklere. Veziküllerin açılmasıyla nemli. 1. yüzeyel beyaz ve total distrofik onikomikoz olmak üzere dört gurupta incelenmektedir. mantar ve ayağın diğer lezyonlarına bağlı olarak da meydana gelebilir (5). Bunlar içinde en sık görüleni distal ve lateral subungual onikomikozdur (4). unguis incernatus (tırnak batması). şiddetli olursa tırnağın tam kopmasına kadar giden değişimlere yol açabilir. hematom. En sık saptanan etken T. tırnak kaybı. Lizozim ve diğer enzimler de bakteri hücrelerinin duvarını eriterek onları yok eder ve böylece sağlam deri yoluyla girişler önlenmiş olur. En sık T. Tek ve ara sıra olan travmalar hematomlara. gergin veziküller.kronik seyirlidir ve sıklıkla tırnak tutulumuyla birliktedir. rubrum ile oluşur. hiperhidroz.mentagrophytes’dir. Ayak tırnakları daha fazla etkilenir. Ayak hastalıkları içinde ikinci sıklıkta bakteriyel enfeksiyonlar gelmektedir. Tırnaklar birçok yolla travma ve deformiteye uğrayabilirler. T.rubrum ve T. yerleşimine göre distal ve lateral subungual. onychophagia (tırnak yeme). travmatize olan veya hasta deride bu koruyucu özellikler çok azalmış ya da tamamen kaybolmuştur. tırnak yarıkları. Vezikülobüllöz tip: en sık taban orta kısmı iç yan yüzünde. damar hastalıkları sonucu kan akımının azalması kolaylaştırıcı faktörlerdir. Tinea unguium. sıcak bir ortam oluşması. Ancak kirli. Ayakta görülen allerjik kontakt dermatitlerin başlıca sebepleri (5). Piyojenik koklar veya gram-negatif bakterilerle sekonder infeksiyon gelişebilir (4). Tinea unguium. onychomadesis (tırnak dağılması). şeytan tırnağı. Tırnak patolojileri. tırnak artefaktları. rengi sarıkahverengiye döner ve tebeşir gibi kırılgan hale gelir. Bunlar doğrudan oluşabileceği gibi. Hiperkeratozik lezyonlar genellikle dar ayakkabıların giyilmesi sebebiyle oluşan aşırı basınç ve friksiyona cevap olarak normal derinin kalınlaşması sonucu oluşmaktadır. katran deriveleri. immünsüpresyon. Ayak tabanı ve yanlarını saran hafif eritem ve belirgin deskuamasyonla kendini gösterir. c. streptomisin. travma. çoğunlukla öncesinde ayak derisi veya ayak tırnağı tutulmuştur. yarıklara. genelde yanlış ayakkabı seçimi. tırnak gelişim defektleri ve tırnaklara gerektiği şekilde bakım yapılmamasından kaynaklanır. erode bir yüzey ortaya çıkar. Tırnak kısmen veya tümüyle matlaşır ve kalınlaşır. proksimal subungual. diabetes mellitus. Penisilin. El tırnaklarında tinea olanlarda. tik deformiteleri. büller veya vezikülopüstüller görülür. En sık görülen tırnak hastalığıdır. Sentetik ayakkabı ve çorap dolayısıyla nemli. kloramfenikol gibi antibiyotikler. Bunların antimikrobiyal etkisi patojenik mikroorganizmaları ortamdan elimine eder. Deri enfeksiyonuna en çok neden olan bakteriler streptokoklar ve stafilokoklardır. 312 . tırnak hipertrofileri. genel olarak allerjen maddenin temas ettiği yerde kaşıntılı eritemle başlayan ödem ve veziküllerle karakterizedir.mentagrophytes en sık görülen etkenlerdir. Ekzematöz lezyonlar. Ayrıca yağ asitleri de kimyasal etkiye sahiptir. travmalar sonucunda tırnağın aşırı kıvrılması ve dermatolojik hastalıklar ile kullanılan ilaçlara bağlı patolojilerdir. Bu veziküller bir süre sonra açılarak tabloya sulantı ve krutlanma eklenir. kozmetiklerin neden olduğu bozukluklar. Diğer tırnak hastalıkları. Sağlıklı bir deride ter ve yağ bezlerinin sekresyonlarının PH'sı asit özelliğindedir.

Dar ve uygun olmayan ayakkabı giyenlerde ayak parmaklarının üst ve alt aralarında tabanlarda tazyik neticesinde clavus'lar meydana gelebilmektedir. 4. Toplumların vücut ölçümleri arasındaki farklılık ayak ölçülerinde kendini belirgin şekilde göstermektedir. Bunun için de ülke genelini temsil eden bir örnekle mutlaka ayakkabı standardı ölçüleri ortaya konulmalıdır (5). tutkal. Ayak şikayeti olan olguların %5. Ayak sağlığında bu ölçülerin bilinip o nitelikte ayakkabıların üretilmesi gerekmektedir. civa. Türkiye'de Türk insanına özgü ayakkabı standardizasyonu konusunda bir çalışma bulunmamaktadır. deforme olması gibi problemleri de beraberinde getirmektedir. cila gibi mesleki maddelerdir (5).46'sında ayak anomalileri görülmüştür. Bu şekil bozukluklarının içerisinde en yaygın olanı Hallux Valgus ve daha az olarak Mallet Finger'e ait bulunmaktadır. Naylon çamaşır ve çoraplar. reçine.novokain. Ayak sağlığında ayak yapısının rolü büyüktür. madeni malzemeler gibi ev eşyaları. huile de cade. Bunun bize sağlayacağı yararlar. Morfolojimize uygun olarak yapılan ayakkabı kalıplarıyla imal edilen ayakkabılar sayesinde. deforme olması ve yıpranmasının önüne geçilecek. kauçuk. 2. Bu kalıplar hem ayağı rahatsız etmekte hem de ayakkabıların daha çok yıpranması. başka toplumların ayak morfolojisini yansıtan kalıpların ustalar tarafından kendi tecrübelerine göre değiştirilmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır. ihtiyol. Bunlarla birlikte yanlış seçilen ayakkabılar ayakta ağrılı topukların oluşmasına neden olmaktadır. Ülkemizde ayakkabılar. bakalit ve kauçuk. chrysarobine. benzoate de benzyle. sandalet ve terlikler gibi giyecekler. Ayakkabıların ayağa tam uyumu durumunda. resorcin. İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi gelişmiş birçok ülke bilim adamları kendi insanlarının ayak ölçülerini bilimsel olarak ortaya koyup ayakkabı üretmektedirler. 3. ayağa iyi oturmayan ayakkabılar. Deterjanlar. anormal yürüyüşler. Ayak anomalileri ile ilgili yapılan araştırmalarda farklı genetik ve kültürel faktörlere sahip bir toplumdan elde edilen bir ayakkabı standardının başka bir toplumda aynen uygulanması önemli sağlık problemlerine neden olabildiği tespit edilmiştir. 3. Fransa. Sinirlere baskı yaptığı için çok ağrı verirler ve bu ağrılar neticesinde kişiyi hareketsiz bile bırakabilirler. baume de peru. lastik veya naylon ayakkabı. Ayakkabı üretim yüzdelerinin belirlenmesiyle elde gereksiz numara stoklarının önüne geçilip. ayakkabıyı ayağa uydurmamız mümkün olabilecek ve ayağın rahat etmesi sağlanabilecek. çimento ve boya. 313 . 1. metaller. trofik bozukluklar ayakta nasır oluşumuna yol açmaktadır. Ayakların fazla terlemesi ve nemlilik ise yukarıda bahsedilen allerjen maddelerin eriyerek daha tesirli bir şekilde dermatozun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. dokuma. Almanya. Ayakların yapısal bozuklukları. sülfamit gibi ilaçlar. Bunlar mercimek veya biraz daha büyük ve ortalarında corn denilen derinin dermaya doğru inen sivri uçları olan hiperkeratozlardır. Ayakların sağlıklı oluşunda en önemli faktör olan ayakkabıların ülkemizde kendi insanımızın ölçülerine göre üretimi artık zorunlu hale gelmiştir. iyot. üretimin bilinçli bir şekilde yapılması sağlanacaktır (5). 2. Madeni yağlar. gudron.

Kışlık ayakkabı ilkbaharda yazlık ayakkabı ise sonbaharda alınır. Rasgele ve sonradan genişler düşüncesiyle alınan ayakkabılar ayak sağlığını olumsuz olarak etkiler ve basma bozukluğuna. Bağcıklı ayakkabılar ayağı daha iyi kavrar ve kan dolaşımını engellemeyecek şekilde ayarlanabilir. Ayakkabı alırken her ikisi giyilip yürürken test edilmelidir. Bilinçli ayakkabı seçimleri yaşam süreci içinde oluşabilecek bazı sağlık problemlerini engelleyeceği gibi bazı problemlerin tedavisini de sağlayacaktır. ayak parmaklarını yandan sarmalıdır. Diğer yandan dayanıklı da olmalıdır. Ayağınızda bir sorun ya da eski bir yaralanma varsa. En uzun parmağımız ile ayakkabımızın ucu arasında yarım santim boşluk olmasına dikkat etmeliyiz. bir de enlemesine kemer (ark) oluştururlar. acılı nasırlara. çabuk yorulmaya. Tabanın orta kısmı ise bükülmemelidir. bilek burkulmalarına. Ayakkabının tabanı spor sırasında maruz kalınan darbe ve basıncı emebilme özelliğine sahip olmalıdır. burkulmasına izin vermemelidir. Öncelikle ayağımızın şekline uygun ayakkabılar seçmeye özen göstermeliyiz. ayak. Dar kalıplı . Ayakkabının ön ucu esnek ve yumuşak olmalıdır. ayak parmaklarında şekil bozukluklarına. Ayağınızda bulunan 26 kemik ve bunlarla ilişkili eklem ve bağlar ayağınızda bir uzunlamasına. Ayak problemlerinin önemli bir kısmını yanlış ayakkabı seçimi ortaya çıkarır. tırnak batmalarına. Ayağınızın solumasına izin vermelidir. Koşu sırasında ayak parmaklarının bükülmesine izin vermelidir. Aynı zamanda ayağımızın günlük değişimleriyle de uyumludur. çocukluktan başlayıp bütün yaşam boyunca süren bir alışkanlık olmalıdır. Böylece burkulmalar ve su toplanması engellenmiş olur. Ayakkabınız bu kemerleri iyi desteklemelidir. Bazı spor türlerinde (örn. İç tabanı arkları desteklemelidir ve taban özellikle parmakların bulunduğu uç kısmında yukarıya doğru kalkıp. üstü basık. Spor yaparken beden ağırlığınızın 3-4 katı fazlası ayaklarınıza yük olarak biner. Tabanda tırtıllar varsa. Ayakkabının topuk kısmı ise yumuşak ve kalın olmalıdır ve darbeleri rahatça emebilmelidir. Ayaklar gün içindeki aktivite ile biraz büyüyeceğinden ayakkabı alırken öğleden sonraki saatler tercih edimelidir. yüksek topuklu ayakkabılar nasır ve benzeri bir çok problemin davetiyesidir (9). Ayakkabının sayası hareketli ve sağlam olmalıdır. hekiminize danışarak tabanlık ya da ortotik kullanılarak spora bağlı olası sorunlarınız engellenebilir. Ayakkabı seçerken kriterimiz model ve renkten önce rahatlık olmalıdır. bunlar uzun olmamalıdır ve tüm ayakkabı tabanına yayılmalıdır. Ayakkabının doğal malzemelerden imal edilmiş olmasına özen göstermeliyiz. Spor Faaliyetleri İçin Uygun Ayakkabı Seçimi (12) Ayaklarınız günlük etkinliklerinizde bile yeterince yük altına girmektedirler. Topuktan yukarıya doğru aşil kirişini koruyucu bir yastıkcık bulundurmalıdır. ayak mantarına. Ayağı iyi sarıp. Ayakkabının ucu en az 45 dereceye kadar bükülebilmelidir. bacak ve bel ağrılarına ve ayakta kalıcı deformasyonlara sebep olur. Seçeceğiniz ayakkabı ayağınıza iyi oturmalıdır. Bu nedenle spor sırasındaki kullanacağınız en önemli giyim eşyası spor ayakkabınızdır. ayrıca ayak tabanını iyice sarıp hareketini engellemelidir. sivri burunlu. Ayakkabının dili ve 314 . Basketbolda) ayak bileğini de kapsaması arzu edilir.Uygun Ayakkabı Seçimi Ayak sağlığına özen göstermek. Böylece nasır ve diğer parmak zedelenmeleri engellenmiş olur.

ayak için uygun şekli alabilir. özellikle ileri yaşlarda düşen kırık. Yapacağınız spor türüne uygun ayakkabılar bulunur. Basış bozuklukları doğru ortopedik ayakkabı kullanımıyla önlenebilir. Derinin gözenekli yapısı ayağın teneffüs etmesini sağlar. Ortalama 750-800 km'lik bir koşu mesafesinden sonra aşınmalar had safhaya ulaşır. çünkü bunlar yaralanmalara ve ağrılara neden olabilirler. Taban altı basınç dağılımı dengelendiği için nasırlı bölgeler tırnak patlamaları ve bunların sebep oldukları ağrılar azalır. Ayakkabı alırken. bağ dokularının ve sinirlerin harika bir uyumu ile harekete geçirilmiştir. ayakkabılılarınızı temiz tutup. çatlak ve ciddi kas zedelenmeleriyle karşılaşanlar vardır. Ayakkabının iç tabanı erkenden yıpranacağı için. Ortopedik ayakkabı ayaktaki ağırlık taşıma noktalarını destekler. tenis oynayacaksanız yanları destekli. Esneme kabiliyeti vardır. İçine yerleştirilen özel destekleyiciler bitmiş bir ayakkabıya takıldığında dışarıdan görünmez. Vücudumuzun bütünü ile ayaklar üzerine bindiği ve bu yükü bir ömür boyu taşıdıkları halde. Dolayısıyla fazla kilolardan kurtulmak 315 . Dolayısıyla ayakkabıyı sadece dış görünüşüyle değerlendirmek yanlıştır. kasların. sporda giyeceğiniz çoraplarla ve öğleden sonra deneme yapın. Çocuklara giydirilen ayakkabılar sağlıklı ayak ve bacak gelişimini destekler. iç tabanı yumuşsak ve katı topuk desteği olan bir ayakkabı önerilir. Bunun için aşınmalara dikkat edin. ayakkabınız 6-9 ayda aşınacaktır. Ayakkabılarınızı uzun ömürlü olmaları için çorap ve ayakkabılarınızı sıkça değiştirmelisiniz.kenarları yumuşak kavçuklu olmalıdır. Ortopedik ayakkabılar vücut dengesi için çok önemlidir. Birinci ayak parmağı ile ayakkabı ucu arasında 1 cm'lik boşluk olmalıdır. Ortopedik ayakkabılar ayağın ağırlık taşıma ve ayağın hareket noktaları ile uyumludur. Şekli çabuk bozulmaz. mümkün olduğunca yukarıda bağlanması arzu edilir. İmalatta kullanılan malzemenin doğal deri olması sağlıklıdır. Basış problemleri çabuk yorulmaya sebep olur. Ayak kemiklerinin doğru teşekkül etmesine yardımcı olur. ayakkabının dış tabanı ve saya bölümü ile beraber düşünülmelidir. Yürürken ayak kaslarına ve kemiklerine dengeli yük binmesini sağlar. yürüyecekseniz tabanı sert. Bağcıkların ayak bileği hareketini fazla engellemeden. ayak baş parmağının yanında kemik çıkması ve ayak parmaklarında deformasyonlara rastlama olasılığı artar. dinlendirmelisiniz. Ortopedik Ayakkabı Kullanımı Yürümeye başladığımız andan itibaren seçilen doğru ayakkabılar her zaman vücut sağlığımızın destekleyicisidir. Ayağındaki basış bozukluğunun farkında olmayıp buna bağlı olarak. sıkı biçimde ayağa oturanıdır. 28 kemik ve kemikçik bir araya gelmiş. onu değiştirmenizde yarar vardır. Ancak ayak parmaklarınıza da yeterince hareket olanağı sağlamalıdır. Ortopedik ayakkabı ayak tabanına temas eden iç düzeni. neredeyse hiç kimse. Ortopedik ayakkabının üretilmesi özel bilgi ve düzen gerektirir. En uygun ayakkabı ayağı sıkmadan. Düzenli spor yaptığınız durumda. Taban düşüklüğü olanlarda böyle bir ayakkabı giyilmezse yaşlılık zamanlarında ağırlığa ayak bileği şekil bozuklukları. Hatta mağazanın içinde yürüyerek ya da koşarak ayakkabının uygunluğuna bakın. Örneğin koşacaksınız topuk tabanı kuvvetli. ayaklar sağlıklı oldukları sürece bir nebze olsun onları düşünmez. onları kalıba almalı ve doğal koşullarda kurumalarına izin vermelisiniz (güneşte ya da ocağın karşısında kurutmayın çünkü derinin setleşmesine neden olur).

kalp damar cerrahisi uzmanı doktorlar ve fizyoterapi uzmanları birlikte çalışmalıdır. Bu amaçla genel pratisyen doktorlar. Ortopedik ayakkabı kullananların yorulmadan uzun mesafeler yürüyebildikleri tespit edilmiştir. geriyatri. f. b. Bunun yanında genel olarak ayakların korunmasında aşağıdaki önlemlerin alınması gereklidir (5). Ayakkabının ayağa uyumlu olmasını sağlamalı ve ayak travmaları engellenmelidir. Hanımların giydiği yüksek topuklu dar ve basık kalıplı ayakkabılar dolaşımı olumsuz yönde etkiler ve şikayetlerin artmasına sebep olur. e. Kalitesiz malzemeden (lastik) üretilmiş ayak giyeceklerini kullanmamalıdır. Yazın kapalı ayakkabı kullanmamalıdır. 316 . d. Ortopedik ayakkabılarda bulunan özel derinlik. solüsyon kullanıp ayakları havalandırmalıdır. Ayaklarda aşırı terleme ve maserasyon engellenmelidir. Çorap büyüklüğü ayakla uyumlu olmalıdır. Ayakkabılar seçilirken ayağı sıkmayacak. kan dolaşımını engellemeyecek ve ayakkabı içinde kıvrımlar yapmayacak nitelikte olması sağlanmalıdır. Uzun süre ayakta ve hareket halinde olmamaya özen gösterilmelidir. Bu amaçla. Yorgun ayakları dinlendirmek için ılık su ile yıkadıktan sonra kremle masaj yapmalıdır. verimliliği artırır. Sıcak mevsimlerde ayağın terleme olasılığı fazla olduğundan bu dönemlerde ayakları kuru tutmak için pudra. Vücudun rahat taşınmasını sağlar. Doğru ayakkabı ve sandaletler ayağı egzersiz yaptırır (9). genişlik. Ayak kaslarını ve kemerini güçlendirmek için ayak altında oklava yuvarlama. Bacak damarlarında varis ve dolaşım problemi olanlarda ortopedik ayakkabı özellikle ayakkabı kullanımı tavsiye edilir. bağcık ve sağlıklı topuk yüksekliği kanın damarlarda rahatça dolaşarak kalbe geri dönmesine yardımcı olur. hiçbir yerini sıkmamalı. Ayak bakımına özen gösterilmelidir.yada kalp sağlığı için yapılması gereken egzersizler bu sebepten ihmal edilir. ortopedi. Derinin buharlaşmasını engelleyen sentetik çorap kullanılmamalı ve her gün çorap değiştirilmelidir. 2. b. 3. Ortopedik ayakkabı ayakta önemli taşıyıcı noktaları desteklediği için yürüyüşü rahatlatır. Ortopedik ayakkabı sadece ayak için değil bütün vücut için faydalıdır. 1. dahiliye. a. Bunun sağlanması için. Nasır. Ayakkabılar yürüme ve durma hallerinde ayağın şekline tamamen uyacak tarzda olmalı. c. batık tırnak ve mantar gibi rahatsızlıkların oluşmasını engeller. Sonuçlar Ayak sağlığını korumak için koruyucu tedbirleri almak ve bunları belirli bir disiplin içinde değerlendirmek gerekmektedir. yere saçılmış bilyeleri ayak parmaklarıyla toplayıp bir kutuya atma. Doğru bir ortopedik ayakkabı omuriliğin duruşunu destekler. Böylece kişinin yorulmasını geciktirir. kumda çıplak ayakla yürüme egsersizleri yapılmalıdır. a. çok geniş olmamalıdır. Doğal malzemeden mamul olması sürekli kapalı ortamda bulunan ayakların cilt sağlığının korunması için önemlidir. b. a.

Ayak cildiniz hasarsız ve yumuşak olmalı. Kalınlaşan veya düzensiz büyüyen tırnaklar mantar belirtisi olabilir. 7. Kalıcı ağrı varsa bir uzmana görünün. Sandalet giyiyorsanız güneşli havalarda vücudunuz gibi ayaklarınızı da krem leyin (9). sinirler hassasiyetini yitirebilir. yapılacak iş markaya bakmadan en uygun ve en rahat ayakkabıyı seçmektir. Ayak parmaklarınızın aralarında baskı belirtisi veya çatlak 317 . Cildinizde ve topuğunuzda yara ve çatlaklar oluşabilir. 5. Giyimin (özellikle ayak giyeceklerinin) sağlıkla olan ilişkisi konusunda sağlık eğitimi verilmelidir. yaraları inceleyin. Gerekli özeni gösterdiğiniz takdirde. Her gün aynı ayakkabıyı kullanmayın. kan dolaşımı problemi olanlar ve kalp hastalarının tırnaklarının başkaları tarafından kesilmesi daha doğrudur. Yıllar sonra ayaklardaki kan dolaşımı yavaşlayabilir. fazla uzatmamalı ve mümkünse pedikür yapılmalıdır. Tırnakların kenarını kesmeyin. Batık tırnaklara neden olabilir. 1. 5. Türkiye çapında multidisipliner bir katılımla antropometri çalışması yapılmalı ve Türk ayakkabı standartları çıkarılmalıdır (5). Ayağınızı. Ayağın herhangi bir yerindeki büyüme normal addedilmez.Tırnaklarınızın etrafında kızarıklık ve şişlik olmamalıdır. Ayakkabı seçiminde halihazırda bir kalıp karmaşası söz konusu olduğundan. 4. 6. topuklarınızda çatlaklar olmamalıdır. 7. Derinizin renginde tekrarlayan bir leke olup olmadığına dikkat etmelisiniz. Ayak ağrılarını kulak arkası etmeyin. Ayak tırnaklarını düz kesin ve çok kısaltmayın. 3. Yaptığınız etkinliğe uygun ayakkabı seçin. Günlük ayak muayenesi: Ayaklarınızı her gün incelemelisiniz. 2. Ayak tırnaklarına gerekli özen gösterilmeli. Örneğin koşarken gündelik ayakkabınızı değil. Her gün ayakkabı değiştirmeli ve iş yerinde yapılan işin niteliğine uygun ayakkabı kullanmalıdır. Ayakları devamlı kuru ve temiz tutmalıdır. bunların neden olacağı olumsuz sonuçları önlemeniz mümkündür. Bu inceleme esnasında kontrol etmeniz gereken noktalar aşağıda sıralanmıştır. 4. Şeker hastaları. Ayakkabının ayağa göre olması önemlidir. koşu ayakkabısı giyin. Aşırı yıpranmış ayakkabıları mümkünse kullanmayın. Diyabetliler için Ayak Bakımı (10) Diyabetliler için ayak bakımı çok önemlidir.c. 6. özellikle parmak aralarını düzenli olarak yıkayın ve çok iyi kurulayın. Yara ve enfeksiyona açık ortamlarda yalınayak yürümeyin. Çünkü bu gurup enfeksiyona eğilimlidir. Ayaklarınızdaki ısı ve renk değişmelerini. 8. Bu temel bilgiler ışığında ayak sağlığında dikkat edeceğimiz temel kuralları şöyle sıralıya biliriz. Ayakkabı alışverişinizi ayaklarınızın şiş durumuna denk getirin. ayak derisinde tekrarlayan sertlik veya nasır. 8.

Siğiller: Siğil enfeksiyonu hem çocuklarda hem de erişkinlerde görülebilir. Tırnaklar düz kesilmeli. Patlamasını önlemek için üzerine bir parça gazlı bez yerleştirebilirsiniz. topuk gibi basınç altında bir yerde oldukları taktirde. masaj ve egzersiz yararlı olur. Kuru cilt: Ayak cildiniz çok kuru olmamalıdır. asla nasır ilacı kullanılmamalıdır (11). Yıkama işleminden sonra. Ayağınızda fark ettiğiniz küçük yaraları gazlı bez ile kapatmalı ve akıntı 318 . kurulayınız. pedikür yapılmamalıdır. bunlar ayaklarınızın esnekliğinin bozulmasına neden olur. Ayaklarınızın bazı bölümlerini görmeniz zor oluyorsa bir ayna kullanarak sorunu çözebilirsiniz. makasın ucu sivri olmamalı. Giydiğiniz ayakkabı ve çoraplar çok sıkı olmamalıdır. Nasırlar bıçak. sıcak su ve ütü ile ısıtmaktan kaçınmalısınız. Nasırlı cilt: Eğer ayaklarda nasır oluşmuşsa. Parmak aralarının kurulandığından emin olunuz. Her şeye rağmen patlamışsa ve akıntı yapıyorsa gecikmeden doktorunuza başvurunuz. Ayağınızdaki kabarcıklara çok dikkat etmeli ve kesinlikle patlatmamalısınız. oluşma riski olan her iki ülserden birini önlemek mümkündür. Uzun süren ayak banyolarından kaçınınız. Tırnak batmalarının tedavisi cerrah tarafından yapılmalıdır (11). fakat parmak aralarında krem kalmamasına dikkat etmelisiniz. Tırnakları düz bir şekilde kısaltınız ve derin kesmekten kaçınınız (10). diabetik ayak polikliniğine başvurulmalı ve özel cihazlarla nasır temizliği yapılmalıdır. küçük olsalar bile tedavi edilmelidirler. Kabarcıklar: Ayaklara fazla iş yüklendiğinde veya uygun olmayan ayakkabılar giyildiğinde kabarcıklar oluşabilir. Ayak sıcaklığı: Ayaklarınızın üşümeye eğilimi varsa. terliyorsa pudra sürünüz.10 dakika beklettikten sonra sabun ile yıkayarak temizleyiniz. Yanık olasılığına karşı ayaklarınızı elektrikli battaniye. Ayak tırnakları: Ayak tırnakları mümkün olduğunca düzenli olmalıdır. Üst üste binen parmakların arasını pamukla desteklemelisiniz.olmamalıdır. ayak cildiniz kuruyorsa alkolsüz yağlı krem. Ayak yaraları: Tüm özeninize rağmen. Ayakların ağrıyı hissetmediği unutulmamalıdır. Kuru ciltte çatlak ve yarıklar kolayca oluştuğu için ayaklarınızı yıkadıktan sonra kremlemeli. Ayağınızı sabunla temizledikten sonra durulayıp. Eğer ayağınızda siğil varsa banyoda ve yüzme havuzlarında yalın ayak olmaktan kaçınmalısınız. Kendiliğinden de iyileşebilen siğiller. Tırnaklar kesilirken çok dikkat edilmelidir. jilet. Ayak temizliği: Ayaklarınızı her gün ılık suda 5 . Ayak polikliniklerinde nasırları düzenli temizlenen ayaklarda. zaman zaman ayağınızda muhtelif yaralar oluşabilir. Eğer ayaklarınız gün boyu sıcak ve nemli olma eğiliminde iseler parmak aralarına talk pudrası sürebilirsiniz. Banyodan sonra tırnakları yumuşakken düzeltmek daha kolay ve uygun olur. makas yardımı ile kesilmemeli.

Çoraplar: Sağlığa en uygun çoraplar yünlü veya pamuklu olanlardır. Ayakkabı seçimi çok önemlidir. ayağı sarmalı ve şeklini muhafaza edebilmelidir. Tabanlıklar: Tabanlıklar ayakkabının yarattığı basınç ve buna bağlı nasır. Yaranızın iyileşmesi gecikiyorsa lütfen doktorunuza başvurunuz. Diğer taraftan ayak uzunluğunuz şişme nedeni ile gün boyunca değişime uğrayacağı için bir yerine iki ayakkabı kullanmanız daha sağlıklı olabilir. Günün son saatlerine doğru ayaklarınız şişebilir. Ayrıca ayak parmaklarınızın çorabın içinde rahat hareket edebilmesi için dar olmamasına dikkat 319 . ayağa uygun ve rahat ayakkabılarla önlenebilir. Sivri burunlu. Ancak uygun ayakkabıların giyilmesi ve iyi bir ayak bakımı ile yaraların önüne geçilebilir. Bu nedenle. Temel ayak fonksiyonlarınıza engel teşkil etmemeli ve kenarları sert olmamalıdır. kullandığınız ayakkabılara. özellikle diyabetli çocukların ayaklarının gün boyu lastik botların içinde kalmasına izin vermemeniz yararlı olur. ayak ve ayakkabınızla orantılı olmalıdır. siğil. Kullanacağınız tabanlıklar. Ayakkabı seçerken uzman yardımı almak gerekir. Uygun olmayan ayakkabılar nasır. Eğer egzersiz sırasında spor ayakkabılarınız dar geliyorsa. Eğer böyle bir durum yoksa gazlı bezi günde iki kez değiştirmeniz yeterlidir. nasırlı deri ve yara oluşumunu önlemek için kullanılır. dar ayakkabılar asla kullanılmamalıdır. kirlendikçe değiştirmelisiniz. Yalın ayak yürümekten kaçınmalı. Bu kalıbı alacağınız ayakkabının içine koyup deneyerek daha rahat karar verebilirsiniz. Ancak bu olanakların kısıtlı olduğu koşullarda yumuşak ve hava tabanlı spor ayakkabıların giyilmesi de ülserin gelişimini önleyebilir. Çünkü kuvvetli egzersizler ayakların uzunluğunu arttırırlar. Ayakkabılarınız yumuşak deriden ve kapalı olmalıdır (11). En doğrusu ayağın yeni bası noktalarının saptanması ve ona uygun tabanlık ve ayakkabı yapılmasıdır. Ayakkabınızın genişliği ayak genişliğiniz kadar olmalı. sert tabanlı. Lastik botlar: Yağmurlu havalarda çok pratik olmakla birlikte bu botlar aynı zamanda sıcak ve nemli bir ortam yarattıkları için sağlığa uygun değildir.yapıp. sert yerlerini dışa doğru çeviriniz. Diyabetliler için ayaklarını dış etkenlere karşı korumak çok önemlidir. adele sıkışması gibi sorunlar yaratır (10). çorap ve tabanlık gibi koruyuculara dikkat etmelisiniz. Çünkü diyabet hastaları farkında olmadan ayaklarına iki numara küçük ayakkabı alabilirler. Spor ayakkabıları: Bu ayakkabılar günlük ayakkabılardan geniş olmalıdır. Günlük ayakkabılar: Ayak yaralarının yaklaşık yarısı. Ayakkabılar: Ayaktaki şekil bozukluklarının düzelmesi mümkün değildir. Yeni ayakkabılar alıştıra alıştıra giyilmelidir (9). Ayakkabı almadan önce bir kağıdın üzerine ayağınızın sınırlarını çizerek ayak kalıbınızı çıkarabilirsiniz. Kaldırırken cildinizi zedeleyebileceği için flaster kullanmayınız. Bu nedenle satın alacağınız ayakkabıların seçimi için öğle vakti daha uygundur. Naylon çorap giymeyi tercih ediyorsanız. bir veya birkaç tırnağınıza baskı yaparak olumsuz sonuçlara yol açabilir.

Yürüme: Normal yürüme kan dolaşımı problemi olan kişilerde uygulanabilecek en kolay egzersizdir. Aynı hareketi iki ayağınızla aynı anda tekrar yapın. Ayak egzersizleri: Bacak arka kasları için ayağa kalkın. nasır. Dikişli çoraptan kaçınılmalıdır (9). fosfor. örneğin süt. 5. Kişinin dişlerinin sağlıklı olup olmayışı kimi etmenlere bağlıdır.ediniz (10). Her gün yarım saat yürümek ve daha sonra süreyi arttırarak devam etmek hastalara zarar vermez. Özet Diyabetlilerin ayak bakımı önemlidir. Ağızdaki olumsuzluklar diş sağlığının bozulmasına. Ayakkabı seçerken uygun ve rahat olanını tercih ediniz. Kişinin beslenme alışkanlığı ve diş 320 . Aynı uzaklığı daha kısa sürede yürümek de çok yararlıdır. Fazla soğuk ve fazla sıcaktan kaçınınız. Tırnaklarınızı düz bir şekilde kesiniz. Ayak kasları ve çatlaklar için bir sandalyenin üzerine oturun. A ve D vitaminli besinleri. Ayak baş parmağınız yere değene kadar topuğunuzu yukarı kaldırın. rahim içi yaşamı döneminde annesinin kalsiyum. çatlak gibi şüpheli bir belirti olup olmadığını kontrol ediniz. Ayaklarınızı açık fakat paralel olarak yere koyun. Tüm basınç önce baş parmakta toplanıp. bu hareketi 5 kez tekrarlayın. Ellerinizi dizlerinizin üzerine. Sonra ayağınızı küçük parmağınıza doğru bükerek basınç uygulayın. ayaklarınızı zemine koyun. Aynı hareketi diğer ayağınızla da yapın. Aynı zamanda merdiven çıkmak asansör kullanmaktan daha iyidir. Bir kalemi ayak parmaklarınızın yanına paralel olarak 1 cm uzağına koyun. Durabildiğiniz kadar durup ayaklarınızı indirin ve sallayın. Diyabetlilerin ayaklarına gösterecekleri özen yaşamlarını daha da kolaylaştırır. Bunların en önemlisi. ağız ve dişlerin görevlerini tam olarak yapabilmeleri durumu “ağız ve diş sağlığı” nın varlığını gösterir. Bir elinizle bileğinizi kavrayın ve ayak baş parmağınızı kaleme doğru hareket ettirin. Böylece ayağınızın iç kısmındaki kaslar çalışmış olur. Sonra ayaklarınızı sallayın. sindirimin olumsuz etkilenmesine yol açar (7). sebze ve meyveleri yeterince alıp almamasıyla ilgilidir. Şeker hastaları için ayaklarını dış etkilere karşı korumanın ne kadar önemli olduğunu unutmayınız. Ancak hayatı doğrudan tehdit etmediği için gereken önem verilmemektedir. Yapacağınız egzersizlerin ayak ve bacak kaslarının güçlenmesinde ve yaraların önlenmesinde yararlı olacağını unutmayınız. sonra küçük parmağa doğru ilerleyecektir. Ayak parmaklarınızı gerin ve 20 saniye gergin tutun. Ayağa kalkın. Ayaktaki kaslar için bir sandalyenin üzerine oturun.AĞIZ ve DİŞLER (7) Diş ve diş eti hastalıkları ülkemizde ve dünyada en önemli sağlık sorunları arasındadır. Aşağıdan yukarıya çıkmakta zorlanıyorsanız yukarıdan aşağı inmeyi tercih edebilirsiniz. Her iki ayağınıza bu egzersizi iki üç kez uygulayın. fakat bu esnada derine kaçmayınız. Ayak ısınıza dikkat ediniz. Ayak cildinizin bakımını ihmal etmeyiniz. Ağızda ve dişlerde yapısal ve işlevsel herhangi bir bozukluğun olmaması. Ayak parmağınız üzerinde yükselebildiğiniz kadar yükselin. Bu nedenle: Ayaklarınızı her gün düzenli olarak inceleyerek yara.

Ağız ve diş sağlığında en önemli iki hastalık diş çürükleri ve diş eti iltihaplanmalarıdır. Çürük daha da ilerlerse diş özü bölgesinde ve çene kemiği içerisinde cerahat oluşmaya ve birikmeye başlar. Enfeksiyonların sürekli yinelenmesine neden olan bir odak oluşturabilir. Yemeklerden sonra dişlerin fırçalanması ve diş ipi kullanarak yemek artıklarının çıkarılması dişlerin çürümesini. karmaşık ve pahalı tedaviler gerekebilir. 321 . yapılarda önemli sağlık sorunlarına yol açabilen enfeksiyonlara kaynaklık edebilir (7). Kalp.temizliğine verdiği önem de diş sağlığını etkiler (1). Diş çürüğü dişte oyuklar yaparak dişin yapısını bozan ve kendi kendine iyileşmeyen bir hastalıktır. mikroorganizmalar için elverişli yiyecek artıkları. Diş minesinin erimesinden sonra çürük hızla ilerler. Diş ağrısının olması için diş çürüğünün çok ilerlemiş olması gerekir. Bu plaklar bakterilerin diş üzerinde tutunmalarını da kolaylaştırılırlar. eklemler vb. Diş çürüğü diş özüne doğru ilerledikçe dişler ağrımaya başlar. bunların parçalanmasına ve asit oluşumuna yol açacak mikroorganizmaların varlığı. Bu birikintilere plak denir. Besinlerin tatlandırılması için kullanılan şekerli maddelerin içinde bulunan asit. şekerli gıdalardır. mide ve sindirim sistemi bozuklukları. Besinler içinde diş çürümesine en çok neden olanlar karbonhidratlar. Dişler düzenli olarak fırçalanır ve bakımlarına özen gösterilirse mikroplar onlara zarar veremezler. Neredeyse bütün sistemleri olumsuz etkileyen sürekli enfeksiyon odağı haline gelebilir. Diş çürüklerinin tedavi edilebilir dönemde belirlenmesi için ağrı oluşmasını beklemeden senede en az iki kez diş hekimine giderek dişlerin muayene ettirilmesi gerekir. Doğal dişlerin uzun süre dayanmasında ağız ve diş bakımının önemi çok büyüktür. 1. yani kabaca. diş eti hastalıklarının oluşumunu ve ilerlemesini önler. hem de sosyal ve ekonomik açıdan önemli katkılar sağlar. Diş çürüklerinin erken dönemde tanınması dişlerin kaybedilmesini engelleyebilir veya en azından geciktirebilir. Diş Çürümesi: Diş çürüklerinin oluşmasında üç temel etmen bulunmaktadır: Duyarlı bir diş yüzeyi. Ağızda dişlerin çürümesi diğer organların sağlığını da bozar. Hiçbir şey kendi doğal dişlerimizin yerini tutamaz. Eğer diş hekimi tarafından daha başlangıcında tedavi edilmeyecek olursa çürük diş için daha zor. Diş sağlığının bozulması vücuttaki diğer organları da etkileyebilir. Kalıcı dişlerin erken dökülmesi beslenme sorunlarına neden olur. alttaki tabakada geniş ve derin bir oyuk meydana getirir. Diş eti hastalıkları kimi zaman diş yuvasının bulunduğu çene kemiğinin erimesine kadar ilerleyen bir etki yapabilir. böbrek. Dişlerin ağrımaması sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Böylece oluşan erime bölgelerinden giren mikroplar kolayca alttaki yumuşak dokuya ulaşabilirler. Ağza takma diş takılmasına olan ihtiyacı azaltır. yapışkan bir madde haline getirir ve dişler üzerine yapışmasını sağlar. Diş hekimleri gerektiğinde dişlerin filmini çekerek gözle görünmeyen diş oyuklarını da belirleyebilirler. diş etlerinin önemli hastalık nedenlerinden birisidir. Bu hem sağlık açısından. Dişler iyi temizlenmeyecek olursa ağız içerisindeki bakteriler yiyecek artıklarındaki şekerli maddeleri kullanarak onu saydam. Eklem romatizması. Buna diş apsesi denir. Diş plağı. kalp hastalığı gibi bir çok hastalığın oluşumuna neden olabilmektedir (7). ve bakterilerin kendilerinin oluşturdukları asit diş minesinin erimesine neden olur. kalp ve böbrek hastalıkları.

Bunun sonucunda çıkan kalıcı dişler birbiri üzerine gelecek biçimde yerleşebilirler. Dişler sert cisimlerle karıştırılmamalı. Diş eti hastalıkları. Diş eti hastalıkları en önemli diş sağlığı sorunları arasındadır. Çene kemiği içinde kalan bölümüne ise dişin kök bölümü adı verilir. Diş üzerindeki plaklar bunun en önemli nedenidir. bademcik iltihabı. Diş etleri. 3. Bunun altında daha yumuşak bir yapı vardır. Tedavi edilmeyen diş eti iltihapları çene kemiğinin de iltihaplanmasına ve zarar görmesine yol açabilir (7). Aşırı derecede flor dişlerin sararmasına neden olabilir. Diş eti kanamalarında diş hekimi muayenesi zorunludur. aşırı tatlı ve şekerli yiyeceklerden olabildiğince kaçınma bunlar yendiğinde ve diş eti hastalıklarının önlenmesi için de diş fırçalama ve düzenli diş hekimi kontrolleri önemlidir. Ağız hijyeninin bozukluğu ile yakından ilişkilidir. Ağız kokusu olduğunda nedeni araştırılmalıdır. Ayrıca. Canlılığını kaybetmiş olan dişler gri renkte görülür. Düzensiz dişlerin en önemli nedeni süt dişlerinin zamanından önce yitirilmesi olabilir. solunum sistemi hastalıkları. Diş gövdesi diş etine ve onun altındaki kemiğe girdiği bölümde daralır. fındık. düzenli olarak dişlerin fırçalanması. Diş çürümelerinin önlenmesinde sularda yeterli flor olması. Diş minesinin koruyucu etkisi ortadan kalkar (7). Dişlerin Gelişim Bozuklukları: Ağızda kapanma bozukluklarına neden olan diş düzensizlikleri dişlerin çürümesini kolaylaştırır ve daha erken dönemde dökülmesine yol açar. Bu bölüme dişin boyun bölümü denir. ceviz vb. Dişlerde gelişim bozuklukları varsa erken dönemde özel diş hekimliği dallarında uzmanlaşmış birimlere başvurularak gerekli tedavi sağlanmalıdır. Bu nedenle yılda en az iki kez diş hekimine muayene olunması önerilir. ağız bakım yetersizliği ağız kokusuna neden olabilir. Bu hal sosyal ilişkileri de etkiler. İltihaplı diş etleri kolayca kanar. Diş kökü diş yuvasında çene kemiğine özel doku uzantıları ile sıkıca bağlanmıştır. Ağız ve Diş Sağlığı Nasıl Korunur? Diş hastalıkları ve diş sağlığının korunması açısından erken tanı çok önemlidir. Bunlar diş minesinin çatlamasına ve bakterilerin etkisinin artmasına neden olur. Diş Eti Hastalıkları: Dişin diş eti dışında görünen bölümü diş minesi denilen sert bir tabaka ile kaplanmıştır. kötü ağız kokusuna yol açarlar. Bazı metabolizma hastalıkları da ağızda kendine özgü kokular yapabilir. sinüzit. Sigara içenlerin dişleri kahverengimsi bir renk alır. Çocuklarda hatalı olarak kullanılan bazı ilaçlar da dişlerde renk değişikliğine neden olabilir.2. Başlangıç döneminden itibaren diş etleri kolay kanar. 4. 322 . Düzensiz dişler. Sigara dişlerde renk değişikliği yapar. Bu nedenle hekim önerisi olmaksızın ilaç kullanılmamalıdır (7). diş yuvaları ve ağız tabanındaki iltihaplanmalar genel olarak diş eti hastalığı olarak bilinmektedir. alt ve üst çene arasındaki ilişkinin bozulmasına neden olabilir. diş çürükleri ağız kokusuna neden olabilir. sindirim sorunları. Çiğneme ve temizleme güçlüğü yaratırlar. kabuklu yiyecekler dişlerle kırılmamalıdır. Düzensiz dişler konuşma bozukluklarına ve görünüm bozukluklarına neden olabilir. diş ipi kullanılması. En içte ise diş özü vardır. Aşırı asitli ve şekerli yiyecekler mikroorganizmaların etkisini artırır. Burada bol miktarda damar ve sinir bulunur. Hamilelikte ve süt çocukluğu döneminde kullanılan antibiyotikler ve bazı ilaçlar dişlerde kalıcı renk değişikliklerine neden olabilir.

ön dişlerden arka dişlere doğru yapılmalıdır. Dış kulak kanalını herhangi bir cisimle temizlemeye çalışmak. 6. c. Diş fırçalamanın ilk adımı doğru fırça seçimidir. Bu tıkaca buşon denir. Diş fırçası kişiye ait bir araçtır.5. Aşırı kullanımlar diş sağlığı açısından zararlıdır. Dış yüzeylerden başlayan fırçalama sert darbeler halinde değil. yumuşak ve daireler çizecek biçimde. Bu artıklar en önemli çürük nedenlerindendir. c. İp. dişler arasından geçirilir. Bu sırada diş etinin kesilmemesine özen gösterilmelidir. Diş fırçalanmasında fırçanın duruşu dışındaki temel hareket aynıdır: Fırça diş eti çizgisine eğimli olarak yerleştirilir. Diş Fırçalama Tekniği: Dişlerimizi korumanın en etkili yolu düzenli olarak fırçalamaktır. Diş macunu ağıza verdiği hoşa giden koku ve his nedeniyle diş fırçalanmasını kolaylaştırır. Sağlıklı diş etleri fırçalama sırasında kanamaz.Uygun fırça seçildikten sonra dişler en az günde iki kere düzenli olarak fırçalanır. Diş fırçası 45 derecelik açı yapacak biçimde tutulur ve diş eti hizasından başlanarak ağız boşluğuna doğru fırçalamaya başlanır. Ortada kalan ip bölümü işaret parmağı ile geriye doğru itilir. Diş parlatma tozları diş hekimi önerisi olmadıkça kullanılmamalıdır. Diş fırçaları birkaç ayda bir. Fırçalama işleminin en az iki-üç dakika sürmesi gerekir. Bu işlemde fırça eğik tutularak. buşonu çekmek çok zararlıdır. d. b. Dişler fırçalandıktan sonra diş ve diş eti çizgisi ile dişler arasında kalan yemek artıklarının temizlenmesi için diş ipi kullanılır. Diş İpi Kullanımı: Diş ipi diş aralarında kalan yiyecek artıklarının uzaklaştırılması açısından çok yararlı bir araçtır. bir fırça boyu kadar kaydırılarak fırçalama sürdürülür. b. diş etinden ağız boşluğuna doğru hareket ettirilir. en geç altı ayda değiştirilmelidir. Aynı uygulama diğer bir parça ip alınarak alt dişler için de tekrarlanır (7). Kulaktaki salgı ile toz ve diğer partiküller birleşerek kulak kirini meydana getirir. Atılmayan kulak kiri bazen kulak yolunu tıkayarak işitmeyi engeller. Ağız içinde kolay hareket ettirilmesi ve arka dişlere rahat ulaşabilme açısından fırçanın kafasının fazla büyük olmaması tercih edilir. Gerektiğinde ara yüzlerin etkin olarak fırçalanmasını sağlamak üzere ara yüz fırçaları kullanılır. En uygun fırça naylon ve orta sertlikteki fırçalardır. Bu hareket sırasında sert olunmamalıdır. Daha sonra dişlerin iç yüzeyleri aynı şekilde fırçalanır. a. Otuz santimetre kadar diş ipi alınır. İp diş etine kadar indirildikten sonra ağız boşluğuna doğru diş aralarını sıyıracak biçimde indirilir. Fizyolojik olarak çiğneme esnasındaki kulak kiri parçalar halinde dışarı atılır. İpin bir bölümü ortada kalmalıdır. Dış 323 . Daha sonra dişlerin çiğneme yüzeyleri fırça düz olarak ileri geri hareket ettirilerek fırçalanır. 6-KULAK TEMİZLİĞİ (6) Dış kulak yolu ve kulak kepçesi arkası çok çabuk kirlenen bölgelerdir. Diş ipinin bir bölümü bir elin orta parmağına diğer ucu da diğer elin orta parmağına dolanır. Bunlarla ilgili önerilerini almak üzere diş hekimine başvurmak gereklidir. a. Kulak kanalındaki salgı bezleri kulak kanalına yağlı salgı salgılarlar. Daha sonra fırça. Bu durum bozulmadan küçük dairesel hareketlerle dişler fırçalanır.

Kıllı deride ter bezleri çok daha fazla sayıdadır. daha sonra yine el değdirilmeden fışkıran suyla ya da ıslatılmış kağıtla yapılması ve bölgenin tuvalet kağıdı ile kurulanarak temizliğin bitirilmesi en uygunudur. Erkeklerin üreme organlarında olan değişiklik büyüme ve gelişme tarzında olur. dışkı ile bulaştırmamak açısından önemlidir. Bu nedenle terleme ve terleme sonrasında koku çok daha rahatsız edici olabilir. sifon ya da kapı kolu ve benzeri bir yüzeye dokunmak gerekiyorsa. buralara doğrudan temas yerine tuvalet kağıdı kullanarak dokunmak. ağrı ve o bölgede ısı artışı gibi iltihap belirtileri görülmeye başlar. dışkılama sonrası temizlik yapılırken ellere mikrop bulaştırılmamasıdır. Erkeklerde göğüste. Kulak temizliği ancak bir sağlık kurumunda uzman kişiler tarafından yapılmalıdır. Bu dönemden itibaren vücut temizliğinde banyo yapma dışında üreme organ temizliğine özel olarak önem vermek gerekmektedir. hem daha sonra kendimizi hem de birlikte ortamı paylaştığımız insanları.kulak yolu kurcalandıkça salgılama işlemi bozulur. Ayrıca bu dönemde erkek ve kızların üreme organlarının etrafında ve koltuk altlarında kıllanma başlamıştır. herhangi bir yolla tekrar vücudumuzun iç ortamına bulaştıklarında hastalığa neden olurlar. Özellikle ellerde istenmeyen bir bulaşmanın olduğu durumlarda kullanılan musluk. tuvalet kağıdının ruloda kalan bölümünü kirletmemek. Bunlar bağırsaklarımızdan atılmış olmasına rağmen. yüzde bıyık ve sakal tarzında kıllanma da başlar. daha önce de belirtildiği gibi idrar çıkışı açıklığına ve kadınlarda vajina girişine mikrop bulaştırmamak için mutlaka önden arkaya doğru yapılmalıdır. 324 . Kulak zarı bile delinebilir. 7-CİNSEL BÖLGENİN TEMİZLİĞİ (7) Ergenlik dönemiyle birlikte kızlar ve erkeklerde üreme organlarında bazı değişiklikler olmaya başlar. Bu nedenle dışkılama sonrasında ilk temizliğin. Bu işlem bittiğinde eller mutlaka etkili bir biçimde yıkanmalıdır. Temizliğe özen gösterilmediğinde mikroorganizmaların bu bölgelere yerleşmesi ile kaşıntı. Enfeksiyon meydana gelir. Bu nedenle özellikle dışkılama sonrası temizliğin özenle yapılması çok önemlidir. kızarıklık. gözle görünür bir kirlilik kalmayıncaya kadar yinelenerek her seferinde kuru temiz tuvalet kağıdıyla. Burada dikkat edilmesi gereken diğer noktaysa. ancak dışkının her milimetre küpünde milyonlarca bakteri bulunur. şişme. 8-TUVALET SONRASI BEDEN TEMİZLİĞİ (7) Sağlıklı bir insanda idrar mikrop içermez. Banyo sırasında kulağa su kaçmasını önlemek için vazelinli pamuk tıkaç kullanılabilir. Dışkılama sonrası temizlik.

Türk İnfeksiyon Web Sitesi. Sağlıklı Yaşam Önerileri.infeksiyon. sayfa 1-11. 26.http://www. Ayak Sağlığında Patolojiler ve Koruyucu Önlemler. Dirican R. 5. Kişisel Sağlık Bilgisi.04. Hacettepe Halk Sağlığı Bülteni. 8.htm.2004 10.04. Murat Günaydın. Kişisel Sağlığı Koruma Önlemleri. sayfa 7-23.edu.04. Ankara. org/Detail. Yumurtuğ S.04.Doç. Hasde M.Dr.tr/gdb/temizlikgdb.html.tripod. El Hijyeni ve Dezenfektanların Kullanımı. Pediküloz (Bit Hastalığı). 26. http://www. Somgür Yayıncılık: 1994.asp?ctg. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Birimleri. Yrd. Tıp Fakültesi Spor Hekimliği AD. Uygun Ayakkabı Seçimi.2004 11. Sağlığı Koruma Bilgisi. Oğur R. Hijyen Koruyucu Hekimlik. Isparta. htm. TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni. org/ html/saglik. 3.net/spor_ve_ saglik_ayakkabi.04. Mansur AT.shtml. 7.org/diyabetbilgisi.2004 12. 2. Güleç M. 2003: 2(1). Temel Diabet Bilgisi.milliegitim. http://www.2004 325 .04. http://www.shtml. Tanım ve Tarihçe.hacettepe. Samsun.Hakan Yaman. 9. Toplum Hekimliği. Diabetliler İçin Ayak Bakımı. Yüzeyel Mantar Enfeksiyonları ve Tedavisi.KAYNAKLAR 1. Hatiboğlu Yayınları: 1990.04. Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği. http://muratomu. Somyürek Hİ. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji AD.com/elhijyeni. Hasde M. 4.turkishoes. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Yayınları: 1. 6. Tekbaş ÖF. 26. Doç. Daha Sağlıklı Olmak Ellerinizde. sayfa 275-276. 1980. http://saglik. Ankara. 2000: 21(3).Dr. 26. TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni.sagmer. Sungur T.2004. 26.tr.2004. Süleyman Demirel Üniversitesi. 13. http://www.usakdiabet. 2003: 1(10). 26. Ayak Sağlığı.net/saglik/diyabetayak. 26.htm. Ankara.2004.

4. GIDA HİJYENİ Gıda hijyeni; herhangi bir gıdanın temizliği ve tümüyle hastalık yapan etmenlerden arınmış olması demektir. Gıda zehirlenmesi sonucunda %2-3 kalıcı olarak, böbrek rahatsızlıkları, menenjit, kalpde fonksiyon bozukluğu, romatizmal sendromlar, dalak apseleri vb. görülebilir. Bunun yanında ekonomik etkileri sonucunda Amerika Birleşik Devletlerinde yılda ortalama 6,5 – 35 milyar dolar, Kanada’da 1 milyar dolar, Avustralya’da 0,5–2 milyar dolar ekonomik kayba neden olduğu tahmin edilmektedir. Gıda zehirlenmesi vakalarının meydana geldiği yerler %85-70 ile yiyecek sektörü, %10-30 ev, %5-10 işlenmiş gıda endüstrisidir. Yiyecek sektörü çiğ et, tavuk, balık, yumurta, çiğ sebze ve işlenmiş gıdalar gibi çok sayıda riskli gıda maddesi kullanılması, emek yoğun olması nedeniyle çok riskli bir sektördür. Çiğ et , tavuk, yumurta, deniz ürünleri ve süt ürünlerinde mikrobiyolojik tehlike olarak, Salmonella, E.coli O157, Listeria, Campylobacter, Vibrio, Cl.botulinum, Cl.perfringens, Giardia, Cyclospora, kimyasal tehlikeler olarak ise veteriner ilaçları, ağır metaller söz konusudur. Zehirlenmelerde %70 et ve et ürünleri, %15 balık ve öbür su ürünleri ile %15 süt ve yumurta ürünleri sorumludur. Sebze ve meyvelerde Hepatit A, Salmonella, E.coli O157, Cl.botulinum, Giardia, Cyclospora gibi mikrobiyolojik tehlikeler ile pestisit / herbisit maruziyeti sonucu kimyasal tehlikeler söz konusudur. Tarladan ve çiftlikten gelen bu tehlikeler ancak iyi tarımsal uygulamalar ile kontrol altına alınabilir. Gıda işçisi kaynaklı tehlikeler en sık olarak Salmonella, E.coli O157, Shigella, Hepatit A, S.aureus, Norwalk virus olarak gözlenirken, en önemli nedenleri kişisel enfeksiyon, çapraz kirlenme, hatalı uygulamalardır. Kirli satış yerleri, kaplar, depolar, sahipsiz hayvanların gıdaları kirletmesi, kontamine suyla yıkanmış gıdalar, çiğ ve pişmiş gıdaların aynı yerde depolanması, yere yakın yetişen yapraklı sebze, meyveler, yere düşmüş gıdalar, kirli mutfak masası ve kap, kacak, yiyeceklerin hazırlandığı kapların ve yüzeylerin et suyuyla bulaşık bezlerle silinmesi, açıkta saklanan ve sineklerin kemiricilerin ve öteki hayvanların ulaşabildiği gıdalar, hasta hayvanlardan sağlanan besinler, örn. çiğ süt, yumurta, pişirme ve yeme sırasında hayvanlara dokunulması, hasta ya da yaralı besin işleyicileri, kirli ellerle besin hazırlanması, ya da yenmesi, meyve ve sebzelerin kontamine toprakta yetişmesi gibi yanlış uygulamalar sonucunda besinler sağlık için risk oluşturabilir. DSÖ’nün, Besin Hazırlanmasında Uyulmasını Önerdiği 10 kural aşağıda verilmiştir. 1. Kaynakta güvenli besin üretim tekniğinin seçilmesi 2. Besinin doğru biçimde pişirilmesi 3. Besinin hemen tüketilmesi 4. Besinin dikkatli bir biçimde depolanması 5. Besin doğru olarak ısıtılması 6. Pişmiş besinin ayrı tüketilmesi 7. El temizliğine dikkat edilmesi 8. Mutfağın ve tüm gereçlerinin temiz tutulması 9. İnsektisit, kemirici ve öbür hayvanlardan korunma 10. Temiz su kullanılması… 326

Vücudumuzdaki mikroorganizma miktarı yaklaşık olarak eller 100-1000 adet/cm2, alın 10.000-100.000 adet /cm2, kafa derisi 1.000.000 adet /cm2, koltuk altı 10.000.000 adet /cm2, burun ifrazatı 10.000.000 adet /cm2, tükürük 100.000.000 adet /cm2, dışkı 1 milyar adet /cm2’ dir. Mikroorganizmaların araştırmalarda en çok ürediği yerler, %63 tezgahlar, %50 lavabo musluğu, %49 aşçının eli, %28 garsonların elidir. Kritik Noktalar 1. Kapı kolları, telefon, musluklar 2. Çiğ ve pişmiş yiyecekler 3. Çöp kovaları 4. Ekipmanlar ve tezgah altları 5. Yerler, duvarlar ve döşemesi 6. Temizlik ürünleri 7. Lavabolar 8. Dondurulmuş yiyecekler 9. Soğuk yiyecekler (10 C.)’dir. Korunmak için ise bireysel hijyenin sağlanması gereklidir. Bireysel Hijyen Sağlama İlke ve Önerileri 1. Ellerin hijyenik yöntemlerle yıkanması. 2. Potansiyel tehlikeli besinlerin eldivenle servis yapılması. 3. Servise hazır yiyeceklere çıplak elle dokunulmaması. 4. Yiyecekle temas eden tüm yüzeylere el değdirilmemesi. 5. Çapraz bulaş yapılmaması. 6. Tırnak ve el temizliğine dikkat edilmesi. 7. Günde 2 kez duş alınması. 8. Yaralı, kesikli, yanıklı eller ile yiyeceklere asla dokunulmaması. 9. Personele özel tuvaletler bulunması. 10. Sıvı sabun ve kâğıt havlu kullanılması. 11. Bone ve maske kullanılması. 12. Mutfak ve yemekhanede sigara içilmemesi 13. İş elbiselerinin daima temiz tutulması. 14. Saç, sakal ve bıyık tıraşlarına özen gösterilmesi. 15. İshalli iken yiyecek ve içecekle ilgili alanda çalışılmaması. 16. iyeceklerle uğraşırken ağız, burun ve saçlara dokunulmaması. 17. Tüm tat kontrollerinde ayrı bir kaşık kullanılması, ellerinizi kullanılmaması. 18. İş giysileriyle masa ve tezgâhlara dayanıp, oturulmaması. Besin Hijyeni Sağlama İlke ve Önerileri 1. Sağlam, temiz ve güvenilir yiyecek temin edilmesi. 2. Hemen tüketilmeyecek yiyeceklerin özelliklerine uygun yöntemle depolanması, 3. Tüketilecek miktarda yiyecek hazırlanması ve mümkünse yiyeceklerin pişirdikten hemen sonra servis edilmesi, 327

4. Çiğ sebze ve meyvelerin pestisit kalıntılarını ortadan kaldırabilmek için akan bol su altında iyice yıkanması. 5. Yiyecek ve içecekle ilgili tüm işlemlerin temiz, hijyenik içme suyu ile yapılması 6. Yemekleri uygun sıcaklıklarda (60 0C) 2-4 saat içerisinde servis edilmesi, 7. Yiyecekleri tekrar ısıtma işleminin, yiyeceğin iç sıcaklığı 70-80 0C’ye gelecek şekilde yeterli olmasının sağlanması, 8. Piştikten uzun süre sonra servis edilecek yiyeceklerin uygun şartlarda soğutulması. (sığ kaplarda ve hızlı) 9. Dondurulmuş besinlerin çözdürme işlemini buzdolabı ısısında yapılıp, bir kez çözdürülmüş yiyeceklerin tekrar dondurulmaması. 10. Dondurulmuş hazır veya yarı hazır yiyeceklerin hazırlanması ve taşınma aşamasında soğuk zincire dikkat edilmesi. 11. Donmuş olarak işletmeye gelen yiyeceklerin tüketime dek dondurulmuş şekilde saklanması. Fiziki Koşullar ve Araç-Gereç Hijyeni Sağlama İlke ve Önerileri 1. Mutfak zemini her kirlendikçe veya günde en az bir kez sıcak, dezenfektan madde içeren deterjanlı su ile yıkanmalı ve mutlaka kurulanmalıdır. 2. Mutfak duvarları ayda en az bir kez sıcak deterjanlı su ile yıkanmalıdır. 3. Mutfak tavanları kirli, kabarmış ve çatlak olmamalı, yiyeceğe kir düşmeyecek şekilde olmalıdır. 4. Mutfağa ait tuvaletlerde sağlıklı el yıkamayı sağlayacak tertibat bulundurulmalıdır. 5. Çöp kutularının içinde mutlaka naylon torba bulundurulmalıdır. 6. Her boşaltmadan sonra çöp kutuları, sıcak, dezenfektan içeren deterjanlı su ile yıkanmalıdır. 7. Çöp kutuları dolmasını beklemeden sık sık boşaltılmalıdır. 8. Kullanılan suyun sık sık kontrolleri yapılarak, sıhhî olması sağlanmalıdır. 9. Depoların temizliği, her türlü haşere ve kemirgenin önlenmesi açısından çok önemlidir. 10.Yemekhane, mutfak, depo ve tuvaletlerde sinek, böcek ve kemirici kontrolü yapılmalıdır. 11.Her mutfak aracının kullanma, temizlik ve bakımını belirten listeleri, aracın kolay görünebilir bir yerine asılmalıdır. 12.Temizlik açısından parçalarına kolay ayrılabilen araçlar tercih edilmelidir. 13.Araçların kurutulmasında bez kullanılmamalı, kurutmada ters çevirerek aralıklı paslanmaz çelik raflarda; hava akımı ile kurutma yöntemi uygulanmalıdır. 14.Taşıyıcı (portör) incelemeleri 3 ayda bir mutlaka yapılmalıdır. Çalışanların fizik muayeneleri 15 günde bir mutlaka yapılmalıdır. 15.Sulardan ve mutfak gereçlerinden kültür örnekleri alınmalıdır.

328

KAYNAKLAR 1. I. Uluslararası Gıda ve Beslenme Kongresi Kitapçığı. 15-18 Haziran 2005. İstanbul. 2. MY 33-3 (A) TSK Gıda Kontrol Yönergesi. 3. Last JM, Wallace RB. Public Health & Prev. Medicine. Sec 1 & 3. Appleton & Lange, USA, 1992. 4. Çoban Z. Besin Kirliliği. Sağlık Bakanlığı, TSH Gn. Mdl., Ankara, 2001

329

GIDA GÜVENLİĞİNDE KRİTİK KONTROL NOKTALARINDA TEHLİKE ANALİZİ Doç.Dr. Mahir GÜLEÇ Halk Sağlığı Anabilim Dalı Giriş Bireylerin fiziksel, zihinsel ve sosyal yönden sağlıklı olabilmesi, önemli ölçüde yeterli ve dengeli beslenmelerine bağlıdır. Bu amaçla temin edilen gıdaların fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik olarak insan sağlığına zararlı etmenler içermemeleri, besin içeriklerini kaybetmemeleri gerekir. Bunun yanında dünyadaki çevreye uyumlu olmayan hızlı teknolojik gelişmeler ve aşırı nüfus artışı ile plansız kentleşme gibi nedenlerle doğal kaynaklar hızla tükenmekte, karşılıklı etkileşim içinde bulunan hava, su ve toprak ortamları giderek kirlenmektedir. Gıda üretiminde zararlı faktörlere dikkat edilmediğinde gıda zehirlenmeleri insan sağlığını olumsuz etkilemekte, bunun yanında ciddi ekonomik kayıplara da neden olmaktadır. Gıda kökenli hastalıklardan ve zehirlenmelerden korunmak için besin sanitasyonu uygulamalarının önemi kavranabilmiştir. Besin kaynaklı hastalıkların çoğunun kontrol prensipleri belirlenmiş olmasına rağmen, bugün hala daha ülkemizde ve dünyada önemli derecede mortalite ve morbiditeye neden olmaktadır. Başka bir ifade ile, besin güvenliği ile ilgili sorunlarımız vardır. Geleneksel besin sanitasyonu ve sağlık anlayışının problemleri çözmede başarısız olduğu düşünülebilir. Bu nedenle, maliyeti arttırmadan güvenli nitelikte ve kaliteli gıda üretimi konusunda gösterilen çabalar kritik kontrol noktalarında tehlike analizleri sisteminin ortaya çıkmasına neden olmuştur. "Kritik Kontrol Noktalarında Tehlike Analizi" (KKNTA) sistemi besin kaynaklı hastalıkları önleme ve kontrolde göreceli olarak yenidir. Bu sistem, kontrol yöntemlerinin nerede etkili olacağını belirlemek için gıda üretim, işleme ve hazırlama basamaklarındaki tehlikeleri tanımlayıcı araştırmalar yaparak yaklaşık riski tayin etmeye çalışır. Bu nedenle kontrol yöntemleri gıdaların sağlık açısından güvenilirliğini sağlamada can alıcı noktalar olan spesifik işlemlere yöneltilmiştir. KKNTA besin güvenliğini sağlamak için proaktif (önceden etkin ) özelliktedir. Yani süreç devam ederken kontrol sağlayan bir yaklaşıma sahiptir. Bu sistemin içeriğindeki besin sanitasyonu ile ilgili bilgilerin hiçbiri yeni değildir, yeni olan tek şey bu bilgilerin birincil koruma çerçevesinde yerleştirilip geliştirilerek sistematize edilmesidir. Tarihçe KKNTA kavramı, ilk kez 1959 yılında Pillsbury Şirketi tarafından NASA (National Aeronautics and Space Administration) uzay programı için gıda ürünleri hazırlanması sırasında geliştirilmiştir. KKNTA prensipleri ve uygulamaları 1971'de A.B.D.'de yapılan gıda kongresinde bilim ve sanayi çevrelerine duyurulmuştur. Bu konferans sonunda üç prensip kabul edilmiştir. Bunlardan birincisi; tehlikenin değerlendirilmesi ve tüketim ile tehlikelerin gelişmesi arasında ilişki kurmak, ikincisi; kritik kontrol noktalarını tanımlamak, üçüncüsü ise; kritik kontrol noktalarını izleme sistemini kurmak olarak benimsenmiştir. Yine 1974'de FDA(Gıda İlaç Dairesi) sistemin en yüksek riskli gıda gruplardan biri olan “düşük asitli konserve 330

gıda ürünlerinde“ uygulanmasını mecbur tutmuştur. 70'li yıllar boyunca birçok bilimsel toplantıda ve çoğu Amerikan gıda üreticileri tarafından sistem tartışıldı ve KKNTA bir bilim olarak benimsendi. 1985'de Birleşik Devletler Ulusal Bilimler Akademisi tarafından yayınlanan "Gıda ve Gıda Katkıları İçin Mikrobiyolojik Kriterler" isimli yayın büyük ilgi uyandırdı ve güvenli gıda üretiminde etkileyici bir sistem olarak onaylandı. 1991'de Gıda Hijyeni Kodeks Komitesi KKNTA sisteminin uygulanabilmesi için bir tüzük geliştirdi. Aynı tüzük uygulamaları Avrupa Topluluğu tarafından 1993 yılında üye ülkelerde gıda sektörü için zorunlu hale getirilmiştir. Ülkemizde 16 KASIM 1997 tarihli Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği ile gıda sanayinde KKNTA (HACCP) uygulamaları zorunlu hale getirildi. 09 HAZİRAN 1998 tarihli “Gıdaların üretimi ve denetlenmesine dair yönetmelik” ile KKNTA sisteminin uygulama gerekliliği belirtilmiştir. Yine aynı yönetmelikler 15.11.2002 tarihinden geçerli olmak üzere; başta et, süt ve su ürünleri işleyen işletmeler olmak üzere, gıda üreten diğer işletmelerin de kademeli olarak HACCP sistemini uygulamaları zorunlu hale gelmiştir. KKNTA Sisteminin Açıklanması Kritik kontrol noktalarında tehlike analizi; tehlikenin tanımı, saptanması ve kontrolüne dönük sistematik bir yaklaşımdır. Bu sistem gıdalardaki mikrobiyolojik tehlikelerin kontrolüne mantıksal olarak yaklaşır, sadece gözlemleme yoluyla yapılan kontroldeki doğal kusurlardan ve mikrobiyolojik testlerin güvenliğindeki ihmal dolayısıyla oluşan atlamaların önüne geçmeye çalışır. Gıdaların mikrobiyolojik güvenliğini etkileyen en önemli faktörlere dikkatleri yoğunlaştırarak kaynak savurganlığını önler. Bu arada istenilen gıda güvenliğini ve kalitesini sağlar, ayrıca bu seviyeyi korumada rol oynar. Kritik kontrol noktalarında tehlike analizi, üretimde hijyenik uygulamalar ve kontrollerin belirlenmesidir. Genel olarak üretimin değişik aşamalarındaki işlemlerin güvenilirliğini önceden tahmin etmeyi amaçlayan bir kalite kontrol yöntemidir. Gıdanın fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik parametrelere göre üretiminde kalite güvencesi sağlar. KKNTA sistemi, tehlikelerin belirlenmesi, zararın saptanması ve kontrol altına alınması amacıyla geliştirilmiş sistematik bir yaklaşım olarak da tanımlanmaktadır. KKNTA, gıda güvenliğini en iyi sağlayan bir kalite sistemidir. Prensibi belirlenen kalite kontrol noktalarını sürekli gözetim altında tutacak şekilde üretimi tasarlayarak, potansiyel tehlikeleri ortadan kaldırmak suretiyle tüketiciye güvenli gıda sunmayı amaçlamaktadır. Gıdalar üretim, paketleme, taşıma, hazırlama, depolama ve servis esnasında zehirli maddeler, infeksiyoz ve toksijenik mikroorganizmalarla kontaminasyona maruz kalabilir. Bu yüzden geliştirilen KKNTA'dan amaç; gıda koruma programlarını geliştirmek, geriye dönük kalite kontrol sistemlerini oluşturmak ve gıdanın güvenilirliğine olan güveni arttırmaktır. Gıda güvenliğinde sistematik bir yaklaşım olan KKNTA, birbirini izleyen yedi prensipten oluşur. 1. Tehlikelerin tanımlanması, risk ve şiddetlerinin değerlendirilmesi 2. Kritik kontrol noktalarının tanımlanması 3. Kontrolü sağlamak için kriterlerin ve önleyici tedbirlerin açıkça ortaya konması 331

4. Kritik kontrol noktalarının izlenmesi 5. İzleme sonucu kriterlerden bir sapma gözlendiğinde düzeltici uygulamaların devreye sokulması 6. Kayıtların tutulması 7. Sistemin planlandığı şekilde fonksiyon gördüğünün doğrulanması 1. Tehlikelerin Tanımlanması, Risk ve Şiddetlerinin Değerlendirilmesi : Gıdaların yetiştirilmesi, hasat edilmesi, işlenmesi, fabrikasyona tabi tutulması, dağıtımı, pazarlanması, hazırlanması ve/veya gıda üretiminde kullanılan hammaddelere ilişkin olarak varolan tehlikelerin tanımlanması, derecesinin tayini ve risklerinin değerlendirilmesini kapsar. Gıdalar için tehlike, gıda kaynaklı hastalığa neden olan bir ajan veya mikrobiyal metabolizma ürününün kabul edilemez seviyede olması demektir. Kabul edilemez seviyeyi, sadece bir Salmonella veya Şigella bakterisi veya B. Cereus veya C. Perfiringens için gr. veya ml.'de 100.000 adet mikroorganizma oluşturur. Tehlike, zamanla gıdanın bozulmasına da neden olan kontaminasyonla meydana gelebilmektedir. Tehlikeler, istenmeyen mikroorganizmaların hayatta kalmalarıyla; ısıtılmalarına ve belli koşullarda korunmalarına rağmen bu gıdalarda varlıklarını ısrarla sürdüren toksinlerden kaynaklanmaktadır. Bu durum üç koşulda oluşabilir: Gıdanın, (a) Oda sıcaklığında veya dışarıdaki ılık havada birkaç saat bekletilmesiyle; (b) Fırın ve benzeri aletlerde yeterli sıcaklık derecesine ulaşılamaması; (c) Soğuk gıda depolarında fazla miktarda mal depo edilmesi veya yeterli oranda koruma sağlayacak soğumanın sağlanamaması. Gıdalara tarımsal işlemler, gıdaların işlenmesi, hazırlanması ve depolanması sırasında yanlışlıkla çeşitli kimyasal maddelerin de katılması tehlikelidir. Gıdalara fonksiyonel ya da aşçılığa ait gereksinmelerden dolayı katılan veya kazayla bulaşan kimyasal maddeler, yiyeceğin asitleşmesine neden olarak kaplardan, borulardan veya bunların toksik boya maddelerinden bazı kimyasalları bünyesine katarak tehlike oluştururlar. Tehlike analizi, besin üretimi, dağıtımı, hammaddenin kullanımı ve besinin üretimini ilgilendiren değerlendirme prosedürlerinden oluşur. Bunlar: (1) Potansiyel olarak tehlikeli olan hammaddelerin ve gıdaların tanımlanması, içermiş olabilecekleri zehirli metabolitler, patojen veya gıdaların bozulmasına neden olan önemli miktardaki mikroorganizmalar ve/veya bu mikrobik gelişmeye imkan veren durumlar; (2) Potansiyel kontaminasyon kaynaklarını veya kontaminasyonun oluştuğu spesifik noktaları belirlemek; (3) Gıdaların üretim, işleme, dağıtım, depolama ve tüketim için hazırlanması sırasında mikroorganizmaların yaşama ve çoğalma ihtimalini saptamak; ve (4) Tanımlanan tehlikelerin şiddetini ve riskini tayin etmek . 2. Kritik Kontrol Noktalarının Tanımlanması : Kritik kontrol noktası, tehlikeyi elimine etmek, azaltmak veya önlemek için bir veya daha fazla faktör üzerine kontrol uygulanabilen bir aşamadır (Kuramsal bilginin, yapılan müdahale ile somut olarak izlendiği yer, belirlenen prosedürün

332

izlendiği aşama). Besin hijyeninin sağlanabilmesi için lokalize edilmiş noktada alınan önlem ve/veya yürütülen işlemler. Bazı gıda işlemlerinde, pastörizasyonda olduğu gibi tek bir operasyonun (ısı uygulamasının) kontrolü bir veya daha fazla mikroorganizmadan kaynaklanan tehlikeyi tamamen önlemeye yarayabilir. Tehlikenin tamamen elimine edilemediği ama minimale indirildiği Kritik Kontrol Noktaları (KKN) da vardır. Bu iki tip Kritik Kontrol Noktalarında önemlidir ve kontrol edilmelidir. Koruyucu sağlık hizmetlerindeki birincil koruma çerçevesinde yapılan, etkenin ortadan kaldırılması ya da tamamen ortadan kaldırılamadığı durumlarda sağlıklı bireylerin dışında kontrol edilmesidir. Kritik kontrol noktası, bir operasyonda tehlikeyi tamamen ortadan kaldırmak ya da en aza indirmek için kontrolün uygulanacağı bir noktadır. Her tehlike spesifik kontrol önlemleri almayı gerektirmez. Bazen tek Kritik Kontrol Noktasında alınan kontrol önlemleri işlem zincirinde daha önceki basamaklarda alınan kontrol önlemlerine olan ihtiyacı önemli derecede azaltabilir. Eğer tehlike tamamen elimine edilemiyorsa veya belirlenen Kritik Kontrol Noktaları izlenemiyorsa (monitörize edilemiyorsa), operasyondan önce ve sonra etkin olarak kontrol edilebilen diğer Kritik Kontrol Noktalarına özel dikkat harcanmalıdır. Kritik Kontrol Noktası Seçiminde Şunlar Gözönünde Bulundurulur: (a) Olası tehlikeler, gıdaların kabul edilemeyecek derecedeki kontaminasyonu ile ilgili durumların şiddeti, riskinin tahmini, mikroorganizmaların sağkalım veya üreme durumların tahmini, (b) Hazırlama ve işleme sırasında uygulanan operasyonlar, (c) Daha sonra ürünün kullanım aşaması. 3. Kontrolü Sağlamak için Kriterlerin ve Önleyici Tedbirlerin Açıkça Ortaya Konması: Bir defa Kritik Kontrol Noktaları tespit edildikten sonra uygulanabilir kontrol önlemleri yürürlüğe konmalıdır. Bu önlemler uygulanabilir, objektif bir şekilde ölçülebilir, ekonomik ve gıda güvenliğini sağlayıcı nitelikte olmalıdır. Her Kritik Kontrol Noktası için gıdanın güvenliğini sağlayıcı kriterler belirlenmelidir. Her kriter açık ve net olarak belirlenmeli, ayrıca uygulanabilir makul sınırlar içerisinde olmalıdır. Kriterler; fiziksel ( sıcak, soğuk, basınç gibi ), kimyasal (tuz konsantrasyonu veya asetik asit gibi), biyolojik ve duyusal türdeki özelliklerle beraber uygulanan işlemin geçtiği süre yani zaman ile sınırlıdır. Tehlikenin Kritik Kontrol Noktalarında kontrol edildiğini tespit etmek için uygun yöntem seçimi de önemlidir. Monitörize edilen faktörler içinde şunlar da vardır: sıcakta işlenen gıdalar için zaman ve sıcaklık derecesi, bazı gıdaların su aktivitesi, fermente gıdaların pH'sı, konserveler için soğutucu klor seviyesi, kuru gıdalar için depo yerinin rutubet derecesi, soğutulmuş gıdaların dağıtım esnasındaki sıcaklığı, bölmeler halinde soğutulmuş ürünlerin derinliği, tüketime sunulmuş gıdalar için üzerinde tüketiciyi bilgilendirecek uyarı ve açıklamalar. Seçilmiş tüm kriterler, dokümente edilmiş olmalı ya da karışıklığa neden olmayacak netlikte, kabul edilebilir uygunlukta tanımlanmalıdır. Kontrol kriterlerinin seçimi, yüksek kontrol 333

sistematik gözlemi. tehlikenin derecesine ve riskine bakılarak seçilmelidir. kimyasal analiz ve mikrobiyolojik tetkiklerdir. Doğrulama çalışmaları. Beş temel monitorizasyon tipi kullanılmaktadır. bazı katkı maddelerinin konsantrasyonlarının arttırılması. ürünün kullanımından beklenen amaca ulaşıp ulaşılmadığının kontrolüne. işlemin kontrol dışına çıktığını gösteriyor ya da belirlenen kriterler sağlanamıyorsa acilen düzeltici tedbirler devreye sokulmalıdır. sıcaklığın arttırılması. işlem öncesinde veya sonrasında kontrol dışı olabilecek durumların kısa sürede düzeltilmesini mümkün kılacak uygulamalardan oluşmalıdır. Bu tedbirler şunlar olabilir: Yeniden ısı ile muameleye tabi tutma. kalitesiz hammaddenin alınmaması. ekonomik ve uygulanabilir oluşuna bağlı olmalıdır. Kayıtların Tutulması: KKNTA ile ilgili tüm dokümanlar hazırlanmalıdır. Monitorizasyon prosedürleri. 4. yeniden işleme. herhangi bir sorun durumunda alınabilecek önlemleri. tehlikeleri. 334 . kalite kontrol personeli. pH'nın azaltılması. Kritik Kontrol Noktalarının İzlenmesi: Monitorizasyon. ürün satılmadan ve dağıtılmadan önce belirlenmiş standartlardan sapmayı zamanında gösterecek tedbirleri alacak biçimde uygulanmalıdır. ürünün tanımı ve akım şeması gibi tehlike analizi ile ilgili verileri. kritik limitleri. Bunlar. son basamaktaki işlemin düzeltilmesi. İzlem Sonucu Kriterlerden Bir Sapma Gözlendiğinde Düzeltici Uygulamaların Devreye Sokulması: Eğer monitorizasyon. sağlık personeli veya denetimden sorumlu personel tarafından yapılabilir. Monitorizasyon. kriterlerin uygun olup olmadığını. 5. monitörize edilmekte olan işleme göre seçilmelidir. 7. yapılan ölçümleri. Bu tip dokümanlar. Alınacak özel tedbirler. 6. duyusal değerlendirme. kayıtların nasıl tutulacağını. kontrol ve izleme sistemlerini. Kayıtlar incelenir ve izlemenin etkinliğini değerlendirmek için ek testler yapılır. tüm Kritik Kontrol Noktalarının belirlenip belirlenmediğini. KKNTA sisteminin değerlendirilmesi gibi ayrıntıları içeren dokümanlar olmalıdır. yararlılığına. Verilecek kararlar. tehlikeyi önlemede önemli olan faktörleri kayıt etmeyi içerir. fiziksel değerlerin ölçümü. Bu dokümanlar. su aktivitesin azaltılması. her bir aşamada elde edilen verilerin zamanında ayrıntılı bir şekilde kaydedilmesi ile elde edilebilmektedir. ürünün hayvan yemi olarak kullanılmasının sağlanması veya ürünün imhası. bütün tehlike noktalarının incelenip incelenmediğini. Sistemin Planlandığı Şekilde Fonksiyon Gördüğünün Doğrulanması: Doğrulama. kritik kontrol noktalarıyla ilgili ayrıntıları. monitorizasyon yöntemlerinin uygulamaları değerlendirmede etkin olup olmadığını anlamak için KKNTA planının gözden geçirilmesini içerir. KKNTA uygulamasında görev alan personelin görevlerini ve sorumluluklarını. gözetleme.güvenliği sağlanması yanında.

6..Jouve JL. Risks of practices. Beslenme Sorunları ve Yasal Durum. N. Ed : MD Pierson. (1994) HACCP a Practical Approach.Ü. In: HACCP Principles and Applications. Adams CE.: 90-95. (1992). 50: 332-335. D.. Int. Corlett DA. Chapter 18. II.Y. Microorganisms in Foods. DA Corlett. Stevenson. New York NY : Chapman and Hall. Berlin. Hospital food hygiene : The Application of hazard analysis critical control points to conventional hospital catering. : 6. 9. D. S. : 97-104. Humber J.D. Food safety. (1991) Microbiological safety of foods. Food Australia. (1992). Application of the hazard analysis critical control point (HACCP) system to ensure microbiological safety and Quality.A.Richards J. 36 (1) : 3340. Food Res. London. Gün H. Bildiri Özet Kitabı. Inf. Establishing critical limits for critical control points. Battaglia R. Quality management in food trade with a view towards 1993 in Europe. p. Chapman and Hall. 10. : M. Food Protect. Food Technol. p.Potter NN. E. (1992). Verification of the HACCP program.D.H.: 50-60.p. Dean. 24: 173-282.D. Vol : 4. Fifth Ed. 51: 663-673 5. Isparta. procedures and processes that lead to outbreaks of foodborne diseases.Y. Chapman and Hall.Mortimore S. In Modern Food Microbiology. (1997). New York. Jr. 13. Tıp Fakültesi Halk Sağlığı A. New York. Hosp. 8.. : 880-883. p. 2. K. Corlett. Hasde M. p. The Food Processors Instıtute.p. 26: 69-74 3. Maximizing value from HACCP : Managing food safety for the business. 15. Bauman H. 5: 172-178 7. J. Corlett. J.1-6. .(1988). Blackwell Scientific Publications. Hamzaoğlu O. ICMFS (1988). (1991). (1993). Chapman and Hall. 335 .. 8-9-10 Eylül 1997. Washington. 17. Ed. : Chapman And Hall. Pierson. Ed. p. Monitoring a HACCP system.Prince G. D. : K.Moberg LJ. D. 4. 16. (1992). 12. Chapman and Hall. Oxford. HACCP and Food Safety in Canada. V.KAYNAKLAR 1. Ed.A. Vol. (1994). (1998). 5:156-158. : 67-118. Parr E. Kritik kontrol noktalarında tehlike analizinin değerlendirilmesi. (1990). 14. Cereal F W. Huss HH.: 532-558.. 18. Pierson. Ed. In : 3rd World Congress Foodborne Infections and Intoxications. In : HACCP Principles and Applications. Physical hazards and controls. HACCP and Quality Systems. Food Technol. (1990). Riseborough P. 4nd. Hotchkiss JH. In: HACCP Principles and Applications. Control points and critical control points. (1993).Jay JM. HACCP: Concept. N. Halk Sağlığı Günleri. . In : HACCP : Establishing Hazard Analysis Critical Control Point Programs. 11. 6. development and application. (1995). risk and hazards. Assurance of seafood quality. Bryan FL.C.: M. In : Food Science. Chapman and Hall. FAO Fish Tech Pap Vol : 334. Bernard.T.D. (1997). Wallace C.Katsuyama AM.

336 . Stevenson. (1995).Y. Implementing HACCP in the food industry. Corlett.: K.T. Washington. Microbiological quality assurance in food service operations. Ed. 20. (1992).Sperber WH. Establishing critical limits for critical control point programs.1-4.: The Food Processors Institute. Bernard. 23. In: HACCP : ).25. In : HACCP Establishing Hazard Analysis Critical Control Point Programs. 5: 179-180. p.T. (1995). 21.:4. Food Technol.Synder OP.C. Chapman and Hall.E.: K.Scott VN. Food Technol.: M. D.:1. Stevenson.E. 22.19.A. . Monitoring critical control point critical limits.1-1. D. Moberg L. p. Garret ES. D.6: 116-120. 7: 122-130. D. D. Ed. In: HACCP Principles and Applications. N.:62-71. (1990).5.Stevenson KE. Ed. Pierson.D. (1986). (1991). The modern HACCP system .C. Food Technol. Washington.: The Food Processors Institute.Introduction to hazard analysis critical control point systems. Bernard.Stevenson KE. Biological hazards and controls.Roos MH. p. New York. 24.

Criptosporodium. Hepatit B. Kemirici kontrolü için. su içinde durmamaya çalışılması. Salmonelloz. 5. toplumda en sık görülen hastalıkları oluşturmaları. Legionellosis. Tick born. Gübreliklerin ortadan kaldırılmalı. Turist diyaresi (%30-80). yastıklar açık havada güneşlenmeye bırakılmalı 7. zehirler. Su teması ile bulaşan hastalıklar arasında Leptospiroz. Birlik her ay ilaçlanmalı. kış aylarında daha sık görülmeleri. Boğmaca. Tifo vb. kişisel hijyenin artışı ile en aza indirilebilirler.5. Kamfilobakter enfeksiyonları. Hanta virüs enfeksiyonu. Leishmania. Tetanoz. Hava Yolu ile Bulaşan Hastalıkların en önemli özellikleri. Kuduz riski olan hayvanlar tarafından ısırılma. sıcak. doğal düşmanlar (kedi) ile ortadan kaldırma yöntemi ile barınaklar fareden arındırılmalı. Sınıflandırma Vektörlerle Bulaşan hastalıklar. Ensefalit. kalabalık ve sıkışık yaşam tarzını sevmeleridir. Tüberküloz. 2. Enterotoxic E. Bu amaçla. Flariazis. HIV/AIDS. Kolera. Operasyonlarda ve sahra şartlarında karşılaşılabilecek olan sağlık riskleri aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir. Difteri. FİZİKİ ŞARTLAR VE SAĞLIK ASKERİ OPERASYONLARDA HİJYEN Dünya Sağlık Örgütüne göre aşağıda sıralanan hastalıklar seyahat ve arazi şartlarında yapılan faaliyetlerle yakından ilişkilidir. Yüzde 75 oranında enfeksiyonlar önemli risk oluşturmaktadır. Bu hastalıklara karşı en önemli önlemler. maruz kalan yerlerin kuru bir havlu ile sert bir şekilde kurulanması. Cinsel İlişki Yoluyla Bulaşan Hastalıklar: Bulaşmaları deri ve mukoza yoluyladır. üreme alanları ve gıda ortadan kaldırılmalıdır. Kişisel temasla bulaşan hastalıklar. Malaria. yorgan. Hepatit A. delikler tıkanmalı. Kolera. 4. E. Histoplazmoz. 1. Lyme vb. 337 . kapan. Afrika uyku hastalığı. Gonore. bilinmeyen sularda yüzülmemesidir. geçiş genellikle insandan insanadır. İnfluenza. Hepatit A. yoksulluk ve yoksunluk gelişmelerinde önemli etkendir. Tifo. Hepatitis B. İnsan atıklarının uygun şekilde yok edilmeli. Schistosomiasis de sayılabilir. Vektör yaşama ve üreme yerlerinin ortadan kaldırılmalı. kaza ve yaralanmalar. Polio. Menenjit. bu tür hastalıklar ile savaşta filyasyon çok önemlidir.coli diyaresi. Çöplerin uygun biçimde saklanmalı. kimyasal ilaçlama için uzman yardımı alınmalı 6. Sıtma.coli. yükseklik hastalığı. Su ve Besinlerle Bulaşan Hastalıklar. solunum yolu enfeksiyonları. Chagas hastalığı. Tüm yatak. Kızamık. Uyuz. Lyme hastalığı. soğuk. Sıtma Tedavi edilmezse öldürücü olabilen bir hastalıktır. Vektör Kaynaklı Tehditlere Karşı Alınacak Önlemler Kaynak azaltılmalıdır. organizma direncinin düşmesiyle kolay hastalık yapmaları. Amebiyazis. 3. Giardiazis. Sarı Humma.

Acilen sistemdeki ölü boşluklar ile tıkanıklıkların saptanması ve bunların iptal edilmesi sağlanmalıdır. ancak bu düzeyin en az 24 saat süre ile korunması sağlanmalıdır. Alternatif olarak sıcak ve soğuk su sisteminin tümünde serbest rezidüel klor miktarı en az 3 ppm olacak şekilde hiperklorinasyon yapılabilir. Sarı humma aşısı DSÖ tarafından endeminin olduğu bölgelere gidenlere önerilmektedir. musluk ağzı filtreleri iptal edilmeli. Kızamık. Air-conditioning sisteminin kullanımının hemen durdurulması sağlanmalıdır. Vaka tespit edildiğinde. Sinek kovucu rapellentlerin kullanımı. rekreasyon amacıyla kullanılan sular. En az 24 saat süre ile musluklardan akan sıcak suyun ısısının 60°C’nin üstünde tutulması sağlanmalıdır. klimalar. 338 .Korunma Kişisel Koruyucu Önlemler 1. kas ağrısı. bütün sıcak su tanklarındaki suyun ısısı 70°C’ye kadar çıkarılmalı ve en az 24 saat süre ile bu düzeyde korunması sağlanmalı. duş başlıklarında oluşan kireç katmanlarının kireç çözücü ajanlarla rejenere edilmesi sağlanmalıdır. Sıtma kemoproflaksi ilaçlarına bir hafta öncesi ile 1 ay sonrasına kadar devam edilmesi Lejyoner Hastalığı Hastalarda ateş. bu sıcaklık musluk ve duş başlıklarında yerleşmiş legionellaların öldürülebilmesi için ancak yeterli bir sıcaklıktır. Sineklerin yaşayabileceği ortamların yok edilmesi 2. Varsa. NATO ülke askerleri için önerilen aşı takvimi Tablo I’de verilmiştir. Aşılama Aşılama ihtiyacı. Etken. Uzun kollu giysiler giyilmesi. bütün sıcak su muslukları ve duş başlıklarından en az 30 dakika süre ile suyun akıtılması sağlanmalı. öncelikli olarak Difteri. 3. karın ağrısı. Bulaşma. 2. baş ağrısı. Boğmaca. İlaçlama 3. Sinek teli ve cibinlik kullanımı. Çocuk felci gibi çocukluk çağı aşılarının tam olarak yapılmasıdır. Tetanoz. Sıtmadan koruyucu ilaçların alınması Çevresel Önlemler 1. gidilen ülkenin özelliklerine uygun olarak aşılanmalıdır. ishal ve hızlı ilerleyen değişik bulgular ölüme kadar gidebilir. Bunun yanında yurtdışına gidecek personel. eski ve uzun boru bağlantısı kullanarak su temini yoluyla enfekte suyun içindeki etkenin solunum yolu ile alınması sonucu olur. göğüs ağrısı. bu şekilde musluktan akan suyun sıcaklığı en az 60°C olmalıdır. öksürük. 4. Çünkü. Legionella pneumophila’dır.

böcek sokmalarına karşı alınması gereken kişisel önlemlerle sağlanır. Ayrıca evcil hayvanlardan da uzak kalınmalıdır. kilim. çalılık ve yüksek otlu alanlardan uzak durmalıdırlar. Kırsal alanlarda yapılan geziler sonrasında tüm vücut kene varlığı yönünden kontrol edilmelidir. Direkt otlar üzerine oturmamalı.7 *** Yeni katılanlar 10 yılda bir Difteri İki doz Hepatit A * Her yıl Influenza Tek doz Kızamık Tek doz Menenjit* Tek doz Kabakulak * Tek doz Poliovirus Tek doz Kızamıkçık 10 yılda bir Tetanos İki yılda bir Varisella * Tek doz Sarı Humma* Difteri 10 yılda bir Göreve devam edenler Influenza Her yıl Tetanos 10 yılda bir 6 dozluk seri Şarbon Acil kuvvetler ve riskli İki doz Kolera *** bölgede operasyon İki doz Hepatit A yürütenler Üç doz Hepatit B * Üç doz Japon ensefaliti Tek doz Menenjit Üç doz Veba *** Tek doz Poliovirus Üç doz Kuduz * Tek doz Tifo Tek doz Sarı Humma Hib Tek doz Kişisel veya mesleki özel Hepatit B Üç doz risk taşıyanlar Lyme hastalığı Üç doz Pnömokok Tek doz enfeksiyonu Tek doz Meningokok Üç doz enfeksiyonu İki doz Kuduz Varisella Tikborn Ensefalit ve Lyme Hastalığı Korunma. battaniye gibi örtüler üzerine oturulmalıdır. Böcek kaçırıcı ilaçlar (DEET) yararlı olabilmektedir.Tablo I. İnsanlar. kenelerin daha rahat görülebileceği açık renk elbiseler giymeli. 339 . NATO ülke askerleri için önerilen aşı takvimi Personel Zaman Temel uygulama takvimi** Tek doz Adenovirus 4.

Operasyon öncesi öneriler 1. 17.Kedi.Şişelenmiş içme suyu yoksa klor tablet ile suyun dezenfekte edilmesi. Sadece şişelenmiş veya kaynatılmış su içilmesi.Buzlu içeceklerin içilmemesi 12. 16. Bir ay öncesinde mutlaka doktor ve diş tabibi muayenesi yapılmalıdır.Kişilerin özellikle uzun süreli operasyonlarda uzun kollu tişört/gömlek ve pantolon giymesi. 1. Seyahat sonucu alınabilecek önlemlere yönelik Dünya Sağlık Örgütünün önerileri. 14. hastalıkları ile ilgili özet tıbbi bilgileri. Hekimle görüşülmeli (aşı bilgileri ile birlikte). ülkelerin iklimi. 4. ülkelere özgü farklı sağlık koşulları.Pastorize edildiğinden emin olunmayan süt ürünlerinin tüketilmemesi 13. hız yapmamak ve emniyet kemeri kullanmak başta olmak üzere trafik kurallarına uymak ile mümkün olabilir.Başkasının kullandığı enjektörün kullanılmaması.DEET (diethylmethyltoluamide) içeren böcek kovucular kullanılması. Musluk sularından kaçınılması. 9. Trafik kazalarından korunma. Sinek ve böcek sokmalarına karşı kişisel önlemlerin alınması. 7. 8. 3. Ayak mantarından korunmak için temiz ve kuru ayakkabı /terlik giyilmesi. ülkelere özel endemik hastalıklar hakkında bilgi sahibi olunmalıdır.İnsanlar üzerinde tespit edilen keneler hemen ince uçlu bir pens yardımı ile çıkartılmalıdır. Pişmiş veya soyulabilen meyve-sebze yenilmesi. 3. 18. aşılama gereksinimleri. 340 . Çıkartma işlemi yapılırken pens ile kenenin mümkün olduğunca ağız tabanından yakalanması sağlanmalıdır. 11. köpek gibi hayvanlara dokunulmaması 15. Personelin yolculukta. 2. 5. Böcek ve sinek sokmalarına karşı hazırlık yapılmalı 4. 2. 3. kola vb. içeceklere buz konulmaması.Açıkta satılan yiyeceklerin satın alınmaması. 5. yanlarında devamlı kullandıkları ilaçları.Varsa devamlı kullanılan ilaçlar ve reçete kişilerin yanında bulunmasıdır. 6. CDC’nin Ülke Dışında Yapılacak Faaliyetler için Önerileri 1. sağlık hizmeti kapasiteleri. 2. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için her zaman kondom kullanılması 10. Sıtma riski olan bölgeye gidilecekse koruyucu ilaç alınması. Ellerin su ve sabunla yıkanması. Sağlık sigortası ülke dışına gitmek üzere onaylatılmalı. Seyahat süresi ve planlanan aktivitenin türüne göre seyahat acentasından gidilecek ülke ile ilgili bilgi alınmalı.Güneşten korunmak için gözlük ve şapka kullanılması. Bulaşıcı hastalık bilgisi yanısıra. Yerel sağlık bilgisi ve su-besinleriyle ilgili bilgi istenmeli. Bira. 19. Gözlük veya lens kullanıyorlarsa fazladan bir çift daha alınmalıdır. eski EKG ve akciğer radyogramlarını bulundurmaları sağlanmalıdır. 6. ülkelerin sağlık durum raporları.

5km uzaklıkta olmalı. Bitki. tuvaletlerle uzaklığı en az 15m. Yeterli ventilasyon olmalıdır. harekatın genel risk değerlendirmesi ile birlikte ele alınmalı ve gerekli ise bilgiler diğer unsurlar ile paylaşılmalıdır. Faaliyet öncesi bilinen tüm sağlık tehditlerine yönelik risk değerlendirmesini tamamlayarak harekât planı ve emirlerine uyumlu olması sağlanmalıdır. Sıklıkla gerekecek malzemeler temin edilmelidir. Yerleşilecek bölgede gerekli ön hazırlıklar yapılarak randomize bir şekilde su. Sıvı sabun kullanılan yıkama alanları (lavabo) ve banyo alanları vardır. numuneler alınarak tahlil edilmesi sağlanmalı. bölgede radyasyon. görme koruma eğitimi ve ekipmanları) temin edilmelidir. Erkeklerde sıklıkla yılan ısırmaları gözlenirken. sıcaklık ve nem.). (istihbarat. çadırlar arası 7m olmalı. aspirin. atık vs. tuvaletlerle içme suyu arası 30m. tuvaletlerle yemek binaları arası 90m. antiasit. kabızlık için orta derecede etkili oral ve supozituvar laksatifler ve ayaklar için pudra dekonjestan ve tuzlu su damlasıdır. Bunlar. taşıt tutması için dimenhidrinat gibi ilaçlar. su temizleme tabletleri. 1 banyo ise 15 kişi için olacak şekilde tasarlanmalıdır. En sık görülen hastalıklar su ile bulaşan hastalıklardır. gazlı bez. 341 . jenerik / kimyasal isimleri. elastik bandaj. yemek binası içme suyu arası 30m olmalıdır. Alan yeterli genişlikte olmalıdır. eğimli bir arazide olmalı. Bir lavabo 5-6 kişi için. Türkiye’de Viperinae türü (engerek) yılanlar en tehlikeli gruptur. Mayıs-Ekim ayları ve gündüz 14-18 saatleri arası en çok görülmektedir. 40. insülin. Tedavi lokal ve genel olmak üzere ikiye ayrılır. Çadır alanı kuru. sıtma kemoproflaksisi gibi) önlemler alınmalıdır. dozajı çok açık şekilde yazılmalıdır. Operasyon esnasında alınacak önlemler Konaklama yerleri seçilirken sağlığa uygun alanlar seçilmelidir. antikoagülan) sağlanmalıdır. hepatit vs. gürültü ölçümleri de gerçekleştirilmelidir. antiseptik veya bakterisidal sabun solüsyonu. Gerekli ilaçlar (digital.000 ölüm. toprak ve havadan numune toplanmalıdır. Yerleşim bölgesinde olabilecek risklerden biri de yılan ve akrep sokmalarıdır. Alanın kabul edilebilir yalıtımı olmalıdır. levazım vs. sinek kovucular ve güneşlikler almalıdırlar. 5. Risk değerlendirme ve tüm sürveyans önerilerinin sağlık ekinde yer alması sağlanmalı. difteri. Atopik bünyeliler antihistaminik. Çalışma alanlarına özel koruyucu önlemler (işitme. Tuvaletler her 15 kişiye bir tuvalet olacak şekilde yeterli sayıda düzenlenmelidir. çadır alanı şehirden en az 1. çadır çevresi çukur kazılmalı. Yılan ve diğer zehirli böceklerin ısırması insidansı yaklaşık 5 milyon. flaster.4. Her yatak için yaklaşık olarak 4m² alan olmalıdır. nemli ve sıcak iklimlere gidenler tuz tabletleri. Aşılama ve Kemoproflaksi Temel Aşılama Programı (tetanoz. termometre. vektör. İlaçlar değişik isimlerde ve potenslerde satıldığından tarifleri.) yanında mevcut ise bölgeye ait tehditlere karşı (Japon ensefaliti. Yemek binası çöp alanı arası en az 45m mesafe olmalıdır.

Ultraviyoleden koruyan gözlük kullanılmalı. iyot. uygun giysi verilmelidir. klor tabletleri veya iyot filtreleri ile suların dezenfekte edilmesi (filtreler bakteri ve parazitleri uzaklaştırabilir ancak virüsler üzerine etkisi yoktur. eller. tüberkülin deri testi. Korunma İyi pişmiş yiyecekler yenmesi. elbiseler sağlam olmalı. Tedavi Turist diyaresinde en önemli faktör kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin yerine konmasıdır. Bunun nedeni ise sağlıklı olmayan su ve besinlerdir (dışkı ile bulaşma). biyokimyasal inceleme. ağız ve burun güneşten korunmalı. Bizmut subsalisilatın günde 4 kez 2 tablet şeklinde kullanmak risk altındakilerin %65’inde turist diyaresi görülmesini azaltmaktadır. ısıtmak için büyük ekstremiteler hareket ettirilmeli. mayonezli salatalar ve az pişmiş deniz ürünlerinden (besin zehirlenmesi) uzak durulmalıdır. Soğuktan korunmada. Sıcak çarpmalarında alınacak önlemler Deri ve gözler uzun süre güneş ışığından korunmalı. Kontrol sırasında fizik incelemenin yanı sıra tam kan sayımı. Birçok hasta için sıvı ve elektrolitlerin yerine konması kendi kendini sınırlayan turist diyaresi için yeterlidir. eğer hijyenik olarak hazırlandığı. Soğuk ıslak zeminde durmamalı. vücut ve ayaklar temiz tutulmalı. enerji almak için tüm yiyecekler tüketilmeli. su ve diğer alkolsüz içecekler bol bol alınmalıdır. Operasyondan dönüşte yapılması gerekenler Bazı hastalıkların endemik olduğu bölgelere giden ve uzun süre oralarda kalanlar asemptomatik olsalar bile kontrol amacıyla doktor tarafından değerlendirilmelidir. Islanan elbiseler değiştirilmelidir. Krema. güneşe çıkmadan yarım saat önceden 15 ve üzeri faktörlü güneş koruyucu ve güneş kremi kullanılmalıdır. parmaklar ve baş korunmalıdır. suyun en az 3 dakika kaynatılarak mikroorganizmalardan arındırılması. sebze salatalarından. Mandıra ürünlerinden uzak durulmalıdır. sigara kullanılmamalı. Turist diyaresi için aşı yoktur. Vücut sıcak tutulmalı. 342 . sık el yıkanması ve profilaktik Pepto-Bismal (Bizmut subsalisilat) ve profilaktik antibiyotik kullanımıdır. bakteriler veya parazitler tarafından oluşabilir. pastörize edildiği ve buzdolabında saklandığı biliniyorsa kullanılabilir. alkol ve sigara kullanılmamalıdır. hareket edilmeli.Diyare Virüsler. Bulantı ve kusma ile başlayan bu hastalıklar öldürücü boyutlara kadar gidebilir. serolojik testler ve gaitanın parazit ve yumurtası açısından incelenmesi yapılmalıdır. uygun numarada ve kuru bot temin edilmeli. personelin susamasa bile su alımı teşvik edilmeli. Elbise ve vücuda sıvı temasından kaçınılmalıdır. klorun giardia kistlerine etkisi yoktur). Diğer alınması gereken önlemler. soyulmamış meyvelerden ve buz küplerinden uzak durulması. Korunmada en önemli konu su ve besinlerin güvenli olmasıdır. Süt çocukları ve çocuklarda oral rehidratasyon solüsyonları kullanılabilir.

antibiyotikler veya antidiyareik tedavi aldınız mı? Ne kadar ve ne sıklıkta? 7. üşüme. Hangi ülke / ülkelere gittiniz? 2. Böcek ilacı veya cibinlik kullandınız mı? 8. Ne zaman gittiniz? 3. 343 . Seyahatten dönenlere ayrıntılı sorgulama yapılmalıdır. Sivrisinekler veya diğer böceklerce ısırıldınız mı? Isırıldıysanız gündüz mü.Seyahatten haftalar hatta yıllar sonra bile ateş. bulantı. gece mi? 9. İmmünize edilmiş miydiniz? Neye karşı? 6. gece kaldınız mı? 5. yorgunluk. Kırsal alanlarda yemek yediniz mi. yoksa kırsal alanları da ziyaret ettiniz mi? 4. Antimalaryal ilaçlar. titreme. ishal. kusma. karın ağrısı ve kilo kaybı gibi semptomlar görülebilir. Sadece büyük şehirlere ve turistik yerlere mi gittiniz. Nehirde yüzdünüz mü? 11. terleme. Seyahat sırasında herhangi bir seksüel temasta bulundunuz mu? olmalıdır. Kirli su veya yiyeceklere karşı ne gibi önlemler aldınız? 10. Sorulacak sorular: 1.

Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Hizmetleri Direktifi. 344 . Genelkurmay Basımevi.KAYNAKLAR 1. p. 2005. p. 6-1. Sahra Hijyeni ve Sağlığı Koruma. 4. Ankara. Ankara. 2. 2006. 2001. 2009. WHO. Türk Silahlı Kuvvetleri Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Yönergesi. (4-1)-(4-15). Ankara. K.K. Basımevi ve Basılı Evrak Depo Müdürlüğü. p. 7-1. International travel and health. 3. Genelkurmay Basımevi.

kapasitesi artmış akciğerleri ve verimli çalışan bir kalpleri vardır. kendine saygı artar. yorgunluğa direnci artırır. sıkıntı ve depresyonu azaltır. cilt veya kas-iskelet hasarının tekrarlayıcı veya travmatik natürlü bir dış etken sonucu oluşur. verimli bir şekilde kilo kaybı olur. şiddetli travmaya bağlı gelişen doku hasarı Tolere edilemeyen tekrarlayıcı yüklenmeler sonucu oluşan kemik hasarı Hastalıklar Tendinitis Stres kırığı PF sendrom Burkulma Kırık Kanama Çıkma Askeri eğitim Maraton Koşucularda en çok kas ve tendon zorlanmaları. yeni çevre edinilmesini sağlar. Yaralanma sıklığı Tablo II’de verilmiştir. ağır antrenman. Sporun Faydaları Spor ve Egzersiz ile Vücut Spor ve egzersiz yapanların vücudu orantılıdır ve sağlıklıdır. menisküs lezyonları görülür. vücudu çalıştırma amacına yönelik her türlü hareketlere spor denir. vücudun tamamının ya da bir bölgesinin normalden fazla bir kuvvetle karşılaşması sonucunda. kemik yapısı kuvvetlenir. fazla enerji azalır. endişe ve kuruntular azalır. atardamar sisteminde kan basıncı azalarak kalp hastalığı risklerini azaltır. tüm organları gerektiği gibi çalışır. anatomik faktörler ile ayakkabı ve zemindir. hastalıklara karşı dirençlidirler. dokuların dayanıklılık sınırının aşılmasıyla ortaya çıkan durumları kapsar. Tablo II. Yaralanma sıklığı Tipi Nedeni Zorlanma Tekrarlayıcı-biriktirici mikro travma sonucu (%75) doku hasarı Travmatik (%15) Stress kırığı (%10) Ani. zihinsel performans ve düşünme yeteneği gelişir. 345 . Bunların nedeni yanlış antrenman. cilt sağlıklıdır. bakış açısı pozitifleşir. eklem ve bağ yaralanmaları. zeka gelişir. Yaralanma.SPOR HİJYENİ Kişinin sağlık durumunu geliştiren ve gelişmiş sağlık durumunu devam ettiren. antrenman sırasındaki ani değişiklikler. Bu yaralanmaların çoğunluğunu alt ekstremite kas-iskelet yaralanmaları oluşturur. uykusuzluk problemini azaltır. rahat ve kesintisiz uyku uyunur. Askeri eğitimde veya spor antrenmanlarında en sık görülen yaralanma tipi kasiskelet sisteminin zorlanma yaralanmalarıdır. kas ve kemik yapıları sağlamdır. sakinleştirir ve gerilimin azalmasına neden olur. stres azalır. Spor Yaralanmaları Spor Yaralanması. Yumuşak Doku Yaralanmaları Bütün spor yaralanmaların %30-50’si yumuşak dokunun aşırı kullanımından kaynaklanmaktadır. kendine güven artar.

Özellikle ağır efor. yüksek seviyeli yarışma ve duygusal stres fazla ise risk artabilir. en çok sıcak vurması Nisan ve Eylül ayları arasındadır. çok az elektrolit (tuz veya mineral) alınması. (%10. diüretik. en iyi çözüm ise gerekli önlemlerin alınmasıdır. Patella Femoral Sendrom (%9. hastalık veya sakatlık geçirme hikâyesi. İliotibial band sendromu (İTB). Ani Ölüm Riskleri Ani ve şiddetli bir egzersiz sırasında ani ölüm riskinde artış oranı 5-50 kat arasındadır. Sık aralıklarla soğuk su içilmesi 3. alkol (alkol dehidrate eder) da risk oluşturmaktadır. kreatin. tecrübe. aşırı kilolu.4). Genç bayanlar genç erkeklere göre sıcak yaralanmasına daha fazla maruz kalmaktadır. Özel Deniz Birliğinde stres kırıkları (%13.9). grip. Periostitis (%3. aşırı motive edilme. beyin damar anevrizması vardır. En yüksek risk faktörü sıcaklıktır. sigara.1) dir. diyare. bayan olmak. Önceki sıcak çarpma hikâyesi. egzersiz ve ağır iş sonucu organizmanın 15 kat fazla ısı üretmesi. kan verme (kırmızı kürelerin azalması). Temel olarak bir bursittir. Aşil tendinitis (%6. vb. Sıcak çarpmalarında organlar hasar görür ve bu hasar sürekli kalır. stres kırığıdır (%3. vücut kütle indeksi (BMI).Ağır sporcularda ve asker popülasyonunda görülen en yaygın spor yaralanmaları piyade ve ağır sporcularda zorlanma veya stres sendromu (%23. çok az su içmek. psikyatrik ilaç) kullanımı olanlar da risk altındadır. vb). lateral femoral epikondil ve iliotibial bant arasındaki sürekli sürtünmeden kaynaklanan bir durumdur. enfekte myokardit. hipertrofik kardiomiyopati.9). düz tabanlık. tansiyon ilacı. sıcak ve nemli hava.4). dekonjestan.8). Yiyecek tüketilmesi (bitki. düşük kondisyonlu. elektrolit içeren sıvılar) 4. Risk Faktörlerinin Azaltılması için Yapılması Gerekenler 1. kondisyon seviyesi. ilaç (antihistaminik. hastalıklı (nezle. Serin yerlerde/zamanlarda egzersiz yapılması (koşmadan önce mutlaka su içilmesi) 2. zorlanma sonucu diz yaralanması (%5.6). Risk Faktörleri Orak Hücreli Anemisi olanlarda 40 kez daha fazladır. çok fazla su içilmesi olabilir. olumsuz çevre koşulları. rash). Bunların nedenleri. Uyum sağlamamış veya yeni hastaneye yatmış olanlar.3). beta bloker. Yaralanmayı kolaylaştıran etkenler. ek besin gıdaları (efedrin. cilt hasarının bulunması (cilt yanığı. teşhis edilmemiş doğumsal kalp anomalileri (koroner hastalıklar). tuzlu bisküvi.7). Sıcak Yaralanmaları Sıcak yaralanmaları hem askeri eğitimlerde hem de spor antrenmanlarında hayatı tehdit eden önemli faktördür. Risk 30°C’de başlar. meyve suyu. Genç erişkinlerde ani ölüm nedenleri arasında. şiddetli iletim bozuklukları.0). ayak bileği burkulmaları (%6. Yeterli elektrolit tüketilmesi 346 .). kas zorlamaları (%8.

Beslenmenin değerlendirilmesi 4. Yaralanmaları önleme 7. Fiziksel değerlendirme Esneklik Prensipleri 1. Güneş körlüğü 7.Isınma ve aktif soğuma yapılması. Yeterli dinlenme. Erken dönem fonksiyonu sağlar 347 . Kas gerilimini azaltır 5. Yeterli sıvı tüketme 2. Güneş koruyucu losyonlar kullanılması (SPF 50.5. vitaminli) Soğuk Yaralanması ve Tipleri 1. Formda kalma 8. Tıbbi değerlendirme 2. Immersion/Trench Foot 5. 9. Soğutucu cihazların kullanılması (banyo. İyi kondisyon 4. Kas/tendon yaralanmalarını azaltır 2. Yavaş ve kibarca esnetme 4. 11. terlemeyi sağlayan. fan) 6. Chilblains 4. Eksersiz öncesi değerlendirme yapılmalıdır. 10. Egzersiz öncesi ve sonrası germe hareketleri 3. Güneş yanığı 8. 1. Asla ağrı oluşturmama 5. Yeterli beslenme 3.Uygun malzeme kullanılması. Frostbite-donma 3. Hipotermi 2. Dehidratasyon 6. Önceki yaralanmaların gözlemlenmesi. Limitlerin aşılmaması. Egzersiz sırasında uygun elbise giymeme Spor Yaralanmalarına Karşı Alınacak Önlemler 1. Psikolojik değerlendirme 3. hareketsiz kalmama 5. Esneme öncesi ısınma 2. Motivasyon 6. Eklem hareket açıklığını geliştirir 4. Uygun elbise giyilmesi 7. Orta şiddette ve süreli esnetme Yararları 1. Kas ağrılarını minimize eder 3.

Olası bir kazada sakatlanmayı en aza indirmek için mutlaka spora uygun emniyet malzemeleri giyilmelidir (kask. fazla miktarda besin alımından ve personeli aç bırakmaktan kaçınılmalıdır. Yürüyüşe başlamadan önce personele. Yolun yarısında 30 dakikalık büyük mola verilir.5km yol almalıdır. peynir ve tereyağından oluşan hafif bir kahvaltı verilmeli. Personel ilk olarak 45 dakika yürütülür ve 15 dakika mola verilir. Yürüyüş mümkün olduğu kadar otomatik olarak yapılmalıdır. Bu şekilde otomatik yürümeye personel zamanla alışır. Futbol ve voleybol gibi ayak bileklerinin çok zorlandığı spor branşlarında mutlaka ayakkabı bağcıkları tam bağlanmış olmalıdır. Mola yerleri gölge olmalı ve personel teçhizatını çıkartıp uzanabilmelidir. ayak yerden kaldırılırken de topuk en son yeri terk etmelidir. TSK’da adım uzunluğu 75cm. sıyrık. Yürüyüş sırasında önce ayağın topuk kısmı. Yürüyüşe başlarken gidilmesi planlanan yerin varış saatleri iyi hesaplanmalı ve yürüyüş mümkün olduğu kadar gündüz yapılmalıdır. psikolojik yararları vardır. Çalışmalar uygun ayakkabının şoku 2/3 azalttığını göstermiştir. sonra da tabanı yere temas etmeli. 348 . Yürüyüş ve Yorgunluk Proflaksisi Askere doğru yürümesi ve hatalı basmaması öğretilmelidir. yürüyüşe tedaviden sonra katılmalıdırlar. Hatalı basmak ayağın şeklini bozar ve yorgunluğun hızlı gelişmesine neden olur. Gece karanlığında yürümek personelin ruhsal durumunu olumsuz etkiler.Malzeme Seçimi Ayakkabı 480 kilometreyi aşan ayakkabının şok emme yeteneği %50 azalmaktadır. spora engel olmaksızın yaralanmalara karşı korumalıdır. Basınç koşu branşlarında – vücut ağırlığının 2-5 katı. zamanla 20km’ye çıkılmalı ve maksimum 25km/gün yürünmelidir. Uygun olmayan ayakkabılar yürümeyi güçleştirmekte ve oluşabilecek problemleri arttırmaktadır. Buna küçük mola denir. Yürüyüş sırasında kullanılacak ayakkabılar ayağa uygun olmalı ve derideki kırışıklıklar ayakkabı boyanarak yumuşatılmalıdır. Yürüyüş öncesinde personelin ayakları muayene edilmeli. Yürüyüşlere sabahın erken saatlerinde ve sıcak basmadan başlanılmalıdır. daha sonra 50 dakika yürüyüş ve 10 dakika mola şeklinde devam edilir. tırnak batması gibi sağlık problemleri olan kişiler tedavi edilmeli. zıplama branşlarında vücut ağırlığının 4-7 katı olabilmektedir. Koruyucu olarak ayak bileklerine bileklik ve dizlere dizlik giyilmesi sakatlanma riskini en aza indirir. Kısa süreli ve sık olarak verilen molalarla süren yürüyüşler. Başlangıçta yürüyüşlere 15km/gün olarak ve yüksüz başlanmalı. Bu malzemeler önlemenin yanında spora erken dönmeye izin verir. nasır. Dişleri korumak için mutlaka diş koruyucu kullanılmalıdır. dakikadaki adım sayısı da 110 olarak standardize edilmiştir. eldiven vb). Bu değerlere göre bir saatte bir askeri birlik yaya olarak yaklaşık 4. sıcak şekerli çay. Koruyucu malzeme. ekmek. uzun süreli – seyrek olarak yapılan molalarla yapılan yürüyüşlere göre daha az yorgunluk verir ve daha verimlidir.

Ayakta oluşabilecek pişikler ve yaralanmalar gerektiği şekilde tedavi edilmelidir. Yürüyüşten önce ayak pudralanmalıdır.Tuz ve su kaybına engel olmak 349 . Antreman süresince vücut ağırlığının sabit kalabilmesi egzersizlerin program içinde uygulanması ile mümkün olur. Yeterli miktarda su verilmeli. temizlemeli ve boyamalıdır. kuru ve söküksüz çoraplar giyilerek çıkılmalıdır.Çatışma sırasında asker bütün enerjisini yürüyüş sırasında tüketmemeli ve aşırı yorgun düşmemelidir. Ayaklar soğuk su ile yıkanıp iyice kurulanmalı ve havalandırılmalıdır. yürüyüşün personel üzerindeki etkilerini gözlemleyebilecek şekilde yürüyüşü takip etmelidir. Yürüyüş sırasında burundan nefes alınmaya alışılmalıdır. Düzenli uyumak 4. Personel ayakkabısını çıkartmalı. uzun süren yürüyüşlerde her 4 günden sonra 1 gün dinlenilmelidir. Yürüyüşe temiz. Antrenman: Yapılan işin teknolojisini iyi bilmeyi. Yorgunluk Proflaksisi 1. Küçük molalar sırasında olanak varsa personele sıcak – şekerli çay veya kahve verilmelidir. Aralıklı dinlenmek 3. 2. İşi severek yapmak 9. hareketleri daha yüksek maharetle ve daha az enerji sarfederek yapabilmeyi sağlıyan antreman en önemli proflaksiyi teşkil eder Antrene kimselerin kasları. Masaj 10. Vücut temizliğine dikkat etmek 5. kendisine gelen kandan daha fazla oksijen alma yeteneğine sahiptir. Dengeli ve düzenli beslenmek 7. Molaların toplamı yürüyüşlerin toplamının yaklaşık %25’i olacak şekilde düzenlenmeli. Çalışmaya uygun giyecek giymek 6. Maneviyat yüksekliği 8. Ambulans birliğin arkasından gelmelidir. yemek yolun 2/3‘ü alındıktan sonra yenmelidir. Birlik tabibi.

1984. Yıldız Y. 2. In: Mellion MB. Sporcularda Kas Yaralanmaları ve Tendon Hastalıkları. Philadelphia: Hanley&Belfus. 2007: 4. C:16. Kut Sarpyener.KAYNAKLAR 1. 3. GATA Spor Hekimliği Ders Notları ve İnternet kaynağı. Treatment of patellofemoral arthritis with patello-femoral arthroplasties. 6. 4. 1981. 2010. Spor Hekimliği Dergisi. Barın E. trigger points and soft tissue injuries. Arkadaş Tıp Kitapları. Ed. Sprains.Spors Medicine Secrets. 169: 2201-4. Koch P. Larimore WL. Akgün N. 350 . Krejci V.1.Dr. Aydın T. 1999: 225-230. 5. çev: Doç. Ugeskr Laeger. Mati WB. Ergen E. Koşucularda görülen sakatlıklar. S. Konradsen LA. strains. 2. Torholm C. Jorgensen PS.

Üreme sürecinde yaşanabilecek muhtemel sağlık sorunlarının önlenmesi ve çözümlenmesi için yapılması gerekenler ise üreme sağlığı kavramı ile adlandırılmaktadır. A. Üreme Sağlığı Üreme. üreme yolu enfeksiyonlarının tedavisi. üreme yeteneğine ve bunun ne zaman. etkili. İnsanların. Bu tanımda erkek ve kadının. aile planlaması vb pek çok başlık altında sunulan hizmetlerin tamamını ifade etmek amacıyla üreme sağlığı kullanımı tercih edilmiştir. karşılanabilir (makul bedelle) ve kabul edilebilir aile planlaması yöntemleri yanında kanunen yasak değilse doğurganlık düzenlemesinde tercih ettikleri diğer yollara ulaşma ve bilgilenme hakkı ve kadına güvenli biçimde hamile kalma ve çocuk doğurma imkânı veren ve çiftlere sağlıklı bebek sahibi olmanın en iyi şansını sağlayan uygun sağlık hizmetlerine erişim hakkı üstü kapalı olarak ifade edilmektedir. bilgi. teknik ve hizmetlerin takımyıldızı olarak tanımlanır. bunu yapabilmek için bilgi ve yollara sahip olma ve en yüksek cinsel ve üreme sağlığına erişebilme haklarının tanınmasına dayanır Birinci basamakta üreme sağlığı hizmetleri: aile planlaması danışmanlık. Aynı zamanda cinsel sağlığı içerir. özellikle emzirme. önceden ana çocuk sağlığı. düşüğün önlenmesi düşük sonuçlarının yönetimi. üremenin fiziksel. üreme sağlığı sorunlarını önleyerek ve çözerek üreme sağlığına ve iyi olmaya katkı veren yöntem. eğitim.6. katılımcı ülkelerin çokluğu nedeniylede daha sık olarak kullanılmaya başlanmış olan bir kavramdır. ÜREME SAĞLIĞI KAVRAMI 7. Söz konusu üreme sağlığı tanımlarından üreme sağlığı hizmeti. kadın sağlığı. doğum öncesi bakım hizmetleri ve eğitimi. Bu haklar çiftlerin ve kişilerin özgür ve sorumlu olarak çocuk sayısına. Birleşmiş milletlerin çeşitli organlarının öncülük ettiği 1994 yılında Kahire’de yapılan Uluslararası Nüfus ve kalkınma konferansında açık bir biçimde tanımlanmış. güvenli doğum ve doğum sonrası bakım. tatmin edici ve güvenli bir cinsel yaşama. Cinsel sağlığın amacı sadece üreme sağlığı konusunda ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda bakım ve danışmanlık değil. Bu kavram. Bu nedenle üreme sağlığı. bölüm ÜREME SAĞLIĞI ve ÜREME HAKLARI olarak ele alınmış özetle şu tanımlamalar yapılmıştır. uluslar arası insan hakları belgelerinde ve diğer uzlaşılan belgelerde tanımlanmış insan haklarını da içine alır. hayat ve kişisel ilişkilerin geliştirilmesidir Yukarıdaki tanımlardan üreme hakları ulusal kanunlarda. işlevleri ve süreçleri ile ilgili hastalık ve sakatlığın olmaması değil. tercih ettikleri güvenli. Toplantı sonuç raporuna göre 7. bebek ve anne sağlığı hizmetleri. Yalnızca üreme sistemi. aralığına ve zamanlamasına karar vermeleri. uygun olduğu takdirde insan cinsel 351 . infertilitenin önlenmesi ve uygun tedavisi. nasıl olması gerektiğine karar verme özgürlüğüne sahip olmaları da demektir. Üreme sağlığı. Bu toplantıda. iletişim ve hizmetleri. ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali içinde olmasıdır. cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve diğer üreme sağlığı durumları. toplumsal açıdan çocuk sahibi olma ya da neslin sürdürülmesi olarak bilinen hayati kavramadır.

sayısı. Aile planlaması uygulamalarında erkeklerin katılım ve paylaşımını artırmak. Genital mutilasyon gibi Zararlı uygulamaların azaltılmasına yönelik aktif girişimler üreme sağlığı bakım programları dahil birinci basamağın tamamlayıcısı olmalıdır. Geçmiş dönemlerde nüfus kontrolü yada nüfus planlaması şeklinde uygulanmaya başlamıştır. Optimum sağlık. Erkeklerin eğitilmesini ve aile planlaması.. ev ve çocuk bakımı işlerinde eşit sorumluluk almasını ve cinsel yolla bulaşan hastalıkların önlenmesinde temel sorumluluğu almasını üstlenmesini sağlayacak bilgilendirici ve danışmanlık programları yürütülmelidir. üreme sağlığı ve sorumlu ebeveynlik konularında eğitim ve danışmanlık içermelidir. iletişim. Göçmenlere ve yerinden edilmiş insanlar sağlık hizmetine ulaşmada sorun yaşabilir ve üreme sağlığı ve hakları bakımından özel tehditler yaşabilirler. 1. çocuklarının. cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından üst basmaklar bulunmalıdır. İstenmeyen gebelikleri önleme yüksek riskli gebeliklerin. kabul edilebilir ve ulaşılabilir nitelikli aile planlaması hizmetleri sunmaktır. Ülkemizde toplam doğurganlık hızı 1960’ lı yıllarda 67 civarında iken 2000 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmasına göre 2.yaşamı. infertilite. meme ve diğer üreme sitemi kanserleri. İstenmeyen gebelikleri önlemek için kullanılan gebeliği önleyici yöntemler 1960 yıllardan 1990lı yıllara kadar 5 kat daha fazla kullanılmaya başlanmıştır. Emzirmenin yaygınlaştırılması . eğitim. üreme yolu enfeksiyonları. 3. doğum ve düşük.15 seviyesine gerilemiştir. Hizmetler hususan kadın ve adolesanların kişisel ihtiyaçlarına duyarlı sıklıkla aciz durumlarını göz önüne almalıdır ve cinsel şiddete maruz kalanlara özel ihtimama gösterilmelidir. hastalıkların ve erken ölümlerin azaltılması. Tüm dünyada kadınlar daha az çocuk doğurmaya başlamıştır. yönetim. karar verme. 6. hizmetlerin teşkilatlanması ve değerlendirmesi aşamalarında kadınlarda sürece içerisinde yer almalıdırlar. 352 . uygulama. Aile Planlaması Üreme sağlığı hizmetlerinin temel uygulamalarından biridir. Mahremiyeti korumak kaydıyla ihtiyaç duyan ve isteyen herkese karşılanabilir. ve aile iyiliği ve kişisel onurlarına saygı. doğum aralığı zamanını tayin etme çerçevesinde çiftlere ve kişilere üreme hedeflerini gerçekleştirmede yardımcı olmadır. B. bilgi. Üreme sağlığı programları adolesanlar dahil kadınların ihtiyaçlarına hizmet edecek biçimde tasarlanmalıdır ve tasarımın liderlik. 4. planlama. Aile planlaması tavsiye. Ancak bunun insani olmadığının anlaşılmasıyla birlikte aile planlaması olarak ele alınması benimsenmiştir. danışma ve hizmetlerini geliştirmek 5. Üreme sağlığı hizmetlerinin önemli bir kısmını oluşturan aile planlaması sadece nüfusun kontrol edilmesi olarak anlaşılmamalı ve uygulanmamalıdır. gebelik. 2. sorumluluk. Uluslar arası nüfus ve gelişme konferansı aile planlaması ile ilgili şu ilkeleri belirlemişlerdir. Sevki gereken durumlarda aile planlaması hizmetleri.

genital herpes. sfiliz. Klamidya (92 milyon) 4. Sterilite (erkek ve kadın) 3. Birincil korunma (a) En kesin çözüm cinsel perhiz. Bel Soğukluğu (Gonore) (62 milyon) 3. virüs. 30 dan fazla bakteri. şankroid. genital siğil. Tüm dünyada 1999 verilerine göre 340 milyon tedavi edilebilir CYBH görüldüğü tahmin edilmektedir. Birincil korunma (a) Güvenli seks ve riskten kaçınma konusunda sağlık eğitimi ve promosyonu (b) HIV ile diğer CYBH işbirliği konusunda bilgi verme (c) Kondom promosyonu 2. Perinatal enfeksiyonlar 4. HIV.C. Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH) ve Korunma Tüm dünyada cinsel yolla bulaşan hastalıkların insidansı yüksektir ve artmaktadır. Ektopik gebelik 2. Frengi (Sifiliz) (12 milyon) 2. İkincil korunma amaç hastalık süresini kısaltarak prevalansı azaltmak (a) Erken tedaviye teşvik (b) Ulaşılabilir. ve parazit vardır 3. Trikomonaz (174 milyon) Tedavi edilemeyen hastalıkların başında AIDS gelmektedir. (b) Diğer yol ise karşılıklı sadakat. Genito-anal kanserler 6. Esas olarak kişiden kişiye cinsel temasla bulaşan enfeksiyonlardır. 1. etkili ve kabul edilebilir bakım (c) Eğitim ve danışma (d) Vaka bulma ve tarama yoluyla asemptomatik enfeksiyonların erken tanı ve tedavisi 3. Bu hastalıklar. Ölüm CYBH’den Korunma 1. En sık gonore. Durum HIV salgının çıkmasıyla belirgin şekilde daha da kötüleşmiştir. 1. trikomonaz. klamidya. sfiliz gibi bazıları anneden çocuğa. 353 . HIV ve hepatit B 4. 2. kan ürünleri ve doku transferi ile geçebilir CYB hastalıkların bazıları tedavi edilebilirken bazıları tedavi edilememektedir. Ölüdoğum –gebeliğin istenmeyen sonuçları 5. Tüm hastalıklar birlikte değerlendirildiğine dünyada 1 günde 1 milyon kişinin CYBH ye yakalandığı tahmin edilmektedir. AIDS 7. Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (Komplikasyonları ve Sekelleri) Pelvik Enflamatuvar Hastalık (PID) 1.

pdf 354 .who.int/hiv/pub/sti/who_hiv_aids_2001. Kondom kullanımı bunu azaltabilirdi KAYNAKLAR 1. REPORT OF THE INTERNATIONAL CONFERENCE ON POPULATION AND DEVELOPMENT* (Cairo. doğru kullanılırsa riski azaltmaktadır. 5-13 September 1994) 2. (d) ABD’deki AIDS hastalarının 2/3’ü bu hastalığı cinsel ilişki sırasında kapmıştır. Dünya sağlık Örgütü http://www.(c) Kondom %100 güvenli değildir.02.

Kazalar. Düşme 3. 1. Ateşli silah kazaları 10. nerede. 2. Makine kazaları. KAZALAR ve ÖNLENMESİ Tanım: Kaza. Birey ve toplum için yüksek maliyete yol açmaları nedeniyle. Sık yaralanmaya yol açmaları. Kazalarda Bazı Risk Faktörleri: 1. iş kazaları 9. önemli bir halk sağlığı sorunudur. İş gücü kaybına yol açmaları. Kalabalık 355 . Yanma 6. Sık görülmeleri.7. Trafik kazalarından ölümlerin ölüm nedenleri sıralamasındaki yeri 1998 rakamları incelendiğinde. Yaşanılan bölge ve çevredeki olumsuzluklar 9. 5. yaralanmalara. Gelişmekte olan ülkelerde yüzbinde 20. Kişisel özellikler 6. Yangın 5. 3. Ev kazaları 2.sırada. Yaş 3. beklenmedik bir anda ortaya çıkan.Çocuk-kadın-yaşlı istismarı Kazaların Epidemiyolojik Özellikleri Kazalar-yaralanmalar.Laboratuvar kazaları 11. kaç kişinin ve nasıl yaralanacakları belli olmayan olaylardır (1). can ve mal kayıplarına neden olan olaylardır. Alkol kullanımı 7. önceden planlanmamış. 1.5 ile 10. 4. Cinsiyet 2. Sosyoekonomik düzey 5. Trafik kazaları dünyada ilk 10 ölüm nedeni arasındadır. 2. ne zaman. Bireyin eğitimi 4. Trafik kazası 4. hayatın ilk yıllarından itibaren hemen her dönemde bireyin sağlığını olumsuz etkiler (2). nasıl meydana geleceği bilinmeyen. Kaza/Yaralanma Türleri 1. Gelişmiş ülkelerde yüzbinde 16. Uyuşturucu ve uyarıcı ilaç kullanımı 8.sıradadır. Doğal afetler 8. Boğulma 7. Sık ölüme yol açmaları.4 ile 10.

Kazanın Evreleri ve Etkili Etmenler Kazalar.Araç trafiğinin yoğunluğu 13.Yanlış yapılaşma. olay evresi ve olay sonrası olmak üzere üç evrede incelenmektedir. Her bir evrede olayın meydana gelişini etkileyen insana. yanlış tasarım 12. Kişisel Etmenler (a) Riskin bilincinde olmama (b) Deneyimsizlik (c) Bulma ve keşfetme merakı (d) Risk alma davranışı (e) Psikolojik sorunlar (f) Stres (g) Yorgunluk (h) Uyuşturucu kullanımı (i) Uyarıcı ilaç kullanımı (j) Kişisel koruyucu kullanmama 2. araca. (c) Güvensiz çevre koşulları. bakım durumu (4) Köprünün tasarımı 356 .Oyun alanlarının yetersizliği Kazaları Hazırlayan Etmenler 1.Gürültü 11. çevreye ait etmenler bulunmaktadır. olay öncesi. (d) Tehlikeli davranışlara özendirici reklâmlar. Çevreye Ait Etmenler (1) Bariyer ve trafik işaretleri (2) Trafik işaretlerinin tasarım ve yerleşimi (3) Yolun tasarımı. İnsana Ait Etmenler (1) Alkol ve ilaca bağlı dikkat azalımı (2) Ehliyetsiz araç kullanımı (3) Trafik kurallarına uymama (4) Emniyet kemeri kullanmama b. 1. Olay Öncesi Evrede Etkili Etmenler a. Araca Ait Etmenler (1) Frenlerin durumu (2) Araç sinyal ve uyarı lambaları (3) Taşıtın ulaşabildiği veya ulaştığı hız (4) Lastiklerin durumu (5) Araçta arıza bulunma durumu c.10. Çevresel Etmenler (a) Gerekli kanunların olmayışı (b) Mevcut kanunların uygulanmasında yetersizlik.

Etkenin ortaya çıkmasını engellemek. 2. Çevreye Ait Etmenler (1) İşaret ve bariyerler (2) Yolda kaçma bölgesinin bulunması 3. (c) Tabancalara kilit sistemi yerleştirmek bu konuya örnek olarak verilebilir. Yaralanma açısından potansiyel bir maruziyet meydana geldiğinde. (b) Emniyet kemeri takmak. Örnek: (a) Otomobil kazalarını önlemek için trafik kurallarını geliştirmek ve uygulamak. Olay Evresinde Etkili Etmenler a. sosyal çalışmacılar bu alanda hizmet verir. 2. İkincil Korunma 1. 357 . Araca Ait Etmenler (1) Darbeye direnç durumu (2) Kapının kolay açılması c. Ortaya çıkan etkeni ortadan kaldırmak. İnsana Ait Etmenler (1) Koruyucu araç kullanmama (2) Alkol/ilaç/uyuşturucu kullanma b. 1. yaralanma meydana gelmesini engellemek ya da ciddiyet derecesini azaltmak amaçlanır. Araca Ait Etmenler (1) Yangın söndürme sistemi bulunması c. Yaralanma meydana geldikten sonra zararlı etkilerini en aza indirme çabalarını ifade eder. Üçüncül Korunma 1. sosyal ve tıbbi rehabilitasyona yönelik yapılan çalışmaları içerir. Örnek: (a) Kask takmak. Tedavi. Çevreye Ait Etmenler (1) Telefon kulübesi bulunması (2) Acil ambulans mevcudiyeti (3) Acil tıbbi yardım bilgi ve beceri düzeyi yüksek personelin bulunması KAZALARDA KORUNMA DÜZEYLERİ Birincil Korunma Yaralanma olmadan korunma anlamı taşımaktadır. (b) Yüzme havuzlarını tel bir örgü ile kapatmak. bu konuya örnek olarak verilebilir. 2. konuşma terapistleri.2. İnsana Ait Etmenler (1) İlkyardım bilgi ve beceri düzeyi b. 3. Olay Sonrası Evrede Etkili Etmenler a. Fizyoterapistler.

10. 4. 2. 5. Kazalarda genelde uygulanabilir değildir. Etkeni konakçıdan ayırmak. 6. Etkenin özel dağılımını ya da oranını değiştirmek. Tehlikeli maddelerin yapısını değiştirmek. 2. (e) Çevre koşullarının kazanın oluşumunu ve yayaların kazaya maruz kalmasını önleyici şekilde tasarlanması. Kuramsal olarak en temel halk sağlığı yaklaşımıdır. Kişilerin bir kararı ve girişimi söz konusudur. 3. Konakçıda önlem almak. otomobillerin üretiminin engellenmesi. Toplumu ve sağlık personelini eğitmek. (b) Emniyet kemeri kullanma. 7. Etkenin miktarını azaltmak. YARALANMALARIN KONTROLÜNDE KULLANILAN 10 TEMEL ÖLÇÜT (HADDON. Kaynağı kontrol altına almaya çalışmak. Pasif Korunma Yaklaşımı: (a) Çevreye ve etkene yönelik müdahalelerle. bir olayda yaralanmaya yönelik koruma önlemlerinin yapılması kararı ve uygulamasıdır. (c) Taşıtlarda emniyet kemerinin bulunması. (b) Kişilerin kazaya maruz kalmasının ve yaralanmasının önlenmesi. (c) Kask kullanma. 9.YARALANMALARDA KORUNMA YAKLAŞIMLARI 1. Örnek: (a) Trafik kurallarına uyma. Kombine koruyucu önlem almak. Örnek: (a) Tabanca taşıma ve satışına sınırlama getirmek. Örnek: (a) Trafik yasasının bulunması. (d) Arabada hava yastığının bulunması. 358 . 8. için kullanılan maddelerdeki zehirli kimyasalların sayısını azaltmak. 1. 2. (b) Taşıtlarda çelik desteklerin bulunması. Etkenin miktarını azaltmak. Aktif Korunma Yaklaşımı: Kişilerin. (c) Yaralanma sonucunun en aza indirilmesini amaçlar. (b) Evde temizlik vs. 1962): 1. Etkeni konakçıdan ayıran bariyer yöntemler kullanmak. Etkeni yok etmek. “Hatalı araç üretmemeye çalışmak” yapılabilir. Örneğin. Etkeni yok etmek.

Kaynağı kontrol altına almaya çalışmak. (a) Sağlık personelinin eğitimi. Etkenin özel dağılımını ya da oranını değiştirmek. (b) Mermileri ayrı bir yerde korumak. (a) İşyerinde gaz maskesi kullanılması. Etkeni konakçıdan ayırmak. 8. üst-alt geçitlerin yapılması. (a) Yolda meydana gelecek kazaları azaltacak. bilinçlendirilmesi. (a) Tabancanın emniyetini kapalı tutmak. Örnek: (a) Halkın eğitimi. (b) Sağlık dışı toplum kesimlerinin eğitimi. (b) Bireyi kazaya maruz kalmaktan koruyacaktır. pratik ve etkili koruma yöntemidir. Toplumu ve sağlık personelini eğitmek. (b) Zehirli kimyasal maddelere karşı alınabilecek önlemler. (b) Arabalarda hava yastığı bulunması. (a) Bazı meslek gruplarında. Kombine koruyucu önlem almak. Konakçıda önlem almak. birçok yaralanmanın önlenmesini sağlarlar. (b) İlaç kutularına çocukların açmasını engelleyecek mekanizma konması 4. Trafikte alternatif taşıma yolu kullanmak. 9. (a) Çocukları ilaçların zararlı etkilerinden korumak için güvenlik bandının yapıştırılması. Genellikle en ucuz. Tehlikeli maddelerin yapısını değiştirmek. Etkeni konakçıdan ayıran bariyer yöntemler kullanmak. 6. (c) İlaçları çocukların ulaşamayacakları yerlere koymak. (a) Toplum eğitimi: Örnek: (a) Alkollü olarak araba kullanmanın meydana getirdiği tehlikeler.3. (b) Yol yapımı çalışmalarının yürütülmesi. 5. 359 . Etkenin ortaya çıkmasını önlemeye çalışmak. Etkeni kişilerden ayıran bariyerler. giysilerin tutuşmayan cinsten kumaşlarla yapılması. 10. Birden fazla önlem türünü birden uygulamak. (c) Trafiğin hızlı ve kalabalık olduğu yerlerde yayaların trafiğe girmesini engelleyecek parmaklıkların. 7.

15(3). Özcebe H. Bertan M. yaralanmaları kontrol etmede kullanılacak stratejilerin ne olması ve nasıl olması gerektiği konusunu açığa çıkarmak için önemlidir. Güler Ç) Halk Sağlığı Temel Bilgiler Kitabı. Açıkel CH. KAYNAKLAR 1. Çakır B: Halk Sağlığı Yönünden Kazalar. 2. (Editörler: Bertan M.YARALANMALARIN DEĞERLENDİRİLMESİ Yaralanmaların kontrolünde çok önemlidir. ancak ihmal edilen bir konudur. Sürveyans çalışmalarıyla birlikte yürütülmelidir. Bütçe oluşturulurken değerlendirme süreci için de pay ayrılmalıdır. Türkiye’de Kaza ve Yaralanma Sürveyansı. Sayfa 462-72 İkinci Baskı 1997 360 . (8-17) 2005. Güneş Kitapevi. Değerlendirme. Sağlık ve Toplum.

yüksek seviyede uzun süre devamı için sağlıkla ilgili bütün bilgileri bir sentez halinde uygulayan bilimdir. gürültü ve diğer kısımlarından gelen sızıntılara karşı yalıtım sağlayacak şekilde inşa edilmelidir. Gemi Hijyeni ve Uçuş Hijyeni konuları genel olarak iş sağlığı kapsamında ele alınan ve insanın yaşadığı. Oturma mekanlarındaki doğal aydınlatma en azından normal görüşe sahip bir kimsenin 361 . Tuvalet alanları sık sık temizlenmeli kolay temizlenebilir olmalı. Ancak bu mekanlardan kolayca geçilmelidir. banyo ve tuvaletler günlük olarak gerektiğinde daha sık temizlenmelidir. çalıştığı. Tuvaletler. güvenlik. havalandırma. Gemi Hijyeni Barınma Hijyeni Gemiler inşa projesi aşamasında. GEMİ ve UÇUŞ HİJYENİ 9. Her 30 kişiye 1 tuvalet kabini ve 1 lavabo Her 20 kişiye 1 pisuvar Her 75 kişiye 1 su sebili Bayan personel varsa 15 kişi için 1 tuvalet ve lavabo bulunmalıdır. kamaralardan ve ıslak zeminlerden ayrı mekanlarda olmalıdır. Isıtma sistemi. iklim şartlarına bağlı olarak ısıyı yeterli düzeyde tutabilmeli. İç bölmeler haşaratı barındırmamalı. Yatakhanelerde personel başına özel kılıfları olan 2 adet temiz örtü ve yastık temin edilmelidir. birey ve toplum olarak insan sağlığının korunması ve geliştirilmesi. yataklar ve ekipman haftalık olarak değiştirilmelidir. bu yerlere giden geçitlerden geçirilmemelidir. Mürettebatın barınma yerlerinin konumu. ana buhar. tanzimi. deniz koruması. Sıcak ülkelere seyahat eden gemilerde hem mekanik havalandırma hem de elektrikli vantilatörler olmalıdır. yemekhane. gerekli hijyen tedbirlerinin kolaylıkla alınabilmesi için sağlık makamları ile koordine edilmelidir. kapılar kendiliğinden kapanabilmelidir.8. yapılışı. sıcak. Kamara ve yemekhane gibi mürettebatın kullandığı tüm mekanlar doğal ışıkla tam olarak aydınlatılmalı ve yeterli bir suni aydınlatma sağlanmalıdır. Hijyen Hijyen. Kamaralar. Günlük zemin temizliği yapılmalı. soğuk. mutfak ve ısı yayan diğer alanlara uzak olmalı ve buhar ve sıcak su borularının ısı etkilerine karşı koruma sağlanmalıdır. Kamararalar ve yemekhanelerin havalandırma sistemi havayı istenilen koşullarda muhafaza edecek ve her türlü hava ve iklim koşullarında yeterli hava akımını sağlayacak özellikleri taşımalıdır. gerekli ısı miktarı tabip tarafından izlenmelidir. seyahat ettiği ortamdaki çevreye yönelik hijyen faaliyetlerini içerir. Yangın önleme ve yayılmasını geciktirme konusunda önlemler alınmalıdır. giriş-çıkış yolları. kapalı ortam havasını etkilememeli. vinç ve benzeri kaldıraçların egzoz boruları mürettebatın barındıkları yerlerden ve teknik olarak mümkünse. Yatakhanelerde net alan kişi başına 3 m2 üzerinde olmalı.

yeterli havalandırma sağlanabilen bir mekanda giyecek kurutma tesisi bulunmalıdır.30 desimetrekare. mobilya olarak her kişi için bir elbise dolabı bulunmalı. Depoya alındıktan sonra arıtım işlem yapılmaması 6. 1. Tablo 1. Mürettebat kamaralarının tepe yüksekliği. 1. Bütün gemilerde yeterli sayıda yemekhane bulunmalıdır. Kamaralar kullananlar için makul düzeyde bir konfor sağlayacak ve temizliği kolaylaştıracak tarzda düzenlenmeli. mutfağa mümkün olduğu ölçüde yakın konuşlandırılmalıdır.açık havada ve gün ortasında. Yemekhaneler. kamarada en çok on kişinin kalmasına izin verilmelidir. bir raf ve bir asma kilit köprüsü donanımına sahip olmalıdır.90'a 0. yatakhanelerden uzak. Deponun kolay temizlenme imkanlarının olmaması 5.52 metre. sıradan basılı bir gazeteyi dolaşıma açık her bir noktada okunmasına olanak sağlayacak şekilde olmalıdır. Mikrobiyolojik ve kimyasal kirlenme riski artmaktadır. Yanlış arıtım yapılması DSÖ’ye rapor edilen 1970-2000 arasında bildirilen su kaynaklı 100’ün üzerinde salgınlarda etken olarak Tablo 1’de adı geçen mikroorganizmalar bulunmuştur. Deponun sağlıksız olması 2. iç genişliği 19. tamamen kapalı olmalı ve haşerenin girebileceği delikler bulunmamalıdır.68 metre olmalıdır. İçme Suyu Problemleri: 1. İÇME SUYU HİJYENİ Gemilerde içme suyunun müşterek olması hastalık ve salgın ihtimalini artırır. Mürettebat kamaralarının tepe yüksekliği. Ranzaların ana iskeleti borulardan yapılmışsa.90 metreden daha az olmamalı. Her kamarada kalabilecek azami kişi sayısı ve kişi başı düşen hava miktarı okunaklı ve silinmeyecek bir şekilde kolayca görülebilecek bir yere asılmalıdır.90 metreden daha az olmamalı. DSÖ’ye 1970-2000 arasında rapor edilen su kaynaklı 100’ün üzerinde salgında etken olarak belirlenen mikroorganizmalar 362 . Kamaralardan ve yemekhanelerden ayrı. Yanlış depo dolum uygulamaları 4. kamarada en çok on kişinin kalmasına izin verilmelidir. Her mürettebata bir ranza sağlanmalı Bir ranzanın asgari iç boyutları 1. Her kamarada kalabilecek azami kişi sayısı ve kişi başı düşen hava miktarı okunaklı ve silinmeyecek bir şekilde kolayca görülebilecek bir yere asılmalıdır. Yangın söndürme suyu gibi diğer amaçlı sularla karışma 3. Bu dolabın yüksekliği 1.

Gemiye her alınan suyun analiz edilmesi. Depolama ve dağıtım aşamalarında hastalık yapıcı etkenlerden korunmasıdır 5. 2. Su temininde bakteriyolojik. İçme suları için ayrı bir taşıma sistemi kullanılmalı ve değişik renk borularla taşınmalı. fiziksel. kimyasal olarak sağlıklı ve Sağlık Bakanlığınca kontrolleri yapılan ve onaylanan suların tercih edilmesi. depolara alınmadan önce pozitif basınç kullanılarak iyi bir filtreleme işleminden geçirilmelidir. Depo tuvaletlerden. Düzenli olarak en az iki haftada bir bakteriyolojik analiz yapılmalıdır. Her gemide temel su analizleri yapılmalı ve görevli bir personel istihdam edilmelidir 6. 4. onarım ve bakım için uygun bir deliği olmalı ve bir boşaltma kanalı olmalıdır. Özellikler Su depolarının temizleme. İçme suyu ile diğer sular arasında bağlantı olmamalıdır. Deponun arızalanması. Gemilerde içme ve kullanma suyu aynı olmalı 7. Yetersiz denetlemeler ve bu işlerle uğraşan personelin bilgisiz olması. 3. Çözüm nedir? 1. atık biriktirme alanından uzakta olmalıdır. kontamine suyun depolanması. Su şebekesinin arızalanması. 363 . 5. İçme suyu olmayan depolara ikaz yazıları yazılmalıdır. Su arıtımının yetersiz veya hatalı yapılması. Suyun aralıklı olarak dezenfekte edilmesi 4. 8. 2. 3. Suların periyodik analizlerin yapılmaması. Depo su seviyesi de takip edilebilmelidir.Su kaynaklı bu salgınların sebepleri şöyle özetlenebilir: 1.

Otomatik klorlama sistemi 5. %7 plastiktir. Ayrıca borular çöp biriktirme araçları veya diğer amaçlı kullanılan suların altından geçirilmemelidir. limanlarda bertaraf hizmeti verenlere verilmelidir. Yetersiz personel hijyeni 5. çöpler yiyecek depoları. %35’i kağıt. (Diğer detaylar Uçuş Hijyeni bölümü ile benzerdir. Bunun muhteviyatı değişebilmekle beraber %41’i yiyecek atıkları. Önemli hususlar 1.181). Bulaşmış ekipman/çapraz kirlenme Gıda güvenliği Kritik noktalarda kontrol analizi yöntemi ile değerlendirilmeli. 2004). atık veya artıkları toprağa. %17’si metal. Yetersiz pişirme 4. Gemi temiz tutulmalı. Kişisel su hijyen eğitimi 2. Bakiye klor takibi 4. suya veya havaya kasten veren kişi. GIDA HİJYENİ Gıda Zehirlenmesinin Risk Faktörleri (FDA Report on the occurance of Foodborne Illness Risk Factors in Selected Institutional Food Service. işleme alanları ve diğer çalışma alanlarından uzakta tutulmalıdır. Sıvı atık borularının tıkanmasını ve suyun geri toplanmasını önleyecek şekilde önlemler alınmalıdır. yemek işlerinde kullanılan su sık sık kontrol edilmeli gemi güvenliği açısından genel kontroller yapılmalıdır. Güvenilir olmayan kaynaktan gelen gıdalar 2. Yangın söndürme.) 364 .5). balast suyu ve atık sular uluslar arası veya ulusal yasak alanlara atılmamalı. Buz teminine dikkat’’’ ATIK HİJYENİ Gemilerde ortalama 3 kg/kişi çöp çıkar. Deniz kirliliğini önlemek amacıyla gemilerden kaynaklanan atıkları çevreye zarar verecek şekilde doğrudan ve/veya dolaylı olarak deniz ortamına bırakmak yasaktır (Gemilerden Atık Alınması ve Atıkların Kontrolü Yönetmeliği. temizleme gibi başka amaçlarla kullanılan depolara aktarma yapılacaksa suyun geri gelmesini engelleyecek önlemler alınmalıdır.İçme suyu boruları mavi renkte olmalı ve içme suyu dışındaki su kaplarına içilmez ibaresi mutlaka yazılmalıdır. 1. cam. altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (Türk Ceza Kanunu. Gıdanın uygun olmayan süre ve sıcaklıkta bekletilmesi 3. Katı atıklar. Restaurant and Retail Food Score Facility Types. Şüphe halinde Hekime müracaat 3. İlgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde.

Manual of Naval Preventive Medicine Chapter 3 Prevention of Heat and Cold Stress Injuries. CDC. 2005. WHO.med. US Public Health Service. CDC. Sivrisineklerin üremesine elverişli alan bırakılmamalıdır. Guide to Ship Sanitation. Atlanta. Kemirici kontrolü için 1. Zehirler. Vessel Sanitation Program Construction Guideline. Yok etme : Kapan. Vessel Sanitation Program Operation Manual. (Erişim adresi: http://www. 365 . Barınaklarının Kontrolü: Fareden arındırmak.VEKTÖRLERLE ve KEMİRİCİLERLE MÜCADELE Gemilerin pencerelerinde 1. Atlanta. 2.6 milimetreden az gözenekleri olan tel kullanılmalı. National Center for Environmental Health Vessel Sanitation Program. 2009.navy.aspx) 4.mil/directives/Pages/ Publications. Delikleri tıkamak. National Center for Environmental Health. 3. KAYNAKLAR 1. 2004. Üreme alanları ve gıdanın ortadan kaldırılması uygulamaları yapılabilir. 2005. Naval Medical Command. Riskli alanlara. klima girişlerine ve diğer üreme alanlarına insektisit uygulanmalıdır. Doğal düşmanlar (kedi) 2. Department of Health and Human Services. kapılara kendi kendini kapatma düzeneği konmalıdır.

7. lezzetli ve cezbedici şekilde ikram edilen gıdalar sunmak önemlidir. özellikle de charter uçuşlar ve paket turlar gibi özel sektörlerdeki trafiğin hacim olarak büyümesi ve hızının artması ile bu prensiplerin kesintisiz olarak uygulanması daha da büyük önem kazanmıştır. Bu nedenle ticari olarak güvenli. Salata gibi pişirilmeyen tüm sebzelerin yeterli dezenfeksiyonu. 2. bu hastalıkların çoğu Tablo I’de sıralanan başlıklar altında toplanabilir: 366 . yüksek kalite. Soyulmamış meyvelerden kaçınılması. en azından.Örneğin: 1. 2. Kaynağı bilinmiyorsa tüm içme suyunun kaynatılması. Gıdalar ve su ile ekipmanlar ve kaplar patojenik organizmaları ve toksik maddeleri mümkün olduğunca içermemelidir. 4. Uçuş hijyeni kavramı havaalanlarını da kapsayan geniş bir alandır ve temel amaçlar şu üç başlık altında toplayabiliriz: 1.UÇUŞ HİJYENİ Hijyenin temel prensipleri uzun yıllardır değişmemiştir. genel olarak hava taşımacılığı sektöründeki. Hastalık taşıyıcılar kontrol altında tutulmalıdır. Kaynağı bilinmeyen kabuklulardan kaçınılması. Fakat. 6. sağlığa yararlığını ve dayanıklılığını sağlamak için gerekli olan tüm tedbirler olarak tanımlanmıştır.gıdaların güvenliğini. bu bulaşkanlar asla bir sağlık tehlikesi oluşturacak miktarlarda olmamalıdır. Kişiler. Söz konusu bilgiler gıda ve su kaynaklı hastalıkları önlemenin pratik yollarıyla ilgili tavsiyeleri içermelidir. Çok sayıda hastalık gıdalar yoluyla bulaşmaktadır. Bu Kılavuzun referans koşulları içinde gıda hijyen uygulamasının amacı gıdaların toksik maddeler dahil bulaşkanlar olmadan üretilmesine ve sunulmasına ve böylece tüketiminin hastalığa neden olmamasını sağlamaya bağlıdır. Yolcular ve uçuş mürettebatı kısa sürelerde çok uzun mesafeler kat ettikleri için. 5. tüm aşamalarda – büyümesinden. Yolcular bir hava yolunu genellikle uçakta ikram edilen yemeklerin kalitesine göre değerlendirmektedir. GIDA Gıda hijyeni. Tüm etlerin ve balıkların iyice pişirilmesi. enfekte olmuş (özellikle de insan kaynaklı) atıklarla temas halinde olmamalıdır 3. üretiminden veya imalatından son tüketimine kadar . Havacılıkta hijyen için Dünya Sağlık Örgütü 1960 ve 1977'de ilk iki baskısını yaptığı "Guide Hygiene Sanitation Aviation" adlı yayının 2009'da üçüncü baskısını yayınlamıştır. 3. özellikle sağlık seviyesi düşük ülkeleri ziyaret ederken alınması gereken tedbirler hakkında önceden bilgilendirilmelidir. Köklü ve ünlü bir firma tarafından üretilmemişse dondurmadan kaçınılması. Yüksek kişisel hijyen standardının korunması.

Tablo I. Portörlüğün tespiti ve önlenmesi 2. Gıdalar yoluyla bulaşan hastalıklar Bakterilerle İlgili Hastalıklar (Enfeksiyonlar ve Zehirlenmeler) Stafilokok zehirlenmesi Salmonelloz Tifo Paratifo Clostridium perfringens (C. Gıda işlerinde çalışan personelin kişsel hijyenlerini idame ettirebilmeleri için uygun ortam sağlanması 367 . Gıda işlerinde çalışan personelin eğitimi 3.welchii) Botulizm (sucuk zehirlenmesi) Bacillus cereus gıda zehirlenmesi Escherichia coli ishali Kolera Kolera olmayan vibrio (NCV) hastalığı Vibrio parahaemolyticus enfeksiyonu Streptokok enfeksiyonu Şigelloz Bruselloz Tüberküloz Antraks Tularemi Difteri Virüslerle İlgili Hastalıklar Hepatit A Protozoa Kolu Mikroorganizmalarla ve Hayvan Parazitiyle İlgili Hastalıklar Amibik dizanteri Taeniasis (tenyaların sebep olduğu) Diphyllobothriasis Trişinoz Oksiyüriazis Askaris Fascioliasis Opisthorchiasis Hidatid hastalığı Kimyasal Zehirlerin Neden Olduğu Hastalıklar Böcek ilaçları ve ağır metaller Radyoaktif Kirliliğin Neden Olduğu Hastalıklar Bitki ve Hayvan Toksinlerinin Neden Olduğu Hastalıklar Zehirli mantar ve denizdeki biyolojik toksinler Yaygın olarak görülen gıda kaynaklı hastalıklara karşı alınacak önlemler 1.

düşük seviye boruları ve tekerlekli servis masalarını yıkama Aspiratörlerin. kümes hayvanları eti ve deniz ürünleri – hızla soğutulmasını ve sabit bir ısısının altında tutulmasını sağlamak (b) Tüm süt ve süt ürünlerinin pastorize ve sterilize edilmesini sağlamak. uygu deterjanlar kullanılarak. (c) Gıda üretiminde kirli hammadde kullanılmaması (d) Gıda üretiminde kullanılacak malzemenin güvenilir kaynakta ve uygun şekilde denetlendikten sonra alınması (e) Çiğ gıdaların birbiri ile temasının önlenmesi (f) İhtiyaca göre hızlı soğutma ve yeterli ısıtma uygulanmalı (g) Pişirme soğutma ve tüketme arasındaki bekleme süreleri olabildiğince kısa tutulmalı (h) Uygun gıdalar tüketilmeden hemen önce pişirilerek sunulmalı (i) Pişirmede yeterli süreye riayet edilmeli (örneğin botulismus toksinlerini yok etmek için gıdalar 15 dakika kaynatılmalıdır) (j) Gıda üretiminde sağlıklı su kullanılması (k) Gıdaların uygun sıcaklıkta ve koşullarda depolanmasının sağlanması (dondurucu. Gıda hazırlama personelinin bu bölümün ileriki aşamalarında açıklanan hijyen uygulamalarına katı bir şekilde uymaları.) (l) Bulaşıkların sağlıklı suyla. Tablo II. fırınların. kuru gıda depoları vs. (a) Tüketilmeden önce sürekli sıcak tutulmayan pişirilmiş gıdaların– özellikle et. (n) Çöplerin uygun şekilde uzaklaştırılması (o) Kanalizasyon sisteminin bulaşa yol açmayacak şekilde tesis edilmesi (p) Kemirgenlerle ve böcekle etkin mücadele edilmesi ve bu süreçte kullanılan kimyasalların bulaşının önlenmesi Yemek hazırlanan tesislerin temizlenmesi ile ilgili olarak Tablo II’de belirtilen sürelere uyulmalıdır. mutfaklar. tepsi hazırlama. Mutfağın temizliği yeni gıda malzemeleri gelmeden önce tamamlanmalıdır.4. Tüm zemini silme ve yıkama: çöpü Günde iki kere atma Tüm gıda ekipmanlarını. buhar Haftada bir 368 . ayakları ve alt Her gün (bazı gıda ekipmanları her kısmı dahil masaları ve çalışma vardiyanın sonunda temizlenmelidir) yüzeylerini. vb. uygun ısıda ve mümkünse makine ile yıkanıp kurutulması (m) Yemek artıklarının sunulmamış yemeklerle teması kesinlikle engellenmeli ve varış noktasında uçaktan uzaklaştırılmalıdır. içini ve dışını yıkama Kaynatma tanklarının. evyeleri. Yemek Hazırlanan Tesislerin Temizlenmesi Yemek Hazırlanan Tesislerin Temizlenmesi Yemek hazırlama alanları. Haftada bir demir tavaların. ızgaraların vb. dolapları. ocakların. atık konteynırlarını. soğutucu.

dışını temizleme Duvarları ve kapıları yıkama Pencereleri ve aydınlatma armatürlerini yıkama Tesisin her yeri. hedefe vardıklarında karınlarını doyurabilmeleri için harçlık almaktadır. Uçuş personeli yemeklerini uçuş sırasında yediğinde pilota. renksiz ve berrak olmalı ve patojenik organizmalar ile aşırı kimyasal madde içermemelidir. uçuşun sonuna kadar yetecek miktarda su taşıyamaz ve bu nedenle birçok farklı ülkedeki kaynaklardan tekrar dolum yapmaktadır. Tablo III. Aşağıdaki örnek fikir verebilir.5 aralığında olmalıdır: aşırı asitli su. tifo (Salmonella). dışını yıkama Yukarı doğru uzanan kanalların. Su Dünyanın birçok yerinde hala görülen ve suyun neden olduğu hastalıklar kolera. fan bölmelerinin vb. Eğer kaynak mikropluysa.tencerelerinin vb. yüksek seviyeli tüm alanları. Kokusuz. Uçak genellikle. Çoğu hava yolu şirketi bu hastalıkların yaygın olarak veya zaman zaman görüldüğü ve sağlık standardının düşük olabileceği ülkelere seferler düzenlemektedir. yeterli tedbir alınmadığı takdirde hastalık uçaktaki su aracılığıyla yayılabilir. yıkama Ayda bir Haftada bir Ayda bir İhtiyaca göre yılda 4-6 defa Mürettebat yemekleri Kabin personeline genellikle özel yemekler tedarik edilmektedir ya da bu personel. Günümüzde içme suyu ve içecekler için kullanılan suyun tamamı şişelenmiş sudur. 369 . tank borularındaki ve aksesuarlarındaki toksik metallerin çözülmesine neden olacaktır. Eğer yemeklerini kalkıştan bir kaç saat önce yer catering tesislerinde yerlerse de aynı prensip uygulanmalıdır. boruları vb. tavanları.70 Litre 3-5 saat 3. Uçakta taşınan su miktarı içme. basili ve amipli dizanteri ile diğer bağırsak enfeksiyonlarını içermektedir.12 Litre 5-12 saat 4. taşıma sırasında ve uçak içinde sağlanması gerekir. yardımcı pilota getirilen yemekten tamamen farklı bir yemeğin getirilmesi gerekmektedir ve söz konusu gıdaların farklı kaynaklardan elde edilmesi gerekmektedir.0-8.55 Litre Uçak yolcularına sunulan su içilebilir olmalı ve tüketicinin hoşuna gitmelidir. 7. Uçakta taşınması gereken su miktarı Uçuş süresi Yolcu başına düşen su miktarı 1-3 saat 1. Su güvenliğinin havaalanında. pH seviyesi. gıda hazırlama ve içecek olarak tüketim ile lavabo ve tuvaletlerdeki ihtiyacı karşılayacak miktarda olmalıdır. Kısa bir kuluçka dönemi olan bir hastalığa neden olan bir patojenden bulaşmış gıdayı ikisinin de yeme ve bir sonraki uçuşta hastalığa yenik düşme olasılıklarını azaltmak için bu gerekli bir emniyet tedbiridir.

Küçük bir miktar “içilebilir su” bulundurup diğer sulara “içme suyu değildir” etiketi yapıştırma uygun bir yaklaşım olmaz.5-5 cm (10 futta 0. Havalandırma: Havalandırma. Yerler: Yerler çimento mozaiki veya seramik karolarla kaplı olmalıdır ve duvarlarda kemerli süpürgelik bulunmalıdır (kemerin yarıçapı 5 cm (2 in) olmalıdır). bir ülkenin vitrini olması gerektiği sık sık vurgulanmıştır çünkü bir ziyaretçinin o ülkeyle ilk teması genellikle hava alanında olmaktadır. Hava alanlarında Bir hava alanının. TUVALETLE İLGİLİ SAĞLIK ÖNLEMLERİ ve SIVI ATIKLARIN ATILMASI Yolcular. yerel bina yönetmeliklerinin. Doğal havalandırmanın mevcut olmadığı durumlarda yeterli ve verimli havalandırma araçları tedarik edilmelidir. Uçakta Modern uçaklardaki tuvaletler elektrikli bir sifon mekanizmasına. Aydınlatma: Tuvaletlerin. Duvarlar: Duvarlar. tuvalet atıklarının atılması çok önemlidir.iyi bir izlenim çok önemlidir. Hava alanlarındaki yolcu tuvalet blokları için aşağıdaki minimum gereklilikler önerilmektedir. Bu nedenle.5-1 inç) eğimle aşağı doğru meyletmelidir. doğru yerleştirilmiş ve kanalizasyon sistemine boşalmalıdır. Kanalizasyon: Zemindeki kanalizasyon. yer personeli ve hava alanlarını ziyaret eden kişiler bağırsak hastalığı taşıyıcısı olabilirler ve fekal-oral bulaş için potansiyel mekanlardır. Gizleme: Giriş kapısı açıkken tuvalet bloğunun iç kısmı görünmemelidir. bir filtreye ve bir devir daim sistemine sahiptir ve ve su depoları bulunmaktadır. Pencereler: Tuvaletlerde pencere varsa bu pencerelere yarı saydam levhalı camlar takılmalıdır ve pencere denizlikleri pencerelerden aşağı doğru 45° açılı olmalıdır. yıkanabilir malzemeyle boyanmış olmalıdır ve delinmemelidir.Uçakta taşınan suyun tamamı içilebilir olmalıdır. Tuvalet bölmelerine ve pisuarların üzerine. sağlık önlemleriyle ilgili çalışmalar. Bu nedenle hava alanlarındaki tuvalet tesisleri en yüksek standartta olmalıdır ve maksimum temizlik seviyesinde tutulmalıdır. sırlı fayansa ya da sert plastik maddeye yazılmış “hijyen uyarıları” (“Tuvaleti kullandıktan sonra lütfen ellerinizi yıkayınız”) asılmalıdır. Birçok ülkede turizm o kadar hayati bir ekonomik rol oynamaktadır ki –sağlıkla ilgili kaygılarından ayrı olarak . hava alanlarındaki ve uçaklardaki tuvaletlerin çok titiz bir şekilde temizlenmesi. Tuvaletlerin 370 . sağlıkla ilgili yönetmeliklerin ve mevcut diğer yönetmeliklerin gereklerine uygun olmalıdır. temizlikçi bölmelerinin ve pisuarların yeterince aydınlatılması gerekmektedir. Tavanlar: Tavanlar. bu kemerler temizliği kolaylaştırmak için bölmelerden 3 metrede 2. yerden tavana kadar fayansla veya onaylanmış başka maddelerle ya da boyayla kaplanmalıdır.

Bu konteynırlardan bazıları sadece bu amaca uygun olarak yapılmış olacaktır ve mutfakların entegre bir parçası olarak monte edilecektir. Uçakta birikmiş kuru atıklar. hava ve su geçirmeyen malzemeden yapılmış konteynırların içine depolanmalıdır – örneğin polietilen. Katering ekipmanı 2. zaten yolcular uçakta iken bu mümkün değildir. First-aid stowage holds. 2. sağlıkla ilgili tehlikeleri ve –dolaylı olarak – uçaklara zarar verilmesini önlemek için dikkatle yürütülmelidir. yine de öncelik çöplerin ve kuru atıkların boşaltılmasına ve tuvalet bölmelerinin ve mutfakların temizlenmesine verilmelidir. Çöp kutusunu boşaltma ve temizleme. Katering konteynır bölümleri 4. depolar. hafif. KATI ATIKLAR Terminal restoranları. taşınma ve atılma işlemleri. Salgın ve tehdit durumlarında alınacak ilave hijyen önlemleri yerel sağlık otoritelerinin talepleri doğrultusunda yapılır. ofisler ve atölyeler dahil bir hava alanındaki çeşitli kaynaklardan ve uçaklardan. Lavabo direnaj boruları (sıklıkla tıkanıktır) 5. Eviyeleri temizleme. herhangi bir sorunu. en uzun seferde maksimum yolcu sayısının ürettiği tüm atıklar için yeterli olmalıdır. Temizlik programları Transit duruşlarda temizlik Mutfak: 1. UÇAĞIN İÇİNİN TEMİZLENMESİ Uçağın içinin temizlenmesi uçağın büyüklüğüne. Genellikle kısıtlı süre komple bir temizlik çalışmasına izin vermeyecektir. Temizliğin boyutu zamana bağlıdır.kapasitesi. Lavabo dolapları 7. Problem alanları Temizlik sırasında özel önem gösterilmesi gereken noktalar şunlardır: 1. çöpler ve diğer kuru atık maddeleri çıkmaktadır. yolcu sayısına ve yerde kalış süresine göre değişiklikler arz eder. İçme suyu sebili çöpleri 6. Atık konteynırları her transit duruşunda boşaltılmalıdır ve geri götürülmeden önce bir deterjan/dezenfektan solüsyonuyla yıkanmalıdır. Uçuş sırasında koşullar bozulmaktadır ve bu nedenle her transit duruşunda ya da terminal hava alanlarındaki hızlı dönüşlerde hızlı düzenleme gerekmektedir. İçki dolabının iç yüzeyleri 3. Bir uçak uçuşa geçtiğinde uçak yolcuları göze hoş gözüken tertemiz bir kabin içi görmelidir. 371 . Katı atıkların depolanma.

telefonları.3. Çalışma tezgahının üzerini temizleme. Ön camın dışını temizleme. 5. Tuvalet bölmeleri: 1. Küllüğü boşaltma ve temizleme. 3. Aynaları. 2. 3. İskeletleri dahil tüm tekerlekli servis masası ve konteynır istiflerini temizleme. Yukarıdaki tamamlamak için süre yetmezse öncelik atıkların toplanmasına ve mutfak ve tuvaletlerin temizlenmesine verilmelidir. atık konteynırlarını ve küllükleri boşaltma. 3. Genellikle. 7. 5. Atık konteynırlarını yıkama ve dezenfekte etme. kapıları. 6. koltuk arkası cepleri ve şapka raflarını toplama. 2. 6. sıçramış suları silme. Lavaboları. Derinlemesine temizlik Her 24 saatte bir. Döküntüleri toplama ve çöp kutularını boşaltma. Tüm kabin personeli koltuklarını temizleme. Çöp kutularını boşaltma. Yeri süpürme. Atık konteynerlerini ve küllükleri boşaltma. Döküntüleri toplama. sıçramış suları silme ve zemini temizleme. çerçeveleri ve armatürleri gerektiği şekilde silme. 3. Aynaları ve muslukları cilalama. 4. 2. Yeri temizleme. Tüm masaları silme. Döküntüleri toplama. çerçeveleri ve armatürleri temizleme. Sabunu ve tuvalet malzemelerini tekrar doldurma. Tüm çalışma yüzeylerini. aynaları. 5. 372 . 4. 2. zemini temizleme. eviyeleri. Kontrol panelini. Döküntüleri toplama. transit temizliği için gereken sürenin dört katını gerektiren derinlemesine temizlik aşağıdaki çalışmalardan ibarettir: Mutfak: 1. 4. Döküntüleri toplama. yıkama ve dezenfekte etme. Yolcu kabinleri: 1. 4. 3. panelleri vb. ya bir gece duruşu sırasında (bu daha çok kısa mesafe uçakları için uygun olacaktır) ya da bir başka uygun zamanda daha derinlemesine bir temizlik yapılmalıdır. Koltukları fırçalama. Tuvalet bölmeleri: 1. Tuvalet oturağının ve kapağının üstünü ve arkasını silme ve kurulama. Uçuş Güvertesi: 1. Koltuklardaki döküntüleri. armatürleri ve mutfak yapılarını temizleme. 2. 4. Lavaboyu silme. Küllükleri boşaltma. temizleme.

Kullanılmış tüm battaniyeleri. servis panellerini.5. Kullanılan yöntem ve malzemeler bulaşıcı hastalığın yapısına ve dezenfeksiyon talep etmekle yükümlü sağlık bakanlığı görevlisinin tavsiyelerine bağlı olacaktır. 10. Tüm kabin armatürlerini. Bu sayede uçağın en azından bir parça dezenfekte edilmesi sağlanmaktadır. Uçağın iç kısmının günlük rutin temizliğinde (daha önce belirtildiği gibi) düzenli olarak etkili bir mikrop öldürücü kullanılmasının ve uçak tuvaletlerine eklenen kimyasal maddelere mikrop öldürücü eklenmesinin önemli prosedürler olmasının nedeni bu ihtimaldir. uçak bölmelerini ve astarlarını temizleme. Tüm masaları ve şapka raflarını temizleme. 8. Yolcu kabinleri: 1. Zemini deterjanla/dezenfektanla yıkama.Tuvaletin etrafını yıkama ve kurulama. 10. Yeri elektrikli süpürgeyle temizleme. 2. yanlarını silerek temizleme. Uçuş güvertesi: 1. Kabin pencerelerinin içini. yastıkları ve kollukları fırçalama. resiflerin ve aydınlatma armatürlerinin etrafını yıkama ve kurulama. 7. 5. Tüm havalandırma ızgaralarını elektrikli süpürgeyle süpürme. Tüm küllükleri ve koltuk arkası cepleri temizleme. 11. Tüm halıları elektrikli süpürgeyle süpürme. Koltuk arkalarını. 5. 4. resiflerin vb. 9. Personel koltuklarını ve kemerlerini temizleme. Sabunu ve tuvalet malzemelerini doldurma. temizleme. 7. 8. Kirlenmiş tüm kafalık örtülerini değiştirme. 12. 6. 3. Lavabonun altındaki menteşeli paneli yıkama ve kurulama. Pencerelerin içini ve dışını temizleme. Atıkları boşaltma ve kutu muhafazasını temizleme. çerçeveleri ve storları temizleme. En 373 . Koltuk minderinin altındaki iskeleti temizleme. Uçağın dezenfekte edilmesi Uçakta bulaşıcı hastalığı olan bir yolcu taşındıysa bu konuyla ilgili olarak hava alanı sağlık görevlilerine danışılmalıdır. Bu koşullar altında dezenfeksiyon yararlı veya uygulanabilir olmayabilir. 6. Kapıları. panelleri vb. Lavaboların. 11. Bu tür bir olay meydana geldiğinde nadiren de olsa bildirinin enfekte olmuş kişi uçakta seyahat ettikten birkaç gün sonra yapıldığı durumlarla karşılaşılabilir – bu arada uçak muhtemelen birçok kez uçmuş ve yüzlerce yolcu taşımış olacaktır.Merdivenleri silme ve eğer varsa parmaklıkları temizleme. 3. 9. 2. Konsolların. Tüm küllükleri temizleme ve çöp kutularını boşaltma. Bulaşıcı hastalık uçuş sırasında ya da inişten hemen sonra ve uçak yeniden kalkmadan önce saptanırsa dezenfeksiyon yararlı olabilir.Tuvalet oturağının üstünü ve arkasını yıkama ve kurulama. 4. yeni yıkanmış battaniyelerle değiştirme.

TSK Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Yönergesi 2. Geneva. 1. Guide to Hygiene and Sanitation in Aviation (Second Edition). WHO. Baley J.2009. 1977. Guide to Hygiene and Sanitation in Aviation (Third Edition) WHO. ÖNEMLİ UYARI: TSK'da görev yapan her sağlık personeli hijyen uygulamaları ve sağlığın korunması için aşağıdaki iki dokümanı mutlaka kullanmalıdır.yaygın kullanılan dezenfektanlar 100 mg/l güce kadar sulandırılmış sodyum hipoklorürdür ve suda formaldehit gazının %40 solüsyonu olan %5 formaldehit solüsyonudur. TSK Gıda/Su Kontrol ve Hijyen Denetim Hizmetleri Yönergesi KAYNAKLAR 1. WHO. 2. Geneva. 374 .

375 . Sorunun çözümüne yönelik eylemleri birlikte planlar 4. Denetleme: Kurumları. Gönüllü katılım sağlar 3. 3. 2. (f) Adli mercilere suç duyurusu (g) Cezalandırma işlemleri uygulanır. Denetleme süreçleri 1. Aksaklık. Yasa.9. Standartların belirlenmesi 2. Denetlemeci sonunda eğitir. Faaliyetler uygun bunlara uygunsa problem yoktur. denetleyerek eksiklikleri ve aksaklıkları saptamak bu eksiklikleri ve aksaklıkları gidermek amacıyla kurumların yönetici ve çalışanlarını eğitmek onlara yol göstermek suretiyle işletmeleri ve giderek sektörü ıslah etmek. yönetmelik ve emirler dikkate alınır. SAĞLIK DENETLEMESİ ve SAĞLIKTA İLETİŞİM SAĞLIKTA DENETLEME ve TEFTİŞ Teftiş: Eylem ve faaliyetlerin yürürlülükteki yasalara uygun olarak yürütülüp yürütülmediğini inceleyerek. 5. burada çalışan kişileri gözleyerek. 2. Teftişten en önemli fark ceza eğitici olarak işlemlerin sonunda uygulanır. (d) Uyarma. Sürekli kalite iyileştirmesi yapar. Aksaklık. 1. (c) Para cezası verme. eksiklik ve bozukluğun nedenlerinin saptanması 4. böylece verilen hizmetlerin başarılı verimli olmasını ve halk sağlığına zararlı olmamasını sağlamaktır Denetlemede amaç faaliyetlerin geliştirilmesi ve iyileştirilmesidir. (e) Kınama. bozukluk ve eksikliklerinin saptanması 3. bu kurallara uymayan kişi ve kuruluşlar hakkında yaptırım/ceza uygulanması yöntemidir. Aksaklık eksiklik neden ya da nedenlerin ortadan kaldırılması Denetlemenin teftişe olan üstünlükleri 1. (b) Ürüne el koyma. Uygun değilse (a) Faaliyeti durdurma.

Bu yüzden denetim eğitimleri alıcının katkı ve katılımını sağlayacak biçimde olmalıdır. Dönüt (Değerlendirme) 376 . Çünkü bilgi ve becerileri bir süreçten çeşitli aşamalardan geçtikten sonra öğrenir ve kabul ederler. Kaynak (Öğretmen) 2. ağlıklı bir iletişim kurulabilmesi için bu beş öge her zaman göz önünde tutulmalıdır. 2. Ayrıca her bilgi ile birlikte o bilgiden nasıl yararlanılacağının ve ona ne yarar getireceğinin açıklanması da yerinde olur. Yetişkinler gereksinim duydukları konuları öğrenirler. Bundan dolayı sorumsuz görülme. Yetişkinlerin bir konuyu öğrenmeleri için her şeyden önce o bilgiye gereksiniminin olması bir sorunu çözmeye yaraması. Mesaj (İçerik) 3. Duyguları ifade etmekte kullanılan davranıştır. Alıcı (Öğrenci) 5. 1. Kitlesel iletişim: TV. Sorunları gizleme Yetişkin Eğitiminin Özellikleri ve Denetici Davranışı Yetişkinlerde sorumluluk duygusu gelişmiştir. Radyo. Hemen işine yarayacak günlük kullanabileceği bilgi ve becerileri öğrenmek ister. SAĞLIKTA İLETİŞİM İletişim: iki birim arasında birbiriyle mesaj (bilgi) alış verişidir. Kanal (Öğretim araç gereci) 4. Bireysel – kişiler arası iletişim. otoriter ve dikte edici davranışlar olumsuz etki gösterir. İki ya da daha çok kişi arasındaki fikir alışverişini kapsayan dinamik sosyal süreçtir. Çalışan Katkı-katılımı yok 2. Yetişkinler bilgi birikimi olan deneyimli kişilerdir. Aktarılan – alınan ve anlaşılan bilgilerin kullanıldığı yöntem. Bu nedenle de yetişkinlere verilecek eğitimlerin her şeyden önce onların gereksinimlerine göre düzenlenmesi gerekir. İletişim sürecine katılmaya isteklidirler. Diğer insanlarla ilişkileri kolaylaştırmada kullanılan sözsüz aktarım sürecidir.Hemşire ilişkisinin oluşturulmasında temel elementtir. Özdenetimi aksatır 3. ondan bir yarar girdi elde etmesi gerekir. İki türlü iletişim tekniği vardır : 1. Yetişkin pratik düşünür. Geçmiş hikayelerden geleceğe ilişkin uzun vadeli ve teorik bilgilerden hoşlanmazlar. Yetişkinlerde benlik duygusu gelişmiştir. Vb İletişim sürecinde 5 temel öge bulunmaktadır. Bu nedenle yetişkinlere aktarılacak bilgilerin pratik ve güncel bilgiler olması gerekir. konuşma. Yetişkinler çocuklara göre daha yavaş öğrenirler.Teftişin önemli olumsuzlukları 1. Hasta . buna karşılık eşit dostane ilişkiler olumlu gelişmeye katkı sağlar. Bu yüzden kendilerine saygı duyulmasını beklerler ve küçük düşme korkusu yaşayabilirler. Gazete.

Sınırlı algılama yada algılayamama. Sağlık meslek üyelerinin iletişim becerileri hasta doyumunun sağlanmasında en önemli etkenlerden birisidir. Sağlık iletişiminin normal toplum içi iletişimden önemli bir farkı vardır. 3. Oturma yerlerinin 5. ısı. Bağımsızdır SAĞLIKTA İLETİŞİM 1. plan vardır Sözsüz İletişim Çok kanal. 3.Eğitim ve davranış değiştirmeye yönelik uygulamaları gerektirir Bir toplumun bireyleri arasında hepsince paylaşılan bir simgeler sistemi ile geliştirilen anlam ve bilgi alışverişine iletişim denmektedir. 6. Psikolojik Engeller Fiziksel Engeller 1. Toplumsal uygulamalarda etkin iletişim tekniği önemli bir etkendir. 4. Anlamlarının karıştırılması. 377 . iletişim etkinliği en yüksek canlıdır. 6.Sağlık iletişimi değerlendirme. Alıcı ya da kaynağın psikolojik rahatsızlıkları İletişim Kanalları Sözlü İletişim Tek kanal. İletişim katılım oranını etkiler. 12. 5. 1. İlgisizlik. İletişim tekrarlanamaz. 8. Biriciktir-yeganedir 2. Verbalizm. İnsanın içgüdüsel özelliklerinden birisidir. Öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir özelliktedir. 3. ses. rahatsızlığı. 10. Hayal kurma. Sağlık iletişimi empati ve sağlıkla ilgili talebi bulunan kişileri anlama gereği doğurur. 2. 4.İletişimin önünde fiziksel ve psikolojik engeller vardır.İletişimde bulunan sağlık mesleği mensubu ile bireyin birbirini anlaması yetmez. Bireysel iletişim kişilerin toplumda benimsedikleri rollerden ve bu role karşı gösterilen tepkilerden etkilenmektedir. Alıcının duyu organlarının 2. sentez ve tedavi bağı kurmayı gerektirir.Katılım iletişimin etkinliğini arttırır. sürekli Açık ve seçiktir Kasıtlılık. fiziksel bozukluğu. sürekli değil Mesajlar yanlış anlaşılabilir Rast gelelik vardır Kişiler Arası İletişim 1. anlama. 11. 7. nem. İletişimle ilgili engellerin kaldırılması öncelik taşıyabilir. İnsan.Veri toplama gerektirir. yerine başka bir şey ikame edilemez 3. Aşırı ışık. 9. 2. Bunları aşamasak sağlıklı bir iletişim sağlanması güçtür.

diğer tarafa aldırmaz. 4. Dinlemeyi engelleyen nedenler? 1. Sahte dikkat Konuşmayı ilginç bulmama. İletişimde bir diğer önemli kavram empatidir. 3. Yabancı nitelikte olmamalıdır. Damgalayıcı 3. Hedeflenen alıcının hazır olmaması. 7. Otoriter 5. Bireyin toplumsal ve yaşamsal uyumu 5. Bir kişinin belirli bir duygusunu anlamaya ve oluşumu ona iletmeye empati adı verilmiştir Dinleme: Görsel işitsel mesajlara gösterilen tepkilere dinleme denir. İletişimin deneyimi ve birikimi Sağlık İletişiminde Verilen Mesajlar 1. İşaret ve semboller. Dinlemeyi engelleyen nedenler giderilmelidir. Kişinin savunma mekanizması 4. Yorumlardan kaçınma. Mesajın aslına sadık kalıp kalmaması 6. İtici 4. Konuşma dışı sesler. soruna yönelik ve kendiliğindendir. üstünlük belirticidir ve kesinlik içerir.İletişim Biçimleri 1. 2.elverişsizliği 2. Düşünce hızından yeterince yararlanamam 378 . çatışma doğurmaz. Sağlık hizmetlerinde kullanıma uygun değildir. Açık iletişim. Suçlayıcı 2. Müzik. 3. Tanıtıcı. Yargılayıcı-eleştirici ve denetleyicidir. 4. tamtam. Sağlık hizmetleri alanında olumlu bir yaklaşım olarak değerlendirebiliriz. Savunmacı iletişim. Jest ve mimikler. Bunların kombinasyonu Etkisiz İletişime Yol Açan Nedenler 1. 2. çatışma doğurur. Anlayışlı ve eşitlikçidir. (Dinler gibi görünme) 5. İletişimde etkin dinleme ve bunu karşı tarafa hissettirme çok önemlidir. Oral iletişim. Konuşmada bazı konulara aşırı duyarlılık gösterme. Bireyin temel gereksinimleri 3. Yazılı iletişim. Konuşmada ille de kusur aramaya çalışma. 6. Strateji izler. 6. 5.

Mesajın.alıcının anlayacağı bir dil olması 5. Kullanılacak teknik ve yöntemler alıcıya ve konuya uygun seçilmeli 4. verbalizmin hayal kurma ve kavram kargaşasının önüne geçilmeli. Dilin. mantıki bir sıra içerisinde ve alıcının anlayabileceği bir hızla verilmesine özen gösterilmelidir 379 . Çok kanal kullanarak. 3. 2. 1.İyi bir iletişim sağlamak için. Alıcıdaki etkiye göre mesajda değişiklikler yapılabilmeli.

Bölüklerde Tutulan Sağlıkla İlgili Kayıtlar (a) Bölük vizite defteri (b) Sağlık sicil kartları (c) Bölük ilaç kullanım defteri (d) Bedeni yeterlilik ve spor tekamül kartları (e) Kan grubu listeleri (f) Portör muayene dosyası (g) Hepatitli personel listesi 2. BİRLİKLERDE TUTULAN SAĞLIKLA İLGİLİ KAYITLAR Belirli aralıklarla veya istendiğinde üst makamlara verilmesi gereken bazı raporlar vardır. doğru ve düzenli bir şekilde tutulması gerekir. Bu kayıtların eksiksiz. astsubay. Bu taktirde. Revirlerde Tutulan Sağlıkla İlgili Kayıtlar (a) Tabip vizite defteri (Erbaş ve erler için) (b) Tabip vizite defteri (Subay. KAYITLAR 1.10. Bu raporları doğru bir şekilde ve zamanında hazırlayabilmek için elimizde bazı kayıtların bulunması gerekir. bizden istenen raporları eksiksiz bir şekilde hazırlayabiliriz. sivil memur ve bakmakla yükümlü oldukları kimseler için) (c) TSK reçete kağıdı (d) Yatan hasta takip formu (e) Acil hasta vizite defteri (f) Acil polikliniği enjeksiyon defteri (g) Diş tabibi vizite defteri (h) Hastane sevk ve takip defteri (i) Birlik kan grup listeleri (j) Eczane reçete kayıt defteri (k) Günlük ilaç sarf kayıt çizelgesi (E-1 ) (l) Eczane sarfiyat tevhit çizelgesi ( E-2) (m) İstek ve iş emri belgesi (n) Dağıtım belgesi (o) Stok ve yer kartı (p) Yer bulma kartı (q) Sarf imal istihsal belgesi (r) İade belgesi (s) Yok etme (imha) tutanağı 380 .

Kasım Her ay Revire personel katıldığındaayrıldığında Denetleme sonrası Revirde kalır Arama sonrası Revirde kalır Üç ayda bir Her ay Her yıl son ay Her hafta. Ağustos. Mayıs. Kasım Revirde kalır Mart. Ağustos. Kasım Şubat. Miatlı Evraklar/Sağlık Durum Raporları RAPOR 3 aylık Sağlık takvimi Aşı – enjektör ihtiyacı Gıda Kontrol Denetlemesi Raporu Hijyen Denetlemesi Raporu Su numunesi gönderilmesi Gıda numunesi gönderilmesi Rehberlik Danışma Merkezi Toplantı Sonuç Tutanağı Rehberlik Danışma Merkezi Faaliyet Sonuç Raporu İhtiyaç Bildirim Formlarının (İBF) gönderilmesi Nöbetçi Tabip Çizelgesi Nöbetçi Subay çizelgesi Yıllık izin çizelgesi Subay-Astsubay sicilleri Sivil memur sicilleri Yedek subay sicilleri Kaynak saptama fişleri Trafik sigortası yapılacak araç listesi Tıbbi cihazların bakım ve kalibrasyon işlemleri Aylık sağlık durum raporları 3 Aylık Sağlık Durumu Raporu (Form 171 – A1) 3 aylık gıda kontrol tevhit raporu Haftalık sayım ve arıza durum raporları Harp Paketi Durum Raporu Sağlık Sınıfı 4 Aylık Antibiyotik Miat Raporu Üç Aylık Bakım Durum Raporu Sb. Mayıs. Temmuz.Form 145/e ve Vet: 145 / f) İstihbarat ve İKK faaliyet raporları Ayrılış katılış brifingleri Birliklerin sağlık kayıtları denetlemesi sonuç raporu Günlük güvenlik kontrol çizelgeleri Planlı plansız aramalar Günlük vizite ve hastahane işlemleri Birliklerin sağlık kontrol sonuçları Aylık ilaç sarf çizelgeleri Garnizon kan verme çizelgesi Haftalık personel ve sağlık durum raporları Aylık sağlık durum raporları 3 aylık sağlık durum raporları 6 aylık sağlık durum raporları MİADI Şubat. Kasım Şubat. Periyodik Sağlık Muayeneleri Teçhizat Sayım Raporu ve arıza durum raporları (Shh. revirde kalır Her ay Şubat. Ağustos.ay -Kısa dönem erler: 4. haftasında Her ayın ilk haftası Şubat.3.ayda Ocak ayında Revirde kalır Şubat.ve Astsb.ayında -Erler: 8. Mayıs. Kasım Mart. Mayıs. Mayıs. Mayıs. Ağustos. Ağustos.ay -Yedek subaylar: 6. Kasım Şubat. Kasım Her yıl kasım ayında Şubat. Kasım Ocak ayı Mayıs Her ayın son haftası Her ayın son haftası Kasım ayı sonunda Mart ayında Kasım Ayında Askerliğinin 9. Ağustos. Ağustos. Mayıs. Mayıs. Temmuz. Kasım Her ayın 15’inde Her ayın 15’inde Her ayın 1. Ağustos. ve 3. Kasım Şubat. Ağustos KAYNAK: KKK Devamlı Emirler Muhtırası 381 .

yağış ve akış şeklinde yer değiştirmektedir. kaynaklarının ne kadarını bu iş için ayırdığı’ belirler. Girdap şeklinde esenine hortum (tornado). AFETLERDE SAĞLIK HİZMETLERİ Toplumda genellikle acil durum ile afeti birbiriyle karıştırılmaktadır. aşırı yağış ve sel ya da deniz kabarmaları ile de yapar.. Acil Durum (Emergency) : Lokal çabayla. Levha hareketlerinin ani ve büyük ölçeklerde olması durumuna deprem ve magma çıkmasına ise yanardağ patlaması denmektedir. daha büyük alanlara yayılmış ve yatay olarak esen ve beraberinde genellikle yağış getiren şekline fırtına (cyclones. Risk iyi bilinmesi gerekir. vb. Genelde afet de. (b) Suküre Hareketlerine Bağlı Afetler: Su. suküre. Sistem yıkılmış veya çökmüştür. sıvı bir magma üzerinde yüzen 14 büyük ve birçok küçük levhalardan oluşur. 1. Afet ve Acil Durumlara yaklaşırken üç önemli kavramın. beklenmediktir’. Sadece felaketin önlenmesi için normal prosedurün dışına çıkılarak olağan-dışı bazı önlemlerin alınması gerekmektedir. Rüzgar. sel. acil durum da ‘anidir. Afet (Disaster) : Olay toplumun çözebileceği kapasitenin çok üstünde dışarıdan yardım gerektirecek şekilde bir yıkıma yol açmıştır. bu yıkımlarını kendi sürükleme gücü ile yapabildiği gibi. kaynaklarla mevcut sistem içinde halledilebilir. 2. Rüzgarlar yüksek hızlara ulaştığında kırım ve yıkımlara neden olur. 1. Tehlike (Hazard) Afet veya acil duruma yol açabilecek doğal veya insan yapımı olaylar ve koşullardır. çökme (subsidence) yerkabuğu hareketleridir. thyphoon. Heyelan (landslides). (c) Gazküre. Her ikisi arasındaki farkı ‘böyle bir olay olması halinde toplumun önceden nasıl hazırlıklı olduğu. Doğal Tehlikeler (Afetler) Dünyanın katmanlarında (taşküre. Rüzgarların esiş biçimleri vardır. hurricanes. yoksa afet mi olduğu ayırt edilmelidir.). çözülebilir olaylardır. Bu hareketlerin büyük ölçeklerde olması (aşırı yağış. (a) Taşküre Hareketleri İle Oluşan Afetler: Taşkürenin (litosfer) kabuğu. Sistemde yıkım ve çöküşe yol açmaz. Zarar görme eğilimi 3.Bunların tetiklediği afetler de aynı adlarla anılır. İyi organize olamamış toplumlarda acil bir durum hemen bir afete yol açabilir.11. çığ düşmesi) yetersiz /hazırlıksız çevrelerde kırım ve yıkımlarla neden olarak afetlerle sonuçlanır. Afeti başlatan katman hareketine göre sınıflandırılır ve adlandırılır. Karşılaşılan bir felaketin acil mi. buharlaşma. Tehlike. Bu levhalar sürekli hareket halindedir. bunların da saatteki hızı 120 kilometreden daha büyük olanlarına 382 . gazküre) sürüp giden doğal hareketler sonucu oluşan afetlerdir.

yani genelde insanın herhangi bir tehlikeyle karşılaştığında savunmasız. hastalık. lokal yatırım ve Pazar eksikliği. yaralanabilir olma. yaş. Zarar Görme Eğilimini Artıran Nedenler (a) Altta yatan nedenler: fakirlik. Zarar Görme Eğilimi az gelişmiş ülkelerde daha fazladır. (d) Güvensiz koşullarda yaşama: tehlikeli yerleşim bölgelerinin çoğalması. Kendi içinde bilerek ve isteyerek (savaş. rutin hizmetlerden uzak yaşama. incinebilir. Bu tür afetlerin hepsinin ortak özelliği yavaş gelişmesidir. kıtlık (famine) gibi olaylar sonunda oluşan kırımlar. Tehlike genellikle önceden bilinerek önlenemeyebilir. hizmet eksikliği. Ancak 383 . tedbirsizlik. AFETLERDEN KORUNMA ve AFET SÜREÇLERİ Hiçbir tehlike insan ve insanda zarar görme eğilimi yoksa risk yaratmaz. Fakirlik toplumun zarar görme eğilimini artırır. geçim sıkıntısı. binanın veya çevrenin. cinsiyet. düşük gelir düzeyi olarak sıralanabilir. stabil olmayan değişken ekonomik yapı. bu tür afetler. Zarar Görme Eğilimi/Hassasiyet (Vulnerability) Bir canlının. acil durum veya afete yol açmaz. zarar görme yatkınlığıdır. tehlikeli ve güvensiz binalar. doğal afetlerin diğer bir kategorisi olarak sınıflandırılır. 2. bilgisizlik vb nedenlerle) oluşanlar olarak iki kategoriye ayrılır. beceri eksikliği. (c) Makro güçlerin baskıları: hızlı nüfus artışı. (b) Dinamik baskılar ve eksiklikler:lokal kurum ve kuruluşların eksikliği. (d) Çok Katmanlı / Etmenli Afetler: Dünyanın katmanlarının birlikte katıldığı ve ekolojik dengenin yavaş yavaş bozulduğu çölleşme (desertification). Bu nedenle de. Örneğin yerleşim yeri olmayan insanın yaşamadığı bir çölde oluşan deprem afete yol açmaz. çevre tahribatı. Yapay Tehlikeler (Afetler) Her türlü insan eylemleri sırasında ya da sonucunda oluşan yıkım ve kırımlar bu başlık altında toplanır. yoksulluk. Bunlar yetersiz çevrelerde yıkım ve kırımlara neden olarak. sabotaj vb) yapılanlar ve kaza ile oluşan (ihmal. bilgi. süreğen (kronik) afetler olarak da adlandırılır ve sınıflandırılır. acil durum veya afete yol açmaz. Risk Risk tehlikeli bir olayın insanları etkileyebilme olasılığıdır.kasırga denir. sakatlık. Bunların oluşmasında ekolojik dengenin insanlık eliyle bozulmasının payının olduğu da söylenir. Risk= Tehlike X Zarar Görme Eğilimidir. ekonomik sistem. kuraklık (drought). Tehlike. Tehlike ile zarar görme eğilimi bir araya gelince afet riski doğar. risk yaratmaz. genellikle aynı adlarla anılan afetleri tetiklerler. yerel kaynakların kısıtlılığı. eğitim. çarpık kentleşme. Buna karşılık bunlar dışında kalan tüm afetler ister doğal isterse yapay olsun ani gelişen (akut) olaylardır. zarar görecek insan yoksa önemli değildir.

büyük bir deprem sonrası yeniden normale dönülmesi için planlama yapılması (recovery/rekonstruksiyon) gerekmektedir. örneğin çok büyük olasılıkla bekleniyorsa 10 verilebilir) D. Riskin azaltılabilmesi için zarar görme eğiliminin azaltılması. büyük bir afetin potansiyel etkilerinin önceden hafifletilmesi (mitigation/prevention). 384 . büyük bir afet olması halinde nasıl bir operasyon yapılacağı konusunda response&relief (afete cevap/kurtarma-iyileştirme) çalışmaları için] hazırlıklı olunması (preparedness). 4. Tehlike: Olacak tehlikenin maksimum ağırlığına göre 1-10’a kadar bir rakam verilir. 1. Bu nedenle afete yol açabilecek tehlikeli durumlar için risk analizleri yapılmalı ve ona göre hazırlıklı olunmalıdır. tehlikenin ne olduğunun bilinmesi. örneğin çok sık görülmüşse 10 verilebilir. Örneğin deprem çok ağır tahribat yapabileceği için 10 verilebilir. cevap kapasitesi düşük ülkelerde risk çok yüksek olacağı için çoğu kez afet kaçınılmazdır. Aynı şiddetteki bir deprem zarar görme eğilimi çok azaltılmış gelişmiş ülkelerde bir soruna yol açmazken gelişmekte olan ülkelerde bir afete dönüşebilmektedir. Zarar görme eğilimi: Bu tehlikenin yol açabileceği zararın derecesi (zararın derecesine göre 1-10’a kadar bir rakam verilir. Bu nedenle. Daha sonra olası risk aşağıda formülle hesaplanır. Organizasyonel durum/Cevap verme kapasitesi Afet halinde cevap verme kapasitesi (kapasite 1-10’a kadar değerlendirilir. A. "Afetlerin çoğu aslında çözülmemiş kalkınma sorunlarıdır" denilebilir. 3. örneğin cevap verme kapasitesi çok düşükse 10 verilebilir). 2. RİSK= (A+B+C+D)*E Afet ve acil duruma yaklaşırken. E. Geçmişte tehlikenin görülme sıklığı: Aynı şekilde 1-10’a kadar bir rakam verilir. örneğin çok şiddetli zarar bekleniyorsa 10 verilebilir) C. Afete iyi hazırlanmış. Aşağıda risk analizine bir örnek verilmiştir. zarar görme eğiliminin araştırılması ve risk hesaplamasının yapılması. donanımlı ve korunmuş (gelişmiş) toplumlarda zarar görme eğilimi dolayısıyla risk çok azdır. Tehlikeye hazırlıklı olmayan. riskin yok edilebilmesi için zarar görme eğiliminin yok edilmesi gerekir. Olasılık: Tehlikenin görülme olasılığı (olasılığın büyüklüğüne göre 1-10’a kadar bir rakam verilir.zarar görme eğilimi azaltılabilir. B. Risk Analizi Tehlikenin ortaya çıkma olasılığı ile zarar görme eğiliminin hangi düzeyde olduğunun karşılaştırılmasıdır.

yardım. araç-gereç ve yardımların organize bir şekilde harekete geçirilmesi için alınan önlemlerin tümüdür. afetin olumsuz sonuçlarının yaygınlaşmasının önlenmesi. aynı türden bir olayın (depremin. Yani. dönemlerine göre şöyle sınıflanır ve düzenlenir. Afet süreçlerinde yapılacak / yapılması gereken bu genel işler. Buna karşın. Bunu daha da ayrıntılandırmak gerekir ise. malzeme. Başka yerleşim yerine taşınma. Bundan ötürü de. selin vb) birbirini izleyen iki oluşu arasındaki süreye. Türkiye’de yıkımlı ve kırımlı depremler için ortalama bir buçuk yıldır. toplumun barınma ve beslenme ihtiyaçlarının sağlanması. para. başka bir anlatımla. her tür afette yapılacak işler ve bunlar için yapılması gereken hazırlıklar / plan farklı (afet türüne özgü) olmak zorundadır. Örneğin. genel olarak tüm afetlerin beş dönemde cereyan ettiği kabul edilir. arama ve kurtarma (Relief) çalışmaları ile acil tıbbi müdahale. Türkiye’de ortalama her bir buçuk yılda bir hasarlı bir deprem yaşanmaktadır. kamu ve özel kurum ve kuruluşların çalışmaya başlaması) Afetlerin kendine özgü bir seyri vardır. sessiz dönem adı verilir. olayın görülmediği zaman aralığına. Bu çalışmalar tehlikenin ve zarar görme eğiliminin azaltılmasına yönelik primer olabileceği gibi. Rehabilitasyon Temel sosyal fonksiyonların yeniden işler hale gelmesi. her elli yılda bir orta şiddette (binlerle ifade edilen insan kırıma neden 385 . Sessiz Dönem Aynı bölgedeki. Bu dönemin uzunluğu olaya. Afete Cevap Verme (Response) Afet olduktan sonra.5. olay sonrası etkin bir cevap verme şeklinde sekonder de olabilir. sınırlandırılması ve rehabilitasyonu kolaylaştıracak faaliyetlerin tümüdür. afetin etkisinin hafifletilmesi (mitigation/prevention) afet öncesi riskin elimine edilmesi veya azaltılması için yapılan korunma çalışmalarıdır. bölgeye ve ülkeye göre değişir. restorasyonudur (Okullar. acı ve ızdırapların azaltılması. Primer Mitigation Tehlikenin varlığının (hazard) azaltılması (Selin önlenebilmesi için baraj yapılması gibi) Zarar görme eğiliminin (vulnerabilite) azaltılması (Yerleşim yerinin tehlikesiz bölgeye kaydırılması. Türkiye’de 1900’den günümüze dek her beş on yılda bir hafif şiddette (yüzlerle ifade edilen insan kırıma neden olan). ihtiyaçların belirlenmesi. depreme dayanıklı bina inşaat yönetmeliği hazırlanması ve uyulması için gerekli düzenlemelerin yapılması gibi) Sekonder Mitigation Tehlikenin etkisinin azaltılması (Cevap kapasitesi/Hazırlık) Hazırlık (Preparedness) Afet olduğunda etkili kurtarma/iyileştirme çalışmaları için güvenli bir ortamda personel. ödenek.

Alarm döneminde şu iş ve işlemler yapılır. Deprem gibi bazı afetlerin zamanının önceden tahmin edilmesi olanaksız iken bazılarının (kasırga. afete karşı birincil önlemlerin alındığı. Afet bölgesindeki halk.olan) ve her 100-200 yılda bir ise ağır şiddette (on binlerle ifade edilen insan kırıma neden olan) deprem yaşanmaktadır. Sürenin uzunluğu afetin türü. şiddeti. 8. Sektörlerin alarma geçmesi: Haberi alan sektör yönetimleri derhal kriz masasını toplayarak. İzolasyon Dönemi Afete neden olan olayın başladığı andan. olay hakkında bilgilendirir ve onları da alarma geçirir. Erken haber alma ve tahminlerde bulunma: Olası bir afetin ön bulgu ve belirtileri izlenerek bu bulgu ve belirtiler değerlendirilir. gerekiyor ise güvenli bölgelere toplanır ve bu durum uzun sürecek ise geçici yerleşim uygulanır. hazırlıkların ve planların yapıldığı dönemdir. Gerekli yasal düzenlemelerin yapılması 5. 1. Daha sonra halka bilgi verilerek olayın etkilediği alanlar. olayın başlamasına dek geçen süreye bu ad verilir. Afet planlarının hazırlanması 4. yani düşünsel ve fiziksel yapının oluşturulduğu / güçlendirildiği. Bu dönemde yapılacak işlerin başlıcaları şöyle sıralanabilir: 1. 9. Haber verme: Öncelikle afet yönetim birimleri (ilgili bakanlıklar. Genellikle 6 ile 72 saat kadar sürdüğü kabul edilir. Kızılay vb) olay ve şiddeti konusunda bilgilendirilir ve alarm durumuna geçmeleri sağlanır. Alarm sistemlerinin kurulması. Bu takdirde ölüm ve yararlanmaların çoğu ve hatta tamamı önlenebilir. yağış. Sessiz dönemde hazırlanmış olan tahliye ve geçici yerleşim planlarında kimin nerede nasıl toplanacağı ve nereye yerleştirileceğine dair ayrıntılar bulunmalı ve bu ayrıntıları halk bilmelidir. sel) önceden haber alınması ve afet bölgesinden halkın tahliye edilmesi olanaklı olabilmektedir. Yasal düzenlemelerin yapılması. Her ne kadar hazırlıklı olunur ise olunsun afete neden olan olayın başlaması ile 386 . Afete tetikleyen bir olaydan birkaç dakika önce bile haberdar olunması çok önemlidir. Bu süre olayın türü ve ülkeye göre değişir ve ortamla 2 ile 48 saat kadar olduğu kabul edilir. yer sarsıntısı) haber alındıktan sonra. Afet izleme ve değerlendirme sistemlerinin 3. Afete ilişkin hizmetleri yürütecek örgütlerin kurulması 2. Sessiz dönem. hasar durumu ve nasıl davranılması gerektiği konusunda ayrıntılı bilgi verilir. toplumun afet şoku ve izolasyonunu üzerinden attığı ana dek geçen süreye bu ad verilir. ordu. Afetin olması halinde etkileyeceği bölge ve nüfus tahmin edilir. Alt yapının güçlü hale getirilmesi 6. 2. 3. Toplumun hazır hale getirilmesi Alarm Dönemi Afeti tetikleyen olaydan (rüzgar. ilgili uç birimleri haberdar eder. 4. toplumun hazırlık ve bilinç düzeyine göre değişir. Toplumun afete karşı hazırlıklı ve bilinçli hale getirilmesi 7. Olası yıkımlar ve kırımlar öngörüler üretilir.

su giysi gibi olanakların sağlanarak.birlikte bir panik. şiddetine ve bölgenin. afetin şiddeti ve ülkenin sosyo-ekonomik koşullarına göre değişir. 2. Aile içi yardımlaşma 3. gıda. Dış Yardım Dönemi Olaydan dış kaynakların (idari birimlerin. Afetin türüne. Genel olarak üç gün ile üç ay kadar sürer. 5. Bu dönemde sırası ile şu eylemler yapılır. çadırkent ve benzeri yerlere ve kamp şeklinde yerleştirilmeleridir. yer ve kaynaklarını. triaj ve şok giderme: Afetten sonra dış yardımların en önemli ve ivedi işlevi kurtarma. Yaşam idamesinden kasıt afetzedelere olabildiğince çabuk sıcak yemek. giyinme. Kendi kendini kurtarma 2. Genellikle üç ay ile üç yıl süreceği varsayılır. olay hakkında ayrıntılı bilgi toplar. Organize olma ve organizasyondaki yerini alma: Aile ve komşularına karşı görevlerini tamamlayan bireyler. Afetten etkilenen bölge. 3. kurumların. sosyal çevrenin. kendi kendini kurtarma ve şoktan çıkarak organize olmadır. kendi görev yerine giderek kurumunun yürütmesi gereken işlerde yerini alır. Geçici yerleşimi kendi içinde kısa süreli ( yaşam idamesi / ilk üç ay içinde ) ve gerçek geçici yerleşim ( altı aydan iki yıla dek) olarak ikiye ayırmak olasıdır. ülkenin baş etme olanaklarına göre bu süre değişir. Olası büyük bir afetin etkilerinin detaylı analizi 387 . nüfus ve meydana gelen yıkımın ile kırımın boyutlarının saptanması: Yardımların etkili ve eşgüdümlü olması iyi bir ön değerlendirmeye ve merkezi eşgüdüme bağlıdır. Geçici yerleşimin sağlanması: Afetzedelerin barınma. su. Afetlerde. afet öncesi duruma getirilmesine dek süren zamana bu ad verilir. Rehabilitasyon Dönemi Geçici yerleşimin tamamlanmasından. sağlık hizmeti. beslenme. 4. Kurtarma ve ilkyardım çalışmaları olay anından hemen sonra başlayarak 6 –10 gün kadar sürer. ilkyardım ve şok gidermedir. Ayrıntılı bilgi edinme: Yukarıda sıralanan iş ve işlemleri tamamlayan bireyler. öğrenerek acil gereksinimlerini karşılama hazırlıklarını yapar. örgütlü davranmayı engelleyen en önemli iki konudan biri plansızlık / hazırsızlık iken ikincisi de aceleciliktir. İzolasyon döneminde esas yapılması gereken iş. su gibi temel ihtiyaçlarının bir süre için karşılanması anlamına gelir. merkezi afet yönetiminin ve uluslararası kuruluşların) haber almasından başlayarak olay yerine gönderilen dış yardımların bitimine dek olan süreye bu ad verilir. kaos ve şok yaşanacaktır. özellikle de kamu görevinde çalışanlar. yetkili makamlarla iletişim kurmaya çalışır. Afete Yaklaşımda 1. Sürenin uzunluğu. Bu kapsamda ve izolasyon döneminde yapılacaklar şöyle sıralanabilir: 1. Dış yardımlar konusunda aceleci davranmamak gerekir. 1. Yakın çevre kurtarması 4. Kurtarma. her anlamda.

sağlık kuruluşlarının olağan ve acil durum kapasiteleri ile önceki afet 388 . afete dönüşmesini önlemektir. Normale dönme stratejilerinin uygulanması gerekir. (b) Hazırlıklı Olma Afetin önlenmesi kadar. 8. Afet senaryolarının hazırlanması 3.2. baraj. tıbbi ve diğer malzeme. Afetlerden korunmada en önemli husus her düzeyde bir afet korunma planının hazırlanmasıdır. Etkileri hafifletme programları 5. 5. gereç. Afet Korunma Planı Afet Korunma Planı afetin riskinin azaltılması ve ortaya çıkması halinde kaybın en az olması için yapılması gereken tüm faaliyetlerin ana hatlarını içeren yazılı. (a) Önleme Doğal afetlerin pek çoğu önlenemezse de çığ. Çığların önceden top atışıyla düşürülmesi. Yörenin afet/afetler yönünden risk taşıyıp taşımadığı açısından 2. Amaç olası afetlerin. afete hazır olmak da önemli olup durum saptanması öncelik taşır. Standart uygulama ve kurallar konulması. Ancak depremler önlenememektedir. Halk eğitimi programlarının geliştirilmesi. AFETLERDE SAĞLIK KONU ve AMAÇLARI Afetlerden önce ve sonra halk sağlığı hizmetlerinin yeri ve önemi nedir? 1. ve periyodik olarak denenmiş bir plandır. iyi bir plan yapılması ve bunun uygulanması için otoritenin olması ve tüm bunlar için kaynak bulunması gerekir Afete Hazırlıkta Yapılması Gereken Önemli İşler 1.uygulanmaya başlanmış. demografik ve yapıların niteliği. 7. kurumların iyi çalışıyor ve işbirliği içinde olması. Birincil Koruma Koruyucu hizmetlerin en önemlisidir. değerlendirilmesi. 3. onaylanmış. sağlık kuruluşlarının araç. Finansal ve diğer kaynakların mobilize edilebilmesi için tedbirler alınması. 4. Komünikasyon. Afet anında uygun cevap ve koordinasyon sisteminin organizasyonu. 6. Cevap kapasitesini artırma 6. toprak kayması. enformasyon ve erken uyarı sistemleri. Afet öncesi toplum ve bölgeye ilişkin coğrafi. Halka yönelik bilgilendirme/eğitim programları 4. ağaçlandırma gibi sel önleyici çalışmaların yapılması bu tür önlemlerdir. sel gibi afetlerde önleme çalışmalarının büyük etkisi bulunmaktadır. Cevap mekanizmalarının işe yaralılığının kontrol edilebilmesi için oluşturulan sistemin test edilmesi olarak sıralanabilir. Toplumdaki cevap kapasitesini arttırmak için iyi bir enformasyon/iletişim sisteminin kurulması. personel nicelik ve niteliği. set. Medya ile koordinasyon/işbirliği. jeofizik araştırmalarla toprak kayması olabileceği saptanan yerlerde yerleşimin önlenmesi. 9.

stokların nerelerde bulunduğu vb.deneyimleri (ölüm nedenleri ve sayısı. (5) Kişi başına ortalama günde 2000 Kcal sağlamak üzere diyet düzenlenmelidir. hamile ve emzikli kadınlara günde üç öğün yemek verilir. Beslenme stratejisini özetlemek gerekirse: (1) İlk birkaç saatte: Afetzelere sıcak içecek verilir. dengeli beslenme çok fazla önem taşımamakta. fırınlar ve gelen diğer gıda yardımı ile afetzelere yemek sağlanması. kimden emir alacağı. çocuk. Beslenme bozuklukları daha çok afet sonrasında. geçici yerleşim sırasında ortaya çıkmaktadır 389 . erişkinler için 1 gr/kg/gün protein verilmesi gerekir. %15 i proteinlerden sağlanmalıdır. ocak. yaralanma nedenleri ve sayısı. (4) On günden sonra: Afetzelere yakacak. İkincil Koruma Afet sırasında ve afetten hemen sonra alınan önlemleri içerir. süt tozu ve peynir gibi diğer protein kaynakları ve özellikle A vitamini açısından desteklenmelidir. Aslında afet sırasında ve hemen sonrasında resmi örgütlerin ve yardım kuruluşlarının yapabileceği şeyler de sınırlı kalmaktadır. Kurtarma çalışmalarına katılanların ve çocukların beslenmesi sağlanır (2) İlk iki gün: Önce hazırlanıp depo edilmiş ya da afetten kurtarılmış daha çok kuru besin maddeleridir (3) İki-on gün arasında: Sahra mutfakları. Tahıl. Beslenme açısından risk altında olanlar. Kalorinin %65 i karbonhidratlardan %20 si yağlardan. konularda önceden eğitilmelidir Afet sırasında ve hemen sonra yapılacak çalışmalar önem ve öncelik sırasıyla şunlardır: (a) Afete Uğrayan Bölge ve Etkilenen Nüfusun Belirlenmesi (b) Enkaz Kaldırma ve Kurtarma (c) Beslenme: Bu kişilere verilecek bir bardak çay. enerji ve protein kaynağı olarak genellikle yeterli olsa da. gerekli enerjinin sağlanması daha önemli olmaktadır. boşaltma ve kurtarma işlemlerinde karşılaşılan güçlükler. Yetişkinlere günde iki öğün. beslenmelerini sağlamasa bile morallerini düzeltmede önemli bir rol oynar. kuraklık. Afet süresi kısa bir dönemi kapsadığından. yağ.5 gr/kg/gün. 2. Sağlanacak gıda yardımında en büyük pay kolay saklanıp. kendi yiyeceklerini kendilerinin hazırlamaları gerçekleştirilir. süt. Birincil korunmada olduğu gibi bunun da çok azı sağlıkla ilgilidir. Çünkü afet sırasındaki ölüm ve yaralanmaların büyük kısmı ilk birkaç saatte olmaktadır. mutfak malzemesi sağlanarak. Deneyimler afetten sağ kurtulanların %75’inin afetten 30 dakika sonra kurtarma ve enkaz kaldırma çalışmalarına başladığını göstermektedir. Dışarıdan gelen yardımın afet bölgesine ulaşması ortalama 24 saati bulduğundan risk altındaki bölgelerde yerel halk afet anında neler yapacağı. taşınabildikleri ve ülkemizin temel gıda maddesi olduğu için tahıllarındır. Çocuklar için 1. tayfun. 0-5 yaş grubundaki çocuklar ile gebe ve emzikli annelerdir. afet öncesi hazırlık ve eğitimin önemini bir kez daha vurgulamaktadır. maddi yıkım) gözönüne alınır (c) Erken Tanı ve Uyarma Yer kayması. En erken ve etkin yardımın bu biçimde yerel halk tarafından sağlanıyor olması. su baskını gibi afetleri önceden saptayabilmek olasıdır.

gıda ve kişisel hijyen çok önemlidir. 390 . Çadırlarda ısınma ve aydınlatma için araç-gereç sağlanır. Hazırlanan su. (4) Afetlerden sonra fare. Afet yerlerinde daha çok kuru tip hela çukurları kullanılmalıdır. cesetlerin gömülmesi. ilk ele alınması gereken çevre sağlığı hizmeti afetzedelere su sağlanmasıdır. bit. Yollara ve su kaynaklarına yakın. üzerinden çıkan değerli eşyanın yakınlarına verilmesi. 200 litrelik bir su deposu bulunur (e) Ulaşım ve Haberleşme (f) Güvenlik (g) Koruyucu Sağlık Hizmetleri – Çevre Sağlığı: Koruyucu hekimlik ve çevre sağlığı hizmetleri sağlık hizmetlerinin en önemlilerindendir: (1) Temiz ve yeterli su sağlanması önceliklidir. yerleşim yerleri ve su kaynaklarından uzak. hastane. 5-6 çadır için bir çöp bidonu.(6) Önemli bir diğer konu da gıda hijyenidir. Hafif bir klor kokusu olmalıdır. (d) Barınma Afetzedelerin beslenmesi kadar barındırılması ve ısıtılması da önemlidir. sık toplanır. koku çıkmayacak ve kolayca temizlenecek biçimde yapılmalıdır. Çünkü. hafif eğimli alanda. acil hizmetler bittikten sonra geriye. (5) Enkaz altından çıkartılan cesetlerin tanımlanması. Ayrıca. (3) Çöpler ağzı kapalı bidonlarda saklanır. ayrı bir organizasyonu gerektirir. Sağlık sektörünün esas ve ağırlıklı görevi ise. sinek. sivrisinek üreme yerleri ve çöplük gibi sakıncalı yerlere uzak yerlerde kurulmalıdır. Su sağlığı (1) İzolasyon döneminden ya da şoktan çıktıktan hemen sonra. idare çadırları) ve vatandaşların kaldıkları çadırlar ayrı iki bölüm halinde kurulur Çadırlarda kalacak insan sayısı 3 m2/kişi kriterine uygun olarak saptanır. Eğer çamaşır suyu içindeki klor düzeyi bilinmiyorsa 10 damla/litre eklenmelidir. Her 1000 kişiye beş tuvalet hesaplanmalıdır. konutu ve beslenmesi) bozulmuş ve koruyucu sağlık hizmetleri kesintiye uğramış bir toplum kalmaktadır. pire ve diğer vektörlerin kontrolü önemlidir. Hizmet bölümü (yemekhane. dini törenin yapılıp. bir tuvalet. acil sağlık hizmetleri afetten sonraki birkaç gün için gereklidir. Olmazsa dozu yenileyip 50 dakika bekletmek gerekir. kayıt edilmesi. hijyenik koşulları (suyu. drenajı kolay. atık ve vektör kontrolü gibi çalışmalara da özen gösterilmelidir. besini. Çadırlar sekizer metre arayla düzgün sıralar halinde kurulur. (2) Sodyum hipoklorit solüsyonu suya Tablo I’deki gibi eklenir. (6) Koruyucu hizmetlerin önemli bir bölümü aşılama hizmetleridir (h) Afete Bağlı İkincil Hastalıkların ve Ölümlerin Önlenmesi: Günümüze dek yaşanan afetler onu göstermiştir ki. (2) Tuvaletler. sineklere kapalı. Yakılarak ya da gömülerek yok edilir. karıştırma sonrası 30 dakika bekletilir. Özellikle su. bu günlerden sonra başlamaktadır.

Oral fekal bulaşanlar (kolera. dizanteri): Su ve gıda hijyeni ve kalabalık faktörü 2. 391 . Solunum yolu enfeksiyonları: Kalabalık faktörü ve barınma hijyeni 4. Bağırsak parazitleri: Su ve tuvalet hijyeni. Bu solüsyon 1m3 suyu 24 saatte dezenfekte edecektir. 1lt suya 40mg eklenerek kullanılır. Uyuz: Kalabalık faktörü ve kötü hijyen 9. geçici iskan sağlama ve eski bölgeye yerleştikten sonra başlatılan rehabilitasyon çalışmaları ilk akla gelen desteklerdendir. Tetanos. Sıtma: Vektörler. Devletin ve gönüllü kuruluşların destekleri en çok bu dönemde gerekli olmaktadır. depolama tankları gibi fazla miktarda sular için kullanılır. yerleştirilmesi bir yandan da yıkıntıların kaldırılıp yeni binalar kurulması en önemli rehabilitasyon hizmetidir. Kızamık: Kalabalık faktörü. aydan itibaren kızamık aşısı yapılmalıdır. Su bulanıksa miktar 10 damla olmalı. Üçüncül Koruma Afetzedelerin önce yakınlarının yanına ya da geçici yerleşim bölgelerine taşınıp. doğum hijyeni 10. (4) Potasyum Permanganat: Daha çok kuyu. Olağanüstü koşullarda yaşayan çocuklar arasında en öncelikle yapılması gereken aşı kızamık aşısıdır. burs sağlama. Suyun özelliğine göre katılacak Sodyum hipoklorit miktarı İstenen Klor Temiz Bulanık Suya Düzeyi Suya (Damla/Litre) 1 ppm 10 20 4-6 ppm 2 4 7-10 ppm 1 2 (3) İyot Bileşikleri: En uygun ve güvenilir iyot tabletidir. Eğitim ve sağlık hizmetleri. Potasyum permanganat Vibrio cholerae dışında patojen organizmalara karşı etkinliği kuşkuludur. Çadırkentlerde yaşayan bebeklere 6. kalabalık faktörü 7. tifo. kötü barınma koşulları 8. Anemi ve vitamin yetersizlikleri: Yetersiz beslenme 3. Solüsyon hazırlığı: Evde ecza dolabı ya da ilk yardım setinde bulunan iyot eriyiği (%2’lik) su dezenfektanı olarak kullanılabilir. toplumun yeniden örgütlenmesini sağlama. kaynak. gazlı gangren: Kötü çevre ve yaralanmalar. iş bulma. Toplumun afet sonrasında büyük bir psikolojik ve sosyoekonomik yıkıntı içinde olduğu unutulmamalıdır.Tablo I. Damla iyot eriyiği 1lt temiz suyun dezenfeksiyonu için yeterli olacaktır. Bu koşullarda toplu halde yaşayan çocuklar önceki aşılanma durumlarına bakılmaksızın kızamık aşısı ile derhal aşılanmalıdır. kötü barınma ve beslenme 3. Tüberküloz: Kalabalık faktörü ve beslenme 6. Meningokal menenjit: Kalabalık faktörü 5. en azından 30 dakika bekletilmelidir. kredi verme. yiyecek ve yakacak sağlama. (5) Bağışıklama: Temel aşılama her koşulda devam ettirilmelidir. Afetlerden Sonra Epidemi Riski Oluşturan Hastalıklar ve İlgili Çevre Faktörü 1.

In Humanitarian Crises. Chen LC Harvard University Press London 1999 392 . Briggs SM. Afetlere Hazırlık ve Afet Yönetimi: Afetlerde Sağlık Hizmetleri Yönetimi Kurs notları Sağlık Bakanlığı sağlık Proje Genel Koordinatörlüğü 24-28 Ekim 2000-YALOVA 2. the Medical and public Health response Leaning J. The role of the rapid assesment. Afet ve Afetlerden Korunma: Afetlerde Sağlık Hizmetleri Yönetimi Kurs notları Sağlık Bakanlığı sağlık Proje Genel Koordinatörlüğü 24-28 Ekim 2000YALOVA 3.KAYNAKLAR 1. Toole MJ... Akdur R.Yurdakök K.

Sürveyans 7. bir hastalığın belirli bir bölgede sürekli olarak yüksek düzeyde görülmesidir. yaşamını sürdürmek için bağımlı olduğu. Salgın (epidemi). hayvan. Kaynağın bulunması (filyasyon) 2. Pandemi. İzolasyon 5.12. yorumlanması. Bu önlem ise hastalığın bulaşma yolunun bilinmesi ile başarılabilir. Bulaşıcı hastalıklarla mücadelede temel olay enfeksiyon zincirini kırmaktır. Kişisel hijyen önlemleri 3. hastalığın seyrine göre önlemler alınır. Bağışıklama 2. Hastalığın bildirilmesi 3. bir bulaşıcı hastalığın. Sağlık eğitimi 8. Endemi. Hastaların tedavisi 4. infeksiyon etkeninin üzerinde yaşadığı. duyarlı bir konakçıya geçebilmek üzere çoğaldığı insan. Taşıyıcı aranması 6. BULAŞICI HASTALIKLAR EPİDEMİYOLOJİSİ ve KORUNMA YOLLARI Sürveyans. Bir başka önlemde konakçıya yönelik alınacak önlemlerdir. Kaynağa Yönelik Önlemler 1. belirli bir süre içinde beklenenin üzerinde hızlı bir artış göstermesidir. ürediği. Sağlık eğitimi 5. belirli bir bölgede. bir bulaşıcı hastalığın görülme düzeyinin. Zoonozlarda hayvanların yok edilmesi Bulaşma Yoluna Yönelik Önlemler 1. Nüfus hareketlerinin kontrolü Sağlam Kişilere Yönelik Önlemler 1. Çevre koşullarının düzeltilmesi (a) Su hijyeni (b) Besin hijyeni (c) Atıkların uzaklaştırılması 2. Hastalıkların kontrolü hastalığın doğal seyri ile yakından ilişkilidir. uluslararası ya da kıtalararası yayılım göstermesidir. Hastalık kontrolünde. analizi. düzenli olarak toplanması. Karantina 393 . bir hastalıkla ilgili verilerin. bitki ya da toprak gibi cansız varlıkların tümüdür. rapor edilmesidir (bildirim). Kaynak. Barınma hijyeni 4. En iyi önlem hastalığa neden olan etkenin ortadan kaldırılmasıdır. Kemoprofilaksi 3.

ya da özel sağlık kuruluşları (özel hastaneler. Sağlık Bakanlığı eğitim hastaneleri. “D Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”dır. “GRUP A” HASTALIKLAR Bu grupta (Tablo I) bulunan hastalıkların bildirimi. Üçüncü grup. • Vakalar Form 016’ya (Bildirimi Zorunlu Hastalıklar Tespit Fişi) günlük olarak işlenir. üniversite. Form 017/A’lar AYLIK olarak İl Sağlık Müdürlüklerine gönderilir. Sağlık eğitimi 5. “A Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”. “Bildirim”. Vaka başka bir sağlık ocağı bölgesi kayıtlarında ise. Türkiye genelinde hizmet veren bütün sağlık kuruluşlarından yapılır. Form 014 ile İlçe Grup Başkanlıkları veya İl Sağlık Müdürlüğüne bildirim yapılır. 394 . İkinci grup. Sağlıklı beslenme BİLDİRİMİ ZORUNLU BULAŞICI HASTALIKLAR ve BİLDİRİM SİSTEMİ Sağlık Bakanlığınca “BULAŞICI HASTALIKLARIN İHBARI ve BİLDİRİM SİSTEMİ YÖNERGESİ” 2004 yılında yayımlanmıştır. Yönergede ihbar ve bildirim ifadeleri açıklanmıştır. “C Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”. bildirimi zorunlu bir bulaşıcı hastalığın bir sistem içinde belirli bir zaman aralığında ilgili yerlere istatistiksel ve epidemiyolojik amaçlı bildirilmesini ifade etmektedir. ay sonunda Form 017/A’ya kaydeder ve AYLIK olarak İl Sağlık Müdürlüklerine bildirim yaparlar. herhangi bir bölgede görüldüğü hususunda ilgili birimlerin haberdar edilmesini. “B Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”. • Sağlık ocakları Form 014 ile bildirilen hastalıkları Form 016’ya işleyip. Birinci grup. Grup A Hastalıklar sağlık ocaklarında saptanmış ise. Ay sonunda Form 016’da bulunan hastalıklar Form 017/A’ya kaydedilir. • Vakanın tespit edildiği gün.4. • Form 014’e (Bildirimi Zorunlu Hastalıklar Fişi) işlenir ve hemen ilgili sağlık ocağına gönderilir. hekimler) tarafından saptanmış ise. • İl Sağlık Müdürlüğü’nde sağlık ocaklarından gönderilen Form 017/A’ların icmali yapılarak Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğüne(TSHGM) AYLIK olarak gönderilir. Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar dört gruba ayrılmıştır. Dördüncü grup. SSK ve askeri hastaneler). Grup A Hastalıklar yataklı tedavi kuruluşları (devlet hastaneleri. “İhbar”. bildirimi zorunlu olan bir bulaşıcı hastalığın. • İlçe Grup Başkanlıkları ve İl Sağlık Müdürlükleri Form 014 ile bildirilen vakaları bağlı oldukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırır ve ilgili sağlık ocaklarına Form 014’leri gönderirler.

Hastalık ile ilgili filyasyon. Grup A bildirimi zorunlu hastalıklar listesi • • • • • • • • • • • • AIDS Akut kanlı ishal Boğmaca Bruselloz Difteri Gonore HIV enfeksiyonu Kabakulak Kızamık Kızamıkçık Kolera Kuduz ve kuduz riskli temas • • • • • • • • • • • Meningokoksik menenjit Neonatal tetanoz Poliomiyelit Sifiliz Sıtma Şarbon Şark çıbanı Tetanoz Tifo Tüberküloz Akut viral hepatitler “GRUP B” HASTALIKLAR Bu grupta (Tablo II) bulunan hastalıklar. 2.Tablo I. Ayrıca İl Sağlık Müdürlüğüne de hemen telefonla bildirilir. 0(312) 435-2979. bu dökümanın Grup C hastalıklar için hazırlanmış “Standart Tanı Kriterleri” kısmında. vaka 395 . Buna göre. 3. 1. Tablo II. Grup B’de yer alan hastalıklar aynı zamanda DSÖ’nün Uluslararası Sağlık Düzenlemeleri (1969-International Health Regulations) çerçevesinde uluslararası bildirimi zorunlu olan hastalıklardır. 0(312) 4356937]. ülkemizdeki hangi sağlık kuruluşu tarafından tespit edilmiş olursa olsun. İlçe Grup Başkanlıkları kendilerine gelen “Form 014”leri İl Sağlık Müdürlüğüne gönderir. Bildirimler Sağlık Bakanlığı TSHGM Bulaşıcı Hastalıklar Daire Başkanlığına telefon açılarak yapılacaktır [0(312) 435-3215. salgın araştırma. Grup C hastalık bildirimleri tanımlanan sağlık kuruluşlarından İlçe sınırlarında hizmet verenler İlçe Grup Başkanlıklarına veya İl merkez sınırları içinde hizmet verenler İl Sağlık Müdürlüğüne “Form 014” ile GÜNLÜK olarak yapılır. İl Sağlık Müdürlükleri ve TSHGM Bulaşıcı Hastalıklar Daire Başkanlığı hastalıkla ilgili araştırmayı birlikte yaparlar. “Sürveyans Tipi” bölümünde belirtilen sağlık kurum ve kuruluşlarından yapılır. Grup B bildirimi zorunlu hastalıklar listesi • • • • Çiçek Sarı Humma Epidemik Tifüs Veba “GRUP C” HASTALIKLAR Bu grupta (Tablo III) bulunan hastalıkların bildirimleri. her sağlık kuruluşundan yapılmaz! Bildirimler. İl Sağlık Müdürlüklerinde Form 014’lerin bağlı bulundukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırımı yapılır.. bütün sağlık kuruluşlarınca tespit edildiği anda ihbarı zorunlu olan hastalıklardır.

Tanımlanan laboratuvarlar.influenza Tip b (Hib) Enfeksiyonu • İnfluenza • Kala-Azar • Konjenital Rubella • Lejyoner Hastalığı • Lepra • Leptospiroz • Subakut Sklerozan Panensefalit (SSPE) • Şistozomiyaz • Trahom • Toksoplazmoz • Tularemi “GRUP D” ENFEKSİYON ETKENLERİ: Bu grupta (Tablo IV) diğerlerinden farklı olarak bildirimi zorunlu olan hastalık değil enfeksiyon etkenidir. Bildirim sorumlusu HAFTALIK olarak Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerinin icmalini yaparak Form 017/D’yi doldurur. Form 017/D ve Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerini İlçe Grup Başkanlıkları veya İl Sağlık Müdürlüğüne gönderir. SSK ve Askeri Hastanelerin laboratuvarları ile diğer kamuya ait hastanelerin laboratuvarları. Devlet Hastaneleri. vaka araştırması çalışmalarının başlatılması ve/veya sağlık ocağının bilgilendirilmesi için ilgili sağlık ocağına gönderilir 396 . salgın araştırma. 2. vaka araştırması çalışmalarının başlatılması ve/veya sağlık ocağının bilgilendirilmesi için ilgili sağlık ocağına gönderilir Tanımlanan laboratuvarlardan gelen Form 017/D’lerin icmalini yapar AYLIK olarak İl Sağlık Müdürlüğüne gönderir. “Sürveyans Tipi” bölümünde belirtilmiş olan laboratuvarlardan yapılır. İl Halk Sağlığı Laboratuvarları. Grup C bildirimi zorunlu hastalıklar listesi • Akut Hemorajik Ateş • Creutzfeldt-Jakob Hastalığı • Ekinokokkoz • H.araştırması çalışmalarının başlatılması ve/veya sağlık ocağının bilgilendirilmesi için ilgili sağlık ocağına gönderilir İl Sağlık Müdürlükleri tarif edilen sağlık kuruluşlarından ve İlçe Grup Başkanlıklarından gelen Form 014’lerin AYLIK olarak icmallerini yaparak. Söz konusu enfeksiyon etkenlerinin bildirimleri de her sağlık kuruluşundan değil. GÜNLÜK olarak Kurumunun bildirim sorumlusuna “Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişi” ile bildirir. İl Sağlık Müdürlüklerinde Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerini bağlı bulundukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırımı yapılır. tanımlanan laboratuvarlardan Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerini bağlı bulundukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırımı yapılır. Üniversite. Hastalık ile ilgili filyasyon. “Form 017/C”yi doldurur ve Sağlık Bakanlığı TSHGM gönderirler. salgın araştırma. İlçe Grup Başkanlıkları. 1. 3. bu dökümanın Grup D için hazırlanmış “Standart Tanı Kriterleri” kısmında. Grup D enfeksiyon etkenlerinin bildiriminden sorumludurlar. Buna göre. Tablo III. Grup D içinde yer alan enfeksiyon etkenlerinin herhangi biri için standart kriterler uyarınca pozitif bir bulgu elde ettiğinde. Hastalık ile ilgili filyasyon. Bölge ve Merkez Hıfzıssıhha Laboratuvarları.

• Listeria monocytogenes KAYNAK Bulaşıcı Hastalıkların İhbarı ve Bildirimi Sistemi Standart Tanı. Grup D bildirimi zorunlu enfeksiyon etkenleri ve hastalıklar listesi • Campylobacter jejuni • Chlamydia trachomatis • Cryptosporidium sp. • Shigella sp. AYLIK olarak İle ait Form 017 D’yi doldurur ve Sağlık Bakanlığı TSHGM gönderirler. Tablo IV. Ankara. Sağlık Bakanlığı. Sürveyans ve Laboratuvar Rehberi. • Entamoeba histolytica • Enterohemorajik E. temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü. T.İl Sağlık Müdürlükleri tarif edilen sağlık kuruluşlarından ve İlçe Grup Başkanlıklarından gelen Form 017/D’lerin icmallerini yapar.coli • Giardia intestinalis • Salmonella sp.C. 2005. 397 .

c. Çevreye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri (Sağlık dışı sektör ve meslek grupları tarafından yürütülür. 2. Kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri (Sağlık personeli tarafından yürütülür) (1) Kişisel hijyen. SAĞLIK EĞİTİMİ İnsanlara gidin. Sosyal rehabilitasyon (Sosyal hizmet kurumları ve personeli tarafından verilir. Eski bir Çin şiiri. (4) Aile planlaması. Sağlık sektörünün görevi. eğitim. 3): 1. 3. (4) Konut sağlığı. (3) Bağışıklama. (6) Erken tanı ve tedavi.13. (2) Katı ve sıvı atıkların zararsız hale getirilmesi. Onlardan öğrenin. SAĞLIK HİZMETLERİNDE SAĞLIK EĞİTİMİNİN YERİ ve ÖNEMİ Sağlık hizmetleri aşağıdaki başlıklar altında incelenmektedir (1. denetim ve yol göstermedir) (1) Yeteri kadar ve temiz içme suyunun sağlanması. İkinci basamak tedavi hizmeti (Yataklı tedavi kurumlarında tedavi). Üçüncü basamak tedavi hizmeti (Üst düzeyde uzmanlaşmış ve ileri teknoloji kullanılan merkezler: Üniversite hastaneleri. özel dal hastaneleri). Ve sahip oldukları üstüne kurun çalışmalarınızı. Rehabilite edici sağlık hizmetleri: a. Görevinizi tamamladığınızda. (5) Kemoproflaksi (İlaçla koruma). Birinci basamak tedavi hizmeti (İlk başvuru ve ayakta tedavi). Tedavi edici sağlık hizmetleri (Sağlık personeli tarafından yürütülür) a. Koruyucu sağlık hizmetleri a.) 398 . Eğer insanlar “Biz onu kendimiz yaptık” diyorlarsa. (2) Sağlık eğitimi. Siz iyi bir öğretmensiniz. Onları sevin. Onların bildikleriyle başlayın işlerinize. Tıbbi rehabilitasyon (Sağlık personeli tarafından verilir. b. (7) Beslenmenin iyileştirilmesi.) b. İşinizi bitirip. Aralarında yaşayın. (3) Besin hijyeni. 2. danışmanlık. (5) Vektörlerle mücadele. b.

TSK İç Hizmet Kanunu “Sağlık İşleri” bölümünün ilk maddesi olan 57 nci maddede. toplumun her kesiminden gelen gençlerin toplandıkları önemli bir eğitim yeridir. Sağlık hizmeti sunan her branştaki sağlık personeli. sağlık haklarını savunabilir duruma getirmek için uygulanacak sağlık eğitimidir. sağlıklı yaşam sürmeleri için kişilere sağlıklarını korumalarını ve geliştirmelerini. Sağlık eğitiminin başarısı. “Silahlı Kuvvetler sağlık işlerinde. sağlıklı bir yaşam sürmeleri için.” “Bu hizmetin yürütülmesinden ve görülmesinden kıta kumandanları veya kurum amirleri ile bunların tabipleri sorumludur. bunun yanında bazı becerilerin kazandırılması ve bunların benimsetilmesi için. okul içinde ve dışında. TSK ve Sağlık Eğitimi TSK’ndeki sağlık hizmetlerinin nasıl yürütüleceği TSK İç Hizmet Kanunu ile belirlenmiştir. kişilere gerekli önlemlerin öğretilmesi. İç Hizmet Kanunu. birey ve toplumu hastalıklardan koruma ve yaşam kalitesini yükseltme konusunda yardımcı olan uygulamalardır. askerlerin sağlığının takibini ve korunmasını istemektedir ve bunu komutanların ve tabiplerin sorumluluğuna vermiştir. Halk Eğitimi. sağlam veya hasta kişiler ile doğrudan ilişki içinde olan her sağlık görevlisinin sorumluluğudur. sağlıklarını koruyabilir.” hükmü yer almaktadır. belirli bir plan ve program çerçevesinde yürütülen çabalar ise eğitim olarak tanımlanır (2). Sağlığın korunması. toplumu oluşturan kişilerin. Silahlı Kuvvetlerin ülke sağlık düzeyine sağlayabileceği en önemli katkılardan birisi olarak düşünülebilir. Silahlı Kuvvetler. benimsetilmesi ve davranışlarına yansıması. TANIMLAR Öğretim. aynı zamanda bir sağlık eğitimcisi olduğunu unutmamalıdır (1). (Halkın Sağlık Eğitimi Yönetmeliği. sağlık sorunlarını çözebilir. kişilerin davranışlarında istenen davranışlar meydana getirilmesidir. Eğer eğitimde. madde) 399 . davranışını geliştirerek. sağlık hizmetlerine katılabilir. 15. Sağlık eğitimi. Eğitimde amaç. Bu ise sağlık eğitimi ile sağlanabilir. belirlenmiş olan bilgilerin kişilere benimsetilmesi. askerlerin fizik ve moral durumlarını takip ve koruyucu tababetin tatbiki esastır. kişilere belirlenmiş olan bazı konuların anlatılması ve bunları bilmelerinin sağlanmasıdır. kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri içinde yer almaktadır. kişilerin belirlenmiş olan bilgileri bilmeleridir (2) Eğitim: Bireylere yeni bilgilerin öğretilmesi. sağlık bilincini. Başka bir deyişle Sağlık eğitiminde amaç. bireylere sağlıkla ilgili olumlu tutum ve davranışların kazandırılması ile mümkündür. olumlu bir çevre yaratmalarını ve tedavi imkanlarından yararlanmalarını sağlayacak davranışlar kazandırmaktır. yurdun her bölgesinden.Sağlık eğitimi. Askerlere sağlık eğitimi verilmesi. Yani öğretimde amaç. Sağlık eğitimi. Konuya başka bir açıdan bakacak olursak. bu sağlık eğitimi olarak adlandırılır. eğitimci ile hedef kitle arasında kurulan iletişimin başarısına bağlıdır. bilginin uygulanmasının sağlanması. sunulan sağlık hizmetlerinden etkin ve doğru olarak yararlanma bilincinin kazandırılması hedefleniyorsa.

topluluğun gereksinimlerine. e. İlkyardım eğitimi. Sağlıklı beslenme. imkanlar dahilinde en ilgi çekici şekilde planlanmalıdır. Dünya çevre günü ve çevre haftası. Yiyecek ve içeceklerle bulaşan hastalıklar. e. e. 2. Kan yoluyla bulaşan hastalıklar. bulaşma ve korunma yolları. b. 4. Aile planlaması. eğitimin verileceği hedef gruplar tespit edilir. konular seçilebilir. belli bir zaman diliminde yürütülen faaliyetlerin tümü sağlık eğitimi planlaması olarak tanımlanır. sağlıkla ilgili bazı davranışları kazandırmak amacıyla. 6. Kanser haftası. en kıymetli servetin sağlık olduğunun. iş. vb. SAĞLIK EĞİTİMİ KONULARININ BELİRLENMESİ Sağlık eğitiminde yapılacak ilk iş. Değerlendirme. Ülke veya bölge düzeyinde en önemli sağlık sorunları: a. Kişisel hijyen konuları. b. c. Sağlık eğitimi konuları nasıl seçilebilir? (2) 1. Sağlığa zarar veren alışkanlıklar vb. d. Her bölgenin. Yetişkinlerin ihtiyaç duyabileceği düşünülen konular: a. Belirlenmiş olan amaçlara ulaşabilmek için. Sakatlar günü. daha önce saptanan araçlar kullanılarak. İlaç tasarrufu. konular seçilebilir. Çevrenin temizliği. f. Verem haftası. Programda öngörülenler uygulamaya konulur. Toplumdaki sağlık sorunları ve eğitim ihtiyaçları belirlenir. bilinçli ilaç kullanımı. 400 . Özel gün ve haftalara göre sağlık eğitimi: a. Temasla bulaşan hastalıklar. 5. c. Kazalar (trafik. koşullarına göre işlenecek konular ve verilecek bilgiler seçilip. b. ev kazaları). Kızılay haftası gibi özel gün ve haftalarda. onu tehlikelerden korumanın en önemli hak ve aynı zamanda bir görev olduğunun öğretilmesi ve benimsetilmesidir. Değerlendirme aşamasıdır. Belirlenmiş olan eğitim ihtiyaçlarıyla ilgili olarak amaçlar belirlenir. belirlenmiş olan konunun hedef gruba nasıl anlatılacağı konusunda bir plan yapılır. sağlık eğitimi planlaması ve uygulamasının her aşamasında yapılır.SAĞLIK EĞİTİMİNİN PLANLANMASI Belli bir bölgedeki bireylere. 3. başlangıçta belirlenmiş olan hedeflere ulaşabilmek için. bu günlere özel konular seçilebilir. ayrıntılandırılır ve bir program haline getirilir. f. 3. bu işle görevlendirilmiş organlar tarafından. kişilere öncelikle sağlığın değerinin. Hazırlanmış olan plan. Solunum yoluyla bulaşan hastalıklar. d. c. d. 2. Sağlık Eğitimi Planlamasında Basamaklar (2) Sağlık eğitimi planlaması 6 basamakta gerçekleşir: 1.

belli durumlar için belli kurallar verir (2). Yöntem. Birey eğitimi yöntemleri. sağlıkla ilgili sloganlar ve kompozisyonlar yazdırılabilir. en güvenilir ve en kısa yolu tanıtır. Sağlık eğitimi yöntemleri. doğruluğu genel olarak kabul edilmiş. 4. Bu özelliklere eğitimde “teknik” denir. 2. etkinliği yüksek fakat pahalı ve dolayısıyla verimliliği düşük bir yöntemdir. 1. Öncelikle eğitim hedeflerini gerçekleştirmeye yardımcı olacak yöntemlerin seçilmesine özen gösterilmelidir. Eğitici önce kendisi yapar. Grup eğitimi yöntemleri. izlenen “yöntem”e bir parça özellik katmak demektir. en düzenli. Bu durum. Okutma ve yazdırma yöntemi: Eğitilecek kişilere sağlıkla ilgili eserler okutulabilir. c. 4. b. 3. verilmek istenen mesajlar verilir. Tekrarlamak ve alıştırmak.SAĞLIK EĞİTİMİ YÖNTEMLERİ “Yöntem”’in sözlük anlamı. bunun yanında kendi tecrübelerini. Görüşme yöntemi: Kişilerin sağlık konularında neler düşündüklerini. 2. Eğitimci. Bunun dışında. şu amaçlara yönelik olmalıdır: 1. Birey Eğitimi Yöntemleri: Birey eğitimi. 2. belirlenen yöntemlerin öğretme etkinliklerini monotonluktan kurtaracak nitelikte olmasına. Toplum eğitimi yöntemleri. Eğitimci ve eğitilenleri yormamasına dikkat edilmelidir. 3. d. eğitim çalışmaları sırasında genel olarak bu kuralları göz önünde bulundurur. Başlıca birey eğitimi yöntemleri şunlardır: a. kişisel düşüncelerini ve özelliklerini de buna katarak eğitimi yürütür. Ülkemizde yaygın olarak kullanılan “usta-çırak” ilişkisine dayalı eğitimlere karşılık gelmektedir. İkna etmek. beceriler kazandırılmaya çalışılır. neler hissettiklerini ve neler yaptıklarını öğrenmek amacıyla uygulanır. Her zaman uygulanamaz. Eğitim yöntemleri 3 ana başlık altında incelenmektedir: 1. bir amaca varmak için bir işin nasıl yapılması gerektiği hakkında denenmiş. 3. Öğretmek. kavram ve gerçekleri incelemede tutulan sistemli yol demektir. 401 . Kişilerin faaliyetlere etkin bir şekilde katılmalarını sağlayıcı olmasına. Ziyaret yöntemi: Eğitim konusuyla ilgili yerler ziyaret edilebilir. Eğitim yöntemlerinin seçiminde göz önünde bulundurulması gereken ilkeler şunlardır (2): 1. Gösterme ve yaptırma (yetiştiricilik) yöntemi: Herhangi bir konuda bir becerinin öğrenilmesi amacıyla kullanılan bir eğitim tekniğidir. Yapmak ve yaptırmak. Bu sırada. sonra yaptırır.

Anlatma yöntemi: Eğitimcinin. Eğitimde amaç. konu ve sorular anlatılır. 2. genellikle küçük gruplarla yürütülen bir eğitim tekniğidir. grup üyeleri tarafından karşılıklı konuşarak. 402 . g. kamuoyu yaratmada ve ulusal kampanyaların yürütülmesinde yararlı ve etkilidir. broşürler. televizyon. e. Vaka çalışması: Gerçek veya gerçek olabilecek bir olay seçilir. Toplum eğitimi yöntemi: Eğitimin tüm toplumu kapsaması amaçlandığında. kitaplar. d. 20-25 kişi. Kişiler etkinliğe daha fazla katılacaklarından daha çok kabul görür. duygu ve düşüncelerini söz ve davranışlarla ifade eder veya verilen rolü canlandırır.) c. i. dinleyerek ve konuya katılarak işlenmesidir. vb. Rol yapma (oyunlaştırma) yöntemi: Katılımcı. h. dergi. sempozyum. herhangi bir konuyu bir sıra ve düzene göre karşısındaki kimselere baştan sona kadar anlatmasıdır. bu olay ve bu konu ile ilişkili sorular belirlenir. f. 3. Soru-cevap yöntemi: Eğitimci. onların verdikleri cevaplara ve sorularına göre sunum sırasında konuyla ilişkili noktalar anlatabilir. Başlıca grup eğitimi yöntemleri şunlardır: a. asıl anlatılmak istenen konunun sunumundan önce veya sunum sırasında konuyla ilişkili noktalarda anlatılabilir. Gösterme ve yaptırma (yetiştiricilik) yöntemi: Birey eğitimi yöntemleri arasında anlatılmıştır. (Örnek: Sınıf dersi veya konferans) b. (Örnek: Panel (Açık oturum). Hikaye. Bunun için gazete. Tartışma yöntemi: Herhangi bir konunun. amaç ve hedeflerine uygun olacak şekilde belirtilen yöntemlerden. Onlara iyi birer örnek olmak suretiyle. grup üyelerine soru sorar. Hikaye anlatma yöntemi: Grup üyelerinin. Taklit yöntemi: Bireyler. örnek aldıkları kişilerin davranışlarını taklit etme meylindedirler. aynı soruna farklı bakış açılarıyla çözüm getirilmeye çalışılır.e. Bunlar daha çok bilgilendirme sağlar. ancak daha pratik bir yöntemdir. Gözlem yöntemi: Herhangi bir olayın meydana gelişini bir plan çerçevesinde evre evre gözlemek ve incelemektir. kendisini bir başka kişinin yerine koyarak. atölye çalışması örnek olarak verilebilir. daha etkin bir şekilde uygulayabileceği ve daha iyi sonuçlar alabileceği birisini veya birkaçını belirleyerek eğitim sırasında uygulayabilir. etkilenmeleri sağlanabilir. Hangi eğitim yöntemini seçelim? Eğitimci. toplumun eğitim düzeyi önemlidir. en uygun grup sayısı olarak kabul edilir. radyo. kitle iletişim araçlarından yararlanılır. toplum eğitimi yöntemleri kullanılır. Beyin fırtınası yöntemi: Düşünmeyi ve yaratıcılığı uyaran. eğitim konusuna uyumlarını ve ilgilerini sağlamak amacıyla uygulanır. Ancak bu yöntemin etkili olabilmesi için. Grup eğitimi yöntemleri: Etkinliği daha az.

Görsel araçlar: a. b. Yazı tahtası. Tepegöz projektör ve saydamları. plak. bir veya bir kaçı seçilebilir. grafik. oyunlaştırma. d. Etkinlikleri sınırlıdır. 4. c. tartışma. Resimler: Belirli amaçlarla çekilmiş olan bazı resimler. beyin fırtınası gibi yöntemler. İşitsel araçlar: Radyo. Eğitim aracının kullanılması ile ilgili ilkeler: 1. Sergi: Amaç. Her koşul için uygun bir eğitim aracı yani her derde deva. yazı gibi materyaller asılabilir. her yerde ve her zaman kullanılabilecek bir eğitim aracı bulunamaz. f. grup çalışmalarında elden ele dolaştırılarak herkesin incelemesi suretiyle verilmek istenen mesaj vurgulanabilir. e. Katılımcılarda bir konuda davranış değişikliği sağlamak ise. 403 . broşür. barko cihazı. yetiştiricilik gibi yöntemler. vaka çalışması. Afişler: Herhangi bir fikri anlatmak veya uygulanan belli bir program veya yürütülen bir kampanya için halkın dikkatini çekmek için kullanılabilir. Katılımcılarda sorun çözme becerisini geliştirmek ise. Belli bir konuda toplumu bilgilendirmek ise. Amaca ve mevcut koşullara en uygun araç nedir? 3. toplum eğitimi yöntemlerinden birisi veya birkaçı tercih edilir. 2. öğrenme veya konuya ilgi çekme yönünden halkı etkilemektir. konferans gibi yöntemler. Bülten tahtası: Eğitsel amaçla hazırlanmış fotoğraf. Bilgisayar. 2. Görsel-işitsel araçlar: a. bant. Gazete. 3. oyunlaştırma. Eğitim aracı kullanmak gerekli mi değil mi? 2. c. SAĞLIK EĞİTİMİNDE KULLANILABİLECEK ARAÇ ve GEREÇLER (GÖRSEL-İŞİTSEL ARAÇLAR.1. b. CD. görsel-işitsel araçlarla desteklenmiş bir sınıf dersi. gruptaki kişi sayısı. dergi yazıları. işlenen konu ve mevcut imkanlara göre. Kitap. mesajlarını aktarmasında eğitimciye yardımcı olan araç-gereçlerdir (4). d. ele alınan konuya veya gösterilmek istenen materyale geniş halk kitlesinin ilgisini çekmek. Araçların nasıl kullanıldığı biliniyor mu? Eğitim araçlarının sınıflandırılması (4): 1. EĞİTİM MATERYALLERİ) Konuların işlenmesi sırasında. vaka çalışması. 3. Katılımcıların belli bir konuda bilgi kazanması ise. yetiştiricilik. Slayt ve slayt projektör. amaca uygun olarak alınmış kopyaları. Eğitim ortamı. daha çok tartışma.

Eğitim aracı gerekli mi? (Şov olmasın) 2. 7. Beklentilerin saptanması 5. Tanışma 2. 3. EĞİTİCİLERİN SORUMLULUKLARI 1. DVD. Katılımcılar öğrenme ihtiyaçlarının farkına vardıklarında öğrenme/eğitim daha etkilidir. Sözel/sözsüz iletişim 404 . Kontrol altında yaptırılan uygulamalar beceri kazanmada faydalıdır. 5. Öğrenmeyi destekler/kolaylaştırır. 6. Video. Öğrenim İçin Uygun Atmosfer Oluşturma (Nasıl) 1. 3. Eğitimin başarılı olmasının sorumluluğunu eğitmen/katılımcılara paylaştırır. Amaç ve hedeflerin gözden geçirilmesi 3. 3. g. 5. Çeşitli metot ve tekniklerin kullanılması öğrenimi kolaylaştırır. 2. Katılımcılar öğrenmeye hazır olduklarında öğrenme/eğitim daha etkilidir. 6. Isınma egzersizleri 7. VCD. Eğitim Araçlarının Kullanılması İle İlgili İlkeler: 1. Beceride mükemmelleşme/ustalaşmada tekrar gereklidir. Öğrenim/ eğitimin etkili olabilmesi için geri bildirim verilmelidir. beceride ustalaşmayı hedeflemek Katılımcıların başarısız olduğu durumlarda kendi yöntemlerini gözden geçirmek Öğrenim İçin Uygun Atmosfer Oluşturma (Avantajları) 1. 4.e. Katılımcıların deneyimleri ve geçmişteki bilgileri üzerine inşa edilen öğrenme/eğitim daha etkilidir. 8. f. En uygun araç hangisi? 3. İnsanların hangi ortamda / nasıl öğrendiğini esas alır. Güven verir. Zaman zaman yapılan değerlendirmelerde katılımcılar başarı ve başarısızlıklarını anlamalıdır. 4. 2. Katılımcıları soru sormaya teşvik eder. 5. Döner levha (Büyük blok not). Olumlu bir eğitim ortamı yaratmak Kendisi iyi bir model oluşturarak eğitilenleri etkilemek Katılımcı eğitim metotlarını kullanmak Sorumluluğu katılımcılarla paylaşmak Yüksek puan vermeyi değil. Televizyon. 2. Aktivitelerin açıklanması 4. Araçların kullanılışı biliniyor mu? EĞİTİMİN PRENSİPLERİ 1. 4. Soruların yanıtlanması 6.

Eğitimde çeşitlilik arzularlar 5. Sesin tonu. Kişisel kaygıları vardır/ güvenli ortam isterler 7. Eğitimin kendi konularıyla bağlantılı olmasını isterler 2. Aktivitelerde istenenler açık olarak anlatılmalı Yetişkinler 1. Sunum şekli ve temposu iyi ayarlanmalı 7. Konular arası geçiş mantıklı olmalı 8.coşkulu sunulması Sözel İletişim 1. Göz teması 3. Soru yanıtlanırken katılımcıya dönme 6. Eğitim konularıyla ilgiliyse motive olurlar 3. 9. İlk izlenim (karşılama. Oda içinde dolaşma 5. ilk mesaj) 2. olgu tartışması. Katılımcılara isimleriyle hitap edilmeli 4. Mizah kullanma 9. Aynı hareketleri yapmaktan kaçınma 7. vurgusu ve yüksekliği iyi ayarlanmalı 2. Eğitim sırasında kişisel ihtiyaçlarının göz önüne alınması gerekir Sunum Türlerine Göre Anımsama Düzeyi Sunum Türü Sözel.) Anımsama (%) 3 saat 3 gün sonra sonra 25 10-20 72 10 80 65 90 70 405 . Olumlu geribildirim isterler 6. Belli sözcük ve ifadelerden kaçınmalı 6. Eğitim sırasında özgün bir birey olarak görülmek isterler 8. Her bölüme güçlü bir girişle başlanmalı 3. drama vb. tek-yönlü ders (konferans) Yazılı (okuma) Görsel ve sözel (görsel araçların kullanıldığı sınıf dersi) Katılımcı yöntemlerle eğitim (rol oynama.8. Konunun hevesli. Eğitim sırasında özgüvenlerini korumaları gerekir. Eğitimde aktif katılımda bulunmak isterler 4. Katılımcıların verdikleri örnekler kullanılmalı 5. Olumlu yüz ifadeleri 4. Sosyal aktiviteler ÖĞRENİM İÇİN UYGUN ATMOSFER OLUŞTURMA Sözsüz İletişim 1.

diğer grupların eğitim programlarıyla bir bütünlük arz etmelidir. 5. etkinliği artırması açısından eğitim hizmetle birlikte sunulmalıdır. Örneğin. Halka olumlu davranış kazandırmada bu yetkiden 406 . Sağlık eğitiminde tüm sağlık personeli görev almalı. önderlerin uygulamasını gözler ve değerlendirir. 13. önceki deneyimleri dikkate alınarak geliştirilmelidir. Uygulama olanağı olmayan bir konuda eğitim. çevreyi kirletenlerin ve aşıdan kaçanların cezalandırılmasını öngörmüştür. Eğitim sırasında başarılı görülenler. Amaç açık bir şekilde belirtilmelidir. 9. eğitime katılanların ihtiyaçlarına. Bundan dolayı. 3. Öğrenme hızları açısından. 11. uygulama yaptırmanın. Kişilerin konuyla ilgilenmeleri sağlanmalıdır. değişik şekillerde ödüllendirilmeli. sorunlarına cevap getirmelidir. sektörlerarası işbirliği sağlanmalıdır. Sağlık eğitimi bir bütün olarak ele alınmalı ve ilgili herkesi kapsamalıdır. becerileri. 14. gerektiği zaman cezalandırma yöntemi kullanılabilmelidir. toplumun sağlığını bozanların. önce bildiği şeylerden başlanmalıdır. Eğitim. 7. 12. bilinenden bilinmeyene. ihtiyaçları ve eğitim gereksinimleri belirlenmelidir. Eğitim programlarının içeriği. bunların eğitime daha kolay erişmelerinin sağlanması öncelik taşımalıdır. 6. aynı yöntemle. 4. Kişilerin davranışları ve alışkanlıkları kısa sürede değiştirilemez. 2. birbirini karşılıklı olarak destekleyen olgulardır. eskileri ile ilişki kurarak öğrenirler. erlerle subay ve astsubayların eğitimi. kişilere her ne öğretilecekse. Eğitim sürekli olmalıdır. halka sağlık hizmeti veren tüm sağlık personelinin en önemli görevi olarak ele alınmalıdır. zamanla uygulamaya katılırlar. kişilerin bilgileri.Bireyler yeni şeyleri. Öğretilenler uygulanabilir olmalı ve eğitim sırasında uygulama yaptırılmalıdır. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu. yetişkinleri ilgilendirmez ve beklenen sonucu vermez. 8. eşit sürede aynı ölçüde öğrenemez. ilgilerine. Sağlık eğitiminde ilk aşamada toplum önderleri hedef alınmalı. Konular. bireysel farklılıklar dikkate alınmalıdır. beceri düzeyindeki davranışların kazandırılmasında ve alışkanlık haline getirilmelerinde önemi büyüktür. Toplumun büyük çoğunluğu. daha çok eğitimi planlayan ve yapan kişinin sorunudur. 10.SAĞLIK EĞİTİMİNDE TEMEL İLKELER (5) 1. Eğitim sonucunda ulaşılan sonuçlar ölçülebilir ve gözlenebilir değerlendirme yöntemleriyle kontrol edilebilmelidir. Bir grup için planlanan eğitim. Her birey aynı konuyu. Öncelikli gruplar yani eğitime en çok ihtiyacı olanlar belirlenmelidir. Ayrıca. somuttan soyuta doğru belli bir sırayla anlatılmalıdır. Sağlık eğitimi. Kültürden kaynaklanan yanlış davranışların değiştirilmesi çok zaman alır. Yetişkine bilgi aktarmak onun davranışını değiştirmek. Eğitimde öncelikli grupların belirlenmesi. Toplumun mevcut sağlık sorunları. Olumlu kanıya varanlar.

1990: 172-188.yararlanma düşünülebilir. KAYNAKLAR 1. GATA Ayın Kitabı. 5. Sağlık Meslek Liseleri İçin Sağlık Eğitimi. Dirican R. Halk Sağlığı Temel Bilgiler. Ankara. Özden. Mart 2004. Tekbaş ÖF. Halk Sağlığına Giriş. 2006. Toplum Hekimliği. Sağlık Eğitimi ve Sağlığı Geliştirme. 3. Ceylan S. Fişek N. Ankara 1985. Sayı:48. Hatiboğlu Yayınevi. 4. Göçgeldi E. Açıkel CH. etkisinin sürekli olmayacağı bilinmelidir. Ankara 1989. ancak eğitimin yerine geçemeyeceği. Ankara. Akın L. Oğur R. Sağlık Eğitiminde Kullanılan Materyaller ve Etkin Kullanımı. Editörler: Güler Ç. 2. Ankara. Hacettepe Üniversitesi Yayınları. Özvarış ŞB. 407 . M.

yy.’deki yangınlarla çok fazla tahrip olmuştu. (2) Hastalar bu örtülerini en azından üç haftada bir kez temizlemek zorundadırlar. (3) “Hastanede yatak sıkıntısı olmadığı sürece iki hasta aynı yatağı paylaşmayacaktır”. ortaçağda. Yalnızca annelere ait koğuş ve cerrahi koğuşlar ısıtılırdı.yy. Bu nedenle hastane enfeksiyonları. Böylece tüm yaralar infekte olurdu. Hastane Seine nehrine yakındı.yy.14. hasta sayısı hiçbir zaman 2000-3000’in altına düşmezdi. 15. Lui ve XIV. bu seçenek şüphesiz daha kötüydü. Paris’teki Hotel-Dieu 7. Lepra Sanatoryumları Orta Çağda yaygındı. Kadın hastalıkları ve doğum üniteleri zemin kattaydı ve sık sık Seine nehrinin suları yükselerek buraları basmaktaydı. kompleks kuruluşlar halini almış. tanı ve yatarak tedavi hizmetlerinin hemen hemen tamamını üstlenmişlerdir. Genel olarak bakıldığında İngiliz hastanelerinin daha iyi olduğu görülmektedir.’deki hızlı kentleşmeye kadar yeterli olarak bulundu. Öncelikle İngiliz hastaneleri daha temizdi. ancak hastanelerin bazılarında koşullar oldukça ilkel idi. özellikle son iki yüzyıl (yy. Batı Avrupa’da. sonunda ise Avrupa hastane ağlarıyla donatılmıştı. Şehirler büyüdükçe yeni hastaneler inşa edildi. Fransa’da VIII. içme suyu Seine nehrinden direkt olarak gelirdi. Epidemiler esnasında bu sayının 7000’in üzerine çıktığı bildirilmektedir.yy. 18. Bu şekliyle Hotel-Dieu hastanesi son derece kötü gözükebilirse de bunun alternatifi yalnızca sokaklarda kalmaktı.’de kuruldu ve yüzyıllar içerisinde yavaş yavaş büyüdü. HASTANE HİJYENİ Hastane Enfeksiyonları 1. Tek bir yatağı 8 hastanın paylaştığı ve yatakların vardiya ile paylaşıldığı zamanlar bile olmuştur. zengin zümre ise evlerinde tedavi görürlerken.’de Venedikli otoriteler Veba mağdurlarının 408 . günümüzde hastaneler daha modern. 1840 yılında İngiltere’de 114 eyalet hastanesi mevcuttu. Amputasyon sonrası mortalite %60 civarındaydı. 15. Burası Rönesans öncesine kadar Paris’teki tek hastaneydi. İngiltere’de kasabalar veya kilise cemaatlerinin girişimleriyle İngiliz gönüllü serbest hastaneleri açıldı. Bu genişleme Avrupa’da da paralellik gösteriyordu.) içinde gittikçe artan önemi ile her branştan hekimin ilgi alanına girmiştir. Yangından sonraki yıllarda hastanede yaklaşık 1000 yatak olmasına karşın.yy. Lui zamanında genel hastaneler oluşturuldu. Bu dönemlerdeki doktorlar suçiçeği gibi bazı hastalıkların yayılabileceğinin farkındaydılar ve hastaların ayrılması pratikte uygulanıyordu. Bu hastaneler Kraliçe Elizabeth’in fakirleri koruyan yasalarına dayanarak fakirlerin tedavilerini ücretsiz olarak yapıyordu ve bu sistem 18 ve 19. Manchester dispanserinde 1771 yılında hastaneye kabul edilen hastalara verilen devamlı emirler şu şekildeydi: (1) “Her hastaya hastaneye yatarken temiz bir örtü verilecektir. Hastane Enfeksiyonlarının Tarihçesi (1) Daha erken çağlarda yalnızca yoksullar hastanelere gider. Yaralar hastadan hastaya dolaştırılan spançla günlük olarak yıkanırdı. manastırların etkin olmasına kadar Romalıların askeri hastanelerinden başka kurumsallaşmış çok az tıbbi bakım merkezi vardı. Loğusalık ateşi sık olarak ortaya çıkardı ve 1746’daki bir epidemide koğuşta yatan 20 kadın hastadan 19’u ölmüştü.

Semmelweis’in Çalışması Semmelweis’in çalıştığı hastane iki ayrı bölüme ayrılmıştı. Böylece. Bu ünitelerdeki mortalite oranları çok fazlaydı. 2. yiyecek. Bu iki bölümdeki anne ölümleri oranları arasındaki farkın nedenlerini araştıran Semmelweis sosyo-ekonomik seviye.yy’lerde bu kesime bakmak üzere şehirlerde doğum hastaneleri kuruldu. tıbbi literatürü gözden geçirip 1843 yılında Lohusalık Ateşinin bulaşıcılık özelliğiyle ilgili yazısını kaleme almıştır. 1850 yılında bu hastaneleri “kadınları ölüme götüren kapı” haline gelmekle suçlamaktaydı. Birinci bölümdeki doktor ve öğrencilerin olguları olan doğumların %10’unda anne ölümü olurken. suçiçeği olan ve ateşli olgular ayrılmaktaydı. Varlıklı ve orta sınıf aileler doğumlarını evlerinde yaptırmaktaydılar. İngiltere'de 19. Ondokuzuncu yy. öyle ki. İnfekte hastaların izolasyonunun etkinliğini gösteren istatistiksel çalışmalar bölük pörçük haldeydi. Bir istatistik analizinde.yy’nin başlarında ateşli hastalıklar hastaneleri kurulduğunda. Londra Ateşli Hastalıklar Hastanesine başvuran 1080 tifüslü hastadan 27 tane nozokomiyal tifüs vakası görülmüş ve 8’i ölmüştü. Bunlardan Oliver Wendell Holmes. ventilasyon gibi faktörler her iki bölümde de aynı olduğu için. Semmelweis her iki bölümdeki maternal ölümleri gözden geçirdi. Puerperal Ateş (Lohusalık Ateşi) Bebeklerin hastanede doğması nispeten güncel bir durumdur. Bu şaşırtacak derecede kıymetli yazısında Holmes. Bu hastaneler aynı zamanda ebelik mesleğini üstlenmeye başlayan erkeklerin eğitimi için “Eğitim Hastaneleri” olarak da kullanılmaktaydı. 1940 yılına kadar. ayrılan kaynakların çok fazla üstüne çıktı ve böylece hastane kaynaklı özellikle cerrahi ve kadın-doğum servislerindeki mortalite dramatik bir şekilde artış gösterdi. İlk bölüm tıp öğrencileri için öğretim merkezi. Fakir ve evlenmemiş olanların ise böyle bir seçenekleri yoktu. 1850’li yıllarda. ve 19. “London Medical Times” yazarlarından Thomas Lightfoot. lohusalık ateşinin bulaşıcı bir hastalık olduğuna dair kanıtlar sunmuş ve söz konusu hastalığın bulaşının en aza indirilebilmesi için alınması gereken önlemleri bildirmiştir. Avrupa’daki hastanelere olan talep. 18. Amerikan doğumlarının hastanede gerçekleşmesi oranı %50 bile değildi. tifüsün nozokomiyal yayılımının genel hastanelerde (her dört tifüs olgusuna karşılık bir nozokomiyal olgu) Londra Ateşli Hastalıklar Hastanesine göre (her 40 tifüs olgusuna karşılık bir nozokomiyal olgu) daha sık olduğu ortaya çıktı. bu faktörleri 409 .yy’nin başlarında bazı klinisyenler lohusalık ateşinin belirgin bulaşıcılığı üzerine dikkatleri çekmişlerdir. çamaşır. su. Diğer taraftan. Ancak bu bildiri ebelik pratiği üzerine çok az etki yapmıştır. bu durum hastanelerin güvenli olduğu gösterilinceye kadar devam etti. Bu bölümlerde 24 saatlik nöbetler tutuyor ve hastalar sırasıyla nöbetçi bölüme yatırılıyorlardı.bölümde ebelerin doğum vakalarının yalnızca %3’ünde anne ölümü olduğunu gördü.barındırıldığı karantina merkezlerini kurmuşlardı.’nin sonları ve 20. ikinci bölüm ise ebelerin yetiştirilmesi ve eğitimleri için ayrılmıştı. Londra Ateşli Hastalıklar Hastanesi ve genel hastaneler arasında tifüsün nozokomiyal yayılımı karşılaştırılmıştı. genel hastanelere başvuran 272 hastadan sonra aynı hastanelerde toplam 71 nozokomiyal olgu ortaya çıktı ve 21’i de kaybedildi.

Colletschka’nın otopsisini yapan Semmelweis bulguların puerperal ateşten ölen kadınlardaki ile benzer olduğunu gördü ve bundan şöyle bir sonuç çıkardı. kısa süre sonra akut bir infeksiyon gelişti ve öldü.0/1000 idi. Askerlerin sağlık durumunu sivil standartlarla karşılaştırmışlardır. 3. tıp öğrencileri otopsi yapıyorlardı. Birinci bölümdeki lohusalık ateşi olguları aynı sıradaki bütün yataklarda görüldü.3). bazı pozitif ilişkileri gösterdi: 1. Kırım Askeri Hastanesinde ve genel olarak askerler arasındaki mortalite verilerinin analizini yapmak olmuştur. Doğum travayı uzun süren kadınlar diğerlerinden daha sık muayene ediliyorlardı ve daha yüksek risk altında idiler. 2.puerperal sepsiste önemli olarak kabul etmediBuna rağmen Semmelweis. bu emri takip eden 1848 yılında birinci bölümde 3556 doğum yaptırıldı. O sene ikinci bölümde de oran %1. hasta olmaya daha yatkındılar. Bu işlemin sonuçları dramatikti. İngiltere’deki sağlık hizmetine çok fazla etki edecek olan ve günümüzde de halen değerini koruyan “Hastane Notları” isimli kitabın üçüncü baskısını yayınladı. Doğumu uzun süren kadınlarda hastalık riski daha yüksekti. Onların ilk uğraşılarından birisi. hijyenik gıda ile su temininin ve temiz bir çevrenin askeri bir hastanedeki ölüm oranlarında majör bir azalma sağlayabileceğini göstermiştir. İngiltere ve Galler’de askerlik çağındaki erkeklerin 1839’dan 1853’e kadar yıllık mortalite oranı 9.2/1000 iken bu oran muvazzaflarda 35. Florence Nightingale ve William Farr Florance Nightingale. 4. Farr ve Florance Nightingale çok fazla olan asker ölüm oranının bulaşıcı hastalıklar ve kalabalığa bağlı olduğunu da gösterdi. bu yüzden birinci bölümde yüksek mortalite oranları mevcut idi. şüphesiz evde doğum yapan kadınlar doğumdan önce muayene edilmedikleri için lohusalık ateşi görülme oranları daha azdı. yaranın kadavra materyali ile kontaminasyonu ölüm sebebi idi”. sadece 45 anne ölümü meydana geldi (%1. 5. Jacop Colletschka otopsi yaparken bir öğrencinin bıçağıyla parmağından yaralandı. Annelerinde puerperal ateş meydana gelen çocuklar. Ölüm oranlarındaki farklılıklar etkileyici idi. Florance Nightingale 1863 yılında. ebeler ise otopsi yapmıyorlardı ve bu ikinci bölümdeki düşük mortalite oranlarını açıklıyordu.2 idi. İngiliz sağlık istatistikçilerinden biri olan William Farr’la karşılaştı ve 20 yıl boyunca onunla birlikte çalıştılar. O. 1856 yılında. Semmelweis bu hipotezine göre gözlemlerini analiz etti ve parçaların yerli yerine uyduğunu gördü. Şayet Semmelweis’in hipotezi doğru ise ellerin dezenfeksiyonunun kadavradan hamile kadınlara hastalık bulaşmasını önleyebileceği sonucunu çıkardı. Hastane dışında doğum yapan kadınlarda puerperal ateş gelişmesi olasılığı daha azdı. 410 . İkinci bölümde puerperal ateş ortaya çıktığı zaman asla tüm hastaları kapsamadı. Farr uzun süre hastane mortaliteleriyle ilgilenmiş ve hastane ölümlerini bildirmek üzere standart bir bildirim formu hazırlamıştır. 15 Mayıs 1847’de bütün öğrencilere ellerindeki kadavra kokusu gidinceye kadar ellerini kireç kaymağı çözeltisinde ovmalarını emreden bir yazı astı. “yara değil. Semmelweis’in yakın arkadaşlarından Prof.

Lister ve Antisepsi Glascow Üniversitesinde cerrahi profesörü olan Lister’in dikkati canlı germler ile havanın infekte olduğunu gösteren Pasteur’un çalışmalarına yöneldi. Eğer bu enfeksiyon oranları hava kaynaklı bakterilerin yok edilmesi ile düşürülebiliyor ise bu bakterilerin öldürülmüş olduğu ortamda ameliyat yapmanın daha emniyetli olacağı sonucuna vardı. cerrahi dikiş materyalini ve cerrahi öncesi operasyon alanını karbonik asit ile temizledi. Lister buna. yara infeksiyonlarından mikropların sorumlu olabileceği sonucuna vardı. Florance Nightingale bir hastanın sanitasyon koşullarıyla gangren. ümitsiz bir hastalığı olduğu bilinen ve açık kırığı olan bir hastada bu fikrini denedi. Bu gelişmelerin cerrahi uygulamalara olan etkisini inkar etmek imkansızdır. maskeler. Ayrıca bu kitapta. hastabakıcıların ve hemşirelerin hastanedeki ölümler için etkili bir bildirim sistemini yürütebileceklerini ileri sürmüştür. Bu. Lister. Eldiven kullanımı önemli bir gelişme idi. Holmes ve Bristow tarafından hazırlanan ve büyük hastanelerin de küçük hastaneler kadar güvenli olduğunu gösteren çalışmayı tercih etmişti. Daha da ötesi. Pasteur. 1899 yılında Johns Hopkins hastanesindeki bazı cerrahlar artık temiz 411 . ameliyat elbiseleri büyük üniversite hastanelerinde standart hale gelmişti. erizipel ve bakteriyemi gibi postoperatif komplikasyonlar arasında ilişki olduğunu ileri sürmüştür. Böylece cerrahi sırasında kullanılmak üzere bir karbonik asit sprey‘i geliştirdi. Dr. Lister eğer bu prensipler doğru ise. Klinik başarı çok dramatikti ve kesin ölümcül olarak kabul edilen yaralar şimdi iyileşiyordu. Daha sonraları parmaklarını. Ayrıca. hastabakıcı ve hemşire olmanın belirgin bir risk getirdiği gösterilmiştir. 1889’da Johns Hopkins Hastanesinden Halstead. Bu teknik ile çalışmalarına devam etti. Lister’i orijinal veya bilimsel olmamakla ve karbonik asidin Fransızlar tarafından yıllardır kullanıldığını söyleyerek suçlayan ilk kişi Simpson idi. germlerin büyümesinden kaynaklanan fermantasyon ve putrifikasyonu göstermiştir. Antisepsiden asepsiye kısa sürede bir geçiş oldu. Bu tartışmaların sonunda İngiliz Tıp Kurumu. sonuçlarını 1867’de yayınladı.sağlıksız hastanelerin çoğunun metropollerin civarında yerleşmiş olduğunu ve tüm kötü koşullara karşın. belki de hastane enfeksiyonu sürveyansının hemşireler tarafından yapılabileceğinin ilk referansıdır. Bu çok büyük tartışmalara yol açmıştır. Bakteriler ısı ile tahrip edilebiliyordu ve 1910’lara kadar steril enstrumanlar. Yara bakımını kolaylaştırmak için karbonik asit ile doyurulmuş pomad yaptı ve bunu yara dışını kaplamak için kullandı. Alman cerrahlar Lister’in metodunu süratle kabul ettiler. eldivenler. Şaşırtıcı bir şekilde. bulaşıcı bir hastalıktan dolayı ölüm oranının hastane personeli arasında oldukça yaygın olduğu ve başhemşire. karbonik asidin kullanımının yeni olmadığı. ancak kendi yaklaşımının yeni yöntem olduğunu iddia ederek yanıt verdi. Goodyear Lastik Şirketine süblime eriyiklerine allerjisi olan yardımcı hemşiresi için 2 çift lastik eldiven yapmasını istedi. Daha sonraları hastaları korumak için eldiven giyilmesi gerekliliği fikri ortaya çıktı. Bu hastanın yarasını karbonik asit emdirilmiş bir sargı ile sardı. fakir bir hastanın eğer evinde tedavi edilirse bu hastanelerde tedavi edildiklerinde sahip oldukları iyileşme şanslarından daha çok şansları olacağını ifade etmiştir. bir yaradaki organizmaları öldürerek (veya bu yaralar ile kontamine havanın temasını önleyerek) infeksiyonun önlenebileceğini belirtmiştir. Lister.

kayıtların tutulması gerekliliği üzerinde durmuş ve yara enfeksiyonlarını takip amacıyla aktif bir surveyans sistemi kurmuştur. Dukes bu tahta çubuğun kontamine olduğunu ve sonrasında da idrarı kontamine ettiğini düşündü. 20 hastada Y-şekilli bir drenaj sistemi denedi. yeni cerrahi işlemler ve yaklaşımlar geliştirildi. pozitif idrar kültürleri ile de kanıtlanan üriner enfeksiyon bulunuyordu. Günlük kıyafetlerden vazgeçilerek beyaz uzun önlükler yaptırıldı. daha sonraları maskeler rutin kullanıma girdi. hasta ile temas edecek her şey steril olmak zorundadır. Erkeklerde. II. Yaptığı değişiklikler. Avrupa ve Amerika’da cerrahi ve çocuk ünitelerinde ortaya çıkan nozokomiyal stafilokoksik infeksiyonlar yayınlanmıştı. üriner sistem enfeksiyonunu tanımlamak için idrarda lökosit sayısını esas alan bir tanı sistemi önerdi. Williams’ın kitabında Disease Center tarafından düzenlenen stafilokoksik infeksiyonlar toplantısını ve 1960 yılında Williams tarafından bir çok Hİ tartışılmış ve bir enfeksiyon kontrol görevlisinin önemi vurgulanmıştır. Bu pandemiler. Steril bir şişeye açık drenaj başarılı değildi. New York Presbyterian Hastanesinde yara enfeksiyon oranlarını 1925’te %14’den 1933’te %4.8’e düşürmüştür. Dünya Savaşından sonra penisilinlerin ortaya çıkışı daha muhteşemdi. daha az toksik ilaçlar vardı ve bunlar septisemiyi önlüyorlar. mesane kateterlerinde genellikle tahta bir çubuk. Yara enfeksiyonlarının epidemilerini araştırmış. Hem cerrah hem de bakteriyolog olan New York’lu Meleney. Buna göre ml’de 10’dan az lökosit varsa normal. Bir çok klinik. mesaneye kateter takılmasının gerekli olduğu rektal cerrahi sonrasında hemen hemen her olguda üriner enfeksiyon geliştiğini belirtti ve asemptomatik bakteriüriyi açıkça tanımladı. 100’ün üzerinde lökosit varsa. Bu sistem aralıklı mesane ve tüplerin antiseptik solüsyonla yıkanmasını sağlıyordu. bir yayınında üriner kateter uygulamasının potansiyel yan etkilerinden bahsetmiştir. Bu sistemin kullanıldığı 20 hastadan 8’inde infeksiyon gelişmedi.olgularda da eldiven kullanmaya başlamışlardı. Wise ve arkadaşları 1950 ve 412 . Dukes. 8’inde ise üriner sistem enfeksiyonu gelişti. Cerrahi işlemlerden sonra profilaktik antibiyotik kullanımı kavramı ortaya çıkmıştı. ipeğin dikiş materyali olarak kullanılmasının. tıkaç olarak kullanılmaktaydı. katetere bağlı üriner enfeksiyonlara dikkat çekildi. 4’ünde üretrit oluştu. Dukes. enfeksiyonu tedavi ediyorlardı. Son olarak Moore ve arkadaşlarının çalışmaları hastane enfeksiyonlarının kontrolünde “enfeksiyon kontrol hemşirelerinin” rolünü vurgulamıştır. Periyodik olarak bu tahta çubuk çıkarılmakta ve mesane boşaltılmaktaydı. 1950’lerde. Enfeksiyon oluşabilirdi ama şimdi daha potent. Modern dönemin başlangıcını 1958 yılında Communicable yayınlanan “Hastane Enfeksiyonları” kitabını sayabiliriz. Ancak Cuthbert Dukes’in 1929’da yaptığı çalışmada. stafilokok ve streptokok epidemileri sırasında taşıyıcıların araştırılmasının önemi üzerinde durmuştur. Diğer üriner drenaj sistemlerini denedi. Cerrahlar altın çağlarını yaşıyorlardı. Diğer Hİ büyük oranda ihmal edilmekteydi. mikrobiyal kontaminasyonu sınırlamak için cerrahi işlem sırasında konuşmamayı önerirken. hastane epidemiyolojisinin tanınmış bir branş olarak ortaya çıkmasını sağlamıştır. Sülfonamidlerin 1935’te kullanılmaya başlanması büyük bir gelişme idi ve ciddi streptokoksik ve stafilokoksik enfeksiyonlar artık tedavi edilebiliyordu. Aseptik tekniklerin uygulanması ile cerrahi enfeksiyonlar kontrol altına alındı. Sterilizatörler gerçek anlamda aseptik evrimi tamamladılar. Dukes.

Hastane enfeksiyonlarının sürveyansındaki temel amaç. 1988 Ocak ayından itibaren bu tanımların doğrultusunda sürveyans uygulanmaya başlanmıştır (6). 2000’li yıllarda bütün hastanelerimizde bu çalışmaların süratle sürdürüleceği düşüncesini taşıyoruz. Hasta hastaneye. tanımlanması. Centers for Disease Control and Prevention (CDC). Ülkemizde ise hastane enfeksiyonlarının kontrolüne yönelik çalışmalar oldukça yenidir. Kuluçka süresi Legionella enfeksiyonu ve su çiçeği gibi uzun olan enfeksiyonlar. görülen lüzum üzerine yeniden gözden geçirilmiş ve düzenlenmiştir (9). annede hastaneye yatış sırasında enfeksiyon olmamalı ve doğan bebekte 48-72 saat sonra enfeksiyon gelişmiş olmalıdır. 6. 1992 yılında cerrahi yara enfeksiyonlarının tanımı. 5. hastaneye yatış sırasında var olan enfeksiyöz bir olayın komplikasyonu veya uzantısı olmamalıdır. Son 150 yılda ortaya çıkan büyük gelişmeleri yansıtabilmek için şöyle denilebilir. Her ülke bu tanımları. Bu yüzden azaltılması amacıyla. 2. hastaneye yattıktan 48-72 saat sonra veya taburcu olduktan sonraki 10 gün içinde gelişmiş olmalıdır. bu zaman sürecinin dışında değerlendirilirler. izlenmesi ve önlenebilmesi için çeşitli stratejiler geliştirmektedirler. Hasta. daha sonra ortaya çıkan ve hastane enfeksiyonu olarak tanımlanan enfeksiyon nedeniyle yatmamış olmalıdır. Hasta. 2. Hasta hastaneye yattığında kuluçka döneminde olmamalıdır.1960’larda. poliklinik muayeneleri esnasında almış olabilir. 1970’li yıllarda enfeksiyon kontrol komiteleri kurulmaya başlanmış olup. 4. Bu amaçla. Amerika’da surveyans ve hemşire epidemiyologların gelişimi ile ilgili çok yararlı bir tanımlama yayımlamışlardı. enfeksiyon etkenini hastaneye yatmadan. 3. sisteme katılan hastanelerde uygulanmak üzere 1987 yılında hastane enfeksiyonlarının tanımlarını yayınlamış. sadece iyi fikirleri olanlar değil. Yenidoğanda hastane enfeksiyonu tanısı için. Enfeksiyon. bu enfeksiyonların azaltılması için stratejilerin geliştirilmesidir. 1. aynı zamanda bu fikirlerini deneme ve sonuçlarını değerlendirebilme enerjisine sahip olanlar bu başarıda en büyük paya sahiptirler. Öncelikle hastane enfeksiyonlarının tanımının iyi yapılması gerekir. ABD’de 1970 yılından beri National Nosocomial Infections Surveillance System (NNIS) adı altında veriler toplanmakta ve Amerikan hastanelerindeki Hİ’ler değerlendirilmektedir. kendi hastanelerinde uygulanmak üzere uyarlamıştır. Hastane Enfeksiyonu Nedir? (2) Hastanede kalış sürelerinin uzamasına ve hasta bakımı maliyetlerinin artmasına neden olur. 413 .

merdivenler. uygun trafik akışı. Çevreden yeterli uzaklık. Sistemik enfeksiyon Hastane Hijyeni 1. 414 . A. Kapılar dört kenarından da sıkı kapanmalıdır ve kasaya sert olarak çarpmamalıdır. Pnömoni 4. iç dekorasyon. Kemik ve eklem enfeksiyonu 6. Hastanelerde Olması Gereken Fiziki Koşullar Hastane hijyeninin sağlanmasında hastanenin uygun fiziksel koşulları sağlaması gerekmektedir. hastane enfeksiyonlarının önlenmesinde ve temel gereksinimlerin karşılanmasında ciddi sıkıntılarla karşılaşılabilir (3). Deri ve yumuşak doku enfeksiyonu 12. Odaların gürültüden korunması için ise çift camlı pencere kullanımı uygundur. 4). çamaşırhane ve diğer destek hizmetlerinin girişi için ayrı bir servis avlusu bulunmalıdır (4). hastane binasından gürültü ve kirliliği önleyecek kadar uzakta olmalıdır. Ayrıca mutfak.Belli başlı hastane enfeksiyonları şunlardır: 1. Hastane içi park yerleri. klinik servisleri. toz ve dumandan etkilenmeyen konumda olması uygun olacaktır. sis. Merkez sinir sistemi enfeksiyonu 7. Alt solunum yolları enfeksiyonu (pnömoni hariç) 10. Kardiyovasküler sistem enfeksiyonu 8. Normalde çelik kasalı kauçuk contalı kontrplak kapılar bu özellikleri iyi sağlarlar (3. Hastanenin yerleştiği arazi. Gastrointestinal sistem enfeksiyonu 9. Genital sistem enfeksiyonları 11. bulaşıcı hastalıkların tedavi edildiği kısımlar. C. park yerinin yeterince hastane binasından uzak olması ilk koşullar olarak sayılabilir. Primer kan dolaşımı enfeksiyonları 5. Ulaşım ve Girişler Hastaneden ana caddeye tek bir yaya ve araç girişinin olması idealdir. Ambulans yanaşma yeri girişten görülmemelidir. Gürültünün Önlenmesi Gürültünün önlenmesinde ilk aşama bina için arazi seçilmesi ile başlar. Ayrıca ameliyathaneler. katı ve sıvı atıkların bertaraf edilmesi yapım aşamasında planlanmalıdır. Hastane arsası Hastanenin yerleştiği alan sessiz. Ayrıca arsanın coğrafi olarak rüzgar. Üriner sistem enfeksiyonu 2. B. sakin ve huzurlu bir çevreyi sağlamalıdır. doğum ve çocuk klinikleri. tuvaletler. (4). Daha inşa ve donanımın yapılması aşamasında ilerideki hijyen gereksinimi düşünülmediği takdirde hijyen ve temizliğin sağlanmasında. psikiyatri servisleri ve kronik hastalıkların bakıldığı bölümler özel tasarım gerektirmektedir (4). Cerrahi bölge enfeksiyonu 3. hizmet tesisleri. Giriş yolu tek yönlü olmalıdır. Dışarıdan duvar ve çitle ayrılmış yeterli büyüklükte bir alan bunu sağlayabilir.

Pencerelerin büyüklük ve açısı.50 m) yapılmalıdır (4). Asansörler. Güneş gelen tarafta. Bu yüzden bakım ve onarımdan sorumlu kişiler hastane su tesisatı konusunda deneyimli ve eğitilmiş olmak zorundadır (3) D. 415 . Eğer su depolanıyor ise depo düzenli olarak temizlenmeli ve numune alınarak analiz edilmelidir. uygun basınç altında iletilmelidir. fiziksel. iç cam yüzünün dışında güneş ışığını kırıcı önlemler alınmalıdır. Merdivenin bir kolu 15 basamaktan fazla olmamalıdır. Hastane suyu. Koridorlar. biyolojik ve radyolojik olarak yüksek kaliteli sudur.50 m olmalıdır. Su Temini Hastane suyunun tek bir tanımı vardır. Pencere alanı 1/5 tavan veya taban alanı olmalıdır. koridor genişliği en az 2. kimyasal. Işıklandırma ve Pencereler Bütün hasta odalarının engellenmemiş gün ışığına gereksinimi vardır. Sağlanan yüksek kaliteli su. hastanede tahmin edilemeyecek sonuçlar doğurabilir. Gereğinde hastanenin özel koşullarına uygun arıtma yapılabilmelidir. Çok amaçlı asansörler merkezi noktalarda olmalıdır. Merdivenler ve Asansörler Koridorlar pencereler ile yeteri derecede havalandırılacak ve aydınlatılacak şekilde olmalıdır. ihtiyaç duyulduğu zaman tüm düşey trafiği karşılayacak şekilde dizayn edilmelidir.80 x 2. E. Merdivenler. sağlık ve estetikle ilgili nedenlerden dolayı kullanım amaçlarına göre ayrılmalıdır. Eğer bir katta iki servis var ise dört yerine üç merdivene izin verilebilir. Asansör boyutları taşıma amacına uygun olarak yapılmalıdır. Asansörlere ulaşan yollar düz olmalıdır. seyrek kullanılan ara koridor genişlikleri en az 1. Hastanenin yapım aşamasında su sağlanması konusu çözümlenmiş olmalıdır.Ç.25 m. Bu yoksa her trafik noktası için 2 adet çok amaçlı asansör olmalıdır (Örneğin yatak taşımak için kabin boyutları: 1. komşu bina.50 m. Koridorlar olabildiğince ses emici olarak yapılmalıdır. Her klinik servis için iki merdiven olmalıdır. Dört kattan sonra buna ek olarak en az iki tane küçük çok amaçlı asansör (kabin boyutları: 0. Gürültüyü.90 m x 1. Klasik su tesisatı bakım ve onarımında görülen hatalar. Kullanılan kaplama malzemeleri toz birikimini önleyecek özellikte ve kolay temizlenebilir olmalıdır. Pencereler sesi ve ısıyı yalıtmalıdır. Hava cereyanı olmadan havalandırmayı sağlamalıdır. Eğer içme suyu için su sebilleri ve soğutucular kullanılıyorsa bunlar da düzenli olarak temizlenmelidir. Yeterli miktarda ve uygun özelliklerdeki su. Tavan yüksekliği en az 2. ancak 2 m2’nin altında olmamalıdır (4). gürültünün iletimini ve hava cereyanını engellemelidir. Çok amaçlı asansörlerin önünde 3.20 m olmalıdır. Planlanan her 100 yatak için 1 adet çok amaçlı asansör olmalıdır. hastane içerisinde hiçbir emilim ve çapraz bağlantı imkanı olmayacak şekilde dağıtılmalıdır.50 m). yükselti ve benzeri güneş ışığını kesen engeller değerlendirilerek bu sağlanmalıdır.

F. oturma yerleri ve dolap) alabilecek yeterli büyüklükte olmalıdır. yer yer 4 m olabilir.5 m2 alan yatak başına uygun olacaktır. İkmal hizmetlerinin sağlandığı yerler olan mutfak.40 m olmalı. yoğun bakım üniteleri ve özel bakım üniteleri olarak ayrılmalıdır. Hasta yatak odalarında da yükseklik 3 m olmalıdır. Tuvaletler iç mekanlarda ise havalandırması olmalıdır. tek tarafı duvara bitişik olmalı. Bakım Bölümleri Bu bölümler hastane içi trafikten ayrı olmalıdır. kadınlar. Hastanın yürümesi mümkün olmayan durumlarda hasta yatağı banyoya kadar getirilerek hastalar küvete konabilmelidir (4). yaralı hastalar. Tuvalet lavabolarının muslukları el değmeden kullanıma olanak sağlayacak şekilde ayak ile kumandalı veya fotoselli olabilir. 416 . ayrı duş. Küvet üç tarafı serbest. yemek salonları gibi mekanların endüstri ölçülerine göre boyutlandırılması uygun olacaktır. Normal bakım üniteleri.90 m x 1. akşam vakitlerinde de aşırı ısınma engellenmiş olacaktır (4). Hasta yatak odalarının büyüklüğü yatak sayısına ve kullanılacak mobilyalara göre ayarlanmalıdır. Tuvaletler Her katta erkekler. gerektiğinde WC ve oturma küveti olmalıdır.50 m2 ön hol bulunmalıdır (4). çamaşırhane. Tedavi bölümleri içinde ameliyat salonları özellik arz etmektedir ve net yükseklik en az 3 m olmalıdır. Bu sayede odalar iyi şekilde sabah güneşi alacak ve ısı kontrolü için daha az tedbir alınması gerekecektir. G. Ancak her bir veya iki hasta odası için bir tuvalet hastalık bulaşının önlenmesi açısından daha uygun bir yaklaşımdır. H. Hasta odalarında tek kişilik olanlarda yatak başına 8-10 m2. Hasta odalarının cepheleri ise güneygüneydoğu arasında olmalıdır. daha büyük odalarda ise 6-6. Bölümlerin Büyüklükleri İdari amaçlı odalar standart büro malzemelerini (masa. Banyolar temizlemeye uygun olarak dizayn edilmeli ve uygun malzeme kullanılmalıdır.5 m2. Bakım bölümlerinde her 12 erkek ve kadın için birer tuvalet yine her 10 erkek için ilave bir pisuar düşmesi uygundur. ziyaretçiler ve personel için ayrı ayrı tuvalet bulunmalıdır. Hasta banyosu için 15 m2 yeterli bir alandır. Tuvaletlerin aydınlatma ve havalandırması olmalıdır. iki tuvalet gözü için 2. Ğ. Genel olarak net yükseklikler 3 m. 2 kişilik odalarda. Tuvalet gözleri 0. kuzey ve kuzeydoğu yönlerine bakacak şekilde olması uygundur. Odaların Yönleri Tedavi odalarının ve hizmet odalarının yönleri kuzeybatı. 3 kişilik odalarda 6-7. Bir yatak ve mobilya hareket ettirilirken diğerlerinin hareket ettirilmesine gerek kalmayacak şekilde dizayn sağlanmalıdır (4).

Tuvaletler en son temizlenecek alanlar olmalıdır. ıslak bezle temizlenmeli. Hijyenik temizlik b. Hastanelerde Hijyen Uygulamaları Hijyen. Hastanelerde Temizlik 1. Latincede “Sağlıklı Ortam” anlamına gelmektedir. Temizleme işleminin. Hastanelerde ve diğer sağlık kuruluşlarında nesnelerin temizliği. Bir başka deyişle gözle görülen kirlerin giderilerek veya seyreltilerek gözle görülmez hale gelmesini sağlamaktır ve tamamen mekanik bir olaydır. Etkili sterilizasyon (6. karyolalar vs.2. Paspas yöntemi ile temizlik işleminde mutlaka çift kova yöntemi kullanılmalı. banyo ve tuvaletlerin temizliğinde klorlu 417 . Genellikle ıslak temizlik yöntemleri tercih edilmeli ve prensip olarak temizlik. ancak nemli bırakılmamalıdır. sterilizasyon ve dezenfeksiyon öncesi mutlaka uygulanması gerekir. Paspaslarla yapılan silme işleminden sonra paspaslar mutlaka yıkanarak kurutulmalıdır. ılık su ve deterjan ile yapılmalıdır. Çünkü kuruluk birçok mikroorganizmanın üremesini önlemektedir (8). Etkili dezenfeksiyon c. Temizleme Cisimler üzerinde bulunan toprak ve organik madde gibi yabancı materyalleri uzaklaştırma işlemidir (8). sağlıklı yaşayabilmeleri için hastane sağlık koşullarının yeterli olması gerekir. her türlü hastalık etmenlerinden arındırılmasına bağlıdır. İnsanların psikolojik ve fizyolojik olarak sağlıklı ortamlarının korunması. Mikroorganizmalara etkisi de yine mekaniktir. Lavabo. toz veya organik artıklar gibi yabancı maddelerin o ortamdan uzaklaştırılması ile gerçekleştirilir (9). hastaların sağlıklarına yeniden kavuşabilmesi. Hastane hijyeni deyimi üç temel kavramı içerir. Bu da bilinçli ve düzenli bir şekilde uygulanan hastane hijyeni ile sağlanabilir. Nemli ortam mikroorganizmaların üremeleri için çok uygun olduğundan dolayı ıslak silme tarzında yapılan temizlikten sonra mutlaka kurulama yapmak gerekir. Zeminden çözülüp uzaklaştırılmaları sağlanır. Toz ve bakteriyi yaydığından asla kuru süpürme yapılmamalıdır. Farklı alanların temizliğinde farklı bezlerin kullanımı kural haline getirilmelidir. A. Bir hastanenin toplum için yeterince yararlı olabilmesi için. temiz su ile kirli su ayrı olmalı ve her bölüm ve koğuş temizliğinde su sık olarak değiştirilmelidir. Temizlik dezenfeksiyon ve sterilizasyonun etkinliğini arttırır. atıkların konduğu bir “kirli oda” olmalıdır (9). su ve deterjan ya da enzimatik ürünler kullanılarak kir. Servislerde. Yüzeyler. Zemin temizliği. Temizlikten sonra kurulama işleminin yapılması gereklidir. temiz ve steril araç gerecin depolandığı “temiz oda” ile kirli araç gerecin. Elektrikli vakum süpürgelerinin kullanımında toz torbaları tam dolmadan değiştirilmelidir. hastane çalışanlarının ve hastane dışı kişilerin hastaneden gelebilecek zararlı etkilerden ve hastane enfeksiyonlarından korunması. servisin temiz bölgelerinden kirli bölgelerine doğru ilerlemelidir. a. Kullanılan sabun ve deterjanlar çözünürlüğü artırıcı etki gösterirler. 7) Etkili bir enfeksiyon kontrol programı için de bu koşulların sağlanması oldukça önemlidir. tırabzanlar. Bu kısımda sterilizasyon başka bölümlerde anlatıldığı için açıklanmamıştır.

belli bir noktadan başlayarak toz bezini hiç kaldırmadan dairesel şekilde yapılmalıdır. Hastanenin her yerinde bakteri yoğunluğunu azaltmalıdır. e. hastanenin hijyenini tam olarak sağlamalı ve çapraz etkilenme en az olmalıdır. paspasları silkeleme hastaneler için uygun bir yöntem değildir. cansız nesneler üzerinde bulunan potansiyel olarak patojen mikroorganizmaların kimyasal maddeler veya ısıya dayalı fiziksel uygulamalar ile elimine edilmesidir.organizmaların ölmesi gerekmez. Günlük temizlikten sonra torbayı atmak veya dezenfekte etmek koşulu ile kullanılabilir. Hiçbir zaman dezenfektanda bırakılmaz. Yüksek devirli cila makinelerinin de toz kaldırmadan hijyenik temizlik sağladığı kabul edilmektedir. d. B. ortamdaki tüm mikro. sabun. 418 . asla paylaşılmamalıdır.sürtme tozu kullanılmalı. b. genelde %0. Servislerde bulunan evsel nitelikte ve infekte atık torbalarının ağızları sürekli kapalı tutulmalı ve kapalı sistem ile servis ortamından uzaklaştırılması sağlanmalıdır (9). sporosid aktivitenin tamamen yok edilmemesi ile sterilizasyondan ayrılır. ancak miktarlarının kabul edilebilir bir seviyeye düşürülmesi yeterli olabilmektedir. Kan dökülmüş alanlar için %1 serbest klor konsantrasyonu önerilmektedir. 1000 ppm) içeren sodyum hipoklorit (çamaşır suyu) solüsyonu yeterlidir. ıslak bırakılmamalı ve asla kirli. Sonuç olarak. Silme işlemi gelişi güzel hareketler yerine. Yüzeylerden toz alma işleminde pamuklu kumaşlar yerine sentetik kumaşlar kullanılmalıdır. a. ürün tüketimi çok fazla olmamalıdır. saç fırçası. Hijyenik bir temizlik. Havlu. Hastane temizliği temiz bir çevre yaratmalıdır. Ayrıca temizlik çok uzun sürmemeli. Dezenfeksiyonda. Hasta bakımında ördek ve sürgü kullanımının kişisel olmasına özen gösterilmeli veya her kullanımdan önce dezenfekte edilmelidir. Çünkü toplama torbası bakteri biriktirme aracıdır. Temizlik. Hastane enfeksiyonları için kaynak olabilen yataklar. bol sıcak su akıtılarak yıkanmalıdır. %70’lik alkol içinde ıslatılmış pamuk tamponlarla silinir. tıraş fırçası ve jilet gibi eşyaların tümü bireysel olarak kullanılmalı. Kuru süpürme yöntemi. Bu amaçla kullanılan kimyasal maddelere dezenfektan denir (9). Pansuman arabalarının da ılık su ve deterjan ile silinerek kurulanması yeterlidir (9). Hastane Dezenfeksiyonu Hastane enfeksiyonlarından korunmada oldukça önemli olan bu kavram. lekeli ya da kontamine yataklara hasta kabulü yapılmamalıdır. c. Termometreler. hastane enfeksiyonlarının önlenmesindeki temel koşullardan birisi olmasının yanında çalışma ortamını rahatlatır ve hastaların huzurunu sağlar. hasta değiştiğinde kolayca temizlenebilmesi için su geçirmez bir kılıfa geçirilmeli. Hastanelerdeki toz kontrolünü sağlamak için şunlara dikkat etmek gerekir. hastane temizliği.1 serbest klor (1 gr/litre. Çalışma alanlarının temizlenmesinde %70’lik etil alkol kullanılabilirken. Sulandırmalar günlük yapılmalıdır. Elektrikli vakum süpürgeleri gürültülü çalışma sakıncasının yanı sıra bakteri saçma tehlikesini de sürdürür. Dezenfeksiyon. Yalnız tuvaletlerin oturma yerleri dezenfektan madde ile silinmelidir (9). ıslak paspaslama ve kurulama yöntemidir.

Sıklıkla kullanılan türleri ve kullanım konsantrasyonları Tablo 4’te verilmiştir (9). Sıklıkla kullanılan orta seviyedeki dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Tablo II’de verilmiştir (9). bakteri endosporları hariç tüberküloz basili ve diğer mikroorganizmalara ≤10 dakikada etkili dezenfektanları kapsar. Dezenfektanlar Hastanelerde sıklıkla sorun olabilen mikroorganizmalar. Spadulding ve arkadaşları.2 Hidrojen peroksit %3-6 veya %6-25 b. bazı mantarları ve uygun bir sürede (≤ 10 dakika) bazı virüsleri öldürebilen dezenfektanları kapsar.4-5 İyodoforlar 30-50 ppm serbest iyod C. bazı zarflı ve zarfsız virüsler. a. Orta düzeyli dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Dezenfektan Kullanım Konsantrasyonu Etil veya isopropil alkol %60-90 Fenol ve fenol bileşikleri %0. sorun olabilen patojen mikroorganizmalar için kullanılmasını önerdiği dezenfektanları etki düzeylerine göre 3 grupta toplamıştır. Düşük Düzeyli Dezenfektanlar Bakteri endosporları ve tüberküloz basiline etkili olamayan. Tablo I. Orta Düzeyli Dezenfektanlar Bu grup dezenfektanlar. Ayrıca “Kimyasal Sterilizanlar” olarak bilinen az sayıdaki dezenfektan da 6-10 saat gibi uzun uygulama süresi gerektirmekle birlikte uygulama sonrası bakteriyel endosporları da öldürebildiklerinden yüksek düzeyli dezenfektanlar olarak değerlendirilmektedir. Yüksek Düzeyli Dezenfektanlar Genellikle bakteriyel endosporlar hariç mikroorganizmaların tümünü 20 dakikada öldüren dezenfektanlar bu gruba girer. protozoonlar. prionlar ve bakteri endosporlarıdır.001-0. Tablo 4. Yüksek düzeyli dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Dezenfektan Kullanım Konsantrasyonu Gluteraldehit %2 Formaldehit %3-8 Sodyum hipoklorit 1000 ppm serbest klor Perasetik asit ≤%1. %0. Bunlar “yüksek.1. bazı vejetatif bakterilerin yanı sıra tüberküloz basili mantarlar.4-5 419 . Tablo II. vejetatif bakterilerin çoğunu. orta ve düşük düzeyli” dezenfektanlardır (9). Bu dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Tablo I’de verilmiştir (9). Düşük düzeyli dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Dezenfektan Kullanım Konsantrasyonu Etil veya isopropil alkol <%50 Fenol ve fenol bileşikleri %0.

3. Su 420 . Düşük Risk Grubu Normal ve bütünlüğü bozulmamış deriye temas eden nesneler. b. nekrotik doku. Yüksek Risk Grubu Deri ve mukoza bütünlüğünün bozulduğu yerlerde kullanılan veya steril vücut alanlarına giren nesneler bu grupta yer alır. i. mikrobisit etkiye sahip olmalı (mikroorganizmaların aktif ve pasif formlarına etkili olmalı). püy) varlığında etkinliği azalmamalı. l. banyolar. Dezenfektanların Özellikleri İyi bir dezenfektanda aranan özellikler şunlar olmalıdır: a. Nötral pH’da. doğum haneler. Ortamda organik materyal (kan. hasta yatakları.6 HIV ve HBV ile kontamine malzemelerin dezenfeksiyonunda standart olarak 1000-10000 ppm arasında değişen konsantrasyondaki hipoklorit solüsyonları. Kimyasal yapısı stabil olmalı ve etkisi uzun sürmeli. d. Kullanıldığı materyalin yapısını bozmamalı. Çevreye zarar vermemek için inaktif metabolitlere parçalanabilmeli. Çalışma ortamı olarak diyaliz üniteleri. Hastane ortamı ve gereçleri enfeksiyon kaynağı oluşturabilme risklerine göre 4 gruba ayrılırlar: a. yoğun bakım üniteleri. suda çözünebilmeli. İnsan ve hayvanlar üzerinde toksik etkilere sahip olmamalı. Bu alanlarda yüksek düzeyde kimyasal dezenfeksiyon önerilir. eksuda. transplantasyon ve yanık üniteleri enfeksiyon açısından yüksek riskli alanlardır. bütünlüğü bozulmamış mukozalara temas eden nesneler bu grupta yer alır. %2 gluteraldehit solüsyonu veya %70’lik etanol kullanılır (9). hasta kabul birimleri ve poliklinikler bu grupta yer alır. Etkisi çabuk başlamalı. 2. Çalışma ortamı olarak ameliyathaneler. Ucuz olmalıdır (8. klozetler.İyodoforlar Sodyum hipoklorit Kuarterner amonyum bileşikleri 30-50 ppm serbest iyod 100 ppm serbest klor %0. çocuk poliklinikleri ve hasta odaları enfeksiyon açısından orta risk grubu alanlardır ve buralarda deterjan ile temizliğin yanı sıra orta düzeyde kimyasal dezenfeksiyon önerilir. Ortamda bakteri sayısının fazla olması ile etkinliği azalmamalı. Uygulama alanına iyi difüze olmalı.4-1. 11). Geniş bir spektrumu olmalı. g. h. b. Etkinliği ısı ve pH değişikliklerinden etkilenmemeli. j. f. k. e. Dezenfeksiyon amaçlı risk sınıflaması Güvenli bir dezenfeksiyon işlemi için dezenfeksiyon uygulanacak materyal ve ortam iyi bir sınıflamaya tabi tutulmalıdır. m. Güçlü. n. c. c. Orta Risk Grubu Steril vücut bölgelerine girmeyen. Renksiz ve kokusuz olmalı.

zemin. çamaşırhane. Böcekler ile savaşta onları yok etmek için çeşitli kimyasalların kullanılması yeterli değildir. Kullanılan çamaşır makinelerinin iç yüzeyi paslanmaz çelikten olmalı. duvarlar. Minimal Risk Grubu Hastanın çevresinde bulunan yakın temasta olmadığı. mutfak. Bu amaçla yapılan mücadeleye dezenfestasyon denir. Battaniyeler ve yastıklar da aynı durumdadır. Bu materyaller yıkama ile kolayca dezenfekte edilebilirler. bu hastalıkların bulaşma tehlikelerinin ortadan kaldırılması için gereklidir. Haşere Kontrolü İnfeksiyon hastalıklarının bulaşmasında rolü olan böceklerin öldürülmesi. Bunun için 80 °C veya daha yüksek sıcaklıktaki suda yıkanmalı. Eğer soğuk su ile temizlik yapılırsa ayrıca dezenfekte edilmeleri gerekir (5. Lazımlıklar ve ördekler kullanıldıktan sonra mutlaka temizlenmeli ve dezenfekte edilmelidir.13). Taşınan torbalar su geçirmez. lavabolar ve benzeri objeler enfeksiyon kaynağı olma yönünden minimal risk taşırlar. 421 . D. Bunlar çamaşırhanede toplanmak üzere hızlı bir şekilde torbalanarak ve çevreye temasları önlenerek taşınmalıdır. Sadece kullanmadan dolayı kirlenmiş olan materyal ile infekte materyal ayrı olarak yıkanmalıdır. Bu yüzden yüksek sıcaklığa dayanamayacak materyalden kaçınılmalıdır. d. eklem bacaklı ve diğer parazitler enfeksiyonların taşınmasında rol alabilirler. Bunların su ve deterjan kullanılarak temizlendikten sonra kurulanmaları yeterlidir (10. C. Pek çok böcek. Enfekte materyalin yıkandığı bölüm. Bu işlemler ile birlikte böceklerin üremelerini ve yaşamlarını idame ettirmelerini sağlayan ortam şartları düzeltilmelidir (14). Bu çamaşır torbaları çamaşırhaneye ulaştıktan sonra doğrudan çamaşır makinesinin için boşaltılmalıdır (5. 12). Hepatit B kontaminasyonu olasılığı var ise 93°C’de 10 dakikalık yıkama uygundur (5. en az 1 dakika bekletilmeli ve sonrasında kurulamaya bırakılmalıdır. 13). Yıkama esnasında materyalin en az 65°C’de 10 dakika veya 71°C’de 3 dakikalık bir süre ile yıkanması gereklidir. yıkama sırasında alkali olmayan deterjanlar kullanılmalıdır (5.13). Personel kıyafetleri diğer çamaşırdan ayrı olarak yıkanmalı ve hastalar için kullanılan malzemeler ile temas ettirilmemelidir. sadece kirli olan materyalin yıkandığı bölümden ve temiz malzemenin bulunduğu bölümden uygun şekilde ayrılmalıdır. Hastaların Kullandığı Malzemelerin Dezenfeksiyonu Hastalar tarafından kullanılmış ya da enfekte olmuş çarşaflar başta stafilokolar olmak üzere pek çok mikroorganizma açısından çapraz kontaminasyon riski taşırlar. sağlam ve ucuz olmalıdır.ve deterjan kullanarak temizlenmeleri veya düşük düzey dezenfektanlar ile dezenfekte edilmeleri yeterlidir. 13). Bu önlemlerin alınması vektörler ile bulaşan hastalıkların bulaşma olanağını ortadan kaldıracağı gibi böceklerin insanları rahatsız etmelerini ve allerjik reaksiyonlar yapmalarını da önler.

tutucu kağıtlardan. mutfaklarda besin maddelerini kapalı şekilde muhafaza etmek gerekir (14). pire ve tahta kuruları yok edilebilir (14). Kimyasal madde kullanımı kesinlikle bu amaçla eğitim almış kişiler tarafından uzman personelin kontrolünde yaptırılmalıdır (14) 3. Ancak ısıtılmış kuru havanın derinliklere nüfuz özelliği az olduğundan malzemeler seyrek ve serbest olarak bulundurulmalı. birçok hastalık mikroplarını mekanik olarak taşıyabilir ve aynı zamanda insanların rahat ve huzurunu bozabilir. Karasinekler ile mücadele Pek çok türü olan karasinekler. ortamdaki hava hareket halinde olmalıdır. Bu yüzden dezenfeksiyona göre daha başarılıdır (14). Bu yükseklikte sıcaklığa dayanabilecek tüm malzemeler bu şekilde böcekten arındırılabilir (14). c. Kuru ısı Bunun için 75-95 °C’de kuru ısı yeterlidir. Bu amaçla çöpleri açıkta bırakmamak. Kullanılacak kimyasal madde enfestasyonun türüne ve uygulanacağı yerin özelliklerine göre seçilmelidir. Larvaları ve ergin sinekleri öldürmek: Ergin karasineklerin ve larvaların öldürülmesi için mekanik sinek kapanlarından. b. Fizik yöntemlerle dezenfestasyon Kuru ve yaş halde ısı uygulanabilir. sürede bit. bitki artıkları ve kokuşabilen maddeler üzerinde çoğalıp ergin hale gelirler. çöplükler. en başta gelen önlemdir. sinekleri çekecek şekilde gıda maddelerini ve organik 422 . bekletme yeterlidir. Çok hızlı ürerler ve üremek için organik artıkların olduğu yerleri seçerler (14). b. İstirahat yeri olarak dik yüzeyleri seçerler. Kimyasal maddelerle dezenfestasyon Hastaların bulunduğu ve pek çok kişinin çalıştığı hastanelerde böcek enfestasyonlarında kimyasal madde kullanımı riskli ve en son düşünülmesi gereken yöntemdir. Genellikle böcekler mikroorganizmalara göre ısıya daha duyarlıdır. hızlı bir şekilde hastaneden ve civarından uzaklaştırmak. Karasinekler ile savaşta şu yol takip edilmelidir: a. sinek öldürücü lambalardan yararlanılabilir. Yine 75-95°C arasında 30 dk. Kimyasal madde kullanıldığında reenfestasyonu önleyecek bir sonuç sağlanmalı ve bu amaca uygun insektisit kullanılmalıdır. Yaş ısı 100 °C‘de 15-20 dk. mutfaklarda besin maddelerinin depolandığı mekanlarda kimyasal madde kullanmak çok dikkatli ve titiz bir çalışmayı gerektirir (14). Hastane içi ve çevresinde karasineklerin yumurtlayabilecekleri ve üreyecekleri ortamı ortadan kaldırmak: Mutlaka başarılması gereken. Karasineklerin barınma yerlerine girmesini engellemek: Karasineklerin hastane içine girmesini engellemek için sineklerin girebileceği açık yerleri ince sinek teli ile kapatmak. Hasta odalarında. Karasinekler. insan ve hayvan artıkları. Bunu sağlamadan yapılacak diğer önlemler sonuç vermeyecektir. Yarım saatte tüm böcekler ölürler. Açık renkleri severler ve koku alma yetenekleri çok fazladır. kaynatma veya 100 °C‘nin üzerinde basınçsız buharda 1020 dk. Hastane ortamında da karasineklerin bulunmaması gerekir (14). a.1. 2.

Erişkin sivrisinekler için insektisitler kullanılabilir (14).atıkları açıkta bırakmamak ve ortamın genel temizlik koşullarını sağlanmak gerekmektedir (14). Daha sonra larva ve pupa aşamalarından sonra erişkin hale gelir. dang humması ve sarı hummayı bulaştırırlar (14). TSK Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Yönergesi 2. sıtma. dişi sivrisinekler ise yumurtaların olgunlaşması için kan emerler. Erkek sivrisinekler kan emmezler. Bu alanlara "jit" adı verilir. kışın aylarca canlı kalabilirler (14). 1. Sivrisineklerin hastane içine girmesini önlemek amacıyla alınacak önlemler karasinekler için alınan önlemler ile aynıdır (14). Uygun mücadele için hastane çevresindeki jit alanlarının ortadan kaldırılması gerekir. 4. Ömürleri türe ve iklim koşullarına göre değişmekle birlikte. Larva ve pupalarla beslenen balıklar (örneğin Gambusia) çevrede durgun su varsa buralarda üretilebilir. filaryaz. TSK Gıda/Su Kontrol ve Hijyen Denetim Hizmetleri Yönergesi 423 . Sivrisinekler ile mücadele Sivrisinekler. Ayrıca kimyasal mücadele ile larvalar yok edilebilir. Yumurtalar kuruluğa dayanamazlar. ÖNEMLİ UYARI: TSK'da görev yapan her sağlık personeli hijyen uygulamaları ve sağlığın korunması için aşağıdaki iki dokümanı mutlaka kullanmalıdır. Dişi sivrisinekler genellikle durgun tatlı sulara yumurtlarlar.

Report of a WHO Study Group.(ed). (Eds. Sivas. . (Eds. ln: Saniç A.KAYNAKLAR 1. Hastane Enfeksiyonları. 1999: 5-11. 13. antisepsi ve önemi. Hastane infeksiyonlarının sınıflandırılması ve tanımları. 1992. (eds). Henkel GV Yayınları.Gürler B. 9.Özkan F. Eyigün CP. Samsun. 1: 61-68. 1983. 1999: 33-38. Özyurt M. Hastane infeksiyonları Derg 1999. Görenek L. Arıkan S. The Hospital in Rural and Urban Districts.(ed). Sterilizasyon Dezenfeksiyon Hastane İnfeksiyonları Sempozyumu Kitabı.) Erkan A.ln:Saniç A. dezenfeksiyon. Hospital Hygiene (Third Edition). Hastane İnfeksiyonları Sempozyumu Kitabı. 2005. Hastanelerde temizlik. GATA Matbaası. 7. dezenfeksiyon ve Sterilizasyon. İstanbul. Güler Ç. 1999: 1-4. Page 42-45. Akova M. Günümüzde kullanılan dezenfektan ve antiseptikler. Ankara. Pahsa A. Hastanede Çevre Sağlığı Önlemleri ve Hastane Atıkları. Sterilizasyon-dezenfeksiyon. Neufert E. Eyigün CP. 10. Hastane İnfeksiyonları I. Dökmetaş l. 1982. 1997.) Pekcan M. Pahsa A. dezenfeksiyon. Yapı Tasarımı Temel Bilgiler (30. Suffolk 1985. 6. Baskı) (Çev. Sterilizasyon dezenfeksiyon metodları. Karadayılar AO. Sayfa 41-43. 2005. Sterilizasyon Dezenfeksiyon Hastane İnfeksiyonları Sempozyumu Kitabı. 2. Güven Yayıncılık. ln: Bakır M. Ankara.Güray Ö. Samsun. 8. İÜ Tıp Fak Yayınları. Beşirbellioğlu BA. GATA Matbaası. Geneva 1992. 3: 175-183. İleri Hekim Eğitim Kurs Kitabı. 424 . Page: 24-27. Hastane Enfeksiyonları. in: Saniç A. (ed). 12. Genel Temizlik ve Hijyen. 5. İstanbul. Sterilizasyon. 3.Özinel MA. Dezenfeksiyon. Beşirbellioğlu BA. Sayfa 9-16. Hastane infeksiyonlarının tarihçesi. Sterilizasyon ve tıbbi atıkların yok edilmesi. Temizlik. 14. Hökelek M. 11. 4. 451-472. Sterilizasyon. Çobanoğlu Z. Hastane İnfeksiyonları Derg 1997. Ankara. Samsun.) Pekcan M. Hastane Hijyeni. Görenek L. 1999.Maurer IM.