ANATOMİ DERS NOTLARI

Anatomi Anabilim Dalı

ÖNSÖZ GATA Sağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu (SAMYO), Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu sayıda sağlık sınıfı muvazzaf astsubay yetiştiren, GATA K.lığı bünyesinde kurulmuş iki yıl süre ile Ambulans ve Acil Bakım Teknikerliği programında ön lisans düzeyinde eğitim-öğretim veren bir Askeri Yükseköğretim kurumudur. SAMYO öğrencilerine verilen derslerin bilimsel disiplin alanlarında çok sayıda başvuru kitabı bulunsa da, SAMYO öğrencilerinin öğrenme hedeflerine ve mezunlarının görev tanımlarına uygun düzeyde bir kaynak kitap mevcut değildir. Ayrıca, halen GATA K.lığı sorumluluğunda icra edilmekte olan, sağlık astsubay branş eğitimlerine (teknisyen astsubay kursları) personel seçimi için yapılan sınava hazırlanacak personelin yararlanacağı düzeyde bir başvuru kitabı da bulunmamaktadır. Bu nedenle, Komutan Bilimsel Yardımcılığı tarafından, 2010-2011 Eğitim ve Öğretim Yılından itibaren kullanılmak üzere SAMYO öğrencileri ve mezunları için; SAMYO eğitim programında yer alan ders notlarının geliştirilerek birleştirildiği bir kitap hazırlanması konusunda bir çalışma başlatılmıştır. Bu kapsamda, SAMYO eğitim programında yer alan derslerden sorumlu tüm öğretim elemanları tarafından; ders notları kitap metinleri halinde hazırlanmış, metinlerin hazırlanmasında, “Sağlık Astsubayı” veya “Ambulans ve Acil Bakım Teknikerliği” görev alanları ve eğitim ihtiyaçları esas alınmış, öğrenme hedefleri bu esaslar çerçevesinde yeniden gözden geçirilip düzenlenmiş ve kitap bölümleri söz konusu öğrenme hedeflerine göre yazılmıştır. Hazırlanan “kitaplaştırılmış ders notlarının” önümüzdeki yıllarda geliştirilerek, ülkemizdeki sağlık meslek yüksek okullarında da kullanılacak bir kaynak kitap düzeyinde yeniden yayınlanmasının yararlı ve gerekli olduğunu düşünüyorum. SAMYO öğrencileri ve sağlık astsubayları için “kitaplaştırılmış ders notlarının” hazırlanmasında emeği geçen tüm öğretim elemanlarına ve idari görevli personele teşekkür eder, kitabın SAMYO öğrencileri ve sağlık astsubayları için öğrencilik döneminde ve mesleklerinin icrasında azami yararı sağlamasını dilerim.

M. Zeki BAYRAKTAR Prof.Tbp.Tümgeneral GATA K.Bil.Yrd., Askeri Tıp Fakültesi Dekanı ve Eğitim Hastanesi Baştabibi

SAMYO Kitaplaştırılmış Ders Notlarının Hazırlanmasında Katkıda Bulunanlar Prof.Tbp.Alb. Süleyman CEYLAN GATA Komutan Bilimsel Yardımcılığı Eğitim Öğretim Şube Müdürü Yrd.Doç.Dr.Dz.Tbp.Yb. Zeynep ERKEK GATA Komutan Bilimsel Yardımcılığı Eğitim Öğretim Şube Eğitim Öğretim Subayı Sağ.Yb. Fatma TABAK Sağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu Mesleki Dersler ve Uygulamalar Öğretim Görevlisi

İÇİNDEKİLER S.NU. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. 9. 10. 11. ÜNİTE / KONU ANATOMİYE GİRİŞ, KEMİK, EKLEM ve KAS HAKKINDA GENEL BİLGİLER ÜST EKSTREMİTE ANATOMİSİ ALT EKSTREMİTE ANATOMİSİ BAŞ – BOYUN, GÖVDE ANATOMİSİ ve KLINIĞI SOLUNUM SİSTEMİ ANATOMİSİ DOLAŞIM SİSTEMİ ANATOMİSİ SİNDİRİM SİSTEMİ ANATOMİSİ PELVIS – PERİNEUM, ÜRİNER ve GENITAL SİSTEM ANATOMİSİ SİNİR SİSTEMİ ANATOMİSİ ENDOKRIN SİSTEM ANATOMİSİ GÖZ ve KULAK ANATOMİSİ Prof. Dr. Hasan OZAN Prof. Dr. Fatih YAZAR Doç. Dr. Yalçın KIRICI Doç. Dr. Bülent YALÇIN Doç. Dr. Necdet KOCABIYIK Uzm. Dr. Cenk KILIÇ Uzm. Dr. Nurcan İMRE Uzm. Dr. Selda YILDIZ Uzm. Öğr. Sedat DEVELİ ÖĞRETİM ELEMANI

1. ANATOMİYE GİRİŞ, KEMİK, EKLEM ve KAS HAKKINDA GENEL BİLGİLER ANATOMİYE GİRİŞ Vücudun normal şekil ve yapısı ile vücudu oluşturan organları ve bu organlar arasındaki fonksiyonel ilişkiyi inceleyen bilim dalıdır. Ana ve Tome denilen iki sözcüğün birleşmesinden oluşan Anatomi, Yunanca’dır. Sözcük anlamı; kesme, ayırmadır. Anatomi eğitiminde esas materyal cadaverdir. Cadaver (caro + data + vermis); “solucana verilecek et” anlamına gelir. Anatomideki tüm tarifler, anatomik pozisyona göre yapılır. Anatomik pozisyon; kişi ayakta ve dik, üst ekstremiteleri yanlarda, ayaklar bitişik, avuç içleri, yüz ve gözler karşıya bakar durumdadır. Bütün anatomik tarifler, bu pozisyondaki bir insanın vücudundan geçen hayali düzlemlerle ilişkisine göre yapılır. Anatomik pozisyondaki bir vücuttan geçen 3 tane hayali düzlem vardır. 1. Planum sagittale; vücuttan vertikal olarak geçen düzlemlerdir. Vücudu sağ ve sol iki kısma ayırırlar. Vücudun tam ortasından geçerek, vücudu sağ ve sol iki eşit yarıma ayıran düzleme planum medianum (ya da planum midsagittale) adı verilir.

1

2. Planum frontale (coronale); median düzleme dik düzlemlerdir. Vücudu ön ve arka olarak iki kısma ayırırlar. Frontal kemiğe (yada sutura coronalise) paralel oldukları için bu isimle anılırlar. 3. Planum horizontale (transversale); önceki düzlemlere dik olan bu düzlemler, vücudu üst ve alt iki kısma ayırırlar. Anatomi eğitiminde iki esas yöntem vardır. Sistematik Anatomi : Vücut kısımlarını ve organları fonksiyonel yönden sistematik olarak tarif eder. Anatomi eğitiminde çok daha yararlıdır. Buna göre vücut sistemleri: Integumentum sistem; deri ve eklerini (kıllar, tırnaklar) inceler. İskelet sistemi; kemikleri inceler. Artiküler sistem; eklemleri ve ilgili ligamentleri inceler. Musküler sistem; kasları inceler. Bazen bu sistem, iskelet sistemi ile birlikte Muskuloskeletal sistem adı altında, bazen de Lokomotor Sistemin bir alt grubu olarak incelenir. Dolaşım (Sirkülatuar) sistemi ya da Kardiyovasküler sistem; kalp ve damarları inceler. Sindirim (Alimentar) sistemi; ağızdan anusa kadar bütün sindirim organlarını ve ilgili bezleri (karaciğer, pankreas,..) inceler. Solunum (Respiratuar) sistemi; solunum organlarını inceler. Uriner sistem; böbrek, ureter, mesane gibi idrar yollarını inceler. Üreme (Reprodüktif, Genital) sistemi; üreme organlarını inceler. Uriner sistemle olan yakın komşuluğundan dolayı, sık olarak Urogenital Sistem adı altında bu iki sistem birlikte incelenir. Sinir sistemi; beyin ve omurilik (santral sinir sistemi) ile bu yapılardan ayrılan sinirleri (periferik sinir sistemi) inceler. Gelişimsel ve fonksiyonel olarak bu sistem ile yakın ilişkisi olan duyu organları (görme, işitme, tat ve koku) da bu sistem içinde incelenir. Endokrin sistem; hormon denilen salgıları yapan bezleri inceler. Topografik (regional, bölgesel) Anatomi : Bir bölgedeki yapıları ve aralarındaki ilişkileri yüzeyelden - derine doğru inceler. Buna göre vücut; toraks, abdomen, pelvis - perine, sırt, alt ekstremite, üst ekstremite ve baş - boyun olarak bölgelere ayrılır. Terminologia Anatomica (Nomina Anatomica) Vücuttaki bir yapının diğer bir yapı ile ilişkisini tarif ederken anatomik terimler kullanılır. Anatomi terminolojisi ya da Anatomik nomina, anatomide kullanılan uluslararası terimleri içeren bir listedir. Birçok bilim dalında olduğu gibi anatomide de bir buluşu gerçekleştirmiş bilim adamının adıyla anılan terimler vardır. Bu terimlere eponim terimler denir. Örneğin; tuba auditiva, Eustachi Borusu adı ile de bilinir. Tekil – Çoğul Yapısı Tıp terminolojisindeki tekil sözcükler çoğul yapılırken genel olarak; sonu “-us” ile bitenlerde “us” yerine “-i”, sonu “-um ya da -on” ile bitenlerde bunların yerine “-a”, 2

organlar Pili. gövdeler Venae. Dext. bağ Meninx. düğüm Glandula. Art. Sonu “-a” ile bitenlerde. beyinzarı Musculus. arter Articulatio. bezler Gyri. Caud. Aa. kıkırdak Fibra. düğümler Glandulae. kıvrım Labium. Musculi capitis et colli = Başın ve boynun kasları Kısaltmalar Tıp terminolojisinde sık kullanılan terimlerin tekil ve çoğullarının kısaltmaları. atardamar. bez Gyrus. kıllar Radices. toplardamar Arteriae. TERİM Arteria Arteriae Anterior Articulatio Cartilago Caudalis Cranialis Dexter Distalis Dorsalis Fasciculus Ganglion Glandula TÜRKÇE ANLAMI Atardamar Atardamarlar Daha ön Eklem Kıkırdak Kuyrukla ilgili Kafa ile ilgili Sağ Merkezden uzak Sırtla ilgili Küçük demet Düğüm Bez 3 KISALTMASI A. Cran. kıkırdaklar Fibrae. atardamarlar Articulationes. lifler Ganglia. dudak Ligamentum. Cart. “a” dan sonra “-e”. bölgeler Septula. bölmecikler Trunci. sonu “o” ile bitenlerde de “-nes” eklenir. sinir Organum. kaslar Nervi. bağlar Meninges. Fasc. dallar Regiones. kıvrımlar Labia. Gang. toplardamarlar Bağlaçlar Tıp terminolojisinde en çok kullanılan bağlaç “ve” anlamına gelen “et” sözcüğüdür. Dist. kıl Radix. Dors. dudaklar Ligamenta. beyin zarları Musculi. Gl. sinirler Organa. kök Ramus. Ant. dal Regio. eklem Cartilago. kas Nervus. bölge Septulum.sonu “x” ile bitenlerde de “x” yerine “es” koyulur. kökler Rami. lif Ganglion. gövde Vena. . Arteria. eklemler Cartilagines. organ Pilus. bölmecik Truncus.

vücudun arka tarafında olan. 4 . vücudun ön tarafında olan. Rr. M. Proc. Post. Tuberc. yatay Üçgen Küçük tümsek Pürtüklü kabartı Toplardamar Toplardamarlar Karınla ilgili Gll. gaga tarafına (ön uca) yakın olan anlamındadır. Dorsalis terimi yaygın olarak posterior yerine kullanılmaktadır. Obl. YÖN ve KARŞILAŞTIRMA TERİMLERİ ANTERIOR. Nuc. Sin. Lig. Tuberos. Nn. ayağın alt yüzü için de plantaris ifadesi kullanılır. umbilicus. Nöroanatomide yaygın olarak anterior yerine ventralis sözcüğü kullanılır. Örn. Mm. R. Özellikle elin arka yüzü ve ayak sırtı tarif edilirken dorsal terimi kullanılır. Elin anterior yüzü için genellikle palmaris. Rostralis. cerebellumun rostralindedir. Vv. vücudun ön tarafındadır. Inc. Transv. Prox. Benzer şekilde rostralis terimi de sık olarak beyin kısımlarını tarif ederken anterior yerine kullanılır. Örn. gluteal bölge vücudun arka tarafındadır. Trig. Tr. Vent. N. frontal lob. Inf. Ligg.Glandulae Incisura Inferior Internus Lateralis Ligamentum Ligamenta Musculus Musculi Medialis Membrana Nervus Nervi Nucleus Obliquus Plexus Posterior Processus Protuberentia Proximalis Ramus Rami Sinister Superior Truncus Transversus Trigonum Tuberculum Tuberositas Vena Venae Ventralis Bezler Çentik Daha alt İç. Ventralis terimi araştırmalarda kullanılan hayvan ve insanlarda anatomik tariflerde eşit olarak uygulanabildiği için avantajlıdır. Pl. Int. içteki Dışyan Bağ Bağlar Kas Kaslar İçyan Zar Sinir Sinirler Çekirdek Eğik Ağ Daha arka Çıkıntı Tümsek Merkeze yakın Dal Dallar Sol Daha üst Gövde Enine. X POSTERIOR. Med. Membr. Prot. Örn. Lat. V. Sup.

Elin 5. Genellikle posterior yönde olur. Normalden fazla yapılan fleksiyon hareketine. plantar fleksiyon (=fleksiyon)dur. median düzlemden uzak olan.ray filmi ise önündedir. X CONTRALATERALIS. X LATERALIS. Örn. İkisi arasında kalan yüzük parmağı intermedius pozisyonundadır. yüzeye yakın olan X PROFUNDUS. Örn. alt ekstremitenin distal ucundadır. X . INTERNUS. Örn. Normalden fazla yapılan ekstensiyon hareketine. median düzleme yakın olan. sağ (taraf). üst ekstremitenin proksimal ucundadır. ayaklara daha yakın olan. diafragma kalbe göre daha aşağıdadır. posterolateral. Örn. vücudun karşı tarafında olan. Örn. Ayağın plantar yüzünün aşağıya doğru bükülmesi. bir organ yada boşluğun içinde olan. akciğerler. parmağı başparmağa göre lateraldedir. anterior yöndedir. Örn. hiperekstensiyon denir.SUPERIOR. IPSILATERAL. X EXTENSIO. parmağı ise başparmağa göre medialdedir.öne doğru geçer. FLEXIO. 5 . kol. medial ile eş anlamlıdır ve diş arkının orta hattına yakın olanı belirtmek için kullanılır. hiperfleksiyon denir. vücudun tam ortasında ya da bir yapının tam ortasında olan. sağ el ve sağ ayak ipsilateraldir. X INFERIOR. Örn. X . Diş hekimliğinde kullanılan mesialis terimi. posteroanterior göğüs filminde. Ancak bacağın ve ayağın ekstensiyonu.ray tübü hastanın arkasında. X . INTERMEDIUS. Cranialis terimi de superior yerine kullanılabilir.ray ışını arkadan . sağ el ve sol el kontralateraldir. umbilicus (göbek). MEDIALIS. orijin noktasına ya da gövdeye uzak olan. diş arkının orta hattına uzak olanı belirtmek için kullanılır. KOMBİNE TERİMLER Sık olarak bir yönü işaret etmek için kullanılırlar. HAREKET TERİMLERİ Ekstremitelerin ve vücudun diğer bölümlerinin hareketlerini tarif etmek için kullanılır. gözlerin medialindedir. mideye göre daha yukarıdadır. sagittal düzlemde yapılan ve vücut bölümleri ya da kemikler arasındaki açıyı artıran germe harekettir. Caudalis terimi kuyruk anlamındadır ve inferiora karşılık gelir. anteromedial. medialdeki ve lateraldeki iki yapının ortasında olan. posterior yöndedir. X DISTALIS. ayağın 5. vücudun tam ortasındadır. MEDIUS. Diş hekimliğinde distalis terimi. Ayağın dorsal yüzünün yukarı doğru bükülmesi de dorsal fleksiyon (ekstensiyon)dur. sol (taraf) PROXIMALIS. DEXTER. ayak. Örn. vücudun aynı tarafında olan. bir organ yada boşluğun dışında olan. Ancak bacağın ve ayağın fleksiyonu. Örn. Genellikle anterior yönde olur. başa daha yakın olan. Örn. SINISTER. yüzeye uzak olan (derin). orijin noktasına ya da gövdeye yakın olan. Ancak sadece embriyolojik tariflerde yaygın olarak kullanılır. sagittal düzlemde yapılan ve vücut bölümleri ya da kemikler arasındaki açıyı azaltan bükme harekettir. X EXTERNUS. SUPERFICIALIS. Inferolateral. orta parmak lateralde. küçük parmak medialdedir. burun delikleri (nares). Örn.

koronal düzlemde palmar yüzden dışa doğru uzaklaşmasına extensio denir. ayak tabanını median düzlemden uzaklaştıran ve dışa doğru baktıran harekettir. Hareket sırasında radius ve ulna birbirine paralel olur. ayak ucu da median düzlemden uzaklaşır. Başparmağın. iç rotasyon). Art. yüzüstü yatış pozisyonudur. Art. metacarpophalangealis I’de yapılır. Supinasyon. elde üçüncü parmağa göre. üst ekstremitenin vücuttan uzaklaşması. Bu hareket supinatio (dış rotasyon) olarak bilinir. sırasıyla yapılan. Evertio güçlü yapıldığında. carpometacarpalis pollicis. CIRCUMDUCTIO. Başparmağın. exorotatio. anteroposterior yönde palmar yüze doğru yaptığı (ikinci parmağın yanına getirildiği) harekete adductio denir. ROTATIO. ekstremitenin ön yüzünü median düzleme yaklaştırır. Rotatio medialis (rotatio interna. ekstensiyo ve adduksiyo hareketlerinin kombinasyonu olan dairesel harekettir. mandibula ya da omzun yukarı doğru hareketi (kaldırma) X DEPRESSIO. X SUPINATIO (dış rotasyon). fleksiyo. endorotatio. radiusun uzun ekseni etrafında dışa dönmesi ile oluşan önkol ve elin hareketidir. ayak tabanını median düzleme doğru yaklaştıran ve içe doğru baktıran harekettir. koronal düzlemde yapılan baş ve gövdenin yana eğilme hareketidir. mandibulanın ya da omzun arkaya doğru çekilme hareketi. ön yüzü median düzlemden uzaklaştırır. üst ekstremitenin vücuda doğru olan hareketi. ELEVATIO. Elde ve ayakta parmakların adduksiyonu. palmar yüz üzerine bükülme hareketidir. ayakta ise ikinci parmağa göre diğer parmakların birbirinden uzaklaşmasıdır. abduksiyo. Pronatio = evertio + abductio X INVERTIO (dış rotasyon). ayak ucu median düzleme doğru yaklaşır. EVERTIO (iç rotasyon). Bu hareket sonucu elin palmar yüzü öne bakar. parmakların birleştirilmesidir. vücudun bir parçasının uzun ekseni (vertikal eksen) çevresinde yaptığı dönme hareketidir. abduksiyonun tersidir. Invertio güçlü yapıldığında. ABDUCTIO. Bu hareket sonucu elin palmar yüzü arkaya bakar. Ekstremitenin lateral kısmı medial rotasyonda içe. Parmakların abduksiyonu. Koronal düzlemde median düzleme doğru yapılan harekettir. dış rotasyon). sırtüstü yatış pozisyonudur X PRONUS. Örn. interphalangealis 1’de yapılır. art.LATERAL FLEXIO. lateral rotasyonda ise dışa bakar. Bu hareket pronatio (iç rotasyon) olarak bilinir. PROTRACTIO. pronasyondan çok daha kuvvetlidir. SUPINUS. Örn. EL BAŞPARMAĞININ HAREKETLERİ Flexio. Abductio. 6 . Rotatio lateralis (rotatio externa. mandibulanın ya da omzun öne doğru çekilme hareketi X RETRACTIO. koronal düzlemde yapılan median düzlemden uzaklaşma hareketidir. Supinatio = invertio + adductio PRONATIO (iç rotasyon). metacarpophalangealis 1 ve art. radius kemiğinin uzun ekseni etrafında içe dönmesi ile oluşan önkol ve elin hareketidir. başparmağın diğer parmakların eksenine dik olacak şekilde. başparmağın anteroposterior yönde elin palmar yüzünden uzaklaşmasıdır. mandibula ya da omzun aşağı doğru hareketi (indirme). X ADDUCTIO. Hareket sırasında radius ulnayı önden çaprazlar.

Bu harekette başparmak sırasıyla. Kalem tutarken ya da parmaklar arasında bir obje kıstırılırken kullanılır. Başlıca art.Oppositio. carpometacarpalis polliciste ve kısmen de art. adam Inferior : Alt Membri : Üye. gövde Dorsum : Sırt Homo : İnsan. n. ekstremite Perineum : Apış arası Regio : Bölge Superior : Üst Thorax : Göğüs 7 . abduksiyon. başparmak pulpasının diğer parmak pulpalarına değdirildiği harekettir. iç rotasyon. medianus felcinde bozulur. fleksiyon ve adduksiyon yapar. İNSAN VÜCUDUNUN BÖLGELERİ (REGIONES CORPORIS HUMANI) Abdomen : Karın Caput : Baş Cervix (collum) : Boyun Corpus : Beden. Hareketin tersi Repositio olarak bilinir. ekstensiyon. metacarpophalangealis I’de yapılan bu hareket.

EKSTREMİTELERİN BÖLÜMLERİ KEMİK BİLİMİ (OSTEOLOJİ) Bağ dokunun sert bir formu olan kemik (os. İnorganik bölümünü ise tuzlar oluşturur. Osteogenik (osteoprogenitör) hücre. çoğul. mezenşimal kökenlidir. kemiklere esneklik ve dayanıklılık verir. Kemikler. 1. sertliğini kaybeder ve kolayca bükülebilir. Kemiğin yapısı Kemikler. dışta substantia compacta. içte substantia spongiosa (trabecularis) denilen iki dokudan oluşur. periosteumda ve endosteumda bulunan bu hücreler. ancak fibröz dokusu harab olduğundan elastikiyetini kaybeder. Organik bölümünün % 95’ni intersellüler olarak bulunan mukopolisakkarit yapısındaki kollajen lifler yapar. Bütün kemikler. 8 . Spongioz doku içindeki cavitas medullaris denilen ilik boşluğunda kemik iliği. Bu madde. vücudun temel destek dokusudur ve vücudun çatısı olan iskeleti meydana getirir. kolayca kırılır ve parçalanır. Bir kemik yansa bile şeklini muhafaza eder. kemiğe sertlik verir. Kalsiyumu olmayan kemik ise. Kemik hücreleri Kemikte dört tip hücre bulunur. En yüksek oranda kalsiyum fosfat tuzu vardır. En önemlileri Ca. santral bir spongioz dokuyu çevreleyen kompak bir dokuya sahiptir. kompak kemik dokusunda ise kan damarlarını içeren Havers Kanalları bulunur. organik ve inorganik maddelerden oluşan dokulardır. Gerektiğinde osteoblastlara dönüşürler. Tuzlar. P ve Mg tuzlarıdır. ossa).

Mineralize olmamiş (ya da kalsifiye olmamiş) bu matrikse osteoid denir. içlerinde küçük boşluklar vardır. quadriceps femorisin tendonu içinde yer alan patelladır. Kemiğin serbest yüzeylerinde bulunurlar.. osteogenik hücrelerden derive olurlar. maksilla). Örn.15 yaş civarında) sırasında oluşur ve adult çağa kadar gittikçe belirginleşir. 7. etmoid. Aksesuar kemikler (os accessories). ligamentler ve fasiyaların kemiklere tutundukları yerlerde görülür. düzensiz şekilli kemiklerdir. 4. Matriksteki lakunalarda otururlar. humerus. Kafa kemikleri.2. matriksteki lakunalara gömülünce osteosit adini alir. ayak bileği (tarsal) ve el bileği (carpal) kemikleri 3. 1. 6. Kısa kemikler (os breve). scapula. Susamsı kemikler (os sesamoideum). boyları enlerinden daha büyüktür. 4. Kemiklerin en büyük hücreleridir. phalanx. aralarında bulunan ve diploe adı verilen spongioz kemik tabakasından oluşur. Rezorpsiyon bölgelerindeki siğ çukurlarda (Howship lakunalari) otururlar. Uzun kemikler (os longum). gastrocnemiusun lateral başı içinde bazen fabella denilen bir susamsı kemik bulunur. 5. Kemiklerdeki yüzey işaretleri Kemiklerin üzerinde çeşitli çıkıntılar. Tendonların yıpranmasını önlerler. Kemik matriksinin organik elemanlarını sentezlerler. Düzensiz kemikler (os irregulare). ek kemikleşme merkezleri olduğunda meydana gelirler. kemik iliğinden derive olurlar. Heterotopik kemikler. 8. Kemik tipleri Şekillerine göre 8 tip kemik vardır.. puberte (12 . tendonlar. 2. kaburgalar ve sternum gibi. Vücudun en büyük sesamoid kemiği m. Temporal kemiğin mastoid parçası ve paranazal sinüslerin olduğu kemikler (frontal. Yassı kemikler (os planum). kas tendonları içinde bulunurlar. Yüz kemikleri. çukurlar ve delikler bulunur. Kemiklerde görülen işaretler. M. 3. Osteosit (matür kemik hücresi). Osteoklast. metatarsal. Uzun kemikler ekstremitelerde bulunur. Potansiyel osteoblastlardir. femur. vertebralar ve os coxae gibi. Kemiğin rezorpsiyonundan sorumludurlar. tam olarak gelişmiş kemiklerin esas hücreleridir. Osteoide kalsiyum fosfat eklendiğinde kemik olur. Esas olarak kavite duvarlarının oluşumuna katılır. Bu oluşumlar. metacarpal. Uçlarındaki eklem yüzleri hiyalin kıkırdakla örtülüdür. Genellikle kronik bir inflamatuar hastalık sonucu (akciğer tuberkulozu gibi) gelişirler. koruma fonksiyonları vardır. Osteoblastlar. Havalı kemikler (os pneumaticum). Ayak iskeletinde yaygındırlar. 9 . Osteoblast. Bu işlem osteoblastlarin varliğini gerektirir. İki kompak kemik tabakası ile. sfenoid. Radyolojik değerlendirmelerde karışıklığa yol açabilirler. Ayrıca tendon açısını artırarak eklemde mekanik bir avantaj sağlarlar. yumuşak dokularda görülen kemiklerdir.

7 yaşında sarı kemik iliği ekstremitelerin distal kemiklerinde görünmeye başlar ve kademeli olarak proksimale doğru ilerler. yani hemopoetiktir. ayakçık Processus : Çıkıntı Protuberantia : Tümsek şeklinde kabarıntı Ramus : Dal Spina : Diken. Doğumda vücuttaki bütün kemikler kırmızı kemik iliğine sahiptir. tabaka Linea : Çizgi Malleus : Çekiç şeklinde çıkıntı Margo : Kenar Pediculus : Küçük uzantı. gövde Crista : İbik (keskin kenar) Eminentia : Kabartı Epicondylus : Kondillerin üzerindeki çıkıntı Facies : Yüz. Bu durum. yaşla kademeli olarak azalır ve ileri dönemde kırmızı kemik iliğinin yerini sarı kemik iliği alır. Kan yapımında (hematopoiezis) aktif olan kırmızı kemik iliği (medulla ossium rubra) ve yağ dokudan oluşan ve inaktif olan sarı kemik iliği (medulla ossium flava). yay Angulus : Açı. 5 . 10 . yüzey Foramen : Delik Fossa : Çukur Fovea : Geniş ve sığ çukur Incisura : Çentik Labium : Dudak Lamina : Yaprak. köşe Caput : Baş Collum : Boyun Condylus : Yumru. ucu sivri çıkıntı Sulcus : Oluk Trochanter : Yuvarlak çıkıntı Tuber : Tümsek Tuberculum : Tümsekçik Tuberositas : Pürtüklü kabartı ya da alan Kemik iliği (cavitas medullaris) Yetişkinlerde 2 çeşit kemik iliği bulunur.KEMİKLERDE SIK KARŞILAŞILAN YÜZEY İŞARETLERİ Arcus : Kemer. küçük ayak. vuvarlak ya da oval çıkıntı Corpus : Beden.

Büyümesini tamamlamış kemiklerde ise avaskular (aseptik) nekroza neden olur. Hareketler için mekanik bir temel. eklem yüzleri hariç periosteum (kemik zarı) denilen ince bir fibröz doku tabakası ile örtülüdür. 5. nutricia). İskelet iki ana bölümde incelenir. Yeni doğanda bu sayı 270’dir. SYSTEMA SKELETALE (İSKELET SİSTEMİ) Yetişkin bir insan iskeleti toplam 206 kemikten oluşur. Büyüme kıkırdaklarını besledikleri için önemlidirler. Kan hücreleri yapımı. Gövdenin merkezine yakın olarak bulunan bir delikten (foramen nutricium) giren arter (a. 1. kemik kırılmalarında aktiflenir ve iyileşmeyi hızlandırır. Kemiklerin fonksiyonu Koruma. Bu tabakadaki “Sharpey Lifleri” periosteumu kompak kemiğe bağlar. Periosteum. 2. Başlıca komşu eklemleri besleyen arterlerden gelirler. Tuzları depolamak.Yetişkinde. Bu yüzden çok duyarlıdır. Kemiklerin kan damarları Kemikler zengin arteryel beslenmeye sahiptir. 1. dış tabakadır. Stratum cambium. omurlar (vertebrae). herhangi bir nedenle kesilecek olursa kemiğin büyümesi etkilenir. arterlere eşlik eder. 3. Periostal arterler. P ve Mg tuzlarını depolar. periostal sinirler adı verilen duyu sinirlerinden zengindir. kemiklerin uçlarını beslerler. Kemiklerin uyarılması Periosteum. iki tabakalı bir yapısı vardır. damardan ve sinirden son derece zengindir. pelvis kemeri (coxa) kemikleri ve femur ile humerusun sadece başları kırmızı kemik iliği içerir. Destek. omuz kemeri kemikleri (clavicula. bu sinirler tarafından taşınan periosteumdaki yırtılma yada gerilme duyularıdır. Ca. 2. Kemik kırılmalarında şiddetli ağrının sebebi. spongioz kemik ve kemik iliğini beslemek üzere dağılır. Kemiğin venleri. Stratum fibrosum. Metafizial ve epifizial arterler. scapula). Periosteum Bütün kemikler. kafa kemikleri. Bu arterlerden gelen kan. kompak kemikten oblik olarak geçip. Yaşlıların kemiklerinde daha az organik madde vardır ve ek olarak periosteumda daha az rejenerasyon yeteneğine sahiptir. Bu nedenle kırıklarda iyileşme geç olur. Bu yüzden periosteumu kaldırılan yerdeki kemik dokusu ölür. toraks kafesi kemikleri (sternum ve costalar). İyileşme sürecinde genellikle kırık bölgesinde aşırı bir kemik üretimi olur ve bu kemik dokusuna callus adı verilir. 11 . yapısında bulunan osteoblastlar. 4. birçok noktadan kemiğin gövdesine girerek kompak kemiği beslerler.

*4 Alt ekstremite: 60 kemik + Pelvis kemeri: 2 kemik (os coxae. Eklem yüzleri arasinda bulunan diskuslar. *2 Thorax: 25 kemik (sternum. Kulak kepçesi. Defektleri fibroz doku ile kapatılır. 3. Fibröz kıkırdak Beyaz renklidir. ikiden fazla kemik arasında kurulu eklemlere de articulatio composito adı verilir. Eustachian tüpü) ve larinksin bazi kıkırdakları (epiglot. kornikulat. 1 + costalar. Appendiküler iskelet *3 Üst ekstremite: 60 kemik + Pektoral kemer: 4 kemik (clavicula. 1). epifizyal kıkırdağın ve eklem kıkırdaklarının perikondriyumu yoktur. kollajen lifler ve proteoglikanlar yapar. Eklemler yapılarına ve hareket yeteneklerine göre üç grupta toplanır. menisküsler ve labrum articulareler bu tip kıkırdaktır. Komşu bağ dokusundaki kapillerlerden ve matriksten difüzyonla beslenir. 1 + coccyx.6). trakea. kan damarı. iki kemik arasında kurulu eklemlere articulatio simplex. Mavimsi renktedir. 2) = 64 kemik. oditör tüp (tuba auditiva. lenf damarı. Matriksi. bütün oynar eklemlerin eklem yüzlerini örten kıkırdak. Kıkırdak. Perikondriyumu yoktur. Fibröz kıkırdakların. Hiyalin kıkırdak Vücutta en yaygın bulunan kıkırdak tipidir. Embriyoda kıkırdağın yerini kemik alıncaya kadar geçici olarak iskelet görevi yapar. bronkuslar. 1 + ossicula auditoria. 12 . diş kulak yolu. 24). mezenşimden derive olur. Elastik kıkırdak Hiyalin kıkırdakla yapı olarak tamamen benzerdir. sinir ve duyu reseptörü içermez. 24 + os sacrum. Kondrosit denilen hücreler ile matriksten (lifler + ara madde) oluşur. Kendisini tamir eder. *1 Omurga (columna vertebralis): 26 kemik (vertebrae.Aksiyel iskelet *0 Baş iskeleti: 29 kemik (cranium. kemikleri bir arada tutan ve kasların hareketlerine olanak tanıyan yapılardır. Aşınmaya karşı çok dirençlidir. KIKIRDAK (CHONDRO) Bir bağ dokusu şekli olan kıkırdak. 2. larinksin bazı kıkırdakları. Tamir yeteneği yoktur. 2+ scapula. kuneiform kıkırdaklar ve aritenoid kıkırdakların tepeleri) elastik kıkırdaktır. kaburgaların sternal uçları ve epifiz plağı hiyalin kıkırdaktır. EKLEM BİLİMİ (ARTHROLOGIA) Eklemler. Tek farkı çok miktarda elastik lif içermesidir ve bu nedenle sarı renklidir. Hasarlandığında kendisini yavaş olarak tamir eder. Burun kıkırdakları. 1. 2) = 62 kemiktir. Kemik sayılarına göre. 22 + os hyoideum. Matriksi oluşturan elemanlarin farkliliğina göre üç tip kikirdak vardir. Kıkırdağı örten zara perichondrium denir.

II– ARTICULATIONES CARTILAGINEAE (AZ HAREKETLİ EKLEMLER. Articulationes synoviales (diarthrosis). 3. Synchondrosis (primer kartilaginöz eklem): Bu tip eklemlerin esas fonksiyonu hareket değil. Articulationes cartilagineae (amphiarthrosis). dentoalveolaris). Bazı eklemlerde bunlara ek olarak ligamentler. hareketsiz eklemler.1. sinovyal sıvıdan ve komşu kemik iliği bölümünün damarlarından sağlar. 2. SYNARTHROSIS) Sutura. Ayrıca hareketlerin akıcı ve amaca uygun olarak yapılmasını sağlar. Beslenmesini sinovyal membrandaki periferik damar ağından. Symphysis pubica. büyümeye izin vermektir. İki tipi vardır. Kemiklere tutunma yerinde periosteum ile devam 13 . symphysis intervertebralis III– ARTICULATIONES SYNOVIALES (TAM HAREKETLİ DIARTHROSIS) Hareketli eklemleri diğer eklemlerden ayıran üç özellik. Capsula articularis (eklem kapsülü) Hareketli eklemleri diğer eklemlerden ayıran en önemli özelliktir. Eklem yüzleri arasında hiyalin kıkırdak bulunur. I. az hareketli eklemler. Uzun kemiklerin epifiz ve diyafizleri arasındaki eklem. diş kökleri ile çene kemikleri arasındadır (art. Eklem kıkırdağı basıncı absorbe eder. sfenoid kemik gövdesinin oksipital kemiğin baziler parçası ile yaptığı eklem synchondrosis tipi eklemin örnekleridir. Siniri ve kan damarı yoktur. Cartilago articularis (eklem kıkırdağı) Eklem yüzlerini örten eklem kıkırdağı hiyalin kıkırdak yapısındadır. 1. Cavitas articularis (eklem boşluğu) İçinde negatif hava basıncı ve sinovya denilen sıvı vardır. Vücuttaki tek örneğidir. hareketli eklemler. Bu nedenle bazen hareketsiz eklem grubunda incelenir.ARTICULATIONES FIBROSAE (HAREKETSİZ EKLEMLER. hiyalin kıkırdakla veya fibröz kıkırdak yapısında bir disk ile birleşir. Gomphosis. Symphysis (sekonder kartilaginöz eklem): Eklem yüzleri arasında her zaman kuvveti absorbe eden fibröz kıkırdak yapısında bir diskus bulunur. EKLEMLER. Eklem boşluğu yoktur. Syndesmosis. Capsula articularis (eklem kapsülü)tir. kafa kemikleri arasında bulunan eklemlerdir. Cavitas articularis (eklem boşluğu) 2. Eklemi sarar ve eklem yüzlerini bir arada tutar. Articulationes fibrosae (synarthrosis). AMPHIARTHROSIS) Bu eklemlerde kemikler. diskuslar veya menisküsler de bulunur. Cartilago articularis (eklem kıkırdağı) 3. bu eklemlerde eklem yüzlerini birbirlerine ligamentler bağlar. İleri dönemde kemikleştiği için geçici bir eklem şeklidir.

fibröz kıkırdak yapısında halka şeklinde oluşumlardır. eklemi hareket ettiren kasların ve bu kasların üzerindeki derinin duyusunu taşıyan deri sinirlerinden gelir. Santral kısımları ince. Vagina synovialis.5 ml) diz ekleminde bulunur. eklem boşluğu içinde olan ligamentlerdir. İntrinsik (intrakapsüler) ligamentler. Membrana synovialis. Bu nedenle yırtıkları çok ağrılıdır. Eklem yüzleri arasındaki sürtünmeyi azaltarak. Bursa denilen keseciklere açılan deliklere de sahiptir. Bazen eklem boşluğu ile bağlantılı olur ve sinovya için depo görevi yapar. Tendonun hareketini kolaylaştıran yapılardır. Ekleme katılmayan alanları. İki tabakalı bir yapı gösterir. Özellikle eklem kapsülünde zengin sinir sonlanmaları vardır. aşınmayı önler. Labrum articulare. salgılayan ve absorbe eden iç tabakadır. yumurta akına benzer bir sıvıdır. Ekstrinsik (ekstrakapsüler) ligamentler. Hareketli eklemlerde iki grup ligament vardır. EKLEM YÜZLERİNİN AYRILMASINI ÖNLEYEN FAKTÖRLER 1. Eklemi saran kas ve tendonlar 4. humeri (labrum glenoidale) ve art. diskuslar ve menisküsler hariç (bunlar sinovyal sıvı tarafından beslenir). Membrana fibrosa. Vücutta sadece iki eklemde bulunur. Artiküler sinirler. Ligamentler.eder. eklem kapsülünün dışında olan ligamentlerdir. tendon kılıflarıdır. Bazı eklemlerde kapsül lokal kalınlaşmalar göstererek ligamentleri oluşturur. Periferik kısımları ile eklem kapsülüne tutunurlar. sinovyayı üreten. 14 . Discus articularis-Meniscus Eklem yüzleri arasında bulunan fibröz kıkırdak yapısında oluşumlardır. Venleri arterlere eşlik eder. Eklem boşluğundaki negatif basınç 2. EKLEMİN DUYUSU Eklemler sinirden zengindir. En fazla miktarda (0. Eklem yüzlerinin uyumunu kolaylaştırır ve eklem yüzlerine olan kuvveti absorbe eder. Kollajen liflerden oluşan sıkı bağ dokusudur. menisküs ve eklem kıkırdağını örtmez. genellikle eklem kapsülü olarak ifade edilen dış tabakadır. Synovia. içi sinovya ile dolu keselerdir. Bursa synovialis. Duyu sinirlerinden zengindir. Diskus. Ayrıca eklem kıkırdağını besler. Konkav eklam yüzünü derinleştirir ve temas alanını artırır. Damar ve sinirler tarafından delinir. Eklem kapsülü ve eklem bağları 3. Eklem yüzlerinin şekli EKLEMİN BESLENMESİ Eklem kıkırdağının ekleme katılan bölümleri. eklem kapsülünün fibröz kalınlaşmalarıdır. eklemin diğer bölümleri arteryel pleksustan beslenir. intrakapsüler ligamentleri ve tendonları örter. Art. periferik kısımları kalındır. Bazı kaslara ve tendonlara yastıklık yapar ve kasların kemikler üzerindeki hareketini kolaylaştırır. Tam olmayan veya yarımay şeklinde olan diskulara meniscus (yarımay) adı verilir. coxae (labrum acetabulare).

kaslara orijin yeri oluşturur. KALP KASI (ÇİZGİLİ ve OTONOM KAS) Düzenli. dilatator pupillae ektoderm kökenlidir. Kasları sarar. Fascia superficialis (hypodermis. sphincter pupillae ve m. “Bir eklemin duyusunu taşıyan sinirler.Eklem kapsülü ve eklemle ilgili ligamentlerde çok miktarda ağrı duyusunu taşıyan sinir lifleri bulunur. Vücudun en uzun kası m. 15 . Sadece irisde bulunan m. Fascia profunda. Kas çalışmaz ise atrofiye gider (denervasyonda olduğu gibi). meme bezi. stapedius. sonlandığı yer insersiyo denir. latissimus dorsidir. kasların serbest olarak hareket etmelerini sağlar. Kalp kası ve iskelet kaslarının hipertrofi gücü yüksek. Bir kasın başladığı yere origo. ritmik ve istem dışı kasılırlar. kuvvetli ve istemli kasılırlar. sartorius. HİPERPLAZİ. en kalın kası m. ritmik ve istem dışı çalışır. tela subcutanea): Dermisin altında bulunan iki yapraklı bağ dokusudur. Bazı organlar hem hipertrofi hem de hiperplazi gösterir (gebelikteki uterus gibi). Miyofibrillerdeki büyüme sonucu olur. Organ ve damar duvarlarında bulunurlar. İSTEMLİ KAS) Vücut ağırlığının %40’ını oluşturur. deri sinirleri. 3. İSKELET KASI (ÇİZGİLİ KAS. Fascia profundanın altında kaslar bulunur. Kaslar arasına septum intermusculare denilen bölmeler verir. Düz kas hücreleri çoğalabilir (mitoz) ve kendisini tamir edebilir (rejenerasyon). DÜZ KAS (ÇİZGİSİZ KAS. eklemi hareket ettiren kasların innervasyonunu sağlar ve eklemin üzerini örten derinin de duyusunu taşır. kalp kasında olmaz. en geniş kası ise m. KAS TİPLERİ 1. quadriceps femoris. lenf damarları ve mimik kasları bulunur. iskelet kaslarında ve kalp kasında olmaz. en büyük kası m. Bütün kaslarda olabilir. HİPERTROFİ. Sadece düz kaslarda olup. gluteus maximus. fascia superficialisin altındaki fibröz bağ dokusu tabakasıdır. Sadece yüz bölgesinde ve fossa ischioanalis (fossa ischiorectalis)te yoktur. 2. doku hücrelerindeki hacim artışı. Hilton kanunu. Devamlı ve düzenli çalışma sonucu (sporculardaki gibi) olur. KAS BİLİMİ (MYOLOGIA) Vücudun en büyük organı olan derinin altında fascia superficialis. en kısa ve küçük kası m. Hızlı. ancak çizgili kastır. OTONOM KAS) Yavaş. ancak çabuk yorulurlar. fascia subcutanea. Yetişkin bir insanın vücudunda 600’ün üzerinde iskelet kası vardır. Rejenerasyon iskelet kasında olur. doku hücrelerindeki sayısal artış. Yapraklar arasında kan damarları. İskelet kası ve kalp kasında mitoz olmaz. Vücuttaki kasların çoğu mezodermden gelişir. bu fasyanın altında da fascia profunda bulunur.

önkolun hareketi ile uyluk kasları bacağın) hareketi ile ilgilidir. 16 . 2-5. 2. Kural olarak kaslar. hareket ettirdiği eklemi sabitleyen kas İPUCU 0. Sinerjist Kas. agonist kasın hareketinin tersine hareket yapan kas 3. Bu kasların esas tendonu.ÇİZGİLİ KAS TİPLERİ (FONKSİYONA GÖRE) 1. distal falankslara. Antagonist Kas. Digitorum sözcüğü içeren kaslar elde ve ayakta benzer yapı gösterir. insersiyolarından hareket ederler. Agonist Kas. brevis yada superficialis sözcüğü içeren kaslar. bir hareketteki aktif kas 2. orta (başparmaklar için proksimal) falankslara insersiyo yapar. Ekstremitenin bir parçasındaki kas. 1. 3. bir sonraki parçanın (kol kasları. Fiksatör Kas. Longus yada profundus sözcüğü içeren kaslar. agonist kasla birlikte çalışan kas 4. parmaklara giden dört tendona ayrılır.

Kırmızı kemik iliği içerir. Processus coracoideus. ancak genellikle cavitas medullarisi yoktur. scapulanın üst kenar kırıklarında yaralanır ve hasta koluna abduksiyonu başlatamaz. Bir ucu scapuladaki acromion. 17 . Acromion ve processus coracoideus denilen iki tane büyük çıkıntısı vardır. doğum sırasında en çok kırılan kemiktir. yassı bir kemiktir.supraspinatus) siniridir.suprascapularis geçer. Acromion.v. kaburga arasından önemli damarlar (a. İskelette kemikleşmeye (ossifikasyona) başlayan ilk kemiktir. kola abduksiyon hareketini başlatan kasın (m. ÜST EKSTREMİTE ANATOMİSİ ÜST EKSTREMİTE KEMİKLERİ Clavicula (köprücük kemiği) Üst ekstremiteyi gövdeye bağlayan iki kemikten birisidir (diğeri scapula). Scapuladaki cavitas glenoidalise humerus başı oturur ve omuz eklemini (art. üst ekstremite uzunluğunun ölçülmesinde kullanılan proksimal noktadır. subclavia) ve sinirler (plexus brachialis denilen sinir ağına ait yapılar) geçer. Scapulanın üst kenarında bulunan incisura scapulae isimli çentikten. Clavicula. Clavicula ile eklem yapar. Kan üretiminin (hemopoiezisin) ilk başladığı kemiktir.. humeri) kurar. n. Sinir. diğer ucu sternumla eklem yapar. Bu sinir. Clavicula ile 1. Scapula (kürek kemiği) Üçgen şeklinde.2. üst ekstremite ile ilgili cerrahi girişimlerde plexus brachialis denilen sinir ağının anestezisi için kullanılan anatomik işarettir.

Ulnanın üst ucunda olecranon (dirsek ucu) denilen büyük bir çıkıntısı vardır. axillaris yaralanabilir. Os scaphoideum. El kemikleri (Ossa Manus) El iskeleti 27 kemikten oluşur. Proksimal ve distal dörderli iki sıra oluşturur. Bu durum Volkmann’ın İskemik Kontraktürü adı ile bilinir. Os lunatum. radiocarpalis) katılır. ulnaris geçer. brachialis yaralanabilir.Humerus (Kol Kemiği) Caput humeri denilen başı. Kırıklarında burayı dolanarak geçen n. Epicondylus medialis ve lateralis. Trapezium – Trapezoideum – Capitatum – Hamatum En büyük karpal kemik. Proksimal sıra. medianus yaralanabilir. profunda brachiidir. radialisle birlikte seyreden a. ulnaris yaralanabilir. Kırık bölgede kanama varsa. n. n. Humerus gövde (cisim) kırığında en çok n. radialis yaralanır. en çok kırığı görülen karpal kemiktir. Humerusun başı ile gövdesinin birleşme yerine collum chirurgicum (cerrahi boyun) denir. Humerusun en zayıf yeridir ve en çok buradan kırılır. Kaslar yeterli arteryel kan (oksijen) alamadığından ölür (nekroz olur). El bileği kemikleri 8 tanedir. önkol kaslarının beslenmesi bozulur. A. en çok çıkığı (luksasyonu ya da dislokasyonu) görülen karpal kemiktir. Önkol kemikleri (Ossa Antebrachii) İki tanedir. brachialis yaralanmalarında. cubiti) yapar. Çıkıklarında n. Ölü dokuda fibrozis gelişir ve bu durum kasların boylarında kısalmaya neden olur. os capitatumdur. Kırığın radyolojik karakteristik görüntüsü yemek çatalı deformitesi olarak isimlendirilir. Medial epikondil kırığında n. 50 yaşın üzerinde olan kişilerde (özellikle osteoporoz nedeniyle kadınlarda) çok sıktır. kanayan arter. Scaphoideum – Lunatum – Triquetrum – Pisiforme Distal sıra. medianus ve a. Üst uçları humerus ile dirsek eklemini (art. 18 . alt uçları ise el bilek eklemine (art. Kondillerin yukarısından geçen kırıklarda (suprakondiler kırık). humeri) yapar. Alt ucunda iki çıkıntı bulunur. İç tarafta ve sabit olanı ulna. ters Colles kırığı) sık görülür. scapuladaki cavitas glenoidalise oturur ve omuz eklemini (art. dış tarafta olanı ve döneni radiustur. Epicondylus medialisin arkasındaki oluktan n. Radius distal (alt) ucunun kırıkları (Colles kırığı ya da Smith kırığı.

axillaris yaralanma riski taşır. Clavicula ile sternum arasındadır. os scaphoideum ve os trapezium ile medialde (ulnar tarafta) ise. carpometacarpalis pollicis) katılan karpal kemiktir. Kapsülün en zayıf yeri ve desteğinin en az olduğu yer. coracoclaviculare denilen bu bağ. Eklem yüzleri arasında bir discus articularis bulunur. Caput humeri. os pisiforme ile os hamatum arasında bulunan bu kanaldan. Eklemin çıkıklarında n. Kol. n. Omuz dörtgen şeklinde görünür. Canalis ulnaris (Guyon kanalı). El parmağı kemikleri (ossa digitorum manus. cavitas glenoidalisin önüne gelir. Yetişkinlerde görülen eklem çıkıklarının yarısını oluşturur. Claviculanın ucunu eklemde tutan önemli bir bağ vardır. ön-alt parçasıdır.Os trapezium. Eklemin çıkığı en fazla öne doğru olur. beş tanedir. Hasta koluna tam adduksiyon ve iç rotasyon yaptıramaz. Articulatio Acromioclavicularis Clavicula ile scapulanın acromion denilen çıkıntısı arasında kuruludur. Acromion belirgin olur ve omzun karakteristik kabarıntısı (deltoid kontür) kaybolur. içinden fleksör kas tendonları ve n. ulnaris yaralanabilir. Nadir görülen aşağı çıkıklarda humerus başı ile acromion arasında bir oluk oluşur (oluk belirtisi). el ya da omuz üzerine düşmelerde yırtılabilir ve claviculanın ucu eklemden ayrılabilir. baş parmakta iki. ulnaris ile a. Sulcus carpi (karpal oluk). lateralde (ya da radial tarafta). Kol. os pisiforme ve os hamatum ile sınırlanır. Bu görüntü nedeniyle apolet belirtisi olarak isimlendirilir. diğer parmaklarda 3’er tane olmak üzere toplam 14 tanedir. ÜST EKSTREMİTE EKLEMLERİ Articulatio sternoclavicularis Üst ekstremiteyi gövdeye bağlayan tek eklemdir. Lig. Omuz eklemi. ulnaris geçer. el baş parmağı eklemine (art. hafif abduksiyonda ve dış rotasyonda kalır. medianusun geçtiği bir tünel (karpal tünel) şeklindedir. 19 . El tarağı kemikleri (ossa metacarpi). vücutta çıkığı en fazla görülen eklemdir. Bu oluk canlıda. Articulatio Humeri (Omuz Eklemi) Humerus başı (caput humeri) ile scapuladaki cavitas glenoidalis arasında kurulu sferoid tip eklemdir. Os hamatumun kırıklarında n. bu eklemde tüm hareketleri yapar. phalanges). Eklem yüzleri arasında genellikle bir discus articularis bulunur.

kolun abduksiyon hareketini başlatan kastır. Kola 15°den 90°ye kadar abduksiyon yaptırır. yüzük şeklindeki bir bağ (lig. ulnaris yaralanabilir. İlk 15°ye kadar olan abduksiyonu yaptırır. Ulnadaki olecranon ile deri arasında bulunan bursanın (bursa subcutanea olecrani) enfeksiyonu. Humerus ile ulna arasında. 20 .Articulatio Cubiti (Dirsek Eklemi) Üç eklemden oluşur. dirsekleri sürekli masa ile temasta olduğundan öğrencilerde sık görülür (öğrenci dirseği). hareketlerini bu eklemde yapar. Humerus ile radius arasında. subscapularistir. ÜST EKSTREMİTE KASLARI OMUZ KASLARI M. 1. anulare radii) radius başını eklemde tutar. n. omuz ekleminin stabilizesinden sorumlu esas yapıdır. deltoideus Omuz kabarıntısını yapan kastır. Omuz ekleminden sonar vücutta çıkığı en fazla görülen major eklemdir. Siniri n. Radius ile ulna arasında. Articulatio Radioulnaris Distalis Ulna ile radius arasında kurulu ikinci eklemdir. art. suprascapularistir. Siniri. humeroradialis (sferoid tip) 2. infraspinatus. kola dış rotasyon yaptırır. teres major Kola adduksiyon ve iç rotasyon yaptırır. Rotator cuff (manşet) kaslar. humeroulnaris (ginglimus ya da troklear tip) 3. Siniri n. ulnanın distal ucu ile de bir discus articularis aracılığı ile os triquetrum arasında kurulu ellipsoid tip eklemdir. Çıkıkları en çok arkaya doğru olur ve humerusun medial epikondilinin kırılması sonucu n. Articulatio Radiocarpalis (El Bilek Eklemi) Radiusun distal ucu ile os scaphoideum ve os lunatum arasında. suprascapularistir. El. art. n. M. supinasyon (dış rotasyon) ve pronasyon (iç rotasyon) hareketlerini yapar. Bu eklem ve yukarıda ifade edilen art. M. Bir discus articularisi vardır. Siniri. radioulnaris proximalis ile önkol. M. axillaristir. Trokoid tiptir. art. radioulnaris proximalis (trokoid tip). Dört tanedir. supraspinatus.

2-5. hem kola hem de önkola fleksiyon yaptıran kastır. Siniri n. Pronasyon hareketinin başından sonuna kadar aktiftir. parmaklara yavaş ve nazik fleksiyon yaptırır. musculocutaneus uyarır. Kola fleksiyon ve adduksiyon yaptırır. önkolun esas ekstensör kasıdır. Siniri n. Kolun ön tarafındaki kaslar. triceps brachii. önkolun pronasyon hareketine hız ve güç katan kastır. kola dış rotasyon yaptırır. Esas işlevleri önkola fleksiyondur. M. coracobrachialis. Bu kas. M. lacertus fibrosus) ve altından n. M. brachialis. radialistir. medianus ile a. brachioradialisin tendonu arasındaki olukta a. flexor digitorum profundus. 2-5. Siniri n. radialis yer alır. 21 kola adduksiyon ve iç rotasyon yaptırır. ele ve parmaklara fleksiyon yaptırırlar ve n.M. M. kemiklerin bir arada tutulmasında da fonksiyon yapar. M. İç tarafta olanı fibröz yapıdadır (aponeurosis bicipitalis. M. parmaklara hızlı ve kuvvetli fleksiyon yaptırır. subscapularis. flexor digitorum superficialis. medianus ile uyarılırlar. ulnaris uyarır. önkolun esas pronator kasıdır. N. M. önkolun esas fleksör kasıdır. Ek olarak önkolun dış rotasyon (supinasyon) hareketine hız ve güç katar. axillaristir. . Bu kasın iki tane sonuç tendonu vardır. M. 2. medianus. palmaris longus. ulna ve radiusun distal uçları arasında uzandığından. brachialis geçer. Ek olarak önkola fleksiyon da yaptırır. pronator teres. unlar (medial) yarısını n. en yüzeyelde ve en uzun tendonu olan kastır. Radial (lateral) yarısını n. biceps brachii. kasın içinden geçer. Kolun arka tarafındaki kaslar M. flexor carpi radialis. pronator quadratus. üç tane kastır. dirsek eklemini geçmediği için önkola hareket yaptırmaz. M. KOL KASLARI 1. genel olarak. musculocutaneus. subcapularistir. Ele fleksiyon ve abduksiyon yaptırır. Önkolun ön tarafındaki kaslar. el bileğinde bu kasın tendonu ile m. ÖNKOL KASLARI 1. M. teres minor. Bir cismin elle kavranmasında önemli kastır. humerusun medial epikondilinden başlarlar. Üçünü de n.

Ön kolun fleksiyon hareketine hız ve güç katan kastır. extensor digiti minimi. el başparmağına fleksiyon yaptırır. el başparmağına ekstensiyon yaptırır M. M. M. el küçük parmağına ekstensiyon yaptırır M.M. radialis sözcüğü içeren kaslar abdüksiyon yaptırır. extensor indicis. 2. extensor carpi radialis longus. 2-5. abductor pollicis brevis 2. N. medianus ile uyarılırlar. M. flexor carpi radialisin tendonu arasındaki olukta a. 1. M. Hareketin başından sonuna kadar aktiftir. ele ekstensiyon ve adduksiyon yaptırır M. opponens pollicis 3. M. genel olarak humerusun lateral epikondilinden başlarlar. kasın içinden geçer. extensor pollicis longus. radialis ile uyarılır. ulnaris ile uyarılan tek kastır. el ve parmaklara ekstensiyon yaptırırlar. flexor carpi ulnaris. el başparmağına abduksiyon yaptırır M. extensor digitorum. ele ekstensiyon ve abduksiyon yaptırır M. önkolun supinasyon hareketinin esas kasıdır. üç tanedir. radialis oturur. interosseus posterior). M. M. El başparmağının hareketleri ile ilgilidirler. Nervus ulnaris bu kasın başları arasındaki bir açıklıktan (kübital tünel) geçer. el bileği eklemini geçmediği için ele hareket yaptırmaz. Tenar kaslar. arka tarafındaki kaslar. radialisin derin dalı (n. el parmaklarına ekstensiyon yaptırır M. işaret parmağına ekstensiyon yaptırır Önkolun İPUCU Ulnaris sözcüğü içeren kaslar ele addüksiyon. El bileğinde bu kasın tendonu ile m. Tümü n. supinator. el başparmağına ekstensiyon yaptırır M. Ele fleksiyon ve adduksiyon yaptırır. önkolda n. M. Ön kola fleksiyon yaptırır. flexor pollicis longus. abductor pollicis longus. EL KASLARI El parmaklarına adında yazan hareketleri yaptırırlar. extensor pollicis brevis. extensor carpi radialis brevis. brachioradialis. el başparmağına hareket yaptıran kaslardan n. flexor pollicis brevis 22 . adductor pollicis. extensor carpi ulnaris. ele ekstensiyon ve abduksiyon yaptırır M. N. ulnaris ile uyarılan tek kastır.

Tendon yırtığı en çok görülen rotator cuff kası. ulnaris. piyano çalarken. m. palmaris longusun tendonu. extensor carpi radialis brevisin tendonudur. N. proksimalde ön kola. distalde el baş parmağına yayılan el bileğindeki ağrı ile karakterizedir. flexor carpi ulnarisdeki açıklıktan (kübital tünel) geçerken sıkışabilir (kübital tünel sendromu). medianus. abductor pollicis longus ve m. Mm. KLİNİK NOTLAR 4. parmakların birinci falankslarına fleksiyon. m. dört tanedir. 1. üç tanedir. M. interossei palmares. medianus bu kasın tendonunun altında bulunduğundan cerrahi girişimlerde dikkat edilmelidir.De Quervain’in tenovaginitinin stenozu. çamaşır sıkarken) kullanılması. ulnaristir. ulnaristir. 23 .ve 4. İnterosseus kasların siniri n. Tansiyon ölçümünde a. El küçük parmağının hareketleri ile ilgilidirler. flexor carpi radialis ile m. hasarlı tendonların yerine kullanılır. opponens digiti minimi Mm.Hipotenar kaslar. flexor digiti minimi brevis 3. M. brachialisin sesinden yararlanılır. el bileğinde n. N. üç tanedir. bu kasların tendonlarını saran tendinöz kılıfta aşırı sürtünmeye bağlı fibröz kalınlaşmaya ve osseofibröz kanalda stenoza neden olur. Özellikle baseballda topu fırlatan oyuncularda (pitcher) olur. 6. interossei dorsales. ve 2. radialisin pulsasyonu (nabız). 5. nün siniri n. abductor digiti minimi 2. Ancak. steteskopun diyafram denilen bölümü m. 3. dört tanedir. biceps brachiinin iç tarafta olan fibröz tendonun (aponeurosis bicipitalis. Bu amaçla. 2-5. 2-5. ulnaris ile uyarılırlar. nin siniri n. extensor pollicis brevisin tendonlarını saran tendinöz kılıfın kalınlaşması ve osseofibröz tünelin stenozu sonucu. 9. el bileğinde m. M. Adı geçen kasların. El sırtında tendon kılıflarında görülen sinovyal kistlerin en yaygın yeri. M. supraspinatustur. 10. brachioradialisin tendonu arasındaki olukta alınır. parmaklara abduksiyon yaptırır. bazen m. Daktilo ya da klavye kullanırken. 8. parmaklara adduksiyon yaptırır. lumbricales. 2-5. yazı yazarken kullanılırlar. orta ve distal falankslarına ekstensiyon yaptırır. Mm. 7. A. kuvvetli ve devamlı olarak kavrama yada sıkma gibi hareketlerde (örn. lacertus fibrosus) üzerindeki deri alanına yerleştirilir. 1. m.

kağıt. Kontraktür genellikle bilateraldir ve 50 yaşın üstündeki erkeklerde sıktır. • Dupuytren kontraktürü. 24 . ön kolun fleksör kaslarının devamlı kullanımı sonucu olur. Tekrarlı hareketler. vb. Devamlı ve kuvvetli hareketler. özellikle küçük parmak ve yüzük parmağında hafif fleksiyon olur. kalınlaşması ve fibrozisi ile karakterize ilerleyici bir hastalıktır. Elin medial bölümünde palmar aponörozda oluşan fibrozis sonucu. Bu nedenle parmakları arasında bir cismi (kalem.KLİNİK ANTİTELER • Medial epikondilit (golfçü dirseği). avuç içi (palmar) derisinin altındaki kalınlaşmış derin fasyanın (aponeurosis palmaris) kısalığı. parmaklarına abduksiyon-adduksiyon hareketlerini yaptıramaz. ortak tendonu gererek lateral epikondilin enflamasyonuna yol açar. hasta 2-5. ön kolun ekstensör kaslarının devamlı kullanımı veya ön kolun devamlı olarak kuvvetli supinasyon-pronasyon hareketleri yapması sonucu olur.) tutamaz. interosseus kaslar çalışmayacağı için. ortak fleksör tendonu gerer ve medial epikondilin enflamasyonuna yol açar. • N. Epicondylus lateralis üzerinde ve ön kolun arka yüzünde ağrı olur. ulnaris felcinde. • Lateral epikondilit (tenisçi dirseği). Dirseğin medial tarafında ağrı olur.

Yan yüzleri os coxaeler ile eklem yapar. Pelvis boşluğunu arkadan kapatır. 25 . pelvis minor) denir. Fossa acetabuli denilen bu çukura femur başı girer ve kalça eklemini yapar. pelvis major).3. Os coccygis Embriyonun kuyruk iskeletinin kalıntısıdır. Os sacrum Omurganın (Columna Vertebralis) aşağıya doğru devam eden bölümüdür. Pelvis boşluğu. yukarıda daha geniş ve aşağıda dar olmak üzere iki boşluk halindedir. Genellikle beş adet omurun üst üste kaynaşmasından oluşmuş bir kemiktir. Önde ve ortada birbirleri ile kıkırdak bir yapı aracılığı ile birleşirler. Alt ekstremiteyi gövdeye bağlar. Bu kemiklerin birleşmeleri sırasında aralarında oluşan geniş deliğe foramen obturatum denir. bir çukur bulunur. üç ayrı kemikten oluşur (os ilium. Genellikle dört tane omurun kaynaşmasından oluşur. ALT EKSTREMİTE ANATOMİSİ ALT EKSTREMİTE KEMİKLERİ Pelvis (Leğen) Yanlarda bir çift os coxae ile arkada os sacrum ve os coccygis (coccyx) ta rafından oluşturulur. Yukarıda olanına yalancı pelvis (büyük pelvis. Os coxae (Kalça Kemiği) Pelvisi yanlardan kapatan iki adet kemiktir. Gerçek pelvisin boyutu ve çapı özellikle gebelerde önemlidir. Birincisi karın boşluğunun tabanını oluşturması ve aynı zamanda pelvis organlarını korumasıdır. Her bir koksa. os ischii ve os pubis). Bu üç kemiğin birleşme yerleri çocuklarda "Y" harfi şeklinde görülür. Burada dış yüzeyde. Pelvisin iki önemli görevi vardır. Bu açıklık sağlam bir membran tarafından kapatılır. aşağıda olanına doğum pelvisi (gerçek pelvis ya da küçük pelvis. İkincisi ise alt ekstremitelerin fonksiyonel durumunu sağlamasıdır.

Oldukça zayıf bir yapıya sahiptir. patellae) tutunur. Ayak Bileği Kemikleri (Ossa Tarsi). küçük ve dış tarafta olanına fibula (kamış kemiği) adı denir. Daha çok. İki ucu ve birde gövdesi vardır. quadriceps femorisin tendonu (lig. Ossa 26 . deri altından el yardımı ile rahatlıkla bulunabilir. Proksimal ucunun ön yüzünde tuberositas tibiae denilen çıkıntı bulunur. kalça ekleminin dış yüzünden kolayca elle bulunabilmesidir. Uyluk kemiğinin distal ucundaki eklem çıkıntılarına uygun olmak üzere. daha çok kasların tutunmasına hizmet eder. Her iki kemiğin arasında. Femurun distal ucu da kuvvetli bir yapı gösterir. Fibulanın distal ucundaki kemik çıkıntıya malleolus lateralis denir. Bacakta. Gerek diz ekleminde. Üç köşeli ve iki yüzlü bir yapı gösterir. Caput femoris denilen proksimal ucu küre şeklindedir ve os coxaedeki fossa acetabuliye girer ve kalça eklemini (art. önemli rolü tibia yüklenmiştir. Calcaneus üzerinde talus (aşık kemiği) oturur. dış yanda yer alır.Femur (Uyluk Kemiği) Vücudun en uzun ve en sağlam kemiğidir. Tibia (Kaval Kemiği) Femurdan sonra iskeletin en büyük ve en kuvvetli kemiğidir. Buraya diz kapağı kemiği (patella) oturur. Fibula (Kamış Kemiği) Bacak iskeletinin diğer kemiğidir. Ayak Kemikleri (Ossa Pedis) Ayak iskeleti 26 kemikten oluşur. Hatta zayıf yapılı pek çok kimsede göz ile de görülebilir. Uyluk ön tarafında bulunan m. tibianın proksimal ucu daha geniştir. Büyük ve iç tarafta olanına tibia (kaval kemiği). Caput femoris ile gövdeyi birleştiren bölüme collum femoris (femur boynu) denir. Fibula. Alt ucun iç bölümündeki kemik çıkıntıya malleolus medialis denir. kasların tutunmalarına hizmet eden fonksiyonel bir görev yüklenmiştir. Femurun proksimal ucunda iki büyük kemik çıkıntı bulunur (trochanter major ve minor). En büyüğü ve kuvvetli olanı calcaneus (topuk kemiği)dur. İki condylus arasındaki düz ve parlak eklem yüzeyine facies patellaris denir. Hemen hemen bütün vücut ağırlığını bu kemik taşır ve anatomik pozisyonda iç yanda yer alır. Trochanter major. Tabanı yukarıda tepesi aşağıda üçgen şekillidir. Bacakta iki kemik bulunur. Bu çıkıntılara kaslar tutunur. Tibianın alt ucu (distal uç) ayak bileği kemikleri ile ayak bileği eklemini yapar. Kemiğin ön kenarı. klinikte oryantasyon bakımından faydalanılacak bir noktadır. quadriceps femorisin sonuç kirişinin içinde bulunur. Distal ucun her iki yanında bulunan kemik çıkıntılara condylus medialis ve condylus lateralis denir. Bunun nedeni. Bacak Kemikleri (Ossa Cruris) Diz ekleminden ayak bileğine kadar olan alt ekstremite bölümüne bacak (crus) denir. coxae) oluşturur. Ekleme katılan yüzü düzgün ve parlaktır. bir zar (membran) yapı (membrana interossea cruris) bulunur. yedi tanedir. Bu çıkıntıya m. Patella (Dizkapaği Kemiği) İnsan vücudunun en büyük susamsı (sesamoid) kemiğidir. gerekse ayak bileği ekleminde. Bunlar diz ekleminin esas elemanlarıdır ve eklem yapmaya elverişli düz yüzeyler taşırlar.

Lig. bacağın fleksiyonu ve ekstensiyonudur.tarsi içinde yer alan diğer kemikler ise. 1. quadriceps femoristir. 2. Articulatio Genus (Diz Eklemi) İnsan vücudundaki en büyük eklemdir. os cuboideum ve ossa cuneiforme (mediale. Lig. Dış Bağları 1. popliteum obliquum 4. patellae Kollateral bağlar. Önde. Phalanges). her iki os coxaenin birleşmesi ile symphysis pubica. Lig. beş tanedir. Eklem kapsülü dıştan kuvvetli bağlar ile desteklenmiştir ve eklem boşluğunu çepeçevre kapatır. popliteum arcuatum 5. arkada her iki tarafta os sacrum ile os coxaelerin oluşturdukları articulatio sacroilica. bacak fleksiyondayken ekleme yük bindiğinde (yokuş ya da merdiven çıkarken) eklemi stabilize eder. ALT EKSTREMİTE EKLEMLERİ Pelvis (leğen) kemerini oluşturan kemikler. Menteşe gibi çalışarak hareket sağlar. Lig. Lig. Böylece eklem boşluğu içinde negatif bir hava basıncı ortaya çıkar. eklemin hareketlerinin aşırılığını önlerler. Tam oynar bir eklemdir (sferoid tip). yan bağlar olarak bilinir. Eklemi yanlardan kuvvetlendirirler. beş tane de iç bağı vardır. fleksiyon durumunda bir miktar rotasyon da yapılabilir. cruciatum posterius. 27 . Ayak Parmaği Kemikleri (Ossa Digitorum Pedis. Bu negatif hava basıncı eklem yüzlerinin birbirlerine göre durumlarının korunması için çok önemlidir. Lig. Lig. en çok yırtığı görülen bağdır. diğer parmaklarda 3’er tane olmak üzere toplam 14 tanedir. intermedium ve laterale) adını alır. Bu nedenle tüm hareketler bu eklemde yapılabilir. Ekleme vücudun en büyük susamsı kemiği olan patella da katılır. collaterale tibiale (mediale). iç menisküse tutunması olan bağdır. Ancak. Eklem yüzleri arasında. Eklem içinde bir iç bağ (ligamentum capitis femoris) bulunur. 2. Temel hareketi. Articulatio Coxae (Kalça Eklemi) Femur başı ile os coxaedeki çukur (acetabulum) arasındadır. Ayak Taraği Kemikleri (Ossa Metatarsi). Femurun distal ucu ile tibianın proksimal ucu arasında oluşur. Eklemin beş tane dış. collaterale fibulare (laterale) 3. başparmakta iki. kuvvetli bir yapı oluştururlar. cruciatum anterius (ön çapraz bağ). Eklemin stabilizesinden sorumlu en önemli yapı m. Pelvisi oluşturan kemikler üç yerde eklem yaparlar. Gövdenin ağırlığı bu kemer üzerinden uyluk ve bacak kemiklerine ve sonuçta ayakla yere aktarılır. os naviculare. Bu nedenle bu bağın yırtıkları iç menisküsü de yaralar. İç Bağları. meniscus adı verilen yarım ay şeklinde fibröz kıkırdak oluşumlar yer alır.

ayak ucunun aşağıya inmesi) hareketleri yapılır. talocalcaneonavicularis) eversiyon-inversiyon hareketleri de yapılabilir.3. menisküsleri birleştiren ve birlikte hareket etmelerini sağlayan bağdır. ALT EKSTREMİTE KASLARI Pelvisten başlayan kaslar. Ayak arkusları olarak tanımlanan bu yapı longitudinal ve transvers olarak şekillenmiştir. psoas majoru lumbal pleksustan gelen 28 . Böylece düz tabanlık (pes planus) ortaya çıkar. Herhangi bir nedenle. kubbenin çökmesine neden olur. fonksiyonel bakımdan son derecede önemli bir kubbeye sahiptir. Özellikle ayakta ve hareketli olarak mesleklerini sürdüren kişilerde. Lig. a. Lig. M. UYLUK ÖN BÖLGE KASLARI M. inguinale. psoas major) birleşmesi ile oluşur. saphena magna ve inguinal lenf düğümleri bulunur. dışta m.v. içte m. Uyluğun esas ve en kuvvetli fleksör kasıdır. iliacus ve m. çeşitli kas ve kirişler tarafından desteklenir. Ayak kubbesi. m. femoralis. Lliopsoas İki kasın (m. kalça eklemi eksenlerini çeşitli yönlerde çaprazlayarak uyluk kemiklerine veya bacak kemiklerine kadar uzanırlar. Ayak Kemerleri (Arcus Pedis) Genel yapısı içinde ayak. meniscofemorale anterius 5. Lig. ayak ucunun yukarı kalkması) ve plantar fleksiyon (fleksiyon. femoralis. collaterale tibiale (mediale)ye tutunduğundan dış (lateral) menisküse göre daha sık yaralanır. transversum genus. sartorius tarafından oluşturulan üçgene trigonum femorale denir. Transvers eksene göre dorsal fleksiyon (ekstensiyon. Ancak. yapı olarak üst ekstremite kaslarından daha fazla gelişmiş olarak görülürler. ayak kemikleri arasında oluşan diğer iki eklem aracılığı ile (articulatio subtalaris ya da art. meniscofemorale posterius İç (medial) menisküs lig. Uyluğun ön üst bölümünde bulunan ve üstte lig. bu durumun ortaya çıkması önemli şikayetler doğurur. talocalcanea ve art. İçerisinde n. yürüme ve boşluk içinde durumu koruma gibi önemli görevler yüklenmiş bulunan alt ekstremite kasları. Articulatio Talocruralis (Ayak Bileği Eklemi) Tibia ve fibulanın distal uçları arasında oluşan çatal şeklideki yapı ile talus arasında ginglimus (troklear) tip eklemdir. v. femoralis. 4. Supin (yatış) pozisyonundan oturma pozisyonuna kişiyi getiren kastır. ayak kubbesini destekleyen elemanların fonksiyonel özelliklerini kaybetmeleri. iliacusu n. adductor longus. Esas itibariyle.

M. M. uyluk dış rotator kaslarının en güçlü olanıdır. Sonuç tendonu diz ekleminin iç tarafındaki pes anserinus (kaz ayağı)a katılır. uyluğa adduksiyona ek olarak bacağa fleksiyon da yaptırır. femoralistir. gracilis. Bacağın esas ekstensör kasıdır. adductor longus M. M. M. M. obturatorius externus M. obturatorius externus n. M. n. m. pelvis yere basmayan ayak tarafına düşer (Trendelenburg belirtisi). M. n. obturatoriustur. gluteus superiordur. Siniri. rectus femoris. Gluteus Minimus UYLUĞA DIŞ ROTASYON YAPTIRAN KASLAR M. n. vastus lateralis ve m. M. GLUTEAL BÖLGE KASLARI M. Sartorius (Terzi Kası) Hem uyluğa. n. M. hem de bacağa fleksiyon yaptıran kastır. m. adductor brevis M. M. Plexus lumbalis denilen sinir ağı. Quadriceps Femoris Dört başlı bir kastır. Siniri. Sinirin felci nedeniyle kasın işlevi kaybolursa. gluteus superiordur. m. gemellus inferior UYLUK İÇ BÖLGE KASLARI Uyluğun iç bölgesinde bulunan bu kaslar. Siniri. piriformis M. Sinirleri. tamir amacıyla kullanılır. psoas majorun arka bölümünde gömülüdür. M. M. Esas işlevi uyluğa fleksiyondur. uyluğun adduktor kasları olarak da bilinir. quadratus femoris. diğerleri plexus sacralisten gelen isimsiz sinirlerle uyarılır. En çok. vastus medialis. femoralistir. canalis pudendalisin ve fossa ischioanalisin dış duvarını yapan kastır. Gluteus Medius Uyluğun en güçlü iç rotatoru ve abduktorudur.gluteus inferiordur. n. gemellus superior ve M. Anal sfinkter yetmezliklerinde. obturatorius ile. M. adductor magnus M. N. Siniri.isimsiz sinirler uyarır. pectineus 29 . Tensor Fasciae Latae Uyluğu saran derin fasyanın (fascia lata) yaprakları arasındadır. rectus femoris parçası uyluğa fleksiyon da yaptırır. Yürüyüş sırasında pelvisin yere basmayan ayak tarafına düşmesini önler. vastus intermedius. oturma pozisyonundan ayağa kalkmada kullanılır. Siniri. obturatorius internus. Yokuş ya da merdiven çıkarken işlev görür.iliopsoas ile antagonisttir. Gluteus Maximus Uyluğun esas ekstensör kasıdır. İntramusküler enjeksiyon için tercih edilen kastır.

semitendinosus Tendonu pes anserinusa katılır. saphena parva. Sinirleri. M.M. peronaeus (fibularis) brevis BACAK ARKA BÖLGE KASLARI Bu kaslar. M. Caput longumu n. tibialis anterior. extensor hallucis longus.v. Calcaneusa tutunur. n. fibularis (peroneus) communis ile uyarılır. BACAK YAN BÖLGE KASLARI Bu kaslar. M. M. Bu iki sinir n. ayağa ve ayak parmaklarına fleksiyon (plantar fleksiyon) yaptırırlar. ayağa ekstensiyona ek olarak inversiyon da yaptırır. İçerisinde a. N. M. soleus. m. M. n. ayağa ve ayak parmaklarına ekstensiyon (dorsal fleksiyon) yaptırırlar. n. fibularis (peroneus) superficialistir. flexor digitorum longus ve M. ischiadicustur denir. fibularis (peroneus) profundustur. peronaeus (fibularis) longus M. ayakdaki kan dolaşımını kontrol etmek için a. tibialis ve n. gastrocnemius. m. ischiadicusun uç dalları olduğundan m. fibularis communis ile popliteal lenf düğümleri bulunur. sartorius. tibialis ile caput brevesi n. flexor hallucis longus 30 . poplitea. tibialis ile uyarılırlar. dorsalis pedisin pulsasyonuna (nabız). extensor digitorum longus M. ayağa fleksiyona ek olarak inversiyon da yaptırır. ayağa eversiyon yaptırırlar. popliteanın pulsasyonuna buradan bakılır. Uyluğa ekstensiyon da yaptırırlar. PES ANSERINUS Diz ekleminin iç tarafında üç kasın tendonu bir araya gelerek pes anserinus (kaz ayağı) denilen yapıyı oluşturur. gastrocnemius hem bacağa hem de ayağa fleksiyon yaptıran kastır. tibialis posterior. uzun atlamada. semimembranosus M. A. gastrocnemius + M. kasın sonuç tendonu. triceps surae = M. n. tendo calcaneus (Achilles tendonu) olarak bilinir. İnsan vücudunun en kuvvetli tendonudur. M. tibialistir. bu kasın tendonunun lateralinde bakılır. Bacağın esas fleksör kaslarıdır. v. gracilis ve m. semitendinosusdur. biceps femorisin siniri n. FOSSA POPLITEA Diz ekleminin arkasında bulunan eşkenar dörtgen şeklindeki çukur alandır. Sinirleri. Bu kaslar. M. biceps femoris İki başlıdır.UYLUK ARKA BÖLGE KASLARI Üç tanedir. soleus yürümede işlev yapar. Sinirleri. m. M. BACAK ÖN BÖLGE KASLARI Bu kaslar.

N. 31 .KLİNİK BİLGİ M. Kasın kalın olması. gluteus maximus. vücudun en kalın kasıdır. Enjeksiyon için gluteal bölge dört kadrana ayrılır ve kasın altında seyreden n. ischiadicusa zarar vermemek için enjeksiyon daima üst dış kadrana yapılır (aşağıdaki şekilde yeşil renk yıldız ile gösterilen kadran). Enjeksiyonla verilen ilaç burada kolay emilir. intramüsküler enjeksiyonlar açısından idealdir. ischiadicusun duysal liflerinin dağıldığı alanlarda ağrı duyulması durumuna siyatik denir.

4. Ek olarak derin inspiryumda çalışırlar. orbicularis oculi. göz kapaklarını kapatan (kornea refleksinde olduğu gibi) kastır. platysma. Üflemeli müzik aletlerinin çalınmasında işlev görür ve bu nedenle üfleme kası olarak bilinir. scalenus medius M. pterygoideus lateralis M. pterygoideus medialis BOYNUN ÖNEMLİ KASLARI Boynun hareketlerini sağlayan kaslardır. 32 . Çiğneme ve emme hareketinde işlev görür. Derin inspiryumda çalışır. mandibularis uyarır. Yüz kasları. trigeminusun dalı olan n. scalenus anterior M. buccinator. dudakları kapatan kastır. M. n. M. corrugator supercilii. tebessüm hareketini yaptıran kastır. M. M. orbicularis oris. burun deliklerini hem genişleten hem de daraltan kastır. M. yüz hareketlerinin oluşumunda işlev görürler ve bu nedenle mimik kasları olarak da bilinirler. GÖVDE ANATOMİSİ ve KLİNİĞİ BAŞ ve YÜZÜN ÖNEMLİ KASLARI Baş ve yüzde bulunan bütün kasların siniri. M. M. nasalis. gülme hareketini yaptıran kastır. zygomaticus major. kaş çatılması hareketini yaptırır. M. Hepsini n. BAŞ – BOYUN. subclavia ve plexus brachialis geçer. M. boynu yana eğen kaslardır. epicranius. temporalis M. boyun derisini geren kastır. M. scalenus posterior Skalen kaslar. risorius. scalenus anterior ile medius arasından a. M. çiğnemeye yardımcı en önemli kastır. baş derisinin hareketi ile ilgilidir. Gömlek yakasını iliklerken ya da boyun bölgesini traş ederken kullanılır. M. masseter M. facialistir. ÇİĞNEME KASLARI Çiğneme hareketini yaptıran dört çift çiğneme kası vardır.

trapeziusa yardım eder. Latıssımus Dorsi. Hastanın başı eğik yüzü karşı tarafa bakar durumdadır. n. Yemek yerken ya da başı yastıktan kaldırırken kullanılan kastır. Hiyoid kaslar Yutma ve konuşma sırasında dil kemiği (hiyoid kemik) ve alt çenenin (mandibula) hareketlerini sağlarlar. İki taraflı çalıştığında başa fleksiyon yaptırır (başı öne eğer). n. accessoriustur. Siniri. Fonksiyon kaybında hasta koltuk değneği kullanamaz. başı çalıştığı tarafa eğer ve yüzü karşı tarafa baktırır. Siniri. sternocleidomastoideus Tek taraflı çalıştığında. vücudun en geniş kasıdır.Adı geçen yapılar bazen iki kas arasında sıkışarak üst ekstremitede nörovasküler belirtilere neden olabilir (torasik çıkış sendromu). GÖVDE KASLARI 1. tortikollis denilen postüral deformite olur. thoracodorsalistir. 33 . Kolun en güçlü adduktor kasıdır. M. m. Rhomboıdeus Major ve Minor. n. Siniri. M. Trapezius. dorsalis scapulaedir. kaldırılmış üst ekstremitenin kuvvetle indirilmesinde (balta ile odun keserken. erector spinaedir. Sinirin lezyonunda. accessoriustur. M. Kasta olan spazm. m. M. n. trapeziustaki fonksiyon kaybı nedeniyle omuz düşüklüğü olur. M. 2. Kasın altında bir sinir ağı (plexus cervicalis) ve önemli nörovasküler yapıları içeren bir kılıf (vagina carotica) bulunur. Pelvise tutunup üst ekstremiteye hareket yaptıran tek kastır. omzumuzda bir yük taşırken omzun çökmesini önler. dorsalis scapulaedir. Gövdeyi yukarı çeken esas kastır (barfiks çekerken) ve bu nedenle temel tırmanma kası olarak bilinir. Siniri. Siniri. scapulanın ve kolun hareketleri ile ilgilidir. Levator Scapulae. n. balyozla taş parçalarken) fonksiyon gören kaslardır. Yüzeyel Sırt Kasları Bu kaslar. Derin Sırt Kasları En önemli olanı omurganın (columna vertebralisin) esas ekstensör kası olan m.

Clavicula kırıklarında altından geçen plexus brachialis ve a. Bir cisme dokunmak için üst ekstremite öne doğru uzatıldığında çalışır. papilla mammaria üzerine açılır. thoracicus longustur. M. axillaris. Kola hiperabduksiyon (900 den sonraki abduksiyonu) yaptıran kastır.v. winged scapula) görüntüye neden olur. Kucaklama hareketini yaptıran kastır. Mamma (Meme) 2-6 kaburgalar arasında. kadınlarda puberteden itibaren gelişmeye başlar ve gelişmesini 14 ncü yaşta tamamlar. M. Pectoralis Major. Subclavius. etrafındaki kahve renkli alana ise areola mammae denir. serratus anterior. pektoral kaslar. Scapulayı toraks duvarında tutan kastır. teres major ve m. m. Fossa axillaris içinde. Meme başına papilla mammaria. yumruk atma sırasında aktif olduğu için “boksör kası” olarak da bilinir. Corpus mammae denilen gövdesinde 15-20 adet süt üreten bezlere sahip lobi glandulae mammariae denilen loblar bulunur. FOSSA AXİLLARİS Toraks yan duvarının üst bölümü ile kolun üst bölümünün iç yüzü arasında piramidal bir çukurdur. Halat çekme ya da ağ çekme gibi hareketler sırasında claviculanın sternal ucunu eklemde tutar. subscapularis yapar. ön duvarını. arka duvarını. Siniri. Derin inspiryumda da işlev görür. M. Selam verirken. üst ekstremitenin hareketleri sırasında claviculayı tespit eden kastır. Bir yere tırmanırken m. kadınlarda memeler bu kasın üzerinde oturur.v. Göğüs Duvarı Kasları Bu kaslar. M. kolun hareketleri ile ilgilidir. yüzeyel fasyanın iki yaprağı arasındadır. a. m. humerus ve kol kasları. Bu loblar. Kasın fonksiyon kaybında scapulanın iç kenarı toraks duvarından ayrılır ve kanat şeklinde (kanat skapula. plexus 34 . latissimus dorsi. dış duvarını. Erkeklerde rudimenter olup. Serratus Anterior. m.3. latissimus dorsi ile birlikte çalışır. ya da saçları bir tarafa yatırırken kullanılır. ductus lactiferi denilen kanallarla areola mammaeye doğru uzanır ve burada sinus lactiferi denilen genişlemeleri oluşturur. Pectoralis Minor. n. omuz kemerini aşağı ve içeri doğru çeker. subclaviaya yastıklık yapar ve onları yaralanmaktan korur. Derin inspiryumda da işlev görür. Bazıları derin inspiryumda da işlev görürler. İç duvarını. Herbir ductus lactiferi.

Bu kasın iç tarafında fascia transversalis denilen zar şeklinde bir yaprak bulunur. iliopsoası oluşturur. Obliquus İnternus Abdominis. miksiyon (idrar yapma) ve doğum gibi faaliyetlerde de fonksiyon görürler. 5. interkostal sinir dalları ve n. aksiller lenf düğümleri ve yağ-bağ dokusu bulunur. Ligamentum inguinalenin altında m. Quadratus Lumborum. fossanın en tehlikeli duvarı dış duvarıdır. M. Obliquus Externus Abdominis. defekasyon (dışkılama). 4. Fossa axillarisin önemli oluşumlar bulunmadığından en tehlikesiz duvarı iç duvarıdır. karın ön ve yan duvarlarını kapatırlar. Brakiyal pleksusa ait sinirler ve aksiller damarlar seyrettiği için. Solunumda çalışırlar. interkostal boşluklarda bulunan kaslardır. Karın duvarındaki nörovasküler yapılar bu kas ile m. Plexus Lumbalis denilen sinir ağı. Intercostales. kasın ön yüzü böbrek ve ureterle komşudur. Karın Ön ve Yan Duvarı Kasları Bu kaslar. intercostobrachialis ve n. Iliacus. solunum sistemi) Diaphragma. İşlevleri karın boşluğunda yer alan organları korumaktır. M. inspiryumun (nefes alma) temel kasıdır. M. önceki kasın liflerine dik olacak şekildedir. Aksilla cerrahisinde (özellikle mastektomide. M. arka parçası içinde gömülüdür. n. Ek olarak. karın duvarını kapatan kasların en yüzeyel ve en geniş olanıdır. thoracicus longus. thoracodorsalis yaralanma riski taşır. DİAPHRAGMA (bkz. kasın ön yüzü böbrekle komşudur. en içte olan kastır. Karın Arka Duvarı Kasları Os coxaelerin üst kenarları (crista iliaca) ile kaburgalar arasında kalan boşluğu kapatırlar. Bu kaslar. Ortası (centrum tendineum) kirişimsi yapıdadır. Mm. M. Bu nedenle cerrahi girişimler bu duvardan yapılır. lifleri. 35 . obliquus internus abdominis arasında seyreder. Psoas Major. Transversus Abdominis. psoas major ile birleşerek m. M.brachialis. fossa iliacayı doldurur. Böylece toraks boşluğunu karın boşluğundan (abdominal boşluktan) ayırır. intercostobrachialis. ekspiryum (nefes verme). Toraks boşluğunun alt açıklığı olan apertura thoracis inferioru kapatır. kanser nedeniyle memenin çıkarılması) n.

sinirler. Inguinal kanaldan. testicularis. hem kadında bulunan yaklaşık 4 cm uzunluğunda oblik bir pasajdır. İki taraf m. Yaklaşık 4 haftada kanalı kat eder ve 32. m. Rectus Abdominis. iki taraf oblik ve transvers kasların aponörotik liflerinin rektus kılıfını oluşturduktan sonra orta hatta karışması ile oluşur. Canalis Femoralis Potansiyel bir kanaldır. haftada scrotuma iner. a. 36 . Linea Alba denilen fibröz bir yapı bulunur.5-2 cm uzunluğundadır. lenf damarları ve processus vaginalis denilen peritoneum uzantısı bulunur) geçer. femoral herni kadınlarda daha sık olur. plexus pampiniformis. 1. genitofemoralisin genital dalıdır. n. Anulus femoralisten giren herniye yapı. Vagina Musculi Recti Abdominis Linea Alba’nın her iki tarafında bulunan. ilioinguinalis ve n. Canalis Inguinalis Hem erkekte. Kasın üzerinde intersectio tendinea denilen genellikle üç tane tam. kadınlarda ligamentum teres uteri denilen bağ. İnguinal kanaldan her iki cinste ortak geçen yapılar. Linea semilunaris zayıf bir alandır ve buradan karın içi organlar herniye olabilir (fıtıklaşabilir). Erkek fetusta kanaldan testisler. orta hattın her iki tarafında. hiatus saphenustan deri altına çıkar (femoral herni). ductus deferens. Anulus femoralis kadınlarda daha büyük olduğu için. Başlangıçta karın arka duvarında yerleşik olan testisler. karın ön duvarındaki zayıf alanlardandır ve buradan herniler (fıtıklar) gelişebilir (epigastrik herni). v. haftasında kanala ulaşır. dişi fetusta uterusdan gelen ligamentum teres uteri denilen bağ geçer. testicularis. Bu fıtıklar Spiegel Hernisi adı ile bilinir. intrauterin yaşamın 28. Kasın lateral kenarına linea semilunaris denir. rektus kılıfı içindedir. rectus abdominis arasında. Karın boşluğuna bakan proksimal ağzına anulus femoralis denir ve burada Rosenmüller (Cloquet) lenf düğümü denilen bir tane inguinal lenf düğümü bulunur. Processus xiphoideus ile symphysis pubica arasında yer alan bu fibröz yapı. Linea Alba. bir tane yarım transvers fibröz band bulunur.M.rectus abdominis ile nörovasküler yapıları içeren fasyal kılıftır. erkeklerde ise funiculus spermaticus (içinde.

inguinal kanalın arka duvarını iterek anulus inguinalis superficialisten çıkar. Obesite. İnguinal herni tamirlerinde (inguinal herniyorafi ya da inguinal herniyoplasti). Kanalı kat edip annulus inguinalis superficialisten çıkıp sık olarak scrotuma (kadında ise labium majus pudendiye) iner. Herniye yapı. kadınlardan 20 kat fazladır ve 1/3 olguda bilateraldir.KLİNİK BİLGİ İnguinal herni İnguinal kanal. ve symphysis pubica ile sınırlanır. Peritoneum parietale 8. anulus inguinalis profundustan geçip inguinal kanala girer. ligamentum inguinale. Cavitas peritonealis 9. Peritoneum viscerale olarak tabakalanır. karın duvarı fıtıklarının (hernilerinin) en çok görülenidir. Direk ve indirek olarak iki tip inguinal herni vardır. Karın boşluğu önde. Buradan karın içi organlar (özellikle ince bağırsak kıvrımları) herniye olabilir (fıtıklaşabilir). A. Kaslar 5. KARIN ÖN DUVARI Karın boşluğu (abdomen boşluğu). Ekstraperitoneal doku 7. tuberculum pubicum. zayıf bir bölgedir. aşağıda. Kadınlarda daha nadirdir. Bu fıtıklara inguinal herni (kasık fıtığı) denir. İndirek inguinal herni. Bu boşluğun çatısını diafragma yapar ve onu toraks boşluğundan ayırır. Çocuklarda ve gençlerde daha çok görülür. Boşluğun tabanı yoktur ve pelvis boşluğu ile devam eder. 1. yukarıda. Adı verilen bu yapıların arası kas ve fasyalarla kapatılmıştır. kanaldan geçen n. Karın ön duvarında görülen umbilicus (göbek). epigastrica inferiorların lateralinden olana indirek inguinal herni. Sağ tarafta daha sıktır. Daha çok yaşlılarda (karın duvarı zayıf olduğundan) görülür. Karın ön duvarı yüzeyelden derine doğru. Fascia superficialis 3. 37 . Direk inguinal herni. crista iliaca. 7-10 ncu kaburgalar ile processus xiphoideus. Deri 2. spina iliaca anterior superior. distensiyon ve kasların tonusuna bağlı olarak umbilicusun lokalizasyonu değişiklikler gösterebilir.V. medialinden olana direk inguinal herni denir. diafragma ile pelvis girişi arasında kalan bölgedir. Bu durum ameliyat sonrası bölgede kalıcı (rezidüel) ağrıya neden olur. Erkeklerde. Herniye yapı. Çoğunlukla bilateraldir. tüm inguinal hernilerin % 15’idir. Fascia profunda 4. genellikle L3-L4 arası discus intervertebralis seviyesindedir. Bu nedenle iki boşluk abdominopelvik boşluk ortak adı ile de ifade edilir. ilioinguinalis risk altındadır ve operasyon sırasında yaralanabilir. Fascia transversalis 6.

Obliquus Externus Abdominis 2. FASCİA PROFUNDA (GALLAUDET FASYASI) Kasların üzerini örten ince bir fibröz tabakadır. Bunlardan en büyük olanı dört yapraklı olan omentum majusdur. İçi boş organlardan birisi (mide. İç (alt) tabaka Scarpa fasyası adı ile bilinir. Periton. erkeklerde tamamen kapalı bir kese şeklindeyken. Vücuttaki en büyük seröz zardır. Büyük periton boşluğu. M. Dış (üst) tabaka Camper fasyası olarak bilinir ve bol miktarda yağ dokusu içerir. M. Transversus Abdominis 4. KASLAR (gövde kasları konusunda verildi) 1. M.FASCİA SÜPERFİCİALİS İki tabakalıdır. Karaciğerin alt yüzünden midenin küçük kurvaturuna ve duodenuma uzanan periton yapısına omentum minus denir. İkisi arasında kalan boşluğa cavitas peritonealis (büyük periton boşluğu) denir. kadınlarda iç genital organlar (tuba uterina – uterus – vagina) yoluyla dış ortamla bağlantılıdır. bağırsak gibi) perfore olduğunda (delindiğinde) derhal bağırsak hareketleri ile olay yerine gider ve orayı kapatır (bu olaya plastron denir). M. Bu nedenle omentum majusa abdomenin bekçisi ya da polisi denir. 38 . karın boşluğunda bir çok plika oluşturur. Karın duvarı açıldığında ilk olarak görülen yapıdır. appendiks. Karın duvarlarını örten parçasına peritoneum parietale. Bu nedenle karın ön duvarı yumuşak ve hareketlidir. Rectus Abdominis PERİTONEUM Karın duvarlarını ve karın içi organları örten seröz zardır. karın organlarını örten ya da saranına peritoneum viscerale denir. Obliquus İnternus Abdominis 3.

Duodenumun birinci parçasının ilk yarısı g. Colon sigmoideum d. bir uzantı ile onları karın duvarına ya da başka bir organa tutunarak asar. Vesica urinaria (mesane) b. Colon descendens c. Dalak b. yukarıda 12. (bu kaslar. c. transversus abdominisin arka bölümü ile kapatılır. M. iliacus 4. Cisterna chyli f. gögüs omuru ve 12. Periton bazı organları sardıktan sonra. Appendix vermiformis f. Truncus sympathicus 3. Colon transversum (mesocolon transversum) d. Jejunum-ileum (mesenterium) KARIN ARKA DUVARI Karın arka duvarı. Aorta abdominalis ve dalları d. Pancreas d. Mide ve karaciğer h. Duodenumun geri kalan bölümü 4. Colon transversum c. M. Colon ascendens b. gövde kasları konusunda verildi) 39 . Bu bölge. Appendix vermiformis (mesoappendix) f. psoas major ve bazen bulunan m. M. M. quadratus lumborum 3. Retroperitoneal organlar a. Böbrekler ve suprarenal bezler b. 2.KARIN İÇİ ORGANLARIN PERİTON İLİŞKİLERİ 1. Bu yapıya sahip organlar. Colon sigmoideum (mesocolon sigmoideum) e. Jejunum-Ileum e. Bunlara mesenterium ya da meso denir. Sekonder retroperitoneal organlar (sonradan retroperitoneal olanlar) a. Preperitoneal (ekstraperitoneal) organ a. İntraperitoneal organlar a. Üreterler c. Caecum (genellikle) 2. psoas minor. Vena cava inferior e. kaburga ile aşağıda os sacrum ve crista iliacalar arasında kalan bölgedir. 1.

A. A. a. A. a. umbilicalis. perine bölgesini ve gluteal bölgeyi besler. a. A. glutea inferior. a. obturatoria. iliaca externa. femoralis adını alır. pudenda interna önemli dallarıdır. iliaca interna (hipogastrik arter). A. ligamentum inguinalenin orta noktasının altından geçince a. iliaca externa ve a. glutea superior a. 5. iliaca communis Articulatio sacroiliacaların ön tarafında a. tüm pelvis organlarını. A. bel omuru seviyesinde terminal dallarına ayrılarak sonlanır. rectalis media ve a.KARIN ARKA DUVARI DAMARLARI Aorta abdominalis Diaphragmadaki T12 seviyesindeki hiatus aorticus isimli yarıktan geçerek karın bosluğuna girer ve 4. Durdurulamayan uterin kanamalarda tek taraflı bağlanabilir. a. uterina. Ayrılma yerine bifurcatio aortae denir. epigastrica inferior. SOLUNUM SİSTEMİ TORAKS DUVARI 40 . Vena cava inferior Alt ekstremiteler ile pelvis ve karın organlarının ve duvarlarının venöz kanını toplar. iliaca communislerin birlesmesi ile olusur. Beşinci bel omuru seviyesinde sağ ve sol v. circumflexa ilium profunda ve a. iliaca externanın iki dalı vardır. iliaca interna isimli uç dallarına ayrılır. vaginalis.

İnspiryumun esas kası diaphragmadır. özofagus. Akciğerler ve bronşiyaller (küçük hava yolları) Canlılığın en önemli göstergelerinden biri olan solunum (respirasyon). Bu düzenleme. alttakine de apertura thoracis inferior adı verilir. Bronşlar (büyük hava yolları) c. Burun (nasus) b. Toraks duvarının çevrelediği boşluğa toraks boşluğu (cavitas thoracis) adı verilir. Hava iletici bölüm olarak da adlandırılan bu yollar aynı zamanda temizleme. ikincisi ise gaz alış-verişinin gerçekleştirildiği alveoller ve solunum membranından (alveolo-kapiller kompleks) ibaret olan akciğerden oluşur. vücudun pH düzeyinin ayarlanmasına da (homoestazis) yardımcı olur. Üst taraftakine apertura thoracis superior. Solunum sistemi iki temel bölüme ayrılır. ductus thoracicus ve sinirler bulunur. Solunum mekanizması: Solunum inspirasyon ve ekspirasyon adı verilen iki aşamadan meydana gelir. Bunlardan birincisi oksijenle yüklü havanın dış ortamdan alınarak akciğerlerdeki alveollere iletildiği boru sistemi. sternum. vücut hücrelerinin ihtiyacı olan oksijenin sağlanması ve artık bir madde olan karbondioksitin uzaklaştırılmasına yöneliktir. 41 . İçinde negatif basınç vardır.Boyun kökü ile diafragma arasında kalan kafes şeklindeki yapıya thorax adı verilir. Gırtlak (larynx) 2. Yanlarda. Solunum sisteminin alveoller dışındaki bölümü hava iletimi ile ilgilidir. Ekspiryum. Toraks boşluğu içinde kalp ve akciğerler gibi hayati organlar ile solunum ve dolaşım sisteminin yardımcı oluşumları. Solunum sistemi ayrıca. 1-12 torakal vertebralar ve discus intervertebralisler. Normal istirahat anında solunum sayısı 16-20 arasında değişir. Toraks boşluğunun üst ve alt tarafında birer açıklık vardır. Alt solunum yolları a. ısıtma ve nemlendirme fonksiyonlarını yerine getirebilecek yeteneklere de sahiptir. Arkada. beyin sapında (medulla oblongata ve pons) bulunan solunum merkezi tarafından idare edilir. Soluk borusu (trachea) b. Önde. Solunum vücudun gereksinmelerine göre düzenlenir. 12 çift kaburga (costa) ile sınırlanır. Pulmonal ventilasyonun inspirasyon (soluk alma) ve ekspirasyon (soluk verme) denilen iki evresi vardır. pulmonal ventilasyon olarak adlandırılır. pasif bir olaydır. Akciğerdeki hava kesecikleri (alveol) ile atmosfer havası arasındaki gaz değişimi. SOLUNUM YOLLARI 1. Nazofarinks (pars nasalis pharyngis) c. Üst solunum yolları a. burundaki özel epitelle sağlanan koku duyusu ve gırtlak tarafından gerçekleştirilen ses üretimidir (fonasyon). Solunum sisteminin diğer fonksiyonları.

orta ve alt geçit (meatus nasi superior-medius-inferior) olarak adlandırılır. anatomik olarak dış burun ve burun boşluğundan ibarettir. Kiesselbach pleksusu denilen bu damar ağı. Konkalar. os ethmoidale ve cartilago septi nasi denilen burun bölmesi kıkırdağı oluşturur. facialisin dalları ile a. Bu alanda hava içinde bulunan kokuları algılayan koku reseptörleri bulunur. solunum yollarının başlangıç bölümüdür. yüzün orta hattında yerleşmiş. Bu alanda a. üst. öneaşağıya doğru uzanan piramidal bir oluşumdur. Koku bölgesi (regio olfactoria): Concha nasalis superiorun üzerinde lokalize sarı renkli alandır. burun bölmesi (septum nasi) tarafından yapılır. orta ve alt konka (concha nasalis superior-media-inferior). geçitler ise. fasiyal ve oftalmik arterlerin dalları tarafından beslenir. Burun boşluğunun herbir yarımının tavan. burun kanamalarının (epistaxis) en yaygın yeridir. İç duvar. içinde taşıdığı özel mukoza sayesinde “Koku organı” olarak da fonksiyon görür. Septum nasinin ön-alt bölümü Little alanı olarak bilinir. vibrissae denilen kıllar bulunur. üst. taban. maksiller. Burada üç konka (concha) ile bunların arasında uzanan geçitler (meatus) bulunur. İşlevi solunan havadaki büyük partikülleri tutmaktır. Burun boşluğu (cavitas nasi): Bir bölme ile iki eşit boşluğa ayrılmış olan burun boşluğu. Burun delikleri (nares) ile dış ortamla ilişki kuran boşluk. Burun boşluğunun giriş bölümünde (vestibulum nasi). Dış duvar. Paranazal sinüslerdeki solunum epitelinin iltihabına sinüzit 42 . nemlendirilmesi yanında temizlenmesini de sağlar. dış duvar ve iç duvar olmak üzere dört duvarı vardır. Kemikler ve kıkırdaklardan ibarettir.BURUN (Nasus) Üst solunum yollarının temel organı olan burun. Solunum bölgesi (regio respiratoria): Vestibulumdan koku bölgesine kadar uzanan burun boşluğu bölümü. PARANAZAL SİNÜSLER (SINUS PARANASALES) Burun boşluğuna açılan havalı kemik boşluklarına paranazal sinüsler (sinus paranasales) denir. bir solunum yolu olma yanında. vomer. sphenopalatinanın dalları anastomoz yapar. Burun. solunan havanın ısıtılıp. arkadaki choanalarla yutak boşluğunun burun bölümüne (nasopharynx) bağlanır. Septum nasiyi başlıca. Dış burun (nasus externus): Dış burun. Burun boşluğu. burun boşluğunun en geniş ve en komplike duvarıdır.

sesin rezonansını sağlama yanında. Cellulae (sinus) ethmoidales: Etmoid kemiğin labirinti içinde yer alırlar. burun boşlukları. soluk borusu (trachea) ile laryngopharynx arasındadır. PARS NASALIS PHARYNGIS) Yutak (pharynx). NAZOFARİNKS (NASOPHARYNX. os frontale içinde yer alan bir çift boşluktur. orta ve arka olarak üç gruptur. Sinus maxillaries: Paranazal sinüslerin en büyüğü ve enfeksiyonların en çok görüldüğü paranazal sinüstür. bu sinüsten geçilerek hipofiz bezindeki tümörler çıkarılabilir (transsfenoidal hipofizektomi). Paranazal sinüsler.denir. ortada isthmus faucium ile ağız boşluğu ile bağlantılı olan parçasına oropharynx. Arka grup meatus nasi superiora. ağız boşluğu ve gırtlağın başlangıç bölümünün arkasında yer alan hem sindirim hem de solunum fonksiyonu olan bir organdır. kafanın ağırlığının azaltılmasını da sağlarlar. Arka grup görme siniri (optik sinir) ile yakın komşu olduğundan enfeksiyonları görme sinirini tutabilir. Sinus sphenoidealis: Sfenoid kemik gövdesi içinde bulunur. Hipofiz bezi. aşağıda aditus laryngis ile gırtlakla bağlantılı olan parçasına laryngopharynx denir. Üç parçası vardır. Ön. Meatus nasi mediusa açılır. GIRTLAK (Larynx) Boynun ön bölümünde. Meatus nasi mediusa açılır. Recessus sphenoethmoidealise açılır. diğerleri meatus nasi mediusa açılır. C3-C6 omurlar seviyesinde (çocuklarda ve yetişkin kadınlarda daha yukarıda). Solunum havasının geçtiği bir iletici yol olma yanında. bu sinüsün hemen yukarısındadır. Yukarıda choanaelar ile burun boşluğu ile bağlantılı olan parçasına nasopharynx. Sinus frontalis: Kaş çıkıntılarının arkasında. alt solunum yollarını koruyan 43 . Bu nedenle burundan girilip. Yutak aşağıda yemek borusu (özofagus) ile devam eder.

n. üçü de çift olan toplam 9 kıkırdaktan oluşur. cartilago cuneiformis Cartilago thyroidea: Gırtlağın ön bölümünde olup. cartilago arytenoidea. iskelet kası karakterindedir. Yutma sırasında larinks girişini kapatır ve lokmanın hava yoluna geçmesini önler. cartilago thyroidea . Hem ligamentum vestibularelerin (yalancı ses telleri) hem de ligamentum vocalelerin (gerçek ses telleri) ön uçları cartilago thyroideaya. Larynxin en kalın ve en sağlam kıkırdağıdır. Cartilago epiglottica: Dil kökünün arkasında. Sağ-sol iki laminadan oluşur. Cartilago arytenoidea: İki küçük kıkırdaktır. arka uçları cartilago arytenoideaya tutunur. Gırtlağın membranları ve bağları. ince. Sesin oluşumundan sorumludurlar.bir sfinkter olarak da görev yapar. Tek olanlar. Gırtlağın ses çıkarma ve sfinkterik fonksiyonlarını gerçekleştirmesini sağlayan kaslar. üçü tek. Sağ-sol laminalar önde orta hatta yetişkin erkeklerde 90° kadınlarda 120° açı ile birleşirler. kıkırdakların en büyüğüdür. Yukarıda aditus laryngis ile laryngopharynxe açılan gırtlak boşluğu (cavitas laryngis). Ligamentler. cartilago cricoidea . gırtlağın kıkırdaklarını. Bu birleşme erkeklerde daha belirgin olup adem elması (prominentia laryngea) denilen çıkıntıyı yapar. aşağıda soluk borusu (trachea) ile devam eder. Gırtlak kıkırdakları (cartilagines laryngis) Gırtlak. mukoza ile örtüldüğü zaman plica vestibularis ve plica vocalis olarak adlandırılır. Cartilago cricoidea: Yüzük şeklindedir. Bu kaslar. cricothyroideus n. birbirlerine ve komşu yapılara bağlarlar. laryngeus superiorun ramus externusu ile uyarılır). gırtlak boşluğu girişinin önünde yer alan. vagusun n. birisi hariç (m. cartilago cornuculata. elastik kıkırdak yapısında yaprak şeklinde bir kıkırdaktır. cartilago epiglottica Çift olanlar. laryngeus recurrens denilen dalı 44 .

Cavitas laryngis’i ortadaki iki çift mukoza kıvrımı üç parçaya böler. posticus)dur. arytenoideus transversus tektir.s. cricoarytenoideus posterior (m. palatopharyngeus v. • M. Plica vocalis’leri gerer. • M. extrensek ve intrensek kaslar olarak iki gruba ayrılır. iki plica vocalis arası) açan tek kas olan ve böylece ses oluşmasını sağlayan m.tarafından uyarılır. Cavitas laryngis (larynx boşluğu) Larynx’in girişinden cartilago cricoidea’nın alt kenarına kadar uzanır. • M. thyroarytenoideus: Medialindeki demet m. thyrohyoideus. m. Bunlar: 1-Vestibulum laryngis 2-Ventriculus laryngis 3-Cavum laryngis proprium (ya da cavitas infraglottica) 45 .sternohyoideus. cricoarytenoideus lateralis: Rima glottis’i daraltır. “x” harfi şeklinde iki demet halindedir. Ekstrensek kaslar: Larynx’e komşu organlardan gelerek. Cavitas laryngis üç kısımda incelenir. m. Intersek kaslar: Larynx’in kendi kaslarıdır. Bunlardan bir tanesi tek diğerleri çifttirler. alttaraftakilere plica vocalis denir.dir. Glottis Larynx’in ses oluşumuyla ilgili bölümüdür. Kasılmasıyla larinks girişini kapatır. • M. vocalis’i oluşturur. Bu plikalardan üsttekilerine plica ventricularis veya vestibularis. m. cricoarytenoideus posterior (m. Bu kas plica vocalis’i gevşetir. • M. trachea ile devam eder. Bunlar. sternothyroideus. m. Larinks kaslarından en önemlisi rima glottidisi (mizmar aralığı. cartilago arytenoidea’ları birbirine yaklaştırarak rima glottis’i daraltır. çalışmalarıyla larynx’in durumunu değiştiren kaslardır. arytenoideus obliquus çifttir. constrictor pharyngis inferior. larynx kıkırdakları arasında uzanırlar. cricothyroideus: Pars obliqua ve pars recta olarak iki kısımdan oluşur. Bu kas rima glottis’i açan tek kastır. Larynx kasları. Bunlar: • M.posticus): Rima glottis’i açar. m. Iki plica vocalis ile bunlar arasındaki açıklğa rima glottis (veya mizmar aralığı) adı verilir.

Sinirleri. laryngeus recurrens taşır. laryngeus superior’un iki terminal dalından küçük olanı) tarafından innerve edilir. Kıkırdaklar birbirlerine ligamentum anulare (lig. laryngeus externus (n. cricothyroideus dışında tüm intrensek larynx kaslarının motor siniri n. laryngea superior ve a. laryngeus internus (n. M. laryngeus inferior’dur. BRONŞLAR (BRONCHI) 46 . jugularis interna’ya. servikal vertebra) ile 4. v. v. yaklaşık 10 cm uzunluğunda bir organdır. cricothyroideus ise n. larynge inferior larynx’i besleyen arterlerdir. a. brachiocephalica sinistraya dökülür. altta kalan bölümü ise n. SOLUK BORUSU (Trachea) Soluk borusu. torakal vertebranın alt kenarı arası seviyededir. thyroidea superior adıyla v. Ayrılma yerine bifurcatio trachea denir. Venleri. At nalı şeklinde 15-20 tane kıkırdak halkadan (cartilagines tracheales) oluşur. Larynx mukozasının glottis üstünde kalan bölümünün duyusunu n. kıkırdak ve bağ dokusundan yapılı. M. T4 vertebra alt kenarında iki ana bronkusa (bronchus principalis dexter ve bronchus principalis sinister) ayrılır. tracheale) denilen bağlarla bağlanır. Cartilago cricoideanın alt kenarı (ya da 6. thyroidea inferior adıyla v. laryngeus superior’un dalı).Larynx damar ve sinirleri Arterleri.

sol ana bronşa göre daha geniş. TRAKEOTOMİ ve TRAKEOSTOMİ 47 . 3. bronchus lobaris inferioru. daha kısa ve daha dik seyirlidir. Sağ akciğer üç loblu olduğundan üç tane lobar bronşa (bronchus lobaris superior. Bronkopulmonal segment (segmentum bronchopulmonale). Bronchus segmentalisten sonra gelen solunum yolları bronşiyal olarak bilinir ve kıkırdak içermezler. KLİNİK BİLGİ Bifurcatio tracheanın iç yüzünde ve çatallanma yerinin ortasındaki çıkıntıya carina trachea denir. tracheanın devamı gibidir ve bu yüzden de tracheaya kaçan yabancı cisimler genellikle sağ tarafa girer. daha uzun ve daha horizontal seyirlidir. 2 ve bronchus lobaris inferioru.Sağ ana bronş (Bronchus principalis dexter). 4. bronchus lobaris superioru. Bu çıkıntı biraz sol tarafa meyil gösterir. Başka bir ifade ile sağ akciğer 10. sol akciğerde dağılan 9 ya da 8 tane segmental bronş vardır. 5 tane segmental bronşa ayrılır. akciğerlerin anatomik ve cerrahi ünitidir. Sol akciğerin. bronchus lobaris mediusu. Bu nedenle bronchus principalis dexter. Sol ana bronş (bronchus principalis sinister). Buna göre sağ akciğerde dağılan 10. 5 (ya da 4) tane segmental bronşa ayrılır. bronchus segmentalislere ayrılır. medius ve inferior) ayrılır. sağ ana bronşa göre daha dar. bronchus lobaris superioru. Bronchus lobarisler. Sol akciğer iki loblu olduğu için iki tane lobar bronşa (bronchus lobaris superior ve inferior) ayrılır. sol akciğer 9 ya da 8 tane bronkopulmonal segmentten oluşur. Sağ akciğerin.

Apex pulmonis Akciğerlerin kubbe şeklinde olan üst uçlarıdır. diğeri özofagusdur. ancak kapasitesi daha fazladır. Trakeotomi. solunum sisteminin en önemli organlarıdır. Geriye kalan 350 mililitresi alveollerdedir.Kişinin sponton solunum yapamadığı durumlarda (koma gibi yada travma. 5800 ml dir. Trakeostomi. Her iki akciğerde izi olan iki organ vardır. cava inferior ve v.5 cm daha kısadır. azygosun. AKCİĞERLER (PULMONES) Kalbin her iki tarafında yer alan ve göğüs boşluğunda en büyük alanı dolduran akciğerler. Apex pulmonis denilen bir tepesi ve basis pulmonis denilen bir tabanı vardır. Yaşın ilerlemesiyle rengi gri-siyaha dönüşür. Buna göre dakikadaki gerçek alveoler ventilasyon oranı = 350 x 15 (dakikadaki solunum sayısı). Akciğerler. Mediastinal yüzlerde komşuluk yaptığı bazı organların izleri bulunur. solda ise karaciğer sol lobu ve mide fundusu ile komşuluk yapar.25 litredir. solunum ile alınan karbon zerreciklerinin akciğerlerin dış yüzüne yakın kısımlarda birikmesiyle oluşur. bronchus ve bronchiollerdedir. Yaklaşık 500 ml dir. koni şeklindedir. Akciğerlerin kaburgalarla komşu olan yüzüne facies costalis. arcus aortae ile aorta thoracicanın izi bulunur. cava superior. Birisi kalp. bir defada alınan ya da verilen hava miktarıdır. 48 . trakeada yapılan cerrahi işlemin adıdır. Total akciğer kapasitesi (tidal volüm + rezidüel volüm). v. Sağ akciğerde. Diaphragma kubbeleri aracılığı sağda karaciğer sağ lobu. Yetişkinde sağ akciğer 625 gr sol akciğer 565 gr dır. cerrahi işlem sonucu trakeada oluşturulan açıklığın adıdır. Bunun 150 mililitresi anatomik ölü boşluk olarak bilinen cavitas nasi. Sağ akciğer sol akciğerden yaklaşık 2. tümör. Yetişkin bir insan dakikada 12-18 defa solunum yapar. birbirlerine bakan yüzlerine de facies mediastinalis denir. sol akciğerde de. v. trachea. yabancı cisim kaçması gibi hava yolunun bloke olması sonucu) akciğerlere yeteri kadar hava gitmediği zamanlarda uygulanır. Yeni doğanda pembemsi-beyaz renklidir.5 cm yukarısındadır. Basis pulmonis Akciğerlerin diaphragma kubbeleri üzerinde oturan bölümüdür. Claviculanın yaklaşık 2. Tidal volüm. 5. Bu koyu renk.

Pleura (Akciğer Zarı) Akciğerleri saran seröz zara pleura denir. Pleuranın akciğerleri saran bölümüne pleura visceralis. Sol akciğer tek fissür (fissura obliqua) ile iki loba ayrılır. KIKIRDAK 1. Gaz alış-verişi asinüsü oluşturan yapılarda olur. lobus superior ve lobus mediusu lobus inferiordan. Ductus alveolaris 5. İkisi arasında kalan boşluğa cavitas pleuralis denir. toraks duvarının iç yüzünü ve diafragmanın üst yüzünü örten bölümüne pleura parietalis denir. Fissura obliqua. diğer bölümlerden bağımsız olarak çalışan ve cerrahi olarak çıkarıldığında. 49 . sinirleri ve bronşlar geçer. diğer bölümlere zarar vermeyen fonksiyonel birimine segmentum bronchopulmonale adı verilir. lobus superior. Buradan akciğerlerin damarları. lobus superior ve lobus inferior. Bronchiolus respiratorius 4. Bronchiolus terminalis 3. Bronchiolus lobularis 2. Alveolus pulmonis Son dört oluşuma birlikte acinus (asinüs) ya da lobulus pulmonis (akciğer lobçuğu) denir. lobus medius ve lobus inferior.Akciğerlere ait yapıların girip-çıktığı yere hilum pulmonis denir. Akciğerlerin. fissura horizontalis ise lobus mediusu lobus superiordan ayırır. Akciğerlere giren-çıkan yapıların tümü radix pulmonis olarak bilinir. Sağ akciğer iki fissür (fissura obliqua ve fissura horizontalis) ile üç loba ayrılır. Saccus alveolaris 6.

cava inferiorla birlikte sağ n. phrenicuslar. oesophagus. vaguslar. Mediastinum medium. Toraks boşluğunun alt açıklığı olan apertura thoracis inferioru kapatır. n. içerisindeki en önemli oluşum thymustur. bronchus principalisler. Mediastinum önde sternum. pulmonales. İşlevi sırasında toraks boşluğunun vertikal (uzunlamasına) boyutunu artırır. perikarda (kalbi saran zar) göre ön. vena hemiazygos. aşağıda apertura thoracis inferioru kapatan diaphragma ve yanlarda pleura mediastinalis ile sınırlıdır. Kas liflerinin tutunduğu orta bölümü bumerang benzeri aponörotik bir yapıdadır ve centrum tendineum olarak bilinir. n. önde angulus sterni. Diaphragmada thoraks ve abdomen boşluğunda yer alan bazı oluşumların geçişine izin veren açıklıklara sahiptir. Akciğerler ve pleuraları hariç. phrenicustur. paraözofageal herni) gelişir. truncus pulmonalis. vv. miksiyon. 50 . bochdalek hernisi) ya da erişkin tip herniler (fıtıklar) (sliding herni. Sinirin felcinde diyafragmada fonksiyon kaybı sonucu nefes alma (inspiryum) zorlaşır. Delikten v. Mediastinum superius. Siniri. defekasyon gibi vücuttan atılma olaylarında çalışır. gülme. Bu alanlardan doğumsal (morgagni hernisi. yukarıda apertura thoracis superioru dolduran boyun kökü. aorta ascendens. phrenicus geçer. vaguslar. mediastinumların en geniş olanıdır. göğüs ve karın boşluklarını birbirinden ayıran kubbe şeklinde kas yapıdır. oesophagus. toraks boşluğundaki tüm yapılar mediastinumdadır. aorta thoracica.… Mediastinum posterius. truncus sympathicus. İnspiryumun (nefes alma) temel kasıdır. orta ve arka mediastinum (mediastinum anterius. arkada tüm torakal vertebralar. trachea. ductus thoracicus. arkada T4 omurun alt kenarından geçirilen horizontal bir düzlem ile üst ve alt mediastinuma ayrılır. kusma. phrenicuslar. bifurcatio trachea. cava superior. brachiocephalicalar. v. T8-T9 vertebralar arası disk seviyesindedir. n. Öksürme. bağırma. toraksa giren ve torakstan çıkan yapılar bulunur. ductus thoracicus. Arcus aortae ve dalları. vena azygos. Böylece toraks boşluğunu karın boşluğundan (abdominal boşluktan) ayırır. Alt mediastinum da. Kalp-perikard. Mediastinum anterius. aksırma. Foramen venae cavae. v.MEDIASTINUM Akciğerleri saran pleura parietalisin pars mediastinalisleri arasında kalan boşluğa mediastinum adı verilir. Mediastinum. n.… DIAPHRAGMA Diaphragma. v. cava superior. n. mediastinum medium ve mediastinum posterius) olarak üçe ayrılır. Kasın bazı bölgelerinde zayıf alanlar bulunur.

Açıklıktan aort ile insan vücudunun en büyük lenf kanalı olan ductus thoracicus geçer. 51 .Hiatus oesophageus. T10 vertebra seviyesindedir. vaguslar geçer. Açıklıktan özofagus ile n. Hiatus aorticus. T12 vertebra seviyesindedir.

6. kalbin arka bölümüdür ve kalbe girip çıkan damarların olduğu yerdir. Kalp ve damarlar (arter. cava superior. cava inferior açılır. venler de venöz kanı iletirken. Kalbin 1/3’ü orta hattın sağında. Atriumlardaki kas yapısına mm. Bir tabanı (basis cordis) bir tepesi (apex cordis). İkisi taban tarafında (basis cordisde) bulunan atriumlar. sol ventrikülde 2 tane papiller kas bulunur. küçük dolaşımda (akciğer dolaşımı) venöz kan arterlerle akciğerlere. 5 nci interkostal boşlukta.280 gr dır. Ancak büyük dolaşımda arterler arteryel kanı. immün sistemdeki yapıların iletimi ve yabancı maddelerin atılması gibi birçok işlemde rol alır. Öne bakan yüzüne facies sternocostalis (sternalis). İç kısmı sol atrium ile komşudur ve arada septum interatriale denilen bir bölme bulunur. kapiller) dolaşım sisteminin organlarıdır ve kanı iletmekle görevlidirler. ventriküllerde kalınlaşarak trabeculae carneae adını alır. Üst bölümüne v.. Apex cordis. ikisi de tepe tarafında yer alan ventriküllerdir. Ağırlığı erkeklerde 280 . Ön . pectinati denir. Pektinat kaslar. 230 . Kalp içinde dört boşluk vardır. papillarisleri oluşturur. sol memenin hemen altındadır. 2/3’ü solunda yerleşmiştir. Genel olarak kişinin yumruğu kadardır. diafragmaya oturan yüzüne ise facies diafragmatica denir. Atriumlar ile ventriküller dıştan sulcus coronarius denilen bir oluk ile ayrılmıştır. ven. Atrium dextrum: Kalbin sağ . oksijen. alt bölümüne de v. Arterlerin sonlanıp venlerin başladığı yerlerde ise kapillerler (kılcal damarlar) yer alır. kadınlarda ise. arteryel kan da venlerle kalbe taşınır. besinler ve hormonların dokulara taşınması. DOLAŞIM SİSTEMİ Dolaşım sistemi fonksiyonel olarak. Kalpten çıkan kanı götüren damarlara arter (atar damar). akciğerler arasında lokalize. iki de yüzü vardır.340 gr.üst kısmında lokalizedir. Basis cordis. Trabeculae carneaelerin bazıları daha da kalınlaşarak m. çizgili kas yapısında ancak istemsiz olarak çalışan bir organdır.üst tarafından sola doğru olan uzantısına auricula dextra denir. sol ventriküle ait olup. KALP (COR) Toraks boşluğunda orta mediastinumda. Burada görülen hafif çukur ve yuvarlak alan 52 . Sağ ventrikülde 3. kanı kalbe getiren damarlara ise ven (toplar damar) adı verilir.

triküspid kapağın kuspislerine uzanır. chorda tendinea denilen fibröz iplikçikler. Bu kaslardan başlayan. Sağ ventrikülde 3 tane papiller kas (m. Atrium sinistrum: Sağ atriumdan daha küçüktür.sol tarafından öne doğru olan uzantısına auricula sinistra denir. papillaris anterior-posterior-septalis) vardır. bu durum Atrial Septal Defekt (ASD) olarak bilinir. sağ ventrikülün ön üst kısmında lokalizedir. Embriyonik hayatta fonksiyon gören foramen ovalenin kapanması sonucu oluşur. Sol 53 . Akciğerlerden gelen 4 tane v. ancak sol ventrikülden daha incedir. Sağ atriumdan septum interatriale ile ayrılır. Doğumdan sonra kapanmazsa. Bu kapak. Ostium trunci pulmonalis: Turuncus pulmonalisin başlangıcında. Arteryel kan taşıyan bu venler kapak içermezler. Chorda tendineaların işlevi. Ventriculus dexter: Bu boşluğun duvarları atriumdan daha kalın. trikuspid kapak) denilen üç kapakçıktan (cuspis) oluşan kapak ile kapatılır. Ön yüzün büyük kısmı pericardium aracılığı ile göğüs ön duvarıyla komşuluk yapar. Ventrikülün iç yüzünde görülen kas kabarıntılarına trabeculae carneae adı verilir. 3 tane yarımay şeklinde kapakçıktan oluşur. sağ atrium ile sağ ventrikül arasındaki kan geçişini sağlayan açıklıktır. Kalbin en arkada bulunan kısmıdır. Ostium atrioventriculare dextrum. Bu açıklık sistol sırasında (valva tricuspidalis-valva atrioventricularis dextra.fossa ovalisdir. Diastolde bu deliği valva trunci pulmonalis kapatır. ventrikül sistolü sırasında küspislerin atriumlara dönmesini önlemektir. Facies sternocostalisin büyük bölümünü oluşturur. Üst . pulmonalis sol atriuma açılır.

Bu nedenle atriumlar ile ventriküller bağımsız olarak çalışabilirler.atriumun ön duvarında görülen açıklık ostium atrioventriculare sinistrum adı ile bilinir. Bu açıklığı mitral kapak (valva atrioventricularis sinistra. Ancak ventrikülleri saran lifler. Atriumları saran lifler. trabecula carnea gibi) örten ince. chorda tendinea. Bu kaslardan başlayan chorda tendinealar kapakçıklara (cuspis) tutunurlar. Atriumları ve ventrikülleri saran kaslar birbirinin devamı olmayıp. Kalbin Yapısı: Kalp. Crus 54 . Dakikada ortalama 70 impuls çıkarır. Septum interventriculare: İki ventrikül arasındaki bölmedir. lamina visceralis). içten dışa doğru 3 tabakalı bir yapı gösterir. S-A düğümünden gelen uyarıları düzenler ve yavaşlatıp his demetine aktarır. Ventriculus sinister: Trabecula carneae denen kas kabarıntıları bakımından sağ ventrikülden daha zengindir. Embriyolojik gelişim sırasında membranöz parçada bulunan bir açıklık zamanla kapanır. düz ve parlak bir zardır. m. His demeti: A-V düğümünden başlayan bu demet pars membranaceanın ortalarında crus dextrum ve crus sinistrum denilen iki bacağa ayrılır. Büyük kısmı muskülerdir. birbirleriyle devam etmezler. valva mitralis) sistol sırasında kapatır. M. Endocardium: Kalp boşluklarının iç yüzlerini ve içindeki yapıları (kapaklar. Sistemi oluşturan yapılar şunlardır. Kalbin kontraksiyonunu bu nodülden çıkan impulslar başlatır. Kalpte iletinin en yavaş olduğu yerdir. Nodus sinu-atrialis (S-A düğümü): Sağ atriumda crista terminalisin üst ucunda yer alır. Kalbin ileti sistemi: Bu sistem. Kapanmaması halinde doğumdan sonra Ventriküler Septal Defekt (VSD) denilen durum ortaya çıkar. Bu nedenle bu nodüle kalbin pacemakeri de denilir. Myocardium: Kas tabakasıdır. birbirinin devamıdırlar. aralarında kalp iskeleti bulunur. Buradan çıkan uyarılar Nodus atrioventricularise (A-V nodu) taşınır. papillaris. Endocardium 2. Myocardium 3. papillaris anterior ve m. Nodus atrio-ventricularis (A-V düğümü) : Septum interatrialede bulunur. Epicardium (pericardium serosum. Valva aortae denilen 3 tane yarımay şeklindeki kapakçıktan oluşan bir kapak ile kapatılır. papillaris posterior denilen 2 tane papillar kas içerir. 1. Pars muscularis ve pars membranacea denilen iki kısmı vardır. Ostium aortae: Aortanın sol ventrikülden çıktığı yerde bulunan açıklıktır. özel bir farklılaşma gösteren kalp kası liflerince oluşturulur.

55 . Corpus sterni ve 2 . Pericardium fibrosum. Kalbin venleri: Venlerdeki kanın büyük kısmı sinus coronariusa (sulcus coronariusta seyreder) ve bu sinus aracılığıyla da sağ atriuma dökülür. sempatikleri ise.8 torakal vertebraların önündedir. purkinje lifleri (subendokardiyal pleksus) denilen terminal küçük lif demetleri şeklinde sonlanır. Kalbin uyarılması: Kalp. Alt tarafta diafragma ile bitişiktir. Pericardium serosum. Kalbi ve büyük damarların başlangıç kısımlarını içine alan bir torbaya benzer. Purkinje lifleri kalpte iletinin en hızlı olduğu yerdir. Az miktardaki venöz kan direkt olarak kalp boşluklarına dökülür. Bu sıvı sürtünmeyi azaltarak kalbin çalışmasını kolaylaştırır. coronaria dextra ve a. OSS’nin kontrolü altındadır. kalın olan dıştaki tabakadır. Pericardium serozumun iç yaprağı da (lamina visceralis). Kalbin arterleri: Kalbi besleyen arterler. kalbin venöz kanının yaklaşık % 60’nı toplar ve sağ atriuma boşaltır. bu patolojik duruma kalp tamponadı denir. Her iki crus. vagusdan. İki tabakalı bir yapı gösterir. Cavitas pericardiacada sıvı toplanması (perikardit) durumlarında kalp diastolde genişleyemeyeceği için sistolde kasılı kalır. aorta ascendensin dalları olan a. 1.sinistrum. kalp kasının üzerini sıkıca sararak kalbin epicardium denen en dış tabakasını oluşturur. 5 . Pericardium serosum. 2. crus dextrum ise. Sinus coronorius. kıkırdak kaburgaların arkasında. Sempatik aktivasyon ile kalp atışları artar. İkisi arasında kalan boşluğa cavitas pericardiaca denir ve içinde ortalama 25 cm3 kadar liquor pericardii denilen sıvı bulunur. coronaria sinistradır.6. N. Pericardium fibrosum. iç (lamina visceralis) ve dış (lamina parietalis) olmak üzere iki bölümden oluşur. sol ventrikülde. PERICARDIUM: Kalp ve büyük damarların köklerini saran serofibröz bir torbadır. sağ ventrikülde dağılır. Parasempatikleri. parasempatik etki ile yavaşlar. T1-T5 segmentlerinden bilateral olarak gelir.

pulmonalis dextra) ve sol (a. b. kaburganın dış kenarından itibaren a. A. Yine bifurcatio carotidisde bulunan küçük. 1.Carotis Communis Sinistra: Sağ taraftakinden daha uzun seyir gösterir (aortadan direk çiktığı için). carotis communis sinistra 3. cartilago thyroideanın üst kenarı (C3-C4 arası disk) seviyesinde a. coronaria dextra ve a. ulnaris olmak üzere iki dala ayrılır. Arteria subclavialar üst ekstremite ve boynu besler. A. 3 bölümde incelenir. pulmonalis sinistra) iki dala ayrılır. a. subclavia sinistradır. A. A. Bu kemerlerden çıkan dallar parmaklara gider. Beyni besleyen iki ana arterden biri olan a. nabız alımında en çok kullanılan arterdir. pulmonalis sinistra. Burada baroreseptörler bulunur. CO2 artışına duyarlıdır. 1. Arcus aortae 3 dal verir ve bu dallar arkusun konveks kısmının üst yüzünden çıkar. carotis communis. Arcus Aortae: Aorta ascendensin devamı olarak başlar ve açıklığı aşağıya bakan bir kavis çizerek. A. baş boyun bölgesine dallar verir.Subclavia sinistra: Arcus aortaedan direkt çıkar. axillaris adını alır. 1. Sağ ventriküldeki kanı akciğerlere taşır. subclavia dextra ve a. subclavia. Elin palmar yüzünde bu iki arterin dalları arcus palmaris superficialis ve profundus denilen iki arteryel kemer oluşturur. vertebralis de bu arterden çıkar. brachialis adını alır ve dirsek seviyesinde a. A. Bunlar sağdan sola doğru sırasıyla. Kan basıncı yükselmelerinde refleks olarak kalp atımını yavaşlatır ve arteriollerde vazodilatasyona sebep olarak tansiyonu düşürür. kolda a. 2. carotis internanın başlangıcında sinus caroticus denilen bir genişleme vardır. 56 .BÜYÜK DAMARLAR Truncus (Arteria) pulmonalis: Sağ ventrikülden başlar. arter olarak ifade edilmesine karşın venöz kan taşır. carotis communis dextra denilen iki uç dalına ayrılır. coronaria sinistra) verir. Her iki taraf a. fetusda daha kalındır. A. carotis interna ve a. A. Solunumu artırarak CO2’yi atıp O2 seviyesini yükseltir. A. kırmızı-kahve renkli oluşum glomus caroticum adı ile bilinir. Aorta: Dolaşım sisteminin ana arteridir. a. Bifurcatio carotidisde ya da a. Kalbin kendi dokusunu besleyen iki dal (a. Çünkü ductus arteriosus bu arter ile arcus aortaeyi birbirine bağlar. Truncus brachiocephalicus 2. c. Burada bulunan kemoreseptörler. Ayrılma noktasına bifurcatio carotidis denir ve burası karotid pulsasyonun alındığı en iyi yerdir. aorta descendens adını alarak aşağı doğru devam eder. carotis externa. axillaris. Arcus aortae altında sağ (a. carotis externa denilen uç dallarına ayrılır. Truncus Brachiocephalicus: Arcus aortaenin en büyük dalıdır. radialis ve a. A. Aorta Ascendens: Sol ventrikülünden çıkan ana arterdir.radialis. carotis interna ise boyunda dal vermeden kafa içerisine girer ve beyni besleyen dallar verir.

3. iliaca communis dextra ve sinistra) ayrılır. dorsalis pedis. tibialis anterior bacağın ön bölgesinde seyreder ve ayak bileğini geçince a. L4 vertebra gövdesi üzerinde. A. poplitea. cartilago thyroideanın üst kenarı seviyesinden. A. brachioradialisin tendonları arasından. diz fleksiyonda iken fossa popliteanın derininden. malleolus medialisin arkasından. ayak sırtında nabız alınan arterdir. 4. böbreklere. iki uçdalına ayrılır (a. femoralis. tibialis posterior. A. T12 vertebra gövdesinin alt kenarı seviyesinde diafragmadaki hiatus aorticusdan geçince pars abdominalis aortae adını alır. flexor carpi radialis ile m. Pars abdominalis aortae: Pars thoracica aortae. karın boşluğunda olan bölümüne pars abdominalis aortae denilir. a. iliaca interna ve externa denilen uç dallarına ayrılır. tibialis posterior bacağın arkasında seyreder. ligamentum inguinalenin altından geçtikten sonra a. A. A. tibialis anterior ve posterior dallarına ayrılır. extensor hallucis longusun tendonunun lateralinden. 57 . testis ve ovaryumlara dallar verir. A. dorsalis pedis adını alır. Ayrılma yerine bifurcatio aortae denir ve burası aort pulsasyonunun en iyi alındığı yerdir. Bu fossanın alt ucunda. dorsalis pedis. A. tragusun önünden. A. radialis. diz hizasında. A. m. A. 3. Alt ekstremitede nabız alınan yerler 1. Pars thoracica aortae: Arcus aortaenin devamı olarak T4 vertebranın alt kenarı seviyesinde başlar. 2. A. Üst ekstremitede nabız alınan yerler 1. A. carotis communis. fossa popliteada a. Toraks boşluğundaki organlara dallar verir. Inguinalenin orta noktasının hemen altından. femoralis adını alır. lig. malleolus medialis arkasından geçer (buradan nabzı alınır) ve ayak tabanındaki yapıları besleyen iki dalına ayrılarak sonlanır. 2. iliaca externa. poplitea adını alır. A. iliaca communisler. A. Sindirim sistemi organlarına. Aorta descendens: Toraks boşluğunda olan bölümüne pars thoracica aortae. a. iliaca interna pelvis boşluğuna dallar vererek dağılırken. temporalis superficialis. 3. femoralis. a. ayak sırtında m. iliaca externa alt ekstremiteyi besler.

Sağ atriumun üst tarafından kalbe girer. bu venlerdir. 5. jugularis internanın birleşmesi sonucu oluşurlar. Bunlar. v. Vena basilica ise kolun alt bölümünde derine iner ve v. Vv. Extremitelerde bulunan yüzeyel venler Ekstremitelerde arterlere eşlik eden derin venlere (komitan venler) ek olarak derinin hemen altında yüzeyel fasyanın yaprakları arasında seyreden venler de bulunur. el sırtındaki arcus venosus dorsalis manusun uçlarından da iki ven başlar. Alt ekstremite ile benzer şekilde. subclavia olur. pulmonalis inferior sinistradır. 58 . pulmonalis superior dextra ve v. KLİNİK BİLGİ İntravenöz girişimler Bu amaçla sık olarak fossa cubitalisin yüzeyelindeki venler (antekübital venler) kullanılır. mediana antebrachiidir. Bu birleşme yerine angulus venosus denir. Sağ ve sol v.BÜYÜK VENLER Vena brachiocephalica dextra-sinistra: Boynun her iki tarafında. subclavia ile v. cava superioru oluşturur. v. lateral uçtan başlayan vena cephalica adı ile yukarı doğru devam eder. Medial uçtan başlayan vena basilica. Ön kolun ön bölgesinde vena mediana cubiti bu iki ven ile birleşerek “M“ harfi şeklinde görünüm oluşturur. Aorta abdominalisin sağında ve columna vertebralisin önünde yukarı doğru yükselir. iliaca communis sinistranın birleşmesi ile oluşur. pulmonalis inferior dextra ile v. V. v. Vena cephalica kolun lateral bölgesinde seyreder ve deltopektoral bölgede (omuz ön tarafında) v. 8. Bu vene açılan en önemli ven. v. azygosdur. İntravenöz girişimlerin en çok yapıldığı venöz damarlar. ve 9. iliaca communis dextra ve v. pulmonalis superior sinistra ve v. lumbal vertebra önünde v. mediana cubiti ve v. torakal vertebra arasındaki discus intervertebralis seviyesinde diafragmadaki foramen venae cavaeden geçer ve sağ atriumun alt tarafından kalbe girer. Herbir akciğer için iki tane olmak üzere toplam dört tane vena pulmonalis vardır. Vena cava superior: Baş-boyun ve üst ekstremitenin venini taşır. pulmonales: Akciğerlerden oksijene kanı sol atriuma taşırlar. brachiocephalicalar birleşerek v. toraks duvarının venini toplayan v.axillaris. Vena cava inferior: Diaphragma altında kalan yapıların büyük kısmının venöz kanını kalbe taşır. En çok tercih edilenler. axillarise dökülür. axillaris adını alarak yukarı doğru devam eder.

59 . Bu gibi durumlarda cut down denilen cerrahi işlem gerekebilir.Eğer hasta şişman ya da şokta ise bu venler kolayca bulunamayabilir.

fossa popliteada vena popliteaya dökülür). 60 . Medial uçtan başlayan vena saphena magna (bacak ve uyluğun medialinde seyreder. Bu nedenle sağ atrium ile sağ ventriküle sağ kalp. soldakiler ise arteryel kanla ilgilidir.Ayak sırtındaki arcus venosus dorsalis pedisin uçlarından başlayan iki ven vardır. inguinal bölgede v. sol atrium ile sol ventriküle de sol kalp denir. Bacakta yüzeyel venler ile derin venler arasında ara bağlantı vardır ve yüzeyelden derine doğru bir kan akışı söz konusudur. KÜÇÜK ve BÜYÜK DOLAŞIM Kalp boşluklarının sağda kalanları venöz kanla. Bu venler aynı zamanda kapak içerir. femoralise dökülür) lateral uçtan başlayan vena saphena parva (bacağın arka bölgesinde seyreder. Kapaklarda oluşan yetmezlik ya da venöz kan akışını engelleyen çeşitli sebepler ile kanın damarlarda birikmesi ve damarda oluşan dilatasyon ile varis denilen patolojik durum oluşur.

FETAL DOLAŞIM: Uterus (rahim)daki fetusun oksijen almasını amaçlayan bir dolaşımdır. iki de arter bulur (venöz kan taşırlar). v. Dokuları besleyen bu kanın oksijeni azalıp. Bu kanın da büyük bölümü aorta descendense geçer. pancreas ve karın boşluğundaki sindirim organlarının venöz kanını taşıyan damarlar sonuçta v. Buradan aortaya atılan kan tüm vücuda dağılır. cava inferior ile sağ atriuma gelir. Vücutta portal dolaşımın olduğu ikinci organ hipofiz bezidir. portae hepatis denilen bir damarı oluştururlar. karbondioksiti artarak venöz kan haline döner (kapiller seviyede). Baş-boyun ve üst ekstremiteye giden kan v. V. Akciğerlerde alveolar seviyedeki gaz alış verişinden sonra oksijene olan kan. karın ve pelvis organlarına gider. yaklaşık 8 cm uzunluğundadır. Buna da büyük dolaşım ya da sistemik dolaşım adı verilir. sağ atriuma geri getirilir. Fetusda akciğerler çalışmadığı için. Kan. göbekten fetusun karın boşluğuna girer ve karaciğer giriş kapısına (porta hepatis) gelir. umbilicalis adı verilir. aorta descendense geçer. Damar. Sağ atriumdaki venöz kan foramen ovaleden geçerek sol atriuma buradan da sol ventriküle geçer. Sağ ventrikülden de truncus pulmonalis ile akciğerlere ulaşır. cava superior ile sağ atriuma döner. Buradan a. bu damarla karaciğere taşınır. cava inferior ile gelen kanın foramen ovaleden sol atriuma geçemeyen az bir kısmı ile karışıp sağ ventriküle geçer ve sağ ventrikülden truncus pulmonalise atılır. Kanın bir bölümü karaciğere giderken bir bölümü de ductus venosus denen ara bir kanal aracılığı ile v. portae hepatis.Vena cava superior ve vena cava inferior ile sağ atriuma gelen venöz kan. boyun ve üst ekstremitede dağılır. Bu ven. Sol atriuma gelen arteryel kan. PORTAL DOLAŞIM: Dalak. dört tane vv. cava inferiorda toplanarak. Buradan da alt ekstremitelere. truncus pulmonalisteki kan bir dirençle karşılaşır ve kanın büyük kısmı ductus arteriosus denilen bir kanal ile arcus aortaeye iletilir. Göbek kordonunda bir ven (arteryel kan taşır). umbilicalisler (iki tane) aracılığıyla tekrar göbek kordonu içerisinden taşınarak plasentaya gider. mesenterica superior ile v. sonuçta v. Az bir kısmı. Hepaticaeler aracılığı ile v. Sindirim sistemindeki kapiller damarlarla başlayıp yine karaciğerde kapiller damarlarda sonlanma gösteren bu venin vene açılma sistemine portal dolaşım denir. iliaca internaların dalları olan aa. ostium atrioventriculare sinistrumdan (mitral kapak ile sistolde kapatılılır) sol ventriküle geçer. Sol ventrikülden aorta aracılığıyla tüm vücuda gönderilir. Dokulardan başlayan venler. cava superior ile v. cava inferiora aktarılır ve v. Bu dalların terminalleri kapiller yapıdadır ve sinüzoid denilen genişlemeler gösterir. Burada. V. 61 . Venöz kanın arteryel kana dönüştüğü bu olaya küçük dolaşım ya da akciğer dolaşımı denir. buradan ostium atrioventriculare dextrumdan (triküspid kapak ile sistolde kapatılır) sağ ventriküle geçer. Aortaya geçen kanın büyük bir bölümü baş. pulmonalesle sol atriuma getirilir. splenicanın. cava inferiora getirilir. Sindirim kanalından gelen besinden zengin kan. bu sinüzoidlerden başlayan küçük venlerin birleşmesi ile oluşan vv. Plasentadan oksijenden zengin kanı alarak fetusa götüren damara v. karaciğerde dallarına ayrılır. collum pancreatisin arkasında birleşmesi sonucu oluşur.

Dalağın afferent lenf damarı yoktur ve bu nedenle dalağa lenf gelmez. normal olarak 9-11. mesenterica superior ile birleşerek v. kan depolama. LENFOİD ORGANLAR DALAK (SPLEN-LIEN) Vücuttaki en büyük lenfoid organ olan dalak. Beyaz pulpada lenfositler bulunur. Bunlara. mediastinum anteriusta yer alır. kaburgalar arasındadır. kahve çekirdeğine benzer. Timus çocuklarda oldukça büyüktür ve büyümesi de yaklaşık 62 . karakteristik yapı olarak sinüsler vardır. splenica. timosit (tymocit) adı verilir. Karnın sol üst kısmında. ağırlığında olup 12 cm. Visseral yüzü. buradan da akciğerlere giderek yetişkin kan dolaşımı gerçekleşir. eritrositlerin yıkımı. Kanı filtre eden bir yapıdır ve fonksiyonu nedeniyle lenfatik organ olarak kabul edilir. Veni.Dogumla Birlikte Görülen Değisiklikler: Solunumun başlaması ile birlikte akciğerler hava ile dolarak genişler ve doğal olarak akciğerlere gelen kan miktarı artar. civarındadır. Yaklaşık 150 gr. Sağlam bir kapsülü vardır. Kırmızımavimsi bir renkte olup. Bu yapılar. kırmızı kan cisimciklerini toplayarak. Loblu bir yapısı vardır. mide. portae hepatisi oluşturur. Dalak. immün sistemde fonksiyon görme ve lenfosit oluşumudur. foramen ovale kapanır. lig. Doğrudan perikard ile temastadır. diğer yapılarda kapanarak ligament haline dönüşür. karın boşluğunda bulunan intraperitoneal bir organdır. kendi içinde kırmızı ve beyaz pulpa olmak üzere iki kısma ayrılır. truncus coeliacusun dalı olan a. Dalağı besleyen arter. kadar uzunluğu ve 8 cm. Timusun esas yapısı bir retiküler dokudur.Dalak pulpası. Kalınlığı ise 3 cm. ligamentum phrenicocolicum ve flexura coli sinistra ile komşuluk yapar. phrenicocolicumun üzerinde yer alır. Böylece sağ atriuma gelen venöz kanın tamamı sağ ventriküle. Timus (Thymus) Sternumun hemen arkasında. ihtiyaç olduğunda tekrar geriye verirler. kadar da genişliği vardır. sol böbrek. cauda pancreatis. vena splenicadır. splenicadır. Kırmızı pulpada ise. V. Dalağın işlevi. Hücre ağının boşluklarında bol miktarda lenfosit depo edilir. v.

bağışıklık (immün) sistemiyle ilgilidir.olarak 11-15 yaşlara kadar devam eder. bazen timus artıklarına da rastlamak mümkündür. kılcal lenf damarları bu sıvı iletiminin başlangıç noktasıdır. Lenfosit oluşumunda işlevi olan timus. Bu sıralarda en büyük haline erişir (ağırlık olarak). Vücutta birçok dokunun intersellüler boşluğunda bulunan. 63 . intersellüler sıvıya geçerler. Doku sıvısı kılcal lenf damarına (lenf kapillerine) girince adı lenf olur. Bu yaşlardan sonra ise tekrar küçülmeye başlar ve hatta erişkinlerde sadece bir yağ dokusu olarak kalır. berrak ve renksiz bir sıvıdır. zararlı olanların zararsız hale getirilmesi ve vücut için gerekli olanlarının tekrar sistemik dolaşıma geçirilmesi lenfatik sistem sayesinde olur. LENFATİK DOLAŞIM Lenfatik dolaşım. Yetişkin insan vücudunda 12 litre lenf vardır. Bu maddelerin dokulardan uzaklaştırılması. Lenf. enfeksiyon ve malign hastalıkların bir yayılım yoludur. Hücrelerden çıkan bazı maddeler. Ancak.

2. L1-L2 vertebra gövdeleri üzerinde oturan cisterna chyli denilen genişlemenin üst ucundan başlar. intestinalis Alt ekstremiteler. Lenfatik kapillerler (kılcal lenf damarları). sol toraks duvarı ve sol toraks yarımındaki organlar. merkezi sinir sistemi. sağ toraks duvarı ve sağ toraks yarımındaki organlar. orbita ve bulbus oculi (konjunktiva hariç). kıkırdak). Lenfatik Sistemi Oluşturan Yapılar: 1. kıl. trunkuslar birleşerek lenf kanallarını oluşturur. Sol angulus venosusa açılır. Yabancı cisim ve mikroorganizmaların daha ileriye gitmelerine engel olurlar. aksilla. Lenf kanalları. İçerisinden geçen lenfi süzerler. Ductus lymphaticus dexter. baş ve boynun sol yarımı ile sol üst ekstremite lenfini toplar. Ana Lenf Damarları Ve Drene Ettiği Bölgeler Lenfatik damarlar Truncus jugularis dexter Truncus jugularis sinister Truncus subclavius dexter Direne ettiği bölge Baş ve boynun sağ yarımı Baş ve boynun sol yarımı Sağ üst ekstremite. Ductus thoracicus. o bölgenin lenf damarlarının açıldığı en yakın lenf düğümlerinde büyüme (lenfadenomegali) olur. İki tane lenf kanalı vardır. mediastinal Truncus bronchomediastinalis dexter yapılar ve thoraks duvarı Sol akciğer ve bronşlar.lumbalis dexter-sinister -Tr. abdomen. kemik iliği. venöz sisteme açılır. toraks yüzeyel bölgeleri ve umbilicus yukarısı karın ön duvarı Sol üst ekstremite. boyun. pelvik duvarlar ve organlar 64 . Lenf damarları (lenfatik): Lenf kapillerlerinin birleşmesiyle meydana gelirler. pankreas adacıkları.Avasküler dokular (kornea. Sağ angulus venosusa açılır. Bu nedenle vücudun herhangi bir yerinde oluşan bir enfeksiyon yada tümör gibi durumlarda. Her iki alt ekstremite. abdominal duvarlar ve organlar. baş ve boynun sağ yarımı ve sağ üst ekstremite lenfini toplar. mediastinal Truncus bronchomediastinalis sinister yapılar ve thoraks duvarı Ductus thoracicus -Tr. ve inguinal bölgede yerleşmiştir. Bu durum lenfadenopati olarak bilinir. iç kulak ve akciğer alveollerinde lenfatik dolaşım yoktur. Lenf damarları birleşerek daha büyük lenf damarları olan trunkusları. toraks yüzeyel Truncus subclavius sinister bölgeleri ve umbilicus yukarısı karın ön duvarı Sağ akciğer ve bronşlar. Lenf düğümleri: Yetişkin insan vücudunda 400-450 tane olan lenf düğümleri başlıca. tırnak.

İnce bağırsak (intestinum tenue) 6. 65 . yutulan besinleri mideye (gaster) ulaştırır. Besinler midede küçük parçalara yıkılır ve sindirime yardımcı olacak şekilde mide sıvılarıyla karışır. dişin alveol içinde oturan kök bölümüdür. Daha sonra besinler karaciğer (hepar) ve pankreastan gelen sıvıların yardımıyla sindirimin tamamlanacağı ince bağırsağa (intestinum tenue) ardından da kalın bağırsağa (intestinum crassum) geçer. Karaciğer ve pankreasın salgıları. kökü alveolde tutar.7. Yutak (pharynx) 3. besinlerin parçalanması. Son molar dişin arkasında kalan açıklık ile esas ağız boşluğuna irtibatlanır. Kalın bağırsağa gelen katı atıklar rektum ve anüs yoluyla vücuttan atılır. ağız boşluğunu. Ağızdan anüse kadar uzanan 5 metre uzunluğunda bir kas tüpüdür. burun boşluğu ve nazofarinksten ayırır. Yemek borusu (oesophagus) 4. Ağız boşluğu (cavitas oris) 2. DAMAK (PALATUM) Ağız tavanını yapan damak. DİŞLER (DENTES) Maxilla ve mandibuladaki processus alveolarislerdeki çukurlarda otururlar. emilimi ve katı atıkların vücuttan atılmasından sorumludur. Kalın bağırsak (intestinum crassum) 7. Cementum (sement) denilen sarı renkli bir tabaka ile örtülüdür. Corona dentis. Mide (gaster) 5. dişin ağız içinde görünen bölümüdür. 2. SİNDİRİM SİSTEMİ Sindirim sistemi. Vücudun en sert dokusu olan enamelum (mine) ile örtülüdür. Vestibulum oris: Dudaklar (labia oris) ve yanaklar (buca) ile dişler (dentes) ve dişetleri (gingiva) arasında kalan dar bölgedir. 1/3 arka bölümü yumuşak damaktır (palatum molle). özellikle zararlı atık maddelerin yıkımında ve besinlerin sindiriminde önemli rol oynar. SİNDİRİM SİSTEMİ ORGANLARI 1. sindirimi. Karaciğer (hepar) ve pancreas AĞIZ BOŞLUĞU (CAVITAS ORIS) İki bölümdür 1. İçinde dil bulunur. Cavitas oris propria (esas ağız boşluğu): Dişlerin iç tarafında kalan büyük boşluktur. 2/3 ön bölümü sert damak (palatum durum). Yemek borusu (oesophagus). Bu tabakadan alveol duvarına uzanan bağlar (periodontal ligamentler). Radix dentis.

en son çıkan üst çenedeki ikinci molar diştir.Collum (ya da cervix) dentis. Dentes decidui (süt dişleri) Her yarım çenede 5 tane olmak üzere toplam 20 tane süt dişi vardır. Doğumdan sonra 8nci aydan itibaren çıkmaya başlarlar. 2 kesici (incisiv). İlk çıkan süt dişi alt çenedeki birinci incisiv diş. 1 köpek (canin). 66 . 29ncu ayda tamamlanırlar. Dişin en büyük tabakası olan dentinumda dişe ait damarları ve sinirleri içeren cavitas dentis (cavitas pulparis) denilen boşluk bulunur. Ön azı (premolar) süt dişi yoktur. 2 azı (molar). gingiva (diş eti) ile sarılıdır. Cementum ile örtülüdür. Enamelum ve cementumun altında dentinum (dentin) tabakası bulunur. radix ve corona arasındaki dar bölümdür.

Ductus submandibularis denilen kanalı. dilin alt yüzündeki caruncula sublingualise açılır. DİL (LINGUA) Tamamen çizgili kaslardan yapılmış bir organdır. Bezin içinde sinire ek olarak önemli damarlar (a. 2 ön azı (premolar) ve 3 azı (molar). Bezin sekresyonunu n. Dilin ucu tatlıya. kranyal sinir) sağlar. Üç bölümde incelenir. tükrük salgısının %60’nı yapar. tükrük salgısının %5’ini yapar. tonsilla lingualis denilen lenfoid doku kitlesi bulunur. uca komşu yan kenarları tuzluya. bu kasta olan tonus kaybı nedeniyle dil arkaya kaçar. kranyal sinir) sağlar. glossopharyngeus (IX. genioglossus. carotis externa ve uç dalları olan a. maxillaris ve v. 6 ncı yaştan itibaren süt dişlerinin yerini almaya başlarlar. YUTAK (PHARYNX) Kafa tabanından 6ncı servikal vertebra alt kenarına kadar uzanan kas ve zardan yapılı bir organdır. Dilin kökünde. Dış kaslarından birisi olan m. Bezin cerrahi girişimlerinde önemlidir. Kızamıkta döküntü öncesi kanalının ağzında 4-5 tane beyaz leke (koplik lekesi) olur. şuur kaybında ve anestezi almış hastalarda. bezin içinde bir sinir ağı yapar. Bezin sekresyonunu n. maxillaris ve a. temporalis superficialis.yan kenarları ekşiye ve arka bölümü acıya duyarlıdır. Bezin sekresyonunu n. TÜKÜRÜK BEZLERİ (GLANDULAE SALIVARIAE) GLANDULA PAROTIDEA En büyük tükrük bezidir (25 gr). İlk çıkan kalıcı dişler. üst ikinci molar diş hizasında vestibulum orise açılır. kranyal sinir) sağlar. 1 köpek (canin). facialis (VII. facialis. Dil Papillaları Dilin üst yüzünde ve yanlarında bulunan papillalar içinde tat reseptörleri bulunur. buccinator denilen kası delip. v. 12-14 cm uzunluğundadır. GLANDULA SUBMANDIBULARIS Yaklaşık 12 gr ağırlığında olan bu bez. Ductus sublingualis denilen kanalı dilin alt yüzüne açılır. Mimik kasları uyaran n. temporalis superficialis ile bunların birleşmesi ile oluşan v. dilin arkaya kaçmasını önler. Komada. 2 kesici (incisiv).Dentes permanentes (kalıcı dişler) Her yarım çenede 8 tane olmak üzere toplam 32 tane kalıcı diş vardır. retromandibularis) bulunur. facialis (VII. 67 . Tükrük salgısının %30’nu üretir. dilin hareketleri ile ilgilidir. birinci molar dişler ile alt çenedeki birinci incisiv diş. Dış ve iç olarak iki grup kastan oluşur. Dış kasları dili kemik yapılara bağlar. GLANDULA SUBLINGUALIS Yaklaşık 3 gr ağırlığında olan bu bez. İç kaslar. Ductus parotideus denilen kanalı m. son olarak çıkanlar üçüncü molar dişlerdir. arka.

68 . Diaphragmadan geçtiği yerde. Bu nedenle hasta ağız solunumu yapar. ön tarafında aorta thoracica yer alır. Tonsilla palatinalar bu parçada lokalizedir. Büyüdüğü zaman nazofarinks ile orofarinksin irtibatı kesilir ve solunum güçlüğü olur. 2. en dar yeri özofagusla birleşme yeridir (faringoözofageal birleşme sindirim kanalının appendix vermiformisten sonra en dar yeridir). muskuler tüp şeklinde bir organdır. İkisi arasında yanlarda kalan çıkmaza recessus piriformis denir. Pars oralis pharyngis (oropharynx. T10 seviyesinde hiatus oesophageusdan geçer. 1. 2. C1-C3 vertebra arası seviye). Pars laryngea pharyngis (laryngopharynx. Bu durum adenoid olarak bilinir. burun boşluklarının arka açıklıkları (choanae) buraya açılır. Arcus aortaeyi çaprazladığı yerde 3.1. dört yerde darlık gösterir. Bu çıkmaz genellikle gıda parçalarının takıldığı yerdir. Pars cervicalis. ağız boşluğu ile bağlantılıdır. Başlangıcında (en dar olanıdır) 2. Farinksin en geniş yeri başlangıcı. Pars nasalis pharyngis (nasopharynx. YEMEK BORUSU (OESOPHAGUS) Farinks ile mide arasında (C6T11 seviyede). C3-C6 vertebra arası seviye). kafa tabanı-servikal 1 vertebra arası seviye). Nazofarinksin üst ve arka duvarının mukozasında bulunan lenfatik doku kitlesine tonsilla pharyngea (yutak bademciği) denir. Tuba auditiva (Östaki Borusu)nın ağzı bu parçanın yan duvarlarındadır. Ağza komşu olan tonsilla tubaria (Gerlach Bademciği) fazla büyürse. Pars thoracica. T11 seviyesinde mide ile birleşir. yaklaşık 25 cm uzunluğunda. ön tarafında trachea vardır. larynxin arkasında kalan parçadır. Bronchus principalis sinisteri çaprazladığı yerde 4. Özofagus. 3. ağzı tıkayıp sağırlığa neden olabilir. 1. Özofagusun üç parçası vardır.

Bu nedenle v.Duodenum 2. azygosun özofageal dalları arasındaki porto-cava anastomoz oluşur. n. gastrica sinistranın özofageal dalları ile v. arka yüzü ise. sol böbrek. Midenin özofagusla birleşme yerindeki açıklığına ostium cardiacum. Abdominal parçanın venöz kanını taşıyan v. Gıda sindiriminin. Kesici dişlerden ostium cardiacuma kadar olan mesafe yaklaşık 40 cm dir. karaciğer ve dalak ile. geriye kalanı da kalın bağırsakta emilir. Yaklaşık 6 m uzunluğundadır. Mide.Ileum. Sindirim ince bağırsakta tamamlanır. Portal hipertansiyonda bu anastomozlar genişler (özofagus varisleri) ve yırtılarak öldürücü kanamalara neden olabilir. MİDE (GASTER) Sindirim kanalının en geniş bölümüdür. sol suprarenal bez ve dalak ile komşudur. Emilimin (absorbsiyonun) çoğu duodenum ve jejunumda olur. azygos ise v. Büyük miktarda gıdanın geçici olarak depolandığı intraperitoneal bir organdır. Midenin ön yüzü. 1500 ml kapasitesi vardır. portae hepatise. gastrica sinistra direk olarak v. regio umbilicalis ve regio hypochondriaca sinistrada yer tutar. sol 6-9 kaburgalar.3. Pars abdominalis. regio epigastrica. Suyun büyük bölümü duodenumda. duodenumla birleşme yerindeki açıklığına ostium pyloricum adı verilir. Adı geçen organlar sığ bir yatak oluşturur. pancreas. metabolik absorbsiyonun ve endokrin sekresyonun yapıldığı son sindirim sistemi bölümüdür. v. cava superiora açılır. 69 . Safra tuzları ve vit B12 ileumda absorbe olur. İNCE BAĞIRSAK (INTESTINUM TENUE) Ostium pyloricumdan ostium ilealeye kadar olan sindirim kanalı bölümüdür. Üç bölümü vardır: 1. Mide yatağı denilen bu yatağın en büyük bölümünü pancreas yapar.Jejunum 3. vagusların oluşturduğu vagal trunkuslar bu parça üzerindedir.

Dışkı (feces. Arterleri A. Venleri. colon (caecum. Emilimin (absorbsiyonun) büyük bölümü colon ascendens denilen bölümünde olur.ILEUM Flexura duodenojejunalisten başlar. jejunales ve aa. mesenterica superiora açılır. ile besler. ince bağırsağın en kısa. Ileum (kıvrım bağırsak) Jejunumdan daha uzundur. Jejunum ve ileumu saran periton. colon transversum. gaita). damardan daha zengin ve daha kırmızıdır. arterlerle aynı isimlidir ve v. colon descendenste ve colon sigmoideumda oluşur. geriye kalan 3/5’i ileumdur. Noduli lymphoidei aggregati (Peyer Plakları) denilen lenf kitleleri ileumda daha fazladır. Kalın bağırsak sırasıyla. COLON) Ostium ilealeden anuse kadar olan sindirim kanalı bölümüdür. JEJUNUM . en geniş ve en hareketsiz bölümüdür. Yaklaşık 1. mineraller ve bazı vitaminlerin emilimini sağlamaktır. colon ascendens. Yaklaşık 4 cm çapında olup. KALIN BAĞIRSAK (INTESTINUM CRASSUM. ileumdan daha kalın duvarlı. Temel fonksiyonu su. ostium ilealede biter. Büyük bölümü regio hypogastricada ve pelvis boşluğundadır.DUODENUM Ortalama 20-25 cm uzunluğunda olan duodenum. 70 . Jejunum (boş bağırsak) Büyük bölümü regio umbilicalistedir. Proksimal 2/5’i jejunum. “C” harfi şeklinde olan duodenumun kavsi içine caput pancreatis oturur.5 m uzunluğundadır. colon sigmoideum) rectum ve canalis analis denilen bölümlere ayrılır. mesenterica superiorun dalları olan aa. mesenterium adı ile bilinir ve radix mesenterii denilen bir kök ile karın arka duvarına tutunur. colon descendens. Dışkılama (defekasyon) sırasında rectuma iner.

İntraperitonealdir. mesane ile rectum arasında. Kıvrım yerine flexura coli dextra (flexura coli hepatica) denir. karaciğerin sağ lobunun alt yüzünde sola doğru kıvrılıp colon transversum olarak devam eder. Erkeklerde. caecum ile colon ascendensin birleşme yerindedir. Mesocolon sigmoideum denilen bir mezosu vardır. Flexura coli dextradan başlar. appendices omentales (epiploicae). plica semilunaris. Sakral 3. Ostium ileale (valva ileocaecalis). Çocuklarda daha uzundur. uterus ile rectum arasındadır. dalak altında bir kıvrımla sonlanır. Appendix vermiformis. caecumun arka-iç duvarının bir uzantısıdır. feçesin rectumdan anal kanala istem dışı geçişini önler. Diaphragma pelvisten geçince canalis analisle devam eder. COLON SIGMOIDEUM Yaklaşık 40 cm uzunluğundadır. vertebra seviyesinde colon sigmoideumun devamı olarak başlar. Ostium ileale (valva ileocaecalis)den başlar. kadınlarda. küçük pelvis girişinde colon sigmoideum ile devam eder. Orta yaşlardan itibaren atrofiye gider. taeniae coli ve mezenter rectumda yoktur. Caecumun arka tarafında bulunan recessus retrocaecalis isimli çıkmazda genellikle appendix vermiformis yer alır. Appendix vermiformisin en sık rastlanan pozisyonu retroçekal (retrosekal). Uzunluğu 220 cm arasında değişir (ortalama 9 cm).CAECUM Sağ fossa iliacadadır. COLON DESCENDENS Yaklaşık 25 cm uzunluğundadır. Rectumun iç yüzünde üç tane transvers plika bulunur (plica transversa recti. RECTUM Yaklaşık 12 cm uzunluğundadır. Kıvrıma flexura coli sinistra (flexura coli splenica) denir. İntraperitonealdir. 71 . Fleksür. Küçük pelvistedir. Houston plikaları). Yaklaşık 6 cm uzunluğundadır ve genellikle tamamen peritonla sarılıdır (intraperitonealdir). Rectum ile anal kanalın birleşme yerindeki yaklaşık 800 lik açıya flexura anorectalis denir. Kalın bağırsağın ilk ve en geniş bölümüdür. COLON ASCENDENS Yaklaşık 15 cm uzunluğundadır. ikinci en sık pozisyonu pelviktir. Flexura coli sinistradan başlar. İntraperitonealdir ve mesoappendix denilen üçgen şeklinde bir mezosu vardır. “S” şeklindedir. Mesocolon transversum denilen bir mezosu vardır. Haustra coli. COLON TRANSVERSUM Kalın bağırsağın en hareketli ve en uzun (50 cm) bölümüdür.

Rectumun 1/3 üst bölümü önden ve yanlardan.v. Kanalın iç yüzünde görülen 6-10 tane vertikal kabarıntı columna anales adı ile bilinir. internal (iç) hemoroid. Bu hat. columna vertebralisin önündedir. rectalis superiorların terminalleri bulunur. Bu kabarıntıların içinde a. Anal kanalın alt ucunda iki tane sfinkterik kas bulunur. Bu seviyede periton. Yaklaşık 15 cm uzunluğunda ve 100 gr ağırlığındadır. Duodenumun kavsinden dalağa uzanır. 1/3 orta bölümü ise sadece yanlardan peritoneumla örtülüdür. Ekzokrin salgıları. İnternal hemoroidlerin duyusu otonom sinirlerle taşındığı için ağrısızdır. aşağısındakiler eksternal (dış) hemoroid olarak isimlendirilir. L1-L2 vertebralar seviyesinde. M. gebelik ve karın içi basınç artışları hemoroid için zemin hazırlayıcıdır (predispozandır). Bu venöz terminallerin genişlemeleri internal hemoroid olarak bilinir. Hem ekzokrin hem de endokrin bir bezdir. lipaz ve tripsinojendir. 72 . Endokrin salgıları pancreas adacıklarında (Langerhans adacıkları) bulunan çeşitli hücrelerde üretilir. Flexura anorectalisten başlar. erkeklerde rectumun ön yüzünden mesane üzerine atlayarak excavatio rectovesicalis denilen periton çıkmazını. İnternal hemoroidler genellikle saat 3 – 7 ve 11 yönünde oluşur. amilaz. Kronik kabızlık (konstipasyon) ya da şiddetli ishal (diyare). Adı geçen çıkmazlar. valvula anales denilen mukoza plikaları ile birleştirilir. erkekte ve kadında periton boşluğunun en derin noktalarıdır. midenin arkasında. Valvula analeslerin seviyesi linea pectinata (linea denticulatum) adı ile bilinir. anal kanalın endodermal ve ektodermal parçalarının birleşme sınırını işaret eder. Columna analeslerin alt uçları. PANCREAS Sekonder retroperitoneal bir organdır. Linea pectinatanın yukarısındaki hemoroidler. sphincter ani internus ve externus denilen bu kaslar ile anal kanal kapalı tutulur. kadınlarda ise vagina arka duvarı üzerine atlayarak excavatio rectouterina (Douglas Çıkmazı) denilen periton çıkmazını oluşturur. Eksternal hemoroidlerin duyusu somatik sinirlerle taşındığından ağrılıdır. CANALIS ANALIS Yaklaşık 4 cm uzunluğundadır. anuste biter.

ductus hepaticus dexter ve sinister 2. Lenf damarları ve sinir pleksusu Karaciğer hücreleri (hepatositler) karaciğerin ana fonksiyonel üniteleridir. glukagon ise artırır. glukagon (alfa hücrelerinden). Visseral yüzde bulunan yarıklar. lobus hepatis sinisterin arka yüzü mide ve özofagus ile komşudur. Arkada. Pancreasta ikinci bir kanal daha vardır. insülin (beta hücrelerinden). ductus choledochus ile duodenumun iç duvarında birleşerek pars descendens duodenideki papilla duodeni majorun tepesine açılır. Bu kanal. Lobus hepatis dexterin arka yüzü.çıkan yapılar bulunur. Esas işlevi.Endokrin salgıları. 73 . KARACİĞER (HEPAR) Vücudun en büyük bezi ve deriden sonra en büyük organıdır. a. Yaklaşık 1. Cauda pancreatisten başlayan ve caput pancreatise doğru uzanan ductus pancreaticus (Wirsung kanalı). intraperitonealdir. Sağ 7-11 kaburgaların arkasındadır. Safra üretir. Ortada (arada). Porta hepatiste bulunan anatomik yapılar: 1. İnsülin. sağ ve sol iki lobdan oluşur. papilla duodeni majorun yaklaşık 2 cm yukarısında bulunan papilla duodeni minorun tepesine açılır. besin maddelerinin dağıtımını yapar. colon ascendens. v. lobus caudatus ve lobus quadratus olarak bilinir. pancreasta rüptüre (yırtılmaya) neden olabilir. H’nin orta bölümüne porta hepatis denir ve burada karaciğere giren . regio epigastrica ve regio hypochondriaca sinistrada yer tutar. yağda eriyen vitaminleri depolar. Sağ lobun bazı anatomik yapılar arasında kalan iki parçası. kan-glukoz (şeker) seviyesini düşürür. maddeleri toksik olmayan şekle dönüştürmede (detoksifikasyon) önemli rol oynar. safra üretmek ve salgılamaktır. Ek olarak glikojeni depolar. çukur ve oluk “H” harfi şeklinde bir görünüm oluşturur. hepatica propria ve dalları 4. ekzokrin salgıları duodenuma taşır. Karaciğer.5 kg ağırlığında olup. sağ böbrek. Önde. Karaciğerin diafragmatik (facies diaphragmatica) ve visseral (facies visceralis) iki yüzü vardır. sağ suprarenal bez ve duodenum ile. Karın duvarına gelen şiddetli darbeler (otomobil kazaları gibi). somatostatin (delta hücrelerinden) ve pankreatik polipeptid (PP ya da F hücrelerinden)dir. Regio hypochondriaca dextra. portae hepatis ve dalları 3. Caput pancreatisin alt bölümünden başlayan bu kanal (ductus pancreaticus accessorius (Santorini kanalı).

50 ml hacminde. Ductus hepaticus communis 3. 9 ncu kıkırdak kaburganın arkasındadır. SAFRA KESESİ (VESICA BILIARIS YA DA FELLEA) ve SAFRA YOLLARI Karaciğerin sağ lobunun altında. Safrayı depolar ve konsantre eder. Karaciğer. Fundus vesicae biliaris. armut şeklinde bir organdır. Ductus choledochus 74 .Karaciğerde üretilen safra. fossa vesicae biliariste oturur. Safra salgılanmasını kolesistokinin artırır. corpus ve collum denilen üç bölümü vardır. Ductus hepaticus dexter ve sinister 2. KARACİĞER DIŞI (EKSTRAHEPATİK) SAFRA YOLLARI 1. Safra kesesinin fundus. ductus choledochusu oluşturur. Safra. gerektiğinde ductus choledochus ile duodenuma bırakılıır. Ductus cysticus denilen kanalı ductus hepaticus communis ile birleşerek. Yağ asitleri ve aminoasitler duodenuma ulaştığı zaman. duodenumdan salgılanan kolesistokinin kesede kontraksiyona ve ampulla hepatopancreaticanın sfinkterinde gevşemeye neden olarak safranın bırakılmasını sağlar. Ductus cysticus 4. Burada depolanır ve konsantre olur. önce safra kesesine gelir. günde yaklaşık 1 litre safra üretir. yiyeceklerle alınan yağ ve diğer maddelerin emilebilecek büyüklüğe kadar parçalanması için gereklidir.

75 . Linea terminalis. pelvis boşluğu (cavitas pelvis) denir. PELVIS – PERINEUM. linea terminalis denilen hayali bir çizgi ile büyük pelvis (pelvis major. 1. doğum pelvisi) olarak iki bölüme ayrılır. Android tip pelvis 3. Bazen farklı şekillerde olabilir. genellikle oval şekillidir. levator ani ve m. tipik kadın pelvisidir.8. gerçek pelvis. 2. Platipelloid tip pelvis. Canalis analis. Küçük pelvisin alt açıklığına apertura pelvis inferior denir. Bu nedenle vaginal yoldan doğum olanaksızdır ve sezaryen gerektirir. yalancı pelvis) ve küçük pelvis (pelvis minor. İki açıklık arasında kalan boşluğa. ek olarak küçük pelvisin apertura pelvis superior denilen üst girişinin de sınırını yapar. ön ve yanlarda iki os coxae ile arkadaki os sacrum ve os coccygisin birleşmesi ile meydana gelir. Pelvis. Yukarıda omurga. Bu şekil farklılıklarına göre pelvis 4 tipe ayrılır. ÜRİNER ve GENİTAL SİSTEM PELVIS Pelvis. urethra ve kadınlarda ek olarak vagina tarafından delinir. ischiococcygeus (m. aşağıda ise femur ile eklem yaparak ağırlık aktarımını sağlar. transvers mesafe büyük. Antropoid tip pelvis 4. Jinekoid tip pelvis. Apertura pelvis inferioru kapatır. Pelvis girişi (apertura pelvis superior). coccygeus) tarafından yapılır. Diaphragma Pelvis İki taraflı m. anteroposterior mesafe çok küçüktür.

Sınırları 1. aynı zamanda apertura pelvis inferiorun da sınırını yapan oluşumlardır. os coccygis 3. Perineum. sphincter ani externus bu üçgendedir. tuber ischiadicum ve ligamentum sacrotuberale ile sınırlanır. ramus ossis ischii. tuber ischiadicumları birleştiren hayali bir çizgi ile trigonum anale ve trigonum urogenitale denilen iki üçgen alana ayrılır. symphysis pubica 2. Önde.Perineum Uylukların arasında eşkenar dörtgen şeklinde bir alandır. ramus inferior ossis pubis. n. Trigonum Anale Fossa ischioanalis. 76 . Normalde kontraksiyon halindedir ve böylece anal kanalı kapalı tutar. ürologlar ve proktologlar için önemli bir bölgedir. rectalis inferiordur. M. Sphincter Ani Externus Dış anal sfinkterdir. Siniri. Ancak defekasyon sırasında gevşer. canalis analis ve m. Yanlarda. M. Arkada. Bu yapılar. Jinekologlar. puborectalis ile birlikte anüsü istemli olarak kapatır ve canalis analisi öne doğru çekerek anorektal açıyı artırır.

Doğumu kolaylaştırmak için özellikle ilk doğumda yapılan epizyotomi (perine bölgesindeki kesi) öncesi ya da bu bölgenin cerrahi girişimlerinden önce sinir bloke edilir. Üretra ve kadınlarda ek olarak vagina tarafından delinir. N. perineales Spina ischiadica Tuber N. pudendus Lig. kadınlarda vulva) içerir. KLİNİK BİLGİ Fossa ischio-analis. İskiyoanal abseler bazen rectum. pudendus. Her iki taraf fossa ischioanalislerin birbirleri ile bağlantılı olmasından dolayı. canalis analis veya perianal deri bölgesine spontan olarak açılabilir. Bu amaçla spina ischiadica anatomik işaret olarak kullanılır. bir fossadaki enfeksiyon diğerine de yayılabilir ve anusun arka kısmında semisirküler abselerin gelişmesine yol açabilir. enfeksiyonları sık karşılaşılan. perineumun duyusunu taşıyan sinirdir. sacrospinale 77 . Bu durumda hasta anus ile tuber ischiadicum arasında kalan bölgede doluluk ve gerginlik hissi duyar. Enfeksiyona bağlı olarak bölgede iskiyoanal abseler gelişebilir. ağrılı patolojik durumlardır. Pudendal sinir anestezisi N. dorsalis clitoridis Rr.Trigonum Urogenitale Dış ürogenital organları (erkeklerde scrotum ve penis.

Sayıları 7-13 arasında değişen calyx minorların 2 ya da 3 tanesi birleşerek calyx majoru oluşturur. protein metabolizmasındaki nitrojen atıklarını ve özellikle de üreyi kandan temizlerler.3 l/dak). vücudun metabolik artıklarını ve fazla suyu idrar haline getiren. ince bağırsak ve kalın bağırsak ile komşuluk yapar. vücuttaki metabolik aktivite sonucunda meydana gelen atık maddelerin boşaltılmasında ve elektrolit-sıvı dengesinin ayarlanmasında önemli role sahiptir.5 cm kadar daha aşağıda yer alır. Hilum renalede böbreğe girençıkan oluşumlar bulunur.ÜRİNER SİSTEM ANATOMİSİ Üriner sistem. 1. 5-7 cm eninde ve 3 cm kalınlığındadırlar. vena renalis. Sağ böbreğin ön yüzü. içte medulla renalis. Böbreklerin üst uçlarında glandula suprarenalis denilen endokrin bezler oturur. Medulla renalisteki sayıları 5 ila 11 arasında değişen (genellikle 8) koni şeklindeki yapılara pyramis renalis adı verilir. kapsüllü bir çift retroperitoneal organlardır. vücut için zararlı metabolizma artıklarını kandan süzerek idrarın meydana getirilmesi ve bunun dışarı atılmasını sağlayan organlardan oluşur. kalın bağırsak ve ince bağırsak kıvrımları ile komşudur. mide. Papilla renalis calyx minora açılır. Bu yapılara ek olarak lenf damarları ve sinirler de vardır. Pelvis renalis. karın arka duvarında. Üretra (urethra) BÖBREK (Ren) Böbrekler. Böbrekler (ren) 2. Medulla renalis ise toplayıcı kanalları içerir. Karaciğerin lokalizasyonu nedeniyle sağ böbrek sola nazaran 1-1. bir günde ise yaklaşık 1700 litre kanı filtre ederler. Bunlar. Ayrıca endokrin fonksiyonları da vardır. duodenum. Sıvı-elektrolit ve asit-baz dengesinin korunmasında önemli rolü olan böbrekler. 78 . dalak. vesica urinaria) 4. karın arka duvarını kapatan kaslar ve lumbal pleksustan çıkan sinirlerle komşudur. Yetişkin bir insanda istirahat esnasında böbrekler. Cortex renalis. Yaklaşık 11 cm uzunluğunda. Böbreklerin iç kenarlarında hilum renale denilen bir yarık bulunur. L1 vertebranın processus spinosusu seviyesinde ureter olur. Embriyolojik gelişim ve fonksiyonel olarak birbiriyle yakın ilişkili olan. Böbrekler. Bunlar. idrarı süzen yapıları içerir. İdrar torbası (mesane.2-1. karaciğerin sağ lobu. T12-L3 vertebralar arası seviyede retroperitoneal olarak yerleşmişlerdir. Pyramis renalislerin uçlarına papilla renalis denir. Bir böbreğin ortalama ağırlığı erkekte 150 gr kadında 135 gr dır. arteria renalis ve pelvis renalistir. Üriner sistem. önden-arkaya doğru. columna vertebralisin her iki yanında. pankreas. Dışta cortex renalis. Üreterler (ureter) 3. Böbreklerin arka yüzleri. Sol böbreğin ön yüzü ise. Her bir böbrekte 2 ya da 3 tane olan calyx majorler birleşerek huni şeklindeki pelvis renalisi oluşturur. Böbreklerin Iç Yapısı Böbrek kesitlerinde iki tabaka görülür. üriner ve genital sistem birlikte ürogenital sistem olarak isimlendirilir. kardiak atımın %25 ini (1. aynı zamanda endokrin fonksiyonları da olan fasülye şeklinde.

toplayıcı tubule birleşir. Corpusculum renale = glomerulus + glomeruler kapsül (Bowman kapsülü) 2. Henle lupu 4.Böbreğin fonksiyonel üniti nephron (nefron)dur. Proksimal tubulus 3. 1. Her bir böbrekteki nefron sayısı yaklaşık 1 milyondur. Toplayıcı kanalların son uçlarına ductus papillaris denir ve papilla renalislerin ucundan calyx minorlara açılır. Nefronun bölümleri. 79 . toplayıcı kanala açılır. Distal tubulus Distal tubulus. Toplayıcı tubuller.

Mesane (Vesica urinaria. uterus ve vaginanın önünde yer alır. miksiyon) sağlayan muskuler bir organdır. Başlangıcında (ureteropelvik birleşme) 2. Erkekte. peritonun önündedir (preperitoneal). 1. en dar olanıdır. üç yerde darlık gösterir. yaklaşık 25 cm uzunluğunda. Mesane içinde (pars intramuralis). Ureter. Boşken tamamen pelvis içinde. Ureter. üreterler yoluyla gelen idrarın toplandığı ve idrar hacmi belli bir dereceye çıktıktan sonra da kasılarak burada biriken idrarın urethra yoluyla dışarı atılmasını (işeme.ÜRETER Pelvis renalis. kadında ise. L1 vertebranın processus spinosusu seviyesinde ureter olur. 80 . Küçük pelvis girişinde (linea terminalisten geçtiği yerde) 3. rectumun önünde prostatın üzerinde. İdrar torbası) Mesane. symphysis pubicanın arkasında. 3 mm çapında retroperitoneal organdır.

Ostium urethrae externum. Erkekte bu kanal içerisinden ek olarak ejakulat (meni. membranöz ve spongioz olmak üzere üç bölümü vardır. Erkek uretrasının mukozasında bulunan bezlere. Erkek uretrası dört yerde darlık gösterir. Kadın uretrasının mukozasında bulunan bezler (gll. Erkek uretrası hem üriner hem de genital bir yoldur. Burada istemli olarak çalışan m. gll. Mesanenin tabanındaki ostium urethrae internumdan başlar. perinealis (n. Fossanın çatısında bir çıkmaz bulunur. paraurethrales. Pars membranacea. Fossa navicularis urethraenin hemen arkası Kadın uretrası (urethra feminina) Yaklaşık 4 cm uzunluğundadır. Ostium urethrae externum. Pars membranacea. Çizgili kaslardan oluşan bu kas. 1. Skene bezleri). Prostatik. prostat bezi içinden geçen 3-4 cm’lik bölümdür. urethrales (Littre bezleri) denir. en dar olanıdır 2. Pars spongiosa. erkekteki prostatın karşılığıdır. 81 . sphincter urethrae externus denilen sfinkter yapısında bir kas bulunur. Sondanın bu çıkmaza takılmaması için fossa navicularisin tabanına doğru yönlendirilmesi gerekir. Uretranın en geniş ve en fazla dilate olabilen (genişleyebilen) parçasıdır. urethranın penis içerisinde yer alan bölümüdür. Buraya ductus ejeculatorius ve prostat bezinin kanalları açılır. Kadın ve erkek uretrası arasında farklılıklar vardır. clitoris ile ostium vaginae arasında. Sonda takmada lokalizasyonu önemlidir. Vaginanın ön duvarına gömülü olarak bulunur. Derin perine aralığındadır. Lacuna magna denilen bu çıkmaz.Urethra Urethra. urethranın en kısa ve en az genişleyebilen bölümüdür. mesanedeki idrarı dışarı atmaya yarayan bir kanaldır.5 cm arkasındadır. Glans penis içinde yaptığı genişlemeye fossa navicularis urethrae denir. Erkek uretrası (urethra masculina) Mesane boynundaki ostium urethrae internum ile glans penisin tepesindeki ostium urethrae externum arasında uzanan 18-20 cm uzunluğunda bir borudur. Glandula bulbourethralislerin kanalları bu parçaya açılır. öne ve aşağı doğru hafif bir kavis çizerek pelvis döşemesini deler ve vestibulum vaginadaki ostium urethrae externumda sonlanır. uretra lümenine açılır. sperm hücrelerini kapsayan sıvı) da dışarı atılır. Çocuklarda 2-3 yaşlarında istemli olarak kontrol başlar. üretraya sonda (katater) uygulamasında önemlidir. Yaklaşık 15 cm uzunluğundadır. Kanalları. diğeri (ostium urethrae externum) ise dış ortama açılan iki ağzı vardır. glans clitoridisin yaklaşık 2. Membranöz parçanın her iki tarafında glandula bulbourethralis (Cowper bezi) denilen bez bulunur. ikinci en dar yerdir 3. Pars prostatica. Urethranın biri (ostium urethrae internum) mesaneye. Ostium urethrae internum 4. pudendusun dalı) ile uyarılır. küçük yaşlar hariç isteğimizle kontrol edilir ve n.

oosit denilen dişi cinsiyet hücresini ovaryumlardan cavitas uteriye ileten tüptür. Diğer ucundan başlayan ligamentum suspensorium ovarii içinde a. 4. İç Genital Organlar 1. Küçük pelvisin her iki yan duvarında fossa ovarica denilen çukur içindedir. 3. Tuba Uterina (Salpinx) Tuba uterina (Fallop tüpü). iç ve dış genital organlar olarak iki grupta incelenir. ovarica bulunur. Ligamentum ovarii proprium denilen bağ ile bir ucuyla uterusa bağlanır. Ovarium Tuba uterina Uterus Vaginadır Ovarium Ovaryumlar testislerin karşılığıdır. 2. Tuba uterinanın dört bölümü vardır. 82 .v.Kadın Genital Organları Kadın genital organları.

Isthmus tubae uterinae. cardinale. Yaklaşık 2. Pars uterina (intramuralis). Ağzında. huni şeklinde olan ovarium üzerindeki bölümüdür. 2. Infundibulum tubae uterinae. En uzun bölümüdür. Bu plikaların 83 . Corpus uteri. Uterus Uterus. İçindeki boşluğa cavitas uteri denir. Primer pasif desteği ise ligamentum transversum cervicis (lig. 3.1. Uterusun aktif desteği diaphragma pelvistir. vaginaya komşu bölümüdür. altta cervix uteri. Tuba uterinanın en dar yeridir. oositi yakalama işlevi olan fimbriae tubae denen uzantılar bulunur. Ampulla tubae uterinae. İçinde bulunan kanala canalis cervicis uteri denir. Uterus iki bölüme ayrılır. arkada rektum. tamamen pelvis içinde. 4. İki bölüm arasındaki dar bölgeye isthmus uteri denir. Vagina Cervix uteri ile vestibulum vaginae arasında bir kanaldır. Mackenrodt bağı) denilen bağdır. darlık gösterdiği yerdir. infundibulumdan sonra gelen parçadır. Üstte corpus uteri. Cervix uteri. altta vagina arasında yer alan armut şeklinde bir organdır. Fertilizasyon (spermiumun oositi döllemesi) burada olur. Ön ve arka duvarların iç yüzünde enine uzanan mukoza plikalarına rugae vaginales denir. önde mesane.5 cm uzunluğundadır. tuba uterinaların uterusa girdiği noktadan geçen hayali bir çizginin üst tarafında yer alan korpus bölümüne fundus uteri denir. uterus duvarı içindeki yaklaşık 1 cm uzunluğundaki parçadır.

Ortasında menstrüasyonda olan kanamanın dışarı atılması için bir delik bulunur. Vestibulum vaginae 6. Labium Majus Pudendi Erkekteki scrotumun karşılığı olan iki deri plikasıdır. ortamı bazik yapar. Kalıntılarına caruncula hymenales (ya da myrtiformis) denir. ter bezi ve kıl içermez. ilk cinsel birleşmeden sonra yırtılır. Bulbus vestibuli 7. En yaygın tipi anuler himendir. Himen. 84 . glans clitoridis denir. Kabarıntıyı derialtı yağ dokusu yapar. Dış Genital Organlar 1.5-3 cm lik bölüm jinekolojik perineum olarak bilinir. Clitoris 5. Penis gibi erektildir ve uyarıldığında sertleşir. Vaginanın ağzına ostium vaginae denir ve bakirelerde hymen (kızlık zarı) denilen delikli bir zar ile kapalıdır. Çeşitli tipleri vardır. Hymen Bakirelerde ostium vaginaeyi kapatan ince bir zardır. kabarık alandır. Tek patolojik tipi deliği olmayan imperfore himendir. Ucuna. Vaginada bulunan doderlein basilleri. Labium minus pudendi 4. Gl. Vaginada salgı bezi bulunmaz. Labium Minus Pudendi Erkekteki penisin ventral yüzünü örten derinin karşılığıdır. Kıllara pubes denir.meydana getirdiği sütun şeklindeki yapıya columna rugarum anterior ve posterior denir. Labium majuslar arasındadır. Buradaki kılların dağılımı erkekte ve kadında farklıdır. Yağ bezi. Hymen Mons Pubis Symphysis pubicanın yukarısında kalan kıllı. Buraya ostium vaginae ile ostium urethrae externum açılır. Mons pubis 2. Clitoris Penisin karşılığıdır.vestibularis major 8. Arka uçlarının birleştiği yer ile anus arasında kalan 2. Labium majus pudendiler arasında kalan aralığa rima pudendi denir. Vestibulum Vaginae Labium minus pudendiler arasında bulunan bölgedir. Labium majus pudendi 3.

28 nci haftada inguinal kanala iner. İÇ GENİTAL ORGANLAR 1. Vesicula seminalis 6. Ductus ejaculatorius 5. Spermatozoonların ve androgenlerin üretim yeridir. Arka uçları gl. İntrauterin yaşamın ilk aylarında karın arka duvarında olan testisler. ERKEK GENİTAL ORGANLARI Erkek genital organları. vaginanın kayganlığını arttırır. Scrotum içinde yer alan iki organdır. bulbospongiosusun altındadır. M. iç ve dış genital organlar olarak iki grupta incelenir. Ductus deferens 4. Bu salgı. Testislerde üretilen spermiumlar. vestibularis major (Bartholin bezi) ile komşudur. Epididymis Testislerin arka-üst bölümünde otururlar.Bulbus Vestibuli Ostium vaginaenin iki tarafında yer alan erektil dokudur. Glandula Vestibularis Major (Bartholin Bezİ) Erkekteki glandula bulbourethralisin karşılığıdır. kanallarla epididymise getirilir. Epididymis 3. Yaklaşık 4 haftada kanaldan geçerek 32 nci haftada scrotuma iner. 85 . Vestibulum vaginaede glandulae vestibulares minores denilen daha küçük bezler de vardır. Testis 2. Spermiumlar burada son olgunluğuna ulaşır ve hareket yeteneği kazanır. Cinsel birleşme (koitus) sırasında salgı bırakır. Prostat 7. Bulbourethralis (Cowper bezi) Testis (Orchis) Erkek primer üreme organıdır. Gl.

Esas işlevi spermiumların taşınması ve ejakulasyona kadar depo edilmesidir. 86 . testiküler damarlar ve sinirler ile funiculus spermaticus denilen yapı içinde inguinal kanaldan geçer. Ductus deferens. Testisin arka kenarı boyunca yukarıya doğru yükselir. 45 cm uzunluğundadır.Ductus Deferens (Vas Deferens) Epididymisin cauda epididymis denilen kuyruk bölümünden başlar.

spermiumların uzun süre canlı kalmasını sağlayan spermin isimli madde içerir. Corpus 87 . Bu kanal. prostat. prostat içinden geçip prostatik uretraya açılır. Prostat % 30’unu. Uzunluğu ortalama 15 cm dir. Aynı zamanda spermiumların kadın genital traktusunda bir engelle karşılaşmadan ilerlemesine olanak tanıyan immünsüpresif etkiye sahip ajanlar da içerir.Vesicula Seminalis (Glandula Vesiculosa) Mesane ile rektum arasındadır. Çiftleşme ve idrarı dışarıya atma. Glandula vesiculosa % 60’ını. Spermler % 10’unu oluşturur. Akciğer kanserinden sonra en sık kanseri görülen organdır. Ejakulatın (semen) en büyük bölümünü bu bezin salgısı oluşturur. 50 yaşın üzerindeki erkeklerde hipertrofi (büyüme) gösterir. Prostat Genital eklenti bezlerin en büyüğüdür. DIŞ GENİTAL ORGANLAR 1. Glandula Bulbourethralis (Cowper Bezleri) Derin perine aralığında membranöz üretranın her iki tarafında yer alır. Ejakulat (meni) Epididymis. Penis 2. Bir tane corpus spongiosum penis ve iki tane corpus cavernosum penis denilen üç erektil organdan oluşur. İki önemli işlevi vardır. glandula bulbourethralis ve diğer bezlerde % 10’unu oluşturur. Kadınlardaki paraüretral bezlerin (Skene bezleri) karşılığıdır. Vesicula seminalisin salgısı spermiumların beslenmesi için fruktoz içerir. ductus ejaculatorius denilen kanalı oluşturur. Salgısı. glandula bulbourethralislerin salgılarının spermlerle birlikte oluşturdukları sıvıdır. erektil organdır. Scrotum Penis Silindirik yapıda. Bu büyümesi rektal tuşe ile tespit edilebilir. Kadınlardaki glandula vestibularis majorun karşılığıdır. glandula vesiculosa. Vesicula seminalisin kanalına ductus excretorius denir. Ductus excretorius ile ductus deferens birleşerek.

Bu boşluklar kanla dolunca ereksiyon (dikleşme) gerçekleşir.cavernosum penisler içinde kavernler (boşluklar) vardır. ductus deferensleri ve testiküler damarları ve sinirleri içerir. Penisi örten derinin glans penisi örten bölümü preputium penis (sünnet derisi) olarak bilinir. 88 . Spermatogenesis (spermium üretimi) için skrotum ısısının vücut ısısından yaklaşık 2 derece düşük (34-35 derece) olması gerekir. Scrotum Perineumda. cremaster. Scrotum derisi altındadır ve n. Funiculus spermaticus içindedir ve n. M. dartos. cremaster ve m. genitofemoralis içindeki sempatik liflerle uyarılır. dartos ile yapılır. Corpus spongiosum penis içinden uretra geçer. penisin altında yer alır. Bu ısı düzenlenmesi m. düz kastır. Testisleri. epididymisleri. genitofemoralis ile uyarılır. çizgili kastır. M.

kranyal sinir ( kafa çifti ). Merkezi sinir sistemindeki nöron topluluklarına nucleus. nöronların hücre gövdeleri ile oluşturulurken. Her iki oluşum da substantia alba (beyaz cevher) ve substantia grisea (gri cevher) denilen iki farklı dokudan oluşur. MERKEZİ (SANTRAL) SİNİR SİSTEMİ Periferik sinir sistemi aracılığı ile vücut dışından veya içinden kaynaklanan uyarıları alarak bunlara yine periferik sinir sistemi aracılığı ile gerekli yanıtı veren sistemdir. kas. Tubus neuralisin baş tarafında üç tane şişlik (prosencephalon. Rhombencephalon(arkabeyin) Myelencephalon (bulbus=medulla oblongata) ve metencephalon (pons + cerebellum)dan oluşur. ektoderm kökenlidir ve tubus neuralis denilen embriyonik bir yapıdan gelişir. Uyarıları merkezi sinir sisteminin ilgili merkezlerine getiren bu liflere afferent (sensorik) lifler adı verilir. reseptörlerden başlayan nöronların uzantıları aracılığı ile merkezi sinir sistemine getirilir. Sinir sistemi anatomik olarak iki bölüm altında incelenir. Telencephalon ise. tendon. 12 çift. Vücut yüzeyi. Prosencephalon (ön beyin) Diencephalon ve telencephalon (cerebrum) denilen iki bölümü vardır. 31 çift de spinal sinir olmak üzere toplam 43 çift periferik sinir vardır. bu nöronların uzantıları olan miyelinli liflerle oluşturulur. 89 . başka grup nöronların uzantıları aracılığı ile periferdeki ilgili yapılara ulaştırılır.9. Merkezi sinir sisteminden perifere emirleri götüren bu liflere de efferent (motor) lifler adı verilir. eklem. SİNİR SİSTEMİ Sinir sistemi. thalamus. Mesencephalon (orta beyin) Pons ile diencephalon arasında kalan bölümdür. ve iç organlarda bulunan alıcılar (reseptörler) çevreden uyarıları alır. iki tane hemispherium cerebriden (beyin yarımküresi) meydana gelir. Diencephalon. Bu uyarılar. Bulbus (medulla oblongata) + Pons + Mesencephalon = Truncus encephalicus (beyin sapı) olarak bilinir. mesencephalon ve rhombencephalon) bulunur. Son tarafı kuyruk şeklindedir ve bu ileri dönemde medulla spinalis olur. epithalamus ve subthalamus denilen alt bölümlerden oluşur. çevreden gelen uyarıları (stimulus) toplayan ve uyarılma sonucu ortaya çıkan değişiklikleri (impuls) ileten sinir lifleri ile bu liflerin sonlandığı merkezlerden oluşur. dışında kalan nöron toplanmalarına da ganglion adı verilir. substantia grisea dışta iken omurilikte tersi bir düzenlenme vardır. Beyinde substantia alba içte. Gri cevher. hypothalamus. PERİFERİK SİNİR SİSTEMİ Kranyal ve spinal sinirler ile ilgili ganglionları tarafından oluşturulur. Bu sinirler aynı zamanda otonom sinir sistemine ait lifleri de taşır. beyaz cevher. Sinir sistemini oluşturan tüm yapılar. Bu sistemi beyin (encephalon) ve omurilik (medulla spinalis) yapar. Gelen uyarılara yanıt olarak merkezi sinir sisteminden çıkan emirlerde.

glossopharyngeus). n. 31 segmentten oluşur. Gri cevherde ise çeşitli yolların sonlandığı nöronlar bulunur. Bulbus. Medulla Spinalis (Omurilik) Foramen magnum seviyesinde bulbusun alt ucundan başlar ve L1-L2 arasındaki discus intervertebralis seviyesinde sonlanır. önden arkaya basık silindir şeklinde bir organdır. Pons Beyin sapının orta parçasıdır. 1 koksigeal segmenttir. hem de periferik sinir sistemi ile içinde fonksiyon gören bir sistemdir. Medulla spinalisin L1-L2 vertebralar arasında sonlanmasına karşın çevresindeki subaraknoid aralık S2 vertebraya kadar uzanır. N. 90 . vagus.basilaris bulunur. bulbustan sulcus bulbopontinus ile mesencephalondan da sulcus pontocruralis ile ayrılır. Respiratuvar ve kardiyovasküler kontrol merkezlerini içerir. n. Pons. Ponsun ön yüzünde orta tarafta aşağıdan yukarıya doğru uzanan oluk içinde a. 33-35 gr ağırlığında. Medulla spinalis vertebral kanal içinde yer alır ve intrakranyal oluşumlar gibi meninksler ile örtülmüştür. Medulla spinalisin beyaz cevherinde çeşitli inen (efferent) ve çıkan (afferent) yollar seyreder. Medulla spinalis 43-45 cm boyunda. hypoglossusun çekirdekleri de bulbustadır. Pons. Bulbus (Medulla Oblongata) Beyin sapının en kaudal parçasıdır. Medulla spinalis. iki tane olan pedunculus cerebellaris inferior ile cerebelluma bağlanır. Bunlar 8 servikal 12 torakal. Kadınlarda erkeklere nazaran daha hafif ve kısadır. accessorius ve n.Otonom sinir sistemi hem merkezi sinir sistemi. 5 sakral. 5 lumbal. En büyük yol olan kortikospinal traktusun (piramidal yol) yaptığı çapraz (decussatio pyramidum) bulbusun alt ucundadır.

Cerebellumun dört çift çekirdeği (nuclei cerebelli) vardır. Cerebellum. Cerebellum Fossa cranii posteriorda yerleşmiş olan cerebellum. yaklaşık 150 gr ağırlığında olup rhombencephalonun en büyük parçasıdır. kranyal sinirlerin çekirdekleri bulunur. vestibuler sistemle ilgili çekirdektir. pedunculus cerebellaris superior (mesencephalona bağlanır). Nucleus emboliformis 3. Nucleus globosus 4. üç çift sap ile beyin sapına bağlanır. Cerebellum iki tane hemispherium cerebelli ile bunları ortada birleştiren vermis cerebelliden oluşur. Nucleus dentatus 2. ponsun başlangıcında birleşir. Vücut dengesinin devamı ve hareketlerin koordinasyonundan sorumludur. VIII. Büyük bölümü fossa cranii posteriordadır. pedunculus cerebellaris medius (ponsa bağlanır) ve pedunculus cerebellaris inferior (bulbusa bağlanır)dur. Mesencephalonun ventral yüzünü dıştan sağ ve sol iki tane pedunculus cerebri oluşturur. Beynin oksipital lobu ile aralarında beyin zarlarından dura marterin uzantısı olan tentorium cerebelli denilen bölme bulunur. Mesencephalon Beyin sapının üst parçası olan mesencephalon. Cerebellumun vestibuler sistemle ilgili bölümü lobus flocculonodularistir. Nucleus fastigii. 91 . 1. pons ile diencephalon arasında yaklaşık 2 cm uzunluğunda bir yapıdır. Ponsta V.pedunculus cerebellaris medius denilen iki sap ile cerebelluma birleşir. VI. İki tane olan pedunculus cerebellaris superior ile cerebelluma bağlanır. VII. Bunlar. Bunlar. İki pedunculus cerebri.

Beyin hemisferlerinin dış yüzünde sulcus centralis ve sulcus lateralis adı verilen iki belirgin sulcus vardır. dış yüzde lobus frontalis ile lobus parietalis arasındaki sınırı belirler. Corpus callosum. Sulcus centralis. temporal ve paryetal lobların arkasında ise oksipital lob yer alır. iki hemisfer korteksindeki benzer noktaları bir ayna imajı gibi birbirine bağlar. Sulcus lateralis ise lobus frontalis’in alt kısmı ile lobus temporalis’in ön kısmı arasından başlayarak arkaya ve yurkarıya doğru uzanır. ortasında falx cerebrinin yer aldığı bir yarık (fissura longitudinalis cerebri) ile birbirinden ayrılır. Rolando yarığı ile fissura parieto-occipitalis arasındaki loba paryetal lob adı verilir. Bu sulcus. Sol hemisfer genellikle yazma. Bu sulcus. her bir hemisferin üst kenarından başlar. Frontal lob Rolando yarığının (sulcus centralis) önü ve Sylvius yarığının (sulcus lateralis) üstünde yer alır. Bu loblar kendilerini örten kemiklerin adını alır. hemisferlerin dış yüzünü takip ederek öne ve aşağıya doğru uzanır. Serebral hemisferler. arkada ise lobus temporalis ile lobus parietalis’in ön kısmını birbirinden ayırır. konuşma. Sylvius yarığının altında temporal lob. 92 . hesaplama ve dili anlama ile ilgilidir. İnsanlar genellikle sağ ellerini kullandıkları için sol hemisfer daha büyüktür ve dominant hemisferdir.Telencephalon (Cerebrum) İki tane beyin hemisferinden (hemispherium cerebri) oluşur. Yarığın alt bölümünde iki hemisfer arasındaki bağlantıyı sağlayan yoğun lif demetlerinden oluşan corpus callosum yer alır. Her bir hemisfer dört loba ayrılır. Serebral hemisferlerin dış yüzüne bakıldığında beyin yüzeyinin çok sayıda girinti (sulcus) ve çıkıntıdan (gyrus) oluştuğu görülür. önde lobus frontalis ile lobus temporalis’i.

lobus parietalis. arkada lobus occipitalis ile komşudur.Lobus’lardan en büyüğü olan lobus frontalis. Lateral yüzde. Sulcus centralis’in arka tarafında yer alan lobus parietalis.0 mm). alt tarafta sulcus lateralis aracılığı ile lobus temporalis’ten ayrılmıştır. corpus callosum’dur. lobus parietalis ve lobus frontalis kısımları kaldırıldığında görülen korteks kısmına lobus insularis adı verilir.25 m2 civarında bir alanı kaplamasına rağmen büyük kısmı sulcus’ların ve fissura’ların derinliklerinde bulunduğu için dış yüzden bakıldığında tüm yüzeyinin ancak 1/3’ü görülebilir. Lobus frontalis’in dış yüzünde gyrus precentralis bu lobdadır.6 mm). gyrus temporalis medius ve gyrus temporalis inferior sulcus lateralis’e paralel olarak seyreder. bu sulcus’a komşu lobus temporalis. Birçok araştırmacı. Cortex cerebri’nin kalınlığı gyrus’ların en çıkıntılı kısımlarında daha fazla (4.5-5. sulcus’ların derininde daha azdır (1. CORTEX CEREBRI Beyin hemisferlerinin dış yüzünü örten cortex cerebri (pallium). lobus occipitalis ile buna komşu lobus parietalis ve lobus temporalis arasında belirgin bir sınır yoktur. Lobus temporalis’in dış yüzünde yer alan gyrus temporalis superior. yaklaşık olarak 0. Lobus occipitalis’in kaudal ucuna polus occipitalis adı verilir. Beyin hemisferlerinin birbirlerine bakan yüzüne facies medialis adı verilir. Lobus temporalis’in rostral ucuna polus temporalis adı verilir.2-1. cortex cerebri’nin sitolojik haritalarını 93 . Facies medialis’te en belirgin olaraka göze çarpan yapı. çeşitli bölgelerde nöron tipleri ve bunların dağılımı ile miyelinli liflerin seyrindeki farklılıkları değerlendirerek. sulcus centralis’in ön tarafında yer alır. Lobus parietalis’te sulcus centralis’e paralel olarak uzanan gyrus postcenralis’i arka tarafta sulcus postrcentralis sınırlar. lobus occipitalis ve lobus temporalis’in hemisferlerin medial yüzünde birbirleri ile devam eden ve corpus callosum ile diencephalon’u çevreleyen kortikal kısımları oluşturur. fissura longitudinalis cerebri’nin tabanında yer alır. Lobus frontalis. Lobus temporalis alt tarafta sulcus lateralis aralcılığı ile lobus parietalis ve lobus occipitalis’in ön kısmından ayrılmıştır. İki beyin hemisferinin birbirine bağlayan ve miyelinli liflerden oluşan corpus callosum. ventriculus lateralis’in ise tavanını örter. Lobus limbicus’u lobus frontalis. Sulcus centralis’e paralel olarak uzanan gyrus precentralis’in ön tarafında sulcus precentralis bulunur. Sulcus lateralis’in derininde. Lobus frontalis’in rostral ucuna polus frontalis adı verilir.

10.çıkarmıştır.35 Kokunun assosiasyon merkezi 41 Primer işitme merkezi 22.11. arachnoidea mater ve pia mater olarak sıralanan üç zarla sarılıdır. ve 12 Şahsiyet merkezi 44 ve 45 Motor konuşma merkezi Parietal lobdaki önemli Brodmann alanları 3.2 Primer somatik duyu merkezi 5. BEYİN VENTRİKÜLLERİ.1. 94 . 42 İşitmenin assosiasyon merkezi 37 Görme ve işitmenin assosiasyon merkezi Oksipital lobdaki önemli Brodmann alanları 17 Primer görme merkezi 18. BOS VE SİNİR SİSTEMİ DAMARLARI Beyin Zarları Beyin ve medulla spinalis. Loblar üzerinde önemli işlevlerin merkezleri bulunur. DURAL SİNÜSLER. Bu merkezlerin bulunduğu alanlar Brodmann tarafından numaralandırılmıştır. dura mater. dıştan içe doğru.7 Duyu assosiasyon merkezi 39 Okuma yazma merkezi 40 Konuşulanı anlama merkezi 43 Tat merkezi Temporal lobdaki önemli Brodmann alanları 34 Koku merkezi 28. Klinik bilgi Beyin ve medulla spinalisi saran zarların enflamasyonuna meninjit (meningitis) denir.19 Sekonder görme merkezi BEYİN ZARLARI. Frontal lobdaki önemli Brodmann alanları 4 Primer motor merkez 6 Premotor merkez 8 Frontal göz sahası 9. Zarların hepsine birden meninges denir.

oluklara yada yarıklara girmez. Beyni saranına pia mater cranialis. ince ve damardan yoksun bir zardır. Arachnoıdea Mater Örümcek ağına benzeyen. içte lamina interna olmak üzere iki tabakadan oluşur. Lamina interna. arachnoidea mater ile pia mater arasında da içerisinde beyin-omirilik sıvısının (BOS) dolaştığı subaraknoid boşluk (spatium subarachnoidea) vardır. Dura mater cranialisin lamina externa (periosteal-endosteal tabaka) ve lamina interna (meningeal tabaka) olmak üzere iki tabakası vardır. Pia mater. içerisinde beyin-omurilik sıvısı (BOS) ve beyin venöz kanının bulunduğu boşluklar oluşturur. dışta lamina externa. Ancak bazı yerlerde birbirinden ayrılarak. medulla spinalisi saranına dura mater spinalis denir.Dura Mater Beyin ve medulla spinalisi en dıştan saran ve esneme özelliği olmayan kalın bir zardır. beyin-omurilik sıvısından beslenen avasküler bir tabaka olup beyin ve medulla spinalisi sulcusların en derin noktasına kadar inecek şekilde sıkıca sarar. Cisternae subarachnoideae Bazı bölgelerde araknoidea mater pia materden ayrılarak daha büyük subaraknoidal boşluklar oluşturur. Dura mater cranialisin lamina externası ile kafa kemiklerinin iç yüzü arasında bir boşluğa epidural boşluk denir. Cisternae subarachnoideae denilen bu boşluklar. Beyni saranına dura mater cranialis. Pia Mater Beyin ve medulla spinalis dokusunun hemen dışında yer alan bir zardır. Bu boşluklara beyin sinüsleri (sinus durae matris) denir. beynin alt yüzünde ve beyin sapı çevresinde bulunur. 95 . Beyin gyruslarının ve sulcuslarının üzerinden geçer. Fissura longitudinalis cerebri hariç. medulla spinalisi saranına pia mater spinalis denir. İki tabaka birbirine sıkıca yapışıktır. Dura mater ile arachnoidea mater arasında subdural boşluk (spatium subdurale).

jugularis interna olur. falx cerebrinin serbest alt kenarı boyunca uzanır. trochlearis. falx cerebrinin üst kenarı boyunca arkaya doğru uzanır. sfenoid kemik gövdesinin her iki yanında yer alır. Ventriculus Lateralis Her bir hemispherium cerebri içinde bulunan birer büyük boşluktur. ancak duvarlarında kas tabakası yoktur ve kapak içermezler. Bazı Dural Sinüsler Sinus sagittalis superior. V. n. facialisin gözün iç köşesinde v. oculomotorius. 96 . venlerde olduğu gibi endotel tabakası ile kaplıdır. foramen jugulareden geçince v. carotis interna ile n. abducens geçer. maxillaris geçer. Sinus sagittalis inferior. BOS’un büyük miktarı lateral ventriküllerdedir. Sinus cavernosus. BEYİN VENTRİKÜLLERİ Beyinde 4 tane ventrikül bulunur. BOS’un başlıca boşaldığı dural sinüstür. İçinden a.Sınus Dura Matrıs (Dural Sinüsler) Dura materin lamina interna (meningeal) ve lamina externa (endosteal)sı arasında yer alırlar. Sinus sigmoideus. Dış duvarından. En büyük beyin ventrikülleridir. ophthalmicus ve n. ophthalmicaların da sinus cavernosusa açılması nedeniyle yüz enfeksiyonları sinus cavernosusa ulaşabilir ve tehlikeli olabilir (kavernöz sinüs trombozu). n. Sinus rectus Sinus transversus. ophthalmicaların dalları ile olan bağlantıları ve v. sinus sigmoideus ile devam eder. n. Dural sinüslerini iç yüzü. En büyük dural sinüstür.

arkada. plazmadakinden daha yüksek konsantrasyonda bulunur.Ventriculus Tertius İki taraf thalamuslar ve hypothalamuslar arasındadır. serebrospinal sıvı). Toplam miktarı yaklaşık 140 ml dir. mesencephalon içinden 97 . Berrak ve renksiz bir sıvıdır. beyni mekanik etkilerden korur. Liquor Cerebrospinalis (Beyin Omurilik Sıvısı. Na. cerebellum arasında yer alır. Basıncı 65-195 mm su arasında değişir. Plazmaya benzer. K ve Ca konsantrasyonu ise plazmadakine göre daha düşüktür. Bunun 30 ml si ventriküllerde. BOS. Nöral dokuların beslenmesini sağlar. Dansitesi düşüktür (1006-1009 g/ml). ventriküle (ventriculus tertius) geçer. İntrakranyal basıncı düzenler. Üçüncü ventrikülden. bulbus (medulla oblongata) ve pons. Günde yaklaşık 500 ml üretilir. BOS. ventriküller içinde bulunan plexus choroideus denilen yapılarda üretilir ve salgılanır. BOS. Ancak özellikle elektrolit içeriği bakımından farklıdır. Eşkenar dörtgen şeklindeki tabanına fossa rhomboidea denir ve bulbus ile ponsun arka yüzü ile oluşturulur. Beynin ağırlığını azaltır. Nöral metabolizma sonucu oluşan atıkların uzaklaştırılmasını sağlar. Mg ve Cl. lateral ventriküllerden foramen interventriculare (Monro deliği) denilen açıklık ile 3. 110 ml si subaraknoidal boşluktadır. Serebrospinal Sıvı) ve BOS Dolaşımı BOS (beyin-omurilik sıvısı. Ventriculus Quartus Önde.

centralis retinae). A. Künt kafa travmalarında olur. cisterna lumbalise verilen anestezik madde ile spinal sinirlerdeki ileti bloke edilir. Carotis İnterna (Ön Arteriyel Sistem) A. foramen Magendi) ile subaraknoidal aralığa geçer. Göz siniri (n. aqueductus cerebri) ile dördüncü ventriküle (ventriculus quartus) geçer. baş dönmesi (vertigo). Subaraknoidal kanama (hemoraji). opticus) içinde seyreden dalı (a. Fossa cranii media tabanındaki kırıklarda. meningea medianın dallarındaki yırtılmalar (rüptürler) sonucu olur. A. ophthalmica. foramen Luschka. A. hareketlerde koordinasyon bozukluğu (ataksi) ve denge bozuklukları ile görme alanı kayıpları olur. hypophysialis superior. Ön arteryel sistem (karotid sistem) ve arka arteryel sistem (vertebrobaziler sistem). Temporal kemikteki kanaldan (canalis caroticus) geçerek kafa içine girer. Yapılırsa beyne ait bazı bölümler foramen magnumdan fıtıklaşabilir (herniye olabilir). Subdural kanama (hemoraji). hypophysialis inferior. 4. vertebralis + a. bridge venler) yırtılması (rüptürü) sonucu olur. Karotid sistemdeki (a. Beyin iki sistemden kanlanır. vertebrobaziler sistemdeki (a.geçen bir kanal (aqueductus mesencephali. A. yüzeyel beyin venlerini dural sinüslere birleştiren venlerin (köprü venler. carotis communisin uç dallarından birisidir. Sinus cavernosusdan geçip dallarına ayrılır. göz (bulbus oculi) ve gözle ilgili yapıları besler. Spinal anestezi. carotis internanın önemli dalları 1. choroidea anterior. Kafa içi basınç artışı sendromunda (KIBAS) BOS alımı kontraendikedir. motor ve duyu kayıpları. A. basilaris) lezyonlarda. bazal çekirdekleri ve capsula internayı besler 98 . Dördüncü ventrikülden. KLİNİK BİLGİ Epidural kanama (hemoraji). Fossa cranii anterior tabanındaki kırıklarda da etmoid kemiğin lamina cribriformisinin kırılması sonucu burundan BOS gelebilir (rhinorrhea). gözün sinir tabakasını (retina) besler. en sık parietal ya da temporal kemik kırıklarında a. vertebralis. serebral arterlerdeki yırtılmalar sonucu (genellikle anevrizmaların) olur. hipofiz bezini besler 2. SİNİR SİSTEMİNİN DAMARLARI Arterler Sinir sistemine ait yapılar iki çift arterle beslenir. A. orta kulak boşluğunun yukarısında meninkslerin yırtılması ve membrana tympanicanın rüptürü sonucu. carotis interna) lezyonlarda. hipofiz bezini besler 3. A. canalis centralise ve çatısında bulunan üç açıklıkla (ikisi yanlarda apertura lateralis. birisi tam ortada olan apertura mediana. carotis interna ve a. kulaktan BOS gelmesine (otorrhea) neden olabilir.

Encephali) Dural sinüslere açılırlar. vv. meningeae. Vv. basilarisi birleştiren damardır (karotidobaziler sistemi birleştirir). a. scalpın “L” (loose. cerebri media. Bu arterin lezyonlarında. gevşek areolar) tabakasında yer alırlar. basilarisi (vertebrobaziler sistem) oluşturur. Kafa dışı venlere ya da dural sinüslere açılırlar. miksiyonun istemli kontrolü bozulur. v. cerebri media. Vv. İki taraf a. media superficialis cerebri. işitme alanı ve görme yolları gibi özel işlevlere ait yapıları da besler. Vertebrobaziler Sistem) A. vertebralis bulbus ile pons arasındaki olukta (sulcus bulbopontinus) birleşerek a. diğer servikal vertebraların transvers çıkıntılarındaki foramen transversariumlarda yukarı doğru yükselerek foramen magnumdan kafa içine girer. opticus (görme siniri) hariç. felcin (stroke. 6. Vv. Yüzeyel ve derin olarak iki grupta incelenir. Yüzeyel beyin venleri. hemisferlerin iç yüzünü besler.Kranyal ve İntrakranyal Venler Vv. V. inme) en çok nedeni olan damardır. 12 çift kranyal sinir (kafa çifti). internae cerebri ve v.Beyin Venleri (Vv. cerebri anterior. sinir sisteminde anevrizmaların en çok görüldüğü damardır. subclavianın dalıdır. communicans anterior. basalis (Rosenthal veni). Okulomotor sinir en çok bu arterin anevrizmasından etkilenir. inferiores cerebri. VENLER I . 31 çift de spinal sinir olmak üzere toplam 43 çift periferik sinir vardır. superiores cerebri. İnsanoğlunun bacak ve ayağının motor ve duyu bölgeleri ile işemenin (miksiyonun) istemli kontrol merkezi hemisferin iç yüzünde temsil edilir. Ek olarak konuşma alanı. yaşta oluşurlar. hemisferlerin derin bölümlerinin venöz kanını taşırlar. communicans posterior.5. II . 7. 99 . açılmaları subdural hemorajilere neden olur. A. yassı kafa kemiklerindeki diploik kanallar içinde bulunan kapaksız venlerdir. A. A. a. carotis interna ile a. Yedinci servikal vertebra hariç. N. A. A. A. özellikle hipertansif hastalarda. dalları en çok açılan arterdir. İki taraf a. Yenidoğanın (neonat) kafasında yokturlar. beynin en büyük venidir). Bu nedenle. cerebri anterior. Kafa dışı venlerle dural sinüsleri birleştirirler. emissariae. communicans anterior ile birleştirilir. kontralateral bacak ve ayakta motor ve duyu kaybı olur. tüm periferik sinirlerin miyelin kılıfını Schwann hücreleri yapar. magna cerebri (Galen veni. hemisferlerin dış yüzünü besler. diploicae. PERİFERİK SİNİR SİSTEMİ Kranyal ve spinal sinirler ile bu sinirlerin ganglionları tarafından oluşturulur. Vertebralis (Arka Arteryel Sistem. İnsanoğlunun bacak ve ayak dışında kalan vücut bölgelerinin motor ve duyu bölgeleri hemisferlerin dış yüzünde temsil edilir. Bu nedenle kafa dışı enfeksiyonların kafa içine yayılmasında önemlidirler. dura materin venöz kanını taşıyan venlerdir. vv. 2. Derin beyin venleri.

N. Diğer periferik sinirlerden farklı olarak optik sinirin miyelin kılıfını oligodendrositler yapar. Opticus (II) (Görme Siniri) Retinada bulunan ganglion hücrelerinin uzantıları tarafından oluşturulur. Burada bulunan bipolar nöronların santral uzantıları n.KAFA ÇİFTLERİ (KRANYAL SİNİRLER) N. 100 . Frontal lobun altında nöron değiştirdikten sonra temporal lobun ucunda lokalize koku merkezinde sonlanır (34 numaralı Brodmann Alanı). olfactorius adı ile etmoid kemiğin kribriform laminasından geçip kafa içine girer. Olfactorius (I) (Koku Siniri) Olfaktor alan. burnun içindeki concha nasalis superiorda lokalizedir.

anevrizma. Çekirdek lezyonu kontralateral (karşı tarafta) belirtiye neden olan tek kranyal sinirdir (bütün kranyal sinirlerin çekirdek lezyonlarında belirtiler ipsilateral (lezyonla aynı tarafta olur). Submandibular ve sublingual tükrük bezlerine salgı yaptırır. sphincter pupillae (pupillayı daraltan kas) ve corpus ciliarenin yapısında bulunan m. Oculomotorius (III) Göze hareket yaptıran kasların çoğunu uyarır. labyrinthi ile birlikte meatus acusticus internusdan geçer. pitoz (göz kapağı düşmesi). m. Lezyonlarında. çiğneme kaslarının motor siniridir. petrosus major. obliquus inferiordur. facialis. Beyin (tentoryal) herniasyonlarından en çok etkilenen sinirdir. ciliarisi (lensin kalınlaştıran kas) de uyarır. N. Trochlearis (IV) Saf motor sinirdir. diplopi (çift görme). ganglion geniculiden çıkar. Lezyonlardan en çok etkilenen sinirdir.N. Mimik kasları uyarır. İlk ikisi sadece duyu lifleri içerir. Trigeminus (V) En kalın kranyal sinirdir. Sinirin felcinde. n. n. rectus lateralisi uyarır. obliquus superioru uyarır. Ganglion trigeminale (Gasserian ganglionu. 101 . Bunlar. N. rectus inferior. mandibularis hem duyu hem de motor lifler içerir. Fasiyal kanal içinde dirsek şeklindeki ganglionuna. rectus superior. m. N. N. Hastalar merdiven inemez ve okuyamaz. Kafa travması. n. stapedius ve chorda tympani. Saf motor sinirdir. N. Kemik içi en uzun seyir gösteren kranyal sinirdir. en çok kafaya alınan darbe sonucu yaralanır. tümör ve KİBAS (kafa içi basınç artışı sendromu) en çok bu siniri etkiler. Ek olarak m. Sırasıyla. Abducens (VI) Subaraknoidal boşlukta en uzun seyreden kranyal sinirdir. Temporal kemiğin petroz parçası ucunda lokalize büyük bir ganglionu vardır. Kornea ve aksırma refleksleri kaybolur. N. n. mandibularisdir. Lezyonunda. Bu kaslar. Kranyal sinirlerin en incesidir. petrosus major. Göz kaslarından sadece m. Sinir. Göz kaslarından sadece m. Facialis (VII) (Yüz Siniri) Temporal kemikteki canalis facialis içinde seyreder. Beyin sapını arka yüzünden terkeden tek kranyal sinirdir. ağız açıldığında çene lezyon tarafına deviye olur. m. N. göz aşağı-dışa bakar durumda (dışa şaşılık) gibi belirtiler olur. rectus medialis ve m. N. trigeminus. Dilin 2/3 ön bölümünden tat duyusunu taşır. levator palpebrae superioris (göz kapağını kaldıran kas) ve irisin yapısında bulunan m. semilunar ganglion) denilen bu gangliondan üç tane dal çıkar. facialis. KİBAS’taki diplopinin nedeni olan sinirdir. fasiyal kanal içinde üç dal verir. Lezyonu tortikollis denilen servikal distoni ile karışır. n. ganglion geniculi denir. Diplopi (çift görme) olur ve göz aşağı-dışa bakamaz. vestibulocohlearis ve a. maxillaris ve n. içe şaşılık ve diplopi olur. ophthalmicus. N. Felcinde.

Dil Siniri) Oksipital kemikteki canalis nervi hypoglossiden kafayı terk eder. vagusa girer. Tonsilla palatinaların ve orta kulak boşluğunun duyusunu taşır. Kolikte (içi boş organların ağrısına kolik denir) olan bulantı ve kusmanın nedeni olan sinirdir. scmdeki işlev kaybı nedeniyle). trapeziusu uyarır. denge ile ilgili bölümüdür. foramen intervertebraleden canalis vertebralisi terk eder (C1 hariç). Dilin tüm intrinsik ve ekstrinsik kaslarını (m. Accessorius (XI) Kranyal ve spinal olarak iki kökü vardır. Ramus anteriorlar torakal bölge hariç. sternocleidomastoideus (m. SPİNAL SİNİRLER Medulla spinalis 31 segmentten oluşur. Beyin sapındaki işitme çekirdeklerinde sinaps yapar. Tonsillitte bazen kulakta ağrı duyulmasının nedeni olan sinirdir. Vestibularis. scm) ve m. vestibularisi yapan lifler. N. diğer bölgelerde birleşerek pleksusları yapar. cochleada bulunan canalis spiralis modioli içindeki ganglion spirale cochlea (corti ganglionu)daki hücrelerin santral uzantıları tarafından oluşturulur. Glossopharyngeus (IX) (Dil-Yutak Siniri) Yutak kaslarından sadece birisini (m. Larinks kaslarının siniridir. Spinal sinirler. beyin sapında her bir tarafta 4 tane olan denge çekirdeklerindeki nöronlarla sinaps yapar. m. Buradan başlayan nöron uzantıları ile işitme duyusu temporal lobdaki merkezine taşınır. hastalarda omuz düşüklüğü olur (m. N. medulla spinalisten çıkan radix anteriorlar (motor) ile medulla spinalise giren radix posteriorların (duyu) for. Ek olarak flexura coli sinistraya kadar tüm torakal ve abdominal organlara parasempatik uyarıyı taşır. N. Vagus (X) (Gezgin Sinir) En uzun kranyal sinirdir. Bu segmentlerden sağlı sollu 31 çift spinal sinir çıkar. Spinal sinirler. Spinal kökün lezyonunda. Spinal kökü oluşturan lifler. Daha sonra her spinal sinir iki dala ayrılır (ramus anterior ve ramus posterior). N. stylopharyngeus) uyarır. Vestibulocochlearis (VIII) (İşitme-Denge Siniri) N. Hypoglossus (XII) (Dil Altı Siniri. 102 . Meatus acusticus internusun dibinde bulunan ganglion vestibulare (Scarpa Ganglionu)deki bipolar nöronların santral uzantıları tarafından oluşturulur. Kranyal kökünü yapan lifler n. palatoglossus hariç) uyarır. N. Cochlearis. trapeziustaki işlev kaybı nedeniyle) ve yüzün karşı tarafa çevrilmesi zorlaşır (m. N. intervertebralede birleşmesinden oluşur.N.

PLEXUS CERVICALIS 103 .

romboid kasların ve m. N. Bazı gövde kaslarını ve üst ekstremitedeki tüm kasları uyaran sinirler bu pleksusun dallarıdır. pectoralis medialis. phrenicus vücuttaki üç seröz zardan duyu taşıyan tek sinirdir. sternocleidomastoideusun altında ya da arkasındadır. serratus anterioru uyarır. pektoral kasları uyarır. infraspinatusu uyarır. dorsalis scapulae. N. m. M. scalenus anteriorun önünden geçip toraks boşluğuna girer. Kişi parmaklarına abdüksiyon-addüksiyon yaptıramaz. phrenicus. N. supraspinatus ile m. Incisura scapulaeden geçen sinirdir. Bu pleksusun en önemli siniri. m. Sinirin felcinde claw hand (pençe el) olur. musculocutaneus. bu nedenle parmakları arasında bir cismi tutamaz. N. Sinirin felcinde winged (kanat) skapula olur. phrenicustur. N. suprascapularis. Pleksusun en uzun siniridir. N. elin ince hareketlerini yaptıran kasların siniridir. Duyu lifleri. Sinirin felcinde kola abdüksiyon başlatılamaz. N. fibröz perikard. kolun ön bölgesindeki kasları uyarır. diyafragmanın motor siniridir. PLEXUS BRACHIALIS Son dört servikal spinal sinirin ön dalları ile birinci torakal spinal sinirin ön dalının birleşmesi ile meydana gelir. pectoralis lateralis ve N. Toraksta perikardiyakofrenik damarlarla birlikte fibröz perikardium ile mediastinal plevra arasında seyreder.İlk 4 servikal spinal sinirin ön dallarının birleşmesi ile meydana gelir. thoracicus longus. levator scapulaenin siniridir. M. mediastinal pleura. seröz perikardın parietal yaprağı. 104 . ve diyafragma altındaki peritondan duyu taşır. N. ulnaris. n.

psoas majoru delen sinirdir. Sinirin genital dalı inguinal kanaldadır. Ekstremitenin bu pozisyonu bahşiş isteyen garson (waiters tip) ekstremitesine benzer. başlıca n.N. Yaralanması durumunda inguinal bölgede kalıcı ağrılara neden olur. El. N. Humerusun collum chirurgicumunun kırıklarında. Sinirin felcinde omzun karakteristik kabarıntısı kaybolur ve kolun abdüksiyonu zor yapılır. radialis. iliohypogastricus. Ekstremite sarkık. medianus. Tüm segmentlerden lif içeren tek sinirdir. ilioinguinalis. Kremaster refleksinin hem afferent hem de efferent yolunu yapar. 105 . N. Seyri sırasında m. appendektomilerde yaralanabilir. N. N. Pleksusun dalları. cutaneus femoris lateralis. N. Humerusun arka yüzüdeki sulcus nervi radialisde a. Truncus inferior lezyonu (Klumpke felci) C8 ve T1 spinal sinir etkilenir. Yeni doğanda Moro refleksinde asimetriye neden olur. teres minoru innerve eder. İnguinal herni tamirlerinde (inguinal herniyorafi ya da inguinal herniyoplasti) yaralanabilir. m. Bu segmentlerden çıkan lifler. önkol pronasyonda ve ekstensiyonda el bileği bir miktar fleksiyondadır. N. plexus brachialisin en büyük dalıdır. latissimus dorsiyi uyarır. subscapularisi uyarır. N. Sinirin felcinde wrist drop (düşük el) olur. m. subscapularis. Felcinde apelike hand (maymun eli) olur. kol addüksiyonda ve iç rotasyonda. Pleksus. deltoideus ile m. Sinir. N. m. pronator teresin iki başı arasından ve karpal tünelden geçer. psoas majorun altında ya da arkasındadır. Truncus superior lezyonu (Erb-Duchenne Felci) C5 ve C6 köklerinde meydana gelen yırtılmalar nedeniyle olur. omuz ekleminin çıkıklarında ve koltuk değneği kullananlarda sık olarak yaralanır. brachialisle seyreden sinirdir. Plexus Lumbalis İlk üç lumbal spinal sinirin ön dalları ile dördüncü lumbal spinal sinirin ön dalının büyük bölümünün birleşmesi ile oluşur. m. ulnarise katıldığından elin küçük kaslarında zayıflık olur. profunda brachii ile birlikte seyreder. axillaris. pençe şeklinde (clawhand) bir görünüm alır. kolda a. thoracodorsalis. m. Pleksusa T12 spinal sinirin ön dalından (n. genitofemalis. subcostalis) gelen bir dalda katılır. teres major ve m. bazen ligamentum inguinalenin altından veya içinden geçerken sıkışabilir ve uyluğun anterolateral yüzünde ağrıya neden olur (meralgia paraesthetica). En çok humerus gövdesi kırıklarında yaralanır. inguinal kanaldan geçer. diz eklemine kadar uyluğun ön-dış yüzünün deri duyusunu taşır.

N femoralis; pleksusun en büyük siniridir. Vücudun en uzun deri siniri olan n. saphenus bu sinirin dalıdır. N. femoralisin felcinde bacak ekstensiyonu bozulur. N. obturatorius; aynı isimli damarlarla birlikte küçük pelvisin lateral duvarındaki canalis obturatoriusa girer. N. obturatoriusun lezyonları çok nadirdir. Bazen doğumda büyük başlı fetus siniri yaralayabilir. Yaralanması durumunda uyluk addüksiyonu ve dış rotasyonu zayıflar. Bu nedenle etkilenen ekstremite diğer ekstremitenin üzerine geçirilemez (uyluk uyluk üstüne konulamaz). Ayrıca uyluğun iç yüzünde diz ekleminin yukarısında yumurta şeklinde küçük bir alanda duyu kaybı olur. Plexus Sacralis İlk 4 sakral spinal sinirin ön dalları ile truncus lumbosacralisin birleşmesinden meydana gelir. M. piriformisin üzerinde oturur. Truncus lumbosacralis: L5 spinal sinirin ön dalı ile L4 spinal sinirin ön dalından gelen bir dalın birleşmesi ile oluşur. N. furcalis: L4 spinal sinirdir. Hem lumbal hem de sakral pleksusun oluşumuna katılır. Pleksusun dalları; N. gluteus superior; m. gluteus medius ve m. tensor fasciae lataeyi uyarır. N. gluteus inferior; m. gluteus maximusu uyarır. N. cutaneus femoris posterior; fossa popliteanın alt ucuna kadar uyluğun arka yüz orta bölgesinin ve bacağın proksimal bölümünün arka yüzünün deri duyusunu alır. N. ischiadicus (L4,5-S1,2,3); vücudun en büyük siniridir. Foramen infrapiriformeden geçip pelvisi terk eder. Uyluğun ortalarında uç dalları olan n. tibialis ve n. fibularis (peroneus) communise ayrılır. N. ischiadicus; en sık gluteal bölgeye yapılan hatalı intramusküler enjeksiyonlar sonucu yaralanır. Diz ekleminin altında kalan tüm kaslarda paralizi olur ve bu nedenle pasif düşük ayak (footdrop) görülür. N. tibialis; daha büyük olan uç dalıdır. Bacakta a. tibialis posterior ile birlikte aşağıya doğru seyreder. Uyluk arkası ve bacak arkası kasların siniridir. Fleksör retinakulumun altında n. plantaris medialis ve lateralis denilen uç dallarına ayrılır. 106

Yaralanması halinde, ayak dorsifleksiyonda ve eversiyonda kalır (pes calcaneovalgus). Kişi ayak uçları üzerinde yükselemez ve topukları üzerinde yürür. N. fibularis (peroneus) communis; collum fibulaenin dış tarafında iki uç dalına ayrılır. Alt ekstremitenin en sık yaralanan siniridir. Collum fibulae kırıklarında sık olarak yaralanır. Bacağın ön ve lateral kompartman kaslarının paralizisi sonucu, fleksör kaslar hakimiyet kazanır ve ayak plantar fleksiyonda (foot drop) ve inversiyon yapmış pozisyonda kalır. Bu karakteristik görünüme equinovarus denir. Bu sinirin felcinde olan düşük ayak, bacak arkası kasların hakimiyeti nedeniyledir. N. fibularis (peroneus) superficialis; ayağa eversiyon yaptıran (fibular) kasların siniridir. Felcinde ayak eversiyonu zayıflar. Ayrıca bacağın lateralinde ve ayak sırtında duyu kaybı olur. N. fibularis (peroneus) profundus; a. tibialis anteriorla birlikte aşağı doğru seyreder. Bacaktaki ekstensör kasları uyarır. Başparmak ile ikinci parmak arasını örten derinin duyusunu taşır. Felcinde, ayak ekstensiyonu zayıflar. Ayrıca başparmak ile ikinci parmak arasında üçgen şeklindeki bir alanda duyu kaybı olur. N. suralis; n. tibialisten gelen bir dal ile n. fibularis communisten gelen bir dalın birleşmesi ile olur. Bacağın arka yüzünde v. saphena parva ile birlikte seyreder. Malleolus lateralisin arkasından geçip ayağın dış kenarında küçük parmağa kadar seyreder. Bacağın 1/3 distalinin dış ve arka bölgesi ile ayağın lateral kenarının küçük parmağa kadar deri duyusunu taşır. N. pudendus (S2,3,4 ); perine bölgesinin esas siniridir. Sinirin çıktığı sakral segmentlerde bulunan çekirdeğine Onuf çekirdeği adı verilir. A.v. pudenda interna ile birlikte, fossa ischioanalisin dış duvarında bulunan canalis pudendalise (Alcock kanalı) seyreder. Sinirin felcinde üriner (idrar) ve fekal (dışkı) inkontinens (tutamama) olur. OTONOM SİNİR SİSTEMİ (OSS) Merkezi hypothalamusdadır. Hem merkezi hem de periferik sinir sistemi içinde işlev gören bir sistemdir. Kan damarlarının ve iç organların kasları ile bezlerin aktivitelerini kontrol eder, organlardan duyu taşır. Otonom sinir sisteminin iki bölümü vardır. sempatik ve parasempatik. Her ikisinde de iki nöron vardır. Birisi, gövdesi merkezi sinir sisteminde bulunan presinaptik nöron, diğeri de gövdesi periferik sinir sisteminde bulunan postsinaptik nöron. PARASEMPATİK SİSTEM Parasempatik sistem sadece baş, torakal ve abdominopelvik boşluklardaki organlar ve dış genital organların erektil dokularına gider. Vücut duvarı ve ekstremitelere gitmez. Bu nedenle spinal sinirler içinde parasempatik lif bulunmaz. Presinaptik parasempatik nöronlar, beyin sapında bulunan çekirdeklerde ve sakral 2-4 segmentlerdedir. Bu nedenle parasempatik sisteme kranyosakral sistem de denir. Parasempatik sistemin kranyal parçasını dört kranyal sinir yapar; III (n. oculomotorius), VII (n. facialis), IX (n. glossopharyngeus) ve X (n. vagus). Parasempatik sistemin kranyal parçasında, içinde postsinaptik parasempatik nöronların bulunduğu dört tane parasempatik ganglion bulunur. Ganglion ciliare, 107

ganglion pterygopalatinum, ganglion submandibulare ve ganglion oticum. Beyin sapındaki çekirdeklerde bulunan presinaptik parasempatik nöronların uzantıları, bu ganglionlarda bulunan postsinaptik parasempatik nöronlarla sinaps yapar. Postsinaptik parasempatik nöronların uzantıları hedef organlara gider. Pars cranialis (kranyal parça) Beyin sapında dört tane parasempatik çekirdek bulunur. 1. Edinger-Westphal (III); mesencephalonda lokalizedir. Bu çekirdekten başlayan presinaptik parasempatik lifler, n. oculomotorius içinde seyrederek ganglion ciliareye gelir ve buradaki postsinaptik nöronlarla sinaps yapar. Bu nöronların uzantıları nn. ciliares breves içinde m. sphincter pupilla ve m. ciliarise gider. 2. Nucleus salivatorius superior (VII); ponsta lokalizedir. Üst bölümüne nuc. lacrimalis denir. Bu çekirdeklerden çıkan presinaptik parasempatik lifler, n. facialisin n. intermedius denilen duyu kökü içinde beyni terk eder. Daha sonra sinirin iki dalı içinde seyrederek iki ayrı parasempatik gangliona gelir. Ganglion pterygopalatinuma gelenler, sinapstan sonra glandula lacrimalise gider. Ganglion submandibulareye gelenler, sinapstan sonra glandula submandibularis ve glandula sublingualise gider. 3. Nucleus salivatorius inferior (IX); bulbusta lokalizedir. Bu çekirdekten çıkan presinaptik parasempatik lifler, n. glossopharyngeus ve onun dalları ile ganglion oticuma gelir ve sinaps yapar. Gangliondan çıkan postsinaptik parasempatik lifler, glandula parotideaya gider. 4. Nucleus dorsalis nervi vagi (X); bulbusta lokalizedir. Bu çekirdekten çıkan presinaptik lifler, n. vagus ve dalları içinde seyrederek toraks organları ile pancreas, dalak, karaciğer, safra kesesi ve safra yolları, özofagus, mide, ince bağırsak ve flexura coli sinistraya kadar olan kalın bağırsak bölümünün çevresinde bulunan pleksuslar içindeki (terminal ganglion) veya organların duvarlarındaki (mural ganglion) küçük ganglionlara gelerek sinaps yapar. Sinapsdan sonraki postsinaptik parasempatik lifler, organların düz kasları ve bezlerine gider. Pars pelvica (pelvik veya sakral parça) Presinaptik parasempatik nöronlar sakral 2, 3 ve 4’te lokalizedir. Bu nöronların uzantıları nn. splanchnici pelvici (nervi erigentes) adı altında n. vagusun innervasyon alanı dışında kalan organların parasempatik uyarısını sağlar. Bu sinir içinde seyreden presinaptik parasempatik lifler, organların çevresindeki pleksuslar 108

içinde (terminal ganglion) veya organların duvarlarında bulunan (mural ganglion) küçük ganglionlara gelerek sinaps yapar. Nn. splanchnici pelvici; flexura coli sinistradan itibaren kalın bağırsak bölümünün ve pelvik organların (mesane, uterus, vagina ve prostat gibi) düz kaslarını uyarır. Ayrıca penis ve clitorisin erektil dokuları ile testis, ovaryum, uterus ve tuba uterinanın damarlarında vazodilatatör etki yapar. SEMPATİK SİSTEM Ter bezleri, m. arrector pili, kan damarlarının müsküler duvarı, kalp, akciğerler ve solunum yolları, abdominopelvik organlar, özofagus, irisde bulunan m. dilatator pupillae, tarsal kaslar ve ürogenital traktusun düz kaslarını uyarır. Sempatik sistem, kıkırdak ve tırnak gibi avasküler dokulara gitmez. Presinaptik sempatik nöronlar, T1L2 arası segmentlerdedir (toplam 14 segment). Presinaptik nöronların aksonları, medulla spinalisi terk eder ve truncus sympathicusdaki ganglion trunci sympathici (paravertebral ganglion) denilen ganglionlara gelir ve buradaki postsinaptik sempatik nöronlarla sinaps yapar. Bazı uzantılar, sempatik zincirden direk geçer ve aorta abdominalisin önündeki prevertebral ganglionlarda (gang. coeliacum, gang. mesentericum superius ve gang. mesentericum inferius) sinaps yapar. Bu ganglionlardaki postsinaptik sempatik nöronların uzantıları hedef organa gider. Truncus Sympathicus: Columna vertebralisin her iki tarafında, kafa tabanından koksiks ucuna kadar uzanan sempatik zincirde, 22 yada 23 çift ganglion trunci sympathici (gg. paravertebrales) denilen ganglionlar bulunur. Servikal parçasında üç tanedir. Bunlar; gang. cervicale superius, medius ve cervicothoracicumdur. Özellikle gang. cervicothoracicumun apex pulmonislerle olan komşuluğu önemlidir. Pancoast sendromunda olduğu gibi, apex pulmonislere oturan tümörlerde ganglion etkilenir ve Horner sendromu belirtileri (miyozis; pupillanın küçülmesi, pitozis; göz kapağının düşmesi, enoftalmos; gözün içe çökmesi, anhidrozis; terleme olmaması ve kızarıklık) ortaya çıkar. İki tarafın truncus sympathicusu, koksiks ucunda ganglion impar denilen bir ara ganglionla birleşir. 109

10. ENDOKRİN SİSTEM

Organizmada meydana gelen metabolik olaylar, büyüme, olgunlaşma gibi bir çok fizyolojik olayda önemli görevleri olan bezlerdir. Vücutta sadece iç salgı yapan bezler ile hem iç hem de dış salgı yapan bezler vardır. Salgılarını bir kanala bırakan bezlere ekzokrin bez, kana bırakan bezlere ise endokrin bez denir. 110

Glandula pituitaria (hypophysis), glandula pinealis (corpus pineale, epifiz bezi), glandula thyroidea, glandula parathyroidea, glandula suprarenalis, thymus, pancreas, testis, ovarium ve böbrekler bazı endokrin işlevi olan organlardır. Hypophysis (Glandula Pituitaria) Sfenoid kemiğin fossa hypophysialisi içinde kırmızı gri renkli, oval şekilli, yaklaşık 0.5 gr ağırlığında, kapsüllü endokrin bir bezdir. Hipotalamustan başlayan infundibulum, hipofizi hipotalamusa bağlar. Hipofiz bezinin alt-ön tarafında sinus sphenoidalis bulunur. Her iki yanda sinus cavernosus ve içindeki yapılarla komşudur. Bezin üstön tarafı chiasma opticum ile komşuluk yapar. Hipofiz, farklı iki parçadan oluşur. Adenohypophysis (lobus anterior) Oral ektoderm kökenlidir. Adenohipofizi oluşturan oral ektoderm bölümü başlangıçta bir kese (Rathke kesesi) şeklindedir. Yetişkinlerde bez içinde görülen yarık, bu kesenin kalıntısıdır. Pars distalis, pars intermedia ve pars tuberalis olmak üzere üç parçadan oluşur. Adenohipofizde üretilen ve salgılanan hormonlar; prolaktin, GH (growth hormon; somatotropin), ACTH (adrenokortikotropin hormon), TSH (tiroidi stimüle eden hormon), FSH (follikülü stimüle eden organ), LH (lüteinize hormon)’dır. Neurohypophysis (lobus posterior) Nöral ektoderm kökenlidir. Diensefalonun uzantısıdır. İnfundibuler öz, eminentia mediana ve lobus nervosus (pars nervosa) olmak üzere üç parçadan oluşur. Nörohipofizden; ADH (vasopressin) ve oxitosin salgılanır. Glandula Pinealis (Corpus Pineale, Epiphysis Cerebri) Tabanı bir sap ile diencephalona tutunur. 120 mg kadardır. Pinealositler tarafından melatonin salgılanır. Karanlık ve aydınlık ile uyku periyodunun düzenlenmesi, vücut ısısının ayarlanması, metabolizma, bağışıklık sistemi, tümör büyümesinin inhibisyonu ve lokomotor aktivite bazı işlev yaptığı olaylardır. Karanlık, pineal bezde aktiviteyi artırırken, aydınlık azaltır. Pineal bezdeki aktivite artışı, etkilediği iç salgı bezlerinde aktivite azalmasına neden olur.

111

Glandula Thyroidea Boynun ön tarafında C5-T1 vertebralar arasında, kahverengi-kırmızı renkte damardan zengin, kapsüllü bir organdır. Yaklaşık 25 gr ağırlığındadır. Kadınlarda biraz daha büyük ve ağırdır. Menstruasyon ve gebelik sırasında da biraz büyür. Sağ ve sol olmak üzere iki lob ile bunları ortada birbirine bağlayan, 2-3 trachea halkaları üzerinde oturan dar bir parçadan (isthmus glandulae thyroidea) oluşur. Glandula thyroideadan bazal metabolizmayı uyaran triiodotironin (T3) ve tiroksin (T4) hormonları salgılanır. Bu hormonların aşırı salgılanması hipertiroidi (tirotoksikoz), yetersiz salgılanması hipotiroidi olarak bilinir. Glandula thyroideanın büyümesine tiroid hiperplazisi (guatr) denir. Bez büyüyünce boynun ön tarafında bir şişkinlik oluşturur ve bunun yutkunma ile hareket etmesi gözle fark edilebilir. Büyüyen bez, trachea ve n. laryngeus recurrense bası yapabilir. Tiroid bezindeki parafolliküler hücrelerden kalsitonin salgılanır. Kalsitonin, kandaki kalsiyum seviyesini düşürür, iskelette ve diğer dokularda kalsiyum tuzlarının depolanmasını artırır.

112

Glandula Parathyroidea Küçük, sarımsı-kahverengi, oval şekilli olup, tiroid bezi loblarının arka kenarları ile capsula fibrosa arasında bulunan 4 tane bezdir. Glandula parathyroidealar parathormon salgılar. Bu hormon kemik dokusundaki hücrelere etki ederek kemikteki kalsiyumun kana geçmesini sağlar ve kan kalsiyum seviyesini yükseltir. Kan kalsiyum seviyesinin artması ile birlikte parathormon sekreyonu inhibe olur. Thymus Primer lenfoid organdır. Manubrium sterninin arkasında, pericardium fibrosum, arcus aortae ve tracheanın önündedir. Mediastinum superius ve mediastinum anteriusta yer tutar. Doğumda 12-15 gr. ağırlığındadır. Puberteden sonra atrofiye gider. Timus, T lenfositlerin olgunlaştığı yerdir. Gelişim çağında lenfatik sistemin normal gelişmesi ve bağışıklık maddelerinin (antikorların) oluşmasında etkilidir. Yeni doğanda (neonat) lenfoid dokuların normal gelişmesi ile de ilgilidir. Timus çıkarılırsa lenfatik doku gelişimi geriler. Bu dokuda lenf, kanda da lenfositler kaybolur, antikorlar da yapılamaz. Glandula Suprarenalis Her bir böbreğin üst ucuna oturmuş, fascia renalisle sarılı iki bezdir. Anatomik ve fizyolojik olarak, dışta korteks (adrenal korteks), içte medulla (adrenal medulla) olmak üzere iki kısımdan yapılır. Korteksten glukokortikoidler (kortizol, kortikosteron), mineralokortikoidler (aldosteron) ve seks hormonları (androgenler) salgılanır. Medulladan katekolaminler (adrenalin ve noradrenalin) salgılanır. Pankreas Hem endokrin hem de ekzokrin bezdir. Ekzokrin salgıları; amilaz, lipaz ve tripsinojendir. Bunları ductus pancreaticus denilen kanalına verir. Kanal, duodenumun ikinci parçasına (pars descendens) açılır. Pankreasın yapısında bulunan pankreas adacıkları (Langerhans adacıkları) pankreasın %1’ini oluşturur. Bu adacıklarda bulunan alfa hücreleri glukagon (kan glukozunu arttırır), beta hücreleri insülin (kan glukozunu azaltır), delta hücreleri somatostatin, F hücreleri PP (pankreatik polipeptid) sentezler ve salgılar.

113

renin salgılar. testosteron. prostoglandin. prekallikrein. Ovaryum Ovariumun yapısında bulunan folliküler hücreler.Testis Testisin yapısında bulunan interstisyel hücreler (Leydig hücreleri). 1-25 dihidroksi vitamin D3. Böbrekler Eritropoietin salgılayarak eritrosit üretimini arttırır. Sertoli hücreleri inhibin salgılar. Sertoli hücreleri kan-testis bariyerini yapan hücrelerdir. Sonuçta Na (sodyum) ve suyun geri emilimi artar. ostrogen ve progesteron salgılar. 114 . Renin – angiotensin mekanizması ile aldosteron artar.

levator palpebrae superioris. zigomatik ve sfenoid kemiğin büyük kanadı 3. oculomotorius. n. Mm. Dış duvarını. Bunlar. n. M. oculomotorius. abducens. maxillarisin dalları ve ganglion ciliare bulunur. Mm. apeksi arkada piramit şekilli iki boşluktur. iki tanedir. oculomotorius ile uyarılır. M. arkadan öne doğru Sfenoid. pitoz). zigomatik. rectus medialisi n. frontal ve sfenoid kemiğin küçük kanadı 2. n. glandula lacrimalis ve kanalları. trochlearis ile uyarılır. İç duvarını. m. levator palpebrae superioris geçer. 115 . Etmoid. ophthalmicalar bulunur. gözü aşağı-dışa baktırır ve n. tabanı önde. dört tane düz kastır. üst göz kapağını kaldıran kastır. Orbitada bulunan kaslar Orbitada toplam yedi tane kas bulunur. Gözü isimleri ile aynı yönde hareket ettirirler. Alt duvarını (orbita tabanı). Zinn halkasından (anulus tendineus communis) başlarlar. Orbitada bulunan sinirler N. trochlearis. N. gözü yukarı-dışa baktırır ve n. abducens uyarır. Orbitanın duvarları Dört duvarı vardır. rectus inferior ve m. LAkrimal ve Maksilla (SELAM) yapar. oculomotorius ile uyarılır. n. M. M. recti. bu duvarla komşudur. Orbital ve palpebral iki parçası vardır. obliqui. 1. GÖZ ve KULAK ANATOMİSİ Orbita Ve Göz (Bulbus Oculi) Orbita Orbita. Etmoidal sinüsler. göz ve gözle ilgili kaslar. Orbitada bulunan damarlar Orbitada a. Glandula lacrimalis Orbitanın üst-dış duvarında. carotis internanın dalı olan a. m. opticus. rectus lateralisi ise n. Sinirin felcinde kastaki fonksiyon kaybı sonucu göz kapağı düşer (göz kapanır. frontal kemikteki çukurunda (fossa glandula lacrimalis) oturur.11. Orbita taban kırıkları maksiller sinüse geçer. obliquus superior. n. Üst duvarını. damarlar ve sinirler bulunur. ophthalmicusun dalları. palatin ve maksilla. İki parça arasından m. İçinde. ophthalmicanın dalları ile v. obliquus inferior ise. rectus superior. 4.

ciliaris bu parçada 116 . Corpus ciliare Choroideanın öne doğru kalınlaşmış devamıdır. iridokorneal birleşmeye yakın scleranın iç duvarında lokalizedir. Cornea Göze gelen ışınların en fazla kırılmaya uğradığı yerdir. Arachnoidea mater ve pia materin devamı olarak kabul edilir. orbital yağ dokusuna gömülü olarak orbita içinde bulunur. Choroidea Sclera ile retina arasındadır. Humor aquosusun venöz dolaşıma geçmesini sağlayan sinus venosus sclerae (Schlemm kanalı). üç tabakadan oluşur. 1. Tunica vasculosa bulbi Damardan. Göz içi basınç artışlarında gözün şeklinin devamlılığını sağlar. corpus vitreum ve humor aquosusdur. Gözü hareket ettiren kaslar. Cornea. Difüzyon yolu ile humor aquosustan beslenir. lens. Dura materle devamlıdır. corpus ciliare ve iris olarak üç bölümdür. sinirden ve pigmentten zengin olan bu tabaka arkadan-öne doğru.Göz (Bulbus Oculi) Görme organı olan göz. Tunica fibrosa bulbi Saydam olan ön bölümüne cornea. Çapları yaklaşık 2. Sclera Göze şeklini veren fibröz bir yapıdır. Intraoküler basıncın düzenlenmesinde önemli bir faktördür. arkada kalan daha büyük bölümüne sclera denir. Işığı kıran diğer yapılar. Humor aquosusun sentezlendiği ve salgılandığı processus ciliaris denilen plikalar ve gözün uyum mekanizmasında (akomodasyon) işlevi olan m. Göze gelen şiddetli ışığı emerek yansımasını önler. scleraya insersiyo yapar.5 cm olan göz. kan ve lenf damarı içermez (avaskülerdir). Önde irisle devam eder. choroidea. 2.

Ortalama çapı 3 mm dir. göz içinde var olan basınçtan ve bu basıncın devamlılığından sorumludur. Optik disk ve çevresi fundus olarak bilinir. Bulbus oculinin damarları ve sinirleri Bulbus oculiyi. Optik diskin çevresi kabarık. Melanositlerin sayısı az olduğunda göz açık renkli. Bu nedenle optik diske. gelen ışığın yoğunluğuna göre 1-8 mm arasında değişir. fazla olduğunda ise koyu renkli olur. Çapı. Fovea centraliste çok sayıda koni hücresi bulunur. optik diskte ödem olur ve bu durum papilödem olarak adlandırılır. Tunica interna bulbi (retina. Retinada bulunan ganglion hücrelerinin uzantıları n. dilatator pupillae ise. Optik diskin yaklaşık 3 mm lateralinde (temporalinde). Corpus vitreum denilen %99’u su renksiz ve jelatinöz bir sıvı ile doludur. 117 . Lensi yerinde tutan iplikçikler (fibrae zonulares) buradan başlar ve lens kapsülüne tutunur. Ortası hafif çukurdur ve fovea centralis denir. Humor aquosus. sempatik sinirlerle uyarılır. macula lutea denilen sarı renkli bir alan vardır. Uzantıların bir araya geldiği yere discus nervi optici (optik disk) denir ve burası optik sinirin başlangıcıdır. Ön kamaranın iç duvarında iridokorneal birleşmede bulunan trabeküler dokudan geçerek iridokorneal birleşme yakınında sclerada bulunan sinus venosus scleraeye (Schlemm kanalı) boşalır. vorticosae denilen 4-5 ven. Iris. Corpus vitreum ışığı kıran yapılardan birisidir.yer alır. Bu nedenle retinanın en keskin gören yeridir. ağ) Bulbus oculinin sensorik tabakasıdır. ciliares anterioresler ile venöz dolaşıma katılır. a. lens ve corpus ciliare arasında bulunan boşluktur. Buradan pupilla aracılığı ile ön kamaraya gelir. Choroideanın öne doğru uzantısıdır. ortası çukur olduğundan meme ucuna benzer bir görünüme sahiptir. ophthalmica besler. Yapısındaki melanositlerin miktarına göre göze rengini verir. Koni ve basil (çubuk) denilen fotoreseptör hücrelere ek olarak bir çok hücre içerir. retinayı yerinde tutar. yapısında bulunan iki kas ile pupillanın çapını ayarlar ve göze gelen ışığın miktarını düzenler. bikonveks şekilli ve kapsüllü bir yapıdır. Ön ve arka kamarayı birbirinden iris ayırır. Bu kaslardan m. m. parasempatik. Lens. opticusu oluşturur. sclerayı delip v. Corpus ciliareden kapsülüne uzanan iplikçiklerle (fibrae zonulares) yerinde tutulur. papilla da denir. önce arka kamarada toplanır. ophthalmicalara açılır. Ek olarak lensi destekler. Camera posterior bulbi oculi. damarsız (avasküler). iris. Ek olarak lens ve corneayı besler. lensin arkasındaki büyük boşluktur. Kafa içi basınç artışlarında (KİBAS). Gözün yapısında bulunan diğer yapılar Camera anterior bulbi oculi. Humor aquosus. Iris (gökkuşağı) Cornea ile lens arasındadır. Optik disk görmediğinden kör nokta olarak bilinir. Böylece bulbus oculinin boyutlarını korur. Iris ile corpus vitreum arasındadır. Bu kanaldan da vv. Irisin ortasındaki deliğe pupilla denir. 3. cornea ile iris ve lens arasında bulunan boşluktur. Camera vitrae bulbi. sphincter pupillae. Choroidea tabakadan başlayan vv. Venöz kanını taşıyan vena ophthalmicalar sinus cavernosusa açılır.

Macula lutea denilen bu alanın ortası hafif çukurdur ve fovea centralis adı ile bilinir. Görme alanı (vizüel alan) – Retina ilişkisi Retinalar. ophthalmicusun dalları taşır.Duyusunu n. burun (nazal) tarafta kalan retina yarımı. kase benzeri şekle sahiptir. şakak 118 . kırmızı ve yeşil ışığa duyarlı üç tip koni hücresi vardır. Çubuk (Rod. Bu hücrelerin uzantıları. direk olarak ulaşır. görme alanının kendi tarafındaki yarısını. Az ışıklı ortamda ve renksiz görme ile ilgilidir. Görme Yolları Görme yolları. Fovea centralisde retinanın iç tabakaları perifere doğru yer değiştirdiğinden. Elektrik sinyalleri. Burada fotoreseptör hücre yoktur ve bu nedenle burada görme olmaz (kör nokta). düşük şiddetteki ışık uyarılarına cevap verir. bulbus oculinin optik tabakası olan retinadan başlar. Çok küçük bir noktadır ve görme alanında iki gözün gördüğü alanda olduğundan normal olarak farkedilmez. Bu nedenle en net ve renkli görmenin olduğu yerdir. ışık buradaki fotoreseptör hücrelere kan damarları ve diğer retinal hücrelerden geçmeksizin. Sayıları her bir gözde yaklaşık 7 milyondur ve başlıca macula luteadaki fovea centraliste lokalizedirler. Görme yolunun fotoreseptör hücreleri. şiddetli ışıkta uyarılırlar. Her bir gözde yaklaşık 120 milyon kadardır. Ganglion hücrelerinin uzantıları discus nervi opticide bir araya gelir. Tam ortadan ikiye bölersek. dış ortamdan gelen ışık uyarısını elektrik sinyallerine değiştirir. Optik eksen macula luteaya uzanır ve bu nedenle gözler bir cisme fikse edildiğinde hemen daima cismin görüntüsü maculaya düşer. thalamusta bulunan corpus geniculatum lateraledeki nöronlarla sinaps yaptıktan sonra görme merkezine (vizüel korteks) gider. Koni hücreleri. Mavi. Renkli ve keskin görmeden sorumludurlar. bu hücrelerin sinaps yaptığı diğer hücrelerden geçip son olarak ganglion hücrelerine ulaşır. basil) hücreleri. Discus nervi opticinin yaklaşık 3 mm lateralinde (ya da temporalinde) sarı renkli bir alan vardır.

N. Bezin tümörlerinde basıya uğrar. 119 . sinirin kesitlerinde üst . Tractus opticus Chiasma opticumdan sonra arkaya . opticustaki liflerin dizilimi. radiatio optica ve vizüel korteks) görme yollarını tutan lezyonlarda kontralateral homonimos hemianopsia olur. görme alanının sağ yarımını görür. Görme yolunun üçüncü nöronları burada bulunur. Örneğin.(temporal) tarafındaki retina yarımı ise görme alanının karşı taraf yarısını görür. “Anopsia” görme kaybıdır. Görme alanındaki objeler. kuvadrantik anopsia ise. hemianopsia.dış çeyrekte yer alırken. her iki gözün retinasının alt . corpus geniculatum lateraledeki görme yolunun üçüncü nöronları ile sinaps yapar. retinada tersine olarak düzenlenmiştir. retinanın üst temporal çeyreğinden gelen lifler.sağ çeyrekleri görme alanının alt . sinirin alt . Maculadan gelen lifler. Radiatio optica (tractus geniculocalcarinus) CGL’deki hücrelerin aksonları. Buna göre. Her bir gözün retinasının nazal yarımından gelen lifler. Corpus geniculatum laterale (CGL) Thalamusun arka dışkısmında bulunan küçük bir kabarıntıdır. çapraz yaparak karşı tarafa geçer ve karşı gözün retinasının temporal yarımından gelen liflerle birleşerek tractus opticusu oluşturur. Chiasma opticumun arkasında kalan (tractus opticus.sol çeyreğini görür.sol çeyrekleri görme alanının üst sağ çeyreğini. görme alanının bir yarısındaki kaybı.iç çeyreğinde yer alır. CGL. farklı görme alanı yarımlarını görememesi heteronimos olarak isimlendirilir. Benzer şekilde sol gözün retinasının nazal yarımı ile sağ gözün retinasının temporal yarımı görme alanının sol yarımını görür. Örneğin. heteronimos hemianopsia (bitemporal hemianopsia) olur. Burada bulunan sulcus calcarinus denilen oluk ile üst ve alt dudağa ayrılır. sağ gözün retinasının nazal yarımı ile sol gözün retinasının temporal yarımı. Chiasma opticum Her iki taraf gözün retinasının nazal yarımlarından gelen iflerin yaptığı çapraza chiasma opticum denir. sinirin ortasındadır. Tam olmayan görme alanı defektlerine skotom denir. retina ile birebir aynıdır (retinotopiktir).dışa doğru bu isimle devam eden lifler. Buna göre. her iki gözün retinasının üst . retinanın alt nazal çeyreğinden gelenler. Primer vizüel korteks Oksipital lobun arka bölümünde iç yüzdedir. Chiasma opticumun hipofiz bezi ile olan yakın komşuluğu önemlidir. Chiasma opticumu tutan lezyonlarda. bu isim altında primer vizüel kortekse (Brodmannın 17 numaralı alanı) gider. görme alanının bir çeyreğindeki kaybı ifade eder. Her iki gözün görme alanının aynı yarısını görememesi homonimos.

bu gözün hem afferent hem de efferent yolu sağlam olduğundan bu gözde direk refleks. opticusun tam kesisinde o göz görmez (anopsia). opticus. Bir ışık kaynağı ile bir taraf göze ışık tutulduğunda her iki gözün pupillasında da küçülme olur. opticusun hasarlarında. karşı gözdekine de indirek (konsensüel) pupilla ışık refleksi adı verilir. Chiasma opticumun arkasında kalan yapıların tam lezyonlarında homonimos hemianopsia. kısmi lezyonlarında kuvadrantik anopsia olur. Görme İle İlgili Refleksler Pupilla ışık refleksi Afferent (getiren) yolunu n. optik sinirin hasarlı olduğu gözde de efferent yol sağlam 120 . Chiasma opticumun lezyonlarında (en sık nedeni hipofiz tümörüdür). Işık tutulan gözdekine direk pupilla ışık refleksi. oculomotorius yapar.Görme Yolları Lezyonlarında Ortaya Çıkan Görme Alanı Kayıpları N. N. bitemporal hemianopsia olur. efferent (götüren) yolunu n. her iki gözün retinasının nazal yarımlarından gelen lifler tutulduğundan. ışık uyarısı gitmediğinden her iki gözde de refleks alınamaz. Ancak sağlam göze ışık tutulursa.

Dış kulak (auris externa). bu dokunma uyarısı n. lensin elastikiyetini kaybetmesi sonucu yakının bulanık görülmesi. En fazla görülen tipi. kaslar ve sinirlerden oluşur İç kulak (auris interna). Kalıtaldır. erkeklerde sıktır. nesnelerin çarpık görülmesi durumu Presbiyopi. okulomotor çekirdeklere gelir. opticus sağlam. Vizüel korteksten çıkan lifler. rectus medialisler kasılarak gözleri içe baktırır. Orta kulak (auris media). üç bölümde incelenir. Lensin kalınlaşması. kulak kepçesi (auricula) ve dış kulak yolundan (meatus acusticus externus) oluşur. opticus. Pupilla konstriksiyonu.olduğu için indirek refleks alınır. N. Refleksin afferent yolunu n. N. yakını net görememe Miyop. Dış Kulak (Auris Externa) Kulak Kepçesi (Auricula) Deri ile örtülü tek parça elastik kıkırdaktır. efferent yolunu n. Dış Kulak Yolu (Meatus Acusticus Internus) 121 . m. mavi yada yeşil ışığa duyarlı koni hücrelerinin bir yada daha fazlasının eksikliği sonucu görülen bir durumdur. m. Kornea refleksi Kornea yada konjunktiva uyarıldığında göz kapakları kapanır. A vitamini yetersizliği nedeniyle olur. cavitas tympani denilen boşluk ve boşlukta bulunan kemikçikler. oculomotoriusda fonksiyon kaybı söz konusu ise. facialisin ponstaki her iki taraf motor çekirdeğine getirilir. Akomodasyon (uyum) mekanizması Afferent yolu n. Hastalar alacakaranlkta iyi göremez. m. hasta taraf gözde hem direk hem de indirek refleks alınamaz. Gece körlüğü (tavuk karası). üç hareketle gerçekleştirilir. 1. uzağı net görememe Astigmat. Bu mekanizmanın gerçekleşmesi için görüntünün mutlaka vizüel kortekse ulaşması gerekir. ophthalmicusun dalları ile alınır ve n. trigeminusun dalı olan n. kırmızı ile yeşilin ayırt edilememesidir. Konverjans. işitme ve denge ile ilgili yapıları içerir 1. Renk körlüğü. Yakındaki bir objeye bakıldığında meydana gelen bu olay ile objenin daha net olarak görülmesi sağlanır. efferent yolu n. lens serbestleştiği için kalınlaşır ve kırıcılığı artar. Yaşlılarda olur. ciliarisin kasılmasıyla. m. Akomodasyon. oculomotoriustur. facialis oluşturur. Kırmızı. sphincter pupillae kasılarak objeyi makulaya odaklar 3. orbicularis oculileri uyararak gözleri kapanmasını sağlar. Ancak sağlam olan diğer gözde her iki refleks de alınır. Kulak (Auris) Kulak. renklerin ayırt edilememesidir. sağlam (sıfır) göz Hipermetrop. 2. Kornea ya da konjunktivaya değildiğinde. ancak n. facialisler. ophthalmicus. Emetrop.

yaklaşık 1 cm çapındadır. vagusun aurikular dalı. dış kulak yolu ile ilgili işlemlerde bayılma ve bradikardinin nedeni olan sinirdir.Yaklaşık 2. En tehlikesiz kadranı arka-alt kadranıdır. En büyük olanı malleustur. 2. Başlangıcında bulunan kıllara tragi denir. Dış kulak yolunun duyusunu taşıyan n. Başlangıcındaki derinin altında bulunan gl. Üç kemikçik. Dış yüzü deri. malleus-incus-stapes (MİS) şeklindedir.5 cm uzunluğunda “S” harfi şeklinde bir kanaldır. Otoskop (kulak muayenesinde kullanılan ışıklı alet) muayenesinde. fenestra vestibulide oturur. Manubrium mallei denilen parçası kulak zarına tutunur. Kulak kemikçikleri Orta kulak boşluğunda üç tane kemikçik vardır. kıvamı yoğun olan serumen isimli bir sıvı üretir. Kulağa giren yabancı maddeleri tutar ve birlikte buşon denilen kulak kirini oluşturur. otoskop ışığının ön-alt kadranda görülen koni şeklindeki reflesine Politzer üçgeni denir. iki küçük kas ve sinirler içerir. Kulak zarı (Membrana tympanica) Orta kulak boşluğunu dış kulak yolundan ayırır. Orta Kulak (Auris Media) Cavitas Tympani (Orta Kulak Boşluğu) Temporal kemiğin petroz parçasında düzensiz şekilli bir boşluktur. ceruminosae denilen bezler. Zar dört bölgeye (kadrana) ayrılarak incelenir. Dış 1/3’lük bölümü kıkırdak. Enfeksiyon sonucu orta kulak boşluğunda biriken sıvıların boşaltılması (parasentez) için kesi (miringotomi) buradan yapılır. Stapes. içte kalan 2/3’lük bölümü kemiktir. Kemikçiklerin zardan iç kulağa doğru sıralanışı. 122 . iç yüzü mukoza olup.

Bu sıvının aşırı üretilmesi ya da emilmesindeki bozukluk sonucu ortaya çıkan belirtiler Meniere hastalığı olarak bilinir. kulak çınlaması. Labyrinthus osseus (kemik labirint) ve labyrinthus membranaceus (zar labirint). İçinde denge ile ilgili reseptör yapıları içeren ductus semicirculares (anterior. Labyrinthus Osseus Vücutta dişlerden sonra en sert kemik dokusudur. İki bölümden oluşur. Bu hastalıkta. üç tanedir. Kemik labirint bölümleri. bulantı. Labyrinthus Membranaceus Kemik labirint içindedir. 123 .3. İçinde denge ile ilgili reseptör yapıları içeren utriculus ve sacculus denilen zar labirint bölümlerini bulunur. Zar labirint içinde endolenf denilen sıvı bulunur. İkisi arasında perilenf denilen BOS’a benzeyen. anterior (superior). kusma. Vestibulum. posterior ve lateralis) bulunur. bir kemik eksen çevresinde 2. posterior ve lateralis olarak üç tanedir. kemik labirintin orta bölümüdür. scala tympani ve ductus cochlearis (scala media). İçinde üç tane bölme vardır. Canalis semicirculares. Denge ve işitme ile ilgili yapıları içerir. Scala vestibuli. vertigo ve sensorinöral tip ilerleyici işitme kaybı olur. sonuçta ona karışan bir sıvı dolaşır. Cochlea. İşitmenin reseptör organı olan organum spirale (Corti organı) ductus cochlearis içinde yer alır.75 defa dönen salyongoz kabuğu benzeri bir kanaldır. Zar labirinti bir kabuk gibi sarar. İç Kulak (Auris Interna) Temporal kemiğin petroz parçası içindedir.

glossopharyngeus ve n. Utriculus ve Sacculus. Tat Duyusu Ekşi. a. n. tatlı ve acı olarak dört primer tat duyusu vardır. Ductus semicirculares. Ductus cochlearis. vagus taşır. canalis semicircularesler içindedir. Dilin 2/3 ön bölümünden (papilla vallatalar hariç) n. facialis (chorda tympani denilen dalı ile). aksonları en ince ve miyelinsiz olan sinirdir. cochlea içindedir.Zar labirint bölümleri. Frontal lobun altında nöron değiştirdikten sonra temporal lobdaki merkezine (34 numaralı Brodmann alanı) gider. İşitmenin reseptör organı olan corti organını (organum spirale) içerir. yan kenarlarında ve arka bölümündekiler ekşiye ve acıya daha çok duyarlıdır Dilden tat duyusunu. olfactorius adı ile etmoid kemiğin kribriform laminasından geçer ve kafa içine girer. n. Olfaktor sinir. tuzlu. Dilin 1/3 arka bölümünden (papilla vallatalar dahil). sinus petrosus inferior denilen dural sinüse açılır. vestibulocochlearistir (8 nci kranyal sinir). n. glossopharyngeus 124 . Dilin ucundaki tomurcuklar tatlı ve tuzluya. V. İşitme ve denge ile ilgili sinir n. facialis. labyrinthi denilen veni. İç kulağı besleyen arter. vestibulum içindedir. labyrinthidir. Koku Duyusu Thalamusa uğramayan tek duyudur Merkeze iki nöronla giden tek duyudur En yavaş taşınan duyudur Koku siniri birinci kranyal sinir olan olfaktor sinirdir. Olfaktor sinir uzantıları n.

Fifth edition. Baskı Ankara. NY. 5 tabakalı bir yapısı vardır. ölü hücre tabakasıdır. Anatomi. FCAT (Federative Commitee on Anatomical Terminology). Ozan Anatomi. 4. 1997. 8. 2006 9. epidermise komşu olan kattır. Yüzey alanı yaklaşık 2 m2 dir. önceki katın altındadır. 2. Stratum lucidum. Ankara. Clinically Oriented Anatomy. Dyson M. Bu nedenle el ayası ve ayak tabanı güneşte bronzlaşmaz. 1997. Fourth edition. Elhan A. sinir terminalleri. 2005. Deri bu katta bulunan arterlerle beslenir. Lippincott-Raven. Terminologia Anatomica 1998. en kalın ise sırtın üst bölümündedir. Tenth Edition. Stratum reticulare. kıl follikülleri ve m. Last’s Anatomy. Güneş Kitabevi. F. Derinin rengini belirleyen melanin denilen pigment belirler. Stratum corneum. 2. KAYNAKLAR 1. Williams and Wilkins. Epidermisin. 1999. Epidermisteki tüm hücreler bu katta bulunur. Snell RS. Stratum papillare. bu kattaki hücrelerin yapısı bakterilerin girişini önleyen bir yapıya sahiptir. Sadece el ayası ve ayak tabanında vardır.Dilin en arka bölümü ve epiglottis civarından. Gray’s anatomy. Brown and Company. iç kulak ve beynin alt bölümünü örten leptomeninksde bulunur. Dermis (Corium). retina. ektoderm orjinli olup. Clinical Neuronatomy. Tat duyusunun kortikal merkezi parietal lobdaki 43 numaralı Brodmann alanıdır. Stratum basale (stratum germinativum). tırnak). Bannister LH. mast hücreleri ve makrofajlar içerir. Snell RS. Fibroblastlar. Ter ve yağ bezleri. ağız epiteli. mezoderm orijinlidir. ultraviyole ışınlarından koruyucu tabakadır. epidermis ve derivasyonları (kıl. keratinizasyon işleminin başladığı kattır. New York: Churchill Livingstone. choroidea. Dermis iki tabakalıdır. Little. 2008 5. Baltimore. Melanin de burada sentezlenir. orta kulak. kıl follikülleri. 38th Ed. Clinical Anatomy. 1999 6. Regional and Applied. 4. Melanin. Deri iki tabakadan oluşur. En ince göz kapaklarında. Epidermis. 1995. baskı. n.L. çok katlı yassı epiteldir. İnsan Anatomisi Atlası. Stratum granulosum. Deri (Cutis) Vücudun en büyük ve en ağır organıdır. Warwick R. 10. arrector pili buradadır.Williams PL. kan ve lenf damarları. 125 . Moore K. Stratum spinosum. vagus taşır. Thieme Stuttgart. Forth Edition. Lenf kapillerleri bu katın hemen altındadır. İkinci baskı. New York. Epidermis ve Dermis. Epidermisin esas hücresi keratinosittir. 7. yeni hücrelerin üretildiği tabakadır.1995 3. Netter. iris. Avasküler ve su geçirmez bir bariyerdir. Arıncı K. Sobotta İnsan Anatomisi Atlası.

126 .

FİZYOLOJİ DERS NOTLARI Fizyoloji Anabilim Dalı 127 .

128 .

Hv. Doç.J. Serdar SADIR. Dz. Doç.Tbp. Turgut TOPAL.Tbp. Doç.Tbp.Tbp.Yb.Tbp. Uzm. Ahmet KORKMAZ.J.Tbp. Serdar SADIR.Yb. Şükrü ÖTER Prof.J.Bnb.Hv.Tbp. 3.Yzb. Turgut TOPAL. Uzm.Tbp.Bnb.Bnb. Bülent UYSAL Doç.Hv.Hv. Tuğg. Tbp.J.Hv. Turgut TOPAL Doç. 4. 1.NU.Tbp. 8.Tbp.Bnb.Bnb.Yb.J.J.İÇİNDEKİLER S. Şükrü ÖTER.Yzb. 5.Tbp. Ahmet KORKMAZ. Bülent UYSAL SAYFA 3 19 32 40 51 60 68 81 129 . Ahmet KORKMAZ. Hayati BİLGİÇ.Bnb. ÜNİTE / KONU Fizyoloji’ye Giriş ve Hücre Kan Fizyolojisi Solunum Sistemi Fizyolojisi Dolaşım Sistemi Fizyolojisi Sindirim Sistemi Fizyolojisi Boşaltım Sistemi Fizyolojisi Endokrin Sistem Fizyolojisi Sinir Sistemi Fizyolojisi HAZIRLAYANLAR Doç.Tbp. 6.Tbp. 7.Bnb. Şükrü ÖTER Doç.Tbp. Uzm.Yb. Doç.Yb.Tbp.Yb. Doç. Uzm.Bnb.Hv.Mehmet ÖZLER Doç. Serdar SADIR Doç.Mehmet ÖZLER Doç.J.Tbp. 2.

130 .

makromoleküller ise makromoleküler kompleksleri oluşturmak suretiyle. Dolayısıyla hastalıkların tedavi ve takibinde görev yapan tüm sağlık elemanları . 2. organizmayı yeniden normal fizyolojik işlevine geri döndürmektir. sindirim sistemi (ağız. Hastalıklar da zaten organizmanın fizyolojik işlevinden sapması neticesinde ortaya çıkar. Tedavideki amaç. bizim konumuz daha çok İNSAN FİZYOLOJİSİ ile sınırlı kalacaktır. omurilik. üreme sistemi (testis ve overler) ise yaşamın devamını sağlamaktan sorumludur. hipotalamus. mide ve bağırsaklar) hücreye besin sağlamak. canlı organizmaların fonksiyonlarını ve işlevlerine bağlı olarak gösterdikleri değişiklikleri açıklamaya çalışan bilim dalıdır. Merkezden haber götürücü sistem 4. FİZYOLOJİ’YE GİRİŞ Kısaca “yaşam bilimi” olarak ifade edebileceğimiz Fizyoloji. stasis = kalan) adı verilmiştir. içinde bulundukları ortamın devamlı bir dengede tutulmasına HOMEOSTASİS (homoios = değişmeyen. Her canlı organizma için normal sınırlarda bir fizyolojik yaşamdan söz etmek mümkündür.insan organizmasını iyi tanımak durumundadır.1. kendilerini tamir edebilmeleri için. Merkeze uyaranın devamının gerekli olup olmadığını belirtecek sistemler neticesinde işleyen pozitif ya da negatif feedback (geribildirim) mekanizmaları vardır. özellikle diğer sistemlerin kontrol ve koordinasyonundan sorumlu olan sinir ve iç salgı sistemleri (beyin. dolaşım sistemi (kan. 131 . İşin doğru yapılıp yapılmadığını kontrol eden sistemler 5. moleküller makromolekülleri. Merkeze haber iletici sistem. Canlılığın tüm karakteristiklerini sergileyen hücreler. genel olarak aynı yapısal özelliklere sahiptir. Maddenin en küçük yapı taşı olarak belleğimizde yer etmiş olan atomlar bir araya gelerek molekülleri. boşaltım sistemi (böbrekler) hücrenin içinde bulunduğu ortamın iyon dengesini korumak. üreyebilmeleri. Karar verici merkez 3. hipofiz vb) vasıtasıyla korunmaktadır.sağaltımından sorumlu oldukları bu 75 trilyon hücrelik . Bu şekilde farklılaşarak meydana gelmiş sistemleri örneklendirecek olursak: Solunum sistemi (akciğerler) hücrenin oksijen gereksinimi temin etmek. Kısaca iç ortamın dengesi olarak da tanımlayabileceğimiz homeostasis. ancak bulundukları doku veya sisteme. göre bazı özelleşmeler gösterirler. Sözkonusu kontrol ve koordinasyon mekanizması özetle 1. kalp ve damarlar) hücreye besin ve oksijeni ulaştırmak. Her ne kadar genel anlamdaki Fizyoloji bilimi yalnızca insan organizmasını ele almasa da. bir başka deyişle fonksiyonlarına. Bu şekilde hücrelerin yaşamlarını sürdürebilmeleri. dokuların en küçük yapı taşı olan HÜCREler meydana gelmiştir (Şema I).

hücrenin ölümü insanın da ölümü anlamına gelecektir. 3. magnezyum. hücre zarı (hücre membranı) adlı yapı ile çevrelenmiştir. artı ya da eksi yük taşıyan elektrolitlerdir (potasyum. Tüm hücreler. %70-85'ini su oluşturur. Protoplazma'nın bileşimi: 1. Fizyoloji dersinin temellerini iyi öğrenebilmek için işe hücreden koyulmak gerekir. purin ya da pirimidin grupları ile farklılaşır. proteinler. klor ve kalsiyum). 132 . hücrenin ana maddesidir ve zar içinde kalan herşeyi kapsar. oksijen. Kendi yapı taşları olan amino asit'lerin zincir şeklinde sıralanmasıyla oluşurlar. lipidler ve karbonhidratlardır: Proteinler: Hücrenin başlıca yapı taşıdır. bikarbonat ile çok az miktarlarda sodyum. Hepsi de karbon. Organik Maddeler. Bu zarın içerisinde kalan kısma ise protoplazma (proto = ilk. plasma = madde) denir. çekirdek hariç tutulduğunda geri kalan kısma ise sitoplazma denir. çekirdek içerisinde kalan bölüm nükleoplazma (karyoplazma) olarak adlandırılırken. fosfat. hidrojen ve nitrojen içerirler. İnorganik Maddeler. Bilinen 20 amino asit vardır. Hücrenin ışık mikroskobundaki basitçe görünüşü. O halde. 2. Bunlar kimyasal reaksiyonlarda ve bazı kontrol mekanizmalarda rol alırlar. fosfor. Protoplazma. Hücredeki tüm olaylar bu sıvı ortam içerisinde meydana gelir. ancak bazıları sülfür. sülfat. bunların çeşitli şekillerde sıralanmasıyla milyonlarca farklı protein meydana gelebilmektedir.HÜCRE İnsan vücudunu hücre oluşturduğuna ve tüm homeostasis mekanizmalarının temel amacı hücrenin canlılığını korumak olduğuna göre. Şekil 1.

protein adaları ve glikolipid reseptörler. lipid tabakasına gömülü olup membranda taşıyıcı ya da bazı molekülleri geçirip. Bu şekilde maddelerin hücre içini kolayca girişine izin verilmemesine 'seçici geçirgenlik' denmektedir. Hücre membranı. En çok lipid. integral proteinlerin genellikle iç. Hücrenin öncelikli besin kaynağını oluştururlar ve sitoplazmada glikojen şeklinde depolanırlar. Karbonhidratlar: Aynı şekilde karbon. protein.5-10 nm kalınlığındadır. nükleik asit ve iyonların geçişi zordur. sonra sırasıyla protein ve karbonhidratlardan oluşur. Periferal proteinler. bazense dış ucuna bağlantılı proteinlerdir. En çok rastlayacağımız örneklerden fosfolipidler ve kollesterol daha çok membran yapılarına girerken.Enzimler: Kimyasal reaksiyonlarda hızlandırıcı katalizör görevi görürler. Temel olarak çift katlı fosfolipid molekülleri arasında düzensiz şekilde dağılmış protein moleküllerinden meydana gelmiştir. trigliseridler (nötral yağlar) sitoplazmada dağınık halde bulunur. Yağda eriyen maddeler ise membrandan kolaylıkla geçerler (Şekil 2). Hücre Membranı (Plazma Membranı) 7. suyu sevmeyen hidrofobik kuyruk bölgesi membranın içine doğru uzanmaktadır. hücreyi dış ortamdan ayırmak ve hücreye madde giriş-çıkışını kontrol etmektir. Fosfolipid molekülünün iki ucu vardır. bazılarını geçirmeyen kapıcı rolü görürlerken. Şekil 2. 133 . suyu seven hidrofilik baş bölgesi (yani fosfat kökü) membranın dış yüzünü oluştururken. hidrojen ve oksijenden oluşurlar. Vücuttaki hemen hemen tüm reaksiyonlarda görev alırlar. Örneğin. kendilerine özgü reaksiyonların dışında hiçbir maddeye ilgi göstermemeleridir. Membran proteinleri başlıca 2'ye ayrılır: İntegral proteinler. lipid tabaka. hidrojen ve oksijenden oluşur. Lipidler: Bunlar da karbon. suda eriyen amino asit. Membrandaki karbonhidratlar ise genellikle protein ya da fosfolipid tabakasının dış yüzeyine bağlı olup reseptör olarak görev yaparlar. Bu sayede hücre membranının en önemli görevi. glukoz. Arada kollesterol molekülleri de vardır. En önemli özellikleri.

Filtrasyon: İki taraf arasındaki hidrostatik basınç (suyun fiziksel basıncı) farkının etkisiyle meydana gelen membrandan geçiş şeklidir. Sonuçta her iki taraf osmotik basınç eşitlenince. hipertonik ortamda ise büzüşür. bu konuyu bu noktada biraz açmak faydalı olacaktır. hipotonik ortama konursa şişer. 2. Taşınma sistemleri aktif ve ya pasif olabilir: Pasif Taşınma Sistemleri: Bu sistemlerde hücre enerji harcamaz.Hücre Zarında Madde Taşınması Hücrelere madde giriş-çıkışının kontrolünün. az yoğun) olarak adlandırılır. Bu taşıyıcı genellikle hücre membranının yapısında bulunan proteinlerdir. Osmoz: Hücre zarından su moleküllerinin geçiş şeklidir. çok yoğun). su yoğunluğu daha fazla olan çözeltiler ise hipotonik (osmotik basıncı düşük. Hücrenin hipotonik ortamda şişmesi. Kolaylaştırılmış Difüzyon: Kimyasal özellikleri veya boyutları nedeniyle membranı kendi başlarına geçemeyen moleküller de vardır. Geçiş moleküllerin kendi kinetik enerjileri ile olur: 1. Hücreler. Örnek = böbrekte idrar oluşumu Şekil 3. yani izotonik olunca osmoz durur. Üç tür çözelti vardır: Diğer çözeltilere göre daha fazla çözünmüş parçacık sayısına. (Şekil 3) 4. membranın en önemli görevi olması nedeniyle. Basit Difüzyon: Moleküller veya atomlar. Örnek = glukoz 3. Geçiş yine konsantrasyon gradyenti yönündedir. hipertonik ortamda ise büzüşmesi. 134 . ancak basit difüzyondan farkı bir taşıyıcı molekülün aracılık etmesidir. dolayısıyla daha düşük su konsantrasyonuna sahip olan çözeltiler hipertonik (osmotik basıncı yüksek. konsantrasyonlarının yüksek olduğu taraftan düşük olduğu tarafa doğru yayılmak suretiyle geçerler. parçacık sayısı daha az. Her iki taraf parçacık sayısı ve su yoğunluğu aynı ise izotonik çözeltilerden bahsedilir.

135 . Örnek = sodyum. hücre yaşamındaki görev ve işleyişlerini daha yakından kavramaya çalışalım: Mitokondri: Çift katlı lipid-protein membranı olan ve hücrenin başlıca enerji (güç) kaynağını oluşturan organeldir (Şekil 5). Endositoz ve eksositoz. maddeler konsantrasyon gradyentinin aksi yönünde taşınır. iç zardaki elektron transport zincirine katılan solunum enzimleri yardımıyla. tıpkı kolaylaştırılmış difüzyondaki gibi. ya da içine taşınır. Şekil 5: Mitokondri. Gerekli olan enerji Adenozin Trifosfat (ATP) dan temin edilir. Endositozu da kendi içinde 2’ye ayırmak mümkündür. Şekil 4. ATP şeklinde enerji üretirler. şekerler) yıkarak. Ancak bunun için. Endositozda hücre içine. Oluşan ATP. Şimdi bunları tek tek inceleyerek. Hücreye giren besinleri (yağlar.Aktif taşınma sistemleri: Hücrenin enerji harcadığı sistemlerdir: Aktif Transport: Pasif taşınma sistemlerinin tersine. Pinositoz (içme). Fagositoz (yeme ) Örnek = bakterilerin makrofajlar tarafından fagositozu. Diğer Hücre Organelleri Hücre içerisinde iyi organize olmuş fiziksel yapılara organel adı verilir. potasyum Endositoz ve Eksositoz: Bir seferde çok miktarda madde taşınması veya büyük moleküllerin taşınmasında sözkonusudur. bir taşıyıcı moleküle gereksinim vardır. Taşınacak madde hücre membranında oluşturulan bir cep içerisinde alınır ve o cep ile beraber ya hücre dışına. sitoplazmaya geçerek hücrenin enerji ihtiyacını karşılar. eksositozda ise hücre dışına taşınma sözkonusudur (Şekil 4).

İçinde hidrolitik enzimler vardır ve hücrede sindirim fonksiyonu görürler. Bölünme yeteneği olan hücrelerde bulunur.Endoplazmik retikulum: Sitoplazma içerisinde bulunan zar yapısında kanal ve veziküllerden oluşmuştur. düz kaslar). hücre bölünmesi ile ilgili olayların merkezi olarak bilinir. Hücreleri birbirine bağlayan başlıca 3 tip bağlantı şekli vardır: 1. Golgi aparatı (kompleksi): Membranı endoplazmik retikuluma benzer. Peroksizom: Lizozomlara benzer organellerdir. Başlıca görevleri yağ sentezi. Düz (Granülsüz) Endoplazmik Retikulum: Membranlarında ribozom yoktur. Granüllü Endoplazmik Retikulum: Membran yüzeyindeki ribozomlar nedeniyle bu adı almıştır. Tight Junction (Sıkı Bağlantı): Buradan moleküller geçemez ve tam bir bariyer oluştururlar. Kanal boşlukları hücre dışı sıvı ile doludur. katalaz ise hücre için zehirli olan çeşitli maddelerin parçalanmasından sorumlu (örnek = karaciğerde alkol) enzimlerdir. Sentriyol: Bütün hayvan hücrelerinde bulunur. Hücreler Arası Bağlantılar Vücutta hücreler genel olarak tek başlarına bağımsız olarak durmaz. Çekirdeğin içerisindeki kromozomlar DNA tarafından oluşturulmuştur ve hücrenin genetik bilgisini taşır. etrafı membranla sarılı olmayan ve nükleolus (çekirdekçik) olarak adlandırılan yapı vardır. 2. Lizozom: Lipid membranla sarılı yuvarlak vezikül şeklinde yapılardır. Ayrıca. Gap Junction (Aralıklı Bağlantı): İyon ve besinlerin geçebildiği 30-250 A° genişliğinde aralıklardan oluşur. büyük miktarda DNA (deoksiribonükleik asit) içermektedir. Çekirdek. bir araya gelerek organ ve dokuları oluştururlar. 3. 2. Nükleus (Çekirdek): İki katlı bir membran ile çevrili olup hücrenin kontrol merkezini oluşturur. 136 . Hücreler arası alım-verimi sağlarlar. Oksidaz ve katalaz enzimlerini içerirler. çeşitli stereoid hormonların sentezi ve detoksifikasyon'dur (zehirsizleştirme). Desmosom (Yapışık Bağlantı): Hücrelerin fiziksel etkileşiminden sorumlu olan yapıdır (Şekil 6). Nükleolus özellikle sürekli ve bol protein sentez eden hücrelerde görülür. Hücre içinde sentezi yapılan çeşitli moleküllerden (hormonlar. Başlıca fonksiyonu da zaten DNA eşlemesi ve RNA (ribonükleik asit) sentezidir. Hücrenin kalıtsal üniteleri olan genler de DNA molekülünün parçalarıdır. 2 ayrı yapıda izlenmektedir: 1. birkaç kat vezikül ve kanallardan oluşmuştur. Alyuvarlar dışındaki tüm hücrelerde bulunurlar. İçerisinde. Salgı hücrelerinde sayıları fazladır. yağ asitlerinin sitoplazmada parçalanmasından. elektriksel olarak uyarıların geçişinde de rol oynarlar (örnek = kalp kası. enzimler) özellikle polisakkarit (yani karbonhidrat) yapıda olanların son şeklinin verilip paketlendiği ve hücre dışına gönderildiği yapılardır. Bu hidrolazlar granüllü endoplazmik retikulumda sentezlenir. Oksidazlar.

İstirahat zar potansiyeli denilen bu potansiyelin en belirgin olduğu dokular uyarılabilir dokulardır. Hücre içi ve dışı elektrolitleri 137 .Şekil 6. Nöron (Sinir Hücresi) ve Aksiyon Potansiyeli Organizmadaki bütün hücrelerde hücre zarının içiyle dışı arasında bir elektriksel potansiyel farkı vardır. Bu potansiyele istirahat zar potansiyeli denir. Hücreler arası bağlantılar. Uyarılabilen hücrelerin istirahat zar potansiyeli –70 ile –90 mV arasındadır. içinde ise daha fazla potasyum iyonu vardır (Şekil 7). Şekil 7. İstirahat halinde nöronun dışında daha fazla sodyum.

Sonuç olarak bir nöron ya eşik değere ulaşmaz. uyarılabilir hücreler. nöronun hücre zarındaki iyon değişimidir. Bu uyarılma ve uyarma işleminin bütün hücre zarı boyunca tekrarlanması sonucu aksiyon potansiyeli hücrenin yüzeyine yayılır. Uyarı önce sodyum kanallarının açılmasını sağlar. Ardından potasyum kapılarının biraz fazla açık kalmasından kaynaklanan potansiyel farkı eski haline döner (-70 mV) buna repolarizasyon denir. oluşan aksiyon potansiyelini iletebilme yeteneğine de sahiptir. (Yük olarak eski haline gelmiştir ama sodyum ve potasyumun bir kısmı farklı yerlerdedir. Şekil 8. Eger nöron bu kritik değere ulaşmazsa. Yani. Aksiyon potansiyeli depolarizan akım tarafindan oluşturulan elektrik aktivitesinin yayılmasıdır. Yani –55 mV eşik değerdir.Aksiyon potansiyeli ise nöron bir bilgiyi bir başka hücreye iletirken nöronda ne olduğunu gösterir. Depolarizasyon akımı –55 mV’a ulaşınca bir aksiyon potansiyeli oluşur ve birden +35 mV ‘a kadar yükselir. aksiyon potansiyeli de ortaya çıkmaz. Hücre dışında içine oranla daha fazla sodyum olması ve hücre içinin dışına oranla daha negatif olması sebebiyle sodyum kanalları açılınca sodyum hücre içine hücum eder. Bunların en sonda Na-K ATPaz ile enerji harcayarak düzeltilmesi sağlanacaktır) Eğer daha fazla negatif hale gelirse bu duruma ise hiperpolarizasyon denir. 138 . Aksiyon potansiyeli Aksiyon potansiyelinin sebebi. Sodyum pozitif yüklü olduğu için hücre içine girince hücre içi pozitif olur ve hücre böylece depolarize olur. buna “ya hep ya hiç” prensibi denir (Şekil 8). zarın bu değişimin meydana geldigi kısmına komşu zar bölgelerini de uyarır ve bu yerlerde de aksiyon potansiyeli meydana getirir. Uyarılabilir bir hücrenin zarında aksiyon potansiyeli meydana gelirse. bu sırada oluşan elektriksel potansiyel değişikliği. ya da ulaşırsa tam bir aksiyon potansiyeli ortaya çıkar.

Periferik sinir sistemini oluşturan sinir liflerinin çevresinde bulunan schwann hücresi vardır. Sinir sistemi fonksiyon ve anatomik açıdan Merkezi Sinir Sistemi ve Periferik Sinir Sistemi olarak iki bölüme ayrılır. Genel olarak sinir sistemi vücutta kas kontraksiyonları. Bu işlem sodyum-potasyum pompası tarafından gerçekleştirilir. Kas hücresinde de bu hücrenin temel işlevi olan kasılmasının ortaya çıkması kas hücresi zarında aksiyon potansiyelinin oluşmasına bağlıdır. oluşan ve iletilen aksiyon potansiyelleri aracılığı ile organizmanin çesitli bölümleri arasındaki bilgi alışverişini sağlamaktır. Şekil 9. hızla değişen viseral olayları ve bazı endokrin bezlerin sekresyon hızlarını kontrol eder. ısı.Hücrenin uyarılabilirliğinin devamı için bu ilk baştaki gradiyentlerin metabolik enerji kullanılarak yeniden oluşturulması gerekir.) sinir hücresinde aksiyon potansiyeline dönüştüren bir dönüştürücü görevi yapmaktadırlar (Şekil 9). Sinir sistemi reseptörlerinin.. merkezin emirlerini ise bu emirler doğrultusunda yanıtı oluşturacak organa (effektör organ) götüren sistemdir. Merkezi Sinir Sistemi (MSS) iç ve dış ortamdaki değişikliklere ne gibi yanıtların oluşturulacağı yönünde değerlendirmeyi yapan ve kararı veren bölümdür. Periferik sinir sistemi ise reseptörler aracılığı ile iç ve dış ortamdan aldığı bilgileri merkeze. Periferik sinir sistemi ise santral sinir sistemi ile vücudun diğer kısımları arasında haberleşmeyi sağlayan sinir lifi demetleridir.. Diğer bir deyişle sinir sisteminin reseptörleri çeşitli enerji tiplerini (mekanik. Sinir hücresinin temel işlevi. Schwann hücresi bu liflerden bazısında miyelin kılıf oluşturmuştur. ses dalgaları gibi. nöronlar ile bağlantıları vardır ve belli uyaranlara karşı özelleşmiş yapılardır. 139 . Periferik Sinir Sistemi Sinir sistemi endokrin sistemle birlikte vücuttaki kontrol fonksiyonlarının büyük kısmının organizasyonunu üstlenmiştir. Sinir sistemi gerek iç ortamdaki gerekse dış ortamdaki değişiklikleri reseptör adı verilen özelleşmiş yapılar aracılığı ile algılar. Sinir sistemi. ışık.

Dendritler bir ve birden fazla sayıda olabilirken her sinir hücresinin bir adet aksonu bulunur ve aksonların uzunluğu birkaç mikrondan 1m. Şekil 10. Bütün nöronlar. akson ise iletildiği yer olmaktadır.Periferik Sinir Sistemi fonksiyon yönünden somatik ve otonom olmak üzere iki bölüme ayrılır. uyarılabilme ve uyarıları iletebilme özelliğine sahiplerdir (Şekil 11). Glia (destek) hücreleri: Nöronlara destek görevi yapan hücreler olup. Dendritler ve soma impulsun doğduğu yer. Nöronlar: Sinir sisteminin esas fonksiyonunu yapan hücreler olup. diğer bir nörona aktarılmasında aracılık eden kimyasal moleküller bulunmaktadır. Aksonda veziküller içinde nörotransmitter olarak tanımlanan ve bir nöronda aksiyon potansiyeli olarak taşınan bilginin. Refleks arkı Sinir sisteminde hücreler iki büyük grupta toplanmaktadır. Dendritler uyarıyı hücre gövdesine doğru. Nöritler. Bu nöronlar tarafından salgılanan nörotransmitter asetilkolindir (Şekil 10). akson ise uyarıyı hücre gövdesinden alıp uzağa taşımaktadır. Nöronlar: Sinir Sistemi Hücreleri Nöronlar elektrokimyasal bir işlemle bilgi taşımak için için özelleşmiş hücrelerdir. nükleus. Aksonun yapı ve işlevini sürdürebilmesi için. aksiyon potansiyeli oluşturup iletme işine katılmazlar. sitoplazma ve hücre organellerini içeren bir hücre gövdesi (soma) ile bu hücre gövdesinden çıkan ve nörit adı verilen uzantılardan oluşur. 2. aksiyon potansiyelini oluşturup iletme işi bu hücrelerdedir. gövdedeki organellerde yapılan çeşitli maddeler aksona.'ye kadar değişebilir. 140 . Nöritler sitoplazmik uzantılar olup hücre zarı ile çevrilidirler. 1. uyarıyı taşıdıkları yöne bağlı olarak akson ve dendrit olmak üzere ikiye ayrılırlar. hatta sonlanmalarına doğru taşınmalıdır ki buna akson transportu adı verilir. Somatik Sistem: İskelet kaslarımıza kasılma emirlerini götürerek nöronların gövdesi beyin sapı veya medulla spinaliste bulunur. Nöronlar.

Şekil 12. Bu nöronlar algılama. Duysal ve motor nöronlar 141 . motor nöronlar (eferent nöronlar) sinyalleri merkezi sinir sisteminden efektör organa (kas ya da bez) iletir.Şekil 11. Nöron Nöronlar işlevlerine göre 3 sınıfa ayrılabilirler: Duysal nöronlar (aferent nöronlar) vücudun doku veya organlarından çeşitli bilgileri merkezi sinir sistemine taşırken. ara nöronlar (internöronlar) ise merkezi sinir sistemi içerisinde duysal ve motor nöronlar arasındaki bağlantıyı kurar (Şekil 12). bellek ve davranışın organizasyonu için gereklidir.

dendritleri veya aksonu ile yaptığı özel bağlantı bölgeleridir. (Şekil 13). Aktin bağlayan bir protein olan miyozin. bir nöronun aksonunun (presinaptik nöron) diğer bir nöronun (postsinaptik nöron) soması. Sinir hücrelerinden farklı olarak kas hücreleri. Başka bir tanımla sinaps. bir hücre grubunun diğer hücre grubu üzerinde hareketine çevirir ve böylece moleküler bir motor olarak görev görür (Şekil 14). İskelet kası 2. kasılmayı sağlayan aktin ve miyozin proteinlerinden bol miktarda bulunmaktadır. sinir hücreleri gibi kimyasal. Kas hücrelerinde. hücre zarı boyunca yayılabilen aksiyon potansiyeli oluşturur. Genellikle sinapslar bir nöronun aksonu ile diğer bir nöronun dendritleri (%80-95) arasında meydana gelmektedir. Sinaps. Kaslar genel olarak 3 tipe ayrılır. iletiye de sinaptik ileti adı verilmektedir. bir nöronun diğerinin aktivitesini değiştirdiği yerdir. Sinapsa bilginin getirildiği nörona presinaptik nöron. Adenozin Trifosfat (ATP) hidrolizi ile elde ettiği enerjiyi. Kalp kası 3.Sinaps Nöronların birbirlerine bilgi aktarımı yaptıkları bölgelere sinaps bölgeleri. 1. Sinaptik ileti KAS Kas hücreleri de. Şekil 13. elektriksel ve mekanik olarak uyarılma özelliğine sahiptir. Düz kas 142 . aktarılan bu bilgiyi alarak uzağa taşınmasını sağlayan nörona ise postsinaptik nöron adı verilir. aksiyon potansiyeli tarafından etkinleştirilebilen kasılabilir yapılar içerir. Bu hücreler uyarıldıklarında.

miyozin. İskelet Kası İskelet kası. Filamanlar ise kasılabilir proteinlerden yapılmıştır. miyozinin aktin ile etkileşimini inhibe eder. tropomiyozin molekülüne bağlarken troponin I. birbirinden bağımsız kas liflerinden oluşmuştur. Çapraz bağlı çizgilerin farklı bölümleri çeşitli harfler ile adlandırılmıştır. Aksiyon potansiyeli. aktin. uyarılma-kasılma keneti (eksitasyon-kontraksiyon bağıntısı) denilir. Tropomiyozin molekülleri. tropomiyozin molekülleri boyunca bulunan. sarkoplazmik retikulumun T sistemine bitişik yan keselerinden. iskelet sisteminin yapı taşları da denilebilir. elektron mikroskobunda vezikül ve tübüller şeklinde zarsı yapılardan kurulu çatılar tarafından çevrili şekilde görülür. tropomiyozin ve troponin proteinleri sayesinde olmaktadır. 143 . yani uç sarnıcından Ca2+ salınmasını tetikler. kas hücresinin hücre zarına sarkolemma adı verilir. aktin molekülünün iki zinciri arasındaki oluğa yerleşmiş uzun filamanlardır. Aksiyon potansiyeli. belli aralıklarla yerleşmiş küçük globüler yapılardır. kırıcılık indekslerinin farklılıklar göstermesi. Bu kas liflerine. Her kas lifi. İki Z çizgisi arasında kalan alan sarkomer olarak adlandırılır (Şekil 15). Bu yapılar. aynen nöronların sinir sisteminin yapı taşları olması gibi. Troponin T. bir T sistemi ile bir Sarkoplazmik Retikulum’dan oluşan sarkotübüler sistemi oluşturur. iskelet kasının bilinen çizgili görüntüsünü sağlamaktadır. Sarkotübüler Sistem: Kas lifleri. Kas ve Genel Yapısı 1. birbirinden ayrı filamanlara bölünebilen miyofibrillerden oluşur. Kas lifleri. troponin molekülünün diğer kısımlarını. Kas Çizgileri: Kas lifinin değişik kısımlarında. (Şekil 16). tek bir kas hücresinden oluşmuştur. Ca2+ kasılmayı başlatır (Şekil 17).Şekil 14. Troponin molekülleri. İskelet kasının kasılabilmesi. Kasılmanın Moleküler Temeli: Kas lifinin depolarize olması ile başlayan kasılma sürecine. troponin C ise kasılmayı başlatan Ca2+ için bağlanma noktaları içerir. T sistemi sayesinde kas lifindeki bütün lifçiklere yayılır.

Z çizgileri hizasında interkale diskler görülür. Bunlar. Kalp Kası Kalp kasının çizgileri. kalp kasının sanki bir sinsisyum gibi işlev görmesini sağlar. Bu kavşaklar. Bu kavşaklar. iskelet kasındakilerle benzer ve Z çizgileri bulunur. Kas Çizgileri ve Onları Oluşturan Yapılar 2. fakat uzun süre 144 .Şekil 15. uyarımın bir kas lifinden diğerine yayılması için düşük dirençli köprüler oluşturur. hücre-hücre yapışmasını sürdürerek lifler arasında güçlü bir birlik sağlar. Kalbin iskelet kasına göre daha uzun süre kasılı kalması (uzun plato) yavaş açılan.

bir tepe noktasına kadar diastolik hacimdeki artışa koşut olarak kalbin kasılma gücü artar (Kalbin Frank-Starling Yasası). kalbin diastol evresindeki dolma derecesi tarafından belirlenir ve ventrikülde gelişen basınç.açık kalan. voltaja bağımlı Ca2+ kanallarına bağlıdır. Vücutta liflerin başlangıç boyu. Şekil 16. Sarkotübüler Sistem 145 . gelişen total gerimle orantılıdır. Yani gelişen gerim.

İskelet kası vücut kaslarının en büyük kısmını oluşturmaktadır. 146 . görüldüğü kadarıyla troponin bulunmaz. Düz Kas: Ancak. İskelet kasının lifleri arasında anatomik ve işlevsel bağlantı yoktur ve genelde istemli olarak kasılır. Kasılmanın Moleküler Temeli 3. düz kas homojen tek bir kategoriden oluşmaz. Düz kaslar ise çoğunlukla iç organın duvarında bulunur. İskelet kası oldukça iyi gelişmiş çapraz çizgiler içerir ve normalde sinirsel uyarı yoksa kasılmaz. Kalp kası da iskelet kası gibi çapraz çizgiler içerir ancak. Düz kasta sarkoplazmik retikulum vardır fakat çok az gelişmiştir. Düz kasta tropomiyozin varsa da. kalp kası işlevsel olarak bir sinsisyum (ağ şeklinde bağlantı sistemi) oluşturur.Şekil 17.

yabancı organizmaları yutarak (fagositoz) ya da taşıdıkları çeşitli silahlarla yok ederek organizmayı zararlı etkenlere karşı korurlar. dokulara ileten kırmızı kan hücreleridir (alyuvarlar. 5. kalp tarafından karmaşık bir atar ve toplardamar sistemi içinde dolaştırılır. tüm dokularımızdaki hücrelere gereksinim duydukları besinleri de taşımaktadır. Asit-Baz Dengesi: Bir yandan oluşan asit ve bazları tamponlarken (bikarbonat. Beslenme: Sindirim sisteminden yapı taşlarına ayrılmış olarak emilen besin maddelerini (glikoz. bizi dış düşmanlara karşı koruyan farklı işlevlere sahip. Yetişkin bir insanda 5 litre kadar bulunan bu sıvı. 3. kollarımızın içinde görebildiğimiz damarlar. Kanımız ayrıca farklı sınıflara ayrılmış güçlü bir ordunun askerleriyle de doludur. fosfat. Üzerlerindeki reseptörler sayesinde vücuda giren istilacıları belirleyip bu bilgileri hafızalarında tutan akyuvarlar (lökositler) ve benzeri savunma hücreleri. ürik asit. Bir başka deyişle. büyük bir kılcal damarlar ağıyla (kapiller) dokulara dağılmaktadır. bedenimizde dolanan kan damar sisteminde tam bir tur attığında dünyayı 4 kez dolaşmış kadar yol almaktadır. KAN FİZYOLOJİSİ Kan Sıvısının Genel Özellikleri Tanım olarak KAN. içindeki hemoglobin molekülü sayesinde oksijeni. Plazma adı verilen sıvı ortamda süspansiyon halinde dağılmış bir takım hücresel elemanlar içeren. O2-CO2’in akciğerler-doku arasında eritrositlerin içerisindeki hemoglobin sayesinde iletilir.2. eritrositler).000 km olurdu. yalnızca dokularımız ve organlarımızın gereksinim duyduğu oksijeni taşımakla ve vücudumuzu metabolizma artıklarından arındırmakla kalmaz. Kandaki acil ilk yardım ekipleriyle “pıhtı pulcukları” ya da trombosit olarak adlandırılan. amino asitler. Solunum (O2-CO2 Değişimi): Ağırlıklı olarak eritrositlerin görevidir. Kanımızdaki kalabalık bir “işçi ordusu”. organizmada damar sisteminin içini dolduran ve kalbin yardımıyla da tüm vücudu dolaşan sıvı bir dokudur. 2. farklı türden hücreleri de içinde taşımaktadır. en küçük bir hücreye kadar gidebilmesine olanak sağlar. yağ asitleri) ihtiyacı olan dokulara ulaştırılır. Kanın Başlıca Görevleri: 1. Atılım: Dokularda ortaya çıkan metabolik atık maddeler (üre. Kan vücut ağırlığının ortalama % 8’ini oluşturan (70 kg’lık bir insanda 5-6 L) sıvı bir dokudur. Bu sıvı dokunun ve kanın içindeki hücrelerin esnek yapılarının özellikleri ve damar sisteminin en küçük alanlara kadar yayılan yapısı. 147 . Yetişkin bir insanın vücudundaki tüm damarları uç uca eklesek elde edeceğimiz uzunluk en az 160. Termoregülasyon: Taşıdığı su aracılığıyla vücut sıcaklığının belirli sınırlar dahilinde tutulmasına katkıda bulunur. aslında bu karmaşık sistemin önemsiz bir bölümüdür. kreatinin) boşaltım organlarına iletilir. 6. Ana damarlarla taşınan kan. kanın vücudun her yerine. bir kesiğe ya da yaraya kalabalık gruplar halinde yığılarak kanamayı engelleyen hücrelerdir. protein ve hemoglobin ile) diğer yandan bunları organizmadan uzaklaştırabilmektedir. Ellerimizin üzerinde. Osmotik Düzenleme: Organizmanın su ve tuz dengesinin korunmasını sağlar. Bu sistem. Yaşam veren ve koruyan bu sıvı. 4.

belirli bir süre santrifüj edilirse içerdiği hücresel elemanların tüpün dibinde toplandığı görülür. renk koyudur (vişne kırmızısı). renk açıktır (kiraz kırmızısı). pıhtılaşmasına fırsat verilmeden veya pıhtılaşmasını önleyen birtakım maddelerin ilavesinden sonra. Toplanan bu kan hücreleri kanın hematokrit (hct) değerini verir ve normalde kanın % 44-46’sından ibarettir (Şekil 1). Özgül Ağırlık (Dansite): Saf suyun özgül ağırlığı 1000 olarak kabul edilir.7. venöz kanda ise oksijen az. Renk: Kanın rengi kızmızıdır. Plazma: Kan. antitoksinler ve lizinler gibi maddeler aracılığıyla vücudun yabancı maddelere karşı savunmasının önemli bir bileşenini oluşturur. 8. Yukarıda sayılan bütün bu görevlerin esas amacı organizmada homeostasis’in korunmasıdır. Bu durumda üstte kalan sıvı ise plazmayı oluşturur ve kanın % 54-56’sı kadardır. Arteryel kanda oksijen fazla. Şekil 1. İnterstiyel Sıvı Hacminin Kontrolü: Plazma proteinlerinin oluşturduğu osmotik çekim gücü (kolloid osmotik basıncı-onkotik basınç) ile kapillerin arteryel ucundan filtrasyon ile interstisyel sahaya geçen sıvının venöz tarafta yeniden intravasküler kompartmana geçmesini sağlar. Savunma: Fagositoz yapan veya salgılarıyla savunma yapan hücresel elemanlar. bunun yanında antikorlar. damardan bir tüpe alınarak. Haberleşme: Hormonları taşıyarak dokular arası iletişimin sağlanmasına aracılık eder. demir içeren ve oksijen bağlayan hemoglobin (Hb) verir. 9. Hemostaz: İçerisinde bulundurduğu pıhtılaşma faktörleri yoluyla yaralanmalar sonucunda ortaya çıkabilecek kan kayıplarını önlemeye çalışır. 10. Kırmızı rengi eritrositlerde bulunan. Hematokrit 148 . Kanın özgül ağırlığı 1050-1060 arasındadır. Hematokrit için kan hücrelerinin total kana oranıdır denebilir.

Sedimentasyon doku harabiyeti ile seyreden birçok hastalıkta artar. Lipidler. fosfolipid. Erkekte 0-8 mm/sa. Plazma Karbonhidratları: Sindirim sisteminde karbonhidratların % 80’i glikoz. Klinikte hastalığın çeşidi ve cinsi hakkında doğrudan bilgi vermese de ileri tetkik için fikir veren yönlendirici bir tanı metodudur. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ise şeker hastalığı (diabet) söz konusudur. Pıhtılaşması engellenerek özel bir tüpe alınan kanın hücrelerinin çökmesine sedimentasyon denir. Plazmanın % 90-92’si sudan ibarettir. Kadında 0-16 mm/sa’dir.3 g/dl. Total protein miktarı % 5. geri kalanı fruktoz ve galaktoz olarak kana geçer. kreatinin. amonyak ve amino asitler. yağ asitleri. Normal sedimentasyon değerleri Yeni doğanda 0-1 mm/sa. amino asitler. ürik asit. enzimler. Bir de non-protein azotlu maddeler vardır. Karbonhidratlar. Sedimentasyon: Eritrositler. β2. 149 . glikoz ve laktik asit. Ancak aralarından γ-globulinler aynı zamanda immunoglobin (lg) olarak da bilinir ve organizmanın bağışıklık sisteminde rol oynar (α1.5 g/dl. Çeşitli iç salgılar (hormonlar) ve enzimler. Sedimentasyon hızı üzerinde başlıca etken bir takım plazma faktörleridir. üre. β1. Fruktoz ve galaktoz daha sonra karaciğerde glikoza çevrilir. hipoksantin. Onkotik Basınç: Plazma proteinlerinin oluşturduğu osmotik basınç (≈ 25 mmHg) kolloid osmotik basıncı veya onkotik basınç olarak adlandırılır.5 g. Ayrıca teşhisi konmuş hastalıkların tedaviye cevabının izlenmesinde kullanılır.5 g/dl.45 = 2. Globulinlerin de albumine benzer taşıyıcılık görevi vardır. Albumin birçok madde için taşıma görevi görür. kandaki tüm hücresel elemanların tek başına % 95’den fazlasını oluşturmaktadır. Fibrinojen = % 0. kapillerde suyu damar içerisinde tutan ve venöz uçta interstisyel sahadan tekrar damar içine dönüşünü sağlayan gücü oluşturur. Bu basınç.5. Onkotik basıncın % 70-80’inden tek başına albumin sorumludur. ya da albumin % 2. Bu çöken kanın üstünde oluşan plazma tabakasının saatlik ilerleme hızı kısaca eritrositlerin çökme hızı olarak ifade edilebilen sedimentasyon hızı diye bilinir. globulin ve fibrinojendir. başlıca albumin. Proteinler. 2.Kandaki organik maddeleri şu şekilde sıralayabiliriz: 1. Çeşitli metaller. Lökositler ve trombositlerin hematokrite katkısı ihmal edilebilecek boyutlardadır. Eritrositlerin kendilerinin etkisi ise daha azdır.5 x 0. Globin = % 2.5 g altına düştüğünde onkotik basınçta meydana gelen düşme sonucu sıvının venöz uçta kapillere dönmemesi sonucu ödemler oluşur. 4. 5. Fibrinojen pıhtılaşmada görev alır.5 kadarını eritrositler geri kalan 3 litresini ise plazma oluşturur. γ). α2. ksantin. hormonlar ve bazı ilaçlar kanda albumine bağlanarak gerekli yerlere taşınır. Glikozun normal düzeyi % 70-110 mg’dır. 3. Fibrinojenin uzaklaştırılmış olduğu plazma ise serum (pıhtılaşma faktörleri olmayan plazma) olarak adlandırılır. Yağlar ve Lipidler: Yağlar genel olarak sindirim sisteminden yağ asidi ve gliserol emilir. fosfor. Plazma proteinleri: Toplam = % 7 g/dl Albumin = % 4.5 litre kan hacminin 5. kolesterol ve nötral yağlar (trigliserid).

lökositler (akyuvarlar. İki taraflı olarak ortadan çökük (bikonkav) disk şeklinde görülürler. yaşlılıkta. Hemoglobin (Hb) yapısında 4 tane globin protein vardır. Sonuç olarak 4 Globin (2α2β) + 4 Fe+2 = 1 Hemoglobin’i oluşturur. menstruasyon sırasında. buradan aldıkları CO2’yi ise akciğere taşırlar. Her bir globin zincirine bir tane Fe+2 taşıyan bir hem molekülü bağlanmaktadır.5 milyon civarındadır. Kan hücrelerinin oluşumu ERİTROSİTLER – ALVUYARLAR Sayıları en yüksek olan kan hücresidir.5-5. ancak membranlarının esnekliği sayesinde kolayca şekil değiştirerek.Fizyolojik Sedimentasyon Artışları: Sedimentasyon gebelikte. Şekil 2. dolayısıyla eritrosit membranından oksijen-karbondioksit difüzyonu oldukça hızlı olabilmektedir. kırmızı kan hücreleri). Yaklaşık 7 µ çapında olan eritrositlerin boyutlarının bu küçüklüğü ve özel şekilleri nedeniyle yüzey-hacim oranı çok yüksektir. Kanın Hücresel Elemanları Kanın plazma haricinde kalan ve % 44-46’lık hematokrit değerinde sorumlu olan kan hücreleri eritrositler (alyuvarlar. Bu sayı mm3’te 4. son derece dar kapiller damarlardan geçebilmektedirler (Şekil 3). egsersiz ve yemeklerden sonra fizyolojik olarak artar. beyaz kan hücreleri) ve trombositlerdir (kan pulcukları) (Şekil 2). 150 . Akciğerden aldıkları O2’yi dokulara.

Şekil 3. Eritrositin görünümü Şekil 4. oksijen molekülünü asıl bağlayan eleman olan bir Fe+2 atomu içerir (Şekil 4). CO2 bağlamış olan Hb’dir. Karbaminohemoglobin. Hemoglobin ve yapısında bulunan hem ve globin molekülleri. O2 bağlamış olan Hb’dir. Bu durum Hb’nin yapısındaki +2 değerli demirin +3 değerli demire yükseltgenmesiyle karakterizedir ve bu şekilde oluşan methemoglobin (met-Hb) O2 bağlama yeteneğinden yoksundur.Her biri hem molekülü. Hb’in CO’ya ilgisi O2’ye olan ilgisinden 250 kat fazladır. Hemoglobin Bileşikleri: Oksihemoglobin. Methemoglobinemi. Karbonmonoksihemoglobin. 151 .

indirekt bilurubin). Kan akımı. eritrosit yapım hızını etkiler. Dokuların oksijen donanımı ise. Parçalanan eritrositlerden açığa çıkan Hb’nin hem’i biliverdin. Hb’nin oksijene olan afinitesine bağlıdır. Hb’nin oksijen satürasyonu. demir ve bazı büyüme faktörleri gibi. Şekil 5. lipidler. amino asitler. Eritrosit yapımını uyaran başlıca etken dokularda oksijenin azalması anlamına gelen hipoksidir.özellikle dalakta olmak üzere – kapiller damarlardan geçerken. tüm kan hücrelerinin sentez yeri kemik iliği ve stem cell (kök hücre)dir. demir ve CO’ya çevrilir. Ancak bu faktörlerin hiçbiri yapım hızını düzenleyen sinyali oluşturmaz. folik asit. Hipoksi etkisiyle eritropoetin adı verilen glikoprotein tabiatlı bir hormon salgılanır. vitamin B12. sürtünmeye dayanamayarak yırtılırlar. Yapım.Eritrosit Yapımı (Eritropoez): Doğumdan önce karaciğerde sentezlenen eritrositler. Eritrositlerin Haraplanması: Yaşlanan eritrositlerin membranı elastik yapısını kaybeder ve . karbonhidratlar. direkt bilurubin) lahine getirilir (Şekil 5). Dokulardaki oksijen basıncı ve dokuların oksijen donanımı ile tüketimi arasındaki oran. Hem molekülünün yıkımı 152 . Kanın Hb konsantrasyonu. dokuların oksijen gereksinimine göre düzenlenmektedir. Oluşan bilurubin karaciğerde glukuronik asit ile konjuge edilerek bilurubin diglukuronat konjuge bilurubin. Oluşan biliverdin ikinci aşamada bilurubine çevrilir (nonkonjuge bilurubin. Eritropoez’in Düzenlenmesi: Eritrosit yapımı için bazı besinler gereklidir. Aslında yalnızca eritrositlerin değil. doğumdan sonra kemik iliğinde yapılmaya devam eder.

Sonuç olarak. hem de B aglütinojenlerini bulunduranlar AB kan grubu. β zincirin olmaması β-talasemi olarak isimlendirilir. DNA sentezi bozukluğuna bağlı anemiler: B12 vitamini veya Folik asit eksikliği eksikliği 2. Kanda bulunan fazla demir ise apoferritin ile birleştirilerek ferritin şeklinde depolanır. 4. Vücutta demir miktarı apoferritin depo havuzunu aşacak miktarda olduğu zaman hemosiderin adlı çözülmeyen formda depo edilir. α zincirinin olmaması α-talasemi. Membran bozukluğu ve enzim eksikliği B12 veya Folik Asit Eksikliği: B12 vitamini ve folik asit hem DNA. Demir Metabolizmasi ve Eksikliği Demir eksikliğine bağlı hipokrom mikrositer anemi gelişir. Ferritin şeklinde depolanan bu demire depo demir adı verilir. 1. Vitamin. egzersiz sırasında dokunun oksijen gereksinimi çok artacağından dolayı. Eritrosit membranında yalnız A aglütinojeni bulunduranlar A kan grubu. Bu işlemden sonra demir bağlanmış apotransferrin transferin olarak adlandırılır. Ne A. 153 . 3. hangi ırktan olursa olsun tüm insanlarda aynıdır. hem de RNA serisi için gereklidir. Demir en çok duodenum ve jejenumun ilk bölümü olmak üzere ince barsağın ilk kesiminden emilir. Değişen. ne de B aglütinojenlerini bulundurmayanlar ise O kan grubu olarak kabul edilmiştir. 4. özellikle membranlarında bulunan her biri antijen antikor etkileşimlerine yol onlarca adet antijendir. Hem A. Globin sentezi eksikliği: Globin zincirini kodlayan gen de yanlış kodlama (orak hücreli anemi) veya Globin zincirini kodlaya genin olmaması (talasemi). Yalnız B aglütinojeni bulunduranlar B kan grubu. Kan Grupları Eritrositler şekil olarak. Kanın azalmış oksijen taşıma kapasitesine rağmen kan akım hızı artarak dokuların ihtiyacı olan oksijeni bırakabilir.ANEMİ Eritrosit sayısının veya hemoglobin miktarının normalden düşük olması halidir. Bu antijenlerin çoğu zayıftır. Hem sentezi bozukluğu: Fe eksikliği 3. Eritrosite antijenik özellik kazandıran bu maddelere aglütinojen adı verilmiştir. bu nedenle megaloblastik anemi olarak adlandırılır. Apotransferrin ince bağırsakta serbest demir ve bazı demir bileşikleri ile bağlanır. Talasemi (Akdeniz Anemisi): Hemoglobindeki bir polipeptid zincir eksikliği ile oluşur. 2. Bunlar A-B-O ve Rh sistemi antijenleridir. Hemosiderinin aşırı çoğalması ile hemokromatoz denen patolojik durum oluşur. Anemilerin Sınıflandırılması: 1. Normal erişkin Hb’i 2 α ve 2 de β polipeptid zincirinden meydanla gelen HbA’dır. İki grup antijen diğerlerine göre daha sıklıkla kan trasfüzyon reaksiyonlarına yol açarlar. Bu sınıflama ABO kan grubu sınıflaması olarak da bilinmektedir (Tablo I). B12 ve folik asit eksikliğinde hücre büyür ama bölünemez. Ancak anemili kişi egrzersize başlarsa kalbi bu durum karşısında daha fazla kan pompalayamayacaktır. ciddi doku hipoksisine bağlı akut kalp yetmezliği gelişebilir.

A aglütinojenine karşı Anti-A. Bu durumu önlemek için Rh (+) bir bebek doğuran Rh (-) bir anneye doğumdan sonraki 72 saat içerisinde Rh (+) eritrositlere karşı gamma globulinler verilebilir. bu durum eritroblastosis fetalis veya yeni doğanın hemolitik sarılığı olarak adlandırılır. Anti-A aglütinini. ABO kan grubu sistemi Kan Grubu A B AB O Antijen(aglütinoje n) A Var Yok Var Yok B Yok Var Var Yok Antikor(aglütini n) AntiA Yok Var Yok Var AntiB Var Yok Yok Var Bu aglütinojenlere karşı reaksiyon gösteren antikorlar ise plazmada doğal olarak bulunmaktadır ki bunlara da aglütinin denir. İnsanların % 80’i Rh (+)’dir. Cross-Matching: Genel olarak çok fazla etkin olmamakla birlikte. A aglütinojenini taşıyan eritrositler ile karşılaşırsa bir anda çok sayıda eritrositi kendine bağlayarak kümeleşmesine neden olur. Buna göre A grubu kişinin plazmasında Anti-B aglütinini. plazmasında buna karşı antikor mevcuttur. taşımayanlar ise Rh (-) olarak sınıflanır. alıcı ile vericinin kanları bir deney tüpünde birleştirilerek aglütinasyon oluşup oluşmadığı 154 . Aglütinasyonu hemoliz takip eder ve eritrositler parçalanarak ölür. Ancak anne ikinci kez yine Rh (+) bir çocuğa hamile kalırsa. Rh (+) bir babadan yine Rh (+) bir çocuğa hamile olduğunda söz konusu hale gelir. annedeki antikorların sayısı artarak daha tehlikeli durumlara yol açabilir. bu saydığımız ABO ve Rh grupları dışındaki kan grupları. klinik uygulamada nadir de olsa problemlere yol açabilirler. Ya düşük olur ya da hemoliz nedeniyle çocuk sarılıklı doğabilir. Bilurubin pigmenti normal erişkinde kan-beyin bariyerini geçemezken. bu olaya da aglütinasyon adı verilir. Bunun için kan tranfüzyonu yapılacağı zaman. Genel olarak kişide bulunmayan aglütinojen hangisi ise. hem de B aglütinojenine sahip olduklarından plazmalarında aglütinin yoktur. Genellikle ilk gebelikte oluşan antikorlar ya çok fazla değildir ve çocuğa tam zarar veremezler ya da çocuğa gebelik süresinde değil de doğum sırasında geçer ve çocukta herhangi bir hastalık olmaz. fetüste bu bariyeri aşabilmekte beyin bazal gagliyonlarında toplanarak kernikterus olarak adlandırılan tehlikeli duruma neden olur. AB kan grubundaki insanlar hem A. Rh uyuşmazlığı: Rh (-) bir anne. O grubu kişide ise her iki aglütinin bulunur. Oluşan bu antikorlar da tekrar çocuğa geçer ve çocuğun eritrositlerinde aglütinasyon ve hemolize neden olabilir. Eritrositlerin Rh antijeni taşıyanlar Rh (+). Bu durumda çocuğun Rh antijenleri anneye geçerse annenin kanında Anti-D antikorları oluşur. B aglütnojenine karşı ise Anti-B aglütinin vardır.Tablo I. Rh faktörü: Eritrosit membranında ABO kan grubu aglütinojenlerine ilave olarak bir de Rh antijeni önemlidir. Rh faktörüne karşı oluşan antikor Anti-D antikoru olarak da adlandırılır. B grubu kişinin plazmasında Anti-A aglütinini.

Diğer hücreler lenfositlerin aktivasyonu. Lökositler eritrositlerden daha büyük çekirdekli hücrelerdir. Bunlardan monositler miyeloid seriden gelişirken. Şekil 6. Normal sayıları mm3’te 4000-10000 kadardır. bellek ve kendinden olan/olmayanı tanıma özelliklerine sahip olur. mantar.kontrol edilir ve ancak bundan sonra kan nakline başlanır. parazit gibi mikroorganizmalarla bu yolla savaşım veriler. Sayılarının 4000’in altına düşmesine lökopeni. Lenfosit ve monositlerin yer aldığı agranülositler ise tek çekirdekli oldukları için mononükleer lökositler olarak da isimlendirilir. özgüllük. Bağışık yanıt için gelişen hücrelerden sadece lenfositler çeşitlilik. Nötrofiller: Dolaşımdaki tüm lökositlerin % 50-75’ini granülositler oluştururken. solunum. Bu teste cross-matching adı verilmektedir.Akyuvarlar Organizmanın kan hücreleri ile gerçekleştirdiği korunma mekanizmaları. bağışıklık sistemini oluşturmaktadır. Bunlar da kendi içlerinde. lenfositler lenfoid seriden gelişen tek kan hücresidir. sitoplazmik granüllerinin boyanma özelliğine göre. eozinofil (daha büyüktür. Granüllerinin ve çekirdeklerinin boyanma özelliklerine göre kendi içlerinde nötrofiller. boşaltım organları veya deri yoluyla girebilecek bakteri. Lökositler . virüs. asit olarak boyanır ve kırmızı renk alır) ile bazofil (bazik boya ile koyu mavi olarak boyanır) şeklinde 3 alt gruba ayrılır (Şekil 6). Her üç granülosit tipinin de aktif olarak fagositos yapma yeteneği vardır ve bakteri. Genellikle inflamasyon bölgesine giden ilk hücrelerdir. parazit gibi mikroorganizmaların tehdidi altındadır. mantar. Lökosit alt grupları Granülositler Çok parçalı çekirdekleri vardır ve sitoplazmalarında belirgin granüller içerirler. Vücudumuz her an ağız. Sitoplazmalarının özel boyalarla boyanması sonunda beliren granüllerin bulunup bulunmamasına göre granülositler ve agranülositler diye ikiye alt gruba ayrılırlar. bazofiller ve eozinofiller olarak üç gruba ayrılırlar. 10000’in üzerine çıkmasına ise lökositoz adı verilir. fagositoz veya çeşitli moleküller salgılanması gibi yardımcı roller üstlenir. Korumadan sorumlu başlıca hücreler de lökositlerdir. Makrofajlar gibi aktif fagostik hücreler olmakla birlikte savunmada makrofajlara göre daha etkin ve üst düzeyde rol alırlar. İmmün 155 . nötrofil (nötral boya ile pembe olarak boyanır). bunlarında en büyük kısmı nötrofillerden ibarettir.

Kemik iliğinden kaynaklanırlar. fagositoz. Makrofajların başlıca işlevleri. bradikinin ve serotonin gibi moleküller barındırırlar. Makrofajlar her dokuda görülürken. bazofillerle birlikte alerji gelişiminde rol alır. bazı dokularda özel isimlerle anılırlar. Mast Hücreleri: Mast hücreleri. Eozinofiller ayrıca alerjik reaksiyonların olduğu dokularda toplanma eğilimindedir. Lenfositler: Kandaki lökositlerin % 20-30’unu oluştururlar. inflamasyonun bulgularının oluşmasına neden olurlar. Dolaşımdaki lökositlerin %1-2’sini oluştururlar. T Lenfositler timusta olgunlaşarak bağışıklık yeteneklerini burada kazanırlarken B Lenfositler kemik iliğinde olgunlaşarak bağışıklık yeteneklerini burada kazanırlar. Bazofiller ayrıca bazı alerjik hastalıklarda da ana rol oynarlar. Olgunlaşıp eğitilen T ve B Lenfositler primer lenfoid organları terk ederek sekonder lenfoid organlara dağılırlar (Şekil 7). heparin. Granülosit ve monositlerin aksine. Bazofiller: Granülositler grubunun fagostik olmayan üyeleridir. öldürme. Granüllerinin içeriği histamin. Monositler: Monositler damar hücrelerinin arasından interstisyel (hücrelerarası) sahaya geçerek burada doku makrofajlarını (histiyosit) oluştururlar.bileşiklerler uyarıldıkları zaman granüllerinde bulunan organizmaları sindirici ve öldürücü enzimlerini hücre dışına bırakırlar. Parazitlere karşı savunmada özelleşmişlerdir. lenfositlerin fagositoz yeteneği yoktur. İste monositlerin esas olgun hali bu makrofajlardır. İnflamasyon esnasında bu molekülleri salarak. Eozinofiller: Tıpkı nötrofiller gibi hareketli ve fagostik hücrelerdir. 156 . antijenik materyali lenfositler başta olmak üzere diğer hücrelere sunarak tanıtma ve çeşitli uyarıcı moleküller salgılamadır.

üreme) kanal duvarlarındaki lenf bezleridir. Bu nedenle T lenfositleri ile oluşan bağışıklığa hücresel bağışıklık adı verilirken. B lenfositlerinin meydana getirdiği bağışıklık humoral bağışıklık olarak anılır. solunum.Şekil 7. tonsiller ve (sindirim. T lenfositler ise değişik görevlerle farklılaşmış olup. Lenfosit tipleri Primer (merkezi) lenfoid organlar: Lenfositlere immunolojik yeteneklerini kazandıran timus. boşaltım. diğer bir bölümü antijenlerle doğrudan savaşabilecek yeteneğe sahiptir. bursa fabricius ya da memelilerde bunun yerini tutan kemik iliği. 157 . vücuda giren yabancı maddelere (antijen) karşı antikor veya immunoglobulinler de dediğimiz protein yapısındaki özel maddeleri sentezlerler. dalak. Sekonder (periferik) lenfoid organlar: Lenf düğmeleri. bir kısmı B lenfositlerin antikor üretiminin düzenlenmesi ile ilgili vazifeler alırken. B lenfositler.

bradikinin ve serotonin gibi maddeler açığa çıkar. Bu şekilde nötrofil ve monositlerin yabancı maddenin zarar verdiği bölgeye doğru hareketine kemotaksis denir (Şekil 8). çeşitli salgılar yoluyla da yabancı maddeler ile savaşım verebilmektedirler. Lösemi: Halk arasında kan kanseri olarak da bilinen. tüberküloz gibi kronik hastalıklarda monositler çoğalmış olarak bulunur (Tablo II) Tablo II. Örneğin. alerjik hastalıklarda eozinofiller daha çok artar. Hastalıkların tanısında çok değerli ipuçları verebilir. viral enfeksiyonlarda lenfositler. Lökosit hareketleri Lökositler. işlevlerini başlıca fagositoz yoluyla yerine getirirler. bakteriyel enfeksiyonlarda granülositler ile genç lökosit şekilleri çoğalmış bulunur. Lökosit formülü Çomak çekirdekli genç nötrofil Parçalı çekirdekli nötrofil Eozinofil Bazofil Lenfosit %1-2 %6070 %1-4 %0.Şekil 8. Ancak bunun yanında. Tahrip olan dokudan histamin. lenfosit veya lökositlerin kontrolsüz olarak çoğalması durumudur. Lökosit Formülü: Lökosit çeşitlerinin toplam lökosit populasyonuna oranını ifade eder.5 %2030 Bağışıklık Mekanizmaları (İmmun Sistem) 158 .

Vücutta hemostaz ve koagülasyon mekanizmaları: Hemostaz kanamanın durdurulması. normal damar endoteline yapışmazken. Trombosit tıkacının oluşması. Trombositler. Bazı inanlarda kalıtsal olarak bazı pıhtılaşma faktörlerinin bulunmaması sonucu hemofili adı verilen hastalık bulunabilir (FVIII eksikliği hemofili A. Bu protein hasarlı damar duvarı ile trombositler arasında bir köprü oluşturur. 3. Bu olaya otoimmunizasyon ya da otosensitizasyon adı verilirken. yapılarında bulundurdukları aktomiyozin etkisiyle kasılarak içlerinde hapsolmuş plazmayı dışarı atar. Kişide trombosit sayısının yetersiz olması trombositopeni olarak adlandırılır. IgE. Fibröz doku oluşumu ile damarın yeniden tamiri 5. Bundan sonra trombositler. Membranı yüzeyindeki reseptörler. bazen kişinin immun sistemindeki bir takım bozukluklar nedeniyle kendi dokularına karşı antikor oluşabilir. bu olay gerek endotel hücreleri gerekse trombositler tarafından salgılanan bir plazma proteini olan Von Willebran faktörü (vWF) tarafından kolaylaştırılır. Diğer trombositler de buraya gelerek birbirlerine yapışır ve trombosit kümeleri oluştururlar (agregasyon). İmmunoglobulin (Ig)ler: IgG. bu hastalar kolay kanarlar ve kanamanın durdurulması oldukça zordur. Bunlar antijenlere karşı organizmanın savunmasında görev alan antikorlardır. basit kılcal damar yaralanmalarında tek başına bu tıkaç kanamayı durdurmaya yeterli olabilmektedir. Bu şekilde trombosit tıkacı oluşmuş olur. IgD. Fazla pıhtının eritilmesi (fibrinolizis) 159 . böyle bir reaksiyonda otoantijenlere karşı oluşan otoantikorlardan bahsedilir. Bu kişilerde deri altında kanamalar ve çürükler görülebilmektedir. FIX eksikliği hemofili B). Normal sayıları 150000 – 400000/mm3 civarındadır. damar yaralanmalarında kanamanın durmasında (hemostaz) ve pıhtılaşmada (koagülasyon) görev alan hücrelerdir.Plazma proteinlerinin ikinci büyük kısmını oluşturan globulinler arasından immunoglobulinler vücudun bağışıklık sisteminde önemli yer tutar. IgA. damar zedelenmesi sonucu açığa çıkan kollagen moleküllerine hızla yansır. Trombosit membranı yüzeyindeki reseptörler aracılığıyla. normal damar endoteline yapışmazken. Otoimmunite: Bağışıklık normalde vücuda yabancı olan antijenik maddelere karşı gelişen bir olay iken. damar zedelenmesi sonucu açığa çıkan kollajen moleküllerine hızla yapışır (adhezyon). IgM. koagülasyon ise kanın pıhtılaşması anlamına gelir. Trombositler Yine miyeloid serinin unipotent stem hücresinden kaynaklanan dev megakaryosit’lerden oluşurlar. Pıhtının oluşması (Şekil 9) 4. Damarın refleks olarak kasılarak büzülmesi (vazospazm) 2. Bir damar yaralandığı zaman kanamanın durdurulması ve o bölgenin tamiri için devreye giren mekanizmalar şu şekilde sıralanabilir 1.

pıhtılaşmayı durdurucu yönde etkili olanlara ise antikoagülan madde denir. Ancak bir yaralanma sonrasında pıhtılaşma oluşması gerektiği zaman başlıca üç aşamalı mekanizma söz konusu hale gelir. dolaşımda plazminojen olarak (inaktif halde) bulunur. Şişlik. Bakteri ve virüs enfeksiyonları. Bunlardan pıhtılaşmayı oluşturma yönünde etkili olanlara koagülan. Plazmin. marofajlar) artar. Bazen trombüsten bir parça pıhtı koparak dolaşıma katılabilir ve beyin. sonra daha uzun ömürlü olan mononükleer hücreler (monositler. En önemli antikoagülan maddeler arasında antitrombin III ve heparin sayılabilir. 1) Protrombin aktivatörünün oluşumu 2) Protrombinden trombin oluşumu 3) Fibrinojenden fibrin oluşumu: Trombin de bir enzimdir ve plazmada inaktif olarak bulunan fibrinojen molekülünden fibrin iplikleri oluşturur. sıcaklık. sıcak ya da mekanik travmalar inflamasyona yol açabilir. Fibrinolitik (Trombolitik) Sistem: Bunun için pıhtı oluştuktan bir müddet sonra bu pıhtıyı yeniden eritme yoluna gider. İnflamasyon: Başlıca inflamasyon belirti ve bulguları kızarıklık.Şekil 9. ağrı ve fonksiyon kaybı şeklinde sıralanmıştır. kalp. alerjik reaksiyonlar. şişlik. Trombozis: Damar içerisindeki anormal pıhtılaşma durumudur. Damar içerisinde oluşan bu pıhtıya trombüs denir. soğuk. Fibrinolitik sistem ile pıhtılaşma sistemi arasındaki dengenin bozulmasından kaynaklanır. o bölgedeki proteinden zengin plazmanın damar dışına sızmasıyla oluşur (ödem). 160 . Pıhtının eritilmesinden plazmin adlı enzim sorumludur. Normalde kanda bu antikoagülan maddeler hakim olduğundan pıhtılaşma görülmez. Bu inflamasyon sıvısında ilk saatlerde granülositler çoğunlukta iken. akciğer damarlarında tıkanmalara da yol açabilir (emboli). Kızarıklık ve sıcaklığın nedeni deri damarlarındaki vazodilatasyon ve kan akımı artışıdır. Hemostazis Kanda pıhtılaşma ile ilgili yaklaşık olarak 50 kadar madde bulunmuştur.

Bunlardan doku seviyesinde hücreler arasındaki O2-CO2 alış-verişi internal solunum veya iç solunum. Solunum Sisteminin Fizyolojik Anatomisi: Burun ve ağız ile başlayan solunum sistemi. akciğerlerde kan ile atmosfer havası arasında olanı ise eksternal solunum ya da dış solunum olarak adlandırılır. Dokularda. Bu durumda organizmada O2CO2 değiş tokuşu iki kez karşımıza çıkmaktadır. SOLUNUM SİSTEMİ SOLUNUM SİSTEMİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ Solunum sistemi kan ile atmosfer havası arasında gaz değişimi yapabilecek şekilde özelleşmiş. atmosfer havasındaki O2’yi kana aktaran sistemimizdir. Dallanmalar sırasında çapları gittikçe daralır. Solunum organ ve yolları. Hücrelerin yaşamlarını sürdürebilmeleri yeterli oksijen alabilmelerine bağlıdır. birincisi yalnızca iletici hava yolları olarak görev yapan ve terminal bronşiol olarak adlandırılan yapılarda sona eren bölüm. buradan da O2 ile değişime uğramak üzere akciğerlere pompalanır. trakea (soluk borusu). bronşioller ve alveollerden oluşur (Şekil 1). boyları kısalır ve alveol adı verilen kapalı kesecikler ile sona ererler.3. 161 . ikincisi ise respiratuvar bronşiollerden başlayıp devam eden gaz değişiminin yapıldığı bölümdür (Şekil 2 ve 3). en dayanıklı doku ise iskelet kaslarıdır. bronşlar. Oluşan CO2 de kana difüze olarak venöz dönüş ile sağ kalbe gelir. bronşlardan sonraki daha dar bölümler ise bronşioller olarak adlandırılır. larinks (gırtlak). hücre seviyesinde oksijen tüketilir ve karbondioksit oluşur. bu özelliği ile de hücrelerde metabolizma sonucu oluşan CO2’yi atmosfer havasına verirken. Bronşlar ve bronşioller de işlevlerine göre iki alt başlıkta toplanabilir. bunun devamında sırasıyla farinks (yutak). Trakeadan sonraki ilk dallar bronşlar. Oksijen yetersizliğine en duyarlı organ beyin. Hava yolları trakea ile başlar ve dallanmalara uğrayarak akciğer içerisine doğru ilerler. Şekil 1.

Şekil 2. Hava yolları Şekil 3. Bir alveolün görünüşü 162 .

163 . göğüs kafesine bağlı olarak genişleyip daralırlar. Bu durumda minimal alveol içi basınç –1 cmH2O olmalıdır. Zorlu ekspirasyonda göğüs kafesini aşağıya çeken m. Akciğer kollapsını önleyen intraplevral negatif basınç düzeyi –5 cmH2O kadardır. Oysa ki havanın atmosferden alveole doğru akabilmesi için bir basınç farkı gerekmektedir. İnspirasyon aktif bir olaydır ve ancak bazı kasların kasılması ile sağlanabilir. Solunum Mekaniği Akciğerler ve içinde bulundukları göğüs kafesi elastik yapılardır. m. Akciğerler pasif organlardır. böylece akciğerler göğüs duvarına doğru çekilerek atmosfer havası ile dolmaları sağlanır. sakin solunum sırasındaki solunum olayında etkili olan kaslar.) bu iki yaprağın arasına hava girmesi (pnömotoraks). Akciğerlerin Kan Dolaşımı: Sağ kalbe gelen CO2 ile doymuş kan. bu şekilde yüzey gerilimini azaltmış olur.rectus abdomini rol alır. Pulmoner arterler. Salgılanan sürfaktan alveol içindeki sıvı üzerine yayılır ve sıvının hava ile temasını keser. negatif basıncı ortadan kaldıracağı için.skalenus’tur. yani yüzey gerilimi vardır. Ancak bazen karın kaslarının yardımıyla zorlamalı ekspirasyon da yapılabilir. Herhangi bir nedenle (yaralanmalar. pulmoner arterler yoluyla akciğerlere gönderilir. Akciğerlerde bir de bronşial dolaşım vardır ki bunlar alveoller dışındaki tüm akciğer dokusunu sular. kaburga kırıkları vb. bronşiolleri takip ederek terminal bronşiollerin ucunda kapillere dönüşür ve alveolleri bir ağ gibi sarar. Sürfaktan yetersizliği veya yokluğu ile seyreden bazı hastalıklar. bu basınç gradyenti akciğerlerin genişlemesi ile sağlanır. Soluk alma (inspirasyon) sırasında bazı kasların kasılması sonucu genişletilen göğüs kafesi yoluyla plevra boşluğundaki basınç daha da negatifleştirilmektedir. inspirasyon için gerekli 500 ml havayı ortalama 2 sn içerisinde içeri çeker. Hemen önlem alınmazsa ölüm ile sonçlanır. bu durumda alveollerin hava ile dolması zorlaşır. Bunu sağlayan en önemli kas ise diyafragma’dır. aynı mekanizmanın ters yönde işlemesiyle. Akciğerlerin genişlemesiyle oluşan negatif basınç. Ekspirasyon sırasında ise. Bunlara primer solunum kasları denir (Şekil 5). akciğerler kollabe olur (büzüşür). soluk verme (ekspirasyon) sırasında akciğerlerin göğüs duvarından daha fazla ayrılmasına izin vermez ve onları tekrar göğüs kafesine doğru çeker. alveollerin yüzey geriliminin artmasıyla büzüşmelerine neden olur. Örneğin. fetusta sürfaktan sentezi 6 veya 7’inci ayda başlar. akciğer hastalıkları. alveol içi basınç +1 cmH2O’ya çıkar ve aynı miktardaki hava bu sefer 2-3 sn içerisinde dışarı itilir (Şekil 4). Nefes alınmadığı sırada alveol içi basınç atmosfer basıncı ile eşittir. Dolayısıyla bazı erken doğum vakalarında sürfaktan tabakası yetersiz kalmış olabilir ve yenidoğanın sıkıntılı solunum sendromu ya da hiyalen membran hastalığı denen durum ortaya çıkar. Plevra boşluğundaki negatif basınç.interkostalis interni ve daha çok da m. hatta imkansız hale gelir.Yüzey Gerilimi: Su molekülleri hava içinde birbirlerini çekip yaklaşma eğilimindedir. Normal bir inspirasyonu takip eden ekspirasyon tamamen pasif bir olaydır. Dik duran bir insanda. diyafragma. Alveollerdeki yüzey gerilimini azaltarak kollabe olmalarını (büzüşmelerini) engelleyen fosfolipid ve proteinden oluşan sürfaktan olarak adlandırılan bir salgı vardır.parasternal interkostalis (internus ile eksternus) ve m.

kadınlarda 0.9 Lt. Akciğer Hacim Ve Kapasiteleri Solunum Hacmi (Tidal Volüm . Erkeklerde 1.IRV): Normal bir soluktan sonra. Artık Hacim (Rezidüel Volüm . Atmosfer basınç-intraalveoler basınca göre havanın akımı. kadardır. kadardır.TV): Normal şartlardaki her bir inspirasyonekspirasyon sırasında akciğerlere girip çıkan hava hacmidir. Göğüs kafesinin hareketi.1 Lt.Şekil 4. Ekspirasyon Yedek Hacmi (Ekspiratuvar Reserv Volüm . Bu akciğer hacimlerinin kendi aralarındaki formülasyonları ile de bazı akciğer kapasiteleri tanımlanmıştır: 164 . kadardır. zorlama ile akciğerlerden çıkarılabilen hava hacmidir.3.ERV): Normal bir soluk verildikten sonra.RV): Zorlamalı bir ekspirasyondan sonra akciğerlerden çıkarılamayan ve burada kalan hava hacmidir. kadınlarda 1. Şekil 5.7 Lt. Erkeklerde 1. 500 ml kadardır. İnspirasyon Yedek Hacmi (İnspiratuvar Reserv Volüm .2 . zorlamalı bir inspirasyon ile akciğerlere alınabilen hava hacmidir. Erkeklerde 3. kadınlarda 1.

Alveollerin ince epiteli. (Şekil 6) Şekiller 6. Solunum membranının (Şekil 7) toplam kalınlığı 0. Akciğer hacim ve kapasitelerinin grafikte özeti. rezidüel hacim dahil akciğerlerin alabileceği toplam hava hacmidir.Vital Kapasite (VK) = TV + İRV + ERV. derin bir inspirasyondan sonra atılabilen maksimum hava miktarıdır. 4. sakin bir ekspirasyondan sonra akciğerlerde kalan hava miktarıdır. 3. Fonksiyonel Rezidüel Kapasite (FRK) = RV + ERV. Alveol bazal membranı.6 µm’yi geçmez. Kapiller bazal membranı. Gaz Alış-Verişi Akciğerlerde gaz alış-verişinin yapıldığı bölgelerde hava ile kanı birbirinden ayıran ince bir membran vardır. Kapiller damarların ince endotel tabakası ve 7. Dar bir interstisyel aralık. Total Akciğer Kapasitesi (TAK) = VK + RV. Alveol içi sıvısı ve sürfaktan tabakası. 6. 2. Plazma şeklinde sıralanmıştır. Spirometre denen özel aletler ile akciğer hacim ve kapasitelerinin ölçümü yapılarak çeşitli akciğer hastalıklarının tanı ve seyrinin takibinde kullanılmaktadır. 165 . İnspirasyon Kapasitesi (İK) = TV + İRV. en derin inspirasyonla içeri alınabilen toplam hava miktarıdır. 5. Bu membran: 1.

Alveollerde pO2 104 mmHg iken. dolayısıyla aradaki basınç farkı ile O2 kolayca kapillerden alveol içine difüze olur. Dolaşımın hızlanması durumunda (vazodilatasyon gibi) doku seviyesine daha fazla O2 gelir ve interstisyel sıvıya geçen O2 miktarı da artar. Geri kalan %3’lük bölümü ise plazmada fiziksel olarak çözünmüş şekildedir. oksijenini hızla interstisyel sıvıya verir. buraya gelen kapiller kanda bu oran yalnızca 40 mmHg’dır. Kapillerin arteryel ucuna bu 95 mmHg’lık oksijen basıncı ile gelen kan. interstisyel sahadaki 40 mmHg’lık pO2 nedeniyle. Oksijeni bağlamış hemoglobin oksihemoglobin olarak adlandırılır (HbO2). Alveolün görünümü ve Solunumun difüzyon membranı Gazların Kanda Taşınması O2: Kandaki oksijenin %97’si eritrositler içerisinde hemoglobine bağlı olarak taşınır.Şekil 7. 166 . Aynı zamanda hücre metabolizmasının hızlanması da O2 tüketimini arttıracağı için interstisyel sıvı pO2’sini düşürecek ve basınç farkının artması nedeniyle kandan daha fazla oksijen difüze olacaktır.

önce kapiller pCO2’nin düşük olmasından yararlanarak kana difüze olur. CO2’nin hücre içinden interstisyel sıvıya geçmesi için yeterlidir. Genelde intrasellüler pCO2 46 mmHg. Kapillerin arteriol ucuna 40 mmHg olarak gelen CO2. Burada karbonik anhidraz enzimi ile suyla birleşerek H2CO3’ye (karbonik asit) dönüşür. interstisyel sahadan kana difüzyon sonucu venöz uçta 45 mmHg olarak interstisyel sıvı ile eşitlenir. Alveol-pulmoner kapiller ve doku-doku kapillerinde pO2 ve pCO2 Hücrelerde oluşan CO2 kana geçtiğinde önce eritrositler içine alınır. alveol içerisinde ise 40 mmHg kadardır. Bu 1 mmHg’lık basınç farkı. Şekiller 8. Bu sırada CO2’nin O2’den 20 kat daha hızlı difüze olma yeteneğinden dolayı çok yüksek bir basınç farkına ihtiyaç yoktur. CO2 + H2O ←karbonik anhidraz→ H2CO3 ←→ H+ + HCO3167 . CO2: Oksijenin hücreler tarafından kullanılması sonucu açığa çıkan karbondioksit.şeklinde iyonlarına ayrışır. bikarbonat iyonları plazmaya çıkar ve akciğerlere kadar taşınır. %94-98 kadardır.Satürasyon: Kandaki gazların ifadesi için kullanılan ‘parsiyel basınç’ dışında bir de doymuşluk anlamına gelen satürasyon vardır. 5 mmHg’lık basınç gradyenti ile CO2 kandan alveole geçer (Şekil 8). Buna göre 104 mmHg’lık bir parsiyel basınç altında kanın oksijene olan doymuşluk oranı. Bu ise hemen H+ ve HCO3. Akciğerlere gelen kanda pCO2 45 mmHg iken. interstisyel alanda ise 45 mmHg kadardır. Bu iki değeri X ve Y eksenine yerleştirerek çizilen grafik ise oksijen disosiyasyon eğrisi olarak adlandırılır ve sigmoid bir eğri şeklinde bulunur. yani satürasyonu. Hidrojen iyonları hemoglobine bağlanırken.

Doğrudan hemoglobin molekülüne bağlanarak taşınma. Ventilasyon hızının esas belirleyicisi pCO2’dir. öksürme. 1. bronş ve bronşiollerin epitelleri yabancı maddelere karşı duyarlı reseptörler ile kaplıdır. uyku hali ve yarı koma durumu belirir. 80-100 mmHg basınçta hareketlerde yavaşlama. Nedeni kanda oksihemoglobinin azalıp yerine deoksihemoglobinin (oksijeni alınmış hemoglobin) artışıdır. Hiperkapni: Vücut sıvılarında karbondioksitin artmasıdır. solunumu kontrol eden kimyasal mekanizmanın amacı arteryel kandaki pO2 ve pCO2’yi sabit tutmak ve H+ iyon fazlalığından kurtulmaktır. ancak sınırlıdır. Tüm bunların dışında bir de solunumun hızlanması. sonuçta su ile karbondioksit oluşur ve eksternal solunum yoluyla dışarı atılır. pO2’deki düşüş ve pH’daki azalma solunum merkezleri üzerinde uyarıcı etki yapmaktadır. solunumun derinliğinin artması demek olan hiperpne. Medulla spinalisteki ventral grup nöronlarına çok yakın yerleşimli kanın pCO2 ve pH’a duyarlı kemosensitif bir alan vardır. Hava yollarına yabancı maddelerin girmesi öksürük ve aksırık gibi refleksleri uyarır. 100-150 mmHg ise anestezi ve ölüm ortaya çıkar. Siyanoz: Derinin mavi renk almasıdır. Dispne: Solunumun zorlanması veya sıkıntılı solunum halidir. normal soluk alıp verme otomatik sistemin görevidir. Metabolizmanın hızlandığı koşullarda CO2 birikmesi ve oksijen gereksinimin de artması. Bunlardan biri beyin korteksi seviyesinde olup bizim istek ve irademiz ile oluşturabildiğimiz kontrolü oluşturur. CO2’nin %70 taşınması bu yolla olmaktadır. Plazmada fiziksel olarak çözünmüş (erimiş) halde. Demek oluyor ki pCO2’deki artış. Parsiyel karbondioksit basıncının 60-75 mmHg’ya çıkması ile hızlı ve derin solunum başlar (hiperventilasyon). Diğeri ise daha alt seviyelerde pons ve omurilik seviyesinde bulunan otomatik (ya da otonomik) sistemdir.Kan akciğerlere gelince. yani solunum dakika sayısının normalin üzerine çıkması. anlamına gelen taşipne (takipne). Bu yönüyle. Hipokapni: Kanda pCO2’nin azlığı durumudur. (%20) (karbaminohemoglobin (CO2HHb) olarak adlandırılır) 2. Çok az bir kısmı ise plazma proteinleri ile taşınır. 168 . Solunumun Düzenlenmesi Solunumun kontrolü iki değişik sinirsel mekanizma tarafından sağlanır. solunumun yavaşlaması ya da solunum dakika sayısının normalin altına düşmesi manasına gelen bradipne solunum sistemi ile ilgili terminolojik tanımlamalara örnek olarak gösterilebilir. bikarbonat iyonlarının tekrar eritrosite girmesi şeklinde reaksiyon tersine döner. nefes tutma gibi davranışlarda kullanılırken. Solunum Sistemi İle İlgili Diğer Kavramlar Hipoksi: Oksijen azlığı demektir. Trakea. İstemli sistem konuşma. Kimyasal Kontrol Normal solunum hızı 12-16/dk kadardır. 3. Solunumun tamamen durması olayına ise apne adı verilmektedir. bir yandan ise pH azalması solunum hızını artırır.

kalp ve damarların oluşturduğu bir sistemdir. 3. Sol atrium ile sol ventrikül arasındaki iki yapraklı kapağa biküspit (ya da mitral). Temel işlev. Bu yüksek ve düşük basınç bölgelerini ise bir emme-basma tulumba gibi çalışan kalp sağlamaktadır. Kalp dokusu başlıca 3 tabakadan oluşmaktadır. Atriumlar kalbe geri dönen kanı kabul edip ventriküllere gönderen. sol ventrikülden başlayıp tüm vücudu dolaştıktan sonra sağ atriumda sonlanan sisteme sistemik (büyük) dolaşım. Bu sistemde kalp merkezde yerleşmiş olup. sonra kapiller (kılcal) damarlardan. Hücrelerin. bu boşluklar sağ ve sol taraflarda birbirlerine kapaklar aracılığıyla bağlıdır. ventriküllerden çıkan arterlerin (aort ve pulmoner arter) başındaki yarım ay şeklindeki semilunar kapaklarla birlikte. Miyokard kalınlığı çeşitli kalp bölmelerinde farklılık gösterir. arter ve venlerde böyle bir değişim olmaz. ortada kalbin kas tabakasını oluşturan miyokard. venler atriumlara boşalır. Sonuçta. olaylar sağlanmaktadır. en dışta ise iki yapraklı (viseral ve parietal) zar tabakasını meydana getiren perikard. önce sağ ventrikül tarafından akciğerlere gönderilerek solunum havası ile gaz değişimine uğrayıp geri gelmesi sağlanır (oksjence zenginleştirilmiş olarak sol atriuma geri döner). Kalbin Fizyolojik Anatomisi: Üstte iki atrium (kulakçık) altta ise iki ventrikül (karıncık) olmak üzere 4 boşluktan oluşan kalpte. Bu işlevlerin kontrol ve düzenlenmesi için önemli olan çeşitli hormonların ve diğer bazı haberci moleküllerin hedeflerine ulaştırılması vb. damarlar ise kalpten çıkıp tekrar kalbe geri dönen kapalı bir boru sistemi oluşturmaktadır. önce arterlerden. kanın bu boru sistemi içerisinde belli bir basınç altında dolaşmasını sağlamaktır. sonra sol ventrikül tarafından tüm vücut dokularını beslemek üzere aortaya pompalanır. daha sonra ise venlerden geçerek en sonunda kalbe geri döner. 2. Sağ atriuma karbondioksit konsantrasyonu artmış ve oksijen içeriği azalmış olarak gelen kan. en kalın olduğu yer. venöz uçta tekrar damar sistemine geri geçmektedir (Şekil 1). Kalpten çıkan iki ana arter. Arterler ventriküllerden çıkarken. Kanın damar sistemi içerisindeki akışı. Kalbin pompa gücü ile damar sistemine fırlatılan kan. 1.4. yüksek basınçlı bölgeden düşük basınçlı bölgeye doğrudur. DOLAŞIM SİSTEMİ Dolaşım Sisteminin Genel Özellikleri Dolaşım sistemi. Kapillerden geçiş sırasında kanın kimyasal bileşimi ve fiziksel özellikleri değişime uğrarken. sol ventrikülden çıkan aorta ve sağ ventrikülden çıkan pulmoner arterdir. kanı yüksek basınçlı arter sistemine doğru 169 . sağ atrium ve sağ ventrikül arasındaki üç yapraklı kapağa ise triküspit kapak adı verilmiştir. kendilerini çevreleyen iç ortam ile yürüttükleri madde alım-verimi. Bunun için kapillerin arteryel ucunda interstisyel sahaya süzülen kan plazması. Kalpteki bu kapakçıklar. Buna göre kalbin esasında ikili bir pompa gibi çalıştığı anlaşılır. ventriküller ise kalbin esas pompa işlevini gören bölümleridir. En içte endokard. kanın tek yöndeki hareketinden sorumludur (Şekil 2). Kanı kalbe getiren damarlar ise sağ atriuma gelen vena cavalar (superior ve inferior) ile sol atriuma gelen pulmoner venlerdir. sağ ventrikülden başlayıp akciğerler üzerinden sol atriuma kadar gelen sisteme ise pulmoner (küçük) dolaşım adı verilmektedir. Sıcaklığın vücudun her tarafına eşit olarak dağılımı.

Şekil 2. Kalbin kendi dokusunu beslemesi için gerekli olan kan. hemen hemen tüm dünyada en sık karşımıza çıkan ölüm nedeni de zaten kalp hastalıklarıdır. Kalp ve damar sistemi. Sempatik uyarı ise kalp hızı ve kasılma gücünü artırıcı etki yapar. atrioventriküler (AV) düğüm. Öyle ki normal kalp kası hücrelerinde 170 . sinir sistemi bu yolla kalbin çalışma düzeni üzerinde ayarlayıcı rol oynamaktadır. sol ventrikül duvarıdır. Kalbe parasempatik uyarıyı getiren sinir n.pompalayan (ya da bizzat bu yüksek basıncı oluşturmakla yükümlü). SA düğüme özgü olan pacemaker potansiyeli. bu nedenle SA düğüm pacemaker (adım attırıcı) odak olarak da bilinir. AV düğüme bağlı olarak bulunan his demeti ve buna bağlı olan purkinje liflerinin uyarı çıkarma hızları ise daha düşüktür (Şekil 3). Bununla birlikte kalp kası otonom sinir sisteminin bileşenlerinden (sempatik ve parasempatik) de sinir alır. Kalbin Uyarı Sistemi Kalp kasının sinirsel bir uyarıya ihtiyacı yoktur ve kendi uyarısını oluşturma yeteneğindedir. Kalp kapakcıkları. his demeti ve purkinje liflerinden oluşur. Şekil 1. ömür boyu bir kasılma-gevşeme döngüsü içerisinde durmaksızın çalışmasıdır. bu yolla kalp hızı ve kasılma gücü azalır. Kalbin normal çalışması sırasında hakim olan güç SA düğümdür.vagustur. Kalp kasının en dikkat çekici özelliği. içlerine devamlı sodyum iyonlarının sızmasına izin veren SA düğüm hücrelerinin dinlenim potansiyelinin diğer kalp kası hücrelerinden daha yüksek (yani 0’a yakın) oluşuyla açıklanır. aortanın çıktığı bölgeden ayrılan koroner damarlar yoluyla ulaştırılır. bu öneminden kaynaklanan. Kalbin kendi uyarı sistemi sinoatrial (SA) düğüm (odak). SA düğüm dakikada 70-80 kez uyarı çıkarabilme yeteneğindedir.

Sempatik sistemin etkisi ise (adrenalin. Kalpte Uyarının Yayılması: SA düğümden çıkan uyarı bir yandan doğrudan değişim halinde olduğu atrium miyokardını uyarır.vagus) nörotransmitteri olan asetilkolin etkisinde potasyum geçirgenliği artmakta. purkinje liflerini oluşturur. AV düğümdeki 0. Sodyum sızması sonucu –40 mV’a daha kolay ulaşır. Uyarı AV düğümü geçerken 0. His demetinin sağ ve sol kollarının miyokard içerisine giren ince dalları. AV düğümü geçen aksiyon potansiyeli his demetinde hız alır. bir yandan ise internodal (düğümler arası) ileti yolları boyunca AV düğüme gelir. sonra yine eski değerine döndüğü görülür. bunların temel görevi ise iki ventrikülün birden ve aynı anda kasılmasını. Ulaştığı anda ise potansiyelin birden +20 mV’a kadar yükseldiği. dolayısıyla hücre hiperpolarize olmakta ve eşik değere ulaşması zorlaşmaktadır (gecikmektedir). Şekil 3. pacemaker hücrelerinde bu değer –60 mV kadardır. Atrium sistolü ile atrium içerisindeki kan ventriküllere. Parasempatik sistemin (n. Otonom sinir sisteminin kalp üzerine olan düzenleyici etkinliği de zaten SA düğümün potansiyelini değiştirmek yoluyla olmaktadır. temin etmektir. ventrikül miyokardına yayılması sonucunda ise ventrikül sistolü gerçekleşir. his demetinin sağ ve sol dallarına. Sistolü takip eden iki uyarı arası dönemde ise diyastol (gevşeme) oluşur (Şekil 4). ventrikül sistolü ile de ventrikül içerisindeki kan arterlere pompalanır. noradrenalin) hücre içine kalsiyum girişini artırmak yönünde ortaya çıkar.13 sn’lik bir gecikmeye uğrar. Kalpte uyarının iletimi. bu şekilde artan potansiyel ile kalp hızlanır. burası aynı zamanda uyarının atriumlardan ventriküllere geçtiği noktayı oluşturur ve uyarı buradan his demetine. kalp ileti sisteminin en uç bölümü olan. daha sonra da purkinje liflerine iletilir.13 sn’lik gecikme ventriküller kasılmadan önce atriumlardaki tüm kanın ventriküllere aktarılmasına olanak tanır. Yani potansiyel önce –40 mV’luk eşik değerine ulaşmakta. dolayısıyla kalbin etkili bir pompa olarak çalışmasını. Uyarının atrium miyokardına yayılması sonucu atrium kasılması (sistolü).membran dinlenim potansiyeli –80 ile –95 mV arasında iken. 171 . bu değere gelince aksiyon potansiyeli oluşmakta ve sonra tekrar sükûn potansiyeline geri dönmektedir.

Elektrokardiyogram. kalbin kasılma ve pompalama gücü hakkında bilgi vermez. göğüs kafesi üzeri) yerleştirilen elektrotlar yardımıyla. QRS kompleksi 0. EKG 172 . Kalpte uyarı ve ileti sisteminin normal olup olmadığını ve miyokard bozukluklarına bağlı olarak ortaya çıkan ileti bozukluklarını yansıtır (Şekil 5). Atrium repolarizasyonu QRS kompleksi altında kaybolduğundan ayrı bir dalga olarak izlenmez. Kalpte uyarının yayılması. P dalgası ve R dalgası arasındaki mesafe (PR aralığı) uyarının his demetinde iletildiği döneme rastlar. R. kaydedilmesidir.12 sn.16 sn. kalp kasındaki yayılımı sırasında vücut yüzeyine yansıyan şekliyle kaydedilmesidir. PR aralığı 0. QRS kompleksi ventrikül depolarizasyonu. T dalgası ise ventrikül repolarizasyonuna karşılık gelmektedir. bacaklar. Normalde. Elektrokardiyografi (EKG): Kalbin çalışması sırasında oluşan elektriksel aktivitenin. S ve T dalgalarından oluşan bir kayıt çizelgesi (elektrokardiyogram) şeklinde elde edilen çıktı üzerinde görülen P dalgası atrium depolarizasyonu. kadar sürer. Q.08-0. kalpteki elektriksel değişikliği yansıtır. P..Şekil 4. Temel prensip.13-0. Şekil 5. SA düğümden çıkan her bir aksiyon potansiyelinin. vücut yüzeyindeki özel noktalara (kollar.

bir dakikada pompaladığı kan miktarı ise dakika hacmi ya da kalp debisi (kardiak output) (5040 ml. bu olaya Frank Starling yasası adı verilir. Her bir sistol-diyastol döngüsü (ya da bir sistolden diğerine geçen zaman) ise kalp siklusunu oluşturur. sağ ventrikül basıncının ise 8 mmHg’yı (yani pulmoner arter basıncı) geçmelidir. Ventriküllerin iyice gevşemesi sonucu içlerindeki basıncın atriumların altına düşmesiyle atrioventriküler kapaklar (triküspit ve biküspit) açılır ve kan ventriküllere akmaya başlar. Siklus sırasında atrioventriküler ve semilunar kapakçıkların titreşimleri birtakım seslerin oluşmasına neden olur. Bu şekilde atriumlara gelen kanın %70 kadarı pasif olarak ventriküllere geçmekte. hem de ventriküllerin diyastolde olduğu faz olarak kabul edilir. Kalbe dolan kan kalp kasını gerdikçe aktin ve miyozin filamentleri daha güçlü bir kasılma gösterir. geri kalan %30’u ise SA düğümden çıkan uyarının başlattığı atrium sistolü ile bunu takip etmektedir. triküspit ve biküspit kapaklar kapanarak kanın kasılma sırasında atriumlara geri kaçması engellenir.) (atım hacmi X nabız) olarak adlandırılır. Buna göre. Siklusun devamında. ventrikül içi basıncın arterlerdeki basıncın üzerine çıkmasıyla aort ve pulmoner arterlerin ağzında bulunan semilunar kapaklar açılır ve ventriküller içerisindeki kan bu arterlere fırlatılır. triküspit. apeks. Kalbin Yaptığı İş: Kalbin her sistolde attığı kan miktarı atım hacmi veya vurum hacmi (ortalama 70 ml).Kalp Siklusu (Kalp Döngüsü) Ve Kalp Sesleri SA düğümden çıkan her bir uyarı bir sistol (kasılma) oluştururken. Kalbin kanla dolması diyastol dönemine rastladığından. Uyarının ventriküllere ulaşmasıyla birlikte (ki artık ventriküller de dolmuştur) ventrikül sistolünün başında ventrikül içi basıncın artmasıyla. ventrikül içi basıncın arterlere kıyasla düşmesine yol açar ve bir miktar kan ventriküllere doğru geri çekilir. Kalp siklusunun başlangıcı. fizyolojik sınırlar içerisinde. Bu sırada sistemik ve pulmoner dolaşımdan gelen kan her iki atriuma dolmaktadır. Kalbin vurum şiddeti ya da gücü sağ atrium ve ventriküle gelen kan miktarına göre ayarlanır. bu arterlerde basınç artışına neden olur. yine her defasında bunu bir diyastol (gevşeme) takip eder. aort ve pulmoner odak(Şekil 6). 173 . kanın ventriküllere geri dönmemesi için semilunar kapaklar kapanır ve ikinci kalp sesi oluşur. diğerleri ise daha derin olarak alınır. Kanın arterlere geçişi. Dinlenim halindeki normal kalp döngüsü 0.). çıplak kulak veya daha etkili olarak steteskop yardımıyla duyulabilir. sistolin sürmesi nedeniyle. Bu olayın gerçekleşmesi için sol ventrikül basıncının 80 mmHg (yani aort basıncı). Steteskop hangi kapağa daha yakın yerleştirilirse o kapağın sesi daha net. Fırlatma fazı olarak bilinen bu aşamanın daha başında kanın %70’i arterlere geçerken. Temel olarak yaklaşık yerleri şekildegösterilen 5 ayrı dinleme odağı vardır. kalbin çok hızlandığı durumlarda ventriküllerin dolma süresi kısalır ve atım hacmi azalır. Bu kapakların kapanması sırasında meydana gelen titreşim birinci kalp sesini oluşturur. geri kalan %30’u bunu biraz daha yavaş olarak takip eder. Bu sesler.8 sn kadar sürer. mitral. Ventrikül sistolünü diyastolün takip etmesi. hem atriumların. bir dakikadaki sistol sayısı nabız (72/dk. kalp gelen kanın hepsini pompalar ve venler içerisinde kan birikmesine engel olur.

Aritmiler: Kalbin dakika vuru sayısının normalden sapmasına denir. Kalbin SA düğüm dışındaki herhangi bir bölgesinden iki normal sistol arasında aniden uyarı çıkaran noktaya ektopik odak. 400-600/dk’lık bir frekans ise fibrilasyon olarak adlandırılmaktadır.Şekil 6. His demetinde ortaya çıkan bir blok ise yine yerine göre sağ ya da sol dal bloku şeklinde adlandırılır. Bunlar atrium veya ventrikül kaynaklı olabilir. içinde tedavi edilmezse beyin hasarı ve ölüme yol açar. Bu nedenle sağ ventrikül kası daha incedir. Sporcuların bir miktar bradikardik olması fizyolojiktir ve bunlarda bradikardi ile birlikte kalbin atım hacmi de artmış olarak bulunur. 60/dk’nın altındaki rakamlar bradikardi. Ventriküler fibrilasyon 3-5 dk. böyle bir odaktan kaynaklanan vuruya ise prematüre vuru (ekstrasistol) denir. AV düğümde tutulursa atrioventriküler blok olarak tanımlanır. SA düğüm ile AV düğüm arasında bir yerde tutulursa sinoatriküler blok. Dinlenim halinde dakikada 5-6 Lt. Şayet uyarı daha SA düğümde tutulursa sinüzal blok. kadar kan pompalayan kalp egzersizde bunu 30 Lt. 100/dk’nın üzerindeki rakamlar ise taşikardi şeklinde adlandırılmaktadır. Yer yer ani bir şekilde gelişen ve birkaç dakikadan birkaç saate kadar sürebilen 150-200/dk’lık kalp atımları paroksismal taşikardi olarak adlandırılır.’ye kadar çıkarabilir. Normal kalp ritmi 72/dk olarak kabul edilmekte. Kalbin odakları. kanı düşük basınçlı (düşük dirençli) akciğer damarlarına gönderdiği için yükü ağır değildir. bir kısmı da kalbe dönen kan miktarına bağlıdır. Sağ ventrikülün pompaladığı kan miktarı yaklaşık olarak sol ventrikül ile aynı olmasına karşın. Kalp blokları: SA düğümden çıkan uyarı dalgasının kalbin çeşitli bölgelerinde tutulması sonucu oluşur. 174 . Kalp dakika vuru sayısının 200-300 arasında olmasına flatter (flutter) adı verilir. Bu artışın bir kısmı kalp hızına.

Medya: Güçlü kas ve elastin bağ dokusundan oluşur. 3. Yavaşlayan akciğer dolaşımı ise akciğer interstisyumunda sıvı birikmesine neden olur (akciğer ödemi). Sempatik sistem uyarısıyla vazomotor tonus artarken. hormon ya da kanda dolaşan diğer bazı vazoaktif maddelerin etkisi ile daralma (vazokonstriksiyon) ya da genişleme (vazodilatasyon) özelliği gösterebilen damarlardır. Daralma veya genişleme kabiliyetleri nedeniyle arteriyoller bir nevi ‘tıpa’ görevi görmektedir. pulmoner dolaşım ise düşük basınçlı bir sistemidir. genişlediği zaman artar. Arteriyollerin kas dokusu sempatik sinir sistemi etkisinde sürekli bir gerginliğe (tonus) sahiptir. Sistemik dolaşım yüksek basınçlı. Bu elastik yapı sayesinde kalpten gelen yüksek basınçlı kanı kabul eder ve kanın ileriye doğru hareketi de sağlanır. Arteriyoller sempatik sinir tarafından kontrol edilmektedir. kanın sürtünmesi ile oluşabilecek yaralanmalara dirençlidir. Buna vazomotor tonus adı verilir. Duvarları kalın olup elastiktir. venler ve kapiller şeklinde üçe ayrılabilecek olan damarlar arasında bu ayırıma göre işlevsel ve yapısal yönden birtakım farklılıklar dikkat çekmektedir (Şekil 17). Kanın sağ kalpten 15-20 mmHg’lık bir basınçla çıkışı. Arterin aşırı genişlemesini önler. Aorta’da ortalama basınç 85 mmHg iken sağ atriumda 0’dır. 2. akciğerleri dolaşıp tekrar kalbe dönmesi için yeterlidir. 175 . Sonunda en düşük basınca sağ atriumda ulaşılır. arteriyoller daraldığı zaman bir organa giden kan miktarı azalırken. Kalpten başlayarak damarları sıralayacak olursak. Arterler (Atardamarlar): Arterlerin yapısı hem yüksek basınç oluşturmaya. hem de yüksek basınca dayanmaya uygundur. Arterler kalpten uzaklaşıp dokuların içerisine doğru yol aldıkça çapları küçülür ve kas dokusu biraz daha kuvvetli damarlar kalır. Arteriyoller: Sinir uyarısı. uyarının ortadan kalktığı durumda ise tonus azalır. Adventisya: Daha çok kollajen bağ dokusundan oluşan en dış tabakadır.Kalp Yetmezliği: Sağ kalp venlerden gelen kanın hepsini pompalayamaz ve biriken kan boyun venlerinde dolgunluğa neden olur. Tek katlı endotel dokusundan oluşur. Tüm arterler 3 tabakalı bir yapı gösterir: 1. Kabaca arterler. Kaygan özellikli olduğundan. Bütün kan damarlarının iç yüzeyi endotel adı verilen hücre tabakası ile döşelidir. Bu damarlara arteriyol denmektedir (Şekil 8). bu durum gaz alış-verişini zorlaştırır ve nefes darlığı (dispne) görülür. Öyle ki. Sol kalbe gelen kanın yeterince pompalanamaması ise akciğer dolaşımını yavaşlatır. Bu şekilde arteriyoller bir organ ya da bölgeye gidecek olan kan miktarını ayarlayabilirler. ki buna periferik direnç denir. Aortadaki yüksek basınç kalpten uzaklaştıkça ve diğer damarlara dallandıkça düşecektir. İntima: En iç tabakadır. aorta – arterler – arteriyoller – kapiller – venüller – venler – vena cava şeklinde bir dizilim ortaya çıkar. sonuçta kan akımı zorlaşır ve kan basıncı yükselir. Arteriyollerin çapı daraldıkça periferik direnç artar. Periferik Dolaşım Sistemik ve pulmoner dolaşımın ikisine birden periferik dolaşım denmektedir.

Kalbin damar sistemine belli bir basınç altında zorla soktuğu kanın ileriye doğru hareket etme mecburiyeti 2. laktik asit (yani asidoz) gibi lokal metabolik artıklar ve 176 . Nefes alma sırasında göğüs içi (intraplevral. Bu yapılarından dolayı içlerine kanın dolmasıyla genişlerler ve genişlemeye bağlı olarak da basınç artışı görülmez. Venlerdeki kanın kalbe dönüşünü sağlayan başlıca 3 faktör vardır: 1. Duvarları tek sıralı bir epitel (endotel) tabakasından ibarettir. arteriyollerden farklı olarak sinir sistemi tarafından değil. Kapillerlerden geçen kan akımını kontrol etmek üzere ağın giriş bölümüne yerleşmiş bulunan ve düz kaslardan oluşmuş bir yapı olan prekapiller sfinkter bulunur. Venüller: Kapillerden hemen sonra gelen daha dar venlerdir. hidrojen iyonu. Prekapiller sfinkterler. Kanın vücut (özellikle bacak) kaslarının kasılıp-gevşemesi yardımıyla kalbe doğru ilerlemesi (kas pompası) Kapillerler (Kılcal Damarlar): Arter ve venler arasındaki dolaşım devresini tamamlayan. Damarlar Şekil 8. Kan kayıplarında önce venalardaki kan hacmi azalır. Bu nedenle venlere dolaşımın depo veya kapasitans damarları da denir. karbondioksit. Hücrelerle kan arasında gerçekleşen madde alım-verimi bu hizada olur. intratorasik) negatif basınçtaki artış ile oluşan emici pompa gücü 3. Damarların yapısı Venler (Toplardamarlar): Venlerin lümeni arterlere göre daha geniş ve esnek bir yapılıdırlar. çapları en dar. duvarları en ince damarlardır (Şekil 9).Şekil 7.

Bunun nedeni lokal metabolitlerin prekapiller sfikterleri açmasıdır (aktif hiperemi). Kapiller yataktaki madde alım-verimi endoteldeki küçük kanalcıklar ve veziküler transport yoluyla olur. İnterstisyel sahada lenf kılcalları olarak başlayan lenf dolaşımı. Kandaki plazma proteinlerinin oluşturduğu bu basınca kolloid osmotik basıncı veya onkotik basınç adı verilir. Bu durum damar içerisine kitle etkisiyle su çeken bir basınç farkı oluşturur. Plazma proteinleri çok büyük moleküller olduklarından membranları geçemez ve damar içinde kalırlar. oksijen ve karbondioksit gibi lipidlerde eriyebilirliği yüksek maddeler. Plazma proteinlerinin azalması sonucu onkotik basınçta düşme. 1. Bir damarın geçici olarak kapanmasıyla bir bölgenin kanlanması engellendiğinde. Ayrıca. Lenf Dolaşımı: Lenf sistemi interstisyel aralıktan. 177 . kapiller dilatasyon durumu. Damara giriş ve çıkış için kullanılan başlıca yol difüzyondur. Şekil 9. Periferik dolaşım çeşitli etkenlere farklı şekillerde cevap verebilir.oksijen azlığı (hipoksi) gibi ihtiyaçlar tarafından kontrol edilirler. Kılcal damarlar. bu engelin ortadan kalkmasıyla o bölgenin 30 kat daha fazla kanlandığı görülür (reaktif hiperemi). Kapiller yataktaki kan basıncının (hidrostatik basınç) artışı. Soğukta ise vazokonstriksiyon ile kan akımı azalır. 2. Ödem: İnterstisyel sahada sıvı birikimi olarak tanımlanabilecek olan ödemin çeşitli nedenleri olabilir: 1. bu şekilde kapiller membranı doğrudan geçerler. Damar içerisindeki kanın oluşturduğu sıvı basıncına ise hidrostatik basınç denir. sıvıların toplanıp dolaşıma katıldığı yardımcı bir sistemdir. 3. giderek büyüyen damarlar oluşturarak venlere dökülür. 3. Örneğin. Egzersizde kaslara giden kan miktarı 20-40 kat artar. lenf kanallarının tıkanması da ödeme neden olur. Sıcak vazodilatasyona neden olarak kan akımını artırır. 2. kapiller membran permeabilitesinin (geçirgenliğinin) artışı.

manşete bağlı hava basan bir el pompası ve yine manşete bağlı civalı ya da yaylı (ibreli) bir manometreden ibarettir. çünkü arter tamamen kapanmış durumdadır.. Ölçüm için önce aletin manşeti dirseğin iki parmak üst kısmından kola sarılır ve sistolik basınçtan daha yüksek bir basınç sağlanıncaya kadar şişirilir. ortalama normal değer = 80 mmHg)) ortaya çıkar. gün boyunca ise tam 7200 Lt. Sağlıklı bir erişkinde ortalama 120/80 mmHg olarak kabul edilen normal kan basıncı değerinin çocuklarda daha düşük (90/60 mmHg) olduğu görülür. radial arter. karotis arterleri. Bu alet.dorsalis pedis’dir (her zaman palpe edilemeyebilir). Şu an için bunun. brakial arter (aynı zamanda kan basıncı ölçümünde faydalanılan arterdir) ulnar arter. Arteriyoller kalp dokusunda terminal yapılar değildir ve anastomozlarla birbirlerine bağlıdır. brakial arterden kan geçmeye başlar ve steteskoptan üfürüm. femoral arter. ortalama normal değer = 120 mmHg). genişlemesi (vazodilatasyon) ise düşmesine neden olacaktır. böylece kan organlara az. En yüksek basınç kalp siklusunun sistol dönenimde (sistolik basınç. bunların daralması (vazokonstriksiyon) diyastolik basıncın yükselmesine. Bu basınç dalgası. Egzersizde Dolaşım: Egzersizde kalp dakika hacmi artarken dolaşım hızlanır.Nabız: Vücut yüzeyine yakın seyreden arterlerin kemik gibi sert bir tabana elle sıkıştırılması yoluyla hissedilen basınç dalgasıdır. Bu durumda brakial arter üzerine yerleştirilmiş bulunan steteskoptan herhangi bir ses duyulmaz. periferik dirençteki değişiklikler ise diyastolik basıncı etkilemektedir. kan basıncı = kalp dakika hacmi x periferik direnç Kalp debisindeki değişiklikler sistolik basıncı. miyokarda gelen 178 . Dakika hacmini etkileyen başlıca faktörler ise kalbin atım hacmi (stroke volüm) ve kalp hızıdır: kalp dakika hacmi = atım hacmi x kalp hızı Ortalama atım hacmini 70 ml. Nabız muayenesi yapılabilen arterler. temporal arter. Arteryel Kan Basıncının Ölçümü: Kan basıncı (tansiyon) ölçümü için sfingomanometre (tansiyon aleti) denen alet kullanılmaktadır. sürtünme ya da vuru şeklinde ses duyulur (Şekil 10). sistol sırasında kanın fırlatılması nedeniyle aortanın genişleyip sonra elastik olarak geri çekilmesi sonucu oluşan ve arterlerin duvarları boyunca yayılan dalgadır. posterior tibial arter. Koroner Dolaşım: Kalp. Kan basıncında ise büyük bir artış görülmez. Periferik direncin temel sorumlusu arteriyol damar duvarları olduğuna göre. a. kaslara fazla gider. kanı pompaladığı hesaplanabilir. (Arteryel) Kan Basıncı Kanın damar duvarına yapmış olduğu basınçtır. Sindirim organlarına giden damarlar daralarak bu bölgenin direncini artırırken kaslara giden damarlar vazodilate olur. Manşet havasının yavaş yavaş boşaltılması sırasında manşet basıncının sistolik kan basıncı ile eşitlendiği noktada. atım hızının ise 72/dk olarak aldığımız zaman kalbimizin dakikada 5 Lt. kola geçirilen şişirilebilir bir manşet. aortanın hemen başlangıç kısmından ayrılan iki (sağ ve sol) koroner arter ile beslenmektedir. en düşük basınç ise diyastol döneminde (diyastolik basınç.

oksijen miktarının azalmasına bağlı olarak bazı lokal vazodilatatör maddelerin (adenozin. potasyum. hidrojen. 179 . Şekil 10. Kan basıncı ölçümü. prostaglandinler) artması sonucu geliştiği üzerinde durulmaktadır. bradikinin. karbondioksit.

kanal yapısına katılmayan. ince ve kalın bağırsaklar ile anüstür (Şekil 1). Dişler. özofagus. Şekil 1. Besinlerin çoğu. farinks. sindirime yardımcı yapılardır. karbonhidrat. SİNDİRİM SİSTEMİ Sindirim Sisteminin Genel Özellikleri Yaşam için gerekli enerjiyi sindirim sistemi yoluyla alırız. Sindirim sistemi. mide. kanalın duvarını geçemeyen büyük moleküllü partiküller halinde 180 . Sindirim sisteminin genel yapısı. safra kesesi ve yolları ile pankreas ise. Kanal boyunca yer yer geçişi duraklatan veya yavaşlatan darlıklar (sfinkterler) ile depo görevi yapan daha geniş bölümler yer alır. yağ. Erişkinde yaklaşık 5 m uzunluğunda olan sindirim kanalının bileşenleri ağız. kalın bağırsaklarda ise elektrolit ve su emilimi ile mikroorganizma sindirimi yer alır. tükrük bezleri. protein gibi başlıca besin maddeleri ile su ve elektrolitlerin vücuda alınmasından sorumludur. midede besinlerin mekanik ve kimyasal parçalanma ile depolanma. karaciğer. Genel olarak sindirim sistemi. Özofagus yalnızca geçit olma görevini üstlenmiş iken. kas ve bağ dokusundan yapılma bir kanaldan ibarettir. ince bağırsaklarda kimyasal parçalanma ve emilim.5.

Epitelde bol miktarda salgı yapan hücreler yer alır. yağlar yağ asitleri ve gliserole. sonra kimyasal olarak basit moleküllere ayrıştırılmalıdır. lamina propria. sindirim kanalının duvar yapısı birbirine benzer şekilde sıralanmış çeşitli katmanlardan oluşur. girintili çıkıntılı (kıvrımlı) bir yapı oluşturur. Sindirim kanalının duvarı. gaita) ise hemen hemen tamamen bakteriler ve çeşitli sindirilememiş ya da emilememiş maddelerden ibarettir. muscularis mucosa. Bu yapı taşları kan. Proteinler amino asitlere. Bunun dışında sindirim kanalının birçok bölgesinde mukoza tabakası. Lamina propriada zengin bir damar ve lenf ağı ile sinir lifleri bulunur. Villus ve mikrovillus adı verilen bu kıvrılmalar iç yüzeyden lümene doğru parmak şeklinde çıkıntılar gibi izlenir (fırçamsı kenar). içten dışa doğru mucosa. sempatik sinirler ile innerve olur. yağ ve karbonhidratlar sentezlenir. karbonhidratlar ise mono ve disakkaritlere çevrilir. bu özellik geniş bir absorbsiyon (emilim) yüzeyi oluşturmaya yarar. muscularis (kas) ve seroza (adventisya) tabakaları vardır (Şekil 2). Dolayısıyla alınan besinler sindirim sisteminde öncelikle mekanik olarak parçalanır. Ekzokrin salgılar ise lümene salınan. Sindirim Kanalının Yapısı Özofagus ortalarından anüse kadar. bir kısmı ise ekzokrin özelliktedir. Kanalın sonunda sistemi terk eden materyel (feçes.ağızdan alınır. bunların bir kısmı endokrin. Endokrin salgılar kana salınan. Muscularis mucosa adlı ince bir düz kas tabakasından oluşmuştur. Şekil 2. sindirim sistemini düzenleyici hormonlardır. submucosa. bundan sonra yararlı olanları emilir. Tunica Mucosa: Mukoza tabakasının 3 bileşeni vardır: epitel. 181 . artıkları atılır. lenfa ve vücut sıvılarına emildikten sonra organizmaya özgü protein. mukus ve sindirici enzimlerdir.

a. Meissner pleksusu (pleksus submucosis) olarak bilinen. Nişasta sindirimi daha ağızda tükrük amilazı (pityalin) ile başlar. özofagus alt bölümünden. Fırçamsı kenarda yer alan birtakım enzimler ise karbonhidrat sindirimini tamamlar. Yalnız v. İnce bağırsaklara salgılanan pankreas amilazı ise daha güçlü bir sindirim enzimidir. venler ise genel olarak arterlere eşlik eder. uyarı geldiğinde ise gevşerler. Monosakkaridler sindirim kanalından doğrudan emilebilmektedir. kimotripsin ve karboksipeptidazdır. Tunica Muscularis (muscularis externa): Kas tabakası dışta longitudinal. 182 . Besinlerin Sindirim ve Emilimi Karbonhidratların Sindirim ve Emilimi: Besinlerle alınan karbonhidratların 2/3’ü bitkisel bir polisakkarid olan nişasta. Gerek Auerbach. içte ise sirküler liflerden oluşur. sindirim kanalı içeriğinin hareketi ve karışması için güç sağlar. geri kalanın çoğu ise disakkaridler olan sukroz (çay şekeri) ve sütte bulanan laktozdan ibarettir. Anal Sfinkter: Defekasyonu düzenler. Portal ven.Tunica Submucosa: Kan damarları. Sindirim Sisteminde Kan Dolaşımı Salgı ve absorbsiyon görevleri olan sindirim sistemi kan damarlarından oldukça zengindir. ayrıca da birbirleriyle irtibatlıdır. ancak normal bir beslenmede sadece çok az miktarda monosakkarid bulunur. Protein ve polipeptid sindirimini yürüten başlıca enzimler mideden salgılanan pepsin ile pankreatik salgılar olan tripsin. Bu kas tabakalarının tonusu istirahat halinde çevre dokulardan fazladır. anüs üst bölümüne kadar tüm sindirim sisteminin venöz drenajını toplayıp karaciğere gider. Sonra incebağırsakta emilim gerçekleşir. Ayrıca. Sfinkterler: Sindirim sistemini çeşitli kompartmanlara ayıran sfinkterlerin hizasında kas katmanları çok kalınlaşır.coeliaca.mesenterica superior ve inferior’dan sağlanır. Proteinlerin Sindirim ve Emilimi: Lümendeki proteinlerin çoğu amino asitlere yıkılır ve emilime uğrar. Sonra incebağırsakta emilim gerçekleşir. Disakkaridler ve polisakkaridler ise emilmek için önce monosakkaridlere parçalanır. gerekse Meissner pleksusu ağırlıklı olarak parasempatik sinir sistemi. Düz kaslar ise aynı zamanda gerim reseptörü olarak da görev yapar. Karın organlarının arteryel kanı aortadan ayrılan a. salgı bezleri ve sinir ağları içeren bir bağ dokusu tabakasıdır. Kardiya Sfinkteri: Mide ile özofagus arasında yer alır ve mide suyunun özofagusa geçmesini önler. bir sinir ağı yer alır. Hipofaringeal (Üst Özofagus) Sfinkteri: Özofagusun başlangıcındadır.porta bu kurala uymaz. Pilor Sfinkteri: Midenin asit ortamı ile duodenumun bazik içeriğini ayırır. İleo-Çekal Sfinkter: Kolondaki bakterilerin ince barsağa geçişini önler. Bu kasların kasılması. Ağız ve anüs dışında sindirim sisteminde çizgili kas yoktur. Muscularis tabakası ile submukoza tabakası arasında. Tunica Serosa (veya Adventisya): Gevşek bir bağ dokusu ile üzerindeki ince epitel tabakasından ibarettir. ince bağırsak fırçamsı kenar enzimleri ile amino asitlere ayrışma tamamlanır. İki kas tabakası arasında ise yine bir sinir ağı yer alır. Auerbach pleksusu (pleksus intramuralis veya miyenterik pleksus).

Emilim ince bağırsakların üst kısmında aktif transport ile olur. alkol. amino asitler. Dolayısıyla sindirimi etkileyen temel unsurlar. Midede su. Sonuçta oluşan çok sayıdaki küçük yağ damlası lipaz ile sindirilmeye açık iyi birer hedef oluşturur. Yağlar küçük damlalara bölünür ve bu şekilde yüzey alanları genişletilir. Safra tuzlarının bu bölgeden tekrar geri emilimi enterohepatik döngü olarak adlandırılır. sinirsel düzenlemeler ve hormonal 183 . Bu refleksler ile lokal myojenik tepkiler. Bu uyaranlar. Su ve Minerallerin Emilimi: Su. sindirim sistemi işlevlerinin ne şekilde düzenleneceğinin esas belirleyicisi kanal lümeni içeriğinin hacim ve bileşimidir. besin maddelerinin konsantrasyonu olarak sıralanabilir. Genel olarak vitaminler besin partiküllerinin sindirimi sırasında açığa çıkar ve emilmeye hazır hale gelir. Dolayısıyla safra tuzları ile bu vitaminlerin emilimi artar. Kalın Bağırsakta emilim daha çok su ve elektrolitlerden ibarettir. Ferritindeki demir ise +3 değerliklidir (ferri) ve gereksinime göre hemoglobin. yağ asitleri.veya mekanoreseptörler üzerinden. amino asitler ve suda eriyen vitaminlerin emilimi olur.D. içeriğin asiditesi. madde konsantrasyonu. Duodeunum ve Jejenumda monosakkaridler.E. Bu bölünme işlemine emülsifikasyon ve miçel oluşumu adı verilmektedir. yine duvardaki kas tabakasının ya da endo. bunu safra tuzları sağlar. Vitaminlerin Emilimi: Çoğu vitamin sindirim ve emilim sırasında çok az enzimatik değişime uğrar. içeriğin osmolaritesi.ve ekzokrin bezlerin işlevlerini tetikleyen refleksleri başlatır.Yağların Sindirim ve Emilimi: Sindirim hemen tamamen ince bağırsaklarda pankreatik lipaz aracılığıyla olur. sindirim kanalına en bol miktarda giren maddedir. Yağda eriyen vitaminler (A. emilmek için öncelikle midedeki asit salgılayan hücreler tarafından üretilen intrensek faktöre bağlanmalıdır. İleumun cerrahi olarak çıkarılması. yağ emilimi sırasında miçeller içerisinde erir. Bu karşılıklı geçişler ile de bağırsak içeriğinin plazma ile izotonik kalması sağlanmaktadır. Birbirlerinin absorpsiyonunu yarışmalı olarak inhibe ederler. Demir: besinlerdeki demir ancak +2 değerlikli olarak (ferro) emilebilmektedir. Su ve tuzların başlıca emilim yeri. sindirim kanalında iki yönlü olarak geçiş yapmaktadır. Kalsiyum: Vücut gereksinimine uygun olarak. kanal duvarının gerilmesi. B12 vitamini ve safra tuzları emilir. B12 vitamini ise. kemo. İleumda. parathormon ve kalsitonin kontrolüyle düzenlenir. Su absorpsiyonunun büyük bölümü çekum ve çıkan kolondan olur. Yağlar (şilomikronlar halinde) villusların ortasında yer alan merkezi lenf kanalına (lakteal) geçer. ince bağırsakların üst bölümüdür. asetil salisilik asit burada emilebilmektedir. D vitamini. safra tuzları ve B12 vitamininin sürekli olarak kaybedilmesine neden olur. Suda eriyen vitaminlerin çoğu ise doğrudan difüzyon ya da çeşitli aracılı transport sistemleri ile emilmektedir. Enterosit içerisine alınan demir burada ferritin deposunu oluşturur. Magnezyum: Emilimi kalsiyum gibidir. kanal duvarında bulunan osmo-. ya da demir içeren enzimlerin sentezinde kullanılır. ağız.K). Aslında su. Sindirim Sistemi İşlevlerinin Düzenlenmesi Eser elementlerde görüldüğü gibi birkaç istisnai durum dışında. mide ve ince bağırsaklarda bulunan lipazın önemi ise azdır. Bağırsak epiteli suya oldukça geçirgendir ve çeşitli maddelerin (büyük ölçüde sodyum) emilimi sırasında oluşan osmotik gradyent ile devamlı bir su emilimi meydana gelmektedir. suda eriyen vitaminler.

asiditede artış. Dilin üzerini örten epitel ise tad reseptörlerini oluşturan farklılaşmalar göstermektedir. çeşitli sindirim ürünleri. koklama. Yalnız parasempatik sistem sindirim faaliyetlerini arttırır. pankreas dış salgı bezlerini etkileyerek bikarbonattan zengin (duodenumdaki asiti tamponlayacak) bir salgı yaptırmasıdır. özofagustan başlayarak proksimal kolonu da içine almak üzere. Sindirim Kanalının Çeşitli Bölgelerinde Sindirim ve Emilim 1. gerekse birbirleriyle sinapslaşarak bir pleksusta meydana gelen sinirsel aktivitenin diğer pleksusa ve de sindirim sisteminin yukarı ve aşağı bölümlerine iletilmesini sağlar. Yani parasempatik uyarı altında sindirim kanalının pasaj hızı artar. sinirsel ve hormonal aktivitede yukarıda bahsedildiği gibi değişikliler meydana gelir. sublingual ve daha birçok küçük tükrük bezi bulunur. osmolarite değişiklikleri. Sindirim İşlevlerini Kontrolün Evreleri: Sindirim olaylarının sinirsel ve hormonal kontrolü. Başlıca etkisi. sinirsel ve hormonal) değişiklikler sindirim ve emilimi düzenler. tatma ve çiğneme. sindirim sisteminin kendi lokal sinir sistemini meydana getirmektedir. arkaya doğru ekşi ve acı duyusu alan reseptörler ağırlıklıdır. yanlarda tuzlu. submandibular. uyarının kaynaklandığı yere (bölgeye) göre 3 evrede incelenebilmektedir.vagustur. Hormonal Düzenleme. Ayrıca otonom sinir sisteminden (sempatik ve parasempatik) gelen lifler de bu sinir ağları ile sinapslaşır. asiditede azalma. Bu (lokal. çeşitli emosyonel durumlar ve n. Parasempatik sistem etkisi motilite ve salgıda artış. duodenuma yağlı maddelerin ve protein yıkım ürünlerinin geçmesi ile uyarılır. protein sindirimi sırasında oluşan peptidler) ile başlayabilir. dilin ucunda tatlı. salgı ve emilim olarak düzenlenir. sempatik sistem değil… Sinirsel Düzenleme: Sindirim kanalı duvarında yer alan submukozal ve miyenterik sinir ağları.düzenlemeler oluşur. Bu üç evrede de bu etkiler ile. Bu sinir ağlarının her biri gerek kendi içlerinde. distansiyon. sfinkterlerde gevşeme yönündedir (başlıca sinir n. Yani lokal (enterik sinir sistemi ve kanal duvarının kas refleksleri) . Gastrik evre: Midede meydana gelen 3 ayrı uyaran (distansiyon (gerilme). 184 .vagus içerisinde seyreden parasempatik uyarılma ile başlar. Gastrin: Besinlerin mideye girmesiyle salgılanan gastrin. Kolesistokinin (CCK): Salgısı. hormonal (özellikle gastrin. Ağız – Farinks – Özofagus: Ağız boşluğu. sekretin ve kolesistin) ve sinirsel (sempatik-parasempatik) olarak sindirim sistemi peristaltizm. Sindirim sisteminde salgı ve motilite artar: Sefalik evre (faz): Baştaki görme. Pankreastan sindirim enzimlerinin salgılanmasını uyarır. geniş bir alanın parasempatik innervasyonunu sağlar). parotis. Böylece ince bağırsakta sindirim hızlanır. sürekli ıslak tutulan bir bölgedir. parietal hücrelerden HCl salgısını uyarır. enterik sinir sistemi. İntestinal evre: Bağırsak kanalındaki uyarılarla olur. lokal. Sekretin: Yemeklerden sonra duodenuma asitli kimusun geçmesi ile duodenum ve jejenumun üst bölümlerinden sekretin salgısı uyarılır. bu şekilde sindirim kanalının motilite ve sekretuar aktivitesi merkezi sinir sistemi tarafından da etkilenebilmektedir.

peristaltik dalgaların etkisiyle. Bundan sonra. hormonal ve parasempatik) peristaltizm ve salgılar artarak. besin geçtikten sonra ise kapanarak özofagus ile mide arasındaki bariyeri yeniden kurar.) Besinin mideye ulaşması yer çekimi ile değil de bu peristaltik dalgaların etkisiyle olduğundan kişi baş aşağı dursa bile yutma olayı oluşabilmektedir. Sonra bu gelişmelere intestinal faz da eklenerek ilerleme ve gelişme artacaktır. pankreas salgıları vb. Kas tabakası pilor hizasında kalınlaşarak bir sfinkter oluşturur (şekil 3). Özofagusun peristaltik dalgaları ile lokma mideye ulaştırılır. Midenin anatomik yapısı. Refleks merkezi medulla oblongatadadır. Mide Özofagus ve ince bağırsaklar arasında bulunan torba gibi bir organdır. 2. Midede meydana gelen olaylar gastrik fazı arttırır. sonra kapanarak tek yönlü ve kontrollü iletim sağlar. Şekil 3. yutulmaya hazır hale getirilir. kimusun anal tarafa doğru ilerlemesine ve sindirimin evrelerinin gelişmesine neden olur. alt 2/3’lük kısmı ise düz kas ile sarılmıştır. Besini bir süre depolamak. Çiğneme.Çiğneme: Besinler sindirime hazırlanmanın ilk aşaması olan çiğneme ile küçük parçalara ayrılıp. Özofagus üst 1/3’lük bölümü iskelet kası. İşlevleri. Çözündürmek. Parotisin salgısı diğer hepsinden daha sulu olup yüksek oranda α-amilaz (pityalin) enzimi içerir. 1. Gastrik faz yoluyla (lokal. (Bütün sfinkterler tüm sindirim kanalı boyunca bu şekilde peristaltik hareketler ile beraber geçiş esnasında gevşer. 2. Parasempatik uyarılar ile diğer sindirim salgıları gibi (mide. tükrük ile de karışarak. kısmen sindirmek ve 3. 185 . İçeriğini sindirim ve emilim için optimal miktarlarda ince barsağa vermektir.) tükrük de artar. Yutma olayı istemli başlayarak kompleks bir refleks olarak devam eder. istemli olarak başlasa da refleks olarak devam ederek bu şekilde sonlanan bir olaydır. alt özofageal sfinkter açılır ve besinin mideye girmesi için yutma peryodu boyunca gevşek kalır.

İdrarın sarı renginden sorumludur. bilurubin – biliverdin. Kalın Bağırsak – Kolon Salgılar azdır ve daha çok müsinden oluşur. Safra pigmentleri. jejenum ve ileumda ise ince barsağın kendi çeperinde yer alan birtakım enzimlerin daha etkili olduğu görülür. Pankreastan tüm organik molekülleri (proteinler. (4) bikarbonat. (7) eser elementler. Safra tuzları. lesitin ve kolesterol hepatositlerde (karaciğer hücreleri) sentezlenir ve yağın emülsifikasyonundan sorumludur. Midenin Salgıları günde 2-3 litreyi bulmaktadır. nükleik asitler) parçalayan enzimler salgılanır. karbonhidratlar. Kusma: Mide ve sindirim sisteminin üst bölümündeki içeriğin ağız yolu ile dışarı çıkarılmasından ibaret refleks bir olaydır. Safranın bileşimine göz atacak olursak: (1) safra tuzları. hatta hafifçe alkaliye çevirir. Midenin sindirici etkisi ile besin maddeleri kimus adı verilen yarı sıvı madde (solüsyon) haline gelir. İnce Bağırsaklar Duodenum çeperindeki Brunner bezleri koyu kıvamda müsin salgılar. mideden gelen kimusun asiditesini nötralize eder. Safranın asıl önemli etkisi emülsiyon yapıcı özelliği olup. ürobilin halinde idrarla atılır.İnce bağırsakta emilimde artacak ve kimus kalınbağırsakta rektuma ulaşınca gaita halini alacaktır. sindirim enzimleri yoktur. Safra. Pankreasın Ekzokrin Salgıları ve Karaciğer Vücudun iki büyük bez organı olan karaciğer ve pankreas. 5. 186 . Başlıca işlev. Barsağa dökülen bilurubin. Sindirim faaliyetleri açısından. karaciğerde sentez edilip safra kanallarında toplandıktan sonra. (5) safra pigmentleri ve(6) az miktarda diğer metabolik son ürünler. Aşırı sempatik stimülasyon (stres) Brunner bezlerini inhibe ederek ülsere neden olur. Bikarbonat. fekal materyali defekasyon öncesinde depolamak ve konsantre etmektir (Şekil 5). enterohepatik döngü. Ürobilinojenin bir kısmı oksidasyon reaksiyonu sonucu dışkının rengini veren sterkobiline çevrilir. Safra tuzlarının %95’i ileumda yeniden emilerek bir kez daha safraya salgılanmak üzere dolaşıma döner. (3) lesitin (fosfolipid yapıda bir maddedir). biliverdinin indirgenmesi ile oluşur ve insan safrasının esas pigmentidir. 4. (2) kolesterol. diğer kısmı ise bağırsaklarda emilir ve sistemik dolaşıma katılır. Bilurubin. bu da her bir organik molekül sınıfına spesifik sindirim enzimleri ve başta bikarbonat iyonları olmak üzere diğer bazı elektrolitlerden zengin bir sıvıdır. safra kesesinde depolanır. 3. burada bakterilerin etkisiyle indirgenir ve ürobilinojene (sterkobilinojen) dönüşür. duodenumda pankreas salgısındaki enzimler ile safranın etkileri ön plana çıkarken. bu özelliği ile kimustaki lipidlerin yüzey gerilimini düşürür ve lipazın etkisini kolaylaştırır. Sindirim sistemini pankreasın ekzokrin salgıları ilgilendirir. yağlar. Kusma merkezi medulla oblongata’da yer alır. Sindirimin son evresi ve emilimin çoğu ince bağırsaklarda olmaktadır. kanalları yoluyla duodenuma çeşitli maddeler salgılar (Şekil 4).

Safra kesesi ve pankreas.Şekil 4. Kolon 187 . Şekil 5.

Materyal kalın bağırsakta çok uzun kalırsa. düz kastan oluşan internal (iç) anal sfinkter ve istemli kontrol altındaki çizgili kaslardan oluşan eksternal (dış) anal sfinkter ile normalde kapalıdır. N. Dehidratasyon. iç anal sfinkterin gevşetilmesidir. Dışkılama için gerekli uyaran.Emilim: Esas olay lümenden kana aktif sodyum absorpsiyonu ve buna eşlik eden osmotik su geçişidir. Bu durumda rektum çeperinin gerilmesi defekasyon refleksini uyarır.pudentalis ile istemli olarak. Emosyonel stres ve çocukluk çağı alışkanlığı en sık nedenlerdir. Refleksin yanıtı rektumun kontraksiyonu. 188 . geriye kuru bir fekal kitle bırakacak şekilde. kuru ve sert materyalin inen kolonda birikmesidir. defekasyon bir süre sağlanan dış sfinkter ile engellenebilir. Diyare (ishal): Feçeste artan su içeriği ve ağırlığı (>200 mg/gün) ile karakterizedir ve buna artmış defekasyon sıklığı da eşlik edebilir. suyun tamamı emilebilir. Konstipasyon (Kabızlık): Feçesin kalın bağırsakta uzun süre kalmasıyla. Defekasyon (Dışkılama): Rektumun çıkışını oluşturan anüs. hipovolemi ve şok tablosu ile ölümcül olabilmektedir. kolonun kitle peristaltizmi sonucu rektumun dolmasından kaynaklanır.

kreatinin gibi nitrojen (azot. distal tubulus ve toplayıcı kanallar olmak üzere sırasıyla gider. İdrar ile atılan en önemli metabolizma atıkları üre. dışta korteks. nefrondur (Şekil 1). nitrojen içeren atikların en önemli boşaltım yeri böbreklerdir. organizmada homeostatik dengeyi koruma işinin en önemli bileşenlerindendir. Sonuçta. nitrojen atıkları organizma için zararlı boyutlara gelemeden atılmaktadır. N2) içeren bileşiklerdir. 4. iki böbrek. Vücut sıvılarının hacim ve içeriğinin. Sözkonusu nitrojen atıklarının en önemli kaynağı proteinler ve purin bazlarıdır. henle kıvrımı inen koluyla medullaya doğru uzanır ve çıkan kol ile yeniden kortekse doğru yükselir. Proteinlerin yıkımı sonucu oluşan esas ürün amonyaktır (NH3). 3. Nefronların tubulus yapıları. glomerül yumağı ile başlar. oluşan idrar üreterler aracılığı ile idrar kesesinde toplanır ve üretra yoluyla dışarı atılır. Böbreğin fonksiyonel ünitesi. 2. mesane (idrar kesesi. bu toplayıcı kanallarda oluşur ve medulla derinliklerine doğru giderek böbrek pelvisine dökülür. PH’nın. buradan da üreterler içerisine gönderilir. bu tabakalardan kortekste bulunan. böbreklerin sürekli çalışmasıyla. iki üreter. Hücrelerde oluşan ve kana verilen metabolizma atıklarının uzuklaştırılması şeklinde özetlenebilir. dolayısıyla karaciğerde üreye dönüştürülür ve bu üre böbrek tarafından atılır. ürik asit. Üriner sistem organları. hep birlikte malpighi cisimciği (Şekil 2) olarak anılır. buradaki kapiller yapılardan süzülen malzemeyi toplayan bowman kapsülü ve bu malzemeden idrarı oluşturacak olan tubulus yapıları ile devam eder. Purin bazlarının yıkım ürünü ise ürik asittir. birçok diğer organ gibi. hücreler için çok toksik bir maddedir. içte ise medulla olmak üzere iki tabaka halinde izlenir. Böbreklerin Fizyolojik Anatomisi Böbrekler. Sıvı-elektrolit dengesinin düzenlenmesi ile 5. burada oluşan kapiller yapı olan glomerül yumağında süzülme işi yapıldıktan sonra ise temizlenen kan efferent arteriol ile götürülür. henle kıvrımı (veya kulpu). 189 . Kan basıncının. bowman kapsülünden başlayarak proksimal tubulus. Bu yöndeki başlıca fonksiyonları. Bu şekilde bowman kapsülünün yarımay şeklinde sardığı glomerül kapiller yumak yapısı. Proksimal tubuluslar böbrek korteksi boyunca seyrederken. devamında ise distal tubulus yeniden korteks boyunca ilerler. Her bir nefrona süzülecek kan afferent arteriol ile getirilir. 1. Bir başka deyişle. Her bir böbrekte bir milyonun üzerinde nefron vardır. Amonyak. Böbrekler kanı süzerek idrarı oluşturur. Nihaî idrar. vesica urinaria) ve üretra’dır. BOŞALTIM SİSTEMİ Boşaltım Sisteminin Genel Özellikleri Boşaltım sistemi veya üriner sistem. Bu durumda nefron. Kortekste ortalama 8 distal tübül birleşerek bir toplayıcı kanal oluşturur.6.

Nefronun genel yapısı.Şekil 1. 190 . Şekil 2. Malpighi cisimciği ve Glomerül membranı.

idrar oluşumunun ilk basamağıdır. 1. Sekresyon (Salgılama) Çeşitli maddeler bunların yalnızca birine. Glomerüler filtrasyon. ve ya birden fazlasına maruz kalabilir (Şekil 3). süzüntü (filtrat) içeriği. Afferent arteriol ile glomerül kapiller yumağına ulaşan kanın protein ve şekilli elemanları dışındaki tüm maddeleri bowman kapsülü içine süzülür.İdrarın Oluşturulması Nefronlarda. Filtrasyon: Filtrasyon. 15 mmHg) glomerüler kapiller onkotik basıncı (ort. Dolayısıyla. proteinler dışında. nihaî idrar oluşumu için başlıca 3 değişik fonksiyonun koordineli olarak çalışması sözkonusudur: 1. Reabsorpsiyon (Geri Emilme) 3. filtrasyon basıncı aşağıdaki şekilde hesaplanabilir (Şekil 4): glomerüler kapiller hidrostatik basınç (ort. plazmanın bileşimi ile eşittir. 60 mmHg) bowman kapsülü hidrostatik basıncı (ort. 29 mmHg) = Filtrasyon Basıncı (yak. Glomerüler filtrasyon üzerine etki eden başlıca 3 basınçtan yola çıkarak. sekresyon ve reabsorbsiyon 191 . 16 mmHg) Şekil 3. Filtrasyon (Süzülme) 2.

su ve suda erimiş maddelere son derece geçirgen. Bu geri emilimin büyük kısmı (%80-90) proksimal tubuluslardan olmaktadır. Buradan maddelerin geri emilimi. Bowman epiteli. Kapiller endoteli. 192 .5 litre kadarı idrar olarak çıkarılmaktadır. bu endotel tabakasında fenestra olarak adlandırılan binlerce delik yer alır. Bunlarda aldosteron. Emilim yer ve maddeye göre değişebilmek üzere gerek aktif transport. Bazal membran. Glomerüler filtrasyon basıncı. ADH (antidiüretik hormon – vazopressin) ise toplayıcı kanallar ile yine distal tubulusların özellikle son kısmının suya karşı geçirgenliğini artırarak idrarın daha konsantre olmasını sağlar. bunun karşılığında K+ atılımına neden olur.Şekil 4. kollagen fibrillerin gevşek bir ağ oluşturduğu. gerekse pasif mekanizmalar ile olabilmektedir. Glomerül Membranı: Filtrasyon fonksiyonu için özelleşmiş olan bu yapıda interstisyel bir alanın olmaması dikkat çekmektedir. günlük 15-20 litre idrar çıkarılması ile karakterizedir. 2. Bazı hormonlar da tubuluslardan geri emilim üzerine etkilidir. podosit denen parmaksı çıkıntılar ve bu parmaklar arasındaki yarık şeklindeki boşluklar ile filtrasyon alanını genişletmesi dikkat çekmektedir. distal tubuluslardan Na+ iyonlarının geri emilimini artırırken. b. Bu da bize filtratın %99’unun tubuluslardan geri emildiğini gösterir. ancak 1-1. Reabsorpsiyon: Glomerüllerden süzülen günlük 180 litre filtratın. Membranın başlıca 3 bileşeni vardır: a. ADH yokluğu ile seyreden birtakım hastalıklar. organizmanın gereksinimine göre düzenlenmektedir. c. bir yapıdır.

kuvvetli vazokonstrüktör etkiye sahip bir maddedir. ekstrasellüler sıvı hacminin ve kan basıncının artması sağlanır. Angiotensin II. macula densa’nın da jukstaglomerüler hücreleri uyarmasına neden olur ve yine renin salgılanır (Şekil 6). Arteryel kan basıncının düşmesi veya GFR’nin azalması sonucu filtrattaki Na+ ve Cl. Bu yapının tümüne birden ise jukstaglomerüler aparat denir (Şekil 5). geçer. Aldosteron etkisiyle bir yandan tuz ve su reabsorpsiyonu artar. tekrar malpighi cisimciğine doğru yönelerek afferent ve efferent arteriollerin arasından. Macula densa hücreleri ise daha çok distal tubulus içerisinden geçen sıvının Na+ ve Cl. Jukstaglomerüler hücreler. angiotensinojenden angiotensin I oluşturur. Angiotensin I ise angiotensin dönüştürücü (converting) enzim (ACE) tarafından angiotensin II’ye dönüştürülür. Sekresyon: İdrar oluşumu sırasında bazı maddeler de tubulus lümenine salgılanmaktadır. Bu şekilde böbrek kan akımı (renal blood flow = RBF veya renal plasma flow = RPF) azalacak. Angiotensin II. Burada. GFR’yi pek etkilemez. diğer yanda ise kan plazması bazı maddelerden arındırılmaktadır. Tüm bu olayların hep birlikte koordine çalışması sonucu. afferent arteriol çeperinde yer alan hücreler jukstaglomerüler hücreler.Aktif transport ile reabsorpsiyon: Glikoz ve amino asitlerin tümü Na+-K+-APTaz pompasıyla aktif olarak sodyuma bağlı taşıyıcı bir sistem ile hücre içine alınır. bunlara değerek. Pasif transport ile reabsorpsiyon: Üre.iyonları konsantrasyonuna duyarlıdır. aynı zamanda sistemik dolaşımdaki arteriyolleri de daraltarak kan basıncını yükseltir. Özellikle efferent arteriolde yol açtığı daralma glomerüler kapiller basıncı artırır. distal tubulus ve toplayıcı kanallarda suyun geri emilimini artırarak etki gösterir (Şekil 7). Renin. birim zaman içerisinde böbrekler tarafından bir maddeden temizlenen plazma miktarı. distal tubulus çeperindeki hücreler ise macula densa adı verilen yapılar olarak farklılaşmıştır. Dinlenme halinde minimal olan kontrol. K+ da bir yandan lümene sekrete olmaktadır. böbrek üstü bezi korteks tabakasından aldosteron hormonunun salgısı da angiotensin II tarafından uyarılır. 193 . Bu etkilerinin yanında. Bu olayda Na+-K+ATPaz pompası görev alır ve potasyum aktif olarak hücre içine alınır. özellikle ekstrasellüler sıvı hacminin azalmasına cevap olarak hipotalamusta sentezlenip arka hipofizden salgılanan bu hormon. kan basıncındaki düşmelere duyarlılık gösterir ve renin adlı bir hormon-enzim salgılar. Örneğin distal tubuluslarda aldosteron hormonu etkisi ile Na+ reabsorbe olurken.konsantrasyonunun düşmesi. Böbrek Fonksiyonlarının Kontrolü Böbrek damarları sempatik sinir sistemi kontrolü altındadır. su vb. dolayısıyla GFR ise düşecektir. Bu şekilde. Henle kıvrımından sonra başlayan distal tubulus. Klirens: Böbreklerde bir yandan idrar oluşturulurken. o maddenin klirensini tanımlamaktadır. Antidiüretik Hormon (ADH): Yukarıda da anlatıldığı gibi. 3. şiddetli olarak uyarıldığı durumda afferent arteriolün daralmasına neden olur. Orta şiddette bir uyarı durumunda afferent ve efferent arteriollerdeki daralma aynı boyutlarda olup.

Jukstaglomerüler aparat. 194 . Renin-angiotensin sistemi.Şekil 5. Şekil 6.

baz ise proton alıcı demektir. Metabolizma faaliyetleri sonucu ortaya çıkan karbondioksit. karbonik asit (H2CO3) ise zayıf asitlere örnek iken. organizma pH’sının çok dar sınırlar içerisinde tutulması hayati önemi olan bir olaydır.38-7.Şekil 7. Buna göre.35-7. hemen su ile birleşerek karbonik asite dönüşebildiğinden asit olarak kabul 195 . Hidroklorik asit (HCl) güçlü asit. Vücuttaki asit ve bazlar genellikle bikarbonat ve karbonik asit gibi zayıf yapılı olanlardır. ortamdan hızlı bir şekilde hidrojen iyonu alan maddeler güçlü baz. 7. Hidrojen iyonu (H+) ise proton taşımaktadır. Aynı şekilde.45 (daha dar anlamda 7. ortama hidrojen iyonunu yavaş veren madde ise zayıf asittir. ADH salgı mekanizması ve etkisi.42). bikarbonat iyonu (HCO3-) ise zayıf bir bazdır. Organizma pH’sını değiştiren olaylar daha çok metabolizma sonucu ortaya çıkan asitlerdir. hidrojen iyonunu ortamdan yavaş alan maddeler ise zayıf baz olarak sınıflanmaktadır. Anlam olarak asit proton verici. Bunların yanında laktik asit gibi asitler de görülür. Böbrekler Ve Asit Baz Dengesi Bilindiği gibi. ortama kolaylıkla hidrojen iyonu veren madde güçlü asit. hidroksil iyonu (OH-) güçlü baz. Bunlardan en önemlisi ise uçucu asit olarak da adlandırılan karbondioksittir (CO2).

idrar yapmak için uygun yer bulunana kadar. H+) birikmesi ciddi tehlikelere yol açar ve çeşitli mekanizmalar ile tamponlanmak zorundadır. solunumun artması nedeniyle CO2’nin fazla miktarda atılması ile H+’nın azalması (yani pH’ın artması) olayına ise solunumsal (respiratuar) alkaloz denir. güçlü asitler ile reaksiyona girerek daha zayıf asitlerin oluşmasını sağlamak yoluyla. İdrar yapmanın istemli kontrolü. Herhangi bir nedenle solunumun azalması nedeniyle kanda CO2 birikmesi solunumsal (respiratuar) asidoz olarak tanımlanırken. Her ne kadar akciğer ve böbrekler kendi mekanizmaları ile organizmayı asidoz ve alkaloz durumlarından korumaya çalışırsa da. Vücut sıvılarında hidrojen iyonlarının artması. ortada ise üç katlı bir kas tabakasından oluşmaktadır. ancak idrarın boşaltılması ile ilgili refleks genel olarak parasempatiktir. sonra detrusor kasılır. gerilme reseptörleri uyarılır ve sakral (S2-4) bölgeden idrar yapma refleksi doğar. yani pH yükselmesi halinde ise idrarla bikarbonat atılımı arttırılır. hem de parasempatik lifler alır. Asitler iyonlarına ayrıştığı zaman. dışta bağ dokusu. dış sfinkterin kasılı tutulması öğrenilir. yapı olarak içte mukoza. 196 . erişkinde 300-400 ml kadar idrarın mesanede birikmesi. Başlıca tampon sistemleri bikarbonat. Tersine metabolik bir alkaloz gelişmiş ise solunum biraz baskılanarak kan CO2’sinin arttırılması yoluna gidilir. Orta katman olan sirküler lifler. öncelikle vücut sıvılarında hazır bulunan birtakım tampon sistemleri pH değişikliklerine anında müdahale ederek olayın ciddi boyutlara varmasını önlerler. Solunumsal olmayan asidoz ve alkaloz (metabolik asidoz-alkaloz) durumlarında ise organizma solunumu artırarak veya azaltarak durumu kompanse etmeye çalışır. Uygun ortamda önce pelvis kasları gevşer. Bu mekanizma genel olarak solunumsal alkaloz ve asidozda etkindir: Miksiyon Ve İdrarın Boşaltılması Üreterler ve mesane (vesica urinaria). Bunlar. üretranın başladığı yer etrafında halka şeklinde bir sfinkter yapısı oluştururlar (internal sfinkter). yani pH azalması durumunda (asidoz). solunum faaliyetleri ile akciğerden atılabildiği için de uçucu olarak nitelendirilir.edilirken. hiperventilasyon durumlarında PCO2’in 40 mmHg’nın altına düşmesiyle ise bikarbonat reabsorpsiyonu azalır.detrusor). refleksi başlatmak için yeterlidir. oradan da üretere doğru ilerler. ortama verdikleri hidrojen iyonunun (proton. fosfat ve proteinat tampon sistemleridir. Alkaloz. Üretranın daha ileri bölümlerinde ise perinenin çizgili kasları tarafından external sfinkter oluşturulmuştur. pelvis renalisin dolup gerilmesiyle çeperindeki düz kasların uyarılması yoluyla üreteropelvik bölgeye. Yeni oluşan idrar. Mesane ve üretra hem sempatik. Üç katlı kas tabakasının en dışındaki longitudinal lifler idrarın boşaltılmasında en önemli rolü oynarlar (m. büyüme sırasında. İdrar yapmanın refleks kontrolü. Arteryel kan CO2 konsantrasyonunun artması böbreklerde bikarbonat reabsorpsiyonunu artırırken. böbrekler idrara daha fazla H+ çıkarır ve aynı anda bikarbonat (HCO3-) reabsorpsiyonunu artırırlar. böylece idrar yapılır (miksiyon). Yani organizmada bir metabolik asidoz söz konusu ise solunum artar ve CO2 atarak duruma müdahale eder. H+’nın ortamdan uzak tutulması yönünde çalışırlar.

hipofiz. 2. Üçüncü olarak gen aktivasyonu ile de (özellikle steroid ve tiroid hormonlar) etkisini gerçekleştirebilir. başta GH. Ancak büyük çoğunluğu sadece belirli hücre veya organlara etki ederler. Başlıca Fonksiyonlar 1. tiroksin. Vücut sıvılarının hacim ve bileşim yönünden kontrolü. 3. Yalnız. insülin). kalsitonin.7. tiroid hormon reseptörleri ise çekirdekte bulunur. steroid hormonlarınki genelde sitoplazmada. kolesistokinin. sitoplazma veya çekirdeğinde bulunabilir. 197 . Üreme. kimyasal maddeler aracılığıyla gösterir. insülin. Kan damarları bakımından zengindir ve genel olarak salgı kanalları yoktur. renin. Endokrin sistem işlevlerini. İkincil habercileri de uyarabilir. sekretin. homeostatik mekanizmada düzenleyici ve bütünleyici rol oynar. Başka bir salgı bezine yaptıkları etki ile yine o bezden başka bir hormonun salgısını uyaran hormonlara tropik hormonlar denir (Şekil 1). salgıladıkları hormonları doğrudan kana bırakırlar ve kan ile vücudun her yerine yayılabilmektedirler (Genel Hormonlar). glukagon. bunun yerine etkilerini hedef hücrelerdeki özgün reseptörlerine bağlanarak gösterirler. Enerji üretiminin kontrolü. Bu hücreler etki yapan hormona özel reseptörler taşır ve hedef hücre (target cell) olarak adlandırılır. tiroid hormonları. bir hücre ya da hücre grubu tarafından salgılanan ve buradan vücudun her yerine taşınarak belirli doku ve organların fonksiyonu üzerinde etki yapan. Hormonların bir kısmı vücut hücrelerinin tamamı veya tamamına yakınına etki edebilmektedir (ör = büyüme hormonu. paratiroid hormon. hormon dediğimiz. 4. kortizol. bazı hormonlar etkilerini hemen salındıkları yerde veya yakınında göstermektedir ve Lokal (Yerel) Hormonlar olarak bilinirler (ör = sindirim hormonları. büyüme hormonu. Çevreye uyum (soğuk-sıcak adaptasyonu. tiroid ve böbrek üstü bezi hormonları. Reseptörler hedef hücrenin membran. Farklı etkiler nedeniyle de farklı mekanizmalar gözlemek mümkündür. tiroid. strese karşı direnç vb). aldosteron. Sindirim ile ilgili olayların kontrolü. ENDOKRİN SİSTEM Endokrin Sistemin Genel Özellikleri Vücudumuz iki ana kontrol sisteminin etkisi altında işlev görmektedir: Sinir Sistemi ve Endokrin Sistem. Protein hormonlar ile katekolaminlerin reseptörü hücre zarının dış yüzeyinde. hemen hemen tüm hormonlar. adrenokortikotropik hormon. Büyüme ve gelişme. asetilkolin. Sonuçta endokrin sistem. Membran geçirgenliğini değiştirici etki dolayısıyla iyon kanallarının açılmasına veya kapanmasına neden olmaktadır. kortizol. antidiüretik hormon. hipofiz gonadotropin hormonları etkisinde gonadlardan salgılanan sex hormonları Hormonların Etki Mekanizmaları Hormon Reseptörleri: Hormonlar hücre içi mekanizmaları genellikle doğrudan etkilemez. 5. androjenler 6. Bu mekanizmada hormon yine hücre membranındaki reseptörüne bağlanarak hücre içinde bir enzimin aktivasyonuna yol açar ve etkilerini bu enzim üzerinden gösterir. insülin. histamin). gastrin. epinefrin.

çünkü işlev sırasında reseptör proteininin kendisi genellikle inaktive olur (down regülasyon). diğer zamanlarda ise protein sentezleyen mekanizmalar tarafından yeni reseptörler oluşturulur (up regülasyon) ki genellikle uzun süre yüksek hormon konsantrasyonuna maruz kalma nedeniyle oluşmaktadır. geriye doğru endokrin beze veya daha üst bir merkezi etkileyerek hormon salgısını azaltabilmektedir. Reseptör Sayısı ile Kontrol: Hedef hücredeki reseptör sayısı devamlı değişiklik gösterir. genellikle işlev ile ilgili bir faktör. 198 . Pozitif Feedback: Daha nadir olarak karşımıza çıkan bir olaydır. Kadın ve erkek vücudundaki tüm endokrin sistem HORMON SALGISININ ve ETKİSİNİN KONTROLÜ Negatif Feedback: Hormonun hedef organ üzerindeki etkisi yeterli düzeye ulaştığında. Bu durumda hormonun yol açtığı etki hormon salgısını uyarıcı yönde gelişmektedir ve salgı giderek artmaktadır.Şekil 1.

Şekil 2. Arka hipofiz. hipofiz ile hipotalamus arasındaki birleştirici saptan geçer ve arka hipofizde kan kapillerine yakın bir yerleşim ile sonlanır. Tiroid Stimüle Edici Hormon = Tirotropin (TSH). nöroregülasyonun önemli bir parçasını oluşturur. Tüm ön hipofiz hormonlarının salgısı hipotalamik hormonlarca kontrol edilir. sinir sistemine reseptör ve aferent yollarla ulaştıktan sonra. Büyüme Hormonu (GH). hipotalamusun dışa doğru genişlemesi sayılabilen nöral bir dokudur. hepsi peptid yapıda. hipotalamo-hipofizer traktus (Şekil 3). hipotalamus yoluyla verilen cevaplar arasında çeşitli hormon salgılarının da önemli yeri vardır. sinir yoluyladır. Luteinleştirici Hormon (LH). Hipotalamus – Arka Hipofiz İlişkisi: Bu ilişki kan yoluyla değil. Hipotalamustan gelen iki akson. Adrenokortikotropik Hormon (Adrenal Korteksi Uyaran Hormon) = Kortikotropin (ACTH). İç ve dış ortamda oluşan değişmelere. Ancak ön hipofiz hormonlarının salgısının kontrolü tek başına bu hipofizyotropik hormonlar tarafından değildir. İyi bilinen iki arka hipofiz hormonu böbreklerde su atımı ve kan basıncı ile ilgili işlevleri olan vazopressin (antidiüretik hormon – ADH) ile süt salgısı ve uterus kasılmaları üzerine etkileri olan oksitosindir. Ön Hipofiz Hormonları Ön hipofizden salgılandığı bilinen. başlıca altı adet hormon vardır: Folikül Stimüle Edici Hormon (FSH). 199 . Prolaktin. başka yerlerden salgılanan hormonlar da ön hipofiz fonksiyonunu serbestleştirici ya da inhibe edici (releasing veya inhibiting) olarak etkileyebilir (feedback mekanizmaları).HİPOTALAMO-HİPOFİZER SİSTEM Hipotalamus – Ön Hipofiz İlişkisi: Hipotalamus. hipofizyotropik hormonlar (Şekil 2). hipotalamo-hipofizer portal sistem.

Büyüme Hormonu İnhibe Edici Hormon . temel işlevleri meme bezlerinin gelişimi ve göğüslere direkt etki ile süt yapımının uyarılması ile ilgilidir. progesteron. hipotalamusun çeşitli alanlarında bulunan nörosekretuar hücrelerden kaynaklanan nörohormonlardır ve ön hipofiz hormonlarının salgısı üzerinde etkili olurlar. Büyüme Hormonu Serbestletici Hormon (GHRH) ⇒ Büyüme Hormonu (GH) 4. ACTH ve TSH’ın başlıca işlevi diğer bazı hormonları salgılatmaktır. Tirotropin Serbestletici Hormon (TRH) ⇒ Tiroid Stimülan Hormon (TSH) 3. Hipotalamusun Etkisinde Başlıca Ön Hipofiz Hormonları 1. Kortikotropin Serbestletici Hormon (CRH) ⇒ Adrenokortikotropik Hormon (ACTH) 2. FSH ve LH’ın da yine hormon salgılatıcı etkileri olmakla birlikte (östrojen. Prolaktinin ise başka bir bezden herhangi bir hormon salgısı üzerine kontrol edici etkisi yoktur. Gonadotropin Serbestletici Hormon (GnRH) ⇒ Luteinizan Ve Folikül Stimülan Hormon (LH&FSH) 6.SS) ⇒ GH baskılar 5. testesteron). Hipotalamik Hormonlar Bu hormonlar. Prolaktin Salgılatıcı Hormon (PRH) ⇒ Prolaktin salgısını sağlar 200 .Şekil 3.Somatostatin (GHIH . Büyüme hormonunun çeşitli organ ve dokuların organik metabolizması üzerine direkt etkileri vardır. Hipotalamustan nörohipofize doğru uzanan aksonlar. sperm ve ovumların büyüme ve gelişmesi ile ilgili işlevleri de vardır.

ADH): Böbrekte distal tubulus ve toplayıcı kanallarda epitelin suya geçirgenliğini artırarak suyun geri emilimini sağlar. vitamin ve minerallerin yeteri kadar alınmaması büyümeyi etkiler. dolayısıyla doğumu kolaylaştırmak olduğundan doğum hormonu olarak da anılır. erkekte spermatogenezi kontrol eder. Hipotalamik GnRH etkisiyle. Büyüme Hormonu – Growth Hormone – GH: Çabuk metabolize olur. Büyüme Büyüme. Pubertede bu kıkırdak doku kemiğe çevrilir ve büyüme durur. Vazopressin (Antidiüretik Hormon . Etkisi: Tiroid bezi folikül hücrelerinde tiroglobulin sentezini hızlandırır. Adrenokortikotropik Hormon – Kortikotropin – ACTH: Stres durumlarında. hipotalamik CRH’nın etkisiyle salgılanır. dopamin) ⇒ Prolaktin salgısını baskılar Dikkat çeken bir nokta bilinen hipofizyotropik hormonların en az ikisinin salgılatıcı değil inhibe edici özellikte olmalarıdır: Dopamin (PIH) ve Somatostatin (SS). Gonadotropinler = FSH & LH: Menstrual siklus. Malnütrisyonun (ağır beslenme bozukluğu) büyüme üzerine olan olumsuz etkileri. Oksitosin: Başlıca etkisi doğum sırasında uterus kontraksiyonlarını. İkinci özelliği emzirme sırasında sütün meme kanallarına akmasını sağlamasıdır. testesteron ve östrojenlerdir. kemik büyümesidir. Dopamin dışındaki tüm hipofizyotropik hormonlar peptid yapıdadır. yarı ömrü 20-30 dakika kadardır. epifizyal kapanma. gebelik ve emzirme ile ilgili görevleri vardır. kabaca epifiz olarak adlandırılan orta kısımları ile bunların arasında kalan şafttan meydana gelir. özellikle omurga ve bacaklarınki olmak üzere. Çevresel Faktörler: Beslenme ile esansiyel amino asitler ve yağ asitlerinin. insülin. Dopamin ise bir katekolamindir. Tiroid Stimülan Hormon – Tirotropin – TSH: Hipotalamik TRH’nın etkisiyle salgılanır. genel olarak puberteden itibaren salgılanırlar. Kemik Büyümesi: Büyüyen bir kemik. Şaft ile epifizin arasında epifizyal büyüme plağı (büyüme kıkırdağı) yer alır. çeşitli genetik ile endokrin gibi bireye ait ve beslenme ile enfeksiyon gibi çevresel faktörlerden etkilenebilen kompleks bir olaydır. Temel olarak vücutta yaygın bir hücre bölünmesi ve protein sentezi ile yürütülür. Büyümede en önemli hormondur. Büyümeye Hormonların Etkisi: Büyümeye etkili başlıca hormonlar büyüme hormonu. 201 . Etkisi: Böbrek üstü bezi (adrenal) korteksinde glikokortikoid hormonların sentezini kontrol eder. tiroid hormonları.Prolaktin İnhibe Edici Hormon (PİH. Hedef organı ise tiroid bezidir. -Luteinizan Hormon: Ovulasyon sonrasında corpus luteumun oluşumundan sorumludur. hayatın erken çağlarında daha belirgin olarak ortaya çıkar. -Folikül Stimülan Hormon: Kadında folikül gelişimi ve ovulasyonu. Erkekte ise Leydig hücrelerini uyararak testesteron salgılatır. Büyüme çeşitli hastalıklara bağlı olarak da aksayabilir. bir kişinin boyunu belirleyen olay ise. Çeşitli Hipofiz Hormonlarının Özellikleri Prolaktin: Bu hormonda hipotalamik inhibe edici fonsiyon baskındır.

Esas etkisini. Büyüme Hormonu (growth hormone – GH) Ön hipofizden salgılanan bu hormon postnatal dönemin büyüme üzerine etkili en önemli hormonu sayılabilir.1. insülin-benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1) olarak bilinen (diğer adı. Şekil 4. Büyüme hormonunun etki mekanizması Şekil 5. somatomedin C) kimyasal bir haberciyi salgılatarak yapar (Şekil 4). Başlıca büyütücü etki. Büyüme hormonunun ritmik salgılanması 202 . birçok hedef dokuda hücre bölünmesini uyarması ve protein sentezine anabolik etkisidir.

epifizlerin kapanma yaşına kadar boy 270 cm’yi bulabilir. Sağ ve sol olmak üzere iki lateral lob ve bunları birleştiren isthmus adlı bölümden oluşmuştur. Yağ. tiroglobulin sentezini hızlandırır. Böyle bir durum. düz platoya ulaşana kadar da artar. Tiroid Bezi Tiroksin (T4). özellikle fetal hayatta ve doğumdan sonraki birkaç ayda santral sinir sistemi gelişimi için önemlidir. Epitel hücreleri bir yandan da kandan iyotu (I-) alarak bezde konsantre eder (iyot pompası). Akromegali: Aşırı büyüme hormonu salgısının epifizler kapandıktan sonra ortaya çıkması ile oluşur. Büyüme hormonu salgısını uyarır. ancak birkaç aylık bir gecikme durumunda ortaya çıkan gelişim yetersizliği geriye dönüşümsüzdür. triiiyodotironin (T3) ve kalsitonin hormonlarını salgılayan önemli bir endokrin bezdir. 3. boy uzaması durur. refleksler artmıştır. Bazal metabolizma artar. 4. Bu foliküllerin içi. hiperfajiye rağmen kilo kaybı ve tremor (ince titreme) karakteristik bulgulardır. hiperfaji (çok yeme). İnsülin Tüm yönleriyle anabolik bir hormon olan insülinin özellikle proteinler üzerine olan etkisi büyümeyi olumlu etkiler. Genel olarak belli bir hedef organ ya da dokuları yoktur ve hemen hemen tüm vücut hücrelerine etki ederler. Jigantizm (Devlik): Büyüme hormonunun gelişme çağında fazla salgılanması ile oluşur. Bezin içi kübik epitel hücreleri ile çevrili çok sayıda folikülden meydana gelmiştir. Tüm dokular ve kemiklerde genişleme ve kalınlaşma görülür. Kolloide geçen iyot. 5. tiroglobulin adı verilen bir glikoprotein ile doludur (Şekil 6). Tiroid hormonları. burun. 203 . kafa kemikleri. kıkırdak ve yumuşak dokular genişler. Cücelik: Ön hipofiz hormonlarının çocukluk çağındaki yetersiz salgılanması ile meydana gelir. büyümeyi inhibe edici yöndedir. dokuların büyümesi ve metabolizmanın normal hızında devam etmesi için gereklidir. TSH. Cinsiyet Hormonları Cinsiyet hormonu salgıları 8-10 yaşlarında başlar ve sonraki 5-10 yıl boyunca. Ayrıca testesteronun birçok doku üzerinde protein sentezini artırıcı etkisi vardır. O2 tüketimi yükselir. alın. Kemikler. erken dönemde verilecek tiroid hormonları ile tamamen önlenebilir.2. Kortizol Cinsiyet hormonları gibi steroid yapıda olan kortizolün etkisi ise tam tersine. Özellikle el ve ayaklardaki küçük kemikler. alt çenede genişleme belirgindir. sinirlilik. Tiroid Hormonları Tiroid hormonları. protein ve karbonhidrat metabolizması hızlanır. Metabolizmaya en belirgin etkileri hücrelerde katabolik reaksiyonları aktive etmeleri ile ortaya çıkar. Hormonun eksikliği ya da yokluğunda ise bazal metabolizma yarıya kadar düşebilir. tiroglobulindeki tirozine bağlanır triiyodotironin (T3) ve tetraiyodotironin = tiroksin (T4) sentezlenir (Şekil 7). Hipotiroidili bebeklerde mental gerilik oluşur. Sebep yine tümöraldir. ancak boy uzamaz.

Şekil 6. Tiroid bezinde folliküler hücreler ve kolloid sıvısı Şekil 7. Tiroid hormonlarının sentezi ve salgılanması 204 .

Dokularda membran permeabilitesini etkiler. parafoliküler C hücrelerinden salgılanır. İlk birkaç dakikada kemik dokusunda hazır halde bulunan kalsiyum ve fosfatın extrasellüler sıvıya ve dolayısıyla kana geçmesini sağlar. Kas kasılması yani aktin-miyozin bağlantısını kurar. Tiroid bezinde. Diğer yandan ise böbreklerden atılan fosfatın geri emilimini (reabsorbsiyonunu) azaltarak fosfatürik etki gösterirken. fosfatını ise düşürücü etkiye sahiptir. birkaç dakika içerisinde PTH salgılanmasına neden olur (Şekil 8). Etkisi PTH’a zıttır. İç ve dış salgılarda ve bir de önemli olarak pıhtılaşmada rolü vardır. PTH’ın bir diğer etkisi ise D vitamininin aktif formu olun 1.25-dihidroksikolekalsiferol yapımını uyararak bağırsaklardan da kalsiyum absorbsiyonunu sağlamasıdır Ekstrasellüler iyonize kalsiyum düzeyindeki çok hafif azalmalar. Temel olarak plazma Ca+2’unu artırıcı. Kalsitonin Kan kalsiyum düzeyi ile ilgili diğer bir hormondur. kalsiyumun reabsorbsiyonunu hızlandırır. Şekil 8. Bu hormon. Kalsiyum: Kemiklerin sertliğini sağlar. Birkaç dakika içerisinde kan kalsiyum düzeyini düşürür.PARATİROİD BEZ Ve PARATHORMON – PTH Tiroid bezinin arkasında yer alan. mercimek büyüklüğünde ortalama 120’şer mg ağırlığında 4 adet bezdir. gençlerde daha aktif olup iskeletin gelişmesine yardım eder. Esas etkisi kemiklerden kalsiyum ve fosfatı mobilize etmesidir. Sonra kemiklerde osteoblastik (kemik yapımı) aktiviteyi uyarır. Parathormonun etkileri 205 .

Kas: İstirahat halinde ve insülin yokluğunda. kan şekeri %50 mg altına düştüğünde. Beyin hücrelerine ise glikoz girişi insülinden bağımsız olmakla birlikte. Bu sırada enerji için yağ asitleri kullanılır. kas hücresi membranı glikoza karşı geçirgen değildir. pankreastan geçen kanın glikoz konsantrasyonudur. B veya β hücreleri. Yağ Dokusu: İnsülin. koma ve ölüm gelişebilir. Yemek sırasında görülen parasempatik aktivite artışı ile de insülin salgısı artar. somatostatin (SS) salgılar 4. Langerhans adacıkları 206 . organik metabolizmasının en önemli kontrolörüdür (Şekil 9). endokrin salgıları yapan Langerhans adacıkları vardır. Egzersiz sırasında ise insülin olmasa da glikoz kas hücresine geçebilmektedir. Eritrositler ve beynin büyük bölümü ile bağırsak ile böbrek tubulus epiteli dışında tüm dokularda etkisini gösterir. Ama insülinin başlıca hedef dokuları kas (kalp+iskelet) ve yağ dokuları ile karaciğerdir. insülin salgılar 3. lösin gibi amino asitler de insülin salgısını artırır. glikozun yağ hücrelerine girişini de artırır. şuur kaybı. F hücreleri. D veya δ hücreleri. Özellikle arginin. A veya α hücreleri.GIP).PANKREAS ve ENDOKRİN FONKSİYONLARI Aynı zamanda sindirim ile ilgili fonksiyonları da olan ve bunları çeşitli dış salgıları (ekzokrin) yoluyla yerine getiren pankreasın. kolesistokinin (CCK) ve gastrin gibi sindirim hormonları tarafından da uyarıldığı anlaşılmıştır. hipoglisemi şok. İnsülin Salgısının Kontrolü: En önemli kontrol. İnsülin salgısının başta glikoza bağımlı insülinotropik polipeptid olmak üzere (gastrik inhibitör polipeptid . İnsülin Pankreas Langerhans adacıklarından salgılanan en yoğun hormon olan insülin. En belirgin etkisi kan glikoz düzeyini düşürmesidir. pankreatik polipeptid (PP) salgılar. sekretin. glukagon salgılar 2. Glikoz burada trigliserid sentezinde kullanılır. Şekil 9. Bu etkisini. ekstrasellüler sıvıdaki glikozun hücre içerisine alınmasını sağlayarak gerçekleştirir. Bu adacıklarda başlıca 4 çeşit hücre ayırt edilmiştir: 1. beynin glikozu alması güçleşir.

Sempatik nöronlardan gelen asetilkolin salgısı yoluyla gelen stimulus ile salgı gerçekleşir. açlık durumunda beyin işlevlerini bozabilecek derecede bir hipoglisemi gelişebilmektedir. bağırsak. Mide. Katekolaminler. zengin damar ağına sahip. Glukagonun etkileri insüline terstir. Büyüme Hormonu: Başlıca fizyolojik etkileri. Ancak bunların salgıları genellikle kendilerine ait uyaranların kontrolündedir. Adrenal Medulla Adrenalinin büyük kısmı adrenal medulladan sentezlenir. glukagon ve epinefrine ek olarak. hiperglisemiktir. Kortizol: Glukagon ile epinefrine ek olarak insülinin etkilerine zıt yönde işlev gören bir hormondur. Merkezi Sinir Sistemi: Stres ve tehlikeye karşı canlılık yaratır. sempatik pregangliyonik liflerle innerve olur ve katekolaminleri (adrenalin=epinefrin. steroidler) salgılanır. hiperglisemi yapar. noradrenalin ise daha çok sempatik sinir uçlarından salınmaktadır. İnsülin üzerine olan inhibitör etkisi vardır. burada. Kalp-Damar Sisteminin aktivitesini arttırırlar. Kan: Eritrosit sayısı ve hematokrit değerini yükseltir. Somatostatin İlk olarak hipotalamustan izole edilmiştir: Somatotrop hormonu inhibe edici hormon (growth hormone inhibitory hormone = GHIH) ile aynı hormondur. adrenal medullada salgıya hazır şekilde granüllerde depolanır. Endokrin Sistem: Adrenalin insüline antagonist. Korteks tabakasında ise yaşamın vazgeçilmez hormonları olan kortikosteroidler (kortikoidler. Kaslar: İskelet kaslarında verim arttırılır. bronşiyol ve mesane düz kasları katekolaminlerin etkisiyle inhibe olur. efor için gerekli olan bronşiyol genişleme sağlanır. bu kaslar mücadeleye hazırlanır. Katekolaminlerin Etkileri:Streste tehlikeden korunmak için gereklidir. noradrenalin=norepinefrin) salgılar. bronşlar genişler.Glukagon Pankreastan salgılanır. En dışındaki kapsülün altında korteks tabakası. Böbrek Üstü Bezi – Adrenal Bez – (Glandula Suprarenalis) Her iki böbreğin üzerinde şapka şeklinde yerleşmiş. Kortizol eksikliği olan kişilerde. Adrenalin Streste salınır ve kan şekerini arttırır. Karbonhidrat Metabolizması: Efor için gerekli kan şekerini yükselci etki yapar. büyüme ve protein anabolizmasını artırmanın yanı sıra insüline zıt etkilidir. Medüller bölüm. Kalp atım hacmi ve dakika hacmini artırarak ve periferik damar direncini artırmak yoluyla kan basıncını artırırlar. Glikoz Ve Yakıt Homeostasisinde Diğer Hormonların Katkısı: İnsülin. Göz: Pupillalar genişler (midriazis). Bu hormonlar sempatik sistemin kontrolünde salgılanır ve etkileri de sempatik sistemin tüm vücuttaki etkilerine benzemektedir. 207 . Yağ Metabolizması: Yağ dokusundan yağlar mobilize olur. diğer birçok hormonun da organik metabolizma üzerine çeşitli etkileri vardır. 6 g kadar ağırlıkta bezlerdir. içte ise medüller bölüm olmak üzere iki farklı dokudan oluşur. Bu hormonlardan ikisinin ise üzerinde biraz tartışmaya değer etkileri vardır: Kortizol ve büyüme hormonu. Hiperglisemi yapar. Solunum Merkezi: Solunum hızı ve derinliğini artırırlar. Plazma glikoz düzeyi arttığında glukagon salgısı inhibe olur.

Temel olarak mineralokortikoid aktivite Na+ ve K+ dengesi. Zona Glomerulosa: Kapsülün hemen altındaki en dış bölgedir. sıvı hacmi artar. Yetersiz aldosteron salgısında K+ konsantrasyonundaki artış ile kalp kontraksiyonlarında zayıflama ve aritmiler gelişebilir. Mineralokortikoid hormonların sentezinden sorumludur. En önemlisi aldosterondur. 3. 208 . ekstrasellüler Na+ konsantrasyonu pek değişmezken. En önemlisi kortizoldur. Na+ ile beraber su da tutulacağından. En önemlisi dehidroepiandrosterondur. Zona Retikularis: Androjenik hormonlar salgılar. Başlıca fonksiyon böbrek tübüllerinde Na+ tutulumu ve K+ atılımı şeklindedir. 2. Şekil 10. Zona Fasikulata: Glikokortikoid hormonlar yapılır. Adrenal medulla ve korteks Mineralokortikoid Hormonlar-Aldosteron Zona glomerulozadan salgılanan en önemli mineralokortikoiddir.Adrenal Korteks Farklı hormonların sentezlendiği üç farklı bölgeye ayrılır (Şekil 10): 1. glikokortikoid aktivite ise glikoz ve protein metabolizması ile ilgilidir.

ÜREME FİZYOLOJİSİ Gametogenezin Genel Prensipleri İnsanda 44’ü otozomal (yapısal). Streste salınımı artar. sırt). testislerin salgıladığı testesterondur (gonadal androjendir). Karbonhidrat. ihtiyaç için kullanılmak üzere kanda yükseltir. gonadlarda bulunan ve tek kromozom takımı içeren hücreler (22+X. Normal koşullarda adrenal östrojenlerin düzeyi önemli fizyolojik etkilere yol açmaz. Çift olarak dizilen bu otozomal kromozomların her biri benzer homolog kromozomlar olarak adlandırılır. kadınlarda ise ovumdan (yumurta hücresi) ibarettir. diploid kromozomlu tek bir zigot meydana gelir: Spermium X + Ovum X = Zigot XX (dişi) Spermium Y + Ovum X = Zigot XY (erkek) 209 . Erkek ve kadında üreme fonksiyonlarını yürütecek olan bu gametlerin olgunlaşma süreci her iki cinsiyette birbirine benzer. Bu haploid hücrelere gamet (veya germ hücreleri) denir ve bu gamet erkeklerde spermium (spermatozoon). Bu nedenlerle hiperglisemi ve kas proteini yıkımı yapar. Yağlar da yıkılır. Stres sırasında salgısı artan kortizol ile birlikte sempatik aktivite de (adrenalinnoradrenalin) artar. Bu şekilde sayıca eş iki kromozom takımını içeren hücrelere diploid denirken. Temelde kataboliktir. bu şekilde haploid sayıda kromozom taşıyan erkek ve haploid dişi gametin nükleuslarının birleşmesi ile. Gonadal androjenler gonadotropinlerin (FSH. protein ve yağları dokulardan yıkarak. 22+Y) ise haploid olarak tanımlanır. LH) etkisinde salgılanırken. Strese Direnç: Rahatsız edici stresler ile karşılaşma durumunda ACTH salgısı ve buna bağlı olarak glikokortikoidler artar. aşırı soğuk veya sıcak. 2’si ise cinsiyet kromozomu olmak üzere toplam 46 kromozom vardır (2n=46). Meioz ile oluşan gametler. kan proteinlerinin yükselmesi ile. Stres faktörleri arasında her türlü travma.Kortizol Kortizol glikokortikoid etkinin %95’inden sorumludur. fakat vücudun belirli bölgelerinde yağ depolanır (omuzlar. cerrahi girişimler. enfeksiyonlar. Öncelikle mitoz bölünme yoluyla 46 kromozomlu ilkel (primordiyal) germ hücrelerinin çoğalması aşaması vardır. Artan kortizol. adrenal androjenler ACTH kontrolündedir. iyileşmeyi de hızlandırır.Glikokortikoid Hormonlar. Adrenal Androjenler Androjenler. Kadında ise 22 çift kromozomun yanında 2 X kromozomu bulunur. testesteron aktivitesinin %20’si kadar etkisi vardır. Erkekte 22 çift otozom ve bir X (büyük) ile bir de Y (küçük) kromozomu vardır. damar çeperlerindeki düz kasların katekolaminlere duyarlılığını artırıcı etki yapar. Adrenal androjenlerin en önemlisi ise dehidroepiandrosteron olup. homolog kromozomların yalnız birini alır ve kromozom sayısı 23’e düşer. Östrojenler: Bir adrenal androjendir. ağır hastalıklar sayılabilir. yüz. Feminizan etki yapar. En aktif androjen. Cinsel çoğalmada. Aynı zamanda kortizol. Antiinflamatuar Etki: İnflamasyonun belirtilerinin de görülmesini engeller. Gametogenezin sonraki evrelerinde meioz bölünme görülür. maskülinizan etki yapan ve proteinler üzerinde anabolizan etki ile büyümeyi hızlandıran hormonlardır. Kilo aldırıcıdır.

1. Şekil 11. sertoli hücrelerinden ise Müller inhibe edici faktör (MIF) salgılar. Dış genitallerden penis de testesteron etkisinde oluşur. Wolff kanallarından ise erkek genital organlarının kanal sistemleri gelişir. yoksa overlere mi sahip olacağını tayin eder. 210 . cinsiyet farklılaşmasının kalan tüm kısmı. Böylece Müller kanal dejenere olurken Wolff kanalı gelişir. Leydig hücrelerinden testesteron. embriyonun testislere mi. Cinsiyetin belirlenmesi Cinsel farklılaşma başlıca 3 aşama olarak özetlenebilir. Gonadogenez. Ama sekonder seks karakterleri de dahil.Cinsel Farklılaşma X veya Y kromozomuyla gelen genler. testisler veya ovaryumuların gelişmesi 3. Fetal testis erkek genital organlarının oluşumu için. Genital kanalların (Müller ve Wolff kanalları) oluşumu 2. oluşan bu XX veya XY kromozomlu gonadlardan salgılanan cinsiyet hormonlarının olup olmamasına bağlıdır(Şekil 11). Hormonların etkisinde erkek ve dişi genital organların gelişimi Müller kanallarından dişi.

Erkek Üreme Sistemi Erkekte üreme organları fizyolojik bakımından iki grupta incelenir: 1. çeşitli kanal sistemleri olarak devam eder ve prostatta üretra ile birleşir. Gelişmekte olan spermler olan germ hücreleri ve Sertoli hücrelerinde oluşur. Testisin yapısı Hormonal Faaliyetler GnRH ön hipofizden FSH ve LH salgılatır. aynı tipteki ön hipofiz hücrelerinden gonadotropinler olarak da adlandırılan FSH (folikül stimüle edici hormon) ve LH’ın (luteinleştirici hormon) salgılanmasıdır. sekonder sex karakterlerinin ortaya çıkması. kadında ise östrojen salgıları çok artar ve sekonder seks karakterleri (vücut yapısı. Testislerin iki temel fonkiyonu spermatogenez ve hormonal faaliyettir. Meni ve spermleri üreten testisler ve diğer bezler 2. testislerde seminifer tübüller ile başlar. Kadındaki etkilerine göre adlandırılmış olan bu hormonların aslında her iki cinsteki molekül yapıları da aynıdır ve gonadlara etki ederler. GnRH’ın hipofizyotropik etkisi. Artmaya başlayan GnRH salgısı ile karakterizedir. İlk spermium pubertede oluşur. Yapım yeri seminifer tübüllerdir. Spermayı dışarı atan yollar Yollar. GnRH. 211 . beyin üreme işlevinin başlıca düzenleyicisidir.Puberte 10-14 yaşları civarında birden ortaya çıkan üreme organlarının olgunlaşma dönemidir. Leydig hücreleri testesteron salgısından sorumludurlar (Şekil 12). Şekil 12. Spermatogenez sperm yapımı anlamına gelir. cinsel dürtü ve erkekte görülen kellik durumunun nedeni olan genin ortaya çıkışında etkisi vardır. Bunlara cevap olarak erkekte testesteron. Testesteron: Spermatogenez. genital organ ve bezlerin farklılaşması. spermatogenezi uyarmak için sertoli hücreleri üzerine etki gösterir.) ile aksesuar cinsiyet organlarında (çeşitli bezler) çarpıcı değişiklikler gelişmeye başlar. protein sentezi. kıl dağılımı vb. LH ise Leydig hücrelerini etkileyerek androjen hormon salgısını uyarır. FSH. Testislerden salgılanan androjen hormonların en önemlisi testesterondur.

Ovulasyon (yaklaşık olarak menstrüel siklusun 13-17. tuba uterina (Fallop kanalı). Ayrıca 3-5 günlük kanamanın olduğu menstrüasyon devresi vardır (Şekil 13). Overlerin Fonksiyonları Başlıca iki işlev tanımlanabilir: 1. yeni bir menstrüel siklus başlar (Tuba uterinada bulunan yumurta döllendiği takdirde. Oogenez: Erkekteki spermatogoniumların karşılığı olarak dişide yer alan oogoniumlar. dişi gametin yapımı ve overden salınımı (ovulasyon) siklik bir olaydır. Menstrüel kanamanın (menstruasyon) olduğu gün siklusun ilk günü olarak sayılır. Bu evreler sırasında uterusta meydana gelen değişiklikler. yani gebelik halinde corpus luteum altıncı aya kadar büyümeye devam eder. inhibin. uterus ve vaginadan ibarettir. östrojen. over fonksiyonu yönünden menstrüel siklus. Döllenme olmadığı takdirde.Dişi Üreme Sistemi Erkekteki devamlı sperm yapımından farklı olarak. Gamet (oosit) yapımı (oogenez) 2. Overlerde her siklusta bir gamet oluşur. Fizyolojik anatomi. gamet yapım yerleridir. kadında cinsel organlar. çeşitli salgılar yapıldığı sekretuar evre. bu sırada salgılanan hormonlarla uterusta meydana gelen değişiklikler. ovulasyon öncesinde overlerdeki folikül adı verilen yapıda. Buna oogenez denir.günü) gerçekleşmiş olur. progesteron. olgunlaşır. gameti alıp beslemeye yönelik değişikliklerdir. mentrüel siklus oluşmaz). az miktarda progesteron ve inhibin salgılanır. granülosa hücreleri östrojen. Yumurta hücreleri (ovum). Hormon salgısına ek olarak overler. Corpus luteumu (sarı cisim) meydana gelir. 212 . 2. ovulasyonu başlatan olaydır. Siklusun tam ortasında ortaya çıkan LH piki. Her iki işlev. implantasyona hazırlık amacıyla. Bu foliküllerde. Corpus luteumun bu fonksiyon kaybı sonrasında GnRH. Ovulasyondan sonra başlayan ve corpus luteumun kaybına kadar süren overde luteal evre (uterusta. ovaryum (overler). ovulasyon sonrasında ise ovumunu kaybeden folikülün farklılaşmasıyla oluşan corpus luteumda olmaktadır. menstrüel siklus. Folikülün overdeki kalıntısı hızlı bir değişime uğrar. östrojen ve progesteronun etkileri ile ilgilidir. Menstruasyon. kanamanın durmasıyla birlikte endometriumun rejenere olduğu ve kalınlaştığı proliferatif evre) Ovulasyona kadar sürer. menstrüasyona kadar sürer). Tek bir olgun folikülün geliştiği overde folliküler evre (uterusta. Endokrin faaliyetler. uzunlukları yaklaşık olarak eşit iki döneme ayrılabilmektedir: 1. gebeliğin ortaya çıkmadığı bir menstrüel siklusun normal sonucudur ve overlerden salgılanan hormonlarla ilgili olarak ortaya çıkan siklik değişmelerin uterusta meydana getirdiği olaylara bağlıdır. overlerdeki yaşamları boyunca folikül adı verilen epitel ile çevrili boşluklarda bulunur. Serbest kalan ovum fallop kanalına girer. Böylelikle. FSH ve LH üzerindeki inhibitör baskı ortadan kalkar ve yeni bir grup folikül olgunlaşmak üzere uyarılır. Bu siklusun süresi bireysel olarak farklılık göstermekle birlikte ortalama 28 gün olarak kabul edilebilir. corpus luteum yaklaşık 10 gün sonra hızla dejenere olur.

LH piki. ovulasyon ve menstrüel siklus. Şekil 13.Over Fonksiyonlarının Kontrolü: Erkekteki GnRH-FSH/LH-seks steroidleri salgı dizisi burada da geçerlidir. 213 .

Sinir sistemi reseptörlerinin. 2. aferent ve eferent nöroları SSS içinde birbirine bağlayan nöronlardır. uzak geçmişteki bir olayı hatırlama gibi deneyimleri de içerir. ses. Böylece sinir sistemi karşılaştığı olaylara ilk ve ani cevabı oluştururken. Afferent nöronlar. nefret etme.8. Zekaya dayandırdığımız bu deneyimler.Sinir Sistemi Hücresi Sinir sisteminin temel birimi bireysel sinir hücresi olan nörondur. sinir hücreleri ile bağlantıları vardır ve herbirisi belirli bir uyarana karşı özelleşmiş yapılardır. motive olma. Sinir Sisteminin Temel Fonksiyonel Birimi . Sinir sistemi 100 milyardan fazla nörondan ve 900 milyardan fazla glia denen destek hücrelerinden oluşmuştur. SSS tarafından işlenmiş bilgiyi tüm efektör (kas. Sinir sistemine ait bu reseptörler.) organlara iletirler. Bunun yanında gülme. endokrin sistem geç ama çok uzun süren cevapları ortaya çıkarır. uzun dönemde kaslarda daha fazla kan damarı oluşturulması. çok özel bağlantı yerleridir. henüz tanımlanmamış yollarla sinir hücrelerinin entegre olmuş aktiviteleriye ilişkilidir. Efferent nöronlar. oluşturduğu cevabı taşıyan bir aksonu ve akson sonlanmaları vardır (Şekil 1). kas kitlesinin artırılması.) sinir hücrelerinin anlayacağı bir dil olan aksiyon potansiyeline dönüştüren birer çevireç görevi yapmaktadırlar. Aynı zamanda sinir lifi olarak da adlandırılan akson. salgı organları vb. bir şeye karar verme. kızgınlık. Aynı zamanda insan davranışları olarak bildiğimiz aktiviteleri de organize eder. ısı vb. SİNİR SİSTEMİ Sinir Sistemi Genel Organizasyonu Sinir sistemi (SS) endokrin sistemle birlikte vücuttaki kontrol fonksiyonlarının büyük kısmının organizasyonunu üstlenmiştir. bir nöron gövdesi (soma). ışık. yürüme gibi kolayca gözlenen etkinliklerle beraber. hızla değişen viseral olayları ve bazı endokrin bezlerin sekresyon hızlarını kontrol eder. Dendritler ve soma diğer nöronlardan sinyallerin alındığı. 1. Fonksiyonel Nöron Sınıflaması: Nöronlar üç fonksiyonel sınıfa ayrılabilirler. Genel olarak sinir sistemi vücutta kas kontraksiyonları. aşık olma. kas damarlarının açılması gibi hızla yapılması gereken faaliyetleri SS organize ederken. somadan çıkan tek bir uzantıdır. kalbin daha fazla kan pompalayabilmesi gibi değişikliklerde endokrin sistem daha baskın olarak görev alır. Aksondan kollateral denen yan dallar çıkabilir. 214 . Yine de endokrin sistemi kesin olarak SS’den ayırmak mümkün değildir. İnter nöronlar. Bu nedenle nöroendokrin sistem ismi de kullanılmaktadır. 3. Endokrin sistem ise bunun aksine temel olarak vücuttaki metabolik fonksiyonları düzenler. Diğer bir deyişle bu reseptörler çeşitli enerji tiplerini (mekanik. hücre zarlarında bulunan protein yapıdaki reseptörlerle karıştırılmamalıdır. vücudun tüm doku ve organlarından aldıkları bilgileri SSS’ne iletir. bir fikre sahip olma. SS gerek iç gerekse dış ortamdaki değişiklikleri reseptör adı verilen özelleşmiş yapılar aracılığı ile algılar. Dendritler somadan çıkan oldukça dallanmış yapılardır. Örneğin bir fiziksel aktivite sırasında kaslara daha fazla kan gitmesi. Her nöronun gelen sinyalleri aldığı birkaç dendritleri.

215 . glisin. Oligodendroglialar daha önce de söylendiği gibi myelin kılıfları oluştururlar. Kullandığımız sinir terimi periferik sinir sisteminde aynı yöne giden binlerce nöronun oluşturduğu bir demettir ve fiber optik kabloların yapısına benzer. Daha önce öğrendiğimiz gibi SSS ve PSS olmak üzere iki temel kısma ayrılır (Şekil 2). GABA. Sinapsa bilgi-sinyal getiren birinci nöron (presinaptik nöron) sinaps bölgesine nörotransmitter adı verilen bir kimyasal madde salgılar ve bu madde bilgiyi alacak olan postsinaptik nöronun membranındaki proteinlere bağlanır. Terminoloji çok karışık olduğu için bu konuyu açıklamamız gerekmektedir. PSS’de sinir hücrelerinin gövdelerinin oluşturduğu gruplara ganglion SSS’de ise genel olarak nukleus denir. Epandimal hücreler ise subaraknoid boşlukta bulunan Serebro-Spinal Sıvı ya da Beyin-Omurilik Sıvısı (BOS) denen özel bir sıvının yapımından sorumludur. Mikroglialar. Sinaps aralıklarında görev yapan 40 kadar transmitter madde tanımlanmış olmakla birlikte en çok bilinenleri. SSS’de kapillerlerin çevresini ayaksı uzantıları ile sararak Kan-Beyin Bariyerini oluştururlar. serotonin ve glutamattır. asetilkolin. Genel olarak SS’deki sinapsların tümü kimyasal sinaps olarak kabul edilebilir. Astroglialar (astrosit). Tipik bir nöron Yapılan iş ne kadar karmaşık ise arada o kadar çok internöron vardır. Patellanın altına vurmakla elde edilen reflekste hiç internöron yokken. Sinir Sisteminin Fonksiyonel Anatomisi: Bu bölümde sinir sisteminin fonksiyonel anatomisini ve kabaca fonksiyonlarını göreceğiz. Bu sayede nöron eksite veya inhibe edilebilir ya da herhangi başka bir yoldan gelecek sinyale karşı duyarlılığını değiştirebilir.Şekil 1. Benzer fonksiyonlara sahip nöronların hücre gövdeleri de sıklıkla birlikte bir küme oluştururlar. bellek ya da lisanı oluşturan stimuluslar milyonlarca internöronu kapsayabilir. SSS’de sadece bazal ganglionlar denen ve hareketle ilgili olan birtakım nükleuslar vardır. histamin. SSS’nin fagositoz yapabilen immun hücreleridir. norepinefrin.

Şekil 2. Sinir sisteminin genel organizasyonu

SANTRAL SİNİR SİSTEMİ 1. Beyin (Ansefalon) 2. Omurilik (Medulla Spinalis-MS) (Şekil 3). A. Beyin (Ansefalon) Altı temel bölümden oluşur; 1. Serebrum 2. Diensefalon (talamus ve hipotalamus) 3. Mezensefalon (orta beyin) 4. Pons 5. Medulla oblongata (bulbus) 6. Serebellum (beyincik) Mezensefalon, pons ve medulla oblongata beyin sapını oluşturur. Bunların yanında beyin, hepsi birbiriyle bağlantılı, beyin-omurilik sıvısı (BOS) ile dolu dört serebral ventrikülü (boşluk) de içinde bulundurur.

216

1. Serebrum Beynin en büyük parçası olup, sağ ve sol hemisfere (yarım küre) ayrılır. Her bir hemisfer, frontal, parietal, temporal ve oksipital olmak üzere 4 loba ayrılmıştır (Şekil 4). Enine bir kesi yapıldığında, beynin dışında ince bir gri tabaka, iç bölgelerde ak madde ve bu ak madde içine gömülmüş gri yapılar dikkatimizi çeker. Gri alanlar nöron gövdelerinden, beyaz alanlar ise myelinli sinir sonlanmalarından oluşurlar. Dış taraftaki gri yapı beyin kabuğu olarak bilinen serebral kortekstir. Korteks yaklaşık 3 mm kalınlığındadır ancak serebrum hacminin %46’sını oluşturur. Ak bölgeye gömülü gri alanlar ise talamus, hipotalamus ve bazal ganglionlar olup çok önemli fonksiyonları vardır. Sağlı sollu herbir hemisfer için serebral korteksin belli bölgeleri özel fonksiyonlara sahiptir. Bu bölgelere korteks alanları denmektedir. En iyi bilinenleri, motor, duyu (dokunma, basınç, ağrı, sıcaksoğuk), görme, işitme ve konuşma alanlarıdır.

Şekil 3. Santral Sinir Sistemi

Şekil 4. Serebrum

Duyulardan oluşan somatik duyu merkezinin postsentral girusta, iskelet kaslarının motor aktivitesi ile ilgili alanın da presentral girusta olduğu bilinmektedir. Bir hemisferdeki duyu ve motor alanları vücudun diğer tarafıyla ilgilidir. Örneğin sol bacağın ağrı duyusunu sağ hemisferdeki somatik duyu alanı algılarken, sağ bacağın hareketlerinden de sol hemisferin primer motor alanı sorumludur. Serebral korteks sinir sisteminin en kompleks entegratif alanıdır. Temel aferent bilgilerin koordineli bir şekilde algılanması-yorumlanması, sonra taşınması ve iskelet kaslarının hareketini kontrol eden motor sistemler üzerinden kontrolün en son inceliği için gereklidir.

217

2. Diensefalon Beynin ikinci komponenti olan diensefalon iki önemli kısımdan oluşur. Talamus ve hipotalamus (Şekil 5).

Şekil 5. Diensefalon.

Talamus Aferent nöronlarla taşınan, koku duyusu dışındaki (olasılıkla koku yolları da bulunmaktadır) tüm duyu bilgilerinin toparlandığı ve buradan korteksteki ilgili alanlara gönderildiği bir istasyon gibi görev yapmaktadır. Talamus duyu bilgilerinin yorumlandığı ilk merkezdir. Hipotalamus Anatomik olarak talamusun alt tarafına yerleşmiş olup, çok sayıda nükleustan oluşmuştur. Hipotalamus iç ortamın düzenlenmesinde çok önemli fonksiyonlara sahip bir merkezdir. Hormon salgılarının kontrolü, susama, açlık-tokluk, uykuuyanıklık, vücut sıcaklığı, heyecan, korku, öfke gibi emosyonel (ruhsal) davranışların düzenlendiği bir bölgedir. Hipotalamus ayrıca otonom sinir sisteminin çalışmasına da katkıda bulunmaktadır. Subkortikal Nükleuslar (Bazal Ganglionlar) Serebral hemisferler içinde derinde bulunan gri maddenin diğer alanlarını oluştururlar. Bunlarla birlikte hareket ve postür kontrolünde ve davranışın daha kompleks özelliklerinde bazal ganglionlar önemli rol oynarlar. Bazal ganglionların aktivitesi, duysal korteks, talamus ve beyin sapından alınan bilgilerle başlatılır. Bazal ganglionların çıktıları, serebral korteksin motor alanlarını ve beyin sapındaki diğer motor merkezlerin aktivitelerini etkileyerek kas hareketlerinin düzenlenmesine katılır. İsteğimizle başlatılan bir çok hareketin daha sonra otomatik olarak devam etmesinde, bazal ganglionların önemli rolleri vardır. Yemek yerken yapılan rutin işler, yürüme, yürürken yön değiştirme, merdiven çıkma gibi hareketlerde önemli fonksiyon görürler. Bazal ganglion hastalıklarında, iskelet kaslarının düzensiz 218

kasılması, kol ve bacaklarda titremeler ve istem dışı kas kasılmaları sonucu düzensiz hareketler gözlenir. En popüler bazal ganglion hastalığı olan Parkinson hastalığının en önemli bulgusu istirahat tremorudur. Hareketlerin ince ayarında da bozulmalar vardır. Limbik Sistem Frontal lop korteksi, temporal lop, talamus ve hipotalamus kısımlarıyla birlikte bunları birbirine bağlayan lif yollarını da kapsayan bağlantılı bir beyin grubudur. Limbik sistem; canlının yaşamını devam ettirmek üzere gösterdiği davranışlar, öğrenme, emosyonel deneyim, yeme-içme, kızma, heyecanlanma, korkma, besin arama, eş bulma, yavruların bakımı, annelik görevleri ve seksüel aktivitelerle ilgili davranışlarda ve bunların yanında çok çeşitli visseral-endokrin fonksiyonla ilişkilidir. Birbirlerine bağlı olmalarının yanında limbik sistem SSS’nin pekçok bölümü ile de ilişki halindedir. Beyin Sapı (3. Mezensefalon, 4. Pons, 5. Bulbus) Beyin sapından medulla spinalis (MS) ve serebrum-serebellum arasında sinyalleri dağıtan tüm sinir lifleri geçer. Beyin sapının merkezinden geçen ve akson demetleriyle kaynaşmış, gevşekçe düzenlenmiş nöron hücre cisimlerinden oluşan yapı, retiküler formasyon (RF) diye bilinir ve beynin yaşam için mutlak gerekli kısmıdır. SSS’nin tüm bölümlerinden giriş alır ve entegre eder, böylece nöral sistemin büyük bir bölümünün çıkışını oluşturur. RF’un nöronları, aşağı ve yukarı çeşitli uzaklıklara, beyin ve MS’in birçok bölgesine aksonlar yollar. Bu özellik RF’un SSS üzerinde büyük bir etkinliği olduğunu gösterir. RF’nin bazı nöronları, belirli beyin sapı nükleusları ve entegrasyon merkezleri olarak kümeleşirler. Böylece, kardiyovasküler, solunum, yutma ve kusma gibi merkezler oluşur. RF’un göz hareketleri kontrolünde ve vücudun uzaydaki refleks yönetiminde önemli nükleusları da vardır. Ayrıca beyin sapı 12 çift olan kranial sinirlerin 10’una ait bilgi işlemlenmesinde rol alan nükleusları da içerir. 6. Serebellum Başlıca iskelet kası fonksiyonlarının kontrolunda yer alır. Serebellar pedinkuluslarla beyin sapına bağlanır. Serebellum istemli hareketleri başlatmamasına rağmen, koordinasyon ve öğrenme hareketleri ile postür ve dengenin kontrolü için önemli bir merkezdir. Serebellum bu fonksiyonları yerine getirebilmek için kaslar ve eklemlerden, deriden, gözler ve kulaklardan, iç organlardan ve hareketin kontrolünde yer alan beyin kısımlarından bilgi alır. Beyincik hastalıklarında; kaslarda gevşeklik, istemli hareketlerin yapılması esnasında ellerde titreme, bir cisme uzanırken uzaklık ayarının yapılamaması (dismetri), sarhoş konuşması gibi bozukluklar görülür. B. Medulla Spinalis MS küçük parmak kalınlığında silindirik yumuşak bir dokudur. Ortası kelebek şeklinde gri bir renge sahiptir. Bu alan internöronlar, nöronların hücre gövdeleri, aferent nöronların çevreden SSS’ne giren lifleri ve glia hücrelerinden oluşur. Gri maddeyi çevreleyen beyaz madde çok miktarda miyelinli internöron aksonlarını 219

içerir. Bu aksonlar grubu yani yollar, omurilik boyunca uzunlamasına ilerler. Bunlar; beyinden medulla spinalise, medulla spinalisten beyine bilgi taşımak için inen-çıkan yollardır. MS kafatası tabanı ile 1. lomber (L1) vertebra arasında uzanır. Segmentasyon gösterir; sağlı sollu olmak üzere 31 çift spinal sinir çıkar; bu seviyeler; 8 servikal, 12 torakal, 5 lumbal ve 5 sakral’dır. Spinal sinirler dorsal (arka) ve ventral (ön) köklerin birleşmesiyle oluşur. Arka kökler kas, deri, eklem ve viseral organlardan kalkan duysal bilgileri taşır. Ön kökler kasları innerve eden nöronların aksonlarını içerir. MS vücut ve ekstremitelerin istemli ve refleks hareketlerinden sorumludur (yürüme, bir ekstremiteyi geri çekme vs.). PERİFERİK SİNİR SİSTEMİ Periferik sinir sisteminin (PSS) lifleri SSS ile vücudun diğer bütün kısımları arasında sinyaller taşır. PSS 43 çift sinirden oluşur. 12 çifti kafa çiftleri olarak bilinen kranial sinirler, 31 çifti ise MS’in her seviyesinden çıkan spinal sinirlerdir (Şekil 6). Somatik ve Otonom sinir sistemleri arasındaki farklar; Somatik: İskelet kaslarını (çizgili kas) innerve eder, sadece kas uyarılmasına (kontraksiyon-eksitasyon) neden olabilir, istemli olarak çalışır, somatik bir sinir fonksiyon yapamaz ise idare ettiği organda (çizgili kas) atrofi görülür, somatik sinirler kalın ve myelinlidir, yani çok hızlı ileti sağlarlar. Otonom: Düz kas ve kalp kasını, glandları ve sindirim yollarındaki nöronları innerve eder, efektör hücrelerde eksitasyon ya da inhibisyona neden olabilir, istemsiz olarak çalışır, otonom sinirler kesilirse inerve ettiği organda atrofi görülmez, otonom sinirler myelinli ya da myelinsiz olabilir, çapları daha incedir, yani daha yavaş ileti sağlarlar. Otonom Sinir Sistemi (OSS) (Eferent Bölüm) Otonom Sinir Sistemi (OSS) isteğimiz dışında aktivite gösteren, iç organları kontrol eden bir sistemdir. Bu sistem, arter basıncını, gastrointestinal sistem motilitesini (hareketlerini) ve salgılarını, mesanenin boşalmasını, terlemeyi, vücut ısısını ve yeni karşılaştığımız durumlara (bir tehlike, korku veren bir durum, bizi heyecanlandıran bir olay vb.) uyumumuzu sağlayan PSS’nin eferent bölümüne ait bir sistemdir. Bu sistemin önemli bir özelliği hormonlara görece üstün hızıdır. Stres koşullanda böbreküstü bezinden epinefrin (adrenalin) salınımı artar, bu hormonda bir çok organı etkiler. OSS hipotalamus, beyin sapı ve MS’deki merkezlerin kontrolü altındadır. Doğrudan olmasa bile, limbik sistem ve viseral reflekslerin de bu kontrolde rolleri vardır. Otonom sinir sistemi içindeki anatomik ve fizyolojik farklar sempatik ve parasempatik olarak iki farklı komponente ayrılmalarına neden olur. Bu komponentlerin sinir lifleri SSS’ni farklı yerlerden terk ederler. Parasempatik sistemde postganglionik nöron ile efektör hücre arasındaki iletişimde de asetilkolin kullanılır. Oysa sempatik sistemde bu ajan genellikle norepinefrindir (Şekil 7).

220

Şekil 6. Periferik Sinir Sistemi

Şekil 7. Periferik sinir sistemi.

221

Otonom Sinir Sistemi; parasempatik ve sempatik sistem. Önemli bir nokta sempatik sistem yanıtının stres durumlarında artmasıdır. Gerçekte, tam olarak körüklenmiş sempatik bir yanıta (katekolaminler dahil), bir saldırganla karşılaşan ve bundan kaçan bir hayvanın durumunu tanımlayan vur ya da kaç yanıtı denir. Parasempatik sistemin aktivitesi ise sindirim, uyku gibi vejetatif yönetici fonksiyonlarla artar. Omurganın iki yanında ve karın boşluğunda önemli sempatik ganglionlar vardır. Nörotransmitterler Parasemptatik sinir sisteminde, ganglion ve ganglion sonrası hedef organı uyarmada asetilkolin (ACh) kullanılmaktadır. Bu nedenle bu sistemin postganglioner nöronlarına kolinerjik denir. Sempatik sinir sisteminde ise preganglioner nöronlar kolinerjik iken, postgangiloner nöronlar adrenerjiktir. Bu nöronların terminal ucundan norepinefrin (NE) salınmaktadır. Reseptörler ACh ve NE’in efektör hücre membranında etki gösterebilmesi için kendilerine özgü reseptörlerine bağlanmaları gerekir. Kolinerjik reseptörler ve adrenerjik reseptörler. Adrenerjik reseptörler; Alfa ve beta olarak temel iki gruba ayrılır. Adrenal medulla tarafından salgılanan epinefrin (E) ve NE hormonları, sempatik etki göstermelerine karşın, değişik reseptörlere bağlanırlar. NE daha çok alfa reseptörleri, E ise daha çok beta reseptörleri tercih etmektedir. Kalpteki gibi, organın üzerinde beta reseptörler çoğunlukta ise E; damarların üzerinde olduğu gibi alfa reseptörler çoğunlukta ise NE daha etkilidir. Motor Ve Duysal Sistemler Duyu Reseptörleri: Duyu olayı, dokunma, ses, ışık, acı, soğuk, sıcak gibi uyaranlara duyarlı reseptörlerden başlar. Bu reseptörler, duyarlı oldukları duyu şekline göre sınıflandırılmıştır. Tüm duyu yolları 3 nöronludur. Reseptörden kalkan primer duyu yolları (birinci nöron) sekonder duyu yolları (ikinci nöron) ile sinapslaştıktan sonra sekonder duyu yolları talamusun ventral çekirdeğinde tersiyer duyu yolu (üçünçü nöron) ile sinaps yapar ve ilgili korteks bölümüne ulaşır. Bu sırada ikinci nöron, talamusta sonlanmadan önce serebelluma da dallar verir. Mekanoreseptörler: dokunma, basınç gibi mekanik uyaranlara duyarlı reseptörlerdir. Termoreseptörler: Sıcaklık değişmelerine duyarlı reseptörler; soğuk ve sıcak için farklı reseptörler vardır. Nosiseptörler: Ağrı reseptörleridir. Elektromanyetik Reseptörler: Gözdeki gibi ışığa duyarlı reseptörlerdir. Kemoreseptörler: kimyasal değişkenlere duyarlılık gösterirler; ağızda tad, burunda koku, arter kanında oksijen ve karbondioksit düzeyi gibi. Acı reseptörleri uyarıldığında duyu korteksteki acı merkezlerine ulaşacak ve kişi acı duyacak, dokunma reseptörleri uyarıldığında ise korteksteki dokunma merkezlerinde sonlanan ileti kişinin dokunma duyusu hissetmesini sağlayacaktır. Duyu Çeşitleri 1. Eksteroseptif Duyular: Dışarıdan gelen uyaranlara karşı duyarlıdırlar; deri duyuları, ışık, ses gibi. 222

2. Proprioseptif Duyular: Vücudun durumu hakkında bilgi verirler; ayakta durup durulmadığı, hareket edip edilmediği gibi. Eklem ve kas-tendonlardan gelir. 3. İnteroseptif Duyular: İç organlardan gelen duyulardır; mide, mesane gibi yapıların dolgunluğu, kas spazmları gibi. 4. Özel duyular: Görme, işitme, koku ve tad duyuları ise özel duyular adı altında ayrı bir grup olarak ele alınır. Motor Fonksiyonlar Presentral girusta (Rolando önü girusu) bulunan motor korteks vücut hareketleriyle ilgilidir. Şayet hareket önceden planlanarak yapılıyorsa işin içine bazal gangliyonlar, talamus gibi alt beyin merkezleri de karışır; serebellum ise hareketin plana uyup uymadığını, hata olup olmadığını kontrol eder. Omuriliğin Motor Fonksiyonları: Beyin ekstremite hareketlerini doğrudan kontrol etmez ve sadece hareketin başlaması için emir gönderir, omur ilik ise hareketin devamını sağlar. Bu sırada harekette değişiklik meydana gelecekse, örneğin kişi yürürken koşmaya başlayacak, atlayacak ya da eğilecekse beyin yeniden devreye girer ve yeni emirleri gönderir. Bununla birlikte, yürürken ayak yüksek bir yere (taş, basamak) çarparsa, omur ilikteki refleks mekanizmalar ve çeşitli internöronlar hemen devreye girerek ayağın daha yükseğe kaldırılmasını da sağlayabilir; yani omur ilik akıllı bir yürüme denetleyicisi gibi çalışır. Refleksler: Bir çekiç ile diz kapağının altındaki tendona vurulması sonucu bacağın ekstansiyonu şeklinde alınan patella refleksinin merkezi medulla spinalis, göz bebeklerinin kuvvetli ışık altında daralıp az ışıkta genişlemesi şeklinde izlenen pupilla refleksinin merkezi mesensefalondur. 1. Yüzeyel Refleksler: Vücut yüzeyinden başlayan polisinaptik reflekslerdir. Gözün kornea tabakasına küçük bir pamuk ile dokunulduğunda göz kapağının kapanması şeklinde görülen kornea refleksi, bebeklerdeki emme refleksi ve ayak tabanına sert bir cismin sürtülmesiyle ayak parmaklarının fleksiyonu şeklinde ortaya çıkan plantar refleks bunlara örnektir. Plantar refleks muayenesi sırasında fleksiyon yerine ekstansiyon alınması durumuna Babinski refleksi adı verilir, ki bu bulgu bebeklik dönemi dışında patoloji bulgusu olup üst motor nöron hasarını gösterir; bebeklerde ise yürümenin öğrenilmesi ile birilikte ise babinski refleksi kaybolur. 2. Derin Refleksler: Monosinaptik özellikli ve gerilme tipinde refleksler olup kasın uzamasıyla başlayıp aynı kasın kasılmasıyla sonlanırlar. En yaygın olarak bilineni diz kapağı altına vurularak alınan patella refleksi olup, bunun dışında biseps refleksi, triseps refleksi, aşil refleksi de sıklıkla tetkik edilmektedir. 3. Çekilme Refleksi – Fleksör Refleksi – Nosiseptif Refleks: Acı veren bir uyarana tepki olarak bir ekstremitenin veya bazen tüm vücudun geri çekilmesi şeklinde görülen reflekstir. Bu refleks için genellikle yapılacak harekete ait fleksör kaslar uyarılırken, antagonist kaslar ise inhibe edilir; buna resiprokal inhibisyon denmektedir.

223

putamen ve globus pallidus olarak bilinen nöron çekirdeklerinden oluşan bazal gangliyonlar. denge için kolları açma gibi) 5. Bunlar daima serebral korteksten uyarı alırken bir yandan da kendileri motor kortekse uyarı gönderir. başı çevirme alanı. sylvius yarığının üzerinde yer alır. Göz hareketlerini kontrol eden alan. ancak hareketlerdeki uyum bozulur. termoregülasyon kaybolmuş. 1. Burun göz için bir siper oluşturur. Parapleji: Omur ilik tam kesilerinde ortaya çıkan alt ekstremitelerin felç durumudur. el becerileri alanı. medulla oblongata ve mezensefalondan oluşan beyin sapının başlıca motor fonksiyonları şu şekilde özetlenebilir: 1. harabiyetinde felç olmaz. koşmak gibi hızlı hareketlerin koordinasyonunda etkin bir merkezdir. Dolaşım sisteminin kontrolü 3. elektromanyetik enerjinin (foton ya da kuanta) nöronal sinyallere dönüştürülmesiyle başlar. göz yaşı bezinden gelen sıvı ile nemli tutulur. Göz reflekslerinin kontrolü Bazal Gangliyonların Motor Fonksiyonu Diensefalonda bulunan ve nükleus kaudatus. Spinal şok gelişir. gözü dıştan gelen toz vb. Sindirim faaliyetlerinin kontrolü 4. dünyamızda ışık ve renk olması mümkün değildir. Korneayı örten konjuktiva zarı. 2. 3. Harabiyeti halinde kişi ses çıkarabilir ancak iki heceden daha uzun kelimeleri söyleyemez. Göz orbita adı verilen kemikten bir çukurun içinde bulunur. boşaltım ise ancak sonda ile mümkündür. Stereotipik vücut hareketlerinin kontrolü (yana yatma. Bazı araştırmacılar diensefalon ile mezensefalon arasındaki subtalamik çekirdek ile substansiya nigrayı da bazal gangliyonlar arasında sınıflamaktadır. Görme Duyusu Gözümüz ve göz dibindeki fotoreseptörler olmasaydı. Sinyaller birçok sinapstan sonra korteksteki görme alanına gelir. Serebellumun Motor Fonksiyonu: Piyano çalmak. motor fonksiyonları doğrudan kontrol etmez. Dengenin kontrolü 6. kirpik ve kaş. kuruması önlenir ve yıkanır. Görme. etkenlere karşı korur. dipteki fotoreseptörleri uyarır. Burada motor hareketler planlanıp işleme konmaz. 4. Deri kuru. Işık. Göz kapakları. yardımcı motor alan diğer özel alanlardır. Hemipleji: Vücudun bir tarafının felç olmasıdır. Beyin Sapının Motor Fonksiyonları Pons. gözün saydam bölümlerinden geçerek. dönme. daktilo yazmak. diğer beyin merkezlerinde geliştirilen motor hareketlerin doğru olarak yerine getirilip getirilmediğini kontrol eder ve gereken düzeltmeleri yapar. Solunumun kontrolü 2. Serebellum kas hareketlerinin sırasını belirler.Korteksin Motor Fonksiyonları: Frontal lob üzerinde 3 önemli motor alan yer alır: Broka Alanı: Yalnızca sol hemisferde olmak üzere. Bu şekildeki konuşma bozukluğuna afazi adı verilir. 224 .

Sklera: Gözün en dışındaki koruyucu tabakası olan sklera. Göz küresi dıştan içe doğru üç tabakadan meydana gelir (Şekil 8). Eğik düzlemden kırılarak gelen ışık ışınları bir noktada toplanırlar (x) ki bu noktaya odak noktası denir. ön tarafa doğru şişkinleşerek göze ışınların girdiği saydam korneayı oluşturur. kırma gücü o kadar büyüktür. İrisin uçları tamamen birleşmez. Koroid: Göz küresindeki yapıları besleyen yoğun kan damarı içeren pigmentli bir tabakadır. saydam bir mercek olan lens bulunmaktadır. N. 2. Gözün lensi ve korneası. Göz küresinin üç tabakası. 1. Kırma gücü diyoptri ile ölçülür. ince kenarlı (konveks) bir mercekte ışık dalgaları bir odak noktasında toplanırken.Görme Optiği İki farklı ortamı ayıran düzlem eğik ise. Eğer bu temel ilkeleri merceklere uygulağırsak. kalın kenarlı (konkav) bir mercekte dağılır ve bir odak noktasında toplanamaz. Kornea. İrisde pupillayı daraltan ve genişleten kas lifleri bulunur. Görüntünün retina üzerine düşmesi 225 . bir görüntüyü retina üzerine odaklayan optik sistemlerdir (Şekil 9). Trigeminus duyusunu alır. en ufak bir temasta göz kırpma refleksi oluştururlar. ışığın hareket yönü bu eğik düzleme dik olacak şekilde kırılır. Bir mercek ışığı ne kadar fazla kırarsa. Radyal ve sirküler kas liflerinden meydana gelen silyar kaslar kasılıp gevşeyerek lensin konveksliğini düzenler. ışığın girmesine izin veren bir açıklık bırakır. Pupillanın hemen altında silyar kaslara zonular liflerle tutunan esnek. Ön tarafa doğru değişerek silyar kasları ve irisi oluşturur. buna pupilla denir. Şekil 8. Bu sayede göze giren ışık miktarı değiştirilebilir. Şekil 9. göz küresinin önünde olup beyaz sklera tabakasının devamıdır.

Kör nokta: N. Fotoreseptörler: Retinada ışıağa duyarlı iki tür ışığa hassas reseptör hücre bulunur. optikusun çıktığı noktada koni ve basiller yoktur. Hipermetropi: Bu durumda paralel ışınlar retinanın arkasına düşer. Korneanın kırma kuvveti değişmediğinden.3. okulomotorius çekirdeğine geçer. Görme yolu: Retinadan gelen yaklaşık 1 milyon akson toplanarak n. Bipolar hücreler 5. Ganglion hücreleri 2. optikusu oluşturur. Talamusta sinaps yaptıktan sonra korteksin primer görme alanına gelir. basil ve koniler. Uzun dalga boyu – kırmızı Orta dalga boyu – yeşil Kısa dalgaboyu – mavi renkleri oluşturur. Daha önce açıklandığı şekilde uyartı n. Temel olarak koniler. Aferent liflerin bazıları n. Bu sinirin parasempatik telleri konstriktor iris kaslarını inerve eder. basiller zayıf ışıkta siyah beyaz görme için ileri derecede spesifiktir. Görme reseptörleri olan basiller ve koniler (Fotoreseptörler) Bipolar hücreler ile ganglion hücreleri beyine giden direkt yolu oluştururlar. Bu renklere primer renkler denir. Gerek silyar kas. Konilerde iç ve dış membran vardır. parlak ışıkta renk ayrımı için. Vitamin A eksikliğinde gece körlüğü gelişir. Göz Refleksleri Pupilla refleksi: Doğadan paralel gelen ışık. Akomodasyon refleksi: Uzaktan gelen paralel ışınların kornea ve lens tarafından kırılarak fovea üzerinde toplandığını biliyoruz. Sempatik zincirden çıkan eferentler m. Basil ve konilerden gelen mesaj n. Fakat yakın nesnelerin görüntüsünü retinaya odaklayabilmek için silyar kasın kasılması gereklidir. Lensin kamburluğunu artırması ve pupillanın daralması n. optikusa. Primer renklerin karışımı beyaz rengi verir. gerek göz küresi ile ilgili fonksiyon bozuklukları kırma kusurlarına neden olurlar. Amakrin hücreler 3. Horizontal hücreler 4.dilatatör iridis kasını inerve ederek pupillaların genişlemisini sağlarlar. korneada bir kez kırıldıktan ve humor aköz tarafından yavaşlatıldıktan sonra pupilladan geçerek lense gelir. büyük bir tabakanın katlanmış şeklidir. Görme Anomalileri KIRMA KUSURLARI: Normal bir gözde silyar kas gevşek durumdayken uzaktaki cisimleri net olarak görebilir. Retina: 1. lensin öncelikle ön yüzü kamburluğunu artırarak kırma gücünü yükseltir. Konlarda fotosensitif dış membran. 226 . okulomotoriusun parasempatik dalları tarafından sağlanır. sonra erişir. optikus tarafından taşınır. Kişiler uzaktaki cisimleri daha iyi görebildikleri halde yakındaki cisimlerin görüntüsü retinanın arkasına düştüğü için net göremezler. Bu sırada pupilla da daraldığı için yalnız merkeze yakın gelen ışınlar göze girebilir.

kişi o pigmentin sorumlu olduğu rengi ve tonlarını algılayamaz. En çok rastlanan. Şekil 10. stapes. İç kulak: Kohlea (salyangoz) ve vestibuler aparey (denge ile ilgilidir). İŞİTME DUYUSU İşitme. Timpan Membran Ve Kemik Sistemi: Dış ortamdan gelen ses dalgaları kulak kepçesi ile toplanarak dış kulak yolu ile orta kulağa iletilir. Şiddet: Birim yüzeye uygulanan basınçtır. Renk körlüğü: Gözde renge duyarlı konilerde bulunan pigment maddeleri eksik sentez edildiğinde. Dış ortamdan gelen ses dalgaları kulak zarını titreştirdikten sonra kemikciklere iletilir. bilgi) yönünden görme duyusundan daha önemlidir. cisim göze yaklaştırıldığında görüntü retinanın üzerinde toplanır. Dış kulak yolu sonunda. Kulak anatomisi. Sesler bize durmadan etraftan bilgi verir. Dış kulak: Kulak kepçesi. iç bükey olan timpan membran bulunur. inkus.Miyopi: Bu durumda paralel ışınlar retinanın önüne düşer. Bu zarın arkasında ise çekiç (malleus). 2. Genlik ne kadar büyükse ses o kadar gür. İşitme 20-20000 Hertz titreşimlerin kulak tarafından alınarak elektrik akımına çevrilmesidir. Uykuda bile sesleri algılarız. 0 desibel ortalama duyma eşiğidir. 3. Frekans birimi Hertz (Hz)’dir. Üzenginin basamağı iç kulaktaki oval pencereye (fenestra ovale) dayalıdır. Genlik: Ses dalgasının yüksekliği veya amplitüdü olarak ifade edilebilir. kırmızı veya yeşil konilerdeki pigment eksikliğidir. gürültü kesildiğinde uykusundan uyanır. timpan zarı. 227 . Orta kulak: Üç küçük kemikçikten meydana gelir. Nitekim gürültülü bir ortamda uyuyan kişi. Frekans: Sesin bir saniyedeki titreşim sayısıdır. Sesin şiddetinin ölçü birimi desibel’dir. Ancak en yüksek duyarlılık 1000-4000 Hz arasındadır. malleus. dış kulak yolu. Kulağı üç bölüme ayırarak inceleyebiliriz (Şekil 10): 1. frekans ne kadar fazla ise ses o kadar tizdir. Kemikcikler de bu hareketi oval pencereyi kaplayan zara iletirler. insana sağladığı enformasyon (haber. Uzağı göremez. örs’e (incus) ve üzengi (stapes) bulunur.

vestibulokohlearis aksonlarında aksiyon potansiyeli doğmasına neden olur. Tüy hücreleri kohleadaki basınç dalgalarını reseptör potansiyellere çevirirler. Beyin bu sayede başın pozisyonu konusunda fikir sahibi olur. Tüycüklerin hareketi (eğilmesi) başın hareketine bağlıdır. vestibüler organdır. Denge ve Kontrolü Beyin merkezlerine dengenin bozulduğunu bildiren reseptör. bir ucunda kıla benzeyen sterosiller bulunduran mekanoreseptörlerdir. Bu durum. Bu tüycük hücreleri tabanlarında vestibular sinir ile sinaps yaparlar. Temporal kemiklerin içinde. Her makulada binlerce tüycük vardır. Utrikulus ve sakkulus içinde makula adı verilen bir bölge bulunur. ortada utrikulus ve sakkulus adı verilen bölümleri vardır. Kafa çifti olan N. alttakine ise Basiller membran denir. Bu hücrelerde tüy hücreleri bulunur. helezonik şekilde kıvrılmış kemik ve zar bölmelerden oluşan bir boru sistemidir.İç Kulak: İç kulak. Bilgi. yine kemikten ve zardan yapılı bir borular sistemi vardır ve labirent denir. İşitmedeki Nöral Yollar: Kohlear sinir lifleri beyin sapına girer. Üç ayrı planda duran yarım daire kanalları. Basiller zarın yüzeyinde. 228 . 8. Korti Organı Tüy Hücreleri: Tüy hücreleri denen. beyin sapından talamusa ve temporal lobtaki işitme korteksine taşınır. Üst kısımdaki zara Reissner membranı. elektromekanik ses dalgalarına duyarlı tüy hücrelerinden oluşan korti organı bulunur. korti organının reseptör hücreleri.

Scott Boitano. 2003. Robert Berne. 10th edition. Basım. Anatomy and Physiology. Tıbbi Fizyoloji Guyton&Hall. 3. Elsevier Saunders. Ganong’s Review of Medical Physiology. Patton. 2. 4. Nobel Kitap evi. 2006. 10. Arthur Vander. 1999. Barrett. 5. 5ht Edition. Arthur Vander. 23Edition. 2004. Physiology. Kim E. Dorothy Luciano.KAYNAKLAR 1. 40th edition. Gary A Thibodeau. Guyton. Adolf Faller. Barman. Michael Schuenke. 1998. 2006. 2. 5ht Edition. Mosby. Levy. James Sherman. Susan M. 2011. Çeviri Editörü: Hayrunnisa Çavuşoğlu. James Sherman. Panel Matbaacılık. Kevin T. John E. Mosby. Guyton and Hall Textbook of Medical Physiology. Matthew N. Hall. Heddwen Brooks. Anatomy and Physiology. Çeviri Editörü: Serdar Demirgören. Mc Graw Hill. 2. Thieme. Şehvar Çağlayan. Arthur C. 229 . 2010. Vander İnsan Fizyolojisi. 12th Edition. Dorothy Luciano. Vander's Human Physiology: The Mechanisms of Body Function. Güneş Tıp Kitapevleri. Baskı. Mc Graw Hill. Baskı. 6. 11. RESİMLER ve ŞEKİLLER için KAYNAKLAR 1. 2010. Yaşam Bilimi Fizyoloji. 3.

230 .

PATOLOJİ DERS NOTLARI Patoloji Anabilim Dalı 231 .

232 .

Yıldırım KARSLIOĞLU Yrd.Yzb.Tbp.Bnb.Yb. 1.Doç. 7. 4. Armağan GÜNAL Yrd.Tbp. 5.Doç. Bülent KURT Yrd. Armağan GÜNAL Doç. Önder ÖNGÖRÜ Yrd.Tbp. 3.Tbp. TROMBOEMBOLİZM ve ŞOK BAĞIŞIKLIK HASTALIKLARI TÜMÖRLER ÖLÜM ve OTOPSİ ÖĞRETİM ELEMANI Doç.Doç. Armağan GÜNAL 233 .Tbp.NU.Alb.Bnb.Tbp. Ayhan ÖZCAN Doç. 6. ÜNİTE / KONU PATOLOJİYE GİRİŞ HÜCRE ZEDELENMESİ ve UYUMU İNFLAMASYON ve ONARIM DOLAŞIM BOZUKLUKLARI.Doç. 2.Tbp.Yzb.İÇİNDEKİLER S.Yzb.

234 .

ilk Türk patologlarının tümü askerdir. klinik bir dal olmamasına rağmen. anatomi. Bu nedenle. hastalıklı doku ve organların morfolojik (biçimsel. Diğer sağlık sınıflarından beklenen de hastalığın nedenleri ve bunların doğurduğu sonuçları gözleyerek. PATOLOJİYE GİRİŞ Doç. hastalıklı organların makroskopik veya mikroskopik anormal görünüşlerini ekleyerek hastalıkların daha kolay anlaşılmasını sağlar.1.Alb. yüzyılda Virchow “Hücresel Patoloji”nin temelini atmıştır. hastalığın nedenleri ile belirtileri arasındaki ilişkileri kavrayabilmesini ve böylece tedavide en doğru yaklaşımı belirlemesine yardımcı olabilmeyi sağlamaktır.Tbp. Bu da din adamlarının gücünü artırıyordu. hastalıklı doku ve organları inceleyerek. görüntüsel) özelliklerini inceleyen bilim dalıdır. pek çok hastalığın kesin tanısının ve bazen de adli-tıbbi otopsilerde ölümün kesin nedeninin ortaya konmasında patolojik inceleme gereklidir. Deneysel. hastanın tedavisinde ve bakımında doktora yardımcı olmasını amaçlamaktadır. Patoloji. Morgagni’nin 18. Rönesans döneminde. Patolojinin çalışma alanı hastalıklı organ ve dokuların incelenmesiyle sınırlı değildir. histoloji ve fizyoloji bilgilerinin üzerine. Orta çağda hastalıkların içsel ve dışsal nedenleri olabileceğini ileri sürenler olmuş. Bu amaçla bazen istek formunda bilgiler yeterli olmadığında. teorik ve teknik pek çok konuda patolojik çalışmalar yapılmaktadır. tümörlerin tanısı başta olmak üzere. Batı Anadolu’daki eski Yunan uygarlığında ve sonraları İbni Sina döneminde bu tür düşüncelerden uzaklaşmaya çalışılmıştır. Ayhan ÖZCAN Patoloji Anabilim Dalı Patolojinin Tanımı ve Tarihçesi Patoloji. Günümüzde. ancak bu tür kişiler genellikle cezalandırılmıştır. Günümüzde. hastanın klinik doktoru ile iletişime geçilir. 235 . moleküler düzeydeki çalışmalarda patolojik incelemelerin önemi giderek artmaya başlamıştır. Patoloji öğretiminden tıp fakültesi öğrencisinden beklenen. hastalıkların fiziksel neden-sonuç ilişkilerinin bulunabileceği. Ülkemizde patolojik incelemeler. genellikle tanı konulurken her zaman için klinik verilere gereksinim olduğundan patolog-klinisyen arasında sürekli bir iletişim kurulması zorunludur. salgın hastalıklarda insandan insana geçen etkenlerin olabileceği ileri sürülmüştür. suçun cezası olarak görülmekteydi. Patolojinin Yeri ve Önemi Patoloji. yüzyılda kendi yaptığı 700 otopsiyi anlatan kitabın yayınlanması patoloji tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. hastalıkların nedenlerini ve bunların doku ve organları etkileme şekillerini. Osmanlı döneminde tek tıp fakültesi olan Askeri Tıp Fakültesi’nde (Gülhane) Alman bilim adamları tarafından başlatılmıştır. 19. Günümüzde patoloji ağırlıklı olarak tıp fakültesinde ve daha az oranlarda da sağlık meslek yüksek okullarında okutulmaktadır. İlk çağlarda hastalıklar bir günahın.

Böylece dokular sertlik kazanmakta ve kolay kesilir hale gelmektedir. Daha sonra da farklı derecelerdeki alkollerden geçirilerek hidrate edilir ve istenilen boyanın uygulanmasına geçilir. Bu cihazlardaki ilk aşama dehidratasyon aşamasıdır. Alkol tespit için uygun bir fiksatif değildir. Bu özelliklerinin bozulmasını önlemek için. Dondurularak kalıp halinde çıkması sağlanır. Bu boya genellikle hematoksilen (mavi) ve eosindir (kırmızı). Bu işlemler vakumlu ortamlarda yapıldığında işlem süreleri kısalabilir. Özellikle küçük endoskopik dokular kolaylıkla kurur ve değerlendirilemez hale gelir. Ksilolün uzaklaştırılmasında da belli sıcaklıkta ısıtılmış sıvılaştırılmış parafin kullanılır. Bu amaçla alkol kullanılmaktadır. Patolojik İnceleme Yöntemleri 1. En uygun tespit solüsyonu % 1015’lik formalindir (tercihen tamponlanmış formları). Bu kesitler sıcak ksilol içinde deparafinize edilir. Bazı özel patolojik incelemelerde kliniğin ön tanıları da göz önüne alınarak dokuların farklı tespit solüsyonlarına (örneğin. doku ve organ örneklerinin uygun tespit solüsyonları içine konması gerekmektedir. Bu nedenle alkolün belli bir süre sonra ortamdan uzaklaştırılması gerekir ve bu amaçla da ksilol kullanılır. Bloklama Doku takip cihazından parafinli olarak çıkan dokular oda sıcaklığında donduğundan tekrar sıcak parafin ile metal kalıplar içine yerleştirilir. Doku ve organlar kendi hacimlerinin 10-20 katı kadar tespit solüsyonu içine konmalıdır. Tespit edilmemiş doku ve organ örnekleri kısa bir süre sonra ortam sıcaklığına da bağlı olarak bakterilerin ve salgıladıkları enzimlerin etkisiyle otolize (erime) uğrar. Bu aşamaya girmiş bir örnekte hücrelerin ayrıntıları kaybolur ve morfolojik değerlendirme için uygunsuz hale gelir. Takip (Doku İşleme) Tespitli dokulardan alınan örnekler doku kasetlerine konur ve numaralanır. elektron mikroskopik incelemede gluteraldehit kullanılır) konması gerekebilir.Rutin Histopatoloji Laboratuvarının İşleyişi Tespit (Fiksasyon) Doku ve organ örnekleri insan vücudundan ayrıldıkları anda canlıdırlar ve hastalığın morfolojik özelliklerini içerirler. “mikrotom” adlı cihaza yerleştirilir ve istenilen kalınlıkta (genellikle 4-5 mikron) kesitleri alınır. Bu solüsyonda uzun süre durması da dokuların kurumasına ve kırılganlığının artmasına neden olur. Parafin oda sıcaklığında katılaşır. Kesit Alma Parafin bloklar. Histopatolojik İnceleme Yöntemleri Bir hastanenin işleyişinde patoloji bölümünün görevi hastalardan tarama veya tanı amacıyla hücre/doku örneklerinin alınmasıyla veya organların çıkarılmasıyla 236 . ılık su banyosu içinde yüzdürülür ve oradan da lamlar üzerine aktarılır. Tespitten sonraki aşamaların hemen hepsi otomatik doku takip cihazlarında yapılmaktadır. Bu kalıpların hepsinin üzerinde daha önceden yazılmış olan numaralar bulunur.

Rutin Patoloji Laboratuvarı 237 . yorum şeklinde öneriler listesi de bulunabilir. mikrobiyolojik. Bu raporda kesin bir tanı olabileceği gibi. o zaman dokuyu kurutmadan ıslak (serum fizyolojik ile) bir bez içinde ve herhangi bir tespit solüsyonuna konmadan gönderilmelidir. görüntü büyültüldükçe tanının kolay ve doğru olacağını düşünmek doğru değildir. Bu mikroskopların büyültme gücü ışık mikroskobundan yüzlerce kere fazladır. deneyim gerektirir. moleküler biyolojik verileri gereksinim duyulabilir. Patoloji uzmanı. Her zaman için ilk incelemede tanı koymak mümkün olmayabilir. farmakolojik. Biyopsi örneklerinin önce dış görünümleri (makroskopi) değerlendirilir ve normalden farklı görülen alanlardan mikroskopik inceleme için doku parçaları alınır. genetik. Patoloji uzmanın en sık kullandığı düzenek olan ışık mikroskobunun büyültme olanağı yaklaşık x1000 ile sınırlıdır. Bu gibi durumlarda. Ancak taze doku gerektiren özel bir inceleme (immünfloresans ve kas incelemesi gibi) düşünülüyorsa. yukarıdaki yöntemlerden biri veya birkaçı ile yaptığı incelemenin sonunda bir rapor düzenler. Elektronmikroskop daha çok araştırma amacıyla kullanılmakta. Patoloji uzmanına örnek gönderilirken mutlaka alındığı yer ve klinik olarak düşünülen ön tanılar bildirilmelidir. Rutin olarak “hematoksilen-eozin” yöntemiyle boyanan kesitler ışık mikroskobunda morfolojik olarak değerlendirilir. Bu alanın seçimi patolojik incelemenin en önemli aşaması olup. Bu bilgiler verilmeden patologdan bir tanı beklemek doğru olmaz. Ancak. biyokimyasal. Bu örneklerin uygun tespit solüsyonları içinde gönderilmesi klinikte görevli yardımcı sağlık personelinin sorumluluğundadır. nadiren tanısal açıdan da gerekli olabilmektedir.başlar.

en kısa zamanda tanı verebilmek için. Ancak. Bu kesitler rutin işlemlerden geçen dokuların kesitleri kadar kaliteli olmaz.“Frozen Section” ve İntraoperatif Histolojik İnceleme Yöntemi Rutin patolojik incelemeye alınan bir örneğin tanısı. 238 . Bu dokular kesildikten sonra en kısa süre içinde hematoksilen-eozin ile boyanır. yukarıdaki işlemler takip edildiğinde en iyi olasılıkla bir gün sonra verilebilir.Histopatoloji Laboratuvarı Bloklamanın ve doku takibinin yapıldığı ünite 2. Dokular kiryotom adı verilen cihazlarda -20°C sıcaklıklarda dondurularak kesilir. Hastanın anestezi altında olduğu da düşünülecek olursa. Bu dokuların herhangi bir tespit solüsyonu içine konmadan gönderilmesi gerekmektedir. ancak yine de verilen bilgiler cerrahı yönlendirmede yardımcı olmaktadır. bazen operasyon sırasında hastada operasyonun seyrini değiştirebilecek kararlar almak gerekebilir. günde yaklaşık olarak 4-5 kez başvurduğumuz bir yöntem de “frozen section”dır. Bu tür kesitlerden patolog tarafından varılan sonuçlar her zaman kesin ve net olmayabilir.

tomografi. Günümüzde de birçok sitolojik örnekler bu yöntemle boyanmakta ve bu yöntem kendi adıyla anılmaktadır. magnetik rezonans gibi) ile saptanan kitlelerden iğne ile yapılan ‘Aspirasyon Sitolojisi’ yöntemi de gittikçe yaygınlaşmaktadır. Bu yöntem birçok kurumda kullanılmaktadır. Günümüzde sitolojik inceleme taramanın yanı sıra. Papanicolaou vajenden dökülen hücreleri bir lama yayarak kendi geliştirdiği bir yöntemle boyamış ve incelemiştir. Bu yöntem daha çok tanısal amaçlı kullanılmaktadır. Bu sayede serviks kanserlerini erken dönemde yakalama şansı artmıştır. Sitopatolojik İnceleme Yöntemi Sitolojik incelemeler genellikle biyopsi işlemlerine göre daha az invaziv bir yöntemdir. her organ için ayrı bir bilgi birikimine ve 239 . Günümüzde tarama amaçlı olarak servikovajinal ve balgam yaymaları kullanılmaktadır. Deri ve mukozayı kazıyarak hücre elde ederek de incelemek mümkündür (kazıma yöntemi). İlk olarak 1927’de Dr. Elde edilen hücrelerin değerlendirilmesinde. servikovajinal ve idrar yayma sitolojisi gibi). Palpe edilebilen veya görüntüleme araçları (ultrasonografi. daha yaygın olarak tanısal amaçlı kullanılmaktadır. Babes tarafından başlatılmış ve daha sonra ise 1950' lerde Papanicolaou tarafından yaygınlaştırılmıştır.Böbrek ve kas örneklerinin değerlendirildiği yer 3. Kapladıkları yüzeyden dökülen hücrelerin sitolojik olarak incelenmelerine “Eksfolyatif Sitoloji*’ denilmektedir (Örneğin.

Her zaman için tanı koymak mümkün olmayabilir ve biyopsi ile tanının desteklenmesi gerekebilir. 4. Arşiv 240 . Bu yöntemlerden in situ hibridizasyon (yakında çalışılmaya başlanacak) dışında hepsi. Arşiv. Diğer Patolojik Yöntemler Rutin histopatolojik inceleme yöntemleri dışında bazen ek patolojik incelemelere gereksinim duyulabilir. Bunların arasında histokimya. immunohistokimya.deneyime gereksinim vardır. DNA sitometrisi. in situ hibridizasyon. GATA Patoloji Anabilim Dalı’nda da kullanılmaktadır. görüntü analizi gibi yöntemler sayılabilir.

241 . Morfolojik değişikliklerle klinik sonuçları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaya çalışır. 2. 4. Hücre Zedelenmesi ve Hücre Ölümü Normal hücresel fonksiyon için hücrenin fizyolojik gereksinimleri ile hücrenin yapısı ve metabolik kapasitesi arasında bir uyum olması gerekir. Nekroz a. Patolojinin Görevleri 1. Patogenezi açıklar. atrofi gibi) ortaya çıkar. Apopitoz 1. HÜCRE ZEDELENMESİ ve UYUMU Doç. 2.2. 1. Geri dönüşlü zedelenme: Uyaran ortadan kalktığında veya zedeleyici neden hafif şiddette ise normale dönebilen patolojik değişikliklerdir. hastalıkların fonksiyonel ve yapısal nedenlerini araştıran bir bilim dalıdır. Hastalığın hücre ve dokularda neden olduğu morfolojik değişiklikleri inceler.Bnb. Geri dönüşlü zedelenme 3. Hücre ölümü 1. Hastalığın nedenini araştırır. Yıldırım KARSLIOĞLU Patoloji Anabilim Dalı Hücre Zedelenmesi ve Hücre Ölümü Genel Tanımlar Hücre Zedelenmesinin Nedenleri Hücre Zedelenmesi ve Nekrozis Hücre Zedelenmesi ve Hücre Ölümü Genel Tanımlar Patoloji. Adaptasyon (uyum ) 2. 3. Geri dönüşsüz zedelenme: Patolojik değişiklikler kalıcıdır ve hücre ölümü ile sonlanır.Tbp. Dış kaynaklı uyarana bağlı en sık görülen hücre ölümü şeklidir. Geri dönüşsüz zedelenme ve ölüm Hücresel Adaptasyon Aşırı fizyolojik streslerle veya bazı patolojik uyaranlarla oluşur. Nekroz 2. Geri Dönüşlü ve Dönüşsüz Zedelenmeler 1. Sonuçta hücrenin canlılığını sürdürdüğü değişmiş ve yeni bir durum (hipertrofi. Bu hücre içinde hassas bir homeostatik denge durumu oluşturur.

hücresel komponentlerin bir arada uyumlu olarak çalıştığı ve çevre dokuya en az zarar veren bir ölüm şeklidir. proteinlerin koagülasyonu. Hücre Zedelenmesinin Nedenleri 1. Atmosfer basıncındaki ani değişiklikler e. İnsektisitler g. 2. Kimyasal etkenler ve ilaçlar a. Radyasyon d. Şiddetli hücre şişmesi. Programlanmış hücre ölümüdür. embriyogenez sırasında istenmeyen veya gereksiz hücreler de bu yolla ortadan kaldırılır. Mekanik travma b. Apopitoz II a. CO ve hava kirliliği f. c. İskemi. Apopitoz I a. 2. İnfeksiyöz ajanlar 5. Tek hücrede veya küçük hücre gruplarında görülebilir. Beslenme bozuklukları 1. İmmünolojik reaksiyonlar 6. b. hücre organellerinin yıkımı ve hücre parçalanması olur. b. Oksijen yetersizliği a. Terapötikler (asetaminofen) b. Sıcak-soğuk c. İstenmeyen hücreleri ortadan kaldırmak için planlanmış. Elektrik şoku 3. Çeşitli fizyolojik ve patolojik durumlarda. Narkotikler 242 . Nonterapötikler (kurşun ve alkol gibi) c. Morfolojik olarak kromatin yoğunlaşması ve parçalanması ile karakterizedir. glukoz hücreye ulaşamaz ve bu nedenle daha hızlı hücre zedelenmesi olur. Fiziksel etkenler a. Fiziksel etkenler 3. b.b. Eser elementlerin fazlalığı e. 3. Kimyasal etkenler ve ilaçlar 4. Hipoksi. Genetik bozukluklar 7. glikolitik enerji üretimi devam edebilir. Oksijen yetersizliği 2. denatürasyon. Oksijen yüksekliği d.

İnfeksiyöz ajanlar 5. koroner arter tıkanıklığı). 9. 7. Protein-kalori eksikliği b. Açlık e. Diyetin içeriğindeki değişkenler d. Kan akımı düzeltilince. Geri dönüşsüz zedelenme: İskemi kalıcı olursa zedelenme geri dönüşsüzdür ve bunda iki önemli olay rol oynar: 1. hücrelerin enerji üreten sistemi onarılamaz şekilde zedelenirse patolojik değişiklikler kalıcı olur (geri dönüşsüz zedelenme). Geri dönüşsüz mitokondriyal zedelenme Genel Biyokimyasal Mekanizmalar İskemik ve Hipoksik Hücre Zedelenmesi 1. 8. Oksijen kaynaklı serbest radikaller 3. Zedeleyici ajanın tipine. Obezite f. zedelenme alanı genişleyebilir (reperfüzyon zedelenmesi). İskemik ve hipoksik zedelenme hücresel zedelenmenin en yaygın tipidir (örn. 6. konumuna ve uyum sağlama yeteneğine göre sonuçlar değişir. İmmünolojik reaksiyonlar 6. Vitamin eksikliği c. Azalmış ATP sentezi ve ATP’nin aşırı tüketimi 2. Membran geçirgenliğinin bozulması 5. 4. Biyokimyasal ve yapısal komponentler etkilenir. Zedelenen hücrenin tipine. süresine ve şiddetine göre hücresel yanıt değişir. Genetik bozukluklar 7. Serbest radikallere bağlı hücre zedelenmesi 2. ATP’nin tükenmesi 2. Geri dönüşlü ve dönüşsüz hücre zedelenmesi ile nekrozisdeki morfolojik değişiklikler 3. Mitokondriyal disfonksiyon belirli bir noktaya kadar onarılabilir. Eğer oksijen sağlanabilirse etkilenen hücreler sağlamlığını korur. Membran zedelenmesi 243 . Rol Oynayan Biyokimyasal Olaylar 1. Geri Dönüşlü Zedelenme: Hipoksi önce oksidatif fosforilasyonun ve arkasından da mitokondride ATP üretiminin azalmasına neden olur. 2. Ca+2 homeostazının bozulması ve hücre içi kalsiyumun artması 4. Beslenme bozuklukları a.4. İskemik hücrelerdeki patolojik değişiklikler onarılabiliyorsa geri dönüşlü zedelenmedir. Anoreksia nervoza Genel Mekanizmalar I 1. İskemi uzadığında. 5.

Mekanizması ne olursa olsun membran bütünlüğünün kaybı Ca+2 girişine neden olur. Gulutatyon peroksidaz Sonuç Eğer aşırı serbest radikal oluşumu varsa lipid. proteinlerin denatürasyonuna yol açar (koagülasyon nekrozu). Geri dönüşlü zedelenmede kan akımı düzeldiğinde hücreler canlılığını devam ettirir. 1. Çeşitli kimyasal ve biyolojik olayları harekete geçirerek hücresel zedelenmeye neden olurlar. Serbest Radikallerin İnaktivasyonu 1. 3. Serbest radikalleri ortadan kaldıran enzimler: a. Homojen (glikojen kaybına bağlı). Proteinler. Parlak. Organel veya diğer sitoplazmik komponentlerin enzimatik olarak sindirilmesi Nekrozisdeki morfolojik değişiklikler: Nekrotik hücre. Antioksidanlar (A. Geri Dönüşlü ve Dönüşsüz Hücre Zedelenmesi ile Nekrozisdeki Morfolojik Değişiklikler Canlı organ ve dokularda hücre ölümünden sonra gelişen morfolojik değişikliklerin tümüne NEKROZ denir. İskemi ve Reperfüzyon Zedelenmesi Kan akımının belirli bir süre kesilmesinden (iskemi) sonra kanlanmanın yeniden düzelmesine reperfüzyon denir. 244 . Serbest radikaller kararsız moleküllerdir. protein ve DNA zedelenmesi olur. Süperoksit dismutazlar c. Çünkü antioksidanlar ve enzim sitemleri bunları ortadan kaldırmada yetersiz kalmaktadır. 2. Daha eozinofilik (bazofiliyi sağlayan RNA’nın kaybına bağlı). Hücre içi Ca+2 artışı enzimlerin aktivasyonuyla. 2. lipidler ve karbonhidratlarla etkileşime giren kararsız maddelerdir. 2. Serbest Radikallere Bağlı Hücre Zedelenmesi 1. Proteinlerin denatürasyonu. Genellikle spontan olarak ortadan kalkarlar. C ve E vitamini ile glutatyon) 2. Geri dönüşsüz zedelenmede ise reperfüzyonda apopitoz benzeri bir nekroz ortaya çıkabilir (reperfüzyon zedelenmesi).Membran Zedelenmesindeki Mekanizmalar 1. Katalaz b. İki ana nedeni vardır: 1. Serbest Radikallerin İnaktivasyonunda Rol Oynayan Faktörler 1. 3. 2. 2. Serbest radikalleri uzaklaştıran ve hücresel zedelenmeyi minimal düzeye indiren çok sayıda mekanizma vardır.

b. Koagüle olan hücrenin çatısı korunur. b. Hiperplazi b. yoğun nükleus). Mikroskopik olarak hücre debrisleri bulunan amorf eozinofilik materyal izlenir. Daha çok lokalize bakteriyel infeksiyonlarda (apseler) ve beyinde görülür. Hipertrofi c. Tüberküloz için karakteristiktir. Kazeifikasyon Nekrozu a. Sitoplazmik proteinlerin denatürasyonu ile karakterizedir. Bakteri ve lökositlerin birarada bulunduğu bir gazlı kangrende koagülasyon ve likefaksiyon nekrozu birlikte görülür. Likefaksiyon nekrozu 3. Yağ nekrozu 5. Kangrenöz nekroz 1. Hücre İçi Birikimleri ve Hücresel Yaşlanma Çoğalma ve Farklılaşmada Hücresel Adaptasyonlar a. En sık görülen nekroz paternidir. Kazeifikasyon nekrozu 4. Adaptasyonlar. c. kolayca parçalanabilen peynir benzeri görünümü vardır. Lökositlerin lizozomal enzimleri aracılığıyla ölen hücreleri sindirmesine HETEROLİZ denir. Metaplazi 245 . b. böbrek. Vakuollü 5. Koagülasyon (iskemik) nekrozu 2. c. Koagülasyon nekrozu a.4. Miyokard. Yumuşak. karaciğerde daha sık görülür. Likefaksiyon Nekrozu a. Kötü kokuludur. 3. 4 Kangrenöz Nekroz a. Nekroz Tipleri 1. Atrofi d. 2. Nükleer Değişiklikler 1. Nekrotik alan yumuşak ve sıvı ile doludur. Hücre membranları parçalanmıştır. c. Karyoliz (kromatinin erimesi) 3. b. Karyoreksis (küçük kümelere parçalanmış kromatin) Ölen hücrenin kendi lizozomal enzimleri aracılığıyla sindirilmesine OTOLİZ denir. 2. Protein denatürasyonundan hemen sonra otoliz ve heteroliz olduğunda ortaya çıkar. Özellikle ekstremitelerde görülür. c. Piknoz (küçük.

filamentler) bağlı hücre 246 . Hiperplazi sadece DNA sentezi yapabilen epitelyal. Hücre komponentlerindeki azalmaya (mitokondri. d. Patolojik hipertrofi: Kalp yetmezliğindeki kalp kası hipertrofisi. Çoğalma ve Farklılaşmada Hücresel Adaptasyonlar 1. Hiperplazi a. d. ER. c. Fizyolojik g. Bu hücrenin canlılığını koruyabildiği yeni bir denge durumudur. Genellikle hipertrofiyle birliktedir. Metaplastik kalsifikasyon Hücresel yaşlanma a. 2. b. Fizyolojik veya patolojik nedenlerle oluşabilir. Hücrelerdeki sayısal artıştır. Kas hücreleri fonksiyonel artışla veya hormonlarla uyarıldığında genellikle hipertrofiyle yanıt verir. Adaptasyonlarda hücre içi birikimler görülebilir. Spesifik hormonal uyarım: Fizyolojik hipertrofi: Gebelikte prolaktin ile östrojene bağlı meme ve uterus hipertrofisi Atrofi a. e. Fizyolojik hipertrofi: Vücut geliştirenlerdeki kas hipertrofisi b. c. Fonksiyonel olarak gereksinimde artış: a. Puberte ve gebelikte kadın memesindeki büyüme Kompensatuar hiperplazi Parsiyel hepatektomi sonrası karaciğerin hiperplazisi Hipertrofi Organellerin (özellikle miyofilamentlerin) sayısında artış ve dolayısıyla da hücre ve organ boyutundaki artış ile karakterizedir. f. Östrojene bağlı endometriyal proliferasyon b. Patolojik Hormonal hiperplazi a. b. Hücreler aşırı fizyolojik stres ile patolojik uyaranlar karşısında fizyolojik ve morfolojik hücresel adaptasyonla yanıt verebilir. kalp ve iskelet kası hücrelerinde hiperplazi özelliği yoktur veya çok azdır. hemopoetik ve konnektif doku hücrelerinde oluşur. 3.Hücre İçi Birikimler Lipidler Proteinler Glikojen Pigmentler Patolojik kalsifikasyon a. Sinir. Distrofik kalsifikasyon b.

Yassı epitelde de kolumnar epitel metaplazisi oluşabilir (Barret özofagusu).) yaşam süresinin azalması ile yakından ilişkilidir. Atrofik hücrelerde fonksiyon azalır. b. Kan desteği hücrelerin yaşamını sürdüremeyecek kadar yetersiz ise hücre ölümü görülür. eğer uyaranlar devam ederse. g. Hücrelerde yaşa bağlı değişiklikler yıllarca subletal düzeydeki zedelenmenin ilerleyici birikimi sonucu oluşur. Golgide distorsiyon Oksidatif zedelenmenin oranı yaşla artar. Metaplastik epitel benign olmakla birlikte. f. Morfolojik Değişiklikler a. Olgun bir hücre tipinin başka bir olgun hücre tipiyle geri dönüşümlü olarak yer değiştirmesidir. Fizyolojik (doğum sonrası uterusun küçülmesi) ve patolojik olabilir. Yaşlanan hücrelerde çok sayıda fonksiyonel ve morfolojik değişiklikler olur. En sık görülen kolumnar hücrenin yassı epitele dönüşümüdür (sigara içenlerde solunum epitelinin yassı epitel metaplazisi). iyonizan radyasyon vb. Atrofik doku sonunda tümüyle yağ dokusuna dönüşür. a. ilerleyici oksidatif zedelenmedir. Sonuç Hücresel yaşlanmanın mekanizmaları çeşitlendirilebilir. aynı zeminde atipi (displazi) ve sonrasında da kanser gelişebilir. Düzensiz ve anormal loblu nükleuslar b. Ancak bunlar ölü hücre değillerdir. ER’da azalma d. e. Hücresel Yaşlanma Yaş ilerledikçe ve hemen hemen tüm organlarda fizyolojik ve yapısal değişiklikler oluşur. Metaplazi a. Ancak hücrenin çoğalmasındaki programlı olaylar ile hücrenin savunma mekanizmalarını bozan en önemli faktör. Bu reaktif ürünlerin üretimindeki artış (yüksek kalorili diyet.ve organ boyutunda küçülmeyle karakterlidir. b. d. Belli bir noktadan sonra hücre zedelenmesi veya ölümüyle sonlanabilir. Pleomorfik ve vakuollü mitokondriler c. b. c. 247 . c.

skar oluşumu). Kan hücrelerinin zedelenme alanına birikimi (lökositik eksudasyon) Kan Damarlarının Reaksiyonu 1.Doç. Sıvı çıkışı 4. Enflamasyon ve onarım potansiyel olarak zararlı olabilir (hipersensitivite reaksiyonları. İNFLAMASYONUN KLİNİK BULGULARI Kızarıklık (rubor) Şişlik (tumor) Isı artışı (calor) Ağrı (dolor) Fonksiyon kaybı İNFLAMASYONUN MİKROSKOBİK BULGULARI Vazodilatasyon Kan akımın yavaşlaması Vasküler geçirgenliğin artışı Ödem Lökosit birikimi PATOGENEZ 1. immunolojik reaksiyonlar enflamasyonu başlatabilir.3. Geçici vazokonstriksiyon 2.Bnb. Hücre çıkışı 248 . AKUT ve KRONİK İNFLAMASYON Yrd. zedelenmelere karşı verdiği reaksiyona enflamasyon denir. Bülent KURT Patoloji Anabilim Dalı TANIM Vaskülarize canlı dokuların. Kan damarlarının reaksiyonu (hemodinamik değişiklikler) 2.Tbp. Vasküler permeabilite (geçirgenlik) artışı 3. fiziksel ve kimyasal ajanlar. Mikrobik enfeksiyonlar. ilerleyici organ hasarı. Vazodilatasyon 3. nekrotik dokular.

yabancı partiküle yapışma Partikülü sitoplazma içerisine alma Yoketme veya parçalama Akut Enflamasyonda Kimyasal Mediatörler Vazodilatasyon: histamin. bradikinin. C5a. yuvarlanma ve adhezyon (yapışma) Transmigrasyon (endotelden geçiş) Migrasyon (göç) ve Kemotaksi (yönelme) Kemotaktik (Yönelme) Ajanlar Bakteriyel ürünler Kompleman sistem komponentleri (C5a) Araşidonik asit metabolizması ürünleri (Lökotrien B4) Sitokinler (interlökin-8) Fagositoz ve Degranülasyon Tanıma. C3a. trombosit aktivite edici faktör. leukotriene B4 Ateş: IL-1. kan damarlarının proliferasyonu Konnektif doku artımı (fibrozis) Doku yıkımı 249 . Tekrarlayan akut enflamasyon atakları sonrasında oluşur.Vasküler permeabilite artışı Normal şartlarda plazma proteinleri ve şekilli elemanlar hücre dışına çıkamazlar Kan Hücrelerinin Zedelenme Alanına Birikimi Marginasyon (yanaşma). prostoglandinler Ağrı: Prostoglandinler. TNF(tümör nekroz faktör). Kronik enflamasyonun hiç akut enflamasyon bulguları olmadan ortaya çıkar: Yokedilemeyen ancak düşük toksisitesi bulunan hücreiçi mikroorganizmalar Uzun süre bazı toksik maddelere düşük dozda maruz kalma Otoimmün hastalıklar Kronik Enflamasyondaki Olaylar Mononükleer enflamatuar hücre enfiltrasyonu lenfositler plazma hücreleri makrofajlar Fibroblastların proliferasyonu. Nitrik oksit Permeabilite artışı: vazoakif aminler. oksijen metabolitleri Kronik enflamasyon ise üç yolla oluşur: Akut enflamasyonu takip ederek oluşur. lökotrien Kemotaksi: C5a. bradikinin Doku zedelenmesi: Nötrofil ve makrofaj lizozomal enzimler. prostoglandinler.

İnsizyon alanını granülasyon dokusu kaplar. Epidermis ve dermisi ilgilendiren bir yaralanmayı göz önüne alacak olursak. haftada kollajen birikimi ve fibroblastik aktivite devam eder. gün nötrofiller yerini makrofajlara bırakır. epidermis altında hafif bir skar dokusu kalmıştır. Epidermis normal kalınlığına ve diferansiyasyonuna ulaşmıştır. 3. fibrozis) PRİMER İYİLEŞME Dokuda minimal kayıp mevcuttur. YARA İYİLEŞMESİ Rejenerasyon (primer iyileşme) Sekonder iyileşme (enflamatuar granülasyon dokusu oluşumu. Enflamatuar hücreler ve ödem azalır. İyileşme daha çok rejenerasyon yolu ile olur iz kalmaz. 2. gün insizyon alanında neovaskülarizasyon normaldir. 5. Epitelial hücrelerin proliferasyonu devam eder epitel kalınlaşır. 24 saat içinde fibrin pıhtısı etrafında nötrofiller birikmeye başlar. İlk ay sonunda ise yara üzeri normal epidermisle kaplanmış. 250 . 24-48 saat içinde epidermis bazal tabakasında mitotik aktivite başlar.İnflamasyonun Sistemik Etkileri Ateş Akut faz reaksiyonları Uykuya meyil. Hipotansiyon Nabzın artması Bu akut faz reaksiyonlarının ortaya çıkışını sağlayan en önemli kimyasal mediatörler IL-1 ve TNF dir. İştahsızlık.

Tbp. Plazma Onkotik Azalması Protein kaybettiren glomerülopatiler Karaciğer sirozu Malnutrisyon Protein kaybettiren gastroenteropatiler 3. Hidrostatik Basıncın Artışı A. Sıvı birikimlerinin peritoneal boşluktakine assit.4. perikardial boşluktakine hidroperikardium adı verilir. Arterioler dilatasyon Sıcak Nörohumoral bozukluklar 2.Venöz dönüşün engellenmesi Konjestif kalp yetmezliği Konstriktif perikardit Karaciğer sirozu Venlerin tıkanması B. Enflamatuar olmayan nedenlerle oluşan sıvı birikimi berrak görünüme sahip olup. Tüm vücut boşluklarında ve dokularda yaygın ödem olmasına anazarka denir.Kd. Enflamasyon Basıncının Akut Kronik Anjiyogenez 251 . Sodyum Birikimi Renal fonksiyon bozukluğu nedeniyle vücutta aşırı tuz tutulumu Glomerüllerde Na reabsorbsiyonununda artış 4.Doç. DOLAŞIM BOZUKLUKLARI TROMBOEMBOLİZM ve ŞOK Yrd. plevral boşluktakine hidrotoraks. Enflamatuar nedenlerle oluşan sıvı birikimi genellikle berrak olmayıp. transuda denir. Nedenleri 1. Armağan GÜNAL Patoloji Anabilim Dalı KONU BAŞLIKLARI Ödem Hiperemi ve konjesyon Kanama (hemoraji) Trombozis Embolizm Pulmoner embolizm Sistemik embolizm Trombüs dışındaki nedenlerle oluşan emboliler Enfarktüs Şok ÖDEM Hücreler arasında veya vücut boşluklarında sıvı birikimidir. Lenfatik Obstrüksiyon (Tıkanıklık) Enflamatuar Neoplastik Cerrahi sonrası Radyasyon sonrası 5. eksuda olarak adlandırılır.Yzb.

Eğer seröz boşluklar kan ile dolmuşsa. Endotel ve Subendotelyal Konnektif Doku Normal endotel yüzeyi pıhtılaşma ve trombüs oluşumu için dirençlidir. HİPEREMİ ve KONJESYON Arterioler dilatasyon sonucunda organ ve dokulardaki kan akımının artışına hiperemi denir. koma ve konvülzyon gibi bulgular ortaya çıkabilir. Büyük miktarda olursa hematom adı verilir. Oluşan kitleye trombüs denir. hemotoraks. Subepitelyal konnektif doku sadece endotelyal hücreleri destekler ve trombojenik yapıdadır. hemoglobin parçalanma ürünü olan bilirübinin kanda yükselmesine bağlı sarılık oluşabilir. Trombositler. alveollere de dolar. Enfarktüs. 2. daha çok yer çekimine bağımlı lokalize ödem bulunur. hemoperikardium. Enfarktüslerin en sık nedeni damarın tromboembolik nedenlerle tıkanmasıdır. Konjesyon veya pasif hiperemide ise mavi-kırmızı arası bir renk oluşur. Akciğer ödeminde ise. hemoperitoneum şeklinde adlandırılır. seröz nitelikteki sıvı hücrelerarası boşlukta birikmekle kalmaz. Kalp yetmezliğinde. eğer akut olarak meydana gelmişse hipovolemik şoka neden olurlar. Basmakla gode bırakır. normal hemostazda ve trombüs oluşumunda ana rol oynar. Trombüsler. Deri mukoza ve seröz yüzeylerdeki çok küçük kanama odakları peteşi. venöz dönüşün azalması sonucu. Büyük miktarlarda kan kaybına neden olan hemorajiler. kan akımının yavaşlamasına veya durmasına yol açabilir. 1cm çapına kadar olanlar purpura. Birçok antitrombotik faktör vardır. Böbrek kaynaklı ödem. Deride pembemsi bir renk oluşur. doku ve organlarda kan akımının aniden kesilmesi ile oluşan lokalize iskemik nekroza denir. TROMBOZİS Kardivasküler sistem içerisinde fibrin (pıhtı) kitlesinin oluşmasına trombozis denir. Solunum güçlüğüne neden olur. Gastrointestinal sistemde meydana gelen kanamalar demir eksikliği oluşmasına neden olur. daha çok yüzde ve göz kapaklarında oluşur. Trombüs oluşumunda rol oynayan faktörler şunlardır: 1. Bu duruma siyanoz denir. Herhangi bir endotelyal zedelenmede: a) Endotele yapışma b) Çeşitli ürünler sekrete etme c) Zedelenmiş alana birikme özelliklerine sahiptirler. daha büyük olduklarında ise ekimoz olarak adlandırılırlar. Beyin ödeminde kafa içi basıncı artar. Kapiller damarlar dışına küçük kanamalar olabilir. KANAMA (HEMORAJİ) Kan damarlarının yırtılması ile kan elemanlarının dışarı çıkışına denir. beyinde ve akciğerde olduğu zaman ciddi sorunlar oluşturabilir. Hücreler arasında ve vücut boşluklarında oluşan büyük kanamalardan sonra. Trombositlerin 252 . Konjesyon ise. organ ve dokularda bulunan kan miktarının artmasıdır. Konjesyonda kanda hemoglobinin taşıdığı oksijen miktarı azalır ve mavi görünüm ortaya çıkar. Uzun süreli konjesyonda oksijenden yoksun kanın stazına bağlı kronik hipoksi oluşur.Klinik ve Morfolojik Özellikleri Ödem.

Sigara ve oral kontraseptiflerin endotel üzerinde toksik etkileri bulunmaktadır. Lökositlerden salınan çeşitli proteazlar ve plazmin ile pıhtı ortadan kaldırılır (fibrinolitik sistem). Trombüs Oluşumunu Hazırlayan Faktörler 1. Turbülansda. 3. Trombin ise fibrinojenin fibrin haline gelmesini sağlar. Aktif koagülasyon faktörlerinin sulandırılması ve makrofajların temizlemesi gibi antikoagülan mekanizmalar bozulur. enfarktüs. 2. Kanın Koagülasyon Yeteneğinde Artma: Nefrotik sendrom. b. c. İleri yaşta koagülasyon riski daha yüksektir. venlerde veya kapillerlerde oluşur. 2. Koagülasyon olayı başladıktan sonra trombüs oluşumu meydana gelir. Trombositlerin endotel ile teması artar. kırıklara neden olabilen ciddi travmalar. gebeliğin son dönemi gibi çeşitli durumlarda kanın pıhtılaşma eğiliminde artış olur. Bu mekanizmalar şunlardır: 1. Normal olarak kanda bulunan proteaz baskılayıcı proteinlerin inaktivasyonuyla proteazlar (plazmin) aktive olur ve pıhtılaşma engellenir. 1. kardiyak boşluklarda. 253 . 2. 3.birikimi geri dönüşlüdür. a. Kan Akımınındaki Bozukluklar: Staz ve turbülans akım oluşumunda 4 olay meydana gelir. Fibrinolitik aktivite ile ortadan kaldırılırlar. arterlerde. Atheroskleroz. esas olarak çeşitli faktörlerin etkisiyle protrombinden trombinin oluşmasıdır. Kardiyak boşluklarda büyük trombüs kitleleri oluşabileceği gibi kalp kapaklarında da trombotik kitleler oluşabilir. d. Trombüsler. Bölgesel kan akımının artmasıyla kan dilüe olur (sulanır) ve pıhtılaşma faktörleri azalır. immünolojik kalp kapak hastalıkları trombüs oluşumunda etkilidir. Bacaktaki venlerde oluşan trombüsler embolizme yol açtıkları için çok tehlikelidirler. Giderek büyürler ve büyük damarlarda ciddi tıkanmalara neden olurlar. yanıklar. endotel ve trombositlerde zedelenme oluşarak pıhtılışma faktörleri salınır. kardiyak cerrahi girişimler. 3. Emboliye neden olurlar. 3. Kan akımının normal olduğu alanlarda makrofajlar pıhtılaşma faktörlerini ortamdan kaldırır. miyokarditler veya immünolojik miyokardiyal reaksiyonlar. Pıhtılaşmayı engelleyen faktörler inhibe olup ve pıhtılaşmanın başlaması engellenemez. 4. Ayrıca radyasyon. Endotelyal zedelenme: Kalp ve arterlerde trombüs oluşmasının en önemli nedenidir. sigara gibi eksojen kimyasal maddeler ve bakteriyel toksinler de endotel hasarı oluşturma potansiyeli taşır. Bunlara vejetasyon denir. Morfoloji Trombüs. Organizmada pıhtılaşmayı önleyen veya oluşmuş pıhtıyı çözmeye çalışan antikoagülan mekanizmalar vardır. Koagülasyon Sistemi: Koagülasyon.

Aynı anda aktivite olan fibrinoliz sonucunda kapiller damarlarda yaygın kanamalar başlar. Femur ve pelvis gibi büyük kemiklerin kırılmalarından sonra yağ globülleri damarlar içerisine girebilir. Organize ve rekanalize (trombüs içinde küçük kapiller damar oluşumları) olurlar. Tüm pulmoner emboli vakalarının %95’inden fazlasında embolinin kaynağı popliteal. Amniotik Sıvı Embolisi: Amnion sıvısının plasental membranda oluşan bir zedelenme sonucu annenin kan dolaşımına geçmesiyle oluşur. Hava veya Gaz Embolisi. oluştuğu yerden daha uzak bir yerde tıkanma yapmasına embolizm denir. Olguların %5 inde ani ölüm. Yaralanmış arter veya venin içerisine hava kabarcıklarının sızması sonucu hava embolisi oluşabilir. Dalgıçlarda görülen ve “vurgun” olarak halk arasında bilinen dekompresyon hastalığında ise atmosfer basıncındaki ani değişikliklerle oluşan gaz embolisi söz konusudur. Aniden yüzeye çıkıldığında çözünürlük azalacağı için erimiş azot gaz haline gelir ve emboliye yol açar. hastayı aniden yüzeye çıkmadan önceki basınç koşullarına geri döndürmektir. sıvı ve gaz şeklindeki kitlelerin. Yüksek basınç altında uzun süre kalan kişilerde kanda erimiş halde bulunan azot miktarı artar. mikrodolaşımda yaygın olarak trombüs oluşumunu takiben aktif fibrinoliz ve kanama ile karakterli bir kanama bozukluğudur. EMBOLİZM Damar içinde solid. Trombüs Dışındaki Nedenlerle Oluşan Emboliler: 1. Bunun dışında kırıklardan sonra yağ embolisi. Tedavideki en önemli prensip. Trombüslerin çoğu miyokard enfarktüsü sonrasında meydana gelir. serum verme sırasında hava embolisi. femoral ve iliyak venlerdeki trombüslerdir. Tıkanıklık küçük çaplı damarlarda olduğunda. 3. dalgıç hastalığında nitrojen gazının embolisi gibi emboliler vardır. kollateral olmadığı için genellikle pulmoner enfarktüs ortaya çıkar. Ani olarak gelişen çok sayıda trombüs nedeniyle trombositler ve çeşitli pıhtılaşma faktörleri hızla tükenir. Tıkanan damarların sayısı ve çapına bağlı olarak hastada ciddi bir embolizm sonucu kalp yetmezliği ve şok görülebilir. akut sağ kalp yetmezliği ve kardiyovasküler yetmezlik gelişebilir. Enfarktüs iki tiptir: 1) Anemik (beyaz) 2) Hemorajik (kırmızı) 254 . 2. Lokalizasyon göre başlıca iki tipi vardır: Pulmoner Embolizm Büyük ve orta çaplı pulmoner arterlerin emboli ile tıkanmasıdır.4. %80-85’ i kalpte oluşan trombüslerden kaynaklanır. Yaygın Damariçi Pıhtılaşma (DIC) Gebelik veya septik şok gibi çeşitli durumlarda gelişen. Yağ Embolisi. Sistemik Embolizm Arteriyal sistemde emboli olması demektir. EmbolilerİN %99’u trombüslerden kaynaklanır. ENFARKTÜS Bir organ yada dokuda arterial veya venöz kan akımın aniden kesilmesi sonucu oluşan lokalize iskemik nekroza enfarktüs denir.

ciddi travma ve yanıklar. Septik enfarktüslerde ise apse oluşabilir. Dokunun İskemiye Dayanıklılığı: Nöronlar ve SSS çok dayanıksızdır. kalp rüptürü. spinal kord yaralanmalarında oluşur. genelikle tepesi tıkanan damar tarafında bulunur. Hipovolemik Şok: Kanama. Beyinde Villus poligonu büyük arterlerin birleşmesini sağlar. 255 . çift sirkülasyonlu veya konjesyon bulunan dokularda görülür. d. Nörojenik Şok: Anestezi. Kollateraller oluşmuştur.Anemik (beyaz) enfarktüs solid dokularda arteriyal tıkanma sonucu gelişir. Enfarktüs alanında enflamatuar reaksiyon. 24 saat sonra normal bir doku ile arasındaki fark iyice belirginleşir. 3. 2. Normal doku ile enfarktüs alanı arasında keskin bir hat oluşur. Oksijensiz ortamda hücrelerin anaerobik metabolizmaları sayesinde laktik asit miktarı yükselmeye başlar ve asidoz gelişir. Çok az anastomoz desteği olan tek arterle beslenme: Böbrekte ise arteriyal yapıda yeterince anastomoz bulunmaz. Arteriyel Yapıların Anatomik Durumu: Çeşitli organ ve dokularda 4 tip arteriyal beslenme görülür: a. 2. Morfolojik Bulgular: Hemorajik ya da anemik olsun tüm enfarktüsler koni şeklinde olup. 4. ŞOK Aşırı kanama. Kardiyojenik Şok: Miyokard enfarktüsü. çeşitli mekanizmalarla telafi edilebilir. fibroblastik aktivite ve skar dokusu oluşumu birbirini izler. kusma. Şok Sınıflandırması: 1. Tüm nekroz alanının skar dokusu haline gelmesi bazen aylarca sürebilir. Koroner atherosklerozu olan kişilerde enfarktüs daha kolaylıkla oluşur. Hemorajik (kırmızı) enfarktüs genellikle venöz tıkanma sonucu gelişir ve gevşek. Beyin dokusundaki iskemik olaylarda bu türden bir skar dokusu gelişmez. 3. Dolaşan kan volümünün aniden azalması ile oluşan şoka hipovolemik şok denir. Kalbin pompalama fonksiyonu bozulur. kardiyak tamponadı. Buna karşılık mezankimal hücreler çok daha dayanıklıdır. Tıkanmanın Gelişme Hızı: Çok yavaş gelişen bir tıkanma daha kolay tolere edilebilir. diyare ve yanık gibi nedenlerle oluşan aşırı sıvı kayıpları ile ortaya çıkar. aritmitler. enfarktüs oluşumunu kolaylaştırır. Enfarktüsün Ciddiliğini Etkileyen Faktörler: 1. Kan hacmindeki %10-15 lik kayıp. Bu nedenle enfarktüs daha sıktır. Paralel arteriyal sistemle beslenme: Ön kol ve beyinde bulunur. Kan ve Kardiyovasküler Sistemin Durumu: Anemi veya hipoksi gibi kanın oksijen taşıma kapasitesinde azalmaya yol açan durumlar. pulmoner embolizm gibi nedenlerle oluşur. Septik Şok: Bakteriyel enfeksiyonlarda sepsis sonucu oluşur. b. c. Zengin interarteriyal anastomozlarla desteklenmiş tek arterle beslenme: Kalpte ve İnce barsak arterleri arasında ise zengin anastomozlar bulunur. yaygın pulmoner embolizm veya bakteriyel sepsislerde vücudun hemostaz mekanizmalarının bozulmasıyla oluşan dolaşım kollapsıdır. 4. Çünkü burada likefaksiyon nekrozu gelişir. şiddetli miyokard enfarktüsü. Çift arterle beslenme: Karaciğerlerde çok nadiren iskemik nekroz oluşur.

ADH salgısının artması ve renin-angiotensin-aldesteron sisteminin aktivasyonu ile kan dolaşımı yeterli bir düzeye kadar yükseltilir. Santral ven etrafında nekroz olur. Geri döndürmek mümkün olamaz. Hastanın idrar miktarı gittikçe azalır.Kardiyojenik ve hipovolemik şokta hasta kapiller vazokonstriksiyon nedeniyle soğuk ve terlidir. 2. Şokun Dönemleri 1. 256 . 3. İlerleyici (Dekompanze) Dönem: Kompanzatuar mekanizmalara rağmen istenen miktarda kan dolaşımı sağlanamaz. Erken (Kompanze) Dönem: Kan dolaşımındaki kompanze edilebilir bir azalma sonucunda vazokonstriksiyon. Septik şokta şiddetli vazodilatasyon nedeniyle deri normal veya kurudur. Şokta En Çok Etkilenen Organlarda Sık Karşılaşılan Morfolojik Bulgular Organ Morfolojik Değişiklik Beyin Hipoksik ensafalopati Kalp Subepiteliyal ve subendotelyal kanamalar. Bu organlarda iskemiye bağlı hücre ölümleri gerçekleşmiştir. mikroenfarktüsler Akciğerler Alveolerde şiddetli zedelenme ve bakteriyel enfeksiyonlar Böbrekler Akut tübüler nekroz Böbreküstü Özellikle kortekste küçük nekroz alanları bezleri Gastrointestinal Mukozal hemorajiler ve nekroz odakları sistem Karaciğer Hepatositlerde yağ globülleri birikir. kalp hızının artması. Geri Dönüşümsüz Dönem: Beyin kalp ve böbreklerdeki perfüzyon bozukluğu tamir edilemeyen noktaya gelmiştir.

Kd. NK Hücreleri: Tümör hücrelerini.Yzb. T ve B lenfositlerin farklılaşmasında rol oynayan faktörleri salgılarlar. %10-15’ini ise T ve B hücresi olarak belirlenemeyen “Naturel Killer (NK)” hücreleri oluşturmaktadır.Doç. B. virüsle enfekte hücreleri ve mantarları. Bu sitemde immün yanıtta rol oynayan 2 önemli mekanizma vardır: 1. Toksik maddeler ve proteolitik maddeler salgılayarak tümör hücrelerinin ortadan kaldırılmasına yardımcı olurlar.Tbp.5. yapışarak ve sitotoksik maddelerle eriterek öldürürler. Gecikmiş tipteki aşırı duyarlılık reaksiyonlarında rol oynamaktadırlar. Bu antijenlerin yerleştiği genlere histokompatibilite genleri denilmektedir. Bu işlevlerini T ve B lenfositlere gereksinim olmadan yapmaktadırlar. B lenfositler antijenik bir uyarı karşısında 5 farklı immünglobulin (Ig) salgılar: Ig G. T lenfositler aracılığıyla olan hücresel immünite Dolaşan kandaki lenfositlerin % 60-70’ini T lenfositler. C). Kanda monositlerin ve dokularda makrofajların oluşturduğu mononükleer fagositer sistemin ise her iki immün yanıtta uyarıcı rolü vardır. 257 . Doku Uygunluğu (Histokompatibilite) Antijenleri ve HLA Sistemi: Bireyin kendi antijenik özelliklerini ayırt edebilmesi bağışıklık sisteminin bir özelliğidir. T8 (+) lenfositler T4 (+) lenfositlerin uyarıcı özelliklerini baskılayarak kontrol altında tutmaktadır. T4 (+) lenfositler salgıladıkları uyarıcı (IL2 gibi) faktörlerle hücresel ve hümoral immün yanıtta rol oynamaktadır. B Lenfositler: Kemik iliğindeki kök hücrelerden köken alırlar ve ince bağırsaktaki Payer plaklarında antijenik özelliklerini kazandıkları varsayılmaktadır. Transplante edilen doku veya organın atılımında rol oynayan antijenlere “doku uygunluğu (histokompatibilite)” veya “transplantasyon” antijenleri adı verilir. T4 (+) (yardımcı T lenfositler) ve T8 (+) (sitotoksik-baskılayıcı T lenfositler) antijenik özelliklere sahip iki tip T lenfosit vardır. Kromozom üzerinde yer aldıkları gen grubuna major histokompatibilite kompleksi (MHC) adı verilir ve başlıca 2 grup altında incelenir: Klas I Antijenler (HLA-A. A. bütün çekirdekli hücrelerde bulunmaktadırlar. D ve E. BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ HASTALIKLARI Yrd. Makrofajlar: 1. M. Antijenleri fagosite ederler ve işleyerek T lenfositlere sunarlar. B lenfositler aracılığıyla olan hümoral immünite 2. 3. 4. 2. T Lenfositler: Kemik iliğindeki kök hücrelerden köken alarak timusa gelmekte ve burada antijenik özelliklerini kazanmaktadır. Armağan GÜNAL Patoloji Anabilim Dalı Bağışıklık sistemi vücudu mikroorganizmalardan koruyan ve kendi antijenik özelliklerini tanıyan bir sistemdir.

Örnek: Otoimmün hemolitik anemi. Bu maddeler düz kaslarda kasılmaya. Örnek: Pernisiyöz anemi. Bu yapışmadan sonra mast hücreleri veya bazofiller bu antijeni tanır hale gelirler (sensitizasyon veya duyarlanma evresi). (T4 (+) lenfositlerin yabancı antijenleri tanıyabilmesi için önceden klas II antijenlerle makrofajlarda işlenmiş olması gerekir). 2. antijen sunan hücreler (monositler. 258 . Transplantasyonlarda alıcı ve verici arasında doku uygunluğu olmadığında alıcının bağışıklık sistemi o dokuyu veya organı yabancı olarak tanımakta ve rejeksiyona neden olmaktadır. Otoimmün Hastalıklar Vücut kendi antijenlerini histokompatibilite antijenleri sayesinde tanıyabilmekte. B lenfositler ve bazı uyarılmış T lenfositlerde bulunmaktadır. Tip III (İmmün Kompleks) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Antijen-antikor (IgG ve M) komplekslerine kompleman sisteminin elemanları eklenmekte ve ortama çekilen nötrofil lökositlerden açığa çıkan lizozomal enzimler hedef hücrenin erimesine neden olmaktadır. poliarteritis nodoza (PAN). Tip IV (Hücresel) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Yabancı antijenle duyarlanmış T lenfositler açığa çıkan sitotoksik faktörler aracılığı ile hedef hücrenin erimesine neden olunmaktadır. organ veya doku rejeksiyonları (atılımları). Bu antikorların üretimine ya T4 (+) lenfositlerin aşırı fonksiyonu veya T8 (+) lenfositlerin baskılayıcı fonksiyonlarının yetersiz oluşunun neden olduğu düşünülmektedir. İmmün yanıtta hücreler arası ilişkiyi sağlamaktadır. romatoid artrit. Bu Antijenlerin Başlıca Görevleri: 1. Serum Hastalığı. makrofajlar. Sitotoksik T lenfositlerin virüsle enfekte hücreleri tanıyabilmesi için klas I antijenlere gereksinim vardır. Örnek: Anaflaktik şok (penisilin allerjisi) ve allerjik (bronşial) astım. Tip II (Sitotoksik) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Homolog veya otolog antijenlere IgG ve M özelliğindeki antikorlar bağlandıktan sonra veya kompleman sisteminin de katılmasıyla hedef hücrenin erimesine neden olunmaktadır. polimyozitis gibi. dentritik hücreler). skleroderma. Bu durumda bağışıklık sistemi kendi antijenlerini yabancı olarak algılamakta ve “otoantikor” adı verilen antikorların oluşumuna neden olmaktadır. damarda geçirgenlik artışına ve ödeme neden olmaktadır.Klas II Antijenler (HLA-D). ancak nedeni tam olarak anlaşılamayan mekanizmalarla bu özellik ortadan kalkabilmektedir. lepra. Klas I antijenlere göre dokulardaki dağılımı daha sınırlı olup. Örnek. İkinci kez aynı antijenle karşılaşan duyarlanmış mast hücreleri veya bazofillerin yüzeyinde bulunan IgE’lerle antijen birleştiğinde vazoaktif maddeler açığa çıkmaktadır (degranülasyon evresi). Hashimato tiroiditi. 3. Aşırı Duyarlılık Reaksiyonları Tip I (Anaflaktik) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Antijen ilk karşılaşmada IgE ile birleşerek mast veya bazofil hücrelerin yüzeyine yapışır. Örnek: Tüberküloz.

259 . amorf. Buna bağlı olarak çeşitli klinik belirtilere yol açabilir. Sistemik bir hastalık olarak kabul edilen Amiloidoziste immün sistemdeki değişikliklerin etkili olduğu kabul edilmektedir.Amiloidozis: Birçok hastalıkta immünolojik mekanizmaların etkili olduğu düşünülmektedir. Birçok doku ve organda intersellüler aralıkta birikebilir. hiyalin benzeri ekstrasellüler bir madde olarak saptanır. Amiloid patolojik ve protein benzeri bir maddedir. Amiloid birikimi ışık mikroskop altında eosinofilik. Kongo red adlı bir boyayla da gösterilebilir. Amiloidoziste bu hastalıklardan biridir.

Malign tümörlerde atipi. yaygınlığının (invazyon) derecesi “stage” olarak adlandırılır. matür (benign) ve immatür (malign) olmak üzere ikiye ayrılırlar. üç germ yaprağından köken almış hücrelerden meydana gelen bir tümördür. orta ve az diferansiye olmak üzere üç şekilde derecelendirilir. İndiferansiye terimi de anaplazi gibi diferansiasyon kaybını ifade eder. Diferansiasyon kaybı “anaplazi” olarak ifade edilir.Yb. Düşük dereceli (iyi diferansiye) tümörler daha iyi biyolojik davranış gösterir ve daha yavaş büyürler. müsin (over.6.Tbp. Bazı tümörlerde keratin (yassı epitel hücreli karsinom) safra (hepatosellüler karsinom). Diferansiye edilemeyen malign tümörler anaplastik ya da indiferansiye olarak sınıflandırılmaktadır. Daha sonra ise invazivlik gelir. Tümörler benign (iyi huylu) ve malign (kötü huylu) olarak iki gruba ayrılmaktadır. Teratomlar en çok gonadlarda görülür. Neoplazi terimi de aynı anlamda kullanılmaktadır. Dermoid kist. mediyasten ve beyinde orta hatta görülür. Teratomlar. Önder ÖNGÜRÜ Patoloji Anabilim Dalı KONU BAŞLIKLARI GENEL BİLGİLER Tümör Biyolojisi Metastaz Biyolojisi Epidemiyoloji KARSİNOGENEZ Kimyasal Etkenler Radyasyon Viral Etkenler Onkogenler PARANEOPLASTİK SENDROMLAR TÜMÖRLERDE SALGILAR TÜMÖRE KARŞI KONAK YANITI GENEL BİLGİLER Tümör kelime olarak şişlik anlamına gelmektedir. Kaynaklandığı tümörlere benzerlikleri nedeniyle histopatolojik tanısı yüksek dereceli (kötü diferansiye) olanlara göre daha zordur. Daha sonra ise retroperitoneal bölge. Malign tümörlerde farklılaşma (diferansiasyon) “grade”. mitoz ve 260 . En sık görülen teratom dermoid kisttir. Epitelyal kaynaklı malign tümörler “karsinom veya kanser”. kolonun müsinöz adenokarsinomları) kalsitonin (tiroidin medüller karsinomu) üretimi olabilir. TÜMÖRLER Doç. mezenkimal kaynaklı malign tümörler ise “sarkom” olarak adlandırılır. matür kistik bir teratomdur ve sık olarak genç-erişkin kadında overde görülür. Malign tümörler iyi. Teratom. Benign tümörler genelikle iyi sınırlı lezyonlardır. En güvenilir malignite kriteri metastazdır. Malign tümörlerin genellikle çevre dokuları infiltre etme (yayılma) eğilimi vardır. Tümörün kan ya da lenf yolu ile farklı organlara gidip orada invazyon göstermesi “metastaz” olarak adlandırılır.

over. hepatoma benign tümör gibi adlandırılmış olmalarına rağmen. Benign tümörlerin çoğu kapsüllü (lipom) veya iyi sınırlıdır (leiomyom). Bazı tümörler (bazal hücreli karsinom) malign oldukları halde metastaz potansiyelleri yok denecek kadar azdır. Tümör Biyolojisi Tümör gelişiminin bir hücreden başladığı düşünüldüğü için tümör hücreleri ilk oluştuklarında monoklonaldir. Meme. endometriyum. Malign tümörler hiçbir zaman kapsüllü değildir. prostat tümörlerin gelişiminde hormonal etkilerin rolü vardır. glioma. Bölünmekte olan çok hücre varsa kemoterapi daha etkilidir. Mitoz yüksekliği büyüme hızını gösterir. melanoma. Ancak. Burkitt lenfoma. seminoma.: Özofagus alt ucunda Barrett özofagusunda adenokarsinom gelişimi) için zemin hazırlarlar. En sık görülen malign tümörler. Sarkomlar daha çok hematojen yayılım gösterirler. Displazilerin geri dönüşümü olabilir. periton ve plevra gibi vücut boşlukları ile doğrudan yayılımı sıktır. Lenfatiklerin bazal membranında kollajen ve laminin olmadığı için invazyon daha kolaydır. Periton yayılımı en sık over yüzey epiteli kanserlerinde görülür. Bazı lezyonlar malign tümörler (örn. Bu iki organda da metastatik tümörler. anjiyomatozis ve nörofibroma gibi benign tümörlerde) gösterebilir. Tümör hücresi. Ancak bu parametreler bazen benign tümörlerde de görülebilir. Displazi prekanseröz bir lezyondur. Metastaz en çok karaciğere. Arter çok elastik fibril içerdiği için vene göre invazyona daha dirençlidir. normal hücrelerden daha kısa mitoz süresine sahip değildir. Ancak bazen kapsüllü olmayabilir ve invaziv gelişim (fibromatozis. Benign tümörler genellikle “-oma” eki almaktadır. Tümörlerin. Lenfoma. daha sonra ise gastrointestinal kanserlerde sıktır. Apendiks ve overlerin müsinöz kistadenokarsinomlarında müsin salgısı direkt batın içine yayılarak psödomikzoma peritonei tablosu oluşturabilir. Kemoterapinin etkisi iyi diferansiye tümörlerde az olup.nekroz görülebilir. büyüme ve bölünme gösteren hücrenin çok olmasındandır. bölgesel lenf nodlarına. ikinci sıklıkta da akciğerlere olur. her displastik lezyon mutlaka kansere dönüşmez. Ancak bazı sarkomlar (sinovyal sarkom) hem hematojen hem de lenfatik yayılım gösterebilir. az diferansiye ve hızlı büyüyenlerde daha etkilidir. kemik ve akciğerlere). bazen yalancı bir kapsül bulunabilir (renal hücreli karsinom ve bazı sarkomlarda olduğu gibi). Epitelyal kanserlerin çoğunda önce bir displazi evresi vardır. deri tümörlerinden sonra adenokarsinomlardır. Tendon. Bazı tümörler (Kronik Miyeloid Lösemi. Metastaz eğilimi tümörlerde farklılık gösterebilir (örn. kıkırdak dokusu tümör invazyonuna dirençlidir. Zamanla heterojenite ve genetik instabilite kazanırlar. Karsinomlar daha çok lenfatik yolla yayılırlar (meme karsinomları önce aksiller lenf nodlarına). Tümörün hızlı büyümesi. primerlerden daha sıktır.: meme kanserleri. Meme kanserlerindeki portakal kabuğu kırmızısı görünüm tümörün lenfatikleri tıkamasına bağlıdır. eklem kapsülü. malign tümörlerdir. 261 . Wilms tümörü gibi) kromozomlardaki karyotipik değişikliklerle ilişkili olabilmektedir. Bu olasılık hafif ve orta dereceli displazilerde daha çoktur.

Bu reseptörler yolu ile bazal membranlara ve konnektif doku elemanlarına yapışır. bazı organlara daha çok metastaz yapma eğilimindedir. Bazı kimyasal maddeler her iki etkiye birden sahip olabilirler. Tablo I. Proteaz enzimlerle bazal membran ve ekstrasellüler matriksi parçalar. Cinsiyete göre kanserlerin görülme sıklığı Tablo I’de gösterilmiştir. Tablo II’de bazı kimyasalların neden olduğu kanserler gösterilmiştir. ailesel polipozis koli. Tümör hücreleri proteazlar aracılığıyla dokularda kolaylıkla yayılır. Ancak bu değişiklikler tümör oluşması için yeterli değildir ve tümör oluşması için mutant DNA çoğalmalıdır. over ve kolon tümörlerinin gelişiminde ailesel yatkınlığın önemi vardır. Metastaz olabilmesi için tümörün kitlesinde artış olmalıdır. Teşvik ediciler. 262 . Östrojen ve sakkarin bu tür bir etkiye sahiptir. İskelet kasında proteaz enzim inhibitörleri yüksek olduğu için kas dokularına metastaz olasılığı düşüktür. Polisiklik hidrokarbonlar bu etkiye sahip maddelerdir. Epidemiyoloji Çocuklarda 15 yaş altında lösemi. 2 önemli aşama vardır: Başlatıcılar hızlı ve geri dönüşsüz etkilidir. metastazın gelişmesinde önemlidir. mutasyon oluşmuş hücrede tümör oluşumuna yol açar.Metastaz Biyolojisi Tümör hücresinin invazyon ve metastaz için laminin ve fibronektin reseptörlerine ihtiyacı vardır. akciğer. DNA ana hedeftir ve mutasyon oluşturur. Tümör hücrelerinin uzak bölgelerde endotele ve diğer doku elemanlarına yapışmasıyla ekstravasküler ortama geçişi. Kimyasal karsinogenezde. Bazı tümörler. Proliferasyon ve klonal büyüme yapıcıdır. Metastatik tümörlerde bu enzimler daha fazladır. nörofibromatozis) genetik sendromlarla ilişkisi bulunmaktadır. Cinsiyete Göre Kanserlerin Görülme Sıklığı Cinsiyet Görülme Sıklığına Göre Ölüm Nedenine Göre Erkek Prostat kanseri Akciğer kanseri Akciğer kanseri Prostat kanseri Kolon kanseri Kolon kanseri Kadın Meme kanseri Akciğer kanseri Akciğer kanseri Meme kanseri Kolon kanseri Kolon kanseri KARSİNOGENEZ Kimyasal Etkenler Kanser oluşumu çok basamaklı bir olaydır. Hücredeki genetik bilgiyi değiştirir. 4 yaş altında santral sinir sistemi tümörleri sıktır. Meme. Bazı kanserlerin (retinoblastoma.

büyüme faktörleri. pankreas. Bazı Kimyasalların Neden Olduğu Kanserler Kimyasallar Neden Olduğu Kanserler Sigara dumanı (benzepiren. Human papiloma virüs (HPV). mesane. Viral Etkenler İnsanlarda DNA virüsleri birçok tümör oluşumunda rol oynarken. Protoonkogenler. Epstein Barr Virüsü (EBV). Hepatit B ve C virüsü. DNA sentezi regülasyonu (myc geni). melanom. kronik karaciğer hastalığı oluşturarak. atom bombası. 263 . Röntgen ışınları. aromatik hidrokarbonlar) özofagus ve böbrek kanserleri Nitrozaminler Mide kanseri Arsenik Akciğer kanseri Sakkarin ve siklamatlar Mesane Dietil stilbesterol Endometriyal ve endoservikal adenokarsinoma Benzen Lösemi Formalin Sinonazal ve akciğer kanseri Radyasyon Ultraviyole ışınları. Akciğer. Bazı türleri verruka vulgaris ve papillomlar gibi benign lezyonların. Enzim inaktivasyonu ve mutasyonlara sebep olur. HPV genital. nükleer santraller. Uranyum madencilerinde akciğer kanseri olasılığı artmıştır. Burkitt lenfoma ve nazofarinks kanseri gelişiminde rol oynar. deri ve oral tümörlerin oluşumu üzerinde etkilidir. kromozomal değişikliklere ve enzim inaktivasyonlarına yol açar. Hematopoetik. filmleri elle tutanlarda deri kanseri oluşturur. DNA virüsleri içinde en çok tümör oluşturan virüstür. Ayrıca hücresel immuniteyi baskılar. ağız. reseptör proteinleri (erb: epitelyal büyüme faktörü reseptörü geni). bazıları kondilom gibi düşük riskli lezyonların ve bazıları da serviksin yassı epitel hücreli kanserleri. kansere sebep olan genlerdir. larinks. Baş boyun bölgesinde kanser tedavisi amacı ile yapılan ışınlamada tiroid papiller karsinomu ve tükrük bezi mukoepidermoid karsinomu olasılığı çok yüksektir. tedavi amacıyla kullanılan radyoterapi ve diğer iyonize ışın yayan etkenlere bağlı olarak açığa çıkar. tiroidin papiller karsinomu. İyonize radyasyon lösemi. Onkogenler Onkogenler. Ultraviyole. indirekt yolla karaciğer karsinomu oluşumuna sebep olurlar. İyonize radyasyon. lenfoid sistem ile gonadlar en çok etkilenir. kolon ve akciğer kanserlerine sebep olabilir. Işınlar. meme. Büyüme ve çoğalma gibi normal hücresel işlevlerden sorumlu normal genler olan protoonkogenlerin mutasyonu sonucu oluşurlar. bazal hücreli karsinom. kemik ve gastrointestinal sistem daha dayanıklıdır. T hücreli lösemi/lenfoma gelişiminde etkilidir. Çocuklar daha çok etkilenirler. Deri. yassı epitel hücreli karsinom ve solar keratozun etiyolojisinde önemlidir. RNA virüsü olarak sadece HTLV-1 virüsü var olup. oral ve laringiyal karsinomlar gibi malign lezyonların gelişiminde önemli rol oynarlar. UVB kanserojen etkilidir. Ultraviyole P53 ve ras onkogenlerini aktive eder.Tablo II.

Tablo III’de bazı tümörlerden salgılanan maddeler görülmektedir. Pankreas.postreseptör sinyal iletimleri (ras geni) ile ilgili proteinlerin oluşumundan sorumludur. Pıhtılaşmayı arttıran faktörlerin salınımına bağlıdır. Akciğerin küçük hücreli karsinomu ACTH salgılayabilirler. Bronş adenomu. Pankreas kanserlerinde ve diğer organların müsinöz adenokarsinomlarında izlenir. Onkogenler içinde en sık rastlanılan ras onkogenidir. mol hidatiform ve gonadotropin (HCG) embriyonal karsinom Kalsitonin Tiroidin medüller karsinomu Katekolaminler Feokromositoma ve nöroblastoma Alfa feto preotein (AFP) Hepatosellüler karsinom embriyonal karsinom. Metastazlar ile oluşan hiperkalsemi paraneoplazi değildir. lösemiler ve prostat kanserlerinde görülür. PARANEOPLASTİK SENDROMLAR En sık görülen paraneoplazi hiperkalsemidir. histamin ve bradikinin salınımına bağlı olarak karsinoid sendrom izlenir. Tablo III. meme ve böbrek tümörleri. Hücreler çok az miktardaki büyüme faktörüne aşırı bir yanıt olarak otonomi kazanır ve neoplastik sürece geçiş gösterir. Gezici venöz trombüsler. Akciğerin yassı epitel hücreli karsinomu. Bu genlerden. tümör oluşmaz. En sık paraneoplastik endokrinopati Cushing sendromudur. safra kanal kanserlerinde mutant şekli aktiftir. en iyi bilineni p53 genidir. mitotik etkinlikte artışa. Dissemine intravasküler koagülasyon. serotonin. Ancak her iki gen çiftinde de mutasyon olursa tümör ortaya çıkar. büyüme faktörlerinin aşırı üretimine. Onkogenler dominant kanser genleridir. kolon. Aktive oldukları zaman. Kromozomlardaki mutasyonlar gen çiftlerinden birinde ise. DNA sentezinin regülasyonunun bozulmasına neden olur. yolk kesesi tümörü Prostat spesifik antijen Prostat kanseri (PSA) Ca 125 Overin yüzey epiteli kaynaklı malign tümörleri Ca 15-3 Meme tümörleri CEA Kolon. parathormon veya benzeri maddeler salgılayabilirler. pankreas ve gastrik kanserlerde. Tümörlerden Salgılanan Maddeler Salgılar Salgılayan Tümörler Human koryonik Koryokarsinom. Antionkogenler (kanser baskılayıcı genleri): büyümeyi önleyici etkileri vardır. TÜMÖRLERDE SALGILAR Tümörlerin bazı salgıları tanıda ve nükslerinin izlenmesinde yararlı olmaktadır. pankreas ve mide adenokarsinomaları 264 . Tiroid medüller karsinomunda kalsitonin üretimine bağlı olarak diyare görülür. safra kesesi.

265 . NK ve sitotoksik T lenfositleri aktive eder ve bu hücreler antitümöral etki gösterir.TÜMÖRE KARŞI KONAK YANITI Natural killer (NK) lenfositler. TNF alfa (kaşektin) anti tümör etkiye sahip olup. IL-2. tümöre karşı yanıtta en önemli hücrelerdir. tümör immünitesinde en önemli sitokindir.

doktorlar. Gene de. hastalarının bir insan olarak gereksinmelerini dikkate almak zorundadırlar. Karşılıksız veya karşılığı maddi olmayan bir iyi eylem. uzayın ölü olduğunu söylemek onun yaşamış olduğunu söylemek olur. bizi yaşamın tutarlı bir tanımının gerekli olduğu yargısına götürür. sosyal ve diğer açılardan yaklaşmak mümkündür.Yzb. düş ürünü olmak zorunda değildir. canlılığı belirleyen öğeler olarak şunlar gösterilebilir: Organizasyon. Bu nedenle ölümün de ideal bir tanımı yapılamaz.7. bu tanım yanıltıcı olabilir.Tbp. Yaşamı. Doktor-hasta ilişkisinin son yarım asırdır gittikçe artan biçimde mekanikleşmesinde. Uyarılabilirlik. Ancak. Hücrenin ölümü ile sonlanan olaylar dizisinde. yaşamın her koşulda doğru ve anlamlı olan bir tanımı yapılamamış ve sınırları belirlenememiştir. hasta-doktor ilişkisi bir teknisyenmakine ilişkisine indirgenemez. Hareket. Armağan GÜNAL Patoloji Anabilim Dalı Giriş Ölüme yalnızca tıbbi değil. Çünkü. Büyüme. Çoğu canlı organizmanın vücudunun önemli bir kısmını oluşturan su bile hücreler için toksik olabilmektedir. Bu işleyişi aksatan bütün etkenler ölüme neden olabilir. Ölümü daima yaşama başvurarak tanımlamak zorunda olmamız. hücre ölümüne yol açan maddelerin temelde hangi düzenekleri bozdukları söylenebilir. birbirleriyle çok sıkı ilişkileri olan bu düzeneklerin her birinin biraz da olsa katkısı bulunur. Daha ileri giderek. antropolojik. Üreme Uyum sağlama. iki insan arasındaki özel ve çok yakın bir ilişki olma konumunu sürdürmelidir. bunu dikkate almadan doktorluk yapılamayacağı bile söylenebilir. toplumların yaşama bakışlarında maddeciliğin egemen olması da önemli bir etkendir. hukuksal. Ölüm nedir? Ölümü genel anlamıyla "yaşamın olmaması" biçiminde tanımlamak çok pratik bir çözüm gibi görünmesine rağmen. ölümün yalnızca tıbbi yönüyle ilgilenmeleri onları eksik ve yetersiz kılar. Ölüm. dini. ne kadar gelişmiş teknolojiler kullanılırsa kullanılsın. Doç. yalnızca yaşamış veya yaşamakta olan varlıklar için söz konusu olabileceğinden. Doktorların.Kd. Hücrenin Ölümü Canlı organizmada canlılık özelliklerinin tam olarak korunduğu en küçük birim olarak kabul edilen hücreler normalde sürekli olarak uyarılır ve bu uyarılara uygun karşılıklar vermeye çalışırlar. doktorların eğitilmelerindeki yanlışlar kadar. 266 . ÖLÜM Yrd. özde. Doktorluk. ekonomik.

organizmanın ölümünü otopside görür. Sonraki 12 saat içinde katılık sürer ve daha sonra yine yaklaşık 12 saat içinde kaslar yeniden gevşer (ikincil gevşeme). Ölü katılığı kıl diplerindeki kasları da tuttuğundan. Bu saptamanın olabildiğince erken yapılması. Çürümenin dıştan görülen ilk bulgusu karın sağ yanında beliren yeşillenmedir. ölü katılığı. Transplantasyona aday seçiminde karar verici rol oynayan kurulların çalışmaları açısından bu ölüm bulgularının anlamı yoktur. Her durumda. Katılığın gelişmesi kişinin ölüm nedenine. Ölümden sonra vücut sıcaklığı ilk on iki saatte saat başına 1 santigrat kadar düşer. cesetlerde bir süre "ürperme" görüntüsü (cutis anserina/kaz derisi) olabilir. Lekeler ölümden yaklaşık 1-3 saat kadar sonra oluşmaya başlar ve 5-6 saat içinde belirginleşerek yaklaşık 12 saat sonra en belirgin duruma gelirler. ölümden sonra (bir kas gevşemesi döneminin ardından) bütün düz ve çizgili kasların ATP eksikliği ve laktik asit fazlalığı nedeniyle sertleşmesidir. bu bulgu. Dokuları sıkıştıran dış etkenlerin (kemer gibi) bulunduğu bölgelerde ölü morlukları oluşmaz. ölümden sonraki vücut sıcaklığı değişimleri çevre sıcaklığı ile yakından ilişkilidir. Ölümden 36-48 saat sonra başlayan bu gevşeme-yumuşamadan "çürüme" sorumludur. Vücut sıcaklığının düzenli olarak ve rektumdan ölçülmesiyle bir ölümün üzerinden yaklaşık ne kadar zaman geçtiği kestirilebilir. ölüm zamanını belirlemede güvenilir biçimde kullanılamaz. Ancak. Anatomik Patoloji Açısından Ölüm Patolog. kanın damarlarda göllenmesi ve zedelenen endotel katmanından dışarı eritrositlerin sızmasıyla oluşur. vericinin tıp açısından 'ölmüş olduğunun' saptanması da bulunmaktadır. hücresel ölüm gerçekleşmemiş 267 . bunu izleyen saatlerde omuzlara yayılır ve 12 saat içinde bütün kasları tutar. Ölü morlukları (lekeleri). ölümün geç dönem belirtilerinden bir olarak kabul edilebilir ve vücutta bakterilerin en yoğun olduğu bağırsaklar bölgesinde başlar. ölüm sürecine ve çevresel koşullara bağlı olarak çok değişkenlik gösterebildiğinden.Organizmanın Ölümü 1. Bu kurulların görevleri arasında 'verici' olacakların önceden seçilip belirlenmesinin yanı sıra. yerçekiminin belirlediği bir dağılım gösterir. Ölü morluğu (livor mortis) ve Ölü sertliği (rigor mortis)dir. bu bulgu. Hemen bütün ölümlerde görülen tipik bulgular. (Yüksek ısıya maruz kalma ile olan ölümlerde ise kaslar büzüşüp kısalır ve ceset "fetal" bir görünüm alır). ölümün "geç dönem" bulgularından olup. Vücut sıcaklığının düşmesi (algor mortis). canlı olanlarda da vücut sıcaklığı nörojenik mekanizmalarla düşebileceğinden. 2-6 saat içinde alt çene. ölümün tanısında tek başına kullanılamaz. Sırt üstü yatar durumda ölen bir kişide. ense ve yüzde başlar. canlılığı düşündüren yanılgılara neden olabilir. skapuler ve gluteal bölgeler "beyaz". Katılık. Normal koşullarda ceset 18-24 saat içinde bulunduğu ortamın sıcaklığına gelir. alınacak doku ve organların başarıyla transplante edilebilmeleri için çok önemlidir: Yasal ölüm gerçekleşmiş. Ölümün otopside karşılaşılan bu belirtileri daha çok adli tabiplerin işine yararlar. Çürüme. "Postmortem hipostaz" olarak da adlandırılan bu morluklar. Katılaşan kasların boyları katılaşma sırasındaki gibi kalır. Ölü katılığı. ense ve bel oyuntuları "mor" görülecektir.

trafik kazaları. Savaş. Ölümün gerçekleşmiş olduğunun saptanması için. Larinksin stetoskop ile dinlenmesi de solunumun durduğunu anlamak için başvurulan yöntemlerden biridir. Bu anlamda. savcılıkla görüşülmelidir. bazen ölümün nedeninden çok. 2. Profesyonel olmayanların henüz ölmemiş bir insanı ölü olarak değerlendirmeleri. tüm hekimlerin "ölüm tanısı" koyma ve "ölüm raporu" hazırlama sorumluluğu bulunmaktadır. Buna özellikle suda boğulma. Tıbbi amaçla yapılmakta olan bir otopsi sırasında adli önemi olabilecek bir bulgu ile karşılaşıldığında da otopsiye ara verilerek savcı aranmalıdır. tıbbi olarak otopsi yapılması için uygun girişimler yapılmış olsa bile. Ölümün gerçekleştiği kesinleşince. ölümü açıklayabilecek anlamlı bir bulgu saptanamamışsa. "Yalancı ölüm" olarak adlandırılan böyle durumlar korku öykülerine konu olmuştur. Tıp teknolojisindeki gelişmeler. Bu. sonra -ölü katılığının başlamasıyla. yalnızca tıbbi değil. "yasal ölüm"ün gerçekleşmiş olup olmadığının saptanmasıdır. Kişinin yeterli oksijen alamaması yüzünden öldüğünün anlaşılması. Yasalarda tanımlanan ölüm. ayna tutmak. Solunum ve dolaşımın yalnızca dışarıdan destekle sürdürülebildiği durumlarda kişi yasal olarak ölüdür. tıbbi bir otopside ölüm 268 . etik ve yasal birtakım yaklaşımları da gerekli kılmaktadır. elektrik çarpması. Kısa aralıklarla yinelenen muayeneler bu tür durumlarda doğru tanı konulmasını sağlar. en yaygın ve en güvenilir yöntem.olmalıdır. sık görülen bir durumdur. Ancak. Adli tıp. hastanelerde 'anormal ölüm' görülmeyeceği de düşünülmemelidir. Adli Tıp Açısından Ölüm Adli tıp açısından ele alınması gereken ilk konu. Ancak. geride bıraktığımız yüzyılda kronik ölümlerin oranında sürekli artışa neden olmuştur. daha çok hastane dışındaki ölümler için söz konusu olmakla birlikte. kalbin stetoskopla 4-5 dakika süreyle dinlenmesidir. Herhangi bir ölümle karşılaşan doktor. Ölen kişinin öyküsünde veya muayene bulguları arasında yaralanma veya zehirlenme olasılığı söz konusu ise. cinayetler ve miyokard enfarktüsüne bağlı ölümlerin çoğu akuttur. İstatistikler açısından önemli olabilecek bir gruplama da "akut" ve "kronik" ölüm ayrımıdır.daralır. solunum ve dolaşımın durmasıdır. ölümün "doğal" olmayabileceği konusunda en küçük bir kuşku duyarsa durumu savcılığa bildirmelidir. Kişinin canlı olabileceği konusunda en ufak bir olasılık bile varsa. İleri yaşlı ve ağır kronik hastalığı olan yatağa bağlı bir kişinin ölümü kronik. öldüğü sanılan kişinin burun deliklerine tüy. Uzmanlaşmış olsun olmasın. Bu süre içinde hiçbir kalp sesi duyulmamışsa kişinin ölmüş olduğu kabul edilebilir. Yasal ölüm (vücut ölümü) her zaman biyolojik ölüm ile örtüşmez. parmağına iplik bağlamak (Magnus testi) veya nabzını almaya çalışmak gibi yollara başvurulmuştur. canlandırma çabaları sürdürülmelidir. Pupiller önce genişler. "ölüm"ün ne zaman gerçekleşmiş olduğunu belirlemek. oluş biçimiyle ilgilenebilir. narkotik veya barbitürat zehirlenmeleri ve yenidoğanda oksijensizlik durumlarında rastlanmaktadır. hekimler de bu konuda yanılabilirler. salgın hastalık ve kitlesel ölümlere yol açan doğal afet durumlarında da yanlışlıkla ölüm tanısı konulması olasılığı artar. adli tıp açısından yapılacak incelemenin en önemli amacı ölümün "doğal" olup olmadığının belirlenmesidir. Kornea ve farinks refleksleri kaybolmuştur.

İnsanın (Bireyin) Ölümü Hastalar açısından bakıldığında. Bu tanımın en büyük kusuru. ölümün önlenmesinin tıbbın temel amacı olduğu yanılgısı yaygındır. kalbi delmiş bir ateşli silah mermi çekirdeğinin hangi yapıların hangi kısımlarında ne tür zedelenme yaptığının saptanması. benzer bir yaklaşım nedeniyle. ölümün etik. Ancak. nabzı atan. tıp açısından -organ nakli amacıyla kullanılabilecek . Günümüzde. Bu olasılık tam olarak dışlanamadan. transplante edilecek organların zamanında alınabilmesi için. somatik ölüm. kendilerini eğitmeleri gereklidir. soluk alan. somatik ölümle örtüşmez. "yaşamın süresi" konusu. pratik olarak uygulanabilirliğinin az olmasıdır. bu oksijensizliğin bir kaza. Yıllarca süren tartışma ve çalışmalardan sonra ulaşılan bu tanıma titizlikle uyulduğunda ölümün tam ve kesin olarak tanımlanması mümkündür. önemli olan tek şey bireysel ölümdür. beyin ölümü. yasalar önünde kabul edilebilir olsa da. Bunun temel nedeni. koma halinde hastaneye getirilmiş bir hastanın bu durumunun ilaçlara bağlı olmadığının kesin olarak gösterilebilmesi zor ve zaman alıcıdır. ölümcül 269 . Ölüm tanımında beyne bu kadar ayrıcalıklı bir yer vermenin haklı etik nedenleri olsa da. bu ikilinin birlikte otopsi yapmaları nadir görülen bir durumdur. ülkemizin koşulları elverişli olmadığından. Kişi bu haldeyken organlarının çıkarılması. beyin ve beyin sapının bütün işlevlerinin geri dönüşsüz olarak ortadan kalkmasıdır. "adli otopsi" bir patolog ve bir adli tıp uzmanı tarafından birlikte yapılmalıdır. Örnek olarak. yasal (legal) ölüm gibi ölüm tanımları yapılmış olmasına rağmen. ölümün olabildiğince erken tanımlanması ve ölümün gerçekleşmiş olduğunun hukuksal olarak belirlenmiş olmasıdır. doktorun öncelikli görevidir. Adli açıdan ise. Gene bu açıdan. bir hastalık veya bir kasıt sonucunda mı geliştiği sorusunun yanıtlanması gerekir. Doktorların. Ancak. basit bir sıvı-elektrolit kaybı nedeniyle ölebilecek küçük bir çocuğun yaşatılması. Yasalarımıza göre. gittikçe artan bir hızla tıbbi etiğin gündeminde ön sıralara yükselmektedir. Ölümün herkes tarafìndan kabul edilebilir bir tanımının yapılması bu açıdan gereklidir. Çünkü. çoğu kez merminin vücuda göğüsten mi sırttan mı girdiğinin saptanması işleminden daha az önemlidir. kişi ölmüş kabul edilemez.nedeninin saptanmış olması açısından yeterli olabilir. Beyin ölümü. Fonksiyonel ölüm. bütün beyin fonksiyonları durmuş bile olsa. sıcak tenli bir insanın "ölü" olarak tanımlanabilmesini kabul etmek hem doktorlar hem de hasta yakınları için çok güçtür. özellikle Avrupa ülkelerinde beyin ölümünün "gerçekten ölüm" sayılamayacağını savunanlar artmaktadır. Hiç kuşku yok ki. 3. konunun tartışmalı olmaya devam edeceği bellidir. sosyal ve felsefi anlamı konusunda da bilgili olmaları. Doktorlar arasında da.en güvenilir tanım olarak "beyin ölümü" kabul edilmektedir. Ölümün tanımı konusundaki tartışmaları bir sohbet konusu olmaktan çıkarıp pratik anlamı olan bir sorun haline getiren de olayın bu hukuksal boyutudur. Günümüzde. Hastanın bakış açısını dikkate almak tıp etiğinin temel kavramlarından biridir. tedavi edilmesi mümkün olmayan hastalıklar için ne yapılacaktır? Kendisini ölümü önlemekle görevli sayan bir doktorun. Beyin Ölümü ve Transplantasyon Ölüm. bazılarını "yaşamın kalitesi" konusundan daha çok ilgilendirmektedir.

kendisine yapılacak olanları anlayan. eksik veya yanlış bir tedavi insanın ölümüne neden olabilir. vakitsiz ölümlerden alınacak dersler ile benzer durumdaki başka hastaların hayatlarının kurtarılabilmesidir. kalan yaşam süresi konusunda bir diğerinin ne bildiğini tahmin etmeye çalışırlar. Amaç. oysa. yakınlarının ve hastane çalışanlarının gayretlerini fark ettiğini göstermek ve bunların etkili olduğunu onlara kanıtlamak için oyuna katılır. hastanın niçin ve nasıl öldüğüne ilişkin sorulara karşılık bulmaktır. Bu. Tıbbi etik. Öte yandan. Bilinci yerinde olan bir hasta için. anlayan. Bunların otopside anlaşılmasının ölene doğrudan bir yarar sağlaması beklenemez. düşünen. onların biyolojik birer nesne olarak değil. Ölecek olan bile. Otopsiden beklenen. ölümü mümkün olduğunca geciktirmeyi ve kolaylaştırmayı amaçlar. Gecikmiş veya atlanmış bir tanı. sosyal konumu ve anıları olan "bireyler" olarak ölebilmelerini sağlamaktır. Tıp. Hiç kuşku yok ki. Hastanelerdeki ölümlerin bazılarını kaybedilmiş savaşlar olarak görmek mümkündür. ölümü yaklaşan hastaların çevresinde -terim uygunsuz kaçsa dabir "bilgi oyunu" oynanır. doktorların bu konuda iyi bilgilenmiş olmalarını gerektirmektedir. Doktorlar terminal dönemdeki hastanın. Otopsi Niçin Yapılır? Otopsinin temel amacı. doktor ve hastaların haklarını. bir başarısızlık! Belki bu yüzden. doktorun mesleğini nasıl icra edeceği konusu tıbbi etiğin alanına girer. hastayı doktorun buyurduklarını yapan pasif bir konumda değil. Başka bir deyişle. Tıp. Günümüzün geçerli etik yaklaşımları. kendi gözleriyle görme). Doktorun ölmekte olanlara yönelik görevi. Nekropsi ve thanatopsi terimleri eşanlamlı olarak kullanılırlar. (Eski Ggrekçe: "auto"/kendi + "psi"/görme. hastanın ilgiye gereksinmesi azalmış değildir. hastanın arzusu bu yöndeyse. 270 . Ölmekte olanın ailesi de hastayı incitme korkusuyla suskun kalır veya ne söyleyeceklerini bilemediklerinden ondan kaçar. Doktor-hasta ilişkisini herhangi iki insanın ilişkisinden farklı kılan özelliklerin fazlalığı. görevlerini ve birbirleriyle ilişkilerini inceler. kimi doktorlar ölmekte olan hastalarından uzak durmaya çalışırlar. yeri geldiğinde belirleyen ve onaylayan aktif bir konumda tutmaktadır. Ölmekte olan ve çevresindekiler. insanlar da diğer canlılar gibi er geç ölecektir. Otopsinin bir hasta muayenesinden veya ameliyattan tek farkı "ceset" üzerinde yapılmasıdır. kendi durumunun ne kadar ağır olduğunu öğrendiğinde umutsuzluğa kapılacağı ve bunun ölümü hızlandıracağı inancıyla oyuna katılırlar.hastalığı olan bir hasta karşısında ne hissedeceğini bir düşünün! Kaybedileceği belli bir savaş! Boşa emek! En azından. kimi zaman hastaya böyle günler kazandırmak için çabalar. ceset üzerinde yapılan tanısal amaçlı bir tıbbi incelemedir. Hastanelerde. OTOPSİ Tanım Otopsi. ölüm nedeninin saptanması veya hangi organların ölüme yol açan hastalıklardan ne biçimde ve ne kadar etkilendiklerinin saptanması olabilir. bazı ölümlerin önlenebilmesi mümkündür. yaşanan her fazla gün çok değerli olabilir. insanı yaşatmaya çalışmaktan daha az kutsal değildir.

Ölen kişide bulaşıcı hastalık kuşkusu varsa ve otopsiden elde edilecek bilgiler ile bir salgın hastalığın önlenebilmesi olasılığı söz konusu ise. her öksüren. En gelişmiş ülkelerde bile. adli otopsi. ilgili doktorun isteği ve ilgili amirin (baştabip gibi) onayı ile tıbbi otopsi yapılabilir. Bu tür bulgularla kaybedilen hastalarda ölüm nedeni otopsi ile incelenmediğinde. ölen kişinin anne-baba-eş (bunlar yoksa. Hasta yakınları. basit gibi görünen bir karın ağrısı bir iç organ delinmesinin tek bulgusu olabilir. zehirlenme gibi hukuksal incelemeyi gerektiren durumlarda otopsi isteği. hastanın bakımından sorumlu doktorlar tarafından istenir. zihinlerdeki tüm kuşkuları dağıtmanın en sağlıklı yoludur. Bu savın geçerli olmadığı pek çok çalışma ile gösterilmiştir. Adli otopsiler. Bu nedenle. hasta yakınlarının ölümden önce bu açıdan hazırlanmaları yararlı olur. Gerçekten de otopsinin en önemli amacı. doktorlar şaşkın ve çaresiz kalırlar. otopsi. Bu istek bir emir niteliğindedir. ölüm nedeniyle çok kederli oldukları bir sırada otopsi sözünü duymak istemeyebilirler. Hastalıkların organlarda yol açtığı değişiklikler ile hastanın yakınmaları ve klinik bulguların derecesi arasında sıkı bir ilişki olmayabilir. Ölen kişinin yakınlarının otopsi yapılmasına karşı olmaları da böyle otopsileri engellemez. varsa. çoğu hasta yakını. ilgili savcı tarafından yapılır. her karnı ağrıyan hasta karşısında "acaba bu hastayı da mı kaybediyoruz" kaygısına kapılabilirler. Otopsi İzni Trafik kazası. ceset üzerinde yakınlarınn veya başka herhangi bir makamın izni gerekmeksizin yapılır. Hasta yakınları açısından bakıldığında. Bu izin. üzerinde otopsi yapılması gereği olduğu düşünülen olgularla karşılaşıldığında. Bunların bulunmadığı koşullarda. tanı ve tedavi ile ilgili ağır bir ihmal veya umursamazlığın göstergesi olarak algılanabilir. Yenidoğan ve bebek ölümlerinde karşılaşılan "bebeğimiz niye öldü?" ve "sonraki bebeğimiz de ölecek mi?" sorularının karşılıkları da. adli tıp uzmanı ve patolog tarafından birlikte yapılır. Uygun biçimde önerildiğinde. çok basit gibi görünen yakınmaları olan hastalarının kaybedilmesi. Hasta yakınlarının otopsi konusunda bilgilendirilmeleri ve aydınlatılmaları için. Hafif bir öksürük ağır bir pnömoninin. hastanın yakınlarının iznine bağlı olmaksızın. Tıbbın o kadar gelişmiş olmadığı ülkemizde yapılan otopsilerin büyük kısmında hastanın yaşarken tanısı konulamamış hastalıklar saptanmakta. klinik olarak farkına varılmamış ek lezyonlarla karşılaşılmaktadır. iyi yetişmiş.Tıp teknolojisindeki ilerlemeler sayesinde bugün hemen her hastalığın kesin tanısının insan yaşarken konulabildiği. Böyle durumlarda otopsi. Otopsiyi yapmakla görevlendirilen doktorun bu görevi reddetmesi pratik olarak mümkün değildir. kardeş) düzeyinde yakınlarının yazılı izni gereklidir. bu yüzden otopsiden öğrenilecek fazla bilgi olmadığı öne sürülebilir. hastanın kaybedilmesinin nedenlerinin anlaşılması ile başka insanların hayatta kalmalarının sağlanabileceği düşüncesini kabul etmeğe hazırdır. bilinçli ve gayretli sağlık personeline gereksinme vardır. savcı herhangi bir doktoru otopsi yapmakla görevlendirebilir. diğer incelemeler ile birlikte yapılan otopsi ile verilebilir. yaralanma. olguların yaklaşık üçte birinde hasta sağken bilinmesi çok yararlı olabilecek bilgiler sağlamaktadır. ölenden elde edilen bilgilerle yaşayanlara hizmet etmektir: 271 . Bulaşıcı hastalık kuşkusunun bulunmadığı durumlarda tıbbi otopsi yapılabilmesi için.

272 . temizlenmesi kolay bir ortamda yapılmalıdır. Ceset. ceset üzerindeki inceleme ile mümkün olduğu kadar çok bilgi elde edebilmektir. Duruma göre medulla spinalisin çıkarılması ve ekstremite diseksiyonu gibi işlemler de yapılabilir. Otopsi bittikten sonra. gerekli iznin alındığından ve otopsi masasında bulunan cesedin doğru kişiye ait olduğundan emin olmak gerekir. hastanın yüzünün ve vücudunun genel görünüşünde otopsi nedeniyle belirgin bir bozulma olması söz konusu değildir. aydınlatması ve havalandırması uygun. Ölümün gerçekleşmiş olduğunu gösteren bulgular belirlenir. Otopsiye başlamadan önce. Bu dikişler normal bir cerrahi dikişe göre daha kaba görünseler de. Otopsi sırasında radyolojik incelemeler yapılabilir. Otopsinin başında. göğüs ve karın) açılır. En basit önlemler. Otopsiyi izleyenlerin de bu açıdan dikkatli olmaları gereklidir. herhangi bir sağlık personeli-hasta ilişkisindeki gibi yapılır. açılan boşluklar dikilerek kapatılır. buralardaki organlar incelenir ve gerekli görülen kısımlardan histopatolojik inceleme için örnekler alınır. otopsi işlemindeki bütün adımlarda ve ayrıntılarda değişikliğe gidilebilir. Adli olgularda. mikrobiyolojik çalışmalar için örnekler alınabilir. bulgular not edilir. Dış muayenede tüm vücut. hastanın sahip olduğu haklara sahiptir ve otopsiyi yapanlar otopsinin ciddi bir iş olduğunu bilirler. Otopside klasik olarak üç vücut boşluğu (kafa. maske takmak. cesedin dış muayenesi yapılır. otopside hazır bulunabilirler. gözlük kullanmak ve otopsi sırasında gerek oldukça eldivenleri değiştirmek biçimindedir.Otopsi Tekniği Otopsiler. adli bir durum söz konusu değilse. Hastanın ve hastalığın özelliğine göre. fotoğraflar çekilebilir. Otopsiyi yapan ekibin ve diğer koşulların durumuna göre bu boşluklar sırayla veya aynı anda açılabilirler. amaç. Otopsiye katılanların bulaşıcı enfeksiyonlardan korunmak için önlem almaları gereklidir. Bütün bu işler. İyi bir otopsi salonunun ameliyathaneden farkı yoktur. gözle ve gerek olduğunda palpasyonla incelenir. Hastanın bakımından sorumlu olanlar da. dış muayeneden elden edilen veriler olayın aydınlatılmasında birinci derecede rol oynayabilir.

Pathology. 1998. Appleton Lange.KAYNAKLAR 1. 2010. Clive RT. 8th Ed. 3. Concise Pathology. 273 . 3th Ed. 2. PA: Saunders. Philadelphia. Fausto N. Lippincott-Raven. Kumar V. Farber JL. Parakrama C. Aster JC. 3th Ed. Robbins Pathologic Basis of Disease. Rubin E. 1999. Abbas AK.

274

HALK SAĞLIĞI DERS NOTLARI

275

276

İÇİNDEKİLER S.NU. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. 9. 10. ÜNİTE / KONU HALK SAĞLIĞINDA TEMEL KAVRAMLAR SİLAHLI KUVVETLERDE HALK SAĞLIĞI HİZMETLERİ KİŞİSEL HİJYEN GIDA HİJYENİ FİZİKİ ŞARTLAR VE SAĞLIK ÜREME SAĞLIĞI VE CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR KAZALAR VE ÖNLENMESİ GEMİ VE UÇUŞ HİJYENİ SAĞLIK DENETLEMESİ VE SAĞLIKTA İLETİŞİM KITA REVİRLERİNDE DÜZENLENECEK SAĞLIK DURUM RAPORLARI AFETLERDE SAĞLIK HİZMETLERİ BULAŞICI HASTALIKLAR VE BİLDİRİMİ ZORUNLU HASTALIKLAR SAĞLIK EĞİTİMİ HASTANE HİJYENİ ÖĞRETİM ELEMANI Prof.Tbp.Alb.Metin HASDE Prof.Tbp.Alb.Metin HASDE Doç.Tbp.Alb.Mahir GÜLEÇ Doç.Tbp.Alb.Mahir GÜLEÇ Doç.Tbp.Alb.Mahir GÜLEÇ Doç.Tbp.Alb.Bilal BAKIR Doç.Tbp.Alb.Ercan GÖÇGELDİ Doç.Tbp.Alb.Tayfun KIR Doç.Tbp.Alb.Tayfun KIR Doç.Tbp.Alb.Ercan GÖÇGELDİ Doç.Tbp.Alb.Bilal BAKIR Doç.Tbp.Ylb.Selim KILIÇ Doç.Tbp.Alb.Ercan GÖÇGELDİ Doç.Tbp.Alb.Tayfun KIR

11. 12. 13. 14.

277

278

1. HALK SAĞLIĞINDA TEMEL BİLGİLER A. Halk sağlığı kavramı (Halk sağlığı felsefesi – Sosyal hekimlik) B. Koruyucu hekimlik C. Sağlığın geliştirilmesi A.HALK SAĞLIĞI KAVRAMI Sağlık; yanlızca hastalık ve sakatlığın olmadığı değil, bedensel ve ruhsal yönden tam bir iyilik halidir. Hastalık; doku ve hücrelerde yapısal, fonksiyonel ve normal olmayan değişikliklerin yarattığı haldir. Hastalık; biyolojik bir süreçtir, aynı zamanda sosyal ve kültürel bir olgudur. Hastalık nedenleri şu şekilde sınıflandırılabilir (1): 1. Bünyesel Nedenler: Gen, Hormon ve metabolizma bozuklukları 2. Çevresel Nedenler: a. Fizik nedenler: Isı, soğuk, ışınlar ve travmalar b. Kimyasal maddeler: Zehirler, kanserogenler c. Biyolojik etkenler: Mantar, mikroorganizma ve parazitler d. Esansiyel madde eksikliği: vitaminler, esansiyel amino asitler, yağ asitleri, mineraller 3. Psikolojik nedenler: Zor (stress) 4. Sosyal, kültürel ve ekonomik nedenler. Hastalıkların “doğal (beklenen)” seyri; iki ana başlık altında incelenebilir (1): 1. Preklinik dönem: Etkenlerle karşılaşılmasından itibaren klinik belirtilerin ortaya çıkmasına kadar devam eden süreçtir. 2. Klinik Dönem: a. Erken klinik dönem: Klinik belirtilerin ortaya çıkmaya başladığı dönemdir. b. Geç klinik dönem: Hastalığın iyileşme veya ölüm ile sonuçlandığı geç dönemdir. Halk Sağlığının Amacı (1): 1. Birey ve toplumu hastalıklardan korumak 2. İnsanların sağlıklı olabileceği koşulları sağlamak 3. Toplumun sağlığını etkileyen sorunları çözümlemek 4. İnsanların yaşam sürelerini uzatmak 5. Kişilerin beden ve ruh sağlığını yükseltmek ve çalışma gücünü arttırmaktır. Halk Sağlığının Hizmetlerinin Ana Prensipleri (1) 1. 1.Çevre koşullarının düzeltilmesi 2. 2.Bireylere sağlık bilgisi verilmesi 3. 3.Bulaşıcı hastalıkların önlenmesi 4. 4.Hastalıkların erken tanı ve tedavisi 5. 5.Sağlık örgütlerinin kurulması Hekimlikte Çağdaş Görüşler (Temel Sağlık Hizmetleri Yaklaşımı, Toplum Hekimliği Görüşü) Önemli hastalık kavramı: “En önemli hastalıklar bir toplumda en çok öldüren, en sık görülen ve en çok sakat bırakan hastalıklardır.” (Alfred Grotjahn, 1869-1931). Bir kişinin veya toplumun sağlık düzeyini belirleyen, kişinin hastalanmasına veya ölümüne neden olan biyolojik ve fizik çevre faktörlerini oluşturan veya bunların 279

etkisini koşullayan etkenler sosyal ve ekonomik etkenlerdir. Bir kimsenin hasta oluşu o kimsenin sorunu değildir. Kişinin hastalığı ailesinden başlayarak bütün toplumun sonucudur (1). Halk sağlığı görüşü denildiğinde, sağlık alanında görev yapan bütün çalışanlar tarafından bilinmesi ve uyulması gereken bazı ilkeler anlaşılır. Günümüzün Halk Sağlığı Anlayışı; 1978 DSÖ Alma Ata Toplantısı alınan kararlar doğrultusunda “Alma Ata Temel Sağlık Hizmetleri Bildirgesi”nde belirlenmiştir. Bu ilkelerin başlıcaları şunlardır (2, 3): 1. Sağlık hizmetlerinde toplumsal eşitlik esastır : Sağlık, doğuştan kazanılmış bir insan hakkıdır. Sağlık hizmeti alması gereken herkes bu hizmeti yeterince almalıdır. Risk altındaki kişilerin sağlık hizmetlerini daha fazla kullanmaları doğaldır. 2. Kişi çevresi ile bir bütündür : Kişiler, fiziksel, biyolojik ve sosyal çevrelerinden etkilenirler ve bu çevreden ayrı olarak ele alınamazlar. Sağlık hizmetinin her kademesinde, hizmet verilen kişinin (sağlam ya da hasta) içinde yaşadığı çevre öğrenilmeli ve hizmette dikkate alınmalıdır. 3. Yaşam, doğum öncesinden ölüme kadar bir bütündür : Sağlık personeli, hizmet verdiği kişinin önceki yaşamında karşılaştığı olayları ve kendisine yapılacak müdahalelerin onun bundan sonraki yaşamını nasıl etkileyebileceğini göz önünde bulundurmak zorundadır. 4. Koruma tedaviden üstündür : Sağlık hizmetlerinin birinci amacı ve sağlık personelinin temel sorumluluğu, kişilerin sağlıklı yaşamaya devam etmelerini sağlamak ve hasta olmamaları için çalışmaktır. İkinci görevi hataları tedavi ve rehabilite etmektir. 5. En çok görülen, sakat bırakan ve öldüren hastalık “önemli hastalık”tır : KAYNAKLARın harcanmasında ve hizmetin sunulmasında, söz konusu toplumda en sık görülen, en çok ölüme ve sakatlığa yol açan durumlara öncelik verilmesi, toplumun sağlık düzeyinin iyileşmesinde temel stratejidir. 6. Hastalıkların nedenleri sosyal, biyolojik ve fizik nedenlerdir : Hastalıklar tek nedenli değildir. Çevresi, mesleği vs. ile bir bütün olarak ele alınması gereklidir. Örneğin; tüberküloz savaşında, yalnızca tıbbi yaklaşımlar yeterli olamaz. Bunların yanı sıra sosyal faktörlerin iyileştirilmesi de gerekir. 7. Kişinin hastalığı, aynı zamanda ailenin sorunudur : Aile bireylerinden birisinin hastalığı, ailenin düzenini, huzurunu, ekonomik ve sosyal durumunu olumsuz etkiler. O nedenle, yalnızca hasta olan ile ilgilenmek yetmez, o kişiyi tedavi ederken ailenin bütününü ele almak gerekir. 8. Kişinin hastalığı aynı zamanda toplumun sorunudur: Bir kişinin hastalığı çevresindeki kişileri de olumsuz etkileyebilir. O nedenle, bir kişinin tedavisini yapmaması ya da kendisini hastalıklardan korumaması yalnızca o kişinin sorunu olarak kabul edilip geçiştirilemez. 9. Herkes kendi sağlığından sorumludur : Kişiler kendi sağlıklarının değerini bilmeli ve onu korumaya çalışmalıdırlar. 10. Sağlık hizmeti bir ekip işidir : Hiçbir meslek üyesi (hekim dahil) sağlık hizmetlerini tek başına veremez. Ekip üyelerinin her biri kendi işlerini uygun şekilde yaptıkları zaman sağlık hizmetinin bütünü ortaya çıkar. Üyelerden biri ya da

280

bazıları işlerini düzgün yapmazlarsa, diğerleri düzgün yapsa bile sonuç başarısız olabilir. 11. Sağlık hizmetleri multisektöryeldir 12. Halkın sağlık hizmetlerine katılımı esastır: Sağlık hizmetlerinin planlanmasında ve sunulmasında, hizmeti verenler kadar hizmeti alanların (halkın) da dikkate alınması gerekir. 13. Sağlık hizmetlerinde entegrasyon esastır : Koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetleri birbirlerinden kesin olarak ayrılamazlar. O nedenle, bu hizmetlerin bir arada verilmesi esastır. Geleneksel hekimlik yaklaşımı hekim odaklıdır, hasta odaklıdır. Çağdaş yaklaşımlar, ekip odaklıdır ve toplum odaklıdır. Hekimlikte geleneksel ve toplumsal görüşlerin farklılıkları Tablo I’de özetlenmiştir (1).

281

Tablo I: Hekimlikte Geleneksel ve Toplumsal Görüşlerin Farklılıkları Konular Toplum Hekimliği Görüşü Geleneksel Görüş Hizmet edilen kişiyi değerlendirme Hizmet sunma Hizmet edilen kişi Hizmetin kapsamı Hastalıklarda n korunma Hastalıkların nedenleri Kaynak ayrımında öncelik Teşhis ve tedavi hizmeti Kişi fizik. hastane ya da muayeneheneye gelen ve hastalığını tedavi ettirmek isteyen bir insandır Hastane ya da muayenehaneye başvuranlara hizmet etmek Kişiye hasta iken hizmet etmek Tedavi ve rehabilitasyon Özel durumlarda ve sınırlı uygulama Yalnız biyolojik neden Teşhis ve tedavisi zor hastalıkların tedavisi için çok nitelikli kişiler yetiştirmek. tedavi ve rehabilitasyon Öncelik alır Biyolojik ve sosyal nedenler Sınırlı olan kaynakları en çok görülen. en yüksek standartta teknoloji sağlamak Hastalık teşhis ve tedavisinin yalnız hekimlere hasredilmesi Örgütlenme Tek bir hekimin hizmeti olabilir. çok görülen ve öldüren hastalıkların teşhis ve tedavisi hizmetini özel eğitim görmüş ve hekim olmayan sağlık personeline yaptırmak Çeşitli meslek mensuplarının oluşturduğu küçük ekiplerin birbirini tamamladığı ve desteklediği ülke çapında bir ekip hizmeti Toplumdaki sağlık ile ilgili olayları sürekli ve objektif olarak gözlemek ve bu gözlemlere dayalı. biyolojik ve sosyal çevresi ile bir bütündür. öldüren ve sakat bırakan hastalıklardan kişileri koruma ve tedavi Gerekiyorsa. çevresinden soyutlanamaz Sağlık hizmetini herkese götürmek Kişiye hem sağlıklı hem de hasta iken hizmet etmek Koruma. Yoktur Toplumsal kavram ve planlama 282 . Ekip kavramı. sosyoekonomik kalkınmanın bir parçası olan bir plan çerçevesinde hizmetleri geliştirme Kişi. hastane duvarlarını aşmaz. genellikle.

Hastalığın prevalans ve insidansını düşürmek. vakitsiz ölümleri önlemek ve sağlıkla ilgili tehditleri ortadan kaldırmaktır. 2): 1. Milton Joseph Rosenau. Dr. Calinos. 20. Güerin. Sağlığın korunmasını 3 düzeyde ele alabiliriz (1. 3. 11.Sosyal hekimliğin tanımını Fransız Dr. “ Sağlık Polis Hizmetleri Sistemi” adlı 6 ciltlik bir eser yazmıştır. 7. İngiliz hukuk adamı Edwin Chadwick 1848’de İngiliz Parlamentosuna Halk Sağlığı Kanununu kabul ettirmiştir. 9. ‘’Hastalık. Rönesans devrinde sağlık konusunda en ilgi çekici eser Thomas More’un (1596) UTOPİASİ’dir. Etkenin ortaya çıkışının engellenmesi Etkenin organizma dışında yok edilmesi Kişilerin etkenle karşılaşmasının engellenmesi 283 . 8. Asırda Amerika’da Harward Tıp Fakültesinde “ Preventive Medicine and Hygiene “ adlı kitabı yazmıştır. sakatlık ve erken ölümden korumak.B. İnsanların evlenmeden önce muayene edildikleri e. bazı hastalıkların su ile intikal ettiğini bulmuştur. 2): 1. Örneğin TBC. 2) 1. İnsanların sağlıklarının korunduğu b. İşsizliğe karşı sigortaların kurulduğu izah edilmiştir. halka yarar sağlayan ve farklı bilim dallarından oluşan. 4. 2. hastalıkların insandan insana bulaştığı fikrini ilk söyleyendir. Sağlık personeli ve insan-hasta iletişim ve etkileşimi (Sosyal Hekimliğin Gelişimi) Koruyucu Hekimliğe İlişkin Tarihi Bilgiler (1. Hastaların ve yaralıların tedavisi (Tedavi Hekimliğinin Gelişimi) 2. Hastalanan herkesin başvuracağı hastanelerin olduğu c. Bu eserde. Halk Sağlığının ilk mümtaz önderi Johan Peter Frank’dır. Sağlam insanı hastalıktan ve yaralanmaktan koruma (Koruyucu Hekimliğin Gelişimi) 3. Birincil düzeyde korunma (primary prevention) Hastalığın oluşmasını etkileyen etmenlerden kaçınma ile olur. ilkelerini ise Alman hekimi Alfred Grotjahn açıklamıştır. İbn-i Sina. 10. sağlık ve mutluluğu ilerletmek ve muhafaza etmek için. 6. 5. Avrupa’da ilk kez Rodos’ta Veba’ya karşı karantina tatbik edilmiştir. Koruyucu Hekimliğin tanımı. Şehirlerin bol ve temiz suya kavuştuğu d. şiddetini değiştirmek. Frank.KORUYUCU HEKİMLİK Tıbbın Gelişme Aşamaları (1. a. Tarihte ilk aşı uygulaması Anadolu Türkleri tarafından Çiçek hastalığına karşı uygulandığı söylenmektedir.Edward Amory Winslow: Dünyada ilk kez halk sağlığının tanımını yapan bilim adamıdır. tıbbın ihtisaslaşmış uygulamalı bir sahasıdır”. Birincil korumanın temel amacı. Tevrat’ta karantina fikri vardır.

İkincil düzeyde korunma (secondary prevention) İkincil korumanın temel amacı. Sigara içme ve alkol alma gibi kötü alışkanlıklardan kaçınma 11. Aile planlaması 10. Etkenin organizmadan uzaklaştırılması Etkenin organizmaya girdiği yerde sınırlandırılması 3. Hekimliğin laboratuvar dönemi 19 yy. hastalık var”. Bu şekilde.2. Bu dönemdeki temel yaklaşım. 2) Birincil Koruma: Kişiyi hastalıklardan korumak için hastalıklar çıkmadan önce alınan tüm önlemler 1.Periyodik meme muayenesi) Üçüncül Koruma:Hastaları. Bulaşıcı hastalıklardan korunma 3. iş ve ev kazalarından korunma 7. 2) 1. “hasta yok. kronik hastalığın pre-semptomatik dönemde erken tanısıyla hastalığın ilerlemesinin durdurulmasıdır. 3. Yol. hastalığın komplikasyon ve sebepleri önlenmiş olur. kronik hastalığa yakalanan kişideki yapısal. Çevreyi olumlu hale getirme 8. Bağışıklama 9. Üçüncül düzeyde korunma (tertiary prevention) Üçüncül korunmanın temel amacı. İşçileri iş yerlerinde tehlikeli ve zehirli maddeleri karşı korumak 13. Periyodik sağlık muayeneleri 15. hastalıklarının nüks etmesi ve sakatlıkla sonuçlanmasından koruma için alınan önlemler. Bu dönemdeki temel yaklaşım. Hekimlik Anlayışının Gelişimi (1. Beslenmeye bağlı hastalıklardan korunma 2. Kanser yapan maddelerden korunma 4. Gebelik ve doğum komplikasyonlarını önleme 6. Tarama muayeneleri(Servikal smear. sonlarından itibaren Louis Pasteur ile beraber mikroorganizma kavramının ortaya konması ile başlar. işlevsel ve ruhsal bozulma olduktan sonra kişinin kendi bakımını sağlaması için yapılan çalışmadır. El ve beden temizliğinin sürdürülmesi 12. Hekimliğin bulgusal (semptomatik) dönemi Neden sonuç ilişkileri ortaya konmadan önceki dönemlerde her bir bulgu bir hastalık olarak düşünülmüş ve ayrı ayrı tedavi edilmeye çalışılmıştır 2. “hasta yok. Genetik danışmanlık 5. Organizmanın bütünlüğü bozulan kısmının onarılması Organizmanın bozulan parçalarının desteklenmesi (tıbbi ve sosyal) Koruyucu Hekimlikte Strateji (1. Hekimliğin klinik dönemi Hekimler aynı hastalık etkeninin farklı hastalıklarda farklı etki gösterdiğini anlamakta gecikmediler. hastalık var” 284 . İkincil Koruma:Hastalıkların presemptomatik veya semptomların çok hafif olduğu dönemde erken tanılarının konularak tedavi edilmesi 14.

huzur. Ottowa’da yapılan bu konferans sağlığın geliştirilmesi konusunda yapılan ilk konferanstır (4). barış. yiyecek.. sosyal adalet ve eşitlik ön koşullarında sağlam bir yapılanma gerektirmektedir.4. Sağlık hizmetlerinin toplumun tümüne ulaştırılması gerektiği ortaya çıktı.v.. Primer Sağlığın Geliştirilmesi Aktiviteleri: Bireylerde gelişebilecek spesifik bir hastalığı önlemek ve yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla sağlıklı bireylere yönelik olarak yürütülür. ekonomik. Taramayı da içermelidir. Örnek: Fetüste konjenital anormallik taraması (4). ancak sonuç başarısızdı. eğitim. C. Sekonder çabalar bireyleri iyi sağlığa döndürmeyi amaçlar.SAĞLIĞIN GELİŞTİRİLMESİ Tanım: Sağlıklı olmak için gereken davranışsal ve çevresel değişiklikleri yapmayı kolaylaştırmak için düzenlenen. Amaç hastalığın tekrarını önlemek ve bozukluğu en aza indirmektir. 285 . Örnek: İmmünizasyon.risk faktörlerini azaltma. organizasyonel girişimler ve sağlık eğitiminin bir kombinasyonudur (4). egzersiz gibi olumlu yöndeki faktörleri teşvik etmek (4). sabit bir ekosistem. Sekonder Sağlığın Geliştirilmesi Aktiviteleri: Hastalıkların erken tanı ve tedavisi ile beraber toplumun bilinçlendirilmesini içerir. Sağlığın yükseltilmesi.b. Örnek : Rehabilitasyon hizmetleri. politik. kazanç. Çözüm yolu olamayacağı ortaya çıktı. Tersiyer Sağlığın Geliştirilmesi Aktiviteleri: Tam tedavi edilemeyen hastalıklarda hastaların isteğine cevap veren faaliyetlerdir. barınma. Bu amaçla 1986’da Ottowa’da WHO tarafından bir konferans düzenlenmiş olup sağlığın geliştirilmesi konusunda bir belge yayınlanmıştır. Ailelere yardım yapılması planlandı. 1950’ler Yunanistan deneyimi Önce hasta çocuklar tedavi edildi. sigara. Hekimliğin halk sağlığı dönemi 1948 Dünya Sağlık Örgütü’ nün kuruluşu.

Aracı olma: Farklı disiplinler arasında aracı olma Sağlığı Geliştirme Faaliyetinin Yolları (4): 1. O halde sağlık.5-25 arasında olmalı 3. beklenen yaşam süresi uzatılabilir. Kişisel yeteneklerin geliştirilmesi 5. insanların her gün yaşadığı. Sağlığı Etkileyen Faktörler 1. 5. yedisi de olumlu 78 yıl. psikolojik. oynadığı ortamlarda insanlar tarafından yaratılır. 4. Yaşam Tarzı ile İlgili Öneriler 1.Sağlığı geliştirmenin 3 temel prensibi vardır (4): 1. demografik) faktörler 2. Fizik aktivite: Hareketli olun. 45 yaşında bir insan için ilk 3’ü olumlu ise 67 yıl. Sigara yok. Kolaylaştırma: Tam sağlığa ulaşabilme imkanı verme 3. kuru baklagil. kendisi ve diğer insanlarla ilgilenerek. Sağlıklı Toplum politikaları kurmak 2. tohum. bütün üyelerin katkısı ile ve uygun ortam sağlanarak oluşturulur (4). Beden ağırlığı: Beden Kitle İndeksi 18. Haftada 2-3 kez egzersiz. insanların yaşam kalitesi yükseltilebir. toplum. 2. Davranışsal riskler Bu risk faktörleri önlenerek ölümlerin %24’ü azaltılabilir. meyve. Desteklenmiş çevre yaratmak 3. fizyolojik. 6. Düzenli uyku (7-8 saat/gece). normal şartlarda beklenen yaşam süresi vardır. 7. sosyoekonomik değişkenler 4. Güçlü toplum katılımı 4. az işlenmiş nişastalı besinler 2. her hafta en az 1 saat ağır egzersiz 286 . Destekleme: Sağlığı savunma ve destekleme 2. Sağlık hizmetlerinin reorientasyonu Gelecekte Hareket Tarzı Mademki sağlık. yaşam şartlarını kontrol altına alarak. Bireysel Davranışların Düzenlenmesi 1. Sosyal kültürel. günde 1 saatlik hızlı yürüme. Kahvaltı. öğrendiği. sebze. Düzenli 3 öğün yemek. Alkol yok. çalıştığı. Kişisel (genetik. Çevresel (iş. Beslenme tercihleri: Bitkisel besinlere dayalı beslenme. 3. Kilo artışı yok. ev) faktörler 3.

2006. Akın L. Hayvan kaynaklı yağlı gıdalardan uzak durun. Bahar Özvarış Ş. tekli doymamış ya asidi içerenleri tercih edin. Fişek NH. 287 . Sağlık Yönetimi. 2. Kuru baklagil. Öztek Z. Kırmızı et yemeyin. kömürleşmiş gıdalardan uzak durun. sebze ve meyveleri akan suda yıkayın 4. Eds. Yayın No 92/2. 1992.Diyet ve Besinlerle İlgili Öneriler 1. Bitkisel yağları. Hacettepe Halk Sağlığı Vakfı.Güler Ç. Sigaradan uzak durun KAYNAKLAR 1. derisiz tavuk. Hazırlama. protein ihtiyacını balık. Akın L. yanmış. kök bitkiler ve bezelyegillerden her gün en az 7 porsiyon. Temel Sağlık Hizmetleri. Halk Sağlığı Temel Bilgiler. Hacettepe Üniversitesi-Dünya Sağlık Örgütü Hizmet Araştırma ve Araştırıcı Yetiştirme Merkezi Yayını No:2. Eds. Ankara. Hacettepe Üniversitesi Yayınları. bitkisel kaynaklar. av hayvanları. Halk Sağlığına Giriş. Tuz ve tuzlama uzak durun. Güler Ç. 2. her yiyeceği kendine uygun biçimde koruyun. 2006. 3. 1983. 5.Gıda katkı maddeleri. az tüketin. Hacettepe Üniversitesi Yayınları. 5. Halk Sağlığı Temel Bilgiler. Öztek Z. 2-3 porsiyon meyve. 3. 4. ya da 500-850 gram arasında tüketin. Ankara. Sebze ve meyveler: Her gün toplam yaklaşık olarak 400-800 gram arası sebze ve meyve. Ankara. Ankara. 3. Koruma. kuşlardan karşılayın. Saklama koşullarına dikkat edin. Alkolden uzak durun 4. 2. Sağlık Eğitimi ve Sağlığı Geliştirme. 4-6 porsiyon sebze tüketin. Gıdaların İşlenmesiyle İlgili Öneriler 1.

Ana Jet Üssü K.Md. Sağ.M. Olağanüstü durumlara yönelik her türlü hazırlığın yapılması 7.Bşk Sağ. Alay Baştbp.S. Jn.M.K.2.K.Hiz. Dz.M.M. KKK Loj.Gn. Tabur tabibi.Ş. TSK’ne bağlı sağlık kurumlarının en iyi şekilde donanımının sağlanması 5.M Tümen S. Birlik tabibi Sıhh. Su ve gıda kontrol hizmetlerinin barışta ve savaşta yürütülmesi TSK Sağlık Teşkilatı Başbakan MSB Sağlık Daire Genelkurmay Bşk TSK Sağ K. TSK personelinin sağlığı ile ilgili kayıtların iyi bir şekilde tutulması ve değerlendirilmesi 6.K. Sağ. Loj. Hv.Ş.M. Sağlık personelinin istihdamı ve eğitimi 4.Ş.K. Sıhh. Barışta ve savaşta koruyucu hekimliğe ait görevleri etkin bir şekilde uygulatmak ve sağlığın geliştirilmesini sağlamak 2.M.Tk.Ş.Ş. SİLAHLI KUVVETLERDE SAĞLIK HİZMETLERİNİN ORGANİZASYONU Silahlı Kuvvetlerde Sağlık Teşkilatının Görevleri 1. Donanma.M Ordu S.lığı İçişleri B. İyileştirici sağlık hizmetlerini olabilecek en üst düzeyde sunmak 3.Bşk. 288 . Loj.Ş.Bşk.Ş.S. Sağ.K. Tugay S.Ş.lığı Sağ.Bşk.K Loj.Ş.lığı GATA K. Kuzey ve Güney Saha K.Müf.

pratisyen tabip ve diş hekimi (diş ünitesi dahil) olan tedavi kurumlarıdır. 4. Revirler: 1. Sevk etme ve sevk sonucunu izleme hizmetleri 5. Personel. 2.lıkları tarafından değiştirilebilir. kadın doğum. Asıl görevi koruyucu hekimlik olan bu personel ayakta tedavisi mümkün olan hastalara da gereken müdahaleyi yapacaklardır. malzeme ve kadrolarına göre üç grup dispanser vardır. Revir) Sağlık Biriminin Görevleri: 1. 289 . A Tipi Dispanser: Bünyesinde iç hastalıkları. diş tabibliği. malzeme ve kadroları Kuvvet K. Kuvvet K. Ancak kendi olanaklarını aşan hastaları belirtilen silsile içerisinde üst makamlara sevk edebileceklerdir B. Yönetimle ilgili hizmetler A. 2.lıklarının teklifi ve Genel Kurmay Başkanlığı’nın onayı ile yapılır.lıklarının kadrolarında belirtilen birlik ve kurumlarda görev yapan askeri sağlık personelidir. çocuk hastalıkları. radyoloji ve biyokimya laboratuvarı bulunmayan kurumlardır. Evde ve ayakta tedavi ve bakım hizmetleri. Koordinatör baştabipliklerin görüşü alınarak. Özellikle büyük şehirlerde Askeri Hastanelerin yükünü azaltmak amacıyla yeni Dispanser açılması veya kapatılması Garnizon K. Doğrudan birlik ve kurum hastalarına hizmet verirler. 3. Revirler: Hastalara ilk müdahalenin yapılabileceği asgari malzeme ve ilaç ile donatılmış. Koruyucu sağlık hizmetleri 2. J Tipi Dispanser: Yataksız hastane görevini yapan ve bünyesinde yeteri kadar uzman doktor. C. İlk yardım ve acil tedavi hizmetleri 3. Kıta Tabiplikleri: Kuvvet K. 1. Adli hekimlik hizmetleri 6.Birinci Basamak (Sağlık Ocağı. Özel revirler: Gereksinime göre tespit edilmiş uzman personel.lıkları tarafından belirlenir. 3. Dispanserler: Askeri Hastanelerin poliklinik yükünü azaltmak amacıyla kurulmuş kurumlardır. radyoloji ve biyokimya laboratuvarı olanaklarını içerirler. B Tipi Dispanser: Bünyesinde sadece 1-2 pratisyen doktor içeren. ve yeterli tıbbi araç gereç ile donatılmış revirlerdir.lıklarının. İaşeli revirler: Genellikle yakında askeri hastane olmayan bölgelerde hastaların yatırılarak rasyonlarına göre iaşesinin ve tedavisinin sağlanması amacıyla kurulmuşlardır. Yeri ve kadrosu Genelkurmay Başkanının onayı ile Kuvvet K. Personel. yeterli laboratuvar olanakları içeren kurumlardır.

Ambulans bölükleri 290 . 2. Merkez hastanelerine hasta sevki yapabilirler. Sıhhiye Birlikleri: Muharebede. 5. Sıhhiye takımları 3. İlmi/Tıbbi Merkez Hastaneleri: Kendilerine sevk edilen bütün hastaları tedavi ve teşhis edebilecek kabiliyette hastanelerdir. Seyyar Hastaneler: Savaşta ilk ve acil yardımın cepheye en yakın yerde verilmesi amacıyla kurulan hastanelerdir. Sıhhiye bölükleri 4. Sıhhiye alayı 5. Bu hastaneler çevre hastanelerine göre daha iyi donatılmış malzeme ve ilaç ikmal zincirinde de yer alan hastanelerdir. Özel Dal Hastaneleri: Bir veya birkaç hastalığa yönelik hizmet veren hastanelerdir. Hastaneler: 1. E. Sıhhiye kısım/müfrezeleri 2. kuruluşuna girdikleri birliğin emrinde olan sıhhi tahliye ve kısmen tedavi hizmeti veren yapılanmalardır. 1. Merkez Hastaneleri: 600+200 yt hastanelerdir.D. FTR ve Geriatri gibi. 4. hastanelerdir. Göğüs hastalıkları. Çevre Hastaneleri: 100 ve 200 yt. 3. Son nokta olan GATA'da da tedavi edilemeyen hastalar profesörler kurulunun kararı ile yurt dışına gönderilebilir.

Mesleki riskler 11. Sakatlanma ve kazalar 9. Her sağlık personeli. karşılaşılabilecek muhtemel sağlık tehditlerini bilmeli. B. Yemek ve su kaynağına bağlı hastalıklar 7. kıtada bulunan askerleri bilgilendirmeli ve üstlerine bildirmelidir Muhtemel Sağlık Tehditleri 1. biyolojik genetik ve psikolojik yapısı gereği bireye ve çevreye yönelik muhtemel sağlık tehditleri ile karşı karşıya kalmaktadır. Yükseklik 4.Birinci Basamak Kıta/Revir Tabipliği Gemi Tabipliği Aile Hekimliği Merkezi Sağlık Amirliği Dispanserler (A. Aşırı gürültü 10.Enfeksiyon hastalıkları 291 . Sıcak 2. Formsuz asker 8. Muhtemel sağlık tehditlerini öngörmek ve önlemeye çalışmak koruyucu sağlık hizmetlerinin temel görevidir. Böcek ve hayvanlar 5. J) Sevk Zinciri Çevre Hastaneleri Gelibolu Bursa Balıkesir Çanakkale Manisa Edremit Denizli İskenderun Samsun Merzifon Konya Girne Kütahya Sivas Malatya Isparta Adana Kayseri Ardahan Sarıkamış Ağrı Erzincan Elazığ Tatvan Van Isparta Güzelyalı Aksaz Çanakkale Ankara Beytepe Derince Gümüşsu yu Çorlu Gölcük Eskişehir Merkez Hastaneleri Kasımpaşa İzmir Etimesgut Erzurum Diyarbakır İlmi-Tıbbi Merkez GATA Haydarpaşa GATA Ankara TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi SİLAHLI KUVVETLERDE KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ Bireyin kendi fiziksel. Zehirli bitki ve meyveler 6. Soğuk 3.

Kazalar ve önlenmesi 6. Beslenmeyi düzenleme ve gıda güvenliği 4. Bunun için gerek bölük vizite defteri gerekse hekim vizite defterindeki kayıtlar düzenli olmalıdır. Onun için adli makam tarafından defnine izin verilmedikçe cesetler yerinden oynatılamaz ve defnedilemez. Çevre sağlığı uygulamaları 1. Bu gibi hallerde durum üst makama bildirilir. Kişisel Hijyen Uygulamaları 2. menenjit) 3. Bağışıklama (tetanoz.Koruyucu Sağlık Hizmetleri: A. Kıt'ada Ölüm Kıt'ada Ölüm Kıtada hastalık. Çalışma koşuları ve ergonomi 5. Üst makam tarafından bir askeri hakime gönderilir. Havalandırma 2. Bu gibi olaylar adli bir takım takibat ve işlemleri gerektirir. Adli takibat esnasında erin hastalık sebebiyle öldüğü düşünülürse erin ne zaman hastalandığı. Sağlığın geliştirilmesi (komutanlarla işbirliği) 7. Erken tanı 5. Erlerin Muayene ve Tedavileri B. Sağlığa zararlı kuruluşlar Muayene ve tedavi edici görevleri: A. Vektör kontrolü 4. Kıtada ölen askeri kişilere tabip tarafından dört adet ölüm ihbar kartı doldurulur. Kemoproflaksi B. Sağlık eğitimi 6. hangi tarihlerde viziteye çıktığı. Otopsiye gereksinim olabilir. Bireye yönelik koruyucu önlemler 1. Kıt'ada Bulaşıcı Hastalık C. 292 . ne gibi tedaviye tabi tutulduğu veya mesleksel bir ihmal ve hata bulunup bulunmadığı araştırılır. kaza ve yaralanma neticesi ölüm olayları olabilir. Gürültü hijyeni 3.

Bu denetlemelerde birliğin sağlıkla. ikmal faaliyetleri ve miatlı evrakların hazırlanmasıyla ilgili faaliyetler gösterilmelidir. piyasadan temin edilecek ilaçlar için ayrı. KKY 15-1 “Sıhhiye ve Veteriner Malları Bakım ve Onarım Yönergesi” gibi dokümanlardan yararlanılır. her yılın başında birliğinin sağlık takvimini hazırlar. Öncelikle. aylık. Bu ihtiyaçlar bir sonraki yılın ihtiyaçları olarak. Bu konuyla ilgili olarak MY 45-2 (A) “TSK Sıhhi İkmal Yönergesi” MY 435-6 (A) “TSK İlaç Hizmetleri Yönergesi”. eğitim faaliyetleri. Karargah Hizmetleri Yönergesi 178-1 (MY 75-1A) 3. MD 435-1 (A). Hacettepe Üniversitesi-Dünya Sağlık Örgütü Hizmet Araştırma ve Araştırıcı Yetiştirme Merkezi Yayını No:2. 1983. hem tabibe hem de birliğe birçok avantaj kazandırır. MY 435-1 “TSK İlaç Hizmetleri Muhtırası”. sağlık eğitimiyle. sağlık sınıfı basılı evrak ihtiyaçları için ayrı ayrı hazırlanarak bir üst ikmal kademesine ve Kuvvet Sağlık Daire Başkanlıklarına gönderilir Planlama Faaliyetleri Sağlık şube müdürlüğü. ilaç ve basılı evrakın temini ve bakımı konusu vardır. MY 435-1 (A) “TSK Sağlık Hizmetleri Direktifi”. karargah hizmetleriyle ilgili her türlü işleyişine bakılır. koruyucu hekimlikle.SAĞLIK PERSONELİNİN KARARGAH GÖREVLERİ Sıhhi ikmal: Karargah görevleri arasında birliğin ihtiyaç duyduğu her türlü tıbbi malzeme. Fişek NH. Bu takvime göre sağlık faaliyetlerini yürütmek. Ankara. TSK Sağlık Hizmetleri Direktifi. Bu takvimde aşılama faaliyetleri. birliğin tıbbi malzeme ve ilaç ihtiyaçları tespit edilir. sarf malzemeleri için ayrı. KAYNAKLAR 1.üç aylık periyodik muayene faaliyetleri. Ordu İlaç Fabrikası (OİF) mamulleri için ayrı. portör muayeneleri. 293 . Halk Sağlığına Giriş. Karargah hizmetleri arasında birliği sıhhi yönden denetlemelere hazırlamak görevi de vardır. 2006 2. Tespit edilen bu ihtiyaçlar “İhtiyaç Bildirim Formu (İBF)” olarak yıl ortasında hazırlanır.

460-377) yarattığı söylenir. ana lağım borusuna bağlıyan bir kolu bulunan yapılar inşa etmişlerdir.Ö. temiz su teminine çalışıldığı ve evlerde su tesisinin bulunduğu görülmektedir. teknik gelişmeleri ile hijyen. besin maddelerinin özellikle etlerin muayenesine önem verilmiş.Ö 4000 senelerinde yaşamış olan Sümerler tapınakların alt katında su tesisatı yapmışlar. birey toplum olarak insan sağlığının korunması ve geliştirilmesi. Günümüzde hijyen. Sind uygarlığında da sağlığı korumak üzere yapıtlara rastlanmaktadır. kültürel. güneşin sağlık ve bereket getirdiğine inanmışlar. ekonomik.3. Vücut gelişmesi ve sağlamlık kazanması için jimnastiğr çok önem verildiği. M. Fakat bugün dünyanın sosyal.Ö.Yunan mitolojisinde tıbbın babası olarak tanınan Aesculapius'un kızı Hygiea sağlığı koruyan bir ilahedir.Ö. M. M. Hijyen ilk çağlarda bir din sanatı olarak uygulanmış. yalnız hekimliğin bir dalı olmaktan da öte giderek hekimlik kadar geniş. 3000-2000 yıllarında Mısır uygarlığında yıkanma. vücut temizliği için tapınakları içinde açık hava banyolarının yapılmış olduğu. Nitekim Hippocrates'in (Hava su ve yer) adı ile yazdığı (Manuscript) kitap.hakkında ilk yazılı eser Hippocrates' e aittir. 13 ve 12) hijyenin bilimsel bir hüvviyet kazandığı görülür. sık sık saç ve sakal kestirme mecburiyeti konmuş. Tarihte sağlığı korumak üzere alınan önlemlere ait eser ve yapıtlara çok eski devirlerden itibaren rastlanmaktadır.sağlığı koruma bilimi . düşünceleri vardır. kapsamı büyük ve hekimlik gibi birçok bilim ve teknik şubelerden meydana gelen bir bilim kompleksi olmuştur (3). Fakat Hippocrates'ten çok yıllar asırlar önce yaşamış insanların da sağlığı koruma hakkında bilgileri. Bu eserde Hippocratesin mantıki bir sezişle orta koyduğu prensiplerin bir çoğunun yanlış olduğu anlamış bulunmasına karşın o devirdeki tapınakların su ihtiyacının karşılanmasına çalışılması ve tapınakların havalandırma ve aydınlatılması esasları bugünün modern bilgilerine uygun olduğu da bir gerçektir. Kuşkusuz olan şudur ki hijyen. sağlık şartlarına uygun giyinmeye ve ölülerin imhasına yönelik dikkate değer kurallar konmuştur. Gerçi hijyen bilimi . Hippocrates gibi bilginler bu devirde yetişmiştir. hayatını korumak ve sağlığına zarar veren nedenlerden. Mezepotamya'da M. sağlıklı düzeyde uzun süre devamı için sağlık ile ilgili bilgileri bir sentez halinde uygulayan bilim kompleksidir.Ö. Bu kelime tıp diline yunan mitolojisinden girmiştir. O devirde Hintler evlerde yıkanma yerleri ve her sokakta ana lağım borusu ve her evde evi. M.Ö. 1500 senelerine ait Çin'de tedavi hekimliği yanı sıra sağlığı koruyucu tedbirlerin alındığına ait izlere rastlanmaktadır. etkenlerden kaçınmak içgüdüsü ile yaşamaya çalışan ilk insan ile beraber doğmuştur. Eski İranlı'ların su kanalları ve cüzzamlıların izolasyonu hakkında yapıtları bulunmaktadır. 294 .Ö. Bu nedenle bütün dünya literatüründe sağlığı korumak üzere çalışan bilim koluna bu ilahenin ismine izafeten “hijyen” adı verilmiştir. daha sonra politikasiyaset sanatı haline gelmiş son olarak hekimlik sanatının ilerlemesi ile hijyen hekimliğin malı olmuştur. Hijyen bilimini Hippocrates'in (M. Ege medeniyeti devrinde (M. hayatın yüksek. KİŞİSEL HİJYEN HİJYEN TANIM ve TARİHÇE Hijyen lugat olarak sağlam sağlıklı anlamına gelmektedir. orta çağın sonlarına kadar tıp alanında önemle üzerinde durulan bir eserdi. 2000 yıllarında Anadolu'da yaşamış olan Hitit'lerin göllerden kanallar ile şehirlere su getirdikleri ve kirli suları evlerden kanallar ile uzaklaştırdıkları bilinmektedir.

ve 18. Bu devirde İslamiyet’in ortaya çıkması hijyen ve hekimlik için büyük bir gelişme. Bu dönemde yıkanmaya ve temizlik şartlarına Türkler kadar önem veren başka bir ulus yoktur.'nin ilk yarısında Avrupa ve Amerika'da gelişen sanayileşme halkın şehirlere göçmesine. Bu devirde tıp alanında çok değerli Türk alimleri yetişmiştir (3). gusletmek. Ebu-Bekir Mehmet Razi'nin tavsiyeleri bugünkü dezenfeksiyon kurallarına uymaktadır. vücut temizliği. bazı besinlerin yenmesinin yasaklanması. Orta çağın taassubu. su. Yiyecek ve içecek maddelerinin muayene ve kontrollerine önem verilmiştir. Osmanlılar Selçuklu'ların sağlık müesseselerini ve sağlık kurallarını devam ettirmiş ve geliştirmişlerdir.Romalı'ların bu devirde inşa ettikleri Cloaca Maxime isimli 3 m genişlik 4 m yükseklikteki lağım kanalları bugün hala Roma'da kullanılmaktadır (3). Selçuklu'lar devrinde kıymetli bilginler yetişmiştir. giyim araçları hakkında çok kıymetli bilgiler mevcuttur. Dünya Savaşı'ndan sonra hekimlik hizmetinin tedavi hekimliği ve koruyucu hekimlik olarak ayrı ayrı dallar halinde değil iç içe çalışması gereğinin zorunlu olduğu hakikati ortaya çıkmış bulunmaktadır (3). çiçek ve diğer salgınlar sebebiyle Avrupa'da milyonlarca insan hayatını kaybetmiş. Açılan hamamlarda fakir halkın parasız yıkanması sağlanmış. Temizlik bu gibi kurtlardan ileri gelen hastalıkların önünü alır. bir devrim yaratmıştır. Yakın zamana kadar tıp sanatı daha çok hastaların tedavisi ile uğraşan bir bilim halinde iken tedavi hekimliğinin yanı sıra koruyucu hekimliğe de önem verilmeye başlandı. " demekle bulaşıcı ve salgın yapan hastalıklar hakkında ortaya koyduğu sezişi ve kıymetli fikri üzerinde durmaya değer. Böylece 295 . sağlık koşullarının daha da bozulmasına ve böylece yeni yeni birtakım hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olmuştur.'lerde sıtmaya karşı alınan tedbirler. hatta sokağa tükürenlerin tükürüklerinin üzerini örtmek için vakıflar yapılmıştır. İbni Sina'nın El Kanun-Fıttıb isimli eserinde hava.C. 19. devrinde halkın sağlık işleri devletin siyasi mekanizmasına bağlanarak 1930 yılında Umumi Hıfzısıhha Kanunu kabul edilmiş. ağız ve diş temizliğine dikkat etmek gibi temizlik kuralları yanında beslenme kuralları. bütün bu salgınların sebep ve mahiyetleri bilinmediğinden hiçbir önlem alınamamış salgınların şeytani ruhların işi olduğuna veya tanrının asi kullarına bir cezası olduğuna inanılmış (3). 1450 Ronesans yıllarında Avrupa şehir ve kasabaları tasavvur edilemeyecek kadar pis ve her türlü sıhhi tesisattan yoksundu. muhtaçlara aş ocakları. 2. içeriye alınmasının yasaklanması gibi esaslı sağlık kurallarını getirdiği gibi. alkollü içeceklerin yasaklanması. İslamiyet’te abdest almak. Büyük Türk alimlerinden İbni Sina henüz mikroorganizmalar keşfedilmeden çok önceleri " Her hastalığı yapan bir kurttur ne yazık ki elimizde onu görecek araç yoktur. çiçek aşısının Jenner tarafından keşfi sağlığı koruma üzerinde Avrupa'da atılmış adımlardır. T. zekat vermeyi zorunlu kılmak suretiyle de sosyal dayanışma. yapıtları ihmal edilmiştir. 17. yy. meskenler. besin maddeleri. köpeklerin evlere. hekimlik hizmetinde tedavi hekimliğinin yanı sıra koruyucu hekimlik de yerini almış bulunmaktadır. Çiçek ile kızamığın ayrı ayrı hastalıklar olduğunu ve bu hastalıklardan koruma tedbirlerini dünyaya tanıtan Türk hekimidir. vukuu bulan savaşlar ve salgın hastalıklar nedeni ile tarihin ilk çağlarındaki sağlık kavramları unutulmuş. Özellikle bu çağda ortaya çıkan veba. fitre. sosyal yardım kurallarının temeli atılmıştır (3).yy. Bu durum karşısında o devirde hekimlik hastalıkların önlenmesinden çok tedavisi ile meşgul olmakta idi.

mikroorganizmalardan ve deri epitelinin soyulan artıklarından oluşur. Özetlemeye çalıştığımız bu tarihi bilgiden de anlaşılacağı gibi hijyen sabit ve kalıplaşmış bir bilim değildir. Bedensel etkinliği fazla olmadığı halde bazı bireylerin ter bezi salgısı fazla olabilir. Yoğun bedensel çalışma vücuttan çıkan ter miktarının artmasına neden olmaktadır. el. Bu tür banyolar her zaman yapılabilir. salgı bezlerinin gözeneklerini tıkayarak derinin normal işlevini engeller. Sabunla yıkanılırsa kirler temizlenir. vücudun deri. Uygarlık ile birlikte gelişen diğer teknik ve ekolojik koşullara paralel olarak hijyen de değişmiştir ve değişecektir de (3). Ayrıca. Her gün banyo yapılamadığı durumlarda koltuk altı önce sabunlu bir bezle sonra su ile iyice silinmeli ve temizlenmelidir.Sık sık yıkanılmazsa vücutta oluşan kir sebaceous bezlerin kanallarını tıkayarak deride komedon denilen siyah beneklerin oluşmasına neden olduğu gibi. KİŞİSEL SAĞLIĞI KORUMA ÖNLEMLERİ Sağlıklı bir yaşam için. iyi bir kan dolaşımının sağlanmasına ve tonusunun sağlıklı olmasına bağlıdır (1). mikroorganizmaların vücuda girişini önlemekte de çok önemli rol oynar. tozdan.Türkiye'de birçok salgın hastalık kontrol altına alınmıştır. İyi bir kan dolaşımı. yumuşak ve elastiki olmalıdır. saç. zedelenmiş derinin streptokoklarla enfekte olması impetigoya yol açabilir (1). Vücudun dış yüzünü tümüyle örten deri sağlam. artık maddelerin dışarı atılmasını da engeller. ayak. Kişisel temizlik alışkanlıklarının önlediği diğer bir sorun vücut kokusudur. Ayrıca. Uygun vücut temizliği bir çok deri sorununu ve hastalığını önleyici ve ortadan kaldırıcı bir önlemdir (6). kurumuş sebum maddelerinden. Bu durum ergenlik ve menopoz durumlarında özellikle ortaya çıkabilir. derinin temizliğine. Vücut kokusu vücut yüzeyinde bulunan mikropların (bakterilerin) teri parçalamasına bağlı olarak meydana gelmektedir. geçici bir uygulama olarak değerlendirilmelidir. Kir. ağız ve diş gibi kısımlarının bakım ve temizliğine önem verilmesi gerekir (1). Bu nedenle temizlik aracı olarak değil. Deri üzerindeki kir. soğuk algınlıkları. Deri üzerine daha sonra bir deodorant veya ter önleyici uygulanabilir.Bu işlevlerin tümünü yerine getirebilmesi. yapısında bulunan sterollere ultraviyole ışınların etkisiyle D vitamini oluşmasını sağlar. uyuz ve bitlenme gibi parazitlerle oluşan hastalıklar ve bazı allerjik hastalıklar sayılabilir. kıl köklerinin yoğun olduğu kasık ve koltuk altlarıdır. cildin mikrobik hastalıkları. ishalli hastalıklar. Komedonların iltihaplanması akneye. insan bir süre sonra kendi kokusuna duyarsızlaşır (7). Deodorantlar kokuyu sadece maskelerler. Vücudun ısısının düzenlenmesi ve vücuttan atılacak kimi artıkların bir kısmının dışarı atılması işlevini yapısında bulunan damarlar ve ter bezleri aracılığıyla sağlayan deri. hem derinin beslenmesi hem de terle ve ısı radyasyonuyla 296 . Koku meydana getiren vücut bölgeleri öncelikle ayaklar. 1. 37-38C sıcaklıktaki banyolar derideki kirleri ve salgıları temizleyerek kişide rahatlık duygusu oluşturur. Birkaç örnek vermek gerekirse. DERİ Vücuda ait kişisel temizlik ile pek çok hastalığın önüne geçilmektedir. Vücudun terleme oranının artması kokunun da artması anlamına gelecektir. terin buharlaşması sonucu geriye kalan artık maddelerden. cildin mantar.

Yıkanma normal ve değişik sıcaklıktaki su ile mümkündür. Sıcak banyoların geceleri yapılmasında yarar vardır. Yıkanma sıcak suyun dökülmesi ya da duş alma şeklinde yapılamalıdır. Yıkanma özellikle yemekten 2-3 saat sonra yapılır. Ayrıca sık dişli bir kullanılarak saçların uzama yönünde taranması da kan dolaşımına yardımcı olur. Bu nedenle su 35-40 C de olabilir. kasık bölgesi. cinsel organlar. Banyo aralığının uzun olması halinde sabunlu su ile koltuk altları. Saçlı derisi kuru olanlar. kiri parçalayan ve kendine bağlayan sabun mutlaka kullanılır. SAÇLAR Saçlar baş derisinde bulunan kıl köklerinden uzayarak büyüyen kıllardır. friksiyon ve masaj. Saçlar temiz su ile iyice durulandıktan sonra kurutulmadan önce nazik bir biçimde taranmalıdır. iyi bir kan dolaşımı sağlanmasına yardım eden yöntemlerdir. Özellikle otel ve hamam gibi topluma açık yerlerde temiz olmayan küvetler kullanılmamalıdır. Sağlıklı saçlara sahip olmak için düzenli biçimde yıkanmak gerekmektedir. saçlarını hem daha sık yıkamalı hem de yağsız şampuan kullanmalıdırlar. Kurulama 297 . İç çamaşırları her gün değiştirilmelidir (1). Küvette biriken suda yıkanmak. boyun.Yeterli yıkanma için köpürtülmüş sabun ile deri ovulur ve bol sıcak su ile durulanır. Ancak kese kullanımı için durum farklıdır. Yıkandıktan sonra temiz çamaşır giyilmelidir. Beden hareketleri. kirli suda kalmak olarak düşünüldüğünden pek tercih edilmez. derideki tüm damarlar genişleyerek iyi bir kanlanma sağlanır ve bu durum yorgunluğa neden olan artık maddelerin terle atılmasına yol açarak kişiye canlılık kazandırır. Bu işlem 2-3 kez tekrarlanır. Daha sıcak su ile yıkanmak alışkanlığa bağlıdır. Yıkanma sırasında lif kullanmak deriden kirin atılması ve derinin ovulması bakımından yararlıdır. Yağlı saçlar ise daha sık yıkanmalıdır. Günde birkaç dakikalık soğuk su masajı ve temiz hava bu tür dolaşımı sağlar.kaybolan ısının karşılanabilmesi için gereklidir. Normal bir saçın haftada en az bir ya da iki kez yıkanması gerekmektedir. Tok karnına tercih edilmez (6). toksinlere karşı bariyer görevi gören katmanları keselenme ile kısmen de olsa tahrip olup ortadan kalktığı için deri bu görevlerini yerine getiremez ve uygulama sonrasında laserasyonlar ortaya çıkabilir. soğuk banyolar. Deri tonusunun normal olabilmesi. Çok sıcak ve çok soğuk günler dışında başı açık dolaşmak yararlıdır (1). ayaklar ve deri katları olan bölgeler silinir. Genellikle böyle yerlerde havlular ve terlikler bulaşıcı mantar hastalıklarının yayılmasına neden olabilirler. Saçların fırçalanması dökülen saçlar. Sıcak su ile organik yağları. allerjenlere. 2. Saçlı derisi yağlı olanlar. Kıl köklerindeki bezlerden salgılanan maddeler yağlı yapıdadır. Derinin mikroorganizmalara. özellikle çocuk ve gençlerde terleme olgusu boyunca derinin üzerinde hareketli bir hava tabakasının bulunmasına bağlıdır (1). Banyo imkan varsa her gün yoksa hafta da en az 1-2 defa yapılmalıdır. Menstürasyon döneminde yıkanmanın hiçbir zararı yoktur. Derinin kirden temizlenmesi için sıcak sabunlu su ile yeteri kadar yıkanması gerekir. kir ve tozları uzaklaştırıcı işlev görmektedir. Böylece. Saçların kurulanmasında yumuşak bir havlu kullanılmalıdır. Kirin eriyip atılması için sıcak su daha etkilidir. Kirli ve zehirli iş ortamında çalışanlar kirletici zararlı maddeleri deriden atmak için işten hemen sonra yıkanmalıdırlar. saçlarını yağlı veya kremli sabunlarla yıkamalıdırlar (7). Saçlı derinin iyi bir kan dolaşımına ihtiyacı vardır. Temiz çamaşır yıkanmış ve ütülenmiş çamaşırdır.

saçlı deride lezyon bulunanlarda. ortak kullanımları doğru değildir. Bu nedenle bu eşyalar kişiye özel olmalıdır. Tedavi : Pedikülozis kapitis: Permethrin %1 krem saç ve saçlı deriye bir kez 10 dakika süre ile uygulanıp. Erişkin bitler hızlı hareket ettiklerinden. sık sık. Epidemiyoloji ve Bulaşma : Saç uzunluğunun ve yıkama sıklığının hastalık riski ile ilgisi yoktur. görülmeleri zordur. Doğal pyrethrin’li şampuanlarla 10 dakika saçın yıkanması da etkilidir. Eğer sert bir havlu kullanılır ya da çok şiddetli ovulursa saçların uçları çatallanabilir. Hekim önerisi dışında saçlar için yararlı olduğu ileri sürülen maddeler güvenli olmayabilirler. Bulaşma genellikle saçla direk temas veya hastaya ait tarak. ancak bunların etkisi daha az olduğundan. Bu da 7298 . şapka. çok sıcak olmayan su ve sabunla yıkamak yararlı olabilir. Pediculus humanus corporis (vücut biti) ve Phthirus pubis (kasık biti)’in neden olduğu bir enfestasyondur. Saçın ayda 1 cm uzadığı dikkate alınırsa. Birlikte saçlı deride enfeksiyon sık görülür. insanlar arasındaki ilişkilerde ve kendini iyi hissetmede etkisi olan olumlu dış görünüm açısından da önemlidir (7). 7-10 gün sonra ikinci kez uygulanabilir. ancak hafif vakalar asemptomatiktir. kontakt dermatit. yumurtaların saçlı deriden uzaklığına bakarak. Etkili diğer bir tedavi de % 1’lik malathion’lu şampuandır. Yetişkin bitler 2-3 hafta sonra görülmeye başlar. Ancak kurutucunun saça çok yakın tutulmaması gerekmektedir. gebelerde. Pediküloz (Bit Hastalığı) (8) İnsan kanı ile beslenen Pediculus humanus capitis (baş biti). piyodermi. seboreik dermatit. Genellikle tek uygulama yeterlidir. Bit yumurtalarını saçın deriden 3-4 mm uzağına depolar. Saçlar elektrikli kurutucularla kurutulabilir. Saçlar bol su ile iyice durulandıktan sonra da kepeklenme önlenemiyorsa bir sağlık kuruluşuna danışılmalıdır. Saç temizliğinde kişisel olarak kullanılan fırça ve taraklar sık aralıklarla sıcak sabunlu su ile yıkanmalı ve durulanmalıdır. bütün vakalarda 7-10 gün sonra tekrarlamak gerekir. Klinik : İnkübasyon süresi 6-10 gündür. Bu durumda saçlı deri ve saçlar fazla sıcaktan olumsuz etkilenebilir.işlemi de yumuşak olmalıdır. Şüpheli durumlarda saç veya kıl büyüteç veya mikroskop ile incelenebilir. Sağlık yararı dışında saçların temizlik ve düzeni. yetişkin bitler de dış ortamda 1-2 gün yaşayabilirler. Ayırıcı Tanı : Böcek ısırığı. ilaç erüpsiyonu. Yumurtalar çok yoğunsa. Pedikülozis kapitis (Baş biti): Bit genellikle kulak arkasındaki ve boyun bölgesindeki saçlarda daha belirgin olmak üzere saçta yerleşir. Yumurtalar saçtan uzaklaştırıldıklarında hemen canlılıklarını yitirirler. Bu tedavilere cevap vermeyen vakalarda % 1’lik lindane içeren şampuanlarla saçın 4 defa yıkanması hastalığı düzeltebilir. Ayrıca lindane’ın toksik etkileri nedeniyle prematürelerde. emziren kadınlarda ve konvülsiyonlu hastalarda kontrendikedir. En belirgin semptom kaşıntıdır. başörtüsü veya havlu gibi eşyaların kullanılması sonucu olur. bu durumda saçlı deride kabuklanma ve sulanma görülebilir. yıkanır. Bu ürünlerin 7-10 gün sonra tekrar uygulanması gerekir. hastalığın süresi belirlenebilir. Tanı : Bitin erişkin formlarının veya yumurtalarının görülmesi tanı için yeterlidir. Saç diplerinde kepek varsa.

3. Özellikle çok yataklı büyük hastanelerde % 10’un üzerinde insidansa sahip olan hastane infeksiyonları hastanın hastanede kalış süresinin uzamasına ve ek tedavi girişimleri nedeni ile maliyet artışlarına neden olmaktadır. ayrıca bu işlem insan sağlığı üzerinde zararlı olabilir. Tüm dünyada hastane infeksiyonlarının insidansı % 7 . konu son derece önemlidir ve halk sağlığının öncelikli konuları arasındadır (2). özellikle. sağlık çalışanlarının kirli elleridir (13). doğum sonrası streptokoksik puerperal sepsis’e bağlı ölümleri. Enfeksiyon hastalıkları halen dünyada en sık görülen ve en çok öldüren hastalık grubunu oluşturduğuna ve uygun el yıkama pratiğinin insanlara kazandırılması halinde bu hastalıkların sıklığında önemli derecede azalma sağlanabileceğine göre. 1846’da Ignaz Semmelweis’in. sık dişli bir tarak % 3-5 asetik asit (sulandırılmış sirke)’e batırılarak saç taranırsa. Bu sorunun en az yarısı el yıkama gibi basit bir işleminin uygulanması ile engellenebilir. bu olguların yüz bininin direkt veya indirekt hastane infeksiyonları nedeni ile kaybedildiği bildirilmektedir.10 gün arayla iki kez. Korunma : Tedavi uygulanıncaya kadar temas izolasyonu gerekir (8). ancak estetik nedenle yapılacaksa. ELLER Günümüzde hastane enfeksiyonlarının hızla yayılma nedeni olarak. sağlık çalışanlarının her hasta ile temastan önce ve sonra ellerini uygun bir şekilde yıkamamaları gösterilmektedir. Diğer taraftan.5°C’den yüksek sıcaklıkta 5 dakika tutulması biti ortadan kaldırmak için yeterlidir. Tarak ve fırçaların 53. Çalışmalar hastane infeksiyonlarının en az üçte birinin önlenebilir nedenlere bağlanırken ancak % 6-9’unun önlendiği vurgulanmaktadır. Antiseptik kullanarak el yıkama ile ilgili ilk görüşler. Bunların temizlenmesi için pedikülosidler de kullanılabilir. hasta çocuksa okul arkadaşları kontrol edilmelidir. Bunun yerine elektrikli süpürge ile vakumlama daha güvenilir bir yöntemdir (8). 1822’de Fransız eczacı Labarrque klorid içeren solüsyonların dezenfektan olarak kullanımından bahsetmiştir. Ev eşyalarının insektisid spreyler ile temizlenmesinin yararı gösterilmemiştir. Tedaviden sonra saçta kalan kabukların temizlenmesi şart değildir. Bu infeksiyonların ABD sağlık ekonomisine getirdiği yükün 4. Bitten korunmak için iç çamaşırlar kaynatılmalı dikiş yerleri ütülenmelidir. Kaşıntı için oral antihistaminikler veya topikal kortikosteroidler kullanılabilir. bu kabuklar ortadan kalkar. bit yumurtaları yapışıktır). Hastane içerisinde yüksek virulans ve çoklu ilaç direnci gösteren mikroorganizmaların hastalar arasında taşınması ve yayılmasında % 20-40’ında kaynak. Pedikülozis kapitisde aile bireyleri. direnç gelişimini körüklemektedir. Aynı yatağı paylaşan kişilerin de tedavisi önerilir. 2-10 dakika süreyle uygulanır. yüzyılın başlarında ortaya çıktı.5 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir.4 milyon hastane infeksiyonu görüldüğü.10 civarındadır ve bu infeksiyonların tedavi maliyeti oldukça yüksektir. Eşyaların kuru temizlenmesi veya iyi kapatılmış plastik torbalarda en az 10 gün bırakılması da bitin ölmesini sağlar. Bu kontrollerde saçlı deri ve saçlardaki kepeklenmelerin bit yumurtalarından ayırt edilmesi önemlidir (kepek saçtan kolayca ayrılır. İlk tedaviden sonra çocuk okula gidebilir. müdahale öncesi kadavra ile 299 . Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’de her yıl 2. 19.

meslektaşları tarafından alay konusu yapılmıştır. eldivenler sağlık çalışanlarını koruyordu ve aynı eldivenle farklı hastalara temas eden sağlık çalışanlarına sıklıkla rastlanıyordu. Bu ihmal hastane florasının değişmesine ve Acinetobacter. Bir çok çalışma. bu konuda 300 . sağlık çalışanlarının Semmelweis’ın çalışmasından habersiz olduğunu ve onun öğretilerini dikkate almadığını göstermektedir. Genel olarak hekimler. 1975 ve 1985 yıllarında Centers for Disease Control (CDC) tarafından hastanede el yıkama uygulamalarına ait bir rehber yayınlanmıştır. modern dezenfektan ve eldivenlerin kullanıma girmesi yanlış bir güven oluşturmuş ve el yıkamanın ihmaline neden olmuştur. Daha da ilginç olanı eğitim seviyesinin yükselmesi ile basit ama yapılması zorunlu uygulamalara karşı ilginin azalması.çalışan asistanlarının ellerini klorlu su ile yıkatarak . Antimikrobiyal sabunların yada kendiliğinden kuruyarak su gereksinimini ortadan kaldıran antiseptik solüsyonların. el yıkama alışkanlığında da görülmektedir. MRSA ve VRE gibi yüksek mortaliteye neden olan dirençli suşların hastane ortamına yerleşmesiyle sonuçlanmıştır. 1988 ve 1995 yıllarında el yıkama ve el antiseptikleri ile ilgili rehberler Association for Professional in Infection Control (APIC) tarafından hazırlandı. Hastane enfeksiyon oranının %30’a ulaştığı bir yoğun bakım ünitesinde yapılan bir çalışmada ellerini en az yıkayanların hekimler olduğunun saptanması oldukça düşündürücüdür. Ancak antibiyotiklerin keşfi.% 23 den % 3’e düşürmesi modern tıbbın önemli buluşlarından birisi olmuştur. Ancak bu durumun yanıltıcı bir yönü ortaya çıktı. Bazı araştırmalarda sağlık çalışanları arasında el yıkamaya en çok önem verenlerin dahi hastayla temaslarının ancak %75’inde uygun şekilde ellerini yıkadıkları ve bu grubun da hekim veya hemşire olmadığı saptanmıştır. İlginç olan bir konu hastane çalışanlarının el yıkamanın önemini biliyor olmalarına karşın bunu davranış biçimi şekline dönüştürememeleridir. aureus (MRSA) ve vancomycin resistant enterococci (VRE) gibi multi Drug resistant (MDR) patojeni olan hasta odalarına bırakılmasını Healtcare Infection Control Practices Advisory Committee (HICPAC) 1995-1996 yıllarında önerdi (13). Basit kurallara uyulmama geleneğinin sağlık çalışanları arasında da standart bir davranış haline gelmesi önemli bir sorundur (13). Pseudomonas’lar. Stenotrophomonas. kendilerini korumaları konusunda daha titiz davranmaya sevk etti ve hastayla temas sırasında eldiven kullanma oranı dramatik bir şekilde arttı. Semmelweis’in el yıkama alışkanlığı konusunda gösterdiği ısrarcı tutum.Koch tarafından ispatlanmış ve 1890’lı yıllarda deri antiseptiği olarak kullanılmaya başlanmıştır. methicillin resistan S. Alkolün antigermisidal olduğu 1880’li yıllarda R. El yıkamanın çok sıradan ve günlük bir iş olması. ve işin daha kötüsü sağlık çalışanları arasında el yıkama gittikçe daha çok ihmal edilir bir hal alıyordu (2). sağlık çalışanları arasında el yıkamaya en az özen gösteren gruptur ve kariyerleri artıkça durumları daha da vahim bir hale gelmektedir. Yine bu çalışmanın sonuçlarına göre pratisyen hekimlerin hastayla temastan sonra el yıkama konusunda diğer gruplara göre daha duyarlı oldukları saptanmıştır (ancak pratisyen hekimler hastayla temastan önce el yıkama konusunda yeterince hassas bulunmadılar). 1961 yılında ABD ulusal sağlık servisi tarafından el yıkama tekniklerini anlatan bir film hazırlanmıştır. HIV ve Hepatit B gibi enfeksiyonların dünya çapında yaygınlaşması sağlık çalışanlarını.

üst solunum yolları enfeksiyonlarından korunmanın en etkili yöntemidir. tuz. ter ve yağ bezleri ile kıl folükülleri yer alır.5 metre kare alana sahip vücudun en büyük organıdır. diğeri de kısa süreli olarak kontaminasyon sonucu bulaşan. proteinler ve su ile sürekli nemli olarak tutulmaya çalışılır. Hastaya temas öncesi ve sonrası el yıkama ile hastane kaynaklı mikroorganizmaların bir hastadan diğerine naklini büyük oranda önlemek mümkündür (13). Geçici flora: Kontaminant flora olarak ta tanımlanır. Hastaya ait kan. b. Bu mikroorganizmaların çoğu derinin üst tabakalarında yerleşirken % 10-20 si daha derin tabakalara yerleşirler. Deri yaklaşık olarak 1. Propniobacterium ve Corynebacterium türleridir (13). hatta bazen sayılarında artış kaydedilir. Dermisin daha alt tabakaları sukuamöz hücrelerden oluşmuştur. Ancak 301 . Su ve sabun ile yapılan mekanik el yıkama işlemlerinden sonra bu bakteri topluluğunda azalma olmaz. Bu mikroorganizmalar deride uzun süre yaşayamazlar ve çoğalmazlar. lizozimler. Deri ve Flora Normal insan derisi bölgelere göre farklı oranda aerobik mikroorganizma barındırır. Bu floranın karakteristik üyeleri koagülaz negatif stafilokoklar (KNS). yağı kullanabilen. Mikrococcus. Bu tabakalar sürekli olarak çoğalırlar ve keratin sentezlerler Keratinize epitel apopitozis’e gider ve ölü Stratum corneum tabakasını oluştururlar. Benzer şekilde sağlık çalışanlarına eğitilen değil de eğitimci rolünün verilmesi halinde daha başarılı sonuçlar alınabilir (2). El Yıkama Kategorileri Usulüne uygun el yıkama hastane infeksiyonlarının önlenmesinin en basit. tuz ve kuruluğa dirençli mikroorganizmalar içinde iyi bir vasat oluştururlar. geçici olmak üzere iki tür mikroorganizma topluluğu bulunur (13). Biyolojik olarak canlı ve ölü tabakalardan oluşan deri vücut savunmasının da en önemli silahıdır. Derini bu tabakasında hücreler arası boşluklar ile yağ ve ter bezlerinin kanallarına yerleşen dirençli mikroorganizmalar metabolize ettikleri yağlardan oluşturdukları propionik asit gibi kısa zincirli yağ asitleri ve ürettikleri bakteriyosinlerle derinin savunmasına yardım eder. a. hastalara el yıkama konusunda eğitim verilen bir hastanede sağlık çalışanlarının el yıkama alışkanlıklarında önemli derecede iyileşme saptanmıştır. Hipodermis veya kısaca dermis olarak tanımlanan bağdoku içeren canlı tabakada kan ve lenf damarları ve sensör reseptörler. Bu sekresyonlar çok sayıdaki mikroorganizma için inhibitör etki gösterirken. En iyi sağlık hizmetini almak her hastanın hakkıdır ve sağlık çalışanlarının ihmali sonucu hastane infeksiyonlarıyla karşılaşmaları haksızlıktır (13). Ancak hastalar üzerinde yapılan bir çalışmada ilginç bir sonuca rastlanmıştır. Derinin bu tabakası sebumdaki yağ. deride zararlı olan mikroorganizmaların uzun süreli kalmalarını engellerler Böylece genel olarak deride özel olarak da ellerde birisi devamlı olarak yerleşik olan kalıcı. balgam çeşitli vücut sıvı ve sekresyonları ile kontamine araç ve gereçlerden sağlık personelinin eline bulaşırlar. Kalıcı flora: Daimi flora olarak da tanımlanan bu mikroorganizma topluluğu deride inatçı kolonizasyonlar yaparlar.verilen eğitimlerde karşılaşılan önemsememe probleminin en önemli nedenlerindendir. Hastane infeksiyonlarını önlemede en basit ve en ucuz yolun el yıkama olduğu unutulmamalıdır.

Musluk kağıt havlu ile kapatılmalıdır. Yiyecek tutmadan. Sosyal el yıkama: Kirli ellerin sabun ile yıkanması sonucu geçici floranın çoğu uzaklaştırılır. infeksiyona yatkın hastayla temas öncesi. en az 15 sn. Köpük elin tüm yüzeyine yayılmalı ve friksiyon yapılmalıdır. hijyenik tip ve cerrahi tip el yıkama olarak 3 başlık altında değerlendirmek mümkündür (13).5’lik gliserol) (13). Kullanılacak miktar ve uygulamada üretici firmanın tavsiyeleri dikkate alınır. eller kirlendikten sonra bu tür el yıkaması yapılmalıdır. Bu nedenle el yıkamayı basit sosyal tip.hastane infeksiyonları dışında genel halk sağlığı açısından da el yıkama son derece önemli bir işleve sahiptir. yara ve üretral kateterler ile temas öncesi ve sonrası. eldiven takmadan önce ve sonra. Hijyenik el yıkama: Normal sabunlar. Tüm cerrahi işlemlerden önce bu tür bir yıkama yapılmalı ve daha sonra eldiven giyilmelidir. Sulu çözeltiler (% 4’lük chlorhexidine/deterjan çözeltisi. Geçici flora öldürülür ve uzaklaştırılır. kanlı çıkartı ve mikrobik kontaminasyon olabilecek durumlar ile karşılaştıktan sonra hijyenik el yıkama yapılmalıdır. Cerrahi el yıkama: Antimikrobiyal sabunlar yada alkol bazlı antiseptik deterjanlar kullanılır. % 0. antimikrobiyal sabunlar yada kendiliğinden kuruyan alkol bazlı antiseptikler kullanılabilir. Kullanılabilecek dezenfektanlar: a. Hijyenik el yıkamada eller sıcak su ile ıslandıktan sonra 3-5 ml deterjan alınır. Sosyal yıkamada sabunla en az 10 sn. b. Eğer alkol bazlı kendiliğinden kuruyan antiseptikler kullanılıyorsa avuç içine sıvı alınır ve bütün el yüzeyine yayılıncaya ve eller kuruyana kadar yaklaşık 15-25 sn. 2. İnvaziv girişimlerden önce. tuvalet sonrası. 3. Hijyenik el yıkamada kullanılan dezenfektanlar kullanılır. Saat ve yüzükler çıkartılmalıdır.75’lik iyot içeren povidon iodine/deterjan çözeltisi). ABD’de her yıl 76 milyon gıda zehirlenmesi olduğu 5000 kişinin öldüğünü.5 lik chlorhexidine veya povidon iodine çözeltisi. Steril havlular kullanılır (13). Fırça tırnakların temizliği için kullanılır. hasta bakımına başlamadan önce. Deriye en az zarar verecek ve fırça kullanmadan etki ortaya çıkarabilecek solüsyonlar tercih edilir. Alkollü çözeltiler (%70’lik isopropanol veya ethanol içinde % 0. 302 . yemek yemeden ve hastaya yemek yedirmeden önce. ölümlerin % 70’inin gıdanın hazırlanması safhasında bozulmasından kaynaklandığını ve bu bozulmanın da % 40 oranında ellerin sorumlu olduğunu belirtmektedir. Su ve sabun ile yıkamadan sonra alkol bazlı bir preparatın kullanılması etkiyi artırır. Yine çocuk bakım evlerindeki çocukların evde bakılan çocuklara göre daha sık ishalli hastalıklara yakalandıkları bilinmektedir. Food and Drug Administration (FDA). uygun yıkama yapılmalı köpük elin tüm yüzeyine yayılmalı ve friksiyon yapılmalıdır. Burada geçici mikroorganizmalar öldürülür ve uzaklaştırılır. Eller akan su altında iyice durulanmalı ve kağıt havlu ile kurulanmalıdır (13). yumuşatıcı olarak % 0. kalıcı flora azaltılır. uygun yıkama yapılmalıdır. Yani el yıkama aslında bir medikososyal davranış biçimidir. ancak el yıkama süresi 2-3 dakika kadardır ve yıkamaya bilek ve dirsekler dahil edilir. kadar ovuşturulur. Eğer alkollü preparat kullanılıyorsa her biri 5 ml olan iki uygulamada eller kuruyuncaya kadar ovalanır. 1. Eller sıcak su altında iyice durulanmalı ve kağıt havlu ile kurulanmalıdır.

bu ülkede rutin kullanımın engellemiştir. RSV. Adeno. Kalıp sabun formunun yanı sıra. daha sonra uygun antiseptiklerle eller yıkanmalıdır (13).6-1. doğru olmadığı çeşitli çalışmalarla ispatlanmış olmakla birlikte. Temizlik özelliği deterjan özelliğine bağlıdır ve deriden kirleri ve organik maddeleri uzaklaştırır. Alkolle 15 saniyede yaratılan bakterisidal etkinlik diğer antiseptiklerle 1 dakikada. bakteriyositatik ve bakterisidal etkinliğe sahiptirler. El antisepsisi amacı ile 3 alkol kullanılmaktadır. Alkoller: Alkolün su içerisindeki dilusyonlarının konsantre solüsyonlarından daha güçlü bakteriyostatik olduğunu gösterilmiştir. Bunlar deride travma yaratan adi sabun ve derideki yağ asitlerini tahrip eden sıcak veya ılık su ile yapılan yıkamaya göre çok daha etkilidirler. Özellikle zarflı viruslar alkole oldukça duyarlıdır. Ethanol. Bu nedenle de ister hijyenik tarzda ister cerrahi tipte el yıkama olsun. Ancak ABD’de alkol aleyhine 1961 yılında yapılan olumsuz propaganda. Sağlık personeli el yıkama sabunları ve cerrahi el yıkama antiseptikleridir. isopropanole göre viruslar üzerine daha etkilidir.7 oranında tahrip edilirler (13). % 70’lik ethanol ile yapılan yıkamada bakteriler % 99.1 log10 azaltılır. etkinlik ve tolere edilebilir gibi iç unsurlar ile paketleme. Bunların etkinlikleri ortamın fiziki şartlarına. HBV. Örneğin su-sabun ile yapılan mekanik yıkamada eldeki bakteri sayısında azalma olmazken. bu esnada bakterilerinde bir kısmı uzaklaştırılmış olur. Bakteri sporlarına karşı etkili değildir. HIV. 1 dakikada yaratılan etkinlik ise 4-7 dakikada sağlanabilir (13). yıkama süresi 30 sn olursa bu azalma 1. fiyat ve temin edilebilir gibi dış unsurlar etkili olur. Sabun: Sabunlar sodyum yada potasyum hidroksitin yağ asidi esterlerinden oluşan deterjan bazlı maddelerdir. El antisepsisi için kullanılan ürünler ve özellikleri 1. 2. Rota ve Rhino viruslar gibi çeşitli viruslara karşı güçlü inhibitör etkinliğe sahiptirler.8-2. şayet varsa önce ellerdeki görünür kirler mekanik su ve sabun ile yapılan yıkama işlemi ile uzaklaştırılmalı. Sabunun gram negatif bakterilerle kontamine olması bulaşta rol oynayabilir (13). Almanya’da 1922 yılında deri antiseptiği olarak kullanılan alkol ABD’de 1935 yılında isopropanol olarak kabul görmüştür. Bir antiseptik seçiminde. Alkol hızlı aktivite gösterir.El Antisepsisinde Kullanılacak Ürünler Gerek hijyenik tip gerekse cerrahi tip el yıkamada kullanılan ajanlar antiseptik özelliğe sahip kimyasal maddeler olup. sıvı yada kağıt gibi ince formlarda da tek kullanımlık şekillerde temin edilebilir. Funguslara ve HSV. Sabunla yıkama sonucu paradoksal olarak bakteri sayısında artış görülebilir. FDA (1978) el antisepsisinde kullanılacak sabunları 3 grup içerisinde toplamıştır. Günümüzde el yıkama antiseptiği olarak alkollü ürünler kullanılmaktadır. ortamdaki organik ve inorganik maddelere bağlı olarak değişebilir. Alkoller mikroorganizmalarda hücre proteinlerini denatüre ederler. Çeşitli çalışmalarda % 50-70 lik alkol içeren solüsyonların eldeki bakterileri öldürmek ve inhibe etmek konusunda son derece etkili olduğunu ispatlamıştır.8 log10 olur. Bunlar antimikrobiyal sabunlar. Gram pozitif (MRSA ve VRE dahil) ve Gram negatif mikroorganizmalara. Bunlar ethanol. Mikobakterilere. Su ve sabun kullanılarak yapılan 15 sn’lik bir yıkamada bakteri sayısı 0. Influenza virus. n-propanol ve 303 .

Derinin Str. Daha yüksek konsantrasyonlarda su oranı düştüğü için denatürasyon özelliği dolaysıyla da etkisi azalır. anyonik içerikli el kremlerinden olumsuz etkilenirler. Chlorhexidine: Chlorhexidine glukonate bir katyonik bisbiguaniddir. corneum tabakasına bağlanarak 6 saat gibi uzun bir süre kalıcı etkinlik yaratır. Alkollerin % 50-80’lik dilüsyonları kullanılır. Uygulama süresi amaca göre 20 saniye ile 1 dakika arasında değişir.isopropanol dür. Ancak sabun. Bu nedenle farklı cilt pH’sına sahip kişilerde aktivite de farklı olabilir. 1 ml alkolün. Su veya alkol içerisinde kullanıma sunulmuş %0. Bu az miktarda alkol emdirilmiş kağıt mendiller içinde geçerlidir.5) alkol uygulanması.5. 4’lük dilüsyonları mevcuttur. HIV. Ethanol ise % 70’lik dilüsyonları ile kullanılır. Larson ve ark. Adeno ve Enteroviruslar gibi zarfsız viruslara düşük aktivite göstermektedir. CMV. 2.5-7. aşırı duyarlılığı olan kişilerde dikkatli kullanılmalıdır. Düşük miktarlarda (0. Gerçek allerjik reaksiyon oranı düşük olsa bile. yumuşatıcılar hem kurumayı önler hem de alkolün daha yavaş uçarak elde daha uzun süre kalmasını sağlar. Geniş spektrumlu bir ajan olup gram pozitif bakterilere karşı iyi aktivite gösterir. Rota.5-1 oranında chlorhexidine ilave edilmiş alkol bazlı preparasyonlar yalnız başına alkole göre anlamlı derecede etkindir. Tarif edildiği şekilde kullanılırsa oldukça güvenlidir. Bakteriler arasında direnç gelişimi çok nadirdir (13). 1950’li yıllarda İngiltere’de geliştirilmiş ve 1970’li yıllarda ABD’de kabul edilmiştir. %0. sabun ve su ile yıkamadan daha etkili değildir. Bakterilerde hücre duvarını yıkar ve sitoplazmada prespitasyona yol açar. Aktiviteleri pH 5. Alkole göre daha yavaş etki gösterir. Alkolün yanıcı olması nedeniyle kullanılırken ve depolanırken dikkatli olunması gerekmektedir (13). Alkoller eldeki organik maddelerin miktarına bağlı olarak inaktive olurlar bu nedenle kirli eller önce sabun ve su ile yıkanıp kurulanmalı sonra alkolle işlem yapılmalıdır. Bunlar tek yada ikisi kombine edilerek kullanılabilirler.2-0. 304 . noniyonik surfaktanlar. Ellerde kuruluk ve dermatit oluşturma riski su ve sabunla yapılan yıkamalardan çok daha düşüktür. Kullanımı sınırlandıracak bilinen yan etkileri yoktur. Alkolden sonra tekrar el durulama ve silme işleminin olmaması suya bağlı kontaminasyon riskini. RSV ve Influenza virus gibi zarflı viruslara karşı etkin olmasına karşın. 3 ml’ye göre etkisinin anlamlı oranda düşük olduğunu göstermiştir. lavabo gerekliliğinin ortadan kalkması ek zaman ihtiyacını. Bu özellik el yıkama için yeteri kadar zamanının olmadığını bahane edenler için önemli bir avantajdır. silme işleminin olmaması da deride travmaya bağlı irritasyon ve kontaminasyon riskini ortadan kaldırmaktadır. Chlorhexidine’nin antimikrobiyal etkisi kan da dahil olmak üzere organik maddelerden çok fazla etkilenmez. Gram negatif mikroorganizmalara ve funguslara etkisi daha azdır ve tüberküloz basiline minimal etkilidir. Ciltte %4’ün üzerindeki konsantrasyonlar irritasyona neden olabilir. %1 ve daha yüksek konsantrasyonlarda göze temas ettiğinde konjonktivite neden olabilir. İn-vitro olarak HSV. Bakteri sporlarına karşı etkisizdir. 3. %2 ve %4’lük dilüsyonlar arasında etkinlik yönünden çok fazla fark görülmemiştir. Miktar tüm eli ıslatacak kadar olmalıdır.0 arasında maksimumdur. inorganik anyonlar. Ancak cilt kuruluğunu önlemek için alkolik antiseptiklere ilave edilebilecek % 1-3 oranındaki gliserin gibi.

funguslar ve viruslara karşı alkollerden daha düşük aktivite gösterirler.1-0. Ancak iyot kompleksten daha yavaş ve uzun süre serbest bırakılır. operasyon öncesi ve sonrasında cerrahi yara ve deri infeksiyonlarının tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle allerjik kişilerde dermatitlere neden olabilirler. Aktivitesi yavaştır. Gram pozitif ve negatif mikroorganizmalar üzerine bakterisidal etkinlikleri vardır. Ancak hızlı uçucu olan bu ajanlar iodofor formlarının geliştirilmesi ile daha güçlü bir aktiviteye ve daha geniş klinik kullanımına kavuşmuştur. Deri antiseptiği olarak kullanıldığında deri üzerinde kuruduktan sonra derhal silinerek uzaklaştırılmaları gerekir. İodin (İyot) ve iodoforlar : 1800’lü yılların başından beri iodin (iyot)’un antiseptik özelliği bilinmekte ve kullanılmaktadır. Ancak bu yan etkisine rağmen yeni rehberlerde yinede bebek banyosu için önerilmektedir (13). Daha yüksek konsantrasyonlarda etkinlik ve bununla birlikte irritan yan etkilerde artış görülür. funguslara ve mikobakterilere karşı daha az etkindir. deney hayvanlı çalışmalarda ve yenidoğan tecrübeleri ile gösterilmiştir. Önceleri perioperatif alanda deri antiseptiği olarak kullanılan iodoforlar iyi tolere edildikleri ve direnç gelişimi bildirilmediği için günümüzde el ve deri antisepsisinde. Yeni doğanlarda uzun süreli kullanıma bağlı olarak hipertiroidizm gelişebilir. Sporlar. Deriden absorbe edilir. Etkili bir kompleks içerisinde serbest iyotun 1-2mg/L konsantrasyonlarda olması istenir. mikobakteriler. Burada antibakteriyal etkinliği sağlayan iyottur. Deriden absorbe olması nedeni ile bu tür kullanımlar sonucu 0. 5. Deri için irritandır. Su içerisinde %3’lük dilüsyonları kullanılmaktadır. 1950-1960 yıllarında %3’lük solüsyonları hijyenik ve cerrahi el yıkamada ve hastanede bebek yıkamasında çok yaygın olarak kullanıldı. Etki spekturumu geniştir.aureus ve diğer Gram pozitif bakteriler üzerine çok etkilidir. Etkinlik güçlü ve alkollerdeki kadar hızlıdır. müköz membranlar ve vücut banyoları için kullanılmamalıdır. Hexachlorophene: Hexachlorophene bir klorlanmış bisphenoldür.6 ppm hexachlorophene kan düzeyleri ölçülebilir. Nispeten toksik yan etkileri nedeni ile sık kullanılmayan bir üründür. ancak Gram negatif mikroorganizmalara. Hexachlorophene nörotoksik (vakuolar dejenerasyon) bir ajandır. Yaygın olarak kullanılan %10’luk povidon içerisinde %1 oranında iyot bulunur ve bu 1ppm serbet iyot sağlar.4. Yüksek konsantrasyonlarda hücre membranlarını tahrip eder ve sitoplazmayı presipite eder. Bu özellik yanık ünitelerindeki hastaların banyolarında kullanımla. Tekrarlayan kullanımlarda kümülatif etkisinden dolayı bakteri sayısını daha azaltır. Daha düşük konsantrasyonlarda ise sadece esansiyel enzimlerin yapısını ve aktivitesini bozarlar. El antisepsisinde %2-10’luk farklı konsantrasyonları kullanılmaktadır. FDA 1972 yılında bebeklerin rutin olarak uzun süreli bu ajanla yıkanmaması konusunda uyarıda bulunmuştur. Derideki kan ve mukus gibi organik maddelerden kolaylıkla etkilenir ve 305 . Hücre duvarına penetre olan iyot oksidatif yolla bakterilerde elektron transportunu bozarlar. Bu nedenle bütünlüğü bozulmuş deri. Genel olarak bakteriyostatik etkinliğe sahiptir. İyot’un alkoldeki çözeltisi veya uzun süreli etkinlik için % 1’lik serbest iyot taşıyan polyvinilpyrolidone veya povidon gibi bir taşıyıcı ile hazırlanmış kompleks bileşikleri kullanılmaktadır. S. Ancak MRSA ve VRE’lar gibi yeniden önem kazanan bakterilere karşı oldukça güçlü aktiviteye sahipler. Bu nedenle birkaç kere ve 2-3 dakika gibi uzun süreli kullanılması önerilir.

Phenolic bileşiklere bir halojen molekülünün ilavesi ile yapılmış.inaktive olur. Gram negatif bakteriler üzerine etkisinin iyi olmaması nedeni ile bu bakterilerle kontamine olabilir. cetylpyridium chloride ve benzathonium chloride’de antiseptik olarak kullanılan diğer bileşiklerdir.4. Bu nedenle son 15-20 yıldır el antisepsisinde tercih edilmemiştir. Etkisi pH. 8. ve anyonik deterjanlarla uyumsuzdur. ancak Gram negatif mikroorganizmalara özelliklede P. ancak noniyonik surfaktanlar ile nötralize edilirler (13). genel olarak bakteriyostatik ve fungustatik özelliktedir.4’ -trichlora-2’-hydroxydiphenyl ether): 1960’lı yıllarda geliştirilmiş noniyonik ve renksiz bir maddedir. Bakterilerde hücre duvarının ve membranların yapısını bozar. İnvitro olarak Gram pozitif bakterilere güçlü etkinlik gösterir. El ve deri antisepsisi amacı ile hazırlanmış %0. yüksek konsantrasyonlarda bazı mikroorganizmalara mikrobisit etkili olsa da. Alkali pH’larda etkinliği artar. Bakteri sporları. 1900’lü yılların başlarında cerrahlar tarafından preoperatif temizlik için. mikobakteriler ve viruslara karşı düşük aktivite gösterirler. Gram pozitif bakteriler (MRSA dahil) üzerine etkidir. Ancak yinede içinde bu bileşiklerin de bulunduğu el antiseptik solüsyonları mevcuttur (13). Antimikrobiyal etkinlik hızı orta veya düşük dereceli olarak kabul edilir. Cetrimide.6’lık PCMX. El antisepsisinden çok sabun formunda vücut bakterilerinin sayılarını azaltmakta 306 . Antimikrobiyal aktivitesi organik maddelerden çok az etkilenir. Düşük deri irritanıdır. 1935 yılında da el temizliği için kullanım alanı bulmuştur. Bakterilerin hücre sitoplazmik membranı üzerine ayrıca protein. uygulama süresi ve konsantrasyon ile değişkenlik gösterir (13). yağ asitleri ve RNA sentezi üzerine etki eder.75 konsantrasyonlarında solüsyonları mevcuttur. aeruginosa üzerine az etkilidir ve ethylene-diaminetetraacetic acid (EDTA) ilavesi ile hem psödomonas’lar üzerine hem de diğer patojenler üzerine etkinliği artar.3’lük triclosan’nın etkinlik hızları benzerdir. ancak lipofilik virusler üzerine daha iyi bir aktivitesi vardır. aeruginosa üzerine zayıf etkilidir. Bu bileşikler. 1950’li yıllarda ABD’de kullanıma girmiştir.5-3. Antimikrobiyal aktivitesini sitoplazmik membrana adsorbe olarak ve geçirgenlik fonksiyonunu bozarak gösterir. Triclosan (2. Gram pozitif bakteriler üzerine daha fazla etkilidir. Bakterisidal etkinlik kısa süreli ve orta derecelidir. Quaterner ammonium bileşikleri: Bu bileşikler çok çeşitlilik arzederler ve genel olarak bir nitrojen atomuna dört alkil grubunun bağlanması ile oluşmuşlardır. ısı. P. Organik maddelerden olumsuz etkilenir. Para-chloro-meta-xylenol (PCMX) : 1920’li yılların sonunda avrupada geliştirilmiş. Sitoplazmada prespitasyona neden olur. mikobakteriler ve bazı viruslara da daha az olmakla birlikte etkilidir. Mikobakteriler ve funguslar üzerine daha az etkilidir. 7. %1’lik konsantrasyonları MRSA’lara karşı etkili bulunmuştur. Genellikle iyi tolere edilir. kozmetikte prezarvatif olarak kullanılan ve antimikrobiyal sabunlarda yer alan bir bileşiktir. 6. Gram negatif bakterilere. Gram negatif bakterilere göre. %2’lik chlorhexidine gluconate ve %0. Bununla birlikte %0. Kalıcılık süresi 1-2 saattir. Bunların içinde alkil benzalkonium chloride’ler antiseptik olarak yaygın olarak kullanılmışlardır.

%0. Ancak bu solüsyonun oldukça irritan olması ve ağır bir kokusunun bulunması nedeniyle bugün el antisepsisinde nadiren kullanılır (13). Kulak. Sabun formu %2 konsantrasyonda triclosan içerir. Triclosan içeren sıvı sabunların ise daha az etkili olduğu. ellerin kirlendiğinden şüphelenilen her durumda. El Yıkama Sırasında Dikkat Edilmesi Gerekenler Kişisel hijyen uygulamaları içinde kabul edilen el hijyeninde amaç. 307 . Deriden absorbe olur. Temiz olmayan çalışma alanları ve malzemeleri ile temastan sonra. 8. 7. 9. kimyasal ve fiziksel zararlıların ve enfeksiyonlara yol açan mikroorganizmaların uzaklaştırılmasını (dezenfeksiyonu) sağlamaktır. vücudun her hangi bir bölgesini kaşıdıktan. Ancak %2’lik konsantrasyonlarda chlorhexidine %4’lük konsantrasyonlarından daha irritandır. puerperal ateşte hipoklorit solüsyonu ile elleri 30 saniye ovalamanın etkisini araştırmış ve anlamlı olarak etkinlik gösterememişlerdir. 3. Ancak katkı maddesi olarak klorhekzidin ve povidon-iyot içeren sıvı sabunların. Normal katı el sabunları ve sıvı sabunlar meydana getirdikleri etkiler bakımından farklı olmamakla birlikte. Bu yüzden kişisel temizlikte su ile birlikte sabun kullanılması zorunludur. saç gibi bölgelere dokunduktan sonra. hatta bazı çalışmalarda katkı maddesi içermeyen sıvı sabunlarla aynı etkinliğe sahip olduğu saptanmıştır (2). mekanik etki ile uzaklaştırılmaya çalışmakta ve temizlik tam olarak mümkün olmamaktadır.2-2’lik solüsyonlarının antibakteriyel aktivitesi vardır. diğerlerinden daha etkin olduğu gösterilmiştir. Sigara içtikten. 6. Bu amaca ulaşmak için sadece su ile temizlik yapıldığında. %4’lük hipoklorit solüsyonuyla ellerin kuruyuncaya kadar ovalanmasının (yaklaşık 5dk) %60’lık isopropanol ile 1dk ovalamaya göre 30 kat daha etkin olduğunu göstermiştir. Bu yüzden özellikle toplu yaşanan yerlerde kişisel temizlikte sıvı sabunların kullanımı tercih edilmelidir. Normal sabunlarla veya katkı maddesi içeren sabunlarla eller yıkandığında bir çok mikroorganizma uzaklaştırılmaktadır. 4. Sabunlar sadece ellerin dezenfeksiyonu için değil. katı sabunların bulunduruldukları ortamlardan ve kullanan kişilerin kullanımdan sonra sabunları temizlemeden yerine koymalarından dolayı. Diğer ajanlar: Semmelweis’tan yaklaşık 100 yıl sonra Lowbury ve ark. Derideki organik materyalden azda olsa etkilenir ve inaktive olur (13). düşük konsantrasyonlarda ciddi deri yan etkileri görülmez. Lavabo. 5. hapşırdıktan sonra. 2. Çiğ gıdalara özellikle ete dokunduktan sonra. aynı zamanda allerjik etkiye sahip zararlı bulaşanların da (nikel. demir ve diğer allerjen metallerle tozlar) uzaklaştırılmasında en etkili yöntemlerdendir. Mendil kullandıktan sonra. tütün çiğnedikten sonra. tuvalet kullanıldıktan sonra.kullanılırlar. katı sabunların kendileri kirlilik nedeni olabilmektedir. Yemeklerden önce ve sonra. ağız. öksürdükten. Ancak daha sonra Rotter. Eller Ne Zaman Yıkanmalı 1. Paraya dokunduktan sonra. burun.

usta-çırak ilişkisi içersinde benimsetilmelidir. 3. Şayet sabunluk tek kullanımlık değil ise her boşaltmadan sonra iyice yıkanmalıdır Bu sabunlukların içerisinde oluşan barlar mikroorganizmalar için üreme vasatı oluşturmakta ve salgınlara neden olabilmektedir. hemşire ve hastane çalışanlarının değil aynı zamanda hastalarında eğitilmesi gerekmektedir. En kısa sürede en etkili. Bu nedenle hastaya basit bile olsa her temas öncesi ve sonrası el yıkamak gereklidir. Hastane çalışanları hastane infeksiyonları. Kalıp sabunlar tercih edilmemelidir. İnançsızlık ve direnç: Öncelikle hastaya en kaliteli hizmetin verileceğine inanmak ve her hastayı en yakını gibi görmek gerekmektedir. az irritan. ‘ellerinizi yıkamadan bana dokunmayın’ diyebilmektedir. Bu uygulama el yıkama alışkanlığını % 35 oranında artırmıştır (13). Antiseptiklerin seçimi ve satın alma: Antiseptiklerin doğru seçimi önemlidir. eğer kullanılıyorsa sabunlar oluklu taşıyıcılar üzerine konmalıdır. Sadece doktor. Kullanma kapları kolla veya ayakla kumanda edilebilir. Seminerler ve direk uygulamalarla konu desteklenmelidir. Yine uygun musluk. Sabunla yapılan ön yıkamalarda kullanılacak sabunun da medikal olmasına dikkat edilmeli. Kağıt havlu temin edilmelidir (13). Ağır iş yükü: Eller gerçekten çok acil bir müdahale gerekmiyorsa mutlaka hasta ile her temastan önce ve sonra yıkanmalıdır.El Yıkanmasında Sık Karşılaşılan Problemler 1. Doğru uygulamalar yukardan aşağıya. Zaman yetersizliği konusunun gerekçe olarak gösterildiği yoğun bakım ve transplantasyon üniteleri hastane infeksiyonlarının en sık görüldüğü ünitelerdir. kollu sıvı dezenfektanlar ve kağıt havlu el yıkama işleminin uygulanabilmesi için gereklidir. deride irritasyon ve allerjik reaksiyonlara neden olmayan antiseptikler seçilmelidir. hemşire ve hasta bakıcıya korkmadan. Düşük riskli hastalara seyrek konsültasyon: Her hasta. 5. pedallı türden olmalı negatif basınçla geriye hava emmemelidir. Eğitim yetersizliği: En düşük ihtimaldir. Mümkün olduğunca küçük kısa süreli kullanıma uygun ambalajlarda alınmalıdır. Problem bilgi yetmezliği değil pratik noksanlığıdır. Burada personelin iş yükü ağırdır ve el yıkamama için mazeret hazırdır. Ekzama ve irritasyon gibi antiseptik kullanımını sınırlandıracak sebepler ileri sürülebilir. Bu konuda hastalar da hakları ve sorumlulukları konusunda bilinçlendirilmelidir. nonallerjen antiseptikler tercih edilmelidir. Bu tür kaplar kullanımdan sonra yeniden doldurulmadan önce mutlaka steril edilmelidir. Elini yıkadıktan sonra kurulama imkanı olmayan bir kişinin el yıkaması beklenmemelidir (13). 2. daha az irritan ve nonallergen alkol veya alkol bazlı antiseptikleri almalıdır. bulaş yolları ve el antisepsisinin önemini biliyor olmalarına karşın doğru uygulamalar hakkında yeterli bilgi sahibi olmayabilirler.Yapılan propagandalar sonucu hastalar doktor. Bu nedenle el antisepsisi ya hiç yapılmaz ya da 308 . Yönetim bunu dikkate alarak çok daha kısa sürede etkili. florasında diğer hastalar için risk oluşturacak patojen taşıyabilir. İletişim çağında hastane infeksiyonları ve ellerin hastane içerisinde patojen mikroorganizmaların hastadan hastaya geçişteki en önemli yol olduğu konusunda doktor ve hemşirelerin çoğunun teorik bilgisi normalin üzerindedir. 4.

çok daha etkili olan % 60-n-propanol. 6. Ellerinizi kurutmaya ön koldan başlayın ve ellerinize ve parmak uçlarınıza doğru ilerleyin. Özet (2) 1. Bu personelin hasta ile teması önlenmelidir.5-10 saniye gibi kısa bir sürede su ve nonmedikal sabunların kullanıldığı bir ön yıkama ile iş geçiştirilir ve eldivene güvenilir. bilekleriniz. Bu mikrorganizmalar eldivenlerdeki mikro yırtıklardan hastayı infekte edebilmektedir. sağlık çalışanlarının temel görevlerinden olan sağlık eğitimi için en güzel fırsatlardan biridir ve kesinlikle ihmal edilmemelidir (2). sadece hastanelere ve sağlık çalışanlarına sınırlandırılamaz.6-3. Yine iş esnasında bu personelin ortalama el yıkama sıklıkları 1. Bu kadar önemli ve hayati bir konu tüm topluma kazandırılmalıdır. %70-90 isopropanol veya %70 ethanol içeren antiseptiklerin kullanılması ile bir miktar giderilebilir. 2. Bu olumsuzluklar antisepsi için su ve sabundan çok daha kısa sürede. Bunun en etkili yollarından birisi de hastanın gözü önünde. Her hastanın mümkünse baş ucuna değilse oda içerisinde personelin kolaylıkla ulaşabileceği yerlere yeterli sayıda antiseptik taşıyıcısı ve mümkünse tek kullanımlık havlular asılmalıdır. 309 .7-24. parmaklar ve parmak araları. 5. Bu durumda yoğun bakımda infeksiyonların ve dirençli suşların olması kaçınılmazdır. Sabun kullanın (tercihan antimikrobiyal).3/saat olarak tespit edilmiştir. Ellerinizi en az 15 saniye ovalayın. avuç içleri. Öncelikle ılık veya dayanabileceğiniz kadar sıcak su kullanın. Personelde dermatit varsa hem kendisi hem de hasta için risk söz konusudur. Ellerinizin her yerini tam olarak yıkayın. hastayı muayene etmeden veya herhangi bir tedavi uygulamadan önce hekim. Hem dermatitde hem de uzun tırnaklarla mikrop bulaştırmak mümkündür (13). Sonuç ve Öneriler Uygun ve yeterli el yıkama.4 saniye olarak bulunmuştur. Yoğun bakım ünitelerinde hasta başında uygulanacak ve diğer antiseptiklerden daha kısa sürede etkili lavabo su ve kurulama gerektirmeyen alkol bazlı antiseptikler özendirilmelidir (13). el sırtı ve tırnaklarınız (mümkünse tırnak fırçası ile tırnak altlarını da yıkayın). 4. İnsanların. Ancak bu ihtimal sıcak su ve sabunla yapılan el yıkamalardan daha çok değildir. 6.Deride allerji. Ellerinizi kurularken ovmayın daha çok havluyu elinize vurarak kurulanın (2). 3. sağlık çalışanları ile herhangi bir nedenle karşılaşmaları / temasları. Randomize çalışmalarda vinil eldivenlerin en az % 80’inde mikro delik ve yırtıkların olduğu gösterilmiştir. ekzema ve dermatitler : Antiseptik ajanlarla sık yıkamanın ellerde allerjik reaksiyon veya irritasyon yaratması ihtimali azda olsa mümkündür. Ayrıca daha uzun etkinlik ciltte yumuşaklık istenirse chlorhexidin veya iodin içeren alkol preparatlarıda kullanılabilir. Gliserin gibi nemlendiriciler katkı sağlayabilir. Yapılan çeşitli çalışmalarda sağlık personelinin el yıkama süreleri ortalama 4. hemşire veya diğer sağlık çalışanlarının uygun bir şekilde ellerini yıkamalarıdır.

AYAKLAR İnsan vücudunun ağırlığını tüm yaşam boyu üzerinde taşıyan ayaklar. Ortaya çıkan nasırlar kesilmemeli. Her yıkamadan sonra parmak araları havlu hatta saç kurutma aracı ile iyice kurutularak mantar enfeksiyonları için ortam oluşması önlenmelidir. maturasyon ve sağlıklılığı belirler. daha sonra da ayak sağlığını bozabilecek nasır gibi sorunlar ortaya çıkabilir. işinde maluliyete ve psikolojik problemlere de zemin hazırlar. Yürümeyi ve ayakta durmayı sağlayan.Ayak Temizliği: Ayaklar her gün çorap ve ayakkabı içerisinde terlediğinden düzenli olarak yıkanmalıdırlar. etkin mekanik yapıdadır. Bu şikayetler ayağın statik ve fonksiyonel deformiteleri ile akut veya kronik enfeksiyonlardan kaynaklanmaktadır. giyim malzemesi olan ayakkabılar ve ayakların giyeceklerle uyumu da oldukça önem kazanmaktadır. antimikrobiyal sabunlar. Vücut statik durumda öne doğru giderken hem dengeleyici hem de destekleyici olmak üzere iki işlevi vardır. ayaklar soğuk su ile haftada üç kez de sabunla yıkanmalıdır. 310 . Giriş Yetişkin insanların yaklaşık %70'i değişik ayak problemlerine sahiptir. Her akşam. Uygun el yıkama tekniği herkes tarafından ihmal edilmeksizin uygulanmadıkça beklenilen sonuçların alınması mümkün olmayacaktır (2). el yıkama makineleri gibi çeşitli yöntemler denenmektedir. Bu problemler yaşla beraber artmaktadır. Ayakların. Bu sporcular gibi atak. 4. sağladıkları hareket kabiliyeti yeteneği ve insan sağlığına olan etkileri ile yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli organlardır. Ayaklarda iyi bir bakım sağlanması ve koruyucu önlemlerin alınmasıyla çoğu önlenebilir olan hastalıklar ve bunların neden olabileceği komplikasyonların önüne geçilebilir (5). alkollü el temizleyicileri. Bu karışık yapının bir göstergesi de vücudun hareketli eklemlerinin yaklaşık 1/3'ünün ayaklarda olmasıdır. İnsan ayağı karışık fakat dik postürde hareket etme kabiliyeti sağlayacak biçimde.El yıkama konusunda gerçekleştirilen sıkı politikalar ne hastane enfeksiyonlarının sıklığını ne de toplumda dirençli enfeksiyonların görülme sıklığını azaltabilmektedir. çevik ve doğanın tüm şartlarına uyum göstermesi beklenen mesleklerde daha fazla önem kazanır (5). hareket kabiliyetinin temel unsuru olduğu daima göz önünde tutulmalıdır. Ancak olay kişi bazındadır ve kişisel olarak ele alınmalıdır. İnsan vücudunu tamamlayan sağlıklı ayaklar. I. Yıkanma işlemi yapılmaz ise çevreyi rahatsız edecek kokular. Oysa CDC tarafından. el yıkama hastane enfeksiyonlarının önlenmesinde en önemli tekil neden olarak gösterilmeye devam etmektedir. Ayaklarda görülen hastalıklar nedeniyle hareketleri sınırlanan kişinin kendisinden beklenen görevleri yerine getirmesi güçleşirken. ilkel tedavi yöntemleri kullanılmamalıdır. destek olması açısından da vücudun vazgeçilmez unsurları olan ayakların. Ayağa uygun olmayan ayakkabılar ayaklarda deformitelere ve incinmelere yol açmakta bunun sonucunda deformiteler hatta sakatlıklar bile gözlenmektedir. Kişilerin hareket kabiliyetini temel olarak edindiği eğitim. El yıkama konusuna gittikçe daha çok önem verilmekte. aktif bağımsız ve dolu bir hayat için esastır.

Tinea pedis dünyada ve ülkemizde yaygın bir enfeksiyon olup. Ortak yaşama (özellikle yıkanma vb. Çoraplar her gün yıkanmalıdır. parmak arasında maserasyon. Ayak anomalileri 7. Sosyal-ekonomik yapının bozukluğu ve sağlık eğitiminin olmayışıdır (5). deskuamasyon. yaygınlığı konusunda çok değişik rakamlar söz konusudur. Ayak derisi hastalıklarının etyolojisi. 1. Mantar enfeksiyonu için hazırlayıcı faktörler. Tinea pedis (Atlet ayağı). Bakteriyel floranın etkisi. Ayağın anatomik yapısının bozuk olması. hafif deskuamasyon. 311 . Ayak tırnaklarının yarım ay biçiminde kesilmesi tırnak batmalarına neden olabilir. Diğer lezyonlar (5) Ayak sağlığında mantar enfeksiyonu birinci sırada önemini korumaktadır. Tırnak patolojileri 4. 6. eritem ve fissürlerle seyreder. Mantar enfeksiyonları 2. Konu ile ilgili yapılmış etyolojik ve epidemiyolojik çalışmalara göre ayakta görülen bu hastalıklar sıklık sırasına göre şöyledir (5). b. Klinik olarak üç tipe ayrılır (4): a.-5. 5. Ayak tırnakları düz olarak kesilir. ayakların kendine özgü ve diğer hastalıkların ayak bulguları kişinin sağlığını ve yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilmektedir. 1. Hiperkeratotik: kuru skuamlı tip olarak da bilinir. Kişi sadece kendi terliğini kullanmalıdır (7). Ancak hastalığın yaygın olduğu. gerek maddi gerekse işgücü olarak birçok kayıplara yol açtığı bilinen bir gerçektir. epidemiyolojisi ve nedenlerini öğrenmek bunlardan korunmanın temelini oluşturur. hamamda çıplak ayakla dolaşılmamalıdır.) koşulları. İnterdijital: en yaygın olanıdır. Ekzematöz lezyonlar 6. Tedaviye en dirençli olanıdır. Ayağın ıslak ve nemli olması 3.Banyoda. Maserasyon. Bakteriyel enfeksiyonlar 3. Ayak Patolojileri ve Önemi Ayakların ayakkabı ile olan uyumsuzluklarına bağlı olan patolojik oluşumlar. Ayak tabanı ve parmak aralarını tutar. 4. Hiperkeratozik lezyonlar 5. Dar ve kapalı ayakkabı giymek 2. nemli ve başkasının çorabı giyilmemelidir.Ayak havluları ellerin kurulanmasında kullanılmamalıdır. En sık görülen mantar hastalığıdır. Islak. bazen de veziküller ve fissürlerle karakterizedir. Ayak sağlığı ve temizliği için kullanılan çorap ve ayakkabı da önemlidir. Özellikle çorapların pamuklu olması ayak sağlığı için tercih nedenidir. Hiç kimse sağlıklı bir ayağa sahip olmadan sağlıklı olarak değerlendirilemez. En çok 4.

Ancak kirli. unguis incernatus (tırnak batması).mentagrophytes en sık görülen etkenlerdir. genelde yanlış ayakkabı seçimi. katran deriveleri. proksimal subungual. yüzeyel beyaz ve total distrofik onikomikoz olmak üzere dört gurupta incelenmektedir. El tırnaklarında tinea olanlarda. kozmetiklerin neden olduğu bozukluklar. damar hastalıkları sonucu kan akımının azalması kolaylaştırıcı faktörlerdir. Bunların antimikrobiyal etkisi patojenik mikroorganizmaları ortamdan elimine eder. genel olarak allerjen maddenin temas ettiği yerde kaşıntılı eritemle başlayan ödem ve veziküllerle karakterizedir. Tırnak patolojileri. çentiklere. Tinea unguium. En sık saptanan etken T. diabetes mellitus. Ayak tabanı ve yanlarını saran hafif eritem ve belirgin deskuamasyonla kendini gösterir. Tinea unguium.kronik seyirlidir ve sıklıkla tırnak tutulumuyla birliktedir. Sağlıklı bir deride ter ve yağ bezlerinin sekresyonlarının PH'sı asit özelliğindedir. yerleşimine göre distal ve lateral subungual. Bunlar içinde en sık görüleni distal ve lateral subungual onikomikozdur (4). tırnak gelişim defektleri ve tırnaklara gerektiği şekilde bakım yapılmamasından kaynaklanır.çok kaşıntılı veya ağrılı olabilen 2-3 mm çaplı. tırnak kaybı. hiperhidroz. rengi sarıkahverengiye döner ve tebeşir gibi kırılgan hale gelir. En sık görülen tırnak hastalığıdır. 1. Ayak tırnakları daha fazla etkilenir. Ayrıca yağ asitleri de kimyasal etkiye sahiptir. Tek ve ara sıra olan travmalar hematomlara. Bu veziküller bir süre sonra açılarak tabloya sulantı ve krutlanma eklenir. mantar ve ayağın diğer lezyonlarına bağlı olarak da meydana gelebilir (5).mentagrophytes’dir. rubrum ile oluşur. c. En sık T. travmatize olan veya hasta deride bu koruyucu özellikler çok azalmış ya da tamamen kaybolmuştur. streptomisin. tırnak artefaktları.rubrum ve T. yarıklara. tırnak yarıkları. Sentetik ayakkabı ve çorap dolayısıyla nemli. onychomadesis (tırnak dağılması). immünsüpresyon. sıcak bir ortam oluşması. çoğunlukla öncesinde ayak derisi veya ayak tırnağı tutulmuştur. Ayakta görülen allerjik kontakt dermatitlerin başlıca sebepleri (5). hematom. şeytan tırnağı. büller veya vezikülopüstüller görülür. Bunlar doğrudan oluşabileceği gibi. onychophagia (tırnak yeme). Veziküllerin açılmasıyla nemli. Tırnaklar birçok yolla travma ve deformiteye uğrayabilirler. tırnak hipertrofileri. Hiperkeratozik lezyonlar genellikle dar ayakkabıların giyilmesi sebebiyle oluşan aşırı basınç ve friksiyona cevap olarak normal derinin kalınlaşması sonucu oluşmaktadır. travmalar sonucunda tırnağın aşırı kıvrılması ve dermatolojik hastalıklar ile kullanılan ilaçlara bağlı patolojilerdir. Tırnak kısmen veya tümüyle matlaşır ve kalınlaşır. şiddetli olursa tırnağın tam kopmasına kadar giden değişimlere yol açabilir. Ekzematöz lezyonlar. 312 . tik deformiteleri. Lizozim ve diğer enzimler de bakteri hücrelerinin duvarını eriterek onları yok eder ve böylece sağlam deri yoluyla girişler önlenmiş olur. gergin veziküller. Vezikülobüllöz tip: en sık taban orta kısmı iç yan yüzünde. T. Diğer tırnak hastalıkları. kloramfenikol gibi antibiyotikler. Penisilin. Piyojenik koklar veya gram-negatif bakterilerle sekonder infeksiyon gelişebilir (4). travma. erode bir yüzey ortaya çıkar. Deri enfeksiyonuna en çok neden olan bakteriler streptokoklar ve stafilokoklardır. Ayak hastalıkları içinde ikinci sıklıkta bakteriyel enfeksiyonlar gelmektedir.

deforme olması gibi problemleri de beraberinde getirmektedir. Ayakkabıların ayağa tam uyumu durumunda. huile de cade. chrysarobine.novokain. dokuma. Madeni yağlar. gudron. 2. cila gibi mesleki maddelerdir (5). bakalit ve kauçuk. Ayakların sağlıklı oluşunda en önemli faktör olan ayakkabıların ülkemizde kendi insanımızın ölçülerine göre üretimi artık zorunlu hale gelmiştir. anormal yürüyüşler. Bu şekil bozukluklarının içerisinde en yaygın olanı Hallux Valgus ve daha az olarak Mallet Finger'e ait bulunmaktadır. Ayakların fazla terlemesi ve nemlilik ise yukarıda bahsedilen allerjen maddelerin eriyerek daha tesirli bir şekilde dermatozun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. ayağa iyi oturmayan ayakkabılar. Toplumların vücut ölçümleri arasındaki farklılık ayak ölçülerinde kendini belirgin şekilde göstermektedir. madeni malzemeler gibi ev eşyaları. Naylon çamaşır ve çoraplar. başka toplumların ayak morfolojisini yansıtan kalıpların ustalar tarafından kendi tecrübelerine göre değiştirilmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu kalıplar hem ayağı rahatsız etmekte hem de ayakkabıların daha çok yıpranması. Almanya. sülfamit gibi ilaçlar. üretimin bilinçli bir şekilde yapılması sağlanacaktır (5). Bunlarla birlikte yanlış seçilen ayakkabılar ayakta ağrılı topukların oluşmasına neden olmaktadır. baume de peru. Morfolojimize uygun olarak yapılan ayakkabı kalıplarıyla imal edilen ayakkabılar sayesinde. lastik veya naylon ayakkabı. çimento ve boya. Bunun için de ülke genelini temsil eden bir örnekle mutlaka ayakkabı standardı ölçüleri ortaya konulmalıdır (5). deforme olması ve yıpranmasının önüne geçilecek. trofik bozukluklar ayakta nasır oluşumuna yol açmaktadır. ihtiyol. Ayak sağlığında bu ölçülerin bilinip o nitelikte ayakkabıların üretilmesi gerekmektedir. benzoate de benzyle. Türkiye'de Türk insanına özgü ayakkabı standardizasyonu konusunda bir çalışma bulunmamaktadır. metaller. Ayak anomalileri ile ilgili yapılan araştırmalarda farklı genetik ve kültürel faktörlere sahip bir toplumdan elde edilen bir ayakkabı standardının başka bir toplumda aynen uygulanması önemli sağlık problemlerine neden olabildiği tespit edilmiştir. kauçuk.46'sında ayak anomalileri görülmüştür. ayakkabıyı ayağa uydurmamız mümkün olabilecek ve ayağın rahat etmesi sağlanabilecek. Fransa. 313 . 2. Ayak şikayeti olan olguların %5. Ayakkabı üretim yüzdelerinin belirlenmesiyle elde gereksiz numara stoklarının önüne geçilip. Dar ve uygun olmayan ayakkabı giyenlerde ayak parmaklarının üst ve alt aralarında tabanlarda tazyik neticesinde clavus'lar meydana gelebilmektedir. iyot. sandalet ve terlikler gibi giyecekler. 1. Sinirlere baskı yaptığı için çok ağrı verirler ve bu ağrılar neticesinde kişiyi hareketsiz bile bırakabilirler. 4. Ülkemizde ayakkabılar. tutkal. 3. İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi gelişmiş birçok ülke bilim adamları kendi insanlarının ayak ölçülerini bilimsel olarak ortaya koyup ayakkabı üretmektedirler. 3. Bunun bize sağlayacağı yararlar. Ayakların yapısal bozuklukları. reçine. Ayak sağlığında ayak yapısının rolü büyüktür. Deterjanlar. civa. Bunlar mercimek veya biraz daha büyük ve ortalarında corn denilen derinin dermaya doğru inen sivri uçları olan hiperkeratozlardır. resorcin.

yüksek topuklu ayakkabılar nasır ve benzeri bir çok problemin davetiyesidir (9). Ayakkabının tabanı spor sırasında maruz kalınan darbe ve basıncı emebilme özelliğine sahip olmalıdır. Diğer yandan dayanıklı da olmalıdır. Bu nedenle spor sırasındaki kullanacağınız en önemli giyim eşyası spor ayakkabınızdır. sivri burunlu. Topuktan yukarıya doğru aşil kirişini koruyucu bir yastıkcık bulundurmalıdır. Aynı zamanda ayağımızın günlük değişimleriyle de uyumludur. Spor yaparken beden ağırlığınızın 3-4 katı fazlası ayaklarınıza yük olarak biner. Ayakkabının sayası hareketli ve sağlam olmalıdır. Dar kalıplı . bunlar uzun olmamalıdır ve tüm ayakkabı tabanına yayılmalıdır. Tabanın orta kısmı ise bükülmemelidir. tırnak batmalarına. Öncelikle ayağımızın şekline uygun ayakkabılar seçmeye özen göstermeliyiz. Böylece burkulmalar ve su toplanması engellenmiş olur. acılı nasırlara. Ayakkabı alırken her ikisi giyilip yürürken test edilmelidir. Ayakkabının doğal malzemelerden imal edilmiş olmasına özen göstermeliyiz.Uygun Ayakkabı Seçimi Ayak sağlığına özen göstermek. burkulmasına izin vermemelidir. Tabanda tırtıllar varsa. bir de enlemesine kemer (ark) oluştururlar. Ayakkabınız bu kemerleri iyi desteklemelidir. Ayağınızda bir sorun ya da eski bir yaralanma varsa. Koşu sırasında ayak parmaklarının bükülmesine izin vermelidir. Ayakkabının ön ucu esnek ve yumuşak olmalıdır. Kışlık ayakkabı ilkbaharda yazlık ayakkabı ise sonbaharda alınır. Basketbolda) ayak bileğini de kapsaması arzu edilir. Ayaklar gün içindeki aktivite ile biraz büyüyeceğinden ayakkabı alırken öğleden sonraki saatler tercih edimelidir. En uzun parmağımız ile ayakkabımızın ucu arasında yarım santim boşluk olmasına dikkat etmeliyiz. Ayak problemlerinin önemli bir kısmını yanlış ayakkabı seçimi ortaya çıkarır. ayak parmaklarını yandan sarmalıdır. ayak parmaklarında şekil bozukluklarına. çocukluktan başlayıp bütün yaşam boyunca süren bir alışkanlık olmalıdır. İç tabanı arkları desteklemelidir ve taban özellikle parmakların bulunduğu uç kısmında yukarıya doğru kalkıp. Ayakkabının ucu en az 45 dereceye kadar bükülebilmelidir. Ayağınızın solumasına izin vermelidir. Ayakkabının topuk kısmı ise yumuşak ve kalın olmalıdır ve darbeleri rahatça emebilmelidir. Bilinçli ayakkabı seçimleri yaşam süreci içinde oluşabilecek bazı sağlık problemlerini engelleyeceği gibi bazı problemlerin tedavisini de sağlayacaktır. Böylece nasır ve diğer parmak zedelenmeleri engellenmiş olur. üstü basık. ayrıca ayak tabanını iyice sarıp hareketini engellemelidir. Ayağı iyi sarıp. bacak ve bel ağrılarına ve ayakta kalıcı deformasyonlara sebep olur. Ayakkabı seçerken kriterimiz model ve renkten önce rahatlık olmalıdır. ayak. Bağcıklı ayakkabılar ayağı daha iyi kavrar ve kan dolaşımını engellemeyecek şekilde ayarlanabilir. Ayağınızda bulunan 26 kemik ve bunlarla ilişkili eklem ve bağlar ayağınızda bir uzunlamasına. çabuk yorulmaya. bilek burkulmalarına. Rasgele ve sonradan genişler düşüncesiyle alınan ayakkabılar ayak sağlığını olumsuz olarak etkiler ve basma bozukluğuna. hekiminize danışarak tabanlık ya da ortotik kullanılarak spora bağlı olası sorunlarınız engellenebilir. Spor Faaliyetleri İçin Uygun Ayakkabı Seçimi (12) Ayaklarınız günlük etkinliklerinizde bile yeterince yük altına girmektedirler. Bazı spor türlerinde (örn. ayak mantarına. Ayakkabının dili ve 314 . Seçeceğiniz ayakkabı ayağınıza iyi oturmalıdır.

ayak baş parmağının yanında kemik çıkması ve ayak parmaklarında deformasyonlara rastlama olasılığı artar. Bunun için aşınmalara dikkat edin. yürüyecekseniz tabanı sert. Örneğin koşacaksınız topuk tabanı kuvvetli. Ortopedik ayakkabılar vücut dengesi için çok önemlidir. Ayakkabının iç tabanı erkenden yıpranacağı için. onları kalıba almalı ve doğal koşullarda kurumalarına izin vermelisiniz (güneşte ya da ocağın karşısında kurutmayın çünkü derinin setleşmesine neden olur). Hatta mağazanın içinde yürüyerek ya da koşarak ayakkabının uygunluğuna bakın. bağ dokularının ve sinirlerin harika bir uyumu ile harekete geçirilmiştir. Ayakkabılarınızı uzun ömürlü olmaları için çorap ve ayakkabılarınızı sıkça değiştirmelisiniz. tenis oynayacaksanız yanları destekli. özellikle ileri yaşlarda düşen kırık. Ayakkabı alırken. sıkı biçimde ayağa oturanıdır. Bağcıkların ayak bileği hareketini fazla engellemeden. Birinci ayak parmağı ile ayakkabı ucu arasında 1 cm'lik boşluk olmalıdır. İmalatta kullanılan malzemenin doğal deri olması sağlıklıdır. neredeyse hiç kimse. En uygun ayakkabı ayağı sıkmadan. dinlendirmelisiniz. Esneme kabiliyeti vardır. mümkün olduğunca yukarıda bağlanması arzu edilir. Yürürken ayak kaslarına ve kemiklerine dengeli yük binmesini sağlar. ayakkabınız 6-9 ayda aşınacaktır. Ayak kemiklerinin doğru teşekkül etmesine yardımcı olur. Şekli çabuk bozulmaz. Ancak ayak parmaklarınıza da yeterince hareket olanağı sağlamalıdır. kasların. Ortopedik ayakkabı ayaktaki ağırlık taşıma noktalarını destekler. onu değiştirmenizde yarar vardır. Taban düşüklüğü olanlarda böyle bir ayakkabı giyilmezse yaşlılık zamanlarında ağırlığa ayak bileği şekil bozuklukları. İçine yerleştirilen özel destekleyiciler bitmiş bir ayakkabıya takıldığında dışarıdan görünmez. sporda giyeceğiniz çoraplarla ve öğleden sonra deneme yapın. Derinin gözenekli yapısı ayağın teneffüs etmesini sağlar. Yapacağınız spor türüne uygun ayakkabılar bulunur. Basış problemleri çabuk yorulmaya sebep olur. çatlak ve ciddi kas zedelenmeleriyle karşılaşanlar vardır. Ortalama 750-800 km'lik bir koşu mesafesinden sonra aşınmalar had safhaya ulaşır. ayaklar sağlıklı oldukları sürece bir nebze olsun onları düşünmez.kenarları yumuşak kavçuklu olmalıdır. Vücudumuzun bütünü ile ayaklar üzerine bindiği ve bu yükü bir ömür boyu taşıdıkları halde. Ortopedik ayakkabının üretilmesi özel bilgi ve düzen gerektirir. Düzenli spor yaptığınız durumda. Ayağındaki basış bozukluğunun farkında olmayıp buna bağlı olarak. 28 kemik ve kemikçik bir araya gelmiş. Çocuklara giydirilen ayakkabılar sağlıklı ayak ve bacak gelişimini destekler. Dolayısıyla ayakkabıyı sadece dış görünüşüyle değerlendirmek yanlıştır. Basış bozuklukları doğru ortopedik ayakkabı kullanımıyla önlenebilir. ayakkabının dış tabanı ve saya bölümü ile beraber düşünülmelidir. Taban altı basınç dağılımı dengelendiği için nasırlı bölgeler tırnak patlamaları ve bunların sebep oldukları ağrılar azalır. ayakkabılılarınızı temiz tutup. Ortopedik Ayakkabı Kullanımı Yürümeye başladığımız andan itibaren seçilen doğru ayakkabılar her zaman vücut sağlığımızın destekleyicisidir. Dolayısıyla fazla kilolardan kurtulmak 315 . Ortopedik ayakkabılar ayağın ağırlık taşıma ve ayağın hareket noktaları ile uyumludur. iç tabanı yumuşsak ve katı topuk desteği olan bir ayakkabı önerilir. Ortopedik ayakkabı ayak tabanına temas eden iç düzeni. çünkü bunlar yaralanmalara ve ağrılara neden olabilirler. ayak için uygun şekli alabilir.

f. c. Kalitesiz malzemeden (lastik) üretilmiş ayak giyeceklerini kullanmamalıdır. verimliliği artırır. ortopedi. b. dahiliye. Çorap büyüklüğü ayakla uyumlu olmalıdır. Derinin buharlaşmasını engelleyen sentetik çorap kullanılmamalı ve her gün çorap değiştirilmelidir.yada kalp sağlığı için yapılması gereken egzersizler bu sebepten ihmal edilir. a. a. Bacak damarlarında varis ve dolaşım problemi olanlarda ortopedik ayakkabı özellikle ayakkabı kullanımı tavsiye edilir. Nasır. yere saçılmış bilyeleri ayak parmaklarıyla toplayıp bir kutuya atma. Ayak kaslarını ve kemerini güçlendirmek için ayak altında oklava yuvarlama. d. çok geniş olmamalıdır. 3. e. Ayak bakımına özen gösterilmelidir. Uzun süre ayakta ve hareket halinde olmamaya özen gösterilmelidir. Ortopedik ayakkabılarda bulunan özel derinlik. Böylece kişinin yorulmasını geciktirir. Yorgun ayakları dinlendirmek için ılık su ile yıkadıktan sonra kremle masaj yapmalıdır. genişlik. 1. Ortopedik ayakkabı kullananların yorulmadan uzun mesafeler yürüyebildikleri tespit edilmiştir. Bu amaçla genel pratisyen doktorlar. a. Ortopedik ayakkabı ayakta önemli taşıyıcı noktaları desteklediği için yürüyüşü rahatlatır. bağcık ve sağlıklı topuk yüksekliği kanın damarlarda rahatça dolaşarak kalbe geri dönmesine yardımcı olur. Doğru ayakkabı ve sandaletler ayağı egzersiz yaptırır (9). Doğal malzemeden mamul olması sürekli kapalı ortamda bulunan ayakların cilt sağlığının korunması için önemlidir. kumda çıplak ayakla yürüme egsersizleri yapılmalıdır. Ayaklarda aşırı terleme ve maserasyon engellenmelidir. b. Sonuçlar Ayak sağlığını korumak için koruyucu tedbirleri almak ve bunları belirli bir disiplin içinde değerlendirmek gerekmektedir. kan dolaşımını engellemeyecek ve ayakkabı içinde kıvrımlar yapmayacak nitelikte olması sağlanmalıdır. Bu amaçla. Vücudun rahat taşınmasını sağlar. geriyatri. Ayakkabının ayağa uyumlu olmasını sağlamalı ve ayak travmaları engellenmelidir. Bunun sağlanması için. 2. Doğru bir ortopedik ayakkabı omuriliğin duruşunu destekler. Bunun yanında genel olarak ayakların korunmasında aşağıdaki önlemlerin alınması gereklidir (5). Yazın kapalı ayakkabı kullanmamalıdır. Ayakkabılar yürüme ve durma hallerinde ayağın şekline tamamen uyacak tarzda olmalı. solüsyon kullanıp ayakları havalandırmalıdır. b. Hanımların giydiği yüksek topuklu dar ve basık kalıplı ayakkabılar dolaşımı olumsuz yönde etkiler ve şikayetlerin artmasına sebep olur. Ortopedik ayakkabı sadece ayak için değil bütün vücut için faydalıdır. batık tırnak ve mantar gibi rahatsızlıkların oluşmasını engeller. 316 . kalp damar cerrahisi uzmanı doktorlar ve fizyoterapi uzmanları birlikte çalışmalıdır. Ayakkabılar seçilirken ayağı sıkmayacak. Sıcak mevsimlerde ayağın terleme olasılığı fazla olduğundan bu dönemlerde ayakları kuru tutmak için pudra. hiçbir yerini sıkmamalı.

Ayak tırnaklarına gerekli özen gösterilmeli. koşu ayakkabısı giyin. 4. Ayağın herhangi bir yerindeki büyüme normal addedilmez.Tırnaklarınızın etrafında kızarıklık ve şişlik olmamalıdır. 5. 4. Yaptığınız etkinliğe uygun ayakkabı seçin. Batık tırnaklara neden olabilir. 1. Ayakları devamlı kuru ve temiz tutmalıdır. Örneğin koşarken gündelik ayakkabınızı değil. yapılacak iş markaya bakmadan en uygun ve en rahat ayakkabıyı seçmektir. özellikle parmak aralarını düzenli olarak yıkayın ve çok iyi kurulayın. Gerekli özeni gösterdiğiniz takdirde. Yara ve enfeksiyona açık ortamlarda yalınayak yürümeyin. Kalıcı ağrı varsa bir uzmana görünün. 7. Şeker hastaları. topuklarınızda çatlaklar olmamalıdır. ayak derisinde tekrarlayan sertlik veya nasır. 7. 6. Ayakkabı seçiminde halihazırda bir kalıp karmaşası söz konusu olduğundan. fazla uzatmamalı ve mümkünse pedikür yapılmalıdır. Tırnakların kenarını kesmeyin. 6. Günlük ayak muayenesi: Ayaklarınızı her gün incelemelisiniz. yaraları inceleyin. Bu temel bilgiler ışığında ayak sağlığında dikkat edeceğimiz temel kuralları şöyle sıralıya biliriz. Ayak cildiniz hasarsız ve yumuşak olmalı. Ayakkabının ayağa göre olması önemlidir. Her gün ayakkabı değiştirmeli ve iş yerinde yapılan işin niteliğine uygun ayakkabı kullanmalıdır. kan dolaşımı problemi olanlar ve kalp hastalarının tırnaklarının başkaları tarafından kesilmesi daha doğrudur. Sandalet giyiyorsanız güneşli havalarda vücudunuz gibi ayaklarınızı da krem leyin (9). Cildinizde ve topuğunuzda yara ve çatlaklar oluşabilir. Giyimin (özellikle ayak giyeceklerinin) sağlıkla olan ilişkisi konusunda sağlık eğitimi verilmelidir. Yıllar sonra ayaklardaki kan dolaşımı yavaşlayabilir. Her gün aynı ayakkabıyı kullanmayın. Aşırı yıpranmış ayakkabıları mümkünse kullanmayın. Kalınlaşan veya düzensiz büyüyen tırnaklar mantar belirtisi olabilir. Türkiye çapında multidisipliner bir katılımla antropometri çalışması yapılmalı ve Türk ayakkabı standartları çıkarılmalıdır (5). Diyabetliler için Ayak Bakımı (10) Diyabetliler için ayak bakımı çok önemlidir. 5. Ayak parmaklarınızın aralarında baskı belirtisi veya çatlak 317 . Ayağınızı. sinirler hassasiyetini yitirebilir. Derinizin renginde tekrarlayan bir leke olup olmadığına dikkat etmelisiniz. 3. Ayak ağrılarını kulak arkası etmeyin. Çünkü bu gurup enfeksiyona eğilimlidir. 8. Bu inceleme esnasında kontrol etmeniz gereken noktalar aşağıda sıralanmıştır. bunların neden olacağı olumsuz sonuçları önlemeniz mümkündür. Ayak tırnaklarını düz kesin ve çok kısaltmayın. Ayaklarınızdaki ısı ve renk değişmelerini. 8. 2.c. Ayakkabı alışverişinizi ayaklarınızın şiş durumuna denk getirin.

Ayak tırnakları: Ayak tırnakları mümkün olduğunca düzenli olmalıdır. Patlamasını önlemek için üzerine bir parça gazlı bez yerleştirebilirsiniz. Nasırlı cilt: Eğer ayaklarda nasır oluşmuşsa. Tırnak batmalarının tedavisi cerrah tarafından yapılmalıdır (11). ayak cildiniz kuruyorsa alkolsüz yağlı krem. pedikür yapılmamalıdır. bunlar ayaklarınızın esnekliğinin bozulmasına neden olur. Üst üste binen parmakların arasını pamukla desteklemelisiniz. Ayak temizliği: Ayaklarınızı her gün ılık suda 5 . makasın ucu sivri olmamalı. Kuru ciltte çatlak ve yarıklar kolayca oluştuğu için ayaklarınızı yıkadıktan sonra kremlemeli. jilet. Uzun süren ayak banyolarından kaçınınız. sıcak su ve ütü ile ısıtmaktan kaçınmalısınız. Ayağınızdaki kabarcıklara çok dikkat etmeli ve kesinlikle patlatmamalısınız. Giydiğiniz ayakkabı ve çoraplar çok sıkı olmamalıdır. Kuru cilt: Ayak cildiniz çok kuru olmamalıdır. Nasırlar bıçak. terliyorsa pudra sürünüz. asla nasır ilacı kullanılmamalıdır (11). Ayak polikliniklerinde nasırları düzenli temizlenen ayaklarda. zaman zaman ayağınızda muhtelif yaralar oluşabilir. Banyodan sonra tırnakları yumuşakken düzeltmek daha kolay ve uygun olur. Tırnakları düz bir şekilde kısaltınız ve derin kesmekten kaçınınız (10).olmamalıdır. oluşma riski olan her iki ülserden birini önlemek mümkündür. Siğiller: Siğil enfeksiyonu hem çocuklarda hem de erişkinlerde görülebilir. küçük olsalar bile tedavi edilmelidirler. Tırnaklar düz kesilmeli.10 dakika beklettikten sonra sabun ile yıkayarak temizleyiniz. Parmak aralarının kurulandığından emin olunuz. Ayağınızda fark ettiğiniz küçük yaraları gazlı bez ile kapatmalı ve akıntı 318 . topuk gibi basınç altında bir yerde oldukları taktirde. kurulayınız. Eğer ayaklarınız gün boyu sıcak ve nemli olma eğiliminde iseler parmak aralarına talk pudrası sürebilirsiniz. Ayağınızı sabunla temizledikten sonra durulayıp. Eğer ayağınızda siğil varsa banyoda ve yüzme havuzlarında yalın ayak olmaktan kaçınmalısınız. Yıkama işleminden sonra. Ayak sıcaklığı: Ayaklarınızın üşümeye eğilimi varsa. Ayaklarınızın bazı bölümlerini görmeniz zor oluyorsa bir ayna kullanarak sorunu çözebilirsiniz. Kabarcıklar: Ayaklara fazla iş yüklendiğinde veya uygun olmayan ayakkabılar giyildiğinde kabarcıklar oluşabilir. Kendiliğinden de iyileşebilen siğiller. Her şeye rağmen patlamışsa ve akıntı yapıyorsa gecikmeden doktorunuza başvurunuz. Yanık olasılığına karşı ayaklarınızı elektrikli battaniye. diabetik ayak polikliniğine başvurulmalı ve özel cihazlarla nasır temizliği yapılmalıdır. fakat parmak aralarında krem kalmamasına dikkat etmelisiniz. Ayakların ağrıyı hissetmediği unutulmamalıdır. Tırnaklar kesilirken çok dikkat edilmelidir. masaj ve egzersiz yararlı olur. makas yardımı ile kesilmemeli. Ayak yaraları: Tüm özeninize rağmen.

ayağı sarmalı ve şeklini muhafaza edebilmelidir. bir veya birkaç tırnağınıza baskı yaparak olumsuz sonuçlara yol açabilir. Çoraplar: Sağlığa en uygun çoraplar yünlü veya pamuklu olanlardır. Bu nedenle. özellikle diyabetli çocukların ayaklarının gün boyu lastik botların içinde kalmasına izin vermemeniz yararlı olur. En doğrusu ayağın yeni bası noktalarının saptanması ve ona uygun tabanlık ve ayakkabı yapılmasıdır. Çünkü diyabet hastaları farkında olmadan ayaklarına iki numara küçük ayakkabı alabilirler. Diyabetliler için ayaklarını dış etkenlere karşı korumak çok önemlidir. Ancak uygun ayakkabıların giyilmesi ve iyi bir ayak bakımı ile yaraların önüne geçilebilir. Ayakkabı seçimi çok önemlidir. Spor ayakkabıları: Bu ayakkabılar günlük ayakkabılardan geniş olmalıdır. Temel ayak fonksiyonlarınıza engel teşkil etmemeli ve kenarları sert olmamalıdır. Eğer egzersiz sırasında spor ayakkabılarınız dar geliyorsa. çorap ve tabanlık gibi koruyuculara dikkat etmelisiniz. Günlük ayakkabılar: Ayak yaralarının yaklaşık yarısı. Bu nedenle satın alacağınız ayakkabıların seçimi için öğle vakti daha uygundur. sert tabanlı. Kullanacağınız tabanlıklar.yapıp. Günün son saatlerine doğru ayaklarınız şişebilir. Ayakkabınızın genişliği ayak genişliğiniz kadar olmalı. Lastik botlar: Yağmurlu havalarda çok pratik olmakla birlikte bu botlar aynı zamanda sıcak ve nemli bir ortam yarattıkları için sağlığa uygun değildir. Yeni ayakkabılar alıştıra alıştıra giyilmelidir (9). Ayakkabılarınız yumuşak deriden ve kapalı olmalıdır (11). Tabanlıklar: Tabanlıklar ayakkabının yarattığı basınç ve buna bağlı nasır. Eğer böyle bir durum yoksa gazlı bezi günde iki kez değiştirmeniz yeterlidir. kullandığınız ayakkabılara. sert yerlerini dışa doğru çeviriniz. Uygun olmayan ayakkabılar nasır. Yaranızın iyileşmesi gecikiyorsa lütfen doktorunuza başvurunuz. dar ayakkabılar asla kullanılmamalıdır. Bu kalıbı alacağınız ayakkabının içine koyup deneyerek daha rahat karar verebilirsiniz. Ayakkabı almadan önce bir kağıdın üzerine ayağınızın sınırlarını çizerek ayak kalıbınızı çıkarabilirsiniz. Naylon çorap giymeyi tercih ediyorsanız. siğil. Ayakkabılar: Ayaktaki şekil bozukluklarının düzelmesi mümkün değildir. Çünkü kuvvetli egzersizler ayakların uzunluğunu arttırırlar. Ayakkabı seçerken uzman yardımı almak gerekir. kirlendikçe değiştirmelisiniz. adele sıkışması gibi sorunlar yaratır (10). Ayrıca ayak parmaklarınızın çorabın içinde rahat hareket edebilmesi için dar olmamasına dikkat 319 . ayağa uygun ve rahat ayakkabılarla önlenebilir. Diğer taraftan ayak uzunluğunuz şişme nedeni ile gün boyunca değişime uğrayacağı için bir yerine iki ayakkabı kullanmanız daha sağlıklı olabilir. nasırlı deri ve yara oluşumunu önlemek için kullanılır. Sivri burunlu. Yalın ayak yürümekten kaçınmalı. Ancak bu olanakların kısıtlı olduğu koşullarda yumuşak ve hava tabanlı spor ayakkabıların giyilmesi de ülserin gelişimini önleyebilir. Kaldırırken cildinizi zedeleyebileceği için flaster kullanmayınız. ayak ve ayakkabınızla orantılı olmalıdır.

Ayak cildinizin bakımını ihmal etmeyiniz. Bunların en önemlisi. Şeker hastaları için ayaklarını dış etkilere karşı korumanın ne kadar önemli olduğunu unutmayınız. Tırnaklarınızı düz bir şekilde kesiniz. 5. Her gün yarım saat yürümek ve daha sonra süreyi arttırarak devam etmek hastalara zarar vermez. Kişinin beslenme alışkanlığı ve diş 320 . örneğin süt. Ayak kasları ve çatlaklar için bir sandalyenin üzerine oturun. Ayak parmağınız üzerinde yükselebildiğiniz kadar yükselin. Ayağa kalkın. Yürüme: Normal yürüme kan dolaşımı problemi olan kişilerde uygulanabilecek en kolay egzersizdir. Fazla soğuk ve fazla sıcaktan kaçınınız. Her iki ayağınıza bu egzersizi iki üç kez uygulayın. Ayak ısınıza dikkat ediniz. Bu nedenle: Ayaklarınızı her gün düzenli olarak inceleyerek yara. Ayaktaki kaslar için bir sandalyenin üzerine oturun. Bir elinizle bileğinizi kavrayın ve ayak baş parmağınızı kaleme doğru hareket ettirin. ayaklarınızı zemine koyun. Ellerinizi dizlerinizin üzerine. Aynı hareketi diğer ayağınızla da yapın. sebze ve meyveleri yeterince alıp almamasıyla ilgilidir. sindirimin olumsuz etkilenmesine yol açar (7). Yapacağınız egzersizlerin ayak ve bacak kaslarının güçlenmesinde ve yaraların önlenmesinde yararlı olacağını unutmayınız. bu hareketi 5 kez tekrarlayın. Sonra ayağınızı küçük parmağınıza doğru bükerek basınç uygulayın. Böylece ayağınızın iç kısmındaki kaslar çalışmış olur. Durabildiğiniz kadar durup ayaklarınızı indirin ve sallayın. Kişinin dişlerinin sağlıklı olup olmayışı kimi etmenlere bağlıdır. ağız ve dişlerin görevlerini tam olarak yapabilmeleri durumu “ağız ve diş sağlığı” nın varlığını gösterir. Sonra ayaklarınızı sallayın. rahim içi yaşamı döneminde annesinin kalsiyum. Aynı zamanda merdiven çıkmak asansör kullanmaktan daha iyidir. A ve D vitaminli besinleri. sonra küçük parmağa doğru ilerleyecektir. fakat bu esnada derine kaçmayınız. Ağızda ve dişlerde yapısal ve işlevsel herhangi bir bozukluğun olmaması. nasır. Ayak egzersizleri: Bacak arka kasları için ayağa kalkın. Aynı uzaklığı daha kısa sürede yürümek de çok yararlıdır.ediniz (10). Aşağıdan yukarıya çıkmakta zorlanıyorsanız yukarıdan aşağı inmeyi tercih edebilirsiniz. fosfor. Dikişli çoraptan kaçınılmalıdır (9). Aynı hareketi iki ayağınızla aynı anda tekrar yapın. Ayakkabı seçerken uygun ve rahat olanını tercih ediniz. Ancak hayatı doğrudan tehdit etmediği için gereken önem verilmemektedir. Bir kalemi ayak parmaklarınızın yanına paralel olarak 1 cm uzağına koyun. Ayak parmaklarınızı gerin ve 20 saniye gergin tutun. çatlak gibi şüpheli bir belirti olup olmadığını kontrol ediniz. Ayak baş parmağınız yere değene kadar topuğunuzu yukarı kaldırın.AĞIZ ve DİŞLER (7) Diş ve diş eti hastalıkları ülkemizde ve dünyada en önemli sağlık sorunları arasındadır. Ağızdaki olumsuzluklar diş sağlığının bozulmasına. Ayaklarınızı açık fakat paralel olarak yere koyun. Diyabetlilerin ayaklarına gösterecekleri özen yaşamlarını daha da kolaylaştırır. Tüm basınç önce baş parmakta toplanıp. Özet Diyabetlilerin ayak bakımı önemlidir.

Kalp. mide ve sindirim sistemi bozuklukları. yapılarda önemli sağlık sorunlarına yol açabilen enfeksiyonlara kaynaklık edebilir (7). Kalıcı dişlerin erken dökülmesi beslenme sorunlarına neden olur. Diş Çürümesi: Diş çürüklerinin oluşmasında üç temel etmen bulunmaktadır: Duyarlı bir diş yüzeyi. Enfeksiyonların sürekli yinelenmesine neden olan bir odak oluşturabilir. Diş plağı. bunların parçalanmasına ve asit oluşumuna yol açacak mikroorganizmaların varlığı.temizliğine verdiği önem de diş sağlığını etkiler (1). kalp ve böbrek hastalıkları. Yemeklerden sonra dişlerin fırçalanması ve diş ipi kullanarak yemek artıklarının çıkarılması dişlerin çürümesini. karmaşık ve pahalı tedaviler gerekebilir. Neredeyse bütün sistemleri olumsuz etkileyen sürekli enfeksiyon odağı haline gelebilir. Buna diş apsesi denir. Hiçbir şey kendi doğal dişlerimizin yerini tutamaz. Dişlerin ağrımaması sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Diş ağrısının olması için diş çürüğünün çok ilerlemiş olması gerekir. diş eti hastalıklarının oluşumunu ve ilerlemesini önler. 1. Bu plaklar bakterilerin diş üzerinde tutunmalarını da kolaylaştırılırlar. Böylece oluşan erime bölgelerinden giren mikroplar kolayca alttaki yumuşak dokuya ulaşabilirler. Diş eti hastalıkları kimi zaman diş yuvasının bulunduğu çene kemiğinin erimesine kadar ilerleyen bir etki yapabilir. kalp hastalığı gibi bir çok hastalığın oluşumuna neden olabilmektedir (7). Diş çürüklerinin erken dönemde tanınması dişlerin kaybedilmesini engelleyebilir veya en azından geciktirebilir. yani kabaca. diş etlerinin önemli hastalık nedenlerinden birisidir. Ağızda dişlerin çürümesi diğer organların sağlığını da bozar. Ağza takma diş takılmasına olan ihtiyacı azaltır. Doğal dişlerin uzun süre dayanmasında ağız ve diş bakımının önemi çok büyüktür. Ağız ve diş sağlığında en önemli iki hastalık diş çürükleri ve diş eti iltihaplanmalarıdır. Dişler iyi temizlenmeyecek olursa ağız içerisindeki bakteriler yiyecek artıklarındaki şekerli maddeleri kullanarak onu saydam. Diş minesinin erimesinden sonra çürük hızla ilerler. Diş çürüğü dişte oyuklar yaparak dişin yapısını bozan ve kendi kendine iyileşmeyen bir hastalıktır. Besinlerin tatlandırılması için kullanılan şekerli maddelerin içinde bulunan asit. Çürük daha da ilerlerse diş özü bölgesinde ve çene kemiği içerisinde cerahat oluşmaya ve birikmeye başlar. şekerli gıdalardır. yapışkan bir madde haline getirir ve dişler üzerine yapışmasını sağlar. Diş çürüklerinin tedavi edilebilir dönemde belirlenmesi için ağrı oluşmasını beklemeden senede en az iki kez diş hekimine giderek dişlerin muayene ettirilmesi gerekir. Diş hekimleri gerektiğinde dişlerin filmini çekerek gözle görünmeyen diş oyuklarını da belirleyebilirler. 321 . Eklem romatizması. mikroorganizmalar için elverişli yiyecek artıkları. Eğer diş hekimi tarafından daha başlangıcında tedavi edilmeyecek olursa çürük diş için daha zor. Dişler düzenli olarak fırçalanır ve bakımlarına özen gösterilirse mikroplar onlara zarar veremezler. Bu hem sağlık açısından. eklemler vb. Bu birikintilere plak denir. Diş sağlığının bozulması vücuttaki diğer organları da etkileyebilir. hem de sosyal ve ekonomik açıdan önemli katkılar sağlar. böbrek. Diş çürüğü diş özüne doğru ilerledikçe dişler ağrımaya başlar. Besinler içinde diş çürümesine en çok neden olanlar karbonhidratlar. alttaki tabakada geniş ve derin bir oyuk meydana getirir. ve bakterilerin kendilerinin oluşturdukları asit diş minesinin erimesine neden olur.

diş ipi kullanılması. Burada bol miktarda damar ve sinir bulunur. bademcik iltihabı. Bunlar diş minesinin çatlamasına ve bakterilerin etkisinin artmasına neden olur. aşırı tatlı ve şekerli yiyeceklerden olabildiğince kaçınma bunlar yendiğinde ve diş eti hastalıklarının önlenmesi için de diş fırçalama ve düzenli diş hekimi kontrolleri önemlidir. Bu hal sosyal ilişkileri de etkiler. Dişlerde gelişim bozuklukları varsa erken dönemde özel diş hekimliği dallarında uzmanlaşmış birimlere başvurularak gerekli tedavi sağlanmalıdır. Diş eti hastalıkları en önemli diş sağlığı sorunları arasındadır. Düzensiz dişlerin en önemli nedeni süt dişlerinin zamanından önce yitirilmesi olabilir. Ağız ve Diş Sağlığı Nasıl Korunur? Diş hastalıkları ve diş sağlığının korunması açısından erken tanı çok önemlidir. solunum sistemi hastalıkları. Bu nedenle hekim önerisi olmaksızın ilaç kullanılmamalıdır (7). düzenli olarak dişlerin fırçalanması. Diş Eti Hastalıkları: Dişin diş eti dışında görünen bölümü diş minesi denilen sert bir tabaka ile kaplanmıştır. 322 . Diş etleri. Diş kökü diş yuvasında çene kemiğine özel doku uzantıları ile sıkıca bağlanmıştır. alt ve üst çene arasındaki ilişkinin bozulmasına neden olabilir. 3. Bunun sonucunda çıkan kalıcı dişler birbiri üzerine gelecek biçimde yerleşebilirler. Bu bölüme dişin boyun bölümü denir. Bazı metabolizma hastalıkları da ağızda kendine özgü kokular yapabilir. sinüzit. Hamilelikte ve süt çocukluğu döneminde kullanılan antibiyotikler ve bazı ilaçlar dişlerde kalıcı renk değişikliklerine neden olabilir. Başlangıç döneminden itibaren diş etleri kolay kanar. Diş çürümelerinin önlenmesinde sularda yeterli flor olması. Bu nedenle yılda en az iki kez diş hekimine muayene olunması önerilir.2. Dişler sert cisimlerle karıştırılmamalı. Sigara içenlerin dişleri kahverengimsi bir renk alır. sindirim sorunları. kötü ağız kokusuna yol açarlar. Sigara dişlerde renk değişikliği yapar. Ağız hijyeninin bozukluğu ile yakından ilişkilidir. İltihaplı diş etleri kolayca kanar. Aşırı asitli ve şekerli yiyecekler mikroorganizmaların etkisini artırır. Diş gövdesi diş etine ve onun altındaki kemiğe girdiği bölümde daralır. 4. En içte ise diş özü vardır. Çiğneme ve temizleme güçlüğü yaratırlar. Düzensiz dişler konuşma bozukluklarına ve görünüm bozukluklarına neden olabilir. Çocuklarda hatalı olarak kullanılan bazı ilaçlar da dişlerde renk değişikliğine neden olabilir. diş yuvaları ve ağız tabanındaki iltihaplanmalar genel olarak diş eti hastalığı olarak bilinmektedir. diş çürükleri ağız kokusuna neden olabilir. Bunun altında daha yumuşak bir yapı vardır. Canlılığını kaybetmiş olan dişler gri renkte görülür. ağız bakım yetersizliği ağız kokusuna neden olabilir. Diş eti kanamalarında diş hekimi muayenesi zorunludur. Ayrıca. Dişlerin Gelişim Bozuklukları: Ağızda kapanma bozukluklarına neden olan diş düzensizlikleri dişlerin çürümesini kolaylaştırır ve daha erken dönemde dökülmesine yol açar. ceviz vb. fındık. Diş minesinin koruyucu etkisi ortadan kalkar (7). Diş eti hastalıkları. Diş üzerindeki plaklar bunun en önemli nedenidir. Aşırı derecede flor dişlerin sararmasına neden olabilir. kabuklu yiyecekler dişlerle kırılmamalıdır. Ağız kokusu olduğunda nedeni araştırılmalıdır. Tedavi edilmeyen diş eti iltihapları çene kemiğinin de iltihaplanmasına ve zarar görmesine yol açabilir (7). Düzensiz dişler. Çene kemiği içinde kalan bölümüne ise dişin kök bölümü adı verilir.

Diş fırçası kişiye ait bir araçtır. Ortada kalan ip bölümü işaret parmağı ile geriye doğru itilir. 6. en geç altı ayda değiştirilmelidir. Dış yüzeylerden başlayan fırçalama sert darbeler halinde değil. Bu tıkaca buşon denir. Aynı uygulama diğer bir parça ip alınarak alt dişler için de tekrarlanır (7). a. Dişler fırçalandıktan sonra diş ve diş eti çizgisi ile dişler arasında kalan yemek artıklarının temizlenmesi için diş ipi kullanılır. Diş ipinin bir bölümü bir elin orta parmağına diğer ucu da diğer elin orta parmağına dolanır. Diş fırçalamanın ilk adımı doğru fırça seçimidir. buşonu çekmek çok zararlıdır. İpin bir bölümü ortada kalmalıdır. dişler arasından geçirilir.Uygun fırça seçildikten sonra dişler en az günde iki kere düzenli olarak fırçalanır. Dış kulak kanalını herhangi bir cisimle temizlemeye çalışmak. Atılmayan kulak kiri bazen kulak yolunu tıkayarak işitmeyi engeller. yumuşak ve daireler çizecek biçimde.5. Diş fırçası 45 derecelik açı yapacak biçimde tutulur ve diş eti hizasından başlanarak ağız boşluğuna doğru fırçalamaya başlanır. Diş parlatma tozları diş hekimi önerisi olmadıkça kullanılmamalıdır. Diş macunu ağıza verdiği hoşa giden koku ve his nedeniyle diş fırçalanmasını kolaylaştırır. 6-KULAK TEMİZLİĞİ (6) Dış kulak yolu ve kulak kepçesi arkası çok çabuk kirlenen bölgelerdir. Diş Fırçalama Tekniği: Dişlerimizi korumanın en etkili yolu düzenli olarak fırçalamaktır. Sağlıklı diş etleri fırçalama sırasında kanamaz. diş etinden ağız boşluğuna doğru hareket ettirilir. b. Fırçalama işleminin en az iki-üç dakika sürmesi gerekir. Aşırı kullanımlar diş sağlığı açısından zararlıdır. Bu artıklar en önemli çürük nedenlerindendir. Fizyolojik olarak çiğneme esnasındaki kulak kiri parçalar halinde dışarı atılır. Dış 323 . Diş İpi Kullanımı: Diş ipi diş aralarında kalan yiyecek artıklarının uzaklaştırılması açısından çok yararlı bir araçtır. Kulak kanalındaki salgı bezleri kulak kanalına yağlı salgı salgılarlar. Daha sonra fırça. bir fırça boyu kadar kaydırılarak fırçalama sürdürülür. b. Otuz santimetre kadar diş ipi alınır. Bu işlemde fırça eğik tutularak. Daha sonra dişlerin çiğneme yüzeyleri fırça düz olarak ileri geri hareket ettirilerek fırçalanır. Diş fırçalanmasında fırçanın duruşu dışındaki temel hareket aynıdır: Fırça diş eti çizgisine eğimli olarak yerleştirilir. d. İp. ön dişlerden arka dişlere doğru yapılmalıdır. Bu durum bozulmadan küçük dairesel hareketlerle dişler fırçalanır. c. Ağız içinde kolay hareket ettirilmesi ve arka dişlere rahat ulaşabilme açısından fırçanın kafasının fazla büyük olmaması tercih edilir. Daha sonra dişlerin iç yüzeyleri aynı şekilde fırçalanır. Diş fırçaları birkaç ayda bir. a. Bunlarla ilgili önerilerini almak üzere diş hekimine başvurmak gereklidir. Gerektiğinde ara yüzlerin etkin olarak fırçalanmasını sağlamak üzere ara yüz fırçaları kullanılır. Kulaktaki salgı ile toz ve diğer partiküller birleşerek kulak kirini meydana getirir. İp diş etine kadar indirildikten sonra ağız boşluğuna doğru diş aralarını sıyıracak biçimde indirilir. Bu sırada diş etinin kesilmemesine özen gösterilmelidir. c. Bu hareket sırasında sert olunmamalıdır. En uygun fırça naylon ve orta sertlikteki fırçalardır.

Bu işlem bittiğinde eller mutlaka etkili bir biçimde yıkanmalıdır. Bu nedenle özellikle dışkılama sonrası temizliğin özenle yapılması çok önemlidir. Banyo sırasında kulağa su kaçmasını önlemek için vazelinli pamuk tıkaç kullanılabilir. daha önce de belirtildiği gibi idrar çıkışı açıklığına ve kadınlarda vajina girişine mikrop bulaştırmamak için mutlaka önden arkaya doğru yapılmalıdır. 7-CİNSEL BÖLGENİN TEMİZLİĞİ (7) Ergenlik dönemiyle birlikte kızlar ve erkeklerde üreme organlarında bazı değişiklikler olmaya başlar. dışkılama sonrası temizlik yapılırken ellere mikrop bulaştırılmamasıdır. 8-TUVALET SONRASI BEDEN TEMİZLİĞİ (7) Sağlıklı bir insanda idrar mikrop içermez. Kulak temizliği ancak bir sağlık kurumunda uzman kişiler tarafından yapılmalıdır. Bunlar bağırsaklarımızdan atılmış olmasına rağmen. Erkeklerde göğüste. yüzde bıyık ve sakal tarzında kıllanma da başlar. ağrı ve o bölgede ısı artışı gibi iltihap belirtileri görülmeye başlar. Bu dönemden itibaren vücut temizliğinde banyo yapma dışında üreme organ temizliğine özel olarak önem vermek gerekmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken diğer noktaysa. şişme. Kıllı deride ter bezleri çok daha fazla sayıdadır. gözle görünür bir kirlilik kalmayıncaya kadar yinelenerek her seferinde kuru temiz tuvalet kağıdıyla.kulak yolu kurcalandıkça salgılama işlemi bozulur. kızarıklık. Özellikle ellerde istenmeyen bir bulaşmanın olduğu durumlarda kullanılan musluk. buralara doğrudan temas yerine tuvalet kağıdı kullanarak dokunmak. dışkı ile bulaştırmamak açısından önemlidir. Bu nedenle terleme ve terleme sonrasında koku çok daha rahatsız edici olabilir. Kulak zarı bile delinebilir. Temizliğe özen gösterilmediğinde mikroorganizmaların bu bölgelere yerleşmesi ile kaşıntı. Erkeklerin üreme organlarında olan değişiklik büyüme ve gelişme tarzında olur. Ayrıca bu dönemde erkek ve kızların üreme organlarının etrafında ve koltuk altlarında kıllanma başlamıştır. tuvalet kağıdının ruloda kalan bölümünü kirletmemek. sifon ya da kapı kolu ve benzeri bir yüzeye dokunmak gerekiyorsa. daha sonra yine el değdirilmeden fışkıran suyla ya da ıslatılmış kağıtla yapılması ve bölgenin tuvalet kağıdı ile kurulanarak temizliğin bitirilmesi en uygunudur. hem daha sonra kendimizi hem de birlikte ortamı paylaştığımız insanları. herhangi bir yolla tekrar vücudumuzun iç ortamına bulaştıklarında hastalığa neden olurlar. ancak dışkının her milimetre küpünde milyonlarca bakteri bulunur. 324 . Dışkılama sonrası temizlik. Enfeksiyon meydana gelir. Bu nedenle dışkılama sonrasında ilk temizliğin.

04. TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni. Hatiboğlu Yayınları: 1990. Ankara. 5. Hacettepe Halk Sağlığı Bülteni. 4. Türk İnfeksiyon Web Sitesi. Tekbaş ÖF. Samsun. El Hijyeni ve Dezenfektanların Kullanımı.2004 12. Hasde M. http://www. http://muratomu. Yrd. Ankara. Somyürek Hİ. 7.Doç. sayfa 275-276.htm.milliegitim. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Birimleri.tr/gdb/temizlikgdb. Tanım ve Tarihçe.Hakan Yaman.shtml.KAYNAKLAR 1. 2. http://www. Sağlıklı Yaşam Önerileri.edu.04. Kişisel Sağlık Bilgisi. 3. 13. Güleç M.org/diyabetbilgisi. 26.2004 325 . Doç.04.04. sayfa 1-11. 6.hacettepe.2004. Mansur AT. Dirican R. Sağlığı Koruma Bilgisi.net/spor_ve_ saglik_ayakkabi. Daha Sağlıklı Olmak Ellerinizde.04. Isparta. 2003: 1(10). Ankara.infeksiyon. 2000: 21(3).tr. 26. htm. Oğur R.Dr. http://saglik. 2003: 2(1). 26. 26. http://www. 1980.2004.asp?ctg.http://www.com/elhijyeni.net/saglik/diyabetayak. org/Detail. http://www. Ayak Sağlığında Patolojiler ve Koruyucu Önlemler. sayfa 7-23.shtml. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji AD. Hijyen Koruyucu Hekimlik.turkishoes. Süleyman Demirel Üniversitesi. Hasde M.04. Sungur T.04.sagmer. Diabetliler İçin Ayak Bakımı. 26. Ayak Sağlığı.usakdiabet. Tıp Fakültesi Spor Hekimliği AD. 26.2004 10. TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni. Toplum Hekimliği. 9. Pediküloz (Bit Hastalığı). Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği. Kişisel Sağlığı Koruma Önlemleri. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Yayınları: 1.2004. Temel Diabet Bilgisi. Yumurtuğ S. Uygun Ayakkabı Seçimi.tripod. Yüzeyel Mantar Enfeksiyonları ve Tedavisi.htm. Somgür Yayıncılık: 1994. Murat Günaydın. org/ html/saglik. 8.Dr.html. 26.2004 11.

4. GIDA HİJYENİ Gıda hijyeni; herhangi bir gıdanın temizliği ve tümüyle hastalık yapan etmenlerden arınmış olması demektir. Gıda zehirlenmesi sonucunda %2-3 kalıcı olarak, böbrek rahatsızlıkları, menenjit, kalpde fonksiyon bozukluğu, romatizmal sendromlar, dalak apseleri vb. görülebilir. Bunun yanında ekonomik etkileri sonucunda Amerika Birleşik Devletlerinde yılda ortalama 6,5 – 35 milyar dolar, Kanada’da 1 milyar dolar, Avustralya’da 0,5–2 milyar dolar ekonomik kayba neden olduğu tahmin edilmektedir. Gıda zehirlenmesi vakalarının meydana geldiği yerler %85-70 ile yiyecek sektörü, %10-30 ev, %5-10 işlenmiş gıda endüstrisidir. Yiyecek sektörü çiğ et, tavuk, balık, yumurta, çiğ sebze ve işlenmiş gıdalar gibi çok sayıda riskli gıda maddesi kullanılması, emek yoğun olması nedeniyle çok riskli bir sektördür. Çiğ et , tavuk, yumurta, deniz ürünleri ve süt ürünlerinde mikrobiyolojik tehlike olarak, Salmonella, E.coli O157, Listeria, Campylobacter, Vibrio, Cl.botulinum, Cl.perfringens, Giardia, Cyclospora, kimyasal tehlikeler olarak ise veteriner ilaçları, ağır metaller söz konusudur. Zehirlenmelerde %70 et ve et ürünleri, %15 balık ve öbür su ürünleri ile %15 süt ve yumurta ürünleri sorumludur. Sebze ve meyvelerde Hepatit A, Salmonella, E.coli O157, Cl.botulinum, Giardia, Cyclospora gibi mikrobiyolojik tehlikeler ile pestisit / herbisit maruziyeti sonucu kimyasal tehlikeler söz konusudur. Tarladan ve çiftlikten gelen bu tehlikeler ancak iyi tarımsal uygulamalar ile kontrol altına alınabilir. Gıda işçisi kaynaklı tehlikeler en sık olarak Salmonella, E.coli O157, Shigella, Hepatit A, S.aureus, Norwalk virus olarak gözlenirken, en önemli nedenleri kişisel enfeksiyon, çapraz kirlenme, hatalı uygulamalardır. Kirli satış yerleri, kaplar, depolar, sahipsiz hayvanların gıdaları kirletmesi, kontamine suyla yıkanmış gıdalar, çiğ ve pişmiş gıdaların aynı yerde depolanması, yere yakın yetişen yapraklı sebze, meyveler, yere düşmüş gıdalar, kirli mutfak masası ve kap, kacak, yiyeceklerin hazırlandığı kapların ve yüzeylerin et suyuyla bulaşık bezlerle silinmesi, açıkta saklanan ve sineklerin kemiricilerin ve öteki hayvanların ulaşabildiği gıdalar, hasta hayvanlardan sağlanan besinler, örn. çiğ süt, yumurta, pişirme ve yeme sırasında hayvanlara dokunulması, hasta ya da yaralı besin işleyicileri, kirli ellerle besin hazırlanması, ya da yenmesi, meyve ve sebzelerin kontamine toprakta yetişmesi gibi yanlış uygulamalar sonucunda besinler sağlık için risk oluşturabilir. DSÖ’nün, Besin Hazırlanmasında Uyulmasını Önerdiği 10 kural aşağıda verilmiştir. 1. Kaynakta güvenli besin üretim tekniğinin seçilmesi 2. Besinin doğru biçimde pişirilmesi 3. Besinin hemen tüketilmesi 4. Besinin dikkatli bir biçimde depolanması 5. Besin doğru olarak ısıtılması 6. Pişmiş besinin ayrı tüketilmesi 7. El temizliğine dikkat edilmesi 8. Mutfağın ve tüm gereçlerinin temiz tutulması 9. İnsektisit, kemirici ve öbür hayvanlardan korunma 10. Temiz su kullanılması… 326

Vücudumuzdaki mikroorganizma miktarı yaklaşık olarak eller 100-1000 adet/cm2, alın 10.000-100.000 adet /cm2, kafa derisi 1.000.000 adet /cm2, koltuk altı 10.000.000 adet /cm2, burun ifrazatı 10.000.000 adet /cm2, tükürük 100.000.000 adet /cm2, dışkı 1 milyar adet /cm2’ dir. Mikroorganizmaların araştırmalarda en çok ürediği yerler, %63 tezgahlar, %50 lavabo musluğu, %49 aşçının eli, %28 garsonların elidir. Kritik Noktalar 1. Kapı kolları, telefon, musluklar 2. Çiğ ve pişmiş yiyecekler 3. Çöp kovaları 4. Ekipmanlar ve tezgah altları 5. Yerler, duvarlar ve döşemesi 6. Temizlik ürünleri 7. Lavabolar 8. Dondurulmuş yiyecekler 9. Soğuk yiyecekler (10 C.)’dir. Korunmak için ise bireysel hijyenin sağlanması gereklidir. Bireysel Hijyen Sağlama İlke ve Önerileri 1. Ellerin hijyenik yöntemlerle yıkanması. 2. Potansiyel tehlikeli besinlerin eldivenle servis yapılması. 3. Servise hazır yiyeceklere çıplak elle dokunulmaması. 4. Yiyecekle temas eden tüm yüzeylere el değdirilmemesi. 5. Çapraz bulaş yapılmaması. 6. Tırnak ve el temizliğine dikkat edilmesi. 7. Günde 2 kez duş alınması. 8. Yaralı, kesikli, yanıklı eller ile yiyeceklere asla dokunulmaması. 9. Personele özel tuvaletler bulunması. 10. Sıvı sabun ve kâğıt havlu kullanılması. 11. Bone ve maske kullanılması. 12. Mutfak ve yemekhanede sigara içilmemesi 13. İş elbiselerinin daima temiz tutulması. 14. Saç, sakal ve bıyık tıraşlarına özen gösterilmesi. 15. İshalli iken yiyecek ve içecekle ilgili alanda çalışılmaması. 16. iyeceklerle uğraşırken ağız, burun ve saçlara dokunulmaması. 17. Tüm tat kontrollerinde ayrı bir kaşık kullanılması, ellerinizi kullanılmaması. 18. İş giysileriyle masa ve tezgâhlara dayanıp, oturulmaması. Besin Hijyeni Sağlama İlke ve Önerileri 1. Sağlam, temiz ve güvenilir yiyecek temin edilmesi. 2. Hemen tüketilmeyecek yiyeceklerin özelliklerine uygun yöntemle depolanması, 3. Tüketilecek miktarda yiyecek hazırlanması ve mümkünse yiyeceklerin pişirdikten hemen sonra servis edilmesi, 327

4. Çiğ sebze ve meyvelerin pestisit kalıntılarını ortadan kaldırabilmek için akan bol su altında iyice yıkanması. 5. Yiyecek ve içecekle ilgili tüm işlemlerin temiz, hijyenik içme suyu ile yapılması 6. Yemekleri uygun sıcaklıklarda (60 0C) 2-4 saat içerisinde servis edilmesi, 7. Yiyecekleri tekrar ısıtma işleminin, yiyeceğin iç sıcaklığı 70-80 0C’ye gelecek şekilde yeterli olmasının sağlanması, 8. Piştikten uzun süre sonra servis edilecek yiyeceklerin uygun şartlarda soğutulması. (sığ kaplarda ve hızlı) 9. Dondurulmuş besinlerin çözdürme işlemini buzdolabı ısısında yapılıp, bir kez çözdürülmüş yiyeceklerin tekrar dondurulmaması. 10. Dondurulmuş hazır veya yarı hazır yiyeceklerin hazırlanması ve taşınma aşamasında soğuk zincire dikkat edilmesi. 11. Donmuş olarak işletmeye gelen yiyeceklerin tüketime dek dondurulmuş şekilde saklanması. Fiziki Koşullar ve Araç-Gereç Hijyeni Sağlama İlke ve Önerileri 1. Mutfak zemini her kirlendikçe veya günde en az bir kez sıcak, dezenfektan madde içeren deterjanlı su ile yıkanmalı ve mutlaka kurulanmalıdır. 2. Mutfak duvarları ayda en az bir kez sıcak deterjanlı su ile yıkanmalıdır. 3. Mutfak tavanları kirli, kabarmış ve çatlak olmamalı, yiyeceğe kir düşmeyecek şekilde olmalıdır. 4. Mutfağa ait tuvaletlerde sağlıklı el yıkamayı sağlayacak tertibat bulundurulmalıdır. 5. Çöp kutularının içinde mutlaka naylon torba bulundurulmalıdır. 6. Her boşaltmadan sonra çöp kutuları, sıcak, dezenfektan içeren deterjanlı su ile yıkanmalıdır. 7. Çöp kutuları dolmasını beklemeden sık sık boşaltılmalıdır. 8. Kullanılan suyun sık sık kontrolleri yapılarak, sıhhî olması sağlanmalıdır. 9. Depoların temizliği, her türlü haşere ve kemirgenin önlenmesi açısından çok önemlidir. 10.Yemekhane, mutfak, depo ve tuvaletlerde sinek, böcek ve kemirici kontrolü yapılmalıdır. 11.Her mutfak aracının kullanma, temizlik ve bakımını belirten listeleri, aracın kolay görünebilir bir yerine asılmalıdır. 12.Temizlik açısından parçalarına kolay ayrılabilen araçlar tercih edilmelidir. 13.Araçların kurutulmasında bez kullanılmamalı, kurutmada ters çevirerek aralıklı paslanmaz çelik raflarda; hava akımı ile kurutma yöntemi uygulanmalıdır. 14.Taşıyıcı (portör) incelemeleri 3 ayda bir mutlaka yapılmalıdır. Çalışanların fizik muayeneleri 15 günde bir mutlaka yapılmalıdır. 15.Sulardan ve mutfak gereçlerinden kültür örnekleri alınmalıdır.

328

KAYNAKLAR 1. I. Uluslararası Gıda ve Beslenme Kongresi Kitapçığı. 15-18 Haziran 2005. İstanbul. 2. MY 33-3 (A) TSK Gıda Kontrol Yönergesi. 3. Last JM, Wallace RB. Public Health & Prev. Medicine. Sec 1 & 3. Appleton & Lange, USA, 1992. 4. Çoban Z. Besin Kirliliği. Sağlık Bakanlığı, TSH Gn. Mdl., Ankara, 2001

329

GIDA GÜVENLİĞİNDE KRİTİK KONTROL NOKTALARINDA TEHLİKE ANALİZİ Doç.Dr. Mahir GÜLEÇ Halk Sağlığı Anabilim Dalı Giriş Bireylerin fiziksel, zihinsel ve sosyal yönden sağlıklı olabilmesi, önemli ölçüde yeterli ve dengeli beslenmelerine bağlıdır. Bu amaçla temin edilen gıdaların fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik olarak insan sağlığına zararlı etmenler içermemeleri, besin içeriklerini kaybetmemeleri gerekir. Bunun yanında dünyadaki çevreye uyumlu olmayan hızlı teknolojik gelişmeler ve aşırı nüfus artışı ile plansız kentleşme gibi nedenlerle doğal kaynaklar hızla tükenmekte, karşılıklı etkileşim içinde bulunan hava, su ve toprak ortamları giderek kirlenmektedir. Gıda üretiminde zararlı faktörlere dikkat edilmediğinde gıda zehirlenmeleri insan sağlığını olumsuz etkilemekte, bunun yanında ciddi ekonomik kayıplara da neden olmaktadır. Gıda kökenli hastalıklardan ve zehirlenmelerden korunmak için besin sanitasyonu uygulamalarının önemi kavranabilmiştir. Besin kaynaklı hastalıkların çoğunun kontrol prensipleri belirlenmiş olmasına rağmen, bugün hala daha ülkemizde ve dünyada önemli derecede mortalite ve morbiditeye neden olmaktadır. Başka bir ifade ile, besin güvenliği ile ilgili sorunlarımız vardır. Geleneksel besin sanitasyonu ve sağlık anlayışının problemleri çözmede başarısız olduğu düşünülebilir. Bu nedenle, maliyeti arttırmadan güvenli nitelikte ve kaliteli gıda üretimi konusunda gösterilen çabalar kritik kontrol noktalarında tehlike analizleri sisteminin ortaya çıkmasına neden olmuştur. "Kritik Kontrol Noktalarında Tehlike Analizi" (KKNTA) sistemi besin kaynaklı hastalıkları önleme ve kontrolde göreceli olarak yenidir. Bu sistem, kontrol yöntemlerinin nerede etkili olacağını belirlemek için gıda üretim, işleme ve hazırlama basamaklarındaki tehlikeleri tanımlayıcı araştırmalar yaparak yaklaşık riski tayin etmeye çalışır. Bu nedenle kontrol yöntemleri gıdaların sağlık açısından güvenilirliğini sağlamada can alıcı noktalar olan spesifik işlemlere yöneltilmiştir. KKNTA besin güvenliğini sağlamak için proaktif (önceden etkin ) özelliktedir. Yani süreç devam ederken kontrol sağlayan bir yaklaşıma sahiptir. Bu sistemin içeriğindeki besin sanitasyonu ile ilgili bilgilerin hiçbiri yeni değildir, yeni olan tek şey bu bilgilerin birincil koruma çerçevesinde yerleştirilip geliştirilerek sistematize edilmesidir. Tarihçe KKNTA kavramı, ilk kez 1959 yılında Pillsbury Şirketi tarafından NASA (National Aeronautics and Space Administration) uzay programı için gıda ürünleri hazırlanması sırasında geliştirilmiştir. KKNTA prensipleri ve uygulamaları 1971'de A.B.D.'de yapılan gıda kongresinde bilim ve sanayi çevrelerine duyurulmuştur. Bu konferans sonunda üç prensip kabul edilmiştir. Bunlardan birincisi; tehlikenin değerlendirilmesi ve tüketim ile tehlikelerin gelişmesi arasında ilişki kurmak, ikincisi; kritik kontrol noktalarını tanımlamak, üçüncüsü ise; kritik kontrol noktalarını izleme sistemini kurmak olarak benimsenmiştir. Yine 1974'de FDA(Gıda İlaç Dairesi) sistemin en yüksek riskli gıda gruplardan biri olan “düşük asitli konserve 330

gıda ürünlerinde“ uygulanmasını mecbur tutmuştur. 70'li yıllar boyunca birçok bilimsel toplantıda ve çoğu Amerikan gıda üreticileri tarafından sistem tartışıldı ve KKNTA bir bilim olarak benimsendi. 1985'de Birleşik Devletler Ulusal Bilimler Akademisi tarafından yayınlanan "Gıda ve Gıda Katkıları İçin Mikrobiyolojik Kriterler" isimli yayın büyük ilgi uyandırdı ve güvenli gıda üretiminde etkileyici bir sistem olarak onaylandı. 1991'de Gıda Hijyeni Kodeks Komitesi KKNTA sisteminin uygulanabilmesi için bir tüzük geliştirdi. Aynı tüzük uygulamaları Avrupa Topluluğu tarafından 1993 yılında üye ülkelerde gıda sektörü için zorunlu hale getirilmiştir. Ülkemizde 16 KASIM 1997 tarihli Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği ile gıda sanayinde KKNTA (HACCP) uygulamaları zorunlu hale getirildi. 09 HAZİRAN 1998 tarihli “Gıdaların üretimi ve denetlenmesine dair yönetmelik” ile KKNTA sisteminin uygulama gerekliliği belirtilmiştir. Yine aynı yönetmelikler 15.11.2002 tarihinden geçerli olmak üzere; başta et, süt ve su ürünleri işleyen işletmeler olmak üzere, gıda üreten diğer işletmelerin de kademeli olarak HACCP sistemini uygulamaları zorunlu hale gelmiştir. KKNTA Sisteminin Açıklanması Kritik kontrol noktalarında tehlike analizi; tehlikenin tanımı, saptanması ve kontrolüne dönük sistematik bir yaklaşımdır. Bu sistem gıdalardaki mikrobiyolojik tehlikelerin kontrolüne mantıksal olarak yaklaşır, sadece gözlemleme yoluyla yapılan kontroldeki doğal kusurlardan ve mikrobiyolojik testlerin güvenliğindeki ihmal dolayısıyla oluşan atlamaların önüne geçmeye çalışır. Gıdaların mikrobiyolojik güvenliğini etkileyen en önemli faktörlere dikkatleri yoğunlaştırarak kaynak savurganlığını önler. Bu arada istenilen gıda güvenliğini ve kalitesini sağlar, ayrıca bu seviyeyi korumada rol oynar. Kritik kontrol noktalarında tehlike analizi, üretimde hijyenik uygulamalar ve kontrollerin belirlenmesidir. Genel olarak üretimin değişik aşamalarındaki işlemlerin güvenilirliğini önceden tahmin etmeyi amaçlayan bir kalite kontrol yöntemidir. Gıdanın fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik parametrelere göre üretiminde kalite güvencesi sağlar. KKNTA sistemi, tehlikelerin belirlenmesi, zararın saptanması ve kontrol altına alınması amacıyla geliştirilmiş sistematik bir yaklaşım olarak da tanımlanmaktadır. KKNTA, gıda güvenliğini en iyi sağlayan bir kalite sistemidir. Prensibi belirlenen kalite kontrol noktalarını sürekli gözetim altında tutacak şekilde üretimi tasarlayarak, potansiyel tehlikeleri ortadan kaldırmak suretiyle tüketiciye güvenli gıda sunmayı amaçlamaktadır. Gıdalar üretim, paketleme, taşıma, hazırlama, depolama ve servis esnasında zehirli maddeler, infeksiyoz ve toksijenik mikroorganizmalarla kontaminasyona maruz kalabilir. Bu yüzden geliştirilen KKNTA'dan amaç; gıda koruma programlarını geliştirmek, geriye dönük kalite kontrol sistemlerini oluşturmak ve gıdanın güvenilirliğine olan güveni arttırmaktır. Gıda güvenliğinde sistematik bir yaklaşım olan KKNTA, birbirini izleyen yedi prensipten oluşur. 1. Tehlikelerin tanımlanması, risk ve şiddetlerinin değerlendirilmesi 2. Kritik kontrol noktalarının tanımlanması 3. Kontrolü sağlamak için kriterlerin ve önleyici tedbirlerin açıkça ortaya konması 331

4. Kritik kontrol noktalarının izlenmesi 5. İzleme sonucu kriterlerden bir sapma gözlendiğinde düzeltici uygulamaların devreye sokulması 6. Kayıtların tutulması 7. Sistemin planlandığı şekilde fonksiyon gördüğünün doğrulanması 1. Tehlikelerin Tanımlanması, Risk ve Şiddetlerinin Değerlendirilmesi : Gıdaların yetiştirilmesi, hasat edilmesi, işlenmesi, fabrikasyona tabi tutulması, dağıtımı, pazarlanması, hazırlanması ve/veya gıda üretiminde kullanılan hammaddelere ilişkin olarak varolan tehlikelerin tanımlanması, derecesinin tayini ve risklerinin değerlendirilmesini kapsar. Gıdalar için tehlike, gıda kaynaklı hastalığa neden olan bir ajan veya mikrobiyal metabolizma ürününün kabul edilemez seviyede olması demektir. Kabul edilemez seviyeyi, sadece bir Salmonella veya Şigella bakterisi veya B. Cereus veya C. Perfiringens için gr. veya ml.'de 100.000 adet mikroorganizma oluşturur. Tehlike, zamanla gıdanın bozulmasına da neden olan kontaminasyonla meydana gelebilmektedir. Tehlikeler, istenmeyen mikroorganizmaların hayatta kalmalarıyla; ısıtılmalarına ve belli koşullarda korunmalarına rağmen bu gıdalarda varlıklarını ısrarla sürdüren toksinlerden kaynaklanmaktadır. Bu durum üç koşulda oluşabilir: Gıdanın, (a) Oda sıcaklığında veya dışarıdaki ılık havada birkaç saat bekletilmesiyle; (b) Fırın ve benzeri aletlerde yeterli sıcaklık derecesine ulaşılamaması; (c) Soğuk gıda depolarında fazla miktarda mal depo edilmesi veya yeterli oranda koruma sağlayacak soğumanın sağlanamaması. Gıdalara tarımsal işlemler, gıdaların işlenmesi, hazırlanması ve depolanması sırasında yanlışlıkla çeşitli kimyasal maddelerin de katılması tehlikelidir. Gıdalara fonksiyonel ya da aşçılığa ait gereksinmelerden dolayı katılan veya kazayla bulaşan kimyasal maddeler, yiyeceğin asitleşmesine neden olarak kaplardan, borulardan veya bunların toksik boya maddelerinden bazı kimyasalları bünyesine katarak tehlike oluştururlar. Tehlike analizi, besin üretimi, dağıtımı, hammaddenin kullanımı ve besinin üretimini ilgilendiren değerlendirme prosedürlerinden oluşur. Bunlar: (1) Potansiyel olarak tehlikeli olan hammaddelerin ve gıdaların tanımlanması, içermiş olabilecekleri zehirli metabolitler, patojen veya gıdaların bozulmasına neden olan önemli miktardaki mikroorganizmalar ve/veya bu mikrobik gelişmeye imkan veren durumlar; (2) Potansiyel kontaminasyon kaynaklarını veya kontaminasyonun oluştuğu spesifik noktaları belirlemek; (3) Gıdaların üretim, işleme, dağıtım, depolama ve tüketim için hazırlanması sırasında mikroorganizmaların yaşama ve çoğalma ihtimalini saptamak; ve (4) Tanımlanan tehlikelerin şiddetini ve riskini tayin etmek . 2. Kritik Kontrol Noktalarının Tanımlanması : Kritik kontrol noktası, tehlikeyi elimine etmek, azaltmak veya önlemek için bir veya daha fazla faktör üzerine kontrol uygulanabilen bir aşamadır (Kuramsal bilginin, yapılan müdahale ile somut olarak izlendiği yer, belirlenen prosedürün

332

izlendiği aşama). Besin hijyeninin sağlanabilmesi için lokalize edilmiş noktada alınan önlem ve/veya yürütülen işlemler. Bazı gıda işlemlerinde, pastörizasyonda olduğu gibi tek bir operasyonun (ısı uygulamasının) kontrolü bir veya daha fazla mikroorganizmadan kaynaklanan tehlikeyi tamamen önlemeye yarayabilir. Tehlikenin tamamen elimine edilemediği ama minimale indirildiği Kritik Kontrol Noktaları (KKN) da vardır. Bu iki tip Kritik Kontrol Noktalarında önemlidir ve kontrol edilmelidir. Koruyucu sağlık hizmetlerindeki birincil koruma çerçevesinde yapılan, etkenin ortadan kaldırılması ya da tamamen ortadan kaldırılamadığı durumlarda sağlıklı bireylerin dışında kontrol edilmesidir. Kritik kontrol noktası, bir operasyonda tehlikeyi tamamen ortadan kaldırmak ya da en aza indirmek için kontrolün uygulanacağı bir noktadır. Her tehlike spesifik kontrol önlemleri almayı gerektirmez. Bazen tek Kritik Kontrol Noktasında alınan kontrol önlemleri işlem zincirinde daha önceki basamaklarda alınan kontrol önlemlerine olan ihtiyacı önemli derecede azaltabilir. Eğer tehlike tamamen elimine edilemiyorsa veya belirlenen Kritik Kontrol Noktaları izlenemiyorsa (monitörize edilemiyorsa), operasyondan önce ve sonra etkin olarak kontrol edilebilen diğer Kritik Kontrol Noktalarına özel dikkat harcanmalıdır. Kritik Kontrol Noktası Seçiminde Şunlar Gözönünde Bulundurulur: (a) Olası tehlikeler, gıdaların kabul edilemeyecek derecedeki kontaminasyonu ile ilgili durumların şiddeti, riskinin tahmini, mikroorganizmaların sağkalım veya üreme durumların tahmini, (b) Hazırlama ve işleme sırasında uygulanan operasyonlar, (c) Daha sonra ürünün kullanım aşaması. 3. Kontrolü Sağlamak için Kriterlerin ve Önleyici Tedbirlerin Açıkça Ortaya Konması: Bir defa Kritik Kontrol Noktaları tespit edildikten sonra uygulanabilir kontrol önlemleri yürürlüğe konmalıdır. Bu önlemler uygulanabilir, objektif bir şekilde ölçülebilir, ekonomik ve gıda güvenliğini sağlayıcı nitelikte olmalıdır. Her Kritik Kontrol Noktası için gıdanın güvenliğini sağlayıcı kriterler belirlenmelidir. Her kriter açık ve net olarak belirlenmeli, ayrıca uygulanabilir makul sınırlar içerisinde olmalıdır. Kriterler; fiziksel ( sıcak, soğuk, basınç gibi ), kimyasal (tuz konsantrasyonu veya asetik asit gibi), biyolojik ve duyusal türdeki özelliklerle beraber uygulanan işlemin geçtiği süre yani zaman ile sınırlıdır. Tehlikenin Kritik Kontrol Noktalarında kontrol edildiğini tespit etmek için uygun yöntem seçimi de önemlidir. Monitörize edilen faktörler içinde şunlar da vardır: sıcakta işlenen gıdalar için zaman ve sıcaklık derecesi, bazı gıdaların su aktivitesi, fermente gıdaların pH'sı, konserveler için soğutucu klor seviyesi, kuru gıdalar için depo yerinin rutubet derecesi, soğutulmuş gıdaların dağıtım esnasındaki sıcaklığı, bölmeler halinde soğutulmuş ürünlerin derinliği, tüketime sunulmuş gıdalar için üzerinde tüketiciyi bilgilendirecek uyarı ve açıklamalar. Seçilmiş tüm kriterler, dokümente edilmiş olmalı ya da karışıklığa neden olmayacak netlikte, kabul edilebilir uygunlukta tanımlanmalıdır. Kontrol kriterlerinin seçimi, yüksek kontrol 333

Monitorizasyon. bazı katkı maddelerinin konsantrasyonlarının arttırılması. ürün satılmadan ve dağıtılmadan önce belirlenmiş standartlardan sapmayı zamanında gösterecek tedbirleri alacak biçimde uygulanmalıdır. 4. gözetleme. her bir aşamada elde edilen verilerin zamanında ayrıntılı bir şekilde kaydedilmesi ile elde edilebilmektedir. sağlık personeli veya denetimden sorumlu personel tarafından yapılabilir. sistematik gözlemi. kritik kontrol noktalarıyla ilgili ayrıntıları. yararlılığına. ürünün hayvan yemi olarak kullanılmasının sağlanması veya ürünün imhası. yeniden işleme. tehlikeyi önlemede önemli olan faktörleri kayıt etmeyi içerir. Bu dokümanlar. kriterlerin uygun olup olmadığını. Bu tip dokümanlar. kalitesiz hammaddenin alınmaması. işlem öncesinde veya sonrasında kontrol dışı olabilecek durumların kısa sürede düzeltilmesini mümkün kılacak uygulamalardan oluşmalıdır. pH'nın azaltılması. 334 . Kayıtlar incelenir ve izlemenin etkinliğini değerlendirmek için ek testler yapılır. monitörize edilmekte olan işleme göre seçilmelidir. tüm Kritik Kontrol Noktalarının belirlenip belirlenmediğini. Doğrulama çalışmaları. son basamaktaki işlemin düzeltilmesi. herhangi bir sorun durumunda alınabilecek önlemleri. Kritik Kontrol Noktalarının İzlenmesi: Monitorizasyon. Sistemin Planlandığı Şekilde Fonksiyon Gördüğünün Doğrulanması: Doğrulama. 7. kalite kontrol personeli. kayıtların nasıl tutulacağını. KKNTA uygulamasında görev alan personelin görevlerini ve sorumluluklarını. Kayıtların Tutulması: KKNTA ile ilgili tüm dokümanlar hazırlanmalıdır. kontrol ve izleme sistemlerini. İzlem Sonucu Kriterlerden Bir Sapma Gözlendiğinde Düzeltici Uygulamaların Devreye Sokulması: Eğer monitorizasyon. 5. kimyasal analiz ve mikrobiyolojik tetkiklerdir. KKNTA sisteminin değerlendirilmesi gibi ayrıntıları içeren dokümanlar olmalıdır. Alınacak özel tedbirler. tehlikeleri. kritik limitleri.güvenliği sağlanması yanında. fiziksel değerlerin ölçümü. duyusal değerlendirme. Bu tedbirler şunlar olabilir: Yeniden ısı ile muameleye tabi tutma. ürünün tanımı ve akım şeması gibi tehlike analizi ile ilgili verileri. tehlikenin derecesine ve riskine bakılarak seçilmelidir. monitorizasyon yöntemlerinin uygulamaları değerlendirmede etkin olup olmadığını anlamak için KKNTA planının gözden geçirilmesini içerir. ekonomik ve uygulanabilir oluşuna bağlı olmalıdır. Monitorizasyon prosedürleri. Verilecek kararlar. su aktivitesin azaltılması. sıcaklığın arttırılması. yapılan ölçümleri. 6. Beş temel monitorizasyon tipi kullanılmaktadır. işlemin kontrol dışına çıktığını gösteriyor ya da belirlenen kriterler sağlanamıyorsa acilen düzeltici tedbirler devreye sokulmalıdır. ürünün kullanımından beklenen amaca ulaşıp ulaşılmadığının kontrolüne. Bunlar. bütün tehlike noktalarının incelenip incelenmediğini.

In: HACCP Principles and Applications. N.p. p. K. Ed. Bauman H. Inf.T. procedures and processes that lead to outbreaks of foodborne diseases.A. (1992). Cereal F W. Physical hazards and controls. 9. S. Chapter 18. Huss HH.Jouve JL. Adams CE. Maximizing value from HACCP : Managing food safety for the business. 14.Mortimore S. New York. p. (1990).. Food Technol. Jr. p. New York NY : Chapman and Hall.: 532-558. Washington. : 97-104. 6. 335 . . (1991) Microbiological safety of foods. Riseborough P. Hotchkiss JH. V. Ed : MD Pierson. : 67-118.: 90-95. 8. In Modern Food Microbiology. Chapman and Hall. London. The Food Processors Instıtute. Halk Sağlığı Günleri. HACCP: Concept. Microorganisms in Foods. development and application. Application of the hazard analysis critical control point (HACCP) system to ensure microbiological safety and Quality. 5:156-158. 16. Pierson. Int. 4nd.Y.Prince G.D. Stevenson. Corlett. Bernard. p. In : 3rd World Congress Foodborne Infections and Intoxications. D. Food Res. Humber J. D. . 11. : Chapman And Hall.. Tıp Fakültesi Halk Sağlığı A.: M.p. 10. Hasde M. Chapman and Hall. : 880-883.6. D. Corlett DA. 13. (1992).D. Blackwell Scientific Publications. Monitoring a HACCP system.A. (1992). Verification of the HACCP program. Risks of practices.D. 5: 172-178 7. N. D. FAO Fish Tech Pap Vol : 334. : K. Isparta. Hosp. 8-9-10 Eylül 1997. In : HACCP Principles and Applications. Control points and critical control points. Food safety. Dean. Assurance of seafood quality.Moberg LJ. Oxford. (1993). Battaglia R.1-6. : 6. Vol. Gün H. Ed. Ed. J. 2.C.Ü. (1997). Chapman and Hall. HACCP and Quality Systems. (1993).. Parr E. (1994) HACCP a Practical Approach. 24: 173-282. 12.KAYNAKLAR 1. Kritik kontrol noktalarında tehlike analizinin değerlendirilmesi. 50: 332-335. 26: 69-74 3. Hospital food hygiene : The Application of hazard analysis critical control points to conventional hospital catering. (1991). Beslenme Sorunları ve Yasal Durum. 15. Quality management in food trade with a view towards 1993 in Europe. In : HACCP : Establishing Hazard Analysis Critical Control Point Programs. Food Australia. Food Technol. p.Katsuyama AM. Chapman and Hall. HACCP and Food Safety in Canada.H. (1995). 51: 663-673 5. Berlin. Establishing critical limits for critical control points. (1994). (1992). (1990). Fifth Ed. DA Corlett. 17. : M. J. Pierson. In : Food Science. 36 (1) : 3340. 4.D. Food Protect. In: HACCP Principles and Applications. (1997)...Y.Potter NN. Bryan FL. Bildiri Özet Kitabı. 18. Ed.Jay JM. Chapman and Hall. ICMFS (1988).: 50-60. Corlett. II.Richards J. E.(1988). Vol : 4. (1998). Hamzaoğlu O. Wallace C. New York. risk and hazards.

Pierson. Microbiological quality assurance in food service operations. Washington. (1992).A. D.:4.D.19. 5: 179-180. 22. Food Technol. D. p.: K.C.Scott VN.:1. D.6: 116-120.T.Sperber WH. Ed. N.E.Introduction to hazard analysis critical control point systems. Ed. Washington. 24. Garret ES.: M. Implementing HACCP in the food industry. 7: 122-130. Food Technol. p.Synder OP. In : HACCP Establishing Hazard Analysis Critical Control Point Programs.1-1. Biological hazards and controls. (1995). Food Technol.E. Stevenson. New York. . Establishing critical limits for critical control point programs.:62-71.25. Bernard. Moberg L.Stevenson KE. Ed. Monitoring critical control point critical limits. (1995). Bernard. 20. Stevenson.: The Food Processors Institute.: K. (1991). Chapman and Hall. 336 . The modern HACCP system . D.Stevenson KE.Y. p. Corlett. D.C. (1986).: The Food Processors Institute. 23.T. In: HACCP : ).5. In: HACCP Principles and Applications. 21.Roos MH. (1990).1-4.

Birlik her ay ilaçlanmalı. Hepatit A. Vektör yaşama ve üreme yerlerinin ortadan kaldırılmalı. Tetanoz. Polio. zehirler. Tüm yatak. Operasyonlarda ve sahra şartlarında karşılaşılabilecek olan sağlık riskleri aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir. Malaria. üreme alanları ve gıda ortadan kaldırılmalıdır. Kuduz riski olan hayvanlar tarafından ısırılma. E. Kızamık. solunum yolu enfeksiyonları. delikler tıkanmalı. Amebiyazis.5. su içinde durmamaya çalışılması. Sıtma. doğal düşmanlar (kedi) ile ortadan kaldırma yöntemi ile barınaklar fareden arındırılmalı. kalabalık ve sıkışık yaşam tarzını sevmeleridir. bilinmeyen sularda yüzülmemesidir. Hava Yolu ile Bulaşan Hastalıkların en önemli özellikleri. Turist diyaresi (%30-80). Bu hastalıklara karşı en önemli önlemler. Tüberküloz. maruz kalan yerlerin kuru bir havlu ile sert bir şekilde kurulanması. toplumda en sık görülen hastalıkları oluşturmaları. Criptosporodium. kış aylarında daha sık görülmeleri. Lyme vb. organizma direncinin düşmesiyle kolay hastalık yapmaları. geçiş genellikle insandan insanadır. Enterotoxic E. Salmonelloz. bu tür hastalıklar ile savaşta filyasyon çok önemlidir. 4. Ensefalit.coli. 337 . Tick born. FİZİKİ ŞARTLAR VE SAĞLIK ASKERİ OPERASYONLARDA HİJYEN Dünya Sağlık Örgütüne göre aşağıda sıralanan hastalıklar seyahat ve arazi şartlarında yapılan faaliyetlerle yakından ilişkilidir. Kolera. yükseklik hastalığı. İnsan atıklarının uygun şekilde yok edilmeli. Afrika uyku hastalığı. yastıklar açık havada güneşlenmeye bırakılmalı 7. sıcak. Su ve Besinlerle Bulaşan Hastalıklar. Hanta virüs enfeksiyonu. Gübreliklerin ortadan kaldırılmalı. Schistosomiasis de sayılabilir. Kemirici kontrolü için. Difteri. Vektör Kaynaklı Tehditlere Karşı Alınacak Önlemler Kaynak azaltılmalıdır. Chagas hastalığı. Boğmaca. 2. 1. Kamfilobakter enfeksiyonları. Histoplazmoz. Sıtma Tedavi edilmezse öldürücü olabilen bir hastalıktır. Menenjit. Tifo vb. İnfluenza. Gonore. Hepatit B. yoksulluk ve yoksunluk gelişmelerinde önemli etkendir. Sınıflandırma Vektörlerle Bulaşan hastalıklar. Legionellosis. Lyme hastalığı. Cinsel İlişki Yoluyla Bulaşan Hastalıklar: Bulaşmaları deri ve mukoza yoluyladır.coli diyaresi. yorgan. Su teması ile bulaşan hastalıklar arasında Leptospiroz. 5. Çöplerin uygun biçimde saklanmalı. Leishmania. Uyuz. 3. Giardiazis. Tifo. Yüzde 75 oranında enfeksiyonlar önemli risk oluşturmaktadır. soğuk. Hepatit A. Sarı Humma. HIV/AIDS. Kolera. Bu amaçla. kapan. Kişisel temasla bulaşan hastalıklar. Flariazis. Hepatitis B. kaza ve yaralanmalar. kişisel hijyenin artışı ile en aza indirilebilirler. kimyasal ilaçlama için uzman yardımı alınmalı 6.

Acilen sistemdeki ölü boşluklar ile tıkanıklıkların saptanması ve bunların iptal edilmesi sağlanmalıdır. Bulaşma.Korunma Kişisel Koruyucu Önlemler 1. Sarı humma aşısı DSÖ tarafından endeminin olduğu bölgelere gidenlere önerilmektedir. kas ağrısı. Sineklerin yaşayabileceği ortamların yok edilmesi 2. 4. Sinek teli ve cibinlik kullanımı. rekreasyon amacıyla kullanılan sular. eski ve uzun boru bağlantısı kullanarak su temini yoluyla enfekte suyun içindeki etkenin solunum yolu ile alınması sonucu olur. 2. Kızamık. Etken. Çocuk felci gibi çocukluk çağı aşılarının tam olarak yapılmasıdır. NATO ülke askerleri için önerilen aşı takvimi Tablo I’de verilmiştir. karın ağrısı. Air-conditioning sisteminin kullanımının hemen durdurulması sağlanmalıdır. öksürük. baş ağrısı. Legionella pneumophila’dır. Varsa. klimalar. bütün sıcak su tanklarındaki suyun ısısı 70°C’ye kadar çıkarılmalı ve en az 24 saat süre ile bu düzeyde korunması sağlanmalı. öncelikli olarak Difteri. bu şekilde musluktan akan suyun sıcaklığı en az 60°C olmalıdır. 3. göğüs ağrısı. Sıtma kemoproflaksi ilaçlarına bir hafta öncesi ile 1 ay sonrasına kadar devam edilmesi Lejyoner Hastalığı Hastalarda ateş. Uzun kollu giysiler giyilmesi. En az 24 saat süre ile musluklardan akan sıcak suyun ısısının 60°C’nin üstünde tutulması sağlanmalıdır. gidilen ülkenin özelliklerine uygun olarak aşılanmalıdır. Sıtmadan koruyucu ilaçların alınması Çevresel Önlemler 1. bu sıcaklık musluk ve duş başlıklarında yerleşmiş legionellaların öldürülebilmesi için ancak yeterli bir sıcaklıktır. Tetanoz. Aşılama Aşılama ihtiyacı. musluk ağzı filtreleri iptal edilmeli. bütün sıcak su muslukları ve duş başlıklarından en az 30 dakika süre ile suyun akıtılması sağlanmalı. duş başlıklarında oluşan kireç katmanlarının kireç çözücü ajanlarla rejenere edilmesi sağlanmalıdır. ishal ve hızlı ilerleyen değişik bulgular ölüme kadar gidebilir. Çünkü. Sinek kovucu rapellentlerin kullanımı. ancak bu düzeyin en az 24 saat süre ile korunması sağlanmalıdır. 338 . Bunun yanında yurtdışına gidecek personel. Vaka tespit edildiğinde. Boğmaca. İlaçlama 3. Alternatif olarak sıcak ve soğuk su sisteminin tümünde serbest rezidüel klor miktarı en az 3 ppm olacak şekilde hiperklorinasyon yapılabilir.

böcek sokmalarına karşı alınması gereken kişisel önlemlerle sağlanır. İnsanlar.7 *** Yeni katılanlar 10 yılda bir Difteri İki doz Hepatit A * Her yıl Influenza Tek doz Kızamık Tek doz Menenjit* Tek doz Kabakulak * Tek doz Poliovirus Tek doz Kızamıkçık 10 yılda bir Tetanos İki yılda bir Varisella * Tek doz Sarı Humma* Difteri 10 yılda bir Göreve devam edenler Influenza Her yıl Tetanos 10 yılda bir 6 dozluk seri Şarbon Acil kuvvetler ve riskli İki doz Kolera *** bölgede operasyon İki doz Hepatit A yürütenler Üç doz Hepatit B * Üç doz Japon ensefaliti Tek doz Menenjit Üç doz Veba *** Tek doz Poliovirus Üç doz Kuduz * Tek doz Tifo Tek doz Sarı Humma Hib Tek doz Kişisel veya mesleki özel Hepatit B Üç doz risk taşıyanlar Lyme hastalığı Üç doz Pnömokok Tek doz enfeksiyonu Tek doz Meningokok Üç doz enfeksiyonu İki doz Kuduz Varisella Tikborn Ensefalit ve Lyme Hastalığı Korunma. Ayrıca evcil hayvanlardan da uzak kalınmalıdır. Kırsal alanlarda yapılan geziler sonrasında tüm vücut kene varlığı yönünden kontrol edilmelidir. Böcek kaçırıcı ilaçlar (DEET) yararlı olabilmektedir. kenelerin daha rahat görülebileceği açık renk elbiseler giymeli. kilim. Direkt otlar üzerine oturmamalı. 339 .Tablo I. battaniye gibi örtüler üzerine oturulmalıdır. çalılık ve yüksek otlu alanlardan uzak durmalıdırlar. NATO ülke askerleri için önerilen aşı takvimi Personel Zaman Temel uygulama takvimi** Tek doz Adenovirus 4.

2. 6.Buzlu içeceklerin içilmemesi 12. 7.DEET (diethylmethyltoluamide) içeren böcek kovucular kullanılması. 1. Seyahat sonucu alınabilecek önlemlere yönelik Dünya Sağlık Örgütünün önerileri. köpek gibi hayvanlara dokunulmaması 15. CDC’nin Ülke Dışında Yapılacak Faaliyetler için Önerileri 1. 4. Bulaşıcı hastalık bilgisi yanısıra. 14. hastalıkları ile ilgili özet tıbbi bilgileri. 11. ülkelere özel endemik hastalıklar hakkında bilgi sahibi olunmalıdır. Sinek ve böcek sokmalarına karşı kişisel önlemlerin alınması. içeceklere buz konulmaması.Başkasının kullandığı enjektörün kullanılmaması. 5. Bira. 18. 16. 3. Seyahat süresi ve planlanan aktivitenin türüne göre seyahat acentasından gidilecek ülke ile ilgili bilgi alınmalı. hız yapmamak ve emniyet kemeri kullanmak başta olmak üzere trafik kurallarına uymak ile mümkün olabilir. Pişmiş veya soyulabilen meyve-sebze yenilmesi. 19.İnsanlar üzerinde tespit edilen keneler hemen ince uçlu bir pens yardımı ile çıkartılmalıdır.Kişilerin özellikle uzun süreli operasyonlarda uzun kollu tişört/gömlek ve pantolon giymesi. Yerel sağlık bilgisi ve su-besinleriyle ilgili bilgi istenmeli. kola vb. yanlarında devamlı kullandıkları ilaçları. Bir ay öncesinde mutlaka doktor ve diş tabibi muayenesi yapılmalıdır. Ayak mantarından korunmak için temiz ve kuru ayakkabı /terlik giyilmesi. 340 .Güneşten korunmak için gözlük ve şapka kullanılması. 3. Personelin yolculukta. Gözlük veya lens kullanıyorlarsa fazladan bir çift daha alınmalıdır. 5.Açıkta satılan yiyeceklerin satın alınmaması. 3. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için her zaman kondom kullanılması 10. sağlık hizmeti kapasiteleri. Sadece şişelenmiş veya kaynatılmış su içilmesi. 8. ülkelere özgü farklı sağlık koşulları. Sıtma riski olan bölgeye gidilecekse koruyucu ilaç alınması.Pastorize edildiğinden emin olunmayan süt ürünlerinin tüketilmemesi 13. Çıkartma işlemi yapılırken pens ile kenenin mümkün olduğunca ağız tabanından yakalanması sağlanmalıdır.Varsa devamlı kullanılan ilaçlar ve reçete kişilerin yanında bulunmasıdır.Şişelenmiş içme suyu yoksa klor tablet ile suyun dezenfekte edilmesi. Hekimle görüşülmeli (aşı bilgileri ile birlikte). ülkelerin iklimi. Böcek ve sinek sokmalarına karşı hazırlık yapılmalı 4. 6. Ellerin su ve sabunla yıkanması. 9. ülkelerin sağlık durum raporları. 2. 17. Musluk sularından kaçınılması. aşılama gereksinimleri. Trafik kazalarından korunma. 2.Kedi. eski EKG ve akciğer radyogramlarını bulundurmaları sağlanmalıdır. Operasyon öncesi öneriler 1. Sağlık sigortası ülke dışına gitmek üzere onaylatılmalı.

çadır çevresi çukur kazılmalı.) yanında mevcut ise bölgeye ait tehditlere karşı (Japon ensefaliti. atık vs. Tedavi lokal ve genel olmak üzere ikiye ayrılır. Sıvı sabun kullanılan yıkama alanları (lavabo) ve banyo alanları vardır. Yerleşim bölgesinde olabilecek risklerden biri de yılan ve akrep sokmalarıdır. Faaliyet öncesi bilinen tüm sağlık tehditlerine yönelik risk değerlendirmesini tamamlayarak harekât planı ve emirlerine uyumlu olması sağlanmalıdır. Erkeklerde sıklıkla yılan ısırmaları gözlenirken. bölgede radyasyon. Risk değerlendirme ve tüm sürveyans önerilerinin sağlık ekinde yer alması sağlanmalı. Çalışma alanlarına özel koruyucu önlemler (işitme. insülin. kabızlık için orta derecede etkili oral ve supozituvar laksatifler ve ayaklar için pudra dekonjestan ve tuzlu su damlasıdır.5km uzaklıkta olmalı. numuneler alınarak tahlil edilmesi sağlanmalı. yemek binası içme suyu arası 30m olmalıdır. Bitki. taşıt tutması için dimenhidrinat gibi ilaçlar. Çadır alanı kuru. İlaçlar değişik isimlerde ve potenslerde satıldığından tarifleri. 341 . nemli ve sıcak iklimlere gidenler tuz tabletleri. Mayıs-Ekim ayları ve gündüz 14-18 saatleri arası en çok görülmektedir. Atopik bünyeliler antihistaminik. antiseptik veya bakterisidal sabun solüsyonu. sıcaklık ve nem. Yemek binası çöp alanı arası en az 45m mesafe olmalıdır. harekatın genel risk değerlendirmesi ile birlikte ele alınmalı ve gerekli ise bilgiler diğer unsurlar ile paylaşılmalıdır. levazım vs. 5. antiasit. Aşılama ve Kemoproflaksi Temel Aşılama Programı (tetanoz. Tuvaletler her 15 kişiye bir tuvalet olacak şekilde yeterli sayıda düzenlenmelidir.). su temizleme tabletleri. dozajı çok açık şekilde yazılmalıdır. flaster. tuvaletlerle uzaklığı en az 15m. Bir lavabo 5-6 kişi için. görme koruma eğitimi ve ekipmanları) temin edilmelidir. sıtma kemoproflaksisi gibi) önlemler alınmalıdır. 40. çadırlar arası 7m olmalı. (istihbarat. tuvaletlerle yemek binaları arası 90m. Türkiye’de Viperinae türü (engerek) yılanlar en tehlikeli gruptur. jenerik / kimyasal isimleri. Yerleşilecek bölgede gerekli ön hazırlıklar yapılarak randomize bir şekilde su. Alanın kabul edilebilir yalıtımı olmalıdır. antikoagülan) sağlanmalıdır.4. vektör. Yeterli ventilasyon olmalıdır. Gerekli ilaçlar (digital. aspirin. En sık görülen hastalıklar su ile bulaşan hastalıklardır. elastik bandaj. hepatit vs. 1 banyo ise 15 kişi için olacak şekilde tasarlanmalıdır. toprak ve havadan numune toplanmalıdır. Yılan ve diğer zehirli böceklerin ısırması insidansı yaklaşık 5 milyon. gazlı bez. difteri.000 ölüm. Her yatak için yaklaşık olarak 4m² alan olmalıdır. sinek kovucular ve güneşlikler almalıdırlar. eğimli bir arazide olmalı. Bunlar. Operasyon esnasında alınacak önlemler Konaklama yerleri seçilirken sağlığa uygun alanlar seçilmelidir. tuvaletlerle içme suyu arası 30m. gürültü ölçümleri de gerçekleştirilmelidir. Sıklıkla gerekecek malzemeler temin edilmelidir. Alan yeterli genişlikte olmalıdır. termometre. çadır alanı şehirden en az 1.

Korunma İyi pişmiş yiyecekler yenmesi. sebze salatalarından. Ultraviyoleden koruyan gözlük kullanılmalı. Operasyondan dönüşte yapılması gerekenler Bazı hastalıkların endemik olduğu bölgelere giden ve uzun süre oralarda kalanlar asemptomatik olsalar bile kontrol amacıyla doktor tarafından değerlendirilmelidir. Kontrol sırasında fizik incelemenin yanı sıra tam kan sayımı. elbiseler sağlam olmalı. Islanan elbiseler değiştirilmelidir. Birçok hasta için sıvı ve elektrolitlerin yerine konması kendi kendini sınırlayan turist diyaresi için yeterlidir. eller. tüberkülin deri testi. soyulmamış meyvelerden ve buz küplerinden uzak durulması. biyokimyasal inceleme. Korunmada en önemli konu su ve besinlerin güvenli olmasıdır. mayonezli salatalar ve az pişmiş deniz ürünlerinden (besin zehirlenmesi) uzak durulmalıdır. parmaklar ve baş korunmalıdır. iyot. 342 . Süt çocukları ve çocuklarda oral rehidratasyon solüsyonları kullanılabilir. sigara kullanılmamalı. eğer hijyenik olarak hazırlandığı. Mandıra ürünlerinden uzak durulmalıdır. ağız ve burun güneşten korunmalı. Diğer alınması gereken önlemler. sık el yıkanması ve profilaktik Pepto-Bismal (Bizmut subsalisilat) ve profilaktik antibiyotik kullanımıdır. su ve diğer alkolsüz içecekler bol bol alınmalıdır. enerji almak için tüm yiyecekler tüketilmeli. personelin susamasa bile su alımı teşvik edilmeli. Soğuk ıslak zeminde durmamalı. klorun giardia kistlerine etkisi yoktur). Tedavi Turist diyaresinde en önemli faktör kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin yerine konmasıdır. ısıtmak için büyük ekstremiteler hareket ettirilmeli. uygun giysi verilmelidir. bakteriler veya parazitler tarafından oluşabilir. Sıcak çarpmalarında alınacak önlemler Deri ve gözler uzun süre güneş ışığından korunmalı. Turist diyaresi için aşı yoktur. suyun en az 3 dakika kaynatılarak mikroorganizmalardan arındırılması. serolojik testler ve gaitanın parazit ve yumurtası açısından incelenmesi yapılmalıdır. pastörize edildiği ve buzdolabında saklandığı biliniyorsa kullanılabilir. güneşe çıkmadan yarım saat önceden 15 ve üzeri faktörlü güneş koruyucu ve güneş kremi kullanılmalıdır. Vücut sıcak tutulmalı. hareket edilmeli. vücut ve ayaklar temiz tutulmalı. Bulantı ve kusma ile başlayan bu hastalıklar öldürücü boyutlara kadar gidebilir. uygun numarada ve kuru bot temin edilmeli. Elbise ve vücuda sıvı temasından kaçınılmalıdır. Bunun nedeni ise sağlıklı olmayan su ve besinlerdir (dışkı ile bulaşma). Bizmut subsalisilatın günde 4 kez 2 tablet şeklinde kullanmak risk altındakilerin %65’inde turist diyaresi görülmesini azaltmaktadır. klor tabletleri veya iyot filtreleri ile suların dezenfekte edilmesi (filtreler bakteri ve parazitleri uzaklaştırabilir ancak virüsler üzerine etkisi yoktur.Diyare Virüsler. Krema. alkol ve sigara kullanılmamalıdır. Soğuktan korunmada.

üşüme. 343 . Hangi ülke / ülkelere gittiniz? 2. Sivrisinekler veya diğer böceklerce ısırıldınız mı? Isırıldıysanız gündüz mü. Ne zaman gittiniz? 3. gece mi? 9. ishal. Sorulacak sorular: 1. gece kaldınız mı? 5. yoksa kırsal alanları da ziyaret ettiniz mi? 4. Seyahat sırasında herhangi bir seksüel temasta bulundunuz mu? olmalıdır. Antimalaryal ilaçlar. titreme. Kirli su veya yiyeceklere karşı ne gibi önlemler aldınız? 10. Böcek ilacı veya cibinlik kullandınız mı? 8. İmmünize edilmiş miydiniz? Neye karşı? 6. Nehirde yüzdünüz mü? 11. karın ağrısı ve kilo kaybı gibi semptomlar görülebilir. Seyahatten dönenlere ayrıntılı sorgulama yapılmalıdır. Kırsal alanlarda yemek yediniz mi. Sadece büyük şehirlere ve turistik yerlere mi gittiniz. antibiyotikler veya antidiyareik tedavi aldınız mı? Ne kadar ve ne sıklıkta? 7. terleme.Seyahatten haftalar hatta yıllar sonra bile ateş. bulantı. yorgunluk. kusma.

Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Hizmetleri Direktifi. Ankara. International travel and health. 2005. 7-1. p. p. WHO. (4-1)-(4-15). 2006.KAYNAKLAR 1. 4. 2. 3. Basımevi ve Basılı Evrak Depo Müdürlüğü. 6-1. K. Genelkurmay Basımevi. Türk Silahlı Kuvvetleri Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Yönergesi. Genelkurmay Basımevi. Ankara. p. 344 . 2001. 2009. Sahra Hijyeni ve Sağlığı Koruma. Ankara.K.

zeka gelişir. Bu yaralanmaların çoğunluğunu alt ekstremite kas-iskelet yaralanmaları oluşturur. vücudu çalıştırma amacına yönelik her türlü hareketlere spor denir. Yaralanma sıklığı Tipi Nedeni Zorlanma Tekrarlayıcı-biriktirici mikro travma sonucu (%75) doku hasarı Travmatik (%15) Stress kırığı (%10) Ani. endişe ve kuruntular azalır. yorgunluğa direnci artırır. şiddetli travmaya bağlı gelişen doku hasarı Tolere edilemeyen tekrarlayıcı yüklenmeler sonucu oluşan kemik hasarı Hastalıklar Tendinitis Stres kırığı PF sendrom Burkulma Kırık Kanama Çıkma Askeri eğitim Maraton Koşucularda en çok kas ve tendon zorlanmaları. menisküs lezyonları görülür. tüm organları gerektiği gibi çalışır.SPOR HİJYENİ Kişinin sağlık durumunu geliştiren ve gelişmiş sağlık durumunu devam ettiren. Askeri eğitimde veya spor antrenmanlarında en sık görülen yaralanma tipi kasiskelet sisteminin zorlanma yaralanmalarıdır. Yaralanma. hastalıklara karşı dirençlidirler. Sporun Faydaları Spor ve Egzersiz ile Vücut Spor ve egzersiz yapanların vücudu orantılıdır ve sağlıklıdır. 345 . verimli bir şekilde kilo kaybı olur. kendine güven artar. Tablo II. Spor Yaralanmaları Spor Yaralanması. cilt sağlıklıdır. bakış açısı pozitifleşir. cilt veya kas-iskelet hasarının tekrarlayıcı veya travmatik natürlü bir dış etken sonucu oluşur. atardamar sisteminde kan basıncı azalarak kalp hastalığı risklerini azaltır. fazla enerji azalır. ağır antrenman. yeni çevre edinilmesini sağlar. eklem ve bağ yaralanmaları. rahat ve kesintisiz uyku uyunur. Bunların nedeni yanlış antrenman. zihinsel performans ve düşünme yeteneği gelişir. Yumuşak Doku Yaralanmaları Bütün spor yaralanmaların %30-50’si yumuşak dokunun aşırı kullanımından kaynaklanmaktadır. kendine saygı artar. vücudun tamamının ya da bir bölgesinin normalden fazla bir kuvvetle karşılaşması sonucunda. stres azalır. dokuların dayanıklılık sınırının aşılmasıyla ortaya çıkan durumları kapsar. sakinleştirir ve gerilimin azalmasına neden olur. uykusuzluk problemini azaltır. Yaralanma sıklığı Tablo II’de verilmiştir. kemik yapısı kuvvetlenir. kas ve kemik yapıları sağlamdır. sıkıntı ve depresyonu azaltır. anatomik faktörler ile ayakkabı ve zemindir. antrenman sırasındaki ani değişiklikler. kapasitesi artmış akciğerleri ve verimli çalışan bir kalpleri vardır.

4). meyve suyu. stres kırığıdır (%3. teşhis edilmemiş doğumsal kalp anomalileri (koroner hastalıklar). Patella Femoral Sendrom (%9.Ağır sporcularda ve asker popülasyonunda görülen en yaygın spor yaralanmaları piyade ve ağır sporcularda zorlanma veya stres sendromu (%23.4). egzersiz ve ağır iş sonucu organizmanın 15 kat fazla ısı üretmesi. dekonjestan. Risk Faktörleri Orak Hücreli Anemisi olanlarda 40 kez daha fazladır. Sık aralıklarla soğuk su içilmesi 3. İliotibial band sendromu (İTB). diüretik. Yeterli elektrolit tüketilmesi 346 . çok fazla su içilmesi olabilir. vb. aşırı kilolu.0). elektrolit içeren sıvılar) 4. bayan olmak. Yaralanmayı kolaylaştıran etkenler.1) dir. ek besin gıdaları (efedrin.9). Genç bayanlar genç erkeklere göre sıcak yaralanmasına daha fazla maruz kalmaktadır. Periostitis (%3. psikyatrik ilaç) kullanımı olanlar da risk altındadır. kas zorlamaları (%8. rash). Risk Faktörlerinin Azaltılması için Yapılması Gerekenler 1. aşırı motive edilme. cilt hasarının bulunması (cilt yanığı. Ani Ölüm Riskleri Ani ve şiddetli bir egzersiz sırasında ani ölüm riskinde artış oranı 5-50 kat arasındadır. vücut kütle indeksi (BMI). düz tabanlık. grip. tansiyon ilacı. olumsuz çevre koşulları. sigara.). kreatin.7). zorlanma sonucu diz yaralanması (%5. düşük kondisyonlu.3).6). hipertrofik kardiomiyopati. (%10. Sıcak Yaralanmaları Sıcak yaralanmaları hem askeri eğitimlerde hem de spor antrenmanlarında hayatı tehdit eden önemli faktördür. Özel Deniz Birliğinde stres kırıkları (%13. vb). Önceki sıcak çarpma hikâyesi. beyin damar anevrizması vardır. Yiyecek tüketilmesi (bitki. Genç erişkinlerde ani ölüm nedenleri arasında. Uyum sağlamamış veya yeni hastaneye yatmış olanlar. lateral femoral epikondil ve iliotibial bant arasındaki sürekli sürtünmeden kaynaklanan bir durumdur. Bunların nedenleri. kondisyon seviyesi. çok az elektrolit (tuz veya mineral) alınması. tuzlu bisküvi. hastalık veya sakatlık geçirme hikâyesi. En yüksek risk faktörü sıcaklıktır. Sıcak çarpmalarında organlar hasar görür ve bu hasar sürekli kalır. Risk 30°C’de başlar. en çok sıcak vurması Nisan ve Eylül ayları arasındadır. Temel olarak bir bursittir. yüksek seviyeli yarışma ve duygusal stres fazla ise risk artabilir. Serin yerlerde/zamanlarda egzersiz yapılması (koşmadan önce mutlaka su içilmesi) 2. alkol (alkol dehidrate eder) da risk oluşturmaktadır. sıcak ve nemli hava. Özellikle ağır efor. enfekte myokardit. en iyi çözüm ise gerekli önlemlerin alınmasıdır. tecrübe. beta bloker. hastalıklı (nezle. şiddetli iletim bozuklukları. diyare. kan verme (kırmızı kürelerin azalması). ayak bileği burkulmaları (%6. ilaç (antihistaminik.8). çok az su içmek.9). Aşil tendinitis (%6.

vitaminli) Soğuk Yaralanması ve Tipleri 1. Güneş koruyucu losyonlar kullanılması (SPF 50. Motivasyon 6.Uygun malzeme kullanılması. Kas ağrılarını minimize eder 3. Önceki yaralanmaların gözlemlenmesi. Tıbbi değerlendirme 2. Dehidratasyon 6.Isınma ve aktif soğuma yapılması. Psikolojik değerlendirme 3. Beslenmenin değerlendirilmesi 4. Orta şiddette ve süreli esnetme Yararları 1.5. Egzersiz öncesi ve sonrası germe hareketleri 3. Esneme öncesi ısınma 2. Limitlerin aşılmaması. Yaralanmaları önleme 7. 11. hareketsiz kalmama 5. Eklem hareket açıklığını geliştirir 4. Yeterli dinlenme. Egzersiz sırasında uygun elbise giymeme Spor Yaralanmalarına Karşı Alınacak Önlemler 1. Güneş yanığı 8. Hipotermi 2. Immersion/Trench Foot 5. Kas gerilimini azaltır 5. Formda kalma 8. Eksersiz öncesi değerlendirme yapılmalıdır. Soğutucu cihazların kullanılması (banyo. Yeterli sıvı tüketme 2. Asla ağrı oluşturmama 5. Fiziksel değerlendirme Esneklik Prensipleri 1. fan) 6. Frostbite-donma 3. Yavaş ve kibarca esnetme 4. terlemeyi sağlayan. 9. Erken dönem fonksiyonu sağlar 347 . 1. Kas/tendon yaralanmalarını azaltır 2. Uygun elbise giyilmesi 7. Güneş körlüğü 7. 10. Chilblains 4. İyi kondisyon 4. Yeterli beslenme 3.

348 . daha sonra 50 dakika yürüyüş ve 10 dakika mola şeklinde devam edilir. Futbol ve voleybol gibi ayak bileklerinin çok zorlandığı spor branşlarında mutlaka ayakkabı bağcıkları tam bağlanmış olmalıdır. Kısa süreli ve sık olarak verilen molalarla süren yürüyüşler. Hatalı basmak ayağın şeklini bozar ve yorgunluğun hızlı gelişmesine neden olur. Yürüyüşe başlarken gidilmesi planlanan yerin varış saatleri iyi hesaplanmalı ve yürüyüş mümkün olduğu kadar gündüz yapılmalıdır. nasır. uzun süreli – seyrek olarak yapılan molalarla yapılan yürüyüşlere göre daha az yorgunluk verir ve daha verimlidir. Yürüyüş öncesinde personelin ayakları muayene edilmeli. Çalışmalar uygun ayakkabının şoku 2/3 azalttığını göstermiştir.Malzeme Seçimi Ayakkabı 480 kilometreyi aşan ayakkabının şok emme yeteneği %50 azalmaktadır. Personel ilk olarak 45 dakika yürütülür ve 15 dakika mola verilir. fazla miktarda besin alımından ve personeli aç bırakmaktan kaçınılmalıdır. Bu malzemeler önlemenin yanında spora erken dönmeye izin verir. Bu değerlere göre bir saatte bir askeri birlik yaya olarak yaklaşık 4. Basınç koşu branşlarında – vücut ağırlığının 2-5 katı. yürüyüşe tedaviden sonra katılmalıdırlar. psikolojik yararları vardır. Bu şekilde otomatik yürümeye personel zamanla alışır. Yürüyüş ve Yorgunluk Proflaksisi Askere doğru yürümesi ve hatalı basmaması öğretilmelidir. Yürüyüş mümkün olduğu kadar otomatik olarak yapılmalıdır. spora engel olmaksızın yaralanmalara karşı korumalıdır. TSK’da adım uzunluğu 75cm. Dişleri korumak için mutlaka diş koruyucu kullanılmalıdır. Yürüyüşe başlamadan önce personele. Mola yerleri gölge olmalı ve personel teçhizatını çıkartıp uzanabilmelidir. Koruyucu olarak ayak bileklerine bileklik ve dizlere dizlik giyilmesi sakatlanma riskini en aza indirir. peynir ve tereyağından oluşan hafif bir kahvaltı verilmeli. Başlangıçta yürüyüşlere 15km/gün olarak ve yüksüz başlanmalı. sıyrık. Olası bir kazada sakatlanmayı en aza indirmek için mutlaka spora uygun emniyet malzemeleri giyilmelidir (kask. Yürüyüşlere sabahın erken saatlerinde ve sıcak basmadan başlanılmalıdır. Yürüyüş sırasında önce ayağın topuk kısmı. zamanla 20km’ye çıkılmalı ve maksimum 25km/gün yürünmelidir. dakikadaki adım sayısı da 110 olarak standardize edilmiştir.5km yol almalıdır. ekmek. Yürüyüş sırasında kullanılacak ayakkabılar ayağa uygun olmalı ve derideki kırışıklıklar ayakkabı boyanarak yumuşatılmalıdır. sıcak şekerli çay. Gece karanlığında yürümek personelin ruhsal durumunu olumsuz etkiler. zıplama branşlarında vücut ağırlığının 4-7 katı olabilmektedir. eldiven vb). Uygun olmayan ayakkabılar yürümeyi güçleştirmekte ve oluşabilecek problemleri arttırmaktadır. sonra da tabanı yere temas etmeli. Buna küçük mola denir. ayak yerden kaldırılırken de topuk en son yeri terk etmelidir. Yolun yarısında 30 dakikalık büyük mola verilir. tırnak batması gibi sağlık problemleri olan kişiler tedavi edilmeli. Koruyucu malzeme.

2. Birlik tabibi. yürüyüşün personel üzerindeki etkilerini gözlemleyebilecek şekilde yürüyüşü takip etmelidir. Ayakta oluşabilecek pişikler ve yaralanmalar gerektiği şekilde tedavi edilmelidir. Küçük molalar sırasında olanak varsa personele sıcak – şekerli çay veya kahve verilmelidir.Tuz ve su kaybına engel olmak 349 . Vücut temizliğine dikkat etmek 5. Antrenman: Yapılan işin teknolojisini iyi bilmeyi. yemek yolun 2/3‘ü alındıktan sonra yenmelidir. Yeterli miktarda su verilmeli. temizlemeli ve boyamalıdır. Molaların toplamı yürüyüşlerin toplamının yaklaşık %25’i olacak şekilde düzenlenmeli. hareketleri daha yüksek maharetle ve daha az enerji sarfederek yapabilmeyi sağlıyan antreman en önemli proflaksiyi teşkil eder Antrene kimselerin kasları. Antreman süresince vücut ağırlığının sabit kalabilmesi egzersizlerin program içinde uygulanması ile mümkün olur. kendisine gelen kandan daha fazla oksijen alma yeteneğine sahiptir. Yürüyüş sırasında burundan nefes alınmaya alışılmalıdır.Çatışma sırasında asker bütün enerjisini yürüyüş sırasında tüketmemeli ve aşırı yorgun düşmemelidir. Aralıklı dinlenmek 3. Düzenli uyumak 4. Ambulans birliğin arkasından gelmelidir. Personel ayakkabısını çıkartmalı. İşi severek yapmak 9. uzun süren yürüyüşlerde her 4 günden sonra 1 gün dinlenilmelidir. Dengeli ve düzenli beslenmek 7. Yorgunluk Proflaksisi 1. Çalışmaya uygun giyecek giymek 6. Masaj 10. Maneviyat yüksekliği 8. Yürüyüşten önce ayak pudralanmalıdır. kuru ve söküksüz çoraplar giyilerek çıkılmalıdır. Ayaklar soğuk su ile yıkanıp iyice kurulanmalı ve havalandırılmalıdır. Yürüyüşe temiz.

Yıldız Y. 2. 5. Ed. 1981. Koşucularda görülen sakatlıklar. Jorgensen PS. C:16. strains. Ugeskr Laeger.Dr. Krejci V. 3. GATA Spor Hekimliği Ders Notları ve İnternet kaynağı. Sporcularda Kas Yaralanmaları ve Tendon Hastalıkları. 169: 2201-4. Philadelphia: Hanley&Belfus. 2010. 6. 1999: 225-230. Konradsen LA. Sprains. 350 .Spors Medicine Secrets. Koch P. Spor Hekimliği Dergisi. Ergen E. Aydın T. 2007: 4. Arkadaş Tıp Kitapları. S. In: Mellion MB. Barın E. Akgün N. 4. trigger points and soft tissue injuries. Torholm C. Kut Sarpyener. Larimore WL. Treatment of patellofemoral arthritis with patello-femoral arthroplasties. 1984. 2.1.KAYNAKLAR 1. çev: Doç. Mati WB.

aralığına ve zamanlamasına karar vermeleri. kadın sağlığı. işlevleri ve süreçleri ile ilgili hastalık ve sakatlığın olmaması değil. bebek ve anne sağlığı hizmetleri. Üreme Sağlığı Üreme. bölüm ÜREME SAĞLIĞI ve ÜREME HAKLARI olarak ele alınmış özetle şu tanımlamalar yapılmıştır. üreme yeteneğine ve bunun ne zaman. bilgi. A. üreme yolu enfeksiyonlarının tedavisi. düşüğün önlenmesi düşük sonuçlarının yönetimi. İnsanların. Bu nedenle üreme sağlığı. iletişim ve hizmetleri. eğitim. doğum öncesi bakım hizmetleri ve eğitimi. Birleşmiş milletlerin çeşitli organlarının öncülük ettiği 1994 yılında Kahire’de yapılan Uluslararası Nüfus ve kalkınma konferansında açık bir biçimde tanımlanmış. karşılanabilir (makul bedelle) ve kabul edilebilir aile planlaması yöntemleri yanında kanunen yasak değilse doğurganlık düzenlemesinde tercih ettikleri diğer yollara ulaşma ve bilgilenme hakkı ve kadına güvenli biçimde hamile kalma ve çocuk doğurma imkânı veren ve çiftlere sağlıklı bebek sahibi olmanın en iyi şansını sağlayan uygun sağlık hizmetlerine erişim hakkı üstü kapalı olarak ifade edilmektedir. cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve diğer üreme sağlığı durumları. nasıl olması gerektiğine karar verme özgürlüğüne sahip olmaları da demektir. Bu toplantıda. üremenin fiziksel. Bu tanımda erkek ve kadının. güvenli doğum ve doğum sonrası bakım. toplumsal açıdan çocuk sahibi olma ya da neslin sürdürülmesi olarak bilinen hayati kavramadır. bunu yapabilmek için bilgi ve yollara sahip olma ve en yüksek cinsel ve üreme sağlığına erişebilme haklarının tanınmasına dayanır Birinci basamakta üreme sağlığı hizmetleri: aile planlaması danışmanlık. Toplantı sonuç raporuna göre 7. katılımcı ülkelerin çokluğu nedeniylede daha sık olarak kullanılmaya başlanmış olan bir kavramdır. Üreme sağlığı. ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali içinde olmasıdır. infertilitenin önlenmesi ve uygun tedavisi. aile planlaması vb pek çok başlık altında sunulan hizmetlerin tamamını ifade etmek amacıyla üreme sağlığı kullanımı tercih edilmiştir. Aynı zamanda cinsel sağlığı içerir. Bu haklar çiftlerin ve kişilerin özgür ve sorumlu olarak çocuk sayısına. teknik ve hizmetlerin takımyıldızı olarak tanımlanır. tercih ettikleri güvenli.6. özellikle emzirme. uygun olduğu takdirde insan cinsel 351 . hayat ve kişisel ilişkilerin geliştirilmesidir Yukarıdaki tanımlardan üreme hakları ulusal kanunlarda. etkili. ÜREME SAĞLIĞI KAVRAMI 7. Bu kavram. uluslar arası insan hakları belgelerinde ve diğer uzlaşılan belgelerde tanımlanmış insan haklarını da içine alır. Yalnızca üreme sistemi. üreme sağlığı sorunlarını önleyerek ve çözerek üreme sağlığına ve iyi olmaya katkı veren yöntem. tatmin edici ve güvenli bir cinsel yaşama. Cinsel sağlığın amacı sadece üreme sağlığı konusunda ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda bakım ve danışmanlık değil. Üreme sürecinde yaşanabilecek muhtemel sağlık sorunlarının önlenmesi ve çözümlenmesi için yapılması gerekenler ise üreme sağlığı kavramı ile adlandırılmaktadır. Söz konusu üreme sağlığı tanımlarından üreme sağlığı hizmeti. önceden ana çocuk sağlığı.

Erkeklerin eğitilmesini ve aile planlaması. İstenmeyen gebelikleri önlemek için kullanılan gebeliği önleyici yöntemler 1960 yıllardan 1990lı yıllara kadar 5 kat daha fazla kullanılmaya başlanmıştır. Tüm dünyada kadınlar daha az çocuk doğurmaya başlamıştır. İstenmeyen gebelikleri önleme yüksek riskli gebeliklerin. cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından üst basmaklar bulunmalıdır. Ülkemizde toplam doğurganlık hızı 1960’ lı yıllarda 67 civarında iken 2000 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmasına göre 2.. Üreme sağlığı hizmetlerinin önemli bir kısmını oluşturan aile planlaması sadece nüfusun kontrol edilmesi olarak anlaşılmamalı ve uygulanmamalıdır. ev ve çocuk bakımı işlerinde eşit sorumluluk almasını ve cinsel yolla bulaşan hastalıkların önlenmesinde temel sorumluluğu almasını üstlenmesini sağlayacak bilgilendirici ve danışmanlık programları yürütülmelidir. karar verme.15 seviyesine gerilemiştir. Üreme sağlığı programları adolesanlar dahil kadınların ihtiyaçlarına hizmet edecek biçimde tasarlanmalıdır ve tasarımın liderlik. Ancak bunun insani olmadığının anlaşılmasıyla birlikte aile planlaması olarak ele alınması benimsenmiştir. sorumluluk.yaşamı. yönetim. bilgi. 352 . üreme yolu enfeksiyonları. B. hizmetlerin teşkilatlanması ve değerlendirmesi aşamalarında kadınlarda sürece içerisinde yer almalıdırlar. 1. Uluslar arası nüfus ve gelişme konferansı aile planlaması ile ilgili şu ilkeleri belirlemişlerdir. Aile planlaması uygulamalarında erkeklerin katılım ve paylaşımını artırmak. Aile Planlaması Üreme sağlığı hizmetlerinin temel uygulamalarından biridir. doğum ve düşük. danışma ve hizmetlerini geliştirmek 5. 2. planlama. 4. Mahremiyeti korumak kaydıyla ihtiyaç duyan ve isteyen herkese karşılanabilir. Genital mutilasyon gibi Zararlı uygulamaların azaltılmasına yönelik aktif girişimler üreme sağlığı bakım programları dahil birinci basamağın tamamlayıcısı olmalıdır. Sevki gereken durumlarda aile planlaması hizmetleri. Aile planlaması tavsiye. Göçmenlere ve yerinden edilmiş insanlar sağlık hizmetine ulaşmada sorun yaşabilir ve üreme sağlığı ve hakları bakımından özel tehditler yaşabilirler. gebelik. iletişim. 3. meme ve diğer üreme sitemi kanserleri. çocuklarının. Geçmiş dönemlerde nüfus kontrolü yada nüfus planlaması şeklinde uygulanmaya başlamıştır. ve aile iyiliği ve kişisel onurlarına saygı. üreme sağlığı ve sorumlu ebeveynlik konularında eğitim ve danışmanlık içermelidir. Hizmetler hususan kadın ve adolesanların kişisel ihtiyaçlarına duyarlı sıklıkla aciz durumlarını göz önüne almalıdır ve cinsel şiddete maruz kalanlara özel ihtimama gösterilmelidir. sayısı. hastalıkların ve erken ölümlerin azaltılması. Optimum sağlık. doğum aralığı zamanını tayin etme çerçevesinde çiftlere ve kişilere üreme hedeflerini gerçekleştirmede yardımcı olmadır. kabul edilebilir ve ulaşılabilir nitelikli aile planlaması hizmetleri sunmaktır. infertilite. uygulama. 6. Emzirmenin yaygınlaştırılması . eğitim.

şankroid. HIV ve hepatit B 4. Bel Soğukluğu (Gonore) (62 milyon) 3. Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (Komplikasyonları ve Sekelleri) Pelvik Enflamatuvar Hastalık (PID) 1. virüs. Tüm hastalıklar birlikte değerlendirildiğine dünyada 1 günde 1 milyon kişinin CYBH ye yakalandığı tahmin edilmektedir. HIV. AIDS 7. kan ürünleri ve doku transferi ile geçebilir CYB hastalıkların bazıları tedavi edilebilirken bazıları tedavi edilememektedir. İkincil korunma amaç hastalık süresini kısaltarak prevalansı azaltmak (a) Erken tedaviye teşvik (b) Ulaşılabilir. etkili ve kabul edilebilir bakım (c) Eğitim ve danışma (d) Vaka bulma ve tarama yoluyla asemptomatik enfeksiyonların erken tanı ve tedavisi 3. sfiliz gibi bazıları anneden çocuğa. 2. Birincil korunma (a) En kesin çözüm cinsel perhiz. En sık gonore. klamidya. Frengi (Sifiliz) (12 milyon) 2. Klamidya (92 milyon) 4.C. Genito-anal kanserler 6. 1. Ölüm CYBH’den Korunma 1. Birincil korunma (a) Güvenli seks ve riskten kaçınma konusunda sağlık eğitimi ve promosyonu (b) HIV ile diğer CYBH işbirliği konusunda bilgi verme (c) Kondom promosyonu 2. 30 dan fazla bakteri. Trikomonaz (174 milyon) Tedavi edilemeyen hastalıkların başında AIDS gelmektedir. Bu hastalıklar. (b) Diğer yol ise karşılıklı sadakat. Tüm dünyada 1999 verilerine göre 340 milyon tedavi edilebilir CYBH görüldüğü tahmin edilmektedir. Perinatal enfeksiyonlar 4. Ektopik gebelik 2. Durum HIV salgının çıkmasıyla belirgin şekilde daha da kötüleşmiştir. 1. Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH) ve Korunma Tüm dünyada cinsel yolla bulaşan hastalıkların insidansı yüksektir ve artmaktadır. ve parazit vardır 3. genital siğil. Ölüdoğum –gebeliğin istenmeyen sonuçları 5. trikomonaz. sfiliz. Sterilite (erkek ve kadın) 3. genital herpes. Esas olarak kişiden kişiye cinsel temasla bulaşan enfeksiyonlardır. 353 .

who. doğru kullanılırsa riski azaltmaktadır. REPORT OF THE INTERNATIONAL CONFERENCE ON POPULATION AND DEVELOPMENT* (Cairo. 5-13 September 1994) 2.pdf 354 . Dünya sağlık Örgütü http://www.02.(c) Kondom %100 güvenli değildir.int/hiv/pub/sti/who_hiv_aids_2001. (d) ABD’deki AIDS hastalarının 2/3’ü bu hastalığı cinsel ilişki sırasında kapmıştır. Kondom kullanımı bunu azaltabilirdi KAYNAKLAR 1.

Bireyin eğitimi 4.5 ile 10. nasıl meydana geleceği bilinmeyen. kaç kişinin ve nasıl yaralanacakları belli olmayan olaylardır (1). nerede. beklenmedik bir anda ortaya çıkan. can ve mal kayıplarına neden olan olaylardır. İş gücü kaybına yol açmaları. 3. Kalabalık 355 .sıradadır. ne zaman. Gelişmiş ülkelerde yüzbinde 16. iş kazaları 9. Ateşli silah kazaları 10. Sık ölüme yol açmaları. Kişisel özellikler 6. Kaza/Yaralanma Türleri 1. Boğulma 7.Laboratuvar kazaları 11. yaralanmalara. Alkol kullanımı 7. Sık yaralanmaya yol açmaları. 2. Doğal afetler 8. önceden planlanmamış. Gelişmekte olan ülkelerde yüzbinde 20. hayatın ilk yıllarından itibaren hemen her dönemde bireyin sağlığını olumsuz etkiler (2).Çocuk-kadın-yaşlı istismarı Kazaların Epidemiyolojik Özellikleri Kazalar-yaralanmalar. Yanma 6. 4.7. Trafik kazası 4. önemli bir halk sağlığı sorunudur. Yaşanılan bölge ve çevredeki olumsuzluklar 9. Trafik kazaları dünyada ilk 10 ölüm nedeni arasındadır.sırada. 1. Birey ve toplum için yüksek maliyete yol açmaları nedeniyle. 2. 5. Makine kazaları. Yangın 5. Sık görülmeleri. Kazalarda Bazı Risk Faktörleri: 1. Uyuşturucu ve uyarıcı ilaç kullanımı 8. Kazalar. 1. Sosyoekonomik düzey 5. Ev kazaları 2. Trafik kazalarından ölümlerin ölüm nedenleri sıralamasındaki yeri 1998 rakamları incelendiğinde. Cinsiyet 2. KAZALAR ve ÖNLENMESİ Tanım: Kaza.4 ile 10. Düşme 3. Yaş 3.

(c) Güvensiz çevre koşulları. yanlış tasarım 12.10. Kişisel Etmenler (a) Riskin bilincinde olmama (b) Deneyimsizlik (c) Bulma ve keşfetme merakı (d) Risk alma davranışı (e) Psikolojik sorunlar (f) Stres (g) Yorgunluk (h) Uyuşturucu kullanımı (i) Uyarıcı ilaç kullanımı (j) Kişisel koruyucu kullanmama 2. 1. araca. bakım durumu (4) Köprünün tasarımı 356 . Araca Ait Etmenler (1) Frenlerin durumu (2) Araç sinyal ve uyarı lambaları (3) Taşıtın ulaşabildiği veya ulaştığı hız (4) Lastiklerin durumu (5) Araçta arıza bulunma durumu c. Kazanın Evreleri ve Etkili Etmenler Kazalar. çevreye ait etmenler bulunmaktadır.Araç trafiğinin yoğunluğu 13. Her bir evrede olayın meydana gelişini etkileyen insana.Gürültü 11. olay evresi ve olay sonrası olmak üzere üç evrede incelenmektedir. (d) Tehlikeli davranışlara özendirici reklâmlar.Yanlış yapılaşma. olay öncesi.Oyun alanlarının yetersizliği Kazaları Hazırlayan Etmenler 1. İnsana Ait Etmenler (1) Alkol ve ilaca bağlı dikkat azalımı (2) Ehliyetsiz araç kullanımı (3) Trafik kurallarına uymama (4) Emniyet kemeri kullanmama b. Çevreye Ait Etmenler (1) Bariyer ve trafik işaretleri (2) Trafik işaretlerinin tasarım ve yerleşimi (3) Yolun tasarımı. Çevresel Etmenler (a) Gerekli kanunların olmayışı (b) Mevcut kanunların uygulanmasında yetersizlik. Olay Öncesi Evrede Etkili Etmenler a.

Tedavi. Üçüncül Korunma 1. İkincil Korunma 1. Etkenin ortaya çıkmasını engellemek. sosyal ve tıbbi rehabilitasyona yönelik yapılan çalışmaları içerir. yaralanma meydana gelmesini engellemek ya da ciddiyet derecesini azaltmak amaçlanır. 357 . İnsana Ait Etmenler (1) İlkyardım bilgi ve beceri düzeyi b. 2. Ortaya çıkan etkeni ortadan kaldırmak. Araca Ait Etmenler (1) Yangın söndürme sistemi bulunması c. (b) Emniyet kemeri takmak. 2. Yaralanma açısından potansiyel bir maruziyet meydana geldiğinde. 2. Örnek: (a) Kask takmak. Yaralanma meydana geldikten sonra zararlı etkilerini en aza indirme çabalarını ifade eder. sosyal çalışmacılar bu alanda hizmet verir. bu konuya örnek olarak verilebilir.2. Çevreye Ait Etmenler (1) Telefon kulübesi bulunması (2) Acil ambulans mevcudiyeti (3) Acil tıbbi yardım bilgi ve beceri düzeyi yüksek personelin bulunması KAZALARDA KORUNMA DÜZEYLERİ Birincil Korunma Yaralanma olmadan korunma anlamı taşımaktadır. Çevreye Ait Etmenler (1) İşaret ve bariyerler (2) Yolda kaçma bölgesinin bulunması 3. İnsana Ait Etmenler (1) Koruyucu araç kullanmama (2) Alkol/ilaç/uyuşturucu kullanma b. Olay Sonrası Evrede Etkili Etmenler a. Araca Ait Etmenler (1) Darbeye direnç durumu (2) Kapının kolay açılması c. Olay Evresinde Etkili Etmenler a. Fizyoterapistler. (b) Yüzme havuzlarını tel bir örgü ile kapatmak. konuşma terapistleri. Örnek: (a) Otomobil kazalarını önlemek için trafik kurallarını geliştirmek ve uygulamak. 3. (c) Tabancalara kilit sistemi yerleştirmek bu konuya örnek olarak verilebilir. 1.

Tehlikeli maddelerin yapısını değiştirmek. Etkenin miktarını azaltmak. Kişilerin bir kararı ve girişimi söz konusudur. Kazalarda genelde uygulanabilir değildir. 1. (e) Çevre koşullarının kazanın oluşumunu ve yayaların kazaya maruz kalmasını önleyici şekilde tasarlanması. (b) Evde temizlik vs. Etkeni yok etmek. Pasif Korunma Yaklaşımı: (a) Çevreye ve etkene yönelik müdahalelerle.YARALANMALARDA KORUNMA YAKLAŞIMLARI 1. (b) Emniyet kemeri kullanma. Örneğin. (c) Kask kullanma. Etkeni konakçıdan ayıran bariyer yöntemler kullanmak. bir olayda yaralanmaya yönelik koruma önlemlerinin yapılması kararı ve uygulamasıdır. Kombine koruyucu önlem almak. otomobillerin üretiminin engellenmesi. 6. YARALANMALARIN KONTROLÜNDE KULLANILAN 10 TEMEL ÖLÇÜT (HADDON. 5. Etkenin miktarını azaltmak. Kuramsal olarak en temel halk sağlığı yaklaşımıdır. Kaynağı kontrol altına almaya çalışmak. “Hatalı araç üretmemeye çalışmak” yapılabilir. 2. (b) Taşıtlarda çelik desteklerin bulunması. 7. 10. 2. Toplumu ve sağlık personelini eğitmek. Konakçıda önlem almak. 8. (c) Yaralanma sonucunun en aza indirilmesini amaçlar. (b) Kişilerin kazaya maruz kalmasının ve yaralanmasının önlenmesi. Örnek: (a) Tabanca taşıma ve satışına sınırlama getirmek. 4. Etkeni konakçıdan ayırmak. 358 . (d) Arabada hava yastığının bulunması. için kullanılan maddelerdeki zehirli kimyasalların sayısını azaltmak. Aktif Korunma Yaklaşımı: Kişilerin. 2. 3. Etkenin özel dağılımını ya da oranını değiştirmek. 1962): 1. (c) Taşıtlarda emniyet kemerinin bulunması. 9. Örnek: (a) Trafik kurallarına uyma. Örnek: (a) Trafik yasasının bulunması. Etkeni yok etmek.

üst-alt geçitlerin yapılması. 5. (a) Bazı meslek gruplarında. (a) Toplum eğitimi: Örnek: (a) Alkollü olarak araba kullanmanın meydana getirdiği tehlikeler. (b) Mermileri ayrı bir yerde korumak. 7. 10. Birden fazla önlem türünü birden uygulamak. 8. Etkenin özel dağılımını ya da oranını değiştirmek. 6. Örnek: (a) Halkın eğitimi. (b) Yol yapımı çalışmalarının yürütülmesi. (a) Sağlık personelinin eğitimi. Konakçıda önlem almak. Tehlikeli maddelerin yapısını değiştirmek. (b) Sağlık dışı toplum kesimlerinin eğitimi. 9. (b) İlaç kutularına çocukların açmasını engelleyecek mekanizma konması 4. Genellikle en ucuz. Etkeni kişilerden ayıran bariyerler. (a) Çocukları ilaçların zararlı etkilerinden korumak için güvenlik bandının yapıştırılması. giysilerin tutuşmayan cinsten kumaşlarla yapılması.3. Kombine koruyucu önlem almak. (b) Arabalarda hava yastığı bulunması. (c) Trafiğin hızlı ve kalabalık olduğu yerlerde yayaların trafiğe girmesini engelleyecek parmaklıkların. Etkeni konakçıdan ayıran bariyer yöntemler kullanmak. (c) İlaçları çocukların ulaşamayacakları yerlere koymak. 359 . bilinçlendirilmesi. Toplumu ve sağlık personelini eğitmek. (a) İşyerinde gaz maskesi kullanılması. (b) Zehirli kimyasal maddelere karşı alınabilecek önlemler. Kaynağı kontrol altına almaya çalışmak. (a) Tabancanın emniyetini kapalı tutmak. (b) Bireyi kazaya maruz kalmaktan koruyacaktır. Etkenin ortaya çıkmasını önlemeye çalışmak. Etkeni konakçıdan ayırmak. birçok yaralanmanın önlenmesini sağlarlar. Trafikte alternatif taşıma yolu kullanmak. (a) Yolda meydana gelecek kazaları azaltacak. pratik ve etkili koruma yöntemidir.

Açıkel CH. KAYNAKLAR 1. (8-17) 2005. 15(3). Güler Ç) Halk Sağlığı Temel Bilgiler Kitabı. ancak ihmal edilen bir konudur. yaralanmaları kontrol etmede kullanılacak stratejilerin ne olması ve nasıl olması gerektiği konusunu açığa çıkarmak için önemlidir. Bütçe oluşturulurken değerlendirme süreci için de pay ayrılmalıdır. Türkiye’de Kaza ve Yaralanma Sürveyansı. Güneş Kitapevi. (Editörler: Bertan M. Bertan M. 2. Değerlendirme. Sürveyans çalışmalarıyla birlikte yürütülmelidir. Özcebe H.YARALANMALARIN DEĞERLENDİRİLMESİ Yaralanmaların kontrolünde çok önemlidir. Sağlık ve Toplum. Sayfa 462-72 İkinci Baskı 1997 360 . Çakır B: Halk Sağlığı Yönünden Kazalar.

gerekli ısı miktarı tabip tarafından izlenmelidir.8. mutfak ve ısı yayan diğer alanlara uzak olmalı ve buhar ve sıcak su borularının ısı etkilerine karşı koruma sağlanmalıdır. iklim şartlarına bağlı olarak ısıyı yeterli düzeyde tutabilmeli. Yangın önleme ve yayılmasını geciktirme konusunda önlemler alınmalıdır. vinç ve benzeri kaldıraçların egzoz boruları mürettebatın barındıkları yerlerden ve teknik olarak mümkünse. Tuvalet alanları sık sık temizlenmeli kolay temizlenebilir olmalı. yemekhane. Kamara ve yemekhane gibi mürettebatın kullandığı tüm mekanlar doğal ışıkla tam olarak aydınlatılmalı ve yeterli bir suni aydınlatma sağlanmalıdır. yataklar ve ekipman haftalık olarak değiştirilmelidir. Yatakhanelerde personel başına özel kılıfları olan 2 adet temiz örtü ve yastık temin edilmelidir. yüksek seviyede uzun süre devamı için sağlıkla ilgili bütün bilgileri bir sentez halinde uygulayan bilimdir. deniz koruması. Ancak bu mekanlardan kolayca geçilmelidir. ana buhar. Gemi Hijyeni Barınma Hijyeni Gemiler inşa projesi aşamasında. Kamararalar ve yemekhanelerin havalandırma sistemi havayı istenilen koşullarda muhafaza edecek ve her türlü hava ve iklim koşullarında yeterli hava akımını sağlayacak özellikleri taşımalıdır. seyahat ettiği ortamdaki çevreye yönelik hijyen faaliyetlerini içerir. soğuk. Her 30 kişiye 1 tuvalet kabini ve 1 lavabo Her 20 kişiye 1 pisuvar Her 75 kişiye 1 su sebili Bayan personel varsa 15 kişi için 1 tuvalet ve lavabo bulunmalıdır. yapılışı. Isıtma sistemi. Oturma mekanlarındaki doğal aydınlatma en azından normal görüşe sahip bir kimsenin 361 . GEMİ ve UÇUŞ HİJYENİ 9. kapılar kendiliğinden kapanabilmelidir. kapalı ortam havasını etkilememeli. Gemi Hijyeni ve Uçuş Hijyeni konuları genel olarak iş sağlığı kapsamında ele alınan ve insanın yaşadığı. giriş-çıkış yolları. tanzimi. Hijyen Hijyen. gürültü ve diğer kısımlarından gelen sızıntılara karşı yalıtım sağlayacak şekilde inşa edilmelidir. güvenlik. sıcak. banyo ve tuvaletler günlük olarak gerektiğinde daha sık temizlenmelidir. kamaralardan ve ıslak zeminlerden ayrı mekanlarda olmalıdır. bu yerlere giden geçitlerden geçirilmemelidir. Günlük zemin temizliği yapılmalı. gerekli hijyen tedbirlerinin kolaylıkla alınabilmesi için sağlık makamları ile koordine edilmelidir. çalıştığı. Mürettebatın barınma yerlerinin konumu. Tuvaletler. Yatakhanelerde net alan kişi başına 3 m2 üzerinde olmalı. Sıcak ülkelere seyahat eden gemilerde hem mekanik havalandırma hem de elektrikli vantilatörler olmalıdır. Kamaralar. birey ve toplum olarak insan sağlığının korunması ve geliştirilmesi. İç bölmeler haşaratı barındırmamalı. havalandırma.

Bütün gemilerde yeterli sayıda yemekhane bulunmalıdır. Her kamarada kalabilecek azami kişi sayısı ve kişi başı düşen hava miktarı okunaklı ve silinmeyecek bir şekilde kolayca görülebilecek bir yere asılmalıdır.açık havada ve gün ortasında. Mürettebat kamaralarının tepe yüksekliği. Depoya alındıktan sonra arıtım işlem yapılmaması 6. sıradan basılı bir gazeteyi dolaşıma açık her bir noktada okunmasına olanak sağlayacak şekilde olmalıdır. tamamen kapalı olmalı ve haşerenin girebileceği delikler bulunmamalıdır. Deponun kolay temizlenme imkanlarının olmaması 5. Kamaralardan ve yemekhanelerden ayrı.90 metreden daha az olmamalı. yeterli havalandırma sağlanabilen bir mekanda giyecek kurutma tesisi bulunmalıdır. mobilya olarak her kişi için bir elbise dolabı bulunmalı. Bu dolabın yüksekliği 1. Deponun sağlıksız olması 2. DSÖ’ye 1970-2000 arasında rapor edilen su kaynaklı 100’ün üzerinde salgında etken olarak belirlenen mikroorganizmalar 362 . Her kamarada kalabilecek azami kişi sayısı ve kişi başı düşen hava miktarı okunaklı ve silinmeyecek bir şekilde kolayca görülebilecek bir yere asılmalıdır. yatakhanelerden uzak. iç genişliği 19. Ranzaların ana iskeleti borulardan yapılmışsa.52 metre. Mürettebat kamaralarının tepe yüksekliği. İÇME SUYU HİJYENİ Gemilerde içme suyunun müşterek olması hastalık ve salgın ihtimalini artırır. 1. Mikrobiyolojik ve kimyasal kirlenme riski artmaktadır. mutfağa mümkün olduğu ölçüde yakın konuşlandırılmalıdır. Her mürettebata bir ranza sağlanmalı Bir ranzanın asgari iç boyutları 1. Yanlış arıtım yapılması DSÖ’ye rapor edilen 1970-2000 arasında bildirilen su kaynaklı 100’ün üzerinde salgınlarda etken olarak Tablo 1’de adı geçen mikroorganizmalar bulunmuştur. Kamaralar kullananlar için makul düzeyde bir konfor sağlayacak ve temizliği kolaylaştıracak tarzda düzenlenmeli. 1. Yangın söndürme suyu gibi diğer amaçlı sularla karışma 3. kamarada en çok on kişinin kalmasına izin verilmelidir. kamarada en çok on kişinin kalmasına izin verilmelidir.68 metre olmalıdır. Tablo 1. bir raf ve bir asma kilit köprüsü donanımına sahip olmalıdır. İçme Suyu Problemleri: 1.90'a 0.90 metreden daha az olmamalı.30 desimetrekare. Yemekhaneler. Yanlış depo dolum uygulamaları 4.

depolara alınmadan önce pozitif basınç kullanılarak iyi bir filtreleme işleminden geçirilmelidir.Su kaynaklı bu salgınların sebepleri şöyle özetlenebilir: 1. Özellikler Su depolarının temizleme. İçme suları için ayrı bir taşıma sistemi kullanılmalı ve değişik renk borularla taşınmalı. Suların periyodik analizlerin yapılmaması. Gemiye her alınan suyun analiz edilmesi. İçme suyu ile diğer sular arasında bağlantı olmamalıdır. Yetersiz denetlemeler ve bu işlerle uğraşan personelin bilgisiz olması. 363 . 4. Gemilerde içme ve kullanma suyu aynı olmalı 7. 2. 3. 2. Su temininde bakteriyolojik. Depo su seviyesi de takip edilebilmelidir. Çözüm nedir? 1. Su şebekesinin arızalanması. Her gemide temel su analizleri yapılmalı ve görevli bir personel istihdam edilmelidir 6. fiziksel. 8. 3. Deponun arızalanması. onarım ve bakım için uygun bir deliği olmalı ve bir boşaltma kanalı olmalıdır. Depo tuvaletlerden. İçme suyu olmayan depolara ikaz yazıları yazılmalıdır. Suyun aralıklı olarak dezenfekte edilmesi 4. atık biriktirme alanından uzakta olmalıdır. 5. Depolama ve dağıtım aşamalarında hastalık yapıcı etkenlerden korunmasıdır 5. kimyasal olarak sağlıklı ve Sağlık Bakanlığınca kontrolleri yapılan ve onaylanan suların tercih edilmesi. Düzenli olarak en az iki haftada bir bakteriyolojik analiz yapılmalıdır. kontamine suyun depolanması. Su arıtımının yetersiz veya hatalı yapılması.

Güvenilir olmayan kaynaktan gelen gıdalar 2. suya veya havaya kasten veren kişi. Buz teminine dikkat’’’ ATIK HİJYENİ Gemilerde ortalama 3 kg/kişi çöp çıkar. yemek işlerinde kullanılan su sık sık kontrol edilmeli gemi güvenliği açısından genel kontroller yapılmalıdır. cam. atık veya artıkları toprağa. Yetersiz pişirme 4. %7 plastiktir. Katı atıklar. Gemi temiz tutulmalı. 1. Önemli hususlar 1. İlgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde. (Diğer detaylar Uçuş Hijyeni bölümü ile benzerdir. Yangın söndürme.İçme suyu boruları mavi renkte olmalı ve içme suyu dışındaki su kaplarına içilmez ibaresi mutlaka yazılmalıdır.5). %35’i kağıt. Yetersiz personel hijyeni 5.181). Şüphe halinde Hekime müracaat 3. GIDA HİJYENİ Gıda Zehirlenmesinin Risk Faktörleri (FDA Report on the occurance of Foodborne Illness Risk Factors in Selected Institutional Food Service. Restaurant and Retail Food Score Facility Types. %17’si metal. Otomatik klorlama sistemi 5. Deniz kirliliğini önlemek amacıyla gemilerden kaynaklanan atıkları çevreye zarar verecek şekilde doğrudan ve/veya dolaylı olarak deniz ortamına bırakmak yasaktır (Gemilerden Atık Alınması ve Atıkların Kontrolü Yönetmeliği. Ayrıca borular çöp biriktirme araçları veya diğer amaçlı kullanılan suların altından geçirilmemelidir. Bulaşmış ekipman/çapraz kirlenme Gıda güvenliği Kritik noktalarda kontrol analizi yöntemi ile değerlendirilmeli.) 364 . Bunun muhteviyatı değişebilmekle beraber %41’i yiyecek atıkları. Gıdanın uygun olmayan süre ve sıcaklıkta bekletilmesi 3. işleme alanları ve diğer çalışma alanlarından uzakta tutulmalıdır. 2004). Bakiye klor takibi 4. balast suyu ve atık sular uluslar arası veya ulusal yasak alanlara atılmamalı. temizleme gibi başka amaçlarla kullanılan depolara aktarma yapılacaksa suyun geri gelmesini engelleyecek önlemler alınmalıdır. Kişisel su hijyen eğitimi 2. altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (Türk Ceza Kanunu. çöpler yiyecek depoları. Sıvı atık borularının tıkanmasını ve suyun geri toplanmasını önleyecek şekilde önlemler alınmalıdır. limanlarda bertaraf hizmeti verenlere verilmelidir.

VEKTÖRLERLE ve KEMİRİCİLERLE MÜCADELE Gemilerin pencerelerinde 1. KAYNAKLAR 1. 2. Delikleri tıkamak. Üreme alanları ve gıdanın ortadan kaldırılması uygulamaları yapılabilir. National Center for Environmental Health. 2005.med. Doğal düşmanlar (kedi) 2. Kemirici kontrolü için 1. Zehirler. Atlanta. Atlanta. Vessel Sanitation Program Operation Manual. Yok etme : Kapan. CDC. US Public Health Service. Sivrisineklerin üremesine elverişli alan bırakılmamalıdır. 365 . klima girişlerine ve diğer üreme alanlarına insektisit uygulanmalıdır. 2009. National Center for Environmental Health Vessel Sanitation Program. 3. 2004.navy. Barınaklarının Kontrolü: Fareden arındırmak. CDC. WHO.6 milimetreden az gözenekleri olan tel kullanılmalı. Manual of Naval Preventive Medicine Chapter 3 Prevention of Heat and Cold Stress Injuries. 2005. (Erişim adresi: http://www. Department of Health and Human Services. kapılara kendi kendini kapatma düzeneği konmalıdır. Riskli alanlara. Vessel Sanitation Program Construction Guideline.mil/directives/Pages/ Publications. Guide to Ship Sanitation.aspx) 4. Naval Medical Command.

Yolcular bir hava yolunu genellikle uçakta ikram edilen yemeklerin kalitesine göre değerlendirmektedir. Havacılıkta hijyen için Dünya Sağlık Örgütü 1960 ve 1977'de ilk iki baskısını yaptığı "Guide Hygiene Sanitation Aviation" adlı yayının 2009'da üçüncü baskısını yayınlamıştır. yüksek kalite. 4. bu bulaşkanlar asla bir sağlık tehlikesi oluşturacak miktarlarda olmamalıdır. Soyulmamış meyvelerden kaçınılması. özellikle sağlık seviyesi düşük ülkeleri ziyaret ederken alınması gereken tedbirler hakkında önceden bilgilendirilmelidir. Söz konusu bilgiler gıda ve su kaynaklı hastalıkları önlemenin pratik yollarıyla ilgili tavsiyeleri içermelidir. Kaynağı bilinmeyen kabuklulardan kaçınılması. tüm aşamalarda – büyümesinden. enfekte olmuş (özellikle de insan kaynaklı) atıklarla temas halinde olmamalıdır 3. üretiminden veya imalatından son tüketimine kadar . 6. özellikle de charter uçuşlar ve paket turlar gibi özel sektörlerdeki trafiğin hacim olarak büyümesi ve hızının artması ile bu prensiplerin kesintisiz olarak uygulanması daha da büyük önem kazanmıştır. 3. Hastalık taşıyıcılar kontrol altında tutulmalıdır. Kaynağı bilinmiyorsa tüm içme suyunun kaynatılması. Yolcular ve uçuş mürettebatı kısa sürelerde çok uzun mesafeler kat ettikleri için. Bu Kılavuzun referans koşulları içinde gıda hijyen uygulamasının amacı gıdaların toksik maddeler dahil bulaşkanlar olmadan üretilmesine ve sunulmasına ve böylece tüketiminin hastalığa neden olmamasını sağlamaya bağlıdır. Bu nedenle ticari olarak güvenli. GIDA Gıda hijyeni.gıdaların güvenliğini. bu hastalıkların çoğu Tablo I’de sıralanan başlıklar altında toplanabilir: 366 . Kişiler. Tüm etlerin ve balıkların iyice pişirilmesi. Gıdalar ve su ile ekipmanlar ve kaplar patojenik organizmaları ve toksik maddeleri mümkün olduğunca içermemelidir. 7. 2. Fakat.Örneğin: 1. lezzetli ve cezbedici şekilde ikram edilen gıdalar sunmak önemlidir. 2.UÇUŞ HİJYENİ Hijyenin temel prensipleri uzun yıllardır değişmemiştir. 5. sağlığa yararlığını ve dayanıklılığını sağlamak için gerekli olan tüm tedbirler olarak tanımlanmıştır. Çok sayıda hastalık gıdalar yoluyla bulaşmaktadır. Yüksek kişisel hijyen standardının korunması. Salata gibi pişirilmeyen tüm sebzelerin yeterli dezenfeksiyonu. Köklü ve ünlü bir firma tarafından üretilmemişse dondurmadan kaçınılması. Uçuş hijyeni kavramı havaalanlarını da kapsayan geniş bir alandır ve temel amaçlar şu üç başlık altında toplayabiliriz: 1. en azından. genel olarak hava taşımacılığı sektöründeki.

Gıdalar yoluyla bulaşan hastalıklar Bakterilerle İlgili Hastalıklar (Enfeksiyonlar ve Zehirlenmeler) Stafilokok zehirlenmesi Salmonelloz Tifo Paratifo Clostridium perfringens (C. Gıda işlerinde çalışan personelin eğitimi 3.Tablo I. Gıda işlerinde çalışan personelin kişsel hijyenlerini idame ettirebilmeleri için uygun ortam sağlanması 367 .welchii) Botulizm (sucuk zehirlenmesi) Bacillus cereus gıda zehirlenmesi Escherichia coli ishali Kolera Kolera olmayan vibrio (NCV) hastalığı Vibrio parahaemolyticus enfeksiyonu Streptokok enfeksiyonu Şigelloz Bruselloz Tüberküloz Antraks Tularemi Difteri Virüslerle İlgili Hastalıklar Hepatit A Protozoa Kolu Mikroorganizmalarla ve Hayvan Parazitiyle İlgili Hastalıklar Amibik dizanteri Taeniasis (tenyaların sebep olduğu) Diphyllobothriasis Trişinoz Oksiyüriazis Askaris Fascioliasis Opisthorchiasis Hidatid hastalığı Kimyasal Zehirlerin Neden Olduğu Hastalıklar Böcek ilaçları ve ağır metaller Radyoaktif Kirliliğin Neden Olduğu Hastalıklar Bitki ve Hayvan Toksinlerinin Neden Olduğu Hastalıklar Zehirli mantar ve denizdeki biyolojik toksinler Yaygın olarak görülen gıda kaynaklı hastalıklara karşı alınacak önlemler 1. Portörlüğün tespiti ve önlenmesi 2.

Tüm zemini silme ve yıkama: çöpü Günde iki kere atma Tüm gıda ekipmanlarını. atık konteynırlarını. ayakları ve alt Her gün (bazı gıda ekipmanları her kısmı dahil masaları ve çalışma vardiyanın sonunda temizlenmelidir) yüzeylerini. Haftada bir demir tavaların. Tablo II. ızgaraların vb. vb. evyeleri. mutfaklar. fırınların. dolapları. kümes hayvanları eti ve deniz ürünleri – hızla soğutulmasını ve sabit bir ısısının altında tutulmasını sağlamak (b) Tüm süt ve süt ürünlerinin pastorize ve sterilize edilmesini sağlamak. (a) Tüketilmeden önce sürekli sıcak tutulmayan pişirilmiş gıdaların– özellikle et. buhar Haftada bir 368 . düşük seviye boruları ve tekerlekli servis masalarını yıkama Aspiratörlerin. (c) Gıda üretiminde kirli hammadde kullanılmaması (d) Gıda üretiminde kullanılacak malzemenin güvenilir kaynakta ve uygun şekilde denetlendikten sonra alınması (e) Çiğ gıdaların birbiri ile temasının önlenmesi (f) İhtiyaca göre hızlı soğutma ve yeterli ısıtma uygulanmalı (g) Pişirme soğutma ve tüketme arasındaki bekleme süreleri olabildiğince kısa tutulmalı (h) Uygun gıdalar tüketilmeden hemen önce pişirilerek sunulmalı (i) Pişirmede yeterli süreye riayet edilmeli (örneğin botulismus toksinlerini yok etmek için gıdalar 15 dakika kaynatılmalıdır) (j) Gıda üretiminde sağlıklı su kullanılması (k) Gıdaların uygun sıcaklıkta ve koşullarda depolanmasının sağlanması (dondurucu. Yemek Hazırlanan Tesislerin Temizlenmesi Yemek Hazırlanan Tesislerin Temizlenmesi Yemek hazırlama alanları. tepsi hazırlama. Mutfağın temizliği yeni gıda malzemeleri gelmeden önce tamamlanmalıdır.4. soğutucu.) (l) Bulaşıkların sağlıklı suyla. Gıda hazırlama personelinin bu bölümün ileriki aşamalarında açıklanan hijyen uygulamalarına katı bir şekilde uymaları. uygun ısıda ve mümkünse makine ile yıkanıp kurutulması (m) Yemek artıklarının sunulmamış yemeklerle teması kesinlikle engellenmeli ve varış noktasında uçaktan uzaklaştırılmalıdır. uygu deterjanlar kullanılarak. içini ve dışını yıkama Kaynatma tanklarının. ocakların. (n) Çöplerin uygun şekilde uzaklaştırılması (o) Kanalizasyon sisteminin bulaşa yol açmayacak şekilde tesis edilmesi (p) Kemirgenlerle ve böcekle etkin mücadele edilmesi ve bu süreçte kullanılan kimyasalların bulaşının önlenmesi Yemek hazırlanan tesislerin temizlenmesi ile ilgili olarak Tablo II’de belirtilen sürelere uyulmalıdır. kuru gıda depoları vs.

Uçakta taşınan su miktarı içme. taşıma sırasında ve uçak içinde sağlanması gerekir. uçuşun sonuna kadar yetecek miktarda su taşıyamaz ve bu nedenle birçok farklı ülkedeki kaynaklardan tekrar dolum yapmaktadır. yardımcı pilota getirilen yemekten tamamen farklı bir yemeğin getirilmesi gerekmektedir ve söz konusu gıdaların farklı kaynaklardan elde edilmesi gerekmektedir. Tablo III. basili ve amipli dizanteri ile diğer bağırsak enfeksiyonlarını içermektedir. yıkama Ayda bir Haftada bir Ayda bir İhtiyaca göre yılda 4-6 defa Mürettebat yemekleri Kabin personeline genellikle özel yemekler tedarik edilmektedir ya da bu personel. Kokusuz. Aşağıdaki örnek fikir verebilir. fan bölmelerinin vb. Eğer yemeklerini kalkıştan bir kaç saat önce yer catering tesislerinde yerlerse de aynı prensip uygulanmalıdır. tavanları.0-8. yeterli tedbir alınmadığı takdirde hastalık uçaktaki su aracılığıyla yayılabilir. tank borularındaki ve aksesuarlarındaki toksik metallerin çözülmesine neden olacaktır.tencerelerinin vb. pH seviyesi. Kısa bir kuluçka dönemi olan bir hastalığa neden olan bir patojenden bulaşmış gıdayı ikisinin de yeme ve bir sonraki uçuşta hastalığa yenik düşme olasılıklarını azaltmak için bu gerekli bir emniyet tedbiridir. boruları vb. Uçuş personeli yemeklerini uçuş sırasında yediğinde pilota. hedefe vardıklarında karınlarını doyurabilmeleri için harçlık almaktadır. Günümüzde içme suyu ve içecekler için kullanılan suyun tamamı şişelenmiş sudur. Eğer kaynak mikropluysa. Uçakta taşınması gereken su miktarı Uçuş süresi Yolcu başına düşen su miktarı 1-3 saat 1. tifo (Salmonella). Çoğu hava yolu şirketi bu hastalıkların yaygın olarak veya zaman zaman görüldüğü ve sağlık standardının düşük olabileceği ülkelere seferler düzenlemektedir.70 Litre 3-5 saat 3.55 Litre Uçak yolcularına sunulan su içilebilir olmalı ve tüketicinin hoşuna gitmelidir. 7. 369 . Su Dünyanın birçok yerinde hala görülen ve suyun neden olduğu hastalıklar kolera. dışını temizleme Duvarları ve kapıları yıkama Pencereleri ve aydınlatma armatürlerini yıkama Tesisin her yeri.12 Litre 5-12 saat 4. dışını yıkama Yukarı doğru uzanan kanalların. yüksek seviyeli tüm alanları. gıda hazırlama ve içecek olarak tüketim ile lavabo ve tuvaletlerdeki ihtiyacı karşılayacak miktarda olmalıdır.5 aralığında olmalıdır: aşırı asitli su. renksiz ve berrak olmalı ve patojenik organizmalar ile aşırı kimyasal madde içermemelidir. Uçak genellikle. Su güvenliğinin havaalanında.

yer personeli ve hava alanlarını ziyaret eden kişiler bağırsak hastalığı taşıyıcısı olabilirler ve fekal-oral bulaş için potansiyel mekanlardır. Tavanlar: Tavanlar. tuvalet atıklarının atılması çok önemlidir. Doğal havalandırmanın mevcut olmadığı durumlarda yeterli ve verimli havalandırma araçları tedarik edilmelidir. hava alanlarındaki ve uçaklardaki tuvaletlerin çok titiz bir şekilde temizlenmesi. Birçok ülkede turizm o kadar hayati bir ekonomik rol oynamaktadır ki –sağlıkla ilgili kaygılarından ayrı olarak . bu kemerler temizliği kolaylaştırmak için bölmelerden 3 metrede 2. bir filtreye ve bir devir daim sistemine sahiptir ve ve su depoları bulunmaktadır. TUVALETLE İLGİLİ SAĞLIK ÖNLEMLERİ ve SIVI ATIKLARIN ATILMASI Yolcular. temizlikçi bölmelerinin ve pisuarların yeterince aydınlatılması gerekmektedir.5-1 inç) eğimle aşağı doğru meyletmelidir. Hava alanlarında Bir hava alanının. Kanalizasyon: Zemindeki kanalizasyon. Küçük bir miktar “içilebilir su” bulundurup diğer sulara “içme suyu değildir” etiketi yapıştırma uygun bir yaklaşım olmaz. Tuvalet bölmelerine ve pisuarların üzerine. sağlık önlemleriyle ilgili çalışmalar. sırlı fayansa ya da sert plastik maddeye yazılmış “hijyen uyarıları” (“Tuvaleti kullandıktan sonra lütfen ellerinizi yıkayınız”) asılmalıdır. Bu nedenle hava alanlarındaki tuvalet tesisleri en yüksek standartta olmalıdır ve maksimum temizlik seviyesinde tutulmalıdır. Gizleme: Giriş kapısı açıkken tuvalet bloğunun iç kısmı görünmemelidir. Tuvaletlerin 370 . Havalandırma: Havalandırma. Duvarlar: Duvarlar.Uçakta taşınan suyun tamamı içilebilir olmalıdır. Bu nedenle. Hava alanlarındaki yolcu tuvalet blokları için aşağıdaki minimum gereklilikler önerilmektedir. Uçakta Modern uçaklardaki tuvaletler elektrikli bir sifon mekanizmasına. Yerler: Yerler çimento mozaiki veya seramik karolarla kaplı olmalıdır ve duvarlarda kemerli süpürgelik bulunmalıdır (kemerin yarıçapı 5 cm (2 in) olmalıdır). yerel bina yönetmeliklerinin. doğru yerleştirilmiş ve kanalizasyon sistemine boşalmalıdır.5-5 cm (10 futta 0. yerden tavana kadar fayansla veya onaylanmış başka maddelerle ya da boyayla kaplanmalıdır. Aydınlatma: Tuvaletlerin. Pencereler: Tuvaletlerde pencere varsa bu pencerelere yarı saydam levhalı camlar takılmalıdır ve pencere denizlikleri pencerelerden aşağı doğru 45° açılı olmalıdır.iyi bir izlenim çok önemlidir. sağlıkla ilgili yönetmeliklerin ve mevcut diğer yönetmeliklerin gereklerine uygun olmalıdır. bir ülkenin vitrini olması gerektiği sık sık vurgulanmıştır çünkü bir ziyaretçinin o ülkeyle ilk teması genellikle hava alanında olmaktadır. yıkanabilir malzemeyle boyanmış olmalıdır ve delinmemelidir.

hafif. hava ve su geçirmeyen malzemeden yapılmış konteynırların içine depolanmalıdır – örneğin polietilen. Salgın ve tehdit durumlarında alınacak ilave hijyen önlemleri yerel sağlık otoritelerinin talepleri doğrultusunda yapılır. Lavabo direnaj boruları (sıklıkla tıkanıktır) 5. yine de öncelik çöplerin ve kuru atıkların boşaltılmasına ve tuvalet bölmelerinin ve mutfakların temizlenmesine verilmelidir. Temizlik programları Transit duruşlarda temizlik Mutfak: 1. Eviyeleri temizleme.kapasitesi. UÇAĞIN İÇİNİN TEMİZLENMESİ Uçağın içinin temizlenmesi uçağın büyüklüğüne. Atık konteynırları her transit duruşunda boşaltılmalıdır ve geri götürülmeden önce bir deterjan/dezenfektan solüsyonuyla yıkanmalıdır. Genellikle kısıtlı süre komple bir temizlik çalışmasına izin vermeyecektir. Bu konteynırlardan bazıları sadece bu amaca uygun olarak yapılmış olacaktır ve mutfakların entegre bir parçası olarak monte edilecektir. sağlıkla ilgili tehlikeleri ve –dolaylı olarak – uçaklara zarar verilmesini önlemek için dikkatle yürütülmelidir. zaten yolcular uçakta iken bu mümkün değildir. First-aid stowage holds. Bir uçak uçuşa geçtiğinde uçak yolcuları göze hoş gözüken tertemiz bir kabin içi görmelidir. Uçakta birikmiş kuru atıklar. ofisler ve atölyeler dahil bir hava alanındaki çeşitli kaynaklardan ve uçaklardan. çöpler ve diğer kuru atık maddeleri çıkmaktadır. İçki dolabının iç yüzeyleri 3. İçme suyu sebili çöpleri 6. Lavabo dolapları 7. depolar. herhangi bir sorunu. Temizliğin boyutu zamana bağlıdır. Katering konteynır bölümleri 4. 371 . en uzun seferde maksimum yolcu sayısının ürettiği tüm atıklar için yeterli olmalıdır. KATI ATIKLAR Terminal restoranları. Çöp kutusunu boşaltma ve temizleme. Katı atıkların depolanma. Uçuş sırasında koşullar bozulmaktadır ve bu nedenle her transit duruşunda ya da terminal hava alanlarındaki hızlı dönüşlerde hızlı düzenleme gerekmektedir. taşınma ve atılma işlemleri. Katering ekipmanı 2. 2. Problem alanları Temizlik sırasında özel önem gösterilmesi gereken noktalar şunlardır: 1. yolcu sayısına ve yerde kalış süresine göre değişiklikler arz eder.

Yolcu kabinleri: 1. Tuvalet oturağının ve kapağının üstünü ve arkasını silme ve kurulama. Kontrol panelini. Çalışma tezgahının üzerini temizleme. Koltukları fırçalama. 3. 5. Atık konteynerlerini ve küllükleri boşaltma. Yeri temizleme. 4. Genellikle. atık konteynırlarını ve küllükleri boşaltma. zemini temizleme. 2. Döküntüleri toplama. Lavaboları. Aynaları ve muslukları cilalama. telefonları. 4. Yukarıdaki tamamlamak için süre yetmezse öncelik atıkların toplanmasına ve mutfak ve tuvaletlerin temizlenmesine verilmelidir. aynaları. Tüm masaları silme. 5. Koltuklardaki döküntüleri. 372 . Döküntüleri toplama ve çöp kutularını boşaltma. 3. Döküntüleri toplama. Tuvalet bölmeleri: 1. eviyeleri. Uçuş Güvertesi: 1. Tuvalet bölmeleri: 1. Lavaboyu silme. yıkama ve dezenfekte etme. Döküntüleri toplama. çerçeveleri ve armatürleri gerektiği şekilde silme. Atık konteynırlarını yıkama ve dezenfekte etme. Aynaları. koltuk arkası cepleri ve şapka raflarını toplama. Ön camın dışını temizleme. 2. 5. 7. sıçramış suları silme. 4. kapıları. panelleri vb. sıçramış suları silme ve zemini temizleme. Tüm kabin personeli koltuklarını temizleme. 4. transit temizliği için gereken sürenin dört katını gerektiren derinlemesine temizlik aşağıdaki çalışmalardan ibarettir: Mutfak: 1. temizleme. Sabunu ve tuvalet malzemelerini tekrar doldurma. 2.3. 2. İskeletleri dahil tüm tekerlekli servis masası ve konteynır istiflerini temizleme. 4. çerçeveleri ve armatürleri temizleme. ya bir gece duruşu sırasında (bu daha çok kısa mesafe uçakları için uygun olacaktır) ya da bir başka uygun zamanda daha derinlemesine bir temizlik yapılmalıdır. Küllüğü boşaltma ve temizleme. Döküntüleri toplama. 2. 3. 6. Derinlemesine temizlik Her 24 saatte bir. Tüm çalışma yüzeylerini. 3. Çöp kutularını boşaltma. Yeri süpürme. armatürleri ve mutfak yapılarını temizleme. Küllükleri boşaltma. 3. 6.

yanlarını silerek temizleme. Tüm küllükleri ve koltuk arkası cepleri temizleme. Kapıları. resiflerin ve aydınlatma armatürlerinin etrafını yıkama ve kurulama. Bu tür bir olay meydana geldiğinde nadiren de olsa bildirinin enfekte olmuş kişi uçakta seyahat ettikten birkaç gün sonra yapıldığı durumlarla karşılaşılabilir – bu arada uçak muhtemelen birçok kez uçmuş ve yüzlerce yolcu taşımış olacaktır. Koltuk arkalarını. Bu koşullar altında dezenfeksiyon yararlı veya uygulanabilir olmayabilir. 8. Uçağın iç kısmının günlük rutin temizliğinde (daha önce belirtildiği gibi) düzenli olarak etkili bir mikrop öldürücü kullanılmasının ve uçak tuvaletlerine eklenen kimyasal maddelere mikrop öldürücü eklenmesinin önemli prosedürler olmasının nedeni bu ihtimaldir. çerçeveleri ve storları temizleme. 4. 12. panelleri vb. Tüm masaları ve şapka raflarını temizleme. Yeri elektrikli süpürgeyle temizleme. Konsolların. Lavabonun altındaki menteşeli paneli yıkama ve kurulama. Bulaşıcı hastalık uçuş sırasında ya da inişten hemen sonra ve uçak yeniden kalkmadan önce saptanırsa dezenfeksiyon yararlı olabilir. servis panellerini. yeni yıkanmış battaniyelerle değiştirme. 8. Tüm kabin armatürlerini. Uçuş güvertesi: 1. 11. 2. Kirlenmiş tüm kafalık örtülerini değiştirme. 3. 10. 10. En 373 . 11. temizleme. Tüm halıları elektrikli süpürgeyle süpürme. 9. 6. Kullanılan yöntem ve malzemeler bulaşıcı hastalığın yapısına ve dezenfeksiyon talep etmekle yükümlü sağlık bakanlığı görevlisinin tavsiyelerine bağlı olacaktır. 3. 5. Lavaboların. uçak bölmelerini ve astarlarını temizleme. 7. Kabin pencerelerinin içini. 2. Yolcu kabinleri: 1. Tüm küllükleri temizleme ve çöp kutularını boşaltma. 7. Uçağın dezenfekte edilmesi Uçakta bulaşıcı hastalığı olan bir yolcu taşındıysa bu konuyla ilgili olarak hava alanı sağlık görevlilerine danışılmalıdır. Sabunu ve tuvalet malzemelerini doldurma. 9. 5. Pencerelerin içini ve dışını temizleme.Tuvaletin etrafını yıkama ve kurulama.5. Bu sayede uçağın en azından bir parça dezenfekte edilmesi sağlanmaktadır. Personel koltuklarını ve kemerlerini temizleme. 4. resiflerin vb. Tüm havalandırma ızgaralarını elektrikli süpürgeyle süpürme. yastıkları ve kollukları fırçalama.Tuvalet oturağının üstünü ve arkasını yıkama ve kurulama. 6. Koltuk minderinin altındaki iskeleti temizleme. Kullanılmış tüm battaniyeleri. Zemini deterjanla/dezenfektanla yıkama.Merdivenleri silme ve eğer varsa parmaklıkları temizleme. Atıkları boşaltma ve kutu muhafazasını temizleme.

Baley J. 374 . TSK Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Yönergesi 2. 1977. TSK Gıda/Su Kontrol ve Hijyen Denetim Hizmetleri Yönergesi KAYNAKLAR 1. Guide to Hygiene and Sanitation in Aviation (Second Edition). Guide to Hygiene and Sanitation in Aviation (Third Edition) WHO. Geneva. 2.yaygın kullanılan dezenfektanlar 100 mg/l güce kadar sulandırılmış sodyum hipoklorürdür ve suda formaldehit gazının %40 solüsyonu olan %5 formaldehit solüsyonudur. Geneva. WHO. 1. WHO.2009. ÖNEMLİ UYARI: TSK'da görev yapan her sağlık personeli hijyen uygulamaları ve sağlığın korunması için aşağıdaki iki dokümanı mutlaka kullanmalıdır.

Gönüllü katılım sağlar 3. Standartların belirlenmesi 2.9. Sürekli kalite iyileştirmesi yapar. Uygun değilse (a) Faaliyeti durdurma. (e) Kınama. (f) Adli mercilere suç duyurusu (g) Cezalandırma işlemleri uygulanır. 375 . 2. böylece verilen hizmetlerin başarılı verimli olmasını ve halk sağlığına zararlı olmamasını sağlamaktır Denetlemede amaç faaliyetlerin geliştirilmesi ve iyileştirilmesidir. 3. 1. eksiklik ve bozukluğun nedenlerinin saptanması 4. (d) Uyarma. Aksaklık. Aksaklık. SAĞLIK DENETLEMESİ ve SAĞLIKTA İLETİŞİM SAĞLIKTA DENETLEME ve TEFTİŞ Teftiş: Eylem ve faaliyetlerin yürürlülükteki yasalara uygun olarak yürütülüp yürütülmediğini inceleyerek. (b) Ürüne el koyma. Denetlemeci sonunda eğitir. Teftişten en önemli fark ceza eğitici olarak işlemlerin sonunda uygulanır. bu kurallara uymayan kişi ve kuruluşlar hakkında yaptırım/ceza uygulanması yöntemidir. Sorunun çözümüne yönelik eylemleri birlikte planlar 4. Aksaklık eksiklik neden ya da nedenlerin ortadan kaldırılması Denetlemenin teftişe olan üstünlükleri 1. Yasa. 5. (c) Para cezası verme. Denetleme: Kurumları. Faaliyetler uygun bunlara uygunsa problem yoktur. 2. denetleyerek eksiklikleri ve aksaklıkları saptamak bu eksiklikleri ve aksaklıkları gidermek amacıyla kurumların yönetici ve çalışanlarını eğitmek onlara yol göstermek suretiyle işletmeleri ve giderek sektörü ıslah etmek. yönetmelik ve emirler dikkate alınır. burada çalışan kişileri gözleyerek. bozukluk ve eksikliklerinin saptanması 3. Denetleme süreçleri 1.

Mesaj (İçerik) 3. İki türlü iletişim tekniği vardır : 1. Yetişkinler çocuklara göre daha yavaş öğrenirler. Bu yüzden kendilerine saygı duyulmasını beklerler ve küçük düşme korkusu yaşayabilirler. Aktarılan – alınan ve anlaşılan bilgilerin kullanıldığı yöntem. 1. Yetişkinler gereksinim duydukları konuları öğrenirler. Alıcı (Öğrenci) 5. 2. Vb İletişim sürecinde 5 temel öge bulunmaktadır. Sorunları gizleme Yetişkin Eğitiminin Özellikleri ve Denetici Davranışı Yetişkinlerde sorumluluk duygusu gelişmiştir. konuşma.Hemşire ilişkisinin oluşturulmasında temel elementtir. Bu nedenle de yetişkinlere verilecek eğitimlerin her şeyden önce onların gereksinimlerine göre düzenlenmesi gerekir. buna karşılık eşit dostane ilişkiler olumlu gelişmeye katkı sağlar. Hasta . Bireysel – kişiler arası iletişim. Özdenetimi aksatır 3. Kanal (Öğretim araç gereci) 4. Yetişkinlerin bir konuyu öğrenmeleri için her şeyden önce o bilgiye gereksiniminin olması bir sorunu çözmeye yaraması. Çalışan Katkı-katılımı yok 2. Gazete. Bundan dolayı sorumsuz görülme. Yetişkinlerde benlik duygusu gelişmiştir. Diğer insanlarla ilişkileri kolaylaştırmada kullanılan sözsüz aktarım sürecidir. Radyo. Hemen işine yarayacak günlük kullanabileceği bilgi ve becerileri öğrenmek ister. Kitlesel iletişim: TV. Yetişkinler bilgi birikimi olan deneyimli kişilerdir. ağlıklı bir iletişim kurulabilmesi için bu beş öge her zaman göz önünde tutulmalıdır. Ayrıca her bilgi ile birlikte o bilgiden nasıl yararlanılacağının ve ona ne yarar getireceğinin açıklanması da yerinde olur. Bu nedenle yetişkinlere aktarılacak bilgilerin pratik ve güncel bilgiler olması gerekir. ondan bir yarar girdi elde etmesi gerekir. Dönüt (Değerlendirme) 376 . İki ya da daha çok kişi arasındaki fikir alışverişini kapsayan dinamik sosyal süreçtir. Çünkü bilgi ve becerileri bir süreçten çeşitli aşamalardan geçtikten sonra öğrenir ve kabul ederler. İletişim sürecine katılmaya isteklidirler. Bu yüzden denetim eğitimleri alıcının katkı ve katılımını sağlayacak biçimde olmalıdır.Teftişin önemli olumsuzlukları 1. Kaynak (Öğretmen) 2. Yetişkin pratik düşünür. Geçmiş hikayelerden geleceğe ilişkin uzun vadeli ve teorik bilgilerden hoşlanmazlar. Duyguları ifade etmekte kullanılan davranıştır. SAĞLIKTA İLETİŞİM İletişim: iki birim arasında birbiriyle mesaj (bilgi) alış verişidir. otoriter ve dikte edici davranışlar olumsuz etki gösterir.

sentez ve tedavi bağı kurmayı gerektirir. 8. yerine başka bir şey ikame edilemez 3. 4. iletişim etkinliği en yüksek canlıdır. Aşırı ışık. 7. 377 . İlgisizlik. İnsan. Oturma yerlerinin 5. 4. Sağlık meslek üyelerinin iletişim becerileri hasta doyumunun sağlanmasında en önemli etkenlerden birisidir.Eğitim ve davranış değiştirmeye yönelik uygulamaları gerektirir Bir toplumun bireyleri arasında hepsince paylaşılan bir simgeler sistemi ile geliştirilen anlam ve bilgi alışverişine iletişim denmektedir. 11.İletişimde bulunan sağlık mesleği mensubu ile bireyin birbirini anlaması yetmez. Alıcının duyu organlarının 2. Sağlık iletişiminin normal toplum içi iletişimden önemli bir farkı vardır. 3. plan vardır Sözsüz İletişim Çok kanal. 6.Sağlık iletişimi değerlendirme. İletişimle ilgili engellerin kaldırılması öncelik taşıyabilir. sürekli değil Mesajlar yanlış anlaşılabilir Rast gelelik vardır Kişiler Arası İletişim 1. ses. rahatsızlığı. 9. 1. Psikolojik Engeller Fiziksel Engeller 1. Bunları aşamasak sağlıklı bir iletişim sağlanması güçtür. 2. 2. 3. Alıcı ya da kaynağın psikolojik rahatsızlıkları İletişim Kanalları Sözlü İletişim Tek kanal. anlama. 3. Biriciktir-yeganedir 2. İnsanın içgüdüsel özelliklerinden birisidir. Öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir özelliktedir. nem. 5. 6. sürekli Açık ve seçiktir Kasıtlılık. 10. İletişim katılım oranını etkiler. ısı. Bireysel iletişim kişilerin toplumda benimsedikleri rollerden ve bu role karşı gösterilen tepkilerden etkilenmektedir. Sınırlı algılama yada algılayamama. Sağlık iletişimi empati ve sağlıkla ilgili talebi bulunan kişileri anlama gereği doğurur. Anlamlarının karıştırılması. İletişim tekrarlanamaz. Hayal kurma. fiziksel bozukluğu.Veri toplama gerektirir.Katılım iletişimin etkinliğini arttırır. Bağımsızdır SAĞLIKTA İLETİŞİM 1. Verbalizm. Toplumsal uygulamalarda etkin iletişim tekniği önemli bir etkendir. 12.İletişimin önünde fiziksel ve psikolojik engeller vardır.

diğer tarafa aldırmaz. Konuşmada ille de kusur aramaya çalışma. Sahte dikkat Konuşmayı ilginç bulmama. (Dinler gibi görünme) 5. 2. Tanıtıcı. 3. Savunmacı iletişim. 3. Bir kişinin belirli bir duygusunu anlamaya ve oluşumu ona iletmeye empati adı verilmiştir Dinleme: Görsel işitsel mesajlara gösterilen tepkilere dinleme denir. 7. Yargılayıcı-eleştirici ve denetleyicidir. Dinlemeyi engelleyen nedenler? 1. Bireyin toplumsal ve yaşamsal uyumu 5. Strateji izler. Konuşmada bazı konulara aşırı duyarlılık gösterme. çatışma doğurur. Damgalayıcı 3. İletişimde etkin dinleme ve bunu karşı tarafa hissettirme çok önemlidir. Dinlemeyi engelleyen nedenler giderilmelidir. İtici 4. Yazılı iletişim. 4. Anlayışlı ve eşitlikçidir.elverişsizliği 2. soruna yönelik ve kendiliğindendir. 4. Mesajın aslına sadık kalıp kalmaması 6. İşaret ve semboller. Bunların kombinasyonu Etkisiz İletişime Yol Açan Nedenler 1. Yabancı nitelikte olmamalıdır. 2. 6.İletişim Biçimleri 1. Yorumlardan kaçınma. Açık iletişim. Sağlık hizmetlerinde kullanıma uygun değildir. çatışma doğurmaz. tamtam. Kişinin savunma mekanizması 4. Sağlık hizmetleri alanında olumlu bir yaklaşım olarak değerlendirebiliriz. İletişimin deneyimi ve birikimi Sağlık İletişiminde Verilen Mesajlar 1. İletişimde bir diğer önemli kavram empatidir. Hedeflenen alıcının hazır olmaması. Otoriter 5. Müzik. Bireyin temel gereksinimleri 3. üstünlük belirticidir ve kesinlik içerir. Suçlayıcı 2. Düşünce hızından yeterince yararlanamam 378 . 6. Konuşma dışı sesler. Oral iletişim. 5. Jest ve mimikler.

alıcının anlayacağı bir dil olması 5. Alıcıdaki etkiye göre mesajda değişiklikler yapılabilmeli. 1. Kullanılacak teknik ve yöntemler alıcıya ve konuya uygun seçilmeli 4. Mesajın. Dilin. Çok kanal kullanarak. mantıki bir sıra içerisinde ve alıcının anlayabileceği bir hızla verilmesine özen gösterilmelidir 379 . 2. verbalizmin hayal kurma ve kavram kargaşasının önüne geçilmeli.İyi bir iletişim sağlamak için. 3.

KAYITLAR 1. bizden istenen raporları eksiksiz bir şekilde hazırlayabiliriz. BİRLİKLERDE TUTULAN SAĞLIKLA İLGİLİ KAYITLAR Belirli aralıklarla veya istendiğinde üst makamlara verilmesi gereken bazı raporlar vardır. Bu kayıtların eksiksiz. doğru ve düzenli bir şekilde tutulması gerekir. astsubay. Revirlerde Tutulan Sağlıkla İlgili Kayıtlar (a) Tabip vizite defteri (Erbaş ve erler için) (b) Tabip vizite defteri (Subay. Bölüklerde Tutulan Sağlıkla İlgili Kayıtlar (a) Bölük vizite defteri (b) Sağlık sicil kartları (c) Bölük ilaç kullanım defteri (d) Bedeni yeterlilik ve spor tekamül kartları (e) Kan grubu listeleri (f) Portör muayene dosyası (g) Hepatitli personel listesi 2. Bu taktirde. Bu raporları doğru bir şekilde ve zamanında hazırlayabilmek için elimizde bazı kayıtların bulunması gerekir.10. sivil memur ve bakmakla yükümlü oldukları kimseler için) (c) TSK reçete kağıdı (d) Yatan hasta takip formu (e) Acil hasta vizite defteri (f) Acil polikliniği enjeksiyon defteri (g) Diş tabibi vizite defteri (h) Hastane sevk ve takip defteri (i) Birlik kan grup listeleri (j) Eczane reçete kayıt defteri (k) Günlük ilaç sarf kayıt çizelgesi (E-1 ) (l) Eczane sarfiyat tevhit çizelgesi ( E-2) (m) İstek ve iş emri belgesi (n) Dağıtım belgesi (o) Stok ve yer kartı (p) Yer bulma kartı (q) Sarf imal istihsal belgesi (r) İade belgesi (s) Yok etme (imha) tutanağı 380 .

Periyodik Sağlık Muayeneleri Teçhizat Sayım Raporu ve arıza durum raporları (Shh. Ağustos. Kasım Ocak ayı Mayıs Her ayın son haftası Her ayın son haftası Kasım ayı sonunda Mart ayında Kasım Ayında Askerliğinin 9. Ağustos.ayda Ocak ayında Revirde kalır Şubat.ayında -Erler: 8. haftasında Her ayın ilk haftası Şubat. Ağustos. Mayıs. Ağustos KAYNAK: KKK Devamlı Emirler Muhtırası 381 . Ağustos. Mayıs. Ağustos.ay -Kısa dönem erler: 4. Miatlı Evraklar/Sağlık Durum Raporları RAPOR 3 aylık Sağlık takvimi Aşı – enjektör ihtiyacı Gıda Kontrol Denetlemesi Raporu Hijyen Denetlemesi Raporu Su numunesi gönderilmesi Gıda numunesi gönderilmesi Rehberlik Danışma Merkezi Toplantı Sonuç Tutanağı Rehberlik Danışma Merkezi Faaliyet Sonuç Raporu İhtiyaç Bildirim Formlarının (İBF) gönderilmesi Nöbetçi Tabip Çizelgesi Nöbetçi Subay çizelgesi Yıllık izin çizelgesi Subay-Astsubay sicilleri Sivil memur sicilleri Yedek subay sicilleri Kaynak saptama fişleri Trafik sigortası yapılacak araç listesi Tıbbi cihazların bakım ve kalibrasyon işlemleri Aylık sağlık durum raporları 3 Aylık Sağlık Durumu Raporu (Form 171 – A1) 3 aylık gıda kontrol tevhit raporu Haftalık sayım ve arıza durum raporları Harp Paketi Durum Raporu Sağlık Sınıfı 4 Aylık Antibiyotik Miat Raporu Üç Aylık Bakım Durum Raporu Sb. Kasım Her yıl kasım ayında Şubat. Mayıs. Mayıs. Temmuz. Ağustos. revirde kalır Her ay Şubat. Kasım Şubat. Kasım Şubat. Kasım Mart. Ağustos. Mayıs. Mayıs. Kasım Her ay Revire personel katıldığındaayrıldığında Denetleme sonrası Revirde kalır Arama sonrası Revirde kalır Üç ayda bir Her ay Her yıl son ay Her hafta. Kasım Şubat. ve 3. Ağustos.ve Astsb. Kasım Şubat. Mayıs. Mayıs.Form 145/e ve Vet: 145 / f) İstihbarat ve İKK faaliyet raporları Ayrılış katılış brifingleri Birliklerin sağlık kayıtları denetlemesi sonuç raporu Günlük güvenlik kontrol çizelgeleri Planlı plansız aramalar Günlük vizite ve hastahane işlemleri Birliklerin sağlık kontrol sonuçları Aylık ilaç sarf çizelgeleri Garnizon kan verme çizelgesi Haftalık personel ve sağlık durum raporları Aylık sağlık durum raporları 3 aylık sağlık durum raporları 6 aylık sağlık durum raporları MİADI Şubat. Kasım Her ayın 15’inde Her ayın 15’inde Her ayın 1. Kasım Revirde kalır Mart.3. Temmuz.ay -Yedek subaylar: 6.

çığ düşmesi) yetersiz /hazırlıksız çevrelerde kırım ve yıkımlarla neden olarak afetlerle sonuçlanır. Rüzgar. thyphoon. çözülebilir olaylardır. Afeti başlatan katman hareketine göre sınıflandırılır ve adlandırılır. bu yıkımlarını kendi sürükleme gücü ile yapabildiği gibi. Afet ve Acil Durumlara yaklaşırken üç önemli kavramın. (b) Suküre Hareketlerine Bağlı Afetler: Su. suküre. 1. Her ikisi arasındaki farkı ‘böyle bir olay olması halinde toplumun önceden nasıl hazırlıklı olduğu. Bu hareketlerin büyük ölçeklerde olması (aşırı yağış. Sadece felaketin önlenmesi için normal prosedurün dışına çıkılarak olağan-dışı bazı önlemlerin alınması gerekmektedir. Genelde afet de. Tehlike (Hazard) Afet veya acil duruma yol açabilecek doğal veya insan yapımı olaylar ve koşullardır. Afet (Disaster) : Olay toplumun çözebileceği kapasitenin çok üstünde dışarıdan yardım gerektirecek şekilde bir yıkıma yol açmıştır. Bu levhalar sürekli hareket halindedir.Bunların tetiklediği afetler de aynı adlarla anılır. Levha hareketlerinin ani ve büyük ölçeklerde olması durumuna deprem ve magma çıkmasına ise yanardağ patlaması denmektedir. yoksa afet mi olduğu ayırt edilmelidir. aşırı yağış ve sel ya da deniz kabarmaları ile de yapar.. Doğal Tehlikeler (Afetler) Dünyanın katmanlarında (taşküre. sıvı bir magma üzerinde yüzen 14 büyük ve birçok küçük levhalardan oluşur. kaynaklarının ne kadarını bu iş için ayırdığı’ belirler. daha büyük alanlara yayılmış ve yatay olarak esen ve beraberinde genellikle yağış getiren şekline fırtına (cyclones. acil durum da ‘anidir. Risk iyi bilinmesi gerekir. AFETLERDE SAĞLIK HİZMETLERİ Toplumda genellikle acil durum ile afeti birbiriyle karıştırılmaktadır. yağış ve akış şeklinde yer değiştirmektedir. Sistem yıkılmış veya çökmüştür. hurricanes. vb. Sistemde yıkım ve çöküşe yol açmaz. 2. 1. (c) Gazküre. bunların da saatteki hızı 120 kilometreden daha büyük olanlarına 382 . beklenmediktir’. çökme (subsidence) yerkabuğu hareketleridir. sel. kaynaklarla mevcut sistem içinde halledilebilir. Heyelan (landslides). gazküre) sürüp giden doğal hareketler sonucu oluşan afetlerdir. Rüzgarlar yüksek hızlara ulaştığında kırım ve yıkımlara neden olur. Zarar görme eğilimi 3. Karşılaşılan bir felaketin acil mi. İyi organize olamamış toplumlarda acil bir durum hemen bir afete yol açabilir. Girdap şeklinde esenine hortum (tornado). Rüzgarların esiş biçimleri vardır. Tehlike. buharlaşma.11.). Acil Durum (Emergency) : Lokal çabayla. (a) Taşküre Hareketleri İle Oluşan Afetler: Taşkürenin (litosfer) kabuğu.

geçim sıkıntısı. bu tür afetler. zarar görme yatkınlığıdır. rutin hizmetlerden uzak yaşama. düşük gelir düzeyi olarak sıralanabilir. (c) Makro güçlerin baskıları: hızlı nüfus artışı. cinsiyet. süreğen (kronik) afetler olarak da adlandırılır ve sınıflandırılır. AFETLERDEN KORUNMA ve AFET SÜREÇLERİ Hiçbir tehlike insan ve insanda zarar görme eğilimi yoksa risk yaratmaz. eğitim. Risk Risk tehlikeli bir olayın insanları etkileyebilme olasılığıdır. lokal yatırım ve Pazar eksikliği. yerel kaynakların kısıtlılığı. (d) Güvensiz koşullarda yaşama: tehlikeli yerleşim bölgelerinin çoğalması. Örneğin yerleşim yeri olmayan insanın yaşamadığı bir çölde oluşan deprem afete yol açmaz. ekonomik sistem. tehlikeli ve güvensiz binalar. çarpık kentleşme. acil durum veya afete yol açmaz. Bu tür afetlerin hepsinin ortak özelliği yavaş gelişmesidir. 2. Zarar Görme Eğilimini Artıran Nedenler (a) Altta yatan nedenler: fakirlik. Bunlar yetersiz çevrelerde yıkım ve kırımlara neden olarak. kuraklık (drought). Bu nedenle de. Yapay Tehlikeler (Afetler) Her türlü insan eylemleri sırasında ya da sonucunda oluşan yıkım ve kırımlar bu başlık altında toplanır. Kendi içinde bilerek ve isteyerek (savaş. tedbirsizlik. yoksulluk. Ancak 383 . Buna karşılık bunlar dışında kalan tüm afetler ister doğal isterse yapay olsun ani gelişen (akut) olaylardır. Tehlike genellikle önceden bilinerek önlenemeyebilir. beceri eksikliği. Zarar Görme Eğilimi az gelişmiş ülkelerde daha fazladır. Bunların oluşmasında ekolojik dengenin insanlık eliyle bozulmasının payının olduğu da söylenir. Zarar Görme Eğilimi/Hassasiyet (Vulnerability) Bir canlının. (d) Çok Katmanlı / Etmenli Afetler: Dünyanın katmanlarının birlikte katıldığı ve ekolojik dengenin yavaş yavaş bozulduğu çölleşme (desertification). Tehlike ile zarar görme eğilimi bir araya gelince afet riski doğar. stabil olmayan değişken ekonomik yapı. bilgi. Tehlike. hastalık. Risk= Tehlike X Zarar Görme Eğilimidir. yani genelde insanın herhangi bir tehlikeyle karşılaştığında savunmasız. bilgisizlik vb nedenlerle) oluşanlar olarak iki kategoriye ayrılır. genellikle aynı adlarla anılan afetleri tetiklerler. risk yaratmaz. hizmet eksikliği. çevre tahribatı. zarar görecek insan yoksa önemli değildir. (b) Dinamik baskılar ve eksiklikler:lokal kurum ve kuruluşların eksikliği. incinebilir.kasırga denir. kıtlık (famine) gibi olaylar sonunda oluşan kırımlar. yaş. sabotaj vb) yapılanlar ve kaza ile oluşan (ihmal. sakatlık. acil durum veya afete yol açmaz. binanın veya çevrenin. yaralanabilir olma. Fakirlik toplumun zarar görme eğilimini artırır. doğal afetlerin diğer bir kategorisi olarak sınıflandırılır.

384 .zarar görme eğilimi azaltılabilir. Zarar görme eğilimi: Bu tehlikenin yol açabileceği zararın derecesi (zararın derecesine göre 1-10’a kadar bir rakam verilir. B. örneğin çok şiddetli zarar bekleniyorsa 10 verilebilir) C. donanımlı ve korunmuş (gelişmiş) toplumlarda zarar görme eğilimi dolayısıyla risk çok azdır. riskin yok edilebilmesi için zarar görme eğiliminin yok edilmesi gerekir. örneğin çok sık görülmüşse 10 verilebilir. 2. E. örneğin çok büyük olasılıkla bekleniyorsa 10 verilebilir) D. Tehlike: Olacak tehlikenin maksimum ağırlığına göre 1-10’a kadar bir rakam verilir. RİSK= (A+B+C+D)*E Afet ve acil duruma yaklaşırken. Bu nedenle. Daha sonra olası risk aşağıda formülle hesaplanır. Tehlikeye hazırlıklı olmayan. Aşağıda risk analizine bir örnek verilmiştir. Geçmişte tehlikenin görülme sıklığı: Aynı şekilde 1-10’a kadar bir rakam verilir. A. zarar görme eğiliminin araştırılması ve risk hesaplamasının yapılması. Risk Analizi Tehlikenin ortaya çıkma olasılığı ile zarar görme eğiliminin hangi düzeyde olduğunun karşılaştırılmasıdır. büyük bir afet olması halinde nasıl bir operasyon yapılacağı konusunda response&relief (afete cevap/kurtarma-iyileştirme) çalışmaları için] hazırlıklı olunması (preparedness). örneğin cevap verme kapasitesi çok düşükse 10 verilebilir). tehlikenin ne olduğunun bilinmesi. Afete iyi hazırlanmış. 1. Bu nedenle afete yol açabilecek tehlikeli durumlar için risk analizleri yapılmalı ve ona göre hazırlıklı olunmalıdır. Organizasyonel durum/Cevap verme kapasitesi Afet halinde cevap verme kapasitesi (kapasite 1-10’a kadar değerlendirilir. 4. cevap kapasitesi düşük ülkelerde risk çok yüksek olacağı için çoğu kez afet kaçınılmazdır. "Afetlerin çoğu aslında çözülmemiş kalkınma sorunlarıdır" denilebilir. Riskin azaltılabilmesi için zarar görme eğiliminin azaltılması. 3. Aynı şiddetteki bir deprem zarar görme eğilimi çok azaltılmış gelişmiş ülkelerde bir soruna yol açmazken gelişmekte olan ülkelerde bir afete dönüşebilmektedir. büyük bir afetin potansiyel etkilerinin önceden hafifletilmesi (mitigation/prevention). büyük bir deprem sonrası yeniden normale dönülmesi için planlama yapılması (recovery/rekonstruksiyon) gerekmektedir. Olasılık: Tehlikenin görülme olasılığı (olasılığın büyüklüğüne göre 1-10’a kadar bir rakam verilir. Örneğin deprem çok ağır tahribat yapabileceği için 10 verilebilir.

acı ve ızdırapların azaltılması. afetin etkisinin hafifletilmesi (mitigation/prevention) afet öncesi riskin elimine edilmesi veya azaltılması için yapılan korunma çalışmalarıdır. başka bir anlatımla. Rehabilitasyon Temel sosyal fonksiyonların yeniden işler hale gelmesi. Afet süreçlerinde yapılacak / yapılması gereken bu genel işler. Başka yerleşim yerine taşınma. para. malzeme. Yani. Örneğin. toplumun barınma ve beslenme ihtiyaçlarının sağlanması. Bunu daha da ayrıntılandırmak gerekir ise. Sessiz Dönem Aynı bölgedeki. yardım. selin vb) birbirini izleyen iki oluşu arasındaki süreye. Bu çalışmalar tehlikenin ve zarar görme eğiliminin azaltılmasına yönelik primer olabileceği gibi. dönemlerine göre şöyle sınıflanır ve düzenlenir. olay sonrası etkin bir cevap verme şeklinde sekonder de olabilir.5. olayın görülmediği zaman aralığına. Buna karşın. her tür afette yapılacak işler ve bunlar için yapılması gereken hazırlıklar / plan farklı (afet türüne özgü) olmak zorundadır. Türkiye’de yıkımlı ve kırımlı depremler için ortalama bir buçuk yıldır. Türkiye’de ortalama her bir buçuk yılda bir hasarlı bir deprem yaşanmaktadır. sınırlandırılması ve rehabilitasyonu kolaylaştıracak faaliyetlerin tümüdür. Bu dönemin uzunluğu olaya. sessiz dönem adı verilir. afetin olumsuz sonuçlarının yaygınlaşmasının önlenmesi. Bundan ötürü de. ödenek. restorasyonudur (Okullar. arama ve kurtarma (Relief) çalışmaları ile acil tıbbi müdahale. her elli yılda bir orta şiddette (binlerle ifade edilen insan kırıma neden 385 . ihtiyaçların belirlenmesi. kamu ve özel kurum ve kuruluşların çalışmaya başlaması) Afetlerin kendine özgü bir seyri vardır. Afete Cevap Verme (Response) Afet olduktan sonra. aynı türden bir olayın (depremin. Türkiye’de 1900’den günümüze dek her beş on yılda bir hafif şiddette (yüzlerle ifade edilen insan kırıma neden olan). araç-gereç ve yardımların organize bir şekilde harekete geçirilmesi için alınan önlemlerin tümüdür. bölgeye ve ülkeye göre değişir. Primer Mitigation Tehlikenin varlığının (hazard) azaltılması (Selin önlenebilmesi için baraj yapılması gibi) Zarar görme eğiliminin (vulnerabilite) azaltılması (Yerleşim yerinin tehlikesiz bölgeye kaydırılması. genel olarak tüm afetlerin beş dönemde cereyan ettiği kabul edilir. depreme dayanıklı bina inşaat yönetmeliği hazırlanması ve uyulması için gerekli düzenlemelerin yapılması gibi) Sekonder Mitigation Tehlikenin etkisinin azaltılması (Cevap kapasitesi/Hazırlık) Hazırlık (Preparedness) Afet olduğunda etkili kurtarma/iyileştirme çalışmaları için güvenli bir ortamda personel.

Bu süre olayın türü ve ülkeye göre değişir ve ortamla 2 ile 48 saat kadar olduğu kabul edilir. 3. Genellikle 6 ile 72 saat kadar sürdüğü kabul edilir. hasar durumu ve nasıl davranılması gerektiği konusunda ayrıntılı bilgi verilir. sel) önceden haber alınması ve afet bölgesinden halkın tahliye edilmesi olanaklı olabilmektedir. gerekiyor ise güvenli bölgelere toplanır ve bu durum uzun sürecek ise geçici yerleşim uygulanır. Toplumun afete karşı hazırlıklı ve bilinçli hale getirilmesi 7. olayın başlamasına dek geçen süreye bu ad verilir. Bu takdirde ölüm ve yararlanmaların çoğu ve hatta tamamı önlenebilir. Alt yapının güçlü hale getirilmesi 6. Olası yıkımlar ve kırımlar öngörüler üretilir. afete karşı birincil önlemlerin alındığı.olan) ve her 100-200 yılda bir ise ağır şiddette (on binlerle ifade edilen insan kırıma neden olan) deprem yaşanmaktadır. Erken haber alma ve tahminlerde bulunma: Olası bir afetin ön bulgu ve belirtileri izlenerek bu bulgu ve belirtiler değerlendirilir. Sessiz dönemde hazırlanmış olan tahliye ve geçici yerleşim planlarında kimin nerede nasıl toplanacağı ve nereye yerleştirileceğine dair ayrıntılar bulunmalı ve bu ayrıntıları halk bilmelidir. Afetin olması halinde etkileyeceği bölge ve nüfus tahmin edilir. 9. toplumun hazırlık ve bilinç düzeyine göre değişir. Afet bölgesindeki halk. yağış. Toplumun hazır hale getirilmesi Alarm Dönemi Afeti tetikleyen olaydan (rüzgar. Sessiz dönem. Bu dönemde yapılacak işlerin başlıcaları şöyle sıralanabilir: 1. Afete ilişkin hizmetleri yürütecek örgütlerin kurulması 2. Gerekli yasal düzenlemelerin yapılması 5. Alarm döneminde şu iş ve işlemler yapılır. Deprem gibi bazı afetlerin zamanının önceden tahmin edilmesi olanaksız iken bazılarının (kasırga. Afet planlarının hazırlanması 4. Alarm sistemlerinin kurulması. olay hakkında bilgilendirir ve onları da alarma geçirir. şiddeti. İzolasyon Dönemi Afete neden olan olayın başladığı andan. Afete tetikleyen bir olaydan birkaç dakika önce bile haberdar olunması çok önemlidir. 2. toplumun afet şoku ve izolasyonunu üzerinden attığı ana dek geçen süreye bu ad verilir. hazırlıkların ve planların yapıldığı dönemdir. 4. Kızılay vb) olay ve şiddeti konusunda bilgilendirilir ve alarm durumuna geçmeleri sağlanır. Sürenin uzunluğu afetin türü. 1. ilgili uç birimleri haberdar eder. yer sarsıntısı) haber alındıktan sonra. Afet izleme ve değerlendirme sistemlerinin 3. 8. yani düşünsel ve fiziksel yapının oluşturulduğu / güçlendirildiği. Haber verme: Öncelikle afet yönetim birimleri (ilgili bakanlıklar. Her ne kadar hazırlıklı olunur ise olunsun afete neden olan olayın başlaması ile 386 . Sektörlerin alarma geçmesi: Haberi alan sektör yönetimleri derhal kriz masasını toplayarak. Daha sonra halka bilgi verilerek olayın etkilediği alanlar. Yasal düzenlemelerin yapılması. ordu.

kurumların. 3. triaj ve şok giderme: Afetten sonra dış yardımların en önemli ve ivedi işlevi kurtarma. Afetlerde. yer ve kaynaklarını. kendi görev yerine giderek kurumunun yürütmesi gereken işlerde yerini alır. öğrenerek acil gereksinimlerini karşılama hazırlıklarını yapar. ülkenin baş etme olanaklarına göre bu süre değişir. Dış Yardım Dönemi Olaydan dış kaynakların (idari birimlerin. Kendi kendini kurtarma 2. ilkyardım ve şok gidermedir. özellikle de kamu görevinde çalışanlar. afet öncesi duruma getirilmesine dek süren zamana bu ad verilir. 4. her anlamda. kendi kendini kurtarma ve şoktan çıkarak organize olmadır. Yakın çevre kurtarması 4. Aile içi yardımlaşma 3. beslenme. Geçici yerleşimin sağlanması: Afetzedelerin barınma. Afetin türüne. Afetten etkilenen bölge. sağlık hizmeti. merkezi afet yönetiminin ve uluslararası kuruluşların) haber almasından başlayarak olay yerine gönderilen dış yardımların bitimine dek olan süreye bu ad verilir. gıda. afetin şiddeti ve ülkenin sosyo-ekonomik koşullarına göre değişir. Bu dönemde sırası ile şu eylemler yapılır. örgütlü davranmayı engelleyen en önemli iki konudan biri plansızlık / hazırsızlık iken ikincisi de aceleciliktir.birlikte bir panik. 2. sosyal çevrenin. Kurtarma. giyinme. Organize olma ve organizasyondaki yerini alma: Aile ve komşularına karşı görevlerini tamamlayan bireyler. Yaşam idamesinden kasıt afetzedelere olabildiğince çabuk sıcak yemek. İzolasyon döneminde esas yapılması gereken iş. Dış yardımlar konusunda aceleci davranmamak gerekir. Olası büyük bir afetin etkilerinin detaylı analizi 387 . Ayrıntılı bilgi edinme: Yukarıda sıralanan iş ve işlemleri tamamlayan bireyler. nüfus ve meydana gelen yıkımın ile kırımın boyutlarının saptanması: Yardımların etkili ve eşgüdümlü olması iyi bir ön değerlendirmeye ve merkezi eşgüdüme bağlıdır. su gibi temel ihtiyaçlarının bir süre için karşılanması anlamına gelir. yetkili makamlarla iletişim kurmaya çalışır. su giysi gibi olanakların sağlanarak. Geçici yerleşimi kendi içinde kısa süreli ( yaşam idamesi / ilk üç ay içinde ) ve gerçek geçici yerleşim ( altı aydan iki yıla dek) olarak ikiye ayırmak olasıdır. su. Kurtarma ve ilkyardım çalışmaları olay anından hemen sonra başlayarak 6 –10 gün kadar sürer. Genellikle üç ay ile üç yıl süreceği varsayılır. 1. Bu kapsamda ve izolasyon döneminde yapılacaklar şöyle sıralanabilir: 1. Afete Yaklaşımda 1. Sürenin uzunluğu. 5. şiddetine ve bölgenin. çadırkent ve benzeri yerlere ve kamp şeklinde yerleştirilmeleridir. kaos ve şok yaşanacaktır. Rehabilitasyon Dönemi Geçici yerleşimin tamamlanmasından. olay hakkında ayrıntılı bilgi toplar. Genel olarak üç gün ile üç ay kadar sürer.

afete dönüşmesini önlemektir. toprak kayması. sağlık kuruluşlarının araç. Toplumdaki cevap kapasitesini arttırmak için iyi bir enformasyon/iletişim sisteminin kurulması. Komünikasyon. 4. Cevap mekanizmalarının işe yaralılığının kontrol edilebilmesi için oluşturulan sistemin test edilmesi olarak sıralanabilir. enformasyon ve erken uyarı sistemleri. sel gibi afetlerde önleme çalışmalarının büyük etkisi bulunmaktadır. Yörenin afet/afetler yönünden risk taşıyıp taşımadığı açısından 2. Finansal ve diğer kaynakların mobilize edilebilmesi için tedbirler alınması. Afet senaryolarının hazırlanması 3. Afet öncesi toplum ve bölgeye ilişkin coğrafi. 3. Cevap kapasitesini artırma 6. gereç. onaylanmış. Halk eğitimi programlarının geliştirilmesi. (b) Hazırlıklı Olma Afetin önlenmesi kadar. afete hazır olmak da önemli olup durum saptanması öncelik taşır. değerlendirilmesi. 7. (a) Önleme Doğal afetlerin pek çoğu önlenemezse de çığ. jeofizik araştırmalarla toprak kayması olabileceği saptanan yerlerde yerleşimin önlenmesi. Afetlerden korunmada en önemli husus her düzeyde bir afet korunma planının hazırlanmasıdır. 8. baraj. Etkileri hafifletme programları 5.2. ve periyodik olarak denenmiş bir plandır. 6. Ancak depremler önlenememektedir. Standart uygulama ve kurallar konulması. Medya ile koordinasyon/işbirliği. Amaç olası afetlerin. personel nicelik ve niteliği.uygulanmaya başlanmış. set. sağlık kuruluşlarının olağan ve acil durum kapasiteleri ile önceki afet 388 . Birincil Koruma Koruyucu hizmetlerin en önemlisidir. Afet anında uygun cevap ve koordinasyon sisteminin organizasyonu. 9. kurumların iyi çalışıyor ve işbirliği içinde olması. demografik ve yapıların niteliği. 5. iyi bir plan yapılması ve bunun uygulanması için otoritenin olması ve tüm bunlar için kaynak bulunması gerekir Afete Hazırlıkta Yapılması Gereken Önemli İşler 1. tıbbi ve diğer malzeme. Çığların önceden top atışıyla düşürülmesi. Halka yönelik bilgilendirme/eğitim programları 4. Normale dönme stratejilerinin uygulanması gerekir. ağaçlandırma gibi sel önleyici çalışmaların yapılması bu tür önlemlerdir. Afet Korunma Planı Afet Korunma Planı afetin riskinin azaltılması ve ortaya çıkması halinde kaybın en az olması için yapılması gereken tüm faaliyetlerin ana hatlarını içeren yazılı. AFETLERDE SAĞLIK KONU ve AMAÇLARI Afetlerden önce ve sonra halk sağlığı hizmetlerinin yeri ve önemi nedir? 1.

gerekli enerjinin sağlanması daha önemli olmaktadır. afet öncesi hazırlık ve eğitimin önemini bir kez daha vurgulamaktadır. ocak. süt.5 gr/kg/gün. Dışarıdan gelen yardımın afet bölgesine ulaşması ortalama 24 saati bulduğundan risk altındaki bölgelerde yerel halk afet anında neler yapacağı. kimden emir alacağı. Deneyimler afetten sağ kurtulanların %75’inin afetten 30 dakika sonra kurtarma ve enkaz kaldırma çalışmalarına başladığını göstermektedir. yaralanma nedenleri ve sayısı. kuraklık. tayfun. Beslenme bozuklukları daha çok afet sonrasında. boşaltma ve kurtarma işlemlerinde karşılaşılan güçlükler. Çünkü afet sırasındaki ölüm ve yaralanmaların büyük kısmı ilk birkaç saatte olmaktadır. En erken ve etkin yardımın bu biçimde yerel halk tarafından sağlanıyor olması. (5) Kişi başına ortalama günde 2000 Kcal sağlamak üzere diyet düzenlenmelidir. beslenmelerini sağlamasa bile morallerini düzeltmede önemli bir rol oynar. kendi yiyeceklerini kendilerinin hazırlamaları gerçekleştirilir. Yetişkinlere günde iki öğün. İkincil Koruma Afet sırasında ve afetten hemen sonra alınan önlemleri içerir. Aslında afet sırasında ve hemen sonrasında resmi örgütlerin ve yardım kuruluşlarının yapabileceği şeyler de sınırlı kalmaktadır. Kurtarma çalışmalarına katılanların ve çocukların beslenmesi sağlanır (2) İlk iki gün: Önce hazırlanıp depo edilmiş ya da afetten kurtarılmış daha çok kuru besin maddeleridir (3) İki-on gün arasında: Sahra mutfakları. enerji ve protein kaynağı olarak genellikle yeterli olsa da. su baskını gibi afetleri önceden saptayabilmek olasıdır. Sağlanacak gıda yardımında en büyük pay kolay saklanıp. erişkinler için 1 gr/kg/gün protein verilmesi gerekir. yağ. Çocuklar için 1. taşınabildikleri ve ülkemizin temel gıda maddesi olduğu için tahıllarındır. 0-5 yaş grubundaki çocuklar ile gebe ve emzikli annelerdir. mutfak malzemesi sağlanarak. Kalorinin %65 i karbonhidratlardan %20 si yağlardan. (4) On günden sonra: Afetzelere yakacak. Beslenme açısından risk altında olanlar. fırınlar ve gelen diğer gıda yardımı ile afetzelere yemek sağlanması. çocuk. geçici yerleşim sırasında ortaya çıkmaktadır 389 . 2. konularda önceden eğitilmelidir Afet sırasında ve hemen sonra yapılacak çalışmalar önem ve öncelik sırasıyla şunlardır: (a) Afete Uğrayan Bölge ve Etkilenen Nüfusun Belirlenmesi (b) Enkaz Kaldırma ve Kurtarma (c) Beslenme: Bu kişilere verilecek bir bardak çay. süt tozu ve peynir gibi diğer protein kaynakları ve özellikle A vitamini açısından desteklenmelidir. hamile ve emzikli kadınlara günde üç öğün yemek verilir. maddi yıkım) gözönüne alınır (c) Erken Tanı ve Uyarma Yer kayması. Beslenme stratejisini özetlemek gerekirse: (1) İlk birkaç saatte: Afetzelere sıcak içecek verilir.deneyimleri (ölüm nedenleri ve sayısı. dengeli beslenme çok fazla önem taşımamakta. Afet süresi kısa bir dönemi kapsadığından. stokların nerelerde bulunduğu vb. Tahıl. %15 i proteinlerden sağlanmalıdır. Birincil korunmada olduğu gibi bunun da çok azı sağlıkla ilgilidir.

(3) Çöpler ağzı kapalı bidonlarda saklanır. Hafif bir klor kokusu olmalıdır. gıda ve kişisel hijyen çok önemlidir. sineklere kapalı. cesetlerin gömülmesi. bu günlerden sonra başlamaktadır. hijyenik koşulları (suyu. 200 litrelik bir su deposu bulunur (e) Ulaşım ve Haberleşme (f) Güvenlik (g) Koruyucu Sağlık Hizmetleri – Çevre Sağlığı: Koruyucu hekimlik ve çevre sağlığı hizmetleri sağlık hizmetlerinin en önemlilerindendir: (1) Temiz ve yeterli su sağlanması önceliklidir. hastane. bir tuvalet. 5-6 çadır için bir çöp bidonu. konutu ve beslenmesi) bozulmuş ve koruyucu sağlık hizmetleri kesintiye uğramış bir toplum kalmaktadır. karıştırma sonrası 30 dakika bekletilir. yerleşim yerleri ve su kaynaklarından uzak. Hizmet bölümü (yemekhane. (2) Sodyum hipoklorit solüsyonu suya Tablo I’deki gibi eklenir. sivrisinek üreme yerleri ve çöplük gibi sakıncalı yerlere uzak yerlerde kurulmalıdır. Sağlık sektörünün esas ve ağırlıklı görevi ise. kayıt edilmesi. dini törenin yapılıp. hafif eğimli alanda. Her 1000 kişiye beş tuvalet hesaplanmalıdır. pire ve diğer vektörlerin kontrolü önemlidir. Çünkü. (d) Barınma Afetzedelerin beslenmesi kadar barındırılması ve ısıtılması da önemlidir. (4) Afetlerden sonra fare. acil hizmetler bittikten sonra geriye. ayrı bir organizasyonu gerektirir. besini. koku çıkmayacak ve kolayca temizlenecek biçimde yapılmalıdır. atık ve vektör kontrolü gibi çalışmalara da özen gösterilmelidir. Yollara ve su kaynaklarına yakın. Özellikle su. üzerinden çıkan değerli eşyanın yakınlarına verilmesi. 390 . Çadırlar sekizer metre arayla düzgün sıralar halinde kurulur. Su sağlığı (1) İzolasyon döneminden ya da şoktan çıktıktan hemen sonra. acil sağlık hizmetleri afetten sonraki birkaç gün için gereklidir. Çadırlarda ısınma ve aydınlatma için araç-gereç sağlanır. Yakılarak ya da gömülerek yok edilir. sinek. (6) Koruyucu hizmetlerin önemli bir bölümü aşılama hizmetleridir (h) Afete Bağlı İkincil Hastalıkların ve Ölümlerin Önlenmesi: Günümüze dek yaşanan afetler onu göstermiştir ki. Afet yerlerinde daha çok kuru tip hela çukurları kullanılmalıdır. Hazırlanan su. sık toplanır. bit. idare çadırları) ve vatandaşların kaldıkları çadırlar ayrı iki bölüm halinde kurulur Çadırlarda kalacak insan sayısı 3 m2/kişi kriterine uygun olarak saptanır. (2) Tuvaletler.(6) Önemli bir diğer konu da gıda hijyenidir. Ayrıca. drenajı kolay. (5) Enkaz altından çıkartılan cesetlerin tanımlanması. Eğer çamaşır suyu içindeki klor düzeyi bilinmiyorsa 10 damla/litre eklenmelidir. Olmazsa dozu yenileyip 50 dakika bekletmek gerekir. ilk ele alınması gereken çevre sağlığı hizmeti afetzedelere su sağlanmasıdır.

toplumun yeniden örgütlenmesini sağlama. Afetlerden Sonra Epidemi Riski Oluşturan Hastalıklar ve İlgili Çevre Faktörü 1. Su bulanıksa miktar 10 damla olmalı.Tablo I. Kızamık: Kalabalık faktörü. Sıtma: Vektörler. Suyun özelliğine göre katılacak Sodyum hipoklorit miktarı İstenen Klor Temiz Bulanık Suya Düzeyi Suya (Damla/Litre) 1 ppm 10 20 4-6 ppm 2 4 7-10 ppm 1 2 (3) İyot Bileşikleri: En uygun ve güvenilir iyot tabletidir. burs sağlama. Olağanüstü koşullarda yaşayan çocuklar arasında en öncelikle yapılması gereken aşı kızamık aşısıdır. (4) Potasyum Permanganat: Daha çok kuyu. geçici iskan sağlama ve eski bölgeye yerleştikten sonra başlatılan rehabilitasyon çalışmaları ilk akla gelen desteklerdendir. yerleştirilmesi bir yandan da yıkıntıların kaldırılıp yeni binalar kurulması en önemli rehabilitasyon hizmetidir. kötü barınma ve beslenme 3. Üçüncül Koruma Afetzedelerin önce yakınlarının yanına ya da geçici yerleşim bölgelerine taşınıp. kötü barınma koşulları 8. Toplumun afet sonrasında büyük bir psikolojik ve sosyoekonomik yıkıntı içinde olduğu unutulmamalıdır. Meningokal menenjit: Kalabalık faktörü 5. 391 . Solüsyon hazırlığı: Evde ecza dolabı ya da ilk yardım setinde bulunan iyot eriyiği (%2’lik) su dezenfektanı olarak kullanılabilir. kredi verme. kaynak. Solunum yolu enfeksiyonları: Kalabalık faktörü ve barınma hijyeni 4. Tüberküloz: Kalabalık faktörü ve beslenme 6. Uyuz: Kalabalık faktörü ve kötü hijyen 9. depolama tankları gibi fazla miktarda sular için kullanılır. Potasyum permanganat Vibrio cholerae dışında patojen organizmalara karşı etkinliği kuşkuludur. Bağırsak parazitleri: Su ve tuvalet hijyeni. yiyecek ve yakacak sağlama. dizanteri): Su ve gıda hijyeni ve kalabalık faktörü 2. Bu koşullarda toplu halde yaşayan çocuklar önceki aşılanma durumlarına bakılmaksızın kızamık aşısı ile derhal aşılanmalıdır. Oral fekal bulaşanlar (kolera. gazlı gangren: Kötü çevre ve yaralanmalar. Bu solüsyon 1m3 suyu 24 saatte dezenfekte edecektir. Çadırkentlerde yaşayan bebeklere 6. Anemi ve vitamin yetersizlikleri: Yetersiz beslenme 3. 1lt suya 40mg eklenerek kullanılır. Tetanos. Devletin ve gönüllü kuruluşların destekleri en çok bu dönemde gerekli olmaktadır. Damla iyot eriyiği 1lt temiz suyun dezenfeksiyonu için yeterli olacaktır. kalabalık faktörü 7. doğum hijyeni 10. (5) Bağışıklama: Temel aşılama her koşulda devam ettirilmelidir. en azından 30 dakika bekletilmelidir. iş bulma. Eğitim ve sağlık hizmetleri. aydan itibaren kızamık aşısı yapılmalıdır. tifo.

.Yurdakök K. Toole MJ. Afet ve Afetlerden Korunma: Afetlerde Sağlık Hizmetleri Yönetimi Kurs notları Sağlık Bakanlığı sağlık Proje Genel Koordinatörlüğü 24-28 Ekim 2000YALOVA 3.. Afetlere Hazırlık ve Afet Yönetimi: Afetlerde Sağlık Hizmetleri Yönetimi Kurs notları Sağlık Bakanlığı sağlık Proje Genel Koordinatörlüğü 24-28 Ekim 2000-YALOVA 2. Briggs SM. Chen LC Harvard University Press London 1999 392 . the Medical and public Health response Leaning J. In Humanitarian Crises. Akdur R.KAYNAKLAR 1. The role of the rapid assesment.

İzolasyon 5. Taşıyıcı aranması 6. Kaynak. Barınma hijyeni 4. bir bulaşıcı hastalığın. Bir başka önlemde konakçıya yönelik alınacak önlemlerdir. Kaynağa Yönelik Önlemler 1. düzenli olarak toplanması. belirli bir bölgede. Karantina 393 . analizi. Kaynağın bulunması (filyasyon) 2. hayvan. En iyi önlem hastalığa neden olan etkenin ortadan kaldırılmasıdır. Hastalık kontrolünde. Sağlık eğitimi 5. Hastalığın bildirilmesi 3. Sürveyans 7. Bağışıklama 2. bir hastalıkla ilgili verilerin. Salgın (epidemi). belirli bir süre içinde beklenenin üzerinde hızlı bir artış göstermesidir. Kemoprofilaksi 3. Zoonozlarda hayvanların yok edilmesi Bulaşma Yoluna Yönelik Önlemler 1. Bu önlem ise hastalığın bulaşma yolunun bilinmesi ile başarılabilir. duyarlı bir konakçıya geçebilmek üzere çoğaldığı insan. Hastalıkların kontrolü hastalığın doğal seyri ile yakından ilişkilidir. rapor edilmesidir (bildirim). bir hastalığın belirli bir bölgede sürekli olarak yüksek düzeyde görülmesidir. uluslararası ya da kıtalararası yayılım göstermesidir. Kişisel hijyen önlemleri 3. Hastaların tedavisi 4. Pandemi.12. infeksiyon etkeninin üzerinde yaşadığı. BULAŞICI HASTALIKLAR EPİDEMİYOLOJİSİ ve KORUNMA YOLLARI Sürveyans. yaşamını sürdürmek için bağımlı olduğu. Nüfus hareketlerinin kontrolü Sağlam Kişilere Yönelik Önlemler 1. yorumlanması. hastalığın seyrine göre önlemler alınır. Sağlık eğitimi 8. Endemi. bitki ya da toprak gibi cansız varlıkların tümüdür. Bulaşıcı hastalıklarla mücadelede temel olay enfeksiyon zincirini kırmaktır. bir bulaşıcı hastalığın görülme düzeyinin. Çevre koşullarının düzeltilmesi (a) Su hijyeni (b) Besin hijyeni (c) Atıkların uzaklaştırılması 2. ürediği.

ya da özel sağlık kuruluşları (özel hastaneler. Sağlık eğitimi 5. Grup A Hastalıklar yataklı tedavi kuruluşları (devlet hastaneleri. • Vakalar Form 016’ya (Bildirimi Zorunlu Hastalıklar Tespit Fişi) günlük olarak işlenir. Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar dört gruba ayrılmıştır. hekimler) tarafından saptanmış ise. • Form 014’e (Bildirimi Zorunlu Hastalıklar Fişi) işlenir ve hemen ilgili sağlık ocağına gönderilir. Birinci grup. “GRUP A” HASTALIKLAR Bu grupta (Tablo I) bulunan hastalıkların bildirimi. Form 017/A’lar AYLIK olarak İl Sağlık Müdürlüklerine gönderilir. SSK ve askeri hastaneler). • Sağlık ocakları Form 014 ile bildirilen hastalıkları Form 016’ya işleyip. Dördüncü grup. Grup A Hastalıklar sağlık ocaklarında saptanmış ise. 394 . ay sonunda Form 017/A’ya kaydeder ve AYLIK olarak İl Sağlık Müdürlüklerine bildirim yaparlar. Üçüncü grup. • İl Sağlık Müdürlüğü’nde sağlık ocaklarından gönderilen Form 017/A’ların icmali yapılarak Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğüne(TSHGM) AYLIK olarak gönderilir. • İlçe Grup Başkanlıkları ve İl Sağlık Müdürlükleri Form 014 ile bildirilen vakaları bağlı oldukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırır ve ilgili sağlık ocaklarına Form 014’leri gönderirler. bildirimi zorunlu olan bir bulaşıcı hastalığın. bildirimi zorunlu bir bulaşıcı hastalığın bir sistem içinde belirli bir zaman aralığında ilgili yerlere istatistiksel ve epidemiyolojik amaçlı bildirilmesini ifade etmektedir. “D Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”dır. Sağlık Bakanlığı eğitim hastaneleri. Ay sonunda Form 016’da bulunan hastalıklar Form 017/A’ya kaydedilir. “Bildirim”. herhangi bir bölgede görüldüğü hususunda ilgili birimlerin haberdar edilmesini. Türkiye genelinde hizmet veren bütün sağlık kuruluşlarından yapılır. üniversite. Sağlıklı beslenme BİLDİRİMİ ZORUNLU BULAŞICI HASTALIKLAR ve BİLDİRİM SİSTEMİ Sağlık Bakanlığınca “BULAŞICI HASTALIKLARIN İHBARI ve BİLDİRİM SİSTEMİ YÖNERGESİ” 2004 yılında yayımlanmıştır. “B Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”. • Vakanın tespit edildiği gün. Form 014 ile İlçe Grup Başkanlıkları veya İl Sağlık Müdürlüğüne bildirim yapılır. Yönergede ihbar ve bildirim ifadeleri açıklanmıştır. Vaka başka bir sağlık ocağı bölgesi kayıtlarında ise. İkinci grup. “İhbar”.4. “A Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”. “C Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”.

Grup A bildirimi zorunlu hastalıklar listesi • • • • • • • • • • • • AIDS Akut kanlı ishal Boğmaca Bruselloz Difteri Gonore HIV enfeksiyonu Kabakulak Kızamık Kızamıkçık Kolera Kuduz ve kuduz riskli temas • • • • • • • • • • • Meningokoksik menenjit Neonatal tetanoz Poliomiyelit Sifiliz Sıtma Şarbon Şark çıbanı Tetanoz Tifo Tüberküloz Akut viral hepatitler “GRUP B” HASTALIKLAR Bu grupta (Tablo II) bulunan hastalıklar. İl Sağlık Müdürlükleri ve TSHGM Bulaşıcı Hastalıklar Daire Başkanlığı hastalıkla ilgili araştırmayı birlikte yaparlar. 0(312) 435-2979. 1. 0(312) 4356937]. Tablo II. Buna göre. 3. ülkemizdeki hangi sağlık kuruluşu tarafından tespit edilmiş olursa olsun. İlçe Grup Başkanlıkları kendilerine gelen “Form 014”leri İl Sağlık Müdürlüğüne gönderir.. bu dökümanın Grup C hastalıklar için hazırlanmış “Standart Tanı Kriterleri” kısmında. 2. “Sürveyans Tipi” bölümünde belirtilen sağlık kurum ve kuruluşlarından yapılır. Grup B’de yer alan hastalıklar aynı zamanda DSÖ’nün Uluslararası Sağlık Düzenlemeleri (1969-International Health Regulations) çerçevesinde uluslararası bildirimi zorunlu olan hastalıklardır. İl Sağlık Müdürlüklerinde Form 014’lerin bağlı bulundukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırımı yapılır. bütün sağlık kuruluşlarınca tespit edildiği anda ihbarı zorunlu olan hastalıklardır. Ayrıca İl Sağlık Müdürlüğüne de hemen telefonla bildirilir. Grup B bildirimi zorunlu hastalıklar listesi • • • • Çiçek Sarı Humma Epidemik Tifüs Veba “GRUP C” HASTALIKLAR Bu grupta (Tablo III) bulunan hastalıkların bildirimleri. Hastalık ile ilgili filyasyon.Tablo I. vaka 395 . Bildirimler Sağlık Bakanlığı TSHGM Bulaşıcı Hastalıklar Daire Başkanlığına telefon açılarak yapılacaktır [0(312) 435-3215. her sağlık kuruluşundan yapılmaz! Bildirimler. salgın araştırma. Grup C hastalık bildirimleri tanımlanan sağlık kuruluşlarından İlçe sınırlarında hizmet verenler İlçe Grup Başkanlıklarına veya İl merkez sınırları içinde hizmet verenler İl Sağlık Müdürlüğüne “Form 014” ile GÜNLÜK olarak yapılır.

tanımlanan laboratuvarlardan Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerini bağlı bulundukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırımı yapılır. Grup D enfeksiyon etkenlerinin bildiriminden sorumludurlar. Bölge ve Merkez Hıfzıssıhha Laboratuvarları. “Sürveyans Tipi” bölümünde belirtilmiş olan laboratuvarlardan yapılır. Üniversite. 1. Grup D içinde yer alan enfeksiyon etkenlerinin herhangi biri için standart kriterler uyarınca pozitif bir bulgu elde ettiğinde. 3.araştırması çalışmalarının başlatılması ve/veya sağlık ocağının bilgilendirilmesi için ilgili sağlık ocağına gönderilir İl Sağlık Müdürlükleri tarif edilen sağlık kuruluşlarından ve İlçe Grup Başkanlıklarından gelen Form 014’lerin AYLIK olarak icmallerini yaparak. salgın araştırma. Tablo III. Söz konusu enfeksiyon etkenlerinin bildirimleri de her sağlık kuruluşundan değil. vaka araştırması çalışmalarının başlatılması ve/veya sağlık ocağının bilgilendirilmesi için ilgili sağlık ocağına gönderilir 396 . Grup C bildirimi zorunlu hastalıklar listesi • Akut Hemorajik Ateş • Creutzfeldt-Jakob Hastalığı • Ekinokokkoz • H. İl Sağlık Müdürlüklerinde Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerini bağlı bulundukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırımı yapılır. Hastalık ile ilgili filyasyon. “Form 017/C”yi doldurur ve Sağlık Bakanlığı TSHGM gönderirler. SSK ve Askeri Hastanelerin laboratuvarları ile diğer kamuya ait hastanelerin laboratuvarları. İl Halk Sağlığı Laboratuvarları. İlçe Grup Başkanlıkları. Devlet Hastaneleri. Form 017/D ve Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerini İlçe Grup Başkanlıkları veya İl Sağlık Müdürlüğüne gönderir. Hastalık ile ilgili filyasyon. bu dökümanın Grup D için hazırlanmış “Standart Tanı Kriterleri” kısmında. Bildirim sorumlusu HAFTALIK olarak Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerinin icmalini yaparak Form 017/D’yi doldurur. Tanımlanan laboratuvarlar. vaka araştırması çalışmalarının başlatılması ve/veya sağlık ocağının bilgilendirilmesi için ilgili sağlık ocağına gönderilir Tanımlanan laboratuvarlardan gelen Form 017/D’lerin icmalini yapar AYLIK olarak İl Sağlık Müdürlüğüne gönderir. salgın araştırma. Buna göre.influenza Tip b (Hib) Enfeksiyonu • İnfluenza • Kala-Azar • Konjenital Rubella • Lejyoner Hastalığı • Lepra • Leptospiroz • Subakut Sklerozan Panensefalit (SSPE) • Şistozomiyaz • Trahom • Toksoplazmoz • Tularemi “GRUP D” ENFEKSİYON ETKENLERİ: Bu grupta (Tablo IV) diğerlerinden farklı olarak bildirimi zorunlu olan hastalık değil enfeksiyon etkenidir. 2. GÜNLÜK olarak Kurumunun bildirim sorumlusuna “Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişi” ile bildirir.

2005. temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü. Tablo IV. • Shigella sp. • Listeria monocytogenes KAYNAK Bulaşıcı Hastalıkların İhbarı ve Bildirimi Sistemi Standart Tanı.C. Grup D bildirimi zorunlu enfeksiyon etkenleri ve hastalıklar listesi • Campylobacter jejuni • Chlamydia trachomatis • Cryptosporidium sp. Ankara.coli • Giardia intestinalis • Salmonella sp. Sağlık Bakanlığı. 397 . T. Sürveyans ve Laboratuvar Rehberi. • Entamoeba histolytica • Enterohemorajik E.İl Sağlık Müdürlükleri tarif edilen sağlık kuruluşlarından ve İlçe Grup Başkanlıklarından gelen Form 017/D’lerin icmallerini yapar. AYLIK olarak İle ait Form 017 D’yi doldurur ve Sağlık Bakanlığı TSHGM gönderirler.

) b. Üçüncü basamak tedavi hizmeti (Üst düzeyde uzmanlaşmış ve ileri teknoloji kullanılan merkezler: Üniversite hastaneleri. (6) Erken tanı ve tedavi. b. (5) Vektörlerle mücadele. Siz iyi bir öğretmensiniz. (4) Konut sağlığı. Çevreye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri (Sağlık dışı sektör ve meslek grupları tarafından yürütülür. Tıbbi rehabilitasyon (Sağlık personeli tarafından verilir. (3) Besin hijyeni. Onları sevin. 3): 1. Rehabilite edici sağlık hizmetleri: a. 2. danışmanlık. İkinci basamak tedavi hizmeti (Yataklı tedavi kurumlarında tedavi). özel dal hastaneleri). Sosyal rehabilitasyon (Sosyal hizmet kurumları ve personeli tarafından verilir. SAĞLIK EĞİTİMİ İnsanlara gidin. (2) Katı ve sıvı atıkların zararsız hale getirilmesi. 2. (7) Beslenmenin iyileştirilmesi. Eski bir Çin şiiri. Görevinizi tamamladığınızda.) 398 . (5) Kemoproflaksi (İlaçla koruma). b. Onlardan öğrenin. eğitim. (2) Sağlık eğitimi. Aralarında yaşayın. Tedavi edici sağlık hizmetleri (Sağlık personeli tarafından yürütülür) a. Sağlık sektörünün görevi. Onların bildikleriyle başlayın işlerinize. Eğer insanlar “Biz onu kendimiz yaptık” diyorlarsa. Kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri (Sağlık personeli tarafından yürütülür) (1) Kişisel hijyen.13. Koruyucu sağlık hizmetleri a. denetim ve yol göstermedir) (1) Yeteri kadar ve temiz içme suyunun sağlanması. (3) Bağışıklama. 3. İşinizi bitirip. Ve sahip oldukları üstüne kurun çalışmalarınızı. SAĞLIK HİZMETLERİNDE SAĞLIK EĞİTİMİNİN YERİ ve ÖNEMİ Sağlık hizmetleri aşağıdaki başlıklar altında incelenmektedir (1. Birinci basamak tedavi hizmeti (İlk başvuru ve ayakta tedavi). (4) Aile planlaması. c.

TSK ve Sağlık Eğitimi TSK’ndeki sağlık hizmetlerinin nasıl yürütüleceği TSK İç Hizmet Kanunu ile belirlenmiştir. kişilerin belirlenmiş olan bilgileri bilmeleridir (2) Eğitim: Bireylere yeni bilgilerin öğretilmesi. sağlık haklarını savunabilir duruma getirmek için uygulanacak sağlık eğitimidir. sağlık sorunlarını çözebilir. Konuya başka bir açıdan bakacak olursak. Sağlığın korunması. bireylere sağlıkla ilgili olumlu tutum ve davranışların kazandırılması ile mümkündür. belirli bir plan ve program çerçevesinde yürütülen çabalar ise eğitim olarak tanımlanır (2). eğitimci ile hedef kitle arasında kurulan iletişimin başarısına bağlıdır. bunun yanında bazı becerilerin kazandırılması ve bunların benimsetilmesi için. birey ve toplumu hastalıklardan koruma ve yaşam kalitesini yükseltme konusunda yardımcı olan uygulamalardır. Silahlı Kuvvetlerin ülke sağlık düzeyine sağlayabileceği en önemli katkılardan birisi olarak düşünülebilir. TANIMLAR Öğretim.” “Bu hizmetin yürütülmesinden ve görülmesinden kıta kumandanları veya kurum amirleri ile bunların tabipleri sorumludur. kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri içinde yer almaktadır. sağlıklarını koruyabilir. toplumun her kesiminden gelen gençlerin toplandıkları önemli bir eğitim yeridir. (Halkın Sağlık Eğitimi Yönetmeliği. 15. Sağlık eğitimi. olumlu bir çevre yaratmalarını ve tedavi imkanlarından yararlanmalarını sağlayacak davranışlar kazandırmaktır. bu sağlık eğitimi olarak adlandırılır. sağlıklı yaşam sürmeleri için kişilere sağlıklarını korumalarını ve geliştirmelerini. madde) 399 . Askerlere sağlık eğitimi verilmesi. Eğer eğitimde.Sağlık eğitimi. Sağlık hizmeti sunan her branştaki sağlık personeli. “Silahlı Kuvvetler sağlık işlerinde. Bu ise sağlık eğitimi ile sağlanabilir.” hükmü yer almaktadır. kişilere belirlenmiş olan bazı konuların anlatılması ve bunları bilmelerinin sağlanmasıdır. Sağlık eğitiminin başarısı. askerlerin sağlığının takibini ve korunmasını istemektedir ve bunu komutanların ve tabiplerin sorumluluğuna vermiştir. sağlıklı bir yaşam sürmeleri için. kişilerin davranışlarında istenen davranışlar meydana getirilmesidir. Yani öğretimde amaç. benimsetilmesi ve davranışlarına yansıması. Halk Eğitimi. askerlerin fizik ve moral durumlarını takip ve koruyucu tababetin tatbiki esastır. Sağlık eğitimi. sağlık hizmetlerine katılabilir. aynı zamanda bir sağlık eğitimcisi olduğunu unutmamalıdır (1). okul içinde ve dışında. belirlenmiş olan bilgilerin kişilere benimsetilmesi. sağlam veya hasta kişiler ile doğrudan ilişki içinde olan her sağlık görevlisinin sorumluluğudur. Silahlı Kuvvetler. Eğitimde amaç. sunulan sağlık hizmetlerinden etkin ve doğru olarak yararlanma bilincinin kazandırılması hedefleniyorsa. kişilere gerekli önlemlerin öğretilmesi. İç Hizmet Kanunu. toplumu oluşturan kişilerin. bilginin uygulanmasının sağlanması. Başka bir deyişle Sağlık eğitiminde amaç. sağlık bilincini. yurdun her bölgesinden. davranışını geliştirerek. TSK İç Hizmet Kanunu “Sağlık İşleri” bölümünün ilk maddesi olan 57 nci maddede.

koşullarına göre işlenecek konular ve verilecek bilgiler seçilip. Değerlendirme aşamasıdır. belirlenmiş olan konunun hedef gruba nasıl anlatılacağı konusunda bir plan yapılır. bu günlere özel konular seçilebilir. Sağlıklı beslenme. c. başlangıçta belirlenmiş olan hedeflere ulaşabilmek için. bilinçli ilaç kullanımı. Çevrenin temizliği. 6. e. iş. Özel gün ve haftalara göre sağlık eğitimi: a. bu işle görevlendirilmiş organlar tarafından. Aile planlaması. ayrıntılandırılır ve bir program haline getirilir. Kazalar (trafik. imkanlar dahilinde en ilgi çekici şekilde planlanmalıdır. c. 3. Programda öngörülenler uygulamaya konulur. konular seçilebilir. 400 . Yiyecek ve içeceklerle bulaşan hastalıklar. Hazırlanmış olan plan. f. Sağlık eğitimi konuları nasıl seçilebilir? (2) 1. d. İlaç tasarrufu. Yetişkinlerin ihtiyaç duyabileceği düşünülen konular: a. Dünya çevre günü ve çevre haftası. Kanser haftası. Temasla bulaşan hastalıklar. konular seçilebilir. Verem haftası. b. Sakatlar günü. Her bölgenin. vb. 2. topluluğun gereksinimlerine. kişilere öncelikle sağlığın değerinin. b. daha önce saptanan araçlar kullanılarak. b. ev kazaları). Ülke veya bölge düzeyinde en önemli sağlık sorunları: a. 2. Kişisel hijyen konuları. Sağlık Eğitimi Planlamasında Basamaklar (2) Sağlık eğitimi planlaması 6 basamakta gerçekleşir: 1. 4. Kızılay haftası gibi özel gün ve haftalarda. Belirlenmiş olan amaçlara ulaşabilmek için. eğitimin verileceği hedef gruplar tespit edilir. f. e. en kıymetli servetin sağlık olduğunun. belli bir zaman diliminde yürütülen faaliyetlerin tümü sağlık eğitimi planlaması olarak tanımlanır. İlkyardım eğitimi.SAĞLIK EĞİTİMİNİN PLANLANMASI Belli bir bölgedeki bireylere. d. 5. Kan yoluyla bulaşan hastalıklar. Solunum yoluyla bulaşan hastalıklar. e. c. SAĞLIK EĞİTİMİ KONULARININ BELİRLENMESİ Sağlık eğitiminde yapılacak ilk iş. onu tehlikelerden korumanın en önemli hak ve aynı zamanda bir görev olduğunun öğretilmesi ve benimsetilmesidir. Belirlenmiş olan eğitim ihtiyaçlarıyla ilgili olarak amaçlar belirlenir. Toplumdaki sağlık sorunları ve eğitim ihtiyaçları belirlenir. sağlıkla ilgili bazı davranışları kazandırmak amacıyla. 3. bulaşma ve korunma yolları. sağlık eğitimi planlaması ve uygulamasının her aşamasında yapılır. Sağlığa zarar veren alışkanlıklar vb. d. Değerlendirme.

401 . Öğretmek. beceriler kazandırılmaya çalışılır. en düzenli. Bu özelliklere eğitimde “teknik” denir. Tekrarlamak ve alıştırmak. 2. sonra yaptırır. 1. bir amaca varmak için bir işin nasıl yapılması gerektiği hakkında denenmiş. 4. 4.SAĞLIK EĞİTİMİ YÖNTEMLERİ “Yöntem”’in sözlük anlamı. kavram ve gerçekleri incelemede tutulan sistemli yol demektir. kişisel düşüncelerini ve özelliklerini de buna katarak eğitimi yürütür. Gösterme ve yaptırma (yetiştiricilik) yöntemi: Herhangi bir konuda bir becerinin öğrenilmesi amacıyla kullanılan bir eğitim tekniğidir. bunun yanında kendi tecrübelerini. doğruluğu genel olarak kabul edilmiş. Ülkemizde yaygın olarak kullanılan “usta-çırak” ilişkisine dayalı eğitimlere karşılık gelmektedir. Görüşme yöntemi: Kişilerin sağlık konularında neler düşündüklerini. Toplum eğitimi yöntemleri. Birey Eğitimi Yöntemleri: Birey eğitimi. belli durumlar için belli kurallar verir (2). Başlıca birey eğitimi yöntemleri şunlardır: a. c. şu amaçlara yönelik olmalıdır: 1. sağlıkla ilgili sloganlar ve kompozisyonlar yazdırılabilir. izlenen “yöntem”e bir parça özellik katmak demektir. b. 3. en güvenilir ve en kısa yolu tanıtır. Kişilerin faaliyetlere etkin bir şekilde katılmalarını sağlayıcı olmasına. Yöntem. Eğitimci. eğitim çalışmaları sırasında genel olarak bu kuralları göz önünde bulundurur. Öncelikle eğitim hedeflerini gerçekleştirmeye yardımcı olacak yöntemlerin seçilmesine özen gösterilmelidir. Sağlık eğitimi yöntemleri. Bu sırada. belirlenen yöntemlerin öğretme etkinliklerini monotonluktan kurtaracak nitelikte olmasına. Grup eğitimi yöntemleri. Eğitim yöntemlerinin seçiminde göz önünde bulundurulması gereken ilkeler şunlardır (2): 1. neler hissettiklerini ve neler yaptıklarını öğrenmek amacıyla uygulanır. Birey eğitimi yöntemleri. Bunun dışında. 2. Her zaman uygulanamaz. Okutma ve yazdırma yöntemi: Eğitilecek kişilere sağlıkla ilgili eserler okutulabilir. 2. d. Eğitim yöntemleri 3 ana başlık altında incelenmektedir: 1. 3. verilmek istenen mesajlar verilir. İkna etmek. Eğitici önce kendisi yapar. Ziyaret yöntemi: Eğitim konusuyla ilgili yerler ziyaret edilebilir. etkinliği yüksek fakat pahalı ve dolayısıyla verimliliği düşük bir yöntemdir. Bu durum. Yapmak ve yaptırmak. Eğitimci ve eğitilenleri yormamasına dikkat edilmelidir. 3.

atölye çalışması örnek olarak verilebilir. ancak daha pratik bir yöntemdir. örnek aldıkları kişilerin davranışlarını taklit etme meylindedirler. Başlıca grup eğitimi yöntemleri şunlardır: a. radyo. onların verdikleri cevaplara ve sorularına göre sunum sırasında konuyla ilişkili noktalar anlatabilir. Hikaye anlatma yöntemi: Grup üyelerinin. en uygun grup sayısı olarak kabul edilir. Gösterme ve yaptırma (yetiştiricilik) yöntemi: Birey eğitimi yöntemleri arasında anlatılmıştır. Anlatma yöntemi: Eğitimcinin. 2.e. g. toplum eğitimi yöntemleri kullanılır. 20-25 kişi. (Örnek: Panel (Açık oturum). eğitim konusuna uyumlarını ve ilgilerini sağlamak amacıyla uygulanır. amaç ve hedeflerine uygun olacak şekilde belirtilen yöntemlerden. kamuoyu yaratmada ve ulusal kampanyaların yürütülmesinde yararlı ve etkilidir. herhangi bir konuyu bir sıra ve düzene göre karşısındaki kimselere baştan sona kadar anlatmasıdır. etkilenmeleri sağlanabilir. Rol yapma (oyunlaştırma) yöntemi: Katılımcı. Hangi eğitim yöntemini seçelim? Eğitimci. Tartışma yöntemi: Herhangi bir konunun. e. konu ve sorular anlatılır. Beyin fırtınası yöntemi: Düşünmeyi ve yaratıcılığı uyaran. Vaka çalışması: Gerçek veya gerçek olabilecek bir olay seçilir. sempozyum. genellikle küçük gruplarla yürütülen bir eğitim tekniğidir. Bunlar daha çok bilgilendirme sağlar. 3. i. asıl anlatılmak istenen konunun sunumundan önce veya sunum sırasında konuyla ilişkili noktalarda anlatılabilir. dinleyerek ve konuya katılarak işlenmesidir. bu olay ve bu konu ile ilişkili sorular belirlenir. Onlara iyi birer örnek olmak suretiyle. h. aynı soruna farklı bakış açılarıyla çözüm getirilmeye çalışılır. kendisini bir başka kişinin yerine koyarak. Ancak bu yöntemin etkili olabilmesi için. Taklit yöntemi: Bireyler. Grup eğitimi yöntemleri: Etkinliği daha az. duygu ve düşüncelerini söz ve davranışlarla ifade eder veya verilen rolü canlandırır. 402 . Gözlem yöntemi: Herhangi bir olayın meydana gelişini bir plan çerçevesinde evre evre gözlemek ve incelemektir. broşürler. Kişiler etkinliğe daha fazla katılacaklarından daha çok kabul görür. Hikaye. televizyon. grup üyeleri tarafından karşılıklı konuşarak. dergi. Bunun için gazete. (Örnek: Sınıf dersi veya konferans) b.) c. toplumun eğitim düzeyi önemlidir. Eğitimde amaç. Toplum eğitimi yöntemi: Eğitimin tüm toplumu kapsaması amaçlandığında. d. kitle iletişim araçlarından yararlanılır. kitaplar. vb. grup üyelerine soru sorar. Soru-cevap yöntemi: Eğitimci. daha etkin bir şekilde uygulayabileceği ve daha iyi sonuçlar alabileceği birisini veya birkaçını belirleyerek eğitim sırasında uygulayabilir. f.

mesajlarını aktarmasında eğitimciye yardımcı olan araç-gereçlerdir (4). konferans gibi yöntemler. Eğitim aracı kullanmak gerekli mi değil mi? 2. grafik. c. Bülten tahtası: Eğitsel amaçla hazırlanmış fotoğraf. bir veya bir kaçı seçilebilir. her yerde ve her zaman kullanılabilecek bir eğitim aracı bulunamaz. d. Slayt ve slayt projektör. vaka çalışması. Eğitim aracının kullanılması ile ilgili ilkeler: 1. barko cihazı. EĞİTİM MATERYALLERİ) Konuların işlenmesi sırasında. Amaca ve mevcut koşullara en uygun araç nedir? 3. öğrenme veya konuya ilgi çekme yönünden halkı etkilemektir. b. 2. işlenen konu ve mevcut imkanlara göre. c. grup çalışmalarında elden ele dolaştırılarak herkesin incelemesi suretiyle verilmek istenen mesaj vurgulanabilir.1. SAĞLIK EĞİTİMİNDE KULLANILABİLECEK ARAÇ ve GEREÇLER (GÖRSEL-İŞİTSEL ARAÇLAR. 3. Etkinlikleri sınırlıdır. beyin fırtınası gibi yöntemler. plak. Tepegöz projektör ve saydamları. Görsel-işitsel araçlar: a. bant. amaca uygun olarak alınmış kopyaları. daha çok tartışma. Katılımcıların belli bir konuda bilgi kazanması ise. yetiştiricilik. gruptaki kişi sayısı. Sergi: Amaç. CD. oyunlaştırma. 403 . Bilgisayar. Araçların nasıl kullanıldığı biliniyor mu? Eğitim araçlarının sınıflandırılması (4): 1. toplum eğitimi yöntemlerinden birisi veya birkaçı tercih edilir. Eğitim ortamı. d. dergi yazıları. broşür. Görsel araçlar: a. görsel-işitsel araçlarla desteklenmiş bir sınıf dersi. Belli bir konuda toplumu bilgilendirmek ise. ele alınan konuya veya gösterilmek istenen materyale geniş halk kitlesinin ilgisini çekmek. Her koşul için uygun bir eğitim aracı yani her derde deva. vaka çalışması. Katılımcılarda bir konuda davranış değişikliği sağlamak ise. oyunlaştırma. e. 3. 2. Kitap. Gazete. f. b. Yazı tahtası. Afişler: Herhangi bir fikri anlatmak veya uygulanan belli bir program veya yürütülen bir kampanya için halkın dikkatini çekmek için kullanılabilir. yetiştiricilik gibi yöntemler. yazı gibi materyaller asılabilir. tartışma. Resimler: Belirli amaçlarla çekilmiş olan bazı resimler. İşitsel araçlar: Radyo. 4. Katılımcılarda sorun çözme becerisini geliştirmek ise.

3. Beklentilerin saptanması 5. beceride ustalaşmayı hedeflemek Katılımcıların başarısız olduğu durumlarda kendi yöntemlerini gözden geçirmek Öğrenim İçin Uygun Atmosfer Oluşturma (Avantajları) 1. g. Zaman zaman yapılan değerlendirmelerde katılımcılar başarı ve başarısızlıklarını anlamalıdır. 2. Amaç ve hedeflerin gözden geçirilmesi 3. 6. Katılımcılar öğrenme ihtiyaçlarının farkına vardıklarında öğrenme/eğitim daha etkilidir. 3. 4. Güven verir. Öğrenmeyi destekler/kolaylaştırır. En uygun araç hangisi? 3. Araçların kullanılışı biliniyor mu? EĞİTİMİN PRENSİPLERİ 1. 6. f. 7. Döner levha (Büyük blok not). Öğrenim/ eğitimin etkili olabilmesi için geri bildirim verilmelidir. 5. 3. EĞİTİCİLERİN SORUMLULUKLARI 1. Sözel/sözsüz iletişim 404 . VCD. 4. Aktivitelerin açıklanması 4. Eğitim aracı gerekli mi? (Şov olmasın) 2. 5. Katılımcıların deneyimleri ve geçmişteki bilgileri üzerine inşa edilen öğrenme/eğitim daha etkilidir. 2. Beceride mükemmelleşme/ustalaşmada tekrar gereklidir. İnsanların hangi ortamda / nasıl öğrendiğini esas alır. Olumlu bir eğitim ortamı yaratmak Kendisi iyi bir model oluşturarak eğitilenleri etkilemek Katılımcı eğitim metotlarını kullanmak Sorumluluğu katılımcılarla paylaşmak Yüksek puan vermeyi değil. Video. DVD. 5. Televizyon. Kontrol altında yaptırılan uygulamalar beceri kazanmada faydalıdır. Tanışma 2. Eğitimin başarılı olmasının sorumluluğunu eğitmen/katılımcılara paylaştırır. Soruların yanıtlanması 6. 8. 2. Katılımcılar öğrenmeye hazır olduklarında öğrenme/eğitim daha etkilidir. Çeşitli metot ve tekniklerin kullanılması öğrenimi kolaylaştırır. Katılımcıları soru sormaya teşvik eder. Öğrenim İçin Uygun Atmosfer Oluşturma (Nasıl) 1. 4.e. Eğitim Araçlarının Kullanılması İle İlgili İlkeler: 1. Isınma egzersizleri 7.

Eğitimde aktif katılımda bulunmak isterler 4. Oda içinde dolaşma 5. Eğitimin kendi konularıyla bağlantılı olmasını isterler 2. 9. vurgusu ve yüksekliği iyi ayarlanmalı 2. Göz teması 3. Eğitim konularıyla ilgiliyse motive olurlar 3. drama vb. ilk mesaj) 2. tek-yönlü ders (konferans) Yazılı (okuma) Görsel ve sözel (görsel araçların kullanıldığı sınıf dersi) Katılımcı yöntemlerle eğitim (rol oynama. Olumlu geribildirim isterler 6. Mizah kullanma 9. Sunum şekli ve temposu iyi ayarlanmalı 7. Eğitimde çeşitlilik arzularlar 5.coşkulu sunulması Sözel İletişim 1. Katılımcıların verdikleri örnekler kullanılmalı 5. Belli sözcük ve ifadelerden kaçınmalı 6. olgu tartışması. Eğitim sırasında özgün bir birey olarak görülmek isterler 8. Katılımcılara isimleriyle hitap edilmeli 4.) Anımsama (%) 3 saat 3 gün sonra sonra 25 10-20 72 10 80 65 90 70 405 . Sesin tonu. Olumlu yüz ifadeleri 4. Kişisel kaygıları vardır/ güvenli ortam isterler 7. Sosyal aktiviteler ÖĞRENİM İÇİN UYGUN ATMOSFER OLUŞTURMA Sözsüz İletişim 1. Aktivitelerde istenenler açık olarak anlatılmalı Yetişkinler 1. Her bölüme güçlü bir girişle başlanmalı 3. Eğitim sırasında özgüvenlerini korumaları gerekir. İlk izlenim (karşılama.8. Soru yanıtlanırken katılımcıya dönme 6. Konular arası geçiş mantıklı olmalı 8. Eğitim sırasında kişisel ihtiyaçlarının göz önüne alınması gerekir Sunum Türlerine Göre Anımsama Düzeyi Sunum Türü Sözel. Konunun hevesli. Aynı hareketleri yapmaktan kaçınma 7.

Uygulama olanağı olmayan bir konuda eğitim. Eğitim sürekli olmalıdır. aynı yöntemle. Her birey aynı konuyu. önceki deneyimleri dikkate alınarak geliştirilmelidir. toplumun sağlığını bozanların. 2. önderlerin uygulamasını gözler ve değerlendirir. beceri düzeyindeki davranışların kazandırılmasında ve alışkanlık haline getirilmelerinde önemi büyüktür. Eğitimde öncelikli grupların belirlenmesi. diğer grupların eğitim programlarıyla bir bütünlük arz etmelidir. Örneğin. 5. Toplumun büyük çoğunluğu. Eğitim. yetişkinleri ilgilendirmez ve beklenen sonucu vermez. bireysel farklılıklar dikkate alınmalıdır. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu. Öğretilenler uygulanabilir olmalı ve eğitim sırasında uygulama yaptırılmalıdır. zamanla uygulamaya katılırlar. bilinenden bilinmeyene. Toplumun mevcut sağlık sorunları. somuttan soyuta doğru belli bir sırayla anlatılmalıdır. Bundan dolayı. Sağlık eğitimi. eğitime katılanların ihtiyaçlarına. Eğitim sonucunda ulaşılan sonuçlar ölçülebilir ve gözlenebilir değerlendirme yöntemleriyle kontrol edilebilmelidir. halka sağlık hizmeti veren tüm sağlık personelinin en önemli görevi olarak ele alınmalıdır. uygulama yaptırmanın. erlerle subay ve astsubayların eğitimi.Bireyler yeni şeyleri. Sağlık eğitimi bir bütün olarak ele alınmalı ve ilgili herkesi kapsamalıdır. Eğitim sırasında başarılı görülenler. sektörlerarası işbirliği sağlanmalıdır. ihtiyaçları ve eğitim gereksinimleri belirlenmelidir. 8. becerileri. Öncelikli gruplar yani eğitime en çok ihtiyacı olanlar belirlenmelidir. gerektiği zaman cezalandırma yöntemi kullanılabilmelidir. 13. Kişilerin davranışları ve alışkanlıkları kısa sürede değiştirilemez. 12. daha çok eğitimi planlayan ve yapan kişinin sorunudur. çevreyi kirletenlerin ve aşıdan kaçanların cezalandırılmasını öngörmüştür. eskileri ile ilişki kurarak öğrenirler. kişilerin bilgileri. Yetişkine bilgi aktarmak onun davranışını değiştirmek. 4. Bir grup için planlanan eğitim. 7. Kültürden kaynaklanan yanlış davranışların değiştirilmesi çok zaman alır. 10. Kişilerin konuyla ilgilenmeleri sağlanmalıdır. sorunlarına cevap getirmelidir. Eğitim programlarının içeriği. Ayrıca. Olumlu kanıya varanlar. Sağlık eğitiminde tüm sağlık personeli görev almalı. birbirini karşılıklı olarak destekleyen olgulardır. 3. Halka olumlu davranış kazandırmada bu yetkiden 406 . bunların eğitime daha kolay erişmelerinin sağlanması öncelik taşımalıdır. Konular. ilgilerine. 9.SAĞLIK EĞİTİMİNDE TEMEL İLKELER (5) 1. kişilere her ne öğretilecekse. etkinliği artırması açısından eğitim hizmetle birlikte sunulmalıdır. 14. değişik şekillerde ödüllendirilmeli. 11. 6. Sağlık eğitiminde ilk aşamada toplum önderleri hedef alınmalı. Öğrenme hızları açısından. eşit sürede aynı ölçüde öğrenemez. önce bildiği şeylerden başlanmalıdır. Amaç açık bir şekilde belirtilmelidir.

yararlanma düşünülebilir. Hacettepe Üniversitesi Yayınları. Göçgeldi E. Ankara. Ceylan S. Ankara. Dirican R. Sağlık Eğitiminde Kullanılan Materyaller ve Etkin Kullanımı. Açıkel CH. Tekbaş ÖF. Sağlık Meslek Liseleri İçin Sağlık Eğitimi. Sağlık Eğitimi ve Sağlığı Geliştirme. Editörler: Güler Ç. Özden. Sayı:48. 1990: 172-188. Oğur R. 4. 3. Halk Sağlığı Temel Bilgiler. Ankara 1985. Özvarış ŞB. Fişek N. 2. Akın L. Mart 2004. M. Halk Sağlığına Giriş. Toplum Hekimliği. 407 . ancak eğitimin yerine geçemeyeceği. etkisinin sürekli olmayacağı bilinmelidir. GATA Ayın Kitabı. Ankara. 5. Ankara 1989. Hatiboğlu Yayınevi. 2006. KAYNAKLAR 1.

1840 yılında İngiltere’de 114 eyalet hastanesi mevcuttu. Bu şekliyle Hotel-Dieu hastanesi son derece kötü gözükebilirse de bunun alternatifi yalnızca sokaklarda kalmaktı. (3) “Hastanede yatak sıkıntısı olmadığı sürece iki hasta aynı yatağı paylaşmayacaktır”.) içinde gittikçe artan önemi ile her branştan hekimin ilgi alanına girmiştir.yy. Burası Rönesans öncesine kadar Paris’teki tek hastaneydi. Bu genişleme Avrupa’da da paralellik gösteriyordu. Lepra Sanatoryumları Orta Çağda yaygındı. Tek bir yatağı 8 hastanın paylaştığı ve yatakların vardiya ile paylaşıldığı zamanlar bile olmuştur.’deki hızlı kentleşmeye kadar yeterli olarak bulundu. Öncelikle İngiliz hastaneleri daha temizdi. (2) Hastalar bu örtülerini en azından üç haftada bir kez temizlemek zorundadırlar. kompleks kuruluşlar halini almış. Lui zamanında genel hastaneler oluşturuldu. 15. Yangından sonraki yıllarda hastanede yaklaşık 1000 yatak olmasına karşın. Paris’teki Hotel-Dieu 7. içme suyu Seine nehrinden direkt olarak gelirdi. HASTANE HİJYENİ Hastane Enfeksiyonları 1.14. Yalnızca annelere ait koğuş ve cerrahi koğuşlar ısıtılırdı. ancak hastanelerin bazılarında koşullar oldukça ilkel idi.yy. Epidemiler esnasında bu sayının 7000’in üzerine çıktığı bildirilmektedir. Batı Avrupa’da. ortaçağda.’de kuruldu ve yüzyıllar içerisinde yavaş yavaş büyüdü. Böylece tüm yaralar infekte olurdu. sonunda ise Avrupa hastane ağlarıyla donatılmıştı. hasta sayısı hiçbir zaman 2000-3000’in altına düşmezdi. Fransa’da VIII. Yaralar hastadan hastaya dolaştırılan spançla günlük olarak yıkanırdı. tanı ve yatarak tedavi hizmetlerinin hemen hemen tamamını üstlenmişlerdir.yy.yy. Şehirler büyüdükçe yeni hastaneler inşa edildi. 18. Hastane Enfeksiyonlarının Tarihçesi (1) Daha erken çağlarda yalnızca yoksullar hastanelere gider. Lui ve XIV. Loğusalık ateşi sık olarak ortaya çıkardı ve 1746’daki bir epidemide koğuşta yatan 20 kadın hastadan 19’u ölmüştü.’deki yangınlarla çok fazla tahrip olmuştu. özellikle son iki yüzyıl (yy. Amputasyon sonrası mortalite %60 civarındaydı. Kadın hastalıkları ve doğum üniteleri zemin kattaydı ve sık sık Seine nehrinin suları yükselerek buraları basmaktaydı. günümüzde hastaneler daha modern. Bu dönemlerdeki doktorlar suçiçeği gibi bazı hastalıkların yayılabileceğinin farkındaydılar ve hastaların ayrılması pratikte uygulanıyordu. Manchester dispanserinde 1771 yılında hastaneye kabul edilen hastalara verilen devamlı emirler şu şekildeydi: (1) “Her hastaya hastaneye yatarken temiz bir örtü verilecektir. bu seçenek şüphesiz daha kötüydü. manastırların etkin olmasına kadar Romalıların askeri hastanelerinden başka kurumsallaşmış çok az tıbbi bakım merkezi vardı. Genel olarak bakıldığında İngiliz hastanelerinin daha iyi olduğu görülmektedir. Bu hastaneler Kraliçe Elizabeth’in fakirleri koruyan yasalarına dayanarak fakirlerin tedavilerini ücretsiz olarak yapıyordu ve bu sistem 18 ve 19. zengin zümre ise evlerinde tedavi görürlerken. 15. Hastane Seine nehrine yakındı.yy.’de Venedikli otoriteler Veba mağdurlarının 408 . Bu nedenle hastane enfeksiyonları. İngiltere’de kasabalar veya kilise cemaatlerinin girişimleriyle İngiliz gönüllü serbest hastaneleri açıldı.

Semmelweis’in Çalışması Semmelweis’in çalıştığı hastane iki ayrı bölüme ayrılmıştı. İlk bölüm tıp öğrencileri için öğretim merkezi. Londra Ateşli Hastalıklar Hastanesi ve genel hastaneler arasında tifüsün nozokomiyal yayılımı karşılaştırılmıştı. tıbbi literatürü gözden geçirip 1843 yılında Lohusalık Ateşinin bulaşıcılık özelliğiyle ilgili yazısını kaleme almıştır. Bir istatistik analizinde. suçiçeği olan ve ateşli olgular ayrılmaktaydı. lohusalık ateşinin bulaşıcı bir hastalık olduğuna dair kanıtlar sunmuş ve söz konusu hastalığın bulaşının en aza indirilebilmesi için alınması gereken önlemleri bildirmiştir. Fakir ve evlenmemiş olanların ise böyle bir seçenekleri yoktu. Bu bölümlerde 24 saatlik nöbetler tutuyor ve hastalar sırasıyla nöbetçi bölüme yatırılıyorlardı. Londra Ateşli Hastalıklar Hastanesine başvuran 1080 tifüslü hastadan 27 tane nozokomiyal tifüs vakası görülmüş ve 8’i ölmüştü. Birinci bölümdeki doktor ve öğrencilerin olguları olan doğumların %10’unda anne ölümü olurken. ventilasyon gibi faktörler her iki bölümde de aynı olduğu için. 1940 yılına kadar. Bunlardan Oliver Wendell Holmes. genel hastanelere başvuran 272 hastadan sonra aynı hastanelerde toplam 71 nozokomiyal olgu ortaya çıktı ve 21’i de kaybedildi. Varlıklı ve orta sınıf aileler doğumlarını evlerinde yaptırmaktaydılar. tifüsün nozokomiyal yayılımının genel hastanelerde (her dört tifüs olgusuna karşılık bir nozokomiyal olgu) Londra Ateşli Hastalıklar Hastanesine göre (her 40 tifüs olgusuna karşılık bir nozokomiyal olgu) daha sık olduğu ortaya çıktı. İnfekte hastaların izolasyonunun etkinliğini gösteren istatistiksel çalışmalar bölük pörçük haldeydi.yy’lerde bu kesime bakmak üzere şehirlerde doğum hastaneleri kuruldu. öyle ki. “London Medical Times” yazarlarından Thomas Lightfoot.yy’nin başlarında ateşli hastalıklar hastaneleri kurulduğunda. 1850’li yıllarda. ikinci bölüm ise ebelerin yetiştirilmesi ve eğitimleri için ayrılmıştı. İngiltere'de 19. Bu şaşırtacak derecede kıymetli yazısında Holmes.yy’nin başlarında bazı klinisyenler lohusalık ateşinin belirgin bulaşıcılığı üzerine dikkatleri çekmişlerdir. Ondokuzuncu yy. Böylece. Ancak bu bildiri ebelik pratiği üzerine çok az etki yapmıştır.barındırıldığı karantina merkezlerini kurmuşlardı. bu faktörleri 409 . ve 19.bölümde ebelerin doğum vakalarının yalnızca %3’ünde anne ölümü olduğunu gördü. 2. Diğer taraftan. Amerikan doğumlarının hastanede gerçekleşmesi oranı %50 bile değildi.’nin sonları ve 20. Bu hastaneler aynı zamanda ebelik mesleğini üstlenmeye başlayan erkeklerin eğitimi için “Eğitim Hastaneleri” olarak da kullanılmaktaydı. ayrılan kaynakların çok fazla üstüne çıktı ve böylece hastane kaynaklı özellikle cerrahi ve kadın-doğum servislerindeki mortalite dramatik bir şekilde artış gösterdi. Bu iki bölümdeki anne ölümleri oranları arasındaki farkın nedenlerini araştıran Semmelweis sosyo-ekonomik seviye. 1850 yılında bu hastaneleri “kadınları ölüme götüren kapı” haline gelmekle suçlamaktaydı. Avrupa’daki hastanelere olan talep. bu durum hastanelerin güvenli olduğu gösterilinceye kadar devam etti. yiyecek. Semmelweis her iki bölümdeki maternal ölümleri gözden geçirdi. Puerperal Ateş (Lohusalık Ateşi) Bebeklerin hastanede doğması nispeten güncel bir durumdur. su. Bu ünitelerdeki mortalite oranları çok fazlaydı. 18. çamaşır.

Askerlerin sağlık durumunu sivil standartlarla karşılaştırmışlardır. İngiltere ve Galler’de askerlik çağındaki erkeklerin 1839’dan 1853’e kadar yıllık mortalite oranı 9. Birinci bölümdeki lohusalık ateşi olguları aynı sıradaki bütün yataklarda görüldü. Doğum travayı uzun süren kadınlar diğerlerinden daha sık muayene ediliyorlardı ve daha yüksek risk altında idiler.puerperal sepsiste önemli olarak kabul etmediBuna rağmen Semmelweis. bu emri takip eden 1848 yılında birinci bölümde 3556 doğum yaptırıldı.3). 410 . 3. 15 Mayıs 1847’de bütün öğrencilere ellerindeki kadavra kokusu gidinceye kadar ellerini kireç kaymağı çözeltisinde ovmalarını emreden bir yazı astı. Colletschka’nın otopsisini yapan Semmelweis bulguların puerperal ateşten ölen kadınlardaki ile benzer olduğunu gördü ve bundan şöyle bir sonuç çıkardı. Semmelweis’in yakın arkadaşlarından Prof. ebeler ise otopsi yapmıyorlardı ve bu ikinci bölümdeki düşük mortalite oranlarını açıklıyordu. Doğumu uzun süren kadınlarda hastalık riski daha yüksekti.2 idi.2/1000 iken bu oran muvazzaflarda 35. 2. hasta olmaya daha yatkındılar. Kırım Askeri Hastanesinde ve genel olarak askerler arasındaki mortalite verilerinin analizini yapmak olmuştur. O. hijyenik gıda ile su temininin ve temiz bir çevrenin askeri bir hastanedeki ölüm oranlarında majör bir azalma sağlayabileceğini göstermiştir. yaranın kadavra materyali ile kontaminasyonu ölüm sebebi idi”. Jacop Colletschka otopsi yaparken bir öğrencinin bıçağıyla parmağından yaralandı. tıp öğrencileri otopsi yapıyorlardı.0/1000 idi. bazı pozitif ilişkileri gösterdi: 1. Farr uzun süre hastane mortaliteleriyle ilgilenmiş ve hastane ölümlerini bildirmek üzere standart bir bildirim formu hazırlamıştır. Şayet Semmelweis’in hipotezi doğru ise ellerin dezenfeksiyonunun kadavradan hamile kadınlara hastalık bulaşmasını önleyebileceği sonucunu çıkardı. “yara değil. Florance Nightingale 1863 yılında. Farr ve Florance Nightingale çok fazla olan asker ölüm oranının bulaşıcı hastalıklar ve kalabalığa bağlı olduğunu da gösterdi. 4. Florence Nightingale ve William Farr Florance Nightingale. bu yüzden birinci bölümde yüksek mortalite oranları mevcut idi. İngiltere’deki sağlık hizmetine çok fazla etki edecek olan ve günümüzde de halen değerini koruyan “Hastane Notları” isimli kitabın üçüncü baskısını yayınladı. şüphesiz evde doğum yapan kadınlar doğumdan önce muayene edilmedikleri için lohusalık ateşi görülme oranları daha azdı. kısa süre sonra akut bir infeksiyon gelişti ve öldü. İkinci bölümde puerperal ateş ortaya çıktığı zaman asla tüm hastaları kapsamadı. Ölüm oranlarındaki farklılıklar etkileyici idi. Onların ilk uğraşılarından birisi. O sene ikinci bölümde de oran %1. 1856 yılında. sadece 45 anne ölümü meydana geldi (%1. 5. İngiliz sağlık istatistikçilerinden biri olan William Farr’la karşılaştı ve 20 yıl boyunca onunla birlikte çalıştılar. Bu işlemin sonuçları dramatikti. Semmelweis bu hipotezine göre gözlemlerini analiz etti ve parçaların yerli yerine uyduğunu gördü. Annelerinde puerperal ateş meydana gelen çocuklar. Hastane dışında doğum yapan kadınlarda puerperal ateş gelişmesi olasılığı daha azdı.

Lister’i orijinal veya bilimsel olmamakla ve karbonik asidin Fransızlar tarafından yıllardır kullanıldığını söyleyerek suçlayan ilk kişi Simpson idi. Eldiven kullanımı önemli bir gelişme idi. sonuçlarını 1867’de yayınladı. Pasteur. hastabakıcı ve hemşire olmanın belirgin bir risk getirdiği gösterilmiştir.sağlıksız hastanelerin çoğunun metropollerin civarında yerleşmiş olduğunu ve tüm kötü koşullara karşın. Yara bakımını kolaylaştırmak için karbonik asit ile doyurulmuş pomad yaptı ve bunu yara dışını kaplamak için kullandı. Bu teknik ile çalışmalarına devam etti. Daha sonraları parmaklarını. Daha sonraları hastaları korumak için eldiven giyilmesi gerekliliği fikri ortaya çıktı. erizipel ve bakteriyemi gibi postoperatif komplikasyonlar arasında ilişki olduğunu ileri sürmüştür. ümitsiz bir hastalığı olduğu bilinen ve açık kırığı olan bir hastada bu fikrini denedi. Lister ve Antisepsi Glascow Üniversitesinde cerrahi profesörü olan Lister’in dikkati canlı germler ile havanın infekte olduğunu gösteren Pasteur’un çalışmalarına yöneldi. Lister. Bakteriler ısı ile tahrip edilebiliyordu ve 1910’lara kadar steril enstrumanlar. Dr. fakir bir hastanın eğer evinde tedavi edilirse bu hastanelerde tedavi edildiklerinde sahip oldukları iyileşme şanslarından daha çok şansları olacağını ifade etmiştir. 1889’da Johns Hopkins Hastanesinden Halstead. germlerin büyümesinden kaynaklanan fermantasyon ve putrifikasyonu göstermiştir. Şaşırtıcı bir şekilde. Bu tartışmaların sonunda İngiliz Tıp Kurumu. Bu. Böylece cerrahi sırasında kullanılmak üzere bir karbonik asit sprey‘i geliştirdi. karbonik asidin kullanımının yeni olmadığı. Bu çok büyük tartışmalara yol açmıştır. Daha da ötesi. belki de hastane enfeksiyonu sürveyansının hemşireler tarafından yapılabileceğinin ilk referansıdır. Florance Nightingale bir hastanın sanitasyon koşullarıyla gangren. Eğer bu enfeksiyon oranları hava kaynaklı bakterilerin yok edilmesi ile düşürülebiliyor ise bu bakterilerin öldürülmüş olduğu ortamda ameliyat yapmanın daha emniyetli olacağı sonucuna vardı. Ayrıca bu kitapta. Ayrıca. Bu gelişmelerin cerrahi uygulamalara olan etkisini inkar etmek imkansızdır. bir yaradaki organizmaları öldürerek (veya bu yaralar ile kontamine havanın temasını önleyerek) infeksiyonun önlenebileceğini belirtmiştir. Klinik başarı çok dramatikti ve kesin ölümcül olarak kabul edilen yaralar şimdi iyileşiyordu. hastabakıcıların ve hemşirelerin hastanedeki ölümler için etkili bir bildirim sistemini yürütebileceklerini ileri sürmüştür. Antisepsiden asepsiye kısa sürede bir geçiş oldu. eldivenler. Goodyear Lastik Şirketine süblime eriyiklerine allerjisi olan yardımcı hemşiresi için 2 çift lastik eldiven yapmasını istedi. ancak kendi yaklaşımının yeni yöntem olduğunu iddia ederek yanıt verdi. Lister. yara infeksiyonlarından mikropların sorumlu olabileceği sonucuna vardı. Lister eğer bu prensipler doğru ise. 1899 yılında Johns Hopkins hastanesindeki bazı cerrahlar artık temiz 411 . Lister buna. cerrahi dikiş materyalini ve cerrahi öncesi operasyon alanını karbonik asit ile temizledi. Holmes ve Bristow tarafından hazırlanan ve büyük hastanelerin de küçük hastaneler kadar güvenli olduğunu gösteren çalışmayı tercih etmişti. maskeler. ameliyat elbiseleri büyük üniversite hastanelerinde standart hale gelmişti. Alman cerrahlar Lister’in metodunu süratle kabul ettiler. bulaşıcı bir hastalıktan dolayı ölüm oranının hastane personeli arasında oldukça yaygın olduğu ve başhemşire. Bu hastanın yarasını karbonik asit emdirilmiş bir sargı ile sardı.

Cerrahi işlemlerden sonra profilaktik antibiyotik kullanımı kavramı ortaya çıkmıştı. Enfeksiyon oluşabilirdi ama şimdi daha potent. daha sonraları maskeler rutin kullanıma girdi. Cerrahlar altın çağlarını yaşıyorlardı. Dukes. Son olarak Moore ve arkadaşlarının çalışmaları hastane enfeksiyonlarının kontrolünde “enfeksiyon kontrol hemşirelerinin” rolünü vurgulamıştır. Sterilizatörler gerçek anlamda aseptik evrimi tamamladılar. 8’inde ise üriner sistem enfeksiyonu gelişti. daha az toksik ilaçlar vardı ve bunlar septisemiyi önlüyorlar. pozitif idrar kültürleri ile de kanıtlanan üriner enfeksiyon bulunuyordu. Bu pandemiler. bir yayınında üriner kateter uygulamasının potansiyel yan etkilerinden bahsetmiştir. New York Presbyterian Hastanesinde yara enfeksiyon oranlarını 1925’te %14’den 1933’te %4. Williams’ın kitabında Disease Center tarafından düzenlenen stafilokoksik infeksiyonlar toplantısını ve 1960 yılında Williams tarafından bir çok Hİ tartışılmış ve bir enfeksiyon kontrol görevlisinin önemi vurgulanmıştır. Günlük kıyafetlerden vazgeçilerek beyaz uzun önlükler yaptırıldı. Yara enfeksiyonlarının epidemilerini araştırmış. katetere bağlı üriner enfeksiyonlara dikkat çekildi. Yaptığı değişiklikler. Buna göre ml’de 10’dan az lökosit varsa normal. Diğer üriner drenaj sistemlerini denedi. stafilokok ve streptokok epidemileri sırasında taşıyıcıların araştırılmasının önemi üzerinde durmuştur. mikrobiyal kontaminasyonu sınırlamak için cerrahi işlem sırasında konuşmamayı önerirken. tıkaç olarak kullanılmaktaydı. Ancak Cuthbert Dukes’in 1929’da yaptığı çalışmada.olgularda da eldiven kullanmaya başlamışlardı. ipeğin dikiş materyali olarak kullanılmasının. mesane kateterlerinde genellikle tahta bir çubuk.8’e düşürmüştür. Bu sistem aralıklı mesane ve tüplerin antiseptik solüsyonla yıkanmasını sağlıyordu. Steril bir şişeye açık drenaj başarılı değildi. Wise ve arkadaşları 1950 ve 412 . hasta ile temas edecek her şey steril olmak zorundadır. Diğer Hİ büyük oranda ihmal edilmekteydi. Periyodik olarak bu tahta çubuk çıkarılmakta ve mesane boşaltılmaktaydı. Dukes bu tahta çubuğun kontamine olduğunu ve sonrasında da idrarı kontamine ettiğini düşündü. Bu sistemin kullanıldığı 20 hastadan 8’inde infeksiyon gelişmedi. Dukes. Dukes. 100’ün üzerinde lökosit varsa. Modern dönemin başlangıcını 1958 yılında Communicable yayınlanan “Hastane Enfeksiyonları” kitabını sayabiliriz. Dünya Savaşından sonra penisilinlerin ortaya çıkışı daha muhteşemdi. enfeksiyonu tedavi ediyorlardı. mesaneye kateter takılmasının gerekli olduğu rektal cerrahi sonrasında hemen hemen her olguda üriner enfeksiyon geliştiğini belirtti ve asemptomatik bakteriüriyi açıkça tanımladı. Avrupa ve Amerika’da cerrahi ve çocuk ünitelerinde ortaya çıkan nozokomiyal stafilokoksik infeksiyonlar yayınlanmıştı. Aseptik tekniklerin uygulanması ile cerrahi enfeksiyonlar kontrol altına alındı. II. kayıtların tutulması gerekliliği üzerinde durmuş ve yara enfeksiyonlarını takip amacıyla aktif bir surveyans sistemi kurmuştur. Hem cerrah hem de bakteriyolog olan New York’lu Meleney. hastane epidemiyolojisinin tanınmış bir branş olarak ortaya çıkmasını sağlamıştır. Sülfonamidlerin 1935’te kullanılmaya başlanması büyük bir gelişme idi ve ciddi streptokoksik ve stafilokoksik enfeksiyonlar artık tedavi edilebiliyordu. Bir çok klinik. 4’ünde üretrit oluştu. Erkeklerde. 20 hastada Y-şekilli bir drenaj sistemi denedi. 1950’lerde. yeni cerrahi işlemler ve yaklaşımlar geliştirildi. üriner sistem enfeksiyonunu tanımlamak için idrarda lökosit sayısını esas alan bir tanı sistemi önerdi.

1992 yılında cerrahi yara enfeksiyonlarının tanımı. 4. bu zaman sürecinin dışında değerlendirilirler. Enfeksiyon. Hasta. bu enfeksiyonların azaltılması için stratejilerin geliştirilmesidir. kendi hastanelerinde uygulanmak üzere uyarlamıştır. 1970’li yıllarda enfeksiyon kontrol komiteleri kurulmaya başlanmış olup. Centers for Disease Control and Prevention (CDC). annede hastaneye yatış sırasında enfeksiyon olmamalı ve doğan bebekte 48-72 saat sonra enfeksiyon gelişmiş olmalıdır. tanımlanması. poliklinik muayeneleri esnasında almış olabilir. Hasta hastaneye. 1. Öncelikle hastane enfeksiyonlarının tanımının iyi yapılması gerekir. Yenidoğanda hastane enfeksiyonu tanısı için. Kuluçka süresi Legionella enfeksiyonu ve su çiçeği gibi uzun olan enfeksiyonlar. Bu amaçla. Ülkemizde ise hastane enfeksiyonlarının kontrolüne yönelik çalışmalar oldukça yenidir. görülen lüzum üzerine yeniden gözden geçirilmiş ve düzenlenmiştir (9). 2. 413 . Hastane enfeksiyonlarının sürveyansındaki temel amaç. sisteme katılan hastanelerde uygulanmak üzere 1987 yılında hastane enfeksiyonlarının tanımlarını yayınlamış. daha sonra ortaya çıkan ve hastane enfeksiyonu olarak tanımlanan enfeksiyon nedeniyle yatmamış olmalıdır. enfeksiyon etkenini hastaneye yatmadan. Her ülke bu tanımları. Hasta hastaneye yattığında kuluçka döneminde olmamalıdır. 5. hastaneye yattıktan 48-72 saat sonra veya taburcu olduktan sonraki 10 gün içinde gelişmiş olmalıdır. 3. 1988 Ocak ayından itibaren bu tanımların doğrultusunda sürveyans uygulanmaya başlanmıştır (6). izlenmesi ve önlenebilmesi için çeşitli stratejiler geliştirmektedirler. Hastane Enfeksiyonu Nedir? (2) Hastanede kalış sürelerinin uzamasına ve hasta bakımı maliyetlerinin artmasına neden olur. 2000’li yıllarda bütün hastanelerimizde bu çalışmaların süratle sürdürüleceği düşüncesini taşıyoruz. sadece iyi fikirleri olanlar değil.1960’larda. Hasta. aynı zamanda bu fikirlerini deneme ve sonuçlarını değerlendirebilme enerjisine sahip olanlar bu başarıda en büyük paya sahiptirler. Bu yüzden azaltılması amacıyla. 6. ABD’de 1970 yılından beri National Nosocomial Infections Surveillance System (NNIS) adı altında veriler toplanmakta ve Amerikan hastanelerindeki Hİ’ler değerlendirilmektedir. Son 150 yılda ortaya çıkan büyük gelişmeleri yansıtabilmek için şöyle denilebilir. Amerika’da surveyans ve hemşire epidemiyologların gelişimi ile ilgili çok yararlı bir tanımlama yayımlamışlardı. hastaneye yatış sırasında var olan enfeksiyöz bir olayın komplikasyonu veya uzantısı olmamalıdır. 2.

Üriner sistem enfeksiyonu 2. Hastane içi park yerleri. 414 . hastane enfeksiyonlarının önlenmesinde ve temel gereksinimlerin karşılanmasında ciddi sıkıntılarla karşılaşılabilir (3). Kapılar dört kenarından da sıkı kapanmalıdır ve kasaya sert olarak çarpmamalıdır. uygun trafik akışı. Deri ve yumuşak doku enfeksiyonu 12. B. Alt solunum yolları enfeksiyonu (pnömoni hariç) 10. Sistemik enfeksiyon Hastane Hijyeni 1. tuvaletler. psikiyatri servisleri ve kronik hastalıkların bakıldığı bölümler özel tasarım gerektirmektedir (4). doğum ve çocuk klinikleri. iç dekorasyon. Dışarıdan duvar ve çitle ayrılmış yeterli büyüklükte bir alan bunu sağlayabilir. sis. Ayrıca arsanın coğrafi olarak rüzgar. Gastrointestinal sistem enfeksiyonu 9. katı ve sıvı atıkların bertaraf edilmesi yapım aşamasında planlanmalıdır. Ayrıca mutfak. (4). Hastanelerde Olması Gereken Fiziki Koşullar Hastane hijyeninin sağlanmasında hastanenin uygun fiziksel koşulları sağlaması gerekmektedir. Genital sistem enfeksiyonları 11. klinik servisleri. Kemik ve eklem enfeksiyonu 6. Ambulans yanaşma yeri girişten görülmemelidir. Cerrahi bölge enfeksiyonu 3. C. çamaşırhane ve diğer destek hizmetlerinin girişi için ayrı bir servis avlusu bulunmalıdır (4). Hastane arsası Hastanenin yerleştiği alan sessiz. Kardiyovasküler sistem enfeksiyonu 8. park yerinin yeterince hastane binasından uzak olması ilk koşullar olarak sayılabilir. toz ve dumandan etkilenmeyen konumda olması uygun olacaktır. Primer kan dolaşımı enfeksiyonları 5. A. Hastanenin yerleştiği arazi. hastane binasından gürültü ve kirliliği önleyecek kadar uzakta olmalıdır. Ulaşım ve Girişler Hastaneden ana caddeye tek bir yaya ve araç girişinin olması idealdir. sakin ve huzurlu bir çevreyi sağlamalıdır. Gürültünün Önlenmesi Gürültünün önlenmesinde ilk aşama bina için arazi seçilmesi ile başlar. merdivenler. Pnömoni 4. bulaşıcı hastalıkların tedavi edildiği kısımlar. hizmet tesisleri. Çevreden yeterli uzaklık. Giriş yolu tek yönlü olmalıdır. Merkez sinir sistemi enfeksiyonu 7. Ayrıca ameliyathaneler. 4).Belli başlı hastane enfeksiyonları şunlardır: 1. Daha inşa ve donanımın yapılması aşamasında ilerideki hijyen gereksinimi düşünülmediği takdirde hijyen ve temizliğin sağlanmasında. Odaların gürültüden korunması için ise çift camlı pencere kullanımı uygundur. Normalde çelik kasalı kauçuk contalı kontrplak kapılar bu özellikleri iyi sağlarlar (3.

koridor genişliği en az 2. Bu yoksa her trafik noktası için 2 adet çok amaçlı asansör olmalıdır (Örneğin yatak taşımak için kabin boyutları: 1. Tavan yüksekliği en az 2. kimyasal. Koridorlar olabildiğince ses emici olarak yapılmalıdır.50 m) yapılmalıdır (4). Dört kattan sonra buna ek olarak en az iki tane küçük çok amaçlı asansör (kabin boyutları: 0.80 x 2.50 m olmalıdır. Eğer bir katta iki servis var ise dört yerine üç merdivene izin verilebilir. Çok amaçlı asansörler merkezi noktalarda olmalıdır. komşu bina. Merdivenin bir kolu 15 basamaktan fazla olmamalıdır. Bu yüzden bakım ve onarımdan sorumlu kişiler hastane su tesisatı konusunda deneyimli ve eğitilmiş olmak zorundadır (3) D. Yeterli miktarda ve uygun özelliklerdeki su. uygun basınç altında iletilmelidir.25 m. yükselti ve benzeri güneş ışığını kesen engeller değerlendirilerek bu sağlanmalıdır. Eğer su depolanıyor ise depo düzenli olarak temizlenmeli ve numune alınarak analiz edilmelidir. Eğer içme suyu için su sebilleri ve soğutucular kullanılıyorsa bunlar da düzenli olarak temizlenmelidir.Ç.20 m olmalıdır. Hastane suyu. ancak 2 m2’nin altında olmamalıdır (4). hastanede tahmin edilemeyecek sonuçlar doğurabilir. 415 . Pencere alanı 1/5 tavan veya taban alanı olmalıdır. iç cam yüzünün dışında güneş ışığını kırıcı önlemler alınmalıdır.50 m. Hava cereyanı olmadan havalandırmayı sağlamalıdır. biyolojik ve radyolojik olarak yüksek kaliteli sudur. Planlanan her 100 yatak için 1 adet çok amaçlı asansör olmalıdır. Sağlanan yüksek kaliteli su. gürültünün iletimini ve hava cereyanını engellemelidir. Asansörler. Asansör boyutları taşıma amacına uygun olarak yapılmalıdır. Merdivenler. sağlık ve estetikle ilgili nedenlerden dolayı kullanım amaçlarına göre ayrılmalıdır. Gereğinde hastanenin özel koşullarına uygun arıtma yapılabilmelidir. Kullanılan kaplama malzemeleri toz birikimini önleyecek özellikte ve kolay temizlenebilir olmalıdır. Pencereler sesi ve ısıyı yalıtmalıdır. Klasik su tesisatı bakım ve onarımında görülen hatalar.50 m). Koridorlar. Asansörlere ulaşan yollar düz olmalıdır. Güneş gelen tarafta. Merdivenler ve Asansörler Koridorlar pencereler ile yeteri derecede havalandırılacak ve aydınlatılacak şekilde olmalıdır. ihtiyaç duyulduğu zaman tüm düşey trafiği karşılayacak şekilde dizayn edilmelidir. hastane içerisinde hiçbir emilim ve çapraz bağlantı imkanı olmayacak şekilde dağıtılmalıdır. Gürültüyü. Işıklandırma ve Pencereler Bütün hasta odalarının engellenmemiş gün ışığına gereksinimi vardır. seyrek kullanılan ara koridor genişlikleri en az 1. Çok amaçlı asansörlerin önünde 3. Her klinik servis için iki merdiven olmalıdır. Su Temini Hastane suyunun tek bir tanımı vardır. E. Hastanenin yapım aşamasında su sağlanması konusu çözümlenmiş olmalıdır. Pencerelerin büyüklük ve açısı. fiziksel.90 m x 1.

Bakım bölümlerinde her 12 erkek ve kadın için birer tuvalet yine her 10 erkek için ilave bir pisuar düşmesi uygundur. Genel olarak net yükseklikler 3 m. çamaşırhane. ayrı duş. Hasta odalarında tek kişilik olanlarda yatak başına 8-10 m2. daha büyük odalarda ise 6-6.90 m x 1. Normal bakım üniteleri. kuzey ve kuzeydoğu yönlerine bakacak şekilde olması uygundur. Hasta odalarının cepheleri ise güneygüneydoğu arasında olmalıdır. ziyaretçiler ve personel için ayrı ayrı tuvalet bulunmalıdır. yaralı hastalar.5 m2.5 m2 alan yatak başına uygun olacaktır. Bir yatak ve mobilya hareket ettirilirken diğerlerinin hareket ettirilmesine gerek kalmayacak şekilde dizayn sağlanmalıdır (4). İkmal hizmetlerinin sağlandığı yerler olan mutfak. Bu sayede odalar iyi şekilde sabah güneşi alacak ve ısı kontrolü için daha az tedbir alınması gerekecektir. iki tuvalet gözü için 2. Küvet üç tarafı serbest. oturma yerleri ve dolap) alabilecek yeterli büyüklükte olmalıdır. yemek salonları gibi mekanların endüstri ölçülerine göre boyutlandırılması uygun olacaktır. Tuvaletler iç mekanlarda ise havalandırması olmalıdır. 3 kişilik odalarda 6-7.40 m olmalı. Odaların Yönleri Tedavi odalarının ve hizmet odalarının yönleri kuzeybatı. Ğ.F. tek tarafı duvara bitişik olmalı. Tedavi bölümleri içinde ameliyat salonları özellik arz etmektedir ve net yükseklik en az 3 m olmalıdır. G. Tuvaletlerin aydınlatma ve havalandırması olmalıdır. Hasta yatak odalarının büyüklüğü yatak sayısına ve kullanılacak mobilyalara göre ayarlanmalıdır. 2 kişilik odalarda. Tuvaletler Her katta erkekler. yoğun bakım üniteleri ve özel bakım üniteleri olarak ayrılmalıdır. Banyolar temizlemeye uygun olarak dizayn edilmeli ve uygun malzeme kullanılmalıdır.50 m2 ön hol bulunmalıdır (4). gerektiğinde WC ve oturma küveti olmalıdır. Hasta banyosu için 15 m2 yeterli bir alandır. kadınlar. Hastanın yürümesi mümkün olmayan durumlarda hasta yatağı banyoya kadar getirilerek hastalar küvete konabilmelidir (4). akşam vakitlerinde de aşırı ısınma engellenmiş olacaktır (4). Hasta yatak odalarında da yükseklik 3 m olmalıdır. Tuvalet gözleri 0. 416 . Tuvalet lavabolarının muslukları el değmeden kullanıma olanak sağlayacak şekilde ayak ile kumandalı veya fotoselli olabilir. yer yer 4 m olabilir. H. Bölümlerin Büyüklükleri İdari amaçlı odalar standart büro malzemelerini (masa. Bakım Bölümleri Bu bölümler hastane içi trafikten ayrı olmalıdır. Ancak her bir veya iki hasta odası için bir tuvalet hastalık bulaşının önlenmesi açısından daha uygun bir yaklaşımdır.

ılık su ve deterjan ile yapılmalıdır. Yüzeyler. Mikroorganizmalara etkisi de yine mekaniktir. Bu da bilinçli ve düzenli bir şekilde uygulanan hastane hijyeni ile sağlanabilir. Farklı alanların temizliğinde farklı bezlerin kullanımı kural haline getirilmelidir. Temizlikten sonra kurulama işleminin yapılması gereklidir. sterilizasyon ve dezenfeksiyon öncesi mutlaka uygulanması gerekir. hastane çalışanlarının ve hastane dışı kişilerin hastaneden gelebilecek zararlı etkilerden ve hastane enfeksiyonlarından korunması. A. servisin temiz bölgelerinden kirli bölgelerine doğru ilerlemelidir. Zemin temizliği. Kullanılan sabun ve deterjanlar çözünürlüğü artırıcı etki gösterirler. Elektrikli vakum süpürgelerinin kullanımında toz torbaları tam dolmadan değiştirilmelidir. Genellikle ıslak temizlik yöntemleri tercih edilmeli ve prensip olarak temizlik. Temizleme Cisimler üzerinde bulunan toprak ve organik madde gibi yabancı materyalleri uzaklaştırma işlemidir (8). toz veya organik artıklar gibi yabancı maddelerin o ortamdan uzaklaştırılması ile gerçekleştirilir (9). su ve deterjan ya da enzimatik ürünler kullanılarak kir. ancak nemli bırakılmamalıdır. Hijyenik temizlik b. temiz su ile kirli su ayrı olmalı ve her bölüm ve koğuş temizliğinde su sık olarak değiştirilmelidir. Zeminden çözülüp uzaklaştırılmaları sağlanır. atıkların konduğu bir “kirli oda” olmalıdır (9). Temizlik dezenfeksiyon ve sterilizasyonun etkinliğini arttırır. Tuvaletler en son temizlenecek alanlar olmalıdır. Nemli ortam mikroorganizmaların üremeleri için çok uygun olduğundan dolayı ıslak silme tarzında yapılan temizlikten sonra mutlaka kurulama yapmak gerekir. Latincede “Sağlıklı Ortam” anlamına gelmektedir. Lavabo. tırabzanlar. Hastanelerde ve diğer sağlık kuruluşlarında nesnelerin temizliği. temiz ve steril araç gerecin depolandığı “temiz oda” ile kirli araç gerecin. a. Servislerde. 7) Etkili bir enfeksiyon kontrol programı için de bu koşulların sağlanması oldukça önemlidir. Paspas yöntemi ile temizlik işleminde mutlaka çift kova yöntemi kullanılmalı. İnsanların psikolojik ve fizyolojik olarak sağlıklı ortamlarının korunması. Etkili sterilizasyon (6. karyolalar vs.2. hastaların sağlıklarına yeniden kavuşabilmesi. Çünkü kuruluk birçok mikroorganizmanın üremesini önlemektedir (8). Temizleme işleminin. Bir başka deyişle gözle görülen kirlerin giderilerek veya seyreltilerek gözle görülmez hale gelmesini sağlamaktır ve tamamen mekanik bir olaydır. Paspaslarla yapılan silme işleminden sonra paspaslar mutlaka yıkanarak kurutulmalıdır. Hastane hijyeni deyimi üç temel kavramı içerir. ıslak bezle temizlenmeli. Hastanelerde Temizlik 1. her türlü hastalık etmenlerinden arındırılmasına bağlıdır. Bu kısımda sterilizasyon başka bölümlerde anlatıldığı için açıklanmamıştır. Etkili dezenfeksiyon c. Hastanelerde Hijyen Uygulamaları Hijyen. sağlıklı yaşayabilmeleri için hastane sağlık koşullarının yeterli olması gerekir. banyo ve tuvaletlerin temizliğinde klorlu 417 . Toz ve bakteriyi yaydığından asla kuru süpürme yapılmamalıdır. Bir hastanenin toplum için yeterince yararlı olabilmesi için.

Hastane Dezenfeksiyonu Hastane enfeksiyonlarından korunmada oldukça önemli olan bu kavram. Hiçbir zaman dezenfektanda bırakılmaz. Pansuman arabalarının da ılık su ve deterjan ile silinerek kurulanması yeterlidir (9). belli bir noktadan başlayarak toz bezini hiç kaldırmadan dairesel şekilde yapılmalıdır. Termometreler. Bu amaçla kullanılan kimyasal maddelere dezenfektan denir (9). Silme işlemi gelişi güzel hareketler yerine. Hastanenin her yerinde bakteri yoğunluğunu azaltmalıdır. hastanenin hijyenini tam olarak sağlamalı ve çapraz etkilenme en az olmalıdır. 1000 ppm) içeren sodyum hipoklorit (çamaşır suyu) solüsyonu yeterlidir. genelde %0. Yüzeylerden toz alma işleminde pamuklu kumaşlar yerine sentetik kumaşlar kullanılmalıdır. ortamdaki tüm mikro. hastane enfeksiyonlarının önlenmesindeki temel koşullardan birisi olmasının yanında çalışma ortamını rahatlatır ve hastaların huzurunu sağlar. ancak miktarlarının kabul edilebilir bir seviyeye düşürülmesi yeterli olabilmektedir. Ayrıca temizlik çok uzun sürmemeli. Havlu. Kan dökülmüş alanlar için %1 serbest klor konsantrasyonu önerilmektedir.sürtme tozu kullanılmalı. Günlük temizlikten sonra torbayı atmak veya dezenfekte etmek koşulu ile kullanılabilir. Çünkü toplama torbası bakteri biriktirme aracıdır. ürün tüketimi çok fazla olmamalıdır. paspasları silkeleme hastaneler için uygun bir yöntem değildir. a. e. b. d.1 serbest klor (1 gr/litre. Elektrikli vakum süpürgeleri gürültülü çalışma sakıncasının yanı sıra bakteri saçma tehlikesini de sürdürür. lekeli ya da kontamine yataklara hasta kabulü yapılmamalıdır. tıraş fırçası ve jilet gibi eşyaların tümü bireysel olarak kullanılmalı. Hastane enfeksiyonları için kaynak olabilen yataklar. ıslak paspaslama ve kurulama yöntemidir.organizmaların ölmesi gerekmez. hastane temizliği. asla paylaşılmamalıdır. bol sıcak su akıtılarak yıkanmalıdır. Dezenfeksiyon. Dezenfeksiyonda. Hastanelerdeki toz kontrolünü sağlamak için şunlara dikkat etmek gerekir. 418 . sporosid aktivitenin tamamen yok edilmemesi ile sterilizasyondan ayrılır. ıslak bırakılmamalı ve asla kirli. Sonuç olarak. %70’lik alkol içinde ıslatılmış pamuk tamponlarla silinir. Hasta bakımında ördek ve sürgü kullanımının kişisel olmasına özen gösterilmeli veya her kullanımdan önce dezenfekte edilmelidir. saç fırçası. Hastane temizliği temiz bir çevre yaratmalıdır. Çalışma alanlarının temizlenmesinde %70’lik etil alkol kullanılabilirken. Sulandırmalar günlük yapılmalıdır. Kuru süpürme yöntemi. Temizlik. sabun. B. cansız nesneler üzerinde bulunan potansiyel olarak patojen mikroorganizmaların kimyasal maddeler veya ısıya dayalı fiziksel uygulamalar ile elimine edilmesidir. Yalnız tuvaletlerin oturma yerleri dezenfektan madde ile silinmelidir (9). c. hasta değiştiğinde kolayca temizlenebilmesi için su geçirmez bir kılıfa geçirilmeli. Hijyenik bir temizlik. Servislerde bulunan evsel nitelikte ve infekte atık torbalarının ağızları sürekli kapalı tutulmalı ve kapalı sistem ile servis ortamından uzaklaştırılması sağlanmalıdır (9). Yüksek devirli cila makinelerinin de toz kaldırmadan hijyenik temizlik sağladığı kabul edilmektedir.

vejetatif bakterilerin çoğunu. Spadulding ve arkadaşları.2 Hidrojen peroksit %3-6 veya %6-25 b.4-5 419 . protozoonlar. Ayrıca “Kimyasal Sterilizanlar” olarak bilinen az sayıdaki dezenfektan da 6-10 saat gibi uzun uygulama süresi gerektirmekle birlikte uygulama sonrası bakteriyel endosporları da öldürebildiklerinden yüksek düzeyli dezenfektanlar olarak değerlendirilmektedir. Orta Düzeyli Dezenfektanlar Bu grup dezenfektanlar. Tablo II. Tablo 4. sorun olabilen patojen mikroorganizmalar için kullanılmasını önerdiği dezenfektanları etki düzeylerine göre 3 grupta toplamıştır. Sıklıkla kullanılan orta seviyedeki dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Tablo II’de verilmiştir (9). orta ve düşük düzeyli” dezenfektanlardır (9). Düşük Düzeyli Dezenfektanlar Bakteri endosporları ve tüberküloz basiline etkili olamayan. Bu dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Tablo I’de verilmiştir (9). bakteri endosporları hariç tüberküloz basili ve diğer mikroorganizmalara ≤10 dakikada etkili dezenfektanları kapsar. %0. Düşük düzeyli dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Dezenfektan Kullanım Konsantrasyonu Etil veya isopropil alkol <%50 Fenol ve fenol bileşikleri %0. Sıklıkla kullanılan türleri ve kullanım konsantrasyonları Tablo 4’te verilmiştir (9). Yüksek düzeyli dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Dezenfektan Kullanım Konsantrasyonu Gluteraldehit %2 Formaldehit %3-8 Sodyum hipoklorit 1000 ppm serbest klor Perasetik asit ≤%1. a.4-5 İyodoforlar 30-50 ppm serbest iyod C. Yüksek Düzeyli Dezenfektanlar Genellikle bakteriyel endosporlar hariç mikroorganizmaların tümünü 20 dakikada öldüren dezenfektanlar bu gruba girer.001-0. bazı vejetatif bakterilerin yanı sıra tüberküloz basili mantarlar.1. Tablo I. bazı mantarları ve uygun bir sürede (≤ 10 dakika) bazı virüsleri öldürebilen dezenfektanları kapsar. bazı zarflı ve zarfsız virüsler. prionlar ve bakteri endosporlarıdır. Dezenfektanlar Hastanelerde sıklıkla sorun olabilen mikroorganizmalar. Bunlar “yüksek. Orta düzeyli dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Dezenfektan Kullanım Konsantrasyonu Etil veya isopropil alkol %60-90 Fenol ve fenol bileşikleri %0.

j. Etkisi çabuk başlamalı.6 HIV ve HBV ile kontamine malzemelerin dezenfeksiyonunda standart olarak 1000-10000 ppm arasında değişen konsantrasyondaki hipoklorit solüsyonları. n. Çevreye zarar vermemek için inaktif metabolitlere parçalanabilmeli. Su 420 .4-1. banyolar. Bu alanlarda yüksek düzeyde kimyasal dezenfeksiyon önerilir. 3. c. m. b. Kimyasal yapısı stabil olmalı ve etkisi uzun sürmeli. h. İnsan ve hayvanlar üzerinde toksik etkilere sahip olmamalı. püy) varlığında etkinliği azalmamalı. hasta yatakları. Renksiz ve kokusuz olmalı. 11). suda çözünebilmeli. Ucuz olmalıdır (8. nekrotik doku. b. 2. çocuk poliklinikleri ve hasta odaları enfeksiyon açısından orta risk grubu alanlardır ve buralarda deterjan ile temizliğin yanı sıra orta düzeyde kimyasal dezenfeksiyon önerilir. Dezenfektanların Özellikleri İyi bir dezenfektanda aranan özellikler şunlar olmalıdır: a. d. hasta kabul birimleri ve poliklinikler bu grupta yer alır. Güçlü. klozetler. l. Yüksek Risk Grubu Deri ve mukoza bütünlüğünün bozulduğu yerlerde kullanılan veya steril vücut alanlarına giren nesneler bu grupta yer alır. %2 gluteraldehit solüsyonu veya %70’lik etanol kullanılır (9). Dezenfeksiyon amaçlı risk sınıflaması Güvenli bir dezenfeksiyon işlemi için dezenfeksiyon uygulanacak materyal ve ortam iyi bir sınıflamaya tabi tutulmalıdır. Hastane ortamı ve gereçleri enfeksiyon kaynağı oluşturabilme risklerine göre 4 gruba ayrılırlar: a. transplantasyon ve yanık üniteleri enfeksiyon açısından yüksek riskli alanlardır. Kullanıldığı materyalin yapısını bozmamalı. bütünlüğü bozulmamış mukozalara temas eden nesneler bu grupta yer alır. eksuda. g. mikrobisit etkiye sahip olmalı (mikroorganizmaların aktif ve pasif formlarına etkili olmalı). f. Çalışma ortamı olarak diyaliz üniteleri. Uygulama alanına iyi difüze olmalı. Çalışma ortamı olarak ameliyathaneler. k.İyodoforlar Sodyum hipoklorit Kuarterner amonyum bileşikleri 30-50 ppm serbest iyod 100 ppm serbest klor %0. i. c. yoğun bakım üniteleri. e. Etkinliği ısı ve pH değişikliklerinden etkilenmemeli. Orta Risk Grubu Steril vücut bölgelerine girmeyen. doğum haneler. Düşük Risk Grubu Normal ve bütünlüğü bozulmamış deriye temas eden nesneler. Nötral pH’da. Ortamda bakteri sayısının fazla olması ile etkinliği azalmamalı. Geniş bir spektrumu olmalı. Ortamda organik materyal (kan.

Bu işlemler ile birlikte böceklerin üremelerini ve yaşamlarını idame ettirmelerini sağlayan ortam şartları düzeltilmelidir (14). C. duvarlar. Bunun için 80 °C veya daha yüksek sıcaklıktaki suda yıkanmalı. zemin. Hepatit B kontaminasyonu olasılığı var ise 93°C’de 10 dakikalık yıkama uygundur (5. Yıkama esnasında materyalin en az 65°C’de 10 dakika veya 71°C’de 3 dakikalık bir süre ile yıkanması gereklidir. 13). lavabolar ve benzeri objeler enfeksiyon kaynağı olma yönünden minimal risk taşırlar. yıkama sırasında alkali olmayan deterjanlar kullanılmalıdır (5. Eğer soğuk su ile temizlik yapılırsa ayrıca dezenfekte edilmeleri gerekir (5. sadece kirli olan materyalin yıkandığı bölümden ve temiz malzemenin bulunduğu bölümden uygun şekilde ayrılmalıdır. çamaşırhane. Haşere Kontrolü İnfeksiyon hastalıklarının bulaşmasında rolü olan böceklerin öldürülmesi. Bu amaçla yapılan mücadeleye dezenfestasyon denir. sağlam ve ucuz olmalıdır. Bu önlemlerin alınması vektörler ile bulaşan hastalıkların bulaşma olanağını ortadan kaldıracağı gibi böceklerin insanları rahatsız etmelerini ve allerjik reaksiyonlar yapmalarını da önler. en az 1 dakika bekletilmeli ve sonrasında kurulamaya bırakılmalıdır. mutfak. Bu yüzden yüksek sıcaklığa dayanamayacak materyalden kaçınılmalıdır. Bu çamaşır torbaları çamaşırhaneye ulaştıktan sonra doğrudan çamaşır makinesinin için boşaltılmalıdır (5. Taşınan torbalar su geçirmez. Sadece kullanmadan dolayı kirlenmiş olan materyal ile infekte materyal ayrı olarak yıkanmalıdır. bu hastalıkların bulaşma tehlikelerinin ortadan kaldırılması için gereklidir. d. Bunların su ve deterjan kullanılarak temizlendikten sonra kurulanmaları yeterlidir (10. Personel kıyafetleri diğer çamaşırdan ayrı olarak yıkanmalı ve hastalar için kullanılan malzemeler ile temas ettirilmemelidir.13). Enfekte materyalin yıkandığı bölüm. Lazımlıklar ve ördekler kullanıldıktan sonra mutlaka temizlenmeli ve dezenfekte edilmelidir. Bu materyaller yıkama ile kolayca dezenfekte edilebilirler. Hastaların Kullandığı Malzemelerin Dezenfeksiyonu Hastalar tarafından kullanılmış ya da enfekte olmuş çarşaflar başta stafilokolar olmak üzere pek çok mikroorganizma açısından çapraz kontaminasyon riski taşırlar. eklem bacaklı ve diğer parazitler enfeksiyonların taşınmasında rol alabilirler. 12). 421 . Minimal Risk Grubu Hastanın çevresinde bulunan yakın temasta olmadığı. 13). Battaniyeler ve yastıklar da aynı durumdadır. Bunlar çamaşırhanede toplanmak üzere hızlı bir şekilde torbalanarak ve çevreye temasları önlenerek taşınmalıdır.ve deterjan kullanarak temizlenmeleri veya düşük düzey dezenfektanlar ile dezenfekte edilmeleri yeterlidir. Böcekler ile savaşta onları yok etmek için çeşitli kimyasalların kullanılması yeterli değildir. Kullanılan çamaşır makinelerinin iç yüzeyi paslanmaz çelikten olmalı. D. Pek çok böcek.13).

Fizik yöntemlerle dezenfestasyon Kuru ve yaş halde ısı uygulanabilir. b. Kimyasal madde kullanıldığında reenfestasyonu önleyecek bir sonuç sağlanmalı ve bu amaca uygun insektisit kullanılmalıdır. Bu yüzden dezenfeksiyona göre daha başarılıdır (14). İstirahat yeri olarak dik yüzeyleri seçerler. Hastane içi ve çevresinde karasineklerin yumurtlayabilecekleri ve üreyecekleri ortamı ortadan kaldırmak: Mutlaka başarılması gereken.1. Çok hızlı ürerler ve üremek için organik artıkların olduğu yerleri seçerler (14). Karasinekler ile savaşta şu yol takip edilmelidir: a. bitki artıkları ve kokuşabilen maddeler üzerinde çoğalıp ergin hale gelirler. Hasta odalarında. Açık renkleri severler ve koku alma yetenekleri çok fazladır. birçok hastalık mikroplarını mekanik olarak taşıyabilir ve aynı zamanda insanların rahat ve huzurunu bozabilir. hızlı bir şekilde hastaneden ve civarından uzaklaştırmak. tutucu kağıtlardan. Kimyasal madde kullanımı kesinlikle bu amaçla eğitim almış kişiler tarafından uzman personelin kontrolünde yaptırılmalıdır (14) 3. pire ve tahta kuruları yok edilebilir (14). Ancak ısıtılmış kuru havanın derinliklere nüfuz özelliği az olduğundan malzemeler seyrek ve serbest olarak bulundurulmalı. Kimyasal maddelerle dezenfestasyon Hastaların bulunduğu ve pek çok kişinin çalıştığı hastanelerde böcek enfestasyonlarında kimyasal madde kullanımı riskli ve en son düşünülmesi gereken yöntemdir. bekletme yeterlidir. Kullanılacak kimyasal madde enfestasyonun türüne ve uygulanacağı yerin özelliklerine göre seçilmelidir. kaynatma veya 100 °C‘nin üzerinde basınçsız buharda 1020 dk. en başta gelen önlemdir. c. a. Bu yükseklikte sıcaklığa dayanabilecek tüm malzemeler bu şekilde böcekten arındırılabilir (14). sinek öldürücü lambalardan yararlanılabilir. b. Karasinekler ile mücadele Pek çok türü olan karasinekler. Bu amaçla çöpleri açıkta bırakmamak. Larvaları ve ergin sinekleri öldürmek: Ergin karasineklerin ve larvaların öldürülmesi için mekanik sinek kapanlarından. sinekleri çekecek şekilde gıda maddelerini ve organik 422 . Yine 75-95°C arasında 30 dk. mutfaklarda besin maddelerini kapalı şekilde muhafaza etmek gerekir (14). Yaş ısı 100 °C‘de 15-20 dk. ortamdaki hava hareket halinde olmalıdır. çöplükler. Kuru ısı Bunun için 75-95 °C’de kuru ısı yeterlidir. Genellikle böcekler mikroorganizmalara göre ısıya daha duyarlıdır. Hastane ortamında da karasineklerin bulunmaması gerekir (14). Yarım saatte tüm böcekler ölürler. Karasinekler. mutfaklarda besin maddelerinin depolandığı mekanlarda kimyasal madde kullanmak çok dikkatli ve titiz bir çalışmayı gerektirir (14). sürede bit. Bunu sağlamadan yapılacak diğer önlemler sonuç vermeyecektir. 2. Karasineklerin barınma yerlerine girmesini engellemek: Karasineklerin hastane içine girmesini engellemek için sineklerin girebileceği açık yerleri ince sinek teli ile kapatmak. insan ve hayvan artıkları.

Daha sonra larva ve pupa aşamalarından sonra erişkin hale gelir. Sivrisinekler ile mücadele Sivrisinekler. Dişi sivrisinekler genellikle durgun tatlı sulara yumurtlarlar. filaryaz. dang humması ve sarı hummayı bulaştırırlar (14). TSK Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Yönergesi 2. Ayrıca kimyasal mücadele ile larvalar yok edilebilir. Yumurtalar kuruluğa dayanamazlar. sıtma. Uygun mücadele için hastane çevresindeki jit alanlarının ortadan kaldırılması gerekir. 4. kışın aylarca canlı kalabilirler (14). Ömürleri türe ve iklim koşullarına göre değişmekle birlikte.atıkları açıkta bırakmamak ve ortamın genel temizlik koşullarını sağlanmak gerekmektedir (14). ÖNEMLİ UYARI: TSK'da görev yapan her sağlık personeli hijyen uygulamaları ve sağlığın korunması için aşağıdaki iki dokümanı mutlaka kullanmalıdır. Sivrisineklerin hastane içine girmesini önlemek amacıyla alınacak önlemler karasinekler için alınan önlemler ile aynıdır (14). dişi sivrisinekler ise yumurtaların olgunlaşması için kan emerler. Bu alanlara "jit" adı verilir. 1. Larva ve pupalarla beslenen balıklar (örneğin Gambusia) çevrede durgun su varsa buralarda üretilebilir. Erkek sivrisinekler kan emmezler. Erişkin sivrisinekler için insektisitler kullanılabilir (14). TSK Gıda/Su Kontrol ve Hijyen Denetim Hizmetleri Yönergesi 423 .

12. 9. Eyigün CP. Dezenfeksiyon. Suffolk 1985. 1997. Sterilizasyon-dezenfeksiyon. 4. Sterilizasyon. antisepsi ve önemi. (ed). 2.) Erkan A. Neufert E. Hastane Hijyeni. GATA Matbaası. Sterilizasyon dezenfeksiyon metodları. dezenfeksiyon. Güler Ç. 1982. 14.KAYNAKLAR 1. 1992. İstanbul. 1999: 5-11. Hospital Hygiene (Third Edition). 1999. dezenfeksiyon ve Sterilizasyon. (eds). 8. Beşirbellioğlu BA. 1: 61-68. Dökmetaş l. Arıkan S. İleri Hekim Eğitim Kurs Kitabı. Henkel GV Yayınları. 10. Samsun. Sterilizasyon Dezenfeksiyon Hastane İnfeksiyonları Sempozyumu Kitabı. 11. Genel Temizlik ve Hijyen. Hastane İnfeksiyonları Sempozyumu Kitabı. Karadayılar AO. 3. Hastane infeksiyonlarının tarihçesi. Page 42-45. Hastane infeksiyonlarının sınıflandırılması ve tanımları. 2005. Sivas. Sayfa 41-43. Ankara. Akova M. Sterilizasyon Dezenfeksiyon Hastane İnfeksiyonları Sempozyumu Kitabı. Ankara. İstanbul. Page: 24-27. 1999: 1-4. Samsun. 451-472.Maurer IM. dezenfeksiyon. 2005. (Eds. Hastane Enfeksiyonları. 13.) Pekcan M. Görenek L. Hastane İnfeksiyonları Derg 1997. Hastane Enfeksiyonları. Geneva 1992. Temizlik. in: Saniç A. 1983.(ed). ln: Saniç A. 3: 175-183. Yapı Tasarımı Temel Bilgiler (30.(ed). ln: Bakır M. 7. Baskı) (Çev.Özinel MA. Görenek L.Özkan F. Pahsa A. Güven Yayıncılık. Sterilizasyon ve tıbbi atıkların yok edilmesi. Çobanoğlu Z. .Gürler B. Hökelek M. Ankara. 424 . 5. Beşirbellioğlu BA.) Pekcan M. Hastane infeksiyonları Derg 1999. Hastanede Çevre Sağlığı Önlemleri ve Hastane Atıkları.ln:Saniç A. Sayfa 9-16. İÜ Tıp Fak Yayınları. Eyigün CP. Hastane İnfeksiyonları I. 6. GATA Matbaası. The Hospital in Rural and Urban Districts. Sterilizasyon. (Eds.Güray Ö. Özyurt M. Hastanelerde temizlik. Pahsa A. Samsun. Report of a WHO Study Group. 1999: 33-38. Günümüzde kullanılan dezenfektan ve antiseptikler.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful