ANATOMİ DERS NOTLARI

Anatomi Anabilim Dalı

ÖNSÖZ GATA Sağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu (SAMYO), Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu sayıda sağlık sınıfı muvazzaf astsubay yetiştiren, GATA K.lığı bünyesinde kurulmuş iki yıl süre ile Ambulans ve Acil Bakım Teknikerliği programında ön lisans düzeyinde eğitim-öğretim veren bir Askeri Yükseköğretim kurumudur. SAMYO öğrencilerine verilen derslerin bilimsel disiplin alanlarında çok sayıda başvuru kitabı bulunsa da, SAMYO öğrencilerinin öğrenme hedeflerine ve mezunlarının görev tanımlarına uygun düzeyde bir kaynak kitap mevcut değildir. Ayrıca, halen GATA K.lığı sorumluluğunda icra edilmekte olan, sağlık astsubay branş eğitimlerine (teknisyen astsubay kursları) personel seçimi için yapılan sınava hazırlanacak personelin yararlanacağı düzeyde bir başvuru kitabı da bulunmamaktadır. Bu nedenle, Komutan Bilimsel Yardımcılığı tarafından, 2010-2011 Eğitim ve Öğretim Yılından itibaren kullanılmak üzere SAMYO öğrencileri ve mezunları için; SAMYO eğitim programında yer alan ders notlarının geliştirilerek birleştirildiği bir kitap hazırlanması konusunda bir çalışma başlatılmıştır. Bu kapsamda, SAMYO eğitim programında yer alan derslerden sorumlu tüm öğretim elemanları tarafından; ders notları kitap metinleri halinde hazırlanmış, metinlerin hazırlanmasında, “Sağlık Astsubayı” veya “Ambulans ve Acil Bakım Teknikerliği” görev alanları ve eğitim ihtiyaçları esas alınmış, öğrenme hedefleri bu esaslar çerçevesinde yeniden gözden geçirilip düzenlenmiş ve kitap bölümleri söz konusu öğrenme hedeflerine göre yazılmıştır. Hazırlanan “kitaplaştırılmış ders notlarının” önümüzdeki yıllarda geliştirilerek, ülkemizdeki sağlık meslek yüksek okullarında da kullanılacak bir kaynak kitap düzeyinde yeniden yayınlanmasının yararlı ve gerekli olduğunu düşünüyorum. SAMYO öğrencileri ve sağlık astsubayları için “kitaplaştırılmış ders notlarının” hazırlanmasında emeği geçen tüm öğretim elemanlarına ve idari görevli personele teşekkür eder, kitabın SAMYO öğrencileri ve sağlık astsubayları için öğrencilik döneminde ve mesleklerinin icrasında azami yararı sağlamasını dilerim.

M. Zeki BAYRAKTAR Prof.Tbp.Tümgeneral GATA K.Bil.Yrd., Askeri Tıp Fakültesi Dekanı ve Eğitim Hastanesi Baştabibi

SAMYO Kitaplaştırılmış Ders Notlarının Hazırlanmasında Katkıda Bulunanlar Prof.Tbp.Alb. Süleyman CEYLAN GATA Komutan Bilimsel Yardımcılığı Eğitim Öğretim Şube Müdürü Yrd.Doç.Dr.Dz.Tbp.Yb. Zeynep ERKEK GATA Komutan Bilimsel Yardımcılığı Eğitim Öğretim Şube Eğitim Öğretim Subayı Sağ.Yb. Fatma TABAK Sağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu Mesleki Dersler ve Uygulamalar Öğretim Görevlisi

İÇİNDEKİLER S.NU. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. 9. 10. 11. ÜNİTE / KONU ANATOMİYE GİRİŞ, KEMİK, EKLEM ve KAS HAKKINDA GENEL BİLGİLER ÜST EKSTREMİTE ANATOMİSİ ALT EKSTREMİTE ANATOMİSİ BAŞ – BOYUN, GÖVDE ANATOMİSİ ve KLINIĞI SOLUNUM SİSTEMİ ANATOMİSİ DOLAŞIM SİSTEMİ ANATOMİSİ SİNDİRİM SİSTEMİ ANATOMİSİ PELVIS – PERİNEUM, ÜRİNER ve GENITAL SİSTEM ANATOMİSİ SİNİR SİSTEMİ ANATOMİSİ ENDOKRIN SİSTEM ANATOMİSİ GÖZ ve KULAK ANATOMİSİ Prof. Dr. Hasan OZAN Prof. Dr. Fatih YAZAR Doç. Dr. Yalçın KIRICI Doç. Dr. Bülent YALÇIN Doç. Dr. Necdet KOCABIYIK Uzm. Dr. Cenk KILIÇ Uzm. Dr. Nurcan İMRE Uzm. Dr. Selda YILDIZ Uzm. Öğr. Sedat DEVELİ ÖĞRETİM ELEMANI

1. ANATOMİYE GİRİŞ, KEMİK, EKLEM ve KAS HAKKINDA GENEL BİLGİLER ANATOMİYE GİRİŞ Vücudun normal şekil ve yapısı ile vücudu oluşturan organları ve bu organlar arasındaki fonksiyonel ilişkiyi inceleyen bilim dalıdır. Ana ve Tome denilen iki sözcüğün birleşmesinden oluşan Anatomi, Yunanca’dır. Sözcük anlamı; kesme, ayırmadır. Anatomi eğitiminde esas materyal cadaverdir. Cadaver (caro + data + vermis); “solucana verilecek et” anlamına gelir. Anatomideki tüm tarifler, anatomik pozisyona göre yapılır. Anatomik pozisyon; kişi ayakta ve dik, üst ekstremiteleri yanlarda, ayaklar bitişik, avuç içleri, yüz ve gözler karşıya bakar durumdadır. Bütün anatomik tarifler, bu pozisyondaki bir insanın vücudundan geçen hayali düzlemlerle ilişkisine göre yapılır. Anatomik pozisyondaki bir vücuttan geçen 3 tane hayali düzlem vardır. 1. Planum sagittale; vücuttan vertikal olarak geçen düzlemlerdir. Vücudu sağ ve sol iki kısma ayırırlar. Vücudun tam ortasından geçerek, vücudu sağ ve sol iki eşit yarıma ayıran düzleme planum medianum (ya da planum midsagittale) adı verilir.

1

2. Planum frontale (coronale); median düzleme dik düzlemlerdir. Vücudu ön ve arka olarak iki kısma ayırırlar. Frontal kemiğe (yada sutura coronalise) paralel oldukları için bu isimle anılırlar. 3. Planum horizontale (transversale); önceki düzlemlere dik olan bu düzlemler, vücudu üst ve alt iki kısma ayırırlar. Anatomi eğitiminde iki esas yöntem vardır. Sistematik Anatomi : Vücut kısımlarını ve organları fonksiyonel yönden sistematik olarak tarif eder. Anatomi eğitiminde çok daha yararlıdır. Buna göre vücut sistemleri: Integumentum sistem; deri ve eklerini (kıllar, tırnaklar) inceler. İskelet sistemi; kemikleri inceler. Artiküler sistem; eklemleri ve ilgili ligamentleri inceler. Musküler sistem; kasları inceler. Bazen bu sistem, iskelet sistemi ile birlikte Muskuloskeletal sistem adı altında, bazen de Lokomotor Sistemin bir alt grubu olarak incelenir. Dolaşım (Sirkülatuar) sistemi ya da Kardiyovasküler sistem; kalp ve damarları inceler. Sindirim (Alimentar) sistemi; ağızdan anusa kadar bütün sindirim organlarını ve ilgili bezleri (karaciğer, pankreas,..) inceler. Solunum (Respiratuar) sistemi; solunum organlarını inceler. Uriner sistem; böbrek, ureter, mesane gibi idrar yollarını inceler. Üreme (Reprodüktif, Genital) sistemi; üreme organlarını inceler. Uriner sistemle olan yakın komşuluğundan dolayı, sık olarak Urogenital Sistem adı altında bu iki sistem birlikte incelenir. Sinir sistemi; beyin ve omurilik (santral sinir sistemi) ile bu yapılardan ayrılan sinirleri (periferik sinir sistemi) inceler. Gelişimsel ve fonksiyonel olarak bu sistem ile yakın ilişkisi olan duyu organları (görme, işitme, tat ve koku) da bu sistem içinde incelenir. Endokrin sistem; hormon denilen salgıları yapan bezleri inceler. Topografik (regional, bölgesel) Anatomi : Bir bölgedeki yapıları ve aralarındaki ilişkileri yüzeyelden - derine doğru inceler. Buna göre vücut; toraks, abdomen, pelvis - perine, sırt, alt ekstremite, üst ekstremite ve baş - boyun olarak bölgelere ayrılır. Terminologia Anatomica (Nomina Anatomica) Vücuttaki bir yapının diğer bir yapı ile ilişkisini tarif ederken anatomik terimler kullanılır. Anatomi terminolojisi ya da Anatomik nomina, anatomide kullanılan uluslararası terimleri içeren bir listedir. Birçok bilim dalında olduğu gibi anatomide de bir buluşu gerçekleştirmiş bilim adamının adıyla anılan terimler vardır. Bu terimlere eponim terimler denir. Örneğin; tuba auditiva, Eustachi Borusu adı ile de bilinir. Tekil – Çoğul Yapısı Tıp terminolojisindeki tekil sözcükler çoğul yapılırken genel olarak; sonu “-us” ile bitenlerde “us” yerine “-i”, sonu “-um ya da -on” ile bitenlerde bunların yerine “-a”, 2

Caud. düğümler Glandulae. sinir Organum. Dors.sonu “x” ile bitenlerde de “x” yerine “es” koyulur. Dist. bağ Meninx. lifler Ganglia. bölge Septulum. atardamar. kıl Radix. beyinzarı Musculus. Art. Ant. Gang. Cart. dudaklar Ligamenta. Arteria. kıkırdak Fibra. kıvrım Labium. bölmecik Truncus. gövdeler Venae. atardamarlar Articulationes. bölgeler Septula. kök Ramus. organlar Pili. “a” dan sonra “-e”. organ Pilus. . kıllar Radices. Cran. kıvrımlar Labia. bağlar Meninges. sonu “o” ile bitenlerde de “-nes” eklenir. düğüm Glandula. kas Nervus. dal Regio. dudak Ligamentum. eklemler Cartilagines. arter Articulatio. Sonu “-a” ile bitenlerde. dallar Regiones. gövde Vena. Fasc. Musculi capitis et colli = Başın ve boynun kasları Kısaltmalar Tıp terminolojisinde sık kullanılan terimlerin tekil ve çoğullarının kısaltmaları. Aa. Gl. sinirler Organa. lif Ganglion. eklem Cartilago. beyin zarları Musculi. kıkırdaklar Fibrae. bölmecikler Trunci. kaslar Nervi. toplardamarlar Bağlaçlar Tıp terminolojisinde en çok kullanılan bağlaç “ve” anlamına gelen “et” sözcüğüdür. Dext. TERİM Arteria Arteriae Anterior Articulatio Cartilago Caudalis Cranialis Dexter Distalis Dorsalis Fasciculus Ganglion Glandula TÜRKÇE ANLAMI Atardamar Atardamarlar Daha ön Eklem Kıkırdak Kuyrukla ilgili Kafa ile ilgili Sağ Merkezden uzak Sırtla ilgili Küçük demet Düğüm Bez 3 KISALTMASI A. bez Gyrus. kökler Rami. bezler Gyri. toplardamar Arteriae.

M. Ligg. Vent. Vv. Post. Örn. Inf. yatay Üçgen Küçük tümsek Pürtüklü kabartı Toplardamar Toplardamarlar Karınla ilgili Gll. Med. Nuc. içteki Dışyan Bağ Bağlar Kas Kaslar İçyan Zar Sinir Sinirler Çekirdek Eğik Ağ Daha arka Çıkıntı Tümsek Merkeze yakın Dal Dallar Sol Daha üst Gövde Enine. ayağın alt yüzü için de plantaris ifadesi kullanılır. Sup. Elin anterior yüzü için genellikle palmaris. Benzer şekilde rostralis terimi de sık olarak beyin kısımlarını tarif ederken anterior yerine kullanılır. R. Rostralis. Obl. vücudun ön tarafındadır. Prot. Pl. Proc. gaga tarafına (ön uca) yakın olan anlamındadır. Lig. Ventralis terimi araştırmalarda kullanılan hayvan ve insanlarda anatomik tariflerde eşit olarak uygulanabildiği için avantajlıdır. umbilicus.Glandulae Incisura Inferior Internus Lateralis Ligamentum Ligamenta Musculus Musculi Medialis Membrana Nervus Nervi Nucleus Obliquus Plexus Posterior Processus Protuberentia Proximalis Ramus Rami Sinister Superior Truncus Transversus Trigonum Tuberculum Tuberositas Vena Venae Ventralis Bezler Çentik Daha alt İç. Int. Transv. Nöroanatomide yaygın olarak anterior yerine ventralis sözcüğü kullanılır. Prox. Özellikle elin arka yüzü ve ayak sırtı tarif edilirken dorsal terimi kullanılır. Lat. Mm. 4 . Sin. Tr. vücudun arka tarafında olan. Örn. gluteal bölge vücudun arka tarafındadır. Örn. V. Nn. YÖN ve KARŞILAŞTIRMA TERİMLERİ ANTERIOR. N. Tuberos. Tuberc. Dorsalis terimi yaygın olarak posterior yerine kullanılmaktadır. Membr. Trig. vücudun ön tarafında olan. Rr. Inc. X POSTERIOR. cerebellumun rostralindedir. frontal lob.

Diş hekimliğinde distalis terimi. posterolateral. gözlerin medialindedir. ayak. Normalden fazla yapılan fleksiyon hareketine. medialdeki ve lateraldeki iki yapının ortasında olan. alt ekstremitenin distal ucundadır. posteroanterior göğüs filminde.ray filmi ise önündedir. SUPERFICIALIS. Örn. IPSILATERAL. kol. Caudalis terimi kuyruk anlamındadır ve inferiora karşılık gelir.öne doğru geçer. burun delikleri (nares). posterior yöndedir. vücudun tam ortasında ya da bir yapının tam ortasında olan. İkisi arasında kalan yüzük parmağı intermedius pozisyonundadır. sağ el ve sağ ayak ipsilateraldir.SUPERIOR. ayağın 5. plantar fleksiyon (=fleksiyon)dur. Diş hekimliğinde kullanılan mesialis terimi. FLEXIO. MEDIALIS. Örn. INTERMEDIUS. orijin noktasına ya da gövdeye uzak olan. Örn. Örn. orta parmak lateralde. X EXTERNUS. Ancak sadece embriyolojik tariflerde yaygın olarak kullanılır. bir organ yada boşluğun dışında olan. X EXTENSIO. X . mideye göre daha yukarıdadır. sol (taraf) PROXIMALIS. Elin 5. medial ile eş anlamlıdır ve diş arkının orta hattına yakın olanı belirtmek için kullanılır. Örn. anterior yöndedir. Ayağın dorsal yüzünün yukarı doğru bükülmesi de dorsal fleksiyon (ekstensiyon)dur. ayaklara daha yakın olan. SINISTER. Inferolateral. HAREKET TERİMLERİ Ekstremitelerin ve vücudun diğer bölümlerinin hareketlerini tarif etmek için kullanılır. diafragma kalbe göre daha aşağıdadır. 5 . Normalden fazla yapılan ekstensiyon hareketine.ray tübü hastanın arkasında. anteromedial. median düzlemden uzak olan. sağ el ve sol el kontralateraldir. median düzleme yakın olan. Örn. akciğerler. umbilicus (göbek). parmağı ise başparmağa göre medialdedir. X . küçük parmak medialdedir. diş arkının orta hattına uzak olanı belirtmek için kullanılır. Cranialis terimi de superior yerine kullanılabilir. X INFERIOR. Örn. orijin noktasına ya da gövdeye yakın olan. üst ekstremitenin proksimal ucundadır. yüzeye uzak olan (derin). X DISTALIS. INTERNUS. Ancak bacağın ve ayağın fleksiyonu. bir organ yada boşluğun içinde olan. Genellikle anterior yönde olur. X . Örn. Ancak bacağın ve ayağın ekstensiyonu. vücudun aynı tarafında olan. vücudun tam ortasındadır. Örn. başa daha yakın olan. hiperekstensiyon denir. KOMBİNE TERİMLER Sık olarak bir yönü işaret etmek için kullanılırlar. Genellikle posterior yönde olur. Örn. X LATERALIS. sagittal düzlemde yapılan ve vücut bölümleri ya da kemikler arasındaki açıyı artıran germe harekettir. MEDIUS. sağ (taraf). Ayağın plantar yüzünün aşağıya doğru bükülmesi. DEXTER.ray ışını arkadan . sagittal düzlemde yapılan ve vücut bölümleri ya da kemikler arasındaki açıyı azaltan bükme harekettir. yüzeye yakın olan X PROFUNDUS. X CONTRALATERALIS. vücudun karşı tarafında olan. parmağı başparmağa göre lateraldedir. Örn. hiperfleksiyon denir.

ABDUCTIO. EVERTIO (iç rotasyon). Örn. başparmağın diğer parmakların eksenine dik olacak şekilde. radius kemiğinin uzun ekseni etrafında içe dönmesi ile oluşan önkol ve elin hareketidir. mandibula ya da omzun aşağı doğru hareketi (indirme). iç rotasyon). fleksiyo. Pronatio = evertio + abductio X INVERTIO (dış rotasyon). Bu hareket supinatio (dış rotasyon) olarak bilinir. Supinasyon. vücudun bir parçasının uzun ekseni (vertikal eksen) çevresinde yaptığı dönme hareketidir. Bu hareket sonucu elin palmar yüzü öne bakar. Rotatio lateralis (rotatio externa. Başparmağın. EL BAŞPARMAĞININ HAREKETLERİ Flexio. endorotatio. koronal düzlemde palmar yüzden dışa doğru uzaklaşmasına extensio denir. metacarpophalangealis 1 ve art. üst ekstremitenin vücuda doğru olan hareketi. Art. anteroposterior yönde palmar yüze doğru yaptığı (ikinci parmağın yanına getirildiği) harekete adductio denir. başparmağın anteroposterior yönde elin palmar yüzünden uzaklaşmasıdır. Art. ayak ucu da median düzlemden uzaklaşır. lateral rotasyonda ise dışa bakar. interphalangealis 1’de yapılır. üst ekstremitenin vücuttan uzaklaşması. ELEVATIO. Evertio güçlü yapıldığında. dış rotasyon). Invertio güçlü yapıldığında. X SUPINATIO (dış rotasyon). Hareket sırasında radius ve ulna birbirine paralel olur. X ADDUCTIO. Elde ve ayakta parmakların adduksiyonu. koronal düzlemde yapılan median düzlemden uzaklaşma hareketidir. Bu hareket pronatio (iç rotasyon) olarak bilinir. ayakta ise ikinci parmağa göre diğer parmakların birbirinden uzaklaşmasıdır. PROTRACTIO. CIRCUMDUCTIO. Abductio. ayak ucu median düzleme doğru yaklaşır. exorotatio. sırtüstü yatış pozisyonudur X PRONUS. mandibulanın ya da omzun öne doğru çekilme hareketi X RETRACTIO. 6 . Hareket sırasında radius ulnayı önden çaprazlar. mandibulanın ya da omzun arkaya doğru çekilme hareketi. abduksiyo. ROTATIO. ön yüzü median düzlemden uzaklaştırır. Örn. carpometacarpalis pollicis. ekstremitenin ön yüzünü median düzleme yaklaştırır. ayak tabanını median düzleme doğru yaklaştıran ve içe doğru baktıran harekettir. parmakların birleştirilmesidir. koronal düzlemde yapılan baş ve gövdenin yana eğilme hareketidir. palmar yüz üzerine bükülme hareketidir. abduksiyonun tersidir. mandibula ya da omzun yukarı doğru hareketi (kaldırma) X DEPRESSIO. Bu hareket sonucu elin palmar yüzü arkaya bakar. Koronal düzlemde median düzleme doğru yapılan harekettir. ekstensiyo ve adduksiyo hareketlerinin kombinasyonu olan dairesel harekettir. Parmakların abduksiyonu. Supinatio = invertio + adductio PRONATIO (iç rotasyon). Ekstremitenin lateral kısmı medial rotasyonda içe. sırasıyla yapılan. Rotatio medialis (rotatio interna.LATERAL FLEXIO. yüzüstü yatış pozisyonudur. Başparmağın. elde üçüncü parmağa göre. radiusun uzun ekseni etrafında dışa dönmesi ile oluşan önkol ve elin hareketidir. art. metacarpophalangealis I’de yapılır. pronasyondan çok daha kuvvetlidir. SUPINUS. ayak tabanını median düzlemden uzaklaştıran ve dışa doğru baktıran harekettir.

ekstensiyon. gövde Dorsum : Sırt Homo : İnsan. Bu harekette başparmak sırasıyla. adam Inferior : Alt Membri : Üye. n. ekstremite Perineum : Apış arası Regio : Bölge Superior : Üst Thorax : Göğüs 7 . metacarpophalangealis I’de yapılan bu hareket. başparmak pulpasının diğer parmak pulpalarına değdirildiği harekettir. iç rotasyon. abduksiyon. Kalem tutarken ya da parmaklar arasında bir obje kıstırılırken kullanılır. fleksiyon ve adduksiyon yapar. carpometacarpalis polliciste ve kısmen de art. Başlıca art. İNSAN VÜCUDUNUN BÖLGELERİ (REGIONES CORPORIS HUMANI) Abdomen : Karın Caput : Baş Cervix (collum) : Boyun Corpus : Beden.Oppositio. Hareketin tersi Repositio olarak bilinir. medianus felcinde bozulur.

çoğul. Gerektiğinde osteoblastlara dönüşürler. kemiklere esneklik ve dayanıklılık verir. periosteumda ve endosteumda bulunan bu hücreler. mezenşimal kökenlidir. Tuzlar. Bu madde. Spongioz doku içindeki cavitas medullaris denilen ilik boşluğunda kemik iliği. kolayca kırılır ve parçalanır. Kemiğin yapısı Kemikler. En yüksek oranda kalsiyum fosfat tuzu vardır. organik ve inorganik maddelerden oluşan dokulardır. santral bir spongioz dokuyu çevreleyen kompak bir dokuya sahiptir. İnorganik bölümünü ise tuzlar oluşturur. En önemlileri Ca. sertliğini kaybeder ve kolayca bükülebilir. Kalsiyumu olmayan kemik ise. içte substantia spongiosa (trabecularis) denilen iki dokudan oluşur. Organik bölümünün % 95’ni intersellüler olarak bulunan mukopolisakkarit yapısındaki kollajen lifler yapar. Bütün kemikler. Kemikler. ancak fibröz dokusu harab olduğundan elastikiyetini kaybeder. vücudun temel destek dokusudur ve vücudun çatısı olan iskeleti meydana getirir. kemiğe sertlik verir. dışta substantia compacta. kompak kemik dokusunda ise kan damarlarını içeren Havers Kanalları bulunur. 8 . Kemik hücreleri Kemikte dört tip hücre bulunur. Bir kemik yansa bile şeklini muhafaza eder. Osteogenik (osteoprogenitör) hücre. ossa). P ve Mg tuzlarıdır.EKSTREMİTELERİN BÖLÜMLERİ KEMİK BİLİMİ (OSTEOLOJİ) Bağ dokunun sert bir formu olan kemik (os. 1.

15 yaş civarında) sırasında oluşur ve adult çağa kadar gittikçe belirginleşir. Kemiğin serbest yüzeylerinde bulunurlar. boyları enlerinden daha büyüktür. 4. Ayrıca tendon açısını artırarak eklemde mekanik bir avantaj sağlarlar. Osteoblast. sfenoid. yumuşak dokularda görülen kemiklerdir. Uzun kemikler (os longum). 8. Bu işlem osteoblastlarin varliğini gerektirir. içlerinde küçük boşluklar vardır. çukurlar ve delikler bulunur. Kemiklerdeki yüzey işaretleri Kemiklerin üzerinde çeşitli çıkıntılar. Mineralize olmamiş (ya da kalsifiye olmamiş) bu matrikse osteoid denir. Kemik tipleri Şekillerine göre 8 tip kemik vardır. metatarsal. kemik iliğinden derive olurlar. Uzun kemikler ekstremitelerde bulunur. gastrocnemiusun lateral başı içinde bazen fabella denilen bir susamsı kemik bulunur. İki kompak kemik tabakası ile. Kısa kemikler (os breve). Uçlarındaki eklem yüzleri hiyalin kıkırdakla örtülüdür. 4. puberte (12 . metacarpal. Yassı kemikler (os planum). Yüz kemikleri. Örn. Radyolojik değerlendirmelerde karışıklığa yol açabilirler. 9 . Osteosit (matür kemik hücresi). Düzensiz kemikler (os irregulare). Osteoblastlar. Kemiklerde görülen işaretler. 2. 3. Esas olarak kavite duvarlarının oluşumuna katılır. tendonlar.2. Temporal kemiğin mastoid parçası ve paranazal sinüslerin olduğu kemikler (frontal.. Potansiyel osteoblastlardir. koruma fonksiyonları vardır. matriksteki lakunalara gömülünce osteosit adini alir. Kemiklerin en büyük hücreleridir. Kafa kemikleri. Heterotopik kemikler. humerus. osteogenik hücrelerden derive olurlar. ek kemikleşme merkezleri olduğunda meydana gelirler. Kemiğin rezorpsiyonundan sorumludurlar. kaburgalar ve sternum gibi. phalanx. Kemik matriksinin organik elemanlarını sentezlerler. Bu oluşumlar. Aksesuar kemikler (os accessories). Rezorpsiyon bölgelerindeki siğ çukurlarda (Howship lakunalari) otururlar. 5. 7. tam olarak gelişmiş kemiklerin esas hücreleridir. düzensiz şekilli kemiklerdir. kas tendonları içinde bulunurlar. Genellikle kronik bir inflamatuar hastalık sonucu (akciğer tuberkulozu gibi) gelişirler. vertebralar ve os coxae gibi.. Vücudun en büyük sesamoid kemiği m. Osteoklast. Matriksteki lakunalarda otururlar. Osteoide kalsiyum fosfat eklendiğinde kemik olur. aralarında bulunan ve diploe adı verilen spongioz kemik tabakasından oluşur. Ayak iskeletinde yaygındırlar. quadriceps femorisin tendonu içinde yer alan patelladır. Susamsı kemikler (os sesamoideum). Tendonların yıpranmasını önlerler. maksilla). ligamentler ve fasiyaların kemiklere tutundukları yerlerde görülür. femur. ayak bileği (tarsal) ve el bileği (carpal) kemikleri 3. etmoid. Havalı kemikler (os pneumaticum). 6. M. 1. scapula.

ucu sivri çıkıntı Sulcus : Oluk Trochanter : Yuvarlak çıkıntı Tuber : Tümsek Tuberculum : Tümsekçik Tuberositas : Pürtüklü kabartı ya da alan Kemik iliği (cavitas medullaris) Yetişkinlerde 2 çeşit kemik iliği bulunur. Doğumda vücuttaki bütün kemikler kırmızı kemik iliğine sahiptir. köşe Caput : Baş Collum : Boyun Condylus : Yumru. küçük ayak.7 yaşında sarı kemik iliği ekstremitelerin distal kemiklerinde görünmeye başlar ve kademeli olarak proksimale doğru ilerler.KEMİKLERDE SIK KARŞILAŞILAN YÜZEY İŞARETLERİ Arcus : Kemer. gövde Crista : İbik (keskin kenar) Eminentia : Kabartı Epicondylus : Kondillerin üzerindeki çıkıntı Facies : Yüz. yani hemopoetiktir. yaşla kademeli olarak azalır ve ileri dönemde kırmızı kemik iliğinin yerini sarı kemik iliği alır. Kan yapımında (hematopoiezis) aktif olan kırmızı kemik iliği (medulla ossium rubra) ve yağ dokudan oluşan ve inaktif olan sarı kemik iliği (medulla ossium flava). ayakçık Processus : Çıkıntı Protuberantia : Tümsek şeklinde kabarıntı Ramus : Dal Spina : Diken. tabaka Linea : Çizgi Malleus : Çekiç şeklinde çıkıntı Margo : Kenar Pediculus : Küçük uzantı. 5 . vuvarlak ya da oval çıkıntı Corpus : Beden. yüzey Foramen : Delik Fossa : Çukur Fovea : Geniş ve sığ çukur Incisura : Çentik Labium : Dudak Lamina : Yaprak. 10 . yay Angulus : Açı. Bu durum.

Hareketler için mekanik bir temel. Yaşlıların kemiklerinde daha az organik madde vardır ve ek olarak periosteumda daha az rejenerasyon yeteneğine sahiptir. İyileşme sürecinde genellikle kırık bölgesinde aşırı bir kemik üretimi olur ve bu kemik dokusuna callus adı verilir. iki tabakalı bir yapısı vardır. Bu yüzden periosteumu kaldırılan yerdeki kemik dokusu ölür. scapula). Metafizial ve epifizial arterler. Destek. 11 . kafa kemikleri. toraks kafesi kemikleri (sternum ve costalar). Büyüme kıkırdaklarını besledikleri için önemlidirler. nutricia). Kemiklerin kan damarları Kemikler zengin arteryel beslenmeye sahiptir. birçok noktadan kemiğin gövdesine girerek kompak kemiği beslerler. 1. Stratum fibrosum. P ve Mg tuzlarını depolar. kompak kemikten oblik olarak geçip. Kemik kırılmalarında şiddetli ağrının sebebi. Bu yüzden çok duyarlıdır. dış tabakadır. herhangi bir nedenle kesilecek olursa kemiğin büyümesi etkilenir. Bu nedenle kırıklarda iyileşme geç olur. kemik kırılmalarında aktiflenir ve iyileşmeyi hızlandırır. Bu arterlerden gelen kan. Periosteum Bütün kemikler. eklem yüzleri hariç periosteum (kemik zarı) denilen ince bir fibröz doku tabakası ile örtülüdür. Bu tabakadaki “Sharpey Lifleri” periosteumu kompak kemiğe bağlar. 2. Gövdenin merkezine yakın olarak bulunan bir delikten (foramen nutricium) giren arter (a. Periostal arterler. 5. Başlıca komşu eklemleri besleyen arterlerden gelirler. damardan ve sinirden son derece zengindir. 3. Stratum cambium. spongioz kemik ve kemik iliğini beslemek üzere dağılır. Ca. Kemiklerin fonksiyonu Koruma. periostal sinirler adı verilen duyu sinirlerinden zengindir. Büyümesini tamamlamış kemiklerde ise avaskular (aseptik) nekroza neden olur. pelvis kemeri (coxa) kemikleri ve femur ile humerusun sadece başları kırmızı kemik iliği içerir. arterlere eşlik eder. SYSTEMA SKELETALE (İSKELET SİSTEMİ) Yetişkin bir insan iskeleti toplam 206 kemikten oluşur. Kemiğin venleri. Periosteum. 4. Kemiklerin uyarılması Periosteum. Yeni doğanda bu sayı 270’dir. kemiklerin uçlarını beslerler. omurlar (vertebrae).Yetişkinde. İskelet iki ana bölümde incelenir. Kan hücreleri yapımı. 2. omuz kemeri kemikleri (clavicula. yapısında bulunan osteoblastlar. 1. Tuzları depolamak. bu sinirler tarafından taşınan periosteumdaki yırtılma yada gerilme duyularıdır.

Matriksi. Tamir yeteneği yoktur. Hiyalin kıkırdak Vücutta en yaygın bulunan kıkırdak tipidir. Kondrosit denilen hücreler ile matriksten (lifler + ara madde) oluşur. larinksin bazı kıkırdakları. 22 + os hyoideum. Eklem yüzleri arasinda bulunan diskuslar. KIKIRDAK (CHONDRO) Bir bağ dokusu şekli olan kıkırdak. Kıkırdak. kemikleri bir arada tutan ve kasların hareketlerine olanak tanıyan yapılardır. EKLEM BİLİMİ (ARTHROLOGIA) Eklemler. Mavimsi renktedir. lenf damarı. kuneiform kıkırdaklar ve aritenoid kıkırdakların tepeleri) elastik kıkırdaktır. kaburgaların sternal uçları ve epifiz plağı hiyalin kıkırdaktır. kornikulat. Komşu bağ dokusundaki kapillerlerden ve matriksten difüzyonla beslenir. Tek farkı çok miktarda elastik lif içermesidir ve bu nedenle sarı renklidir. 3. kan damarı. *1 Omurga (columna vertebralis): 26 kemik (vertebrae. trakea. Elastik kıkırdak Hiyalin kıkırdakla yapı olarak tamamen benzerdir. iki kemik arasında kurulu eklemlere articulatio simplex. 2+ scapula. 1 + ossicula auditoria. Fibröz kıkırdakların. Defektleri fibroz doku ile kapatılır. 1). sinir ve duyu reseptörü içermez. Appendiküler iskelet *3 Üst ekstremite: 60 kemik + Pektoral kemer: 4 kemik (clavicula. 2. Fibröz kıkırdak Beyaz renklidir.Aksiyel iskelet *0 Baş iskeleti: 29 kemik (cranium. epifizyal kıkırdağın ve eklem kıkırdaklarının perikondriyumu yoktur. ikiden fazla kemik arasında kurulu eklemlere de articulatio composito adı verilir. 24 + os sacrum. Hasarlandığında kendisini yavaş olarak tamir eder. 2) = 62 kemiktir. 1. 2) = 64 kemik. oditör tüp (tuba auditiva. Matriksi oluşturan elemanlarin farkliliğina göre üç tip kikirdak vardir. 24). *2 Thorax: 25 kemik (sternum. Embriyoda kıkırdağın yerini kemik alıncaya kadar geçici olarak iskelet görevi yapar. kollajen lifler ve proteoglikanlar yapar. bronkuslar. diş kulak yolu. Burun kıkırdakları. Kıkırdağı örten zara perichondrium denir. mezenşimden derive olur. Eustachian tüpü) ve larinksin bazi kıkırdakları (epiglot. Aşınmaya karşı çok dirençlidir. *4 Alt ekstremite: 60 kemik + Pelvis kemeri: 2 kemik (os coxae. Perikondriyumu yoktur. Kendisini tamir eder. Eklemler yapılarına ve hareket yeteneklerine göre üç grupta toplanır. 12 . 1 + coccyx. 1 + costalar.6). bütün oynar eklemlerin eklem yüzlerini örten kıkırdak. Kulak kepçesi. menisküsler ve labrum articulareler bu tip kıkırdaktır. Kemik sayılarına göre.

İki tipi vardır. Symphysis pubica. Eklem boşluğu yoktur. sfenoid kemik gövdesinin oksipital kemiğin baziler parçası ile yaptığı eklem synchondrosis tipi eklemin örnekleridir.ARTICULATIONES FIBROSAE (HAREKETSİZ EKLEMLER. Cavitas articularis (eklem boşluğu) İçinde negatif hava basıncı ve sinovya denilen sıvı vardır. Synchondrosis (primer kartilaginöz eklem): Bu tip eklemlerin esas fonksiyonu hareket değil. Cartilago articularis (eklem kıkırdağı) 3. Beslenmesini sinovyal membrandaki periferik damar ağından. Kemiklere tutunma yerinde periosteum ile devam 13 . Gomphosis. Bazı eklemlerde bunlara ek olarak ligamentler.1. Cartilago articularis (eklem kıkırdağı) Eklem yüzlerini örten eklem kıkırdağı hiyalin kıkırdak yapısındadır. I. Articulationes fibrosae (synarthrosis). SYNARTHROSIS) Sutura. Eklem yüzleri arasında hiyalin kıkırdak bulunur. Syndesmosis. Articulationes cartilagineae (amphiarthrosis). Cavitas articularis (eklem boşluğu) 2. 1. 2. Vücuttaki tek örneğidir. hareketsiz eklemler. diskuslar veya menisküsler de bulunur. Siniri ve kan damarı yoktur. az hareketli eklemler. Eklemi sarar ve eklem yüzlerini bir arada tutar. Ayrıca hareketlerin akıcı ve amaca uygun olarak yapılmasını sağlar. hareketli eklemler. büyümeye izin vermektir. Symphysis (sekonder kartilaginöz eklem): Eklem yüzleri arasında her zaman kuvveti absorbe eden fibröz kıkırdak yapısında bir diskus bulunur. II– ARTICULATIONES CARTILAGINEAE (AZ HAREKETLİ EKLEMLER. İleri dönemde kemikleştiği için geçici bir eklem şeklidir. Bu nedenle bazen hareketsiz eklem grubunda incelenir. hiyalin kıkırdakla veya fibröz kıkırdak yapısında bir disk ile birleşir. Uzun kemiklerin epifiz ve diyafizleri arasındaki eklem. Eklem kıkırdağı basıncı absorbe eder. Articulationes synoviales (diarthrosis). Capsula articularis (eklem kapsülü) Hareketli eklemleri diğer eklemlerden ayıran en önemli özelliktir. sinovyal sıvıdan ve komşu kemik iliği bölümünün damarlarından sağlar. kafa kemikleri arasında bulunan eklemlerdir. 3. AMPHIARTHROSIS) Bu eklemlerde kemikler. dentoalveolaris). Capsula articularis (eklem kapsülü)tir. symphysis intervertebralis III– ARTICULATIONES SYNOVIALES (TAM HAREKETLİ DIARTHROSIS) Hareketli eklemleri diğer eklemlerden ayıran üç özellik. EKLEMLER. diş kökleri ile çene kemikleri arasındadır (art. bu eklemlerde eklem yüzlerini birbirlerine ligamentler bağlar.

Eklem boşluğundaki negatif basınç 2. Ekleme katılmayan alanları. menisküs ve eklem kıkırdağını örtmez. Tam olmayan veya yarımay şeklinde olan diskulara meniscus (yarımay) adı verilir. yumurta akına benzer bir sıvıdır. Eklem yüzlerinin şekli EKLEMİN BESLENMESİ Eklem kıkırdağının ekleme katılan bölümleri. Ligamentler. 14 . EKLEM YÜZLERİNİN AYRILMASINI ÖNLEYEN FAKTÖRLER 1. Eklemi saran kas ve tendonlar 4. Eklem kapsülü ve eklem bağları 3. Vagina synovialis. Ayrıca eklem kıkırdağını besler. Bazen eklem boşluğu ile bağlantılı olur ve sinovya için depo görevi yapar. salgılayan ve absorbe eden iç tabakadır. Bursa denilen keseciklere açılan deliklere de sahiptir. Eklem yüzlerinin uyumunu kolaylaştırır ve eklem yüzlerine olan kuvveti absorbe eder. Kollajen liflerden oluşan sıkı bağ dokusudur. EKLEMİN DUYUSU Eklemler sinirden zengindir. Vücutta sadece iki eklemde bulunur. coxae (labrum acetabulare). En fazla miktarda (0. sinovyayı üreten. Duyu sinirlerinden zengindir.eder. Labrum articulare. Discus articularis-Meniscus Eklem yüzleri arasında bulunan fibröz kıkırdak yapısında oluşumlardır. aşınmayı önler. Tendonun hareketini kolaylaştıran yapılardır. eklem kapsülünün dışında olan ligamentlerdir. intrakapsüler ligamentleri ve tendonları örter. Bu nedenle yırtıkları çok ağrılıdır. Eklem yüzleri arasındaki sürtünmeyi azaltarak. eklemin diğer bölümleri arteryel pleksustan beslenir. Artiküler sinirler. Bazı eklemlerde kapsül lokal kalınlaşmalar göstererek ligamentleri oluşturur. Venleri arterlere eşlik eder.5 ml) diz ekleminde bulunur. Özellikle eklem kapsülünde zengin sinir sonlanmaları vardır. Damar ve sinirler tarafından delinir. Diskus. Membrana synovialis. Bursa synovialis. Synovia. Art. İntrinsik (intrakapsüler) ligamentler. humeri (labrum glenoidale) ve art. Periferik kısımları ile eklem kapsülüne tutunurlar. genellikle eklem kapsülü olarak ifade edilen dış tabakadır. içi sinovya ile dolu keselerdir. Ekstrinsik (ekstrakapsüler) ligamentler. Membrana fibrosa. periferik kısımları kalındır. Konkav eklam yüzünü derinleştirir ve temas alanını artırır. fibröz kıkırdak yapısında halka şeklinde oluşumlardır. Santral kısımları ince. eklem boşluğu içinde olan ligamentlerdir. tendon kılıflarıdır. eklemi hareket ettiren kasların ve bu kasların üzerindeki derinin duyusunu taşıyan deri sinirlerinden gelir. diskuslar ve menisküsler hariç (bunlar sinovyal sıvı tarafından beslenir). eklem kapsülünün fibröz kalınlaşmalarıdır. İki tabakalı bir yapı gösterir. Hareketli eklemlerde iki grup ligament vardır. Bazı kaslara ve tendonlara yastıklık yapar ve kasların kemikler üzerindeki hareketini kolaylaştırır.

doku hücrelerindeki hacim artışı. stapedius.Eklem kapsülü ve eklemle ilgili ligamentlerde çok miktarda ağrı duyusunu taşıyan sinir lifleri bulunur. Bazı organlar hem hipertrofi hem de hiperplazi gösterir (gebelikteki uterus gibi). 15 . Vücuttaki kasların çoğu mezodermden gelişir. sphincter pupillae ve m. meme bezi. bu fasyanın altında da fascia profunda bulunur. DÜZ KAS (ÇİZGİSİZ KAS. KALP KASI (ÇİZGİLİ ve OTONOM KAS) Düzenli. kuvvetli ve istemli kasılırlar. fascia subcutanea. Kas çalışmaz ise atrofiye gider (denervasyonda olduğu gibi). kaslara orijin yeri oluşturur. Kalp kası ve iskelet kaslarının hipertrofi gücü yüksek. Bütün kaslarda olabilir. Organ ve damar duvarlarında bulunurlar. Yetişkin bir insanın vücudunda 600’ün üzerinde iskelet kası vardır. sonlandığı yer insersiyo denir. Sadece yüz bölgesinde ve fossa ischioanalis (fossa ischiorectalis)te yoktur. Sadece irisde bulunan m. KAS TİPLERİ 1. ritmik ve istem dışı kasılırlar. Rejenerasyon iskelet kasında olur. en kısa ve küçük kası m. ancak çizgili kastır. en kalın kası m. gluteus maximus. Düz kas hücreleri çoğalabilir (mitoz) ve kendisini tamir edebilir (rejenerasyon). Fascia profunda. Devamlı ve düzenli çalışma sonucu (sporculardaki gibi) olur. Kasları sarar. doku hücrelerindeki sayısal artış. Fascia superficialis (hypodermis. en büyük kası m. en geniş kası ise m. dilatator pupillae ektoderm kökenlidir. HİPERPLAZİ. 2. OTONOM KAS) Yavaş. eklemi hareket ettiren kasların innervasyonunu sağlar ve eklemin üzerini örten derinin de duyusunu taşır. Sadece düz kaslarda olup. İSKELET KASI (ÇİZGİLİ KAS. KAS BİLİMİ (MYOLOGIA) Vücudun en büyük organı olan derinin altında fascia superficialis. 3. ritmik ve istem dışı çalışır. tela subcutanea): Dermisin altında bulunan iki yapraklı bağ dokusudur. sartorius. Yapraklar arasında kan damarları. Hızlı. iskelet kaslarında ve kalp kasında olmaz. Fascia profundanın altında kaslar bulunur. quadriceps femoris. kasların serbest olarak hareket etmelerini sağlar. İSTEMLİ KAS) Vücut ağırlığının %40’ını oluşturur. Bir kasın başladığı yere origo. Vücudun en uzun kası m. fascia superficialisin altındaki fibröz bağ dokusu tabakasıdır. Miyofibrillerdeki büyüme sonucu olur. Hilton kanunu. HİPERTROFİ. İskelet kası ve kalp kasında mitoz olmaz. Kaslar arasına septum intermusculare denilen bölmeler verir. ancak çabuk yorulurlar. “Bir eklemin duyusunu taşıyan sinirler. kalp kasında olmaz. latissimus dorsidir. deri sinirleri. lenf damarları ve mimik kasları bulunur.

önkolun hareketi ile uyluk kasları bacağın) hareketi ile ilgilidir. 16 . bir sonraki parçanın (kol kasları. Agonist Kas. Kural olarak kaslar. Fiksatör Kas. Bu kasların esas tendonu. Antagonist Kas. 2. Ekstremitenin bir parçasındaki kas. 3. bir hareketteki aktif kas 2. insersiyolarından hareket ederler. parmaklara giden dört tendona ayrılır. 1.ÇİZGİLİ KAS TİPLERİ (FONKSİYONA GÖRE) 1. agonist kasın hareketinin tersine hareket yapan kas 3. brevis yada superficialis sözcüğü içeren kaslar. hareket ettirdiği eklemi sabitleyen kas İPUCU 0. distal falankslara. agonist kasla birlikte çalışan kas 4. Digitorum sözcüğü içeren kaslar elde ve ayakta benzer yapı gösterir. Longus yada profundus sözcüğü içeren kaslar. Sinerjist Kas. 2-5. orta (başparmaklar için proksimal) falankslara insersiyo yapar.

Scapuladaki cavitas glenoidalise humerus başı oturur ve omuz eklemini (art. ancak genellikle cavitas medullarisi yoktur.v. Kırmızı kemik iliği içerir. üst ekstremite uzunluğunun ölçülmesinde kullanılan proksimal noktadır. Kan üretiminin (hemopoiezisin) ilk başladığı kemiktir. ÜST EKSTREMİTE ANATOMİSİ ÜST EKSTREMİTE KEMİKLERİ Clavicula (köprücük kemiği) Üst ekstremiteyi gövdeye bağlayan iki kemikten birisidir (diğeri scapula). Clavicula. kola abduksiyon hareketini başlatan kasın (m. Processus coracoideus. Scapulanın üst kenarında bulunan incisura scapulae isimli çentikten. diğer ucu sternumla eklem yapar. Clavicula ile 1. üst ekstremite ile ilgili cerrahi girişimlerde plexus brachialis denilen sinir ağının anestezisi için kullanılan anatomik işarettir. yassı bir kemiktir. subclavia) ve sinirler (plexus brachialis denilen sinir ağına ait yapılar) geçer. Sinir. scapulanın üst kenar kırıklarında yaralanır ve hasta koluna abduksiyonu başlatamaz. Clavicula ile eklem yapar. kaburga arasından önemli damarlar (a.suprascapularis geçer. 17 . doğum sırasında en çok kırılan kemiktir.2. Acromion ve processus coracoideus denilen iki tane büyük çıkıntısı vardır. Bir ucu scapuladaki acromion.. humeri) kurar. n. İskelette kemikleşmeye (ossifikasyona) başlayan ilk kemiktir. Scapula (kürek kemiği) Üçgen şeklinde.supraspinatus) siniridir. Bu sinir. Acromion.

Kırıklarında burayı dolanarak geçen n. medianus yaralanabilir. medianus ve a. radialisle birlikte seyreden a. 18 . ulnaris yaralanabilir. axillaris yaralanabilir. ters Colles kırığı) sık görülür. Proksimal ve distal dörderli iki sıra oluşturur. Trapezium – Trapezoideum – Capitatum – Hamatum En büyük karpal kemik. Humerus gövde (cisim) kırığında en çok n. profunda brachiidir. önkol kaslarının beslenmesi bozulur. Kırığın radyolojik karakteristik görüntüsü yemek çatalı deformitesi olarak isimlendirilir. Kondillerin yukarısından geçen kırıklarda (suprakondiler kırık). Kırık bölgede kanama varsa.Humerus (Kol Kemiği) Caput humeri denilen başı. cubiti) yapar. Medial epikondil kırığında n. n. Epicondylus medialis ve lateralis. ulnaris geçer. Önkol kemikleri (Ossa Antebrachii) İki tanedir. Os scaphoideum. en çok çıkığı (luksasyonu ya da dislokasyonu) görülen karpal kemiktir. Bu durum Volkmann’ın İskemik Kontraktürü adı ile bilinir. Proksimal sıra. en çok kırığı görülen karpal kemiktir. Alt ucunda iki çıkıntı bulunur. Humerusun en zayıf yeridir ve en çok buradan kırılır. kanayan arter. humeri) yapar. Epicondylus medialisin arkasındaki oluktan n. Scaphoideum – Lunatum – Triquetrum – Pisiforme Distal sıra. A. brachialis yaralanmalarında. alt uçları ise el bilek eklemine (art. El kemikleri (Ossa Manus) El iskeleti 27 kemikten oluşur. os capitatumdur. Os lunatum. Kaslar yeterli arteryel kan (oksijen) alamadığından ölür (nekroz olur). Radius distal (alt) ucunun kırıkları (Colles kırığı ya da Smith kırığı. Üst uçları humerus ile dirsek eklemini (art. İç tarafta ve sabit olanı ulna. Humerusun başı ile gövdesinin birleşme yerine collum chirurgicum (cerrahi boyun) denir.Ulnanın üst ucunda olecranon (dirsek ucu) denilen büyük bir çıkıntısı vardır. scapuladaki cavitas glenoidalise oturur ve omuz eklemini (art. 50 yaşın üzerinde olan kişilerde (özellikle osteoporoz nedeniyle kadınlarda) çok sıktır. n. radiocarpalis) katılır. Ölü dokuda fibrozis gelişir ve bu durum kasların boylarında kısalmaya neden olur. dış tarafta olanı ve döneni radiustur. radialis yaralanır. El bileği kemikleri 8 tanedir. brachialis yaralanabilir. Çıkıklarında n.

Kapsülün en zayıf yeri ve desteğinin en az olduğu yer. diğer parmaklarda 3’er tane olmak üzere toplam 14 tanedir. Nadir görülen aşağı çıkıklarda humerus başı ile acromion arasında bir oluk oluşur (oluk belirtisi). Omuz dörtgen şeklinde görünür. Canalis ulnaris (Guyon kanalı). Acromion belirgin olur ve omzun karakteristik kabarıntısı (deltoid kontür) kaybolur. Eklemin çıkığı en fazla öne doğru olur. Omuz eklemi. axillaris yaralanma riski taşır. içinden fleksör kas tendonları ve n. Eklem yüzleri arasında genellikle bir discus articularis bulunur. el ya da omuz üzerine düşmelerde yırtılabilir ve claviculanın ucu eklemden ayrılabilir. hafif abduksiyonda ve dış rotasyonda kalır. Bu oluk canlıda. os pisiforme ve os hamatum ile sınırlanır. Bu görüntü nedeniyle apolet belirtisi olarak isimlendirilir. Clavicula ile sternum arasındadır. baş parmakta iki. ulnaris yaralanabilir. Claviculanın ucunu eklemde tutan önemli bir bağ vardır. Kol. Lig. Caput humeri. coracoclaviculare denilen bu bağ. cavitas glenoidalisin önüne gelir. Yetişkinlerde görülen eklem çıkıklarının yarısını oluşturur. ÜST EKSTREMİTE EKLEMLERİ Articulatio sternoclavicularis Üst ekstremiteyi gövdeye bağlayan tek eklemdir. Os hamatumun kırıklarında n. Articulatio Humeri (Omuz Eklemi) Humerus başı (caput humeri) ile scapuladaki cavitas glenoidalis arasında kurulu sferoid tip eklemdir. ulnaris ile a. Eklem yüzleri arasında bir discus articularis bulunur. medianusun geçtiği bir tünel (karpal tünel) şeklindedir. el baş parmağı eklemine (art. n. beş tanedir. ön-alt parçasıdır. Kol. os pisiforme ile os hamatum arasında bulunan bu kanaldan. Articulatio Acromioclavicularis Clavicula ile scapulanın acromion denilen çıkıntısı arasında kuruludur. El tarağı kemikleri (ossa metacarpi). ulnaris geçer. bu eklemde tüm hareketleri yapar. lateralde (ya da radial tarafta). Sulcus carpi (karpal oluk). El parmağı kemikleri (ossa digitorum manus. os scaphoideum ve os trapezium ile medialde (ulnar tarafta) ise. phalanges). Hasta koluna tam adduksiyon ve iç rotasyon yaptıramaz. vücutta çıkığı en fazla görülen eklemdir.Os trapezium. carpometacarpalis pollicis) katılan karpal kemiktir. 19 . Eklemin çıkıklarında n.

Trokoid tiptir.Articulatio Cubiti (Dirsek Eklemi) Üç eklemden oluşur. Siniri n. supinasyon (dış rotasyon) ve pronasyon (iç rotasyon) hareketlerini yapar. Siniri n. deltoideus Omuz kabarıntısını yapan kastır. subscapularistir. Radius ile ulna arasında. hareketlerini bu eklemde yapar. yüzük şeklindeki bir bağ (lig. omuz ekleminin stabilizesinden sorumlu esas yapıdır. kolun abduksiyon hareketini başlatan kastır. n. dirsekleri sürekli masa ile temasta olduğundan öğrencilerde sık görülür (öğrenci dirseği). Rotator cuff (manşet) kaslar. Articulatio Radioulnaris Distalis Ulna ile radius arasında kurulu ikinci eklemdir. Humerus ile ulna arasında. axillaristir. kola dış rotasyon yaptırır. Dört tanedir. Ulnadaki olecranon ile deri arasında bulunan bursanın (bursa subcutanea olecrani) enfeksiyonu. M. Kola 15°den 90°ye kadar abduksiyon yaptırır. Omuz ekleminden sonar vücutta çıkığı en fazla görülen major eklemdir. Siniri. supraspinatus. humeroradialis (sferoid tip) 2. İlk 15°ye kadar olan abduksiyonu yaptırır. ulnanın distal ucu ile de bir discus articularis aracılığı ile os triquetrum arasında kurulu ellipsoid tip eklemdir. Çıkıkları en çok arkaya doğru olur ve humerusun medial epikondilinin kırılması sonucu n. radioulnaris proximalis ile önkol. El. infraspinatus. art. art. radioulnaris proximalis (trokoid tip). suprascapularistir. Articulatio Radiocarpalis (El Bilek Eklemi) Radiusun distal ucu ile os scaphoideum ve os lunatum arasında. anulare radii) radius başını eklemde tutar. M. teres major Kola adduksiyon ve iç rotasyon yaptırır. Bu eklem ve yukarıda ifade edilen art. ulnaris yaralanabilir. art. Humerus ile radius arasında. M. humeroulnaris (ginglimus ya da troklear tip) 3. Bir discus articularisi vardır. ÜST EKSTREMİTE KASLARI OMUZ KASLARI M. suprascapularistir. 1. n. 20 . Siniri.

Pronasyon hareketinin başından sonuna kadar aktiftir. kola dış rotasyon yaptırır. Ek olarak önkola fleksiyon da yaptırır. M. M. Kola fleksiyon ve adduksiyon yaptırır. KOL KASLARI 1. İç tarafta olanı fibröz yapıdadır (aponeurosis bicipitalis. 2. önkolun esas fleksör kasıdır. .M. Ele fleksiyon ve abduksiyon yaptırır. ulnaris uyarır. Kolun ön tarafındaki kaslar. Bu kasın iki tane sonuç tendonu vardır. Bir cismin elle kavranmasında önemli kastır. medianus ile uyarılırlar. coracobrachialis. M. lacertus fibrosus) ve altından n. brachialis geçer. parmaklara hızlı ve kuvvetli fleksiyon yaptırır. brachialis. pronator quadratus. flexor digitorum superficialis. radialis yer alır. parmaklara yavaş ve nazik fleksiyon yaptırır. biceps brachii. 2-5. kemiklerin bir arada tutulmasında da fonksiyon yapar. flexor digitorum profundus. musculocutaneus uyarır. dirsek eklemini geçmediği için önkola hareket yaptırmaz. 2-5. M. hem kola hem de önkola fleksiyon yaptıran kastır. M. ulna ve radiusun distal uçları arasında uzandığından. Önkolun ön tarafındaki kaslar. flexor carpi radialis. M. triceps brachii. Radial (lateral) yarısını n. pronator teres. ele ve parmaklara fleksiyon yaptırırlar ve n. el bileğinde bu kasın tendonu ile m. unlar (medial) yarısını n. Kolun arka tarafındaki kaslar M. Üçünü de n. Esas işlevleri önkola fleksiyondur. subcapularistir. humerusun medial epikondilinden başlarlar. ÖNKOL KASLARI 1. en yüzeyelde ve en uzun tendonu olan kastır. önkolun pronasyon hareketine hız ve güç katan kastır. 21 kola adduksiyon ve iç rotasyon yaptırır. genel olarak. Ek olarak önkolun dış rotasyon (supinasyon) hareketine hız ve güç katar. medianus. önkolun esas pronator kasıdır. üç tane kastır. axillaristir. brachioradialisin tendonu arasındaki olukta a. Siniri n. M. Siniri n. Siniri n. M. musculocutaneus. önkolun esas ekstensör kasıdır. palmaris longus. N. teres minor. subscapularis. medianus ile a. kasın içinden geçer. radialistir. Bu kas. M. M.

medianus ile uyarılırlar. M. radialisin derin dalı (n. supinator. M. abductor pollicis brevis 2. el başparmağına ekstensiyon yaptırır M.M. M. flexor carpi ulnaris. extensor carpi ulnaris. ele ekstensiyon ve abduksiyon yaptırır M. M. işaret parmağına ekstensiyon yaptırır Önkolun İPUCU Ulnaris sözcüğü içeren kaslar ele addüksiyon. interosseus posterior). Ele fleksiyon ve adduksiyon yaptırır. radialis oturur. extensor pollicis brevis. adductor pollicis. abductor pollicis longus. El bileğinde bu kasın tendonu ile m. flexor carpi radialisin tendonu arasındaki olukta a. radialis sözcüğü içeren kaslar abdüksiyon yaptırır. el başparmağına abduksiyon yaptırır M. radialis ile uyarılır. Hareketin başından sonuna kadar aktiftir. M. extensor carpi radialis longus. extensor digiti minimi. el küçük parmağına ekstensiyon yaptırır M. kasın içinden geçer. flexor pollicis brevis 22 . üç tanedir. EL KASLARI El parmaklarına adında yazan hareketleri yaptırırlar. Tümü n. extensor pollicis longus. ele ekstensiyon ve adduksiyon yaptırır M. 1. Ön kola fleksiyon yaptırır. Nervus ulnaris bu kasın başları arasındaki bir açıklıktan (kübital tünel) geçer. el ve parmaklara ekstensiyon yaptırırlar. önkolun supinasyon hareketinin esas kasıdır. ulnaris ile uyarılan tek kastır. arka tarafındaki kaslar. el bileği eklemini geçmediği için ele hareket yaptırmaz. extensor digitorum. 2-5. önkolda n. ulnaris ile uyarılan tek kastır. ele ekstensiyon ve abduksiyon yaptırır M. M. el başparmağına ekstensiyon yaptırır M. 2. Ön kolun fleksiyon hareketine hız ve güç katan kastır. flexor pollicis longus. N. el başparmağına fleksiyon yaptırır. extensor indicis. brachioradialis. Tenar kaslar. N. el parmaklarına ekstensiyon yaptırır M. M. opponens pollicis 3. genel olarak humerusun lateral epikondilinden başlarlar. extensor carpi radialis brevis. El başparmağının hareketleri ile ilgilidirler. el başparmağına hareket yaptıran kaslardan n. M.

9. El küçük parmağının hareketleri ile ilgilidirler. medianus. 7. El sırtında tendon kılıflarında görülen sinovyal kistlerin en yaygın yeri. bu kasların tendonlarını saran tendinöz kılıfta aşırı sürtünmeye bağlı fibröz kalınlaşmaya ve osseofibröz kanalda stenoza neden olur. 6. N. kuvvetli ve devamlı olarak kavrama yada sıkma gibi hareketlerde (örn. m. proksimalde ön kola. çamaşır sıkarken) kullanılması. N. abductor digiti minimi 2. Özellikle baseballda topu fırlatan oyuncularda (pitcher) olur. Adı geçen kasların. dört tanedir.ve 4. interossei dorsales. nün siniri n. flexor carpi radialis ile m. flexor digiti minimi brevis 3. Ancak. parmaklara adduksiyon yaptırır. 2-5. M.De Quervain’in tenovaginitinin stenozu.Hipotenar kaslar. M. 8. abductor pollicis longus ve m. distalde el baş parmağına yayılan el bileğindeki ağrı ile karakterizedir. ulnaris. İnterosseus kasların siniri n. el bileğinde m. radialisin pulsasyonu (nabız). parmakların birinci falankslarına fleksiyon. Daktilo ya da klavye kullanırken. parmaklara abduksiyon yaptırır. 10. 3. ulnaristir. ve 2. piyano çalarken. dört tanedir. bazen m. supraspinatustur. steteskopun diyafram denilen bölümü m. Tansiyon ölçümünde a. lumbricales. nin siniri n. flexor carpi ulnarisdeki açıklıktan (kübital tünel) geçerken sıkışabilir (kübital tünel sendromu). M. ulnaristir. Bu amaçla. üç tanedir. extensor carpi radialis brevisin tendonudur. Mm. brachialisin sesinden yararlanılır. interossei palmares. orta ve distal falankslarına ekstensiyon yaptırır. M. hasarlı tendonların yerine kullanılır. palmaris longusun tendonu. Tendon yırtığı en çok görülen rotator cuff kası. KLİNİK NOTLAR 4. 5. m. brachioradialisin tendonu arasındaki olukta alınır. yazı yazarken kullanılırlar. 2-5. extensor pollicis brevisin tendonlarını saran tendinöz kılıfın kalınlaşması ve osseofibröz tünelin stenozu sonucu. 1. biceps brachiinin iç tarafta olan fibröz tendonun (aponeurosis bicipitalis. opponens digiti minimi Mm. m. medianus bu kasın tendonunun altında bulunduğundan cerrahi girişimlerde dikkat edilmelidir. ulnaris ile uyarılırlar. Mm. el bileğinde n. 1. 2-5. lacertus fibrosus) üzerindeki deri alanına yerleştirilir. 23 . A. üç tanedir.

ön kolun fleksör kaslarının devamlı kullanımı sonucu olur. Devamlı ve kuvvetli hareketler. ortak fleksör tendonu gerer ve medial epikondilin enflamasyonuna yol açar. kalınlaşması ve fibrozisi ile karakterize ilerleyici bir hastalıktır. ön kolun ekstensör kaslarının devamlı kullanımı veya ön kolun devamlı olarak kuvvetli supinasyon-pronasyon hareketleri yapması sonucu olur. Dirseğin medial tarafında ağrı olur. • Lateral epikondilit (tenisçi dirseği). 24 . ortak tendonu gererek lateral epikondilin enflamasyonuna yol açar.KLİNİK ANTİTELER • Medial epikondilit (golfçü dirseği). parmaklarına abduksiyon-adduksiyon hareketlerini yaptıramaz. • Dupuytren kontraktürü. özellikle küçük parmak ve yüzük parmağında hafif fleksiyon olur. Elin medial bölümünde palmar aponörozda oluşan fibrozis sonucu. Kontraktür genellikle bilateraldir ve 50 yaşın üstündeki erkeklerde sıktır. • N. interosseus kaslar çalışmayacağı için. Epicondylus lateralis üzerinde ve ön kolun arka yüzünde ağrı olur. vb. ulnaris felcinde. Bu nedenle parmakları arasında bir cismi (kalem. avuç içi (palmar) derisinin altındaki kalınlaşmış derin fasyanın (aponeurosis palmaris) kısalığı.) tutamaz. hasta 2-5. Tekrarlı hareketler. kağıt.

os ischii ve os pubis). Alt ekstremiteyi gövdeye bağlar. Burada dış yüzeyde. Gerçek pelvisin boyutu ve çapı özellikle gebelerde önemlidir. Bu açıklık sağlam bir membran tarafından kapatılır. Os sacrum Omurganın (Columna Vertebralis) aşağıya doğru devam eden bölümüdür.3. Bu üç kemiğin birleşme yerleri çocuklarda "Y" harfi şeklinde görülür. bir çukur bulunur. İkincisi ise alt ekstremitelerin fonksiyonel durumunu sağlamasıdır. Genellikle dört tane omurun kaynaşmasından oluşur. Her bir koksa. Os coccygis Embriyonun kuyruk iskeletinin kalıntısıdır. Pelvis boşluğu. pelvis minor) denir. Birincisi karın boşluğunun tabanını oluşturması ve aynı zamanda pelvis organlarını korumasıdır. yukarıda daha geniş ve aşağıda dar olmak üzere iki boşluk halindedir. üç ayrı kemikten oluşur (os ilium. Genellikle beş adet omurun üst üste kaynaşmasından oluşmuş bir kemiktir. Pelvisin iki önemli görevi vardır. Yan yüzleri os coxaeler ile eklem yapar. ALT EKSTREMİTE ANATOMİSİ ALT EKSTREMİTE KEMİKLERİ Pelvis (Leğen) Yanlarda bir çift os coxae ile arkada os sacrum ve os coccygis (coccyx) ta rafından oluşturulur. aşağıda olanına doğum pelvisi (gerçek pelvis ya da küçük pelvis. Pelvis boşluğunu arkadan kapatır. Önde ve ortada birbirleri ile kıkırdak bir yapı aracılığı ile birleşirler. Fossa acetabuli denilen bu çukura femur başı girer ve kalça eklemini yapar. pelvis major). 25 . Bu kemiklerin birleşmeleri sırasında aralarında oluşan geniş deliğe foramen obturatum denir. Os coxae (Kalça Kemiği) Pelvisi yanlardan kapatan iki adet kemiktir. Yukarıda olanına yalancı pelvis (büyük pelvis.

Ayak Kemikleri (Ossa Pedis) Ayak iskeleti 26 kemikten oluşur. İki condylus arasındaki düz ve parlak eklem yüzeyine facies patellaris denir. Proksimal ucunun ön yüzünde tuberositas tibiae denilen çıkıntı bulunur. Calcaneus üzerinde talus (aşık kemiği) oturur. Bacakta iki kemik bulunur. Gerek diz ekleminde. Bacakta. Buraya diz kapağı kemiği (patella) oturur. patellae) tutunur. En büyüğü ve kuvvetli olanı calcaneus (topuk kemiği)dur. Büyük ve iç tarafta olanına tibia (kaval kemiği). Ayak Bileği Kemikleri (Ossa Tarsi). Bunun nedeni. bir zar (membran) yapı (membrana interossea cruris) bulunur. Fibula. Ekleme katılan yüzü düzgün ve parlaktır. klinikte oryantasyon bakımından faydalanılacak bir noktadır. Ossa 26 . önemli rolü tibia yüklenmiştir. Caput femoris denilen proksimal ucu küre şeklindedir ve os coxaedeki fossa acetabuliye girer ve kalça eklemini (art. Fibula (Kamış Kemiği) Bacak iskeletinin diğer kemiğidir. Bu çıkıntılara kaslar tutunur. quadriceps femorisin tendonu (lig. Alt ucun iç bölümündeki kemik çıkıntıya malleolus medialis denir. kalça ekleminin dış yüzünden kolayca elle bulunabilmesidir. dış yanda yer alır. quadriceps femorisin sonuç kirişinin içinde bulunur. Üç köşeli ve iki yüzlü bir yapı gösterir. Tibianın alt ucu (distal uç) ayak bileği kemikleri ile ayak bileği eklemini yapar. Oldukça zayıf bir yapıya sahiptir. coxae) oluşturur. Uyluk ön tarafında bulunan m. Caput femoris ile gövdeyi birleştiren bölüme collum femoris (femur boynu) denir. Kemiğin ön kenarı. Femurun proksimal ucunda iki büyük kemik çıkıntı bulunur (trochanter major ve minor). Trochanter major. Fibulanın distal ucundaki kemik çıkıntıya malleolus lateralis denir. gerekse ayak bileği ekleminde. İki ucu ve birde gövdesi vardır. deri altından el yardımı ile rahatlıkla bulunabilir. tibianın proksimal ucu daha geniştir. Uyluk kemiğinin distal ucundaki eklem çıkıntılarına uygun olmak üzere. yedi tanedir. Bacak Kemikleri (Ossa Cruris) Diz ekleminden ayak bileğine kadar olan alt ekstremite bölümüne bacak (crus) denir. kasların tutunmalarına hizmet eden fonksiyonel bir görev yüklenmiştir. Tabanı yukarıda tepesi aşağıda üçgen şekillidir. Her iki kemiğin arasında. Patella (Dizkapaği Kemiği) İnsan vücudunun en büyük susamsı (sesamoid) kemiğidir. Bunlar diz ekleminin esas elemanlarıdır ve eklem yapmaya elverişli düz yüzeyler taşırlar. daha çok kasların tutunmasına hizmet eder.Femur (Uyluk Kemiği) Vücudun en uzun ve en sağlam kemiğidir. Hemen hemen bütün vücut ağırlığını bu kemik taşır ve anatomik pozisyonda iç yanda yer alır. küçük ve dış tarafta olanına fibula (kamış kemiği) adı denir. Daha çok. Bu çıkıntıya m. Femurun distal ucu da kuvvetli bir yapı gösterir. Distal ucun her iki yanında bulunan kemik çıkıntılara condylus medialis ve condylus lateralis denir. Hatta zayıf yapılı pek çok kimsede göz ile de görülebilir. Tibia (Kaval Kemiği) Femurdan sonra iskeletin en büyük ve en kuvvetli kemiğidir.

İç Bağları. Phalanges). 27 . fleksiyon durumunda bir miktar rotasyon da yapılabilir. Tam oynar bir eklemdir (sferoid tip). Lig. Bu nedenle tüm hareketler bu eklemde yapılabilir. Articulatio Genus (Diz Eklemi) İnsan vücudundaki en büyük eklemdir. intermedium ve laterale) adını alır. Eklem kapsülü dıştan kuvvetli bağlar ile desteklenmiştir ve eklem boşluğunu çepeçevre kapatır. ALT EKSTREMİTE EKLEMLERİ Pelvis (leğen) kemerini oluşturan kemikler. cruciatum posterius. patellae Kollateral bağlar. Lig. os naviculare. yan bağlar olarak bilinir. Gövdenin ağırlığı bu kemer üzerinden uyluk ve bacak kemiklerine ve sonuçta ayakla yere aktarılır. en çok yırtığı görülen bağdır. Lig. Eklem içinde bir iç bağ (ligamentum capitis femoris) bulunur. cruciatum anterius (ön çapraz bağ). beş tane de iç bağı vardır. Femurun distal ucu ile tibianın proksimal ucu arasında oluşur. 1. Lig. Eklemin stabilizesinden sorumlu en önemli yapı m. Ancak. Ayak Parmaği Kemikleri (Ossa Digitorum Pedis. quadriceps femoristir. Böylece eklem boşluğu içinde negatif bir hava basıncı ortaya çıkar. Ekleme vücudun en büyük susamsı kemiği olan patella da katılır. meniscus adı verilen yarım ay şeklinde fibröz kıkırdak oluşumlar yer alır. diğer parmaklarda 3’er tane olmak üzere toplam 14 tanedir. eklemin hareketlerinin aşırılığını önlerler. popliteum obliquum 4. başparmakta iki. Articulatio Coxae (Kalça Eklemi) Femur başı ile os coxaedeki çukur (acetabulum) arasındadır. Lig. bacak fleksiyondayken ekleme yük bindiğinde (yokuş ya da merdiven çıkarken) eklemi stabilize eder.tarsi içinde yer alan diğer kemikler ise. kuvvetli bir yapı oluştururlar. Lig. Bu negatif hava basıncı eklem yüzlerinin birbirlerine göre durumlarının korunması için çok önemlidir. Eklemi yanlardan kuvvetlendirirler. 2. iç menisküse tutunması olan bağdır. popliteum arcuatum 5. Bu nedenle bu bağın yırtıkları iç menisküsü de yaralar. collaterale tibiale (mediale). Lig. Pelvisi oluşturan kemikler üç yerde eklem yaparlar. Eklem yüzleri arasında. arkada her iki tarafta os sacrum ile os coxaelerin oluşturdukları articulatio sacroilica. 2. Eklemin beş tane dış. os cuboideum ve ossa cuneiforme (mediale. beş tanedir. Önde. her iki os coxaenin birleşmesi ile symphysis pubica. Ayak Taraği Kemikleri (Ossa Metatarsi). Dış Bağları 1. Temel hareketi. Menteşe gibi çalışarak hareket sağlar. collaterale fibulare (laterale) 3. bacağın fleksiyonu ve ekstensiyonudur.

talocalcanea ve art. M. Ancak. m. Ayak kubbesi. kalça eklemi eksenlerini çeşitli yönlerde çaprazlayarak uyluk kemiklerine veya bacak kemiklerine kadar uzanırlar.3. talocalcaneonavicularis) eversiyon-inversiyon hareketleri de yapılabilir. femoralis. saphena magna ve inguinal lenf düğümleri bulunur. Böylece düz tabanlık (pes planus) ortaya çıkar. bu durumun ortaya çıkması önemli şikayetler doğurur. İçerisinde n. Lliopsoas İki kasın (m. collaterale tibiale (mediale)ye tutunduğundan dış (lateral) menisküse göre daha sık yaralanır. Ayak arkusları olarak tanımlanan bu yapı longitudinal ve transvers olarak şekillenmiştir. Esas itibariyle. Transvers eksene göre dorsal fleksiyon (ekstensiyon. inguinale.v. Ayak Kemerleri (Arcus Pedis) Genel yapısı içinde ayak. femoralis. Supin (yatış) pozisyonundan oturma pozisyonuna kişiyi getiren kastır. fonksiyonel bakımdan son derecede önemli bir kubbeye sahiptir. psoas major) birleşmesi ile oluşur. transversum genus. menisküsleri birleştiren ve birlikte hareket etmelerini sağlayan bağdır. ayak ucunun aşağıya inmesi) hareketleri yapılır. v. çeşitli kas ve kirişler tarafından desteklenir. iliacus ve m. a. 4. meniscofemorale anterius 5. ALT EKSTREMİTE KASLARI Pelvisten başlayan kaslar. meniscofemorale posterius İç (medial) menisküs lig. yapı olarak üst ekstremite kaslarından daha fazla gelişmiş olarak görülürler. Herhangi bir nedenle. adductor longus. Lig. ayak kubbesini destekleyen elemanların fonksiyonel özelliklerini kaybetmeleri. femoralis. Articulatio Talocruralis (Ayak Bileği Eklemi) Tibia ve fibulanın distal uçları arasında oluşan çatal şeklideki yapı ile talus arasında ginglimus (troklear) tip eklemdir. Uyluğun esas ve en kuvvetli fleksör kasıdır. UYLUK ÖN BÖLGE KASLARI M. Lig. psoas majoru lumbal pleksustan gelen 28 . ayak ucunun yukarı kalkması) ve plantar fleksiyon (fleksiyon. içte m. Lig. Özellikle ayakta ve hareketli olarak mesleklerini sürdüren kişilerde. yürüme ve boşluk içinde durumu koruma gibi önemli görevler yüklenmiş bulunan alt ekstremite kasları. sartorius tarafından oluşturulan üçgene trigonum femorale denir. iliacusu n. Uyluğun ön üst bölümünde bulunan ve üstte lig. dışta m. ayak kemikleri arasında oluşan diğer iki eklem aracılığı ile (articulatio subtalaris ya da art. kubbenin çökmesine neden olur.

vastus medialis. Yürüyüş sırasında pelvisin yere basmayan ayak tarafına düşmesini önler. femoralistir. M. canalis pudendalisin ve fossa ischioanalisin dış duvarını yapan kastır. M. N. Sonuç tendonu diz ekleminin iç tarafındaki pes anserinus (kaz ayağı)a katılır. psoas majorun arka bölümünde gömülüdür. vastus intermedius. M. rectus femoris parçası uyluğa fleksiyon da yaptırır. Siniri. pelvis yere basmayan ayak tarafına düşer (Trendelenburg belirtisi).gluteus inferiordur. Gluteus Medius Uyluğun en güçlü iç rotatoru ve abduktorudur. pectineus 29 . Anal sfinkter yetmezliklerinde. Sinirin felci nedeniyle kasın işlevi kaybolursa. M. gemellus inferior UYLUK İÇ BÖLGE KASLARI Uyluğun iç bölgesinde bulunan bu kaslar. obturatorius ile. Bacağın esas ekstensör kasıdır. tamir amacıyla kullanılır. obturatorius externus M. M.iliopsoas ile antagonisttir. adductor longus M. obturatorius externus n. piriformis M. n. uyluğa adduksiyona ek olarak bacağa fleksiyon da yaptırır. Siniri. vastus lateralis ve m. Yokuş ya da merdiven çıkarken işlev görür. obturatoriustur. adductor brevis M. m. M. Sartorius (Terzi Kası) Hem uyluğa. Plexus lumbalis denilen sinir ağı. Gluteus Maximus Uyluğun esas ekstensör kasıdır. n. uyluk dış rotator kaslarının en güçlü olanıdır. M. Siniri. M. obturatorius internus. En çok. adductor magnus M. quadratus femoris. M. gluteus superiordur. gracilis. m. M. m. hem de bacağa fleksiyon yaptıran kastır. diğerleri plexus sacralisten gelen isimsiz sinirlerle uyarılır. gluteus superiordur. rectus femoris. Sinirleri. M. M. femoralistir. gemellus superior ve M. oturma pozisyonundan ayağa kalkmada kullanılır. Tensor Fasciae Latae Uyluğu saran derin fasyanın (fascia lata) yaprakları arasındadır. n. Siniri. uyluğun adduktor kasları olarak da bilinir. Esas işlevi uyluğa fleksiyondur. n. GLUTEAL BÖLGE KASLARI M. Gluteus Minimus UYLUĞA DIŞ ROTASYON YAPTIRAN KASLAR M. Quadriceps Femoris Dört başlı bir kastır. n. Siniri. M. İntramusküler enjeksiyon için tercih edilen kastır.isimsiz sinirler uyarır.

flexor hallucis longus 30 . Sinirleri. m.M. ayağa ekstensiyona ek olarak inversiyon da yaptırır. M. ischiadicusun uç dalları olduğundan m. tibialis anterior. gastrocnemius + M. M. peronaeus (fibularis) longus M. popliteanın pulsasyonuna buradan bakılır. Uyluğa ekstensiyon da yaptırırlar. flexor digitorum longus ve M. extensor digitorum longus M. tibialis ile uyarılırlar. İçerisinde a. M. gastrocnemius. ayağa fleksiyona ek olarak inversiyon da yaptırır. M. biceps femoris İki başlıdır. Sinirleri. M. FOSSA POPLITEA Diz ekleminin arkasında bulunan eşkenar dörtgen şeklindeki çukur alandır. Bu iki sinir n. fibularis (peroneus) profundustur. extensor hallucis longus. tibialis ile caput brevesi n. uzun atlamada. semimembranosus M. triceps surae = M. semitendinosus Tendonu pes anserinusa katılır. N. ayağa ve ayak parmaklarına ekstensiyon (dorsal fleksiyon) yaptırırlar. Calcaneusa tutunur. soleus yürümede işlev yapar. M. ayağa eversiyon yaptırırlar. poplitea. peronaeus (fibularis) brevis BACAK ARKA BÖLGE KASLARI Bu kaslar. BACAK YAN BÖLGE KASLARI Bu kaslar. Sinirleri. tibialis ve n. m. tendo calcaneus (Achilles tendonu) olarak bilinir. m. n. saphena parva. gastrocnemius hem bacağa hem de ayağa fleksiyon yaptıran kastır. Caput longumu n. ischiadicustur denir. sartorius. A. tibialistir.UYLUK ARKA BÖLGE KASLARI Üç tanedir. M. fibularis communis ile popliteal lenf düğümleri bulunur. M. BACAK ÖN BÖLGE KASLARI Bu kaslar. ayağa ve ayak parmaklarına fleksiyon (plantar fleksiyon) yaptırırlar. Bu kaslar. kasın sonuç tendonu. tibialis posterior. M. PES ANSERINUS Diz ekleminin iç tarafında üç kasın tendonu bir araya gelerek pes anserinus (kaz ayağı) denilen yapıyı oluşturur. n. gracilis ve m. biceps femorisin siniri n. fibularis (peroneus) communis ile uyarılır. soleus. semitendinosusdur.v. v. ayakdaki kan dolaşımını kontrol etmek için a. fibularis (peroneus) superficialistir. n. bu kasın tendonunun lateralinde bakılır. Bacağın esas fleksör kaslarıdır. İnsan vücudunun en kuvvetli tendonudur. n. dorsalis pedisin pulsasyonuna (nabız).

Enjeksiyonla verilen ilaç burada kolay emilir. ischiadicusa zarar vermemek için enjeksiyon daima üst dış kadrana yapılır (aşağıdaki şekilde yeşil renk yıldız ile gösterilen kadran). Enjeksiyon için gluteal bölge dört kadrana ayrılır ve kasın altında seyreden n. vücudun en kalın kasıdır.KLİNİK BİLGİ M. Kasın kalın olması. gluteus maximus. ischiadicusun duysal liflerinin dağıldığı alanlarda ağrı duyulması durumuna siyatik denir. 31 . N. intramüsküler enjeksiyonlar açısından idealdir.

kaş çatılması hareketini yaptırır. orbicularis oris. scalenus anterior M. M. buccinator. gülme hareketini yaptıran kastır. Yüz kasları. M. pterygoideus medialis BOYNUN ÖNEMLİ KASLARI Boynun hareketlerini sağlayan kaslardır. trigeminusun dalı olan n. M. yüz hareketlerinin oluşumunda işlev görürler ve bu nedenle mimik kasları olarak da bilinirler. M. Derin inspiryumda çalışır. boynu yana eğen kaslardır. nasalis. Ek olarak derin inspiryumda çalışırlar. mandibularis uyarır. M. M. çiğnemeye yardımcı en önemli kastır. zygomaticus major. M. 32 . Üflemeli müzik aletlerinin çalınmasında işlev görür ve bu nedenle üfleme kası olarak bilinir. M. scalenus posterior Skalen kaslar. pterygoideus lateralis M. burun deliklerini hem genişleten hem de daraltan kastır. baş derisinin hareketi ile ilgilidir. Gömlek yakasını iliklerken ya da boyun bölgesini traş ederken kullanılır. M. corrugator supercilii.4. Hepsini n. M. facialistir. epicranius. masseter M. BAŞ – BOYUN. subclavia ve plexus brachialis geçer. boyun derisini geren kastır. GÖVDE ANATOMİSİ ve KLİNİĞİ BAŞ ve YÜZÜN ÖNEMLİ KASLARI Baş ve yüzde bulunan bütün kasların siniri. M. n. göz kapaklarını kapatan (kornea refleksinde olduğu gibi) kastır. tebessüm hareketini yaptıran kastır. scalenus medius M. scalenus anterior ile medius arasından a. Çiğneme ve emme hareketinde işlev görür. orbicularis oculi. temporalis M. dudakları kapatan kastır. platysma. risorius. ÇİĞNEME KASLARI Çiğneme hareketini yaptıran dört çift çiğneme kası vardır. M.

Hastanın başı eğik yüzü karşı tarafa bakar durumdadır. M. Hiyoid kaslar Yutma ve konuşma sırasında dil kemiği (hiyoid kemik) ve alt çenenin (mandibula) hareketlerini sağlarlar. m. m. dorsalis scapulaedir.Adı geçen yapılar bazen iki kas arasında sıkışarak üst ekstremitede nörovasküler belirtilere neden olabilir (torasik çıkış sendromu). vücudun en geniş kasıdır. başı çalıştığı tarafa eğer ve yüzü karşı tarafa baktırır. Kasta olan spazm. M. accessoriustur. Levator Scapulae. n. Latıssımus Dorsi. erector spinaedir. kaldırılmış üst ekstremitenin kuvvetle indirilmesinde (balta ile odun keserken. scapulanın ve kolun hareketleri ile ilgilidir. 2. M. accessoriustur. tortikollis denilen postüral deformite olur. trapeziustaki fonksiyon kaybı nedeniyle omuz düşüklüğü olur. GÖVDE KASLARI 1. Sinirin lezyonunda. n. Rhomboıdeus Major ve Minor. Fonksiyon kaybında hasta koltuk değneği kullanamaz. Yüzeyel Sırt Kasları Bu kaslar. balyozla taş parçalarken) fonksiyon gören kaslardır. Pelvise tutunup üst ekstremiteye hareket yaptıran tek kastır. Kolun en güçlü adduktor kasıdır. Siniri. Siniri. n. Siniri. thoracodorsalistir. Yemek yerken ya da başı yastıktan kaldırırken kullanılan kastır. omzumuzda bir yük taşırken omzun çökmesini önler. trapeziusa yardım eder. Derin Sırt Kasları En önemli olanı omurganın (columna vertebralisin) esas ekstensör kası olan m. sternocleidomastoideus Tek taraflı çalıştığında. Siniri. M. M. Kasın altında bir sinir ağı (plexus cervicalis) ve önemli nörovasküler yapıları içeren bir kılıf (vagina carotica) bulunur. 33 . İki taraflı çalıştığında başa fleksiyon yaptırır (başı öne eğer). n. Trapezius. n. dorsalis scapulaedir. Siniri. Gövdeyi yukarı çeken esas kastır (barfiks çekerken) ve bu nedenle temel tırmanma kası olarak bilinir.

Selam verirken. a. Bir yere tırmanırken m. Bazıları derin inspiryumda da işlev görürler.v. kadınlarda memeler bu kasın üzerinde oturur. teres major ve m. Fossa axillaris içinde. Scapulayı toraks duvarında tutan kastır. m. Serratus Anterior. plexus 34 . n. latissimus dorsi. Kola hiperabduksiyon (900 den sonraki abduksiyonu) yaptıran kastır. Pectoralis Major. M. ya da saçları bir tarafa yatırırken kullanılır. Bu loblar. Herbir ductus lactiferi. arka duvarını. Siniri. Clavicula kırıklarında altından geçen plexus brachialis ve a. M. Erkeklerde rudimenter olup. axillaris.v. kadınlarda puberteden itibaren gelişmeye başlar ve gelişmesini 14 ncü yaşta tamamlar. M. Göğüs Duvarı Kasları Bu kaslar. ductus lactiferi denilen kanallarla areola mammaeye doğru uzanır ve burada sinus lactiferi denilen genişlemeleri oluşturur. Subclavius.3. İç duvarını. FOSSA AXİLLARİS Toraks yan duvarının üst bölümü ile kolun üst bölümünün iç yüzü arasında piramidal bir çukurdur. m. m. kolun hareketleri ile ilgilidir. subclaviaya yastıklık yapar ve onları yaralanmaktan korur. Corpus mammae denilen gövdesinde 15-20 adet süt üreten bezlere sahip lobi glandulae mammariae denilen loblar bulunur. Mamma (Meme) 2-6 kaburgalar arasında. Kasın fonksiyon kaybında scapulanın iç kenarı toraks duvarından ayrılır ve kanat şeklinde (kanat skapula. üst ekstremitenin hareketleri sırasında claviculayı tespit eden kastır. Halat çekme ya da ağ çekme gibi hareketler sırasında claviculanın sternal ucunu eklemde tutar. yüzeyel fasyanın iki yaprağı arasındadır. winged scapula) görüntüye neden olur. serratus anterior. Bir cisme dokunmak için üst ekstremite öne doğru uzatıldığında çalışır. subscapularis yapar. yumruk atma sırasında aktif olduğu için “boksör kası” olarak da bilinir. papilla mammaria üzerine açılır. omuz kemerini aşağı ve içeri doğru çeker. latissimus dorsi ile birlikte çalışır. pektoral kaslar. dış duvarını. humerus ve kol kasları. Meme başına papilla mammaria. Pectoralis Minor. M. etrafındaki kahve renkli alana ise areola mammae denir. Kucaklama hareketini yaptıran kastır. ön duvarını. Derin inspiryumda da işlev görür. Derin inspiryumda da işlev görür. thoracicus longustur.

Brakiyal pleksusa ait sinirler ve aksiller damarlar seyrettiği için. M. Mm. İşlevleri karın boşluğunda yer alan organları korumaktır. Bu kasın iç tarafında fascia transversalis denilen zar şeklinde bir yaprak bulunur. M. Fossa axillarisin önemli oluşumlar bulunmadığından en tehlikesiz duvarı iç duvarıdır. karın duvarını kapatan kasların en yüzeyel ve en geniş olanıdır. Solunumda çalışırlar. kanser nedeniyle memenin çıkarılması) n. Obliquus Externus Abdominis. thoracodorsalis yaralanma riski taşır. M. Iliacus. interkostal boşluklarda bulunan kaslardır. Psoas Major. fossa iliacayı doldurur. iliopsoası oluşturur. M. Ek olarak. ekspiryum (nefes verme). Böylece toraks boşluğunu karın boşluğundan (abdominal boşluktan) ayırır. karın ön ve yan duvarlarını kapatırlar. aksiller lenf düğümleri ve yağ-bağ dokusu bulunur. kasın ön yüzü böbrek ve ureterle komşudur.brachialis. 5. Plexus Lumbalis denilen sinir ağı. defekasyon (dışkılama). intercostobrachialis. Ortası (centrum tendineum) kirişimsi yapıdadır. 35 . interkostal sinir dalları ve n. inspiryumun (nefes alma) temel kasıdır. thoracicus longus. arka parçası içinde gömülüdür. Obliquus İnternus Abdominis. psoas major ile birleşerek m. Toraks boşluğunun alt açıklığı olan apertura thoracis inferioru kapatır. M. Ligamentum inguinalenin altında m. solunum sistemi) Diaphragma. obliquus internus abdominis arasında seyreder. Intercostales. Bu nedenle cerrahi girişimler bu duvardan yapılır. fossanın en tehlikeli duvarı dış duvarıdır. kasın ön yüzü böbrekle komşudur. lifleri. Karın Ön ve Yan Duvarı Kasları Bu kaslar. Karın Arka Duvarı Kasları Os coxaelerin üst kenarları (crista iliaca) ile kaburgalar arasında kalan boşluğu kapatırlar. M. DİAPHRAGMA (bkz. Aksilla cerrahisinde (özellikle mastektomide. Karın duvarındaki nörovasküler yapılar bu kas ile m. en içte olan kastır. n. Quadratus Lumborum. Bu kaslar. önceki kasın liflerine dik olacak şekildedir. 4. miksiyon (idrar yapma) ve doğum gibi faaliyetlerde de fonksiyon görürler. intercostobrachialis ve n. Transversus Abdominis.

rectus abdominis ile nörovasküler yapıları içeren fasyal kılıftır. İki taraf m. erkeklerde ise funiculus spermaticus (içinde. n. Yaklaşık 4 haftada kanalı kat eder ve 32. sinirler. hem kadında bulunan yaklaşık 4 cm uzunluğunda oblik bir pasajdır. rectus abdominis arasında. Vagina Musculi Recti Abdominis Linea Alba’nın her iki tarafında bulunan. Linea Alba. rektus kılıfı içindedir. Processus xiphoideus ile symphysis pubica arasında yer alan bu fibröz yapı. a. hiatus saphenustan deri altına çıkar (femoral herni). testicularis. testicularis. intrauterin yaşamın 28. m. ilioinguinalis ve n. İnguinal kanaldan her iki cinste ortak geçen yapılar. iki taraf oblik ve transvers kasların aponörotik liflerinin rektus kılıfını oluşturduktan sonra orta hatta karışması ile oluşur. Rectus Abdominis.5-2 cm uzunluğundadır. 1. ductus deferens. Başlangıçta karın arka duvarında yerleşik olan testisler. Kasın lateral kenarına linea semilunaris denir. haftada scrotuma iner. orta hattın her iki tarafında. Inguinal kanaldan. Karın boşluğuna bakan proksimal ağzına anulus femoralis denir ve burada Rosenmüller (Cloquet) lenf düğümü denilen bir tane inguinal lenf düğümü bulunur.M. haftasında kanala ulaşır. v. Bu fıtıklar Spiegel Hernisi adı ile bilinir. lenf damarları ve processus vaginalis denilen peritoneum uzantısı bulunur) geçer. Anulus femoralis kadınlarda daha büyük olduğu için. Erkek fetusta kanaldan testisler. karın ön duvarındaki zayıf alanlardandır ve buradan herniler (fıtıklar) gelişebilir (epigastrik herni). genitofemoralisin genital dalıdır. Linea semilunaris zayıf bir alandır ve buradan karın içi organlar herniye olabilir (fıtıklaşabilir). femoral herni kadınlarda daha sık olur. Anulus femoralisten giren herniye yapı. Canalis Inguinalis Hem erkekte. Canalis Femoralis Potansiyel bir kanaldır. bir tane yarım transvers fibröz band bulunur. Linea Alba denilen fibröz bir yapı bulunur. 36 . Kasın üzerinde intersectio tendinea denilen genellikle üç tane tam. plexus pampiniformis. dişi fetusta uterusdan gelen ligamentum teres uteri denilen bağ geçer. kadınlarda ligamentum teres uteri denilen bağ.

diafragma ile pelvis girişi arasında kalan bölgedir. Fascia profunda 4. genellikle L3-L4 arası discus intervertebralis seviyesindedir. aşağıda. Bu boşluğun çatısını diafragma yapar ve onu toraks boşluğundan ayırır. Peritoneum viscerale olarak tabakalanır. Kanalı kat edip annulus inguinalis superficialisten çıkıp sık olarak scrotuma (kadında ise labium majus pudendiye) iner. yukarıda. tuberculum pubicum. Erkeklerde. Fascia superficialis 3. 37 . Kadınlarda daha nadirdir. anulus inguinalis profundustan geçip inguinal kanala girer. kanaldan geçen n. Karın boşluğu önde. Cavitas peritonealis 9. distensiyon ve kasların tonusuna bağlı olarak umbilicusun lokalizasyonu değişiklikler gösterebilir. Bu nedenle iki boşluk abdominopelvik boşluk ortak adı ile de ifade edilir. Direk ve indirek olarak iki tip inguinal herni vardır. A. KARIN ÖN DUVARI Karın boşluğu (abdomen boşluğu). Ekstraperitoneal doku 7. Sağ tarafta daha sıktır. Herniye yapı. ve symphysis pubica ile sınırlanır. 1.KLİNİK BİLGİ İnguinal herni İnguinal kanal. crista iliaca. Obesite. Bu durum ameliyat sonrası bölgede kalıcı (rezidüel) ağrıya neden olur. inguinal kanalın arka duvarını iterek anulus inguinalis superficialisten çıkar. Daha çok yaşlılarda (karın duvarı zayıf olduğundan) görülür. Boşluğun tabanı yoktur ve pelvis boşluğu ile devam eder. Kaslar 5.V. Fascia transversalis 6. epigastrica inferiorların lateralinden olana indirek inguinal herni. zayıf bir bölgedir. Çocuklarda ve gençlerde daha çok görülür. Adı verilen bu yapıların arası kas ve fasyalarla kapatılmıştır. Çoğunlukla bilateraldir. ligamentum inguinale. Buradan karın içi organlar (özellikle ince bağırsak kıvrımları) herniye olabilir (fıtıklaşabilir). medialinden olana direk inguinal herni denir. tüm inguinal hernilerin % 15’idir. Deri 2. Herniye yapı. İnguinal herni tamirlerinde (inguinal herniyorafi ya da inguinal herniyoplasti). kadınlardan 20 kat fazladır ve 1/3 olguda bilateraldir. Peritoneum parietale 8. ilioinguinalis risk altındadır ve operasyon sırasında yaralanabilir. Karın ön duvarı yüzeyelden derine doğru. Bu fıtıklara inguinal herni (kasık fıtığı) denir. spina iliaca anterior superior. karın duvarı fıtıklarının (hernilerinin) en çok görülenidir. 7-10 ncu kaburgalar ile processus xiphoideus. Direk inguinal herni. Karın ön duvarında görülen umbilicus (göbek). İndirek inguinal herni.

Obliquus Externus Abdominis 2. Bunlardan en büyük olanı dört yapraklı olan omentum majusdur. İç (alt) tabaka Scarpa fasyası adı ile bilinir. FASCİA PROFUNDA (GALLAUDET FASYASI) Kasların üzerini örten ince bir fibröz tabakadır. Büyük periton boşluğu. Dış (üst) tabaka Camper fasyası olarak bilinir ve bol miktarda yağ dokusu içerir. erkeklerde tamamen kapalı bir kese şeklindeyken. Obliquus İnternus Abdominis 3. karın organlarını örten ya da saranına peritoneum viscerale denir. Transversus Abdominis 4. Karın duvarı açıldığında ilk olarak görülen yapıdır. İkisi arasında kalan boşluğa cavitas peritonealis (büyük periton boşluğu) denir. İçi boş organlardan birisi (mide. M. appendiks. Periton. Karaciğerin alt yüzünden midenin küçük kurvaturuna ve duodenuma uzanan periton yapısına omentum minus denir. 38 . M. karın boşluğunda bir çok plika oluşturur. M. M. KASLAR (gövde kasları konusunda verildi) 1. kadınlarda iç genital organlar (tuba uterina – uterus – vagina) yoluyla dış ortamla bağlantılıdır. Vücuttaki en büyük seröz zardır. bağırsak gibi) perfore olduğunda (delindiğinde) derhal bağırsak hareketleri ile olay yerine gider ve orayı kapatır (bu olaya plastron denir).FASCİA SÜPERFİCİALİS İki tabakalıdır. Bu nedenle omentum majusa abdomenin bekçisi ya da polisi denir. Rectus Abdominis PERİTONEUM Karın duvarlarını ve karın içi organları örten seröz zardır. Karın duvarlarını örten parçasına peritoneum parietale. Bu nedenle karın ön duvarı yumuşak ve hareketlidir.

Colon sigmoideum d. kaburga ile aşağıda os sacrum ve crista iliacalar arasında kalan bölgedir. Cisterna chyli f. yukarıda 12. Bunlara mesenterium ya da meso denir. quadratus lumborum 3. İntraperitoneal organlar a. Vena cava inferior e. Jejunum-Ileum e. Sekonder retroperitoneal organlar (sonradan retroperitoneal olanlar) a. (bu kaslar. psoas major ve bazen bulunan m. Colon sigmoideum (mesocolon sigmoideum) e. Appendix vermiformis (mesoappendix) f. Bu yapıya sahip organlar. 2. Retroperitoneal organlar a. M. 1. Bu bölge. Dalak b. gövde kasları konusunda verildi) 39 . Colon transversum (mesocolon transversum) d. transversus abdominisin arka bölümü ile kapatılır. bir uzantı ile onları karın duvarına ya da başka bir organa tutunarak asar. Preperitoneal (ekstraperitoneal) organ a. Duodenumun geri kalan bölümü 4. Pancreas d. Aorta abdominalis ve dalları d. Üreterler c. Colon ascendens b. Duodenumun birinci parçasının ilk yarısı g. iliacus 4. gögüs omuru ve 12. Caecum (genellikle) 2. Jejunum-ileum (mesenterium) KARIN ARKA DUVARI Karın arka duvarı.KARIN İÇİ ORGANLARIN PERİTON İLİŞKİLERİ 1. Mide ve karaciğer h. Colon transversum c. Vesica urinaria (mesane) b. Böbrekler ve suprarenal bezler b. Periton bazı organları sardıktan sonra. Appendix vermiformis f. M. M. M. psoas minor. Truncus sympathicus 3. c. Colon descendens c.

uterina. perine bölgesini ve gluteal bölgeyi besler. obturatoria. pudenda interna önemli dallarıdır. A. glutea superior a. circumflexa ilium profunda ve a. iliaca externa ve a. A.KARIN ARKA DUVARI DAMARLARI Aorta abdominalis Diaphragmadaki T12 seviyesindeki hiatus aorticus isimli yarıktan geçerek karın bosluğuna girer ve 4. a. vaginalis. iliaca externanın iki dalı vardır. iliaca communis Articulatio sacroiliacaların ön tarafında a. Durdurulamayan uterin kanamalarda tek taraflı bağlanabilir. iliaca externa. a. tüm pelvis organlarını. a. A. epigastrica inferior. iliaca interna isimli uç dallarına ayrılır. 5. bel omuru seviyesinde terminal dallarına ayrılarak sonlanır. iliaca communislerin birlesmesi ile olusur. Beşinci bel omuru seviyesinde sağ ve sol v. a. Ayrılma yerine bifurcatio aortae denir. A. rectalis media ve a. glutea inferior. ligamentum inguinalenin orta noktasının altından geçince a. femoralis adını alır. iliaca interna (hipogastrik arter). A. A. SOLUNUM SİSTEMİ TORAKS DUVARI 40 . a. Vena cava inferior Alt ekstremiteler ile pelvis ve karın organlarının ve duvarlarının venöz kanını toplar. umbilicalis.

Alt solunum yolları a. ısıtma ve nemlendirme fonksiyonlarını yerine getirebilecek yeteneklere de sahiptir. Hava iletici bölüm olarak da adlandırılan bu yollar aynı zamanda temizleme. Bronşlar (büyük hava yolları) c. sternum. burundaki özel epitelle sağlanan koku duyusu ve gırtlak tarafından gerçekleştirilen ses üretimidir (fonasyon). beyin sapında (medulla oblongata ve pons) bulunan solunum merkezi tarafından idare edilir. Toraks boşluğu içinde kalp ve akciğerler gibi hayati organlar ile solunum ve dolaşım sisteminin yardımcı oluşumları. Solunum sisteminin alveoller dışındaki bölümü hava iletimi ile ilgilidir. Solunum vücudun gereksinmelerine göre düzenlenir. Toraks duvarının çevrelediği boşluğa toraks boşluğu (cavitas thoracis) adı verilir. 12 çift kaburga (costa) ile sınırlanır. pasif bir olaydır. 41 . Akciğerler ve bronşiyaller (küçük hava yolları) Canlılığın en önemli göstergelerinden biri olan solunum (respirasyon). Önde. pulmonal ventilasyon olarak adlandırılır. Üst taraftakine apertura thoracis superior. Burun (nasus) b. Solunum mekanizması: Solunum inspirasyon ve ekspirasyon adı verilen iki aşamadan meydana gelir. SOLUNUM YOLLARI 1. Toraks boşluğunun üst ve alt tarafında birer açıklık vardır. Solunum sisteminin diğer fonksiyonları. Soluk borusu (trachea) b. Bunlardan birincisi oksijenle yüklü havanın dış ortamdan alınarak akciğerlerdeki alveollere iletildiği boru sistemi. Ekspiryum. Pulmonal ventilasyonun inspirasyon (soluk alma) ve ekspirasyon (soluk verme) denilen iki evresi vardır. Solunum sistemi ayrıca. 1-12 torakal vertebralar ve discus intervertebralisler. Solunum sistemi iki temel bölüme ayrılır. İçinde negatif basınç vardır. İnspiryumun esas kası diaphragmadır. Üst solunum yolları a. alttakine de apertura thoracis inferior adı verilir. Arkada. Yanlarda. Akciğerdeki hava kesecikleri (alveol) ile atmosfer havası arasındaki gaz değişimi. vücut hücrelerinin ihtiyacı olan oksijenin sağlanması ve artık bir madde olan karbondioksitin uzaklaştırılmasına yöneliktir.Boyun kökü ile diafragma arasında kalan kafes şeklindeki yapıya thorax adı verilir. Normal istirahat anında solunum sayısı 16-20 arasında değişir. ductus thoracicus ve sinirler bulunur. Nazofarinks (pars nasalis pharyngis) c. ikincisi ise gaz alış-verişinin gerçekleştirildiği alveoller ve solunum membranından (alveolo-kapiller kompleks) ibaret olan akciğerden oluşur. vücudun pH düzeyinin ayarlanmasına da (homoestazis) yardımcı olur. Bu düzenleme. özofagus. Gırtlak (larynx) 2.

orta ve alt geçit (meatus nasi superior-medius-inferior) olarak adlandırılır. taban. Burun boşluğunun herbir yarımının tavan. Kemikler ve kıkırdaklardan ibarettir. anatomik olarak dış burun ve burun boşluğundan ibarettir. Burun boşluğunun giriş bölümünde (vestibulum nasi). içinde taşıdığı özel mukoza sayesinde “Koku organı” olarak da fonksiyon görür. Burun boşluğu. Konkalar. vibrissae denilen kıllar bulunur. Dış burun (nasus externus): Dış burun. nemlendirilmesi yanında temizlenmesini de sağlar. Paranazal sinüslerdeki solunum epitelinin iltihabına sinüzit 42 . Kiesselbach pleksusu denilen bu damar ağı. Koku bölgesi (regio olfactoria): Concha nasalis superiorun üzerinde lokalize sarı renkli alandır. geçitler ise. üst.BURUN (Nasus) Üst solunum yollarının temel organı olan burun. Bu alanda a. Solunum bölgesi (regio respiratoria): Vestibulumdan koku bölgesine kadar uzanan burun boşluğu bölümü. yüzün orta hattında yerleşmiş. solunum yollarının başlangıç bölümüdür. üst. öneaşağıya doğru uzanan piramidal bir oluşumdur. Burun boşluğu (cavitas nasi): Bir bölme ile iki eşit boşluğa ayrılmış olan burun boşluğu. fasiyal ve oftalmik arterlerin dalları tarafından beslenir. arkadaki choanalarla yutak boşluğunun burun bölümüne (nasopharynx) bağlanır. Dış duvar. İç duvar. Septum nasinin ön-alt bölümü Little alanı olarak bilinir. dış duvar ve iç duvar olmak üzere dört duvarı vardır. facialisin dalları ile a. bir solunum yolu olma yanında. sphenopalatinanın dalları anastomoz yapar. PARANAZAL SİNÜSLER (SINUS PARANASALES) Burun boşluğuna açılan havalı kemik boşluklarına paranazal sinüsler (sinus paranasales) denir. Burun. vomer. orta ve alt konka (concha nasalis superior-media-inferior). Burun delikleri (nares) ile dış ortamla ilişki kuran boşluk. Septum nasiyi başlıca. burun boşluğunun en geniş ve en komplike duvarıdır. os ethmoidale ve cartilago septi nasi denilen burun bölmesi kıkırdağı oluşturur. burun bölmesi (septum nasi) tarafından yapılır. Burada üç konka (concha) ile bunların arasında uzanan geçitler (meatus) bulunur. İşlevi solunan havadaki büyük partikülleri tutmaktır. maksiller. Bu alanda hava içinde bulunan kokuları algılayan koku reseptörleri bulunur. solunan havanın ısıtılıp. burun kanamalarının (epistaxis) en yaygın yeridir.

denir. Sinus sphenoidealis: Sfenoid kemik gövdesi içinde bulunur. Paranazal sinüsler. Ön. ağız boşluğu ve gırtlağın başlangıç bölümünün arkasında yer alan hem sindirim hem de solunum fonksiyonu olan bir organdır. Cellulae (sinus) ethmoidales: Etmoid kemiğin labirinti içinde yer alırlar. GIRTLAK (Larynx) Boynun ön bölümünde. C3-C6 omurlar seviyesinde (çocuklarda ve yetişkin kadınlarda daha yukarıda). Meatus nasi mediusa açılır. os frontale içinde yer alan bir çift boşluktur. Hipofiz bezi. Sinus frontalis: Kaş çıkıntılarının arkasında. sesin rezonansını sağlama yanında. ortada isthmus faucium ile ağız boşluğu ile bağlantılı olan parçasına oropharynx. Yutak aşağıda yemek borusu (özofagus) ile devam eder. Solunum havasının geçtiği bir iletici yol olma yanında. NAZOFARİNKS (NASOPHARYNX. Sinus maxillaries: Paranazal sinüslerin en büyüğü ve enfeksiyonların en çok görüldüğü paranazal sinüstür. diğerleri meatus nasi mediusa açılır. Meatus nasi mediusa açılır. Arka grup görme siniri (optik sinir) ile yakın komşu olduğundan enfeksiyonları görme sinirini tutabilir. Arka grup meatus nasi superiora. PARS NASALIS PHARYNGIS) Yutak (pharynx). kafanın ağırlığının azaltılmasını da sağlarlar. Üç parçası vardır. alt solunum yollarını koruyan 43 . burun boşlukları. aşağıda aditus laryngis ile gırtlakla bağlantılı olan parçasına laryngopharynx denir. orta ve arka olarak üç gruptur. Recessus sphenoethmoidealise açılır. bu sinüsten geçilerek hipofiz bezindeki tümörler çıkarılabilir (transsfenoidal hipofizektomi). Yukarıda choanaelar ile burun boşluğu ile bağlantılı olan parçasına nasopharynx. soluk borusu (trachea) ile laryngopharynx arasındadır. bu sinüsün hemen yukarısındadır. Bu nedenle burundan girilip.

Tek olanlar. Yutma sırasında larinks girişini kapatır ve lokmanın hava yoluna geçmesini önler. Gırtlağın ses çıkarma ve sfinkterik fonksiyonlarını gerçekleştirmesini sağlayan kaslar.bir sfinkter olarak da görev yapar. elastik kıkırdak yapısında yaprak şeklinde bir kıkırdaktır. kıkırdakların en büyüğüdür. Sağ-sol laminalar önde orta hatta yetişkin erkeklerde 90° kadınlarda 120° açı ile birleşirler. Bu birleşme erkeklerde daha belirgin olup adem elması (prominentia laryngea) denilen çıkıntıyı yapar. gırtlağın kıkırdaklarını. Hem ligamentum vestibularelerin (yalancı ses telleri) hem de ligamentum vocalelerin (gerçek ses telleri) ön uçları cartilago thyroideaya. birisi hariç (m. cartilago epiglottica Çift olanlar. cartilago cricoidea . cartilago cornuculata. cartilago thyroidea . Yukarıda aditus laryngis ile laryngopharynxe açılan gırtlak boşluğu (cavitas laryngis). vagusun n. Sağ-sol iki laminadan oluşur. mukoza ile örtüldüğü zaman plica vestibularis ve plica vocalis olarak adlandırılır. cartilago cuneiformis Cartilago thyroidea: Gırtlağın ön bölümünde olup. Sesin oluşumundan sorumludurlar. Larynxin en kalın ve en sağlam kıkırdağıdır. aşağıda soluk borusu (trachea) ile devam eder. üçü tek. Cartilago cricoidea: Yüzük şeklindedir. üçü de çift olan toplam 9 kıkırdaktan oluşur. birbirlerine ve komşu yapılara bağlarlar. Gırtlağın membranları ve bağları. Cartilago arytenoidea: İki küçük kıkırdaktır. n. ince. Cartilago epiglottica: Dil kökünün arkasında. cricothyroideus n. cartilago arytenoidea. Bu kaslar. laryngeus superiorun ramus externusu ile uyarılır). gırtlak boşluğu girişinin önünde yer alan. Gırtlak kıkırdakları (cartilagines laryngis) Gırtlak. iskelet kası karakterindedir. Ligamentler. arka uçları cartilago arytenoideaya tutunur. laryngeus recurrens denilen dalı 44 .

• M. Bunlar. Bu plikalardan üsttekilerine plica ventricularis veya vestibularis. Kasılmasıyla larinks girişini kapatır. Bunlar: • M. arytenoideus obliquus çifttir. çalışmalarıyla larynx’in durumunu değiştiren kaslardır. Cavitas laryngis’i ortadaki iki çift mukoza kıvrımı üç parçaya böler. larynx kıkırdakları arasında uzanırlar. Cavitas laryngis (larynx boşluğu) Larynx’in girişinden cartilago cricoidea’nın alt kenarına kadar uzanır. Larynx kasları. m.sternohyoideus.posticus): Rima glottis’i açar. Cavitas laryngis üç kısımda incelenir. • M. alttaraftakilere plica vocalis denir. m.tarafından uyarılır. cricoarytenoideus posterior (m. iki plica vocalis arası) açan tek kas olan ve böylece ses oluşmasını sağlayan m. Bunlardan bir tanesi tek diğerleri çifttirler. Iki plica vocalis ile bunlar arasındaki açıklğa rima glottis (veya mizmar aralığı) adı verilir. Ekstrensek kaslar: Larynx’e komşu organlardan gelerek. thyroarytenoideus: Medialindeki demet m. • M. cricothyroideus: Pars obliqua ve pars recta olarak iki kısımdan oluşur. cricoarytenoideus lateralis: Rima glottis’i daraltır. • M.dir. cartilago arytenoidea’ları birbirine yaklaştırarak rima glottis’i daraltır. “x” harfi şeklinde iki demet halindedir. constrictor pharyngis inferior. m. posticus)dur. Plica vocalis’leri gerer. extrensek ve intrensek kaslar olarak iki gruba ayrılır. vocalis’i oluşturur. Glottis Larynx’in ses oluşumuyla ilgili bölümüdür. m. Intersek kaslar: Larynx’in kendi kaslarıdır. Bu kas rima glottis’i açan tek kastır. trachea ile devam eder. Larinks kaslarından en önemlisi rima glottidisi (mizmar aralığı. arytenoideus transversus tektir. • M. cricoarytenoideus posterior (m. sternothyroideus. m.s. thyrohyoideus. palatopharyngeus v. Bu kas plica vocalis’i gevşetir. Bunlar: 1-Vestibulum laryngis 2-Ventriculus laryngis 3-Cavum laryngis proprium (ya da cavitas infraglottica) 45 .

laryngea superior ve a. At nalı şeklinde 15-20 tane kıkırdak halkadan (cartilagines tracheales) oluşur. tracheale) denilen bağlarla bağlanır. a. cricothyroideus dışında tüm intrensek larynx kaslarının motor siniri n. laryngeus superior’un iki terminal dalından küçük olanı) tarafından innerve edilir. servikal vertebra) ile 4. laryngeus superior’un dalı). brachiocephalica sinistraya dökülür. v. Larynx mukozasının glottis üstünde kalan bölümünün duyusunu n. BRONŞLAR (BRONCHI) 46 .Larynx damar ve sinirleri Arterleri. v. kıkırdak ve bağ dokusundan yapılı. yaklaşık 10 cm uzunluğunda bir organdır. thyroidea inferior adıyla v. Ayrılma yerine bifurcatio trachea denir. T4 vertebra alt kenarında iki ana bronkusa (bronchus principalis dexter ve bronchus principalis sinister) ayrılır. M. Venleri. Kıkırdaklar birbirlerine ligamentum anulare (lig. thyroidea superior adıyla v. SOLUK BORUSU (Trachea) Soluk borusu. Sinirleri. larynge inferior larynx’i besleyen arterlerdir. Cartilago cricoideanın alt kenarı (ya da 6. M. laryngeus internus (n. laryngeus inferior’dur. torakal vertebranın alt kenarı arası seviyededir. laryngeus recurrens taşır. altta kalan bölümü ise n. laryngeus externus (n. cricothyroideus ise n. jugularis interna’ya.

daha kısa ve daha dik seyirlidir. daha uzun ve daha horizontal seyirlidir. Sağ akciğer üç loblu olduğundan üç tane lobar bronşa (bronchus lobaris superior. tracheanın devamı gibidir ve bu yüzden de tracheaya kaçan yabancı cisimler genellikle sağ tarafa girer. Bronchus segmentalisten sonra gelen solunum yolları bronşiyal olarak bilinir ve kıkırdak içermezler. bronchus lobaris inferioru. Başka bir ifade ile sağ akciğer 10. sol akciğerde dağılan 9 ya da 8 tane segmental bronş vardır. Sol akciğerin. KLİNİK BİLGİ Bifurcatio tracheanın iç yüzünde ve çatallanma yerinin ortasındaki çıkıntıya carina trachea denir. TRAKEOTOMİ ve TRAKEOSTOMİ 47 . 5 tane segmental bronşa ayrılır. Bu nedenle bronchus principalis dexter. 2 ve bronchus lobaris inferioru. bronchus segmentalislere ayrılır. Sol akciğer iki loblu olduğu için iki tane lobar bronşa (bronchus lobaris superior ve inferior) ayrılır. Bu çıkıntı biraz sol tarafa meyil gösterir. bronchus lobaris superioru. bronchus lobaris mediusu. sağ ana bronşa göre daha dar. Bronkopulmonal segment (segmentum bronchopulmonale). 4. Buna göre sağ akciğerde dağılan 10. 5 (ya da 4) tane segmental bronşa ayrılır. akciğerlerin anatomik ve cerrahi ünitidir. 3. bronchus lobaris superioru. medius ve inferior) ayrılır. Sol ana bronş (bronchus principalis sinister). sol akciğer 9 ya da 8 tane bronkopulmonal segmentten oluşur. Sağ akciğerin. Bronchus lobarisler.Sağ ana bronş (Bronchus principalis dexter). sol ana bronşa göre daha geniş.

Bunun 150 mililitresi anatomik ölü boşluk olarak bilinen cavitas nasi. cerrahi işlem sonucu trakeada oluşturulan açıklığın adıdır. solunum ile alınan karbon zerreciklerinin akciğerlerin dış yüzüne yakın kısımlarda birikmesiyle oluşur. arcus aortae ile aorta thoracicanın izi bulunur. Diaphragma kubbeleri aracılığı sağda karaciğer sağ lobu. Apex pulmonis Akciğerlerin kubbe şeklinde olan üst uçlarıdır. yabancı cisim kaçması gibi hava yolunun bloke olması sonucu) akciğerlere yeteri kadar hava gitmediği zamanlarda uygulanır. sol akciğerde de. Sağ akciğer sol akciğerden yaklaşık 2. cava superior. tümör. Birisi kalp. ancak kapasitesi daha fazladır. Yetişkinde sağ akciğer 625 gr sol akciğer 565 gr dır. solda ise karaciğer sol lobu ve mide fundusu ile komşuluk yapar. bir defada alınan ya da verilen hava miktarıdır. bronchus ve bronchiollerdedir. Yaklaşık 500 ml dir. v. Apex pulmonis denilen bir tepesi ve basis pulmonis denilen bir tabanı vardır.Kişinin sponton solunum yapamadığı durumlarda (koma gibi yada travma. Total akciğer kapasitesi (tidal volüm + rezidüel volüm). Trakeotomi. Claviculanın yaklaşık 2. Bu koyu renk. diğeri özofagusdur. trakeada yapılan cerrahi işlemin adıdır. 48 . Yeni doğanda pembemsi-beyaz renklidir. azygosun. 5. Akciğerler. Yaşın ilerlemesiyle rengi gri-siyaha dönüşür. Sağ akciğerde. koni şeklindedir. Yetişkin bir insan dakikada 12-18 defa solunum yapar. Mediastinal yüzlerde komşuluk yaptığı bazı organların izleri bulunur.5 cm daha kısadır. 5800 ml dir.25 litredir. Trakeostomi. Tidal volüm. Geriye kalan 350 mililitresi alveollerdedir.5 cm yukarısındadır. Basis pulmonis Akciğerlerin diaphragma kubbeleri üzerinde oturan bölümüdür. v. solunum sisteminin en önemli organlarıdır. cava inferior ve v. Buna göre dakikadaki gerçek alveoler ventilasyon oranı = 350 x 15 (dakikadaki solunum sayısı). birbirlerine bakan yüzlerine de facies mediastinalis denir. AKCİĞERLER (PULMONES) Kalbin her iki tarafında yer alan ve göğüs boşluğunda en büyük alanı dolduran akciğerler. Akciğerlerin kaburgalarla komşu olan yüzüne facies costalis. Her iki akciğerde izi olan iki organ vardır. trachea.

sinirleri ve bronşlar geçer. Pleuranın akciğerleri saran bölümüne pleura visceralis. Sol akciğer tek fissür (fissura obliqua) ile iki loba ayrılır. Bronchiolus lobularis 2. lobus superior ve lobus mediusu lobus inferiordan. diğer bölümlerden bağımsız olarak çalışan ve cerrahi olarak çıkarıldığında. KIKIRDAK 1. lobus medius ve lobus inferior. Bronchiolus respiratorius 4. Saccus alveolaris 6. Fissura obliqua. fissura horizontalis ise lobus mediusu lobus superiordan ayırır. Alveolus pulmonis Son dört oluşuma birlikte acinus (asinüs) ya da lobulus pulmonis (akciğer lobçuğu) denir. Akciğerlerin. Bronchiolus terminalis 3. lobus superior. İkisi arasında kalan boşluğa cavitas pleuralis denir. lobus superior ve lobus inferior. Gaz alış-verişi asinüsü oluşturan yapılarda olur. Pleura (Akciğer Zarı) Akciğerleri saran seröz zara pleura denir. Buradan akciğerlerin damarları. Akciğerlere giren-çıkan yapıların tümü radix pulmonis olarak bilinir.Akciğerlere ait yapıların girip-çıktığı yere hilum pulmonis denir. diğer bölümlere zarar vermeyen fonksiyonel birimine segmentum bronchopulmonale adı verilir. Ductus alveolaris 5. Sağ akciğer iki fissür (fissura obliqua ve fissura horizontalis) ile üç loba ayrılır. toraks duvarının iç yüzünü ve diafragmanın üst yüzünü örten bölümüne pleura parietalis denir. 49 .

phrenicuslar. arkada T4 omurun alt kenarından geçirilen horizontal bir düzlem ile üst ve alt mediastinuma ayrılır. arkada tüm torakal vertebralar.… Mediastinum posterius. oesophagus. toraks boşluğundaki tüm yapılar mediastinumdadır. aorta ascendens. cava superior. toraksa giren ve torakstan çıkan yapılar bulunur. Mediastinum anterius. truncus sympathicus. Foramen venae cavae. v.MEDIASTINUM Akciğerleri saran pleura parietalisin pars mediastinalisleri arasında kalan boşluğa mediastinum adı verilir. Delikten v. vena hemiazygos. cava superior. miksiyon. v. n. Siniri. Alt mediastinum da. brachiocephalicalar. kusma. Akciğerler ve pleuraları hariç. önde angulus sterni. Mediastinum. Diaphragmada thoraks ve abdomen boşluğunda yer alan bazı oluşumların geçişine izin veren açıklıklara sahiptir. ductus thoracicus. gülme. göğüs ve karın boşluklarını birbirinden ayıran kubbe şeklinde kas yapıdır. aşağıda apertura thoracis inferioru kapatan diaphragma ve yanlarda pleura mediastinalis ile sınırlıdır. Bu alanlardan doğumsal (morgagni hernisi. Böylece toraks boşluğunu karın boşluğundan (abdominal boşluktan) ayırır. mediastinum medium ve mediastinum posterius) olarak üçe ayrılır. orta ve arka mediastinum (mediastinum anterius. trachea. cava inferiorla birlikte sağ n. n. pulmonales. bochdalek hernisi) ya da erişkin tip herniler (fıtıklar) (sliding herni. ductus thoracicus. İşlevi sırasında toraks boşluğunun vertikal (uzunlamasına) boyutunu artırır. Kas liflerinin tutunduğu orta bölümü bumerang benzeri aponörotik bir yapıdadır ve centrum tendineum olarak bilinir. 50 . truncus pulmonalis. n. Mediastinum superius. vv. phrenicus geçer. bifurcatio trachea. bağırma. Arcus aortae ve dalları. vaguslar. yukarıda apertura thoracis superioru dolduran boyun kökü. Kasın bazı bölgelerinde zayıf alanlar bulunur. Mediastinum medium. n. İnspiryumun (nefes alma) temel kasıdır. oesophagus. paraözofageal herni) gelişir. Mediastinum önde sternum. Sinirin felcinde diyafragmada fonksiyon kaybı sonucu nefes alma (inspiryum) zorlaşır. v.… DIAPHRAGMA Diaphragma. phrenicustur. T8-T9 vertebralar arası disk seviyesindedir. Toraks boşluğunun alt açıklığı olan apertura thoracis inferioru kapatır. perikarda (kalbi saran zar) göre ön. aorta thoracica. phrenicuslar. Öksürme. vena azygos. bronchus principalisler. defekasyon gibi vücuttan atılma olaylarında çalışır. vaguslar. içerisindeki en önemli oluşum thymustur. Kalp-perikard. aksırma. n. mediastinumların en geniş olanıdır.

Açıklıktan özofagus ile n. Açıklıktan aort ile insan vücudunun en büyük lenf kanalı olan ductus thoracicus geçer. T10 vertebra seviyesindedir.Hiatus oesophageus. vaguslar geçer. T12 vertebra seviyesindedir. 51 . Hiatus aorticus.

üst kısmında lokalizedir. Kalpten çıkan kanı götüren damarlara arter (atar damar).340 gr. sol ventriküle ait olup. pectinati denir. ventriküllerde kalınlaşarak trabeculae carneae adını alır. 5 nci interkostal boşlukta. Kalp içinde dört boşluk vardır. iki de yüzü vardır. Bir tabanı (basis cordis) bir tepesi (apex cordis). alt bölümüne de v. ven.. diafragmaya oturan yüzüne ise facies diafragmatica denir. küçük dolaşımda (akciğer dolaşımı) venöz kan arterlerle akciğerlere. Genel olarak kişinin yumruğu kadardır. cava superior. Atriumlar ile ventriküller dıştan sulcus coronarius denilen bir oluk ile ayrılmıştır. Sağ ventrikülde 3. Ancak büyük dolaşımda arterler arteryel kanı. venler de venöz kanı iletirken. Kalbin 1/3’ü orta hattın sağında. İkisi taban tarafında (basis cordisde) bulunan atriumlar. kadınlarda ise.280 gr dır. Kalp ve damarlar (arter. sol ventrikülde 2 tane papiller kas bulunur. Trabeculae carneaelerin bazıları daha da kalınlaşarak m. Burada görülen hafif çukur ve yuvarlak alan 52 . Basis cordis. Öne bakan yüzüne facies sternocostalis (sternalis). arteryel kan da venlerle kalbe taşınır. akciğerler arasında lokalize. 2/3’ü solunda yerleşmiştir. oksijen. Üst bölümüne v. Pektinat kaslar. Ön . Apex cordis. DOLAŞIM SİSTEMİ Dolaşım sistemi fonksiyonel olarak. Ağırlığı erkeklerde 280 . cava inferior açılır.üst tarafından sola doğru olan uzantısına auricula dextra denir. ikisi de tepe tarafında yer alan ventriküllerdir. 230 .6. İç kısmı sol atrium ile komşudur ve arada septum interatriale denilen bir bölme bulunur. besinler ve hormonların dokulara taşınması. Atrium dextrum: Kalbin sağ . çizgili kas yapısında ancak istemsiz olarak çalışan bir organdır. Arterlerin sonlanıp venlerin başladığı yerlerde ise kapillerler (kılcal damarlar) yer alır. papillarisleri oluşturur. immün sistemdeki yapıların iletimi ve yabancı maddelerin atılması gibi birçok işlemde rol alır. sol memenin hemen altındadır. kanı kalbe getiren damarlara ise ven (toplar damar) adı verilir. KALP (COR) Toraks boşluğunda orta mediastinumda. kalbin arka bölümüdür ve kalbe girip çıkan damarların olduğu yerdir. Atriumlardaki kas yapısına mm. kapiller) dolaşım sisteminin organlarıdır ve kanı iletmekle görevlidirler.

fossa ovalisdir. Embriyonik hayatta fonksiyon gören foramen ovalenin kapanması sonucu oluşur. Bu kaslardan başlayan.sol tarafından öne doğru olan uzantısına auricula sinistra denir. Bu açıklık sistol sırasında (valva tricuspidalis-valva atrioventricularis dextra. Ventriculus dexter: Bu boşluğun duvarları atriumdan daha kalın. Chorda tendineaların işlevi. sağ atrium ile sağ ventrikül arasındaki kan geçişini sağlayan açıklıktır. Sol 53 . Sağ atriumdan septum interatriale ile ayrılır. Ostium atrioventriculare dextrum. Ön yüzün büyük kısmı pericardium aracılığı ile göğüs ön duvarıyla komşuluk yapar. Akciğerlerden gelen 4 tane v. Doğumdan sonra kapanmazsa. 3 tane yarımay şeklinde kapakçıktan oluşur. ancak sol ventrikülden daha incedir. triküspid kapağın kuspislerine uzanır. Üst . sağ ventrikülün ön üst kısmında lokalizedir. pulmonalis sol atriuma açılır. Arteryel kan taşıyan bu venler kapak içermezler. Facies sternocostalisin büyük bölümünü oluşturur. Diastolde bu deliği valva trunci pulmonalis kapatır. ventrikül sistolü sırasında küspislerin atriumlara dönmesini önlemektir. Ventrikülün iç yüzünde görülen kas kabarıntılarına trabeculae carneae adı verilir. chorda tendinea denilen fibröz iplikçikler. papillaris anterior-posterior-septalis) vardır. Sağ ventrikülde 3 tane papiller kas (m. Kalbin en arkada bulunan kısmıdır. Ostium trunci pulmonalis: Turuncus pulmonalisin başlangıcında. Bu kapak. Atrium sinistrum: Sağ atriumdan daha küçüktür. trikuspid kapak) denilen üç kapakçıktan (cuspis) oluşan kapak ile kapatılır. bu durum Atrial Septal Defekt (ASD) olarak bilinir.

Myocardium: Kas tabakasıdır. papillaris. papillaris posterior denilen 2 tane papillar kas içerir.atriumun ön duvarında görülen açıklık ostium atrioventriculare sinistrum adı ile bilinir. Kapanmaması halinde doğumdan sonra Ventriküler Septal Defekt (VSD) denilen durum ortaya çıkar. Bu açıklığı mitral kapak (valva atrioventricularis sinistra. Kalbin Yapısı: Kalp. M. Kalpte iletinin en yavaş olduğu yerdir. Nodus sinu-atrialis (S-A düğümü): Sağ atriumda crista terminalisin üst ucunda yer alır. papillaris anterior ve m. Atriumları saran lifler. Nodus atrio-ventricularis (A-V düğümü) : Septum interatrialede bulunur. 1. Embriyolojik gelişim sırasında membranöz parçada bulunan bir açıklık zamanla kapanır. aralarında kalp iskeleti bulunur. trabecula carnea gibi) örten ince. Ancak ventrikülleri saran lifler. Ostium aortae: Aortanın sol ventrikülden çıktığı yerde bulunan açıklıktır. Valva aortae denilen 3 tane yarımay şeklindeki kapakçıktan oluşan bir kapak ile kapatılır. Myocardium 3. birbirinin devamıdırlar. Ventriculus sinister: Trabecula carneae denen kas kabarıntıları bakımından sağ ventrikülden daha zengindir. Kalbin kontraksiyonunu bu nodülden çıkan impulslar başlatır. valva mitralis) sistol sırasında kapatır. Sistemi oluşturan yapılar şunlardır. Epicardium (pericardium serosum. Endocardium: Kalp boşluklarının iç yüzlerini ve içindeki yapıları (kapaklar. Crus 54 . Septum interventriculare: İki ventrikül arasındaki bölmedir. Kalbin ileti sistemi: Bu sistem. m. Bu nedenle bu nodüle kalbin pacemakeri de denilir. Büyük kısmı muskülerdir. Buradan çıkan uyarılar Nodus atrioventricularise (A-V nodu) taşınır. S-A düğümünden gelen uyarıları düzenler ve yavaşlatıp his demetine aktarır. Dakikada ortalama 70 impuls çıkarır. Pars muscularis ve pars membranacea denilen iki kısmı vardır. lamina visceralis). içten dışa doğru 3 tabakalı bir yapı gösterir. Endocardium 2. birbirleriyle devam etmezler. düz ve parlak bir zardır. His demeti: A-V düğümünden başlayan bu demet pars membranaceanın ortalarında crus dextrum ve crus sinistrum denilen iki bacağa ayrılır. chorda tendinea. Atriumları ve ventrikülleri saran kaslar birbirinin devamı olmayıp. özel bir farklılaşma gösteren kalp kası liflerince oluşturulur. Bu kaslardan başlayan chorda tendinealar kapakçıklara (cuspis) tutunurlar. Bu nedenle atriumlar ile ventriküller bağımsız olarak çalışabilirler.

Purkinje lifleri kalpte iletinin en hızlı olduğu yerdir. kıkırdak kaburgaların arkasında. coronaria sinistradır. Corpus sterni ve 2 . Pericardium fibrosum. coronaria dextra ve a. Sinus coronorius.8 torakal vertebraların önündedir. kalbin venöz kanının yaklaşık % 60’nı toplar ve sağ atriuma boşaltır. sol ventrikülde. 55 . Her iki crus. bu patolojik duruma kalp tamponadı denir. İki tabakalı bir yapı gösterir. crus dextrum ise. Kalbin arterleri: Kalbi besleyen arterler. PERICARDIUM: Kalp ve büyük damarların köklerini saran serofibröz bir torbadır. kalp kasının üzerini sıkıca sararak kalbin epicardium denen en dış tabakasını oluşturur. Pericardium serosum. Kalbi ve büyük damarların başlangıç kısımlarını içine alan bir torbaya benzer. iç (lamina visceralis) ve dış (lamina parietalis) olmak üzere iki bölümden oluşur. sempatikleri ise. parasempatik etki ile yavaşlar. kalın olan dıştaki tabakadır.6. aorta ascendensin dalları olan a. Pericardium serosum. T1-T5 segmentlerinden bilateral olarak gelir. N. sağ ventrikülde dağılır. İkisi arasında kalan boşluğa cavitas pericardiaca denir ve içinde ortalama 25 cm3 kadar liquor pericardii denilen sıvı bulunur. Cavitas pericardiacada sıvı toplanması (perikardit) durumlarında kalp diastolde genişleyemeyeceği için sistolde kasılı kalır. Alt tarafta diafragma ile bitişiktir. 1. purkinje lifleri (subendokardiyal pleksus) denilen terminal küçük lif demetleri şeklinde sonlanır. 5 . Kalbin uyarılması: Kalp.sinistrum. vagusdan. Pericardium serozumun iç yaprağı da (lamina visceralis). Parasempatikleri. Pericardium fibrosum. 2. Az miktardaki venöz kan direkt olarak kalp boşluklarına dökülür. Sempatik aktivasyon ile kalp atışları artar. OSS’nin kontrolü altındadır. Kalbin venleri: Venlerdeki kanın büyük kısmı sinus coronariusa (sulcus coronariusta seyreder) ve bu sinus aracılığıyla da sağ atriuma dökülür. Bu sıvı sürtünmeyi azaltarak kalbin çalışmasını kolaylaştırır.

Sağ ventriküldeki kanı akciğerlere taşır. CO2 artışına duyarlıdır. Çünkü ductus arteriosus bu arter ile arcus aortaeyi birbirine bağlar. Yine bifurcatio carotidisde bulunan küçük. Kan basıncı yükselmelerinde refleks olarak kalp atımını yavaşlatır ve arteriollerde vazodilatasyona sebep olarak tansiyonu düşürür. Bifurcatio carotidisde ya da a. subclavia. carotis communis sinistra 3. Bu kemerlerden çıkan dallar parmaklara gider. A. carotis internanın başlangıcında sinus caroticus denilen bir genişleme vardır.Carotis Communis Sinistra: Sağ taraftakinden daha uzun seyir gösterir (aortadan direk çiktığı için). carotis interna ise boyunda dal vermeden kafa içerisine girer ve beyni besleyen dallar verir. kaburganın dış kenarından itibaren a. 1. a. axillaris. Truncus brachiocephalicus 2. Ayrılma noktasına bifurcatio carotidis denir ve burası karotid pulsasyonun alındığı en iyi yerdir.BÜYÜK DAMARLAR Truncus (Arteria) pulmonalis: Sağ ventrikülden başlar. Elin palmar yüzünde bu iki arterin dalları arcus palmaris superficialis ve profundus denilen iki arteryel kemer oluşturur. carotis communis. 56 . carotis communis dextra denilen iki uç dalına ayrılır. A. Burada bulunan kemoreseptörler. Aorta: Dolaşım sisteminin ana arteridir. Arcus aortae 3 dal verir ve bu dallar arkusun konveks kısmının üst yüzünden çıkar. b. A. 2. coronaria sinistra) verir. Solunumu artırarak CO2’yi atıp O2 seviyesini yükseltir. kolda a. c. 3 bölümde incelenir. radialis ve a. carotis externa. A.radialis. pulmonalis dextra) ve sol (a. Arcus Aortae: Aorta ascendensin devamı olarak başlar ve açıklığı aşağıya bakan bir kavis çizerek. carotis interna ve a. vertebralis de bu arterden çıkar. Arteria subclavialar üst ekstremite ve boynu besler. A. 1. subclavia dextra ve a. cartilago thyroideanın üst kenarı (C3-C4 arası disk) seviyesinde a. nabız alımında en çok kullanılan arterdir. kırmızı-kahve renkli oluşum glomus caroticum adı ile bilinir. arter olarak ifade edilmesine karşın venöz kan taşır. 1. A. Burada baroreseptörler bulunur. ulnaris olmak üzere iki dala ayrılır. Aorta Ascendens: Sol ventrikülünden çıkan ana arterdir. Bunlar sağdan sola doğru sırasıyla. subclavia sinistradır. A. Beyni besleyen iki ana arterden biri olan a. brachialis adını alır ve dirsek seviyesinde a. axillaris adını alır. carotis externa denilen uç dallarına ayrılır. Arcus aortae altında sağ (a. A. fetusda daha kalındır.Subclavia sinistra: Arcus aortaedan direkt çıkar. A. a. A. pulmonalis sinistra) iki dala ayrılır. baş boyun bölgesine dallar verir. Her iki taraf a. Kalbin kendi dokusunu besleyen iki dal (a. coronaria dextra ve a. aorta descendens adını alarak aşağı doğru devam eder. Truncus Brachiocephalicus: Arcus aortaenin en büyük dalıdır. pulmonalis sinistra.

A. karın boşluğunda olan bölümüne pars abdominalis aortae denilir. iliaca externa. m.3. iliaca interna pelvis boşluğuna dallar vererek dağılırken. A. Ayrılma yerine bifurcatio aortae denir ve burası aort pulsasyonunun en iyi alındığı yerdir. Pars thoracica aortae: Arcus aortaenin devamı olarak T4 vertebranın alt kenarı seviyesinde başlar. A. flexor carpi radialis ile m. tibialis anterior ve posterior dallarına ayrılır. 4. Alt ekstremitede nabız alınan yerler 1. Pars abdominalis aortae: Pars thoracica aortae. femoralis. dorsalis pedis. A. dorsalis pedis. poplitea. temporalis superficialis. iki uçdalına ayrılır (a. A. A. a. L4 vertebra gövdesi üzerinde. ayak sırtında nabız alınan arterdir. böbreklere. A. A. carotis communis. A. Aorta descendens: Toraks boşluğunda olan bölümüne pars thoracica aortae. malleolus medialis arkasından geçer (buradan nabzı alınır) ve ayak tabanındaki yapıları besleyen iki dalına ayrılarak sonlanır. tibialis anterior bacağın ön bölgesinde seyreder ve ayak bileğini geçince a. radialis. 3. diz fleksiyonda iken fossa popliteanın derininden. Inguinalenin orta noktasının hemen altından. a. ligamentum inguinalenin altından geçtikten sonra a. Üst ekstremitede nabız alınan yerler 1. iliaca communis dextra ve sinistra) ayrılır. poplitea adını alır. A. cartilago thyroideanın üst kenarı seviyesinden. iliaca externa alt ekstremiteyi besler. iliaca communisler. A. T12 vertebra gövdesinin alt kenarı seviyesinde diafragmadaki hiatus aorticusdan geçince pars abdominalis aortae adını alır. iliaca interna ve externa denilen uç dallarına ayrılır. femoralis. tragusun önünden. fossa popliteada a. Bu fossanın alt ucunda. 2. dorsalis pedis adını alır. 3. 2. A. A. Toraks boşluğundaki organlara dallar verir. a. tibialis posterior. extensor hallucis longusun tendonunun lateralinden. ayak sırtında m. femoralis adını alır. lig. 57 . brachioradialisin tendonları arasından. tibialis posterior bacağın arkasında seyreder. Sindirim sistemi organlarına. A. testis ve ovaryumlara dallar verir. malleolus medialisin arkasından. diz hizasında.

Vena cava inferior: Diaphragma altında kalan yapıların büyük kısmının venöz kanını kalbe taşır. azygosdur. brachiocephalicalar birleşerek v.axillaris. Vena basilica ise kolun alt bölümünde derine iner ve v. mediana antebrachiidir. pulmonalis superior dextra ve v. Extremitelerde bulunan yüzeyel venler Ekstremitelerde arterlere eşlik eden derin venlere (komitan venler) ek olarak derinin hemen altında yüzeyel fasyanın yaprakları arasında seyreden venler de bulunur. bu venlerdir. Vv. pulmonalis superior sinistra ve v. mediana cubiti ve v. İntravenöz girişimlerin en çok yapıldığı venöz damarlar. iliaca communis sinistranın birleşmesi ile oluşur. 8. pulmonales: Akciğerlerden oksijene kanı sol atriuma taşırlar. toraks duvarının venini toplayan v. subclavia olur. el sırtındaki arcus venosus dorsalis manusun uçlarından da iki ven başlar. Bunlar. v. Alt ekstremite ile benzer şekilde. Sağ atriumun üst tarafından kalbe girer. v. KLİNİK BİLGİ İntravenöz girişimler Bu amaçla sık olarak fossa cubitalisin yüzeyelindeki venler (antekübital venler) kullanılır. Medial uçtan başlayan vena basilica. pulmonalis inferior dextra ile v. axillarise dökülür. cava superioru oluşturur. En çok tercih edilenler. V. Bu vene açılan en önemli ven.BÜYÜK VENLER Vena brachiocephalica dextra-sinistra: Boynun her iki tarafında. torakal vertebra arasındaki discus intervertebralis seviyesinde diafragmadaki foramen venae cavaeden geçer ve sağ atriumun alt tarafından kalbe girer. iliaca communis dextra ve v. ve 9. v. v. Sağ ve sol v. 5. Herbir akciğer için iki tane olmak üzere toplam dört tane vena pulmonalis vardır. Vena cephalica kolun lateral bölgesinde seyreder ve deltopektoral bölgede (omuz ön tarafında) v. Aorta abdominalisin sağında ve columna vertebralisin önünde yukarı doğru yükselir. Bu birleşme yerine angulus venosus denir. lumbal vertebra önünde v. axillaris adını alarak yukarı doğru devam eder. 58 . subclavia ile v. pulmonalis inferior sinistradır. Vena cava superior: Baş-boyun ve üst ekstremitenin venini taşır. jugularis internanın birleşmesi sonucu oluşurlar. lateral uçtan başlayan vena cephalica adı ile yukarı doğru devam eder. Ön kolun ön bölgesinde vena mediana cubiti bu iki ven ile birleşerek “M“ harfi şeklinde görünüm oluşturur.

Bu gibi durumlarda cut down denilen cerrahi işlem gerekebilir. 59 .Eğer hasta şişman ya da şokta ise bu venler kolayca bulunamayabilir.

Ayak sırtındaki arcus venosus dorsalis pedisin uçlarından başlayan iki ven vardır. Bu nedenle sağ atrium ile sağ ventriküle sağ kalp. Bu venler aynı zamanda kapak içerir. 60 . Kapaklarda oluşan yetmezlik ya da venöz kan akışını engelleyen çeşitli sebepler ile kanın damarlarda birikmesi ve damarda oluşan dilatasyon ile varis denilen patolojik durum oluşur. Bacakta yüzeyel venler ile derin venler arasında ara bağlantı vardır ve yüzeyelden derine doğru bir kan akışı söz konusudur. fossa popliteada vena popliteaya dökülür). inguinal bölgede v. Medial uçtan başlayan vena saphena magna (bacak ve uyluğun medialinde seyreder. KÜÇÜK ve BÜYÜK DOLAŞIM Kalp boşluklarının sağda kalanları venöz kanla. sol atrium ile sol ventriküle de sol kalp denir. femoralise dökülür) lateral uçtan başlayan vena saphena parva (bacağın arka bölgesinde seyreder. soldakiler ise arteryel kanla ilgilidir.

aorta descendense geçer. umbilicalis adı verilir. Buradan a. Sağ ventrikülden de truncus pulmonalis ile akciğerlere ulaşır. Dokulardan başlayan venler. boyun ve üst ekstremitede dağılır. cava inferior ile sağ atriuma gelir. Bu dalların terminalleri kapiller yapıdadır ve sinüzoid denilen genişlemeler gösterir. Sol atriuma gelen arteryel kan. Damar. cava superior ile v. Hepaticaeler aracılığı ile v. Baş-boyun ve üst ekstremiteye giden kan v. Sindirim kanalından gelen besinden zengin kan. Dokuları besleyen bu kanın oksijeni azalıp. buradan ostium atrioventriculare dextrumdan (triküspid kapak ile sistolde kapatılır) sağ ventriküle geçer. FETAL DOLAŞIM: Uterus (rahim)daki fetusun oksijen almasını amaçlayan bir dolaşımdır. göbekten fetusun karın boşluğuna girer ve karaciğer giriş kapısına (porta hepatis) gelir. Sağ atriumdaki venöz kan foramen ovaleden geçerek sol atriuma buradan da sol ventriküle geçer. Venöz kanın arteryel kana dönüştüğü bu olaya küçük dolaşım ya da akciğer dolaşımı denir. pulmonalesle sol atriuma getirilir. cava inferior ile gelen kanın foramen ovaleden sol atriuma geçemeyen az bir kısmı ile karışıp sağ ventriküle geçer ve sağ ventrikülden truncus pulmonalise atılır. Sol ventrikülden aorta aracılığıyla tüm vücuda gönderilir. bu damarla karaciğere taşınır. karaciğerde dallarına ayrılır. cava superior ile sağ atriuma döner. Buradan aortaya atılan kan tüm vücuda dağılır. Buna da büyük dolaşım ya da sistemik dolaşım adı verilir. ostium atrioventriculare sinistrumdan (mitral kapak ile sistolde kapatılılır) sol ventriküle geçer. karın ve pelvis organlarına gider. portae hepatis denilen bir damarı oluştururlar. iki de arter bulur (venöz kan taşırlar). Sindirim sistemindeki kapiller damarlarla başlayıp yine karaciğerde kapiller damarlarda sonlanma gösteren bu venin vene açılma sistemine portal dolaşım denir. cava inferiorda toplanarak. Fetusda akciğerler çalışmadığı için. iliaca internaların dalları olan aa. Az bir kısmı. portae hepatis. Bu ven. Göbek kordonunda bir ven (arteryel kan taşır). 61 . dört tane vv. Plasentadan oksijenden zengin kanı alarak fetusa götüren damara v. bu sinüzoidlerden başlayan küçük venlerin birleşmesi ile oluşan vv. Buradan da alt ekstremitelere. cava inferiora aktarılır ve v. yaklaşık 8 cm uzunluğundadır. Aortaya geçen kanın büyük bir bölümü baş. PORTAL DOLAŞIM: Dalak. sonuçta v. Bu kanın da büyük bölümü aorta descendense geçer. umbilicalisler (iki tane) aracılığıyla tekrar göbek kordonu içerisinden taşınarak plasentaya gider. Burada.Vena cava superior ve vena cava inferior ile sağ atriuma gelen venöz kan. truncus pulmonalisteki kan bir dirençle karşılaşır ve kanın büyük kısmı ductus arteriosus denilen bir kanal ile arcus aortaeye iletilir. karbondioksiti artarak venöz kan haline döner (kapiller seviyede). sağ atriuma geri getirilir. v. Akciğerlerde alveolar seviyedeki gaz alış verişinden sonra oksijene olan kan. Vücutta portal dolaşımın olduğu ikinci organ hipofiz bezidir. V. cava inferiora getirilir. collum pancreatisin arkasında birleşmesi sonucu oluşur. pancreas ve karın boşluğundaki sindirim organlarının venöz kanını taşıyan damarlar sonuçta v. V. splenicanın. Kanın bir bölümü karaciğere giderken bir bölümü de ductus venosus denen ara bir kanal aracılığı ile v. Kan. mesenterica superior ile v.

kırmızı kan cisimciklerini toplayarak. Yaklaşık 150 gr. eritrositlerin yıkımı. Böylece sağ atriuma gelen venöz kanın tamamı sağ ventriküle. portae hepatisi oluşturur. Sağlam bir kapsülü vardır. sol böbrek. Loblu bir yapısı vardır. timosit (tymocit) adı verilir.Dogumla Birlikte Görülen Değisiklikler: Solunumun başlaması ile birlikte akciğerler hava ile dolarak genişler ve doğal olarak akciğerlere gelen kan miktarı artar. Beyaz pulpada lenfositler bulunur. Dalak. Kırmızı pulpada ise. ağırlığında olup 12 cm. ligamentum phrenicocolicum ve flexura coli sinistra ile komşuluk yapar. Timus (Thymus) Sternumun hemen arkasında. ihtiyaç olduğunda tekrar geriye verirler. Kanı filtre eden bir yapıdır ve fonksiyonu nedeniyle lenfatik organ olarak kabul edilir.Dalak pulpası. Visseral yüzü. kadar uzunluğu ve 8 cm. buradan da akciğerlere giderek yetişkin kan dolaşımı gerçekleşir. mesenterica superior ile birleşerek v. V. splenicadır. normal olarak 9-11. Bunlara. kaburgalar arasındadır. Kalınlığı ise 3 cm. Bu yapılar. Timus çocuklarda oldukça büyüktür ve büyümesi de yaklaşık 62 . splenica. kadar da genişliği vardır. mide. phrenicocolicumun üzerinde yer alır. kan depolama. civarındadır. cauda pancreatis. LENFOİD ORGANLAR DALAK (SPLEN-LIEN) Vücuttaki en büyük lenfoid organ olan dalak. Hücre ağının boşluklarında bol miktarda lenfosit depo edilir. kahve çekirdeğine benzer. lig. truncus coeliacusun dalı olan a. karın boşluğunda bulunan intraperitoneal bir organdır. Karnın sol üst kısmında. Dalağın işlevi. Doğrudan perikard ile temastadır. kendi içinde kırmızı ve beyaz pulpa olmak üzere iki kısma ayrılır. foramen ovale kapanır. Veni. Dalağı besleyen arter. Timusun esas yapısı bir retiküler dokudur. Kırmızımavimsi bir renkte olup. diğer yapılarda kapanarak ligament haline dönüşür. Dalağın afferent lenf damarı yoktur ve bu nedenle dalağa lenf gelmez. mediastinum anteriusta yer alır. immün sistemde fonksiyon görme ve lenfosit oluşumudur. v. karakteristik yapı olarak sinüsler vardır. vena splenicadır.

enfeksiyon ve malign hastalıkların bir yayılım yoludur. bazen timus artıklarına da rastlamak mümkündür. Doku sıvısı kılcal lenf damarına (lenf kapillerine) girince adı lenf olur. bağışıklık (immün) sistemiyle ilgilidir. zararlı olanların zararsız hale getirilmesi ve vücut için gerekli olanlarının tekrar sistemik dolaşıma geçirilmesi lenfatik sistem sayesinde olur. Lenf. Bu sıralarda en büyük haline erişir (ağırlık olarak). berrak ve renksiz bir sıvıdır. 63 .olarak 11-15 yaşlara kadar devam eder. Bu yaşlardan sonra ise tekrar küçülmeye başlar ve hatta erişkinlerde sadece bir yağ dokusu olarak kalır. Ancak. Bu maddelerin dokulardan uzaklaştırılması. LENFATİK DOLAŞIM Lenfatik dolaşım. Yetişkin insan vücudunda 12 litre lenf vardır. intersellüler sıvıya geçerler. Vücutta birçok dokunun intersellüler boşluğunda bulunan. Lenfosit oluşumunda işlevi olan timus. kılcal lenf damarları bu sıvı iletiminin başlangıç noktasıdır. Hücrelerden çıkan bazı maddeler.

ve inguinal bölgede yerleşmiştir. orbita ve bulbus oculi (konjunktiva hariç).lumbalis dexter-sinister -Tr. mediastinal Truncus bronchomediastinalis dexter yapılar ve thoraks duvarı Sol akciğer ve bronşlar. Bu durum lenfadenopati olarak bilinir. Sol angulus venosusa açılır.Avasküler dokular (kornea. Lenf düğümleri: Yetişkin insan vücudunda 400-450 tane olan lenf düğümleri başlıca. Lenf kanalları. İki tane lenf kanalı vardır. pelvik duvarlar ve organlar 64 . baş ve boynun sağ yarımı ve sağ üst ekstremite lenfini toplar. tırnak. Lenf damarları (lenfatik): Lenf kapillerlerinin birleşmesiyle meydana gelirler. toraks yüzeyel bölgeleri ve umbilicus yukarısı karın ön duvarı Sol üst ekstremite. Lenfatik Sistemi Oluşturan Yapılar: 1. kıl. Yabancı cisim ve mikroorganizmaların daha ileriye gitmelerine engel olurlar. L1-L2 vertebra gövdeleri üzerinde oturan cisterna chyli denilen genişlemenin üst ucundan başlar. kemik iliği. trunkuslar birleşerek lenf kanallarını oluşturur. pankreas adacıkları. baş ve boynun sol yarımı ile sol üst ekstremite lenfini toplar. abdomen. Lenf damarları birleşerek daha büyük lenf damarları olan trunkusları. 2. venöz sisteme açılır. sol toraks duvarı ve sol toraks yarımındaki organlar. Sağ angulus venosusa açılır. aksilla. Her iki alt ekstremite. merkezi sinir sistemi. İçerisinden geçen lenfi süzerler. toraks yüzeyel Truncus subclavius sinister bölgeleri ve umbilicus yukarısı karın ön duvarı Sağ akciğer ve bronşlar. abdominal duvarlar ve organlar. intestinalis Alt ekstremiteler. Ductus lymphaticus dexter. Bu nedenle vücudun herhangi bir yerinde oluşan bir enfeksiyon yada tümör gibi durumlarda. kıkırdak). Ductus thoracicus. boyun. sağ toraks duvarı ve sağ toraks yarımındaki organlar. mediastinal Truncus bronchomediastinalis sinister yapılar ve thoraks duvarı Ductus thoracicus -Tr. Ana Lenf Damarları Ve Drene Ettiği Bölgeler Lenfatik damarlar Truncus jugularis dexter Truncus jugularis sinister Truncus subclavius dexter Direne ettiği bölge Baş ve boynun sağ yarımı Baş ve boynun sol yarımı Sağ üst ekstremite. iç kulak ve akciğer alveollerinde lenfatik dolaşım yoktur. Lenfatik kapillerler (kılcal lenf damarları). o bölgenin lenf damarlarının açıldığı en yakın lenf düğümlerinde büyüme (lenfadenomegali) olur.

Yemek borusu (oesophagus). Vestibulum oris: Dudaklar (labia oris) ve yanaklar (buca) ile dişler (dentes) ve dişetleri (gingiva) arasında kalan dar bölgedir. Radix dentis. dişin ağız içinde görünen bölümüdür. özellikle zararlı atık maddelerin yıkımında ve besinlerin sindiriminde önemli rol oynar. ağız boşluğunu. Ağız boşluğu (cavitas oris) 2. burun boşluğu ve nazofarinksten ayırır. sindirimi. İnce bağırsak (intestinum tenue) 6. dişin alveol içinde oturan kök bölümüdür. Kalın bağırsak (intestinum crassum) 7. 2/3 ön bölümü sert damak (palatum durum). 1/3 arka bölümü yumuşak damaktır (palatum molle). Cavitas oris propria (esas ağız boşluğu): Dişlerin iç tarafında kalan büyük boşluktur. Corona dentis. besinlerin parçalanması. yutulan besinleri mideye (gaster) ulaştırır. Yemek borusu (oesophagus) 4. SİNDİRİM SİSTEMİ Sindirim sistemi. DİŞLER (DENTES) Maxilla ve mandibuladaki processus alveolarislerdeki çukurlarda otururlar. Daha sonra besinler karaciğer (hepar) ve pankreastan gelen sıvıların yardımıyla sindirimin tamamlanacağı ince bağırsağa (intestinum tenue) ardından da kalın bağırsağa (intestinum crassum) geçer. kökü alveolde tutar. Besinler midede küçük parçalara yıkılır ve sindirime yardımcı olacak şekilde mide sıvılarıyla karışır. Karaciğer (hepar) ve pancreas AĞIZ BOŞLUĞU (CAVITAS ORIS) İki bölümdür 1. SİNDİRİM SİSTEMİ ORGANLARI 1. Yutak (pharynx) 3. 65 . Kalın bağırsağa gelen katı atıklar rektum ve anüs yoluyla vücuttan atılır. Son molar dişin arkasında kalan açıklık ile esas ağız boşluğuna irtibatlanır. DAMAK (PALATUM) Ağız tavanını yapan damak. Cementum (sement) denilen sarı renkli bir tabaka ile örtülüdür. Vücudun en sert dokusu olan enamelum (mine) ile örtülüdür. Bu tabakadan alveol duvarına uzanan bağlar (periodontal ligamentler). emilimi ve katı atıkların vücuttan atılmasından sorumludur. Karaciğer ve pankreasın salgıları.7. İçinde dil bulunur. 2. Ağızdan anüse kadar uzanan 5 metre uzunluğunda bir kas tüpüdür. Mide (gaster) 5.

gingiva (diş eti) ile sarılıdır.Collum (ya da cervix) dentis. Cementum ile örtülüdür. radix ve corona arasındaki dar bölümdür. Ön azı (premolar) süt dişi yoktur. İlk çıkan süt dişi alt çenedeki birinci incisiv diş. en son çıkan üst çenedeki ikinci molar diştir. 29ncu ayda tamamlanırlar. 66 . 2 kesici (incisiv). 2 azı (molar). 1 köpek (canin). Doğumdan sonra 8nci aydan itibaren çıkmaya başlarlar. Dişin en büyük tabakası olan dentinumda dişe ait damarları ve sinirleri içeren cavitas dentis (cavitas pulparis) denilen boşluk bulunur. Enamelum ve cementumun altında dentinum (dentin) tabakası bulunur. Dentes decidui (süt dişleri) Her yarım çenede 5 tane olmak üzere toplam 20 tane süt dişi vardır.

üst ikinci molar diş hizasında vestibulum orise açılır. dilin hareketleri ile ilgilidir. Dış ve iç olarak iki grup kastan oluşur. Mimik kasları uyaran n. YUTAK (PHARYNX) Kafa tabanından 6ncı servikal vertebra alt kenarına kadar uzanan kas ve zardan yapılı bir organdır. bu kasta olan tonus kaybı nedeniyle dil arkaya kaçar. facialis. kranyal sinir) sağlar. şuur kaybında ve anestezi almış hastalarda. 6 ncı yaştan itibaren süt dişlerinin yerini almaya başlarlar. 1 köpek (canin). maxillaris ve v. Bezin sekresyonunu n. son olarak çıkanlar üçüncü molar dişlerdir. Kızamıkta döküntü öncesi kanalının ağzında 4-5 tane beyaz leke (koplik lekesi) olur. temporalis superficialis ile bunların birleşmesi ile oluşan v. arka. retromandibularis) bulunur. GLANDULA SUBMANDIBULARIS Yaklaşık 12 gr ağırlığında olan bu bez. Ductus sublingualis denilen kanalı dilin alt yüzüne açılır.yan kenarları ekşiye ve arka bölümü acıya duyarlıdır. tükrük salgısının %5’ini yapar. 2 ön azı (premolar) ve 3 azı (molar). İç kaslar. Bezin sekresyonunu n. temporalis superficialis. Dil Papillaları Dilin üst yüzünde ve yanlarında bulunan papillalar içinde tat reseptörleri bulunur. Ductus submandibularis denilen kanalı. Dilin kökünde. TÜKÜRÜK BEZLERİ (GLANDULAE SALIVARIAE) GLANDULA PAROTIDEA En büyük tükrük bezidir (25 gr). dilin arkaya kaçmasını önler. Dilin ucu tatlıya. Üç bölümde incelenir. İlk çıkan kalıcı dişler. Tükrük salgısının %30’nu üretir. GLANDULA SUBLINGUALIS Yaklaşık 3 gr ağırlığında olan bu bez. kranyal sinir) sağlar. Bezin sekresyonunu n. bezin içinde bir sinir ağı yapar. tükrük salgısının %60’nı yapar. v. maxillaris ve a. genioglossus. facialis (VII. 67 . uca komşu yan kenarları tuzluya. tonsilla lingualis denilen lenfoid doku kitlesi bulunur. glossopharyngeus (IX. Komada. birinci molar dişler ile alt çenedeki birinci incisiv diş. Dış kaslarından birisi olan m. carotis externa ve uç dalları olan a. Ductus parotideus denilen kanalı m. buccinator denilen kası delip. kranyal sinir) sağlar. facialis (VII. dilin alt yüzündeki caruncula sublingualise açılır. 2 kesici (incisiv). Dış kasları dili kemik yapılara bağlar. DİL (LINGUA) Tamamen çizgili kaslardan yapılmış bir organdır. 12-14 cm uzunluğundadır.Dentes permanentes (kalıcı dişler) Her yarım çenede 8 tane olmak üzere toplam 32 tane kalıcı diş vardır. Bezin cerrahi girişimlerinde önemlidir. Bezin içinde sinire ek olarak önemli damarlar (a.

Pars thoracica.1. Farinksin en geniş yeri başlangıcı. 2. Tuba auditiva (Östaki Borusu)nın ağzı bu parçanın yan duvarlarındadır. Özofagusun üç parçası vardır. kafa tabanı-servikal 1 vertebra arası seviye). 68 . Başlangıcında (en dar olanıdır) 2. ön tarafında trachea vardır. 1. YEMEK BORUSU (OESOPHAGUS) Farinks ile mide arasında (C6T11 seviyede). 2. larynxin arkasında kalan parçadır. Tonsilla palatinalar bu parçada lokalizedir. Bu nedenle hasta ağız solunumu yapar. C1-C3 vertebra arası seviye). C3-C6 vertebra arası seviye). Özofagus. Nazofarinksin üst ve arka duvarının mukozasında bulunan lenfatik doku kitlesine tonsilla pharyngea (yutak bademciği) denir. ağız boşluğu ile bağlantılıdır. Pars cervicalis. Büyüdüğü zaman nazofarinks ile orofarinksin irtibatı kesilir ve solunum güçlüğü olur. Ağza komşu olan tonsilla tubaria (Gerlach Bademciği) fazla büyürse. Pars nasalis pharyngis (nasopharynx. burun boşluklarının arka açıklıkları (choanae) buraya açılır. Bu çıkmaz genellikle gıda parçalarının takıldığı yerdir. 1. Diaphragmadan geçtiği yerde. Pars oralis pharyngis (oropharynx. ön tarafında aorta thoracica yer alır. muskuler tüp şeklinde bir organdır. Bu durum adenoid olarak bilinir. Bronchus principalis sinisteri çaprazladığı yerde 4. T11 seviyesinde mide ile birleşir. dört yerde darlık gösterir. ağzı tıkayıp sağırlığa neden olabilir. İkisi arasında yanlarda kalan çıkmaza recessus piriformis denir. T10 seviyesinde hiatus oesophageusdan geçer. 3. yaklaşık 25 cm uzunluğunda. Arcus aortaeyi çaprazladığı yerde 3. en dar yeri özofagusla birleşme yeridir (faringoözofageal birleşme sindirim kanalının appendix vermiformisten sonra en dar yeridir). Pars laryngea pharyngis (laryngopharynx.

gastrica sinistra direk olarak v. Midenin ön yüzü. n. Mide yatağı denilen bu yatağın en büyük bölümünü pancreas yapar. azygos ise v. regio umbilicalis ve regio hypochondriaca sinistrada yer tutar. Büyük miktarda gıdanın geçici olarak depolandığı intraperitoneal bir organdır. İNCE BAĞIRSAK (INTESTINUM TENUE) Ostium pyloricumdan ostium ilealeye kadar olan sindirim kanalı bölümüdür. vagusların oluşturduğu vagal trunkuslar bu parça üzerindedir. Abdominal parçanın venöz kanını taşıyan v. MİDE (GASTER) Sindirim kanalının en geniş bölümüdür. azygosun özofageal dalları arasındaki porto-cava anastomoz oluşur. geriye kalanı da kalın bağırsakta emilir. sol böbrek. Yaklaşık 6 m uzunluğundadır. Midenin özofagusla birleşme yerindeki açıklığına ostium cardiacum. cava superiora açılır. Sindirim ince bağırsakta tamamlanır. 69 . Kesici dişlerden ostium cardiacuma kadar olan mesafe yaklaşık 40 cm dir. Safra tuzları ve vit B12 ileumda absorbe olur. sol 6-9 kaburgalar.Ileum.Duodenum 2. Gıda sindiriminin. Üç bölümü vardır: 1. 1500 ml kapasitesi vardır. regio epigastrica. v. karaciğer ve dalak ile. Emilimin (absorbsiyonun) çoğu duodenum ve jejunumda olur.3. metabolik absorbsiyonun ve endokrin sekresyonun yapıldığı son sindirim sistemi bölümüdür. Pars abdominalis. pancreas. sol suprarenal bez ve dalak ile komşudur. arka yüzü ise.Jejunum 3. Bu nedenle v. portae hepatise. Mide. duodenumla birleşme yerindeki açıklığına ostium pyloricum adı verilir. Suyun büyük bölümü duodenumda. Portal hipertansiyonda bu anastomozlar genişler (özofagus varisleri) ve yırtılarak öldürücü kanamalara neden olabilir. gastrica sinistranın özofageal dalları ile v. Adı geçen organlar sığ bir yatak oluşturur.

colon descendens. Noduli lymphoidei aggregati (Peyer Plakları) denilen lenf kitleleri ileumda daha fazladır. Büyük bölümü regio hypogastricada ve pelvis boşluğundadır. Yaklaşık 1. Yaklaşık 4 cm çapında olup. ince bağırsağın en kısa. ile besler. Temel fonksiyonu su. damardan daha zengin ve daha kırmızıdır. arterlerle aynı isimlidir ve v. COLON) Ostium ilealeden anuse kadar olan sindirim kanalı bölümüdür. gaita). mesenterium adı ile bilinir ve radix mesenterii denilen bir kök ile karın arka duvarına tutunur. jejunales ve aa. colon transversum. Jejunum (boş bağırsak) Büyük bölümü regio umbilicalistedir. 70 . Emilimin (absorbsiyonun) büyük bölümü colon ascendens denilen bölümünde olur.DUODENUM Ortalama 20-25 cm uzunluğunda olan duodenum. KALIN BAĞIRSAK (INTESTINUM CRASSUM. Ileum (kıvrım bağırsak) Jejunumdan daha uzundur. mesenterica superiora açılır. ostium ilealede biter. “C” harfi şeklinde olan duodenumun kavsi içine caput pancreatis oturur. Arterleri A. colon (caecum. Dışkılama (defekasyon) sırasında rectuma iner. mineraller ve bazı vitaminlerin emilimini sağlamaktır.ILEUM Flexura duodenojejunalisten başlar. geriye kalan 3/5’i ileumdur. ileumdan daha kalın duvarlı. en geniş ve en hareketsiz bölümüdür. Venleri. Dışkı (feces.5 m uzunluğundadır. colon ascendens. mesenterica superiorun dalları olan aa. colon descendenste ve colon sigmoideumda oluşur. Jejunum ve ileumu saran periton. Proksimal 2/5’i jejunum. JEJUNUM . colon sigmoideum) rectum ve canalis analis denilen bölümlere ayrılır. Kalın bağırsak sırasıyla.

Erkeklerde. COLON ASCENDENS Yaklaşık 15 cm uzunluğundadır. ikinci en sık pozisyonu pelviktir. appendices omentales (epiploicae). Uzunluğu 220 cm arasında değişir (ortalama 9 cm). İntraperitonealdir ve mesoappendix denilen üçgen şeklinde bir mezosu vardır. Mesocolon transversum denilen bir mezosu vardır. Haustra coli. Sakral 3. COLON SIGMOIDEUM Yaklaşık 40 cm uzunluğundadır. “S” şeklindedir. Flexura coli dextradan başlar. dalak altında bir kıvrımla sonlanır. plica semilunaris. 71 . Küçük pelvistedir. Fleksür. COLON DESCENDENS Yaklaşık 25 cm uzunluğundadır. mesane ile rectum arasında. Rectumun iç yüzünde üç tane transvers plika bulunur (plica transversa recti. COLON TRANSVERSUM Kalın bağırsağın en hareketli ve en uzun (50 cm) bölümüdür. kadınlarda.CAECUM Sağ fossa iliacadadır. caecumun arka-iç duvarının bir uzantısıdır. Appendix vermiformisin en sık rastlanan pozisyonu retroçekal (retrosekal). Orta yaşlardan itibaren atrofiye gider. Kıvrım yerine flexura coli dextra (flexura coli hepatica) denir. küçük pelvis girişinde colon sigmoideum ile devam eder. uterus ile rectum arasındadır. Ostium ileale (valva ileocaecalis). vertebra seviyesinde colon sigmoideumun devamı olarak başlar. karaciğerin sağ lobunun alt yüzünde sola doğru kıvrılıp colon transversum olarak devam eder. RECTUM Yaklaşık 12 cm uzunluğundadır. Yaklaşık 6 cm uzunluğundadır ve genellikle tamamen peritonla sarılıdır (intraperitonealdir). feçesin rectumdan anal kanala istem dışı geçişini önler. İntraperitonealdir. Ostium ileale (valva ileocaecalis)den başlar. Kalın bağırsağın ilk ve en geniş bölümüdür. Rectum ile anal kanalın birleşme yerindeki yaklaşık 800 lik açıya flexura anorectalis denir. Mesocolon sigmoideum denilen bir mezosu vardır. Kıvrıma flexura coli sinistra (flexura coli splenica) denir. Flexura coli sinistradan başlar. Caecumun arka tarafında bulunan recessus retrocaecalis isimli çıkmazda genellikle appendix vermiformis yer alır. caecum ile colon ascendensin birleşme yerindedir. Diaphragma pelvisten geçince canalis analisle devam eder. taeniae coli ve mezenter rectumda yoktur. Houston plikaları). Appendix vermiformis. İntraperitonealdir. Çocuklarda daha uzundur.

Bu venöz terminallerin genişlemeleri internal hemoroid olarak bilinir. İnternal hemoroidler genellikle saat 3 – 7 ve 11 yönünde oluşur. lipaz ve tripsinojendir. anuste biter. 72 . Bu kabarıntıların içinde a. PANCREAS Sekonder retroperitoneal bir organdır. Valvula analeslerin seviyesi linea pectinata (linea denticulatum) adı ile bilinir. CANALIS ANALIS Yaklaşık 4 cm uzunluğundadır. internal (iç) hemoroid. Bu seviyede periton. anal kanalın endodermal ve ektodermal parçalarının birleşme sınırını işaret eder. Kronik kabızlık (konstipasyon) ya da şiddetli ishal (diyare). M. columna vertebralisin önündedir. aşağısındakiler eksternal (dış) hemoroid olarak isimlendirilir. kadınlarda ise vagina arka duvarı üzerine atlayarak excavatio rectouterina (Douglas Çıkmazı) denilen periton çıkmazını oluşturur. İnternal hemoroidlerin duyusu otonom sinirlerle taşındığı için ağrısızdır. Duodenumun kavsinden dalağa uzanır. Bu hat. erkekte ve kadında periton boşluğunun en derin noktalarıdır. Flexura anorectalisten başlar. midenin arkasında. Kanalın iç yüzünde görülen 6-10 tane vertikal kabarıntı columna anales adı ile bilinir. sphincter ani internus ve externus denilen bu kaslar ile anal kanal kapalı tutulur. 1/3 orta bölümü ise sadece yanlardan peritoneumla örtülüdür. Yaklaşık 15 cm uzunluğunda ve 100 gr ağırlığındadır. Columna analeslerin alt uçları. erkeklerde rectumun ön yüzünden mesane üzerine atlayarak excavatio rectovesicalis denilen periton çıkmazını. valvula anales denilen mukoza plikaları ile birleştirilir. Endokrin salgıları pancreas adacıklarında (Langerhans adacıkları) bulunan çeşitli hücrelerde üretilir. Ekzokrin salgıları. Eksternal hemoroidlerin duyusu somatik sinirlerle taşındığından ağrılıdır. amilaz.v. Anal kanalın alt ucunda iki tane sfinkterik kas bulunur. gebelik ve karın içi basınç artışları hemoroid için zemin hazırlayıcıdır (predispozandır). Hem ekzokrin hem de endokrin bir bezdir. rectalis superiorların terminalleri bulunur. Adı geçen çıkmazlar. Linea pectinatanın yukarısındaki hemoroidler. L1-L2 vertebralar seviyesinde.Rectumun 1/3 üst bölümü önden ve yanlardan.

Lenf damarları ve sinir pleksusu Karaciğer hücreleri (hepatositler) karaciğerin ana fonksiyonel üniteleridir. Yaklaşık 1. lobus hepatis sinisterin arka yüzü mide ve özofagus ile komşudur. Karın duvarına gelen şiddetli darbeler (otomobil kazaları gibi). Önde. Bu kanal. Caput pancreatisin alt bölümünden başlayan bu kanal (ductus pancreaticus accessorius (Santorini kanalı). hepatica propria ve dalları 4. çukur ve oluk “H” harfi şeklinde bir görünüm oluşturur. portae hepatis ve dalları 3. Sağ lobun bazı anatomik yapılar arasında kalan iki parçası. papilla duodeni majorun yaklaşık 2 cm yukarısında bulunan papilla duodeni minorun tepesine açılır. Porta hepatiste bulunan anatomik yapılar: 1. İnsülin.5 kg ağırlığında olup. Pancreasta ikinci bir kanal daha vardır. Esas işlevi. v. 73 . Ek olarak glikojeni depolar. glukagon ise artırır. Sağ 7-11 kaburgaların arkasındadır. Arkada. Ortada (arada).Endokrin salgıları. ekzokrin salgıları duodenuma taşır. Regio hypochondriaca dextra. yağda eriyen vitaminleri depolar. colon ascendens. ductus hepaticus dexter ve sinister 2. insülin (beta hücrelerinden). kan-glukoz (şeker) seviyesini düşürür. sağ böbrek. Visseral yüzde bulunan yarıklar. Lobus hepatis dexterin arka yüzü. ductus choledochus ile duodenumun iç duvarında birleşerek pars descendens duodenideki papilla duodeni majorun tepesine açılır. a. regio epigastrica ve regio hypochondriaca sinistrada yer tutar. H’nin orta bölümüne porta hepatis denir ve burada karaciğere giren . maddeleri toksik olmayan şekle dönüştürmede (detoksifikasyon) önemli rol oynar. Karaciğer. somatostatin (delta hücrelerinden) ve pankreatik polipeptid (PP ya da F hücrelerinden)dir. intraperitonealdir. safra üretmek ve salgılamaktır. Karaciğerin diafragmatik (facies diaphragmatica) ve visseral (facies visceralis) iki yüzü vardır. pancreasta rüptüre (yırtılmaya) neden olabilir. lobus caudatus ve lobus quadratus olarak bilinir. Safra üretir. besin maddelerinin dağıtımını yapar. sağ suprarenal bez ve duodenum ile.çıkan yapılar bulunur. glukagon (alfa hücrelerinden). sağ ve sol iki lobdan oluşur. Cauda pancreatisten başlayan ve caput pancreatise doğru uzanan ductus pancreaticus (Wirsung kanalı). KARACİĞER (HEPAR) Vücudun en büyük bezi ve deriden sonra en büyük organıdır.

9 ncu kıkırdak kaburganın arkasındadır. Safra.Karaciğerde üretilen safra. Ductus cysticus denilen kanalı ductus hepaticus communis ile birleşerek. Yağ asitleri ve aminoasitler duodenuma ulaştığı zaman. Safrayı depolar ve konsantre eder. Ductus cysticus 4. fossa vesicae biliariste oturur. Burada depolanır ve konsantre olur. Karaciğer. duodenumdan salgılanan kolesistokinin kesede kontraksiyona ve ampulla hepatopancreaticanın sfinkterinde gevşemeye neden olarak safranın bırakılmasını sağlar. armut şeklinde bir organdır. Safra kesesinin fundus. 50 ml hacminde. önce safra kesesine gelir. Safra salgılanmasını kolesistokinin artırır. Ductus hepaticus communis 3. Ductus hepaticus dexter ve sinister 2. Fundus vesicae biliaris. corpus ve collum denilen üç bölümü vardır. Ductus choledochus 74 . yiyeceklerle alınan yağ ve diğer maddelerin emilebilecek büyüklüğe kadar parçalanması için gereklidir. ductus choledochusu oluşturur. gerektiğinde ductus choledochus ile duodenuma bırakılıır. günde yaklaşık 1 litre safra üretir. KARACİĞER DIŞI (EKSTRAHEPATİK) SAFRA YOLLARI 1. SAFRA KESESİ (VESICA BILIARIS YA DA FELLEA) ve SAFRA YOLLARI Karaciğerin sağ lobunun altında.

Diaphragma Pelvis İki taraflı m. ischiococcygeus (m. Linea terminalis. Canalis analis. 75 . Pelvis. 1. Bazen farklı şekillerde olabilir. Pelvis girişi (apertura pelvis superior). Jinekoid tip pelvis. gerçek pelvis. aşağıda ise femur ile eklem yaparak ağırlık aktarımını sağlar. Platipelloid tip pelvis. urethra ve kadınlarda ek olarak vagina tarafından delinir. yalancı pelvis) ve küçük pelvis (pelvis minor. Apertura pelvis inferioru kapatır. PELVIS – PERINEUM. Antropoid tip pelvis 4. Bu nedenle vaginal yoldan doğum olanaksızdır ve sezaryen gerektirir. Bu şekil farklılıklarına göre pelvis 4 tipe ayrılır. ön ve yanlarda iki os coxae ile arkadaki os sacrum ve os coccygisin birleşmesi ile meydana gelir.8. tipik kadın pelvisidir. genellikle oval şekillidir. ÜRİNER ve GENİTAL SİSTEM PELVIS Pelvis. ek olarak küçük pelvisin apertura pelvis superior denilen üst girişinin de sınırını yapar. anteroposterior mesafe çok küçüktür. linea terminalis denilen hayali bir çizgi ile büyük pelvis (pelvis major. Android tip pelvis 3. transvers mesafe büyük. Yukarıda omurga. 2. doğum pelvisi) olarak iki bölüme ayrılır. coccygeus) tarafından yapılır. pelvis boşluğu (cavitas pelvis) denir. Küçük pelvisin alt açıklığına apertura pelvis inferior denir. İki açıklık arasında kalan boşluğa. levator ani ve m.

ramus ossis ischii. Bu yapılar. rectalis inferiordur. tuber ischiadicum ve ligamentum sacrotuberale ile sınırlanır. tuber ischiadicumları birleştiren hayali bir çizgi ile trigonum anale ve trigonum urogenitale denilen iki üçgen alana ayrılır. os coccygis 3. ürologlar ve proktologlar için önemli bir bölgedir. Trigonum Anale Fossa ischioanalis. Ancak defekasyon sırasında gevşer. aynı zamanda apertura pelvis inferiorun da sınırını yapan oluşumlardır. Perineum. Sınırları 1. canalis analis ve m. Önde. 76 . Jinekologlar.Perineum Uylukların arasında eşkenar dörtgen şeklinde bir alandır. Normalde kontraksiyon halindedir ve böylece anal kanalı kapalı tutar. Sphincter Ani Externus Dış anal sfinkterdir. Arkada. sphincter ani externus bu üçgendedir. n. puborectalis ile birlikte anüsü istemli olarak kapatır ve canalis analisi öne doğru çekerek anorektal açıyı artırır. M. Siniri. symphysis pubica 2. M. ramus inferior ossis pubis. Yanlarda.

enfeksiyonları sık karşılaşılan. dorsalis clitoridis Rr. perineumun duyusunu taşıyan sinirdir. Bu durumda hasta anus ile tuber ischiadicum arasında kalan bölgede doluluk ve gerginlik hissi duyar. pudendus Lig. canalis analis veya perianal deri bölgesine spontan olarak açılabilir. Bu amaçla spina ischiadica anatomik işaret olarak kullanılır. Doğumu kolaylaştırmak için özellikle ilk doğumda yapılan epizyotomi (perine bölgesindeki kesi) öncesi ya da bu bölgenin cerrahi girişimlerinden önce sinir bloke edilir. kadınlarda vulva) içerir. pudendus. bir fossadaki enfeksiyon diğerine de yayılabilir ve anusun arka kısmında semisirküler abselerin gelişmesine yol açabilir. Üretra ve kadınlarda ek olarak vagina tarafından delinir. Pudendal sinir anestezisi N. sacrospinale 77 .Trigonum Urogenitale Dış ürogenital organları (erkeklerde scrotum ve penis. Her iki taraf fossa ischioanalislerin birbirleri ile bağlantılı olmasından dolayı. N. İskiyoanal abseler bazen rectum. ağrılı patolojik durumlardır. KLİNİK BİLGİ Fossa ischio-analis. Enfeksiyona bağlı olarak bölgede iskiyoanal abseler gelişebilir. perineales Spina ischiadica Tuber N.

Sağ böbreğin ön yüzü. Böbrekler. Yaklaşık 11 cm uzunluğunda. önden-arkaya doğru.5 cm kadar daha aşağıda yer alır.ÜRİNER SİSTEM ANATOMİSİ Üriner sistem. Sol böbreğin ön yüzü ise. Cortex renalis. Üriner sistem. Her bir böbrekte 2 ya da 3 tane olan calyx majorler birleşerek huni şeklindeki pelvis renalisi oluşturur. Dışta cortex renalis. Medulla renalisteki sayıları 5 ila 11 arasında değişen (genellikle 8) koni şeklindeki yapılara pyramis renalis adı verilir. columna vertebralisin her iki yanında. idrarı süzen yapıları içerir. karaciğerin sağ lobu. vücudun metabolik artıklarını ve fazla suyu idrar haline getiren. vücuttaki metabolik aktivite sonucunda meydana gelen atık maddelerin boşaltılmasında ve elektrolit-sıvı dengesinin ayarlanmasında önemli role sahiptir. arteria renalis ve pelvis renalistir. dalak. Böbreklerin Iç Yapısı Böbrek kesitlerinde iki tabaka görülür. Papilla renalis calyx minora açılır. bir günde ise yaklaşık 1700 litre kanı filtre ederler. kardiak atımın %25 ini (1. Böbreklerin üst uçlarında glandula suprarenalis denilen endokrin bezler oturur. Medulla renalis ise toplayıcı kanalları içerir. protein metabolizmasındaki nitrojen atıklarını ve özellikle de üreyi kandan temizlerler. Embriyolojik gelişim ve fonksiyonel olarak birbiriyle yakın ilişkili olan. karın arka duvarında. mide. aynı zamanda endokrin fonksiyonları da olan fasülye şeklinde. İdrar torbası (mesane. Pelvis renalis.2-1. Üreterler (ureter) 3. Pyramis renalislerin uçlarına papilla renalis denir. Karaciğerin lokalizasyonu nedeniyle sağ böbrek sola nazaran 1-1. vesica urinaria) 4. 1. 5-7 cm eninde ve 3 cm kalınlığındadırlar. kalın bağırsak ve ince bağırsak kıvrımları ile komşudur. Bu yapılara ek olarak lenf damarları ve sinirler de vardır. Sayıları 7-13 arasında değişen calyx minorların 2 ya da 3 tanesi birleşerek calyx majoru oluşturur. duodenum. Böbreklerin arka yüzleri. Ayrıca endokrin fonksiyonları da vardır.3 l/dak). Bunlar. Sıvı-elektrolit ve asit-baz dengesinin korunmasında önemli rolü olan böbrekler. Bir böbreğin ortalama ağırlığı erkekte 150 gr kadında 135 gr dır. üriner ve genital sistem birlikte ürogenital sistem olarak isimlendirilir. L1 vertebranın processus spinosusu seviyesinde ureter olur. ince bağırsak ve kalın bağırsak ile komşuluk yapar. Bunlar. 78 . pankreas. Yetişkin bir insanda istirahat esnasında böbrekler. Hilum renalede böbreğe girençıkan oluşumlar bulunur. Böbreklerin iç kenarlarında hilum renale denilen bir yarık bulunur. kapsüllü bir çift retroperitoneal organlardır. vena renalis. T12-L3 vertebralar arası seviyede retroperitoneal olarak yerleşmişlerdir. Üretra (urethra) BÖBREK (Ren) Böbrekler. Böbrekler (ren) 2. içte medulla renalis. karın arka duvarını kapatan kaslar ve lumbal pleksustan çıkan sinirlerle komşudur. vücut için zararlı metabolizma artıklarını kandan süzerek idrarın meydana getirilmesi ve bunun dışarı atılmasını sağlayan organlardan oluşur.

Böbreğin fonksiyonel üniti nephron (nefron)dur. Henle lupu 4. toplayıcı kanala açılır. Her bir böbrekteki nefron sayısı yaklaşık 1 milyondur. Distal tubulus Distal tubulus. Toplayıcı tubuller. Corpusculum renale = glomerulus + glomeruler kapsül (Bowman kapsülü) 2. 1. toplayıcı tubule birleşir. Proksimal tubulus 3. Nefronun bölümleri. 79 . Toplayıcı kanalların son uçlarına ductus papillaris denir ve papilla renalislerin ucundan calyx minorlara açılır.

Küçük pelvis girişinde (linea terminalisten geçtiği yerde) 3. Mesane (Vesica urinaria. kadında ise. L1 vertebranın processus spinosusu seviyesinde ureter olur. miksiyon) sağlayan muskuler bir organdır. üç yerde darlık gösterir. uterus ve vaginanın önünde yer alır. rectumun önünde prostatın üzerinde. 3 mm çapında retroperitoneal organdır. Başlangıcında (ureteropelvik birleşme) 2. Mesane içinde (pars intramuralis). Ureter. 1. yaklaşık 25 cm uzunluğunda. Boşken tamamen pelvis içinde. 80 . Ureter. Erkekte.ÜRETER Pelvis renalis. symphysis pubicanın arkasında. peritonun önündedir (preperitoneal). İdrar torbası) Mesane. en dar olanıdır. üreterler yoluyla gelen idrarın toplandığı ve idrar hacmi belli bir dereceye çıktıktan sonra da kasılarak burada biriken idrarın urethra yoluyla dışarı atılmasını (işeme.

Kadın ve erkek uretrası arasında farklılıklar vardır. mesanedeki idrarı dışarı atmaya yarayan bir kanaldır. Prostatik. paraurethrales. Pars membranacea.5 cm arkasındadır. Pars prostatica. 1. Vaginanın ön duvarına gömülü olarak bulunur. Erkek uretrası (urethra masculina) Mesane boynundaki ostium urethrae internum ile glans penisin tepesindeki ostium urethrae externum arasında uzanan 18-20 cm uzunluğunda bir borudur. pudendusun dalı) ile uyarılır. Erkek uretrası dört yerde darlık gösterir. Mesanenin tabanındaki ostium urethrae internumdan başlar. sphincter urethrae externus denilen sfinkter yapısında bir kas bulunur. gll. Sonda takmada lokalizasyonu önemlidir. Uretranın en geniş ve en fazla dilate olabilen (genişleyebilen) parçasıdır. Fossanın çatısında bir çıkmaz bulunur. Çizgili kaslardan oluşan bu kas. Ostium urethrae externum. Glans penis içinde yaptığı genişlemeye fossa navicularis urethrae denir. Ostium urethrae internum 4. perinealis (n. sperm hücrelerini kapsayan sıvı) da dışarı atılır. Pars spongiosa. Lacuna magna denilen bu çıkmaz. Buraya ductus ejeculatorius ve prostat bezinin kanalları açılır. Sondanın bu çıkmaza takılmaması için fossa navicularisin tabanına doğru yönlendirilmesi gerekir. Pars membranacea. urethrales (Littre bezleri) denir. glans clitoridisin yaklaşık 2. küçük yaşlar hariç isteğimizle kontrol edilir ve n. öne ve aşağı doğru hafif bir kavis çizerek pelvis döşemesini deler ve vestibulum vaginadaki ostium urethrae externumda sonlanır. Kanalları. 81 . diğeri (ostium urethrae externum) ise dış ortama açılan iki ağzı vardır. urethranın en kısa ve en az genişleyebilen bölümüdür. Derin perine aralığındadır. Ostium urethrae externum. Erkek uretrası hem üriner hem de genital bir yoldur. en dar olanıdır 2. uretra lümenine açılır. Yaklaşık 15 cm uzunluğundadır. membranöz ve spongioz olmak üzere üç bölümü vardır. Kadın uretrasının mukozasında bulunan bezler (gll.Urethra Urethra. Skene bezleri). Membranöz parçanın her iki tarafında glandula bulbourethralis (Cowper bezi) denilen bez bulunur. prostat bezi içinden geçen 3-4 cm’lik bölümdür. Erkek uretrasının mukozasında bulunan bezlere. Fossa navicularis urethraenin hemen arkası Kadın uretrası (urethra feminina) Yaklaşık 4 cm uzunluğundadır. erkekteki prostatın karşılığıdır. urethranın penis içerisinde yer alan bölümüdür. Çocuklarda 2-3 yaşlarında istemli olarak kontrol başlar. Urethranın biri (ostium urethrae internum) mesaneye. Burada istemli olarak çalışan m. üretraya sonda (katater) uygulamasında önemlidir. Glandula bulbourethralislerin kanalları bu parçaya açılır. clitoris ile ostium vaginae arasında. ikinci en dar yerdir 3. Erkekte bu kanal içerisinden ek olarak ejakulat (meni.

ovarica bulunur. oosit denilen dişi cinsiyet hücresini ovaryumlardan cavitas uteriye ileten tüptür.v. 4. 2. Ovarium Tuba uterina Uterus Vaginadır Ovarium Ovaryumlar testislerin karşılığıdır. 3. İç Genital Organlar 1. Tuba Uterina (Salpinx) Tuba uterina (Fallop tüpü). 82 . iç ve dış genital organlar olarak iki grupta incelenir. Tuba uterinanın dört bölümü vardır. Küçük pelvisin her iki yan duvarında fossa ovarica denilen çukur içindedir.Kadın Genital Organları Kadın genital organları. Diğer ucundan başlayan ligamentum suspensorium ovarii içinde a. Ligamentum ovarii proprium denilen bağ ile bir ucuyla uterusa bağlanır.

Tuba uterinanın en dar yeridir. 4.5 cm uzunluğundadır. Cervix uteri. Vagina Cervix uteri ile vestibulum vaginae arasında bir kanaldır. tamamen pelvis içinde. arkada rektum. tuba uterinaların uterusa girdiği noktadan geçen hayali bir çizginin üst tarafında yer alan korpus bölümüne fundus uteri denir. Bu plikaların 83 . Ön ve arka duvarların iç yüzünde enine uzanan mukoza plikalarına rugae vaginales denir. İçinde bulunan kanala canalis cervicis uteri denir. Uterus Uterus. Ampulla tubae uterinae. oositi yakalama işlevi olan fimbriae tubae denen uzantılar bulunur. 3. altta vagina arasında yer alan armut şeklinde bir organdır. vaginaya komşu bölümüdür. Mackenrodt bağı) denilen bağdır. Uterus iki bölüme ayrılır. Infundibulum tubae uterinae. En uzun bölümüdür. huni şeklinde olan ovarium üzerindeki bölümüdür. altta cervix uteri. uterus duvarı içindeki yaklaşık 1 cm uzunluğundaki parçadır. Pars uterina (intramuralis). Yaklaşık 2.1. 2. Fertilizasyon (spermiumun oositi döllemesi) burada olur. cardinale. Corpus uteri. Primer pasif desteği ise ligamentum transversum cervicis (lig. darlık gösterdiği yerdir. önde mesane. Uterusun aktif desteği diaphragma pelvistir. Ağzında. infundibulumdan sonra gelen parçadır. Üstte corpus uteri. İki bölüm arasındaki dar bölgeye isthmus uteri denir. İçindeki boşluğa cavitas uteri denir. Isthmus tubae uterinae.

Labium minus pudendi 4. glans clitoridis denir. Labium Minus Pudendi Erkekteki penisin ventral yüzünü örten derinin karşılığıdır. Kıllara pubes denir. Clitoris Penisin karşılığıdır. Arka uçlarının birleştiği yer ile anus arasında kalan 2. Ucuna. Dış Genital Organlar 1. Penis gibi erektildir ve uyarıldığında sertleşir. Vaginanın ağzına ostium vaginae denir ve bakirelerde hymen (kızlık zarı) denilen delikli bir zar ile kapalıdır. Hymen Mons Pubis Symphysis pubicanın yukarısında kalan kıllı. Vestibulum vaginae 6. Buraya ostium vaginae ile ostium urethrae externum açılır. Labium Majus Pudendi Erkekteki scrotumun karşılığı olan iki deri plikasıdır. Buradaki kılların dağılımı erkekte ve kadında farklıdır. En yaygın tipi anuler himendir. Bulbus vestibuli 7. Labium majus pudendiler arasında kalan aralığa rima pudendi denir. Gl. ilk cinsel birleşmeden sonra yırtılır.5-3 cm lik bölüm jinekolojik perineum olarak bilinir.vestibularis major 8. Kabarıntıyı derialtı yağ dokusu yapar. Yağ bezi. Tek patolojik tipi deliği olmayan imperfore himendir. Ortasında menstrüasyonda olan kanamanın dışarı atılması için bir delik bulunur. Labium majuslar arasındadır. ortamı bazik yapar.meydana getirdiği sütun şeklindeki yapıya columna rugarum anterior ve posterior denir. Himen. Hymen Bakirelerde ostium vaginaeyi kapatan ince bir zardır. kabarık alandır. Kalıntılarına caruncula hymenales (ya da myrtiformis) denir. Labium majus pudendi 3. ter bezi ve kıl içermez. 84 . Vaginada bulunan doderlein basilleri. Vestibulum Vaginae Labium minus pudendiler arasında bulunan bölgedir. Çeşitli tipleri vardır. Mons pubis 2. Vaginada salgı bezi bulunmaz. Clitoris 5.

Vesicula seminalis 6. kanallarla epididymise getirilir. Ductus deferens 4.Bulbus Vestibuli Ostium vaginaenin iki tarafında yer alan erektil dokudur. Bu salgı. iç ve dış genital organlar olarak iki grupta incelenir. Yaklaşık 4 haftada kanaldan geçerek 32 nci haftada scrotuma iner. Scrotum içinde yer alan iki organdır. ERKEK GENİTAL ORGANLARI Erkek genital organları. Prostat 7. 28 nci haftada inguinal kanala iner. Ductus ejaculatorius 5. Glandula Vestibularis Major (Bartholin Bezİ) Erkekteki glandula bulbourethralisin karşılığıdır. Vestibulum vaginaede glandulae vestibulares minores denilen daha küçük bezler de vardır. Gl. Testislerde üretilen spermiumlar. Cinsel birleşme (koitus) sırasında salgı bırakır. Epididymis Testislerin arka-üst bölümünde otururlar. 85 . Testis 2. vaginanın kayganlığını arttırır. Spermiumlar burada son olgunluğuna ulaşır ve hareket yeteneği kazanır. Arka uçları gl. İÇ GENİTAL ORGANLAR 1. İntrauterin yaşamın ilk aylarında karın arka duvarında olan testisler. M. vestibularis major (Bartholin bezi) ile komşudur. Spermatozoonların ve androgenlerin üretim yeridir. Epididymis 3. bulbospongiosusun altındadır. Bulbourethralis (Cowper bezi) Testis (Orchis) Erkek primer üreme organıdır.

Testisin arka kenarı boyunca yukarıya doğru yükselir. Ductus deferens.Ductus Deferens (Vas Deferens) Epididymisin cauda epididymis denilen kuyruk bölümünden başlar. testiküler damarlar ve sinirler ile funiculus spermaticus denilen yapı içinde inguinal kanaldan geçer. Esas işlevi spermiumların taşınması ve ejakulasyona kadar depo edilmesidir. 86 . 45 cm uzunluğundadır.

Spermler % 10’unu oluşturur. Kadınlardaki glandula vestibularis majorun karşılığıdır.Vesicula Seminalis (Glandula Vesiculosa) Mesane ile rektum arasındadır. Bir tane corpus spongiosum penis ve iki tane corpus cavernosum penis denilen üç erektil organdan oluşur. Scrotum Penis Silindirik yapıda. ductus ejaculatorius denilen kanalı oluşturur. Akciğer kanserinden sonra en sık kanseri görülen organdır. Ejakulat (meni) Epididymis. Corpus 87 . Çiftleşme ve idrarı dışarıya atma. Kadınlardaki paraüretral bezlerin (Skene bezleri) karşılığıdır. DIŞ GENİTAL ORGANLAR 1. glandula bulbourethralislerin salgılarının spermlerle birlikte oluşturdukları sıvıdır. Bu büyümesi rektal tuşe ile tespit edilebilir. glandula bulbourethralis ve diğer bezlerde % 10’unu oluşturur. Glandula Bulbourethralis (Cowper Bezleri) Derin perine aralığında membranöz üretranın her iki tarafında yer alır. erektil organdır. Ductus excretorius ile ductus deferens birleşerek. Uzunluğu ortalama 15 cm dir. Bu kanal. Prostat % 30’unu. Salgısı. Vesicula seminalisin kanalına ductus excretorius denir. Aynı zamanda spermiumların kadın genital traktusunda bir engelle karşılaşmadan ilerlemesine olanak tanıyan immünsüpresif etkiye sahip ajanlar da içerir. prostat içinden geçip prostatik uretraya açılır. Ejakulatın (semen) en büyük bölümünü bu bezin salgısı oluşturur. Glandula vesiculosa % 60’ını. İki önemli işlevi vardır. Prostat Genital eklenti bezlerin en büyüğüdür. 50 yaşın üzerindeki erkeklerde hipertrofi (büyüme) gösterir. Vesicula seminalisin salgısı spermiumların beslenmesi için fruktoz içerir. spermiumların uzun süre canlı kalmasını sağlayan spermin isimli madde içerir. Penis 2. prostat. glandula vesiculosa.

dartos. çizgili kastır. Penisi örten derinin glans penisi örten bölümü preputium penis (sünnet derisi) olarak bilinir. 88 . dartos ile yapılır. penisin altında yer alır. genitofemoralis ile uyarılır. Corpus spongiosum penis içinden uretra geçer. Bu boşluklar kanla dolunca ereksiyon (dikleşme) gerçekleşir. epididymisleri. M. Testisleri. cremaster. Spermatogenesis (spermium üretimi) için skrotum ısısının vücut ısısından yaklaşık 2 derece düşük (34-35 derece) olması gerekir. cremaster ve m. Bu ısı düzenlenmesi m. genitofemoralis içindeki sempatik liflerle uyarılır. ductus deferensleri ve testiküler damarları ve sinirleri içerir. Scrotum derisi altındadır ve n. düz kastır. Funiculus spermaticus içindedir ve n. M. Scrotum Perineumda.cavernosum penisler içinde kavernler (boşluklar) vardır.

SİNİR SİSTEMİ Sinir sistemi. bu nöronların uzantıları olan miyelinli liflerle oluşturulur. mesencephalon ve rhombencephalon) bulunur. Gelen uyarılara yanıt olarak merkezi sinir sisteminden çıkan emirlerde. Prosencephalon (ön beyin) Diencephalon ve telencephalon (cerebrum) denilen iki bölümü vardır. dışında kalan nöron toplanmalarına da ganglion adı verilir. Merkezi sinir sistemindeki nöron topluluklarına nucleus. Sinir sistemini oluşturan tüm yapılar. Sinir sistemi anatomik olarak iki bölüm altında incelenir. kranyal sinir ( kafa çifti ). beyaz cevher. epithalamus ve subthalamus denilen alt bölümlerden oluşur. Son tarafı kuyruk şeklindedir ve bu ileri dönemde medulla spinalis olur. 31 çift de spinal sinir olmak üzere toplam 43 çift periferik sinir vardır. Bu uyarılar. Uyarıları merkezi sinir sisteminin ilgili merkezlerine getiren bu liflere afferent (sensorik) lifler adı verilir. Bu sistemi beyin (encephalon) ve omurilik (medulla spinalis) yapar. Tubus neuralisin baş tarafında üç tane şişlik (prosencephalon. Bu sinirler aynı zamanda otonom sinir sistemine ait lifleri de taşır. Mesencephalon (orta beyin) Pons ile diencephalon arasında kalan bölümdür. Gri cevher. iki tane hemispherium cerebriden (beyin yarımküresi) meydana gelir. reseptörlerden başlayan nöronların uzantıları aracılığı ile merkezi sinir sistemine getirilir. Beyinde substantia alba içte. thalamus. nöronların hücre gövdeleri ile oluşturulurken. Merkezi sinir sisteminden perifere emirleri götüren bu liflere de efferent (motor) lifler adı verilir. eklem. çevreden gelen uyarıları (stimulus) toplayan ve uyarılma sonucu ortaya çıkan değişiklikleri (impuls) ileten sinir lifleri ile bu liflerin sonlandığı merkezlerden oluşur. Bulbus (medulla oblongata) + Pons + Mesencephalon = Truncus encephalicus (beyin sapı) olarak bilinir. Vücut yüzeyi. Telencephalon ise. 89 . Diencephalon. Rhombencephalon(arkabeyin) Myelencephalon (bulbus=medulla oblongata) ve metencephalon (pons + cerebellum)dan oluşur. başka grup nöronların uzantıları aracılığı ile periferdeki ilgili yapılara ulaştırılır. ektoderm kökenlidir ve tubus neuralis denilen embriyonik bir yapıdan gelişir. hypothalamus. substantia grisea dışta iken omurilikte tersi bir düzenlenme vardır.9. MERKEZİ (SANTRAL) SİNİR SİSTEMİ Periferik sinir sistemi aracılığı ile vücut dışından veya içinden kaynaklanan uyarıları alarak bunlara yine periferik sinir sistemi aracılığı ile gerekli yanıtı veren sistemdir. 12 çift. Her iki oluşum da substantia alba (beyaz cevher) ve substantia grisea (gri cevher) denilen iki farklı dokudan oluşur. ve iç organlarda bulunan alıcılar (reseptörler) çevreden uyarıları alır. tendon. kas. PERİFERİK SİNİR SİSTEMİ Kranyal ve spinal sinirler ile ilgili ganglionları tarafından oluşturulur.

hypoglossusun çekirdekleri de bulbustadır. Medulla spinalis vertebral kanal içinde yer alır ve intrakranyal oluşumlar gibi meninksler ile örtülmüştür. Ponsun ön yüzünde orta tarafta aşağıdan yukarıya doğru uzanan oluk içinde a. 33-35 gr ağırlığında. Respiratuvar ve kardiyovasküler kontrol merkezlerini içerir. 5 lumbal. accessorius ve n. Medulla spinalisin L1-L2 vertebralar arasında sonlanmasına karşın çevresindeki subaraknoid aralık S2 vertebraya kadar uzanır.basilaris bulunur. 5 sakral. önden arkaya basık silindir şeklinde bir organdır. Bulbus.Otonom sinir sistemi hem merkezi sinir sistemi. N. vagus. n. Medulla spinalis. Medulla Spinalis (Omurilik) Foramen magnum seviyesinde bulbusun alt ucundan başlar ve L1-L2 arasındaki discus intervertebralis seviyesinde sonlanır. Bulbus (Medulla Oblongata) Beyin sapının en kaudal parçasıdır. glossopharyngeus). n. iki tane olan pedunculus cerebellaris inferior ile cerebelluma bağlanır. Pons. Medulla spinalis 43-45 cm boyunda. bulbustan sulcus bulbopontinus ile mesencephalondan da sulcus pontocruralis ile ayrılır. Kadınlarda erkeklere nazaran daha hafif ve kısadır. hem de periferik sinir sistemi ile içinde fonksiyon gören bir sistemdir. 1 koksigeal segmenttir. Pons. Pons Beyin sapının orta parçasıdır. Medulla spinalisin beyaz cevherinde çeşitli inen (efferent) ve çıkan (afferent) yollar seyreder. En büyük yol olan kortikospinal traktusun (piramidal yol) yaptığı çapraz (decussatio pyramidum) bulbusun alt ucundadır. 90 . Gri cevherde ise çeşitli yolların sonlandığı nöronlar bulunur. Bunlar 8 servikal 12 torakal. 31 segmentten oluşur.

ponsun başlangıcında birleşir. üç çift sap ile beyin sapına bağlanır. Beynin oksipital lobu ile aralarında beyin zarlarından dura marterin uzantısı olan tentorium cerebelli denilen bölme bulunur. Cerebellumun vestibuler sistemle ilgili bölümü lobus flocculonodularistir. 1. Nucleus emboliformis 3. VII. kranyal sinirlerin çekirdekleri bulunur. İki pedunculus cerebri. VIII. Nucleus globosus 4. Büyük bölümü fossa cranii posteriordadır. Bunlar.pedunculus cerebellaris medius denilen iki sap ile cerebelluma birleşir. pedunculus cerebellaris superior (mesencephalona bağlanır). pedunculus cerebellaris medius (ponsa bağlanır) ve pedunculus cerebellaris inferior (bulbusa bağlanır)dur. İki tane olan pedunculus cerebellaris superior ile cerebelluma bağlanır. Mesencephalon Beyin sapının üst parçası olan mesencephalon. yaklaşık 150 gr ağırlığında olup rhombencephalonun en büyük parçasıdır. Cerebellum iki tane hemispherium cerebelli ile bunları ortada birleştiren vermis cerebelliden oluşur. Nucleus dentatus 2. Ponsta V. 91 . VI. Vücut dengesinin devamı ve hareketlerin koordinasyonundan sorumludur. Bunlar. Cerebellumun dört çift çekirdeği (nuclei cerebelli) vardır. Nucleus fastigii. Cerebellum Fossa cranii posteriorda yerleşmiş olan cerebellum. Cerebellum. Mesencephalonun ventral yüzünü dıştan sağ ve sol iki tane pedunculus cerebri oluşturur. vestibuler sistemle ilgili çekirdektir. pons ile diencephalon arasında yaklaşık 2 cm uzunluğunda bir yapıdır.

Her bir hemisfer dört loba ayrılır. önde lobus frontalis ile lobus temporalis’i.Telencephalon (Cerebrum) İki tane beyin hemisferinden (hemispherium cerebri) oluşur. Serebral hemisferlerin dış yüzüne bakıldığında beyin yüzeyinin çok sayıda girinti (sulcus) ve çıkıntıdan (gyrus) oluştuğu görülür. Corpus callosum. Beyin hemisferlerinin dış yüzünde sulcus centralis ve sulcus lateralis adı verilen iki belirgin sulcus vardır. konuşma. Sol hemisfer genellikle yazma. dış yüzde lobus frontalis ile lobus parietalis arasındaki sınırı belirler. Sulcus lateralis ise lobus frontalis’in alt kısmı ile lobus temporalis’in ön kısmı arasından başlayarak arkaya ve yurkarıya doğru uzanır. Bu loblar kendilerini örten kemiklerin adını alır. temporal ve paryetal lobların arkasında ise oksipital lob yer alır. Yarığın alt bölümünde iki hemisfer arasındaki bağlantıyı sağlayan yoğun lif demetlerinden oluşan corpus callosum yer alır. Frontal lob Rolando yarığının (sulcus centralis) önü ve Sylvius yarığının (sulcus lateralis) üstünde yer alır. arkada ise lobus temporalis ile lobus parietalis’in ön kısmını birbirinden ayırır. İnsanlar genellikle sağ ellerini kullandıkları için sol hemisfer daha büyüktür ve dominant hemisferdir. Sylvius yarığının altında temporal lob. Serebral hemisferler. Bu sulcus. hemisferlerin dış yüzünü takip ederek öne ve aşağıya doğru uzanır. her bir hemisferin üst kenarından başlar. 92 . iki hemisfer korteksindeki benzer noktaları bir ayna imajı gibi birbirine bağlar. Bu sulcus. ortasında falx cerebrinin yer aldığı bir yarık (fissura longitudinalis cerebri) ile birbirinden ayrılır. Sulcus centralis. hesaplama ve dili anlama ile ilgilidir. Rolando yarığı ile fissura parieto-occipitalis arasındaki loba paryetal lob adı verilir.

corpus callosum’dur. Lobus parietalis’te sulcus centralis’e paralel olarak uzanan gyrus postcenralis’i arka tarafta sulcus postrcentralis sınırlar. gyrus temporalis medius ve gyrus temporalis inferior sulcus lateralis’e paralel olarak seyreder. yaklaşık olarak 0. Lobus frontalis’in dış yüzünde gyrus precentralis bu lobdadır. arkada lobus occipitalis ile komşudur. alt tarafta sulcus lateralis aracılığı ile lobus temporalis’ten ayrılmıştır. çeşitli bölgelerde nöron tipleri ve bunların dağılımı ile miyelinli liflerin seyrindeki farklılıkları değerlendirerek. Lobus occipitalis’in kaudal ucuna polus occipitalis adı verilir. lobus parietalis ve lobus frontalis kısımları kaldırıldığında görülen korteks kısmına lobus insularis adı verilir.Lobus’lardan en büyüğü olan lobus frontalis. Lobus limbicus’u lobus frontalis. Sulcus lateralis’in derininde.5-5. lobus occipitalis ile buna komşu lobus parietalis ve lobus temporalis arasında belirgin bir sınır yoktur. Lobus temporalis’in dış yüzünde yer alan gyrus temporalis superior.6 mm). lobus occipitalis ve lobus temporalis’in hemisferlerin medial yüzünde birbirleri ile devam eden ve corpus callosum ile diencephalon’u çevreleyen kortikal kısımları oluşturur. Sulcus centralis’e paralel olarak uzanan gyrus precentralis’in ön tarafında sulcus precentralis bulunur. Lobus frontalis. Lobus frontalis’in rostral ucuna polus frontalis adı verilir. Lobus temporalis’in rostral ucuna polus temporalis adı verilir. Beyin hemisferlerinin birbirlerine bakan yüzüne facies medialis adı verilir. bu sulcus’a komşu lobus temporalis. sulcus’ların derininde daha azdır (1. lobus parietalis.0 mm).2-1. cortex cerebri’nin sitolojik haritalarını 93 . CORTEX CEREBRI Beyin hemisferlerinin dış yüzünü örten cortex cerebri (pallium). Sulcus centralis’in arka tarafında yer alan lobus parietalis. Lateral yüzde. Lobus temporalis alt tarafta sulcus lateralis aralcılığı ile lobus parietalis ve lobus occipitalis’in ön kısmından ayrılmıştır. sulcus centralis’in ön tarafında yer alır. Cortex cerebri’nin kalınlığı gyrus’ların en çıkıntılı kısımlarında daha fazla (4. Birçok araştırmacı. fissura longitudinalis cerebri’nin tabanında yer alır. ventriculus lateralis’in ise tavanını örter. Facies medialis’te en belirgin olaraka göze çarpan yapı.25 m2 civarında bir alanı kaplamasına rağmen büyük kısmı sulcus’ların ve fissura’ların derinliklerinde bulunduğu için dış yüzden bakıldığında tüm yüzeyinin ancak 1/3’ü görülebilir. İki beyin hemisferinin birbirine bağlayan ve miyelinli liflerden oluşan corpus callosum.

çıkarmıştır. BOS VE SİNİR SİSTEMİ DAMARLARI Beyin Zarları Beyin ve medulla spinalis. BEYİN VENTRİKÜLLERİ. arachnoidea mater ve pia mater olarak sıralanan üç zarla sarılıdır.1. DURAL SİNÜSLER. Loblar üzerinde önemli işlevlerin merkezleri bulunur.2 Primer somatik duyu merkezi 5. 42 İşitmenin assosiasyon merkezi 37 Görme ve işitmenin assosiasyon merkezi Oksipital lobdaki önemli Brodmann alanları 17 Primer görme merkezi 18. dıştan içe doğru. ve 12 Şahsiyet merkezi 44 ve 45 Motor konuşma merkezi Parietal lobdaki önemli Brodmann alanları 3. Frontal lobdaki önemli Brodmann alanları 4 Primer motor merkez 6 Premotor merkez 8 Frontal göz sahası 9. 94 . Bu merkezlerin bulunduğu alanlar Brodmann tarafından numaralandırılmıştır. Klinik bilgi Beyin ve medulla spinalisi saran zarların enflamasyonuna meninjit (meningitis) denir.35 Kokunun assosiasyon merkezi 41 Primer işitme merkezi 22.10.19 Sekonder görme merkezi BEYİN ZARLARI.7 Duyu assosiasyon merkezi 39 Okuma yazma merkezi 40 Konuşulanı anlama merkezi 43 Tat merkezi Temporal lobdaki önemli Brodmann alanları 34 Koku merkezi 28. Zarların hepsine birden meninges denir. dura mater.11.

medulla spinalisi saranına pia mater spinalis denir. içte lamina interna olmak üzere iki tabakadan oluşur. İki tabaka birbirine sıkıca yapışıktır. içerisinde beyin-omurilik sıvısı (BOS) ve beyin venöz kanının bulunduğu boşluklar oluşturur. Fissura longitudinalis cerebri hariç. Dura mater cranialisin lamina externası ile kafa kemiklerinin iç yüzü arasında bir boşluğa epidural boşluk denir. Cisternae subarachnoideae Bazı bölgelerde araknoidea mater pia materden ayrılarak daha büyük subaraknoidal boşluklar oluşturur. Cisternae subarachnoideae denilen bu boşluklar. dışta lamina externa. Beyni saranına dura mater cranialis. 95 . beynin alt yüzünde ve beyin sapı çevresinde bulunur. Ancak bazı yerlerde birbirinden ayrılarak. Dura mater cranialisin lamina externa (periosteal-endosteal tabaka) ve lamina interna (meningeal tabaka) olmak üzere iki tabakası vardır.Dura Mater Beyin ve medulla spinalisi en dıştan saran ve esneme özelliği olmayan kalın bir zardır. ince ve damardan yoksun bir zardır. Arachnoıdea Mater Örümcek ağına benzeyen. arachnoidea mater ile pia mater arasında da içerisinde beyin-omirilik sıvısının (BOS) dolaştığı subaraknoid boşluk (spatium subarachnoidea) vardır. Lamina interna. Pia mater. Beyin gyruslarının ve sulcuslarının üzerinden geçer. Bu boşluklara beyin sinüsleri (sinus durae matris) denir. medulla spinalisi saranına dura mater spinalis denir. Beyni saranına pia mater cranialis. Pia Mater Beyin ve medulla spinalis dokusunun hemen dışında yer alan bir zardır. Dura mater ile arachnoidea mater arasında subdural boşluk (spatium subdurale). beyin-omurilik sıvısından beslenen avasküler bir tabaka olup beyin ve medulla spinalisi sulcusların en derin noktasına kadar inecek şekilde sıkıca sarar. oluklara yada yarıklara girmez.

BEYİN VENTRİKÜLLERİ Beyinde 4 tane ventrikül bulunur. V. Sinus rectus Sinus transversus. ancak duvarlarında kas tabakası yoktur ve kapak içermezler. Sinus cavernosus. facialisin gözün iç köşesinde v. sinus sigmoideus ile devam eder. 96 . n. Sinus sigmoideus. En büyük dural sinüstür. BOS’un başlıca boşaldığı dural sinüstür. Ventriculus Lateralis Her bir hemispherium cerebri içinde bulunan birer büyük boşluktur. Bazı Dural Sinüsler Sinus sagittalis superior. Dış duvarından. jugularis interna olur. carotis interna ile n. n. En büyük beyin ventrikülleridir. İçinden a. trochlearis. ophthalmicus ve n. Dural sinüslerini iç yüzü. maxillaris geçer. oculomotorius. n. BOS’un büyük miktarı lateral ventriküllerdedir. ophthalmicaların dalları ile olan bağlantıları ve v. ophthalmicaların da sinus cavernosusa açılması nedeniyle yüz enfeksiyonları sinus cavernosusa ulaşabilir ve tehlikeli olabilir (kavernöz sinüs trombozu). venlerde olduğu gibi endotel tabakası ile kaplıdır. foramen jugulareden geçince v. abducens geçer. Sinus sagittalis inferior.Sınus Dura Matrıs (Dural Sinüsler) Dura materin lamina interna (meningeal) ve lamina externa (endosteal)sı arasında yer alırlar. falx cerebrinin serbest alt kenarı boyunca uzanır. falx cerebrinin üst kenarı boyunca arkaya doğru uzanır. sfenoid kemik gövdesinin her iki yanında yer alır.

bulbus (medulla oblongata) ve pons.Ventriculus Tertius İki taraf thalamuslar ve hypothalamuslar arasındadır. Üçüncü ventrikülden. Na. ventriküle (ventriculus tertius) geçer. Ancak özellikle elektrolit içeriği bakımından farklıdır. Nöral metabolizma sonucu oluşan atıkların uzaklaştırılmasını sağlar. Toplam miktarı yaklaşık 140 ml dir. Günde yaklaşık 500 ml üretilir. K ve Ca konsantrasyonu ise plazmadakine göre daha düşüktür. arkada. Beynin ağırlığını azaltır. Dansitesi düşüktür (1006-1009 g/ml). Nöral dokuların beslenmesini sağlar. beyni mekanik etkilerden korur. İntrakranyal basıncı düzenler. 110 ml si subaraknoidal boşluktadır. mesencephalon içinden 97 . Liquor Cerebrospinalis (Beyin Omurilik Sıvısı. Serebrospinal Sıvı) ve BOS Dolaşımı BOS (beyin-omurilik sıvısı. Basıncı 65-195 mm su arasında değişir. Berrak ve renksiz bir sıvıdır. Ventriculus Quartus Önde. cerebellum arasında yer alır. serebrospinal sıvı). BOS. BOS. BOS. ventriküller içinde bulunan plexus choroideus denilen yapılarda üretilir ve salgılanır. Eşkenar dörtgen şeklindeki tabanına fossa rhomboidea denir ve bulbus ile ponsun arka yüzü ile oluşturulur. plazmadakinden daha yüksek konsantrasyonda bulunur. Mg ve Cl. Bunun 30 ml si ventriküllerde. lateral ventriküllerden foramen interventriculare (Monro deliği) denilen açıklık ile 3. Plazmaya benzer.

Karotid sistemdeki (a. A. en sık parietal ya da temporal kemik kırıklarında a. göz (bulbus oculi) ve gözle ilgili yapıları besler. bazal çekirdekleri ve capsula internayı besler 98 . baş dönmesi (vertigo). carotis communisin uç dallarından birisidir. cisterna lumbalise verilen anestezik madde ile spinal sinirlerdeki ileti bloke edilir. A. vertebrobaziler sistemdeki (a. Sinus cavernosusdan geçip dallarına ayrılır. serebral arterlerdeki yırtılmalar sonucu (genellikle anevrizmaların) olur. hypophysialis superior. vertebralis. carotis interna) lezyonlarda. Künt kafa travmalarında olur. hipofiz bezini besler 3.geçen bir kanal (aqueductus mesencephali. Subaraknoidal kanama (hemoraji). foramen Magendi) ile subaraknoidal aralığa geçer. hareketlerde koordinasyon bozukluğu (ataksi) ve denge bozuklukları ile görme alanı kayıpları olur. Spinal anestezi. 4. orta kulak boşluğunun yukarısında meninkslerin yırtılması ve membrana tympanicanın rüptürü sonucu. yüzeyel beyin venlerini dural sinüslere birleştiren venlerin (köprü venler. Temporal kemikteki kanaldan (canalis caroticus) geçerek kafa içine girer. canalis centralise ve çatısında bulunan üç açıklıkla (ikisi yanlarda apertura lateralis. vertebralis + a. hipofiz bezini besler 2. A. motor ve duyu kayıpları. A. choroidea anterior. basilaris) lezyonlarda. ophthalmica. Dördüncü ventrikülden. Ön arteryel sistem (karotid sistem) ve arka arteryel sistem (vertebrobaziler sistem). A. hypophysialis inferior. carotis interna ve a. Carotis İnterna (Ön Arteriyel Sistem) A. SİNİR SİSTEMİNİN DAMARLARI Arterler Sinir sistemine ait yapılar iki çift arterle beslenir. birisi tam ortada olan apertura mediana. Fossa cranii media tabanındaki kırıklarda. KLİNİK BİLGİ Epidural kanama (hemoraji). Göz siniri (n. A. Yapılırsa beyne ait bazı bölümler foramen magnumdan fıtıklaşabilir (herniye olabilir). Beyin iki sistemden kanlanır. centralis retinae). gözün sinir tabakasını (retina) besler. kulaktan BOS gelmesine (otorrhea) neden olabilir. foramen Luschka. carotis internanın önemli dalları 1. bridge venler) yırtılması (rüptürü) sonucu olur. opticus) içinde seyreden dalı (a. Kafa içi basınç artışı sendromunda (KIBAS) BOS alımı kontraendikedir. A. meningea medianın dallarındaki yırtılmalar (rüptürler) sonucu olur. Fossa cranii anterior tabanındaki kırıklarda da etmoid kemiğin lamina cribriformisinin kırılması sonucu burundan BOS gelebilir (rhinorrhea). Subdural kanama (hemoraji). aqueductus cerebri) ile dördüncü ventriküle (ventriculus quartus) geçer.

internae cerebri ve v. Yedinci servikal vertebra hariç. Ek olarak konuşma alanı. tüm periferik sinirlerin miyelin kılıfını Schwann hücreleri yapar. v. İki taraf a. diploicae. N. Yenidoğanın (neonat) kafasında yokturlar. açılmaları subdural hemorajilere neden olur. gevşek areolar) tabakasında yer alırlar. PERİFERİK SİNİR SİSTEMİ Kranyal ve spinal sinirler ile bu sinirlerin ganglionları tarafından oluşturulur. basilarisi birleştiren damardır (karotidobaziler sistemi birleştirir). basalis (Rosenthal veni). Vv. 31 çift de spinal sinir olmak üzere toplam 43 çift periferik sinir vardır. cerebri media. Vertebralis (Arka Arteryel Sistem. Encephali) Dural sinüslere açılırlar. hemisferlerin dış yüzünü besler. A. Kafa dışı venlerle dural sinüsleri birleştirirler. a. II . cerebri anterior. V. Yüzeyel beyin venleri. miksiyonun istemli kontrolü bozulur. opticus (görme siniri) hariç. İnsanoğlunun bacak ve ayağının motor ve duyu bölgeleri ile işemenin (miksiyonun) istemli kontrol merkezi hemisferin iç yüzünde temsil edilir. A. Okulomotor sinir en çok bu arterin anevrizmasından etkilenir. subclavianın dalıdır. Vv. beynin en büyük venidir). scalpın “L” (loose. cerebri media. communicans posterior. 2. A. dura materin venöz kanını taşıyan venlerdir. vv. media superficialis cerebri. vertebralis bulbus ile pons arasındaki olukta (sulcus bulbopontinus) birleşerek a. A. İki taraf a. 99 . communicans anterior ile birleştirilir. inme) en çok nedeni olan damardır. 12 çift kranyal sinir (kafa çifti). a. cerebri anterior. hemisferlerin derin bölümlerinin venöz kanını taşırlar. VENLER I . emissariae. communicans anterior. 7. Bu nedenle.Beyin Venleri (Vv. Bu arterin lezyonlarında. vv. dalları en çok açılan arterdir. A. kontralateral bacak ve ayakta motor ve duyu kaybı olur. basilarisi (vertebrobaziler sistem) oluşturur. carotis interna ile a. Vv. İnsanoğlunun bacak ve ayak dışında kalan vücut bölgelerinin motor ve duyu bölgeleri hemisferlerin dış yüzünde temsil edilir.5. sinir sisteminde anevrizmaların en çok görüldüğü damardır. Bu nedenle kafa dışı enfeksiyonların kafa içine yayılmasında önemlidirler. yaşta oluşurlar. yassı kafa kemiklerindeki diploik kanallar içinde bulunan kapaksız venlerdir. Vertebrobaziler Sistem) A. hemisferlerin iç yüzünü besler. Kafa dışı venlere ya da dural sinüslere açılırlar. inferiores cerebri. A. Derin beyin venleri. superiores cerebri. felcin (stroke. magna cerebri (Galen veni. diğer servikal vertebraların transvers çıkıntılarındaki foramen transversariumlarda yukarı doğru yükselerek foramen magnumdan kafa içine girer.Kranyal ve İntrakranyal Venler Vv. meningeae. işitme alanı ve görme yolları gibi özel işlevlere ait yapıları da besler. Yüzeyel ve derin olarak iki grupta incelenir. özellikle hipertansif hastalarda. 6.

Burada bulunan bipolar nöronların santral uzantıları n. N. burnun içindeki concha nasalis superiorda lokalizedir. olfactorius adı ile etmoid kemiğin kribriform laminasından geçip kafa içine girer. 100 . Olfactorius (I) (Koku Siniri) Olfaktor alan.KAFA ÇİFTLERİ (KRANYAL SİNİRLER) N. Diğer periferik sinirlerden farklı olarak optik sinirin miyelin kılıfını oligodendrositler yapar. Opticus (II) (Görme Siniri) Retinada bulunan ganglion hücrelerinin uzantıları tarafından oluşturulur. Frontal lobun altında nöron değiştirdikten sonra temporal lobun ucunda lokalize koku merkezinde sonlanır (34 numaralı Brodmann Alanı).

Sırasıyla. rectus lateralisi uyarır. ophthalmicus. diplopi (çift görme). trigeminus. İlk ikisi sadece duyu lifleri içerir. Oculomotorius (III) Göze hareket yaptıran kasların çoğunu uyarır. anevrizma. Fasiyal kanal içinde dirsek şeklindeki ganglionuna. n. Facialis (VII) (Yüz Siniri) Temporal kemikteki canalis facialis içinde seyreder. Hastalar merdiven inemez ve okuyamaz. mandibularisdir. semilunar ganglion) denilen bu gangliondan üç tane dal çıkar. Abducens (VI) Subaraknoidal boşlukta en uzun seyreden kranyal sinirdir. Temporal kemiğin petroz parçası ucunda lokalize büyük bir ganglionu vardır. Dilin 2/3 ön bölümünden tat duyusunu taşır. m. Kafa travması. Trochlearis (IV) Saf motor sinirdir. n. Bunlar. labyrinthi ile birlikte meatus acusticus internusdan geçer. petrosus major. Beyin sapını arka yüzünden terkeden tek kranyal sinirdir. Kemik içi en uzun seyir gösteren kranyal sinirdir. N. vestibulocohlearis ve a. Çekirdek lezyonu kontralateral (karşı tarafta) belirtiye neden olan tek kranyal sinirdir (bütün kranyal sinirlerin çekirdek lezyonlarında belirtiler ipsilateral (lezyonla aynı tarafta olur). Göz kaslarından sadece m. n. Submandibular ve sublingual tükrük bezlerine salgı yaptırır. obliquus inferiordur. levator palpebrae superioris (göz kapağını kaldıran kas) ve irisin yapısında bulunan m. Kranyal sinirlerin en incesidir. Diplopi (çift görme) olur ve göz aşağı-dışa bakamaz. N. N.N. N. Lezyonunda. en çok kafaya alınan darbe sonucu yaralanır. Kornea ve aksırma refleksleri kaybolur. Saf motor sinirdir. N. mandibularis hem duyu hem de motor lifler içerir. n. m. Ek olarak m. Beyin (tentoryal) herniasyonlarından en çok etkilenen sinirdir. Ganglion trigeminale (Gasserian ganglionu. çiğneme kaslarının motor siniridir. pitoz (göz kapağı düşmesi). Felcinde. sphincter pupillae (pupillayı daraltan kas) ve corpus ciliarenin yapısında bulunan m. göz aşağı-dışa bakar durumda (dışa şaşılık) gibi belirtiler olur. Mimik kasları uyarır. fasiyal kanal içinde üç dal verir. Trigeminus (V) En kalın kranyal sinirdir. Lezyonlardan en çok etkilenen sinirdir. facialis. KİBAS’taki diplopinin nedeni olan sinirdir. tümör ve KİBAS (kafa içi basınç artışı sendromu) en çok bu siniri etkiler. petrosus major. stapedius ve chorda tympani. maxillaris ve n. Bu kaslar. N. rectus superior. ağız açıldığında çene lezyon tarafına deviye olur. obliquus superioru uyarır. Sinir. 101 . Göz kaslarından sadece m. facialis. m. N. ganglion geniculiden çıkar. Lezyonu tortikollis denilen servikal distoni ile karışır. N. rectus medialis ve m. n. ciliarisi (lensin kalınlaştıran kas) de uyarır. rectus inferior. Sinirin felcinde. ganglion geniculi denir. N. Lezyonlarında. içe şaşılık ve diplopi olur.

Beyin sapındaki işitme çekirdeklerinde sinaps yapar. Daha sonra her spinal sinir iki dala ayrılır (ramus anterior ve ramus posterior). diğer bölgelerde birleşerek pleksusları yapar. foramen intervertebraleden canalis vertebralisi terk eder (C1 hariç). Accessorius (XI) Kranyal ve spinal olarak iki kökü vardır. trapeziusu uyarır. Dil Siniri) Oksipital kemikteki canalis nervi hypoglossiden kafayı terk eder. Hypoglossus (XII) (Dil Altı Siniri. Glossopharyngeus (IX) (Dil-Yutak Siniri) Yutak kaslarından sadece birisini (m. stylopharyngeus) uyarır. Spinal sinirler. Dilin tüm intrinsik ve ekstrinsik kaslarını (m. Ramus anteriorlar torakal bölge hariç. Tonsillitte bazen kulakta ağrı duyulmasının nedeni olan sinirdir. scm) ve m. Buradan başlayan nöron uzantıları ile işitme duyusu temporal lobdaki merkezine taşınır. denge ile ilgili bölümüdür. Spinal kökü oluşturan lifler. trapeziustaki işlev kaybı nedeniyle) ve yüzün karşı tarafa çevrilmesi zorlaşır (m. N. Larinks kaslarının siniridir. N. Vagus (X) (Gezgin Sinir) En uzun kranyal sinirdir. Meatus acusticus internusun dibinde bulunan ganglion vestibulare (Scarpa Ganglionu)deki bipolar nöronların santral uzantıları tarafından oluşturulur. Vestibularis. Vestibulocochlearis (VIII) (İşitme-Denge Siniri) N. Spinal sinirler. vestibularisi yapan lifler. 102 . hastalarda omuz düşüklüğü olur (m. intervertebralede birleşmesinden oluşur. Ek olarak flexura coli sinistraya kadar tüm torakal ve abdominal organlara parasempatik uyarıyı taşır. Kranyal kökünü yapan lifler n. N. Cochlearis. N. medulla spinalisten çıkan radix anteriorlar (motor) ile medulla spinalise giren radix posteriorların (duyu) for. cochleada bulunan canalis spiralis modioli içindeki ganglion spirale cochlea (corti ganglionu)daki hücrelerin santral uzantıları tarafından oluşturulur. N. SPİNAL SİNİRLER Medulla spinalis 31 segmentten oluşur. palatoglossus hariç) uyarır. Spinal kökün lezyonunda. scmdeki işlev kaybı nedeniyle). Kolikte (içi boş organların ağrısına kolik denir) olan bulantı ve kusmanın nedeni olan sinirdir. sternocleidomastoideus (m. Tonsilla palatinaların ve orta kulak boşluğunun duyusunu taşır. vagusa girer. m. beyin sapında her bir tarafta 4 tane olan denge çekirdeklerindeki nöronlarla sinaps yapar.N. N. Bu segmentlerden sağlı sollu 31 çift spinal sinir çıkar.

PLEXUS CERVICALIS 103 .

pektoral kasları uyarır. dorsalis scapulae. thoracicus longus. m. seröz perikardın parietal yaprağı. N. Sinirin felcinde kola abdüksiyon başlatılamaz. elin ince hareketlerini yaptıran kasların siniridir. romboid kasların ve m. Sinirin felcinde claw hand (pençe el) olur. N. Toraksta perikardiyakofrenik damarlarla birlikte fibröz perikardium ile mediastinal plevra arasında seyreder. phrenicus vücuttaki üç seröz zardan duyu taşıyan tek sinirdir. ulnaris. Kişi parmaklarına abdüksiyon-addüksiyon yaptıramaz. sternocleidomastoideusun altında ya da arkasındadır. PLEXUS BRACHIALIS Son dört servikal spinal sinirin ön dalları ile birinci torakal spinal sinirin ön dalının birleşmesi ile meydana gelir. infraspinatusu uyarır. levator scapulaenin siniridir. M. 104 . mediastinal pleura. N. musculocutaneus. phrenicus. N. phrenicustur. suprascapularis. N. Duyu lifleri. bu nedenle parmakları arasında bir cismi tutamaz. Sinirin felcinde winged (kanat) skapula olur. Incisura scapulaeden geçen sinirdir. N. N. kolun ön bölgesindeki kasları uyarır.İlk 4 servikal spinal sinirin ön dallarının birleşmesi ile meydana gelir. n. ve diyafragma altındaki peritondan duyu taşır. supraspinatus ile m. M. serratus anterioru uyarır. scalenus anteriorun önünden geçip toraks boşluğuna girer. m. Bazı gövde kaslarını ve üst ekstremitedeki tüm kasları uyaran sinirler bu pleksusun dallarıdır. pectoralis medialis. fibröz perikard. diyafragmanın motor siniridir. Bu pleksusun en önemli siniri. pectoralis lateralis ve N. N. Pleksusun en uzun siniridir.

inguinal kanaldan geçer. psoas majoru delen sinirdir. Sinir. pronator teresin iki başı arasından ve karpal tünelden geçer. genitofemalis. ilioinguinalis. omuz ekleminin çıkıklarında ve koltuk değneği kullananlarda sık olarak yaralanır. Truncus inferior lezyonu (Klumpke felci) C8 ve T1 spinal sinir etkilenir. m. medianus. subcostalis) gelen bir dalda katılır. N. profunda brachii ile birlikte seyreder. N. m. appendektomilerde yaralanabilir. Ekstremite sarkık. N. N. subscapularis. N. Plexus Lumbalis İlk üç lumbal spinal sinirin ön dalları ile dördüncü lumbal spinal sinirin ön dalının büyük bölümünün birleşmesi ile oluşur. psoas majorun altında ya da arkasındadır. ulnarise katıldığından elin küçük kaslarında zayıflık olur. axillaris. Tüm segmentlerden lif içeren tek sinirdir. pençe şeklinde (clawhand) bir görünüm alır. Bu segmentlerden çıkan lifler. diz eklemine kadar uyluğun ön-dış yüzünün deri duyusunu taşır. Truncus superior lezyonu (Erb-Duchenne Felci) C5 ve C6 köklerinde meydana gelen yırtılmalar nedeniyle olur. m. Pleksus. cutaneus femoris lateralis. m. Humerusun arka yüzüdeki sulcus nervi radialisde a. Felcinde apelike hand (maymun eli) olur. brachialisle seyreden sinirdir. bazen ligamentum inguinalenin altından veya içinden geçerken sıkışabilir ve uyluğun anterolateral yüzünde ağrıya neden olur (meralgia paraesthetica). N. Kremaster refleksinin hem afferent hem de efferent yolunu yapar. N. Sinirin felcinde omzun karakteristik kabarıntısı kaybolur ve kolun abdüksiyonu zor yapılır. 105 . Yaralanması durumunda inguinal bölgede kalıcı ağrılara neden olur. plexus brachialisin en büyük dalıdır. Pleksusun dalları. teres minoru innerve eder. kolda a. kol addüksiyonda ve iç rotasyonda. iliohypogastricus. latissimus dorsiyi uyarır. Humerusun collum chirurgicumunun kırıklarında. Sinirin felcinde wrist drop (düşük el) olur. m. En çok humerus gövdesi kırıklarında yaralanır. Ekstremitenin bu pozisyonu bahşiş isteyen garson (waiters tip) ekstremitesine benzer. İnguinal herni tamirlerinde (inguinal herniyorafi ya da inguinal herniyoplasti) yaralanabilir. Yeni doğanda Moro refleksinde asimetriye neden olur. teres major ve m. Seyri sırasında m. radialis. thoracodorsalis. deltoideus ile m. Sinirin genital dalı inguinal kanaldadır. önkol pronasyonda ve ekstensiyonda el bileği bir miktar fleksiyondadır. El. Pleksusa T12 spinal sinirin ön dalından (n. subscapularisi uyarır. N.N. başlıca n.

N femoralis; pleksusun en büyük siniridir. Vücudun en uzun deri siniri olan n. saphenus bu sinirin dalıdır. N. femoralisin felcinde bacak ekstensiyonu bozulur. N. obturatorius; aynı isimli damarlarla birlikte küçük pelvisin lateral duvarındaki canalis obturatoriusa girer. N. obturatoriusun lezyonları çok nadirdir. Bazen doğumda büyük başlı fetus siniri yaralayabilir. Yaralanması durumunda uyluk addüksiyonu ve dış rotasyonu zayıflar. Bu nedenle etkilenen ekstremite diğer ekstremitenin üzerine geçirilemez (uyluk uyluk üstüne konulamaz). Ayrıca uyluğun iç yüzünde diz ekleminin yukarısında yumurta şeklinde küçük bir alanda duyu kaybı olur. Plexus Sacralis İlk 4 sakral spinal sinirin ön dalları ile truncus lumbosacralisin birleşmesinden meydana gelir. M. piriformisin üzerinde oturur. Truncus lumbosacralis: L5 spinal sinirin ön dalı ile L4 spinal sinirin ön dalından gelen bir dalın birleşmesi ile oluşur. N. furcalis: L4 spinal sinirdir. Hem lumbal hem de sakral pleksusun oluşumuna katılır. Pleksusun dalları; N. gluteus superior; m. gluteus medius ve m. tensor fasciae lataeyi uyarır. N. gluteus inferior; m. gluteus maximusu uyarır. N. cutaneus femoris posterior; fossa popliteanın alt ucuna kadar uyluğun arka yüz orta bölgesinin ve bacağın proksimal bölümünün arka yüzünün deri duyusunu alır. N. ischiadicus (L4,5-S1,2,3); vücudun en büyük siniridir. Foramen infrapiriformeden geçip pelvisi terk eder. Uyluğun ortalarında uç dalları olan n. tibialis ve n. fibularis (peroneus) communise ayrılır. N. ischiadicus; en sık gluteal bölgeye yapılan hatalı intramusküler enjeksiyonlar sonucu yaralanır. Diz ekleminin altında kalan tüm kaslarda paralizi olur ve bu nedenle pasif düşük ayak (footdrop) görülür. N. tibialis; daha büyük olan uç dalıdır. Bacakta a. tibialis posterior ile birlikte aşağıya doğru seyreder. Uyluk arkası ve bacak arkası kasların siniridir. Fleksör retinakulumun altında n. plantaris medialis ve lateralis denilen uç dallarına ayrılır. 106

Yaralanması halinde, ayak dorsifleksiyonda ve eversiyonda kalır (pes calcaneovalgus). Kişi ayak uçları üzerinde yükselemez ve topukları üzerinde yürür. N. fibularis (peroneus) communis; collum fibulaenin dış tarafında iki uç dalına ayrılır. Alt ekstremitenin en sık yaralanan siniridir. Collum fibulae kırıklarında sık olarak yaralanır. Bacağın ön ve lateral kompartman kaslarının paralizisi sonucu, fleksör kaslar hakimiyet kazanır ve ayak plantar fleksiyonda (foot drop) ve inversiyon yapmış pozisyonda kalır. Bu karakteristik görünüme equinovarus denir. Bu sinirin felcinde olan düşük ayak, bacak arkası kasların hakimiyeti nedeniyledir. N. fibularis (peroneus) superficialis; ayağa eversiyon yaptıran (fibular) kasların siniridir. Felcinde ayak eversiyonu zayıflar. Ayrıca bacağın lateralinde ve ayak sırtında duyu kaybı olur. N. fibularis (peroneus) profundus; a. tibialis anteriorla birlikte aşağı doğru seyreder. Bacaktaki ekstensör kasları uyarır. Başparmak ile ikinci parmak arasını örten derinin duyusunu taşır. Felcinde, ayak ekstensiyonu zayıflar. Ayrıca başparmak ile ikinci parmak arasında üçgen şeklindeki bir alanda duyu kaybı olur. N. suralis; n. tibialisten gelen bir dal ile n. fibularis communisten gelen bir dalın birleşmesi ile olur. Bacağın arka yüzünde v. saphena parva ile birlikte seyreder. Malleolus lateralisin arkasından geçip ayağın dış kenarında küçük parmağa kadar seyreder. Bacağın 1/3 distalinin dış ve arka bölgesi ile ayağın lateral kenarının küçük parmağa kadar deri duyusunu taşır. N. pudendus (S2,3,4 ); perine bölgesinin esas siniridir. Sinirin çıktığı sakral segmentlerde bulunan çekirdeğine Onuf çekirdeği adı verilir. A.v. pudenda interna ile birlikte, fossa ischioanalisin dış duvarında bulunan canalis pudendalise (Alcock kanalı) seyreder. Sinirin felcinde üriner (idrar) ve fekal (dışkı) inkontinens (tutamama) olur. OTONOM SİNİR SİSTEMİ (OSS) Merkezi hypothalamusdadır. Hem merkezi hem de periferik sinir sistemi içinde işlev gören bir sistemdir. Kan damarlarının ve iç organların kasları ile bezlerin aktivitelerini kontrol eder, organlardan duyu taşır. Otonom sinir sisteminin iki bölümü vardır. sempatik ve parasempatik. Her ikisinde de iki nöron vardır. Birisi, gövdesi merkezi sinir sisteminde bulunan presinaptik nöron, diğeri de gövdesi periferik sinir sisteminde bulunan postsinaptik nöron. PARASEMPATİK SİSTEM Parasempatik sistem sadece baş, torakal ve abdominopelvik boşluklardaki organlar ve dış genital organların erektil dokularına gider. Vücut duvarı ve ekstremitelere gitmez. Bu nedenle spinal sinirler içinde parasempatik lif bulunmaz. Presinaptik parasempatik nöronlar, beyin sapında bulunan çekirdeklerde ve sakral 2-4 segmentlerdedir. Bu nedenle parasempatik sisteme kranyosakral sistem de denir. Parasempatik sistemin kranyal parçasını dört kranyal sinir yapar; III (n. oculomotorius), VII (n. facialis), IX (n. glossopharyngeus) ve X (n. vagus). Parasempatik sistemin kranyal parçasında, içinde postsinaptik parasempatik nöronların bulunduğu dört tane parasempatik ganglion bulunur. Ganglion ciliare, 107

ganglion pterygopalatinum, ganglion submandibulare ve ganglion oticum. Beyin sapındaki çekirdeklerde bulunan presinaptik parasempatik nöronların uzantıları, bu ganglionlarda bulunan postsinaptik parasempatik nöronlarla sinaps yapar. Postsinaptik parasempatik nöronların uzantıları hedef organlara gider. Pars cranialis (kranyal parça) Beyin sapında dört tane parasempatik çekirdek bulunur. 1. Edinger-Westphal (III); mesencephalonda lokalizedir. Bu çekirdekten başlayan presinaptik parasempatik lifler, n. oculomotorius içinde seyrederek ganglion ciliareye gelir ve buradaki postsinaptik nöronlarla sinaps yapar. Bu nöronların uzantıları nn. ciliares breves içinde m. sphincter pupilla ve m. ciliarise gider. 2. Nucleus salivatorius superior (VII); ponsta lokalizedir. Üst bölümüne nuc. lacrimalis denir. Bu çekirdeklerden çıkan presinaptik parasempatik lifler, n. facialisin n. intermedius denilen duyu kökü içinde beyni terk eder. Daha sonra sinirin iki dalı içinde seyrederek iki ayrı parasempatik gangliona gelir. Ganglion pterygopalatinuma gelenler, sinapstan sonra glandula lacrimalise gider. Ganglion submandibulareye gelenler, sinapstan sonra glandula submandibularis ve glandula sublingualise gider. 3. Nucleus salivatorius inferior (IX); bulbusta lokalizedir. Bu çekirdekten çıkan presinaptik parasempatik lifler, n. glossopharyngeus ve onun dalları ile ganglion oticuma gelir ve sinaps yapar. Gangliondan çıkan postsinaptik parasempatik lifler, glandula parotideaya gider. 4. Nucleus dorsalis nervi vagi (X); bulbusta lokalizedir. Bu çekirdekten çıkan presinaptik lifler, n. vagus ve dalları içinde seyrederek toraks organları ile pancreas, dalak, karaciğer, safra kesesi ve safra yolları, özofagus, mide, ince bağırsak ve flexura coli sinistraya kadar olan kalın bağırsak bölümünün çevresinde bulunan pleksuslar içindeki (terminal ganglion) veya organların duvarlarındaki (mural ganglion) küçük ganglionlara gelerek sinaps yapar. Sinapsdan sonraki postsinaptik parasempatik lifler, organların düz kasları ve bezlerine gider. Pars pelvica (pelvik veya sakral parça) Presinaptik parasempatik nöronlar sakral 2, 3 ve 4’te lokalizedir. Bu nöronların uzantıları nn. splanchnici pelvici (nervi erigentes) adı altında n. vagusun innervasyon alanı dışında kalan organların parasempatik uyarısını sağlar. Bu sinir içinde seyreden presinaptik parasempatik lifler, organların çevresindeki pleksuslar 108

içinde (terminal ganglion) veya organların duvarlarında bulunan (mural ganglion) küçük ganglionlara gelerek sinaps yapar. Nn. splanchnici pelvici; flexura coli sinistradan itibaren kalın bağırsak bölümünün ve pelvik organların (mesane, uterus, vagina ve prostat gibi) düz kaslarını uyarır. Ayrıca penis ve clitorisin erektil dokuları ile testis, ovaryum, uterus ve tuba uterinanın damarlarında vazodilatatör etki yapar. SEMPATİK SİSTEM Ter bezleri, m. arrector pili, kan damarlarının müsküler duvarı, kalp, akciğerler ve solunum yolları, abdominopelvik organlar, özofagus, irisde bulunan m. dilatator pupillae, tarsal kaslar ve ürogenital traktusun düz kaslarını uyarır. Sempatik sistem, kıkırdak ve tırnak gibi avasküler dokulara gitmez. Presinaptik sempatik nöronlar, T1L2 arası segmentlerdedir (toplam 14 segment). Presinaptik nöronların aksonları, medulla spinalisi terk eder ve truncus sympathicusdaki ganglion trunci sympathici (paravertebral ganglion) denilen ganglionlara gelir ve buradaki postsinaptik sempatik nöronlarla sinaps yapar. Bazı uzantılar, sempatik zincirden direk geçer ve aorta abdominalisin önündeki prevertebral ganglionlarda (gang. coeliacum, gang. mesentericum superius ve gang. mesentericum inferius) sinaps yapar. Bu ganglionlardaki postsinaptik sempatik nöronların uzantıları hedef organa gider. Truncus Sympathicus: Columna vertebralisin her iki tarafında, kafa tabanından koksiks ucuna kadar uzanan sempatik zincirde, 22 yada 23 çift ganglion trunci sympathici (gg. paravertebrales) denilen ganglionlar bulunur. Servikal parçasında üç tanedir. Bunlar; gang. cervicale superius, medius ve cervicothoracicumdur. Özellikle gang. cervicothoracicumun apex pulmonislerle olan komşuluğu önemlidir. Pancoast sendromunda olduğu gibi, apex pulmonislere oturan tümörlerde ganglion etkilenir ve Horner sendromu belirtileri (miyozis; pupillanın küçülmesi, pitozis; göz kapağının düşmesi, enoftalmos; gözün içe çökmesi, anhidrozis; terleme olmaması ve kızarıklık) ortaya çıkar. İki tarafın truncus sympathicusu, koksiks ucunda ganglion impar denilen bir ara ganglionla birleşir. 109

10. ENDOKRİN SİSTEM

Organizmada meydana gelen metabolik olaylar, büyüme, olgunlaşma gibi bir çok fizyolojik olayda önemli görevleri olan bezlerdir. Vücutta sadece iç salgı yapan bezler ile hem iç hem de dış salgı yapan bezler vardır. Salgılarını bir kanala bırakan bezlere ekzokrin bez, kana bırakan bezlere ise endokrin bez denir. 110

Glandula pituitaria (hypophysis), glandula pinealis (corpus pineale, epifiz bezi), glandula thyroidea, glandula parathyroidea, glandula suprarenalis, thymus, pancreas, testis, ovarium ve böbrekler bazı endokrin işlevi olan organlardır. Hypophysis (Glandula Pituitaria) Sfenoid kemiğin fossa hypophysialisi içinde kırmızı gri renkli, oval şekilli, yaklaşık 0.5 gr ağırlığında, kapsüllü endokrin bir bezdir. Hipotalamustan başlayan infundibulum, hipofizi hipotalamusa bağlar. Hipofiz bezinin alt-ön tarafında sinus sphenoidalis bulunur. Her iki yanda sinus cavernosus ve içindeki yapılarla komşudur. Bezin üstön tarafı chiasma opticum ile komşuluk yapar. Hipofiz, farklı iki parçadan oluşur. Adenohypophysis (lobus anterior) Oral ektoderm kökenlidir. Adenohipofizi oluşturan oral ektoderm bölümü başlangıçta bir kese (Rathke kesesi) şeklindedir. Yetişkinlerde bez içinde görülen yarık, bu kesenin kalıntısıdır. Pars distalis, pars intermedia ve pars tuberalis olmak üzere üç parçadan oluşur. Adenohipofizde üretilen ve salgılanan hormonlar; prolaktin, GH (growth hormon; somatotropin), ACTH (adrenokortikotropin hormon), TSH (tiroidi stimüle eden hormon), FSH (follikülü stimüle eden organ), LH (lüteinize hormon)’dır. Neurohypophysis (lobus posterior) Nöral ektoderm kökenlidir. Diensefalonun uzantısıdır. İnfundibuler öz, eminentia mediana ve lobus nervosus (pars nervosa) olmak üzere üç parçadan oluşur. Nörohipofizden; ADH (vasopressin) ve oxitosin salgılanır. Glandula Pinealis (Corpus Pineale, Epiphysis Cerebri) Tabanı bir sap ile diencephalona tutunur. 120 mg kadardır. Pinealositler tarafından melatonin salgılanır. Karanlık ve aydınlık ile uyku periyodunun düzenlenmesi, vücut ısısının ayarlanması, metabolizma, bağışıklık sistemi, tümör büyümesinin inhibisyonu ve lokomotor aktivite bazı işlev yaptığı olaylardır. Karanlık, pineal bezde aktiviteyi artırırken, aydınlık azaltır. Pineal bezdeki aktivite artışı, etkilediği iç salgı bezlerinde aktivite azalmasına neden olur.

111

Glandula Thyroidea Boynun ön tarafında C5-T1 vertebralar arasında, kahverengi-kırmızı renkte damardan zengin, kapsüllü bir organdır. Yaklaşık 25 gr ağırlığındadır. Kadınlarda biraz daha büyük ve ağırdır. Menstruasyon ve gebelik sırasında da biraz büyür. Sağ ve sol olmak üzere iki lob ile bunları ortada birbirine bağlayan, 2-3 trachea halkaları üzerinde oturan dar bir parçadan (isthmus glandulae thyroidea) oluşur. Glandula thyroideadan bazal metabolizmayı uyaran triiodotironin (T3) ve tiroksin (T4) hormonları salgılanır. Bu hormonların aşırı salgılanması hipertiroidi (tirotoksikoz), yetersiz salgılanması hipotiroidi olarak bilinir. Glandula thyroideanın büyümesine tiroid hiperplazisi (guatr) denir. Bez büyüyünce boynun ön tarafında bir şişkinlik oluşturur ve bunun yutkunma ile hareket etmesi gözle fark edilebilir. Büyüyen bez, trachea ve n. laryngeus recurrense bası yapabilir. Tiroid bezindeki parafolliküler hücrelerden kalsitonin salgılanır. Kalsitonin, kandaki kalsiyum seviyesini düşürür, iskelette ve diğer dokularda kalsiyum tuzlarının depolanmasını artırır.

112

Glandula Parathyroidea Küçük, sarımsı-kahverengi, oval şekilli olup, tiroid bezi loblarının arka kenarları ile capsula fibrosa arasında bulunan 4 tane bezdir. Glandula parathyroidealar parathormon salgılar. Bu hormon kemik dokusundaki hücrelere etki ederek kemikteki kalsiyumun kana geçmesini sağlar ve kan kalsiyum seviyesini yükseltir. Kan kalsiyum seviyesinin artması ile birlikte parathormon sekreyonu inhibe olur. Thymus Primer lenfoid organdır. Manubrium sterninin arkasında, pericardium fibrosum, arcus aortae ve tracheanın önündedir. Mediastinum superius ve mediastinum anteriusta yer tutar. Doğumda 12-15 gr. ağırlığındadır. Puberteden sonra atrofiye gider. Timus, T lenfositlerin olgunlaştığı yerdir. Gelişim çağında lenfatik sistemin normal gelişmesi ve bağışıklık maddelerinin (antikorların) oluşmasında etkilidir. Yeni doğanda (neonat) lenfoid dokuların normal gelişmesi ile de ilgilidir. Timus çıkarılırsa lenfatik doku gelişimi geriler. Bu dokuda lenf, kanda da lenfositler kaybolur, antikorlar da yapılamaz. Glandula Suprarenalis Her bir böbreğin üst ucuna oturmuş, fascia renalisle sarılı iki bezdir. Anatomik ve fizyolojik olarak, dışta korteks (adrenal korteks), içte medulla (adrenal medulla) olmak üzere iki kısımdan yapılır. Korteksten glukokortikoidler (kortizol, kortikosteron), mineralokortikoidler (aldosteron) ve seks hormonları (androgenler) salgılanır. Medulladan katekolaminler (adrenalin ve noradrenalin) salgılanır. Pankreas Hem endokrin hem de ekzokrin bezdir. Ekzokrin salgıları; amilaz, lipaz ve tripsinojendir. Bunları ductus pancreaticus denilen kanalına verir. Kanal, duodenumun ikinci parçasına (pars descendens) açılır. Pankreasın yapısında bulunan pankreas adacıkları (Langerhans adacıkları) pankreasın %1’ini oluşturur. Bu adacıklarda bulunan alfa hücreleri glukagon (kan glukozunu arttırır), beta hücreleri insülin (kan glukozunu azaltır), delta hücreleri somatostatin, F hücreleri PP (pankreatik polipeptid) sentezler ve salgılar.

113

renin salgılar. prostoglandin. 114 . Böbrekler Eritropoietin salgılayarak eritrosit üretimini arttırır. testosteron. Renin – angiotensin mekanizması ile aldosteron artar. Sertoli hücreleri inhibin salgılar. Ovaryum Ovariumun yapısında bulunan folliküler hücreler. Sertoli hücreleri kan-testis bariyerini yapan hücrelerdir. prekallikrein. Sonuçta Na (sodyum) ve suyun geri emilimi artar. ostrogen ve progesteron salgılar. 1-25 dihidroksi vitamin D3.Testis Testisin yapısında bulunan interstisyel hücreler (Leydig hücreleri).

palatin ve maksilla. gözü yukarı-dışa baktırır ve n. trochlearis ile uyarılır. oculomotorius. gözü aşağı-dışa baktırır ve n. rectus inferior ve m.11. N. Mm. pitoz). İç duvarını. zigomatik. Sinirin felcinde kastaki fonksiyon kaybı sonucu göz kapağı düşer (göz kapanır. Orbitanın duvarları Dört duvarı vardır. Etmoid. M. n. M. Orbital ve palpebral iki parçası vardır. rectus lateralisi ise n. Alt duvarını (orbita tabanı). ophthalmicalar bulunur. zigomatik ve sfenoid kemiğin büyük kanadı 3. m. n. trochlearis. dört tane düz kastır. iki tanedir. frontal ve sfenoid kemiğin küçük kanadı 2. Zinn halkasından (anulus tendineus communis) başlarlar. n. apeksi arkada piramit şekilli iki boşluktur. Dış duvarını. abducens uyarır. n. tabanı önde. Bunlar. oculomotorius ile uyarılır. oculomotorius ile uyarılır. opticus. frontal kemikteki çukurunda (fossa glandula lacrimalis) oturur. Etmoidal sinüsler. M. ophthalmicusun dalları. Orbita taban kırıkları maksiller sinüse geçer. m. carotis internanın dalı olan a. Orbitada bulunan sinirler N. M. recti. Mm. rectus superior. Gözü isimleri ile aynı yönde hareket ettirirler. bu duvarla komşudur. maxillarisin dalları ve ganglion ciliare bulunur. arkadan öne doğru Sfenoid. levator palpebrae superioris. Glandula lacrimalis Orbitanın üst-dış duvarında. üst göz kapağını kaldıran kastır. İçinde. obliquus inferior ise. Orbitada bulunan kaslar Orbitada toplam yedi tane kas bulunur. Üst duvarını. GÖZ ve KULAK ANATOMİSİ Orbita Ve Göz (Bulbus Oculi) Orbita Orbita. ophthalmicanın dalları ile v. İki parça arasından m. damarlar ve sinirler bulunur. glandula lacrimalis ve kanalları. n. obliqui. oculomotorius. levator palpebrae superioris geçer. Orbitada bulunan damarlar Orbitada a. 115 . 1. obliquus superior. 4. rectus medialisi n. LAkrimal ve Maksilla (SELAM) yapar. abducens. göz ve gözle ilgili kaslar.

Sclera Göze şeklini veren fibröz bir yapıdır. Göz içi basınç artışlarında gözün şeklinin devamlılığını sağlar. scleraya insersiyo yapar. Cornea. kan ve lenf damarı içermez (avaskülerdir). üç tabakadan oluşur. 1. Tunica fibrosa bulbi Saydam olan ön bölümüne cornea. Dura materle devamlıdır. Önde irisle devam eder. Choroidea Sclera ile retina arasındadır. Corpus ciliare Choroideanın öne doğru kalınlaşmış devamıdır. Arachnoidea mater ve pia materin devamı olarak kabul edilir. Cornea Göze gelen ışınların en fazla kırılmaya uğradığı yerdir. arkada kalan daha büyük bölümüne sclera denir. Intraoküler basıncın düzenlenmesinde önemli bir faktördür. iridokorneal birleşmeye yakın scleranın iç duvarında lokalizedir. Çapları yaklaşık 2. ciliaris bu parçada 116 . Humor aquosusun venöz dolaşıma geçmesini sağlayan sinus venosus sclerae (Schlemm kanalı). choroidea. sinirden ve pigmentten zengin olan bu tabaka arkadan-öne doğru. Gözü hareket ettiren kaslar. Humor aquosusun sentezlendiği ve salgılandığı processus ciliaris denilen plikalar ve gözün uyum mekanizmasında (akomodasyon) işlevi olan m.5 cm olan göz. Göze gelen şiddetli ışığı emerek yansımasını önler. 2. corpus ciliare ve iris olarak üç bölümdür. Tunica vasculosa bulbi Damardan. lens. Işığı kıran diğer yapılar. Difüzyon yolu ile humor aquosustan beslenir. orbital yağ dokusuna gömülü olarak orbita içinde bulunur.Göz (Bulbus Oculi) Görme organı olan göz. corpus vitreum ve humor aquosusdur.

Humor aquosus. sclerayı delip v.yer alır. Bu nedenle retinanın en keskin gören yeridir. Choroideanın öne doğru uzantısıdır. lensin arkasındaki büyük boşluktur. Optik disk ve çevresi fundus olarak bilinir. ophthalmicalara açılır. papilla da denir. Bulbus oculinin damarları ve sinirleri Bulbus oculiyi. Camera posterior bulbi oculi. vorticosae denilen 4-5 ven. Bu nedenle optik diske. Iris ile corpus vitreum arasındadır. Choroidea tabakadan başlayan vv. Ek olarak lens ve corneayı besler. Optik diskin yaklaşık 3 mm lateralinde (temporalinde). bikonveks şekilli ve kapsüllü bir yapıdır. m. sphincter pupillae. Corpus vitreum ışığı kıran yapılardan birisidir. 117 . dilatator pupillae ise. Optik disk görmediğinden kör nokta olarak bilinir. damarsız (avasküler). Ek olarak lensi destekler. parasempatik. Optik diskin çevresi kabarık. ophthalmica besler. Lensi yerinde tutan iplikçikler (fibrae zonulares) buradan başlar ve lens kapsülüne tutunur. Retinada bulunan ganglion hücrelerinin uzantıları n. Iris. ciliares anterioresler ile venöz dolaşıma katılır. ağ) Bulbus oculinin sensorik tabakasıdır. opticusu oluşturur. Gözün yapısında bulunan diğer yapılar Camera anterior bulbi oculi. Ortası hafif çukurdur ve fovea centralis denir. retinayı yerinde tutar. önce arka kamarada toplanır. cornea ile iris ve lens arasında bulunan boşluktur. Ön ve arka kamarayı birbirinden iris ayırır. Koni ve basil (çubuk) denilen fotoreseptör hücrelere ek olarak bir çok hücre içerir. Çapı. Melanositlerin sayısı az olduğunda göz açık renkli. Yapısındaki melanositlerin miktarına göre göze rengini verir. Bu kanaldan da vv. lens ve corpus ciliare arasında bulunan boşluktur. Uzantıların bir araya geldiği yere discus nervi optici (optik disk) denir ve burası optik sinirin başlangıcıdır. fazla olduğunda ise koyu renkli olur. Buradan pupilla aracılığı ile ön kamaraya gelir. Venöz kanını taşıyan vena ophthalmicalar sinus cavernosusa açılır. Corpus ciliareden kapsülüne uzanan iplikçiklerle (fibrae zonulares) yerinde tutulur. Kafa içi basınç artışlarında (KİBAS). ortası çukur olduğundan meme ucuna benzer bir görünüme sahiptir. Iris (gökkuşağı) Cornea ile lens arasındadır. Corpus vitreum denilen %99’u su renksiz ve jelatinöz bir sıvı ile doludur. a. Fovea centraliste çok sayıda koni hücresi bulunur. 3. Irisin ortasındaki deliğe pupilla denir. göz içinde var olan basınçtan ve bu basıncın devamlılığından sorumludur. optik diskte ödem olur ve bu durum papilödem olarak adlandırılır. Camera vitrae bulbi. Böylece bulbus oculinin boyutlarını korur. iris. yapısında bulunan iki kas ile pupillanın çapını ayarlar ve göze gelen ışığın miktarını düzenler. Ortalama çapı 3 mm dir. sempatik sinirlerle uyarılır. Ön kamaranın iç duvarında iridokorneal birleşmede bulunan trabeküler dokudan geçerek iridokorneal birleşme yakınında sclerada bulunan sinus venosus scleraeye (Schlemm kanalı) boşalır. Lens. Bu kaslardan m. macula lutea denilen sarı renkli bir alan vardır. Humor aquosus. gelen ışığın yoğunluğuna göre 1-8 mm arasında değişir. Tunica interna bulbi (retina.

şakak 118 . kase benzeri şekle sahiptir. Koni hücreleri. Sayıları her bir gözde yaklaşık 7 milyondur ve başlıca macula luteadaki fovea centraliste lokalizedirler. Az ışıklı ortamda ve renksiz görme ile ilgilidir. Discus nervi opticinin yaklaşık 3 mm lateralinde (ya da temporalinde) sarı renkli bir alan vardır. Ganglion hücrelerinin uzantıları discus nervi opticide bir araya gelir. Her bir gözde yaklaşık 120 milyon kadardır. Renkli ve keskin görmeden sorumludurlar. Görme yolunun fotoreseptör hücreleri. Mavi. bulbus oculinin optik tabakası olan retinadan başlar. düşük şiddetteki ışık uyarılarına cevap verir. Bu hücrelerin uzantıları. ophthalmicusun dalları taşır. burun (nazal) tarafta kalan retina yarımı. Tam ortadan ikiye bölersek. bu hücrelerin sinaps yaptığı diğer hücrelerden geçip son olarak ganglion hücrelerine ulaşır. görme alanının kendi tarafındaki yarısını. basil) hücreleri. thalamusta bulunan corpus geniculatum lateraledeki nöronlarla sinaps yaptıktan sonra görme merkezine (vizüel korteks) gider. Görme Yolları Görme yolları. Çubuk (Rod. Bu nedenle en net ve renkli görmenin olduğu yerdir. Fovea centralisde retinanın iç tabakaları perifere doğru yer değiştirdiğinden. direk olarak ulaşır. kırmızı ve yeşil ışığa duyarlı üç tip koni hücresi vardır. ışık buradaki fotoreseptör hücrelere kan damarları ve diğer retinal hücrelerden geçmeksizin. Elektrik sinyalleri. şiddetli ışıkta uyarılırlar. Optik eksen macula luteaya uzanır ve bu nedenle gözler bir cisme fikse edildiğinde hemen daima cismin görüntüsü maculaya düşer. Burada fotoreseptör hücre yoktur ve bu nedenle burada görme olmaz (kör nokta). Görme alanı (vizüel alan) – Retina ilişkisi Retinalar. dış ortamdan gelen ışık uyarısını elektrik sinyallerine değiştirir. Çok küçük bir noktadır ve görme alanında iki gözün gördüğü alanda olduğundan normal olarak farkedilmez. Macula lutea denilen bu alanın ortası hafif çukurdur ve fovea centralis adı ile bilinir.Duyusunu n.

Bezin tümörlerinde basıya uğrar. Görme yolunun üçüncü nöronları burada bulunur. opticustaki liflerin dizilimi.sol çeyrekleri görme alanının üst sağ çeyreğini. Chiasma opticumun arkasında kalan (tractus opticus. Chiasma opticum Her iki taraf gözün retinasının nazal yarımlarından gelen iflerin yaptığı çapraza chiasma opticum denir. farklı görme alanı yarımlarını görememesi heteronimos olarak isimlendirilir. kuvadrantik anopsia ise. Tractus opticus Chiasma opticumdan sonra arkaya . Corpus geniculatum laterale (CGL) Thalamusun arka dışkısmında bulunan küçük bir kabarıntıdır. Görme alanındaki objeler. sinirin alt .dışa doğru bu isimle devam eden lifler. heteronimos hemianopsia (bitemporal hemianopsia) olur. Benzer şekilde sol gözün retinasının nazal yarımı ile sağ gözün retinasının temporal yarımı görme alanının sol yarımını görür. hemianopsia. CGL. retinanın üst temporal çeyreğinden gelen lifler. radiatio optica ve vizüel korteks) görme yollarını tutan lezyonlarda kontralateral homonimos hemianopsia olur. retinada tersine olarak düzenlenmiştir. Radiatio optica (tractus geniculocalcarinus) CGL’deki hücrelerin aksonları. Buna göre. retinanın alt nazal çeyreğinden gelenler. Chiasma opticumun hipofiz bezi ile olan yakın komşuluğu önemlidir.iç çeyreğinde yer alır.sol çeyreğini görür.sağ çeyrekleri görme alanının alt . “Anopsia” görme kaybıdır. görme alanının bir çeyreğindeki kaybı ifade eder. Örneğin.(temporal) tarafındaki retina yarımı ise görme alanının karşı taraf yarısını görür. Chiasma opticumu tutan lezyonlarda. N. görme alanının bir yarısındaki kaybı. Tam olmayan görme alanı defektlerine skotom denir. Her bir gözün retinasının nazal yarımından gelen lifler. Burada bulunan sulcus calcarinus denilen oluk ile üst ve alt dudağa ayrılır.dış çeyrekte yer alırken. sağ gözün retinasının nazal yarımı ile sol gözün retinasının temporal yarımı. çapraz yaparak karşı tarafa geçer ve karşı gözün retinasının temporal yarımından gelen liflerle birleşerek tractus opticusu oluşturur. Buna göre. görme alanının sağ yarımını görür. retina ile birebir aynıdır (retinotopiktir). Örneğin. sinirin ortasındadır. Her iki gözün görme alanının aynı yarısını görememesi homonimos. her iki gözün retinasının alt . Primer vizüel korteks Oksipital lobun arka bölümünde iç yüzdedir. corpus geniculatum lateraledeki görme yolunun üçüncü nöronları ile sinaps yapar. bu isim altında primer vizüel kortekse (Brodmannın 17 numaralı alanı) gider. Maculadan gelen lifler. her iki gözün retinasının üst . sinirin kesitlerinde üst . 119 .

efferent (götüren) yolunu n. ışık uyarısı gitmediğinden her iki gözde de refleks alınamaz. karşı gözdekine de indirek (konsensüel) pupilla ışık refleksi adı verilir. Chiasma opticumun arkasında kalan yapıların tam lezyonlarında homonimos hemianopsia. opticus. Ancak sağlam göze ışık tutulursa. Işık tutulan gözdekine direk pupilla ışık refleksi. kısmi lezyonlarında kuvadrantik anopsia olur. opticusun hasarlarında. oculomotorius yapar. optik sinirin hasarlı olduğu gözde de efferent yol sağlam 120 . bu gözün hem afferent hem de efferent yolu sağlam olduğundan bu gözde direk refleks. Bir ışık kaynağı ile bir taraf göze ışık tutulduğunda her iki gözün pupillasında da küçülme olur.Görme Yolları Lezyonlarında Ortaya Çıkan Görme Alanı Kayıpları N. Chiasma opticumun lezyonlarında (en sık nedeni hipofiz tümörüdür). her iki gözün retinasının nazal yarımlarından gelen lifler tutulduğundan. opticusun tam kesisinde o göz görmez (anopsia). N. Görme İle İlgili Refleksler Pupilla ışık refleksi Afferent (getiren) yolunu n. bitemporal hemianopsia olur.

oculomotoriustur. Dış Kulak (Auris Externa) Kulak Kepçesi (Auricula) Deri ile örtülü tek parça elastik kıkırdaktır. renklerin ayırt edilememesidir. Kırmızı. opticus. ophthalmicusun dalları ile alınır ve n. Emetrop. 2. Yakındaki bir objeye bakıldığında meydana gelen bu olay ile objenin daha net olarak görülmesi sağlanır. Gece körlüğü (tavuk karası). oculomotoriusda fonksiyon kaybı söz konusu ise. lens serbestleştiği için kalınlaşır ve kırıcılığı artar. Akomodasyon (uyum) mekanizması Afferent yolu n. Pupilla konstriksiyonu. Orta kulak (auris media). Hastalar alacakaranlkta iyi göremez. Kornea refleksi Kornea yada konjunktiva uyarıldığında göz kapakları kapanır. cavitas tympani denilen boşluk ve boşlukta bulunan kemikçikler. Dış Kulak Yolu (Meatus Acusticus Internus) 121 . Kalıtaldır. facialisler. N. trigeminusun dalı olan n. Bu mekanizmanın gerçekleşmesi için görüntünün mutlaka vizüel kortekse ulaşması gerekir. nesnelerin çarpık görülmesi durumu Presbiyopi. efferent yolu n. erkeklerde sıktır. orbicularis oculileri uyararak gözleri kapanmasını sağlar. Kornea ya da konjunktivaya değildiğinde. ophthalmicus. kaslar ve sinirlerden oluşur İç kulak (auris interna). N. rectus medialisler kasılarak gözleri içe baktırır. m. kırmızı ile yeşilin ayırt edilememesidir. uzağı net görememe Astigmat. Renk körlüğü. En fazla görülen tipi. opticus sağlam. işitme ve denge ile ilgili yapıları içerir 1. sağlam (sıfır) göz Hipermetrop. üç hareketle gerçekleştirilir. bu dokunma uyarısı n. Ancak sağlam olan diğer gözde her iki refleks de alınır. Dış kulak (auris externa). lensin elastikiyetini kaybetmesi sonucu yakının bulanık görülmesi. okulomotor çekirdeklere gelir. Refleksin afferent yolunu n. Yaşlılarda olur. facialis oluşturur. Lensin kalınlaşması. Kulak (Auris) Kulak. Konverjans. m. 1. Vizüel korteksten çıkan lifler. facialisin ponstaki her iki taraf motor çekirdeğine getirilir. yakını net görememe Miyop. m. kulak kepçesi (auricula) ve dış kulak yolundan (meatus acusticus externus) oluşur.olduğu için indirek refleks alınır. ciliarisin kasılmasıyla. m. Akomodasyon. sphincter pupillae kasılarak objeyi makulaya odaklar 3. mavi yada yeşil ışığa duyarlı koni hücrelerinin bir yada daha fazlasının eksikliği sonucu görülen bir durumdur. üç bölümde incelenir. hasta taraf gözde hem direk hem de indirek refleks alınamaz. A vitamini yetersizliği nedeniyle olur. ancak n. efferent yolunu n.

Kulak kemikçikleri Orta kulak boşluğunda üç tane kemikçik vardır. kıvamı yoğun olan serumen isimli bir sıvı üretir. Üç kemikçik. Dış kulak yolunun duyusunu taşıyan n. iç yüzü mukoza olup. malleus-incus-stapes (MİS) şeklindedir. fenestra vestibulide oturur. Zar dört bölgeye (kadrana) ayrılarak incelenir. 2. otoskop ışığının ön-alt kadranda görülen koni şeklindeki reflesine Politzer üçgeni denir. En büyük olanı malleustur. Stapes.Yaklaşık 2. iki küçük kas ve sinirler içerir. yaklaşık 1 cm çapındadır. vagusun aurikular dalı. Kemikçiklerin zardan iç kulağa doğru sıralanışı. Kulak zarı (Membrana tympanica) Orta kulak boşluğunu dış kulak yolundan ayırır. Enfeksiyon sonucu orta kulak boşluğunda biriken sıvıların boşaltılması (parasentez) için kesi (miringotomi) buradan yapılır. Başlangıcındaki derinin altında bulunan gl.5 cm uzunluğunda “S” harfi şeklinde bir kanaldır. dış kulak yolu ile ilgili işlemlerde bayılma ve bradikardinin nedeni olan sinirdir. içte kalan 2/3’lük bölümü kemiktir. Başlangıcında bulunan kıllara tragi denir. Dış 1/3’lük bölümü kıkırdak. Orta Kulak (Auris Media) Cavitas Tympani (Orta Kulak Boşluğu) Temporal kemiğin petroz parçasında düzensiz şekilli bir boşluktur. Dış yüzü deri. En tehlikesiz kadranı arka-alt kadranıdır. ceruminosae denilen bezler. Otoskop (kulak muayenesinde kullanılan ışıklı alet) muayenesinde. 122 . Manubrium mallei denilen parçası kulak zarına tutunur. Kulağa giren yabancı maddeleri tutar ve birlikte buşon denilen kulak kirini oluşturur.

Labyrinthus Osseus Vücutta dişlerden sonra en sert kemik dokusudur. İşitmenin reseptör organı olan organum spirale (Corti organı) ductus cochlearis içinde yer alır. Bu hastalıkta. bir kemik eksen çevresinde 2. kusma. 123 . Denge ve işitme ile ilgili yapıları içerir. Labyrinthus Membranaceus Kemik labirint içindedir. Zar labirint içinde endolenf denilen sıvı bulunur. Scala vestibuli. posterior ve lateralis) bulunur. sonuçta ona karışan bir sıvı dolaşır. posterior ve lateralis olarak üç tanedir. vertigo ve sensorinöral tip ilerleyici işitme kaybı olur. Vestibulum. İçinde denge ile ilgili reseptör yapıları içeren utriculus ve sacculus denilen zar labirint bölümlerini bulunur.75 defa dönen salyongoz kabuğu benzeri bir kanaldır. kulak çınlaması. İki bölümden oluşur.3. Bu sıvının aşırı üretilmesi ya da emilmesindeki bozukluk sonucu ortaya çıkan belirtiler Meniere hastalığı olarak bilinir. bulantı. Cochlea. İçinde üç tane bölme vardır. İç Kulak (Auris Interna) Temporal kemiğin petroz parçası içindedir. üç tanedir. scala tympani ve ductus cochlearis (scala media). kemik labirintin orta bölümüdür. Canalis semicirculares. Kemik labirint bölümleri. İçinde denge ile ilgili reseptör yapıları içeren ductus semicirculares (anterior. Labyrinthus osseus (kemik labirint) ve labyrinthus membranaceus (zar labirint). Zar labirinti bir kabuk gibi sarar. anterior (superior). İkisi arasında perilenf denilen BOS’a benzeyen.

aksonları en ince ve miyelinsiz olan sinirdir. Utriculus ve Sacculus. cochlea içindedir. yan kenarlarında ve arka bölümündekiler ekşiye ve acıya daha çok duyarlıdır Dilden tat duyusunu. tatlı ve acı olarak dört primer tat duyusu vardır. V. Dilin 1/3 arka bölümünden (papilla vallatalar dahil). İşitmenin reseptör organı olan corti organını (organum spirale) içerir. İç kulağı besleyen arter. Dilin ucundaki tomurcuklar tatlı ve tuzluya. sinus petrosus inferior denilen dural sinüse açılır. tuzlu. labyrinthidir. olfactorius adı ile etmoid kemiğin kribriform laminasından geçer ve kafa içine girer. facialis. Dilin 2/3 ön bölümünden (papilla vallatalar hariç) n. labyrinthi denilen veni. Olfaktor sinir uzantıları n. glossopharyngeus ve n. Ductus cochlearis. vestibulum içindedir. canalis semicircularesler içindedir. facialis (chorda tympani denilen dalı ile). İşitme ve denge ile ilgili sinir n. Tat Duyusu Ekşi. a. vagus taşır. glossopharyngeus 124 . n. Frontal lobun altında nöron değiştirdikten sonra temporal lobdaki merkezine (34 numaralı Brodmann alanı) gider. Ductus semicirculares. vestibulocochlearistir (8 nci kranyal sinir). n. Koku Duyusu Thalamusa uğramayan tek duyudur Merkeze iki nöronla giden tek duyudur En yavaş taşınan duyudur Koku siniri birinci kranyal sinir olan olfaktor sinirdir. Olfaktor sinir.Zar labirint bölümleri. n.

FCAT (Federative Commitee on Anatomical Terminology). İnsan Anatomisi Atlası. Warwick R. Ter ve yağ bezleri. 4. Güneş Kitabevi. Anatomi. Netter. 2006 9. vagus taşır. 1999. 4. ektoderm orjinli olup. Epidermisin. Epidermis. Fibroblastlar. 7. ölü hücre tabakasıdır. yeni hücrelerin üretildiği tabakadır. Dyson M. 2005. Stratum papillare. Moore K.Williams PL. epidermis ve derivasyonları (kıl. New York. çok katlı yassı epiteldir. Melanin de burada sentezlenir. Fourth edition. Dermis (Corium). en kalın ise sırtın üst bölümündedir. Forth Edition. Little. bu kattaki hücrelerin yapısı bakterilerin girişini önleyen bir yapıya sahiptir. Yüzey alanı yaklaşık 2 m2 dir. Clinical Neuronatomy.1995 3. Fifth edition. Tat duyusunun kortikal merkezi parietal lobdaki 43 numaralı Brodmann alanıdır. Avasküler ve su geçirmez bir bariyerdir. epidermise komşu olan kattır. Stratum reticulare. mast hücreleri ve makrofajlar içerir. Baskı Ankara. orta kulak. choroidea. arrector pili buradadır. 1995. 5 tabakalı bir yapısı vardır. kan ve lenf damarları. Stratum lucidum. retina. Tenth Edition. Lippincott-Raven. Elhan A. Deri bu katta bulunan arterlerle beslenir. kıl follikülleri. iç kulak ve beynin alt bölümünü örten leptomeninksde bulunur. 2008 5. Derinin rengini belirleyen melanin denilen pigment belirler. Snell RS. NY. Sadece el ayası ve ayak tabanında vardır. 38th Ed. sinir terminalleri. İkinci baskı. Stratum basale (stratum germinativum). Bannister LH. 125 . tırnak). Clinically Oriented Anatomy. Stratum spinosum. 1997. Ankara. Sobotta İnsan Anatomisi Atlası. iris. Epidermisteki tüm hücreler bu katta bulunur. Bu nedenle el ayası ve ayak tabanı güneşte bronzlaşmaz. ağız epiteli.L. kıl follikülleri ve m. 1997. Deri (Cutis) Vücudun en büyük ve en ağır organıdır. 2. Ozan Anatomi. New York: Churchill Livingstone. 2. Regional and Applied. Snell RS. F. Epidermisin esas hücresi keratinosittir. KAYNAKLAR 1. ultraviyole ışınlarından koruyucu tabakadır. n. Brown and Company. Stratum corneum. Stratum granulosum. Gray’s anatomy. Deri iki tabakadan oluşur. Dermis iki tabakalıdır.Dilin en arka bölümü ve epiglottis civarından. Melanin. En ince göz kapaklarında. 1999 6. Lenf kapillerleri bu katın hemen altındadır. 10. Arıncı K. Terminologia Anatomica 1998. Clinical Anatomy. Baltimore. Williams and Wilkins. 8. önceki katın altındadır. keratinizasyon işleminin başladığı kattır. Thieme Stuttgart. mezoderm orijinlidir. Epidermis ve Dermis. Last’s Anatomy. baskı.

126 .

FİZYOLOJİ DERS NOTLARI Fizyoloji Anabilim Dalı 127 .

128 .

Yb. Hayati BİLGİÇ.Tbp. Bülent UYSAL Doç. Şükrü ÖTER Prof.Hv. Doç.Yb.Tbp.Bnb. Tbp. Doç.Tbp.J. Doç.Tbp. Uzm.Hv.Hv.Tbp. Turgut TOPAL. 4.Yb. Serdar SADIR.Tbp.J. Ahmet KORKMAZ. Serdar SADIR Doç.Tbp. ÜNİTE / KONU Fizyoloji’ye Giriş ve Hücre Kan Fizyolojisi Solunum Sistemi Fizyolojisi Dolaşım Sistemi Fizyolojisi Sindirim Sistemi Fizyolojisi Boşaltım Sistemi Fizyolojisi Endokrin Sistem Fizyolojisi Sinir Sistemi Fizyolojisi HAZIRLAYANLAR Doç.Tbp.Mehmet ÖZLER Doç. 8. Serdar SADIR.Tbp.Bnb.J.Bnb.Yb.J.Bnb. Dz. Şükrü ÖTER. Ahmet KORKMAZ. 3.İÇİNDEKİLER S. Ahmet KORKMAZ. Turgut TOPAL.J. Bülent UYSAL SAYFA 3 19 32 40 51 60 68 81 129 .Yzb. Uzm.Yb. Tuğg.Bnb.Yb.J. Doç.Hv.Tbp.Yzb. 2. 6.J. 1.Hv. Uzm.Mehmet ÖZLER Doç. Turgut TOPAL Doç.Hv. Şükrü ÖTER Doç.Tbp.Bnb. 7. Uzm. 5. Doç.Tbp.Tbp.Tbp.NU.Bnb.Tbp.Tbp.Bnb.

130 .

organizmayı yeniden normal fizyolojik işlevine geri döndürmektir. mide ve bağırsaklar) hücreye besin sağlamak. canlı organizmaların fonksiyonlarını ve işlevlerine bağlı olarak gösterdikleri değişiklikleri açıklamaya çalışan bilim dalıdır. makromoleküller ise makromoleküler kompleksleri oluşturmak suretiyle. hipofiz vb) vasıtasıyla korunmaktadır. kalp ve damarlar) hücreye besin ve oksijeni ulaştırmak. Kısaca iç ortamın dengesi olarak da tanımlayabileceğimiz homeostasis. Canlılığın tüm karakteristiklerini sergileyen hücreler.sağaltımından sorumlu oldukları bu 75 trilyon hücrelik . Hastalıklar da zaten organizmanın fizyolojik işlevinden sapması neticesinde ortaya çıkar. moleküller makromolekülleri. Maddenin en küçük yapı taşı olarak belleğimizde yer etmiş olan atomlar bir araya gelerek molekülleri. FİZYOLOJİ’YE GİRİŞ Kısaca “yaşam bilimi” olarak ifade edebileceğimiz Fizyoloji. ancak bulundukları doku veya sisteme. Her ne kadar genel anlamdaki Fizyoloji bilimi yalnızca insan organizmasını ele almasa da. üreyebilmeleri. içinde bulundukları ortamın devamlı bir dengede tutulmasına HOMEOSTASİS (homoios = değişmeyen. stasis = kalan) adı verilmiştir. bizim konumuz daha çok İNSAN FİZYOLOJİSİ ile sınırlı kalacaktır. boşaltım sistemi (böbrekler) hücrenin içinde bulunduğu ortamın iyon dengesini korumak. Dolayısıyla hastalıkların tedavi ve takibinde görev yapan tüm sağlık elemanları . Her canlı organizma için normal sınırlarda bir fizyolojik yaşamdan söz etmek mümkündür. göre bazı özelleşmeler gösterirler. genel olarak aynı yapısal özelliklere sahiptir. Sözkonusu kontrol ve koordinasyon mekanizması özetle 1. İşin doğru yapılıp yapılmadığını kontrol eden sistemler 5. bir başka deyişle fonksiyonlarına. Merkeze uyaranın devamının gerekli olup olmadığını belirtecek sistemler neticesinde işleyen pozitif ya da negatif feedback (geribildirim) mekanizmaları vardır. 131 . Karar verici merkez 3. 2. hipotalamus. Merkeze haber iletici sistem. omurilik. dolaşım sistemi (kan. Bu şekilde farklılaşarak meydana gelmiş sistemleri örneklendirecek olursak: Solunum sistemi (akciğerler) hücrenin oksijen gereksinimi temin etmek.insan organizmasını iyi tanımak durumundadır. özellikle diğer sistemlerin kontrol ve koordinasyonundan sorumlu olan sinir ve iç salgı sistemleri (beyin. üreme sistemi (testis ve overler) ise yaşamın devamını sağlamaktan sorumludur. sindirim sistemi (ağız. kendilerini tamir edebilmeleri için.1. Tedavideki amaç. Merkezden haber götürücü sistem 4. Bu şekilde hücrelerin yaşamlarını sürdürebilmeleri. dokuların en küçük yapı taşı olan HÜCREler meydana gelmiştir (Şema I).

artı ya da eksi yük taşıyan elektrolitlerdir (potasyum. İnorganik Maddeler. Tüm hücreler. hücre zarı (hücre membranı) adlı yapı ile çevrelenmiştir. ancak bazıları sülfür. O halde. oksijen. %70-85'ini su oluşturur. Organik Maddeler. fosfor. bikarbonat ile çok az miktarlarda sodyum. fosfat. Hücredeki tüm olaylar bu sıvı ortam içerisinde meydana gelir. çekirdek içerisinde kalan bölüm nükleoplazma (karyoplazma) olarak adlandırılırken. çekirdek hariç tutulduğunda geri kalan kısma ise sitoplazma denir. plasma = madde) denir. Kendi yapı taşları olan amino asit'lerin zincir şeklinde sıralanmasıyla oluşurlar. Bu zarın içerisinde kalan kısma ise protoplazma (proto = ilk. Protoplazma. lipidler ve karbonhidratlardır: Proteinler: Hücrenin başlıca yapı taşıdır. purin ya da pirimidin grupları ile farklılaşır. hücrenin ölümü insanın da ölümü anlamına gelecektir. 132 . Hücrenin ışık mikroskobundaki basitçe görünüşü. Hepsi de karbon. Bilinen 20 amino asit vardır. Şekil 1. Fizyoloji dersinin temellerini iyi öğrenebilmek için işe hücreden koyulmak gerekir. 2. bunların çeşitli şekillerde sıralanmasıyla milyonlarca farklı protein meydana gelebilmektedir. 3. klor ve kalsiyum). hidrojen ve nitrojen içerirler.HÜCRE İnsan vücudunu hücre oluşturduğuna ve tüm homeostasis mekanizmalarının temel amacı hücrenin canlılığını korumak olduğuna göre. hücrenin ana maddesidir ve zar içinde kalan herşeyi kapsar. Bunlar kimyasal reaksiyonlarda ve bazı kontrol mekanizmalarda rol alırlar. sülfat. Protoplazma'nın bileşimi: 1. magnezyum. proteinler.

lipid tabakasına gömülü olup membranda taşıyıcı ya da bazı molekülleri geçirip. bazense dış ucuna bağlantılı proteinlerdir. Karbonhidratlar: Aynı şekilde karbon. Hücre membranı. Fosfolipid molekülünün iki ucu vardır. nükleik asit ve iyonların geçişi zordur. Şekil 2. En çok rastlayacağımız örneklerden fosfolipidler ve kollesterol daha çok membran yapılarına girerken. suyu seven hidrofilik baş bölgesi (yani fosfat kökü) membranın dış yüzünü oluştururken. Lipidler: Bunlar da karbon. suda eriyen amino asit. sonra sırasıyla protein ve karbonhidratlardan oluşur. Yağda eriyen maddeler ise membrandan kolaylıkla geçerler (Şekil 2). Hücre Membranı (Plazma Membranı) 7. bazılarını geçirmeyen kapıcı rolü görürlerken. Membrandaki karbonhidratlar ise genellikle protein ya da fosfolipid tabakasının dış yüzeyine bağlı olup reseptör olarak görev yaparlar. lipid tabaka. hücreyi dış ortamdan ayırmak ve hücreye madde giriş-çıkışını kontrol etmektir. Hücrenin öncelikli besin kaynağını oluştururlar ve sitoplazmada glikojen şeklinde depolanırlar. protein adaları ve glikolipid reseptörler. 133 . Arada kollesterol molekülleri de vardır. glukoz.5-10 nm kalınlığındadır. En önemli özellikleri. kendilerine özgü reaksiyonların dışında hiçbir maddeye ilgi göstermemeleridir. En çok lipid. protein. hidrojen ve oksijenden oluşurlar. Bu sayede hücre membranının en önemli görevi. trigliseridler (nötral yağlar) sitoplazmada dağınık halde bulunur. Periferal proteinler. suyu sevmeyen hidrofobik kuyruk bölgesi membranın içine doğru uzanmaktadır. integral proteinlerin genellikle iç. Örneğin. hidrojen ve oksijenden oluşur.Enzimler: Kimyasal reaksiyonlarda hızlandırıcı katalizör görevi görürler. Temel olarak çift katlı fosfolipid molekülleri arasında düzensiz şekilde dağılmış protein moleküllerinden meydana gelmiştir. Membran proteinleri başlıca 2'ye ayrılır: İntegral proteinler. Bu şekilde maddelerin hücre içini kolayca girişine izin verilmemesine 'seçici geçirgenlik' denmektedir. Vücuttaki hemen hemen tüm reaksiyonlarda görev alırlar.

Taşınma sistemleri aktif ve ya pasif olabilir: Pasif Taşınma Sistemleri: Bu sistemlerde hücre enerji harcamaz. Hücrenin hipotonik ortamda şişmesi. su yoğunluğu daha fazla olan çözeltiler ise hipotonik (osmotik basıncı düşük. Geçiş yine konsantrasyon gradyenti yönündedir. Örnek = böbrekte idrar oluşumu Şekil 3. Her iki taraf parçacık sayısı ve su yoğunluğu aynı ise izotonik çözeltilerden bahsedilir. Sonuçta her iki taraf osmotik basınç eşitlenince. bu konuyu bu noktada biraz açmak faydalı olacaktır. hipotonik ortama konursa şişer. az yoğun) olarak adlandırılır. (Şekil 3) 4. Filtrasyon: İki taraf arasındaki hidrostatik basınç (suyun fiziksel basıncı) farkının etkisiyle meydana gelen membrandan geçiş şeklidir. 2. Bu taşıyıcı genellikle hücre membranının yapısında bulunan proteinlerdir. yani izotonik olunca osmoz durur. çok yoğun). Osmoz: Hücre zarından su moleküllerinin geçiş şeklidir.Hücre Zarında Madde Taşınması Hücrelere madde giriş-çıkışının kontrolünün. Örnek = glukoz 3. hipertonik ortamda ise büzüşmesi. dolayısıyla daha düşük su konsantrasyonuna sahip olan çözeltiler hipertonik (osmotik basıncı yüksek. hipertonik ortamda ise büzüşür. 134 . parçacık sayısı daha az. Kolaylaştırılmış Difüzyon: Kimyasal özellikleri veya boyutları nedeniyle membranı kendi başlarına geçemeyen moleküller de vardır. Üç tür çözelti vardır: Diğer çözeltilere göre daha fazla çözünmüş parçacık sayısına. Geçiş moleküllerin kendi kinetik enerjileri ile olur: 1. membranın en önemli görevi olması nedeniyle. Basit Difüzyon: Moleküller veya atomlar. ancak basit difüzyondan farkı bir taşıyıcı molekülün aracılık etmesidir. Hücreler. konsantrasyonlarının yüksek olduğu taraftan düşük olduğu tarafa doğru yayılmak suretiyle geçerler.

Örnek = sodyum. ATP şeklinde enerji üretirler. Fagositoz (yeme ) Örnek = bakterilerin makrofajlar tarafından fagositozu. maddeler konsantrasyon gradyentinin aksi yönünde taşınır. potasyum Endositoz ve Eksositoz: Bir seferde çok miktarda madde taşınması veya büyük moleküllerin taşınmasında sözkonusudur. Ancak bunun için. Endositozda hücre içine. sitoplazmaya geçerek hücrenin enerji ihtiyacını karşılar. Hücreye giren besinleri (yağlar. Diğer Hücre Organelleri Hücre içerisinde iyi organize olmuş fiziksel yapılara organel adı verilir. Endositoz ve eksositoz. tıpkı kolaylaştırılmış difüzyondaki gibi. ya da içine taşınır. iç zardaki elektron transport zincirine katılan solunum enzimleri yardımıyla. Taşınacak madde hücre membranında oluşturulan bir cep içerisinde alınır ve o cep ile beraber ya hücre dışına. bir taşıyıcı moleküle gereksinim vardır. eksositozda ise hücre dışına taşınma sözkonusudur (Şekil 4). Pinositoz (içme). Şekil 4.Aktif taşınma sistemleri: Hücrenin enerji harcadığı sistemlerdir: Aktif Transport: Pasif taşınma sistemlerinin tersine. Şimdi bunları tek tek inceleyerek. hücre yaşamındaki görev ve işleyişlerini daha yakından kavramaya çalışalım: Mitokondri: Çift katlı lipid-protein membranı olan ve hücrenin başlıca enerji (güç) kaynağını oluşturan organeldir (Şekil 5). şekerler) yıkarak. Gerekli olan enerji Adenozin Trifosfat (ATP) dan temin edilir. 135 . Oluşan ATP. Şekil 5: Mitokondri. Endositozu da kendi içinde 2’ye ayırmak mümkündür.

hücre bölünmesi ile ilgili olayların merkezi olarak bilinir. Sentriyol: Bütün hayvan hücrelerinde bulunur. 2. Oksidaz ve katalaz enzimlerini içerirler. İçerisinde. Lizozom: Lipid membranla sarılı yuvarlak vezikül şeklinde yapılardır. Hücre içinde sentezi yapılan çeşitli moleküllerden (hormonlar. İçinde hidrolitik enzimler vardır ve hücrede sindirim fonksiyonu görürler. etrafı membranla sarılı olmayan ve nükleolus (çekirdekçik) olarak adlandırılan yapı vardır. Granüllü Endoplazmik Retikulum: Membran yüzeyindeki ribozomlar nedeniyle bu adı almıştır. Çekirdek. 3. Oksidazlar. Alyuvarlar dışındaki tüm hücrelerde bulunurlar. 2. Hücrenin kalıtsal üniteleri olan genler de DNA molekülünün parçalarıdır. enzimler) özellikle polisakkarit (yani karbonhidrat) yapıda olanların son şeklinin verilip paketlendiği ve hücre dışına gönderildiği yapılardır. katalaz ise hücre için zehirli olan çeşitli maddelerin parçalanmasından sorumlu (örnek = karaciğerde alkol) enzimlerdir. bir araya gelerek organ ve dokuları oluştururlar. Salgı hücrelerinde sayıları fazladır. Bölünme yeteneği olan hücrelerde bulunur. Desmosom (Yapışık Bağlantı): Hücrelerin fiziksel etkileşiminden sorumlu olan yapıdır (Şekil 6). Başlıca görevleri yağ sentezi. birkaç kat vezikül ve kanallardan oluşmuştur. Ayrıca. Golgi aparatı (kompleksi): Membranı endoplazmik retikuluma benzer. Başlıca fonksiyonu da zaten DNA eşlemesi ve RNA (ribonükleik asit) sentezidir. Bu hidrolazlar granüllü endoplazmik retikulumda sentezlenir. Tight Junction (Sıkı Bağlantı): Buradan moleküller geçemez ve tam bir bariyer oluştururlar. yağ asitlerinin sitoplazmada parçalanmasından. Nükleolus özellikle sürekli ve bol protein sentez eden hücrelerde görülür. Kanal boşlukları hücre dışı sıvı ile doludur. Düz (Granülsüz) Endoplazmik Retikulum: Membranlarında ribozom yoktur. Gap Junction (Aralıklı Bağlantı): İyon ve besinlerin geçebildiği 30-250 A° genişliğinde aralıklardan oluşur. elektriksel olarak uyarıların geçişinde de rol oynarlar (örnek = kalp kası.Endoplazmik retikulum: Sitoplazma içerisinde bulunan zar yapısında kanal ve veziküllerden oluşmuştur. 136 . Nükleus (Çekirdek): İki katlı bir membran ile çevrili olup hücrenin kontrol merkezini oluşturur. 2 ayrı yapıda izlenmektedir: 1. Çekirdeğin içerisindeki kromozomlar DNA tarafından oluşturulmuştur ve hücrenin genetik bilgisini taşır. Peroksizom: Lizozomlara benzer organellerdir. büyük miktarda DNA (deoksiribonükleik asit) içermektedir. çeşitli stereoid hormonların sentezi ve detoksifikasyon'dur (zehirsizleştirme). Hücreler arası alım-verimi sağlarlar. düz kaslar). Hücreler Arası Bağlantılar Vücutta hücreler genel olarak tek başlarına bağımsız olarak durmaz. Hücreleri birbirine bağlayan başlıca 3 tip bağlantı şekli vardır: 1.

İstirahat zar potansiyeli denilen bu potansiyelin en belirgin olduğu dokular uyarılabilir dokulardır. içinde ise daha fazla potasyum iyonu vardır (Şekil 7). Uyarılabilen hücrelerin istirahat zar potansiyeli –70 ile –90 mV arasındadır. Bu potansiyele istirahat zar potansiyeli denir. Hücreler arası bağlantılar. Nöron (Sinir Hücresi) ve Aksiyon Potansiyeli Organizmadaki bütün hücrelerde hücre zarının içiyle dışı arasında bir elektriksel potansiyel farkı vardır.Şekil 6. Şekil 7. İstirahat halinde nöronun dışında daha fazla sodyum. Hücre içi ve dışı elektrolitleri 137 .

bu sırada oluşan elektriksel potansiyel değişikliği. uyarılabilir hücreler. Aksiyon potansiyeli Aksiyon potansiyelinin sebebi. 138 . ya da ulaşırsa tam bir aksiyon potansiyeli ortaya çıkar. Yani –55 mV eşik değerdir. Bu uyarılma ve uyarma işleminin bütün hücre zarı boyunca tekrarlanması sonucu aksiyon potansiyeli hücrenin yüzeyine yayılır. Bunların en sonda Na-K ATPaz ile enerji harcayarak düzeltilmesi sağlanacaktır) Eğer daha fazla negatif hale gelirse bu duruma ise hiperpolarizasyon denir.Aksiyon potansiyeli ise nöron bir bilgiyi bir başka hücreye iletirken nöronda ne olduğunu gösterir. Sonuç olarak bir nöron ya eşik değere ulaşmaz. Uyarı önce sodyum kanallarının açılmasını sağlar. buna “ya hep ya hiç” prensibi denir (Şekil 8). Ardından potasyum kapılarının biraz fazla açık kalmasından kaynaklanan potansiyel farkı eski haline döner (-70 mV) buna repolarizasyon denir. Yani. aksiyon potansiyeli de ortaya çıkmaz. oluşan aksiyon potansiyelini iletebilme yeteneğine de sahiptir. zarın bu değişimin meydana geldigi kısmına komşu zar bölgelerini de uyarır ve bu yerlerde de aksiyon potansiyeli meydana getirir. Hücre dışında içine oranla daha fazla sodyum olması ve hücre içinin dışına oranla daha negatif olması sebebiyle sodyum kanalları açılınca sodyum hücre içine hücum eder. (Yük olarak eski haline gelmiştir ama sodyum ve potasyumun bir kısmı farklı yerlerdedir. Eger nöron bu kritik değere ulaşmazsa. Uyarılabilir bir hücrenin zarında aksiyon potansiyeli meydana gelirse. Sodyum pozitif yüklü olduğu için hücre içine girince hücre içi pozitif olur ve hücre böylece depolarize olur. Aksiyon potansiyeli depolarizan akım tarafindan oluşturulan elektrik aktivitesinin yayılmasıdır. Şekil 8. Depolarizasyon akımı –55 mV’a ulaşınca bir aksiyon potansiyeli oluşur ve birden +35 mV ‘a kadar yükselir. nöronun hücre zarındaki iyon değişimidir.

oluşan ve iletilen aksiyon potansiyelleri aracılığı ile organizmanin çesitli bölümleri arasındaki bilgi alışverişini sağlamaktır. Sinir sistemi. Sinir sistemi gerek iç ortamdaki gerekse dış ortamdaki değişiklikleri reseptör adı verilen özelleşmiş yapılar aracılığı ile algılar. merkezin emirlerini ise bu emirler doğrultusunda yanıtı oluşturacak organa (effektör organ) götüren sistemdir.. Schwann hücresi bu liflerden bazısında miyelin kılıf oluşturmuştur. Kas hücresinde de bu hücrenin temel işlevi olan kasılmasının ortaya çıkması kas hücresi zarında aksiyon potansiyelinin oluşmasına bağlıdır. Sinir hücresinin temel işlevi. Diğer bir deyişle sinir sisteminin reseptörleri çeşitli enerji tiplerini (mekanik.. 139 .Hücrenin uyarılabilirliğinin devamı için bu ilk baştaki gradiyentlerin metabolik enerji kullanılarak yeniden oluşturulması gerekir. Sinir sistemi fonksiyon ve anatomik açıdan Merkezi Sinir Sistemi ve Periferik Sinir Sistemi olarak iki bölüme ayrılır. Şekil 9. Bu işlem sodyum-potasyum pompası tarafından gerçekleştirilir. ışık. Periferik sinir sistemi ise santral sinir sistemi ile vücudun diğer kısımları arasında haberleşmeyi sağlayan sinir lifi demetleridir.) sinir hücresinde aksiyon potansiyeline dönüştüren bir dönüştürücü görevi yapmaktadırlar (Şekil 9). Periferik sinir sistemi ise reseptörler aracılığı ile iç ve dış ortamdan aldığı bilgileri merkeze. Merkezi Sinir Sistemi (MSS) iç ve dış ortamdaki değişikliklere ne gibi yanıtların oluşturulacağı yönünde değerlendirmeyi yapan ve kararı veren bölümdür. nöronlar ile bağlantıları vardır ve belli uyaranlara karşı özelleşmiş yapılardır. ısı. Periferik Sinir Sistemi Sinir sistemi endokrin sistemle birlikte vücuttaki kontrol fonksiyonlarının büyük kısmının organizasyonunu üstlenmiştir. Genel olarak sinir sistemi vücutta kas kontraksiyonları. Sinir sistemi reseptörlerinin. Periferik sinir sistemini oluşturan sinir liflerinin çevresinde bulunan schwann hücresi vardır. ses dalgaları gibi. hızla değişen viseral olayları ve bazı endokrin bezlerin sekresyon hızlarını kontrol eder.

diğer bir nörona aktarılmasında aracılık eden kimyasal moleküller bulunmaktadır. hatta sonlanmalarına doğru taşınmalıdır ki buna akson transportu adı verilir. uyarılabilme ve uyarıları iletebilme özelliğine sahiplerdir (Şekil 11). 140 . Aksonda veziküller içinde nörotransmitter olarak tanımlanan ve bir nöronda aksiyon potansiyeli olarak taşınan bilginin. Refleks arkı Sinir sisteminde hücreler iki büyük grupta toplanmaktadır. aksiyon potansiyelini oluşturup iletme işi bu hücrelerdedir. akson ise uyarıyı hücre gövdesinden alıp uzağa taşımaktadır.Periferik Sinir Sistemi fonksiyon yönünden somatik ve otonom olmak üzere iki bölüme ayrılır. Dendritler uyarıyı hücre gövdesine doğru. gövdedeki organellerde yapılan çeşitli maddeler aksona. sitoplazma ve hücre organellerini içeren bir hücre gövdesi (soma) ile bu hücre gövdesinden çıkan ve nörit adı verilen uzantılardan oluşur. Nöronlar. akson ise iletildiği yer olmaktadır. Nöronlar: Sinir Sistemi Hücreleri Nöronlar elektrokimyasal bir işlemle bilgi taşımak için için özelleşmiş hücrelerdir. Dendritler ve soma impulsun doğduğu yer. Bütün nöronlar. Nöritler. aksiyon potansiyeli oluşturup iletme işine katılmazlar. Dendritler bir ve birden fazla sayıda olabilirken her sinir hücresinin bir adet aksonu bulunur ve aksonların uzunluğu birkaç mikrondan 1m. uyarıyı taşıdıkları yöne bağlı olarak akson ve dendrit olmak üzere ikiye ayrılırlar. Somatik Sistem: İskelet kaslarımıza kasılma emirlerini götürerek nöronların gövdesi beyin sapı veya medulla spinaliste bulunur. Bu nöronlar tarafından salgılanan nörotransmitter asetilkolindir (Şekil 10). Nöronlar: Sinir sisteminin esas fonksiyonunu yapan hücreler olup. nükleus. Glia (destek) hücreleri: Nöronlara destek görevi yapan hücreler olup. Aksonun yapı ve işlevini sürdürebilmesi için. Nöritler sitoplazmik uzantılar olup hücre zarı ile çevrilidirler. 2. Şekil 10.'ye kadar değişebilir. 1.

Duysal ve motor nöronlar 141 . Şekil 12.Şekil 11. motor nöronlar (eferent nöronlar) sinyalleri merkezi sinir sisteminden efektör organa (kas ya da bez) iletir. Bu nöronlar algılama. ara nöronlar (internöronlar) ise merkezi sinir sistemi içerisinde duysal ve motor nöronlar arasındaki bağlantıyı kurar (Şekil 12). Nöron Nöronlar işlevlerine göre 3 sınıfa ayrılabilirler: Duysal nöronlar (aferent nöronlar) vücudun doku veya organlarından çeşitli bilgileri merkezi sinir sistemine taşırken. bellek ve davranışın organizasyonu için gereklidir.

bir nöronun diğerinin aktivitesini değiştirdiği yerdir. Sinapsa bilginin getirildiği nörona presinaptik nöron. Düz kas 142 . bir nöronun aksonunun (presinaptik nöron) diğer bir nöronun (postsinaptik nöron) soması. Aktin bağlayan bir protein olan miyozin. Başka bir tanımla sinaps. Kalp kası 3. Sinir hücrelerinden farklı olarak kas hücreleri. dendritleri veya aksonu ile yaptığı özel bağlantı bölgeleridir. Bu hücreler uyarıldıklarında. aktarılan bu bilgiyi alarak uzağa taşınmasını sağlayan nörona ise postsinaptik nöron adı verilir. Şekil 13. Genellikle sinapslar bir nöronun aksonu ile diğer bir nöronun dendritleri (%80-95) arasında meydana gelmektedir. Kaslar genel olarak 3 tipe ayrılır. aksiyon potansiyeli tarafından etkinleştirilebilen kasılabilir yapılar içerir. kasılmayı sağlayan aktin ve miyozin proteinlerinden bol miktarda bulunmaktadır. Sinaptik ileti KAS Kas hücreleri de. İskelet kası 2. Sinaps. 1. bir hücre grubunun diğer hücre grubu üzerinde hareketine çevirir ve böylece moleküler bir motor olarak görev görür (Şekil 14). Adenozin Trifosfat (ATP) hidrolizi ile elde ettiği enerjiyi. Kas hücrelerinde. hücre zarı boyunca yayılabilen aksiyon potansiyeli oluşturur. sinir hücreleri gibi kimyasal. iletiye de sinaptik ileti adı verilmektedir. elektriksel ve mekanik olarak uyarılma özelliğine sahiptir. (Şekil 13).Sinaps Nöronların birbirlerine bilgi aktarımı yaptıkları bölgelere sinaps bölgeleri.

(Şekil 16). tropomiyozin ve troponin proteinleri sayesinde olmaktadır. Her kas lifi. Bu yapılar. troponin molekülünün diğer kısımlarını. uyarılma-kasılma keneti (eksitasyon-kontraksiyon bağıntısı) denilir. aktin. Troponin molekülleri. Kas Çizgileri: Kas lifinin değişik kısımlarında. elektron mikroskobunda vezikül ve tübüller şeklinde zarsı yapılardan kurulu çatılar tarafından çevrili şekilde görülür. Sarkotübüler Sistem: Kas lifleri. 143 . iskelet sisteminin yapı taşları da denilebilir. Kas ve Genel Yapısı 1. tropomiyozin molekülleri boyunca bulunan. miyozinin aktin ile etkileşimini inhibe eder. Bu kas liflerine. sarkoplazmik retikulumun T sistemine bitişik yan keselerinden. Aksiyon potansiyeli. Kas lifleri. iskelet kasının bilinen çizgili görüntüsünü sağlamaktadır. birbirinden ayrı filamanlara bölünebilen miyofibrillerden oluşur. aktin molekülünün iki zinciri arasındaki oluğa yerleşmiş uzun filamanlardır. yani uç sarnıcından Ca2+ salınmasını tetikler. Filamanlar ise kasılabilir proteinlerden yapılmıştır. Kasılmanın Moleküler Temeli: Kas lifinin depolarize olması ile başlayan kasılma sürecine. bir T sistemi ile bir Sarkoplazmik Retikulum’dan oluşan sarkotübüler sistemi oluşturur. Çapraz bağlı çizgilerin farklı bölümleri çeşitli harfler ile adlandırılmıştır. Troponin T. Tropomiyozin molekülleri. Aksiyon potansiyeli. İskelet kasının kasılabilmesi.Şekil 14. İskelet Kası İskelet kası. miyozin. troponin C ise kasılmayı başlatan Ca2+ için bağlanma noktaları içerir. kas hücresinin hücre zarına sarkolemma adı verilir. T sistemi sayesinde kas lifindeki bütün lifçiklere yayılır. belli aralıklarla yerleşmiş küçük globüler yapılardır. İki Z çizgisi arasında kalan alan sarkomer olarak adlandırılır (Şekil 15). Ca2+ kasılmayı başlatır (Şekil 17). birbirinden bağımsız kas liflerinden oluşmuştur. tropomiyozin molekülüne bağlarken troponin I. kırıcılık indekslerinin farklılıklar göstermesi. tek bir kas hücresinden oluşmuştur. aynen nöronların sinir sisteminin yapı taşları olması gibi.

Şekil 15. Kas Çizgileri ve Onları Oluşturan Yapılar 2. Bunlar. Kalbin iskelet kasına göre daha uzun süre kasılı kalması (uzun plato) yavaş açılan. uyarımın bir kas lifinden diğerine yayılması için düşük dirençli köprüler oluşturur. Z çizgileri hizasında interkale diskler görülür. iskelet kasındakilerle benzer ve Z çizgileri bulunur. Bu kavşaklar. kalp kasının sanki bir sinsisyum gibi işlev görmesini sağlar. hücre-hücre yapışmasını sürdürerek lifler arasında güçlü bir birlik sağlar. fakat uzun süre 144 . Bu kavşaklar. Kalp Kası Kalp kasının çizgileri.

kalbin diastol evresindeki dolma derecesi tarafından belirlenir ve ventrikülde gelişen basınç. Şekil 16. gelişen total gerimle orantılıdır. voltaja bağımlı Ca2+ kanallarına bağlıdır. Sarkotübüler Sistem 145 . Vücutta liflerin başlangıç boyu.açık kalan. bir tepe noktasına kadar diastolik hacimdeki artışa koşut olarak kalbin kasılma gücü artar (Kalbin Frank-Starling Yasası). Yani gelişen gerim.

İskelet kası vücut kaslarının en büyük kısmını oluşturmaktadır. düz kas homojen tek bir kategoriden oluşmaz. görüldüğü kadarıyla troponin bulunmaz. Düz kasta sarkoplazmik retikulum vardır fakat çok az gelişmiştir. Düz kaslar ise çoğunlukla iç organın duvarında bulunur. Düz Kas: Ancak. İskelet kasının lifleri arasında anatomik ve işlevsel bağlantı yoktur ve genelde istemli olarak kasılır. Düz kasta tropomiyozin varsa da. 146 . İskelet kası oldukça iyi gelişmiş çapraz çizgiler içerir ve normalde sinirsel uyarı yoksa kasılmaz. Kalp kası da iskelet kası gibi çapraz çizgiler içerir ancak.Şekil 17. kalp kası işlevsel olarak bir sinsisyum (ağ şeklinde bağlantı sistemi) oluşturur. Kasılmanın Moleküler Temeli 3.

yağ asitleri) ihtiyacı olan dokulara ulaştırılır. bir kesiğe ya da yaraya kalabalık gruplar halinde yığılarak kanamayı engelleyen hücrelerdir. Kandaki acil ilk yardım ekipleriyle “pıhtı pulcukları” ya da trombosit olarak adlandırılan. Ellerimizin üzerinde. içindeki hemoglobin molekülü sayesinde oksijeni. protein ve hemoglobin ile) diğer yandan bunları organizmadan uzaklaştırabilmektedir. aslında bu karmaşık sistemin önemsiz bir bölümüdür. Ana damarlarla taşınan kan. yabancı organizmaları yutarak (fagositoz) ya da taşıdıkları çeşitli silahlarla yok ederek organizmayı zararlı etkenlere karşı korurlar. Beslenme: Sindirim sisteminden yapı taşlarına ayrılmış olarak emilen besin maddelerini (glikoz. Kanın Başlıca Görevleri: 1. 2. Kan vücut ağırlığının ortalama % 8’ini oluşturan (70 kg’lık bir insanda 5-6 L) sıvı bir dokudur. Kanımızdaki kalabalık bir “işçi ordusu”. en küçük bir hücreye kadar gidebilmesine olanak sağlar. Yaşam veren ve koruyan bu sıvı. Yetişkin bir insanda 5 litre kadar bulunan bu sıvı. Bir başka deyişle. fosfat. kreatinin) boşaltım organlarına iletilir. amino asitler. yalnızca dokularımız ve organlarımızın gereksinim duyduğu oksijeni taşımakla ve vücudumuzu metabolizma artıklarından arındırmakla kalmaz. Plazma adı verilen sıvı ortamda süspansiyon halinde dağılmış bir takım hücresel elemanlar içeren. KAN FİZYOLOJİSİ Kan Sıvısının Genel Özellikleri Tanım olarak KAN.2. 6. büyük bir kılcal damarlar ağıyla (kapiller) dokulara dağılmaktadır. Asit-Baz Dengesi: Bir yandan oluşan asit ve bazları tamponlarken (bikarbonat. kollarımızın içinde görebildiğimiz damarlar. farklı türden hücreleri de içinde taşımaktadır. 5. Yetişkin bir insanın vücudundaki tüm damarları uç uca eklesek elde edeceğimiz uzunluk en az 160. bizi dış düşmanlara karşı koruyan farklı işlevlere sahip. Üzerlerindeki reseptörler sayesinde vücuda giren istilacıları belirleyip bu bilgileri hafızalarında tutan akyuvarlar (lökositler) ve benzeri savunma hücreleri. Atılım: Dokularda ortaya çıkan metabolik atık maddeler (üre.000 km olurdu. Solunum (O2-CO2 Değişimi): Ağırlıklı olarak eritrositlerin görevidir. O2-CO2’in akciğerler-doku arasında eritrositlerin içerisindeki hemoglobin sayesinde iletilir. eritrositler). Osmotik Düzenleme: Organizmanın su ve tuz dengesinin korunmasını sağlar. 3. Bu sistem. kanın vücudun her yerine. organizmada damar sisteminin içini dolduran ve kalbin yardımıyla da tüm vücudu dolaşan sıvı bir dokudur. 147 . 4. dokulara ileten kırmızı kan hücreleridir (alyuvarlar. Bu sıvı dokunun ve kanın içindeki hücrelerin esnek yapılarının özellikleri ve damar sisteminin en küçük alanlara kadar yayılan yapısı. Kanımız ayrıca farklı sınıflara ayrılmış güçlü bir ordunun askerleriyle de doludur. tüm dokularımızdaki hücrelere gereksinim duydukları besinleri de taşımaktadır. Termoregülasyon: Taşıdığı su aracılığıyla vücut sıcaklığının belirli sınırlar dahilinde tutulmasına katkıda bulunur. bedenimizde dolanan kan damar sisteminde tam bir tur attığında dünyayı 4 kez dolaşmış kadar yol almaktadır. ürik asit. kalp tarafından karmaşık bir atar ve toplardamar sistemi içinde dolaştırılır.

10. Renk: Kanın rengi kızmızıdır. belirli bir süre santrifüj edilirse içerdiği hücresel elemanların tüpün dibinde toplandığı görülür. Kırmızı rengi eritrositlerde bulunan. 8. Plazma: Kan. venöz kanda ise oksijen az. renk açıktır (kiraz kırmızısı). Arteryel kanda oksijen fazla. renk koyudur (vişne kırmızısı). Şekil 1. pıhtılaşmasına fırsat verilmeden veya pıhtılaşmasını önleyen birtakım maddelerin ilavesinden sonra. Hematokrit 148 . damardan bir tüpe alınarak. Bu durumda üstte kalan sıvı ise plazmayı oluşturur ve kanın % 54-56’sı kadardır. Yukarıda sayılan bütün bu görevlerin esas amacı organizmada homeostasis’in korunmasıdır. Savunma: Fagositoz yapan veya salgılarıyla savunma yapan hücresel elemanlar. demir içeren ve oksijen bağlayan hemoglobin (Hb) verir. Haberleşme: Hormonları taşıyarak dokular arası iletişimin sağlanmasına aracılık eder. Hematokrit için kan hücrelerinin total kana oranıdır denebilir. Özgül Ağırlık (Dansite): Saf suyun özgül ağırlığı 1000 olarak kabul edilir. Kanın özgül ağırlığı 1050-1060 arasındadır. Toplanan bu kan hücreleri kanın hematokrit (hct) değerini verir ve normalde kanın % 44-46’sından ibarettir (Şekil 1). bunun yanında antikorlar. antitoksinler ve lizinler gibi maddeler aracılığıyla vücudun yabancı maddelere karşı savunmasının önemli bir bileşenini oluşturur. İnterstiyel Sıvı Hacminin Kontrolü: Plazma proteinlerinin oluşturduğu osmotik çekim gücü (kolloid osmotik basıncı-onkotik basınç) ile kapillerin arteryel ucundan filtrasyon ile interstisyel sahaya geçen sıvının venöz tarafta yeniden intravasküler kompartmana geçmesini sağlar. Hemostaz: İçerisinde bulundurduğu pıhtılaşma faktörleri yoluyla yaralanmalar sonucunda ortaya çıkabilecek kan kayıplarını önlemeye çalışır.7. 9.

kolesterol ve nötral yağlar (trigliserid). γ). Sedimentasyon hızı üzerinde başlıca etken bir takım plazma faktörleridir. Çeşitli iç salgılar (hormonlar) ve enzimler. 2.3 g/dl.5 g/dl. Ancak aralarından γ-globulinler aynı zamanda immunoglobin (lg) olarak da bilinir ve organizmanın bağışıklık sisteminde rol oynar (α1. Glikozun normal düzeyi % 70-110 mg’dır.5 litre kan hacminin 5.5 g/dl. hipoksantin. Fibrinojen pıhtılaşmada görev alır. Yağlar ve Lipidler: Yağlar genel olarak sindirim sisteminden yağ asidi ve gliserol emilir. fosfolipid. Plazma Karbonhidratları: Sindirim sisteminde karbonhidratların % 80’i glikoz. üre. geri kalanı fruktoz ve galaktoz olarak kana geçer.5. glikoz ve laktik asit.5 kadarını eritrositler geri kalan 3 litresini ise plazma oluşturur.5 g. Onkotik basıncın % 70-80’inden tek başına albumin sorumludur.5 g altına düştüğünde onkotik basınçta meydana gelen düşme sonucu sıvının venöz uçta kapillere dönmemesi sonucu ödemler oluşur. Fibrinojen = % 0. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ise şeker hastalığı (diabet) söz konusudur. Total protein miktarı % 5. Eritrositlerin kendilerinin etkisi ise daha azdır. Proteinler. Plazmanın % 90-92’si sudan ibarettir. Normal sedimentasyon değerleri Yeni doğanda 0-1 mm/sa. Globin = % 2. Fibrinojenin uzaklaştırılmış olduğu plazma ise serum (pıhtılaşma faktörleri olmayan plazma) olarak adlandırılır. α2. Karbonhidratlar.Kandaki organik maddeleri şu şekilde sıralayabiliriz: 1. Bu basınç. kapillerde suyu damar içerisinde tutan ve venöz uçta interstisyel sahadan tekrar damar içine dönüşünü sağlayan gücü oluşturur. 3. β1. 4. 5. başlıca albumin. amino asitler. hormonlar ve bazı ilaçlar kanda albumine bağlanarak gerekli yerlere taşınır. Çeşitli metaller. yağ asitleri. Onkotik Basınç: Plazma proteinlerinin oluşturduğu osmotik basınç (≈ 25 mmHg) kolloid osmotik basıncı veya onkotik basınç olarak adlandırılır. Klinikte hastalığın çeşidi ve cinsi hakkında doğrudan bilgi vermese de ileri tetkik için fikir veren yönlendirici bir tanı metodudur. Albumin birçok madde için taşıma görevi görür.5 x 0. Sedimentasyon: Eritrositler. ya da albumin % 2. Plazma proteinleri: Toplam = % 7 g/dl Albumin = % 4. enzimler.45 = 2. Ayrıca teşhisi konmuş hastalıkların tedaviye cevabının izlenmesinde kullanılır. fosfor. Kadında 0-16 mm/sa’dir. β2. Fruktoz ve galaktoz daha sonra karaciğerde glikoza çevrilir. 149 . Lipidler. Globulinlerin de albumine benzer taşıyıcılık görevi vardır. Erkekte 0-8 mm/sa. Bu çöken kanın üstünde oluşan plazma tabakasının saatlik ilerleme hızı kısaca eritrositlerin çökme hızı olarak ifade edilebilen sedimentasyon hızı diye bilinir. Lökositler ve trombositlerin hematokrite katkısı ihmal edilebilecek boyutlardadır. Sedimentasyon doku harabiyeti ile seyreden birçok hastalıkta artar. Bir de non-protein azotlu maddeler vardır. globulin ve fibrinojendir. kandaki tüm hücresel elemanların tek başına % 95’den fazlasını oluşturmaktadır. amonyak ve amino asitler. kreatinin. ürik asit. Pıhtılaşması engellenerek özel bir tüpe alınan kanın hücrelerinin çökmesine sedimentasyon denir. ksantin.

Her bir globin zincirine bir tane Fe+2 taşıyan bir hem molekülü bağlanmaktadır. menstruasyon sırasında. Akciğerden aldıkları O2’yi dokulara. buradan aldıkları CO2’yi ise akciğere taşırlar. İki taraflı olarak ortadan çökük (bikonkav) disk şeklinde görülürler. beyaz kan hücreleri) ve trombositlerdir (kan pulcukları) (Şekil 2). kırmızı kan hücreleri).5 milyon civarındadır. egsersiz ve yemeklerden sonra fizyolojik olarak artar. Bu sayı mm3’te 4. Kanın Hücresel Elemanları Kanın plazma haricinde kalan ve % 44-46’lık hematokrit değerinde sorumlu olan kan hücreleri eritrositler (alyuvarlar. 150 .5-5. lökositler (akyuvarlar. dolayısıyla eritrosit membranından oksijen-karbondioksit difüzyonu oldukça hızlı olabilmektedir. Kan hücrelerinin oluşumu ERİTROSİTLER – ALVUYARLAR Sayıları en yüksek olan kan hücresidir. Sonuç olarak 4 Globin (2α2β) + 4 Fe+2 = 1 Hemoglobin’i oluşturur. Şekil 2. son derece dar kapiller damarlardan geçebilmektedirler (Şekil 3). Hemoglobin (Hb) yapısında 4 tane globin protein vardır. ancak membranlarının esnekliği sayesinde kolayca şekil değiştirerek. yaşlılıkta.Fizyolojik Sedimentasyon Artışları: Sedimentasyon gebelikte. Yaklaşık 7 µ çapında olan eritrositlerin boyutlarının bu küçüklüğü ve özel şekilleri nedeniyle yüzey-hacim oranı çok yüksektir.

Hb’in CO’ya ilgisi O2’ye olan ilgisinden 250 kat fazladır.Her biri hem molekülü. Karbaminohemoglobin. Hemoglobin ve yapısında bulunan hem ve globin molekülleri. CO2 bağlamış olan Hb’dir. O2 bağlamış olan Hb’dir. 151 . Eritrositin görünümü Şekil 4. Şekil 3. Bu durum Hb’nin yapısındaki +2 değerli demirin +3 değerli demire yükseltgenmesiyle karakterizedir ve bu şekilde oluşan methemoglobin (met-Hb) O2 bağlama yeteneğinden yoksundur. oksijen molekülünü asıl bağlayan eleman olan bir Fe+2 atomu içerir (Şekil 4). Hemoglobin Bileşikleri: Oksihemoglobin. Methemoglobinemi. Karbonmonoksihemoglobin.

Eritrosit Yapımı (Eritropoez): Doğumdan önce karaciğerde sentezlenen eritrositler. demir ve CO’ya çevrilir. sürtünmeye dayanamayarak yırtılırlar. dokuların oksijen gereksinimine göre düzenlenmektedir. Oluşan biliverdin ikinci aşamada bilurubine çevrilir (nonkonjuge bilurubin. Dokulardaki oksijen basıncı ve dokuların oksijen donanımı ile tüketimi arasındaki oran. amino asitler. Yapım. Hipoksi etkisiyle eritropoetin adı verilen glikoprotein tabiatlı bir hormon salgılanır. Hb’nin oksijen satürasyonu. Dokuların oksijen donanımı ise. demir ve bazı büyüme faktörleri gibi. folik asit. indirekt bilurubin). lipidler. vitamin B12. Eritrositlerin Haraplanması: Yaşlanan eritrositlerin membranı elastik yapısını kaybeder ve . direkt bilurubin) lahine getirilir (Şekil 5). Eritrosit yapımını uyaran başlıca etken dokularda oksijenin azalması anlamına gelen hipoksidir. Oluşan bilurubin karaciğerde glukuronik asit ile konjuge edilerek bilurubin diglukuronat konjuge bilurubin. doğumdan sonra kemik iliğinde yapılmaya devam eder. Hem molekülünün yıkımı 152 . karbonhidratlar. Kan akımı. Ancak bu faktörlerin hiçbiri yapım hızını düzenleyen sinyali oluşturmaz. eritrosit yapım hızını etkiler.özellikle dalakta olmak üzere – kapiller damarlardan geçerken. Hb’nin oksijene olan afinitesine bağlıdır. tüm kan hücrelerinin sentez yeri kemik iliği ve stem cell (kök hücre)dir. Kanın Hb konsantrasyonu. Aslında yalnızca eritrositlerin değil. Şekil 5. Parçalanan eritrositlerden açığa çıkan Hb’nin hem’i biliverdin. Eritropoez’in Düzenlenmesi: Eritrosit yapımı için bazı besinler gereklidir.

Globin sentezi eksikliği: Globin zincirini kodlayan gen de yanlış kodlama (orak hücreli anemi) veya Globin zincirini kodlaya genin olmaması (talasemi). hem de RNA serisi için gereklidir. Eritrosite antijenik özellik kazandıran bu maddelere aglütinojen adı verilmiştir. 4. Eritrosit membranında yalnız A aglütinojeni bulunduranlar A kan grubu. Ne A. Apotransferrin ince bağırsakta serbest demir ve bazı demir bileşikleri ile bağlanır. B12 ve folik asit eksikliğinde hücre büyür ama bölünemez. Bunlar A-B-O ve Rh sistemi antijenleridir. Ancak anemili kişi egrzersize başlarsa kalbi bu durum karşısında daha fazla kan pompalayamayacaktır. hangi ırktan olursa olsun tüm insanlarda aynıdır. Talasemi (Akdeniz Anemisi): Hemoglobindeki bir polipeptid zincir eksikliği ile oluşur. β zincirin olmaması β-talasemi olarak isimlendirilir. Yalnız B aglütinojeni bulunduranlar B kan grubu. Sonuç olarak. DNA sentezi bozukluğuna bağlı anemiler: B12 vitamini veya Folik asit eksikliği eksikliği 2. Bu antijenlerin çoğu zayıftır. Vücutta demir miktarı apoferritin depo havuzunu aşacak miktarda olduğu zaman hemosiderin adlı çözülmeyen formda depo edilir. Hem sentezi bozukluğu: Fe eksikliği 3. hem de B aglütinojenlerini bulunduranlar AB kan grubu. 153 .ANEMİ Eritrosit sayısının veya hemoglobin miktarının normalden düşük olması halidir. Demir Metabolizmasi ve Eksikliği Demir eksikliğine bağlı hipokrom mikrositer anemi gelişir. egzersiz sırasında dokunun oksijen gereksinimi çok artacağından dolayı. 1. İki grup antijen diğerlerine göre daha sıklıkla kan trasfüzyon reaksiyonlarına yol açarlar. Kan Grupları Eritrositler şekil olarak. Hem A. Kanın azalmış oksijen taşıma kapasitesine rağmen kan akım hızı artarak dokuların ihtiyacı olan oksijeni bırakabilir. Hemosiderinin aşırı çoğalması ile hemokromatoz denen patolojik durum oluşur. Kanda bulunan fazla demir ise apoferritin ile birleştirilerek ferritin şeklinde depolanır. Bu sınıflama ABO kan grubu sınıflaması olarak da bilinmektedir (Tablo I). Değişen. Bu işlemden sonra demir bağlanmış apotransferrin transferin olarak adlandırılır. Normal erişkin Hb’i 2 α ve 2 de β polipeptid zincirinden meydanla gelen HbA’dır. 3. Ferritin şeklinde depolanan bu demire depo demir adı verilir. α zincirinin olmaması α-talasemi. 2. ciddi doku hipoksisine bağlı akut kalp yetmezliği gelişebilir. Vitamin. ne de B aglütinojenlerini bulundurmayanlar ise O kan grubu olarak kabul edilmiştir. Demir en çok duodenum ve jejenumun ilk bölümü olmak üzere ince barsağın ilk kesiminden emilir. bu nedenle megaloblastik anemi olarak adlandırılır. özellikle membranlarında bulunan her biri antijen antikor etkileşimlerine yol onlarca adet antijendir. 4. Membran bozukluğu ve enzim eksikliği B12 veya Folik Asit Eksikliği: B12 vitamini ve folik asit hem DNA. Anemilerin Sınıflandırılması: 1.

Rh faktörü: Eritrosit membranında ABO kan grubu aglütinojenlerine ilave olarak bir de Rh antijeni önemlidir. A aglütinojenini taşıyan eritrositler ile karşılaşırsa bir anda çok sayıda eritrositi kendine bağlayarak kümeleşmesine neden olur. plazmasında buna karşı antikor mevcuttur. ABO kan grubu sistemi Kan Grubu A B AB O Antijen(aglütinoje n) A Var Yok Var Yok B Yok Var Var Yok Antikor(aglütini n) AntiA Yok Var Yok Var AntiB Var Yok Yok Var Bu aglütinojenlere karşı reaksiyon gösteren antikorlar ise plazmada doğal olarak bulunmaktadır ki bunlara da aglütinin denir. Genel olarak kişide bulunmayan aglütinojen hangisi ise. Ya düşük olur ya da hemoliz nedeniyle çocuk sarılıklı doğabilir. bu durum eritroblastosis fetalis veya yeni doğanın hemolitik sarılığı olarak adlandırılır. Oluşan bu antikorlar da tekrar çocuğa geçer ve çocuğun eritrositlerinde aglütinasyon ve hemolize neden olabilir. bu saydığımız ABO ve Rh grupları dışındaki kan grupları. Buna göre A grubu kişinin plazmasında Anti-B aglütinini. Ancak anne ikinci kez yine Rh (+) bir çocuğa hamile kalırsa. klinik uygulamada nadir de olsa problemlere yol açabilirler. Anti-A aglütinini. B aglütnojenine karşı ise Anti-B aglütinin vardır. hem de B aglütinojenine sahip olduklarından plazmalarında aglütinin yoktur. taşımayanlar ise Rh (-) olarak sınıflanır. bu olaya da aglütinasyon adı verilir. İnsanların % 80’i Rh (+)’dir. AB kan grubundaki insanlar hem A. A aglütinojenine karşı Anti-A. Eritrositlerin Rh antijeni taşıyanlar Rh (+). fetüste bu bariyeri aşabilmekte beyin bazal gagliyonlarında toplanarak kernikterus olarak adlandırılan tehlikeli duruma neden olur. Rh faktörüne karşı oluşan antikor Anti-D antikoru olarak da adlandırılır. Cross-Matching: Genel olarak çok fazla etkin olmamakla birlikte. B grubu kişinin plazmasında Anti-A aglütinini. Bilurubin pigmenti normal erişkinde kan-beyin bariyerini geçemezken.Tablo I. annedeki antikorların sayısı artarak daha tehlikeli durumlara yol açabilir. alıcı ile vericinin kanları bir deney tüpünde birleştirilerek aglütinasyon oluşup oluşmadığı 154 . Bu durumu önlemek için Rh (+) bir bebek doğuran Rh (-) bir anneye doğumdan sonraki 72 saat içerisinde Rh (+) eritrositlere karşı gamma globulinler verilebilir. Rh uyuşmazlığı: Rh (-) bir anne. Rh (+) bir babadan yine Rh (+) bir çocuğa hamile olduğunda söz konusu hale gelir. Bunun için kan tranfüzyonu yapılacağı zaman. Genellikle ilk gebelikte oluşan antikorlar ya çok fazla değildir ve çocuğa tam zarar veremezler ya da çocuğa gebelik süresinde değil de doğum sırasında geçer ve çocukta herhangi bir hastalık olmaz. O grubu kişide ise her iki aglütinin bulunur. Bu durumda çocuğun Rh antijenleri anneye geçerse annenin kanında Anti-D antikorları oluşur. Aglütinasyonu hemoliz takip eder ve eritrositler parçalanarak ölür.

Makrofajlar gibi aktif fagostik hücreler olmakla birlikte savunmada makrofajlara göre daha etkin ve üst düzeyde rol alırlar. Vücudumuz her an ağız. boşaltım organları veya deri yoluyla girebilecek bakteri. Lökosit alt grupları Granülositler Çok parçalı çekirdekleri vardır ve sitoplazmalarında belirgin granüller içerirler. Korumadan sorumlu başlıca hücreler de lökositlerdir. Sitoplazmalarının özel boyalarla boyanması sonunda beliren granüllerin bulunup bulunmamasına göre granülositler ve agranülositler diye ikiye alt gruba ayrılırlar. lenfositler lenfoid seriden gelişen tek kan hücresidir. mantar. virüs. eozinofil (daha büyüktür. Diğer hücreler lenfositlerin aktivasyonu. Genellikle inflamasyon bölgesine giden ilk hücrelerdir. bağışıklık sistemini oluşturmaktadır. parazit gibi mikroorganizmalarla bu yolla savaşım veriler. solunum. Her üç granülosit tipinin de aktif olarak fagositos yapma yeteneği vardır ve bakteri. bellek ve kendinden olan/olmayanı tanıma özelliklerine sahip olur. fagositoz veya çeşitli moleküller salgılanması gibi yardımcı roller üstlenir. bunlarında en büyük kısmı nötrofillerden ibarettir. Bunlardan monositler miyeloid seriden gelişirken. sitoplazmik granüllerinin boyanma özelliğine göre. özgüllük. Bunlar da kendi içlerinde.kontrol edilir ve ancak bundan sonra kan nakline başlanır. bazofiller ve eozinofiller olarak üç gruba ayrılırlar. Şekil 6. nötrofil (nötral boya ile pembe olarak boyanır). Nötrofiller: Dolaşımdaki tüm lökositlerin % 50-75’ini granülositler oluştururken. asit olarak boyanır ve kırmızı renk alır) ile bazofil (bazik boya ile koyu mavi olarak boyanır) şeklinde 3 alt gruba ayrılır (Şekil 6). Lökositler eritrositlerden daha büyük çekirdekli hücrelerdir. mantar. Bu teste cross-matching adı verilmektedir. İmmün 155 . Granüllerinin ve çekirdeklerinin boyanma özelliklerine göre kendi içlerinde nötrofiller.Akyuvarlar Organizmanın kan hücreleri ile gerçekleştirdiği korunma mekanizmaları. parazit gibi mikroorganizmaların tehdidi altındadır. Lenfosit ve monositlerin yer aldığı agranülositler ise tek çekirdekli oldukları için mononükleer lökositler olarak da isimlendirilir. Bağışık yanıt için gelişen hücrelerden sadece lenfositler çeşitlilik. Sayılarının 4000’in altına düşmesine lökopeni. 10000’in üzerine çıkmasına ise lökositoz adı verilir. Lökositler . Normal sayıları mm3’te 4000-10000 kadardır.

bileşiklerler uyarıldıkları zaman granüllerinde bulunan organizmaları sindirici ve öldürücü enzimlerini hücre dışına bırakırlar. Dolaşımdaki lökositlerin %1-2’sini oluştururlar. Granülosit ve monositlerin aksine. lenfositlerin fagositoz yeteneği yoktur. bazı dokularda özel isimlerle anılırlar. Kemik iliğinden kaynaklanırlar. bazofillerle birlikte alerji gelişiminde rol alır. Lenfositler: Kandaki lökositlerin % 20-30’unu oluştururlar. antijenik materyali lenfositler başta olmak üzere diğer hücrelere sunarak tanıtma ve çeşitli uyarıcı moleküller salgılamadır. Bazofiller: Granülositler grubunun fagostik olmayan üyeleridir. Bazofiller ayrıca bazı alerjik hastalıklarda da ana rol oynarlar. T Lenfositler timusta olgunlaşarak bağışıklık yeteneklerini burada kazanırlarken B Lenfositler kemik iliğinde olgunlaşarak bağışıklık yeteneklerini burada kazanırlar. fagositoz. Eozinofiller: Tıpkı nötrofiller gibi hareketli ve fagostik hücrelerdir. Granüllerinin içeriği histamin. heparin. İste monositlerin esas olgun hali bu makrofajlardır. Mast Hücreleri: Mast hücreleri. Makrofajların başlıca işlevleri. Makrofajlar her dokuda görülürken. Monositler: Monositler damar hücrelerinin arasından interstisyel (hücrelerarası) sahaya geçerek burada doku makrofajlarını (histiyosit) oluştururlar. Eozinofiller ayrıca alerjik reaksiyonların olduğu dokularda toplanma eğilimindedir. 156 . bradikinin ve serotonin gibi moleküller barındırırlar. inflamasyonun bulgularının oluşmasına neden olurlar. öldürme. İnflamasyon esnasında bu molekülleri salarak. Olgunlaşıp eğitilen T ve B Lenfositler primer lenfoid organları terk ederek sekonder lenfoid organlara dağılırlar (Şekil 7). Parazitlere karşı savunmada özelleşmişlerdir.

Bu nedenle T lenfositleri ile oluşan bağışıklığa hücresel bağışıklık adı verilirken. bursa fabricius ya da memelilerde bunun yerini tutan kemik iliği. 157 . solunum. Sekonder (periferik) lenfoid organlar: Lenf düğmeleri. dalak. Lenfosit tipleri Primer (merkezi) lenfoid organlar: Lenfositlere immunolojik yeteneklerini kazandıran timus.Şekil 7. bir kısmı B lenfositlerin antikor üretiminin düzenlenmesi ile ilgili vazifeler alırken. B lenfositlerinin meydana getirdiği bağışıklık humoral bağışıklık olarak anılır. T lenfositler ise değişik görevlerle farklılaşmış olup. vücuda giren yabancı maddelere (antijen) karşı antikor veya immunoglobulinler de dediğimiz protein yapısındaki özel maddeleri sentezlerler. diğer bir bölümü antijenlerle doğrudan savaşabilecek yeteneğe sahiptir. üreme) kanal duvarlarındaki lenf bezleridir. tonsiller ve (sindirim. boşaltım. B lenfositler.

alerjik hastalıklarda eozinofiller daha çok artar. Lösemi: Halk arasında kan kanseri olarak da bilinen. viral enfeksiyonlarda lenfositler. bakteriyel enfeksiyonlarda granülositler ile genç lökosit şekilleri çoğalmış bulunur. bradikinin ve serotonin gibi maddeler açığa çıkar. lenfosit veya lökositlerin kontrolsüz olarak çoğalması durumudur. Örneğin. Lökosit formülü Çomak çekirdekli genç nötrofil Parçalı çekirdekli nötrofil Eozinofil Bazofil Lenfosit %1-2 %6070 %1-4 %0. tüberküloz gibi kronik hastalıklarda monositler çoğalmış olarak bulunur (Tablo II) Tablo II. Ancak bunun yanında. Hastalıkların tanısında çok değerli ipuçları verebilir.Şekil 8. Bu şekilde nötrofil ve monositlerin yabancı maddenin zarar verdiği bölgeye doğru hareketine kemotaksis denir (Şekil 8). çeşitli salgılar yoluyla da yabancı maddeler ile savaşım verebilmektedirler.5 %2030 Bağışıklık Mekanizmaları (İmmun Sistem) 158 . Tahrip olan dokudan histamin. Lökosit Formülü: Lökosit çeşitlerinin toplam lökosit populasyonuna oranını ifade eder. Lökosit hareketleri Lökositler. işlevlerini başlıca fagositoz yoluyla yerine getirirler.

3. Fibröz doku oluşumu ile damarın yeniden tamiri 5. Bu kişilerde deri altında kanamalar ve çürükler görülebilmektedir. Pıhtının oluşması (Şekil 9) 4. Damarın refleks olarak kasılarak büzülmesi (vazospazm) 2. Bu olaya otoimmunizasyon ya da otosensitizasyon adı verilirken. böyle bir reaksiyonda otoantijenlere karşı oluşan otoantikorlardan bahsedilir. Otoimmunite: Bağışıklık normalde vücuda yabancı olan antijenik maddelere karşı gelişen bir olay iken. Bazı inanlarda kalıtsal olarak bazı pıhtılaşma faktörlerinin bulunmaması sonucu hemofili adı verilen hastalık bulunabilir (FVIII eksikliği hemofili A. yapılarında bulundurdukları aktomiyozin etkisiyle kasılarak içlerinde hapsolmuş plazmayı dışarı atar. IgM. bu olay gerek endotel hücreleri gerekse trombositler tarafından salgılanan bir plazma proteini olan Von Willebran faktörü (vWF) tarafından kolaylaştırılır. bu hastalar kolay kanarlar ve kanamanın durdurulması oldukça zordur. Kişide trombosit sayısının yetersiz olması trombositopeni olarak adlandırılır.Plazma proteinlerinin ikinci büyük kısmını oluşturan globulinler arasından immunoglobulinler vücudun bağışıklık sisteminde önemli yer tutar. normal damar endoteline yapışmazken. Trombositler Yine miyeloid serinin unipotent stem hücresinden kaynaklanan dev megakaryosit’lerden oluşurlar. Diğer trombositler de buraya gelerek birbirlerine yapışır ve trombosit kümeleri oluştururlar (agregasyon). normal damar endoteline yapışmazken. Trombositler. FIX eksikliği hemofili B). IgA. Bir damar yaralandığı zaman kanamanın durdurulması ve o bölgenin tamiri için devreye giren mekanizmalar şu şekilde sıralanabilir 1. bazen kişinin immun sistemindeki bir takım bozukluklar nedeniyle kendi dokularına karşı antikor oluşabilir. Bunlar antijenlere karşı organizmanın savunmasında görev alan antikorlardır. IgE. Trombosit membranı yüzeyindeki reseptörler aracılığıyla. Bu şekilde trombosit tıkacı oluşmuş olur. Fazla pıhtının eritilmesi (fibrinolizis) 159 . damar yaralanmalarında kanamanın durmasında (hemostaz) ve pıhtılaşmada (koagülasyon) görev alan hücrelerdir. Normal sayıları 150000 – 400000/mm3 civarındadır. basit kılcal damar yaralanmalarında tek başına bu tıkaç kanamayı durdurmaya yeterli olabilmektedir. IgD. Membranı yüzeyindeki reseptörler. Bundan sonra trombositler. İmmunoglobulin (Ig)ler: IgG. Bu protein hasarlı damar duvarı ile trombositler arasında bir köprü oluşturur. koagülasyon ise kanın pıhtılaşması anlamına gelir. Vücutta hemostaz ve koagülasyon mekanizmaları: Hemostaz kanamanın durdurulması. damar zedelenmesi sonucu açığa çıkan kollajen moleküllerine hızla yapışır (adhezyon). damar zedelenmesi sonucu açığa çıkan kollagen moleküllerine hızla yansır. Trombosit tıkacının oluşması.

Hemostazis Kanda pıhtılaşma ile ilgili yaklaşık olarak 50 kadar madde bulunmuştur. marofajlar) artar.Şekil 9. sonra daha uzun ömürlü olan mononükleer hücreler (monositler. Plazmin. Bu inflamasyon sıvısında ilk saatlerde granülositler çoğunlukta iken. 1) Protrombin aktivatörünün oluşumu 2) Protrombinden trombin oluşumu 3) Fibrinojenden fibrin oluşumu: Trombin de bir enzimdir ve plazmada inaktif olarak bulunan fibrinojen molekülünden fibrin iplikleri oluşturur. Fibrinolitik (Trombolitik) Sistem: Bunun için pıhtı oluştuktan bir müddet sonra bu pıhtıyı yeniden eritme yoluna gider. Fibrinolitik sistem ile pıhtılaşma sistemi arasındaki dengenin bozulmasından kaynaklanır. İnflamasyon: Başlıca inflamasyon belirti ve bulguları kızarıklık. alerjik reaksiyonlar. Damar içerisinde oluşan bu pıhtıya trombüs denir. Bakteri ve virüs enfeksiyonları. ağrı ve fonksiyon kaybı şeklinde sıralanmıştır. Bunlardan pıhtılaşmayı oluşturma yönünde etkili olanlara koagülan. Şişlik. En önemli antikoagülan maddeler arasında antitrombin III ve heparin sayılabilir. akciğer damarlarında tıkanmalara da yol açabilir (emboli). sıcak ya da mekanik travmalar inflamasyona yol açabilir. pıhtılaşmayı durdurucu yönde etkili olanlara ise antikoagülan madde denir. dolaşımda plazminojen olarak (inaktif halde) bulunur. şişlik. Ancak bir yaralanma sonrasında pıhtılaşma oluşması gerektiği zaman başlıca üç aşamalı mekanizma söz konusu hale gelir. kalp. Kızarıklık ve sıcaklığın nedeni deri damarlarındaki vazodilatasyon ve kan akımı artışıdır. soğuk. 160 . Normalde kanda bu antikoagülan maddeler hakim olduğundan pıhtılaşma görülmez. Pıhtının eritilmesinden plazmin adlı enzim sorumludur. sıcaklık. Bazen trombüsten bir parça pıhtı koparak dolaşıma katılabilir ve beyin. o bölgedeki proteinden zengin plazmanın damar dışına sızmasıyla oluşur (ödem). Trombozis: Damar içerisindeki anormal pıhtılaşma durumudur.

SOLUNUM SİSTEMİ SOLUNUM SİSTEMİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ Solunum sistemi kan ile atmosfer havası arasında gaz değişimi yapabilecek şekilde özelleşmiş. 161 . trakea (soluk borusu). Şekil 1. Dallanmalar sırasında çapları gittikçe daralır. bu özelliği ile de hücrelerde metabolizma sonucu oluşan CO2’yi atmosfer havasına verirken. hücre seviyesinde oksijen tüketilir ve karbondioksit oluşur. Bronşlar ve bronşioller de işlevlerine göre iki alt başlıkta toplanabilir. akciğerlerde kan ile atmosfer havası arasında olanı ise eksternal solunum ya da dış solunum olarak adlandırılır. Bunlardan doku seviyesinde hücreler arasındaki O2-CO2 alış-verişi internal solunum veya iç solunum. birincisi yalnızca iletici hava yolları olarak görev yapan ve terminal bronşiol olarak adlandırılan yapılarda sona eren bölüm. boyları kısalır ve alveol adı verilen kapalı kesecikler ile sona ererler. Hava yolları trakea ile başlar ve dallanmalara uğrayarak akciğer içerisine doğru ilerler. bronşlardan sonraki daha dar bölümler ise bronşioller olarak adlandırılır. Dokularda. Solunum organ ve yolları. Oluşan CO2 de kana difüze olarak venöz dönüş ile sağ kalbe gelir. Solunum Sisteminin Fizyolojik Anatomisi: Burun ve ağız ile başlayan solunum sistemi. bunun devamında sırasıyla farinks (yutak).3. ikincisi ise respiratuvar bronşiollerden başlayıp devam eden gaz değişiminin yapıldığı bölümdür (Şekil 2 ve 3). atmosfer havasındaki O2’yi kana aktaran sistemimizdir. en dayanıklı doku ise iskelet kaslarıdır. Trakeadan sonraki ilk dallar bronşlar. Bu durumda organizmada O2CO2 değiş tokuşu iki kez karşımıza çıkmaktadır. Oksijen yetersizliğine en duyarlı organ beyin. bronşlar. bronşioller ve alveollerden oluşur (Şekil 1). Hücrelerin yaşamlarını sürdürebilmeleri yeterli oksijen alabilmelerine bağlıdır. larinks (gırtlak). buradan da O2 ile değişime uğramak üzere akciğerlere pompalanır.

Şekil 2. Bir alveolün görünüşü 162 . Hava yolları Şekil 3.

Oysa ki havanın atmosferden alveole doğru akabilmesi için bir basınç farkı gerekmektedir. Zorlu ekspirasyonda göğüs kafesini aşağıya çeken m. kaburga kırıkları vb. Ancak bazen karın kaslarının yardımıyla zorlamalı ekspirasyon da yapılabilir. bronşiolleri takip ederek terminal bronşiollerin ucunda kapillere dönüşür ve alveolleri bir ağ gibi sarar. Pulmoner arterler. Herhangi bir nedenle (yaralanmalar. Bu durumda minimal alveol içi basınç –1 cmH2O olmalıdır. Akciğerlerin Kan Dolaşımı: Sağ kalbe gelen CO2 ile doymuş kan. diyafragma.Yüzey Gerilimi: Su molekülleri hava içinde birbirlerini çekip yaklaşma eğilimindedir. Sürfaktan yetersizliği veya yokluğu ile seyreden bazı hastalıklar.skalenus’tur. bu basınç gradyenti akciğerlerin genişlemesi ile sağlanır. inspirasyon için gerekli 500 ml havayı ortalama 2 sn içerisinde içeri çeker. Dolayısıyla bazı erken doğum vakalarında sürfaktan tabakası yetersiz kalmış olabilir ve yenidoğanın sıkıntılı solunum sendromu ya da hiyalen membran hastalığı denen durum ortaya çıkar. hatta imkansız hale gelir. Dik duran bir insanda. yani yüzey gerilimi vardır. böylece akciğerler göğüs duvarına doğru çekilerek atmosfer havası ile dolmaları sağlanır.rectus abdomini rol alır. Akciğerlerde bir de bronşial dolaşım vardır ki bunlar alveoller dışındaki tüm akciğer dokusunu sular. akciğer hastalıkları. Salgılanan sürfaktan alveol içindeki sıvı üzerine yayılır ve sıvının hava ile temasını keser. bu durumda alveollerin hava ile dolması zorlaşır.interkostalis interni ve daha çok da m. negatif basıncı ortadan kaldıracağı için. Akciğerlerin genişlemesiyle oluşan negatif basınç. Solunum Mekaniği Akciğerler ve içinde bulundukları göğüs kafesi elastik yapılardır. fetusta sürfaktan sentezi 6 veya 7’inci ayda başlar. Ekspirasyon sırasında ise. alveol içi basınç +1 cmH2O’ya çıkar ve aynı miktardaki hava bu sefer 2-3 sn içerisinde dışarı itilir (Şekil 4). Nefes alınmadığı sırada alveol içi basınç atmosfer basıncı ile eşittir. pulmoner arterler yoluyla akciğerlere gönderilir. 163 . soluk verme (ekspirasyon) sırasında akciğerlerin göğüs duvarından daha fazla ayrılmasına izin vermez ve onları tekrar göğüs kafesine doğru çeker. Alveollerdeki yüzey gerilimini azaltarak kollabe olmalarını (büzüşmelerini) engelleyen fosfolipid ve proteinden oluşan sürfaktan olarak adlandırılan bir salgı vardır. akciğerler kollabe olur (büzüşür). Bunu sağlayan en önemli kas ise diyafragma’dır. aynı mekanizmanın ters yönde işlemesiyle. sakin solunum sırasındaki solunum olayında etkili olan kaslar.) bu iki yaprağın arasına hava girmesi (pnömotoraks). Akciğerler pasif organlardır. Örneğin. Akciğer kollapsını önleyen intraplevral negatif basınç düzeyi –5 cmH2O kadardır. Normal bir inspirasyonu takip eden ekspirasyon tamamen pasif bir olaydır. Soluk alma (inspirasyon) sırasında bazı kasların kasılması sonucu genişletilen göğüs kafesi yoluyla plevra boşluğundaki basınç daha da negatifleştirilmektedir. alveollerin yüzey geriliminin artmasıyla büzüşmelerine neden olur. İnspirasyon aktif bir olaydır ve ancak bazı kasların kasılması ile sağlanabilir. m. göğüs kafesine bağlı olarak genişleyip daralırlar. bu şekilde yüzey gerilimini azaltmış olur. Bunlara primer solunum kasları denir (Şekil 5).parasternal interkostalis (internus ile eksternus) ve m. Hemen önlem alınmazsa ölüm ile sonçlanır. Plevra boşluğundaki negatif basınç.

Şekil 4. kadardır. Göğüs kafesinin hareketi. Atmosfer basınç-intraalveoler basınca göre havanın akımı. Akciğer Hacim Ve Kapasiteleri Solunum Hacmi (Tidal Volüm .TV): Normal şartlardaki her bir inspirasyonekspirasyon sırasında akciğerlere girip çıkan hava hacmidir.3. Erkeklerde 1. kadınlarda 1. kadınlarda 0. Erkeklerde 3. kadardır.IRV): Normal bir soluktan sonra. 500 ml kadardır. zorlamalı bir inspirasyon ile akciğerlere alınabilen hava hacmidir. kadardır. Şekil 5.1 Lt. zorlama ile akciğerlerden çıkarılabilen hava hacmidir. Bu akciğer hacimlerinin kendi aralarındaki formülasyonları ile de bazı akciğer kapasiteleri tanımlanmıştır: 164 .2 .7 Lt. kadınlarda 1. Ekspirasyon Yedek Hacmi (Ekspiratuvar Reserv Volüm . İnspirasyon Yedek Hacmi (İnspiratuvar Reserv Volüm . Erkeklerde 1. Artık Hacim (Rezidüel Volüm .RV): Zorlamalı bir ekspirasyondan sonra akciğerlerden çıkarılamayan ve burada kalan hava hacmidir.9 Lt.ERV): Normal bir soluk verildikten sonra.

Plazma şeklinde sıralanmıştır. sakin bir ekspirasyondan sonra akciğerlerde kalan hava miktarıdır. 6.6 µm’yi geçmez. Spirometre denen özel aletler ile akciğer hacim ve kapasitelerinin ölçümü yapılarak çeşitli akciğer hastalıklarının tanı ve seyrinin takibinde kullanılmaktadır. Akciğer hacim ve kapasitelerinin grafikte özeti.Vital Kapasite (VK) = TV + İRV + ERV. Alveol bazal membranı. 2. Alveol içi sıvısı ve sürfaktan tabakası. Kapiller bazal membranı. Gaz Alış-Verişi Akciğerlerde gaz alış-verişinin yapıldığı bölgelerde hava ile kanı birbirinden ayıran ince bir membran vardır. 165 . rezidüel hacim dahil akciğerlerin alabileceği toplam hava hacmidir. Fonksiyonel Rezidüel Kapasite (FRK) = RV + ERV. Dar bir interstisyel aralık. (Şekil 6) Şekiller 6. 3. derin bir inspirasyondan sonra atılabilen maksimum hava miktarıdır. İnspirasyon Kapasitesi (İK) = TV + İRV. Alveollerin ince epiteli. 4. Bu membran: 1. Kapiller damarların ince endotel tabakası ve 7. Total Akciğer Kapasitesi (TAK) = VK + RV. 5. en derin inspirasyonla içeri alınabilen toplam hava miktarıdır. Solunum membranının (Şekil 7) toplam kalınlığı 0.

Alveollerde pO2 104 mmHg iken. Oksijeni bağlamış hemoglobin oksihemoglobin olarak adlandırılır (HbO2).Şekil 7. Kapillerin arteryel ucuna bu 95 mmHg’lık oksijen basıncı ile gelen kan. Geri kalan %3’lük bölümü ise plazmada fiziksel olarak çözünmüş şekildedir. interstisyel sahadaki 40 mmHg’lık pO2 nedeniyle. dolayısıyla aradaki basınç farkı ile O2 kolayca kapillerden alveol içine difüze olur. Alveolün görünümü ve Solunumun difüzyon membranı Gazların Kanda Taşınması O2: Kandaki oksijenin %97’si eritrositler içerisinde hemoglobine bağlı olarak taşınır. 166 . buraya gelen kapiller kanda bu oran yalnızca 40 mmHg’dır. Aynı zamanda hücre metabolizmasının hızlanması da O2 tüketimini arttıracağı için interstisyel sıvı pO2’sini düşürecek ve basınç farkının artması nedeniyle kandan daha fazla oksijen difüze olacaktır. oksijenini hızla interstisyel sıvıya verir. Dolaşımın hızlanması durumunda (vazodilatasyon gibi) doku seviyesine daha fazla O2 gelir ve interstisyel sıvıya geçen O2 miktarı da artar.

Şekiller 8. 5 mmHg’lık basınç gradyenti ile CO2 kandan alveole geçer (Şekil 8). Akciğerlere gelen kanda pCO2 45 mmHg iken. Genelde intrasellüler pCO2 46 mmHg. bikarbonat iyonları plazmaya çıkar ve akciğerlere kadar taşınır. interstisyel alanda ise 45 mmHg kadardır. interstisyel sahadan kana difüzyon sonucu venöz uçta 45 mmHg olarak interstisyel sıvı ile eşitlenir. Alveol-pulmoner kapiller ve doku-doku kapillerinde pO2 ve pCO2 Hücrelerde oluşan CO2 kana geçtiğinde önce eritrositler içine alınır. Bu 1 mmHg’lık basınç farkı. Bu iki değeri X ve Y eksenine yerleştirerek çizilen grafik ise oksijen disosiyasyon eğrisi olarak adlandırılır ve sigmoid bir eğri şeklinde bulunur. önce kapiller pCO2’nin düşük olmasından yararlanarak kana difüze olur. %94-98 kadardır.Satürasyon: Kandaki gazların ifadesi için kullanılan ‘parsiyel basınç’ dışında bir de doymuşluk anlamına gelen satürasyon vardır. Burada karbonik anhidraz enzimi ile suyla birleşerek H2CO3’ye (karbonik asit) dönüşür. Hidrojen iyonları hemoglobine bağlanırken. alveol içerisinde ise 40 mmHg kadardır. Bu ise hemen H+ ve HCO3. CO2: Oksijenin hücreler tarafından kullanılması sonucu açığa çıkan karbondioksit. Buna göre 104 mmHg’lık bir parsiyel basınç altında kanın oksijene olan doymuşluk oranı. Bu sırada CO2’nin O2’den 20 kat daha hızlı difüze olma yeteneğinden dolayı çok yüksek bir basınç farkına ihtiyaç yoktur. yani satürasyonu. Kapillerin arteriol ucuna 40 mmHg olarak gelen CO2. CO2’nin hücre içinden interstisyel sıvıya geçmesi için yeterlidir.şeklinde iyonlarına ayrışır. CO2 + H2O ←karbonik anhidraz→ H2CO3 ←→ H+ + HCO3167 .

normal soluk alıp verme otomatik sistemin görevidir. Nedeni kanda oksihemoglobinin azalıp yerine deoksihemoglobinin (oksijeni alınmış hemoglobin) artışıdır. Solunumun tamamen durması olayına ise apne adı verilmektedir. uyku hali ve yarı koma durumu belirir. Hiperkapni: Vücut sıvılarında karbondioksitin artmasıdır. İstemli sistem konuşma. Plazmada fiziksel olarak çözünmüş (erimiş) halde. Hipokapni: Kanda pCO2’nin azlığı durumudur. (%20) (karbaminohemoglobin (CO2HHb) olarak adlandırılır) 2. 80-100 mmHg basınçta hareketlerde yavaşlama. Bu yönüyle. öksürme. Trakea. solunumun yavaşlaması ya da solunum dakika sayısının normalin altına düşmesi manasına gelen bradipne solunum sistemi ile ilgili terminolojik tanımlamalara örnek olarak gösterilebilir. Bunlardan biri beyin korteksi seviyesinde olup bizim istek ve irademiz ile oluşturabildiğimiz kontrolü oluşturur. bir yandan ise pH azalması solunum hızını artırır. Medulla spinalisteki ventral grup nöronlarına çok yakın yerleşimli kanın pCO2 ve pH’a duyarlı kemosensitif bir alan vardır. Tüm bunların dışında bir de solunumun hızlanması. 3. bronş ve bronşiollerin epitelleri yabancı maddelere karşı duyarlı reseptörler ile kaplıdır. sonuçta su ile karbondioksit oluşur ve eksternal solunum yoluyla dışarı atılır. 1. Solunumun Düzenlenmesi Solunumun kontrolü iki değişik sinirsel mekanizma tarafından sağlanır. Solunum Sistemi İle İlgili Diğer Kavramlar Hipoksi: Oksijen azlığı demektir. Çok az bir kısmı ise plazma proteinleri ile taşınır. 168 . anlamına gelen taşipne (takipne). Doğrudan hemoglobin molekülüne bağlanarak taşınma. Parsiyel karbondioksit basıncının 60-75 mmHg’ya çıkması ile hızlı ve derin solunum başlar (hiperventilasyon). Kimyasal Kontrol Normal solunum hızı 12-16/dk kadardır. 100-150 mmHg ise anestezi ve ölüm ortaya çıkar. ancak sınırlıdır. solunumu kontrol eden kimyasal mekanizmanın amacı arteryel kandaki pO2 ve pCO2’yi sabit tutmak ve H+ iyon fazlalığından kurtulmaktır.Kan akciğerlere gelince. Metabolizmanın hızlandığı koşullarda CO2 birikmesi ve oksijen gereksinimin de artması. yani solunum dakika sayısının normalin üzerine çıkması. bikarbonat iyonlarının tekrar eritrosite girmesi şeklinde reaksiyon tersine döner. Ventilasyon hızının esas belirleyicisi pCO2’dir. CO2’nin %70 taşınması bu yolla olmaktadır. nefes tutma gibi davranışlarda kullanılırken. Siyanoz: Derinin mavi renk almasıdır. pO2’deki düşüş ve pH’daki azalma solunum merkezleri üzerinde uyarıcı etki yapmaktadır. Hava yollarına yabancı maddelerin girmesi öksürük ve aksırık gibi refleksleri uyarır. Demek oluyor ki pCO2’deki artış. solunumun derinliğinin artması demek olan hiperpne. Dispne: Solunumun zorlanması veya sıkıntılı solunum halidir. Diğeri ise daha alt seviyelerde pons ve omurilik seviyesinde bulunan otomatik (ya da otonomik) sistemdir.

venler atriumlara boşalır. önce sağ ventrikül tarafından akciğerlere gönderilerek solunum havası ile gaz değişimine uğrayıp geri gelmesi sağlanır (oksjence zenginleştirilmiş olarak sol atriuma geri döner). Sıcaklığın vücudun her tarafına eşit olarak dağılımı. arter ve venlerde böyle bir değişim olmaz. Atriumlar kalbe geri dönen kanı kabul edip ventriküllere gönderen. sağ ventrikülden başlayıp akciğerler üzerinden sol atriuma kadar gelen sisteme ise pulmoner (küçük) dolaşım adı verilmektedir. Kalpten çıkan iki ana arter. ventriküller ise kalbin esas pompa işlevini gören bölümleridir. Sol atrium ile sol ventrikül arasındaki iki yapraklı kapağa biküspit (ya da mitral). Kapillerden geçiş sırasında kanın kimyasal bileşimi ve fiziksel özellikleri değişime uğrarken. en dışta ise iki yapraklı (viseral ve parietal) zar tabakasını meydana getiren perikard. kanın tek yöndeki hareketinden sorumludur (Şekil 2). sağ atrium ve sağ ventrikül arasındaki üç yapraklı kapağa ise triküspit kapak adı verilmiştir. sol ventrikülden başlayıp tüm vücudu dolaştıktan sonra sağ atriumda sonlanan sisteme sistemik (büyük) dolaşım. önce arterlerden. olaylar sağlanmaktadır. En içte endokard. 3. Kanın damar sistemi içerisindeki akışı. Sonuçta. sonra sol ventrikül tarafından tüm vücut dokularını beslemek üzere aortaya pompalanır. Kalbin Fizyolojik Anatomisi: Üstte iki atrium (kulakçık) altta ise iki ventrikül (karıncık) olmak üzere 4 boşluktan oluşan kalpte. kalp ve damarların oluşturduğu bir sistemdir. venöz uçta tekrar damar sistemine geri geçmektedir (Şekil 1). kendilerini çevreleyen iç ortam ile yürüttükleri madde alım-verimi. DOLAŞIM SİSTEMİ Dolaşım Sisteminin Genel Özellikleri Dolaşım sistemi. Bu sistemde kalp merkezde yerleşmiş olup. Buna göre kalbin esasında ikili bir pompa gibi çalıştığı anlaşılır. sol ventrikülden çıkan aorta ve sağ ventrikülden çıkan pulmoner arterdir. daha sonra ise venlerden geçerek en sonunda kalbe geri döner. Temel işlev. kanın bu boru sistemi içerisinde belli bir basınç altında dolaşmasını sağlamaktır. damarlar ise kalpten çıkıp tekrar kalbe geri dönen kapalı bir boru sistemi oluşturmaktadır. en kalın olduğu yer. Miyokard kalınlığı çeşitli kalp bölmelerinde farklılık gösterir. Hücrelerin. ortada kalbin kas tabakasını oluşturan miyokard. Bu işlevlerin kontrol ve düzenlenmesi için önemli olan çeşitli hormonların ve diğer bazı haberci moleküllerin hedeflerine ulaştırılması vb. yüksek basınçlı bölgeden düşük basınçlı bölgeye doğrudur. Arterler ventriküllerden çıkarken. Kanı kalbe getiren damarlar ise sağ atriuma gelen vena cavalar (superior ve inferior) ile sol atriuma gelen pulmoner venlerdir. Bu yüksek ve düşük basınç bölgelerini ise bir emme-basma tulumba gibi çalışan kalp sağlamaktadır. Kalpteki bu kapakçıklar. kanı yüksek basınçlı arter sistemine doğru 169 . 2. sonra kapiller (kılcal) damarlardan.4. Kalp dokusu başlıca 3 tabakadan oluşmaktadır. bu boşluklar sağ ve sol taraflarda birbirlerine kapaklar aracılığıyla bağlıdır. 1. ventriküllerden çıkan arterlerin (aort ve pulmoner arter) başındaki yarım ay şeklindeki semilunar kapaklarla birlikte. Kalbin pompa gücü ile damar sistemine fırlatılan kan. Bunun için kapillerin arteryel ucunda interstisyel sahaya süzülen kan plazması. Sağ atriuma karbondioksit konsantrasyonu artmış ve oksijen içeriği azalmış olarak gelen kan.

Bununla birlikte kalp kası otonom sinir sisteminin bileşenlerinden (sempatik ve parasempatik) de sinir alır. aortanın çıktığı bölgeden ayrılan koroner damarlar yoluyla ulaştırılır. AV düğüme bağlı olarak bulunan his demeti ve buna bağlı olan purkinje liflerinin uyarı çıkarma hızları ise daha düşüktür (Şekil 3). Kalbin normal çalışması sırasında hakim olan güç SA düğümdür. bu öneminden kaynaklanan. Kalbin kendi uyarı sistemi sinoatrial (SA) düğüm (odak). bu yolla kalp hızı ve kasılma gücü azalır. sol ventrikül duvarıdır. Şekil 1.pompalayan (ya da bizzat bu yüksek basıncı oluşturmakla yükümlü). SA düğüm dakikada 70-80 kez uyarı çıkarabilme yeteneğindedir. his demeti ve purkinje liflerinden oluşur. Şekil 2. Sempatik uyarı ise kalp hızı ve kasılma gücünü artırıcı etki yapar. Kalp kapakcıkları. hemen hemen tüm dünyada en sık karşımıza çıkan ölüm nedeni de zaten kalp hastalıklarıdır. Öyle ki normal kalp kası hücrelerinde 170 . bu nedenle SA düğüm pacemaker (adım attırıcı) odak olarak da bilinir. Kalp ve damar sistemi. içlerine devamlı sodyum iyonlarının sızmasına izin veren SA düğüm hücrelerinin dinlenim potansiyelinin diğer kalp kası hücrelerinden daha yüksek (yani 0’a yakın) oluşuyla açıklanır. Kalbin Uyarı Sistemi Kalp kasının sinirsel bir uyarıya ihtiyacı yoktur ve kendi uyarısını oluşturma yeteneğindedir. Kalp kasının en dikkat çekici özelliği. SA düğüme özgü olan pacemaker potansiyeli. atrioventriküler (AV) düğüm. ömür boyu bir kasılma-gevşeme döngüsü içerisinde durmaksızın çalışmasıdır. sinir sistemi bu yolla kalbin çalışma düzeni üzerinde ayarlayıcı rol oynamaktadır.vagustur. Kalbin kendi dokusunu beslemesi için gerekli olan kan. Kalbe parasempatik uyarıyı getiren sinir n.

Sodyum sızması sonucu –40 mV’a daha kolay ulaşır. Sempatik sistemin etkisi ise (adrenalin. Uyarı AV düğümü geçerken 0. dolayısıyla kalbin etkili bir pompa olarak çalışmasını. Yani potansiyel önce –40 mV’luk eşik değerine ulaşmakta. Ulaştığı anda ise potansiyelin birden +20 mV’a kadar yükseldiği. purkinje liflerini oluşturur.vagus) nörotransmitteri olan asetilkolin etkisinde potasyum geçirgenliği artmakta. bunların temel görevi ise iki ventrikülün birden ve aynı anda kasılmasını.13 sn’lik gecikme ventriküller kasılmadan önce atriumlardaki tüm kanın ventriküllere aktarılmasına olanak tanır. Parasempatik sistemin (n. Kalpte uyarının iletimi. his demetinin sağ ve sol dallarına. bu değere gelince aksiyon potansiyeli oluşmakta ve sonra tekrar sükûn potansiyeline geri dönmektedir. noradrenalin) hücre içine kalsiyum girişini artırmak yönünde ortaya çıkar.membran dinlenim potansiyeli –80 ile –95 mV arasında iken. bir yandan ise internodal (düğümler arası) ileti yolları boyunca AV düğüme gelir. sonra yine eski değerine döndüğü görülür. kalp ileti sisteminin en uç bölümü olan. temin etmektir. Şekil 3. Sistolü takip eden iki uyarı arası dönemde ise diyastol (gevşeme) oluşur (Şekil 4). daha sonra da purkinje liflerine iletilir. 171 . burası aynı zamanda uyarının atriumlardan ventriküllere geçtiği noktayı oluşturur ve uyarı buradan his demetine. Uyarının atrium miyokardına yayılması sonucu atrium kasılması (sistolü). His demetinin sağ ve sol kollarının miyokard içerisine giren ince dalları. Kalpte Uyarının Yayılması: SA düğümden çıkan uyarı bir yandan doğrudan değişim halinde olduğu atrium miyokardını uyarır. ventrikül sistolü ile de ventrikül içerisindeki kan arterlere pompalanır. AV düğümdeki 0. Atrium sistolü ile atrium içerisindeki kan ventriküllere. dolayısıyla hücre hiperpolarize olmakta ve eşik değere ulaşması zorlaşmaktadır (gecikmektedir). Otonom sinir sisteminin kalp üzerine olan düzenleyici etkinliği de zaten SA düğümün potansiyelini değiştirmek yoluyla olmaktadır. ventrikül miyokardına yayılması sonucunda ise ventrikül sistolü gerçekleşir. pacemaker hücrelerinde bu değer –60 mV kadardır. bu şekilde artan potansiyel ile kalp hızlanır. AV düğümü geçen aksiyon potansiyeli his demetinde hız alır.13 sn’lik bir gecikmeye uğrar.

EKG 172 . Şekil 5. Normalde. bacaklar. kadar sürer. Elektrokardiyografi (EKG): Kalbin çalışması sırasında oluşan elektriksel aktivitenin. Temel prensip.13-0. QRS kompleksi ventrikül depolarizasyonu. kalpteki elektriksel değişikliği yansıtır.. R. SA düğümden çıkan her bir aksiyon potansiyelinin. S ve T dalgalarından oluşan bir kayıt çizelgesi (elektrokardiyogram) şeklinde elde edilen çıktı üzerinde görülen P dalgası atrium depolarizasyonu.Şekil 4. kalbin kasılma ve pompalama gücü hakkında bilgi vermez. PR aralığı 0. Elektrokardiyogram. Atrium repolarizasyonu QRS kompleksi altında kaybolduğundan ayrı bir dalga olarak izlenmez.08-0. Q. kalp kasındaki yayılımı sırasında vücut yüzeyine yansıyan şekliyle kaydedilmesidir. P. T dalgası ise ventrikül repolarizasyonuna karşılık gelmektedir. QRS kompleksi 0. P dalgası ve R dalgası arasındaki mesafe (PR aralığı) uyarının his demetinde iletildiği döneme rastlar. vücut yüzeyindeki özel noktalara (kollar. Kalpte uyarının yayılması.16 sn. Kalpte uyarı ve ileti sisteminin normal olup olmadığını ve miyokard bozukluklarına bağlı olarak ortaya çıkan ileti bozukluklarını yansıtır (Şekil 5). göğüs kafesi üzeri) yerleştirilen elektrotlar yardımıyla. kaydedilmesidir.12 sn.

ventrikül içi basıncın arterlere kıyasla düşmesine yol açar ve bir miktar kan ventriküllere doğru geri çekilir. Temel olarak yaklaşık yerleri şekildegösterilen 5 ayrı dinleme odağı vardır. çıplak kulak veya daha etkili olarak steteskop yardımıyla duyulabilir. Ventrikül sistolünü diyastolün takip etmesi. bu olaya Frank Starling yasası adı verilir. Kalbin vurum şiddeti ya da gücü sağ atrium ve ventriküle gelen kan miktarına göre ayarlanır. Steteskop hangi kapağa daha yakın yerleştirilirse o kapağın sesi daha net. kalbin çok hızlandığı durumlarda ventriküllerin dolma süresi kısalır ve atım hacmi azalır.8 sn kadar sürer. hem atriumların. Siklusun devamında.) (atım hacmi X nabız) olarak adlandırılır. Kalbin Yaptığı İş: Kalbin her sistolde attığı kan miktarı atım hacmi veya vurum hacmi (ortalama 70 ml). 173 . Bu şekilde atriumlara gelen kanın %70 kadarı pasif olarak ventriküllere geçmekte. yine her defasında bunu bir diyastol (gevşeme) takip eder. mitral. Uyarının ventriküllere ulaşmasıyla birlikte (ki artık ventriküller de dolmuştur) ventrikül sistolünün başında ventrikül içi basıncın artmasıyla. bu arterlerde basınç artışına neden olur. triküspit ve biküspit kapaklar kapanarak kanın kasılma sırasında atriumlara geri kaçması engellenir. Siklus sırasında atrioventriküler ve semilunar kapakçıkların titreşimleri birtakım seslerin oluşmasına neden olur. Kalbe dolan kan kalp kasını gerdikçe aktin ve miyozin filamentleri daha güçlü bir kasılma gösterir. Dinlenim halindeki normal kalp döngüsü 0. kalp gelen kanın hepsini pompalar ve venler içerisinde kan birikmesine engel olur. Kalp siklusunun başlangıcı. Her bir sistol-diyastol döngüsü (ya da bir sistolden diğerine geçen zaman) ise kalp siklusunu oluşturur. Bu sesler. diğerleri ise daha derin olarak alınır. kanın ventriküllere geri dönmemesi için semilunar kapaklar kapanır ve ikinci kalp sesi oluşur. triküspit. Buna göre. Bu sırada sistemik ve pulmoner dolaşımdan gelen kan her iki atriuma dolmaktadır. Ventriküllerin iyice gevşemesi sonucu içlerindeki basıncın atriumların altına düşmesiyle atrioventriküler kapaklar (triküspit ve biküspit) açılır ve kan ventriküllere akmaya başlar. Kanın arterlere geçişi. Bu olayın gerçekleşmesi için sol ventrikül basıncının 80 mmHg (yani aort basıncı). bir dakikada pompaladığı kan miktarı ise dakika hacmi ya da kalp debisi (kardiak output) (5040 ml. bir dakikadaki sistol sayısı nabız (72/dk. fizyolojik sınırlar içerisinde.). geri kalan %30’u ise SA düğümden çıkan uyarının başlattığı atrium sistolü ile bunu takip etmektedir. Bu kapakların kapanması sırasında meydana gelen titreşim birinci kalp sesini oluşturur. apeks. hem de ventriküllerin diyastolde olduğu faz olarak kabul edilir. ventrikül içi basıncın arterlerdeki basıncın üzerine çıkmasıyla aort ve pulmoner arterlerin ağzında bulunan semilunar kapaklar açılır ve ventriküller içerisindeki kan bu arterlere fırlatılır. geri kalan %30’u bunu biraz daha yavaş olarak takip eder. sistolin sürmesi nedeniyle. aort ve pulmoner odak(Şekil 6). Kalbin kanla dolması diyastol dönemine rastladığından. sağ ventrikül basıncının ise 8 mmHg’yı (yani pulmoner arter basıncı) geçmelidir. Fırlatma fazı olarak bilinen bu aşamanın daha başında kanın %70’i arterlere geçerken.Kalp Siklusu (Kalp Döngüsü) Ve Kalp Sesleri SA düğümden çıkan her bir uyarı bir sistol (kasılma) oluştururken.

100/dk’nın üzerindeki rakamlar ise taşikardi şeklinde adlandırılmaktadır. içinde tedavi edilmezse beyin hasarı ve ölüme yol açar. SA düğüm ile AV düğüm arasında bir yerde tutulursa sinoatriküler blok. AV düğümde tutulursa atrioventriküler blok olarak tanımlanır.Şekil 6. Bunlar atrium veya ventrikül kaynaklı olabilir. Kalp blokları: SA düğümden çıkan uyarı dalgasının kalbin çeşitli bölgelerinde tutulması sonucu oluşur. 400-600/dk’lık bir frekans ise fibrilasyon olarak adlandırılmaktadır. Kalp dakika vuru sayısının 200-300 arasında olmasına flatter (flutter) adı verilir.’ye kadar çıkarabilir. Sporcuların bir miktar bradikardik olması fizyolojiktir ve bunlarda bradikardi ile birlikte kalbin atım hacmi de artmış olarak bulunur. Kalbin odakları. Ventriküler fibrilasyon 3-5 dk. Aritmiler: Kalbin dakika vuru sayısının normalden sapmasına denir. kadar kan pompalayan kalp egzersizde bunu 30 Lt. Sağ ventrikülün pompaladığı kan miktarı yaklaşık olarak sol ventrikül ile aynı olmasına karşın. kanı düşük basınçlı (düşük dirençli) akciğer damarlarına gönderdiği için yükü ağır değildir. Normal kalp ritmi 72/dk olarak kabul edilmekte. Dinlenim halinde dakikada 5-6 Lt. 174 . Şayet uyarı daha SA düğümde tutulursa sinüzal blok. His demetinde ortaya çıkan bir blok ise yine yerine göre sağ ya da sol dal bloku şeklinde adlandırılır. Kalbin SA düğüm dışındaki herhangi bir bölgesinden iki normal sistol arasında aniden uyarı çıkaran noktaya ektopik odak. Bu artışın bir kısmı kalp hızına. Yer yer ani bir şekilde gelişen ve birkaç dakikadan birkaç saate kadar sürebilen 150-200/dk’lık kalp atımları paroksismal taşikardi olarak adlandırılır. 60/dk’nın altındaki rakamlar bradikardi. böyle bir odaktan kaynaklanan vuruya ise prematüre vuru (ekstrasistol) denir. bir kısmı da kalbe dönen kan miktarına bağlıdır. Bu nedenle sağ ventrikül kası daha incedir.

Buna vazomotor tonus adı verilir. genişlediği zaman artar. Tek katlı endotel dokusundan oluşur. uyarının ortadan kalktığı durumda ise tonus azalır. Arteriyollerin kas dokusu sempatik sinir sistemi etkisinde sürekli bir gerginliğe (tonus) sahiptir. Medya: Güçlü kas ve elastin bağ dokusundan oluşur. akciğerleri dolaşıp tekrar kalbe dönmesi için yeterlidir. Daralma veya genişleme kabiliyetleri nedeniyle arteriyoller bir nevi ‘tıpa’ görevi görmektedir. aorta – arterler – arteriyoller – kapiller – venüller – venler – vena cava şeklinde bir dizilim ortaya çıkar. Arteriyollerin çapı daraldıkça periferik direnç artar. pulmoner dolaşım ise düşük basınçlı bir sistemidir. Sistemik dolaşım yüksek basınçlı. sonuçta kan akımı zorlaşır ve kan basıncı yükselir. Bütün kan damarlarının iç yüzeyi endotel adı verilen hücre tabakası ile döşelidir. Kaygan özellikli olduğundan. Arteriyoller sempatik sinir tarafından kontrol edilmektedir. Kalpten başlayarak damarları sıralayacak olursak. Arterler (Atardamarlar): Arterlerin yapısı hem yüksek basınç oluşturmaya. ki buna periferik direnç denir. hem de yüksek basınca dayanmaya uygundur. Bu damarlara arteriyol denmektedir (Şekil 8). bu durum gaz alış-verişini zorlaştırır ve nefes darlığı (dispne) görülür. İntima: En iç tabakadır. Aorta’da ortalama basınç 85 mmHg iken sağ atriumda 0’dır. Yavaşlayan akciğer dolaşımı ise akciğer interstisyumunda sıvı birikmesine neden olur (akciğer ödemi). Periferik Dolaşım Sistemik ve pulmoner dolaşımın ikisine birden periferik dolaşım denmektedir. Arterler kalpten uzaklaşıp dokuların içerisine doğru yol aldıkça çapları küçülür ve kas dokusu biraz daha kuvvetli damarlar kalır. Kanın sağ kalpten 15-20 mmHg’lık bir basınçla çıkışı. Öyle ki. Bu şekilde arteriyoller bir organ ya da bölgeye gidecek olan kan miktarını ayarlayabilirler. Aortadaki yüksek basınç kalpten uzaklaştıkça ve diğer damarlara dallandıkça düşecektir. Kabaca arterler. venler ve kapiller şeklinde üçe ayrılabilecek olan damarlar arasında bu ayırıma göre işlevsel ve yapısal yönden birtakım farklılıklar dikkat çekmektedir (Şekil 17). Sol kalbe gelen kanın yeterince pompalanamaması ise akciğer dolaşımını yavaşlatır. Tüm arterler 3 tabakalı bir yapı gösterir: 1. Arterin aşırı genişlemesini önler. Bu elastik yapı sayesinde kalpten gelen yüksek basınçlı kanı kabul eder ve kanın ileriye doğru hareketi de sağlanır. hormon ya da kanda dolaşan diğer bazı vazoaktif maddelerin etkisi ile daralma (vazokonstriksiyon) ya da genişleme (vazodilatasyon) özelliği gösterebilen damarlardır. 3. Arteriyoller: Sinir uyarısı. arteriyoller daraldığı zaman bir organa giden kan miktarı azalırken. kanın sürtünmesi ile oluşabilecek yaralanmalara dirençlidir. Sempatik sistem uyarısıyla vazomotor tonus artarken. Sonunda en düşük basınca sağ atriumda ulaşılır. Duvarları kalın olup elastiktir. 175 . 2. Adventisya: Daha çok kollajen bağ dokusundan oluşan en dış tabakadır.Kalp Yetmezliği: Sağ kalp venlerden gelen kanın hepsini pompalayamaz ve biriken kan boyun venlerinde dolgunluğa neden olur.

Damarlar Şekil 8. Hücrelerle kan arasında gerçekleşen madde alım-verimi bu hizada olur. Kan kayıplarında önce venalardaki kan hacmi azalır. intratorasik) negatif basınçtaki artış ile oluşan emici pompa gücü 3. Prekapiller sfinkterler. Damarların yapısı Venler (Toplardamarlar): Venlerin lümeni arterlere göre daha geniş ve esnek bir yapılıdırlar.Şekil 7. arteriyollerden farklı olarak sinir sistemi tarafından değil. Kanın vücut (özellikle bacak) kaslarının kasılıp-gevşemesi yardımıyla kalbe doğru ilerlemesi (kas pompası) Kapillerler (Kılcal Damarlar): Arter ve venler arasındaki dolaşım devresini tamamlayan. Kalbin damar sistemine belli bir basınç altında zorla soktuğu kanın ileriye doğru hareket etme mecburiyeti 2. hidrojen iyonu. Bu nedenle venlere dolaşımın depo veya kapasitans damarları da denir. Bu yapılarından dolayı içlerine kanın dolmasıyla genişlerler ve genişlemeye bağlı olarak da basınç artışı görülmez. Nefes alma sırasında göğüs içi (intraplevral. laktik asit (yani asidoz) gibi lokal metabolik artıklar ve 176 . Venüller: Kapillerden hemen sonra gelen daha dar venlerdir. Venlerdeki kanın kalbe dönüşünü sağlayan başlıca 3 faktör vardır: 1. Kapillerlerden geçen kan akımını kontrol etmek üzere ağın giriş bölümüne yerleşmiş bulunan ve düz kaslardan oluşmuş bir yapı olan prekapiller sfinkter bulunur. Duvarları tek sıralı bir epitel (endotel) tabakasından ibarettir. çapları en dar. karbondioksit. duvarları en ince damarlardır (Şekil 9).

Bunun nedeni lokal metabolitlerin prekapiller sfikterleri açmasıdır (aktif hiperemi). lenf kanallarının tıkanması da ödeme neden olur. Ayrıca. oksijen ve karbondioksit gibi lipidlerde eriyebilirliği yüksek maddeler. Plazma proteinleri çok büyük moleküller olduklarından membranları geçemez ve damar içinde kalırlar. Bu durum damar içerisine kitle etkisiyle su çeken bir basınç farkı oluşturur. Bir damarın geçici olarak kapanmasıyla bir bölgenin kanlanması engellendiğinde. Kapiller yataktaki madde alım-verimi endoteldeki küçük kanalcıklar ve veziküler transport yoluyla olur. kapiller dilatasyon durumu. Egzersizde kaslara giden kan miktarı 20-40 kat artar. Periferik dolaşım çeşitli etkenlere farklı şekillerde cevap verebilir. Soğukta ise vazokonstriksiyon ile kan akımı azalır.oksijen azlığı (hipoksi) gibi ihtiyaçlar tarafından kontrol edilirler. Kılcal damarlar. bu şekilde kapiller membranı doğrudan geçerler. kapiller membran permeabilitesinin (geçirgenliğinin) artışı. Kapiller yataktaki kan basıncının (hidrostatik basınç) artışı. 177 . Sıcak vazodilatasyona neden olarak kan akımını artırır. 2. Şekil 9. Damar içerisindeki kanın oluşturduğu sıvı basıncına ise hidrostatik basınç denir. 1. Plazma proteinlerinin azalması sonucu onkotik basınçta düşme. Damara giriş ve çıkış için kullanılan başlıca yol difüzyondur. 2. 3. Lenf Dolaşımı: Lenf sistemi interstisyel aralıktan. giderek büyüyen damarlar oluşturarak venlere dökülür. Kandaki plazma proteinlerinin oluşturduğu bu basınca kolloid osmotik basıncı veya onkotik basınç adı verilir. Örneğin. İnterstisyel sahada lenf kılcalları olarak başlayan lenf dolaşımı. bu engelin ortadan kalkmasıyla o bölgenin 30 kat daha fazla kanlandığı görülür (reaktif hiperemi). 3. sıvıların toplanıp dolaşıma katıldığı yardımcı bir sistemdir. Ödem: İnterstisyel sahada sıvı birikimi olarak tanımlanabilecek olan ödemin çeşitli nedenleri olabilir: 1.

kanı pompaladığı hesaplanabilir.. ortalama normal değer = 80 mmHg)) ortaya çıkar. böylece kan organlara az. temporal arter. kan basıncı = kalp dakika hacmi x periferik direnç Kalp debisindeki değişiklikler sistolik basıncı. Dakika hacmini etkileyen başlıca faktörler ise kalbin atım hacmi (stroke volüm) ve kalp hızıdır: kalp dakika hacmi = atım hacmi x kalp hızı Ortalama atım hacmini 70 ml. Sağlıklı bir erişkinde ortalama 120/80 mmHg olarak kabul edilen normal kan basıncı değerinin çocuklarda daha düşük (90/60 mmHg) olduğu görülür. atım hızının ise 72/dk olarak aldığımız zaman kalbimizin dakikada 5 Lt. ortalama normal değer = 120 mmHg).Nabız: Vücut yüzeyine yakın seyreden arterlerin kemik gibi sert bir tabana elle sıkıştırılması yoluyla hissedilen basınç dalgasıdır. Kan basıncında ise büyük bir artış görülmez. Arteriyoller kalp dokusunda terminal yapılar değildir ve anastomozlarla birbirlerine bağlıdır. Bu durumda brakial arter üzerine yerleştirilmiş bulunan steteskoptan herhangi bir ses duyulmaz. Bu basınç dalgası. sistol sırasında kanın fırlatılması nedeniyle aortanın genişleyip sonra elastik olarak geri çekilmesi sonucu oluşan ve arterlerin duvarları boyunca yayılan dalgadır.dorsalis pedis’dir (her zaman palpe edilemeyebilir). gün boyunca ise tam 7200 Lt. çünkü arter tamamen kapanmış durumdadır. miyokarda gelen 178 . (Arteryel) Kan Basıncı Kanın damar duvarına yapmış olduğu basınçtır. posterior tibial arter. En yüksek basınç kalp siklusunun sistol dönenimde (sistolik basınç. Bu alet. kola geçirilen şişirilebilir bir manşet. femoral arter. Sindirim organlarına giden damarlar daralarak bu bölgenin direncini artırırken kaslara giden damarlar vazodilate olur. Ölçüm için önce aletin manşeti dirseğin iki parmak üst kısmından kola sarılır ve sistolik basınçtan daha yüksek bir basınç sağlanıncaya kadar şişirilir. Egzersizde Dolaşım: Egzersizde kalp dakika hacmi artarken dolaşım hızlanır. Manşet havasının yavaş yavaş boşaltılması sırasında manşet basıncının sistolik kan basıncı ile eşitlendiği noktada. en düşük basınç ise diyastol döneminde (diyastolik basınç. Nabız muayenesi yapılabilen arterler. Periferik direncin temel sorumlusu arteriyol damar duvarları olduğuna göre. periferik dirençteki değişiklikler ise diyastolik basıncı etkilemektedir. karotis arterleri. genişlemesi (vazodilatasyon) ise düşmesine neden olacaktır. bunların daralması (vazokonstriksiyon) diyastolik basıncın yükselmesine. radial arter. manşete bağlı hava basan bir el pompası ve yine manşete bağlı civalı ya da yaylı (ibreli) bir manometreden ibarettir. brakial arterden kan geçmeye başlar ve steteskoptan üfürüm. brakial arter (aynı zamanda kan basıncı ölçümünde faydalanılan arterdir) ulnar arter. sürtünme ya da vuru şeklinde ses duyulur (Şekil 10). Koroner Dolaşım: Kalp. kaslara fazla gider. Arteryel Kan Basıncının Ölçümü: Kan basıncı (tansiyon) ölçümü için sfingomanometre (tansiyon aleti) denen alet kullanılmaktadır. a. Şu an için bunun. aortanın hemen başlangıç kısmından ayrılan iki (sağ ve sol) koroner arter ile beslenmektedir.

prostaglandinler) artması sonucu geliştiği üzerinde durulmaktadır. Kan basıncı ölçümü. 179 .oksijen miktarının azalmasına bağlı olarak bazı lokal vazodilatatör maddelerin (adenozin. bradikinin. potasyum. Şekil 10. hidrojen. karbondioksit.

karaciğer. safra kesesi ve yolları ile pankreas ise. Sindirim sistemi. kalın bağırsaklarda ise elektrolit ve su emilimi ile mikroorganizma sindirimi yer alır. Sindirim sisteminin genel yapısı. özofagus. karbonhidrat. SİNDİRİM SİSTEMİ Sindirim Sisteminin Genel Özellikleri Yaşam için gerekli enerjiyi sindirim sistemi yoluyla alırız. protein gibi başlıca besin maddeleri ile su ve elektrolitlerin vücuda alınmasından sorumludur. midede besinlerin mekanik ve kimyasal parçalanma ile depolanma. tükrük bezleri. farinks. ince bağırsaklarda kimyasal parçalanma ve emilim. Şekil 1. Erişkinde yaklaşık 5 m uzunluğunda olan sindirim kanalının bileşenleri ağız.5. Dişler. yağ. Besinlerin çoğu. mide. ince ve kalın bağırsaklar ile anüstür (Şekil 1). kanalın duvarını geçemeyen büyük moleküllü partiküller halinde 180 . Özofagus yalnızca geçit olma görevini üstlenmiş iken. sindirime yardımcı yapılardır. kas ve bağ dokusundan yapılma bir kanaldan ibarettir. Kanal boyunca yer yer geçişi duraklatan veya yavaşlatan darlıklar (sfinkterler) ile depo görevi yapan daha geniş bölümler yer alır. kanal yapısına katılmayan. Genel olarak sindirim sistemi.

bunların bir kısmı endokrin. Villus ve mikrovillus adı verilen bu kıvrılmalar iç yüzeyden lümene doğru parmak şeklinde çıkıntılar gibi izlenir (fırçamsı kenar). sindirim sistemini düzenleyici hormonlardır. Kanalın sonunda sistemi terk eden materyel (feçes. mukus ve sindirici enzimlerdir. Ekzokrin salgılar ise lümene salınan. Sindirim Kanalının Yapısı Özofagus ortalarından anüse kadar. Dolayısıyla alınan besinler sindirim sisteminde öncelikle mekanik olarak parçalanır. lenfa ve vücut sıvılarına emildikten sonra organizmaya özgü protein. bir kısmı ise ekzokrin özelliktedir. artıkları atılır. içten dışa doğru mucosa. sonra kimyasal olarak basit moleküllere ayrıştırılmalıdır. Bu yapı taşları kan. 181 .ağızdan alınır. Tunica Mucosa: Mukoza tabakasının 3 bileşeni vardır: epitel. submucosa. Lamina propriada zengin bir damar ve lenf ağı ile sinir lifleri bulunur. Endokrin salgılar kana salınan. sindirim kanalının duvar yapısı birbirine benzer şekilde sıralanmış çeşitli katmanlardan oluşur. Muscularis mucosa adlı ince bir düz kas tabakasından oluşmuştur. bundan sonra yararlı olanları emilir. bu özellik geniş bir absorbsiyon (emilim) yüzeyi oluşturmaya yarar. Epitelde bol miktarda salgı yapan hücreler yer alır. muscularis (kas) ve seroza (adventisya) tabakaları vardır (Şekil 2). lamina propria. girintili çıkıntılı (kıvrımlı) bir yapı oluşturur. Proteinler amino asitlere. karbonhidratlar ise mono ve disakkaritlere çevrilir. yağ ve karbonhidratlar sentezlenir. Bunun dışında sindirim kanalının birçok bölgesinde mukoza tabakası. sempatik sinirler ile innerve olur. muscularis mucosa. Şekil 2. gaita) ise hemen hemen tamamen bakteriler ve çeşitli sindirilememiş ya da emilememiş maddelerden ibarettir. yağlar yağ asitleri ve gliserole. Sindirim kanalının duvarı.

anüs üst bölümüne kadar tüm sindirim sisteminin venöz drenajını toplayıp karaciğere gider. a. Nişasta sindirimi daha ağızda tükrük amilazı (pityalin) ile başlar. İnce bağırsaklara salgılanan pankreas amilazı ise daha güçlü bir sindirim enzimidir. Yalnız v. ancak normal bir beslenmede sadece çok az miktarda monosakkarid bulunur. Tunica Serosa (veya Adventisya): Gevşek bir bağ dokusu ile üzerindeki ince epitel tabakasından ibarettir. ayrıca da birbirleriyle irtibatlıdır. Tunica Muscularis (muscularis externa): Kas tabakası dışta longitudinal. bir sinir ağı yer alır.porta bu kurala uymaz. 182 . Ayrıca. Besinlerin Sindirim ve Emilimi Karbonhidratların Sindirim ve Emilimi: Besinlerle alınan karbonhidratların 2/3’ü bitkisel bir polisakkarid olan nişasta. Sindirim Sisteminde Kan Dolaşımı Salgı ve absorbsiyon görevleri olan sindirim sistemi kan damarlarından oldukça zengindir.mesenterica superior ve inferior’dan sağlanır. İleo-Çekal Sfinkter: Kolondaki bakterilerin ince barsağa geçişini önler. Gerek Auerbach. Sonra incebağırsakta emilim gerçekleşir. venler ise genel olarak arterlere eşlik eder. geri kalanın çoğu ise disakkaridler olan sukroz (çay şekeri) ve sütte bulanan laktozdan ibarettir. Muscularis tabakası ile submukoza tabakası arasında. Hipofaringeal (Üst Özofagus) Sfinkteri: Özofagusun başlangıcındadır. içte ise sirküler liflerden oluşur. sindirim kanalı içeriğinin hareketi ve karışması için güç sağlar. Protein ve polipeptid sindirimini yürüten başlıca enzimler mideden salgılanan pepsin ile pankreatik salgılar olan tripsin. Disakkaridler ve polisakkaridler ise emilmek için önce monosakkaridlere parçalanır. Bu kasların kasılması. salgı bezleri ve sinir ağları içeren bir bağ dokusu tabakasıdır. Proteinlerin Sindirim ve Emilimi: Lümendeki proteinlerin çoğu amino asitlere yıkılır ve emilime uğrar. ince bağırsak fırçamsı kenar enzimleri ile amino asitlere ayrışma tamamlanır. Sfinkterler: Sindirim sistemini çeşitli kompartmanlara ayıran sfinkterlerin hizasında kas katmanları çok kalınlaşır. Sonra incebağırsakta emilim gerçekleşir. özofagus alt bölümünden. Monosakkaridler sindirim kanalından doğrudan emilebilmektedir. Karın organlarının arteryel kanı aortadan ayrılan a. Anal Sfinkter: Defekasyonu düzenler. Auerbach pleksusu (pleksus intramuralis veya miyenterik pleksus). Portal ven. uyarı geldiğinde ise gevşerler.Tunica Submucosa: Kan damarları. Fırçamsı kenarda yer alan birtakım enzimler ise karbonhidrat sindirimini tamamlar. Düz kaslar ise aynı zamanda gerim reseptörü olarak da görev yapar. gerekse Meissner pleksusu ağırlıklı olarak parasempatik sinir sistemi. Kardiya Sfinkteri: Mide ile özofagus arasında yer alır ve mide suyunun özofagusa geçmesini önler. Ağız ve anüs dışında sindirim sisteminde çizgili kas yoktur. Bu kas tabakalarının tonusu istirahat halinde çevre dokulardan fazladır. Meissner pleksusu (pleksus submucosis) olarak bilinen.coeliaca. Pilor Sfinkteri: Midenin asit ortamı ile duodenumun bazik içeriğini ayırır. İki kas tabakası arasında ise yine bir sinir ağı yer alır. kimotripsin ve karboksipeptidazdır.

sindirim sistemi işlevlerinin ne şekilde düzenleneceğinin esas belirleyicisi kanal lümeni içeriğinin hacim ve bileşimidir. kanal duvarında bulunan osmo-. ya da demir içeren enzimlerin sentezinde kullanılır. bunu safra tuzları sağlar. Demir: besinlerdeki demir ancak +2 değerlikli olarak (ferro) emilebilmektedir. alkol. Kalın Bağırsakta emilim daha çok su ve elektrolitlerden ibarettir. Yağlar küçük damlalara bölünür ve bu şekilde yüzey alanları genişletilir. sinirsel düzenlemeler ve hormonal 183 .K). parathormon ve kalsitonin kontrolüyle düzenlenir. Duodeunum ve Jejenumda monosakkaridler. ağız. Su absorpsiyonunun büyük bölümü çekum ve çıkan kolondan olur. Emilim ince bağırsakların üst kısmında aktif transport ile olur. içeriğin osmolaritesi. Ferritindeki demir ise +3 değerliklidir (ferri) ve gereksinime göre hemoglobin. Enterosit içerisine alınan demir burada ferritin deposunu oluşturur. Kalsiyum: Vücut gereksinimine uygun olarak. asetil salisilik asit burada emilebilmektedir. madde konsantrasyonu. kanal duvarının gerilmesi. Bu bölünme işlemine emülsifikasyon ve miçel oluşumu adı verilmektedir. Sindirim Sistemi İşlevlerinin Düzenlenmesi Eser elementlerde görüldüğü gibi birkaç istisnai durum dışında. yağ asitleri. mide ve ince bağırsaklarda bulunan lipazın önemi ise azdır. besin maddelerinin konsantrasyonu olarak sıralanabilir. kemo. Genel olarak vitaminler besin partiküllerinin sindirimi sırasında açığa çıkar ve emilmeye hazır hale gelir. Bağırsak epiteli suya oldukça geçirgendir ve çeşitli maddelerin (büyük ölçüde sodyum) emilimi sırasında oluşan osmotik gradyent ile devamlı bir su emilimi meydana gelmektedir. Dolayısıyla safra tuzları ile bu vitaminlerin emilimi artar. içeriğin asiditesi. yine duvardaki kas tabakasının ya da endo. Birbirlerinin absorpsiyonunu yarışmalı olarak inhibe ederler. Midede su.E. Magnezyum: Emilimi kalsiyum gibidir. B12 vitamini ve safra tuzları emilir. B12 vitamini ise. Aslında su. Vitaminlerin Emilimi: Çoğu vitamin sindirim ve emilim sırasında çok az enzimatik değişime uğrar. Yağlar (şilomikronlar halinde) villusların ortasında yer alan merkezi lenf kanalına (lakteal) geçer. D vitamini. emilmek için öncelikle midedeki asit salgılayan hücreler tarafından üretilen intrensek faktöre bağlanmalıdır.veya mekanoreseptörler üzerinden. Su ve tuzların başlıca emilim yeri. Bu karşılıklı geçişler ile de bağırsak içeriğinin plazma ile izotonik kalması sağlanmaktadır. Suda eriyen vitaminlerin çoğu ise doğrudan difüzyon ya da çeşitli aracılı transport sistemleri ile emilmektedir. Sonuçta oluşan çok sayıdaki küçük yağ damlası lipaz ile sindirilmeye açık iyi birer hedef oluşturur.Yağların Sindirim ve Emilimi: Sindirim hemen tamamen ince bağırsaklarda pankreatik lipaz aracılığıyla olur. Dolayısıyla sindirimi etkileyen temel unsurlar. yağ emilimi sırasında miçeller içerisinde erir. sindirim kanalında iki yönlü olarak geçiş yapmaktadır. İleumda. İleumun cerrahi olarak çıkarılması. sindirim kanalına en bol miktarda giren maddedir. Su ve Minerallerin Emilimi: Su.D.ve ekzokrin bezlerin işlevlerini tetikleyen refleksleri başlatır. suda eriyen vitaminler. Yağda eriyen vitaminler (A. amino asitler. Bu uyaranlar. amino asitler ve suda eriyen vitaminlerin emilimi olur. Safra tuzlarının bu bölgeden tekrar geri emilimi enterohepatik döngü olarak adlandırılır. ince bağırsakların üst bölümüdür. Bu refleksler ile lokal myojenik tepkiler. safra tuzları ve B12 vitamininin sürekli olarak kaybedilmesine neden olur.

Pankreastan sindirim enzimlerinin salgılanmasını uyarır. Bu (lokal. hormonal (özellikle gastrin. Gastrin: Besinlerin mideye girmesiyle salgılanan gastrin. yanlarda tuzlu. Hormonal Düzenleme. Yani parasempatik uyarı altında sindirim kanalının pasaj hızı artar. sinirsel ve hormonal) değişiklikler sindirim ve emilimi düzenler.vagustur. parietal hücrelerden HCl salgısını uyarır. sublingual ve daha birçok küçük tükrük bezi bulunur. asiditede azalma. Yani lokal (enterik sinir sistemi ve kanal duvarının kas refleksleri) . tatma ve çiğneme. Sindirim sisteminde salgı ve motilite artar: Sefalik evre (faz): Baştaki görme. lokal. sindirim sisteminin kendi lokal sinir sistemini meydana getirmektedir. sfinkterlerde gevşeme yönündedir (başlıca sinir n. protein sindirimi sırasında oluşan peptidler) ile başlayabilir. osmolarite değişiklikleri. Yalnız parasempatik sistem sindirim faaliyetlerini arttırır. Gastrik evre: Midede meydana gelen 3 ayrı uyaran (distansiyon (gerilme). enterik sinir sistemi. asiditede artış. arkaya doğru ekşi ve acı duyusu alan reseptörler ağırlıklıdır. Böylece ince bağırsakta sindirim hızlanır. İntestinal evre: Bağırsak kanalındaki uyarılarla olur. 184 . Sindirim Kanalının Çeşitli Bölgelerinde Sindirim ve Emilim 1. distansiyon. pankreas dış salgı bezlerini etkileyerek bikarbonattan zengin (duodenumdaki asiti tamponlayacak) bir salgı yaptırmasıdır. geniş bir alanın parasempatik innervasyonunu sağlar). Parasempatik sistem etkisi motilite ve salgıda artış. Bu üç evrede de bu etkiler ile. Kolesistokinin (CCK): Salgısı. Sekretin: Yemeklerden sonra duodenuma asitli kimusun geçmesi ile duodenum ve jejenumun üst bölümlerinden sekretin salgısı uyarılır. duodenuma yağlı maddelerin ve protein yıkım ürünlerinin geçmesi ile uyarılır. dilin ucunda tatlı. çeşitli emosyonel durumlar ve n.düzenlemeler oluşur. Dilin üzerini örten epitel ise tad reseptörlerini oluşturan farklılaşmalar göstermektedir. parotis. uyarının kaynaklandığı yere (bölgeye) göre 3 evrede incelenebilmektedir. sempatik sistem değil… Sinirsel Düzenleme: Sindirim kanalı duvarında yer alan submukozal ve miyenterik sinir ağları. Başlıca etkisi. salgı ve emilim olarak düzenlenir. Ağız – Farinks – Özofagus: Ağız boşluğu. gerekse birbirleriyle sinapslaşarak bir pleksusta meydana gelen sinirsel aktivitenin diğer pleksusa ve de sindirim sisteminin yukarı ve aşağı bölümlerine iletilmesini sağlar. koklama. Ayrıca otonom sinir sisteminden (sempatik ve parasempatik) gelen lifler de bu sinir ağları ile sinapslaşır. çeşitli sindirim ürünleri.vagus içerisinde seyreden parasempatik uyarılma ile başlar. özofagustan başlayarak proksimal kolonu da içine almak üzere. Bu sinir ağlarının her biri gerek kendi içlerinde. sinirsel ve hormonal aktivitede yukarıda bahsedildiği gibi değişikliler meydana gelir. sürekli ıslak tutulan bir bölgedir. submandibular. Sindirim İşlevlerini Kontrolün Evreleri: Sindirim olaylarının sinirsel ve hormonal kontrolü. bu şekilde sindirim kanalının motilite ve sekretuar aktivitesi merkezi sinir sistemi tarafından da etkilenebilmektedir. sekretin ve kolesistin) ve sinirsel (sempatik-parasempatik) olarak sindirim sistemi peristaltizm.

hormonal ve parasempatik) peristaltizm ve salgılar artarak. Parotisin salgısı diğer hepsinden daha sulu olup yüksek oranda α-amilaz (pityalin) enzimi içerir. İçeriğini sindirim ve emilim için optimal miktarlarda ince barsağa vermektir. 2. besin geçtikten sonra ise kapanarak özofagus ile mide arasındaki bariyeri yeniden kurar. alt özofageal sfinkter açılır ve besinin mideye girmesi için yutma peryodu boyunca gevşek kalır.) Besinin mideye ulaşması yer çekimi ile değil de bu peristaltik dalgaların etkisiyle olduğundan kişi baş aşağı dursa bile yutma olayı oluşabilmektedir. alt 2/3’lük kısmı ise düz kas ile sarılmıştır. Midede meydana gelen olaylar gastrik fazı arttırır. tükrük ile de karışarak. Sonra bu gelişmelere intestinal faz da eklenerek ilerleme ve gelişme artacaktır.) tükrük de artar. Özofagusun peristaltik dalgaları ile lokma mideye ulaştırılır. Refleks merkezi medulla oblongatadadır. peristaltik dalgaların etkisiyle. Besini bir süre depolamak. kimusun anal tarafa doğru ilerlemesine ve sindirimin evrelerinin gelişmesine neden olur. yutulmaya hazır hale getirilir.Çiğneme: Besinler sindirime hazırlanmanın ilk aşaması olan çiğneme ile küçük parçalara ayrılıp. Kas tabakası pilor hizasında kalınlaşarak bir sfinkter oluşturur (şekil 3). pankreas salgıları vb. Çiğneme. Mide Özofagus ve ince bağırsaklar arasında bulunan torba gibi bir organdır. Parasempatik uyarılar ile diğer sindirim salgıları gibi (mide. Midenin anatomik yapısı. 2. Bundan sonra. Özofagus üst 1/3’lük bölümü iskelet kası. Şekil 3. İşlevleri. istemli olarak başlasa da refleks olarak devam ederek bu şekilde sonlanan bir olaydır. sonra kapanarak tek yönlü ve kontrollü iletim sağlar. kısmen sindirmek ve 3. 1. 185 . Yutma olayı istemli başlayarak kompleks bir refleks olarak devam eder. Gastrik faz yoluyla (lokal. Çözündürmek. (Bütün sfinkterler tüm sindirim kanalı boyunca bu şekilde peristaltik hareketler ile beraber geçiş esnasında gevşer.

sindirim enzimleri yoktur. Safra tuzları. karbonhidratlar. Safranın bileşimine göz atacak olursak: (1) safra tuzları. (5) safra pigmentleri ve(6) az miktarda diğer metabolik son ürünler. Safra pigmentleri. Safranın asıl önemli etkisi emülsiyon yapıcı özelliği olup. Bikarbonat. 4. 5. (2) kolesterol. kanalları yoluyla duodenuma çeşitli maddeler salgılar (Şekil 4). Midenin Salgıları günde 2-3 litreyi bulmaktadır. safra kesesinde depolanır. İnce Bağırsaklar Duodenum çeperindeki Brunner bezleri koyu kıvamda müsin salgılar. (4) bikarbonat. Sindirim sistemini pankreasın ekzokrin salgıları ilgilendirir. biliverdinin indirgenmesi ile oluşur ve insan safrasının esas pigmentidir. diğer kısmı ise bağırsaklarda emilir ve sistemik dolaşıma katılır. jejenum ve ileumda ise ince barsağın kendi çeperinde yer alan birtakım enzimlerin daha etkili olduğu görülür. Kusma merkezi medulla oblongata’da yer alır. lesitin ve kolesterol hepatositlerde (karaciğer hücreleri) sentezlenir ve yağın emülsifikasyonundan sorumludur. Sindirimin son evresi ve emilimin çoğu ince bağırsaklarda olmaktadır. (7) eser elementler. Pankreasın Ekzokrin Salgıları ve Karaciğer Vücudun iki büyük bez organı olan karaciğer ve pankreas. Sindirim faaliyetleri açısından. Safra. yağlar. enterohepatik döngü. karaciğerde sentez edilip safra kanallarında toplandıktan sonra. Midenin sindirici etkisi ile besin maddeleri kimus adı verilen yarı sıvı madde (solüsyon) haline gelir. fekal materyali defekasyon öncesinde depolamak ve konsantre etmektir (Şekil 5). Ürobilinojenin bir kısmı oksidasyon reaksiyonu sonucu dışkının rengini veren sterkobiline çevrilir. duodenumda pankreas salgısındaki enzimler ile safranın etkileri ön plana çıkarken. (3) lesitin (fosfolipid yapıda bir maddedir). 3. Bilurubin. bu özelliği ile kimustaki lipidlerin yüzey gerilimini düşürür ve lipazın etkisini kolaylaştırır. nükleik asitler) parçalayan enzimler salgılanır. Safra tuzlarının %95’i ileumda yeniden emilerek bir kez daha safraya salgılanmak üzere dolaşıma döner.İnce bağırsakta emilimde artacak ve kimus kalınbağırsakta rektuma ulaşınca gaita halini alacaktır. Kusma: Mide ve sindirim sisteminin üst bölümündeki içeriğin ağız yolu ile dışarı çıkarılmasından ibaret refleks bir olaydır. bilurubin – biliverdin. İdrarın sarı renginden sorumludur. bu da her bir organik molekül sınıfına spesifik sindirim enzimleri ve başta bikarbonat iyonları olmak üzere diğer bazı elektrolitlerden zengin bir sıvıdır. Başlıca işlev. Barsağa dökülen bilurubin. 186 . ürobilin halinde idrarla atılır. hatta hafifçe alkaliye çevirir. mideden gelen kimusun asiditesini nötralize eder. burada bakterilerin etkisiyle indirgenir ve ürobilinojene (sterkobilinojen) dönüşür. Pankreastan tüm organik molekülleri (proteinler. Kalın Bağırsak – Kolon Salgılar azdır ve daha çok müsinden oluşur. Aşırı sempatik stimülasyon (stres) Brunner bezlerini inhibe ederek ülsere neden olur.

Şekil 5.Şekil 4. Kolon 187 . Safra kesesi ve pankreas.

Konstipasyon (Kabızlık): Feçesin kalın bağırsakta uzun süre kalmasıyla. geriye kuru bir fekal kitle bırakacak şekilde. Emosyonel stres ve çocukluk çağı alışkanlığı en sık nedenlerdir. defekasyon bir süre sağlanan dış sfinkter ile engellenebilir. Diyare (ishal): Feçeste artan su içeriği ve ağırlığı (>200 mg/gün) ile karakterizedir ve buna artmış defekasyon sıklığı da eşlik edebilir. kolonun kitle peristaltizmi sonucu rektumun dolmasından kaynaklanır. iç anal sfinkterin gevşetilmesidir.Emilim: Esas olay lümenden kana aktif sodyum absorpsiyonu ve buna eşlik eden osmotik su geçişidir.pudentalis ile istemli olarak. Dehidratasyon. Refleksin yanıtı rektumun kontraksiyonu. Bu durumda rektum çeperinin gerilmesi defekasyon refleksini uyarır. 188 . suyun tamamı emilebilir. hipovolemi ve şok tablosu ile ölümcül olabilmektedir. kuru ve sert materyalin inen kolonda birikmesidir. Dışkılama için gerekli uyaran. Materyal kalın bağırsakta çok uzun kalırsa. düz kastan oluşan internal (iç) anal sfinkter ve istemli kontrol altındaki çizgili kaslardan oluşan eksternal (dış) anal sfinkter ile normalde kapalıdır. Defekasyon (Dışkılama): Rektumun çıkışını oluşturan anüs. N.

ürik asit. glomerül yumağı ile başlar. iki üreter. BOŞALTIM SİSTEMİ Boşaltım Sisteminin Genel Özellikleri Boşaltım sistemi veya üriner sistem. 2. iki böbrek. Sıvı-elektrolit dengesinin düzenlenmesi ile 5. Sonuçta. Kortekste ortalama 8 distal tübül birleşerek bir toplayıcı kanal oluşturur. dolayısıyla karaciğerde üreye dönüştürülür ve bu üre böbrek tarafından atılır. N2) içeren bileşiklerdir. Bir başka deyişle. 1. nefrondur (Şekil 1). İdrar ile atılan en önemli metabolizma atıkları üre. dışta korteks. Üriner sistem organları. bowman kapsülünden başlayarak proksimal tubulus. vesica urinaria) ve üretra’dır. 189 . nitrojen içeren atikların en önemli boşaltım yeri böbreklerdir. bu toplayıcı kanallarda oluşur ve medulla derinliklerine doğru giderek böbrek pelvisine dökülür. distal tubulus ve toplayıcı kanallar olmak üzere sırasıyla gider. mesane (idrar kesesi. Her bir böbrekte bir milyonun üzerinde nefron vardır. henle kıvrımı (veya kulpu). Böbreğin fonksiyonel ünitesi. 3. Purin bazlarının yıkım ürünü ise ürik asittir. burada oluşan kapiller yapı olan glomerül yumağında süzülme işi yapıldıktan sonra ise temizlenen kan efferent arteriol ile götürülür. PH’nın. Vücut sıvılarının hacim ve içeriğinin. Bu şekilde bowman kapsülünün yarımay şeklinde sardığı glomerül kapiller yumak yapısı. Proteinlerin yıkımı sonucu oluşan esas ürün amonyaktır (NH3). hücreler için çok toksik bir maddedir. Böbrekler kanı süzerek idrarı oluşturur. buradaki kapiller yapılardan süzülen malzemeyi toplayan bowman kapsülü ve bu malzemeden idrarı oluşturacak olan tubulus yapıları ile devam eder.6. Proksimal tubuluslar böbrek korteksi boyunca seyrederken. Böbreklerin Fizyolojik Anatomisi Böbrekler. oluşan idrar üreterler aracılığı ile idrar kesesinde toplanır ve üretra yoluyla dışarı atılır. Hücrelerde oluşan ve kana verilen metabolizma atıklarının uzuklaştırılması şeklinde özetlenebilir. buradan da üreterler içerisine gönderilir. böbreklerin sürekli çalışmasıyla. Bu durumda nefron. Sözkonusu nitrojen atıklarının en önemli kaynağı proteinler ve purin bazlarıdır. birçok diğer organ gibi. Nihaî idrar. 4. içte ise medulla olmak üzere iki tabaka halinde izlenir. Kan basıncının. henle kıvrımı inen koluyla medullaya doğru uzanır ve çıkan kol ile yeniden kortekse doğru yükselir. Amonyak. organizmada homeostatik dengeyi koruma işinin en önemli bileşenlerindendir. Her bir nefrona süzülecek kan afferent arteriol ile getirilir. devamında ise distal tubulus yeniden korteks boyunca ilerler. Nefronların tubulus yapıları. kreatinin gibi nitrojen (azot. Bu yöndeki başlıca fonksiyonları. bu tabakalardan kortekste bulunan. hep birlikte malpighi cisimciği (Şekil 2) olarak anılır. nitrojen atıkları organizma için zararlı boyutlara gelemeden atılmaktadır.

190 . Malpighi cisimciği ve Glomerül membranı.Şekil 1. Nefronun genel yapısı. Şekil 2.

plazmanın bileşimi ile eşittir. 1. 29 mmHg) = Filtrasyon Basıncı (yak. 60 mmHg) bowman kapsülü hidrostatik basıncı (ort. Dolayısıyla. Sekresyon (Salgılama) Çeşitli maddeler bunların yalnızca birine. idrar oluşumunun ilk basamağıdır. Filtrasyon: Filtrasyon. Glomerüler filtrasyon. filtrasyon basıncı aşağıdaki şekilde hesaplanabilir (Şekil 4): glomerüler kapiller hidrostatik basınç (ort. nihaî idrar oluşumu için başlıca 3 değişik fonksiyonun koordineli olarak çalışması sözkonusudur: 1. proteinler dışında. 16 mmHg) Şekil 3. Filtrasyon (Süzülme) 2. ve ya birden fazlasına maruz kalabilir (Şekil 3). süzüntü (filtrat) içeriği. 15 mmHg) glomerüler kapiller onkotik basıncı (ort. Afferent arteriol ile glomerül kapiller yumağına ulaşan kanın protein ve şekilli elemanları dışındaki tüm maddeleri bowman kapsülü içine süzülür. sekresyon ve reabsorbsiyon 191 .İdrarın Oluşturulması Nefronlarda. Reabsorpsiyon (Geri Emilme) 3. Glomerüler filtrasyon üzerine etki eden başlıca 3 basınçtan yola çıkarak.

organizmanın gereksinimine göre düzenlenmektedir. ADH yokluğu ile seyreden birtakım hastalıklar. 192 . Bu da bize filtratın %99’unun tubuluslardan geri emildiğini gösterir. podosit denen parmaksı çıkıntılar ve bu parmaklar arasındaki yarık şeklindeki boşluklar ile filtrasyon alanını genişletmesi dikkat çekmektedir. Kapiller endoteli. 2. bir yapıdır. Membranın başlıca 3 bileşeni vardır: a. Bu geri emilimin büyük kısmı (%80-90) proksimal tubuluslardan olmaktadır. Glomerül Membranı: Filtrasyon fonksiyonu için özelleşmiş olan bu yapıda interstisyel bir alanın olmaması dikkat çekmektedir.Şekil 4. günlük 15-20 litre idrar çıkarılması ile karakterizedir. c. bunun karşılığında K+ atılımına neden olur.5 litre kadarı idrar olarak çıkarılmaktadır. kollagen fibrillerin gevşek bir ağ oluşturduğu. ancak 1-1. Bowman epiteli. su ve suda erimiş maddelere son derece geçirgen. Bazı hormonlar da tubuluslardan geri emilim üzerine etkilidir. ADH (antidiüretik hormon – vazopressin) ise toplayıcı kanallar ile yine distal tubulusların özellikle son kısmının suya karşı geçirgenliğini artırarak idrarın daha konsantre olmasını sağlar. distal tubuluslardan Na+ iyonlarının geri emilimini artırırken. Bazal membran. Buradan maddelerin geri emilimi. Bunlarda aldosteron. b. bu endotel tabakasında fenestra olarak adlandırılan binlerce delik yer alır. Glomerüler filtrasyon basıncı. Emilim yer ve maddeye göre değişebilmek üzere gerek aktif transport. gerekse pasif mekanizmalar ile olabilmektedir. Reabsorpsiyon: Glomerüllerden süzülen günlük 180 litre filtratın.

Klirens: Böbreklerde bir yandan idrar oluşturulurken. Bu olayda Na+-K+ATPaz pompası görev alır ve potasyum aktif olarak hücre içine alınır. bunlara değerek. kuvvetli vazokonstrüktör etkiye sahip bir maddedir. o maddenin klirensini tanımlamaktadır. Bu etkilerinin yanında. Macula densa hücreleri ise daha çok distal tubulus içerisinden geçen sıvının Na+ ve Cl. angiotensinojenden angiotensin I oluşturur. 3. özellikle ekstrasellüler sıvı hacminin azalmasına cevap olarak hipotalamusta sentezlenip arka hipofizden salgılanan bu hormon. distal tubulus ve toplayıcı kanallarda suyun geri emilimini artırarak etki gösterir (Şekil 7). Jukstaglomerüler hücreler. Bu şekilde böbrek kan akımı (renal blood flow = RBF veya renal plasma flow = RPF) azalacak. şiddetli olarak uyarıldığı durumda afferent arteriolün daralmasına neden olur. su vb. Aldosteron etkisiyle bir yandan tuz ve su reabsorpsiyonu artar. distal tubulus çeperindeki hücreler ise macula densa adı verilen yapılar olarak farklılaşmıştır. dolayısıyla GFR ise düşecektir. kan basıncındaki düşmelere duyarlılık gösterir ve renin adlı bir hormon-enzim salgılar. Bu şekilde. tekrar malpighi cisimciğine doğru yönelerek afferent ve efferent arteriollerin arasından.Aktif transport ile reabsorpsiyon: Glikoz ve amino asitlerin tümü Na+-K+-APTaz pompasıyla aktif olarak sodyuma bağlı taşıyıcı bir sistem ile hücre içine alınır. Renin. Angiotensin I ise angiotensin dönüştürücü (converting) enzim (ACE) tarafından angiotensin II’ye dönüştürülür. Angiotensin II. Angiotensin II. Pasif transport ile reabsorpsiyon: Üre.iyonları konsantrasyonuna duyarlıdır. birim zaman içerisinde böbrekler tarafından bir maddeden temizlenen plazma miktarı. K+ da bir yandan lümene sekrete olmaktadır. GFR’yi pek etkilemez. Örneğin distal tubuluslarda aldosteron hormonu etkisi ile Na+ reabsorbe olurken. geçer. Orta şiddette bir uyarı durumunda afferent ve efferent arteriollerdeki daralma aynı boyutlarda olup. diğer yanda ise kan plazması bazı maddelerden arındırılmaktadır. Sekresyon: İdrar oluşumu sırasında bazı maddeler de tubulus lümenine salgılanmaktadır. Arteryel kan basıncının düşmesi veya GFR’nin azalması sonucu filtrattaki Na+ ve Cl. Dinlenme halinde minimal olan kontrol. Burada. böbrek üstü bezi korteks tabakasından aldosteron hormonunun salgısı da angiotensin II tarafından uyarılır. ekstrasellüler sıvı hacminin ve kan basıncının artması sağlanır. Böbrek Fonksiyonlarının Kontrolü Böbrek damarları sempatik sinir sistemi kontrolü altındadır. Özellikle efferent arteriolde yol açtığı daralma glomerüler kapiller basıncı artırır. afferent arteriol çeperinde yer alan hücreler jukstaglomerüler hücreler. aynı zamanda sistemik dolaşımdaki arteriyolleri de daraltarak kan basıncını yükseltir. Henle kıvrımından sonra başlayan distal tubulus. Tüm bu olayların hep birlikte koordine çalışması sonucu. macula densa’nın da jukstaglomerüler hücreleri uyarmasına neden olur ve yine renin salgılanır (Şekil 6). Bu yapının tümüne birden ise jukstaglomerüler aparat denir (Şekil 5).konsantrasyonunun düşmesi. Antidiüretik Hormon (ADH): Yukarıda da anlatıldığı gibi. 193 .

Jukstaglomerüler aparat. 194 . Şekil 6. Renin-angiotensin sistemi.Şekil 5.

Buna göre. ortama hidrojen iyonunu yavaş veren madde ise zayıf asittir. hemen su ile birleşerek karbonik asite dönüşebildiğinden asit olarak kabul 195 . hidroksil iyonu (OH-) güçlü baz. Böbrekler Ve Asit Baz Dengesi Bilindiği gibi. organizma pH’sının çok dar sınırlar içerisinde tutulması hayati önemi olan bir olaydır.42). bikarbonat iyonu (HCO3-) ise zayıf bir bazdır.35-7. karbonik asit (H2CO3) ise zayıf asitlere örnek iken. ADH salgı mekanizması ve etkisi. baz ise proton alıcı demektir. ortamdan hızlı bir şekilde hidrojen iyonu alan maddeler güçlü baz. Aynı şekilde. Bunların yanında laktik asit gibi asitler de görülür. hidrojen iyonunu ortamdan yavaş alan maddeler ise zayıf baz olarak sınıflanmaktadır. Hidroklorik asit (HCl) güçlü asit.45 (daha dar anlamda 7. Hidrojen iyonu (H+) ise proton taşımaktadır. Bunlardan en önemlisi ise uçucu asit olarak da adlandırılan karbondioksittir (CO2). Organizma pH’sını değiştiren olaylar daha çok metabolizma sonucu ortaya çıkan asitlerdir.38-7. ortama kolaylıkla hidrojen iyonu veren madde güçlü asit. Anlam olarak asit proton verici. Metabolizma faaliyetleri sonucu ortaya çıkan karbondioksit. 7.Şekil 7. Vücuttaki asit ve bazlar genellikle bikarbonat ve karbonik asit gibi zayıf yapılı olanlardır.

Solunumsal olmayan asidoz ve alkaloz (metabolik asidoz-alkaloz) durumlarında ise organizma solunumu artırarak veya azaltarak durumu kompanse etmeye çalışır. ortama verdikleri hidrojen iyonunun (proton. Başlıca tampon sistemleri bikarbonat. fosfat ve proteinat tampon sistemleridir. İdrar yapmanın istemli kontrolü. 196 . idrar yapmak için uygun yer bulunana kadar. Uygun ortamda önce pelvis kasları gevşer. Yeni oluşan idrar. hiperventilasyon durumlarında PCO2’in 40 mmHg’nın altına düşmesiyle ise bikarbonat reabsorpsiyonu azalır. Bu mekanizma genel olarak solunumsal alkaloz ve asidozda etkindir: Miksiyon Ve İdrarın Boşaltılması Üreterler ve mesane (vesica urinaria). Üç katlı kas tabakasının en dışındaki longitudinal lifler idrarın boşaltılmasında en önemli rolü oynarlar (m. öncelikle vücut sıvılarında hazır bulunan birtakım tampon sistemleri pH değişikliklerine anında müdahale ederek olayın ciddi boyutlara varmasını önlerler. İdrar yapmanın refleks kontrolü. solunumun artması nedeniyle CO2’nin fazla miktarda atılması ile H+’nın azalması (yani pH’ın artması) olayına ise solunumsal (respiratuar) alkaloz denir. Üretranın daha ileri bölümlerinde ise perinenin çizgili kasları tarafından external sfinkter oluşturulmuştur. Alkaloz. solunum faaliyetleri ile akciğerden atılabildiği için de uçucu olarak nitelendirilir. H+) birikmesi ciddi tehlikelere yol açar ve çeşitli mekanizmalar ile tamponlanmak zorundadır. ortada ise üç katlı bir kas tabakasından oluşmaktadır.edilirken. güçlü asitler ile reaksiyona girerek daha zayıf asitlerin oluşmasını sağlamak yoluyla. oradan da üretere doğru ilerler. böylece idrar yapılır (miksiyon). Arteryel kan CO2 konsantrasyonunun artması böbreklerde bikarbonat reabsorpsiyonunu artırırken. yani pH azalması durumunda (asidoz). büyüme sırasında. dış sfinkterin kasılı tutulması öğrenilir. gerilme reseptörleri uyarılır ve sakral (S2-4) bölgeden idrar yapma refleksi doğar. yani pH yükselmesi halinde ise idrarla bikarbonat atılımı arttırılır. böbrekler idrara daha fazla H+ çıkarır ve aynı anda bikarbonat (HCO3-) reabsorpsiyonunu artırırlar. Her ne kadar akciğer ve böbrekler kendi mekanizmaları ile organizmayı asidoz ve alkaloz durumlarından korumaya çalışırsa da. Tersine metabolik bir alkaloz gelişmiş ise solunum biraz baskılanarak kan CO2’sinin arttırılması yoluna gidilir. Herhangi bir nedenle solunumun azalması nedeniyle kanda CO2 birikmesi solunumsal (respiratuar) asidoz olarak tanımlanırken. Asitler iyonlarına ayrıştığı zaman. erişkinde 300-400 ml kadar idrarın mesanede birikmesi. pelvis renalisin dolup gerilmesiyle çeperindeki düz kasların uyarılması yoluyla üreteropelvik bölgeye. sonra detrusor kasılır. Yani organizmada bir metabolik asidoz söz konusu ise solunum artar ve CO2 atarak duruma müdahale eder.detrusor). üretranın başladığı yer etrafında halka şeklinde bir sfinkter yapısı oluştururlar (internal sfinkter). Bunlar. Mesane ve üretra hem sempatik. hem de parasempatik lifler alır. Vücut sıvılarında hidrojen iyonlarının artması. Orta katman olan sirküler lifler. dışta bağ dokusu. refleksi başlatmak için yeterlidir. ancak idrarın boşaltılması ile ilgili refleks genel olarak parasempatiktir. yapı olarak içte mukoza. H+’nın ortamdan uzak tutulması yönünde çalışırlar.

bazı hormonlar etkilerini hemen salındıkları yerde veya yakınında göstermektedir ve Lokal (Yerel) Hormonlar olarak bilinirler (ör = sindirim hormonları. 197 . steroid hormonlarınki genelde sitoplazmada. Hormonların bir kısmı vücut hücrelerinin tamamı veya tamamına yakınına etki edebilmektedir (ör = büyüme hormonu. kolesistokinin. asetilkolin. tiroksin. başta GH. hemen hemen tüm hormonlar. Protein hormonlar ile katekolaminlerin reseptörü hücre zarının dış yüzeyinde. Farklı etkiler nedeniyle de farklı mekanizmalar gözlemek mümkündür. hormon dediğimiz. epinefrin. tiroid hormon reseptörleri ise çekirdekte bulunur. Bu mekanizmada hormon yine hücre membranındaki reseptörüne bağlanarak hücre içinde bir enzimin aktivasyonuna yol açar ve etkilerini bu enzim üzerinden gösterir. hipofiz gonadotropin hormonları etkisinde gonadlardan salgılanan sex hormonları Hormonların Etki Mekanizmaları Hormon Reseptörleri: Hormonlar hücre içi mekanizmaları genellikle doğrudan etkilemez. insülin). İkincil habercileri de uyarabilir. Üçüncü olarak gen aktivasyonu ile de (özellikle steroid ve tiroid hormonlar) etkisini gerçekleştirebilir. aldosteron. sekretin. tiroid hormonları. Sonuçta endokrin sistem. strese karşı direnç vb). bir hücre ya da hücre grubu tarafından salgılanan ve buradan vücudun her yerine taşınarak belirli doku ve organların fonksiyonu üzerinde etki yapan. homeostatik mekanizmada düzenleyici ve bütünleyici rol oynar. adrenokortikotropik hormon. 3.7. Kan damarları bakımından zengindir ve genel olarak salgı kanalları yoktur. insülin. bunun yerine etkilerini hedef hücrelerdeki özgün reseptörlerine bağlanarak gösterirler. paratiroid hormon. kimyasal maddeler aracılığıyla gösterir. Çevreye uyum (soğuk-sıcak adaptasyonu. Endokrin sistem işlevlerini. kalsitonin. Vücut sıvılarının hacim ve bileşim yönünden kontrolü. gastrin. 4. Büyüme ve gelişme. insülin. tiroid ve böbrek üstü bezi hormonları. androjenler 6. sitoplazma veya çekirdeğinde bulunabilir. büyüme hormonu. kortizol. hipofiz. histamin). tiroid. 2. Sindirim ile ilgili olayların kontrolü. glukagon. renin. Bu hücreler etki yapan hormona özel reseptörler taşır ve hedef hücre (target cell) olarak adlandırılır. 5. Membran geçirgenliğini değiştirici etki dolayısıyla iyon kanallarının açılmasına veya kapanmasına neden olmaktadır. Yalnız. ENDOKRİN SİSTEM Endokrin Sistemin Genel Özellikleri Vücudumuz iki ana kontrol sisteminin etkisi altında işlev görmektedir: Sinir Sistemi ve Endokrin Sistem. antidiüretik hormon. salgıladıkları hormonları doğrudan kana bırakırlar ve kan ile vücudun her yerine yayılabilmektedirler (Genel Hormonlar). kortizol. Reseptörler hedef hücrenin membran. Başlıca Fonksiyonlar 1. Ancak büyük çoğunluğu sadece belirli hücre veya organlara etki ederler. Üreme. Enerji üretiminin kontrolü. Başka bir salgı bezine yaptıkları etki ile yine o bezden başka bir hormonun salgısını uyaran hormonlara tropik hormonlar denir (Şekil 1).

Reseptör Sayısı ile Kontrol: Hedef hücredeki reseptör sayısı devamlı değişiklik gösterir. çünkü işlev sırasında reseptör proteininin kendisi genellikle inaktive olur (down regülasyon). geriye doğru endokrin beze veya daha üst bir merkezi etkileyerek hormon salgısını azaltabilmektedir. Kadın ve erkek vücudundaki tüm endokrin sistem HORMON SALGISININ ve ETKİSİNİN KONTROLÜ Negatif Feedback: Hormonun hedef organ üzerindeki etkisi yeterli düzeye ulaştığında. Bu durumda hormonun yol açtığı etki hormon salgısını uyarıcı yönde gelişmektedir ve salgı giderek artmaktadır.Şekil 1. Pozitif Feedback: Daha nadir olarak karşımıza çıkan bir olaydır. genellikle işlev ile ilgili bir faktör. 198 . diğer zamanlarda ise protein sentezleyen mekanizmalar tarafından yeni reseptörler oluşturulur (up regülasyon) ki genellikle uzun süre yüksek hormon konsantrasyonuna maruz kalma nedeniyle oluşmaktadır.

hipotalamo-hipofizer portal sistem. Tiroid Stimüle Edici Hormon = Tirotropin (TSH). İç ve dış ortamda oluşan değişmelere.HİPOTALAMO-HİPOFİZER SİSTEM Hipotalamus – Ön Hipofiz İlişkisi: Hipotalamus. Büyüme Hormonu (GH). hipotalamo-hipofizer traktus (Şekil 3). hipofiz ile hipotalamus arasındaki birleştirici saptan geçer ve arka hipofizde kan kapillerine yakın bir yerleşim ile sonlanır. sinir yoluyladır. hipofizyotropik hormonlar (Şekil 2). Tüm ön hipofiz hormonlarının salgısı hipotalamik hormonlarca kontrol edilir. nöroregülasyonun önemli bir parçasını oluşturur. başlıca altı adet hormon vardır: Folikül Stimüle Edici Hormon (FSH). Şekil 2. 199 . Luteinleştirici Hormon (LH). başka yerlerden salgılanan hormonlar da ön hipofiz fonksiyonunu serbestleştirici ya da inhibe edici (releasing veya inhibiting) olarak etkileyebilir (feedback mekanizmaları). sinir sistemine reseptör ve aferent yollarla ulaştıktan sonra. Hipotalamus – Arka Hipofiz İlişkisi: Bu ilişki kan yoluyla değil. hipotalamusun dışa doğru genişlemesi sayılabilen nöral bir dokudur. Ön Hipofiz Hormonları Ön hipofizden salgılandığı bilinen. hepsi peptid yapıda. Adrenokortikotropik Hormon (Adrenal Korteksi Uyaran Hormon) = Kortikotropin (ACTH). Arka hipofiz. Hipotalamustan gelen iki akson. Ancak ön hipofiz hormonlarının salgısının kontrolü tek başına bu hipofizyotropik hormonlar tarafından değildir. İyi bilinen iki arka hipofiz hormonu böbreklerde su atımı ve kan basıncı ile ilgili işlevleri olan vazopressin (antidiüretik hormon – ADH) ile süt salgısı ve uterus kasılmaları üzerine etkileri olan oksitosindir. hipotalamus yoluyla verilen cevaplar arasında çeşitli hormon salgılarının da önemli yeri vardır. Prolaktin.

sperm ve ovumların büyüme ve gelişmesi ile ilgili işlevleri de vardır.Somatostatin (GHIH .SS) ⇒ GH baskılar 5. Hipotalamik Hormonlar Bu hormonlar. FSH ve LH’ın da yine hormon salgılatıcı etkileri olmakla birlikte (östrojen. Tirotropin Serbestletici Hormon (TRH) ⇒ Tiroid Stimülan Hormon (TSH) 3. Gonadotropin Serbestletici Hormon (GnRH) ⇒ Luteinizan Ve Folikül Stimülan Hormon (LH&FSH) 6. Büyüme hormonunun çeşitli organ ve dokuların organik metabolizması üzerine direkt etkileri vardır. temel işlevleri meme bezlerinin gelişimi ve göğüslere direkt etki ile süt yapımının uyarılması ile ilgilidir. ACTH ve TSH’ın başlıca işlevi diğer bazı hormonları salgılatmaktır. progesteron. Hipotalamusun Etkisinde Başlıca Ön Hipofiz Hormonları 1. Prolaktinin ise başka bir bezden herhangi bir hormon salgısı üzerine kontrol edici etkisi yoktur. hipotalamusun çeşitli alanlarında bulunan nörosekretuar hücrelerden kaynaklanan nörohormonlardır ve ön hipofiz hormonlarının salgısı üzerinde etkili olurlar.Şekil 3. Büyüme Hormonu Serbestletici Hormon (GHRH) ⇒ Büyüme Hormonu (GH) 4. Kortikotropin Serbestletici Hormon (CRH) ⇒ Adrenokortikotropik Hormon (ACTH) 2. Hipotalamustan nörohipofize doğru uzanan aksonlar. Büyüme Hormonu İnhibe Edici Hormon . Prolaktin Salgılatıcı Hormon (PRH) ⇒ Prolaktin salgısını sağlar 200 . testesteron).

201 . erkekte spermatogenezi kontrol eder. Kemik Büyümesi: Büyüyen bir kemik. Etkisi: Böbrek üstü bezi (adrenal) korteksinde glikokortikoid hormonların sentezini kontrol eder. Malnütrisyonun (ağır beslenme bozukluğu) büyüme üzerine olan olumsuz etkileri. tiroid hormonları. Oksitosin: Başlıca etkisi doğum sırasında uterus kontraksiyonlarını. hipotalamik CRH’nın etkisiyle salgılanır. hayatın erken çağlarında daha belirgin olarak ortaya çıkar. bir kişinin boyunu belirleyen olay ise. Çevresel Faktörler: Beslenme ile esansiyel amino asitler ve yağ asitlerinin. özellikle omurga ve bacaklarınki olmak üzere. çeşitli genetik ile endokrin gibi bireye ait ve beslenme ile enfeksiyon gibi çevresel faktörlerden etkilenebilen kompleks bir olaydır. Büyümeye Hormonların Etkisi: Büyümeye etkili başlıca hormonlar büyüme hormonu. Hedef organı ise tiroid bezidir. Temel olarak vücutta yaygın bir hücre bölünmesi ve protein sentezi ile yürütülür. Büyüme Büyüme. dolayısıyla doğumu kolaylaştırmak olduğundan doğum hormonu olarak da anılır. Etkisi: Tiroid bezi folikül hücrelerinde tiroglobulin sentezini hızlandırır. gebelik ve emzirme ile ilgili görevleri vardır. Erkekte ise Leydig hücrelerini uyararak testesteron salgılatır. kabaca epifiz olarak adlandırılan orta kısımları ile bunların arasında kalan şafttan meydana gelir. testesteron ve östrojenlerdir. Gonadotropinler = FSH & LH: Menstrual siklus. kemik büyümesidir. vitamin ve minerallerin yeteri kadar alınmaması büyümeyi etkiler. Hipotalamik GnRH etkisiyle. Büyümede en önemli hormondur. Pubertede bu kıkırdak doku kemiğe çevrilir ve büyüme durur. epifizyal kapanma. Büyüme çeşitli hastalıklara bağlı olarak da aksayabilir. Çeşitli Hipofiz Hormonlarının Özellikleri Prolaktin: Bu hormonda hipotalamik inhibe edici fonsiyon baskındır. Büyüme Hormonu – Growth Hormone – GH: Çabuk metabolize olur. dopamin) ⇒ Prolaktin salgısını baskılar Dikkat çeken bir nokta bilinen hipofizyotropik hormonların en az ikisinin salgılatıcı değil inhibe edici özellikte olmalarıdır: Dopamin (PIH) ve Somatostatin (SS). Şaft ile epifizin arasında epifizyal büyüme plağı (büyüme kıkırdağı) yer alır. yarı ömrü 20-30 dakika kadardır. Dopamin dışındaki tüm hipofizyotropik hormonlar peptid yapıdadır. genel olarak puberteden itibaren salgılanırlar.ADH): Böbrekte distal tubulus ve toplayıcı kanallarda epitelin suya geçirgenliğini artırarak suyun geri emilimini sağlar. İkinci özelliği emzirme sırasında sütün meme kanallarına akmasını sağlamasıdır. Adrenokortikotropik Hormon – Kortikotropin – ACTH: Stres durumlarında. Dopamin ise bir katekolamindir. -Folikül Stimülan Hormon: Kadında folikül gelişimi ve ovulasyonu. -Luteinizan Hormon: Ovulasyon sonrasında corpus luteumun oluşumundan sorumludur. insülin. Vazopressin (Antidiüretik Hormon .Prolaktin İnhibe Edici Hormon (PİH. Tiroid Stimülan Hormon – Tirotropin – TSH: Hipotalamik TRH’nın etkisiyle salgılanır.

Büyüme hormonunun etki mekanizması Şekil 5. Büyüme Hormonu (growth hormone – GH) Ön hipofizden salgılanan bu hormon postnatal dönemin büyüme üzerine etkili en önemli hormonu sayılabilir. Esas etkisini. insülin-benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1) olarak bilinen (diğer adı. Büyüme hormonunun ritmik salgılanması 202 . somatomedin C) kimyasal bir haberciyi salgılatarak yapar (Şekil 4). birçok hedef dokuda hücre bölünmesini uyarması ve protein sentezine anabolik etkisidir. Şekil 4.1. Başlıca büyütücü etki.

TSH. Metabolizmaya en belirgin etkileri hücrelerde katabolik reaksiyonları aktive etmeleri ile ortaya çıkar. 4. boy uzaması durur. Tüm dokular ve kemiklerde genişleme ve kalınlaşma görülür. hiperfajiye rağmen kilo kaybı ve tremor (ince titreme) karakteristik bulgulardır. özellikle fetal hayatta ve doğumdan sonraki birkaç ayda santral sinir sistemi gelişimi için önemlidir. sinirlilik. 203 . burun. Kortizol Cinsiyet hormonları gibi steroid yapıda olan kortizolün etkisi ise tam tersine. hiperfaji (çok yeme). büyümeyi inhibe edici yöndedir. alın. Bazal metabolizma artar. Bezin içi kübik epitel hücreleri ile çevrili çok sayıda folikülden meydana gelmiştir. Tiroid Bezi Tiroksin (T4). İnsülin Tüm yönleriyle anabolik bir hormon olan insülinin özellikle proteinler üzerine olan etkisi büyümeyi olumlu etkiler. erken dönemde verilecek tiroid hormonları ile tamamen önlenebilir. triiiyodotironin (T3) ve kalsitonin hormonlarını salgılayan önemli bir endokrin bezdir. refleksler artmıştır. tiroglobulindeki tirozine bağlanır triiyodotironin (T3) ve tetraiyodotironin = tiroksin (T4) sentezlenir (Şekil 7). epifizlerin kapanma yaşına kadar boy 270 cm’yi bulabilir. Genel olarak belli bir hedef organ ya da dokuları yoktur ve hemen hemen tüm vücut hücrelerine etki ederler. Yağ. Kemikler. Özellikle el ve ayaklardaki küçük kemikler. Hipotiroidili bebeklerde mental gerilik oluşur. alt çenede genişleme belirgindir. Akromegali: Aşırı büyüme hormonu salgısının epifizler kapandıktan sonra ortaya çıkması ile oluşur. O2 tüketimi yükselir. Kolloide geçen iyot. kıkırdak ve yumuşak dokular genişler. düz platoya ulaşana kadar da artar. Cücelik: Ön hipofiz hormonlarının çocukluk çağındaki yetersiz salgılanması ile meydana gelir. 5. Sağ ve sol olmak üzere iki lateral lob ve bunları birleştiren isthmus adlı bölümden oluşmuştur. Böyle bir durum. kafa kemikleri. 3. tiroglobulin adı verilen bir glikoprotein ile doludur (Şekil 6). Jigantizm (Devlik): Büyüme hormonunun gelişme çağında fazla salgılanması ile oluşur. Büyüme hormonu salgısını uyarır. Tiroid hormonları. Tiroid Hormonları Tiroid hormonları. tiroglobulin sentezini hızlandırır. ancak birkaç aylık bir gecikme durumunda ortaya çıkan gelişim yetersizliği geriye dönüşümsüzdür. Ayrıca testesteronun birçok doku üzerinde protein sentezini artırıcı etkisi vardır. Cinsiyet Hormonları Cinsiyet hormonu salgıları 8-10 yaşlarında başlar ve sonraki 5-10 yıl boyunca. Epitel hücreleri bir yandan da kandan iyotu (I-) alarak bezde konsantre eder (iyot pompası). ancak boy uzamaz. Bu foliküllerin içi. protein ve karbonhidrat metabolizması hızlanır. dokuların büyümesi ve metabolizmanın normal hızında devam etmesi için gereklidir. Hormonun eksikliği ya da yokluğunda ise bazal metabolizma yarıya kadar düşebilir. Sebep yine tümöraldir.2.

Tiroid hormonlarının sentezi ve salgılanması 204 .Şekil 6. Tiroid bezinde folliküler hücreler ve kolloid sıvısı Şekil 7.

Sonra kemiklerde osteoblastik (kemik yapımı) aktiviteyi uyarır. mercimek büyüklüğünde ortalama 120’şer mg ağırlığında 4 adet bezdir. parafoliküler C hücrelerinden salgılanır. Birkaç dakika içerisinde kan kalsiyum düzeyini düşürür. Kalsitonin Kan kalsiyum düzeyi ile ilgili diğer bir hormondur. İç ve dış salgılarda ve bir de önemli olarak pıhtılaşmada rolü vardır. Bu hormon. Kalsiyum: Kemiklerin sertliğini sağlar. Kas kasılması yani aktin-miyozin bağlantısını kurar. Şekil 8. Temel olarak plazma Ca+2’unu artırıcı. birkaç dakika içerisinde PTH salgılanmasına neden olur (Şekil 8). Etkisi PTH’a zıttır.PARATİROİD BEZ Ve PARATHORMON – PTH Tiroid bezinin arkasında yer alan. Esas etkisi kemiklerden kalsiyum ve fosfatı mobilize etmesidir. Tiroid bezinde. gençlerde daha aktif olup iskeletin gelişmesine yardım eder. fosfatını ise düşürücü etkiye sahiptir. PTH’ın bir diğer etkisi ise D vitamininin aktif formu olun 1. Dokularda membran permeabilitesini etkiler. Parathormonun etkileri 205 . kalsiyumun reabsorbsiyonunu hızlandırır.25-dihidroksikolekalsiferol yapımını uyararak bağırsaklardan da kalsiyum absorbsiyonunu sağlamasıdır Ekstrasellüler iyonize kalsiyum düzeyindeki çok hafif azalmalar. Diğer yandan ise böbreklerden atılan fosfatın geri emilimini (reabsorbsiyonunu) azaltarak fosfatürik etki gösterirken. İlk birkaç dakikada kemik dokusunda hazır halde bulunan kalsiyum ve fosfatın extrasellüler sıvıya ve dolayısıyla kana geçmesini sağlar.

koma ve ölüm gelişebilir. organik metabolizmasının en önemli kontrolörüdür (Şekil 9). Yemek sırasında görülen parasempatik aktivite artışı ile de insülin salgısı artar. somatostatin (SS) salgılar 4. şuur kaybı. İnsülin Pankreas Langerhans adacıklarından salgılanan en yoğun hormon olan insülin. kas hücresi membranı glikoza karşı geçirgen değildir. kan şekeri %50 mg altına düştüğünde. endokrin salgıları yapan Langerhans adacıkları vardır. insülin salgılar 3. B veya β hücreleri. Beyin hücrelerine ise glikoz girişi insülinden bağımsız olmakla birlikte. glikozun yağ hücrelerine girişini de artırır. Langerhans adacıkları 206 . ekstrasellüler sıvıdaki glikozun hücre içerisine alınmasını sağlayarak gerçekleştirir. Kas: İstirahat halinde ve insülin yokluğunda. Egzersiz sırasında ise insülin olmasa da glikoz kas hücresine geçebilmektedir. Bu adacıklarda başlıca 4 çeşit hücre ayırt edilmiştir: 1. Şekil 9.GIP). En belirgin etkisi kan glikoz düzeyini düşürmesidir. F hücreleri. sekretin. İnsülin Salgısının Kontrolü: En önemli kontrol. lösin gibi amino asitler de insülin salgısını artırır. Yağ Dokusu: İnsülin. kolesistokinin (CCK) ve gastrin gibi sindirim hormonları tarafından da uyarıldığı anlaşılmıştır. beynin glikozu alması güçleşir. Bu etkisini. Glikoz burada trigliserid sentezinde kullanılır. pankreastan geçen kanın glikoz konsantrasyonudur.PANKREAS ve ENDOKRİN FONKSİYONLARI Aynı zamanda sindirim ile ilgili fonksiyonları da olan ve bunları çeşitli dış salgıları (ekzokrin) yoluyla yerine getiren pankreasın. D veya δ hücreleri. A veya α hücreleri. Özellikle arginin. hipoglisemi şok. Ama insülinin başlıca hedef dokuları kas (kalp+iskelet) ve yağ dokuları ile karaciğerdir. Eritrositler ve beynin büyük bölümü ile bağırsak ile böbrek tubulus epiteli dışında tüm dokularda etkisini gösterir. İnsülin salgısının başta glikoza bağımlı insülinotropik polipeptid olmak üzere (gastrik inhibitör polipeptid . pankreatik polipeptid (PP) salgılar. Bu sırada enerji için yağ asitleri kullanılır. glukagon salgılar 2.

6 g kadar ağırlıkta bezlerdir. Mide. Korteks tabakasında ise yaşamın vazgeçilmez hormonları olan kortikosteroidler (kortikoidler. sempatik pregangliyonik liflerle innerve olur ve katekolaminleri (adrenalin=epinefrin. Kaslar: İskelet kaslarında verim arttırılır. efor için gerekli olan bronşiyol genişleme sağlanır. Kortizol: Glukagon ile epinefrine ek olarak insülinin etkilerine zıt yönde işlev gören bir hormondur. Ancak bunların salgıları genellikle kendilerine ait uyaranların kontrolündedir. zengin damar ağına sahip. Glikoz Ve Yakıt Homeostasisinde Diğer Hormonların Katkısı: İnsülin. En dışındaki kapsülün altında korteks tabakası. bronşiyol ve mesane düz kasları katekolaminlerin etkisiyle inhibe olur. glukagon ve epinefrine ek olarak. adrenal medullada salgıya hazır şekilde granüllerde depolanır. Bu hormonlar sempatik sistemin kontrolünde salgılanır ve etkileri de sempatik sistemin tüm vücuttaki etkilerine benzemektedir. Adrenalin Streste salınır ve kan şekerini arttırır. İnsülin üzerine olan inhibitör etkisi vardır. 207 . bağırsak. Medüller bölüm. Glukagonun etkileri insüline terstir. hiperglisemi yapar. Kortizol eksikliği olan kişilerde. Katekolaminler. Merkezi Sinir Sistemi: Stres ve tehlikeye karşı canlılık yaratır. Solunum Merkezi: Solunum hızı ve derinliğini artırırlar. Böbrek Üstü Bezi – Adrenal Bez – (Glandula Suprarenalis) Her iki böbreğin üzerinde şapka şeklinde yerleşmiş. Hiperglisemi yapar. noradrenalin=norepinefrin) salgılar. Göz: Pupillalar genişler (midriazis). açlık durumunda beyin işlevlerini bozabilecek derecede bir hipoglisemi gelişebilmektedir. bronşlar genişler. Sempatik nöronlardan gelen asetilkolin salgısı yoluyla gelen stimulus ile salgı gerçekleşir. bu kaslar mücadeleye hazırlanır.Glukagon Pankreastan salgılanır. Kan: Eritrosit sayısı ve hematokrit değerini yükseltir. içte ise medüller bölüm olmak üzere iki farklı dokudan oluşur. Kalp atım hacmi ve dakika hacmini artırarak ve periferik damar direncini artırmak yoluyla kan basıncını artırırlar. Büyüme Hormonu: Başlıca fizyolojik etkileri. Kalp-Damar Sisteminin aktivitesini arttırırlar. Plazma glikoz düzeyi arttığında glukagon salgısı inhibe olur. Adrenal Medulla Adrenalinin büyük kısmı adrenal medulladan sentezlenir. Endokrin Sistem: Adrenalin insüline antagonist. hiperglisemiktir. noradrenalin ise daha çok sempatik sinir uçlarından salınmaktadır. Bu hormonlardan ikisinin ise üzerinde biraz tartışmaya değer etkileri vardır: Kortizol ve büyüme hormonu. Katekolaminlerin Etkileri:Streste tehlikeden korunmak için gereklidir. diğer birçok hormonun da organik metabolizma üzerine çeşitli etkileri vardır. burada. steroidler) salgılanır. Karbonhidrat Metabolizması: Efor için gerekli kan şekerini yükselci etki yapar. büyüme ve protein anabolizmasını artırmanın yanı sıra insüline zıt etkilidir. Somatostatin İlk olarak hipotalamustan izole edilmiştir: Somatotrop hormonu inhibe edici hormon (growth hormone inhibitory hormone = GHIH) ile aynı hormondur. Yağ Metabolizması: Yağ dokusundan yağlar mobilize olur.

Zona Glomerulosa: Kapsülün hemen altındaki en dış bölgedir. Mineralokortikoid hormonların sentezinden sorumludur. En önemlisi aldosterondur. ekstrasellüler Na+ konsantrasyonu pek değişmezken. Başlıca fonksiyon böbrek tübüllerinde Na+ tutulumu ve K+ atılımı şeklindedir. Yetersiz aldosteron salgısında K+ konsantrasyonundaki artış ile kalp kontraksiyonlarında zayıflama ve aritmiler gelişebilir. 208 . 2. En önemlisi dehidroepiandrosterondur. En önemlisi kortizoldur. Na+ ile beraber su da tutulacağından. glikokortikoid aktivite ise glikoz ve protein metabolizması ile ilgilidir. Temel olarak mineralokortikoid aktivite Na+ ve K+ dengesi. 3. Zona Retikularis: Androjenik hormonlar salgılar. Zona Fasikulata: Glikokortikoid hormonlar yapılır.Adrenal Korteks Farklı hormonların sentezlendiği üç farklı bölgeye ayrılır (Şekil 10): 1. Adrenal medulla ve korteks Mineralokortikoid Hormonlar-Aldosteron Zona glomerulozadan salgılanan en önemli mineralokortikoiddir. sıvı hacmi artar. Şekil 10.

enfeksiyonlar. Bu haploid hücrelere gamet (veya germ hücreleri) denir ve bu gamet erkeklerde spermium (spermatozoon). ihtiyaç için kullanılmak üzere kanda yükseltir. cerrahi girişimler. maskülinizan etki yapan ve proteinler üzerinde anabolizan etki ile büyümeyi hızlandıran hormonlardır. 22+Y) ise haploid olarak tanımlanır. Gonadal androjenler gonadotropinlerin (FSH. Erkekte 22 çift otozom ve bir X (büyük) ile bir de Y (küçük) kromozomu vardır. testislerin salgıladığı testesterondur (gonadal androjendir). Kilo aldırıcıdır. Adrenal androjenlerin en önemlisi ise dehidroepiandrosteron olup. LH) etkisinde salgılanırken. Antiinflamatuar Etki: İnflamasyonun belirtilerinin de görülmesini engeller. aşırı soğuk veya sıcak. Yağlar da yıkılır. Cinsel çoğalmada. testesteron aktivitesinin %20’si kadar etkisi vardır. Erkek ve kadında üreme fonksiyonlarını yürütecek olan bu gametlerin olgunlaşma süreci her iki cinsiyette birbirine benzer. ağır hastalıklar sayılabilir. Temelde kataboliktir. protein ve yağları dokulardan yıkarak.Glikokortikoid Hormonlar. Gametogenezin sonraki evrelerinde meioz bölünme görülür. Normal koşullarda adrenal östrojenlerin düzeyi önemli fizyolojik etkilere yol açmaz. sırt). Kadında ise 22 çift kromozomun yanında 2 X kromozomu bulunur.Kortizol Kortizol glikokortikoid etkinin %95’inden sorumludur. ÜREME FİZYOLOJİSİ Gametogenezin Genel Prensipleri İnsanda 44’ü otozomal (yapısal). Feminizan etki yapar. kan proteinlerinin yükselmesi ile. Çift olarak dizilen bu otozomal kromozomların her biri benzer homolog kromozomlar olarak adlandırılır. En aktif androjen. Aynı zamanda kortizol. damar çeperlerindeki düz kasların katekolaminlere duyarlılığını artırıcı etki yapar. bu şekilde haploid sayıda kromozom taşıyan erkek ve haploid dişi gametin nükleuslarının birleşmesi ile. yüz. Bu nedenlerle hiperglisemi ve kas proteini yıkımı yapar. Stres sırasında salgısı artan kortizol ile birlikte sempatik aktivite de (adrenalinnoradrenalin) artar. Meioz ile oluşan gametler. fakat vücudun belirli bölgelerinde yağ depolanır (omuzlar. adrenal androjenler ACTH kontrolündedir. Öncelikle mitoz bölünme yoluyla 46 kromozomlu ilkel (primordiyal) germ hücrelerinin çoğalması aşaması vardır. Stres faktörleri arasında her türlü travma. Karbonhidrat. diploid kromozomlu tek bir zigot meydana gelir: Spermium X + Ovum X = Zigot XX (dişi) Spermium Y + Ovum X = Zigot XY (erkek) 209 . Streste salınımı artar. Strese Direnç: Rahatsız edici stresler ile karşılaşma durumunda ACTH salgısı ve buna bağlı olarak glikokortikoidler artar. Artan kortizol. Bu şekilde sayıca eş iki kromozom takımını içeren hücrelere diploid denirken. homolog kromozomların yalnız birini alır ve kromozom sayısı 23’e düşer. Adrenal Androjenler Androjenler. Östrojenler: Bir adrenal androjendir. 2’si ise cinsiyet kromozomu olmak üzere toplam 46 kromozom vardır (2n=46). iyileşmeyi de hızlandırır. gonadlarda bulunan ve tek kromozom takımı içeren hücreler (22+X. kadınlarda ise ovumdan (yumurta hücresi) ibarettir.

yoksa overlere mi sahip olacağını tayin eder. Gonadogenez. oluşan bu XX veya XY kromozomlu gonadlardan salgılanan cinsiyet hormonlarının olup olmamasına bağlıdır(Şekil 11). embriyonun testislere mi. 210 . Wolff kanallarından ise erkek genital organlarının kanal sistemleri gelişir. Hormonların etkisinde erkek ve dişi genital organların gelişimi Müller kanallarından dişi. 1. Böylece Müller kanal dejenere olurken Wolff kanalı gelişir. Dış genitallerden penis de testesteron etkisinde oluşur. Cinsiyetin belirlenmesi Cinsel farklılaşma başlıca 3 aşama olarak özetlenebilir. sertoli hücrelerinden ise Müller inhibe edici faktör (MIF) salgılar. Fetal testis erkek genital organlarının oluşumu için.Cinsel Farklılaşma X veya Y kromozomuyla gelen genler. Genital kanalların (Müller ve Wolff kanalları) oluşumu 2. Leydig hücrelerinden testesteron. Ama sekonder seks karakterleri de dahil. testisler veya ovaryumuların gelişmesi 3. Şekil 11. cinsiyet farklılaşmasının kalan tüm kısmı.

cinsel dürtü ve erkekte görülen kellik durumunun nedeni olan genin ortaya çıkışında etkisi vardır. çeşitli kanal sistemleri olarak devam eder ve prostatta üretra ile birleşir. Kadındaki etkilerine göre adlandırılmış olan bu hormonların aslında her iki cinsteki molekül yapıları da aynıdır ve gonadlara etki ederler. FSH. LH ise Leydig hücrelerini etkileyerek androjen hormon salgısını uyarır. aynı tipteki ön hipofiz hücrelerinden gonadotropinler olarak da adlandırılan FSH (folikül stimüle edici hormon) ve LH’ın (luteinleştirici hormon) salgılanmasıdır. Şekil 12. genital organ ve bezlerin farklılaşması.) ile aksesuar cinsiyet organlarında (çeşitli bezler) çarpıcı değişiklikler gelişmeye başlar.Puberte 10-14 yaşları civarında birden ortaya çıkan üreme organlarının olgunlaşma dönemidir. testislerde seminifer tübüller ile başlar. İlk spermium pubertede oluşur. kıl dağılımı vb. protein sentezi. beyin üreme işlevinin başlıca düzenleyicisidir. Spermayı dışarı atan yollar Yollar. spermatogenezi uyarmak için sertoli hücreleri üzerine etki gösterir. GnRH’ın hipofizyotropik etkisi. Yapım yeri seminifer tübüllerdir. Meni ve spermleri üreten testisler ve diğer bezler 2. Testislerden salgılanan androjen hormonların en önemlisi testesterondur. Gelişmekte olan spermler olan germ hücreleri ve Sertoli hücrelerinde oluşur. Testisin yapısı Hormonal Faaliyetler GnRH ön hipofizden FSH ve LH salgılatır. Spermatogenez sperm yapımı anlamına gelir. Leydig hücreleri testesteron salgısından sorumludurlar (Şekil 12). Artmaya başlayan GnRH salgısı ile karakterizedir. Erkek Üreme Sistemi Erkekte üreme organları fizyolojik bakımından iki grupta incelenir: 1. 211 . Bunlara cevap olarak erkekte testesteron. Testesteron: Spermatogenez. GnRH. sekonder sex karakterlerinin ortaya çıkması. Testislerin iki temel fonkiyonu spermatogenez ve hormonal faaliyettir. kadında ise östrojen salgıları çok artar ve sekonder seks karakterleri (vücut yapısı.

implantasyona hazırlık amacıyla. over fonksiyonu yönünden menstrüel siklus. Ayrıca 3-5 günlük kanamanın olduğu menstrüasyon devresi vardır (Şekil 13). östrojen. Her iki işlev. Menstrüel kanamanın (menstruasyon) olduğu gün siklusun ilk günü olarak sayılır. yani gebelik halinde corpus luteum altıncı aya kadar büyümeye devam eder. inhibin. Döllenme olmadığı takdirde. yeni bir menstrüel siklus başlar (Tuba uterinada bulunan yumurta döllendiği takdirde. Serbest kalan ovum fallop kanalına girer. Hormon salgısına ek olarak overler. Böylelikle. Bu foliküllerde. kadında cinsel organlar. gamet yapım yerleridir. Bu evreler sırasında uterusta meydana gelen değişiklikler. ovaryum (overler). Overlerin Fonksiyonları Başlıca iki işlev tanımlanabilir: 1. Endokrin faaliyetler. Ovulasyon (yaklaşık olarak menstrüel siklusun 13-17. Menstruasyon. tuba uterina (Fallop kanalı). 212 . corpus luteum yaklaşık 10 gün sonra hızla dejenere olur. Bu siklusun süresi bireysel olarak farklılık göstermekle birlikte ortalama 28 gün olarak kabul edilebilir. kanamanın durmasıyla birlikte endometriumun rejenere olduğu ve kalınlaştığı proliferatif evre) Ovulasyona kadar sürer. overlerdeki yaşamları boyunca folikül adı verilen epitel ile çevrili boşluklarda bulunur. Corpus luteumun bu fonksiyon kaybı sonrasında GnRH. çeşitli salgılar yapıldığı sekretuar evre. FSH ve LH üzerindeki inhibitör baskı ortadan kalkar ve yeni bir grup folikül olgunlaşmak üzere uyarılır. Overlerde her siklusta bir gamet oluşur. Siklusun tam ortasında ortaya çıkan LH piki. 2. dişi gametin yapımı ve overden salınımı (ovulasyon) siklik bir olaydır. granülosa hücreleri östrojen. ovulasyon öncesinde overlerdeki folikül adı verilen yapıda. Tek bir olgun folikülün geliştiği overde folliküler evre (uterusta. ovulasyonu başlatan olaydır. menstrüel siklus. gameti alıp beslemeye yönelik değişikliklerdir. mentrüel siklus oluşmaz). ovulasyon sonrasında ise ovumunu kaybeden folikülün farklılaşmasıyla oluşan corpus luteumda olmaktadır. bu sırada salgılanan hormonlarla uterusta meydana gelen değişiklikler. Fizyolojik anatomi. östrojen ve progesteronun etkileri ile ilgilidir. menstrüasyona kadar sürer). Oogenez: Erkekteki spermatogoniumların karşılığı olarak dişide yer alan oogoniumlar. uterus ve vaginadan ibarettir. az miktarda progesteron ve inhibin salgılanır. Buna oogenez denir. Gamet (oosit) yapımı (oogenez) 2. olgunlaşır. uzunlukları yaklaşık olarak eşit iki döneme ayrılabilmektedir: 1. Corpus luteumu (sarı cisim) meydana gelir. Folikülün overdeki kalıntısı hızlı bir değişime uğrar. gebeliğin ortaya çıkmadığı bir menstrüel siklusun normal sonucudur ve overlerden salgılanan hormonlarla ilgili olarak ortaya çıkan siklik değişmelerin uterusta meydana getirdiği olaylara bağlıdır. Ovulasyondan sonra başlayan ve corpus luteumun kaybına kadar süren overde luteal evre (uterusta.Dişi Üreme Sistemi Erkekteki devamlı sperm yapımından farklı olarak. Yumurta hücreleri (ovum). progesteron.günü) gerçekleşmiş olur.

Şekil 13. 213 .Over Fonksiyonlarının Kontrolü: Erkekteki GnRH-FSH/LH-seks steroidleri salgı dizisi burada da geçerlidir. LH piki. ovulasyon ve menstrüel siklus.

hızla değişen viseral olayları ve bazı endokrin bezlerin sekresyon hızlarını kontrol eder. Dendritler somadan çıkan oldukça dallanmış yapılardır. vücudun tüm doku ve organlarından aldıkları bilgileri SSS’ne iletir. salgı organları vb. bir fikre sahip olma. Aksondan kollateral denen yan dallar çıkabilir. SSS tarafından işlenmiş bilgiyi tüm efektör (kas. bir nöron gövdesi (soma). endokrin sistem geç ama çok uzun süren cevapları ortaya çıkarır. İnter nöronlar.) sinir hücrelerinin anlayacağı bir dil olan aksiyon potansiyeline dönüştüren birer çevireç görevi yapmaktadırlar. Sinir sistemi 100 milyardan fazla nörondan ve 900 milyardan fazla glia denen destek hücrelerinden oluşmuştur. ışık. SS gerek iç gerekse dış ortamdaki değişiklikleri reseptör adı verilen özelleşmiş yapılar aracılığı ile algılar. 2. aferent ve eferent nöroları SSS içinde birbirine bağlayan nöronlardır. Endokrin sistem ise bunun aksine temel olarak vücuttaki metabolik fonksiyonları düzenler. Yine de endokrin sistemi kesin olarak SS’den ayırmak mümkün değildir. somadan çıkan tek bir uzantıdır.8. sinir hücreleri ile bağlantıları vardır ve herbirisi belirli bir uyarana karşı özelleşmiş yapılardır. Aynı zamanda sinir lifi olarak da adlandırılan akson. 3. Bunun yanında gülme. Diğer bir deyişle bu reseptörler çeşitli enerji tiplerini (mekanik. Zekaya dayandırdığımız bu deneyimler. Aynı zamanda insan davranışları olarak bildiğimiz aktiviteleri de organize eder. 1. Böylece sinir sistemi karşılaştığı olaylara ilk ve ani cevabı oluştururken. Her nöronun gelen sinyalleri aldığı birkaç dendritleri. Sinir Sisteminin Temel Fonksiyonel Birimi . Fonksiyonel Nöron Sınıflaması: Nöronlar üç fonksiyonel sınıfa ayrılabilirler. 214 . Afferent nöronlar. kas damarlarının açılması gibi hızla yapılması gereken faaliyetleri SS organize ederken. ısı vb. hücre zarlarında bulunan protein yapıdaki reseptörlerle karıştırılmamalıdır. yürüme gibi kolayca gözlenen etkinliklerle beraber. Sinir sistemine ait bu reseptörler.Sinir Sistemi Hücresi Sinir sisteminin temel birimi bireysel sinir hücresi olan nörondur. henüz tanımlanmamış yollarla sinir hücrelerinin entegre olmuş aktiviteleriye ilişkilidir. Bu nedenle nöroendokrin sistem ismi de kullanılmaktadır. bir şeye karar verme. ses. uzun dönemde kaslarda daha fazla kan damarı oluşturulması. Genel olarak sinir sistemi vücutta kas kontraksiyonları. uzak geçmişteki bir olayı hatırlama gibi deneyimleri de içerir. aşık olma. kalbin daha fazla kan pompalayabilmesi gibi değişikliklerde endokrin sistem daha baskın olarak görev alır. nefret etme.) organlara iletirler. kızgınlık. motive olma. Sinir sistemi reseptörlerinin. SİNİR SİSTEMİ Sinir Sistemi Genel Organizasyonu Sinir sistemi (SS) endokrin sistemle birlikte vücuttaki kontrol fonksiyonlarının büyük kısmının organizasyonunu üstlenmiştir. Dendritler ve soma diğer nöronlardan sinyallerin alındığı. oluşturduğu cevabı taşıyan bir aksonu ve akson sonlanmaları vardır (Şekil 1). çok özel bağlantı yerleridir. Efferent nöronlar. kas kitlesinin artırılması. Örneğin bir fiziksel aktivite sırasında kaslara daha fazla kan gitmesi.

SSS’nin fagositoz yapabilen immun hücreleridir. Benzer fonksiyonlara sahip nöronların hücre gövdeleri de sıklıkla birlikte bir küme oluştururlar. glisin. PSS’de sinir hücrelerinin gövdelerinin oluşturduğu gruplara ganglion SSS’de ise genel olarak nukleus denir. serotonin ve glutamattır. SSS’de sadece bazal ganglionlar denen ve hareketle ilgili olan birtakım nükleuslar vardır. asetilkolin. GABA. norepinefrin. Mikroglialar. Epandimal hücreler ise subaraknoid boşlukta bulunan Serebro-Spinal Sıvı ya da Beyin-Omurilik Sıvısı (BOS) denen özel bir sıvının yapımından sorumludur. Daha önce öğrendiğimiz gibi SSS ve PSS olmak üzere iki temel kısma ayrılır (Şekil 2). histamin. Sinir Sisteminin Fonksiyonel Anatomisi: Bu bölümde sinir sisteminin fonksiyonel anatomisini ve kabaca fonksiyonlarını göreceğiz. Terminoloji çok karışık olduğu için bu konuyu açıklamamız gerekmektedir. Bu sayede nöron eksite veya inhibe edilebilir ya da herhangi başka bir yoldan gelecek sinyale karşı duyarlılığını değiştirebilir. Genel olarak SS’deki sinapsların tümü kimyasal sinaps olarak kabul edilebilir. Tipik bir nöron Yapılan iş ne kadar karmaşık ise arada o kadar çok internöron vardır. Sinapsa bilgi-sinyal getiren birinci nöron (presinaptik nöron) sinaps bölgesine nörotransmitter adı verilen bir kimyasal madde salgılar ve bu madde bilgiyi alacak olan postsinaptik nöronun membranındaki proteinlere bağlanır. Sinaps aralıklarında görev yapan 40 kadar transmitter madde tanımlanmış olmakla birlikte en çok bilinenleri. Astroglialar (astrosit). bellek ya da lisanı oluşturan stimuluslar milyonlarca internöronu kapsayabilir. 215 . SSS’de kapillerlerin çevresini ayaksı uzantıları ile sararak Kan-Beyin Bariyerini oluştururlar. Oligodendroglialar daha önce de söylendiği gibi myelin kılıfları oluştururlar.Şekil 1. Patellanın altına vurmakla elde edilen reflekste hiç internöron yokken. Kullandığımız sinir terimi periferik sinir sisteminde aynı yöne giden binlerce nöronun oluşturduğu bir demettir ve fiber optik kabloların yapısına benzer.

Şekil 2. Sinir sisteminin genel organizasyonu

SANTRAL SİNİR SİSTEMİ 1. Beyin (Ansefalon) 2. Omurilik (Medulla Spinalis-MS) (Şekil 3). A. Beyin (Ansefalon) Altı temel bölümden oluşur; 1. Serebrum 2. Diensefalon (talamus ve hipotalamus) 3. Mezensefalon (orta beyin) 4. Pons 5. Medulla oblongata (bulbus) 6. Serebellum (beyincik) Mezensefalon, pons ve medulla oblongata beyin sapını oluşturur. Bunların yanında beyin, hepsi birbiriyle bağlantılı, beyin-omurilik sıvısı (BOS) ile dolu dört serebral ventrikülü (boşluk) de içinde bulundurur.

216

1. Serebrum Beynin en büyük parçası olup, sağ ve sol hemisfere (yarım küre) ayrılır. Her bir hemisfer, frontal, parietal, temporal ve oksipital olmak üzere 4 loba ayrılmıştır (Şekil 4). Enine bir kesi yapıldığında, beynin dışında ince bir gri tabaka, iç bölgelerde ak madde ve bu ak madde içine gömülmüş gri yapılar dikkatimizi çeker. Gri alanlar nöron gövdelerinden, beyaz alanlar ise myelinli sinir sonlanmalarından oluşurlar. Dış taraftaki gri yapı beyin kabuğu olarak bilinen serebral kortekstir. Korteks yaklaşık 3 mm kalınlığındadır ancak serebrum hacminin %46’sını oluşturur. Ak bölgeye gömülü gri alanlar ise talamus, hipotalamus ve bazal ganglionlar olup çok önemli fonksiyonları vardır. Sağlı sollu herbir hemisfer için serebral korteksin belli bölgeleri özel fonksiyonlara sahiptir. Bu bölgelere korteks alanları denmektedir. En iyi bilinenleri, motor, duyu (dokunma, basınç, ağrı, sıcaksoğuk), görme, işitme ve konuşma alanlarıdır.

Şekil 3. Santral Sinir Sistemi

Şekil 4. Serebrum

Duyulardan oluşan somatik duyu merkezinin postsentral girusta, iskelet kaslarının motor aktivitesi ile ilgili alanın da presentral girusta olduğu bilinmektedir. Bir hemisferdeki duyu ve motor alanları vücudun diğer tarafıyla ilgilidir. Örneğin sol bacağın ağrı duyusunu sağ hemisferdeki somatik duyu alanı algılarken, sağ bacağın hareketlerinden de sol hemisferin primer motor alanı sorumludur. Serebral korteks sinir sisteminin en kompleks entegratif alanıdır. Temel aferent bilgilerin koordineli bir şekilde algılanması-yorumlanması, sonra taşınması ve iskelet kaslarının hareketini kontrol eden motor sistemler üzerinden kontrolün en son inceliği için gereklidir.

217

2. Diensefalon Beynin ikinci komponenti olan diensefalon iki önemli kısımdan oluşur. Talamus ve hipotalamus (Şekil 5).

Şekil 5. Diensefalon.

Talamus Aferent nöronlarla taşınan, koku duyusu dışındaki (olasılıkla koku yolları da bulunmaktadır) tüm duyu bilgilerinin toparlandığı ve buradan korteksteki ilgili alanlara gönderildiği bir istasyon gibi görev yapmaktadır. Talamus duyu bilgilerinin yorumlandığı ilk merkezdir. Hipotalamus Anatomik olarak talamusun alt tarafına yerleşmiş olup, çok sayıda nükleustan oluşmuştur. Hipotalamus iç ortamın düzenlenmesinde çok önemli fonksiyonlara sahip bir merkezdir. Hormon salgılarının kontrolü, susama, açlık-tokluk, uykuuyanıklık, vücut sıcaklığı, heyecan, korku, öfke gibi emosyonel (ruhsal) davranışların düzenlendiği bir bölgedir. Hipotalamus ayrıca otonom sinir sisteminin çalışmasına da katkıda bulunmaktadır. Subkortikal Nükleuslar (Bazal Ganglionlar) Serebral hemisferler içinde derinde bulunan gri maddenin diğer alanlarını oluştururlar. Bunlarla birlikte hareket ve postür kontrolünde ve davranışın daha kompleks özelliklerinde bazal ganglionlar önemli rol oynarlar. Bazal ganglionların aktivitesi, duysal korteks, talamus ve beyin sapından alınan bilgilerle başlatılır. Bazal ganglionların çıktıları, serebral korteksin motor alanlarını ve beyin sapındaki diğer motor merkezlerin aktivitelerini etkileyerek kas hareketlerinin düzenlenmesine katılır. İsteğimizle başlatılan bir çok hareketin daha sonra otomatik olarak devam etmesinde, bazal ganglionların önemli rolleri vardır. Yemek yerken yapılan rutin işler, yürüme, yürürken yön değiştirme, merdiven çıkma gibi hareketlerde önemli fonksiyon görürler. Bazal ganglion hastalıklarında, iskelet kaslarının düzensiz 218

kasılması, kol ve bacaklarda titremeler ve istem dışı kas kasılmaları sonucu düzensiz hareketler gözlenir. En popüler bazal ganglion hastalığı olan Parkinson hastalığının en önemli bulgusu istirahat tremorudur. Hareketlerin ince ayarında da bozulmalar vardır. Limbik Sistem Frontal lop korteksi, temporal lop, talamus ve hipotalamus kısımlarıyla birlikte bunları birbirine bağlayan lif yollarını da kapsayan bağlantılı bir beyin grubudur. Limbik sistem; canlının yaşamını devam ettirmek üzere gösterdiği davranışlar, öğrenme, emosyonel deneyim, yeme-içme, kızma, heyecanlanma, korkma, besin arama, eş bulma, yavruların bakımı, annelik görevleri ve seksüel aktivitelerle ilgili davranışlarda ve bunların yanında çok çeşitli visseral-endokrin fonksiyonla ilişkilidir. Birbirlerine bağlı olmalarının yanında limbik sistem SSS’nin pekçok bölümü ile de ilişki halindedir. Beyin Sapı (3. Mezensefalon, 4. Pons, 5. Bulbus) Beyin sapından medulla spinalis (MS) ve serebrum-serebellum arasında sinyalleri dağıtan tüm sinir lifleri geçer. Beyin sapının merkezinden geçen ve akson demetleriyle kaynaşmış, gevşekçe düzenlenmiş nöron hücre cisimlerinden oluşan yapı, retiküler formasyon (RF) diye bilinir ve beynin yaşam için mutlak gerekli kısmıdır. SSS’nin tüm bölümlerinden giriş alır ve entegre eder, böylece nöral sistemin büyük bir bölümünün çıkışını oluşturur. RF’un nöronları, aşağı ve yukarı çeşitli uzaklıklara, beyin ve MS’in birçok bölgesine aksonlar yollar. Bu özellik RF’un SSS üzerinde büyük bir etkinliği olduğunu gösterir. RF’nin bazı nöronları, belirli beyin sapı nükleusları ve entegrasyon merkezleri olarak kümeleşirler. Böylece, kardiyovasküler, solunum, yutma ve kusma gibi merkezler oluşur. RF’un göz hareketleri kontrolünde ve vücudun uzaydaki refleks yönetiminde önemli nükleusları da vardır. Ayrıca beyin sapı 12 çift olan kranial sinirlerin 10’una ait bilgi işlemlenmesinde rol alan nükleusları da içerir. 6. Serebellum Başlıca iskelet kası fonksiyonlarının kontrolunda yer alır. Serebellar pedinkuluslarla beyin sapına bağlanır. Serebellum istemli hareketleri başlatmamasına rağmen, koordinasyon ve öğrenme hareketleri ile postür ve dengenin kontrolü için önemli bir merkezdir. Serebellum bu fonksiyonları yerine getirebilmek için kaslar ve eklemlerden, deriden, gözler ve kulaklardan, iç organlardan ve hareketin kontrolünde yer alan beyin kısımlarından bilgi alır. Beyincik hastalıklarında; kaslarda gevşeklik, istemli hareketlerin yapılması esnasında ellerde titreme, bir cisme uzanırken uzaklık ayarının yapılamaması (dismetri), sarhoş konuşması gibi bozukluklar görülür. B. Medulla Spinalis MS küçük parmak kalınlığında silindirik yumuşak bir dokudur. Ortası kelebek şeklinde gri bir renge sahiptir. Bu alan internöronlar, nöronların hücre gövdeleri, aferent nöronların çevreden SSS’ne giren lifleri ve glia hücrelerinden oluşur. Gri maddeyi çevreleyen beyaz madde çok miktarda miyelinli internöron aksonlarını 219

içerir. Bu aksonlar grubu yani yollar, omurilik boyunca uzunlamasına ilerler. Bunlar; beyinden medulla spinalise, medulla spinalisten beyine bilgi taşımak için inen-çıkan yollardır. MS kafatası tabanı ile 1. lomber (L1) vertebra arasında uzanır. Segmentasyon gösterir; sağlı sollu olmak üzere 31 çift spinal sinir çıkar; bu seviyeler; 8 servikal, 12 torakal, 5 lumbal ve 5 sakral’dır. Spinal sinirler dorsal (arka) ve ventral (ön) köklerin birleşmesiyle oluşur. Arka kökler kas, deri, eklem ve viseral organlardan kalkan duysal bilgileri taşır. Ön kökler kasları innerve eden nöronların aksonlarını içerir. MS vücut ve ekstremitelerin istemli ve refleks hareketlerinden sorumludur (yürüme, bir ekstremiteyi geri çekme vs.). PERİFERİK SİNİR SİSTEMİ Periferik sinir sisteminin (PSS) lifleri SSS ile vücudun diğer bütün kısımları arasında sinyaller taşır. PSS 43 çift sinirden oluşur. 12 çifti kafa çiftleri olarak bilinen kranial sinirler, 31 çifti ise MS’in her seviyesinden çıkan spinal sinirlerdir (Şekil 6). Somatik ve Otonom sinir sistemleri arasındaki farklar; Somatik: İskelet kaslarını (çizgili kas) innerve eder, sadece kas uyarılmasına (kontraksiyon-eksitasyon) neden olabilir, istemli olarak çalışır, somatik bir sinir fonksiyon yapamaz ise idare ettiği organda (çizgili kas) atrofi görülür, somatik sinirler kalın ve myelinlidir, yani çok hızlı ileti sağlarlar. Otonom: Düz kas ve kalp kasını, glandları ve sindirim yollarındaki nöronları innerve eder, efektör hücrelerde eksitasyon ya da inhibisyona neden olabilir, istemsiz olarak çalışır, otonom sinirler kesilirse inerve ettiği organda atrofi görülmez, otonom sinirler myelinli ya da myelinsiz olabilir, çapları daha incedir, yani daha yavaş ileti sağlarlar. Otonom Sinir Sistemi (OSS) (Eferent Bölüm) Otonom Sinir Sistemi (OSS) isteğimiz dışında aktivite gösteren, iç organları kontrol eden bir sistemdir. Bu sistem, arter basıncını, gastrointestinal sistem motilitesini (hareketlerini) ve salgılarını, mesanenin boşalmasını, terlemeyi, vücut ısısını ve yeni karşılaştığımız durumlara (bir tehlike, korku veren bir durum, bizi heyecanlandıran bir olay vb.) uyumumuzu sağlayan PSS’nin eferent bölümüne ait bir sistemdir. Bu sistemin önemli bir özelliği hormonlara görece üstün hızıdır. Stres koşullanda böbreküstü bezinden epinefrin (adrenalin) salınımı artar, bu hormonda bir çok organı etkiler. OSS hipotalamus, beyin sapı ve MS’deki merkezlerin kontrolü altındadır. Doğrudan olmasa bile, limbik sistem ve viseral reflekslerin de bu kontrolde rolleri vardır. Otonom sinir sistemi içindeki anatomik ve fizyolojik farklar sempatik ve parasempatik olarak iki farklı komponente ayrılmalarına neden olur. Bu komponentlerin sinir lifleri SSS’ni farklı yerlerden terk ederler. Parasempatik sistemde postganglionik nöron ile efektör hücre arasındaki iletişimde de asetilkolin kullanılır. Oysa sempatik sistemde bu ajan genellikle norepinefrindir (Şekil 7).

220

Şekil 6. Periferik Sinir Sistemi

Şekil 7. Periferik sinir sistemi.

221

Otonom Sinir Sistemi; parasempatik ve sempatik sistem. Önemli bir nokta sempatik sistem yanıtının stres durumlarında artmasıdır. Gerçekte, tam olarak körüklenmiş sempatik bir yanıta (katekolaminler dahil), bir saldırganla karşılaşan ve bundan kaçan bir hayvanın durumunu tanımlayan vur ya da kaç yanıtı denir. Parasempatik sistemin aktivitesi ise sindirim, uyku gibi vejetatif yönetici fonksiyonlarla artar. Omurganın iki yanında ve karın boşluğunda önemli sempatik ganglionlar vardır. Nörotransmitterler Parasemptatik sinir sisteminde, ganglion ve ganglion sonrası hedef organı uyarmada asetilkolin (ACh) kullanılmaktadır. Bu nedenle bu sistemin postganglioner nöronlarına kolinerjik denir. Sempatik sinir sisteminde ise preganglioner nöronlar kolinerjik iken, postgangiloner nöronlar adrenerjiktir. Bu nöronların terminal ucundan norepinefrin (NE) salınmaktadır. Reseptörler ACh ve NE’in efektör hücre membranında etki gösterebilmesi için kendilerine özgü reseptörlerine bağlanmaları gerekir. Kolinerjik reseptörler ve adrenerjik reseptörler. Adrenerjik reseptörler; Alfa ve beta olarak temel iki gruba ayrılır. Adrenal medulla tarafından salgılanan epinefrin (E) ve NE hormonları, sempatik etki göstermelerine karşın, değişik reseptörlere bağlanırlar. NE daha çok alfa reseptörleri, E ise daha çok beta reseptörleri tercih etmektedir. Kalpteki gibi, organın üzerinde beta reseptörler çoğunlukta ise E; damarların üzerinde olduğu gibi alfa reseptörler çoğunlukta ise NE daha etkilidir. Motor Ve Duysal Sistemler Duyu Reseptörleri: Duyu olayı, dokunma, ses, ışık, acı, soğuk, sıcak gibi uyaranlara duyarlı reseptörlerden başlar. Bu reseptörler, duyarlı oldukları duyu şekline göre sınıflandırılmıştır. Tüm duyu yolları 3 nöronludur. Reseptörden kalkan primer duyu yolları (birinci nöron) sekonder duyu yolları (ikinci nöron) ile sinapslaştıktan sonra sekonder duyu yolları talamusun ventral çekirdeğinde tersiyer duyu yolu (üçünçü nöron) ile sinaps yapar ve ilgili korteks bölümüne ulaşır. Bu sırada ikinci nöron, talamusta sonlanmadan önce serebelluma da dallar verir. Mekanoreseptörler: dokunma, basınç gibi mekanik uyaranlara duyarlı reseptörlerdir. Termoreseptörler: Sıcaklık değişmelerine duyarlı reseptörler; soğuk ve sıcak için farklı reseptörler vardır. Nosiseptörler: Ağrı reseptörleridir. Elektromanyetik Reseptörler: Gözdeki gibi ışığa duyarlı reseptörlerdir. Kemoreseptörler: kimyasal değişkenlere duyarlılık gösterirler; ağızda tad, burunda koku, arter kanında oksijen ve karbondioksit düzeyi gibi. Acı reseptörleri uyarıldığında duyu korteksteki acı merkezlerine ulaşacak ve kişi acı duyacak, dokunma reseptörleri uyarıldığında ise korteksteki dokunma merkezlerinde sonlanan ileti kişinin dokunma duyusu hissetmesini sağlayacaktır. Duyu Çeşitleri 1. Eksteroseptif Duyular: Dışarıdan gelen uyaranlara karşı duyarlıdırlar; deri duyuları, ışık, ses gibi. 222

2. Proprioseptif Duyular: Vücudun durumu hakkında bilgi verirler; ayakta durup durulmadığı, hareket edip edilmediği gibi. Eklem ve kas-tendonlardan gelir. 3. İnteroseptif Duyular: İç organlardan gelen duyulardır; mide, mesane gibi yapıların dolgunluğu, kas spazmları gibi. 4. Özel duyular: Görme, işitme, koku ve tad duyuları ise özel duyular adı altında ayrı bir grup olarak ele alınır. Motor Fonksiyonlar Presentral girusta (Rolando önü girusu) bulunan motor korteks vücut hareketleriyle ilgilidir. Şayet hareket önceden planlanarak yapılıyorsa işin içine bazal gangliyonlar, talamus gibi alt beyin merkezleri de karışır; serebellum ise hareketin plana uyup uymadığını, hata olup olmadığını kontrol eder. Omuriliğin Motor Fonksiyonları: Beyin ekstremite hareketlerini doğrudan kontrol etmez ve sadece hareketin başlaması için emir gönderir, omur ilik ise hareketin devamını sağlar. Bu sırada harekette değişiklik meydana gelecekse, örneğin kişi yürürken koşmaya başlayacak, atlayacak ya da eğilecekse beyin yeniden devreye girer ve yeni emirleri gönderir. Bununla birlikte, yürürken ayak yüksek bir yere (taş, basamak) çarparsa, omur ilikteki refleks mekanizmalar ve çeşitli internöronlar hemen devreye girerek ayağın daha yükseğe kaldırılmasını da sağlayabilir; yani omur ilik akıllı bir yürüme denetleyicisi gibi çalışır. Refleksler: Bir çekiç ile diz kapağının altındaki tendona vurulması sonucu bacağın ekstansiyonu şeklinde alınan patella refleksinin merkezi medulla spinalis, göz bebeklerinin kuvvetli ışık altında daralıp az ışıkta genişlemesi şeklinde izlenen pupilla refleksinin merkezi mesensefalondur. 1. Yüzeyel Refleksler: Vücut yüzeyinden başlayan polisinaptik reflekslerdir. Gözün kornea tabakasına küçük bir pamuk ile dokunulduğunda göz kapağının kapanması şeklinde görülen kornea refleksi, bebeklerdeki emme refleksi ve ayak tabanına sert bir cismin sürtülmesiyle ayak parmaklarının fleksiyonu şeklinde ortaya çıkan plantar refleks bunlara örnektir. Plantar refleks muayenesi sırasında fleksiyon yerine ekstansiyon alınması durumuna Babinski refleksi adı verilir, ki bu bulgu bebeklik dönemi dışında patoloji bulgusu olup üst motor nöron hasarını gösterir; bebeklerde ise yürümenin öğrenilmesi ile birilikte ise babinski refleksi kaybolur. 2. Derin Refleksler: Monosinaptik özellikli ve gerilme tipinde refleksler olup kasın uzamasıyla başlayıp aynı kasın kasılmasıyla sonlanırlar. En yaygın olarak bilineni diz kapağı altına vurularak alınan patella refleksi olup, bunun dışında biseps refleksi, triseps refleksi, aşil refleksi de sıklıkla tetkik edilmektedir. 3. Çekilme Refleksi – Fleksör Refleksi – Nosiseptif Refleks: Acı veren bir uyarana tepki olarak bir ekstremitenin veya bazen tüm vücudun geri çekilmesi şeklinde görülen reflekstir. Bu refleks için genellikle yapılacak harekete ait fleksör kaslar uyarılırken, antagonist kaslar ise inhibe edilir; buna resiprokal inhibisyon denmektedir.

223

Burun göz için bir siper oluşturur. Göz reflekslerinin kontrolü Bazal Gangliyonların Motor Fonksiyonu Diensefalonda bulunan ve nükleus kaudatus. Spinal şok gelişir. etkenlere karşı korur. Dolaşım sisteminin kontrolü 3. 224 . koşmak gibi hızlı hareketlerin koordinasyonunda etkin bir merkezdir. harabiyetinde felç olmaz. motor fonksiyonları doğrudan kontrol etmez. ancak hareketlerdeki uyum bozulur. Beyin Sapının Motor Fonksiyonları Pons. Deri kuru. göz yaşı bezinden gelen sıvı ile nemli tutulur. kirpik ve kaş. elektromanyetik enerjinin (foton ya da kuanta) nöronal sinyallere dönüştürülmesiyle başlar. boşaltım ise ancak sonda ile mümkündür. 4. sylvius yarığının üzerinde yer alır. medulla oblongata ve mezensefalondan oluşan beyin sapının başlıca motor fonksiyonları şu şekilde özetlenebilir: 1. başı çevirme alanı. Serebellum kas hareketlerinin sırasını belirler. Göz hareketlerini kontrol eden alan. kuruması önlenir ve yıkanır. dünyamızda ışık ve renk olması mümkün değildir. Göz orbita adı verilen kemikten bir çukurun içinde bulunur. Parapleji: Omur ilik tam kesilerinde ortaya çıkan alt ekstremitelerin felç durumudur.Korteksin Motor Fonksiyonları: Frontal lob üzerinde 3 önemli motor alan yer alır: Broka Alanı: Yalnızca sol hemisferde olmak üzere. putamen ve globus pallidus olarak bilinen nöron çekirdeklerinden oluşan bazal gangliyonlar. el becerileri alanı. denge için kolları açma gibi) 5. Sinyaller birçok sinapstan sonra korteksteki görme alanına gelir. Bu şekildeki konuşma bozukluğuna afazi adı verilir. Işık. gözün saydam bölümlerinden geçerek. 1. Solunumun kontrolü 2. dönme. termoregülasyon kaybolmuş. Dengenin kontrolü 6. Göz kapakları. Sindirim faaliyetlerinin kontrolü 4. gözü dıştan gelen toz vb. Görme Duyusu Gözümüz ve göz dibindeki fotoreseptörler olmasaydı. Burada motor hareketler planlanıp işleme konmaz. 2. daktilo yazmak. Bazı araştırmacılar diensefalon ile mezensefalon arasındaki subtalamik çekirdek ile substansiya nigrayı da bazal gangliyonlar arasında sınıflamaktadır. 3. Korneayı örten konjuktiva zarı. dipteki fotoreseptörleri uyarır. Serebellumun Motor Fonksiyonu: Piyano çalmak. Bunlar daima serebral korteksten uyarı alırken bir yandan da kendileri motor kortekse uyarı gönderir. yardımcı motor alan diğer özel alanlardır. Harabiyeti halinde kişi ses çıkarabilir ancak iki heceden daha uzun kelimeleri söyleyemez. Görme. diğer beyin merkezlerinde geliştirilen motor hareketlerin doğru olarak yerine getirilip getirilmediğini kontrol eder ve gereken düzeltmeleri yapar. Stereotipik vücut hareketlerinin kontrolü (yana yatma. Hemipleji: Vücudun bir tarafının felç olmasıdır.

Trigeminus duyusunu alır. İrisin uçları tamamen birleşmez. Görüntünün retina üzerine düşmesi 225 . Şekil 8. Bu sayede göze giren ışık miktarı değiştirilebilir. Koroid: Göz küresindeki yapıları besleyen yoğun kan damarı içeren pigmentli bir tabakadır. ışığın hareket yönü bu eğik düzleme dik olacak şekilde kırılır. Göz küresi dıştan içe doğru üç tabakadan meydana gelir (Şekil 8). buna pupilla denir. Eğer bu temel ilkeleri merceklere uygulağırsak. Sklera: Gözün en dışındaki koruyucu tabakası olan sklera.Görme Optiği İki farklı ortamı ayıran düzlem eğik ise. Radyal ve sirküler kas liflerinden meydana gelen silyar kaslar kasılıp gevşeyerek lensin konveksliğini düzenler. Göz küresinin üç tabakası. Bir mercek ışığı ne kadar fazla kırarsa. Kornea. Gözün lensi ve korneası. saydam bir mercek olan lens bulunmaktadır. N. 2. Kırma gücü diyoptri ile ölçülür. 1. Pupillanın hemen altında silyar kaslara zonular liflerle tutunan esnek. ışığın girmesine izin veren bir açıklık bırakır. bir görüntüyü retina üzerine odaklayan optik sistemlerdir (Şekil 9). ince kenarlı (konveks) bir mercekte ışık dalgaları bir odak noktasında toplanırken. Ön tarafa doğru değişerek silyar kasları ve irisi oluşturur. göz küresinin önünde olup beyaz sklera tabakasının devamıdır. İrisde pupillayı daraltan ve genişleten kas lifleri bulunur. Şekil 9. ön tarafa doğru şişkinleşerek göze ışınların girdiği saydam korneayı oluşturur. en ufak bir temasta göz kırpma refleksi oluştururlar. kalın kenarlı (konkav) bir mercekte dağılır ve bir odak noktasında toplanamaz. Eğik düzlemden kırılarak gelen ışık ışınları bir noktada toplanırlar (x) ki bu noktaya odak noktası denir. kırma gücü o kadar büyüktür.

Fotoreseptörler: Retinada ışıağa duyarlı iki tür ışığa hassas reseptör hücre bulunur. Gerek silyar kas. Görme reseptörleri olan basiller ve koniler (Fotoreseptörler) Bipolar hücreler ile ganglion hücreleri beyine giden direkt yolu oluştururlar. basil ve koniler. okulomotorius çekirdeğine geçer. Hipermetropi: Bu durumda paralel ışınlar retinanın arkasına düşer. optikusa. Bipolar hücreler 5. Akomodasyon refleksi: Uzaktan gelen paralel ışınların kornea ve lens tarafından kırılarak fovea üzerinde toplandığını biliyoruz. 226 . Bu renklere primer renkler denir. Amakrin hücreler 3. Retina: 1. büyük bir tabakanın katlanmış şeklidir. Kişiler uzaktaki cisimleri daha iyi görebildikleri halde yakındaki cisimlerin görüntüsü retinanın arkasına düştüğü için net göremezler. Görme Anomalileri KIRMA KUSURLARI: Normal bir gözde silyar kas gevşek durumdayken uzaktaki cisimleri net olarak görebilir. Konilerde iç ve dış membran vardır. Kör nokta: N.3. Sempatik zincirden çıkan eferentler m. Lensin kamburluğunu artırması ve pupillanın daralması n. lensin öncelikle ön yüzü kamburluğunu artırarak kırma gücünü yükseltir. basiller zayıf ışıkta siyah beyaz görme için ileri derecede spesifiktir. korneada bir kez kırıldıktan ve humor aköz tarafından yavaşlatıldıktan sonra pupilladan geçerek lense gelir. Aferent liflerin bazıları n. Bu sinirin parasempatik telleri konstriktor iris kaslarını inerve eder. Korneanın kırma kuvveti değişmediğinden. parlak ışıkta renk ayrımı için. Talamusta sinaps yaptıktan sonra korteksin primer görme alanına gelir. Bu sırada pupilla da daraldığı için yalnız merkeze yakın gelen ışınlar göze girebilir. gerek göz küresi ile ilgili fonksiyon bozuklukları kırma kusurlarına neden olurlar. optikusu oluşturur. Primer renklerin karışımı beyaz rengi verir. optikus tarafından taşınır. optikusun çıktığı noktada koni ve basiller yoktur. Konlarda fotosensitif dış membran. Basil ve konilerden gelen mesaj n. okulomotoriusun parasempatik dalları tarafından sağlanır. Uzun dalga boyu – kırmızı Orta dalga boyu – yeşil Kısa dalgaboyu – mavi renkleri oluşturur. Horizontal hücreler 4. Ganglion hücreleri 2.dilatatör iridis kasını inerve ederek pupillaların genişlemisini sağlarlar. sonra erişir. Göz Refleksleri Pupilla refleksi: Doğadan paralel gelen ışık. Fakat yakın nesnelerin görüntüsünü retinaya odaklayabilmek için silyar kasın kasılması gereklidir. Temel olarak koniler. Daha önce açıklandığı şekilde uyartı n. Vitamin A eksikliğinde gece körlüğü gelişir. Görme yolu: Retinadan gelen yaklaşık 1 milyon akson toplanarak n.

İç kulak: Kohlea (salyangoz) ve vestibuler aparey (denge ile ilgilidir). kişi o pigmentin sorumlu olduğu rengi ve tonlarını algılayamaz. Orta kulak: Üç küçük kemikçikten meydana gelir. Dış kulak: Kulak kepçesi. En çok rastlanan. malleus. insana sağladığı enformasyon (haber. kırmızı veya yeşil konilerdeki pigment eksikliğidir. dış kulak yolu. 2.Miyopi: Bu durumda paralel ışınlar retinanın önüne düşer. bilgi) yönünden görme duyusundan daha önemlidir. Dış kulak yolu sonunda. İŞİTME DUYUSU İşitme. Kemikcikler de bu hareketi oval pencereyi kaplayan zara iletirler. inkus. Sesler bize durmadan etraftan bilgi verir. frekans ne kadar fazla ise ses o kadar tizdir. 0 desibel ortalama duyma eşiğidir. cisim göze yaklaştırıldığında görüntü retinanın üzerinde toplanır. Dış ortamdan gelen ses dalgaları kulak zarını titreştirdikten sonra kemikciklere iletilir. Şekil 10. örs’e (incus) ve üzengi (stapes) bulunur. İşitme 20-20000 Hertz titreşimlerin kulak tarafından alınarak elektrik akımına çevrilmesidir. Kulağı üç bölüme ayırarak inceleyebiliriz (Şekil 10): 1. timpan zarı. iç bükey olan timpan membran bulunur. Kulak anatomisi. Timpan Membran Ve Kemik Sistemi: Dış ortamdan gelen ses dalgaları kulak kepçesi ile toplanarak dış kulak yolu ile orta kulağa iletilir. Renk körlüğü: Gözde renge duyarlı konilerde bulunan pigment maddeleri eksik sentez edildiğinde. Ancak en yüksek duyarlılık 1000-4000 Hz arasındadır. Bu zarın arkasında ise çekiç (malleus). Frekans birimi Hertz (Hz)’dir. Uzağı göremez. 3. stapes. Frekans: Sesin bir saniyedeki titreşim sayısıdır. Nitekim gürültülü bir ortamda uyuyan kişi. Şiddet: Birim yüzeye uygulanan basınçtır. Genlik: Ses dalgasının yüksekliği veya amplitüdü olarak ifade edilebilir. Sesin şiddetinin ölçü birimi desibel’dir. Üzenginin basamağı iç kulaktaki oval pencereye (fenestra ovale) dayalıdır. gürültü kesildiğinde uykusundan uyanır. 227 . Genlik ne kadar büyükse ses o kadar gür. Uykuda bile sesleri algılarız.

Korti Organı Tüy Hücreleri: Tüy hücreleri denen. helezonik şekilde kıvrılmış kemik ve zar bölmelerden oluşan bir boru sistemidir. 8. beyin sapından talamusa ve temporal lobtaki işitme korteksine taşınır. Tüy hücreleri kohleadaki basınç dalgalarını reseptör potansiyellere çevirirler. Denge ve Kontrolü Beyin merkezlerine dengenin bozulduğunu bildiren reseptör. yine kemikten ve zardan yapılı bir borular sistemi vardır ve labirent denir. korti organının reseptör hücreleri. Basiller zarın yüzeyinde. Üst kısımdaki zara Reissner membranı. Tüycüklerin hareketi (eğilmesi) başın hareketine bağlıdır. Bilgi.İç Kulak: İç kulak. Beyin bu sayede başın pozisyonu konusunda fikir sahibi olur. Bu durum. 228 . vestibüler organdır. Utrikulus ve sakkulus içinde makula adı verilen bir bölge bulunur. Üç ayrı planda duran yarım daire kanalları. İşitmedeki Nöral Yollar: Kohlear sinir lifleri beyin sapına girer. ortada utrikulus ve sakkulus adı verilen bölümleri vardır. bir ucunda kıla benzeyen sterosiller bulunduran mekanoreseptörlerdir. Bu hücrelerde tüy hücreleri bulunur. elektromekanik ses dalgalarına duyarlı tüy hücrelerinden oluşan korti organı bulunur. alttakine ise Basiller membran denir. Her makulada binlerce tüycük vardır. Temporal kemiklerin içinde. vestibulokohlearis aksonlarında aksiyon potansiyeli doğmasına neden olur. Kafa çifti olan N. Bu tüycük hücreleri tabanlarında vestibular sinir ile sinaps yaparlar.

1998. 23Edition. Susan M. Çeviri Editörü: Serdar Demirgören. Guyton. Robert Berne. RESİMLER ve ŞEKİLLER için KAYNAKLAR 1. 6. Anatomy and Physiology. Mc Graw Hill. Kim E. Scott Boitano. Kevin T. John E. Güneş Tıp Kitapevleri. Mc Graw Hill. James Sherman. 2006. 2010. 40th edition. Çeviri Editörü: Hayrunnisa Çavuşoğlu. 10th edition. Anatomy and Physiology. 12th Edition. Michael Schuenke. Şehvar Çağlayan. Dorothy Luciano. Nobel Kitap evi. Mosby. 2003. 5ht Edition. Baskı. 3. Adolf Faller. 1999. Arthur Vander. 4. Baskı.KAYNAKLAR 1. 2010. 2. 2006. 3. Ganong’s Review of Medical Physiology. Basım. Patton. Thieme. Physiology. 2011. Vander's Human Physiology: The Mechanisms of Body Function. Arthur C. Panel Matbaacılık. Gary A Thibodeau. 2. 5ht Edition. Guyton and Hall Textbook of Medical Physiology. Hall. James Sherman. Tıbbi Fizyoloji Guyton&Hall. Barrett. 10. Barman. 5. Dorothy Luciano. 2. Heddwen Brooks. 11. Yaşam Bilimi Fizyoloji. Levy. 2004. Arthur Vander. 229 . Elsevier Saunders. Vander İnsan Fizyolojisi. Mosby. Matthew N.

230 .

PATOLOJİ DERS NOTLARI Patoloji Anabilim Dalı 231 .

232 .

Yzb.Doç.NU.Tbp. Önder ÖNGÖRÜ Yrd. 7.Yb. 3.Alb.Tbp.Bnb. TROMBOEMBOLİZM ve ŞOK BAĞIŞIKLIK HASTALIKLARI TÜMÖRLER ÖLÜM ve OTOPSİ ÖĞRETİM ELEMANI Doç.Bnb.İÇİNDEKİLER S. Ayhan ÖZCAN Doç. Armağan GÜNAL 233 . Bülent KURT Yrd. 2.Yzb. ÜNİTE / KONU PATOLOJİYE GİRİŞ HÜCRE ZEDELENMESİ ve UYUMU İNFLAMASYON ve ONARIM DOLAŞIM BOZUKLUKLARI. 1. Yıldırım KARSLIOĞLU Yrd.Doç.Doç.Yzb. Armağan GÜNAL Yrd.Tbp. 4.Tbp.Doç. 6.Tbp.Tbp. 5. Armağan GÜNAL Doç.Tbp.

234 .

Alb.Tbp. yüzyılda kendi yaptığı 700 otopsiyi anlatan kitabın yayınlanması patoloji tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. Günümüzde. salgın hastalıklarda insandan insana geçen etkenlerin olabileceği ileri sürülmüştür. PATOLOJİYE GİRİŞ Doç. görüntüsel) özelliklerini inceleyen bilim dalıdır. Rönesans döneminde. Patolojinin Yeri ve Önemi Patoloji. klinik bir dal olmamasına rağmen. hastalıklı doku ve organları inceleyerek. Patoloji. anatomi. Günümüzde patoloji ağırlıklı olarak tıp fakültesinde ve daha az oranlarda da sağlık meslek yüksek okullarında okutulmaktadır. Osmanlı döneminde tek tıp fakültesi olan Askeri Tıp Fakültesi’nde (Gülhane) Alman bilim adamları tarafından başlatılmıştır. tümörlerin tanısı başta olmak üzere. moleküler düzeydeki çalışmalarda patolojik incelemelerin önemi giderek artmaya başlamıştır. pek çok hastalığın kesin tanısının ve bazen de adli-tıbbi otopsilerde ölümün kesin nedeninin ortaya konmasında patolojik inceleme gereklidir. teorik ve teknik pek çok konuda patolojik çalışmalar yapılmaktadır. hastalığın nedenleri ile belirtileri arasındaki ilişkileri kavrayabilmesini ve böylece tedavide en doğru yaklaşımı belirlemesine yardımcı olabilmeyi sağlamaktır. Ayhan ÖZCAN Patoloji Anabilim Dalı Patolojinin Tanımı ve Tarihçesi Patoloji. hastanın klinik doktoru ile iletişime geçilir. Bu da din adamlarının gücünü artırıyordu. Bu amaçla bazen istek formunda bilgiler yeterli olmadığında. 19. yüzyılda Virchow “Hücresel Patoloji”nin temelini atmıştır. Günümüzde. histoloji ve fizyoloji bilgilerinin üzerine. Morgagni’nin 18.1. genellikle tanı konulurken her zaman için klinik verilere gereksinim olduğundan patolog-klinisyen arasında sürekli bir iletişim kurulması zorunludur. hastanın tedavisinde ve bakımında doktora yardımcı olmasını amaçlamaktadır. Bu nedenle. Patoloji öğretiminden tıp fakültesi öğrencisinden beklenen. ilk Türk patologlarının tümü askerdir. Ülkemizde patolojik incelemeler. hastalıkların nedenlerini ve bunların doku ve organları etkileme şekillerini. ancak bu tür kişiler genellikle cezalandırılmıştır. Deneysel. İlk çağlarda hastalıklar bir günahın. Orta çağda hastalıkların içsel ve dışsal nedenleri olabileceğini ileri sürenler olmuş. hastalıklı organların makroskopik veya mikroskopik anormal görünüşlerini ekleyerek hastalıkların daha kolay anlaşılmasını sağlar. Diğer sağlık sınıflarından beklenen de hastalığın nedenleri ve bunların doğurduğu sonuçları gözleyerek. 235 . hastalıkların fiziksel neden-sonuç ilişkilerinin bulunabileceği. Batı Anadolu’daki eski Yunan uygarlığında ve sonraları İbni Sina döneminde bu tür düşüncelerden uzaklaşmaya çalışılmıştır. suçun cezası olarak görülmekteydi. Patolojinin çalışma alanı hastalıklı organ ve dokuların incelenmesiyle sınırlı değildir. hastalıklı doku ve organların morfolojik (biçimsel.

“mikrotom” adlı cihaza yerleştirilir ve istenilen kalınlıkta (genellikle 4-5 mikron) kesitleri alınır. Alkol tespit için uygun bir fiksatif değildir. Bazı özel patolojik incelemelerde kliniğin ön tanıları da göz önüne alınarak dokuların farklı tespit solüsyonlarına (örneğin.Rutin Histopatoloji Laboratuvarının İşleyişi Tespit (Fiksasyon) Doku ve organ örnekleri insan vücudundan ayrıldıkları anda canlıdırlar ve hastalığın morfolojik özelliklerini içerirler. Tespit edilmemiş doku ve organ örnekleri kısa bir süre sonra ortam sıcaklığına da bağlı olarak bakterilerin ve salgıladıkları enzimlerin etkisiyle otolize (erime) uğrar. Bu özelliklerinin bozulmasını önlemek için. Bu nedenle alkolün belli bir süre sonra ortamdan uzaklaştırılması gerekir ve bu amaçla da ksilol kullanılır. Bu kesitler sıcak ksilol içinde deparafinize edilir. Dondurularak kalıp halinde çıkması sağlanır. Bu solüsyonda uzun süre durması da dokuların kurumasına ve kırılganlığının artmasına neden olur. Takip (Doku İşleme) Tespitli dokulardan alınan örnekler doku kasetlerine konur ve numaralanır. Tespitten sonraki aşamaların hemen hepsi otomatik doku takip cihazlarında yapılmaktadır. ılık su banyosu içinde yüzdürülür ve oradan da lamlar üzerine aktarılır. En uygun tespit solüsyonu % 1015’lik formalindir (tercihen tamponlanmış formları). Bu cihazlardaki ilk aşama dehidratasyon aşamasıdır. Bu boya genellikle hematoksilen (mavi) ve eosindir (kırmızı). Daha sonra da farklı derecelerdeki alkollerden geçirilerek hidrate edilir ve istenilen boyanın uygulanmasına geçilir. Bu kalıpların hepsinin üzerinde daha önceden yazılmış olan numaralar bulunur. Parafin oda sıcaklığında katılaşır. Bu amaçla alkol kullanılmaktadır. Histopatolojik İnceleme Yöntemleri Bir hastanenin işleyişinde patoloji bölümünün görevi hastalardan tarama veya tanı amacıyla hücre/doku örneklerinin alınmasıyla veya organların çıkarılmasıyla 236 . Ksilolün uzaklaştırılmasında da belli sıcaklıkta ısıtılmış sıvılaştırılmış parafin kullanılır. doku ve organ örneklerinin uygun tespit solüsyonları içine konması gerekmektedir. Patolojik İnceleme Yöntemleri 1. Doku ve organlar kendi hacimlerinin 10-20 katı kadar tespit solüsyonu içine konmalıdır. elektron mikroskopik incelemede gluteraldehit kullanılır) konması gerekebilir. Bu aşamaya girmiş bir örnekte hücrelerin ayrıntıları kaybolur ve morfolojik değerlendirme için uygunsuz hale gelir. Bloklama Doku takip cihazından parafinli olarak çıkan dokular oda sıcaklığında donduğundan tekrar sıcak parafin ile metal kalıplar içine yerleştirilir. Böylece dokular sertlik kazanmakta ve kolay kesilir hale gelmektedir. Özellikle küçük endoskopik dokular kolaylıkla kurur ve değerlendirilemez hale gelir. Kesit Alma Parafin bloklar. Bu işlemler vakumlu ortamlarda yapıldığında işlem süreleri kısalabilir.

Bu örneklerin uygun tespit solüsyonları içinde gönderilmesi klinikte görevli yardımcı sağlık personelinin sorumluluğundadır. mikrobiyolojik. Bu gibi durumlarda. Rutin olarak “hematoksilen-eozin” yöntemiyle boyanan kesitler ışık mikroskobunda morfolojik olarak değerlendirilir. Elektronmikroskop daha çok araştırma amacıyla kullanılmakta. Bu alanın seçimi patolojik incelemenin en önemli aşaması olup. yorum şeklinde öneriler listesi de bulunabilir. Ancak taze doku gerektiren özel bir inceleme (immünfloresans ve kas incelemesi gibi) düşünülüyorsa. Patoloji uzmanın en sık kullandığı düzenek olan ışık mikroskobunun büyültme olanağı yaklaşık x1000 ile sınırlıdır. deneyim gerektirir. nadiren tanısal açıdan da gerekli olabilmektedir. Bu bilgiler verilmeden patologdan bir tanı beklemek doğru olmaz. Rutin Patoloji Laboratuvarı 237 . Her zaman için ilk incelemede tanı koymak mümkün olmayabilir. Patoloji uzmanı. biyokimyasal. Bu mikroskopların büyültme gücü ışık mikroskobundan yüzlerce kere fazladır. yukarıdaki yöntemlerden biri veya birkaçı ile yaptığı incelemenin sonunda bir rapor düzenler. Ancak.başlar. moleküler biyolojik verileri gereksinim duyulabilir. genetik. o zaman dokuyu kurutmadan ıslak (serum fizyolojik ile) bir bez içinde ve herhangi bir tespit solüsyonuna konmadan gönderilmelidir. görüntü büyültüldükçe tanının kolay ve doğru olacağını düşünmek doğru değildir. farmakolojik. Biyopsi örneklerinin önce dış görünümleri (makroskopi) değerlendirilir ve normalden farklı görülen alanlardan mikroskopik inceleme için doku parçaları alınır. Bu raporda kesin bir tanı olabileceği gibi. Patoloji uzmanına örnek gönderilirken mutlaka alındığı yer ve klinik olarak düşünülen ön tanılar bildirilmelidir.

Bu dokuların herhangi bir tespit solüsyonu içine konmadan gönderilmesi gerekmektedir. Bu tür kesitlerden patolog tarafından varılan sonuçlar her zaman kesin ve net olmayabilir. bazen operasyon sırasında hastada operasyonun seyrini değiştirebilecek kararlar almak gerekebilir. Ancak. Hastanın anestezi altında olduğu da düşünülecek olursa. Bu kesitler rutin işlemlerden geçen dokuların kesitleri kadar kaliteli olmaz. en kısa zamanda tanı verebilmek için. Bu dokular kesildikten sonra en kısa süre içinde hematoksilen-eozin ile boyanır. günde yaklaşık olarak 4-5 kez başvurduğumuz bir yöntem de “frozen section”dır. 238 . ancak yine de verilen bilgiler cerrahı yönlendirmede yardımcı olmaktadır.Histopatoloji Laboratuvarı Bloklamanın ve doku takibinin yapıldığı ünite 2. yukarıdaki işlemler takip edildiğinde en iyi olasılıkla bir gün sonra verilebilir.“Frozen Section” ve İntraoperatif Histolojik İnceleme Yöntemi Rutin patolojik incelemeye alınan bir örneğin tanısı. Dokular kiryotom adı verilen cihazlarda -20°C sıcaklıklarda dondurularak kesilir.

Elde edilen hücrelerin değerlendirilmesinde. Babes tarafından başlatılmış ve daha sonra ise 1950' lerde Papanicolaou tarafından yaygınlaştırılmıştır. magnetik rezonans gibi) ile saptanan kitlelerden iğne ile yapılan ‘Aspirasyon Sitolojisi’ yöntemi de gittikçe yaygınlaşmaktadır. Palpe edilebilen veya görüntüleme araçları (ultrasonografi. Bu yöntem daha çok tanısal amaçlı kullanılmaktadır. İlk olarak 1927’de Dr. Sitopatolojik İnceleme Yöntemi Sitolojik incelemeler genellikle biyopsi işlemlerine göre daha az invaziv bir yöntemdir. Bu sayede serviks kanserlerini erken dönemde yakalama şansı artmıştır. Papanicolaou vajenden dökülen hücreleri bir lama yayarak kendi geliştirdiği bir yöntemle boyamış ve incelemiştir. daha yaygın olarak tanısal amaçlı kullanılmaktadır. Günümüzde sitolojik inceleme taramanın yanı sıra. Deri ve mukozayı kazıyarak hücre elde ederek de incelemek mümkündür (kazıma yöntemi). Günümüzde tarama amaçlı olarak servikovajinal ve balgam yaymaları kullanılmaktadır. servikovajinal ve idrar yayma sitolojisi gibi). Kapladıkları yüzeyden dökülen hücrelerin sitolojik olarak incelenmelerine “Eksfolyatif Sitoloji*’ denilmektedir (Örneğin.Böbrek ve kas örneklerinin değerlendirildiği yer 3. tomografi. her organ için ayrı bir bilgi birikimine ve 239 . Bu yöntem birçok kurumda kullanılmaktadır. Günümüzde de birçok sitolojik örnekler bu yöntemle boyanmakta ve bu yöntem kendi adıyla anılmaktadır.

Arşiv 240 . in situ hibridizasyon. 4. DNA sitometrisi. Her zaman için tanı koymak mümkün olmayabilir ve biyopsi ile tanının desteklenmesi gerekebilir. Diğer Patolojik Yöntemler Rutin histopatolojik inceleme yöntemleri dışında bazen ek patolojik incelemelere gereksinim duyulabilir.deneyime gereksinim vardır. Bunların arasında histokimya. görüntü analizi gibi yöntemler sayılabilir. Bu yöntemlerden in situ hibridizasyon (yakında çalışılmaya başlanacak) dışında hepsi. Arşiv. immunohistokimya. GATA Patoloji Anabilim Dalı’nda da kullanılmaktadır.

Nekroz a. hastalıkların fonksiyonel ve yapısal nedenlerini araştıran bir bilim dalıdır.2. Adaptasyon (uyum ) 2. Geri dönüşlü zedelenme 3. Hastalığın hücre ve dokularda neden olduğu morfolojik değişiklikleri inceler. Hastalığın nedenini araştırır.Tbp. 1. 2. Geri Dönüşlü ve Dönüşsüz Zedelenmeler 1. 2. 241 . Geri dönüşsüz zedelenme ve ölüm Hücresel Adaptasyon Aşırı fizyolojik streslerle veya bazı patolojik uyaranlarla oluşur. Patogenezi açıklar. Yıldırım KARSLIOĞLU Patoloji Anabilim Dalı Hücre Zedelenmesi ve Hücre Ölümü Genel Tanımlar Hücre Zedelenmesinin Nedenleri Hücre Zedelenmesi ve Nekrozis Hücre Zedelenmesi ve Hücre Ölümü Genel Tanımlar Patoloji. Patolojinin Görevleri 1. Geri dönüşsüz zedelenme: Patolojik değişiklikler kalıcıdır ve hücre ölümü ile sonlanır. 4. 3.Bnb. Sonuçta hücrenin canlılığını sürdürdüğü değişmiş ve yeni bir durum (hipertrofi. Bu hücre içinde hassas bir homeostatik denge durumu oluşturur. Dış kaynaklı uyarana bağlı en sık görülen hücre ölümü şeklidir. Geri dönüşlü zedelenme: Uyaran ortadan kalktığında veya zedeleyici neden hafif şiddette ise normale dönebilen patolojik değişikliklerdir. Nekroz 2. Apopitoz 1. atrofi gibi) ortaya çıkar. Morfolojik değişikliklerle klinik sonuçları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaya çalışır. HÜCRE ZEDELENMESİ ve UYUMU Doç. Hücre ölümü 1. Hücre Zedelenmesi ve Hücre Ölümü Normal hücresel fonksiyon için hücrenin fizyolojik gereksinimleri ile hücrenin yapısı ve metabolik kapasitesi arasında bir uyum olması gerekir.

hücresel komponentlerin bir arada uyumlu olarak çalıştığı ve çevre dokuya en az zarar veren bir ölüm şeklidir.b. 2. Sıcak-soğuk c. b. Terapötikler (asetaminofen) b. Apopitoz I a. Mekanik travma b. Narkotikler 242 . Oksijen yetersizliği 2. Çeşitli fizyolojik ve patolojik durumlarda. Fiziksel etkenler 3. Şiddetli hücre şişmesi. Atmosfer basıncındaki ani değişiklikler e. İstenmeyen hücreleri ortadan kaldırmak için planlanmış. hücre organellerinin yıkımı ve hücre parçalanması olur. Hücre Zedelenmesinin Nedenleri 1. b. Morfolojik olarak kromatin yoğunlaşması ve parçalanması ile karakterizedir. Fiziksel etkenler a. Genetik bozukluklar 7. İmmünolojik reaksiyonlar 6. Kimyasal etkenler ve ilaçlar 4. Programlanmış hücre ölümüdür. Tek hücrede veya küçük hücre gruplarında görülebilir. Apopitoz II a. proteinlerin koagülasyonu. Radyasyon d. 3. c. Oksijen yetersizliği a. glikolitik enerji üretimi devam edebilir. CO ve hava kirliliği f. İnfeksiyöz ajanlar 5. denatürasyon. Hipoksi. b. İnsektisitler g. Oksijen yüksekliği d. 2. Beslenme bozuklukları 1. glukoz hücreye ulaşamaz ve bu nedenle daha hızlı hücre zedelenmesi olur. İskemi. Nonterapötikler (kurşun ve alkol gibi) c. Eser elementlerin fazlalığı e. Kimyasal etkenler ve ilaçlar a. embriyogenez sırasında istenmeyen veya gereksiz hücreler de bu yolla ortadan kaldırılır. Elektrik şoku 3.

Zedelenen hücrenin tipine. koroner arter tıkanıklığı). Biyokimyasal ve yapısal komponentler etkilenir. İmmünolojik reaksiyonlar 6. Obezite f. Geri Dönüşlü Zedelenme: Hipoksi önce oksidatif fosforilasyonun ve arkasından da mitokondride ATP üretiminin azalmasına neden olur. süresine ve şiddetine göre hücresel yanıt değişir. Zedeleyici ajanın tipine. konumuna ve uyum sağlama yeteneğine göre sonuçlar değişir. Membran zedelenmesi 243 . 6. İnfeksiyöz ajanlar 5. 4. Serbest radikallere bağlı hücre zedelenmesi 2. Açlık e. 9. Mitokondriyal disfonksiyon belirli bir noktaya kadar onarılabilir. ATP’nin tükenmesi 2. hücrelerin enerji üreten sistemi onarılamaz şekilde zedelenirse patolojik değişiklikler kalıcı olur (geri dönüşsüz zedelenme). zedelenme alanı genişleyebilir (reperfüzyon zedelenmesi). Geri dönüşsüz zedelenme: İskemi kalıcı olursa zedelenme geri dönüşsüzdür ve bunda iki önemli olay rol oynar: 1. İskemik ve hipoksik zedelenme hücresel zedelenmenin en yaygın tipidir (örn. Eğer oksijen sağlanabilirse etkilenen hücreler sağlamlığını korur.4. Diyetin içeriğindeki değişkenler d. Genetik bozukluklar 7. 5. Vitamin eksikliği c. İskemik hücrelerdeki patolojik değişiklikler onarılabiliyorsa geri dönüşlü zedelenmedir. Beslenme bozuklukları a. 7. Azalmış ATP sentezi ve ATP’nin aşırı tüketimi 2. Geri dönüşsüz mitokondriyal zedelenme Genel Biyokimyasal Mekanizmalar İskemik ve Hipoksik Hücre Zedelenmesi 1. Rol Oynayan Biyokimyasal Olaylar 1. Anoreksia nervoza Genel Mekanizmalar I 1. İskemi uzadığında. Oksijen kaynaklı serbest radikaller 3. Geri dönüşlü ve dönüşsüz hücre zedelenmesi ile nekrozisdeki morfolojik değişiklikler 3. Protein-kalori eksikliği b. 2. Ca+2 homeostazının bozulması ve hücre içi kalsiyumun artması 4. 8. Membran geçirgenliğinin bozulması 5. Kan akımı düzeltilince.

Homojen (glikojen kaybına bağlı). Organel veya diğer sitoplazmik komponentlerin enzimatik olarak sindirilmesi Nekrozisdeki morfolojik değişiklikler: Nekrotik hücre.Membran Zedelenmesindeki Mekanizmalar 1. Geri dönüşlü zedelenmede kan akımı düzeldiğinde hücreler canlılığını devam ettirir. 3. Parlak. protein ve DNA zedelenmesi olur. Geri Dönüşlü ve Dönüşsüz Hücre Zedelenmesi ile Nekrozisdeki Morfolojik Değişiklikler Canlı organ ve dokularda hücre ölümünden sonra gelişen morfolojik değişikliklerin tümüne NEKROZ denir. Proteinlerin denatürasyonu. Mekanizması ne olursa olsun membran bütünlüğünün kaybı Ca+2 girişine neden olur. Çeşitli kimyasal ve biyolojik olayları harekete geçirerek hücresel zedelenmeye neden olurlar. İskemi ve Reperfüzyon Zedelenmesi Kan akımının belirli bir süre kesilmesinden (iskemi) sonra kanlanmanın yeniden düzelmesine reperfüzyon denir. Serbest Radikallere Bağlı Hücre Zedelenmesi 1. 3. Süperoksit dismutazlar c. Serbest radikalleri ortadan kaldıran enzimler: a. 2. 2. Serbest radikalleri uzaklaştıran ve hücresel zedelenmeyi minimal düzeye indiren çok sayıda mekanizma vardır. 2. Geri dönüşsüz zedelenmede ise reperfüzyonda apopitoz benzeri bir nekroz ortaya çıkabilir (reperfüzyon zedelenmesi). Çünkü antioksidanlar ve enzim sitemleri bunları ortadan kaldırmada yetersiz kalmaktadır. 2. Genellikle spontan olarak ortadan kalkarlar. Serbest Radikallerin İnaktivasyonu 1. lipidler ve karbonhidratlarla etkileşime giren kararsız maddelerdir. Daha eozinofilik (bazofiliyi sağlayan RNA’nın kaybına bağlı). Serbest Radikallerin İnaktivasyonunda Rol Oynayan Faktörler 1. proteinlerin denatürasyonuna yol açar (koagülasyon nekrozu). C ve E vitamini ile glutatyon) 2. 2. Gulutatyon peroksidaz Sonuç Eğer aşırı serbest radikal oluşumu varsa lipid. 244 . 1. Antioksidanlar (A. Katalaz b. Serbest radikaller kararsız moleküllerdir. Proteinler. Hücre içi Ca+2 artışı enzimlerin aktivasyonuyla. İki ana nedeni vardır: 1.

2. Sitoplazmik proteinlerin denatürasyonu ile karakterizedir. c. c. böbrek. Tüberküloz için karakteristiktir. yoğun nükleus). Metaplazi 245 . Kazeifikasyon Nekrozu a. En sık görülen nekroz paternidir. c. Nekroz Tipleri 1. b. Piknoz (küçük. Özellikle ekstremitelerde görülür. Kötü kokuludur. Hücre membranları parçalanmıştır. Koagülasyon (iskemik) nekrozu 2. Daha çok lokalize bakteriyel infeksiyonlarda (apseler) ve beyinde görülür. Yağ nekrozu 5. Protein denatürasyonundan hemen sonra otoliz ve heteroliz olduğunda ortaya çıkar. Hücre İçi Birikimleri ve Hücresel Yaşlanma Çoğalma ve Farklılaşmada Hücresel Adaptasyonlar a. Bakteri ve lökositlerin birarada bulunduğu bir gazlı kangrende koagülasyon ve likefaksiyon nekrozu birlikte görülür. Lökositlerin lizozomal enzimleri aracılığıyla ölen hücreleri sindirmesine HETEROLİZ denir. Nekrotik alan yumuşak ve sıvı ile doludur. Miyokard. b. Likefaksiyon nekrozu 3. c. Hiperplazi b. Hipertrofi c. Yumuşak. Kazeifikasyon nekrozu 4.4. Likefaksiyon Nekrozu a. Nükleer Değişiklikler 1. 3. 2. Koagülasyon nekrozu a. 4 Kangrenöz Nekroz a. karaciğerde daha sık görülür. b. Koagüle olan hücrenin çatısı korunur. Vakuollü 5. Adaptasyonlar. Karyoliz (kromatinin erimesi) 3. Karyoreksis (küçük kümelere parçalanmış kromatin) Ölen hücrenin kendi lizozomal enzimleri aracılığıyla sindirilmesine OTOLİZ denir. kolayca parçalanabilen peynir benzeri görünümü vardır. Atrofi d. Kangrenöz nekroz 1. b. Mikroskopik olarak hücre debrisleri bulunan amorf eozinofilik materyal izlenir.

Distrofik kalsifikasyon b. b. filamentler) bağlı hücre 246 . hemopoetik ve konnektif doku hücrelerinde oluşur. c. Adaptasyonlarda hücre içi birikimler görülebilir. Patolojik Hormonal hiperplazi a. c. Fizyolojik veya patolojik nedenlerle oluşabilir. kalp ve iskelet kası hücrelerinde hiperplazi özelliği yoktur veya çok azdır. d. 2. Hiperplazi sadece DNA sentezi yapabilen epitelyal. Hiperplazi a. e. 3. Fonksiyonel olarak gereksinimde artış: a. Fizyolojik hipertrofi: Vücut geliştirenlerdeki kas hipertrofisi b. Spesifik hormonal uyarım: Fizyolojik hipertrofi: Gebelikte prolaktin ile östrojene bağlı meme ve uterus hipertrofisi Atrofi a. f. Sinir. Bu hücrenin canlılığını koruyabildiği yeni bir denge durumudur. Patolojik hipertrofi: Kalp yetmezliğindeki kalp kası hipertrofisi. b. Puberte ve gebelikte kadın memesindeki büyüme Kompensatuar hiperplazi Parsiyel hepatektomi sonrası karaciğerin hiperplazisi Hipertrofi Organellerin (özellikle miyofilamentlerin) sayısında artış ve dolayısıyla da hücre ve organ boyutundaki artış ile karakterizedir.Hücre İçi Birikimler Lipidler Proteinler Glikojen Pigmentler Patolojik kalsifikasyon a. Çoğalma ve Farklılaşmada Hücresel Adaptasyonlar 1. Genellikle hipertrofiyle birliktedir. Kas hücreleri fonksiyonel artışla veya hormonlarla uyarıldığında genellikle hipertrofiyle yanıt verir. ER. Hücrelerdeki sayısal artıştır. Hücre komponentlerindeki azalmaya (mitokondri. Hücreler aşırı fizyolojik stres ile patolojik uyaranlar karşısında fizyolojik ve morfolojik hücresel adaptasyonla yanıt verebilir. Metaplastik kalsifikasyon Hücresel yaşlanma a. Fizyolojik g. Östrojene bağlı endometriyal proliferasyon b. d.

Yassı epitelde de kolumnar epitel metaplazisi oluşabilir (Barret özofagusu). b. Belli bir noktadan sonra hücre zedelenmesi veya ölümüyle sonlanabilir. g. Pleomorfik ve vakuollü mitokondriler c. Olgun bir hücre tipinin başka bir olgun hücre tipiyle geri dönüşümlü olarak yer değiştirmesidir. aynı zeminde atipi (displazi) ve sonrasında da kanser gelişebilir. En sık görülen kolumnar hücrenin yassı epitele dönüşümüdür (sigara içenlerde solunum epitelinin yassı epitel metaplazisi). Metaplastik epitel benign olmakla birlikte. Fizyolojik (doğum sonrası uterusun küçülmesi) ve patolojik olabilir. iyonizan radyasyon vb. Bu reaktif ürünlerin üretimindeki artış (yüksek kalorili diyet. ER’da azalma d. f. Yaşlanan hücrelerde çok sayıda fonksiyonel ve morfolojik değişiklikler olur. Atrofik hücrelerde fonksiyon azalır. Düzensiz ve anormal loblu nükleuslar b. Morfolojik Değişiklikler a. Sonuç Hücresel yaşlanmanın mekanizmaları çeşitlendirilebilir. e. c. Ancak hücrenin çoğalmasındaki programlı olaylar ile hücrenin savunma mekanizmalarını bozan en önemli faktör. eğer uyaranlar devam ederse. a. Atrofik doku sonunda tümüyle yağ dokusuna dönüşür. Ancak bunlar ölü hücre değillerdir. b.) yaşam süresinin azalması ile yakından ilişkilidir. Kan desteği hücrelerin yaşamını sürdüremeyecek kadar yetersiz ise hücre ölümü görülür. Metaplazi a. Hücresel Yaşlanma Yaş ilerledikçe ve hemen hemen tüm organlarda fizyolojik ve yapısal değişiklikler oluşur. 247 .ve organ boyutunda küçülmeyle karakterlidir. ilerleyici oksidatif zedelenmedir. Hücrelerde yaşa bağlı değişiklikler yıllarca subletal düzeydeki zedelenmenin ilerleyici birikimi sonucu oluşur. b. d. Golgide distorsiyon Oksidatif zedelenmenin oranı yaşla artar. c.

Sıvı çıkışı 4. Enflamasyon ve onarım potansiyel olarak zararlı olabilir (hipersensitivite reaksiyonları. ilerleyici organ hasarı. fiziksel ve kimyasal ajanlar. Kan hücrelerinin zedelenme alanına birikimi (lökositik eksudasyon) Kan Damarlarının Reaksiyonu 1.Tbp. Mikrobik enfeksiyonlar. Vazodilatasyon 3. İNFLAMASYONUN KLİNİK BULGULARI Kızarıklık (rubor) Şişlik (tumor) Isı artışı (calor) Ağrı (dolor) Fonksiyon kaybı İNFLAMASYONUN MİKROSKOBİK BULGULARI Vazodilatasyon Kan akımın yavaşlaması Vasküler geçirgenliğin artışı Ödem Lökosit birikimi PATOGENEZ 1. Bülent KURT Patoloji Anabilim Dalı TANIM Vaskülarize canlı dokuların. immunolojik reaksiyonlar enflamasyonu başlatabilir. Vasküler permeabilite (geçirgenlik) artışı 3. nekrotik dokular. zedelenmelere karşı verdiği reaksiyona enflamasyon denir.Doç.3. Kan damarlarının reaksiyonu (hemodinamik değişiklikler) 2. AKUT ve KRONİK İNFLAMASYON Yrd.Bnb. Geçici vazokonstriksiyon 2. skar oluşumu). Hücre çıkışı 248 .

C5a. prostoglandinler Ağrı: Prostoglandinler.Vasküler permeabilite artışı Normal şartlarda plazma proteinleri ve şekilli elemanlar hücre dışına çıkamazlar Kan Hücrelerinin Zedelenme Alanına Birikimi Marginasyon (yanaşma). Tekrarlayan akut enflamasyon atakları sonrasında oluşur. trombosit aktivite edici faktör. lökotrien Kemotaksi: C5a. Nitrik oksit Permeabilite artışı: vazoakif aminler. yuvarlanma ve adhezyon (yapışma) Transmigrasyon (endotelden geçiş) Migrasyon (göç) ve Kemotaksi (yönelme) Kemotaktik (Yönelme) Ajanlar Bakteriyel ürünler Kompleman sistem komponentleri (C5a) Araşidonik asit metabolizması ürünleri (Lökotrien B4) Sitokinler (interlökin-8) Fagositoz ve Degranülasyon Tanıma. bradikinin. leukotriene B4 Ateş: IL-1. TNF(tümör nekroz faktör). bradikinin Doku zedelenmesi: Nötrofil ve makrofaj lizozomal enzimler. yabancı partiküle yapışma Partikülü sitoplazma içerisine alma Yoketme veya parçalama Akut Enflamasyonda Kimyasal Mediatörler Vazodilatasyon: histamin. Kronik enflamasyonun hiç akut enflamasyon bulguları olmadan ortaya çıkar: Yokedilemeyen ancak düşük toksisitesi bulunan hücreiçi mikroorganizmalar Uzun süre bazı toksik maddelere düşük dozda maruz kalma Otoimmün hastalıklar Kronik Enflamasyondaki Olaylar Mononükleer enflamatuar hücre enfiltrasyonu lenfositler plazma hücreleri makrofajlar Fibroblastların proliferasyonu. oksijen metabolitleri Kronik enflamasyon ise üç yolla oluşur: Akut enflamasyonu takip ederek oluşur. prostoglandinler. kan damarlarının proliferasyonu Konnektif doku artımı (fibrozis) Doku yıkımı 249 . C3a.

Hipotansiyon Nabzın artması Bu akut faz reaksiyonlarının ortaya çıkışını sağlayan en önemli kimyasal mediatörler IL-1 ve TNF dir. YARA İYİLEŞMESİ Rejenerasyon (primer iyileşme) Sekonder iyileşme (enflamatuar granülasyon dokusu oluşumu. haftada kollajen birikimi ve fibroblastik aktivite devam eder. 5. 250 . epidermis altında hafif bir skar dokusu kalmıştır. gün nötrofiller yerini makrofajlara bırakır. fibrozis) PRİMER İYİLEŞME Dokuda minimal kayıp mevcuttur. İnsizyon alanını granülasyon dokusu kaplar. Epidermis ve dermisi ilgilendiren bir yaralanmayı göz önüne alacak olursak. İlk ay sonunda ise yara üzeri normal epidermisle kaplanmış. Epidermis normal kalınlığına ve diferansiyasyonuna ulaşmıştır. 2.İnflamasyonun Sistemik Etkileri Ateş Akut faz reaksiyonları Uykuya meyil. Epitelial hücrelerin proliferasyonu devam eder epitel kalınlaşır. Enflamatuar hücreler ve ödem azalır. 24 saat içinde fibrin pıhtısı etrafında nötrofiller birikmeye başlar. 3. İyileşme daha çok rejenerasyon yolu ile olur iz kalmaz. gün insizyon alanında neovaskülarizasyon normaldir. İştahsızlık. 24-48 saat içinde epidermis bazal tabakasında mitotik aktivite başlar.

Kd. Tüm vücut boşluklarında ve dokularda yaygın ödem olmasına anazarka denir.Doç.Tbp. Lenfatik Obstrüksiyon (Tıkanıklık) Enflamatuar Neoplastik Cerrahi sonrası Radyasyon sonrası 5. plevral boşluktakine hidrotoraks.4. Sodyum Birikimi Renal fonksiyon bozukluğu nedeniyle vücutta aşırı tuz tutulumu Glomerüllerde Na reabsorbsiyonununda artış 4. Nedenleri 1. Armağan GÜNAL Patoloji Anabilim Dalı KONU BAŞLIKLARI Ödem Hiperemi ve konjesyon Kanama (hemoraji) Trombozis Embolizm Pulmoner embolizm Sistemik embolizm Trombüs dışındaki nedenlerle oluşan emboliler Enfarktüs Şok ÖDEM Hücreler arasında veya vücut boşluklarında sıvı birikimidir. transuda denir. Arterioler dilatasyon Sıcak Nörohumoral bozukluklar 2. DOLAŞIM BOZUKLUKLARI TROMBOEMBOLİZM ve ŞOK Yrd. Sıvı birikimlerinin peritoneal boşluktakine assit.Yzb.Venöz dönüşün engellenmesi Konjestif kalp yetmezliği Konstriktif perikardit Karaciğer sirozu Venlerin tıkanması B. Plazma Onkotik Azalması Protein kaybettiren glomerülopatiler Karaciğer sirozu Malnutrisyon Protein kaybettiren gastroenteropatiler 3. perikardial boşluktakine hidroperikardium adı verilir. Enflamasyon Basıncının Akut Kronik Anjiyogenez 251 . Enflamatuar nedenlerle oluşan sıvı birikimi genellikle berrak olmayıp. eksuda olarak adlandırılır. Enflamatuar olmayan nedenlerle oluşan sıvı birikimi berrak görünüme sahip olup. Hidrostatik Basıncın Artışı A.

hemoperikardium. organ ve dokularda bulunan kan miktarının artmasıdır. 2. 1cm çapına kadar olanlar purpura. Deride pembemsi bir renk oluşur. beyinde ve akciğerde olduğu zaman ciddi sorunlar oluşturabilir. Akciğer ödeminde ise. hemoperitoneum şeklinde adlandırılır. Solunum güçlüğüne neden olur. Enfarktüslerin en sık nedeni damarın tromboembolik nedenlerle tıkanmasıdır. daha çok yer çekimine bağımlı lokalize ödem bulunur. hemotoraks. Uzun süreli konjesyonda oksijenden yoksun kanın stazına bağlı kronik hipoksi oluşur. daha büyük olduklarında ise ekimoz olarak adlandırılırlar. Basmakla gode bırakır. Kalp yetmezliğinde. KANAMA (HEMORAJİ) Kan damarlarının yırtılması ile kan elemanlarının dışarı çıkışına denir. kan akımının yavaşlamasına veya durmasına yol açabilir. Subepitelyal konnektif doku sadece endotelyal hücreleri destekler ve trombojenik yapıdadır. seröz nitelikteki sıvı hücrelerarası boşlukta birikmekle kalmaz. Beyin ödeminde kafa içi basıncı artar. daha çok yüzde ve göz kapaklarında oluşur. venöz dönüşün azalması sonucu. Konjesyon ise. Endotel ve Subendotelyal Konnektif Doku Normal endotel yüzeyi pıhtılaşma ve trombüs oluşumu için dirençlidir. Trombüs oluşumunda rol oynayan faktörler şunlardır: 1. Kapiller damarlar dışına küçük kanamalar olabilir. hemoglobin parçalanma ürünü olan bilirübinin kanda yükselmesine bağlı sarılık oluşabilir.Klinik ve Morfolojik Özellikleri Ödem. TROMBOZİS Kardivasküler sistem içerisinde fibrin (pıhtı) kitlesinin oluşmasına trombozis denir. Eğer seröz boşluklar kan ile dolmuşsa. Trombositler. HİPEREMİ ve KONJESYON Arterioler dilatasyon sonucunda organ ve dokulardaki kan akımının artışına hiperemi denir. Konjesyon veya pasif hiperemide ise mavi-kırmızı arası bir renk oluşur. Konjesyonda kanda hemoglobinin taşıdığı oksijen miktarı azalır ve mavi görünüm ortaya çıkar. Trombüsler. Gastrointestinal sistemde meydana gelen kanamalar demir eksikliği oluşmasına neden olur. Birçok antitrombotik faktör vardır. Büyük miktarlarda kan kaybına neden olan hemorajiler. Bu duruma siyanoz denir. Trombositlerin 252 . Herhangi bir endotelyal zedelenmede: a) Endotele yapışma b) Çeşitli ürünler sekrete etme c) Zedelenmiş alana birikme özelliklerine sahiptirler. koma ve konvülzyon gibi bulgular ortaya çıkabilir. eğer akut olarak meydana gelmişse hipovolemik şoka neden olurlar. Oluşan kitleye trombüs denir. doku ve organlarda kan akımının aniden kesilmesi ile oluşan lokalize iskemik nekroza denir. Büyük miktarda olursa hematom adı verilir. normal hemostazda ve trombüs oluşumunda ana rol oynar. alveollere de dolar. Deri mukoza ve seröz yüzeylerdeki çok küçük kanama odakları peteşi. Enfarktüs. Hücreler arasında ve vücut boşluklarında oluşan büyük kanamalardan sonra. Böbrek kaynaklı ödem.

esas olarak çeşitli faktörlerin etkisiyle protrombinden trombinin oluşmasıdır. Trombüsler. Aktif koagülasyon faktörlerinin sulandırılması ve makrofajların temizlemesi gibi antikoagülan mekanizmalar bozulur. Morfoloji Trombüs. Koagülasyon Sistemi: Koagülasyon. Sigara ve oral kontraseptiflerin endotel üzerinde toksik etkileri bulunmaktadır. kırıklara neden olabilen ciddi travmalar. Kanın Koagülasyon Yeteneğinde Artma: Nefrotik sendrom. endotel ve trombositlerde zedelenme oluşarak pıhtılışma faktörleri salınır. b. sigara gibi eksojen kimyasal maddeler ve bakteriyel toksinler de endotel hasarı oluşturma potansiyeli taşır. 2. 3. venlerde veya kapillerlerde oluşur. Trombositlerin endotel ile teması artar. 3. Pıhtılaşmayı engelleyen faktörler inhibe olup ve pıhtılaşmanın başlaması engellenemez. c. İleri yaşta koagülasyon riski daha yüksektir. immünolojik kalp kapak hastalıkları trombüs oluşumunda etkilidir. Emboliye neden olurlar. Bacaktaki venlerde oluşan trombüsler embolizme yol açtıkları için çok tehlikelidirler. yanıklar. Bu mekanizmalar şunlardır: 1. Kan Akımınındaki Bozukluklar: Staz ve turbülans akım oluşumunda 4 olay meydana gelir. Fibrinolitik aktivite ile ortadan kaldırılırlar. enfarktüs. Kardiyak boşluklarda büyük trombüs kitleleri oluşabileceği gibi kalp kapaklarında da trombotik kitleler oluşabilir.birikimi geri dönüşlüdür. kardiyak boşluklarda. 253 . Bunlara vejetasyon denir. d. gebeliğin son dönemi gibi çeşitli durumlarda kanın pıhtılaşma eğiliminde artış olur. arterlerde. Turbülansda. miyokarditler veya immünolojik miyokardiyal reaksiyonlar. 3. Atheroskleroz. a. Trombin ise fibrinojenin fibrin haline gelmesini sağlar. Koagülasyon olayı başladıktan sonra trombüs oluşumu meydana gelir. Bölgesel kan akımının artmasıyla kan dilüe olur (sulanır) ve pıhtılaşma faktörleri azalır. 2. Lökositlerden salınan çeşitli proteazlar ve plazmin ile pıhtı ortadan kaldırılır (fibrinolitik sistem). Giderek büyürler ve büyük damarlarda ciddi tıkanmalara neden olurlar. 4. 3. Normal olarak kanda bulunan proteaz baskılayıcı proteinlerin inaktivasyonuyla proteazlar (plazmin) aktive olur ve pıhtılaşma engellenir. Organizmada pıhtılaşmayı önleyen veya oluşmuş pıhtıyı çözmeye çalışan antikoagülan mekanizmalar vardır. 2. Trombüs Oluşumunu Hazırlayan Faktörler 1. kardiyak cerrahi girişimler. 1. Ayrıca radyasyon. Kan akımının normal olduğu alanlarda makrofajlar pıhtılaşma faktörlerini ortamdan kaldırır. Endotelyal zedelenme: Kalp ve arterlerde trombüs oluşmasının en önemli nedenidir.

ENFARKTÜS Bir organ yada dokuda arterial veya venöz kan akımın aniden kesilmesi sonucu oluşan lokalize iskemik nekroza enfarktüs denir. Yağ Embolisi. mikrodolaşımda yaygın olarak trombüs oluşumunu takiben aktif fibrinoliz ve kanama ile karakterli bir kanama bozukluğudur. Olguların %5 inde ani ölüm. dalgıç hastalığında nitrojen gazının embolisi gibi emboliler vardır. Tıkanıklık küçük çaplı damarlarda olduğunda. serum verme sırasında hava embolisi. EMBOLİZM Damar içinde solid. Yaygın Damariçi Pıhtılaşma (DIC) Gebelik veya septik şok gibi çeşitli durumlarda gelişen. Lokalizasyon göre başlıca iki tipi vardır: Pulmoner Embolizm Büyük ve orta çaplı pulmoner arterlerin emboli ile tıkanmasıdır. femoral ve iliyak venlerdeki trombüslerdir. akut sağ kalp yetmezliği ve kardiyovasküler yetmezlik gelişebilir. Trombüslerin çoğu miyokard enfarktüsü sonrasında meydana gelir. Organize ve rekanalize (trombüs içinde küçük kapiller damar oluşumları) olurlar. Aynı anda aktivite olan fibrinoliz sonucunda kapiller damarlarda yaygın kanamalar başlar. Aniden yüzeye çıkıldığında çözünürlük azalacağı için erimiş azot gaz haline gelir ve emboliye yol açar. hastayı aniden yüzeye çıkmadan önceki basınç koşullarına geri döndürmektir. Tıkanan damarların sayısı ve çapına bağlı olarak hastada ciddi bir embolizm sonucu kalp yetmezliği ve şok görülebilir. 3. oluştuğu yerden daha uzak bir yerde tıkanma yapmasına embolizm denir. Yüksek basınç altında uzun süre kalan kişilerde kanda erimiş halde bulunan azot miktarı artar. 2.4. Tedavideki en önemli prensip. Ani olarak gelişen çok sayıda trombüs nedeniyle trombositler ve çeşitli pıhtılaşma faktörleri hızla tükenir. Sistemik Embolizm Arteriyal sistemde emboli olması demektir. EmbolilerİN %99’u trombüslerden kaynaklanır. Tüm pulmoner emboli vakalarının %95’inden fazlasında embolinin kaynağı popliteal. Hava veya Gaz Embolisi. Dalgıçlarda görülen ve “vurgun” olarak halk arasında bilinen dekompresyon hastalığında ise atmosfer basıncındaki ani değişikliklerle oluşan gaz embolisi söz konusudur. Amniotik Sıvı Embolisi: Amnion sıvısının plasental membranda oluşan bir zedelenme sonucu annenin kan dolaşımına geçmesiyle oluşur. Yaralanmış arter veya venin içerisine hava kabarcıklarının sızması sonucu hava embolisi oluşabilir. kollateral olmadığı için genellikle pulmoner enfarktüs ortaya çıkar. %80-85’ i kalpte oluşan trombüslerden kaynaklanır. Trombüs Dışındaki Nedenlerle Oluşan Emboliler: 1. Bunun dışında kırıklardan sonra yağ embolisi. sıvı ve gaz şeklindeki kitlelerin. Enfarktüs iki tiptir: 1) Anemik (beyaz) 2) Hemorajik (kırmızı) 254 . Femur ve pelvis gibi büyük kemiklerin kırılmalarından sonra yağ globülleri damarlar içerisine girebilir.

Kalbin pompalama fonksiyonu bozulur. çift sirkülasyonlu veya konjesyon bulunan dokularda görülür. Oksijensiz ortamda hücrelerin anaerobik metabolizmaları sayesinde laktik asit miktarı yükselmeye başlar ve asidoz gelişir. şiddetli miyokard enfarktüsü. Morfolojik Bulgular: Hemorajik ya da anemik olsun tüm enfarktüsler koni şeklinde olup. genelikle tepesi tıkanan damar tarafında bulunur. 3. Arteriyel Yapıların Anatomik Durumu: Çeşitli organ ve dokularda 4 tip arteriyal beslenme görülür: a. 255 . Enfarktüsün Ciddiliğini Etkileyen Faktörler: 1. yaygın pulmoner embolizm veya bakteriyel sepsislerde vücudun hemostaz mekanizmalarının bozulmasıyla oluşan dolaşım kollapsıdır. Septik enfarktüslerde ise apse oluşabilir. ciddi travma ve yanıklar. kalp rüptürü. Kan ve Kardiyovasküler Sistemin Durumu: Anemi veya hipoksi gibi kanın oksijen taşıma kapasitesinde azalmaya yol açan durumlar. kardiyak tamponadı. Çok az anastomoz desteği olan tek arterle beslenme: Böbrekte ise arteriyal yapıda yeterince anastomoz bulunmaz. 2. Dolaşan kan volümünün aniden azalması ile oluşan şoka hipovolemik şok denir. c. Tüm nekroz alanının skar dokusu haline gelmesi bazen aylarca sürebilir. kusma. Bu nedenle enfarktüs daha sıktır. Kollateraller oluşmuştur. Normal doku ile enfarktüs alanı arasında keskin bir hat oluşur.Anemik (beyaz) enfarktüs solid dokularda arteriyal tıkanma sonucu gelişir. 3. Zengin interarteriyal anastomozlarla desteklenmiş tek arterle beslenme: Kalpte ve İnce barsak arterleri arasında ise zengin anastomozlar bulunur. 4. Hipovolemik Şok: Kanama. Paralel arteriyal sistemle beslenme: Ön kol ve beyinde bulunur. aritmitler. fibroblastik aktivite ve skar dokusu oluşumu birbirini izler. diyare ve yanık gibi nedenlerle oluşan aşırı sıvı kayıpları ile ortaya çıkar. Beyinde Villus poligonu büyük arterlerin birleşmesini sağlar. b. 24 saat sonra normal bir doku ile arasındaki fark iyice belirginleşir. Çift arterle beslenme: Karaciğerlerde çok nadiren iskemik nekroz oluşur. enfarktüs oluşumunu kolaylaştırır. Septik Şok: Bakteriyel enfeksiyonlarda sepsis sonucu oluşur. Buna karşılık mezankimal hücreler çok daha dayanıklıdır. Enfarktüs alanında enflamatuar reaksiyon. d. 4. çeşitli mekanizmalarla telafi edilebilir. 2. Çünkü burada likefaksiyon nekrozu gelişir. pulmoner embolizm gibi nedenlerle oluşur. Kan hacmindeki %10-15 lik kayıp. Koroner atherosklerozu olan kişilerde enfarktüs daha kolaylıkla oluşur. spinal kord yaralanmalarında oluşur. Tıkanmanın Gelişme Hızı: Çok yavaş gelişen bir tıkanma daha kolay tolere edilebilir. Hemorajik (kırmızı) enfarktüs genellikle venöz tıkanma sonucu gelişir ve gevşek. Beyin dokusundaki iskemik olaylarda bu türden bir skar dokusu gelişmez. Dokunun İskemiye Dayanıklılığı: Nöronlar ve SSS çok dayanıksızdır. Nörojenik Şok: Anestezi. ŞOK Aşırı kanama. Kardiyojenik Şok: Miyokard enfarktüsü. Şok Sınıflandırması: 1.

3. Erken (Kompanze) Dönem: Kan dolaşımındaki kompanze edilebilir bir azalma sonucunda vazokonstriksiyon. ADH salgısının artması ve renin-angiotensin-aldesteron sisteminin aktivasyonu ile kan dolaşımı yeterli bir düzeye kadar yükseltilir. kalp hızının artması.Kardiyojenik ve hipovolemik şokta hasta kapiller vazokonstriksiyon nedeniyle soğuk ve terlidir. Hastanın idrar miktarı gittikçe azalır. Bu organlarda iskemiye bağlı hücre ölümleri gerçekleşmiştir. Geri döndürmek mümkün olamaz. İlerleyici (Dekompanze) Dönem: Kompanzatuar mekanizmalara rağmen istenen miktarda kan dolaşımı sağlanamaz. Şokun Dönemleri 1. mikroenfarktüsler Akciğerler Alveolerde şiddetli zedelenme ve bakteriyel enfeksiyonlar Böbrekler Akut tübüler nekroz Böbreküstü Özellikle kortekste küçük nekroz alanları bezleri Gastrointestinal Mukozal hemorajiler ve nekroz odakları sistem Karaciğer Hepatositlerde yağ globülleri birikir. Septik şokta şiddetli vazodilatasyon nedeniyle deri normal veya kurudur. 2. Şokta En Çok Etkilenen Organlarda Sık Karşılaşılan Morfolojik Bulgular Organ Morfolojik Değişiklik Beyin Hipoksik ensafalopati Kalp Subepiteliyal ve subendotelyal kanamalar. 256 . Santral ven etrafında nekroz olur. Geri Dönüşümsüz Dönem: Beyin kalp ve böbreklerdeki perfüzyon bozukluğu tamir edilemeyen noktaya gelmiştir.

T4 (+) (yardımcı T lenfositler) ve T8 (+) (sitotoksik-baskılayıcı T lenfositler) antijenik özelliklere sahip iki tip T lenfosit vardır.Tbp. T lenfositler aracılığıyla olan hücresel immünite Dolaşan kandaki lenfositlerin % 60-70’ini T lenfositler. C). %10-15’ini ise T ve B hücresi olarak belirlenemeyen “Naturel Killer (NK)” hücreleri oluşturmaktadır. 3. T4 (+) lenfositler salgıladıkları uyarıcı (IL2 gibi) faktörlerle hücresel ve hümoral immün yanıtta rol oynamaktadır. yapışarak ve sitotoksik maddelerle eriterek öldürürler. T Lenfositler: Kemik iliğindeki kök hücrelerden köken alarak timusa gelmekte ve burada antijenik özelliklerini kazanmaktadır. D ve E. Bu işlevlerini T ve B lenfositlere gereksinim olmadan yapmaktadırlar. 4. Antijenleri fagosite ederler ve işleyerek T lenfositlere sunarlar. BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ HASTALIKLARI Yrd. B. Gecikmiş tipteki aşırı duyarlılık reaksiyonlarında rol oynamaktadırlar. Toksik maddeler ve proteolitik maddeler salgılayarak tümör hücrelerinin ortadan kaldırılmasına yardımcı olurlar. B lenfositler antijenik bir uyarı karşısında 5 farklı immünglobulin (Ig) salgılar: Ig G. Doku Uygunluğu (Histokompatibilite) Antijenleri ve HLA Sistemi: Bireyin kendi antijenik özelliklerini ayırt edebilmesi bağışıklık sisteminin bir özelliğidir. A. T ve B lenfositlerin farklılaşmasında rol oynayan faktörleri salgılarlar. 2. Makrofajlar: 1. Kromozom üzerinde yer aldıkları gen grubuna major histokompatibilite kompleksi (MHC) adı verilir ve başlıca 2 grup altında incelenir: Klas I Antijenler (HLA-A. 257 . Bu sitemde immün yanıtta rol oynayan 2 önemli mekanizma vardır: 1.Doç. Armağan GÜNAL Patoloji Anabilim Dalı Bağışıklık sistemi vücudu mikroorganizmalardan koruyan ve kendi antijenik özelliklerini tanıyan bir sistemdir. B lenfositler aracılığıyla olan hümoral immünite 2.5. virüsle enfekte hücreleri ve mantarları.Yzb. M. NK Hücreleri: Tümör hücrelerini. bütün çekirdekli hücrelerde bulunmaktadırlar. B Lenfositler: Kemik iliğindeki kök hücrelerden köken alırlar ve ince bağırsaktaki Payer plaklarında antijenik özelliklerini kazandıkları varsayılmaktadır. Transplante edilen doku veya organın atılımında rol oynayan antijenlere “doku uygunluğu (histokompatibilite)” veya “transplantasyon” antijenleri adı verilir. T8 (+) lenfositler T4 (+) lenfositlerin uyarıcı özelliklerini baskılayarak kontrol altında tutmaktadır.Kd. Kanda monositlerin ve dokularda makrofajların oluşturduğu mononükleer fagositer sistemin ise her iki immün yanıtta uyarıcı rolü vardır. Bu antijenlerin yerleştiği genlere histokompatibilite genleri denilmektedir.

Klas I antijenlere göre dokulardaki dağılımı daha sınırlı olup.Klas II Antijenler (HLA-D). Otoimmün Hastalıklar Vücut kendi antijenlerini histokompatibilite antijenleri sayesinde tanıyabilmekte. Bu antikorların üretimine ya T4 (+) lenfositlerin aşırı fonksiyonu veya T8 (+) lenfositlerin baskılayıcı fonksiyonlarının yetersiz oluşunun neden olduğu düşünülmektedir. damarda geçirgenlik artışına ve ödeme neden olmaktadır. Sitotoksik T lenfositlerin virüsle enfekte hücreleri tanıyabilmesi için klas I antijenlere gereksinim vardır. romatoid artrit. skleroderma. ancak nedeni tam olarak anlaşılamayan mekanizmalarla bu özellik ortadan kalkabilmektedir. Örnek: Tüberküloz. 3. poliarteritis nodoza (PAN). Örnek: Anaflaktik şok (penisilin allerjisi) ve allerjik (bronşial) astım. polimyozitis gibi. Tip III (İmmün Kompleks) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Antijen-antikor (IgG ve M) komplekslerine kompleman sisteminin elemanları eklenmekte ve ortama çekilen nötrofil lökositlerden açığa çıkan lizozomal enzimler hedef hücrenin erimesine neden olmaktadır. B lenfositler ve bazı uyarılmış T lenfositlerde bulunmaktadır. İkinci kez aynı antijenle karşılaşan duyarlanmış mast hücreleri veya bazofillerin yüzeyinde bulunan IgE’lerle antijen birleştiğinde vazoaktif maddeler açığa çıkmaktadır (degranülasyon evresi). Transplantasyonlarda alıcı ve verici arasında doku uygunluğu olmadığında alıcının bağışıklık sistemi o dokuyu veya organı yabancı olarak tanımakta ve rejeksiyona neden olmaktadır. antijen sunan hücreler (monositler. Tip IV (Hücresel) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Yabancı antijenle duyarlanmış T lenfositler açığa çıkan sitotoksik faktörler aracılığı ile hedef hücrenin erimesine neden olunmaktadır. Bu Antijenlerin Başlıca Görevleri: 1. Aşırı Duyarlılık Reaksiyonları Tip I (Anaflaktik) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Antijen ilk karşılaşmada IgE ile birleşerek mast veya bazofil hücrelerin yüzeyine yapışır. (T4 (+) lenfositlerin yabancı antijenleri tanıyabilmesi için önceden klas II antijenlerle makrofajlarda işlenmiş olması gerekir). dentritik hücreler). lepra. Serum Hastalığı. Örnek: Pernisiyöz anemi. Örnek. Bu yapışmadan sonra mast hücreleri veya bazofiller bu antijeni tanır hale gelirler (sensitizasyon veya duyarlanma evresi). Örnek: Otoimmün hemolitik anemi. İmmün yanıtta hücreler arası ilişkiyi sağlamaktadır. 2. Tip II (Sitotoksik) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Homolog veya otolog antijenlere IgG ve M özelliğindeki antikorlar bağlandıktan sonra veya kompleman sisteminin de katılmasıyla hedef hücrenin erimesine neden olunmaktadır. Hashimato tiroiditi. organ veya doku rejeksiyonları (atılımları). Bu maddeler düz kaslarda kasılmaya. Bu durumda bağışıklık sistemi kendi antijenlerini yabancı olarak algılamakta ve “otoantikor” adı verilen antikorların oluşumuna neden olmaktadır. 258 . makrofajlar.

Sistemik bir hastalık olarak kabul edilen Amiloidoziste immün sistemdeki değişikliklerin etkili olduğu kabul edilmektedir. hiyalin benzeri ekstrasellüler bir madde olarak saptanır. Amiloidoziste bu hastalıklardan biridir. 259 . Buna bağlı olarak çeşitli klinik belirtilere yol açabilir. Amiloid patolojik ve protein benzeri bir maddedir. Kongo red adlı bir boyayla da gösterilebilir. Birçok doku ve organda intersellüler aralıkta birikebilir. Amiloid birikimi ışık mikroskop altında eosinofilik. amorf.Amiloidozis: Birçok hastalıkta immünolojik mekanizmaların etkili olduğu düşünülmektedir.

Düşük dereceli (iyi diferansiye) tümörler daha iyi biyolojik davranış gösterir ve daha yavaş büyürler. kolonun müsinöz adenokarsinomları) kalsitonin (tiroidin medüller karsinomu) üretimi olabilir. Teratomlar en çok gonadlarda görülür. mediyasten ve beyinde orta hatta görülür. Önder ÖNGÜRÜ Patoloji Anabilim Dalı KONU BAŞLIKLARI GENEL BİLGİLER Tümör Biyolojisi Metastaz Biyolojisi Epidemiyoloji KARSİNOGENEZ Kimyasal Etkenler Radyasyon Viral Etkenler Onkogenler PARANEOPLASTİK SENDROMLAR TÜMÖRLERDE SALGILAR TÜMÖRE KARŞI KONAK YANITI GENEL BİLGİLER Tümör kelime olarak şişlik anlamına gelmektedir. Teratomlar. Bazı tümörlerde keratin (yassı epitel hücreli karsinom) safra (hepatosellüler karsinom). Diferansiye edilemeyen malign tümörler anaplastik ya da indiferansiye olarak sınıflandırılmaktadır. Diferansiasyon kaybı “anaplazi” olarak ifade edilir. üç germ yaprağından köken almış hücrelerden meydana gelen bir tümördür. Malign tümörlerde farklılaşma (diferansiasyon) “grade”. Teratom. Daha sonra ise invazivlik gelir.6. Kaynaklandığı tümörlere benzerlikleri nedeniyle histopatolojik tanısı yüksek dereceli (kötü diferansiye) olanlara göre daha zordur. En sık görülen teratom dermoid kisttir. Benign tümörler genelikle iyi sınırlı lezyonlardır. Tümörler benign (iyi huylu) ve malign (kötü huylu) olarak iki gruba ayrılmaktadır. mitoz ve 260 . Epitelyal kaynaklı malign tümörler “karsinom veya kanser”. matür (benign) ve immatür (malign) olmak üzere ikiye ayrılırlar. Tümörün kan ya da lenf yolu ile farklı organlara gidip orada invazyon göstermesi “metastaz” olarak adlandırılır. Neoplazi terimi de aynı anlamda kullanılmaktadır. orta ve az diferansiye olmak üzere üç şekilde derecelendirilir. TÜMÖRLER Doç. Malign tümörlerde atipi. Daha sonra ise retroperitoneal bölge. Dermoid kist. yaygınlığının (invazyon) derecesi “stage” olarak adlandırılır. Malign tümörler iyi.Yb. En güvenilir malignite kriteri metastazdır. İndiferansiye terimi de anaplazi gibi diferansiasyon kaybını ifade eder. müsin (over. mezenkimal kaynaklı malign tümörler ise “sarkom” olarak adlandırılır. matür kistik bir teratomdur ve sık olarak genç-erişkin kadında overde görülür.Tbp. Malign tümörlerin genellikle çevre dokuları infiltre etme (yayılma) eğilimi vardır.

Bu iki organda da metastatik tümörler. Meme kanserlerindeki portakal kabuğu kırmızısı görünüm tümörün lenfatikleri tıkamasına bağlıdır. Epitelyal kanserlerin çoğunda önce bir displazi evresi vardır. bölgesel lenf nodlarına. deri tümörlerinden sonra adenokarsinomlardır. Metastaz eğilimi tümörlerde farklılık gösterebilir (örn. Ancak bazı sarkomlar (sinovyal sarkom) hem hematojen hem de lenfatik yayılım gösterebilir. seminoma. eklem kapsülü.: Özofagus alt ucunda Barrett özofagusunda adenokarsinom gelişimi) için zemin hazırlarlar. Meme. 261 . Wilms tümörü gibi) kromozomlardaki karyotipik değişikliklerle ilişkili olabilmektedir. Malign tümörler hiçbir zaman kapsüllü değildir. primerlerden daha sıktır. hepatoma benign tümör gibi adlandırılmış olmalarına rağmen. az diferansiye ve hızlı büyüyenlerde daha etkilidir. bazen yalancı bir kapsül bulunabilir (renal hücreli karsinom ve bazı sarkomlarda olduğu gibi). Burkitt lenfoma. melanoma. Tümörlerin. kemik ve akciğerlere). büyüme ve bölünme gösteren hücrenin çok olmasındandır. normal hücrelerden daha kısa mitoz süresine sahip değildir. Ancak bu parametreler bazen benign tümörlerde de görülebilir. endometriyum. Bazı tümörler (Kronik Miyeloid Lösemi. En sık görülen malign tümörler. Tümör Biyolojisi Tümör gelişiminin bir hücreden başladığı düşünüldüğü için tümör hücreleri ilk oluştuklarında monoklonaldir. periton ve plevra gibi vücut boşlukları ile doğrudan yayılımı sıktır. Mitoz yüksekliği büyüme hızını gösterir. Tümör hücresi. daha sonra ise gastrointestinal kanserlerde sıktır. Arter çok elastik fibril içerdiği için vene göre invazyona daha dirençlidir.: meme kanserleri. glioma. Tümörün hızlı büyümesi. kıkırdak dokusu tümör invazyonuna dirençlidir. Apendiks ve overlerin müsinöz kistadenokarsinomlarında müsin salgısı direkt batın içine yayılarak psödomikzoma peritonei tablosu oluşturabilir. Zamanla heterojenite ve genetik instabilite kazanırlar. anjiyomatozis ve nörofibroma gibi benign tümörlerde) gösterebilir. Displazilerin geri dönüşümü olabilir.nekroz görülebilir. malign tümörlerdir. Bazı tümörler (bazal hücreli karsinom) malign oldukları halde metastaz potansiyelleri yok denecek kadar azdır. Sarkomlar daha çok hematojen yayılım gösterirler. Benign tümörlerin çoğu kapsüllü (lipom) veya iyi sınırlıdır (leiomyom). Ancak bazen kapsüllü olmayabilir ve invaziv gelişim (fibromatozis. ikinci sıklıkta da akciğerlere olur. Benign tümörler genellikle “-oma” eki almaktadır. Tendon. her displastik lezyon mutlaka kansere dönüşmez. over. Metastaz en çok karaciğere. Lenfoma. Bazı lezyonlar malign tümörler (örn. Bu olasılık hafif ve orta dereceli displazilerde daha çoktur. Karsinomlar daha çok lenfatik yolla yayılırlar (meme karsinomları önce aksiller lenf nodlarına). prostat tümörlerin gelişiminde hormonal etkilerin rolü vardır. Lenfatiklerin bazal membranında kollajen ve laminin olmadığı için invazyon daha kolaydır. Periton yayılımı en sık over yüzey epiteli kanserlerinde görülür. Bölünmekte olan çok hücre varsa kemoterapi daha etkilidir. Ancak. Kemoterapinin etkisi iyi diferansiye tümörlerde az olup. Displazi prekanseröz bir lezyondur.

Meme. Tümör hücrelerinin uzak bölgelerde endotele ve diğer doku elemanlarına yapışmasıyla ekstravasküler ortama geçişi. Metastatik tümörlerde bu enzimler daha fazladır. Bazı tümörler. 262 . ailesel polipozis koli. metastazın gelişmesinde önemlidir. bazı organlara daha çok metastaz yapma eğilimindedir. 2 önemli aşama vardır: Başlatıcılar hızlı ve geri dönüşsüz etkilidir. Kimyasal karsinogenezde. Proliferasyon ve klonal büyüme yapıcıdır. Tablo I. Östrojen ve sakkarin bu tür bir etkiye sahiptir. Bu reseptörler yolu ile bazal membranlara ve konnektif doku elemanlarına yapışır. Cinsiyete Göre Kanserlerin Görülme Sıklığı Cinsiyet Görülme Sıklığına Göre Ölüm Nedenine Göre Erkek Prostat kanseri Akciğer kanseri Akciğer kanseri Prostat kanseri Kolon kanseri Kolon kanseri Kadın Meme kanseri Akciğer kanseri Akciğer kanseri Meme kanseri Kolon kanseri Kolon kanseri KARSİNOGENEZ Kimyasal Etkenler Kanser oluşumu çok basamaklı bir olaydır. Teşvik ediciler. Bazı kanserlerin (retinoblastoma. Tablo II’de bazı kimyasalların neden olduğu kanserler gösterilmiştir. Epidemiyoloji Çocuklarda 15 yaş altında lösemi. Metastaz olabilmesi için tümörün kitlesinde artış olmalıdır. nörofibromatozis) genetik sendromlarla ilişkisi bulunmaktadır. akciğer. Proteaz enzimlerle bazal membran ve ekstrasellüler matriksi parçalar. Cinsiyete göre kanserlerin görülme sıklığı Tablo I’de gösterilmiştir. Tümör hücreleri proteazlar aracılığıyla dokularda kolaylıkla yayılır. İskelet kasında proteaz enzim inhibitörleri yüksek olduğu için kas dokularına metastaz olasılığı düşüktür. DNA ana hedeftir ve mutasyon oluşturur.Metastaz Biyolojisi Tümör hücresinin invazyon ve metastaz için laminin ve fibronektin reseptörlerine ihtiyacı vardır. mutasyon oluşmuş hücrede tümör oluşumuna yol açar. Hücredeki genetik bilgiyi değiştirir. over ve kolon tümörlerinin gelişiminde ailesel yatkınlığın önemi vardır. Bazı kimyasal maddeler her iki etkiye birden sahip olabilirler. Polisiklik hidrokarbonlar bu etkiye sahip maddelerdir. Ancak bu değişiklikler tümör oluşması için yeterli değildir ve tümör oluşması için mutant DNA çoğalmalıdır. 4 yaş altında santral sinir sistemi tümörleri sıktır.

Röntgen ışınları. Ultraviyole P53 ve ras onkogenlerini aktive eder. aromatik hidrokarbonlar) özofagus ve böbrek kanserleri Nitrozaminler Mide kanseri Arsenik Akciğer kanseri Sakkarin ve siklamatlar Mesane Dietil stilbesterol Endometriyal ve endoservikal adenokarsinoma Benzen Lösemi Formalin Sinonazal ve akciğer kanseri Radyasyon Ultraviyole ışınları. oral ve laringiyal karsinomlar gibi malign lezyonların gelişiminde önemli rol oynarlar. kronik karaciğer hastalığı oluşturarak. kemik ve gastrointestinal sistem daha dayanıklıdır. Çocuklar daha çok etkilenirler. DNA sentezi regülasyonu (myc geni). ağız. RNA virüsü olarak sadece HTLV-1 virüsü var olup. mesane. tedavi amacıyla kullanılan radyoterapi ve diğer iyonize ışın yayan etkenlere bağlı olarak açığa çıkar. Enzim inaktivasyonu ve mutasyonlara sebep olur. 263 . Viral Etkenler İnsanlarda DNA virüsleri birçok tümör oluşumunda rol oynarken. Akciğer. Hepatit B ve C virüsü. Bazı Kimyasalların Neden Olduğu Kanserler Kimyasallar Neden Olduğu Kanserler Sigara dumanı (benzepiren. Baş boyun bölgesinde kanser tedavisi amacı ile yapılan ışınlamada tiroid papiller karsinomu ve tükrük bezi mukoepidermoid karsinomu olasılığı çok yüksektir. Büyüme ve çoğalma gibi normal hücresel işlevlerden sorumlu normal genler olan protoonkogenlerin mutasyonu sonucu oluşurlar. tiroidin papiller karsinomu. nükleer santraller. pankreas. indirekt yolla karaciğer karsinomu oluşumuna sebep olurlar. Uranyum madencilerinde akciğer kanseri olasılığı artmıştır. UVB kanserojen etkilidir. İyonize radyasyon lösemi. larinks. filmleri elle tutanlarda deri kanseri oluşturur. kromozomal değişikliklere ve enzim inaktivasyonlarına yol açar. Ultraviyole. Burkitt lenfoma ve nazofarinks kanseri gelişiminde rol oynar. Ayrıca hücresel immuniteyi baskılar. Human papiloma virüs (HPV). İyonize radyasyon. Bazı türleri verruka vulgaris ve papillomlar gibi benign lezyonların.Tablo II. atom bombası. Deri. büyüme faktörleri. DNA virüsleri içinde en çok tümör oluşturan virüstür. yassı epitel hücreli karsinom ve solar keratozun etiyolojisinde önemlidir. bazıları kondilom gibi düşük riskli lezyonların ve bazıları da serviksin yassı epitel hücreli kanserleri. Onkogenler Onkogenler. kansere sebep olan genlerdir. lenfoid sistem ile gonadlar en çok etkilenir. melanom. Hematopoetik. kolon ve akciğer kanserlerine sebep olabilir. HPV genital. Işınlar. meme. deri ve oral tümörlerin oluşumu üzerinde etkilidir. T hücreli lösemi/lenfoma gelişiminde etkilidir. reseptör proteinleri (erb: epitelyal büyüme faktörü reseptörü geni). bazal hücreli karsinom. Epstein Barr Virüsü (EBV). Protoonkogenler.

Tümörlerden Salgılanan Maddeler Salgılar Salgılayan Tümörler Human koryonik Koryokarsinom. PARANEOPLASTİK SENDROMLAR En sık görülen paraneoplazi hiperkalsemidir. Onkogenler içinde en sık rastlanılan ras onkogenidir. pankreas ve mide adenokarsinomaları 264 . Bronş adenomu. mol hidatiform ve gonadotropin (HCG) embriyonal karsinom Kalsitonin Tiroidin medüller karsinomu Katekolaminler Feokromositoma ve nöroblastoma Alfa feto preotein (AFP) Hepatosellüler karsinom embriyonal karsinom. lösemiler ve prostat kanserlerinde görülür. Pankreas. meme ve böbrek tümörleri. Aktive oldukları zaman. Pıhtılaşmayı arttıran faktörlerin salınımına bağlıdır.postreseptör sinyal iletimleri (ras geni) ile ilgili proteinlerin oluşumundan sorumludur. DNA sentezinin regülasyonunun bozulmasına neden olur. kolon. Bu genlerden. Gezici venöz trombüsler. Pankreas kanserlerinde ve diğer organların müsinöz adenokarsinomlarında izlenir. Onkogenler dominant kanser genleridir. Dissemine intravasküler koagülasyon. en iyi bilineni p53 genidir. Hücreler çok az miktardaki büyüme faktörüne aşırı bir yanıt olarak otonomi kazanır ve neoplastik sürece geçiş gösterir. Metastazlar ile oluşan hiperkalsemi paraneoplazi değildir. pankreas ve gastrik kanserlerde. safra kanal kanserlerinde mutant şekli aktiftir. tümör oluşmaz. TÜMÖRLERDE SALGILAR Tümörlerin bazı salgıları tanıda ve nükslerinin izlenmesinde yararlı olmaktadır. Antionkogenler (kanser baskılayıcı genleri): büyümeyi önleyici etkileri vardır. büyüme faktörlerinin aşırı üretimine. parathormon veya benzeri maddeler salgılayabilirler. Ancak her iki gen çiftinde de mutasyon olursa tümör ortaya çıkar. En sık paraneoplastik endokrinopati Cushing sendromudur. safra kesesi. Tablo III. Kromozomlardaki mutasyonlar gen çiftlerinden birinde ise. serotonin. mitotik etkinlikte artışa. Tiroid medüller karsinomunda kalsitonin üretimine bağlı olarak diyare görülür. Akciğerin yassı epitel hücreli karsinomu. histamin ve bradikinin salınımına bağlı olarak karsinoid sendrom izlenir. Tablo III’de bazı tümörlerden salgılanan maddeler görülmektedir. Akciğerin küçük hücreli karsinomu ACTH salgılayabilirler. yolk kesesi tümörü Prostat spesifik antijen Prostat kanseri (PSA) Ca 125 Overin yüzey epiteli kaynaklı malign tümörleri Ca 15-3 Meme tümörleri CEA Kolon.

TÜMÖRE KARŞI KONAK YANITI Natural killer (NK) lenfositler. IL-2. NK ve sitotoksik T lenfositleri aktive eder ve bu hücreler antitümöral etki gösterir. 265 . tümör immünitesinde en önemli sitokindir. tümöre karşı yanıtta en önemli hücrelerdir. TNF alfa (kaşektin) anti tümör etkiye sahip olup.

hücre ölümüne yol açan maddelerin temelde hangi düzenekleri bozdukları söylenebilir. Hücrenin ölümü ile sonlanan olaylar dizisinde. Çoğu canlı organizmanın vücudunun önemli bir kısmını oluşturan su bile hücreler için toksik olabilmektedir. dini. Ölümü daima yaşama başvurarak tanımlamak zorunda olmamız. Karşılıksız veya karşılığı maddi olmayan bir iyi eylem. uzayın ölü olduğunu söylemek onun yaşamış olduğunu söylemek olur.Yzb. Üreme Uyum sağlama. Hücrenin Ölümü Canlı organizmada canlılık özelliklerinin tam olarak korunduğu en küçük birim olarak kabul edilen hücreler normalde sürekli olarak uyarılır ve bu uyarılara uygun karşılıklar vermeye çalışırlar. bizi yaşamın tutarlı bir tanımının gerekli olduğu yargısına götürür. özde. birbirleriyle çok sıkı ilişkileri olan bu düzeneklerin her birinin biraz da olsa katkısı bulunur. ÖLÜM Yrd. düş ürünü olmak zorunda değildir. ölümün yalnızca tıbbi yönüyle ilgilenmeleri onları eksik ve yetersiz kılar.Kd. Armağan GÜNAL Patoloji Anabilim Dalı Giriş Ölüme yalnızca tıbbi değil. ne kadar gelişmiş teknolojiler kullanılırsa kullanılsın. toplumların yaşama bakışlarında maddeciliğin egemen olması da önemli bir etkendir. antropolojik. canlılığı belirleyen öğeler olarak şunlar gösterilebilir: Organizasyon. sosyal ve diğer açılardan yaklaşmak mümkündür. Yaşamı.7. hasta-doktor ilişkisi bir teknisyenmakine ilişkisine indirgenemez. Gene de. bunu dikkate almadan doktorluk yapılamayacağı bile söylenebilir. doktorlar. hastalarının bir insan olarak gereksinmelerini dikkate almak zorundadırlar. Bu işleyişi aksatan bütün etkenler ölüme neden olabilir. doktorların eğitilmelerindeki yanlışlar kadar. Doktorların. Ölüm. Büyüme. ekonomik. Ancak. Hareket. Doktor-hasta ilişkisinin son yarım asırdır gittikçe artan biçimde mekanikleşmesinde.Tbp. hukuksal. Bu nedenle ölümün de ideal bir tanımı yapılamaz. 266 . Doç. iki insan arasındaki özel ve çok yakın bir ilişki olma konumunu sürdürmelidir. Uyarılabilirlik. yalnızca yaşamış veya yaşamakta olan varlıklar için söz konusu olabileceğinden. Ölüm nedir? Ölümü genel anlamıyla "yaşamın olmaması" biçiminde tanımlamak çok pratik bir çözüm gibi görünmesine rağmen. bu tanım yanıltıcı olabilir. Çünkü. yaşamın her koşulda doğru ve anlamlı olan bir tanımı yapılamamış ve sınırları belirlenememiştir. Doktorluk. Daha ileri giderek.

canlılığı düşündüren yanılgılara neden olabilir. ölümün geç dönem belirtilerinden bir olarak kabul edilebilir ve vücutta bakterilerin en yoğun olduğu bağırsaklar bölgesinde başlar. Ölümden 36-48 saat sonra başlayan bu gevşeme-yumuşamadan "çürüme" sorumludur. ölü katılığı. Normal koşullarda ceset 18-24 saat içinde bulunduğu ortamın sıcaklığına gelir. ölümden sonraki vücut sıcaklığı değişimleri çevre sıcaklığı ile yakından ilişkilidir. Katılık. hücresel ölüm gerçekleşmemiş 267 . ense ve yüzde başlar. (Yüksek ısıya maruz kalma ile olan ölümlerde ise kaslar büzüşüp kısalır ve ceset "fetal" bir görünüm alır). Ölü katılığı. 2-6 saat içinde alt çene. Çürüme. Dokuları sıkıştıran dış etkenlerin (kemer gibi) bulunduğu bölgelerde ölü morlukları oluşmaz. Sırt üstü yatar durumda ölen bir kişide. Bu saptamanın olabildiğince erken yapılması. Transplantasyona aday seçiminde karar verici rol oynayan kurulların çalışmaları açısından bu ölüm bulgularının anlamı yoktur. bunu izleyen saatlerde omuzlara yayılır ve 12 saat içinde bütün kasları tutar. ölüm sürecine ve çevresel koşullara bağlı olarak çok değişkenlik gösterebildiğinden. Hemen bütün ölümlerde görülen tipik bulgular. Ölümün otopside karşılaşılan bu belirtileri daha çok adli tabiplerin işine yararlar. Ölü katılığı kıl diplerindeki kasları da tuttuğundan. Anatomik Patoloji Açısından Ölüm Patolog. Lekeler ölümden yaklaşık 1-3 saat kadar sonra oluşmaya başlar ve 5-6 saat içinde belirginleşerek yaklaşık 12 saat sonra en belirgin duruma gelirler. ölümün "geç dönem" bulgularından olup. bu bulgu. Sonraki 12 saat içinde katılık sürer ve daha sonra yine yaklaşık 12 saat içinde kaslar yeniden gevşer (ikincil gevşeme). Vücut sıcaklığının düşmesi (algor mortis). Her durumda. Ancak. Katılaşan kasların boyları katılaşma sırasındaki gibi kalır. skapuler ve gluteal bölgeler "beyaz". Katılığın gelişmesi kişinin ölüm nedenine. ense ve bel oyuntuları "mor" görülecektir. cesetlerde bir süre "ürperme" görüntüsü (cutis anserina/kaz derisi) olabilir. Vücut sıcaklığının düzenli olarak ve rektumdan ölçülmesiyle bir ölümün üzerinden yaklaşık ne kadar zaman geçtiği kestirilebilir. ölümden sonra (bir kas gevşemesi döneminin ardından) bütün düz ve çizgili kasların ATP eksikliği ve laktik asit fazlalığı nedeniyle sertleşmesidir. Ölü morlukları (lekeleri). Bu kurulların görevleri arasında 'verici' olacakların önceden seçilip belirlenmesinin yanı sıra. Çürümenin dıştan görülen ilk bulgusu karın sağ yanında beliren yeşillenmedir. ölümün tanısında tek başına kullanılamaz. canlı olanlarda da vücut sıcaklığı nörojenik mekanizmalarla düşebileceğinden. ölüm zamanını belirlemede güvenilir biçimde kullanılamaz. kanın damarlarda göllenmesi ve zedelenen endotel katmanından dışarı eritrositlerin sızmasıyla oluşur. bu bulgu. vericinin tıp açısından 'ölmüş olduğunun' saptanması da bulunmaktadır. Ölümden sonra vücut sıcaklığı ilk on iki saatte saat başına 1 santigrat kadar düşer. Ölü morluğu (livor mortis) ve Ölü sertliği (rigor mortis)dir. "Postmortem hipostaz" olarak da adlandırılan bu morluklar.Organizmanın Ölümü 1. yerçekiminin belirlediği bir dağılım gösterir. alınacak doku ve organların başarıyla transplante edilebilmeleri için çok önemlidir: Yasal ölüm gerçekleşmiş. organizmanın ölümünü otopside görür.

hastanelerde 'anormal ölüm' görülmeyeceği de düşünülmemelidir. İstatistikler açısından önemli olabilecek bir gruplama da "akut" ve "kronik" ölüm ayrımıdır. adli tıp açısından yapılacak incelemenin en önemli amacı ölümün "doğal" olup olmadığının belirlenmesidir. hekimler de bu konuda yanılabilirler. tıbbi olarak otopsi yapılması için uygun girişimler yapılmış olsa bile. öldüğü sanılan kişinin burun deliklerine tüy. bazen ölümün nedeninden çok. Buna özellikle suda boğulma. Ancak. Kısa aralıklarla yinelenen muayeneler bu tür durumlarda doğru tanı konulmasını sağlar. Herhangi bir ölümle karşılaşan doktor. daha çok hastane dışındaki ölümler için söz konusu olmakla birlikte. İleri yaşlı ve ağır kronik hastalığı olan yatağa bağlı bir kişinin ölümü kronik. Yasal ölüm (vücut ölümü) her zaman biyolojik ölüm ile örtüşmez. parmağına iplik bağlamak (Magnus testi) veya nabzını almaya çalışmak gibi yollara başvurulmuştur. Uzmanlaşmış olsun olmasın.olmalıdır.daralır. Adli Tıp Açısından Ölüm Adli tıp açısından ele alınması gereken ilk konu. ölümün "doğal" olmayabileceği konusunda en küçük bir kuşku duyarsa durumu savcılığa bildirmelidir. "yasal ölüm"ün gerçekleşmiş olup olmadığının saptanmasıdır. oluş biçimiyle ilgilenebilir. Bu süre içinde hiçbir kalp sesi duyulmamışsa kişinin ölmüş olduğu kabul edilebilir. narkotik veya barbitürat zehirlenmeleri ve yenidoğanda oksijensizlik durumlarında rastlanmaktadır. yalnızca tıbbi değil. Profesyonel olmayanların henüz ölmemiş bir insanı ölü olarak değerlendirmeleri. en yaygın ve en güvenilir yöntem. Ölümün gerçekleşmiş olduğunun saptanması için. Kornea ve farinks refleksleri kaybolmuştur. 2. salgın hastalık ve kitlesel ölümlere yol açan doğal afet durumlarında da yanlışlıkla ölüm tanısı konulması olasılığı artar. Ölen kişinin öyküsünde veya muayene bulguları arasında yaralanma veya zehirlenme olasılığı söz konusu ise. "Yalancı ölüm" olarak adlandırılan böyle durumlar korku öykülerine konu olmuştur. Ölümün gerçekleştiği kesinleşince. cinayetler ve miyokard enfarktüsüne bağlı ölümlerin çoğu akuttur. sonra -ölü katılığının başlamasıyla. etik ve yasal birtakım yaklaşımları da gerekli kılmaktadır. Kişinin yeterli oksijen alamaması yüzünden öldüğünün anlaşılması. sık görülen bir durumdur. Yasalarda tanımlanan ölüm. canlandırma çabaları sürdürülmelidir. Savaş. elektrik çarpması. ölümü açıklayabilecek anlamlı bir bulgu saptanamamışsa. savcılıkla görüşülmelidir. tıbbi bir otopside ölüm 268 . ayna tutmak. trafik kazaları. Bu. Bu anlamda. kalbin stetoskopla 4-5 dakika süreyle dinlenmesidir. Kişinin canlı olabileceği konusunda en ufak bir olasılık bile varsa. Ancak. Adli tıp. Tıbbi amaçla yapılmakta olan bir otopsi sırasında adli önemi olabilecek bir bulgu ile karşılaşıldığında da otopsiye ara verilerek savcı aranmalıdır. Pupiller önce genişler. solunum ve dolaşımın durmasıdır. Larinksin stetoskop ile dinlenmesi de solunumun durduğunu anlamak için başvurulan yöntemlerden biridir. "ölüm"ün ne zaman gerçekleşmiş olduğunu belirlemek. geride bıraktığımız yüzyılda kronik ölümlerin oranında sürekli artışa neden olmuştur. Solunum ve dolaşımın yalnızca dışarıdan destekle sürdürülebildiği durumlarda kişi yasal olarak ölüdür. tüm hekimlerin "ölüm tanısı" koyma ve "ölüm raporu" hazırlama sorumluluğu bulunmaktadır. Tıp teknolojisindeki gelişmeler.

ölümün etik. doktorun öncelikli görevidir. İnsanın (Bireyin) Ölümü Hastalar açısından bakıldığında.nedeninin saptanmış olması açısından yeterli olabilir. Örnek olarak. Ancak. basit bir sıvı-elektrolit kaybı nedeniyle ölebilecek küçük bir çocuğun yaşatılması. özellikle Avrupa ülkelerinde beyin ölümünün "gerçekten ölüm" sayılamayacağını savunanlar artmaktadır. kişi ölmüş kabul edilemez. Hastanın bakış açısını dikkate almak tıp etiğinin temel kavramlarından biridir. sosyal ve felsefi anlamı konusunda da bilgili olmaları. Günümüzde. Ancak. "yaşamın süresi" konusu. Kişi bu haldeyken organlarının çıkarılması. kalbi delmiş bir ateşli silah mermi çekirdeğinin hangi yapıların hangi kısımlarında ne tür zedelenme yaptığının saptanması. Fonksiyonel ölüm. Beyin ölümü. ölümün olabildiğince erken tanımlanması ve ölümün gerçekleşmiş olduğunun hukuksal olarak belirlenmiş olmasıdır. tıp açısından -organ nakli amacıyla kullanılabilecek . somatik ölümle örtüşmez. ölümün önlenmesinin tıbbın temel amacı olduğu yanılgısı yaygındır. Ölüm tanımında beyne bu kadar ayrıcalıklı bir yer vermenin haklı etik nedenleri olsa da. bütün beyin fonksiyonları durmuş bile olsa. Ölümün herkes tarafìndan kabul edilebilir bir tanımının yapılması bu açıdan gereklidir. 3. Gene bu açıdan. Yasalarımıza göre. Doktorlar arasında da. Hiç kuşku yok ki. Bu tanımın en büyük kusuru. Doktorların. gittikçe artan bir hızla tıbbi etiğin gündeminde ön sıralara yükselmektedir. Ölümün tanımı konusundaki tartışmaları bir sohbet konusu olmaktan çıkarıp pratik anlamı olan bir sorun haline getiren de olayın bu hukuksal boyutudur. bu ikilinin birlikte otopsi yapmaları nadir görülen bir durumdur. sıcak tenli bir insanın "ölü" olarak tanımlanabilmesini kabul etmek hem doktorlar hem de hasta yakınları için çok güçtür. benzer bir yaklaşım nedeniyle. beyin ve beyin sapının bütün işlevlerinin geri dönüşsüz olarak ortadan kalkmasıdır. çoğu kez merminin vücuda göğüsten mi sırttan mı girdiğinin saptanması işleminden daha az önemlidir. bu oksijensizliğin bir kaza. koma halinde hastaneye getirilmiş bir hastanın bu durumunun ilaçlara bağlı olmadığının kesin olarak gösterilebilmesi zor ve zaman alıcıdır.en güvenilir tanım olarak "beyin ölümü" kabul edilmektedir. önemli olan tek şey bireysel ölümdür. Bu olasılık tam olarak dışlanamadan. ülkemizin koşulları elverişli olmadığından. konunun tartışmalı olmaya devam edeceği bellidir. bir hastalık veya bir kasıt sonucunda mı geliştiği sorusunun yanıtlanması gerekir. somatik ölüm. Çünkü. "adli otopsi" bir patolog ve bir adli tıp uzmanı tarafından birlikte yapılmalıdır. Günümüzde. Beyin Ölümü ve Transplantasyon Ölüm. soluk alan. Adli açıdan ise. Yıllarca süren tartışma ve çalışmalardan sonra ulaşılan bu tanıma titizlikle uyulduğunda ölümün tam ve kesin olarak tanımlanması mümkündür. Bunun temel nedeni. tedavi edilmesi mümkün olmayan hastalıklar için ne yapılacaktır? Kendisini ölümü önlemekle görevli sayan bir doktorun. yasal (legal) ölüm gibi ölüm tanımları yapılmış olmasına rağmen. ölümcül 269 . beyin ölümü. pratik olarak uygulanabilirliğinin az olmasıdır. bazılarını "yaşamın kalitesi" konusundan daha çok ilgilendirmektedir. transplante edilecek organların zamanında alınabilmesi için. yasalar önünde kabul edilebilir olsa da. kendilerini eğitmeleri gereklidir. nabzı atan.

Hastanelerdeki ölümlerin bazılarını kaybedilmiş savaşlar olarak görmek mümkündür. onların biyolojik birer nesne olarak değil. Ölecek olan bile. Tıbbi etik. sosyal konumu ve anıları olan "bireyler" olarak ölebilmelerini sağlamaktır. Bunların otopside anlaşılmasının ölene doğrudan bir yarar sağlaması beklenemez. Nekropsi ve thanatopsi terimleri eşanlamlı olarak kullanılırlar. yeri geldiğinde belirleyen ve onaylayan aktif bir konumda tutmaktadır. doktorların bu konuda iyi bilgilenmiş olmalarını gerektirmektedir. hastanın arzusu bu yöndeyse. Otopsinin bir hasta muayenesinden veya ameliyattan tek farkı "ceset" üzerinde yapılmasıdır. ölümü yaklaşan hastaların çevresinde -terim uygunsuz kaçsa dabir "bilgi oyunu" oynanır. kendisine yapılacak olanları anlayan. Tıp. OTOPSİ Tanım Otopsi. doktor ve hastaların haklarını. Ölmekte olan ve çevresindekiler. Bilinci yerinde olan bir hasta için. kendi durumunun ne kadar ağır olduğunu öğrendiğinde umutsuzluğa kapılacağı ve bunun ölümü hızlandıracağı inancıyla oyuna katılırlar. ölüm nedeninin saptanması veya hangi organların ölüme yol açan hastalıklardan ne biçimde ve ne kadar etkilendiklerinin saptanması olabilir. (Eski Ggrekçe: "auto"/kendi + "psi"/görme. vakitsiz ölümlerden alınacak dersler ile benzer durumdaki başka hastaların hayatlarının kurtarılabilmesidir. Amaç. kimi doktorlar ölmekte olan hastalarından uzak durmaya çalışırlar. bazı ölümlerin önlenebilmesi mümkündür. yakınlarının ve hastane çalışanlarının gayretlerini fark ettiğini göstermek ve bunların etkili olduğunu onlara kanıtlamak için oyuna katılır. Bu. Doktorun ölmekte olanlara yönelik görevi. Hiç kuşku yok ki. insanlar da diğer canlılar gibi er geç ölecektir. insanı yaşatmaya çalışmaktan daha az kutsal değildir. görevlerini ve birbirleriyle ilişkilerini inceler. ölümü mümkün olduğunca geciktirmeyi ve kolaylaştırmayı amaçlar. anlayan. yaşanan her fazla gün çok değerli olabilir. bir başarısızlık! Belki bu yüzden. düşünen. Öte yandan. hastanın ilgiye gereksinmesi azalmış değildir. kimi zaman hastaya böyle günler kazandırmak için çabalar. Otopsi Niçin Yapılır? Otopsinin temel amacı. kalan yaşam süresi konusunda bir diğerinin ne bildiğini tahmin etmeye çalışırlar. Ölmekte olanın ailesi de hastayı incitme korkusuyla suskun kalır veya ne söyleyeceklerini bilemediklerinden ondan kaçar. Günümüzün geçerli etik yaklaşımları. Gecikmiş veya atlanmış bir tanı.hastalığı olan bir hasta karşısında ne hissedeceğini bir düşünün! Kaybedileceği belli bir savaş! Boşa emek! En azından. 270 . Başka bir deyişle. oysa. doktorun mesleğini nasıl icra edeceği konusu tıbbi etiğin alanına girer. Tıp. Doktorlar terminal dönemdeki hastanın. Hastanelerde. kendi gözleriyle görme). hastanın niçin ve nasıl öldüğüne ilişkin sorulara karşılık bulmaktır. ceset üzerinde yapılan tanısal amaçlı bir tıbbi incelemedir. Doktor-hasta ilişkisini herhangi iki insanın ilişkisinden farklı kılan özelliklerin fazlalığı. eksik veya yanlış bir tedavi insanın ölümüne neden olabilir. hastayı doktorun buyurduklarını yapan pasif bir konumda değil. Otopsiden beklenen.

çoğu hasta yakını. Bulaşıcı hastalık kuşkusunun bulunmadığı durumlarda tıbbi otopsi yapılabilmesi için. hastanın yakınlarının iznine bağlı olmaksızın.Tıp teknolojisindeki ilerlemeler sayesinde bugün hemen her hastalığın kesin tanısının insan yaşarken konulabildiği. Hasta yakınları açısından bakıldığında. savcı herhangi bir doktoru otopsi yapmakla görevlendirebilir. üzerinde otopsi yapılması gereği olduğu düşünülen olgularla karşılaşıldığında. Hastalıkların organlarda yol açtığı değişiklikler ile hastanın yakınmaları ve klinik bulguların derecesi arasında sıkı bir ilişki olmayabilir. Adli otopsiler. Tıbbın o kadar gelişmiş olmadığı ülkemizde yapılan otopsilerin büyük kısmında hastanın yaşarken tanısı konulamamış hastalıklar saptanmakta. adli otopsi. kardeş) düzeyinde yakınlarının yazılı izni gereklidir. Ölen kişide bulaşıcı hastalık kuşkusu varsa ve otopsiden elde edilecek bilgiler ile bir salgın hastalığın önlenebilmesi olasılığı söz konusu ise. otopsi. Ölen kişinin yakınlarının otopsi yapılmasına karşı olmaları da böyle otopsileri engellemez. zehirlenme gibi hukuksal incelemeyi gerektiren durumlarda otopsi isteği. iyi yetişmiş. ceset üzerinde yakınlarınn veya başka herhangi bir makamın izni gerekmeksizin yapılır. doktorlar şaşkın ve çaresiz kalırlar. hastanın bakımından sorumlu doktorlar tarafından istenir. Böyle durumlarda otopsi. Hafif bir öksürük ağır bir pnömoninin. her öksüren. Hasta yakınlarının otopsi konusunda bilgilendirilmeleri ve aydınlatılmaları için. ölüm nedeniyle çok kederli oldukları bir sırada otopsi sözünü duymak istemeyebilirler. Bu nedenle. hastanın kaybedilmesinin nedenlerinin anlaşılması ile başka insanların hayatta kalmalarının sağlanabileceği düşüncesini kabul etmeğe hazırdır. diğer incelemeler ile birlikte yapılan otopsi ile verilebilir. Bu izin. bu yüzden otopsiden öğrenilecek fazla bilgi olmadığı öne sürülebilir. hasta yakınlarının ölümden önce bu açıdan hazırlanmaları yararlı olur. Bu tür bulgularla kaybedilen hastalarda ölüm nedeni otopsi ile incelenmediğinde. Uygun biçimde önerildiğinde. tanı ve tedavi ile ilgili ağır bir ihmal veya umursamazlığın göstergesi olarak algılanabilir. basit gibi görünen bir karın ağrısı bir iç organ delinmesinin tek bulgusu olabilir. Gerçekten de otopsinin en önemli amacı. zihinlerdeki tüm kuşkuları dağıtmanın en sağlıklı yoludur. her karnı ağrıyan hasta karşısında "acaba bu hastayı da mı kaybediyoruz" kaygısına kapılabilirler. En gelişmiş ülkelerde bile. ölen kişinin anne-baba-eş (bunlar yoksa. varsa. Bunların bulunmadığı koşullarda. Bu istek bir emir niteliğindedir. çok basit gibi görünen yakınmaları olan hastalarının kaybedilmesi. Otopsiyi yapmakla görevlendirilen doktorun bu görevi reddetmesi pratik olarak mümkün değildir. ölenden elde edilen bilgilerle yaşayanlara hizmet etmektir: 271 . Yenidoğan ve bebek ölümlerinde karşılaşılan "bebeğimiz niye öldü?" ve "sonraki bebeğimiz de ölecek mi?" sorularının karşılıkları da. yaralanma. olguların yaklaşık üçte birinde hasta sağken bilinmesi çok yararlı olabilecek bilgiler sağlamaktadır. Bu savın geçerli olmadığı pek çok çalışma ile gösterilmiştir. ilgili savcı tarafından yapılır. Otopsi İzni Trafik kazası. ilgili doktorun isteği ve ilgili amirin (baştabip gibi) onayı ile tıbbi otopsi yapılabilir. adli tıp uzmanı ve patolog tarafından birlikte yapılır. bilinçli ve gayretli sağlık personeline gereksinme vardır. Hasta yakınları. klinik olarak farkına varılmamış ek lezyonlarla karşılaşılmaktadır.

aydınlatması ve havalandırması uygun. gözlük kullanmak ve otopsi sırasında gerek oldukça eldivenleri değiştirmek biçimindedir. Otopside klasik olarak üç vücut boşluğu (kafa. cesedin dış muayenesi yapılır. temizlenmesi kolay bir ortamda yapılmalıdır. Ceset. Otopsi bittikten sonra. Hastanın bakımından sorumlu olanlar da. ceset üzerindeki inceleme ile mümkün olduğu kadar çok bilgi elde edebilmektir. maske takmak. herhangi bir sağlık personeli-hasta ilişkisindeki gibi yapılır. dış muayeneden elden edilen veriler olayın aydınlatılmasında birinci derecede rol oynayabilir. Otopsiyi izleyenlerin de bu açıdan dikkatli olmaları gereklidir. açılan boşluklar dikilerek kapatılır. hastanın sahip olduğu haklara sahiptir ve otopsiyi yapanlar otopsinin ciddi bir iş olduğunu bilirler. En basit önlemler. Dış muayenede tüm vücut. gerekli iznin alındığından ve otopsi masasında bulunan cesedin doğru kişiye ait olduğundan emin olmak gerekir. Otopsi sırasında radyolojik incelemeler yapılabilir. Otopsiye başlamadan önce. gözle ve gerek olduğunda palpasyonla incelenir. Bu dikişler normal bir cerrahi dikişe göre daha kaba görünseler de. Otopsiye katılanların bulaşıcı enfeksiyonlardan korunmak için önlem almaları gereklidir. göğüs ve karın) açılır. otopsi işlemindeki bütün adımlarda ve ayrıntılarda değişikliğe gidilebilir. 272 . Otopsinin başında.Otopsi Tekniği Otopsiler. hastanın yüzünün ve vücudunun genel görünüşünde otopsi nedeniyle belirgin bir bozulma olması söz konusu değildir. amaç. Bütün bu işler. Adli olgularda. fotoğraflar çekilebilir. Duruma göre medulla spinalisin çıkarılması ve ekstremite diseksiyonu gibi işlemler de yapılabilir. mikrobiyolojik çalışmalar için örnekler alınabilir. otopside hazır bulunabilirler. İyi bir otopsi salonunun ameliyathaneden farkı yoktur. Ölümün gerçekleşmiş olduğunu gösteren bulgular belirlenir. adli bir durum söz konusu değilse. bulgular not edilir. Otopsiyi yapan ekibin ve diğer koşulların durumuna göre bu boşluklar sırayla veya aynı anda açılabilirler. Hastanın ve hastalığın özelliğine göre. buralardaki organlar incelenir ve gerekli görülen kısımlardan histopatolojik inceleme için örnekler alınır.

Appleton Lange. 1999. 2010. 273 . Robbins Pathologic Basis of Disease. Clive RT. Kumar V. 2. 3th Ed. Farber JL. Pathology. Aster JC. 1998. PA: Saunders. 8th Ed. 3th Ed. Abbas AK. 3. Parakrama C. Philadelphia.KAYNAKLAR 1. Fausto N. Concise Pathology. Lippincott-Raven. Rubin E.

274

HALK SAĞLIĞI DERS NOTLARI

275

276

İÇİNDEKİLER S.NU. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. 9. 10. ÜNİTE / KONU HALK SAĞLIĞINDA TEMEL KAVRAMLAR SİLAHLI KUVVETLERDE HALK SAĞLIĞI HİZMETLERİ KİŞİSEL HİJYEN GIDA HİJYENİ FİZİKİ ŞARTLAR VE SAĞLIK ÜREME SAĞLIĞI VE CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR KAZALAR VE ÖNLENMESİ GEMİ VE UÇUŞ HİJYENİ SAĞLIK DENETLEMESİ VE SAĞLIKTA İLETİŞİM KITA REVİRLERİNDE DÜZENLENECEK SAĞLIK DURUM RAPORLARI AFETLERDE SAĞLIK HİZMETLERİ BULAŞICI HASTALIKLAR VE BİLDİRİMİ ZORUNLU HASTALIKLAR SAĞLIK EĞİTİMİ HASTANE HİJYENİ ÖĞRETİM ELEMANI Prof.Tbp.Alb.Metin HASDE Prof.Tbp.Alb.Metin HASDE Doç.Tbp.Alb.Mahir GÜLEÇ Doç.Tbp.Alb.Mahir GÜLEÇ Doç.Tbp.Alb.Mahir GÜLEÇ Doç.Tbp.Alb.Bilal BAKIR Doç.Tbp.Alb.Ercan GÖÇGELDİ Doç.Tbp.Alb.Tayfun KIR Doç.Tbp.Alb.Tayfun KIR Doç.Tbp.Alb.Ercan GÖÇGELDİ Doç.Tbp.Alb.Bilal BAKIR Doç.Tbp.Ylb.Selim KILIÇ Doç.Tbp.Alb.Ercan GÖÇGELDİ Doç.Tbp.Alb.Tayfun KIR

11. 12. 13. 14.

277

278

1. HALK SAĞLIĞINDA TEMEL BİLGİLER A. Halk sağlığı kavramı (Halk sağlığı felsefesi – Sosyal hekimlik) B. Koruyucu hekimlik C. Sağlığın geliştirilmesi A.HALK SAĞLIĞI KAVRAMI Sağlık; yanlızca hastalık ve sakatlığın olmadığı değil, bedensel ve ruhsal yönden tam bir iyilik halidir. Hastalık; doku ve hücrelerde yapısal, fonksiyonel ve normal olmayan değişikliklerin yarattığı haldir. Hastalık; biyolojik bir süreçtir, aynı zamanda sosyal ve kültürel bir olgudur. Hastalık nedenleri şu şekilde sınıflandırılabilir (1): 1. Bünyesel Nedenler: Gen, Hormon ve metabolizma bozuklukları 2. Çevresel Nedenler: a. Fizik nedenler: Isı, soğuk, ışınlar ve travmalar b. Kimyasal maddeler: Zehirler, kanserogenler c. Biyolojik etkenler: Mantar, mikroorganizma ve parazitler d. Esansiyel madde eksikliği: vitaminler, esansiyel amino asitler, yağ asitleri, mineraller 3. Psikolojik nedenler: Zor (stress) 4. Sosyal, kültürel ve ekonomik nedenler. Hastalıkların “doğal (beklenen)” seyri; iki ana başlık altında incelenebilir (1): 1. Preklinik dönem: Etkenlerle karşılaşılmasından itibaren klinik belirtilerin ortaya çıkmasına kadar devam eden süreçtir. 2. Klinik Dönem: a. Erken klinik dönem: Klinik belirtilerin ortaya çıkmaya başladığı dönemdir. b. Geç klinik dönem: Hastalığın iyileşme veya ölüm ile sonuçlandığı geç dönemdir. Halk Sağlığının Amacı (1): 1. Birey ve toplumu hastalıklardan korumak 2. İnsanların sağlıklı olabileceği koşulları sağlamak 3. Toplumun sağlığını etkileyen sorunları çözümlemek 4. İnsanların yaşam sürelerini uzatmak 5. Kişilerin beden ve ruh sağlığını yükseltmek ve çalışma gücünü arttırmaktır. Halk Sağlığının Hizmetlerinin Ana Prensipleri (1) 1. 1.Çevre koşullarının düzeltilmesi 2. 2.Bireylere sağlık bilgisi verilmesi 3. 3.Bulaşıcı hastalıkların önlenmesi 4. 4.Hastalıkların erken tanı ve tedavisi 5. 5.Sağlık örgütlerinin kurulması Hekimlikte Çağdaş Görüşler (Temel Sağlık Hizmetleri Yaklaşımı, Toplum Hekimliği Görüşü) Önemli hastalık kavramı: “En önemli hastalıklar bir toplumda en çok öldüren, en sık görülen ve en çok sakat bırakan hastalıklardır.” (Alfred Grotjahn, 1869-1931). Bir kişinin veya toplumun sağlık düzeyini belirleyen, kişinin hastalanmasına veya ölümüne neden olan biyolojik ve fizik çevre faktörlerini oluşturan veya bunların 279

etkisini koşullayan etkenler sosyal ve ekonomik etkenlerdir. Bir kimsenin hasta oluşu o kimsenin sorunu değildir. Kişinin hastalığı ailesinden başlayarak bütün toplumun sonucudur (1). Halk sağlığı görüşü denildiğinde, sağlık alanında görev yapan bütün çalışanlar tarafından bilinmesi ve uyulması gereken bazı ilkeler anlaşılır. Günümüzün Halk Sağlığı Anlayışı; 1978 DSÖ Alma Ata Toplantısı alınan kararlar doğrultusunda “Alma Ata Temel Sağlık Hizmetleri Bildirgesi”nde belirlenmiştir. Bu ilkelerin başlıcaları şunlardır (2, 3): 1. Sağlık hizmetlerinde toplumsal eşitlik esastır : Sağlık, doğuştan kazanılmış bir insan hakkıdır. Sağlık hizmeti alması gereken herkes bu hizmeti yeterince almalıdır. Risk altındaki kişilerin sağlık hizmetlerini daha fazla kullanmaları doğaldır. 2. Kişi çevresi ile bir bütündür : Kişiler, fiziksel, biyolojik ve sosyal çevrelerinden etkilenirler ve bu çevreden ayrı olarak ele alınamazlar. Sağlık hizmetinin her kademesinde, hizmet verilen kişinin (sağlam ya da hasta) içinde yaşadığı çevre öğrenilmeli ve hizmette dikkate alınmalıdır. 3. Yaşam, doğum öncesinden ölüme kadar bir bütündür : Sağlık personeli, hizmet verdiği kişinin önceki yaşamında karşılaştığı olayları ve kendisine yapılacak müdahalelerin onun bundan sonraki yaşamını nasıl etkileyebileceğini göz önünde bulundurmak zorundadır. 4. Koruma tedaviden üstündür : Sağlık hizmetlerinin birinci amacı ve sağlık personelinin temel sorumluluğu, kişilerin sağlıklı yaşamaya devam etmelerini sağlamak ve hasta olmamaları için çalışmaktır. İkinci görevi hataları tedavi ve rehabilite etmektir. 5. En çok görülen, sakat bırakan ve öldüren hastalık “önemli hastalık”tır : KAYNAKLARın harcanmasında ve hizmetin sunulmasında, söz konusu toplumda en sık görülen, en çok ölüme ve sakatlığa yol açan durumlara öncelik verilmesi, toplumun sağlık düzeyinin iyileşmesinde temel stratejidir. 6. Hastalıkların nedenleri sosyal, biyolojik ve fizik nedenlerdir : Hastalıklar tek nedenli değildir. Çevresi, mesleği vs. ile bir bütün olarak ele alınması gereklidir. Örneğin; tüberküloz savaşında, yalnızca tıbbi yaklaşımlar yeterli olamaz. Bunların yanı sıra sosyal faktörlerin iyileştirilmesi de gerekir. 7. Kişinin hastalığı, aynı zamanda ailenin sorunudur : Aile bireylerinden birisinin hastalığı, ailenin düzenini, huzurunu, ekonomik ve sosyal durumunu olumsuz etkiler. O nedenle, yalnızca hasta olan ile ilgilenmek yetmez, o kişiyi tedavi ederken ailenin bütününü ele almak gerekir. 8. Kişinin hastalığı aynı zamanda toplumun sorunudur: Bir kişinin hastalığı çevresindeki kişileri de olumsuz etkileyebilir. O nedenle, bir kişinin tedavisini yapmaması ya da kendisini hastalıklardan korumaması yalnızca o kişinin sorunu olarak kabul edilip geçiştirilemez. 9. Herkes kendi sağlığından sorumludur : Kişiler kendi sağlıklarının değerini bilmeli ve onu korumaya çalışmalıdırlar. 10. Sağlık hizmeti bir ekip işidir : Hiçbir meslek üyesi (hekim dahil) sağlık hizmetlerini tek başına veremez. Ekip üyelerinin her biri kendi işlerini uygun şekilde yaptıkları zaman sağlık hizmetinin bütünü ortaya çıkar. Üyelerden biri ya da

280

bazıları işlerini düzgün yapmazlarsa, diğerleri düzgün yapsa bile sonuç başarısız olabilir. 11. Sağlık hizmetleri multisektöryeldir 12. Halkın sağlık hizmetlerine katılımı esastır: Sağlık hizmetlerinin planlanmasında ve sunulmasında, hizmeti verenler kadar hizmeti alanların (halkın) da dikkate alınması gerekir. 13. Sağlık hizmetlerinde entegrasyon esastır : Koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetleri birbirlerinden kesin olarak ayrılamazlar. O nedenle, bu hizmetlerin bir arada verilmesi esastır. Geleneksel hekimlik yaklaşımı hekim odaklıdır, hasta odaklıdır. Çağdaş yaklaşımlar, ekip odaklıdır ve toplum odaklıdır. Hekimlikte geleneksel ve toplumsal görüşlerin farklılıkları Tablo I’de özetlenmiştir (1).

281

biyolojik ve sosyal çevresi ile bir bütündür. hastane duvarlarını aşmaz. tedavi ve rehabilitasyon Öncelik alır Biyolojik ve sosyal nedenler Sınırlı olan kaynakları en çok görülen. çok görülen ve öldüren hastalıkların teşhis ve tedavisi hizmetini özel eğitim görmüş ve hekim olmayan sağlık personeline yaptırmak Çeşitli meslek mensuplarının oluşturduğu küçük ekiplerin birbirini tamamladığı ve desteklediği ülke çapında bir ekip hizmeti Toplumdaki sağlık ile ilgili olayları sürekli ve objektif olarak gözlemek ve bu gözlemlere dayalı. genellikle. Ekip kavramı. sosyoekonomik kalkınmanın bir parçası olan bir plan çerçevesinde hizmetleri geliştirme Kişi. en yüksek standartta teknoloji sağlamak Hastalık teşhis ve tedavisinin yalnız hekimlere hasredilmesi Örgütlenme Tek bir hekimin hizmeti olabilir. çevresinden soyutlanamaz Sağlık hizmetini herkese götürmek Kişiye hem sağlıklı hem de hasta iken hizmet etmek Koruma.Tablo I: Hekimlikte Geleneksel ve Toplumsal Görüşlerin Farklılıkları Konular Toplum Hekimliği Görüşü Geleneksel Görüş Hizmet edilen kişiyi değerlendirme Hizmet sunma Hizmet edilen kişi Hizmetin kapsamı Hastalıklarda n korunma Hastalıkların nedenleri Kaynak ayrımında öncelik Teşhis ve tedavi hizmeti Kişi fizik. hastane ya da muayeneheneye gelen ve hastalığını tedavi ettirmek isteyen bir insandır Hastane ya da muayenehaneye başvuranlara hizmet etmek Kişiye hasta iken hizmet etmek Tedavi ve rehabilitasyon Özel durumlarda ve sınırlı uygulama Yalnız biyolojik neden Teşhis ve tedavisi zor hastalıkların tedavisi için çok nitelikli kişiler yetiştirmek. Yoktur Toplumsal kavram ve planlama 282 . öldüren ve sakat bırakan hastalıklardan kişileri koruma ve tedavi Gerekiyorsa.

Frank. 6. Güerin. 11. Hastaların ve yaralıların tedavisi (Tedavi Hekimliğinin Gelişimi) 2. 9. Avrupa’da ilk kez Rodos’ta Veba’ya karşı karantina tatbik edilmiştir. halka yarar sağlayan ve farklı bilim dallarından oluşan. Koruyucu Hekimliğin tanımı. ilkelerini ise Alman hekimi Alfred Grotjahn açıklamıştır.Sosyal hekimliğin tanımını Fransız Dr. 7. “ Sağlık Polis Hizmetleri Sistemi” adlı 6 ciltlik bir eser yazmıştır. 2): 1. 10. Halk Sağlığının ilk mümtaz önderi Johan Peter Frank’dır. Sağlam insanı hastalıktan ve yaralanmaktan koruma (Koruyucu Hekimliğin Gelişimi) 3.Edward Amory Winslow: Dünyada ilk kez halk sağlığının tanımını yapan bilim adamıdır. İbn-i Sina. Hastalığın prevalans ve insidansını düşürmek. Örneğin TBC. Birincil korumanın temel amacı. Rönesans devrinde sağlık konusunda en ilgi çekici eser Thomas More’un (1596) UTOPİASİ’dir. 5. sakatlık ve erken ölümden korumak. 2. Birincil düzeyde korunma (primary prevention) Hastalığın oluşmasını etkileyen etmenlerden kaçınma ile olur. Tarihte ilk aşı uygulaması Anadolu Türkleri tarafından Çiçek hastalığına karşı uygulandığı söylenmektedir. Milton Joseph Rosenau. İngiliz hukuk adamı Edwin Chadwick 1848’de İngiliz Parlamentosuna Halk Sağlığı Kanununu kabul ettirmiştir.KORUYUCU HEKİMLİK Tıbbın Gelişme Aşamaları (1. İnsanların sağlıklarının korunduğu b. hastalıkların insandan insana bulaştığı fikrini ilk söyleyendir. Calinos. şiddetini değiştirmek. bazı hastalıkların su ile intikal ettiğini bulmuştur. Şehirlerin bol ve temiz suya kavuştuğu d. vakitsiz ölümleri önlemek ve sağlıkla ilgili tehditleri ortadan kaldırmaktır. Sağlığın korunmasını 3 düzeyde ele alabiliriz (1. İşsizliğe karşı sigortaların kurulduğu izah edilmiştir. İnsanların evlenmeden önce muayene edildikleri e. 2) 1. tıbbın ihtisaslaşmış uygulamalı bir sahasıdır”. 4. 20. Sağlık personeli ve insan-hasta iletişim ve etkileşimi (Sosyal Hekimliğin Gelişimi) Koruyucu Hekimliğe İlişkin Tarihi Bilgiler (1. Asırda Amerika’da Harward Tıp Fakültesinde “ Preventive Medicine and Hygiene “ adlı kitabı yazmıştır. Bu eserde. Tevrat’ta karantina fikri vardır. sağlık ve mutluluğu ilerletmek ve muhafaza etmek için. ‘’Hastalık. 3. Hastalanan herkesin başvuracağı hastanelerin olduğu c. 8. Dr.B. Etkenin ortaya çıkışının engellenmesi Etkenin organizma dışında yok edilmesi Kişilerin etkenle karşılaşmasının engellenmesi 283 . 2): 1. a.

“hasta yok. Bağışıklama 9. Üçüncül düzeyde korunma (tertiary prevention) Üçüncül korunmanın temel amacı. Hekimliğin bulgusal (semptomatik) dönemi Neden sonuç ilişkileri ortaya konmadan önceki dönemlerde her bir bulgu bir hastalık olarak düşünülmüş ve ayrı ayrı tedavi edilmeye çalışılmıştır 2. Gebelik ve doğum komplikasyonlarını önleme 6. hastalıklarının nüks etmesi ve sakatlıkla sonuçlanmasından koruma için alınan önlemler. hastalık var” 284 . Tarama muayeneleri(Servikal smear. Periyodik sağlık muayeneleri 15. kronik hastalığa yakalanan kişideki yapısal.Periyodik meme muayenesi) Üçüncül Koruma:Hastaları. iş ve ev kazalarından korunma 7. Hekimliğin laboratuvar dönemi 19 yy. 2) 1. “hasta yok. Bu dönemdeki temel yaklaşım. sonlarından itibaren Louis Pasteur ile beraber mikroorganizma kavramının ortaya konması ile başlar. Aile planlaması 10. Bu dönemdeki temel yaklaşım. Bu şekilde. Kanser yapan maddelerden korunma 4. Genetik danışmanlık 5. Yol. 3. Beslenmeye bağlı hastalıklardan korunma 2.2. işlevsel ve ruhsal bozulma olduktan sonra kişinin kendi bakımını sağlaması için yapılan çalışmadır. Hekimlik Anlayışının Gelişimi (1. Hekimliğin klinik dönemi Hekimler aynı hastalık etkeninin farklı hastalıklarda farklı etki gösterdiğini anlamakta gecikmediler. El ve beden temizliğinin sürdürülmesi 12. 2) Birincil Koruma: Kişiyi hastalıklardan korumak için hastalıklar çıkmadan önce alınan tüm önlemler 1. kronik hastalığın pre-semptomatik dönemde erken tanısıyla hastalığın ilerlemesinin durdurulmasıdır. İşçileri iş yerlerinde tehlikeli ve zehirli maddeleri karşı korumak 13. Bulaşıcı hastalıklardan korunma 3. İkincil düzeyde korunma (secondary prevention) İkincil korumanın temel amacı. Çevreyi olumlu hale getirme 8. hastalığın komplikasyon ve sebepleri önlenmiş olur. Sigara içme ve alkol alma gibi kötü alışkanlıklardan kaçınma 11. Organizmanın bütünlüğü bozulan kısmının onarılması Organizmanın bozulan parçalarının desteklenmesi (tıbbi ve sosyal) Koruyucu Hekimlikte Strateji (1. Etkenin organizmadan uzaklaştırılması Etkenin organizmaya girdiği yerde sınırlandırılması 3. İkincil Koruma:Hastalıkların presemptomatik veya semptomların çok hafif olduğu dönemde erken tanılarının konularak tedavi edilmesi 14. hastalık var”.

yiyecek. Örnek : Rehabilitasyon hizmetleri. barınma.4. C. Sağlığın yükseltilmesi. Bu amaçla 1986’da Ottowa’da WHO tarafından bir konferans düzenlenmiş olup sağlığın geliştirilmesi konusunda bir belge yayınlanmıştır. Taramayı da içermelidir. Sağlık hizmetlerinin toplumun tümüne ulaştırılması gerektiği ortaya çıktı.SAĞLIĞIN GELİŞTİRİLMESİ Tanım: Sağlıklı olmak için gereken davranışsal ve çevresel değişiklikleri yapmayı kolaylaştırmak için düzenlenen. 285 . Amaç hastalığın tekrarını önlemek ve bozukluğu en aza indirmektir. Ottowa’da yapılan bu konferans sağlığın geliştirilmesi konusunda yapılan ilk konferanstır (4). Sekonder Sağlığın Geliştirilmesi Aktiviteleri: Hastalıkların erken tanı ve tedavisi ile beraber toplumun bilinçlendirilmesini içerir.. sigara. kazanç. eğitim. ancak sonuç başarısızdı. egzersiz gibi olumlu yöndeki faktörleri teşvik etmek (4). Ailelere yardım yapılması planlandı. ekonomik. Çözüm yolu olamayacağı ortaya çıktı. Sekonder çabalar bireyleri iyi sağlığa döndürmeyi amaçlar..v. barış. Primer Sağlığın Geliştirilmesi Aktiviteleri: Bireylerde gelişebilecek spesifik bir hastalığı önlemek ve yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla sağlıklı bireylere yönelik olarak yürütülür.b. huzur. 1950’ler Yunanistan deneyimi Önce hasta çocuklar tedavi edildi.risk faktörlerini azaltma. Hekimliğin halk sağlığı dönemi 1948 Dünya Sağlık Örgütü’ nün kuruluşu. Örnek: Fetüste konjenital anormallik taraması (4). organizasyonel girişimler ve sağlık eğitiminin bir kombinasyonudur (4). Tersiyer Sağlığın Geliştirilmesi Aktiviteleri: Tam tedavi edilemeyen hastalıklarda hastaların isteğine cevap veren faaliyetlerdir. sosyal adalet ve eşitlik ön koşullarında sağlam bir yapılanma gerektirmektedir. politik. sabit bir ekosistem. Örnek: İmmünizasyon.

fizyolojik. çalıştığı. O halde sağlık. Fizik aktivite: Hareketli olun. Sigara yok. Sağlık hizmetlerinin reorientasyonu Gelecekte Hareket Tarzı Mademki sağlık. Düzenli uyku (7-8 saat/gece). insanların her gün yaşadığı. kuru baklagil. normal şartlarda beklenen yaşam süresi vardır. Kahvaltı. Yaşam Tarzı ile İlgili Öneriler 1. 4. Düzenli 3 öğün yemek. kendisi ve diğer insanlarla ilgilenerek. Kişisel (genetik. beklenen yaşam süresi uzatılabilir. Desteklenmiş çevre yaratmak 3. demografik) faktörler 2. Kolaylaştırma: Tam sağlığa ulaşabilme imkanı verme 3.5-25 arasında olmalı 3. Çevresel (iş. 5. oynadığı ortamlarda insanlar tarafından yaratılır. günde 1 saatlik hızlı yürüme. her hafta en az 1 saat ağır egzersiz 286 . bütün üyelerin katkısı ile ve uygun ortam sağlanarak oluşturulur (4). sosyoekonomik değişkenler 4. tohum. öğrendiği. Alkol yok. Kilo artışı yok.Sağlığı geliştirmenin 3 temel prensibi vardır (4): 1. Kişisel yeteneklerin geliştirilmesi 5. 6. Sağlığı Etkileyen Faktörler 1. 3. Aracı olma: Farklı disiplinler arasında aracı olma Sağlığı Geliştirme Faaliyetinin Yolları (4): 1. Davranışsal riskler Bu risk faktörleri önlenerek ölümlerin %24’ü azaltılabilir. sebze. 2. Sosyal kültürel. Güçlü toplum katılımı 4. az işlenmiş nişastalı besinler 2. 45 yaşında bir insan için ilk 3’ü olumlu ise 67 yıl. insanların yaşam kalitesi yükseltilebir. psikolojik. yedisi de olumlu 78 yıl. yaşam şartlarını kontrol altına alarak. Haftada 2-3 kez egzersiz. Bireysel Davranışların Düzenlenmesi 1. ev) faktörler 3. Beden ağırlığı: Beden Kitle İndeksi 18. 7. Beslenme tercihleri: Bitkisel besinlere dayalı beslenme. Sağlıklı Toplum politikaları kurmak 2. meyve. toplum. Destekleme: Sağlığı savunma ve destekleme 2.

Tuz ve tuzlama uzak durun. Koruma. Hacettepe Üniversitesi Yayınları. 3. 5. 4. yanmış. 3. sebze ve meyveleri akan suda yıkayın 4. Akın L. Hacettepe Halk Sağlığı Vakfı. az tüketin. kök bitkiler ve bezelyegillerden her gün en az 7 porsiyon. Halk Sağlığı Temel Bilgiler. Saklama koşullarına dikkat edin. 2. derisiz tavuk. Hazırlama. ya da 500-850 gram arasında tüketin. Kuru baklagil. Halk Sağlığı Temel Bilgiler. 287 . Halk Sağlığına Giriş. Hayvan kaynaklı yağlı gıdalardan uzak durun. Öztek Z. Ankara. tekli doymamış ya asidi içerenleri tercih edin. kömürleşmiş gıdalardan uzak durun. Akın L. Gıdaların İşlenmesiyle İlgili Öneriler 1. Ankara. Eds. Yayın No 92/2. protein ihtiyacını balık. 4-6 porsiyon sebze tüketin. 2-3 porsiyon meyve. av hayvanları. 2. Ankara.Diyet ve Besinlerle İlgili Öneriler 1. 2. Güler Ç. Fişek NH. Ankara. Hacettepe Üniversitesi Yayınları. Sağlık Eğitimi ve Sağlığı Geliştirme. kuşlardan karşılayın. Kırmızı et yemeyin. Öztek Z. Bahar Özvarış Ş. 1992. bitkisel kaynaklar. Bitkisel yağları. Alkolden uzak durun 4. Eds. her yiyeceği kendine uygun biçimde koruyun. Sigaradan uzak durun KAYNAKLAR 1. Hacettepe Üniversitesi-Dünya Sağlık Örgütü Hizmet Araştırma ve Araştırıcı Yetiştirme Merkezi Yayını No:2. 2006.Güler Ç. 2006. 5. 3. Temel Sağlık Hizmetleri. 1983. Sebze ve meyveler: Her gün toplam yaklaşık olarak 400-800 gram arası sebze ve meyve. Sağlık Yönetimi.Gıda katkı maddeleri.

KKK Loj. Barışta ve savaşta koruyucu hekimliğe ait görevleri etkin bir şekilde uygulatmak ve sağlığın geliştirilmesini sağlamak 2.M.Bşk.Ş. Loj.S. TSK personelinin sağlığı ile ilgili kayıtların iyi bir şekilde tutulması ve değerlendirilmesi 6. Jn.M. Dz.M.K.Ş. TSK’ne bağlı sağlık kurumlarının en iyi şekilde donanımının sağlanması 5.Ş. 288 . Ana Jet Üssü K.Bşk.K. Sağlık personelinin istihdamı ve eğitimi 4.Ş. Tabur tabibi.K Loj.Ş. İyileştirici sağlık hizmetlerini olabilecek en üst düzeyde sunmak 3. Sağ.2. Olağanüstü durumlara yönelik her türlü hazırlığın yapılması 7. Su ve gıda kontrol hizmetlerinin barışta ve savaşta yürütülmesi TSK Sağlık Teşkilatı Başbakan MSB Sağlık Daire Genelkurmay Bşk TSK Sağ K.M Tümen S.Ş.M Ordu S.Ş. SİLAHLI KUVVETLERDE SAĞLIK HİZMETLERİNİN ORGANİZASYONU Silahlı Kuvvetlerde Sağlık Teşkilatının Görevleri 1. Kuzey ve Güney Saha K. Tugay S. Sağ. Loj.Tk.Ş.Gn.S.Bşk. Birlik tabibi Sıhh.M.lığı İçişleri B.K. Sağ. Hv.K.lığı Sağ.Md.Müf.Bşk Sağ.lığı GATA K.K.Hiz.Ş. Alay Baştbp.M. Donanma.M. Sıhh.

Koordinatör baştabipliklerin görüşü alınarak. Evde ve ayakta tedavi ve bakım hizmetleri. 2. A Tipi Dispanser: Bünyesinde iç hastalıkları. Özellikle büyük şehirlerde Askeri Hastanelerin yükünü azaltmak amacıyla yeni Dispanser açılması veya kapatılması Garnizon K. Revirler: Hastalara ilk müdahalenin yapılabileceği asgari malzeme ve ilaç ile donatılmış. kadın doğum. B Tipi Dispanser: Bünyesinde sadece 1-2 pratisyen doktor içeren. pratisyen tabip ve diş hekimi (diş ünitesi dahil) olan tedavi kurumlarıdır. 2. Personel. Kıta Tabiplikleri: Kuvvet K. Personel. Koruyucu sağlık hizmetleri 2.lıklarının teklifi ve Genel Kurmay Başkanlığı’nın onayı ile yapılır. İaşeli revirler: Genellikle yakında askeri hastane olmayan bölgelerde hastaların yatırılarak rasyonlarına göre iaşesinin ve tedavisinin sağlanması amacıyla kurulmuşlardır. Kuvvet K. Yönetimle ilgili hizmetler A.lıkları tarafından değiştirilebilir. Doğrudan birlik ve kurum hastalarına hizmet verirler. J Tipi Dispanser: Yataksız hastane görevini yapan ve bünyesinde yeteri kadar uzman doktor. çocuk hastalıkları. Yeri ve kadrosu Genelkurmay Başkanının onayı ile Kuvvet K. İlk yardım ve acil tedavi hizmetleri 3. malzeme ve kadroları Kuvvet K. Ancak kendi olanaklarını aşan hastaları belirtilen silsile içerisinde üst makamlara sevk edebileceklerdir B. Adli hekimlik hizmetleri 6. diş tabibliği. Sevk etme ve sevk sonucunu izleme hizmetleri 5. yeterli laboratuvar olanakları içeren kurumlardır. Asıl görevi koruyucu hekimlik olan bu personel ayakta tedavisi mümkün olan hastalara da gereken müdahaleyi yapacaklardır.lıklarının.lıklarının kadrolarında belirtilen birlik ve kurumlarda görev yapan askeri sağlık personelidir. Revir) Sağlık Biriminin Görevleri: 1. 3. radyoloji ve biyokimya laboratuvarı bulunmayan kurumlardır. Revirler: 1. 289 .Birinci Basamak (Sağlık Ocağı.lıkları tarafından belirlenir. 4. 1. malzeme ve kadrolarına göre üç grup dispanser vardır. 3. ve yeterli tıbbi araç gereç ile donatılmış revirlerdir. Dispanserler: Askeri Hastanelerin poliklinik yükünü azaltmak amacıyla kurulmuş kurumlardır. C. Özel revirler: Gereksinime göre tespit edilmiş uzman personel. radyoloji ve biyokimya laboratuvarı olanaklarını içerirler.

Ambulans bölükleri 290 . Merkez hastanelerine hasta sevki yapabilirler. kuruluşuna girdikleri birliğin emrinde olan sıhhi tahliye ve kısmen tedavi hizmeti veren yapılanmalardır. Sıhhiye takımları 3. 4. Sıhhiye kısım/müfrezeleri 2. FTR ve Geriatri gibi. Göğüs hastalıkları. 3. Seyyar Hastaneler: Savaşta ilk ve acil yardımın cepheye en yakın yerde verilmesi amacıyla kurulan hastanelerdir. 1. Sıhhiye bölükleri 4. 2. Sıhhiye Birlikleri: Muharebede. E. İlmi/Tıbbi Merkez Hastaneleri: Kendilerine sevk edilen bütün hastaları tedavi ve teşhis edebilecek kabiliyette hastanelerdir. Sıhhiye alayı 5. Çevre Hastaneleri: 100 ve 200 yt. Son nokta olan GATA'da da tedavi edilemeyen hastalar profesörler kurulunun kararı ile yurt dışına gönderilebilir. hastanelerdir. Bu hastaneler çevre hastanelerine göre daha iyi donatılmış malzeme ve ilaç ikmal zincirinde de yer alan hastanelerdir. Özel Dal Hastaneleri: Bir veya birkaç hastalığa yönelik hizmet veren hastanelerdir. Merkez Hastaneleri: 600+200 yt hastanelerdir.D. 5. Hastaneler: 1.

Sakatlanma ve kazalar 9.Birinci Basamak Kıta/Revir Tabipliği Gemi Tabipliği Aile Hekimliği Merkezi Sağlık Amirliği Dispanserler (A. Aşırı gürültü 10. karşılaşılabilecek muhtemel sağlık tehditlerini bilmeli. Mesleki riskler 11. biyolojik genetik ve psikolojik yapısı gereği bireye ve çevreye yönelik muhtemel sağlık tehditleri ile karşı karşıya kalmaktadır. Muhtemel sağlık tehditlerini öngörmek ve önlemeye çalışmak koruyucu sağlık hizmetlerinin temel görevidir. Her sağlık personeli. Yemek ve su kaynağına bağlı hastalıklar 7. kıtada bulunan askerleri bilgilendirmeli ve üstlerine bildirmelidir Muhtemel Sağlık Tehditleri 1. B. Böcek ve hayvanlar 5. Yükseklik 4. Zehirli bitki ve meyveler 6. Sıcak 2. J) Sevk Zinciri Çevre Hastaneleri Gelibolu Bursa Balıkesir Çanakkale Manisa Edremit Denizli İskenderun Samsun Merzifon Konya Girne Kütahya Sivas Malatya Isparta Adana Kayseri Ardahan Sarıkamış Ağrı Erzincan Elazığ Tatvan Van Isparta Güzelyalı Aksaz Çanakkale Ankara Beytepe Derince Gümüşsu yu Çorlu Gölcük Eskişehir Merkez Hastaneleri Kasımpaşa İzmir Etimesgut Erzurum Diyarbakır İlmi-Tıbbi Merkez GATA Haydarpaşa GATA Ankara TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi SİLAHLI KUVVETLERDE KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ Bireyin kendi fiziksel. Formsuz asker 8. Soğuk 3.Enfeksiyon hastalıkları 291 .

Bu gibi hallerde durum üst makama bildirilir.Koruyucu Sağlık Hizmetleri: A. Onun için adli makam tarafından defnine izin verilmedikçe cesetler yerinden oynatılamaz ve defnedilemez. Kıt'ada Ölüm Kıt'ada Ölüm Kıtada hastalık. Bağışıklama (tetanoz. Vektör kontrolü 4. menenjit) 3. Kemoproflaksi B. Çevre sağlığı uygulamaları 1. Bu gibi olaylar adli bir takım takibat ve işlemleri gerektirir. Bireye yönelik koruyucu önlemler 1. Otopsiye gereksinim olabilir. Sağlığa zararlı kuruluşlar Muayene ve tedavi edici görevleri: A. Havalandırma 2. Çalışma koşuları ve ergonomi 5. Sağlık eğitimi 6. Erlerin Muayene ve Tedavileri B. 292 . Sağlığın geliştirilmesi (komutanlarla işbirliği) 7. Üst makam tarafından bir askeri hakime gönderilir. hangi tarihlerde viziteye çıktığı. Kazalar ve önlenmesi 6. Beslenmeyi düzenleme ve gıda güvenliği 4. Gürültü hijyeni 3. kaza ve yaralanma neticesi ölüm olayları olabilir. Kıtada ölen askeri kişilere tabip tarafından dört adet ölüm ihbar kartı doldurulur. Kıt'ada Bulaşıcı Hastalık C. Erken tanı 5. ne gibi tedaviye tabi tutulduğu veya mesleksel bir ihmal ve hata bulunup bulunmadığı araştırılır. Bunun için gerek bölük vizite defteri gerekse hekim vizite defterindeki kayıtlar düzenli olmalıdır. Kişisel Hijyen Uygulamaları 2. Adli takibat esnasında erin hastalık sebebiyle öldüğü düşünülürse erin ne zaman hastalandığı.

Bu denetlemelerde birliğin sağlıkla. KAYNAKLAR 1. portör muayeneleri. Fişek NH. sağlık sınıfı basılı evrak ihtiyaçları için ayrı ayrı hazırlanarak bir üst ikmal kademesine ve Kuvvet Sağlık Daire Başkanlıklarına gönderilir Planlama Faaliyetleri Sağlık şube müdürlüğü. Ordu İlaç Fabrikası (OİF) mamulleri için ayrı. ikmal faaliyetleri ve miatlı evrakların hazırlanmasıyla ilgili faaliyetler gösterilmelidir. eğitim faaliyetleri. TSK Sağlık Hizmetleri Direktifi. Halk Sağlığına Giriş. aylık. karargah hizmetleriyle ilgili her türlü işleyişine bakılır. Bu takvime göre sağlık faaliyetlerini yürütmek. sağlık eğitimiyle. hem tabibe hem de birliğe birçok avantaj kazandırır.SAĞLIK PERSONELİNİN KARARGAH GÖREVLERİ Sıhhi ikmal: Karargah görevleri arasında birliğin ihtiyaç duyduğu her türlü tıbbi malzeme. Öncelikle. koruyucu hekimlikle. Bu konuyla ilgili olarak MY 45-2 (A) “TSK Sıhhi İkmal Yönergesi” MY 435-6 (A) “TSK İlaç Hizmetleri Yönergesi”. MD 435-1 (A).üç aylık periyodik muayene faaliyetleri. sarf malzemeleri için ayrı. Karargah hizmetleri arasında birliği sıhhi yönden denetlemelere hazırlamak görevi de vardır. 2006 2. Karargah Hizmetleri Yönergesi 178-1 (MY 75-1A) 3. Hacettepe Üniversitesi-Dünya Sağlık Örgütü Hizmet Araştırma ve Araştırıcı Yetiştirme Merkezi Yayını No:2. ilaç ve basılı evrakın temini ve bakımı konusu vardır. Bu takvimde aşılama faaliyetleri. Bu ihtiyaçlar bir sonraki yılın ihtiyaçları olarak. 1983. MY 435-1 “TSK İlaç Hizmetleri Muhtırası”. her yılın başında birliğinin sağlık takvimini hazırlar. Ankara. piyasadan temin edilecek ilaçlar için ayrı. Tespit edilen bu ihtiyaçlar “İhtiyaç Bildirim Formu (İBF)” olarak yıl ortasında hazırlanır. 293 . MY 435-1 (A) “TSK Sağlık Hizmetleri Direktifi”. KKY 15-1 “Sıhhiye ve Veteriner Malları Bakım ve Onarım Yönergesi” gibi dokümanlardan yararlanılır. birliğin tıbbi malzeme ve ilaç ihtiyaçları tespit edilir.

Hijyen bilimini Hippocrates'in (M. Eski İranlı'ların su kanalları ve cüzzamlıların izolasyonu hakkında yapıtları bulunmaktadır. M. Sind uygarlığında da sağlığı korumak üzere yapıtlara rastlanmaktadır.hakkında ilk yazılı eser Hippocrates' e aittir. M. 2000 yıllarında Anadolu'da yaşamış olan Hitit'lerin göllerden kanallar ile şehirlere su getirdikleri ve kirli suları evlerden kanallar ile uzaklaştırdıkları bilinmektedir. Tarihte sağlığı korumak üzere alınan önlemlere ait eser ve yapıtlara çok eski devirlerden itibaren rastlanmaktadır. Gerçi hijyen bilimi . Mezepotamya'da M. 3000-2000 yıllarında Mısır uygarlığında yıkanma.Ö 4000 senelerinde yaşamış olan Sümerler tapınakların alt katında su tesisatı yapmışlar. Nitekim Hippocrates'in (Hava su ve yer) adı ile yazdığı (Manuscript) kitap. Günümüzde hijyen. kültürel. hayatını korumak ve sağlığına zarar veren nedenlerden.Ö. Bu kelime tıp diline yunan mitolojisinden girmiştir.Ö. Hippocrates gibi bilginler bu devirde yetişmiştir. daha sonra politikasiyaset sanatı haline gelmiş son olarak hekimlik sanatının ilerlemesi ile hijyen hekimliğin malı olmuştur.Ö.460-377) yarattığı söylenir. 294 . Hijyen ilk çağlarda bir din sanatı olarak uygulanmış.3.Ö. Fakat Hippocrates'ten çok yıllar asırlar önce yaşamış insanların da sağlığı koruma hakkında bilgileri. KİŞİSEL HİJYEN HİJYEN TANIM ve TARİHÇE Hijyen lugat olarak sağlam sağlıklı anlamına gelmektedir. 1500 senelerine ait Çin'de tedavi hekimliği yanı sıra sağlığı koruyucu tedbirlerin alındığına ait izlere rastlanmaktadır. Bu eserde Hippocratesin mantıki bir sezişle orta koyduğu prensiplerin bir çoğunun yanlış olduğu anlamış bulunmasına karşın o devirdeki tapınakların su ihtiyacının karşılanmasına çalışılması ve tapınakların havalandırma ve aydınlatılması esasları bugünün modern bilgilerine uygun olduğu da bir gerçektir. Bu nedenle bütün dünya literatüründe sağlığı korumak üzere çalışan bilim koluna bu ilahenin ismine izafeten “hijyen” adı verilmiştir. ekonomik. vücut temizliği için tapınakları içinde açık hava banyolarının yapılmış olduğu. düşünceleri vardır. sağlık şartlarına uygun giyinmeye ve ölülerin imhasına yönelik dikkate değer kurallar konmuştur. sağlıklı düzeyde uzun süre devamı için sağlık ile ilgili bilgileri bir sentez halinde uygulayan bilim kompleksidir. Ege medeniyeti devrinde (M.Ö. O devirde Hintler evlerde yıkanma yerleri ve her sokakta ana lağım borusu ve her evde evi. Kuşkusuz olan şudur ki hijyen. Vücut gelişmesi ve sağlamlık kazanması için jimnastiğr çok önem verildiği.Ö. kapsamı büyük ve hekimlik gibi birçok bilim ve teknik şubelerden meydana gelen bir bilim kompleksi olmuştur (3). ana lağım borusuna bağlıyan bir kolu bulunan yapılar inşa etmişlerdir. M.Yunan mitolojisinde tıbbın babası olarak tanınan Aesculapius'un kızı Hygiea sağlığı koruyan bir ilahedir. Fakat bugün dünyanın sosyal. birey toplum olarak insan sağlığının korunması ve geliştirilmesi. hayatın yüksek. temiz su teminine çalışıldığı ve evlerde su tesisinin bulunduğu görülmektedir. yalnız hekimliğin bir dalı olmaktan da öte giderek hekimlik kadar geniş. besin maddelerinin özellikle etlerin muayenesine önem verilmiş. sık sık saç ve sakal kestirme mecburiyeti konmuş. orta çağın sonlarına kadar tıp alanında önemle üzerinde durulan bir eserdi. güneşin sağlık ve bereket getirdiğine inanmışlar.sağlığı koruma bilimi . teknik gelişmeleri ile hijyen. etkenlerden kaçınmak içgüdüsü ile yaşamaya çalışan ilk insan ile beraber doğmuştur. 13 ve 12) hijyenin bilimsel bir hüvviyet kazandığı görülür. M.

İbni Sina'nın El Kanun-Fıttıb isimli eserinde hava. hatta sokağa tükürenlerin tükürüklerinin üzerini örtmek için vakıflar yapılmıştır. vukuu bulan savaşlar ve salgın hastalıklar nedeni ile tarihin ilk çağlarındaki sağlık kavramları unutulmuş. gusletmek. besin maddeleri. meskenler. devrinde halkın sağlık işleri devletin siyasi mekanizmasına bağlanarak 1930 yılında Umumi Hıfzısıhha Kanunu kabul edilmiş. sosyal yardım kurallarının temeli atılmıştır (3). bazı besinlerin yenmesinin yasaklanması. 2. Açılan hamamlarda fakir halkın parasız yıkanması sağlanmış. 17. çiçek aşısının Jenner tarafından keşfi sağlığı koruma üzerinde Avrupa'da atılmış adımlardır. 19. ve 18. sağlık koşullarının daha da bozulmasına ve böylece yeni yeni birtakım hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. yapıtları ihmal edilmiştir. T.C. " demekle bulaşıcı ve salgın yapan hastalıklar hakkında ortaya koyduğu sezişi ve kıymetli fikri üzerinde durmaya değer. vücut temizliği. Bu durum karşısında o devirde hekimlik hastalıkların önlenmesinden çok tedavisi ile meşgul olmakta idi. ağız ve diş temizliğine dikkat etmek gibi temizlik kuralları yanında beslenme kuralları. Dünya Savaşı'ndan sonra hekimlik hizmetinin tedavi hekimliği ve koruyucu hekimlik olarak ayrı ayrı dallar halinde değil iç içe çalışması gereğinin zorunlu olduğu hakikati ortaya çıkmış bulunmaktadır (3). alkollü içeceklerin yasaklanması. köpeklerin evlere. Selçuklu'lar devrinde kıymetli bilginler yetişmiştir.Romalı'ların bu devirde inşa ettikleri Cloaca Maxime isimli 3 m genişlik 4 m yükseklikteki lağım kanalları bugün hala Roma'da kullanılmaktadır (3). su. Böylece 295 . fitre. 1450 Ronesans yıllarında Avrupa şehir ve kasabaları tasavvur edilemeyecek kadar pis ve her türlü sıhhi tesisattan yoksundu.'nin ilk yarısında Avrupa ve Amerika'da gelişen sanayileşme halkın şehirlere göçmesine. Büyük Türk alimlerinden İbni Sina henüz mikroorganizmalar keşfedilmeden çok önceleri " Her hastalığı yapan bir kurttur ne yazık ki elimizde onu görecek araç yoktur. Yiyecek ve içecek maddelerinin muayene ve kontrollerine önem verilmiştir. Bu devirde İslamiyet’in ortaya çıkması hijyen ve hekimlik için büyük bir gelişme. Bu dönemde yıkanmaya ve temizlik şartlarına Türkler kadar önem veren başka bir ulus yoktur. Ebu-Bekir Mehmet Razi'nin tavsiyeleri bugünkü dezenfeksiyon kurallarına uymaktadır. Temizlik bu gibi kurtlardan ileri gelen hastalıkların önünü alır. Bu devirde tıp alanında çok değerli Türk alimleri yetişmiştir (3). Yakın zamana kadar tıp sanatı daha çok hastaların tedavisi ile uğraşan bir bilim halinde iken tedavi hekimliğinin yanı sıra koruyucu hekimliğe de önem verilmeye başlandı. Özellikle bu çağda ortaya çıkan veba. muhtaçlara aş ocakları. İslamiyet’te abdest almak. içeriye alınmasının yasaklanması gibi esaslı sağlık kurallarını getirdiği gibi.yy. zekat vermeyi zorunlu kılmak suretiyle de sosyal dayanışma. bir devrim yaratmıştır. Çiçek ile kızamığın ayrı ayrı hastalıklar olduğunu ve bu hastalıklardan koruma tedbirlerini dünyaya tanıtan Türk hekimidir. hekimlik hizmetinde tedavi hekimliğinin yanı sıra koruyucu hekimlik de yerini almış bulunmaktadır. Osmanlılar Selçuklu'ların sağlık müesseselerini ve sağlık kurallarını devam ettirmiş ve geliştirmişlerdir. Orta çağın taassubu. yy. giyim araçları hakkında çok kıymetli bilgiler mevcuttur. çiçek ve diğer salgınlar sebebiyle Avrupa'da milyonlarca insan hayatını kaybetmiş. bütün bu salgınların sebep ve mahiyetleri bilinmediğinden hiçbir önlem alınamamış salgınların şeytani ruhların işi olduğuna veya tanrının asi kullarına bir cezası olduğuna inanılmış (3).'lerde sıtmaya karşı alınan tedbirler.

cildin mikrobik hastalıkları. Bu durum ergenlik ve menopoz durumlarında özellikle ortaya çıkabilir. Uygun vücut temizliği bir çok deri sorununu ve hastalığını önleyici ve ortadan kaldırıcı bir önlemdir (6). cildin mantar. salgı bezlerinin gözeneklerini tıkayarak derinin normal işlevini engeller. Bu tür banyolar her zaman yapılabilir. insan bir süre sonra kendi kokusuna duyarsızlaşır (7).Bu işlevlerin tümünü yerine getirebilmesi. kıl köklerinin yoğun olduğu kasık ve koltuk altlarıdır. Deri üzerine daha sonra bir deodorant veya ter önleyici uygulanabilir. hem derinin beslenmesi hem de terle ve ısı radyasyonuyla 296 . Özetlemeye çalıştığımız bu tarihi bilgiden de anlaşılacağı gibi hijyen sabit ve kalıplaşmış bir bilim değildir. 1. Yoğun bedensel çalışma vücuttan çıkan ter miktarının artmasına neden olmaktadır. vücudun deri. yapısında bulunan sterollere ultraviyole ışınların etkisiyle D vitamini oluşmasını sağlar. saç. Vücudun terleme oranının artması kokunun da artması anlamına gelecektir.Sık sık yıkanılmazsa vücutta oluşan kir sebaceous bezlerin kanallarını tıkayarak deride komedon denilen siyah beneklerin oluşmasına neden olduğu gibi. Her gün banyo yapılamadığı durumlarda koltuk altı önce sabunlu bir bezle sonra su ile iyice silinmeli ve temizlenmelidir. mikroorganizmaların vücuda girişini önlemekte de çok önemli rol oynar. tozdan. Ayrıca. Deodorantlar kokuyu sadece maskelerler. yumuşak ve elastiki olmalıdır. el. terin buharlaşması sonucu geriye kalan artık maddelerden. ayak. Vücut kokusu vücut yüzeyinde bulunan mikropların (bakterilerin) teri parçalamasına bağlı olarak meydana gelmektedir. Kişisel temizlik alışkanlıklarının önlediği diğer bir sorun vücut kokusudur. derinin temizliğine. İyi bir kan dolaşımı. Uygarlık ile birlikte gelişen diğer teknik ve ekolojik koşullara paralel olarak hijyen de değişmiştir ve değişecektir de (3). KİŞİSEL SAĞLIĞI KORUMA ÖNLEMLERİ Sağlıklı bir yaşam için. Ayrıca. Sabunla yıkanılırsa kirler temizlenir. 37-38C sıcaklıktaki banyolar derideki kirleri ve salgıları temizleyerek kişide rahatlık duygusu oluşturur. mikroorganizmalardan ve deri epitelinin soyulan artıklarından oluşur. Deri üzerindeki kir. ishalli hastalıklar. Bu nedenle temizlik aracı olarak değil. ağız ve diş gibi kısımlarının bakım ve temizliğine önem verilmesi gerekir (1). zedelenmiş derinin streptokoklarla enfekte olması impetigoya yol açabilir (1). kurumuş sebum maddelerinden. DERİ Vücuda ait kişisel temizlik ile pek çok hastalığın önüne geçilmektedir. artık maddelerin dışarı atılmasını da engeller. iyi bir kan dolaşımının sağlanmasına ve tonusunun sağlıklı olmasına bağlıdır (1). Komedonların iltihaplanması akneye. Birkaç örnek vermek gerekirse. Vücudun dış yüzünü tümüyle örten deri sağlam. uyuz ve bitlenme gibi parazitlerle oluşan hastalıklar ve bazı allerjik hastalıklar sayılabilir. Vücudun ısısının düzenlenmesi ve vücuttan atılacak kimi artıkların bir kısmının dışarı atılması işlevini yapısında bulunan damarlar ve ter bezleri aracılığıyla sağlayan deri. Kir. geçici bir uygulama olarak değerlendirilmelidir. soğuk algınlıkları. Koku meydana getiren vücut bölgeleri öncelikle ayaklar.Türkiye'de birçok salgın hastalık kontrol altına alınmıştır. Bedensel etkinliği fazla olmadığı halde bazı bireylerin ter bezi salgısı fazla olabilir.

Yıkanma sırasında lif kullanmak deriden kirin atılması ve derinin ovulması bakımından yararlıdır. Menstürasyon döneminde yıkanmanın hiçbir zararı yoktur. soğuk banyolar. Derinin mikroorganizmalara.Yıkanma normal ve değişik sıcaklıktaki su ile mümkündür. Saçlı derisi kuru olanlar. kir ve tozları uzaklaştırıcı işlev görmektedir. Böylece.Yeterli yıkanma için köpürtülmüş sabun ile deri ovulur ve bol sıcak su ile durulanır. Yıkanma özellikle yemekten 2-3 saat sonra yapılır. Kirli ve zehirli iş ortamında çalışanlar kirletici zararlı maddeleri deriden atmak için işten hemen sonra yıkanmalıdırlar. Saçlar temiz su ile iyice durulandıktan sonra kurutulmadan önce nazik bir biçimde taranmalıdır. Özellikle otel ve hamam gibi topluma açık yerlerde temiz olmayan küvetler kullanılmamalıdır. friksiyon ve masaj. Genellikle böyle yerlerde havlular ve terlikler bulaşıcı mantar hastalıklarının yayılmasına neden olabilirler. Banyo aralığının uzun olması halinde sabunlu su ile koltuk altları. Kurulama 297 . Tok karnına tercih edilmez (6).kaybolan ısının karşılanabilmesi için gereklidir. Günde birkaç dakikalık soğuk su masajı ve temiz hava bu tür dolaşımı sağlar. Ancak kese kullanımı için durum farklıdır. özellikle çocuk ve gençlerde terleme olgusu boyunca derinin üzerinde hareketli bir hava tabakasının bulunmasına bağlıdır (1). Kirin eriyip atılması için sıcak su daha etkilidir. Temiz çamaşır yıkanmış ve ütülenmiş çamaşırdır. Sağlıklı saçlara sahip olmak için düzenli biçimde yıkanmak gerekmektedir. allerjenlere. 2. Sıcak banyoların geceleri yapılmasında yarar vardır. cinsel organlar. Ayrıca sık dişli bir kullanılarak saçların uzama yönünde taranması da kan dolaşımına yardımcı olur. Yağlı saçlar ise daha sık yıkanmalıdır. İç çamaşırları her gün değiştirilmelidir (1). kiri parçalayan ve kendine bağlayan sabun mutlaka kullanılır. Bu nedenle su 35-40 C de olabilir. saçlarını hem daha sık yıkamalı hem de yağsız şampuan kullanmalıdırlar. boyun. Saçlı derinin iyi bir kan dolaşımına ihtiyacı vardır. Yıkandıktan sonra temiz çamaşır giyilmelidir. Deri tonusunun normal olabilmesi. Kıl köklerindeki bezlerden salgılanan maddeler yağlı yapıdadır. Yıkanma sıcak suyun dökülmesi ya da duş alma şeklinde yapılamalıdır. Normal bir saçın haftada en az bir ya da iki kez yıkanması gerekmektedir. Sıcak su ile organik yağları. Daha sıcak su ile yıkanmak alışkanlığa bağlıdır. iyi bir kan dolaşımı sağlanmasına yardım eden yöntemlerdir. ayaklar ve deri katları olan bölgeler silinir. Saçların kurulanmasında yumuşak bir havlu kullanılmalıdır. saçlarını yağlı veya kremli sabunlarla yıkamalıdırlar (7). Bu işlem 2-3 kez tekrarlanır. derideki tüm damarlar genişleyerek iyi bir kanlanma sağlanır ve bu durum yorgunluğa neden olan artık maddelerin terle atılmasına yol açarak kişiye canlılık kazandırır. kasık bölgesi. Çok sıcak ve çok soğuk günler dışında başı açık dolaşmak yararlıdır (1). Saçların fırçalanması dökülen saçlar. kirli suda kalmak olarak düşünüldüğünden pek tercih edilmez. Banyo imkan varsa her gün yoksa hafta da en az 1-2 defa yapılmalıdır. SAÇLAR Saçlar baş derisinde bulunan kıl köklerinden uzayarak büyüyen kıllardır. Küvette biriken suda yıkanmak. toksinlere karşı bariyer görevi gören katmanları keselenme ile kısmen de olsa tahrip olup ortadan kalktığı için deri bu görevlerini yerine getiremez ve uygulama sonrasında laserasyonlar ortaya çıkabilir. Saçlı derisi yağlı olanlar. Beden hareketleri. Derinin kirden temizlenmesi için sıcak sabunlu su ile yeteri kadar yıkanması gerekir.

hastalığın süresi belirlenebilir. Saçlar elektrikli kurutucularla kurutulabilir. Etkili diğer bir tedavi de % 1’lik malathion’lu şampuandır. Ayırıcı Tanı : Böcek ısırığı. Epidemiyoloji ve Bulaşma : Saç uzunluğunun ve yıkama sıklığının hastalık riski ile ilgisi yoktur. Erişkin bitler hızlı hareket ettiklerinden. yumurtaların saçlı deriden uzaklığına bakarak. Bu durumda saçlı deri ve saçlar fazla sıcaktan olumsuz etkilenebilir. Eğer sert bir havlu kullanılır ya da çok şiddetli ovulursa saçların uçları çatallanabilir. bütün vakalarda 7-10 gün sonra tekrarlamak gerekir. Tanı : Bitin erişkin formlarının veya yumurtalarının görülmesi tanı için yeterlidir. görülmeleri zordur. yıkanır. Saç temizliğinde kişisel olarak kullanılan fırça ve taraklar sık aralıklarla sıcak sabunlu su ile yıkanmalı ve durulanmalıdır. kontakt dermatit. çok sıcak olmayan su ve sabunla yıkamak yararlı olabilir. ancak bunların etkisi daha az olduğundan. Saçın ayda 1 cm uzadığı dikkate alınırsa. 7-10 gün sonra ikinci kez uygulanabilir. ilaç erüpsiyonu. Bu da 7298 . emziren kadınlarda ve konvülsiyonlu hastalarda kontrendikedir. Bu tedavilere cevap vermeyen vakalarda % 1’lik lindane içeren şampuanlarla saçın 4 defa yıkanması hastalığı düzeltebilir. Doğal pyrethrin’li şampuanlarla 10 dakika saçın yıkanması da etkilidir. Saç diplerinde kepek varsa. Klinik : İnkübasyon süresi 6-10 gündür. Sağlık yararı dışında saçların temizlik ve düzeni. Bu nedenle bu eşyalar kişiye özel olmalıdır. Pediküloz (Bit Hastalığı) (8) İnsan kanı ile beslenen Pediculus humanus capitis (baş biti). saçlı deride lezyon bulunanlarda. ancak hafif vakalar asemptomatiktir. yetişkin bitler de dış ortamda 1-2 gün yaşayabilirler. Pedikülozis kapitis (Baş biti): Bit genellikle kulak arkasındaki ve boyun bölgesindeki saçlarda daha belirgin olmak üzere saçta yerleşir. Yetişkin bitler 2-3 hafta sonra görülmeye başlar. ortak kullanımları doğru değildir. sık sık. Hekim önerisi dışında saçlar için yararlı olduğu ileri sürülen maddeler güvenli olmayabilirler. bu durumda saçlı deride kabuklanma ve sulanma görülebilir. Tedavi : Pedikülozis kapitis: Permethrin %1 krem saç ve saçlı deriye bir kez 10 dakika süre ile uygulanıp.işlemi de yumuşak olmalıdır. Yumurtalar saçtan uzaklaştırıldıklarında hemen canlılıklarını yitirirler. En belirgin semptom kaşıntıdır. Bu ürünlerin 7-10 gün sonra tekrar uygulanması gerekir. Genellikle tek uygulama yeterlidir. insanlar arasındaki ilişkilerde ve kendini iyi hissetmede etkisi olan olumlu dış görünüm açısından da önemlidir (7). Ayrıca lindane’ın toksik etkileri nedeniyle prematürelerde. başörtüsü veya havlu gibi eşyaların kullanılması sonucu olur. Ancak kurutucunun saça çok yakın tutulmaması gerekmektedir. gebelerde. Bit yumurtalarını saçın deriden 3-4 mm uzağına depolar. seboreik dermatit. şapka. Birlikte saçlı deride enfeksiyon sık görülür. Yumurtalar çok yoğunsa. Pediculus humanus corporis (vücut biti) ve Phthirus pubis (kasık biti)’in neden olduğu bir enfestasyondur. Bulaşma genellikle saçla direk temas veya hastaya ait tarak. Saçlar bol su ile iyice durulandıktan sonra da kepeklenme önlenemiyorsa bir sağlık kuruluşuna danışılmalıdır. piyodermi. Şüpheli durumlarda saç veya kıl büyüteç veya mikroskop ile incelenebilir.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’de her yıl 2. Bu kontrollerde saçlı deri ve saçlardaki kepeklenmelerin bit yumurtalarından ayırt edilmesi önemlidir (kepek saçtan kolayca ayrılır. Enfeksiyon hastalıkları halen dünyada en sık görülen ve en çok öldüren hastalık grubunu oluşturduğuna ve uygun el yıkama pratiğinin insanlara kazandırılması halinde bu hastalıkların sıklığında önemli derecede azalma sağlanabileceğine göre. hasta çocuksa okul arkadaşları kontrol edilmelidir. bu kabuklar ortadan kalkar. direnç gelişimini körüklemektedir. Antiseptik kullanarak el yıkama ile ilgili ilk görüşler. doğum sonrası streptokoksik puerperal sepsis’e bağlı ölümleri. Bu infeksiyonların ABD sağlık ekonomisine getirdiği yükün 4.4 milyon hastane infeksiyonu görüldüğü. Tedaviden sonra saçta kalan kabukların temizlenmesi şart değildir. Bitten korunmak için iç çamaşırlar kaynatılmalı dikiş yerleri ütülenmelidir. Bu sorunun en az yarısı el yıkama gibi basit bir işleminin uygulanması ile engellenebilir.10 civarındadır ve bu infeksiyonların tedavi maliyeti oldukça yüksektir. Eşyaların kuru temizlenmesi veya iyi kapatılmış plastik torbalarda en az 10 gün bırakılması da bitin ölmesini sağlar. özellikle. Bunun yerine elektrikli süpürge ile vakumlama daha güvenilir bir yöntemdir (8). 2-10 dakika süreyle uygulanır. Kaşıntı için oral antihistaminikler veya topikal kortikosteroidler kullanılabilir. İlk tedaviden sonra çocuk okula gidebilir. konu son derece önemlidir ve halk sağlığının öncelikli konuları arasındadır (2). Çalışmalar hastane infeksiyonlarının en az üçte birinin önlenebilir nedenlere bağlanırken ancak % 6-9’unun önlendiği vurgulanmaktadır. 3.5 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir. ELLER Günümüzde hastane enfeksiyonlarının hızla yayılma nedeni olarak. Bunların temizlenmesi için pedikülosidler de kullanılabilir. sağlık çalışanlarının her hasta ile temastan önce ve sonra ellerini uygun bir şekilde yıkamamaları gösterilmektedir.5°C’den yüksek sıcaklıkta 5 dakika tutulması biti ortadan kaldırmak için yeterlidir. Diğer taraftan. Aynı yatağı paylaşan kişilerin de tedavisi önerilir.10 gün arayla iki kez. Tarak ve fırçaların 53. bit yumurtaları yapışıktır). bu olguların yüz bininin direkt veya indirekt hastane infeksiyonları nedeni ile kaybedildiği bildirilmektedir. 19. ancak estetik nedenle yapılacaksa. Pedikülozis kapitisde aile bireyleri. Korunma : Tedavi uygulanıncaya kadar temas izolasyonu gerekir (8). Özellikle çok yataklı büyük hastanelerde % 10’un üzerinde insidansa sahip olan hastane infeksiyonları hastanın hastanede kalış süresinin uzamasına ve ek tedavi girişimleri nedeni ile maliyet artışlarına neden olmaktadır. 1822’de Fransız eczacı Labarrque klorid içeren solüsyonların dezenfektan olarak kullanımından bahsetmiştir. müdahale öncesi kadavra ile 299 . sağlık çalışanlarının kirli elleridir (13). Hastane içerisinde yüksek virulans ve çoklu ilaç direnci gösteren mikroorganizmaların hastalar arasında taşınması ve yayılmasında % 20-40’ında kaynak. ayrıca bu işlem insan sağlığı üzerinde zararlı olabilir. 1846’da Ignaz Semmelweis’in. yüzyılın başlarında ortaya çıktı. Tüm dünyada hastane infeksiyonlarının insidansı % 7 . sık dişli bir tarak % 3-5 asetik asit (sulandırılmış sirke)’e batırılarak saç taranırsa. Ev eşyalarının insektisid spreyler ile temizlenmesinin yararı gösterilmemiştir.

kendilerini korumaları konusunda daha titiz davranmaya sevk etti ve hastayla temas sırasında eldiven kullanma oranı dramatik bir şekilde arttı. 1975 ve 1985 yıllarında Centers for Disease Control (CDC) tarafından hastanede el yıkama uygulamalarına ait bir rehber yayınlanmıştır. Bu ihmal hastane florasının değişmesine ve Acinetobacter. İlginç olan bir konu hastane çalışanlarının el yıkamanın önemini biliyor olmalarına karşın bunu davranış biçimi şekline dönüştürememeleridir. Genel olarak hekimler. Daha da ilginç olanı eğitim seviyesinin yükselmesi ile basit ama yapılması zorunlu uygulamalara karşı ilginin azalması. Pseudomonas’lar. Alkolün antigermisidal olduğu 1880’li yıllarda R. Ancak antibiyotiklerin keşfi. Antimikrobiyal sabunların yada kendiliğinden kuruyarak su gereksinimini ortadan kaldıran antiseptik solüsyonların. Semmelweis’in el yıkama alışkanlığı konusunda gösterdiği ısrarcı tutum. 1961 yılında ABD ulusal sağlık servisi tarafından el yıkama tekniklerini anlatan bir film hazırlanmıştır. MRSA ve VRE gibi yüksek mortaliteye neden olan dirençli suşların hastane ortamına yerleşmesiyle sonuçlanmıştır. Bir çok çalışma. meslektaşları tarafından alay konusu yapılmıştır. 1988 ve 1995 yıllarında el yıkama ve el antiseptikleri ile ilgili rehberler Association for Professional in Infection Control (APIC) tarafından hazırlandı. sağlık çalışanlarının Semmelweis’ın çalışmasından habersiz olduğunu ve onun öğretilerini dikkate almadığını göstermektedir.çalışan asistanlarının ellerini klorlu su ile yıkatarak . HIV ve Hepatit B gibi enfeksiyonların dünya çapında yaygınlaşması sağlık çalışanlarını. aureus (MRSA) ve vancomycin resistant enterococci (VRE) gibi multi Drug resistant (MDR) patojeni olan hasta odalarına bırakılmasını Healtcare Infection Control Practices Advisory Committee (HICPAC) 1995-1996 yıllarında önerdi (13). Yine bu çalışmanın sonuçlarına göre pratisyen hekimlerin hastayla temastan sonra el yıkama konusunda diğer gruplara göre daha duyarlı oldukları saptanmıştır (ancak pratisyen hekimler hastayla temastan önce el yıkama konusunda yeterince hassas bulunmadılar). methicillin resistan S.Koch tarafından ispatlanmış ve 1890’lı yıllarda deri antiseptiği olarak kullanılmaya başlanmıştır. Ancak bu durumun yanıltıcı bir yönü ortaya çıktı. eldivenler sağlık çalışanlarını koruyordu ve aynı eldivenle farklı hastalara temas eden sağlık çalışanlarına sıklıkla rastlanıyordu. El yıkamanın çok sıradan ve günlük bir iş olması. el yıkama alışkanlığında da görülmektedir. bu konuda 300 . Basit kurallara uyulmama geleneğinin sağlık çalışanları arasında da standart bir davranış haline gelmesi önemli bir sorundur (13). ve işin daha kötüsü sağlık çalışanları arasında el yıkama gittikçe daha çok ihmal edilir bir hal alıyordu (2).% 23 den % 3’e düşürmesi modern tıbbın önemli buluşlarından birisi olmuştur. Bazı araştırmalarda sağlık çalışanları arasında el yıkamaya en çok önem verenlerin dahi hastayla temaslarının ancak %75’inde uygun şekilde ellerini yıkadıkları ve bu grubun da hekim veya hemşire olmadığı saptanmıştır. modern dezenfektan ve eldivenlerin kullanıma girmesi yanlış bir güven oluşturmuş ve el yıkamanın ihmaline neden olmuştur. Hastane enfeksiyon oranının %30’a ulaştığı bir yoğun bakım ünitesinde yapılan bir çalışmada ellerini en az yıkayanların hekimler olduğunun saptanması oldukça düşündürücüdür. sağlık çalışanları arasında el yıkamaya en az özen gösteren gruptur ve kariyerleri artıkça durumları daha da vahim bir hale gelmektedir. Stenotrophomonas.

Biyolojik olarak canlı ve ölü tabakalardan oluşan deri vücut savunmasının da en önemli silahıdır. Bu floranın karakteristik üyeleri koagülaz negatif stafilokoklar (KNS).5 metre kare alana sahip vücudun en büyük organıdır. Kalıcı flora: Daimi flora olarak da tanımlanan bu mikroorganizma topluluğu deride inatçı kolonizasyonlar yaparlar. geçici olmak üzere iki tür mikroorganizma topluluğu bulunur (13). üst solunum yolları enfeksiyonlarından korunmanın en etkili yöntemidir. lizozimler. Bu sekresyonlar çok sayıdaki mikroorganizma için inhibitör etki gösterirken. Ancak hastalar üzerinde yapılan bir çalışmada ilginç bir sonuca rastlanmıştır. Bu mikroorganizmaların çoğu derinin üst tabakalarında yerleşirken % 10-20 si daha derin tabakalara yerleşirler. yağı kullanabilen. Benzer şekilde sağlık çalışanlarına eğitilen değil de eğitimci rolünün verilmesi halinde daha başarılı sonuçlar alınabilir (2). b. ter ve yağ bezleri ile kıl folükülleri yer alır. Deri ve Flora Normal insan derisi bölgelere göre farklı oranda aerobik mikroorganizma barındırır.verilen eğitimlerde karşılaşılan önemsememe probleminin en önemli nedenlerindendir. El Yıkama Kategorileri Usulüne uygun el yıkama hastane infeksiyonlarının önlenmesinin en basit. Bu mikroorganizmalar deride uzun süre yaşayamazlar ve çoğalmazlar. hatta bazen sayılarında artış kaydedilir. Hastaya ait kan. Derini bu tabakasında hücreler arası boşluklar ile yağ ve ter bezlerinin kanallarına yerleşen dirençli mikroorganizmalar metabolize ettikleri yağlardan oluşturdukları propionik asit gibi kısa zincirli yağ asitleri ve ürettikleri bakteriyosinlerle derinin savunmasına yardım eder. Propniobacterium ve Corynebacterium türleridir (13). deride zararlı olan mikroorganizmaların uzun süreli kalmalarını engellerler Böylece genel olarak deride özel olarak da ellerde birisi devamlı olarak yerleşik olan kalıcı. Hastane infeksiyonlarını önlemede en basit ve en ucuz yolun el yıkama olduğu unutulmamalıdır. proteinler ve su ile sürekli nemli olarak tutulmaya çalışılır. Bu tabakalar sürekli olarak çoğalırlar ve keratin sentezlerler Keratinize epitel apopitozis’e gider ve ölü Stratum corneum tabakasını oluştururlar. En iyi sağlık hizmetini almak her hastanın hakkıdır ve sağlık çalışanlarının ihmali sonucu hastane infeksiyonlarıyla karşılaşmaları haksızlıktır (13). Su ve sabun ile yapılan mekanik el yıkama işlemlerinden sonra bu bakteri topluluğunda azalma olmaz. Hastaya temas öncesi ve sonrası el yıkama ile hastane kaynaklı mikroorganizmaların bir hastadan diğerine naklini büyük oranda önlemek mümkündür (13). Geçici flora: Kontaminant flora olarak ta tanımlanır. Derinin bu tabakası sebumdaki yağ. tuz. Deri yaklaşık olarak 1. tuz ve kuruluğa dirençli mikroorganizmalar içinde iyi bir vasat oluştururlar. Hipodermis veya kısaca dermis olarak tanımlanan bağdoku içeren canlı tabakada kan ve lenf damarları ve sensör reseptörler. a. Dermisin daha alt tabakaları sukuamöz hücrelerden oluşmuştur. diğeri de kısa süreli olarak kontaminasyon sonucu bulaşan. Mikrococcus. Ancak 301 . balgam çeşitli vücut sıvı ve sekresyonları ile kontamine araç ve gereçlerden sağlık personelinin eline bulaşırlar. hastalara el yıkama konusunda eğitim verilen bir hastanede sağlık çalışanlarının el yıkama alışkanlıklarında önemli derecede iyileşme saptanmıştır.

Alkollü çözeltiler (%70’lik isopropanol veya ethanol içinde % 0. Fırça tırnakların temizliği için kullanılır. kadar ovuşturulur. Burada geçici mikroorganizmalar öldürülür ve uzaklaştırılır. İnvaziv girişimlerden önce. ABD’de her yıl 76 milyon gıda zehirlenmesi olduğu 5000 kişinin öldüğünü. Kullanılacak miktar ve uygulamada üretici firmanın tavsiyeleri dikkate alınır. ancak el yıkama süresi 2-3 dakika kadardır ve yıkamaya bilek ve dirsekler dahil edilir. kanlı çıkartı ve mikrobik kontaminasyon olabilecek durumlar ile karşılaştıktan sonra hijyenik el yıkama yapılmalıdır. infeksiyona yatkın hastayla temas öncesi. tuvalet sonrası. yumuşatıcı olarak % 0. Saat ve yüzükler çıkartılmalıdır.75’lik iyot içeren povidon iodine/deterjan çözeltisi). Sulu çözeltiler (% 4’lük chlorhexidine/deterjan çözeltisi. Musluk kağıt havlu ile kapatılmalıdır. 1. yara ve üretral kateterler ile temas öncesi ve sonrası. Bu nedenle el yıkamayı basit sosyal tip. Köpük elin tüm yüzeyine yayılmalı ve friksiyon yapılmalıdır. eldiven takmadan önce ve sonra. yemek yemeden ve hastaya yemek yedirmeden önce. Yiyecek tutmadan. hasta bakımına başlamadan önce.5 lik chlorhexidine veya povidon iodine çözeltisi. Geçici flora öldürülür ve uzaklaştırılır. Kullanılabilecek dezenfektanlar: a. Steril havlular kullanılır (13).hastane infeksiyonları dışında genel halk sağlığı açısından da el yıkama son derece önemli bir işleve sahiptir. Eğer alkollü preparat kullanılıyorsa her biri 5 ml olan iki uygulamada eller kuruyuncaya kadar ovalanır. b. Tüm cerrahi işlemlerden önce bu tür bir yıkama yapılmalı ve daha sonra eldiven giyilmelidir. Eller akan su altında iyice durulanmalı ve kağıt havlu ile kurulanmalıdır (13). Eğer alkol bazlı kendiliğinden kuruyan antiseptikler kullanılıyorsa avuç içine sıvı alınır ve bütün el yüzeyine yayılıncaya ve eller kuruyana kadar yaklaşık 15-25 sn. Hijyenik el yıkamada eller sıcak su ile ıslandıktan sonra 3-5 ml deterjan alınır. Hijyenik el yıkamada kullanılan dezenfektanlar kullanılır. Yine çocuk bakım evlerindeki çocukların evde bakılan çocuklara göre daha sık ishalli hastalıklara yakalandıkları bilinmektedir. Yani el yıkama aslında bir medikososyal davranış biçimidir. Sosyal yıkamada sabunla en az 10 sn. en az 15 sn. 2. kalıcı flora azaltılır. Deriye en az zarar verecek ve fırça kullanmadan etki ortaya çıkarabilecek solüsyonlar tercih edilir. Cerrahi el yıkama: Antimikrobiyal sabunlar yada alkol bazlı antiseptik deterjanlar kullanılır. Hijyenik el yıkama: Normal sabunlar. uygun yıkama yapılmalıdır. % 0. uygun yıkama yapılmalı köpük elin tüm yüzeyine yayılmalı ve friksiyon yapılmalıdır.5’lik gliserol) (13). 302 . eller kirlendikten sonra bu tür el yıkaması yapılmalıdır. Food and Drug Administration (FDA). Su ve sabun ile yıkamadan sonra alkol bazlı bir preparatın kullanılması etkiyi artırır. ölümlerin % 70’inin gıdanın hazırlanması safhasında bozulmasından kaynaklandığını ve bu bozulmanın da % 40 oranında ellerin sorumlu olduğunu belirtmektedir. antimikrobiyal sabunlar yada kendiliğinden kuruyan alkol bazlı antiseptikler kullanılabilir. Eller sıcak su altında iyice durulanmalı ve kağıt havlu ile kurulanmalıdır. Sosyal el yıkama: Kirli ellerin sabun ile yıkanması sonucu geçici floranın çoğu uzaklaştırılır. hijyenik tip ve cerrahi tip el yıkama olarak 3 başlık altında değerlendirmek mümkündür (13). 3.

HBV. Özellikle zarflı viruslar alkole oldukça duyarlıdır. Alkoller mikroorganizmalarda hücre proteinlerini denatüre ederler. Bir antiseptik seçiminde. Alkolle 15 saniyede yaratılan bakterisidal etkinlik diğer antiseptiklerle 1 dakikada. RSV. doğru olmadığı çeşitli çalışmalarla ispatlanmış olmakla birlikte. Sağlık personeli el yıkama sabunları ve cerrahi el yıkama antiseptikleridir. Sabunla yıkama sonucu paradoksal olarak bakteri sayısında artış görülebilir. HIV. Örneğin su-sabun ile yapılan mekanik yıkamada eldeki bakteri sayısında azalma olmazken. Temizlik özelliği deterjan özelliğine bağlıdır ve deriden kirleri ve organik maddeleri uzaklaştırır. bu esnada bakterilerinde bir kısmı uzaklaştırılmış olur. Influenza virus. yıkama süresi 30 sn olursa bu azalma 1.6-1. Bu nedenle de ister hijyenik tarzda ister cerrahi tipte el yıkama olsun. Alkol hızlı aktivite gösterir. Bunlar ethanol. şayet varsa önce ellerdeki görünür kirler mekanik su ve sabun ile yapılan yıkama işlemi ile uzaklaştırılmalı.8 log10 olur. Kalıp sabun formunun yanı sıra. Ethanol.7 oranında tahrip edilirler (13). Almanya’da 1922 yılında deri antiseptiği olarak kullanılan alkol ABD’de 1935 yılında isopropanol olarak kabul görmüştür. Sabunun gram negatif bakterilerle kontamine olması bulaşta rol oynayabilir (13). Çeşitli çalışmalarda % 50-70 lik alkol içeren solüsyonların eldeki bakterileri öldürmek ve inhibe etmek konusunda son derece etkili olduğunu ispatlamıştır. fiyat ve temin edilebilir gibi dış unsurlar etkili olur. Alkoller: Alkolün su içerisindeki dilusyonlarının konsantre solüsyonlarından daha güçlü bakteriyostatik olduğunu gösterilmiştir. sıvı yada kağıt gibi ince formlarda da tek kullanımlık şekillerde temin edilebilir. Rota ve Rhino viruslar gibi çeşitli viruslara karşı güçlü inhibitör etkinliğe sahiptirler. etkinlik ve tolere edilebilir gibi iç unsurlar ile paketleme. % 70’lik ethanol ile yapılan yıkamada bakteriler % 99. Günümüzde el yıkama antiseptiği olarak alkollü ürünler kullanılmaktadır. El antisepsisi amacı ile 3 alkol kullanılmaktadır. isopropanole göre viruslar üzerine daha etkilidir. 2.El Antisepsisinde Kullanılacak Ürünler Gerek hijyenik tip gerekse cerrahi tip el yıkamada kullanılan ajanlar antiseptik özelliğe sahip kimyasal maddeler olup. Bunlar antimikrobiyal sabunlar. Gram pozitif (MRSA ve VRE dahil) ve Gram negatif mikroorganizmalara.1 log10 azaltılır.8-2. ortamdaki organik ve inorganik maddelere bağlı olarak değişebilir. Adeno. FDA (1978) el antisepsisinde kullanılacak sabunları 3 grup içerisinde toplamıştır. n-propanol ve 303 . Bunların etkinlikleri ortamın fiziki şartlarına. daha sonra uygun antiseptiklerle eller yıkanmalıdır (13). Ancak ABD’de alkol aleyhine 1961 yılında yapılan olumsuz propaganda. El antisepsisi için kullanılan ürünler ve özellikleri 1. bu ülkede rutin kullanımın engellemiştir. Sabun: Sabunlar sodyum yada potasyum hidroksitin yağ asidi esterlerinden oluşan deterjan bazlı maddelerdir. Bunlar deride travma yaratan adi sabun ve derideki yağ asitlerini tahrip eden sıcak veya ılık su ile yapılan yıkamaya göre çok daha etkilidirler. Funguslara ve HSV. Mikobakterilere. 1 dakikada yaratılan etkinlik ise 4-7 dakikada sağlanabilir (13). bakteriyositatik ve bakterisidal etkinliğe sahiptirler. Su ve sabun kullanılarak yapılan 15 sn’lik bir yıkamada bakteri sayısı 0. Bakteri sporlarına karşı etkili değildir.

İn-vitro olarak HSV. Derinin Str. Bakteriler arasında direnç gelişimi çok nadirdir (13). 1950’li yıllarda İngiltere’de geliştirilmiş ve 1970’li yıllarda ABD’de kabul edilmiştir. Aktiviteleri pH 5. 1 ml alkolün. Rota. Su veya alkol içerisinde kullanıma sunulmuş %0. 304 . Bakterilerde hücre duvarını yıkar ve sitoplazmada prespitasyona yol açar. %1 ve daha yüksek konsantrasyonlarda göze temas ettiğinde konjonktivite neden olabilir. Chlorhexidine: Chlorhexidine glukonate bir katyonik bisbiguaniddir. sabun ve su ile yıkamadan daha etkili değildir. Gerçek allerjik reaksiyon oranı düşük olsa bile. 4’lük dilüsyonları mevcuttur. yumuşatıcılar hem kurumayı önler hem de alkolün daha yavaş uçarak elde daha uzun süre kalmasını sağlar. inorganik anyonlar. Bakteri sporlarına karşı etkisizdir. lavabo gerekliliğinin ortadan kalkması ek zaman ihtiyacını. HIV. %0. Daha yüksek konsantrasyonlarda su oranı düştüğü için denatürasyon özelliği dolaysıyla da etkisi azalır. Bu nedenle farklı cilt pH’sına sahip kişilerde aktivite de farklı olabilir. Tarif edildiği şekilde kullanılırsa oldukça güvenlidir. Ancak cilt kuruluğunu önlemek için alkolik antiseptiklere ilave edilebilecek % 1-3 oranındaki gliserin gibi. Alkolden sonra tekrar el durulama ve silme işleminin olmaması suya bağlı kontaminasyon riskini. Alkoller eldeki organik maddelerin miktarına bağlı olarak inaktive olurlar bu nedenle kirli eller önce sabun ve su ile yıkanıp kurulanmalı sonra alkolle işlem yapılmalıdır. Bunlar tek yada ikisi kombine edilerek kullanılabilirler. corneum tabakasına bağlanarak 6 saat gibi uzun bir süre kalıcı etkinlik yaratır. Ethanol ise % 70’lik dilüsyonları ile kullanılır.5-1 oranında chlorhexidine ilave edilmiş alkol bazlı preparasyonlar yalnız başına alkole göre anlamlı derecede etkindir.5.5) alkol uygulanması. RSV ve Influenza virus gibi zarflı viruslara karşı etkin olmasına karşın. Adeno ve Enteroviruslar gibi zarfsız viruslara düşük aktivite göstermektedir. Chlorhexidine’nin antimikrobiyal etkisi kan da dahil olmak üzere organik maddelerden çok fazla etkilenmez. Kullanımı sınırlandıracak bilinen yan etkileri yoktur. Geniş spektrumlu bir ajan olup gram pozitif bakterilere karşı iyi aktivite gösterir. Alkolün yanıcı olması nedeniyle kullanılırken ve depolanırken dikkatli olunması gerekmektedir (13). Düşük miktarlarda (0. noniyonik surfaktanlar. Ancak sabun. Miktar tüm eli ıslatacak kadar olmalıdır. Bu özellik el yıkama için yeteri kadar zamanının olmadığını bahane edenler için önemli bir avantajdır.5-7. anyonik içerikli el kremlerinden olumsuz etkilenirler.isopropanol dür. %2 ve %4’lük dilüsyonlar arasında etkinlik yönünden çok fazla fark görülmemiştir. silme işleminin olmaması da deride travmaya bağlı irritasyon ve kontaminasyon riskini ortadan kaldırmaktadır. CMV. Ciltte %4’ün üzerindeki konsantrasyonlar irritasyona neden olabilir.2-0. Ellerde kuruluk ve dermatit oluşturma riski su ve sabunla yapılan yıkamalardan çok daha düşüktür. 3 ml’ye göre etkisinin anlamlı oranda düşük olduğunu göstermiştir.0 arasında maksimumdur. 3. Larson ve ark. Gram negatif mikroorganizmalara ve funguslara etkisi daha azdır ve tüberküloz basiline minimal etkilidir. Alkollerin % 50-80’lik dilüsyonları kullanılır. Bu az miktarda alkol emdirilmiş kağıt mendiller içinde geçerlidir. Alkole göre daha yavaş etki gösterir. aşırı duyarlılığı olan kişilerde dikkatli kullanılmalıdır. Uygulama süresi amaca göre 20 saniye ile 1 dakika arasında değişir. 2.

Bu özellik yanık ünitelerindeki hastaların banyolarında kullanımla. Daha yüksek konsantrasyonlarda etkinlik ve bununla birlikte irritan yan etkilerde artış görülür. deney hayvanlı çalışmalarda ve yenidoğan tecrübeleri ile gösterilmiştir. mikobakteriler. Deri antiseptiği olarak kullanıldığında deri üzerinde kuruduktan sonra derhal silinerek uzaklaştırılmaları gerekir. Ancak MRSA ve VRE’lar gibi yeniden önem kazanan bakterilere karşı oldukça güçlü aktiviteye sahipler. Derideki kan ve mukus gibi organik maddelerden kolaylıkla etkilenir ve 305 . Deriden absorbe edilir. Hexachlorophene nörotoksik (vakuolar dejenerasyon) bir ajandır. 5. Sporlar. Yaygın olarak kullanılan %10’luk povidon içerisinde %1 oranında iyot bulunur ve bu 1ppm serbet iyot sağlar. Gram pozitif ve negatif mikroorganizmalar üzerine bakterisidal etkinlikleri vardır. Hücre duvarına penetre olan iyot oksidatif yolla bakterilerde elektron transportunu bozarlar.1-0. Etkili bir kompleks içerisinde serbest iyotun 1-2mg/L konsantrasyonlarda olması istenir. Ancak hızlı uçucu olan bu ajanlar iodofor formlarının geliştirilmesi ile daha güçlü bir aktiviteye ve daha geniş klinik kullanımına kavuşmuştur. Etki spekturumu geniştir. İodin (İyot) ve iodoforlar : 1800’lü yılların başından beri iodin (iyot)’un antiseptik özelliği bilinmekte ve kullanılmaktadır. El antisepsisinde %2-10’luk farklı konsantrasyonları kullanılmaktadır. Önceleri perioperatif alanda deri antiseptiği olarak kullanılan iodoforlar iyi tolere edildikleri ve direnç gelişimi bildirilmediği için günümüzde el ve deri antisepsisinde. Hexachlorophene: Hexachlorophene bir klorlanmış bisphenoldür. ancak Gram negatif mikroorganizmalara. Etkinlik güçlü ve alkollerdeki kadar hızlıdır. Nispeten toksik yan etkileri nedeni ile sık kullanılmayan bir üründür. Yüksek konsantrasyonlarda hücre membranlarını tahrip eder ve sitoplazmayı presipite eder. funguslar ve viruslara karşı alkollerden daha düşük aktivite gösterirler. Tekrarlayan kullanımlarda kümülatif etkisinden dolayı bakteri sayısını daha azaltır. S. Su içerisinde %3’lük dilüsyonları kullanılmaktadır. Genel olarak bakteriyostatik etkinliğe sahiptir. Ancak bu yan etkisine rağmen yeni rehberlerde yinede bebek banyosu için önerilmektedir (13). Yeni doğanlarda uzun süreli kullanıma bağlı olarak hipertiroidizm gelişebilir. İyot’un alkoldeki çözeltisi veya uzun süreli etkinlik için % 1’lik serbest iyot taşıyan polyvinilpyrolidone veya povidon gibi bir taşıyıcı ile hazırlanmış kompleks bileşikleri kullanılmaktadır.aureus ve diğer Gram pozitif bakteriler üzerine çok etkilidir. Aktivitesi yavaştır. operasyon öncesi ve sonrasında cerrahi yara ve deri infeksiyonlarının tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle allerjik kişilerde dermatitlere neden olabilirler. Daha düşük konsantrasyonlarda ise sadece esansiyel enzimlerin yapısını ve aktivitesini bozarlar.4. Deriden absorbe olması nedeni ile bu tür kullanımlar sonucu 0.6 ppm hexachlorophene kan düzeyleri ölçülebilir. FDA 1972 yılında bebeklerin rutin olarak uzun süreli bu ajanla yıkanmaması konusunda uyarıda bulunmuştur. Burada antibakteriyal etkinliği sağlayan iyottur. Ancak iyot kompleksten daha yavaş ve uzun süre serbest bırakılır. müköz membranlar ve vücut banyoları için kullanılmamalıdır. 1950-1960 yıllarında %3’lük solüsyonları hijyenik ve cerrahi el yıkamada ve hastanede bebek yıkamasında çok yaygın olarak kullanıldı. Bu nedenle birkaç kere ve 2-3 dakika gibi uzun süreli kullanılması önerilir. funguslara ve mikobakterilere karşı daha az etkindir. Deri için irritandır. Bu nedenle bütünlüğü bozulmuş deri.

4. Phenolic bileşiklere bir halojen molekülünün ilavesi ile yapılmış. Bakteri sporları. yağ asitleri ve RNA sentezi üzerine etki eder. Etkisi pH. 1900’lü yılların başlarında cerrahlar tarafından preoperatif temizlik için. Bu nedenle son 15-20 yıldır el antisepsisinde tercih edilmemiştir. Kalıcılık süresi 1-2 saattir. mikobakteriler ve viruslara karşı düşük aktivite gösterirler. Sitoplazmada prespitasyona neden olur. ve anyonik deterjanlarla uyumsuzdur. 6. Bakterilerin hücre sitoplazmik membranı üzerine ayrıca protein. Gram negatif bakteriler üzerine etkisinin iyi olmaması nedeni ile bu bakterilerle kontamine olabilir. %2’lik chlorhexidine gluconate ve %0. Düşük deri irritanıdır. ısı. Antimikrobiyal aktivitesini sitoplazmik membrana adsorbe olarak ve geçirgenlik fonksiyonunu bozarak gösterir. ancak noniyonik surfaktanlar ile nötralize edilirler (13). aeruginosa üzerine zayıf etkilidir. Para-chloro-meta-xylenol (PCMX) : 1920’li yılların sonunda avrupada geliştirilmiş. aeruginosa üzerine az etkilidir ve ethylene-diaminetetraacetic acid (EDTA) ilavesi ile hem psödomonas’lar üzerine hem de diğer patojenler üzerine etkinliği artar. 1950’li yıllarda ABD’de kullanıma girmiştir.inaktive olur.4’ -trichlora-2’-hydroxydiphenyl ether): 1960’lı yıllarda geliştirilmiş noniyonik ve renksiz bir maddedir. Bunların içinde alkil benzalkonium chloride’ler antiseptik olarak yaygın olarak kullanılmışlardır. Organik maddelerden olumsuz etkilenir. Gram negatif bakterilere.5-3. Triclosan (2. Cetrimide. Antimikrobiyal etkinlik hızı orta veya düşük dereceli olarak kabul edilir. Gram pozitif bakteriler üzerine daha fazla etkilidir. 1935 yılında da el temizliği için kullanım alanı bulmuştur. Bu bileşikler. El antisepsisinden çok sabun formunda vücut bakterilerinin sayılarını azaltmakta 306 . genel olarak bakteriyostatik ve fungustatik özelliktedir. ancak lipofilik virusler üzerine daha iyi bir aktivitesi vardır. kozmetikte prezarvatif olarak kullanılan ve antimikrobiyal sabunlarda yer alan bir bileşiktir. Bakterilerde hücre duvarının ve membranların yapısını bozar.6’lık PCMX. Bununla birlikte %0. Antimikrobiyal aktivitesi organik maddelerden çok az etkilenir. %1’lik konsantrasyonları MRSA’lara karşı etkili bulunmuştur. Gram negatif bakterilere göre. yüksek konsantrasyonlarda bazı mikroorganizmalara mikrobisit etkili olsa da. Genellikle iyi tolere edilir. Ancak yinede içinde bu bileşiklerin de bulunduğu el antiseptik solüsyonları mevcuttur (13). mikobakteriler ve bazı viruslara da daha az olmakla birlikte etkilidir. uygulama süresi ve konsantrasyon ile değişkenlik gösterir (13). P. El ve deri antisepsisi amacı ile hazırlanmış %0. Mikobakteriler ve funguslar üzerine daha az etkilidir. ancak Gram negatif mikroorganizmalara özelliklede P. Alkali pH’larda etkinliği artar. Quaterner ammonium bileşikleri: Bu bileşikler çok çeşitlilik arzederler ve genel olarak bir nitrojen atomuna dört alkil grubunun bağlanması ile oluşmuşlardır. Gram pozitif bakteriler (MRSA dahil) üzerine etkidir. 8. İnvitro olarak Gram pozitif bakterilere güçlü etkinlik gösterir. cetylpyridium chloride ve benzathonium chloride’de antiseptik olarak kullanılan diğer bileşiklerdir.3’lük triclosan’nın etkinlik hızları benzerdir. Bakterisidal etkinlik kısa süreli ve orta derecelidir.75 konsantrasyonlarında solüsyonları mevcuttur. 7.

hatta bazı çalışmalarda katkı maddesi içermeyen sıvı sabunlarla aynı etkinliğe sahip olduğu saptanmıştır (2). %0. El Yıkama Sırasında Dikkat Edilmesi Gerekenler Kişisel hijyen uygulamaları içinde kabul edilen el hijyeninde amaç. Ancak daha sonra Rotter. tütün çiğnedikten sonra. Çiğ gıdalara özellikle ete dokunduktan sonra. 307 . Sigara içtikten. katı sabunların bulunduruldukları ortamlardan ve kullanan kişilerin kullanımdan sonra sabunları temizlemeden yerine koymalarından dolayı. Normal sabunlarla veya katkı maddesi içeren sabunlarla eller yıkandığında bir çok mikroorganizma uzaklaştırılmaktadır. 7. 8. 5. kimyasal ve fiziksel zararlıların ve enfeksiyonlara yol açan mikroorganizmaların uzaklaştırılmasını (dezenfeksiyonu) sağlamaktır. mekanik etki ile uzaklaştırılmaya çalışmakta ve temizlik tam olarak mümkün olmamaktadır. Paraya dokunduktan sonra. demir ve diğer allerjen metallerle tozlar) uzaklaştırılmasında en etkili yöntemlerdendir. ağız. Lavabo. %4’lük hipoklorit solüsyonuyla ellerin kuruyuncaya kadar ovalanmasının (yaklaşık 5dk) %60’lık isopropanol ile 1dk ovalamaya göre 30 kat daha etkin olduğunu göstermiştir. 9. 3. aynı zamanda allerjik etkiye sahip zararlı bulaşanların da (nikel. Sabun formu %2 konsantrasyonda triclosan içerir. katı sabunların kendileri kirlilik nedeni olabilmektedir. Yemeklerden önce ve sonra. 6. vücudun her hangi bir bölgesini kaşıdıktan. Bu yüzden kişisel temizlikte su ile birlikte sabun kullanılması zorunludur. 2.kullanılırlar. burun.2-2’lik solüsyonlarının antibakteriyel aktivitesi vardır. ellerin kirlendiğinden şüphelenilen her durumda. Mendil kullandıktan sonra. tuvalet kullanıldıktan sonra. Kulak. Ancak bu solüsyonun oldukça irritan olması ve ağır bir kokusunun bulunması nedeniyle bugün el antisepsisinde nadiren kullanılır (13). saç gibi bölgelere dokunduktan sonra. Sabunlar sadece ellerin dezenfeksiyonu için değil. puerperal ateşte hipoklorit solüsyonu ile elleri 30 saniye ovalamanın etkisini araştırmış ve anlamlı olarak etkinlik gösterememişlerdir. Triclosan içeren sıvı sabunların ise daha az etkili olduğu. 4. düşük konsantrasyonlarda ciddi deri yan etkileri görülmez. hapşırdıktan sonra. diğerlerinden daha etkin olduğu gösterilmiştir. Diğer ajanlar: Semmelweis’tan yaklaşık 100 yıl sonra Lowbury ve ark. Eller Ne Zaman Yıkanmalı 1. Ancak %2’lik konsantrasyonlarda chlorhexidine %4’lük konsantrasyonlarından daha irritandır. Bu amaca ulaşmak için sadece su ile temizlik yapıldığında. Ancak katkı maddesi olarak klorhekzidin ve povidon-iyot içeren sıvı sabunların. Bu yüzden özellikle toplu yaşanan yerlerde kişisel temizlikte sıvı sabunların kullanımı tercih edilmelidir. Deriden absorbe olur. Derideki organik materyalden azda olsa etkilenir ve inaktive olur (13). öksürdükten. Temiz olmayan çalışma alanları ve malzemeleri ile temastan sonra. Normal katı el sabunları ve sıvı sabunlar meydana getirdikleri etkiler bakımından farklı olmamakla birlikte.

Zaman yetersizliği konusunun gerekçe olarak gösterildiği yoğun bakım ve transplantasyon üniteleri hastane infeksiyonlarının en sık görüldüğü ünitelerdir. nonallerjen antiseptikler tercih edilmelidir. daha az irritan ve nonallergen alkol veya alkol bazlı antiseptikleri almalıdır. Hastane çalışanları hastane infeksiyonları. Kalıp sabunlar tercih edilmemelidir.El Yıkanmasında Sık Karşılaşılan Problemler 1. En kısa sürede en etkili. Eğitim yetersizliği: En düşük ihtimaldir. Ekzama ve irritasyon gibi antiseptik kullanımını sınırlandıracak sebepler ileri sürülebilir. Bu nedenle hastaya basit bile olsa her temas öncesi ve sonrası el yıkamak gereklidir.Yapılan propagandalar sonucu hastalar doktor. kollu sıvı dezenfektanlar ve kağıt havlu el yıkama işleminin uygulanabilmesi için gereklidir. Şayet sabunluk tek kullanımlık değil ise her boşaltmadan sonra iyice yıkanmalıdır Bu sabunlukların içerisinde oluşan barlar mikroorganizmalar için üreme vasatı oluşturmakta ve salgınlara neden olabilmektedir. Doğru uygulamalar yukardan aşağıya. eğer kullanılıyorsa sabunlar oluklu taşıyıcılar üzerine konmalıdır. Bu uygulama el yıkama alışkanlığını % 35 oranında artırmıştır (13). ‘ellerinizi yıkamadan bana dokunmayın’ diyebilmektedir. Seminerler ve direk uygulamalarla konu desteklenmelidir. 4. az irritan. Bu konuda hastalar da hakları ve sorumlulukları konusunda bilinçlendirilmelidir. Sabunla yapılan ön yıkamalarda kullanılacak sabunun da medikal olmasına dikkat edilmeli. Yine uygun musluk. İletişim çağında hastane infeksiyonları ve ellerin hastane içerisinde patojen mikroorganizmaların hastadan hastaya geçişteki en önemli yol olduğu konusunda doktor ve hemşirelerin çoğunun teorik bilgisi normalin üzerindedir. Kağıt havlu temin edilmelidir (13). Düşük riskli hastalara seyrek konsültasyon: Her hasta. pedallı türden olmalı negatif basınçla geriye hava emmemelidir. Elini yıkadıktan sonra kurulama imkanı olmayan bir kişinin el yıkaması beklenmemelidir (13). Yönetim bunu dikkate alarak çok daha kısa sürede etkili. 2. Bu nedenle el antisepsisi ya hiç yapılmaz ya da 308 . Burada personelin iş yükü ağırdır ve el yıkamama için mazeret hazırdır. Problem bilgi yetmezliği değil pratik noksanlığıdır. Ağır iş yükü: Eller gerçekten çok acil bir müdahale gerekmiyorsa mutlaka hasta ile her temastan önce ve sonra yıkanmalıdır. hemşire ve hastane çalışanlarının değil aynı zamanda hastalarında eğitilmesi gerekmektedir. İnançsızlık ve direnç: Öncelikle hastaya en kaliteli hizmetin verileceğine inanmak ve her hastayı en yakını gibi görmek gerekmektedir. Mümkün olduğunca küçük kısa süreli kullanıma uygun ambalajlarda alınmalıdır. florasında diğer hastalar için risk oluşturacak patojen taşıyabilir. Antiseptiklerin seçimi ve satın alma: Antiseptiklerin doğru seçimi önemlidir. Bu tür kaplar kullanımdan sonra yeniden doldurulmadan önce mutlaka steril edilmelidir. hemşire ve hasta bakıcıya korkmadan. usta-çırak ilişkisi içersinde benimsetilmelidir. Kullanma kapları kolla veya ayakla kumanda edilebilir. Sadece doktor. 3. deride irritasyon ve allerjik reaksiyonlara neden olmayan antiseptikler seçilmelidir. 5. bulaş yolları ve el antisepsisinin önemini biliyor olmalarına karşın doğru uygulamalar hakkında yeterli bilgi sahibi olmayabilirler.

sağlık çalışanlarının temel görevlerinden olan sağlık eğitimi için en güzel fırsatlardan biridir ve kesinlikle ihmal edilmemelidir (2).6-3. Bu olumsuzluklar antisepsi için su ve sabundan çok daha kısa sürede. Bu kadar önemli ve hayati bir konu tüm topluma kazandırılmalıdır. parmaklar ve parmak araları. Gliserin gibi nemlendiriciler katkı sağlayabilir.3/saat olarak tespit edilmiştir. Sabun kullanın (tercihan antimikrobiyal). 6.5-10 saniye gibi kısa bir sürede su ve nonmedikal sabunların kullanıldığı bir ön yıkama ile iş geçiştirilir ve eldivene güvenilir. Yoğun bakım ünitelerinde hasta başında uygulanacak ve diğer antiseptiklerden daha kısa sürede etkili lavabo su ve kurulama gerektirmeyen alkol bazlı antiseptikler özendirilmelidir (13). Ancak bu ihtimal sıcak su ve sabunla yapılan el yıkamalardan daha çok değildir. çok daha etkili olan % 60-n-propanol. 4.Deride allerji. Bu durumda yoğun bakımda infeksiyonların ve dirençli suşların olması kaçınılmazdır. Bu personelin hasta ile teması önlenmelidir. ekzema ve dermatitler : Antiseptik ajanlarla sık yıkamanın ellerde allerjik reaksiyon veya irritasyon yaratması ihtimali azda olsa mümkündür. Ellerinizi en az 15 saniye ovalayın. 2. el sırtı ve tırnaklarınız (mümkünse tırnak fırçası ile tırnak altlarını da yıkayın). 3.4 saniye olarak bulunmuştur. sadece hastanelere ve sağlık çalışanlarına sınırlandırılamaz. 5. Randomize çalışmalarda vinil eldivenlerin en az % 80’inde mikro delik ve yırtıkların olduğu gösterilmiştir. Yine iş esnasında bu personelin ortalama el yıkama sıklıkları 1. Her hastanın mümkünse baş ucuna değilse oda içerisinde personelin kolaylıkla ulaşabileceği yerlere yeterli sayıda antiseptik taşıyıcısı ve mümkünse tek kullanımlık havlular asılmalıdır. sağlık çalışanları ile herhangi bir nedenle karşılaşmaları / temasları. Yapılan çeşitli çalışmalarda sağlık personelinin el yıkama süreleri ortalama 4. Ayrıca daha uzun etkinlik ciltte yumuşaklık istenirse chlorhexidin veya iodin içeren alkol preparatlarıda kullanılabilir. Sonuç ve Öneriler Uygun ve yeterli el yıkama. Ellerinizin her yerini tam olarak yıkayın. Personelde dermatit varsa hem kendisi hem de hasta için risk söz konusudur. hemşire veya diğer sağlık çalışanlarının uygun bir şekilde ellerini yıkamalarıdır. Özet (2) 1. %70-90 isopropanol veya %70 ethanol içeren antiseptiklerin kullanılması ile bir miktar giderilebilir. Öncelikle ılık veya dayanabileceğiniz kadar sıcak su kullanın.7-24. avuç içleri. hastayı muayene etmeden veya herhangi bir tedavi uygulamadan önce hekim. Bunun en etkili yollarından birisi de hastanın gözü önünde. bilekleriniz. Bu mikrorganizmalar eldivenlerdeki mikro yırtıklardan hastayı infekte edebilmektedir. 6. 309 . Ellerinizi kurutmaya ön koldan başlayın ve ellerinize ve parmak uçlarınıza doğru ilerleyin. Hem dermatitde hem de uzun tırnaklarla mikrop bulaştırmak mümkündür (13). Ellerinizi kurularken ovmayın daha çok havluyu elinize vurarak kurulanın (2). İnsanların.

daha sonra da ayak sağlığını bozabilecek nasır gibi sorunlar ortaya çıkabilir. giyim malzemesi olan ayakkabılar ve ayakların giyeceklerle uyumu da oldukça önem kazanmaktadır. El yıkama konusuna gittikçe daha çok önem verilmekte. destek olması açısından da vücudun vazgeçilmez unsurları olan ayakların.Ayak Temizliği: Ayaklar her gün çorap ve ayakkabı içerisinde terlediğinden düzenli olarak yıkanmalıdırlar. Ayağa uygun olmayan ayakkabılar ayaklarda deformitelere ve incinmelere yol açmakta bunun sonucunda deformiteler hatta sakatlıklar bile gözlenmektedir. Her yıkamadan sonra parmak araları havlu hatta saç kurutma aracı ile iyice kurutularak mantar enfeksiyonları için ortam oluşması önlenmelidir. etkin mekanik yapıdadır. Yürümeyi ve ayakta durmayı sağlayan. AYAKLAR İnsan vücudunun ağırlığını tüm yaşam boyu üzerinde taşıyan ayaklar. Bu sporcular gibi atak. hareket kabiliyetinin temel unsuru olduğu daima göz önünde tutulmalıdır. 4. Ortaya çıkan nasırlar kesilmemeli. Yıkanma işlemi yapılmaz ise çevreyi rahatsız edecek kokular. sağladıkları hareket kabiliyeti yeteneği ve insan sağlığına olan etkileri ile yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli organlardır. alkollü el temizleyicileri. el yıkama makineleri gibi çeşitli yöntemler denenmektedir. İnsan vücudunu tamamlayan sağlıklı ayaklar. el yıkama hastane enfeksiyonlarının önlenmesinde en önemli tekil neden olarak gösterilmeye devam etmektedir. maturasyon ve sağlıklılığı belirler. Ayaklarda iyi bir bakım sağlanması ve koruyucu önlemlerin alınmasıyla çoğu önlenebilir olan hastalıklar ve bunların neden olabileceği komplikasyonların önüne geçilebilir (5). Uygun el yıkama tekniği herkes tarafından ihmal edilmeksizin uygulanmadıkça beklenilen sonuçların alınması mümkün olmayacaktır (2). Ancak olay kişi bazındadır ve kişisel olarak ele alınmalıdır. ayaklar soğuk su ile haftada üç kez de sabunla yıkanmalıdır. Bu karışık yapının bir göstergesi de vücudun hareketli eklemlerinin yaklaşık 1/3'ünün ayaklarda olmasıdır. işinde maluliyete ve psikolojik problemlere de zemin hazırlar. Oysa CDC tarafından. çevik ve doğanın tüm şartlarına uyum göstermesi beklenen mesleklerde daha fazla önem kazanır (5). Bu şikayetler ayağın statik ve fonksiyonel deformiteleri ile akut veya kronik enfeksiyonlardan kaynaklanmaktadır. 310 . Her akşam. Ayaklarda görülen hastalıklar nedeniyle hareketleri sınırlanan kişinin kendisinden beklenen görevleri yerine getirmesi güçleşirken. aktif bağımsız ve dolu bir hayat için esastır.El yıkama konusunda gerçekleştirilen sıkı politikalar ne hastane enfeksiyonlarının sıklığını ne de toplumda dirençli enfeksiyonların görülme sıklığını azaltabilmektedir. Bu problemler yaşla beraber artmaktadır. Ayakların. Kişilerin hareket kabiliyetini temel olarak edindiği eğitim. I. antimikrobiyal sabunlar. Giriş Yetişkin insanların yaklaşık %70'i değişik ayak problemlerine sahiptir. Vücut statik durumda öne doğru giderken hem dengeleyici hem de destekleyici olmak üzere iki işlevi vardır. ilkel tedavi yöntemleri kullanılmamalıdır. İnsan ayağı karışık fakat dik postürde hareket etme kabiliyeti sağlayacak biçimde.

6. epidemiyolojisi ve nedenlerini öğrenmek bunlardan korunmanın temelini oluşturur. Hiperkeratozik lezyonlar 5.) koşulları. 4. Diğer lezyonlar (5) Ayak sağlığında mantar enfeksiyonu birinci sırada önemini korumaktadır. hamamda çıplak ayakla dolaşılmamalıdır. En çok 4. Maserasyon. 311 . bazen de veziküller ve fissürlerle karakterizedir. Mantar enfeksiyonu için hazırlayıcı faktörler. İnterdijital: en yaygın olanıdır. 1. Ortak yaşama (özellikle yıkanma vb. Sosyal-ekonomik yapının bozukluğu ve sağlık eğitiminin olmayışıdır (5). Çoraplar her gün yıkanmalıdır. Ayak sağlığı ve temizliği için kullanılan çorap ve ayakkabı da önemlidir. Ekzematöz lezyonlar 6. Ayak anomalileri 7. yaygınlığı konusunda çok değişik rakamlar söz konusudur. Ayak derisi hastalıklarının etyolojisi. eritem ve fissürlerle seyreder. hafif deskuamasyon. gerek maddi gerekse işgücü olarak birçok kayıplara yol açtığı bilinen bir gerçektir. deskuamasyon. Klinik olarak üç tipe ayrılır (4): a. Tinea pedis (Atlet ayağı). Konu ile ilgili yapılmış etyolojik ve epidemiyolojik çalışmalara göre ayakta görülen bu hastalıklar sıklık sırasına göre şöyledir (5). nemli ve başkasının çorabı giyilmemelidir. Bakteriyel enfeksiyonlar 3. Hiç kimse sağlıklı bir ayağa sahip olmadan sağlıklı olarak değerlendirilemez. Mantar enfeksiyonları 2. Tırnak patolojileri 4. b. En sık görülen mantar hastalığıdır. parmak arasında maserasyon. Ayak tırnaklarının yarım ay biçiminde kesilmesi tırnak batmalarına neden olabilir. 5. Hiperkeratotik: kuru skuamlı tip olarak da bilinir. Tinea pedis dünyada ve ülkemizde yaygın bir enfeksiyon olup. Ayağın anatomik yapısının bozuk olması. Ayak tabanı ve parmak aralarını tutar. Özellikle çorapların pamuklu olması ayak sağlığı için tercih nedenidir.Banyoda. Bakteriyel floranın etkisi. Kişi sadece kendi terliğini kullanmalıdır (7). Islak. Ancak hastalığın yaygın olduğu. Ayağın ıslak ve nemli olması 3. Ayak tırnakları düz olarak kesilir. 1.-5. ayakların kendine özgü ve diğer hastalıkların ayak bulguları kişinin sağlığını ve yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Ayak Patolojileri ve Önemi Ayakların ayakkabı ile olan uyumsuzluklarına bağlı olan patolojik oluşumlar. Tedaviye en dirençli olanıdır.Ayak havluları ellerin kurulanmasında kullanılmamalıdır. Dar ve kapalı ayakkabı giymek 2.

kronik seyirlidir ve sıklıkla tırnak tutulumuyla birliktedir. damar hastalıkları sonucu kan akımının azalması kolaylaştırıcı faktörlerdir. tırnak kaybı. proksimal subungual. Bunlar içinde en sık görüleni distal ve lateral subungual onikomikozdur (4). hematom. hiperhidroz. genel olarak allerjen maddenin temas ettiği yerde kaşıntılı eritemle başlayan ödem ve veziküllerle karakterizedir. Sentetik ayakkabı ve çorap dolayısıyla nemli. tırnak artefaktları. Piyojenik koklar veya gram-negatif bakterilerle sekonder infeksiyon gelişebilir (4).çok kaşıntılı veya ağrılı olabilen 2-3 mm çaplı. Ayrıca yağ asitleri de kimyasal etkiye sahiptir.mentagrophytes en sık görülen etkenlerdir. streptomisin. Ayak tırnakları daha fazla etkilenir. immünsüpresyon. En sık görülen tırnak hastalığıdır. Ayakta görülen allerjik kontakt dermatitlerin başlıca sebepleri (5). mantar ve ayağın diğer lezyonlarına bağlı olarak da meydana gelebilir (5). onychomadesis (tırnak dağılması). Tırnaklar birçok yolla travma ve deformiteye uğrayabilirler. c.rubrum ve T. çentiklere. Ayak tabanı ve yanlarını saran hafif eritem ve belirgin deskuamasyonla kendini gösterir. rengi sarıkahverengiye döner ve tebeşir gibi kırılgan hale gelir. katran deriveleri. yerleşimine göre distal ve lateral subungual. Deri enfeksiyonuna en çok neden olan bakteriler streptokoklar ve stafilokoklardır.mentagrophytes’dir. yarıklara. büller veya vezikülopüstüller görülür. yüzeyel beyaz ve total distrofik onikomikoz olmak üzere dört gurupta incelenmektedir. Bu veziküller bir süre sonra açılarak tabloya sulantı ve krutlanma eklenir. Sağlıklı bir deride ter ve yağ bezlerinin sekresyonlarının PH'sı asit özelliğindedir. şiddetli olursa tırnağın tam kopmasına kadar giden değişimlere yol açabilir. genelde yanlış ayakkabı seçimi. Ancak kirli. Tinea unguium. Penisilin. tırnak yarıkları. tik deformiteleri. kloramfenikol gibi antibiyotikler. erode bir yüzey ortaya çıkar. Bunların antimikrobiyal etkisi patojenik mikroorganizmaları ortamdan elimine eder. Tinea unguium. unguis incernatus (tırnak batması). Ayak hastalıkları içinde ikinci sıklıkta bakteriyel enfeksiyonlar gelmektedir. tırnak gelişim defektleri ve tırnaklara gerektiği şekilde bakım yapılmamasından kaynaklanır. diabetes mellitus. Ekzematöz lezyonlar. Hiperkeratozik lezyonlar genellikle dar ayakkabıların giyilmesi sebebiyle oluşan aşırı basınç ve friksiyona cevap olarak normal derinin kalınlaşması sonucu oluşmaktadır. 1. travmalar sonucunda tırnağın aşırı kıvrılması ve dermatolojik hastalıklar ile kullanılan ilaçlara bağlı patolojilerdir. Lizozim ve diğer enzimler de bakteri hücrelerinin duvarını eriterek onları yok eder ve böylece sağlam deri yoluyla girişler önlenmiş olur. Veziküllerin açılmasıyla nemli. gergin veziküller. Tırnak kısmen veya tümüyle matlaşır ve kalınlaşır. rubrum ile oluşur. Vezikülobüllöz tip: en sık taban orta kısmı iç yan yüzünde. tırnak hipertrofileri. çoğunlukla öncesinde ayak derisi veya ayak tırnağı tutulmuştur. Bunlar doğrudan oluşabileceği gibi. travma. Tırnak patolojileri. şeytan tırnağı. travmatize olan veya hasta deride bu koruyucu özellikler çok azalmış ya da tamamen kaybolmuştur. onychophagia (tırnak yeme). En sık saptanan etken T. Diğer tırnak hastalıkları. sıcak bir ortam oluşması. En sık T. Tek ve ara sıra olan travmalar hematomlara. T. 312 . kozmetiklerin neden olduğu bozukluklar. El tırnaklarında tinea olanlarda.

Ayakkabı üretim yüzdelerinin belirlenmesiyle elde gereksiz numara stoklarının önüne geçilip. deforme olması gibi problemleri de beraberinde getirmektedir. kauçuk. Deterjanlar. 4. Bunun bize sağlayacağı yararlar. Morfolojimize uygun olarak yapılan ayakkabı kalıplarıyla imal edilen ayakkabılar sayesinde. civa. İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi gelişmiş birçok ülke bilim adamları kendi insanlarının ayak ölçülerini bilimsel olarak ortaya koyup ayakkabı üretmektedirler. Ülkemizde ayakkabılar. üretimin bilinçli bir şekilde yapılması sağlanacaktır (5). anormal yürüyüşler. madeni malzemeler gibi ev eşyaları. Toplumların vücut ölçümleri arasındaki farklılık ayak ölçülerinde kendini belirgin şekilde göstermektedir. Ayakların yapısal bozuklukları. gudron. Bunlarla birlikte yanlış seçilen ayakkabılar ayakta ağrılı topukların oluşmasına neden olmaktadır. Ayakların sağlıklı oluşunda en önemli faktör olan ayakkabıların ülkemizde kendi insanımızın ölçülerine göre üretimi artık zorunlu hale gelmiştir. Ayakların fazla terlemesi ve nemlilik ise yukarıda bahsedilen allerjen maddelerin eriyerek daha tesirli bir şekilde dermatozun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ayakkabıların ayağa tam uyumu durumunda. cila gibi mesleki maddelerdir (5). tutkal. 2. 1. huile de cade. Ayak şikayeti olan olguların %5. bakalit ve kauçuk. ihtiyol. Türkiye'de Türk insanına özgü ayakkabı standardizasyonu konusunda bir çalışma bulunmamaktadır. Bunlar mercimek veya biraz daha büyük ve ortalarında corn denilen derinin dermaya doğru inen sivri uçları olan hiperkeratozlardır. Ayak sağlığında bu ölçülerin bilinip o nitelikte ayakkabıların üretilmesi gerekmektedir. lastik veya naylon ayakkabı. ayağa iyi oturmayan ayakkabılar. reçine.46'sında ayak anomalileri görülmüştür. Bu şekil bozukluklarının içerisinde en yaygın olanı Hallux Valgus ve daha az olarak Mallet Finger'e ait bulunmaktadır. sülfamit gibi ilaçlar. 2. çimento ve boya. resorcin. 3. baume de peru. Ayak anomalileri ile ilgili yapılan araştırmalarda farklı genetik ve kültürel faktörlere sahip bir toplumdan elde edilen bir ayakkabı standardının başka bir toplumda aynen uygulanması önemli sağlık problemlerine neden olabildiği tespit edilmiştir. 313 . Almanya. 3. deforme olması ve yıpranmasının önüne geçilecek. trofik bozukluklar ayakta nasır oluşumuna yol açmaktadır. Madeni yağlar. metaller. sandalet ve terlikler gibi giyecekler. Fransa. Ayak sağlığında ayak yapısının rolü büyüktür. Bunun için de ülke genelini temsil eden bir örnekle mutlaka ayakkabı standardı ölçüleri ortaya konulmalıdır (5). dokuma. iyot. chrysarobine. benzoate de benzyle.novokain. başka toplumların ayak morfolojisini yansıtan kalıpların ustalar tarafından kendi tecrübelerine göre değiştirilmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Dar ve uygun olmayan ayakkabı giyenlerde ayak parmaklarının üst ve alt aralarında tabanlarda tazyik neticesinde clavus'lar meydana gelebilmektedir. Bu kalıplar hem ayağı rahatsız etmekte hem de ayakkabıların daha çok yıpranması. Sinirlere baskı yaptığı için çok ağrı verirler ve bu ağrılar neticesinde kişiyi hareketsiz bile bırakabilirler. Naylon çamaşır ve çoraplar. ayakkabıyı ayağa uydurmamız mümkün olabilecek ve ayağın rahat etmesi sağlanabilecek.

Aynı zamanda ayağımızın günlük değişimleriyle de uyumludur. Ayak problemlerinin önemli bir kısmını yanlış ayakkabı seçimi ortaya çıkarır. Ayakkabının tabanı spor sırasında maruz kalınan darbe ve basıncı emebilme özelliğine sahip olmalıdır. Basketbolda) ayak bileğini de kapsaması arzu edilir. Ayakkabının dili ve 314 . Ayakkabınız bu kemerleri iyi desteklemelidir. Ayakkabı alırken her ikisi giyilip yürürken test edilmelidir. tırnak batmalarına. Dar kalıplı . hekiminize danışarak tabanlık ya da ortotik kullanılarak spora bağlı olası sorunlarınız engellenebilir. Kışlık ayakkabı ilkbaharda yazlık ayakkabı ise sonbaharda alınır. burkulmasına izin vermemelidir. bir de enlemesine kemer (ark) oluştururlar. ayak parmaklarını yandan sarmalıdır. ayak parmaklarında şekil bozukluklarına. Tabanda tırtıllar varsa. Ayağınızda bulunan 26 kemik ve bunlarla ilişkili eklem ve bağlar ayağınızda bir uzunlamasına. Rasgele ve sonradan genişler düşüncesiyle alınan ayakkabılar ayak sağlığını olumsuz olarak etkiler ve basma bozukluğuna. sivri burunlu. Topuktan yukarıya doğru aşil kirişini koruyucu bir yastıkcık bulundurmalıdır. bilek burkulmalarına. acılı nasırlara. Ayakkabının doğal malzemelerden imal edilmiş olmasına özen göstermeliyiz. En uzun parmağımız ile ayakkabımızın ucu arasında yarım santim boşluk olmasına dikkat etmeliyiz. Böylece burkulmalar ve su toplanması engellenmiş olur. çocukluktan başlayıp bütün yaşam boyunca süren bir alışkanlık olmalıdır. çabuk yorulmaya. Ayağınızın solumasına izin vermelidir. Ayağınızda bir sorun ya da eski bir yaralanma varsa. bacak ve bel ağrılarına ve ayakta kalıcı deformasyonlara sebep olur. Ayağı iyi sarıp. Bazı spor türlerinde (örn. ayrıca ayak tabanını iyice sarıp hareketini engellemelidir. bunlar uzun olmamalıdır ve tüm ayakkabı tabanına yayılmalıdır. Tabanın orta kısmı ise bükülmemelidir. ayak. ayak mantarına. Ayaklar gün içindeki aktivite ile biraz büyüyeceğinden ayakkabı alırken öğleden sonraki saatler tercih edimelidir. Diğer yandan dayanıklı da olmalıdır. Öncelikle ayağımızın şekline uygun ayakkabılar seçmeye özen göstermeliyiz. Bilinçli ayakkabı seçimleri yaşam süreci içinde oluşabilecek bazı sağlık problemlerini engelleyeceği gibi bazı problemlerin tedavisini de sağlayacaktır. Ayakkabının topuk kısmı ise yumuşak ve kalın olmalıdır ve darbeleri rahatça emebilmelidir. Ayakkabının sayası hareketli ve sağlam olmalıdır. Spor yaparken beden ağırlığınızın 3-4 katı fazlası ayaklarınıza yük olarak biner. Bağcıklı ayakkabılar ayağı daha iyi kavrar ve kan dolaşımını engellemeyecek şekilde ayarlanabilir.Uygun Ayakkabı Seçimi Ayak sağlığına özen göstermek. Bu nedenle spor sırasındaki kullanacağınız en önemli giyim eşyası spor ayakkabınızdır. Spor Faaliyetleri İçin Uygun Ayakkabı Seçimi (12) Ayaklarınız günlük etkinliklerinizde bile yeterince yük altına girmektedirler. Böylece nasır ve diğer parmak zedelenmeleri engellenmiş olur. Ayakkabı seçerken kriterimiz model ve renkten önce rahatlık olmalıdır. Ayakkabının ucu en az 45 dereceye kadar bükülebilmelidir. yüksek topuklu ayakkabılar nasır ve benzeri bir çok problemin davetiyesidir (9). Koşu sırasında ayak parmaklarının bükülmesine izin vermelidir. Ayakkabının ön ucu esnek ve yumuşak olmalıdır. İç tabanı arkları desteklemelidir ve taban özellikle parmakların bulunduğu uç kısmında yukarıya doğru kalkıp. Seçeceğiniz ayakkabı ayağınıza iyi oturmalıdır. üstü basık.

Ortopedik ayakkabı ayaktaki ağırlık taşıma noktalarını destekler. Ayakkabı alırken. Yapacağınız spor türüne uygun ayakkabılar bulunur. Ancak ayak parmaklarınıza da yeterince hareket olanağı sağlamalıdır. Ayakkabılarınızı uzun ömürlü olmaları için çorap ve ayakkabılarınızı sıkça değiştirmelisiniz. sporda giyeceğiniz çoraplarla ve öğleden sonra deneme yapın. iç tabanı yumuşsak ve katı topuk desteği olan bir ayakkabı önerilir. Ortalama 750-800 km'lik bir koşu mesafesinden sonra aşınmalar had safhaya ulaşır. Hatta mağazanın içinde yürüyerek ya da koşarak ayakkabının uygunluğuna bakın. onları kalıba almalı ve doğal koşullarda kurumalarına izin vermelisiniz (güneşte ya da ocağın karşısında kurutmayın çünkü derinin setleşmesine neden olur). Dolayısıyla ayakkabıyı sadece dış görünüşüyle değerlendirmek yanlıştır. Örneğin koşacaksınız topuk tabanı kuvvetli. ayak baş parmağının yanında kemik çıkması ve ayak parmaklarında deformasyonlara rastlama olasılığı artar. Bağcıkların ayak bileği hareketini fazla engellemeden. neredeyse hiç kimse. Düzenli spor yaptığınız durumda. 28 kemik ve kemikçik bir araya gelmiş. Çocuklara giydirilen ayakkabılar sağlıklı ayak ve bacak gelişimini destekler. Taban altı basınç dağılımı dengelendiği için nasırlı bölgeler tırnak patlamaları ve bunların sebep oldukları ağrılar azalır. Esneme kabiliyeti vardır. Yürürken ayak kaslarına ve kemiklerine dengeli yük binmesini sağlar. ayak için uygun şekli alabilir. Basış problemleri çabuk yorulmaya sebep olur. ayakkabınız 6-9 ayda aşınacaktır. tenis oynayacaksanız yanları destekli. kasların. Basış bozuklukları doğru ortopedik ayakkabı kullanımıyla önlenebilir. Bunun için aşınmalara dikkat edin. bağ dokularının ve sinirlerin harika bir uyumu ile harekete geçirilmiştir. ayakkabının dış tabanı ve saya bölümü ile beraber düşünülmelidir. İmalatta kullanılan malzemenin doğal deri olması sağlıklıdır. Ayak kemiklerinin doğru teşekkül etmesine yardımcı olur. mümkün olduğunca yukarıda bağlanması arzu edilir. Ortopedik ayakkabı ayak tabanına temas eden iç düzeni. Ayağındaki basış bozukluğunun farkında olmayıp buna bağlı olarak. Derinin gözenekli yapısı ayağın teneffüs etmesini sağlar. Ortopedik ayakkabılar ayağın ağırlık taşıma ve ayağın hareket noktaları ile uyumludur. Ayakkabının iç tabanı erkenden yıpranacağı için. Şekli çabuk bozulmaz. ayakkabılılarınızı temiz tutup. Dolayısıyla fazla kilolardan kurtulmak 315 . çatlak ve ciddi kas zedelenmeleriyle karşılaşanlar vardır. Ortopedik ayakkabılar vücut dengesi için çok önemlidir. Ortopedik ayakkabının üretilmesi özel bilgi ve düzen gerektirir. onu değiştirmenizde yarar vardır. Taban düşüklüğü olanlarda böyle bir ayakkabı giyilmezse yaşlılık zamanlarında ağırlığa ayak bileği şekil bozuklukları. Ortopedik Ayakkabı Kullanımı Yürümeye başladığımız andan itibaren seçilen doğru ayakkabılar her zaman vücut sağlığımızın destekleyicisidir. sıkı biçimde ayağa oturanıdır. yürüyecekseniz tabanı sert. özellikle ileri yaşlarda düşen kırık.kenarları yumuşak kavçuklu olmalıdır. Vücudumuzun bütünü ile ayaklar üzerine bindiği ve bu yükü bir ömür boyu taşıdıkları halde. dinlendirmelisiniz. çünkü bunlar yaralanmalara ve ağrılara neden olabilirler. İçine yerleştirilen özel destekleyiciler bitmiş bir ayakkabıya takıldığında dışarıdan görünmez. ayaklar sağlıklı oldukları sürece bir nebze olsun onları düşünmez. En uygun ayakkabı ayağı sıkmadan. Birinci ayak parmağı ile ayakkabı ucu arasında 1 cm'lik boşluk olmalıdır.

Ortopedik ayakkabılarda bulunan özel derinlik. b. Vücudun rahat taşınmasını sağlar. kumda çıplak ayakla yürüme egsersizleri yapılmalıdır. Ayaklarda aşırı terleme ve maserasyon engellenmelidir. Doğru ayakkabı ve sandaletler ayağı egzersiz yaptırır (9). Ayakkabılar yürüme ve durma hallerinde ayağın şekline tamamen uyacak tarzda olmalı. Ortopedik ayakkabı sadece ayak için değil bütün vücut için faydalıdır. Çorap büyüklüğü ayakla uyumlu olmalıdır. Uzun süre ayakta ve hareket halinde olmamaya özen gösterilmelidir. yere saçılmış bilyeleri ayak parmaklarıyla toplayıp bir kutuya atma. bağcık ve sağlıklı topuk yüksekliği kanın damarlarda rahatça dolaşarak kalbe geri dönmesine yardımcı olur. kan dolaşımını engellemeyecek ve ayakkabı içinde kıvrımlar yapmayacak nitelikte olması sağlanmalıdır. hiçbir yerini sıkmamalı. Ortopedik ayakkabı kullananların yorulmadan uzun mesafeler yürüyebildikleri tespit edilmiştir. a. Derinin buharlaşmasını engelleyen sentetik çorap kullanılmamalı ve her gün çorap değiştirilmelidir. Ayak kaslarını ve kemerini güçlendirmek için ayak altında oklava yuvarlama. verimliliği artırır. Bacak damarlarında varis ve dolaşım problemi olanlarda ortopedik ayakkabı özellikle ayakkabı kullanımı tavsiye edilir. Hanımların giydiği yüksek topuklu dar ve basık kalıplı ayakkabılar dolaşımı olumsuz yönde etkiler ve şikayetlerin artmasına sebep olur. Yorgun ayakları dinlendirmek için ılık su ile yıkadıktan sonra kremle masaj yapmalıdır. c. batık tırnak ve mantar gibi rahatsızlıkların oluşmasını engeller. Doğru bir ortopedik ayakkabı omuriliğin duruşunu destekler. f. Bunun sağlanması için. geriyatri. genişlik. b. Sonuçlar Ayak sağlığını korumak için koruyucu tedbirleri almak ve bunları belirli bir disiplin içinde değerlendirmek gerekmektedir. Böylece kişinin yorulmasını geciktirir. Sıcak mevsimlerde ayağın terleme olasılığı fazla olduğundan bu dönemlerde ayakları kuru tutmak için pudra. solüsyon kullanıp ayakları havalandırmalıdır. Bunun yanında genel olarak ayakların korunmasında aşağıdaki önlemlerin alınması gereklidir (5). e. kalp damar cerrahisi uzmanı doktorlar ve fizyoterapi uzmanları birlikte çalışmalıdır. 3. a. d. Ayakkabının ayağa uyumlu olmasını sağlamalı ve ayak travmaları engellenmelidir. dahiliye. 1. Doğal malzemeden mamul olması sürekli kapalı ortamda bulunan ayakların cilt sağlığının korunması için önemlidir. 316 . Yazın kapalı ayakkabı kullanmamalıdır. Bu amaçla genel pratisyen doktorlar. Kalitesiz malzemeden (lastik) üretilmiş ayak giyeceklerini kullanmamalıdır.yada kalp sağlığı için yapılması gereken egzersizler bu sebepten ihmal edilir. b. Ayak bakımına özen gösterilmelidir. çok geniş olmamalıdır. Bu amaçla. 2. Nasır. a. Ayakkabılar seçilirken ayağı sıkmayacak. Ortopedik ayakkabı ayakta önemli taşıyıcı noktaları desteklediği için yürüyüşü rahatlatır. ortopedi.

Ayağın herhangi bir yerindeki büyüme normal addedilmez. Ayakkabı alışverişinizi ayaklarınızın şiş durumuna denk getirin. Türkiye çapında multidisipliner bir katılımla antropometri çalışması yapılmalı ve Türk ayakkabı standartları çıkarılmalıdır (5). Derinizin renginde tekrarlayan bir leke olup olmadığına dikkat etmelisiniz. 7.c. 5. Giyimin (özellikle ayak giyeceklerinin) sağlıkla olan ilişkisi konusunda sağlık eğitimi verilmelidir. Kalınlaşan veya düzensiz büyüyen tırnaklar mantar belirtisi olabilir. Bu temel bilgiler ışığında ayak sağlığında dikkat edeceğimiz temel kuralları şöyle sıralıya biliriz. Bu inceleme esnasında kontrol etmeniz gereken noktalar aşağıda sıralanmıştır. Yara ve enfeksiyona açık ortamlarda yalınayak yürümeyin. Ayak tırnaklarına gerekli özen gösterilmeli. Kalıcı ağrı varsa bir uzmana görünün. Ayağınızı. Cildinizde ve topuğunuzda yara ve çatlaklar oluşabilir. 4.Tırnaklarınızın etrafında kızarıklık ve şişlik olmamalıdır. 5. Batık tırnaklara neden olabilir. yaraları inceleyin. 6. fazla uzatmamalı ve mümkünse pedikür yapılmalıdır. ayak derisinde tekrarlayan sertlik veya nasır. 1. Diyabetliler için Ayak Bakımı (10) Diyabetliler için ayak bakımı çok önemlidir. Tırnakların kenarını kesmeyin. koşu ayakkabısı giyin. 6. Yıllar sonra ayaklardaki kan dolaşımı yavaşlayabilir. Örneğin koşarken gündelik ayakkabınızı değil. Ayak cildiniz hasarsız ve yumuşak olmalı. bunların neden olacağı olumsuz sonuçları önlemeniz mümkündür. Ayakkabının ayağa göre olması önemlidir. Sandalet giyiyorsanız güneşli havalarda vücudunuz gibi ayaklarınızı da krem leyin (9). Ayakkabı seçiminde halihazırda bir kalıp karmaşası söz konusu olduğundan. 8. Ayak tırnaklarını düz kesin ve çok kısaltmayın. kan dolaşımı problemi olanlar ve kalp hastalarının tırnaklarının başkaları tarafından kesilmesi daha doğrudur. Ayak parmaklarınızın aralarında baskı belirtisi veya çatlak 317 . 7. 3. Ayakları devamlı kuru ve temiz tutmalıdır. sinirler hassasiyetini yitirebilir. Ayak ağrılarını kulak arkası etmeyin. yapılacak iş markaya bakmadan en uygun ve en rahat ayakkabıyı seçmektir. topuklarınızda çatlaklar olmamalıdır. özellikle parmak aralarını düzenli olarak yıkayın ve çok iyi kurulayın. 2. Yaptığınız etkinliğe uygun ayakkabı seçin. Her gün aynı ayakkabıyı kullanmayın. Günlük ayak muayenesi: Ayaklarınızı her gün incelemelisiniz. Her gün ayakkabı değiştirmeli ve iş yerinde yapılan işin niteliğine uygun ayakkabı kullanmalıdır. Ayaklarınızdaki ısı ve renk değişmelerini. Aşırı yıpranmış ayakkabıları mümkünse kullanmayın. Gerekli özeni gösterdiğiniz takdirde. 8. 4. Şeker hastaları. Çünkü bu gurup enfeksiyona eğilimlidir.

Parmak aralarının kurulandığından emin olunuz. bunlar ayaklarınızın esnekliğinin bozulmasına neden olur. diabetik ayak polikliniğine başvurulmalı ve özel cihazlarla nasır temizliği yapılmalıdır. fakat parmak aralarında krem kalmamasına dikkat etmelisiniz. ayak cildiniz kuruyorsa alkolsüz yağlı krem. Tırnaklar kesilirken çok dikkat edilmelidir. Eğer ayaklarınız gün boyu sıcak ve nemli olma eğiliminde iseler parmak aralarına talk pudrası sürebilirsiniz. Ayak yaraları: Tüm özeninize rağmen. Ayaklarınızın bazı bölümlerini görmeniz zor oluyorsa bir ayna kullanarak sorunu çözebilirsiniz. Patlamasını önlemek için üzerine bir parça gazlı bez yerleştirebilirsiniz. Kuru cilt: Ayak cildiniz çok kuru olmamalıdır.10 dakika beklettikten sonra sabun ile yıkayarak temizleyiniz. asla nasır ilacı kullanılmamalıdır (11). Nasırlı cilt: Eğer ayaklarda nasır oluşmuşsa. Ayak sıcaklığı: Ayaklarınızın üşümeye eğilimi varsa. Ayak tırnakları: Ayak tırnakları mümkün olduğunca düzenli olmalıdır. masaj ve egzersiz yararlı olur. makas yardımı ile kesilmemeli. Üst üste binen parmakların arasını pamukla desteklemelisiniz. Ayağınızdaki kabarcıklara çok dikkat etmeli ve kesinlikle patlatmamalısınız. jilet. Giydiğiniz ayakkabı ve çoraplar çok sıkı olmamalıdır. Tırnak batmalarının tedavisi cerrah tarafından yapılmalıdır (11). kurulayınız. oluşma riski olan her iki ülserden birini önlemek mümkündür. küçük olsalar bile tedavi edilmelidirler. Banyodan sonra tırnakları yumuşakken düzeltmek daha kolay ve uygun olur. Ayağınızda fark ettiğiniz küçük yaraları gazlı bez ile kapatmalı ve akıntı 318 . terliyorsa pudra sürünüz. zaman zaman ayağınızda muhtelif yaralar oluşabilir. Kabarcıklar: Ayaklara fazla iş yüklendiğinde veya uygun olmayan ayakkabılar giyildiğinde kabarcıklar oluşabilir. sıcak su ve ütü ile ısıtmaktan kaçınmalısınız. Kuru ciltte çatlak ve yarıklar kolayca oluştuğu için ayaklarınızı yıkadıktan sonra kremlemeli. pedikür yapılmamalıdır. Tırnakları düz bir şekilde kısaltınız ve derin kesmekten kaçınınız (10). Yıkama işleminden sonra. Nasırlar bıçak. Ayak polikliniklerinde nasırları düzenli temizlenen ayaklarda. Ayağınızı sabunla temizledikten sonra durulayıp. Ayakların ağrıyı hissetmediği unutulmamalıdır. Eğer ayağınızda siğil varsa banyoda ve yüzme havuzlarında yalın ayak olmaktan kaçınmalısınız. Her şeye rağmen patlamışsa ve akıntı yapıyorsa gecikmeden doktorunuza başvurunuz. makasın ucu sivri olmamalı. topuk gibi basınç altında bir yerde oldukları taktirde. Siğiller: Siğil enfeksiyonu hem çocuklarda hem de erişkinlerde görülebilir. Yanık olasılığına karşı ayaklarınızı elektrikli battaniye.olmamalıdır. Ayak temizliği: Ayaklarınızı her gün ılık suda 5 . Tırnaklar düz kesilmeli. Kendiliğinden de iyileşebilen siğiller. Uzun süren ayak banyolarından kaçınınız.

Yalın ayak yürümekten kaçınmalı. Ayakkabı seçimi çok önemlidir. kullandığınız ayakkabılara. Çünkü diyabet hastaları farkında olmadan ayaklarına iki numara küçük ayakkabı alabilirler. siğil. Lastik botlar: Yağmurlu havalarda çok pratik olmakla birlikte bu botlar aynı zamanda sıcak ve nemli bir ortam yarattıkları için sağlığa uygun değildir. kirlendikçe değiştirmelisiniz. Temel ayak fonksiyonlarınıza engel teşkil etmemeli ve kenarları sert olmamalıdır. özellikle diyabetli çocukların ayaklarının gün boyu lastik botların içinde kalmasına izin vermemeniz yararlı olur. Ancak bu olanakların kısıtlı olduğu koşullarda yumuşak ve hava tabanlı spor ayakkabıların giyilmesi de ülserin gelişimini önleyebilir. nasırlı deri ve yara oluşumunu önlemek için kullanılır. ayak ve ayakkabınızla orantılı olmalıdır. Eğer egzersiz sırasında spor ayakkabılarınız dar geliyorsa. Kullanacağınız tabanlıklar. Ancak uygun ayakkabıların giyilmesi ve iyi bir ayak bakımı ile yaraların önüne geçilebilir. Ayakkabı almadan önce bir kağıdın üzerine ayağınızın sınırlarını çizerek ayak kalıbınızı çıkarabilirsiniz. çorap ve tabanlık gibi koruyuculara dikkat etmelisiniz. Naylon çorap giymeyi tercih ediyorsanız. sert tabanlı. En doğrusu ayağın yeni bası noktalarının saptanması ve ona uygun tabanlık ve ayakkabı yapılmasıdır. Yaranızın iyileşmesi gecikiyorsa lütfen doktorunuza başvurunuz. Yeni ayakkabılar alıştıra alıştıra giyilmelidir (9). Bu nedenle. Çoraplar: Sağlığa en uygun çoraplar yünlü veya pamuklu olanlardır. Bu nedenle satın alacağınız ayakkabıların seçimi için öğle vakti daha uygundur. Ayrıca ayak parmaklarınızın çorabın içinde rahat hareket edebilmesi için dar olmamasına dikkat 319 . Sivri burunlu. Ayakkabılar: Ayaktaki şekil bozukluklarının düzelmesi mümkün değildir. Tabanlıklar: Tabanlıklar ayakkabının yarattığı basınç ve buna bağlı nasır. Ayakkabınızın genişliği ayak genişliğiniz kadar olmalı. Bu kalıbı alacağınız ayakkabının içine koyup deneyerek daha rahat karar verebilirsiniz. Spor ayakkabıları: Bu ayakkabılar günlük ayakkabılardan geniş olmalıdır. Çünkü kuvvetli egzersizler ayakların uzunluğunu arttırırlar.yapıp. Eğer böyle bir durum yoksa gazlı bezi günde iki kez değiştirmeniz yeterlidir. adele sıkışması gibi sorunlar yaratır (10). Ayakkabı seçerken uzman yardımı almak gerekir. Günlük ayakkabılar: Ayak yaralarının yaklaşık yarısı. Kaldırırken cildinizi zedeleyebileceği için flaster kullanmayınız. ayağa uygun ve rahat ayakkabılarla önlenebilir. Günün son saatlerine doğru ayaklarınız şişebilir. Diyabetliler için ayaklarını dış etkenlere karşı korumak çok önemlidir. sert yerlerini dışa doğru çeviriniz. bir veya birkaç tırnağınıza baskı yaparak olumsuz sonuçlara yol açabilir. Diğer taraftan ayak uzunluğunuz şişme nedeni ile gün boyunca değişime uğrayacağı için bir yerine iki ayakkabı kullanmanız daha sağlıklı olabilir. Uygun olmayan ayakkabılar nasır. dar ayakkabılar asla kullanılmamalıdır. Ayakkabılarınız yumuşak deriden ve kapalı olmalıdır (11). ayağı sarmalı ve şeklini muhafaza edebilmelidir.

Bunların en önemlisi. Sonra ayaklarınızı sallayın. Bir kalemi ayak parmaklarınızın yanına paralel olarak 1 cm uzağına koyun. Her iki ayağınıza bu egzersizi iki üç kez uygulayın. fosfor. Bir elinizle bileğinizi kavrayın ve ayak baş parmağınızı kaleme doğru hareket ettirin. Ağızdaki olumsuzluklar diş sağlığının bozulmasına. Sonra ayağınızı küçük parmağınıza doğru bükerek basınç uygulayın. A ve D vitaminli besinleri.AĞIZ ve DİŞLER (7) Diş ve diş eti hastalıkları ülkemizde ve dünyada en önemli sağlık sorunları arasındadır. Durabildiğiniz kadar durup ayaklarınızı indirin ve sallayın. 5. Kişinin dişlerinin sağlıklı olup olmayışı kimi etmenlere bağlıdır. Ancak hayatı doğrudan tehdit etmediği için gereken önem verilmemektedir. Tüm basınç önce baş parmakta toplanıp. Ellerinizi dizlerinizin üzerine. sonra küçük parmağa doğru ilerleyecektir. Diyabetlilerin ayaklarına gösterecekleri özen yaşamlarını daha da kolaylaştırır. Ayaklarınızı açık fakat paralel olarak yere koyun. Ayak kasları ve çatlaklar için bir sandalyenin üzerine oturun. örneğin süt. Yürüme: Normal yürüme kan dolaşımı problemi olan kişilerde uygulanabilecek en kolay egzersizdir. Ayaktaki kaslar için bir sandalyenin üzerine oturun. bu hareketi 5 kez tekrarlayın. Aynı hareketi iki ayağınızla aynı anda tekrar yapın. sindirimin olumsuz etkilenmesine yol açar (7). sebze ve meyveleri yeterince alıp almamasıyla ilgilidir.ediniz (10). Her gün yarım saat yürümek ve daha sonra süreyi arttırarak devam etmek hastalara zarar vermez. Ayak egzersizleri: Bacak arka kasları için ayağa kalkın. Ayak baş parmağınız yere değene kadar topuğunuzu yukarı kaldırın. Dikişli çoraptan kaçınılmalıdır (9). nasır. Ağızda ve dişlerde yapısal ve işlevsel herhangi bir bozukluğun olmaması. Kişinin beslenme alışkanlığı ve diş 320 . Ayak ısınıza dikkat ediniz. fakat bu esnada derine kaçmayınız. Özet Diyabetlilerin ayak bakımı önemlidir. Tırnaklarınızı düz bir şekilde kesiniz. Ayak parmaklarınızı gerin ve 20 saniye gergin tutun. Yapacağınız egzersizlerin ayak ve bacak kaslarının güçlenmesinde ve yaraların önlenmesinde yararlı olacağını unutmayınız. Böylece ayağınızın iç kısmındaki kaslar çalışmış olur. Ayak parmağınız üzerinde yükselebildiğiniz kadar yükselin. rahim içi yaşamı döneminde annesinin kalsiyum. Aynı zamanda merdiven çıkmak asansör kullanmaktan daha iyidir. ağız ve dişlerin görevlerini tam olarak yapabilmeleri durumu “ağız ve diş sağlığı” nın varlığını gösterir. Aynı uzaklığı daha kısa sürede yürümek de çok yararlıdır. Aşağıdan yukarıya çıkmakta zorlanıyorsanız yukarıdan aşağı inmeyi tercih edebilirsiniz. Ayakkabı seçerken uygun ve rahat olanını tercih ediniz. Aynı hareketi diğer ayağınızla da yapın. ayaklarınızı zemine koyun. Fazla soğuk ve fazla sıcaktan kaçınınız. Şeker hastaları için ayaklarını dış etkilere karşı korumanın ne kadar önemli olduğunu unutmayınız. Ayağa kalkın. çatlak gibi şüpheli bir belirti olup olmadığını kontrol ediniz. Ayak cildinizin bakımını ihmal etmeyiniz. Bu nedenle: Ayaklarınızı her gün düzenli olarak inceleyerek yara.

eklemler vb. karmaşık ve pahalı tedaviler gerekebilir. Bu hem sağlık açısından. 321 . Diş minesinin erimesinden sonra çürük hızla ilerler. kalp hastalığı gibi bir çok hastalığın oluşumuna neden olabilmektedir (7). Enfeksiyonların sürekli yinelenmesine neden olan bir odak oluşturabilir. mide ve sindirim sistemi bozuklukları. Diş eti hastalıkları kimi zaman diş yuvasının bulunduğu çene kemiğinin erimesine kadar ilerleyen bir etki yapabilir. ve bakterilerin kendilerinin oluşturdukları asit diş minesinin erimesine neden olur. Eklem romatizması. Ağza takma diş takılmasına olan ihtiyacı azaltır. Diş ağrısının olması için diş çürüğünün çok ilerlemiş olması gerekir. Eğer diş hekimi tarafından daha başlangıcında tedavi edilmeyecek olursa çürük diş için daha zor. Besinler içinde diş çürümesine en çok neden olanlar karbonhidratlar. hem de sosyal ve ekonomik açıdan önemli katkılar sağlar. Hiçbir şey kendi doğal dişlerimizin yerini tutamaz.temizliğine verdiği önem de diş sağlığını etkiler (1). Çürük daha da ilerlerse diş özü bölgesinde ve çene kemiği içerisinde cerahat oluşmaya ve birikmeye başlar. yapılarda önemli sağlık sorunlarına yol açabilen enfeksiyonlara kaynaklık edebilir (7). Diş plağı. diş eti hastalıklarının oluşumunu ve ilerlemesini önler. Diş Çürümesi: Diş çürüklerinin oluşmasında üç temel etmen bulunmaktadır: Duyarlı bir diş yüzeyi. Bu birikintilere plak denir. Bu plaklar bakterilerin diş üzerinde tutunmalarını da kolaylaştırılırlar. alttaki tabakada geniş ve derin bir oyuk meydana getirir. yani kabaca. Buna diş apsesi denir. 1. Diş çürüklerinin erken dönemde tanınması dişlerin kaybedilmesini engelleyebilir veya en azından geciktirebilir. Diş çürüğü diş özüne doğru ilerledikçe dişler ağrımaya başlar. Yemeklerden sonra dişlerin fırçalanması ve diş ipi kullanarak yemek artıklarının çıkarılması dişlerin çürümesini. diş etlerinin önemli hastalık nedenlerinden birisidir. yapışkan bir madde haline getirir ve dişler üzerine yapışmasını sağlar. mikroorganizmalar için elverişli yiyecek artıkları. Dişlerin ağrımaması sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Dişler iyi temizlenmeyecek olursa ağız içerisindeki bakteriler yiyecek artıklarındaki şekerli maddeleri kullanarak onu saydam. Diş çürüğü dişte oyuklar yaparak dişin yapısını bozan ve kendi kendine iyileşmeyen bir hastalıktır. Diş hekimleri gerektiğinde dişlerin filmini çekerek gözle görünmeyen diş oyuklarını da belirleyebilirler. Dişler düzenli olarak fırçalanır ve bakımlarına özen gösterilirse mikroplar onlara zarar veremezler. Kalp. Doğal dişlerin uzun süre dayanmasında ağız ve diş bakımının önemi çok büyüktür. Kalıcı dişlerin erken dökülmesi beslenme sorunlarına neden olur. böbrek. şekerli gıdalardır. bunların parçalanmasına ve asit oluşumuna yol açacak mikroorganizmaların varlığı. Böylece oluşan erime bölgelerinden giren mikroplar kolayca alttaki yumuşak dokuya ulaşabilirler. Ağız ve diş sağlığında en önemli iki hastalık diş çürükleri ve diş eti iltihaplanmalarıdır. Neredeyse bütün sistemleri olumsuz etkileyen sürekli enfeksiyon odağı haline gelebilir. kalp ve böbrek hastalıkları. Diş sağlığının bozulması vücuttaki diğer organları da etkileyebilir. Besinlerin tatlandırılması için kullanılan şekerli maddelerin içinde bulunan asit. Diş çürüklerinin tedavi edilebilir dönemde belirlenmesi için ağrı oluşmasını beklemeden senede en az iki kez diş hekimine giderek dişlerin muayene ettirilmesi gerekir. Ağızda dişlerin çürümesi diğer organların sağlığını da bozar.

İltihaplı diş etleri kolayca kanar. 3. Diş eti kanamalarında diş hekimi muayenesi zorunludur. Düzensiz dişler. kötü ağız kokusuna yol açarlar. ceviz vb. Burada bol miktarda damar ve sinir bulunur. solunum sistemi hastalıkları. kabuklu yiyecekler dişlerle kırılmamalıdır. Çene kemiği içinde kalan bölümüne ise dişin kök bölümü adı verilir. Aşırı derecede flor dişlerin sararmasına neden olabilir. Ağız ve Diş Sağlığı Nasıl Korunur? Diş hastalıkları ve diş sağlığının korunması açısından erken tanı çok önemlidir. Diş eti hastalıkları. Dişler sert cisimlerle karıştırılmamalı. alt ve üst çene arasındaki ilişkinin bozulmasına neden olabilir. diş ipi kullanılması. Bu hal sosyal ilişkileri de etkiler. Aşırı asitli ve şekerli yiyecekler mikroorganizmaların etkisini artırır. Bu bölüme dişin boyun bölümü denir. 322 . Bu nedenle hekim önerisi olmaksızın ilaç kullanılmamalıdır (7). diş çürükleri ağız kokusuna neden olabilir. aşırı tatlı ve şekerli yiyeceklerden olabildiğince kaçınma bunlar yendiğinde ve diş eti hastalıklarının önlenmesi için de diş fırçalama ve düzenli diş hekimi kontrolleri önemlidir. 4. Ayrıca. Diş kökü diş yuvasında çene kemiğine özel doku uzantıları ile sıkıca bağlanmıştır. Diş etleri. Sigara içenlerin dişleri kahverengimsi bir renk alır. Düzensiz dişlerin en önemli nedeni süt dişlerinin zamanından önce yitirilmesi olabilir. Ağız kokusu olduğunda nedeni araştırılmalıdır. Canlılığını kaybetmiş olan dişler gri renkte görülür. bademcik iltihabı. Diş gövdesi diş etine ve onun altındaki kemiğe girdiği bölümde daralır. Başlangıç döneminden itibaren diş etleri kolay kanar. Dişlerde gelişim bozuklukları varsa erken dönemde özel diş hekimliği dallarında uzmanlaşmış birimlere başvurularak gerekli tedavi sağlanmalıdır. Diş Eti Hastalıkları: Dişin diş eti dışında görünen bölümü diş minesi denilen sert bir tabaka ile kaplanmıştır. Dişlerin Gelişim Bozuklukları: Ağızda kapanma bozukluklarına neden olan diş düzensizlikleri dişlerin çürümesini kolaylaştırır ve daha erken dönemde dökülmesine yol açar. Diş çürümelerinin önlenmesinde sularda yeterli flor olması. Diş üzerindeki plaklar bunun en önemli nedenidir. Tedavi edilmeyen diş eti iltihapları çene kemiğinin de iltihaplanmasına ve zarar görmesine yol açabilir (7). Diş minesinin koruyucu etkisi ortadan kalkar (7). Bunlar diş minesinin çatlamasına ve bakterilerin etkisinin artmasına neden olur. Düzensiz dişler konuşma bozukluklarına ve görünüm bozukluklarına neden olabilir. Sigara dişlerde renk değişikliği yapar. sindirim sorunları. Çocuklarda hatalı olarak kullanılan bazı ilaçlar da dişlerde renk değişikliğine neden olabilir. Bazı metabolizma hastalıkları da ağızda kendine özgü kokular yapabilir. Ağız hijyeninin bozukluğu ile yakından ilişkilidir. Çiğneme ve temizleme güçlüğü yaratırlar. Diş eti hastalıkları en önemli diş sağlığı sorunları arasındadır. Bunun sonucunda çıkan kalıcı dişler birbiri üzerine gelecek biçimde yerleşebilirler.2. ağız bakım yetersizliği ağız kokusuna neden olabilir. Bu nedenle yılda en az iki kez diş hekimine muayene olunması önerilir. Hamilelikte ve süt çocukluğu döneminde kullanılan antibiyotikler ve bazı ilaçlar dişlerde kalıcı renk değişikliklerine neden olabilir. Bunun altında daha yumuşak bir yapı vardır. sinüzit. fındık. En içte ise diş özü vardır. diş yuvaları ve ağız tabanındaki iltihaplanmalar genel olarak diş eti hastalığı olarak bilinmektedir. düzenli olarak dişlerin fırçalanması.

6. Sağlıklı diş etleri fırçalama sırasında kanamaz. yumuşak ve daireler çizecek biçimde. Gerektiğinde ara yüzlerin etkin olarak fırçalanmasını sağlamak üzere ara yüz fırçaları kullanılır. diş etinden ağız boşluğuna doğru hareket ettirilir. bir fırça boyu kadar kaydırılarak fırçalama sürdürülür. buşonu çekmek çok zararlıdır. Bunlarla ilgili önerilerini almak üzere diş hekimine başvurmak gereklidir. Dış kulak kanalını herhangi bir cisimle temizlemeye çalışmak. Dış yüzeylerden başlayan fırçalama sert darbeler halinde değil.5. c. Atılmayan kulak kiri bazen kulak yolunu tıkayarak işitmeyi engeller. dişler arasından geçirilir.Uygun fırça seçildikten sonra dişler en az günde iki kere düzenli olarak fırçalanır. Kulak kanalındaki salgı bezleri kulak kanalına yağlı salgı salgılarlar. Bu işlemde fırça eğik tutularak. Ağız içinde kolay hareket ettirilmesi ve arka dişlere rahat ulaşabilme açısından fırçanın kafasının fazla büyük olmaması tercih edilir. c. İp. Diş ipinin bir bölümü bir elin orta parmağına diğer ucu da diğer elin orta parmağına dolanır. d. Fizyolojik olarak çiğneme esnasındaki kulak kiri parçalar halinde dışarı atılır. b. Bu hareket sırasında sert olunmamalıdır. Bu tıkaca buşon denir. Diş fırçası kişiye ait bir araçtır. Diş İpi Kullanımı: Diş ipi diş aralarında kalan yiyecek artıklarının uzaklaştırılması açısından çok yararlı bir araçtır. b. Otuz santimetre kadar diş ipi alınır. Aşırı kullanımlar diş sağlığı açısından zararlıdır. İpin bir bölümü ortada kalmalıdır. a. Bu artıklar en önemli çürük nedenlerindendir. Fırçalama işleminin en az iki-üç dakika sürmesi gerekir. Diş fırçası 45 derecelik açı yapacak biçimde tutulur ve diş eti hizasından başlanarak ağız boşluğuna doğru fırçalamaya başlanır. a. Diş fırçaları birkaç ayda bir. İp diş etine kadar indirildikten sonra ağız boşluğuna doğru diş aralarını sıyıracak biçimde indirilir. Dış 323 . Bu durum bozulmadan küçük dairesel hareketlerle dişler fırçalanır. Diş fırçalanmasında fırçanın duruşu dışındaki temel hareket aynıdır: Fırça diş eti çizgisine eğimli olarak yerleştirilir. Daha sonra fırça. Bu sırada diş etinin kesilmemesine özen gösterilmelidir. Ortada kalan ip bölümü işaret parmağı ile geriye doğru itilir. Diş parlatma tozları diş hekimi önerisi olmadıkça kullanılmamalıdır. en geç altı ayda değiştirilmelidir. Diş Fırçalama Tekniği: Dişlerimizi korumanın en etkili yolu düzenli olarak fırçalamaktır. Daha sonra dişlerin çiğneme yüzeyleri fırça düz olarak ileri geri hareket ettirilerek fırçalanır. Aynı uygulama diğer bir parça ip alınarak alt dişler için de tekrarlanır (7). Diş fırçalamanın ilk adımı doğru fırça seçimidir. Kulaktaki salgı ile toz ve diğer partiküller birleşerek kulak kirini meydana getirir. Dişler fırçalandıktan sonra diş ve diş eti çizgisi ile dişler arasında kalan yemek artıklarının temizlenmesi için diş ipi kullanılır. Diş macunu ağıza verdiği hoşa giden koku ve his nedeniyle diş fırçalanmasını kolaylaştırır. En uygun fırça naylon ve orta sertlikteki fırçalardır. 6-KULAK TEMİZLİĞİ (6) Dış kulak yolu ve kulak kepçesi arkası çok çabuk kirlenen bölgelerdir. Daha sonra dişlerin iç yüzeyleri aynı şekilde fırçalanır. ön dişlerden arka dişlere doğru yapılmalıdır.

Banyo sırasında kulağa su kaçmasını önlemek için vazelinli pamuk tıkaç kullanılabilir. 7-CİNSEL BÖLGENİN TEMİZLİĞİ (7) Ergenlik dönemiyle birlikte kızlar ve erkeklerde üreme organlarında bazı değişiklikler olmaya başlar. Bu nedenle özellikle dışkılama sonrası temizliğin özenle yapılması çok önemlidir. dışkı ile bulaştırmamak açısından önemlidir. herhangi bir yolla tekrar vücudumuzun iç ortamına bulaştıklarında hastalığa neden olurlar. Kulak zarı bile delinebilir. 8-TUVALET SONRASI BEDEN TEMİZLİĞİ (7) Sağlıklı bir insanda idrar mikrop içermez. Kıllı deride ter bezleri çok daha fazla sayıdadır. hem daha sonra kendimizi hem de birlikte ortamı paylaştığımız insanları. Kulak temizliği ancak bir sağlık kurumunda uzman kişiler tarafından yapılmalıdır. ağrı ve o bölgede ısı artışı gibi iltihap belirtileri görülmeye başlar. Burada dikkat edilmesi gereken diğer noktaysa. yüzde bıyık ve sakal tarzında kıllanma da başlar. Enfeksiyon meydana gelir. Temizliğe özen gösterilmediğinde mikroorganizmaların bu bölgelere yerleşmesi ile kaşıntı. Dışkılama sonrası temizlik.kulak yolu kurcalandıkça salgılama işlemi bozulur. gözle görünür bir kirlilik kalmayıncaya kadar yinelenerek her seferinde kuru temiz tuvalet kağıdıyla. kızarıklık. 324 . tuvalet kağıdının ruloda kalan bölümünü kirletmemek. Bu işlem bittiğinde eller mutlaka etkili bir biçimde yıkanmalıdır. sifon ya da kapı kolu ve benzeri bir yüzeye dokunmak gerekiyorsa. Erkeklerde göğüste. şişme. ancak dışkının her milimetre küpünde milyonlarca bakteri bulunur. Özellikle ellerde istenmeyen bir bulaşmanın olduğu durumlarda kullanılan musluk. daha önce de belirtildiği gibi idrar çıkışı açıklığına ve kadınlarda vajina girişine mikrop bulaştırmamak için mutlaka önden arkaya doğru yapılmalıdır. Bu nedenle terleme ve terleme sonrasında koku çok daha rahatsız edici olabilir. Ayrıca bu dönemde erkek ve kızların üreme organlarının etrafında ve koltuk altlarında kıllanma başlamıştır. buralara doğrudan temas yerine tuvalet kağıdı kullanarak dokunmak. Bu dönemden itibaren vücut temizliğinde banyo yapma dışında üreme organ temizliğine özel olarak önem vermek gerekmektedir. Bunlar bağırsaklarımızdan atılmış olmasına rağmen. daha sonra yine el değdirilmeden fışkıran suyla ya da ıslatılmış kağıtla yapılması ve bölgenin tuvalet kağıdı ile kurulanarak temizliğin bitirilmesi en uygunudur. dışkılama sonrası temizlik yapılırken ellere mikrop bulaştırılmamasıdır. Bu nedenle dışkılama sonrasında ilk temizliğin. Erkeklerin üreme organlarında olan değişiklik büyüme ve gelişme tarzında olur.

Somyürek Hİ. Ayak Sağlığında Patolojiler ve Koruyucu Önlemler.2004. Pediküloz (Bit Hastalığı).http://www. 26. 7. Hasde M. Hatiboğlu Yayınları: 1990. 2003: 2(1).shtml.htm.2004 12. Güleç M. Tıp Fakültesi Spor Hekimliği AD. 2000: 21(3).tr.tr/gdb/temizlikgdb. Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği. TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni. Türk İnfeksiyon Web Sitesi. 4.Hakan Yaman.usakdiabet.KAYNAKLAR 1. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Yayınları: 1.2004 11. Ankara. Hacettepe Halk Sağlığı Bülteni. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji AD. Tanım ve Tarihçe. 2003: 1(10). Ayak Sağlığı. Kişisel Sağlığı Koruma Önlemleri.Doç. 26. 26.04. http://saglik.sagmer. Sağlığı Koruma Bilgisi. Diabetliler İçin Ayak Bakımı. 26.milliegitim. Somgür Yayıncılık: 1994.shtml. org/Detail.infeksiyon. Tekbaş ÖF. sayfa 7-23. Dirican R. TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni.04.Dr. Mansur AT.org/diyabetbilgisi. Uygun Ayakkabı Seçimi. Yüzeyel Mantar Enfeksiyonları ve Tedavisi. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Birimleri. 5. htm. Murat Günaydın. 26.hacettepe.edu. 26.html. Samsun. sayfa 275-276. Kişisel Sağlık Bilgisi.2004. Yrd. 2. http://www.04. Toplum Hekimliği. sayfa 1-11. Ankara. http://www.2004 325 .turkishoes.04. Doç. Süleyman Demirel Üniversitesi. 13.net/spor_ve_ saglik_ayakkabi.htm. 1980. El Hijyeni ve Dezenfektanların Kullanımı. http://www. http://www. 26. Ankara.com/elhijyeni.2004.04. Yumurtuğ S. Temel Diabet Bilgisi.2004 10.asp?ctg. 9. Daha Sağlıklı Olmak Ellerinizde. 3. http://muratomu. Hijyen Koruyucu Hekimlik.net/saglik/diyabetayak. Oğur R. Sungur T.04. Isparta.Dr. Sağlıklı Yaşam Önerileri. 6. 8. Hasde M.04. org/ html/saglik.tripod.

4. GIDA HİJYENİ Gıda hijyeni; herhangi bir gıdanın temizliği ve tümüyle hastalık yapan etmenlerden arınmış olması demektir. Gıda zehirlenmesi sonucunda %2-3 kalıcı olarak, böbrek rahatsızlıkları, menenjit, kalpde fonksiyon bozukluğu, romatizmal sendromlar, dalak apseleri vb. görülebilir. Bunun yanında ekonomik etkileri sonucunda Amerika Birleşik Devletlerinde yılda ortalama 6,5 – 35 milyar dolar, Kanada’da 1 milyar dolar, Avustralya’da 0,5–2 milyar dolar ekonomik kayba neden olduğu tahmin edilmektedir. Gıda zehirlenmesi vakalarının meydana geldiği yerler %85-70 ile yiyecek sektörü, %10-30 ev, %5-10 işlenmiş gıda endüstrisidir. Yiyecek sektörü çiğ et, tavuk, balık, yumurta, çiğ sebze ve işlenmiş gıdalar gibi çok sayıda riskli gıda maddesi kullanılması, emek yoğun olması nedeniyle çok riskli bir sektördür. Çiğ et , tavuk, yumurta, deniz ürünleri ve süt ürünlerinde mikrobiyolojik tehlike olarak, Salmonella, E.coli O157, Listeria, Campylobacter, Vibrio, Cl.botulinum, Cl.perfringens, Giardia, Cyclospora, kimyasal tehlikeler olarak ise veteriner ilaçları, ağır metaller söz konusudur. Zehirlenmelerde %70 et ve et ürünleri, %15 balık ve öbür su ürünleri ile %15 süt ve yumurta ürünleri sorumludur. Sebze ve meyvelerde Hepatit A, Salmonella, E.coli O157, Cl.botulinum, Giardia, Cyclospora gibi mikrobiyolojik tehlikeler ile pestisit / herbisit maruziyeti sonucu kimyasal tehlikeler söz konusudur. Tarladan ve çiftlikten gelen bu tehlikeler ancak iyi tarımsal uygulamalar ile kontrol altına alınabilir. Gıda işçisi kaynaklı tehlikeler en sık olarak Salmonella, E.coli O157, Shigella, Hepatit A, S.aureus, Norwalk virus olarak gözlenirken, en önemli nedenleri kişisel enfeksiyon, çapraz kirlenme, hatalı uygulamalardır. Kirli satış yerleri, kaplar, depolar, sahipsiz hayvanların gıdaları kirletmesi, kontamine suyla yıkanmış gıdalar, çiğ ve pişmiş gıdaların aynı yerde depolanması, yere yakın yetişen yapraklı sebze, meyveler, yere düşmüş gıdalar, kirli mutfak masası ve kap, kacak, yiyeceklerin hazırlandığı kapların ve yüzeylerin et suyuyla bulaşık bezlerle silinmesi, açıkta saklanan ve sineklerin kemiricilerin ve öteki hayvanların ulaşabildiği gıdalar, hasta hayvanlardan sağlanan besinler, örn. çiğ süt, yumurta, pişirme ve yeme sırasında hayvanlara dokunulması, hasta ya da yaralı besin işleyicileri, kirli ellerle besin hazırlanması, ya da yenmesi, meyve ve sebzelerin kontamine toprakta yetişmesi gibi yanlış uygulamalar sonucunda besinler sağlık için risk oluşturabilir. DSÖ’nün, Besin Hazırlanmasında Uyulmasını Önerdiği 10 kural aşağıda verilmiştir. 1. Kaynakta güvenli besin üretim tekniğinin seçilmesi 2. Besinin doğru biçimde pişirilmesi 3. Besinin hemen tüketilmesi 4. Besinin dikkatli bir biçimde depolanması 5. Besin doğru olarak ısıtılması 6. Pişmiş besinin ayrı tüketilmesi 7. El temizliğine dikkat edilmesi 8. Mutfağın ve tüm gereçlerinin temiz tutulması 9. İnsektisit, kemirici ve öbür hayvanlardan korunma 10. Temiz su kullanılması… 326

Vücudumuzdaki mikroorganizma miktarı yaklaşık olarak eller 100-1000 adet/cm2, alın 10.000-100.000 adet /cm2, kafa derisi 1.000.000 adet /cm2, koltuk altı 10.000.000 adet /cm2, burun ifrazatı 10.000.000 adet /cm2, tükürük 100.000.000 adet /cm2, dışkı 1 milyar adet /cm2’ dir. Mikroorganizmaların araştırmalarda en çok ürediği yerler, %63 tezgahlar, %50 lavabo musluğu, %49 aşçının eli, %28 garsonların elidir. Kritik Noktalar 1. Kapı kolları, telefon, musluklar 2. Çiğ ve pişmiş yiyecekler 3. Çöp kovaları 4. Ekipmanlar ve tezgah altları 5. Yerler, duvarlar ve döşemesi 6. Temizlik ürünleri 7. Lavabolar 8. Dondurulmuş yiyecekler 9. Soğuk yiyecekler (10 C.)’dir. Korunmak için ise bireysel hijyenin sağlanması gereklidir. Bireysel Hijyen Sağlama İlke ve Önerileri 1. Ellerin hijyenik yöntemlerle yıkanması. 2. Potansiyel tehlikeli besinlerin eldivenle servis yapılması. 3. Servise hazır yiyeceklere çıplak elle dokunulmaması. 4. Yiyecekle temas eden tüm yüzeylere el değdirilmemesi. 5. Çapraz bulaş yapılmaması. 6. Tırnak ve el temizliğine dikkat edilmesi. 7. Günde 2 kez duş alınması. 8. Yaralı, kesikli, yanıklı eller ile yiyeceklere asla dokunulmaması. 9. Personele özel tuvaletler bulunması. 10. Sıvı sabun ve kâğıt havlu kullanılması. 11. Bone ve maske kullanılması. 12. Mutfak ve yemekhanede sigara içilmemesi 13. İş elbiselerinin daima temiz tutulması. 14. Saç, sakal ve bıyık tıraşlarına özen gösterilmesi. 15. İshalli iken yiyecek ve içecekle ilgili alanda çalışılmaması. 16. iyeceklerle uğraşırken ağız, burun ve saçlara dokunulmaması. 17. Tüm tat kontrollerinde ayrı bir kaşık kullanılması, ellerinizi kullanılmaması. 18. İş giysileriyle masa ve tezgâhlara dayanıp, oturulmaması. Besin Hijyeni Sağlama İlke ve Önerileri 1. Sağlam, temiz ve güvenilir yiyecek temin edilmesi. 2. Hemen tüketilmeyecek yiyeceklerin özelliklerine uygun yöntemle depolanması, 3. Tüketilecek miktarda yiyecek hazırlanması ve mümkünse yiyeceklerin pişirdikten hemen sonra servis edilmesi, 327

4. Çiğ sebze ve meyvelerin pestisit kalıntılarını ortadan kaldırabilmek için akan bol su altında iyice yıkanması. 5. Yiyecek ve içecekle ilgili tüm işlemlerin temiz, hijyenik içme suyu ile yapılması 6. Yemekleri uygun sıcaklıklarda (60 0C) 2-4 saat içerisinde servis edilmesi, 7. Yiyecekleri tekrar ısıtma işleminin, yiyeceğin iç sıcaklığı 70-80 0C’ye gelecek şekilde yeterli olmasının sağlanması, 8. Piştikten uzun süre sonra servis edilecek yiyeceklerin uygun şartlarda soğutulması. (sığ kaplarda ve hızlı) 9. Dondurulmuş besinlerin çözdürme işlemini buzdolabı ısısında yapılıp, bir kez çözdürülmüş yiyeceklerin tekrar dondurulmaması. 10. Dondurulmuş hazır veya yarı hazır yiyeceklerin hazırlanması ve taşınma aşamasında soğuk zincire dikkat edilmesi. 11. Donmuş olarak işletmeye gelen yiyeceklerin tüketime dek dondurulmuş şekilde saklanması. Fiziki Koşullar ve Araç-Gereç Hijyeni Sağlama İlke ve Önerileri 1. Mutfak zemini her kirlendikçe veya günde en az bir kez sıcak, dezenfektan madde içeren deterjanlı su ile yıkanmalı ve mutlaka kurulanmalıdır. 2. Mutfak duvarları ayda en az bir kez sıcak deterjanlı su ile yıkanmalıdır. 3. Mutfak tavanları kirli, kabarmış ve çatlak olmamalı, yiyeceğe kir düşmeyecek şekilde olmalıdır. 4. Mutfağa ait tuvaletlerde sağlıklı el yıkamayı sağlayacak tertibat bulundurulmalıdır. 5. Çöp kutularının içinde mutlaka naylon torba bulundurulmalıdır. 6. Her boşaltmadan sonra çöp kutuları, sıcak, dezenfektan içeren deterjanlı su ile yıkanmalıdır. 7. Çöp kutuları dolmasını beklemeden sık sık boşaltılmalıdır. 8. Kullanılan suyun sık sık kontrolleri yapılarak, sıhhî olması sağlanmalıdır. 9. Depoların temizliği, her türlü haşere ve kemirgenin önlenmesi açısından çok önemlidir. 10.Yemekhane, mutfak, depo ve tuvaletlerde sinek, böcek ve kemirici kontrolü yapılmalıdır. 11.Her mutfak aracının kullanma, temizlik ve bakımını belirten listeleri, aracın kolay görünebilir bir yerine asılmalıdır. 12.Temizlik açısından parçalarına kolay ayrılabilen araçlar tercih edilmelidir. 13.Araçların kurutulmasında bez kullanılmamalı, kurutmada ters çevirerek aralıklı paslanmaz çelik raflarda; hava akımı ile kurutma yöntemi uygulanmalıdır. 14.Taşıyıcı (portör) incelemeleri 3 ayda bir mutlaka yapılmalıdır. Çalışanların fizik muayeneleri 15 günde bir mutlaka yapılmalıdır. 15.Sulardan ve mutfak gereçlerinden kültür örnekleri alınmalıdır.

328

KAYNAKLAR 1. I. Uluslararası Gıda ve Beslenme Kongresi Kitapçığı. 15-18 Haziran 2005. İstanbul. 2. MY 33-3 (A) TSK Gıda Kontrol Yönergesi. 3. Last JM, Wallace RB. Public Health & Prev. Medicine. Sec 1 & 3. Appleton & Lange, USA, 1992. 4. Çoban Z. Besin Kirliliği. Sağlık Bakanlığı, TSH Gn. Mdl., Ankara, 2001

329

GIDA GÜVENLİĞİNDE KRİTİK KONTROL NOKTALARINDA TEHLİKE ANALİZİ Doç.Dr. Mahir GÜLEÇ Halk Sağlığı Anabilim Dalı Giriş Bireylerin fiziksel, zihinsel ve sosyal yönden sağlıklı olabilmesi, önemli ölçüde yeterli ve dengeli beslenmelerine bağlıdır. Bu amaçla temin edilen gıdaların fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik olarak insan sağlığına zararlı etmenler içermemeleri, besin içeriklerini kaybetmemeleri gerekir. Bunun yanında dünyadaki çevreye uyumlu olmayan hızlı teknolojik gelişmeler ve aşırı nüfus artışı ile plansız kentleşme gibi nedenlerle doğal kaynaklar hızla tükenmekte, karşılıklı etkileşim içinde bulunan hava, su ve toprak ortamları giderek kirlenmektedir. Gıda üretiminde zararlı faktörlere dikkat edilmediğinde gıda zehirlenmeleri insan sağlığını olumsuz etkilemekte, bunun yanında ciddi ekonomik kayıplara da neden olmaktadır. Gıda kökenli hastalıklardan ve zehirlenmelerden korunmak için besin sanitasyonu uygulamalarının önemi kavranabilmiştir. Besin kaynaklı hastalıkların çoğunun kontrol prensipleri belirlenmiş olmasına rağmen, bugün hala daha ülkemizde ve dünyada önemli derecede mortalite ve morbiditeye neden olmaktadır. Başka bir ifade ile, besin güvenliği ile ilgili sorunlarımız vardır. Geleneksel besin sanitasyonu ve sağlık anlayışının problemleri çözmede başarısız olduğu düşünülebilir. Bu nedenle, maliyeti arttırmadan güvenli nitelikte ve kaliteli gıda üretimi konusunda gösterilen çabalar kritik kontrol noktalarında tehlike analizleri sisteminin ortaya çıkmasına neden olmuştur. "Kritik Kontrol Noktalarında Tehlike Analizi" (KKNTA) sistemi besin kaynaklı hastalıkları önleme ve kontrolde göreceli olarak yenidir. Bu sistem, kontrol yöntemlerinin nerede etkili olacağını belirlemek için gıda üretim, işleme ve hazırlama basamaklarındaki tehlikeleri tanımlayıcı araştırmalar yaparak yaklaşık riski tayin etmeye çalışır. Bu nedenle kontrol yöntemleri gıdaların sağlık açısından güvenilirliğini sağlamada can alıcı noktalar olan spesifik işlemlere yöneltilmiştir. KKNTA besin güvenliğini sağlamak için proaktif (önceden etkin ) özelliktedir. Yani süreç devam ederken kontrol sağlayan bir yaklaşıma sahiptir. Bu sistemin içeriğindeki besin sanitasyonu ile ilgili bilgilerin hiçbiri yeni değildir, yeni olan tek şey bu bilgilerin birincil koruma çerçevesinde yerleştirilip geliştirilerek sistematize edilmesidir. Tarihçe KKNTA kavramı, ilk kez 1959 yılında Pillsbury Şirketi tarafından NASA (National Aeronautics and Space Administration) uzay programı için gıda ürünleri hazırlanması sırasında geliştirilmiştir. KKNTA prensipleri ve uygulamaları 1971'de A.B.D.'de yapılan gıda kongresinde bilim ve sanayi çevrelerine duyurulmuştur. Bu konferans sonunda üç prensip kabul edilmiştir. Bunlardan birincisi; tehlikenin değerlendirilmesi ve tüketim ile tehlikelerin gelişmesi arasında ilişki kurmak, ikincisi; kritik kontrol noktalarını tanımlamak, üçüncüsü ise; kritik kontrol noktalarını izleme sistemini kurmak olarak benimsenmiştir. Yine 1974'de FDA(Gıda İlaç Dairesi) sistemin en yüksek riskli gıda gruplardan biri olan “düşük asitli konserve 330

gıda ürünlerinde“ uygulanmasını mecbur tutmuştur. 70'li yıllar boyunca birçok bilimsel toplantıda ve çoğu Amerikan gıda üreticileri tarafından sistem tartışıldı ve KKNTA bir bilim olarak benimsendi. 1985'de Birleşik Devletler Ulusal Bilimler Akademisi tarafından yayınlanan "Gıda ve Gıda Katkıları İçin Mikrobiyolojik Kriterler" isimli yayın büyük ilgi uyandırdı ve güvenli gıda üretiminde etkileyici bir sistem olarak onaylandı. 1991'de Gıda Hijyeni Kodeks Komitesi KKNTA sisteminin uygulanabilmesi için bir tüzük geliştirdi. Aynı tüzük uygulamaları Avrupa Topluluğu tarafından 1993 yılında üye ülkelerde gıda sektörü için zorunlu hale getirilmiştir. Ülkemizde 16 KASIM 1997 tarihli Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği ile gıda sanayinde KKNTA (HACCP) uygulamaları zorunlu hale getirildi. 09 HAZİRAN 1998 tarihli “Gıdaların üretimi ve denetlenmesine dair yönetmelik” ile KKNTA sisteminin uygulama gerekliliği belirtilmiştir. Yine aynı yönetmelikler 15.11.2002 tarihinden geçerli olmak üzere; başta et, süt ve su ürünleri işleyen işletmeler olmak üzere, gıda üreten diğer işletmelerin de kademeli olarak HACCP sistemini uygulamaları zorunlu hale gelmiştir. KKNTA Sisteminin Açıklanması Kritik kontrol noktalarında tehlike analizi; tehlikenin tanımı, saptanması ve kontrolüne dönük sistematik bir yaklaşımdır. Bu sistem gıdalardaki mikrobiyolojik tehlikelerin kontrolüne mantıksal olarak yaklaşır, sadece gözlemleme yoluyla yapılan kontroldeki doğal kusurlardan ve mikrobiyolojik testlerin güvenliğindeki ihmal dolayısıyla oluşan atlamaların önüne geçmeye çalışır. Gıdaların mikrobiyolojik güvenliğini etkileyen en önemli faktörlere dikkatleri yoğunlaştırarak kaynak savurganlığını önler. Bu arada istenilen gıda güvenliğini ve kalitesini sağlar, ayrıca bu seviyeyi korumada rol oynar. Kritik kontrol noktalarında tehlike analizi, üretimde hijyenik uygulamalar ve kontrollerin belirlenmesidir. Genel olarak üretimin değişik aşamalarındaki işlemlerin güvenilirliğini önceden tahmin etmeyi amaçlayan bir kalite kontrol yöntemidir. Gıdanın fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik parametrelere göre üretiminde kalite güvencesi sağlar. KKNTA sistemi, tehlikelerin belirlenmesi, zararın saptanması ve kontrol altına alınması amacıyla geliştirilmiş sistematik bir yaklaşım olarak da tanımlanmaktadır. KKNTA, gıda güvenliğini en iyi sağlayan bir kalite sistemidir. Prensibi belirlenen kalite kontrol noktalarını sürekli gözetim altında tutacak şekilde üretimi tasarlayarak, potansiyel tehlikeleri ortadan kaldırmak suretiyle tüketiciye güvenli gıda sunmayı amaçlamaktadır. Gıdalar üretim, paketleme, taşıma, hazırlama, depolama ve servis esnasında zehirli maddeler, infeksiyoz ve toksijenik mikroorganizmalarla kontaminasyona maruz kalabilir. Bu yüzden geliştirilen KKNTA'dan amaç; gıda koruma programlarını geliştirmek, geriye dönük kalite kontrol sistemlerini oluşturmak ve gıdanın güvenilirliğine olan güveni arttırmaktır. Gıda güvenliğinde sistematik bir yaklaşım olan KKNTA, birbirini izleyen yedi prensipten oluşur. 1. Tehlikelerin tanımlanması, risk ve şiddetlerinin değerlendirilmesi 2. Kritik kontrol noktalarının tanımlanması 3. Kontrolü sağlamak için kriterlerin ve önleyici tedbirlerin açıkça ortaya konması 331

4. Kritik kontrol noktalarının izlenmesi 5. İzleme sonucu kriterlerden bir sapma gözlendiğinde düzeltici uygulamaların devreye sokulması 6. Kayıtların tutulması 7. Sistemin planlandığı şekilde fonksiyon gördüğünün doğrulanması 1. Tehlikelerin Tanımlanması, Risk ve Şiddetlerinin Değerlendirilmesi : Gıdaların yetiştirilmesi, hasat edilmesi, işlenmesi, fabrikasyona tabi tutulması, dağıtımı, pazarlanması, hazırlanması ve/veya gıda üretiminde kullanılan hammaddelere ilişkin olarak varolan tehlikelerin tanımlanması, derecesinin tayini ve risklerinin değerlendirilmesini kapsar. Gıdalar için tehlike, gıda kaynaklı hastalığa neden olan bir ajan veya mikrobiyal metabolizma ürününün kabul edilemez seviyede olması demektir. Kabul edilemez seviyeyi, sadece bir Salmonella veya Şigella bakterisi veya B. Cereus veya C. Perfiringens için gr. veya ml.'de 100.000 adet mikroorganizma oluşturur. Tehlike, zamanla gıdanın bozulmasına da neden olan kontaminasyonla meydana gelebilmektedir. Tehlikeler, istenmeyen mikroorganizmaların hayatta kalmalarıyla; ısıtılmalarına ve belli koşullarda korunmalarına rağmen bu gıdalarda varlıklarını ısrarla sürdüren toksinlerden kaynaklanmaktadır. Bu durum üç koşulda oluşabilir: Gıdanın, (a) Oda sıcaklığında veya dışarıdaki ılık havada birkaç saat bekletilmesiyle; (b) Fırın ve benzeri aletlerde yeterli sıcaklık derecesine ulaşılamaması; (c) Soğuk gıda depolarında fazla miktarda mal depo edilmesi veya yeterli oranda koruma sağlayacak soğumanın sağlanamaması. Gıdalara tarımsal işlemler, gıdaların işlenmesi, hazırlanması ve depolanması sırasında yanlışlıkla çeşitli kimyasal maddelerin de katılması tehlikelidir. Gıdalara fonksiyonel ya da aşçılığa ait gereksinmelerden dolayı katılan veya kazayla bulaşan kimyasal maddeler, yiyeceğin asitleşmesine neden olarak kaplardan, borulardan veya bunların toksik boya maddelerinden bazı kimyasalları bünyesine katarak tehlike oluştururlar. Tehlike analizi, besin üretimi, dağıtımı, hammaddenin kullanımı ve besinin üretimini ilgilendiren değerlendirme prosedürlerinden oluşur. Bunlar: (1) Potansiyel olarak tehlikeli olan hammaddelerin ve gıdaların tanımlanması, içermiş olabilecekleri zehirli metabolitler, patojen veya gıdaların bozulmasına neden olan önemli miktardaki mikroorganizmalar ve/veya bu mikrobik gelişmeye imkan veren durumlar; (2) Potansiyel kontaminasyon kaynaklarını veya kontaminasyonun oluştuğu spesifik noktaları belirlemek; (3) Gıdaların üretim, işleme, dağıtım, depolama ve tüketim için hazırlanması sırasında mikroorganizmaların yaşama ve çoğalma ihtimalini saptamak; ve (4) Tanımlanan tehlikelerin şiddetini ve riskini tayin etmek . 2. Kritik Kontrol Noktalarının Tanımlanması : Kritik kontrol noktası, tehlikeyi elimine etmek, azaltmak veya önlemek için bir veya daha fazla faktör üzerine kontrol uygulanabilen bir aşamadır (Kuramsal bilginin, yapılan müdahale ile somut olarak izlendiği yer, belirlenen prosedürün

332

izlendiği aşama). Besin hijyeninin sağlanabilmesi için lokalize edilmiş noktada alınan önlem ve/veya yürütülen işlemler. Bazı gıda işlemlerinde, pastörizasyonda olduğu gibi tek bir operasyonun (ısı uygulamasının) kontrolü bir veya daha fazla mikroorganizmadan kaynaklanan tehlikeyi tamamen önlemeye yarayabilir. Tehlikenin tamamen elimine edilemediği ama minimale indirildiği Kritik Kontrol Noktaları (KKN) da vardır. Bu iki tip Kritik Kontrol Noktalarında önemlidir ve kontrol edilmelidir. Koruyucu sağlık hizmetlerindeki birincil koruma çerçevesinde yapılan, etkenin ortadan kaldırılması ya da tamamen ortadan kaldırılamadığı durumlarda sağlıklı bireylerin dışında kontrol edilmesidir. Kritik kontrol noktası, bir operasyonda tehlikeyi tamamen ortadan kaldırmak ya da en aza indirmek için kontrolün uygulanacağı bir noktadır. Her tehlike spesifik kontrol önlemleri almayı gerektirmez. Bazen tek Kritik Kontrol Noktasında alınan kontrol önlemleri işlem zincirinde daha önceki basamaklarda alınan kontrol önlemlerine olan ihtiyacı önemli derecede azaltabilir. Eğer tehlike tamamen elimine edilemiyorsa veya belirlenen Kritik Kontrol Noktaları izlenemiyorsa (monitörize edilemiyorsa), operasyondan önce ve sonra etkin olarak kontrol edilebilen diğer Kritik Kontrol Noktalarına özel dikkat harcanmalıdır. Kritik Kontrol Noktası Seçiminde Şunlar Gözönünde Bulundurulur: (a) Olası tehlikeler, gıdaların kabul edilemeyecek derecedeki kontaminasyonu ile ilgili durumların şiddeti, riskinin tahmini, mikroorganizmaların sağkalım veya üreme durumların tahmini, (b) Hazırlama ve işleme sırasında uygulanan operasyonlar, (c) Daha sonra ürünün kullanım aşaması. 3. Kontrolü Sağlamak için Kriterlerin ve Önleyici Tedbirlerin Açıkça Ortaya Konması: Bir defa Kritik Kontrol Noktaları tespit edildikten sonra uygulanabilir kontrol önlemleri yürürlüğe konmalıdır. Bu önlemler uygulanabilir, objektif bir şekilde ölçülebilir, ekonomik ve gıda güvenliğini sağlayıcı nitelikte olmalıdır. Her Kritik Kontrol Noktası için gıdanın güvenliğini sağlayıcı kriterler belirlenmelidir. Her kriter açık ve net olarak belirlenmeli, ayrıca uygulanabilir makul sınırlar içerisinde olmalıdır. Kriterler; fiziksel ( sıcak, soğuk, basınç gibi ), kimyasal (tuz konsantrasyonu veya asetik asit gibi), biyolojik ve duyusal türdeki özelliklerle beraber uygulanan işlemin geçtiği süre yani zaman ile sınırlıdır. Tehlikenin Kritik Kontrol Noktalarında kontrol edildiğini tespit etmek için uygun yöntem seçimi de önemlidir. Monitörize edilen faktörler içinde şunlar da vardır: sıcakta işlenen gıdalar için zaman ve sıcaklık derecesi, bazı gıdaların su aktivitesi, fermente gıdaların pH'sı, konserveler için soğutucu klor seviyesi, kuru gıdalar için depo yerinin rutubet derecesi, soğutulmuş gıdaların dağıtım esnasındaki sıcaklığı, bölmeler halinde soğutulmuş ürünlerin derinliği, tüketime sunulmuş gıdalar için üzerinde tüketiciyi bilgilendirecek uyarı ve açıklamalar. Seçilmiş tüm kriterler, dokümente edilmiş olmalı ya da karışıklığa neden olmayacak netlikte, kabul edilebilir uygunlukta tanımlanmalıdır. Kontrol kriterlerinin seçimi, yüksek kontrol 333

monitorizasyon yöntemlerinin uygulamaları değerlendirmede etkin olup olmadığını anlamak için KKNTA planının gözden geçirilmesini içerir. Bu tip dokümanlar. sağlık personeli veya denetimden sorumlu personel tarafından yapılabilir. yapılan ölçümleri. tehlikeyi önlemede önemli olan faktörleri kayıt etmeyi içerir. Monitorizasyon prosedürleri.güvenliği sağlanması yanında. duyusal değerlendirme. 4. 5. pH'nın azaltılması. son basamaktaki işlemin düzeltilmesi. bazı katkı maddelerinin konsantrasyonlarının arttırılması. kimyasal analiz ve mikrobiyolojik tetkiklerdir. kayıtların nasıl tutulacağını. ürünün tanımı ve akım şeması gibi tehlike analizi ile ilgili verileri. yeniden işleme. su aktivitesin azaltılması. sistematik gözlemi. KKNTA sisteminin değerlendirilmesi gibi ayrıntıları içeren dokümanlar olmalıdır. bütün tehlike noktalarının incelenip incelenmediğini. Kritik Kontrol Noktalarının İzlenmesi: Monitorizasyon. Alınacak özel tedbirler. kalite kontrol personeli. ürünün hayvan yemi olarak kullanılmasının sağlanması veya ürünün imhası. kriterlerin uygun olup olmadığını. KKNTA uygulamasında görev alan personelin görevlerini ve sorumluluklarını. İzlem Sonucu Kriterlerden Bir Sapma Gözlendiğinde Düzeltici Uygulamaların Devreye Sokulması: Eğer monitorizasyon. Monitorizasyon. monitörize edilmekte olan işleme göre seçilmelidir. Bu tedbirler şunlar olabilir: Yeniden ısı ile muameleye tabi tutma. işlemin kontrol dışına çıktığını gösteriyor ya da belirlenen kriterler sağlanamıyorsa acilen düzeltici tedbirler devreye sokulmalıdır. Beş temel monitorizasyon tipi kullanılmaktadır. ürün satılmadan ve dağıtılmadan önce belirlenmiş standartlardan sapmayı zamanında gösterecek tedbirleri alacak biçimde uygulanmalıdır. 6. kritik kontrol noktalarıyla ilgili ayrıntıları. ürünün kullanımından beklenen amaca ulaşıp ulaşılmadığının kontrolüne. tehlikenin derecesine ve riskine bakılarak seçilmelidir. kritik limitleri. gözetleme. her bir aşamada elde edilen verilerin zamanında ayrıntılı bir şekilde kaydedilmesi ile elde edilebilmektedir. Kayıtların Tutulması: KKNTA ile ilgili tüm dokümanlar hazırlanmalıdır. tehlikeleri. sıcaklığın arttırılması. fiziksel değerlerin ölçümü. Sistemin Planlandığı Şekilde Fonksiyon Gördüğünün Doğrulanması: Doğrulama. Verilecek kararlar. 7. 334 . ekonomik ve uygulanabilir oluşuna bağlı olmalıdır. yararlılığına. tüm Kritik Kontrol Noktalarının belirlenip belirlenmediğini. Bu dokümanlar. Bunlar. kalitesiz hammaddenin alınmaması. işlem öncesinde veya sonrasında kontrol dışı olabilecek durumların kısa sürede düzeltilmesini mümkün kılacak uygulamalardan oluşmalıdır. Kayıtlar incelenir ve izlemenin etkinliğini değerlendirmek için ek testler yapılır. kontrol ve izleme sistemlerini. herhangi bir sorun durumunda alınabilecek önlemleri. Doğrulama çalışmaları.

Control points and critical control points. 26: 69-74 3. Riseborough P. (1990). Physical hazards and controls.Jay JM. (1992). Corlett.: 90-95. p. 4. (1992). (1990). Corlett DA. 16. In: HACCP Principles and Applications. Chapter 18. 51: 663-673 5. Berlin. Huss HH. HACCP: Concept..Moberg LJ. 11.Y. Beslenme Sorunları ve Yasal Durum. FAO Fish Tech Pap Vol : 334.: 50-60. Verification of the HACCP program. Food safety. Application of the hazard analysis critical control point (HACCP) system to ensure microbiological safety and Quality. V. Fifth Ed. In: HACCP Principles and Applications. Dean. p. Chapman and Hall. In : HACCP Principles and Applications. D. Bryan FL. Blackwell Scientific Publications.D. HACCP and Quality Systems. Food Protect.Katsuyama AM. J. Bernard. development and application. Kritik kontrol noktalarında tehlike analizinin değerlendirilmesi. Ed. : 6. Chapman and Hall. In Modern Food Microbiology. Food Technol. 5: 172-178 7. N.C. 2.A. : 67-118.H. Bauman H. : K. Vol : 4.Mortimore S. 9. Washington.. 18. Ed : MD Pierson. 13. Ed. Cereal F W. 12. Bildiri Özet Kitabı. The Food Processors Instıtute.T. Inf. Hotchkiss JH. 14. Quality management in food trade with a view towards 1993 in Europe. Ed. Stevenson. Adams CE.Potter NN. (1994) HACCP a Practical Approach. Chapman and Hall. Jr. Wallace C. (1992). II. In : 3rd World Congress Foodborne Infections and Intoxications. In : HACCP : Establishing Hazard Analysis Critical Control Point Programs. procedures and processes that lead to outbreaks of foodborne diseases. 5:156-158. E.. 15.1-6. Risks of practices.6. Monitoring a HACCP system.(1988). : 97-104. Hosp. (1991).Prince G. (1991) Microbiological safety of foods.D. K. . Chapman and Hall. Chapman and Hall. N. Hasde M. 8-9-10 Eylül 1997. Oxford. p. Pierson. Int. Isparta. Assurance of seafood quality.Jouve JL. D. New York. In : Food Science. risk and hazards. p. Halk Sağlığı Günleri.Y. Microorganisms in Foods. London. Hamzaoğlu O. Ed. New York NY : Chapman and Hall.D.. 8..A. 24: 173-282. p. New York.Ü. S. DA Corlett. Humber J. 335 . (1998). (1994). 10. Gün H. HACCP and Food Safety in Canada. Maximizing value from HACCP : Managing food safety for the business. Battaglia R. (1993).p. Establishing critical limits for critical control points. . D. : Chapman And Hall. Hospital food hygiene : The Application of hazard analysis critical control points to conventional hospital catering. D.: M. Food Technol. 17. Food Australia. Tıp Fakültesi Halk Sağlığı A. Food Res. (1997). (1992). 36 (1) : 3340. J.p. 4nd. (1993). : 880-883. 50: 332-335. Vol. : M.Richards J.KAYNAKLAR 1. Pierson. Corlett. ICMFS (1988). Parr E.D. 6. (1995). (1997).: 532-558.

The modern HACCP system .T. Garret ES. p. Washington. Ed.:4. p. 21.Scott VN. In : HACCP Establishing Hazard Analysis Critical Control Point Programs. (1995).6: 116-120. Monitoring critical control point critical limits. In: HACCP Principles and Applications. Food Technol.: K.T. D. Stevenson. Establishing critical limits for critical control point programs. Corlett. Microbiological quality assurance in food service operations.A. Pierson.C. (1995).Introduction to hazard analysis critical control point systems. D. 23. (1990).: The Food Processors Institute.: K. 336 . (1992). Implementing HACCP in the food industry. New York.Stevenson KE. Ed. In: HACCP : ). Stevenson. D.: The Food Processors Institute. Ed. N. 24.C. D. 22. Food Technol.25.: M. Food Technol.Sperber WH.Y.D. Washington.E. Bernard. Biological hazards and controls.E.Roos MH.1-1. p. 20.:62-71. 7: 122-130. 5: 179-180. Chapman and Hall. Bernard. (1986).Stevenson KE. Moberg L. D.Synder OP. .5. (1991).19.1-4.:1.

zehirler. Histoplazmoz. Flariazis. Kuduz riski olan hayvanlar tarafından ısırılma. Ensefalit. delikler tıkanmalı. yorgan. Legionellosis. Su ve Besinlerle Bulaşan Hastalıklar. Lyme vb. Gübreliklerin ortadan kaldırılmalı. Hepatit A. Yüzde 75 oranında enfeksiyonlar önemli risk oluşturmaktadır.coli. toplumda en sık görülen hastalıkları oluşturmaları. Boğmaca. Birlik her ay ilaçlanmalı. Sıtma Tedavi edilmezse öldürücü olabilen bir hastalıktır. Tifo vb. üreme alanları ve gıda ortadan kaldırılmalıdır. Kişisel temasla bulaşan hastalıklar. Turist diyaresi (%30-80). Sıtma. Menenjit. maruz kalan yerlerin kuru bir havlu ile sert bir şekilde kurulanması. doğal düşmanlar (kedi) ile ortadan kaldırma yöntemi ile barınaklar fareden arındırılmalı. Amebiyazis. Schistosomiasis de sayılabilir. Operasyonlarda ve sahra şartlarında karşılaşılabilecek olan sağlık riskleri aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir. Kızamık. Enterotoxic E. kalabalık ve sıkışık yaşam tarzını sevmeleridir. Cinsel İlişki Yoluyla Bulaşan Hastalıklar: Bulaşmaları deri ve mukoza yoluyladır. Gonore. Sınıflandırma Vektörlerle Bulaşan hastalıklar. İnfluenza. Kolera. Tifo. organizma direncinin düşmesiyle kolay hastalık yapmaları. Lyme hastalığı. Tüm yatak. Difteri. 4. kaza ve yaralanmalar. bilinmeyen sularda yüzülmemesidir.5. kış aylarında daha sık görülmeleri. Chagas hastalığı. kimyasal ilaçlama için uzman yardımı alınmalı 6. Polio. Çöplerin uygun biçimde saklanmalı. 2. soğuk. sıcak. Su teması ile bulaşan hastalıklar arasında Leptospiroz. HIV/AIDS. İnsan atıklarının uygun şekilde yok edilmeli. Malaria. 5. FİZİKİ ŞARTLAR VE SAĞLIK ASKERİ OPERASYONLARDA HİJYEN Dünya Sağlık Örgütüne göre aşağıda sıralanan hastalıklar seyahat ve arazi şartlarında yapılan faaliyetlerle yakından ilişkilidir. yoksulluk ve yoksunluk gelişmelerinde önemli etkendir. Vektör Kaynaklı Tehditlere Karşı Alınacak Önlemler Kaynak azaltılmalıdır. su içinde durmamaya çalışılması. Kemirici kontrolü için. kapan. Salmonelloz. Bu amaçla. solunum yolu enfeksiyonları.coli diyaresi. Leishmania. Criptosporodium. Hava Yolu ile Bulaşan Hastalıkların en önemli özellikleri. Hepatit B. Afrika uyku hastalığı. Giardiazis. Sarı Humma. bu tür hastalıklar ile savaşta filyasyon çok önemlidir. geçiş genellikle insandan insanadır. Tetanoz. Hepatit A. Hanta virüs enfeksiyonu. 337 . 3. Hepatitis B. Tüberküloz. Vektör yaşama ve üreme yerlerinin ortadan kaldırılmalı. Bu hastalıklara karşı en önemli önlemler. Kamfilobakter enfeksiyonları. Kolera. Tick born. Uyuz. E. yastıklar açık havada güneşlenmeye bırakılmalı 7. yükseklik hastalığı. kişisel hijyenin artışı ile en aza indirilebilirler. 1.

İlaçlama 3. 2. duş başlıklarında oluşan kireç katmanlarının kireç çözücü ajanlarla rejenere edilmesi sağlanmalıdır. rekreasyon amacıyla kullanılan sular. Sıtma kemoproflaksi ilaçlarına bir hafta öncesi ile 1 ay sonrasına kadar devam edilmesi Lejyoner Hastalığı Hastalarda ateş. Etken. Alternatif olarak sıcak ve soğuk su sisteminin tümünde serbest rezidüel klor miktarı en az 3 ppm olacak şekilde hiperklorinasyon yapılabilir. eski ve uzun boru bağlantısı kullanarak su temini yoluyla enfekte suyun içindeki etkenin solunum yolu ile alınması sonucu olur. öncelikli olarak Difteri. Vaka tespit edildiğinde. ishal ve hızlı ilerleyen değişik bulgular ölüme kadar gidebilir. bütün sıcak su tanklarındaki suyun ısısı 70°C’ye kadar çıkarılmalı ve en az 24 saat süre ile bu düzeyde korunması sağlanmalı. Çocuk felci gibi çocukluk çağı aşılarının tam olarak yapılmasıdır. Legionella pneumophila’dır. Sinek teli ve cibinlik kullanımı. Boğmaca. bu şekilde musluktan akan suyun sıcaklığı en az 60°C olmalıdır. Varsa. En az 24 saat süre ile musluklardan akan sıcak suyun ısısının 60°C’nin üstünde tutulması sağlanmalıdır. 4. Kızamık. 3. Bulaşma. Sarı humma aşısı DSÖ tarafından endeminin olduğu bölgelere gidenlere önerilmektedir. Acilen sistemdeki ölü boşluklar ile tıkanıklıkların saptanması ve bunların iptal edilmesi sağlanmalıdır. Sinek kovucu rapellentlerin kullanımı. musluk ağzı filtreleri iptal edilmeli. Tetanoz. Sıtmadan koruyucu ilaçların alınması Çevresel Önlemler 1. bütün sıcak su muslukları ve duş başlıklarından en az 30 dakika süre ile suyun akıtılması sağlanmalı. karın ağrısı.Korunma Kişisel Koruyucu Önlemler 1. Aşılama Aşılama ihtiyacı. Uzun kollu giysiler giyilmesi. Sineklerin yaşayabileceği ortamların yok edilmesi 2. 338 . Çünkü. göğüs ağrısı. NATO ülke askerleri için önerilen aşı takvimi Tablo I’de verilmiştir. baş ağrısı. bu sıcaklık musluk ve duş başlıklarında yerleşmiş legionellaların öldürülebilmesi için ancak yeterli bir sıcaklıktır. öksürük. Air-conditioning sisteminin kullanımının hemen durdurulması sağlanmalıdır. kas ağrısı. Bunun yanında yurtdışına gidecek personel. klimalar. gidilen ülkenin özelliklerine uygun olarak aşılanmalıdır. ancak bu düzeyin en az 24 saat süre ile korunması sağlanmalıdır.

çalılık ve yüksek otlu alanlardan uzak durmalıdırlar. kenelerin daha rahat görülebileceği açık renk elbiseler giymeli. Böcek kaçırıcı ilaçlar (DEET) yararlı olabilmektedir. böcek sokmalarına karşı alınması gereken kişisel önlemlerle sağlanır. 339 . NATO ülke askerleri için önerilen aşı takvimi Personel Zaman Temel uygulama takvimi** Tek doz Adenovirus 4. İnsanlar. Ayrıca evcil hayvanlardan da uzak kalınmalıdır.Tablo I. Kırsal alanlarda yapılan geziler sonrasında tüm vücut kene varlığı yönünden kontrol edilmelidir. Direkt otlar üzerine oturmamalı. kilim. battaniye gibi örtüler üzerine oturulmalıdır.7 *** Yeni katılanlar 10 yılda bir Difteri İki doz Hepatit A * Her yıl Influenza Tek doz Kızamık Tek doz Menenjit* Tek doz Kabakulak * Tek doz Poliovirus Tek doz Kızamıkçık 10 yılda bir Tetanos İki yılda bir Varisella * Tek doz Sarı Humma* Difteri 10 yılda bir Göreve devam edenler Influenza Her yıl Tetanos 10 yılda bir 6 dozluk seri Şarbon Acil kuvvetler ve riskli İki doz Kolera *** bölgede operasyon İki doz Hepatit A yürütenler Üç doz Hepatit B * Üç doz Japon ensefaliti Tek doz Menenjit Üç doz Veba *** Tek doz Poliovirus Üç doz Kuduz * Tek doz Tifo Tek doz Sarı Humma Hib Tek doz Kişisel veya mesleki özel Hepatit B Üç doz risk taşıyanlar Lyme hastalığı Üç doz Pnömokok Tek doz enfeksiyonu Tek doz Meningokok Üç doz enfeksiyonu İki doz Kuduz Varisella Tikborn Ensefalit ve Lyme Hastalığı Korunma.

kola vb.Kedi. Ayak mantarından korunmak için temiz ve kuru ayakkabı /terlik giyilmesi. ülkelerin iklimi. 17. 18.Başkasının kullandığı enjektörün kullanılmaması.İnsanlar üzerinde tespit edilen keneler hemen ince uçlu bir pens yardımı ile çıkartılmalıdır. 14. Seyahat süresi ve planlanan aktivitenin türüne göre seyahat acentasından gidilecek ülke ile ilgili bilgi alınmalı. 16. 1. ülkelere özel endemik hastalıklar hakkında bilgi sahibi olunmalıdır. Sağlık sigortası ülke dışına gitmek üzere onaylatılmalı. CDC’nin Ülke Dışında Yapılacak Faaliyetler için Önerileri 1. aşılama gereksinimleri. hastalıkları ile ilgili özet tıbbi bilgileri. Bulaşıcı hastalık bilgisi yanısıra. içeceklere buz konulmaması. 8. 4. Operasyon öncesi öneriler 1. Pişmiş veya soyulabilen meyve-sebze yenilmesi. eski EKG ve akciğer radyogramlarını bulundurmaları sağlanmalıdır.Pastorize edildiğinden emin olunmayan süt ürünlerinin tüketilmemesi 13. Seyahat sonucu alınabilecek önlemlere yönelik Dünya Sağlık Örgütünün önerileri. köpek gibi hayvanlara dokunulmaması 15. Ellerin su ve sabunla yıkanması. Bira. Sadece şişelenmiş veya kaynatılmış su içilmesi. 340 . 2. 19. sağlık hizmeti kapasiteleri. Musluk sularından kaçınılması.Varsa devamlı kullanılan ilaçlar ve reçete kişilerin yanında bulunmasıdır. 6.Şişelenmiş içme suyu yoksa klor tablet ile suyun dezenfekte edilmesi. 3. Personelin yolculukta. hız yapmamak ve emniyet kemeri kullanmak başta olmak üzere trafik kurallarına uymak ile mümkün olabilir. 5. Böcek ve sinek sokmalarına karşı hazırlık yapılmalı 4. 2. ülkelere özgü farklı sağlık koşulları.Açıkta satılan yiyeceklerin satın alınmaması. 7. yanlarında devamlı kullandıkları ilaçları. 5. Yerel sağlık bilgisi ve su-besinleriyle ilgili bilgi istenmeli. Sinek ve böcek sokmalarına karşı kişisel önlemlerin alınması. Bir ay öncesinde mutlaka doktor ve diş tabibi muayenesi yapılmalıdır. ülkelerin sağlık durum raporları. Çıkartma işlemi yapılırken pens ile kenenin mümkün olduğunca ağız tabanından yakalanması sağlanmalıdır.Kişilerin özellikle uzun süreli operasyonlarda uzun kollu tişört/gömlek ve pantolon giymesi. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için her zaman kondom kullanılması 10.DEET (diethylmethyltoluamide) içeren böcek kovucular kullanılması. Gözlük veya lens kullanıyorlarsa fazladan bir çift daha alınmalıdır. 3. 6. Sıtma riski olan bölgeye gidilecekse koruyucu ilaç alınması. Hekimle görüşülmeli (aşı bilgileri ile birlikte). 2.Güneşten korunmak için gözlük ve şapka kullanılması. 11. 9. 3.Buzlu içeceklerin içilmemesi 12. Trafik kazalarından korunma.

Alan yeterli genişlikte olmalıdır. Tuvaletler her 15 kişiye bir tuvalet olacak şekilde yeterli sayıda düzenlenmelidir. levazım vs. Faaliyet öncesi bilinen tüm sağlık tehditlerine yönelik risk değerlendirmesini tamamlayarak harekât planı ve emirlerine uyumlu olması sağlanmalıdır. yemek binası içme suyu arası 30m olmalıdır. Bitki. antiasit. 1 banyo ise 15 kişi için olacak şekilde tasarlanmalıdır. Yemek binası çöp alanı arası en az 45m mesafe olmalıdır.000 ölüm. Bunlar. 5. antiseptik veya bakterisidal sabun solüsyonu. Her yatak için yaklaşık olarak 4m² alan olmalıdır. Atopik bünyeliler antihistaminik. numuneler alınarak tahlil edilmesi sağlanmalı. gürültü ölçümleri de gerçekleştirilmelidir. Çadır alanı kuru. Bir lavabo 5-6 kişi için. Mayıs-Ekim ayları ve gündüz 14-18 saatleri arası en çok görülmektedir. su temizleme tabletleri. Yerleşim bölgesinde olabilecek risklerden biri de yılan ve akrep sokmalarıdır. difteri. elastik bandaj. Operasyon esnasında alınacak önlemler Konaklama yerleri seçilirken sağlığa uygun alanlar seçilmelidir. insülin. Alanın kabul edilebilir yalıtımı olmalıdır. antikoagülan) sağlanmalıdır. gazlı bez. tuvaletlerle uzaklığı en az 15m. tuvaletlerle içme suyu arası 30m. atık vs. Türkiye’de Viperinae türü (engerek) yılanlar en tehlikeli gruptur. tuvaletlerle yemek binaları arası 90m. Yeterli ventilasyon olmalıdır. hepatit vs.). 341 . Yılan ve diğer zehirli böceklerin ısırması insidansı yaklaşık 5 milyon. toprak ve havadan numune toplanmalıdır. flaster. sıtma kemoproflaksisi gibi) önlemler alınmalıdır. sıcaklık ve nem. çadır çevresi çukur kazılmalı. çadırlar arası 7m olmalı. 40. Erkeklerde sıklıkla yılan ısırmaları gözlenirken.) yanında mevcut ise bölgeye ait tehditlere karşı (Japon ensefaliti. vektör. görme koruma eğitimi ve ekipmanları) temin edilmelidir. Aşılama ve Kemoproflaksi Temel Aşılama Programı (tetanoz. İlaçlar değişik isimlerde ve potenslerde satıldığından tarifleri. termometre. Tedavi lokal ve genel olmak üzere ikiye ayrılır. dozajı çok açık şekilde yazılmalıdır. nemli ve sıcak iklimlere gidenler tuz tabletleri. Gerekli ilaçlar (digital. taşıt tutması için dimenhidrinat gibi ilaçlar. En sık görülen hastalıklar su ile bulaşan hastalıklardır. Risk değerlendirme ve tüm sürveyans önerilerinin sağlık ekinde yer alması sağlanmalı. eğimli bir arazide olmalı. kabızlık için orta derecede etkili oral ve supozituvar laksatifler ve ayaklar için pudra dekonjestan ve tuzlu su damlasıdır. Sıvı sabun kullanılan yıkama alanları (lavabo) ve banyo alanları vardır. Yerleşilecek bölgede gerekli ön hazırlıklar yapılarak randomize bir şekilde su. Sıklıkla gerekecek malzemeler temin edilmelidir.4.5km uzaklıkta olmalı. sinek kovucular ve güneşlikler almalıdırlar. çadır alanı şehirden en az 1. aspirin. (istihbarat. harekatın genel risk değerlendirmesi ile birlikte ele alınmalı ve gerekli ise bilgiler diğer unsurlar ile paylaşılmalıdır. jenerik / kimyasal isimleri. bölgede radyasyon. Çalışma alanlarına özel koruyucu önlemler (işitme.

alkol ve sigara kullanılmamalıdır. ağız ve burun güneşten korunmalı. Vücut sıcak tutulmalı. serolojik testler ve gaitanın parazit ve yumurtası açısından incelenmesi yapılmalıdır. eller. sigara kullanılmamalı. Kontrol sırasında fizik incelemenin yanı sıra tam kan sayımı. Süt çocukları ve çocuklarda oral rehidratasyon solüsyonları kullanılabilir. eğer hijyenik olarak hazırlandığı. personelin susamasa bile su alımı teşvik edilmeli. Bizmut subsalisilatın günde 4 kez 2 tablet şeklinde kullanmak risk altındakilerin %65’inde turist diyaresi görülmesini azaltmaktadır. Diğer alınması gereken önlemler. pastörize edildiği ve buzdolabında saklandığı biliniyorsa kullanılabilir. sık el yıkanması ve profilaktik Pepto-Bismal (Bizmut subsalisilat) ve profilaktik antibiyotik kullanımıdır. Korunma İyi pişmiş yiyecekler yenmesi. parmaklar ve baş korunmalıdır. Soğuk ıslak zeminde durmamalı. vücut ve ayaklar temiz tutulmalı. Operasyondan dönüşte yapılması gerekenler Bazı hastalıkların endemik olduğu bölgelere giden ve uzun süre oralarda kalanlar asemptomatik olsalar bile kontrol amacıyla doktor tarafından değerlendirilmelidir. mayonezli salatalar ve az pişmiş deniz ürünlerinden (besin zehirlenmesi) uzak durulmalıdır. Bulantı ve kusma ile başlayan bu hastalıklar öldürücü boyutlara kadar gidebilir. Birçok hasta için sıvı ve elektrolitlerin yerine konması kendi kendini sınırlayan turist diyaresi için yeterlidir. Sıcak çarpmalarında alınacak önlemler Deri ve gözler uzun süre güneş ışığından korunmalı.Diyare Virüsler. Islanan elbiseler değiştirilmelidir. uygun giysi verilmelidir. klor tabletleri veya iyot filtreleri ile suların dezenfekte edilmesi (filtreler bakteri ve parazitleri uzaklaştırabilir ancak virüsler üzerine etkisi yoktur. 342 . soyulmamış meyvelerden ve buz küplerinden uzak durulması. Krema. suyun en az 3 dakika kaynatılarak mikroorganizmalardan arındırılması. Tedavi Turist diyaresinde en önemli faktör kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin yerine konmasıdır. güneşe çıkmadan yarım saat önceden 15 ve üzeri faktörlü güneş koruyucu ve güneş kremi kullanılmalıdır. Bunun nedeni ise sağlıklı olmayan su ve besinlerdir (dışkı ile bulaşma). Ultraviyoleden koruyan gözlük kullanılmalı. biyokimyasal inceleme. su ve diğer alkolsüz içecekler bol bol alınmalıdır. Korunmada en önemli konu su ve besinlerin güvenli olmasıdır. klorun giardia kistlerine etkisi yoktur). Mandıra ürünlerinden uzak durulmalıdır. ısıtmak için büyük ekstremiteler hareket ettirilmeli. uygun numarada ve kuru bot temin edilmeli. sebze salatalarından. tüberkülin deri testi. bakteriler veya parazitler tarafından oluşabilir. iyot. enerji almak için tüm yiyecekler tüketilmeli. elbiseler sağlam olmalı. hareket edilmeli. Turist diyaresi için aşı yoktur. Elbise ve vücuda sıvı temasından kaçınılmalıdır. Soğuktan korunmada.

Nehirde yüzdünüz mü? 11. antibiyotikler veya antidiyareik tedavi aldınız mı? Ne kadar ve ne sıklıkta? 7. Kirli su veya yiyeceklere karşı ne gibi önlemler aldınız? 10. yoksa kırsal alanları da ziyaret ettiniz mi? 4. Ne zaman gittiniz? 3. Sadece büyük şehirlere ve turistik yerlere mi gittiniz. ishal. Böcek ilacı veya cibinlik kullandınız mı? 8. gece kaldınız mı? 5.Seyahatten haftalar hatta yıllar sonra bile ateş. Kırsal alanlarda yemek yediniz mi. yorgunluk. kusma. gece mi? 9. karın ağrısı ve kilo kaybı gibi semptomlar görülebilir. Sivrisinekler veya diğer böceklerce ısırıldınız mı? Isırıldıysanız gündüz mü. Seyahatten dönenlere ayrıntılı sorgulama yapılmalıdır. Antimalaryal ilaçlar. titreme. Sorulacak sorular: 1. terleme. Seyahat sırasında herhangi bir seksüel temasta bulundunuz mu? olmalıdır. bulantı. üşüme. İmmünize edilmiş miydiniz? Neye karşı? 6. Hangi ülke / ülkelere gittiniz? 2. 343 .

(4-1)-(4-15). 2005. 2. Basımevi ve Basılı Evrak Depo Müdürlüğü. p. Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Hizmetleri Direktifi.KAYNAKLAR 1. Ankara. K. 2006. Sahra Hijyeni ve Sağlığı Koruma. Türk Silahlı Kuvvetleri Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Yönergesi. 2009. Ankara. 344 . 3. WHO. p. Genelkurmay Basımevi. 2001. 4. 6-1. International travel and health. Genelkurmay Basımevi. Ankara. p. 7-1.K.

Bu yaralanmaların çoğunluğunu alt ekstremite kas-iskelet yaralanmaları oluşturur. 345 . dokuların dayanıklılık sınırının aşılmasıyla ortaya çıkan durumları kapsar. sakinleştirir ve gerilimin azalmasına neden olur. tüm organları gerektiği gibi çalışır. Sporun Faydaları Spor ve Egzersiz ile Vücut Spor ve egzersiz yapanların vücudu orantılıdır ve sağlıklıdır. kemik yapısı kuvvetlenir. yorgunluğa direnci artırır. Bunların nedeni yanlış antrenman. şiddetli travmaya bağlı gelişen doku hasarı Tolere edilemeyen tekrarlayıcı yüklenmeler sonucu oluşan kemik hasarı Hastalıklar Tendinitis Stres kırığı PF sendrom Burkulma Kırık Kanama Çıkma Askeri eğitim Maraton Koşucularda en çok kas ve tendon zorlanmaları. cilt sağlıklıdır. bakış açısı pozitifleşir. kapasitesi artmış akciğerleri ve verimli çalışan bir kalpleri vardır. Yaralanma sıklığı Tipi Nedeni Zorlanma Tekrarlayıcı-biriktirici mikro travma sonucu (%75) doku hasarı Travmatik (%15) Stress kırığı (%10) Ani. hastalıklara karşı dirençlidirler. sıkıntı ve depresyonu azaltır. Yaralanma. kendine saygı artar. vücudu çalıştırma amacına yönelik her türlü hareketlere spor denir. anatomik faktörler ile ayakkabı ve zemindir. rahat ve kesintisiz uyku uyunur. cilt veya kas-iskelet hasarının tekrarlayıcı veya travmatik natürlü bir dış etken sonucu oluşur. zeka gelişir. stres azalır. zihinsel performans ve düşünme yeteneği gelişir. eklem ve bağ yaralanmaları. vücudun tamamının ya da bir bölgesinin normalden fazla bir kuvvetle karşılaşması sonucunda. menisküs lezyonları görülür. antrenman sırasındaki ani değişiklikler. yeni çevre edinilmesini sağlar. atardamar sisteminde kan basıncı azalarak kalp hastalığı risklerini azaltır. Yumuşak Doku Yaralanmaları Bütün spor yaralanmaların %30-50’si yumuşak dokunun aşırı kullanımından kaynaklanmaktadır. Askeri eğitimde veya spor antrenmanlarında en sık görülen yaralanma tipi kasiskelet sisteminin zorlanma yaralanmalarıdır. verimli bir şekilde kilo kaybı olur. kendine güven artar. kas ve kemik yapıları sağlamdır. ağır antrenman. fazla enerji azalır. uykusuzluk problemini azaltır. Tablo II. endişe ve kuruntular azalır.SPOR HİJYENİ Kişinin sağlık durumunu geliştiren ve gelişmiş sağlık durumunu devam ettiren. Spor Yaralanmaları Spor Yaralanması. Yaralanma sıklığı Tablo II’de verilmiştir.

Genç bayanlar genç erkeklere göre sıcak yaralanmasına daha fazla maruz kalmaktadır. sıcak ve nemli hava.4). aşırı motive edilme. diüretik. elektrolit içeren sıvılar) 4. Yeterli elektrolit tüketilmesi 346 . stres kırığıdır (%3. diyare.3). düşük kondisyonlu.9). grip. Risk 30°C’de başlar. Uyum sağlamamış veya yeni hastaneye yatmış olanlar. Patella Femoral Sendrom (%9. Sık aralıklarla soğuk su içilmesi 3. lateral femoral epikondil ve iliotibial bant arasındaki sürekli sürtünmeden kaynaklanan bir durumdur. vb).7). Bunların nedenleri. çok az elektrolit (tuz veya mineral) alınması. Ani Ölüm Riskleri Ani ve şiddetli bir egzersiz sırasında ani ölüm riskinde artış oranı 5-50 kat arasındadır. kas zorlamaları (%8. (%10. Sıcak çarpmalarında organlar hasar görür ve bu hasar sürekli kalır. meyve suyu. çok fazla su içilmesi olabilir. teşhis edilmemiş doğumsal kalp anomalileri (koroner hastalıklar). olumsuz çevre koşulları. Temel olarak bir bursittir. aşırı kilolu. ilaç (antihistaminik. vb. kreatin.1) dir. Önceki sıcak çarpma hikâyesi.4). en çok sıcak vurması Nisan ve Eylül ayları arasındadır. kan verme (kırmızı kürelerin azalması). Aşil tendinitis (%6. bayan olmak. Risk Faktörlerinin Azaltılması için Yapılması Gerekenler 1.). psikyatrik ilaç) kullanımı olanlar da risk altındadır. yüksek seviyeli yarışma ve duygusal stres fazla ise risk artabilir. ek besin gıdaları (efedrin. sigara. hastalıklı (nezle. hipertrofik kardiomiyopati. şiddetli iletim bozuklukları. vücut kütle indeksi (BMI). kondisyon seviyesi. beyin damar anevrizması vardır. egzersiz ve ağır iş sonucu organizmanın 15 kat fazla ısı üretmesi. beta bloker. düz tabanlık. enfekte myokardit. Özel Deniz Birliğinde stres kırıkları (%13. Yiyecek tüketilmesi (bitki. tuzlu bisküvi. dekonjestan. zorlanma sonucu diz yaralanması (%5. tansiyon ilacı. en iyi çözüm ise gerekli önlemlerin alınmasıdır. Periostitis (%3. cilt hasarının bulunması (cilt yanığı. ayak bileği burkulmaları (%6. Yaralanmayı kolaylaştıran etkenler. çok az su içmek.9). rash).Ağır sporcularda ve asker popülasyonunda görülen en yaygın spor yaralanmaları piyade ve ağır sporcularda zorlanma veya stres sendromu (%23. tecrübe. Sıcak Yaralanmaları Sıcak yaralanmaları hem askeri eğitimlerde hem de spor antrenmanlarında hayatı tehdit eden önemli faktördür. Genç erişkinlerde ani ölüm nedenleri arasında. Özellikle ağır efor.6). Risk Faktörleri Orak Hücreli Anemisi olanlarda 40 kez daha fazladır. İliotibial band sendromu (İTB).0). Serin yerlerde/zamanlarda egzersiz yapılması (koşmadan önce mutlaka su içilmesi) 2. En yüksek risk faktörü sıcaklıktır.8). hastalık veya sakatlık geçirme hikâyesi. alkol (alkol dehidrate eder) da risk oluşturmaktadır.

fan) 6. Fiziksel değerlendirme Esneklik Prensipleri 1. vitaminli) Soğuk Yaralanması ve Tipleri 1. Yeterli dinlenme. Tıbbi değerlendirme 2.Uygun malzeme kullanılması. Yavaş ve kibarca esnetme 4. Limitlerin aşılmaması. Immersion/Trench Foot 5. Güneş körlüğü 7. Orta şiddette ve süreli esnetme Yararları 1. Kas/tendon yaralanmalarını azaltır 2. Soğutucu cihazların kullanılması (banyo. Motivasyon 6. hareketsiz kalmama 5. 11. Eksersiz öncesi değerlendirme yapılmalıdır. Hipotermi 2. Egzersiz öncesi ve sonrası germe hareketleri 3. Esneme öncesi ısınma 2. Kas ağrılarını minimize eder 3. 10. Güneş yanığı 8. Yeterli beslenme 3. Frostbite-donma 3. terlemeyi sağlayan. Kas gerilimini azaltır 5. Önceki yaralanmaların gözlemlenmesi. Yeterli sıvı tüketme 2. Yaralanmaları önleme 7. Asla ağrı oluşturmama 5. 9. Egzersiz sırasında uygun elbise giymeme Spor Yaralanmalarına Karşı Alınacak Önlemler 1. 1. Güneş koruyucu losyonlar kullanılması (SPF 50. Formda kalma 8. Uygun elbise giyilmesi 7. Beslenmenin değerlendirilmesi 4. Erken dönem fonksiyonu sağlar 347 . İyi kondisyon 4. Dehidratasyon 6. Eklem hareket açıklığını geliştirir 4.5.Isınma ve aktif soğuma yapılması. Chilblains 4. Psikolojik değerlendirme 3.

Mola yerleri gölge olmalı ve personel teçhizatını çıkartıp uzanabilmelidir. Koruyucu malzeme. TSK’da adım uzunluğu 75cm. Gece karanlığında yürümek personelin ruhsal durumunu olumsuz etkiler. Uygun olmayan ayakkabılar yürümeyi güçleştirmekte ve oluşabilecek problemleri arttırmaktadır. yürüyüşe tedaviden sonra katılmalıdırlar. Olası bir kazada sakatlanmayı en aza indirmek için mutlaka spora uygun emniyet malzemeleri giyilmelidir (kask. uzun süreli – seyrek olarak yapılan molalarla yapılan yürüyüşlere göre daha az yorgunluk verir ve daha verimlidir. zamanla 20km’ye çıkılmalı ve maksimum 25km/gün yürünmelidir. sıcak şekerli çay. peynir ve tereyağından oluşan hafif bir kahvaltı verilmeli. Hatalı basmak ayağın şeklini bozar ve yorgunluğun hızlı gelişmesine neden olur. nasır. spora engel olmaksızın yaralanmalara karşı korumalıdır.Malzeme Seçimi Ayakkabı 480 kilometreyi aşan ayakkabının şok emme yeteneği %50 azalmaktadır. Yolun yarısında 30 dakikalık büyük mola verilir. ekmek. dakikadaki adım sayısı da 110 olarak standardize edilmiştir. Yürüyüşe başlarken gidilmesi planlanan yerin varış saatleri iyi hesaplanmalı ve yürüyüş mümkün olduğu kadar gündüz yapılmalıdır. daha sonra 50 dakika yürüyüş ve 10 dakika mola şeklinde devam edilir. Yürüyüş sırasında kullanılacak ayakkabılar ayağa uygun olmalı ve derideki kırışıklıklar ayakkabı boyanarak yumuşatılmalıdır. Başlangıçta yürüyüşlere 15km/gün olarak ve yüksüz başlanmalı. Çalışmalar uygun ayakkabının şoku 2/3 azalttığını göstermiştir. eldiven vb). Futbol ve voleybol gibi ayak bileklerinin çok zorlandığı spor branşlarında mutlaka ayakkabı bağcıkları tam bağlanmış olmalıdır. Yürüyüş öncesinde personelin ayakları muayene edilmeli. Bu şekilde otomatik yürümeye personel zamanla alışır. ayak yerden kaldırılırken de topuk en son yeri terk etmelidir. psikolojik yararları vardır. Yürüyüş sırasında önce ayağın topuk kısmı. Personel ilk olarak 45 dakika yürütülür ve 15 dakika mola verilir. zıplama branşlarında vücut ağırlığının 4-7 katı olabilmektedir. sonra da tabanı yere temas etmeli.5km yol almalıdır. sıyrık. Bu değerlere göre bir saatte bir askeri birlik yaya olarak yaklaşık 4. fazla miktarda besin alımından ve personeli aç bırakmaktan kaçınılmalıdır. Dişleri korumak için mutlaka diş koruyucu kullanılmalıdır. Buna küçük mola denir. Basınç koşu branşlarında – vücut ağırlığının 2-5 katı. Yürüyüş mümkün olduğu kadar otomatik olarak yapılmalıdır. Yürüyüşe başlamadan önce personele. 348 . Kısa süreli ve sık olarak verilen molalarla süren yürüyüşler. Yürüyüşlere sabahın erken saatlerinde ve sıcak basmadan başlanılmalıdır. Bu malzemeler önlemenin yanında spora erken dönmeye izin verir. tırnak batması gibi sağlık problemleri olan kişiler tedavi edilmeli. Yürüyüş ve Yorgunluk Proflaksisi Askere doğru yürümesi ve hatalı basmaması öğretilmelidir. Koruyucu olarak ayak bileklerine bileklik ve dizlere dizlik giyilmesi sakatlanma riskini en aza indirir.

Antreman süresince vücut ağırlığının sabit kalabilmesi egzersizlerin program içinde uygulanması ile mümkün olur. Ayaklar soğuk su ile yıkanıp iyice kurulanmalı ve havalandırılmalıdır. Yeterli miktarda su verilmeli. hareketleri daha yüksek maharetle ve daha az enerji sarfederek yapabilmeyi sağlıyan antreman en önemli proflaksiyi teşkil eder Antrene kimselerin kasları. Vücut temizliğine dikkat etmek 5. Antrenman: Yapılan işin teknolojisini iyi bilmeyi. İşi severek yapmak 9. yürüyüşün personel üzerindeki etkilerini gözlemleyebilecek şekilde yürüyüşü takip etmelidir. Yürüyüşten önce ayak pudralanmalıdır. kuru ve söküksüz çoraplar giyilerek çıkılmalıdır. Küçük molalar sırasında olanak varsa personele sıcak – şekerli çay veya kahve verilmelidir. Yürüyüş sırasında burundan nefes alınmaya alışılmalıdır. Çalışmaya uygun giyecek giymek 6. yemek yolun 2/3‘ü alındıktan sonra yenmelidir. Dengeli ve düzenli beslenmek 7. Personel ayakkabısını çıkartmalı. temizlemeli ve boyamalıdır. Maneviyat yüksekliği 8. Düzenli uyumak 4. Molaların toplamı yürüyüşlerin toplamının yaklaşık %25’i olacak şekilde düzenlenmeli.Tuz ve su kaybına engel olmak 349 . Birlik tabibi. Aralıklı dinlenmek 3. Ambulans birliğin arkasından gelmelidir. Yorgunluk Proflaksisi 1. kendisine gelen kandan daha fazla oksijen alma yeteneğine sahiptir.Çatışma sırasında asker bütün enerjisini yürüyüş sırasında tüketmemeli ve aşırı yorgun düşmemelidir. Ayakta oluşabilecek pişikler ve yaralanmalar gerektiği şekilde tedavi edilmelidir. uzun süren yürüyüşlerde her 4 günden sonra 1 gün dinlenilmelidir. Yürüyüşe temiz. Masaj 10. 2.

2. çev: Doç.1. Arkadaş Tıp Kitapları. Barın E. 6. Spor Hekimliği Dergisi. 2. Koch P. Sporcularda Kas Yaralanmaları ve Tendon Hastalıkları. Mati WB.Dr. strains.KAYNAKLAR 1. 1984. 169: 2201-4. 2007: 4. GATA Spor Hekimliği Ders Notları ve İnternet kaynağı.Spors Medicine Secrets. Jorgensen PS. 4. S. Torholm C. 1981. Sprains. Yıldız Y. Ergen E. trigger points and soft tissue injuries. Ugeskr Laeger. Akgün N. Larimore WL. In: Mellion MB. Treatment of patellofemoral arthritis with patello-femoral arthroplasties. Konradsen LA. 1999: 225-230. Krejci V. C:16. 5. Philadelphia: Hanley&Belfus. 2010. Kut Sarpyener. Ed. 350 . 3. Koşucularda görülen sakatlıklar. Aydın T.

işlevleri ve süreçleri ile ilgili hastalık ve sakatlığın olmaması değil. katılımcı ülkelerin çokluğu nedeniylede daha sık olarak kullanılmaya başlanmış olan bir kavramdır. nasıl olması gerektiğine karar verme özgürlüğüne sahip olmaları da demektir. Söz konusu üreme sağlığı tanımlarından üreme sağlığı hizmeti. Cinsel sağlığın amacı sadece üreme sağlığı konusunda ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda bakım ve danışmanlık değil. İnsanların. üreme sağlığı sorunlarını önleyerek ve çözerek üreme sağlığına ve iyi olmaya katkı veren yöntem. A. tercih ettikleri güvenli. Birleşmiş milletlerin çeşitli organlarının öncülük ettiği 1994 yılında Kahire’de yapılan Uluslararası Nüfus ve kalkınma konferansında açık bir biçimde tanımlanmış. hayat ve kişisel ilişkilerin geliştirilmesidir Yukarıdaki tanımlardan üreme hakları ulusal kanunlarda. kadın sağlığı. etkili. Yalnızca üreme sistemi. Aynı zamanda cinsel sağlığı içerir. Üreme sağlığı. üreme yeteneğine ve bunun ne zaman. Bu haklar çiftlerin ve kişilerin özgür ve sorumlu olarak çocuk sayısına. uygun olduğu takdirde insan cinsel 351 . üreme yolu enfeksiyonlarının tedavisi. bölüm ÜREME SAĞLIĞI ve ÜREME HAKLARI olarak ele alınmış özetle şu tanımlamalar yapılmıştır. teknik ve hizmetlerin takımyıldızı olarak tanımlanır. Üreme Sağlığı Üreme. düşüğün önlenmesi düşük sonuçlarının yönetimi. Bu toplantıda. Toplantı sonuç raporuna göre 7. toplumsal açıdan çocuk sahibi olma ya da neslin sürdürülmesi olarak bilinen hayati kavramadır. aile planlaması vb pek çok başlık altında sunulan hizmetlerin tamamını ifade etmek amacıyla üreme sağlığı kullanımı tercih edilmiştir. infertilitenin önlenmesi ve uygun tedavisi. güvenli doğum ve doğum sonrası bakım. özellikle emzirme. ÜREME SAĞLIĞI KAVRAMI 7. tatmin edici ve güvenli bir cinsel yaşama. ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali içinde olmasıdır. bunu yapabilmek için bilgi ve yollara sahip olma ve en yüksek cinsel ve üreme sağlığına erişebilme haklarının tanınmasına dayanır Birinci basamakta üreme sağlığı hizmetleri: aile planlaması danışmanlık. uluslar arası insan hakları belgelerinde ve diğer uzlaşılan belgelerde tanımlanmış insan haklarını da içine alır. iletişim ve hizmetleri. bebek ve anne sağlığı hizmetleri. karşılanabilir (makul bedelle) ve kabul edilebilir aile planlaması yöntemleri yanında kanunen yasak değilse doğurganlık düzenlemesinde tercih ettikleri diğer yollara ulaşma ve bilgilenme hakkı ve kadına güvenli biçimde hamile kalma ve çocuk doğurma imkânı veren ve çiftlere sağlıklı bebek sahibi olmanın en iyi şansını sağlayan uygun sağlık hizmetlerine erişim hakkı üstü kapalı olarak ifade edilmektedir. Üreme sürecinde yaşanabilecek muhtemel sağlık sorunlarının önlenmesi ve çözümlenmesi için yapılması gerekenler ise üreme sağlığı kavramı ile adlandırılmaktadır. cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve diğer üreme sağlığı durumları. önceden ana çocuk sağlığı. Bu nedenle üreme sağlığı.6. Bu tanımda erkek ve kadının. doğum öncesi bakım hizmetleri ve eğitimi. aralığına ve zamanlamasına karar vermeleri. bilgi. üremenin fiziksel. eğitim. Bu kavram.

planlama. Hizmetler hususan kadın ve adolesanların kişisel ihtiyaçlarına duyarlı sıklıkla aciz durumlarını göz önüne almalıdır ve cinsel şiddete maruz kalanlara özel ihtimama gösterilmelidir. Sevki gereken durumlarda aile planlaması hizmetleri. Ancak bunun insani olmadığının anlaşılmasıyla birlikte aile planlaması olarak ele alınması benimsenmiştir. bilgi. Ülkemizde toplam doğurganlık hızı 1960’ lı yıllarda 67 civarında iken 2000 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmasına göre 2. Erkeklerin eğitilmesini ve aile planlaması. Mahremiyeti korumak kaydıyla ihtiyaç duyan ve isteyen herkese karşılanabilir. Üreme sağlığı hizmetlerinin önemli bir kısmını oluşturan aile planlaması sadece nüfusun kontrol edilmesi olarak anlaşılmamalı ve uygulanmamalıdır. 4. Göçmenlere ve yerinden edilmiş insanlar sağlık hizmetine ulaşmada sorun yaşabilir ve üreme sağlığı ve hakları bakımından özel tehditler yaşabilirler. 2.yaşamı. iletişim. ve aile iyiliği ve kişisel onurlarına saygı. hizmetlerin teşkilatlanması ve değerlendirmesi aşamalarında kadınlarda sürece içerisinde yer almalıdırlar. Tüm dünyada kadınlar daha az çocuk doğurmaya başlamıştır. doğum aralığı zamanını tayin etme çerçevesinde çiftlere ve kişilere üreme hedeflerini gerçekleştirmede yardımcı olmadır. Uluslar arası nüfus ve gelişme konferansı aile planlaması ile ilgili şu ilkeleri belirlemişlerdir. Geçmiş dönemlerde nüfus kontrolü yada nüfus planlaması şeklinde uygulanmaya başlamıştır. 1. kabul edilebilir ve ulaşılabilir nitelikli aile planlaması hizmetleri sunmaktır. 3. Aile planlaması uygulamalarında erkeklerin katılım ve paylaşımını artırmak. Aile planlaması tavsiye. cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından üst basmaklar bulunmalıdır. hastalıkların ve erken ölümlerin azaltılması. karar verme. uygulama.. üreme sağlığı ve sorumlu ebeveynlik konularında eğitim ve danışmanlık içermelidir. sayısı. B. Aile Planlaması Üreme sağlığı hizmetlerinin temel uygulamalarından biridir. 352 . sorumluluk. doğum ve düşük. 6. infertilite. üreme yolu enfeksiyonları. gebelik. Genital mutilasyon gibi Zararlı uygulamaların azaltılmasına yönelik aktif girişimler üreme sağlığı bakım programları dahil birinci basamağın tamamlayıcısı olmalıdır. danışma ve hizmetlerini geliştirmek 5. Optimum sağlık. Emzirmenin yaygınlaştırılması .15 seviyesine gerilemiştir. Üreme sağlığı programları adolesanlar dahil kadınların ihtiyaçlarına hizmet edecek biçimde tasarlanmalıdır ve tasarımın liderlik. eğitim. İstenmeyen gebelikleri önlemek için kullanılan gebeliği önleyici yöntemler 1960 yıllardan 1990lı yıllara kadar 5 kat daha fazla kullanılmaya başlanmıştır. yönetim. çocuklarının. ev ve çocuk bakımı işlerinde eşit sorumluluk almasını ve cinsel yolla bulaşan hastalıkların önlenmesinde temel sorumluluğu almasını üstlenmesini sağlayacak bilgilendirici ve danışmanlık programları yürütülmelidir. meme ve diğer üreme sitemi kanserleri. İstenmeyen gebelikleri önleme yüksek riskli gebeliklerin.

353 . En sık gonore. Trikomonaz (174 milyon) Tedavi edilemeyen hastalıkların başında AIDS gelmektedir. Bu hastalıklar. Genito-anal kanserler 6. AIDS 7. (b) Diğer yol ise karşılıklı sadakat. Klamidya (92 milyon) 4. Tüm dünyada 1999 verilerine göre 340 milyon tedavi edilebilir CYBH görüldüğü tahmin edilmektedir. HIV ve hepatit B 4. Perinatal enfeksiyonlar 4. Bel Soğukluğu (Gonore) (62 milyon) 3. şankroid. genital siğil. Ektopik gebelik 2. Esas olarak kişiden kişiye cinsel temasla bulaşan enfeksiyonlardır. HIV. Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH) ve Korunma Tüm dünyada cinsel yolla bulaşan hastalıkların insidansı yüksektir ve artmaktadır. Ölüdoğum –gebeliğin istenmeyen sonuçları 5. Frengi (Sifiliz) (12 milyon) 2. genital herpes. Ölüm CYBH’den Korunma 1. Birincil korunma (a) Güvenli seks ve riskten kaçınma konusunda sağlık eğitimi ve promosyonu (b) HIV ile diğer CYBH işbirliği konusunda bilgi verme (c) Kondom promosyonu 2. virüs. kan ürünleri ve doku transferi ile geçebilir CYB hastalıkların bazıları tedavi edilebilirken bazıları tedavi edilememektedir. trikomonaz. Birincil korunma (a) En kesin çözüm cinsel perhiz. 2. 1. 1. etkili ve kabul edilebilir bakım (c) Eğitim ve danışma (d) Vaka bulma ve tarama yoluyla asemptomatik enfeksiyonların erken tanı ve tedavisi 3. klamidya. Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (Komplikasyonları ve Sekelleri) Pelvik Enflamatuvar Hastalık (PID) 1. Sterilite (erkek ve kadın) 3.C. Tüm hastalıklar birlikte değerlendirildiğine dünyada 1 günde 1 milyon kişinin CYBH ye yakalandığı tahmin edilmektedir. 30 dan fazla bakteri. sfiliz gibi bazıları anneden çocuğa. Durum HIV salgının çıkmasıyla belirgin şekilde daha da kötüleşmiştir. sfiliz. ve parazit vardır 3. İkincil korunma amaç hastalık süresini kısaltarak prevalansı azaltmak (a) Erken tedaviye teşvik (b) Ulaşılabilir.

who.int/hiv/pub/sti/who_hiv_aids_2001.pdf 354 . doğru kullanılırsa riski azaltmaktadır. Kondom kullanımı bunu azaltabilirdi KAYNAKLAR 1.(c) Kondom %100 güvenli değildir. (d) ABD’deki AIDS hastalarının 2/3’ü bu hastalığı cinsel ilişki sırasında kapmıştır. 5-13 September 1994) 2. Dünya sağlık Örgütü http://www.02. REPORT OF THE INTERNATIONAL CONFERENCE ON POPULATION AND DEVELOPMENT* (Cairo.

Kalabalık 355 . Sık görülmeleri. 4. nasıl meydana geleceği bilinmeyen. Boğulma 7. İş gücü kaybına yol açmaları. beklenmedik bir anda ortaya çıkan. iş kazaları 9. 1. Birey ve toplum için yüksek maliyete yol açmaları nedeniyle. yaralanmalara. Kaza/Yaralanma Türleri 1. Gelişmiş ülkelerde yüzbinde 16. kaç kişinin ve nasıl yaralanacakları belli olmayan olaylardır (1).5 ile 10.4 ile 10. 2. Sosyoekonomik düzey 5. Uyuşturucu ve uyarıcı ilaç kullanımı 8. ne zaman. Ev kazaları 2. 2. 5. Kazalarda Bazı Risk Faktörleri: 1. nerede. Yanma 6. Doğal afetler 8.sırada. Bireyin eğitimi 4.sıradadır. Trafik kazaları dünyada ilk 10 ölüm nedeni arasındadır. önceden planlanmamış. 1. hayatın ilk yıllarından itibaren hemen her dönemde bireyin sağlığını olumsuz etkiler (2).7. Ateşli silah kazaları 10. can ve mal kayıplarına neden olan olaylardır. Kazalar. Makine kazaları. Sık yaralanmaya yol açmaları. Yangın 5. önemli bir halk sağlığı sorunudur. Trafik kazalarından ölümlerin ölüm nedenleri sıralamasındaki yeri 1998 rakamları incelendiğinde. Trafik kazası 4. Yaşanılan bölge ve çevredeki olumsuzluklar 9. Alkol kullanımı 7. Gelişmekte olan ülkelerde yüzbinde 20. Kişisel özellikler 6. Cinsiyet 2.Çocuk-kadın-yaşlı istismarı Kazaların Epidemiyolojik Özellikleri Kazalar-yaralanmalar. Düşme 3. Yaş 3.Laboratuvar kazaları 11. Sık ölüme yol açmaları. 3. KAZALAR ve ÖNLENMESİ Tanım: Kaza.

Araca Ait Etmenler (1) Frenlerin durumu (2) Araç sinyal ve uyarı lambaları (3) Taşıtın ulaşabildiği veya ulaştığı hız (4) Lastiklerin durumu (5) Araçta arıza bulunma durumu c.Oyun alanlarının yetersizliği Kazaları Hazırlayan Etmenler 1. Çevreye Ait Etmenler (1) Bariyer ve trafik işaretleri (2) Trafik işaretlerinin tasarım ve yerleşimi (3) Yolun tasarımı. bakım durumu (4) Köprünün tasarımı 356 . yanlış tasarım 12. İnsana Ait Etmenler (1) Alkol ve ilaca bağlı dikkat azalımı (2) Ehliyetsiz araç kullanımı (3) Trafik kurallarına uymama (4) Emniyet kemeri kullanmama b. Her bir evrede olayın meydana gelişini etkileyen insana.Yanlış yapılaşma.Gürültü 11. (d) Tehlikeli davranışlara özendirici reklâmlar. Çevresel Etmenler (a) Gerekli kanunların olmayışı (b) Mevcut kanunların uygulanmasında yetersizlik. Kişisel Etmenler (a) Riskin bilincinde olmama (b) Deneyimsizlik (c) Bulma ve keşfetme merakı (d) Risk alma davranışı (e) Psikolojik sorunlar (f) Stres (g) Yorgunluk (h) Uyuşturucu kullanımı (i) Uyarıcı ilaç kullanımı (j) Kişisel koruyucu kullanmama 2. araca. Kazanın Evreleri ve Etkili Etmenler Kazalar.Araç trafiğinin yoğunluğu 13. olay evresi ve olay sonrası olmak üzere üç evrede incelenmektedir.10. olay öncesi. Olay Öncesi Evrede Etkili Etmenler a. çevreye ait etmenler bulunmaktadır. (c) Güvensiz çevre koşulları. 1.

1. yaralanma meydana gelmesini engellemek ya da ciddiyet derecesini azaltmak amaçlanır. 2. Tedavi. Olay Sonrası Evrede Etkili Etmenler a. Fizyoterapistler. (b) Emniyet kemeri takmak. (c) Tabancalara kilit sistemi yerleştirmek bu konuya örnek olarak verilebilir. İnsana Ait Etmenler (1) Koruyucu araç kullanmama (2) Alkol/ilaç/uyuşturucu kullanma b. 3. İkincil Korunma 1. Etkenin ortaya çıkmasını engellemek. Yaralanma açısından potansiyel bir maruziyet meydana geldiğinde. sosyal ve tıbbi rehabilitasyona yönelik yapılan çalışmaları içerir. sosyal çalışmacılar bu alanda hizmet verir. konuşma terapistleri. Araca Ait Etmenler (1) Darbeye direnç durumu (2) Kapının kolay açılması c. Çevreye Ait Etmenler (1) İşaret ve bariyerler (2) Yolda kaçma bölgesinin bulunması 3. Yaralanma meydana geldikten sonra zararlı etkilerini en aza indirme çabalarını ifade eder. Araca Ait Etmenler (1) Yangın söndürme sistemi bulunması c. İnsana Ait Etmenler (1) İlkyardım bilgi ve beceri düzeyi b. Örnek: (a) Kask takmak. Olay Evresinde Etkili Etmenler a. 2. 357 . Üçüncül Korunma 1. Örnek: (a) Otomobil kazalarını önlemek için trafik kurallarını geliştirmek ve uygulamak. 2. (b) Yüzme havuzlarını tel bir örgü ile kapatmak. bu konuya örnek olarak verilebilir. Çevreye Ait Etmenler (1) Telefon kulübesi bulunması (2) Acil ambulans mevcudiyeti (3) Acil tıbbi yardım bilgi ve beceri düzeyi yüksek personelin bulunması KAZALARDA KORUNMA DÜZEYLERİ Birincil Korunma Yaralanma olmadan korunma anlamı taşımaktadır. Ortaya çıkan etkeni ortadan kaldırmak.2.

4. 7. Etkenin özel dağılımını ya da oranını değiştirmek. Kuramsal olarak en temel halk sağlığı yaklaşımıdır. Örnek: (a) Trafik yasasının bulunması. 358 . 5. (e) Çevre koşullarının kazanın oluşumunu ve yayaların kazaya maruz kalmasını önleyici şekilde tasarlanması. 2. YARALANMALARIN KONTROLÜNDE KULLANILAN 10 TEMEL ÖLÇÜT (HADDON. 8. (c) Taşıtlarda emniyet kemerinin bulunması. Tehlikeli maddelerin yapısını değiştirmek. Etkenin miktarını azaltmak. 6. bir olayda yaralanmaya yönelik koruma önlemlerinin yapılması kararı ve uygulamasıdır. Etkeni yok etmek. 1962): 1. Kaynağı kontrol altına almaya çalışmak. Kombine koruyucu önlem almak. Etkenin miktarını azaltmak. Kişilerin bir kararı ve girişimi söz konusudur. 3. Etkeni konakçıdan ayıran bariyer yöntemler kullanmak. Pasif Korunma Yaklaşımı: (a) Çevreye ve etkene yönelik müdahalelerle. 2. (b) Evde temizlik vs. (c) Kask kullanma. 2. Etkeni yok etmek. “Hatalı araç üretmemeye çalışmak” yapılabilir.YARALANMALARDA KORUNMA YAKLAŞIMLARI 1. Toplumu ve sağlık personelini eğitmek. (b) Kişilerin kazaya maruz kalmasının ve yaralanmasının önlenmesi. 9. 10. Örneğin. Etkeni konakçıdan ayırmak. için kullanılan maddelerdeki zehirli kimyasalların sayısını azaltmak. (d) Arabada hava yastığının bulunması. Konakçıda önlem almak. 1. Örnek: (a) Tabanca taşıma ve satışına sınırlama getirmek. Örnek: (a) Trafik kurallarına uyma. (c) Yaralanma sonucunun en aza indirilmesini amaçlar. otomobillerin üretiminin engellenmesi. (b) Emniyet kemeri kullanma. (b) Taşıtlarda çelik desteklerin bulunması. Kazalarda genelde uygulanabilir değildir. Aktif Korunma Yaklaşımı: Kişilerin.

8. (a) Çocukları ilaçların zararlı etkilerinden korumak için güvenlik bandının yapıştırılması. üst-alt geçitlerin yapılması. (b) Mermileri ayrı bir yerde korumak.3. (c) Trafiğin hızlı ve kalabalık olduğu yerlerde yayaların trafiğe girmesini engelleyecek parmaklıkların. (b) Sağlık dışı toplum kesimlerinin eğitimi. bilinçlendirilmesi. (b) İlaç kutularına çocukların açmasını engelleyecek mekanizma konması 4. Etkenin özel dağılımını ya da oranını değiştirmek. (c) İlaçları çocukların ulaşamayacakları yerlere koymak. (b) Arabalarda hava yastığı bulunması. Etkeni kişilerden ayıran bariyerler. 5. 9. (a) Yolda meydana gelecek kazaları azaltacak. (a) Toplum eğitimi: Örnek: (a) Alkollü olarak araba kullanmanın meydana getirdiği tehlikeler. pratik ve etkili koruma yöntemidir. Birden fazla önlem türünü birden uygulamak. 359 . (a) Bazı meslek gruplarında. Etkenin ortaya çıkmasını önlemeye çalışmak. giysilerin tutuşmayan cinsten kumaşlarla yapılması. (a) Tabancanın emniyetini kapalı tutmak. Trafikte alternatif taşıma yolu kullanmak. Kombine koruyucu önlem almak. Örnek: (a) Halkın eğitimi. Genellikle en ucuz. Kaynağı kontrol altına almaya çalışmak. (a) İşyerinde gaz maskesi kullanılması. Tehlikeli maddelerin yapısını değiştirmek. 6. Toplumu ve sağlık personelini eğitmek. 10. Etkeni konakçıdan ayıran bariyer yöntemler kullanmak. (b) Bireyi kazaya maruz kalmaktan koruyacaktır. Konakçıda önlem almak. Etkeni konakçıdan ayırmak. (b) Zehirli kimyasal maddelere karşı alınabilecek önlemler. (a) Sağlık personelinin eğitimi. 7. birçok yaralanmanın önlenmesini sağlarlar. (b) Yol yapımı çalışmalarının yürütülmesi.

(Editörler: Bertan M. Açıkel CH. Değerlendirme. Güler Ç) Halk Sağlığı Temel Bilgiler Kitabı. Türkiye’de Kaza ve Yaralanma Sürveyansı. Özcebe H. 2. ancak ihmal edilen bir konudur. (8-17) 2005. Güneş Kitapevi. Sağlık ve Toplum. Bertan M. KAYNAKLAR 1. yaralanmaları kontrol etmede kullanılacak stratejilerin ne olması ve nasıl olması gerektiği konusunu açığa çıkarmak için önemlidir. Bütçe oluşturulurken değerlendirme süreci için de pay ayrılmalıdır.YARALANMALARIN DEĞERLENDİRİLMESİ Yaralanmaların kontrolünde çok önemlidir. Sürveyans çalışmalarıyla birlikte yürütülmelidir. Sayfa 462-72 İkinci Baskı 1997 360 . 15(3). Çakır B: Halk Sağlığı Yönünden Kazalar.

İç bölmeler haşaratı barındırmamalı. ana buhar. yapılışı. havalandırma. yataklar ve ekipman haftalık olarak değiştirilmelidir. Mürettebatın barınma yerlerinin konumu. Gemi Hijyeni ve Uçuş Hijyeni konuları genel olarak iş sağlığı kapsamında ele alınan ve insanın yaşadığı. Kamara ve yemekhane gibi mürettebatın kullandığı tüm mekanlar doğal ışıkla tam olarak aydınlatılmalı ve yeterli bir suni aydınlatma sağlanmalıdır. seyahat ettiği ortamdaki çevreye yönelik hijyen faaliyetlerini içerir. birey ve toplum olarak insan sağlığının korunması ve geliştirilmesi. çalıştığı. Kamararalar ve yemekhanelerin havalandırma sistemi havayı istenilen koşullarda muhafaza edecek ve her türlü hava ve iklim koşullarında yeterli hava akımını sağlayacak özellikleri taşımalıdır. Yangın önleme ve yayılmasını geciktirme konusunda önlemler alınmalıdır. Kamaralar. bu yerlere giden geçitlerden geçirilmemelidir. Ancak bu mekanlardan kolayca geçilmelidir. sıcak. Yatakhanelerde personel başına özel kılıfları olan 2 adet temiz örtü ve yastık temin edilmelidir. Her 30 kişiye 1 tuvalet kabini ve 1 lavabo Her 20 kişiye 1 pisuvar Her 75 kişiye 1 su sebili Bayan personel varsa 15 kişi için 1 tuvalet ve lavabo bulunmalıdır. giriş-çıkış yolları. deniz koruması. güvenlik. Gemi Hijyeni Barınma Hijyeni Gemiler inşa projesi aşamasında. gerekli hijyen tedbirlerinin kolaylıkla alınabilmesi için sağlık makamları ile koordine edilmelidir. Isıtma sistemi. mutfak ve ısı yayan diğer alanlara uzak olmalı ve buhar ve sıcak su borularının ısı etkilerine karşı koruma sağlanmalıdır.8. kapılar kendiliğinden kapanabilmelidir. iklim şartlarına bağlı olarak ısıyı yeterli düzeyde tutabilmeli. gürültü ve diğer kısımlarından gelen sızıntılara karşı yalıtım sağlayacak şekilde inşa edilmelidir. Tuvaletler. soğuk. kamaralardan ve ıslak zeminlerden ayrı mekanlarda olmalıdır. yüksek seviyede uzun süre devamı için sağlıkla ilgili bütün bilgileri bir sentez halinde uygulayan bilimdir. vinç ve benzeri kaldıraçların egzoz boruları mürettebatın barındıkları yerlerden ve teknik olarak mümkünse. banyo ve tuvaletler günlük olarak gerektiğinde daha sık temizlenmelidir. GEMİ ve UÇUŞ HİJYENİ 9. gerekli ısı miktarı tabip tarafından izlenmelidir. Oturma mekanlarındaki doğal aydınlatma en azından normal görüşe sahip bir kimsenin 361 . yemekhane. Yatakhanelerde net alan kişi başına 3 m2 üzerinde olmalı. Tuvalet alanları sık sık temizlenmeli kolay temizlenebilir olmalı. kapalı ortam havasını etkilememeli. Günlük zemin temizliği yapılmalı. Hijyen Hijyen. Sıcak ülkelere seyahat eden gemilerde hem mekanik havalandırma hem de elektrikli vantilatörler olmalıdır. tanzimi.

30 desimetrekare. 1. yeterli havalandırma sağlanabilen bir mekanda giyecek kurutma tesisi bulunmalıdır. kamarada en çok on kişinin kalmasına izin verilmelidir. Ranzaların ana iskeleti borulardan yapılmışsa. tamamen kapalı olmalı ve haşerenin girebileceği delikler bulunmamalıdır. Mürettebat kamaralarının tepe yüksekliği. iç genişliği 19. Yemekhaneler. Mürettebat kamaralarının tepe yüksekliği. İçme Suyu Problemleri: 1. Tablo 1.90'a 0. Mikrobiyolojik ve kimyasal kirlenme riski artmaktadır. sıradan basılı bir gazeteyi dolaşıma açık her bir noktada okunmasına olanak sağlayacak şekilde olmalıdır. Kamaralardan ve yemekhanelerden ayrı.90 metreden daha az olmamalı. Deponun kolay temizlenme imkanlarının olmaması 5. Her kamarada kalabilecek azami kişi sayısı ve kişi başı düşen hava miktarı okunaklı ve silinmeyecek bir şekilde kolayca görülebilecek bir yere asılmalıdır. mobilya olarak her kişi için bir elbise dolabı bulunmalı. Kamaralar kullananlar için makul düzeyde bir konfor sağlayacak ve temizliği kolaylaştıracak tarzda düzenlenmeli. Depoya alındıktan sonra arıtım işlem yapılmaması 6. yatakhanelerden uzak. kamarada en çok on kişinin kalmasına izin verilmelidir.68 metre olmalıdır. mutfağa mümkün olduğu ölçüde yakın konuşlandırılmalıdır. Her kamarada kalabilecek azami kişi sayısı ve kişi başı düşen hava miktarı okunaklı ve silinmeyecek bir şekilde kolayca görülebilecek bir yere asılmalıdır. İÇME SUYU HİJYENİ Gemilerde içme suyunun müşterek olması hastalık ve salgın ihtimalini artırır. bir raf ve bir asma kilit köprüsü donanımına sahip olmalıdır.52 metre. Deponun sağlıksız olması 2.90 metreden daha az olmamalı. Yangın söndürme suyu gibi diğer amaçlı sularla karışma 3. Yanlış depo dolum uygulamaları 4. 1. Bütün gemilerde yeterli sayıda yemekhane bulunmalıdır. Bu dolabın yüksekliği 1. DSÖ’ye 1970-2000 arasında rapor edilen su kaynaklı 100’ün üzerinde salgında etken olarak belirlenen mikroorganizmalar 362 . Yanlış arıtım yapılması DSÖ’ye rapor edilen 1970-2000 arasında bildirilen su kaynaklı 100’ün üzerinde salgınlarda etken olarak Tablo 1’de adı geçen mikroorganizmalar bulunmuştur. Her mürettebata bir ranza sağlanmalı Bir ranzanın asgari iç boyutları 1.açık havada ve gün ortasında.

2. 5. Depo su seviyesi de takip edilebilmelidir. İçme suyu ile diğer sular arasında bağlantı olmamalıdır. Özellikler Su depolarının temizleme. Su arıtımının yetersiz veya hatalı yapılması. İçme suyu olmayan depolara ikaz yazıları yazılmalıdır. Suların periyodik analizlerin yapılmaması. atık biriktirme alanından uzakta olmalıdır. depolara alınmadan önce pozitif basınç kullanılarak iyi bir filtreleme işleminden geçirilmelidir. Depo tuvaletlerden. 2.Su kaynaklı bu salgınların sebepleri şöyle özetlenebilir: 1. Düzenli olarak en az iki haftada bir bakteriyolojik analiz yapılmalıdır. Gemiye her alınan suyun analiz edilmesi. Her gemide temel su analizleri yapılmalı ve görevli bir personel istihdam edilmelidir 6. Su şebekesinin arızalanması. fiziksel. Su temininde bakteriyolojik. Çözüm nedir? 1. kimyasal olarak sağlıklı ve Sağlık Bakanlığınca kontrolleri yapılan ve onaylanan suların tercih edilmesi. Yetersiz denetlemeler ve bu işlerle uğraşan personelin bilgisiz olması. Deponun arızalanması. 8. İçme suları için ayrı bir taşıma sistemi kullanılmalı ve değişik renk borularla taşınmalı. kontamine suyun depolanması. 4. 3. Depolama ve dağıtım aşamalarında hastalık yapıcı etkenlerden korunmasıdır 5. Suyun aralıklı olarak dezenfekte edilmesi 4. 363 . 3. Gemilerde içme ve kullanma suyu aynı olmalı 7. onarım ve bakım için uygun bir deliği olmalı ve bir boşaltma kanalı olmalıdır.

balast suyu ve atık sular uluslar arası veya ulusal yasak alanlara atılmamalı. %17’si metal. Otomatik klorlama sistemi 5. yemek işlerinde kullanılan su sık sık kontrol edilmeli gemi güvenliği açısından genel kontroller yapılmalıdır. İlgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde. temizleme gibi başka amaçlarla kullanılan depolara aktarma yapılacaksa suyun geri gelmesini engelleyecek önlemler alınmalıdır. Gemi temiz tutulmalı. Bunun muhteviyatı değişebilmekle beraber %41’i yiyecek atıkları. cam. Yetersiz pişirme 4. limanlarda bertaraf hizmeti verenlere verilmelidir.5). %7 plastiktir. 1. Yangın söndürme.181). Ayrıca borular çöp biriktirme araçları veya diğer amaçlı kullanılan suların altından geçirilmemelidir. Şüphe halinde Hekime müracaat 3. Bakiye klor takibi 4. Deniz kirliliğini önlemek amacıyla gemilerden kaynaklanan atıkları çevreye zarar verecek şekilde doğrudan ve/veya dolaylı olarak deniz ortamına bırakmak yasaktır (Gemilerden Atık Alınması ve Atıkların Kontrolü Yönetmeliği. Önemli hususlar 1. suya veya havaya kasten veren kişi. Gıdanın uygun olmayan süre ve sıcaklıkta bekletilmesi 3.İçme suyu boruları mavi renkte olmalı ve içme suyu dışındaki su kaplarına içilmez ibaresi mutlaka yazılmalıdır. Buz teminine dikkat’’’ ATIK HİJYENİ Gemilerde ortalama 3 kg/kişi çöp çıkar. çöpler yiyecek depoları. (Diğer detaylar Uçuş Hijyeni bölümü ile benzerdir. altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (Türk Ceza Kanunu. Katı atıklar.) 364 . atık veya artıkları toprağa. 2004). Restaurant and Retail Food Score Facility Types. %35’i kağıt. GIDA HİJYENİ Gıda Zehirlenmesinin Risk Faktörleri (FDA Report on the occurance of Foodborne Illness Risk Factors in Selected Institutional Food Service. Bulaşmış ekipman/çapraz kirlenme Gıda güvenliği Kritik noktalarda kontrol analizi yöntemi ile değerlendirilmeli. Güvenilir olmayan kaynaktan gelen gıdalar 2. Yetersiz personel hijyeni 5. işleme alanları ve diğer çalışma alanlarından uzakta tutulmalıdır. Kişisel su hijyen eğitimi 2. Sıvı atık borularının tıkanmasını ve suyun geri toplanmasını önleyecek şekilde önlemler alınmalıdır.

3. Sivrisineklerin üremesine elverişli alan bırakılmamalıdır. National Center for Environmental Health. CDC. Atlanta. 2005. Atlanta.navy.med. Doğal düşmanlar (kedi) 2. Vessel Sanitation Program Construction Guideline. 2009.aspx) 4.6 milimetreden az gözenekleri olan tel kullanılmalı. Üreme alanları ve gıdanın ortadan kaldırılması uygulamaları yapılabilir. WHO. CDC. (Erişim adresi: http://www. Naval Medical Command. US Public Health Service. Department of Health and Human Services.mil/directives/Pages/ Publications. Kemirici kontrolü için 1. Delikleri tıkamak. Barınaklarının Kontrolü: Fareden arındırmak. Riskli alanlara. klima girişlerine ve diğer üreme alanlarına insektisit uygulanmalıdır.VEKTÖRLERLE ve KEMİRİCİLERLE MÜCADELE Gemilerin pencerelerinde 1. 365 . 2. Vessel Sanitation Program Operation Manual. Yok etme : Kapan. Guide to Ship Sanitation. Zehirler. Manual of Naval Preventive Medicine Chapter 3 Prevention of Heat and Cold Stress Injuries. kapılara kendi kendini kapatma düzeneği konmalıdır. National Center for Environmental Health Vessel Sanitation Program. KAYNAKLAR 1. 2004. 2005.

4.Örneğin: 1.gıdaların güvenliğini. Gıdalar ve su ile ekipmanlar ve kaplar patojenik organizmaları ve toksik maddeleri mümkün olduğunca içermemelidir. Bu Kılavuzun referans koşulları içinde gıda hijyen uygulamasının amacı gıdaların toksik maddeler dahil bulaşkanlar olmadan üretilmesine ve sunulmasına ve böylece tüketiminin hastalığa neden olmamasını sağlamaya bağlıdır. Söz konusu bilgiler gıda ve su kaynaklı hastalıkları önlemenin pratik yollarıyla ilgili tavsiyeleri içermelidir. sağlığa yararlığını ve dayanıklılığını sağlamak için gerekli olan tüm tedbirler olarak tanımlanmıştır. 2. Salata gibi pişirilmeyen tüm sebzelerin yeterli dezenfeksiyonu. özellikle sağlık seviyesi düşük ülkeleri ziyaret ederken alınması gereken tedbirler hakkında önceden bilgilendirilmelidir. bu bulaşkanlar asla bir sağlık tehlikesi oluşturacak miktarlarda olmamalıdır. Yolcular ve uçuş mürettebatı kısa sürelerde çok uzun mesafeler kat ettikleri için. Çok sayıda hastalık gıdalar yoluyla bulaşmaktadır. 2. Fakat. Hastalık taşıyıcılar kontrol altında tutulmalıdır. 3. 7. Yüksek kişisel hijyen standardının korunması. üretiminden veya imalatından son tüketimine kadar . Yolcular bir hava yolunu genellikle uçakta ikram edilen yemeklerin kalitesine göre değerlendirmektedir. 5. Uçuş hijyeni kavramı havaalanlarını da kapsayan geniş bir alandır ve temel amaçlar şu üç başlık altında toplayabiliriz: 1. 6. Havacılıkta hijyen için Dünya Sağlık Örgütü 1960 ve 1977'de ilk iki baskısını yaptığı "Guide Hygiene Sanitation Aviation" adlı yayının 2009'da üçüncü baskısını yayınlamıştır. yüksek kalite.UÇUŞ HİJYENİ Hijyenin temel prensipleri uzun yıllardır değişmemiştir. Kaynağı bilinmiyorsa tüm içme suyunun kaynatılması. GIDA Gıda hijyeni. tüm aşamalarda – büyümesinden. Bu nedenle ticari olarak güvenli. Köklü ve ünlü bir firma tarafından üretilmemişse dondurmadan kaçınılması. Kaynağı bilinmeyen kabuklulardan kaçınılması. bu hastalıkların çoğu Tablo I’de sıralanan başlıklar altında toplanabilir: 366 . Tüm etlerin ve balıkların iyice pişirilmesi. özellikle de charter uçuşlar ve paket turlar gibi özel sektörlerdeki trafiğin hacim olarak büyümesi ve hızının artması ile bu prensiplerin kesintisiz olarak uygulanması daha da büyük önem kazanmıştır. lezzetli ve cezbedici şekilde ikram edilen gıdalar sunmak önemlidir. Soyulmamış meyvelerden kaçınılması. genel olarak hava taşımacılığı sektöründeki. en azından. enfekte olmuş (özellikle de insan kaynaklı) atıklarla temas halinde olmamalıdır 3. Kişiler.

Portörlüğün tespiti ve önlenmesi 2.Tablo I. Gıdalar yoluyla bulaşan hastalıklar Bakterilerle İlgili Hastalıklar (Enfeksiyonlar ve Zehirlenmeler) Stafilokok zehirlenmesi Salmonelloz Tifo Paratifo Clostridium perfringens (C. Gıda işlerinde çalışan personelin kişsel hijyenlerini idame ettirebilmeleri için uygun ortam sağlanması 367 . Gıda işlerinde çalışan personelin eğitimi 3.welchii) Botulizm (sucuk zehirlenmesi) Bacillus cereus gıda zehirlenmesi Escherichia coli ishali Kolera Kolera olmayan vibrio (NCV) hastalığı Vibrio parahaemolyticus enfeksiyonu Streptokok enfeksiyonu Şigelloz Bruselloz Tüberküloz Antraks Tularemi Difteri Virüslerle İlgili Hastalıklar Hepatit A Protozoa Kolu Mikroorganizmalarla ve Hayvan Parazitiyle İlgili Hastalıklar Amibik dizanteri Taeniasis (tenyaların sebep olduğu) Diphyllobothriasis Trişinoz Oksiyüriazis Askaris Fascioliasis Opisthorchiasis Hidatid hastalığı Kimyasal Zehirlerin Neden Olduğu Hastalıklar Böcek ilaçları ve ağır metaller Radyoaktif Kirliliğin Neden Olduğu Hastalıklar Bitki ve Hayvan Toksinlerinin Neden Olduğu Hastalıklar Zehirli mantar ve denizdeki biyolojik toksinler Yaygın olarak görülen gıda kaynaklı hastalıklara karşı alınacak önlemler 1.

atık konteynırlarını. düşük seviye boruları ve tekerlekli servis masalarını yıkama Aspiratörlerin. kuru gıda depoları vs. Yemek Hazırlanan Tesislerin Temizlenmesi Yemek Hazırlanan Tesislerin Temizlenmesi Yemek hazırlama alanları.4. Gıda hazırlama personelinin bu bölümün ileriki aşamalarında açıklanan hijyen uygulamalarına katı bir şekilde uymaları. ızgaraların vb. (n) Çöplerin uygun şekilde uzaklaştırılması (o) Kanalizasyon sisteminin bulaşa yol açmayacak şekilde tesis edilmesi (p) Kemirgenlerle ve böcekle etkin mücadele edilmesi ve bu süreçte kullanılan kimyasalların bulaşının önlenmesi Yemek hazırlanan tesislerin temizlenmesi ile ilgili olarak Tablo II’de belirtilen sürelere uyulmalıdır. içini ve dışını yıkama Kaynatma tanklarının. (c) Gıda üretiminde kirli hammadde kullanılmaması (d) Gıda üretiminde kullanılacak malzemenin güvenilir kaynakta ve uygun şekilde denetlendikten sonra alınması (e) Çiğ gıdaların birbiri ile temasının önlenmesi (f) İhtiyaca göre hızlı soğutma ve yeterli ısıtma uygulanmalı (g) Pişirme soğutma ve tüketme arasındaki bekleme süreleri olabildiğince kısa tutulmalı (h) Uygun gıdalar tüketilmeden hemen önce pişirilerek sunulmalı (i) Pişirmede yeterli süreye riayet edilmeli (örneğin botulismus toksinlerini yok etmek için gıdalar 15 dakika kaynatılmalıdır) (j) Gıda üretiminde sağlıklı su kullanılması (k) Gıdaların uygun sıcaklıkta ve koşullarda depolanmasının sağlanması (dondurucu. ocakların. uygu deterjanlar kullanılarak. kümes hayvanları eti ve deniz ürünleri – hızla soğutulmasını ve sabit bir ısısının altında tutulmasını sağlamak (b) Tüm süt ve süt ürünlerinin pastorize ve sterilize edilmesini sağlamak. Haftada bir demir tavaların. Tablo II. (a) Tüketilmeden önce sürekli sıcak tutulmayan pişirilmiş gıdaların– özellikle et. soğutucu. evyeleri. uygun ısıda ve mümkünse makine ile yıkanıp kurutulması (m) Yemek artıklarının sunulmamış yemeklerle teması kesinlikle engellenmeli ve varış noktasında uçaktan uzaklaştırılmalıdır. tepsi hazırlama. ayakları ve alt Her gün (bazı gıda ekipmanları her kısmı dahil masaları ve çalışma vardiyanın sonunda temizlenmelidir) yüzeylerini. vb. fırınların. dolapları. Mutfağın temizliği yeni gıda malzemeleri gelmeden önce tamamlanmalıdır. mutfaklar. Tüm zemini silme ve yıkama: çöpü Günde iki kere atma Tüm gıda ekipmanlarını.) (l) Bulaşıkların sağlıklı suyla. buhar Haftada bir 368 .

70 Litre 3-5 saat 3. Eğer kaynak mikropluysa. yıkama Ayda bir Haftada bir Ayda bir İhtiyaca göre yılda 4-6 defa Mürettebat yemekleri Kabin personeline genellikle özel yemekler tedarik edilmektedir ya da bu personel. taşıma sırasında ve uçak içinde sağlanması gerekir.55 Litre Uçak yolcularına sunulan su içilebilir olmalı ve tüketicinin hoşuna gitmelidir. Günümüzde içme suyu ve içecekler için kullanılan suyun tamamı şişelenmiş sudur. Çoğu hava yolu şirketi bu hastalıkların yaygın olarak veya zaman zaman görüldüğü ve sağlık standardının düşük olabileceği ülkelere seferler düzenlemektedir.tencerelerinin vb. hedefe vardıklarında karınlarını doyurabilmeleri için harçlık almaktadır. basili ve amipli dizanteri ile diğer bağırsak enfeksiyonlarını içermektedir. uçuşun sonuna kadar yetecek miktarda su taşıyamaz ve bu nedenle birçok farklı ülkedeki kaynaklardan tekrar dolum yapmaktadır. Su güvenliğinin havaalanında. Kokusuz. Aşağıdaki örnek fikir verebilir. Su Dünyanın birçok yerinde hala görülen ve suyun neden olduğu hastalıklar kolera. tank borularındaki ve aksesuarlarındaki toksik metallerin çözülmesine neden olacaktır. boruları vb.12 Litre 5-12 saat 4. 369 . yüksek seviyeli tüm alanları. Tablo III. tifo (Salmonella). renksiz ve berrak olmalı ve patojenik organizmalar ile aşırı kimyasal madde içermemelidir. fan bölmelerinin vb.5 aralığında olmalıdır: aşırı asitli su. Kısa bir kuluçka dönemi olan bir hastalığa neden olan bir patojenden bulaşmış gıdayı ikisinin de yeme ve bir sonraki uçuşta hastalığa yenik düşme olasılıklarını azaltmak için bu gerekli bir emniyet tedbiridir. Uçakta taşınması gereken su miktarı Uçuş süresi Yolcu başına düşen su miktarı 1-3 saat 1. yeterli tedbir alınmadığı takdirde hastalık uçaktaki su aracılığıyla yayılabilir. tavanları. Eğer yemeklerini kalkıştan bir kaç saat önce yer catering tesislerinde yerlerse de aynı prensip uygulanmalıdır. Uçuş personeli yemeklerini uçuş sırasında yediğinde pilota. Uçakta taşınan su miktarı içme. 7.0-8. yardımcı pilota getirilen yemekten tamamen farklı bir yemeğin getirilmesi gerekmektedir ve söz konusu gıdaların farklı kaynaklardan elde edilmesi gerekmektedir. Uçak genellikle. dışını temizleme Duvarları ve kapıları yıkama Pencereleri ve aydınlatma armatürlerini yıkama Tesisin her yeri. dışını yıkama Yukarı doğru uzanan kanalların. pH seviyesi. gıda hazırlama ve içecek olarak tüketim ile lavabo ve tuvaletlerdeki ihtiyacı karşılayacak miktarda olmalıdır.

Doğal havalandırmanın mevcut olmadığı durumlarda yeterli ve verimli havalandırma araçları tedarik edilmelidir. Birçok ülkede turizm o kadar hayati bir ekonomik rol oynamaktadır ki –sağlıkla ilgili kaygılarından ayrı olarak . Aydınlatma: Tuvaletlerin.Uçakta taşınan suyun tamamı içilebilir olmalıdır. Küçük bir miktar “içilebilir su” bulundurup diğer sulara “içme suyu değildir” etiketi yapıştırma uygun bir yaklaşım olmaz. Tavanlar: Tavanlar. Uçakta Modern uçaklardaki tuvaletler elektrikli bir sifon mekanizmasına. Kanalizasyon: Zemindeki kanalizasyon. yer personeli ve hava alanlarını ziyaret eden kişiler bağırsak hastalığı taşıyıcısı olabilirler ve fekal-oral bulaş için potansiyel mekanlardır.5-1 inç) eğimle aşağı doğru meyletmelidir. Yerler: Yerler çimento mozaiki veya seramik karolarla kaplı olmalıdır ve duvarlarda kemerli süpürgelik bulunmalıdır (kemerin yarıçapı 5 cm (2 in) olmalıdır).iyi bir izlenim çok önemlidir. temizlikçi bölmelerinin ve pisuarların yeterince aydınlatılması gerekmektedir. Tuvaletlerin 370 . sağlık önlemleriyle ilgili çalışmalar. bir filtreye ve bir devir daim sistemine sahiptir ve ve su depoları bulunmaktadır. bu kemerler temizliği kolaylaştırmak için bölmelerden 3 metrede 2. Bu nedenle. sırlı fayansa ya da sert plastik maddeye yazılmış “hijyen uyarıları” (“Tuvaleti kullandıktan sonra lütfen ellerinizi yıkayınız”) asılmalıdır. Havalandırma: Havalandırma. Gizleme: Giriş kapısı açıkken tuvalet bloğunun iç kısmı görünmemelidir. Hava alanlarındaki yolcu tuvalet blokları için aşağıdaki minimum gereklilikler önerilmektedir. TUVALETLE İLGİLİ SAĞLIK ÖNLEMLERİ ve SIVI ATIKLARIN ATILMASI Yolcular. Pencereler: Tuvaletlerde pencere varsa bu pencerelere yarı saydam levhalı camlar takılmalıdır ve pencere denizlikleri pencerelerden aşağı doğru 45° açılı olmalıdır. Tuvalet bölmelerine ve pisuarların üzerine. yerden tavana kadar fayansla veya onaylanmış başka maddelerle ya da boyayla kaplanmalıdır. doğru yerleştirilmiş ve kanalizasyon sistemine boşalmalıdır. sağlıkla ilgili yönetmeliklerin ve mevcut diğer yönetmeliklerin gereklerine uygun olmalıdır. hava alanlarındaki ve uçaklardaki tuvaletlerin çok titiz bir şekilde temizlenmesi. yıkanabilir malzemeyle boyanmış olmalıdır ve delinmemelidir.5-5 cm (10 futta 0. Duvarlar: Duvarlar. tuvalet atıklarının atılması çok önemlidir. Bu nedenle hava alanlarındaki tuvalet tesisleri en yüksek standartta olmalıdır ve maksimum temizlik seviyesinde tutulmalıdır. Hava alanlarında Bir hava alanının. yerel bina yönetmeliklerinin. bir ülkenin vitrini olması gerektiği sık sık vurgulanmıştır çünkü bir ziyaretçinin o ülkeyle ilk teması genellikle hava alanında olmaktadır.

Temizlik programları Transit duruşlarda temizlik Mutfak: 1. UÇAĞIN İÇİNİN TEMİZLENMESİ Uçağın içinin temizlenmesi uçağın büyüklüğüne. Salgın ve tehdit durumlarında alınacak ilave hijyen önlemleri yerel sağlık otoritelerinin talepleri doğrultusunda yapılır. yolcu sayısına ve yerde kalış süresine göre değişiklikler arz eder. Problem alanları Temizlik sırasında özel önem gösterilmesi gereken noktalar şunlardır: 1. taşınma ve atılma işlemleri. sağlıkla ilgili tehlikeleri ve –dolaylı olarak – uçaklara zarar verilmesini önlemek için dikkatle yürütülmelidir. 371 . Uçakta birikmiş kuru atıklar. Bir uçak uçuşa geçtiğinde uçak yolcuları göze hoş gözüken tertemiz bir kabin içi görmelidir. Eviyeleri temizleme. Genellikle kısıtlı süre komple bir temizlik çalışmasına izin vermeyecektir. çöpler ve diğer kuru atık maddeleri çıkmaktadır. Katering konteynır bölümleri 4. depolar. 2. İçki dolabının iç yüzeyleri 3. ofisler ve atölyeler dahil bir hava alanındaki çeşitli kaynaklardan ve uçaklardan. Lavabo dolapları 7. First-aid stowage holds. Çöp kutusunu boşaltma ve temizleme. Lavabo direnaj boruları (sıklıkla tıkanıktır) 5. Katering ekipmanı 2. Temizliğin boyutu zamana bağlıdır. en uzun seferde maksimum yolcu sayısının ürettiği tüm atıklar için yeterli olmalıdır. hafif. hava ve su geçirmeyen malzemeden yapılmış konteynırların içine depolanmalıdır – örneğin polietilen. Atık konteynırları her transit duruşunda boşaltılmalıdır ve geri götürülmeden önce bir deterjan/dezenfektan solüsyonuyla yıkanmalıdır. Katı atıkların depolanma. İçme suyu sebili çöpleri 6. yine de öncelik çöplerin ve kuru atıkların boşaltılmasına ve tuvalet bölmelerinin ve mutfakların temizlenmesine verilmelidir. Bu konteynırlardan bazıları sadece bu amaca uygun olarak yapılmış olacaktır ve mutfakların entegre bir parçası olarak monte edilecektir.kapasitesi. zaten yolcular uçakta iken bu mümkün değildir. Uçuş sırasında koşullar bozulmaktadır ve bu nedenle her transit duruşunda ya da terminal hava alanlarındaki hızlı dönüşlerde hızlı düzenleme gerekmektedir. herhangi bir sorunu. KATI ATIKLAR Terminal restoranları.

4. transit temizliği için gereken sürenin dört katını gerektiren derinlemesine temizlik aşağıdaki çalışmalardan ibarettir: Mutfak: 1. Lavaboları. Küllüğü boşaltma ve temizleme. ya bir gece duruşu sırasında (bu daha çok kısa mesafe uçakları için uygun olacaktır) ya da bir başka uygun zamanda daha derinlemesine bir temizlik yapılmalıdır. Atık konteynırlarını yıkama ve dezenfekte etme. Döküntüleri toplama. Yeri süpürme. Döküntüleri toplama. çerçeveleri ve armatürleri gerektiği şekilde silme. atık konteynırlarını ve küllükleri boşaltma. 6. Tuvalet bölmeleri: 1. koltuk arkası cepleri ve şapka raflarını toplama. 4.3. Döküntüleri toplama ve çöp kutularını boşaltma. 2. 4. Derinlemesine temizlik Her 24 saatte bir. 3. 7. 3. aynaları. sıçramış suları silme. Lavaboyu silme. Çalışma tezgahının üzerini temizleme. 3. çerçeveleri ve armatürleri temizleme. 3. Tüm kabin personeli koltuklarını temizleme. 5. Tüm masaları silme. sıçramış suları silme ve zemini temizleme. 5. Aynaları. Koltuklardaki döküntüleri. 2. 372 . Ön camın dışını temizleme. Döküntüleri toplama. Yolcu kabinleri: 1. Atık konteynerlerini ve küllükleri boşaltma. Tuvalet oturağının ve kapağının üstünü ve arkasını silme ve kurulama. kapıları. Genellikle. 5. Uçuş Güvertesi: 1. 2. panelleri vb. Tüm çalışma yüzeylerini. 4. 6. zemini temizleme. Tuvalet bölmeleri: 1. Sabunu ve tuvalet malzemelerini tekrar doldurma. Koltukları fırçalama. Çöp kutularını boşaltma. Aynaları ve muslukları cilalama. 2. Döküntüleri toplama. Yeri temizleme. temizleme. İskeletleri dahil tüm tekerlekli servis masası ve konteynır istiflerini temizleme. Yukarıdaki tamamlamak için süre yetmezse öncelik atıkların toplanmasına ve mutfak ve tuvaletlerin temizlenmesine verilmelidir. 3. armatürleri ve mutfak yapılarını temizleme. eviyeleri. Küllükleri boşaltma. 2. Kontrol panelini. yıkama ve dezenfekte etme. 4. telefonları.

temizleme. 9. Bu tür bir olay meydana geldiğinde nadiren de olsa bildirinin enfekte olmuş kişi uçakta seyahat ettikten birkaç gün sonra yapıldığı durumlarla karşılaşılabilir – bu arada uçak muhtemelen birçok kez uçmuş ve yüzlerce yolcu taşımış olacaktır. 10. 4. Uçuş güvertesi: 1. 3. Bu koşullar altında dezenfeksiyon yararlı veya uygulanabilir olmayabilir. servis panellerini. Tüm halıları elektrikli süpürgeyle süpürme. 9. Sabunu ve tuvalet malzemelerini doldurma. Atıkları boşaltma ve kutu muhafazasını temizleme. 10. Yolcu kabinleri: 1. yanlarını silerek temizleme. 2. panelleri vb. Kullanılmış tüm battaniyeleri.Merdivenleri silme ve eğer varsa parmaklıkları temizleme.5. 6. Kullanılan yöntem ve malzemeler bulaşıcı hastalığın yapısına ve dezenfeksiyon talep etmekle yükümlü sağlık bakanlığı görevlisinin tavsiyelerine bağlı olacaktır. 7. Tüm masaları ve şapka raflarını temizleme. Pencerelerin içini ve dışını temizleme. Bu sayede uçağın en azından bir parça dezenfekte edilmesi sağlanmaktadır. resiflerin ve aydınlatma armatürlerinin etrafını yıkama ve kurulama. 11. Koltuk minderinin altındaki iskeleti temizleme. Kirlenmiş tüm kafalık örtülerini değiştirme. 11. 6. 12. Tüm küllükleri temizleme ve çöp kutularını boşaltma. Lavaboların. Yeri elektrikli süpürgeyle temizleme. Kapıları. 7. En 373 . Tüm kabin armatürlerini. Koltuk arkalarını. yastıkları ve kollukları fırçalama. 8. Personel koltuklarını ve kemerlerini temizleme.Tuvaletin etrafını yıkama ve kurulama. Zemini deterjanla/dezenfektanla yıkama. Bulaşıcı hastalık uçuş sırasında ya da inişten hemen sonra ve uçak yeniden kalkmadan önce saptanırsa dezenfeksiyon yararlı olabilir. Konsolların. 2. Tüm havalandırma ızgaralarını elektrikli süpürgeyle süpürme. 5. resiflerin vb. 8. Tüm küllükleri ve koltuk arkası cepleri temizleme. Lavabonun altındaki menteşeli paneli yıkama ve kurulama. uçak bölmelerini ve astarlarını temizleme. 3. Kabin pencerelerinin içini. 4. Uçağın iç kısmının günlük rutin temizliğinde (daha önce belirtildiği gibi) düzenli olarak etkili bir mikrop öldürücü kullanılmasının ve uçak tuvaletlerine eklenen kimyasal maddelere mikrop öldürücü eklenmesinin önemli prosedürler olmasının nedeni bu ihtimaldir. yeni yıkanmış battaniyelerle değiştirme.Tuvalet oturağının üstünü ve arkasını yıkama ve kurulama. Uçağın dezenfekte edilmesi Uçakta bulaşıcı hastalığı olan bir yolcu taşındıysa bu konuyla ilgili olarak hava alanı sağlık görevlilerine danışılmalıdır. çerçeveleri ve storları temizleme. 5.

TSK Gıda/Su Kontrol ve Hijyen Denetim Hizmetleri Yönergesi KAYNAKLAR 1. ÖNEMLİ UYARI: TSK'da görev yapan her sağlık personeli hijyen uygulamaları ve sağlığın korunması için aşağıdaki iki dokümanı mutlaka kullanmalıdır. WHO. Geneva. TSK Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Yönergesi 2. WHO. Guide to Hygiene and Sanitation in Aviation (Second Edition). 2. 374 . 1.yaygın kullanılan dezenfektanlar 100 mg/l güce kadar sulandırılmış sodyum hipoklorürdür ve suda formaldehit gazının %40 solüsyonu olan %5 formaldehit solüsyonudur. Guide to Hygiene and Sanitation in Aviation (Third Edition) WHO. Baley J. 1977. Geneva.2009.

burada çalışan kişileri gözleyerek. Aksaklık eksiklik neden ya da nedenlerin ortadan kaldırılması Denetlemenin teftişe olan üstünlükleri 1. bu kurallara uymayan kişi ve kuruluşlar hakkında yaptırım/ceza uygulanması yöntemidir. 375 . (f) Adli mercilere suç duyurusu (g) Cezalandırma işlemleri uygulanır. Aksaklık. Denetlemeci sonunda eğitir. yönetmelik ve emirler dikkate alınır. eksiklik ve bozukluğun nedenlerinin saptanması 4. Uygun değilse (a) Faaliyeti durdurma. Denetleme süreçleri 1. (c) Para cezası verme. SAĞLIK DENETLEMESİ ve SAĞLIKTA İLETİŞİM SAĞLIKTA DENETLEME ve TEFTİŞ Teftiş: Eylem ve faaliyetlerin yürürlülükteki yasalara uygun olarak yürütülüp yürütülmediğini inceleyerek. 2. 3. Faaliyetler uygun bunlara uygunsa problem yoktur. bozukluk ve eksikliklerinin saptanması 3. (b) Ürüne el koyma. Teftişten en önemli fark ceza eğitici olarak işlemlerin sonunda uygulanır.9. 5. Denetleme: Kurumları. 2. Gönüllü katılım sağlar 3. denetleyerek eksiklikleri ve aksaklıkları saptamak bu eksiklikleri ve aksaklıkları gidermek amacıyla kurumların yönetici ve çalışanlarını eğitmek onlara yol göstermek suretiyle işletmeleri ve giderek sektörü ıslah etmek. (d) Uyarma. Sorunun çözümüne yönelik eylemleri birlikte planlar 4. böylece verilen hizmetlerin başarılı verimli olmasını ve halk sağlığına zararlı olmamasını sağlamaktır Denetlemede amaç faaliyetlerin geliştirilmesi ve iyileştirilmesidir. Sürekli kalite iyileştirmesi yapar. (e) Kınama. Aksaklık. Standartların belirlenmesi 2. Yasa. 1.

Gazete. SAĞLIKTA İLETİŞİM İletişim: iki birim arasında birbiriyle mesaj (bilgi) alış verişidir. ondan bir yarar girdi elde etmesi gerekir. Mesaj (İçerik) 3. Duyguları ifade etmekte kullanılan davranıştır.Teftişin önemli olumsuzlukları 1. Bu yüzden kendilerine saygı duyulmasını beklerler ve küçük düşme korkusu yaşayabilirler. Dönüt (Değerlendirme) 376 . otoriter ve dikte edici davranışlar olumsuz etki gösterir. Çünkü bilgi ve becerileri bir süreçten çeşitli aşamalardan geçtikten sonra öğrenir ve kabul ederler. Radyo. Aktarılan – alınan ve anlaşılan bilgilerin kullanıldığı yöntem. 2. Geçmiş hikayelerden geleceğe ilişkin uzun vadeli ve teorik bilgilerden hoşlanmazlar. Yetişkin pratik düşünür. Kaynak (Öğretmen) 2. ağlıklı bir iletişim kurulabilmesi için bu beş öge her zaman göz önünde tutulmalıdır. Hemen işine yarayacak günlük kullanabileceği bilgi ve becerileri öğrenmek ister. konuşma. Özdenetimi aksatır 3. 1. İki ya da daha çok kişi arasındaki fikir alışverişini kapsayan dinamik sosyal süreçtir. Bu yüzden denetim eğitimleri alıcının katkı ve katılımını sağlayacak biçimde olmalıdır. Bu nedenle de yetişkinlere verilecek eğitimlerin her şeyden önce onların gereksinimlerine göre düzenlenmesi gerekir. Yetişkinler gereksinim duydukları konuları öğrenirler. Bu nedenle yetişkinlere aktarılacak bilgilerin pratik ve güncel bilgiler olması gerekir. Alıcı (Öğrenci) 5. buna karşılık eşit dostane ilişkiler olumlu gelişmeye katkı sağlar. Sorunları gizleme Yetişkin Eğitiminin Özellikleri ve Denetici Davranışı Yetişkinlerde sorumluluk duygusu gelişmiştir. Hasta . Yetişkinler çocuklara göre daha yavaş öğrenirler. Yetişkinlerin bir konuyu öğrenmeleri için her şeyden önce o bilgiye gereksiniminin olması bir sorunu çözmeye yaraması. Bireysel – kişiler arası iletişim. Yetişkinlerde benlik duygusu gelişmiştir. Kitlesel iletişim: TV. Çalışan Katkı-katılımı yok 2. Vb İletişim sürecinde 5 temel öge bulunmaktadır. Yetişkinler bilgi birikimi olan deneyimli kişilerdir. Bundan dolayı sorumsuz görülme. İki türlü iletişim tekniği vardır : 1.Hemşire ilişkisinin oluşturulmasında temel elementtir. İletişim sürecine katılmaya isteklidirler. Diğer insanlarla ilişkileri kolaylaştırmada kullanılan sözsüz aktarım sürecidir. Kanal (Öğretim araç gereci) 4. Ayrıca her bilgi ile birlikte o bilgiden nasıl yararlanılacağının ve ona ne yarar getireceğinin açıklanması da yerinde olur.

Katılım iletişimin etkinliğini arttırır. Alıcının duyu organlarının 2. 3. Biriciktir-yeganedir 2. İnsanın içgüdüsel özelliklerinden birisidir. 10. 7. Hayal kurma. Bireysel iletişim kişilerin toplumda benimsedikleri rollerden ve bu role karşı gösterilen tepkilerden etkilenmektedir.Eğitim ve davranış değiştirmeye yönelik uygulamaları gerektirir Bir toplumun bireyleri arasında hepsince paylaşılan bir simgeler sistemi ile geliştirilen anlam ve bilgi alışverişine iletişim denmektedir. 6. Toplumsal uygulamalarda etkin iletişim tekniği önemli bir etkendir. Anlamlarının karıştırılması.Veri toplama gerektirir. 11. Sınırlı algılama yada algılayamama. İletişim tekrarlanamaz. Psikolojik Engeller Fiziksel Engeller 1. sentez ve tedavi bağı kurmayı gerektirir. İletişim katılım oranını etkiler. Bunları aşamasak sağlıklı bir iletişim sağlanması güçtür. 6. yerine başka bir şey ikame edilemez 3. 12. 4. plan vardır Sözsüz İletişim Çok kanal. İletişimle ilgili engellerin kaldırılması öncelik taşıyabilir. 5. anlama. Öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir özelliktedir. sürekli Açık ve seçiktir Kasıtlılık. 2.İletişimde bulunan sağlık mesleği mensubu ile bireyin birbirini anlaması yetmez. rahatsızlığı. fiziksel bozukluğu. Sağlık iletişimi empati ve sağlıkla ilgili talebi bulunan kişileri anlama gereği doğurur.İletişimin önünde fiziksel ve psikolojik engeller vardır. nem. 2. ısı. 1. Aşırı ışık. Sağlık iletişiminin normal toplum içi iletişimden önemli bir farkı vardır. 377 . 3. ses. İlgisizlik. sürekli değil Mesajlar yanlış anlaşılabilir Rast gelelik vardır Kişiler Arası İletişim 1. İnsan. Alıcı ya da kaynağın psikolojik rahatsızlıkları İletişim Kanalları Sözlü İletişim Tek kanal. Bağımsızdır SAĞLIKTA İLETİŞİM 1. Oturma yerlerinin 5. 4. Sağlık meslek üyelerinin iletişim becerileri hasta doyumunun sağlanmasında en önemli etkenlerden birisidir.Sağlık iletişimi değerlendirme. 9. 3. Verbalizm. iletişim etkinliği en yüksek canlıdır. 8.

Sağlık hizmetleri alanında olumlu bir yaklaşım olarak değerlendirebiliriz. soruna yönelik ve kendiliğindendir. Mesajın aslına sadık kalıp kalmaması 6. 6. 5. Anlayışlı ve eşitlikçidir. Sağlık hizmetlerinde kullanıma uygun değildir. Düşünce hızından yeterince yararlanamam 378 . 2. Bireyin toplumsal ve yaşamsal uyumu 5. Savunmacı iletişim. Açık iletişim. Hedeflenen alıcının hazır olmaması. İtici 4. İletişimde etkin dinleme ve bunu karşı tarafa hissettirme çok önemlidir. Tanıtıcı. Müzik. Strateji izler. Dinlemeyi engelleyen nedenler giderilmelidir. İşaret ve semboller. Sahte dikkat Konuşmayı ilginç bulmama. Dinlemeyi engelleyen nedenler? 1. Suçlayıcı 2. Bir kişinin belirli bir duygusunu anlamaya ve oluşumu ona iletmeye empati adı verilmiştir Dinleme: Görsel işitsel mesajlara gösterilen tepkilere dinleme denir. çatışma doğurur. Oral iletişim. Bunların kombinasyonu Etkisiz İletişime Yol Açan Nedenler 1. Bireyin temel gereksinimleri 3. İletişimin deneyimi ve birikimi Sağlık İletişiminde Verilen Mesajlar 1. Damgalayıcı 3. 3. Konuşma dışı sesler. (Dinler gibi görünme) 5. üstünlük belirticidir ve kesinlik içerir. Konuşmada bazı konulara aşırı duyarlılık gösterme. 7. tamtam. çatışma doğurmaz. Jest ve mimikler. 6. Konuşmada ille de kusur aramaya çalışma. 2. Yabancı nitelikte olmamalıdır. İletişimde bir diğer önemli kavram empatidir. diğer tarafa aldırmaz. Kişinin savunma mekanizması 4.elverişsizliği 2. Yazılı iletişim. 4. Otoriter 5. Yargılayıcı-eleştirici ve denetleyicidir. Yorumlardan kaçınma.İletişim Biçimleri 1. 4. 3.

Çok kanal kullanarak.İyi bir iletişim sağlamak için. Kullanılacak teknik ve yöntemler alıcıya ve konuya uygun seçilmeli 4. verbalizmin hayal kurma ve kavram kargaşasının önüne geçilmeli. Dilin. 2. Mesajın. 1. 3.alıcının anlayacağı bir dil olması 5. mantıki bir sıra içerisinde ve alıcının anlayabileceği bir hızla verilmesine özen gösterilmelidir 379 . Alıcıdaki etkiye göre mesajda değişiklikler yapılabilmeli.

10. astsubay. Bu raporları doğru bir şekilde ve zamanında hazırlayabilmek için elimizde bazı kayıtların bulunması gerekir. bizden istenen raporları eksiksiz bir şekilde hazırlayabiliriz. Revirlerde Tutulan Sağlıkla İlgili Kayıtlar (a) Tabip vizite defteri (Erbaş ve erler için) (b) Tabip vizite defteri (Subay. doğru ve düzenli bir şekilde tutulması gerekir. Bölüklerde Tutulan Sağlıkla İlgili Kayıtlar (a) Bölük vizite defteri (b) Sağlık sicil kartları (c) Bölük ilaç kullanım defteri (d) Bedeni yeterlilik ve spor tekamül kartları (e) Kan grubu listeleri (f) Portör muayene dosyası (g) Hepatitli personel listesi 2. sivil memur ve bakmakla yükümlü oldukları kimseler için) (c) TSK reçete kağıdı (d) Yatan hasta takip formu (e) Acil hasta vizite defteri (f) Acil polikliniği enjeksiyon defteri (g) Diş tabibi vizite defteri (h) Hastane sevk ve takip defteri (i) Birlik kan grup listeleri (j) Eczane reçete kayıt defteri (k) Günlük ilaç sarf kayıt çizelgesi (E-1 ) (l) Eczane sarfiyat tevhit çizelgesi ( E-2) (m) İstek ve iş emri belgesi (n) Dağıtım belgesi (o) Stok ve yer kartı (p) Yer bulma kartı (q) Sarf imal istihsal belgesi (r) İade belgesi (s) Yok etme (imha) tutanağı 380 . KAYITLAR 1. Bu kayıtların eksiksiz. Bu taktirde. BİRLİKLERDE TUTULAN SAĞLIKLA İLGİLİ KAYITLAR Belirli aralıklarla veya istendiğinde üst makamlara verilmesi gereken bazı raporlar vardır.

ay -Kısa dönem erler: 4. Ağustos. Miatlı Evraklar/Sağlık Durum Raporları RAPOR 3 aylık Sağlık takvimi Aşı – enjektör ihtiyacı Gıda Kontrol Denetlemesi Raporu Hijyen Denetlemesi Raporu Su numunesi gönderilmesi Gıda numunesi gönderilmesi Rehberlik Danışma Merkezi Toplantı Sonuç Tutanağı Rehberlik Danışma Merkezi Faaliyet Sonuç Raporu İhtiyaç Bildirim Formlarının (İBF) gönderilmesi Nöbetçi Tabip Çizelgesi Nöbetçi Subay çizelgesi Yıllık izin çizelgesi Subay-Astsubay sicilleri Sivil memur sicilleri Yedek subay sicilleri Kaynak saptama fişleri Trafik sigortası yapılacak araç listesi Tıbbi cihazların bakım ve kalibrasyon işlemleri Aylık sağlık durum raporları 3 Aylık Sağlık Durumu Raporu (Form 171 – A1) 3 aylık gıda kontrol tevhit raporu Haftalık sayım ve arıza durum raporları Harp Paketi Durum Raporu Sağlık Sınıfı 4 Aylık Antibiyotik Miat Raporu Üç Aylık Bakım Durum Raporu Sb. Kasım Şubat. Periyodik Sağlık Muayeneleri Teçhizat Sayım Raporu ve arıza durum raporları (Shh. Ağustos. Ağustos. Kasım Her ayın 15’inde Her ayın 15’inde Her ayın 1. Kasım Ocak ayı Mayıs Her ayın son haftası Her ayın son haftası Kasım ayı sonunda Mart ayında Kasım Ayında Askerliğinin 9.ayda Ocak ayında Revirde kalır Şubat. Ağustos. Ağustos. Mayıs. Mayıs.3.ay -Yedek subaylar: 6. Temmuz. ve 3. Kasım Mart. Ağustos. Mayıs. Temmuz. revirde kalır Her ay Şubat. Kasım Revirde kalır Mart. Mayıs. Mayıs.ayında -Erler: 8. Ağustos. Mayıs. Ağustos. Kasım Şubat. Kasım Her ay Revire personel katıldığındaayrıldığında Denetleme sonrası Revirde kalır Arama sonrası Revirde kalır Üç ayda bir Her ay Her yıl son ay Her hafta.Form 145/e ve Vet: 145 / f) İstihbarat ve İKK faaliyet raporları Ayrılış katılış brifingleri Birliklerin sağlık kayıtları denetlemesi sonuç raporu Günlük güvenlik kontrol çizelgeleri Planlı plansız aramalar Günlük vizite ve hastahane işlemleri Birliklerin sağlık kontrol sonuçları Aylık ilaç sarf çizelgeleri Garnizon kan verme çizelgesi Haftalık personel ve sağlık durum raporları Aylık sağlık durum raporları 3 aylık sağlık durum raporları 6 aylık sağlık durum raporları MİADI Şubat.ve Astsb. Kasım Şubat. Kasım Şubat. haftasında Her ayın ilk haftası Şubat. Ağustos KAYNAK: KKK Devamlı Emirler Muhtırası 381 . Mayıs. Mayıs. Kasım Her yıl kasım ayında Şubat.

Sadece felaketin önlenmesi için normal prosedurün dışına çıkılarak olağan-dışı bazı önlemlerin alınması gerekmektedir. 1. Rüzgarların esiş biçimleri vardır. daha büyük alanlara yayılmış ve yatay olarak esen ve beraberinde genellikle yağış getiren şekline fırtına (cyclones. gazküre) sürüp giden doğal hareketler sonucu oluşan afetlerdir. İyi organize olamamış toplumlarda acil bir durum hemen bir afete yol açabilir. Afeti başlatan katman hareketine göre sınıflandırılır ve adlandırılır. 2. bunların da saatteki hızı 120 kilometreden daha büyük olanlarına 382 . Doğal Tehlikeler (Afetler) Dünyanın katmanlarında (taşküre. Zarar görme eğilimi 3. çığ düşmesi) yetersiz /hazırlıksız çevrelerde kırım ve yıkımlarla neden olarak afetlerle sonuçlanır. sel. 1.). thyphoon. Genelde afet de. vb. (c) Gazküre. Girdap şeklinde esenine hortum (tornado).11. acil durum da ‘anidir. Bu levhalar sürekli hareket halindedir. sıvı bir magma üzerinde yüzen 14 büyük ve birçok küçük levhalardan oluşur. hurricanes. Heyelan (landslides). Karşılaşılan bir felaketin acil mi. Afet ve Acil Durumlara yaklaşırken üç önemli kavramın. Rüzgarlar yüksek hızlara ulaştığında kırım ve yıkımlara neden olur. Afet (Disaster) : Olay toplumun çözebileceği kapasitenin çok üstünde dışarıdan yardım gerektirecek şekilde bir yıkıma yol açmıştır. çökme (subsidence) yerkabuğu hareketleridir. Sistem yıkılmış veya çökmüştür. Tehlike (Hazard) Afet veya acil duruma yol açabilecek doğal veya insan yapımı olaylar ve koşullardır. çözülebilir olaylardır. Risk iyi bilinmesi gerekir. yoksa afet mi olduğu ayırt edilmelidir. (b) Suküre Hareketlerine Bağlı Afetler: Su. bu yıkımlarını kendi sürükleme gücü ile yapabildiği gibi. suküre. kaynaklarla mevcut sistem içinde halledilebilir.Bunların tetiklediği afetler de aynı adlarla anılır.. Bu hareketlerin büyük ölçeklerde olması (aşırı yağış. Acil Durum (Emergency) : Lokal çabayla. buharlaşma. kaynaklarının ne kadarını bu iş için ayırdığı’ belirler. Tehlike. AFETLERDE SAĞLIK HİZMETLERİ Toplumda genellikle acil durum ile afeti birbiriyle karıştırılmaktadır. aşırı yağış ve sel ya da deniz kabarmaları ile de yapar. yağış ve akış şeklinde yer değiştirmektedir. (a) Taşküre Hareketleri İle Oluşan Afetler: Taşkürenin (litosfer) kabuğu. Levha hareketlerinin ani ve büyük ölçeklerde olması durumuna deprem ve magma çıkmasına ise yanardağ patlaması denmektedir. Rüzgar. Sistemde yıkım ve çöküşe yol açmaz. Her ikisi arasındaki farkı ‘böyle bir olay olması halinde toplumun önceden nasıl hazırlıklı olduğu. beklenmediktir’.

Zarar Görme Eğilimi az gelişmiş ülkelerde daha fazladır. bilgi. yani genelde insanın herhangi bir tehlikeyle karşılaştığında savunmasız. yerel kaynakların kısıtlılığı. çevre tahribatı. bilgisizlik vb nedenlerle) oluşanlar olarak iki kategoriye ayrılır. eğitim. sabotaj vb) yapılanlar ve kaza ile oluşan (ihmal. zarar görme yatkınlığıdır. lokal yatırım ve Pazar eksikliği. sakatlık. binanın veya çevrenin. risk yaratmaz. genellikle aynı adlarla anılan afetleri tetiklerler. bu tür afetler. yaş. acil durum veya afete yol açmaz. stabil olmayan değişken ekonomik yapı. kuraklık (drought). doğal afetlerin diğer bir kategorisi olarak sınıflandırılır. cinsiyet. Zarar Görme Eğilimini Artıran Nedenler (a) Altta yatan nedenler: fakirlik. AFETLERDEN KORUNMA ve AFET SÜREÇLERİ Hiçbir tehlike insan ve insanda zarar görme eğilimi yoksa risk yaratmaz. Tehlike ile zarar görme eğilimi bir araya gelince afet riski doğar. Risk= Tehlike X Zarar Görme Eğilimidir. incinebilir. Zarar Görme Eğilimi/Hassasiyet (Vulnerability) Bir canlının.kasırga denir. Tehlike genellikle önceden bilinerek önlenemeyebilir. Risk Risk tehlikeli bir olayın insanları etkileyebilme olasılığıdır. (b) Dinamik baskılar ve eksiklikler:lokal kurum ve kuruluşların eksikliği. zarar görecek insan yoksa önemli değildir. Bu nedenle de. geçim sıkıntısı. Bunlar yetersiz çevrelerde yıkım ve kırımlara neden olarak. Buna karşılık bunlar dışında kalan tüm afetler ister doğal isterse yapay olsun ani gelişen (akut) olaylardır. yaralanabilir olma. Bunların oluşmasında ekolojik dengenin insanlık eliyle bozulmasının payının olduğu da söylenir. acil durum veya afete yol açmaz. Bu tür afetlerin hepsinin ortak özelliği yavaş gelişmesidir. Ancak 383 . hizmet eksikliği. hastalık. (c) Makro güçlerin baskıları: hızlı nüfus artışı. tedbirsizlik. çarpık kentleşme. Fakirlik toplumun zarar görme eğilimini artırır. Örneğin yerleşim yeri olmayan insanın yaşamadığı bir çölde oluşan deprem afete yol açmaz. süreğen (kronik) afetler olarak da adlandırılır ve sınıflandırılır. (d) Güvensiz koşullarda yaşama: tehlikeli yerleşim bölgelerinin çoğalması. ekonomik sistem. tehlikeli ve güvensiz binalar. yoksulluk. Kendi içinde bilerek ve isteyerek (savaş. (d) Çok Katmanlı / Etmenli Afetler: Dünyanın katmanlarının birlikte katıldığı ve ekolojik dengenin yavaş yavaş bozulduğu çölleşme (desertification). Tehlike. düşük gelir düzeyi olarak sıralanabilir. Yapay Tehlikeler (Afetler) Her türlü insan eylemleri sırasında ya da sonucunda oluşan yıkım ve kırımlar bu başlık altında toplanır. kıtlık (famine) gibi olaylar sonunda oluşan kırımlar. rutin hizmetlerden uzak yaşama. 2. beceri eksikliği.

Tehlikeye hazırlıklı olmayan. Risk Analizi Tehlikenin ortaya çıkma olasılığı ile zarar görme eğiliminin hangi düzeyde olduğunun karşılaştırılmasıdır. büyük bir afetin potansiyel etkilerinin önceden hafifletilmesi (mitigation/prevention). Olasılık: Tehlikenin görülme olasılığı (olasılığın büyüklüğüne göre 1-10’a kadar bir rakam verilir. donanımlı ve korunmuş (gelişmiş) toplumlarda zarar görme eğilimi dolayısıyla risk çok azdır. 3. Aynı şiddetteki bir deprem zarar görme eğilimi çok azaltılmış gelişmiş ülkelerde bir soruna yol açmazken gelişmekte olan ülkelerde bir afete dönüşebilmektedir. 1. RİSK= (A+B+C+D)*E Afet ve acil duruma yaklaşırken. 2. örneğin çok sık görülmüşse 10 verilebilir. Örneğin deprem çok ağır tahribat yapabileceği için 10 verilebilir. A. Afete iyi hazırlanmış. büyük bir afet olması halinde nasıl bir operasyon yapılacağı konusunda response&relief (afete cevap/kurtarma-iyileştirme) çalışmaları için] hazırlıklı olunması (preparedness). "Afetlerin çoğu aslında çözülmemiş kalkınma sorunlarıdır" denilebilir. B. Organizasyonel durum/Cevap verme kapasitesi Afet halinde cevap verme kapasitesi (kapasite 1-10’a kadar değerlendirilir. 4. Bu nedenle. örneğin çok şiddetli zarar bekleniyorsa 10 verilebilir) C. riskin yok edilebilmesi için zarar görme eğiliminin yok edilmesi gerekir. örneğin çok büyük olasılıkla bekleniyorsa 10 verilebilir) D. zarar görme eğiliminin araştırılması ve risk hesaplamasının yapılması. Daha sonra olası risk aşağıda formülle hesaplanır. tehlikenin ne olduğunun bilinmesi. 384 . Tehlike: Olacak tehlikenin maksimum ağırlığına göre 1-10’a kadar bir rakam verilir.zarar görme eğilimi azaltılabilir. Aşağıda risk analizine bir örnek verilmiştir. cevap kapasitesi düşük ülkelerde risk çok yüksek olacağı için çoğu kez afet kaçınılmazdır. Riskin azaltılabilmesi için zarar görme eğiliminin azaltılması. büyük bir deprem sonrası yeniden normale dönülmesi için planlama yapılması (recovery/rekonstruksiyon) gerekmektedir. örneğin cevap verme kapasitesi çok düşükse 10 verilebilir). Zarar görme eğilimi: Bu tehlikenin yol açabileceği zararın derecesi (zararın derecesine göre 1-10’a kadar bir rakam verilir. E. Bu nedenle afete yol açabilecek tehlikeli durumlar için risk analizleri yapılmalı ve ona göre hazırlıklı olunmalıdır. Geçmişte tehlikenin görülme sıklığı: Aynı şekilde 1-10’a kadar bir rakam verilir.

ihtiyaçların belirlenmesi. afetin olumsuz sonuçlarının yaygınlaşmasının önlenmesi. Bundan ötürü de. başka bir anlatımla. depreme dayanıklı bina inşaat yönetmeliği hazırlanması ve uyulması için gerekli düzenlemelerin yapılması gibi) Sekonder Mitigation Tehlikenin etkisinin azaltılması (Cevap kapasitesi/Hazırlık) Hazırlık (Preparedness) Afet olduğunda etkili kurtarma/iyileştirme çalışmaları için güvenli bir ortamda personel. Yani. toplumun barınma ve beslenme ihtiyaçlarının sağlanması. kamu ve özel kurum ve kuruluşların çalışmaya başlaması) Afetlerin kendine özgü bir seyri vardır. arama ve kurtarma (Relief) çalışmaları ile acil tıbbi müdahale. Bunu daha da ayrıntılandırmak gerekir ise. Örneğin. Başka yerleşim yerine taşınma. sınırlandırılması ve rehabilitasyonu kolaylaştıracak faaliyetlerin tümüdür. acı ve ızdırapların azaltılması. Türkiye’de yıkımlı ve kırımlı depremler için ortalama bir buçuk yıldır. malzeme. aynı türden bir olayın (depremin. yardım. araç-gereç ve yardımların organize bir şekilde harekete geçirilmesi için alınan önlemlerin tümüdür. sessiz dönem adı verilir. selin vb) birbirini izleyen iki oluşu arasındaki süreye. Türkiye’de ortalama her bir buçuk yılda bir hasarlı bir deprem yaşanmaktadır. bölgeye ve ülkeye göre değişir. olay sonrası etkin bir cevap verme şeklinde sekonder de olabilir. her elli yılda bir orta şiddette (binlerle ifade edilen insan kırıma neden 385 .5. dönemlerine göre şöyle sınıflanır ve düzenlenir. restorasyonudur (Okullar. Afete Cevap Verme (Response) Afet olduktan sonra. ödenek. Bu çalışmalar tehlikenin ve zarar görme eğiliminin azaltılmasına yönelik primer olabileceği gibi. Afet süreçlerinde yapılacak / yapılması gereken bu genel işler. genel olarak tüm afetlerin beş dönemde cereyan ettiği kabul edilir. Primer Mitigation Tehlikenin varlığının (hazard) azaltılması (Selin önlenebilmesi için baraj yapılması gibi) Zarar görme eğiliminin (vulnerabilite) azaltılması (Yerleşim yerinin tehlikesiz bölgeye kaydırılması. Bu dönemin uzunluğu olaya. Türkiye’de 1900’den günümüze dek her beş on yılda bir hafif şiddette (yüzlerle ifade edilen insan kırıma neden olan). afetin etkisinin hafifletilmesi (mitigation/prevention) afet öncesi riskin elimine edilmesi veya azaltılması için yapılan korunma çalışmalarıdır. Rehabilitasyon Temel sosyal fonksiyonların yeniden işler hale gelmesi. Buna karşın. her tür afette yapılacak işler ve bunlar için yapılması gereken hazırlıklar / plan farklı (afet türüne özgü) olmak zorundadır. Sessiz Dönem Aynı bölgedeki. olayın görülmediği zaman aralığına. para.

Daha sonra halka bilgi verilerek olayın etkilediği alanlar. Sessiz dönem. hasar durumu ve nasıl davranılması gerektiği konusunda ayrıntılı bilgi verilir. ilgili uç birimleri haberdar eder. Bu takdirde ölüm ve yararlanmaların çoğu ve hatta tamamı önlenebilir. olay hakkında bilgilendirir ve onları da alarma geçirir. Toplumun afete karşı hazırlıklı ve bilinçli hale getirilmesi 7. 3. yer sarsıntısı) haber alındıktan sonra. Her ne kadar hazırlıklı olunur ise olunsun afete neden olan olayın başlaması ile 386 . Erken haber alma ve tahminlerde bulunma: Olası bir afetin ön bulgu ve belirtileri izlenerek bu bulgu ve belirtiler değerlendirilir. Deprem gibi bazı afetlerin zamanının önceden tahmin edilmesi olanaksız iken bazılarının (kasırga. yani düşünsel ve fiziksel yapının oluşturulduğu / güçlendirildiği. 1. şiddeti. Afete ilişkin hizmetleri yürütecek örgütlerin kurulması 2. Afet bölgesindeki halk. yağış. 4. Bu dönemde yapılacak işlerin başlıcaları şöyle sıralanabilir: 1. İzolasyon Dönemi Afete neden olan olayın başladığı andan. Gerekli yasal düzenlemelerin yapılması 5. hazırlıkların ve planların yapıldığı dönemdir. Genellikle 6 ile 72 saat kadar sürdüğü kabul edilir. Yasal düzenlemelerin yapılması. Sürenin uzunluğu afetin türü. toplumun afet şoku ve izolasyonunu üzerinden attığı ana dek geçen süreye bu ad verilir. Olası yıkımlar ve kırımlar öngörüler üretilir. Bu süre olayın türü ve ülkeye göre değişir ve ortamla 2 ile 48 saat kadar olduğu kabul edilir. Kızılay vb) olay ve şiddeti konusunda bilgilendirilir ve alarm durumuna geçmeleri sağlanır. 9. Haber verme: Öncelikle afet yönetim birimleri (ilgili bakanlıklar. 8. Alt yapının güçlü hale getirilmesi 6. Sessiz dönemde hazırlanmış olan tahliye ve geçici yerleşim planlarında kimin nerede nasıl toplanacağı ve nereye yerleştirileceğine dair ayrıntılar bulunmalı ve bu ayrıntıları halk bilmelidir. toplumun hazırlık ve bilinç düzeyine göre değişir. Alarm döneminde şu iş ve işlemler yapılır. afete karşı birincil önlemlerin alındığı. 2. olayın başlamasına dek geçen süreye bu ad verilir. Sektörlerin alarma geçmesi: Haberi alan sektör yönetimleri derhal kriz masasını toplayarak.olan) ve her 100-200 yılda bir ise ağır şiddette (on binlerle ifade edilen insan kırıma neden olan) deprem yaşanmaktadır. sel) önceden haber alınması ve afet bölgesinden halkın tahliye edilmesi olanaklı olabilmektedir. Afete tetikleyen bir olaydan birkaç dakika önce bile haberdar olunması çok önemlidir. Afetin olması halinde etkileyeceği bölge ve nüfus tahmin edilir. Toplumun hazır hale getirilmesi Alarm Dönemi Afeti tetikleyen olaydan (rüzgar. ordu. Afet izleme ve değerlendirme sistemlerinin 3. gerekiyor ise güvenli bölgelere toplanır ve bu durum uzun sürecek ise geçici yerleşim uygulanır. Afet planlarının hazırlanması 4. Alarm sistemlerinin kurulması.

su. 2. yer ve kaynaklarını. Geçici yerleşimin sağlanması: Afetzedelerin barınma.birlikte bir panik. Ayrıntılı bilgi edinme: Yukarıda sıralanan iş ve işlemleri tamamlayan bireyler. Bu dönemde sırası ile şu eylemler yapılır. 1. 4. beslenme. su giysi gibi olanakların sağlanarak. kaos ve şok yaşanacaktır. Bu kapsamda ve izolasyon döneminde yapılacaklar şöyle sıralanabilir: 1. Yaşam idamesinden kasıt afetzedelere olabildiğince çabuk sıcak yemek. Geçici yerleşimi kendi içinde kısa süreli ( yaşam idamesi / ilk üç ay içinde ) ve gerçek geçici yerleşim ( altı aydan iki yıla dek) olarak ikiye ayırmak olasıdır. olay hakkında ayrıntılı bilgi toplar. öğrenerek acil gereksinimlerini karşılama hazırlıklarını yapar. Aile içi yardımlaşma 3. kurumların. sağlık hizmeti. sosyal çevrenin. su gibi temel ihtiyaçlarının bir süre için karşılanması anlamına gelir. gıda. İzolasyon döneminde esas yapılması gereken iş. şiddetine ve bölgenin. Afetten etkilenen bölge. giyinme. afet öncesi duruma getirilmesine dek süren zamana bu ad verilir. Yakın çevre kurtarması 4. Afetin türüne. Olası büyük bir afetin etkilerinin detaylı analizi 387 . triaj ve şok giderme: Afetten sonra dış yardımların en önemli ve ivedi işlevi kurtarma. 3. kendi görev yerine giderek kurumunun yürütmesi gereken işlerde yerini alır. örgütlü davranmayı engelleyen en önemli iki konudan biri plansızlık / hazırsızlık iken ikincisi de aceleciliktir. merkezi afet yönetiminin ve uluslararası kuruluşların) haber almasından başlayarak olay yerine gönderilen dış yardımların bitimine dek olan süreye bu ad verilir. nüfus ve meydana gelen yıkımın ile kırımın boyutlarının saptanması: Yardımların etkili ve eşgüdümlü olması iyi bir ön değerlendirmeye ve merkezi eşgüdüme bağlıdır. Sürenin uzunluğu. yetkili makamlarla iletişim kurmaya çalışır. her anlamda. Dış Yardım Dönemi Olaydan dış kaynakların (idari birimlerin. Dış yardımlar konusunda aceleci davranmamak gerekir. Genellikle üç ay ile üç yıl süreceği varsayılır. Kurtarma ve ilkyardım çalışmaları olay anından hemen sonra başlayarak 6 –10 gün kadar sürer. Organize olma ve organizasyondaki yerini alma: Aile ve komşularına karşı görevlerini tamamlayan bireyler. Afetlerde. 5. kendi kendini kurtarma ve şoktan çıkarak organize olmadır. afetin şiddeti ve ülkenin sosyo-ekonomik koşullarına göre değişir. Afete Yaklaşımda 1. Rehabilitasyon Dönemi Geçici yerleşimin tamamlanmasından. özellikle de kamu görevinde çalışanlar. Genel olarak üç gün ile üç ay kadar sürer. Kurtarma. ülkenin baş etme olanaklarına göre bu süre değişir. Kendi kendini kurtarma 2. ilkyardım ve şok gidermedir. çadırkent ve benzeri yerlere ve kamp şeklinde yerleştirilmeleridir.

Standart uygulama ve kurallar konulması.uygulanmaya başlanmış. ağaçlandırma gibi sel önleyici çalışmaların yapılması bu tür önlemlerdir. Normale dönme stratejilerinin uygulanması gerekir. Afet senaryolarının hazırlanması 3. enformasyon ve erken uyarı sistemleri. Cevap mekanizmalarının işe yaralılığının kontrol edilebilmesi için oluşturulan sistemin test edilmesi olarak sıralanabilir. 4. AFETLERDE SAĞLIK KONU ve AMAÇLARI Afetlerden önce ve sonra halk sağlığı hizmetlerinin yeri ve önemi nedir? 1.2. ve periyodik olarak denenmiş bir plandır. afete hazır olmak da önemli olup durum saptanması öncelik taşır. 5. Ancak depremler önlenememektedir. Çığların önceden top atışıyla düşürülmesi. Toplumdaki cevap kapasitesini arttırmak için iyi bir enformasyon/iletişim sisteminin kurulması. baraj. kurumların iyi çalışıyor ve işbirliği içinde olması. Medya ile koordinasyon/işbirliği. Amaç olası afetlerin. Cevap kapasitesini artırma 6. 3. 8. tıbbi ve diğer malzeme. Birincil Koruma Koruyucu hizmetlerin en önemlisidir. Etkileri hafifletme programları 5. Yörenin afet/afetler yönünden risk taşıyıp taşımadığı açısından 2. personel nicelik ve niteliği. sağlık kuruluşlarının araç. jeofizik araştırmalarla toprak kayması olabileceği saptanan yerlerde yerleşimin önlenmesi. 6. afete dönüşmesini önlemektir. sel gibi afetlerde önleme çalışmalarının büyük etkisi bulunmaktadır. demografik ve yapıların niteliği. Afetlerden korunmada en önemli husus her düzeyde bir afet korunma planının hazırlanmasıdır. Afet anında uygun cevap ve koordinasyon sisteminin organizasyonu. Halk eğitimi programlarının geliştirilmesi. Afet Korunma Planı Afet Korunma Planı afetin riskinin azaltılması ve ortaya çıkması halinde kaybın en az olması için yapılması gereken tüm faaliyetlerin ana hatlarını içeren yazılı. gereç. Halka yönelik bilgilendirme/eğitim programları 4. (b) Hazırlıklı Olma Afetin önlenmesi kadar. Finansal ve diğer kaynakların mobilize edilebilmesi için tedbirler alınması. değerlendirilmesi. Afet öncesi toplum ve bölgeye ilişkin coğrafi. (a) Önleme Doğal afetlerin pek çoğu önlenemezse de çığ. sağlık kuruluşlarının olağan ve acil durum kapasiteleri ile önceki afet 388 . onaylanmış. Komünikasyon. set. iyi bir plan yapılması ve bunun uygulanması için otoritenin olması ve tüm bunlar için kaynak bulunması gerekir Afete Hazırlıkta Yapılması Gereken Önemli İşler 1. toprak kayması. 7. 9.

Yetişkinlere günde iki öğün. dengeli beslenme çok fazla önem taşımamakta. erişkinler için 1 gr/kg/gün protein verilmesi gerekir. kimden emir alacağı. Afet süresi kısa bir dönemi kapsadığından. tayfun. yaralanma nedenleri ve sayısı. su baskını gibi afetleri önceden saptayabilmek olasıdır.5 gr/kg/gün. Çünkü afet sırasındaki ölüm ve yaralanmaların büyük kısmı ilk birkaç saatte olmaktadır.deneyimleri (ölüm nedenleri ve sayısı. kuraklık. (5) Kişi başına ortalama günde 2000 Kcal sağlamak üzere diyet düzenlenmelidir. (4) On günden sonra: Afetzelere yakacak. Dışarıdan gelen yardımın afet bölgesine ulaşması ortalama 24 saati bulduğundan risk altındaki bölgelerde yerel halk afet anında neler yapacağı. boşaltma ve kurtarma işlemlerinde karşılaşılan güçlükler. mutfak malzemesi sağlanarak. çocuk. taşınabildikleri ve ülkemizin temel gıda maddesi olduğu için tahıllarındır. süt. maddi yıkım) gözönüne alınır (c) Erken Tanı ve Uyarma Yer kayması. 0-5 yaş grubundaki çocuklar ile gebe ve emzikli annelerdir. hamile ve emzikli kadınlara günde üç öğün yemek verilir. stokların nerelerde bulunduğu vb. ocak. Kurtarma çalışmalarına katılanların ve çocukların beslenmesi sağlanır (2) İlk iki gün: Önce hazırlanıp depo edilmiş ya da afetten kurtarılmış daha çok kuru besin maddeleridir (3) İki-on gün arasında: Sahra mutfakları. Aslında afet sırasında ve hemen sonrasında resmi örgütlerin ve yardım kuruluşlarının yapabileceği şeyler de sınırlı kalmaktadır. Beslenme stratejisini özetlemek gerekirse: (1) İlk birkaç saatte: Afetzelere sıcak içecek verilir. Çocuklar için 1. %15 i proteinlerden sağlanmalıdır. Beslenme bozuklukları daha çok afet sonrasında. Sağlanacak gıda yardımında en büyük pay kolay saklanıp. geçici yerleşim sırasında ortaya çıkmaktadır 389 . 2. fırınlar ve gelen diğer gıda yardımı ile afetzelere yemek sağlanması. Deneyimler afetten sağ kurtulanların %75’inin afetten 30 dakika sonra kurtarma ve enkaz kaldırma çalışmalarına başladığını göstermektedir. Tahıl. süt tozu ve peynir gibi diğer protein kaynakları ve özellikle A vitamini açısından desteklenmelidir. gerekli enerjinin sağlanması daha önemli olmaktadır. konularda önceden eğitilmelidir Afet sırasında ve hemen sonra yapılacak çalışmalar önem ve öncelik sırasıyla şunlardır: (a) Afete Uğrayan Bölge ve Etkilenen Nüfusun Belirlenmesi (b) Enkaz Kaldırma ve Kurtarma (c) Beslenme: Bu kişilere verilecek bir bardak çay. Beslenme açısından risk altında olanlar. afet öncesi hazırlık ve eğitimin önemini bir kez daha vurgulamaktadır. İkincil Koruma Afet sırasında ve afetten hemen sonra alınan önlemleri içerir. kendi yiyeceklerini kendilerinin hazırlamaları gerçekleştirilir. Birincil korunmada olduğu gibi bunun da çok azı sağlıkla ilgilidir. enerji ve protein kaynağı olarak genellikle yeterli olsa da. yağ. beslenmelerini sağlamasa bile morallerini düzeltmede önemli bir rol oynar. Kalorinin %65 i karbonhidratlardan %20 si yağlardan. En erken ve etkin yardımın bu biçimde yerel halk tarafından sağlanıyor olması.

Su sağlığı (1) İzolasyon döneminden ya da şoktan çıktıktan hemen sonra. Çünkü. (5) Enkaz altından çıkartılan cesetlerin tanımlanması.(6) Önemli bir diğer konu da gıda hijyenidir. (2) Sodyum hipoklorit solüsyonu suya Tablo I’deki gibi eklenir. 390 . hafif eğimli alanda. acil hizmetler bittikten sonra geriye. acil sağlık hizmetleri afetten sonraki birkaç gün için gereklidir. Yakılarak ya da gömülerek yok edilir. (6) Koruyucu hizmetlerin önemli bir bölümü aşılama hizmetleridir (h) Afete Bağlı İkincil Hastalıkların ve Ölümlerin Önlenmesi: Günümüze dek yaşanan afetler onu göstermiştir ki. yerleşim yerleri ve su kaynaklarından uzak. gıda ve kişisel hijyen çok önemlidir. sık toplanır. sineklere kapalı. pire ve diğer vektörlerin kontrolü önemlidir. Yollara ve su kaynaklarına yakın. Afet yerlerinde daha çok kuru tip hela çukurları kullanılmalıdır. ayrı bir organizasyonu gerektirir. Hafif bir klor kokusu olmalıdır. Çadırlar sekizer metre arayla düzgün sıralar halinde kurulur. besini. konutu ve beslenmesi) bozulmuş ve koruyucu sağlık hizmetleri kesintiye uğramış bir toplum kalmaktadır. Hazırlanan su. Olmazsa dozu yenileyip 50 dakika bekletmek gerekir. (2) Tuvaletler. 5-6 çadır için bir çöp bidonu. sinek. bu günlerden sonra başlamaktadır. Eğer çamaşır suyu içindeki klor düzeyi bilinmiyorsa 10 damla/litre eklenmelidir. sivrisinek üreme yerleri ve çöplük gibi sakıncalı yerlere uzak yerlerde kurulmalıdır. dini törenin yapılıp. bir tuvalet. Sağlık sektörünün esas ve ağırlıklı görevi ise. üzerinden çıkan değerli eşyanın yakınlarına verilmesi. atık ve vektör kontrolü gibi çalışmalara da özen gösterilmelidir. hijyenik koşulları (suyu. koku çıkmayacak ve kolayca temizlenecek biçimde yapılmalıdır. Her 1000 kişiye beş tuvalet hesaplanmalıdır. ilk ele alınması gereken çevre sağlığı hizmeti afetzedelere su sağlanmasıdır. Çadırlarda ısınma ve aydınlatma için araç-gereç sağlanır. karıştırma sonrası 30 dakika bekletilir. idare çadırları) ve vatandaşların kaldıkları çadırlar ayrı iki bölüm halinde kurulur Çadırlarda kalacak insan sayısı 3 m2/kişi kriterine uygun olarak saptanır. Ayrıca. drenajı kolay. Özellikle su. (d) Barınma Afetzedelerin beslenmesi kadar barındırılması ve ısıtılması da önemlidir. kayıt edilmesi. (4) Afetlerden sonra fare. Hizmet bölümü (yemekhane. 200 litrelik bir su deposu bulunur (e) Ulaşım ve Haberleşme (f) Güvenlik (g) Koruyucu Sağlık Hizmetleri – Çevre Sağlığı: Koruyucu hekimlik ve çevre sağlığı hizmetleri sağlık hizmetlerinin en önemlilerindendir: (1) Temiz ve yeterli su sağlanması önceliklidir. (3) Çöpler ağzı kapalı bidonlarda saklanır. hastane. cesetlerin gömülmesi. bit.

iş bulma. Bu solüsyon 1m3 suyu 24 saatte dezenfekte edecektir. Toplumun afet sonrasında büyük bir psikolojik ve sosyoekonomik yıkıntı içinde olduğu unutulmamalıdır. tifo. burs sağlama. kredi verme. Tüberküloz: Kalabalık faktörü ve beslenme 6. Sıtma: Vektörler. Tetanos. depolama tankları gibi fazla miktarda sular için kullanılır. yerleştirilmesi bir yandan da yıkıntıların kaldırılıp yeni binalar kurulması en önemli rehabilitasyon hizmetidir.Tablo I. Olağanüstü koşullarda yaşayan çocuklar arasında en öncelikle yapılması gereken aşı kızamık aşısıdır. kötü barınma koşulları 8. dizanteri): Su ve gıda hijyeni ve kalabalık faktörü 2. Bağırsak parazitleri: Su ve tuvalet hijyeni. Oral fekal bulaşanlar (kolera. Meningokal menenjit: Kalabalık faktörü 5. toplumun yeniden örgütlenmesini sağlama. Solunum yolu enfeksiyonları: Kalabalık faktörü ve barınma hijyeni 4. Devletin ve gönüllü kuruluşların destekleri en çok bu dönemde gerekli olmaktadır. kötü barınma ve beslenme 3. Anemi ve vitamin yetersizlikleri: Yetersiz beslenme 3. (4) Potasyum Permanganat: Daha çok kuyu. yiyecek ve yakacak sağlama. doğum hijyeni 10. Damla iyot eriyiği 1lt temiz suyun dezenfeksiyonu için yeterli olacaktır. Afetlerden Sonra Epidemi Riski Oluşturan Hastalıklar ve İlgili Çevre Faktörü 1. kalabalık faktörü 7. geçici iskan sağlama ve eski bölgeye yerleştikten sonra başlatılan rehabilitasyon çalışmaları ilk akla gelen desteklerdendir. kaynak. Bu koşullarda toplu halde yaşayan çocuklar önceki aşılanma durumlarına bakılmaksızın kızamık aşısı ile derhal aşılanmalıdır. 391 . (5) Bağışıklama: Temel aşılama her koşulda devam ettirilmelidir. Kızamık: Kalabalık faktörü. Potasyum permanganat Vibrio cholerae dışında patojen organizmalara karşı etkinliği kuşkuludur. Çadırkentlerde yaşayan bebeklere 6. Solüsyon hazırlığı: Evde ecza dolabı ya da ilk yardım setinde bulunan iyot eriyiği (%2’lik) su dezenfektanı olarak kullanılabilir. Üçüncül Koruma Afetzedelerin önce yakınlarının yanına ya da geçici yerleşim bölgelerine taşınıp. Suyun özelliğine göre katılacak Sodyum hipoklorit miktarı İstenen Klor Temiz Bulanık Suya Düzeyi Suya (Damla/Litre) 1 ppm 10 20 4-6 ppm 2 4 7-10 ppm 1 2 (3) İyot Bileşikleri: En uygun ve güvenilir iyot tabletidir. aydan itibaren kızamık aşısı yapılmalıdır. Eğitim ve sağlık hizmetleri. Uyuz: Kalabalık faktörü ve kötü hijyen 9. Su bulanıksa miktar 10 damla olmalı. en azından 30 dakika bekletilmelidir. gazlı gangren: Kötü çevre ve yaralanmalar. 1lt suya 40mg eklenerek kullanılır.

Briggs SM. Afet ve Afetlerden Korunma: Afetlerde Sağlık Hizmetleri Yönetimi Kurs notları Sağlık Bakanlığı sağlık Proje Genel Koordinatörlüğü 24-28 Ekim 2000YALOVA 3.. Chen LC Harvard University Press London 1999 392 . the Medical and public Health response Leaning J. Toole MJ. In Humanitarian Crises.KAYNAKLAR 1.. Afetlere Hazırlık ve Afet Yönetimi: Afetlerde Sağlık Hizmetleri Yönetimi Kurs notları Sağlık Bakanlığı sağlık Proje Genel Koordinatörlüğü 24-28 Ekim 2000-YALOVA 2.Yurdakök K. Akdur R. The role of the rapid assesment.

Barınma hijyeni 4. Çevre koşullarının düzeltilmesi (a) Su hijyeni (b) Besin hijyeni (c) Atıkların uzaklaştırılması 2. rapor edilmesidir (bildirim). yorumlanması. Sürveyans 7. bir hastalıkla ilgili verilerin. Bağışıklama 2. bir bulaşıcı hastalığın görülme düzeyinin. hastalığın seyrine göre önlemler alınır. bir hastalığın belirli bir bölgede sürekli olarak yüksek düzeyde görülmesidir. BULAŞICI HASTALIKLAR EPİDEMİYOLOJİSİ ve KORUNMA YOLLARI Sürveyans. Sağlık eğitimi 5. Kişisel hijyen önlemleri 3. Karantina 393 . Kaynağın bulunması (filyasyon) 2. Hastalığın bildirilmesi 3. Sağlık eğitimi 8. Kaynak. Zoonozlarda hayvanların yok edilmesi Bulaşma Yoluna Yönelik Önlemler 1. Kaynağa Yönelik Önlemler 1. İzolasyon 5. Bulaşıcı hastalıklarla mücadelede temel olay enfeksiyon zincirini kırmaktır. Bu önlem ise hastalığın bulaşma yolunun bilinmesi ile başarılabilir. düzenli olarak toplanması. duyarlı bir konakçıya geçebilmek üzere çoğaldığı insan. Kemoprofilaksi 3. Hastalıkların kontrolü hastalığın doğal seyri ile yakından ilişkilidir. Pandemi. analizi.12. ürediği. En iyi önlem hastalığa neden olan etkenin ortadan kaldırılmasıdır. Salgın (epidemi). bitki ya da toprak gibi cansız varlıkların tümüdür. Nüfus hareketlerinin kontrolü Sağlam Kişilere Yönelik Önlemler 1. belirli bir süre içinde beklenenin üzerinde hızlı bir artış göstermesidir. Taşıyıcı aranması 6. hayvan. Endemi. infeksiyon etkeninin üzerinde yaşadığı. Hastaların tedavisi 4. yaşamını sürdürmek için bağımlı olduğu. belirli bir bölgede. Hastalık kontrolünde. Bir başka önlemde konakçıya yönelik alınacak önlemlerdir. bir bulaşıcı hastalığın. uluslararası ya da kıtalararası yayılım göstermesidir.

Grup A Hastalıklar yataklı tedavi kuruluşları (devlet hastaneleri. “D Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”dır. Ay sonunda Form 016’da bulunan hastalıklar Form 017/A’ya kaydedilir. herhangi bir bölgede görüldüğü hususunda ilgili birimlerin haberdar edilmesini. • İlçe Grup Başkanlıkları ve İl Sağlık Müdürlükleri Form 014 ile bildirilen vakaları bağlı oldukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırır ve ilgili sağlık ocaklarına Form 014’leri gönderirler. “C Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”. hekimler) tarafından saptanmış ise. 394 . üniversite. bildirimi zorunlu bir bulaşıcı hastalığın bir sistem içinde belirli bir zaman aralığında ilgili yerlere istatistiksel ve epidemiyolojik amaçlı bildirilmesini ifade etmektedir. • Vakalar Form 016’ya (Bildirimi Zorunlu Hastalıklar Tespit Fişi) günlük olarak işlenir. Yönergede ihbar ve bildirim ifadeleri açıklanmıştır. Grup A Hastalıklar sağlık ocaklarında saptanmış ise. • İl Sağlık Müdürlüğü’nde sağlık ocaklarından gönderilen Form 017/A’ların icmali yapılarak Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğüne(TSHGM) AYLIK olarak gönderilir. • Form 014’e (Bildirimi Zorunlu Hastalıklar Fişi) işlenir ve hemen ilgili sağlık ocağına gönderilir. Form 014 ile İlçe Grup Başkanlıkları veya İl Sağlık Müdürlüğüne bildirim yapılır. İkinci grup. “A Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”. Dördüncü grup. Sağlıklı beslenme BİLDİRİMİ ZORUNLU BULAŞICI HASTALIKLAR ve BİLDİRİM SİSTEMİ Sağlık Bakanlığınca “BULAŞICI HASTALIKLARIN İHBARI ve BİLDİRİM SİSTEMİ YÖNERGESİ” 2004 yılında yayımlanmıştır. Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar dört gruba ayrılmıştır. “İhbar”. Form 017/A’lar AYLIK olarak İl Sağlık Müdürlüklerine gönderilir. • Sağlık ocakları Form 014 ile bildirilen hastalıkları Form 016’ya işleyip. Türkiye genelinde hizmet veren bütün sağlık kuruluşlarından yapılır. bildirimi zorunlu olan bir bulaşıcı hastalığın.4. • Vakanın tespit edildiği gün. Sağlık Bakanlığı eğitim hastaneleri. ya da özel sağlık kuruluşları (özel hastaneler. Birinci grup. Üçüncü grup. Vaka başka bir sağlık ocağı bölgesi kayıtlarında ise. SSK ve askeri hastaneler). Sağlık eğitimi 5. “B Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”. “GRUP A” HASTALIKLAR Bu grupta (Tablo I) bulunan hastalıkların bildirimi. ay sonunda Form 017/A’ya kaydeder ve AYLIK olarak İl Sağlık Müdürlüklerine bildirim yaparlar. “Bildirim”.

Tablo I. Hastalık ile ilgili filyasyon. İl Sağlık Müdürlükleri ve TSHGM Bulaşıcı Hastalıklar Daire Başkanlığı hastalıkla ilgili araştırmayı birlikte yaparlar. 0(312) 435-2979. Ayrıca İl Sağlık Müdürlüğüne de hemen telefonla bildirilir. Grup A bildirimi zorunlu hastalıklar listesi • • • • • • • • • • • • AIDS Akut kanlı ishal Boğmaca Bruselloz Difteri Gonore HIV enfeksiyonu Kabakulak Kızamık Kızamıkçık Kolera Kuduz ve kuduz riskli temas • • • • • • • • • • • Meningokoksik menenjit Neonatal tetanoz Poliomiyelit Sifiliz Sıtma Şarbon Şark çıbanı Tetanoz Tifo Tüberküloz Akut viral hepatitler “GRUP B” HASTALIKLAR Bu grupta (Tablo II) bulunan hastalıklar. 1. ülkemizdeki hangi sağlık kuruluşu tarafından tespit edilmiş olursa olsun. 2. İl Sağlık Müdürlüklerinde Form 014’lerin bağlı bulundukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırımı yapılır. vaka 395 . Grup C hastalık bildirimleri tanımlanan sağlık kuruluşlarından İlçe sınırlarında hizmet verenler İlçe Grup Başkanlıklarına veya İl merkez sınırları içinde hizmet verenler İl Sağlık Müdürlüğüne “Form 014” ile GÜNLÜK olarak yapılır.. Tablo II. İlçe Grup Başkanlıkları kendilerine gelen “Form 014”leri İl Sağlık Müdürlüğüne gönderir. bu dökümanın Grup C hastalıklar için hazırlanmış “Standart Tanı Kriterleri” kısmında. her sağlık kuruluşundan yapılmaz! Bildirimler. Bildirimler Sağlık Bakanlığı TSHGM Bulaşıcı Hastalıklar Daire Başkanlığına telefon açılarak yapılacaktır [0(312) 435-3215. salgın araştırma. Buna göre. “Sürveyans Tipi” bölümünde belirtilen sağlık kurum ve kuruluşlarından yapılır. 0(312) 4356937]. 3. Grup B bildirimi zorunlu hastalıklar listesi • • • • Çiçek Sarı Humma Epidemik Tifüs Veba “GRUP C” HASTALIKLAR Bu grupta (Tablo III) bulunan hastalıkların bildirimleri. bütün sağlık kuruluşlarınca tespit edildiği anda ihbarı zorunlu olan hastalıklardır. Grup B’de yer alan hastalıklar aynı zamanda DSÖ’nün Uluslararası Sağlık Düzenlemeleri (1969-International Health Regulations) çerçevesinde uluslararası bildirimi zorunlu olan hastalıklardır.

İl Sağlık Müdürlüklerinde Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerini bağlı bulundukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırımı yapılır. “Form 017/C”yi doldurur ve Sağlık Bakanlığı TSHGM gönderirler. vaka araştırması çalışmalarının başlatılması ve/veya sağlık ocağının bilgilendirilmesi için ilgili sağlık ocağına gönderilir 396 . Söz konusu enfeksiyon etkenlerinin bildirimleri de her sağlık kuruluşundan değil. Hastalık ile ilgili filyasyon.influenza Tip b (Hib) Enfeksiyonu • İnfluenza • Kala-Azar • Konjenital Rubella • Lejyoner Hastalığı • Lepra • Leptospiroz • Subakut Sklerozan Panensefalit (SSPE) • Şistozomiyaz • Trahom • Toksoplazmoz • Tularemi “GRUP D” ENFEKSİYON ETKENLERİ: Bu grupta (Tablo IV) diğerlerinden farklı olarak bildirimi zorunlu olan hastalık değil enfeksiyon etkenidir. Hastalık ile ilgili filyasyon. vaka araştırması çalışmalarının başlatılması ve/veya sağlık ocağının bilgilendirilmesi için ilgili sağlık ocağına gönderilir Tanımlanan laboratuvarlardan gelen Form 017/D’lerin icmalini yapar AYLIK olarak İl Sağlık Müdürlüğüne gönderir. İlçe Grup Başkanlıkları. “Sürveyans Tipi” bölümünde belirtilmiş olan laboratuvarlardan yapılır. 2. Bildirim sorumlusu HAFTALIK olarak Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerinin icmalini yaparak Form 017/D’yi doldurur. bu dökümanın Grup D için hazırlanmış “Standart Tanı Kriterleri” kısmında. SSK ve Askeri Hastanelerin laboratuvarları ile diğer kamuya ait hastanelerin laboratuvarları. tanımlanan laboratuvarlardan Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerini bağlı bulundukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırımı yapılır. Grup D içinde yer alan enfeksiyon etkenlerinin herhangi biri için standart kriterler uyarınca pozitif bir bulgu elde ettiğinde. Devlet Hastaneleri. Grup D enfeksiyon etkenlerinin bildiriminden sorumludurlar. İl Halk Sağlığı Laboratuvarları. Form 017/D ve Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerini İlçe Grup Başkanlıkları veya İl Sağlık Müdürlüğüne gönderir. salgın araştırma. GÜNLÜK olarak Kurumunun bildirim sorumlusuna “Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişi” ile bildirir. 3. Üniversite. Bölge ve Merkez Hıfzıssıhha Laboratuvarları.araştırması çalışmalarının başlatılması ve/veya sağlık ocağının bilgilendirilmesi için ilgili sağlık ocağına gönderilir İl Sağlık Müdürlükleri tarif edilen sağlık kuruluşlarından ve İlçe Grup Başkanlıklarından gelen Form 014’lerin AYLIK olarak icmallerini yaparak. 1. Buna göre. Tanımlanan laboratuvarlar. Grup C bildirimi zorunlu hastalıklar listesi • Akut Hemorajik Ateş • Creutzfeldt-Jakob Hastalığı • Ekinokokkoz • H. Tablo III. salgın araştırma.

AYLIK olarak İle ait Form 017 D’yi doldurur ve Sağlık Bakanlığı TSHGM gönderirler. Ankara. Grup D bildirimi zorunlu enfeksiyon etkenleri ve hastalıklar listesi • Campylobacter jejuni • Chlamydia trachomatis • Cryptosporidium sp.coli • Giardia intestinalis • Salmonella sp. 397 . Sürveyans ve Laboratuvar Rehberi. • Shigella sp. Sağlık Bakanlığı.C. temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü. • Listeria monocytogenes KAYNAK Bulaşıcı Hastalıkların İhbarı ve Bildirimi Sistemi Standart Tanı. • Entamoeba histolytica • Enterohemorajik E. 2005. T. Tablo IV.İl Sağlık Müdürlükleri tarif edilen sağlık kuruluşlarından ve İlçe Grup Başkanlıklarından gelen Form 017/D’lerin icmallerini yapar.

2. Koruyucu sağlık hizmetleri a. Kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri (Sağlık personeli tarafından yürütülür) (1) Kişisel hijyen. Onlardan öğrenin. Aralarında yaşayın. (6) Erken tanı ve tedavi. Üçüncü basamak tedavi hizmeti (Üst düzeyde uzmanlaşmış ve ileri teknoloji kullanılan merkezler: Üniversite hastaneleri.) 398 . Ve sahip oldukları üstüne kurun çalışmalarınızı. (5) Kemoproflaksi (İlaçla koruma). b. (4) Konut sağlığı. SAĞLIK EĞİTİMİ İnsanlara gidin. Görevinizi tamamladığınızda. Tıbbi rehabilitasyon (Sağlık personeli tarafından verilir. Eğer insanlar “Biz onu kendimiz yaptık” diyorlarsa. denetim ve yol göstermedir) (1) Yeteri kadar ve temiz içme suyunun sağlanması. (5) Vektörlerle mücadele. 3. İkinci basamak tedavi hizmeti (Yataklı tedavi kurumlarında tedavi). (7) Beslenmenin iyileştirilmesi. Eski bir Çin şiiri. danışmanlık. SAĞLIK HİZMETLERİNDE SAĞLIK EĞİTİMİNİN YERİ ve ÖNEMİ Sağlık hizmetleri aşağıdaki başlıklar altında incelenmektedir (1.13. (2) Katı ve sıvı atıkların zararsız hale getirilmesi.) b. özel dal hastaneleri). Onların bildikleriyle başlayın işlerinize. Sosyal rehabilitasyon (Sosyal hizmet kurumları ve personeli tarafından verilir. Onları sevin. Rehabilite edici sağlık hizmetleri: a. eğitim. (2) Sağlık eğitimi. Tedavi edici sağlık hizmetleri (Sağlık personeli tarafından yürütülür) a. b. İşinizi bitirip. (3) Besin hijyeni. 3): 1. (4) Aile planlaması. c. (3) Bağışıklama. Birinci basamak tedavi hizmeti (İlk başvuru ve ayakta tedavi). Çevreye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri (Sağlık dışı sektör ve meslek grupları tarafından yürütülür. Siz iyi bir öğretmensiniz. Sağlık sektörünün görevi. 2.

eğitimci ile hedef kitle arasında kurulan iletişimin başarısına bağlıdır. sağlık hizmetlerine katılabilir. sunulan sağlık hizmetlerinden etkin ve doğru olarak yararlanma bilincinin kazandırılması hedefleniyorsa. (Halkın Sağlık Eğitimi Yönetmeliği. TSK İç Hizmet Kanunu “Sağlık İşleri” bölümünün ilk maddesi olan 57 nci maddede. İç Hizmet Kanunu. Başka bir deyişle Sağlık eğitiminde amaç. Konuya başka bir açıdan bakacak olursak. TSK ve Sağlık Eğitimi TSK’ndeki sağlık hizmetlerinin nasıl yürütüleceği TSK İç Hizmet Kanunu ile belirlenmiştir. olumlu bir çevre yaratmalarını ve tedavi imkanlarından yararlanmalarını sağlayacak davranışlar kazandırmaktır.” “Bu hizmetin yürütülmesinden ve görülmesinden kıta kumandanları veya kurum amirleri ile bunların tabipleri sorumludur. askerlerin sağlığının takibini ve korunmasını istemektedir ve bunu komutanların ve tabiplerin sorumluluğuna vermiştir. kişilerin belirlenmiş olan bilgileri bilmeleridir (2) Eğitim: Bireylere yeni bilgilerin öğretilmesi. sağlık sorunlarını çözebilir. sağlam veya hasta kişiler ile doğrudan ilişki içinde olan her sağlık görevlisinin sorumluluğudur. bu sağlık eğitimi olarak adlandırılır. Eğitimde amaç. “Silahlı Kuvvetler sağlık işlerinde. sağlıklı yaşam sürmeleri için kişilere sağlıklarını korumalarını ve geliştirmelerini. sağlık bilincini. bunun yanında bazı becerilerin kazandırılması ve bunların benimsetilmesi için. Silahlı Kuvvetlerin ülke sağlık düzeyine sağlayabileceği en önemli katkılardan birisi olarak düşünülebilir. Silahlı Kuvvetler. okul içinde ve dışında. Sağlığın korunması. Bu ise sağlık eğitimi ile sağlanabilir. aynı zamanda bir sağlık eğitimcisi olduğunu unutmamalıdır (1). askerlerin fizik ve moral durumlarını takip ve koruyucu tababetin tatbiki esastır. sağlık haklarını savunabilir duruma getirmek için uygulanacak sağlık eğitimidir. kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri içinde yer almaktadır. belirli bir plan ve program çerçevesinde yürütülen çabalar ise eğitim olarak tanımlanır (2). madde) 399 . benimsetilmesi ve davranışlarına yansıması. 15. sağlıklı bir yaşam sürmeleri için. Sağlık eğitimi. bilginin uygulanmasının sağlanması. birey ve toplumu hastalıklardan koruma ve yaşam kalitesini yükseltme konusunda yardımcı olan uygulamalardır. toplumun her kesiminden gelen gençlerin toplandıkları önemli bir eğitim yeridir.Sağlık eğitimi. kişilere gerekli önlemlerin öğretilmesi. kişilere belirlenmiş olan bazı konuların anlatılması ve bunları bilmelerinin sağlanmasıdır.” hükmü yer almaktadır. yurdun her bölgesinden. toplumu oluşturan kişilerin. Askerlere sağlık eğitimi verilmesi. Yani öğretimde amaç. Sağlık hizmeti sunan her branştaki sağlık personeli. Sağlık eğitimi. belirlenmiş olan bilgilerin kişilere benimsetilmesi. sağlıklarını koruyabilir. kişilerin davranışlarında istenen davranışlar meydana getirilmesidir. TANIMLAR Öğretim. bireylere sağlıkla ilgili olumlu tutum ve davranışların kazandırılması ile mümkündür. Halk Eğitimi. davranışını geliştirerek. Sağlık eğitiminin başarısı. Eğer eğitimde.

bilinçli ilaç kullanımı. Her bölgenin. c. Özel gün ve haftalara göre sağlık eğitimi: a. d. Belirlenmiş olan eğitim ihtiyaçlarıyla ilgili olarak amaçlar belirlenir. d. 3. eğitimin verileceği hedef gruplar tespit edilir. kişilere öncelikle sağlığın değerinin. konular seçilebilir. b. Belirlenmiş olan amaçlara ulaşabilmek için. f. Sakatlar günü.SAĞLIK EĞİTİMİNİN PLANLANMASI Belli bir bölgedeki bireylere. Aile planlaması. bulaşma ve korunma yolları. e. Sağlık eğitimi konuları nasıl seçilebilir? (2) 1. bu günlere özel konular seçilebilir. 2. ayrıntılandırılır ve bir program haline getirilir. ev kazaları). Sağlıklı beslenme. Verem haftası. Kan yoluyla bulaşan hastalıklar. Temasla bulaşan hastalıklar. iş. sağlıkla ilgili bazı davranışları kazandırmak amacıyla. SAĞLIK EĞİTİMİ KONULARININ BELİRLENMESİ Sağlık eğitiminde yapılacak ilk iş. Kişisel hijyen konuları. 5. Çevrenin temizliği. daha önce saptanan araçlar kullanılarak. belirlenmiş olan konunun hedef gruba nasıl anlatılacağı konusunda bir plan yapılır. koşullarına göre işlenecek konular ve verilecek bilgiler seçilip. f. Sağlığa zarar veren alışkanlıklar vb. vb. sağlık eğitimi planlaması ve uygulamasının her aşamasında yapılır. Toplumdaki sağlık sorunları ve eğitim ihtiyaçları belirlenir. Ülke veya bölge düzeyinde en önemli sağlık sorunları: a. konular seçilebilir. 2. e. İlkyardım eğitimi. en kıymetli servetin sağlık olduğunun. Kanser haftası. Dünya çevre günü ve çevre haftası. belli bir zaman diliminde yürütülen faaliyetlerin tümü sağlık eğitimi planlaması olarak tanımlanır. b. Hazırlanmış olan plan. 400 . İlaç tasarrufu. imkanlar dahilinde en ilgi çekici şekilde planlanmalıdır. Değerlendirme aşamasıdır. b. e. c. Kazalar (trafik. Yiyecek ve içeceklerle bulaşan hastalıklar. topluluğun gereksinimlerine. onu tehlikelerden korumanın en önemli hak ve aynı zamanda bir görev olduğunun öğretilmesi ve benimsetilmesidir. 4. Yetişkinlerin ihtiyaç duyabileceği düşünülen konular: a. bu işle görevlendirilmiş organlar tarafından. Kızılay haftası gibi özel gün ve haftalarda. Değerlendirme. Solunum yoluyla bulaşan hastalıklar. d. Programda öngörülenler uygulamaya konulur. c. Sağlık Eğitimi Planlamasında Basamaklar (2) Sağlık eğitimi planlaması 6 basamakta gerçekleşir: 1. başlangıçta belirlenmiş olan hedeflere ulaşabilmek için. 6. 3.

doğruluğu genel olarak kabul edilmiş. Öğretmek. Bu özelliklere eğitimde “teknik” denir. Eğitim yöntemleri 3 ana başlık altında incelenmektedir: 1. 1. en güvenilir ve en kısa yolu tanıtır. Görüşme yöntemi: Kişilerin sağlık konularında neler düşündüklerini. 3. Sağlık eğitimi yöntemleri. sağlıkla ilgili sloganlar ve kompozisyonlar yazdırılabilir. Her zaman uygulanamaz. Ülkemizde yaygın olarak kullanılan “usta-çırak” ilişkisine dayalı eğitimlere karşılık gelmektedir. belirlenen yöntemlerin öğretme etkinliklerini monotonluktan kurtaracak nitelikte olmasına. Yapmak ve yaptırmak. Toplum eğitimi yöntemleri. etkinliği yüksek fakat pahalı ve dolayısıyla verimliliği düşük bir yöntemdir. kişisel düşüncelerini ve özelliklerini de buna katarak eğitimi yürütür. eğitim çalışmaları sırasında genel olarak bu kuralları göz önünde bulundurur. 2. belli durumlar için belli kurallar verir (2). izlenen “yöntem”e bir parça özellik katmak demektir. Ziyaret yöntemi: Eğitim konusuyla ilgili yerler ziyaret edilebilir. d. kavram ve gerçekleri incelemede tutulan sistemli yol demektir. şu amaçlara yönelik olmalıdır: 1. Eğitimci. 2. verilmek istenen mesajlar verilir. Eğitici önce kendisi yapar. c. Gösterme ve yaptırma (yetiştiricilik) yöntemi: Herhangi bir konuda bir becerinin öğrenilmesi amacıyla kullanılan bir eğitim tekniğidir. Okutma ve yazdırma yöntemi: Eğitilecek kişilere sağlıkla ilgili eserler okutulabilir. Bu sırada. Öncelikle eğitim hedeflerini gerçekleştirmeye yardımcı olacak yöntemlerin seçilmesine özen gösterilmelidir. Bu durum. 3. bunun yanında kendi tecrübelerini. Bunun dışında. b. en düzenli. bir amaca varmak için bir işin nasıl yapılması gerektiği hakkında denenmiş. Tekrarlamak ve alıştırmak. neler hissettiklerini ve neler yaptıklarını öğrenmek amacıyla uygulanır. İkna etmek. Birey Eğitimi Yöntemleri: Birey eğitimi. Yöntem.SAĞLIK EĞİTİMİ YÖNTEMLERİ “Yöntem”’in sözlük anlamı. Grup eğitimi yöntemleri. Kişilerin faaliyetlere etkin bir şekilde katılmalarını sağlayıcı olmasına. 401 . 4. sonra yaptırır. 2. Birey eğitimi yöntemleri. 3. Eğitim yöntemlerinin seçiminde göz önünde bulundurulması gereken ilkeler şunlardır (2): 1. 4. Başlıca birey eğitimi yöntemleri şunlardır: a. Eğitimci ve eğitilenleri yormamasına dikkat edilmelidir. beceriler kazandırılmaya çalışılır.

onların verdikleri cevaplara ve sorularına göre sunum sırasında konuyla ilişkili noktalar anlatabilir. televizyon. toplumun eğitim düzeyi önemlidir. Ancak bu yöntemin etkili olabilmesi için. Toplum eğitimi yöntemi: Eğitimin tüm toplumu kapsaması amaçlandığında. örnek aldıkları kişilerin davranışlarını taklit etme meylindedirler. Gözlem yöntemi: Herhangi bir olayın meydana gelişini bir plan çerçevesinde evre evre gözlemek ve incelemektir. (Örnek: Sınıf dersi veya konferans) b. 2. (Örnek: Panel (Açık oturum). kendisini bir başka kişinin yerine koyarak. ancak daha pratik bir yöntemdir. kamuoyu yaratmada ve ulusal kampanyaların yürütülmesinde yararlı ve etkilidir. Tartışma yöntemi: Herhangi bir konunun. Başlıca grup eğitimi yöntemleri şunlardır: a. amaç ve hedeflerine uygun olacak şekilde belirtilen yöntemlerden. h. duygu ve düşüncelerini söz ve davranışlarla ifade eder veya verilen rolü canlandırır. d. kitle iletişim araçlarından yararlanılır. dinleyerek ve konuya katılarak işlenmesidir. 20-25 kişi. herhangi bir konuyu bir sıra ve düzene göre karşısındaki kimselere baştan sona kadar anlatmasıdır. Beyin fırtınası yöntemi: Düşünmeyi ve yaratıcılığı uyaran. aynı soruna farklı bakış açılarıyla çözüm getirilmeye çalışılır. Onlara iyi birer örnek olmak suretiyle. Grup eğitimi yöntemleri: Etkinliği daha az. Bunlar daha çok bilgilendirme sağlar. asıl anlatılmak istenen konunun sunumundan önce veya sunum sırasında konuyla ilişkili noktalarda anlatılabilir. eğitim konusuna uyumlarını ve ilgilerini sağlamak amacıyla uygulanır. Vaka çalışması: Gerçek veya gerçek olabilecek bir olay seçilir. kitaplar. etkilenmeleri sağlanabilir.) c. Gösterme ve yaptırma (yetiştiricilik) yöntemi: Birey eğitimi yöntemleri arasında anlatılmıştır. Taklit yöntemi: Bireyler. i. atölye çalışması örnek olarak verilebilir. f. grup üyeleri tarafından karşılıklı konuşarak. 402 . 3. Hikaye anlatma yöntemi: Grup üyelerinin.e. vb. broşürler. daha etkin bir şekilde uygulayabileceği ve daha iyi sonuçlar alabileceği birisini veya birkaçını belirleyerek eğitim sırasında uygulayabilir. bu olay ve bu konu ile ilişkili sorular belirlenir. toplum eğitimi yöntemleri kullanılır. Hangi eğitim yöntemini seçelim? Eğitimci. Anlatma yöntemi: Eğitimcinin. Rol yapma (oyunlaştırma) yöntemi: Katılımcı. Soru-cevap yöntemi: Eğitimci. e. Hikaye. Kişiler etkinliğe daha fazla katılacaklarından daha çok kabul görür. Eğitimde amaç. grup üyelerine soru sorar. genellikle küçük gruplarla yürütülen bir eğitim tekniğidir. radyo. Bunun için gazete. en uygun grup sayısı olarak kabul edilir. sempozyum. konu ve sorular anlatılır. g. dergi.

Kitap. b. vaka çalışması. EĞİTİM MATERYALLERİ) Konuların işlenmesi sırasında. c. İşitsel araçlar: Radyo. Eğitim aracı kullanmak gerekli mi değil mi? 2. b. Amaca ve mevcut koşullara en uygun araç nedir? 3. Eğitim ortamı. 403 . grup çalışmalarında elden ele dolaştırılarak herkesin incelemesi suretiyle verilmek istenen mesaj vurgulanabilir. öğrenme veya konuya ilgi çekme yönünden halkı etkilemektir. Resimler: Belirli amaçlarla çekilmiş olan bazı resimler. Belli bir konuda toplumu bilgilendirmek ise. f. Katılımcıların belli bir konuda bilgi kazanması ise. Slayt ve slayt projektör. Gazete. mesajlarını aktarmasında eğitimciye yardımcı olan araç-gereçlerdir (4). Etkinlikleri sınırlıdır. 4. her yerde ve her zaman kullanılabilecek bir eğitim aracı bulunamaz. CD. gruptaki kişi sayısı. bant. Eğitim aracının kullanılması ile ilgili ilkeler: 1. oyunlaştırma. daha çok tartışma. amaca uygun olarak alınmış kopyaları. Sergi: Amaç. ele alınan konuya veya gösterilmek istenen materyale geniş halk kitlesinin ilgisini çekmek. dergi yazıları. oyunlaştırma. e. barko cihazı. Katılımcılarda bir konuda davranış değişikliği sağlamak ise. 2. toplum eğitimi yöntemlerinden birisi veya birkaçı tercih edilir.1. bir veya bir kaçı seçilebilir. broşür. vaka çalışması. Her koşul için uygun bir eğitim aracı yani her derde deva. plak. Görsel araçlar: a. Tepegöz projektör ve saydamları. konferans gibi yöntemler. Afişler: Herhangi bir fikri anlatmak veya uygulanan belli bir program veya yürütülen bir kampanya için halkın dikkatini çekmek için kullanılabilir. beyin fırtınası gibi yöntemler. yazı gibi materyaller asılabilir. 3. 2. tartışma. Bilgisayar. grafik. 3. Araçların nasıl kullanıldığı biliniyor mu? Eğitim araçlarının sınıflandırılması (4): 1. Görsel-işitsel araçlar: a. Yazı tahtası. görsel-işitsel araçlarla desteklenmiş bir sınıf dersi. yetiştiricilik. c. SAĞLIK EĞİTİMİNDE KULLANILABİLECEK ARAÇ ve GEREÇLER (GÖRSEL-İŞİTSEL ARAÇLAR. Katılımcılarda sorun çözme becerisini geliştirmek ise. Bülten tahtası: Eğitsel amaçla hazırlanmış fotoğraf. işlenen konu ve mevcut imkanlara göre. d. yetiştiricilik gibi yöntemler. d.

Eğitim aracı gerekli mi? (Şov olmasın) 2. 5. 2. 3. DVD. İnsanların hangi ortamda / nasıl öğrendiğini esas alır. Aktivitelerin açıklanması 4. EĞİTİCİLERİN SORUMLULUKLARI 1. Çeşitli metot ve tekniklerin kullanılması öğrenimi kolaylaştırır. Katılımcılar öğrenmeye hazır olduklarında öğrenme/eğitim daha etkilidir. Güven verir. 4. VCD. Beceride mükemmelleşme/ustalaşmada tekrar gereklidir. Katılımcıların deneyimleri ve geçmişteki bilgileri üzerine inşa edilen öğrenme/eğitim daha etkilidir. f. 5. 4. Eğitimin başarılı olmasının sorumluluğunu eğitmen/katılımcılara paylaştırır. 8. 4. 3. Soruların yanıtlanması 6. Öğrenim/ eğitimin etkili olabilmesi için geri bildirim verilmelidir. Sözel/sözsüz iletişim 404 . 2.e. Amaç ve hedeflerin gözden geçirilmesi 3. 6. 2. Tanışma 2. g. Katılımcılar öğrenme ihtiyaçlarının farkına vardıklarında öğrenme/eğitim daha etkilidir. Televizyon. Zaman zaman yapılan değerlendirmelerde katılımcılar başarı ve başarısızlıklarını anlamalıdır. Katılımcıları soru sormaya teşvik eder. Beklentilerin saptanması 5. Öğrenmeyi destekler/kolaylaştırır. Olumlu bir eğitim ortamı yaratmak Kendisi iyi bir model oluşturarak eğitilenleri etkilemek Katılımcı eğitim metotlarını kullanmak Sorumluluğu katılımcılarla paylaşmak Yüksek puan vermeyi değil. Isınma egzersizleri 7. 7. Döner levha (Büyük blok not). Kontrol altında yaptırılan uygulamalar beceri kazanmada faydalıdır. beceride ustalaşmayı hedeflemek Katılımcıların başarısız olduğu durumlarda kendi yöntemlerini gözden geçirmek Öğrenim İçin Uygun Atmosfer Oluşturma (Avantajları) 1. Araçların kullanılışı biliniyor mu? EĞİTİMİN PRENSİPLERİ 1. En uygun araç hangisi? 3. Öğrenim İçin Uygun Atmosfer Oluşturma (Nasıl) 1. 5. 3. Eğitim Araçlarının Kullanılması İle İlgili İlkeler: 1. 6. Video.

Olumlu geribildirim isterler 6. vurgusu ve yüksekliği iyi ayarlanmalı 2. 9. İlk izlenim (karşılama.coşkulu sunulması Sözel İletişim 1. Kişisel kaygıları vardır/ güvenli ortam isterler 7. drama vb. Eğitim konularıyla ilgiliyse motive olurlar 3. Eğitimin kendi konularıyla bağlantılı olmasını isterler 2. Oda içinde dolaşma 5. Eğitimde aktif katılımda bulunmak isterler 4. Aktivitelerde istenenler açık olarak anlatılmalı Yetişkinler 1. olgu tartışması.8. Eğitimde çeşitlilik arzularlar 5. Sosyal aktiviteler ÖĞRENİM İÇİN UYGUN ATMOSFER OLUŞTURMA Sözsüz İletişim 1. Konular arası geçiş mantıklı olmalı 8. Soru yanıtlanırken katılımcıya dönme 6. Katılımcıların verdikleri örnekler kullanılmalı 5. Eğitim sırasında kişisel ihtiyaçlarının göz önüne alınması gerekir Sunum Türlerine Göre Anımsama Düzeyi Sunum Türü Sözel. Her bölüme güçlü bir girişle başlanmalı 3. Katılımcılara isimleriyle hitap edilmeli 4. Eğitim sırasında özgüvenlerini korumaları gerekir. Sunum şekli ve temposu iyi ayarlanmalı 7. Göz teması 3. Sesin tonu. Konunun hevesli. tek-yönlü ders (konferans) Yazılı (okuma) Görsel ve sözel (görsel araçların kullanıldığı sınıf dersi) Katılımcı yöntemlerle eğitim (rol oynama. Olumlu yüz ifadeleri 4. ilk mesaj) 2. Mizah kullanma 9.) Anımsama (%) 3 saat 3 gün sonra sonra 25 10-20 72 10 80 65 90 70 405 . Eğitim sırasında özgün bir birey olarak görülmek isterler 8. Belli sözcük ve ifadelerden kaçınmalı 6. Aynı hareketleri yapmaktan kaçınma 7.

Sağlık eğitiminde tüm sağlık personeli görev almalı. eğitime katılanların ihtiyaçlarına. erlerle subay ve astsubayların eğitimi. diğer grupların eğitim programlarıyla bir bütünlük arz etmelidir. Bir grup için planlanan eğitim. Bundan dolayı. becerileri. Yetişkine bilgi aktarmak onun davranışını değiştirmek. 6. değişik şekillerde ödüllendirilmeli.Bireyler yeni şeyleri. Eğitim programlarının içeriği. çevreyi kirletenlerin ve aşıdan kaçanların cezalandırılmasını öngörmüştür. beceri düzeyindeki davranışların kazandırılmasında ve alışkanlık haline getirilmelerinde önemi büyüktür. 7. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu. Öğretilenler uygulanabilir olmalı ve eğitim sırasında uygulama yaptırılmalıdır. Örneğin. Uygulama olanağı olmayan bir konuda eğitim. 10. 13. Ayrıca. ilgilerine. 2. Toplumun mevcut sağlık sorunları. halka sağlık hizmeti veren tüm sağlık personelinin en önemli görevi olarak ele alınmalıdır. 9. 8. Sağlık eğitimi. eşit sürede aynı ölçüde öğrenemez. Öncelikli gruplar yani eğitime en çok ihtiyacı olanlar belirlenmelidir. 3. ihtiyaçları ve eğitim gereksinimleri belirlenmelidir. etkinliği artırması açısından eğitim hizmetle birlikte sunulmalıdır. bilinenden bilinmeyene. Eğitim sırasında başarılı görülenler. Kişilerin davranışları ve alışkanlıkları kısa sürede değiştirilemez. Sağlık eğitiminde ilk aşamada toplum önderleri hedef alınmalı. birbirini karşılıklı olarak destekleyen olgulardır. Kişilerin konuyla ilgilenmeleri sağlanmalıdır. Kültürden kaynaklanan yanlış davranışların değiştirilmesi çok zaman alır. Her birey aynı konuyu. 12. yetişkinleri ilgilendirmez ve beklenen sonucu vermez. daha çok eğitimi planlayan ve yapan kişinin sorunudur. Eğitimde öncelikli grupların belirlenmesi. kişilere her ne öğretilecekse. 4. Eğitim. Amaç açık bir şekilde belirtilmelidir. bunların eğitime daha kolay erişmelerinin sağlanması öncelik taşımalıdır. Eğitim sonucunda ulaşılan sonuçlar ölçülebilir ve gözlenebilir değerlendirme yöntemleriyle kontrol edilebilmelidir. Halka olumlu davranış kazandırmada bu yetkiden 406 . gerektiği zaman cezalandırma yöntemi kullanılabilmelidir. aynı yöntemle. sorunlarına cevap getirmelidir. Öğrenme hızları açısından. bireysel farklılıklar dikkate alınmalıdır. 5. Konular. Eğitim sürekli olmalıdır.SAĞLIK EĞİTİMİNDE TEMEL İLKELER (5) 1. uygulama yaptırmanın. kişilerin bilgileri. Toplumun büyük çoğunluğu. önderlerin uygulamasını gözler ve değerlendirir. Olumlu kanıya varanlar. önceki deneyimleri dikkate alınarak geliştirilmelidir. 11. toplumun sağlığını bozanların. Sağlık eğitimi bir bütün olarak ele alınmalı ve ilgili herkesi kapsamalıdır. somuttan soyuta doğru belli bir sırayla anlatılmalıdır. eskileri ile ilişki kurarak öğrenirler. 14. önce bildiği şeylerden başlanmalıdır. sektörlerarası işbirliği sağlanmalıdır. zamanla uygulamaya katılırlar.

Ankara. Ankara. Göçgeldi E.yararlanma düşünülebilir. Sağlık Meslek Liseleri İçin Sağlık Eğitimi. Tekbaş ÖF. 5. 2. Halk Sağlığına Giriş. Halk Sağlığı Temel Bilgiler. Editörler: Güler Ç. Özvarış ŞB. ancak eğitimin yerine geçemeyeceği. Ankara. 2006. Hatiboğlu Yayınevi. etkisinin sürekli olmayacağı bilinmelidir. Özden. Oğur R. Fişek N. Sağlık Eğitiminde Kullanılan Materyaller ve Etkin Kullanımı. GATA Ayın Kitabı. 407 . Dirican R. KAYNAKLAR 1. 3. 1990: 172-188. Ceylan S. Mart 2004. Ankara 1985. Hacettepe Üniversitesi Yayınları. Akın L. Ankara 1989. Toplum Hekimliği. M. Sayı:48. Açıkel CH. 4. Sağlık Eğitimi ve Sağlığı Geliştirme.

(2) Hastalar bu örtülerini en azından üç haftada bir kez temizlemek zorundadırlar. ortaçağda. Genel olarak bakıldığında İngiliz hastanelerinin daha iyi olduğu görülmektedir.’deki yangınlarla çok fazla tahrip olmuştu. Manchester dispanserinde 1771 yılında hastaneye kabul edilen hastalara verilen devamlı emirler şu şekildeydi: (1) “Her hastaya hastaneye yatarken temiz bir örtü verilecektir. günümüzde hastaneler daha modern. hasta sayısı hiçbir zaman 2000-3000’in altına düşmezdi. Bu dönemlerdeki doktorlar suçiçeği gibi bazı hastalıkların yayılabileceğinin farkındaydılar ve hastaların ayrılması pratikte uygulanıyordu. Fransa’da VIII. İngiltere’de kasabalar veya kilise cemaatlerinin girişimleriyle İngiliz gönüllü serbest hastaneleri açıldı. Epidemiler esnasında bu sayının 7000’in üzerine çıktığı bildirilmektedir. Yangından sonraki yıllarda hastanede yaklaşık 1000 yatak olmasına karşın. içme suyu Seine nehrinden direkt olarak gelirdi.yy. Kadın hastalıkları ve doğum üniteleri zemin kattaydı ve sık sık Seine nehrinin suları yükselerek buraları basmaktaydı.yy. Batı Avrupa’da. Lui zamanında genel hastaneler oluşturuldu. Hastane Seine nehrine yakındı.yy. Bu hastaneler Kraliçe Elizabeth’in fakirleri koruyan yasalarına dayanarak fakirlerin tedavilerini ücretsiz olarak yapıyordu ve bu sistem 18 ve 19.’de Venedikli otoriteler Veba mağdurlarının 408 . Loğusalık ateşi sık olarak ortaya çıkardı ve 1746’daki bir epidemide koğuşta yatan 20 kadın hastadan 19’u ölmüştü. Paris’teki Hotel-Dieu 7. (3) “Hastanede yatak sıkıntısı olmadığı sürece iki hasta aynı yatağı paylaşmayacaktır”. 1840 yılında İngiltere’de 114 eyalet hastanesi mevcuttu. Lepra Sanatoryumları Orta Çağda yaygındı. Hastane Enfeksiyonlarının Tarihçesi (1) Daha erken çağlarda yalnızca yoksullar hastanelere gider. Burası Rönesans öncesine kadar Paris’teki tek hastaneydi. Lui ve XIV. Öncelikle İngiliz hastaneleri daha temizdi. manastırların etkin olmasına kadar Romalıların askeri hastanelerinden başka kurumsallaşmış çok az tıbbi bakım merkezi vardı. HASTANE HİJYENİ Hastane Enfeksiyonları 1. Yalnızca annelere ait koğuş ve cerrahi koğuşlar ısıtılırdı. bu seçenek şüphesiz daha kötüydü.yy. kompleks kuruluşlar halini almış.yy. Bu nedenle hastane enfeksiyonları. 18. Amputasyon sonrası mortalite %60 civarındaydı. Böylece tüm yaralar infekte olurdu.’deki hızlı kentleşmeye kadar yeterli olarak bulundu. ancak hastanelerin bazılarında koşullar oldukça ilkel idi. 15. sonunda ise Avrupa hastane ağlarıyla donatılmıştı. Şehirler büyüdükçe yeni hastaneler inşa edildi.14. Yaralar hastadan hastaya dolaştırılan spançla günlük olarak yıkanırdı. Bu şekliyle Hotel-Dieu hastanesi son derece kötü gözükebilirse de bunun alternatifi yalnızca sokaklarda kalmaktı. Tek bir yatağı 8 hastanın paylaştığı ve yatakların vardiya ile paylaşıldığı zamanlar bile olmuştur.’de kuruldu ve yüzyıllar içerisinde yavaş yavaş büyüdü. Bu genişleme Avrupa’da da paralellik gösteriyordu. özellikle son iki yüzyıl (yy. 15.) içinde gittikçe artan önemi ile her branştan hekimin ilgi alanına girmiştir. tanı ve yatarak tedavi hizmetlerinin hemen hemen tamamını üstlenmişlerdir. zengin zümre ise evlerinde tedavi görürlerken.

İlk bölüm tıp öğrencileri için öğretim merkezi. Birinci bölümdeki doktor ve öğrencilerin olguları olan doğumların %10’unda anne ölümü olurken.barındırıldığı karantina merkezlerini kurmuşlardı.bölümde ebelerin doğum vakalarının yalnızca %3’ünde anne ölümü olduğunu gördü.yy’lerde bu kesime bakmak üzere şehirlerde doğum hastaneleri kuruldu. öyle ki. suçiçeği olan ve ateşli olgular ayrılmaktaydı. 18.yy’nin başlarında ateşli hastalıklar hastaneleri kurulduğunda. ikinci bölüm ise ebelerin yetiştirilmesi ve eğitimleri için ayrılmıştı. tıbbi literatürü gözden geçirip 1843 yılında Lohusalık Ateşinin bulaşıcılık özelliğiyle ilgili yazısını kaleme almıştır. Bir istatistik analizinde. Semmelweis’in Çalışması Semmelweis’in çalıştığı hastane iki ayrı bölüme ayrılmıştı. Bu hastaneler aynı zamanda ebelik mesleğini üstlenmeye başlayan erkeklerin eğitimi için “Eğitim Hastaneleri” olarak da kullanılmaktaydı. çamaşır. Londra Ateşli Hastalıklar Hastanesi ve genel hastaneler arasında tifüsün nozokomiyal yayılımı karşılaştırılmıştı. Londra Ateşli Hastalıklar Hastanesine başvuran 1080 tifüslü hastadan 27 tane nozokomiyal tifüs vakası görülmüş ve 8’i ölmüştü. İnfekte hastaların izolasyonunun etkinliğini gösteren istatistiksel çalışmalar bölük pörçük haldeydi. “London Medical Times” yazarlarından Thomas Lightfoot. ventilasyon gibi faktörler her iki bölümde de aynı olduğu için. Varlıklı ve orta sınıf aileler doğumlarını evlerinde yaptırmaktaydılar.yy’nin başlarında bazı klinisyenler lohusalık ateşinin belirgin bulaşıcılığı üzerine dikkatleri çekmişlerdir. Bu ünitelerdeki mortalite oranları çok fazlaydı. genel hastanelere başvuran 272 hastadan sonra aynı hastanelerde toplam 71 nozokomiyal olgu ortaya çıktı ve 21’i de kaybedildi. bu faktörleri 409 . 1850 yılında bu hastaneleri “kadınları ölüme götüren kapı” haline gelmekle suçlamaktaydı. 2. İngiltere'de 19. ayrılan kaynakların çok fazla üstüne çıktı ve böylece hastane kaynaklı özellikle cerrahi ve kadın-doğum servislerindeki mortalite dramatik bir şekilde artış gösterdi. 1940 yılına kadar. Amerikan doğumlarının hastanede gerçekleşmesi oranı %50 bile değildi. tifüsün nozokomiyal yayılımının genel hastanelerde (her dört tifüs olgusuna karşılık bir nozokomiyal olgu) Londra Ateşli Hastalıklar Hastanesine göre (her 40 tifüs olgusuna karşılık bir nozokomiyal olgu) daha sık olduğu ortaya çıktı. Böylece. Ondokuzuncu yy. bu durum hastanelerin güvenli olduğu gösterilinceye kadar devam etti.’nin sonları ve 20. Bunlardan Oliver Wendell Holmes. Bu bölümlerde 24 saatlik nöbetler tutuyor ve hastalar sırasıyla nöbetçi bölüme yatırılıyorlardı. Avrupa’daki hastanelere olan talep. Semmelweis her iki bölümdeki maternal ölümleri gözden geçirdi. Bu şaşırtacak derecede kıymetli yazısında Holmes. ve 19. Puerperal Ateş (Lohusalık Ateşi) Bebeklerin hastanede doğması nispeten güncel bir durumdur. Fakir ve evlenmemiş olanların ise böyle bir seçenekleri yoktu. Bu iki bölümdeki anne ölümleri oranları arasındaki farkın nedenlerini araştıran Semmelweis sosyo-ekonomik seviye. 1850’li yıllarda. yiyecek. Ancak bu bildiri ebelik pratiği üzerine çok az etki yapmıştır. su. lohusalık ateşinin bulaşıcı bir hastalık olduğuna dair kanıtlar sunmuş ve söz konusu hastalığın bulaşının en aza indirilebilmesi için alınması gereken önlemleri bildirmiştir. Diğer taraftan.

İkinci bölümde puerperal ateş ortaya çıktığı zaman asla tüm hastaları kapsamadı.0/1000 idi. İngiltere ve Galler’de askerlik çağındaki erkeklerin 1839’dan 1853’e kadar yıllık mortalite oranı 9. Farr ve Florance Nightingale çok fazla olan asker ölüm oranının bulaşıcı hastalıklar ve kalabalığa bağlı olduğunu da gösterdi. İngiltere’deki sağlık hizmetine çok fazla etki edecek olan ve günümüzde de halen değerini koruyan “Hastane Notları” isimli kitabın üçüncü baskısını yayınladı. Florance Nightingale 1863 yılında. Semmelweis bu hipotezine göre gözlemlerini analiz etti ve parçaların yerli yerine uyduğunu gördü. şüphesiz evde doğum yapan kadınlar doğumdan önce muayene edilmedikleri için lohusalık ateşi görülme oranları daha azdı. 15 Mayıs 1847’de bütün öğrencilere ellerindeki kadavra kokusu gidinceye kadar ellerini kireç kaymağı çözeltisinde ovmalarını emreden bir yazı astı. tıp öğrencileri otopsi yapıyorlardı. Farr uzun süre hastane mortaliteleriyle ilgilenmiş ve hastane ölümlerini bildirmek üzere standart bir bildirim formu hazırlamıştır. O.puerperal sepsiste önemli olarak kabul etmediBuna rağmen Semmelweis.3). Doğum travayı uzun süren kadınlar diğerlerinden daha sık muayene ediliyorlardı ve daha yüksek risk altında idiler. Onların ilk uğraşılarından birisi. bazı pozitif ilişkileri gösterdi: 1. Florence Nightingale ve William Farr Florance Nightingale.2 idi. kısa süre sonra akut bir infeksiyon gelişti ve öldü. yaranın kadavra materyali ile kontaminasyonu ölüm sebebi idi”. Jacop Colletschka otopsi yaparken bir öğrencinin bıçağıyla parmağından yaralandı. Ölüm oranlarındaki farklılıklar etkileyici idi. 3. sadece 45 anne ölümü meydana geldi (%1. Semmelweis’in yakın arkadaşlarından Prof. Annelerinde puerperal ateş meydana gelen çocuklar. bu emri takip eden 1848 yılında birinci bölümde 3556 doğum yaptırıldı. 410 . ebeler ise otopsi yapmıyorlardı ve bu ikinci bölümdeki düşük mortalite oranlarını açıklıyordu. 2. 4. Şayet Semmelweis’in hipotezi doğru ise ellerin dezenfeksiyonunun kadavradan hamile kadınlara hastalık bulaşmasını önleyebileceği sonucunu çıkardı. Askerlerin sağlık durumunu sivil standartlarla karşılaştırmışlardır. Colletschka’nın otopsisini yapan Semmelweis bulguların puerperal ateşten ölen kadınlardaki ile benzer olduğunu gördü ve bundan şöyle bir sonuç çıkardı. hijyenik gıda ile su temininin ve temiz bir çevrenin askeri bir hastanedeki ölüm oranlarında majör bir azalma sağlayabileceğini göstermiştir. Kırım Askeri Hastanesinde ve genel olarak askerler arasındaki mortalite verilerinin analizini yapmak olmuştur. bu yüzden birinci bölümde yüksek mortalite oranları mevcut idi. hasta olmaya daha yatkındılar. “yara değil. O sene ikinci bölümde de oran %1. Birinci bölümdeki lohusalık ateşi olguları aynı sıradaki bütün yataklarda görüldü.2/1000 iken bu oran muvazzaflarda 35. Hastane dışında doğum yapan kadınlarda puerperal ateş gelişmesi olasılığı daha azdı. Doğumu uzun süren kadınlarda hastalık riski daha yüksekti. 1856 yılında. Bu işlemin sonuçları dramatikti. 5. İngiliz sağlık istatistikçilerinden biri olan William Farr’la karşılaştı ve 20 yıl boyunca onunla birlikte çalıştılar.

fakir bir hastanın eğer evinde tedavi edilirse bu hastanelerde tedavi edildiklerinde sahip oldukları iyileşme şanslarından daha çok şansları olacağını ifade etmiştir. Ayrıca bu kitapta. yara infeksiyonlarından mikropların sorumlu olabileceği sonucuna vardı. 1889’da Johns Hopkins Hastanesinden Halstead. Böylece cerrahi sırasında kullanılmak üzere bir karbonik asit sprey‘i geliştirdi. Goodyear Lastik Şirketine süblime eriyiklerine allerjisi olan yardımcı hemşiresi için 2 çift lastik eldiven yapmasını istedi. Bu çok büyük tartışmalara yol açmıştır. bulaşıcı bir hastalıktan dolayı ölüm oranının hastane personeli arasında oldukça yaygın olduğu ve başhemşire. Bakteriler ısı ile tahrip edilebiliyordu ve 1910’lara kadar steril enstrumanlar. Alman cerrahlar Lister’in metodunu süratle kabul ettiler. Lister’i orijinal veya bilimsel olmamakla ve karbonik asidin Fransızlar tarafından yıllardır kullanıldığını söyleyerek suçlayan ilk kişi Simpson idi. Ayrıca. Bu teknik ile çalışmalarına devam etti. Bu gelişmelerin cerrahi uygulamalara olan etkisini inkar etmek imkansızdır. Bu tartışmaların sonunda İngiliz Tıp Kurumu. ancak kendi yaklaşımının yeni yöntem olduğunu iddia ederek yanıt verdi. Daha da ötesi. sonuçlarını 1867’de yayınladı. maskeler. Daha sonraları hastaları korumak için eldiven giyilmesi gerekliliği fikri ortaya çıktı. Florance Nightingale bir hastanın sanitasyon koşullarıyla gangren. Lister ve Antisepsi Glascow Üniversitesinde cerrahi profesörü olan Lister’in dikkati canlı germler ile havanın infekte olduğunu gösteren Pasteur’un çalışmalarına yöneldi. Holmes ve Bristow tarafından hazırlanan ve büyük hastanelerin de küçük hastaneler kadar güvenli olduğunu gösteren çalışmayı tercih etmişti. germlerin büyümesinden kaynaklanan fermantasyon ve putrifikasyonu göstermiştir. Bu hastanın yarasını karbonik asit emdirilmiş bir sargı ile sardı. Bu. 1899 yılında Johns Hopkins hastanesindeki bazı cerrahlar artık temiz 411 . Daha sonraları parmaklarını. Lister. ameliyat elbiseleri büyük üniversite hastanelerinde standart hale gelmişti. Antisepsiden asepsiye kısa sürede bir geçiş oldu. bir yaradaki organizmaları öldürerek (veya bu yaralar ile kontamine havanın temasını önleyerek) infeksiyonun önlenebileceğini belirtmiştir. ümitsiz bir hastalığı olduğu bilinen ve açık kırığı olan bir hastada bu fikrini denedi. Eğer bu enfeksiyon oranları hava kaynaklı bakterilerin yok edilmesi ile düşürülebiliyor ise bu bakterilerin öldürülmüş olduğu ortamda ameliyat yapmanın daha emniyetli olacağı sonucuna vardı. Yara bakımını kolaylaştırmak için karbonik asit ile doyurulmuş pomad yaptı ve bunu yara dışını kaplamak için kullandı. Lister eğer bu prensipler doğru ise. Pasteur.sağlıksız hastanelerin çoğunun metropollerin civarında yerleşmiş olduğunu ve tüm kötü koşullara karşın. Klinik başarı çok dramatikti ve kesin ölümcül olarak kabul edilen yaralar şimdi iyileşiyordu. Lister buna. eldivenler. belki de hastane enfeksiyonu sürveyansının hemşireler tarafından yapılabileceğinin ilk referansıdır. Lister. hastabakıcı ve hemşire olmanın belirgin bir risk getirdiği gösterilmiştir. Dr. Şaşırtıcı bir şekilde. karbonik asidin kullanımının yeni olmadığı. cerrahi dikiş materyalini ve cerrahi öncesi operasyon alanını karbonik asit ile temizledi. hastabakıcıların ve hemşirelerin hastanedeki ölümler için etkili bir bildirim sistemini yürütebileceklerini ileri sürmüştür. Eldiven kullanımı önemli bir gelişme idi. erizipel ve bakteriyemi gibi postoperatif komplikasyonlar arasında ilişki olduğunu ileri sürmüştür.

Wise ve arkadaşları 1950 ve 412 . Bu sistem aralıklı mesane ve tüplerin antiseptik solüsyonla yıkanmasını sağlıyordu. mesane kateterlerinde genellikle tahta bir çubuk. Günlük kıyafetlerden vazgeçilerek beyaz uzun önlükler yaptırıldı. Sülfonamidlerin 1935’te kullanılmaya başlanması büyük bir gelişme idi ve ciddi streptokoksik ve stafilokoksik enfeksiyonlar artık tedavi edilebiliyordu. Steril bir şişeye açık drenaj başarılı değildi. Sterilizatörler gerçek anlamda aseptik evrimi tamamladılar. mikrobiyal kontaminasyonu sınırlamak için cerrahi işlem sırasında konuşmamayı önerirken. 8’inde ise üriner sistem enfeksiyonu gelişti. Periyodik olarak bu tahta çubuk çıkarılmakta ve mesane boşaltılmaktaydı. tıkaç olarak kullanılmaktaydı. hastane epidemiyolojisinin tanınmış bir branş olarak ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu sistemin kullanıldığı 20 hastadan 8’inde infeksiyon gelişmedi. daha sonraları maskeler rutin kullanıma girdi. 1950’lerde.8’e düşürmüştür. enfeksiyonu tedavi ediyorlardı. Enfeksiyon oluşabilirdi ama şimdi daha potent. ipeğin dikiş materyali olarak kullanılmasının. Diğer Hİ büyük oranda ihmal edilmekteydi. yeni cerrahi işlemler ve yaklaşımlar geliştirildi. Son olarak Moore ve arkadaşlarının çalışmaları hastane enfeksiyonlarının kontrolünde “enfeksiyon kontrol hemşirelerinin” rolünü vurgulamıştır. Diğer üriner drenaj sistemlerini denedi. katetere bağlı üriner enfeksiyonlara dikkat çekildi. Cerrahi işlemlerden sonra profilaktik antibiyotik kullanımı kavramı ortaya çıkmıştı. Avrupa ve Amerika’da cerrahi ve çocuk ünitelerinde ortaya çıkan nozokomiyal stafilokoksik infeksiyonlar yayınlanmıştı. Bir çok klinik. Cerrahlar altın çağlarını yaşıyorlardı. Bu pandemiler. daha az toksik ilaçlar vardı ve bunlar septisemiyi önlüyorlar. kayıtların tutulması gerekliliği üzerinde durmuş ve yara enfeksiyonlarını takip amacıyla aktif bir surveyans sistemi kurmuştur. Yara enfeksiyonlarının epidemilerini araştırmış.olgularda da eldiven kullanmaya başlamışlardı. Buna göre ml’de 10’dan az lökosit varsa normal. 100’ün üzerinde lökosit varsa. Dukes. pozitif idrar kültürleri ile de kanıtlanan üriner enfeksiyon bulunuyordu. 4’ünde üretrit oluştu. Yaptığı değişiklikler. Dukes. Dünya Savaşından sonra penisilinlerin ortaya çıkışı daha muhteşemdi. 20 hastada Y-şekilli bir drenaj sistemi denedi. New York Presbyterian Hastanesinde yara enfeksiyon oranlarını 1925’te %14’den 1933’te %4. Dukes. bir yayınında üriner kateter uygulamasının potansiyel yan etkilerinden bahsetmiştir. Williams’ın kitabında Disease Center tarafından düzenlenen stafilokoksik infeksiyonlar toplantısını ve 1960 yılında Williams tarafından bir çok Hİ tartışılmış ve bir enfeksiyon kontrol görevlisinin önemi vurgulanmıştır. stafilokok ve streptokok epidemileri sırasında taşıyıcıların araştırılmasının önemi üzerinde durmuştur. üriner sistem enfeksiyonunu tanımlamak için idrarda lökosit sayısını esas alan bir tanı sistemi önerdi. mesaneye kateter takılmasının gerekli olduğu rektal cerrahi sonrasında hemen hemen her olguda üriner enfeksiyon geliştiğini belirtti ve asemptomatik bakteriüriyi açıkça tanımladı. Hem cerrah hem de bakteriyolog olan New York’lu Meleney. Erkeklerde. Ancak Cuthbert Dukes’in 1929’da yaptığı çalışmada. Modern dönemin başlangıcını 1958 yılında Communicable yayınlanan “Hastane Enfeksiyonları” kitabını sayabiliriz. Aseptik tekniklerin uygulanması ile cerrahi enfeksiyonlar kontrol altına alındı. hasta ile temas edecek her şey steril olmak zorundadır. Dukes bu tahta çubuğun kontamine olduğunu ve sonrasında da idrarı kontamine ettiğini düşündü. II.

Kuluçka süresi Legionella enfeksiyonu ve su çiçeği gibi uzun olan enfeksiyonlar. hastaneye yatış sırasında var olan enfeksiyöz bir olayın komplikasyonu veya uzantısı olmamalıdır. Hastane enfeksiyonlarının sürveyansındaki temel amaç. 1988 Ocak ayından itibaren bu tanımların doğrultusunda sürveyans uygulanmaya başlanmıştır (6). 5. Amerika’da surveyans ve hemşire epidemiyologların gelişimi ile ilgili çok yararlı bir tanımlama yayımlamışlardı. Centers for Disease Control and Prevention (CDC). Hasta. annede hastaneye yatış sırasında enfeksiyon olmamalı ve doğan bebekte 48-72 saat sonra enfeksiyon gelişmiş olmalıdır. Ülkemizde ise hastane enfeksiyonlarının kontrolüne yönelik çalışmalar oldukça yenidir. görülen lüzum üzerine yeniden gözden geçirilmiş ve düzenlenmiştir (9). Bu yüzden azaltılması amacıyla. bu zaman sürecinin dışında değerlendirilirler. Enfeksiyon. aynı zamanda bu fikirlerini deneme ve sonuçlarını değerlendirebilme enerjisine sahip olanlar bu başarıda en büyük paya sahiptirler. bu enfeksiyonların azaltılması için stratejilerin geliştirilmesidir.1960’larda. Bu amaçla. 2. Hasta. Hasta hastaneye. 1. daha sonra ortaya çıkan ve hastane enfeksiyonu olarak tanımlanan enfeksiyon nedeniyle yatmamış olmalıdır. Yenidoğanda hastane enfeksiyonu tanısı için. sadece iyi fikirleri olanlar değil. poliklinik muayeneleri esnasında almış olabilir. 3. hastaneye yattıktan 48-72 saat sonra veya taburcu olduktan sonraki 10 gün içinde gelişmiş olmalıdır. Hasta hastaneye yattığında kuluçka döneminde olmamalıdır. izlenmesi ve önlenebilmesi için çeşitli stratejiler geliştirmektedirler. sisteme katılan hastanelerde uygulanmak üzere 1987 yılında hastane enfeksiyonlarının tanımlarını yayınlamış. 1970’li yıllarda enfeksiyon kontrol komiteleri kurulmaya başlanmış olup. 2000’li yıllarda bütün hastanelerimizde bu çalışmaların süratle sürdürüleceği düşüncesini taşıyoruz. 6. 413 . 2. 1992 yılında cerrahi yara enfeksiyonlarının tanımı. 4. Öncelikle hastane enfeksiyonlarının tanımının iyi yapılması gerekir. ABD’de 1970 yılından beri National Nosocomial Infections Surveillance System (NNIS) adı altında veriler toplanmakta ve Amerikan hastanelerindeki Hİ’ler değerlendirilmektedir. Her ülke bu tanımları. Hastane Enfeksiyonu Nedir? (2) Hastanede kalış sürelerinin uzamasına ve hasta bakımı maliyetlerinin artmasına neden olur. tanımlanması. kendi hastanelerinde uygulanmak üzere uyarlamıştır. enfeksiyon etkenini hastaneye yatmadan. Son 150 yılda ortaya çıkan büyük gelişmeleri yansıtabilmek için şöyle denilebilir.

Çevreden yeterli uzaklık. Ayrıca ameliyathaneler. hastane enfeksiyonlarının önlenmesinde ve temel gereksinimlerin karşılanmasında ciddi sıkıntılarla karşılaşılabilir (3). Hastane arsası Hastanenin yerleştiği alan sessiz. Hastane içi park yerleri. Pnömoni 4. Normalde çelik kasalı kauçuk contalı kontrplak kapılar bu özellikleri iyi sağlarlar (3. Kapılar dört kenarından da sıkı kapanmalıdır ve kasaya sert olarak çarpmamalıdır. Primer kan dolaşımı enfeksiyonları 5. hastane binasından gürültü ve kirliliği önleyecek kadar uzakta olmalıdır. Dışarıdan duvar ve çitle ayrılmış yeterli büyüklükte bir alan bunu sağlayabilir. Kemik ve eklem enfeksiyonu 6. Deri ve yumuşak doku enfeksiyonu 12. uygun trafik akışı. Gastrointestinal sistem enfeksiyonu 9. katı ve sıvı atıkların bertaraf edilmesi yapım aşamasında planlanmalıdır. Merkez sinir sistemi enfeksiyonu 7. B. (4). C. Hastanenin yerleştiği arazi. Ayrıca arsanın coğrafi olarak rüzgar. çamaşırhane ve diğer destek hizmetlerinin girişi için ayrı bir servis avlusu bulunmalıdır (4). 414 . 4). toz ve dumandan etkilenmeyen konumda olması uygun olacaktır.Belli başlı hastane enfeksiyonları şunlardır: 1. Ambulans yanaşma yeri girişten görülmemelidir. Cerrahi bölge enfeksiyonu 3. klinik servisleri. bulaşıcı hastalıkların tedavi edildiği kısımlar. Sistemik enfeksiyon Hastane Hijyeni 1. tuvaletler. A. Odaların gürültüden korunması için ise çift camlı pencere kullanımı uygundur. doğum ve çocuk klinikleri. Üriner sistem enfeksiyonu 2. Hastanelerde Olması Gereken Fiziki Koşullar Hastane hijyeninin sağlanmasında hastanenin uygun fiziksel koşulları sağlaması gerekmektedir. sis. Kardiyovasküler sistem enfeksiyonu 8. Alt solunum yolları enfeksiyonu (pnömoni hariç) 10. Ayrıca mutfak. Ulaşım ve Girişler Hastaneden ana caddeye tek bir yaya ve araç girişinin olması idealdir. psikiyatri servisleri ve kronik hastalıkların bakıldığı bölümler özel tasarım gerektirmektedir (4). Genital sistem enfeksiyonları 11. Giriş yolu tek yönlü olmalıdır. iç dekorasyon. merdivenler. Daha inşa ve donanımın yapılması aşamasında ilerideki hijyen gereksinimi düşünülmediği takdirde hijyen ve temizliğin sağlanmasında. park yerinin yeterince hastane binasından uzak olması ilk koşullar olarak sayılabilir. sakin ve huzurlu bir çevreyi sağlamalıdır. Gürültünün Önlenmesi Gürültünün önlenmesinde ilk aşama bina için arazi seçilmesi ile başlar. hizmet tesisleri.

ancak 2 m2’nin altında olmamalıdır (4).Ç. Işıklandırma ve Pencereler Bütün hasta odalarının engellenmemiş gün ışığına gereksinimi vardır. Çok amaçlı asansörler merkezi noktalarda olmalıdır. Koridorlar olabildiğince ses emici olarak yapılmalıdır. Dört kattan sonra buna ek olarak en az iki tane küçük çok amaçlı asansör (kabin boyutları: 0. Asansör boyutları taşıma amacına uygun olarak yapılmalıdır. ihtiyaç duyulduğu zaman tüm düşey trafiği karşılayacak şekilde dizayn edilmelidir. Merdivenler ve Asansörler Koridorlar pencereler ile yeteri derecede havalandırılacak ve aydınlatılacak şekilde olmalıdır. hastane içerisinde hiçbir emilim ve çapraz bağlantı imkanı olmayacak şekilde dağıtılmalıdır. Hastane suyu. Pencereler sesi ve ısıyı yalıtmalıdır. Çok amaçlı asansörlerin önünde 3. uygun basınç altında iletilmelidir. Bu yüzden bakım ve onarımdan sorumlu kişiler hastane su tesisatı konusunda deneyimli ve eğitilmiş olmak zorundadır (3) D. Hava cereyanı olmadan havalandırmayı sağlamalıdır. hastanede tahmin edilemeyecek sonuçlar doğurabilir. Sağlanan yüksek kaliteli su.25 m. Pencere alanı 1/5 tavan veya taban alanı olmalıdır. Gürültüyü. Koridorlar. Pencerelerin büyüklük ve açısı. Planlanan her 100 yatak için 1 adet çok amaçlı asansör olmalıdır.50 m) yapılmalıdır (4). Bu yoksa her trafik noktası için 2 adet çok amaçlı asansör olmalıdır (Örneğin yatak taşımak için kabin boyutları: 1. gürültünün iletimini ve hava cereyanını engellemelidir. Asansörlere ulaşan yollar düz olmalıdır. sağlık ve estetikle ilgili nedenlerden dolayı kullanım amaçlarına göre ayrılmalıdır.50 m olmalıdır. Her klinik servis için iki merdiven olmalıdır. fiziksel. Kullanılan kaplama malzemeleri toz birikimini önleyecek özellikte ve kolay temizlenebilir olmalıdır. koridor genişliği en az 2. iç cam yüzünün dışında güneş ışığını kırıcı önlemler alınmalıdır. Yeterli miktarda ve uygun özelliklerdeki su.80 x 2. Asansörler. biyolojik ve radyolojik olarak yüksek kaliteli sudur.50 m. Su Temini Hastane suyunun tek bir tanımı vardır. Tavan yüksekliği en az 2.50 m). Eğer su depolanıyor ise depo düzenli olarak temizlenmeli ve numune alınarak analiz edilmelidir.20 m olmalıdır. komşu bina. kimyasal. Hastanenin yapım aşamasında su sağlanması konusu çözümlenmiş olmalıdır. Eğer içme suyu için su sebilleri ve soğutucular kullanılıyorsa bunlar da düzenli olarak temizlenmelidir. seyrek kullanılan ara koridor genişlikleri en az 1. yükselti ve benzeri güneş ışığını kesen engeller değerlendirilerek bu sağlanmalıdır. Merdivenler.90 m x 1. Gereğinde hastanenin özel koşullarına uygun arıtma yapılabilmelidir. Merdivenin bir kolu 15 basamaktan fazla olmamalıdır. Güneş gelen tarafta. Klasik su tesisatı bakım ve onarımında görülen hatalar. E. 415 . Eğer bir katta iki servis var ise dört yerine üç merdivene izin verilebilir.

Banyolar temizlemeye uygun olarak dizayn edilmeli ve uygun malzeme kullanılmalıdır.50 m2 ön hol bulunmalıdır (4). ayrı duş. Hasta odalarında tek kişilik olanlarda yatak başına 8-10 m2.90 m x 1. Tuvaletler iç mekanlarda ise havalandırması olmalıdır. iki tuvalet gözü için 2. akşam vakitlerinde de aşırı ısınma engellenmiş olacaktır (4). Tuvalet lavabolarının muslukları el değmeden kullanıma olanak sağlayacak şekilde ayak ile kumandalı veya fotoselli olabilir. Tuvalet gözleri 0. Bakım bölümlerinde her 12 erkek ve kadın için birer tuvalet yine her 10 erkek için ilave bir pisuar düşmesi uygundur. Tuvaletler Her katta erkekler. Odaların Yönleri Tedavi odalarının ve hizmet odalarının yönleri kuzeybatı. Genel olarak net yükseklikler 3 m. 2 kişilik odalarda. ziyaretçiler ve personel için ayrı ayrı tuvalet bulunmalıdır. yoğun bakım üniteleri ve özel bakım üniteleri olarak ayrılmalıdır. yer yer 4 m olabilir. yemek salonları gibi mekanların endüstri ölçülerine göre boyutlandırılması uygun olacaktır. oturma yerleri ve dolap) alabilecek yeterli büyüklükte olmalıdır. Tedavi bölümleri içinde ameliyat salonları özellik arz etmektedir ve net yükseklik en az 3 m olmalıdır.5 m2 alan yatak başına uygun olacaktır. yaralı hastalar. Ğ. çamaşırhane. Bakım Bölümleri Bu bölümler hastane içi trafikten ayrı olmalıdır. Tuvaletlerin aydınlatma ve havalandırması olmalıdır. Bölümlerin Büyüklükleri İdari amaçlı odalar standart büro malzemelerini (masa. Hasta banyosu için 15 m2 yeterli bir alandır. daha büyük odalarda ise 6-6. Ancak her bir veya iki hasta odası için bir tuvalet hastalık bulaşının önlenmesi açısından daha uygun bir yaklaşımdır. kuzey ve kuzeydoğu yönlerine bakacak şekilde olması uygundur. H. kadınlar. Bu sayede odalar iyi şekilde sabah güneşi alacak ve ısı kontrolü için daha az tedbir alınması gerekecektir.5 m2. Küvet üç tarafı serbest. Hastanın yürümesi mümkün olmayan durumlarda hasta yatağı banyoya kadar getirilerek hastalar küvete konabilmelidir (4).F. Hasta odalarının cepheleri ise güneygüneydoğu arasında olmalıdır. Hasta yatak odalarında da yükseklik 3 m olmalıdır. tek tarafı duvara bitişik olmalı. İkmal hizmetlerinin sağlandığı yerler olan mutfak. 416 .40 m olmalı. Hasta yatak odalarının büyüklüğü yatak sayısına ve kullanılacak mobilyalara göre ayarlanmalıdır. Normal bakım üniteleri. gerektiğinde WC ve oturma küveti olmalıdır. 3 kişilik odalarda 6-7. Bir yatak ve mobilya hareket ettirilirken diğerlerinin hareket ettirilmesine gerek kalmayacak şekilde dizayn sağlanmalıdır (4). G.

İnsanların psikolojik ve fizyolojik olarak sağlıklı ortamlarının korunması. Temizlikten sonra kurulama işleminin yapılması gereklidir. temiz su ile kirli su ayrı olmalı ve her bölüm ve koğuş temizliğinde su sık olarak değiştirilmelidir. Hijyenik temizlik b. Temizleme Cisimler üzerinde bulunan toprak ve organik madde gibi yabancı materyalleri uzaklaştırma işlemidir (8). servisin temiz bölgelerinden kirli bölgelerine doğru ilerlemelidir. hastaların sağlıklarına yeniden kavuşabilmesi. her türlü hastalık etmenlerinden arındırılmasına bağlıdır. Tuvaletler en son temizlenecek alanlar olmalıdır. Hastanelerde Hijyen Uygulamaları Hijyen. Bu da bilinçli ve düzenli bir şekilde uygulanan hastane hijyeni ile sağlanabilir. Hastanelerde Temizlik 1. hastane çalışanlarının ve hastane dışı kişilerin hastaneden gelebilecek zararlı etkilerden ve hastane enfeksiyonlarından korunması. sterilizasyon ve dezenfeksiyon öncesi mutlaka uygulanması gerekir. A. a. sağlıklı yaşayabilmeleri için hastane sağlık koşullarının yeterli olması gerekir. Temizlik dezenfeksiyon ve sterilizasyonun etkinliğini arttırır. Paspas yöntemi ile temizlik işleminde mutlaka çift kova yöntemi kullanılmalı. Hastane hijyeni deyimi üç temel kavramı içerir. Çünkü kuruluk birçok mikroorganizmanın üremesini önlemektedir (8). Paspaslarla yapılan silme işleminden sonra paspaslar mutlaka yıkanarak kurutulmalıdır. Servislerde. Farklı alanların temizliğinde farklı bezlerin kullanımı kural haline getirilmelidir. atıkların konduğu bir “kirli oda” olmalıdır (9). Zeminden çözülüp uzaklaştırılmaları sağlanır. toz veya organik artıklar gibi yabancı maddelerin o ortamdan uzaklaştırılması ile gerçekleştirilir (9). Mikroorganizmalara etkisi de yine mekaniktir. Toz ve bakteriyi yaydığından asla kuru süpürme yapılmamalıdır. Elektrikli vakum süpürgelerinin kullanımında toz torbaları tam dolmadan değiştirilmelidir. Zemin temizliği. Bu kısımda sterilizasyon başka bölümlerde anlatıldığı için açıklanmamıştır.2. Latincede “Sağlıklı Ortam” anlamına gelmektedir. temiz ve steril araç gerecin depolandığı “temiz oda” ile kirli araç gerecin. 7) Etkili bir enfeksiyon kontrol programı için de bu koşulların sağlanması oldukça önemlidir. Nemli ortam mikroorganizmaların üremeleri için çok uygun olduğundan dolayı ıslak silme tarzında yapılan temizlikten sonra mutlaka kurulama yapmak gerekir. Bir hastanenin toplum için yeterince yararlı olabilmesi için. ılık su ve deterjan ile yapılmalıdır. Genellikle ıslak temizlik yöntemleri tercih edilmeli ve prensip olarak temizlik. Hastanelerde ve diğer sağlık kuruluşlarında nesnelerin temizliği. Kullanılan sabun ve deterjanlar çözünürlüğü artırıcı etki gösterirler. su ve deterjan ya da enzimatik ürünler kullanılarak kir. Etkili sterilizasyon (6. Etkili dezenfeksiyon c. Temizleme işleminin. Yüzeyler. tırabzanlar. karyolalar vs. ıslak bezle temizlenmeli. Lavabo. ancak nemli bırakılmamalıdır. Bir başka deyişle gözle görülen kirlerin giderilerek veya seyreltilerek gözle görülmez hale gelmesini sağlamaktır ve tamamen mekanik bir olaydır. banyo ve tuvaletlerin temizliğinde klorlu 417 .

hasta değiştiğinde kolayca temizlenebilmesi için su geçirmez bir kılıfa geçirilmeli. hastanenin hijyenini tam olarak sağlamalı ve çapraz etkilenme en az olmalıdır. c. ıslak bırakılmamalı ve asla kirli. ortamdaki tüm mikro. paspasları silkeleme hastaneler için uygun bir yöntem değildir. Günlük temizlikten sonra torbayı atmak veya dezenfekte etmek koşulu ile kullanılabilir. hastane temizliği. Termometreler. Hastanelerdeki toz kontrolünü sağlamak için şunlara dikkat etmek gerekir. ürün tüketimi çok fazla olmamalıdır.sürtme tozu kullanılmalı. Ayrıca temizlik çok uzun sürmemeli. asla paylaşılmamalıdır. ancak miktarlarının kabul edilebilir bir seviyeye düşürülmesi yeterli olabilmektedir. ıslak paspaslama ve kurulama yöntemidir. Çünkü toplama torbası bakteri biriktirme aracıdır. Çalışma alanlarının temizlenmesinde %70’lik etil alkol kullanılabilirken. Sonuç olarak. sporosid aktivitenin tamamen yok edilmemesi ile sterilizasyondan ayrılır. Servislerde bulunan evsel nitelikte ve infekte atık torbalarının ağızları sürekli kapalı tutulmalı ve kapalı sistem ile servis ortamından uzaklaştırılması sağlanmalıdır (9). cansız nesneler üzerinde bulunan potansiyel olarak patojen mikroorganizmaların kimyasal maddeler veya ısıya dayalı fiziksel uygulamalar ile elimine edilmesidir. Yalnız tuvaletlerin oturma yerleri dezenfektan madde ile silinmelidir (9). Kan dökülmüş alanlar için %1 serbest klor konsantrasyonu önerilmektedir. lekeli ya da kontamine yataklara hasta kabulü yapılmamalıdır. Yüksek devirli cila makinelerinin de toz kaldırmadan hijyenik temizlik sağladığı kabul edilmektedir. Elektrikli vakum süpürgeleri gürültülü çalışma sakıncasının yanı sıra bakteri saçma tehlikesini de sürdürür. Bu amaçla kullanılan kimyasal maddelere dezenfektan denir (9). Havlu.1 serbest klor (1 gr/litre. 418 . Hastane Dezenfeksiyonu Hastane enfeksiyonlarından korunmada oldukça önemli olan bu kavram. tıraş fırçası ve jilet gibi eşyaların tümü bireysel olarak kullanılmalı. Hiçbir zaman dezenfektanda bırakılmaz.organizmaların ölmesi gerekmez. Pansuman arabalarının da ılık su ve deterjan ile silinerek kurulanması yeterlidir (9). Hastane enfeksiyonları için kaynak olabilen yataklar. d. 1000 ppm) içeren sodyum hipoklorit (çamaşır suyu) solüsyonu yeterlidir. Hijyenik bir temizlik. Kuru süpürme yöntemi. bol sıcak su akıtılarak yıkanmalıdır. B. belli bir noktadan başlayarak toz bezini hiç kaldırmadan dairesel şekilde yapılmalıdır. Temizlik. Dezenfeksiyonda. sabun. saç fırçası. Sulandırmalar günlük yapılmalıdır. %70’lik alkol içinde ıslatılmış pamuk tamponlarla silinir. Hasta bakımında ördek ve sürgü kullanımının kişisel olmasına özen gösterilmeli veya her kullanımdan önce dezenfekte edilmelidir. b. e. Hastane temizliği temiz bir çevre yaratmalıdır. Silme işlemi gelişi güzel hareketler yerine. Hastanenin her yerinde bakteri yoğunluğunu azaltmalıdır. Yüzeylerden toz alma işleminde pamuklu kumaşlar yerine sentetik kumaşlar kullanılmalıdır. genelde %0. Dezenfeksiyon. a. hastane enfeksiyonlarının önlenmesindeki temel koşullardan birisi olmasının yanında çalışma ortamını rahatlatır ve hastaların huzurunu sağlar.

Yüksek Düzeyli Dezenfektanlar Genellikle bakteriyel endosporlar hariç mikroorganizmaların tümünü 20 dakikada öldüren dezenfektanlar bu gruba girer. Yüksek düzeyli dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Dezenfektan Kullanım Konsantrasyonu Gluteraldehit %2 Formaldehit %3-8 Sodyum hipoklorit 1000 ppm serbest klor Perasetik asit ≤%1. orta ve düşük düzeyli” dezenfektanlardır (9). vejetatif bakterilerin çoğunu. Düşük Düzeyli Dezenfektanlar Bakteri endosporları ve tüberküloz basiline etkili olamayan. sorun olabilen patojen mikroorganizmalar için kullanılmasını önerdiği dezenfektanları etki düzeylerine göre 3 grupta toplamıştır. bazı vejetatif bakterilerin yanı sıra tüberküloz basili mantarlar. Orta Düzeyli Dezenfektanlar Bu grup dezenfektanlar.2 Hidrojen peroksit %3-6 veya %6-25 b. Tablo 4. Ayrıca “Kimyasal Sterilizanlar” olarak bilinen az sayıdaki dezenfektan da 6-10 saat gibi uzun uygulama süresi gerektirmekle birlikte uygulama sonrası bakteriyel endosporları da öldürebildiklerinden yüksek düzeyli dezenfektanlar olarak değerlendirilmektedir.4-5 İyodoforlar 30-50 ppm serbest iyod C.1. a. bazı zarflı ve zarfsız virüsler. protozoonlar. prionlar ve bakteri endosporlarıdır.001-0. Spadulding ve arkadaşları. Bu dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Tablo I’de verilmiştir (9). bazı mantarları ve uygun bir sürede (≤ 10 dakika) bazı virüsleri öldürebilen dezenfektanları kapsar. %0. Dezenfektanlar Hastanelerde sıklıkla sorun olabilen mikroorganizmalar. Bunlar “yüksek. Tablo I. bakteri endosporları hariç tüberküloz basili ve diğer mikroorganizmalara ≤10 dakikada etkili dezenfektanları kapsar. Düşük düzeyli dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Dezenfektan Kullanım Konsantrasyonu Etil veya isopropil alkol <%50 Fenol ve fenol bileşikleri %0. Sıklıkla kullanılan türleri ve kullanım konsantrasyonları Tablo 4’te verilmiştir (9). Orta düzeyli dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Dezenfektan Kullanım Konsantrasyonu Etil veya isopropil alkol %60-90 Fenol ve fenol bileşikleri %0. Sıklıkla kullanılan orta seviyedeki dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Tablo II’de verilmiştir (9). Tablo II.4-5 419 .

f. Ucuz olmalıdır (8. Geniş bir spektrumu olmalı. Dezenfektanların Özellikleri İyi bir dezenfektanda aranan özellikler şunlar olmalıdır: a. klozetler. nekrotik doku. püy) varlığında etkinliği azalmamalı.6 HIV ve HBV ile kontamine malzemelerin dezenfeksiyonunda standart olarak 1000-10000 ppm arasında değişen konsantrasyondaki hipoklorit solüsyonları. 11). 2. yoğun bakım üniteleri. transplantasyon ve yanık üniteleri enfeksiyon açısından yüksek riskli alanlardır. Dezenfeksiyon amaçlı risk sınıflaması Güvenli bir dezenfeksiyon işlemi için dezenfeksiyon uygulanacak materyal ve ortam iyi bir sınıflamaya tabi tutulmalıdır. c. Yüksek Risk Grubu Deri ve mukoza bütünlüğünün bozulduğu yerlerde kullanılan veya steril vücut alanlarına giren nesneler bu grupta yer alır. Hastane ortamı ve gereçleri enfeksiyon kaynağı oluşturabilme risklerine göre 4 gruba ayrılırlar: a. Güçlü. İnsan ve hayvanlar üzerinde toksik etkilere sahip olmamalı. Renksiz ve kokusuz olmalı. d. Düşük Risk Grubu Normal ve bütünlüğü bozulmamış deriye temas eden nesneler. j. %2 gluteraldehit solüsyonu veya %70’lik etanol kullanılır (9). bütünlüğü bozulmamış mukozalara temas eden nesneler bu grupta yer alır. Uygulama alanına iyi difüze olmalı. i. Çevreye zarar vermemek için inaktif metabolitlere parçalanabilmeli. Ortamda organik materyal (kan. h.4-1. Ortamda bakteri sayısının fazla olması ile etkinliği azalmamalı. 3. Etkinliği ısı ve pH değişikliklerinden etkilenmemeli. g. Su 420 . k. doğum haneler. n. b. b. hasta yatakları. suda çözünebilmeli. hasta kabul birimleri ve poliklinikler bu grupta yer alır. Çalışma ortamı olarak ameliyathaneler. Nötral pH’da. Kullanıldığı materyalin yapısını bozmamalı. Etkisi çabuk başlamalı. Çalışma ortamı olarak diyaliz üniteleri. çocuk poliklinikleri ve hasta odaları enfeksiyon açısından orta risk grubu alanlardır ve buralarda deterjan ile temizliğin yanı sıra orta düzeyde kimyasal dezenfeksiyon önerilir. Orta Risk Grubu Steril vücut bölgelerine girmeyen. Bu alanlarda yüksek düzeyde kimyasal dezenfeksiyon önerilir.İyodoforlar Sodyum hipoklorit Kuarterner amonyum bileşikleri 30-50 ppm serbest iyod 100 ppm serbest klor %0. e. banyolar. eksuda. l. m. mikrobisit etkiye sahip olmalı (mikroorganizmaların aktif ve pasif formlarına etkili olmalı). Kimyasal yapısı stabil olmalı ve etkisi uzun sürmeli. c.

Yıkama esnasında materyalin en az 65°C’de 10 dakika veya 71°C’de 3 dakikalık bir süre ile yıkanması gereklidir. yıkama sırasında alkali olmayan deterjanlar kullanılmalıdır (5. 421 . Pek çok böcek. Haşere Kontrolü İnfeksiyon hastalıklarının bulaşmasında rolü olan böceklerin öldürülmesi. 13). bu hastalıkların bulaşma tehlikelerinin ortadan kaldırılması için gereklidir. Bunun için 80 °C veya daha yüksek sıcaklıktaki suda yıkanmalı. Personel kıyafetleri diğer çamaşırdan ayrı olarak yıkanmalı ve hastalar için kullanılan malzemeler ile temas ettirilmemelidir. en az 1 dakika bekletilmeli ve sonrasında kurulamaya bırakılmalıdır. sadece kirli olan materyalin yıkandığı bölümden ve temiz malzemenin bulunduğu bölümden uygun şekilde ayrılmalıdır. 12). d. duvarlar. Taşınan torbalar su geçirmez. Böcekler ile savaşta onları yok etmek için çeşitli kimyasalların kullanılması yeterli değildir. Kullanılan çamaşır makinelerinin iç yüzeyi paslanmaz çelikten olmalı. 13).ve deterjan kullanarak temizlenmeleri veya düşük düzey dezenfektanlar ile dezenfekte edilmeleri yeterlidir. sağlam ve ucuz olmalıdır.13). Bu amaçla yapılan mücadeleye dezenfestasyon denir. Bu önlemlerin alınması vektörler ile bulaşan hastalıkların bulaşma olanağını ortadan kaldıracağı gibi böceklerin insanları rahatsız etmelerini ve allerjik reaksiyonlar yapmalarını da önler. Eğer soğuk su ile temizlik yapılırsa ayrıca dezenfekte edilmeleri gerekir (5. zemin. lavabolar ve benzeri objeler enfeksiyon kaynağı olma yönünden minimal risk taşırlar. Bunlar çamaşırhanede toplanmak üzere hızlı bir şekilde torbalanarak ve çevreye temasları önlenerek taşınmalıdır. Bu işlemler ile birlikte böceklerin üremelerini ve yaşamlarını idame ettirmelerini sağlayan ortam şartları düzeltilmelidir (14). Battaniyeler ve yastıklar da aynı durumdadır. Enfekte materyalin yıkandığı bölüm. Bunların su ve deterjan kullanılarak temizlendikten sonra kurulanmaları yeterlidir (10. D. Sadece kullanmadan dolayı kirlenmiş olan materyal ile infekte materyal ayrı olarak yıkanmalıdır. Minimal Risk Grubu Hastanın çevresinde bulunan yakın temasta olmadığı. Bu çamaşır torbaları çamaşırhaneye ulaştıktan sonra doğrudan çamaşır makinesinin için boşaltılmalıdır (5. mutfak. Hastaların Kullandığı Malzemelerin Dezenfeksiyonu Hastalar tarafından kullanılmış ya da enfekte olmuş çarşaflar başta stafilokolar olmak üzere pek çok mikroorganizma açısından çapraz kontaminasyon riski taşırlar. Bu yüzden yüksek sıcaklığa dayanamayacak materyalden kaçınılmalıdır.13). Hepatit B kontaminasyonu olasılığı var ise 93°C’de 10 dakikalık yıkama uygundur (5. C. Lazımlıklar ve ördekler kullanıldıktan sonra mutlaka temizlenmeli ve dezenfekte edilmelidir. çamaşırhane. eklem bacaklı ve diğer parazitler enfeksiyonların taşınmasında rol alabilirler. Bu materyaller yıkama ile kolayca dezenfekte edilebilirler.

pire ve tahta kuruları yok edilebilir (14). mutfaklarda besin maddelerinin depolandığı mekanlarda kimyasal madde kullanmak çok dikkatli ve titiz bir çalışmayı gerektirir (14). Açık renkleri severler ve koku alma yetenekleri çok fazladır. insan ve hayvan artıkları. İstirahat yeri olarak dik yüzeyleri seçerler. Yine 75-95°C arasında 30 dk. sürede bit. Yaş ısı 100 °C‘de 15-20 dk. Hasta odalarında. Fizik yöntemlerle dezenfestasyon Kuru ve yaş halde ısı uygulanabilir. birçok hastalık mikroplarını mekanik olarak taşıyabilir ve aynı zamanda insanların rahat ve huzurunu bozabilir. bekletme yeterlidir. Kuru ısı Bunun için 75-95 °C’de kuru ısı yeterlidir. Kullanılacak kimyasal madde enfestasyonun türüne ve uygulanacağı yerin özelliklerine göre seçilmelidir. Bu yüzden dezenfeksiyona göre daha başarılıdır (14). Çok hızlı ürerler ve üremek için organik artıkların olduğu yerleri seçerler (14). Hastane içi ve çevresinde karasineklerin yumurtlayabilecekleri ve üreyecekleri ortamı ortadan kaldırmak: Mutlaka başarılması gereken. Karasinekler ile savaşta şu yol takip edilmelidir: a. Hastane ortamında da karasineklerin bulunmaması gerekir (14). bitki artıkları ve kokuşabilen maddeler üzerinde çoğalıp ergin hale gelirler. Karasinekler. Kimyasal madde kullanımı kesinlikle bu amaçla eğitim almış kişiler tarafından uzman personelin kontrolünde yaptırılmalıdır (14) 3. en başta gelen önlemdir. a. Kimyasal madde kullanıldığında reenfestasyonu önleyecek bir sonuç sağlanmalı ve bu amaca uygun insektisit kullanılmalıdır. Karasinekler ile mücadele Pek çok türü olan karasinekler. 2.1. Larvaları ve ergin sinekleri öldürmek: Ergin karasineklerin ve larvaların öldürülmesi için mekanik sinek kapanlarından. hızlı bir şekilde hastaneden ve civarından uzaklaştırmak. b. Ancak ısıtılmış kuru havanın derinliklere nüfuz özelliği az olduğundan malzemeler seyrek ve serbest olarak bulundurulmalı. Bu amaçla çöpleri açıkta bırakmamak. kaynatma veya 100 °C‘nin üzerinde basınçsız buharda 1020 dk. çöplükler. Genellikle böcekler mikroorganizmalara göre ısıya daha duyarlıdır. sinek öldürücü lambalardan yararlanılabilir. c. ortamdaki hava hareket halinde olmalıdır. b. Bunu sağlamadan yapılacak diğer önlemler sonuç vermeyecektir. sinekleri çekecek şekilde gıda maddelerini ve organik 422 . tutucu kağıtlardan. Karasineklerin barınma yerlerine girmesini engellemek: Karasineklerin hastane içine girmesini engellemek için sineklerin girebileceği açık yerleri ince sinek teli ile kapatmak. mutfaklarda besin maddelerini kapalı şekilde muhafaza etmek gerekir (14). Bu yükseklikte sıcaklığa dayanabilecek tüm malzemeler bu şekilde böcekten arındırılabilir (14). Yarım saatte tüm böcekler ölürler. Kimyasal maddelerle dezenfestasyon Hastaların bulunduğu ve pek çok kişinin çalıştığı hastanelerde böcek enfestasyonlarında kimyasal madde kullanımı riskli ve en son düşünülmesi gereken yöntemdir.

Larva ve pupalarla beslenen balıklar (örneğin Gambusia) çevrede durgun su varsa buralarda üretilebilir. Ömürleri türe ve iklim koşullarına göre değişmekle birlikte. TSK Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Yönergesi 2. dişi sivrisinekler ise yumurtaların olgunlaşması için kan emerler. Uygun mücadele için hastane çevresindeki jit alanlarının ortadan kaldırılması gerekir. Yumurtalar kuruluğa dayanamazlar. sıtma. Ayrıca kimyasal mücadele ile larvalar yok edilebilir. Dişi sivrisinekler genellikle durgun tatlı sulara yumurtlarlar. Erişkin sivrisinekler için insektisitler kullanılabilir (14). 4. 1. Daha sonra larva ve pupa aşamalarından sonra erişkin hale gelir. filaryaz. Sivrisineklerin hastane içine girmesini önlemek amacıyla alınacak önlemler karasinekler için alınan önlemler ile aynıdır (14). TSK Gıda/Su Kontrol ve Hijyen Denetim Hizmetleri Yönergesi 423 . ÖNEMLİ UYARI: TSK'da görev yapan her sağlık personeli hijyen uygulamaları ve sağlığın korunması için aşağıdaki iki dokümanı mutlaka kullanmalıdır. Bu alanlara "jit" adı verilir. kışın aylarca canlı kalabilirler (14). Sivrisinekler ile mücadele Sivrisinekler.atıkları açıkta bırakmamak ve ortamın genel temizlik koşullarını sağlanmak gerekmektedir (14). dang humması ve sarı hummayı bulaştırırlar (14). Erkek sivrisinekler kan emmezler.

Ankara. 1999: 1-4. (eds). Samsun. 2005. Çobanoğlu Z. Eyigün CP. 5. Güler Ç. Sterilizasyon-dezenfeksiyon.Maurer IM. (Eds.ln:Saniç A. Hospital Hygiene (Third Edition). 14. 10.(ed). Hastanede Çevre Sağlığı Önlemleri ve Hastane Atıkları. Beşirbellioğlu BA. GATA Matbaası. Samsun. 1: 61-68.Özkan F. Görenek L. İstanbul.) Erkan A.) Pekcan M. Hastane İnfeksiyonları Sempozyumu Kitabı. Beşirbellioğlu BA.KAYNAKLAR 1. Suffolk 1985. Akova M.Güray Ö.(ed). Genel Temizlik ve Hijyen. Sivas. 7. Sterilizasyon Dezenfeksiyon Hastane İnfeksiyonları Sempozyumu Kitabı. 9. . (ed). The Hospital in Rural and Urban Districts. 424 . Henkel GV Yayınları. Yapı Tasarımı Temel Bilgiler (30. 1999: 5-11. Page: 24-27. Hastane infeksiyonlarının tarihçesi. 1999. Günümüzde kullanılan dezenfektan ve antiseptikler. ln: Saniç A. İleri Hekim Eğitim Kurs Kitabı. Sterilizasyon. 2.Gürler B. 1992. 11. Report of a WHO Study Group. Hastane Hijyeni. Pahsa A. Güven Yayıncılık. 3. Page 42-45. 6. Temizlik. Dezenfeksiyon. İÜ Tıp Fak Yayınları. dezenfeksiyon. Sterilizasyon ve tıbbi atıkların yok edilmesi. Eyigün CP. Baskı) (Çev. 13. Sterilizasyon. antisepsi ve önemi. Hastane infeksiyonları Derg 1999. Sayfa 9-16. Dökmetaş l. ln: Bakır M. 12. (Eds. İstanbul. GATA Matbaası. Hastane Enfeksiyonları. Ankara. 1982. Geneva 1992. Hastane İnfeksiyonları Derg 1997. 2005. dezenfeksiyon ve Sterilizasyon. 1997. Hastane İnfeksiyonları I. Neufert E. Karadayılar AO. Sterilizasyon dezenfeksiyon metodları. Görenek L. 4. 451-472. 3: 175-183. Hastane Enfeksiyonları. dezenfeksiyon.Özinel MA. 1999: 33-38. 8. Pahsa A. Özyurt M. in: Saniç A. Hökelek M.) Pekcan M. Sterilizasyon Dezenfeksiyon Hastane İnfeksiyonları Sempozyumu Kitabı. Hastane infeksiyonlarının sınıflandırılması ve tanımları. Hastanelerde temizlik. Samsun. 1983. Ankara. Arıkan S. Sayfa 41-43.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful