ANATOMİ DERS NOTLARI

Anatomi Anabilim Dalı

ÖNSÖZ GATA Sağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu (SAMYO), Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu sayıda sağlık sınıfı muvazzaf astsubay yetiştiren, GATA K.lığı bünyesinde kurulmuş iki yıl süre ile Ambulans ve Acil Bakım Teknikerliği programında ön lisans düzeyinde eğitim-öğretim veren bir Askeri Yükseköğretim kurumudur. SAMYO öğrencilerine verilen derslerin bilimsel disiplin alanlarında çok sayıda başvuru kitabı bulunsa da, SAMYO öğrencilerinin öğrenme hedeflerine ve mezunlarının görev tanımlarına uygun düzeyde bir kaynak kitap mevcut değildir. Ayrıca, halen GATA K.lığı sorumluluğunda icra edilmekte olan, sağlık astsubay branş eğitimlerine (teknisyen astsubay kursları) personel seçimi için yapılan sınava hazırlanacak personelin yararlanacağı düzeyde bir başvuru kitabı da bulunmamaktadır. Bu nedenle, Komutan Bilimsel Yardımcılığı tarafından, 2010-2011 Eğitim ve Öğretim Yılından itibaren kullanılmak üzere SAMYO öğrencileri ve mezunları için; SAMYO eğitim programında yer alan ders notlarının geliştirilerek birleştirildiği bir kitap hazırlanması konusunda bir çalışma başlatılmıştır. Bu kapsamda, SAMYO eğitim programında yer alan derslerden sorumlu tüm öğretim elemanları tarafından; ders notları kitap metinleri halinde hazırlanmış, metinlerin hazırlanmasında, “Sağlık Astsubayı” veya “Ambulans ve Acil Bakım Teknikerliği” görev alanları ve eğitim ihtiyaçları esas alınmış, öğrenme hedefleri bu esaslar çerçevesinde yeniden gözden geçirilip düzenlenmiş ve kitap bölümleri söz konusu öğrenme hedeflerine göre yazılmıştır. Hazırlanan “kitaplaştırılmış ders notlarının” önümüzdeki yıllarda geliştirilerek, ülkemizdeki sağlık meslek yüksek okullarında da kullanılacak bir kaynak kitap düzeyinde yeniden yayınlanmasının yararlı ve gerekli olduğunu düşünüyorum. SAMYO öğrencileri ve sağlık astsubayları için “kitaplaştırılmış ders notlarının” hazırlanmasında emeği geçen tüm öğretim elemanlarına ve idari görevli personele teşekkür eder, kitabın SAMYO öğrencileri ve sağlık astsubayları için öğrencilik döneminde ve mesleklerinin icrasında azami yararı sağlamasını dilerim.

M. Zeki BAYRAKTAR Prof.Tbp.Tümgeneral GATA K.Bil.Yrd., Askeri Tıp Fakültesi Dekanı ve Eğitim Hastanesi Baştabibi

SAMYO Kitaplaştırılmış Ders Notlarının Hazırlanmasında Katkıda Bulunanlar Prof.Tbp.Alb. Süleyman CEYLAN GATA Komutan Bilimsel Yardımcılığı Eğitim Öğretim Şube Müdürü Yrd.Doç.Dr.Dz.Tbp.Yb. Zeynep ERKEK GATA Komutan Bilimsel Yardımcılığı Eğitim Öğretim Şube Eğitim Öğretim Subayı Sağ.Yb. Fatma TABAK Sağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu Mesleki Dersler ve Uygulamalar Öğretim Görevlisi

İÇİNDEKİLER S.NU. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. 9. 10. 11. ÜNİTE / KONU ANATOMİYE GİRİŞ, KEMİK, EKLEM ve KAS HAKKINDA GENEL BİLGİLER ÜST EKSTREMİTE ANATOMİSİ ALT EKSTREMİTE ANATOMİSİ BAŞ – BOYUN, GÖVDE ANATOMİSİ ve KLINIĞI SOLUNUM SİSTEMİ ANATOMİSİ DOLAŞIM SİSTEMİ ANATOMİSİ SİNDİRİM SİSTEMİ ANATOMİSİ PELVIS – PERİNEUM, ÜRİNER ve GENITAL SİSTEM ANATOMİSİ SİNİR SİSTEMİ ANATOMİSİ ENDOKRIN SİSTEM ANATOMİSİ GÖZ ve KULAK ANATOMİSİ Prof. Dr. Hasan OZAN Prof. Dr. Fatih YAZAR Doç. Dr. Yalçın KIRICI Doç. Dr. Bülent YALÇIN Doç. Dr. Necdet KOCABIYIK Uzm. Dr. Cenk KILIÇ Uzm. Dr. Nurcan İMRE Uzm. Dr. Selda YILDIZ Uzm. Öğr. Sedat DEVELİ ÖĞRETİM ELEMANI

1. ANATOMİYE GİRİŞ, KEMİK, EKLEM ve KAS HAKKINDA GENEL BİLGİLER ANATOMİYE GİRİŞ Vücudun normal şekil ve yapısı ile vücudu oluşturan organları ve bu organlar arasındaki fonksiyonel ilişkiyi inceleyen bilim dalıdır. Ana ve Tome denilen iki sözcüğün birleşmesinden oluşan Anatomi, Yunanca’dır. Sözcük anlamı; kesme, ayırmadır. Anatomi eğitiminde esas materyal cadaverdir. Cadaver (caro + data + vermis); “solucana verilecek et” anlamına gelir. Anatomideki tüm tarifler, anatomik pozisyona göre yapılır. Anatomik pozisyon; kişi ayakta ve dik, üst ekstremiteleri yanlarda, ayaklar bitişik, avuç içleri, yüz ve gözler karşıya bakar durumdadır. Bütün anatomik tarifler, bu pozisyondaki bir insanın vücudundan geçen hayali düzlemlerle ilişkisine göre yapılır. Anatomik pozisyondaki bir vücuttan geçen 3 tane hayali düzlem vardır. 1. Planum sagittale; vücuttan vertikal olarak geçen düzlemlerdir. Vücudu sağ ve sol iki kısma ayırırlar. Vücudun tam ortasından geçerek, vücudu sağ ve sol iki eşit yarıma ayıran düzleme planum medianum (ya da planum midsagittale) adı verilir.

1

2. Planum frontale (coronale); median düzleme dik düzlemlerdir. Vücudu ön ve arka olarak iki kısma ayırırlar. Frontal kemiğe (yada sutura coronalise) paralel oldukları için bu isimle anılırlar. 3. Planum horizontale (transversale); önceki düzlemlere dik olan bu düzlemler, vücudu üst ve alt iki kısma ayırırlar. Anatomi eğitiminde iki esas yöntem vardır. Sistematik Anatomi : Vücut kısımlarını ve organları fonksiyonel yönden sistematik olarak tarif eder. Anatomi eğitiminde çok daha yararlıdır. Buna göre vücut sistemleri: Integumentum sistem; deri ve eklerini (kıllar, tırnaklar) inceler. İskelet sistemi; kemikleri inceler. Artiküler sistem; eklemleri ve ilgili ligamentleri inceler. Musküler sistem; kasları inceler. Bazen bu sistem, iskelet sistemi ile birlikte Muskuloskeletal sistem adı altında, bazen de Lokomotor Sistemin bir alt grubu olarak incelenir. Dolaşım (Sirkülatuar) sistemi ya da Kardiyovasküler sistem; kalp ve damarları inceler. Sindirim (Alimentar) sistemi; ağızdan anusa kadar bütün sindirim organlarını ve ilgili bezleri (karaciğer, pankreas,..) inceler. Solunum (Respiratuar) sistemi; solunum organlarını inceler. Uriner sistem; böbrek, ureter, mesane gibi idrar yollarını inceler. Üreme (Reprodüktif, Genital) sistemi; üreme organlarını inceler. Uriner sistemle olan yakın komşuluğundan dolayı, sık olarak Urogenital Sistem adı altında bu iki sistem birlikte incelenir. Sinir sistemi; beyin ve omurilik (santral sinir sistemi) ile bu yapılardan ayrılan sinirleri (periferik sinir sistemi) inceler. Gelişimsel ve fonksiyonel olarak bu sistem ile yakın ilişkisi olan duyu organları (görme, işitme, tat ve koku) da bu sistem içinde incelenir. Endokrin sistem; hormon denilen salgıları yapan bezleri inceler. Topografik (regional, bölgesel) Anatomi : Bir bölgedeki yapıları ve aralarındaki ilişkileri yüzeyelden - derine doğru inceler. Buna göre vücut; toraks, abdomen, pelvis - perine, sırt, alt ekstremite, üst ekstremite ve baş - boyun olarak bölgelere ayrılır. Terminologia Anatomica (Nomina Anatomica) Vücuttaki bir yapının diğer bir yapı ile ilişkisini tarif ederken anatomik terimler kullanılır. Anatomi terminolojisi ya da Anatomik nomina, anatomide kullanılan uluslararası terimleri içeren bir listedir. Birçok bilim dalında olduğu gibi anatomide de bir buluşu gerçekleştirmiş bilim adamının adıyla anılan terimler vardır. Bu terimlere eponim terimler denir. Örneğin; tuba auditiva, Eustachi Borusu adı ile de bilinir. Tekil – Çoğul Yapısı Tıp terminolojisindeki tekil sözcükler çoğul yapılırken genel olarak; sonu “-us” ile bitenlerde “us” yerine “-i”, sonu “-um ya da -on” ile bitenlerde bunların yerine “-a”, 2

bölge Septulum. atardamarlar Articulationes. kas Nervus. düğümler Glandulae. Ant. Dors. Aa. lif Ganglion. organ Pilus. Cart. Fasc. organlar Pili. bez Gyrus. arter Articulatio. beyin zarları Musculi. kök Ramus. Cran. bölgeler Septula. gövde Vena. beyinzarı Musculus. lifler Ganglia. kıkırdak Fibra. sonu “o” ile bitenlerde de “-nes” eklenir. gövdeler Venae. TERİM Arteria Arteriae Anterior Articulatio Cartilago Caudalis Cranialis Dexter Distalis Dorsalis Fasciculus Ganglion Glandula TÜRKÇE ANLAMI Atardamar Atardamarlar Daha ön Eklem Kıkırdak Kuyrukla ilgili Kafa ile ilgili Sağ Merkezden uzak Sırtla ilgili Küçük demet Düğüm Bez 3 KISALTMASI A. bağlar Meninges. Dext. kıvrım Labium. sinir Organum. kaslar Nervi. bölmecikler Trunci. dal Regio.sonu “x” ile bitenlerde de “x” yerine “es” koyulur. eklemler Cartilagines. toplardamarlar Bağlaçlar Tıp terminolojisinde en çok kullanılan bağlaç “ve” anlamına gelen “et” sözcüğüdür. düğüm Glandula. “a” dan sonra “-e”. atardamar. kıvrımlar Labia. toplardamar Arteriae. Gang. eklem Cartilago. Caud. kıllar Radices. Sonu “-a” ile bitenlerde. kökler Rami. sinirler Organa. Arteria. kıl Radix. dudak Ligamentum. . Gl. Musculi capitis et colli = Başın ve boynun kasları Kısaltmalar Tıp terminolojisinde sık kullanılan terimlerin tekil ve çoğullarının kısaltmaları. Art. bezler Gyri. dudaklar Ligamenta. bağ Meninx. kıkırdaklar Fibrae. Dist. bölmecik Truncus. dallar Regiones.

Örn. gluteal bölge vücudun arka tarafındadır. N. cerebellumun rostralindedir. Proc. Inc. Sup. Ligg. Tuberos. Örn. Inf.Glandulae Incisura Inferior Internus Lateralis Ligamentum Ligamenta Musculus Musculi Medialis Membrana Nervus Nervi Nucleus Obliquus Plexus Posterior Processus Protuberentia Proximalis Ramus Rami Sinister Superior Truncus Transversus Trigonum Tuberculum Tuberositas Vena Venae Ventralis Bezler Çentik Daha alt İç. içteki Dışyan Bağ Bağlar Kas Kaslar İçyan Zar Sinir Sinirler Çekirdek Eğik Ağ Daha arka Çıkıntı Tümsek Merkeze yakın Dal Dallar Sol Daha üst Gövde Enine. Prot. Transv. Membr. Med. Benzer şekilde rostralis terimi de sık olarak beyin kısımlarını tarif ederken anterior yerine kullanılır. Nöroanatomide yaygın olarak anterior yerine ventralis sözcüğü kullanılır. 4 . vücudun arka tarafında olan. ayağın alt yüzü için de plantaris ifadesi kullanılır. Lat. Pl. YÖN ve KARŞILAŞTIRMA TERİMLERİ ANTERIOR. Nuc. Mm. Rr. yatay Üçgen Küçük tümsek Pürtüklü kabartı Toplardamar Toplardamarlar Karınla ilgili Gll. Örn. Tr. Obl. Vent. vücudun ön tarafında olan. Sin. Nn. Özellikle elin arka yüzü ve ayak sırtı tarif edilirken dorsal terimi kullanılır. Vv. R. Elin anterior yüzü için genellikle palmaris. Trig. V. umbilicus. vücudun ön tarafındadır. Ventralis terimi araştırmalarda kullanılan hayvan ve insanlarda anatomik tariflerde eşit olarak uygulanabildiği için avantajlıdır. gaga tarafına (ön uca) yakın olan anlamındadır. Rostralis. Prox. Post. M. Tuberc. frontal lob. Dorsalis terimi yaygın olarak posterior yerine kullanılmaktadır. Int. X POSTERIOR. Lig.

5 . ayağın 5. MEDIALIS. hiperfleksiyon denir. X EXTENSIO.ray tübü hastanın arkasında. Örn. median düzlemden uzak olan. KOMBİNE TERİMLER Sık olarak bir yönü işaret etmek için kullanılırlar. Örn. INTERNUS. Caudalis terimi kuyruk anlamındadır ve inferiora karşılık gelir. diafragma kalbe göre daha aşağıdadır. Örn.ray ışını arkadan . İkisi arasında kalan yüzük parmağı intermedius pozisyonundadır. sağ el ve sağ ayak ipsilateraldir. küçük parmak medialdedir. Örn. Ancak bacağın ve ayağın fleksiyonu. bir organ yada boşluğun dışında olan. diş arkının orta hattına uzak olanı belirtmek için kullanılır. vücudun aynı tarafında olan. median düzleme yakın olan. anterior yöndedir. hiperekstensiyon denir. Örn. Inferolateral. Örn. Diş hekimliğinde kullanılan mesialis terimi. orta parmak lateralde. Örn. Genellikle anterior yönde olur. X . alt ekstremitenin distal ucundadır. Örn. orijin noktasına ya da gövdeye uzak olan. X EXTERNUS. X . akciğerler. Genellikle posterior yönde olur. medial ile eş anlamlıdır ve diş arkının orta hattına yakın olanı belirtmek için kullanılır. Normalden fazla yapılan fleksiyon hareketine. Ayağın plantar yüzünün aşağıya doğru bükülmesi. orijin noktasına ya da gövdeye yakın olan. sağ (taraf).SUPERIOR.ray filmi ise önündedir. DEXTER.öne doğru geçer. sagittal düzlemde yapılan ve vücut bölümleri ya da kemikler arasındaki açıyı azaltan bükme harekettir. vücudun tam ortasındadır. umbilicus (göbek). Örn. MEDIUS. X LATERALIS. Normalden fazla yapılan ekstensiyon hareketine. yüzeye uzak olan (derin). anteromedial. X INFERIOR. Ancak bacağın ve ayağın ekstensiyonu. bir organ yada boşluğun içinde olan. vücudun tam ortasında ya da bir yapının tam ortasında olan. vücudun karşı tarafında olan. burun delikleri (nares). Elin 5. Ancak sadece embriyolojik tariflerde yaygın olarak kullanılır. ayaklara daha yakın olan. Ayağın dorsal yüzünün yukarı doğru bükülmesi de dorsal fleksiyon (ekstensiyon)dur. SUPERFICIALIS. başa daha yakın olan. SINISTER. FLEXIO. sagittal düzlemde yapılan ve vücut bölümleri ya da kemikler arasındaki açıyı artıran germe harekettir. sol (taraf) PROXIMALIS. posteroanterior göğüs filminde. üst ekstremitenin proksimal ucundadır. X . kol. HAREKET TERİMLERİ Ekstremitelerin ve vücudun diğer bölümlerinin hareketlerini tarif etmek için kullanılır. mideye göre daha yukarıdadır. Cranialis terimi de superior yerine kullanılabilir. X DISTALIS. Örn. medialdeki ve lateraldeki iki yapının ortasında olan. Örn. gözlerin medialindedir. posterolateral. sağ el ve sol el kontralateraldir. parmağı ise başparmağa göre medialdedir. X CONTRALATERALIS. IPSILATERAL. Diş hekimliğinde distalis terimi. parmağı başparmağa göre lateraldedir. ayak. yüzeye yakın olan X PROFUNDUS. plantar fleksiyon (=fleksiyon)dur. posterior yöndedir. INTERMEDIUS.

mandibulanın ya da omzun arkaya doğru çekilme hareketi. endorotatio. sırasıyla yapılan. ayak tabanını median düzlemden uzaklaştıran ve dışa doğru baktıran harekettir. ROTATIO. mandibulanın ya da omzun öne doğru çekilme hareketi X RETRACTIO. Bu hareket sonucu elin palmar yüzü arkaya bakar. ön yüzü median düzlemden uzaklaştırır. Invertio güçlü yapıldığında. Elde ve ayakta parmakların adduksiyonu. Art. sırtüstü yatış pozisyonudur X PRONUS. Başparmağın.LATERAL FLEXIO. başparmağın anteroposterior yönde elin palmar yüzünden uzaklaşmasıdır. palmar yüz üzerine bükülme hareketidir. 6 . metacarpophalangealis I’de yapılır. Parmakların abduksiyonu. Örn. ayak ucu median düzleme doğru yaklaşır. koronal düzlemde yapılan baş ve gövdenin yana eğilme hareketidir. dış rotasyon). radiusun uzun ekseni etrafında dışa dönmesi ile oluşan önkol ve elin hareketidir. mandibula ya da omzun aşağı doğru hareketi (indirme). ayak tabanını median düzleme doğru yaklaştıran ve içe doğru baktıran harekettir. Bu hareket pronatio (iç rotasyon) olarak bilinir. parmakların birleştirilmesidir. iç rotasyon). Evertio güçlü yapıldığında. koronal düzlemde palmar yüzden dışa doğru uzaklaşmasına extensio denir. Koronal düzlemde median düzleme doğru yapılan harekettir. ABDUCTIO. mandibula ya da omzun yukarı doğru hareketi (kaldırma) X DEPRESSIO. abduksiyonun tersidir. pronasyondan çok daha kuvvetlidir. ayakta ise ikinci parmağa göre diğer parmakların birbirinden uzaklaşmasıdır. Ekstremitenin lateral kısmı medial rotasyonda içe. fleksiyo. Pronatio = evertio + abductio X INVERTIO (dış rotasyon). elde üçüncü parmağa göre. X ADDUCTIO. anteroposterior yönde palmar yüze doğru yaptığı (ikinci parmağın yanına getirildiği) harekete adductio denir. SUPINUS. Rotatio medialis (rotatio interna. Rotatio lateralis (rotatio externa. Hareket sırasında radius ulnayı önden çaprazlar. ayak ucu da median düzlemden uzaklaşır. koronal düzlemde yapılan median düzlemden uzaklaşma hareketidir. EL BAŞPARMAĞININ HAREKETLERİ Flexio. X SUPINATIO (dış rotasyon). üst ekstremitenin vücuda doğru olan hareketi. ekstensiyo ve adduksiyo hareketlerinin kombinasyonu olan dairesel harekettir. lateral rotasyonda ise dışa bakar. Bu hareket supinatio (dış rotasyon) olarak bilinir. art. vücudun bir parçasının uzun ekseni (vertikal eksen) çevresinde yaptığı dönme hareketidir. ELEVATIO. abduksiyo. Supinatio = invertio + adductio PRONATIO (iç rotasyon). üst ekstremitenin vücuttan uzaklaşması. interphalangealis 1’de yapılır. yüzüstü yatış pozisyonudur. Başparmağın. başparmağın diğer parmakların eksenine dik olacak şekilde. carpometacarpalis pollicis. Hareket sırasında radius ve ulna birbirine paralel olur. CIRCUMDUCTIO. ekstremitenin ön yüzünü median düzleme yaklaştırır. PROTRACTIO. Bu hareket sonucu elin palmar yüzü öne bakar. radius kemiğinin uzun ekseni etrafında içe dönmesi ile oluşan önkol ve elin hareketidir. Supinasyon. Art. Örn. metacarpophalangealis 1 ve art. Abductio. EVERTIO (iç rotasyon). exorotatio.

abduksiyon. Bu harekette başparmak sırasıyla. Hareketin tersi Repositio olarak bilinir. carpometacarpalis polliciste ve kısmen de art. adam Inferior : Alt Membri : Üye. medianus felcinde bozulur. İNSAN VÜCUDUNUN BÖLGELERİ (REGIONES CORPORIS HUMANI) Abdomen : Karın Caput : Baş Cervix (collum) : Boyun Corpus : Beden. metacarpophalangealis I’de yapılan bu hareket. gövde Dorsum : Sırt Homo : İnsan.Oppositio. ekstremite Perineum : Apış arası Regio : Bölge Superior : Üst Thorax : Göğüs 7 . iç rotasyon. başparmak pulpasının diğer parmak pulpalarına değdirildiği harekettir. ekstensiyon. Kalem tutarken ya da parmaklar arasında bir obje kıstırılırken kullanılır. n. Başlıca art. fleksiyon ve adduksiyon yapar.

Bu madde. Gerektiğinde osteoblastlara dönüşürler. Kemik hücreleri Kemikte dört tip hücre bulunur. En önemlileri Ca. İnorganik bölümünü ise tuzlar oluşturur. kompak kemik dokusunda ise kan damarlarını içeren Havers Kanalları bulunur. kolayca kırılır ve parçalanır. sertliğini kaybeder ve kolayca bükülebilir. 8 . santral bir spongioz dokuyu çevreleyen kompak bir dokuya sahiptir. Tuzlar. periosteumda ve endosteumda bulunan bu hücreler. Bir kemik yansa bile şeklini muhafaza eder. organik ve inorganik maddelerden oluşan dokulardır. mezenşimal kökenlidir. içte substantia spongiosa (trabecularis) denilen iki dokudan oluşur. Kemikler. Bütün kemikler. Spongioz doku içindeki cavitas medullaris denilen ilik boşluğunda kemik iliği.EKSTREMİTELERİN BÖLÜMLERİ KEMİK BİLİMİ (OSTEOLOJİ) Bağ dokunun sert bir formu olan kemik (os. Osteogenik (osteoprogenitör) hücre. Kemiğin yapısı Kemikler. ancak fibröz dokusu harab olduğundan elastikiyetini kaybeder. kemiğe sertlik verir. dışta substantia compacta. vücudun temel destek dokusudur ve vücudun çatısı olan iskeleti meydana getirir. 1. Kalsiyumu olmayan kemik ise. ossa). En yüksek oranda kalsiyum fosfat tuzu vardır. Organik bölümünün % 95’ni intersellüler olarak bulunan mukopolisakkarit yapısındaki kollajen lifler yapar. P ve Mg tuzlarıdır. kemiklere esneklik ve dayanıklılık verir. çoğul.

Havalı kemikler (os pneumaticum). 6. kas tendonları içinde bulunurlar. Matriksteki lakunalarda otururlar. çukurlar ve delikler bulunur. maksilla). Ayak iskeletinde yaygındırlar. Uçlarındaki eklem yüzleri hiyalin kıkırdakla örtülüdür. Heterotopik kemikler. Tendonların yıpranmasını önlerler. humerus. Osteoide kalsiyum fosfat eklendiğinde kemik olur. Kemik tipleri Şekillerine göre 8 tip kemik vardır. Osteoblast. metacarpal. Yassı kemikler (os planum). Osteoblastlar. Düzensiz kemikler (os irregulare). Kemiğin serbest yüzeylerinde bulunurlar. Kısa kemikler (os breve). sfenoid. Ayrıca tendon açısını artırarak eklemde mekanik bir avantaj sağlarlar. phalanx. 1. Bu işlem osteoblastlarin varliğini gerektirir. Aksesuar kemikler (os accessories). Uzun kemikler (os longum). aralarında bulunan ve diploe adı verilen spongioz kemik tabakasından oluşur. Kemik matriksinin organik elemanlarını sentezlerler. koruma fonksiyonları vardır. 3.2. Örn. Osteoklast. quadriceps femorisin tendonu içinde yer alan patelladır.. Kafa kemikleri. 4. İki kompak kemik tabakası ile. Bu oluşumlar. matriksteki lakunalara gömülünce osteosit adini alir. Kemiklerin en büyük hücreleridir. 5. 4. Osteosit (matür kemik hücresi). Potansiyel osteoblastlardir. ek kemikleşme merkezleri olduğunda meydana gelirler. Rezorpsiyon bölgelerindeki siğ çukurlarda (Howship lakunalari) otururlar. Mineralize olmamiş (ya da kalsifiye olmamiş) bu matrikse osteoid denir. 7. ayak bileği (tarsal) ve el bileği (carpal) kemikleri 3. 8. Vücudun en büyük sesamoid kemiği m. ligamentler ve fasiyaların kemiklere tutundukları yerlerde görülür. içlerinde küçük boşluklar vardır. metatarsal. kaburgalar ve sternum gibi. yumuşak dokularda görülen kemiklerdir. femur. Temporal kemiğin mastoid parçası ve paranazal sinüslerin olduğu kemikler (frontal. vertebralar ve os coxae gibi. Yüz kemikleri. 9 . düzensiz şekilli kemiklerdir. M. etmoid. tam olarak gelişmiş kemiklerin esas hücreleridir. tendonlar. boyları enlerinden daha büyüktür. puberte (12 . Esas olarak kavite duvarlarının oluşumuna katılır. 2. Kemiklerdeki yüzey işaretleri Kemiklerin üzerinde çeşitli çıkıntılar.. Kemiklerde görülen işaretler. Uzun kemikler ekstremitelerde bulunur. kemik iliğinden derive olurlar. osteogenik hücrelerden derive olurlar. gastrocnemiusun lateral başı içinde bazen fabella denilen bir susamsı kemik bulunur. Radyolojik değerlendirmelerde karışıklığa yol açabilirler.15 yaş civarında) sırasında oluşur ve adult çağa kadar gittikçe belirginleşir. Susamsı kemikler (os sesamoideum). Kemiğin rezorpsiyonundan sorumludurlar. scapula. Genellikle kronik bir inflamatuar hastalık sonucu (akciğer tuberkulozu gibi) gelişirler.

köşe Caput : Baş Collum : Boyun Condylus : Yumru. ucu sivri çıkıntı Sulcus : Oluk Trochanter : Yuvarlak çıkıntı Tuber : Tümsek Tuberculum : Tümsekçik Tuberositas : Pürtüklü kabartı ya da alan Kemik iliği (cavitas medullaris) Yetişkinlerde 2 çeşit kemik iliği bulunur. Bu durum. yani hemopoetiktir. tabaka Linea : Çizgi Malleus : Çekiç şeklinde çıkıntı Margo : Kenar Pediculus : Küçük uzantı. Doğumda vücuttaki bütün kemikler kırmızı kemik iliğine sahiptir.KEMİKLERDE SIK KARŞILAŞILAN YÜZEY İŞARETLERİ Arcus : Kemer. 10 . 5 .7 yaşında sarı kemik iliği ekstremitelerin distal kemiklerinde görünmeye başlar ve kademeli olarak proksimale doğru ilerler. yaşla kademeli olarak azalır ve ileri dönemde kırmızı kemik iliğinin yerini sarı kemik iliği alır. Kan yapımında (hematopoiezis) aktif olan kırmızı kemik iliği (medulla ossium rubra) ve yağ dokudan oluşan ve inaktif olan sarı kemik iliği (medulla ossium flava). yüzey Foramen : Delik Fossa : Çukur Fovea : Geniş ve sığ çukur Incisura : Çentik Labium : Dudak Lamina : Yaprak. vuvarlak ya da oval çıkıntı Corpus : Beden. yay Angulus : Açı. ayakçık Processus : Çıkıntı Protuberantia : Tümsek şeklinde kabarıntı Ramus : Dal Spina : Diken. gövde Crista : İbik (keskin kenar) Eminentia : Kabartı Epicondylus : Kondillerin üzerindeki çıkıntı Facies : Yüz. küçük ayak.

Kemiklerin fonksiyonu Koruma. Kemiklerin kan damarları Kemikler zengin arteryel beslenmeye sahiptir. Kan hücreleri yapımı. Kemiğin venleri. Başlıca komşu eklemleri besleyen arterlerden gelirler. Büyümesini tamamlamış kemiklerde ise avaskular (aseptik) nekroza neden olur. dış tabakadır. P ve Mg tuzlarını depolar. 5. Yaşlıların kemiklerinde daha az organik madde vardır ve ek olarak periosteumda daha az rejenerasyon yeteneğine sahiptir. Bu arterlerden gelen kan. 2. bu sinirler tarafından taşınan periosteumdaki yırtılma yada gerilme duyularıdır. eklem yüzleri hariç periosteum (kemik zarı) denilen ince bir fibröz doku tabakası ile örtülüdür. Gövdenin merkezine yakın olarak bulunan bir delikten (foramen nutricium) giren arter (a. Stratum cambium. Bu nedenle kırıklarda iyileşme geç olur. kemik kırılmalarında aktiflenir ve iyileşmeyi hızlandırır. herhangi bir nedenle kesilecek olursa kemiğin büyümesi etkilenir. Hareketler için mekanik bir temel. 11 . omurlar (vertebrae). Bu yüzden çok duyarlıdır. scapula). Kemiklerin uyarılması Periosteum. Büyüme kıkırdaklarını besledikleri için önemlidirler. 1. Yeni doğanda bu sayı 270’dir. 1. Ca. 2. yapısında bulunan osteoblastlar. Periosteum Bütün kemikler. periostal sinirler adı verilen duyu sinirlerinden zengindir. Stratum fibrosum. Periosteum. 3. spongioz kemik ve kemik iliğini beslemek üzere dağılır. Kemik kırılmalarında şiddetli ağrının sebebi. iki tabakalı bir yapısı vardır. Tuzları depolamak. nutricia). Bu yüzden periosteumu kaldırılan yerdeki kemik dokusu ölür. 4. damardan ve sinirden son derece zengindir. omuz kemeri kemikleri (clavicula. arterlere eşlik eder. Periostal arterler. İyileşme sürecinde genellikle kırık bölgesinde aşırı bir kemik üretimi olur ve bu kemik dokusuna callus adı verilir. Bu tabakadaki “Sharpey Lifleri” periosteumu kompak kemiğe bağlar. Destek. pelvis kemeri (coxa) kemikleri ve femur ile humerusun sadece başları kırmızı kemik iliği içerir. kemiklerin uçlarını beslerler. birçok noktadan kemiğin gövdesine girerek kompak kemiği beslerler. Metafizial ve epifizial arterler. SYSTEMA SKELETALE (İSKELET SİSTEMİ) Yetişkin bir insan iskeleti toplam 206 kemikten oluşur. kompak kemikten oblik olarak geçip. kafa kemikleri. toraks kafesi kemikleri (sternum ve costalar). İskelet iki ana bölümde incelenir.Yetişkinde.

Embriyoda kıkırdağın yerini kemik alıncaya kadar geçici olarak iskelet görevi yapar. Burun kıkırdakları. Kulak kepçesi. 3. 1 + costalar. Mavimsi renktedir. 2) = 64 kemik. Tek farkı çok miktarda elastik lif içermesidir ve bu nedenle sarı renklidir. Matriksi oluşturan elemanlarin farkliliğina göre üç tip kikirdak vardir. Tamir yeteneği yoktur. lenf damarı. Appendiküler iskelet *3 Üst ekstremite: 60 kemik + Pektoral kemer: 4 kemik (clavicula. epifizyal kıkırdağın ve eklem kıkırdaklarının perikondriyumu yoktur. kaburgaların sternal uçları ve epifiz plağı hiyalin kıkırdaktır. 12 . KIKIRDAK (CHONDRO) Bir bağ dokusu şekli olan kıkırdak. Defektleri fibroz doku ile kapatılır. Fibröz kıkırdakların. 1. 24 + os sacrum. Hasarlandığında kendisini yavaş olarak tamir eder. 2) = 62 kemiktir. Aşınmaya karşı çok dirençlidir. Kendisini tamir eder. *4 Alt ekstremite: 60 kemik + Pelvis kemeri: 2 kemik (os coxae.6). 2. menisküsler ve labrum articulareler bu tip kıkırdaktır. 2+ scapula. Hiyalin kıkırdak Vücutta en yaygın bulunan kıkırdak tipidir. kuneiform kıkırdaklar ve aritenoid kıkırdakların tepeleri) elastik kıkırdaktır. Perikondriyumu yoktur. EKLEM BİLİMİ (ARTHROLOGIA) Eklemler. kornikulat. Eklem yüzleri arasinda bulunan diskuslar. mezenşimden derive olur. *2 Thorax: 25 kemik (sternum. diş kulak yolu. oditör tüp (tuba auditiva. Matriksi. *1 Omurga (columna vertebralis): 26 kemik (vertebrae. 22 + os hyoideum. Elastik kıkırdak Hiyalin kıkırdakla yapı olarak tamamen benzerdir. Fibröz kıkırdak Beyaz renklidir. Komşu bağ dokusundaki kapillerlerden ve matriksten difüzyonla beslenir. Eklemler yapılarına ve hareket yeteneklerine göre üç grupta toplanır. 1). 1 + coccyx. 1 + ossicula auditoria. larinksin bazı kıkırdakları. trakea. 24). Kemik sayılarına göre. iki kemik arasında kurulu eklemlere articulatio simplex. bütün oynar eklemlerin eklem yüzlerini örten kıkırdak. sinir ve duyu reseptörü içermez.Aksiyel iskelet *0 Baş iskeleti: 29 kemik (cranium. kollajen lifler ve proteoglikanlar yapar. kemikleri bir arada tutan ve kasların hareketlerine olanak tanıyan yapılardır. bronkuslar. ikiden fazla kemik arasında kurulu eklemlere de articulatio composito adı verilir. Kondrosit denilen hücreler ile matriksten (lifler + ara madde) oluşur. Eustachian tüpü) ve larinksin bazi kıkırdakları (epiglot. Kıkırdak. Kıkırdağı örten zara perichondrium denir. kan damarı.

diskuslar veya menisküsler de bulunur. Articulationes cartilagineae (amphiarthrosis). Cavitas articularis (eklem boşluğu) 2. Siniri ve kan damarı yoktur. sfenoid kemik gövdesinin oksipital kemiğin baziler parçası ile yaptığı eklem synchondrosis tipi eklemin örnekleridir. hareketsiz eklemler. Uzun kemiklerin epifiz ve diyafizleri arasındaki eklem. EKLEMLER. hareketli eklemler. Eklemi sarar ve eklem yüzlerini bir arada tutar. Symphysis (sekonder kartilaginöz eklem): Eklem yüzleri arasında her zaman kuvveti absorbe eden fibröz kıkırdak yapısında bir diskus bulunur. 1. Cavitas articularis (eklem boşluğu) İçinde negatif hava basıncı ve sinovya denilen sıvı vardır. Eklem yüzleri arasında hiyalin kıkırdak bulunur. Symphysis pubica. Bazı eklemlerde bunlara ek olarak ligamentler. symphysis intervertebralis III– ARTICULATIONES SYNOVIALES (TAM HAREKETLİ DIARTHROSIS) Hareketli eklemleri diğer eklemlerden ayıran üç özellik. Articulationes fibrosae (synarthrosis). Bu nedenle bazen hareketsiz eklem grubunda incelenir. Gomphosis. Synchondrosis (primer kartilaginöz eklem): Bu tip eklemlerin esas fonksiyonu hareket değil. dentoalveolaris). Vücuttaki tek örneğidir. İki tipi vardır. II– ARTICULATIONES CARTILAGINEAE (AZ HAREKETLİ EKLEMLER. I.ARTICULATIONES FIBROSAE (HAREKETSİZ EKLEMLER. SYNARTHROSIS) Sutura. Eklem boşluğu yoktur. Capsula articularis (eklem kapsülü) Hareketli eklemleri diğer eklemlerden ayıran en önemli özelliktir. Capsula articularis (eklem kapsülü)tir. büyümeye izin vermektir. Eklem kıkırdağı basıncı absorbe eder. bu eklemlerde eklem yüzlerini birbirlerine ligamentler bağlar. Cartilago articularis (eklem kıkırdağı) 3. diş kökleri ile çene kemikleri arasındadır (art. hiyalin kıkırdakla veya fibröz kıkırdak yapısında bir disk ile birleşir. az hareketli eklemler.1. Beslenmesini sinovyal membrandaki periferik damar ağından. Articulationes synoviales (diarthrosis). sinovyal sıvıdan ve komşu kemik iliği bölümünün damarlarından sağlar. Kemiklere tutunma yerinde periosteum ile devam 13 . Cartilago articularis (eklem kıkırdağı) Eklem yüzlerini örten eklem kıkırdağı hiyalin kıkırdak yapısındadır. kafa kemikleri arasında bulunan eklemlerdir. 2. İleri dönemde kemikleştiği için geçici bir eklem şeklidir. AMPHIARTHROSIS) Bu eklemlerde kemikler. Ayrıca hareketlerin akıcı ve amaca uygun olarak yapılmasını sağlar. 3. Syndesmosis.

Bursa synovialis. eklem kapsülünün dışında olan ligamentlerdir. coxae (labrum acetabulare). humeri (labrum glenoidale) ve art. Diskus. Bu nedenle yırtıkları çok ağrılıdır. eklemi hareket ettiren kasların ve bu kasların üzerindeki derinin duyusunu taşıyan deri sinirlerinden gelir. Hareketli eklemlerde iki grup ligament vardır. Konkav eklam yüzünü derinleştirir ve temas alanını artırır. Eklem boşluğundaki negatif basınç 2. Eklemi saran kas ve tendonlar 4. Synovia. eklem boşluğu içinde olan ligamentlerdir. EKLEM YÜZLERİNİN AYRILMASINI ÖNLEYEN FAKTÖRLER 1. intrakapsüler ligamentleri ve tendonları örter. Eklem yüzlerinin uyumunu kolaylaştırır ve eklem yüzlerine olan kuvveti absorbe eder. Ekleme katılmayan alanları. Eklem yüzleri arasındaki sürtünmeyi azaltarak. Duyu sinirlerinden zengindir. Vagina synovialis. Artiküler sinirler. Eklem yüzlerinin şekli EKLEMİN BESLENMESİ Eklem kıkırdağının ekleme katılan bölümleri. salgılayan ve absorbe eden iç tabakadır. Bazen eklem boşluğu ile bağlantılı olur ve sinovya için depo görevi yapar. diskuslar ve menisküsler hariç (bunlar sinovyal sıvı tarafından beslenir). periferik kısımları kalındır. Ayrıca eklem kıkırdağını besler. Ekstrinsik (ekstrakapsüler) ligamentler. 14 . Discus articularis-Meniscus Eklem yüzleri arasında bulunan fibröz kıkırdak yapısında oluşumlardır. Tam olmayan veya yarımay şeklinde olan diskulara meniscus (yarımay) adı verilir. Bazı eklemlerde kapsül lokal kalınlaşmalar göstererek ligamentleri oluşturur. Art. Labrum articulare. içi sinovya ile dolu keselerdir. Santral kısımları ince. Eklem kapsülü ve eklem bağları 3. İki tabakalı bir yapı gösterir. eklemin diğer bölümleri arteryel pleksustan beslenir. genellikle eklem kapsülü olarak ifade edilen dış tabakadır. En fazla miktarda (0. menisküs ve eklem kıkırdağını örtmez. Damar ve sinirler tarafından delinir. Bazı kaslara ve tendonlara yastıklık yapar ve kasların kemikler üzerindeki hareketini kolaylaştırır. Venleri arterlere eşlik eder. EKLEMİN DUYUSU Eklemler sinirden zengindir. aşınmayı önler. Kollajen liflerden oluşan sıkı bağ dokusudur. Membrana synovialis. fibröz kıkırdak yapısında halka şeklinde oluşumlardır. Vücutta sadece iki eklemde bulunur. Tendonun hareketini kolaylaştıran yapılardır. yumurta akına benzer bir sıvıdır. eklem kapsülünün fibröz kalınlaşmalarıdır. Özellikle eklem kapsülünde zengin sinir sonlanmaları vardır. İntrinsik (intrakapsüler) ligamentler. Ligamentler.eder. Membrana fibrosa.5 ml) diz ekleminde bulunur. Bursa denilen keseciklere açılan deliklere de sahiptir. sinovyayı üreten. tendon kılıflarıdır. Periferik kısımları ile eklem kapsülüne tutunurlar.

OTONOM KAS) Yavaş. lenf damarları ve mimik kasları bulunur. latissimus dorsidir. Hilton kanunu. Rejenerasyon iskelet kasında olur. ritmik ve istem dışı çalışır. ritmik ve istem dışı kasılırlar. Bütün kaslarda olabilir. meme bezi. Devamlı ve düzenli çalışma sonucu (sporculardaki gibi) olur. DÜZ KAS (ÇİZGİSİZ KAS. 15 . deri sinirleri. kuvvetli ve istemli kasılırlar. sonlandığı yer insersiyo denir. kasların serbest olarak hareket etmelerini sağlar. Fascia superficialis (hypodermis. Kas çalışmaz ise atrofiye gider (denervasyonda olduğu gibi). Fascia profunda. Vücuttaki kasların çoğu mezodermden gelişir. doku hücrelerindeki sayısal artış. Vücudun en uzun kası m. Miyofibrillerdeki büyüme sonucu olur. Fascia profundanın altında kaslar bulunur. 3. stapedius. fascia subcutanea. iskelet kaslarında ve kalp kasında olmaz. KALP KASI (ÇİZGİLİ ve OTONOM KAS) Düzenli. eklemi hareket ettiren kasların innervasyonunu sağlar ve eklemin üzerini örten derinin de duyusunu taşır. doku hücrelerindeki hacim artışı. Sadece düz kaslarda olup. “Bir eklemin duyusunu taşıyan sinirler. İskelet kası ve kalp kasında mitoz olmaz. Sadece irisde bulunan m. kaslara orijin yeri oluşturur. Kasları sarar. fascia superficialisin altındaki fibröz bağ dokusu tabakasıdır. ancak çizgili kastır. Kalp kası ve iskelet kaslarının hipertrofi gücü yüksek. en büyük kası m. gluteus maximus.Eklem kapsülü ve eklemle ilgili ligamentlerde çok miktarda ağrı duyusunu taşıyan sinir lifleri bulunur. KAS BİLİMİ (MYOLOGIA) Vücudun en büyük organı olan derinin altında fascia superficialis. 2. Kaslar arasına septum intermusculare denilen bölmeler verir. Yapraklar arasında kan damarları. Organ ve damar duvarlarında bulunurlar. İSTEMLİ KAS) Vücut ağırlığının %40’ını oluşturur. Bazı organlar hem hipertrofi hem de hiperplazi gösterir (gebelikteki uterus gibi). en geniş kası ise m. dilatator pupillae ektoderm kökenlidir. quadriceps femoris. Sadece yüz bölgesinde ve fossa ischioanalis (fossa ischiorectalis)te yoktur. Düz kas hücreleri çoğalabilir (mitoz) ve kendisini tamir edebilir (rejenerasyon). KAS TİPLERİ 1. en kısa ve küçük kası m. Bir kasın başladığı yere origo. bu fasyanın altında da fascia profunda bulunur. tela subcutanea): Dermisin altında bulunan iki yapraklı bağ dokusudur. sphincter pupillae ve m. en kalın kası m. kalp kasında olmaz. sartorius. Hızlı. Yetişkin bir insanın vücudunda 600’ün üzerinde iskelet kası vardır. HİPERPLAZİ. HİPERTROFİ. ancak çabuk yorulurlar. İSKELET KASI (ÇİZGİLİ KAS.

Fiksatör Kas. 3. insersiyolarından hareket ederler. Longus yada profundus sözcüğü içeren kaslar. önkolun hareketi ile uyluk kasları bacağın) hareketi ile ilgilidir. Digitorum sözcüğü içeren kaslar elde ve ayakta benzer yapı gösterir. Ekstremitenin bir parçasındaki kas.ÇİZGİLİ KAS TİPLERİ (FONKSİYONA GÖRE) 1. parmaklara giden dört tendona ayrılır. orta (başparmaklar için proksimal) falankslara insersiyo yapar. Antagonist Kas. Agonist Kas. bir sonraki parçanın (kol kasları. brevis yada superficialis sözcüğü içeren kaslar. 1. bir hareketteki aktif kas 2. 2. 2-5. agonist kasla birlikte çalışan kas 4. Kural olarak kaslar. Bu kasların esas tendonu. hareket ettirdiği eklemi sabitleyen kas İPUCU 0. 16 . distal falankslara. Sinerjist Kas. agonist kasın hareketinin tersine hareket yapan kas 3.

2.supraspinatus) siniridir. Processus coracoideus. kaburga arasından önemli damarlar (a. ancak genellikle cavitas medullarisi yoktur. yassı bir kemiktir. Sinir. Acromion. Bu sinir. humeri) kurar. Acromion ve processus coracoideus denilen iki tane büyük çıkıntısı vardır. n.. subclavia) ve sinirler (plexus brachialis denilen sinir ağına ait yapılar) geçer. Scapula (kürek kemiği) Üçgen şeklinde. Clavicula ile 1. Kırmızı kemik iliği içerir. diğer ucu sternumla eklem yapar. Clavicula ile eklem yapar. üst ekstremite uzunluğunun ölçülmesinde kullanılan proksimal noktadır. ÜST EKSTREMİTE ANATOMİSİ ÜST EKSTREMİTE KEMİKLERİ Clavicula (köprücük kemiği) Üst ekstremiteyi gövdeye bağlayan iki kemikten birisidir (diğeri scapula). doğum sırasında en çok kırılan kemiktir. Scapuladaki cavitas glenoidalise humerus başı oturur ve omuz eklemini (art. 17 . kola abduksiyon hareketini başlatan kasın (m. Clavicula.suprascapularis geçer. Bir ucu scapuladaki acromion.v. scapulanın üst kenar kırıklarında yaralanır ve hasta koluna abduksiyonu başlatamaz. İskelette kemikleşmeye (ossifikasyona) başlayan ilk kemiktir. Scapulanın üst kenarında bulunan incisura scapulae isimli çentikten. üst ekstremite ile ilgili cerrahi girişimlerde plexus brachialis denilen sinir ağının anestezisi için kullanılan anatomik işarettir. Kan üretiminin (hemopoiezisin) ilk başladığı kemiktir.

Os lunatum. Ölü dokuda fibrozis gelişir ve bu durum kasların boylarında kısalmaya neden olur. dış tarafta olanı ve döneni radiustur. Proksimal sıra. axillaris yaralanabilir. Epicondylus medialis ve lateralis. humeri) yapar. Epicondylus medialisin arkasındaki oluktan n. Trapezium – Trapezoideum – Capitatum – Hamatum En büyük karpal kemik. Radius distal (alt) ucunun kırıkları (Colles kırığı ya da Smith kırığı. Scaphoideum – Lunatum – Triquetrum – Pisiforme Distal sıra. brachialis yaralanmalarında. en çok çıkığı (luksasyonu ya da dislokasyonu) görülen karpal kemiktir. radialisle birlikte seyreden a. medianus ve a. Bu durum Volkmann’ın İskemik Kontraktürü adı ile bilinir. medianus yaralanabilir. brachialis yaralanabilir. cubiti) yapar. radialis yaralanır. Çıkıklarında n. önkol kaslarının beslenmesi bozulur. Medial epikondil kırığında n. Kırığın radyolojik karakteristik görüntüsü yemek çatalı deformitesi olarak isimlendirilir. alt uçları ise el bilek eklemine (art. Kırık bölgede kanama varsa. El bileği kemikleri 8 tanedir. Humerusun en zayıf yeridir ve en çok buradan kırılır. 50 yaşın üzerinde olan kişilerde (özellikle osteoporoz nedeniyle kadınlarda) çok sıktır. 18 . Kondillerin yukarısından geçen kırıklarda (suprakondiler kırık). İç tarafta ve sabit olanı ulna. Önkol kemikleri (Ossa Antebrachii) İki tanedir. Alt ucunda iki çıkıntı bulunur. en çok kırığı görülen karpal kemiktir. Kaslar yeterli arteryel kan (oksijen) alamadığından ölür (nekroz olur). Kırıklarında burayı dolanarak geçen n. scapuladaki cavitas glenoidalise oturur ve omuz eklemini (art.Ulnanın üst ucunda olecranon (dirsek ucu) denilen büyük bir çıkıntısı vardır. Os scaphoideum.Humerus (Kol Kemiği) Caput humeri denilen başı. El kemikleri (Ossa Manus) El iskeleti 27 kemikten oluşur. Proksimal ve distal dörderli iki sıra oluşturur. os capitatumdur. Üst uçları humerus ile dirsek eklemini (art. Humerusun başı ile gövdesinin birleşme yerine collum chirurgicum (cerrahi boyun) denir. ulnaris geçer. kanayan arter. ulnaris yaralanabilir. n. ters Colles kırığı) sık görülür. A. Humerus gövde (cisim) kırığında en çok n. n. radiocarpalis) katılır. profunda brachiidir.

Acromion belirgin olur ve omzun karakteristik kabarıntısı (deltoid kontür) kaybolur. Claviculanın ucunu eklemde tutan önemli bir bağ vardır. Clavicula ile sternum arasındadır. Articulatio Humeri (Omuz Eklemi) Humerus başı (caput humeri) ile scapuladaki cavitas glenoidalis arasında kurulu sferoid tip eklemdir. el baş parmağı eklemine (art. Eklem yüzleri arasında bir discus articularis bulunur. 19 . Kapsülün en zayıf yeri ve desteğinin en az olduğu yer. hafif abduksiyonda ve dış rotasyonda kalır. Omuz eklemi. beş tanedir. Sulcus carpi (karpal oluk). Eklem yüzleri arasında genellikle bir discus articularis bulunur. Os hamatumun kırıklarında n. El parmağı kemikleri (ossa digitorum manus. n. carpometacarpalis pollicis) katılan karpal kemiktir. Canalis ulnaris (Guyon kanalı). el ya da omuz üzerine düşmelerde yırtılabilir ve claviculanın ucu eklemden ayrılabilir. baş parmakta iki. Bu görüntü nedeniyle apolet belirtisi olarak isimlendirilir. os scaphoideum ve os trapezium ile medialde (ulnar tarafta) ise. Kol. coracoclaviculare denilen bu bağ. bu eklemde tüm hareketleri yapar. Bu oluk canlıda. ÜST EKSTREMİTE EKLEMLERİ Articulatio sternoclavicularis Üst ekstremiteyi gövdeye bağlayan tek eklemdir. Caput humeri. vücutta çıkığı en fazla görülen eklemdir. diğer parmaklarda 3’er tane olmak üzere toplam 14 tanedir.Os trapezium. ulnaris geçer. Hasta koluna tam adduksiyon ve iç rotasyon yaptıramaz. os pisiforme ve os hamatum ile sınırlanır. Articulatio Acromioclavicularis Clavicula ile scapulanın acromion denilen çıkıntısı arasında kuruludur. Kol. Eklemin çıkıklarında n. Yetişkinlerde görülen eklem çıkıklarının yarısını oluşturur. medianusun geçtiği bir tünel (karpal tünel) şeklindedir. Omuz dörtgen şeklinde görünür. phalanges). ulnaris ile a. Lig. ulnaris yaralanabilir. ön-alt parçasıdır. El tarağı kemikleri (ossa metacarpi). cavitas glenoidalisin önüne gelir. içinden fleksör kas tendonları ve n. Eklemin çıkığı en fazla öne doğru olur. axillaris yaralanma riski taşır. Nadir görülen aşağı çıkıklarda humerus başı ile acromion arasında bir oluk oluşur (oluk belirtisi). lateralde (ya da radial tarafta). os pisiforme ile os hamatum arasında bulunan bu kanaldan.

omuz ekleminin stabilizesinden sorumlu esas yapıdır. Siniri n. Bir discus articularisi vardır. 1. Kola 15°den 90°ye kadar abduksiyon yaptırır. Siniri. ulnanın distal ucu ile de bir discus articularis aracılığı ile os triquetrum arasında kurulu ellipsoid tip eklemdir. El.Articulatio Cubiti (Dirsek Eklemi) Üç eklemden oluşur. axillaristir. Siniri n. radioulnaris proximalis (trokoid tip). Omuz ekleminden sonar vücutta çıkığı en fazla görülen major eklemdir. Articulatio Radioulnaris Distalis Ulna ile radius arasında kurulu ikinci eklemdir. kolun abduksiyon hareketini başlatan kastır. n. humeroradialis (sferoid tip) 2. n. anulare radii) radius başını eklemde tutar. M. M. Rotator cuff (manşet) kaslar. Dört tanedir. ÜST EKSTREMİTE KASLARI OMUZ KASLARI M. Articulatio Radiocarpalis (El Bilek Eklemi) Radiusun distal ucu ile os scaphoideum ve os lunatum arasında. suprascapularistir. ulnaris yaralanabilir. subscapularistir. M. art. art. Siniri. kola dış rotasyon yaptırır. hareketlerini bu eklemde yapar. teres major Kola adduksiyon ve iç rotasyon yaptırır. Radius ile ulna arasında. deltoideus Omuz kabarıntısını yapan kastır. İlk 15°ye kadar olan abduksiyonu yaptırır. 20 . Humerus ile ulna arasında. Trokoid tiptir. Bu eklem ve yukarıda ifade edilen art. suprascapularistir. humeroulnaris (ginglimus ya da troklear tip) 3. infraspinatus. Humerus ile radius arasında. supinasyon (dış rotasyon) ve pronasyon (iç rotasyon) hareketlerini yapar. dirsekleri sürekli masa ile temasta olduğundan öğrencilerde sık görülür (öğrenci dirseği). Çıkıkları en çok arkaya doğru olur ve humerusun medial epikondilinin kırılması sonucu n. Ulnadaki olecranon ile deri arasında bulunan bursanın (bursa subcutanea olecrani) enfeksiyonu. art. radioulnaris proximalis ile önkol. supraspinatus. yüzük şeklindeki bir bağ (lig.

21 kola adduksiyon ve iç rotasyon yaptırır. M. M. 2-5. subcapularistir. kasın içinden geçer. önkolun esas ekstensör kasıdır. üç tane kastır. Siniri n. önkolun pronasyon hareketine hız ve güç katan kastır. önkolun esas fleksör kasıdır. kola dış rotasyon yaptırır. medianus ile uyarılırlar. Üçünü de n. genel olarak. parmaklara yavaş ve nazik fleksiyon yaptırır. M. Bu kas. M. Pronasyon hareketinin başından sonuna kadar aktiftir.M. dirsek eklemini geçmediği için önkola hareket yaptırmaz. KOL KASLARI 1. Ek olarak önkola fleksiyon da yaptırır. humerusun medial epikondilinden başlarlar. ulnaris uyarır. M. axillaristir. triceps brachii. medianus ile a. Ele fleksiyon ve abduksiyon yaptırır. flexor carpi radialis. Radial (lateral) yarısını n. ÖNKOL KASLARI 1. palmaris longus. biceps brachii. musculocutaneus. teres minor. Siniri n. el bileğinde bu kasın tendonu ile m. radialistir. M. . 2-5. İç tarafta olanı fibröz yapıdadır (aponeurosis bicipitalis. Önkolun ön tarafındaki kaslar. radialis yer alır. önkolun esas pronator kasıdır. subscapularis. lacertus fibrosus) ve altından n. Bu kasın iki tane sonuç tendonu vardır. hem kola hem de önkola fleksiyon yaptıran kastır. flexor digitorum superficialis. M. M. N. M. flexor digitorum profundus. pronator teres. Ek olarak önkolun dış rotasyon (supinasyon) hareketine hız ve güç katar. 2. unlar (medial) yarısını n. brachialis geçer. ulna ve radiusun distal uçları arasında uzandığından. Esas işlevleri önkola fleksiyondur. ele ve parmaklara fleksiyon yaptırırlar ve n. en yüzeyelde ve en uzun tendonu olan kastır. Siniri n. Kola fleksiyon ve adduksiyon yaptırır. brachioradialisin tendonu arasındaki olukta a. M. Kolun ön tarafındaki kaslar. pronator quadratus. kemiklerin bir arada tutulmasında da fonksiyon yapar. parmaklara hızlı ve kuvvetli fleksiyon yaptırır. Bir cismin elle kavranmasında önemli kastır. Kolun arka tarafındaki kaslar M. coracobrachialis. musculocutaneus uyarır. medianus. brachialis.

arka tarafındaki kaslar. radialis ile uyarılır. extensor carpi radialis longus. opponens pollicis 3. el başparmağına ekstensiyon yaptırır M. Ön kola fleksiyon yaptırır. 1. extensor digiti minimi. N. N. Ön kolun fleksiyon hareketine hız ve güç katan kastır. el parmaklarına ekstensiyon yaptırır M. ulnaris ile uyarılan tek kastır. radialis sözcüğü içeren kaslar abdüksiyon yaptırır. M. önkolda n. flexor carpi radialisin tendonu arasındaki olukta a. Tenar kaslar. supinator. flexor pollicis longus. 2-5. interosseus posterior). genel olarak humerusun lateral epikondilinden başlarlar. Hareketin başından sonuna kadar aktiftir. flexor pollicis brevis 22 . M. el küçük parmağına ekstensiyon yaptırır M. 2. M. el başparmağına abduksiyon yaptırır M. medianus ile uyarılırlar. M. extensor pollicis brevis. ulnaris ile uyarılan tek kastır. adductor pollicis. extensor carpi radialis brevis. El bileğinde bu kasın tendonu ile m. radialis oturur. flexor carpi ulnaris.M. kasın içinden geçer. M. el ve parmaklara ekstensiyon yaptırırlar. extensor pollicis longus. EL KASLARI El parmaklarına adında yazan hareketleri yaptırırlar. extensor indicis. brachioradialis. M. Nervus ulnaris bu kasın başları arasındaki bir açıklıktan (kübital tünel) geçer. el başparmağına fleksiyon yaptırır. Tümü n. ele ekstensiyon ve adduksiyon yaptırır M. extensor digitorum. ele ekstensiyon ve abduksiyon yaptırır M. el başparmağına ekstensiyon yaptırır M. el başparmağına hareket yaptıran kaslardan n. extensor carpi ulnaris. üç tanedir. ele ekstensiyon ve abduksiyon yaptırır M. M. El başparmağının hareketleri ile ilgilidirler. el bileği eklemini geçmediği için ele hareket yaptırmaz. M. abductor pollicis longus. abductor pollicis brevis 2. işaret parmağına ekstensiyon yaptırır Önkolun İPUCU Ulnaris sözcüğü içeren kaslar ele addüksiyon. radialisin derin dalı (n. önkolun supinasyon hareketinin esas kasıdır. Ele fleksiyon ve adduksiyon yaptırır.

2-5. M. N. dört tanedir. palmaris longusun tendonu. 8. Bu amaçla. ulnaristir. Tansiyon ölçümünde a. brachialisin sesinden yararlanılır. 2-5. Mm. 7. Mm. m. Adı geçen kasların. m. radialisin pulsasyonu (nabız). İnterosseus kasların siniri n. dört tanedir. extensor carpi radialis brevisin tendonudur. brachioradialisin tendonu arasındaki olukta alınır. medianus. parmaklara abduksiyon yaptırır. A. 2-5. flexor carpi ulnarisdeki açıklıktan (kübital tünel) geçerken sıkışabilir (kübital tünel sendromu). 1. Tendon yırtığı en çok görülen rotator cuff kası. 9. distalde el baş parmağına yayılan el bileğindeki ağrı ile karakterizedir. çamaşır sıkarken) kullanılması. 3.ve 4. ve 2. extensor pollicis brevisin tendonlarını saran tendinöz kılıfın kalınlaşması ve osseofibröz tünelin stenozu sonucu. piyano çalarken. KLİNİK NOTLAR 4. flexor digiti minimi brevis 3. üç tanedir. interossei dorsales. nün siniri n. Ancak. lacertus fibrosus) üzerindeki deri alanına yerleştirilir. N. parmakların birinci falankslarına fleksiyon. M. 23 . m. yazı yazarken kullanılırlar. El sırtında tendon kılıflarında görülen sinovyal kistlerin en yaygın yeri. orta ve distal falankslarına ekstensiyon yaptırır. flexor carpi radialis ile m. biceps brachiinin iç tarafta olan fibröz tendonun (aponeurosis bicipitalis. 10. ulnaris ile uyarılırlar. 5. Özellikle baseballda topu fırlatan oyuncularda (pitcher) olur. bazen m. parmaklara adduksiyon yaptırır.De Quervain’in tenovaginitinin stenozu. proksimalde ön kola. bu kasların tendonlarını saran tendinöz kılıfta aşırı sürtünmeye bağlı fibröz kalınlaşmaya ve osseofibröz kanalda stenoza neden olur. ulnaris. lumbricales.Hipotenar kaslar. 1. abductor digiti minimi 2. abductor pollicis longus ve m. El küçük parmağının hareketleri ile ilgilidirler. opponens digiti minimi Mm. interossei palmares. el bileğinde n. el bileğinde m. üç tanedir. kuvvetli ve devamlı olarak kavrama yada sıkma gibi hareketlerde (örn. nin siniri n. M. supraspinatustur. steteskopun diyafram denilen bölümü m. medianus bu kasın tendonunun altında bulunduğundan cerrahi girişimlerde dikkat edilmelidir. 6. M. hasarlı tendonların yerine kullanılır. Daktilo ya da klavye kullanırken. ulnaristir.

avuç içi (palmar) derisinin altındaki kalınlaşmış derin fasyanın (aponeurosis palmaris) kısalığı. hasta 2-5.KLİNİK ANTİTELER • Medial epikondilit (golfçü dirseği). ortak fleksör tendonu gerer ve medial epikondilin enflamasyonuna yol açar. parmaklarına abduksiyon-adduksiyon hareketlerini yaptıramaz. kağıt. Dirseğin medial tarafında ağrı olur. ön kolun fleksör kaslarının devamlı kullanımı sonucu olur. Elin medial bölümünde palmar aponörozda oluşan fibrozis sonucu. Epicondylus lateralis üzerinde ve ön kolun arka yüzünde ağrı olur. Tekrarlı hareketler. interosseus kaslar çalışmayacağı için. ortak tendonu gererek lateral epikondilin enflamasyonuna yol açar. özellikle küçük parmak ve yüzük parmağında hafif fleksiyon olur. Kontraktür genellikle bilateraldir ve 50 yaşın üstündeki erkeklerde sıktır. vb.) tutamaz. Devamlı ve kuvvetli hareketler. • N. kalınlaşması ve fibrozisi ile karakterize ilerleyici bir hastalıktır. • Dupuytren kontraktürü. ulnaris felcinde. 24 . Bu nedenle parmakları arasında bir cismi (kalem. ön kolun ekstensör kaslarının devamlı kullanımı veya ön kolun devamlı olarak kuvvetli supinasyon-pronasyon hareketleri yapması sonucu olur. • Lateral epikondilit (tenisçi dirseği).

yukarıda daha geniş ve aşağıda dar olmak üzere iki boşluk halindedir. Bu açıklık sağlam bir membran tarafından kapatılır. İkincisi ise alt ekstremitelerin fonksiyonel durumunu sağlamasıdır. aşağıda olanına doğum pelvisi (gerçek pelvis ya da küçük pelvis.3. Pelvis boşluğunu arkadan kapatır. 25 . Yukarıda olanına yalancı pelvis (büyük pelvis. pelvis minor) denir. Fossa acetabuli denilen bu çukura femur başı girer ve kalça eklemini yapar. Os sacrum Omurganın (Columna Vertebralis) aşağıya doğru devam eden bölümüdür. Her bir koksa. Pelvisin iki önemli görevi vardır. Genellikle beş adet omurun üst üste kaynaşmasından oluşmuş bir kemiktir. Gerçek pelvisin boyutu ve çapı özellikle gebelerde önemlidir. Os coccygis Embriyonun kuyruk iskeletinin kalıntısıdır. üç ayrı kemikten oluşur (os ilium. Alt ekstremiteyi gövdeye bağlar. pelvis major). Birincisi karın boşluğunun tabanını oluşturması ve aynı zamanda pelvis organlarını korumasıdır. Önde ve ortada birbirleri ile kıkırdak bir yapı aracılığı ile birleşirler. bir çukur bulunur. Yan yüzleri os coxaeler ile eklem yapar. Bu üç kemiğin birleşme yerleri çocuklarda "Y" harfi şeklinde görülür. Genellikle dört tane omurun kaynaşmasından oluşur. ALT EKSTREMİTE ANATOMİSİ ALT EKSTREMİTE KEMİKLERİ Pelvis (Leğen) Yanlarda bir çift os coxae ile arkada os sacrum ve os coccygis (coccyx) ta rafından oluşturulur. Bu kemiklerin birleşmeleri sırasında aralarında oluşan geniş deliğe foramen obturatum denir. os ischii ve os pubis). Burada dış yüzeyde. Os coxae (Kalça Kemiği) Pelvisi yanlardan kapatan iki adet kemiktir. Pelvis boşluğu.

Daha çok. Bacakta iki kemik bulunur. Proksimal ucunun ön yüzünde tuberositas tibiae denilen çıkıntı bulunur. Tibianın alt ucu (distal uç) ayak bileği kemikleri ile ayak bileği eklemini yapar. Fibula. Bacak Kemikleri (Ossa Cruris) Diz ekleminden ayak bileğine kadar olan alt ekstremite bölümüne bacak (crus) denir. Ayak Kemikleri (Ossa Pedis) Ayak iskeleti 26 kemikten oluşur. patellae) tutunur. Buraya diz kapağı kemiği (patella) oturur. daha çok kasların tutunmasına hizmet eder. önemli rolü tibia yüklenmiştir. Caput femoris denilen proksimal ucu küre şeklindedir ve os coxaedeki fossa acetabuliye girer ve kalça eklemini (art. kalça ekleminin dış yüzünden kolayca elle bulunabilmesidir. Büyük ve iç tarafta olanına tibia (kaval kemiği). klinikte oryantasyon bakımından faydalanılacak bir noktadır. Fibula (Kamış Kemiği) Bacak iskeletinin diğer kemiğidir. Bacakta. İki ucu ve birde gövdesi vardır. Bunlar diz ekleminin esas elemanlarıdır ve eklem yapmaya elverişli düz yüzeyler taşırlar. Alt ucun iç bölümündeki kemik çıkıntıya malleolus medialis denir. tibianın proksimal ucu daha geniştir. kasların tutunmalarına hizmet eden fonksiyonel bir görev yüklenmiştir. quadriceps femorisin tendonu (lig. Caput femoris ile gövdeyi birleştiren bölüme collum femoris (femur boynu) denir. quadriceps femorisin sonuç kirişinin içinde bulunur. Fibulanın distal ucundaki kemik çıkıntıya malleolus lateralis denir. coxae) oluşturur. Uyluk ön tarafında bulunan m. bir zar (membran) yapı (membrana interossea cruris) bulunur. küçük ve dış tarafta olanına fibula (kamış kemiği) adı denir. Tabanı yukarıda tepesi aşağıda üçgen şekillidir. Patella (Dizkapaği Kemiği) İnsan vücudunun en büyük susamsı (sesamoid) kemiğidir. Bu çıkıntılara kaslar tutunur. dış yanda yer alır. Tibia (Kaval Kemiği) Femurdan sonra iskeletin en büyük ve en kuvvetli kemiğidir. Gerek diz ekleminde.Femur (Uyluk Kemiği) Vücudun en uzun ve en sağlam kemiğidir. gerekse ayak bileği ekleminde. Distal ucun her iki yanında bulunan kemik çıkıntılara condylus medialis ve condylus lateralis denir. Hemen hemen bütün vücut ağırlığını bu kemik taşır ve anatomik pozisyonda iç yanda yer alır. Calcaneus üzerinde talus (aşık kemiği) oturur. yedi tanedir. Femurun distal ucu da kuvvetli bir yapı gösterir. İki condylus arasındaki düz ve parlak eklem yüzeyine facies patellaris denir. Uyluk kemiğinin distal ucundaki eklem çıkıntılarına uygun olmak üzere. Oldukça zayıf bir yapıya sahiptir. Ayak Bileği Kemikleri (Ossa Tarsi). En büyüğü ve kuvvetli olanı calcaneus (topuk kemiği)dur. deri altından el yardımı ile rahatlıkla bulunabilir. Hatta zayıf yapılı pek çok kimsede göz ile de görülebilir. Femurun proksimal ucunda iki büyük kemik çıkıntı bulunur (trochanter major ve minor). Bu çıkıntıya m. Bunun nedeni. Ekleme katılan yüzü düzgün ve parlaktır. Her iki kemiğin arasında. Kemiğin ön kenarı. Ossa 26 . Üç köşeli ve iki yüzlü bir yapı gösterir. Trochanter major.

os cuboideum ve ossa cuneiforme (mediale. eklemin hareketlerinin aşırılığını önlerler. Bu negatif hava basıncı eklem yüzlerinin birbirlerine göre durumlarının korunması için çok önemlidir. Eklem yüzleri arasında. Menteşe gibi çalışarak hareket sağlar. Bu nedenle bu bağın yırtıkları iç menisküsü de yaralar. Temel hareketi. Pelvisi oluşturan kemikler üç yerde eklem yaparlar. Ekleme vücudun en büyük susamsı kemiği olan patella da katılır. arkada her iki tarafta os sacrum ile os coxaelerin oluşturdukları articulatio sacroilica. Dış Bağları 1. Eklemi yanlardan kuvvetlendirirler. Articulatio Coxae (Kalça Eklemi) Femur başı ile os coxaedeki çukur (acetabulum) arasındadır. Eklemin stabilizesinden sorumlu en önemli yapı m. 27 . cruciatum anterius (ön çapraz bağ). collaterale tibiale (mediale). Ancak. popliteum obliquum 4. Lig. en çok yırtığı görülen bağdır. patellae Kollateral bağlar.tarsi içinde yer alan diğer kemikler ise. iç menisküse tutunması olan bağdır. Lig. Gövdenin ağırlığı bu kemer üzerinden uyluk ve bacak kemiklerine ve sonuçta ayakla yere aktarılır. Eklem içinde bir iç bağ (ligamentum capitis femoris) bulunur. meniscus adı verilen yarım ay şeklinde fibröz kıkırdak oluşumlar yer alır. Eklem kapsülü dıştan kuvvetli bağlar ile desteklenmiştir ve eklem boşluğunu çepeçevre kapatır. 2. Lig. Bu nedenle tüm hareketler bu eklemde yapılabilir. bacağın fleksiyonu ve ekstensiyonudur. Lig. Ayak Taraği Kemikleri (Ossa Metatarsi). beş tane de iç bağı vardır. intermedium ve laterale) adını alır. os naviculare. 1. Eklemin beş tane dış. her iki os coxaenin birleşmesi ile symphysis pubica. Phalanges). diğer parmaklarda 3’er tane olmak üzere toplam 14 tanedir. başparmakta iki. yan bağlar olarak bilinir. quadriceps femoristir. Böylece eklem boşluğu içinde negatif bir hava basıncı ortaya çıkar. bacak fleksiyondayken ekleme yük bindiğinde (yokuş ya da merdiven çıkarken) eklemi stabilize eder. 2. popliteum arcuatum 5. collaterale fibulare (laterale) 3. Lig. ALT EKSTREMİTE EKLEMLERİ Pelvis (leğen) kemerini oluşturan kemikler. Femurun distal ucu ile tibianın proksimal ucu arasında oluşur. Lig. İç Bağları. fleksiyon durumunda bir miktar rotasyon da yapılabilir. cruciatum posterius. kuvvetli bir yapı oluştururlar. Lig. beş tanedir. Önde. Tam oynar bir eklemdir (sferoid tip). Ayak Parmaği Kemikleri (Ossa Digitorum Pedis. Articulatio Genus (Diz Eklemi) İnsan vücudundaki en büyük eklemdir.

4. sartorius tarafından oluşturulan üçgene trigonum femorale denir. Herhangi bir nedenle. inguinale. Lliopsoas İki kasın (m. talocalcaneonavicularis) eversiyon-inversiyon hareketleri de yapılabilir. meniscofemorale anterius 5. psoas majoru lumbal pleksustan gelen 28 . Ayak kubbesi. fonksiyonel bakımdan son derecede önemli bir kubbeye sahiptir. psoas major) birleşmesi ile oluşur. femoralis. Supin (yatış) pozisyonundan oturma pozisyonuna kişiyi getiren kastır. M. çeşitli kas ve kirişler tarafından desteklenir. Ayak arkusları olarak tanımlanan bu yapı longitudinal ve transvers olarak şekillenmiştir. kalça eklemi eksenlerini çeşitli yönlerde çaprazlayarak uyluk kemiklerine veya bacak kemiklerine kadar uzanırlar. femoralis. transversum genus. Lig. yapı olarak üst ekstremite kaslarından daha fazla gelişmiş olarak görülürler. iliacus ve m. dışta m. yürüme ve boşluk içinde durumu koruma gibi önemli görevler yüklenmiş bulunan alt ekstremite kasları. a. Ancak. Lig. bu durumun ortaya çıkması önemli şikayetler doğurur. ayak kubbesini destekleyen elemanların fonksiyonel özelliklerini kaybetmeleri. Transvers eksene göre dorsal fleksiyon (ekstensiyon. v.3. ayak ucunun yukarı kalkması) ve plantar fleksiyon (fleksiyon. Özellikle ayakta ve hareketli olarak mesleklerini sürdüren kişilerde. ayak kemikleri arasında oluşan diğer iki eklem aracılığı ile (articulatio subtalaris ya da art. iliacusu n. collaterale tibiale (mediale)ye tutunduğundan dış (lateral) menisküse göre daha sık yaralanır. talocalcanea ve art. m. kubbenin çökmesine neden olur. meniscofemorale posterius İç (medial) menisküs lig. menisküsleri birleştiren ve birlikte hareket etmelerini sağlayan bağdır.v. Uyluğun esas ve en kuvvetli fleksör kasıdır. Articulatio Talocruralis (Ayak Bileği Eklemi) Tibia ve fibulanın distal uçları arasında oluşan çatal şeklideki yapı ile talus arasında ginglimus (troklear) tip eklemdir. Esas itibariyle. ayak ucunun aşağıya inmesi) hareketleri yapılır. UYLUK ÖN BÖLGE KASLARI M. Lig. Ayak Kemerleri (Arcus Pedis) Genel yapısı içinde ayak. içte m. ALT EKSTREMİTE KASLARI Pelvisten başlayan kaslar. femoralis. adductor longus. İçerisinde n. saphena magna ve inguinal lenf düğümleri bulunur. Böylece düz tabanlık (pes planus) ortaya çıkar. Uyluğun ön üst bölümünde bulunan ve üstte lig.

canalis pudendalisin ve fossa ischioanalisin dış duvarını yapan kastır. Siniri. Siniri. m.isimsiz sinirler uyarır. Siniri.iliopsoas ile antagonisttir. Quadriceps Femoris Dört başlı bir kastır.gluteus inferiordur. obturatorius internus. Yokuş ya da merdiven çıkarken işlev görür. pectineus 29 . tamir amacıyla kullanılır. vastus lateralis ve m. femoralistir. Esas işlevi uyluğa fleksiyondur. gemellus superior ve M. M. m. uyluğun adduktor kasları olarak da bilinir. M. pelvis yere basmayan ayak tarafına düşer (Trendelenburg belirtisi). obturatoriustur. M. rectus femoris parçası uyluğa fleksiyon da yaptırır. Sonuç tendonu diz ekleminin iç tarafındaki pes anserinus (kaz ayağı)a katılır. Gluteus Minimus UYLUĞA DIŞ ROTASYON YAPTIRAN KASLAR M. En çok. obturatorius externus M. M. Plexus lumbalis denilen sinir ağı. M. m. GLUTEAL BÖLGE KASLARI M. gemellus inferior UYLUK İÇ BÖLGE KASLARI Uyluğun iç bölgesinde bulunan bu kaslar. rectus femoris. M. M. Anal sfinkter yetmezliklerinde. quadratus femoris. psoas majorun arka bölümünde gömülüdür. obturatorius externus n. n. Siniri. Sinirin felci nedeniyle kasın işlevi kaybolursa. İntramusküler enjeksiyon için tercih edilen kastır. M. adductor brevis M. adductor longus M. femoralistir. n. uyluk dış rotator kaslarının en güçlü olanıdır. Yürüyüş sırasında pelvisin yere basmayan ayak tarafına düşmesini önler. oturma pozisyonundan ayağa kalkmada kullanılır. obturatorius ile. M. Gluteus Medius Uyluğun en güçlü iç rotatoru ve abduktorudur. hem de bacağa fleksiyon yaptıran kastır. M. n. gluteus superiordur. vastus medialis. gluteus superiordur. vastus intermedius. Siniri. gracilis. piriformis M. M. Tensor Fasciae Latae Uyluğu saran derin fasyanın (fascia lata) yaprakları arasındadır. uyluğa adduksiyona ek olarak bacağa fleksiyon da yaptırır. Gluteus Maximus Uyluğun esas ekstensör kasıdır. adductor magnus M. n. Sartorius (Terzi Kası) Hem uyluğa. n. M. N. diğerleri plexus sacralisten gelen isimsiz sinirlerle uyarılır. Bacağın esas ekstensör kasıdır. M. Sinirleri.

Bu kaslar. tibialis anterior. M. gastrocnemius + M. flexor digitorum longus ve M. N. Sinirleri. n.UYLUK ARKA BÖLGE KASLARI Üç tanedir. ayağa eversiyon yaptırırlar. soleus. A. fibularis communis ile popliteal lenf düğümleri bulunur. fibularis (peroneus) superficialistir. tibialis ile caput brevesi n. biceps femoris İki başlıdır. kasın sonuç tendonu. gastrocnemius hem bacağa hem de ayağa fleksiyon yaptıran kastır.v. M. extensor digitorum longus M. Uyluğa ekstensiyon da yaptırırlar. flexor hallucis longus 30 . tibialis ile uyarılırlar. sartorius. tendo calcaneus (Achilles tendonu) olarak bilinir. ayakdaki kan dolaşımını kontrol etmek için a. dorsalis pedisin pulsasyonuna (nabız). tibialistir. İnsan vücudunun en kuvvetli tendonudur. Sinirleri. biceps femorisin siniri n. BACAK ÖN BÖLGE KASLARI Bu kaslar. saphena parva. soleus yürümede işlev yapar. semimembranosus M. n. uzun atlamada. semitendinosusdur. BACAK YAN BÖLGE KASLARI Bu kaslar. ischiadicusun uç dalları olduğundan m. Caput longumu n. ayağa ve ayak parmaklarına ekstensiyon (dorsal fleksiyon) yaptırırlar. v. gastrocnemius. semitendinosus Tendonu pes anserinusa katılır. n. bu kasın tendonunun lateralinde bakılır. peronaeus (fibularis) brevis BACAK ARKA BÖLGE KASLARI Bu kaslar. m. İçerisinde a. m.M. ayağa ve ayak parmaklarına fleksiyon (plantar fleksiyon) yaptırırlar. peronaeus (fibularis) longus M. popliteanın pulsasyonuna buradan bakılır. Bacağın esas fleksör kaslarıdır. M. poplitea. n. m. ischiadicustur denir. gracilis ve m. fibularis (peroneus) profundustur. PES ANSERINUS Diz ekleminin iç tarafında üç kasın tendonu bir araya gelerek pes anserinus (kaz ayağı) denilen yapıyı oluşturur. ayağa ekstensiyona ek olarak inversiyon da yaptırır. tibialis posterior. ayağa fleksiyona ek olarak inversiyon da yaptırır. triceps surae = M. M. Bu iki sinir n. FOSSA POPLITEA Diz ekleminin arkasında bulunan eşkenar dörtgen şeklindeki çukur alandır. M. M. fibularis (peroneus) communis ile uyarılır. M. M. tibialis ve n. Sinirleri. extensor hallucis longus. Calcaneusa tutunur. M.

31 . gluteus maximus. intramüsküler enjeksiyonlar açısından idealdir.KLİNİK BİLGİ M. N. ischiadicusun duysal liflerinin dağıldığı alanlarda ağrı duyulması durumuna siyatik denir. Enjeksiyonla verilen ilaç burada kolay emilir. ischiadicusa zarar vermemek için enjeksiyon daima üst dış kadrana yapılır (aşağıdaki şekilde yeşil renk yıldız ile gösterilen kadran). Enjeksiyon için gluteal bölge dört kadrana ayrılır ve kasın altında seyreden n. Kasın kalın olması. vücudun en kalın kasıdır.

GÖVDE ANATOMİSİ ve KLİNİĞİ BAŞ ve YÜZÜN ÖNEMLİ KASLARI Baş ve yüzde bulunan bütün kasların siniri. temporalis M. göz kapaklarını kapatan (kornea refleksinde olduğu gibi) kastır.4. M. BAŞ – BOYUN. kaş çatılması hareketini yaptırır. M. dudakları kapatan kastır. orbicularis oris. subclavia ve plexus brachialis geçer. risorius. burun deliklerini hem genişleten hem de daraltan kastır. gülme hareketini yaptıran kastır. tebessüm hareketini yaptıran kastır. platysma. M. zygomaticus major. scalenus posterior Skalen kaslar. scalenus anterior ile medius arasından a. Gömlek yakasını iliklerken ya da boyun bölgesini traş ederken kullanılır. buccinator. corrugator supercilii. M. ÇİĞNEME KASLARI Çiğneme hareketini yaptıran dört çift çiğneme kası vardır. baş derisinin hareketi ile ilgilidir. facialistir. pterygoideus lateralis M. M. scalenus anterior M. epicranius. trigeminusun dalı olan n. Ek olarak derin inspiryumda çalışırlar. M. M. n. Çiğneme ve emme hareketinde işlev görür. M. Yüz kasları. boynu yana eğen kaslardır. boyun derisini geren kastır. orbicularis oculi. masseter M. pterygoideus medialis BOYNUN ÖNEMLİ KASLARI Boynun hareketlerini sağlayan kaslardır. M. Derin inspiryumda çalışır. M. mandibularis uyarır. Hepsini n. M. çiğnemeye yardımcı en önemli kastır. scalenus medius M. nasalis. 32 . M. yüz hareketlerinin oluşumunda işlev görürler ve bu nedenle mimik kasları olarak da bilinirler. Üflemeli müzik aletlerinin çalınmasında işlev görür ve bu nedenle üfleme kası olarak bilinir.

Siniri. m. balyozla taş parçalarken) fonksiyon gören kaslardır.Adı geçen yapılar bazen iki kas arasında sıkışarak üst ekstremitede nörovasküler belirtilere neden olabilir (torasik çıkış sendromu). kaldırılmış üst ekstremitenin kuvvetle indirilmesinde (balta ile odun keserken. n. 2. Siniri. Fonksiyon kaybında hasta koltuk değneği kullanamaz. Latıssımus Dorsi. M. Hiyoid kaslar Yutma ve konuşma sırasında dil kemiği (hiyoid kemik) ve alt çenenin (mandibula) hareketlerini sağlarlar. Yemek yerken ya da başı yastıktan kaldırırken kullanılan kastır. Siniri. GÖVDE KASLARI 1. Derin Sırt Kasları En önemli olanı omurganın (columna vertebralisin) esas ekstensör kası olan m. M. 33 . scapulanın ve kolun hareketleri ile ilgilidir. Kasta olan spazm. Trapezius. M. Hastanın başı eğik yüzü karşı tarafa bakar durumdadır. başı çalıştığı tarafa eğer ve yüzü karşı tarafa baktırır. n. dorsalis scapulaedir. trapeziustaki fonksiyon kaybı nedeniyle omuz düşüklüğü olur. omzumuzda bir yük taşırken omzun çökmesini önler. Rhomboıdeus Major ve Minor. accessoriustur. n. dorsalis scapulaedir. İki taraflı çalıştığında başa fleksiyon yaptırır (başı öne eğer). Siniri. tortikollis denilen postüral deformite olur. Yüzeyel Sırt Kasları Bu kaslar. Kasın altında bir sinir ağı (plexus cervicalis) ve önemli nörovasküler yapıları içeren bir kılıf (vagina carotica) bulunur. Siniri. trapeziusa yardım eder. sternocleidomastoideus Tek taraflı çalıştığında. m. n. M. n. vücudun en geniş kasıdır. Sinirin lezyonunda. thoracodorsalistir. Gövdeyi yukarı çeken esas kastır (barfiks çekerken) ve bu nedenle temel tırmanma kası olarak bilinir. Levator Scapulae. erector spinaedir. Pelvise tutunup üst ekstremiteye hareket yaptıran tek kastır. M. Kolun en güçlü adduktor kasıdır. accessoriustur.

Pectoralis Major. latissimus dorsi. Pectoralis Minor. plexus 34 . axillaris. İç duvarını. dış duvarını.v.3. arka duvarını. M. serratus anterior. omuz kemerini aşağı ve içeri doğru çeker. M. subscapularis yapar. Siniri. Bir cisme dokunmak için üst ekstremite öne doğru uzatıldığında çalışır. n. Serratus Anterior. Subclavius. Göğüs Duvarı Kasları Bu kaslar. ya da saçları bir tarafa yatırırken kullanılır. a. FOSSA AXİLLARİS Toraks yan duvarının üst bölümü ile kolun üst bölümünün iç yüzü arasında piramidal bir çukurdur. M. etrafındaki kahve renkli alana ise areola mammae denir. pektoral kaslar. humerus ve kol kasları. Kucaklama hareketini yaptıran kastır. m. thoracicus longustur. Halat çekme ya da ağ çekme gibi hareketler sırasında claviculanın sternal ucunu eklemde tutar. winged scapula) görüntüye neden olur. Scapulayı toraks duvarında tutan kastır. Corpus mammae denilen gövdesinde 15-20 adet süt üreten bezlere sahip lobi glandulae mammariae denilen loblar bulunur. üst ekstremitenin hareketleri sırasında claviculayı tespit eden kastır. m. Fossa axillaris içinde. yumruk atma sırasında aktif olduğu için “boksör kası” olarak da bilinir. Kasın fonksiyon kaybında scapulanın iç kenarı toraks duvarından ayrılır ve kanat şeklinde (kanat skapula. Mamma (Meme) 2-6 kaburgalar arasında. Selam verirken. Bazıları derin inspiryumda da işlev görürler. papilla mammaria üzerine açılır. Kola hiperabduksiyon (900 den sonraki abduksiyonu) yaptıran kastır. Meme başına papilla mammaria. ön duvarını. Herbir ductus lactiferi. Bir yere tırmanırken m. M. subclaviaya yastıklık yapar ve onları yaralanmaktan korur. Derin inspiryumda da işlev görür. m. Derin inspiryumda da işlev görür. Clavicula kırıklarında altından geçen plexus brachialis ve a.v. kadınlarda memeler bu kasın üzerinde oturur. Bu loblar. latissimus dorsi ile birlikte çalışır. Erkeklerde rudimenter olup. ductus lactiferi denilen kanallarla areola mammaeye doğru uzanır ve burada sinus lactiferi denilen genişlemeleri oluşturur. kadınlarda puberteden itibaren gelişmeye başlar ve gelişmesini 14 ncü yaşta tamamlar. teres major ve m. kolun hareketleri ile ilgilidir. yüzeyel fasyanın iki yaprağı arasındadır.

M. karın ön ve yan duvarlarını kapatırlar. Bu nedenle cerrahi girişimler bu duvardan yapılır. thoracodorsalis yaralanma riski taşır. 35 . Transversus Abdominis. M. M. Plexus Lumbalis denilen sinir ağı. Fossa axillarisin önemli oluşumlar bulunmadığından en tehlikesiz duvarı iç duvarıdır. arka parçası içinde gömülüdür. kanser nedeniyle memenin çıkarılması) n. kasın ön yüzü böbrekle komşudur. inspiryumun (nefes alma) temel kasıdır. thoracicus longus. M. intercostobrachialis. Karın Arka Duvarı Kasları Os coxaelerin üst kenarları (crista iliaca) ile kaburgalar arasında kalan boşluğu kapatırlar. intercostobrachialis ve n. obliquus internus abdominis arasında seyreder.brachialis. Toraks boşluğunun alt açıklığı olan apertura thoracis inferioru kapatır. aksiller lenf düğümleri ve yağ-bağ dokusu bulunur. Karın Ön ve Yan Duvarı Kasları Bu kaslar. Ek olarak. Psoas Major. Bu kasın iç tarafında fascia transversalis denilen zar şeklinde bir yaprak bulunur. interkostal sinir dalları ve n. Solunumda çalışırlar. Iliacus. İşlevleri karın boşluğunda yer alan organları korumaktır. ekspiryum (nefes verme). miksiyon (idrar yapma) ve doğum gibi faaliyetlerde de fonksiyon görürler. M. 4. Intercostales. önceki kasın liflerine dik olacak şekildedir. n. psoas major ile birleşerek m. fossanın en tehlikeli duvarı dış duvarıdır. karın duvarını kapatan kasların en yüzeyel ve en geniş olanıdır. Aksilla cerrahisinde (özellikle mastektomide. fossa iliacayı doldurur. interkostal boşluklarda bulunan kaslardır. Ortası (centrum tendineum) kirişimsi yapıdadır. Obliquus Externus Abdominis. solunum sistemi) Diaphragma. DİAPHRAGMA (bkz. Brakiyal pleksusa ait sinirler ve aksiller damarlar seyrettiği için. iliopsoası oluşturur. Mm. Obliquus İnternus Abdominis. 5. M. lifleri. Bu kaslar. en içte olan kastır. Quadratus Lumborum. kasın ön yüzü böbrek ve ureterle komşudur. Böylece toraks boşluğunu karın boşluğundan (abdominal boşluktan) ayırır. Karın duvarındaki nörovasküler yapılar bu kas ile m. Ligamentum inguinalenin altında m. defekasyon (dışkılama).

ilioinguinalis ve n. Anulus femoralisten giren herniye yapı. İnguinal kanaldan her iki cinste ortak geçen yapılar. Erkek fetusta kanaldan testisler. hiatus saphenustan deri altına çıkar (femoral herni). lenf damarları ve processus vaginalis denilen peritoneum uzantısı bulunur) geçer. 1. m. a. sinirler. rektus kılıfı içindedir. karın ön duvarındaki zayıf alanlardandır ve buradan herniler (fıtıklar) gelişebilir (epigastrik herni). Linea semilunaris zayıf bir alandır ve buradan karın içi organlar herniye olabilir (fıtıklaşabilir). erkeklerde ise funiculus spermaticus (içinde. testicularis. Bu fıtıklar Spiegel Hernisi adı ile bilinir. dişi fetusta uterusdan gelen ligamentum teres uteri denilen bağ geçer. plexus pampiniformis. Linea Alba. genitofemoralisin genital dalıdır. haftada scrotuma iner. Rectus Abdominis. Linea Alba denilen fibröz bir yapı bulunur. Vagina Musculi Recti Abdominis Linea Alba’nın her iki tarafında bulunan. haftasında kanala ulaşır. Kasın üzerinde intersectio tendinea denilen genellikle üç tane tam. rectus abdominis arasında.5-2 cm uzunluğundadır. bir tane yarım transvers fibröz band bulunur. iki taraf oblik ve transvers kasların aponörotik liflerinin rektus kılıfını oluşturduktan sonra orta hatta karışması ile oluşur. orta hattın her iki tarafında. Inguinal kanaldan. kadınlarda ligamentum teres uteri denilen bağ. Kasın lateral kenarına linea semilunaris denir. Processus xiphoideus ile symphysis pubica arasında yer alan bu fibröz yapı. Başlangıçta karın arka duvarında yerleşik olan testisler. hem kadında bulunan yaklaşık 4 cm uzunluğunda oblik bir pasajdır. Anulus femoralis kadınlarda daha büyük olduğu için. Canalis Inguinalis Hem erkekte. intrauterin yaşamın 28.rectus abdominis ile nörovasküler yapıları içeren fasyal kılıftır. n. Yaklaşık 4 haftada kanalı kat eder ve 32. v. Karın boşluğuna bakan proksimal ağzına anulus femoralis denir ve burada Rosenmüller (Cloquet) lenf düğümü denilen bir tane inguinal lenf düğümü bulunur. ductus deferens. femoral herni kadınlarda daha sık olur. İki taraf m. Canalis Femoralis Potansiyel bir kanaldır.M. testicularis. 36 .

karın duvarı fıtıklarının (hernilerinin) en çok görülenidir. Peritoneum viscerale olarak tabakalanır. A. Peritoneum parietale 8. spina iliaca anterior superior. diafragma ile pelvis girişi arasında kalan bölgedir. Deri 2.KLİNİK BİLGİ İnguinal herni İnguinal kanal. tüm inguinal hernilerin % 15’idir. Direk ve indirek olarak iki tip inguinal herni vardır. Buradan karın içi organlar (özellikle ince bağırsak kıvrımları) herniye olabilir (fıtıklaşabilir). KARIN ÖN DUVARI Karın boşluğu (abdomen boşluğu). medialinden olana direk inguinal herni denir. zayıf bir bölgedir. Erkeklerde. Direk inguinal herni. inguinal kanalın arka duvarını iterek anulus inguinalis superficialisten çıkar. ilioinguinalis risk altındadır ve operasyon sırasında yaralanabilir. Bu fıtıklara inguinal herni (kasık fıtığı) denir. 7-10 ncu kaburgalar ile processus xiphoideus. Bu nedenle iki boşluk abdominopelvik boşluk ortak adı ile de ifade edilir. Ekstraperitoneal doku 7. 1. 37 . İnguinal herni tamirlerinde (inguinal herniyorafi ya da inguinal herniyoplasti). Sağ tarafta daha sıktır. Herniye yapı. ve symphysis pubica ile sınırlanır. anulus inguinalis profundustan geçip inguinal kanala girer. Karın boşluğu önde. Herniye yapı. Fascia transversalis 6. yukarıda. Adı verilen bu yapıların arası kas ve fasyalarla kapatılmıştır. Bu durum ameliyat sonrası bölgede kalıcı (rezidüel) ağrıya neden olur. aşağıda.V. Kadınlarda daha nadirdir. Karın ön duvarı yüzeyelden derine doğru. Fascia superficialis 3. Fascia profunda 4. kadınlardan 20 kat fazladır ve 1/3 olguda bilateraldir. Bu boşluğun çatısını diafragma yapar ve onu toraks boşluğundan ayırır. Çocuklarda ve gençlerde daha çok görülür. Karın ön duvarında görülen umbilicus (göbek). İndirek inguinal herni. Kaslar 5. epigastrica inferiorların lateralinden olana indirek inguinal herni. Obesite. crista iliaca. kanaldan geçen n. Cavitas peritonealis 9. Çoğunlukla bilateraldir. Daha çok yaşlılarda (karın duvarı zayıf olduğundan) görülür. ligamentum inguinale. Kanalı kat edip annulus inguinalis superficialisten çıkıp sık olarak scrotuma (kadında ise labium majus pudendiye) iner. Boşluğun tabanı yoktur ve pelvis boşluğu ile devam eder. genellikle L3-L4 arası discus intervertebralis seviyesindedir. tuberculum pubicum. distensiyon ve kasların tonusuna bağlı olarak umbilicusun lokalizasyonu değişiklikler gösterebilir.

M. Karın duvarlarını örten parçasına peritoneum parietale. KASLAR (gövde kasları konusunda verildi) 1. Dış (üst) tabaka Camper fasyası olarak bilinir ve bol miktarda yağ dokusu içerir. Karaciğerin alt yüzünden midenin küçük kurvaturuna ve duodenuma uzanan periton yapısına omentum minus denir. Büyük periton boşluğu. M. M. karın organlarını örten ya da saranına peritoneum viscerale denir. kadınlarda iç genital organlar (tuba uterina – uterus – vagina) yoluyla dış ortamla bağlantılıdır. karın boşluğunda bir çok plika oluşturur. Bu nedenle karın ön duvarı yumuşak ve hareketlidir. Karın duvarı açıldığında ilk olarak görülen yapıdır. M. İç (alt) tabaka Scarpa fasyası adı ile bilinir. Bunlardan en büyük olanı dört yapraklı olan omentum majusdur. Transversus Abdominis 4. FASCİA PROFUNDA (GALLAUDET FASYASI) Kasların üzerini örten ince bir fibröz tabakadır. appendiks. Obliquus Externus Abdominis 2. Vücuttaki en büyük seröz zardır. İkisi arasında kalan boşluğa cavitas peritonealis (büyük periton boşluğu) denir. 38 . Periton. İçi boş organlardan birisi (mide. bağırsak gibi) perfore olduğunda (delindiğinde) derhal bağırsak hareketleri ile olay yerine gider ve orayı kapatır (bu olaya plastron denir). erkeklerde tamamen kapalı bir kese şeklindeyken. Bu nedenle omentum majusa abdomenin bekçisi ya da polisi denir. Obliquus İnternus Abdominis 3.FASCİA SÜPERFİCİALİS İki tabakalıdır. Rectus Abdominis PERİTONEUM Karın duvarlarını ve karın içi organları örten seröz zardır.

M. Colon transversum (mesocolon transversum) d. 1. Jejunum-Ileum e. Colon sigmoideum d. Dalak b. Üreterler c. iliacus 4. Jejunum-ileum (mesenterium) KARIN ARKA DUVARI Karın arka duvarı. Mide ve karaciğer h. bir uzantı ile onları karın duvarına ya da başka bir organa tutunarak asar. Pancreas d. quadratus lumborum 3. yukarıda 12. transversus abdominisin arka bölümü ile kapatılır. Caecum (genellikle) 2. Duodenumun birinci parçasının ilk yarısı g.KARIN İÇİ ORGANLARIN PERİTON İLİŞKİLERİ 1. Periton bazı organları sardıktan sonra. Truncus sympathicus 3. (bu kaslar. Colon sigmoideum (mesocolon sigmoideum) e. Bu yapıya sahip organlar. Colon transversum c. Vena cava inferior e. Appendix vermiformis f. Böbrekler ve suprarenal bezler b. kaburga ile aşağıda os sacrum ve crista iliacalar arasında kalan bölgedir. psoas minor. Vesica urinaria (mesane) b. Colon descendens c. gögüs omuru ve 12. Retroperitoneal organlar a. gövde kasları konusunda verildi) 39 . Duodenumun geri kalan bölümü 4. Bunlara mesenterium ya da meso denir. psoas major ve bazen bulunan m. Aorta abdominalis ve dalları d. Appendix vermiformis (mesoappendix) f. M. c. Sekonder retroperitoneal organlar (sonradan retroperitoneal olanlar) a. Cisterna chyli f. Colon ascendens b. İntraperitoneal organlar a. M. Bu bölge. 2. Preperitoneal (ekstraperitoneal) organ a. M.

iliaca externa. uterina. iliaca communislerin birlesmesi ile olusur. iliaca interna (hipogastrik arter). a. A. obturatoria. tüm pelvis organlarını. a. iliaca interna isimli uç dallarına ayrılır. bel omuru seviyesinde terminal dallarına ayrılarak sonlanır. Ayrılma yerine bifurcatio aortae denir. rectalis media ve a. SOLUNUM SİSTEMİ TORAKS DUVARI 40 . A. ligamentum inguinalenin orta noktasının altından geçince a. iliaca externa ve a. Beşinci bel omuru seviyesinde sağ ve sol v. perine bölgesini ve gluteal bölgeyi besler. epigastrica inferior. A. 5. A. A. femoralis adını alır. umbilicalis. Durdurulamayan uterin kanamalarda tek taraflı bağlanabilir. vaginalis. a. A. a. pudenda interna önemli dallarıdır. iliaca communis Articulatio sacroiliacaların ön tarafında a. a. glutea inferior. Vena cava inferior Alt ekstremiteler ile pelvis ve karın organlarının ve duvarlarının venöz kanını toplar. glutea superior a.KARIN ARKA DUVARI DAMARLARI Aorta abdominalis Diaphragmadaki T12 seviyesindeki hiatus aorticus isimli yarıktan geçerek karın bosluğuna girer ve 4. circumflexa ilium profunda ve a. iliaca externanın iki dalı vardır.

SOLUNUM YOLLARI 1. Solunum sistemi ayrıca. Solunum sisteminin alveoller dışındaki bölümü hava iletimi ile ilgilidir. burundaki özel epitelle sağlanan koku duyusu ve gırtlak tarafından gerçekleştirilen ses üretimidir (fonasyon). Yanlarda. Üst taraftakine apertura thoracis superior. Alt solunum yolları a. 41 . İçinde negatif basınç vardır. Akciğerdeki hava kesecikleri (alveol) ile atmosfer havası arasındaki gaz değişimi. ikincisi ise gaz alış-verişinin gerçekleştirildiği alveoller ve solunum membranından (alveolo-kapiller kompleks) ibaret olan akciğerden oluşur.Boyun kökü ile diafragma arasında kalan kafes şeklindeki yapıya thorax adı verilir. Toraks boşluğu içinde kalp ve akciğerler gibi hayati organlar ile solunum ve dolaşım sisteminin yardımcı oluşumları. Solunum mekanizması: Solunum inspirasyon ve ekspirasyon adı verilen iki aşamadan meydana gelir. Akciğerler ve bronşiyaller (küçük hava yolları) Canlılığın en önemli göstergelerinden biri olan solunum (respirasyon). sternum. Üst solunum yolları a. Bronşlar (büyük hava yolları) c. Önde. Solunum vücudun gereksinmelerine göre düzenlenir. Arkada. Toraks duvarının çevrelediği boşluğa toraks boşluğu (cavitas thoracis) adı verilir. vücut hücrelerinin ihtiyacı olan oksijenin sağlanması ve artık bir madde olan karbondioksitin uzaklaştırılmasına yöneliktir. Bunlardan birincisi oksijenle yüklü havanın dış ortamdan alınarak akciğerlerdeki alveollere iletildiği boru sistemi. Nazofarinks (pars nasalis pharyngis) c. Solunum sistemi iki temel bölüme ayrılır. alttakine de apertura thoracis inferior adı verilir. Burun (nasus) b. Ekspiryum. özofagus. ısıtma ve nemlendirme fonksiyonlarını yerine getirebilecek yeteneklere de sahiptir. pulmonal ventilasyon olarak adlandırılır. Hava iletici bölüm olarak da adlandırılan bu yollar aynı zamanda temizleme. 12 çift kaburga (costa) ile sınırlanır. ductus thoracicus ve sinirler bulunur. vücudun pH düzeyinin ayarlanmasına da (homoestazis) yardımcı olur. Normal istirahat anında solunum sayısı 16-20 arasında değişir. Bu düzenleme. Pulmonal ventilasyonun inspirasyon (soluk alma) ve ekspirasyon (soluk verme) denilen iki evresi vardır. Soluk borusu (trachea) b. Toraks boşluğunun üst ve alt tarafında birer açıklık vardır. beyin sapında (medulla oblongata ve pons) bulunan solunum merkezi tarafından idare edilir. Gırtlak (larynx) 2. pasif bir olaydır. 1-12 torakal vertebralar ve discus intervertebralisler. İnspiryumun esas kası diaphragmadır. Solunum sisteminin diğer fonksiyonları.

İşlevi solunan havadaki büyük partikülleri tutmaktır. PARANAZAL SİNÜSLER (SINUS PARANASALES) Burun boşluğuna açılan havalı kemik boşluklarına paranazal sinüsler (sinus paranasales) denir. bir solunum yolu olma yanında. içinde taşıdığı özel mukoza sayesinde “Koku organı” olarak da fonksiyon görür. nemlendirilmesi yanında temizlenmesini de sağlar. Burun delikleri (nares) ile dış ortamla ilişki kuran boşluk. vomer. sphenopalatinanın dalları anastomoz yapar. Bu alanda a. orta ve alt konka (concha nasalis superior-media-inferior). yüzün orta hattında yerleşmiş. arkadaki choanalarla yutak boşluğunun burun bölümüne (nasopharynx) bağlanır. anatomik olarak dış burun ve burun boşluğundan ibarettir. Burun boşluğu (cavitas nasi): Bir bölme ile iki eşit boşluğa ayrılmış olan burun boşluğu. Burun boşluğu. solunum yollarının başlangıç bölümüdür. vibrissae denilen kıllar bulunur. Burada üç konka (concha) ile bunların arasında uzanan geçitler (meatus) bulunur. Paranazal sinüslerdeki solunum epitelinin iltihabına sinüzit 42 . taban. burun bölmesi (septum nasi) tarafından yapılır. burun kanamalarının (epistaxis) en yaygın yeridir. facialisin dalları ile a. burun boşluğunun en geniş ve en komplike duvarıdır. orta ve alt geçit (meatus nasi superior-medius-inferior) olarak adlandırılır. dış duvar ve iç duvar olmak üzere dört duvarı vardır. Septum nasinin ön-alt bölümü Little alanı olarak bilinir. Burun boşluğunun giriş bölümünde (vestibulum nasi). maksiller. öneaşağıya doğru uzanan piramidal bir oluşumdur. Solunum bölgesi (regio respiratoria): Vestibulumdan koku bölgesine kadar uzanan burun boşluğu bölümü.BURUN (Nasus) Üst solunum yollarının temel organı olan burun. Dış burun (nasus externus): Dış burun. üst. os ethmoidale ve cartilago septi nasi denilen burun bölmesi kıkırdağı oluşturur. solunan havanın ısıtılıp. Burun boşluğunun herbir yarımının tavan. Kemikler ve kıkırdaklardan ibarettir. Konkalar. Septum nasiyi başlıca. geçitler ise. Bu alanda hava içinde bulunan kokuları algılayan koku reseptörleri bulunur. Kiesselbach pleksusu denilen bu damar ağı. Dış duvar. Burun. Koku bölgesi (regio olfactoria): Concha nasalis superiorun üzerinde lokalize sarı renkli alandır. İç duvar. fasiyal ve oftalmik arterlerin dalları tarafından beslenir. üst.

Meatus nasi mediusa açılır. Sinus sphenoidealis: Sfenoid kemik gövdesi içinde bulunur. kafanın ağırlığının azaltılmasını da sağlarlar. Ön. diğerleri meatus nasi mediusa açılır. Meatus nasi mediusa açılır. Üç parçası vardır. bu sinüsün hemen yukarısındadır. ağız boşluğu ve gırtlağın başlangıç bölümünün arkasında yer alan hem sindirim hem de solunum fonksiyonu olan bir organdır. soluk borusu (trachea) ile laryngopharynx arasındadır. Yutak aşağıda yemek borusu (özofagus) ile devam eder. aşağıda aditus laryngis ile gırtlakla bağlantılı olan parçasına laryngopharynx denir. C3-C6 omurlar seviyesinde (çocuklarda ve yetişkin kadınlarda daha yukarıda). Cellulae (sinus) ethmoidales: Etmoid kemiğin labirinti içinde yer alırlar. GIRTLAK (Larynx) Boynun ön bölümünde. Paranazal sinüsler. alt solunum yollarını koruyan 43 . Recessus sphenoethmoidealise açılır. sesin rezonansını sağlama yanında. Hipofiz bezi. PARS NASALIS PHARYNGIS) Yutak (pharynx). os frontale içinde yer alan bir çift boşluktur. Sinus maxillaries: Paranazal sinüslerin en büyüğü ve enfeksiyonların en çok görüldüğü paranazal sinüstür.denir. NAZOFARİNKS (NASOPHARYNX. Bu nedenle burundan girilip. orta ve arka olarak üç gruptur. Arka grup görme siniri (optik sinir) ile yakın komşu olduğundan enfeksiyonları görme sinirini tutabilir. ortada isthmus faucium ile ağız boşluğu ile bağlantılı olan parçasına oropharynx. burun boşlukları. Yukarıda choanaelar ile burun boşluğu ile bağlantılı olan parçasına nasopharynx. Solunum havasının geçtiği bir iletici yol olma yanında. bu sinüsten geçilerek hipofiz bezindeki tümörler çıkarılabilir (transsfenoidal hipofizektomi). Sinus frontalis: Kaş çıkıntılarının arkasında. Arka grup meatus nasi superiora.

Yukarıda aditus laryngis ile laryngopharynxe açılan gırtlak boşluğu (cavitas laryngis). cricothyroideus n. Cartilago epiglottica: Dil kökünün arkasında. Sağ-sol iki laminadan oluşur. Hem ligamentum vestibularelerin (yalancı ses telleri) hem de ligamentum vocalelerin (gerçek ses telleri) ön uçları cartilago thyroideaya. Sesin oluşumundan sorumludurlar. kıkırdakların en büyüğüdür. Cartilago arytenoidea: İki küçük kıkırdaktır. cartilago cornuculata. Larynxin en kalın ve en sağlam kıkırdağıdır. mukoza ile örtüldüğü zaman plica vestibularis ve plica vocalis olarak adlandırılır. gırtlağın kıkırdaklarını. aşağıda soluk borusu (trachea) ile devam eder. Tek olanlar. Gırtlak kıkırdakları (cartilagines laryngis) Gırtlak. n. Ligamentler. Yutma sırasında larinks girişini kapatır ve lokmanın hava yoluna geçmesini önler. Gırtlağın ses çıkarma ve sfinkterik fonksiyonlarını gerçekleştirmesini sağlayan kaslar. birbirlerine ve komşu yapılara bağlarlar. cartilago arytenoidea. elastik kıkırdak yapısında yaprak şeklinde bir kıkırdaktır. iskelet kası karakterindedir. Bu birleşme erkeklerde daha belirgin olup adem elması (prominentia laryngea) denilen çıkıntıyı yapar. gırtlak boşluğu girişinin önünde yer alan. Cartilago cricoidea: Yüzük şeklindedir. Bu kaslar. cartilago epiglottica Çift olanlar. arka uçları cartilago arytenoideaya tutunur. Gırtlağın membranları ve bağları. ince. cartilago thyroidea .bir sfinkter olarak da görev yapar. cartilago cuneiformis Cartilago thyroidea: Gırtlağın ön bölümünde olup. vagusun n. birisi hariç (m. üçü tek. cartilago cricoidea . laryngeus recurrens denilen dalı 44 . laryngeus superiorun ramus externusu ile uyarılır). Sağ-sol laminalar önde orta hatta yetişkin erkeklerde 90° kadınlarda 120° açı ile birleşirler. üçü de çift olan toplam 9 kıkırdaktan oluşur.

Ekstrensek kaslar: Larynx’e komşu organlardan gelerek. iki plica vocalis arası) açan tek kas olan ve böylece ses oluşmasını sağlayan m. trachea ile devam eder. Intersek kaslar: Larynx’in kendi kaslarıdır.tarafından uyarılır. Bu kas plica vocalis’i gevşetir. constrictor pharyngis inferior. Larinks kaslarından en önemlisi rima glottidisi (mizmar aralığı. Bunlar: 1-Vestibulum laryngis 2-Ventriculus laryngis 3-Cavum laryngis proprium (ya da cavitas infraglottica) 45 . vocalis’i oluşturur. m. thyroarytenoideus: Medialindeki demet m. sternothyroideus. arytenoideus transversus tektir. Kasılmasıyla larinks girişini kapatır. Plica vocalis’leri gerer. cartilago arytenoidea’ları birbirine yaklaştırarak rima glottis’i daraltır. çalışmalarıyla larynx’in durumunu değiştiren kaslardır. Bu kas rima glottis’i açan tek kastır.sternohyoideus.posticus): Rima glottis’i açar. Larynx kasları. “x” harfi şeklinde iki demet halindedir.s. Bu plikalardan üsttekilerine plica ventricularis veya vestibularis. Iki plica vocalis ile bunlar arasındaki açıklğa rima glottis (veya mizmar aralığı) adı verilir. larynx kıkırdakları arasında uzanırlar. cricothyroideus: Pars obliqua ve pars recta olarak iki kısımdan oluşur. palatopharyngeus v. thyrohyoideus. • M. m. • M. extrensek ve intrensek kaslar olarak iki gruba ayrılır. arytenoideus obliquus çifttir. m. Cavitas laryngis üç kısımda incelenir. • M. cricoarytenoideus posterior (m. m. • M. Glottis Larynx’in ses oluşumuyla ilgili bölümüdür. Cavitas laryngis’i ortadaki iki çift mukoza kıvrımı üç parçaya böler. cricoarytenoideus posterior (m. Bunlar: • M. posticus)dur. Cavitas laryngis (larynx boşluğu) Larynx’in girişinden cartilago cricoidea’nın alt kenarına kadar uzanır. Bunlar. • M. alttaraftakilere plica vocalis denir. cricoarytenoideus lateralis: Rima glottis’i daraltır. m.dir. Bunlardan bir tanesi tek diğerleri çifttirler.

altta kalan bölümü ise n. v. thyroidea superior adıyla v. Ayrılma yerine bifurcatio trachea denir. M. v. Sinirleri. kıkırdak ve bağ dokusundan yapılı. jugularis interna’ya. laryngeus inferior’dur. torakal vertebranın alt kenarı arası seviyededir. cricothyroideus dışında tüm intrensek larynx kaslarının motor siniri n. T4 vertebra alt kenarında iki ana bronkusa (bronchus principalis dexter ve bronchus principalis sinister) ayrılır. Kıkırdaklar birbirlerine ligamentum anulare (lig. thyroidea inferior adıyla v. Larynx mukozasının glottis üstünde kalan bölümünün duyusunu n. BRONŞLAR (BRONCHI) 46 . SOLUK BORUSU (Trachea) Soluk borusu. tracheale) denilen bağlarla bağlanır. laryngea superior ve a. Cartilago cricoideanın alt kenarı (ya da 6. Venleri. yaklaşık 10 cm uzunluğunda bir organdır. At nalı şeklinde 15-20 tane kıkırdak halkadan (cartilagines tracheales) oluşur. larynge inferior larynx’i besleyen arterlerdir. laryngeus superior’un dalı). brachiocephalica sinistraya dökülür. laryngeus internus (n. laryngeus superior’un iki terminal dalından küçük olanı) tarafından innerve edilir.Larynx damar ve sinirleri Arterleri. M. servikal vertebra) ile 4. cricothyroideus ise n. laryngeus externus (n. a. laryngeus recurrens taşır.

Sol ana bronş (bronchus principalis sinister). 5 (ya da 4) tane segmental bronşa ayrılır. akciğerlerin anatomik ve cerrahi ünitidir. sol akciğer 9 ya da 8 tane bronkopulmonal segmentten oluşur. 2 ve bronchus lobaris inferioru. Bu çıkıntı biraz sol tarafa meyil gösterir. Sağ akciğer üç loblu olduğundan üç tane lobar bronşa (bronchus lobaris superior. sağ ana bronşa göre daha dar. 5 tane segmental bronşa ayrılır. daha kısa ve daha dik seyirlidir. bronchus lobaris inferioru. tracheanın devamı gibidir ve bu yüzden de tracheaya kaçan yabancı cisimler genellikle sağ tarafa girer. 4. bronchus lobaris superioru. TRAKEOTOMİ ve TRAKEOSTOMİ 47 . Sağ akciğerin. Başka bir ifade ile sağ akciğer 10. medius ve inferior) ayrılır. KLİNİK BİLGİ Bifurcatio tracheanın iç yüzünde ve çatallanma yerinin ortasındaki çıkıntıya carina trachea denir. Buna göre sağ akciğerde dağılan 10. Sol akciğer iki loblu olduğu için iki tane lobar bronşa (bronchus lobaris superior ve inferior) ayrılır. bronchus lobaris mediusu. Bronchus lobarisler. sol akciğerde dağılan 9 ya da 8 tane segmental bronş vardır. Bu nedenle bronchus principalis dexter. 3. sol ana bronşa göre daha geniş. Bronkopulmonal segment (segmentum bronchopulmonale). bronchus lobaris superioru. Bronchus segmentalisten sonra gelen solunum yolları bronşiyal olarak bilinir ve kıkırdak içermezler.Sağ ana bronş (Bronchus principalis dexter). daha uzun ve daha horizontal seyirlidir. Sol akciğerin. bronchus segmentalislere ayrılır.

ancak kapasitesi daha fazladır.5 cm yukarısındadır. yabancı cisim kaçması gibi hava yolunun bloke olması sonucu) akciğerlere yeteri kadar hava gitmediği zamanlarda uygulanır. bronchus ve bronchiollerdedir. Yaşın ilerlemesiyle rengi gri-siyaha dönüşür. solda ise karaciğer sol lobu ve mide fundusu ile komşuluk yapar. Sağ akciğer sol akciğerden yaklaşık 2. Akciğerlerin kaburgalarla komşu olan yüzüne facies costalis. trachea. Trakeostomi. diğeri özofagusdur. azygosun. Trakeotomi. Geriye kalan 350 mililitresi alveollerdedir. Total akciğer kapasitesi (tidal volüm + rezidüel volüm). Bunun 150 mililitresi anatomik ölü boşluk olarak bilinen cavitas nasi. cerrahi işlem sonucu trakeada oluşturulan açıklığın adıdır. cava superior.25 litredir. 48 . Basis pulmonis Akciğerlerin diaphragma kubbeleri üzerinde oturan bölümüdür. Bu koyu renk. Apex pulmonis denilen bir tepesi ve basis pulmonis denilen bir tabanı vardır. cava inferior ve v. Claviculanın yaklaşık 2.Kişinin sponton solunum yapamadığı durumlarda (koma gibi yada travma. sol akciğerde de. Yetişkinde sağ akciğer 625 gr sol akciğer 565 gr dır. Yeni doğanda pembemsi-beyaz renklidir. AKCİĞERLER (PULMONES) Kalbin her iki tarafında yer alan ve göğüs boşluğunda en büyük alanı dolduran akciğerler.5 cm daha kısadır. Diaphragma kubbeleri aracılığı sağda karaciğer sağ lobu. v. 5800 ml dir. Mediastinal yüzlerde komşuluk yaptığı bazı organların izleri bulunur. Yetişkin bir insan dakikada 12-18 defa solunum yapar. Apex pulmonis Akciğerlerin kubbe şeklinde olan üst uçlarıdır. trakeada yapılan cerrahi işlemin adıdır. Tidal volüm. arcus aortae ile aorta thoracicanın izi bulunur. solunum ile alınan karbon zerreciklerinin akciğerlerin dış yüzüne yakın kısımlarda birikmesiyle oluşur. Akciğerler. tümör. bir defada alınan ya da verilen hava miktarıdır. 5. Buna göre dakikadaki gerçek alveoler ventilasyon oranı = 350 x 15 (dakikadaki solunum sayısı). Birisi kalp. solunum sisteminin en önemli organlarıdır. koni şeklindedir. birbirlerine bakan yüzlerine de facies mediastinalis denir. v. Yaklaşık 500 ml dir. Her iki akciğerde izi olan iki organ vardır. Sağ akciğerde.

Pleura (Akciğer Zarı) Akciğerleri saran seröz zara pleura denir. Gaz alış-verişi asinüsü oluşturan yapılarda olur. lobus superior ve lobus inferior. Akciğerlere giren-çıkan yapıların tümü radix pulmonis olarak bilinir. lobus superior ve lobus mediusu lobus inferiordan. Akciğerlerin. Sağ akciğer iki fissür (fissura obliqua ve fissura horizontalis) ile üç loba ayrılır. Bronchiolus terminalis 3. Fissura obliqua. sinirleri ve bronşlar geçer. diğer bölümlerden bağımsız olarak çalışan ve cerrahi olarak çıkarıldığında. Sol akciğer tek fissür (fissura obliqua) ile iki loba ayrılır. Saccus alveolaris 6. diğer bölümlere zarar vermeyen fonksiyonel birimine segmentum bronchopulmonale adı verilir. toraks duvarının iç yüzünü ve diafragmanın üst yüzünü örten bölümüne pleura parietalis denir. lobus superior. Ductus alveolaris 5. lobus medius ve lobus inferior. İkisi arasında kalan boşluğa cavitas pleuralis denir. Buradan akciğerlerin damarları. Bronchiolus lobularis 2.Akciğerlere ait yapıların girip-çıktığı yere hilum pulmonis denir. 49 . fissura horizontalis ise lobus mediusu lobus superiordan ayırır. Pleuranın akciğerleri saran bölümüne pleura visceralis. Alveolus pulmonis Son dört oluşuma birlikte acinus (asinüs) ya da lobulus pulmonis (akciğer lobçuğu) denir. KIKIRDAK 1. Bronchiolus respiratorius 4.

Toraks boşluğunun alt açıklığı olan apertura thoracis inferioru kapatır. aksırma. ductus thoracicus. cava inferiorla birlikte sağ n. vena azygos. aorta ascendens. n. phrenicus geçer. içerisindeki en önemli oluşum thymustur. truncus pulmonalis. cava superior. bifurcatio trachea. brachiocephalicalar. arkada T4 omurun alt kenarından geçirilen horizontal bir düzlem ile üst ve alt mediastinuma ayrılır. phrenicustur. miksiyon. önde angulus sterni. truncus sympathicus. toraksa giren ve torakstan çıkan yapılar bulunur. Akciğerler ve pleuraları hariç. Sinirin felcinde diyafragmada fonksiyon kaybı sonucu nefes alma (inspiryum) zorlaşır. yukarıda apertura thoracis superioru dolduran boyun kökü. Mediastinum önde sternum. arkada tüm torakal vertebralar. paraözofageal herni) gelişir. Kas liflerinin tutunduğu orta bölümü bumerang benzeri aponörotik bir yapıdadır ve centrum tendineum olarak bilinir.… DIAPHRAGMA Diaphragma. 50 . bronchus principalisler. cava superior. Siniri. vaguslar. Diaphragmada thoraks ve abdomen boşluğunda yer alan bazı oluşumların geçişine izin veren açıklıklara sahiptir. Mediastinum. oesophagus. pulmonales. T8-T9 vertebralar arası disk seviyesindedir. defekasyon gibi vücuttan atılma olaylarında çalışır. gülme. n. vv. bağırma. aorta thoracica. vaguslar. Delikten v. perikarda (kalbi saran zar) göre ön. Böylece toraks boşluğunu karın boşluğundan (abdominal boşluktan) ayırır. İnspiryumun (nefes alma) temel kasıdır. vena hemiazygos.… Mediastinum posterius. phrenicuslar. n. v. bochdalek hernisi) ya da erişkin tip herniler (fıtıklar) (sliding herni. n. orta ve arka mediastinum (mediastinum anterius. phrenicuslar. İşlevi sırasında toraks boşluğunun vertikal (uzunlamasına) boyutunu artırır. göğüs ve karın boşluklarını birbirinden ayıran kubbe şeklinde kas yapıdır. trachea. mediastinumların en geniş olanıdır. kusma. Kalp-perikard. Foramen venae cavae. oesophagus. toraks boşluğundaki tüm yapılar mediastinumdadır.MEDIASTINUM Akciğerleri saran pleura parietalisin pars mediastinalisleri arasında kalan boşluğa mediastinum adı verilir. v. aşağıda apertura thoracis inferioru kapatan diaphragma ve yanlarda pleura mediastinalis ile sınırlıdır. Bu alanlardan doğumsal (morgagni hernisi. Mediastinum medium. Arcus aortae ve dalları. Mediastinum superius. Öksürme. mediastinum medium ve mediastinum posterius) olarak üçe ayrılır. n. ductus thoracicus. v. Kasın bazı bölgelerinde zayıf alanlar bulunur. Mediastinum anterius. Alt mediastinum da.

Açıklıktan aort ile insan vücudunun en büyük lenf kanalı olan ductus thoracicus geçer. 51 . T10 vertebra seviyesindedir.Hiatus oesophageus. Hiatus aorticus. Açıklıktan özofagus ile n. T12 vertebra seviyesindedir. vaguslar geçer.

Üst bölümüne v. iki de yüzü vardır. Atrium dextrum: Kalbin sağ . İç kısmı sol atrium ile komşudur ve arada septum interatriale denilen bir bölme bulunur. arteryel kan da venlerle kalbe taşınır. Atriumlardaki kas yapısına mm. 2/3’ü solunda yerleşmiştir. ikisi de tepe tarafında yer alan ventriküllerdir. Ön . akciğerler arasında lokalize. küçük dolaşımda (akciğer dolaşımı) venöz kan arterlerle akciğerlere. kanı kalbe getiren damarlara ise ven (toplar damar) adı verilir. kalbin arka bölümüdür ve kalbe girip çıkan damarların olduğu yerdir. Ağırlığı erkeklerde 280 . papillarisleri oluşturur. ven. Arterlerin sonlanıp venlerin başladığı yerlerde ise kapillerler (kılcal damarlar) yer alır. sol ventriküle ait olup. Kalpten çıkan kanı götüren damarlara arter (atar damar).üst kısmında lokalizedir.280 gr dır. Trabeculae carneaelerin bazıları daha da kalınlaşarak m. cava inferior açılır. Basis cordis. oksijen. kapiller) dolaşım sisteminin organlarıdır ve kanı iletmekle görevlidirler. diafragmaya oturan yüzüne ise facies diafragmatica denir. 5 nci interkostal boşlukta. 230 . Kalp ve damarlar (arter.340 gr. İkisi taban tarafında (basis cordisde) bulunan atriumlar. Bir tabanı (basis cordis) bir tepesi (apex cordis). sol ventrikülde 2 tane papiller kas bulunur. immün sistemdeki yapıların iletimi ve yabancı maddelerin atılması gibi birçok işlemde rol alır.üst tarafından sola doğru olan uzantısına auricula dextra denir. kadınlarda ise. DOLAŞIM SİSTEMİ Dolaşım sistemi fonksiyonel olarak. Sağ ventrikülde 3.6. Ancak büyük dolaşımda arterler arteryel kanı. Apex cordis. Burada görülen hafif çukur ve yuvarlak alan 52 . pectinati denir. ventriküllerde kalınlaşarak trabeculae carneae adını alır. Pektinat kaslar. venler de venöz kanı iletirken.. alt bölümüne de v. Atriumlar ile ventriküller dıştan sulcus coronarius denilen bir oluk ile ayrılmıştır. Kalbin 1/3’ü orta hattın sağında. Kalp içinde dört boşluk vardır. Öne bakan yüzüne facies sternocostalis (sternalis). sol memenin hemen altındadır. Genel olarak kişinin yumruğu kadardır. cava superior. besinler ve hormonların dokulara taşınması. çizgili kas yapısında ancak istemsiz olarak çalışan bir organdır. KALP (COR) Toraks boşluğunda orta mediastinumda.

Sağ ventrikülde 3 tane papiller kas (m. triküspid kapağın kuspislerine uzanır. Üst . Sol 53 . Atrium sinistrum: Sağ atriumdan daha küçüktür. Akciğerlerden gelen 4 tane v. Ostium atrioventriculare dextrum. papillaris anterior-posterior-septalis) vardır. Diastolde bu deliği valva trunci pulmonalis kapatır.sol tarafından öne doğru olan uzantısına auricula sinistra denir. 3 tane yarımay şeklinde kapakçıktan oluşur. ancak sol ventrikülden daha incedir. Facies sternocostalisin büyük bölümünü oluşturur. Kalbin en arkada bulunan kısmıdır. bu durum Atrial Septal Defekt (ASD) olarak bilinir. sağ ventrikülün ön üst kısmında lokalizedir. sağ atrium ile sağ ventrikül arasındaki kan geçişini sağlayan açıklıktır. ventrikül sistolü sırasında küspislerin atriumlara dönmesini önlemektir.fossa ovalisdir. Ön yüzün büyük kısmı pericardium aracılığı ile göğüs ön duvarıyla komşuluk yapar. Sağ atriumdan septum interatriale ile ayrılır. Doğumdan sonra kapanmazsa. Bu kaslardan başlayan. Embriyonik hayatta fonksiyon gören foramen ovalenin kapanması sonucu oluşur. Bu açıklık sistol sırasında (valva tricuspidalis-valva atrioventricularis dextra. Arteryel kan taşıyan bu venler kapak içermezler. chorda tendinea denilen fibröz iplikçikler. Ventriculus dexter: Bu boşluğun duvarları atriumdan daha kalın. pulmonalis sol atriuma açılır. trikuspid kapak) denilen üç kapakçıktan (cuspis) oluşan kapak ile kapatılır. Chorda tendineaların işlevi. Ventrikülün iç yüzünde görülen kas kabarıntılarına trabeculae carneae adı verilir. Ostium trunci pulmonalis: Turuncus pulmonalisin başlangıcında. Bu kapak.

1. Endocardium 2. Pars muscularis ve pars membranacea denilen iki kısmı vardır. içten dışa doğru 3 tabakalı bir yapı gösterir. Crus 54 . Atriumları ve ventrikülleri saran kaslar birbirinin devamı olmayıp. Bu açıklığı mitral kapak (valva atrioventricularis sinistra. Buradan çıkan uyarılar Nodus atrioventricularise (A-V nodu) taşınır. Bu kaslardan başlayan chorda tendinealar kapakçıklara (cuspis) tutunurlar. Büyük kısmı muskülerdir.atriumun ön duvarında görülen açıklık ostium atrioventriculare sinistrum adı ile bilinir. düz ve parlak bir zardır. Nodus sinu-atrialis (S-A düğümü): Sağ atriumda crista terminalisin üst ucunda yer alır. Sistemi oluşturan yapılar şunlardır. Myocardium 3. Atriumları saran lifler. Myocardium: Kas tabakasıdır. m. Ventriculus sinister: Trabecula carneae denen kas kabarıntıları bakımından sağ ventrikülden daha zengindir. His demeti: A-V düğümünden başlayan bu demet pars membranaceanın ortalarında crus dextrum ve crus sinistrum denilen iki bacağa ayrılır. papillaris posterior denilen 2 tane papillar kas içerir. Nodus atrio-ventricularis (A-V düğümü) : Septum interatrialede bulunur. Ostium aortae: Aortanın sol ventrikülden çıktığı yerde bulunan açıklıktır. S-A düğümünden gelen uyarıları düzenler ve yavaşlatıp his demetine aktarır. Kapanmaması halinde doğumdan sonra Ventriküler Septal Defekt (VSD) denilen durum ortaya çıkar. trabecula carnea gibi) örten ince. chorda tendinea. aralarında kalp iskeleti bulunur. M. Bu nedenle bu nodüle kalbin pacemakeri de denilir. Septum interventriculare: İki ventrikül arasındaki bölmedir. birbirinin devamıdırlar. Kalbin Yapısı: Kalp. papillaris. birbirleriyle devam etmezler. lamina visceralis). Ancak ventrikülleri saran lifler. Kalbin ileti sistemi: Bu sistem. Bu nedenle atriumlar ile ventriküller bağımsız olarak çalışabilirler. papillaris anterior ve m. Dakikada ortalama 70 impuls çıkarır. valva mitralis) sistol sırasında kapatır. Endocardium: Kalp boşluklarının iç yüzlerini ve içindeki yapıları (kapaklar. Embriyolojik gelişim sırasında membranöz parçada bulunan bir açıklık zamanla kapanır. Valva aortae denilen 3 tane yarımay şeklindeki kapakçıktan oluşan bir kapak ile kapatılır. Epicardium (pericardium serosum. Kalpte iletinin en yavaş olduğu yerdir. Kalbin kontraksiyonunu bu nodülden çıkan impulslar başlatır. özel bir farklılaşma gösteren kalp kası liflerince oluşturulur.

8 torakal vertebraların önündedir. Kalbi ve büyük damarların başlangıç kısımlarını içine alan bir torbaya benzer. Kalbin uyarılması: Kalp. 55 . T1-T5 segmentlerinden bilateral olarak gelir.6. Pericardium serosum. Sinus coronorius. bu patolojik duruma kalp tamponadı denir. Parasempatikleri. kalp kasının üzerini sıkıca sararak kalbin epicardium denen en dış tabakasını oluşturur. vagusdan. OSS’nin kontrolü altındadır. Az miktardaki venöz kan direkt olarak kalp boşluklarına dökülür. İkisi arasında kalan boşluğa cavitas pericardiaca denir ve içinde ortalama 25 cm3 kadar liquor pericardii denilen sıvı bulunur. purkinje lifleri (subendokardiyal pleksus) denilen terminal küçük lif demetleri şeklinde sonlanır. sempatikleri ise. PERICARDIUM: Kalp ve büyük damarların köklerini saran serofibröz bir torbadır. sol ventrikülde. coronaria sinistradır. crus dextrum ise. Sempatik aktivasyon ile kalp atışları artar. İki tabakalı bir yapı gösterir. 5 . Purkinje lifleri kalpte iletinin en hızlı olduğu yerdir. Pericardium fibrosum. Kalbin arterleri: Kalbi besleyen arterler. N. Pericardium serozumun iç yaprağı da (lamina visceralis). kalbin venöz kanının yaklaşık % 60’nı toplar ve sağ atriuma boşaltır. Her iki crus.sinistrum. Cavitas pericardiacada sıvı toplanması (perikardit) durumlarında kalp diastolde genişleyemeyeceği için sistolde kasılı kalır. Bu sıvı sürtünmeyi azaltarak kalbin çalışmasını kolaylaştırır. 1. sağ ventrikülde dağılır. coronaria dextra ve a. Corpus sterni ve 2 . iç (lamina visceralis) ve dış (lamina parietalis) olmak üzere iki bölümden oluşur. parasempatik etki ile yavaşlar. Pericardium serosum. Alt tarafta diafragma ile bitişiktir. Kalbin venleri: Venlerdeki kanın büyük kısmı sinus coronariusa (sulcus coronariusta seyreder) ve bu sinus aracılığıyla da sağ atriuma dökülür. kalın olan dıştaki tabakadır. kıkırdak kaburgaların arkasında. 2. aorta ascendensin dalları olan a. Pericardium fibrosum.

carotis communis. Her iki taraf a. Arteria subclavialar üst ekstremite ve boynu besler. 3 bölümde incelenir. Çünkü ductus arteriosus bu arter ile arcus aortaeyi birbirine bağlar.Carotis Communis Sinistra: Sağ taraftakinden daha uzun seyir gösterir (aortadan direk çiktığı için). A. Aorta: Dolaşım sisteminin ana arteridir. Beyni besleyen iki ana arterden biri olan a. b. Kan basıncı yükselmelerinde refleks olarak kalp atımını yavaşlatır ve arteriollerde vazodilatasyona sebep olarak tansiyonu düşürür. Arcus aortae 3 dal verir ve bu dallar arkusun konveks kısmının üst yüzünden çıkar. carotis externa. A. Yine bifurcatio carotidisde bulunan küçük. carotis communis sinistra 3. Bifurcatio carotidisde ya da a. Burada baroreseptörler bulunur. fetusda daha kalındır. carotis interna ve a. Kalbin kendi dokusunu besleyen iki dal (a. 56 . kırmızı-kahve renkli oluşum glomus caroticum adı ile bilinir. A. A. 1. Truncus brachiocephalicus 2. coronaria dextra ve a. cartilago thyroideanın üst kenarı (C3-C4 arası disk) seviyesinde a. 2. Bu kemerlerden çıkan dallar parmaklara gider. radialis ve a. A. pulmonalis sinistra. c. carotis internanın başlangıcında sinus caroticus denilen bir genişleme vardır. Aorta Ascendens: Sol ventrikülünden çıkan ana arterdir. 1. Truncus Brachiocephalicus: Arcus aortaenin en büyük dalıdır. Burada bulunan kemoreseptörler.BÜYÜK DAMARLAR Truncus (Arteria) pulmonalis: Sağ ventrikülden başlar. carotis interna ise boyunda dal vermeden kafa içerisine girer ve beyni besleyen dallar verir. carotis communis dextra denilen iki uç dalına ayrılır.radialis. A. 1. CO2 artışına duyarlıdır. aorta descendens adını alarak aşağı doğru devam eder. Arcus aortae altında sağ (a. carotis externa denilen uç dallarına ayrılır. subclavia. pulmonalis sinistra) iki dala ayrılır. Solunumu artırarak CO2’yi atıp O2 seviyesini yükseltir. A. brachialis adını alır ve dirsek seviyesinde a. axillaris. Arcus Aortae: Aorta ascendensin devamı olarak başlar ve açıklığı aşağıya bakan bir kavis çizerek. kolda a. axillaris adını alır. coronaria sinistra) verir. baş boyun bölgesine dallar verir. Sağ ventriküldeki kanı akciğerlere taşır. ulnaris olmak üzere iki dala ayrılır. vertebralis de bu arterden çıkar. Elin palmar yüzünde bu iki arterin dalları arcus palmaris superficialis ve profundus denilen iki arteryel kemer oluşturur. arter olarak ifade edilmesine karşın venöz kan taşır. subclavia dextra ve a. a. kaburganın dış kenarından itibaren a. A.Subclavia sinistra: Arcus aortaedan direkt çıkar. A. pulmonalis dextra) ve sol (a. a. subclavia sinistradır. Ayrılma noktasına bifurcatio carotidis denir ve burası karotid pulsasyonun alındığı en iyi yerdir. A. nabız alımında en çok kullanılan arterdir. Bunlar sağdan sola doğru sırasıyla.

Pars thoracica aortae: Arcus aortaenin devamı olarak T4 vertebranın alt kenarı seviyesinde başlar. A. A. A. ayak sırtında m. carotis communis. 4. dorsalis pedis. A. A. Alt ekstremitede nabız alınan yerler 1. diz hizasında. flexor carpi radialis ile m. A. fossa popliteada a. iki uçdalına ayrılır (a. A. malleolus medialisin arkasından. tibialis anterior ve posterior dallarına ayrılır. iliaca interna ve externa denilen uç dallarına ayrılır. A. tibialis posterior bacağın arkasında seyreder. iliaca interna pelvis boşluğuna dallar vererek dağılırken. testis ve ovaryumlara dallar verir. Toraks boşluğundaki organlara dallar verir. poplitea. Pars abdominalis aortae: Pars thoracica aortae. tibialis anterior bacağın ön bölgesinde seyreder ve ayak bileğini geçince a. lig. A. 2. A. böbreklere. a. a. iliaca externa. Sindirim sistemi organlarına. iliaca communisler. tragusun önünden. dorsalis pedis adını alır. A. Üst ekstremitede nabız alınan yerler 1. a. 3. Inguinalenin orta noktasının hemen altından. temporalis superficialis. L4 vertebra gövdesi üzerinde. femoralis adını alır. extensor hallucis longusun tendonunun lateralinden. iliaca communis dextra ve sinistra) ayrılır. A. brachioradialisin tendonları arasından. radialis. diz fleksiyonda iken fossa popliteanın derininden. 2. tibialis posterior. karın boşluğunda olan bölümüne pars abdominalis aortae denilir. poplitea adını alır. malleolus medialis arkasından geçer (buradan nabzı alınır) ve ayak tabanındaki yapıları besleyen iki dalına ayrılarak sonlanır. 57 . cartilago thyroideanın üst kenarı seviyesinden. femoralis. 3. Bu fossanın alt ucunda.3. A. femoralis. m. iliaca externa alt ekstremiteyi besler. T12 vertebra gövdesinin alt kenarı seviyesinde diafragmadaki hiatus aorticusdan geçince pars abdominalis aortae adını alır. ligamentum inguinalenin altından geçtikten sonra a. Ayrılma yerine bifurcatio aortae denir ve burası aort pulsasyonunun en iyi alındığı yerdir. dorsalis pedis. A. Aorta descendens: Toraks boşluğunda olan bölümüne pars thoracica aortae. ayak sırtında nabız alınan arterdir.

5. axillarise dökülür. lateral uçtan başlayan vena cephalica adı ile yukarı doğru devam eder. Vena basilica ise kolun alt bölümünde derine iner ve v.axillaris. V. pulmonalis inferior sinistradır. cava superioru oluşturur. Sağ ve sol v. iliaca communis dextra ve v. Alt ekstremite ile benzer şekilde. ve 9. 8. Vena cephalica kolun lateral bölgesinde seyreder ve deltopektoral bölgede (omuz ön tarafında) v. subclavia olur. lumbal vertebra önünde v. pulmonales: Akciğerlerden oksijene kanı sol atriuma taşırlar. torakal vertebra arasındaki discus intervertebralis seviyesinde diafragmadaki foramen venae cavaeden geçer ve sağ atriumun alt tarafından kalbe girer. Herbir akciğer için iki tane olmak üzere toplam dört tane vena pulmonalis vardır. Ön kolun ön bölgesinde vena mediana cubiti bu iki ven ile birleşerek “M“ harfi şeklinde görünüm oluşturur. pulmonalis superior dextra ve v. toraks duvarının venini toplayan v. subclavia ile v. azygosdur. En çok tercih edilenler. v.BÜYÜK VENLER Vena brachiocephalica dextra-sinistra: Boynun her iki tarafında. 58 . Medial uçtan başlayan vena basilica. bu venlerdir. brachiocephalicalar birleşerek v. Vena cava inferior: Diaphragma altında kalan yapıların büyük kısmının venöz kanını kalbe taşır. jugularis internanın birleşmesi sonucu oluşurlar. Sağ atriumun üst tarafından kalbe girer. KLİNİK BİLGİ İntravenöz girişimler Bu amaçla sık olarak fossa cubitalisin yüzeyelindeki venler (antekübital venler) kullanılır. iliaca communis sinistranın birleşmesi ile oluşur. pulmonalis superior sinistra ve v. Vv. mediana cubiti ve v. Bunlar. axillaris adını alarak yukarı doğru devam eder. Extremitelerde bulunan yüzeyel venler Ekstremitelerde arterlere eşlik eden derin venlere (komitan venler) ek olarak derinin hemen altında yüzeyel fasyanın yaprakları arasında seyreden venler de bulunur. Bu vene açılan en önemli ven. Bu birleşme yerine angulus venosus denir. Aorta abdominalisin sağında ve columna vertebralisin önünde yukarı doğru yükselir. pulmonalis inferior dextra ile v. v. İntravenöz girişimlerin en çok yapıldığı venöz damarlar. Vena cava superior: Baş-boyun ve üst ekstremitenin venini taşır. v. mediana antebrachiidir. v. el sırtındaki arcus venosus dorsalis manusun uçlarından da iki ven başlar.

Eğer hasta şişman ya da şokta ise bu venler kolayca bulunamayabilir. 59 . Bu gibi durumlarda cut down denilen cerrahi işlem gerekebilir.

Kapaklarda oluşan yetmezlik ya da venöz kan akışını engelleyen çeşitli sebepler ile kanın damarlarda birikmesi ve damarda oluşan dilatasyon ile varis denilen patolojik durum oluşur. KÜÇÜK ve BÜYÜK DOLAŞIM Kalp boşluklarının sağda kalanları venöz kanla. 60 . fossa popliteada vena popliteaya dökülür). inguinal bölgede v. soldakiler ise arteryel kanla ilgilidir. Bacakta yüzeyel venler ile derin venler arasında ara bağlantı vardır ve yüzeyelden derine doğru bir kan akışı söz konusudur. Medial uçtan başlayan vena saphena magna (bacak ve uyluğun medialinde seyreder. femoralise dökülür) lateral uçtan başlayan vena saphena parva (bacağın arka bölgesinde seyreder. Bu nedenle sağ atrium ile sağ ventriküle sağ kalp.Ayak sırtındaki arcus venosus dorsalis pedisin uçlarından başlayan iki ven vardır. sol atrium ile sol ventriküle de sol kalp denir. Bu venler aynı zamanda kapak içerir.

Sol atriuma gelen arteryel kan. Baş-boyun ve üst ekstremiteye giden kan v. iki de arter bulur (venöz kan taşırlar). dört tane vv. bu damarla karaciğere taşınır. Kan. Buradan da alt ekstremitelere. Bu ven. Fetusda akciğerler çalışmadığı için. sağ atriuma geri getirilir. umbilicalisler (iki tane) aracılığıyla tekrar göbek kordonu içerisinden taşınarak plasentaya gider. pulmonalesle sol atriuma getirilir. ostium atrioventriculare sinistrumdan (mitral kapak ile sistolde kapatılılır) sol ventriküle geçer. PORTAL DOLAŞIM: Dalak. Az bir kısmı. V. Buradan a. göbekten fetusun karın boşluğuna girer ve karaciğer giriş kapısına (porta hepatis) gelir. boyun ve üst ekstremitede dağılır. Plasentadan oksijenden zengin kanı alarak fetusa götüren damara v. buradan ostium atrioventriculare dextrumdan (triküspid kapak ile sistolde kapatılır) sağ ventriküle geçer. Dokulardan başlayan venler. iliaca internaların dalları olan aa. Sol ventrikülden aorta aracılığıyla tüm vücuda gönderilir. sonuçta v. bu sinüzoidlerden başlayan küçük venlerin birleşmesi ile oluşan vv. Sağ ventrikülden de truncus pulmonalis ile akciğerlere ulaşır. Bu kanın da büyük bölümü aorta descendense geçer. 61 . cava inferiora aktarılır ve v. mesenterica superior ile v. cava superior ile v.Vena cava superior ve vena cava inferior ile sağ atriuma gelen venöz kan. Dokuları besleyen bu kanın oksijeni azalıp. Akciğerlerde alveolar seviyedeki gaz alış verişinden sonra oksijene olan kan. splenicanın. cava superior ile sağ atriuma döner. portae hepatis denilen bir damarı oluştururlar. Sağ atriumdaki venöz kan foramen ovaleden geçerek sol atriuma buradan da sol ventriküle geçer. karaciğerde dallarına ayrılır. Bu dalların terminalleri kapiller yapıdadır ve sinüzoid denilen genişlemeler gösterir. Sindirim sistemindeki kapiller damarlarla başlayıp yine karaciğerde kapiller damarlarda sonlanma gösteren bu venin vene açılma sistemine portal dolaşım denir. Hepaticaeler aracılığı ile v. Buradan aortaya atılan kan tüm vücuda dağılır. v. cava inferiora getirilir. Buna da büyük dolaşım ya da sistemik dolaşım adı verilir. collum pancreatisin arkasında birleşmesi sonucu oluşur. V. Göbek kordonunda bir ven (arteryel kan taşır). cava inferior ile sağ atriuma gelir. Damar. karbondioksiti artarak venöz kan haline döner (kapiller seviyede). portae hepatis. Sindirim kanalından gelen besinden zengin kan. FETAL DOLAŞIM: Uterus (rahim)daki fetusun oksijen almasını amaçlayan bir dolaşımdır. Vücutta portal dolaşımın olduğu ikinci organ hipofiz bezidir. truncus pulmonalisteki kan bir dirençle karşılaşır ve kanın büyük kısmı ductus arteriosus denilen bir kanal ile arcus aortaeye iletilir. pancreas ve karın boşluğundaki sindirim organlarının venöz kanını taşıyan damarlar sonuçta v. Aortaya geçen kanın büyük bir bölümü baş. cava inferiorda toplanarak. aorta descendense geçer. cava inferior ile gelen kanın foramen ovaleden sol atriuma geçemeyen az bir kısmı ile karışıp sağ ventriküle geçer ve sağ ventrikülden truncus pulmonalise atılır. Burada. Venöz kanın arteryel kana dönüştüğü bu olaya küçük dolaşım ya da akciğer dolaşımı denir. karın ve pelvis organlarına gider. Kanın bir bölümü karaciğere giderken bir bölümü de ductus venosus denen ara bir kanal aracılığı ile v. yaklaşık 8 cm uzunluğundadır. umbilicalis adı verilir.

kırmızı kan cisimciklerini toplayarak. Timusun esas yapısı bir retiküler dokudur. Dalağın afferent lenf damarı yoktur ve bu nedenle dalağa lenf gelmez.Dalak pulpası. Veni. karakteristik yapı olarak sinüsler vardır. kendi içinde kırmızı ve beyaz pulpa olmak üzere iki kısma ayrılır. v. Timus çocuklarda oldukça büyüktür ve büyümesi de yaklaşık 62 . Dalağı besleyen arter. mediastinum anteriusta yer alır. Kırmızımavimsi bir renkte olup. Kırmızı pulpada ise. mesenterica superior ile birleşerek v. cauda pancreatis. civarındadır. timosit (tymocit) adı verilir. kaburgalar arasındadır. Visseral yüzü. kahve çekirdeğine benzer. V. mide. ligamentum phrenicocolicum ve flexura coli sinistra ile komşuluk yapar. splenica. buradan da akciğerlere giderek yetişkin kan dolaşımı gerçekleşir. Kalınlığı ise 3 cm. Dalağın işlevi. Bunlara. ihtiyaç olduğunda tekrar geriye verirler. Doğrudan perikard ile temastadır. Karnın sol üst kısmında. normal olarak 9-11. phrenicocolicumun üzerinde yer alır. LENFOİD ORGANLAR DALAK (SPLEN-LIEN) Vücuttaki en büyük lenfoid organ olan dalak. foramen ovale kapanır. Yaklaşık 150 gr. Bu yapılar. eritrositlerin yıkımı. karın boşluğunda bulunan intraperitoneal bir organdır. Loblu bir yapısı vardır. vena splenicadır.Dogumla Birlikte Görülen Değisiklikler: Solunumun başlaması ile birlikte akciğerler hava ile dolarak genişler ve doğal olarak akciğerlere gelen kan miktarı artar. ağırlığında olup 12 cm. Timus (Thymus) Sternumun hemen arkasında. Sağlam bir kapsülü vardır. sol böbrek. kan depolama. Dalak. splenicadır. truncus coeliacusun dalı olan a. kadar uzunluğu ve 8 cm. Hücre ağının boşluklarında bol miktarda lenfosit depo edilir. Kanı filtre eden bir yapıdır ve fonksiyonu nedeniyle lenfatik organ olarak kabul edilir. immün sistemde fonksiyon görme ve lenfosit oluşumudur. portae hepatisi oluşturur. Böylece sağ atriuma gelen venöz kanın tamamı sağ ventriküle. diğer yapılarda kapanarak ligament haline dönüşür. Beyaz pulpada lenfositler bulunur. kadar da genişliği vardır. lig.

zararlı olanların zararsız hale getirilmesi ve vücut için gerekli olanlarının tekrar sistemik dolaşıma geçirilmesi lenfatik sistem sayesinde olur. Vücutta birçok dokunun intersellüler boşluğunda bulunan.olarak 11-15 yaşlara kadar devam eder. LENFATİK DOLAŞIM Lenfatik dolaşım. Bu sıralarda en büyük haline erişir (ağırlık olarak). intersellüler sıvıya geçerler. Doku sıvısı kılcal lenf damarına (lenf kapillerine) girince adı lenf olur. Lenfosit oluşumunda işlevi olan timus. Ancak. bazen timus artıklarına da rastlamak mümkündür. enfeksiyon ve malign hastalıkların bir yayılım yoludur. Yetişkin insan vücudunda 12 litre lenf vardır. Bu maddelerin dokulardan uzaklaştırılması. Hücrelerden çıkan bazı maddeler. Lenf. berrak ve renksiz bir sıvıdır. Bu yaşlardan sonra ise tekrar küçülmeye başlar ve hatta erişkinlerde sadece bir yağ dokusu olarak kalır. bağışıklık (immün) sistemiyle ilgilidir. kılcal lenf damarları bu sıvı iletiminin başlangıç noktasıdır. 63 .

Ductus thoracicus. intestinalis Alt ekstremiteler. toraks yüzeyel bölgeleri ve umbilicus yukarısı karın ön duvarı Sol üst ekstremite. venöz sisteme açılır. boyun. kemik iliği. mediastinal Truncus bronchomediastinalis dexter yapılar ve thoraks duvarı Sol akciğer ve bronşlar. trunkuslar birleşerek lenf kanallarını oluşturur. ve inguinal bölgede yerleşmiştir. Lenfatik Sistemi Oluşturan Yapılar: 1. Her iki alt ekstremite. L1-L2 vertebra gövdeleri üzerinde oturan cisterna chyli denilen genişlemenin üst ucundan başlar. Yabancı cisim ve mikroorganizmaların daha ileriye gitmelerine engel olurlar. aksilla. baş ve boynun sağ yarımı ve sağ üst ekstremite lenfini toplar. Ana Lenf Damarları Ve Drene Ettiği Bölgeler Lenfatik damarlar Truncus jugularis dexter Truncus jugularis sinister Truncus subclavius dexter Direne ettiği bölge Baş ve boynun sağ yarımı Baş ve boynun sol yarımı Sağ üst ekstremite. orbita ve bulbus oculi (konjunktiva hariç). merkezi sinir sistemi. İki tane lenf kanalı vardır. pelvik duvarlar ve organlar 64 .Avasküler dokular (kornea. Sağ angulus venosusa açılır. Lenf düğümleri: Yetişkin insan vücudunda 400-450 tane olan lenf düğümleri başlıca. Lenf damarları birleşerek daha büyük lenf damarları olan trunkusları. toraks yüzeyel Truncus subclavius sinister bölgeleri ve umbilicus yukarısı karın ön duvarı Sağ akciğer ve bronşlar. tırnak. İçerisinden geçen lenfi süzerler. mediastinal Truncus bronchomediastinalis sinister yapılar ve thoraks duvarı Ductus thoracicus -Tr. baş ve boynun sol yarımı ile sol üst ekstremite lenfini toplar. Ductus lymphaticus dexter. kıl.lumbalis dexter-sinister -Tr. 2. kıkırdak). iç kulak ve akciğer alveollerinde lenfatik dolaşım yoktur. abdominal duvarlar ve organlar. Bu durum lenfadenopati olarak bilinir. pankreas adacıkları. abdomen. Lenfatik kapillerler (kılcal lenf damarları). Lenf damarları (lenfatik): Lenf kapillerlerinin birleşmesiyle meydana gelirler. Bu nedenle vücudun herhangi bir yerinde oluşan bir enfeksiyon yada tümör gibi durumlarda. Lenf kanalları. sağ toraks duvarı ve sağ toraks yarımındaki organlar. o bölgenin lenf damarlarının açıldığı en yakın lenf düğümlerinde büyüme (lenfadenomegali) olur. Sol angulus venosusa açılır. sol toraks duvarı ve sol toraks yarımındaki organlar.

Kalın bağırsak (intestinum crassum) 7. Yemek borusu (oesophagus) 4. Mide (gaster) 5. özellikle zararlı atık maddelerin yıkımında ve besinlerin sindiriminde önemli rol oynar. Besinler midede küçük parçalara yıkılır ve sindirime yardımcı olacak şekilde mide sıvılarıyla karışır. Karaciğer ve pankreasın salgıları. İçinde dil bulunur. Vestibulum oris: Dudaklar (labia oris) ve yanaklar (buca) ile dişler (dentes) ve dişetleri (gingiva) arasında kalan dar bölgedir. Radix dentis. Daha sonra besinler karaciğer (hepar) ve pankreastan gelen sıvıların yardımıyla sindirimin tamamlanacağı ince bağırsağa (intestinum tenue) ardından da kalın bağırsağa (intestinum crassum) geçer. burun boşluğu ve nazofarinksten ayırır. besinlerin parçalanması. DAMAK (PALATUM) Ağız tavanını yapan damak. İnce bağırsak (intestinum tenue) 6. Yutak (pharynx) 3. SİNDİRİM SİSTEMİ Sindirim sistemi. sindirimi. 65 . Corona dentis. dişin alveol içinde oturan kök bölümüdür. Bu tabakadan alveol duvarına uzanan bağlar (periodontal ligamentler). Ağızdan anüse kadar uzanan 5 metre uzunluğunda bir kas tüpüdür. Ağız boşluğu (cavitas oris) 2. dişin ağız içinde görünen bölümüdür. DİŞLER (DENTES) Maxilla ve mandibuladaki processus alveolarislerdeki çukurlarda otururlar. 2. ağız boşluğunu. yutulan besinleri mideye (gaster) ulaştırır. 1/3 arka bölümü yumuşak damaktır (palatum molle). Son molar dişin arkasında kalan açıklık ile esas ağız boşluğuna irtibatlanır. kökü alveolde tutar. SİNDİRİM SİSTEMİ ORGANLARI 1. Cavitas oris propria (esas ağız boşluğu): Dişlerin iç tarafında kalan büyük boşluktur. Kalın bağırsağa gelen katı atıklar rektum ve anüs yoluyla vücuttan atılır. Vücudun en sert dokusu olan enamelum (mine) ile örtülüdür. Yemek borusu (oesophagus). Cementum (sement) denilen sarı renkli bir tabaka ile örtülüdür.7. 2/3 ön bölümü sert damak (palatum durum). emilimi ve katı atıkların vücuttan atılmasından sorumludur. Karaciğer (hepar) ve pancreas AĞIZ BOŞLUĞU (CAVITAS ORIS) İki bölümdür 1.

Ön azı (premolar) süt dişi yoktur. 1 köpek (canin). Dentes decidui (süt dişleri) Her yarım çenede 5 tane olmak üzere toplam 20 tane süt dişi vardır. 29ncu ayda tamamlanırlar. Enamelum ve cementumun altında dentinum (dentin) tabakası bulunur. Doğumdan sonra 8nci aydan itibaren çıkmaya başlarlar. gingiva (diş eti) ile sarılıdır. Dişin en büyük tabakası olan dentinumda dişe ait damarları ve sinirleri içeren cavitas dentis (cavitas pulparis) denilen boşluk bulunur. 66 . İlk çıkan süt dişi alt çenedeki birinci incisiv diş. 2 kesici (incisiv). Cementum ile örtülüdür.Collum (ya da cervix) dentis. radix ve corona arasındaki dar bölümdür. en son çıkan üst çenedeki ikinci molar diştir. 2 azı (molar).

2 kesici (incisiv). 6 ncı yaştan itibaren süt dişlerinin yerini almaya başlarlar. GLANDULA SUBMANDIBULARIS Yaklaşık 12 gr ağırlığında olan bu bez. retromandibularis) bulunur. Dış kasları dili kemik yapılara bağlar. facialis (VII. glossopharyngeus (IX. arka. dilin arkaya kaçmasını önler. genioglossus. Ductus submandibularis denilen kanalı. kranyal sinir) sağlar. Mimik kasları uyaran n. Dış ve iç olarak iki grup kastan oluşur. 1 köpek (canin). Komada. Bezin cerrahi girişimlerinde önemlidir. maxillaris ve v. YUTAK (PHARYNX) Kafa tabanından 6ncı servikal vertebra alt kenarına kadar uzanan kas ve zardan yapılı bir organdır. 67 . DİL (LINGUA) Tamamen çizgili kaslardan yapılmış bir organdır. dilin hareketleri ile ilgilidir. Dilin ucu tatlıya. Bezin sekresyonunu n. son olarak çıkanlar üçüncü molar dişlerdir. bu kasta olan tonus kaybı nedeniyle dil arkaya kaçar. Ductus parotideus denilen kanalı m. tükrük salgısının %60’nı yapar. İç kaslar. üst ikinci molar diş hizasında vestibulum orise açılır. birinci molar dişler ile alt çenedeki birinci incisiv diş. facialis (VII. kranyal sinir) sağlar. Dilin kökünde. temporalis superficialis. Üç bölümde incelenir. TÜKÜRÜK BEZLERİ (GLANDULAE SALIVARIAE) GLANDULA PAROTIDEA En büyük tükrük bezidir (25 gr). İlk çıkan kalıcı dişler.Dentes permanentes (kalıcı dişler) Her yarım çenede 8 tane olmak üzere toplam 32 tane kalıcı diş vardır. Dış kaslarından birisi olan m. uca komşu yan kenarları tuzluya. kranyal sinir) sağlar. Ductus sublingualis denilen kanalı dilin alt yüzüne açılır. Dil Papillaları Dilin üst yüzünde ve yanlarında bulunan papillalar içinde tat reseptörleri bulunur.yan kenarları ekşiye ve arka bölümü acıya duyarlıdır. tükrük salgısının %5’ini yapar. şuur kaybında ve anestezi almış hastalarda. v. Kızamıkta döküntü öncesi kanalının ağzında 4-5 tane beyaz leke (koplik lekesi) olur. dilin alt yüzündeki caruncula sublingualise açılır. buccinator denilen kası delip. 12-14 cm uzunluğundadır. Bezin sekresyonunu n. tonsilla lingualis denilen lenfoid doku kitlesi bulunur. Bezin içinde sinire ek olarak önemli damarlar (a. bezin içinde bir sinir ağı yapar. carotis externa ve uç dalları olan a. facialis. Bezin sekresyonunu n. GLANDULA SUBLINGUALIS Yaklaşık 3 gr ağırlığında olan bu bez. maxillaris ve a. Tükrük salgısının %30’nu üretir. 2 ön azı (premolar) ve 3 azı (molar). temporalis superficialis ile bunların birleşmesi ile oluşan v.

1. Büyüdüğü zaman nazofarinks ile orofarinksin irtibatı kesilir ve solunum güçlüğü olur. Tonsilla palatinalar bu parçada lokalizedir. dört yerde darlık gösterir. en dar yeri özofagusla birleşme yeridir (faringoözofageal birleşme sindirim kanalının appendix vermiformisten sonra en dar yeridir). muskuler tüp şeklinde bir organdır. ön tarafında aorta thoracica yer alır. Pars laryngea pharyngis (laryngopharynx. 1. Pars nasalis pharyngis (nasopharynx. kafa tabanı-servikal 1 vertebra arası seviye). Özofagusun üç parçası vardır. YEMEK BORUSU (OESOPHAGUS) Farinks ile mide arasında (C6T11 seviyede). Diaphragmadan geçtiği yerde. Bronchus principalis sinisteri çaprazladığı yerde 4. T10 seviyesinde hiatus oesophageusdan geçer. ağzı tıkayıp sağırlığa neden olabilir. 1. Ağza komşu olan tonsilla tubaria (Gerlach Bademciği) fazla büyürse. ön tarafında trachea vardır. Nazofarinksin üst ve arka duvarının mukozasında bulunan lenfatik doku kitlesine tonsilla pharyngea (yutak bademciği) denir. 68 . Pars thoracica. İkisi arasında yanlarda kalan çıkmaza recessus piriformis denir. Arcus aortaeyi çaprazladığı yerde 3. 3. burun boşluklarının arka açıklıkları (choanae) buraya açılır. T11 seviyesinde mide ile birleşir. Tuba auditiva (Östaki Borusu)nın ağzı bu parçanın yan duvarlarındadır. yaklaşık 25 cm uzunluğunda. larynxin arkasında kalan parçadır. Pars cervicalis. C3-C6 vertebra arası seviye). C1-C3 vertebra arası seviye). Farinksin en geniş yeri başlangıcı. 2. Pars oralis pharyngis (oropharynx. Başlangıcında (en dar olanıdır) 2. Bu durum adenoid olarak bilinir. Özofagus. Bu nedenle hasta ağız solunumu yapar. ağız boşluğu ile bağlantılıdır. Bu çıkmaz genellikle gıda parçalarının takıldığı yerdir. 2.

Bu nedenle v. Yaklaşık 6 m uzunluğundadır. arka yüzü ise. duodenumla birleşme yerindeki açıklığına ostium pyloricum adı verilir. Suyun büyük bölümü duodenumda. gastrica sinistranın özofageal dalları ile v. Midenin ön yüzü. n. Gıda sindiriminin. regio umbilicalis ve regio hypochondriaca sinistrada yer tutar. gastrica sinistra direk olarak v.3. Mide yatağı denilen bu yatağın en büyük bölümünü pancreas yapar.Jejunum 3. Kesici dişlerden ostium cardiacuma kadar olan mesafe yaklaşık 40 cm dir. Mide. Pars abdominalis. azygos ise v. Büyük miktarda gıdanın geçici olarak depolandığı intraperitoneal bir organdır. Sindirim ince bağırsakta tamamlanır. sol suprarenal bez ve dalak ile komşudur. Emilimin (absorbsiyonun) çoğu duodenum ve jejunumda olur. geriye kalanı da kalın bağırsakta emilir.Ileum. 69 . pancreas. karaciğer ve dalak ile. vagusların oluşturduğu vagal trunkuslar bu parça üzerindedir. 1500 ml kapasitesi vardır. Adı geçen organlar sığ bir yatak oluşturur. İNCE BAĞIRSAK (INTESTINUM TENUE) Ostium pyloricumdan ostium ilealeye kadar olan sindirim kanalı bölümüdür. sol böbrek. azygosun özofageal dalları arasındaki porto-cava anastomoz oluşur. v. MİDE (GASTER) Sindirim kanalının en geniş bölümüdür.Duodenum 2. Safra tuzları ve vit B12 ileumda absorbe olur. cava superiora açılır. regio epigastrica. sol 6-9 kaburgalar. metabolik absorbsiyonun ve endokrin sekresyonun yapıldığı son sindirim sistemi bölümüdür. Abdominal parçanın venöz kanını taşıyan v. portae hepatise. Portal hipertansiyonda bu anastomozlar genişler (özofagus varisleri) ve yırtılarak öldürücü kanamalara neden olabilir. Midenin özofagusla birleşme yerindeki açıklığına ostium cardiacum. Üç bölümü vardır: 1.

damardan daha zengin ve daha kırmızıdır. Jejunum ve ileumu saran periton. mineraller ve bazı vitaminlerin emilimini sağlamaktır. Yaklaşık 1. colon descendenste ve colon sigmoideumda oluşur. Noduli lymphoidei aggregati (Peyer Plakları) denilen lenf kitleleri ileumda daha fazladır. colon ascendens. jejunales ve aa. ostium ilealede biter. Dışkılama (defekasyon) sırasında rectuma iner. Jejunum (boş bağırsak) Büyük bölümü regio umbilicalistedir. colon descendens.DUODENUM Ortalama 20-25 cm uzunluğunda olan duodenum. mesenterium adı ile bilinir ve radix mesenterii denilen bir kök ile karın arka duvarına tutunur. ileumdan daha kalın duvarlı. mesenterica superiora açılır. colon sigmoideum) rectum ve canalis analis denilen bölümlere ayrılır. gaita). Temel fonksiyonu su. Yaklaşık 4 cm çapında olup. COLON) Ostium ilealeden anuse kadar olan sindirim kanalı bölümüdür. mesenterica superiorun dalları olan aa.ILEUM Flexura duodenojejunalisten başlar. colon (caecum. en geniş ve en hareketsiz bölümüdür. Venleri. Ileum (kıvrım bağırsak) Jejunumdan daha uzundur. colon transversum. geriye kalan 3/5’i ileumdur. Emilimin (absorbsiyonun) büyük bölümü colon ascendens denilen bölümünde olur. JEJUNUM . “C” harfi şeklinde olan duodenumun kavsi içine caput pancreatis oturur. arterlerle aynı isimlidir ve v. Proksimal 2/5’i jejunum. Arterleri A. Kalın bağırsak sırasıyla. ile besler. 70 . KALIN BAĞIRSAK (INTESTINUM CRASSUM. Dışkı (feces.5 m uzunluğundadır. ince bağırsağın en kısa. Büyük bölümü regio hypogastricada ve pelvis boşluğundadır.

COLON TRANSVERSUM Kalın bağırsağın en hareketli ve en uzun (50 cm) bölümüdür. Haustra coli. vertebra seviyesinde colon sigmoideumun devamı olarak başlar. küçük pelvis girişinde colon sigmoideum ile devam eder. İntraperitonealdir. İntraperitonealdir. COLON DESCENDENS Yaklaşık 25 cm uzunluğundadır. Flexura coli dextradan başlar. COLON SIGMOIDEUM Yaklaşık 40 cm uzunluğundadır. Kıvrım yerine flexura coli dextra (flexura coli hepatica) denir. plica semilunaris. Kalın bağırsağın ilk ve en geniş bölümüdür. COLON ASCENDENS Yaklaşık 15 cm uzunluğundadır. İntraperitonealdir ve mesoappendix denilen üçgen şeklinde bir mezosu vardır. uterus ile rectum arasındadır. Yaklaşık 6 cm uzunluğundadır ve genellikle tamamen peritonla sarılıdır (intraperitonealdir). Mesocolon transversum denilen bir mezosu vardır. Orta yaşlardan itibaren atrofiye gider. caecum ile colon ascendensin birleşme yerindedir. “S” şeklindedir. Küçük pelvistedir. mesane ile rectum arasında. dalak altında bir kıvrımla sonlanır. Rectumun iç yüzünde üç tane transvers plika bulunur (plica transversa recti. Kıvrıma flexura coli sinistra (flexura coli splenica) denir. Erkeklerde. Appendix vermiformisin en sık rastlanan pozisyonu retroçekal (retrosekal). Çocuklarda daha uzundur. Diaphragma pelvisten geçince canalis analisle devam eder. Appendix vermiformis. feçesin rectumdan anal kanala istem dışı geçişini önler. Fleksür. ikinci en sık pozisyonu pelviktir. Uzunluğu 220 cm arasında değişir (ortalama 9 cm). Caecumun arka tarafında bulunan recessus retrocaecalis isimli çıkmazda genellikle appendix vermiformis yer alır. Ostium ileale (valva ileocaecalis). Houston plikaları). Flexura coli sinistradan başlar. 71 . kadınlarda. caecumun arka-iç duvarının bir uzantısıdır. Mesocolon sigmoideum denilen bir mezosu vardır. Rectum ile anal kanalın birleşme yerindeki yaklaşık 800 lik açıya flexura anorectalis denir. appendices omentales (epiploicae). RECTUM Yaklaşık 12 cm uzunluğundadır. karaciğerin sağ lobunun alt yüzünde sola doğru kıvrılıp colon transversum olarak devam eder. Ostium ileale (valva ileocaecalis)den başlar. Sakral 3.CAECUM Sağ fossa iliacadadır. taeniae coli ve mezenter rectumda yoktur.

aşağısındakiler eksternal (dış) hemoroid olarak isimlendirilir. sphincter ani internus ve externus denilen bu kaslar ile anal kanal kapalı tutulur. Kronik kabızlık (konstipasyon) ya da şiddetli ishal (diyare). Bu hat. İnternal hemoroidlerin duyusu otonom sinirlerle taşındığı için ağrısızdır. L1-L2 vertebralar seviyesinde. anal kanalın endodermal ve ektodermal parçalarının birleşme sınırını işaret eder. Valvula analeslerin seviyesi linea pectinata (linea denticulatum) adı ile bilinir. kadınlarda ise vagina arka duvarı üzerine atlayarak excavatio rectouterina (Douglas Çıkmazı) denilen periton çıkmazını oluşturur. Adı geçen çıkmazlar. gebelik ve karın içi basınç artışları hemoroid için zemin hazırlayıcıdır (predispozandır).Rectumun 1/3 üst bölümü önden ve yanlardan. Duodenumun kavsinden dalağa uzanır. Bu venöz terminallerin genişlemeleri internal hemoroid olarak bilinir. valvula anales denilen mukoza plikaları ile birleştirilir. Bu kabarıntıların içinde a. PANCREAS Sekonder retroperitoneal bir organdır. Flexura anorectalisten başlar. M. amilaz. Hem ekzokrin hem de endokrin bir bezdir. Anal kanalın alt ucunda iki tane sfinkterik kas bulunur. Ekzokrin salgıları. Kanalın iç yüzünde görülen 6-10 tane vertikal kabarıntı columna anales adı ile bilinir. Endokrin salgıları pancreas adacıklarında (Langerhans adacıkları) bulunan çeşitli hücrelerde üretilir. Eksternal hemoroidlerin duyusu somatik sinirlerle taşındığından ağrılıdır. Bu seviyede periton. erkekte ve kadında periton boşluğunun en derin noktalarıdır. 1/3 orta bölümü ise sadece yanlardan peritoneumla örtülüdür. Yaklaşık 15 cm uzunluğunda ve 100 gr ağırlığındadır. lipaz ve tripsinojendir. Columna analeslerin alt uçları. rectalis superiorların terminalleri bulunur. columna vertebralisin önündedir. erkeklerde rectumun ön yüzünden mesane üzerine atlayarak excavatio rectovesicalis denilen periton çıkmazını. internal (iç) hemoroid. CANALIS ANALIS Yaklaşık 4 cm uzunluğundadır. midenin arkasında. anuste biter. İnternal hemoroidler genellikle saat 3 – 7 ve 11 yönünde oluşur.v. 72 . Linea pectinatanın yukarısındaki hemoroidler.

Önde. Lenf damarları ve sinir pleksusu Karaciğer hücreleri (hepatositler) karaciğerin ana fonksiyonel üniteleridir. regio epigastrica ve regio hypochondriaca sinistrada yer tutar. Safra üretir.çıkan yapılar bulunur. sağ ve sol iki lobdan oluşur. KARACİĞER (HEPAR) Vücudun en büyük bezi ve deriden sonra en büyük organıdır. portae hepatis ve dalları 3. Caput pancreatisin alt bölümünden başlayan bu kanal (ductus pancreaticus accessorius (Santorini kanalı).Endokrin salgıları. Yaklaşık 1. yağda eriyen vitaminleri depolar. Esas işlevi. Pancreasta ikinci bir kanal daha vardır. glukagon ise artırır. İnsülin. safra üretmek ve salgılamaktır. glukagon (alfa hücrelerinden). ductus hepaticus dexter ve sinister 2. a. ekzokrin salgıları duodenuma taşır. lobus caudatus ve lobus quadratus olarak bilinir. pancreasta rüptüre (yırtılmaya) neden olabilir. Lobus hepatis dexterin arka yüzü. Cauda pancreatisten başlayan ve caput pancreatise doğru uzanan ductus pancreaticus (Wirsung kanalı). ductus choledochus ile duodenumun iç duvarında birleşerek pars descendens duodenideki papilla duodeni majorun tepesine açılır. Karaciğer. Regio hypochondriaca dextra. kan-glukoz (şeker) seviyesini düşürür. insülin (beta hücrelerinden). somatostatin (delta hücrelerinden) ve pankreatik polipeptid (PP ya da F hücrelerinden)dir. colon ascendens. 73 . Porta hepatiste bulunan anatomik yapılar: 1. Bu kanal. sağ böbrek. besin maddelerinin dağıtımını yapar. maddeleri toksik olmayan şekle dönüştürmede (detoksifikasyon) önemli rol oynar. Arkada. v. sağ suprarenal bez ve duodenum ile. çukur ve oluk “H” harfi şeklinde bir görünüm oluşturur. Visseral yüzde bulunan yarıklar. Ek olarak glikojeni depolar.5 kg ağırlığında olup. hepatica propria ve dalları 4. Ortada (arada). Sağ lobun bazı anatomik yapılar arasında kalan iki parçası. H’nin orta bölümüne porta hepatis denir ve burada karaciğere giren . lobus hepatis sinisterin arka yüzü mide ve özofagus ile komşudur. Karaciğerin diafragmatik (facies diaphragmatica) ve visseral (facies visceralis) iki yüzü vardır. papilla duodeni majorun yaklaşık 2 cm yukarısında bulunan papilla duodeni minorun tepesine açılır. Karın duvarına gelen şiddetli darbeler (otomobil kazaları gibi). intraperitonealdir. Sağ 7-11 kaburgaların arkasındadır.

Ductus hepaticus communis 3. Ductus choledochus 74 . 9 ncu kıkırdak kaburganın arkasındadır. Karaciğer. Ductus cysticus 4. Safra kesesinin fundus. 50 ml hacminde. KARACİĞER DIŞI (EKSTRAHEPATİK) SAFRA YOLLARI 1. Yağ asitleri ve aminoasitler duodenuma ulaştığı zaman. Ductus hepaticus dexter ve sinister 2. yiyeceklerle alınan yağ ve diğer maddelerin emilebilecek büyüklüğe kadar parçalanması için gereklidir. armut şeklinde bir organdır. corpus ve collum denilen üç bölümü vardır. gerektiğinde ductus choledochus ile duodenuma bırakılıır. önce safra kesesine gelir. Fundus vesicae biliaris. günde yaklaşık 1 litre safra üretir. SAFRA KESESİ (VESICA BILIARIS YA DA FELLEA) ve SAFRA YOLLARI Karaciğerin sağ lobunun altında. Safra. ductus choledochusu oluşturur. fossa vesicae biliariste oturur. Safrayı depolar ve konsantre eder. Ductus cysticus denilen kanalı ductus hepaticus communis ile birleşerek.Karaciğerde üretilen safra. duodenumdan salgılanan kolesistokinin kesede kontraksiyona ve ampulla hepatopancreaticanın sfinkterinde gevşemeye neden olarak safranın bırakılmasını sağlar. Safra salgılanmasını kolesistokinin artırır. Burada depolanır ve konsantre olur.

Bu nedenle vaginal yoldan doğum olanaksızdır ve sezaryen gerektirir. Apertura pelvis inferioru kapatır. genellikle oval şekillidir. doğum pelvisi) olarak iki bölüme ayrılır. 75 . transvers mesafe büyük. yalancı pelvis) ve küçük pelvis (pelvis minor. Yukarıda omurga. ÜRİNER ve GENİTAL SİSTEM PELVIS Pelvis.8. tipik kadın pelvisidir. Jinekoid tip pelvis. Bu şekil farklılıklarına göre pelvis 4 tipe ayrılır. gerçek pelvis. Canalis analis. İki açıklık arasında kalan boşluğa. ön ve yanlarda iki os coxae ile arkadaki os sacrum ve os coccygisin birleşmesi ile meydana gelir. levator ani ve m. linea terminalis denilen hayali bir çizgi ile büyük pelvis (pelvis major. Pelvis. Android tip pelvis 3. anteroposterior mesafe çok küçüktür. Antropoid tip pelvis 4. Pelvis girişi (apertura pelvis superior). 2. pelvis boşluğu (cavitas pelvis) denir. ischiococcygeus (m. Linea terminalis. PELVIS – PERINEUM. aşağıda ise femur ile eklem yaparak ağırlık aktarımını sağlar. ek olarak küçük pelvisin apertura pelvis superior denilen üst girişinin de sınırını yapar. Küçük pelvisin alt açıklığına apertura pelvis inferior denir. 1. coccygeus) tarafından yapılır. Diaphragma Pelvis İki taraflı m. Bazen farklı şekillerde olabilir. Platipelloid tip pelvis. urethra ve kadınlarda ek olarak vagina tarafından delinir.

ramus ossis ischii. Normalde kontraksiyon halindedir ve böylece anal kanalı kapalı tutar. sphincter ani externus bu üçgendedir. Perineum. canalis analis ve m. ramus inferior ossis pubis. Jinekologlar. Ancak defekasyon sırasında gevşer.Perineum Uylukların arasında eşkenar dörtgen şeklinde bir alandır. Sınırları 1. Sphincter Ani Externus Dış anal sfinkterdir. rectalis inferiordur. M. puborectalis ile birlikte anüsü istemli olarak kapatır ve canalis analisi öne doğru çekerek anorektal açıyı artırır. Arkada. M. os coccygis 3. Trigonum Anale Fossa ischioanalis. Siniri. aynı zamanda apertura pelvis inferiorun da sınırını yapan oluşumlardır. Önde. ürologlar ve proktologlar için önemli bir bölgedir. symphysis pubica 2. tuber ischiadicumları birleştiren hayali bir çizgi ile trigonum anale ve trigonum urogenitale denilen iki üçgen alana ayrılır. Yanlarda. 76 . Bu yapılar. tuber ischiadicum ve ligamentum sacrotuberale ile sınırlanır. n.

Doğumu kolaylaştırmak için özellikle ilk doğumda yapılan epizyotomi (perine bölgesindeki kesi) öncesi ya da bu bölgenin cerrahi girişimlerinden önce sinir bloke edilir. pudendus. perineales Spina ischiadica Tuber N. kadınlarda vulva) içerir. Bu durumda hasta anus ile tuber ischiadicum arasında kalan bölgede doluluk ve gerginlik hissi duyar. sacrospinale 77 . dorsalis clitoridis Rr. İskiyoanal abseler bazen rectum. bir fossadaki enfeksiyon diğerine de yayılabilir ve anusun arka kısmında semisirküler abselerin gelişmesine yol açabilir. Pudendal sinir anestezisi N. pudendus Lig. KLİNİK BİLGİ Fossa ischio-analis.Trigonum Urogenitale Dış ürogenital organları (erkeklerde scrotum ve penis. perineumun duyusunu taşıyan sinirdir. Her iki taraf fossa ischioanalislerin birbirleri ile bağlantılı olmasından dolayı. Üretra ve kadınlarda ek olarak vagina tarafından delinir. canalis analis veya perianal deri bölgesine spontan olarak açılabilir. Enfeksiyona bağlı olarak bölgede iskiyoanal abseler gelişebilir. N. Bu amaçla spina ischiadica anatomik işaret olarak kullanılır. enfeksiyonları sık karşılaşılan. ağrılı patolojik durumlardır.

Sağ böbreğin ön yüzü. Bunlar. Üriner sistem.5 cm kadar daha aşağıda yer alır. 78 . Medulla renalisteki sayıları 5 ila 11 arasında değişen (genellikle 8) koni şeklindeki yapılara pyramis renalis adı verilir. columna vertebralisin her iki yanında. Bunlar. protein metabolizmasındaki nitrojen atıklarını ve özellikle de üreyi kandan temizlerler. kapsüllü bir çift retroperitoneal organlardır. vesica urinaria) 4. Sıvı-elektrolit ve asit-baz dengesinin korunmasında önemli rolü olan böbrekler. Sol böbreğin ön yüzü ise. Ayrıca endokrin fonksiyonları da vardır. vena renalis.ÜRİNER SİSTEM ANATOMİSİ Üriner sistem. mide. Papilla renalis calyx minora açılır. dalak. 1. L1 vertebranın processus spinosusu seviyesinde ureter olur. vücuttaki metabolik aktivite sonucunda meydana gelen atık maddelerin boşaltılmasında ve elektrolit-sıvı dengesinin ayarlanmasında önemli role sahiptir. Pelvis renalis. arteria renalis ve pelvis renalistir. önden-arkaya doğru. Böbreklerin iç kenarlarında hilum renale denilen bir yarık bulunur. idrarı süzen yapıları içerir. Hilum renalede böbreğe girençıkan oluşumlar bulunur. Üreterler (ureter) 3.3 l/dak). Medulla renalis ise toplayıcı kanalları içerir. kalın bağırsak ve ince bağırsak kıvrımları ile komşudur. üriner ve genital sistem birlikte ürogenital sistem olarak isimlendirilir. Böbrekler (ren) 2. ince bağırsak ve kalın bağırsak ile komşuluk yapar. içte medulla renalis. Pyramis renalislerin uçlarına papilla renalis denir. karın arka duvarında. Embriyolojik gelişim ve fonksiyonel olarak birbiriyle yakın ilişkili olan. Böbrekler. bir günde ise yaklaşık 1700 litre kanı filtre ederler. Böbreklerin üst uçlarında glandula suprarenalis denilen endokrin bezler oturur. Yetişkin bir insanda istirahat esnasında böbrekler. aynı zamanda endokrin fonksiyonları da olan fasülye şeklinde. pankreas. vücut için zararlı metabolizma artıklarını kandan süzerek idrarın meydana getirilmesi ve bunun dışarı atılmasını sağlayan organlardan oluşur. Karaciğerin lokalizasyonu nedeniyle sağ böbrek sola nazaran 1-1. Cortex renalis. kardiak atımın %25 ini (1. Yaklaşık 11 cm uzunluğunda. İdrar torbası (mesane. Bu yapılara ek olarak lenf damarları ve sinirler de vardır. Bir böbreğin ortalama ağırlığı erkekte 150 gr kadında 135 gr dır. Böbreklerin Iç Yapısı Böbrek kesitlerinde iki tabaka görülür. T12-L3 vertebralar arası seviyede retroperitoneal olarak yerleşmişlerdir. Dışta cortex renalis. Böbreklerin arka yüzleri. Sayıları 7-13 arasında değişen calyx minorların 2 ya da 3 tanesi birleşerek calyx majoru oluşturur. karaciğerin sağ lobu. duodenum. 5-7 cm eninde ve 3 cm kalınlığındadırlar. karın arka duvarını kapatan kaslar ve lumbal pleksustan çıkan sinirlerle komşudur. Her bir böbrekte 2 ya da 3 tane olan calyx majorler birleşerek huni şeklindeki pelvis renalisi oluşturur. Üretra (urethra) BÖBREK (Ren) Böbrekler. vücudun metabolik artıklarını ve fazla suyu idrar haline getiren.2-1.

Distal tubulus Distal tubulus.Böbreğin fonksiyonel üniti nephron (nefron)dur. Corpusculum renale = glomerulus + glomeruler kapsül (Bowman kapsülü) 2. Nefronun bölümleri. toplayıcı tubule birleşir. 79 . Proksimal tubulus 3. 1. toplayıcı kanala açılır. Toplayıcı kanalların son uçlarına ductus papillaris denir ve papilla renalislerin ucundan calyx minorlara açılır. Toplayıcı tubuller. Henle lupu 4. Her bir böbrekteki nefron sayısı yaklaşık 1 milyondur.

üreterler yoluyla gelen idrarın toplandığı ve idrar hacmi belli bir dereceye çıktıktan sonra da kasılarak burada biriken idrarın urethra yoluyla dışarı atılmasını (işeme. Ureter. 3 mm çapında retroperitoneal organdır. en dar olanıdır. 1. rectumun önünde prostatın üzerinde. L1 vertebranın processus spinosusu seviyesinde ureter olur. Ureter. İdrar torbası) Mesane. Mesane içinde (pars intramuralis).ÜRETER Pelvis renalis. peritonun önündedir (preperitoneal). Boşken tamamen pelvis içinde. kadında ise. uterus ve vaginanın önünde yer alır. yaklaşık 25 cm uzunluğunda. miksiyon) sağlayan muskuler bir organdır. 80 . symphysis pubicanın arkasında. Başlangıcında (ureteropelvik birleşme) 2. Küçük pelvis girişinde (linea terminalisten geçtiği yerde) 3. üç yerde darlık gösterir. Erkekte. Mesane (Vesica urinaria.

Kadın uretrasının mukozasında bulunan bezler (gll. Erkek uretrası hem üriner hem de genital bir yoldur.Urethra Urethra. 81 . ikinci en dar yerdir 3. öne ve aşağı doğru hafif bir kavis çizerek pelvis döşemesini deler ve vestibulum vaginadaki ostium urethrae externumda sonlanır. Glans penis içinde yaptığı genişlemeye fossa navicularis urethrae denir. Sonda takmada lokalizasyonu önemlidir. Pars prostatica. Mesanenin tabanındaki ostium urethrae internumdan başlar. Erkekte bu kanal içerisinden ek olarak ejakulat (meni. pudendusun dalı) ile uyarılır. urethranın en kısa ve en az genişleyebilen bölümüdür. diğeri (ostium urethrae externum) ise dış ortama açılan iki ağzı vardır. Glandula bulbourethralislerin kanalları bu parçaya açılır. Urethranın biri (ostium urethrae internum) mesaneye. küçük yaşlar hariç isteğimizle kontrol edilir ve n. Sondanın bu çıkmaza takılmaması için fossa navicularisin tabanına doğru yönlendirilmesi gerekir. Lacuna magna denilen bu çıkmaz. Fossanın çatısında bir çıkmaz bulunur. Erkek uretrası dört yerde darlık gösterir. glans clitoridisin yaklaşık 2. erkekteki prostatın karşılığıdır. Ostium urethrae internum 4. perinealis (n. Pars membranacea. uretra lümenine açılır. Kadın ve erkek uretrası arasında farklılıklar vardır. 1. en dar olanıdır 2. Prostatik. Fossa navicularis urethraenin hemen arkası Kadın uretrası (urethra feminina) Yaklaşık 4 cm uzunluğundadır. clitoris ile ostium vaginae arasında. mesanedeki idrarı dışarı atmaya yarayan bir kanaldır. gll. Pars membranacea. membranöz ve spongioz olmak üzere üç bölümü vardır. Erkek uretrası (urethra masculina) Mesane boynundaki ostium urethrae internum ile glans penisin tepesindeki ostium urethrae externum arasında uzanan 18-20 cm uzunluğunda bir borudur. Erkek uretrasının mukozasında bulunan bezlere. Yaklaşık 15 cm uzunluğundadır. prostat bezi içinden geçen 3-4 cm’lik bölümdür. Burada istemli olarak çalışan m. paraurethrales. urethrales (Littre bezleri) denir. Derin perine aralığındadır. sperm hücrelerini kapsayan sıvı) da dışarı atılır. Vaginanın ön duvarına gömülü olarak bulunur. Pars spongiosa. Ostium urethrae externum. Çocuklarda 2-3 yaşlarında istemli olarak kontrol başlar. sphincter urethrae externus denilen sfinkter yapısında bir kas bulunur.5 cm arkasındadır. Membranöz parçanın her iki tarafında glandula bulbourethralis (Cowper bezi) denilen bez bulunur. Çizgili kaslardan oluşan bu kas. Uretranın en geniş ve en fazla dilate olabilen (genişleyebilen) parçasıdır. urethranın penis içerisinde yer alan bölümüdür. üretraya sonda (katater) uygulamasında önemlidir. Ostium urethrae externum. Buraya ductus ejeculatorius ve prostat bezinin kanalları açılır. Kanalları. Skene bezleri).

Diğer ucundan başlayan ligamentum suspensorium ovarii içinde a. Tuba uterinanın dört bölümü vardır.v.Kadın Genital Organları Kadın genital organları. 3. Ligamentum ovarii proprium denilen bağ ile bir ucuyla uterusa bağlanır. İç Genital Organlar 1. ovarica bulunur. iç ve dış genital organlar olarak iki grupta incelenir. 4. Ovarium Tuba uterina Uterus Vaginadır Ovarium Ovaryumlar testislerin karşılığıdır. 2. 82 . Küçük pelvisin her iki yan duvarında fossa ovarica denilen çukur içindedir. Tuba Uterina (Salpinx) Tuba uterina (Fallop tüpü). oosit denilen dişi cinsiyet hücresini ovaryumlardan cavitas uteriye ileten tüptür.

vaginaya komşu bölümüdür. 2. altta vagina arasında yer alan armut şeklinde bir organdır. huni şeklinde olan ovarium üzerindeki bölümüdür. Tuba uterinanın en dar yeridir. Vagina Cervix uteri ile vestibulum vaginae arasında bir kanaldır. İçindeki boşluğa cavitas uteri denir.5 cm uzunluğundadır. arkada rektum. Ampulla tubae uterinae. altta cervix uteri. Fertilizasyon (spermiumun oositi döllemesi) burada olur. Cervix uteri. infundibulumdan sonra gelen parçadır. 3. Uterus iki bölüme ayrılır. Üstte corpus uteri. En uzun bölümüdür. Uterusun aktif desteği diaphragma pelvistir. oositi yakalama işlevi olan fimbriae tubae denen uzantılar bulunur. Pars uterina (intramuralis). Bu plikaların 83 . İki bölüm arasındaki dar bölgeye isthmus uteri denir. Corpus uteri. İçinde bulunan kanala canalis cervicis uteri denir. Infundibulum tubae uterinae. 4. uterus duvarı içindeki yaklaşık 1 cm uzunluğundaki parçadır. Mackenrodt bağı) denilen bağdır.1. darlık gösterdiği yerdir. tuba uterinaların uterusa girdiği noktadan geçen hayali bir çizginin üst tarafında yer alan korpus bölümüne fundus uteri denir. tamamen pelvis içinde. Uterus Uterus. Ağzında. Isthmus tubae uterinae. Yaklaşık 2. Ön ve arka duvarların iç yüzünde enine uzanan mukoza plikalarına rugae vaginales denir. cardinale. önde mesane. Primer pasif desteği ise ligamentum transversum cervicis (lig.

Labium majuslar arasındadır. Buraya ostium vaginae ile ostium urethrae externum açılır. Labium minus pudendi 4. ortamı bazik yapar. Tek patolojik tipi deliği olmayan imperfore himendir.vestibularis major 8. Kabarıntıyı derialtı yağ dokusu yapar. Çeşitli tipleri vardır. Himen. Vaginada salgı bezi bulunmaz. Vestibulum Vaginae Labium minus pudendiler arasında bulunan bölgedir. Bulbus vestibuli 7. ilk cinsel birleşmeden sonra yırtılır. ter bezi ve kıl içermez. Vaginada bulunan doderlein basilleri. Vaginanın ağzına ostium vaginae denir ve bakirelerde hymen (kızlık zarı) denilen delikli bir zar ile kapalıdır. Clitoris Penisin karşılığıdır. Arka uçlarının birleştiği yer ile anus arasında kalan 2. Mons pubis 2. Hymen Mons Pubis Symphysis pubicanın yukarısında kalan kıllı. Clitoris 5. Labium majus pudendi 3.5-3 cm lik bölüm jinekolojik perineum olarak bilinir. Penis gibi erektildir ve uyarıldığında sertleşir. Vestibulum vaginae 6. Labium Minus Pudendi Erkekteki penisin ventral yüzünü örten derinin karşılığıdır. Yağ bezi. Buradaki kılların dağılımı erkekte ve kadında farklıdır. 84 . Dış Genital Organlar 1. Labium Majus Pudendi Erkekteki scrotumun karşılığı olan iki deri plikasıdır. Kalıntılarına caruncula hymenales (ya da myrtiformis) denir. kabarık alandır. En yaygın tipi anuler himendir. Kıllara pubes denir. Hymen Bakirelerde ostium vaginaeyi kapatan ince bir zardır. Ortasında menstrüasyonda olan kanamanın dışarı atılması için bir delik bulunur. glans clitoridis denir. Ucuna. Gl.meydana getirdiği sütun şeklindeki yapıya columna rugarum anterior ve posterior denir. Labium majus pudendiler arasında kalan aralığa rima pudendi denir.

Spermiumlar burada son olgunluğuna ulaşır ve hareket yeteneği kazanır. Bulbourethralis (Cowper bezi) Testis (Orchis) Erkek primer üreme organıdır. 85 . Spermatozoonların ve androgenlerin üretim yeridir. Epididymis 3.Bulbus Vestibuli Ostium vaginaenin iki tarafında yer alan erektil dokudur. Ductus deferens 4. M. Yaklaşık 4 haftada kanaldan geçerek 32 nci haftada scrotuma iner. ERKEK GENİTAL ORGANLARI Erkek genital organları. Cinsel birleşme (koitus) sırasında salgı bırakır. Ductus ejaculatorius 5. İntrauterin yaşamın ilk aylarında karın arka duvarında olan testisler. Gl. Epididymis Testislerin arka-üst bölümünde otururlar. Testis 2. İÇ GENİTAL ORGANLAR 1. Scrotum içinde yer alan iki organdır. vaginanın kayganlığını arttırır. bulbospongiosusun altındadır. Arka uçları gl. Vesicula seminalis 6. 28 nci haftada inguinal kanala iner. Prostat 7. Bu salgı. vestibularis major (Bartholin bezi) ile komşudur. Glandula Vestibularis Major (Bartholin Bezİ) Erkekteki glandula bulbourethralisin karşılığıdır. kanallarla epididymise getirilir. iç ve dış genital organlar olarak iki grupta incelenir. Testislerde üretilen spermiumlar. Vestibulum vaginaede glandulae vestibulares minores denilen daha küçük bezler de vardır.

86 . Testisin arka kenarı boyunca yukarıya doğru yükselir. Ductus deferens. Esas işlevi spermiumların taşınması ve ejakulasyona kadar depo edilmesidir.Ductus Deferens (Vas Deferens) Epididymisin cauda epididymis denilen kuyruk bölümünden başlar. 45 cm uzunluğundadır. testiküler damarlar ve sinirler ile funiculus spermaticus denilen yapı içinde inguinal kanaldan geçer.

Penis 2. Kadınlardaki glandula vestibularis majorun karşılığıdır. Corpus 87 . Kadınlardaki paraüretral bezlerin (Skene bezleri) karşılığıdır. Aynı zamanda spermiumların kadın genital traktusunda bir engelle karşılaşmadan ilerlemesine olanak tanıyan immünsüpresif etkiye sahip ajanlar da içerir. Çiftleşme ve idrarı dışarıya atma. Scrotum Penis Silindirik yapıda. Glandula vesiculosa % 60’ını. prostat içinden geçip prostatik uretraya açılır. prostat. Vesicula seminalisin salgısı spermiumların beslenmesi için fruktoz içerir. Akciğer kanserinden sonra en sık kanseri görülen organdır. Salgısı.Vesicula Seminalis (Glandula Vesiculosa) Mesane ile rektum arasındadır. Bu kanal. glandula bulbourethralislerin salgılarının spermlerle birlikte oluşturdukları sıvıdır. Prostat Genital eklenti bezlerin en büyüğüdür. DIŞ GENİTAL ORGANLAR 1. Glandula Bulbourethralis (Cowper Bezleri) Derin perine aralığında membranöz üretranın her iki tarafında yer alır. erektil organdır. Ductus excretorius ile ductus deferens birleşerek. Ejakulat (meni) Epididymis. Bu büyümesi rektal tuşe ile tespit edilebilir. glandula vesiculosa. İki önemli işlevi vardır. Prostat % 30’unu. glandula bulbourethralis ve diğer bezlerde % 10’unu oluşturur. Spermler % 10’unu oluşturur. spermiumların uzun süre canlı kalmasını sağlayan spermin isimli madde içerir. Bir tane corpus spongiosum penis ve iki tane corpus cavernosum penis denilen üç erektil organdan oluşur. Ejakulatın (semen) en büyük bölümünü bu bezin salgısı oluşturur. Uzunluğu ortalama 15 cm dir. 50 yaşın üzerindeki erkeklerde hipertrofi (büyüme) gösterir. Vesicula seminalisin kanalına ductus excretorius denir. ductus ejaculatorius denilen kanalı oluşturur.

çizgili kastır. Testisleri. Bu boşluklar kanla dolunca ereksiyon (dikleşme) gerçekleşir. dartos ile yapılır. Bu ısı düzenlenmesi m. genitofemoralis içindeki sempatik liflerle uyarılır. 88 . düz kastır. dartos. Corpus spongiosum penis içinden uretra geçer. epididymisleri. Funiculus spermaticus içindedir ve n. Scrotum Perineumda. penisin altında yer alır. Scrotum derisi altındadır ve n. cremaster ve m. Spermatogenesis (spermium üretimi) için skrotum ısısının vücut ısısından yaklaşık 2 derece düşük (34-35 derece) olması gerekir. M.cavernosum penisler içinde kavernler (boşluklar) vardır. ductus deferensleri ve testiküler damarları ve sinirleri içerir. cremaster. genitofemoralis ile uyarılır. M. Penisi örten derinin glans penisi örten bölümü preputium penis (sünnet derisi) olarak bilinir.

Telencephalon ise. Bu sinirler aynı zamanda otonom sinir sistemine ait lifleri de taşır. Son tarafı kuyruk şeklindedir ve bu ileri dönemde medulla spinalis olur. Uyarıları merkezi sinir sisteminin ilgili merkezlerine getiren bu liflere afferent (sensorik) lifler adı verilir. 12 çift. başka grup nöronların uzantıları aracılığı ile periferdeki ilgili yapılara ulaştırılır. 89 . Mesencephalon (orta beyin) Pons ile diencephalon arasında kalan bölümdür. Gri cevher. Beyinde substantia alba içte. dışında kalan nöron toplanmalarına da ganglion adı verilir. beyaz cevher. mesencephalon ve rhombencephalon) bulunur. ve iç organlarda bulunan alıcılar (reseptörler) çevreden uyarıları alır. substantia grisea dışta iken omurilikte tersi bir düzenlenme vardır. epithalamus ve subthalamus denilen alt bölümlerden oluşur. Tubus neuralisin baş tarafında üç tane şişlik (prosencephalon. Diencephalon. hypothalamus. eklem. bu nöronların uzantıları olan miyelinli liflerle oluşturulur. SİNİR SİSTEMİ Sinir sistemi. MERKEZİ (SANTRAL) SİNİR SİSTEMİ Periferik sinir sistemi aracılığı ile vücut dışından veya içinden kaynaklanan uyarıları alarak bunlara yine periferik sinir sistemi aracılığı ile gerekli yanıtı veren sistemdir. nöronların hücre gövdeleri ile oluşturulurken. Sinir sistemini oluşturan tüm yapılar. Bu uyarılar. kas. thalamus. Prosencephalon (ön beyin) Diencephalon ve telencephalon (cerebrum) denilen iki bölümü vardır. tendon. iki tane hemispherium cerebriden (beyin yarımküresi) meydana gelir.9. Bulbus (medulla oblongata) + Pons + Mesencephalon = Truncus encephalicus (beyin sapı) olarak bilinir. Sinir sistemi anatomik olarak iki bölüm altında incelenir. PERİFERİK SİNİR SİSTEMİ Kranyal ve spinal sinirler ile ilgili ganglionları tarafından oluşturulur. çevreden gelen uyarıları (stimulus) toplayan ve uyarılma sonucu ortaya çıkan değişiklikleri (impuls) ileten sinir lifleri ile bu liflerin sonlandığı merkezlerden oluşur. ektoderm kökenlidir ve tubus neuralis denilen embriyonik bir yapıdan gelişir. Bu sistemi beyin (encephalon) ve omurilik (medulla spinalis) yapar. Merkezi sinir sisteminden perifere emirleri götüren bu liflere de efferent (motor) lifler adı verilir. Vücut yüzeyi. 31 çift de spinal sinir olmak üzere toplam 43 çift periferik sinir vardır. Merkezi sinir sistemindeki nöron topluluklarına nucleus. Rhombencephalon(arkabeyin) Myelencephalon (bulbus=medulla oblongata) ve metencephalon (pons + cerebellum)dan oluşur. Gelen uyarılara yanıt olarak merkezi sinir sisteminden çıkan emirlerde. reseptörlerden başlayan nöronların uzantıları aracılığı ile merkezi sinir sistemine getirilir. kranyal sinir ( kafa çifti ). Her iki oluşum da substantia alba (beyaz cevher) ve substantia grisea (gri cevher) denilen iki farklı dokudan oluşur.

Medulla spinalisin beyaz cevherinde çeşitli inen (efferent) ve çıkan (afferent) yollar seyreder. Bulbus (Medulla Oblongata) Beyin sapının en kaudal parçasıdır. En büyük yol olan kortikospinal traktusun (piramidal yol) yaptığı çapraz (decussatio pyramidum) bulbusun alt ucundadır. Medulla spinalis 43-45 cm boyunda. Medulla spinalisin L1-L2 vertebralar arasında sonlanmasına karşın çevresindeki subaraknoid aralık S2 vertebraya kadar uzanır. 5 sakral. Gri cevherde ise çeşitli yolların sonlandığı nöronlar bulunur. Pons. Bunlar 8 servikal 12 torakal. accessorius ve n. iki tane olan pedunculus cerebellaris inferior ile cerebelluma bağlanır. 31 segmentten oluşur. bulbustan sulcus bulbopontinus ile mesencephalondan da sulcus pontocruralis ile ayrılır. Medulla spinalis vertebral kanal içinde yer alır ve intrakranyal oluşumlar gibi meninksler ile örtülmüştür. 5 lumbal. 90 . 1 koksigeal segmenttir. Pons Beyin sapının orta parçasıdır. glossopharyngeus). Bulbus. vagus. 33-35 gr ağırlığında. Ponsun ön yüzünde orta tarafta aşağıdan yukarıya doğru uzanan oluk içinde a.Otonom sinir sistemi hem merkezi sinir sistemi. Kadınlarda erkeklere nazaran daha hafif ve kısadır. önden arkaya basık silindir şeklinde bir organdır. hypoglossusun çekirdekleri de bulbustadır. n. N. Pons. n. Medulla Spinalis (Omurilik) Foramen magnum seviyesinde bulbusun alt ucundan başlar ve L1-L2 arasındaki discus intervertebralis seviyesinde sonlanır. Respiratuvar ve kardiyovasküler kontrol merkezlerini içerir.basilaris bulunur. hem de periferik sinir sistemi ile içinde fonksiyon gören bir sistemdir. Medulla spinalis.

Bunlar. Nucleus globosus 4. 1. pedunculus cerebellaris superior (mesencephalona bağlanır). VI. Cerebellum Fossa cranii posteriorda yerleşmiş olan cerebellum. Cerebellum. kranyal sinirlerin çekirdekleri bulunur. yaklaşık 150 gr ağırlığında olup rhombencephalonun en büyük parçasıdır.pedunculus cerebellaris medius denilen iki sap ile cerebelluma birleşir. üç çift sap ile beyin sapına bağlanır. ponsun başlangıcında birleşir. Bunlar. Büyük bölümü fossa cranii posteriordadır. vestibuler sistemle ilgili çekirdektir. Cerebellumun dört çift çekirdeği (nuclei cerebelli) vardır. Vücut dengesinin devamı ve hareketlerin koordinasyonundan sorumludur. Cerebellumun vestibuler sistemle ilgili bölümü lobus flocculonodularistir. pedunculus cerebellaris medius (ponsa bağlanır) ve pedunculus cerebellaris inferior (bulbusa bağlanır)dur. 91 . Mesencephalon Beyin sapının üst parçası olan mesencephalon. Nucleus emboliformis 3. Ponsta V. Cerebellum iki tane hemispherium cerebelli ile bunları ortada birleştiren vermis cerebelliden oluşur. Mesencephalonun ventral yüzünü dıştan sağ ve sol iki tane pedunculus cerebri oluşturur. VII. İki pedunculus cerebri. Nucleus fastigii. İki tane olan pedunculus cerebellaris superior ile cerebelluma bağlanır. Nucleus dentatus 2. Beynin oksipital lobu ile aralarında beyin zarlarından dura marterin uzantısı olan tentorium cerebelli denilen bölme bulunur. VIII. pons ile diencephalon arasında yaklaşık 2 cm uzunluğunda bir yapıdır.

önde lobus frontalis ile lobus temporalis’i. konuşma. iki hemisfer korteksindeki benzer noktaları bir ayna imajı gibi birbirine bağlar. Serebral hemisferler. Beyin hemisferlerinin dış yüzünde sulcus centralis ve sulcus lateralis adı verilen iki belirgin sulcus vardır. hesaplama ve dili anlama ile ilgilidir. her bir hemisferin üst kenarından başlar. Bu loblar kendilerini örten kemiklerin adını alır. Sulcus centralis. Bu sulcus. İnsanlar genellikle sağ ellerini kullandıkları için sol hemisfer daha büyüktür ve dominant hemisferdir. Yarığın alt bölümünde iki hemisfer arasındaki bağlantıyı sağlayan yoğun lif demetlerinden oluşan corpus callosum yer alır.Telencephalon (Cerebrum) İki tane beyin hemisferinden (hemispherium cerebri) oluşur. arkada ise lobus temporalis ile lobus parietalis’in ön kısmını birbirinden ayırır. Sylvius yarığının altında temporal lob. Sulcus lateralis ise lobus frontalis’in alt kısmı ile lobus temporalis’in ön kısmı arasından başlayarak arkaya ve yurkarıya doğru uzanır. Bu sulcus. 92 . Frontal lob Rolando yarığının (sulcus centralis) önü ve Sylvius yarığının (sulcus lateralis) üstünde yer alır. Serebral hemisferlerin dış yüzüne bakıldığında beyin yüzeyinin çok sayıda girinti (sulcus) ve çıkıntıdan (gyrus) oluştuğu görülür. hemisferlerin dış yüzünü takip ederek öne ve aşağıya doğru uzanır. Sol hemisfer genellikle yazma. Corpus callosum. ortasında falx cerebrinin yer aldığı bir yarık (fissura longitudinalis cerebri) ile birbirinden ayrılır. dış yüzde lobus frontalis ile lobus parietalis arasındaki sınırı belirler. Rolando yarığı ile fissura parieto-occipitalis arasındaki loba paryetal lob adı verilir. temporal ve paryetal lobların arkasında ise oksipital lob yer alır. Her bir hemisfer dört loba ayrılır.

Facies medialis’te en belirgin olaraka göze çarpan yapı. CORTEX CEREBRI Beyin hemisferlerinin dış yüzünü örten cortex cerebri (pallium). Sulcus centralis’e paralel olarak uzanan gyrus precentralis’in ön tarafında sulcus precentralis bulunur. lobus occipitalis ve lobus temporalis’in hemisferlerin medial yüzünde birbirleri ile devam eden ve corpus callosum ile diencephalon’u çevreleyen kortikal kısımları oluşturur. Lobus frontalis. gyrus temporalis medius ve gyrus temporalis inferior sulcus lateralis’e paralel olarak seyreder. arkada lobus occipitalis ile komşudur. yaklaşık olarak 0. lobus parietalis ve lobus frontalis kısımları kaldırıldığında görülen korteks kısmına lobus insularis adı verilir. fissura longitudinalis cerebri’nin tabanında yer alır. Lateral yüzde. Sulcus centralis’in arka tarafında yer alan lobus parietalis. Cortex cerebri’nin kalınlığı gyrus’ların en çıkıntılı kısımlarında daha fazla (4. Lobus frontalis’in dış yüzünde gyrus precentralis bu lobdadır. Birçok araştırmacı. Lobus parietalis’te sulcus centralis’e paralel olarak uzanan gyrus postcenralis’i arka tarafta sulcus postrcentralis sınırlar.2-1. bu sulcus’a komşu lobus temporalis.Lobus’lardan en büyüğü olan lobus frontalis. alt tarafta sulcus lateralis aracılığı ile lobus temporalis’ten ayrılmıştır. Beyin hemisferlerinin birbirlerine bakan yüzüne facies medialis adı verilir. Lobus temporalis’in dış yüzünde yer alan gyrus temporalis superior. ventriculus lateralis’in ise tavanını örter. lobus parietalis. cortex cerebri’nin sitolojik haritalarını 93 . corpus callosum’dur. sulcus centralis’in ön tarafında yer alır. çeşitli bölgelerde nöron tipleri ve bunların dağılımı ile miyelinli liflerin seyrindeki farklılıkları değerlendirerek. lobus occipitalis ile buna komşu lobus parietalis ve lobus temporalis arasında belirgin bir sınır yoktur. Lobus temporalis’in rostral ucuna polus temporalis adı verilir. İki beyin hemisferinin birbirine bağlayan ve miyelinli liflerden oluşan corpus callosum. Lobus occipitalis’in kaudal ucuna polus occipitalis adı verilir. Lobus limbicus’u lobus frontalis.5-5. Lobus frontalis’in rostral ucuna polus frontalis adı verilir.6 mm).0 mm). sulcus’ların derininde daha azdır (1. Sulcus lateralis’in derininde. Lobus temporalis alt tarafta sulcus lateralis aralcılığı ile lobus parietalis ve lobus occipitalis’in ön kısmından ayrılmıştır.25 m2 civarında bir alanı kaplamasına rağmen büyük kısmı sulcus’ların ve fissura’ların derinliklerinde bulunduğu için dış yüzden bakıldığında tüm yüzeyinin ancak 1/3’ü görülebilir.

10. BEYİN VENTRİKÜLLERİ. BOS VE SİNİR SİSTEMİ DAMARLARI Beyin Zarları Beyin ve medulla spinalis. arachnoidea mater ve pia mater olarak sıralanan üç zarla sarılıdır.19 Sekonder görme merkezi BEYİN ZARLARI.11. 42 İşitmenin assosiasyon merkezi 37 Görme ve işitmenin assosiasyon merkezi Oksipital lobdaki önemli Brodmann alanları 17 Primer görme merkezi 18. Frontal lobdaki önemli Brodmann alanları 4 Primer motor merkez 6 Premotor merkez 8 Frontal göz sahası 9. Loblar üzerinde önemli işlevlerin merkezleri bulunur. Klinik bilgi Beyin ve medulla spinalisi saran zarların enflamasyonuna meninjit (meningitis) denir. dıştan içe doğru. ve 12 Şahsiyet merkezi 44 ve 45 Motor konuşma merkezi Parietal lobdaki önemli Brodmann alanları 3.1. dura mater.35 Kokunun assosiasyon merkezi 41 Primer işitme merkezi 22. Zarların hepsine birden meninges denir.7 Duyu assosiasyon merkezi 39 Okuma yazma merkezi 40 Konuşulanı anlama merkezi 43 Tat merkezi Temporal lobdaki önemli Brodmann alanları 34 Koku merkezi 28. 94 . DURAL SİNÜSLER.2 Primer somatik duyu merkezi 5. Bu merkezlerin bulunduğu alanlar Brodmann tarafından numaralandırılmıştır.çıkarmıştır.

içte lamina interna olmak üzere iki tabakadan oluşur. Arachnoıdea Mater Örümcek ağına benzeyen. Dura mater cranialisin lamina externası ile kafa kemiklerinin iç yüzü arasında bir boşluğa epidural boşluk denir. Beyni saranına pia mater cranialis. Lamina interna. ince ve damardan yoksun bir zardır. 95 . arachnoidea mater ile pia mater arasında da içerisinde beyin-omirilik sıvısının (BOS) dolaştığı subaraknoid boşluk (spatium subarachnoidea) vardır. Beyni saranına dura mater cranialis. Pia Mater Beyin ve medulla spinalis dokusunun hemen dışında yer alan bir zardır. Cisternae subarachnoideae Bazı bölgelerde araknoidea mater pia materden ayrılarak daha büyük subaraknoidal boşluklar oluşturur. oluklara yada yarıklara girmez. içerisinde beyin-omurilik sıvısı (BOS) ve beyin venöz kanının bulunduğu boşluklar oluşturur. Fissura longitudinalis cerebri hariç. İki tabaka birbirine sıkıca yapışıktır. medulla spinalisi saranına dura mater spinalis denir. Dura mater cranialisin lamina externa (periosteal-endosteal tabaka) ve lamina interna (meningeal tabaka) olmak üzere iki tabakası vardır. dışta lamina externa. medulla spinalisi saranına pia mater spinalis denir.Dura Mater Beyin ve medulla spinalisi en dıştan saran ve esneme özelliği olmayan kalın bir zardır. Bu boşluklara beyin sinüsleri (sinus durae matris) denir. Beyin gyruslarının ve sulcuslarının üzerinden geçer. Pia mater. beynin alt yüzünde ve beyin sapı çevresinde bulunur. Cisternae subarachnoideae denilen bu boşluklar. Dura mater ile arachnoidea mater arasında subdural boşluk (spatium subdurale). beyin-omurilik sıvısından beslenen avasküler bir tabaka olup beyin ve medulla spinalisi sulcusların en derin noktasına kadar inecek şekilde sıkıca sarar. Ancak bazı yerlerde birbirinden ayrılarak.

n. falx cerebrinin serbest alt kenarı boyunca uzanır.Sınus Dura Matrıs (Dural Sinüsler) Dura materin lamina interna (meningeal) ve lamina externa (endosteal)sı arasında yer alırlar. ophthalmicaların dalları ile olan bağlantıları ve v. ophthalmicaların da sinus cavernosusa açılması nedeniyle yüz enfeksiyonları sinus cavernosusa ulaşabilir ve tehlikeli olabilir (kavernöz sinüs trombozu). sfenoid kemik gövdesinin her iki yanında yer alır. V. Sinus sigmoideus. abducens geçer. BOS’un büyük miktarı lateral ventriküllerdedir. jugularis interna olur. Ventriculus Lateralis Her bir hemispherium cerebri içinde bulunan birer büyük boşluktur. foramen jugulareden geçince v. İçinden a. Dural sinüslerini iç yüzü. maxillaris geçer. Dış duvarından. Bazı Dural Sinüsler Sinus sagittalis superior. En büyük beyin ventrikülleridir. venlerde olduğu gibi endotel tabakası ile kaplıdır. BEYİN VENTRİKÜLLERİ Beyinde 4 tane ventrikül bulunur. facialisin gözün iç köşesinde v. BOS’un başlıca boşaldığı dural sinüstür. Sinus cavernosus. oculomotorius. ancak duvarlarında kas tabakası yoktur ve kapak içermezler. falx cerebrinin üst kenarı boyunca arkaya doğru uzanır. Sinus sagittalis inferior. n. carotis interna ile n. ophthalmicus ve n. trochlearis. En büyük dural sinüstür. sinus sigmoideus ile devam eder. n. Sinus rectus Sinus transversus. 96 .

Ventriculus Tertius İki taraf thalamuslar ve hypothalamuslar arasındadır. Ventriculus Quartus Önde. Beynin ağırlığını azaltır. Basıncı 65-195 mm su arasında değişir. lateral ventriküllerden foramen interventriculare (Monro deliği) denilen açıklık ile 3. Na. arkada. Mg ve Cl. Toplam miktarı yaklaşık 140 ml dir. Nöral dokuların beslenmesini sağlar. ventriküle (ventriculus tertius) geçer. Berrak ve renksiz bir sıvıdır. BOS. BOS. Plazmaya benzer. Liquor Cerebrospinalis (Beyin Omurilik Sıvısı. Dansitesi düşüktür (1006-1009 g/ml). mesencephalon içinden 97 . serebrospinal sıvı). cerebellum arasında yer alır. bulbus (medulla oblongata) ve pons. Bunun 30 ml si ventriküllerde. BOS. Üçüncü ventrikülden. ventriküller içinde bulunan plexus choroideus denilen yapılarda üretilir ve salgılanır. Günde yaklaşık 500 ml üretilir. Nöral metabolizma sonucu oluşan atıkların uzaklaştırılmasını sağlar. Ancak özellikle elektrolit içeriği bakımından farklıdır. beyni mekanik etkilerden korur. İntrakranyal basıncı düzenler. K ve Ca konsantrasyonu ise plazmadakine göre daha düşüktür. Serebrospinal Sıvı) ve BOS Dolaşımı BOS (beyin-omurilik sıvısı. Eşkenar dörtgen şeklindeki tabanına fossa rhomboidea denir ve bulbus ile ponsun arka yüzü ile oluşturulur. 110 ml si subaraknoidal boşluktadır. plazmadakinden daha yüksek konsantrasyonda bulunur.

A. basilaris) lezyonlarda. göz (bulbus oculi) ve gözle ilgili yapıları besler. Sinus cavernosusdan geçip dallarına ayrılır. vertebralis + a. orta kulak boşluğunun yukarısında meninkslerin yırtılması ve membrana tympanicanın rüptürü sonucu. baş dönmesi (vertigo). Göz siniri (n. hipofiz bezini besler 3. Karotid sistemdeki (a. choroidea anterior. vertebrobaziler sistemdeki (a. motor ve duyu kayıpları. yüzeyel beyin venlerini dural sinüslere birleştiren venlerin (köprü venler. Ön arteryel sistem (karotid sistem) ve arka arteryel sistem (vertebrobaziler sistem). carotis internanın önemli dalları 1. A. KLİNİK BİLGİ Epidural kanama (hemoraji).geçen bir kanal (aqueductus mesencephali. vertebralis. Künt kafa travmalarında olur. A. Spinal anestezi. Carotis İnterna (Ön Arteriyel Sistem) A. A. Kafa içi basınç artışı sendromunda (KIBAS) BOS alımı kontraendikedir. canalis centralise ve çatısında bulunan üç açıklıkla (ikisi yanlarda apertura lateralis. A. carotis interna ve a. carotis interna) lezyonlarda. hareketlerde koordinasyon bozukluğu (ataksi) ve denge bozuklukları ile görme alanı kayıpları olur. A. centralis retinae). bridge venler) yırtılması (rüptürü) sonucu olur. hypophysialis superior. carotis communisin uç dallarından birisidir. A. birisi tam ortada olan apertura mediana. hypophysialis inferior. Temporal kemikteki kanaldan (canalis caroticus) geçerek kafa içine girer. foramen Luschka. Fossa cranii media tabanındaki kırıklarda. kulaktan BOS gelmesine (otorrhea) neden olabilir. serebral arterlerdeki yırtılmalar sonucu (genellikle anevrizmaların) olur. meningea medianın dallarındaki yırtılmalar (rüptürler) sonucu olur. hipofiz bezini besler 2. 4. Subdural kanama (hemoraji). aqueductus cerebri) ile dördüncü ventriküle (ventriculus quartus) geçer. Subaraknoidal kanama (hemoraji). gözün sinir tabakasını (retina) besler. opticus) içinde seyreden dalı (a. Beyin iki sistemden kanlanır. bazal çekirdekleri ve capsula internayı besler 98 . Fossa cranii anterior tabanındaki kırıklarda da etmoid kemiğin lamina cribriformisinin kırılması sonucu burundan BOS gelebilir (rhinorrhea). foramen Magendi) ile subaraknoidal aralığa geçer. Dördüncü ventrikülden. SİNİR SİSTEMİNİN DAMARLARI Arterler Sinir sistemine ait yapılar iki çift arterle beslenir. en sık parietal ya da temporal kemik kırıklarında a. Yapılırsa beyne ait bazı bölümler foramen magnumdan fıtıklaşabilir (herniye olabilir). ophthalmica. cisterna lumbalise verilen anestezik madde ile spinal sinirlerdeki ileti bloke edilir.

A. inme) en çok nedeni olan damardır. Vv. PERİFERİK SİNİR SİSTEMİ Kranyal ve spinal sinirler ile bu sinirlerin ganglionları tarafından oluşturulur. II . hemisferlerin iç yüzünü besler. v. Yüzeyel beyin venleri. 2.Beyin Venleri (Vv. communicans posterior. superiores cerebri. a. hemisferlerin dış yüzünü besler. açılmaları subdural hemorajilere neden olur.Kranyal ve İntrakranyal Venler Vv. Encephali) Dural sinüslere açılırlar. Kafa dışı venlerle dural sinüsleri birleştirirler. cerebri media. VENLER I . 31 çift de spinal sinir olmak üzere toplam 43 çift periferik sinir vardır. basilarisi birleştiren damardır (karotidobaziler sistemi birleştirir). vv. 6. cerebri anterior. beynin en büyük venidir). İnsanoğlunun bacak ve ayak dışında kalan vücut bölgelerinin motor ve duyu bölgeleri hemisferlerin dış yüzünde temsil edilir. Bu nedenle. 7. internae cerebri ve v. communicans anterior ile birleştirilir. kontralateral bacak ve ayakta motor ve duyu kaybı olur. işitme alanı ve görme yolları gibi özel işlevlere ait yapıları da besler. scalpın “L” (loose. İki taraf a. inferiores cerebri. magna cerebri (Galen veni. 99 . Vv.5. meningeae. diploicae. communicans anterior. carotis interna ile a. Derin beyin venleri. cerebri media. İki taraf a. yaşta oluşurlar. subclavianın dalıdır. İnsanoğlunun bacak ve ayağının motor ve duyu bölgeleri ile işemenin (miksiyonun) istemli kontrol merkezi hemisferin iç yüzünde temsil edilir. Vv. tüm periferik sinirlerin miyelin kılıfını Schwann hücreleri yapar. Bu nedenle kafa dışı enfeksiyonların kafa içine yayılmasında önemlidirler. Vertebralis (Arka Arteryel Sistem. Yüzeyel ve derin olarak iki grupta incelenir. Okulomotor sinir en çok bu arterin anevrizmasından etkilenir. Yedinci servikal vertebra hariç. 12 çift kranyal sinir (kafa çifti). gevşek areolar) tabakasında yer alırlar. Bu arterin lezyonlarında. hemisferlerin derin bölümlerinin venöz kanını taşırlar. özellikle hipertansif hastalarda. A. dalları en çok açılan arterdir. A. felcin (stroke. vv. opticus (görme siniri) hariç. A. a. Kafa dışı venlere ya da dural sinüslere açılırlar. Yenidoğanın (neonat) kafasında yokturlar. Vertebrobaziler Sistem) A. N. A. A. sinir sisteminde anevrizmaların en çok görüldüğü damardır. diğer servikal vertebraların transvers çıkıntılarındaki foramen transversariumlarda yukarı doğru yükselerek foramen magnumdan kafa içine girer. media superficialis cerebri. Ek olarak konuşma alanı. V. emissariae. yassı kafa kemiklerindeki diploik kanallar içinde bulunan kapaksız venlerdir. basilarisi (vertebrobaziler sistem) oluşturur. miksiyonun istemli kontrolü bozulur. vertebralis bulbus ile pons arasındaki olukta (sulcus bulbopontinus) birleşerek a. cerebri anterior. basalis (Rosenthal veni). dura materin venöz kanını taşıyan venlerdir.

KAFA ÇİFTLERİ (KRANYAL SİNİRLER) N. 100 . burnun içindeki concha nasalis superiorda lokalizedir. Olfactorius (I) (Koku Siniri) Olfaktor alan. Burada bulunan bipolar nöronların santral uzantıları n. Opticus (II) (Görme Siniri) Retinada bulunan ganglion hücrelerinin uzantıları tarafından oluşturulur. Diğer periferik sinirlerden farklı olarak optik sinirin miyelin kılıfını oligodendrositler yapar. olfactorius adı ile etmoid kemiğin kribriform laminasından geçip kafa içine girer. N. Frontal lobun altında nöron değiştirdikten sonra temporal lobun ucunda lokalize koku merkezinde sonlanır (34 numaralı Brodmann Alanı).

Kornea ve aksırma refleksleri kaybolur. facialis. Dilin 2/3 ön bölümünden tat duyusunu taşır. sphincter pupillae (pupillayı daraltan kas) ve corpus ciliarenin yapısında bulunan m. en çok kafaya alınan darbe sonucu yaralanır. Beyin sapını arka yüzünden terkeden tek kranyal sinirdir. İlk ikisi sadece duyu lifleri içerir. n. n. Kafa travması. obliquus inferiordur. Saf motor sinirdir. n. Lezyonu tortikollis denilen servikal distoni ile karışır. Lezyonlarında. Ganglion trigeminale (Gasserian ganglionu. trigeminus. N. mandibularisdir. Ek olarak m. Göz kaslarından sadece m. n. 101 . N. n. Göz kaslarından sadece m. tümör ve KİBAS (kafa içi basınç artışı sendromu) en çok bu siniri etkiler. stapedius ve chorda tympani. N. Facialis (VII) (Yüz Siniri) Temporal kemikteki canalis facialis içinde seyreder. Lezyonunda. anevrizma. maxillaris ve n. N. Beyin (tentoryal) herniasyonlarından en çok etkilenen sinirdir. rectus lateralisi uyarır. Temporal kemiğin petroz parçası ucunda lokalize büyük bir ganglionu vardır. içe şaşılık ve diplopi olur. Trigeminus (V) En kalın kranyal sinirdir. Fasiyal kanal içinde dirsek şeklindeki ganglionuna. facialis. N. Hastalar merdiven inemez ve okuyamaz. Submandibular ve sublingual tükrük bezlerine salgı yaptırır. Sinir. ganglion geniculiden çıkar. rectus superior. göz aşağı-dışa bakar durumda (dışa şaşılık) gibi belirtiler olur. obliquus superioru uyarır. Kemik içi en uzun seyir gösteren kranyal sinirdir. petrosus major. pitoz (göz kapağı düşmesi). levator palpebrae superioris (göz kapağını kaldıran kas) ve irisin yapısında bulunan m. diplopi (çift görme). N. N. ağız açıldığında çene lezyon tarafına deviye olur. Abducens (VI) Subaraknoidal boşlukta en uzun seyreden kranyal sinirdir. labyrinthi ile birlikte meatus acusticus internusdan geçer. Diplopi (çift görme) olur ve göz aşağı-dışa bakamaz. vestibulocohlearis ve a. ophthalmicus. Çekirdek lezyonu kontralateral (karşı tarafta) belirtiye neden olan tek kranyal sinirdir (bütün kranyal sinirlerin çekirdek lezyonlarında belirtiler ipsilateral (lezyonla aynı tarafta olur). mandibularis hem duyu hem de motor lifler içerir. rectus medialis ve m. Oculomotorius (III) Göze hareket yaptıran kasların çoğunu uyarır. m.N. Sinirin felcinde. Mimik kasları uyarır. N. ganglion geniculi denir. Kranyal sinirlerin en incesidir. Trochlearis (IV) Saf motor sinirdir. Sırasıyla. Felcinde. Lezyonlardan en çok etkilenen sinirdir. Bu kaslar. ciliarisi (lensin kalınlaştıran kas) de uyarır. petrosus major. KİBAS’taki diplopinin nedeni olan sinirdir. fasiyal kanal içinde üç dal verir. semilunar ganglion) denilen bu gangliondan üç tane dal çıkar. N. Bunlar. m. çiğneme kaslarının motor siniridir. rectus inferior. m.

stylopharyngeus) uyarır. 102 . sternocleidomastoideus (m. Accessorius (XI) Kranyal ve spinal olarak iki kökü vardır. palatoglossus hariç) uyarır. Ramus anteriorlar torakal bölge hariç. Spinal sinirler. diğer bölgelerde birleşerek pleksusları yapar. trapeziustaki işlev kaybı nedeniyle) ve yüzün karşı tarafa çevrilmesi zorlaşır (m. Daha sonra her spinal sinir iki dala ayrılır (ramus anterior ve ramus posterior). foramen intervertebraleden canalis vertebralisi terk eder (C1 hariç). N. Ek olarak flexura coli sinistraya kadar tüm torakal ve abdominal organlara parasempatik uyarıyı taşır. Dilin tüm intrinsik ve ekstrinsik kaslarını (m. scmdeki işlev kaybı nedeniyle). N. cochleada bulunan canalis spiralis modioli içindeki ganglion spirale cochlea (corti ganglionu)daki hücrelerin santral uzantıları tarafından oluşturulur. N. trapeziusu uyarır. Spinal kökün lezyonunda. beyin sapında her bir tarafta 4 tane olan denge çekirdeklerindeki nöronlarla sinaps yapar. N. N. Buradan başlayan nöron uzantıları ile işitme duyusu temporal lobdaki merkezine taşınır. Spinal kökü oluşturan lifler. Tonsillitte bazen kulakta ağrı duyulmasının nedeni olan sinirdir. SPİNAL SİNİRLER Medulla spinalis 31 segmentten oluşur. Bu segmentlerden sağlı sollu 31 çift spinal sinir çıkar. Cochlearis. Beyin sapındaki işitme çekirdeklerinde sinaps yapar. vestibularisi yapan lifler. Hypoglossus (XII) (Dil Altı Siniri. Vagus (X) (Gezgin Sinir) En uzun kranyal sinirdir. denge ile ilgili bölümüdür. Dil Siniri) Oksipital kemikteki canalis nervi hypoglossiden kafayı terk eder. medulla spinalisten çıkan radix anteriorlar (motor) ile medulla spinalise giren radix posteriorların (duyu) for. Meatus acusticus internusun dibinde bulunan ganglion vestibulare (Scarpa Ganglionu)deki bipolar nöronların santral uzantıları tarafından oluşturulur. hastalarda omuz düşüklüğü olur (m. Vestibulocochlearis (VIII) (İşitme-Denge Siniri) N. N.N. Spinal sinirler. Glossopharyngeus (IX) (Dil-Yutak Siniri) Yutak kaslarından sadece birisini (m. m. intervertebralede birleşmesinden oluşur. Kranyal kökünü yapan lifler n. scm) ve m. Tonsilla palatinaların ve orta kulak boşluğunun duyusunu taşır. Vestibularis. Kolikte (içi boş organların ağrısına kolik denir) olan bulantı ve kusmanın nedeni olan sinirdir. vagusa girer. Larinks kaslarının siniridir.

PLEXUS CERVICALIS 103 .

ve diyafragma altındaki peritondan duyu taşır. Sinirin felcinde kola abdüksiyon başlatılamaz. sternocleidomastoideusun altında ya da arkasındadır. serratus anterioru uyarır. Pleksusun en uzun siniridir. supraspinatus ile m. phrenicus vücuttaki üç seröz zardan duyu taşıyan tek sinirdir. scalenus anteriorun önünden geçip toraks boşluğuna girer. Sinirin felcinde claw hand (pençe el) olur. n. N. levator scapulaenin siniridir. romboid kasların ve m. pectoralis medialis. Incisura scapulaeden geçen sinirdir. PLEXUS BRACHIALIS Son dört servikal spinal sinirin ön dalları ile birinci torakal spinal sinirin ön dalının birleşmesi ile meydana gelir. Toraksta perikardiyakofrenik damarlarla birlikte fibröz perikardium ile mediastinal plevra arasında seyreder. kolun ön bölgesindeki kasları uyarır. mediastinal pleura. musculocutaneus. fibröz perikard. m. N. elin ince hareketlerini yaptıran kasların siniridir. suprascapularis. dorsalis scapulae. seröz perikardın parietal yaprağı. m. Kişi parmaklarına abdüksiyon-addüksiyon yaptıramaz. ulnaris. M. infraspinatusu uyarır. Bazı gövde kaslarını ve üst ekstremitedeki tüm kasları uyaran sinirler bu pleksusun dallarıdır. phrenicustur. N. pektoral kasları uyarır. M. N. N. diyafragmanın motor siniridir.İlk 4 servikal spinal sinirin ön dallarının birleşmesi ile meydana gelir. Bu pleksusun en önemli siniri. phrenicus. Sinirin felcinde winged (kanat) skapula olur. N. pectoralis lateralis ve N. N. thoracicus longus. Duyu lifleri. 104 . bu nedenle parmakları arasında bir cismi tutamaz. N.

m. pençe şeklinde (clawhand) bir görünüm alır. Pleksusun dalları. N. Yeni doğanda Moro refleksinde asimetriye neden olur. El. deltoideus ile m. Humerusun arka yüzüdeki sulcus nervi radialisde a. Bu segmentlerden çıkan lifler. brachialisle seyreden sinirdir. thoracodorsalis. teres minoru innerve eder. Ekstremite sarkık. N. Ekstremitenin bu pozisyonu bahşiş isteyen garson (waiters tip) ekstremitesine benzer.N. m. iliohypogastricus. genitofemalis. psoas majoru delen sinirdir. subscapularisi uyarır. kolda a. plexus brachialisin en büyük dalıdır. teres major ve m. omuz ekleminin çıkıklarında ve koltuk değneği kullananlarda sık olarak yaralanır. N. Sinirin genital dalı inguinal kanaldadır. Felcinde apelike hand (maymun eli) olur. m. Sinir. kol addüksiyonda ve iç rotasyonda. N. N. ilioinguinalis. psoas majorun altında ya da arkasındadır. medianus. önkol pronasyonda ve ekstensiyonda el bileği bir miktar fleksiyondadır. Pleksusa T12 spinal sinirin ön dalından (n. Truncus inferior lezyonu (Klumpke felci) C8 ve T1 spinal sinir etkilenir. latissimus dorsiyi uyarır. Sinirin felcinde wrist drop (düşük el) olur. Kremaster refleksinin hem afferent hem de efferent yolunu yapar. İnguinal herni tamirlerinde (inguinal herniyorafi ya da inguinal herniyoplasti) yaralanabilir. N. Seyri sırasında m. Pleksus. Sinirin felcinde omzun karakteristik kabarıntısı kaybolur ve kolun abdüksiyonu zor yapılır. başlıca n. Humerusun collum chirurgicumunun kırıklarında. Truncus superior lezyonu (Erb-Duchenne Felci) C5 ve C6 köklerinde meydana gelen yırtılmalar nedeniyle olur. Plexus Lumbalis İlk üç lumbal spinal sinirin ön dalları ile dördüncü lumbal spinal sinirin ön dalının büyük bölümünün birleşmesi ile oluşur. ulnarise katıldığından elin küçük kaslarında zayıflık olur. Tüm segmentlerden lif içeren tek sinirdir. N. 105 . subcostalis) gelen bir dalda katılır. appendektomilerde yaralanabilir. cutaneus femoris lateralis. En çok humerus gövdesi kırıklarında yaralanır. N. m. m. profunda brachii ile birlikte seyreder. subscapularis. Yaralanması durumunda inguinal bölgede kalıcı ağrılara neden olur. bazen ligamentum inguinalenin altından veya içinden geçerken sıkışabilir ve uyluğun anterolateral yüzünde ağrıya neden olur (meralgia paraesthetica). diz eklemine kadar uyluğun ön-dış yüzünün deri duyusunu taşır. axillaris. pronator teresin iki başı arasından ve karpal tünelden geçer. inguinal kanaldan geçer. radialis.

N femoralis; pleksusun en büyük siniridir. Vücudun en uzun deri siniri olan n. saphenus bu sinirin dalıdır. N. femoralisin felcinde bacak ekstensiyonu bozulur. N. obturatorius; aynı isimli damarlarla birlikte küçük pelvisin lateral duvarındaki canalis obturatoriusa girer. N. obturatoriusun lezyonları çok nadirdir. Bazen doğumda büyük başlı fetus siniri yaralayabilir. Yaralanması durumunda uyluk addüksiyonu ve dış rotasyonu zayıflar. Bu nedenle etkilenen ekstremite diğer ekstremitenin üzerine geçirilemez (uyluk uyluk üstüne konulamaz). Ayrıca uyluğun iç yüzünde diz ekleminin yukarısında yumurta şeklinde küçük bir alanda duyu kaybı olur. Plexus Sacralis İlk 4 sakral spinal sinirin ön dalları ile truncus lumbosacralisin birleşmesinden meydana gelir. M. piriformisin üzerinde oturur. Truncus lumbosacralis: L5 spinal sinirin ön dalı ile L4 spinal sinirin ön dalından gelen bir dalın birleşmesi ile oluşur. N. furcalis: L4 spinal sinirdir. Hem lumbal hem de sakral pleksusun oluşumuna katılır. Pleksusun dalları; N. gluteus superior; m. gluteus medius ve m. tensor fasciae lataeyi uyarır. N. gluteus inferior; m. gluteus maximusu uyarır. N. cutaneus femoris posterior; fossa popliteanın alt ucuna kadar uyluğun arka yüz orta bölgesinin ve bacağın proksimal bölümünün arka yüzünün deri duyusunu alır. N. ischiadicus (L4,5-S1,2,3); vücudun en büyük siniridir. Foramen infrapiriformeden geçip pelvisi terk eder. Uyluğun ortalarında uç dalları olan n. tibialis ve n. fibularis (peroneus) communise ayrılır. N. ischiadicus; en sık gluteal bölgeye yapılan hatalı intramusküler enjeksiyonlar sonucu yaralanır. Diz ekleminin altında kalan tüm kaslarda paralizi olur ve bu nedenle pasif düşük ayak (footdrop) görülür. N. tibialis; daha büyük olan uç dalıdır. Bacakta a. tibialis posterior ile birlikte aşağıya doğru seyreder. Uyluk arkası ve bacak arkası kasların siniridir. Fleksör retinakulumun altında n. plantaris medialis ve lateralis denilen uç dallarına ayrılır. 106

Yaralanması halinde, ayak dorsifleksiyonda ve eversiyonda kalır (pes calcaneovalgus). Kişi ayak uçları üzerinde yükselemez ve topukları üzerinde yürür. N. fibularis (peroneus) communis; collum fibulaenin dış tarafında iki uç dalına ayrılır. Alt ekstremitenin en sık yaralanan siniridir. Collum fibulae kırıklarında sık olarak yaralanır. Bacağın ön ve lateral kompartman kaslarının paralizisi sonucu, fleksör kaslar hakimiyet kazanır ve ayak plantar fleksiyonda (foot drop) ve inversiyon yapmış pozisyonda kalır. Bu karakteristik görünüme equinovarus denir. Bu sinirin felcinde olan düşük ayak, bacak arkası kasların hakimiyeti nedeniyledir. N. fibularis (peroneus) superficialis; ayağa eversiyon yaptıran (fibular) kasların siniridir. Felcinde ayak eversiyonu zayıflar. Ayrıca bacağın lateralinde ve ayak sırtında duyu kaybı olur. N. fibularis (peroneus) profundus; a. tibialis anteriorla birlikte aşağı doğru seyreder. Bacaktaki ekstensör kasları uyarır. Başparmak ile ikinci parmak arasını örten derinin duyusunu taşır. Felcinde, ayak ekstensiyonu zayıflar. Ayrıca başparmak ile ikinci parmak arasında üçgen şeklindeki bir alanda duyu kaybı olur. N. suralis; n. tibialisten gelen bir dal ile n. fibularis communisten gelen bir dalın birleşmesi ile olur. Bacağın arka yüzünde v. saphena parva ile birlikte seyreder. Malleolus lateralisin arkasından geçip ayağın dış kenarında küçük parmağa kadar seyreder. Bacağın 1/3 distalinin dış ve arka bölgesi ile ayağın lateral kenarının küçük parmağa kadar deri duyusunu taşır. N. pudendus (S2,3,4 ); perine bölgesinin esas siniridir. Sinirin çıktığı sakral segmentlerde bulunan çekirdeğine Onuf çekirdeği adı verilir. A.v. pudenda interna ile birlikte, fossa ischioanalisin dış duvarında bulunan canalis pudendalise (Alcock kanalı) seyreder. Sinirin felcinde üriner (idrar) ve fekal (dışkı) inkontinens (tutamama) olur. OTONOM SİNİR SİSTEMİ (OSS) Merkezi hypothalamusdadır. Hem merkezi hem de periferik sinir sistemi içinde işlev gören bir sistemdir. Kan damarlarının ve iç organların kasları ile bezlerin aktivitelerini kontrol eder, organlardan duyu taşır. Otonom sinir sisteminin iki bölümü vardır. sempatik ve parasempatik. Her ikisinde de iki nöron vardır. Birisi, gövdesi merkezi sinir sisteminde bulunan presinaptik nöron, diğeri de gövdesi periferik sinir sisteminde bulunan postsinaptik nöron. PARASEMPATİK SİSTEM Parasempatik sistem sadece baş, torakal ve abdominopelvik boşluklardaki organlar ve dış genital organların erektil dokularına gider. Vücut duvarı ve ekstremitelere gitmez. Bu nedenle spinal sinirler içinde parasempatik lif bulunmaz. Presinaptik parasempatik nöronlar, beyin sapında bulunan çekirdeklerde ve sakral 2-4 segmentlerdedir. Bu nedenle parasempatik sisteme kranyosakral sistem de denir. Parasempatik sistemin kranyal parçasını dört kranyal sinir yapar; III (n. oculomotorius), VII (n. facialis), IX (n. glossopharyngeus) ve X (n. vagus). Parasempatik sistemin kranyal parçasında, içinde postsinaptik parasempatik nöronların bulunduğu dört tane parasempatik ganglion bulunur. Ganglion ciliare, 107

ganglion pterygopalatinum, ganglion submandibulare ve ganglion oticum. Beyin sapındaki çekirdeklerde bulunan presinaptik parasempatik nöronların uzantıları, bu ganglionlarda bulunan postsinaptik parasempatik nöronlarla sinaps yapar. Postsinaptik parasempatik nöronların uzantıları hedef organlara gider. Pars cranialis (kranyal parça) Beyin sapında dört tane parasempatik çekirdek bulunur. 1. Edinger-Westphal (III); mesencephalonda lokalizedir. Bu çekirdekten başlayan presinaptik parasempatik lifler, n. oculomotorius içinde seyrederek ganglion ciliareye gelir ve buradaki postsinaptik nöronlarla sinaps yapar. Bu nöronların uzantıları nn. ciliares breves içinde m. sphincter pupilla ve m. ciliarise gider. 2. Nucleus salivatorius superior (VII); ponsta lokalizedir. Üst bölümüne nuc. lacrimalis denir. Bu çekirdeklerden çıkan presinaptik parasempatik lifler, n. facialisin n. intermedius denilen duyu kökü içinde beyni terk eder. Daha sonra sinirin iki dalı içinde seyrederek iki ayrı parasempatik gangliona gelir. Ganglion pterygopalatinuma gelenler, sinapstan sonra glandula lacrimalise gider. Ganglion submandibulareye gelenler, sinapstan sonra glandula submandibularis ve glandula sublingualise gider. 3. Nucleus salivatorius inferior (IX); bulbusta lokalizedir. Bu çekirdekten çıkan presinaptik parasempatik lifler, n. glossopharyngeus ve onun dalları ile ganglion oticuma gelir ve sinaps yapar. Gangliondan çıkan postsinaptik parasempatik lifler, glandula parotideaya gider. 4. Nucleus dorsalis nervi vagi (X); bulbusta lokalizedir. Bu çekirdekten çıkan presinaptik lifler, n. vagus ve dalları içinde seyrederek toraks organları ile pancreas, dalak, karaciğer, safra kesesi ve safra yolları, özofagus, mide, ince bağırsak ve flexura coli sinistraya kadar olan kalın bağırsak bölümünün çevresinde bulunan pleksuslar içindeki (terminal ganglion) veya organların duvarlarındaki (mural ganglion) küçük ganglionlara gelerek sinaps yapar. Sinapsdan sonraki postsinaptik parasempatik lifler, organların düz kasları ve bezlerine gider. Pars pelvica (pelvik veya sakral parça) Presinaptik parasempatik nöronlar sakral 2, 3 ve 4’te lokalizedir. Bu nöronların uzantıları nn. splanchnici pelvici (nervi erigentes) adı altında n. vagusun innervasyon alanı dışında kalan organların parasempatik uyarısını sağlar. Bu sinir içinde seyreden presinaptik parasempatik lifler, organların çevresindeki pleksuslar 108

içinde (terminal ganglion) veya organların duvarlarında bulunan (mural ganglion) küçük ganglionlara gelerek sinaps yapar. Nn. splanchnici pelvici; flexura coli sinistradan itibaren kalın bağırsak bölümünün ve pelvik organların (mesane, uterus, vagina ve prostat gibi) düz kaslarını uyarır. Ayrıca penis ve clitorisin erektil dokuları ile testis, ovaryum, uterus ve tuba uterinanın damarlarında vazodilatatör etki yapar. SEMPATİK SİSTEM Ter bezleri, m. arrector pili, kan damarlarının müsküler duvarı, kalp, akciğerler ve solunum yolları, abdominopelvik organlar, özofagus, irisde bulunan m. dilatator pupillae, tarsal kaslar ve ürogenital traktusun düz kaslarını uyarır. Sempatik sistem, kıkırdak ve tırnak gibi avasküler dokulara gitmez. Presinaptik sempatik nöronlar, T1L2 arası segmentlerdedir (toplam 14 segment). Presinaptik nöronların aksonları, medulla spinalisi terk eder ve truncus sympathicusdaki ganglion trunci sympathici (paravertebral ganglion) denilen ganglionlara gelir ve buradaki postsinaptik sempatik nöronlarla sinaps yapar. Bazı uzantılar, sempatik zincirden direk geçer ve aorta abdominalisin önündeki prevertebral ganglionlarda (gang. coeliacum, gang. mesentericum superius ve gang. mesentericum inferius) sinaps yapar. Bu ganglionlardaki postsinaptik sempatik nöronların uzantıları hedef organa gider. Truncus Sympathicus: Columna vertebralisin her iki tarafında, kafa tabanından koksiks ucuna kadar uzanan sempatik zincirde, 22 yada 23 çift ganglion trunci sympathici (gg. paravertebrales) denilen ganglionlar bulunur. Servikal parçasında üç tanedir. Bunlar; gang. cervicale superius, medius ve cervicothoracicumdur. Özellikle gang. cervicothoracicumun apex pulmonislerle olan komşuluğu önemlidir. Pancoast sendromunda olduğu gibi, apex pulmonislere oturan tümörlerde ganglion etkilenir ve Horner sendromu belirtileri (miyozis; pupillanın küçülmesi, pitozis; göz kapağının düşmesi, enoftalmos; gözün içe çökmesi, anhidrozis; terleme olmaması ve kızarıklık) ortaya çıkar. İki tarafın truncus sympathicusu, koksiks ucunda ganglion impar denilen bir ara ganglionla birleşir. 109

10. ENDOKRİN SİSTEM

Organizmada meydana gelen metabolik olaylar, büyüme, olgunlaşma gibi bir çok fizyolojik olayda önemli görevleri olan bezlerdir. Vücutta sadece iç salgı yapan bezler ile hem iç hem de dış salgı yapan bezler vardır. Salgılarını bir kanala bırakan bezlere ekzokrin bez, kana bırakan bezlere ise endokrin bez denir. 110

Glandula pituitaria (hypophysis), glandula pinealis (corpus pineale, epifiz bezi), glandula thyroidea, glandula parathyroidea, glandula suprarenalis, thymus, pancreas, testis, ovarium ve böbrekler bazı endokrin işlevi olan organlardır. Hypophysis (Glandula Pituitaria) Sfenoid kemiğin fossa hypophysialisi içinde kırmızı gri renkli, oval şekilli, yaklaşık 0.5 gr ağırlığında, kapsüllü endokrin bir bezdir. Hipotalamustan başlayan infundibulum, hipofizi hipotalamusa bağlar. Hipofiz bezinin alt-ön tarafında sinus sphenoidalis bulunur. Her iki yanda sinus cavernosus ve içindeki yapılarla komşudur. Bezin üstön tarafı chiasma opticum ile komşuluk yapar. Hipofiz, farklı iki parçadan oluşur. Adenohypophysis (lobus anterior) Oral ektoderm kökenlidir. Adenohipofizi oluşturan oral ektoderm bölümü başlangıçta bir kese (Rathke kesesi) şeklindedir. Yetişkinlerde bez içinde görülen yarık, bu kesenin kalıntısıdır. Pars distalis, pars intermedia ve pars tuberalis olmak üzere üç parçadan oluşur. Adenohipofizde üretilen ve salgılanan hormonlar; prolaktin, GH (growth hormon; somatotropin), ACTH (adrenokortikotropin hormon), TSH (tiroidi stimüle eden hormon), FSH (follikülü stimüle eden organ), LH (lüteinize hormon)’dır. Neurohypophysis (lobus posterior) Nöral ektoderm kökenlidir. Diensefalonun uzantısıdır. İnfundibuler öz, eminentia mediana ve lobus nervosus (pars nervosa) olmak üzere üç parçadan oluşur. Nörohipofizden; ADH (vasopressin) ve oxitosin salgılanır. Glandula Pinealis (Corpus Pineale, Epiphysis Cerebri) Tabanı bir sap ile diencephalona tutunur. 120 mg kadardır. Pinealositler tarafından melatonin salgılanır. Karanlık ve aydınlık ile uyku periyodunun düzenlenmesi, vücut ısısının ayarlanması, metabolizma, bağışıklık sistemi, tümör büyümesinin inhibisyonu ve lokomotor aktivite bazı işlev yaptığı olaylardır. Karanlık, pineal bezde aktiviteyi artırırken, aydınlık azaltır. Pineal bezdeki aktivite artışı, etkilediği iç salgı bezlerinde aktivite azalmasına neden olur.

111

Glandula Thyroidea Boynun ön tarafında C5-T1 vertebralar arasında, kahverengi-kırmızı renkte damardan zengin, kapsüllü bir organdır. Yaklaşık 25 gr ağırlığındadır. Kadınlarda biraz daha büyük ve ağırdır. Menstruasyon ve gebelik sırasında da biraz büyür. Sağ ve sol olmak üzere iki lob ile bunları ortada birbirine bağlayan, 2-3 trachea halkaları üzerinde oturan dar bir parçadan (isthmus glandulae thyroidea) oluşur. Glandula thyroideadan bazal metabolizmayı uyaran triiodotironin (T3) ve tiroksin (T4) hormonları salgılanır. Bu hormonların aşırı salgılanması hipertiroidi (tirotoksikoz), yetersiz salgılanması hipotiroidi olarak bilinir. Glandula thyroideanın büyümesine tiroid hiperplazisi (guatr) denir. Bez büyüyünce boynun ön tarafında bir şişkinlik oluşturur ve bunun yutkunma ile hareket etmesi gözle fark edilebilir. Büyüyen bez, trachea ve n. laryngeus recurrense bası yapabilir. Tiroid bezindeki parafolliküler hücrelerden kalsitonin salgılanır. Kalsitonin, kandaki kalsiyum seviyesini düşürür, iskelette ve diğer dokularda kalsiyum tuzlarının depolanmasını artırır.

112

Glandula Parathyroidea Küçük, sarımsı-kahverengi, oval şekilli olup, tiroid bezi loblarının arka kenarları ile capsula fibrosa arasında bulunan 4 tane bezdir. Glandula parathyroidealar parathormon salgılar. Bu hormon kemik dokusundaki hücrelere etki ederek kemikteki kalsiyumun kana geçmesini sağlar ve kan kalsiyum seviyesini yükseltir. Kan kalsiyum seviyesinin artması ile birlikte parathormon sekreyonu inhibe olur. Thymus Primer lenfoid organdır. Manubrium sterninin arkasında, pericardium fibrosum, arcus aortae ve tracheanın önündedir. Mediastinum superius ve mediastinum anteriusta yer tutar. Doğumda 12-15 gr. ağırlığındadır. Puberteden sonra atrofiye gider. Timus, T lenfositlerin olgunlaştığı yerdir. Gelişim çağında lenfatik sistemin normal gelişmesi ve bağışıklık maddelerinin (antikorların) oluşmasında etkilidir. Yeni doğanda (neonat) lenfoid dokuların normal gelişmesi ile de ilgilidir. Timus çıkarılırsa lenfatik doku gelişimi geriler. Bu dokuda lenf, kanda da lenfositler kaybolur, antikorlar da yapılamaz. Glandula Suprarenalis Her bir böbreğin üst ucuna oturmuş, fascia renalisle sarılı iki bezdir. Anatomik ve fizyolojik olarak, dışta korteks (adrenal korteks), içte medulla (adrenal medulla) olmak üzere iki kısımdan yapılır. Korteksten glukokortikoidler (kortizol, kortikosteron), mineralokortikoidler (aldosteron) ve seks hormonları (androgenler) salgılanır. Medulladan katekolaminler (adrenalin ve noradrenalin) salgılanır. Pankreas Hem endokrin hem de ekzokrin bezdir. Ekzokrin salgıları; amilaz, lipaz ve tripsinojendir. Bunları ductus pancreaticus denilen kanalına verir. Kanal, duodenumun ikinci parçasına (pars descendens) açılır. Pankreasın yapısında bulunan pankreas adacıkları (Langerhans adacıkları) pankreasın %1’ini oluşturur. Bu adacıklarda bulunan alfa hücreleri glukagon (kan glukozunu arttırır), beta hücreleri insülin (kan glukozunu azaltır), delta hücreleri somatostatin, F hücreleri PP (pankreatik polipeptid) sentezler ve salgılar.

113

114 . ostrogen ve progesteron salgılar. renin salgılar. Böbrekler Eritropoietin salgılayarak eritrosit üretimini arttırır. 1-25 dihidroksi vitamin D3. prostoglandin. Sertoli hücreleri inhibin salgılar. Sertoli hücreleri kan-testis bariyerini yapan hücrelerdir. Ovaryum Ovariumun yapısında bulunan folliküler hücreler. prekallikrein.Testis Testisin yapısında bulunan interstisyel hücreler (Leydig hücreleri). Sonuçta Na (sodyum) ve suyun geri emilimi artar. Renin – angiotensin mekanizması ile aldosteron artar. testosteron.

M. maxillarisin dalları ve ganglion ciliare bulunur. zigomatik ve sfenoid kemiğin büyük kanadı 3. oculomotorius. tabanı önde. İçinde. Orbita taban kırıkları maksiller sinüse geçer. Alt duvarını (orbita tabanı). Orbitada bulunan damarlar Orbitada a. Dış duvarını. Orbitanın duvarları Dört duvarı vardır. 4. Etmoid. N. 115 . n. abducens. iki tanedir. levator palpebrae superioris geçer. M. obliquus inferior ise. dört tane düz kastır. M. Gözü isimleri ile aynı yönde hareket ettirirler. m. oculomotorius ile uyarılır. frontal kemikteki çukurunda (fossa glandula lacrimalis) oturur. Sinirin felcinde kastaki fonksiyon kaybı sonucu göz kapağı düşer (göz kapanır. n. gözü aşağı-dışa baktırır ve n. LAkrimal ve Maksilla (SELAM) yapar. Mm. ophthalmicalar bulunur. M. Zinn halkasından (anulus tendineus communis) başlarlar. İç duvarını. üst göz kapağını kaldıran kastır. frontal ve sfenoid kemiğin küçük kanadı 2. apeksi arkada piramit şekilli iki boşluktur. n. Orbital ve palpebral iki parçası vardır. GÖZ ve KULAK ANATOMİSİ Orbita Ve Göz (Bulbus Oculi) Orbita Orbita. İki parça arasından m. 1. Bunlar. n. m. ophthalmicanın dalları ile v. bu duvarla komşudur. Orbitada bulunan sinirler N. arkadan öne doğru Sfenoid. carotis internanın dalı olan a. gözü yukarı-dışa baktırır ve n. göz ve gözle ilgili kaslar. recti. Orbitada bulunan kaslar Orbitada toplam yedi tane kas bulunur. obliqui. rectus medialisi n. damarlar ve sinirler bulunur. Etmoidal sinüsler. opticus. trochlearis. rectus superior. abducens uyarır. levator palpebrae superioris. palatin ve maksilla. Üst duvarını. Glandula lacrimalis Orbitanın üst-dış duvarında. obliquus superior. pitoz). rectus lateralisi ise n. Mm. ophthalmicusun dalları. n. rectus inferior ve m. oculomotorius ile uyarılır. trochlearis ile uyarılır. zigomatik.11. oculomotorius. glandula lacrimalis ve kanalları.

orbital yağ dokusuna gömülü olarak orbita içinde bulunur. Difüzyon yolu ile humor aquosustan beslenir. 2. Intraoküler basıncın düzenlenmesinde önemli bir faktördür. Dura materle devamlıdır.5 cm olan göz. corpus vitreum ve humor aquosusdur. Humor aquosusun venöz dolaşıma geçmesini sağlayan sinus venosus sclerae (Schlemm kanalı). sinirden ve pigmentten zengin olan bu tabaka arkadan-öne doğru. kan ve lenf damarı içermez (avaskülerdir). Tunica fibrosa bulbi Saydam olan ön bölümüne cornea. Göz içi basınç artışlarında gözün şeklinin devamlılığını sağlar. arkada kalan daha büyük bölümüne sclera denir.Göz (Bulbus Oculi) Görme organı olan göz. Cornea Göze gelen ışınların en fazla kırılmaya uğradığı yerdir. choroidea. Sclera Göze şeklini veren fibröz bir yapıdır. corpus ciliare ve iris olarak üç bölümdür. Çapları yaklaşık 2. Önde irisle devam eder. Göze gelen şiddetli ışığı emerek yansımasını önler. Choroidea Sclera ile retina arasındadır. iridokorneal birleşmeye yakın scleranın iç duvarında lokalizedir. Corpus ciliare Choroideanın öne doğru kalınlaşmış devamıdır. Arachnoidea mater ve pia materin devamı olarak kabul edilir. Işığı kıran diğer yapılar. scleraya insersiyo yapar. Cornea. Tunica vasculosa bulbi Damardan. Gözü hareket ettiren kaslar. lens. üç tabakadan oluşur. Humor aquosusun sentezlendiği ve salgılandığı processus ciliaris denilen plikalar ve gözün uyum mekanizmasında (akomodasyon) işlevi olan m. 1. ciliaris bu parçada 116 .

Choroidea tabakadan başlayan vv. Humor aquosus. 3. Optik disk görmediğinden kör nokta olarak bilinir. Tunica interna bulbi (retina. Corpus vitreum ışığı kıran yapılardan birisidir. ortası çukur olduğundan meme ucuna benzer bir görünüme sahiptir. Kafa içi basınç artışlarında (KİBAS). Ön ve arka kamarayı birbirinden iris ayırır. Bu nedenle optik diske. Bulbus oculinin damarları ve sinirleri Bulbus oculiyi. 117 . damarsız (avasküler). Bu kaslardan m. iris. yapısında bulunan iki kas ile pupillanın çapını ayarlar ve göze gelen ışığın miktarını düzenler. Yapısındaki melanositlerin miktarına göre göze rengini verir. lensin arkasındaki büyük boşluktur. Retinada bulunan ganglion hücrelerinin uzantıları n. Lensi yerinde tutan iplikçikler (fibrae zonulares) buradan başlar ve lens kapsülüne tutunur. dilatator pupillae ise. Corpus ciliareden kapsülüne uzanan iplikçiklerle (fibrae zonulares) yerinde tutulur. Bu nedenle retinanın en keskin gören yeridir. Melanositlerin sayısı az olduğunda göz açık renkli. Ek olarak lens ve corneayı besler. Humor aquosus. bikonveks şekilli ve kapsüllü bir yapıdır. ophthalmica besler. m. Camera posterior bulbi oculi. retinayı yerinde tutar. Optik diskin çevresi kabarık. Venöz kanını taşıyan vena ophthalmicalar sinus cavernosusa açılır. Gözün yapısında bulunan diğer yapılar Camera anterior bulbi oculi. göz içinde var olan basınçtan ve bu basıncın devamlılığından sorumludur. Lens. Fovea centraliste çok sayıda koni hücresi bulunur. sempatik sinirlerle uyarılır. ciliares anterioresler ile venöz dolaşıma katılır. vorticosae denilen 4-5 ven. ağ) Bulbus oculinin sensorik tabakasıdır. Iris. Optik disk ve çevresi fundus olarak bilinir. gelen ışığın yoğunluğuna göre 1-8 mm arasında değişir. önce arka kamarada toplanır. Irisin ortasındaki deliğe pupilla denir. Koni ve basil (çubuk) denilen fotoreseptör hücrelere ek olarak bir çok hücre içerir. Ortası hafif çukurdur ve fovea centralis denir. Corpus vitreum denilen %99’u su renksiz ve jelatinöz bir sıvı ile doludur. lens ve corpus ciliare arasında bulunan boşluktur. Çapı. Buradan pupilla aracılığı ile ön kamaraya gelir. cornea ile iris ve lens arasında bulunan boşluktur. Ön kamaranın iç duvarında iridokorneal birleşmede bulunan trabeküler dokudan geçerek iridokorneal birleşme yakınında sclerada bulunan sinus venosus scleraeye (Schlemm kanalı) boşalır. macula lutea denilen sarı renkli bir alan vardır. a. Ortalama çapı 3 mm dir. Uzantıların bir araya geldiği yere discus nervi optici (optik disk) denir ve burası optik sinirin başlangıcıdır.yer alır. papilla da denir. Optik diskin yaklaşık 3 mm lateralinde (temporalinde). opticusu oluşturur. Ek olarak lensi destekler. sphincter pupillae. optik diskte ödem olur ve bu durum papilödem olarak adlandırılır. ophthalmicalara açılır. Böylece bulbus oculinin boyutlarını korur. Iris ile corpus vitreum arasındadır. Choroideanın öne doğru uzantısıdır. Iris (gökkuşağı) Cornea ile lens arasındadır. sclerayı delip v. Bu kanaldan da vv. parasempatik. fazla olduğunda ise koyu renkli olur. Camera vitrae bulbi.

Elektrik sinyalleri. Az ışıklı ortamda ve renksiz görme ile ilgilidir. burun (nazal) tarafta kalan retina yarımı. Macula lutea denilen bu alanın ortası hafif çukurdur ve fovea centralis adı ile bilinir.Duyusunu n. Discus nervi opticinin yaklaşık 3 mm lateralinde (ya da temporalinde) sarı renkli bir alan vardır. Görme alanı (vizüel alan) – Retina ilişkisi Retinalar. düşük şiddetteki ışık uyarılarına cevap verir. görme alanının kendi tarafındaki yarısını. ophthalmicusun dalları taşır. Bu nedenle en net ve renkli görmenin olduğu yerdir. Optik eksen macula luteaya uzanır ve bu nedenle gözler bir cisme fikse edildiğinde hemen daima cismin görüntüsü maculaya düşer. şiddetli ışıkta uyarılırlar. Tam ortadan ikiye bölersek. Ganglion hücrelerinin uzantıları discus nervi opticide bir araya gelir. bu hücrelerin sinaps yaptığı diğer hücrelerden geçip son olarak ganglion hücrelerine ulaşır. direk olarak ulaşır. bulbus oculinin optik tabakası olan retinadan başlar. Burada fotoreseptör hücre yoktur ve bu nedenle burada görme olmaz (kör nokta). kase benzeri şekle sahiptir. Çok küçük bir noktadır ve görme alanında iki gözün gördüğü alanda olduğundan normal olarak farkedilmez. Sayıları her bir gözde yaklaşık 7 milyondur ve başlıca macula luteadaki fovea centraliste lokalizedirler. şakak 118 . Çubuk (Rod. Her bir gözde yaklaşık 120 milyon kadardır. kırmızı ve yeşil ışığa duyarlı üç tip koni hücresi vardır. dış ortamdan gelen ışık uyarısını elektrik sinyallerine değiştirir. Görme Yolları Görme yolları. Koni hücreleri. Bu hücrelerin uzantıları. Renkli ve keskin görmeden sorumludurlar. ışık buradaki fotoreseptör hücrelere kan damarları ve diğer retinal hücrelerden geçmeksizin. Mavi. thalamusta bulunan corpus geniculatum lateraledeki nöronlarla sinaps yaptıktan sonra görme merkezine (vizüel korteks) gider. Fovea centralisde retinanın iç tabakaları perifere doğru yer değiştirdiğinden. Görme yolunun fotoreseptör hücreleri. basil) hücreleri.

sağ gözün retinasının nazal yarımı ile sol gözün retinasının temporal yarımı. Chiasma opticumun hipofiz bezi ile olan yakın komşuluğu önemlidir. sinirin ortasındadır. her iki gözün retinasının üst . retina ile birebir aynıdır (retinotopiktir).sol çeyreğini görür. “Anopsia” görme kaybıdır.dışa doğru bu isimle devam eden lifler. retinada tersine olarak düzenlenmiştir. Chiasma opticumu tutan lezyonlarda. radiatio optica ve vizüel korteks) görme yollarını tutan lezyonlarda kontralateral homonimos hemianopsia olur.dış çeyrekte yer alırken. Burada bulunan sulcus calcarinus denilen oluk ile üst ve alt dudağa ayrılır. Bezin tümörlerinde basıya uğrar. heteronimos hemianopsia (bitemporal hemianopsia) olur. görme alanının bir yarısındaki kaybı. Buna göre. farklı görme alanı yarımlarını görememesi heteronimos olarak isimlendirilir. Tam olmayan görme alanı defektlerine skotom denir. Örneğin. sinirin kesitlerinde üst . her iki gözün retinasının alt . görme alanının sağ yarımını görür. retinanın üst temporal çeyreğinden gelen lifler. Görme alanındaki objeler.(temporal) tarafındaki retina yarımı ise görme alanının karşı taraf yarısını görür. Örneğin. Chiasma opticumun arkasında kalan (tractus opticus. Buna göre. bu isim altında primer vizüel kortekse (Brodmannın 17 numaralı alanı) gider. Görme yolunun üçüncü nöronları burada bulunur. Corpus geniculatum laterale (CGL) Thalamusun arka dışkısmında bulunan küçük bir kabarıntıdır. görme alanının bir çeyreğindeki kaybı ifade eder. Her bir gözün retinasının nazal yarımından gelen lifler.sol çeyrekleri görme alanının üst sağ çeyreğini. Tractus opticus Chiasma opticumdan sonra arkaya . kuvadrantik anopsia ise. hemianopsia.iç çeyreğinde yer alır. corpus geniculatum lateraledeki görme yolunun üçüncü nöronları ile sinaps yapar. Benzer şekilde sol gözün retinasının nazal yarımı ile sağ gözün retinasının temporal yarımı görme alanının sol yarımını görür. retinanın alt nazal çeyreğinden gelenler. Chiasma opticum Her iki taraf gözün retinasının nazal yarımlarından gelen iflerin yaptığı çapraza chiasma opticum denir.sağ çeyrekleri görme alanının alt . Her iki gözün görme alanının aynı yarısını görememesi homonimos. Maculadan gelen lifler. N. opticustaki liflerin dizilimi. sinirin alt . 119 . Primer vizüel korteks Oksipital lobun arka bölümünde iç yüzdedir. Radiatio optica (tractus geniculocalcarinus) CGL’deki hücrelerin aksonları. çapraz yaparak karşı tarafa geçer ve karşı gözün retinasının temporal yarımından gelen liflerle birleşerek tractus opticusu oluşturur. CGL.

opticusun tam kesisinde o göz görmez (anopsia). N. bu gözün hem afferent hem de efferent yolu sağlam olduğundan bu gözde direk refleks. efferent (götüren) yolunu n. bitemporal hemianopsia olur. Chiasma opticumun arkasında kalan yapıların tam lezyonlarında homonimos hemianopsia.Görme Yolları Lezyonlarında Ortaya Çıkan Görme Alanı Kayıpları N. opticusun hasarlarında. Işık tutulan gözdekine direk pupilla ışık refleksi. Chiasma opticumun lezyonlarında (en sık nedeni hipofiz tümörüdür). Ancak sağlam göze ışık tutulursa. Görme İle İlgili Refleksler Pupilla ışık refleksi Afferent (getiren) yolunu n. her iki gözün retinasının nazal yarımlarından gelen lifler tutulduğundan. oculomotorius yapar. karşı gözdekine de indirek (konsensüel) pupilla ışık refleksi adı verilir. optik sinirin hasarlı olduğu gözde de efferent yol sağlam 120 . Bir ışık kaynağı ile bir taraf göze ışık tutulduğunda her iki gözün pupillasında da küçülme olur. kısmi lezyonlarında kuvadrantik anopsia olur. opticus. ışık uyarısı gitmediğinden her iki gözde de refleks alınamaz.

Vizüel korteksten çıkan lifler. Hastalar alacakaranlkta iyi göremez. üç bölümde incelenir. Ancak sağlam olan diğer gözde her iki refleks de alınır. ciliarisin kasılmasıyla. Refleksin afferent yolunu n. Kalıtaldır. sağlam (sıfır) göz Hipermetrop. facialis oluşturur. ophthalmicus. Orta kulak (auris media). m. N. uzağı net görememe Astigmat. En fazla görülen tipi. Kırmızı. Dış kulak (auris externa). Bu mekanizmanın gerçekleşmesi için görüntünün mutlaka vizüel kortekse ulaşması gerekir. sphincter pupillae kasılarak objeyi makulaya odaklar 3. Kornea refleksi Kornea yada konjunktiva uyarıldığında göz kapakları kapanır. facialisler. Renk körlüğü. trigeminusun dalı olan n. Kulak (Auris) Kulak. ophthalmicusun dalları ile alınır ve n. N. oculomotoriustur. Emetrop. Konverjans. Dış Kulak (Auris Externa) Kulak Kepçesi (Auricula) Deri ile örtülü tek parça elastik kıkırdaktır. orbicularis oculileri uyararak gözleri kapanmasını sağlar. bu dokunma uyarısı n. erkeklerde sıktır. kaslar ve sinirlerden oluşur İç kulak (auris interna). ancak n. işitme ve denge ile ilgili yapıları içerir 1. oculomotoriusda fonksiyon kaybı söz konusu ise. Akomodasyon. 1. efferent yolunu n.olduğu için indirek refleks alınır. 2. yakını net görememe Miyop. rectus medialisler kasılarak gözleri içe baktırır. hasta taraf gözde hem direk hem de indirek refleks alınamaz. m. Lensin kalınlaşması. opticus sağlam. Pupilla konstriksiyonu. Gece körlüğü (tavuk karası). renklerin ayırt edilememesidir. kulak kepçesi (auricula) ve dış kulak yolundan (meatus acusticus externus) oluşur. nesnelerin çarpık görülmesi durumu Presbiyopi. facialisin ponstaki her iki taraf motor çekirdeğine getirilir. lens serbestleştiği için kalınlaşır ve kırıcılığı artar. üç hareketle gerçekleştirilir. lensin elastikiyetini kaybetmesi sonucu yakının bulanık görülmesi. opticus. efferent yolu n. cavitas tympani denilen boşluk ve boşlukta bulunan kemikçikler. Yakındaki bir objeye bakıldığında meydana gelen bu olay ile objenin daha net olarak görülmesi sağlanır. kırmızı ile yeşilin ayırt edilememesidir. m. Dış Kulak Yolu (Meatus Acusticus Internus) 121 . A vitamini yetersizliği nedeniyle olur. Kornea ya da konjunktivaya değildiğinde. Yaşlılarda olur. mavi yada yeşil ışığa duyarlı koni hücrelerinin bir yada daha fazlasının eksikliği sonucu görülen bir durumdur. Akomodasyon (uyum) mekanizması Afferent yolu n. okulomotor çekirdeklere gelir. m.

Otoskop (kulak muayenesinde kullanılan ışıklı alet) muayenesinde. ceruminosae denilen bezler. iç yüzü mukoza olup. Kemikçiklerin zardan iç kulağa doğru sıralanışı. malleus-incus-stapes (MİS) şeklindedir. 122 . fenestra vestibulide oturur.5 cm uzunluğunda “S” harfi şeklinde bir kanaldır. iki küçük kas ve sinirler içerir. En büyük olanı malleustur. 2. yaklaşık 1 cm çapındadır. otoskop ışığının ön-alt kadranda görülen koni şeklindeki reflesine Politzer üçgeni denir. Üç kemikçik. dış kulak yolu ile ilgili işlemlerde bayılma ve bradikardinin nedeni olan sinirdir. Başlangıcında bulunan kıllara tragi denir. Dış yüzü deri. Stapes.Yaklaşık 2. Kulak zarı (Membrana tympanica) Orta kulak boşluğunu dış kulak yolundan ayırır. Kulak kemikçikleri Orta kulak boşluğunda üç tane kemikçik vardır. vagusun aurikular dalı. Dış 1/3’lük bölümü kıkırdak. Dış kulak yolunun duyusunu taşıyan n. Enfeksiyon sonucu orta kulak boşluğunda biriken sıvıların boşaltılması (parasentez) için kesi (miringotomi) buradan yapılır. kıvamı yoğun olan serumen isimli bir sıvı üretir. Orta Kulak (Auris Media) Cavitas Tympani (Orta Kulak Boşluğu) Temporal kemiğin petroz parçasında düzensiz şekilli bir boşluktur. Manubrium mallei denilen parçası kulak zarına tutunur. Kulağa giren yabancı maddeleri tutar ve birlikte buşon denilen kulak kirini oluşturur. Başlangıcındaki derinin altında bulunan gl. En tehlikesiz kadranı arka-alt kadranıdır. içte kalan 2/3’lük bölümü kemiktir. Zar dört bölgeye (kadrana) ayrılarak incelenir.

kemik labirintin orta bölümüdür. İç Kulak (Auris Interna) Temporal kemiğin petroz parçası içindedir. Labyrinthus Osseus Vücutta dişlerden sonra en sert kemik dokusudur. İçinde üç tane bölme vardır. İçinde denge ile ilgili reseptör yapıları içeren utriculus ve sacculus denilen zar labirint bölümlerini bulunur.3. üç tanedir. Bu hastalıkta. posterior ve lateralis olarak üç tanedir. İkisi arasında perilenf denilen BOS’a benzeyen. bulantı. posterior ve lateralis) bulunur. bir kemik eksen çevresinde 2. İki bölümden oluşur. Bu sıvının aşırı üretilmesi ya da emilmesindeki bozukluk sonucu ortaya çıkan belirtiler Meniere hastalığı olarak bilinir. 123 . anterior (superior). vertigo ve sensorinöral tip ilerleyici işitme kaybı olur. İçinde denge ile ilgili reseptör yapıları içeren ductus semicirculares (anterior. Cochlea. kulak çınlaması. scala tympani ve ductus cochlearis (scala media). kusma. sonuçta ona karışan bir sıvı dolaşır. İşitmenin reseptör organı olan organum spirale (Corti organı) ductus cochlearis içinde yer alır. Vestibulum. Scala vestibuli. Kemik labirint bölümleri. Zar labirint içinde endolenf denilen sıvı bulunur. Denge ve işitme ile ilgili yapıları içerir.75 defa dönen salyongoz kabuğu benzeri bir kanaldır. Zar labirinti bir kabuk gibi sarar. Labyrinthus osseus (kemik labirint) ve labyrinthus membranaceus (zar labirint). Canalis semicirculares. Labyrinthus Membranaceus Kemik labirint içindedir.

İşitme ve denge ile ilgili sinir n. sinus petrosus inferior denilen dural sinüse açılır. facialis (chorda tympani denilen dalı ile). Olfaktor sinir uzantıları n. yan kenarlarında ve arka bölümündekiler ekşiye ve acıya daha çok duyarlıdır Dilden tat duyusunu. vagus taşır. Koku Duyusu Thalamusa uğramayan tek duyudur Merkeze iki nöronla giden tek duyudur En yavaş taşınan duyudur Koku siniri birinci kranyal sinir olan olfaktor sinirdir. tuzlu. İşitmenin reseptör organı olan corti organını (organum spirale) içerir. n. V.Zar labirint bölümleri. vestibulocochlearistir (8 nci kranyal sinir). glossopharyngeus 124 . a. n. facialis. Tat Duyusu Ekşi. Frontal lobun altında nöron değiştirdikten sonra temporal lobdaki merkezine (34 numaralı Brodmann alanı) gider. Dilin 2/3 ön bölümünden (papilla vallatalar hariç) n. glossopharyngeus ve n. labyrinthi denilen veni. labyrinthidir. İç kulağı besleyen arter. Ductus semicirculares. Dilin 1/3 arka bölümünden (papilla vallatalar dahil). Ductus cochlearis. Utriculus ve Sacculus. tatlı ve acı olarak dört primer tat duyusu vardır. olfactorius adı ile etmoid kemiğin kribriform laminasından geçer ve kafa içine girer. aksonları en ince ve miyelinsiz olan sinirdir. Olfaktor sinir. n. vestibulum içindedir. Dilin ucundaki tomurcuklar tatlı ve tuzluya. cochlea içindedir. canalis semicircularesler içindedir.

7. kıl follikülleri. Netter. iç kulak ve beynin alt bölümünü örten leptomeninksde bulunur. yeni hücrelerin üretildiği tabakadır. Anatomi. Epidermis ve Dermis. iris. 2006 9. Clinical Anatomy. sinir terminalleri. Fifth edition. Stratum papillare. 2005. bu kattaki hücrelerin yapısı bakterilerin girişini önleyen bir yapıya sahiptir. Avasküler ve su geçirmez bir bariyerdir. Epidermisin. kıl follikülleri ve m. 125 . 1999. Clinical Neuronatomy. mast hücreleri ve makrofajlar içerir. 2. ultraviyole ışınlarından koruyucu tabakadır. 38th Ed. Epidermis. Ter ve yağ bezleri. Thieme Stuttgart. Stratum corneum.L. ölü hücre tabakasıdır. Stratum granulosum. ağız epiteli. Sobotta İnsan Anatomisi Atlası. 1997. 5 tabakalı bir yapısı vardır.Williams PL. Deri bu katta bulunan arterlerle beslenir. mezoderm orijinlidir. Little. Güneş Kitabevi. En ince göz kapaklarında. Arıncı K. Snell RS. Williams and Wilkins. Snell RS. choroidea.Dilin en arka bölümü ve epiglottis civarından. Clinically Oriented Anatomy. Stratum spinosum. Gray’s anatomy. 8. Dyson M. epidermise komşu olan kattır. epidermis ve derivasyonları (kıl. önceki katın altındadır. çok katlı yassı epiteldir. Derinin rengini belirleyen melanin denilen pigment belirler. 1999 6. Sadece el ayası ve ayak tabanında vardır. 4. Deri (Cutis) Vücudun en büyük ve en ağır organıdır. Deri iki tabakadan oluşur. Epidermisteki tüm hücreler bu katta bulunur. 1995. vagus taşır. Terminologia Anatomica 1998. Last’s Anatomy. Fourth edition.1995 3. Dermis (Corium). arrector pili buradadır. Lippincott-Raven. Stratum reticulare. İnsan Anatomisi Atlası. New York. baskı. Dermis iki tabakalıdır. Moore K. Forth Edition. n. Regional and Applied. kan ve lenf damarları. Yüzey alanı yaklaşık 2 m2 dir. F. Bu nedenle el ayası ve ayak tabanı güneşte bronzlaşmaz. İkinci baskı. Epidermisin esas hücresi keratinosittir. 10. Brown and Company. Warwick R. Bannister LH. tırnak). Melanin. ektoderm orjinli olup. Baskı Ankara. Lenf kapillerleri bu katın hemen altındadır. Ozan Anatomi. 4. 2. FCAT (Federative Commitee on Anatomical Terminology). 1997. Fibroblastlar. NY. orta kulak. Stratum lucidum. Baltimore. retina. New York: Churchill Livingstone. en kalın ise sırtın üst bölümündedir. Tenth Edition. Stratum basale (stratum germinativum). 2008 5. Elhan A. KAYNAKLAR 1. Tat duyusunun kortikal merkezi parietal lobdaki 43 numaralı Brodmann alanıdır. Ankara. keratinizasyon işleminin başladığı kattır. Melanin de burada sentezlenir.

126 .

FİZYOLOJİ DERS NOTLARI Fizyoloji Anabilim Dalı 127 .

128 .

3.Hv. Bülent UYSAL Doç. Hayati BİLGİÇ.Yb.Bnb. Uzm. Şükrü ÖTER Prof.Tbp.J. Uzm.Bnb.Tbp.Tbp. 1.Tbp. Serdar SADIR Doç. Doç. Turgut TOPAL. Ahmet KORKMAZ.J.Yb.Tbp. Tuğg. Uzm. Dz.Bnb. Doç. Şükrü ÖTER Doç.Tbp. Doç.Yzb.Bnb.Tbp.Hv. Ahmet KORKMAZ. 7.Bnb.Hv. 4.Hv.J.Tbp.J. Turgut TOPAL Doç.Yb. Doç.Tbp.Bnb.Tbp. Uzm.Yb.Tbp. Ahmet KORKMAZ.Mehmet ÖZLER Doç. Tbp.NU. 8. Serdar SADIR. ÜNİTE / KONU Fizyoloji’ye Giriş ve Hücre Kan Fizyolojisi Solunum Sistemi Fizyolojisi Dolaşım Sistemi Fizyolojisi Sindirim Sistemi Fizyolojisi Boşaltım Sistemi Fizyolojisi Endokrin Sistem Fizyolojisi Sinir Sistemi Fizyolojisi HAZIRLAYANLAR Doç.Tbp.Yb.İÇİNDEKİLER S.Yb.Tbp.J.Hv. Bülent UYSAL SAYFA 3 19 32 40 51 60 68 81 129 .Tbp.Yzb. 2. Turgut TOPAL. 6.Tbp. Serdar SADIR. Şükrü ÖTER.J. Doç. 5.Bnb.Tbp.J.Mehmet ÖZLER Doç.Bnb.Hv.

130 .

canlı organizmaların fonksiyonlarını ve işlevlerine bağlı olarak gösterdikleri değişiklikleri açıklamaya çalışan bilim dalıdır. Bu şekilde hücrelerin yaşamlarını sürdürebilmeleri. sindirim sistemi (ağız. hipotalamus. kalp ve damarlar) hücreye besin ve oksijeni ulaştırmak. hipofiz vb) vasıtasıyla korunmaktadır. 2.sağaltımından sorumlu oldukları bu 75 trilyon hücrelik . özellikle diğer sistemlerin kontrol ve koordinasyonundan sorumlu olan sinir ve iç salgı sistemleri (beyin. Her ne kadar genel anlamdaki Fizyoloji bilimi yalnızca insan organizmasını ele almasa da. kendilerini tamir edebilmeleri için. İşin doğru yapılıp yapılmadığını kontrol eden sistemler 5.1. Dolayısıyla hastalıkların tedavi ve takibinde görev yapan tüm sağlık elemanları . moleküller makromolekülleri. ancak bulundukları doku veya sisteme. Hastalıklar da zaten organizmanın fizyolojik işlevinden sapması neticesinde ortaya çıkar. mide ve bağırsaklar) hücreye besin sağlamak. genel olarak aynı yapısal özelliklere sahiptir. dolaşım sistemi (kan. göre bazı özelleşmeler gösterirler. üreme sistemi (testis ve overler) ise yaşamın devamını sağlamaktan sorumludur. omurilik. bizim konumuz daha çok İNSAN FİZYOLOJİSİ ile sınırlı kalacaktır. bir başka deyişle fonksiyonlarına. üreyebilmeleri. organizmayı yeniden normal fizyolojik işlevine geri döndürmektir. makromoleküller ise makromoleküler kompleksleri oluşturmak suretiyle. Kısaca iç ortamın dengesi olarak da tanımlayabileceğimiz homeostasis. Karar verici merkez 3. Merkezden haber götürücü sistem 4. boşaltım sistemi (böbrekler) hücrenin içinde bulunduğu ortamın iyon dengesini korumak. Merkeze uyaranın devamının gerekli olup olmadığını belirtecek sistemler neticesinde işleyen pozitif ya da negatif feedback (geribildirim) mekanizmaları vardır. Tedavideki amaç. FİZYOLOJİ’YE GİRİŞ Kısaca “yaşam bilimi” olarak ifade edebileceğimiz Fizyoloji. Merkeze haber iletici sistem. dokuların en küçük yapı taşı olan HÜCREler meydana gelmiştir (Şema I). stasis = kalan) adı verilmiştir. içinde bulundukları ortamın devamlı bir dengede tutulmasına HOMEOSTASİS (homoios = değişmeyen. Maddenin en küçük yapı taşı olarak belleğimizde yer etmiş olan atomlar bir araya gelerek molekülleri.insan organizmasını iyi tanımak durumundadır. Sözkonusu kontrol ve koordinasyon mekanizması özetle 1. Her canlı organizma için normal sınırlarda bir fizyolojik yaşamdan söz etmek mümkündür. Bu şekilde farklılaşarak meydana gelmiş sistemleri örneklendirecek olursak: Solunum sistemi (akciğerler) hücrenin oksijen gereksinimi temin etmek. Canlılığın tüm karakteristiklerini sergileyen hücreler. 131 .

Hücrenin ışık mikroskobundaki basitçe görünüşü. Kendi yapı taşları olan amino asit'lerin zincir şeklinde sıralanmasıyla oluşurlar. ancak bazıları sülfür. oksijen. Bu zarın içerisinde kalan kısma ise protoplazma (proto = ilk. hücre zarı (hücre membranı) adlı yapı ile çevrelenmiştir. purin ya da pirimidin grupları ile farklılaşır. bunların çeşitli şekillerde sıralanmasıyla milyonlarca farklı protein meydana gelebilmektedir. sülfat. lipidler ve karbonhidratlardır: Proteinler: Hücrenin başlıca yapı taşıdır. fosfat. fosfor.HÜCRE İnsan vücudunu hücre oluşturduğuna ve tüm homeostasis mekanizmalarının temel amacı hücrenin canlılığını korumak olduğuna göre. hücrenin ölümü insanın da ölümü anlamına gelecektir. Organik Maddeler. 132 . 2. %70-85'ini su oluşturur. Tüm hücreler. Protoplazma. magnezyum. Şekil 1. Bilinen 20 amino asit vardır. bikarbonat ile çok az miktarlarda sodyum. çekirdek hariç tutulduğunda geri kalan kısma ise sitoplazma denir. Hepsi de karbon. 3. İnorganik Maddeler. proteinler. çekirdek içerisinde kalan bölüm nükleoplazma (karyoplazma) olarak adlandırılırken. Bunlar kimyasal reaksiyonlarda ve bazı kontrol mekanizmalarda rol alırlar. klor ve kalsiyum). O halde. plasma = madde) denir. Hücredeki tüm olaylar bu sıvı ortam içerisinde meydana gelir. Fizyoloji dersinin temellerini iyi öğrenebilmek için işe hücreden koyulmak gerekir. artı ya da eksi yük taşıyan elektrolitlerdir (potasyum. hidrojen ve nitrojen içerirler. Protoplazma'nın bileşimi: 1. hücrenin ana maddesidir ve zar içinde kalan herşeyi kapsar.

hidrojen ve oksijenden oluşurlar. Hücre Membranı (Plazma Membranı) 7. Membrandaki karbonhidratlar ise genellikle protein ya da fosfolipid tabakasının dış yüzeyine bağlı olup reseptör olarak görev yaparlar. Periferal proteinler. En çok lipid.Enzimler: Kimyasal reaksiyonlarda hızlandırıcı katalizör görevi görürler. Bu sayede hücre membranının en önemli görevi. Arada kollesterol molekülleri de vardır. En önemli özellikleri. En çok rastlayacağımız örneklerden fosfolipidler ve kollesterol daha çok membran yapılarına girerken. 133 . lipid tabakasına gömülü olup membranda taşıyıcı ya da bazı molekülleri geçirip. integral proteinlerin genellikle iç. Hücre membranı. Lipidler: Bunlar da karbon. bazense dış ucuna bağlantılı proteinlerdir. glukoz. Temel olarak çift katlı fosfolipid molekülleri arasında düzensiz şekilde dağılmış protein moleküllerinden meydana gelmiştir. suda eriyen amino asit. Bu şekilde maddelerin hücre içini kolayca girişine izin verilmemesine 'seçici geçirgenlik' denmektedir. protein. Şekil 2. Yağda eriyen maddeler ise membrandan kolaylıkla geçerler (Şekil 2). bazılarını geçirmeyen kapıcı rolü görürlerken. Fosfolipid molekülünün iki ucu vardır. nükleik asit ve iyonların geçişi zordur. protein adaları ve glikolipid reseptörler. Örneğin. Hücrenin öncelikli besin kaynağını oluştururlar ve sitoplazmada glikojen şeklinde depolanırlar. trigliseridler (nötral yağlar) sitoplazmada dağınık halde bulunur. sonra sırasıyla protein ve karbonhidratlardan oluşur. hücreyi dış ortamdan ayırmak ve hücreye madde giriş-çıkışını kontrol etmektir. suyu sevmeyen hidrofobik kuyruk bölgesi membranın içine doğru uzanmaktadır.5-10 nm kalınlığındadır. kendilerine özgü reaksiyonların dışında hiçbir maddeye ilgi göstermemeleridir. hidrojen ve oksijenden oluşur. lipid tabaka. Membran proteinleri başlıca 2'ye ayrılır: İntegral proteinler. Karbonhidratlar: Aynı şekilde karbon. suyu seven hidrofilik baş bölgesi (yani fosfat kökü) membranın dış yüzünü oluştururken. Vücuttaki hemen hemen tüm reaksiyonlarda görev alırlar.

yani izotonik olunca osmoz durur. çok yoğun). Örnek = böbrekte idrar oluşumu Şekil 3. Basit Difüzyon: Moleküller veya atomlar. su yoğunluğu daha fazla olan çözeltiler ise hipotonik (osmotik basıncı düşük. Bu taşıyıcı genellikle hücre membranının yapısında bulunan proteinlerdir. Filtrasyon: İki taraf arasındaki hidrostatik basınç (suyun fiziksel basıncı) farkının etkisiyle meydana gelen membrandan geçiş şeklidir. Hücrenin hipotonik ortamda şişmesi. konsantrasyonlarının yüksek olduğu taraftan düşük olduğu tarafa doğru yayılmak suretiyle geçerler.Hücre Zarında Madde Taşınması Hücrelere madde giriş-çıkışının kontrolünün. hipertonik ortamda ise büzüşür. 2. Osmoz: Hücre zarından su moleküllerinin geçiş şeklidir. Sonuçta her iki taraf osmotik basınç eşitlenince. Örnek = glukoz 3. Üç tür çözelti vardır: Diğer çözeltilere göre daha fazla çözünmüş parçacık sayısına. Kolaylaştırılmış Difüzyon: Kimyasal özellikleri veya boyutları nedeniyle membranı kendi başlarına geçemeyen moleküller de vardır. parçacık sayısı daha az. Her iki taraf parçacık sayısı ve su yoğunluğu aynı ise izotonik çözeltilerden bahsedilir. hipertonik ortamda ise büzüşmesi. 134 . dolayısıyla daha düşük su konsantrasyonuna sahip olan çözeltiler hipertonik (osmotik basıncı yüksek. ancak basit difüzyondan farkı bir taşıyıcı molekülün aracılık etmesidir. Geçiş yine konsantrasyon gradyenti yönündedir. Hücreler. (Şekil 3) 4. az yoğun) olarak adlandırılır. hipotonik ortama konursa şişer. bu konuyu bu noktada biraz açmak faydalı olacaktır. membranın en önemli görevi olması nedeniyle. Geçiş moleküllerin kendi kinetik enerjileri ile olur: 1. Taşınma sistemleri aktif ve ya pasif olabilir: Pasif Taşınma Sistemleri: Bu sistemlerde hücre enerji harcamaz.

Ancak bunun için. Oluşan ATP. maddeler konsantrasyon gradyentinin aksi yönünde taşınır. Şekil 4. iç zardaki elektron transport zincirine katılan solunum enzimleri yardımıyla. Diğer Hücre Organelleri Hücre içerisinde iyi organize olmuş fiziksel yapılara organel adı verilir. ya da içine taşınır.Aktif taşınma sistemleri: Hücrenin enerji harcadığı sistemlerdir: Aktif Transport: Pasif taşınma sistemlerinin tersine. Örnek = sodyum. Endositozu da kendi içinde 2’ye ayırmak mümkündür. Pinositoz (içme). Gerekli olan enerji Adenozin Trifosfat (ATP) dan temin edilir. potasyum Endositoz ve Eksositoz: Bir seferde çok miktarda madde taşınması veya büyük moleküllerin taşınmasında sözkonusudur. 135 . sitoplazmaya geçerek hücrenin enerji ihtiyacını karşılar. Endositoz ve eksositoz. hücre yaşamındaki görev ve işleyişlerini daha yakından kavramaya çalışalım: Mitokondri: Çift katlı lipid-protein membranı olan ve hücrenin başlıca enerji (güç) kaynağını oluşturan organeldir (Şekil 5). ATP şeklinde enerji üretirler. tıpkı kolaylaştırılmış difüzyondaki gibi. Endositozda hücre içine. Taşınacak madde hücre membranında oluşturulan bir cep içerisinde alınır ve o cep ile beraber ya hücre dışına. şekerler) yıkarak. Şekil 5: Mitokondri. eksositozda ise hücre dışına taşınma sözkonusudur (Şekil 4). bir taşıyıcı moleküle gereksinim vardır. Fagositoz (yeme ) Örnek = bakterilerin makrofajlar tarafından fagositozu. Şimdi bunları tek tek inceleyerek. Hücreye giren besinleri (yağlar.

Oksidaz ve katalaz enzimlerini içerirler. Hücre içinde sentezi yapılan çeşitli moleküllerden (hormonlar. İçinde hidrolitik enzimler vardır ve hücrede sindirim fonksiyonu görürler. Alyuvarlar dışındaki tüm hücrelerde bulunurlar. Çekirdek. katalaz ise hücre için zehirli olan çeşitli maddelerin parçalanmasından sorumlu (örnek = karaciğerde alkol) enzimlerdir. Tight Junction (Sıkı Bağlantı): Buradan moleküller geçemez ve tam bir bariyer oluştururlar. birkaç kat vezikül ve kanallardan oluşmuştur.Endoplazmik retikulum: Sitoplazma içerisinde bulunan zar yapısında kanal ve veziküllerden oluşmuştur. çeşitli stereoid hormonların sentezi ve detoksifikasyon'dur (zehirsizleştirme). Granüllü Endoplazmik Retikulum: Membran yüzeyindeki ribozomlar nedeniyle bu adı almıştır. Desmosom (Yapışık Bağlantı): Hücrelerin fiziksel etkileşiminden sorumlu olan yapıdır (Şekil 6). Peroksizom: Lizozomlara benzer organellerdir. Nükleus (Çekirdek): İki katlı bir membran ile çevrili olup hücrenin kontrol merkezini oluşturur. Başlıca görevleri yağ sentezi. Sentriyol: Bütün hayvan hücrelerinde bulunur. Başlıca fonksiyonu da zaten DNA eşlemesi ve RNA (ribonükleik asit) sentezidir. Düz (Granülsüz) Endoplazmik Retikulum: Membranlarında ribozom yoktur. yağ asitlerinin sitoplazmada parçalanmasından. Salgı hücrelerinde sayıları fazladır. Hücreler Arası Bağlantılar Vücutta hücreler genel olarak tek başlarına bağımsız olarak durmaz. Hücreler arası alım-verimi sağlarlar. 2. Hücreleri birbirine bağlayan başlıca 3 tip bağlantı şekli vardır: 1. Kanal boşlukları hücre dışı sıvı ile doludur. hücre bölünmesi ile ilgili olayların merkezi olarak bilinir. Çekirdeğin içerisindeki kromozomlar DNA tarafından oluşturulmuştur ve hücrenin genetik bilgisini taşır. Ayrıca. Oksidazlar. Golgi aparatı (kompleksi): Membranı endoplazmik retikuluma benzer. 136 . Gap Junction (Aralıklı Bağlantı): İyon ve besinlerin geçebildiği 30-250 A° genişliğinde aralıklardan oluşur. Nükleolus özellikle sürekli ve bol protein sentez eden hücrelerde görülür. 2 ayrı yapıda izlenmektedir: 1. İçerisinde. 3. büyük miktarda DNA (deoksiribonükleik asit) içermektedir. 2. enzimler) özellikle polisakkarit (yani karbonhidrat) yapıda olanların son şeklinin verilip paketlendiği ve hücre dışına gönderildiği yapılardır. bir araya gelerek organ ve dokuları oluştururlar. elektriksel olarak uyarıların geçişinde de rol oynarlar (örnek = kalp kası. düz kaslar). Bu hidrolazlar granüllü endoplazmik retikulumda sentezlenir. Lizozom: Lipid membranla sarılı yuvarlak vezikül şeklinde yapılardır. etrafı membranla sarılı olmayan ve nükleolus (çekirdekçik) olarak adlandırılan yapı vardır. Bölünme yeteneği olan hücrelerde bulunur. Hücrenin kalıtsal üniteleri olan genler de DNA molekülünün parçalarıdır.

içinde ise daha fazla potasyum iyonu vardır (Şekil 7). İstirahat halinde nöronun dışında daha fazla sodyum. Uyarılabilen hücrelerin istirahat zar potansiyeli –70 ile –90 mV arasındadır. Şekil 7. Bu potansiyele istirahat zar potansiyeli denir.Şekil 6. Hücreler arası bağlantılar. Nöron (Sinir Hücresi) ve Aksiyon Potansiyeli Organizmadaki bütün hücrelerde hücre zarının içiyle dışı arasında bir elektriksel potansiyel farkı vardır. İstirahat zar potansiyeli denilen bu potansiyelin en belirgin olduğu dokular uyarılabilir dokulardır. Hücre içi ve dışı elektrolitleri 137 .

Hücre dışında içine oranla daha fazla sodyum olması ve hücre içinin dışına oranla daha negatif olması sebebiyle sodyum kanalları açılınca sodyum hücre içine hücum eder. 138 . Sodyum pozitif yüklü olduğu için hücre içine girince hücre içi pozitif olur ve hücre böylece depolarize olur. uyarılabilir hücreler. (Yük olarak eski haline gelmiştir ama sodyum ve potasyumun bir kısmı farklı yerlerdedir. Sonuç olarak bir nöron ya eşik değere ulaşmaz. Bu uyarılma ve uyarma işleminin bütün hücre zarı boyunca tekrarlanması sonucu aksiyon potansiyeli hücrenin yüzeyine yayılır. bu sırada oluşan elektriksel potansiyel değişikliği. Eger nöron bu kritik değere ulaşmazsa. Ardından potasyum kapılarının biraz fazla açık kalmasından kaynaklanan potansiyel farkı eski haline döner (-70 mV) buna repolarizasyon denir. Aksiyon potansiyeli depolarizan akım tarafindan oluşturulan elektrik aktivitesinin yayılmasıdır. ya da ulaşırsa tam bir aksiyon potansiyeli ortaya çıkar. zarın bu değişimin meydana geldigi kısmına komşu zar bölgelerini de uyarır ve bu yerlerde de aksiyon potansiyeli meydana getirir. aksiyon potansiyeli de ortaya çıkmaz. Şekil 8. Bunların en sonda Na-K ATPaz ile enerji harcayarak düzeltilmesi sağlanacaktır) Eğer daha fazla negatif hale gelirse bu duruma ise hiperpolarizasyon denir. nöronun hücre zarındaki iyon değişimidir. oluşan aksiyon potansiyelini iletebilme yeteneğine de sahiptir. Aksiyon potansiyeli Aksiyon potansiyelinin sebebi. Yani –55 mV eşik değerdir.Aksiyon potansiyeli ise nöron bir bilgiyi bir başka hücreye iletirken nöronda ne olduğunu gösterir. Uyarılabilir bir hücrenin zarında aksiyon potansiyeli meydana gelirse. buna “ya hep ya hiç” prensibi denir (Şekil 8). Yani. Depolarizasyon akımı –55 mV’a ulaşınca bir aksiyon potansiyeli oluşur ve birden +35 mV ‘a kadar yükselir. Uyarı önce sodyum kanallarının açılmasını sağlar.

Sinir hücresinin temel işlevi. ışık. Şekil 9. Sinir sistemi gerek iç ortamdaki gerekse dış ortamdaki değişiklikleri reseptör adı verilen özelleşmiş yapılar aracılığı ile algılar. Schwann hücresi bu liflerden bazısında miyelin kılıf oluşturmuştur. Bu işlem sodyum-potasyum pompası tarafından gerçekleştirilir. 139 . Periferik sinir sistemi ise santral sinir sistemi ile vücudun diğer kısımları arasında haberleşmeyi sağlayan sinir lifi demetleridir. Diğer bir deyişle sinir sisteminin reseptörleri çeşitli enerji tiplerini (mekanik. Periferik Sinir Sistemi Sinir sistemi endokrin sistemle birlikte vücuttaki kontrol fonksiyonlarının büyük kısmının organizasyonunu üstlenmiştir. nöronlar ile bağlantıları vardır ve belli uyaranlara karşı özelleşmiş yapılardır.. Periferik sinir sistemi ise reseptörler aracılığı ile iç ve dış ortamdan aldığı bilgileri merkeze. Sinir sistemi fonksiyon ve anatomik açıdan Merkezi Sinir Sistemi ve Periferik Sinir Sistemi olarak iki bölüme ayrılır. Periferik sinir sistemini oluşturan sinir liflerinin çevresinde bulunan schwann hücresi vardır. merkezin emirlerini ise bu emirler doğrultusunda yanıtı oluşturacak organa (effektör organ) götüren sistemdir.Hücrenin uyarılabilirliğinin devamı için bu ilk baştaki gradiyentlerin metabolik enerji kullanılarak yeniden oluşturulması gerekir.) sinir hücresinde aksiyon potansiyeline dönüştüren bir dönüştürücü görevi yapmaktadırlar (Şekil 9). ısı. Kas hücresinde de bu hücrenin temel işlevi olan kasılmasının ortaya çıkması kas hücresi zarında aksiyon potansiyelinin oluşmasına bağlıdır. Sinir sistemi reseptörlerinin. oluşan ve iletilen aksiyon potansiyelleri aracılığı ile organizmanin çesitli bölümleri arasındaki bilgi alışverişini sağlamaktır.. hızla değişen viseral olayları ve bazı endokrin bezlerin sekresyon hızlarını kontrol eder. Genel olarak sinir sistemi vücutta kas kontraksiyonları. Merkezi Sinir Sistemi (MSS) iç ve dış ortamdaki değişikliklere ne gibi yanıtların oluşturulacağı yönünde değerlendirmeyi yapan ve kararı veren bölümdür. Sinir sistemi. ses dalgaları gibi.

'ye kadar değişebilir. diğer bir nörona aktarılmasında aracılık eden kimyasal moleküller bulunmaktadır. Dendritler ve soma impulsun doğduğu yer. Aksonda veziküller içinde nörotransmitter olarak tanımlanan ve bir nöronda aksiyon potansiyeli olarak taşınan bilginin. gövdedeki organellerde yapılan çeşitli maddeler aksona. uyarılabilme ve uyarıları iletebilme özelliğine sahiplerdir (Şekil 11). uyarıyı taşıdıkları yöne bağlı olarak akson ve dendrit olmak üzere ikiye ayrılırlar. 140 . 1. akson ise uyarıyı hücre gövdesinden alıp uzağa taşımaktadır. 2. Nöronlar: Sinir Sistemi Hücreleri Nöronlar elektrokimyasal bir işlemle bilgi taşımak için için özelleşmiş hücrelerdir. Nöritler sitoplazmik uzantılar olup hücre zarı ile çevrilidirler. hatta sonlanmalarına doğru taşınmalıdır ki buna akson transportu adı verilir. Nöritler. Dendritler bir ve birden fazla sayıda olabilirken her sinir hücresinin bir adet aksonu bulunur ve aksonların uzunluğu birkaç mikrondan 1m. aksiyon potansiyelini oluşturup iletme işi bu hücrelerdedir. nükleus. Nöronlar. Bu nöronlar tarafından salgılanan nörotransmitter asetilkolindir (Şekil 10). aksiyon potansiyeli oluşturup iletme işine katılmazlar. Somatik Sistem: İskelet kaslarımıza kasılma emirlerini götürerek nöronların gövdesi beyin sapı veya medulla spinaliste bulunur. akson ise iletildiği yer olmaktadır. sitoplazma ve hücre organellerini içeren bir hücre gövdesi (soma) ile bu hücre gövdesinden çıkan ve nörit adı verilen uzantılardan oluşur.Periferik Sinir Sistemi fonksiyon yönünden somatik ve otonom olmak üzere iki bölüme ayrılır. Refleks arkı Sinir sisteminde hücreler iki büyük grupta toplanmaktadır. Glia (destek) hücreleri: Nöronlara destek görevi yapan hücreler olup. Nöronlar: Sinir sisteminin esas fonksiyonunu yapan hücreler olup. Bütün nöronlar. Dendritler uyarıyı hücre gövdesine doğru. Aksonun yapı ve işlevini sürdürebilmesi için. Şekil 10.

motor nöronlar (eferent nöronlar) sinyalleri merkezi sinir sisteminden efektör organa (kas ya da bez) iletir. Bu nöronlar algılama.Şekil 11. Şekil 12. ara nöronlar (internöronlar) ise merkezi sinir sistemi içerisinde duysal ve motor nöronlar arasındaki bağlantıyı kurar (Şekil 12). Nöron Nöronlar işlevlerine göre 3 sınıfa ayrılabilirler: Duysal nöronlar (aferent nöronlar) vücudun doku veya organlarından çeşitli bilgileri merkezi sinir sistemine taşırken. Duysal ve motor nöronlar 141 . bellek ve davranışın organizasyonu için gereklidir.

aksiyon potansiyeli tarafından etkinleştirilebilen kasılabilir yapılar içerir. bir nöronun aksonunun (presinaptik nöron) diğer bir nöronun (postsinaptik nöron) soması. 1. (Şekil 13). Sinaptik ileti KAS Kas hücreleri de. Düz kas 142 . Şekil 13. sinir hücreleri gibi kimyasal. Kalp kası 3. dendritleri veya aksonu ile yaptığı özel bağlantı bölgeleridir. Sinaps. elektriksel ve mekanik olarak uyarılma özelliğine sahiptir. aktarılan bu bilgiyi alarak uzağa taşınmasını sağlayan nörona ise postsinaptik nöron adı verilir. kasılmayı sağlayan aktin ve miyozin proteinlerinden bol miktarda bulunmaktadır. Aktin bağlayan bir protein olan miyozin. Kas hücrelerinde. Sinir hücrelerinden farklı olarak kas hücreleri. Genellikle sinapslar bir nöronun aksonu ile diğer bir nöronun dendritleri (%80-95) arasında meydana gelmektedir. İskelet kası 2. iletiye de sinaptik ileti adı verilmektedir. Adenozin Trifosfat (ATP) hidrolizi ile elde ettiği enerjiyi. hücre zarı boyunca yayılabilen aksiyon potansiyeli oluşturur. Başka bir tanımla sinaps.Sinaps Nöronların birbirlerine bilgi aktarımı yaptıkları bölgelere sinaps bölgeleri. Sinapsa bilginin getirildiği nörona presinaptik nöron. Bu hücreler uyarıldıklarında. Kaslar genel olarak 3 tipe ayrılır. bir hücre grubunun diğer hücre grubu üzerinde hareketine çevirir ve böylece moleküler bir motor olarak görev görür (Şekil 14). bir nöronun diğerinin aktivitesini değiştirdiği yerdir.

miyozin. Bu yapılar. yani uç sarnıcından Ca2+ salınmasını tetikler. troponin C ise kasılmayı başlatan Ca2+ için bağlanma noktaları içerir.Şekil 14. T sistemi sayesinde kas lifindeki bütün lifçiklere yayılır. aynen nöronların sinir sisteminin yapı taşları olması gibi. troponin molekülünün diğer kısımlarını. iskelet kasının bilinen çizgili görüntüsünü sağlamaktadır. tropomiyozin molekülüne bağlarken troponin I. Aksiyon potansiyeli. uyarılma-kasılma keneti (eksitasyon-kontraksiyon bağıntısı) denilir. elektron mikroskobunda vezikül ve tübüller şeklinde zarsı yapılardan kurulu çatılar tarafından çevrili şekilde görülür. birbirinden bağımsız kas liflerinden oluşmuştur. Troponin T. belli aralıklarla yerleşmiş küçük globüler yapılardır. Bu kas liflerine. (Şekil 16). tek bir kas hücresinden oluşmuştur. miyozinin aktin ile etkileşimini inhibe eder. iskelet sisteminin yapı taşları da denilebilir. sarkoplazmik retikulumun T sistemine bitişik yan keselerinden. Her kas lifi. Kasılmanın Moleküler Temeli: Kas lifinin depolarize olması ile başlayan kasılma sürecine. Kas lifleri. Çapraz bağlı çizgilerin farklı bölümleri çeşitli harfler ile adlandırılmıştır. Sarkotübüler Sistem: Kas lifleri. tropomiyozin molekülleri boyunca bulunan. kırıcılık indekslerinin farklılıklar göstermesi. Kas ve Genel Yapısı 1. bir T sistemi ile bir Sarkoplazmik Retikulum’dan oluşan sarkotübüler sistemi oluşturur. Troponin molekülleri. Tropomiyozin molekülleri. aktin molekülünün iki zinciri arasındaki oluğa yerleşmiş uzun filamanlardır. İskelet kasının kasılabilmesi. Kas Çizgileri: Kas lifinin değişik kısımlarında. İskelet Kası İskelet kası. Filamanlar ise kasılabilir proteinlerden yapılmıştır. kas hücresinin hücre zarına sarkolemma adı verilir. 143 . İki Z çizgisi arasında kalan alan sarkomer olarak adlandırılır (Şekil 15). Ca2+ kasılmayı başlatır (Şekil 17). tropomiyozin ve troponin proteinleri sayesinde olmaktadır. Aksiyon potansiyeli. aktin. birbirinden ayrı filamanlara bölünebilen miyofibrillerden oluşur.

fakat uzun süre 144 . Bu kavşaklar. hücre-hücre yapışmasını sürdürerek lifler arasında güçlü bir birlik sağlar. Kalbin iskelet kasına göre daha uzun süre kasılı kalması (uzun plato) yavaş açılan. Kalp Kası Kalp kasının çizgileri. Z çizgileri hizasında interkale diskler görülür. iskelet kasındakilerle benzer ve Z çizgileri bulunur.Şekil 15. Bu kavşaklar. Kas Çizgileri ve Onları Oluşturan Yapılar 2. uyarımın bir kas lifinden diğerine yayılması için düşük dirençli köprüler oluşturur. kalp kasının sanki bir sinsisyum gibi işlev görmesini sağlar. Bunlar.

voltaja bağımlı Ca2+ kanallarına bağlıdır. Yani gelişen gerim. Şekil 16. bir tepe noktasına kadar diastolik hacimdeki artışa koşut olarak kalbin kasılma gücü artar (Kalbin Frank-Starling Yasası). gelişen total gerimle orantılıdır. Vücutta liflerin başlangıç boyu. Sarkotübüler Sistem 145 . kalbin diastol evresindeki dolma derecesi tarafından belirlenir ve ventrikülde gelişen basınç.açık kalan.

Düz Kas: Ancak. Düz kaslar ise çoğunlukla iç organın duvarında bulunur. düz kas homojen tek bir kategoriden oluşmaz. Kalp kası da iskelet kası gibi çapraz çizgiler içerir ancak. İskelet kasının lifleri arasında anatomik ve işlevsel bağlantı yoktur ve genelde istemli olarak kasılır. kalp kası işlevsel olarak bir sinsisyum (ağ şeklinde bağlantı sistemi) oluşturur. Kasılmanın Moleküler Temeli 3. İskelet kası vücut kaslarının en büyük kısmını oluşturmaktadır. 146 . Düz kasta tropomiyozin varsa da. İskelet kası oldukça iyi gelişmiş çapraz çizgiler içerir ve normalde sinirsel uyarı yoksa kasılmaz. Düz kasta sarkoplazmik retikulum vardır fakat çok az gelişmiştir. görüldüğü kadarıyla troponin bulunmaz.Şekil 17.

Asit-Baz Dengesi: Bir yandan oluşan asit ve bazları tamponlarken (bikarbonat. en küçük bir hücreye kadar gidebilmesine olanak sağlar. 2. ürik asit. Bu sistem. kreatinin) boşaltım organlarına iletilir. bizi dış düşmanlara karşı koruyan farklı işlevlere sahip. 5. O2-CO2’in akciğerler-doku arasında eritrositlerin içerisindeki hemoglobin sayesinde iletilir. Plazma adı verilen sıvı ortamda süspansiyon halinde dağılmış bir takım hücresel elemanlar içeren. KAN FİZYOLOJİSİ Kan Sıvısının Genel Özellikleri Tanım olarak KAN. Beslenme: Sindirim sisteminden yapı taşlarına ayrılmış olarak emilen besin maddelerini (glikoz. Yetişkin bir insanda 5 litre kadar bulunan bu sıvı. bir kesiğe ya da yaraya kalabalık gruplar halinde yığılarak kanamayı engelleyen hücrelerdir. Yaşam veren ve koruyan bu sıvı. Kanımız ayrıca farklı sınıflara ayrılmış güçlü bir ordunun askerleriyle de doludur. fosfat. kollarımızın içinde görebildiğimiz damarlar. kanın vücudun her yerine. tüm dokularımızdaki hücrelere gereksinim duydukları besinleri de taşımaktadır. kalp tarafından karmaşık bir atar ve toplardamar sistemi içinde dolaştırılır. Yetişkin bir insanın vücudundaki tüm damarları uç uca eklesek elde edeceğimiz uzunluk en az 160. Ellerimizin üzerinde. Kanımızdaki kalabalık bir “işçi ordusu”. Osmotik Düzenleme: Organizmanın su ve tuz dengesinin korunmasını sağlar. büyük bir kılcal damarlar ağıyla (kapiller) dokulara dağılmaktadır. organizmada damar sisteminin içini dolduran ve kalbin yardımıyla da tüm vücudu dolaşan sıvı bir dokudur. yalnızca dokularımız ve organlarımızın gereksinim duyduğu oksijeni taşımakla ve vücudumuzu metabolizma artıklarından arındırmakla kalmaz. Üzerlerindeki reseptörler sayesinde vücuda giren istilacıları belirleyip bu bilgileri hafızalarında tutan akyuvarlar (lökositler) ve benzeri savunma hücreleri. Ana damarlarla taşınan kan. Atılım: Dokularda ortaya çıkan metabolik atık maddeler (üre. Termoregülasyon: Taşıdığı su aracılığıyla vücut sıcaklığının belirli sınırlar dahilinde tutulmasına katkıda bulunur. bedenimizde dolanan kan damar sisteminde tam bir tur attığında dünyayı 4 kez dolaşmış kadar yol almaktadır. 4. yağ asitleri) ihtiyacı olan dokulara ulaştırılır. aslında bu karmaşık sistemin önemsiz bir bölümüdür. 3. dokulara ileten kırmızı kan hücreleridir (alyuvarlar. Kan vücut ağırlığının ortalama % 8’ini oluşturan (70 kg’lık bir insanda 5-6 L) sıvı bir dokudur. protein ve hemoglobin ile) diğer yandan bunları organizmadan uzaklaştırabilmektedir. 6.000 km olurdu. farklı türden hücreleri de içinde taşımaktadır. eritrositler). içindeki hemoglobin molekülü sayesinde oksijeni. yabancı organizmaları yutarak (fagositoz) ya da taşıdıkları çeşitli silahlarla yok ederek organizmayı zararlı etkenlere karşı korurlar. Bir başka deyişle. 147 . Solunum (O2-CO2 Değişimi): Ağırlıklı olarak eritrositlerin görevidir. Kanın Başlıca Görevleri: 1.2. amino asitler. Kandaki acil ilk yardım ekipleriyle “pıhtı pulcukları” ya da trombosit olarak adlandırılan. Bu sıvı dokunun ve kanın içindeki hücrelerin esnek yapılarının özellikleri ve damar sisteminin en küçük alanlara kadar yayılan yapısı.

Arteryel kanda oksijen fazla. venöz kanda ise oksijen az. Haberleşme: Hormonları taşıyarak dokular arası iletişimin sağlanmasına aracılık eder. Hematokrit 148 . pıhtılaşmasına fırsat verilmeden veya pıhtılaşmasını önleyen birtakım maddelerin ilavesinden sonra.7. antitoksinler ve lizinler gibi maddeler aracılığıyla vücudun yabancı maddelere karşı savunmasının önemli bir bileşenini oluşturur. Bu durumda üstte kalan sıvı ise plazmayı oluşturur ve kanın % 54-56’sı kadardır. 8. İnterstiyel Sıvı Hacminin Kontrolü: Plazma proteinlerinin oluşturduğu osmotik çekim gücü (kolloid osmotik basıncı-onkotik basınç) ile kapillerin arteryel ucundan filtrasyon ile interstisyel sahaya geçen sıvının venöz tarafta yeniden intravasküler kompartmana geçmesini sağlar. Kanın özgül ağırlığı 1050-1060 arasındadır. Yukarıda sayılan bütün bu görevlerin esas amacı organizmada homeostasis’in korunmasıdır. bunun yanında antikorlar. Toplanan bu kan hücreleri kanın hematokrit (hct) değerini verir ve normalde kanın % 44-46’sından ibarettir (Şekil 1). Kırmızı rengi eritrositlerde bulunan. Savunma: Fagositoz yapan veya salgılarıyla savunma yapan hücresel elemanlar. Hematokrit için kan hücrelerinin total kana oranıdır denebilir. demir içeren ve oksijen bağlayan hemoglobin (Hb) verir. Özgül Ağırlık (Dansite): Saf suyun özgül ağırlığı 1000 olarak kabul edilir. 10. damardan bir tüpe alınarak. renk koyudur (vişne kırmızısı). Hemostaz: İçerisinde bulundurduğu pıhtılaşma faktörleri yoluyla yaralanmalar sonucunda ortaya çıkabilecek kan kayıplarını önlemeye çalışır. Şekil 1. belirli bir süre santrifüj edilirse içerdiği hücresel elemanların tüpün dibinde toplandığı görülür. Renk: Kanın rengi kızmızıdır. Plazma: Kan. 9. renk açıktır (kiraz kırmızısı).

Fruktoz ve galaktoz daha sonra karaciğerde glikoza çevrilir.5. kandaki tüm hücresel elemanların tek başına % 95’den fazlasını oluşturmaktadır. geri kalanı fruktoz ve galaktoz olarak kana geçer. globulin ve fibrinojendir. ya da albumin % 2.5 kadarını eritrositler geri kalan 3 litresini ise plazma oluşturur. Bu basınç. kapillerde suyu damar içerisinde tutan ve venöz uçta interstisyel sahadan tekrar damar içine dönüşünü sağlayan gücü oluşturur.5 x 0. Lipidler. kreatinin.5 g/dl. Plazma proteinleri: Toplam = % 7 g/dl Albumin = % 4. β2. başlıca albumin. Globin = % 2. 3. Eritrositlerin kendilerinin etkisi ise daha azdır. α2. enzimler. Fibrinojen = % 0. Pıhtılaşması engellenerek özel bir tüpe alınan kanın hücrelerinin çökmesine sedimentasyon denir. Fibrinojen pıhtılaşmada görev alır. Sedimentasyon hızı üzerinde başlıca etken bir takım plazma faktörleridir. 2.Kandaki organik maddeleri şu şekilde sıralayabiliriz: 1.3 g/dl. Karbonhidratlar. Sedimentasyon: Eritrositler. Kadında 0-16 mm/sa’dir. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ise şeker hastalığı (diabet) söz konusudur. amonyak ve amino asitler. 4. Ayrıca teşhisi konmuş hastalıkların tedaviye cevabının izlenmesinde kullanılır.5 g. Total protein miktarı % 5. 149 . Globulinlerin de albumine benzer taşıyıcılık görevi vardır. yağ asitleri. üre. Normal sedimentasyon değerleri Yeni doğanda 0-1 mm/sa. Erkekte 0-8 mm/sa.5 g/dl.5 g altına düştüğünde onkotik basınçta meydana gelen düşme sonucu sıvının venöz uçta kapillere dönmemesi sonucu ödemler oluşur. Albumin birçok madde için taşıma görevi görür. Onkotik Basınç: Plazma proteinlerinin oluşturduğu osmotik basınç (≈ 25 mmHg) kolloid osmotik basıncı veya onkotik basınç olarak adlandırılır. hormonlar ve bazı ilaçlar kanda albumine bağlanarak gerekli yerlere taşınır. Proteinler. amino asitler. Plazmanın % 90-92’si sudan ibarettir.5 litre kan hacminin 5.45 = 2. Çeşitli metaller. glikoz ve laktik asit. 5. Bir de non-protein azotlu maddeler vardır. Yağlar ve Lipidler: Yağlar genel olarak sindirim sisteminden yağ asidi ve gliserol emilir. ksantin. ürik asit. Onkotik basıncın % 70-80’inden tek başına albumin sorumludur. Çeşitli iç salgılar (hormonlar) ve enzimler. Fibrinojenin uzaklaştırılmış olduğu plazma ise serum (pıhtılaşma faktörleri olmayan plazma) olarak adlandırılır. kolesterol ve nötral yağlar (trigliserid). Lökositler ve trombositlerin hematokrite katkısı ihmal edilebilecek boyutlardadır. Ancak aralarından γ-globulinler aynı zamanda immunoglobin (lg) olarak da bilinir ve organizmanın bağışıklık sisteminde rol oynar (α1. hipoksantin. Klinikte hastalığın çeşidi ve cinsi hakkında doğrudan bilgi vermese de ileri tetkik için fikir veren yönlendirici bir tanı metodudur. Sedimentasyon doku harabiyeti ile seyreden birçok hastalıkta artar. Bu çöken kanın üstünde oluşan plazma tabakasının saatlik ilerleme hızı kısaca eritrositlerin çökme hızı olarak ifade edilebilen sedimentasyon hızı diye bilinir. β1. Plazma Karbonhidratları: Sindirim sisteminde karbonhidratların % 80’i glikoz. fosfolipid. γ). Glikozun normal düzeyi % 70-110 mg’dır. fosfor.

Kan hücrelerinin oluşumu ERİTROSİTLER – ALVUYARLAR Sayıları en yüksek olan kan hücresidir. yaşlılıkta. menstruasyon sırasında. ancak membranlarının esnekliği sayesinde kolayca şekil değiştirerek. İki taraflı olarak ortadan çökük (bikonkav) disk şeklinde görülürler. kırmızı kan hücreleri). egsersiz ve yemeklerden sonra fizyolojik olarak artar. Yaklaşık 7 µ çapında olan eritrositlerin boyutlarının bu küçüklüğü ve özel şekilleri nedeniyle yüzey-hacim oranı çok yüksektir.5 milyon civarındadır. Hemoglobin (Hb) yapısında 4 tane globin protein vardır. Her bir globin zincirine bir tane Fe+2 taşıyan bir hem molekülü bağlanmaktadır. lökositler (akyuvarlar. Kanın Hücresel Elemanları Kanın plazma haricinde kalan ve % 44-46’lık hematokrit değerinde sorumlu olan kan hücreleri eritrositler (alyuvarlar. 150 .5-5. son derece dar kapiller damarlardan geçebilmektedirler (Şekil 3). buradan aldıkları CO2’yi ise akciğere taşırlar. Sonuç olarak 4 Globin (2α2β) + 4 Fe+2 = 1 Hemoglobin’i oluşturur.Fizyolojik Sedimentasyon Artışları: Sedimentasyon gebelikte. Şekil 2. Akciğerden aldıkları O2’yi dokulara. beyaz kan hücreleri) ve trombositlerdir (kan pulcukları) (Şekil 2). dolayısıyla eritrosit membranından oksijen-karbondioksit difüzyonu oldukça hızlı olabilmektedir. Bu sayı mm3’te 4.

Methemoglobinemi. O2 bağlamış olan Hb’dir. Karbaminohemoglobin. CO2 bağlamış olan Hb’dir. Eritrositin görünümü Şekil 4.Her biri hem molekülü. Bu durum Hb’nin yapısındaki +2 değerli demirin +3 değerli demire yükseltgenmesiyle karakterizedir ve bu şekilde oluşan methemoglobin (met-Hb) O2 bağlama yeteneğinden yoksundur. Şekil 3. Hemoglobin ve yapısında bulunan hem ve globin molekülleri. Karbonmonoksihemoglobin. Hb’in CO’ya ilgisi O2’ye olan ilgisinden 250 kat fazladır. Hemoglobin Bileşikleri: Oksihemoglobin. 151 . oksijen molekülünü asıl bağlayan eleman olan bir Fe+2 atomu içerir (Şekil 4).

Hipoksi etkisiyle eritropoetin adı verilen glikoprotein tabiatlı bir hormon salgılanır. Hb’nin oksijen satürasyonu.Eritrosit Yapımı (Eritropoez): Doğumdan önce karaciğerde sentezlenen eritrositler. lipidler. eritrosit yapım hızını etkiler. doğumdan sonra kemik iliğinde yapılmaya devam eder. folik asit. Hem molekülünün yıkımı 152 . Oluşan bilurubin karaciğerde glukuronik asit ile konjuge edilerek bilurubin diglukuronat konjuge bilurubin. Şekil 5. demir ve bazı büyüme faktörleri gibi. Oluşan biliverdin ikinci aşamada bilurubine çevrilir (nonkonjuge bilurubin. amino asitler. Kan akımı. Ancak bu faktörlerin hiçbiri yapım hızını düzenleyen sinyali oluşturmaz. direkt bilurubin) lahine getirilir (Şekil 5). Aslında yalnızca eritrositlerin değil. dokuların oksijen gereksinimine göre düzenlenmektedir. Hb’nin oksijene olan afinitesine bağlıdır. tüm kan hücrelerinin sentez yeri kemik iliği ve stem cell (kök hücre)dir. Kanın Hb konsantrasyonu.özellikle dalakta olmak üzere – kapiller damarlardan geçerken. Eritropoez’in Düzenlenmesi: Eritrosit yapımı için bazı besinler gereklidir. karbonhidratlar. sürtünmeye dayanamayarak yırtılırlar. Parçalanan eritrositlerden açığa çıkan Hb’nin hem’i biliverdin. Eritrosit yapımını uyaran başlıca etken dokularda oksijenin azalması anlamına gelen hipoksidir. vitamin B12. indirekt bilurubin). Yapım. Dokuların oksijen donanımı ise. Eritrositlerin Haraplanması: Yaşlanan eritrositlerin membranı elastik yapısını kaybeder ve . Dokulardaki oksijen basıncı ve dokuların oksijen donanımı ile tüketimi arasındaki oran. demir ve CO’ya çevrilir.

Vitamin. Apotransferrin ince bağırsakta serbest demir ve bazı demir bileşikleri ile bağlanır. Bu işlemden sonra demir bağlanmış apotransferrin transferin olarak adlandırılır. Talasemi (Akdeniz Anemisi): Hemoglobindeki bir polipeptid zincir eksikliği ile oluşur. Membran bozukluğu ve enzim eksikliği B12 veya Folik Asit Eksikliği: B12 vitamini ve folik asit hem DNA. Sonuç olarak. α zincirinin olmaması α-talasemi. DNA sentezi bozukluğuna bağlı anemiler: B12 vitamini veya Folik asit eksikliği eksikliği 2. B12 ve folik asit eksikliğinde hücre büyür ama bölünemez. β zincirin olmaması β-talasemi olarak isimlendirilir.ANEMİ Eritrosit sayısının veya hemoglobin miktarının normalden düşük olması halidir. Hem sentezi bozukluğu: Fe eksikliği 3. Eritrosit membranında yalnız A aglütinojeni bulunduranlar A kan grubu. Anemilerin Sınıflandırılması: 1. Kanda bulunan fazla demir ise apoferritin ile birleştirilerek ferritin şeklinde depolanır. Bunlar A-B-O ve Rh sistemi antijenleridir. Bu antijenlerin çoğu zayıftır. Demir en çok duodenum ve jejenumun ilk bölümü olmak üzere ince barsağın ilk kesiminden emilir. hem de RNA serisi için gereklidir. hem de B aglütinojenlerini bulunduranlar AB kan grubu. 3. Ferritin şeklinde depolanan bu demire depo demir adı verilir. Bu sınıflama ABO kan grubu sınıflaması olarak da bilinmektedir (Tablo I). Vücutta demir miktarı apoferritin depo havuzunu aşacak miktarda olduğu zaman hemosiderin adlı çözülmeyen formda depo edilir. 4. Değişen. Hemosiderinin aşırı çoğalması ile hemokromatoz denen patolojik durum oluşur. İki grup antijen diğerlerine göre daha sıklıkla kan trasfüzyon reaksiyonlarına yol açarlar. bu nedenle megaloblastik anemi olarak adlandırılır. Ancak anemili kişi egrzersize başlarsa kalbi bu durum karşısında daha fazla kan pompalayamayacaktır. 4. özellikle membranlarında bulunan her biri antijen antikor etkileşimlerine yol onlarca adet antijendir. Normal erişkin Hb’i 2 α ve 2 de β polipeptid zincirinden meydanla gelen HbA’dır. hangi ırktan olursa olsun tüm insanlarda aynıdır. Globin sentezi eksikliği: Globin zincirini kodlayan gen de yanlış kodlama (orak hücreli anemi) veya Globin zincirini kodlaya genin olmaması (talasemi). Hem A. ne de B aglütinojenlerini bulundurmayanlar ise O kan grubu olarak kabul edilmiştir. Yalnız B aglütinojeni bulunduranlar B kan grubu. 1. 2. Kanın azalmış oksijen taşıma kapasitesine rağmen kan akım hızı artarak dokuların ihtiyacı olan oksijeni bırakabilir. Demir Metabolizmasi ve Eksikliği Demir eksikliğine bağlı hipokrom mikrositer anemi gelişir. ciddi doku hipoksisine bağlı akut kalp yetmezliği gelişebilir. 153 . Kan Grupları Eritrositler şekil olarak. Eritrosite antijenik özellik kazandıran bu maddelere aglütinojen adı verilmiştir. egzersiz sırasında dokunun oksijen gereksinimi çok artacağından dolayı. Ne A.

AB kan grubundaki insanlar hem A. ABO kan grubu sistemi Kan Grubu A B AB O Antijen(aglütinoje n) A Var Yok Var Yok B Yok Var Var Yok Antikor(aglütini n) AntiA Yok Var Yok Var AntiB Var Yok Yok Var Bu aglütinojenlere karşı reaksiyon gösteren antikorlar ise plazmada doğal olarak bulunmaktadır ki bunlara da aglütinin denir. Genellikle ilk gebelikte oluşan antikorlar ya çok fazla değildir ve çocuğa tam zarar veremezler ya da çocuğa gebelik süresinde değil de doğum sırasında geçer ve çocukta herhangi bir hastalık olmaz. Oluşan bu antikorlar da tekrar çocuğa geçer ve çocuğun eritrositlerinde aglütinasyon ve hemolize neden olabilir. Bu durumu önlemek için Rh (+) bir bebek doğuran Rh (-) bir anneye doğumdan sonraki 72 saat içerisinde Rh (+) eritrositlere karşı gamma globulinler verilebilir. Rh (+) bir babadan yine Rh (+) bir çocuğa hamile olduğunda söz konusu hale gelir. klinik uygulamada nadir de olsa problemlere yol açabilirler. Rh uyuşmazlığı: Rh (-) bir anne. A aglütinojenine karşı Anti-A. Genel olarak kişide bulunmayan aglütinojen hangisi ise. O grubu kişide ise her iki aglütinin bulunur. Bu durumda çocuğun Rh antijenleri anneye geçerse annenin kanında Anti-D antikorları oluşur. Eritrositlerin Rh antijeni taşıyanlar Rh (+). Anti-A aglütinini. Aglütinasyonu hemoliz takip eder ve eritrositler parçalanarak ölür. bu olaya da aglütinasyon adı verilir. Rh faktörü: Eritrosit membranında ABO kan grubu aglütinojenlerine ilave olarak bir de Rh antijeni önemlidir. bu durum eritroblastosis fetalis veya yeni doğanın hemolitik sarılığı olarak adlandırılır. Rh faktörüne karşı oluşan antikor Anti-D antikoru olarak da adlandırılır. fetüste bu bariyeri aşabilmekte beyin bazal gagliyonlarında toplanarak kernikterus olarak adlandırılan tehlikeli duruma neden olur. B aglütnojenine karşı ise Anti-B aglütinin vardır. B grubu kişinin plazmasında Anti-A aglütinini. Ya düşük olur ya da hemoliz nedeniyle çocuk sarılıklı doğabilir. Ancak anne ikinci kez yine Rh (+) bir çocuğa hamile kalırsa.Tablo I. bu saydığımız ABO ve Rh grupları dışındaki kan grupları. Bunun için kan tranfüzyonu yapılacağı zaman. plazmasında buna karşı antikor mevcuttur. annedeki antikorların sayısı artarak daha tehlikeli durumlara yol açabilir. Bilurubin pigmenti normal erişkinde kan-beyin bariyerini geçemezken. Cross-Matching: Genel olarak çok fazla etkin olmamakla birlikte. alıcı ile vericinin kanları bir deney tüpünde birleştirilerek aglütinasyon oluşup oluşmadığı 154 . A aglütinojenini taşıyan eritrositler ile karşılaşırsa bir anda çok sayıda eritrositi kendine bağlayarak kümeleşmesine neden olur. Buna göre A grubu kişinin plazmasında Anti-B aglütinini. taşımayanlar ise Rh (-) olarak sınıflanır. hem de B aglütinojenine sahip olduklarından plazmalarında aglütinin yoktur. İnsanların % 80’i Rh (+)’dir.

Bunlar da kendi içlerinde. Şekil 6. asit olarak boyanır ve kırmızı renk alır) ile bazofil (bazik boya ile koyu mavi olarak boyanır) şeklinde 3 alt gruba ayrılır (Şekil 6). bazofiller ve eozinofiller olarak üç gruba ayrılırlar.kontrol edilir ve ancak bundan sonra kan nakline başlanır. Bunlardan monositler miyeloid seriden gelişirken. Her üç granülosit tipinin de aktif olarak fagositos yapma yeteneği vardır ve bakteri. Vücudumuz her an ağız. parazit gibi mikroorganizmalarla bu yolla savaşım veriler. özgüllük. sitoplazmik granüllerinin boyanma özelliğine göre.Akyuvarlar Organizmanın kan hücreleri ile gerçekleştirdiği korunma mekanizmaları. Sayılarının 4000’in altına düşmesine lökopeni. bağışıklık sistemini oluşturmaktadır. lenfositler lenfoid seriden gelişen tek kan hücresidir. Sitoplazmalarının özel boyalarla boyanması sonunda beliren granüllerin bulunup bulunmamasına göre granülositler ve agranülositler diye ikiye alt gruba ayrılırlar. boşaltım organları veya deri yoluyla girebilecek bakteri. bunlarında en büyük kısmı nötrofillerden ibarettir. Normal sayıları mm3’te 4000-10000 kadardır. eozinofil (daha büyüktür. bellek ve kendinden olan/olmayanı tanıma özelliklerine sahip olur. Lenfosit ve monositlerin yer aldığı agranülositler ise tek çekirdekli oldukları için mononükleer lökositler olarak da isimlendirilir. Diğer hücreler lenfositlerin aktivasyonu. mantar. Lökosit alt grupları Granülositler Çok parçalı çekirdekleri vardır ve sitoplazmalarında belirgin granüller içerirler. Bağışık yanıt için gelişen hücrelerden sadece lenfositler çeşitlilik. Lökositler . İmmün 155 . Genellikle inflamasyon bölgesine giden ilk hücrelerdir. virüs. mantar. parazit gibi mikroorganizmaların tehdidi altındadır. Korumadan sorumlu başlıca hücreler de lökositlerdir. Nötrofiller: Dolaşımdaki tüm lökositlerin % 50-75’ini granülositler oluştururken. Makrofajlar gibi aktif fagostik hücreler olmakla birlikte savunmada makrofajlara göre daha etkin ve üst düzeyde rol alırlar. nötrofil (nötral boya ile pembe olarak boyanır). Bu teste cross-matching adı verilmektedir. Granüllerinin ve çekirdeklerinin boyanma özelliklerine göre kendi içlerinde nötrofiller. solunum. Lökositler eritrositlerden daha büyük çekirdekli hücrelerdir. 10000’in üzerine çıkmasına ise lökositoz adı verilir. fagositoz veya çeşitli moleküller salgılanması gibi yardımcı roller üstlenir.

heparin. fagositoz. İste monositlerin esas olgun hali bu makrofajlardır. bradikinin ve serotonin gibi moleküller barındırırlar. Makrofajlar her dokuda görülürken. Granüllerinin içeriği histamin. lenfositlerin fagositoz yeteneği yoktur. Eozinofiller ayrıca alerjik reaksiyonların olduğu dokularda toplanma eğilimindedir. bazofillerle birlikte alerji gelişiminde rol alır. inflamasyonun bulgularının oluşmasına neden olurlar. Bazofiller ayrıca bazı alerjik hastalıklarda da ana rol oynarlar. Bazofiller: Granülositler grubunun fagostik olmayan üyeleridir. 156 . Kemik iliğinden kaynaklanırlar. Olgunlaşıp eğitilen T ve B Lenfositler primer lenfoid organları terk ederek sekonder lenfoid organlara dağılırlar (Şekil 7).bileşiklerler uyarıldıkları zaman granüllerinde bulunan organizmaları sindirici ve öldürücü enzimlerini hücre dışına bırakırlar. Granülosit ve monositlerin aksine. Eozinofiller: Tıpkı nötrofiller gibi hareketli ve fagostik hücrelerdir. Lenfositler: Kandaki lökositlerin % 20-30’unu oluştururlar. T Lenfositler timusta olgunlaşarak bağışıklık yeteneklerini burada kazanırlarken B Lenfositler kemik iliğinde olgunlaşarak bağışıklık yeteneklerini burada kazanırlar. Parazitlere karşı savunmada özelleşmişlerdir. Makrofajların başlıca işlevleri. öldürme. bazı dokularda özel isimlerle anılırlar. antijenik materyali lenfositler başta olmak üzere diğer hücrelere sunarak tanıtma ve çeşitli uyarıcı moleküller salgılamadır. İnflamasyon esnasında bu molekülleri salarak. Dolaşımdaki lökositlerin %1-2’sini oluştururlar. Mast Hücreleri: Mast hücreleri. Monositler: Monositler damar hücrelerinin arasından interstisyel (hücrelerarası) sahaya geçerek burada doku makrofajlarını (histiyosit) oluştururlar.

bursa fabricius ya da memelilerde bunun yerini tutan kemik iliği. vücuda giren yabancı maddelere (antijen) karşı antikor veya immunoglobulinler de dediğimiz protein yapısındaki özel maddeleri sentezlerler. dalak.Şekil 7. bir kısmı B lenfositlerin antikor üretiminin düzenlenmesi ile ilgili vazifeler alırken. diğer bir bölümü antijenlerle doğrudan savaşabilecek yeteneğe sahiptir. B lenfositler. T lenfositler ise değişik görevlerle farklılaşmış olup. 157 . Bu nedenle T lenfositleri ile oluşan bağışıklığa hücresel bağışıklık adı verilirken. üreme) kanal duvarlarındaki lenf bezleridir. solunum. boşaltım. tonsiller ve (sindirim. B lenfositlerinin meydana getirdiği bağışıklık humoral bağışıklık olarak anılır. Lenfosit tipleri Primer (merkezi) lenfoid organlar: Lenfositlere immunolojik yeteneklerini kazandıran timus. Sekonder (periferik) lenfoid organlar: Lenf düğmeleri.

Lökosit formülü Çomak çekirdekli genç nötrofil Parçalı çekirdekli nötrofil Eozinofil Bazofil Lenfosit %1-2 %6070 %1-4 %0. tüberküloz gibi kronik hastalıklarda monositler çoğalmış olarak bulunur (Tablo II) Tablo II.5 %2030 Bağışıklık Mekanizmaları (İmmun Sistem) 158 . lenfosit veya lökositlerin kontrolsüz olarak çoğalması durumudur. viral enfeksiyonlarda lenfositler. alerjik hastalıklarda eozinofiller daha çok artar. Örneğin.Şekil 8. Bu şekilde nötrofil ve monositlerin yabancı maddenin zarar verdiği bölgeye doğru hareketine kemotaksis denir (Şekil 8). Lökosit hareketleri Lökositler. çeşitli salgılar yoluyla da yabancı maddeler ile savaşım verebilmektedirler. Ancak bunun yanında. bradikinin ve serotonin gibi maddeler açığa çıkar. işlevlerini başlıca fagositoz yoluyla yerine getirirler. bakteriyel enfeksiyonlarda granülositler ile genç lökosit şekilleri çoğalmış bulunur. Tahrip olan dokudan histamin. Lösemi: Halk arasında kan kanseri olarak da bilinen. Hastalıkların tanısında çok değerli ipuçları verebilir. Lökosit Formülü: Lökosit çeşitlerinin toplam lökosit populasyonuna oranını ifade eder.

koagülasyon ise kanın pıhtılaşması anlamına gelir. Trombosit membranı yüzeyindeki reseptörler aracılığıyla. damar zedelenmesi sonucu açığa çıkan kollajen moleküllerine hızla yapışır (adhezyon). Diğer trombositler de buraya gelerek birbirlerine yapışır ve trombosit kümeleri oluştururlar (agregasyon). Bundan sonra trombositler. Vücutta hemostaz ve koagülasyon mekanizmaları: Hemostaz kanamanın durdurulması. İmmunoglobulin (Ig)ler: IgG. bazen kişinin immun sistemindeki bir takım bozukluklar nedeniyle kendi dokularına karşı antikor oluşabilir. FIX eksikliği hemofili B). Bunlar antijenlere karşı organizmanın savunmasında görev alan antikorlardır. Bazı inanlarda kalıtsal olarak bazı pıhtılaşma faktörlerinin bulunmaması sonucu hemofili adı verilen hastalık bulunabilir (FVIII eksikliği hemofili A. Fibröz doku oluşumu ile damarın yeniden tamiri 5. IgA. Trombositler. yapılarında bulundurdukları aktomiyozin etkisiyle kasılarak içlerinde hapsolmuş plazmayı dışarı atar. Bu olaya otoimmunizasyon ya da otosensitizasyon adı verilirken. 3. Membranı yüzeyindeki reseptörler. IgE. Kişide trombosit sayısının yetersiz olması trombositopeni olarak adlandırılır. normal damar endoteline yapışmazken. Trombosit tıkacının oluşması. IgD. damar yaralanmalarında kanamanın durmasında (hemostaz) ve pıhtılaşmada (koagülasyon) görev alan hücrelerdir. Pıhtının oluşması (Şekil 9) 4. bu olay gerek endotel hücreleri gerekse trombositler tarafından salgılanan bir plazma proteini olan Von Willebran faktörü (vWF) tarafından kolaylaştırılır. normal damar endoteline yapışmazken. Damarın refleks olarak kasılarak büzülmesi (vazospazm) 2. böyle bir reaksiyonda otoantijenlere karşı oluşan otoantikorlardan bahsedilir. damar zedelenmesi sonucu açığa çıkan kollagen moleküllerine hızla yansır. Bir damar yaralandığı zaman kanamanın durdurulması ve o bölgenin tamiri için devreye giren mekanizmalar şu şekilde sıralanabilir 1. Fazla pıhtının eritilmesi (fibrinolizis) 159 .Plazma proteinlerinin ikinci büyük kısmını oluşturan globulinler arasından immunoglobulinler vücudun bağışıklık sisteminde önemli yer tutar. Otoimmunite: Bağışıklık normalde vücuda yabancı olan antijenik maddelere karşı gelişen bir olay iken. Trombositler Yine miyeloid serinin unipotent stem hücresinden kaynaklanan dev megakaryosit’lerden oluşurlar. Bu kişilerde deri altında kanamalar ve çürükler görülebilmektedir. Normal sayıları 150000 – 400000/mm3 civarındadır. Bu şekilde trombosit tıkacı oluşmuş olur. IgM. bu hastalar kolay kanarlar ve kanamanın durdurulması oldukça zordur. Bu protein hasarlı damar duvarı ile trombositler arasında bir köprü oluşturur. basit kılcal damar yaralanmalarında tek başına bu tıkaç kanamayı durdurmaya yeterli olabilmektedir.

Kızarıklık ve sıcaklığın nedeni deri damarlarındaki vazodilatasyon ve kan akımı artışıdır. Pıhtının eritilmesinden plazmin adlı enzim sorumludur. sıcaklık. İnflamasyon: Başlıca inflamasyon belirti ve bulguları kızarıklık. kalp. Bu inflamasyon sıvısında ilk saatlerde granülositler çoğunlukta iken. ağrı ve fonksiyon kaybı şeklinde sıralanmıştır. Trombozis: Damar içerisindeki anormal pıhtılaşma durumudur. alerjik reaksiyonlar. Fibrinolitik (Trombolitik) Sistem: Bunun için pıhtı oluştuktan bir müddet sonra bu pıhtıyı yeniden eritme yoluna gider. Bakteri ve virüs enfeksiyonları. Bunlardan pıhtılaşmayı oluşturma yönünde etkili olanlara koagülan. Damar içerisinde oluşan bu pıhtıya trombüs denir. sonra daha uzun ömürlü olan mononükleer hücreler (monositler. soğuk.Şekil 9. dolaşımda plazminojen olarak (inaktif halde) bulunur. pıhtılaşmayı durdurucu yönde etkili olanlara ise antikoagülan madde denir. marofajlar) artar. 160 . Hemostazis Kanda pıhtılaşma ile ilgili yaklaşık olarak 50 kadar madde bulunmuştur. o bölgedeki proteinden zengin plazmanın damar dışına sızmasıyla oluşur (ödem). sıcak ya da mekanik travmalar inflamasyona yol açabilir. Normalde kanda bu antikoagülan maddeler hakim olduğundan pıhtılaşma görülmez. akciğer damarlarında tıkanmalara da yol açabilir (emboli). Fibrinolitik sistem ile pıhtılaşma sistemi arasındaki dengenin bozulmasından kaynaklanır. 1) Protrombin aktivatörünün oluşumu 2) Protrombinden trombin oluşumu 3) Fibrinojenden fibrin oluşumu: Trombin de bir enzimdir ve plazmada inaktif olarak bulunan fibrinojen molekülünden fibrin iplikleri oluşturur. En önemli antikoagülan maddeler arasında antitrombin III ve heparin sayılabilir. Bazen trombüsten bir parça pıhtı koparak dolaşıma katılabilir ve beyin. Plazmin. Ancak bir yaralanma sonrasında pıhtılaşma oluşması gerektiği zaman başlıca üç aşamalı mekanizma söz konusu hale gelir. şişlik. Şişlik.

birincisi yalnızca iletici hava yolları olarak görev yapan ve terminal bronşiol olarak adlandırılan yapılarda sona eren bölüm. Şekil 1. bu özelliği ile de hücrelerde metabolizma sonucu oluşan CO2’yi atmosfer havasına verirken. atmosfer havasındaki O2’yi kana aktaran sistemimizdir. bronşlar. Bunlardan doku seviyesinde hücreler arasındaki O2-CO2 alış-verişi internal solunum veya iç solunum. Oksijen yetersizliğine en duyarlı organ beyin. bunun devamında sırasıyla farinks (yutak). bronşioller ve alveollerden oluşur (Şekil 1). Hava yolları trakea ile başlar ve dallanmalara uğrayarak akciğer içerisine doğru ilerler. 161 . SOLUNUM SİSTEMİ SOLUNUM SİSTEMİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ Solunum sistemi kan ile atmosfer havası arasında gaz değişimi yapabilecek şekilde özelleşmiş. Trakeadan sonraki ilk dallar bronşlar. Hücrelerin yaşamlarını sürdürebilmeleri yeterli oksijen alabilmelerine bağlıdır. larinks (gırtlak). buradan da O2 ile değişime uğramak üzere akciğerlere pompalanır. Solunum Sisteminin Fizyolojik Anatomisi: Burun ve ağız ile başlayan solunum sistemi. en dayanıklı doku ise iskelet kaslarıdır. Bu durumda organizmada O2CO2 değiş tokuşu iki kez karşımıza çıkmaktadır. Solunum organ ve yolları. Bronşlar ve bronşioller de işlevlerine göre iki alt başlıkta toplanabilir. boyları kısalır ve alveol adı verilen kapalı kesecikler ile sona ererler. Dokularda.3. trakea (soluk borusu). Dallanmalar sırasında çapları gittikçe daralır. Oluşan CO2 de kana difüze olarak venöz dönüş ile sağ kalbe gelir. bronşlardan sonraki daha dar bölümler ise bronşioller olarak adlandırılır. hücre seviyesinde oksijen tüketilir ve karbondioksit oluşur. ikincisi ise respiratuvar bronşiollerden başlayıp devam eden gaz değişiminin yapıldığı bölümdür (Şekil 2 ve 3). akciğerlerde kan ile atmosfer havası arasında olanı ise eksternal solunum ya da dış solunum olarak adlandırılır.

Hava yolları Şekil 3. Bir alveolün görünüşü 162 .Şekil 2.

Akciğerlerin Kan Dolaşımı: Sağ kalbe gelen CO2 ile doymuş kan. sakin solunum sırasındaki solunum olayında etkili olan kaslar. hatta imkansız hale gelir. akciğerler kollabe olur (büzüşür). Oysa ki havanın atmosferden alveole doğru akabilmesi için bir basınç farkı gerekmektedir. Akciğerlerin genişlemesiyle oluşan negatif basınç. böylece akciğerler göğüs duvarına doğru çekilerek atmosfer havası ile dolmaları sağlanır.Yüzey Gerilimi: Su molekülleri hava içinde birbirlerini çekip yaklaşma eğilimindedir. negatif basıncı ortadan kaldıracağı için. İnspirasyon aktif bir olaydır ve ancak bazı kasların kasılması ile sağlanabilir. Akciğer kollapsını önleyen intraplevral negatif basınç düzeyi –5 cmH2O kadardır. 163 . alveol içi basınç +1 cmH2O’ya çıkar ve aynı miktardaki hava bu sefer 2-3 sn içerisinde dışarı itilir (Şekil 4). Plevra boşluğundaki negatif basınç. bu şekilde yüzey gerilimini azaltmış olur. Dolayısıyla bazı erken doğum vakalarında sürfaktan tabakası yetersiz kalmış olabilir ve yenidoğanın sıkıntılı solunum sendromu ya da hiyalen membran hastalığı denen durum ortaya çıkar. pulmoner arterler yoluyla akciğerlere gönderilir. Pulmoner arterler. Bu durumda minimal alveol içi basınç –1 cmH2O olmalıdır. fetusta sürfaktan sentezi 6 veya 7’inci ayda başlar. Solunum Mekaniği Akciğerler ve içinde bulundukları göğüs kafesi elastik yapılardır. Herhangi bir nedenle (yaralanmalar.rectus abdomini rol alır. Soluk alma (inspirasyon) sırasında bazı kasların kasılması sonucu genişletilen göğüs kafesi yoluyla plevra boşluğundaki basınç daha da negatifleştirilmektedir. alveollerin yüzey geriliminin artmasıyla büzüşmelerine neden olur. bu basınç gradyenti akciğerlerin genişlemesi ile sağlanır. Akciğerler pasif organlardır. yani yüzey gerilimi vardır.) bu iki yaprağın arasına hava girmesi (pnömotoraks). Salgılanan sürfaktan alveol içindeki sıvı üzerine yayılır ve sıvının hava ile temasını keser. Hemen önlem alınmazsa ölüm ile sonçlanır. Akciğerlerde bir de bronşial dolaşım vardır ki bunlar alveoller dışındaki tüm akciğer dokusunu sular. m. Nefes alınmadığı sırada alveol içi basınç atmosfer basıncı ile eşittir. Alveollerdeki yüzey gerilimini azaltarak kollabe olmalarını (büzüşmelerini) engelleyen fosfolipid ve proteinden oluşan sürfaktan olarak adlandırılan bir salgı vardır. Bunlara primer solunum kasları denir (Şekil 5). diyafragma. kaburga kırıkları vb. Örneğin. Sürfaktan yetersizliği veya yokluğu ile seyreden bazı hastalıklar. Ekspirasyon sırasında ise. bronşiolleri takip ederek terminal bronşiollerin ucunda kapillere dönüşür ve alveolleri bir ağ gibi sarar. inspirasyon için gerekli 500 ml havayı ortalama 2 sn içerisinde içeri çeker. akciğer hastalıkları.skalenus’tur. Normal bir inspirasyonu takip eden ekspirasyon tamamen pasif bir olaydır. soluk verme (ekspirasyon) sırasında akciğerlerin göğüs duvarından daha fazla ayrılmasına izin vermez ve onları tekrar göğüs kafesine doğru çeker. aynı mekanizmanın ters yönde işlemesiyle. bu durumda alveollerin hava ile dolması zorlaşır. göğüs kafesine bağlı olarak genişleyip daralırlar. Ancak bazen karın kaslarının yardımıyla zorlamalı ekspirasyon da yapılabilir. Zorlu ekspirasyonda göğüs kafesini aşağıya çeken m.parasternal interkostalis (internus ile eksternus) ve m. Bunu sağlayan en önemli kas ise diyafragma’dır.interkostalis interni ve daha çok da m. Dik duran bir insanda.

2 . kadınlarda 0.7 Lt.RV): Zorlamalı bir ekspirasyondan sonra akciğerlerden çıkarılamayan ve burada kalan hava hacmidir. 500 ml kadardır. Göğüs kafesinin hareketi.TV): Normal şartlardaki her bir inspirasyonekspirasyon sırasında akciğerlere girip çıkan hava hacmidir. Erkeklerde 1. Bu akciğer hacimlerinin kendi aralarındaki formülasyonları ile de bazı akciğer kapasiteleri tanımlanmıştır: 164 . kadınlarda 1. İnspirasyon Yedek Hacmi (İnspiratuvar Reserv Volüm . kadardır. Ekspirasyon Yedek Hacmi (Ekspiratuvar Reserv Volüm . kadınlarda 1. zorlamalı bir inspirasyon ile akciğerlere alınabilen hava hacmidir. kadardır. zorlama ile akciğerlerden çıkarılabilen hava hacmidir. Akciğer Hacim Ve Kapasiteleri Solunum Hacmi (Tidal Volüm . Erkeklerde 3. Erkeklerde 1.1 Lt. Atmosfer basınç-intraalveoler basınca göre havanın akımı.Şekil 4.9 Lt. Şekil 5.ERV): Normal bir soluk verildikten sonra.3. kadardır. Artık Hacim (Rezidüel Volüm .IRV): Normal bir soluktan sonra.

165 . en derin inspirasyonla içeri alınabilen toplam hava miktarıdır. Spirometre denen özel aletler ile akciğer hacim ve kapasitelerinin ölçümü yapılarak çeşitli akciğer hastalıklarının tanı ve seyrinin takibinde kullanılmaktadır. (Şekil 6) Şekiller 6. Solunum membranının (Şekil 7) toplam kalınlığı 0. 5. 3. Bu membran: 1. sakin bir ekspirasyondan sonra akciğerlerde kalan hava miktarıdır. 2. derin bir inspirasyondan sonra atılabilen maksimum hava miktarıdır.Vital Kapasite (VK) = TV + İRV + ERV.6 µm’yi geçmez. Kapiller bazal membranı. Fonksiyonel Rezidüel Kapasite (FRK) = RV + ERV. 6. Alveol içi sıvısı ve sürfaktan tabakası. Alveol bazal membranı. Plazma şeklinde sıralanmıştır. 4. rezidüel hacim dahil akciğerlerin alabileceği toplam hava hacmidir. Akciğer hacim ve kapasitelerinin grafikte özeti. İnspirasyon Kapasitesi (İK) = TV + İRV. Dar bir interstisyel aralık. Gaz Alış-Verişi Akciğerlerde gaz alış-verişinin yapıldığı bölgelerde hava ile kanı birbirinden ayıran ince bir membran vardır. Alveollerin ince epiteli. Kapiller damarların ince endotel tabakası ve 7. Total Akciğer Kapasitesi (TAK) = VK + RV.

oksijenini hızla interstisyel sıvıya verir. Kapillerin arteryel ucuna bu 95 mmHg’lık oksijen basıncı ile gelen kan. Geri kalan %3’lük bölümü ise plazmada fiziksel olarak çözünmüş şekildedir. Oksijeni bağlamış hemoglobin oksihemoglobin olarak adlandırılır (HbO2). buraya gelen kapiller kanda bu oran yalnızca 40 mmHg’dır. dolayısıyla aradaki basınç farkı ile O2 kolayca kapillerden alveol içine difüze olur. Alveolün görünümü ve Solunumun difüzyon membranı Gazların Kanda Taşınması O2: Kandaki oksijenin %97’si eritrositler içerisinde hemoglobine bağlı olarak taşınır.Şekil 7. Dolaşımın hızlanması durumunda (vazodilatasyon gibi) doku seviyesine daha fazla O2 gelir ve interstisyel sıvıya geçen O2 miktarı da artar. Alveollerde pO2 104 mmHg iken. interstisyel sahadaki 40 mmHg’lık pO2 nedeniyle. Aynı zamanda hücre metabolizmasının hızlanması da O2 tüketimini arttıracağı için interstisyel sıvı pO2’sini düşürecek ve basınç farkının artması nedeniyle kandan daha fazla oksijen difüze olacaktır. 166 .

Genelde intrasellüler pCO2 46 mmHg. 5 mmHg’lık basınç gradyenti ile CO2 kandan alveole geçer (Şekil 8). Alveol-pulmoner kapiller ve doku-doku kapillerinde pO2 ve pCO2 Hücrelerde oluşan CO2 kana geçtiğinde önce eritrositler içine alınır. Bu 1 mmHg’lık basınç farkı. Hidrojen iyonları hemoglobine bağlanırken. Buna göre 104 mmHg’lık bir parsiyel basınç altında kanın oksijene olan doymuşluk oranı. interstisyel sahadan kana difüzyon sonucu venöz uçta 45 mmHg olarak interstisyel sıvı ile eşitlenir.şeklinde iyonlarına ayrışır. Bu ise hemen H+ ve HCO3. Bu iki değeri X ve Y eksenine yerleştirerek çizilen grafik ise oksijen disosiyasyon eğrisi olarak adlandırılır ve sigmoid bir eğri şeklinde bulunur. önce kapiller pCO2’nin düşük olmasından yararlanarak kana difüze olur. alveol içerisinde ise 40 mmHg kadardır.Satürasyon: Kandaki gazların ifadesi için kullanılan ‘parsiyel basınç’ dışında bir de doymuşluk anlamına gelen satürasyon vardır. bikarbonat iyonları plazmaya çıkar ve akciğerlere kadar taşınır. CO2: Oksijenin hücreler tarafından kullanılması sonucu açığa çıkan karbondioksit. CO2 + H2O ←karbonik anhidraz→ H2CO3 ←→ H+ + HCO3167 . Burada karbonik anhidraz enzimi ile suyla birleşerek H2CO3’ye (karbonik asit) dönüşür. Şekiller 8. Bu sırada CO2’nin O2’den 20 kat daha hızlı difüze olma yeteneğinden dolayı çok yüksek bir basınç farkına ihtiyaç yoktur. %94-98 kadardır. interstisyel alanda ise 45 mmHg kadardır. CO2’nin hücre içinden interstisyel sıvıya geçmesi için yeterlidir. yani satürasyonu. Akciğerlere gelen kanda pCO2 45 mmHg iken. Kapillerin arteriol ucuna 40 mmHg olarak gelen CO2.

Parsiyel karbondioksit basıncının 60-75 mmHg’ya çıkması ile hızlı ve derin solunum başlar (hiperventilasyon). Solunum Sistemi İle İlgili Diğer Kavramlar Hipoksi: Oksijen azlığı demektir. Metabolizmanın hızlandığı koşullarda CO2 birikmesi ve oksijen gereksinimin de artması. CO2’nin %70 taşınması bu yolla olmaktadır. 168 . normal soluk alıp verme otomatik sistemin görevidir. bikarbonat iyonlarının tekrar eritrosite girmesi şeklinde reaksiyon tersine döner.Kan akciğerlere gelince. uyku hali ve yarı koma durumu belirir. 3. 100-150 mmHg ise anestezi ve ölüm ortaya çıkar. Hiperkapni: Vücut sıvılarında karbondioksitin artmasıdır. bir yandan ise pH azalması solunum hızını artırır. 80-100 mmHg basınçta hareketlerde yavaşlama. Dispne: Solunumun zorlanması veya sıkıntılı solunum halidir. anlamına gelen taşipne (takipne). sonuçta su ile karbondioksit oluşur ve eksternal solunum yoluyla dışarı atılır. Çok az bir kısmı ise plazma proteinleri ile taşınır. Plazmada fiziksel olarak çözünmüş (erimiş) halde. Hava yollarına yabancı maddelerin girmesi öksürük ve aksırık gibi refleksleri uyarır. ancak sınırlıdır. solunumun derinliğinin artması demek olan hiperpne. Nedeni kanda oksihemoglobinin azalıp yerine deoksihemoglobinin (oksijeni alınmış hemoglobin) artışıdır. Solunumun Düzenlenmesi Solunumun kontrolü iki değişik sinirsel mekanizma tarafından sağlanır. Solunumun tamamen durması olayına ise apne adı verilmektedir. Medulla spinalisteki ventral grup nöronlarına çok yakın yerleşimli kanın pCO2 ve pH’a duyarlı kemosensitif bir alan vardır. solunumu kontrol eden kimyasal mekanizmanın amacı arteryel kandaki pO2 ve pCO2’yi sabit tutmak ve H+ iyon fazlalığından kurtulmaktır. solunumun yavaşlaması ya da solunum dakika sayısının normalin altına düşmesi manasına gelen bradipne solunum sistemi ile ilgili terminolojik tanımlamalara örnek olarak gösterilebilir. Demek oluyor ki pCO2’deki artış. öksürme. Ventilasyon hızının esas belirleyicisi pCO2’dir. (%20) (karbaminohemoglobin (CO2HHb) olarak adlandırılır) 2. 1. Bu yönüyle. Kimyasal Kontrol Normal solunum hızı 12-16/dk kadardır. Bunlardan biri beyin korteksi seviyesinde olup bizim istek ve irademiz ile oluşturabildiğimiz kontrolü oluşturur. nefes tutma gibi davranışlarda kullanılırken. Tüm bunların dışında bir de solunumun hızlanması. Doğrudan hemoglobin molekülüne bağlanarak taşınma. Diğeri ise daha alt seviyelerde pons ve omurilik seviyesinde bulunan otomatik (ya da otonomik) sistemdir. bronş ve bronşiollerin epitelleri yabancı maddelere karşı duyarlı reseptörler ile kaplıdır. pO2’deki düşüş ve pH’daki azalma solunum merkezleri üzerinde uyarıcı etki yapmaktadır. İstemli sistem konuşma. Trakea. Hipokapni: Kanda pCO2’nin azlığı durumudur. Siyanoz: Derinin mavi renk almasıdır. yani solunum dakika sayısının normalin üzerine çıkması.

sol ventrikülden başlayıp tüm vücudu dolaştıktan sonra sağ atriumda sonlanan sisteme sistemik (büyük) dolaşım. en kalın olduğu yer. damarlar ise kalpten çıkıp tekrar kalbe geri dönen kapalı bir boru sistemi oluşturmaktadır. Bu sistemde kalp merkezde yerleşmiş olup. sol ventrikülden çıkan aorta ve sağ ventrikülden çıkan pulmoner arterdir. yüksek basınçlı bölgeden düşük basınçlı bölgeye doğrudur. Atriumlar kalbe geri dönen kanı kabul edip ventriküllere gönderen. kendilerini çevreleyen iç ortam ile yürüttükleri madde alım-verimi. Kanı kalbe getiren damarlar ise sağ atriuma gelen vena cavalar (superior ve inferior) ile sol atriuma gelen pulmoner venlerdir. ortada kalbin kas tabakasını oluşturan miyokard. bu boşluklar sağ ve sol taraflarda birbirlerine kapaklar aracılığıyla bağlıdır. Kapillerden geçiş sırasında kanın kimyasal bileşimi ve fiziksel özellikleri değişime uğrarken. DOLAŞIM SİSTEMİ Dolaşım Sisteminin Genel Özellikleri Dolaşım sistemi. Kalp dokusu başlıca 3 tabakadan oluşmaktadır. Kalpten çıkan iki ana arter. Buna göre kalbin esasında ikili bir pompa gibi çalıştığı anlaşılır. ventriküllerden çıkan arterlerin (aort ve pulmoner arter) başındaki yarım ay şeklindeki semilunar kapaklarla birlikte. Sonuçta. sağ ventrikülden başlayıp akciğerler üzerinden sol atriuma kadar gelen sisteme ise pulmoner (küçük) dolaşım adı verilmektedir. sağ atrium ve sağ ventrikül arasındaki üç yapraklı kapağa ise triküspit kapak adı verilmiştir. Kanın damar sistemi içerisindeki akışı. kanın bu boru sistemi içerisinde belli bir basınç altında dolaşmasını sağlamaktır. 2. Arterler ventriküllerden çıkarken. Kalbin Fizyolojik Anatomisi: Üstte iki atrium (kulakçık) altta ise iki ventrikül (karıncık) olmak üzere 4 boşluktan oluşan kalpte. Temel işlev. Sol atrium ile sol ventrikül arasındaki iki yapraklı kapağa biküspit (ya da mitral). 1. daha sonra ise venlerden geçerek en sonunda kalbe geri döner. önce sağ ventrikül tarafından akciğerlere gönderilerek solunum havası ile gaz değişimine uğrayıp geri gelmesi sağlanır (oksjence zenginleştirilmiş olarak sol atriuma geri döner). sonra sol ventrikül tarafından tüm vücut dokularını beslemek üzere aortaya pompalanır. Miyokard kalınlığı çeşitli kalp bölmelerinde farklılık gösterir. olaylar sağlanmaktadır. Sıcaklığın vücudun her tarafına eşit olarak dağılımı. Bu yüksek ve düşük basınç bölgelerini ise bir emme-basma tulumba gibi çalışan kalp sağlamaktadır. en dışta ise iki yapraklı (viseral ve parietal) zar tabakasını meydana getiren perikard. arter ve venlerde böyle bir değişim olmaz. önce arterlerden. kanın tek yöndeki hareketinden sorumludur (Şekil 2). venler atriumlara boşalır. kanı yüksek basınçlı arter sistemine doğru 169 . Bu işlevlerin kontrol ve düzenlenmesi için önemli olan çeşitli hormonların ve diğer bazı haberci moleküllerin hedeflerine ulaştırılması vb. kalp ve damarların oluşturduğu bir sistemdir. sonra kapiller (kılcal) damarlardan. Hücrelerin.4. 3. Bunun için kapillerin arteryel ucunda interstisyel sahaya süzülen kan plazması. Sağ atriuma karbondioksit konsantrasyonu artmış ve oksijen içeriği azalmış olarak gelen kan. En içte endokard. ventriküller ise kalbin esas pompa işlevini gören bölümleridir. Kalpteki bu kapakçıklar. venöz uçta tekrar damar sistemine geri geçmektedir (Şekil 1). Kalbin pompa gücü ile damar sistemine fırlatılan kan.

his demeti ve purkinje liflerinden oluşur. Kalbin normal çalışması sırasında hakim olan güç SA düğümdür. bu nedenle SA düğüm pacemaker (adım attırıcı) odak olarak da bilinir. içlerine devamlı sodyum iyonlarının sızmasına izin veren SA düğüm hücrelerinin dinlenim potansiyelinin diğer kalp kası hücrelerinden daha yüksek (yani 0’a yakın) oluşuyla açıklanır. ömür boyu bir kasılma-gevşeme döngüsü içerisinde durmaksızın çalışmasıdır. sol ventrikül duvarıdır. Şekil 2. Kalbin kendi uyarı sistemi sinoatrial (SA) düğüm (odak). atrioventriküler (AV) düğüm. SA düğüme özgü olan pacemaker potansiyeli. Öyle ki normal kalp kası hücrelerinde 170 .vagustur. Sempatik uyarı ise kalp hızı ve kasılma gücünü artırıcı etki yapar. Kalbin kendi dokusunu beslemesi için gerekli olan kan. aortanın çıktığı bölgeden ayrılan koroner damarlar yoluyla ulaştırılır. Kalp ve damar sistemi. AV düğüme bağlı olarak bulunan his demeti ve buna bağlı olan purkinje liflerinin uyarı çıkarma hızları ise daha düşüktür (Şekil 3). Şekil 1. Kalbe parasempatik uyarıyı getiren sinir n. bu yolla kalp hızı ve kasılma gücü azalır. bu öneminden kaynaklanan. Kalbin Uyarı Sistemi Kalp kasının sinirsel bir uyarıya ihtiyacı yoktur ve kendi uyarısını oluşturma yeteneğindedir. SA düğüm dakikada 70-80 kez uyarı çıkarabilme yeteneğindedir. Bununla birlikte kalp kası otonom sinir sisteminin bileşenlerinden (sempatik ve parasempatik) de sinir alır. sinir sistemi bu yolla kalbin çalışma düzeni üzerinde ayarlayıcı rol oynamaktadır. Kalp kapakcıkları.pompalayan (ya da bizzat bu yüksek basıncı oluşturmakla yükümlü). Kalp kasının en dikkat çekici özelliği. hemen hemen tüm dünyada en sık karşımıza çıkan ölüm nedeni de zaten kalp hastalıklarıdır.

pacemaker hücrelerinde bu değer –60 mV kadardır. purkinje liflerini oluşturur. Ulaştığı anda ise potansiyelin birden +20 mV’a kadar yükseldiği.vagus) nörotransmitteri olan asetilkolin etkisinde potasyum geçirgenliği artmakta. Kalpte uyarının iletimi. Sodyum sızması sonucu –40 mV’a daha kolay ulaşır. ventrikül miyokardına yayılması sonucunda ise ventrikül sistolü gerçekleşir. temin etmektir. Otonom sinir sisteminin kalp üzerine olan düzenleyici etkinliği de zaten SA düğümün potansiyelini değiştirmek yoluyla olmaktadır. Uyarının atrium miyokardına yayılması sonucu atrium kasılması (sistolü). bu şekilde artan potansiyel ile kalp hızlanır. bir yandan ise internodal (düğümler arası) ileti yolları boyunca AV düğüme gelir. sonra yine eski değerine döndüğü görülür. Parasempatik sistemin (n. bu değere gelince aksiyon potansiyeli oluşmakta ve sonra tekrar sükûn potansiyeline geri dönmektedir. Kalpte Uyarının Yayılması: SA düğümden çıkan uyarı bir yandan doğrudan değişim halinde olduğu atrium miyokardını uyarır. Uyarı AV düğümü geçerken 0. bunların temel görevi ise iki ventrikülün birden ve aynı anda kasılmasını.13 sn’lik bir gecikmeye uğrar. Atrium sistolü ile atrium içerisindeki kan ventriküllere. his demetinin sağ ve sol dallarına. 171 . His demetinin sağ ve sol kollarının miyokard içerisine giren ince dalları. dolayısıyla hücre hiperpolarize olmakta ve eşik değere ulaşması zorlaşmaktadır (gecikmektedir). AV düğümdeki 0. dolayısıyla kalbin etkili bir pompa olarak çalışmasını. Sistolü takip eden iki uyarı arası dönemde ise diyastol (gevşeme) oluşur (Şekil 4). kalp ileti sisteminin en uç bölümü olan. daha sonra da purkinje liflerine iletilir. Yani potansiyel önce –40 mV’luk eşik değerine ulaşmakta. Şekil 3. ventrikül sistolü ile de ventrikül içerisindeki kan arterlere pompalanır.membran dinlenim potansiyeli –80 ile –95 mV arasında iken. noradrenalin) hücre içine kalsiyum girişini artırmak yönünde ortaya çıkar. burası aynı zamanda uyarının atriumlardan ventriküllere geçtiği noktayı oluşturur ve uyarı buradan his demetine. AV düğümü geçen aksiyon potansiyeli his demetinde hız alır.13 sn’lik gecikme ventriküller kasılmadan önce atriumlardaki tüm kanın ventriküllere aktarılmasına olanak tanır. Sempatik sistemin etkisi ise (adrenalin.

R. T dalgası ise ventrikül repolarizasyonuna karşılık gelmektedir. S ve T dalgalarından oluşan bir kayıt çizelgesi (elektrokardiyogram) şeklinde elde edilen çıktı üzerinde görülen P dalgası atrium depolarizasyonu. göğüs kafesi üzeri) yerleştirilen elektrotlar yardımıyla. kalpteki elektriksel değişikliği yansıtır. SA düğümden çıkan her bir aksiyon potansiyelinin. Elektrokardiyografi (EKG): Kalbin çalışması sırasında oluşan elektriksel aktivitenin.13-0. kadar sürer. Elektrokardiyogram.16 sn. Q. Atrium repolarizasyonu QRS kompleksi altında kaybolduğundan ayrı bir dalga olarak izlenmez. kalbin kasılma ve pompalama gücü hakkında bilgi vermez. Kalpte uyarının yayılması. kaydedilmesidir. kalp kasındaki yayılımı sırasında vücut yüzeyine yansıyan şekliyle kaydedilmesidir.12 sn. Şekil 5. QRS kompleksi 0. Temel prensip. P. bacaklar.08-0. EKG 172 . vücut yüzeyindeki özel noktalara (kollar. Kalpte uyarı ve ileti sisteminin normal olup olmadığını ve miyokard bozukluklarına bağlı olarak ortaya çıkan ileti bozukluklarını yansıtır (Şekil 5). QRS kompleksi ventrikül depolarizasyonu. Normalde.. PR aralığı 0. P dalgası ve R dalgası arasındaki mesafe (PR aralığı) uyarının his demetinde iletildiği döneme rastlar.Şekil 4.

geri kalan %30’u ise SA düğümden çıkan uyarının başlattığı atrium sistolü ile bunu takip etmektedir. hem atriumların.) (atım hacmi X nabız) olarak adlandırılır. sistolin sürmesi nedeniyle. Ventrikül sistolünü diyastolün takip etmesi. 173 . bu arterlerde basınç artışına neden olur. Fırlatma fazı olarak bilinen bu aşamanın daha başında kanın %70’i arterlere geçerken. ventrikül içi basıncın arterlerdeki basıncın üzerine çıkmasıyla aort ve pulmoner arterlerin ağzında bulunan semilunar kapaklar açılır ve ventriküller içerisindeki kan bu arterlere fırlatılır. Bu olayın gerçekleşmesi için sol ventrikül basıncının 80 mmHg (yani aort basıncı). kalp gelen kanın hepsini pompalar ve venler içerisinde kan birikmesine engel olur. Kanın arterlere geçişi. apeks. fizyolojik sınırlar içerisinde.). Kalbin vurum şiddeti ya da gücü sağ atrium ve ventriküle gelen kan miktarına göre ayarlanır. Temel olarak yaklaşık yerleri şekildegösterilen 5 ayrı dinleme odağı vardır. Kalp siklusunun başlangıcı. sağ ventrikül basıncının ise 8 mmHg’yı (yani pulmoner arter basıncı) geçmelidir. triküspit. çıplak kulak veya daha etkili olarak steteskop yardımıyla duyulabilir.8 sn kadar sürer. triküspit ve biküspit kapaklar kapanarak kanın kasılma sırasında atriumlara geri kaçması engellenir. Bu kapakların kapanması sırasında meydana gelen titreşim birinci kalp sesini oluşturur. Siklus sırasında atrioventriküler ve semilunar kapakçıkların titreşimleri birtakım seslerin oluşmasına neden olur. Kalbin kanla dolması diyastol dönemine rastladığından. Kalbe dolan kan kalp kasını gerdikçe aktin ve miyozin filamentleri daha güçlü bir kasılma gösterir. Siklusun devamında. bir dakikadaki sistol sayısı nabız (72/dk. bir dakikada pompaladığı kan miktarı ise dakika hacmi ya da kalp debisi (kardiak output) (5040 ml. mitral. geri kalan %30’u bunu biraz daha yavaş olarak takip eder. kanın ventriküllere geri dönmemesi için semilunar kapaklar kapanır ve ikinci kalp sesi oluşur. Steteskop hangi kapağa daha yakın yerleştirilirse o kapağın sesi daha net. Bu sesler. hem de ventriküllerin diyastolde olduğu faz olarak kabul edilir. Kalbin Yaptığı İş: Kalbin her sistolde attığı kan miktarı atım hacmi veya vurum hacmi (ortalama 70 ml). Dinlenim halindeki normal kalp döngüsü 0. Bu sırada sistemik ve pulmoner dolaşımdan gelen kan her iki atriuma dolmaktadır. diğerleri ise daha derin olarak alınır. Ventriküllerin iyice gevşemesi sonucu içlerindeki basıncın atriumların altına düşmesiyle atrioventriküler kapaklar (triküspit ve biküspit) açılır ve kan ventriküllere akmaya başlar. kalbin çok hızlandığı durumlarda ventriküllerin dolma süresi kısalır ve atım hacmi azalır. aort ve pulmoner odak(Şekil 6). Bu şekilde atriumlara gelen kanın %70 kadarı pasif olarak ventriküllere geçmekte. Her bir sistol-diyastol döngüsü (ya da bir sistolden diğerine geçen zaman) ise kalp siklusunu oluşturur. yine her defasında bunu bir diyastol (gevşeme) takip eder. ventrikül içi basıncın arterlere kıyasla düşmesine yol açar ve bir miktar kan ventriküllere doğru geri çekilir.Kalp Siklusu (Kalp Döngüsü) Ve Kalp Sesleri SA düğümden çıkan her bir uyarı bir sistol (kasılma) oluştururken. Uyarının ventriküllere ulaşmasıyla birlikte (ki artık ventriküller de dolmuştur) ventrikül sistolünün başında ventrikül içi basıncın artmasıyla. Buna göre. bu olaya Frank Starling yasası adı verilir.

Kalp blokları: SA düğümden çıkan uyarı dalgasının kalbin çeşitli bölgelerinde tutulması sonucu oluşur. Bu nedenle sağ ventrikül kası daha incedir. içinde tedavi edilmezse beyin hasarı ve ölüme yol açar. Kalp dakika vuru sayısının 200-300 arasında olmasına flatter (flutter) adı verilir. 400-600/dk’lık bir frekans ise fibrilasyon olarak adlandırılmaktadır.Şekil 6.’ye kadar çıkarabilir. 60/dk’nın altındaki rakamlar bradikardi. kanı düşük basınçlı (düşük dirençli) akciğer damarlarına gönderdiği için yükü ağır değildir. 100/dk’nın üzerindeki rakamlar ise taşikardi şeklinde adlandırılmaktadır. Sporcuların bir miktar bradikardik olması fizyolojiktir ve bunlarda bradikardi ile birlikte kalbin atım hacmi de artmış olarak bulunur. SA düğüm ile AV düğüm arasında bir yerde tutulursa sinoatriküler blok. Aritmiler: Kalbin dakika vuru sayısının normalden sapmasına denir. 174 . Şayet uyarı daha SA düğümde tutulursa sinüzal blok. Normal kalp ritmi 72/dk olarak kabul edilmekte. Ventriküler fibrilasyon 3-5 dk. Bu artışın bir kısmı kalp hızına. Kalbin odakları. AV düğümde tutulursa atrioventriküler blok olarak tanımlanır. bir kısmı da kalbe dönen kan miktarına bağlıdır. Yer yer ani bir şekilde gelişen ve birkaç dakikadan birkaç saate kadar sürebilen 150-200/dk’lık kalp atımları paroksismal taşikardi olarak adlandırılır. kadar kan pompalayan kalp egzersizde bunu 30 Lt. Bunlar atrium veya ventrikül kaynaklı olabilir. böyle bir odaktan kaynaklanan vuruya ise prematüre vuru (ekstrasistol) denir. Sağ ventrikülün pompaladığı kan miktarı yaklaşık olarak sol ventrikül ile aynı olmasına karşın. His demetinde ortaya çıkan bir blok ise yine yerine göre sağ ya da sol dal bloku şeklinde adlandırılır. Dinlenim halinde dakikada 5-6 Lt. Kalbin SA düğüm dışındaki herhangi bir bölgesinden iki normal sistol arasında aniden uyarı çıkaran noktaya ektopik odak.

Adventisya: Daha çok kollajen bağ dokusundan oluşan en dış tabakadır. 2. Bu damarlara arteriyol denmektedir (Şekil 8). Periferik Dolaşım Sistemik ve pulmoner dolaşımın ikisine birden periferik dolaşım denmektedir. Arterler kalpten uzaklaşıp dokuların içerisine doğru yol aldıkça çapları küçülür ve kas dokusu biraz daha kuvvetli damarlar kalır. Kanın sağ kalpten 15-20 mmHg’lık bir basınçla çıkışı. Kabaca arterler. Sempatik sistem uyarısıyla vazomotor tonus artarken. Öyle ki. aorta – arterler – arteriyoller – kapiller – venüller – venler – vena cava şeklinde bir dizilim ortaya çıkar. Aorta’da ortalama basınç 85 mmHg iken sağ atriumda 0’dır. Arterin aşırı genişlemesini önler. Sistemik dolaşım yüksek basınçlı. Arteriyollerin kas dokusu sempatik sinir sistemi etkisinde sürekli bir gerginliğe (tonus) sahiptir. pulmoner dolaşım ise düşük basınçlı bir sistemidir. Duvarları kalın olup elastiktir. İntima: En iç tabakadır. Tek katlı endotel dokusundan oluşur. akciğerleri dolaşıp tekrar kalbe dönmesi için yeterlidir. bu durum gaz alış-verişini zorlaştırır ve nefes darlığı (dispne) görülür. hormon ya da kanda dolaşan diğer bazı vazoaktif maddelerin etkisi ile daralma (vazokonstriksiyon) ya da genişleme (vazodilatasyon) özelliği gösterebilen damarlardır. arteriyoller daraldığı zaman bir organa giden kan miktarı azalırken. ki buna periferik direnç denir. Arterler (Atardamarlar): Arterlerin yapısı hem yüksek basınç oluşturmaya. venler ve kapiller şeklinde üçe ayrılabilecek olan damarlar arasında bu ayırıma göre işlevsel ve yapısal yönden birtakım farklılıklar dikkat çekmektedir (Şekil 17). hem de yüksek basınca dayanmaya uygundur. Arteriyoller sempatik sinir tarafından kontrol edilmektedir. Bu elastik yapı sayesinde kalpten gelen yüksek basınçlı kanı kabul eder ve kanın ileriye doğru hareketi de sağlanır. Tüm arterler 3 tabakalı bir yapı gösterir: 1. Daralma veya genişleme kabiliyetleri nedeniyle arteriyoller bir nevi ‘tıpa’ görevi görmektedir. Yavaşlayan akciğer dolaşımı ise akciğer interstisyumunda sıvı birikmesine neden olur (akciğer ödemi). kanın sürtünmesi ile oluşabilecek yaralanmalara dirençlidir. 3. genişlediği zaman artar. sonuçta kan akımı zorlaşır ve kan basıncı yükselir. Arteriyoller: Sinir uyarısı. 175 . Medya: Güçlü kas ve elastin bağ dokusundan oluşur. Arteriyollerin çapı daraldıkça periferik direnç artar.Kalp Yetmezliği: Sağ kalp venlerden gelen kanın hepsini pompalayamaz ve biriken kan boyun venlerinde dolgunluğa neden olur. Kalpten başlayarak damarları sıralayacak olursak. Kaygan özellikli olduğundan. Bütün kan damarlarının iç yüzeyi endotel adı verilen hücre tabakası ile döşelidir. Sonunda en düşük basınca sağ atriumda ulaşılır. uyarının ortadan kalktığı durumda ise tonus azalır. Buna vazomotor tonus adı verilir. Aortadaki yüksek basınç kalpten uzaklaştıkça ve diğer damarlara dallandıkça düşecektir. Bu şekilde arteriyoller bir organ ya da bölgeye gidecek olan kan miktarını ayarlayabilirler. Sol kalbe gelen kanın yeterince pompalanamaması ise akciğer dolaşımını yavaşlatır.

çapları en dar. intratorasik) negatif basınçtaki artış ile oluşan emici pompa gücü 3. Venüller: Kapillerden hemen sonra gelen daha dar venlerdir. hidrojen iyonu. Venlerdeki kanın kalbe dönüşünü sağlayan başlıca 3 faktör vardır: 1. Kapillerlerden geçen kan akımını kontrol etmek üzere ağın giriş bölümüne yerleşmiş bulunan ve düz kaslardan oluşmuş bir yapı olan prekapiller sfinkter bulunur. Kalbin damar sistemine belli bir basınç altında zorla soktuğu kanın ileriye doğru hareket etme mecburiyeti 2. Damarlar Şekil 8. Bu nedenle venlere dolaşımın depo veya kapasitans damarları da denir. Kan kayıplarında önce venalardaki kan hacmi azalır. Nefes alma sırasında göğüs içi (intraplevral. Hücrelerle kan arasında gerçekleşen madde alım-verimi bu hizada olur.Şekil 7. Bu yapılarından dolayı içlerine kanın dolmasıyla genişlerler ve genişlemeye bağlı olarak da basınç artışı görülmez. duvarları en ince damarlardır (Şekil 9). Duvarları tek sıralı bir epitel (endotel) tabakasından ibarettir. Damarların yapısı Venler (Toplardamarlar): Venlerin lümeni arterlere göre daha geniş ve esnek bir yapılıdırlar. arteriyollerden farklı olarak sinir sistemi tarafından değil. Kanın vücut (özellikle bacak) kaslarının kasılıp-gevşemesi yardımıyla kalbe doğru ilerlemesi (kas pompası) Kapillerler (Kılcal Damarlar): Arter ve venler arasındaki dolaşım devresini tamamlayan. Prekapiller sfinkterler. karbondioksit. laktik asit (yani asidoz) gibi lokal metabolik artıklar ve 176 .

bu şekilde kapiller membranı doğrudan geçerler. Şekil 9. 2. oksijen ve karbondioksit gibi lipidlerde eriyebilirliği yüksek maddeler. Sıcak vazodilatasyona neden olarak kan akımını artırır. Lenf Dolaşımı: Lenf sistemi interstisyel aralıktan. sıvıların toplanıp dolaşıma katıldığı yardımcı bir sistemdir. Kapiller yataktaki kan basıncının (hidrostatik basınç) artışı. kapiller dilatasyon durumu. Damara giriş ve çıkış için kullanılan başlıca yol difüzyondur. Plazma proteinleri çok büyük moleküller olduklarından membranları geçemez ve damar içinde kalırlar. Ödem: İnterstisyel sahada sıvı birikimi olarak tanımlanabilecek olan ödemin çeşitli nedenleri olabilir: 1. bu engelin ortadan kalkmasıyla o bölgenin 30 kat daha fazla kanlandığı görülür (reaktif hiperemi). Kapiller yataktaki madde alım-verimi endoteldeki küçük kanalcıklar ve veziküler transport yoluyla olur. Soğukta ise vazokonstriksiyon ile kan akımı azalır. Kılcal damarlar. 1. Bir damarın geçici olarak kapanmasıyla bir bölgenin kanlanması engellendiğinde. Ayrıca. Periferik dolaşım çeşitli etkenlere farklı şekillerde cevap verebilir. Egzersizde kaslara giden kan miktarı 20-40 kat artar. 177 . Plazma proteinlerinin azalması sonucu onkotik basınçta düşme. Damar içerisindeki kanın oluşturduğu sıvı basıncına ise hidrostatik basınç denir. Bunun nedeni lokal metabolitlerin prekapiller sfikterleri açmasıdır (aktif hiperemi). Kandaki plazma proteinlerinin oluşturduğu bu basınca kolloid osmotik basıncı veya onkotik basınç adı verilir. Örneğin. Bu durum damar içerisine kitle etkisiyle su çeken bir basınç farkı oluşturur. giderek büyüyen damarlar oluşturarak venlere dökülür. lenf kanallarının tıkanması da ödeme neden olur. kapiller membran permeabilitesinin (geçirgenliğinin) artışı. 3. İnterstisyel sahada lenf kılcalları olarak başlayan lenf dolaşımı. 3. 2.oksijen azlığı (hipoksi) gibi ihtiyaçlar tarafından kontrol edilirler.

Bu alet. kola geçirilen şişirilebilir bir manşet. sürtünme ya da vuru şeklinde ses duyulur (Şekil 10). çünkü arter tamamen kapanmış durumdadır. ortalama normal değer = 120 mmHg). posterior tibial arter. Ölçüm için önce aletin manşeti dirseğin iki parmak üst kısmından kola sarılır ve sistolik basınçtan daha yüksek bir basınç sağlanıncaya kadar şişirilir. a. manşete bağlı hava basan bir el pompası ve yine manşete bağlı civalı ya da yaylı (ibreli) bir manometreden ibarettir. temporal arter. en düşük basınç ise diyastol döneminde (diyastolik basınç. Bu durumda brakial arter üzerine yerleştirilmiş bulunan steteskoptan herhangi bir ses duyulmaz. Arteryel Kan Basıncının Ölçümü: Kan basıncı (tansiyon) ölçümü için sfingomanometre (tansiyon aleti) denen alet kullanılmaktadır. Sindirim organlarına giden damarlar daralarak bu bölgenin direncini artırırken kaslara giden damarlar vazodilate olur.Nabız: Vücut yüzeyine yakın seyreden arterlerin kemik gibi sert bir tabana elle sıkıştırılması yoluyla hissedilen basınç dalgasıdır. aortanın hemen başlangıç kısmından ayrılan iki (sağ ve sol) koroner arter ile beslenmektedir. sistol sırasında kanın fırlatılması nedeniyle aortanın genişleyip sonra elastik olarak geri çekilmesi sonucu oluşan ve arterlerin duvarları boyunca yayılan dalgadır. Arteriyoller kalp dokusunda terminal yapılar değildir ve anastomozlarla birbirlerine bağlıdır. Bu basınç dalgası. En yüksek basınç kalp siklusunun sistol dönenimde (sistolik basınç. Manşet havasının yavaş yavaş boşaltılması sırasında manşet basıncının sistolik kan basıncı ile eşitlendiği noktada. kan basıncı = kalp dakika hacmi x periferik direnç Kalp debisindeki değişiklikler sistolik basıncı. böylece kan organlara az. femoral arter. Dakika hacmini etkileyen başlıca faktörler ise kalbin atım hacmi (stroke volüm) ve kalp hızıdır: kalp dakika hacmi = atım hacmi x kalp hızı Ortalama atım hacmini 70 ml. periferik dirençteki değişiklikler ise diyastolik basıncı etkilemektedir. brakial arter (aynı zamanda kan basıncı ölçümünde faydalanılan arterdir) ulnar arter. brakial arterden kan geçmeye başlar ve steteskoptan üfürüm. Nabız muayenesi yapılabilen arterler.. bunların daralması (vazokonstriksiyon) diyastolik basıncın yükselmesine. ortalama normal değer = 80 mmHg)) ortaya çıkar. kaslara fazla gider. karotis arterleri. miyokarda gelen 178 . (Arteryel) Kan Basıncı Kanın damar duvarına yapmış olduğu basınçtır. gün boyunca ise tam 7200 Lt. Sağlıklı bir erişkinde ortalama 120/80 mmHg olarak kabul edilen normal kan basıncı değerinin çocuklarda daha düşük (90/60 mmHg) olduğu görülür. atım hızının ise 72/dk olarak aldığımız zaman kalbimizin dakikada 5 Lt. Periferik direncin temel sorumlusu arteriyol damar duvarları olduğuna göre. radial arter. Egzersizde Dolaşım: Egzersizde kalp dakika hacmi artarken dolaşım hızlanır. Kan basıncında ise büyük bir artış görülmez. Şu an için bunun. genişlemesi (vazodilatasyon) ise düşmesine neden olacaktır. Koroner Dolaşım: Kalp. kanı pompaladığı hesaplanabilir.dorsalis pedis’dir (her zaman palpe edilemeyebilir).

Kan basıncı ölçümü. karbondioksit. bradikinin. prostaglandinler) artması sonucu geliştiği üzerinde durulmaktadır. Şekil 10. potasyum.oksijen miktarının azalmasına bağlı olarak bazı lokal vazodilatatör maddelerin (adenozin. hidrojen. 179 .

özofagus. kalın bağırsaklarda ise elektrolit ve su emilimi ile mikroorganizma sindirimi yer alır. midede besinlerin mekanik ve kimyasal parçalanma ile depolanma. safra kesesi ve yolları ile pankreas ise. tükrük bezleri. kas ve bağ dokusundan yapılma bir kanaldan ibarettir. SİNDİRİM SİSTEMİ Sindirim Sisteminin Genel Özellikleri Yaşam için gerekli enerjiyi sindirim sistemi yoluyla alırız. yağ. Genel olarak sindirim sistemi. farinks. protein gibi başlıca besin maddeleri ile su ve elektrolitlerin vücuda alınmasından sorumludur. Dişler. ince bağırsaklarda kimyasal parçalanma ve emilim. mide. kanalın duvarını geçemeyen büyük moleküllü partiküller halinde 180 . sindirime yardımcı yapılardır. Özofagus yalnızca geçit olma görevini üstlenmiş iken. Sindirim sisteminin genel yapısı. karbonhidrat. karaciğer.5. Sindirim sistemi. Şekil 1. Erişkinde yaklaşık 5 m uzunluğunda olan sindirim kanalının bileşenleri ağız. Besinlerin çoğu. ince ve kalın bağırsaklar ile anüstür (Şekil 1). Kanal boyunca yer yer geçişi duraklatan veya yavaşlatan darlıklar (sfinkterler) ile depo görevi yapan daha geniş bölümler yer alır. kanal yapısına katılmayan.

muscularis mucosa. yağlar yağ asitleri ve gliserole. içten dışa doğru mucosa. mukus ve sindirici enzimlerdir. bir kısmı ise ekzokrin özelliktedir. sindirim sistemini düzenleyici hormonlardır. sempatik sinirler ile innerve olur. Ekzokrin salgılar ise lümene salınan. Şekil 2. Villus ve mikrovillus adı verilen bu kıvrılmalar iç yüzeyden lümene doğru parmak şeklinde çıkıntılar gibi izlenir (fırçamsı kenar). Epitelde bol miktarda salgı yapan hücreler yer alır. bunların bir kısmı endokrin. artıkları atılır. Muscularis mucosa adlı ince bir düz kas tabakasından oluşmuştur. Endokrin salgılar kana salınan. Bunun dışında sindirim kanalının birçok bölgesinde mukoza tabakası. sindirim kanalının duvar yapısı birbirine benzer şekilde sıralanmış çeşitli katmanlardan oluşur. Kanalın sonunda sistemi terk eden materyel (feçes. lenfa ve vücut sıvılarına emildikten sonra organizmaya özgü protein. muscularis (kas) ve seroza (adventisya) tabakaları vardır (Şekil 2). Dolayısıyla alınan besinler sindirim sisteminde öncelikle mekanik olarak parçalanır. karbonhidratlar ise mono ve disakkaritlere çevrilir. bundan sonra yararlı olanları emilir. 181 . gaita) ise hemen hemen tamamen bakteriler ve çeşitli sindirilememiş ya da emilememiş maddelerden ibarettir. bu özellik geniş bir absorbsiyon (emilim) yüzeyi oluşturmaya yarar. sonra kimyasal olarak basit moleküllere ayrıştırılmalıdır. Tunica Mucosa: Mukoza tabakasının 3 bileşeni vardır: epitel. Bu yapı taşları kan. Sindirim kanalının duvarı. Sindirim Kanalının Yapısı Özofagus ortalarından anüse kadar. girintili çıkıntılı (kıvrımlı) bir yapı oluşturur. yağ ve karbonhidratlar sentezlenir. lamina propria. Proteinler amino asitlere. Lamina propriada zengin bir damar ve lenf ağı ile sinir lifleri bulunur. submucosa.ağızdan alınır.

Anal Sfinkter: Defekasyonu düzenler. Monosakkaridler sindirim kanalından doğrudan emilebilmektedir. Tunica Muscularis (muscularis externa): Kas tabakası dışta longitudinal. bir sinir ağı yer alır. Proteinlerin Sindirim ve Emilimi: Lümendeki proteinlerin çoğu amino asitlere yıkılır ve emilime uğrar. ince bağırsak fırçamsı kenar enzimleri ile amino asitlere ayrışma tamamlanır. Portal ven.coeliaca. Disakkaridler ve polisakkaridler ise emilmek için önce monosakkaridlere parçalanır. Sindirim Sisteminde Kan Dolaşımı Salgı ve absorbsiyon görevleri olan sindirim sistemi kan damarlarından oldukça zengindir. Düz kaslar ise aynı zamanda gerim reseptörü olarak da görev yapar. anüs üst bölümüne kadar tüm sindirim sisteminin venöz drenajını toplayıp karaciğere gider. ayrıca da birbirleriyle irtibatlıdır. sindirim kanalı içeriğinin hareketi ve karışması için güç sağlar. İki kas tabakası arasında ise yine bir sinir ağı yer alır. kimotripsin ve karboksipeptidazdır. gerekse Meissner pleksusu ağırlıklı olarak parasempatik sinir sistemi. Ayrıca. Meissner pleksusu (pleksus submucosis) olarak bilinen. Besinlerin Sindirim ve Emilimi Karbonhidratların Sindirim ve Emilimi: Besinlerle alınan karbonhidratların 2/3’ü bitkisel bir polisakkarid olan nişasta. Bu kas tabakalarının tonusu istirahat halinde çevre dokulardan fazladır. Nişasta sindirimi daha ağızda tükrük amilazı (pityalin) ile başlar. geri kalanın çoğu ise disakkaridler olan sukroz (çay şekeri) ve sütte bulanan laktozdan ibarettir. İleo-Çekal Sfinkter: Kolondaki bakterilerin ince barsağa geçişini önler. içte ise sirküler liflerden oluşur. uyarı geldiğinde ise gevşerler. Protein ve polipeptid sindirimini yürüten başlıca enzimler mideden salgılanan pepsin ile pankreatik salgılar olan tripsin. İnce bağırsaklara salgılanan pankreas amilazı ise daha güçlü bir sindirim enzimidir. Tunica Serosa (veya Adventisya): Gevşek bir bağ dokusu ile üzerindeki ince epitel tabakasından ibarettir. Kardiya Sfinkteri: Mide ile özofagus arasında yer alır ve mide suyunun özofagusa geçmesini önler. özofagus alt bölümünden. Yalnız v. Auerbach pleksusu (pleksus intramuralis veya miyenterik pleksus). a. ancak normal bir beslenmede sadece çok az miktarda monosakkarid bulunur. Pilor Sfinkteri: Midenin asit ortamı ile duodenumun bazik içeriğini ayırır. Bu kasların kasılması.mesenterica superior ve inferior’dan sağlanır. salgı bezleri ve sinir ağları içeren bir bağ dokusu tabakasıdır. 182 . Sonra incebağırsakta emilim gerçekleşir.Tunica Submucosa: Kan damarları. Karın organlarının arteryel kanı aortadan ayrılan a. Muscularis tabakası ile submukoza tabakası arasında. Fırçamsı kenarda yer alan birtakım enzimler ise karbonhidrat sindirimini tamamlar. Sonra incebağırsakta emilim gerçekleşir. Ağız ve anüs dışında sindirim sisteminde çizgili kas yoktur.porta bu kurala uymaz. Gerek Auerbach. venler ise genel olarak arterlere eşlik eder. Sfinkterler: Sindirim sistemini çeşitli kompartmanlara ayıran sfinkterlerin hizasında kas katmanları çok kalınlaşır. Hipofaringeal (Üst Özofagus) Sfinkteri: Özofagusun başlangıcındadır.

sindirim kanalına en bol miktarda giren maddedir. içeriğin asiditesi. mide ve ince bağırsaklarda bulunan lipazın önemi ise azdır. yine duvardaki kas tabakasının ya da endo. Bu uyaranlar. bunu safra tuzları sağlar. İleumun cerrahi olarak çıkarılması. ince bağırsakların üst bölümüdür. Yağlar küçük damlalara bölünür ve bu şekilde yüzey alanları genişletilir. alkol. besin maddelerinin konsantrasyonu olarak sıralanabilir. sindirim sistemi işlevlerinin ne şekilde düzenleneceğinin esas belirleyicisi kanal lümeni içeriğinin hacim ve bileşimidir. ya da demir içeren enzimlerin sentezinde kullanılır. Kalın Bağırsakta emilim daha çok su ve elektrolitlerden ibarettir. Emilim ince bağırsakların üst kısmında aktif transport ile olur. Duodeunum ve Jejenumda monosakkaridler.K). safra tuzları ve B12 vitamininin sürekli olarak kaybedilmesine neden olur. madde konsantrasyonu. içeriğin osmolaritesi. D vitamini. yağ asitleri.veya mekanoreseptörler üzerinden. Suda eriyen vitaminlerin çoğu ise doğrudan difüzyon ya da çeşitli aracılı transport sistemleri ile emilmektedir. İleumda. Dolayısıyla sindirimi etkileyen temel unsurlar. Vitaminlerin Emilimi: Çoğu vitamin sindirim ve emilim sırasında çok az enzimatik değişime uğrar. Demir: besinlerdeki demir ancak +2 değerlikli olarak (ferro) emilebilmektedir. Yağda eriyen vitaminler (A. asetil salisilik asit burada emilebilmektedir. Sonuçta oluşan çok sayıdaki küçük yağ damlası lipaz ile sindirilmeye açık iyi birer hedef oluşturur. Yağlar (şilomikronlar halinde) villusların ortasında yer alan merkezi lenf kanalına (lakteal) geçer. kanal duvarında bulunan osmo-. kemo. ağız.D.Yağların Sindirim ve Emilimi: Sindirim hemen tamamen ince bağırsaklarda pankreatik lipaz aracılığıyla olur. Birbirlerinin absorpsiyonunu yarışmalı olarak inhibe ederler. yağ emilimi sırasında miçeller içerisinde erir. Bu karşılıklı geçişler ile de bağırsak içeriğinin plazma ile izotonik kalması sağlanmaktadır. Enterosit içerisine alınan demir burada ferritin deposunu oluşturur. Aslında su. Bu refleksler ile lokal myojenik tepkiler. parathormon ve kalsitonin kontrolüyle düzenlenir. Magnezyum: Emilimi kalsiyum gibidir. sinirsel düzenlemeler ve hormonal 183 . Su ve Minerallerin Emilimi: Su. Bu bölünme işlemine emülsifikasyon ve miçel oluşumu adı verilmektedir. Su absorpsiyonunun büyük bölümü çekum ve çıkan kolondan olur. emilmek için öncelikle midedeki asit salgılayan hücreler tarafından üretilen intrensek faktöre bağlanmalıdır. Safra tuzlarının bu bölgeden tekrar geri emilimi enterohepatik döngü olarak adlandırılır.E. sindirim kanalında iki yönlü olarak geçiş yapmaktadır. Midede su. Kalsiyum: Vücut gereksinimine uygun olarak. Ferritindeki demir ise +3 değerliklidir (ferri) ve gereksinime göre hemoglobin. Sindirim Sistemi İşlevlerinin Düzenlenmesi Eser elementlerde görüldüğü gibi birkaç istisnai durum dışında. Bağırsak epiteli suya oldukça geçirgendir ve çeşitli maddelerin (büyük ölçüde sodyum) emilimi sırasında oluşan osmotik gradyent ile devamlı bir su emilimi meydana gelmektedir. Su ve tuzların başlıca emilim yeri. B12 vitamini ise. suda eriyen vitaminler. Genel olarak vitaminler besin partiküllerinin sindirimi sırasında açığa çıkar ve emilmeye hazır hale gelir.ve ekzokrin bezlerin işlevlerini tetikleyen refleksleri başlatır. kanal duvarının gerilmesi. amino asitler ve suda eriyen vitaminlerin emilimi olur. amino asitler. B12 vitamini ve safra tuzları emilir. Dolayısıyla safra tuzları ile bu vitaminlerin emilimi artar.

parotis. Yalnız parasempatik sistem sindirim faaliyetlerini arttırır. Sindirim İşlevlerini Kontrolün Evreleri: Sindirim olaylarının sinirsel ve hormonal kontrolü. koklama. Yani parasempatik uyarı altında sindirim kanalının pasaj hızı artar. Bu üç evrede de bu etkiler ile. yanlarda tuzlu. sekretin ve kolesistin) ve sinirsel (sempatik-parasempatik) olarak sindirim sistemi peristaltizm. distansiyon. özofagustan başlayarak proksimal kolonu da içine almak üzere. tatma ve çiğneme. salgı ve emilim olarak düzenlenir. lokal. Bu sinir ağlarının her biri gerek kendi içlerinde. hormonal (özellikle gastrin. sfinkterlerde gevşeme yönündedir (başlıca sinir n. arkaya doğru ekşi ve acı duyusu alan reseptörler ağırlıklıdır. duodenuma yağlı maddelerin ve protein yıkım ürünlerinin geçmesi ile uyarılır. çeşitli sindirim ürünleri. Ağız – Farinks – Özofagus: Ağız boşluğu. osmolarite değişiklikleri. Gastrin: Besinlerin mideye girmesiyle salgılanan gastrin. asiditede azalma. Ayrıca otonom sinir sisteminden (sempatik ve parasempatik) gelen lifler de bu sinir ağları ile sinapslaşır. uyarının kaynaklandığı yere (bölgeye) göre 3 evrede incelenebilmektedir.düzenlemeler oluşur. Başlıca etkisi. sürekli ıslak tutulan bir bölgedir. sinirsel ve hormonal aktivitede yukarıda bahsedildiği gibi değişikliler meydana gelir. geniş bir alanın parasempatik innervasyonunu sağlar). Pankreastan sindirim enzimlerinin salgılanmasını uyarır. parietal hücrelerden HCl salgısını uyarır. enterik sinir sistemi. gerekse birbirleriyle sinapslaşarak bir pleksusta meydana gelen sinirsel aktivitenin diğer pleksusa ve de sindirim sisteminin yukarı ve aşağı bölümlerine iletilmesini sağlar. sempatik sistem değil… Sinirsel Düzenleme: Sindirim kanalı duvarında yer alan submukozal ve miyenterik sinir ağları. dilin ucunda tatlı. Parasempatik sistem etkisi motilite ve salgıda artış. Hormonal Düzenleme. Yani lokal (enterik sinir sistemi ve kanal duvarının kas refleksleri) . Sindirim sisteminde salgı ve motilite artar: Sefalik evre (faz): Baştaki görme. Dilin üzerini örten epitel ise tad reseptörlerini oluşturan farklılaşmalar göstermektedir. Sindirim Kanalının Çeşitli Bölgelerinde Sindirim ve Emilim 1. çeşitli emosyonel durumlar ve n.vagus içerisinde seyreden parasempatik uyarılma ile başlar. sindirim sisteminin kendi lokal sinir sistemini meydana getirmektedir.vagustur. Böylece ince bağırsakta sindirim hızlanır. submandibular. pankreas dış salgı bezlerini etkileyerek bikarbonattan zengin (duodenumdaki asiti tamponlayacak) bir salgı yaptırmasıdır. bu şekilde sindirim kanalının motilite ve sekretuar aktivitesi merkezi sinir sistemi tarafından da etkilenebilmektedir. İntestinal evre: Bağırsak kanalındaki uyarılarla olur. asiditede artış. sublingual ve daha birçok küçük tükrük bezi bulunur. protein sindirimi sırasında oluşan peptidler) ile başlayabilir. Sekretin: Yemeklerden sonra duodenuma asitli kimusun geçmesi ile duodenum ve jejenumun üst bölümlerinden sekretin salgısı uyarılır. sinirsel ve hormonal) değişiklikler sindirim ve emilimi düzenler. 184 . Bu (lokal. Gastrik evre: Midede meydana gelen 3 ayrı uyaran (distansiyon (gerilme). Kolesistokinin (CCK): Salgısı.

Kas tabakası pilor hizasında kalınlaşarak bir sfinkter oluşturur (şekil 3). yutulmaya hazır hale getirilir.) Besinin mideye ulaşması yer çekimi ile değil de bu peristaltik dalgaların etkisiyle olduğundan kişi baş aşağı dursa bile yutma olayı oluşabilmektedir. kısmen sindirmek ve 3. 2. kimusun anal tarafa doğru ilerlemesine ve sindirimin evrelerinin gelişmesine neden olur. istemli olarak başlasa da refleks olarak devam ederek bu şekilde sonlanan bir olaydır.) tükrük de artar. (Bütün sfinkterler tüm sindirim kanalı boyunca bu şekilde peristaltik hareketler ile beraber geçiş esnasında gevşer. Bundan sonra. 185 . Besini bir süre depolamak. tükrük ile de karışarak. sonra kapanarak tek yönlü ve kontrollü iletim sağlar. Gastrik faz yoluyla (lokal. Sonra bu gelişmelere intestinal faz da eklenerek ilerleme ve gelişme artacaktır. pankreas salgıları vb. Çiğneme. Parasempatik uyarılar ile diğer sindirim salgıları gibi (mide. 2.Çiğneme: Besinler sindirime hazırlanmanın ilk aşaması olan çiğneme ile küçük parçalara ayrılıp. Özofagusun peristaltik dalgaları ile lokma mideye ulaştırılır. alt 2/3’lük kısmı ise düz kas ile sarılmıştır. Parotisin salgısı diğer hepsinden daha sulu olup yüksek oranda α-amilaz (pityalin) enzimi içerir. Şekil 3. alt özofageal sfinkter açılır ve besinin mideye girmesi için yutma peryodu boyunca gevşek kalır. peristaltik dalgaların etkisiyle. Midenin anatomik yapısı. İçeriğini sindirim ve emilim için optimal miktarlarda ince barsağa vermektir. hormonal ve parasempatik) peristaltizm ve salgılar artarak. besin geçtikten sonra ise kapanarak özofagus ile mide arasındaki bariyeri yeniden kurar. Midede meydana gelen olaylar gastrik fazı arttırır. İşlevleri. Özofagus üst 1/3’lük bölümü iskelet kası. Refleks merkezi medulla oblongatadadır. Yutma olayı istemli başlayarak kompleks bir refleks olarak devam eder. Mide Özofagus ve ince bağırsaklar arasında bulunan torba gibi bir organdır. Çözündürmek. 1.

İnce bağırsakta emilimde artacak ve kimus kalınbağırsakta rektuma ulaşınca gaita halini alacaktır. Kalın Bağırsak – Kolon Salgılar azdır ve daha çok müsinden oluşur. Ürobilinojenin bir kısmı oksidasyon reaksiyonu sonucu dışkının rengini veren sterkobiline çevrilir. diğer kısmı ise bağırsaklarda emilir ve sistemik dolaşıma katılır. Safra tuzlarının %95’i ileumda yeniden emilerek bir kez daha safraya salgılanmak üzere dolaşıma döner. Safra pigmentleri. (3) lesitin (fosfolipid yapıda bir maddedir). İnce Bağırsaklar Duodenum çeperindeki Brunner bezleri koyu kıvamda müsin salgılar. duodenumda pankreas salgısındaki enzimler ile safranın etkileri ön plana çıkarken. bu da her bir organik molekül sınıfına spesifik sindirim enzimleri ve başta bikarbonat iyonları olmak üzere diğer bazı elektrolitlerden zengin bir sıvıdır. Midenin Salgıları günde 2-3 litreyi bulmaktadır. nükleik asitler) parçalayan enzimler salgılanır. biliverdinin indirgenmesi ile oluşur ve insan safrasının esas pigmentidir. burada bakterilerin etkisiyle indirgenir ve ürobilinojene (sterkobilinojen) dönüşür. 186 . Bilurubin. Başlıca işlev. (7) eser elementler. Sindirim faaliyetleri açısından. bilurubin – biliverdin. Safra tuzları. Kusma: Mide ve sindirim sisteminin üst bölümündeki içeriğin ağız yolu ile dışarı çıkarılmasından ibaret refleks bir olaydır. Safranın bileşimine göz atacak olursak: (1) safra tuzları. sindirim enzimleri yoktur. safra kesesinde depolanır. bu özelliği ile kimustaki lipidlerin yüzey gerilimini düşürür ve lipazın etkisini kolaylaştırır. Pankreastan tüm organik molekülleri (proteinler. Midenin sindirici etkisi ile besin maddeleri kimus adı verilen yarı sıvı madde (solüsyon) haline gelir. kanalları yoluyla duodenuma çeşitli maddeler salgılar (Şekil 4). Bikarbonat. ürobilin halinde idrarla atılır. lesitin ve kolesterol hepatositlerde (karaciğer hücreleri) sentezlenir ve yağın emülsifikasyonundan sorumludur. mideden gelen kimusun asiditesini nötralize eder. enterohepatik döngü. 4. Kusma merkezi medulla oblongata’da yer alır. 3. (5) safra pigmentleri ve(6) az miktarda diğer metabolik son ürünler. fekal materyali defekasyon öncesinde depolamak ve konsantre etmektir (Şekil 5). Safra. İdrarın sarı renginden sorumludur. (2) kolesterol. Pankreasın Ekzokrin Salgıları ve Karaciğer Vücudun iki büyük bez organı olan karaciğer ve pankreas. (4) bikarbonat. Barsağa dökülen bilurubin. Aşırı sempatik stimülasyon (stres) Brunner bezlerini inhibe ederek ülsere neden olur. karbonhidratlar. karaciğerde sentez edilip safra kanallarında toplandıktan sonra. Sindirimin son evresi ve emilimin çoğu ince bağırsaklarda olmaktadır. jejenum ve ileumda ise ince barsağın kendi çeperinde yer alan birtakım enzimlerin daha etkili olduğu görülür. hatta hafifçe alkaliye çevirir. yağlar. Sindirim sistemini pankreasın ekzokrin salgıları ilgilendirir. Safranın asıl önemli etkisi emülsiyon yapıcı özelliği olup. 5.

Kolon 187 . Şekil 5.Şekil 4. Safra kesesi ve pankreas.

geriye kuru bir fekal kitle bırakacak şekilde. düz kastan oluşan internal (iç) anal sfinkter ve istemli kontrol altındaki çizgili kaslardan oluşan eksternal (dış) anal sfinkter ile normalde kapalıdır.Emilim: Esas olay lümenden kana aktif sodyum absorpsiyonu ve buna eşlik eden osmotik su geçişidir. Bu durumda rektum çeperinin gerilmesi defekasyon refleksini uyarır. iç anal sfinkterin gevşetilmesidir. Defekasyon (Dışkılama): Rektumun çıkışını oluşturan anüs.pudentalis ile istemli olarak. hipovolemi ve şok tablosu ile ölümcül olabilmektedir. kolonun kitle peristaltizmi sonucu rektumun dolmasından kaynaklanır. Refleksin yanıtı rektumun kontraksiyonu. suyun tamamı emilebilir. kuru ve sert materyalin inen kolonda birikmesidir. Diyare (ishal): Feçeste artan su içeriği ve ağırlığı (>200 mg/gün) ile karakterizedir ve buna artmış defekasyon sıklığı da eşlik edebilir. Dışkılama için gerekli uyaran. defekasyon bir süre sağlanan dış sfinkter ile engellenebilir. N. Materyal kalın bağırsakta çok uzun kalırsa. 188 . Dehidratasyon. Konstipasyon (Kabızlık): Feçesin kalın bağırsakta uzun süre kalmasıyla. Emosyonel stres ve çocukluk çağı alışkanlığı en sık nedenlerdir.

Sonuçta. iki böbrek. Hücrelerde oluşan ve kana verilen metabolizma atıklarının uzuklaştırılması şeklinde özetlenebilir. dışta korteks. Böbreğin fonksiyonel ünitesi. Bu yöndeki başlıca fonksiyonları. Vücut sıvılarının hacim ve içeriğinin. glomerül yumağı ile başlar. ürik asit. Proksimal tubuluslar böbrek korteksi boyunca seyrederken. henle kıvrımı (veya kulpu). Sıvı-elektrolit dengesinin düzenlenmesi ile 5. nefrondur (Şekil 1). bu tabakalardan kortekste bulunan. bu toplayıcı kanallarda oluşur ve medulla derinliklerine doğru giderek böbrek pelvisine dökülür. organizmada homeostatik dengeyi koruma işinin en önemli bileşenlerindendir. Nefronların tubulus yapıları. 189 . Her bir böbrekte bir milyonun üzerinde nefron vardır. henle kıvrımı inen koluyla medullaya doğru uzanır ve çıkan kol ile yeniden kortekse doğru yükselir. nitrojen atıkları organizma için zararlı boyutlara gelemeden atılmaktadır. 4. bowman kapsülünden başlayarak proksimal tubulus. Böbrekler kanı süzerek idrarı oluşturur. kreatinin gibi nitrojen (azot. mesane (idrar kesesi. böbreklerin sürekli çalışmasıyla. buradaki kapiller yapılardan süzülen malzemeyi toplayan bowman kapsülü ve bu malzemeden idrarı oluşturacak olan tubulus yapıları ile devam eder. BOŞALTIM SİSTEMİ Boşaltım Sisteminin Genel Özellikleri Boşaltım sistemi veya üriner sistem. iki üreter. Kan basıncının. Bu şekilde bowman kapsülünün yarımay şeklinde sardığı glomerül kapiller yumak yapısı. Nihaî idrar. devamında ise distal tubulus yeniden korteks boyunca ilerler. oluşan idrar üreterler aracılığı ile idrar kesesinde toplanır ve üretra yoluyla dışarı atılır. distal tubulus ve toplayıcı kanallar olmak üzere sırasıyla gider. dolayısıyla karaciğerde üreye dönüştürülür ve bu üre böbrek tarafından atılır. PH’nın. birçok diğer organ gibi. Amonyak. Her bir nefrona süzülecek kan afferent arteriol ile getirilir. İdrar ile atılan en önemli metabolizma atıkları üre. nitrojen içeren atikların en önemli boşaltım yeri böbreklerdir. Kortekste ortalama 8 distal tübül birleşerek bir toplayıcı kanal oluşturur. 3. N2) içeren bileşiklerdir.6. Proteinlerin yıkımı sonucu oluşan esas ürün amonyaktır (NH3). 1. Sözkonusu nitrojen atıklarının en önemli kaynağı proteinler ve purin bazlarıdır. vesica urinaria) ve üretra’dır. Bu durumda nefron. hep birlikte malpighi cisimciği (Şekil 2) olarak anılır. Purin bazlarının yıkım ürünü ise ürik asittir. içte ise medulla olmak üzere iki tabaka halinde izlenir. 2. hücreler için çok toksik bir maddedir. buradan da üreterler içerisine gönderilir. Böbreklerin Fizyolojik Anatomisi Böbrekler. Bir başka deyişle. burada oluşan kapiller yapı olan glomerül yumağında süzülme işi yapıldıktan sonra ise temizlenen kan efferent arteriol ile götürülür. Üriner sistem organları.

Şekil 1. 190 . Şekil 2. Malpighi cisimciği ve Glomerül membranı. Nefronun genel yapısı.

süzüntü (filtrat) içeriği. nihaî idrar oluşumu için başlıca 3 değişik fonksiyonun koordineli olarak çalışması sözkonusudur: 1. Reabsorpsiyon (Geri Emilme) 3. proteinler dışında. sekresyon ve reabsorbsiyon 191 . Filtrasyon (Süzülme) 2. plazmanın bileşimi ile eşittir. Filtrasyon: Filtrasyon. 15 mmHg) glomerüler kapiller onkotik basıncı (ort. 29 mmHg) = Filtrasyon Basıncı (yak. idrar oluşumunun ilk basamağıdır. Dolayısıyla. filtrasyon basıncı aşağıdaki şekilde hesaplanabilir (Şekil 4): glomerüler kapiller hidrostatik basınç (ort. ve ya birden fazlasına maruz kalabilir (Şekil 3). Glomerüler filtrasyon üzerine etki eden başlıca 3 basınçtan yola çıkarak. Glomerüler filtrasyon. 1. Sekresyon (Salgılama) Çeşitli maddeler bunların yalnızca birine. 16 mmHg) Şekil 3. Afferent arteriol ile glomerül kapiller yumağına ulaşan kanın protein ve şekilli elemanları dışındaki tüm maddeleri bowman kapsülü içine süzülür. 60 mmHg) bowman kapsülü hidrostatik basıncı (ort.İdrarın Oluşturulması Nefronlarda.

distal tubuluslardan Na+ iyonlarının geri emilimini artırırken. b. bu endotel tabakasında fenestra olarak adlandırılan binlerce delik yer alır. ADH yokluğu ile seyreden birtakım hastalıklar.Şekil 4. Bazal membran. Bu geri emilimin büyük kısmı (%80-90) proksimal tubuluslardan olmaktadır. Bunlarda aldosteron. günlük 15-20 litre idrar çıkarılması ile karakterizedir. ancak 1-1. Membranın başlıca 3 bileşeni vardır: a. Bazı hormonlar da tubuluslardan geri emilim üzerine etkilidir. Reabsorpsiyon: Glomerüllerden süzülen günlük 180 litre filtratın.5 litre kadarı idrar olarak çıkarılmaktadır. gerekse pasif mekanizmalar ile olabilmektedir. su ve suda erimiş maddelere son derece geçirgen. Kapiller endoteli. 2. Glomerül Membranı: Filtrasyon fonksiyonu için özelleşmiş olan bu yapıda interstisyel bir alanın olmaması dikkat çekmektedir. 192 . Bowman epiteli. organizmanın gereksinimine göre düzenlenmektedir. Glomerüler filtrasyon basıncı. Buradan maddelerin geri emilimi. bir yapıdır. Bu da bize filtratın %99’unun tubuluslardan geri emildiğini gösterir. bunun karşılığında K+ atılımına neden olur. Emilim yer ve maddeye göre değişebilmek üzere gerek aktif transport. c. ADH (antidiüretik hormon – vazopressin) ise toplayıcı kanallar ile yine distal tubulusların özellikle son kısmının suya karşı geçirgenliğini artırarak idrarın daha konsantre olmasını sağlar. kollagen fibrillerin gevşek bir ağ oluşturduğu. podosit denen parmaksı çıkıntılar ve bu parmaklar arasındaki yarık şeklindeki boşluklar ile filtrasyon alanını genişletmesi dikkat çekmektedir.

su vb. Bu şekilde böbrek kan akımı (renal blood flow = RBF veya renal plasma flow = RPF) azalacak. Böbrek Fonksiyonlarının Kontrolü Böbrek damarları sempatik sinir sistemi kontrolü altındadır. Dinlenme halinde minimal olan kontrol. Aldosteron etkisiyle bir yandan tuz ve su reabsorpsiyonu artar. Burada. 3. Renin. Angiotensin I ise angiotensin dönüştürücü (converting) enzim (ACE) tarafından angiotensin II’ye dönüştürülür. K+ da bir yandan lümene sekrete olmaktadır. afferent arteriol çeperinde yer alan hücreler jukstaglomerüler hücreler. diğer yanda ise kan plazması bazı maddelerden arındırılmaktadır. birim zaman içerisinde böbrekler tarafından bir maddeden temizlenen plazma miktarı. distal tubulus ve toplayıcı kanallarda suyun geri emilimini artırarak etki gösterir (Şekil 7). aynı zamanda sistemik dolaşımdaki arteriyolleri de daraltarak kan basıncını yükseltir. Sekresyon: İdrar oluşumu sırasında bazı maddeler de tubulus lümenine salgılanmaktadır. kan basıncındaki düşmelere duyarlılık gösterir ve renin adlı bir hormon-enzim salgılar. bunlara değerek. geçer. 193 . o maddenin klirensini tanımlamaktadır. ekstrasellüler sıvı hacminin ve kan basıncının artması sağlanır. Bu şekilde. Özellikle efferent arteriolde yol açtığı daralma glomerüler kapiller basıncı artırır. dolayısıyla GFR ise düşecektir. Tüm bu olayların hep birlikte koordine çalışması sonucu. kuvvetli vazokonstrüktör etkiye sahip bir maddedir. angiotensinojenden angiotensin I oluşturur. böbrek üstü bezi korteks tabakasından aldosteron hormonunun salgısı da angiotensin II tarafından uyarılır. Bu yapının tümüne birden ise jukstaglomerüler aparat denir (Şekil 5). Bu olayda Na+-K+ATPaz pompası görev alır ve potasyum aktif olarak hücre içine alınır. distal tubulus çeperindeki hücreler ise macula densa adı verilen yapılar olarak farklılaşmıştır. şiddetli olarak uyarıldığı durumda afferent arteriolün daralmasına neden olur. GFR’yi pek etkilemez. Arteryel kan basıncının düşmesi veya GFR’nin azalması sonucu filtrattaki Na+ ve Cl. Macula densa hücreleri ise daha çok distal tubulus içerisinden geçen sıvının Na+ ve Cl. Jukstaglomerüler hücreler. özellikle ekstrasellüler sıvı hacminin azalmasına cevap olarak hipotalamusta sentezlenip arka hipofizden salgılanan bu hormon. Bu etkilerinin yanında.Aktif transport ile reabsorpsiyon: Glikoz ve amino asitlerin tümü Na+-K+-APTaz pompasıyla aktif olarak sodyuma bağlı taşıyıcı bir sistem ile hücre içine alınır. Angiotensin II. Orta şiddette bir uyarı durumunda afferent ve efferent arteriollerdeki daralma aynı boyutlarda olup.iyonları konsantrasyonuna duyarlıdır. Antidiüretik Hormon (ADH): Yukarıda da anlatıldığı gibi. Örneğin distal tubuluslarda aldosteron hormonu etkisi ile Na+ reabsorbe olurken. Klirens: Böbreklerde bir yandan idrar oluşturulurken. macula densa’nın da jukstaglomerüler hücreleri uyarmasına neden olur ve yine renin salgılanır (Şekil 6).konsantrasyonunun düşmesi. Pasif transport ile reabsorpsiyon: Üre. Henle kıvrımından sonra başlayan distal tubulus. Angiotensin II. tekrar malpighi cisimciğine doğru yönelerek afferent ve efferent arteriollerin arasından.

Şekil 6. Renin-angiotensin sistemi. 194 . Jukstaglomerüler aparat.Şekil 5.

7.Şekil 7. hidrojen iyonunu ortamdan yavaş alan maddeler ise zayıf baz olarak sınıflanmaktadır. Hidroklorik asit (HCl) güçlü asit. hidroksil iyonu (OH-) güçlü baz. ortama hidrojen iyonunu yavaş veren madde ise zayıf asittir.45 (daha dar anlamda 7. Bunlardan en önemlisi ise uçucu asit olarak da adlandırılan karbondioksittir (CO2). Aynı şekilde.42). organizma pH’sının çok dar sınırlar içerisinde tutulması hayati önemi olan bir olaydır. Vücuttaki asit ve bazlar genellikle bikarbonat ve karbonik asit gibi zayıf yapılı olanlardır. Böbrekler Ve Asit Baz Dengesi Bilindiği gibi. Anlam olarak asit proton verici. bikarbonat iyonu (HCO3-) ise zayıf bir bazdır. baz ise proton alıcı demektir. hemen su ile birleşerek karbonik asite dönüşebildiğinden asit olarak kabul 195 .35-7. ADH salgı mekanizması ve etkisi. Bunların yanında laktik asit gibi asitler de görülür. Organizma pH’sını değiştiren olaylar daha çok metabolizma sonucu ortaya çıkan asitlerdir. ortama kolaylıkla hidrojen iyonu veren madde güçlü asit. Buna göre. ortamdan hızlı bir şekilde hidrojen iyonu alan maddeler güçlü baz. Hidrojen iyonu (H+) ise proton taşımaktadır.38-7. Metabolizma faaliyetleri sonucu ortaya çıkan karbondioksit. karbonik asit (H2CO3) ise zayıf asitlere örnek iken.

sonra detrusor kasılır. fosfat ve proteinat tampon sistemleridir. yapı olarak içte mukoza. büyüme sırasında. Vücut sıvılarında hidrojen iyonlarının artması. hem de parasempatik lifler alır. H+’nın ortamdan uzak tutulması yönünde çalışırlar. İdrar yapmanın refleks kontrolü. böbrekler idrara daha fazla H+ çıkarır ve aynı anda bikarbonat (HCO3-) reabsorpsiyonunu artırırlar. idrar yapmak için uygun yer bulunana kadar. gerilme reseptörleri uyarılır ve sakral (S2-4) bölgeden idrar yapma refleksi doğar. üretranın başladığı yer etrafında halka şeklinde bir sfinkter yapısı oluştururlar (internal sfinkter). Yani organizmada bir metabolik asidoz söz konusu ise solunum artar ve CO2 atarak duruma müdahale eder. İdrar yapmanın istemli kontrolü.detrusor). böylece idrar yapılır (miksiyon). oradan da üretere doğru ilerler. dış sfinkterin kasılı tutulması öğrenilir.edilirken. solunumun artması nedeniyle CO2’nin fazla miktarda atılması ile H+’nın azalması (yani pH’ın artması) olayına ise solunumsal (respiratuar) alkaloz denir. Bu mekanizma genel olarak solunumsal alkaloz ve asidozda etkindir: Miksiyon Ve İdrarın Boşaltılması Üreterler ve mesane (vesica urinaria). ortada ise üç katlı bir kas tabakasından oluşmaktadır. Arteryel kan CO2 konsantrasyonunun artması böbreklerde bikarbonat reabsorpsiyonunu artırırken. pelvis renalisin dolup gerilmesiyle çeperindeki düz kasların uyarılması yoluyla üreteropelvik bölgeye. Bunlar. Üç katlı kas tabakasının en dışındaki longitudinal lifler idrarın boşaltılmasında en önemli rolü oynarlar (m. Tersine metabolik bir alkaloz gelişmiş ise solunum biraz baskılanarak kan CO2’sinin arttırılması yoluna gidilir. Üretranın daha ileri bölümlerinde ise perinenin çizgili kasları tarafından external sfinkter oluşturulmuştur. Solunumsal olmayan asidoz ve alkaloz (metabolik asidoz-alkaloz) durumlarında ise organizma solunumu artırarak veya azaltarak durumu kompanse etmeye çalışır. erişkinde 300-400 ml kadar idrarın mesanede birikmesi. Başlıca tampon sistemleri bikarbonat. ortama verdikleri hidrojen iyonunun (proton. hiperventilasyon durumlarında PCO2’in 40 mmHg’nın altına düşmesiyle ise bikarbonat reabsorpsiyonu azalır. refleksi başlatmak için yeterlidir. Asitler iyonlarına ayrıştığı zaman. 196 . solunum faaliyetleri ile akciğerden atılabildiği için de uçucu olarak nitelendirilir. Her ne kadar akciğer ve böbrekler kendi mekanizmaları ile organizmayı asidoz ve alkaloz durumlarından korumaya çalışırsa da. Orta katman olan sirküler lifler. Herhangi bir nedenle solunumun azalması nedeniyle kanda CO2 birikmesi solunumsal (respiratuar) asidoz olarak tanımlanırken. H+) birikmesi ciddi tehlikelere yol açar ve çeşitli mekanizmalar ile tamponlanmak zorundadır. öncelikle vücut sıvılarında hazır bulunan birtakım tampon sistemleri pH değişikliklerine anında müdahale ederek olayın ciddi boyutlara varmasını önlerler. Mesane ve üretra hem sempatik. Yeni oluşan idrar. Alkaloz. Uygun ortamda önce pelvis kasları gevşer. ancak idrarın boşaltılması ile ilgili refleks genel olarak parasempatiktir. yani pH yükselmesi halinde ise idrarla bikarbonat atılımı arttırılır. güçlü asitler ile reaksiyona girerek daha zayıf asitlerin oluşmasını sağlamak yoluyla. yani pH azalması durumunda (asidoz). dışta bağ dokusu.

glukagon. Çevreye uyum (soğuk-sıcak adaptasyonu. 2. kimyasal maddeler aracılığıyla gösterir. Enerji üretiminin kontrolü. İkincil habercileri de uyarabilir. bir hücre ya da hücre grubu tarafından salgılanan ve buradan vücudun her yerine taşınarak belirli doku ve organların fonksiyonu üzerinde etki yapan. adrenokortikotropik hormon. tiroid. paratiroid hormon. kolesistokinin. hipofiz. histamin). Ancak büyük çoğunluğu sadece belirli hücre veya organlara etki ederler. sitoplazma veya çekirdeğinde bulunabilir. Yalnız. tiroid hormon reseptörleri ise çekirdekte bulunur. epinefrin. insülin). Sindirim ile ilgili olayların kontrolü. Bu mekanizmada hormon yine hücre membranındaki reseptörüne bağlanarak hücre içinde bir enzimin aktivasyonuna yol açar ve etkilerini bu enzim üzerinden gösterir. hemen hemen tüm hormonlar. tiroksin. salgıladıkları hormonları doğrudan kana bırakırlar ve kan ile vücudun her yerine yayılabilmektedirler (Genel Hormonlar). Endokrin sistem işlevlerini. Bu hücreler etki yapan hormona özel reseptörler taşır ve hedef hücre (target cell) olarak adlandırılır. aldosteron. başta GH. insülin. strese karşı direnç vb). Vücut sıvılarının hacim ve bileşim yönünden kontrolü. kortizol. Kan damarları bakımından zengindir ve genel olarak salgı kanalları yoktur. bunun yerine etkilerini hedef hücrelerdeki özgün reseptörlerine bağlanarak gösterirler. Hormonların bir kısmı vücut hücrelerinin tamamı veya tamamına yakınına etki edebilmektedir (ör = büyüme hormonu. Üreme. insülin. antidiüretik hormon. Membran geçirgenliğini değiştirici etki dolayısıyla iyon kanallarının açılmasına veya kapanmasına neden olmaktadır. asetilkolin. tiroid ve böbrek üstü bezi hormonları. Reseptörler hedef hücrenin membran. Başka bir salgı bezine yaptıkları etki ile yine o bezden başka bir hormonun salgısını uyaran hormonlara tropik hormonlar denir (Şekil 1). androjenler 6. gastrin. Büyüme ve gelişme. 3.7. Başlıca Fonksiyonlar 1. ENDOKRİN SİSTEM Endokrin Sistemin Genel Özellikleri Vücudumuz iki ana kontrol sisteminin etkisi altında işlev görmektedir: Sinir Sistemi ve Endokrin Sistem. 4. Sonuçta endokrin sistem. renin. hipofiz gonadotropin hormonları etkisinde gonadlardan salgılanan sex hormonları Hormonların Etki Mekanizmaları Hormon Reseptörleri: Hormonlar hücre içi mekanizmaları genellikle doğrudan etkilemez. tiroid hormonları. Farklı etkiler nedeniyle de farklı mekanizmalar gözlemek mümkündür. Üçüncü olarak gen aktivasyonu ile de (özellikle steroid ve tiroid hormonlar) etkisini gerçekleştirebilir. Protein hormonlar ile katekolaminlerin reseptörü hücre zarının dış yüzeyinde. bazı hormonlar etkilerini hemen salındıkları yerde veya yakınında göstermektedir ve Lokal (Yerel) Hormonlar olarak bilinirler (ör = sindirim hormonları. homeostatik mekanizmada düzenleyici ve bütünleyici rol oynar. 197 . hormon dediğimiz. kortizol. büyüme hormonu. kalsitonin. steroid hormonlarınki genelde sitoplazmada. sekretin. 5.

genellikle işlev ile ilgili bir faktör. Bu durumda hormonun yol açtığı etki hormon salgısını uyarıcı yönde gelişmektedir ve salgı giderek artmaktadır. Pozitif Feedback: Daha nadir olarak karşımıza çıkan bir olaydır. diğer zamanlarda ise protein sentezleyen mekanizmalar tarafından yeni reseptörler oluşturulur (up regülasyon) ki genellikle uzun süre yüksek hormon konsantrasyonuna maruz kalma nedeniyle oluşmaktadır. 198 . çünkü işlev sırasında reseptör proteininin kendisi genellikle inaktive olur (down regülasyon). Reseptör Sayısı ile Kontrol: Hedef hücredeki reseptör sayısı devamlı değişiklik gösterir. Kadın ve erkek vücudundaki tüm endokrin sistem HORMON SALGISININ ve ETKİSİNİN KONTROLÜ Negatif Feedback: Hormonun hedef organ üzerindeki etkisi yeterli düzeye ulaştığında. geriye doğru endokrin beze veya daha üst bir merkezi etkileyerek hormon salgısını azaltabilmektedir.Şekil 1.

Hipotalamus – Arka Hipofiz İlişkisi: Bu ilişki kan yoluyla değil. nöroregülasyonun önemli bir parçasını oluşturur. Ön Hipofiz Hormonları Ön hipofizden salgılandığı bilinen. Tiroid Stimüle Edici Hormon = Tirotropin (TSH). İyi bilinen iki arka hipofiz hormonu böbreklerde su atımı ve kan basıncı ile ilgili işlevleri olan vazopressin (antidiüretik hormon – ADH) ile süt salgısı ve uterus kasılmaları üzerine etkileri olan oksitosindir.HİPOTALAMO-HİPOFİZER SİSTEM Hipotalamus – Ön Hipofiz İlişkisi: Hipotalamus. başka yerlerden salgılanan hormonlar da ön hipofiz fonksiyonunu serbestleştirici ya da inhibe edici (releasing veya inhibiting) olarak etkileyebilir (feedback mekanizmaları). Adrenokortikotropik Hormon (Adrenal Korteksi Uyaran Hormon) = Kortikotropin (ACTH). Tüm ön hipofiz hormonlarının salgısı hipotalamik hormonlarca kontrol edilir. 199 . Arka hipofiz. başlıca altı adet hormon vardır: Folikül Stimüle Edici Hormon (FSH). hipotalamo-hipofizer portal sistem. Büyüme Hormonu (GH). Luteinleştirici Hormon (LH). hipotalamo-hipofizer traktus (Şekil 3). hipotalamusun dışa doğru genişlemesi sayılabilen nöral bir dokudur. Prolaktin. hipofizyotropik hormonlar (Şekil 2). Hipotalamustan gelen iki akson. hipotalamus yoluyla verilen cevaplar arasında çeşitli hormon salgılarının da önemli yeri vardır. Ancak ön hipofiz hormonlarının salgısının kontrolü tek başına bu hipofizyotropik hormonlar tarafından değildir. sinir yoluyladır. İç ve dış ortamda oluşan değişmelere. hipofiz ile hipotalamus arasındaki birleştirici saptan geçer ve arka hipofizde kan kapillerine yakın bir yerleşim ile sonlanır. Şekil 2. hepsi peptid yapıda. sinir sistemine reseptör ve aferent yollarla ulaştıktan sonra.

SS) ⇒ GH baskılar 5. Prolaktinin ise başka bir bezden herhangi bir hormon salgısı üzerine kontrol edici etkisi yoktur. Hipotalamustan nörohipofize doğru uzanan aksonlar. temel işlevleri meme bezlerinin gelişimi ve göğüslere direkt etki ile süt yapımının uyarılması ile ilgilidir. Büyüme Hormonu Serbestletici Hormon (GHRH) ⇒ Büyüme Hormonu (GH) 4. Prolaktin Salgılatıcı Hormon (PRH) ⇒ Prolaktin salgısını sağlar 200 . Hipotalamusun Etkisinde Başlıca Ön Hipofiz Hormonları 1. ACTH ve TSH’ın başlıca işlevi diğer bazı hormonları salgılatmaktır.Şekil 3. progesteron. Büyüme Hormonu İnhibe Edici Hormon . Gonadotropin Serbestletici Hormon (GnRH) ⇒ Luteinizan Ve Folikül Stimülan Hormon (LH&FSH) 6. Hipotalamik Hormonlar Bu hormonlar. FSH ve LH’ın da yine hormon salgılatıcı etkileri olmakla birlikte (östrojen. Tirotropin Serbestletici Hormon (TRH) ⇒ Tiroid Stimülan Hormon (TSH) 3. hipotalamusun çeşitli alanlarında bulunan nörosekretuar hücrelerden kaynaklanan nörohormonlardır ve ön hipofiz hormonlarının salgısı üzerinde etkili olurlar. Kortikotropin Serbestletici Hormon (CRH) ⇒ Adrenokortikotropik Hormon (ACTH) 2. Büyüme hormonunun çeşitli organ ve dokuların organik metabolizması üzerine direkt etkileri vardır. sperm ve ovumların büyüme ve gelişmesi ile ilgili işlevleri de vardır.Somatostatin (GHIH . testesteron).

dopamin) ⇒ Prolaktin salgısını baskılar Dikkat çeken bir nokta bilinen hipofizyotropik hormonların en az ikisinin salgılatıcı değil inhibe edici özellikte olmalarıdır: Dopamin (PIH) ve Somatostatin (SS). Gonadotropinler = FSH & LH: Menstrual siklus. 201 . erkekte spermatogenezi kontrol eder. Büyümeye Hormonların Etkisi: Büyümeye etkili başlıca hormonlar büyüme hormonu. Dopamin ise bir katekolamindir. Etkisi: Tiroid bezi folikül hücrelerinde tiroglobulin sentezini hızlandırır. Şaft ile epifizin arasında epifizyal büyüme plağı (büyüme kıkırdağı) yer alır. testesteron ve östrojenlerdir. Tiroid Stimülan Hormon – Tirotropin – TSH: Hipotalamik TRH’nın etkisiyle salgılanır. Büyümede en önemli hormondur. Pubertede bu kıkırdak doku kemiğe çevrilir ve büyüme durur. Büyüme çeşitli hastalıklara bağlı olarak da aksayabilir. gebelik ve emzirme ile ilgili görevleri vardır. tiroid hormonları. Adrenokortikotropik Hormon – Kortikotropin – ACTH: Stres durumlarında. Etkisi: Böbrek üstü bezi (adrenal) korteksinde glikokortikoid hormonların sentezini kontrol eder. çeşitli genetik ile endokrin gibi bireye ait ve beslenme ile enfeksiyon gibi çevresel faktörlerden etkilenebilen kompleks bir olaydır. Kemik Büyümesi: Büyüyen bir kemik. Büyüme Büyüme. Malnütrisyonun (ağır beslenme bozukluğu) büyüme üzerine olan olumsuz etkileri. bir kişinin boyunu belirleyen olay ise.Prolaktin İnhibe Edici Hormon (PİH. vitamin ve minerallerin yeteri kadar alınmaması büyümeyi etkiler. İkinci özelliği emzirme sırasında sütün meme kanallarına akmasını sağlamasıdır. Vazopressin (Antidiüretik Hormon . Çevresel Faktörler: Beslenme ile esansiyel amino asitler ve yağ asitlerinin. Erkekte ise Leydig hücrelerini uyararak testesteron salgılatır. hipotalamik CRH’nın etkisiyle salgılanır. Büyüme Hormonu – Growth Hormone – GH: Çabuk metabolize olur. hayatın erken çağlarında daha belirgin olarak ortaya çıkar. Oksitosin: Başlıca etkisi doğum sırasında uterus kontraksiyonlarını. genel olarak puberteden itibaren salgılanırlar. Hipotalamik GnRH etkisiyle. -Luteinizan Hormon: Ovulasyon sonrasında corpus luteumun oluşumundan sorumludur. özellikle omurga ve bacaklarınki olmak üzere. -Folikül Stimülan Hormon: Kadında folikül gelişimi ve ovulasyonu. Hedef organı ise tiroid bezidir. yarı ömrü 20-30 dakika kadardır. insülin. kemik büyümesidir. dolayısıyla doğumu kolaylaştırmak olduğundan doğum hormonu olarak da anılır.ADH): Böbrekte distal tubulus ve toplayıcı kanallarda epitelin suya geçirgenliğini artırarak suyun geri emilimini sağlar. epifizyal kapanma. Temel olarak vücutta yaygın bir hücre bölünmesi ve protein sentezi ile yürütülür. Çeşitli Hipofiz Hormonlarının Özellikleri Prolaktin: Bu hormonda hipotalamik inhibe edici fonsiyon baskındır. Dopamin dışındaki tüm hipofizyotropik hormonlar peptid yapıdadır. kabaca epifiz olarak adlandırılan orta kısımları ile bunların arasında kalan şafttan meydana gelir.

1. insülin-benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1) olarak bilinen (diğer adı. Büyüme hormonunun etki mekanizması Şekil 5. birçok hedef dokuda hücre bölünmesini uyarması ve protein sentezine anabolik etkisidir. Şekil 4. Büyüme Hormonu (growth hormone – GH) Ön hipofizden salgılanan bu hormon postnatal dönemin büyüme üzerine etkili en önemli hormonu sayılabilir. Esas etkisini. Büyüme hormonunun ritmik salgılanması 202 . Başlıca büyütücü etki. somatomedin C) kimyasal bir haberciyi salgılatarak yapar (Şekil 4).

düz platoya ulaşana kadar da artar. Tiroid Hormonları Tiroid hormonları. tiroglobulin sentezini hızlandırır. alın. ancak birkaç aylık bir gecikme durumunda ortaya çıkan gelişim yetersizliği geriye dönüşümsüzdür. Jigantizm (Devlik): Büyüme hormonunun gelişme çağında fazla salgılanması ile oluşur. tiroglobulin adı verilen bir glikoprotein ile doludur (Şekil 6). hiperfajiye rağmen kilo kaybı ve tremor (ince titreme) karakteristik bulgulardır. Bu foliküllerin içi. Metabolizmaya en belirgin etkileri hücrelerde katabolik reaksiyonları aktive etmeleri ile ortaya çıkar. hiperfaji (çok yeme). Akromegali: Aşırı büyüme hormonu salgısının epifizler kapandıktan sonra ortaya çıkması ile oluşur. Sağ ve sol olmak üzere iki lateral lob ve bunları birleştiren isthmus adlı bölümden oluşmuştur. epifizlerin kapanma yaşına kadar boy 270 cm’yi bulabilir. Tiroid hormonları. Ayrıca testesteronun birçok doku üzerinde protein sentezini artırıcı etkisi vardır. büyümeyi inhibe edici yöndedir. O2 tüketimi yükselir. triiiyodotironin (T3) ve kalsitonin hormonlarını salgılayan önemli bir endokrin bezdir. kıkırdak ve yumuşak dokular genişler. Böyle bir durum. Genel olarak belli bir hedef organ ya da dokuları yoktur ve hemen hemen tüm vücut hücrelerine etki ederler. Epitel hücreleri bir yandan da kandan iyotu (I-) alarak bezde konsantre eder (iyot pompası). erken dönemde verilecek tiroid hormonları ile tamamen önlenebilir. Tiroid Bezi Tiroksin (T4). protein ve karbonhidrat metabolizması hızlanır. Bezin içi kübik epitel hücreleri ile çevrili çok sayıda folikülden meydana gelmiştir. Kortizol Cinsiyet hormonları gibi steroid yapıda olan kortizolün etkisi ise tam tersine. Cinsiyet Hormonları Cinsiyet hormonu salgıları 8-10 yaşlarında başlar ve sonraki 5-10 yıl boyunca. Hormonun eksikliği ya da yokluğunda ise bazal metabolizma yarıya kadar düşebilir. alt çenede genişleme belirgindir. İnsülin Tüm yönleriyle anabolik bir hormon olan insülinin özellikle proteinler üzerine olan etkisi büyümeyi olumlu etkiler. 5. Bazal metabolizma artar. Tüm dokular ve kemiklerde genişleme ve kalınlaşma görülür. burun. tiroglobulindeki tirozine bağlanır triiyodotironin (T3) ve tetraiyodotironin = tiroksin (T4) sentezlenir (Şekil 7). dokuların büyümesi ve metabolizmanın normal hızında devam etmesi için gereklidir. ancak boy uzamaz. Özellikle el ve ayaklardaki küçük kemikler. refleksler artmıştır. boy uzaması durur. 203 . Yağ. sinirlilik. 4. Kolloide geçen iyot. Hipotiroidili bebeklerde mental gerilik oluşur. özellikle fetal hayatta ve doğumdan sonraki birkaç ayda santral sinir sistemi gelişimi için önemlidir. kafa kemikleri.2. TSH. Büyüme hormonu salgısını uyarır. Cücelik: Ön hipofiz hormonlarının çocukluk çağındaki yetersiz salgılanması ile meydana gelir. Kemikler. Sebep yine tümöraldir. 3.

Şekil 6. Tiroid hormonlarının sentezi ve salgılanması 204 . Tiroid bezinde folliküler hücreler ve kolloid sıvısı Şekil 7.

Kalsitonin Kan kalsiyum düzeyi ile ilgili diğer bir hormondur. Kas kasılması yani aktin-miyozin bağlantısını kurar. birkaç dakika içerisinde PTH salgılanmasına neden olur (Şekil 8). gençlerde daha aktif olup iskeletin gelişmesine yardım eder. Sonra kemiklerde osteoblastik (kemik yapımı) aktiviteyi uyarır. Esas etkisi kemiklerden kalsiyum ve fosfatı mobilize etmesidir. Etkisi PTH’a zıttır. Bu hormon. Parathormonun etkileri 205 . parafoliküler C hücrelerinden salgılanır. İlk birkaç dakikada kemik dokusunda hazır halde bulunan kalsiyum ve fosfatın extrasellüler sıvıya ve dolayısıyla kana geçmesini sağlar. Şekil 8. fosfatını ise düşürücü etkiye sahiptir. Temel olarak plazma Ca+2’unu artırıcı. mercimek büyüklüğünde ortalama 120’şer mg ağırlığında 4 adet bezdir. Tiroid bezinde. İç ve dış salgılarda ve bir de önemli olarak pıhtılaşmada rolü vardır.PARATİROİD BEZ Ve PARATHORMON – PTH Tiroid bezinin arkasında yer alan. Birkaç dakika içerisinde kan kalsiyum düzeyini düşürür. Kalsiyum: Kemiklerin sertliğini sağlar.25-dihidroksikolekalsiferol yapımını uyararak bağırsaklardan da kalsiyum absorbsiyonunu sağlamasıdır Ekstrasellüler iyonize kalsiyum düzeyindeki çok hafif azalmalar. Diğer yandan ise böbreklerden atılan fosfatın geri emilimini (reabsorbsiyonunu) azaltarak fosfatürik etki gösterirken. PTH’ın bir diğer etkisi ise D vitamininin aktif formu olun 1. kalsiyumun reabsorbsiyonunu hızlandırır. Dokularda membran permeabilitesini etkiler.

İnsülin salgısının başta glikoza bağımlı insülinotropik polipeptid olmak üzere (gastrik inhibitör polipeptid . kan şekeri %50 mg altına düştüğünde. Eritrositler ve beynin büyük bölümü ile bağırsak ile böbrek tubulus epiteli dışında tüm dokularda etkisini gösterir. pankreastan geçen kanın glikoz konsantrasyonudur. B veya β hücreleri. koma ve ölüm gelişebilir. sekretin. kas hücresi membranı glikoza karşı geçirgen değildir. Ama insülinin başlıca hedef dokuları kas (kalp+iskelet) ve yağ dokuları ile karaciğerdir. Kas: İstirahat halinde ve insülin yokluğunda. ekstrasellüler sıvıdaki glikozun hücre içerisine alınmasını sağlayarak gerçekleştirir. Beyin hücrelerine ise glikoz girişi insülinden bağımsız olmakla birlikte. Glikoz burada trigliserid sentezinde kullanılır. Bu sırada enerji için yağ asitleri kullanılır. somatostatin (SS) salgılar 4. glukagon salgılar 2. organik metabolizmasının en önemli kontrolörüdür (Şekil 9). insülin salgılar 3.PANKREAS ve ENDOKRİN FONKSİYONLARI Aynı zamanda sindirim ile ilgili fonksiyonları da olan ve bunları çeşitli dış salgıları (ekzokrin) yoluyla yerine getiren pankreasın. D veya δ hücreleri.GIP). glikozun yağ hücrelerine girişini de artırır. endokrin salgıları yapan Langerhans adacıkları vardır. Langerhans adacıkları 206 . F hücreleri. İnsülin Pankreas Langerhans adacıklarından salgılanan en yoğun hormon olan insülin. kolesistokinin (CCK) ve gastrin gibi sindirim hormonları tarafından da uyarıldığı anlaşılmıştır. Şekil 9. Yağ Dokusu: İnsülin. Özellikle arginin. İnsülin Salgısının Kontrolü: En önemli kontrol. beynin glikozu alması güçleşir. pankreatik polipeptid (PP) salgılar. hipoglisemi şok. Bu etkisini. Egzersiz sırasında ise insülin olmasa da glikoz kas hücresine geçebilmektedir. En belirgin etkisi kan glikoz düzeyini düşürmesidir. Bu adacıklarda başlıca 4 çeşit hücre ayırt edilmiştir: 1. lösin gibi amino asitler de insülin salgısını artırır. şuur kaybı. Yemek sırasında görülen parasempatik aktivite artışı ile de insülin salgısı artar. A veya α hücreleri.

sempatik pregangliyonik liflerle innerve olur ve katekolaminleri (adrenalin=epinefrin. Kortizol: Glukagon ile epinefrine ek olarak insülinin etkilerine zıt yönde işlev gören bir hormondur. glukagon ve epinefrine ek olarak. Bu hormonlardan ikisinin ise üzerinde biraz tartışmaya değer etkileri vardır: Kortizol ve büyüme hormonu. Göz: Pupillalar genişler (midriazis). Medüller bölüm. Plazma glikoz düzeyi arttığında glukagon salgısı inhibe olur. zengin damar ağına sahip. Kaslar: İskelet kaslarında verim arttırılır. 207 . Bu hormonlar sempatik sistemin kontrolünde salgılanır ve etkileri de sempatik sistemin tüm vücuttaki etkilerine benzemektedir. Katekolaminlerin Etkileri:Streste tehlikeden korunmak için gereklidir. Merkezi Sinir Sistemi: Stres ve tehlikeye karşı canlılık yaratır. Karbonhidrat Metabolizması: Efor için gerekli kan şekerini yükselci etki yapar. adrenal medullada salgıya hazır şekilde granüllerde depolanır. Sempatik nöronlardan gelen asetilkolin salgısı yoluyla gelen stimulus ile salgı gerçekleşir. Adrenal Medulla Adrenalinin büyük kısmı adrenal medulladan sentezlenir. Mide. Glukagonun etkileri insüline terstir. Böbrek Üstü Bezi – Adrenal Bez – (Glandula Suprarenalis) Her iki böbreğin üzerinde şapka şeklinde yerleşmiş. Kortizol eksikliği olan kişilerde. Katekolaminler. diğer birçok hormonun da organik metabolizma üzerine çeşitli etkileri vardır.Glukagon Pankreastan salgılanır. bağırsak. hiperglisemiktir. bronşlar genişler. Kalp-Damar Sisteminin aktivitesini arttırırlar. En dışındaki kapsülün altında korteks tabakası. Kan: Eritrosit sayısı ve hematokrit değerini yükseltir. içte ise medüller bölüm olmak üzere iki farklı dokudan oluşur. Endokrin Sistem: Adrenalin insüline antagonist. noradrenalin ise daha çok sempatik sinir uçlarından salınmaktadır. Ancak bunların salgıları genellikle kendilerine ait uyaranların kontrolündedir. açlık durumunda beyin işlevlerini bozabilecek derecede bir hipoglisemi gelişebilmektedir. Büyüme Hormonu: Başlıca fizyolojik etkileri. büyüme ve protein anabolizmasını artırmanın yanı sıra insüline zıt etkilidir. bu kaslar mücadeleye hazırlanır. İnsülin üzerine olan inhibitör etkisi vardır. bronşiyol ve mesane düz kasları katekolaminlerin etkisiyle inhibe olur. 6 g kadar ağırlıkta bezlerdir. Hiperglisemi yapar. burada. Kalp atım hacmi ve dakika hacmini artırarak ve periferik damar direncini artırmak yoluyla kan basıncını artırırlar. noradrenalin=norepinefrin) salgılar. Somatostatin İlk olarak hipotalamustan izole edilmiştir: Somatotrop hormonu inhibe edici hormon (growth hormone inhibitory hormone = GHIH) ile aynı hormondur. Adrenalin Streste salınır ve kan şekerini arttırır. Glikoz Ve Yakıt Homeostasisinde Diğer Hormonların Katkısı: İnsülin. efor için gerekli olan bronşiyol genişleme sağlanır. Solunum Merkezi: Solunum hızı ve derinliğini artırırlar. Yağ Metabolizması: Yağ dokusundan yağlar mobilize olur. steroidler) salgılanır. Korteks tabakasında ise yaşamın vazgeçilmez hormonları olan kortikosteroidler (kortikoidler. hiperglisemi yapar.

Zona Retikularis: Androjenik hormonlar salgılar. 3. sıvı hacmi artar. Zona Fasikulata: Glikokortikoid hormonlar yapılır. Başlıca fonksiyon böbrek tübüllerinde Na+ tutulumu ve K+ atılımı şeklindedir. 2. Temel olarak mineralokortikoid aktivite Na+ ve K+ dengesi. Şekil 10. glikokortikoid aktivite ise glikoz ve protein metabolizması ile ilgilidir. En önemlisi aldosterondur. Yetersiz aldosteron salgısında K+ konsantrasyonundaki artış ile kalp kontraksiyonlarında zayıflama ve aritmiler gelişebilir. ekstrasellüler Na+ konsantrasyonu pek değişmezken. En önemlisi dehidroepiandrosterondur. 208 . Mineralokortikoid hormonların sentezinden sorumludur. Adrenal medulla ve korteks Mineralokortikoid Hormonlar-Aldosteron Zona glomerulozadan salgılanan en önemli mineralokortikoiddir.Adrenal Korteks Farklı hormonların sentezlendiği üç farklı bölgeye ayrılır (Şekil 10): 1. Na+ ile beraber su da tutulacağından. Zona Glomerulosa: Kapsülün hemen altındaki en dış bölgedir. En önemlisi kortizoldur.

Yağlar da yıkılır. 2’si ise cinsiyet kromozomu olmak üzere toplam 46 kromozom vardır (2n=46). Meioz ile oluşan gametler.Glikokortikoid Hormonlar. Streste salınımı artar. Erkek ve kadında üreme fonksiyonlarını yürütecek olan bu gametlerin olgunlaşma süreci her iki cinsiyette birbirine benzer. Cinsel çoğalmada. bu şekilde haploid sayıda kromozom taşıyan erkek ve haploid dişi gametin nükleuslarının birleşmesi ile. Öncelikle mitoz bölünme yoluyla 46 kromozomlu ilkel (primordiyal) germ hücrelerinin çoğalması aşaması vardır. Strese Direnç: Rahatsız edici stresler ile karşılaşma durumunda ACTH salgısı ve buna bağlı olarak glikokortikoidler artar. Bu nedenlerle hiperglisemi ve kas proteini yıkımı yapar. diploid kromozomlu tek bir zigot meydana gelir: Spermium X + Ovum X = Zigot XX (dişi) Spermium Y + Ovum X = Zigot XY (erkek) 209 . Feminizan etki yapar. Temelde kataboliktir. 22+Y) ise haploid olarak tanımlanır. kadınlarda ise ovumdan (yumurta hücresi) ibarettir. gonadlarda bulunan ve tek kromozom takımı içeren hücreler (22+X. maskülinizan etki yapan ve proteinler üzerinde anabolizan etki ile büyümeyi hızlandıran hormonlardır. Adrenal Androjenler Androjenler. Antiinflamatuar Etki: İnflamasyonun belirtilerinin de görülmesini engeller. Çift olarak dizilen bu otozomal kromozomların her biri benzer homolog kromozomlar olarak adlandırılır. Aynı zamanda kortizol. testesteron aktivitesinin %20’si kadar etkisi vardır. adrenal androjenler ACTH kontrolündedir. homolog kromozomların yalnız birini alır ve kromozom sayısı 23’e düşer. enfeksiyonlar. LH) etkisinde salgılanırken. cerrahi girişimler. aşırı soğuk veya sıcak. Kadında ise 22 çift kromozomun yanında 2 X kromozomu bulunur. damar çeperlerindeki düz kasların katekolaminlere duyarlılığını artırıcı etki yapar. Gonadal androjenler gonadotropinlerin (FSH. Karbonhidrat. Normal koşullarda adrenal östrojenlerin düzeyi önemli fizyolojik etkilere yol açmaz. ihtiyaç için kullanılmak üzere kanda yükseltir. yüz. En aktif androjen. testislerin salgıladığı testesterondur (gonadal androjendir). fakat vücudun belirli bölgelerinde yağ depolanır (omuzlar. Erkekte 22 çift otozom ve bir X (büyük) ile bir de Y (küçük) kromozomu vardır. Gametogenezin sonraki evrelerinde meioz bölünme görülür. Stres faktörleri arasında her türlü travma. Artan kortizol. iyileşmeyi de hızlandırır. Bu haploid hücrelere gamet (veya germ hücreleri) denir ve bu gamet erkeklerde spermium (spermatozoon).Kortizol Kortizol glikokortikoid etkinin %95’inden sorumludur. protein ve yağları dokulardan yıkarak. Adrenal androjenlerin en önemlisi ise dehidroepiandrosteron olup. ağır hastalıklar sayılabilir. Bu şekilde sayıca eş iki kromozom takımını içeren hücrelere diploid denirken. kan proteinlerinin yükselmesi ile. Kilo aldırıcıdır. Stres sırasında salgısı artan kortizol ile birlikte sempatik aktivite de (adrenalinnoradrenalin) artar. ÜREME FİZYOLOJİSİ Gametogenezin Genel Prensipleri İnsanda 44’ü otozomal (yapısal). sırt). Östrojenler: Bir adrenal androjendir.

Ama sekonder seks karakterleri de dahil. testisler veya ovaryumuların gelişmesi 3. Leydig hücrelerinden testesteron. Şekil 11. 210 . cinsiyet farklılaşmasının kalan tüm kısmı. yoksa overlere mi sahip olacağını tayin eder. Cinsiyetin belirlenmesi Cinsel farklılaşma başlıca 3 aşama olarak özetlenebilir.Cinsel Farklılaşma X veya Y kromozomuyla gelen genler. 1. oluşan bu XX veya XY kromozomlu gonadlardan salgılanan cinsiyet hormonlarının olup olmamasına bağlıdır(Şekil 11). Dış genitallerden penis de testesteron etkisinde oluşur. Böylece Müller kanal dejenere olurken Wolff kanalı gelişir. sertoli hücrelerinden ise Müller inhibe edici faktör (MIF) salgılar. Gonadogenez. Hormonların etkisinde erkek ve dişi genital organların gelişimi Müller kanallarından dişi. Genital kanalların (Müller ve Wolff kanalları) oluşumu 2. Fetal testis erkek genital organlarının oluşumu için. Wolff kanallarından ise erkek genital organlarının kanal sistemleri gelişir. embriyonun testislere mi.

Erkek Üreme Sistemi Erkekte üreme organları fizyolojik bakımından iki grupta incelenir: 1. Spermayı dışarı atan yollar Yollar. testislerde seminifer tübüller ile başlar. aynı tipteki ön hipofiz hücrelerinden gonadotropinler olarak da adlandırılan FSH (folikül stimüle edici hormon) ve LH’ın (luteinleştirici hormon) salgılanmasıdır. GnRH. GnRH’ın hipofizyotropik etkisi.) ile aksesuar cinsiyet organlarında (çeşitli bezler) çarpıcı değişiklikler gelişmeye başlar. cinsel dürtü ve erkekte görülen kellik durumunun nedeni olan genin ortaya çıkışında etkisi vardır. Testislerden salgılanan androjen hormonların en önemlisi testesterondur.Puberte 10-14 yaşları civarında birden ortaya çıkan üreme organlarının olgunlaşma dönemidir. Şekil 12. Artmaya başlayan GnRH salgısı ile karakterizedir. genital organ ve bezlerin farklılaşması. kadında ise östrojen salgıları çok artar ve sekonder seks karakterleri (vücut yapısı. Meni ve spermleri üreten testisler ve diğer bezler 2. Gelişmekte olan spermler olan germ hücreleri ve Sertoli hücrelerinde oluşur. spermatogenezi uyarmak için sertoli hücreleri üzerine etki gösterir. Leydig hücreleri testesteron salgısından sorumludurlar (Şekil 12). sekonder sex karakterlerinin ortaya çıkması. Spermatogenez sperm yapımı anlamına gelir. çeşitli kanal sistemleri olarak devam eder ve prostatta üretra ile birleşir. Testesteron: Spermatogenez. Testislerin iki temel fonkiyonu spermatogenez ve hormonal faaliyettir. protein sentezi. Bunlara cevap olarak erkekte testesteron. LH ise Leydig hücrelerini etkileyerek androjen hormon salgısını uyarır. beyin üreme işlevinin başlıca düzenleyicisidir. İlk spermium pubertede oluşur. Yapım yeri seminifer tübüllerdir. FSH. Testisin yapısı Hormonal Faaliyetler GnRH ön hipofizden FSH ve LH salgılatır. 211 . Kadındaki etkilerine göre adlandırılmış olan bu hormonların aslında her iki cinsteki molekül yapıları da aynıdır ve gonadlara etki ederler. kıl dağılımı vb.

Endokrin faaliyetler. uterus ve vaginadan ibarettir. Fizyolojik anatomi. 212 . implantasyona hazırlık amacıyla. östrojen. gebeliğin ortaya çıkmadığı bir menstrüel siklusun normal sonucudur ve overlerden salgılanan hormonlarla ilgili olarak ortaya çıkan siklik değişmelerin uterusta meydana getirdiği olaylara bağlıdır. gamet yapım yerleridir. Menstrüel kanamanın (menstruasyon) olduğu gün siklusun ilk günü olarak sayılır. Serbest kalan ovum fallop kanalına girer. ovaryum (overler). Her iki işlev. Ayrıca 3-5 günlük kanamanın olduğu menstrüasyon devresi vardır (Şekil 13). Oogenez: Erkekteki spermatogoniumların karşılığı olarak dişide yer alan oogoniumlar. yani gebelik halinde corpus luteum altıncı aya kadar büyümeye devam eder. bu sırada salgılanan hormonlarla uterusta meydana gelen değişiklikler. kanamanın durmasıyla birlikte endometriumun rejenere olduğu ve kalınlaştığı proliferatif evre) Ovulasyona kadar sürer. Hormon salgısına ek olarak overler. Menstruasyon. az miktarda progesteron ve inhibin salgılanır. çeşitli salgılar yapıldığı sekretuar evre. Yumurta hücreleri (ovum). overlerdeki yaşamları boyunca folikül adı verilen epitel ile çevrili boşluklarda bulunur. Gamet (oosit) yapımı (oogenez) 2. dişi gametin yapımı ve overden salınımı (ovulasyon) siklik bir olaydır. Böylelikle. yeni bir menstrüel siklus başlar (Tuba uterinada bulunan yumurta döllendiği takdirde. Ovulasyondan sonra başlayan ve corpus luteumun kaybına kadar süren overde luteal evre (uterusta. mentrüel siklus oluşmaz). Siklusun tam ortasında ortaya çıkan LH piki. ovulasyonu başlatan olaydır. gameti alıp beslemeye yönelik değişikliklerdir. granülosa hücreleri östrojen. Buna oogenez denir. tuba uterina (Fallop kanalı). menstrüasyona kadar sürer). Overlerin Fonksiyonları Başlıca iki işlev tanımlanabilir: 1. 2. ovulasyon öncesinde overlerdeki folikül adı verilen yapıda. over fonksiyonu yönünden menstrüel siklus. Bu siklusun süresi bireysel olarak farklılık göstermekle birlikte ortalama 28 gün olarak kabul edilebilir. uzunlukları yaklaşık olarak eşit iki döneme ayrılabilmektedir: 1. Tek bir olgun folikülün geliştiği overde folliküler evre (uterusta. olgunlaşır. Bu evreler sırasında uterusta meydana gelen değişiklikler. FSH ve LH üzerindeki inhibitör baskı ortadan kalkar ve yeni bir grup folikül olgunlaşmak üzere uyarılır. corpus luteum yaklaşık 10 gün sonra hızla dejenere olur.Dişi Üreme Sistemi Erkekteki devamlı sperm yapımından farklı olarak. Overlerde her siklusta bir gamet oluşur. Folikülün overdeki kalıntısı hızlı bir değişime uğrar. ovulasyon sonrasında ise ovumunu kaybeden folikülün farklılaşmasıyla oluşan corpus luteumda olmaktadır. progesteron. Corpus luteumun bu fonksiyon kaybı sonrasında GnRH. menstrüel siklus. Ovulasyon (yaklaşık olarak menstrüel siklusun 13-17. Corpus luteumu (sarı cisim) meydana gelir. Döllenme olmadığı takdirde. östrojen ve progesteronun etkileri ile ilgilidir. kadında cinsel organlar. Bu foliküllerde. inhibin.günü) gerçekleşmiş olur.

Şekil 13. LH piki. ovulasyon ve menstrüel siklus.Over Fonksiyonlarının Kontrolü: Erkekteki GnRH-FSH/LH-seks steroidleri salgı dizisi burada da geçerlidir. 213 .

ışık. Aynı zamanda insan davranışları olarak bildiğimiz aktiviteleri de organize eder. bir nöron gövdesi (soma). motive olma.8. 1. vücudun tüm doku ve organlarından aldıkları bilgileri SSS’ne iletir. Yine de endokrin sistemi kesin olarak SS’den ayırmak mümkün değildir. 2. Sinir sistemi 100 milyardan fazla nörondan ve 900 milyardan fazla glia denen destek hücrelerinden oluşmuştur. uzun dönemde kaslarda daha fazla kan damarı oluşturulması. Dendritler somadan çıkan oldukça dallanmış yapılardır. ısı vb. hızla değişen viseral olayları ve bazı endokrin bezlerin sekresyon hızlarını kontrol eder. Böylece sinir sistemi karşılaştığı olaylara ilk ve ani cevabı oluştururken. aferent ve eferent nöroları SSS içinde birbirine bağlayan nöronlardır. bir şeye karar verme. nefret etme. endokrin sistem geç ama çok uzun süren cevapları ortaya çıkarır. çok özel bağlantı yerleridir. somadan çıkan tek bir uzantıdır. henüz tanımlanmamış yollarla sinir hücrelerinin entegre olmuş aktiviteleriye ilişkilidir. SSS tarafından işlenmiş bilgiyi tüm efektör (kas. Dendritler ve soma diğer nöronlardan sinyallerin alındığı. Bu nedenle nöroendokrin sistem ismi de kullanılmaktadır. kalbin daha fazla kan pompalayabilmesi gibi değişikliklerde endokrin sistem daha baskın olarak görev alır.) sinir hücrelerinin anlayacağı bir dil olan aksiyon potansiyeline dönüştüren birer çevireç görevi yapmaktadırlar. yürüme gibi kolayca gözlenen etkinliklerle beraber.Sinir Sistemi Hücresi Sinir sisteminin temel birimi bireysel sinir hücresi olan nörondur. Sinir sistemine ait bu reseptörler. kas kitlesinin artırılması. Genel olarak sinir sistemi vücutta kas kontraksiyonları. Örneğin bir fiziksel aktivite sırasında kaslara daha fazla kan gitmesi. 214 . Efferent nöronlar. aşık olma. Afferent nöronlar. Sinir Sisteminin Temel Fonksiyonel Birimi . Her nöronun gelen sinyalleri aldığı birkaç dendritleri. ses. Aynı zamanda sinir lifi olarak da adlandırılan akson.) organlara iletirler. Sinir sistemi reseptörlerinin. salgı organları vb. Endokrin sistem ise bunun aksine temel olarak vücuttaki metabolik fonksiyonları düzenler. oluşturduğu cevabı taşıyan bir aksonu ve akson sonlanmaları vardır (Şekil 1). kas damarlarının açılması gibi hızla yapılması gereken faaliyetleri SS organize ederken. SİNİR SİSTEMİ Sinir Sistemi Genel Organizasyonu Sinir sistemi (SS) endokrin sistemle birlikte vücuttaki kontrol fonksiyonlarının büyük kısmının organizasyonunu üstlenmiştir. sinir hücreleri ile bağlantıları vardır ve herbirisi belirli bir uyarana karşı özelleşmiş yapılardır. bir fikre sahip olma. SS gerek iç gerekse dış ortamdaki değişiklikleri reseptör adı verilen özelleşmiş yapılar aracılığı ile algılar. Diğer bir deyişle bu reseptörler çeşitli enerji tiplerini (mekanik. Bunun yanında gülme. Zekaya dayandırdığımız bu deneyimler. İnter nöronlar. Aksondan kollateral denen yan dallar çıkabilir. uzak geçmişteki bir olayı hatırlama gibi deneyimleri de içerir. hücre zarlarında bulunan protein yapıdaki reseptörlerle karıştırılmamalıdır. kızgınlık. 3. Fonksiyonel Nöron Sınıflaması: Nöronlar üç fonksiyonel sınıfa ayrılabilirler.

bellek ya da lisanı oluşturan stimuluslar milyonlarca internöronu kapsayabilir. Terminoloji çok karışık olduğu için bu konuyu açıklamamız gerekmektedir. Oligodendroglialar daha önce de söylendiği gibi myelin kılıfları oluştururlar. Genel olarak SS’deki sinapsların tümü kimyasal sinaps olarak kabul edilebilir. Benzer fonksiyonlara sahip nöronların hücre gövdeleri de sıklıkla birlikte bir küme oluştururlar. norepinefrin. histamin. Mikroglialar. asetilkolin. Patellanın altına vurmakla elde edilen reflekste hiç internöron yokken. Astroglialar (astrosit). 215 . SSS’de sadece bazal ganglionlar denen ve hareketle ilgili olan birtakım nükleuslar vardır. Sinaps aralıklarında görev yapan 40 kadar transmitter madde tanımlanmış olmakla birlikte en çok bilinenleri. GABA. Bu sayede nöron eksite veya inhibe edilebilir ya da herhangi başka bir yoldan gelecek sinyale karşı duyarlılığını değiştirebilir. serotonin ve glutamattır. Tipik bir nöron Yapılan iş ne kadar karmaşık ise arada o kadar çok internöron vardır. SSS’de kapillerlerin çevresini ayaksı uzantıları ile sararak Kan-Beyin Bariyerini oluştururlar. Daha önce öğrendiğimiz gibi SSS ve PSS olmak üzere iki temel kısma ayrılır (Şekil 2). Epandimal hücreler ise subaraknoid boşlukta bulunan Serebro-Spinal Sıvı ya da Beyin-Omurilik Sıvısı (BOS) denen özel bir sıvının yapımından sorumludur. Sinapsa bilgi-sinyal getiren birinci nöron (presinaptik nöron) sinaps bölgesine nörotransmitter adı verilen bir kimyasal madde salgılar ve bu madde bilgiyi alacak olan postsinaptik nöronun membranındaki proteinlere bağlanır. PSS’de sinir hücrelerinin gövdelerinin oluşturduğu gruplara ganglion SSS’de ise genel olarak nukleus denir. Kullandığımız sinir terimi periferik sinir sisteminde aynı yöne giden binlerce nöronun oluşturduğu bir demettir ve fiber optik kabloların yapısına benzer. SSS’nin fagositoz yapabilen immun hücreleridir.Şekil 1. Sinir Sisteminin Fonksiyonel Anatomisi: Bu bölümde sinir sisteminin fonksiyonel anatomisini ve kabaca fonksiyonlarını göreceğiz. glisin.

Şekil 2. Sinir sisteminin genel organizasyonu

SANTRAL SİNİR SİSTEMİ 1. Beyin (Ansefalon) 2. Omurilik (Medulla Spinalis-MS) (Şekil 3). A. Beyin (Ansefalon) Altı temel bölümden oluşur; 1. Serebrum 2. Diensefalon (talamus ve hipotalamus) 3. Mezensefalon (orta beyin) 4. Pons 5. Medulla oblongata (bulbus) 6. Serebellum (beyincik) Mezensefalon, pons ve medulla oblongata beyin sapını oluşturur. Bunların yanında beyin, hepsi birbiriyle bağlantılı, beyin-omurilik sıvısı (BOS) ile dolu dört serebral ventrikülü (boşluk) de içinde bulundurur.

216

1. Serebrum Beynin en büyük parçası olup, sağ ve sol hemisfere (yarım küre) ayrılır. Her bir hemisfer, frontal, parietal, temporal ve oksipital olmak üzere 4 loba ayrılmıştır (Şekil 4). Enine bir kesi yapıldığında, beynin dışında ince bir gri tabaka, iç bölgelerde ak madde ve bu ak madde içine gömülmüş gri yapılar dikkatimizi çeker. Gri alanlar nöron gövdelerinden, beyaz alanlar ise myelinli sinir sonlanmalarından oluşurlar. Dış taraftaki gri yapı beyin kabuğu olarak bilinen serebral kortekstir. Korteks yaklaşık 3 mm kalınlığındadır ancak serebrum hacminin %46’sını oluşturur. Ak bölgeye gömülü gri alanlar ise talamus, hipotalamus ve bazal ganglionlar olup çok önemli fonksiyonları vardır. Sağlı sollu herbir hemisfer için serebral korteksin belli bölgeleri özel fonksiyonlara sahiptir. Bu bölgelere korteks alanları denmektedir. En iyi bilinenleri, motor, duyu (dokunma, basınç, ağrı, sıcaksoğuk), görme, işitme ve konuşma alanlarıdır.

Şekil 3. Santral Sinir Sistemi

Şekil 4. Serebrum

Duyulardan oluşan somatik duyu merkezinin postsentral girusta, iskelet kaslarının motor aktivitesi ile ilgili alanın da presentral girusta olduğu bilinmektedir. Bir hemisferdeki duyu ve motor alanları vücudun diğer tarafıyla ilgilidir. Örneğin sol bacağın ağrı duyusunu sağ hemisferdeki somatik duyu alanı algılarken, sağ bacağın hareketlerinden de sol hemisferin primer motor alanı sorumludur. Serebral korteks sinir sisteminin en kompleks entegratif alanıdır. Temel aferent bilgilerin koordineli bir şekilde algılanması-yorumlanması, sonra taşınması ve iskelet kaslarının hareketini kontrol eden motor sistemler üzerinden kontrolün en son inceliği için gereklidir.

217

2. Diensefalon Beynin ikinci komponenti olan diensefalon iki önemli kısımdan oluşur. Talamus ve hipotalamus (Şekil 5).

Şekil 5. Diensefalon.

Talamus Aferent nöronlarla taşınan, koku duyusu dışındaki (olasılıkla koku yolları da bulunmaktadır) tüm duyu bilgilerinin toparlandığı ve buradan korteksteki ilgili alanlara gönderildiği bir istasyon gibi görev yapmaktadır. Talamus duyu bilgilerinin yorumlandığı ilk merkezdir. Hipotalamus Anatomik olarak talamusun alt tarafına yerleşmiş olup, çok sayıda nükleustan oluşmuştur. Hipotalamus iç ortamın düzenlenmesinde çok önemli fonksiyonlara sahip bir merkezdir. Hormon salgılarının kontrolü, susama, açlık-tokluk, uykuuyanıklık, vücut sıcaklığı, heyecan, korku, öfke gibi emosyonel (ruhsal) davranışların düzenlendiği bir bölgedir. Hipotalamus ayrıca otonom sinir sisteminin çalışmasına da katkıda bulunmaktadır. Subkortikal Nükleuslar (Bazal Ganglionlar) Serebral hemisferler içinde derinde bulunan gri maddenin diğer alanlarını oluştururlar. Bunlarla birlikte hareket ve postür kontrolünde ve davranışın daha kompleks özelliklerinde bazal ganglionlar önemli rol oynarlar. Bazal ganglionların aktivitesi, duysal korteks, talamus ve beyin sapından alınan bilgilerle başlatılır. Bazal ganglionların çıktıları, serebral korteksin motor alanlarını ve beyin sapındaki diğer motor merkezlerin aktivitelerini etkileyerek kas hareketlerinin düzenlenmesine katılır. İsteğimizle başlatılan bir çok hareketin daha sonra otomatik olarak devam etmesinde, bazal ganglionların önemli rolleri vardır. Yemek yerken yapılan rutin işler, yürüme, yürürken yön değiştirme, merdiven çıkma gibi hareketlerde önemli fonksiyon görürler. Bazal ganglion hastalıklarında, iskelet kaslarının düzensiz 218

kasılması, kol ve bacaklarda titremeler ve istem dışı kas kasılmaları sonucu düzensiz hareketler gözlenir. En popüler bazal ganglion hastalığı olan Parkinson hastalığının en önemli bulgusu istirahat tremorudur. Hareketlerin ince ayarında da bozulmalar vardır. Limbik Sistem Frontal lop korteksi, temporal lop, talamus ve hipotalamus kısımlarıyla birlikte bunları birbirine bağlayan lif yollarını da kapsayan bağlantılı bir beyin grubudur. Limbik sistem; canlının yaşamını devam ettirmek üzere gösterdiği davranışlar, öğrenme, emosyonel deneyim, yeme-içme, kızma, heyecanlanma, korkma, besin arama, eş bulma, yavruların bakımı, annelik görevleri ve seksüel aktivitelerle ilgili davranışlarda ve bunların yanında çok çeşitli visseral-endokrin fonksiyonla ilişkilidir. Birbirlerine bağlı olmalarının yanında limbik sistem SSS’nin pekçok bölümü ile de ilişki halindedir. Beyin Sapı (3. Mezensefalon, 4. Pons, 5. Bulbus) Beyin sapından medulla spinalis (MS) ve serebrum-serebellum arasında sinyalleri dağıtan tüm sinir lifleri geçer. Beyin sapının merkezinden geçen ve akson demetleriyle kaynaşmış, gevşekçe düzenlenmiş nöron hücre cisimlerinden oluşan yapı, retiküler formasyon (RF) diye bilinir ve beynin yaşam için mutlak gerekli kısmıdır. SSS’nin tüm bölümlerinden giriş alır ve entegre eder, böylece nöral sistemin büyük bir bölümünün çıkışını oluşturur. RF’un nöronları, aşağı ve yukarı çeşitli uzaklıklara, beyin ve MS’in birçok bölgesine aksonlar yollar. Bu özellik RF’un SSS üzerinde büyük bir etkinliği olduğunu gösterir. RF’nin bazı nöronları, belirli beyin sapı nükleusları ve entegrasyon merkezleri olarak kümeleşirler. Böylece, kardiyovasküler, solunum, yutma ve kusma gibi merkezler oluşur. RF’un göz hareketleri kontrolünde ve vücudun uzaydaki refleks yönetiminde önemli nükleusları da vardır. Ayrıca beyin sapı 12 çift olan kranial sinirlerin 10’una ait bilgi işlemlenmesinde rol alan nükleusları da içerir. 6. Serebellum Başlıca iskelet kası fonksiyonlarının kontrolunda yer alır. Serebellar pedinkuluslarla beyin sapına bağlanır. Serebellum istemli hareketleri başlatmamasına rağmen, koordinasyon ve öğrenme hareketleri ile postür ve dengenin kontrolü için önemli bir merkezdir. Serebellum bu fonksiyonları yerine getirebilmek için kaslar ve eklemlerden, deriden, gözler ve kulaklardan, iç organlardan ve hareketin kontrolünde yer alan beyin kısımlarından bilgi alır. Beyincik hastalıklarında; kaslarda gevşeklik, istemli hareketlerin yapılması esnasında ellerde titreme, bir cisme uzanırken uzaklık ayarının yapılamaması (dismetri), sarhoş konuşması gibi bozukluklar görülür. B. Medulla Spinalis MS küçük parmak kalınlığında silindirik yumuşak bir dokudur. Ortası kelebek şeklinde gri bir renge sahiptir. Bu alan internöronlar, nöronların hücre gövdeleri, aferent nöronların çevreden SSS’ne giren lifleri ve glia hücrelerinden oluşur. Gri maddeyi çevreleyen beyaz madde çok miktarda miyelinli internöron aksonlarını 219

içerir. Bu aksonlar grubu yani yollar, omurilik boyunca uzunlamasına ilerler. Bunlar; beyinden medulla spinalise, medulla spinalisten beyine bilgi taşımak için inen-çıkan yollardır. MS kafatası tabanı ile 1. lomber (L1) vertebra arasında uzanır. Segmentasyon gösterir; sağlı sollu olmak üzere 31 çift spinal sinir çıkar; bu seviyeler; 8 servikal, 12 torakal, 5 lumbal ve 5 sakral’dır. Spinal sinirler dorsal (arka) ve ventral (ön) köklerin birleşmesiyle oluşur. Arka kökler kas, deri, eklem ve viseral organlardan kalkan duysal bilgileri taşır. Ön kökler kasları innerve eden nöronların aksonlarını içerir. MS vücut ve ekstremitelerin istemli ve refleks hareketlerinden sorumludur (yürüme, bir ekstremiteyi geri çekme vs.). PERİFERİK SİNİR SİSTEMİ Periferik sinir sisteminin (PSS) lifleri SSS ile vücudun diğer bütün kısımları arasında sinyaller taşır. PSS 43 çift sinirden oluşur. 12 çifti kafa çiftleri olarak bilinen kranial sinirler, 31 çifti ise MS’in her seviyesinden çıkan spinal sinirlerdir (Şekil 6). Somatik ve Otonom sinir sistemleri arasındaki farklar; Somatik: İskelet kaslarını (çizgili kas) innerve eder, sadece kas uyarılmasına (kontraksiyon-eksitasyon) neden olabilir, istemli olarak çalışır, somatik bir sinir fonksiyon yapamaz ise idare ettiği organda (çizgili kas) atrofi görülür, somatik sinirler kalın ve myelinlidir, yani çok hızlı ileti sağlarlar. Otonom: Düz kas ve kalp kasını, glandları ve sindirim yollarındaki nöronları innerve eder, efektör hücrelerde eksitasyon ya da inhibisyona neden olabilir, istemsiz olarak çalışır, otonom sinirler kesilirse inerve ettiği organda atrofi görülmez, otonom sinirler myelinli ya da myelinsiz olabilir, çapları daha incedir, yani daha yavaş ileti sağlarlar. Otonom Sinir Sistemi (OSS) (Eferent Bölüm) Otonom Sinir Sistemi (OSS) isteğimiz dışında aktivite gösteren, iç organları kontrol eden bir sistemdir. Bu sistem, arter basıncını, gastrointestinal sistem motilitesini (hareketlerini) ve salgılarını, mesanenin boşalmasını, terlemeyi, vücut ısısını ve yeni karşılaştığımız durumlara (bir tehlike, korku veren bir durum, bizi heyecanlandıran bir olay vb.) uyumumuzu sağlayan PSS’nin eferent bölümüne ait bir sistemdir. Bu sistemin önemli bir özelliği hormonlara görece üstün hızıdır. Stres koşullanda böbreküstü bezinden epinefrin (adrenalin) salınımı artar, bu hormonda bir çok organı etkiler. OSS hipotalamus, beyin sapı ve MS’deki merkezlerin kontrolü altındadır. Doğrudan olmasa bile, limbik sistem ve viseral reflekslerin de bu kontrolde rolleri vardır. Otonom sinir sistemi içindeki anatomik ve fizyolojik farklar sempatik ve parasempatik olarak iki farklı komponente ayrılmalarına neden olur. Bu komponentlerin sinir lifleri SSS’ni farklı yerlerden terk ederler. Parasempatik sistemde postganglionik nöron ile efektör hücre arasındaki iletişimde de asetilkolin kullanılır. Oysa sempatik sistemde bu ajan genellikle norepinefrindir (Şekil 7).

220

Şekil 6. Periferik Sinir Sistemi

Şekil 7. Periferik sinir sistemi.

221

Otonom Sinir Sistemi; parasempatik ve sempatik sistem. Önemli bir nokta sempatik sistem yanıtının stres durumlarında artmasıdır. Gerçekte, tam olarak körüklenmiş sempatik bir yanıta (katekolaminler dahil), bir saldırganla karşılaşan ve bundan kaçan bir hayvanın durumunu tanımlayan vur ya da kaç yanıtı denir. Parasempatik sistemin aktivitesi ise sindirim, uyku gibi vejetatif yönetici fonksiyonlarla artar. Omurganın iki yanında ve karın boşluğunda önemli sempatik ganglionlar vardır. Nörotransmitterler Parasemptatik sinir sisteminde, ganglion ve ganglion sonrası hedef organı uyarmada asetilkolin (ACh) kullanılmaktadır. Bu nedenle bu sistemin postganglioner nöronlarına kolinerjik denir. Sempatik sinir sisteminde ise preganglioner nöronlar kolinerjik iken, postgangiloner nöronlar adrenerjiktir. Bu nöronların terminal ucundan norepinefrin (NE) salınmaktadır. Reseptörler ACh ve NE’in efektör hücre membranında etki gösterebilmesi için kendilerine özgü reseptörlerine bağlanmaları gerekir. Kolinerjik reseptörler ve adrenerjik reseptörler. Adrenerjik reseptörler; Alfa ve beta olarak temel iki gruba ayrılır. Adrenal medulla tarafından salgılanan epinefrin (E) ve NE hormonları, sempatik etki göstermelerine karşın, değişik reseptörlere bağlanırlar. NE daha çok alfa reseptörleri, E ise daha çok beta reseptörleri tercih etmektedir. Kalpteki gibi, organın üzerinde beta reseptörler çoğunlukta ise E; damarların üzerinde olduğu gibi alfa reseptörler çoğunlukta ise NE daha etkilidir. Motor Ve Duysal Sistemler Duyu Reseptörleri: Duyu olayı, dokunma, ses, ışık, acı, soğuk, sıcak gibi uyaranlara duyarlı reseptörlerden başlar. Bu reseptörler, duyarlı oldukları duyu şekline göre sınıflandırılmıştır. Tüm duyu yolları 3 nöronludur. Reseptörden kalkan primer duyu yolları (birinci nöron) sekonder duyu yolları (ikinci nöron) ile sinapslaştıktan sonra sekonder duyu yolları talamusun ventral çekirdeğinde tersiyer duyu yolu (üçünçü nöron) ile sinaps yapar ve ilgili korteks bölümüne ulaşır. Bu sırada ikinci nöron, talamusta sonlanmadan önce serebelluma da dallar verir. Mekanoreseptörler: dokunma, basınç gibi mekanik uyaranlara duyarlı reseptörlerdir. Termoreseptörler: Sıcaklık değişmelerine duyarlı reseptörler; soğuk ve sıcak için farklı reseptörler vardır. Nosiseptörler: Ağrı reseptörleridir. Elektromanyetik Reseptörler: Gözdeki gibi ışığa duyarlı reseptörlerdir. Kemoreseptörler: kimyasal değişkenlere duyarlılık gösterirler; ağızda tad, burunda koku, arter kanında oksijen ve karbondioksit düzeyi gibi. Acı reseptörleri uyarıldığında duyu korteksteki acı merkezlerine ulaşacak ve kişi acı duyacak, dokunma reseptörleri uyarıldığında ise korteksteki dokunma merkezlerinde sonlanan ileti kişinin dokunma duyusu hissetmesini sağlayacaktır. Duyu Çeşitleri 1. Eksteroseptif Duyular: Dışarıdan gelen uyaranlara karşı duyarlıdırlar; deri duyuları, ışık, ses gibi. 222

2. Proprioseptif Duyular: Vücudun durumu hakkında bilgi verirler; ayakta durup durulmadığı, hareket edip edilmediği gibi. Eklem ve kas-tendonlardan gelir. 3. İnteroseptif Duyular: İç organlardan gelen duyulardır; mide, mesane gibi yapıların dolgunluğu, kas spazmları gibi. 4. Özel duyular: Görme, işitme, koku ve tad duyuları ise özel duyular adı altında ayrı bir grup olarak ele alınır. Motor Fonksiyonlar Presentral girusta (Rolando önü girusu) bulunan motor korteks vücut hareketleriyle ilgilidir. Şayet hareket önceden planlanarak yapılıyorsa işin içine bazal gangliyonlar, talamus gibi alt beyin merkezleri de karışır; serebellum ise hareketin plana uyup uymadığını, hata olup olmadığını kontrol eder. Omuriliğin Motor Fonksiyonları: Beyin ekstremite hareketlerini doğrudan kontrol etmez ve sadece hareketin başlaması için emir gönderir, omur ilik ise hareketin devamını sağlar. Bu sırada harekette değişiklik meydana gelecekse, örneğin kişi yürürken koşmaya başlayacak, atlayacak ya da eğilecekse beyin yeniden devreye girer ve yeni emirleri gönderir. Bununla birlikte, yürürken ayak yüksek bir yere (taş, basamak) çarparsa, omur ilikteki refleks mekanizmalar ve çeşitli internöronlar hemen devreye girerek ayağın daha yükseğe kaldırılmasını da sağlayabilir; yani omur ilik akıllı bir yürüme denetleyicisi gibi çalışır. Refleksler: Bir çekiç ile diz kapağının altındaki tendona vurulması sonucu bacağın ekstansiyonu şeklinde alınan patella refleksinin merkezi medulla spinalis, göz bebeklerinin kuvvetli ışık altında daralıp az ışıkta genişlemesi şeklinde izlenen pupilla refleksinin merkezi mesensefalondur. 1. Yüzeyel Refleksler: Vücut yüzeyinden başlayan polisinaptik reflekslerdir. Gözün kornea tabakasına küçük bir pamuk ile dokunulduğunda göz kapağının kapanması şeklinde görülen kornea refleksi, bebeklerdeki emme refleksi ve ayak tabanına sert bir cismin sürtülmesiyle ayak parmaklarının fleksiyonu şeklinde ortaya çıkan plantar refleks bunlara örnektir. Plantar refleks muayenesi sırasında fleksiyon yerine ekstansiyon alınması durumuna Babinski refleksi adı verilir, ki bu bulgu bebeklik dönemi dışında patoloji bulgusu olup üst motor nöron hasarını gösterir; bebeklerde ise yürümenin öğrenilmesi ile birilikte ise babinski refleksi kaybolur. 2. Derin Refleksler: Monosinaptik özellikli ve gerilme tipinde refleksler olup kasın uzamasıyla başlayıp aynı kasın kasılmasıyla sonlanırlar. En yaygın olarak bilineni diz kapağı altına vurularak alınan patella refleksi olup, bunun dışında biseps refleksi, triseps refleksi, aşil refleksi de sıklıkla tetkik edilmektedir. 3. Çekilme Refleksi – Fleksör Refleksi – Nosiseptif Refleks: Acı veren bir uyarana tepki olarak bir ekstremitenin veya bazen tüm vücudun geri çekilmesi şeklinde görülen reflekstir. Bu refleks için genellikle yapılacak harekete ait fleksör kaslar uyarılırken, antagonist kaslar ise inhibe edilir; buna resiprokal inhibisyon denmektedir.

223

Işık. Görme. dipteki fotoreseptörleri uyarır. Göz hareketlerini kontrol eden alan. Deri kuru. Göz reflekslerinin kontrolü Bazal Gangliyonların Motor Fonksiyonu Diensefalonda bulunan ve nükleus kaudatus. gözü dıştan gelen toz vb. başı çevirme alanı. Korneayı örten konjuktiva zarı. Stereotipik vücut hareketlerinin kontrolü (yana yatma. Parapleji: Omur ilik tam kesilerinde ortaya çıkan alt ekstremitelerin felç durumudur. Dengenin kontrolü 6. Harabiyeti halinde kişi ses çıkarabilir ancak iki heceden daha uzun kelimeleri söyleyemez. 4. 224 . Spinal şok gelişir. Sinyaller birçok sinapstan sonra korteksteki görme alanına gelir. el becerileri alanı. yardımcı motor alan diğer özel alanlardır. Hemipleji: Vücudun bir tarafının felç olmasıdır. 3. elektromanyetik enerjinin (foton ya da kuanta) nöronal sinyallere dönüştürülmesiyle başlar. Burada motor hareketler planlanıp işleme konmaz. dünyamızda ışık ve renk olması mümkün değildir. Göz kapakları. Göz orbita adı verilen kemikten bir çukurun içinde bulunur. Görme Duyusu Gözümüz ve göz dibindeki fotoreseptörler olmasaydı. boşaltım ise ancak sonda ile mümkündür. Dolaşım sisteminin kontrolü 3. Beyin Sapının Motor Fonksiyonları Pons. Sindirim faaliyetlerinin kontrolü 4. gözün saydam bölümlerinden geçerek.Korteksin Motor Fonksiyonları: Frontal lob üzerinde 3 önemli motor alan yer alır: Broka Alanı: Yalnızca sol hemisferde olmak üzere. kirpik ve kaş. 2. denge için kolları açma gibi) 5. medulla oblongata ve mezensefalondan oluşan beyin sapının başlıca motor fonksiyonları şu şekilde özetlenebilir: 1. Bu şekildeki konuşma bozukluğuna afazi adı verilir. harabiyetinde felç olmaz. ancak hareketlerdeki uyum bozulur. Bazı araştırmacılar diensefalon ile mezensefalon arasındaki subtalamik çekirdek ile substansiya nigrayı da bazal gangliyonlar arasında sınıflamaktadır. 1. Serebellum kas hareketlerinin sırasını belirler. Burun göz için bir siper oluşturur. motor fonksiyonları doğrudan kontrol etmez. kuruması önlenir ve yıkanır. putamen ve globus pallidus olarak bilinen nöron çekirdeklerinden oluşan bazal gangliyonlar. Solunumun kontrolü 2. Bunlar daima serebral korteksten uyarı alırken bir yandan da kendileri motor kortekse uyarı gönderir. termoregülasyon kaybolmuş. sylvius yarığının üzerinde yer alır. etkenlere karşı korur. koşmak gibi hızlı hareketlerin koordinasyonunda etkin bir merkezdir. göz yaşı bezinden gelen sıvı ile nemli tutulur. Serebellumun Motor Fonksiyonu: Piyano çalmak. dönme. daktilo yazmak. diğer beyin merkezlerinde geliştirilen motor hareketlerin doğru olarak yerine getirilip getirilmediğini kontrol eder ve gereken düzeltmeleri yapar.

Görüntünün retina üzerine düşmesi 225 . Bu sayede göze giren ışık miktarı değiştirilebilir. İrisde pupillayı daraltan ve genişleten kas lifleri bulunur. göz küresinin önünde olup beyaz sklera tabakasının devamıdır.Görme Optiği İki farklı ortamı ayıran düzlem eğik ise. Gözün lensi ve korneası. Göz küresi dıştan içe doğru üç tabakadan meydana gelir (Şekil 8). Pupillanın hemen altında silyar kaslara zonular liflerle tutunan esnek. Eğer bu temel ilkeleri merceklere uygulağırsak. Eğik düzlemden kırılarak gelen ışık ışınları bir noktada toplanırlar (x) ki bu noktaya odak noktası denir. ince kenarlı (konveks) bir mercekte ışık dalgaları bir odak noktasında toplanırken. 1. Kornea. saydam bir mercek olan lens bulunmaktadır. Trigeminus duyusunu alır. Ön tarafa doğru değişerek silyar kasları ve irisi oluşturur. Sklera: Gözün en dışındaki koruyucu tabakası olan sklera. Koroid: Göz küresindeki yapıları besleyen yoğun kan damarı içeren pigmentli bir tabakadır. ışığın girmesine izin veren bir açıklık bırakır. Şekil 8. kırma gücü o kadar büyüktür. Radyal ve sirküler kas liflerinden meydana gelen silyar kaslar kasılıp gevşeyerek lensin konveksliğini düzenler. ışığın hareket yönü bu eğik düzleme dik olacak şekilde kırılır. kalın kenarlı (konkav) bir mercekte dağılır ve bir odak noktasında toplanamaz. 2. Kırma gücü diyoptri ile ölçülür. N. ön tarafa doğru şişkinleşerek göze ışınların girdiği saydam korneayı oluşturur. Şekil 9. Bir mercek ışığı ne kadar fazla kırarsa. buna pupilla denir. en ufak bir temasta göz kırpma refleksi oluştururlar. bir görüntüyü retina üzerine odaklayan optik sistemlerdir (Şekil 9). İrisin uçları tamamen birleşmez. Göz küresinin üç tabakası.

Göz Refleksleri Pupilla refleksi: Doğadan paralel gelen ışık. korneada bir kez kırıldıktan ve humor aköz tarafından yavaşlatıldıktan sonra pupilladan geçerek lense gelir. Görme yolu: Retinadan gelen yaklaşık 1 milyon akson toplanarak n. Kör nokta: N. Retina: 1.3. Vitamin A eksikliğinde gece körlüğü gelişir. Görme Anomalileri KIRMA KUSURLARI: Normal bir gözde silyar kas gevşek durumdayken uzaktaki cisimleri net olarak görebilir. Gerek silyar kas. Lensin kamburluğunu artırması ve pupillanın daralması n. Daha önce açıklandığı şekilde uyartı n. sonra erişir. Bu sırada pupilla da daraldığı için yalnız merkeze yakın gelen ışınlar göze girebilir. Horizontal hücreler 4. Korneanın kırma kuvveti değişmediğinden. Görme reseptörleri olan basiller ve koniler (Fotoreseptörler) Bipolar hücreler ile ganglion hücreleri beyine giden direkt yolu oluştururlar. Uzun dalga boyu – kırmızı Orta dalga boyu – yeşil Kısa dalgaboyu – mavi renkleri oluşturur. 226 . okulomotorius çekirdeğine geçer. optikusun çıktığı noktada koni ve basiller yoktur. optikusu oluşturur. Hipermetropi: Bu durumda paralel ışınlar retinanın arkasına düşer. Aferent liflerin bazıları n. optikusa. Bipolar hücreler 5. okulomotoriusun parasempatik dalları tarafından sağlanır. gerek göz küresi ile ilgili fonksiyon bozuklukları kırma kusurlarına neden olurlar. Kişiler uzaktaki cisimleri daha iyi görebildikleri halde yakındaki cisimlerin görüntüsü retinanın arkasına düştüğü için net göremezler. Fotoreseptörler: Retinada ışıağa duyarlı iki tür ışığa hassas reseptör hücre bulunur. Primer renklerin karışımı beyaz rengi verir. büyük bir tabakanın katlanmış şeklidir. Bu sinirin parasempatik telleri konstriktor iris kaslarını inerve eder. Amakrin hücreler 3. Talamusta sinaps yaptıktan sonra korteksin primer görme alanına gelir. Akomodasyon refleksi: Uzaktan gelen paralel ışınların kornea ve lens tarafından kırılarak fovea üzerinde toplandığını biliyoruz. Fakat yakın nesnelerin görüntüsünü retinaya odaklayabilmek için silyar kasın kasılması gereklidir. Bu renklere primer renkler denir. Ganglion hücreleri 2. Basil ve konilerden gelen mesaj n. Konlarda fotosensitif dış membran. optikus tarafından taşınır. Sempatik zincirden çıkan eferentler m. basiller zayıf ışıkta siyah beyaz görme için ileri derecede spesifiktir. Konilerde iç ve dış membran vardır. Temel olarak koniler. parlak ışıkta renk ayrımı için. basil ve koniler.dilatatör iridis kasını inerve ederek pupillaların genişlemisini sağlarlar. lensin öncelikle ön yüzü kamburluğunu artırarak kırma gücünü yükseltir.

0 desibel ortalama duyma eşiğidir. En çok rastlanan. inkus. Frekans birimi Hertz (Hz)’dir. Şekil 10. kırmızı veya yeşil konilerdeki pigment eksikliğidir. Dış kulak: Kulak kepçesi. dış kulak yolu. Uzağı göremez. Genlik ne kadar büyükse ses o kadar gür. cisim göze yaklaştırıldığında görüntü retinanın üzerinde toplanır. insana sağladığı enformasyon (haber. İç kulak: Kohlea (salyangoz) ve vestibuler aparey (denge ile ilgilidir). malleus. İşitme 20-20000 Hertz titreşimlerin kulak tarafından alınarak elektrik akımına çevrilmesidir. Frekans: Sesin bir saniyedeki titreşim sayısıdır. Genlik: Ses dalgasının yüksekliği veya amplitüdü olarak ifade edilebilir. kişi o pigmentin sorumlu olduğu rengi ve tonlarını algılayamaz. iç bükey olan timpan membran bulunur. Kulağı üç bölüme ayırarak inceleyebiliriz (Şekil 10): 1. Orta kulak: Üç küçük kemikçikten meydana gelir. Bu zarın arkasında ise çekiç (malleus). İŞİTME DUYUSU İşitme. timpan zarı. Dış ortamdan gelen ses dalgaları kulak zarını titreştirdikten sonra kemikciklere iletilir. Şiddet: Birim yüzeye uygulanan basınçtır. Kulak anatomisi. Uykuda bile sesleri algılarız. frekans ne kadar fazla ise ses o kadar tizdir. Üzenginin basamağı iç kulaktaki oval pencereye (fenestra ovale) dayalıdır. Nitekim gürültülü bir ortamda uyuyan kişi. Ancak en yüksek duyarlılık 1000-4000 Hz arasındadır. Sesin şiddetinin ölçü birimi desibel’dir. 227 . Renk körlüğü: Gözde renge duyarlı konilerde bulunan pigment maddeleri eksik sentez edildiğinde. bilgi) yönünden görme duyusundan daha önemlidir. stapes. örs’e (incus) ve üzengi (stapes) bulunur. 3. Kemikcikler de bu hareketi oval pencereyi kaplayan zara iletirler. 2. gürültü kesildiğinde uykusundan uyanır.Miyopi: Bu durumda paralel ışınlar retinanın önüne düşer. Timpan Membran Ve Kemik Sistemi: Dış ortamdan gelen ses dalgaları kulak kepçesi ile toplanarak dış kulak yolu ile orta kulağa iletilir. Sesler bize durmadan etraftan bilgi verir. Dış kulak yolu sonunda.

Bu hücrelerde tüy hücreleri bulunur.İç Kulak: İç kulak. alttakine ise Basiller membran denir. Üç ayrı planda duran yarım daire kanalları. bir ucunda kıla benzeyen sterosiller bulunduran mekanoreseptörlerdir. helezonik şekilde kıvrılmış kemik ve zar bölmelerden oluşan bir boru sistemidir. Bilgi. beyin sapından talamusa ve temporal lobtaki işitme korteksine taşınır. Korti Organı Tüy Hücreleri: Tüy hücreleri denen. Kafa çifti olan N. 8. vestibulokohlearis aksonlarında aksiyon potansiyeli doğmasına neden olur. vestibüler organdır. Beyin bu sayede başın pozisyonu konusunda fikir sahibi olur. Tüy hücreleri kohleadaki basınç dalgalarını reseptör potansiyellere çevirirler. elektromekanik ses dalgalarına duyarlı tüy hücrelerinden oluşan korti organı bulunur. 228 . Bu durum. Üst kısımdaki zara Reissner membranı. yine kemikten ve zardan yapılı bir borular sistemi vardır ve labirent denir. Basiller zarın yüzeyinde. ortada utrikulus ve sakkulus adı verilen bölümleri vardır. korti organının reseptör hücreleri. Temporal kemiklerin içinde. İşitmedeki Nöral Yollar: Kohlear sinir lifleri beyin sapına girer. Utrikulus ve sakkulus içinde makula adı verilen bir bölge bulunur. Her makulada binlerce tüycük vardır. Tüycüklerin hareketi (eğilmesi) başın hareketine bağlıdır. Bu tüycük hücreleri tabanlarında vestibular sinir ile sinaps yaparlar. Denge ve Kontrolü Beyin merkezlerine dengenin bozulduğunu bildiren reseptör.

Baskı. 2006. Michael Schuenke. 12th Edition. Matthew N. RESİMLER ve ŞEKİLLER için KAYNAKLAR 1. 2. Yaşam Bilimi Fizyoloji. 4. 1999. 3. Mosby. Levy. Thieme. 5ht Edition. 3. Arthur C. Adolf Faller. 2004. 40th edition. Anatomy and Physiology. Kevin T. Nobel Kitap evi. Baskı. Robert Berne. Çeviri Editörü: Serdar Demirgören. Barrett. Ganong’s Review of Medical Physiology. 5ht Edition. 10th edition. Heddwen Brooks. 2003. Güneş Tıp Kitapevleri. 2010. Kim E. Barman. Anatomy and Physiology. 2011. Guyton and Hall Textbook of Medical Physiology. Mc Graw Hill. 2010. Arthur Vander. Gary A Thibodeau. 2. 2. Tıbbi Fizyoloji Guyton&Hall. 10. Susan M. Guyton. Çeviri Editörü: Hayrunnisa Çavuşoğlu. Vander's Human Physiology: The Mechanisms of Body Function. 5. John E. Panel Matbaacılık. Mc Graw Hill. Elsevier Saunders. 2006. Mosby.KAYNAKLAR 1. 23Edition. Scott Boitano. Vander İnsan Fizyolojisi. Patton. 1998. 6. Hall. James Sherman. Basım. Dorothy Luciano. James Sherman. Arthur Vander. Physiology. 11. Dorothy Luciano. 229 . Şehvar Çağlayan.

230 .

PATOLOJİ DERS NOTLARI Patoloji Anabilim Dalı 231 .

232 .

Doç.Doç.Yb. Armağan GÜNAL Yrd. TROMBOEMBOLİZM ve ŞOK BAĞIŞIKLIK HASTALIKLARI TÜMÖRLER ÖLÜM ve OTOPSİ ÖĞRETİM ELEMANI Doç. 2.Yzb. 7.Tbp.Tbp. 1.Tbp.Tbp.Tbp.Tbp. Armağan GÜNAL 233 .İÇİNDEKİLER S. ÜNİTE / KONU PATOLOJİYE GİRİŞ HÜCRE ZEDELENMESİ ve UYUMU İNFLAMASYON ve ONARIM DOLAŞIM BOZUKLUKLARI.Alb.Doç. Ayhan ÖZCAN Doç. Armağan GÜNAL Doç. 3.NU. 4.Tbp. 6.Yzb. Yıldırım KARSLIOĞLU Yrd.Bnb.Yzb.Doç. Önder ÖNGÖRÜ Yrd.Bnb. 5. Bülent KURT Yrd.

234 .

tümörlerin tanısı başta olmak üzere. Patoloji öğretiminden tıp fakültesi öğrencisinden beklenen. Bu da din adamlarının gücünü artırıyordu. hastalıklı organların makroskopik veya mikroskopik anormal görünüşlerini ekleyerek hastalıkların daha kolay anlaşılmasını sağlar. İlk çağlarda hastalıklar bir günahın. hastalıklı doku ve organları inceleyerek. Günümüzde patoloji ağırlıklı olarak tıp fakültesinde ve daha az oranlarda da sağlık meslek yüksek okullarında okutulmaktadır. ilk Türk patologlarının tümü askerdir. moleküler düzeydeki çalışmalarda patolojik incelemelerin önemi giderek artmaya başlamıştır. Günümüzde. Osmanlı döneminde tek tıp fakültesi olan Askeri Tıp Fakültesi’nde (Gülhane) Alman bilim adamları tarafından başlatılmıştır. genellikle tanı konulurken her zaman için klinik verilere gereksinim olduğundan patolog-klinisyen arasında sürekli bir iletişim kurulması zorunludur. PATOLOJİYE GİRİŞ Doç. Patolojinin Yeri ve Önemi Patoloji. 235 . anatomi. histoloji ve fizyoloji bilgilerinin üzerine. klinik bir dal olmamasına rağmen. teorik ve teknik pek çok konuda patolojik çalışmalar yapılmaktadır. pek çok hastalığın kesin tanısının ve bazen de adli-tıbbi otopsilerde ölümün kesin nedeninin ortaya konmasında patolojik inceleme gereklidir. ancak bu tür kişiler genellikle cezalandırılmıştır. Rönesans döneminde.Tbp. Batı Anadolu’daki eski Yunan uygarlığında ve sonraları İbni Sina döneminde bu tür düşüncelerden uzaklaşmaya çalışılmıştır. hastalıkların fiziksel neden-sonuç ilişkilerinin bulunabileceği. salgın hastalıklarda insandan insana geçen etkenlerin olabileceği ileri sürülmüştür. Ayhan ÖZCAN Patoloji Anabilim Dalı Patolojinin Tanımı ve Tarihçesi Patoloji.Alb. Orta çağda hastalıkların içsel ve dışsal nedenleri olabileceğini ileri sürenler olmuş. hastanın klinik doktoru ile iletişime geçilir. Ülkemizde patolojik incelemeler. yüzyılda Virchow “Hücresel Patoloji”nin temelini atmıştır. yüzyılda kendi yaptığı 700 otopsiyi anlatan kitabın yayınlanması patoloji tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. görüntüsel) özelliklerini inceleyen bilim dalıdır. Bu nedenle. 19. suçun cezası olarak görülmekteydi. Patoloji. Bu amaçla bazen istek formunda bilgiler yeterli olmadığında. hastalıkların nedenlerini ve bunların doku ve organları etkileme şekillerini. hastalığın nedenleri ile belirtileri arasındaki ilişkileri kavrayabilmesini ve böylece tedavide en doğru yaklaşımı belirlemesine yardımcı olabilmeyi sağlamaktır. hastalıklı doku ve organların morfolojik (biçimsel. hastanın tedavisinde ve bakımında doktora yardımcı olmasını amaçlamaktadır. Patolojinin çalışma alanı hastalıklı organ ve dokuların incelenmesiyle sınırlı değildir.1. Diğer sağlık sınıflarından beklenen de hastalığın nedenleri ve bunların doğurduğu sonuçları gözleyerek. Deneysel. Günümüzde. Morgagni’nin 18.

“mikrotom” adlı cihaza yerleştirilir ve istenilen kalınlıkta (genellikle 4-5 mikron) kesitleri alınır. Özellikle küçük endoskopik dokular kolaylıkla kurur ve değerlendirilemez hale gelir. Bu aşamaya girmiş bir örnekte hücrelerin ayrıntıları kaybolur ve morfolojik değerlendirme için uygunsuz hale gelir. Tespitten sonraki aşamaların hemen hepsi otomatik doku takip cihazlarında yapılmaktadır. Bu özelliklerinin bozulmasını önlemek için. Takip (Doku İşleme) Tespitli dokulardan alınan örnekler doku kasetlerine konur ve numaralanır. Dondurularak kalıp halinde çıkması sağlanır. Böylece dokular sertlik kazanmakta ve kolay kesilir hale gelmektedir. Bu kesitler sıcak ksilol içinde deparafinize edilir. Bloklama Doku takip cihazından parafinli olarak çıkan dokular oda sıcaklığında donduğundan tekrar sıcak parafin ile metal kalıplar içine yerleştirilir. ılık su banyosu içinde yüzdürülür ve oradan da lamlar üzerine aktarılır. Parafin oda sıcaklığında katılaşır. elektron mikroskopik incelemede gluteraldehit kullanılır) konması gerekebilir. Bu nedenle alkolün belli bir süre sonra ortamdan uzaklaştırılması gerekir ve bu amaçla da ksilol kullanılır. doku ve organ örneklerinin uygun tespit solüsyonları içine konması gerekmektedir. Tespit edilmemiş doku ve organ örnekleri kısa bir süre sonra ortam sıcaklığına da bağlı olarak bakterilerin ve salgıladıkları enzimlerin etkisiyle otolize (erime) uğrar. Bu işlemler vakumlu ortamlarda yapıldığında işlem süreleri kısalabilir. En uygun tespit solüsyonu % 1015’lik formalindir (tercihen tamponlanmış formları).Rutin Histopatoloji Laboratuvarının İşleyişi Tespit (Fiksasyon) Doku ve organ örnekleri insan vücudundan ayrıldıkları anda canlıdırlar ve hastalığın morfolojik özelliklerini içerirler. Doku ve organlar kendi hacimlerinin 10-20 katı kadar tespit solüsyonu içine konmalıdır. Bu cihazlardaki ilk aşama dehidratasyon aşamasıdır. Alkol tespit için uygun bir fiksatif değildir. Ksilolün uzaklaştırılmasında da belli sıcaklıkta ısıtılmış sıvılaştırılmış parafin kullanılır. Bu solüsyonda uzun süre durması da dokuların kurumasına ve kırılganlığının artmasına neden olur. Bazı özel patolojik incelemelerde kliniğin ön tanıları da göz önüne alınarak dokuların farklı tespit solüsyonlarına (örneğin. Bu amaçla alkol kullanılmaktadır. Kesit Alma Parafin bloklar. Histopatolojik İnceleme Yöntemleri Bir hastanenin işleyişinde patoloji bölümünün görevi hastalardan tarama veya tanı amacıyla hücre/doku örneklerinin alınmasıyla veya organların çıkarılmasıyla 236 . Bu kalıpların hepsinin üzerinde daha önceden yazılmış olan numaralar bulunur. Bu boya genellikle hematoksilen (mavi) ve eosindir (kırmızı). Daha sonra da farklı derecelerdeki alkollerden geçirilerek hidrate edilir ve istenilen boyanın uygulanmasına geçilir. Patolojik İnceleme Yöntemleri 1.

genetik. deneyim gerektirir. Elektronmikroskop daha çok araştırma amacıyla kullanılmakta. Bu örneklerin uygun tespit solüsyonları içinde gönderilmesi klinikte görevli yardımcı sağlık personelinin sorumluluğundadır. mikrobiyolojik. Bu bilgiler verilmeden patologdan bir tanı beklemek doğru olmaz.başlar. Ancak. Her zaman için ilk incelemede tanı koymak mümkün olmayabilir. o zaman dokuyu kurutmadan ıslak (serum fizyolojik ile) bir bez içinde ve herhangi bir tespit solüsyonuna konmadan gönderilmelidir. Rutin olarak “hematoksilen-eozin” yöntemiyle boyanan kesitler ışık mikroskobunda morfolojik olarak değerlendirilir. Ancak taze doku gerektiren özel bir inceleme (immünfloresans ve kas incelemesi gibi) düşünülüyorsa. Patoloji uzmanına örnek gönderilirken mutlaka alındığı yer ve klinik olarak düşünülen ön tanılar bildirilmelidir. biyokimyasal. yorum şeklinde öneriler listesi de bulunabilir. Bu alanın seçimi patolojik incelemenin en önemli aşaması olup. moleküler biyolojik verileri gereksinim duyulabilir. Biyopsi örneklerinin önce dış görünümleri (makroskopi) değerlendirilir ve normalden farklı görülen alanlardan mikroskopik inceleme için doku parçaları alınır. farmakolojik. Patoloji uzmanı. Bu mikroskopların büyültme gücü ışık mikroskobundan yüzlerce kere fazladır. yukarıdaki yöntemlerden biri veya birkaçı ile yaptığı incelemenin sonunda bir rapor düzenler. Rutin Patoloji Laboratuvarı 237 . görüntü büyültüldükçe tanının kolay ve doğru olacağını düşünmek doğru değildir. Bu gibi durumlarda. Bu raporda kesin bir tanı olabileceği gibi. Patoloji uzmanın en sık kullandığı düzenek olan ışık mikroskobunun büyültme olanağı yaklaşık x1000 ile sınırlıdır. nadiren tanısal açıdan da gerekli olabilmektedir.

Ancak. 238 . en kısa zamanda tanı verebilmek için. Hastanın anestezi altında olduğu da düşünülecek olursa.“Frozen Section” ve İntraoperatif Histolojik İnceleme Yöntemi Rutin patolojik incelemeye alınan bir örneğin tanısı. günde yaklaşık olarak 4-5 kez başvurduğumuz bir yöntem de “frozen section”dır. Bu tür kesitlerden patolog tarafından varılan sonuçlar her zaman kesin ve net olmayabilir. Bu dokuların herhangi bir tespit solüsyonu içine konmadan gönderilmesi gerekmektedir.Histopatoloji Laboratuvarı Bloklamanın ve doku takibinin yapıldığı ünite 2. Dokular kiryotom adı verilen cihazlarda -20°C sıcaklıklarda dondurularak kesilir. bazen operasyon sırasında hastada operasyonun seyrini değiştirebilecek kararlar almak gerekebilir. Bu dokular kesildikten sonra en kısa süre içinde hematoksilen-eozin ile boyanır. yukarıdaki işlemler takip edildiğinde en iyi olasılıkla bir gün sonra verilebilir. Bu kesitler rutin işlemlerden geçen dokuların kesitleri kadar kaliteli olmaz. ancak yine de verilen bilgiler cerrahı yönlendirmede yardımcı olmaktadır.

Elde edilen hücrelerin değerlendirilmesinde. her organ için ayrı bir bilgi birikimine ve 239 . Bu yöntem daha çok tanısal amaçlı kullanılmaktadır. Günümüzde de birçok sitolojik örnekler bu yöntemle boyanmakta ve bu yöntem kendi adıyla anılmaktadır. servikovajinal ve idrar yayma sitolojisi gibi). Günümüzde sitolojik inceleme taramanın yanı sıra. Babes tarafından başlatılmış ve daha sonra ise 1950' lerde Papanicolaou tarafından yaygınlaştırılmıştır. daha yaygın olarak tanısal amaçlı kullanılmaktadır. Bu sayede serviks kanserlerini erken dönemde yakalama şansı artmıştır. İlk olarak 1927’de Dr. Papanicolaou vajenden dökülen hücreleri bir lama yayarak kendi geliştirdiği bir yöntemle boyamış ve incelemiştir. Günümüzde tarama amaçlı olarak servikovajinal ve balgam yaymaları kullanılmaktadır. Kapladıkları yüzeyden dökülen hücrelerin sitolojik olarak incelenmelerine “Eksfolyatif Sitoloji*’ denilmektedir (Örneğin. tomografi. magnetik rezonans gibi) ile saptanan kitlelerden iğne ile yapılan ‘Aspirasyon Sitolojisi’ yöntemi de gittikçe yaygınlaşmaktadır. Deri ve mukozayı kazıyarak hücre elde ederek de incelemek mümkündür (kazıma yöntemi). Sitopatolojik İnceleme Yöntemi Sitolojik incelemeler genellikle biyopsi işlemlerine göre daha az invaziv bir yöntemdir.Böbrek ve kas örneklerinin değerlendirildiği yer 3. Bu yöntem birçok kurumda kullanılmaktadır. Palpe edilebilen veya görüntüleme araçları (ultrasonografi.

Arşiv 240 .deneyime gereksinim vardır. GATA Patoloji Anabilim Dalı’nda da kullanılmaktadır. DNA sitometrisi. Arşiv. görüntü analizi gibi yöntemler sayılabilir. Her zaman için tanı koymak mümkün olmayabilir ve biyopsi ile tanının desteklenmesi gerekebilir. Bunların arasında histokimya. immunohistokimya. Bu yöntemlerden in situ hibridizasyon (yakında çalışılmaya başlanacak) dışında hepsi. Diğer Patolojik Yöntemler Rutin histopatolojik inceleme yöntemleri dışında bazen ek patolojik incelemelere gereksinim duyulabilir. in situ hibridizasyon. 4.

Apopitoz 1. Geri dönüşsüz zedelenme ve ölüm Hücresel Adaptasyon Aşırı fizyolojik streslerle veya bazı patolojik uyaranlarla oluşur. 1. Geri dönüşsüz zedelenme: Patolojik değişiklikler kalıcıdır ve hücre ölümü ile sonlanır. Hücre ölümü 1. Sonuçta hücrenin canlılığını sürdürdüğü değişmiş ve yeni bir durum (hipertrofi. 3. Hastalığın nedenini araştırır. hastalıkların fonksiyonel ve yapısal nedenlerini araştıran bir bilim dalıdır. Patogenezi açıklar. Patolojinin Görevleri 1. Geri Dönüşlü ve Dönüşsüz Zedelenmeler 1.Bnb. Hücre Zedelenmesi ve Hücre Ölümü Normal hücresel fonksiyon için hücrenin fizyolojik gereksinimleri ile hücrenin yapısı ve metabolik kapasitesi arasında bir uyum olması gerekir. Nekroz 2. 2. Adaptasyon (uyum ) 2. 2. Nekroz a.2. HÜCRE ZEDELENMESİ ve UYUMU Doç. Hastalığın hücre ve dokularda neden olduğu morfolojik değişiklikleri inceler. Bu hücre içinde hassas bir homeostatik denge durumu oluşturur. 241 . 4. Dış kaynaklı uyarana bağlı en sık görülen hücre ölümü şeklidir. Geri dönüşlü zedelenme 3. atrofi gibi) ortaya çıkar. Yıldırım KARSLIOĞLU Patoloji Anabilim Dalı Hücre Zedelenmesi ve Hücre Ölümü Genel Tanımlar Hücre Zedelenmesinin Nedenleri Hücre Zedelenmesi ve Nekrozis Hücre Zedelenmesi ve Hücre Ölümü Genel Tanımlar Patoloji.Tbp. Morfolojik değişikliklerle klinik sonuçları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaya çalışır. Geri dönüşlü zedelenme: Uyaran ortadan kalktığında veya zedeleyici neden hafif şiddette ise normale dönebilen patolojik değişikliklerdir.

Atmosfer basıncındaki ani değişiklikler e. Oksijen yüksekliği d. b. c. Fiziksel etkenler a. 2. Mekanik travma b. Genetik bozukluklar 7. 2. Morfolojik olarak kromatin yoğunlaşması ve parçalanması ile karakterizedir. Terapötikler (asetaminofen) b. Elektrik şoku 3. hücresel komponentlerin bir arada uyumlu olarak çalıştığı ve çevre dokuya en az zarar veren bir ölüm şeklidir.b. İskemi. proteinlerin koagülasyonu. Şiddetli hücre şişmesi. Programlanmış hücre ölümüdür. embriyogenez sırasında istenmeyen veya gereksiz hücreler de bu yolla ortadan kaldırılır. denatürasyon. Kimyasal etkenler ve ilaçlar a. Fiziksel etkenler 3. İmmünolojik reaksiyonlar 6. Kimyasal etkenler ve ilaçlar 4. İnsektisitler g. Sıcak-soğuk c. İstenmeyen hücreleri ortadan kaldırmak için planlanmış. 3. Eser elementlerin fazlalığı e. İnfeksiyöz ajanlar 5. CO ve hava kirliliği f. hücre organellerinin yıkımı ve hücre parçalanması olur. Hücre Zedelenmesinin Nedenleri 1. Tek hücrede veya küçük hücre gruplarında görülebilir. glukoz hücreye ulaşamaz ve bu nedenle daha hızlı hücre zedelenmesi olur. Radyasyon d. b. Oksijen yetersizliği 2. Apopitoz I a. Apopitoz II a. glikolitik enerji üretimi devam edebilir. Narkotikler 242 . b. Beslenme bozuklukları 1. Nonterapötikler (kurşun ve alkol gibi) c. Çeşitli fizyolojik ve patolojik durumlarda. Hipoksi. Oksijen yetersizliği a.

koroner arter tıkanıklığı). Anoreksia nervoza Genel Mekanizmalar I 1. hücrelerin enerji üreten sistemi onarılamaz şekilde zedelenirse patolojik değişiklikler kalıcı olur (geri dönüşsüz zedelenme). 6. Diyetin içeriğindeki değişkenler d. İnfeksiyöz ajanlar 5.4. zedelenme alanı genişleyebilir (reperfüzyon zedelenmesi). Protein-kalori eksikliği b. Azalmış ATP sentezi ve ATP’nin aşırı tüketimi 2. Eğer oksijen sağlanabilirse etkilenen hücreler sağlamlığını korur. 5. Ca+2 homeostazının bozulması ve hücre içi kalsiyumun artması 4. Geri Dönüşlü Zedelenme: Hipoksi önce oksidatif fosforilasyonun ve arkasından da mitokondride ATP üretiminin azalmasına neden olur. Beslenme bozuklukları a. İskemik ve hipoksik zedelenme hücresel zedelenmenin en yaygın tipidir (örn. ATP’nin tükenmesi 2. Genetik bozukluklar 7. Geri dönüşsüz mitokondriyal zedelenme Genel Biyokimyasal Mekanizmalar İskemik ve Hipoksik Hücre Zedelenmesi 1. Membran geçirgenliğinin bozulması 5. Biyokimyasal ve yapısal komponentler etkilenir. İskemik hücrelerdeki patolojik değişiklikler onarılabiliyorsa geri dönüşlü zedelenmedir. Serbest radikallere bağlı hücre zedelenmesi 2. İmmünolojik reaksiyonlar 6. 4. Geri dönüşlü ve dönüşsüz hücre zedelenmesi ile nekrozisdeki morfolojik değişiklikler 3. İskemi uzadığında. Obezite f. Kan akımı düzeltilince. 2. Zedelenen hücrenin tipine. Zedeleyici ajanın tipine. süresine ve şiddetine göre hücresel yanıt değişir. Rol Oynayan Biyokimyasal Olaylar 1. 9. 7. konumuna ve uyum sağlama yeteneğine göre sonuçlar değişir. Oksijen kaynaklı serbest radikaller 3. Mitokondriyal disfonksiyon belirli bir noktaya kadar onarılabilir. Geri dönüşsüz zedelenme: İskemi kalıcı olursa zedelenme geri dönüşsüzdür ve bunda iki önemli olay rol oynar: 1. 8. Membran zedelenmesi 243 . Açlık e. Vitamin eksikliği c.

Mekanizması ne olursa olsun membran bütünlüğünün kaybı Ca+2 girişine neden olur. Gulutatyon peroksidaz Sonuç Eğer aşırı serbest radikal oluşumu varsa lipid. 244 . Proteinler. Proteinlerin denatürasyonu. 1. İki ana nedeni vardır: 1. İskemi ve Reperfüzyon Zedelenmesi Kan akımının belirli bir süre kesilmesinden (iskemi) sonra kanlanmanın yeniden düzelmesine reperfüzyon denir. Geri Dönüşlü ve Dönüşsüz Hücre Zedelenmesi ile Nekrozisdeki Morfolojik Değişiklikler Canlı organ ve dokularda hücre ölümünden sonra gelişen morfolojik değişikliklerin tümüne NEKROZ denir. Genellikle spontan olarak ortadan kalkarlar. lipidler ve karbonhidratlarla etkileşime giren kararsız maddelerdir. 3. Çünkü antioksidanlar ve enzim sitemleri bunları ortadan kaldırmada yetersiz kalmaktadır. Çeşitli kimyasal ve biyolojik olayları harekete geçirerek hücresel zedelenmeye neden olurlar. Hücre içi Ca+2 artışı enzimlerin aktivasyonuyla. 2. Süperoksit dismutazlar c.Membran Zedelenmesindeki Mekanizmalar 1. C ve E vitamini ile glutatyon) 2. Daha eozinofilik (bazofiliyi sağlayan RNA’nın kaybına bağlı). 2. protein ve DNA zedelenmesi olur. Antioksidanlar (A. Organel veya diğer sitoplazmik komponentlerin enzimatik olarak sindirilmesi Nekrozisdeki morfolojik değişiklikler: Nekrotik hücre. Serbest Radikallere Bağlı Hücre Zedelenmesi 1. proteinlerin denatürasyonuna yol açar (koagülasyon nekrozu). 2. Serbest Radikallerin İnaktivasyonunda Rol Oynayan Faktörler 1. Katalaz b. Parlak. Serbest Radikallerin İnaktivasyonu 1. 2. Serbest radikalleri ortadan kaldıran enzimler: a. 3. Homojen (glikojen kaybına bağlı). Geri dönüşsüz zedelenmede ise reperfüzyonda apopitoz benzeri bir nekroz ortaya çıkabilir (reperfüzyon zedelenmesi). 2. Geri dönüşlü zedelenmede kan akımı düzeldiğinde hücreler canlılığını devam ettirir. Serbest radikalleri uzaklaştıran ve hücresel zedelenmeyi minimal düzeye indiren çok sayıda mekanizma vardır. Serbest radikaller kararsız moleküllerdir.

Piknoz (küçük. 2. b. Hücre membranları parçalanmıştır. kolayca parçalanabilen peynir benzeri görünümü vardır. Nekroz Tipleri 1.4. Miyokard. Vakuollü 5. Kazeifikasyon Nekrozu a. böbrek. c. 2. Kangrenöz nekroz 1. b. Daha çok lokalize bakteriyel infeksiyonlarda (apseler) ve beyinde görülür. Koagülasyon nekrozu a. 4 Kangrenöz Nekroz a. Hücre İçi Birikimleri ve Hücresel Yaşlanma Çoğalma ve Farklılaşmada Hücresel Adaptasyonlar a. Nekrotik alan yumuşak ve sıvı ile doludur. 3. Likefaksiyon Nekrozu a. Karyoliz (kromatinin erimesi) 3. Yağ nekrozu 5. Koagülasyon (iskemik) nekrozu 2. Sitoplazmik proteinlerin denatürasyonu ile karakterizedir. Hiperplazi b. b. Adaptasyonlar. karaciğerde daha sık görülür. Bakteri ve lökositlerin birarada bulunduğu bir gazlı kangrende koagülasyon ve likefaksiyon nekrozu birlikte görülür. Atrofi d. Hipertrofi c. c. Nükleer Değişiklikler 1. En sık görülen nekroz paternidir. Özellikle ekstremitelerde görülür. Lökositlerin lizozomal enzimleri aracılığıyla ölen hücreleri sindirmesine HETEROLİZ denir. Protein denatürasyonundan hemen sonra otoliz ve heteroliz olduğunda ortaya çıkar. Metaplazi 245 . yoğun nükleus). Kötü kokuludur. Likefaksiyon nekrozu 3. Karyoreksis (küçük kümelere parçalanmış kromatin) Ölen hücrenin kendi lizozomal enzimleri aracılığıyla sindirilmesine OTOLİZ denir. Mikroskopik olarak hücre debrisleri bulunan amorf eozinofilik materyal izlenir. c. Kazeifikasyon nekrozu 4. c. Koagüle olan hücrenin çatısı korunur. Tüberküloz için karakteristiktir. b. Yumuşak.

Fizyolojik hipertrofi: Vücut geliştirenlerdeki kas hipertrofisi b. c. Puberte ve gebelikte kadın memesindeki büyüme Kompensatuar hiperplazi Parsiyel hepatektomi sonrası karaciğerin hiperplazisi Hipertrofi Organellerin (özellikle miyofilamentlerin) sayısında artış ve dolayısıyla da hücre ve organ boyutundaki artış ile karakterizedir. Patolojik hipertrofi: Kalp yetmezliğindeki kalp kası hipertrofisi. Kas hücreleri fonksiyonel artışla veya hormonlarla uyarıldığında genellikle hipertrofiyle yanıt verir. Hücrelerdeki sayısal artıştır. Hiperplazi sadece DNA sentezi yapabilen epitelyal. Patolojik Hormonal hiperplazi a. 2. Bu hücrenin canlılığını koruyabildiği yeni bir denge durumudur. Genellikle hipertrofiyle birliktedir. Fizyolojik g. d. ER. Distrofik kalsifikasyon b. b. Hücre komponentlerindeki azalmaya (mitokondri. Hücreler aşırı fizyolojik stres ile patolojik uyaranlar karşısında fizyolojik ve morfolojik hücresel adaptasyonla yanıt verebilir. filamentler) bağlı hücre 246 . Fonksiyonel olarak gereksinimde artış: a. Spesifik hormonal uyarım: Fizyolojik hipertrofi: Gebelikte prolaktin ile östrojene bağlı meme ve uterus hipertrofisi Atrofi a. b. f. Sinir. c. e. Östrojene bağlı endometriyal proliferasyon b. Metaplastik kalsifikasyon Hücresel yaşlanma a. 3.Hücre İçi Birikimler Lipidler Proteinler Glikojen Pigmentler Patolojik kalsifikasyon a. Fizyolojik veya patolojik nedenlerle oluşabilir. kalp ve iskelet kası hücrelerinde hiperplazi özelliği yoktur veya çok azdır. hemopoetik ve konnektif doku hücrelerinde oluşur. Çoğalma ve Farklılaşmada Hücresel Adaptasyonlar 1. Adaptasyonlarda hücre içi birikimler görülebilir. Hiperplazi a. d.

Olgun bir hücre tipinin başka bir olgun hücre tipiyle geri dönüşümlü olarak yer değiştirmesidir. Düzensiz ve anormal loblu nükleuslar b. Metaplazi a. Hücresel Yaşlanma Yaş ilerledikçe ve hemen hemen tüm organlarda fizyolojik ve yapısal değişiklikler oluşur. b. b. Metaplastik epitel benign olmakla birlikte. iyonizan radyasyon vb. b. ilerleyici oksidatif zedelenmedir. Belli bir noktadan sonra hücre zedelenmesi veya ölümüyle sonlanabilir. Ancak bunlar ölü hücre değillerdir. Yassı epitelde de kolumnar epitel metaplazisi oluşabilir (Barret özofagusu). aynı zeminde atipi (displazi) ve sonrasında da kanser gelişebilir. Fizyolojik (doğum sonrası uterusun küçülmesi) ve patolojik olabilir. Ancak hücrenin çoğalmasındaki programlı olaylar ile hücrenin savunma mekanizmalarını bozan en önemli faktör.ve organ boyutunda küçülmeyle karakterlidir. c. a. c. Bu reaktif ürünlerin üretimindeki artış (yüksek kalorili diyet. f. ER’da azalma d. Pleomorfik ve vakuollü mitokondriler c. Yaşlanan hücrelerde çok sayıda fonksiyonel ve morfolojik değişiklikler olur. Golgide distorsiyon Oksidatif zedelenmenin oranı yaşla artar. e. Sonuç Hücresel yaşlanmanın mekanizmaları çeşitlendirilebilir. Hücrelerde yaşa bağlı değişiklikler yıllarca subletal düzeydeki zedelenmenin ilerleyici birikimi sonucu oluşur. eğer uyaranlar devam ederse. En sık görülen kolumnar hücrenin yassı epitele dönüşümüdür (sigara içenlerde solunum epitelinin yassı epitel metaplazisi). g. 247 . Morfolojik Değişiklikler a. Kan desteği hücrelerin yaşamını sürdüremeyecek kadar yetersiz ise hücre ölümü görülür. Atrofik doku sonunda tümüyle yağ dokusuna dönüşür.) yaşam süresinin azalması ile yakından ilişkilidir. Atrofik hücrelerde fonksiyon azalır. d.

Sıvı çıkışı 4. Vazodilatasyon 3. immunolojik reaksiyonlar enflamasyonu başlatabilir. zedelenmelere karşı verdiği reaksiyona enflamasyon denir. İNFLAMASYONUN KLİNİK BULGULARI Kızarıklık (rubor) Şişlik (tumor) Isı artışı (calor) Ağrı (dolor) Fonksiyon kaybı İNFLAMASYONUN MİKROSKOBİK BULGULARI Vazodilatasyon Kan akımın yavaşlaması Vasküler geçirgenliğin artışı Ödem Lökosit birikimi PATOGENEZ 1. Vasküler permeabilite (geçirgenlik) artışı 3.Bnb.3. AKUT ve KRONİK İNFLAMASYON Yrd. Geçici vazokonstriksiyon 2. ilerleyici organ hasarı. Bülent KURT Patoloji Anabilim Dalı TANIM Vaskülarize canlı dokuların. Mikrobik enfeksiyonlar. Hücre çıkışı 248 .Tbp.Doç. Kan hücrelerinin zedelenme alanına birikimi (lökositik eksudasyon) Kan Damarlarının Reaksiyonu 1. skar oluşumu). Enflamasyon ve onarım potansiyel olarak zararlı olabilir (hipersensitivite reaksiyonları. Kan damarlarının reaksiyonu (hemodinamik değişiklikler) 2. fiziksel ve kimyasal ajanlar. nekrotik dokular.

C3a. yabancı partiküle yapışma Partikülü sitoplazma içerisine alma Yoketme veya parçalama Akut Enflamasyonda Kimyasal Mediatörler Vazodilatasyon: histamin.Vasküler permeabilite artışı Normal şartlarda plazma proteinleri ve şekilli elemanlar hücre dışına çıkamazlar Kan Hücrelerinin Zedelenme Alanına Birikimi Marginasyon (yanaşma). prostoglandinler Ağrı: Prostoglandinler. yuvarlanma ve adhezyon (yapışma) Transmigrasyon (endotelden geçiş) Migrasyon (göç) ve Kemotaksi (yönelme) Kemotaktik (Yönelme) Ajanlar Bakteriyel ürünler Kompleman sistem komponentleri (C5a) Araşidonik asit metabolizması ürünleri (Lökotrien B4) Sitokinler (interlökin-8) Fagositoz ve Degranülasyon Tanıma. lökotrien Kemotaksi: C5a. TNF(tümör nekroz faktör). bradikinin. bradikinin Doku zedelenmesi: Nötrofil ve makrofaj lizozomal enzimler. trombosit aktivite edici faktör. kan damarlarının proliferasyonu Konnektif doku artımı (fibrozis) Doku yıkımı 249 . leukotriene B4 Ateş: IL-1. Kronik enflamasyonun hiç akut enflamasyon bulguları olmadan ortaya çıkar: Yokedilemeyen ancak düşük toksisitesi bulunan hücreiçi mikroorganizmalar Uzun süre bazı toksik maddelere düşük dozda maruz kalma Otoimmün hastalıklar Kronik Enflamasyondaki Olaylar Mononükleer enflamatuar hücre enfiltrasyonu lenfositler plazma hücreleri makrofajlar Fibroblastların proliferasyonu. oksijen metabolitleri Kronik enflamasyon ise üç yolla oluşur: Akut enflamasyonu takip ederek oluşur. Nitrik oksit Permeabilite artışı: vazoakif aminler. prostoglandinler. C5a. Tekrarlayan akut enflamasyon atakları sonrasında oluşur.

24 saat içinde fibrin pıhtısı etrafında nötrofiller birikmeye başlar. 250 . Hipotansiyon Nabzın artması Bu akut faz reaksiyonlarının ortaya çıkışını sağlayan en önemli kimyasal mediatörler IL-1 ve TNF dir. 24-48 saat içinde epidermis bazal tabakasında mitotik aktivite başlar. YARA İYİLEŞMESİ Rejenerasyon (primer iyileşme) Sekonder iyileşme (enflamatuar granülasyon dokusu oluşumu. İnsizyon alanını granülasyon dokusu kaplar. gün nötrofiller yerini makrofajlara bırakır. fibrozis) PRİMER İYİLEŞME Dokuda minimal kayıp mevcuttur. İyileşme daha çok rejenerasyon yolu ile olur iz kalmaz. gün insizyon alanında neovaskülarizasyon normaldir.İnflamasyonun Sistemik Etkileri Ateş Akut faz reaksiyonları Uykuya meyil. epidermis altında hafif bir skar dokusu kalmıştır. 3. Epidermis ve dermisi ilgilendiren bir yaralanmayı göz önüne alacak olursak. İlk ay sonunda ise yara üzeri normal epidermisle kaplanmış. haftada kollajen birikimi ve fibroblastik aktivite devam eder. Epitelial hücrelerin proliferasyonu devam eder epitel kalınlaşır. İştahsızlık. 5. 2. Epidermis normal kalınlığına ve diferansiyasyonuna ulaşmıştır. Enflamatuar hücreler ve ödem azalır.

Yzb. Hidrostatik Basıncın Artışı A. Enflamatuar nedenlerle oluşan sıvı birikimi genellikle berrak olmayıp. Plazma Onkotik Azalması Protein kaybettiren glomerülopatiler Karaciğer sirozu Malnutrisyon Protein kaybettiren gastroenteropatiler 3. Sodyum Birikimi Renal fonksiyon bozukluğu nedeniyle vücutta aşırı tuz tutulumu Glomerüllerde Na reabsorbsiyonununda artış 4. transuda denir. Enflamatuar olmayan nedenlerle oluşan sıvı birikimi berrak görünüme sahip olup.Venöz dönüşün engellenmesi Konjestif kalp yetmezliği Konstriktif perikardit Karaciğer sirozu Venlerin tıkanması B.Doç.Kd. Arterioler dilatasyon Sıcak Nörohumoral bozukluklar 2. Lenfatik Obstrüksiyon (Tıkanıklık) Enflamatuar Neoplastik Cerrahi sonrası Radyasyon sonrası 5. Enflamasyon Basıncının Akut Kronik Anjiyogenez 251 . Armağan GÜNAL Patoloji Anabilim Dalı KONU BAŞLIKLARI Ödem Hiperemi ve konjesyon Kanama (hemoraji) Trombozis Embolizm Pulmoner embolizm Sistemik embolizm Trombüs dışındaki nedenlerle oluşan emboliler Enfarktüs Şok ÖDEM Hücreler arasında veya vücut boşluklarında sıvı birikimidir. Tüm vücut boşluklarında ve dokularda yaygın ödem olmasına anazarka denir. perikardial boşluktakine hidroperikardium adı verilir. plevral boşluktakine hidrotoraks.Tbp.4. Nedenleri 1. eksuda olarak adlandırılır. DOLAŞIM BOZUKLUKLARI TROMBOEMBOLİZM ve ŞOK Yrd. Sıvı birikimlerinin peritoneal boşluktakine assit.

Solunum güçlüğüne neden olur. Konjesyonda kanda hemoglobinin taşıdığı oksijen miktarı azalır ve mavi görünüm ortaya çıkar. organ ve dokularda bulunan kan miktarının artmasıdır. daha çok yüzde ve göz kapaklarında oluşur. Trombüs oluşumunda rol oynayan faktörler şunlardır: 1. 1cm çapına kadar olanlar purpura. Büyük miktarlarda kan kaybına neden olan hemorajiler. hemotoraks. alveollere de dolar. koma ve konvülzyon gibi bulgular ortaya çıkabilir. Uzun süreli konjesyonda oksijenden yoksun kanın stazına bağlı kronik hipoksi oluşur. Trombüsler. KANAMA (HEMORAJİ) Kan damarlarının yırtılması ile kan elemanlarının dışarı çıkışına denir. hemoperitoneum şeklinde adlandırılır. Deri mukoza ve seröz yüzeylerdeki çok küçük kanama odakları peteşi. Birçok antitrombotik faktör vardır. 2. Eğer seröz boşluklar kan ile dolmuşsa. Konjesyon veya pasif hiperemide ise mavi-kırmızı arası bir renk oluşur. Deride pembemsi bir renk oluşur. Kalp yetmezliğinde. doku ve organlarda kan akımının aniden kesilmesi ile oluşan lokalize iskemik nekroza denir. Subepitelyal konnektif doku sadece endotelyal hücreleri destekler ve trombojenik yapıdadır. Konjesyon ise. venöz dönüşün azalması sonucu. eğer akut olarak meydana gelmişse hipovolemik şoka neden olurlar. Hücreler arasında ve vücut boşluklarında oluşan büyük kanamalardan sonra. Enfarktüslerin en sık nedeni damarın tromboembolik nedenlerle tıkanmasıdır. Basmakla gode bırakır.Klinik ve Morfolojik Özellikleri Ödem. HİPEREMİ ve KONJESYON Arterioler dilatasyon sonucunda organ ve dokulardaki kan akımının artışına hiperemi denir. beyinde ve akciğerde olduğu zaman ciddi sorunlar oluşturabilir. Trombositlerin 252 . normal hemostazda ve trombüs oluşumunda ana rol oynar. Enfarktüs. Akciğer ödeminde ise. hemoperikardium. hemoglobin parçalanma ürünü olan bilirübinin kanda yükselmesine bağlı sarılık oluşabilir. Bu duruma siyanoz denir. Böbrek kaynaklı ödem. daha büyük olduklarında ise ekimoz olarak adlandırılırlar. Kapiller damarlar dışına küçük kanamalar olabilir. Oluşan kitleye trombüs denir. Gastrointestinal sistemde meydana gelen kanamalar demir eksikliği oluşmasına neden olur. Herhangi bir endotelyal zedelenmede: a) Endotele yapışma b) Çeşitli ürünler sekrete etme c) Zedelenmiş alana birikme özelliklerine sahiptirler. Endotel ve Subendotelyal Konnektif Doku Normal endotel yüzeyi pıhtılaşma ve trombüs oluşumu için dirençlidir. Trombositler. seröz nitelikteki sıvı hücrelerarası boşlukta birikmekle kalmaz. Beyin ödeminde kafa içi basıncı artar. TROMBOZİS Kardivasküler sistem içerisinde fibrin (pıhtı) kitlesinin oluşmasına trombozis denir. Büyük miktarda olursa hematom adı verilir. kan akımının yavaşlamasına veya durmasına yol açabilir. daha çok yer çekimine bağımlı lokalize ödem bulunur.

kırıklara neden olabilen ciddi travmalar. esas olarak çeşitli faktörlerin etkisiyle protrombinden trombinin oluşmasıdır. Emboliye neden olurlar. Trombositlerin endotel ile teması artar. Bunlara vejetasyon denir. Koagülasyon Sistemi: Koagülasyon. d. Kardiyak boşluklarda büyük trombüs kitleleri oluşabileceği gibi kalp kapaklarında da trombotik kitleler oluşabilir. 3. Morfoloji Trombüs. c. immünolojik kalp kapak hastalıkları trombüs oluşumunda etkilidir. Pıhtılaşmayı engelleyen faktörler inhibe olup ve pıhtılaşmanın başlaması engellenemez. Bu mekanizmalar şunlardır: 1. Aktif koagülasyon faktörlerinin sulandırılması ve makrofajların temizlemesi gibi antikoagülan mekanizmalar bozulur. Koagülasyon olayı başladıktan sonra trombüs oluşumu meydana gelir. 3. Kanın Koagülasyon Yeteneğinde Artma: Nefrotik sendrom. arterlerde. gebeliğin son dönemi gibi çeşitli durumlarda kanın pıhtılaşma eğiliminde artış olur. Kan Akımınındaki Bozukluklar: Staz ve turbülans akım oluşumunda 4 olay meydana gelir. endotel ve trombositlerde zedelenme oluşarak pıhtılışma faktörleri salınır. b. Bölgesel kan akımının artmasıyla kan dilüe olur (sulanır) ve pıhtılaşma faktörleri azalır. Endotelyal zedelenme: Kalp ve arterlerde trombüs oluşmasının en önemli nedenidir. Kan akımının normal olduğu alanlarda makrofajlar pıhtılaşma faktörlerini ortamdan kaldırır. Normal olarak kanda bulunan proteaz baskılayıcı proteinlerin inaktivasyonuyla proteazlar (plazmin) aktive olur ve pıhtılaşma engellenir. Atheroskleroz. Ayrıca radyasyon. 253 . Sigara ve oral kontraseptiflerin endotel üzerinde toksik etkileri bulunmaktadır. 1. Lökositlerden salınan çeşitli proteazlar ve plazmin ile pıhtı ortadan kaldırılır (fibrinolitik sistem). 2. Bacaktaki venlerde oluşan trombüsler embolizme yol açtıkları için çok tehlikelidirler. yanıklar. miyokarditler veya immünolojik miyokardiyal reaksiyonlar. Giderek büyürler ve büyük damarlarda ciddi tıkanmalara neden olurlar. Fibrinolitik aktivite ile ortadan kaldırılırlar. 2. Trombüs Oluşumunu Hazırlayan Faktörler 1. enfarktüs.birikimi geri dönüşlüdür. 3. Turbülansda. a. kardiyak boşluklarda. 4. 2. Trombüsler. kardiyak cerrahi girişimler. venlerde veya kapillerlerde oluşur. Organizmada pıhtılaşmayı önleyen veya oluşmuş pıhtıyı çözmeye çalışan antikoagülan mekanizmalar vardır. sigara gibi eksojen kimyasal maddeler ve bakteriyel toksinler de endotel hasarı oluşturma potansiyeli taşır. İleri yaşta koagülasyon riski daha yüksektir. 3. Trombin ise fibrinojenin fibrin haline gelmesini sağlar.

hastayı aniden yüzeye çıkmadan önceki basınç koşullarına geri döndürmektir. 3. Bunun dışında kırıklardan sonra yağ embolisi. Tedavideki en önemli prensip. Yüksek basınç altında uzun süre kalan kişilerde kanda erimiş halde bulunan azot miktarı artar. femoral ve iliyak venlerdeki trombüslerdir. EmbolilerİN %99’u trombüslerden kaynaklanır. Olguların %5 inde ani ölüm. dalgıç hastalığında nitrojen gazının embolisi gibi emboliler vardır. 2. Yaralanmış arter veya venin içerisine hava kabarcıklarının sızması sonucu hava embolisi oluşabilir. Enfarktüs iki tiptir: 1) Anemik (beyaz) 2) Hemorajik (kırmızı) 254 . kollateral olmadığı için genellikle pulmoner enfarktüs ortaya çıkar. Trombüs Dışındaki Nedenlerle Oluşan Emboliler: 1. sıvı ve gaz şeklindeki kitlelerin. EMBOLİZM Damar içinde solid. akut sağ kalp yetmezliği ve kardiyovasküler yetmezlik gelişebilir. Ani olarak gelişen çok sayıda trombüs nedeniyle trombositler ve çeşitli pıhtılaşma faktörleri hızla tükenir. Trombüslerin çoğu miyokard enfarktüsü sonrasında meydana gelir. serum verme sırasında hava embolisi.4. mikrodolaşımda yaygın olarak trombüs oluşumunu takiben aktif fibrinoliz ve kanama ile karakterli bir kanama bozukluğudur. ENFARKTÜS Bir organ yada dokuda arterial veya venöz kan akımın aniden kesilmesi sonucu oluşan lokalize iskemik nekroza enfarktüs denir. Tıkanıklık küçük çaplı damarlarda olduğunda. Hava veya Gaz Embolisi. Lokalizasyon göre başlıca iki tipi vardır: Pulmoner Embolizm Büyük ve orta çaplı pulmoner arterlerin emboli ile tıkanmasıdır. Tüm pulmoner emboli vakalarının %95’inden fazlasında embolinin kaynağı popliteal. Yaygın Damariçi Pıhtılaşma (DIC) Gebelik veya septik şok gibi çeşitli durumlarda gelişen. Aynı anda aktivite olan fibrinoliz sonucunda kapiller damarlarda yaygın kanamalar başlar. Dalgıçlarda görülen ve “vurgun” olarak halk arasında bilinen dekompresyon hastalığında ise atmosfer basıncındaki ani değişikliklerle oluşan gaz embolisi söz konusudur. Aniden yüzeye çıkıldığında çözünürlük azalacağı için erimiş azot gaz haline gelir ve emboliye yol açar. Amniotik Sıvı Embolisi: Amnion sıvısının plasental membranda oluşan bir zedelenme sonucu annenin kan dolaşımına geçmesiyle oluşur. %80-85’ i kalpte oluşan trombüslerden kaynaklanır. Organize ve rekanalize (trombüs içinde küçük kapiller damar oluşumları) olurlar. Tıkanan damarların sayısı ve çapına bağlı olarak hastada ciddi bir embolizm sonucu kalp yetmezliği ve şok görülebilir. Femur ve pelvis gibi büyük kemiklerin kırılmalarından sonra yağ globülleri damarlar içerisine girebilir. Sistemik Embolizm Arteriyal sistemde emboli olması demektir. oluştuğu yerden daha uzak bir yerde tıkanma yapmasına embolizm denir. Yağ Embolisi.

Çünkü burada likefaksiyon nekrozu gelişir. kalp rüptürü. Kollateraller oluşmuştur. Kan hacmindeki %10-15 lik kayıp. Morfolojik Bulgular: Hemorajik ya da anemik olsun tüm enfarktüsler koni şeklinde olup. Arteriyel Yapıların Anatomik Durumu: Çeşitli organ ve dokularda 4 tip arteriyal beslenme görülür: a. 2. pulmoner embolizm gibi nedenlerle oluşur. Zengin interarteriyal anastomozlarla desteklenmiş tek arterle beslenme: Kalpte ve İnce barsak arterleri arasında ise zengin anastomozlar bulunur. Bu nedenle enfarktüs daha sıktır. Beyinde Villus poligonu büyük arterlerin birleşmesini sağlar. Hemorajik (kırmızı) enfarktüs genellikle venöz tıkanma sonucu gelişir ve gevşek. Beyin dokusundaki iskemik olaylarda bu türden bir skar dokusu gelişmez. b. Dokunun İskemiye Dayanıklılığı: Nöronlar ve SSS çok dayanıksızdır. Hipovolemik Şok: Kanama. 3. aritmitler. c. Paralel arteriyal sistemle beslenme: Ön kol ve beyinde bulunur. Nörojenik Şok: Anestezi. Buna karşılık mezankimal hücreler çok daha dayanıklıdır. şiddetli miyokard enfarktüsü. Kan ve Kardiyovasküler Sistemin Durumu: Anemi veya hipoksi gibi kanın oksijen taşıma kapasitesinde azalmaya yol açan durumlar. 24 saat sonra normal bir doku ile arasındaki fark iyice belirginleşir. 255 . Şok Sınıflandırması: 1. Oksijensiz ortamda hücrelerin anaerobik metabolizmaları sayesinde laktik asit miktarı yükselmeye başlar ve asidoz gelişir. genelikle tepesi tıkanan damar tarafında bulunur. Dolaşan kan volümünün aniden azalması ile oluşan şoka hipovolemik şok denir. yaygın pulmoner embolizm veya bakteriyel sepsislerde vücudun hemostaz mekanizmalarının bozulmasıyla oluşan dolaşım kollapsıdır. kardiyak tamponadı. Tıkanmanın Gelişme Hızı: Çok yavaş gelişen bir tıkanma daha kolay tolere edilebilir. çift sirkülasyonlu veya konjesyon bulunan dokularda görülür. ciddi travma ve yanıklar. 4. Enfarktüs alanında enflamatuar reaksiyon. d. 2. Çok az anastomoz desteği olan tek arterle beslenme: Böbrekte ise arteriyal yapıda yeterince anastomoz bulunmaz. Çift arterle beslenme: Karaciğerlerde çok nadiren iskemik nekroz oluşur. çeşitli mekanizmalarla telafi edilebilir. 4. Koroner atherosklerozu olan kişilerde enfarktüs daha kolaylıkla oluşur. fibroblastik aktivite ve skar dokusu oluşumu birbirini izler. 3. Kardiyojenik Şok: Miyokard enfarktüsü. diyare ve yanık gibi nedenlerle oluşan aşırı sıvı kayıpları ile ortaya çıkar. Septik enfarktüslerde ise apse oluşabilir. ŞOK Aşırı kanama. kusma. Tüm nekroz alanının skar dokusu haline gelmesi bazen aylarca sürebilir.Anemik (beyaz) enfarktüs solid dokularda arteriyal tıkanma sonucu gelişir. spinal kord yaralanmalarında oluşur. Septik Şok: Bakteriyel enfeksiyonlarda sepsis sonucu oluşur. Normal doku ile enfarktüs alanı arasında keskin bir hat oluşur. Kalbin pompalama fonksiyonu bozulur. Enfarktüsün Ciddiliğini Etkileyen Faktörler: 1. enfarktüs oluşumunu kolaylaştırır.

Kardiyojenik ve hipovolemik şokta hasta kapiller vazokonstriksiyon nedeniyle soğuk ve terlidir. Geri döndürmek mümkün olamaz. Bu organlarda iskemiye bağlı hücre ölümleri gerçekleşmiştir. mikroenfarktüsler Akciğerler Alveolerde şiddetli zedelenme ve bakteriyel enfeksiyonlar Böbrekler Akut tübüler nekroz Böbreküstü Özellikle kortekste küçük nekroz alanları bezleri Gastrointestinal Mukozal hemorajiler ve nekroz odakları sistem Karaciğer Hepatositlerde yağ globülleri birikir. 256 . 3. Geri Dönüşümsüz Dönem: Beyin kalp ve böbreklerdeki perfüzyon bozukluğu tamir edilemeyen noktaya gelmiştir. 2. Hastanın idrar miktarı gittikçe azalır. Şokun Dönemleri 1. ADH salgısının artması ve renin-angiotensin-aldesteron sisteminin aktivasyonu ile kan dolaşımı yeterli bir düzeye kadar yükseltilir. Santral ven etrafında nekroz olur. İlerleyici (Dekompanze) Dönem: Kompanzatuar mekanizmalara rağmen istenen miktarda kan dolaşımı sağlanamaz. Erken (Kompanze) Dönem: Kan dolaşımındaki kompanze edilebilir bir azalma sonucunda vazokonstriksiyon. Septik şokta şiddetli vazodilatasyon nedeniyle deri normal veya kurudur. kalp hızının artması. Şokta En Çok Etkilenen Organlarda Sık Karşılaşılan Morfolojik Bulgular Organ Morfolojik Değişiklik Beyin Hipoksik ensafalopati Kalp Subepiteliyal ve subendotelyal kanamalar.

B Lenfositler: Kemik iliğindeki kök hücrelerden köken alırlar ve ince bağırsaktaki Payer plaklarında antijenik özelliklerini kazandıkları varsayılmaktadır. A. Bu işlevlerini T ve B lenfositlere gereksinim olmadan yapmaktadırlar. B lenfositler antijenik bir uyarı karşısında 5 farklı immünglobulin (Ig) salgılar: Ig G. T4 (+) lenfositler salgıladıkları uyarıcı (IL2 gibi) faktörlerle hücresel ve hümoral immün yanıtta rol oynamaktadır. M. bütün çekirdekli hücrelerde bulunmaktadırlar. virüsle enfekte hücreleri ve mantarları. C). T4 (+) (yardımcı T lenfositler) ve T8 (+) (sitotoksik-baskılayıcı T lenfositler) antijenik özelliklere sahip iki tip T lenfosit vardır. Kanda monositlerin ve dokularda makrofajların oluşturduğu mononükleer fagositer sistemin ise her iki immün yanıtta uyarıcı rolü vardır. Toksik maddeler ve proteolitik maddeler salgılayarak tümör hücrelerinin ortadan kaldırılmasına yardımcı olurlar. Transplante edilen doku veya organın atılımında rol oynayan antijenlere “doku uygunluğu (histokompatibilite)” veya “transplantasyon” antijenleri adı verilir. Armağan GÜNAL Patoloji Anabilim Dalı Bağışıklık sistemi vücudu mikroorganizmalardan koruyan ve kendi antijenik özelliklerini tanıyan bir sistemdir. Kromozom üzerinde yer aldıkları gen grubuna major histokompatibilite kompleksi (MHC) adı verilir ve başlıca 2 grup altında incelenir: Klas I Antijenler (HLA-A.Yzb.Tbp. Bu antijenlerin yerleştiği genlere histokompatibilite genleri denilmektedir. 3. Gecikmiş tipteki aşırı duyarlılık reaksiyonlarında rol oynamaktadırlar. 4. Doku Uygunluğu (Histokompatibilite) Antijenleri ve HLA Sistemi: Bireyin kendi antijenik özelliklerini ayırt edebilmesi bağışıklık sisteminin bir özelliğidir. T lenfositler aracılığıyla olan hücresel immünite Dolaşan kandaki lenfositlerin % 60-70’ini T lenfositler. NK Hücreleri: Tümör hücrelerini. yapışarak ve sitotoksik maddelerle eriterek öldürürler. 2.5. Antijenleri fagosite ederler ve işleyerek T lenfositlere sunarlar.Kd. Bu sitemde immün yanıtta rol oynayan 2 önemli mekanizma vardır: 1. %10-15’ini ise T ve B hücresi olarak belirlenemeyen “Naturel Killer (NK)” hücreleri oluşturmaktadır. D ve E. Makrofajlar: 1. B lenfositler aracılığıyla olan hümoral immünite 2. T ve B lenfositlerin farklılaşmasında rol oynayan faktörleri salgılarlar. B. T Lenfositler: Kemik iliğindeki kök hücrelerden köken alarak timusa gelmekte ve burada antijenik özelliklerini kazanmaktadır. T8 (+) lenfositler T4 (+) lenfositlerin uyarıcı özelliklerini baskılayarak kontrol altında tutmaktadır.Doç. 257 . BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ HASTALIKLARI Yrd.

organ veya doku rejeksiyonları (atılımları). İkinci kez aynı antijenle karşılaşan duyarlanmış mast hücreleri veya bazofillerin yüzeyinde bulunan IgE’lerle antijen birleştiğinde vazoaktif maddeler açığa çıkmaktadır (degranülasyon evresi). Sitotoksik T lenfositlerin virüsle enfekte hücreleri tanıyabilmesi için klas I antijenlere gereksinim vardır. Örnek: Tüberküloz. Bu Antijenlerin Başlıca Görevleri: 1. Bu maddeler düz kaslarda kasılmaya. Tip II (Sitotoksik) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Homolog veya otolog antijenlere IgG ve M özelliğindeki antikorlar bağlandıktan sonra veya kompleman sisteminin de katılmasıyla hedef hücrenin erimesine neden olunmaktadır. ancak nedeni tam olarak anlaşılamayan mekanizmalarla bu özellik ortadan kalkabilmektedir. Örnek. Bu durumda bağışıklık sistemi kendi antijenlerini yabancı olarak algılamakta ve “otoantikor” adı verilen antikorların oluşumuna neden olmaktadır. damarda geçirgenlik artışına ve ödeme neden olmaktadır. Örnek: Anaflaktik şok (penisilin allerjisi) ve allerjik (bronşial) astım.Klas II Antijenler (HLA-D). antijen sunan hücreler (monositler. İmmün yanıtta hücreler arası ilişkiyi sağlamaktadır. Aşırı Duyarlılık Reaksiyonları Tip I (Anaflaktik) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Antijen ilk karşılaşmada IgE ile birleşerek mast veya bazofil hücrelerin yüzeyine yapışır. Transplantasyonlarda alıcı ve verici arasında doku uygunluğu olmadığında alıcının bağışıklık sistemi o dokuyu veya organı yabancı olarak tanımakta ve rejeksiyona neden olmaktadır. Örnek: Otoimmün hemolitik anemi. 2. makrofajlar. (T4 (+) lenfositlerin yabancı antijenleri tanıyabilmesi için önceden klas II antijenlerle makrofajlarda işlenmiş olması gerekir). Örnek: Pernisiyöz anemi. Tip III (İmmün Kompleks) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Antijen-antikor (IgG ve M) komplekslerine kompleman sisteminin elemanları eklenmekte ve ortama çekilen nötrofil lökositlerden açığa çıkan lizozomal enzimler hedef hücrenin erimesine neden olmaktadır. 258 . Bu yapışmadan sonra mast hücreleri veya bazofiller bu antijeni tanır hale gelirler (sensitizasyon veya duyarlanma evresi). Bu antikorların üretimine ya T4 (+) lenfositlerin aşırı fonksiyonu veya T8 (+) lenfositlerin baskılayıcı fonksiyonlarının yetersiz oluşunun neden olduğu düşünülmektedir. romatoid artrit. poliarteritis nodoza (PAN). 3. Otoimmün Hastalıklar Vücut kendi antijenlerini histokompatibilite antijenleri sayesinde tanıyabilmekte. Hashimato tiroiditi. lepra. polimyozitis gibi. skleroderma. B lenfositler ve bazı uyarılmış T lenfositlerde bulunmaktadır. Klas I antijenlere göre dokulardaki dağılımı daha sınırlı olup. Tip IV (Hücresel) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Yabancı antijenle duyarlanmış T lenfositler açığa çıkan sitotoksik faktörler aracılığı ile hedef hücrenin erimesine neden olunmaktadır. dentritik hücreler). Serum Hastalığı.

Amiloid birikimi ışık mikroskop altında eosinofilik. Sistemik bir hastalık olarak kabul edilen Amiloidoziste immün sistemdeki değişikliklerin etkili olduğu kabul edilmektedir. hiyalin benzeri ekstrasellüler bir madde olarak saptanır. Buna bağlı olarak çeşitli klinik belirtilere yol açabilir.Amiloidozis: Birçok hastalıkta immünolojik mekanizmaların etkili olduğu düşünülmektedir. 259 . amorf. Birçok doku ve organda intersellüler aralıkta birikebilir. Kongo red adlı bir boyayla da gösterilebilir. Amiloid patolojik ve protein benzeri bir maddedir. Amiloidoziste bu hastalıklardan biridir.

Daha sonra ise invazivlik gelir. Bazı tümörlerde keratin (yassı epitel hücreli karsinom) safra (hepatosellüler karsinom). TÜMÖRLER Doç. Teratomlar. mitoz ve 260 . Daha sonra ise retroperitoneal bölge. Teratomlar en çok gonadlarda görülür. Malign tümörler iyi. Benign tümörler genelikle iyi sınırlı lezyonlardır. üç germ yaprağından köken almış hücrelerden meydana gelen bir tümördür. matür kistik bir teratomdur ve sık olarak genç-erişkin kadında overde görülür. kolonun müsinöz adenokarsinomları) kalsitonin (tiroidin medüller karsinomu) üretimi olabilir. yaygınlığının (invazyon) derecesi “stage” olarak adlandırılır. İndiferansiye terimi de anaplazi gibi diferansiasyon kaybını ifade eder.Yb. mezenkimal kaynaklı malign tümörler ise “sarkom” olarak adlandırılır.Tbp. Diferansiye edilemeyen malign tümörler anaplastik ya da indiferansiye olarak sınıflandırılmaktadır. mediyasten ve beyinde orta hatta görülür. Malign tümörlerin genellikle çevre dokuları infiltre etme (yayılma) eğilimi vardır. orta ve az diferansiye olmak üzere üç şekilde derecelendirilir. Epitelyal kaynaklı malign tümörler “karsinom veya kanser”. Düşük dereceli (iyi diferansiye) tümörler daha iyi biyolojik davranış gösterir ve daha yavaş büyürler. En güvenilir malignite kriteri metastazdır. Malign tümörlerde atipi. En sık görülen teratom dermoid kisttir. müsin (over. Önder ÖNGÜRÜ Patoloji Anabilim Dalı KONU BAŞLIKLARI GENEL BİLGİLER Tümör Biyolojisi Metastaz Biyolojisi Epidemiyoloji KARSİNOGENEZ Kimyasal Etkenler Radyasyon Viral Etkenler Onkogenler PARANEOPLASTİK SENDROMLAR TÜMÖRLERDE SALGILAR TÜMÖRE KARŞI KONAK YANITI GENEL BİLGİLER Tümör kelime olarak şişlik anlamına gelmektedir. Malign tümörlerde farklılaşma (diferansiasyon) “grade”. Teratom. Kaynaklandığı tümörlere benzerlikleri nedeniyle histopatolojik tanısı yüksek dereceli (kötü diferansiye) olanlara göre daha zordur. Neoplazi terimi de aynı anlamda kullanılmaktadır. Tümörün kan ya da lenf yolu ile farklı organlara gidip orada invazyon göstermesi “metastaz” olarak adlandırılır. matür (benign) ve immatür (malign) olmak üzere ikiye ayrılırlar.6. Tümörler benign (iyi huylu) ve malign (kötü huylu) olarak iki gruba ayrılmaktadır. Dermoid kist. Diferansiasyon kaybı “anaplazi” olarak ifade edilir.

büyüme ve bölünme gösteren hücrenin çok olmasındandır. melanoma. Zamanla heterojenite ve genetik instabilite kazanırlar.nekroz görülebilir. az diferansiye ve hızlı büyüyenlerde daha etkilidir. En sık görülen malign tümörler. bazen yalancı bir kapsül bulunabilir (renal hücreli karsinom ve bazı sarkomlarda olduğu gibi). malign tümörlerdir. Bazı tümörler (Kronik Miyeloid Lösemi. ikinci sıklıkta da akciğerlere olur. Tümör hücresi. kemik ve akciğerlere). daha sonra ise gastrointestinal kanserlerde sıktır. Tümörlerin.: Özofagus alt ucunda Barrett özofagusunda adenokarsinom gelişimi) için zemin hazırlarlar. Ancak bazen kapsüllü olmayabilir ve invaziv gelişim (fibromatozis. Tümör Biyolojisi Tümör gelişiminin bir hücreden başladığı düşünüldüğü için tümör hücreleri ilk oluştuklarında monoklonaldir. bölgesel lenf nodlarına. endometriyum. Displazilerin geri dönüşümü olabilir. Meme. Epitelyal kanserlerin çoğunda önce bir displazi evresi vardır. Karsinomlar daha çok lenfatik yolla yayılırlar (meme karsinomları önce aksiller lenf nodlarına). kıkırdak dokusu tümör invazyonuna dirençlidir. primerlerden daha sıktır. Bu iki organda da metastatik tümörler. Burkitt lenfoma. 261 .: meme kanserleri. Ancak bazı sarkomlar (sinovyal sarkom) hem hematojen hem de lenfatik yayılım gösterebilir. Ancak bu parametreler bazen benign tümörlerde de görülebilir. Wilms tümörü gibi) kromozomlardaki karyotipik değişikliklerle ilişkili olabilmektedir. Benign tümörler genellikle “-oma” eki almaktadır. Sarkomlar daha çok hematojen yayılım gösterirler. eklem kapsülü. anjiyomatozis ve nörofibroma gibi benign tümörlerde) gösterebilir. Periton yayılımı en sık over yüzey epiteli kanserlerinde görülür. Malign tümörler hiçbir zaman kapsüllü değildir. Kemoterapinin etkisi iyi diferansiye tümörlerde az olup. Metastaz eğilimi tümörlerde farklılık gösterebilir (örn. her displastik lezyon mutlaka kansere dönüşmez. seminoma. Meme kanserlerindeki portakal kabuğu kırmızısı görünüm tümörün lenfatikleri tıkamasına bağlıdır. Displazi prekanseröz bir lezyondur. Bazı tümörler (bazal hücreli karsinom) malign oldukları halde metastaz potansiyelleri yok denecek kadar azdır. Bu olasılık hafif ve orta dereceli displazilerde daha çoktur. Tendon. Bazı lezyonlar malign tümörler (örn. glioma. Mitoz yüksekliği büyüme hızını gösterir. periton ve plevra gibi vücut boşlukları ile doğrudan yayılımı sıktır. prostat tümörlerin gelişiminde hormonal etkilerin rolü vardır. Tümörün hızlı büyümesi. normal hücrelerden daha kısa mitoz süresine sahip değildir. Arter çok elastik fibril içerdiği için vene göre invazyona daha dirençlidir. Ancak. over. Lenfatiklerin bazal membranında kollajen ve laminin olmadığı için invazyon daha kolaydır. Lenfoma. Benign tümörlerin çoğu kapsüllü (lipom) veya iyi sınırlıdır (leiomyom). Apendiks ve overlerin müsinöz kistadenokarsinomlarında müsin salgısı direkt batın içine yayılarak psödomikzoma peritonei tablosu oluşturabilir. Bölünmekte olan çok hücre varsa kemoterapi daha etkilidir. Metastaz en çok karaciğere. deri tümörlerinden sonra adenokarsinomlardır. hepatoma benign tümör gibi adlandırılmış olmalarına rağmen.

Metastatik tümörlerde bu enzimler daha fazladır. Meme. Epidemiyoloji Çocuklarda 15 yaş altında lösemi. nörofibromatozis) genetik sendromlarla ilişkisi bulunmaktadır. bazı organlara daha çok metastaz yapma eğilimindedir. Metastaz olabilmesi için tümörün kitlesinde artış olmalıdır. Teşvik ediciler. Cinsiyete Göre Kanserlerin Görülme Sıklığı Cinsiyet Görülme Sıklığına Göre Ölüm Nedenine Göre Erkek Prostat kanseri Akciğer kanseri Akciğer kanseri Prostat kanseri Kolon kanseri Kolon kanseri Kadın Meme kanseri Akciğer kanseri Akciğer kanseri Meme kanseri Kolon kanseri Kolon kanseri KARSİNOGENEZ Kimyasal Etkenler Kanser oluşumu çok basamaklı bir olaydır. 4 yaş altında santral sinir sistemi tümörleri sıktır. Tablo II’de bazı kimyasalların neden olduğu kanserler gösterilmiştir. 2 önemli aşama vardır: Başlatıcılar hızlı ve geri dönüşsüz etkilidir. Ancak bu değişiklikler tümör oluşması için yeterli değildir ve tümör oluşması için mutant DNA çoğalmalıdır. Östrojen ve sakkarin bu tür bir etkiye sahiptir. over ve kolon tümörlerinin gelişiminde ailesel yatkınlığın önemi vardır. mutasyon oluşmuş hücrede tümör oluşumuna yol açar. DNA ana hedeftir ve mutasyon oluşturur. Proteaz enzimlerle bazal membran ve ekstrasellüler matriksi parçalar. metastazın gelişmesinde önemlidir.Metastaz Biyolojisi Tümör hücresinin invazyon ve metastaz için laminin ve fibronektin reseptörlerine ihtiyacı vardır. Tablo I. Bazı tümörler. İskelet kasında proteaz enzim inhibitörleri yüksek olduğu için kas dokularına metastaz olasılığı düşüktür. Cinsiyete göre kanserlerin görülme sıklığı Tablo I’de gösterilmiştir. Kimyasal karsinogenezde. Bazı kimyasal maddeler her iki etkiye birden sahip olabilirler. Bazı kanserlerin (retinoblastoma. Proliferasyon ve klonal büyüme yapıcıdır. Bu reseptörler yolu ile bazal membranlara ve konnektif doku elemanlarına yapışır. Tümör hücreleri proteazlar aracılığıyla dokularda kolaylıkla yayılır. Tümör hücrelerinin uzak bölgelerde endotele ve diğer doku elemanlarına yapışmasıyla ekstravasküler ortama geçişi. Hücredeki genetik bilgiyi değiştirir. 262 . Polisiklik hidrokarbonlar bu etkiye sahip maddelerdir. akciğer. ailesel polipozis koli.

kolon ve akciğer kanserlerine sebep olabilir. UVB kanserojen etkilidir. Human papiloma virüs (HPV). lenfoid sistem ile gonadlar en çok etkilenir. Bazı türleri verruka vulgaris ve papillomlar gibi benign lezyonların. atom bombası. Viral Etkenler İnsanlarda DNA virüsleri birçok tümör oluşumunda rol oynarken. ağız. 263 . Protoonkogenler. aromatik hidrokarbonlar) özofagus ve böbrek kanserleri Nitrozaminler Mide kanseri Arsenik Akciğer kanseri Sakkarin ve siklamatlar Mesane Dietil stilbesterol Endometriyal ve endoservikal adenokarsinoma Benzen Lösemi Formalin Sinonazal ve akciğer kanseri Radyasyon Ultraviyole ışınları. DNA sentezi regülasyonu (myc geni). Ultraviyole. büyüme faktörleri. Akciğer. meme. larinks. Ayrıca hücresel immuniteyi baskılar. Onkogenler Onkogenler. nükleer santraller. yassı epitel hücreli karsinom ve solar keratozun etiyolojisinde önemlidir. kemik ve gastrointestinal sistem daha dayanıklıdır. Işınlar. kronik karaciğer hastalığı oluşturarak. T hücreli lösemi/lenfoma gelişiminde etkilidir. İyonize radyasyon.Tablo II. Epstein Barr Virüsü (EBV). Bazı Kimyasalların Neden Olduğu Kanserler Kimyasallar Neden Olduğu Kanserler Sigara dumanı (benzepiren. Hepatit B ve C virüsü. tiroidin papiller karsinomu. pankreas. mesane. reseptör proteinleri (erb: epitelyal büyüme faktörü reseptörü geni). kromozomal değişikliklere ve enzim inaktivasyonlarına yol açar. Uranyum madencilerinde akciğer kanseri olasılığı artmıştır. kansere sebep olan genlerdir. deri ve oral tümörlerin oluşumu üzerinde etkilidir. DNA virüsleri içinde en çok tümör oluşturan virüstür. oral ve laringiyal karsinomlar gibi malign lezyonların gelişiminde önemli rol oynarlar. indirekt yolla karaciğer karsinomu oluşumuna sebep olurlar. bazıları kondilom gibi düşük riskli lezyonların ve bazıları da serviksin yassı epitel hücreli kanserleri. Çocuklar daha çok etkilenirler. filmleri elle tutanlarda deri kanseri oluşturur. melanom. RNA virüsü olarak sadece HTLV-1 virüsü var olup. İyonize radyasyon lösemi. Burkitt lenfoma ve nazofarinks kanseri gelişiminde rol oynar. Enzim inaktivasyonu ve mutasyonlara sebep olur. tedavi amacıyla kullanılan radyoterapi ve diğer iyonize ışın yayan etkenlere bağlı olarak açığa çıkar. Röntgen ışınları. HPV genital. Deri. Hematopoetik. bazal hücreli karsinom. Büyüme ve çoğalma gibi normal hücresel işlevlerden sorumlu normal genler olan protoonkogenlerin mutasyonu sonucu oluşurlar. Ultraviyole P53 ve ras onkogenlerini aktive eder. Baş boyun bölgesinde kanser tedavisi amacı ile yapılan ışınlamada tiroid papiller karsinomu ve tükrük bezi mukoepidermoid karsinomu olasılığı çok yüksektir.

büyüme faktörlerinin aşırı üretimine. PARANEOPLASTİK SENDROMLAR En sık görülen paraneoplazi hiperkalsemidir. Pıhtılaşmayı arttıran faktörlerin salınımına bağlıdır. tümör oluşmaz. TÜMÖRLERDE SALGILAR Tümörlerin bazı salgıları tanıda ve nükslerinin izlenmesinde yararlı olmaktadır. histamin ve bradikinin salınımına bağlı olarak karsinoid sendrom izlenir. DNA sentezinin regülasyonunun bozulmasına neden olur. Pankreas kanserlerinde ve diğer organların müsinöz adenokarsinomlarında izlenir. safra kesesi. parathormon veya benzeri maddeler salgılayabilirler. Bronş adenomu. pankreas ve mide adenokarsinomaları 264 . Dissemine intravasküler koagülasyon. mol hidatiform ve gonadotropin (HCG) embriyonal karsinom Kalsitonin Tiroidin medüller karsinomu Katekolaminler Feokromositoma ve nöroblastoma Alfa feto preotein (AFP) Hepatosellüler karsinom embriyonal karsinom. Tiroid medüller karsinomunda kalsitonin üretimine bağlı olarak diyare görülür. Tümörlerden Salgılanan Maddeler Salgılar Salgılayan Tümörler Human koryonik Koryokarsinom. pankreas ve gastrik kanserlerde. safra kanal kanserlerinde mutant şekli aktiftir. Tablo III. Kromozomlardaki mutasyonlar gen çiftlerinden birinde ise. mitotik etkinlikte artışa. En sık paraneoplastik endokrinopati Cushing sendromudur. Hücreler çok az miktardaki büyüme faktörüne aşırı bir yanıt olarak otonomi kazanır ve neoplastik sürece geçiş gösterir. Metastazlar ile oluşan hiperkalsemi paraneoplazi değildir. lösemiler ve prostat kanserlerinde görülür. Akciğerin küçük hücreli karsinomu ACTH salgılayabilirler. Onkogenler içinde en sık rastlanılan ras onkogenidir. Aktive oldukları zaman. yolk kesesi tümörü Prostat spesifik antijen Prostat kanseri (PSA) Ca 125 Overin yüzey epiteli kaynaklı malign tümörleri Ca 15-3 Meme tümörleri CEA Kolon. serotonin.postreseptör sinyal iletimleri (ras geni) ile ilgili proteinlerin oluşumundan sorumludur. kolon. Onkogenler dominant kanser genleridir. Bu genlerden. meme ve böbrek tümörleri. Akciğerin yassı epitel hücreli karsinomu. Gezici venöz trombüsler. Pankreas. Antionkogenler (kanser baskılayıcı genleri): büyümeyi önleyici etkileri vardır. en iyi bilineni p53 genidir. Ancak her iki gen çiftinde de mutasyon olursa tümör ortaya çıkar. Tablo III’de bazı tümörlerden salgılanan maddeler görülmektedir.

TNF alfa (kaşektin) anti tümör etkiye sahip olup. NK ve sitotoksik T lenfositleri aktive eder ve bu hücreler antitümöral etki gösterir.TÜMÖRE KARŞI KONAK YANITI Natural killer (NK) lenfositler. tümöre karşı yanıtta en önemli hücrelerdir. IL-2. 265 . tümör immünitesinde en önemli sitokindir.

doktorların eğitilmelerindeki yanlışlar kadar. canlılığı belirleyen öğeler olarak şunlar gösterilebilir: Organizasyon. Gene de. Doç. bizi yaşamın tutarlı bir tanımının gerekli olduğu yargısına götürür. Hücrenin Ölümü Canlı organizmada canlılık özelliklerinin tam olarak korunduğu en küçük birim olarak kabul edilen hücreler normalde sürekli olarak uyarılır ve bu uyarılara uygun karşılıklar vermeye çalışırlar. dini. Karşılıksız veya karşılığı maddi olmayan bir iyi eylem. Yaşamı. antropolojik. sosyal ve diğer açılardan yaklaşmak mümkündür. Bu nedenle ölümün de ideal bir tanımı yapılamaz. ÖLÜM Yrd. Doktor-hasta ilişkisinin son yarım asırdır gittikçe artan biçimde mekanikleşmesinde. Çünkü. Doktorluk. düş ürünü olmak zorunda değildir. Üreme Uyum sağlama.Yzb. Uyarılabilirlik. bunu dikkate almadan doktorluk yapılamayacağı bile söylenebilir. hastalarının bir insan olarak gereksinmelerini dikkate almak zorundadırlar. doktorlar.Kd. Doktorların. Hareket.Tbp. Ölümü daima yaşama başvurarak tanımlamak zorunda olmamız. Armağan GÜNAL Patoloji Anabilim Dalı Giriş Ölüme yalnızca tıbbi değil.7. hücre ölümüne yol açan maddelerin temelde hangi düzenekleri bozdukları söylenebilir. Çoğu canlı organizmanın vücudunun önemli bir kısmını oluşturan su bile hücreler için toksik olabilmektedir. birbirleriyle çok sıkı ilişkileri olan bu düzeneklerin her birinin biraz da olsa katkısı bulunur. Hücrenin ölümü ile sonlanan olaylar dizisinde. hukuksal. özde. toplumların yaşama bakışlarında maddeciliğin egemen olması da önemli bir etkendir. Ancak. ekonomik. Bu işleyişi aksatan bütün etkenler ölüme neden olabilir. Ölüm nedir? Ölümü genel anlamıyla "yaşamın olmaması" biçiminde tanımlamak çok pratik bir çözüm gibi görünmesine rağmen. bu tanım yanıltıcı olabilir. ölümün yalnızca tıbbi yönüyle ilgilenmeleri onları eksik ve yetersiz kılar. 266 . iki insan arasındaki özel ve çok yakın bir ilişki olma konumunu sürdürmelidir. uzayın ölü olduğunu söylemek onun yaşamış olduğunu söylemek olur. ne kadar gelişmiş teknolojiler kullanılırsa kullanılsın. Ölüm. yaşamın her koşulda doğru ve anlamlı olan bir tanımı yapılamamış ve sınırları belirlenememiştir. Büyüme. hasta-doktor ilişkisi bir teknisyenmakine ilişkisine indirgenemez. yalnızca yaşamış veya yaşamakta olan varlıklar için söz konusu olabileceğinden. Daha ileri giderek.

Bu kurulların görevleri arasında 'verici' olacakların önceden seçilip belirlenmesinin yanı sıra. vericinin tıp açısından 'ölmüş olduğunun' saptanması da bulunmaktadır. cesetlerde bir süre "ürperme" görüntüsü (cutis anserina/kaz derisi) olabilir. Sonraki 12 saat içinde katılık sürer ve daha sonra yine yaklaşık 12 saat içinde kaslar yeniden gevşer (ikincil gevşeme). ölü katılığı. canlı olanlarda da vücut sıcaklığı nörojenik mekanizmalarla düşebileceğinden. Çürümenin dıştan görülen ilk bulgusu karın sağ yanında beliren yeşillenmedir. Çürüme. Dokuları sıkıştıran dış etkenlerin (kemer gibi) bulunduğu bölgelerde ölü morlukları oluşmaz. canlılığı düşündüren yanılgılara neden olabilir. "Postmortem hipostaz" olarak da adlandırılan bu morluklar. bu bulgu. Vücut sıcaklığının düzenli olarak ve rektumdan ölçülmesiyle bir ölümün üzerinden yaklaşık ne kadar zaman geçtiği kestirilebilir. Lekeler ölümden yaklaşık 1-3 saat kadar sonra oluşmaya başlar ve 5-6 saat içinde belirginleşerek yaklaşık 12 saat sonra en belirgin duruma gelirler. ölümden sonra (bir kas gevşemesi döneminin ardından) bütün düz ve çizgili kasların ATP eksikliği ve laktik asit fazlalığı nedeniyle sertleşmesidir. ölümün geç dönem belirtilerinden bir olarak kabul edilebilir ve vücutta bakterilerin en yoğun olduğu bağırsaklar bölgesinde başlar.Organizmanın Ölümü 1. Transplantasyona aday seçiminde karar verici rol oynayan kurulların çalışmaları açısından bu ölüm bulgularının anlamı yoktur. Ölümden sonra vücut sıcaklığı ilk on iki saatte saat başına 1 santigrat kadar düşer. ölümden sonraki vücut sıcaklığı değişimleri çevre sıcaklığı ile yakından ilişkilidir. skapuler ve gluteal bölgeler "beyaz". yerçekiminin belirlediği bir dağılım gösterir. Normal koşullarda ceset 18-24 saat içinde bulunduğu ortamın sıcaklığına gelir. Hemen bütün ölümlerde görülen tipik bulgular. 2-6 saat içinde alt çene. hücresel ölüm gerçekleşmemiş 267 . ense ve yüzde başlar. ölüm zamanını belirlemede güvenilir biçimde kullanılamaz. organizmanın ölümünü otopside görür. ölümün tanısında tek başına kullanılamaz. ense ve bel oyuntuları "mor" görülecektir. alınacak doku ve organların başarıyla transplante edilebilmeleri için çok önemlidir: Yasal ölüm gerçekleşmiş. Her durumda. Vücut sıcaklığının düşmesi (algor mortis). bunu izleyen saatlerde omuzlara yayılır ve 12 saat içinde bütün kasları tutar. Ancak. bu bulgu. Sırt üstü yatar durumda ölen bir kişide. ölüm sürecine ve çevresel koşullara bağlı olarak çok değişkenlik gösterebildiğinden. ölümün "geç dönem" bulgularından olup. Ölü morluğu (livor mortis) ve Ölü sertliği (rigor mortis)dir. Ölümün otopside karşılaşılan bu belirtileri daha çok adli tabiplerin işine yararlar. Katılığın gelişmesi kişinin ölüm nedenine. Katılık. Ölü katılığı kıl diplerindeki kasları da tuttuğundan. Ölü katılığı. Katılaşan kasların boyları katılaşma sırasındaki gibi kalır. (Yüksek ısıya maruz kalma ile olan ölümlerde ise kaslar büzüşüp kısalır ve ceset "fetal" bir görünüm alır). Ölümden 36-48 saat sonra başlayan bu gevşeme-yumuşamadan "çürüme" sorumludur. Anatomik Patoloji Açısından Ölüm Patolog. kanın damarlarda göllenmesi ve zedelenen endotel katmanından dışarı eritrositlerin sızmasıyla oluşur. Bu saptamanın olabildiğince erken yapılması. Ölü morlukları (lekeleri).

en yaygın ve en güvenilir yöntem. Kişinin yeterli oksijen alamaması yüzünden öldüğünün anlaşılması. yalnızca tıbbi değil. "ölüm"ün ne zaman gerçekleşmiş olduğunu belirlemek. hekimler de bu konuda yanılabilirler. adli tıp açısından yapılacak incelemenin en önemli amacı ölümün "doğal" olup olmadığının belirlenmesidir. Savaş. Yasal ölüm (vücut ölümü) her zaman biyolojik ölüm ile örtüşmez. "Yalancı ölüm" olarak adlandırılan böyle durumlar korku öykülerine konu olmuştur. sonra -ölü katılığının başlamasıyla. Buna özellikle suda boğulma. Adli Tıp Açısından Ölüm Adli tıp açısından ele alınması gereken ilk konu. Pupiller önce genişler. salgın hastalık ve kitlesel ölümlere yol açan doğal afet durumlarında da yanlışlıkla ölüm tanısı konulması olasılığı artar. tüm hekimlerin "ölüm tanısı" koyma ve "ölüm raporu" hazırlama sorumluluğu bulunmaktadır. parmağına iplik bağlamak (Magnus testi) veya nabzını almaya çalışmak gibi yollara başvurulmuştur. İstatistikler açısından önemli olabilecek bir gruplama da "akut" ve "kronik" ölüm ayrımıdır. Uzmanlaşmış olsun olmasın. Tıp teknolojisindeki gelişmeler. bazen ölümün nedeninden çok. Ölen kişinin öyküsünde veya muayene bulguları arasında yaralanma veya zehirlenme olasılığı söz konusu ise. canlandırma çabaları sürdürülmelidir. Solunum ve dolaşımın yalnızca dışarıdan destekle sürdürülebildiği durumlarda kişi yasal olarak ölüdür. Kornea ve farinks refleksleri kaybolmuştur. Larinksin stetoskop ile dinlenmesi de solunumun durduğunu anlamak için başvurulan yöntemlerden biridir. kalbin stetoskopla 4-5 dakika süreyle dinlenmesidir. Ancak. Ancak. Kısa aralıklarla yinelenen muayeneler bu tür durumlarda doğru tanı konulmasını sağlar. ayna tutmak. cinayetler ve miyokard enfarktüsüne bağlı ölümlerin çoğu akuttur. ölümün "doğal" olmayabileceği konusunda en küçük bir kuşku duyarsa durumu savcılığa bildirmelidir. trafik kazaları. oluş biçimiyle ilgilenebilir. 2. Adli tıp. hastanelerde 'anormal ölüm' görülmeyeceği de düşünülmemelidir. daha çok hastane dışındaki ölümler için söz konusu olmakla birlikte. Kişinin canlı olabileceği konusunda en ufak bir olasılık bile varsa. Tıbbi amaçla yapılmakta olan bir otopsi sırasında adli önemi olabilecek bir bulgu ile karşılaşıldığında da otopsiye ara verilerek savcı aranmalıdır. geride bıraktığımız yüzyılda kronik ölümlerin oranında sürekli artışa neden olmuştur. Bu anlamda. Profesyonel olmayanların henüz ölmemiş bir insanı ölü olarak değerlendirmeleri. Bu süre içinde hiçbir kalp sesi duyulmamışsa kişinin ölmüş olduğu kabul edilebilir. sık görülen bir durumdur. etik ve yasal birtakım yaklaşımları da gerekli kılmaktadır. ölümü açıklayabilecek anlamlı bir bulgu saptanamamışsa. İleri yaşlı ve ağır kronik hastalığı olan yatağa bağlı bir kişinin ölümü kronik.daralır. savcılıkla görüşülmelidir.olmalıdır. tıbbi bir otopside ölüm 268 . elektrik çarpması. Herhangi bir ölümle karşılaşan doktor. Ölümün gerçekleştiği kesinleşince. tıbbi olarak otopsi yapılması için uygun girişimler yapılmış olsa bile. Ölümün gerçekleşmiş olduğunun saptanması için. Bu. solunum ve dolaşımın durmasıdır. Yasalarda tanımlanan ölüm. narkotik veya barbitürat zehirlenmeleri ve yenidoğanda oksijensizlik durumlarında rastlanmaktadır. "yasal ölüm"ün gerçekleşmiş olup olmadığının saptanmasıdır. öldüğü sanılan kişinin burun deliklerine tüy.

tedavi edilmesi mümkün olmayan hastalıklar için ne yapılacaktır? Kendisini ölümü önlemekle görevli sayan bir doktorun. Örnek olarak. Ölüm tanımında beyne bu kadar ayrıcalıklı bir yer vermenin haklı etik nedenleri olsa da. doktorun öncelikli görevidir. ülkemizin koşulları elverişli olmadığından. Beyin Ölümü ve Transplantasyon Ölüm. "yaşamın süresi" konusu. kalbi delmiş bir ateşli silah mermi çekirdeğinin hangi yapıların hangi kısımlarında ne tür zedelenme yaptığının saptanması. bu ikilinin birlikte otopsi yapmaları nadir görülen bir durumdur. kişi ölmüş kabul edilemez. Doktorların. sosyal ve felsefi anlamı konusunda da bilgili olmaları. Çünkü. Bunun temel nedeni. 3. Bu tanımın en büyük kusuru. ölümün etik. Ölümün herkes tarafìndan kabul edilebilir bir tanımının yapılması bu açıdan gereklidir. nabzı atan.nedeninin saptanmış olması açısından yeterli olabilir. basit bir sıvı-elektrolit kaybı nedeniyle ölebilecek küçük bir çocuğun yaşatılması. tıp açısından -organ nakli amacıyla kullanılabilecek . ölümün olabildiğince erken tanımlanması ve ölümün gerçekleşmiş olduğunun hukuksal olarak belirlenmiş olmasıdır. Yasalarımıza göre. Günümüzde. benzer bir yaklaşım nedeniyle. çoğu kez merminin vücuda göğüsten mi sırttan mı girdiğinin saptanması işleminden daha az önemlidir. yasalar önünde kabul edilebilir olsa da. Günümüzde. Ancak. Ancak. soluk alan. Hastanın bakış açısını dikkate almak tıp etiğinin temel kavramlarından biridir. kendilerini eğitmeleri gereklidir. beyin ve beyin sapının bütün işlevlerinin geri dönüşsüz olarak ortadan kalkmasıdır. bir hastalık veya bir kasıt sonucunda mı geliştiği sorusunun yanıtlanması gerekir. bütün beyin fonksiyonları durmuş bile olsa. Ölümün tanımı konusundaki tartışmaları bir sohbet konusu olmaktan çıkarıp pratik anlamı olan bir sorun haline getiren de olayın bu hukuksal boyutudur. pratik olarak uygulanabilirliğinin az olmasıdır. somatik ölüm. koma halinde hastaneye getirilmiş bir hastanın bu durumunun ilaçlara bağlı olmadığının kesin olarak gösterilebilmesi zor ve zaman alıcıdır. sıcak tenli bir insanın "ölü" olarak tanımlanabilmesini kabul etmek hem doktorlar hem de hasta yakınları için çok güçtür. özellikle Avrupa ülkelerinde beyin ölümünün "gerçekten ölüm" sayılamayacağını savunanlar artmaktadır. ölümcül 269 . Kişi bu haldeyken organlarının çıkarılması. bu oksijensizliğin bir kaza. önemli olan tek şey bireysel ölümdür. Fonksiyonel ölüm. "adli otopsi" bir patolog ve bir adli tıp uzmanı tarafından birlikte yapılmalıdır. transplante edilecek organların zamanında alınabilmesi için. Yıllarca süren tartışma ve çalışmalardan sonra ulaşılan bu tanıma titizlikle uyulduğunda ölümün tam ve kesin olarak tanımlanması mümkündür. bazılarını "yaşamın kalitesi" konusundan daha çok ilgilendirmektedir. Adli açıdan ise. Hiç kuşku yok ki. gittikçe artan bir hızla tıbbi etiğin gündeminde ön sıralara yükselmektedir. somatik ölümle örtüşmez.en güvenilir tanım olarak "beyin ölümü" kabul edilmektedir. ölümün önlenmesinin tıbbın temel amacı olduğu yanılgısı yaygındır. İnsanın (Bireyin) Ölümü Hastalar açısından bakıldığında. beyin ölümü. Bu olasılık tam olarak dışlanamadan. Doktorlar arasında da. Beyin ölümü. yasal (legal) ölüm gibi ölüm tanımları yapılmış olmasına rağmen. Gene bu açıdan. konunun tartışmalı olmaya devam edeceği bellidir.

OTOPSİ Tanım Otopsi. doktorların bu konuda iyi bilgilenmiş olmalarını gerektirmektedir. kendi gözleriyle görme). kimi doktorlar ölmekte olan hastalarından uzak durmaya çalışırlar. Amaç. vakitsiz ölümlerden alınacak dersler ile benzer durumdaki başka hastaların hayatlarının kurtarılabilmesidir. 270 . (Eski Ggrekçe: "auto"/kendi + "psi"/görme. insanlar da diğer canlılar gibi er geç ölecektir. doktorun mesleğini nasıl icra edeceği konusu tıbbi etiğin alanına girer. insanı yaşatmaya çalışmaktan daha az kutsal değildir. anlayan. ölüm nedeninin saptanması veya hangi organların ölüme yol açan hastalıklardan ne biçimde ve ne kadar etkilendiklerinin saptanması olabilir. hastanın niçin ve nasıl öldüğüne ilişkin sorulara karşılık bulmaktır. Doktor-hasta ilişkisini herhangi iki insanın ilişkisinden farklı kılan özelliklerin fazlalığı. Gecikmiş veya atlanmış bir tanı. Hiç kuşku yok ki. Bu. hastanın arzusu bu yöndeyse. hastanın ilgiye gereksinmesi azalmış değildir. ölümü mümkün olduğunca geciktirmeyi ve kolaylaştırmayı amaçlar. Ölecek olan bile. ölümü yaklaşan hastaların çevresinde -terim uygunsuz kaçsa dabir "bilgi oyunu" oynanır. Tıp. Otopsiden beklenen. oysa. yakınlarının ve hastane çalışanlarının gayretlerini fark ettiğini göstermek ve bunların etkili olduğunu onlara kanıtlamak için oyuna katılır. Günümüzün geçerli etik yaklaşımları. Tıp. Hastanelerdeki ölümlerin bazılarını kaybedilmiş savaşlar olarak görmek mümkündür. Öte yandan. kimi zaman hastaya böyle günler kazandırmak için çabalar. bazı ölümlerin önlenebilmesi mümkündür. düşünen. Doktorun ölmekte olanlara yönelik görevi. Otopsinin bir hasta muayenesinden veya ameliyattan tek farkı "ceset" üzerinde yapılmasıdır. Ölmekte olanın ailesi de hastayı incitme korkusuyla suskun kalır veya ne söyleyeceklerini bilemediklerinden ondan kaçar. yeri geldiğinde belirleyen ve onaylayan aktif bir konumda tutmaktadır. Otopsi Niçin Yapılır? Otopsinin temel amacı. Tıbbi etik. eksik veya yanlış bir tedavi insanın ölümüne neden olabilir. görevlerini ve birbirleriyle ilişkilerini inceler. bir başarısızlık! Belki bu yüzden. yaşanan her fazla gün çok değerli olabilir. kalan yaşam süresi konusunda bir diğerinin ne bildiğini tahmin etmeye çalışırlar. ceset üzerinde yapılan tanısal amaçlı bir tıbbi incelemedir. Hastanelerde. sosyal konumu ve anıları olan "bireyler" olarak ölebilmelerini sağlamaktır. kendi durumunun ne kadar ağır olduğunu öğrendiğinde umutsuzluğa kapılacağı ve bunun ölümü hızlandıracağı inancıyla oyuna katılırlar. hastayı doktorun buyurduklarını yapan pasif bir konumda değil. Nekropsi ve thanatopsi terimleri eşanlamlı olarak kullanılırlar. Bunların otopside anlaşılmasının ölene doğrudan bir yarar sağlaması beklenemez. Bilinci yerinde olan bir hasta için. Ölmekte olan ve çevresindekiler. kendisine yapılacak olanları anlayan. Doktorlar terminal dönemdeki hastanın. onların biyolojik birer nesne olarak değil. doktor ve hastaların haklarını. Başka bir deyişle.hastalığı olan bir hasta karşısında ne hissedeceğini bir düşünün! Kaybedileceği belli bir savaş! Boşa emek! En azından.

Otopsiyi yapmakla görevlendirilen doktorun bu görevi reddetmesi pratik olarak mümkün değildir. Hasta yakınları. adli otopsi. Bunların bulunmadığı koşullarda. klinik olarak farkına varılmamış ek lezyonlarla karşılaşılmaktadır. Bu izin. Bu savın geçerli olmadığı pek çok çalışma ile gösterilmiştir. Bu istek bir emir niteliğindedir. diğer incelemeler ile birlikte yapılan otopsi ile verilebilir. Hafif bir öksürük ağır bir pnömoninin. ilgili savcı tarafından yapılır. Ölen kişide bulaşıcı hastalık kuşkusu varsa ve otopsiden elde edilecek bilgiler ile bir salgın hastalığın önlenebilmesi olasılığı söz konusu ise. zihinlerdeki tüm kuşkuları dağıtmanın en sağlıklı yoludur. ilgili doktorun isteği ve ilgili amirin (baştabip gibi) onayı ile tıbbi otopsi yapılabilir. En gelişmiş ülkelerde bile. Otopsi İzni Trafik kazası. Hasta yakınlarının otopsi konusunda bilgilendirilmeleri ve aydınlatılmaları için. Hasta yakınları açısından bakıldığında. Yenidoğan ve bebek ölümlerinde karşılaşılan "bebeğimiz niye öldü?" ve "sonraki bebeğimiz de ölecek mi?" sorularının karşılıkları da. çoğu hasta yakını. hastanın yakınlarının iznine bağlı olmaksızın. Bu tür bulgularla kaybedilen hastalarda ölüm nedeni otopsi ile incelenmediğinde. ölenden elde edilen bilgilerle yaşayanlara hizmet etmektir: 271 . Bulaşıcı hastalık kuşkusunun bulunmadığı durumlarda tıbbi otopsi yapılabilmesi için. adli tıp uzmanı ve patolog tarafından birlikte yapılır. Hastalıkların organlarda yol açtığı değişiklikler ile hastanın yakınmaları ve klinik bulguların derecesi arasında sıkı bir ilişki olmayabilir. hastanın kaybedilmesinin nedenlerinin anlaşılması ile başka insanların hayatta kalmalarının sağlanabileceği düşüncesini kabul etmeğe hazırdır. olguların yaklaşık üçte birinde hasta sağken bilinmesi çok yararlı olabilecek bilgiler sağlamaktadır. her öksüren. doktorlar şaşkın ve çaresiz kalırlar. Bu nedenle. basit gibi görünen bir karın ağrısı bir iç organ delinmesinin tek bulgusu olabilir. her karnı ağrıyan hasta karşısında "acaba bu hastayı da mı kaybediyoruz" kaygısına kapılabilirler. iyi yetişmiş. üzerinde otopsi yapılması gereği olduğu düşünülen olgularla karşılaşıldığında. ceset üzerinde yakınlarınn veya başka herhangi bir makamın izni gerekmeksizin yapılır. ölen kişinin anne-baba-eş (bunlar yoksa. Gerçekten de otopsinin en önemli amacı. bu yüzden otopsiden öğrenilecek fazla bilgi olmadığı öne sürülebilir. yaralanma. otopsi. Adli otopsiler. Ölen kişinin yakınlarının otopsi yapılmasına karşı olmaları da böyle otopsileri engellemez. hasta yakınlarının ölümden önce bu açıdan hazırlanmaları yararlı olur. hastanın bakımından sorumlu doktorlar tarafından istenir. varsa. tanı ve tedavi ile ilgili ağır bir ihmal veya umursamazlığın göstergesi olarak algılanabilir. savcı herhangi bir doktoru otopsi yapmakla görevlendirebilir. bilinçli ve gayretli sağlık personeline gereksinme vardır. ölüm nedeniyle çok kederli oldukları bir sırada otopsi sözünü duymak istemeyebilirler. Böyle durumlarda otopsi.Tıp teknolojisindeki ilerlemeler sayesinde bugün hemen her hastalığın kesin tanısının insan yaşarken konulabildiği. Uygun biçimde önerildiğinde. Tıbbın o kadar gelişmiş olmadığı ülkemizde yapılan otopsilerin büyük kısmında hastanın yaşarken tanısı konulamamış hastalıklar saptanmakta. kardeş) düzeyinde yakınlarının yazılı izni gereklidir. zehirlenme gibi hukuksal incelemeyi gerektiren durumlarda otopsi isteği. çok basit gibi görünen yakınmaları olan hastalarının kaybedilmesi.

mikrobiyolojik çalışmalar için örnekler alınabilir. bulgular not edilir. adli bir durum söz konusu değilse. 272 . Ölümün gerçekleşmiş olduğunu gösteren bulgular belirlenir. Dış muayenede tüm vücut. cesedin dış muayenesi yapılır. herhangi bir sağlık personeli-hasta ilişkisindeki gibi yapılır. otopside hazır bulunabilirler. Ceset. Otopsi sırasında radyolojik incelemeler yapılabilir. Adli olgularda. gözle ve gerek olduğunda palpasyonla incelenir. dış muayeneden elden edilen veriler olayın aydınlatılmasında birinci derecede rol oynayabilir. Otopsiye başlamadan önce. göğüs ve karın) açılır. Otopsi bittikten sonra. Otopside klasik olarak üç vücut boşluğu (kafa. fotoğraflar çekilebilir. hastanın yüzünün ve vücudunun genel görünüşünde otopsi nedeniyle belirgin bir bozulma olması söz konusu değildir. gözlük kullanmak ve otopsi sırasında gerek oldukça eldivenleri değiştirmek biçimindedir. buralardaki organlar incelenir ve gerekli görülen kısımlardan histopatolojik inceleme için örnekler alınır. gerekli iznin alındığından ve otopsi masasında bulunan cesedin doğru kişiye ait olduğundan emin olmak gerekir. Bütün bu işler. amaç. maske takmak. Hastanın ve hastalığın özelliğine göre. Otopsinin başında. Hastanın bakımından sorumlu olanlar da. En basit önlemler. İyi bir otopsi salonunun ameliyathaneden farkı yoktur. Duruma göre medulla spinalisin çıkarılması ve ekstremite diseksiyonu gibi işlemler de yapılabilir. Otopsiyi yapan ekibin ve diğer koşulların durumuna göre bu boşluklar sırayla veya aynı anda açılabilirler. açılan boşluklar dikilerek kapatılır. Bu dikişler normal bir cerrahi dikişe göre daha kaba görünseler de.Otopsi Tekniği Otopsiler. ceset üzerindeki inceleme ile mümkün olduğu kadar çok bilgi elde edebilmektir. otopsi işlemindeki bütün adımlarda ve ayrıntılarda değişikliğe gidilebilir. Otopsiye katılanların bulaşıcı enfeksiyonlardan korunmak için önlem almaları gereklidir. temizlenmesi kolay bir ortamda yapılmalıdır. aydınlatması ve havalandırması uygun. Otopsiyi izleyenlerin de bu açıdan dikkatli olmaları gereklidir. hastanın sahip olduğu haklara sahiptir ve otopsiyi yapanlar otopsinin ciddi bir iş olduğunu bilirler.

3th Ed. 273 . 1999. 2. Kumar V. Rubin E. Parakrama C. Fausto N. Pathology. Aster JC. 8th Ed. 3. 2010. PA: Saunders. Appleton Lange. Robbins Pathologic Basis of Disease. Farber JL. Abbas AK.KAYNAKLAR 1. 1998. Concise Pathology. Clive RT. Philadelphia. 3th Ed. Lippincott-Raven.

274

HALK SAĞLIĞI DERS NOTLARI

275

276

İÇİNDEKİLER S.NU. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. 9. 10. ÜNİTE / KONU HALK SAĞLIĞINDA TEMEL KAVRAMLAR SİLAHLI KUVVETLERDE HALK SAĞLIĞI HİZMETLERİ KİŞİSEL HİJYEN GIDA HİJYENİ FİZİKİ ŞARTLAR VE SAĞLIK ÜREME SAĞLIĞI VE CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR KAZALAR VE ÖNLENMESİ GEMİ VE UÇUŞ HİJYENİ SAĞLIK DENETLEMESİ VE SAĞLIKTA İLETİŞİM KITA REVİRLERİNDE DÜZENLENECEK SAĞLIK DURUM RAPORLARI AFETLERDE SAĞLIK HİZMETLERİ BULAŞICI HASTALIKLAR VE BİLDİRİMİ ZORUNLU HASTALIKLAR SAĞLIK EĞİTİMİ HASTANE HİJYENİ ÖĞRETİM ELEMANI Prof.Tbp.Alb.Metin HASDE Prof.Tbp.Alb.Metin HASDE Doç.Tbp.Alb.Mahir GÜLEÇ Doç.Tbp.Alb.Mahir GÜLEÇ Doç.Tbp.Alb.Mahir GÜLEÇ Doç.Tbp.Alb.Bilal BAKIR Doç.Tbp.Alb.Ercan GÖÇGELDİ Doç.Tbp.Alb.Tayfun KIR Doç.Tbp.Alb.Tayfun KIR Doç.Tbp.Alb.Ercan GÖÇGELDİ Doç.Tbp.Alb.Bilal BAKIR Doç.Tbp.Ylb.Selim KILIÇ Doç.Tbp.Alb.Ercan GÖÇGELDİ Doç.Tbp.Alb.Tayfun KIR

11. 12. 13. 14.

277

278

1. HALK SAĞLIĞINDA TEMEL BİLGİLER A. Halk sağlığı kavramı (Halk sağlığı felsefesi – Sosyal hekimlik) B. Koruyucu hekimlik C. Sağlığın geliştirilmesi A.HALK SAĞLIĞI KAVRAMI Sağlık; yanlızca hastalık ve sakatlığın olmadığı değil, bedensel ve ruhsal yönden tam bir iyilik halidir. Hastalık; doku ve hücrelerde yapısal, fonksiyonel ve normal olmayan değişikliklerin yarattığı haldir. Hastalık; biyolojik bir süreçtir, aynı zamanda sosyal ve kültürel bir olgudur. Hastalık nedenleri şu şekilde sınıflandırılabilir (1): 1. Bünyesel Nedenler: Gen, Hormon ve metabolizma bozuklukları 2. Çevresel Nedenler: a. Fizik nedenler: Isı, soğuk, ışınlar ve travmalar b. Kimyasal maddeler: Zehirler, kanserogenler c. Biyolojik etkenler: Mantar, mikroorganizma ve parazitler d. Esansiyel madde eksikliği: vitaminler, esansiyel amino asitler, yağ asitleri, mineraller 3. Psikolojik nedenler: Zor (stress) 4. Sosyal, kültürel ve ekonomik nedenler. Hastalıkların “doğal (beklenen)” seyri; iki ana başlık altında incelenebilir (1): 1. Preklinik dönem: Etkenlerle karşılaşılmasından itibaren klinik belirtilerin ortaya çıkmasına kadar devam eden süreçtir. 2. Klinik Dönem: a. Erken klinik dönem: Klinik belirtilerin ortaya çıkmaya başladığı dönemdir. b. Geç klinik dönem: Hastalığın iyileşme veya ölüm ile sonuçlandığı geç dönemdir. Halk Sağlığının Amacı (1): 1. Birey ve toplumu hastalıklardan korumak 2. İnsanların sağlıklı olabileceği koşulları sağlamak 3. Toplumun sağlığını etkileyen sorunları çözümlemek 4. İnsanların yaşam sürelerini uzatmak 5. Kişilerin beden ve ruh sağlığını yükseltmek ve çalışma gücünü arttırmaktır. Halk Sağlığının Hizmetlerinin Ana Prensipleri (1) 1. 1.Çevre koşullarının düzeltilmesi 2. 2.Bireylere sağlık bilgisi verilmesi 3. 3.Bulaşıcı hastalıkların önlenmesi 4. 4.Hastalıkların erken tanı ve tedavisi 5. 5.Sağlık örgütlerinin kurulması Hekimlikte Çağdaş Görüşler (Temel Sağlık Hizmetleri Yaklaşımı, Toplum Hekimliği Görüşü) Önemli hastalık kavramı: “En önemli hastalıklar bir toplumda en çok öldüren, en sık görülen ve en çok sakat bırakan hastalıklardır.” (Alfred Grotjahn, 1869-1931). Bir kişinin veya toplumun sağlık düzeyini belirleyen, kişinin hastalanmasına veya ölümüne neden olan biyolojik ve fizik çevre faktörlerini oluşturan veya bunların 279

etkisini koşullayan etkenler sosyal ve ekonomik etkenlerdir. Bir kimsenin hasta oluşu o kimsenin sorunu değildir. Kişinin hastalığı ailesinden başlayarak bütün toplumun sonucudur (1). Halk sağlığı görüşü denildiğinde, sağlık alanında görev yapan bütün çalışanlar tarafından bilinmesi ve uyulması gereken bazı ilkeler anlaşılır. Günümüzün Halk Sağlığı Anlayışı; 1978 DSÖ Alma Ata Toplantısı alınan kararlar doğrultusunda “Alma Ata Temel Sağlık Hizmetleri Bildirgesi”nde belirlenmiştir. Bu ilkelerin başlıcaları şunlardır (2, 3): 1. Sağlık hizmetlerinde toplumsal eşitlik esastır : Sağlık, doğuştan kazanılmış bir insan hakkıdır. Sağlık hizmeti alması gereken herkes bu hizmeti yeterince almalıdır. Risk altındaki kişilerin sağlık hizmetlerini daha fazla kullanmaları doğaldır. 2. Kişi çevresi ile bir bütündür : Kişiler, fiziksel, biyolojik ve sosyal çevrelerinden etkilenirler ve bu çevreden ayrı olarak ele alınamazlar. Sağlık hizmetinin her kademesinde, hizmet verilen kişinin (sağlam ya da hasta) içinde yaşadığı çevre öğrenilmeli ve hizmette dikkate alınmalıdır. 3. Yaşam, doğum öncesinden ölüme kadar bir bütündür : Sağlık personeli, hizmet verdiği kişinin önceki yaşamında karşılaştığı olayları ve kendisine yapılacak müdahalelerin onun bundan sonraki yaşamını nasıl etkileyebileceğini göz önünde bulundurmak zorundadır. 4. Koruma tedaviden üstündür : Sağlık hizmetlerinin birinci amacı ve sağlık personelinin temel sorumluluğu, kişilerin sağlıklı yaşamaya devam etmelerini sağlamak ve hasta olmamaları için çalışmaktır. İkinci görevi hataları tedavi ve rehabilite etmektir. 5. En çok görülen, sakat bırakan ve öldüren hastalık “önemli hastalık”tır : KAYNAKLARın harcanmasında ve hizmetin sunulmasında, söz konusu toplumda en sık görülen, en çok ölüme ve sakatlığa yol açan durumlara öncelik verilmesi, toplumun sağlık düzeyinin iyileşmesinde temel stratejidir. 6. Hastalıkların nedenleri sosyal, biyolojik ve fizik nedenlerdir : Hastalıklar tek nedenli değildir. Çevresi, mesleği vs. ile bir bütün olarak ele alınması gereklidir. Örneğin; tüberküloz savaşında, yalnızca tıbbi yaklaşımlar yeterli olamaz. Bunların yanı sıra sosyal faktörlerin iyileştirilmesi de gerekir. 7. Kişinin hastalığı, aynı zamanda ailenin sorunudur : Aile bireylerinden birisinin hastalığı, ailenin düzenini, huzurunu, ekonomik ve sosyal durumunu olumsuz etkiler. O nedenle, yalnızca hasta olan ile ilgilenmek yetmez, o kişiyi tedavi ederken ailenin bütününü ele almak gerekir. 8. Kişinin hastalığı aynı zamanda toplumun sorunudur: Bir kişinin hastalığı çevresindeki kişileri de olumsuz etkileyebilir. O nedenle, bir kişinin tedavisini yapmaması ya da kendisini hastalıklardan korumaması yalnızca o kişinin sorunu olarak kabul edilip geçiştirilemez. 9. Herkes kendi sağlığından sorumludur : Kişiler kendi sağlıklarının değerini bilmeli ve onu korumaya çalışmalıdırlar. 10. Sağlık hizmeti bir ekip işidir : Hiçbir meslek üyesi (hekim dahil) sağlık hizmetlerini tek başına veremez. Ekip üyelerinin her biri kendi işlerini uygun şekilde yaptıkları zaman sağlık hizmetinin bütünü ortaya çıkar. Üyelerden biri ya da

280

bazıları işlerini düzgün yapmazlarsa, diğerleri düzgün yapsa bile sonuç başarısız olabilir. 11. Sağlık hizmetleri multisektöryeldir 12. Halkın sağlık hizmetlerine katılımı esastır: Sağlık hizmetlerinin planlanmasında ve sunulmasında, hizmeti verenler kadar hizmeti alanların (halkın) da dikkate alınması gerekir. 13. Sağlık hizmetlerinde entegrasyon esastır : Koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetleri birbirlerinden kesin olarak ayrılamazlar. O nedenle, bu hizmetlerin bir arada verilmesi esastır. Geleneksel hekimlik yaklaşımı hekim odaklıdır, hasta odaklıdır. Çağdaş yaklaşımlar, ekip odaklıdır ve toplum odaklıdır. Hekimlikte geleneksel ve toplumsal görüşlerin farklılıkları Tablo I’de özetlenmiştir (1).

281

biyolojik ve sosyal çevresi ile bir bütündür. çevresinden soyutlanamaz Sağlık hizmetini herkese götürmek Kişiye hem sağlıklı hem de hasta iken hizmet etmek Koruma. tedavi ve rehabilitasyon Öncelik alır Biyolojik ve sosyal nedenler Sınırlı olan kaynakları en çok görülen. çok görülen ve öldüren hastalıkların teşhis ve tedavisi hizmetini özel eğitim görmüş ve hekim olmayan sağlık personeline yaptırmak Çeşitli meslek mensuplarının oluşturduğu küçük ekiplerin birbirini tamamladığı ve desteklediği ülke çapında bir ekip hizmeti Toplumdaki sağlık ile ilgili olayları sürekli ve objektif olarak gözlemek ve bu gözlemlere dayalı. sosyoekonomik kalkınmanın bir parçası olan bir plan çerçevesinde hizmetleri geliştirme Kişi. hastane duvarlarını aşmaz. hastane ya da muayeneheneye gelen ve hastalığını tedavi ettirmek isteyen bir insandır Hastane ya da muayenehaneye başvuranlara hizmet etmek Kişiye hasta iken hizmet etmek Tedavi ve rehabilitasyon Özel durumlarda ve sınırlı uygulama Yalnız biyolojik neden Teşhis ve tedavisi zor hastalıkların tedavisi için çok nitelikli kişiler yetiştirmek. Yoktur Toplumsal kavram ve planlama 282 . en yüksek standartta teknoloji sağlamak Hastalık teşhis ve tedavisinin yalnız hekimlere hasredilmesi Örgütlenme Tek bir hekimin hizmeti olabilir. Ekip kavramı.Tablo I: Hekimlikte Geleneksel ve Toplumsal Görüşlerin Farklılıkları Konular Toplum Hekimliği Görüşü Geleneksel Görüş Hizmet edilen kişiyi değerlendirme Hizmet sunma Hizmet edilen kişi Hizmetin kapsamı Hastalıklarda n korunma Hastalıkların nedenleri Kaynak ayrımında öncelik Teşhis ve tedavi hizmeti Kişi fizik. öldüren ve sakat bırakan hastalıklardan kişileri koruma ve tedavi Gerekiyorsa. genellikle.

9. 3.Edward Amory Winslow: Dünyada ilk kez halk sağlığının tanımını yapan bilim adamıdır. Bu eserde. Sağlam insanı hastalıktan ve yaralanmaktan koruma (Koruyucu Hekimliğin Gelişimi) 3. Hastalanan herkesin başvuracağı hastanelerin olduğu c. Asırda Amerika’da Harward Tıp Fakültesinde “ Preventive Medicine and Hygiene “ adlı kitabı yazmıştır. 2): 1. sağlık ve mutluluğu ilerletmek ve muhafaza etmek için. bazı hastalıkların su ile intikal ettiğini bulmuştur. Tarihte ilk aşı uygulaması Anadolu Türkleri tarafından Çiçek hastalığına karşı uygulandığı söylenmektedir. 2) 1. hastalıkların insandan insana bulaştığı fikrini ilk söyleyendir. ilkelerini ise Alman hekimi Alfred Grotjahn açıklamıştır. 8. Örneğin TBC. 11. Güerin. Hastalığın prevalans ve insidansını düşürmek. Birincil korumanın temel amacı. İnsanların sağlıklarının korunduğu b. 6. Koruyucu Hekimliğin tanımı. 7. 2. Frank. şiddetini değiştirmek. Halk Sağlığının ilk mümtaz önderi Johan Peter Frank’dır. İnsanların evlenmeden önce muayene edildikleri e. Rönesans devrinde sağlık konusunda en ilgi çekici eser Thomas More’un (1596) UTOPİASİ’dir. 10. Sağlık personeli ve insan-hasta iletişim ve etkileşimi (Sosyal Hekimliğin Gelişimi) Koruyucu Hekimliğe İlişkin Tarihi Bilgiler (1. Tevrat’ta karantina fikri vardır. ‘’Hastalık. Şehirlerin bol ve temiz suya kavuştuğu d. Etkenin ortaya çıkışının engellenmesi Etkenin organizma dışında yok edilmesi Kişilerin etkenle karşılaşmasının engellenmesi 283 . sakatlık ve erken ölümden korumak. Sağlığın korunmasını 3 düzeyde ele alabiliriz (1. 4. vakitsiz ölümleri önlemek ve sağlıkla ilgili tehditleri ortadan kaldırmaktır. Birincil düzeyde korunma (primary prevention) Hastalığın oluşmasını etkileyen etmenlerden kaçınma ile olur. Dr. “ Sağlık Polis Hizmetleri Sistemi” adlı 6 ciltlik bir eser yazmıştır. 20. Hastaların ve yaralıların tedavisi (Tedavi Hekimliğinin Gelişimi) 2. Calinos. halka yarar sağlayan ve farklı bilim dallarından oluşan. İşsizliğe karşı sigortaların kurulduğu izah edilmiştir. Milton Joseph Rosenau.Sosyal hekimliğin tanımını Fransız Dr. 2): 1.B. İngiliz hukuk adamı Edwin Chadwick 1848’de İngiliz Parlamentosuna Halk Sağlığı Kanununu kabul ettirmiştir. tıbbın ihtisaslaşmış uygulamalı bir sahasıdır”. 5. Avrupa’da ilk kez Rodos’ta Veba’ya karşı karantina tatbik edilmiştir.KORUYUCU HEKİMLİK Tıbbın Gelişme Aşamaları (1. İbn-i Sina. a.

hastalık var” 284 . Kanser yapan maddelerden korunma 4. İkincil Koruma:Hastalıkların presemptomatik veya semptomların çok hafif olduğu dönemde erken tanılarının konularak tedavi edilmesi 14. Beslenmeye bağlı hastalıklardan korunma 2. Hekimliğin klinik dönemi Hekimler aynı hastalık etkeninin farklı hastalıklarda farklı etki gösterdiğini anlamakta gecikmediler. Bağışıklama 9. Bu dönemdeki temel yaklaşım.Periyodik meme muayenesi) Üçüncül Koruma:Hastaları. Çevreyi olumlu hale getirme 8. Genetik danışmanlık 5. Hekimlik Anlayışının Gelişimi (1. hastalığın komplikasyon ve sebepleri önlenmiş olur. Hekimliğin bulgusal (semptomatik) dönemi Neden sonuç ilişkileri ortaya konmadan önceki dönemlerde her bir bulgu bir hastalık olarak düşünülmüş ve ayrı ayrı tedavi edilmeye çalışılmıştır 2. hastalıklarının nüks etmesi ve sakatlıkla sonuçlanmasından koruma için alınan önlemler. hastalık var”. kronik hastalığın pre-semptomatik dönemde erken tanısıyla hastalığın ilerlemesinin durdurulmasıdır. Etkenin organizmadan uzaklaştırılması Etkenin organizmaya girdiği yerde sınırlandırılması 3. “hasta yok. 3. El ve beden temizliğinin sürdürülmesi 12.2. Üçüncül düzeyde korunma (tertiary prevention) Üçüncül korunmanın temel amacı. kronik hastalığa yakalanan kişideki yapısal. işlevsel ve ruhsal bozulma olduktan sonra kişinin kendi bakımını sağlaması için yapılan çalışmadır. Yol. 2) 1. Hekimliğin laboratuvar dönemi 19 yy. Gebelik ve doğum komplikasyonlarını önleme 6. sonlarından itibaren Louis Pasteur ile beraber mikroorganizma kavramının ortaya konması ile başlar. İkincil düzeyde korunma (secondary prevention) İkincil korumanın temel amacı. Sigara içme ve alkol alma gibi kötü alışkanlıklardan kaçınma 11. Bu şekilde. Aile planlaması 10. Bu dönemdeki temel yaklaşım. İşçileri iş yerlerinde tehlikeli ve zehirli maddeleri karşı korumak 13. “hasta yok. 2) Birincil Koruma: Kişiyi hastalıklardan korumak için hastalıklar çıkmadan önce alınan tüm önlemler 1. Organizmanın bütünlüğü bozulan kısmının onarılması Organizmanın bozulan parçalarının desteklenmesi (tıbbi ve sosyal) Koruyucu Hekimlikte Strateji (1. Bulaşıcı hastalıklardan korunma 3. Periyodik sağlık muayeneleri 15. Tarama muayeneleri(Servikal smear. iş ve ev kazalarından korunma 7.

Ailelere yardım yapılması planlandı.4. politik.. Bu amaçla 1986’da Ottowa’da WHO tarafından bir konferans düzenlenmiş olup sağlığın geliştirilmesi konusunda bir belge yayınlanmıştır. Taramayı da içermelidir. C. yiyecek. Sağlık hizmetlerinin toplumun tümüne ulaştırılması gerektiği ortaya çıktı. Örnek : Rehabilitasyon hizmetleri. ekonomik. huzur.b. sabit bir ekosistem. ancak sonuç başarısızdı. Sekonder çabalar bireyleri iyi sağlığa döndürmeyi amaçlar. Ottowa’da yapılan bu konferans sağlığın geliştirilmesi konusunda yapılan ilk konferanstır (4).. sigara. Sağlığın yükseltilmesi. Çözüm yolu olamayacağı ortaya çıktı.risk faktörlerini azaltma. Örnek: İmmünizasyon. eğitim. Hekimliğin halk sağlığı dönemi 1948 Dünya Sağlık Örgütü’ nün kuruluşu. Tersiyer Sağlığın Geliştirilmesi Aktiviteleri: Tam tedavi edilemeyen hastalıklarda hastaların isteğine cevap veren faaliyetlerdir. Sekonder Sağlığın Geliştirilmesi Aktiviteleri: Hastalıkların erken tanı ve tedavisi ile beraber toplumun bilinçlendirilmesini içerir. barınma.SAĞLIĞIN GELİŞTİRİLMESİ Tanım: Sağlıklı olmak için gereken davranışsal ve çevresel değişiklikleri yapmayı kolaylaştırmak için düzenlenen.v. sosyal adalet ve eşitlik ön koşullarında sağlam bir yapılanma gerektirmektedir. barış. 1950’ler Yunanistan deneyimi Önce hasta çocuklar tedavi edildi. Amaç hastalığın tekrarını önlemek ve bozukluğu en aza indirmektir. Primer Sağlığın Geliştirilmesi Aktiviteleri: Bireylerde gelişebilecek spesifik bir hastalığı önlemek ve yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla sağlıklı bireylere yönelik olarak yürütülür. kazanç. organizasyonel girişimler ve sağlık eğitiminin bir kombinasyonudur (4). Örnek: Fetüste konjenital anormallik taraması (4). egzersiz gibi olumlu yöndeki faktörleri teşvik etmek (4). 285 .

45 yaşında bir insan için ilk 3’ü olumlu ise 67 yıl. Sağlığı Etkileyen Faktörler 1. sosyoekonomik değişkenler 4. Sağlık hizmetlerinin reorientasyonu Gelecekte Hareket Tarzı Mademki sağlık. Beslenme tercihleri: Bitkisel besinlere dayalı beslenme. Alkol yok. Düzenli 3 öğün yemek. yedisi de olumlu 78 yıl. fizyolojik. Destekleme: Sağlığı savunma ve destekleme 2. az işlenmiş nişastalı besinler 2. 2. Sosyal kültürel. Çevresel (iş. günde 1 saatlik hızlı yürüme. kendisi ve diğer insanlarla ilgilenerek. öğrendiği. Sağlıklı Toplum politikaları kurmak 2. insanların her gün yaşadığı. tohum. 7. Kilo artışı yok. Yaşam Tarzı ile İlgili Öneriler 1. Davranışsal riskler Bu risk faktörleri önlenerek ölümlerin %24’ü azaltılabilir. her hafta en az 1 saat ağır egzersiz 286 . Haftada 2-3 kez egzersiz. sebze. kuru baklagil. Kolaylaştırma: Tam sağlığa ulaşabilme imkanı verme 3. 4. Kahvaltı. psikolojik. Desteklenmiş çevre yaratmak 3. Düzenli uyku (7-8 saat/gece). Fizik aktivite: Hareketli olun. normal şartlarda beklenen yaşam süresi vardır. oynadığı ortamlarda insanlar tarafından yaratılır.5-25 arasında olmalı 3.Sağlığı geliştirmenin 3 temel prensibi vardır (4): 1. yaşam şartlarını kontrol altına alarak. çalıştığı. Bireysel Davranışların Düzenlenmesi 1. Kişisel (genetik. O halde sağlık. meyve. Aracı olma: Farklı disiplinler arasında aracı olma Sağlığı Geliştirme Faaliyetinin Yolları (4): 1. beklenen yaşam süresi uzatılabilir. ev) faktörler 3. demografik) faktörler 2. 3. Beden ağırlığı: Beden Kitle İndeksi 18. insanların yaşam kalitesi yükseltilebir. Sigara yok. bütün üyelerin katkısı ile ve uygun ortam sağlanarak oluşturulur (4). toplum. 5. Kişisel yeteneklerin geliştirilmesi 5. Güçlü toplum katılımı 4. 6.

5. 5. Kuru baklagil. Tuz ve tuzlama uzak durun. 4. Halk Sağlığına Giriş. Hacettepe Üniversitesi Yayınları. 3. Yayın No 92/2. Öztek Z. Koruma. 2. Sağlık Yönetimi. kök bitkiler ve bezelyegillerden her gün en az 7 porsiyon. protein ihtiyacını balık. tekli doymamış ya asidi içerenleri tercih edin. 287 . Hacettepe Üniversitesi-Dünya Sağlık Örgütü Hizmet Araştırma ve Araştırıcı Yetiştirme Merkezi Yayını No:2. Fişek NH. Güler Ç. Eds. ya da 500-850 gram arasında tüketin. az tüketin. Sebze ve meyveler: Her gün toplam yaklaşık olarak 400-800 gram arası sebze ve meyve. Akın L. derisiz tavuk. bitkisel kaynaklar. kömürleşmiş gıdalardan uzak durun. yanmış.Güler Ç. Saklama koşullarına dikkat edin. Akın L. Kırmızı et yemeyin. Halk Sağlığı Temel Bilgiler. 2-3 porsiyon meyve. Ankara. Halk Sağlığı Temel Bilgiler. 1992. 4-6 porsiyon sebze tüketin. her yiyeceği kendine uygun biçimde koruyun. Eds.Gıda katkı maddeleri. 2. Hazırlama. kuşlardan karşılayın. Alkolden uzak durun 4. Öztek Z. av hayvanları. 2. Hacettepe Halk Sağlığı Vakfı. 1983. Hacettepe Üniversitesi Yayınları. Sağlık Eğitimi ve Sağlığı Geliştirme. 3. Ankara. 3. 2006. Ankara. 2006. Hayvan kaynaklı yağlı gıdalardan uzak durun. Bahar Özvarış Ş. sebze ve meyveleri akan suda yıkayın 4. Ankara. Sigaradan uzak durun KAYNAKLAR 1. Temel Sağlık Hizmetleri.Diyet ve Besinlerle İlgili Öneriler 1. Gıdaların İşlenmesiyle İlgili Öneriler 1. Bitkisel yağları.

Ş.K.Ş.M.M.K. SİLAHLI KUVVETLERDE SAĞLIK HİZMETLERİNİN ORGANİZASYONU Silahlı Kuvvetlerde Sağlık Teşkilatının Görevleri 1. Birlik tabibi Sıhh.Bşk. Alay Baştbp.M Tümen S.Ş. Tugay S.K.2. Barışta ve savaşta koruyucu hekimliğe ait görevleri etkin bir şekilde uygulatmak ve sağlığın geliştirilmesini sağlamak 2. Loj. 288 .Ş.Ş.K.Ş.Bşk Sağ.Ş. Ana Jet Üssü K. Loj.Hiz. Jn.Ş. Dz.M. İyileştirici sağlık hizmetlerini olabilecek en üst düzeyde sunmak 3.lığı Sağ.Tk. Donanma.S. Sağlık personelinin istihdamı ve eğitimi 4.Ş. Sağ. Olağanüstü durumlara yönelik her türlü hazırlığın yapılması 7.Gn. Sıhh. TSK’ne bağlı sağlık kurumlarının en iyi şekilde donanımının sağlanması 5.M.M Ordu S.M. Su ve gıda kontrol hizmetlerinin barışta ve savaşta yürütülmesi TSK Sağlık Teşkilatı Başbakan MSB Sağlık Daire Genelkurmay Bşk TSK Sağ K.Müf. Sağ. Tabur tabibi.Bşk. TSK personelinin sağlığı ile ilgili kayıtların iyi bir şekilde tutulması ve değerlendirilmesi 6.lığı GATA K.S. Hv.K Loj.lığı İçişleri B.M. KKK Loj.Md. Sağ. Kuzey ve Güney Saha K.K.Bşk.

lıklarının teklifi ve Genel Kurmay Başkanlığı’nın onayı ile yapılır. Doğrudan birlik ve kurum hastalarına hizmet verirler. 2. yeterli laboratuvar olanakları içeren kurumlardır. Evde ve ayakta tedavi ve bakım hizmetleri. diş tabibliği. Sevk etme ve sevk sonucunu izleme hizmetleri 5. ve yeterli tıbbi araç gereç ile donatılmış revirlerdir.lıkları tarafından değiştirilebilir. 3.lıklarının kadrolarında belirtilen birlik ve kurumlarda görev yapan askeri sağlık personelidir. 289 . radyoloji ve biyokimya laboratuvarı olanaklarını içerirler. Revirler: 1. malzeme ve kadrolarına göre üç grup dispanser vardır. Koruyucu sağlık hizmetleri 2. Özel revirler: Gereksinime göre tespit edilmiş uzman personel. Ancak kendi olanaklarını aşan hastaları belirtilen silsile içerisinde üst makamlara sevk edebileceklerdir B. malzeme ve kadroları Kuvvet K. Asıl görevi koruyucu hekimlik olan bu personel ayakta tedavisi mümkün olan hastalara da gereken müdahaleyi yapacaklardır. A Tipi Dispanser: Bünyesinde iç hastalıkları. Personel. Revir) Sağlık Biriminin Görevleri: 1. radyoloji ve biyokimya laboratuvarı bulunmayan kurumlardır. İaşeli revirler: Genellikle yakında askeri hastane olmayan bölgelerde hastaların yatırılarak rasyonlarına göre iaşesinin ve tedavisinin sağlanması amacıyla kurulmuşlardır. Dispanserler: Askeri Hastanelerin poliklinik yükünü azaltmak amacıyla kurulmuş kurumlardır. Kuvvet K.Birinci Basamak (Sağlık Ocağı. çocuk hastalıkları. C. Yeri ve kadrosu Genelkurmay Başkanının onayı ile Kuvvet K.lıkları tarafından belirlenir. İlk yardım ve acil tedavi hizmetleri 3.lıklarının. pratisyen tabip ve diş hekimi (diş ünitesi dahil) olan tedavi kurumlarıdır. kadın doğum. Adli hekimlik hizmetleri 6. Kıta Tabiplikleri: Kuvvet K. Revirler: Hastalara ilk müdahalenin yapılabileceği asgari malzeme ve ilaç ile donatılmış. Personel. 4. 2. Özellikle büyük şehirlerde Askeri Hastanelerin yükünü azaltmak amacıyla yeni Dispanser açılması veya kapatılması Garnizon K. J Tipi Dispanser: Yataksız hastane görevini yapan ve bünyesinde yeteri kadar uzman doktor. Koordinatör baştabipliklerin görüşü alınarak. Yönetimle ilgili hizmetler A. B Tipi Dispanser: Bünyesinde sadece 1-2 pratisyen doktor içeren. 3. 1.

Özel Dal Hastaneleri: Bir veya birkaç hastalığa yönelik hizmet veren hastanelerdir. hastanelerdir. 2. Merkez hastanelerine hasta sevki yapabilirler. İlmi/Tıbbi Merkez Hastaneleri: Kendilerine sevk edilen bütün hastaları tedavi ve teşhis edebilecek kabiliyette hastanelerdir. Sıhhiye Birlikleri: Muharebede. 5. Hastaneler: 1. Sıhhiye takımları 3. Ambulans bölükleri 290 . 4. FTR ve Geriatri gibi. Çevre Hastaneleri: 100 ve 200 yt. Bu hastaneler çevre hastanelerine göre daha iyi donatılmış malzeme ve ilaç ikmal zincirinde de yer alan hastanelerdir. Son nokta olan GATA'da da tedavi edilemeyen hastalar profesörler kurulunun kararı ile yurt dışına gönderilebilir. 3. Sıhhiye bölükleri 4. E. kuruluşuna girdikleri birliğin emrinde olan sıhhi tahliye ve kısmen tedavi hizmeti veren yapılanmalardır. Sıhhiye kısım/müfrezeleri 2. Göğüs hastalıkları. Merkez Hastaneleri: 600+200 yt hastanelerdir. Sıhhiye alayı 5. Seyyar Hastaneler: Savaşta ilk ve acil yardımın cepheye en yakın yerde verilmesi amacıyla kurulan hastanelerdir. 1.D.

biyolojik genetik ve psikolojik yapısı gereği bireye ve çevreye yönelik muhtemel sağlık tehditleri ile karşı karşıya kalmaktadır. Aşırı gürültü 10. Yemek ve su kaynağına bağlı hastalıklar 7. Her sağlık personeli. kıtada bulunan askerleri bilgilendirmeli ve üstlerine bildirmelidir Muhtemel Sağlık Tehditleri 1. Muhtemel sağlık tehditlerini öngörmek ve önlemeye çalışmak koruyucu sağlık hizmetlerinin temel görevidir.Birinci Basamak Kıta/Revir Tabipliği Gemi Tabipliği Aile Hekimliği Merkezi Sağlık Amirliği Dispanserler (A. Sıcak 2. B. Sakatlanma ve kazalar 9. Yükseklik 4. Mesleki riskler 11.Enfeksiyon hastalıkları 291 . karşılaşılabilecek muhtemel sağlık tehditlerini bilmeli. Zehirli bitki ve meyveler 6. Soğuk 3. Formsuz asker 8. J) Sevk Zinciri Çevre Hastaneleri Gelibolu Bursa Balıkesir Çanakkale Manisa Edremit Denizli İskenderun Samsun Merzifon Konya Girne Kütahya Sivas Malatya Isparta Adana Kayseri Ardahan Sarıkamış Ağrı Erzincan Elazığ Tatvan Van Isparta Güzelyalı Aksaz Çanakkale Ankara Beytepe Derince Gümüşsu yu Çorlu Gölcük Eskişehir Merkez Hastaneleri Kasımpaşa İzmir Etimesgut Erzurum Diyarbakır İlmi-Tıbbi Merkez GATA Haydarpaşa GATA Ankara TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi SİLAHLI KUVVETLERDE KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ Bireyin kendi fiziksel. Böcek ve hayvanlar 5.

Gürültü hijyeni 3. hangi tarihlerde viziteye çıktığı. Sağlığın geliştirilmesi (komutanlarla işbirliği) 7. Üst makam tarafından bir askeri hakime gönderilir. Adli takibat esnasında erin hastalık sebebiyle öldüğü düşünülürse erin ne zaman hastalandığı. ne gibi tedaviye tabi tutulduğu veya mesleksel bir ihmal ve hata bulunup bulunmadığı araştırılır. Kişisel Hijyen Uygulamaları 2. Beslenmeyi düzenleme ve gıda güvenliği 4. Otopsiye gereksinim olabilir. Bunun için gerek bölük vizite defteri gerekse hekim vizite defterindeki kayıtlar düzenli olmalıdır. 292 . Havalandırma 2. Bağışıklama (tetanoz.Koruyucu Sağlık Hizmetleri: A. menenjit) 3. Kazalar ve önlenmesi 6. kaza ve yaralanma neticesi ölüm olayları olabilir. Kıt'ada Ölüm Kıt'ada Ölüm Kıtada hastalık. Erlerin Muayene ve Tedavileri B. Onun için adli makam tarafından defnine izin verilmedikçe cesetler yerinden oynatılamaz ve defnedilemez. Bireye yönelik koruyucu önlemler 1. Çalışma koşuları ve ergonomi 5. Kıt'ada Bulaşıcı Hastalık C. Çevre sağlığı uygulamaları 1. Erken tanı 5. Sağlığa zararlı kuruluşlar Muayene ve tedavi edici görevleri: A. Vektör kontrolü 4. Bu gibi olaylar adli bir takım takibat ve işlemleri gerektirir. Kemoproflaksi B. Bu gibi hallerde durum üst makama bildirilir. Sağlık eğitimi 6. Kıtada ölen askeri kişilere tabip tarafından dört adet ölüm ihbar kartı doldurulur.

293 . ikmal faaliyetleri ve miatlı evrakların hazırlanmasıyla ilgili faaliyetler gösterilmelidir. Fişek NH. koruyucu hekimlikle. Karargah hizmetleri arasında birliği sıhhi yönden denetlemelere hazırlamak görevi de vardır. 1983. Hacettepe Üniversitesi-Dünya Sağlık Örgütü Hizmet Araştırma ve Araştırıcı Yetiştirme Merkezi Yayını No:2. hem tabibe hem de birliğe birçok avantaj kazandırır. Bu denetlemelerde birliğin sağlıkla. sarf malzemeleri için ayrı. Öncelikle. Bu konuyla ilgili olarak MY 45-2 (A) “TSK Sıhhi İkmal Yönergesi” MY 435-6 (A) “TSK İlaç Hizmetleri Yönergesi”. Halk Sağlığına Giriş. Tespit edilen bu ihtiyaçlar “İhtiyaç Bildirim Formu (İBF)” olarak yıl ortasında hazırlanır. 2006 2. MD 435-1 (A). eğitim faaliyetleri. Bu ihtiyaçlar bir sonraki yılın ihtiyaçları olarak. MY 435-1 “TSK İlaç Hizmetleri Muhtırası”. Bu takvime göre sağlık faaliyetlerini yürütmek. portör muayeneleri. KAYNAKLAR 1. Bu takvimde aşılama faaliyetleri. birliğin tıbbi malzeme ve ilaç ihtiyaçları tespit edilir. Ankara. MY 435-1 (A) “TSK Sağlık Hizmetleri Direktifi”. sağlık sınıfı basılı evrak ihtiyaçları için ayrı ayrı hazırlanarak bir üst ikmal kademesine ve Kuvvet Sağlık Daire Başkanlıklarına gönderilir Planlama Faaliyetleri Sağlık şube müdürlüğü. ilaç ve basılı evrakın temini ve bakımı konusu vardır.üç aylık periyodik muayene faaliyetleri. Karargah Hizmetleri Yönergesi 178-1 (MY 75-1A) 3. TSK Sağlık Hizmetleri Direktifi. karargah hizmetleriyle ilgili her türlü işleyişine bakılır. KKY 15-1 “Sıhhiye ve Veteriner Malları Bakım ve Onarım Yönergesi” gibi dokümanlardan yararlanılır. piyasadan temin edilecek ilaçlar için ayrı. Ordu İlaç Fabrikası (OİF) mamulleri için ayrı.SAĞLIK PERSONELİNİN KARARGAH GÖREVLERİ Sıhhi ikmal: Karargah görevleri arasında birliğin ihtiyaç duyduğu her türlü tıbbi malzeme. her yılın başında birliğinin sağlık takvimini hazırlar. aylık. sağlık eğitimiyle.

sağlığı koruma bilimi .Ö. ekonomik. ana lağım borusuna bağlıyan bir kolu bulunan yapılar inşa etmişlerdir. Bu nedenle bütün dünya literatüründe sağlığı korumak üzere çalışan bilim koluna bu ilahenin ismine izafeten “hijyen” adı verilmiştir. Bu kelime tıp diline yunan mitolojisinden girmiştir. Günümüzde hijyen.Ö. 2000 yıllarında Anadolu'da yaşamış olan Hitit'lerin göllerden kanallar ile şehirlere su getirdikleri ve kirli suları evlerden kanallar ile uzaklaştırdıkları bilinmektedir. KİŞİSEL HİJYEN HİJYEN TANIM ve TARİHÇE Hijyen lugat olarak sağlam sağlıklı anlamına gelmektedir. 3000-2000 yıllarında Mısır uygarlığında yıkanma. sağlık şartlarına uygun giyinmeye ve ölülerin imhasına yönelik dikkate değer kurallar konmuştur.3. Eski İranlı'ların su kanalları ve cüzzamlıların izolasyonu hakkında yapıtları bulunmaktadır. kültürel. Nitekim Hippocrates'in (Hava su ve yer) adı ile yazdığı (Manuscript) kitap. Hijyen bilimini Hippocrates'in (M.Ö 4000 senelerinde yaşamış olan Sümerler tapınakların alt katında su tesisatı yapmışlar. sağlıklı düzeyde uzun süre devamı için sağlık ile ilgili bilgileri bir sentez halinde uygulayan bilim kompleksidir. güneşin sağlık ve bereket getirdiğine inanmışlar. Vücut gelişmesi ve sağlamlık kazanması için jimnastiğr çok önem verildiği. Gerçi hijyen bilimi . hayatın yüksek. yalnız hekimliğin bir dalı olmaktan da öte giderek hekimlik kadar geniş. 1500 senelerine ait Çin'de tedavi hekimliği yanı sıra sağlığı koruyucu tedbirlerin alındığına ait izlere rastlanmaktadır. sık sık saç ve sakal kestirme mecburiyeti konmuş.Ö. Mezepotamya'da M. M. Hippocrates gibi bilginler bu devirde yetişmiştir. 294 . daha sonra politikasiyaset sanatı haline gelmiş son olarak hekimlik sanatının ilerlemesi ile hijyen hekimliğin malı olmuştur. düşünceleri vardır. vücut temizliği için tapınakları içinde açık hava banyolarının yapılmış olduğu. Ege medeniyeti devrinde (M. kapsamı büyük ve hekimlik gibi birçok bilim ve teknik şubelerden meydana gelen bir bilim kompleksi olmuştur (3). O devirde Hintler evlerde yıkanma yerleri ve her sokakta ana lağım borusu ve her evde evi.Ö. teknik gelişmeleri ile hijyen. besin maddelerinin özellikle etlerin muayenesine önem verilmiş. M. hayatını korumak ve sağlığına zarar veren nedenlerden.Ö. M. temiz su teminine çalışıldığı ve evlerde su tesisinin bulunduğu görülmektedir.460-377) yarattığı söylenir. Fakat Hippocrates'ten çok yıllar asırlar önce yaşamış insanların da sağlığı koruma hakkında bilgileri. M.Yunan mitolojisinde tıbbın babası olarak tanınan Aesculapius'un kızı Hygiea sağlığı koruyan bir ilahedir. Sind uygarlığında da sağlığı korumak üzere yapıtlara rastlanmaktadır. Kuşkusuz olan şudur ki hijyen.Ö. Fakat bugün dünyanın sosyal. etkenlerden kaçınmak içgüdüsü ile yaşamaya çalışan ilk insan ile beraber doğmuştur. birey toplum olarak insan sağlığının korunması ve geliştirilmesi. orta çağın sonlarına kadar tıp alanında önemle üzerinde durulan bir eserdi. Hijyen ilk çağlarda bir din sanatı olarak uygulanmış. 13 ve 12) hijyenin bilimsel bir hüvviyet kazandığı görülür. Bu eserde Hippocratesin mantıki bir sezişle orta koyduğu prensiplerin bir çoğunun yanlış olduğu anlamış bulunmasına karşın o devirdeki tapınakların su ihtiyacının karşılanmasına çalışılması ve tapınakların havalandırma ve aydınlatılması esasları bugünün modern bilgilerine uygun olduğu da bir gerçektir.hakkında ilk yazılı eser Hippocrates' e aittir. Tarihte sağlığı korumak üzere alınan önlemlere ait eser ve yapıtlara çok eski devirlerden itibaren rastlanmaktadır.

Yakın zamana kadar tıp sanatı daha çok hastaların tedavisi ile uğraşan bir bilim halinde iken tedavi hekimliğinin yanı sıra koruyucu hekimliğe de önem verilmeye başlandı. meskenler. zekat vermeyi zorunlu kılmak suretiyle de sosyal dayanışma. T. hekimlik hizmetinde tedavi hekimliğinin yanı sıra koruyucu hekimlik de yerini almış bulunmaktadır. Çiçek ile kızamığın ayrı ayrı hastalıklar olduğunu ve bu hastalıklardan koruma tedbirlerini dünyaya tanıtan Türk hekimidir. Böylece 295 . ve 18. içeriye alınmasının yasaklanması gibi esaslı sağlık kurallarını getirdiği gibi. sosyal yardım kurallarının temeli atılmıştır (3). fitre. alkollü içeceklerin yasaklanması. Ebu-Bekir Mehmet Razi'nin tavsiyeleri bugünkü dezenfeksiyon kurallarına uymaktadır. Yiyecek ve içecek maddelerinin muayene ve kontrollerine önem verilmiştir. Açılan hamamlarda fakir halkın parasız yıkanması sağlanmış. " demekle bulaşıcı ve salgın yapan hastalıklar hakkında ortaya koyduğu sezişi ve kıymetli fikri üzerinde durmaya değer. Selçuklu'lar devrinde kıymetli bilginler yetişmiştir. 19.'lerde sıtmaya karşı alınan tedbirler. sağlık koşullarının daha da bozulmasına ve böylece yeni yeni birtakım hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olmuştur.'nin ilk yarısında Avrupa ve Amerika'da gelişen sanayileşme halkın şehirlere göçmesine. Özellikle bu çağda ortaya çıkan veba. Temizlik bu gibi kurtlardan ileri gelen hastalıkların önünü alır. Büyük Türk alimlerinden İbni Sina henüz mikroorganizmalar keşfedilmeden çok önceleri " Her hastalığı yapan bir kurttur ne yazık ki elimizde onu görecek araç yoktur. Osmanlılar Selçuklu'ların sağlık müesseselerini ve sağlık kurallarını devam ettirmiş ve geliştirmişlerdir. vücut temizliği. 17. İbni Sina'nın El Kanun-Fıttıb isimli eserinde hava. 2. bir devrim yaratmıştır.yy. devrinde halkın sağlık işleri devletin siyasi mekanizmasına bağlanarak 1930 yılında Umumi Hıfzısıhha Kanunu kabul edilmiş. Bu devirde İslamiyet’in ortaya çıkması hijyen ve hekimlik için büyük bir gelişme. Orta çağın taassubu. muhtaçlara aş ocakları. bazı besinlerin yenmesinin yasaklanması. yapıtları ihmal edilmiştir. çiçek ve diğer salgınlar sebebiyle Avrupa'da milyonlarca insan hayatını kaybetmiş. İslamiyet’te abdest almak. Bu devirde tıp alanında çok değerli Türk alimleri yetişmiştir (3). besin maddeleri. Bu durum karşısında o devirde hekimlik hastalıkların önlenmesinden çok tedavisi ile meşgul olmakta idi. bütün bu salgınların sebep ve mahiyetleri bilinmediğinden hiçbir önlem alınamamış salgınların şeytani ruhların işi olduğuna veya tanrının asi kullarına bir cezası olduğuna inanılmış (3). Bu dönemde yıkanmaya ve temizlik şartlarına Türkler kadar önem veren başka bir ulus yoktur. köpeklerin evlere. 1450 Ronesans yıllarında Avrupa şehir ve kasabaları tasavvur edilemeyecek kadar pis ve her türlü sıhhi tesisattan yoksundu.C. vukuu bulan savaşlar ve salgın hastalıklar nedeni ile tarihin ilk çağlarındaki sağlık kavramları unutulmuş. gusletmek. Dünya Savaşı'ndan sonra hekimlik hizmetinin tedavi hekimliği ve koruyucu hekimlik olarak ayrı ayrı dallar halinde değil iç içe çalışması gereğinin zorunlu olduğu hakikati ortaya çıkmış bulunmaktadır (3). giyim araçları hakkında çok kıymetli bilgiler mevcuttur. yy.Romalı'ların bu devirde inşa ettikleri Cloaca Maxime isimli 3 m genişlik 4 m yükseklikteki lağım kanalları bugün hala Roma'da kullanılmaktadır (3). hatta sokağa tükürenlerin tükürüklerinin üzerini örtmek için vakıflar yapılmıştır. çiçek aşısının Jenner tarafından keşfi sağlığı koruma üzerinde Avrupa'da atılmış adımlardır. ağız ve diş temizliğine dikkat etmek gibi temizlik kuralları yanında beslenme kuralları. su.

kıl köklerinin yoğun olduğu kasık ve koltuk altlarıdır. Komedonların iltihaplanması akneye. saç. Deodorantlar kokuyu sadece maskelerler. salgı bezlerinin gözeneklerini tıkayarak derinin normal işlevini engeller. Özetlemeye çalıştığımız bu tarihi bilgiden de anlaşılacağı gibi hijyen sabit ve kalıplaşmış bir bilim değildir. el. Kişisel temizlik alışkanlıklarının önlediği diğer bir sorun vücut kokusudur.Sık sık yıkanılmazsa vücutta oluşan kir sebaceous bezlerin kanallarını tıkayarak deride komedon denilen siyah beneklerin oluşmasına neden olduğu gibi. Bu tür banyolar her zaman yapılabilir. Bu nedenle temizlik aracı olarak değil. terin buharlaşması sonucu geriye kalan artık maddelerden. ayak. Uygun vücut temizliği bir çok deri sorununu ve hastalığını önleyici ve ortadan kaldırıcı bir önlemdir (6). hem derinin beslenmesi hem de terle ve ısı radyasyonuyla 296 . soğuk algınlıkları. mikroorganizmalardan ve deri epitelinin soyulan artıklarından oluşur. kurumuş sebum maddelerinden. Vücudun dış yüzünü tümüyle örten deri sağlam. cildin mikrobik hastalıkları. DERİ Vücuda ait kişisel temizlik ile pek çok hastalığın önüne geçilmektedir. Vücudun ısısının düzenlenmesi ve vücuttan atılacak kimi artıkların bir kısmının dışarı atılması işlevini yapısında bulunan damarlar ve ter bezleri aracılığıyla sağlayan deri. yumuşak ve elastiki olmalıdır. Bu durum ergenlik ve menopoz durumlarında özellikle ortaya çıkabilir. artık maddelerin dışarı atılmasını da engeller.Bu işlevlerin tümünü yerine getirebilmesi. Vücut kokusu vücut yüzeyinde bulunan mikropların (bakterilerin) teri parçalamasına bağlı olarak meydana gelmektedir. Birkaç örnek vermek gerekirse. Yoğun bedensel çalışma vücuttan çıkan ter miktarının artmasına neden olmaktadır. Uygarlık ile birlikte gelişen diğer teknik ve ekolojik koşullara paralel olarak hijyen de değişmiştir ve değişecektir de (3). vücudun deri. Koku meydana getiren vücut bölgeleri öncelikle ayaklar. 1. Deri üzerine daha sonra bir deodorant veya ter önleyici uygulanabilir. Sabunla yıkanılırsa kirler temizlenir. ağız ve diş gibi kısımlarının bakım ve temizliğine önem verilmesi gerekir (1). derinin temizliğine. KİŞİSEL SAĞLIĞI KORUMA ÖNLEMLERİ Sağlıklı bir yaşam için. geçici bir uygulama olarak değerlendirilmelidir. Deri üzerindeki kir.Türkiye'de birçok salgın hastalık kontrol altına alınmıştır. Ayrıca. tozdan. Vücudun terleme oranının artması kokunun da artması anlamına gelecektir. iyi bir kan dolaşımının sağlanmasına ve tonusunun sağlıklı olmasına bağlıdır (1). Kir. yapısında bulunan sterollere ultraviyole ışınların etkisiyle D vitamini oluşmasını sağlar. İyi bir kan dolaşımı. zedelenmiş derinin streptokoklarla enfekte olması impetigoya yol açabilir (1). uyuz ve bitlenme gibi parazitlerle oluşan hastalıklar ve bazı allerjik hastalıklar sayılabilir. cildin mantar. 37-38C sıcaklıktaki banyolar derideki kirleri ve salgıları temizleyerek kişide rahatlık duygusu oluşturur. Her gün banyo yapılamadığı durumlarda koltuk altı önce sabunlu bir bezle sonra su ile iyice silinmeli ve temizlenmelidir. Bedensel etkinliği fazla olmadığı halde bazı bireylerin ter bezi salgısı fazla olabilir. insan bir süre sonra kendi kokusuna duyarsızlaşır (7). mikroorganizmaların vücuda girişini önlemekte de çok önemli rol oynar. Ayrıca. ishalli hastalıklar.

İç çamaşırları her gün değiştirilmelidir (1). Derinin kirden temizlenmesi için sıcak sabunlu su ile yeteri kadar yıkanması gerekir. Sıcak banyoların geceleri yapılmasında yarar vardır. Deri tonusunun normal olabilmesi.Yeterli yıkanma için köpürtülmüş sabun ile deri ovulur ve bol sıcak su ile durulanır. Özellikle otel ve hamam gibi topluma açık yerlerde temiz olmayan küvetler kullanılmamalıdır. toksinlere karşı bariyer görevi gören katmanları keselenme ile kısmen de olsa tahrip olup ortadan kalktığı için deri bu görevlerini yerine getiremez ve uygulama sonrasında laserasyonlar ortaya çıkabilir.Yıkanma normal ve değişik sıcaklıktaki su ile mümkündür. özellikle çocuk ve gençlerde terleme olgusu boyunca derinin üzerinde hareketli bir hava tabakasının bulunmasına bağlıdır (1). Sağlıklı saçlara sahip olmak için düzenli biçimde yıkanmak gerekmektedir.kaybolan ısının karşılanabilmesi için gereklidir. 2. Saçlı derisi yağlı olanlar. saçlarını yağlı veya kremli sabunlarla yıkamalıdırlar (7). Normal bir saçın haftada en az bir ya da iki kez yıkanması gerekmektedir. SAÇLAR Saçlar baş derisinde bulunan kıl köklerinden uzayarak büyüyen kıllardır. Banyo imkan varsa her gün yoksa hafta da en az 1-2 defa yapılmalıdır. Menstürasyon döneminde yıkanmanın hiçbir zararı yoktur. boyun. Daha sıcak su ile yıkanmak alışkanlığa bağlıdır. Beden hareketleri. Bu işlem 2-3 kez tekrarlanır. Saçlı derinin iyi bir kan dolaşımına ihtiyacı vardır. Bu nedenle su 35-40 C de olabilir. Yıkanma sıcak suyun dökülmesi ya da duş alma şeklinde yapılamalıdır. Küvette biriken suda yıkanmak. Ancak kese kullanımı için durum farklıdır. cinsel organlar. kasık bölgesi. Temiz çamaşır yıkanmış ve ütülenmiş çamaşırdır. kiri parçalayan ve kendine bağlayan sabun mutlaka kullanılır. Günde birkaç dakikalık soğuk su masajı ve temiz hava bu tür dolaşımı sağlar. Saçlar temiz su ile iyice durulandıktan sonra kurutulmadan önce nazik bir biçimde taranmalıdır. Yıkanma özellikle yemekten 2-3 saat sonra yapılır. Kirli ve zehirli iş ortamında çalışanlar kirletici zararlı maddeleri deriden atmak için işten hemen sonra yıkanmalıdırlar. Saçlı derisi kuru olanlar. saçlarını hem daha sık yıkamalı hem de yağsız şampuan kullanmalıdırlar. Sıcak su ile organik yağları. Saçların kurulanmasında yumuşak bir havlu kullanılmalıdır. friksiyon ve masaj. Kıl köklerindeki bezlerden salgılanan maddeler yağlı yapıdadır. Derinin mikroorganizmalara. Tok karnına tercih edilmez (6). kir ve tozları uzaklaştırıcı işlev görmektedir. Yıkanma sırasında lif kullanmak deriden kirin atılması ve derinin ovulması bakımından yararlıdır. Saçların fırçalanması dökülen saçlar. soğuk banyolar. Kirin eriyip atılması için sıcak su daha etkilidir. Yıkandıktan sonra temiz çamaşır giyilmelidir. Böylece. kirli suda kalmak olarak düşünüldüğünden pek tercih edilmez. Banyo aralığının uzun olması halinde sabunlu su ile koltuk altları. Kurulama 297 . Çok sıcak ve çok soğuk günler dışında başı açık dolaşmak yararlıdır (1). Yağlı saçlar ise daha sık yıkanmalıdır. allerjenlere. Ayrıca sık dişli bir kullanılarak saçların uzama yönünde taranması da kan dolaşımına yardımcı olur. Genellikle böyle yerlerde havlular ve terlikler bulaşıcı mantar hastalıklarının yayılmasına neden olabilirler. ayaklar ve deri katları olan bölgeler silinir. derideki tüm damarlar genişleyerek iyi bir kanlanma sağlanır ve bu durum yorgunluğa neden olan artık maddelerin terle atılmasına yol açarak kişiye canlılık kazandırır. iyi bir kan dolaşımı sağlanmasına yardım eden yöntemlerdir.

Yumurtalar çok yoğunsa. gebelerde. Saç temizliğinde kişisel olarak kullanılan fırça ve taraklar sık aralıklarla sıcak sabunlu su ile yıkanmalı ve durulanmalıdır. başörtüsü veya havlu gibi eşyaların kullanılması sonucu olur. Yumurtalar saçtan uzaklaştırıldıklarında hemen canlılıklarını yitirirler. Bu ürünlerin 7-10 gün sonra tekrar uygulanması gerekir. ancak hafif vakalar asemptomatiktir. Bu durumda saçlı deri ve saçlar fazla sıcaktan olumsuz etkilenebilir. Doğal pyrethrin’li şampuanlarla 10 dakika saçın yıkanması da etkilidir. seboreik dermatit. yumurtaların saçlı deriden uzaklığına bakarak. Şüpheli durumlarda saç veya kıl büyüteç veya mikroskop ile incelenebilir. ilaç erüpsiyonu. Bit yumurtalarını saçın deriden 3-4 mm uzağına depolar. Erişkin bitler hızlı hareket ettiklerinden. Saçlar bol su ile iyice durulandıktan sonra da kepeklenme önlenemiyorsa bir sağlık kuruluşuna danışılmalıdır. Genellikle tek uygulama yeterlidir. şapka. çok sıcak olmayan su ve sabunla yıkamak yararlı olabilir. Bu tedavilere cevap vermeyen vakalarda % 1’lik lindane içeren şampuanlarla saçın 4 defa yıkanması hastalığı düzeltebilir. Klinik : İnkübasyon süresi 6-10 gündür. yıkanır. Sağlık yararı dışında saçların temizlik ve düzeni. Epidemiyoloji ve Bulaşma : Saç uzunluğunun ve yıkama sıklığının hastalık riski ile ilgisi yoktur. Etkili diğer bir tedavi de % 1’lik malathion’lu şampuandır. Birlikte saçlı deride enfeksiyon sık görülür. Hekim önerisi dışında saçlar için yararlı olduğu ileri sürülen maddeler güvenli olmayabilirler. insanlar arasındaki ilişkilerde ve kendini iyi hissetmede etkisi olan olumlu dış görünüm açısından da önemlidir (7). piyodermi. Ayrıca lindane’ın toksik etkileri nedeniyle prematürelerde. ancak bunların etkisi daha az olduğundan. sık sık. Ancak kurutucunun saça çok yakın tutulmaması gerekmektedir. Tanı : Bitin erişkin formlarının veya yumurtalarının görülmesi tanı için yeterlidir. Saç diplerinde kepek varsa. hastalığın süresi belirlenebilir. saçlı deride lezyon bulunanlarda. Tedavi : Pedikülozis kapitis: Permethrin %1 krem saç ve saçlı deriye bir kez 10 dakika süre ile uygulanıp. Bu nedenle bu eşyalar kişiye özel olmalıdır. En belirgin semptom kaşıntıdır. yetişkin bitler de dış ortamda 1-2 gün yaşayabilirler.işlemi de yumuşak olmalıdır. Ayırıcı Tanı : Böcek ısırığı. bütün vakalarda 7-10 gün sonra tekrarlamak gerekir. görülmeleri zordur. Pediculus humanus corporis (vücut biti) ve Phthirus pubis (kasık biti)’in neden olduğu bir enfestasyondur. Pediküloz (Bit Hastalığı) (8) İnsan kanı ile beslenen Pediculus humanus capitis (baş biti). 7-10 gün sonra ikinci kez uygulanabilir. bu durumda saçlı deride kabuklanma ve sulanma görülebilir. Saçın ayda 1 cm uzadığı dikkate alınırsa. Saçlar elektrikli kurutucularla kurutulabilir. Pedikülozis kapitis (Baş biti): Bit genellikle kulak arkasındaki ve boyun bölgesindeki saçlarda daha belirgin olmak üzere saçta yerleşir. Bu da 7298 . emziren kadınlarda ve konvülsiyonlu hastalarda kontrendikedir. Bulaşma genellikle saçla direk temas veya hastaya ait tarak. ortak kullanımları doğru değildir. Yetişkin bitler 2-3 hafta sonra görülmeye başlar. Eğer sert bir havlu kullanılır ya da çok şiddetli ovulursa saçların uçları çatallanabilir. kontakt dermatit.

Bunun yerine elektrikli süpürge ile vakumlama daha güvenilir bir yöntemdir (8). doğum sonrası streptokoksik puerperal sepsis’e bağlı ölümleri. hasta çocuksa okul arkadaşları kontrol edilmelidir.4 milyon hastane infeksiyonu görüldüğü. Hastane içerisinde yüksek virulans ve çoklu ilaç direnci gösteren mikroorganizmaların hastalar arasında taşınması ve yayılmasında % 20-40’ında kaynak. konu son derece önemlidir ve halk sağlığının öncelikli konuları arasındadır (2). Bu infeksiyonların ABD sağlık ekonomisine getirdiği yükün 4. sık dişli bir tarak % 3-5 asetik asit (sulandırılmış sirke)’e batırılarak saç taranırsa. 1846’da Ignaz Semmelweis’in. direnç gelişimini körüklemektedir. bu olguların yüz bininin direkt veya indirekt hastane infeksiyonları nedeni ile kaybedildiği bildirilmektedir. 19. 1822’de Fransız eczacı Labarrque klorid içeren solüsyonların dezenfektan olarak kullanımından bahsetmiştir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’de her yıl 2. Antiseptik kullanarak el yıkama ile ilgili ilk görüşler. Tarak ve fırçaların 53. Enfeksiyon hastalıkları halen dünyada en sık görülen ve en çok öldüren hastalık grubunu oluşturduğuna ve uygun el yıkama pratiğinin insanlara kazandırılması halinde bu hastalıkların sıklığında önemli derecede azalma sağlanabileceğine göre. İlk tedaviden sonra çocuk okula gidebilir. bu kabuklar ortadan kalkar. ancak estetik nedenle yapılacaksa. Bu kontrollerde saçlı deri ve saçlardaki kepeklenmelerin bit yumurtalarından ayırt edilmesi önemlidir (kepek saçtan kolayca ayrılır. sağlık çalışanlarının her hasta ile temastan önce ve sonra ellerini uygun bir şekilde yıkamamaları gösterilmektedir. Özellikle çok yataklı büyük hastanelerde % 10’un üzerinde insidansa sahip olan hastane infeksiyonları hastanın hastanede kalış süresinin uzamasına ve ek tedavi girişimleri nedeni ile maliyet artışlarına neden olmaktadır.5°C’den yüksek sıcaklıkta 5 dakika tutulması biti ortadan kaldırmak için yeterlidir. 2-10 dakika süreyle uygulanır. Bu sorunun en az yarısı el yıkama gibi basit bir işleminin uygulanması ile engellenebilir. sağlık çalışanlarının kirli elleridir (13). müdahale öncesi kadavra ile 299 . Korunma : Tedavi uygulanıncaya kadar temas izolasyonu gerekir (8). Bitten korunmak için iç çamaşırlar kaynatılmalı dikiş yerleri ütülenmelidir. Kaşıntı için oral antihistaminikler veya topikal kortikosteroidler kullanılabilir. Tüm dünyada hastane infeksiyonlarının insidansı % 7 . bit yumurtaları yapışıktır). ELLER Günümüzde hastane enfeksiyonlarının hızla yayılma nedeni olarak. ayrıca bu işlem insan sağlığı üzerinde zararlı olabilir. özellikle. Bunların temizlenmesi için pedikülosidler de kullanılabilir. Tedaviden sonra saçta kalan kabukların temizlenmesi şart değildir. Aynı yatağı paylaşan kişilerin de tedavisi önerilir. yüzyılın başlarında ortaya çıktı. 3.5 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir. Eşyaların kuru temizlenmesi veya iyi kapatılmış plastik torbalarda en az 10 gün bırakılması da bitin ölmesini sağlar. Pedikülozis kapitisde aile bireyleri.10 civarındadır ve bu infeksiyonların tedavi maliyeti oldukça yüksektir. Diğer taraftan.10 gün arayla iki kez. Ev eşyalarının insektisid spreyler ile temizlenmesinin yararı gösterilmemiştir. Çalışmalar hastane infeksiyonlarının en az üçte birinin önlenebilir nedenlere bağlanırken ancak % 6-9’unun önlendiği vurgulanmaktadır.

Antimikrobiyal sabunların yada kendiliğinden kuruyarak su gereksinimini ortadan kaldıran antiseptik solüsyonların. meslektaşları tarafından alay konusu yapılmıştır. Semmelweis’in el yıkama alışkanlığı konusunda gösterdiği ısrarcı tutum. MRSA ve VRE gibi yüksek mortaliteye neden olan dirençli suşların hastane ortamına yerleşmesiyle sonuçlanmıştır.Koch tarafından ispatlanmış ve 1890’lı yıllarda deri antiseptiği olarak kullanılmaya başlanmıştır. methicillin resistan S.çalışan asistanlarının ellerini klorlu su ile yıkatarak . 1988 ve 1995 yıllarında el yıkama ve el antiseptikleri ile ilgili rehberler Association for Professional in Infection Control (APIC) tarafından hazırlandı. Bazı araştırmalarda sağlık çalışanları arasında el yıkamaya en çok önem verenlerin dahi hastayla temaslarının ancak %75’inde uygun şekilde ellerini yıkadıkları ve bu grubun da hekim veya hemşire olmadığı saptanmıştır. kendilerini korumaları konusunda daha titiz davranmaya sevk etti ve hastayla temas sırasında eldiven kullanma oranı dramatik bir şekilde arttı. HIV ve Hepatit B gibi enfeksiyonların dünya çapında yaygınlaşması sağlık çalışanlarını. modern dezenfektan ve eldivenlerin kullanıma girmesi yanlış bir güven oluşturmuş ve el yıkamanın ihmaline neden olmuştur. bu konuda 300 . Hastane enfeksiyon oranının %30’a ulaştığı bir yoğun bakım ünitesinde yapılan bir çalışmada ellerini en az yıkayanların hekimler olduğunun saptanması oldukça düşündürücüdür. el yıkama alışkanlığında da görülmektedir. El yıkamanın çok sıradan ve günlük bir iş olması. Stenotrophomonas. ve işin daha kötüsü sağlık çalışanları arasında el yıkama gittikçe daha çok ihmal edilir bir hal alıyordu (2). sağlık çalışanlarının Semmelweis’ın çalışmasından habersiz olduğunu ve onun öğretilerini dikkate almadığını göstermektedir. İlginç olan bir konu hastane çalışanlarının el yıkamanın önemini biliyor olmalarına karşın bunu davranış biçimi şekline dönüştürememeleridir. eldivenler sağlık çalışanlarını koruyordu ve aynı eldivenle farklı hastalara temas eden sağlık çalışanlarına sıklıkla rastlanıyordu. Ancak antibiyotiklerin keşfi. sağlık çalışanları arasında el yıkamaya en az özen gösteren gruptur ve kariyerleri artıkça durumları daha da vahim bir hale gelmektedir. Pseudomonas’lar. Bu ihmal hastane florasının değişmesine ve Acinetobacter. aureus (MRSA) ve vancomycin resistant enterococci (VRE) gibi multi Drug resistant (MDR) patojeni olan hasta odalarına bırakılmasını Healtcare Infection Control Practices Advisory Committee (HICPAC) 1995-1996 yıllarında önerdi (13). Alkolün antigermisidal olduğu 1880’li yıllarda R.% 23 den % 3’e düşürmesi modern tıbbın önemli buluşlarından birisi olmuştur. Ancak bu durumun yanıltıcı bir yönü ortaya çıktı. 1975 ve 1985 yıllarında Centers for Disease Control (CDC) tarafından hastanede el yıkama uygulamalarına ait bir rehber yayınlanmıştır. Genel olarak hekimler. Bir çok çalışma. Yine bu çalışmanın sonuçlarına göre pratisyen hekimlerin hastayla temastan sonra el yıkama konusunda diğer gruplara göre daha duyarlı oldukları saptanmıştır (ancak pratisyen hekimler hastayla temastan önce el yıkama konusunda yeterince hassas bulunmadılar). Daha da ilginç olanı eğitim seviyesinin yükselmesi ile basit ama yapılması zorunlu uygulamalara karşı ilginin azalması. 1961 yılında ABD ulusal sağlık servisi tarafından el yıkama tekniklerini anlatan bir film hazırlanmıştır. Basit kurallara uyulmama geleneğinin sağlık çalışanları arasında da standart bir davranış haline gelmesi önemli bir sorundur (13).

Bu floranın karakteristik üyeleri koagülaz negatif stafilokoklar (KNS). proteinler ve su ile sürekli nemli olarak tutulmaya çalışılır. deride zararlı olan mikroorganizmaların uzun süreli kalmalarını engellerler Böylece genel olarak deride özel olarak da ellerde birisi devamlı olarak yerleşik olan kalıcı. Mikrococcus. geçici olmak üzere iki tür mikroorganizma topluluğu bulunur (13). hastalara el yıkama konusunda eğitim verilen bir hastanede sağlık çalışanlarının el yıkama alışkanlıklarında önemli derecede iyileşme saptanmıştır. Ancak 301 . Hipodermis veya kısaca dermis olarak tanımlanan bağdoku içeren canlı tabakada kan ve lenf damarları ve sensör reseptörler. Hastaya temas öncesi ve sonrası el yıkama ile hastane kaynaklı mikroorganizmaların bir hastadan diğerine naklini büyük oranda önlemek mümkündür (13). Bu mikroorganizmaların çoğu derinin üst tabakalarında yerleşirken % 10-20 si daha derin tabakalara yerleşirler. Deri ve Flora Normal insan derisi bölgelere göre farklı oranda aerobik mikroorganizma barındırır. Ancak hastalar üzerinde yapılan bir çalışmada ilginç bir sonuca rastlanmıştır. a. Deri yaklaşık olarak 1. Derinin bu tabakası sebumdaki yağ.5 metre kare alana sahip vücudun en büyük organıdır. tuz ve kuruluğa dirençli mikroorganizmalar içinde iyi bir vasat oluştururlar. Hastaya ait kan. Bu tabakalar sürekli olarak çoğalırlar ve keratin sentezlerler Keratinize epitel apopitozis’e gider ve ölü Stratum corneum tabakasını oluştururlar. b. Bu mikroorganizmalar deride uzun süre yaşayamazlar ve çoğalmazlar. Derini bu tabakasında hücreler arası boşluklar ile yağ ve ter bezlerinin kanallarına yerleşen dirençli mikroorganizmalar metabolize ettikleri yağlardan oluşturdukları propionik asit gibi kısa zincirli yağ asitleri ve ürettikleri bakteriyosinlerle derinin savunmasına yardım eder. hatta bazen sayılarında artış kaydedilir. Geçici flora: Kontaminant flora olarak ta tanımlanır. Su ve sabun ile yapılan mekanik el yıkama işlemlerinden sonra bu bakteri topluluğunda azalma olmaz. Dermisin daha alt tabakaları sukuamöz hücrelerden oluşmuştur. Biyolojik olarak canlı ve ölü tabakalardan oluşan deri vücut savunmasının da en önemli silahıdır. En iyi sağlık hizmetini almak her hastanın hakkıdır ve sağlık çalışanlarının ihmali sonucu hastane infeksiyonlarıyla karşılaşmaları haksızlıktır (13). yağı kullanabilen. Kalıcı flora: Daimi flora olarak da tanımlanan bu mikroorganizma topluluğu deride inatçı kolonizasyonlar yaparlar. üst solunum yolları enfeksiyonlarından korunmanın en etkili yöntemidir. ter ve yağ bezleri ile kıl folükülleri yer alır. Bu sekresyonlar çok sayıdaki mikroorganizma için inhibitör etki gösterirken. Benzer şekilde sağlık çalışanlarına eğitilen değil de eğitimci rolünün verilmesi halinde daha başarılı sonuçlar alınabilir (2). lizozimler. El Yıkama Kategorileri Usulüne uygun el yıkama hastane infeksiyonlarının önlenmesinin en basit.verilen eğitimlerde karşılaşılan önemsememe probleminin en önemli nedenlerindendir. Propniobacterium ve Corynebacterium türleridir (13). tuz. Hastane infeksiyonlarını önlemede en basit ve en ucuz yolun el yıkama olduğu unutulmamalıdır. balgam çeşitli vücut sıvı ve sekresyonları ile kontamine araç ve gereçlerden sağlık personelinin eline bulaşırlar. diğeri de kısa süreli olarak kontaminasyon sonucu bulaşan.

Kullanılacak miktar ve uygulamada üretici firmanın tavsiyeleri dikkate alınır. 3.75’lik iyot içeren povidon iodine/deterjan çözeltisi). yumuşatıcı olarak % 0. ABD’de her yıl 76 milyon gıda zehirlenmesi olduğu 5000 kişinin öldüğünü. b. Eller akan su altında iyice durulanmalı ve kağıt havlu ile kurulanmalıdır (13). Alkollü çözeltiler (%70’lik isopropanol veya ethanol içinde % 0. ölümlerin % 70’inin gıdanın hazırlanması safhasında bozulmasından kaynaklandığını ve bu bozulmanın da % 40 oranında ellerin sorumlu olduğunu belirtmektedir. % 0.5 lik chlorhexidine veya povidon iodine çözeltisi. Saat ve yüzükler çıkartılmalıdır. kalıcı flora azaltılır. Köpük elin tüm yüzeyine yayılmalı ve friksiyon yapılmalıdır. Kullanılabilecek dezenfektanlar: a. Steril havlular kullanılır (13). Bu nedenle el yıkamayı basit sosyal tip. yemek yemeden ve hastaya yemek yedirmeden önce. tuvalet sonrası.5’lik gliserol) (13). Food and Drug Administration (FDA). Tüm cerrahi işlemlerden önce bu tür bir yıkama yapılmalı ve daha sonra eldiven giyilmelidir. Deriye en az zarar verecek ve fırça kullanmadan etki ortaya çıkarabilecek solüsyonlar tercih edilir. antimikrobiyal sabunlar yada kendiliğinden kuruyan alkol bazlı antiseptikler kullanılabilir. hasta bakımına başlamadan önce. Burada geçici mikroorganizmalar öldürülür ve uzaklaştırılır. İnvaziv girişimlerden önce. Su ve sabun ile yıkamadan sonra alkol bazlı bir preparatın kullanılması etkiyi artırır. Hijyenik el yıkamada kullanılan dezenfektanlar kullanılır. Geçici flora öldürülür ve uzaklaştırılır. uygun yıkama yapılmalı köpük elin tüm yüzeyine yayılmalı ve friksiyon yapılmalıdır. Yani el yıkama aslında bir medikososyal davranış biçimidir. Eğer alkol bazlı kendiliğinden kuruyan antiseptikler kullanılıyorsa avuç içine sıvı alınır ve bütün el yüzeyine yayılıncaya ve eller kuruyana kadar yaklaşık 15-25 sn. ancak el yıkama süresi 2-3 dakika kadardır ve yıkamaya bilek ve dirsekler dahil edilir. 302 . kanlı çıkartı ve mikrobik kontaminasyon olabilecek durumlar ile karşılaştıktan sonra hijyenik el yıkama yapılmalıdır. Sosyal el yıkama: Kirli ellerin sabun ile yıkanması sonucu geçici floranın çoğu uzaklaştırılır. Hijyenik el yıkamada eller sıcak su ile ıslandıktan sonra 3-5 ml deterjan alınır. eller kirlendikten sonra bu tür el yıkaması yapılmalıdır. Eller sıcak su altında iyice durulanmalı ve kağıt havlu ile kurulanmalıdır. en az 15 sn. yara ve üretral kateterler ile temas öncesi ve sonrası. kadar ovuşturulur. Cerrahi el yıkama: Antimikrobiyal sabunlar yada alkol bazlı antiseptik deterjanlar kullanılır.hastane infeksiyonları dışında genel halk sağlığı açısından da el yıkama son derece önemli bir işleve sahiptir. Musluk kağıt havlu ile kapatılmalıdır. Yine çocuk bakım evlerindeki çocukların evde bakılan çocuklara göre daha sık ishalli hastalıklara yakalandıkları bilinmektedir. eldiven takmadan önce ve sonra. 2. hijyenik tip ve cerrahi tip el yıkama olarak 3 başlık altında değerlendirmek mümkündür (13). 1. Fırça tırnakların temizliği için kullanılır. Sulu çözeltiler (% 4’lük chlorhexidine/deterjan çözeltisi. Hijyenik el yıkama: Normal sabunlar. Eğer alkollü preparat kullanılıyorsa her biri 5 ml olan iki uygulamada eller kuruyuncaya kadar ovalanır. Yiyecek tutmadan. infeksiyona yatkın hastayla temas öncesi. uygun yıkama yapılmalıdır. Sosyal yıkamada sabunla en az 10 sn.

Almanya’da 1922 yılında deri antiseptiği olarak kullanılan alkol ABD’de 1935 yılında isopropanol olarak kabul görmüştür. fiyat ve temin edilebilir gibi dış unsurlar etkili olur.8-2. bu esnada bakterilerinde bir kısmı uzaklaştırılmış olur. Kalıp sabun formunun yanı sıra. Özellikle zarflı viruslar alkole oldukça duyarlıdır.7 oranında tahrip edilirler (13). daha sonra uygun antiseptiklerle eller yıkanmalıdır (13). ortamdaki organik ve inorganik maddelere bağlı olarak değişebilir. HBV.6-1. Alkolle 15 saniyede yaratılan bakterisidal etkinlik diğer antiseptiklerle 1 dakikada. Influenza virus.El Antisepsisinde Kullanılacak Ürünler Gerek hijyenik tip gerekse cerrahi tip el yıkamada kullanılan ajanlar antiseptik özelliğe sahip kimyasal maddeler olup. Alkoller mikroorganizmalarda hücre proteinlerini denatüre ederler. bu ülkede rutin kullanımın engellemiştir. Örneğin su-sabun ile yapılan mekanik yıkamada eldeki bakteri sayısında azalma olmazken. El antisepsisi için kullanılan ürünler ve özellikleri 1. şayet varsa önce ellerdeki görünür kirler mekanik su ve sabun ile yapılan yıkama işlemi ile uzaklaştırılmalı. FDA (1978) el antisepsisinde kullanılacak sabunları 3 grup içerisinde toplamıştır. 1 dakikada yaratılan etkinlik ise 4-7 dakikada sağlanabilir (13). n-propanol ve 303 . etkinlik ve tolere edilebilir gibi iç unsurlar ile paketleme. El antisepsisi amacı ile 3 alkol kullanılmaktadır. 2. Su ve sabun kullanılarak yapılan 15 sn’lik bir yıkamada bakteri sayısı 0. Bakteri sporlarına karşı etkili değildir. Alkoller: Alkolün su içerisindeki dilusyonlarının konsantre solüsyonlarından daha güçlü bakteriyostatik olduğunu gösterilmiştir. doğru olmadığı çeşitli çalışmalarla ispatlanmış olmakla birlikte. Sağlık personeli el yıkama sabunları ve cerrahi el yıkama antiseptikleridir. Funguslara ve HSV. Bir antiseptik seçiminde. Ancak ABD’de alkol aleyhine 1961 yılında yapılan olumsuz propaganda. RSV. Bu nedenle de ister hijyenik tarzda ister cerrahi tipte el yıkama olsun. Alkol hızlı aktivite gösterir. Gram pozitif (MRSA ve VRE dahil) ve Gram negatif mikroorganizmalara. Bunlar deride travma yaratan adi sabun ve derideki yağ asitlerini tahrip eden sıcak veya ılık su ile yapılan yıkamaya göre çok daha etkilidirler. Bunların etkinlikleri ortamın fiziki şartlarına. yıkama süresi 30 sn olursa bu azalma 1. Bunlar ethanol. bakteriyositatik ve bakterisidal etkinliğe sahiptirler. isopropanole göre viruslar üzerine daha etkilidir. sıvı yada kağıt gibi ince formlarda da tek kullanımlık şekillerde temin edilebilir. Ethanol. Bunlar antimikrobiyal sabunlar. Günümüzde el yıkama antiseptiği olarak alkollü ürünler kullanılmaktadır. Sabun: Sabunlar sodyum yada potasyum hidroksitin yağ asidi esterlerinden oluşan deterjan bazlı maddelerdir. HIV.1 log10 azaltılır. Sabunun gram negatif bakterilerle kontamine olması bulaşta rol oynayabilir (13). % 70’lik ethanol ile yapılan yıkamada bakteriler % 99. Çeşitli çalışmalarda % 50-70 lik alkol içeren solüsyonların eldeki bakterileri öldürmek ve inhibe etmek konusunda son derece etkili olduğunu ispatlamıştır.8 log10 olur. Rota ve Rhino viruslar gibi çeşitli viruslara karşı güçlü inhibitör etkinliğe sahiptirler. Temizlik özelliği deterjan özelliğine bağlıdır ve deriden kirleri ve organik maddeleri uzaklaştırır. Adeno. Mikobakterilere. Sabunla yıkama sonucu paradoksal olarak bakteri sayısında artış görülebilir.

Chlorhexidine: Chlorhexidine glukonate bir katyonik bisbiguaniddir. Miktar tüm eli ıslatacak kadar olmalıdır. Alkollerin % 50-80’lik dilüsyonları kullanılır. yumuşatıcılar hem kurumayı önler hem de alkolün daha yavaş uçarak elde daha uzun süre kalmasını sağlar. Gerçek allerjik reaksiyon oranı düşük olsa bile. CMV. Alkolün yanıcı olması nedeniyle kullanılırken ve depolanırken dikkatli olunması gerekmektedir (13). Alkoller eldeki organik maddelerin miktarına bağlı olarak inaktive olurlar bu nedenle kirli eller önce sabun ve su ile yıkanıp kurulanmalı sonra alkolle işlem yapılmalıdır. Bunlar tek yada ikisi kombine edilerek kullanılabilirler. silme işleminin olmaması da deride travmaya bağlı irritasyon ve kontaminasyon riskini ortadan kaldırmaktadır. Alkole göre daha yavaş etki gösterir. Ancak cilt kuruluğunu önlemek için alkolik antiseptiklere ilave edilebilecek % 1-3 oranındaki gliserin gibi.2-0. 3 ml’ye göre etkisinin anlamlı oranda düşük olduğunu göstermiştir. Rota. Alkolden sonra tekrar el durulama ve silme işleminin olmaması suya bağlı kontaminasyon riskini. Bu nedenle farklı cilt pH’sına sahip kişilerde aktivite de farklı olabilir. inorganik anyonlar. Düşük miktarlarda (0. %1 ve daha yüksek konsantrasyonlarda göze temas ettiğinde konjonktivite neden olabilir. corneum tabakasına bağlanarak 6 saat gibi uzun bir süre kalıcı etkinlik yaratır.isopropanol dür. sabun ve su ile yıkamadan daha etkili değildir. Geniş spektrumlu bir ajan olup gram pozitif bakterilere karşı iyi aktivite gösterir. Bakterilerde hücre duvarını yıkar ve sitoplazmada prespitasyona yol açar. 4’lük dilüsyonları mevcuttur. Uygulama süresi amaca göre 20 saniye ile 1 dakika arasında değişir. noniyonik surfaktanlar. Bu özellik el yıkama için yeteri kadar zamanının olmadığını bahane edenler için önemli bir avantajdır. 1 ml alkolün. Tarif edildiği şekilde kullanılırsa oldukça güvenlidir. Ancak sabun. aşırı duyarlılığı olan kişilerde dikkatli kullanılmalıdır.5-7.5) alkol uygulanması. anyonik içerikli el kremlerinden olumsuz etkilenirler. Chlorhexidine’nin antimikrobiyal etkisi kan da dahil olmak üzere organik maddelerden çok fazla etkilenmez. 3. Kullanımı sınırlandıracak bilinen yan etkileri yoktur.5.0 arasında maksimumdur. 304 . Adeno ve Enteroviruslar gibi zarfsız viruslara düşük aktivite göstermektedir. Bu az miktarda alkol emdirilmiş kağıt mendiller içinde geçerlidir. Ciltte %4’ün üzerindeki konsantrasyonlar irritasyona neden olabilir. Gram negatif mikroorganizmalara ve funguslara etkisi daha azdır ve tüberküloz basiline minimal etkilidir. %2 ve %4’lük dilüsyonlar arasında etkinlik yönünden çok fazla fark görülmemiştir. Bakteriler arasında direnç gelişimi çok nadirdir (13). HIV. Derinin Str. %0. Ellerde kuruluk ve dermatit oluşturma riski su ve sabunla yapılan yıkamalardan çok daha düşüktür. RSV ve Influenza virus gibi zarflı viruslara karşı etkin olmasına karşın.5-1 oranında chlorhexidine ilave edilmiş alkol bazlı preparasyonlar yalnız başına alkole göre anlamlı derecede etkindir. Bakteri sporlarına karşı etkisizdir. 2. Daha yüksek konsantrasyonlarda su oranı düştüğü için denatürasyon özelliği dolaysıyla da etkisi azalır. Ethanol ise % 70’lik dilüsyonları ile kullanılır. lavabo gerekliliğinin ortadan kalkması ek zaman ihtiyacını. Su veya alkol içerisinde kullanıma sunulmuş %0. Aktiviteleri pH 5. 1950’li yıllarda İngiltere’de geliştirilmiş ve 1970’li yıllarda ABD’de kabul edilmiştir. İn-vitro olarak HSV. Larson ve ark.

Ancak MRSA ve VRE’lar gibi yeniden önem kazanan bakterilere karşı oldukça güçlü aktiviteye sahipler. Nispeten toksik yan etkileri nedeni ile sık kullanılmayan bir üründür. Ancak hızlı uçucu olan bu ajanlar iodofor formlarının geliştirilmesi ile daha güçlü bir aktiviteye ve daha geniş klinik kullanımına kavuşmuştur.aureus ve diğer Gram pozitif bakteriler üzerine çok etkilidir. 5. funguslara ve mikobakterilere karşı daha az etkindir. Yüksek konsantrasyonlarda hücre membranlarını tahrip eder ve sitoplazmayı presipite eder. El antisepsisinde %2-10’luk farklı konsantrasyonları kullanılmaktadır. operasyon öncesi ve sonrasında cerrahi yara ve deri infeksiyonlarının tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Deri için irritandır. Ancak bu yan etkisine rağmen yeni rehberlerde yinede bebek banyosu için önerilmektedir (13). ancak Gram negatif mikroorganizmalara. Derideki kan ve mukus gibi organik maddelerden kolaylıkla etkilenir ve 305 . Etkinlik güçlü ve alkollerdeki kadar hızlıdır. Daha yüksek konsantrasyonlarda etkinlik ve bununla birlikte irritan yan etkilerde artış görülür. Yeni doğanlarda uzun süreli kullanıma bağlı olarak hipertiroidizm gelişebilir. Yaygın olarak kullanılan %10’luk povidon içerisinde %1 oranında iyot bulunur ve bu 1ppm serbet iyot sağlar. Önceleri perioperatif alanda deri antiseptiği olarak kullanılan iodoforlar iyi tolere edildikleri ve direnç gelişimi bildirilmediği için günümüzde el ve deri antisepsisinde. Etki spekturumu geniştir. Gram pozitif ve negatif mikroorganizmalar üzerine bakterisidal etkinlikleri vardır. Bu nedenle birkaç kere ve 2-3 dakika gibi uzun süreli kullanılması önerilir. mikobakteriler. Su içerisinde %3’lük dilüsyonları kullanılmaktadır. Bu nedenle bütünlüğü bozulmuş deri.1-0. İyot’un alkoldeki çözeltisi veya uzun süreli etkinlik için % 1’lik serbest iyot taşıyan polyvinilpyrolidone veya povidon gibi bir taşıyıcı ile hazırlanmış kompleks bileşikleri kullanılmaktadır. Etkili bir kompleks içerisinde serbest iyotun 1-2mg/L konsantrasyonlarda olması istenir. müköz membranlar ve vücut banyoları için kullanılmamalıdır. Daha düşük konsantrasyonlarda ise sadece esansiyel enzimlerin yapısını ve aktivitesini bozarlar.4. Hexachlorophene nörotoksik (vakuolar dejenerasyon) bir ajandır. Aktivitesi yavaştır.6 ppm hexachlorophene kan düzeyleri ölçülebilir. Burada antibakteriyal etkinliği sağlayan iyottur. Özellikle allerjik kişilerde dermatitlere neden olabilirler. 1950-1960 yıllarında %3’lük solüsyonları hijyenik ve cerrahi el yıkamada ve hastanede bebek yıkamasında çok yaygın olarak kullanıldı. FDA 1972 yılında bebeklerin rutin olarak uzun süreli bu ajanla yıkanmaması konusunda uyarıda bulunmuştur. Hexachlorophene: Hexachlorophene bir klorlanmış bisphenoldür. İodin (İyot) ve iodoforlar : 1800’lü yılların başından beri iodin (iyot)’un antiseptik özelliği bilinmekte ve kullanılmaktadır. Genel olarak bakteriyostatik etkinliğe sahiptir. S. Tekrarlayan kullanımlarda kümülatif etkisinden dolayı bakteri sayısını daha azaltır. Deri antiseptiği olarak kullanıldığında deri üzerinde kuruduktan sonra derhal silinerek uzaklaştırılmaları gerekir. Deriden absorbe edilir. deney hayvanlı çalışmalarda ve yenidoğan tecrübeleri ile gösterilmiştir. Sporlar. Ancak iyot kompleksten daha yavaş ve uzun süre serbest bırakılır. Hücre duvarına penetre olan iyot oksidatif yolla bakterilerde elektron transportunu bozarlar. funguslar ve viruslara karşı alkollerden daha düşük aktivite gösterirler. Bu özellik yanık ünitelerindeki hastaların banyolarında kullanımla. Deriden absorbe olması nedeni ile bu tür kullanımlar sonucu 0.

yüksek konsantrasyonlarda bazı mikroorganizmalara mikrobisit etkili olsa da. kozmetikte prezarvatif olarak kullanılan ve antimikrobiyal sabunlarda yer alan bir bileşiktir. aeruginosa üzerine az etkilidir ve ethylene-diaminetetraacetic acid (EDTA) ilavesi ile hem psödomonas’lar üzerine hem de diğer patojenler üzerine etkinliği artar. Gram pozitif bakteriler (MRSA dahil) üzerine etkidir. Gram negatif bakterilere. Ancak yinede içinde bu bileşiklerin de bulunduğu el antiseptik solüsyonları mevcuttur (13). aeruginosa üzerine zayıf etkilidir. 8. Bununla birlikte %0. Antimikrobiyal etkinlik hızı orta veya düşük dereceli olarak kabul edilir. cetylpyridium chloride ve benzathonium chloride’de antiseptik olarak kullanılan diğer bileşiklerdir. 6. Kalıcılık süresi 1-2 saattir. mikobakteriler ve viruslara karşı düşük aktivite gösterirler. Quaterner ammonium bileşikleri: Bu bileşikler çok çeşitlilik arzederler ve genel olarak bir nitrojen atomuna dört alkil grubunun bağlanması ile oluşmuşlardır. ancak Gram negatif mikroorganizmalara özelliklede P. Genellikle iyi tolere edilir.5-3. Bakterilerde hücre duvarının ve membranların yapısını bozar. %2’lik chlorhexidine gluconate ve %0. Para-chloro-meta-xylenol (PCMX) : 1920’li yılların sonunda avrupada geliştirilmiş.inaktive olur. ısı. Gram pozitif bakteriler üzerine daha fazla etkilidir. Bu nedenle son 15-20 yıldır el antisepsisinde tercih edilmemiştir. El ve deri antisepsisi amacı ile hazırlanmış %0. mikobakteriler ve bazı viruslara da daha az olmakla birlikte etkilidir. ancak lipofilik virusler üzerine daha iyi bir aktivitesi vardır. Phenolic bileşiklere bir halojen molekülünün ilavesi ile yapılmış. Mikobakteriler ve funguslar üzerine daha az etkilidir.3’lük triclosan’nın etkinlik hızları benzerdir. Antimikrobiyal aktivitesi organik maddelerden çok az etkilenir. ancak noniyonik surfaktanlar ile nötralize edilirler (13).4. Bu bileşikler. ve anyonik deterjanlarla uyumsuzdur. Antimikrobiyal aktivitesini sitoplazmik membrana adsorbe olarak ve geçirgenlik fonksiyonunu bozarak gösterir. %1’lik konsantrasyonları MRSA’lara karşı etkili bulunmuştur. Cetrimide. 1900’lü yılların başlarında cerrahlar tarafından preoperatif temizlik için.4’ -trichlora-2’-hydroxydiphenyl ether): 1960’lı yıllarda geliştirilmiş noniyonik ve renksiz bir maddedir. Gram negatif bakterilere göre. 1935 yılında da el temizliği için kullanım alanı bulmuştur. İnvitro olarak Gram pozitif bakterilere güçlü etkinlik gösterir. genel olarak bakteriyostatik ve fungustatik özelliktedir. Etkisi pH. 1950’li yıllarda ABD’de kullanıma girmiştir. 7. Alkali pH’larda etkinliği artar. Bunların içinde alkil benzalkonium chloride’ler antiseptik olarak yaygın olarak kullanılmışlardır. Bakteri sporları.6’lık PCMX. P. uygulama süresi ve konsantrasyon ile değişkenlik gösterir (13). Organik maddelerden olumsuz etkilenir. Triclosan (2. Bakterilerin hücre sitoplazmik membranı üzerine ayrıca protein. El antisepsisinden çok sabun formunda vücut bakterilerinin sayılarını azaltmakta 306 . Bakterisidal etkinlik kısa süreli ve orta derecelidir. Düşük deri irritanıdır. Gram negatif bakteriler üzerine etkisinin iyi olmaması nedeni ile bu bakterilerle kontamine olabilir. Sitoplazmada prespitasyona neden olur.75 konsantrasyonlarında solüsyonları mevcuttur. yağ asitleri ve RNA sentezi üzerine etki eder.

2. Temiz olmayan çalışma alanları ve malzemeleri ile temastan sonra. %0. puerperal ateşte hipoklorit solüsyonu ile elleri 30 saniye ovalamanın etkisini araştırmış ve anlamlı olarak etkinlik gösterememişlerdir. Sabunlar sadece ellerin dezenfeksiyonu için değil. %4’lük hipoklorit solüsyonuyla ellerin kuruyuncaya kadar ovalanmasının (yaklaşık 5dk) %60’lık isopropanol ile 1dk ovalamaya göre 30 kat daha etkin olduğunu göstermiştir. Derideki organik materyalden azda olsa etkilenir ve inaktive olur (13). Bu amaca ulaşmak için sadece su ile temizlik yapıldığında. Normal katı el sabunları ve sıvı sabunlar meydana getirdikleri etkiler bakımından farklı olmamakla birlikte. Kulak. vücudun her hangi bir bölgesini kaşıdıktan. kimyasal ve fiziksel zararlıların ve enfeksiyonlara yol açan mikroorganizmaların uzaklaştırılmasını (dezenfeksiyonu) sağlamaktır.kullanılırlar. 8. ağız. aynı zamanda allerjik etkiye sahip zararlı bulaşanların da (nikel. hapşırdıktan sonra. demir ve diğer allerjen metallerle tozlar) uzaklaştırılmasında en etkili yöntemlerdendir. diğerlerinden daha etkin olduğu gösterilmiştir. Paraya dokunduktan sonra. düşük konsantrasyonlarda ciddi deri yan etkileri görülmez. El Yıkama Sırasında Dikkat Edilmesi Gerekenler Kişisel hijyen uygulamaları içinde kabul edilen el hijyeninde amaç. öksürdükten. 6. Eller Ne Zaman Yıkanmalı 1. ellerin kirlendiğinden şüphelenilen her durumda. hatta bazı çalışmalarda katkı maddesi içermeyen sıvı sabunlarla aynı etkinliğe sahip olduğu saptanmıştır (2). Bu yüzden özellikle toplu yaşanan yerlerde kişisel temizlikte sıvı sabunların kullanımı tercih edilmelidir. katı sabunların bulunduruldukları ortamlardan ve kullanan kişilerin kullanımdan sonra sabunları temizlemeden yerine koymalarından dolayı. Lavabo. Ancak katkı maddesi olarak klorhekzidin ve povidon-iyot içeren sıvı sabunların. Çiğ gıdalara özellikle ete dokunduktan sonra. tütün çiğnedikten sonra. tuvalet kullanıldıktan sonra. Diğer ajanlar: Semmelweis’tan yaklaşık 100 yıl sonra Lowbury ve ark. Sigara içtikten. burun.2-2’lik solüsyonlarının antibakteriyel aktivitesi vardır. 307 . mekanik etki ile uzaklaştırılmaya çalışmakta ve temizlik tam olarak mümkün olmamaktadır. katı sabunların kendileri kirlilik nedeni olabilmektedir. Deriden absorbe olur. Sabun formu %2 konsantrasyonda triclosan içerir. saç gibi bölgelere dokunduktan sonra. Mendil kullandıktan sonra. Ancak daha sonra Rotter. Normal sabunlarla veya katkı maddesi içeren sabunlarla eller yıkandığında bir çok mikroorganizma uzaklaştırılmaktadır. 9. 7. Triclosan içeren sıvı sabunların ise daha az etkili olduğu. Yemeklerden önce ve sonra. Ancak %2’lik konsantrasyonlarda chlorhexidine %4’lük konsantrasyonlarından daha irritandır. Ancak bu solüsyonun oldukça irritan olması ve ağır bir kokusunun bulunması nedeniyle bugün el antisepsisinde nadiren kullanılır (13). 4. Bu yüzden kişisel temizlikte su ile birlikte sabun kullanılması zorunludur. 3. 5.

Antiseptiklerin seçimi ve satın alma: Antiseptiklerin doğru seçimi önemlidir. Şayet sabunluk tek kullanımlık değil ise her boşaltmadan sonra iyice yıkanmalıdır Bu sabunlukların içerisinde oluşan barlar mikroorganizmalar için üreme vasatı oluşturmakta ve salgınlara neden olabilmektedir. 3. Mümkün olduğunca küçük kısa süreli kullanıma uygun ambalajlarda alınmalıdır. hemşire ve hastane çalışanlarının değil aynı zamanda hastalarında eğitilmesi gerekmektedir. Kağıt havlu temin edilmelidir (13). Bu nedenle hastaya basit bile olsa her temas öncesi ve sonrası el yıkamak gereklidir. 5.Yapılan propagandalar sonucu hastalar doktor. nonallerjen antiseptikler tercih edilmelidir. Bu konuda hastalar da hakları ve sorumlulukları konusunda bilinçlendirilmelidir. Bu uygulama el yıkama alışkanlığını % 35 oranında artırmıştır (13). Elini yıkadıktan sonra kurulama imkanı olmayan bir kişinin el yıkaması beklenmemelidir (13). Bu nedenle el antisepsisi ya hiç yapılmaz ya da 308 . Ekzama ve irritasyon gibi antiseptik kullanımını sınırlandıracak sebepler ileri sürülebilir. 2. daha az irritan ve nonallergen alkol veya alkol bazlı antiseptikleri almalıdır. ‘ellerinizi yıkamadan bana dokunmayın’ diyebilmektedir. Bu tür kaplar kullanımdan sonra yeniden doldurulmadan önce mutlaka steril edilmelidir. hemşire ve hasta bakıcıya korkmadan. Hastane çalışanları hastane infeksiyonları. Sadece doktor. eğer kullanılıyorsa sabunlar oluklu taşıyıcılar üzerine konmalıdır. Eğitim yetersizliği: En düşük ihtimaldir. Problem bilgi yetmezliği değil pratik noksanlığıdır. 4. En kısa sürede en etkili. deride irritasyon ve allerjik reaksiyonlara neden olmayan antiseptikler seçilmelidir. İnançsızlık ve direnç: Öncelikle hastaya en kaliteli hizmetin verileceğine inanmak ve her hastayı en yakını gibi görmek gerekmektedir. Düşük riskli hastalara seyrek konsültasyon: Her hasta. kollu sıvı dezenfektanlar ve kağıt havlu el yıkama işleminin uygulanabilmesi için gereklidir. Yine uygun musluk. Kalıp sabunlar tercih edilmemelidir. Yönetim bunu dikkate alarak çok daha kısa sürede etkili. az irritan. pedallı türden olmalı negatif basınçla geriye hava emmemelidir. Seminerler ve direk uygulamalarla konu desteklenmelidir. İletişim çağında hastane infeksiyonları ve ellerin hastane içerisinde patojen mikroorganizmaların hastadan hastaya geçişteki en önemli yol olduğu konusunda doktor ve hemşirelerin çoğunun teorik bilgisi normalin üzerindedir. bulaş yolları ve el antisepsisinin önemini biliyor olmalarına karşın doğru uygulamalar hakkında yeterli bilgi sahibi olmayabilirler. florasında diğer hastalar için risk oluşturacak patojen taşıyabilir. Ağır iş yükü: Eller gerçekten çok acil bir müdahale gerekmiyorsa mutlaka hasta ile her temastan önce ve sonra yıkanmalıdır.El Yıkanmasında Sık Karşılaşılan Problemler 1. Zaman yetersizliği konusunun gerekçe olarak gösterildiği yoğun bakım ve transplantasyon üniteleri hastane infeksiyonlarının en sık görüldüğü ünitelerdir. Burada personelin iş yükü ağırdır ve el yıkamama için mazeret hazırdır. usta-çırak ilişkisi içersinde benimsetilmelidir. Doğru uygulamalar yukardan aşağıya. Sabunla yapılan ön yıkamalarda kullanılacak sabunun da medikal olmasına dikkat edilmeli. Kullanma kapları kolla veya ayakla kumanda edilebilir.

Randomize çalışmalarda vinil eldivenlerin en az % 80’inde mikro delik ve yırtıkların olduğu gösterilmiştir. Ancak bu ihtimal sıcak su ve sabunla yapılan el yıkamalardan daha çok değildir.4 saniye olarak bulunmuştur. Öncelikle ılık veya dayanabileceğiniz kadar sıcak su kullanın. Ellerinizi kurularken ovmayın daha çok havluyu elinize vurarak kurulanın (2). 6. Ayrıca daha uzun etkinlik ciltte yumuşaklık istenirse chlorhexidin veya iodin içeren alkol preparatlarıda kullanılabilir. hastayı muayene etmeden veya herhangi bir tedavi uygulamadan önce hekim. 2. avuç içleri. hemşire veya diğer sağlık çalışanlarının uygun bir şekilde ellerini yıkamalarıdır. Personelde dermatit varsa hem kendisi hem de hasta için risk söz konusudur. Yoğun bakım ünitelerinde hasta başında uygulanacak ve diğer antiseptiklerden daha kısa sürede etkili lavabo su ve kurulama gerektirmeyen alkol bazlı antiseptikler özendirilmelidir (13). 3. 4. sağlık çalışanlarının temel görevlerinden olan sağlık eğitimi için en güzel fırsatlardan biridir ve kesinlikle ihmal edilmemelidir (2). ekzema ve dermatitler : Antiseptik ajanlarla sık yıkamanın ellerde allerjik reaksiyon veya irritasyon yaratması ihtimali azda olsa mümkündür. Ellerinizi en az 15 saniye ovalayın. Bu personelin hasta ile teması önlenmelidir. sağlık çalışanları ile herhangi bir nedenle karşılaşmaları / temasları. Yine iş esnasında bu personelin ortalama el yıkama sıklıkları 1. Bunun en etkili yollarından birisi de hastanın gözü önünde. Hem dermatitde hem de uzun tırnaklarla mikrop bulaştırmak mümkündür (13). Bu durumda yoğun bakımda infeksiyonların ve dirençli suşların olması kaçınılmazdır.5-10 saniye gibi kısa bir sürede su ve nonmedikal sabunların kullanıldığı bir ön yıkama ile iş geçiştirilir ve eldivene güvenilir. İnsanların.Deride allerji. Ellerinizi kurutmaya ön koldan başlayın ve ellerinize ve parmak uçlarınıza doğru ilerleyin. çok daha etkili olan % 60-n-propanol. sadece hastanelere ve sağlık çalışanlarına sınırlandırılamaz. 6. Sabun kullanın (tercihan antimikrobiyal). parmaklar ve parmak araları. Ellerinizin her yerini tam olarak yıkayın. Bu olumsuzluklar antisepsi için su ve sabundan çok daha kısa sürede. Bu mikrorganizmalar eldivenlerdeki mikro yırtıklardan hastayı infekte edebilmektedir. bilekleriniz. el sırtı ve tırnaklarınız (mümkünse tırnak fırçası ile tırnak altlarını da yıkayın). Her hastanın mümkünse baş ucuna değilse oda içerisinde personelin kolaylıkla ulaşabileceği yerlere yeterli sayıda antiseptik taşıyıcısı ve mümkünse tek kullanımlık havlular asılmalıdır. Sonuç ve Öneriler Uygun ve yeterli el yıkama. Gliserin gibi nemlendiriciler katkı sağlayabilir. %70-90 isopropanol veya %70 ethanol içeren antiseptiklerin kullanılması ile bir miktar giderilebilir.3/saat olarak tespit edilmiştir. 309 .7-24. 5. Özet (2) 1.6-3. Yapılan çeşitli çalışmalarda sağlık personelinin el yıkama süreleri ortalama 4. Bu kadar önemli ve hayati bir konu tüm topluma kazandırılmalıdır.

Ayakların. Ayaklarda iyi bir bakım sağlanması ve koruyucu önlemlerin alınmasıyla çoğu önlenebilir olan hastalıklar ve bunların neden olabileceği komplikasyonların önüne geçilebilir (5). Bu şikayetler ayağın statik ve fonksiyonel deformiteleri ile akut veya kronik enfeksiyonlardan kaynaklanmaktadır. Her akşam. el yıkama makineleri gibi çeşitli yöntemler denenmektedir. ilkel tedavi yöntemleri kullanılmamalıdır. maturasyon ve sağlıklılığı belirler. işinde maluliyete ve psikolojik problemlere de zemin hazırlar. Oysa CDC tarafından. daha sonra da ayak sağlığını bozabilecek nasır gibi sorunlar ortaya çıkabilir. el yıkama hastane enfeksiyonlarının önlenmesinde en önemli tekil neden olarak gösterilmeye devam etmektedir. Ancak olay kişi bazındadır ve kişisel olarak ele alınmalıdır. çevik ve doğanın tüm şartlarına uyum göstermesi beklenen mesleklerde daha fazla önem kazanır (5). Uygun el yıkama tekniği herkes tarafından ihmal edilmeksizin uygulanmadıkça beklenilen sonuçların alınması mümkün olmayacaktır (2). hareket kabiliyetinin temel unsuru olduğu daima göz önünde tutulmalıdır. alkollü el temizleyicileri. 4. antimikrobiyal sabunlar. Bu sporcular gibi atak. El yıkama konusuna gittikçe daha çok önem verilmekte. ayaklar soğuk su ile haftada üç kez de sabunla yıkanmalıdır. Kişilerin hareket kabiliyetini temel olarak edindiği eğitim. aktif bağımsız ve dolu bir hayat için esastır. sağladıkları hareket kabiliyeti yeteneği ve insan sağlığına olan etkileri ile yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli organlardır. Bu karışık yapının bir göstergesi de vücudun hareketli eklemlerinin yaklaşık 1/3'ünün ayaklarda olmasıdır. Bu problemler yaşla beraber artmaktadır. Giriş Yetişkin insanların yaklaşık %70'i değişik ayak problemlerine sahiptir. Ayağa uygun olmayan ayakkabılar ayaklarda deformitelere ve incinmelere yol açmakta bunun sonucunda deformiteler hatta sakatlıklar bile gözlenmektedir. Her yıkamadan sonra parmak araları havlu hatta saç kurutma aracı ile iyice kurutularak mantar enfeksiyonları için ortam oluşması önlenmelidir.El yıkama konusunda gerçekleştirilen sıkı politikalar ne hastane enfeksiyonlarının sıklığını ne de toplumda dirençli enfeksiyonların görülme sıklığını azaltabilmektedir. Yıkanma işlemi yapılmaz ise çevreyi rahatsız edecek kokular. etkin mekanik yapıdadır. Vücut statik durumda öne doğru giderken hem dengeleyici hem de destekleyici olmak üzere iki işlevi vardır. giyim malzemesi olan ayakkabılar ve ayakların giyeceklerle uyumu da oldukça önem kazanmaktadır. 310 . İnsan vücudunu tamamlayan sağlıklı ayaklar. I. Ortaya çıkan nasırlar kesilmemeli. AYAKLAR İnsan vücudunun ağırlığını tüm yaşam boyu üzerinde taşıyan ayaklar. Ayaklarda görülen hastalıklar nedeniyle hareketleri sınırlanan kişinin kendisinden beklenen görevleri yerine getirmesi güçleşirken. İnsan ayağı karışık fakat dik postürde hareket etme kabiliyeti sağlayacak biçimde.Ayak Temizliği: Ayaklar her gün çorap ve ayakkabı içerisinde terlediğinden düzenli olarak yıkanmalıdırlar. Yürümeyi ve ayakta durmayı sağlayan. destek olması açısından da vücudun vazgeçilmez unsurları olan ayakların.

Ekzematöz lezyonlar 6. En çok 4. Ayak derisi hastalıklarının etyolojisi. hafif deskuamasyon. Ancak hastalığın yaygın olduğu. 6. Bakteriyel enfeksiyonlar 3. Sosyal-ekonomik yapının bozukluğu ve sağlık eğitiminin olmayışıdır (5). Hiperkeratotik: kuru skuamlı tip olarak da bilinir. Çoraplar her gün yıkanmalıdır. Klinik olarak üç tipe ayrılır (4): a. bazen de veziküller ve fissürlerle karakterizedir. Ayak anomalileri 7. deskuamasyon.-5. Ayak tabanı ve parmak aralarını tutar. Mantar enfeksiyonu için hazırlayıcı faktörler. Tedaviye en dirençli olanıdır. eritem ve fissürlerle seyreder. Ayağın ıslak ve nemli olması 3. b. Maserasyon. 311 .Ayak havluları ellerin kurulanmasında kullanılmamalıdır. Hiç kimse sağlıklı bir ayağa sahip olmadan sağlıklı olarak değerlendirilemez. En sık görülen mantar hastalığıdır. 1. Ayak tırnaklarının yarım ay biçiminde kesilmesi tırnak batmalarına neden olabilir. Ayak Patolojileri ve Önemi Ayakların ayakkabı ile olan uyumsuzluklarına bağlı olan patolojik oluşumlar. epidemiyolojisi ve nedenlerini öğrenmek bunlardan korunmanın temelini oluşturur. nemli ve başkasının çorabı giyilmemelidir. Diğer lezyonlar (5) Ayak sağlığında mantar enfeksiyonu birinci sırada önemini korumaktadır. Konu ile ilgili yapılmış etyolojik ve epidemiyolojik çalışmalara göre ayakta görülen bu hastalıklar sıklık sırasına göre şöyledir (5). Bakteriyel floranın etkisi. hamamda çıplak ayakla dolaşılmamalıdır. Ayak sağlığı ve temizliği için kullanılan çorap ve ayakkabı da önemlidir. Tinea pedis (Atlet ayağı). Kişi sadece kendi terliğini kullanmalıdır (7). Mantar enfeksiyonları 2. Özellikle çorapların pamuklu olması ayak sağlığı için tercih nedenidir. Islak. İnterdijital: en yaygın olanıdır. Ayağın anatomik yapısının bozuk olması. yaygınlığı konusunda çok değişik rakamlar söz konusudur. Hiperkeratozik lezyonlar 5. Ortak yaşama (özellikle yıkanma vb. Tırnak patolojileri 4. Dar ve kapalı ayakkabı giymek 2. 1. ayakların kendine özgü ve diğer hastalıkların ayak bulguları kişinin sağlığını ve yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Ayak tırnakları düz olarak kesilir. 4. 5. gerek maddi gerekse işgücü olarak birçok kayıplara yol açtığı bilinen bir gerçektir. parmak arasında maserasyon. Tinea pedis dünyada ve ülkemizde yaygın bir enfeksiyon olup.Banyoda.) koşulları.

şiddetli olursa tırnağın tam kopmasına kadar giden değişimlere yol açabilir. Ayakta görülen allerjik kontakt dermatitlerin başlıca sebepleri (5). Tinea unguium. Ayrıca yağ asitleri de kimyasal etkiye sahiptir. 312 . yerleşimine göre distal ve lateral subungual.mentagrophytes’dir. immünsüpresyon. Sağlıklı bir deride ter ve yağ bezlerinin sekresyonlarının PH'sı asit özelliğindedir. streptomisin. tik deformiteleri. yarıklara. yüzeyel beyaz ve total distrofik onikomikoz olmak üzere dört gurupta incelenmektedir. unguis incernatus (tırnak batması). tırnak artefaktları. Lizozim ve diğer enzimler de bakteri hücrelerinin duvarını eriterek onları yok eder ve böylece sağlam deri yoluyla girişler önlenmiş olur. tırnak gelişim defektleri ve tırnaklara gerektiği şekilde bakım yapılmamasından kaynaklanır. rengi sarıkahverengiye döner ve tebeşir gibi kırılgan hale gelir. Ekzematöz lezyonlar. diabetes mellitus. travmatize olan veya hasta deride bu koruyucu özellikler çok azalmış ya da tamamen kaybolmuştur. Tırnaklar birçok yolla travma ve deformiteye uğrayabilirler. Bunlar içinde en sık görüleni distal ve lateral subungual onikomikozdur (4). Penisilin. En sık T. travma. Bunlar doğrudan oluşabileceği gibi. tırnak yarıkları. çoğunlukla öncesinde ayak derisi veya ayak tırnağı tutulmuştur.kronik seyirlidir ve sıklıkla tırnak tutulumuyla birliktedir. Tırnak patolojileri. Ancak kirli. proksimal subungual. hematom.mentagrophytes en sık görülen etkenlerdir. çentiklere. travmalar sonucunda tırnağın aşırı kıvrılması ve dermatolojik hastalıklar ile kullanılan ilaçlara bağlı patolojilerdir. Bunların antimikrobiyal etkisi patojenik mikroorganizmaları ortamdan elimine eder. genelde yanlış ayakkabı seçimi. rubrum ile oluşur. T. 1. En sık saptanan etken T. gergin veziküller. Hiperkeratozik lezyonlar genellikle dar ayakkabıların giyilmesi sebebiyle oluşan aşırı basınç ve friksiyona cevap olarak normal derinin kalınlaşması sonucu oluşmaktadır. erode bir yüzey ortaya çıkar. Tırnak kısmen veya tümüyle matlaşır ve kalınlaşır. Diğer tırnak hastalıkları. Ayak tabanı ve yanlarını saran hafif eritem ve belirgin deskuamasyonla kendini gösterir. tırnak hipertrofileri. şeytan tırnağı. Ayak hastalıkları içinde ikinci sıklıkta bakteriyel enfeksiyonlar gelmektedir. Ayak tırnakları daha fazla etkilenir. kozmetiklerin neden olduğu bozukluklar. En sık görülen tırnak hastalığıdır.rubrum ve T. Piyojenik koklar veya gram-negatif bakterilerle sekonder infeksiyon gelişebilir (4). Vezikülobüllöz tip: en sık taban orta kısmı iç yan yüzünde. c. damar hastalıkları sonucu kan akımının azalması kolaylaştırıcı faktörlerdir. büller veya vezikülopüstüller görülür. genel olarak allerjen maddenin temas ettiği yerde kaşıntılı eritemle başlayan ödem ve veziküllerle karakterizedir. hiperhidroz.çok kaşıntılı veya ağrılı olabilen 2-3 mm çaplı. mantar ve ayağın diğer lezyonlarına bağlı olarak da meydana gelebilir (5). onychomadesis (tırnak dağılması). El tırnaklarında tinea olanlarda. Sentetik ayakkabı ve çorap dolayısıyla nemli. Veziküllerin açılmasıyla nemli. onychophagia (tırnak yeme). kloramfenikol gibi antibiyotikler. Deri enfeksiyonuna en çok neden olan bakteriler streptokoklar ve stafilokoklardır. katran deriveleri. Tek ve ara sıra olan travmalar hematomlara. tırnak kaybı. Tinea unguium. sıcak bir ortam oluşması. Bu veziküller bir süre sonra açılarak tabloya sulantı ve krutlanma eklenir.

civa. Ayakların fazla terlemesi ve nemlilik ise yukarıda bahsedilen allerjen maddelerin eriyerek daha tesirli bir şekilde dermatozun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ayak anomalileri ile ilgili yapılan araştırmalarda farklı genetik ve kültürel faktörlere sahip bir toplumdan elde edilen bir ayakkabı standardının başka bir toplumda aynen uygulanması önemli sağlık problemlerine neden olabildiği tespit edilmiştir. benzoate de benzyle. chrysarobine. lastik veya naylon ayakkabı. sülfamit gibi ilaçlar. İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi gelişmiş birçok ülke bilim adamları kendi insanlarının ayak ölçülerini bilimsel olarak ortaya koyup ayakkabı üretmektedirler.novokain. 4. 2. Fransa. 2. dokuma. Ülkemizde ayakkabılar. Bunun için de ülke genelini temsil eden bir örnekle mutlaka ayakkabı standardı ölçüleri ortaya konulmalıdır (5). reçine. resorcin. Morfolojimize uygun olarak yapılan ayakkabı kalıplarıyla imal edilen ayakkabılar sayesinde. Deterjanlar. Ayakkabıların ayağa tam uyumu durumunda. deforme olması ve yıpranmasının önüne geçilecek. Toplumların vücut ölçümleri arasındaki farklılık ayak ölçülerinde kendini belirgin şekilde göstermektedir. Bunlarla birlikte yanlış seçilen ayakkabılar ayakta ağrılı topukların oluşmasına neden olmaktadır. trofik bozukluklar ayakta nasır oluşumuna yol açmaktadır. Madeni yağlar. Sinirlere baskı yaptığı için çok ağrı verirler ve bu ağrılar neticesinde kişiyi hareketsiz bile bırakabilirler. sandalet ve terlikler gibi giyecekler. 1. Ayak sağlığında ayak yapısının rolü büyüktür. gudron. ayağa iyi oturmayan ayakkabılar. ayakkabıyı ayağa uydurmamız mümkün olabilecek ve ayağın rahat etmesi sağlanabilecek. 3. ihtiyol. çimento ve boya. Bu şekil bozukluklarının içerisinde en yaygın olanı Hallux Valgus ve daha az olarak Mallet Finger'e ait bulunmaktadır. 3. tutkal. Ayak sağlığında bu ölçülerin bilinip o nitelikte ayakkabıların üretilmesi gerekmektedir. deforme olması gibi problemleri de beraberinde getirmektedir. Almanya.46'sında ayak anomalileri görülmüştür. huile de cade. madeni malzemeler gibi ev eşyaları. Bu kalıplar hem ayağı rahatsız etmekte hem de ayakkabıların daha çok yıpranması. Bunlar mercimek veya biraz daha büyük ve ortalarında corn denilen derinin dermaya doğru inen sivri uçları olan hiperkeratozlardır. Ayak şikayeti olan olguların %5. metaller. iyot. Bunun bize sağlayacağı yararlar. Dar ve uygun olmayan ayakkabı giyenlerde ayak parmaklarının üst ve alt aralarında tabanlarda tazyik neticesinde clavus'lar meydana gelebilmektedir. Ayakkabı üretim yüzdelerinin belirlenmesiyle elde gereksiz numara stoklarının önüne geçilip. cila gibi mesleki maddelerdir (5). bakalit ve kauçuk. başka toplumların ayak morfolojisini yansıtan kalıpların ustalar tarafından kendi tecrübelerine göre değiştirilmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Naylon çamaşır ve çoraplar. kauçuk. 313 . anormal yürüyüşler. üretimin bilinçli bir şekilde yapılması sağlanacaktır (5). Ayakların yapısal bozuklukları. Ayakların sağlıklı oluşunda en önemli faktör olan ayakkabıların ülkemizde kendi insanımızın ölçülerine göre üretimi artık zorunlu hale gelmiştir. baume de peru. Türkiye'de Türk insanına özgü ayakkabı standardizasyonu konusunda bir çalışma bulunmamaktadır.

ayak mantarına. Ayakkabının ön ucu esnek ve yumuşak olmalıdır. bir de enlemesine kemer (ark) oluştururlar. Koşu sırasında ayak parmaklarının bükülmesine izin vermelidir. Kışlık ayakkabı ilkbaharda yazlık ayakkabı ise sonbaharda alınır. Öncelikle ayağımızın şekline uygun ayakkabılar seçmeye özen göstermeliyiz. Seçeceğiniz ayakkabı ayağınıza iyi oturmalıdır. Rasgele ve sonradan genişler düşüncesiyle alınan ayakkabılar ayak sağlığını olumsuz olarak etkiler ve basma bozukluğuna. Ayağınızda bulunan 26 kemik ve bunlarla ilişkili eklem ve bağlar ayağınızda bir uzunlamasına. Dar kalıplı . Bazı spor türlerinde (örn. burkulmasına izin vermemelidir. Tabanın orta kısmı ise bükülmemelidir. Böylece nasır ve diğer parmak zedelenmeleri engellenmiş olur. Aynı zamanda ayağımızın günlük değişimleriyle de uyumludur. ayak parmaklarını yandan sarmalıdır. sivri burunlu. Ayakkabının tabanı spor sırasında maruz kalınan darbe ve basıncı emebilme özelliğine sahip olmalıdır. Tabanda tırtıllar varsa. Ayakkabının dili ve 314 . Ayaklar gün içindeki aktivite ile biraz büyüyeceğinden ayakkabı alırken öğleden sonraki saatler tercih edimelidir. ayak. Ayak problemlerinin önemli bir kısmını yanlış ayakkabı seçimi ortaya çıkarır. Basketbolda) ayak bileğini de kapsaması arzu edilir. Ayağınızda bir sorun ya da eski bir yaralanma varsa. Diğer yandan dayanıklı da olmalıdır. çabuk yorulmaya. Ayakkabının topuk kısmı ise yumuşak ve kalın olmalıdır ve darbeleri rahatça emebilmelidir. Ayakkabının ucu en az 45 dereceye kadar bükülebilmelidir. çocukluktan başlayıp bütün yaşam boyunca süren bir alışkanlık olmalıdır. bunlar uzun olmamalıdır ve tüm ayakkabı tabanına yayılmalıdır. Ayakkabının sayası hareketli ve sağlam olmalıdır.Uygun Ayakkabı Seçimi Ayak sağlığına özen göstermek. Ayağı iyi sarıp. Ayakkabınız bu kemerleri iyi desteklemelidir. Ayağınızın solumasına izin vermelidir. Ayakkabı seçerken kriterimiz model ve renkten önce rahatlık olmalıdır. İç tabanı arkları desteklemelidir ve taban özellikle parmakların bulunduğu uç kısmında yukarıya doğru kalkıp. bacak ve bel ağrılarına ve ayakta kalıcı deformasyonlara sebep olur. bilek burkulmalarına. En uzun parmağımız ile ayakkabımızın ucu arasında yarım santim boşluk olmasına dikkat etmeliyiz. Spor Faaliyetleri İçin Uygun Ayakkabı Seçimi (12) Ayaklarınız günlük etkinliklerinizde bile yeterince yük altına girmektedirler. Ayakkabının doğal malzemelerden imal edilmiş olmasına özen göstermeliyiz. Bağcıklı ayakkabılar ayağı daha iyi kavrar ve kan dolaşımını engellemeyecek şekilde ayarlanabilir. yüksek topuklu ayakkabılar nasır ve benzeri bir çok problemin davetiyesidir (9). Bu nedenle spor sırasındaki kullanacağınız en önemli giyim eşyası spor ayakkabınızdır. Spor yaparken beden ağırlığınızın 3-4 katı fazlası ayaklarınıza yük olarak biner. Bilinçli ayakkabı seçimleri yaşam süreci içinde oluşabilecek bazı sağlık problemlerini engelleyeceği gibi bazı problemlerin tedavisini de sağlayacaktır. hekiminize danışarak tabanlık ya da ortotik kullanılarak spora bağlı olası sorunlarınız engellenebilir. Böylece burkulmalar ve su toplanması engellenmiş olur. Ayakkabı alırken her ikisi giyilip yürürken test edilmelidir. acılı nasırlara. tırnak batmalarına. Topuktan yukarıya doğru aşil kirişini koruyucu bir yastıkcık bulundurmalıdır. üstü basık. ayrıca ayak tabanını iyice sarıp hareketini engellemelidir. ayak parmaklarında şekil bozukluklarına.

Ortopedik ayakkabılar ayağın ağırlık taşıma ve ayağın hareket noktaları ile uyumludur. Ancak ayak parmaklarınıza da yeterince hareket olanağı sağlamalıdır. Yürürken ayak kaslarına ve kemiklerine dengeli yük binmesini sağlar. Birinci ayak parmağı ile ayakkabı ucu arasında 1 cm'lik boşluk olmalıdır. dinlendirmelisiniz. çünkü bunlar yaralanmalara ve ağrılara neden olabilirler. Basış bozuklukları doğru ortopedik ayakkabı kullanımıyla önlenebilir. En uygun ayakkabı ayağı sıkmadan. bağ dokularının ve sinirlerin harika bir uyumu ile harekete geçirilmiştir. Ayakkabılarınızı uzun ömürlü olmaları için çorap ve ayakkabılarınızı sıkça değiştirmelisiniz. Ortalama 750-800 km'lik bir koşu mesafesinden sonra aşınmalar had safhaya ulaşır. Dolayısıyla ayakkabıyı sadece dış görünüşüyle değerlendirmek yanlıştır. Basış problemleri çabuk yorulmaya sebep olur. Vücudumuzun bütünü ile ayaklar üzerine bindiği ve bu yükü bir ömür boyu taşıdıkları halde. Taban altı basınç dağılımı dengelendiği için nasırlı bölgeler tırnak patlamaları ve bunların sebep oldukları ağrılar azalır. Taban düşüklüğü olanlarda böyle bir ayakkabı giyilmezse yaşlılık zamanlarında ağırlığa ayak bileği şekil bozuklukları. tenis oynayacaksanız yanları destekli. kasların. ayakkabılılarınızı temiz tutup. Ayakkabının iç tabanı erkenden yıpranacağı için. Örneğin koşacaksınız topuk tabanı kuvvetli. ayakkabının dış tabanı ve saya bölümü ile beraber düşünülmelidir. Düzenli spor yaptığınız durumda. sporda giyeceğiniz çoraplarla ve öğleden sonra deneme yapın. Ortopedik ayakkabının üretilmesi özel bilgi ve düzen gerektirir. Bağcıkların ayak bileği hareketini fazla engellemeden. Yapacağınız spor türüne uygun ayakkabılar bulunur. iç tabanı yumuşsak ve katı topuk desteği olan bir ayakkabı önerilir. Ortopedik ayakkabı ayak tabanına temas eden iç düzeni. mümkün olduğunca yukarıda bağlanması arzu edilir. Ayak kemiklerinin doğru teşekkül etmesine yardımcı olur. Ayağındaki basış bozukluğunun farkında olmayıp buna bağlı olarak. ayak baş parmağının yanında kemik çıkması ve ayak parmaklarında deformasyonlara rastlama olasılığı artar. Bunun için aşınmalara dikkat edin.kenarları yumuşak kavçuklu olmalıdır. sıkı biçimde ayağa oturanıdır. İçine yerleştirilen özel destekleyiciler bitmiş bir ayakkabıya takıldığında dışarıdan görünmez. ayak için uygun şekli alabilir. Ortopedik ayakkabı ayaktaki ağırlık taşıma noktalarını destekler. neredeyse hiç kimse. çatlak ve ciddi kas zedelenmeleriyle karşılaşanlar vardır. özellikle ileri yaşlarda düşen kırık. ayakkabınız 6-9 ayda aşınacaktır. Ortopedik Ayakkabı Kullanımı Yürümeye başladığımız andan itibaren seçilen doğru ayakkabılar her zaman vücut sağlığımızın destekleyicisidir. Ayakkabı alırken. Şekli çabuk bozulmaz. İmalatta kullanılan malzemenin doğal deri olması sağlıklıdır. Ortopedik ayakkabılar vücut dengesi için çok önemlidir. ayaklar sağlıklı oldukları sürece bir nebze olsun onları düşünmez. Dolayısıyla fazla kilolardan kurtulmak 315 . Esneme kabiliyeti vardır. Hatta mağazanın içinde yürüyerek ya da koşarak ayakkabının uygunluğuna bakın. 28 kemik ve kemikçik bir araya gelmiş. onları kalıba almalı ve doğal koşullarda kurumalarına izin vermelisiniz (güneşte ya da ocağın karşısında kurutmayın çünkü derinin setleşmesine neden olur). onu değiştirmenizde yarar vardır. Çocuklara giydirilen ayakkabılar sağlıklı ayak ve bacak gelişimini destekler. Derinin gözenekli yapısı ayağın teneffüs etmesini sağlar. yürüyecekseniz tabanı sert.

Hanımların giydiği yüksek topuklu dar ve basık kalıplı ayakkabılar dolaşımı olumsuz yönde etkiler ve şikayetlerin artmasına sebep olur. b. Sıcak mevsimlerde ayağın terleme olasılığı fazla olduğundan bu dönemlerde ayakları kuru tutmak için pudra. Ortopedik ayakkabı ayakta önemli taşıyıcı noktaları desteklediği için yürüyüşü rahatlatır. 2. Yazın kapalı ayakkabı kullanmamalıdır. Doğru ayakkabı ve sandaletler ayağı egzersiz yaptırır (9). Bunun sağlanması için. 3. Nasır. genişlik. Ayak kaslarını ve kemerini güçlendirmek için ayak altında oklava yuvarlama. Bu amaçla. hiçbir yerini sıkmamalı. b. Derinin buharlaşmasını engelleyen sentetik çorap kullanılmamalı ve her gün çorap değiştirilmelidir. Ortopedik ayakkabı kullananların yorulmadan uzun mesafeler yürüyebildikleri tespit edilmiştir. Doğal malzemeden mamul olması sürekli kapalı ortamda bulunan ayakların cilt sağlığının korunması için önemlidir. solüsyon kullanıp ayakları havalandırmalıdır. a. f. Ayaklarda aşırı terleme ve maserasyon engellenmelidir. verimliliği artırır. Yorgun ayakları dinlendirmek için ılık su ile yıkadıktan sonra kremle masaj yapmalıdır. geriyatri. bağcık ve sağlıklı topuk yüksekliği kanın damarlarda rahatça dolaşarak kalbe geri dönmesine yardımcı olur. çok geniş olmamalıdır. Ayakkabılar seçilirken ayağı sıkmayacak. Doğru bir ortopedik ayakkabı omuriliğin duruşunu destekler. a. b. Ortopedik ayakkabı sadece ayak için değil bütün vücut için faydalıdır. Uzun süre ayakta ve hareket halinde olmamaya özen gösterilmelidir. Ayakkabının ayağa uyumlu olmasını sağlamalı ve ayak travmaları engellenmelidir. Ayak bakımına özen gösterilmelidir. dahiliye. 316 . Sonuçlar Ayak sağlığını korumak için koruyucu tedbirleri almak ve bunları belirli bir disiplin içinde değerlendirmek gerekmektedir. Bu amaçla genel pratisyen doktorlar. ortopedi. Çorap büyüklüğü ayakla uyumlu olmalıdır. 1. kumda çıplak ayakla yürüme egsersizleri yapılmalıdır. d.yada kalp sağlığı için yapılması gereken egzersizler bu sebepten ihmal edilir. kalp damar cerrahisi uzmanı doktorlar ve fizyoterapi uzmanları birlikte çalışmalıdır. yere saçılmış bilyeleri ayak parmaklarıyla toplayıp bir kutuya atma. Böylece kişinin yorulmasını geciktirir. batık tırnak ve mantar gibi rahatsızlıkların oluşmasını engeller. Vücudun rahat taşınmasını sağlar. kan dolaşımını engellemeyecek ve ayakkabı içinde kıvrımlar yapmayacak nitelikte olması sağlanmalıdır. Ortopedik ayakkabılarda bulunan özel derinlik. Bacak damarlarında varis ve dolaşım problemi olanlarda ortopedik ayakkabı özellikle ayakkabı kullanımı tavsiye edilir. e. Kalitesiz malzemeden (lastik) üretilmiş ayak giyeceklerini kullanmamalıdır. a. Ayakkabılar yürüme ve durma hallerinde ayağın şekline tamamen uyacak tarzda olmalı. c. Bunun yanında genel olarak ayakların korunmasında aşağıdaki önlemlerin alınması gereklidir (5).

4. 6. Ayaklarınızdaki ısı ve renk değişmelerini.c. 7. Ayakkabı seçiminde halihazırda bir kalıp karmaşası söz konusu olduğundan. 5. topuklarınızda çatlaklar olmamalıdır. kan dolaşımı problemi olanlar ve kalp hastalarının tırnaklarının başkaları tarafından kesilmesi daha doğrudur. Çünkü bu gurup enfeksiyona eğilimlidir. yaraları inceleyin. Yaptığınız etkinliğe uygun ayakkabı seçin.Tırnaklarınızın etrafında kızarıklık ve şişlik olmamalıdır. Her gün aynı ayakkabıyı kullanmayın. 1. 4. Ayak tırnaklarına gerekli özen gösterilmeli. Bu temel bilgiler ışığında ayak sağlığında dikkat edeceğimiz temel kuralları şöyle sıralıya biliriz. Cildinizde ve topuğunuzda yara ve çatlaklar oluşabilir. Kalınlaşan veya düzensiz büyüyen tırnaklar mantar belirtisi olabilir. fazla uzatmamalı ve mümkünse pedikür yapılmalıdır. Gerekli özeni gösterdiğiniz takdirde. ayak derisinde tekrarlayan sertlik veya nasır. Ayakkabı alışverişinizi ayaklarınızın şiş durumuna denk getirin. bunların neden olacağı olumsuz sonuçları önlemeniz mümkündür. Ayağın herhangi bir yerindeki büyüme normal addedilmez. Her gün ayakkabı değiştirmeli ve iş yerinde yapılan işin niteliğine uygun ayakkabı kullanmalıdır. 8. Yara ve enfeksiyona açık ortamlarda yalınayak yürümeyin. yapılacak iş markaya bakmadan en uygun ve en rahat ayakkabıyı seçmektir. Diyabetliler için Ayak Bakımı (10) Diyabetliler için ayak bakımı çok önemlidir. koşu ayakkabısı giyin. Günlük ayak muayenesi: Ayaklarınızı her gün incelemelisiniz. Ayağınızı. Aşırı yıpranmış ayakkabıları mümkünse kullanmayın. 7. sinirler hassasiyetini yitirebilir. Kalıcı ağrı varsa bir uzmana görünün. Ayakları devamlı kuru ve temiz tutmalıdır. Ayakkabının ayağa göre olması önemlidir. Derinizin renginde tekrarlayan bir leke olup olmadığına dikkat etmelisiniz. 8. Ayak tırnaklarını düz kesin ve çok kısaltmayın. 5. özellikle parmak aralarını düzenli olarak yıkayın ve çok iyi kurulayın. Ayak cildiniz hasarsız ve yumuşak olmalı. Ayak parmaklarınızın aralarında baskı belirtisi veya çatlak 317 . 2. Sandalet giyiyorsanız güneşli havalarda vücudunuz gibi ayaklarınızı da krem leyin (9). 6. Ayak ağrılarını kulak arkası etmeyin. Türkiye çapında multidisipliner bir katılımla antropometri çalışması yapılmalı ve Türk ayakkabı standartları çıkarılmalıdır (5). Örneğin koşarken gündelik ayakkabınızı değil. Şeker hastaları. Giyimin (özellikle ayak giyeceklerinin) sağlıkla olan ilişkisi konusunda sağlık eğitimi verilmelidir. Bu inceleme esnasında kontrol etmeniz gereken noktalar aşağıda sıralanmıştır. Yıllar sonra ayaklardaki kan dolaşımı yavaşlayabilir. 3. Tırnakların kenarını kesmeyin. Batık tırnaklara neden olabilir.

Yanık olasılığına karşı ayaklarınızı elektrikli battaniye. Eğer ayaklarınız gün boyu sıcak ve nemli olma eğiliminde iseler parmak aralarına talk pudrası sürebilirsiniz. Tırnaklar kesilirken çok dikkat edilmelidir. Ayak temizliği: Ayaklarınızı her gün ılık suda 5 . Ayak yaraları: Tüm özeninize rağmen. pedikür yapılmamalıdır. Kuru cilt: Ayak cildiniz çok kuru olmamalıdır. Siğiller: Siğil enfeksiyonu hem çocuklarda hem de erişkinlerde görülebilir. makasın ucu sivri olmamalı. Parmak aralarının kurulandığından emin olunuz.olmamalıdır. kurulayınız. Tırnakları düz bir şekilde kısaltınız ve derin kesmekten kaçınınız (10). fakat parmak aralarında krem kalmamasına dikkat etmelisiniz. jilet. Ayak sıcaklığı: Ayaklarınızın üşümeye eğilimi varsa. zaman zaman ayağınızda muhtelif yaralar oluşabilir. Ayağınızdaki kabarcıklara çok dikkat etmeli ve kesinlikle patlatmamalısınız. Ayakların ağrıyı hissetmediği unutulmamalıdır. Kendiliğinden de iyileşebilen siğiller. Ayağınızda fark ettiğiniz küçük yaraları gazlı bez ile kapatmalı ve akıntı 318 . Tırnak batmalarının tedavisi cerrah tarafından yapılmalıdır (11). sıcak su ve ütü ile ısıtmaktan kaçınmalısınız.10 dakika beklettikten sonra sabun ile yıkayarak temizleyiniz. Ayaklarınızın bazı bölümlerini görmeniz zor oluyorsa bir ayna kullanarak sorunu çözebilirsiniz. Uzun süren ayak banyolarından kaçınınız. Giydiğiniz ayakkabı ve çoraplar çok sıkı olmamalıdır. Kuru ciltte çatlak ve yarıklar kolayca oluştuğu için ayaklarınızı yıkadıktan sonra kremlemeli. Ayağınızı sabunla temizledikten sonra durulayıp. Nasırlar bıçak. küçük olsalar bile tedavi edilmelidirler. oluşma riski olan her iki ülserden birini önlemek mümkündür. Nasırlı cilt: Eğer ayaklarda nasır oluşmuşsa. Ayak polikliniklerinde nasırları düzenli temizlenen ayaklarda. Tırnaklar düz kesilmeli. Ayak tırnakları: Ayak tırnakları mümkün olduğunca düzenli olmalıdır. Her şeye rağmen patlamışsa ve akıntı yapıyorsa gecikmeden doktorunuza başvurunuz. bunlar ayaklarınızın esnekliğinin bozulmasına neden olur. diabetik ayak polikliniğine başvurulmalı ve özel cihazlarla nasır temizliği yapılmalıdır. makas yardımı ile kesilmemeli. asla nasır ilacı kullanılmamalıdır (11). masaj ve egzersiz yararlı olur. ayak cildiniz kuruyorsa alkolsüz yağlı krem. Kabarcıklar: Ayaklara fazla iş yüklendiğinde veya uygun olmayan ayakkabılar giyildiğinde kabarcıklar oluşabilir. Eğer ayağınızda siğil varsa banyoda ve yüzme havuzlarında yalın ayak olmaktan kaçınmalısınız. Üst üste binen parmakların arasını pamukla desteklemelisiniz. Patlamasını önlemek için üzerine bir parça gazlı bez yerleştirebilirsiniz. topuk gibi basınç altında bir yerde oldukları taktirde. Yıkama işleminden sonra. Banyodan sonra tırnakları yumuşakken düzeltmek daha kolay ve uygun olur. terliyorsa pudra sürünüz.

Ayakkabı seçimi çok önemlidir. Bu nedenle. çorap ve tabanlık gibi koruyuculara dikkat etmelisiniz. ayağa uygun ve rahat ayakkabılarla önlenebilir. Uygun olmayan ayakkabılar nasır. sert yerlerini dışa doğru çeviriniz. Ancak uygun ayakkabıların giyilmesi ve iyi bir ayak bakımı ile yaraların önüne geçilebilir. Tabanlıklar: Tabanlıklar ayakkabının yarattığı basınç ve buna bağlı nasır. dar ayakkabılar asla kullanılmamalıdır. Lastik botlar: Yağmurlu havalarda çok pratik olmakla birlikte bu botlar aynı zamanda sıcak ve nemli bir ortam yarattıkları için sağlığa uygun değildir. adele sıkışması gibi sorunlar yaratır (10). bir veya birkaç tırnağınıza baskı yaparak olumsuz sonuçlara yol açabilir. özellikle diyabetli çocukların ayaklarının gün boyu lastik botların içinde kalmasına izin vermemeniz yararlı olur. kirlendikçe değiştirmelisiniz. Çünkü kuvvetli egzersizler ayakların uzunluğunu arttırırlar. Eğer egzersiz sırasında spor ayakkabılarınız dar geliyorsa. Ancak bu olanakların kısıtlı olduğu koşullarda yumuşak ve hava tabanlı spor ayakkabıların giyilmesi de ülserin gelişimini önleyebilir. Diyabetliler için ayaklarını dış etkenlere karşı korumak çok önemlidir. En doğrusu ayağın yeni bası noktalarının saptanması ve ona uygun tabanlık ve ayakkabı yapılmasıdır. Bu kalıbı alacağınız ayakkabının içine koyup deneyerek daha rahat karar verebilirsiniz. Temel ayak fonksiyonlarınıza engel teşkil etmemeli ve kenarları sert olmamalıdır. Ayakkabılar: Ayaktaki şekil bozukluklarının düzelmesi mümkün değildir. Spor ayakkabıları: Bu ayakkabılar günlük ayakkabılardan geniş olmalıdır. Bu nedenle satın alacağınız ayakkabıların seçimi için öğle vakti daha uygundur. Ayakkabılarınız yumuşak deriden ve kapalı olmalıdır (11). Diğer taraftan ayak uzunluğunuz şişme nedeni ile gün boyunca değişime uğrayacağı için bir yerine iki ayakkabı kullanmanız daha sağlıklı olabilir. ayağı sarmalı ve şeklini muhafaza edebilmelidir. siğil. kullandığınız ayakkabılara. Çoraplar: Sağlığa en uygun çoraplar yünlü veya pamuklu olanlardır. Günlük ayakkabılar: Ayak yaralarının yaklaşık yarısı. Sivri burunlu. Yeni ayakkabılar alıştıra alıştıra giyilmelidir (9). Naylon çorap giymeyi tercih ediyorsanız. Kullanacağınız tabanlıklar. Çünkü diyabet hastaları farkında olmadan ayaklarına iki numara küçük ayakkabı alabilirler.yapıp. Eğer böyle bir durum yoksa gazlı bezi günde iki kez değiştirmeniz yeterlidir. ayak ve ayakkabınızla orantılı olmalıdır. Ayakkabınızın genişliği ayak genişliğiniz kadar olmalı. Yaranızın iyileşmesi gecikiyorsa lütfen doktorunuza başvurunuz. Ayakkabı seçerken uzman yardımı almak gerekir. sert tabanlı. Ayakkabı almadan önce bir kağıdın üzerine ayağınızın sınırlarını çizerek ayak kalıbınızı çıkarabilirsiniz. nasırlı deri ve yara oluşumunu önlemek için kullanılır. Yalın ayak yürümekten kaçınmalı. Günün son saatlerine doğru ayaklarınız şişebilir. Kaldırırken cildinizi zedeleyebileceği için flaster kullanmayınız. Ayrıca ayak parmaklarınızın çorabın içinde rahat hareket edebilmesi için dar olmamasına dikkat 319 .

Durabildiğiniz kadar durup ayaklarınızı indirin ve sallayın. Ayak parmaklarınızı gerin ve 20 saniye gergin tutun. Ayak egzersizleri: Bacak arka kasları için ayağa kalkın.AĞIZ ve DİŞLER (7) Diş ve diş eti hastalıkları ülkemizde ve dünyada en önemli sağlık sorunları arasındadır. Ağızdaki olumsuzluklar diş sağlığının bozulmasına. Ayaktaki kaslar için bir sandalyenin üzerine oturun. Yapacağınız egzersizlerin ayak ve bacak kaslarının güçlenmesinde ve yaraların önlenmesinde yararlı olacağını unutmayınız. Yürüme: Normal yürüme kan dolaşımı problemi olan kişilerde uygulanabilecek en kolay egzersizdir. bu hareketi 5 kez tekrarlayın. rahim içi yaşamı döneminde annesinin kalsiyum. sonra küçük parmağa doğru ilerleyecektir. Aynı uzaklığı daha kısa sürede yürümek de çok yararlıdır. Böylece ayağınızın iç kısmındaki kaslar çalışmış olur. Her iki ayağınıza bu egzersizi iki üç kez uygulayın. Şeker hastaları için ayaklarını dış etkilere karşı korumanın ne kadar önemli olduğunu unutmayınız. Aşağıdan yukarıya çıkmakta zorlanıyorsanız yukarıdan aşağı inmeyi tercih edebilirsiniz. Sonra ayaklarınızı sallayın. Ayaklarınızı açık fakat paralel olarak yere koyun. Bir kalemi ayak parmaklarınızın yanına paralel olarak 1 cm uzağına koyun. Kişinin beslenme alışkanlığı ve diş 320 . sindirimin olumsuz etkilenmesine yol açar (7). Diyabetlilerin ayaklarına gösterecekleri özen yaşamlarını daha da kolaylaştırır. Ayakkabı seçerken uygun ve rahat olanını tercih ediniz. nasır. Ancak hayatı doğrudan tehdit etmediği için gereken önem verilmemektedir. Bu nedenle: Ayaklarınızı her gün düzenli olarak inceleyerek yara. ağız ve dişlerin görevlerini tam olarak yapabilmeleri durumu “ağız ve diş sağlığı” nın varlığını gösterir. Her gün yarım saat yürümek ve daha sonra süreyi arttırarak devam etmek hastalara zarar vermez. 5. Aynı zamanda merdiven çıkmak asansör kullanmaktan daha iyidir. ayaklarınızı zemine koyun. çatlak gibi şüpheli bir belirti olup olmadığını kontrol ediniz. Ellerinizi dizlerinizin üzerine. Bunların en önemlisi. Ayak cildinizin bakımını ihmal etmeyiniz. fosfor. Tırnaklarınızı düz bir şekilde kesiniz. Ağızda ve dişlerde yapısal ve işlevsel herhangi bir bozukluğun olmaması.ediniz (10). örneğin süt. A ve D vitaminli besinleri. Dikişli çoraptan kaçınılmalıdır (9). Tüm basınç önce baş parmakta toplanıp. Fazla soğuk ve fazla sıcaktan kaçınınız. Özet Diyabetlilerin ayak bakımı önemlidir. Ayak parmağınız üzerinde yükselebildiğiniz kadar yükselin. Kişinin dişlerinin sağlıklı olup olmayışı kimi etmenlere bağlıdır. Ayak kasları ve çatlaklar için bir sandalyenin üzerine oturun. Ayak baş parmağınız yere değene kadar topuğunuzu yukarı kaldırın. fakat bu esnada derine kaçmayınız. Sonra ayağınızı küçük parmağınıza doğru bükerek basınç uygulayın. Aynı hareketi diğer ayağınızla da yapın. sebze ve meyveleri yeterince alıp almamasıyla ilgilidir. Aynı hareketi iki ayağınızla aynı anda tekrar yapın. Ayağa kalkın. Bir elinizle bileğinizi kavrayın ve ayak baş parmağınızı kaleme doğru hareket ettirin. Ayak ısınıza dikkat ediniz.

böbrek. Ağza takma diş takılmasına olan ihtiyacı azaltır. kalp hastalığı gibi bir çok hastalığın oluşumuna neden olabilmektedir (7). Dişler iyi temizlenmeyecek olursa ağız içerisindeki bakteriler yiyecek artıklarındaki şekerli maddeleri kullanarak onu saydam. diş eti hastalıklarının oluşumunu ve ilerlemesini önler. ve bakterilerin kendilerinin oluşturdukları asit diş minesinin erimesine neden olur. 1. Hiçbir şey kendi doğal dişlerimizin yerini tutamaz. mikroorganizmalar için elverişli yiyecek artıkları. şekerli gıdalardır. Enfeksiyonların sürekli yinelenmesine neden olan bir odak oluşturabilir.temizliğine verdiği önem de diş sağlığını etkiler (1). Diş çürüklerinin erken dönemde tanınması dişlerin kaybedilmesini engelleyebilir veya en azından geciktirebilir. Ağız ve diş sağlığında en önemli iki hastalık diş çürükleri ve diş eti iltihaplanmalarıdır. mide ve sindirim sistemi bozuklukları. kalp ve böbrek hastalıkları. Diş eti hastalıkları kimi zaman diş yuvasının bulunduğu çene kemiğinin erimesine kadar ilerleyen bir etki yapabilir. Besinler içinde diş çürümesine en çok neden olanlar karbonhidratlar. Diş çürüğü diş özüne doğru ilerledikçe dişler ağrımaya başlar. bunların parçalanmasına ve asit oluşumuna yol açacak mikroorganizmaların varlığı. Eklem romatizması. diş etlerinin önemli hastalık nedenlerinden birisidir. Diş çürüğü dişte oyuklar yaparak dişin yapısını bozan ve kendi kendine iyileşmeyen bir hastalıktır. karmaşık ve pahalı tedaviler gerekebilir. Eğer diş hekimi tarafından daha başlangıcında tedavi edilmeyecek olursa çürük diş için daha zor. Diş hekimleri gerektiğinde dişlerin filmini çekerek gözle görünmeyen diş oyuklarını da belirleyebilirler. Doğal dişlerin uzun süre dayanmasında ağız ve diş bakımının önemi çok büyüktür. Diş sağlığının bozulması vücuttaki diğer organları da etkileyebilir. Ağızda dişlerin çürümesi diğer organların sağlığını da bozar. Neredeyse bütün sistemleri olumsuz etkileyen sürekli enfeksiyon odağı haline gelebilir. Besinlerin tatlandırılması için kullanılan şekerli maddelerin içinde bulunan asit. Dişler düzenli olarak fırçalanır ve bakımlarına özen gösterilirse mikroplar onlara zarar veremezler. Bu hem sağlık açısından. eklemler vb. Buna diş apsesi denir. Diş minesinin erimesinden sonra çürük hızla ilerler. Bu plaklar bakterilerin diş üzerinde tutunmalarını da kolaylaştırılırlar. Diş plağı. Dişlerin ağrımaması sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Böylece oluşan erime bölgelerinden giren mikroplar kolayca alttaki yumuşak dokuya ulaşabilirler. Kalıcı dişlerin erken dökülmesi beslenme sorunlarına neden olur. Bu birikintilere plak denir. alttaki tabakada geniş ve derin bir oyuk meydana getirir. Çürük daha da ilerlerse diş özü bölgesinde ve çene kemiği içerisinde cerahat oluşmaya ve birikmeye başlar. hem de sosyal ve ekonomik açıdan önemli katkılar sağlar. yapılarda önemli sağlık sorunlarına yol açabilen enfeksiyonlara kaynaklık edebilir (7). Diş ağrısının olması için diş çürüğünün çok ilerlemiş olması gerekir. Diş Çürümesi: Diş çürüklerinin oluşmasında üç temel etmen bulunmaktadır: Duyarlı bir diş yüzeyi. yani kabaca. 321 . yapışkan bir madde haline getirir ve dişler üzerine yapışmasını sağlar. Kalp. Yemeklerden sonra dişlerin fırçalanması ve diş ipi kullanarak yemek artıklarının çıkarılması dişlerin çürümesini. Diş çürüklerinin tedavi edilebilir dönemde belirlenmesi için ağrı oluşmasını beklemeden senede en az iki kez diş hekimine giderek dişlerin muayene ettirilmesi gerekir.

Düzensiz dişlerin en önemli nedeni süt dişlerinin zamanından önce yitirilmesi olabilir. Ağız hijyeninin bozukluğu ile yakından ilişkilidir. Çocuklarda hatalı olarak kullanılan bazı ilaçlar da dişlerde renk değişikliğine neden olabilir. diş yuvaları ve ağız tabanındaki iltihaplanmalar genel olarak diş eti hastalığı olarak bilinmektedir. Çene kemiği içinde kalan bölümüne ise dişin kök bölümü adı verilir. Diş çürümelerinin önlenmesinde sularda yeterli flor olması. Başlangıç döneminden itibaren diş etleri kolay kanar. bademcik iltihabı. aşırı tatlı ve şekerli yiyeceklerden olabildiğince kaçınma bunlar yendiğinde ve diş eti hastalıklarının önlenmesi için de diş fırçalama ve düzenli diş hekimi kontrolleri önemlidir. Diş üzerindeki plaklar bunun en önemli nedenidir. Bunun altında daha yumuşak bir yapı vardır. Hamilelikte ve süt çocukluğu döneminde kullanılan antibiyotikler ve bazı ilaçlar dişlerde kalıcı renk değişikliklerine neden olabilir. sinüzit. alt ve üst çene arasındaki ilişkinin bozulmasına neden olabilir. Tedavi edilmeyen diş eti iltihapları çene kemiğinin de iltihaplanmasına ve zarar görmesine yol açabilir (7). Bu nedenle yılda en az iki kez diş hekimine muayene olunması önerilir. Ayrıca. Bazı metabolizma hastalıkları da ağızda kendine özgü kokular yapabilir. Aşırı derecede flor dişlerin sararmasına neden olabilir.2. Diş eti hastalıkları en önemli diş sağlığı sorunları arasındadır. Bunlar diş minesinin çatlamasına ve bakterilerin etkisinin artmasına neden olur. ceviz vb. diş çürükleri ağız kokusuna neden olabilir. Diş gövdesi diş etine ve onun altındaki kemiğe girdiği bölümde daralır. fındık. Çiğneme ve temizleme güçlüğü yaratırlar. Diş minesinin koruyucu etkisi ortadan kalkar (7). kötü ağız kokusuna yol açarlar. Diş kökü diş yuvasında çene kemiğine özel doku uzantıları ile sıkıca bağlanmıştır. Dişler sert cisimlerle karıştırılmamalı. Dişlerin Gelişim Bozuklukları: Ağızda kapanma bozukluklarına neden olan diş düzensizlikleri dişlerin çürümesini kolaylaştırır ve daha erken dönemde dökülmesine yol açar. sindirim sorunları. Ağız kokusu olduğunda nedeni araştırılmalıdır. Diş eti kanamalarında diş hekimi muayenesi zorunludur. 3. Düzensiz dişler. Sigara dişlerde renk değişikliği yapar. düzenli olarak dişlerin fırçalanması. Burada bol miktarda damar ve sinir bulunur. Diş Eti Hastalıkları: Dişin diş eti dışında görünen bölümü diş minesi denilen sert bir tabaka ile kaplanmıştır. Bu bölüme dişin boyun bölümü denir. Diş etleri. 322 . Sigara içenlerin dişleri kahverengimsi bir renk alır. Ağız ve Diş Sağlığı Nasıl Korunur? Diş hastalıkları ve diş sağlığının korunması açısından erken tanı çok önemlidir. Dişlerde gelişim bozuklukları varsa erken dönemde özel diş hekimliği dallarında uzmanlaşmış birimlere başvurularak gerekli tedavi sağlanmalıdır. Aşırı asitli ve şekerli yiyecekler mikroorganizmaların etkisini artırır. Diş eti hastalıkları. Canlılığını kaybetmiş olan dişler gri renkte görülür. Bu nedenle hekim önerisi olmaksızın ilaç kullanılmamalıdır (7). Bunun sonucunda çıkan kalıcı dişler birbiri üzerine gelecek biçimde yerleşebilirler. diş ipi kullanılması. kabuklu yiyecekler dişlerle kırılmamalıdır. ağız bakım yetersizliği ağız kokusuna neden olabilir. En içte ise diş özü vardır. Bu hal sosyal ilişkileri de etkiler. İltihaplı diş etleri kolayca kanar. 4. solunum sistemi hastalıkları. Düzensiz dişler konuşma bozukluklarına ve görünüm bozukluklarına neden olabilir.

Uygun fırça seçildikten sonra dişler en az günde iki kere düzenli olarak fırçalanır. c. Bu tıkaca buşon denir. Diş macunu ağıza verdiği hoşa giden koku ve his nedeniyle diş fırçalanmasını kolaylaştırır. Bu hareket sırasında sert olunmamalıdır. Otuz santimetre kadar diş ipi alınır. b. buşonu çekmek çok zararlıdır. diş etinden ağız boşluğuna doğru hareket ettirilir. Ortada kalan ip bölümü işaret parmağı ile geriye doğru itilir. d. Dış kulak kanalını herhangi bir cisimle temizlemeye çalışmak. En uygun fırça naylon ve orta sertlikteki fırçalardır. a. 6-KULAK TEMİZLİĞİ (6) Dış kulak yolu ve kulak kepçesi arkası çok çabuk kirlenen bölgelerdir. Bu sırada diş etinin kesilmemesine özen gösterilmelidir. Diş fırçası kişiye ait bir araçtır. Fırçalama işleminin en az iki-üç dakika sürmesi gerekir. Bu durum bozulmadan küçük dairesel hareketlerle dişler fırçalanır. en geç altı ayda değiştirilmelidir. Sağlıklı diş etleri fırçalama sırasında kanamaz. Diş parlatma tozları diş hekimi önerisi olmadıkça kullanılmamalıdır. bir fırça boyu kadar kaydırılarak fırçalama sürdürülür. Fizyolojik olarak çiğneme esnasındaki kulak kiri parçalar halinde dışarı atılır. ön dişlerden arka dişlere doğru yapılmalıdır. dişler arasından geçirilir. a. İp diş etine kadar indirildikten sonra ağız boşluğuna doğru diş aralarını sıyıracak biçimde indirilir. 6. Dış 323 . Diş fırçaları birkaç ayda bir. Dış yüzeylerden başlayan fırçalama sert darbeler halinde değil. Daha sonra fırça. Diş fırçası 45 derecelik açı yapacak biçimde tutulur ve diş eti hizasından başlanarak ağız boşluğuna doğru fırçalamaya başlanır. Diş Fırçalama Tekniği: Dişlerimizi korumanın en etkili yolu düzenli olarak fırçalamaktır. Kulaktaki salgı ile toz ve diğer partiküller birleşerek kulak kirini meydana getirir. yumuşak ve daireler çizecek biçimde. Diş fırçalanmasında fırçanın duruşu dışındaki temel hareket aynıdır: Fırça diş eti çizgisine eğimli olarak yerleştirilir. Bu işlemde fırça eğik tutularak. c.5. Diş İpi Kullanımı: Diş ipi diş aralarında kalan yiyecek artıklarının uzaklaştırılması açısından çok yararlı bir araçtır. Bunlarla ilgili önerilerini almak üzere diş hekimine başvurmak gereklidir. Dişler fırçalandıktan sonra diş ve diş eti çizgisi ile dişler arasında kalan yemek artıklarının temizlenmesi için diş ipi kullanılır. Gerektiğinde ara yüzlerin etkin olarak fırçalanmasını sağlamak üzere ara yüz fırçaları kullanılır. Atılmayan kulak kiri bazen kulak yolunu tıkayarak işitmeyi engeller. İpin bir bölümü ortada kalmalıdır. Diş fırçalamanın ilk adımı doğru fırça seçimidir. b. Diş ipinin bir bölümü bir elin orta parmağına diğer ucu da diğer elin orta parmağına dolanır. Aynı uygulama diğer bir parça ip alınarak alt dişler için de tekrarlanır (7). Kulak kanalındaki salgı bezleri kulak kanalına yağlı salgı salgılarlar. Bu artıklar en önemli çürük nedenlerindendir. Ağız içinde kolay hareket ettirilmesi ve arka dişlere rahat ulaşabilme açısından fırçanın kafasının fazla büyük olmaması tercih edilir. İp. Daha sonra dişlerin iç yüzeyleri aynı şekilde fırçalanır. Aşırı kullanımlar diş sağlığı açısından zararlıdır. Daha sonra dişlerin çiğneme yüzeyleri fırça düz olarak ileri geri hareket ettirilerek fırçalanır.

daha önce de belirtildiği gibi idrar çıkışı açıklığına ve kadınlarda vajina girişine mikrop bulaştırmamak için mutlaka önden arkaya doğru yapılmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken diğer noktaysa. 8-TUVALET SONRASI BEDEN TEMİZLİĞİ (7) Sağlıklı bir insanda idrar mikrop içermez. Özellikle ellerde istenmeyen bir bulaşmanın olduğu durumlarda kullanılan musluk. tuvalet kağıdının ruloda kalan bölümünü kirletmemek. dışkılama sonrası temizlik yapılırken ellere mikrop bulaştırılmamasıdır. gözle görünür bir kirlilik kalmayıncaya kadar yinelenerek her seferinde kuru temiz tuvalet kağıdıyla. Banyo sırasında kulağa su kaçmasını önlemek için vazelinli pamuk tıkaç kullanılabilir. yüzde bıyık ve sakal tarzında kıllanma da başlar. Bu nedenle dışkılama sonrasında ilk temizliğin. Kulak zarı bile delinebilir. Dışkılama sonrası temizlik. 324 . 7-CİNSEL BÖLGENİN TEMİZLİĞİ (7) Ergenlik dönemiyle birlikte kızlar ve erkeklerde üreme organlarında bazı değişiklikler olmaya başlar. Kıllı deride ter bezleri çok daha fazla sayıdadır. Kulak temizliği ancak bir sağlık kurumunda uzman kişiler tarafından yapılmalıdır. daha sonra yine el değdirilmeden fışkıran suyla ya da ıslatılmış kağıtla yapılması ve bölgenin tuvalet kağıdı ile kurulanarak temizliğin bitirilmesi en uygunudur.kulak yolu kurcalandıkça salgılama işlemi bozulur. Erkeklerin üreme organlarında olan değişiklik büyüme ve gelişme tarzında olur. şişme. Temizliğe özen gösterilmediğinde mikroorganizmaların bu bölgelere yerleşmesi ile kaşıntı. hem daha sonra kendimizi hem de birlikte ortamı paylaştığımız insanları. Ayrıca bu dönemde erkek ve kızların üreme organlarının etrafında ve koltuk altlarında kıllanma başlamıştır. ağrı ve o bölgede ısı artışı gibi iltihap belirtileri görülmeye başlar. ancak dışkının her milimetre küpünde milyonlarca bakteri bulunur. Bu işlem bittiğinde eller mutlaka etkili bir biçimde yıkanmalıdır. dışkı ile bulaştırmamak açısından önemlidir. Enfeksiyon meydana gelir. Bunlar bağırsaklarımızdan atılmış olmasına rağmen. Bu dönemden itibaren vücut temizliğinde banyo yapma dışında üreme organ temizliğine özel olarak önem vermek gerekmektedir. kızarıklık. Bu nedenle özellikle dışkılama sonrası temizliğin özenle yapılması çok önemlidir. herhangi bir yolla tekrar vücudumuzun iç ortamına bulaştıklarında hastalığa neden olurlar. Erkeklerde göğüste. Bu nedenle terleme ve terleme sonrasında koku çok daha rahatsız edici olabilir. buralara doğrudan temas yerine tuvalet kağıdı kullanarak dokunmak. sifon ya da kapı kolu ve benzeri bir yüzeye dokunmak gerekiyorsa.

26.04. 2. 8. Daha Sağlıklı Olmak Ellerinizde.Dr. TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni.turkishoes. sayfa 7-23. 2003: 1(10).2004 12.tr/gdb/temizlikgdb.infeksiyon.04. Toplum Hekimliği. Samsun. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Birimleri. Hacettepe Halk Sağlığı Bülteni. 4. org/ html/saglik. 5. Yüzeyel Mantar Enfeksiyonları ve Tedavisi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji AD. Hasde M.2004 11.hacettepe. 7. Ankara.KAYNAKLAR 1. Ayak Sağlığı. 26. 26.Dr. htm.net/spor_ve_ saglik_ayakkabi. 6. Yrd. 2003: 2(1). Türk İnfeksiyon Web Sitesi.org/diyabetbilgisi. Isparta.milliegitim. 13. http://saglik.04. Sağlıklı Yaşam Önerileri.2004.Doç. http://www. 3.htm.2004. Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği. Hijyen Koruyucu Hekimlik. Süleyman Demirel Üniversitesi. http://muratomu. http://www.edu.2004 325 .tripod. Hatiboğlu Yayınları: 1990. Tıp Fakültesi Spor Hekimliği AD. El Hijyeni ve Dezenfektanların Kullanımı. Somyürek Hİ.shtml. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Yayınları: 1.http://www.com/elhijyeni. 26. 9.sagmer.04. Oğur R. Sağlığı Koruma Bilgisi. Kişisel Sağlık Bilgisi. Somgür Yayıncılık: 1994.2004. Diabetliler İçin Ayak Bakımı. sayfa 1-11. 26.shtml. Uygun Ayakkabı Seçimi.usakdiabet. Hasde M. Temel Diabet Bilgisi. 26. 26. org/Detail.asp?ctg. Tanım ve Tarihçe.htm.tr.04. Murat Günaydın. Ankara.Hakan Yaman.04. Ayak Sağlığında Patolojiler ve Koruyucu Önlemler.html. Kişisel Sağlığı Koruma Önlemleri.04. sayfa 275-276. 2000: 21(3). Sungur T. Mansur AT. Tekbaş ÖF. TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni. 1980. Güleç M. Ankara. Doç. http://www. Dirican R. Yumurtuğ S.2004 10. Pediküloz (Bit Hastalığı). http://www.net/saglik/diyabetayak.

4. GIDA HİJYENİ Gıda hijyeni; herhangi bir gıdanın temizliği ve tümüyle hastalık yapan etmenlerden arınmış olması demektir. Gıda zehirlenmesi sonucunda %2-3 kalıcı olarak, böbrek rahatsızlıkları, menenjit, kalpde fonksiyon bozukluğu, romatizmal sendromlar, dalak apseleri vb. görülebilir. Bunun yanında ekonomik etkileri sonucunda Amerika Birleşik Devletlerinde yılda ortalama 6,5 – 35 milyar dolar, Kanada’da 1 milyar dolar, Avustralya’da 0,5–2 milyar dolar ekonomik kayba neden olduğu tahmin edilmektedir. Gıda zehirlenmesi vakalarının meydana geldiği yerler %85-70 ile yiyecek sektörü, %10-30 ev, %5-10 işlenmiş gıda endüstrisidir. Yiyecek sektörü çiğ et, tavuk, balık, yumurta, çiğ sebze ve işlenmiş gıdalar gibi çok sayıda riskli gıda maddesi kullanılması, emek yoğun olması nedeniyle çok riskli bir sektördür. Çiğ et , tavuk, yumurta, deniz ürünleri ve süt ürünlerinde mikrobiyolojik tehlike olarak, Salmonella, E.coli O157, Listeria, Campylobacter, Vibrio, Cl.botulinum, Cl.perfringens, Giardia, Cyclospora, kimyasal tehlikeler olarak ise veteriner ilaçları, ağır metaller söz konusudur. Zehirlenmelerde %70 et ve et ürünleri, %15 balık ve öbür su ürünleri ile %15 süt ve yumurta ürünleri sorumludur. Sebze ve meyvelerde Hepatit A, Salmonella, E.coli O157, Cl.botulinum, Giardia, Cyclospora gibi mikrobiyolojik tehlikeler ile pestisit / herbisit maruziyeti sonucu kimyasal tehlikeler söz konusudur. Tarladan ve çiftlikten gelen bu tehlikeler ancak iyi tarımsal uygulamalar ile kontrol altına alınabilir. Gıda işçisi kaynaklı tehlikeler en sık olarak Salmonella, E.coli O157, Shigella, Hepatit A, S.aureus, Norwalk virus olarak gözlenirken, en önemli nedenleri kişisel enfeksiyon, çapraz kirlenme, hatalı uygulamalardır. Kirli satış yerleri, kaplar, depolar, sahipsiz hayvanların gıdaları kirletmesi, kontamine suyla yıkanmış gıdalar, çiğ ve pişmiş gıdaların aynı yerde depolanması, yere yakın yetişen yapraklı sebze, meyveler, yere düşmüş gıdalar, kirli mutfak masası ve kap, kacak, yiyeceklerin hazırlandığı kapların ve yüzeylerin et suyuyla bulaşık bezlerle silinmesi, açıkta saklanan ve sineklerin kemiricilerin ve öteki hayvanların ulaşabildiği gıdalar, hasta hayvanlardan sağlanan besinler, örn. çiğ süt, yumurta, pişirme ve yeme sırasında hayvanlara dokunulması, hasta ya da yaralı besin işleyicileri, kirli ellerle besin hazırlanması, ya da yenmesi, meyve ve sebzelerin kontamine toprakta yetişmesi gibi yanlış uygulamalar sonucunda besinler sağlık için risk oluşturabilir. DSÖ’nün, Besin Hazırlanmasında Uyulmasını Önerdiği 10 kural aşağıda verilmiştir. 1. Kaynakta güvenli besin üretim tekniğinin seçilmesi 2. Besinin doğru biçimde pişirilmesi 3. Besinin hemen tüketilmesi 4. Besinin dikkatli bir biçimde depolanması 5. Besin doğru olarak ısıtılması 6. Pişmiş besinin ayrı tüketilmesi 7. El temizliğine dikkat edilmesi 8. Mutfağın ve tüm gereçlerinin temiz tutulması 9. İnsektisit, kemirici ve öbür hayvanlardan korunma 10. Temiz su kullanılması… 326

Vücudumuzdaki mikroorganizma miktarı yaklaşık olarak eller 100-1000 adet/cm2, alın 10.000-100.000 adet /cm2, kafa derisi 1.000.000 adet /cm2, koltuk altı 10.000.000 adet /cm2, burun ifrazatı 10.000.000 adet /cm2, tükürük 100.000.000 adet /cm2, dışkı 1 milyar adet /cm2’ dir. Mikroorganizmaların araştırmalarda en çok ürediği yerler, %63 tezgahlar, %50 lavabo musluğu, %49 aşçının eli, %28 garsonların elidir. Kritik Noktalar 1. Kapı kolları, telefon, musluklar 2. Çiğ ve pişmiş yiyecekler 3. Çöp kovaları 4. Ekipmanlar ve tezgah altları 5. Yerler, duvarlar ve döşemesi 6. Temizlik ürünleri 7. Lavabolar 8. Dondurulmuş yiyecekler 9. Soğuk yiyecekler (10 C.)’dir. Korunmak için ise bireysel hijyenin sağlanması gereklidir. Bireysel Hijyen Sağlama İlke ve Önerileri 1. Ellerin hijyenik yöntemlerle yıkanması. 2. Potansiyel tehlikeli besinlerin eldivenle servis yapılması. 3. Servise hazır yiyeceklere çıplak elle dokunulmaması. 4. Yiyecekle temas eden tüm yüzeylere el değdirilmemesi. 5. Çapraz bulaş yapılmaması. 6. Tırnak ve el temizliğine dikkat edilmesi. 7. Günde 2 kez duş alınması. 8. Yaralı, kesikli, yanıklı eller ile yiyeceklere asla dokunulmaması. 9. Personele özel tuvaletler bulunması. 10. Sıvı sabun ve kâğıt havlu kullanılması. 11. Bone ve maske kullanılması. 12. Mutfak ve yemekhanede sigara içilmemesi 13. İş elbiselerinin daima temiz tutulması. 14. Saç, sakal ve bıyık tıraşlarına özen gösterilmesi. 15. İshalli iken yiyecek ve içecekle ilgili alanda çalışılmaması. 16. iyeceklerle uğraşırken ağız, burun ve saçlara dokunulmaması. 17. Tüm tat kontrollerinde ayrı bir kaşık kullanılması, ellerinizi kullanılmaması. 18. İş giysileriyle masa ve tezgâhlara dayanıp, oturulmaması. Besin Hijyeni Sağlama İlke ve Önerileri 1. Sağlam, temiz ve güvenilir yiyecek temin edilmesi. 2. Hemen tüketilmeyecek yiyeceklerin özelliklerine uygun yöntemle depolanması, 3. Tüketilecek miktarda yiyecek hazırlanması ve mümkünse yiyeceklerin pişirdikten hemen sonra servis edilmesi, 327

4. Çiğ sebze ve meyvelerin pestisit kalıntılarını ortadan kaldırabilmek için akan bol su altında iyice yıkanması. 5. Yiyecek ve içecekle ilgili tüm işlemlerin temiz, hijyenik içme suyu ile yapılması 6. Yemekleri uygun sıcaklıklarda (60 0C) 2-4 saat içerisinde servis edilmesi, 7. Yiyecekleri tekrar ısıtma işleminin, yiyeceğin iç sıcaklığı 70-80 0C’ye gelecek şekilde yeterli olmasının sağlanması, 8. Piştikten uzun süre sonra servis edilecek yiyeceklerin uygun şartlarda soğutulması. (sığ kaplarda ve hızlı) 9. Dondurulmuş besinlerin çözdürme işlemini buzdolabı ısısında yapılıp, bir kez çözdürülmüş yiyeceklerin tekrar dondurulmaması. 10. Dondurulmuş hazır veya yarı hazır yiyeceklerin hazırlanması ve taşınma aşamasında soğuk zincire dikkat edilmesi. 11. Donmuş olarak işletmeye gelen yiyeceklerin tüketime dek dondurulmuş şekilde saklanması. Fiziki Koşullar ve Araç-Gereç Hijyeni Sağlama İlke ve Önerileri 1. Mutfak zemini her kirlendikçe veya günde en az bir kez sıcak, dezenfektan madde içeren deterjanlı su ile yıkanmalı ve mutlaka kurulanmalıdır. 2. Mutfak duvarları ayda en az bir kez sıcak deterjanlı su ile yıkanmalıdır. 3. Mutfak tavanları kirli, kabarmış ve çatlak olmamalı, yiyeceğe kir düşmeyecek şekilde olmalıdır. 4. Mutfağa ait tuvaletlerde sağlıklı el yıkamayı sağlayacak tertibat bulundurulmalıdır. 5. Çöp kutularının içinde mutlaka naylon torba bulundurulmalıdır. 6. Her boşaltmadan sonra çöp kutuları, sıcak, dezenfektan içeren deterjanlı su ile yıkanmalıdır. 7. Çöp kutuları dolmasını beklemeden sık sık boşaltılmalıdır. 8. Kullanılan suyun sık sık kontrolleri yapılarak, sıhhî olması sağlanmalıdır. 9. Depoların temizliği, her türlü haşere ve kemirgenin önlenmesi açısından çok önemlidir. 10.Yemekhane, mutfak, depo ve tuvaletlerde sinek, böcek ve kemirici kontrolü yapılmalıdır. 11.Her mutfak aracının kullanma, temizlik ve bakımını belirten listeleri, aracın kolay görünebilir bir yerine asılmalıdır. 12.Temizlik açısından parçalarına kolay ayrılabilen araçlar tercih edilmelidir. 13.Araçların kurutulmasında bez kullanılmamalı, kurutmada ters çevirerek aralıklı paslanmaz çelik raflarda; hava akımı ile kurutma yöntemi uygulanmalıdır. 14.Taşıyıcı (portör) incelemeleri 3 ayda bir mutlaka yapılmalıdır. Çalışanların fizik muayeneleri 15 günde bir mutlaka yapılmalıdır. 15.Sulardan ve mutfak gereçlerinden kültür örnekleri alınmalıdır.

328

KAYNAKLAR 1. I. Uluslararası Gıda ve Beslenme Kongresi Kitapçığı. 15-18 Haziran 2005. İstanbul. 2. MY 33-3 (A) TSK Gıda Kontrol Yönergesi. 3. Last JM, Wallace RB. Public Health & Prev. Medicine. Sec 1 & 3. Appleton & Lange, USA, 1992. 4. Çoban Z. Besin Kirliliği. Sağlık Bakanlığı, TSH Gn. Mdl., Ankara, 2001

329

GIDA GÜVENLİĞİNDE KRİTİK KONTROL NOKTALARINDA TEHLİKE ANALİZİ Doç.Dr. Mahir GÜLEÇ Halk Sağlığı Anabilim Dalı Giriş Bireylerin fiziksel, zihinsel ve sosyal yönden sağlıklı olabilmesi, önemli ölçüde yeterli ve dengeli beslenmelerine bağlıdır. Bu amaçla temin edilen gıdaların fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik olarak insan sağlığına zararlı etmenler içermemeleri, besin içeriklerini kaybetmemeleri gerekir. Bunun yanında dünyadaki çevreye uyumlu olmayan hızlı teknolojik gelişmeler ve aşırı nüfus artışı ile plansız kentleşme gibi nedenlerle doğal kaynaklar hızla tükenmekte, karşılıklı etkileşim içinde bulunan hava, su ve toprak ortamları giderek kirlenmektedir. Gıda üretiminde zararlı faktörlere dikkat edilmediğinde gıda zehirlenmeleri insan sağlığını olumsuz etkilemekte, bunun yanında ciddi ekonomik kayıplara da neden olmaktadır. Gıda kökenli hastalıklardan ve zehirlenmelerden korunmak için besin sanitasyonu uygulamalarının önemi kavranabilmiştir. Besin kaynaklı hastalıkların çoğunun kontrol prensipleri belirlenmiş olmasına rağmen, bugün hala daha ülkemizde ve dünyada önemli derecede mortalite ve morbiditeye neden olmaktadır. Başka bir ifade ile, besin güvenliği ile ilgili sorunlarımız vardır. Geleneksel besin sanitasyonu ve sağlık anlayışının problemleri çözmede başarısız olduğu düşünülebilir. Bu nedenle, maliyeti arttırmadan güvenli nitelikte ve kaliteli gıda üretimi konusunda gösterilen çabalar kritik kontrol noktalarında tehlike analizleri sisteminin ortaya çıkmasına neden olmuştur. "Kritik Kontrol Noktalarında Tehlike Analizi" (KKNTA) sistemi besin kaynaklı hastalıkları önleme ve kontrolde göreceli olarak yenidir. Bu sistem, kontrol yöntemlerinin nerede etkili olacağını belirlemek için gıda üretim, işleme ve hazırlama basamaklarındaki tehlikeleri tanımlayıcı araştırmalar yaparak yaklaşık riski tayin etmeye çalışır. Bu nedenle kontrol yöntemleri gıdaların sağlık açısından güvenilirliğini sağlamada can alıcı noktalar olan spesifik işlemlere yöneltilmiştir. KKNTA besin güvenliğini sağlamak için proaktif (önceden etkin ) özelliktedir. Yani süreç devam ederken kontrol sağlayan bir yaklaşıma sahiptir. Bu sistemin içeriğindeki besin sanitasyonu ile ilgili bilgilerin hiçbiri yeni değildir, yeni olan tek şey bu bilgilerin birincil koruma çerçevesinde yerleştirilip geliştirilerek sistematize edilmesidir. Tarihçe KKNTA kavramı, ilk kez 1959 yılında Pillsbury Şirketi tarafından NASA (National Aeronautics and Space Administration) uzay programı için gıda ürünleri hazırlanması sırasında geliştirilmiştir. KKNTA prensipleri ve uygulamaları 1971'de A.B.D.'de yapılan gıda kongresinde bilim ve sanayi çevrelerine duyurulmuştur. Bu konferans sonunda üç prensip kabul edilmiştir. Bunlardan birincisi; tehlikenin değerlendirilmesi ve tüketim ile tehlikelerin gelişmesi arasında ilişki kurmak, ikincisi; kritik kontrol noktalarını tanımlamak, üçüncüsü ise; kritik kontrol noktalarını izleme sistemini kurmak olarak benimsenmiştir. Yine 1974'de FDA(Gıda İlaç Dairesi) sistemin en yüksek riskli gıda gruplardan biri olan “düşük asitli konserve 330

gıda ürünlerinde“ uygulanmasını mecbur tutmuştur. 70'li yıllar boyunca birçok bilimsel toplantıda ve çoğu Amerikan gıda üreticileri tarafından sistem tartışıldı ve KKNTA bir bilim olarak benimsendi. 1985'de Birleşik Devletler Ulusal Bilimler Akademisi tarafından yayınlanan "Gıda ve Gıda Katkıları İçin Mikrobiyolojik Kriterler" isimli yayın büyük ilgi uyandırdı ve güvenli gıda üretiminde etkileyici bir sistem olarak onaylandı. 1991'de Gıda Hijyeni Kodeks Komitesi KKNTA sisteminin uygulanabilmesi için bir tüzük geliştirdi. Aynı tüzük uygulamaları Avrupa Topluluğu tarafından 1993 yılında üye ülkelerde gıda sektörü için zorunlu hale getirilmiştir. Ülkemizde 16 KASIM 1997 tarihli Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği ile gıda sanayinde KKNTA (HACCP) uygulamaları zorunlu hale getirildi. 09 HAZİRAN 1998 tarihli “Gıdaların üretimi ve denetlenmesine dair yönetmelik” ile KKNTA sisteminin uygulama gerekliliği belirtilmiştir. Yine aynı yönetmelikler 15.11.2002 tarihinden geçerli olmak üzere; başta et, süt ve su ürünleri işleyen işletmeler olmak üzere, gıda üreten diğer işletmelerin de kademeli olarak HACCP sistemini uygulamaları zorunlu hale gelmiştir. KKNTA Sisteminin Açıklanması Kritik kontrol noktalarında tehlike analizi; tehlikenin tanımı, saptanması ve kontrolüne dönük sistematik bir yaklaşımdır. Bu sistem gıdalardaki mikrobiyolojik tehlikelerin kontrolüne mantıksal olarak yaklaşır, sadece gözlemleme yoluyla yapılan kontroldeki doğal kusurlardan ve mikrobiyolojik testlerin güvenliğindeki ihmal dolayısıyla oluşan atlamaların önüne geçmeye çalışır. Gıdaların mikrobiyolojik güvenliğini etkileyen en önemli faktörlere dikkatleri yoğunlaştırarak kaynak savurganlığını önler. Bu arada istenilen gıda güvenliğini ve kalitesini sağlar, ayrıca bu seviyeyi korumada rol oynar. Kritik kontrol noktalarında tehlike analizi, üretimde hijyenik uygulamalar ve kontrollerin belirlenmesidir. Genel olarak üretimin değişik aşamalarındaki işlemlerin güvenilirliğini önceden tahmin etmeyi amaçlayan bir kalite kontrol yöntemidir. Gıdanın fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik parametrelere göre üretiminde kalite güvencesi sağlar. KKNTA sistemi, tehlikelerin belirlenmesi, zararın saptanması ve kontrol altına alınması amacıyla geliştirilmiş sistematik bir yaklaşım olarak da tanımlanmaktadır. KKNTA, gıda güvenliğini en iyi sağlayan bir kalite sistemidir. Prensibi belirlenen kalite kontrol noktalarını sürekli gözetim altında tutacak şekilde üretimi tasarlayarak, potansiyel tehlikeleri ortadan kaldırmak suretiyle tüketiciye güvenli gıda sunmayı amaçlamaktadır. Gıdalar üretim, paketleme, taşıma, hazırlama, depolama ve servis esnasında zehirli maddeler, infeksiyoz ve toksijenik mikroorganizmalarla kontaminasyona maruz kalabilir. Bu yüzden geliştirilen KKNTA'dan amaç; gıda koruma programlarını geliştirmek, geriye dönük kalite kontrol sistemlerini oluşturmak ve gıdanın güvenilirliğine olan güveni arttırmaktır. Gıda güvenliğinde sistematik bir yaklaşım olan KKNTA, birbirini izleyen yedi prensipten oluşur. 1. Tehlikelerin tanımlanması, risk ve şiddetlerinin değerlendirilmesi 2. Kritik kontrol noktalarının tanımlanması 3. Kontrolü sağlamak için kriterlerin ve önleyici tedbirlerin açıkça ortaya konması 331

4. Kritik kontrol noktalarının izlenmesi 5. İzleme sonucu kriterlerden bir sapma gözlendiğinde düzeltici uygulamaların devreye sokulması 6. Kayıtların tutulması 7. Sistemin planlandığı şekilde fonksiyon gördüğünün doğrulanması 1. Tehlikelerin Tanımlanması, Risk ve Şiddetlerinin Değerlendirilmesi : Gıdaların yetiştirilmesi, hasat edilmesi, işlenmesi, fabrikasyona tabi tutulması, dağıtımı, pazarlanması, hazırlanması ve/veya gıda üretiminde kullanılan hammaddelere ilişkin olarak varolan tehlikelerin tanımlanması, derecesinin tayini ve risklerinin değerlendirilmesini kapsar. Gıdalar için tehlike, gıda kaynaklı hastalığa neden olan bir ajan veya mikrobiyal metabolizma ürününün kabul edilemez seviyede olması demektir. Kabul edilemez seviyeyi, sadece bir Salmonella veya Şigella bakterisi veya B. Cereus veya C. Perfiringens için gr. veya ml.'de 100.000 adet mikroorganizma oluşturur. Tehlike, zamanla gıdanın bozulmasına da neden olan kontaminasyonla meydana gelebilmektedir. Tehlikeler, istenmeyen mikroorganizmaların hayatta kalmalarıyla; ısıtılmalarına ve belli koşullarda korunmalarına rağmen bu gıdalarda varlıklarını ısrarla sürdüren toksinlerden kaynaklanmaktadır. Bu durum üç koşulda oluşabilir: Gıdanın, (a) Oda sıcaklığında veya dışarıdaki ılık havada birkaç saat bekletilmesiyle; (b) Fırın ve benzeri aletlerde yeterli sıcaklık derecesine ulaşılamaması; (c) Soğuk gıda depolarında fazla miktarda mal depo edilmesi veya yeterli oranda koruma sağlayacak soğumanın sağlanamaması. Gıdalara tarımsal işlemler, gıdaların işlenmesi, hazırlanması ve depolanması sırasında yanlışlıkla çeşitli kimyasal maddelerin de katılması tehlikelidir. Gıdalara fonksiyonel ya da aşçılığa ait gereksinmelerden dolayı katılan veya kazayla bulaşan kimyasal maddeler, yiyeceğin asitleşmesine neden olarak kaplardan, borulardan veya bunların toksik boya maddelerinden bazı kimyasalları bünyesine katarak tehlike oluştururlar. Tehlike analizi, besin üretimi, dağıtımı, hammaddenin kullanımı ve besinin üretimini ilgilendiren değerlendirme prosedürlerinden oluşur. Bunlar: (1) Potansiyel olarak tehlikeli olan hammaddelerin ve gıdaların tanımlanması, içermiş olabilecekleri zehirli metabolitler, patojen veya gıdaların bozulmasına neden olan önemli miktardaki mikroorganizmalar ve/veya bu mikrobik gelişmeye imkan veren durumlar; (2) Potansiyel kontaminasyon kaynaklarını veya kontaminasyonun oluştuğu spesifik noktaları belirlemek; (3) Gıdaların üretim, işleme, dağıtım, depolama ve tüketim için hazırlanması sırasında mikroorganizmaların yaşama ve çoğalma ihtimalini saptamak; ve (4) Tanımlanan tehlikelerin şiddetini ve riskini tayin etmek . 2. Kritik Kontrol Noktalarının Tanımlanması : Kritik kontrol noktası, tehlikeyi elimine etmek, azaltmak veya önlemek için bir veya daha fazla faktör üzerine kontrol uygulanabilen bir aşamadır (Kuramsal bilginin, yapılan müdahale ile somut olarak izlendiği yer, belirlenen prosedürün

332

izlendiği aşama). Besin hijyeninin sağlanabilmesi için lokalize edilmiş noktada alınan önlem ve/veya yürütülen işlemler. Bazı gıda işlemlerinde, pastörizasyonda olduğu gibi tek bir operasyonun (ısı uygulamasının) kontrolü bir veya daha fazla mikroorganizmadan kaynaklanan tehlikeyi tamamen önlemeye yarayabilir. Tehlikenin tamamen elimine edilemediği ama minimale indirildiği Kritik Kontrol Noktaları (KKN) da vardır. Bu iki tip Kritik Kontrol Noktalarında önemlidir ve kontrol edilmelidir. Koruyucu sağlık hizmetlerindeki birincil koruma çerçevesinde yapılan, etkenin ortadan kaldırılması ya da tamamen ortadan kaldırılamadığı durumlarda sağlıklı bireylerin dışında kontrol edilmesidir. Kritik kontrol noktası, bir operasyonda tehlikeyi tamamen ortadan kaldırmak ya da en aza indirmek için kontrolün uygulanacağı bir noktadır. Her tehlike spesifik kontrol önlemleri almayı gerektirmez. Bazen tek Kritik Kontrol Noktasında alınan kontrol önlemleri işlem zincirinde daha önceki basamaklarda alınan kontrol önlemlerine olan ihtiyacı önemli derecede azaltabilir. Eğer tehlike tamamen elimine edilemiyorsa veya belirlenen Kritik Kontrol Noktaları izlenemiyorsa (monitörize edilemiyorsa), operasyondan önce ve sonra etkin olarak kontrol edilebilen diğer Kritik Kontrol Noktalarına özel dikkat harcanmalıdır. Kritik Kontrol Noktası Seçiminde Şunlar Gözönünde Bulundurulur: (a) Olası tehlikeler, gıdaların kabul edilemeyecek derecedeki kontaminasyonu ile ilgili durumların şiddeti, riskinin tahmini, mikroorganizmaların sağkalım veya üreme durumların tahmini, (b) Hazırlama ve işleme sırasında uygulanan operasyonlar, (c) Daha sonra ürünün kullanım aşaması. 3. Kontrolü Sağlamak için Kriterlerin ve Önleyici Tedbirlerin Açıkça Ortaya Konması: Bir defa Kritik Kontrol Noktaları tespit edildikten sonra uygulanabilir kontrol önlemleri yürürlüğe konmalıdır. Bu önlemler uygulanabilir, objektif bir şekilde ölçülebilir, ekonomik ve gıda güvenliğini sağlayıcı nitelikte olmalıdır. Her Kritik Kontrol Noktası için gıdanın güvenliğini sağlayıcı kriterler belirlenmelidir. Her kriter açık ve net olarak belirlenmeli, ayrıca uygulanabilir makul sınırlar içerisinde olmalıdır. Kriterler; fiziksel ( sıcak, soğuk, basınç gibi ), kimyasal (tuz konsantrasyonu veya asetik asit gibi), biyolojik ve duyusal türdeki özelliklerle beraber uygulanan işlemin geçtiği süre yani zaman ile sınırlıdır. Tehlikenin Kritik Kontrol Noktalarında kontrol edildiğini tespit etmek için uygun yöntem seçimi de önemlidir. Monitörize edilen faktörler içinde şunlar da vardır: sıcakta işlenen gıdalar için zaman ve sıcaklık derecesi, bazı gıdaların su aktivitesi, fermente gıdaların pH'sı, konserveler için soğutucu klor seviyesi, kuru gıdalar için depo yerinin rutubet derecesi, soğutulmuş gıdaların dağıtım esnasındaki sıcaklığı, bölmeler halinde soğutulmuş ürünlerin derinliği, tüketime sunulmuş gıdalar için üzerinde tüketiciyi bilgilendirecek uyarı ve açıklamalar. Seçilmiş tüm kriterler, dokümente edilmiş olmalı ya da karışıklığa neden olmayacak netlikte, kabul edilebilir uygunlukta tanımlanmalıdır. Kontrol kriterlerinin seçimi, yüksek kontrol 333

Bu dokümanlar. 5. 4. Alınacak özel tedbirler. kalite kontrol personeli. tehlikeleri. kriterlerin uygun olup olmadığını. Kritik Kontrol Noktalarının İzlenmesi: Monitorizasyon. kritik kontrol noktalarıyla ilgili ayrıntıları. işlem öncesinde veya sonrasında kontrol dışı olabilecek durumların kısa sürede düzeltilmesini mümkün kılacak uygulamalardan oluşmalıdır. Bunlar. Monitorizasyon prosedürleri. kritik limitleri. KKNTA sisteminin değerlendirilmesi gibi ayrıntıları içeren dokümanlar olmalıdır. ürünün tanımı ve akım şeması gibi tehlike analizi ile ilgili verileri. Monitorizasyon. Bu tip dokümanlar. tehlikenin derecesine ve riskine bakılarak seçilmelidir. son basamaktaki işlemin düzeltilmesi. tehlikeyi önlemede önemli olan faktörleri kayıt etmeyi içerir. pH'nın azaltılması.güvenliği sağlanması yanında. monitorizasyon yöntemlerinin uygulamaları değerlendirmede etkin olup olmadığını anlamak için KKNTA planının gözden geçirilmesini içerir. fiziksel değerlerin ölçümü. yeniden işleme. 7. duyusal değerlendirme. Beş temel monitorizasyon tipi kullanılmaktadır. su aktivitesin azaltılması. Kayıtların Tutulması: KKNTA ile ilgili tüm dokümanlar hazırlanmalıdır. bazı katkı maddelerinin konsantrasyonlarının arttırılması. kayıtların nasıl tutulacağını. Sistemin Planlandığı Şekilde Fonksiyon Gördüğünün Doğrulanması: Doğrulama. ekonomik ve uygulanabilir oluşuna bağlı olmalıdır. KKNTA uygulamasında görev alan personelin görevlerini ve sorumluluklarını. ürünün hayvan yemi olarak kullanılmasının sağlanması veya ürünün imhası. İzlem Sonucu Kriterlerden Bir Sapma Gözlendiğinde Düzeltici Uygulamaların Devreye Sokulması: Eğer monitorizasyon. Kayıtlar incelenir ve izlemenin etkinliğini değerlendirmek için ek testler yapılır. monitörize edilmekte olan işleme göre seçilmelidir. her bir aşamada elde edilen verilerin zamanında ayrıntılı bir şekilde kaydedilmesi ile elde edilebilmektedir. Bu tedbirler şunlar olabilir: Yeniden ısı ile muameleye tabi tutma. kimyasal analiz ve mikrobiyolojik tetkiklerdir. ürünün kullanımından beklenen amaca ulaşıp ulaşılmadığının kontrolüne. ürün satılmadan ve dağıtılmadan önce belirlenmiş standartlardan sapmayı zamanında gösterecek tedbirleri alacak biçimde uygulanmalıdır. yararlılığına. bütün tehlike noktalarının incelenip incelenmediğini. kalitesiz hammaddenin alınmaması. gözetleme. sıcaklığın arttırılması. tüm Kritik Kontrol Noktalarının belirlenip belirlenmediğini. işlemin kontrol dışına çıktığını gösteriyor ya da belirlenen kriterler sağlanamıyorsa acilen düzeltici tedbirler devreye sokulmalıdır. Doğrulama çalışmaları. 6. Verilecek kararlar. 334 . sistematik gözlemi. herhangi bir sorun durumunda alınabilecek önlemleri. yapılan ölçümleri. sağlık personeli veya denetimden sorumlu personel tarafından yapılabilir. kontrol ve izleme sistemlerini.

(1992). Battaglia R. Gün H. Vol. 11. Tıp Fakültesi Halk Sağlığı A. (1992). Bryan FL. In Modern Food Microbiology. 50: 332-335. 12. p. Chapman and Hall. Hamzaoğlu O. p. K. S.Katsuyama AM. . Inf. Cereal F W. Maximizing value from HACCP : Managing food safety for the business. Microorganisms in Foods. (1998).: M.. Hospital food hygiene : The Application of hazard analysis critical control points to conventional hospital catering. 335 . Ed. Bildiri Özet Kitabı. (1991) Microbiological safety of foods. HACCP and Food Safety in Canada. Adams CE.KAYNAKLAR 1. : Chapman And Hall. Food Protect.: 90-95.Y. Riseborough P. In : Food Science.6. New York. J. (1992). Corlett DA. . (1991). 17. Humber J. Halk Sağlığı Günleri. Ed. Oxford. Physical hazards and controls.p. 6. DA Corlett. In: HACCP Principles and Applications. Hotchkiss JH. : 6. p. HACCP and Quality Systems.Prince G. London. Bauman H.: 532-558. J. Bernard. Ed. (1997). 16.D.D. procedures and processes that lead to outbreaks of foodborne diseases. D. Risks of practices. Beslenme Sorunları ve Yasal Durum. Food Australia. Verification of the HACCP program. (1992). Chapter 18. FAO Fish Tech Pap Vol : 334. In : 3rd World Congress Foodborne Infections and Intoxications..Potter NN. D. p. (1990).H. 51: 663-673 5. Corlett. Food Technol. V. Berlin. 15.Jay JM. 36 (1) : 3340. In : HACCP Principles and Applications. 4. Dean.Ü. Food safety. Parr E. Vol : 4. (1995). Chapman and Hall. In: HACCP Principles and Applications.Richards J. (1990). p. (1994).D. Washington.A. Stevenson. risk and hazards. Huss HH.1-6. Wallace C. II.A. N. (1997).D. 4nd. HACCP: Concept. Pierson. 26: 69-74 3.Y. Int. : K.(1988). Food Technol. Chapman and Hall. 13.Moberg LJ.: 50-60. Monitoring a HACCP system. ICMFS (1988). (1993).T. Kritik kontrol noktalarında tehlike analizinin değerlendirilmesi. N. Hosp. 18. Isparta. 2. D. D. : 67-118.. The Food Processors Instıtute.Jouve JL. Blackwell Scientific Publications. : 97-104. 8. 5:156-158. Jr. E. Assurance of seafood quality. In : HACCP : Establishing Hazard Analysis Critical Control Point Programs. : 880-883. Corlett.. Pierson. development and application. Chapman and Hall.p.. Ed : MD Pierson. (1994) HACCP a Practical Approach. New York NY : Chapman and Hall.C. (1993). Application of the hazard analysis critical control point (HACCP) system to ensure microbiological safety and Quality. 5: 172-178 7. Control points and critical control points. New York. 8-9-10 Eylül 1997. Hasde M. 24: 173-282.Mortimore S. Food Res. Chapman and Hall. Quality management in food trade with a view towards 1993 in Europe. : M. Fifth Ed. 10. Ed. 9. Establishing critical limits for critical control points. 14.

Food Technol.19. Chapman and Hall. 23. Pierson. Stevenson.25.1-4. Washington. Implementing HACCP in the food industry. In: HACCP Principles and Applications. p. 336 . p. (1991).:1. D. (1990).1-1.Sperber WH. Stevenson. Ed. Bernard. p.E. D.:4. Bernard.Stevenson KE.Stevenson KE. Moberg L.Synder OP. Microbiological quality assurance in food service operations. 22. The modern HACCP system .Scott VN. D. . Ed. D.D.6: 116-120. Ed. Food Technol. In: HACCP : ).Introduction to hazard analysis critical control point systems. 24. Monitoring critical control point critical limits. Establishing critical limits for critical control point programs.: K.C. N.E.T. (1995).Y. Garret ES. New York.: M. D. Biological hazards and controls.Roos MH. In : HACCP Establishing Hazard Analysis Critical Control Point Programs.: K. Corlett. Washington. (1986). (1992). 20.: The Food Processors Institute. Food Technol.5.: The Food Processors Institute. 21. (1995). 7: 122-130.C. 5: 179-180.A.T.:62-71.

Malaria. yükseklik hastalığı. Operasyonlarda ve sahra şartlarında karşılaşılabilecek olan sağlık riskleri aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir. 1. Boğmaca. HIV/AIDS. Tifo. Vektör Kaynaklı Tehditlere Karşı Alınacak Önlemler Kaynak azaltılmalıdır. Tüberküloz. doğal düşmanlar (kedi) ile ortadan kaldırma yöntemi ile barınaklar fareden arındırılmalı. Vektör yaşama ve üreme yerlerinin ortadan kaldırılmalı.5. Birlik her ay ilaçlanmalı. Tetanoz. geçiş genellikle insandan insanadır. Hanta virüs enfeksiyonu. Kolera. Histoplazmoz. Bu amaçla. Amebiyazis. Kolera. organizma direncinin düşmesiyle kolay hastalık yapmaları. Polio. kişisel hijyenin artışı ile en aza indirilebilirler. Sarı Humma. Gübreliklerin ortadan kaldırılmalı. Sıtma. Menenjit. Hava Yolu ile Bulaşan Hastalıkların en önemli özellikleri. Giardiazis. Bu hastalıklara karşı en önemli önlemler. Su teması ile bulaşan hastalıklar arasında Leptospiroz. Uyuz. Turist diyaresi (%30-80). Sınıflandırma Vektörlerle Bulaşan hastalıklar. Hepatit A. Leishmania. zehirler. Lyme hastalığı. Hepatit A. FİZİKİ ŞARTLAR VE SAĞLIK ASKERİ OPERASYONLARDA HİJYEN Dünya Sağlık Örgütüne göre aşağıda sıralanan hastalıklar seyahat ve arazi şartlarında yapılan faaliyetlerle yakından ilişkilidir. Ensefalit. 3. Kemirici kontrolü için. Chagas hastalığı. sıcak. delikler tıkanmalı. Su ve Besinlerle Bulaşan Hastalıklar. İnsan atıklarının uygun şekilde yok edilmeli. 337 . Tick born. Afrika uyku hastalığı. Schistosomiasis de sayılabilir. Sıtma Tedavi edilmezse öldürücü olabilen bir hastalıktır. 4. Tifo vb. Criptosporodium. 2. yastıklar açık havada güneşlenmeye bırakılmalı 7.coli. Kızamık. kimyasal ilaçlama için uzman yardımı alınmalı 6. Flariazis. solunum yolu enfeksiyonları. Cinsel İlişki Yoluyla Bulaşan Hastalıklar: Bulaşmaları deri ve mukoza yoluyladır. kalabalık ve sıkışık yaşam tarzını sevmeleridir. Difteri. Lyme vb. bilinmeyen sularda yüzülmemesidir. yorgan. üreme alanları ve gıda ortadan kaldırılmalıdır. toplumda en sık görülen hastalıkları oluşturmaları. Tüm yatak. Çöplerin uygun biçimde saklanmalı. kış aylarında daha sık görülmeleri. kapan. Hepatit B. Salmonelloz. Hepatitis B. Kuduz riski olan hayvanlar tarafından ısırılma. kaza ve yaralanmalar. bu tür hastalıklar ile savaşta filyasyon çok önemlidir. su içinde durmamaya çalışılması. Enterotoxic E. yoksulluk ve yoksunluk gelişmelerinde önemli etkendir. İnfluenza. E. 5. Kamfilobakter enfeksiyonları. soğuk. Gonore. Yüzde 75 oranında enfeksiyonlar önemli risk oluşturmaktadır. maruz kalan yerlerin kuru bir havlu ile sert bir şekilde kurulanması.coli diyaresi. Kişisel temasla bulaşan hastalıklar. Legionellosis.

3. bütün sıcak su tanklarındaki suyun ısısı 70°C’ye kadar çıkarılmalı ve en az 24 saat süre ile bu düzeyde korunması sağlanmalı. eski ve uzun boru bağlantısı kullanarak su temini yoluyla enfekte suyun içindeki etkenin solunum yolu ile alınması sonucu olur. Varsa. bu şekilde musluktan akan suyun sıcaklığı en az 60°C olmalıdır. Air-conditioning sisteminin kullanımının hemen durdurulması sağlanmalıdır. Etken. Sarı humma aşısı DSÖ tarafından endeminin olduğu bölgelere gidenlere önerilmektedir. bu sıcaklık musluk ve duş başlıklarında yerleşmiş legionellaların öldürülebilmesi için ancak yeterli bir sıcaklıktır. klimalar. Bunun yanında yurtdışına gidecek personel. En az 24 saat süre ile musluklardan akan sıcak suyun ısısının 60°C’nin üstünde tutulması sağlanmalıdır. İlaçlama 3. Çünkü. Sinek teli ve cibinlik kullanımı. kas ağrısı. öksürük. 338 . Sıtma kemoproflaksi ilaçlarına bir hafta öncesi ile 1 ay sonrasına kadar devam edilmesi Lejyoner Hastalığı Hastalarda ateş. rekreasyon amacıyla kullanılan sular. öncelikli olarak Difteri. göğüs ağrısı. Boğmaca. Kızamık.Korunma Kişisel Koruyucu Önlemler 1. 2. Uzun kollu giysiler giyilmesi. Sineklerin yaşayabileceği ortamların yok edilmesi 2. 4. Aşılama Aşılama ihtiyacı. ancak bu düzeyin en az 24 saat süre ile korunması sağlanmalıdır. Legionella pneumophila’dır. karın ağrısı. duş başlıklarında oluşan kireç katmanlarının kireç çözücü ajanlarla rejenere edilmesi sağlanmalıdır. gidilen ülkenin özelliklerine uygun olarak aşılanmalıdır. bütün sıcak su muslukları ve duş başlıklarından en az 30 dakika süre ile suyun akıtılması sağlanmalı. Tetanoz. NATO ülke askerleri için önerilen aşı takvimi Tablo I’de verilmiştir. musluk ağzı filtreleri iptal edilmeli. baş ağrısı. Sıtmadan koruyucu ilaçların alınması Çevresel Önlemler 1. Acilen sistemdeki ölü boşluklar ile tıkanıklıkların saptanması ve bunların iptal edilmesi sağlanmalıdır. Çocuk felci gibi çocukluk çağı aşılarının tam olarak yapılmasıdır. Bulaşma. Vaka tespit edildiğinde. Sinek kovucu rapellentlerin kullanımı. Alternatif olarak sıcak ve soğuk su sisteminin tümünde serbest rezidüel klor miktarı en az 3 ppm olacak şekilde hiperklorinasyon yapılabilir. ishal ve hızlı ilerleyen değişik bulgular ölüme kadar gidebilir.

NATO ülke askerleri için önerilen aşı takvimi Personel Zaman Temel uygulama takvimi** Tek doz Adenovirus 4. kenelerin daha rahat görülebileceği açık renk elbiseler giymeli.Tablo I. çalılık ve yüksek otlu alanlardan uzak durmalıdırlar. kilim. Direkt otlar üzerine oturmamalı. böcek sokmalarına karşı alınması gereken kişisel önlemlerle sağlanır. Böcek kaçırıcı ilaçlar (DEET) yararlı olabilmektedir. Ayrıca evcil hayvanlardan da uzak kalınmalıdır.7 *** Yeni katılanlar 10 yılda bir Difteri İki doz Hepatit A * Her yıl Influenza Tek doz Kızamık Tek doz Menenjit* Tek doz Kabakulak * Tek doz Poliovirus Tek doz Kızamıkçık 10 yılda bir Tetanos İki yılda bir Varisella * Tek doz Sarı Humma* Difteri 10 yılda bir Göreve devam edenler Influenza Her yıl Tetanos 10 yılda bir 6 dozluk seri Şarbon Acil kuvvetler ve riskli İki doz Kolera *** bölgede operasyon İki doz Hepatit A yürütenler Üç doz Hepatit B * Üç doz Japon ensefaliti Tek doz Menenjit Üç doz Veba *** Tek doz Poliovirus Üç doz Kuduz * Tek doz Tifo Tek doz Sarı Humma Hib Tek doz Kişisel veya mesleki özel Hepatit B Üç doz risk taşıyanlar Lyme hastalığı Üç doz Pnömokok Tek doz enfeksiyonu Tek doz Meningokok Üç doz enfeksiyonu İki doz Kuduz Varisella Tikborn Ensefalit ve Lyme Hastalığı Korunma. 339 . İnsanlar. battaniye gibi örtüler üzerine oturulmalıdır. Kırsal alanlarda yapılan geziler sonrasında tüm vücut kene varlığı yönünden kontrol edilmelidir.

3. CDC’nin Ülke Dışında Yapılacak Faaliyetler için Önerileri 1. 1. 8. 3. eski EKG ve akciğer radyogramlarını bulundurmaları sağlanmalıdır. 11. yanlarında devamlı kullandıkları ilaçları. Böcek ve sinek sokmalarına karşı hazırlık yapılmalı 4. ülkelere özgü farklı sağlık koşulları. Ayak mantarından korunmak için temiz ve kuru ayakkabı /terlik giyilmesi. Yerel sağlık bilgisi ve su-besinleriyle ilgili bilgi istenmeli. Trafik kazalarından korunma.Kişilerin özellikle uzun süreli operasyonlarda uzun kollu tişört/gömlek ve pantolon giymesi. 19. aşılama gereksinimleri. 6. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için her zaman kondom kullanılması 10. 6. 2. Personelin yolculukta. sağlık hizmeti kapasiteleri. Hekimle görüşülmeli (aşı bilgileri ile birlikte). hız yapmamak ve emniyet kemeri kullanmak başta olmak üzere trafik kurallarına uymak ile mümkün olabilir. 340 . Bir ay öncesinde mutlaka doktor ve diş tabibi muayenesi yapılmalıdır. 9. Sinek ve böcek sokmalarına karşı kişisel önlemlerin alınması. 4.Güneşten korunmak için gözlük ve şapka kullanılması.Açıkta satılan yiyeceklerin satın alınmaması. 5.DEET (diethylmethyltoluamide) içeren böcek kovucular kullanılması.Pastorize edildiğinden emin olunmayan süt ürünlerinin tüketilmemesi 13. 14. Bulaşıcı hastalık bilgisi yanısıra. ülkelerin sağlık durum raporları. 2. ülkelere özel endemik hastalıklar hakkında bilgi sahibi olunmalıdır.Buzlu içeceklerin içilmemesi 12. 7. hastalıkları ile ilgili özet tıbbi bilgileri. 16. Sağlık sigortası ülke dışına gitmek üzere onaylatılmalı.İnsanlar üzerinde tespit edilen keneler hemen ince uçlu bir pens yardımı ile çıkartılmalıdır. kola vb.Varsa devamlı kullanılan ilaçlar ve reçete kişilerin yanında bulunmasıdır. Seyahat sonucu alınabilecek önlemlere yönelik Dünya Sağlık Örgütünün önerileri. Sadece şişelenmiş veya kaynatılmış su içilmesi. köpek gibi hayvanlara dokunulmaması 15. 3. Gözlük veya lens kullanıyorlarsa fazladan bir çift daha alınmalıdır. Ellerin su ve sabunla yıkanması. ülkelerin iklimi. Çıkartma işlemi yapılırken pens ile kenenin mümkün olduğunca ağız tabanından yakalanması sağlanmalıdır. Seyahat süresi ve planlanan aktivitenin türüne göre seyahat acentasından gidilecek ülke ile ilgili bilgi alınmalı. Musluk sularından kaçınılması.Başkasının kullandığı enjektörün kullanılmaması.Kedi. Pişmiş veya soyulabilen meyve-sebze yenilmesi. Operasyon öncesi öneriler 1. Bira. 2. içeceklere buz konulmaması. 5. Sıtma riski olan bölgeye gidilecekse koruyucu ilaç alınması. 18.Şişelenmiş içme suyu yoksa klor tablet ile suyun dezenfekte edilmesi. 17.

antikoagülan) sağlanmalıdır. Çadır alanı kuru. Sıklıkla gerekecek malzemeler temin edilmelidir. kabızlık için orta derecede etkili oral ve supozituvar laksatifler ve ayaklar için pudra dekonjestan ve tuzlu su damlasıdır. tuvaletlerle içme suyu arası 30m. Erkeklerde sıklıkla yılan ısırmaları gözlenirken. sinek kovucular ve güneşlikler almalıdırlar. eğimli bir arazide olmalı. En sık görülen hastalıklar su ile bulaşan hastalıklardır. Bitki.). taşıt tutması için dimenhidrinat gibi ilaçlar. difteri. numuneler alınarak tahlil edilmesi sağlanmalı. termometre. Yeterli ventilasyon olmalıdır. Alan yeterli genişlikte olmalıdır. gürültü ölçümleri de gerçekleştirilmelidir. Atopik bünyeliler antihistaminik.4. Yerleşim bölgesinde olabilecek risklerden biri de yılan ve akrep sokmalarıdır. Tuvaletler her 15 kişiye bir tuvalet olacak şekilde yeterli sayıda düzenlenmelidir.000 ölüm. vektör. flaster. Risk değerlendirme ve tüm sürveyans önerilerinin sağlık ekinde yer alması sağlanmalı. Gerekli ilaçlar (digital. Bir lavabo 5-6 kişi için. sıcaklık ve nem. (istihbarat. dozajı çok açık şekilde yazılmalıdır. harekatın genel risk değerlendirmesi ile birlikte ele alınmalı ve gerekli ise bilgiler diğer unsurlar ile paylaşılmalıdır. aspirin. gazlı bez. İlaçlar değişik isimlerde ve potenslerde satıldığından tarifleri. 1 banyo ise 15 kişi için olacak şekilde tasarlanmalıdır.5km uzaklıkta olmalı. Yemek binası çöp alanı arası en az 45m mesafe olmalıdır. bölgede radyasyon. sıtma kemoproflaksisi gibi) önlemler alınmalıdır. su temizleme tabletleri. Türkiye’de Viperinae türü (engerek) yılanlar en tehlikeli gruptur. jenerik / kimyasal isimleri. antiseptik veya bakterisidal sabun solüsyonu.) yanında mevcut ise bölgeye ait tehditlere karşı (Japon ensefaliti. hepatit vs. tuvaletlerle uzaklığı en az 15m. Alanın kabul edilebilir yalıtımı olmalıdır. 5. Tedavi lokal ve genel olmak üzere ikiye ayrılır. nemli ve sıcak iklimlere gidenler tuz tabletleri. atık vs. çadır çevresi çukur kazılmalı. Aşılama ve Kemoproflaksi Temel Aşılama Programı (tetanoz. levazım vs. Mayıs-Ekim ayları ve gündüz 14-18 saatleri arası en çok görülmektedir. Her yatak için yaklaşık olarak 4m² alan olmalıdır. görme koruma eğitimi ve ekipmanları) temin edilmelidir. toprak ve havadan numune toplanmalıdır. tuvaletlerle yemek binaları arası 90m. elastik bandaj. 341 . Sıvı sabun kullanılan yıkama alanları (lavabo) ve banyo alanları vardır. Operasyon esnasında alınacak önlemler Konaklama yerleri seçilirken sağlığa uygun alanlar seçilmelidir. insülin. çadırlar arası 7m olmalı. çadır alanı şehirden en az 1. Çalışma alanlarına özel koruyucu önlemler (işitme. 40. yemek binası içme suyu arası 30m olmalıdır. Bunlar. Faaliyet öncesi bilinen tüm sağlık tehditlerine yönelik risk değerlendirmesini tamamlayarak harekât planı ve emirlerine uyumlu olması sağlanmalıdır. Yılan ve diğer zehirli böceklerin ısırması insidansı yaklaşık 5 milyon. antiasit. Yerleşilecek bölgede gerekli ön hazırlıklar yapılarak randomize bir şekilde su.

eller. Sıcak çarpmalarında alınacak önlemler Deri ve gözler uzun süre güneş ışığından korunmalı. ısıtmak için büyük ekstremiteler hareket ettirilmeli. elbiseler sağlam olmalı. Soğuktan korunmada. Diğer alınması gereken önlemler. Islanan elbiseler değiştirilmelidir. Bizmut subsalisilatın günde 4 kez 2 tablet şeklinde kullanmak risk altındakilerin %65’inde turist diyaresi görülmesini azaltmaktadır. klorun giardia kistlerine etkisi yoktur). uygun numarada ve kuru bot temin edilmeli. Vücut sıcak tutulmalı. enerji almak için tüm yiyecekler tüketilmeli. Korunma İyi pişmiş yiyecekler yenmesi. Operasyondan dönüşte yapılması gerekenler Bazı hastalıkların endemik olduğu bölgelere giden ve uzun süre oralarda kalanlar asemptomatik olsalar bile kontrol amacıyla doktor tarafından değerlendirilmelidir. vücut ve ayaklar temiz tutulmalı. klor tabletleri veya iyot filtreleri ile suların dezenfekte edilmesi (filtreler bakteri ve parazitleri uzaklaştırabilir ancak virüsler üzerine etkisi yoktur. Bunun nedeni ise sağlıklı olmayan su ve besinlerdir (dışkı ile bulaşma). serolojik testler ve gaitanın parazit ve yumurtası açısından incelenmesi yapılmalıdır. Soğuk ıslak zeminde durmamalı. su ve diğer alkolsüz içecekler bol bol alınmalıdır. soyulmamış meyvelerden ve buz küplerinden uzak durulması. uygun giysi verilmelidir. pastörize edildiği ve buzdolabında saklandığı biliniyorsa kullanılabilir. 342 . sebze salatalarından. mayonezli salatalar ve az pişmiş deniz ürünlerinden (besin zehirlenmesi) uzak durulmalıdır. personelin susamasa bile su alımı teşvik edilmeli. eğer hijyenik olarak hazırlandığı. parmaklar ve baş korunmalıdır. Ultraviyoleden koruyan gözlük kullanılmalı. hareket edilmeli.Diyare Virüsler. güneşe çıkmadan yarım saat önceden 15 ve üzeri faktörlü güneş koruyucu ve güneş kremi kullanılmalıdır. tüberkülin deri testi. Süt çocukları ve çocuklarda oral rehidratasyon solüsyonları kullanılabilir. Bulantı ve kusma ile başlayan bu hastalıklar öldürücü boyutlara kadar gidebilir. alkol ve sigara kullanılmamalıdır. Mandıra ürünlerinden uzak durulmalıdır. Korunmada en önemli konu su ve besinlerin güvenli olmasıdır. Krema. sigara kullanılmamalı. Kontrol sırasında fizik incelemenin yanı sıra tam kan sayımı. biyokimyasal inceleme. suyun en az 3 dakika kaynatılarak mikroorganizmalardan arındırılması. ağız ve burun güneşten korunmalı. bakteriler veya parazitler tarafından oluşabilir. Elbise ve vücuda sıvı temasından kaçınılmalıdır. Birçok hasta için sıvı ve elektrolitlerin yerine konması kendi kendini sınırlayan turist diyaresi için yeterlidir. Turist diyaresi için aşı yoktur. iyot. sık el yıkanması ve profilaktik Pepto-Bismal (Bizmut subsalisilat) ve profilaktik antibiyotik kullanımıdır. Tedavi Turist diyaresinde en önemli faktör kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin yerine konmasıdır.

Seyahatten dönenlere ayrıntılı sorgulama yapılmalıdır. titreme. karın ağrısı ve kilo kaybı gibi semptomlar görülebilir. antibiyotikler veya antidiyareik tedavi aldınız mı? Ne kadar ve ne sıklıkta? 7. Antimalaryal ilaçlar. Nehirde yüzdünüz mü? 11. ishal. Hangi ülke / ülkelere gittiniz? 2. üşüme. terleme. kusma. yorgunluk. Ne zaman gittiniz? 3. Sivrisinekler veya diğer böceklerce ısırıldınız mı? Isırıldıysanız gündüz mü. 343 .Seyahatten haftalar hatta yıllar sonra bile ateş. yoksa kırsal alanları da ziyaret ettiniz mi? 4. Sadece büyük şehirlere ve turistik yerlere mi gittiniz. Seyahat sırasında herhangi bir seksüel temasta bulundunuz mu? olmalıdır. Böcek ilacı veya cibinlik kullandınız mı? 8. bulantı. Kirli su veya yiyeceklere karşı ne gibi önlemler aldınız? 10. Sorulacak sorular: 1. gece kaldınız mı? 5. gece mi? 9. Kırsal alanlarda yemek yediniz mi. İmmünize edilmiş miydiniz? Neye karşı? 6.

Genelkurmay Basımevi. 2009. Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Hizmetleri Direktifi. Türk Silahlı Kuvvetleri Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Yönergesi. 4. Ankara.KAYNAKLAR 1. 344 . Genelkurmay Basımevi. International travel and health. 2006. 6-1. p. K. 3. 2001. 7-1. Sahra Hijyeni ve Sağlığı Koruma. Ankara. (4-1)-(4-15). 2005. 2. Basımevi ve Basılı Evrak Depo Müdürlüğü. Ankara. p.K. WHO. p.

cilt veya kas-iskelet hasarının tekrarlayıcı veya travmatik natürlü bir dış etken sonucu oluşur. Askeri eğitimde veya spor antrenmanlarında en sık görülen yaralanma tipi kasiskelet sisteminin zorlanma yaralanmalarıdır. Spor Yaralanmaları Spor Yaralanması. atardamar sisteminde kan basıncı azalarak kalp hastalığı risklerini azaltır. stres azalır. Bu yaralanmaların çoğunluğunu alt ekstremite kas-iskelet yaralanmaları oluşturur. verimli bir şekilde kilo kaybı olur. kendine güven artar. kapasitesi artmış akciğerleri ve verimli çalışan bir kalpleri vardır. fazla enerji azalır. şiddetli travmaya bağlı gelişen doku hasarı Tolere edilemeyen tekrarlayıcı yüklenmeler sonucu oluşan kemik hasarı Hastalıklar Tendinitis Stres kırığı PF sendrom Burkulma Kırık Kanama Çıkma Askeri eğitim Maraton Koşucularda en çok kas ve tendon zorlanmaları. Yaralanma. anatomik faktörler ile ayakkabı ve zemindir. vücudun tamamının ya da bir bölgesinin normalden fazla bir kuvvetle karşılaşması sonucunda. kas ve kemik yapıları sağlamdır. menisküs lezyonları görülür. cilt sağlıklıdır. antrenman sırasındaki ani değişiklikler. sakinleştirir ve gerilimin azalmasına neden olur. Tablo II. yeni çevre edinilmesini sağlar. kemik yapısı kuvvetlenir. uykusuzluk problemini azaltır. eklem ve bağ yaralanmaları. sıkıntı ve depresyonu azaltır. rahat ve kesintisiz uyku uyunur. Yaralanma sıklığı Tablo II’de verilmiştir. Yaralanma sıklığı Tipi Nedeni Zorlanma Tekrarlayıcı-biriktirici mikro travma sonucu (%75) doku hasarı Travmatik (%15) Stress kırığı (%10) Ani. endişe ve kuruntular azalır. tüm organları gerektiği gibi çalışır. vücudu çalıştırma amacına yönelik her türlü hareketlere spor denir. Bunların nedeni yanlış antrenman. dokuların dayanıklılık sınırının aşılmasıyla ortaya çıkan durumları kapsar. zihinsel performans ve düşünme yeteneği gelişir. zeka gelişir. ağır antrenman. 345 . Sporun Faydaları Spor ve Egzersiz ile Vücut Spor ve egzersiz yapanların vücudu orantılıdır ve sağlıklıdır. yorgunluğa direnci artırır.SPOR HİJYENİ Kişinin sağlık durumunu geliştiren ve gelişmiş sağlık durumunu devam ettiren. bakış açısı pozitifleşir. kendine saygı artar. hastalıklara karşı dirençlidirler. Yumuşak Doku Yaralanmaları Bütün spor yaralanmaların %30-50’si yumuşak dokunun aşırı kullanımından kaynaklanmaktadır.

Önceki sıcak çarpma hikâyesi. düz tabanlık. kan verme (kırmızı kürelerin azalması).Ağır sporcularda ve asker popülasyonunda görülen en yaygın spor yaralanmaları piyade ve ağır sporcularda zorlanma veya stres sendromu (%23. Risk Faktörlerinin Azaltılması için Yapılması Gerekenler 1. Genç erişkinlerde ani ölüm nedenleri arasında. Özellikle ağır efor. egzersiz ve ağır iş sonucu organizmanın 15 kat fazla ısı üretmesi.9). rash). meyve suyu. çok fazla su içilmesi olabilir. Genç bayanlar genç erkeklere göre sıcak yaralanmasına daha fazla maruz kalmaktadır. Yiyecek tüketilmesi (bitki. alkol (alkol dehidrate eder) da risk oluşturmaktadır. Patella Femoral Sendrom (%9. vücut kütle indeksi (BMI).4). ilaç (antihistaminik. cilt hasarının bulunması (cilt yanığı. Risk 30°C’de başlar. aşırı motive edilme. enfekte myokardit. sıcak ve nemli hava. kreatin. vb. bayan olmak. diüretik. Yaralanmayı kolaylaştıran etkenler. diyare. En yüksek risk faktörü sıcaklıktır. çok az su içmek. sigara. tecrübe. düşük kondisyonlu. lateral femoral epikondil ve iliotibial bant arasındaki sürekli sürtünmeden kaynaklanan bir durumdur. dekonjestan. teşhis edilmemiş doğumsal kalp anomalileri (koroner hastalıklar). Sıcak Yaralanmaları Sıcak yaralanmaları hem askeri eğitimlerde hem de spor antrenmanlarında hayatı tehdit eden önemli faktördür. ayak bileği burkulmaları (%6.0). aşırı kilolu.6). olumsuz çevre koşulları. Yeterli elektrolit tüketilmesi 346 . tansiyon ilacı. kas zorlamaları (%8. psikyatrik ilaç) kullanımı olanlar da risk altındadır. çok az elektrolit (tuz veya mineral) alınması. kondisyon seviyesi.8). Uyum sağlamamış veya yeni hastaneye yatmış olanlar. hipertrofik kardiomiyopati.7). Serin yerlerde/zamanlarda egzersiz yapılması (koşmadan önce mutlaka su içilmesi) 2. stres kırığıdır (%3. Risk Faktörleri Orak Hücreli Anemisi olanlarda 40 kez daha fazladır. (%10. Periostitis (%3. Temel olarak bir bursittir. grip. Sıcak çarpmalarında organlar hasar görür ve bu hasar sürekli kalır. şiddetli iletim bozuklukları. yüksek seviyeli yarışma ve duygusal stres fazla ise risk artabilir.9). hastalıklı (nezle. Özel Deniz Birliğinde stres kırıkları (%13.4). en çok sıcak vurması Nisan ve Eylül ayları arasındadır. Ani Ölüm Riskleri Ani ve şiddetli bir egzersiz sırasında ani ölüm riskinde artış oranı 5-50 kat arasındadır. Sık aralıklarla soğuk su içilmesi 3. elektrolit içeren sıvılar) 4. İliotibial band sendromu (İTB). vb). Bunların nedenleri. en iyi çözüm ise gerekli önlemlerin alınmasıdır.1) dir. Aşil tendinitis (%6.). hastalık veya sakatlık geçirme hikâyesi. beta bloker. tuzlu bisküvi. beyin damar anevrizması vardır.3). ek besin gıdaları (efedrin. zorlanma sonucu diz yaralanması (%5.

Fiziksel değerlendirme Esneklik Prensipleri 1. Güneş koruyucu losyonlar kullanılması (SPF 50. Egzersiz sırasında uygun elbise giymeme Spor Yaralanmalarına Karşı Alınacak Önlemler 1. Psikolojik değerlendirme 3. Uygun elbise giyilmesi 7. 10. Önceki yaralanmaların gözlemlenmesi. Beslenmenin değerlendirilmesi 4. Formda kalma 8. Kas ağrılarını minimize eder 3.Uygun malzeme kullanılması. Yeterli sıvı tüketme 2. terlemeyi sağlayan. Eklem hareket açıklığını geliştirir 4. Tıbbi değerlendirme 2. 11. Kas/tendon yaralanmalarını azaltır 2. Güneş körlüğü 7. 1. Eksersiz öncesi değerlendirme yapılmalıdır. Erken dönem fonksiyonu sağlar 347 . Güneş yanığı 8. Esneme öncesi ısınma 2. Chilblains 4. Motivasyon 6. İyi kondisyon 4. Frostbite-donma 3. vitaminli) Soğuk Yaralanması ve Tipleri 1. Dehidratasyon 6. Yeterli dinlenme. Yaralanmaları önleme 7. 9. Hipotermi 2.Isınma ve aktif soğuma yapılması.5. Immersion/Trench Foot 5. hareketsiz kalmama 5. Orta şiddette ve süreli esnetme Yararları 1. Limitlerin aşılmaması. Egzersiz öncesi ve sonrası germe hareketleri 3. Yavaş ve kibarca esnetme 4. Soğutucu cihazların kullanılması (banyo. Asla ağrı oluşturmama 5. Kas gerilimini azaltır 5. fan) 6. Yeterli beslenme 3.

Basınç koşu branşlarında – vücut ağırlığının 2-5 katı. eldiven vb). Uygun olmayan ayakkabılar yürümeyi güçleştirmekte ve oluşabilecek problemleri arttırmaktadır. Yolun yarısında 30 dakikalık büyük mola verilir. Dişleri korumak için mutlaka diş koruyucu kullanılmalıdır. yürüyüşe tedaviden sonra katılmalıdırlar. Koruyucu olarak ayak bileklerine bileklik ve dizlere dizlik giyilmesi sakatlanma riskini en aza indirir. 348 . Bu şekilde otomatik yürümeye personel zamanla alışır. Yürüyüşlere sabahın erken saatlerinde ve sıcak basmadan başlanılmalıdır. Yürüyüşe başlamadan önce personele. Gece karanlığında yürümek personelin ruhsal durumunu olumsuz etkiler. spora engel olmaksızın yaralanmalara karşı korumalıdır. uzun süreli – seyrek olarak yapılan molalarla yapılan yürüyüşlere göre daha az yorgunluk verir ve daha verimlidir. Mola yerleri gölge olmalı ve personel teçhizatını çıkartıp uzanabilmelidir. peynir ve tereyağından oluşan hafif bir kahvaltı verilmeli. sıcak şekerli çay. daha sonra 50 dakika yürüyüş ve 10 dakika mola şeklinde devam edilir. Yürüyüş sırasında kullanılacak ayakkabılar ayağa uygun olmalı ve derideki kırışıklıklar ayakkabı boyanarak yumuşatılmalıdır. Yürüyüşe başlarken gidilmesi planlanan yerin varış saatleri iyi hesaplanmalı ve yürüyüş mümkün olduğu kadar gündüz yapılmalıdır. fazla miktarda besin alımından ve personeli aç bırakmaktan kaçınılmalıdır. Bu malzemeler önlemenin yanında spora erken dönmeye izin verir. Kısa süreli ve sık olarak verilen molalarla süren yürüyüşler. Çalışmalar uygun ayakkabının şoku 2/3 azalttığını göstermiştir. ekmek. Koruyucu malzeme. Yürüyüş sırasında önce ayağın topuk kısmı.Malzeme Seçimi Ayakkabı 480 kilometreyi aşan ayakkabının şok emme yeteneği %50 azalmaktadır. Yürüyüş mümkün olduğu kadar otomatik olarak yapılmalıdır. Futbol ve voleybol gibi ayak bileklerinin çok zorlandığı spor branşlarında mutlaka ayakkabı bağcıkları tam bağlanmış olmalıdır. sıyrık. sonra da tabanı yere temas etmeli. tırnak batması gibi sağlık problemleri olan kişiler tedavi edilmeli. zamanla 20km’ye çıkılmalı ve maksimum 25km/gün yürünmelidir.5km yol almalıdır. zıplama branşlarında vücut ağırlığının 4-7 katı olabilmektedir. TSK’da adım uzunluğu 75cm. Yürüyüş ve Yorgunluk Proflaksisi Askere doğru yürümesi ve hatalı basmaması öğretilmelidir. dakikadaki adım sayısı da 110 olarak standardize edilmiştir. Hatalı basmak ayağın şeklini bozar ve yorgunluğun hızlı gelişmesine neden olur. Personel ilk olarak 45 dakika yürütülür ve 15 dakika mola verilir. Buna küçük mola denir. Olası bir kazada sakatlanmayı en aza indirmek için mutlaka spora uygun emniyet malzemeleri giyilmelidir (kask. Başlangıçta yürüyüşlere 15km/gün olarak ve yüksüz başlanmalı. Bu değerlere göre bir saatte bir askeri birlik yaya olarak yaklaşık 4. nasır. ayak yerden kaldırılırken de topuk en son yeri terk etmelidir. Yürüyüş öncesinde personelin ayakları muayene edilmeli. psikolojik yararları vardır.

uzun süren yürüyüşlerde her 4 günden sonra 1 gün dinlenilmelidir. kendisine gelen kandan daha fazla oksijen alma yeteneğine sahiptir.Çatışma sırasında asker bütün enerjisini yürüyüş sırasında tüketmemeli ve aşırı yorgun düşmemelidir. Çalışmaya uygun giyecek giymek 6. temizlemeli ve boyamalıdır. Personel ayakkabısını çıkartmalı. Vücut temizliğine dikkat etmek 5. Düzenli uyumak 4. Yürüyüşten önce ayak pudralanmalıdır. Yürüyüşe temiz.Tuz ve su kaybına engel olmak 349 . Ayaklar soğuk su ile yıkanıp iyice kurulanmalı ve havalandırılmalıdır. Molaların toplamı yürüyüşlerin toplamının yaklaşık %25’i olacak şekilde düzenlenmeli. Yeterli miktarda su verilmeli. Ambulans birliğin arkasından gelmelidir. Masaj 10. Dengeli ve düzenli beslenmek 7. yürüyüşün personel üzerindeki etkilerini gözlemleyebilecek şekilde yürüyüşü takip etmelidir. Maneviyat yüksekliği 8. Ayakta oluşabilecek pişikler ve yaralanmalar gerektiği şekilde tedavi edilmelidir. yemek yolun 2/3‘ü alındıktan sonra yenmelidir. 2. Küçük molalar sırasında olanak varsa personele sıcak – şekerli çay veya kahve verilmelidir. Yorgunluk Proflaksisi 1. hareketleri daha yüksek maharetle ve daha az enerji sarfederek yapabilmeyi sağlıyan antreman en önemli proflaksiyi teşkil eder Antrene kimselerin kasları. Antreman süresince vücut ağırlığının sabit kalabilmesi egzersizlerin program içinde uygulanması ile mümkün olur. İşi severek yapmak 9. Aralıklı dinlenmek 3. kuru ve söküksüz çoraplar giyilerek çıkılmalıdır. Birlik tabibi. Antrenman: Yapılan işin teknolojisini iyi bilmeyi. Yürüyüş sırasında burundan nefes alınmaya alışılmalıdır.

çev: Doç. In: Mellion MB.1. Koşucularda görülen sakatlıklar. strains. 2010. S. Ugeskr Laeger. 1999: 225-230. Arkadaş Tıp Kitapları. 3. 2007: 4. Aydın T. Krejci V. Koch P.Spors Medicine Secrets. Philadelphia: Hanley&Belfus. Treatment of patellofemoral arthritis with patello-femoral arthroplasties. 2.Dr. 5. 350 . Kut Sarpyener. Sporcularda Kas Yaralanmaları ve Tendon Hastalıkları. 1981. Barın E. C:16.KAYNAKLAR 1. Jorgensen PS. Yıldız Y. Ed. 169: 2201-4. 1984. Akgün N. Konradsen LA. Mati WB. 2. Larimore WL. trigger points and soft tissue injuries. 6. 4. Spor Hekimliği Dergisi. GATA Spor Hekimliği Ders Notları ve İnternet kaynağı. Ergen E. Torholm C. Sprains.

teknik ve hizmetlerin takımyıldızı olarak tanımlanır. bilgi. bölüm ÜREME SAĞLIĞI ve ÜREME HAKLARI olarak ele alınmış özetle şu tanımlamalar yapılmıştır. Birleşmiş milletlerin çeşitli organlarının öncülük ettiği 1994 yılında Kahire’de yapılan Uluslararası Nüfus ve kalkınma konferansında açık bir biçimde tanımlanmış. A. Üreme sağlığı. infertilitenin önlenmesi ve uygun tedavisi.6. Bu nedenle üreme sağlığı. cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve diğer üreme sağlığı durumları. Söz konusu üreme sağlığı tanımlarından üreme sağlığı hizmeti. nasıl olması gerektiğine karar verme özgürlüğüne sahip olmaları da demektir. İnsanların. üremenin fiziksel. Yalnızca üreme sistemi. katılımcı ülkelerin çokluğu nedeniylede daha sık olarak kullanılmaya başlanmış olan bir kavramdır. doğum öncesi bakım hizmetleri ve eğitimi. bunu yapabilmek için bilgi ve yollara sahip olma ve en yüksek cinsel ve üreme sağlığına erişebilme haklarının tanınmasına dayanır Birinci basamakta üreme sağlığı hizmetleri: aile planlaması danışmanlık. hayat ve kişisel ilişkilerin geliştirilmesidir Yukarıdaki tanımlardan üreme hakları ulusal kanunlarda. Toplantı sonuç raporuna göre 7. düşüğün önlenmesi düşük sonuçlarının yönetimi. üreme yolu enfeksiyonlarının tedavisi. iletişim ve hizmetleri. Aynı zamanda cinsel sağlığı içerir. ÜREME SAĞLIĞI KAVRAMI 7. Bu haklar çiftlerin ve kişilerin özgür ve sorumlu olarak çocuk sayısına. bebek ve anne sağlığı hizmetleri. tatmin edici ve güvenli bir cinsel yaşama. Üreme Sağlığı Üreme. Bu toplantıda. toplumsal açıdan çocuk sahibi olma ya da neslin sürdürülmesi olarak bilinen hayati kavramadır. kadın sağlığı. aile planlaması vb pek çok başlık altında sunulan hizmetlerin tamamını ifade etmek amacıyla üreme sağlığı kullanımı tercih edilmiştir. aralığına ve zamanlamasına karar vermeleri. tercih ettikleri güvenli. güvenli doğum ve doğum sonrası bakım. uygun olduğu takdirde insan cinsel 351 . ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali içinde olmasıdır. üreme yeteneğine ve bunun ne zaman. Cinsel sağlığın amacı sadece üreme sağlığı konusunda ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda bakım ve danışmanlık değil. uluslar arası insan hakları belgelerinde ve diğer uzlaşılan belgelerde tanımlanmış insan haklarını da içine alır. karşılanabilir (makul bedelle) ve kabul edilebilir aile planlaması yöntemleri yanında kanunen yasak değilse doğurganlık düzenlemesinde tercih ettikleri diğer yollara ulaşma ve bilgilenme hakkı ve kadına güvenli biçimde hamile kalma ve çocuk doğurma imkânı veren ve çiftlere sağlıklı bebek sahibi olmanın en iyi şansını sağlayan uygun sağlık hizmetlerine erişim hakkı üstü kapalı olarak ifade edilmektedir. üreme sağlığı sorunlarını önleyerek ve çözerek üreme sağlığına ve iyi olmaya katkı veren yöntem. özellikle emzirme. Bu tanımda erkek ve kadının. önceden ana çocuk sağlığı. etkili. Bu kavram. eğitim. Üreme sürecinde yaşanabilecek muhtemel sağlık sorunlarının önlenmesi ve çözümlenmesi için yapılması gerekenler ise üreme sağlığı kavramı ile adlandırılmaktadır. işlevleri ve süreçleri ile ilgili hastalık ve sakatlığın olmaması değil.

Ülkemizde toplam doğurganlık hızı 1960’ lı yıllarda 67 civarında iken 2000 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmasına göre 2. Sevki gereken durumlarda aile planlaması hizmetleri. ve aile iyiliği ve kişisel onurlarına saygı. Aile Planlaması Üreme sağlığı hizmetlerinin temel uygulamalarından biridir. ev ve çocuk bakımı işlerinde eşit sorumluluk almasını ve cinsel yolla bulaşan hastalıkların önlenmesinde temel sorumluluğu almasını üstlenmesini sağlayacak bilgilendirici ve danışmanlık programları yürütülmelidir.15 seviyesine gerilemiştir. sayısı. Ancak bunun insani olmadığının anlaşılmasıyla birlikte aile planlaması olarak ele alınması benimsenmiştir. meme ve diğer üreme sitemi kanserleri. Uluslar arası nüfus ve gelişme konferansı aile planlaması ile ilgili şu ilkeleri belirlemişlerdir. 6. İstenmeyen gebelikleri önleme yüksek riskli gebeliklerin. Göçmenlere ve yerinden edilmiş insanlar sağlık hizmetine ulaşmada sorun yaşabilir ve üreme sağlığı ve hakları bakımından özel tehditler yaşabilirler. Genital mutilasyon gibi Zararlı uygulamaların azaltılmasına yönelik aktif girişimler üreme sağlığı bakım programları dahil birinci basamağın tamamlayıcısı olmalıdır. B. Aile planlaması tavsiye. hizmetlerin teşkilatlanması ve değerlendirmesi aşamalarında kadınlarda sürece içerisinde yer almalıdırlar. Üreme sağlığı programları adolesanlar dahil kadınların ihtiyaçlarına hizmet edecek biçimde tasarlanmalıdır ve tasarımın liderlik. gebelik. Geçmiş dönemlerde nüfus kontrolü yada nüfus planlaması şeklinde uygulanmaya başlamıştır. yönetim. bilgi. üreme yolu enfeksiyonları. çocuklarının. uygulama. Tüm dünyada kadınlar daha az çocuk doğurmaya başlamıştır. Erkeklerin eğitilmesini ve aile planlaması. İstenmeyen gebelikleri önlemek için kullanılan gebeliği önleyici yöntemler 1960 yıllardan 1990lı yıllara kadar 5 kat daha fazla kullanılmaya başlanmıştır. karar verme. danışma ve hizmetlerini geliştirmek 5. Aile planlaması uygulamalarında erkeklerin katılım ve paylaşımını artırmak. Hizmetler hususan kadın ve adolesanların kişisel ihtiyaçlarına duyarlı sıklıkla aciz durumlarını göz önüne almalıdır ve cinsel şiddete maruz kalanlara özel ihtimama gösterilmelidir. doğum ve düşük. Emzirmenin yaygınlaştırılması . cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından üst basmaklar bulunmalıdır. 4. doğum aralığı zamanını tayin etme çerçevesinde çiftlere ve kişilere üreme hedeflerini gerçekleştirmede yardımcı olmadır. planlama. iletişim. 3. eğitim.yaşamı. Üreme sağlığı hizmetlerinin önemli bir kısmını oluşturan aile planlaması sadece nüfusun kontrol edilmesi olarak anlaşılmamalı ve uygulanmamalıdır. 2. kabul edilebilir ve ulaşılabilir nitelikli aile planlaması hizmetleri sunmaktır. Optimum sağlık. infertilite. 1. hastalıkların ve erken ölümlerin azaltılması. sorumluluk. Mahremiyeti korumak kaydıyla ihtiyaç duyan ve isteyen herkese karşılanabilir.. 352 . üreme sağlığı ve sorumlu ebeveynlik konularında eğitim ve danışmanlık içermelidir.

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (Komplikasyonları ve Sekelleri) Pelvik Enflamatuvar Hastalık (PID) 1. genital siğil. Tüm hastalıklar birlikte değerlendirildiğine dünyada 1 günde 1 milyon kişinin CYBH ye yakalandığı tahmin edilmektedir. Perinatal enfeksiyonlar 4. trikomonaz. HIV ve hepatit B 4. Sterilite (erkek ve kadın) 3. Birincil korunma (a) Güvenli seks ve riskten kaçınma konusunda sağlık eğitimi ve promosyonu (b) HIV ile diğer CYBH işbirliği konusunda bilgi verme (c) Kondom promosyonu 2. Klamidya (92 milyon) 4. ve parazit vardır 3. Bel Soğukluğu (Gonore) (62 milyon) 3. etkili ve kabul edilebilir bakım (c) Eğitim ve danışma (d) Vaka bulma ve tarama yoluyla asemptomatik enfeksiyonların erken tanı ve tedavisi 3. En sık gonore. Ölüm CYBH’den Korunma 1. virüs. AIDS 7. şankroid. Ektopik gebelik 2. Durum HIV salgının çıkmasıyla belirgin şekilde daha da kötüleşmiştir. Frengi (Sifiliz) (12 milyon) 2. 2. 1. Esas olarak kişiden kişiye cinsel temasla bulaşan enfeksiyonlardır. Ölüdoğum –gebeliğin istenmeyen sonuçları 5. Tüm dünyada 1999 verilerine göre 340 milyon tedavi edilebilir CYBH görüldüğü tahmin edilmektedir. 353 . (b) Diğer yol ise karşılıklı sadakat. İkincil korunma amaç hastalık süresini kısaltarak prevalansı azaltmak (a) Erken tedaviye teşvik (b) Ulaşılabilir. 1. HIV. kan ürünleri ve doku transferi ile geçebilir CYB hastalıkların bazıları tedavi edilebilirken bazıları tedavi edilememektedir. 30 dan fazla bakteri. genital herpes. Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH) ve Korunma Tüm dünyada cinsel yolla bulaşan hastalıkların insidansı yüksektir ve artmaktadır. sfiliz. Bu hastalıklar. Birincil korunma (a) En kesin çözüm cinsel perhiz. klamidya. sfiliz gibi bazıları anneden çocuğa. Trikomonaz (174 milyon) Tedavi edilemeyen hastalıkların başında AIDS gelmektedir. Genito-anal kanserler 6.C.

int/hiv/pub/sti/who_hiv_aids_2001.(c) Kondom %100 güvenli değildir. doğru kullanılırsa riski azaltmaktadır. (d) ABD’deki AIDS hastalarının 2/3’ü bu hastalığı cinsel ilişki sırasında kapmıştır. Kondom kullanımı bunu azaltabilirdi KAYNAKLAR 1. Dünya sağlık Örgütü http://www.who.02.pdf 354 . REPORT OF THE INTERNATIONAL CONFERENCE ON POPULATION AND DEVELOPMENT* (Cairo. 5-13 September 1994) 2.

4. 2. Ateşli silah kazaları 10. 5. Düşme 3. Sık görülmeleri. hayatın ilk yıllarından itibaren hemen her dönemde bireyin sağlığını olumsuz etkiler (2). Sık ölüme yol açmaları. Gelişmekte olan ülkelerde yüzbinde 20. nerede.sıradadır. Alkol kullanımı 7. Trafik kazaları dünyada ilk 10 ölüm nedeni arasındadır. Yaş 3. Bireyin eğitimi 4.Laboratuvar kazaları 11. nasıl meydana geleceği bilinmeyen. Trafik kazalarından ölümlerin ölüm nedenleri sıralamasındaki yeri 1998 rakamları incelendiğinde. Sık yaralanmaya yol açmaları. ne zaman. 1. Yangın 5. yaralanmalara. beklenmedik bir anda ortaya çıkan. can ve mal kayıplarına neden olan olaylardır. Birey ve toplum için yüksek maliyete yol açmaları nedeniyle. Yaşanılan bölge ve çevredeki olumsuzluklar 9. Trafik kazası 4. Sosyoekonomik düzey 5. Boğulma 7. iş kazaları 9.Çocuk-kadın-yaşlı istismarı Kazaların Epidemiyolojik Özellikleri Kazalar-yaralanmalar. kaç kişinin ve nasıl yaralanacakları belli olmayan olaylardır (1). Doğal afetler 8. Kişisel özellikler 6. Kalabalık 355 .5 ile 10.sırada. Cinsiyet 2. Gelişmiş ülkelerde yüzbinde 16. 2. Ev kazaları 2.4 ile 10. 1. İş gücü kaybına yol açmaları. KAZALAR ve ÖNLENMESİ Tanım: Kaza. Yanma 6. önemli bir halk sağlığı sorunudur. Kaza/Yaralanma Türleri 1. Makine kazaları. 3. Kazalarda Bazı Risk Faktörleri: 1.7. Kazalar. önceden planlanmamış. Uyuşturucu ve uyarıcı ilaç kullanımı 8.

araca. Her bir evrede olayın meydana gelişini etkileyen insana. (d) Tehlikeli davranışlara özendirici reklâmlar.Gürültü 11. yanlış tasarım 12.10. Olay Öncesi Evrede Etkili Etmenler a. Çevresel Etmenler (a) Gerekli kanunların olmayışı (b) Mevcut kanunların uygulanmasında yetersizlik. Çevreye Ait Etmenler (1) Bariyer ve trafik işaretleri (2) Trafik işaretlerinin tasarım ve yerleşimi (3) Yolun tasarımı. (c) Güvensiz çevre koşulları. Kazanın Evreleri ve Etkili Etmenler Kazalar. çevreye ait etmenler bulunmaktadır. olay öncesi. 1. İnsana Ait Etmenler (1) Alkol ve ilaca bağlı dikkat azalımı (2) Ehliyetsiz araç kullanımı (3) Trafik kurallarına uymama (4) Emniyet kemeri kullanmama b.Oyun alanlarının yetersizliği Kazaları Hazırlayan Etmenler 1.Araç trafiğinin yoğunluğu 13.Yanlış yapılaşma. bakım durumu (4) Köprünün tasarımı 356 . Araca Ait Etmenler (1) Frenlerin durumu (2) Araç sinyal ve uyarı lambaları (3) Taşıtın ulaşabildiği veya ulaştığı hız (4) Lastiklerin durumu (5) Araçta arıza bulunma durumu c. Kişisel Etmenler (a) Riskin bilincinde olmama (b) Deneyimsizlik (c) Bulma ve keşfetme merakı (d) Risk alma davranışı (e) Psikolojik sorunlar (f) Stres (g) Yorgunluk (h) Uyuşturucu kullanımı (i) Uyarıcı ilaç kullanımı (j) Kişisel koruyucu kullanmama 2. olay evresi ve olay sonrası olmak üzere üç evrede incelenmektedir.

Üçüncül Korunma 1. Olay Evresinde Etkili Etmenler a. 357 . (c) Tabancalara kilit sistemi yerleştirmek bu konuya örnek olarak verilebilir. Çevreye Ait Etmenler (1) İşaret ve bariyerler (2) Yolda kaçma bölgesinin bulunması 3. Olay Sonrası Evrede Etkili Etmenler a. Çevreye Ait Etmenler (1) Telefon kulübesi bulunması (2) Acil ambulans mevcudiyeti (3) Acil tıbbi yardım bilgi ve beceri düzeyi yüksek personelin bulunması KAZALARDA KORUNMA DÜZEYLERİ Birincil Korunma Yaralanma olmadan korunma anlamı taşımaktadır. Araca Ait Etmenler (1) Darbeye direnç durumu (2) Kapının kolay açılması c. yaralanma meydana gelmesini engellemek ya da ciddiyet derecesini azaltmak amaçlanır. İkincil Korunma 1. Ortaya çıkan etkeni ortadan kaldırmak. (b) Yüzme havuzlarını tel bir örgü ile kapatmak. 1. 2. sosyal ve tıbbi rehabilitasyona yönelik yapılan çalışmaları içerir. konuşma terapistleri. Örnek: (a) Otomobil kazalarını önlemek için trafik kurallarını geliştirmek ve uygulamak. (b) Emniyet kemeri takmak. İnsana Ait Etmenler (1) Koruyucu araç kullanmama (2) Alkol/ilaç/uyuşturucu kullanma b. Etkenin ortaya çıkmasını engellemek.2. Yaralanma açısından potansiyel bir maruziyet meydana geldiğinde. Fizyoterapistler. 2. Örnek: (a) Kask takmak. sosyal çalışmacılar bu alanda hizmet verir. Yaralanma meydana geldikten sonra zararlı etkilerini en aza indirme çabalarını ifade eder. Araca Ait Etmenler (1) Yangın söndürme sistemi bulunması c. Tedavi. 3. İnsana Ait Etmenler (1) İlkyardım bilgi ve beceri düzeyi b. 2. bu konuya örnek olarak verilebilir.

Etkeni yok etmek. 9. Kazalarda genelde uygulanabilir değildir. Örnek: (a) Trafik kurallarına uyma. Etkenin özel dağılımını ya da oranını değiştirmek. Kombine koruyucu önlem almak. (b) Kişilerin kazaya maruz kalmasının ve yaralanmasının önlenmesi. 2. Örnek: (a) Trafik yasasının bulunması. Tehlikeli maddelerin yapısını değiştirmek. Kaynağı kontrol altına almaya çalışmak. “Hatalı araç üretmemeye çalışmak” yapılabilir. (b) Evde temizlik vs. Etkeni konakçıdan ayıran bariyer yöntemler kullanmak. 1. (b) Taşıtlarda çelik desteklerin bulunması. 8. Örneğin. 3. 10. Pasif Korunma Yaklaşımı: (a) Çevreye ve etkene yönelik müdahalelerle. otomobillerin üretiminin engellenmesi. (d) Arabada hava yastığının bulunması. Etkeni konakçıdan ayırmak. YARALANMALARIN KONTROLÜNDE KULLANILAN 10 TEMEL ÖLÇÜT (HADDON. 4. için kullanılan maddelerdeki zehirli kimyasalların sayısını azaltmak. 6. Aktif Korunma Yaklaşımı: Kişilerin. 1962): 1. Konakçıda önlem almak. 2. Etkeni yok etmek. 5. Kişilerin bir kararı ve girişimi söz konusudur. (c) Yaralanma sonucunun en aza indirilmesini amaçlar. (c) Taşıtlarda emniyet kemerinin bulunması. 358 . 7. Örnek: (a) Tabanca taşıma ve satışına sınırlama getirmek. (c) Kask kullanma. (b) Emniyet kemeri kullanma. Toplumu ve sağlık personelini eğitmek. bir olayda yaralanmaya yönelik koruma önlemlerinin yapılması kararı ve uygulamasıdır. Etkenin miktarını azaltmak. Kuramsal olarak en temel halk sağlığı yaklaşımıdır. (e) Çevre koşullarının kazanın oluşumunu ve yayaların kazaya maruz kalmasını önleyici şekilde tasarlanması. Etkenin miktarını azaltmak.YARALANMALARDA KORUNMA YAKLAŞIMLARI 1. 2.

Etkeni konakçıdan ayıran bariyer yöntemler kullanmak. (c) Trafiğin hızlı ve kalabalık olduğu yerlerde yayaların trafiğe girmesini engelleyecek parmaklıkların. 5. 7. Kaynağı kontrol altına almaya çalışmak. pratik ve etkili koruma yöntemidir. (b) Mermileri ayrı bir yerde korumak. giysilerin tutuşmayan cinsten kumaşlarla yapılması. (b) Yol yapımı çalışmalarının yürütülmesi. (a) Tabancanın emniyetini kapalı tutmak. 9. (b) Zehirli kimyasal maddelere karşı alınabilecek önlemler. Birden fazla önlem türünü birden uygulamak. Konakçıda önlem almak. (a) Çocukları ilaçların zararlı etkilerinden korumak için güvenlik bandının yapıştırılması. 8. (a) Toplum eğitimi: Örnek: (a) Alkollü olarak araba kullanmanın meydana getirdiği tehlikeler. (c) İlaçları çocukların ulaşamayacakları yerlere koymak. Tehlikeli maddelerin yapısını değiştirmek. (b) Arabalarda hava yastığı bulunması. Etkenin özel dağılımını ya da oranını değiştirmek. birçok yaralanmanın önlenmesini sağlarlar. Genellikle en ucuz. bilinçlendirilmesi. (a) Bazı meslek gruplarında. (a) Yolda meydana gelecek kazaları azaltacak. 359 . üst-alt geçitlerin yapılması. Kombine koruyucu önlem almak. 10. (a) İşyerinde gaz maskesi kullanılması. (b) Bireyi kazaya maruz kalmaktan koruyacaktır. Trafikte alternatif taşıma yolu kullanmak. Örnek: (a) Halkın eğitimi. 6. Etkenin ortaya çıkmasını önlemeye çalışmak. Etkeni konakçıdan ayırmak. Etkeni kişilerden ayıran bariyerler.3. Toplumu ve sağlık personelini eğitmek. (b) Sağlık dışı toplum kesimlerinin eğitimi. (a) Sağlık personelinin eğitimi. (b) İlaç kutularına çocukların açmasını engelleyecek mekanizma konması 4.

Türkiye’de Kaza ve Yaralanma Sürveyansı. (Editörler: Bertan M. 15(3). Açıkel CH. Sayfa 462-72 İkinci Baskı 1997 360 . Güneş Kitapevi. ancak ihmal edilen bir konudur. 2. (8-17) 2005. Sürveyans çalışmalarıyla birlikte yürütülmelidir. yaralanmaları kontrol etmede kullanılacak stratejilerin ne olması ve nasıl olması gerektiği konusunu açığa çıkarmak için önemlidir. Özcebe H. Bütçe oluşturulurken değerlendirme süreci için de pay ayrılmalıdır. Güler Ç) Halk Sağlığı Temel Bilgiler Kitabı. KAYNAKLAR 1. Değerlendirme. Bertan M. Çakır B: Halk Sağlığı Yönünden Kazalar. Sağlık ve Toplum.YARALANMALARIN DEĞERLENDİRİLMESİ Yaralanmaların kontrolünde çok önemlidir.

banyo ve tuvaletler günlük olarak gerektiğinde daha sık temizlenmelidir. Kamaralar. birey ve toplum olarak insan sağlığının korunması ve geliştirilmesi. iklim şartlarına bağlı olarak ısıyı yeterli düzeyde tutabilmeli. gürültü ve diğer kısımlarından gelen sızıntılara karşı yalıtım sağlayacak şekilde inşa edilmelidir. Gemi Hijyeni ve Uçuş Hijyeni konuları genel olarak iş sağlığı kapsamında ele alınan ve insanın yaşadığı. deniz koruması. Sıcak ülkelere seyahat eden gemilerde hem mekanik havalandırma hem de elektrikli vantilatörler olmalıdır. Hijyen Hijyen. kapılar kendiliğinden kapanabilmelidir. Gemi Hijyeni Barınma Hijyeni Gemiler inşa projesi aşamasında. Kamararalar ve yemekhanelerin havalandırma sistemi havayı istenilen koşullarda muhafaza edecek ve her türlü hava ve iklim koşullarında yeterli hava akımını sağlayacak özellikleri taşımalıdır. mutfak ve ısı yayan diğer alanlara uzak olmalı ve buhar ve sıcak su borularının ısı etkilerine karşı koruma sağlanmalıdır. yapılışı. tanzimi. soğuk. çalıştığı. Kamara ve yemekhane gibi mürettebatın kullandığı tüm mekanlar doğal ışıkla tam olarak aydınlatılmalı ve yeterli bir suni aydınlatma sağlanmalıdır. Ancak bu mekanlardan kolayca geçilmelidir. GEMİ ve UÇUŞ HİJYENİ 9. Mürettebatın barınma yerlerinin konumu. gerekli hijyen tedbirlerinin kolaylıkla alınabilmesi için sağlık makamları ile koordine edilmelidir. Yatakhanelerde net alan kişi başına 3 m2 üzerinde olmalı. kamaralardan ve ıslak zeminlerden ayrı mekanlarda olmalıdır. yemekhane. seyahat ettiği ortamdaki çevreye yönelik hijyen faaliyetlerini içerir.8. giriş-çıkış yolları. vinç ve benzeri kaldıraçların egzoz boruları mürettebatın barındıkları yerlerden ve teknik olarak mümkünse. gerekli ısı miktarı tabip tarafından izlenmelidir. Oturma mekanlarındaki doğal aydınlatma en azından normal görüşe sahip bir kimsenin 361 . İç bölmeler haşaratı barındırmamalı. kapalı ortam havasını etkilememeli. ana buhar. güvenlik. sıcak. Her 30 kişiye 1 tuvalet kabini ve 1 lavabo Her 20 kişiye 1 pisuvar Her 75 kişiye 1 su sebili Bayan personel varsa 15 kişi için 1 tuvalet ve lavabo bulunmalıdır. Isıtma sistemi. Yangın önleme ve yayılmasını geciktirme konusunda önlemler alınmalıdır. Tuvalet alanları sık sık temizlenmeli kolay temizlenebilir olmalı. Yatakhanelerde personel başına özel kılıfları olan 2 adet temiz örtü ve yastık temin edilmelidir. Tuvaletler. bu yerlere giden geçitlerden geçirilmemelidir. yüksek seviyede uzun süre devamı için sağlıkla ilgili bütün bilgileri bir sentez halinde uygulayan bilimdir. Günlük zemin temizliği yapılmalı. yataklar ve ekipman haftalık olarak değiştirilmelidir. havalandırma.

Yanlış depo dolum uygulamaları 4.90'a 0. Deponun sağlıksız olması 2.52 metre. mobilya olarak her kişi için bir elbise dolabı bulunmalı. tamamen kapalı olmalı ve haşerenin girebileceği delikler bulunmamalıdır.90 metreden daha az olmamalı. Mürettebat kamaralarının tepe yüksekliği.açık havada ve gün ortasında.90 metreden daha az olmamalı. Her kamarada kalabilecek azami kişi sayısı ve kişi başı düşen hava miktarı okunaklı ve silinmeyecek bir şekilde kolayca görülebilecek bir yere asılmalıdır.30 desimetrekare. Yanlış arıtım yapılması DSÖ’ye rapor edilen 1970-2000 arasında bildirilen su kaynaklı 100’ün üzerinde salgınlarda etken olarak Tablo 1’de adı geçen mikroorganizmalar bulunmuştur. DSÖ’ye 1970-2000 arasında rapor edilen su kaynaklı 100’ün üzerinde salgında etken olarak belirlenen mikroorganizmalar 362 . Deponun kolay temizlenme imkanlarının olmaması 5. yeterli havalandırma sağlanabilen bir mekanda giyecek kurutma tesisi bulunmalıdır. Kamaralardan ve yemekhanelerden ayrı. Bütün gemilerde yeterli sayıda yemekhane bulunmalıdır. iç genişliği 19. İÇME SUYU HİJYENİ Gemilerde içme suyunun müşterek olması hastalık ve salgın ihtimalini artırır. kamarada en çok on kişinin kalmasına izin verilmelidir.68 metre olmalıdır. Her mürettebata bir ranza sağlanmalı Bir ranzanın asgari iç boyutları 1. 1. yatakhanelerden uzak. Mikrobiyolojik ve kimyasal kirlenme riski artmaktadır. mutfağa mümkün olduğu ölçüde yakın konuşlandırılmalıdır. Kamaralar kullananlar için makul düzeyde bir konfor sağlayacak ve temizliği kolaylaştıracak tarzda düzenlenmeli. Her kamarada kalabilecek azami kişi sayısı ve kişi başı düşen hava miktarı okunaklı ve silinmeyecek bir şekilde kolayca görülebilecek bir yere asılmalıdır. Tablo 1. kamarada en çok on kişinin kalmasına izin verilmelidir. Yangın söndürme suyu gibi diğer amaçlı sularla karışma 3. 1. sıradan basılı bir gazeteyi dolaşıma açık her bir noktada okunmasına olanak sağlayacak şekilde olmalıdır. Depoya alındıktan sonra arıtım işlem yapılmaması 6. Yemekhaneler. bir raf ve bir asma kilit köprüsü donanımına sahip olmalıdır. İçme Suyu Problemleri: 1. Ranzaların ana iskeleti borulardan yapılmışsa. Bu dolabın yüksekliği 1. Mürettebat kamaralarının tepe yüksekliği.

5. Çözüm nedir? 1. 4. onarım ve bakım için uygun bir deliği olmalı ve bir boşaltma kanalı olmalıdır. Depo tuvaletlerden. Deponun arızalanması. İçme suyu ile diğer sular arasında bağlantı olmamalıdır. Yetersiz denetlemeler ve bu işlerle uğraşan personelin bilgisiz olması. İçme suyu olmayan depolara ikaz yazıları yazılmalıdır. kontamine suyun depolanması. 8. fiziksel. Gemiye her alınan suyun analiz edilmesi. Su arıtımının yetersiz veya hatalı yapılması. Depo su seviyesi de takip edilebilmelidir. kimyasal olarak sağlıklı ve Sağlık Bakanlığınca kontrolleri yapılan ve onaylanan suların tercih edilmesi. Suyun aralıklı olarak dezenfekte edilmesi 4. atık biriktirme alanından uzakta olmalıdır. Depolama ve dağıtım aşamalarında hastalık yapıcı etkenlerden korunmasıdır 5.Su kaynaklı bu salgınların sebepleri şöyle özetlenebilir: 1. İçme suları için ayrı bir taşıma sistemi kullanılmalı ve değişik renk borularla taşınmalı. 2. 3. Düzenli olarak en az iki haftada bir bakteriyolojik analiz yapılmalıdır. 3. 363 . Suların periyodik analizlerin yapılmaması. Özellikler Su depolarının temizleme. Su şebekesinin arızalanması. Her gemide temel su analizleri yapılmalı ve görevli bir personel istihdam edilmelidir 6. 2. Su temininde bakteriyolojik. depolara alınmadan önce pozitif basınç kullanılarak iyi bir filtreleme işleminden geçirilmelidir. Gemilerde içme ve kullanma suyu aynı olmalı 7.

Restaurant and Retail Food Score Facility Types. altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (Türk Ceza Kanunu.) 364 . Yetersiz pişirme 4. 2004). (Diğer detaylar Uçuş Hijyeni bölümü ile benzerdir. 1. Bakiye klor takibi 4. limanlarda bertaraf hizmeti verenlere verilmelidir. cam. Yetersiz personel hijyeni 5. %17’si metal. Bulaşmış ekipman/çapraz kirlenme Gıda güvenliği Kritik noktalarda kontrol analizi yöntemi ile değerlendirilmeli.181). Ayrıca borular çöp biriktirme araçları veya diğer amaçlı kullanılan suların altından geçirilmemelidir. Deniz kirliliğini önlemek amacıyla gemilerden kaynaklanan atıkları çevreye zarar verecek şekilde doğrudan ve/veya dolaylı olarak deniz ortamına bırakmak yasaktır (Gemilerden Atık Alınması ve Atıkların Kontrolü Yönetmeliği. çöpler yiyecek depoları. %7 plastiktir. yemek işlerinde kullanılan su sık sık kontrol edilmeli gemi güvenliği açısından genel kontroller yapılmalıdır. Gıdanın uygun olmayan süre ve sıcaklıkta bekletilmesi 3. temizleme gibi başka amaçlarla kullanılan depolara aktarma yapılacaksa suyun geri gelmesini engelleyecek önlemler alınmalıdır. Gemi temiz tutulmalı. suya veya havaya kasten veren kişi. Bunun muhteviyatı değişebilmekle beraber %41’i yiyecek atıkları. Otomatik klorlama sistemi 5. işleme alanları ve diğer çalışma alanlarından uzakta tutulmalıdır.5).İçme suyu boruları mavi renkte olmalı ve içme suyu dışındaki su kaplarına içilmez ibaresi mutlaka yazılmalıdır. balast suyu ve atık sular uluslar arası veya ulusal yasak alanlara atılmamalı. Güvenilir olmayan kaynaktan gelen gıdalar 2. Önemli hususlar 1. Sıvı atık borularının tıkanmasını ve suyun geri toplanmasını önleyecek şekilde önlemler alınmalıdır. %35’i kağıt. Yangın söndürme. atık veya artıkları toprağa. Buz teminine dikkat’’’ ATIK HİJYENİ Gemilerde ortalama 3 kg/kişi çöp çıkar. İlgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde. GIDA HİJYENİ Gıda Zehirlenmesinin Risk Faktörleri (FDA Report on the occurance of Foodborne Illness Risk Factors in Selected Institutional Food Service. Katı atıklar. Kişisel su hijyen eğitimi 2. Şüphe halinde Hekime müracaat 3.

National Center for Environmental Health Vessel Sanitation Program. CDC. 2009. Zehirler. 2.VEKTÖRLERLE ve KEMİRİCİLERLE MÜCADELE Gemilerin pencerelerinde 1.aspx) 4. KAYNAKLAR 1. Atlanta. Atlanta. 2004. kapılara kendi kendini kapatma düzeneği konmalıdır. Doğal düşmanlar (kedi) 2. Department of Health and Human Services. Naval Medical Command. CDC. Guide to Ship Sanitation. 2005. Manual of Naval Preventive Medicine Chapter 3 Prevention of Heat and Cold Stress Injuries. Üreme alanları ve gıdanın ortadan kaldırılması uygulamaları yapılabilir. 2005.med. WHO. US Public Health Service. Sivrisineklerin üremesine elverişli alan bırakılmamalıdır. Delikleri tıkamak.navy. Yok etme : Kapan. (Erişim adresi: http://www. Vessel Sanitation Program Construction Guideline.mil/directives/Pages/ Publications. klima girişlerine ve diğer üreme alanlarına insektisit uygulanmalıdır. Vessel Sanitation Program Operation Manual. 365 . National Center for Environmental Health. Barınaklarının Kontrolü: Fareden arındırmak. Riskli alanlara. Kemirici kontrolü için 1. 3.6 milimetreden az gözenekleri olan tel kullanılmalı.

Hastalık taşıyıcılar kontrol altında tutulmalıdır. yüksek kalite. lezzetli ve cezbedici şekilde ikram edilen gıdalar sunmak önemlidir. Bu nedenle ticari olarak güvenli. enfekte olmuş (özellikle de insan kaynaklı) atıklarla temas halinde olmamalıdır 3. Soyulmamış meyvelerden kaçınılması. 2.UÇUŞ HİJYENİ Hijyenin temel prensipleri uzun yıllardır değişmemiştir. özellikle de charter uçuşlar ve paket turlar gibi özel sektörlerdeki trafiğin hacim olarak büyümesi ve hızının artması ile bu prensiplerin kesintisiz olarak uygulanması daha da büyük önem kazanmıştır. 2.Örneğin: 1. özellikle sağlık seviyesi düşük ülkeleri ziyaret ederken alınması gereken tedbirler hakkında önceden bilgilendirilmelidir. Havacılıkta hijyen için Dünya Sağlık Örgütü 1960 ve 1977'de ilk iki baskısını yaptığı "Guide Hygiene Sanitation Aviation" adlı yayının 2009'da üçüncü baskısını yayınlamıştır. Çok sayıda hastalık gıdalar yoluyla bulaşmaktadır. Yüksek kişisel hijyen standardının korunması. 7.gıdaların güvenliğini. 6. Uçuş hijyeni kavramı havaalanlarını da kapsayan geniş bir alandır ve temel amaçlar şu üç başlık altında toplayabiliriz: 1. 4. 5. Tüm etlerin ve balıkların iyice pişirilmesi. genel olarak hava taşımacılığı sektöründeki. Köklü ve ünlü bir firma tarafından üretilmemişse dondurmadan kaçınılması. sağlığa yararlığını ve dayanıklılığını sağlamak için gerekli olan tüm tedbirler olarak tanımlanmıştır. bu hastalıkların çoğu Tablo I’de sıralanan başlıklar altında toplanabilir: 366 . Yolcular ve uçuş mürettebatı kısa sürelerde çok uzun mesafeler kat ettikleri için. Kaynağı bilinmiyorsa tüm içme suyunun kaynatılması. Bu Kılavuzun referans koşulları içinde gıda hijyen uygulamasının amacı gıdaların toksik maddeler dahil bulaşkanlar olmadan üretilmesine ve sunulmasına ve böylece tüketiminin hastalığa neden olmamasını sağlamaya bağlıdır. Salata gibi pişirilmeyen tüm sebzelerin yeterli dezenfeksiyonu. bu bulaşkanlar asla bir sağlık tehlikesi oluşturacak miktarlarda olmamalıdır. Kaynağı bilinmeyen kabuklulardan kaçınılması. tüm aşamalarda – büyümesinden. Söz konusu bilgiler gıda ve su kaynaklı hastalıkları önlemenin pratik yollarıyla ilgili tavsiyeleri içermelidir. Fakat. 3. Gıdalar ve su ile ekipmanlar ve kaplar patojenik organizmaları ve toksik maddeleri mümkün olduğunca içermemelidir. üretiminden veya imalatından son tüketimine kadar . en azından. Kişiler. GIDA Gıda hijyeni. Yolcular bir hava yolunu genellikle uçakta ikram edilen yemeklerin kalitesine göre değerlendirmektedir.

Gıda işlerinde çalışan personelin eğitimi 3.welchii) Botulizm (sucuk zehirlenmesi) Bacillus cereus gıda zehirlenmesi Escherichia coli ishali Kolera Kolera olmayan vibrio (NCV) hastalığı Vibrio parahaemolyticus enfeksiyonu Streptokok enfeksiyonu Şigelloz Bruselloz Tüberküloz Antraks Tularemi Difteri Virüslerle İlgili Hastalıklar Hepatit A Protozoa Kolu Mikroorganizmalarla ve Hayvan Parazitiyle İlgili Hastalıklar Amibik dizanteri Taeniasis (tenyaların sebep olduğu) Diphyllobothriasis Trişinoz Oksiyüriazis Askaris Fascioliasis Opisthorchiasis Hidatid hastalığı Kimyasal Zehirlerin Neden Olduğu Hastalıklar Böcek ilaçları ve ağır metaller Radyoaktif Kirliliğin Neden Olduğu Hastalıklar Bitki ve Hayvan Toksinlerinin Neden Olduğu Hastalıklar Zehirli mantar ve denizdeki biyolojik toksinler Yaygın olarak görülen gıda kaynaklı hastalıklara karşı alınacak önlemler 1. Gıdalar yoluyla bulaşan hastalıklar Bakterilerle İlgili Hastalıklar (Enfeksiyonlar ve Zehirlenmeler) Stafilokok zehirlenmesi Salmonelloz Tifo Paratifo Clostridium perfringens (C.Tablo I. Portörlüğün tespiti ve önlenmesi 2. Gıda işlerinde çalışan personelin kişsel hijyenlerini idame ettirebilmeleri için uygun ortam sağlanması 367 .

soğutucu. uygu deterjanlar kullanılarak. dolapları. Mutfağın temizliği yeni gıda malzemeleri gelmeden önce tamamlanmalıdır. (a) Tüketilmeden önce sürekli sıcak tutulmayan pişirilmiş gıdaların– özellikle et. (c) Gıda üretiminde kirli hammadde kullanılmaması (d) Gıda üretiminde kullanılacak malzemenin güvenilir kaynakta ve uygun şekilde denetlendikten sonra alınması (e) Çiğ gıdaların birbiri ile temasının önlenmesi (f) İhtiyaca göre hızlı soğutma ve yeterli ısıtma uygulanmalı (g) Pişirme soğutma ve tüketme arasındaki bekleme süreleri olabildiğince kısa tutulmalı (h) Uygun gıdalar tüketilmeden hemen önce pişirilerek sunulmalı (i) Pişirmede yeterli süreye riayet edilmeli (örneğin botulismus toksinlerini yok etmek için gıdalar 15 dakika kaynatılmalıdır) (j) Gıda üretiminde sağlıklı su kullanılması (k) Gıdaların uygun sıcaklıkta ve koşullarda depolanmasının sağlanması (dondurucu. buhar Haftada bir 368 . tepsi hazırlama. Tablo II. atık konteynırlarını. kuru gıda depoları vs. ızgaraların vb. Gıda hazırlama personelinin bu bölümün ileriki aşamalarında açıklanan hijyen uygulamalarına katı bir şekilde uymaları. içini ve dışını yıkama Kaynatma tanklarının. Yemek Hazırlanan Tesislerin Temizlenmesi Yemek Hazırlanan Tesislerin Temizlenmesi Yemek hazırlama alanları. Haftada bir demir tavaların. ayakları ve alt Her gün (bazı gıda ekipmanları her kısmı dahil masaları ve çalışma vardiyanın sonunda temizlenmelidir) yüzeylerini. Tüm zemini silme ve yıkama: çöpü Günde iki kere atma Tüm gıda ekipmanlarını. (n) Çöplerin uygun şekilde uzaklaştırılması (o) Kanalizasyon sisteminin bulaşa yol açmayacak şekilde tesis edilmesi (p) Kemirgenlerle ve böcekle etkin mücadele edilmesi ve bu süreçte kullanılan kimyasalların bulaşının önlenmesi Yemek hazırlanan tesislerin temizlenmesi ile ilgili olarak Tablo II’de belirtilen sürelere uyulmalıdır.4. mutfaklar. düşük seviye boruları ve tekerlekli servis masalarını yıkama Aspiratörlerin.) (l) Bulaşıkların sağlıklı suyla. kümes hayvanları eti ve deniz ürünleri – hızla soğutulmasını ve sabit bir ısısının altında tutulmasını sağlamak (b) Tüm süt ve süt ürünlerinin pastorize ve sterilize edilmesini sağlamak. vb. evyeleri. uygun ısıda ve mümkünse makine ile yıkanıp kurutulması (m) Yemek artıklarının sunulmamış yemeklerle teması kesinlikle engellenmeli ve varış noktasında uçaktan uzaklaştırılmalıdır. fırınların. ocakların.

Tablo III. yüksek seviyeli tüm alanları. tank borularındaki ve aksesuarlarındaki toksik metallerin çözülmesine neden olacaktır.55 Litre Uçak yolcularına sunulan su içilebilir olmalı ve tüketicinin hoşuna gitmelidir.12 Litre 5-12 saat 4. boruları vb. taşıma sırasında ve uçak içinde sağlanması gerekir. Aşağıdaki örnek fikir verebilir.tencerelerinin vb. uçuşun sonuna kadar yetecek miktarda su taşıyamaz ve bu nedenle birçok farklı ülkedeki kaynaklardan tekrar dolum yapmaktadır. basili ve amipli dizanteri ile diğer bağırsak enfeksiyonlarını içermektedir.5 aralığında olmalıdır: aşırı asitli su. Uçakta taşınan su miktarı içme. Eğer yemeklerini kalkıştan bir kaç saat önce yer catering tesislerinde yerlerse de aynı prensip uygulanmalıdır. Uçakta taşınması gereken su miktarı Uçuş süresi Yolcu başına düşen su miktarı 1-3 saat 1. hedefe vardıklarında karınlarını doyurabilmeleri için harçlık almaktadır. Günümüzde içme suyu ve içecekler için kullanılan suyun tamamı şişelenmiş sudur. Su güvenliğinin havaalanında. yıkama Ayda bir Haftada bir Ayda bir İhtiyaca göre yılda 4-6 defa Mürettebat yemekleri Kabin personeline genellikle özel yemekler tedarik edilmektedir ya da bu personel. Uçuş personeli yemeklerini uçuş sırasında yediğinde pilota. Su Dünyanın birçok yerinde hala görülen ve suyun neden olduğu hastalıklar kolera. Kokusuz. dışını temizleme Duvarları ve kapıları yıkama Pencereleri ve aydınlatma armatürlerini yıkama Tesisin her yeri. Uçak genellikle. gıda hazırlama ve içecek olarak tüketim ile lavabo ve tuvaletlerdeki ihtiyacı karşılayacak miktarda olmalıdır. dışını yıkama Yukarı doğru uzanan kanalların. Kısa bir kuluçka dönemi olan bir hastalığa neden olan bir patojenden bulaşmış gıdayı ikisinin de yeme ve bir sonraki uçuşta hastalığa yenik düşme olasılıklarını azaltmak için bu gerekli bir emniyet tedbiridir. 7. yardımcı pilota getirilen yemekten tamamen farklı bir yemeğin getirilmesi gerekmektedir ve söz konusu gıdaların farklı kaynaklardan elde edilmesi gerekmektedir.0-8. Çoğu hava yolu şirketi bu hastalıkların yaygın olarak veya zaman zaman görüldüğü ve sağlık standardının düşük olabileceği ülkelere seferler düzenlemektedir. 369 . yeterli tedbir alınmadığı takdirde hastalık uçaktaki su aracılığıyla yayılabilir. fan bölmelerinin vb. renksiz ve berrak olmalı ve patojenik organizmalar ile aşırı kimyasal madde içermemelidir.70 Litre 3-5 saat 3. tifo (Salmonella). tavanları. pH seviyesi. Eğer kaynak mikropluysa.

Bu nedenle hava alanlarındaki tuvalet tesisleri en yüksek standartta olmalıdır ve maksimum temizlik seviyesinde tutulmalıdır. bu kemerler temizliği kolaylaştırmak için bölmelerden 3 metrede 2. Kanalizasyon: Zemindeki kanalizasyon.iyi bir izlenim çok önemlidir. Hava alanlarındaki yolcu tuvalet blokları için aşağıdaki minimum gereklilikler önerilmektedir. bir ülkenin vitrini olması gerektiği sık sık vurgulanmıştır çünkü bir ziyaretçinin o ülkeyle ilk teması genellikle hava alanında olmaktadır. tuvalet atıklarının atılması çok önemlidir. Pencereler: Tuvaletlerde pencere varsa bu pencerelere yarı saydam levhalı camlar takılmalıdır ve pencere denizlikleri pencerelerden aşağı doğru 45° açılı olmalıdır. Tuvaletlerin 370 . yer personeli ve hava alanlarını ziyaret eden kişiler bağırsak hastalığı taşıyıcısı olabilirler ve fekal-oral bulaş için potansiyel mekanlardır. bir filtreye ve bir devir daim sistemine sahiptir ve ve su depoları bulunmaktadır. Duvarlar: Duvarlar. yıkanabilir malzemeyle boyanmış olmalıdır ve delinmemelidir. yerden tavana kadar fayansla veya onaylanmış başka maddelerle ya da boyayla kaplanmalıdır. Aydınlatma: Tuvaletlerin. Doğal havalandırmanın mevcut olmadığı durumlarda yeterli ve verimli havalandırma araçları tedarik edilmelidir. Havalandırma: Havalandırma. sırlı fayansa ya da sert plastik maddeye yazılmış “hijyen uyarıları” (“Tuvaleti kullandıktan sonra lütfen ellerinizi yıkayınız”) asılmalıdır. Gizleme: Giriş kapısı açıkken tuvalet bloğunun iç kısmı görünmemelidir. doğru yerleştirilmiş ve kanalizasyon sistemine boşalmalıdır. Bu nedenle.5-5 cm (10 futta 0.5-1 inç) eğimle aşağı doğru meyletmelidir. Tuvalet bölmelerine ve pisuarların üzerine. temizlikçi bölmelerinin ve pisuarların yeterince aydınlatılması gerekmektedir. Tavanlar: Tavanlar. Birçok ülkede turizm o kadar hayati bir ekonomik rol oynamaktadır ki –sağlıkla ilgili kaygılarından ayrı olarak . yerel bina yönetmeliklerinin. hava alanlarındaki ve uçaklardaki tuvaletlerin çok titiz bir şekilde temizlenmesi. Hava alanlarında Bir hava alanının. sağlık önlemleriyle ilgili çalışmalar. Küçük bir miktar “içilebilir su” bulundurup diğer sulara “içme suyu değildir” etiketi yapıştırma uygun bir yaklaşım olmaz. Uçakta Modern uçaklardaki tuvaletler elektrikli bir sifon mekanizmasına. sağlıkla ilgili yönetmeliklerin ve mevcut diğer yönetmeliklerin gereklerine uygun olmalıdır.Uçakta taşınan suyun tamamı içilebilir olmalıdır. Yerler: Yerler çimento mozaiki veya seramik karolarla kaplı olmalıdır ve duvarlarda kemerli süpürgelik bulunmalıdır (kemerin yarıçapı 5 cm (2 in) olmalıdır). TUVALETLE İLGİLİ SAĞLIK ÖNLEMLERİ ve SIVI ATIKLARIN ATILMASI Yolcular.

yolcu sayısına ve yerde kalış süresine göre değişiklikler arz eder. Atık konteynırları her transit duruşunda boşaltılmalıdır ve geri götürülmeden önce bir deterjan/dezenfektan solüsyonuyla yıkanmalıdır. en uzun seferde maksimum yolcu sayısının ürettiği tüm atıklar için yeterli olmalıdır. Eviyeleri temizleme. Temizliğin boyutu zamana bağlıdır. Uçuş sırasında koşullar bozulmaktadır ve bu nedenle her transit duruşunda ya da terminal hava alanlarındaki hızlı dönüşlerde hızlı düzenleme gerekmektedir. taşınma ve atılma işlemleri. İçki dolabının iç yüzeyleri 3. Katering konteynır bölümleri 4. KATI ATIKLAR Terminal restoranları.kapasitesi. İçme suyu sebili çöpleri 6. Salgın ve tehdit durumlarında alınacak ilave hijyen önlemleri yerel sağlık otoritelerinin talepleri doğrultusunda yapılır. herhangi bir sorunu. UÇAĞIN İÇİNİN TEMİZLENMESİ Uçağın içinin temizlenmesi uçağın büyüklüğüne. çöpler ve diğer kuru atık maddeleri çıkmaktadır. ofisler ve atölyeler dahil bir hava alanındaki çeşitli kaynaklardan ve uçaklardan. First-aid stowage holds. depolar. 371 . 2. Uçakta birikmiş kuru atıklar. Katı atıkların depolanma. Lavabo dolapları 7. Çöp kutusunu boşaltma ve temizleme. Genellikle kısıtlı süre komple bir temizlik çalışmasına izin vermeyecektir. zaten yolcular uçakta iken bu mümkün değildir. Bu konteynırlardan bazıları sadece bu amaca uygun olarak yapılmış olacaktır ve mutfakların entegre bir parçası olarak monte edilecektir. hava ve su geçirmeyen malzemeden yapılmış konteynırların içine depolanmalıdır – örneğin polietilen. hafif. Problem alanları Temizlik sırasında özel önem gösterilmesi gereken noktalar şunlardır: 1. yine de öncelik çöplerin ve kuru atıkların boşaltılmasına ve tuvalet bölmelerinin ve mutfakların temizlenmesine verilmelidir. Temizlik programları Transit duruşlarda temizlik Mutfak: 1. Lavabo direnaj boruları (sıklıkla tıkanıktır) 5. Katering ekipmanı 2. Bir uçak uçuşa geçtiğinde uçak yolcuları göze hoş gözüken tertemiz bir kabin içi görmelidir. sağlıkla ilgili tehlikeleri ve –dolaylı olarak – uçaklara zarar verilmesini önlemek için dikkatle yürütülmelidir.

Küllükleri boşaltma. 3. çerçeveleri ve armatürleri gerektiği şekilde silme. 4. Küllüğü boşaltma ve temizleme. atık konteynırlarını ve küllükleri boşaltma. Döküntüleri toplama. 5. 2. yıkama ve dezenfekte etme. Aynaları ve muslukları cilalama. 3. Tüm çalışma yüzeylerini. temizleme. Koltuklardaki döküntüleri. Yolcu kabinleri: 1. Döküntüleri toplama. Çalışma tezgahının üzerini temizleme. 372 . koltuk arkası cepleri ve şapka raflarını toplama. Uçuş Güvertesi: 1. Kontrol panelini. aynaları. Döküntüleri toplama ve çöp kutularını boşaltma. Yeri süpürme. 7. Atık konteynırlarını yıkama ve dezenfekte etme. Derinlemesine temizlik Her 24 saatte bir. Lavaboyu silme. Tuvalet bölmeleri: 1. Genellikle. Ön camın dışını temizleme. 3. 2. Aynaları. telefonları. Lavaboları. 5. ya bir gece duruşu sırasında (bu daha çok kısa mesafe uçakları için uygun olacaktır) ya da bir başka uygun zamanda daha derinlemesine bir temizlik yapılmalıdır. eviyeleri. 6. Çöp kutularını boşaltma. 3. Yukarıdaki tamamlamak için süre yetmezse öncelik atıkların toplanmasına ve mutfak ve tuvaletlerin temizlenmesine verilmelidir. 4. Yeri temizleme. Tuvalet oturağının ve kapağının üstünü ve arkasını silme ve kurulama. Döküntüleri toplama. 4. zemini temizleme. Döküntüleri toplama. kapıları. 2. Atık konteynerlerini ve küllükleri boşaltma. 4. 3. 5. sıçramış suları silme ve zemini temizleme. 6. armatürleri ve mutfak yapılarını temizleme. sıçramış suları silme. 2. İskeletleri dahil tüm tekerlekli servis masası ve konteynır istiflerini temizleme. Tüm masaları silme.3. Koltukları fırçalama. Tüm kabin personeli koltuklarını temizleme. Tuvalet bölmeleri: 1. 2. çerçeveleri ve armatürleri temizleme. 4. panelleri vb. Sabunu ve tuvalet malzemelerini tekrar doldurma. transit temizliği için gereken sürenin dört katını gerektiren derinlemesine temizlik aşağıdaki çalışmalardan ibarettir: Mutfak: 1.

Kapıları. 2. 4. 9. yanlarını silerek temizleme. 8. Tüm halıları elektrikli süpürgeyle süpürme. Yeri elektrikli süpürgeyle temizleme. 12. Bulaşıcı hastalık uçuş sırasında ya da inişten hemen sonra ve uçak yeniden kalkmadan önce saptanırsa dezenfeksiyon yararlı olabilir. 7. Tüm küllükleri temizleme ve çöp kutularını boşaltma. 5. Koltuk arkalarını. 4. Atıkları boşaltma ve kutu muhafazasını temizleme. Kabin pencerelerinin içini. En 373 . Kullanılan yöntem ve malzemeler bulaşıcı hastalığın yapısına ve dezenfeksiyon talep etmekle yükümlü sağlık bakanlığı görevlisinin tavsiyelerine bağlı olacaktır. panelleri vb. Zemini deterjanla/dezenfektanla yıkama. Kullanılmış tüm battaniyeleri. Kirlenmiş tüm kafalık örtülerini değiştirme. 3. 11. Sabunu ve tuvalet malzemelerini doldurma. Bu koşullar altında dezenfeksiyon yararlı veya uygulanabilir olmayabilir.Merdivenleri silme ve eğer varsa parmaklıkları temizleme. Tüm küllükleri ve koltuk arkası cepleri temizleme. Lavaboların. 8. servis panellerini.Tuvaletin etrafını yıkama ve kurulama. resiflerin ve aydınlatma armatürlerinin etrafını yıkama ve kurulama. Uçuş güvertesi: 1. Pencerelerin içini ve dışını temizleme. Konsolların. Yolcu kabinleri: 1. temizleme. Uçağın iç kısmının günlük rutin temizliğinde (daha önce belirtildiği gibi) düzenli olarak etkili bir mikrop öldürücü kullanılmasının ve uçak tuvaletlerine eklenen kimyasal maddelere mikrop öldürücü eklenmesinin önemli prosedürler olmasının nedeni bu ihtimaldir. Uçağın dezenfekte edilmesi Uçakta bulaşıcı hastalığı olan bir yolcu taşındıysa bu konuyla ilgili olarak hava alanı sağlık görevlilerine danışılmalıdır. 11. resiflerin vb. Bu tür bir olay meydana geldiğinde nadiren de olsa bildirinin enfekte olmuş kişi uçakta seyahat ettikten birkaç gün sonra yapıldığı durumlarla karşılaşılabilir – bu arada uçak muhtemelen birçok kez uçmuş ve yüzlerce yolcu taşımış olacaktır. uçak bölmelerini ve astarlarını temizleme. 10. Bu sayede uçağın en azından bir parça dezenfekte edilmesi sağlanmaktadır. 5. yastıkları ve kollukları fırçalama.5. 2. 3. Tüm kabin armatürlerini. 10. 9. 6. Personel koltuklarını ve kemerlerini temizleme. çerçeveleri ve storları temizleme. Tüm masaları ve şapka raflarını temizleme.Tuvalet oturağının üstünü ve arkasını yıkama ve kurulama. Lavabonun altındaki menteşeli paneli yıkama ve kurulama. 6. Koltuk minderinin altındaki iskeleti temizleme. yeni yıkanmış battaniyelerle değiştirme. 7. Tüm havalandırma ızgaralarını elektrikli süpürgeyle süpürme.

2. Baley J. TSK Gıda/Su Kontrol ve Hijyen Denetim Hizmetleri Yönergesi KAYNAKLAR 1. 374 . Guide to Hygiene and Sanitation in Aviation (Second Edition).yaygın kullanılan dezenfektanlar 100 mg/l güce kadar sulandırılmış sodyum hipoklorürdür ve suda formaldehit gazının %40 solüsyonu olan %5 formaldehit solüsyonudur. Guide to Hygiene and Sanitation in Aviation (Third Edition) WHO. 1. Geneva.2009. WHO. 1977. ÖNEMLİ UYARI: TSK'da görev yapan her sağlık personeli hijyen uygulamaları ve sağlığın korunması için aşağıdaki iki dokümanı mutlaka kullanmalıdır. TSK Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Yönergesi 2. WHO. Geneva.

Aksaklık eksiklik neden ya da nedenlerin ortadan kaldırılması Denetlemenin teftişe olan üstünlükleri 1. (f) Adli mercilere suç duyurusu (g) Cezalandırma işlemleri uygulanır.9. Faaliyetler uygun bunlara uygunsa problem yoktur. 375 . Aksaklık. Denetleme süreçleri 1. böylece verilen hizmetlerin başarılı verimli olmasını ve halk sağlığına zararlı olmamasını sağlamaktır Denetlemede amaç faaliyetlerin geliştirilmesi ve iyileştirilmesidir. 2. (d) Uyarma. SAĞLIK DENETLEMESİ ve SAĞLIKTA İLETİŞİM SAĞLIKTA DENETLEME ve TEFTİŞ Teftiş: Eylem ve faaliyetlerin yürürlülükteki yasalara uygun olarak yürütülüp yürütülmediğini inceleyerek. Gönüllü katılım sağlar 3. Uygun değilse (a) Faaliyeti durdurma. Denetleme: Kurumları. 1. Sürekli kalite iyileştirmesi yapar. Teftişten en önemli fark ceza eğitici olarak işlemlerin sonunda uygulanır. (b) Ürüne el koyma. burada çalışan kişileri gözleyerek. eksiklik ve bozukluğun nedenlerinin saptanması 4. 3. Denetlemeci sonunda eğitir. bozukluk ve eksikliklerinin saptanması 3. 2. Standartların belirlenmesi 2. Sorunun çözümüne yönelik eylemleri birlikte planlar 4. denetleyerek eksiklikleri ve aksaklıkları saptamak bu eksiklikleri ve aksaklıkları gidermek amacıyla kurumların yönetici ve çalışanlarını eğitmek onlara yol göstermek suretiyle işletmeleri ve giderek sektörü ıslah etmek. (c) Para cezası verme. Yasa. bu kurallara uymayan kişi ve kuruluşlar hakkında yaptırım/ceza uygulanması yöntemidir. yönetmelik ve emirler dikkate alınır. 5. (e) Kınama. Aksaklık.

İki ya da daha çok kişi arasındaki fikir alışverişini kapsayan dinamik sosyal süreçtir. Aktarılan – alınan ve anlaşılan bilgilerin kullanıldığı yöntem. Yetişkinlerde benlik duygusu gelişmiştir. Bundan dolayı sorumsuz görülme. Yetişkinler çocuklara göre daha yavaş öğrenirler. buna karşılık eşit dostane ilişkiler olumlu gelişmeye katkı sağlar. Bu nedenle yetişkinlere aktarılacak bilgilerin pratik ve güncel bilgiler olması gerekir. Hemen işine yarayacak günlük kullanabileceği bilgi ve becerileri öğrenmek ister. SAĞLIKTA İLETİŞİM İletişim: iki birim arasında birbiriyle mesaj (bilgi) alış verişidir. 2. Duyguları ifade etmekte kullanılan davranıştır. Bu nedenle de yetişkinlere verilecek eğitimlerin her şeyden önce onların gereksinimlerine göre düzenlenmesi gerekir. Geçmiş hikayelerden geleceğe ilişkin uzun vadeli ve teorik bilgilerden hoşlanmazlar. Mesaj (İçerik) 3.Hemşire ilişkisinin oluşturulmasında temel elementtir. Yetişkinler bilgi birikimi olan deneyimli kişilerdir. Bu yüzden kendilerine saygı duyulmasını beklerler ve küçük düşme korkusu yaşayabilirler. konuşma. Kitlesel iletişim: TV. Özdenetimi aksatır 3. Bireysel – kişiler arası iletişim. Yetişkin pratik düşünür. Çalışan Katkı-katılımı yok 2. Kaynak (Öğretmen) 2. Hasta . Diğer insanlarla ilişkileri kolaylaştırmada kullanılan sözsüz aktarım sürecidir. 1. Gazete. ağlıklı bir iletişim kurulabilmesi için bu beş öge her zaman göz önünde tutulmalıdır. Vb İletişim sürecinde 5 temel öge bulunmaktadır. İletişim sürecine katılmaya isteklidirler. İki türlü iletişim tekniği vardır : 1. Yetişkinler gereksinim duydukları konuları öğrenirler. ondan bir yarar girdi elde etmesi gerekir. Dönüt (Değerlendirme) 376 . Bu yüzden denetim eğitimleri alıcının katkı ve katılımını sağlayacak biçimde olmalıdır. Alıcı (Öğrenci) 5. Radyo. Yetişkinlerin bir konuyu öğrenmeleri için her şeyden önce o bilgiye gereksiniminin olması bir sorunu çözmeye yaraması.Teftişin önemli olumsuzlukları 1. Çünkü bilgi ve becerileri bir süreçten çeşitli aşamalardan geçtikten sonra öğrenir ve kabul ederler. Ayrıca her bilgi ile birlikte o bilgiden nasıl yararlanılacağının ve ona ne yarar getireceğinin açıklanması da yerinde olur. otoriter ve dikte edici davranışlar olumsuz etki gösterir. Kanal (Öğretim araç gereci) 4. Sorunları gizleme Yetişkin Eğitiminin Özellikleri ve Denetici Davranışı Yetişkinlerde sorumluluk duygusu gelişmiştir.

rahatsızlığı. sentez ve tedavi bağı kurmayı gerektirir. 6.İletişimde bulunan sağlık mesleği mensubu ile bireyin birbirini anlaması yetmez. İletişimle ilgili engellerin kaldırılması öncelik taşıyabilir. Toplumsal uygulamalarda etkin iletişim tekniği önemli bir etkendir. 5. 12. Oturma yerlerinin 5. 2. Sağlık iletişiminin normal toplum içi iletişimden önemli bir farkı vardır. Anlamlarının karıştırılması. Bireysel iletişim kişilerin toplumda benimsedikleri rollerden ve bu role karşı gösterilen tepkilerden etkilenmektedir. 3.Veri toplama gerektirir. İnsan. ses. 4. İnsanın içgüdüsel özelliklerinden birisidir. 377 . Sınırlı algılama yada algılayamama. 7. 8. 10. Hayal kurma. sürekli değil Mesajlar yanlış anlaşılabilir Rast gelelik vardır Kişiler Arası İletişim 1.Sağlık iletişimi değerlendirme. iletişim etkinliği en yüksek canlıdır. Bunları aşamasak sağlıklı bir iletişim sağlanması güçtür. 3. Öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir özelliktedir. 11. İletişim katılım oranını etkiler. anlama. Alıcı ya da kaynağın psikolojik rahatsızlıkları İletişim Kanalları Sözlü İletişim Tek kanal. yerine başka bir şey ikame edilemez 3. Verbalizm. 9. İletişim tekrarlanamaz. 1. Sağlık iletişimi empati ve sağlıkla ilgili talebi bulunan kişileri anlama gereği doğurur. 6. Biriciktir-yeganedir 2.İletişimin önünde fiziksel ve psikolojik engeller vardır. 3. 2. fiziksel bozukluğu. ısı.Eğitim ve davranış değiştirmeye yönelik uygulamaları gerektirir Bir toplumun bireyleri arasında hepsince paylaşılan bir simgeler sistemi ile geliştirilen anlam ve bilgi alışverişine iletişim denmektedir. 4. Aşırı ışık. nem. plan vardır Sözsüz İletişim Çok kanal. Sağlık meslek üyelerinin iletişim becerileri hasta doyumunun sağlanmasında en önemli etkenlerden birisidir. İlgisizlik.Katılım iletişimin etkinliğini arttırır. Alıcının duyu organlarının 2. Psikolojik Engeller Fiziksel Engeller 1. Bağımsızdır SAĞLIKTA İLETİŞİM 1. sürekli Açık ve seçiktir Kasıtlılık.

7. Sağlık hizmetlerinde kullanıma uygun değildir. çatışma doğurur. (Dinler gibi görünme) 5. Otoriter 5. Dinlemeyi engelleyen nedenler? 1. soruna yönelik ve kendiliğindendir. İşaret ve semboller. Konuşmada ille de kusur aramaya çalışma. Hedeflenen alıcının hazır olmaması. İletişimin deneyimi ve birikimi Sağlık İletişiminde Verilen Mesajlar 1. 3. tamtam. Sağlık hizmetleri alanında olumlu bir yaklaşım olarak değerlendirebiliriz. 5. Sahte dikkat Konuşmayı ilginç bulmama. 4. Mesajın aslına sadık kalıp kalmaması 6. İletişimde bir diğer önemli kavram empatidir. Oral iletişim. Müzik. Açık iletişim. Düşünce hızından yeterince yararlanamam 378 . Konuşmada bazı konulara aşırı duyarlılık gösterme. 6. Yargılayıcı-eleştirici ve denetleyicidir. Anlayışlı ve eşitlikçidir. Bireyin toplumsal ve yaşamsal uyumu 5. Yazılı iletişim. Suçlayıcı 2. Strateji izler. Yorumlardan kaçınma. 2. Savunmacı iletişim. Tanıtıcı. 2. üstünlük belirticidir ve kesinlik içerir. Konuşma dışı sesler. Dinlemeyi engelleyen nedenler giderilmelidir. Kişinin savunma mekanizması 4. İtici 4. Jest ve mimikler.elverişsizliği 2. Damgalayıcı 3. Bunların kombinasyonu Etkisiz İletişime Yol Açan Nedenler 1. Yabancı nitelikte olmamalıdır. çatışma doğurmaz. diğer tarafa aldırmaz. Bir kişinin belirli bir duygusunu anlamaya ve oluşumu ona iletmeye empati adı verilmiştir Dinleme: Görsel işitsel mesajlara gösterilen tepkilere dinleme denir. 6. Bireyin temel gereksinimleri 3. 3. 4. İletişimde etkin dinleme ve bunu karşı tarafa hissettirme çok önemlidir.İletişim Biçimleri 1.

Dilin. mantıki bir sıra içerisinde ve alıcının anlayabileceği bir hızla verilmesine özen gösterilmelidir 379 . 2. 3.alıcının anlayacağı bir dil olması 5. verbalizmin hayal kurma ve kavram kargaşasının önüne geçilmeli. Kullanılacak teknik ve yöntemler alıcıya ve konuya uygun seçilmeli 4. Çok kanal kullanarak. Mesajın. 1. Alıcıdaki etkiye göre mesajda değişiklikler yapılabilmeli.İyi bir iletişim sağlamak için.

10. bizden istenen raporları eksiksiz bir şekilde hazırlayabiliriz. Bu raporları doğru bir şekilde ve zamanında hazırlayabilmek için elimizde bazı kayıtların bulunması gerekir. Bu taktirde. sivil memur ve bakmakla yükümlü oldukları kimseler için) (c) TSK reçete kağıdı (d) Yatan hasta takip formu (e) Acil hasta vizite defteri (f) Acil polikliniği enjeksiyon defteri (g) Diş tabibi vizite defteri (h) Hastane sevk ve takip defteri (i) Birlik kan grup listeleri (j) Eczane reçete kayıt defteri (k) Günlük ilaç sarf kayıt çizelgesi (E-1 ) (l) Eczane sarfiyat tevhit çizelgesi ( E-2) (m) İstek ve iş emri belgesi (n) Dağıtım belgesi (o) Stok ve yer kartı (p) Yer bulma kartı (q) Sarf imal istihsal belgesi (r) İade belgesi (s) Yok etme (imha) tutanağı 380 . Bölüklerde Tutulan Sağlıkla İlgili Kayıtlar (a) Bölük vizite defteri (b) Sağlık sicil kartları (c) Bölük ilaç kullanım defteri (d) Bedeni yeterlilik ve spor tekamül kartları (e) Kan grubu listeleri (f) Portör muayene dosyası (g) Hepatitli personel listesi 2. doğru ve düzenli bir şekilde tutulması gerekir. KAYITLAR 1. BİRLİKLERDE TUTULAN SAĞLIKLA İLGİLİ KAYITLAR Belirli aralıklarla veya istendiğinde üst makamlara verilmesi gereken bazı raporlar vardır. Bu kayıtların eksiksiz. astsubay. Revirlerde Tutulan Sağlıkla İlgili Kayıtlar (a) Tabip vizite defteri (Erbaş ve erler için) (b) Tabip vizite defteri (Subay.

Temmuz. Kasım Şubat. Kasım Her ayın 15’inde Her ayın 15’inde Her ayın 1.ay -Yedek subaylar: 6. Kasım Ocak ayı Mayıs Her ayın son haftası Her ayın son haftası Kasım ayı sonunda Mart ayında Kasım Ayında Askerliğinin 9.Form 145/e ve Vet: 145 / f) İstihbarat ve İKK faaliyet raporları Ayrılış katılış brifingleri Birliklerin sağlık kayıtları denetlemesi sonuç raporu Günlük güvenlik kontrol çizelgeleri Planlı plansız aramalar Günlük vizite ve hastahane işlemleri Birliklerin sağlık kontrol sonuçları Aylık ilaç sarf çizelgeleri Garnizon kan verme çizelgesi Haftalık personel ve sağlık durum raporları Aylık sağlık durum raporları 3 aylık sağlık durum raporları 6 aylık sağlık durum raporları MİADI Şubat. Periyodik Sağlık Muayeneleri Teçhizat Sayım Raporu ve arıza durum raporları (Shh. Kasım Şubat. Temmuz. Ağustos. Mayıs. Ağustos.3. Kasım Revirde kalır Mart. Mayıs. Mayıs. Ağustos. Mayıs.ayda Ocak ayında Revirde kalır Şubat. Kasım Her ay Revire personel katıldığındaayrıldığında Denetleme sonrası Revirde kalır Arama sonrası Revirde kalır Üç ayda bir Her ay Her yıl son ay Her hafta. Kasım Şubat. Ağustos. revirde kalır Her ay Şubat. haftasında Her ayın ilk haftası Şubat. Miatlı Evraklar/Sağlık Durum Raporları RAPOR 3 aylık Sağlık takvimi Aşı – enjektör ihtiyacı Gıda Kontrol Denetlemesi Raporu Hijyen Denetlemesi Raporu Su numunesi gönderilmesi Gıda numunesi gönderilmesi Rehberlik Danışma Merkezi Toplantı Sonuç Tutanağı Rehberlik Danışma Merkezi Faaliyet Sonuç Raporu İhtiyaç Bildirim Formlarının (İBF) gönderilmesi Nöbetçi Tabip Çizelgesi Nöbetçi Subay çizelgesi Yıllık izin çizelgesi Subay-Astsubay sicilleri Sivil memur sicilleri Yedek subay sicilleri Kaynak saptama fişleri Trafik sigortası yapılacak araç listesi Tıbbi cihazların bakım ve kalibrasyon işlemleri Aylık sağlık durum raporları 3 Aylık Sağlık Durumu Raporu (Form 171 – A1) 3 aylık gıda kontrol tevhit raporu Haftalık sayım ve arıza durum raporları Harp Paketi Durum Raporu Sağlık Sınıfı 4 Aylık Antibiyotik Miat Raporu Üç Aylık Bakım Durum Raporu Sb.ve Astsb. Mayıs.ayında -Erler: 8. Ağustos. Mayıs. Ağustos. Mayıs. Ağustos. Kasım Mart. Ağustos KAYNAK: KKK Devamlı Emirler Muhtırası 381 .ay -Kısa dönem erler: 4. Kasım Her yıl kasım ayında Şubat. Kasım Şubat. Mayıs. Ağustos. ve 3.

(a) Taşküre Hareketleri İle Oluşan Afetler: Taşkürenin (litosfer) kabuğu. 1. Levha hareketlerinin ani ve büyük ölçeklerde olması durumuna deprem ve magma çıkmasına ise yanardağ patlaması denmektedir. kaynaklarla mevcut sistem içinde halledilebilir.. Risk iyi bilinmesi gerekir. buharlaşma. Heyelan (landslides).). sel. aşırı yağış ve sel ya da deniz kabarmaları ile de yapar. yoksa afet mi olduğu ayırt edilmelidir. yağış ve akış şeklinde yer değiştirmektedir. Her ikisi arasındaki farkı ‘böyle bir olay olması halinde toplumun önceden nasıl hazırlıklı olduğu. İyi organize olamamış toplumlarda acil bir durum hemen bir afete yol açabilir. Rüzgarların esiş biçimleri vardır. Rüzgarlar yüksek hızlara ulaştığında kırım ve yıkımlara neden olur. Sadece felaketin önlenmesi için normal prosedurün dışına çıkılarak olağan-dışı bazı önlemlerin alınması gerekmektedir. vb. sıvı bir magma üzerinde yüzen 14 büyük ve birçok küçük levhalardan oluşur. Sistemde yıkım ve çöküşe yol açmaz. Afet (Disaster) : Olay toplumun çözebileceği kapasitenin çok üstünde dışarıdan yardım gerektirecek şekilde bir yıkıma yol açmıştır. Girdap şeklinde esenine hortum (tornado). Bu hareketlerin büyük ölçeklerde olması (aşırı yağış. (c) Gazküre. Tehlike (Hazard) Afet veya acil duruma yol açabilecek doğal veya insan yapımı olaylar ve koşullardır. gazküre) sürüp giden doğal hareketler sonucu oluşan afetlerdir. (b) Suküre Hareketlerine Bağlı Afetler: Su. suküre. Sistem yıkılmış veya çökmüştür. Genelde afet de. Doğal Tehlikeler (Afetler) Dünyanın katmanlarında (taşküre. hurricanes. Acil Durum (Emergency) : Lokal çabayla. kaynaklarının ne kadarını bu iş için ayırdığı’ belirler. daha büyük alanlara yayılmış ve yatay olarak esen ve beraberinde genellikle yağış getiren şekline fırtına (cyclones. acil durum da ‘anidir.11. Rüzgar. thyphoon. 1. Bu levhalar sürekli hareket halindedir. beklenmediktir’. Tehlike. bu yıkımlarını kendi sürükleme gücü ile yapabildiği gibi. çözülebilir olaylardır. Zarar görme eğilimi 3. Afet ve Acil Durumlara yaklaşırken üç önemli kavramın.Bunların tetiklediği afetler de aynı adlarla anılır. Afeti başlatan katman hareketine göre sınıflandırılır ve adlandırılır. bunların da saatteki hızı 120 kilometreden daha büyük olanlarına 382 . AFETLERDE SAĞLIK HİZMETLERİ Toplumda genellikle acil durum ile afeti birbiriyle karıştırılmaktadır. çökme (subsidence) yerkabuğu hareketleridir. çığ düşmesi) yetersiz /hazırlıksız çevrelerde kırım ve yıkımlarla neden olarak afetlerle sonuçlanır. 2. Karşılaşılan bir felaketin acil mi.

süreğen (kronik) afetler olarak da adlandırılır ve sınıflandırılır. düşük gelir düzeyi olarak sıralanabilir. Risk Risk tehlikeli bir olayın insanları etkileyebilme olasılığıdır. stabil olmayan değişken ekonomik yapı. AFETLERDEN KORUNMA ve AFET SÜREÇLERİ Hiçbir tehlike insan ve insanda zarar görme eğilimi yoksa risk yaratmaz. bu tür afetler. kuraklık (drought). (b) Dinamik baskılar ve eksiklikler:lokal kurum ve kuruluşların eksikliği. sakatlık. bilgisizlik vb nedenlerle) oluşanlar olarak iki kategoriye ayrılır. Kendi içinde bilerek ve isteyerek (savaş. rutin hizmetlerden uzak yaşama. risk yaratmaz. Tehlike. zarar görme yatkınlığıdır. beceri eksikliği. çevre tahribatı. Yapay Tehlikeler (Afetler) Her türlü insan eylemleri sırasında ya da sonucunda oluşan yıkım ve kırımlar bu başlık altında toplanır. hizmet eksikliği. yoksulluk. tedbirsizlik. genellikle aynı adlarla anılan afetleri tetiklerler. lokal yatırım ve Pazar eksikliği. 2. zarar görecek insan yoksa önemli değildir. Ancak 383 . yaş. sabotaj vb) yapılanlar ve kaza ile oluşan (ihmal. cinsiyet. doğal afetlerin diğer bir kategorisi olarak sınıflandırılır. çarpık kentleşme. kıtlık (famine) gibi olaylar sonunda oluşan kırımlar. tehlikeli ve güvensiz binalar. acil durum veya afete yol açmaz. Bu nedenle de. eğitim. ekonomik sistem. bilgi. Bunlar yetersiz çevrelerde yıkım ve kırımlara neden olarak. (d) Çok Katmanlı / Etmenli Afetler: Dünyanın katmanlarının birlikte katıldığı ve ekolojik dengenin yavaş yavaş bozulduğu çölleşme (desertification). yani genelde insanın herhangi bir tehlikeyle karşılaştığında savunmasız. acil durum veya afete yol açmaz. Tehlike genellikle önceden bilinerek önlenemeyebilir. hastalık. Zarar Görme Eğilimini Artıran Nedenler (a) Altta yatan nedenler: fakirlik. Bu tür afetlerin hepsinin ortak özelliği yavaş gelişmesidir. Örneğin yerleşim yeri olmayan insanın yaşamadığı bir çölde oluşan deprem afete yol açmaz.kasırga denir. Risk= Tehlike X Zarar Görme Eğilimidir. Zarar Görme Eğilimi/Hassasiyet (Vulnerability) Bir canlının. Fakirlik toplumun zarar görme eğilimini artırır. Bunların oluşmasında ekolojik dengenin insanlık eliyle bozulmasının payının olduğu da söylenir. yerel kaynakların kısıtlılığı. Zarar Görme Eğilimi az gelişmiş ülkelerde daha fazladır. (d) Güvensiz koşullarda yaşama: tehlikeli yerleşim bölgelerinin çoğalması. incinebilir. binanın veya çevrenin. (c) Makro güçlerin baskıları: hızlı nüfus artışı. yaralanabilir olma. Buna karşılık bunlar dışında kalan tüm afetler ister doğal isterse yapay olsun ani gelişen (akut) olaylardır. Tehlike ile zarar görme eğilimi bir araya gelince afet riski doğar. geçim sıkıntısı.

cevap kapasitesi düşük ülkelerde risk çok yüksek olacağı için çoğu kez afet kaçınılmazdır. örneğin çok büyük olasılıkla bekleniyorsa 10 verilebilir) D. Geçmişte tehlikenin görülme sıklığı: Aynı şekilde 1-10’a kadar bir rakam verilir. 1. Bu nedenle afete yol açabilecek tehlikeli durumlar için risk analizleri yapılmalı ve ona göre hazırlıklı olunmalıdır. Daha sonra olası risk aşağıda formülle hesaplanır. Olasılık: Tehlikenin görülme olasılığı (olasılığın büyüklüğüne göre 1-10’a kadar bir rakam verilir. Afete iyi hazırlanmış. 4. büyük bir afetin potansiyel etkilerinin önceden hafifletilmesi (mitigation/prevention). Örneğin deprem çok ağır tahribat yapabileceği için 10 verilebilir. Aşağıda risk analizine bir örnek verilmiştir. 384 . Riskin azaltılabilmesi için zarar görme eğiliminin azaltılması. "Afetlerin çoğu aslında çözülmemiş kalkınma sorunlarıdır" denilebilir. riskin yok edilebilmesi için zarar görme eğiliminin yok edilmesi gerekir. Tehlike: Olacak tehlikenin maksimum ağırlığına göre 1-10’a kadar bir rakam verilir. A. örneğin çok sık görülmüşse 10 verilebilir. büyük bir deprem sonrası yeniden normale dönülmesi için planlama yapılması (recovery/rekonstruksiyon) gerekmektedir. E. örneğin cevap verme kapasitesi çok düşükse 10 verilebilir). donanımlı ve korunmuş (gelişmiş) toplumlarda zarar görme eğilimi dolayısıyla risk çok azdır.zarar görme eğilimi azaltılabilir. zarar görme eğiliminin araştırılması ve risk hesaplamasının yapılması. örneğin çok şiddetli zarar bekleniyorsa 10 verilebilir) C. Aynı şiddetteki bir deprem zarar görme eğilimi çok azaltılmış gelişmiş ülkelerde bir soruna yol açmazken gelişmekte olan ülkelerde bir afete dönüşebilmektedir. Organizasyonel durum/Cevap verme kapasitesi Afet halinde cevap verme kapasitesi (kapasite 1-10’a kadar değerlendirilir. Risk Analizi Tehlikenin ortaya çıkma olasılığı ile zarar görme eğiliminin hangi düzeyde olduğunun karşılaştırılmasıdır. tehlikenin ne olduğunun bilinmesi. Zarar görme eğilimi: Bu tehlikenin yol açabileceği zararın derecesi (zararın derecesine göre 1-10’a kadar bir rakam verilir. B. Tehlikeye hazırlıklı olmayan. 2. Bu nedenle. büyük bir afet olması halinde nasıl bir operasyon yapılacağı konusunda response&relief (afete cevap/kurtarma-iyileştirme) çalışmaları için] hazırlıklı olunması (preparedness). 3. RİSK= (A+B+C+D)*E Afet ve acil duruma yaklaşırken.

Bunu daha da ayrıntılandırmak gerekir ise. Bu çalışmalar tehlikenin ve zarar görme eğiliminin azaltılmasına yönelik primer olabileceği gibi. acı ve ızdırapların azaltılması. sessiz dönem adı verilir. Örneğin. toplumun barınma ve beslenme ihtiyaçlarının sağlanması. bölgeye ve ülkeye göre değişir. para. Afete Cevap Verme (Response) Afet olduktan sonra. yardım. kamu ve özel kurum ve kuruluşların çalışmaya başlaması) Afetlerin kendine özgü bir seyri vardır. malzeme. Afet süreçlerinde yapılacak / yapılması gereken bu genel işler. aynı türden bir olayın (depremin. olay sonrası etkin bir cevap verme şeklinde sekonder de olabilir. olayın görülmediği zaman aralığına. Türkiye’de 1900’den günümüze dek her beş on yılda bir hafif şiddette (yüzlerle ifade edilen insan kırıma neden olan). arama ve kurtarma (Relief) çalışmaları ile acil tıbbi müdahale. Bu dönemin uzunluğu olaya. ödenek. başka bir anlatımla. genel olarak tüm afetlerin beş dönemde cereyan ettiği kabul edilir. afetin olumsuz sonuçlarının yaygınlaşmasının önlenmesi. Sessiz Dönem Aynı bölgedeki. Primer Mitigation Tehlikenin varlığının (hazard) azaltılması (Selin önlenebilmesi için baraj yapılması gibi) Zarar görme eğiliminin (vulnerabilite) azaltılması (Yerleşim yerinin tehlikesiz bölgeye kaydırılması. depreme dayanıklı bina inşaat yönetmeliği hazırlanması ve uyulması için gerekli düzenlemelerin yapılması gibi) Sekonder Mitigation Tehlikenin etkisinin azaltılması (Cevap kapasitesi/Hazırlık) Hazırlık (Preparedness) Afet olduğunda etkili kurtarma/iyileştirme çalışmaları için güvenli bir ortamda personel. afetin etkisinin hafifletilmesi (mitigation/prevention) afet öncesi riskin elimine edilmesi veya azaltılması için yapılan korunma çalışmalarıdır. Yani. Türkiye’de ortalama her bir buçuk yılda bir hasarlı bir deprem yaşanmaktadır. selin vb) birbirini izleyen iki oluşu arasındaki süreye. araç-gereç ve yardımların organize bir şekilde harekete geçirilmesi için alınan önlemlerin tümüdür. Başka yerleşim yerine taşınma. her tür afette yapılacak işler ve bunlar için yapılması gereken hazırlıklar / plan farklı (afet türüne özgü) olmak zorundadır. Bundan ötürü de. ihtiyaçların belirlenmesi. Türkiye’de yıkımlı ve kırımlı depremler için ortalama bir buçuk yıldır. Buna karşın. dönemlerine göre şöyle sınıflanır ve düzenlenir. her elli yılda bir orta şiddette (binlerle ifade edilen insan kırıma neden 385 . Rehabilitasyon Temel sosyal fonksiyonların yeniden işler hale gelmesi.5. sınırlandırılması ve rehabilitasyonu kolaylaştıracak faaliyetlerin tümüdür. restorasyonudur (Okullar.

4. Her ne kadar hazırlıklı olunur ise olunsun afete neden olan olayın başlaması ile 386 . şiddeti. Bu takdirde ölüm ve yararlanmaların çoğu ve hatta tamamı önlenebilir. 2. toplumun afet şoku ve izolasyonunu üzerinden attığı ana dek geçen süreye bu ad verilir. İzolasyon Dönemi Afete neden olan olayın başladığı andan. 3. Afet izleme ve değerlendirme sistemlerinin 3. sel) önceden haber alınması ve afet bölgesinden halkın tahliye edilmesi olanaklı olabilmektedir. Toplumun afete karşı hazırlıklı ve bilinçli hale getirilmesi 7. Afetin olması halinde etkileyeceği bölge ve nüfus tahmin edilir. yani düşünsel ve fiziksel yapının oluşturulduğu / güçlendirildiği. yağış. Sessiz dönem. gerekiyor ise güvenli bölgelere toplanır ve bu durum uzun sürecek ise geçici yerleşim uygulanır. Afete tetikleyen bir olaydan birkaç dakika önce bile haberdar olunması çok önemlidir. yer sarsıntısı) haber alındıktan sonra. Toplumun hazır hale getirilmesi Alarm Dönemi Afeti tetikleyen olaydan (rüzgar. ordu. Olası yıkımlar ve kırımlar öngörüler üretilir. toplumun hazırlık ve bilinç düzeyine göre değişir. Genellikle 6 ile 72 saat kadar sürdüğü kabul edilir. Bu dönemde yapılacak işlerin başlıcaları şöyle sıralanabilir: 1. 1. Yasal düzenlemelerin yapılması. Alt yapının güçlü hale getirilmesi 6. Sektörlerin alarma geçmesi: Haberi alan sektör yönetimleri derhal kriz masasını toplayarak. Afet bölgesindeki halk. Kızılay vb) olay ve şiddeti konusunda bilgilendirilir ve alarm durumuna geçmeleri sağlanır.olan) ve her 100-200 yılda bir ise ağır şiddette (on binlerle ifade edilen insan kırıma neden olan) deprem yaşanmaktadır. Alarm sistemlerinin kurulması. Erken haber alma ve tahminlerde bulunma: Olası bir afetin ön bulgu ve belirtileri izlenerek bu bulgu ve belirtiler değerlendirilir. Deprem gibi bazı afetlerin zamanının önceden tahmin edilmesi olanaksız iken bazılarının (kasırga. Sürenin uzunluğu afetin türü. ilgili uç birimleri haberdar eder. Haber verme: Öncelikle afet yönetim birimleri (ilgili bakanlıklar. 8. hazırlıkların ve planların yapıldığı dönemdir. Gerekli yasal düzenlemelerin yapılması 5. Sessiz dönemde hazırlanmış olan tahliye ve geçici yerleşim planlarında kimin nerede nasıl toplanacağı ve nereye yerleştirileceğine dair ayrıntılar bulunmalı ve bu ayrıntıları halk bilmelidir. Daha sonra halka bilgi verilerek olayın etkilediği alanlar. Afet planlarının hazırlanması 4. hasar durumu ve nasıl davranılması gerektiği konusunda ayrıntılı bilgi verilir. Alarm döneminde şu iş ve işlemler yapılır. afete karşı birincil önlemlerin alındığı. olay hakkında bilgilendirir ve onları da alarma geçirir. 9. olayın başlamasına dek geçen süreye bu ad verilir. Bu süre olayın türü ve ülkeye göre değişir ve ortamla 2 ile 48 saat kadar olduğu kabul edilir. Afete ilişkin hizmetleri yürütecek örgütlerin kurulması 2.

Afetin türüne. Ayrıntılı bilgi edinme: Yukarıda sıralanan iş ve işlemleri tamamlayan bireyler. Bu kapsamda ve izolasyon döneminde yapılacaklar şöyle sıralanabilir: 1. su. Afete Yaklaşımda 1. afetin şiddeti ve ülkenin sosyo-ekonomik koşullarına göre değişir. yetkili makamlarla iletişim kurmaya çalışır. Rehabilitasyon Dönemi Geçici yerleşimin tamamlanmasından. Geçici yerleşimi kendi içinde kısa süreli ( yaşam idamesi / ilk üç ay içinde ) ve gerçek geçici yerleşim ( altı aydan iki yıla dek) olarak ikiye ayırmak olasıdır. her anlamda. Sürenin uzunluğu. giyinme. su giysi gibi olanakların sağlanarak. kaos ve şok yaşanacaktır. Kurtarma. sağlık hizmeti. 2. ülkenin baş etme olanaklarına göre bu süre değişir. 5. kendi görev yerine giderek kurumunun yürütmesi gereken işlerde yerini alır. beslenme. şiddetine ve bölgenin. özellikle de kamu görevinde çalışanlar. Geçici yerleşimin sağlanması: Afetzedelerin barınma. Yaşam idamesinden kasıt afetzedelere olabildiğince çabuk sıcak yemek. gıda. kendi kendini kurtarma ve şoktan çıkarak organize olmadır. 1. Genellikle üç ay ile üç yıl süreceği varsayılır. Kurtarma ve ilkyardım çalışmaları olay anından hemen sonra başlayarak 6 –10 gün kadar sürer. örgütlü davranmayı engelleyen en önemli iki konudan biri plansızlık / hazırsızlık iken ikincisi de aceleciliktir. triaj ve şok giderme: Afetten sonra dış yardımların en önemli ve ivedi işlevi kurtarma. nüfus ve meydana gelen yıkımın ile kırımın boyutlarının saptanması: Yardımların etkili ve eşgüdümlü olması iyi bir ön değerlendirmeye ve merkezi eşgüdüme bağlıdır. Aile içi yardımlaşma 3. merkezi afet yönetiminin ve uluslararası kuruluşların) haber almasından başlayarak olay yerine gönderilen dış yardımların bitimine dek olan süreye bu ad verilir. ilkyardım ve şok gidermedir. Afetlerde. öğrenerek acil gereksinimlerini karşılama hazırlıklarını yapar. Dış Yardım Dönemi Olaydan dış kaynakların (idari birimlerin. Genel olarak üç gün ile üç ay kadar sürer. İzolasyon döneminde esas yapılması gereken iş. Kendi kendini kurtarma 2.birlikte bir panik. su gibi temel ihtiyaçlarının bir süre için karşılanması anlamına gelir. Afetten etkilenen bölge. 4. çadırkent ve benzeri yerlere ve kamp şeklinde yerleştirilmeleridir. sosyal çevrenin. 3. olay hakkında ayrıntılı bilgi toplar. Organize olma ve organizasyondaki yerini alma: Aile ve komşularına karşı görevlerini tamamlayan bireyler. Yakın çevre kurtarması 4. Bu dönemde sırası ile şu eylemler yapılır. kurumların. Olası büyük bir afetin etkilerinin detaylı analizi 387 . afet öncesi duruma getirilmesine dek süren zamana bu ad verilir. yer ve kaynaklarını. Dış yardımlar konusunda aceleci davranmamak gerekir.

7. Halk eğitimi programlarının geliştirilmesi. Amaç olası afetlerin. Cevap mekanizmalarının işe yaralılığının kontrol edilebilmesi için oluşturulan sistemin test edilmesi olarak sıralanabilir. gereç. personel nicelik ve niteliği. değerlendirilmesi. enformasyon ve erken uyarı sistemleri. kurumların iyi çalışıyor ve işbirliği içinde olması. Yörenin afet/afetler yönünden risk taşıyıp taşımadığı açısından 2. Komünikasyon. Afet anında uygun cevap ve koordinasyon sisteminin organizasyonu. 5. onaylanmış. AFETLERDE SAĞLIK KONU ve AMAÇLARI Afetlerden önce ve sonra halk sağlığı hizmetlerinin yeri ve önemi nedir? 1.2. 9. 4. iyi bir plan yapılması ve bunun uygulanması için otoritenin olması ve tüm bunlar için kaynak bulunması gerekir Afete Hazırlıkta Yapılması Gereken Önemli İşler 1. Etkileri hafifletme programları 5. (b) Hazırlıklı Olma Afetin önlenmesi kadar. Toplumdaki cevap kapasitesini arttırmak için iyi bir enformasyon/iletişim sisteminin kurulması. 3. afete dönüşmesini önlemektir. Afet Korunma Planı Afet Korunma Planı afetin riskinin azaltılması ve ortaya çıkması halinde kaybın en az olması için yapılması gereken tüm faaliyetlerin ana hatlarını içeren yazılı. sağlık kuruluşlarının olağan ve acil durum kapasiteleri ile önceki afet 388 . afete hazır olmak da önemli olup durum saptanması öncelik taşır. tıbbi ve diğer malzeme. (a) Önleme Doğal afetlerin pek çoğu önlenemezse de çığ. set. Halka yönelik bilgilendirme/eğitim programları 4. Normale dönme stratejilerinin uygulanması gerekir. Birincil Koruma Koruyucu hizmetlerin en önemlisidir. Afetlerden korunmada en önemli husus her düzeyde bir afet korunma planının hazırlanmasıdır. 6. 8. Afet öncesi toplum ve bölgeye ilişkin coğrafi. sağlık kuruluşlarının araç. Medya ile koordinasyon/işbirliği. demografik ve yapıların niteliği. ağaçlandırma gibi sel önleyici çalışmaların yapılması bu tür önlemlerdir. Ancak depremler önlenememektedir. Cevap kapasitesini artırma 6. Afet senaryolarının hazırlanması 3.uygulanmaya başlanmış. ve periyodik olarak denenmiş bir plandır. toprak kayması. Çığların önceden top atışıyla düşürülmesi. jeofizik araştırmalarla toprak kayması olabileceği saptanan yerlerde yerleşimin önlenmesi. Standart uygulama ve kurallar konulması. sel gibi afetlerde önleme çalışmalarının büyük etkisi bulunmaktadır. baraj. Finansal ve diğer kaynakların mobilize edilebilmesi için tedbirler alınması.

Afet süresi kısa bir dönemi kapsadığından. 0-5 yaş grubundaki çocuklar ile gebe ve emzikli annelerdir. Beslenme stratejisini özetlemek gerekirse: (1) İlk birkaç saatte: Afetzelere sıcak içecek verilir. enerji ve protein kaynağı olarak genellikle yeterli olsa da. Deneyimler afetten sağ kurtulanların %75’inin afetten 30 dakika sonra kurtarma ve enkaz kaldırma çalışmalarına başladığını göstermektedir. süt. Dışarıdan gelen yardımın afet bölgesine ulaşması ortalama 24 saati bulduğundan risk altındaki bölgelerde yerel halk afet anında neler yapacağı. (5) Kişi başına ortalama günde 2000 Kcal sağlamak üzere diyet düzenlenmelidir. gerekli enerjinin sağlanması daha önemli olmaktadır. Çocuklar için 1. Kurtarma çalışmalarına katılanların ve çocukların beslenmesi sağlanır (2) İlk iki gün: Önce hazırlanıp depo edilmiş ya da afetten kurtarılmış daha çok kuru besin maddeleridir (3) İki-on gün arasında: Sahra mutfakları. süt tozu ve peynir gibi diğer protein kaynakları ve özellikle A vitamini açısından desteklenmelidir. konularda önceden eğitilmelidir Afet sırasında ve hemen sonra yapılacak çalışmalar önem ve öncelik sırasıyla şunlardır: (a) Afete Uğrayan Bölge ve Etkilenen Nüfusun Belirlenmesi (b) Enkaz Kaldırma ve Kurtarma (c) Beslenme: Bu kişilere verilecek bir bardak çay. Aslında afet sırasında ve hemen sonrasında resmi örgütlerin ve yardım kuruluşlarının yapabileceği şeyler de sınırlı kalmaktadır. afet öncesi hazırlık ve eğitimin önemini bir kez daha vurgulamaktadır. Yetişkinlere günde iki öğün. 2. Beslenme açısından risk altında olanlar. ocak. Kalorinin %65 i karbonhidratlardan %20 si yağlardan. dengeli beslenme çok fazla önem taşımamakta. kuraklık. yağ. Birincil korunmada olduğu gibi bunun da çok azı sağlıkla ilgilidir.5 gr/kg/gün. hamile ve emzikli kadınlara günde üç öğün yemek verilir.deneyimleri (ölüm nedenleri ve sayısı. boşaltma ve kurtarma işlemlerinde karşılaşılan güçlükler. mutfak malzemesi sağlanarak. (4) On günden sonra: Afetzelere yakacak. İkincil Koruma Afet sırasında ve afetten hemen sonra alınan önlemleri içerir. çocuk. geçici yerleşim sırasında ortaya çıkmaktadır 389 . kendi yiyeceklerini kendilerinin hazırlamaları gerçekleştirilir. stokların nerelerde bulunduğu vb. erişkinler için 1 gr/kg/gün protein verilmesi gerekir. fırınlar ve gelen diğer gıda yardımı ile afetzelere yemek sağlanması. Tahıl. yaralanma nedenleri ve sayısı. maddi yıkım) gözönüne alınır (c) Erken Tanı ve Uyarma Yer kayması. En erken ve etkin yardımın bu biçimde yerel halk tarafından sağlanıyor olması. %15 i proteinlerden sağlanmalıdır. kimden emir alacağı. su baskını gibi afetleri önceden saptayabilmek olasıdır. tayfun. Çünkü afet sırasındaki ölüm ve yaralanmaların büyük kısmı ilk birkaç saatte olmaktadır. Sağlanacak gıda yardımında en büyük pay kolay saklanıp. Beslenme bozuklukları daha çok afet sonrasında. taşınabildikleri ve ülkemizin temel gıda maddesi olduğu için tahıllarındır. beslenmelerini sağlamasa bile morallerini düzeltmede önemli bir rol oynar.

(6) Koruyucu hizmetlerin önemli bir bölümü aşılama hizmetleridir (h) Afete Bağlı İkincil Hastalıkların ve Ölümlerin Önlenmesi: Günümüze dek yaşanan afetler onu göstermiştir ki. dini törenin yapılıp. acil sağlık hizmetleri afetten sonraki birkaç gün için gereklidir. Hazırlanan su. hastane.(6) Önemli bir diğer konu da gıda hijyenidir. üzerinden çıkan değerli eşyanın yakınlarına verilmesi. Çadırlar sekizer metre arayla düzgün sıralar halinde kurulur. koku çıkmayacak ve kolayca temizlenecek biçimde yapılmalıdır. yerleşim yerleri ve su kaynaklarından uzak. bir tuvalet. besini. (2) Sodyum hipoklorit solüsyonu suya Tablo I’deki gibi eklenir. 5-6 çadır için bir çöp bidonu. sinek. sivrisinek üreme yerleri ve çöplük gibi sakıncalı yerlere uzak yerlerde kurulmalıdır. Hafif bir klor kokusu olmalıdır. Ayrıca. konutu ve beslenmesi) bozulmuş ve koruyucu sağlık hizmetleri kesintiye uğramış bir toplum kalmaktadır. atık ve vektör kontrolü gibi çalışmalara da özen gösterilmelidir. Su sağlığı (1) İzolasyon döneminden ya da şoktan çıktıktan hemen sonra. Yollara ve su kaynaklarına yakın. Sağlık sektörünün esas ve ağırlıklı görevi ise. ilk ele alınması gereken çevre sağlığı hizmeti afetzedelere su sağlanmasıdır. bit. 390 . (4) Afetlerden sonra fare. kayıt edilmesi. idare çadırları) ve vatandaşların kaldıkları çadırlar ayrı iki bölüm halinde kurulur Çadırlarda kalacak insan sayısı 3 m2/kişi kriterine uygun olarak saptanır. drenajı kolay. karıştırma sonrası 30 dakika bekletilir. bu günlerden sonra başlamaktadır. sineklere kapalı. (2) Tuvaletler. Olmazsa dozu yenileyip 50 dakika bekletmek gerekir. Özellikle su. gıda ve kişisel hijyen çok önemlidir. ayrı bir organizasyonu gerektirir. hijyenik koşulları (suyu. hafif eğimli alanda. (d) Barınma Afetzedelerin beslenmesi kadar barındırılması ve ısıtılması da önemlidir. Hizmet bölümü (yemekhane. sık toplanır. acil hizmetler bittikten sonra geriye. Çünkü. (3) Çöpler ağzı kapalı bidonlarda saklanır. cesetlerin gömülmesi. 200 litrelik bir su deposu bulunur (e) Ulaşım ve Haberleşme (f) Güvenlik (g) Koruyucu Sağlık Hizmetleri – Çevre Sağlığı: Koruyucu hekimlik ve çevre sağlığı hizmetleri sağlık hizmetlerinin en önemlilerindendir: (1) Temiz ve yeterli su sağlanması önceliklidir. pire ve diğer vektörlerin kontrolü önemlidir. Afet yerlerinde daha çok kuru tip hela çukurları kullanılmalıdır. Her 1000 kişiye beş tuvalet hesaplanmalıdır. Çadırlarda ısınma ve aydınlatma için araç-gereç sağlanır. Yakılarak ya da gömülerek yok edilir. Eğer çamaşır suyu içindeki klor düzeyi bilinmiyorsa 10 damla/litre eklenmelidir. (5) Enkaz altından çıkartılan cesetlerin tanımlanması.

en azından 30 dakika bekletilmelidir. yiyecek ve yakacak sağlama. yerleştirilmesi bir yandan da yıkıntıların kaldırılıp yeni binalar kurulması en önemli rehabilitasyon hizmetidir. Anemi ve vitamin yetersizlikleri: Yetersiz beslenme 3. Tetanos. Damla iyot eriyiği 1lt temiz suyun dezenfeksiyonu için yeterli olacaktır. Sıtma: Vektörler. Toplumun afet sonrasında büyük bir psikolojik ve sosyoekonomik yıkıntı içinde olduğu unutulmamalıdır. kaynak. Bu solüsyon 1m3 suyu 24 saatte dezenfekte edecektir. Oral fekal bulaşanlar (kolera. dizanteri): Su ve gıda hijyeni ve kalabalık faktörü 2. depolama tankları gibi fazla miktarda sular için kullanılır. 1lt suya 40mg eklenerek kullanılır. doğum hijyeni 10. Devletin ve gönüllü kuruluşların destekleri en çok bu dönemde gerekli olmaktadır. Kızamık: Kalabalık faktörü. kredi verme. Solüsyon hazırlığı: Evde ecza dolabı ya da ilk yardım setinde bulunan iyot eriyiği (%2’lik) su dezenfektanı olarak kullanılabilir. Üçüncül Koruma Afetzedelerin önce yakınlarının yanına ya da geçici yerleşim bölgelerine taşınıp. toplumun yeniden örgütlenmesini sağlama. Potasyum permanganat Vibrio cholerae dışında patojen organizmalara karşı etkinliği kuşkuludur. kötü barınma ve beslenme 3. (5) Bağışıklama: Temel aşılama her koşulda devam ettirilmelidir. Meningokal menenjit: Kalabalık faktörü 5. gazlı gangren: Kötü çevre ve yaralanmalar. kalabalık faktörü 7. Su bulanıksa miktar 10 damla olmalı. (4) Potasyum Permanganat: Daha çok kuyu. iş bulma. Solunum yolu enfeksiyonları: Kalabalık faktörü ve barınma hijyeni 4. kötü barınma koşulları 8. Olağanüstü koşullarda yaşayan çocuklar arasında en öncelikle yapılması gereken aşı kızamık aşısıdır. 391 . Bu koşullarda toplu halde yaşayan çocuklar önceki aşılanma durumlarına bakılmaksızın kızamık aşısı ile derhal aşılanmalıdır. geçici iskan sağlama ve eski bölgeye yerleştikten sonra başlatılan rehabilitasyon çalışmaları ilk akla gelen desteklerdendir. Eğitim ve sağlık hizmetleri. Tüberküloz: Kalabalık faktörü ve beslenme 6. Bağırsak parazitleri: Su ve tuvalet hijyeni. Suyun özelliğine göre katılacak Sodyum hipoklorit miktarı İstenen Klor Temiz Bulanık Suya Düzeyi Suya (Damla/Litre) 1 ppm 10 20 4-6 ppm 2 4 7-10 ppm 1 2 (3) İyot Bileşikleri: En uygun ve güvenilir iyot tabletidir.Tablo I. aydan itibaren kızamık aşısı yapılmalıdır. Afetlerden Sonra Epidemi Riski Oluşturan Hastalıklar ve İlgili Çevre Faktörü 1. burs sağlama. tifo. Çadırkentlerde yaşayan bebeklere 6. Uyuz: Kalabalık faktörü ve kötü hijyen 9.

Chen LC Harvard University Press London 1999 392 .Yurdakök K. The role of the rapid assesment. Afet ve Afetlerden Korunma: Afetlerde Sağlık Hizmetleri Yönetimi Kurs notları Sağlık Bakanlığı sağlık Proje Genel Koordinatörlüğü 24-28 Ekim 2000YALOVA 3...KAYNAKLAR 1. Toole MJ. Akdur R. Briggs SM. the Medical and public Health response Leaning J. In Humanitarian Crises. Afetlere Hazırlık ve Afet Yönetimi: Afetlerde Sağlık Hizmetleri Yönetimi Kurs notları Sağlık Bakanlığı sağlık Proje Genel Koordinatörlüğü 24-28 Ekim 2000-YALOVA 2.

Zoonozlarda hayvanların yok edilmesi Bulaşma Yoluna Yönelik Önlemler 1. Hastalığın bildirilmesi 3. İzolasyon 5. infeksiyon etkeninin üzerinde yaşadığı. Taşıyıcı aranması 6. Salgın (epidemi). Barınma hijyeni 4. yorumlanması.12. yaşamını sürdürmek için bağımlı olduğu. ürediği. Kaynağın bulunması (filyasyon) 2. bitki ya da toprak gibi cansız varlıkların tümüdür. hayvan. duyarlı bir konakçıya geçebilmek üzere çoğaldığı insan. Kaynak. Nüfus hareketlerinin kontrolü Sağlam Kişilere Yönelik Önlemler 1. BULAŞICI HASTALIKLAR EPİDEMİYOLOJİSİ ve KORUNMA YOLLARI Sürveyans. bir bulaşıcı hastalığın. Sürveyans 7. uluslararası ya da kıtalararası yayılım göstermesidir. belirli bir süre içinde beklenenin üzerinde hızlı bir artış göstermesidir. Pandemi. Hastaların tedavisi 4. bir hastalığın belirli bir bölgede sürekli olarak yüksek düzeyde görülmesidir. Hastalıkların kontrolü hastalığın doğal seyri ile yakından ilişkilidir. düzenli olarak toplanması. Karantina 393 . Bağışıklama 2. Çevre koşullarının düzeltilmesi (a) Su hijyeni (b) Besin hijyeni (c) Atıkların uzaklaştırılması 2. Kişisel hijyen önlemleri 3. Kaynağa Yönelik Önlemler 1. Kemoprofilaksi 3. Bir başka önlemde konakçıya yönelik alınacak önlemlerdir. Sağlık eğitimi 8. analizi. En iyi önlem hastalığa neden olan etkenin ortadan kaldırılmasıdır. bir hastalıkla ilgili verilerin. Sağlık eğitimi 5. bir bulaşıcı hastalığın görülme düzeyinin. Endemi. Bu önlem ise hastalığın bulaşma yolunun bilinmesi ile başarılabilir. hastalığın seyrine göre önlemler alınır. belirli bir bölgede. rapor edilmesidir (bildirim). Hastalık kontrolünde. Bulaşıcı hastalıklarla mücadelede temel olay enfeksiyon zincirini kırmaktır.

4. Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar dört gruba ayrılmıştır. Grup A Hastalıklar yataklı tedavi kuruluşları (devlet hastaneleri. Sağlık Bakanlığı eğitim hastaneleri. 394 . • İlçe Grup Başkanlıkları ve İl Sağlık Müdürlükleri Form 014 ile bildirilen vakaları bağlı oldukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırır ve ilgili sağlık ocaklarına Form 014’leri gönderirler. • Sağlık ocakları Form 014 ile bildirilen hastalıkları Form 016’ya işleyip. İkinci grup. ay sonunda Form 017/A’ya kaydeder ve AYLIK olarak İl Sağlık Müdürlüklerine bildirim yaparlar. Birinci grup. Ay sonunda Form 016’da bulunan hastalıklar Form 017/A’ya kaydedilir. “Bildirim”. Üçüncü grup. “A Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”. Vaka başka bir sağlık ocağı bölgesi kayıtlarında ise. hekimler) tarafından saptanmış ise. • Form 014’e (Bildirimi Zorunlu Hastalıklar Fişi) işlenir ve hemen ilgili sağlık ocağına gönderilir. Form 017/A’lar AYLIK olarak İl Sağlık Müdürlüklerine gönderilir. üniversite. SSK ve askeri hastaneler). herhangi bir bölgede görüldüğü hususunda ilgili birimlerin haberdar edilmesini. Türkiye genelinde hizmet veren bütün sağlık kuruluşlarından yapılır. “GRUP A” HASTALIKLAR Bu grupta (Tablo I) bulunan hastalıkların bildirimi. • Vakanın tespit edildiği gün. ya da özel sağlık kuruluşları (özel hastaneler. Dördüncü grup. Sağlıklı beslenme BİLDİRİMİ ZORUNLU BULAŞICI HASTALIKLAR ve BİLDİRİM SİSTEMİ Sağlık Bakanlığınca “BULAŞICI HASTALIKLARIN İHBARI ve BİLDİRİM SİSTEMİ YÖNERGESİ” 2004 yılında yayımlanmıştır. Grup A Hastalıklar sağlık ocaklarında saptanmış ise. bildirimi zorunlu olan bir bulaşıcı hastalığın. “D Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”dır. Sağlık eğitimi 5. Form 014 ile İlçe Grup Başkanlıkları veya İl Sağlık Müdürlüğüne bildirim yapılır. • İl Sağlık Müdürlüğü’nde sağlık ocaklarından gönderilen Form 017/A’ların icmali yapılarak Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğüne(TSHGM) AYLIK olarak gönderilir. bildirimi zorunlu bir bulaşıcı hastalığın bir sistem içinde belirli bir zaman aralığında ilgili yerlere istatistiksel ve epidemiyolojik amaçlı bildirilmesini ifade etmektedir. “C Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”. “B Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”. “İhbar”. Yönergede ihbar ve bildirim ifadeleri açıklanmıştır. • Vakalar Form 016’ya (Bildirimi Zorunlu Hastalıklar Tespit Fişi) günlük olarak işlenir.

vaka 395 . 1. İl Sağlık Müdürlükleri ve TSHGM Bulaşıcı Hastalıklar Daire Başkanlığı hastalıkla ilgili araştırmayı birlikte yaparlar. Buna göre. Grup B bildirimi zorunlu hastalıklar listesi • • • • Çiçek Sarı Humma Epidemik Tifüs Veba “GRUP C” HASTALIKLAR Bu grupta (Tablo III) bulunan hastalıkların bildirimleri. İl Sağlık Müdürlüklerinde Form 014’lerin bağlı bulundukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırımı yapılır. Tablo II. salgın araştırma. ülkemizdeki hangi sağlık kuruluşu tarafından tespit edilmiş olursa olsun. 2.Tablo I. bütün sağlık kuruluşlarınca tespit edildiği anda ihbarı zorunlu olan hastalıklardır. Hastalık ile ilgili filyasyon. Grup A bildirimi zorunlu hastalıklar listesi • • • • • • • • • • • • AIDS Akut kanlı ishal Boğmaca Bruselloz Difteri Gonore HIV enfeksiyonu Kabakulak Kızamık Kızamıkçık Kolera Kuduz ve kuduz riskli temas • • • • • • • • • • • Meningokoksik menenjit Neonatal tetanoz Poliomiyelit Sifiliz Sıtma Şarbon Şark çıbanı Tetanoz Tifo Tüberküloz Akut viral hepatitler “GRUP B” HASTALIKLAR Bu grupta (Tablo II) bulunan hastalıklar. Grup B’de yer alan hastalıklar aynı zamanda DSÖ’nün Uluslararası Sağlık Düzenlemeleri (1969-International Health Regulations) çerçevesinde uluslararası bildirimi zorunlu olan hastalıklardır. “Sürveyans Tipi” bölümünde belirtilen sağlık kurum ve kuruluşlarından yapılır. Bildirimler Sağlık Bakanlığı TSHGM Bulaşıcı Hastalıklar Daire Başkanlığına telefon açılarak yapılacaktır [0(312) 435-3215. Ayrıca İl Sağlık Müdürlüğüne de hemen telefonla bildirilir. 0(312) 4356937]. 3. her sağlık kuruluşundan yapılmaz! Bildirimler. İlçe Grup Başkanlıkları kendilerine gelen “Form 014”leri İl Sağlık Müdürlüğüne gönderir. bu dökümanın Grup C hastalıklar için hazırlanmış “Standart Tanı Kriterleri” kısmında. 0(312) 435-2979.. Grup C hastalık bildirimleri tanımlanan sağlık kuruluşlarından İlçe sınırlarında hizmet verenler İlçe Grup Başkanlıklarına veya İl merkez sınırları içinde hizmet verenler İl Sağlık Müdürlüğüne “Form 014” ile GÜNLÜK olarak yapılır.

Grup D içinde yer alan enfeksiyon etkenlerinin herhangi biri için standart kriterler uyarınca pozitif bir bulgu elde ettiğinde. SSK ve Askeri Hastanelerin laboratuvarları ile diğer kamuya ait hastanelerin laboratuvarları. salgın araştırma. GÜNLÜK olarak Kurumunun bildirim sorumlusuna “Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişi” ile bildirir. 3. Hastalık ile ilgili filyasyon. tanımlanan laboratuvarlardan Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerini bağlı bulundukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırımı yapılır. Buna göre. İlçe Grup Başkanlıkları. “Form 017/C”yi doldurur ve Sağlık Bakanlığı TSHGM gönderirler. Grup C bildirimi zorunlu hastalıklar listesi • Akut Hemorajik Ateş • Creutzfeldt-Jakob Hastalığı • Ekinokokkoz • H. Devlet Hastaneleri. 2. 1. vaka araştırması çalışmalarının başlatılması ve/veya sağlık ocağının bilgilendirilmesi için ilgili sağlık ocağına gönderilir 396 . Bölge ve Merkez Hıfzıssıhha Laboratuvarları. Tanımlanan laboratuvarlar. Hastalık ile ilgili filyasyon. Bildirim sorumlusu HAFTALIK olarak Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerinin icmalini yaparak Form 017/D’yi doldurur. Form 017/D ve Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerini İlçe Grup Başkanlıkları veya İl Sağlık Müdürlüğüne gönderir. İl Halk Sağlığı Laboratuvarları. salgın araştırma. Üniversite. vaka araştırması çalışmalarının başlatılması ve/veya sağlık ocağının bilgilendirilmesi için ilgili sağlık ocağına gönderilir Tanımlanan laboratuvarlardan gelen Form 017/D’lerin icmalini yapar AYLIK olarak İl Sağlık Müdürlüğüne gönderir. Grup D enfeksiyon etkenlerinin bildiriminden sorumludurlar.influenza Tip b (Hib) Enfeksiyonu • İnfluenza • Kala-Azar • Konjenital Rubella • Lejyoner Hastalığı • Lepra • Leptospiroz • Subakut Sklerozan Panensefalit (SSPE) • Şistozomiyaz • Trahom • Toksoplazmoz • Tularemi “GRUP D” ENFEKSİYON ETKENLERİ: Bu grupta (Tablo IV) diğerlerinden farklı olarak bildirimi zorunlu olan hastalık değil enfeksiyon etkenidir. Söz konusu enfeksiyon etkenlerinin bildirimleri de her sağlık kuruluşundan değil. Tablo III. İl Sağlık Müdürlüklerinde Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerini bağlı bulundukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırımı yapılır. “Sürveyans Tipi” bölümünde belirtilmiş olan laboratuvarlardan yapılır. bu dökümanın Grup D için hazırlanmış “Standart Tanı Kriterleri” kısmında.araştırması çalışmalarının başlatılması ve/veya sağlık ocağının bilgilendirilmesi için ilgili sağlık ocağına gönderilir İl Sağlık Müdürlükleri tarif edilen sağlık kuruluşlarından ve İlçe Grup Başkanlıklarından gelen Form 014’lerin AYLIK olarak icmallerini yaparak.

Grup D bildirimi zorunlu enfeksiyon etkenleri ve hastalıklar listesi • Campylobacter jejuni • Chlamydia trachomatis • Cryptosporidium sp. • Entamoeba histolytica • Enterohemorajik E.İl Sağlık Müdürlükleri tarif edilen sağlık kuruluşlarından ve İlçe Grup Başkanlıklarından gelen Form 017/D’lerin icmallerini yapar. Ankara.coli • Giardia intestinalis • Salmonella sp. Tablo IV. Sürveyans ve Laboratuvar Rehberi. AYLIK olarak İle ait Form 017 D’yi doldurur ve Sağlık Bakanlığı TSHGM gönderirler. • Listeria monocytogenes KAYNAK Bulaşıcı Hastalıkların İhbarı ve Bildirimi Sistemi Standart Tanı. • Shigella sp. 397 .C. temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü. 2005. T. Sağlık Bakanlığı.

(3) Besin hijyeni. Ve sahip oldukları üstüne kurun çalışmalarınızı. Görevinizi tamamladığınızda. (2) Sağlık eğitimi. Onları sevin. Eski bir Çin şiiri. (5) Vektörlerle mücadele. 2. Sosyal rehabilitasyon (Sosyal hizmet kurumları ve personeli tarafından verilir. Onlardan öğrenin. (4) Aile planlaması. (4) Konut sağlığı. Üçüncü basamak tedavi hizmeti (Üst düzeyde uzmanlaşmış ve ileri teknoloji kullanılan merkezler: Üniversite hastaneleri. 3): 1. Tedavi edici sağlık hizmetleri (Sağlık personeli tarafından yürütülür) a.) b. (5) Kemoproflaksi (İlaçla koruma).13.) 398 . (3) Bağışıklama. İşinizi bitirip. Kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri (Sağlık personeli tarafından yürütülür) (1) Kişisel hijyen. 2. İkinci basamak tedavi hizmeti (Yataklı tedavi kurumlarında tedavi). Çevreye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri (Sağlık dışı sektör ve meslek grupları tarafından yürütülür. Siz iyi bir öğretmensiniz. Koruyucu sağlık hizmetleri a. Eğer insanlar “Biz onu kendimiz yaptık” diyorlarsa. Sağlık sektörünün görevi. SAĞLIK EĞİTİMİ İnsanlara gidin. Onların bildikleriyle başlayın işlerinize. Aralarında yaşayın. danışmanlık. c. (7) Beslenmenin iyileştirilmesi. özel dal hastaneleri). SAĞLIK HİZMETLERİNDE SAĞLIK EĞİTİMİNİN YERİ ve ÖNEMİ Sağlık hizmetleri aşağıdaki başlıklar altında incelenmektedir (1. b. Rehabilite edici sağlık hizmetleri: a. Birinci basamak tedavi hizmeti (İlk başvuru ve ayakta tedavi). (6) Erken tanı ve tedavi. eğitim. (2) Katı ve sıvı atıkların zararsız hale getirilmesi. b. Tıbbi rehabilitasyon (Sağlık personeli tarafından verilir. 3. denetim ve yol göstermedir) (1) Yeteri kadar ve temiz içme suyunun sağlanması.

bilginin uygulanmasının sağlanması. Konuya başka bir açıdan bakacak olursak. Silahlı Kuvvetler.” hükmü yer almaktadır. Sağlığın korunması. bu sağlık eğitimi olarak adlandırılır. yurdun her bölgesinden. “Silahlı Kuvvetler sağlık işlerinde. sağlık haklarını savunabilir duruma getirmek için uygulanacak sağlık eğitimidir. benimsetilmesi ve davranışlarına yansıması.” “Bu hizmetin yürütülmesinden ve görülmesinden kıta kumandanları veya kurum amirleri ile bunların tabipleri sorumludur. belirlenmiş olan bilgilerin kişilere benimsetilmesi. Eğitimde amaç. belirli bir plan ve program çerçevesinde yürütülen çabalar ise eğitim olarak tanımlanır (2). sağlıklı yaşam sürmeleri için kişilere sağlıklarını korumalarını ve geliştirmelerini. sağlıklarını koruyabilir. Sağlık hizmeti sunan her branştaki sağlık personeli. kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri içinde yer almaktadır. olumlu bir çevre yaratmalarını ve tedavi imkanlarından yararlanmalarını sağlayacak davranışlar kazandırmaktır. sağlam veya hasta kişiler ile doğrudan ilişki içinde olan her sağlık görevlisinin sorumluluğudur. Sağlık eğitiminin başarısı. TSK ve Sağlık Eğitimi TSK’ndeki sağlık hizmetlerinin nasıl yürütüleceği TSK İç Hizmet Kanunu ile belirlenmiştir. kişilerin davranışlarında istenen davranışlar meydana getirilmesidir. kişilere gerekli önlemlerin öğretilmesi. sağlık bilincini.Sağlık eğitimi. Eğer eğitimde. sağlık hizmetlerine katılabilir. toplumun her kesiminden gelen gençlerin toplandıkları önemli bir eğitim yeridir. sağlık sorunlarını çözebilir. TSK İç Hizmet Kanunu “Sağlık İşleri” bölümünün ilk maddesi olan 57 nci maddede. Silahlı Kuvvetlerin ülke sağlık düzeyine sağlayabileceği en önemli katkılardan birisi olarak düşünülebilir. Bu ise sağlık eğitimi ile sağlanabilir. bunun yanında bazı becerilerin kazandırılması ve bunların benimsetilmesi için. 15. eğitimci ile hedef kitle arasında kurulan iletişimin başarısına bağlıdır. madde) 399 . Askerlere sağlık eğitimi verilmesi. kişilerin belirlenmiş olan bilgileri bilmeleridir (2) Eğitim: Bireylere yeni bilgilerin öğretilmesi. Başka bir deyişle Sağlık eğitiminde amaç. askerlerin fizik ve moral durumlarını takip ve koruyucu tababetin tatbiki esastır. Sağlık eğitimi. aynı zamanda bir sağlık eğitimcisi olduğunu unutmamalıdır (1). toplumu oluşturan kişilerin. davranışını geliştirerek. TANIMLAR Öğretim. (Halkın Sağlık Eğitimi Yönetmeliği. Sağlık eğitimi. askerlerin sağlığının takibini ve korunmasını istemektedir ve bunu komutanların ve tabiplerin sorumluluğuna vermiştir. birey ve toplumu hastalıklardan koruma ve yaşam kalitesini yükseltme konusunda yardımcı olan uygulamalardır. İç Hizmet Kanunu. sağlıklı bir yaşam sürmeleri için. okul içinde ve dışında. bireylere sağlıkla ilgili olumlu tutum ve davranışların kazandırılması ile mümkündür. Halk Eğitimi. sunulan sağlık hizmetlerinden etkin ve doğru olarak yararlanma bilincinin kazandırılması hedefleniyorsa. kişilere belirlenmiş olan bazı konuların anlatılması ve bunları bilmelerinin sağlanmasıdır. Yani öğretimde amaç.

vb. başlangıçta belirlenmiş olan hedeflere ulaşabilmek için. Değerlendirme. Belirlenmiş olan amaçlara ulaşabilmek için. Toplumdaki sağlık sorunları ve eğitim ihtiyaçları belirlenir. Kişisel hijyen konuları. Kan yoluyla bulaşan hastalıklar. belli bir zaman diliminde yürütülen faaliyetlerin tümü sağlık eğitimi planlaması olarak tanımlanır. e. Programda öngörülenler uygulamaya konulur. bu işle görevlendirilmiş organlar tarafından. Yiyecek ve içeceklerle bulaşan hastalıklar. 2. SAĞLIK EĞİTİMİ KONULARININ BELİRLENMESİ Sağlık eğitiminde yapılacak ilk iş. Aile planlaması. 4. sağlık eğitimi planlaması ve uygulamasının her aşamasında yapılır. imkanlar dahilinde en ilgi çekici şekilde planlanmalıdır. daha önce saptanan araçlar kullanılarak. onu tehlikelerden korumanın en önemli hak ve aynı zamanda bir görev olduğunun öğretilmesi ve benimsetilmesidir. ev kazaları). Yetişkinlerin ihtiyaç duyabileceği düşünülen konular: a. Kanser haftası. en kıymetli servetin sağlık olduğunun. e. c. d. Kızılay haftası gibi özel gün ve haftalarda. Ülke veya bölge düzeyinde en önemli sağlık sorunları: a. 5. Sağlık Eğitimi Planlamasında Basamaklar (2) Sağlık eğitimi planlaması 6 basamakta gerçekleşir: 1. 6. bu günlere özel konular seçilebilir. 3. 400 . Değerlendirme aşamasıdır. d. bilinçli ilaç kullanımı. belirlenmiş olan konunun hedef gruba nasıl anlatılacağı konusunda bir plan yapılır. Sağlığa zarar veren alışkanlıklar vb. Sakatlar günü. eğitimin verileceği hedef gruplar tespit edilir. 3. d. Sağlık eğitimi konuları nasıl seçilebilir? (2) 1. ayrıntılandırılır ve bir program haline getirilir. Temasla bulaşan hastalıklar. Her bölgenin. konular seçilebilir. Verem haftası. İlaç tasarrufu. b. c. Belirlenmiş olan eğitim ihtiyaçlarıyla ilgili olarak amaçlar belirlenir. b. sağlıkla ilgili bazı davranışları kazandırmak amacıyla. Kazalar (trafik. iş. koşullarına göre işlenecek konular ve verilecek bilgiler seçilip. c. konular seçilebilir. bulaşma ve korunma yolları. Solunum yoluyla bulaşan hastalıklar. Sağlıklı beslenme. f. Çevrenin temizliği. Özel gün ve haftalara göre sağlık eğitimi: a. 2.SAĞLIK EĞİTİMİNİN PLANLANMASI Belli bir bölgedeki bireylere. Hazırlanmış olan plan. Dünya çevre günü ve çevre haftası. İlkyardım eğitimi. b. e. kişilere öncelikle sağlığın değerinin. topluluğun gereksinimlerine. f.

Bu sırada. 2. Birey Eğitimi Yöntemleri: Birey eğitimi. en güvenilir ve en kısa yolu tanıtır. c. Toplum eğitimi yöntemleri. bir amaca varmak için bir işin nasıl yapılması gerektiği hakkında denenmiş. Eğitim yöntemlerinin seçiminde göz önünde bulundurulması gereken ilkeler şunlardır (2): 1. Eğitici önce kendisi yapar. Tekrarlamak ve alıştırmak. Okutma ve yazdırma yöntemi: Eğitilecek kişilere sağlıkla ilgili eserler okutulabilir. Bunun dışında. 2. 3. Öncelikle eğitim hedeflerini gerçekleştirmeye yardımcı olacak yöntemlerin seçilmesine özen gösterilmelidir. Eğitim yöntemleri 3 ana başlık altında incelenmektedir: 1. 4. 2. Görüşme yöntemi: Kişilerin sağlık konularında neler düşündüklerini. kavram ve gerçekleri incelemede tutulan sistemli yol demektir. eğitim çalışmaları sırasında genel olarak bu kuralları göz önünde bulundurur. Kişilerin faaliyetlere etkin bir şekilde katılmalarını sağlayıcı olmasına. Başlıca birey eğitimi yöntemleri şunlardır: a. verilmek istenen mesajlar verilir. sonra yaptırır. İkna etmek. Eğitimci ve eğitilenleri yormamasına dikkat edilmelidir. Ziyaret yöntemi: Eğitim konusuyla ilgili yerler ziyaret edilebilir. Yöntem. izlenen “yöntem”e bir parça özellik katmak demektir. Gösterme ve yaptırma (yetiştiricilik) yöntemi: Herhangi bir konuda bir becerinin öğrenilmesi amacıyla kullanılan bir eğitim tekniğidir. sağlıkla ilgili sloganlar ve kompozisyonlar yazdırılabilir. bunun yanında kendi tecrübelerini. d. beceriler kazandırılmaya çalışılır. şu amaçlara yönelik olmalıdır: 1. belirlenen yöntemlerin öğretme etkinliklerini monotonluktan kurtaracak nitelikte olmasına. 4. Sağlık eğitimi yöntemleri. 1. Öğretmek. etkinliği yüksek fakat pahalı ve dolayısıyla verimliliği düşük bir yöntemdir. Ülkemizde yaygın olarak kullanılan “usta-çırak” ilişkisine dayalı eğitimlere karşılık gelmektedir. b.SAĞLIK EĞİTİMİ YÖNTEMLERİ “Yöntem”’in sözlük anlamı. Grup eğitimi yöntemleri. en düzenli. belli durumlar için belli kurallar verir (2). doğruluğu genel olarak kabul edilmiş. kişisel düşüncelerini ve özelliklerini de buna katarak eğitimi yürütür. 401 . Bu özelliklere eğitimde “teknik” denir. Yapmak ve yaptırmak. Bu durum. Eğitimci. 3. Birey eğitimi yöntemleri. 3. Her zaman uygulanamaz. neler hissettiklerini ve neler yaptıklarını öğrenmek amacıyla uygulanır.

(Örnek: Panel (Açık oturum). atölye çalışması örnek olarak verilebilir. televizyon. Anlatma yöntemi: Eğitimcinin. toplumun eğitim düzeyi önemlidir. Bunun için gazete. kendisini bir başka kişinin yerine koyarak. Rol yapma (oyunlaştırma) yöntemi: Katılımcı. Toplum eğitimi yöntemi: Eğitimin tüm toplumu kapsaması amaçlandığında. Başlıca grup eğitimi yöntemleri şunlardır: a. Hikaye anlatma yöntemi: Grup üyelerinin. ancak daha pratik bir yöntemdir. broşürler. Grup eğitimi yöntemleri: Etkinliği daha az. kitaplar. Vaka çalışması: Gerçek veya gerçek olabilecek bir olay seçilir. onların verdikleri cevaplara ve sorularına göre sunum sırasında konuyla ilişkili noktalar anlatabilir. Bunlar daha çok bilgilendirme sağlar. sempozyum. etkilenmeleri sağlanabilir. Hikaye. Ancak bu yöntemin etkili olabilmesi için. kamuoyu yaratmada ve ulusal kampanyaların yürütülmesinde yararlı ve etkilidir. i. daha etkin bir şekilde uygulayabileceği ve daha iyi sonuçlar alabileceği birisini veya birkaçını belirleyerek eğitim sırasında uygulayabilir. en uygun grup sayısı olarak kabul edilir. konu ve sorular anlatılır.e. (Örnek: Sınıf dersi veya konferans) b. Soru-cevap yöntemi: Eğitimci. Hangi eğitim yöntemini seçelim? Eğitimci. amaç ve hedeflerine uygun olacak şekilde belirtilen yöntemlerden. duygu ve düşüncelerini söz ve davranışlarla ifade eder veya verilen rolü canlandırır. toplum eğitimi yöntemleri kullanılır. g. d. herhangi bir konuyu bir sıra ve düzene göre karşısındaki kimselere baştan sona kadar anlatmasıdır. bu olay ve bu konu ile ilişkili sorular belirlenir. örnek aldıkları kişilerin davranışlarını taklit etme meylindedirler. Kişiler etkinliğe daha fazla katılacaklarından daha çok kabul görür. dergi. grup üyelerine soru sorar. 3. e. Gözlem yöntemi: Herhangi bir olayın meydana gelişini bir plan çerçevesinde evre evre gözlemek ve incelemektir. eğitim konusuna uyumlarını ve ilgilerini sağlamak amacıyla uygulanır. 2. Onlara iyi birer örnek olmak suretiyle. Beyin fırtınası yöntemi: Düşünmeyi ve yaratıcılığı uyaran. Gösterme ve yaptırma (yetiştiricilik) yöntemi: Birey eğitimi yöntemleri arasında anlatılmıştır. h. radyo. dinleyerek ve konuya katılarak işlenmesidir.) c. Eğitimde amaç. grup üyeleri tarafından karşılıklı konuşarak. 402 . aynı soruna farklı bakış açılarıyla çözüm getirilmeye çalışılır. Tartışma yöntemi: Herhangi bir konunun. genellikle küçük gruplarla yürütülen bir eğitim tekniğidir. 20-25 kişi. vb. kitle iletişim araçlarından yararlanılır. Taklit yöntemi: Bireyler. asıl anlatılmak istenen konunun sunumundan önce veya sunum sırasında konuyla ilişkili noktalarda anlatılabilir. f.

Katılımcıların belli bir konuda bilgi kazanması ise. Yazı tahtası. Amaca ve mevcut koşullara en uygun araç nedir? 3. c. Etkinlikleri sınırlıdır. Her koşul için uygun bir eğitim aracı yani her derde deva. İşitsel araçlar: Radyo. Katılımcılarda bir konuda davranış değişikliği sağlamak ise. 3. dergi yazıları. vaka çalışması. Eğitim aracı kullanmak gerekli mi değil mi? 2. Bilgisayar. ele alınan konuya veya gösterilmek istenen materyale geniş halk kitlesinin ilgisini çekmek. grup çalışmalarında elden ele dolaştırılarak herkesin incelemesi suretiyle verilmek istenen mesaj vurgulanabilir. Resimler: Belirli amaçlarla çekilmiş olan bazı resimler. bant. 4. 403 . d. CD. amaca uygun olarak alınmış kopyaları. b. broşür. tartışma. vaka çalışması. Katılımcılarda sorun çözme becerisini geliştirmek ise. konferans gibi yöntemler. Slayt ve slayt projektör. SAĞLIK EĞİTİMİNDE KULLANILABİLECEK ARAÇ ve GEREÇLER (GÖRSEL-İŞİTSEL ARAÇLAR. yetiştiricilik. Görsel araçlar: a. beyin fırtınası gibi yöntemler. Sergi: Amaç. öğrenme veya konuya ilgi çekme yönünden halkı etkilemektir. Eğitim ortamı. işlenen konu ve mevcut imkanlara göre. Görsel-işitsel araçlar: a. 2. barko cihazı. yazı gibi materyaller asılabilir. oyunlaştırma. oyunlaştırma. d. Gazete. f. e. 3. Bülten tahtası: Eğitsel amaçla hazırlanmış fotoğraf. Kitap. EĞİTİM MATERYALLERİ) Konuların işlenmesi sırasında.1. Afişler: Herhangi bir fikri anlatmak veya uygulanan belli bir program veya yürütülen bir kampanya için halkın dikkatini çekmek için kullanılabilir. mesajlarını aktarmasında eğitimciye yardımcı olan araç-gereçlerdir (4). c. toplum eğitimi yöntemlerinden birisi veya birkaçı tercih edilir. 2. her yerde ve her zaman kullanılabilecek bir eğitim aracı bulunamaz. grafik. Araçların nasıl kullanıldığı biliniyor mu? Eğitim araçlarının sınıflandırılması (4): 1. daha çok tartışma. gruptaki kişi sayısı. b. yetiştiricilik gibi yöntemler. Belli bir konuda toplumu bilgilendirmek ise. Tepegöz projektör ve saydamları. görsel-işitsel araçlarla desteklenmiş bir sınıf dersi. Eğitim aracının kullanılması ile ilgili ilkeler: 1. plak. bir veya bir kaçı seçilebilir.

Öğrenim/ eğitimin etkili olabilmesi için geri bildirim verilmelidir. beceride ustalaşmayı hedeflemek Katılımcıların başarısız olduğu durumlarda kendi yöntemlerini gözden geçirmek Öğrenim İçin Uygun Atmosfer Oluşturma (Avantajları) 1. Video. 3. Aktivitelerin açıklanması 4. 5. Beklentilerin saptanması 5. Amaç ve hedeflerin gözden geçirilmesi 3. VCD. Öğrenmeyi destekler/kolaylaştırır. Katılımcıları soru sormaya teşvik eder. g. Katılımcıların deneyimleri ve geçmişteki bilgileri üzerine inşa edilen öğrenme/eğitim daha etkilidir. Beceride mükemmelleşme/ustalaşmada tekrar gereklidir. 6. 4. Eğitim Araçlarının Kullanılması İle İlgili İlkeler: 1. 5. Çeşitli metot ve tekniklerin kullanılması öğrenimi kolaylaştırır. Katılımcılar öğrenmeye hazır olduklarında öğrenme/eğitim daha etkilidir. Öğrenim İçin Uygun Atmosfer Oluşturma (Nasıl) 1. Tanışma 2. 4. Katılımcılar öğrenme ihtiyaçlarının farkına vardıklarında öğrenme/eğitim daha etkilidir. En uygun araç hangisi? 3. EĞİTİCİLERİN SORUMLULUKLARI 1. Zaman zaman yapılan değerlendirmelerde katılımcılar başarı ve başarısızlıklarını anlamalıdır. Sözel/sözsüz iletişim 404 . Araçların kullanılışı biliniyor mu? EĞİTİMİN PRENSİPLERİ 1. 4. İnsanların hangi ortamda / nasıl öğrendiğini esas alır.e. Döner levha (Büyük blok not). DVD. 3. Eğitimin başarılı olmasının sorumluluğunu eğitmen/katılımcılara paylaştırır. 6. 5. Isınma egzersizleri 7. Güven verir. 3. Kontrol altında yaptırılan uygulamalar beceri kazanmada faydalıdır. 2. 8. 7. f. Eğitim aracı gerekli mi? (Şov olmasın) 2. Televizyon. 2. 2. Soruların yanıtlanması 6. Olumlu bir eğitim ortamı yaratmak Kendisi iyi bir model oluşturarak eğitilenleri etkilemek Katılımcı eğitim metotlarını kullanmak Sorumluluğu katılımcılarla paylaşmak Yüksek puan vermeyi değil.

Eğitim sırasında özgüvenlerini korumaları gerekir. Soru yanıtlanırken katılımcıya dönme 6.) Anımsama (%) 3 saat 3 gün sonra sonra 25 10-20 72 10 80 65 90 70 405 . Katılımcıların verdikleri örnekler kullanılmalı 5. Eğitimde çeşitlilik arzularlar 5. Eğitim konularıyla ilgiliyse motive olurlar 3. Konular arası geçiş mantıklı olmalı 8. Aynı hareketleri yapmaktan kaçınma 7.coşkulu sunulması Sözel İletişim 1. Sunum şekli ve temposu iyi ayarlanmalı 7. Eğitimde aktif katılımda bulunmak isterler 4.8. olgu tartışması. Göz teması 3. Eğitimin kendi konularıyla bağlantılı olmasını isterler 2. Olumlu geribildirim isterler 6. İlk izlenim (karşılama. tek-yönlü ders (konferans) Yazılı (okuma) Görsel ve sözel (görsel araçların kullanıldığı sınıf dersi) Katılımcı yöntemlerle eğitim (rol oynama. Aktivitelerde istenenler açık olarak anlatılmalı Yetişkinler 1. Sesin tonu. Sosyal aktiviteler ÖĞRENİM İÇİN UYGUN ATMOSFER OLUŞTURMA Sözsüz İletişim 1. 9. Konunun hevesli. vurgusu ve yüksekliği iyi ayarlanmalı 2. Her bölüme güçlü bir girişle başlanmalı 3. drama vb. Eğitim sırasında kişisel ihtiyaçlarının göz önüne alınması gerekir Sunum Türlerine Göre Anımsama Düzeyi Sunum Türü Sözel. Eğitim sırasında özgün bir birey olarak görülmek isterler 8. Katılımcılara isimleriyle hitap edilmeli 4. Kişisel kaygıları vardır/ güvenli ortam isterler 7. Belli sözcük ve ifadelerden kaçınmalı 6. Oda içinde dolaşma 5. Olumlu yüz ifadeleri 4. ilk mesaj) 2. Mizah kullanma 9.

2.Bireyler yeni şeyleri. Toplumun büyük çoğunluğu. Olumlu kanıya varanlar. sorunlarına cevap getirmelidir. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu. bunların eğitime daha kolay erişmelerinin sağlanması öncelik taşımalıdır. daha çok eğitimi planlayan ve yapan kişinin sorunudur. eşit sürede aynı ölçüde öğrenemez. Sağlık eğitimi bir bütün olarak ele alınmalı ve ilgili herkesi kapsamalıdır. Öğrenme hızları açısından. sektörlerarası işbirliği sağlanmalıdır. eğitime katılanların ihtiyaçlarına. Ayrıca. somuttan soyuta doğru belli bir sırayla anlatılmalıdır. toplumun sağlığını bozanların. beceri düzeyindeki davranışların kazandırılmasında ve alışkanlık haline getirilmelerinde önemi büyüktür. ihtiyaçları ve eğitim gereksinimleri belirlenmelidir. birbirini karşılıklı olarak destekleyen olgulardır. önderlerin uygulamasını gözler ve değerlendirir. erlerle subay ve astsubayların eğitimi. 12. 10. 9. 13. Kültürden kaynaklanan yanlış davranışların değiştirilmesi çok zaman alır. Eğitim sırasında başarılı görülenler. Amaç açık bir şekilde belirtilmelidir. Bundan dolayı.SAĞLIK EĞİTİMİNDE TEMEL İLKELER (5) 1. zamanla uygulamaya katılırlar. ilgilerine. Eğitimde öncelikli grupların belirlenmesi. Sağlık eğitimi. Sağlık eğitiminde tüm sağlık personeli görev almalı. değişik şekillerde ödüllendirilmeli. Öncelikli gruplar yani eğitime en çok ihtiyacı olanlar belirlenmelidir. Eğitim programlarının içeriği. Halka olumlu davranış kazandırmada bu yetkiden 406 . Her birey aynı konuyu. çevreyi kirletenlerin ve aşıdan kaçanların cezalandırılmasını öngörmüştür. bilinenden bilinmeyene. Kişilerin konuyla ilgilenmeleri sağlanmalıdır. aynı yöntemle. Bir grup için planlanan eğitim. Yetişkine bilgi aktarmak onun davranışını değiştirmek. Konular. önce bildiği şeylerden başlanmalıdır. Öğretilenler uygulanabilir olmalı ve eğitim sırasında uygulama yaptırılmalıdır. 6. Eğitim sürekli olmalıdır. 5. önceki deneyimleri dikkate alınarak geliştirilmelidir. Toplumun mevcut sağlık sorunları. Uygulama olanağı olmayan bir konuda eğitim. Kişilerin davranışları ve alışkanlıkları kısa sürede değiştirilemez. 11. 14. kişilere her ne öğretilecekse. gerektiği zaman cezalandırma yöntemi kullanılabilmelidir. bireysel farklılıklar dikkate alınmalıdır. Sağlık eğitiminde ilk aşamada toplum önderleri hedef alınmalı. yetişkinleri ilgilendirmez ve beklenen sonucu vermez. etkinliği artırması açısından eğitim hizmetle birlikte sunulmalıdır. eskileri ile ilişki kurarak öğrenirler. Eğitim. 4. uygulama yaptırmanın. 8. 7. kişilerin bilgileri. 3. halka sağlık hizmeti veren tüm sağlık personelinin en önemli görevi olarak ele alınmalıdır. becerileri. Örneğin. diğer grupların eğitim programlarıyla bir bütünlük arz etmelidir. Eğitim sonucunda ulaşılan sonuçlar ölçülebilir ve gözlenebilir değerlendirme yöntemleriyle kontrol edilebilmelidir.

Oğur R.yararlanma düşünülebilir. Ceylan S. Editörler: Güler Ç. Ankara. Açıkel CH. Sağlık Eğitimi ve Sağlığı Geliştirme. Toplum Hekimliği. 5. Hatiboğlu Yayınevi. Tekbaş ÖF. KAYNAKLAR 1. Sağlık Eğitiminde Kullanılan Materyaller ve Etkin Kullanımı. 1990: 172-188. Dirican R. Fişek N. 4. Akın L. M. Özden. Özvarış ŞB. Halk Sağlığı Temel Bilgiler. Hacettepe Üniversitesi Yayınları. Ankara. etkisinin sürekli olmayacağı bilinmelidir. 2. GATA Ayın Kitabı. Sayı:48. Ankara 1985. Sağlık Meslek Liseleri İçin Sağlık Eğitimi. Halk Sağlığına Giriş. 407 . 2006. Ankara 1989. ancak eğitimin yerine geçemeyeceği. 3. Mart 2004. Ankara. Göçgeldi E.

’de Venedikli otoriteler Veba mağdurlarının 408 . zengin zümre ise evlerinde tedavi görürlerken. Öncelikle İngiliz hastaneleri daha temizdi. ortaçağda. Bu genişleme Avrupa’da da paralellik gösteriyordu. Yangından sonraki yıllarda hastanede yaklaşık 1000 yatak olmasına karşın. sonunda ise Avrupa hastane ağlarıyla donatılmıştı. hasta sayısı hiçbir zaman 2000-3000’in altına düşmezdi. Kadın hastalıkları ve doğum üniteleri zemin kattaydı ve sık sık Seine nehrinin suları yükselerek buraları basmaktaydı. Tek bir yatağı 8 hastanın paylaştığı ve yatakların vardiya ile paylaşıldığı zamanlar bile olmuştur. Fransa’da VIII. 18. 1840 yılında İngiltere’de 114 eyalet hastanesi mevcuttu. Bu şekliyle Hotel-Dieu hastanesi son derece kötü gözükebilirse de bunun alternatifi yalnızca sokaklarda kalmaktı. kompleks kuruluşlar halini almış. bu seçenek şüphesiz daha kötüydü.yy. Loğusalık ateşi sık olarak ortaya çıkardı ve 1746’daki bir epidemide koğuşta yatan 20 kadın hastadan 19’u ölmüştü.yy.’deki hızlı kentleşmeye kadar yeterli olarak bulundu. 15. Burası Rönesans öncesine kadar Paris’teki tek hastaneydi. Hastane Enfeksiyonlarının Tarihçesi (1) Daha erken çağlarda yalnızca yoksullar hastanelere gider. İngiltere’de kasabalar veya kilise cemaatlerinin girişimleriyle İngiliz gönüllü serbest hastaneleri açıldı. Yalnızca annelere ait koğuş ve cerrahi koğuşlar ısıtılırdı. Hastane Seine nehrine yakındı. günümüzde hastaneler daha modern. 15. Paris’teki Hotel-Dieu 7. (3) “Hastanede yatak sıkıntısı olmadığı sürece iki hasta aynı yatağı paylaşmayacaktır”. içme suyu Seine nehrinden direkt olarak gelirdi.’de kuruldu ve yüzyıllar içerisinde yavaş yavaş büyüdü. Batı Avrupa’da.yy. Yaralar hastadan hastaya dolaştırılan spançla günlük olarak yıkanırdı.’deki yangınlarla çok fazla tahrip olmuştu. Bu nedenle hastane enfeksiyonları. Bu hastaneler Kraliçe Elizabeth’in fakirleri koruyan yasalarına dayanarak fakirlerin tedavilerini ücretsiz olarak yapıyordu ve bu sistem 18 ve 19. Lui ve XIV. ancak hastanelerin bazılarında koşullar oldukça ilkel idi. tanı ve yatarak tedavi hizmetlerinin hemen hemen tamamını üstlenmişlerdir. özellikle son iki yüzyıl (yy. Lui zamanında genel hastaneler oluşturuldu. Amputasyon sonrası mortalite %60 civarındaydı. HASTANE HİJYENİ Hastane Enfeksiyonları 1. Lepra Sanatoryumları Orta Çağda yaygındı. Bu dönemlerdeki doktorlar suçiçeği gibi bazı hastalıkların yayılabileceğinin farkındaydılar ve hastaların ayrılması pratikte uygulanıyordu.yy. Epidemiler esnasında bu sayının 7000’in üzerine çıktığı bildirilmektedir. Manchester dispanserinde 1771 yılında hastaneye kabul edilen hastalara verilen devamlı emirler şu şekildeydi: (1) “Her hastaya hastaneye yatarken temiz bir örtü verilecektir. Genel olarak bakıldığında İngiliz hastanelerinin daha iyi olduğu görülmektedir. manastırların etkin olmasına kadar Romalıların askeri hastanelerinden başka kurumsallaşmış çok az tıbbi bakım merkezi vardı.14. (2) Hastalar bu örtülerini en azından üç haftada bir kez temizlemek zorundadırlar. Böylece tüm yaralar infekte olurdu.yy. Şehirler büyüdükçe yeni hastaneler inşa edildi.) içinde gittikçe artan önemi ile her branştan hekimin ilgi alanına girmiştir.

Birinci bölümdeki doktor ve öğrencilerin olguları olan doğumların %10’unda anne ölümü olurken. Ondokuzuncu yy. ventilasyon gibi faktörler her iki bölümde de aynı olduğu için. İngiltere'de 19. Varlıklı ve orta sınıf aileler doğumlarını evlerinde yaptırmaktaydılar. Bunlardan Oliver Wendell Holmes. ikinci bölüm ise ebelerin yetiştirilmesi ve eğitimleri için ayrılmıştı. çamaşır. “London Medical Times” yazarlarından Thomas Lightfoot. Semmelweis’in Çalışması Semmelweis’in çalıştığı hastane iki ayrı bölüme ayrılmıştı.’nin sonları ve 20. Fakir ve evlenmemiş olanların ise böyle bir seçenekleri yoktu.yy’nin başlarında ateşli hastalıklar hastaneleri kurulduğunda. Bu ünitelerdeki mortalite oranları çok fazlaydı. Bu hastaneler aynı zamanda ebelik mesleğini üstlenmeye başlayan erkeklerin eğitimi için “Eğitim Hastaneleri” olarak da kullanılmaktaydı. Bir istatistik analizinde. 1850’li yıllarda. bu durum hastanelerin güvenli olduğu gösterilinceye kadar devam etti. suçiçeği olan ve ateşli olgular ayrılmaktaydı. ayrılan kaynakların çok fazla üstüne çıktı ve böylece hastane kaynaklı özellikle cerrahi ve kadın-doğum servislerindeki mortalite dramatik bir şekilde artış gösterdi. 2. Londra Ateşli Hastalıklar Hastanesi ve genel hastaneler arasında tifüsün nozokomiyal yayılımı karşılaştırılmıştı. Bu iki bölümdeki anne ölümleri oranları arasındaki farkın nedenlerini araştıran Semmelweis sosyo-ekonomik seviye. yiyecek. Diğer taraftan.yy’lerde bu kesime bakmak üzere şehirlerde doğum hastaneleri kuruldu. 18. 1850 yılında bu hastaneleri “kadınları ölüme götüren kapı” haline gelmekle suçlamaktaydı. İlk bölüm tıp öğrencileri için öğretim merkezi. Böylece. Amerikan doğumlarının hastanede gerçekleşmesi oranı %50 bile değildi. Bu bölümlerde 24 saatlik nöbetler tutuyor ve hastalar sırasıyla nöbetçi bölüme yatırılıyorlardı. genel hastanelere başvuran 272 hastadan sonra aynı hastanelerde toplam 71 nozokomiyal olgu ortaya çıktı ve 21’i de kaybedildi. lohusalık ateşinin bulaşıcı bir hastalık olduğuna dair kanıtlar sunmuş ve söz konusu hastalığın bulaşının en aza indirilebilmesi için alınması gereken önlemleri bildirmiştir. İnfekte hastaların izolasyonunun etkinliğini gösteren istatistiksel çalışmalar bölük pörçük haldeydi. tıbbi literatürü gözden geçirip 1843 yılında Lohusalık Ateşinin bulaşıcılık özelliğiyle ilgili yazısını kaleme almıştır. su. tifüsün nozokomiyal yayılımının genel hastanelerde (her dört tifüs olgusuna karşılık bir nozokomiyal olgu) Londra Ateşli Hastalıklar Hastanesine göre (her 40 tifüs olgusuna karşılık bir nozokomiyal olgu) daha sık olduğu ortaya çıktı. Bu şaşırtacak derecede kıymetli yazısında Holmes. Avrupa’daki hastanelere olan talep.yy’nin başlarında bazı klinisyenler lohusalık ateşinin belirgin bulaşıcılığı üzerine dikkatleri çekmişlerdir.bölümde ebelerin doğum vakalarının yalnızca %3’ünde anne ölümü olduğunu gördü. Puerperal Ateş (Lohusalık Ateşi) Bebeklerin hastanede doğması nispeten güncel bir durumdur. ve 19.barındırıldığı karantina merkezlerini kurmuşlardı. bu faktörleri 409 . 1940 yılına kadar. öyle ki. Londra Ateşli Hastalıklar Hastanesine başvuran 1080 tifüslü hastadan 27 tane nozokomiyal tifüs vakası görülmüş ve 8’i ölmüştü. Semmelweis her iki bölümdeki maternal ölümleri gözden geçirdi. Ancak bu bildiri ebelik pratiği üzerine çok az etki yapmıştır.

Doğumu uzun süren kadınlarda hastalık riski daha yüksekti. bu emri takip eden 1848 yılında birinci bölümde 3556 doğum yaptırıldı. Kırım Askeri Hastanesinde ve genel olarak askerler arasındaki mortalite verilerinin analizini yapmak olmuştur. Onların ilk uğraşılarından birisi. Bu işlemin sonuçları dramatikti. İngiltere ve Galler’de askerlik çağındaki erkeklerin 1839’dan 1853’e kadar yıllık mortalite oranı 9. Şayet Semmelweis’in hipotezi doğru ise ellerin dezenfeksiyonunun kadavradan hamile kadınlara hastalık bulaşmasını önleyebileceği sonucunu çıkardı. İkinci bölümde puerperal ateş ortaya çıktığı zaman asla tüm hastaları kapsamadı. 410 . İngiliz sağlık istatistikçilerinden biri olan William Farr’la karşılaştı ve 20 yıl boyunca onunla birlikte çalıştılar. 2. ebeler ise otopsi yapmıyorlardı ve bu ikinci bölümdeki düşük mortalite oranlarını açıklıyordu. tıp öğrencileri otopsi yapıyorlardı. 15 Mayıs 1847’de bütün öğrencilere ellerindeki kadavra kokusu gidinceye kadar ellerini kireç kaymağı çözeltisinde ovmalarını emreden bir yazı astı. Doğum travayı uzun süren kadınlar diğerlerinden daha sık muayene ediliyorlardı ve daha yüksek risk altında idiler. O. 5. sadece 45 anne ölümü meydana geldi (%1. Semmelweis bu hipotezine göre gözlemlerini analiz etti ve parçaların yerli yerine uyduğunu gördü. 1856 yılında. O sene ikinci bölümde de oran %1. hasta olmaya daha yatkındılar. Florance Nightingale 1863 yılında. Birinci bölümdeki lohusalık ateşi olguları aynı sıradaki bütün yataklarda görüldü. yaranın kadavra materyali ile kontaminasyonu ölüm sebebi idi”. Colletschka’nın otopsisini yapan Semmelweis bulguların puerperal ateşten ölen kadınlardaki ile benzer olduğunu gördü ve bundan şöyle bir sonuç çıkardı. kısa süre sonra akut bir infeksiyon gelişti ve öldü. İngiltere’deki sağlık hizmetine çok fazla etki edecek olan ve günümüzde de halen değerini koruyan “Hastane Notları” isimli kitabın üçüncü baskısını yayınladı. Hastane dışında doğum yapan kadınlarda puerperal ateş gelişmesi olasılığı daha azdı. “yara değil. Annelerinde puerperal ateş meydana gelen çocuklar. hijyenik gıda ile su temininin ve temiz bir çevrenin askeri bir hastanedeki ölüm oranlarında majör bir azalma sağlayabileceğini göstermiştir. 3. Askerlerin sağlık durumunu sivil standartlarla karşılaştırmışlardır.2 idi. Ölüm oranlarındaki farklılıklar etkileyici idi.3). Farr uzun süre hastane mortaliteleriyle ilgilenmiş ve hastane ölümlerini bildirmek üzere standart bir bildirim formu hazırlamıştır. Jacop Colletschka otopsi yaparken bir öğrencinin bıçağıyla parmağından yaralandı. şüphesiz evde doğum yapan kadınlar doğumdan önce muayene edilmedikleri için lohusalık ateşi görülme oranları daha azdı.0/1000 idi. Florence Nightingale ve William Farr Florance Nightingale. bazı pozitif ilişkileri gösterdi: 1. bu yüzden birinci bölümde yüksek mortalite oranları mevcut idi.puerperal sepsiste önemli olarak kabul etmediBuna rağmen Semmelweis. Farr ve Florance Nightingale çok fazla olan asker ölüm oranının bulaşıcı hastalıklar ve kalabalığa bağlı olduğunu da gösterdi. 4.2/1000 iken bu oran muvazzaflarda 35. Semmelweis’in yakın arkadaşlarından Prof.

eldivenler. Lister ve Antisepsi Glascow Üniversitesinde cerrahi profesörü olan Lister’in dikkati canlı germler ile havanın infekte olduğunu gösteren Pasteur’un çalışmalarına yöneldi. Bu çok büyük tartışmalara yol açmıştır. Ayrıca. Ayrıca bu kitapta. Lister’i orijinal veya bilimsel olmamakla ve karbonik asidin Fransızlar tarafından yıllardır kullanıldığını söyleyerek suçlayan ilk kişi Simpson idi. erizipel ve bakteriyemi gibi postoperatif komplikasyonlar arasında ilişki olduğunu ileri sürmüştür. Bu hastanın yarasını karbonik asit emdirilmiş bir sargı ile sardı. Daha sonraları parmaklarını. Pasteur. belki de hastane enfeksiyonu sürveyansının hemşireler tarafından yapılabileceğinin ilk referansıdır. Goodyear Lastik Şirketine süblime eriyiklerine allerjisi olan yardımcı hemşiresi için 2 çift lastik eldiven yapmasını istedi. Eğer bu enfeksiyon oranları hava kaynaklı bakterilerin yok edilmesi ile düşürülebiliyor ise bu bakterilerin öldürülmüş olduğu ortamda ameliyat yapmanın daha emniyetli olacağı sonucuna vardı. Bu. Eldiven kullanımı önemli bir gelişme idi. ümitsiz bir hastalığı olduğu bilinen ve açık kırığı olan bir hastada bu fikrini denedi. Alman cerrahlar Lister’in metodunu süratle kabul ettiler. Dr. Lister. yara infeksiyonlarından mikropların sorumlu olabileceği sonucuna vardı. Bakteriler ısı ile tahrip edilebiliyordu ve 1910’lara kadar steril enstrumanlar. germlerin büyümesinden kaynaklanan fermantasyon ve putrifikasyonu göstermiştir. Böylece cerrahi sırasında kullanılmak üzere bir karbonik asit sprey‘i geliştirdi. fakir bir hastanın eğer evinde tedavi edilirse bu hastanelerde tedavi edildiklerinde sahip oldukları iyileşme şanslarından daha çok şansları olacağını ifade etmiştir. 1889’da Johns Hopkins Hastanesinden Halstead. Şaşırtıcı bir şekilde. Klinik başarı çok dramatikti ve kesin ölümcül olarak kabul edilen yaralar şimdi iyileşiyordu. bir yaradaki organizmaları öldürerek (veya bu yaralar ile kontamine havanın temasını önleyerek) infeksiyonun önlenebileceğini belirtmiştir. Lister buna. bulaşıcı bir hastalıktan dolayı ölüm oranının hastane personeli arasında oldukça yaygın olduğu ve başhemşire. Bu teknik ile çalışmalarına devam etti. karbonik asidin kullanımının yeni olmadığı. cerrahi dikiş materyalini ve cerrahi öncesi operasyon alanını karbonik asit ile temizledi. Bu tartışmaların sonunda İngiliz Tıp Kurumu. sonuçlarını 1867’de yayınladı. Antisepsiden asepsiye kısa sürede bir geçiş oldu. hastabakıcı ve hemşire olmanın belirgin bir risk getirdiği gösterilmiştir. Lister eğer bu prensipler doğru ise. Daha da ötesi. Lister. ameliyat elbiseleri büyük üniversite hastanelerinde standart hale gelmişti. Yara bakımını kolaylaştırmak için karbonik asit ile doyurulmuş pomad yaptı ve bunu yara dışını kaplamak için kullandı. ancak kendi yaklaşımının yeni yöntem olduğunu iddia ederek yanıt verdi. Holmes ve Bristow tarafından hazırlanan ve büyük hastanelerin de küçük hastaneler kadar güvenli olduğunu gösteren çalışmayı tercih etmişti.sağlıksız hastanelerin çoğunun metropollerin civarında yerleşmiş olduğunu ve tüm kötü koşullara karşın. maskeler. Daha sonraları hastaları korumak için eldiven giyilmesi gerekliliği fikri ortaya çıktı. hastabakıcıların ve hemşirelerin hastanedeki ölümler için etkili bir bildirim sistemini yürütebileceklerini ileri sürmüştür. Bu gelişmelerin cerrahi uygulamalara olan etkisini inkar etmek imkansızdır. Florance Nightingale bir hastanın sanitasyon koşullarıyla gangren. 1899 yılında Johns Hopkins hastanesindeki bazı cerrahlar artık temiz 411 .

üriner sistem enfeksiyonunu tanımlamak için idrarda lökosit sayısını esas alan bir tanı sistemi önerdi. 1950’lerde. Dukes. Dukes bu tahta çubuğun kontamine olduğunu ve sonrasında da idrarı kontamine ettiğini düşündü. Son olarak Moore ve arkadaşlarının çalışmaları hastane enfeksiyonlarının kontrolünde “enfeksiyon kontrol hemşirelerinin” rolünü vurgulamıştır. Aseptik tekniklerin uygulanması ile cerrahi enfeksiyonlar kontrol altına alındı. Wise ve arkadaşları 1950 ve 412 . pozitif idrar kültürleri ile de kanıtlanan üriner enfeksiyon bulunuyordu. Günlük kıyafetlerden vazgeçilerek beyaz uzun önlükler yaptırıldı. Williams’ın kitabında Disease Center tarafından düzenlenen stafilokoksik infeksiyonlar toplantısını ve 1960 yılında Williams tarafından bir çok Hİ tartışılmış ve bir enfeksiyon kontrol görevlisinin önemi vurgulanmıştır. kayıtların tutulması gerekliliği üzerinde durmuş ve yara enfeksiyonlarını takip amacıyla aktif bir surveyans sistemi kurmuştur. mesaneye kateter takılmasının gerekli olduğu rektal cerrahi sonrasında hemen hemen her olguda üriner enfeksiyon geliştiğini belirtti ve asemptomatik bakteriüriyi açıkça tanımladı. Yaptığı değişiklikler. daha sonraları maskeler rutin kullanıma girdi. Cerrahi işlemlerden sonra profilaktik antibiyotik kullanımı kavramı ortaya çıkmıştı. stafilokok ve streptokok epidemileri sırasında taşıyıcıların araştırılmasının önemi üzerinde durmuştur. tıkaç olarak kullanılmaktaydı. Diğer Hİ büyük oranda ihmal edilmekteydi. Bir çok klinik.olgularda da eldiven kullanmaya başlamışlardı. yeni cerrahi işlemler ve yaklaşımlar geliştirildi. Dukes. Cerrahlar altın çağlarını yaşıyorlardı. Modern dönemin başlangıcını 1958 yılında Communicable yayınlanan “Hastane Enfeksiyonları” kitabını sayabiliriz. Diğer üriner drenaj sistemlerini denedi. Buna göre ml’de 10’dan az lökosit varsa normal. hasta ile temas edecek her şey steril olmak zorundadır. hastane epidemiyolojisinin tanınmış bir branş olarak ortaya çıkmasını sağlamıştır. Steril bir şişeye açık drenaj başarılı değildi. ipeğin dikiş materyali olarak kullanılmasının. Sterilizatörler gerçek anlamda aseptik evrimi tamamladılar. Bu sistemin kullanıldığı 20 hastadan 8’inde infeksiyon gelişmedi. mesane kateterlerinde genellikle tahta bir çubuk. 8’inde ise üriner sistem enfeksiyonu gelişti. katetere bağlı üriner enfeksiyonlara dikkat çekildi. daha az toksik ilaçlar vardı ve bunlar septisemiyi önlüyorlar. Enfeksiyon oluşabilirdi ama şimdi daha potent. Dünya Savaşından sonra penisilinlerin ortaya çıkışı daha muhteşemdi. Erkeklerde. 100’ün üzerinde lökosit varsa. bir yayınında üriner kateter uygulamasının potansiyel yan etkilerinden bahsetmiştir. Hem cerrah hem de bakteriyolog olan New York’lu Meleney. Yara enfeksiyonlarının epidemilerini araştırmış. Sülfonamidlerin 1935’te kullanılmaya başlanması büyük bir gelişme idi ve ciddi streptokoksik ve stafilokoksik enfeksiyonlar artık tedavi edilebiliyordu. New York Presbyterian Hastanesinde yara enfeksiyon oranlarını 1925’te %14’den 1933’te %4. Bu sistem aralıklı mesane ve tüplerin antiseptik solüsyonla yıkanmasını sağlıyordu.8’e düşürmüştür. 4’ünde üretrit oluştu. Periyodik olarak bu tahta çubuk çıkarılmakta ve mesane boşaltılmaktaydı. enfeksiyonu tedavi ediyorlardı. Avrupa ve Amerika’da cerrahi ve çocuk ünitelerinde ortaya çıkan nozokomiyal stafilokoksik infeksiyonlar yayınlanmıştı. Ancak Cuthbert Dukes’in 1929’da yaptığı çalışmada. 20 hastada Y-şekilli bir drenaj sistemi denedi. II. Dukes. Bu pandemiler. mikrobiyal kontaminasyonu sınırlamak için cerrahi işlem sırasında konuşmamayı önerirken.

Öncelikle hastane enfeksiyonlarının tanımının iyi yapılması gerekir. 3. Enfeksiyon. 2000’li yıllarda bütün hastanelerimizde bu çalışmaların süratle sürdürüleceği düşüncesini taşıyoruz. annede hastaneye yatış sırasında enfeksiyon olmamalı ve doğan bebekte 48-72 saat sonra enfeksiyon gelişmiş olmalıdır. Amerika’da surveyans ve hemşire epidemiyologların gelişimi ile ilgili çok yararlı bir tanımlama yayımlamışlardı. 1970’li yıllarda enfeksiyon kontrol komiteleri kurulmaya başlanmış olup. bu enfeksiyonların azaltılması için stratejilerin geliştirilmesidir. 1. Centers for Disease Control and Prevention (CDC). 2. enfeksiyon etkenini hastaneye yatmadan.1960’larda. hastaneye yatış sırasında var olan enfeksiyöz bir olayın komplikasyonu veya uzantısı olmamalıdır. 413 . Bu amaçla. daha sonra ortaya çıkan ve hastane enfeksiyonu olarak tanımlanan enfeksiyon nedeniyle yatmamış olmalıdır. Hastane enfeksiyonlarının sürveyansındaki temel amaç. Ülkemizde ise hastane enfeksiyonlarının kontrolüne yönelik çalışmalar oldukça yenidir. 2. 1988 Ocak ayından itibaren bu tanımların doğrultusunda sürveyans uygulanmaya başlanmıştır (6). Hastane Enfeksiyonu Nedir? (2) Hastanede kalış sürelerinin uzamasına ve hasta bakımı maliyetlerinin artmasına neden olur. aynı zamanda bu fikirlerini deneme ve sonuçlarını değerlendirebilme enerjisine sahip olanlar bu başarıda en büyük paya sahiptirler. Hasta hastaneye. 5. Hasta. ABD’de 1970 yılından beri National Nosocomial Infections Surveillance System (NNIS) adı altında veriler toplanmakta ve Amerikan hastanelerindeki Hİ’ler değerlendirilmektedir. 1992 yılında cerrahi yara enfeksiyonlarının tanımı. hastaneye yattıktan 48-72 saat sonra veya taburcu olduktan sonraki 10 gün içinde gelişmiş olmalıdır. Hasta hastaneye yattığında kuluçka döneminde olmamalıdır. 6. görülen lüzum üzerine yeniden gözden geçirilmiş ve düzenlenmiştir (9). Her ülke bu tanımları. Kuluçka süresi Legionella enfeksiyonu ve su çiçeği gibi uzun olan enfeksiyonlar. tanımlanması. Hasta. kendi hastanelerinde uygulanmak üzere uyarlamıştır. poliklinik muayeneleri esnasında almış olabilir. Son 150 yılda ortaya çıkan büyük gelişmeleri yansıtabilmek için şöyle denilebilir. sisteme katılan hastanelerde uygulanmak üzere 1987 yılında hastane enfeksiyonlarının tanımlarını yayınlamış. sadece iyi fikirleri olanlar değil. 4. izlenmesi ve önlenebilmesi için çeşitli stratejiler geliştirmektedirler. bu zaman sürecinin dışında değerlendirilirler. Bu yüzden azaltılması amacıyla. Yenidoğanda hastane enfeksiyonu tanısı için.

Giriş yolu tek yönlü olmalıdır. Çevreden yeterli uzaklık. Pnömoni 4. çamaşırhane ve diğer destek hizmetlerinin girişi için ayrı bir servis avlusu bulunmalıdır (4). Alt solunum yolları enfeksiyonu (pnömoni hariç) 10. Hastanenin yerleştiği arazi. Hastane arsası Hastanenin yerleştiği alan sessiz. Kardiyovasküler sistem enfeksiyonu 8.Belli başlı hastane enfeksiyonları şunlardır: 1. katı ve sıvı atıkların bertaraf edilmesi yapım aşamasında planlanmalıdır. sis. Ayrıca ameliyathaneler. bulaşıcı hastalıkların tedavi edildiği kısımlar. C. Ulaşım ve Girişler Hastaneden ana caddeye tek bir yaya ve araç girişinin olması idealdir. 414 . Gürültünün Önlenmesi Gürültünün önlenmesinde ilk aşama bina için arazi seçilmesi ile başlar. doğum ve çocuk klinikleri. tuvaletler. Cerrahi bölge enfeksiyonu 3. Deri ve yumuşak doku enfeksiyonu 12. Genital sistem enfeksiyonları 11. iç dekorasyon. Hastane içi park yerleri. toz ve dumandan etkilenmeyen konumda olması uygun olacaktır. B. merdivenler. uygun trafik akışı. (4). Ayrıca arsanın coğrafi olarak rüzgar. psikiyatri servisleri ve kronik hastalıkların bakıldığı bölümler özel tasarım gerektirmektedir (4). A. Kapılar dört kenarından da sıkı kapanmalıdır ve kasaya sert olarak çarpmamalıdır. hastane binasından gürültü ve kirliliği önleyecek kadar uzakta olmalıdır. klinik servisleri. Ayrıca mutfak. Gastrointestinal sistem enfeksiyonu 9. 4). Primer kan dolaşımı enfeksiyonları 5. Odaların gürültüden korunması için ise çift camlı pencere kullanımı uygundur. Hastanelerde Olması Gereken Fiziki Koşullar Hastane hijyeninin sağlanmasında hastanenin uygun fiziksel koşulları sağlaması gerekmektedir. Dışarıdan duvar ve çitle ayrılmış yeterli büyüklükte bir alan bunu sağlayabilir. Kemik ve eklem enfeksiyonu 6. Sistemik enfeksiyon Hastane Hijyeni 1. Daha inşa ve donanımın yapılması aşamasında ilerideki hijyen gereksinimi düşünülmediği takdirde hijyen ve temizliğin sağlanmasında. Üriner sistem enfeksiyonu 2. park yerinin yeterince hastane binasından uzak olması ilk koşullar olarak sayılabilir. Normalde çelik kasalı kauçuk contalı kontrplak kapılar bu özellikleri iyi sağlarlar (3. hizmet tesisleri. sakin ve huzurlu bir çevreyi sağlamalıdır. Ambulans yanaşma yeri girişten görülmemelidir. Merkez sinir sistemi enfeksiyonu 7. hastane enfeksiyonlarının önlenmesinde ve temel gereksinimlerin karşılanmasında ciddi sıkıntılarla karşılaşılabilir (3).

Ç. Gereğinde hastanenin özel koşullarına uygun arıtma yapılabilmelidir. hastanede tahmin edilemeyecek sonuçlar doğurabilir. Dört kattan sonra buna ek olarak en az iki tane küçük çok amaçlı asansör (kabin boyutları: 0.90 m x 1. Hava cereyanı olmadan havalandırmayı sağlamalıdır. Gürültüyü. ancak 2 m2’nin altında olmamalıdır (4). sağlık ve estetikle ilgili nedenlerden dolayı kullanım amaçlarına göre ayrılmalıdır. Tavan yüksekliği en az 2. E. biyolojik ve radyolojik olarak yüksek kaliteli sudur. Güneş gelen tarafta. koridor genişliği en az 2. komşu bina. Merdivenler ve Asansörler Koridorlar pencereler ile yeteri derecede havalandırılacak ve aydınlatılacak şekilde olmalıdır. Klasik su tesisatı bakım ve onarımında görülen hatalar. Koridorlar olabildiğince ses emici olarak yapılmalıdır. Çok amaçlı asansörlerin önünde 3.50 m olmalıdır. Hastanenin yapım aşamasında su sağlanması konusu çözümlenmiş olmalıdır. ihtiyaç duyulduğu zaman tüm düşey trafiği karşılayacak şekilde dizayn edilmelidir. Pencerelerin büyüklük ve açısı. Eğer içme suyu için su sebilleri ve soğutucular kullanılıyorsa bunlar da düzenli olarak temizlenmelidir. 415 . Merdivenler. seyrek kullanılan ara koridor genişlikleri en az 1. Pencere alanı 1/5 tavan veya taban alanı olmalıdır. Eğer bir katta iki servis var ise dört yerine üç merdivene izin verilebilir. Işıklandırma ve Pencereler Bütün hasta odalarının engellenmemiş gün ışığına gereksinimi vardır. iç cam yüzünün dışında güneş ışığını kırıcı önlemler alınmalıdır. Asansör boyutları taşıma amacına uygun olarak yapılmalıdır. uygun basınç altında iletilmelidir. Her klinik servis için iki merdiven olmalıdır. Merdivenin bir kolu 15 basamaktan fazla olmamalıdır.50 m) yapılmalıdır (4). gürültünün iletimini ve hava cereyanını engellemelidir. yükselti ve benzeri güneş ışığını kesen engeller değerlendirilerek bu sağlanmalıdır. Koridorlar. Asansörlere ulaşan yollar düz olmalıdır. Planlanan her 100 yatak için 1 adet çok amaçlı asansör olmalıdır. Kullanılan kaplama malzemeleri toz birikimini önleyecek özellikte ve kolay temizlenebilir olmalıdır. Bu yoksa her trafik noktası için 2 adet çok amaçlı asansör olmalıdır (Örneğin yatak taşımak için kabin boyutları: 1. Bu yüzden bakım ve onarımdan sorumlu kişiler hastane su tesisatı konusunda deneyimli ve eğitilmiş olmak zorundadır (3) D. Eğer su depolanıyor ise depo düzenli olarak temizlenmeli ve numune alınarak analiz edilmelidir. Hastane suyu.50 m. kimyasal. fiziksel. Sağlanan yüksek kaliteli su.20 m olmalıdır. Pencereler sesi ve ısıyı yalıtmalıdır.80 x 2. Su Temini Hastane suyunun tek bir tanımı vardır.25 m. Yeterli miktarda ve uygun özelliklerdeki su.50 m). Asansörler. Çok amaçlı asansörler merkezi noktalarda olmalıdır. hastane içerisinde hiçbir emilim ve çapraz bağlantı imkanı olmayacak şekilde dağıtılmalıdır.

416 .40 m olmalı.5 m2 alan yatak başına uygun olacaktır. Tuvaletler Her katta erkekler. Tedavi bölümleri içinde ameliyat salonları özellik arz etmektedir ve net yükseklik en az 3 m olmalıdır.90 m x 1.50 m2 ön hol bulunmalıdır (4). Hasta yatak odalarının büyüklüğü yatak sayısına ve kullanılacak mobilyalara göre ayarlanmalıdır. Hasta odalarının cepheleri ise güneygüneydoğu arasında olmalıdır. daha büyük odalarda ise 6-6. oturma yerleri ve dolap) alabilecek yeterli büyüklükte olmalıdır. Hasta odalarında tek kişilik olanlarda yatak başına 8-10 m2. tek tarafı duvara bitişik olmalı. çamaşırhane. Bakım Bölümleri Bu bölümler hastane içi trafikten ayrı olmalıdır. Küvet üç tarafı serbest. iki tuvalet gözü için 2. Hasta yatak odalarında da yükseklik 3 m olmalıdır. 3 kişilik odalarda 6-7. kuzey ve kuzeydoğu yönlerine bakacak şekilde olması uygundur. 2 kişilik odalarda. H. Tuvalet lavabolarının muslukları el değmeden kullanıma olanak sağlayacak şekilde ayak ile kumandalı veya fotoselli olabilir. yoğun bakım üniteleri ve özel bakım üniteleri olarak ayrılmalıdır. gerektiğinde WC ve oturma küveti olmalıdır. Bölümlerin Büyüklükleri İdari amaçlı odalar standart büro malzemelerini (masa. Tuvaletler iç mekanlarda ise havalandırması olmalıdır. yemek salonları gibi mekanların endüstri ölçülerine göre boyutlandırılması uygun olacaktır. Ancak her bir veya iki hasta odası için bir tuvalet hastalık bulaşının önlenmesi açısından daha uygun bir yaklaşımdır. Hasta banyosu için 15 m2 yeterli bir alandır. Ğ. Bakım bölümlerinde her 12 erkek ve kadın için birer tuvalet yine her 10 erkek için ilave bir pisuar düşmesi uygundur. Banyolar temizlemeye uygun olarak dizayn edilmeli ve uygun malzeme kullanılmalıdır. Bir yatak ve mobilya hareket ettirilirken diğerlerinin hareket ettirilmesine gerek kalmayacak şekilde dizayn sağlanmalıdır (4). akşam vakitlerinde de aşırı ısınma engellenmiş olacaktır (4). Normal bakım üniteleri. Odaların Yönleri Tedavi odalarının ve hizmet odalarının yönleri kuzeybatı. Tuvaletlerin aydınlatma ve havalandırması olmalıdır. Genel olarak net yükseklikler 3 m.F.5 m2. Tuvalet gözleri 0. kadınlar. ayrı duş. Hastanın yürümesi mümkün olmayan durumlarda hasta yatağı banyoya kadar getirilerek hastalar küvete konabilmelidir (4). yer yer 4 m olabilir. ziyaretçiler ve personel için ayrı ayrı tuvalet bulunmalıdır. Bu sayede odalar iyi şekilde sabah güneşi alacak ve ısı kontrolü için daha az tedbir alınması gerekecektir. yaralı hastalar. İkmal hizmetlerinin sağlandığı yerler olan mutfak. G.

Latincede “Sağlıklı Ortam” anlamına gelmektedir. banyo ve tuvaletlerin temizliğinde klorlu 417 . Hastanelerde ve diğer sağlık kuruluşlarında nesnelerin temizliği. 7) Etkili bir enfeksiyon kontrol programı için de bu koşulların sağlanması oldukça önemlidir. Temizleme işleminin. İnsanların psikolojik ve fizyolojik olarak sağlıklı ortamlarının korunması. Farklı alanların temizliğinde farklı bezlerin kullanımı kural haline getirilmelidir. toz veya organik artıklar gibi yabancı maddelerin o ortamdan uzaklaştırılması ile gerçekleştirilir (9). Zemin temizliği. her türlü hastalık etmenlerinden arındırılmasına bağlıdır. Etkili dezenfeksiyon c. sterilizasyon ve dezenfeksiyon öncesi mutlaka uygulanması gerekir. servisin temiz bölgelerinden kirli bölgelerine doğru ilerlemelidir. Paspas yöntemi ile temizlik işleminde mutlaka çift kova yöntemi kullanılmalı. Yüzeyler. ılık su ve deterjan ile yapılmalıdır. temiz su ile kirli su ayrı olmalı ve her bölüm ve koğuş temizliğinde su sık olarak değiştirilmelidir. Hastanelerde Hijyen Uygulamaları Hijyen. atıkların konduğu bir “kirli oda” olmalıdır (9). Genellikle ıslak temizlik yöntemleri tercih edilmeli ve prensip olarak temizlik. temiz ve steril araç gerecin depolandığı “temiz oda” ile kirli araç gerecin. Temizleme Cisimler üzerinde bulunan toprak ve organik madde gibi yabancı materyalleri uzaklaştırma işlemidir (8). Tuvaletler en son temizlenecek alanlar olmalıdır. hastane çalışanlarının ve hastane dışı kişilerin hastaneden gelebilecek zararlı etkilerden ve hastane enfeksiyonlarından korunması. Bu kısımda sterilizasyon başka bölümlerde anlatıldığı için açıklanmamıştır. ancak nemli bırakılmamalıdır. Bir başka deyişle gözle görülen kirlerin giderilerek veya seyreltilerek gözle görülmez hale gelmesini sağlamaktır ve tamamen mekanik bir olaydır. Bu da bilinçli ve düzenli bir şekilde uygulanan hastane hijyeni ile sağlanabilir. Lavabo. Temizlikten sonra kurulama işleminin yapılması gereklidir. karyolalar vs. Hastanelerde Temizlik 1. Temizlik dezenfeksiyon ve sterilizasyonun etkinliğini arttırır. tırabzanlar. Paspaslarla yapılan silme işleminden sonra paspaslar mutlaka yıkanarak kurutulmalıdır. Mikroorganizmalara etkisi de yine mekaniktir. sağlıklı yaşayabilmeleri için hastane sağlık koşullarının yeterli olması gerekir. Servislerde. A. su ve deterjan ya da enzimatik ürünler kullanılarak kir. Hastane hijyeni deyimi üç temel kavramı içerir. Kullanılan sabun ve deterjanlar çözünürlüğü artırıcı etki gösterirler. Elektrikli vakum süpürgelerinin kullanımında toz torbaları tam dolmadan değiştirilmelidir. Çünkü kuruluk birçok mikroorganizmanın üremesini önlemektedir (8). Toz ve bakteriyi yaydığından asla kuru süpürme yapılmamalıdır. ıslak bezle temizlenmeli. Zeminden çözülüp uzaklaştırılmaları sağlanır. a. hastaların sağlıklarına yeniden kavuşabilmesi. Etkili sterilizasyon (6.2. Bir hastanenin toplum için yeterince yararlı olabilmesi için. Hijyenik temizlik b. Nemli ortam mikroorganizmaların üremeleri için çok uygun olduğundan dolayı ıslak silme tarzında yapılan temizlikten sonra mutlaka kurulama yapmak gerekir.

Yüzeylerden toz alma işleminde pamuklu kumaşlar yerine sentetik kumaşlar kullanılmalıdır. Hiçbir zaman dezenfektanda bırakılmaz. Hastane temizliği temiz bir çevre yaratmalıdır. genelde %0. Çünkü toplama torbası bakteri biriktirme aracıdır. Hasta bakımında ördek ve sürgü kullanımının kişisel olmasına özen gösterilmeli veya her kullanımdan önce dezenfekte edilmelidir. Temizlik. Sulandırmalar günlük yapılmalıdır. Elektrikli vakum süpürgeleri gürültülü çalışma sakıncasının yanı sıra bakteri saçma tehlikesini de sürdürür. hastane enfeksiyonlarının önlenmesindeki temel koşullardan birisi olmasının yanında çalışma ortamını rahatlatır ve hastaların huzurunu sağlar. lekeli ya da kontamine yataklara hasta kabulü yapılmamalıdır. Hastane Dezenfeksiyonu Hastane enfeksiyonlarından korunmada oldukça önemli olan bu kavram. Termometreler. saç fırçası. tıraş fırçası ve jilet gibi eşyaların tümü bireysel olarak kullanılmalı. Pansuman arabalarının da ılık su ve deterjan ile silinerek kurulanması yeterlidir (9). hastane temizliği. Servislerde bulunan evsel nitelikte ve infekte atık torbalarının ağızları sürekli kapalı tutulmalı ve kapalı sistem ile servis ortamından uzaklaştırılması sağlanmalıdır (9). b. hastanenin hijyenini tam olarak sağlamalı ve çapraz etkilenme en az olmalıdır. asla paylaşılmamalıdır. Sonuç olarak. 1000 ppm) içeren sodyum hipoklorit (çamaşır suyu) solüsyonu yeterlidir. a. Çalışma alanlarının temizlenmesinde %70’lik etil alkol kullanılabilirken. ürün tüketimi çok fazla olmamalıdır. Hastanenin her yerinde bakteri yoğunluğunu azaltmalıdır. ıslak paspaslama ve kurulama yöntemidir. ancak miktarlarının kabul edilebilir bir seviyeye düşürülmesi yeterli olabilmektedir.sürtme tozu kullanılmalı. e. Yalnız tuvaletlerin oturma yerleri dezenfektan madde ile silinmelidir (9). hasta değiştiğinde kolayca temizlenebilmesi için su geçirmez bir kılıfa geçirilmeli. bol sıcak su akıtılarak yıkanmalıdır. Silme işlemi gelişi güzel hareketler yerine. B. Hijyenik bir temizlik. Günlük temizlikten sonra torbayı atmak veya dezenfekte etmek koşulu ile kullanılabilir. Hastane enfeksiyonları için kaynak olabilen yataklar. paspasları silkeleme hastaneler için uygun bir yöntem değildir. Yüksek devirli cila makinelerinin de toz kaldırmadan hijyenik temizlik sağladığı kabul edilmektedir. Kan dökülmüş alanlar için %1 serbest klor konsantrasyonu önerilmektedir. Ayrıca temizlik çok uzun sürmemeli.organizmaların ölmesi gerekmez. 418 . Havlu.1 serbest klor (1 gr/litre. ıslak bırakılmamalı ve asla kirli. Hastanelerdeki toz kontrolünü sağlamak için şunlara dikkat etmek gerekir. %70’lik alkol içinde ıslatılmış pamuk tamponlarla silinir. Bu amaçla kullanılan kimyasal maddelere dezenfektan denir (9). d. Kuru süpürme yöntemi. sabun. Dezenfeksiyon. cansız nesneler üzerinde bulunan potansiyel olarak patojen mikroorganizmaların kimyasal maddeler veya ısıya dayalı fiziksel uygulamalar ile elimine edilmesidir. ortamdaki tüm mikro. Dezenfeksiyonda. c. sporosid aktivitenin tamamen yok edilmemesi ile sterilizasyondan ayrılır. belli bir noktadan başlayarak toz bezini hiç kaldırmadan dairesel şekilde yapılmalıdır.

1. prionlar ve bakteri endosporlarıdır. bazı mantarları ve uygun bir sürede (≤ 10 dakika) bazı virüsleri öldürebilen dezenfektanları kapsar. vejetatif bakterilerin çoğunu. bakteri endosporları hariç tüberküloz basili ve diğer mikroorganizmalara ≤10 dakikada etkili dezenfektanları kapsar. Sıklıkla kullanılan orta seviyedeki dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Tablo II’de verilmiştir (9). Yüksek Düzeyli Dezenfektanlar Genellikle bakteriyel endosporlar hariç mikroorganizmaların tümünü 20 dakikada öldüren dezenfektanlar bu gruba girer. protozoonlar. sorun olabilen patojen mikroorganizmalar için kullanılmasını önerdiği dezenfektanları etki düzeylerine göre 3 grupta toplamıştır. Tablo II. Tablo I. %0. orta ve düşük düzeyli” dezenfektanlardır (9).4-5 İyodoforlar 30-50 ppm serbest iyod C. Bu dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Tablo I’de verilmiştir (9).2 Hidrojen peroksit %3-6 veya %6-25 b. Orta Düzeyli Dezenfektanlar Bu grup dezenfektanlar. Yüksek düzeyli dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Dezenfektan Kullanım Konsantrasyonu Gluteraldehit %2 Formaldehit %3-8 Sodyum hipoklorit 1000 ppm serbest klor Perasetik asit ≤%1. Ayrıca “Kimyasal Sterilizanlar” olarak bilinen az sayıdaki dezenfektan da 6-10 saat gibi uzun uygulama süresi gerektirmekle birlikte uygulama sonrası bakteriyel endosporları da öldürebildiklerinden yüksek düzeyli dezenfektanlar olarak değerlendirilmektedir.001-0. bazı zarflı ve zarfsız virüsler.4-5 419 . Bunlar “yüksek. Düşük düzeyli dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Dezenfektan Kullanım Konsantrasyonu Etil veya isopropil alkol <%50 Fenol ve fenol bileşikleri %0. Düşük Düzeyli Dezenfektanlar Bakteri endosporları ve tüberküloz basiline etkili olamayan. Sıklıkla kullanılan türleri ve kullanım konsantrasyonları Tablo 4’te verilmiştir (9). Spadulding ve arkadaşları. Tablo 4. a. bazı vejetatif bakterilerin yanı sıra tüberküloz basili mantarlar. Orta düzeyli dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Dezenfektan Kullanım Konsantrasyonu Etil veya isopropil alkol %60-90 Fenol ve fenol bileşikleri %0. Dezenfektanlar Hastanelerde sıklıkla sorun olabilen mikroorganizmalar.

Nötral pH’da. 11). c. Uygulama alanına iyi difüze olmalı. Ucuz olmalıdır (8. Çalışma ortamı olarak ameliyathaneler. İnsan ve hayvanlar üzerinde toksik etkilere sahip olmamalı. banyolar. Orta Risk Grubu Steril vücut bölgelerine girmeyen. Kullanıldığı materyalin yapısını bozmamalı. Geniş bir spektrumu olmalı. nekrotik doku. 2. Etkinliği ısı ve pH değişikliklerinden etkilenmemeli. suda çözünebilmeli. klozetler. h. Dezenfektanların Özellikleri İyi bir dezenfektanda aranan özellikler şunlar olmalıdır: a. j. Çalışma ortamı olarak diyaliz üniteleri. f. Yüksek Risk Grubu Deri ve mukoza bütünlüğünün bozulduğu yerlerde kullanılan veya steril vücut alanlarına giren nesneler bu grupta yer alır. yoğun bakım üniteleri. %2 gluteraldehit solüsyonu veya %70’lik etanol kullanılır (9). Dezenfeksiyon amaçlı risk sınıflaması Güvenli bir dezenfeksiyon işlemi için dezenfeksiyon uygulanacak materyal ve ortam iyi bir sınıflamaya tabi tutulmalıdır. b. hasta yatakları. çocuk poliklinikleri ve hasta odaları enfeksiyon açısından orta risk grubu alanlardır ve buralarda deterjan ile temizliğin yanı sıra orta düzeyde kimyasal dezenfeksiyon önerilir. Renksiz ve kokusuz olmalı. Ortamda bakteri sayısının fazla olması ile etkinliği azalmamalı. b. püy) varlığında etkinliği azalmamalı. Su 420 . k.4-1. d. i. Kimyasal yapısı stabil olmalı ve etkisi uzun sürmeli. c. eksuda. l.6 HIV ve HBV ile kontamine malzemelerin dezenfeksiyonunda standart olarak 1000-10000 ppm arasında değişen konsantrasyondaki hipoklorit solüsyonları. Hastane ortamı ve gereçleri enfeksiyon kaynağı oluşturabilme risklerine göre 4 gruba ayrılırlar: a. doğum haneler. 3. m. Düşük Risk Grubu Normal ve bütünlüğü bozulmamış deriye temas eden nesneler. hasta kabul birimleri ve poliklinikler bu grupta yer alır. transplantasyon ve yanık üniteleri enfeksiyon açısından yüksek riskli alanlardır. Çevreye zarar vermemek için inaktif metabolitlere parçalanabilmeli. g. bütünlüğü bozulmamış mukozalara temas eden nesneler bu grupta yer alır. Ortamda organik materyal (kan.İyodoforlar Sodyum hipoklorit Kuarterner amonyum bileşikleri 30-50 ppm serbest iyod 100 ppm serbest klor %0. e. Bu alanlarda yüksek düzeyde kimyasal dezenfeksiyon önerilir. n. Güçlü. Etkisi çabuk başlamalı. mikrobisit etkiye sahip olmalı (mikroorganizmaların aktif ve pasif formlarına etkili olmalı).

Bunun için 80 °C veya daha yüksek sıcaklıktaki suda yıkanmalı. d. bu hastalıkların bulaşma tehlikelerinin ortadan kaldırılması için gereklidir. en az 1 dakika bekletilmeli ve sonrasında kurulamaya bırakılmalıdır. duvarlar. Hastaların Kullandığı Malzemelerin Dezenfeksiyonu Hastalar tarafından kullanılmış ya da enfekte olmuş çarşaflar başta stafilokolar olmak üzere pek çok mikroorganizma açısından çapraz kontaminasyon riski taşırlar. Taşınan torbalar su geçirmez. Hepatit B kontaminasyonu olasılığı var ise 93°C’de 10 dakikalık yıkama uygundur (5. 421 . Personel kıyafetleri diğer çamaşırdan ayrı olarak yıkanmalı ve hastalar için kullanılan malzemeler ile temas ettirilmemelidir. Bunlar çamaşırhanede toplanmak üzere hızlı bir şekilde torbalanarak ve çevreye temasları önlenerek taşınmalıdır. Bu işlemler ile birlikte böceklerin üremelerini ve yaşamlarını idame ettirmelerini sağlayan ortam şartları düzeltilmelidir (14). Haşere Kontrolü İnfeksiyon hastalıklarının bulaşmasında rolü olan böceklerin öldürülmesi.13). Bu yüzden yüksek sıcaklığa dayanamayacak materyalden kaçınılmalıdır. Pek çok böcek. zemin. Bunların su ve deterjan kullanılarak temizlendikten sonra kurulanmaları yeterlidir (10. 13). Battaniyeler ve yastıklar da aynı durumdadır. Bu amaçla yapılan mücadeleye dezenfestasyon denir. sadece kirli olan materyalin yıkandığı bölümden ve temiz malzemenin bulunduğu bölümden uygun şekilde ayrılmalıdır. D. Yıkama esnasında materyalin en az 65°C’de 10 dakika veya 71°C’de 3 dakikalık bir süre ile yıkanması gereklidir. Bu önlemlerin alınması vektörler ile bulaşan hastalıkların bulaşma olanağını ortadan kaldıracağı gibi böceklerin insanları rahatsız etmelerini ve allerjik reaksiyonlar yapmalarını da önler. 12).13). Bu materyaller yıkama ile kolayca dezenfekte edilebilirler. sağlam ve ucuz olmalıdır.ve deterjan kullanarak temizlenmeleri veya düşük düzey dezenfektanlar ile dezenfekte edilmeleri yeterlidir. çamaşırhane. Eğer soğuk su ile temizlik yapılırsa ayrıca dezenfekte edilmeleri gerekir (5. Enfekte materyalin yıkandığı bölüm. Minimal Risk Grubu Hastanın çevresinde bulunan yakın temasta olmadığı. Bu çamaşır torbaları çamaşırhaneye ulaştıktan sonra doğrudan çamaşır makinesinin için boşaltılmalıdır (5. mutfak. 13). lavabolar ve benzeri objeler enfeksiyon kaynağı olma yönünden minimal risk taşırlar. Sadece kullanmadan dolayı kirlenmiş olan materyal ile infekte materyal ayrı olarak yıkanmalıdır. Böcekler ile savaşta onları yok etmek için çeşitli kimyasalların kullanılması yeterli değildir. Kullanılan çamaşır makinelerinin iç yüzeyi paslanmaz çelikten olmalı. yıkama sırasında alkali olmayan deterjanlar kullanılmalıdır (5. eklem bacaklı ve diğer parazitler enfeksiyonların taşınmasında rol alabilirler. Lazımlıklar ve ördekler kullanıldıktan sonra mutlaka temizlenmeli ve dezenfekte edilmelidir. C.

2. birçok hastalık mikroplarını mekanik olarak taşıyabilir ve aynı zamanda insanların rahat ve huzurunu bozabilir. Çok hızlı ürerler ve üremek için organik artıkların olduğu yerleri seçerler (14). Bu amaçla çöpleri açıkta bırakmamak. Karasineklerin barınma yerlerine girmesini engellemek: Karasineklerin hastane içine girmesini engellemek için sineklerin girebileceği açık yerleri ince sinek teli ile kapatmak. Ancak ısıtılmış kuru havanın derinliklere nüfuz özelliği az olduğundan malzemeler seyrek ve serbest olarak bulundurulmalı. bitki artıkları ve kokuşabilen maddeler üzerinde çoğalıp ergin hale gelirler. sinekleri çekecek şekilde gıda maddelerini ve organik 422 . pire ve tahta kuruları yok edilebilir (14). İstirahat yeri olarak dik yüzeyleri seçerler. insan ve hayvan artıkları. Karasinekler. c. Larvaları ve ergin sinekleri öldürmek: Ergin karasineklerin ve larvaların öldürülmesi için mekanik sinek kapanlarından. Genellikle böcekler mikroorganizmalara göre ısıya daha duyarlıdır. Bunu sağlamadan yapılacak diğer önlemler sonuç vermeyecektir. Hasta odalarında. hızlı bir şekilde hastaneden ve civarından uzaklaştırmak. ortamdaki hava hareket halinde olmalıdır. Fizik yöntemlerle dezenfestasyon Kuru ve yaş halde ısı uygulanabilir. bekletme yeterlidir. Kimyasal madde kullanıldığında reenfestasyonu önleyecek bir sonuç sağlanmalı ve bu amaca uygun insektisit kullanılmalıdır. kaynatma veya 100 °C‘nin üzerinde basınçsız buharda 1020 dk. Yine 75-95°C arasında 30 dk. Kimyasal madde kullanımı kesinlikle bu amaçla eğitim almış kişiler tarafından uzman personelin kontrolünde yaptırılmalıdır (14) 3. en başta gelen önlemdir. b. mutfaklarda besin maddelerinin depolandığı mekanlarda kimyasal madde kullanmak çok dikkatli ve titiz bir çalışmayı gerektirir (14). Kullanılacak kimyasal madde enfestasyonun türüne ve uygulanacağı yerin özelliklerine göre seçilmelidir. mutfaklarda besin maddelerini kapalı şekilde muhafaza etmek gerekir (14). sürede bit. Kuru ısı Bunun için 75-95 °C’de kuru ısı yeterlidir. Bu yükseklikte sıcaklığa dayanabilecek tüm malzemeler bu şekilde böcekten arındırılabilir (14). Hastane içi ve çevresinde karasineklerin yumurtlayabilecekleri ve üreyecekleri ortamı ortadan kaldırmak: Mutlaka başarılması gereken. Açık renkleri severler ve koku alma yetenekleri çok fazladır. Hastane ortamında da karasineklerin bulunmaması gerekir (14).1. Yaş ısı 100 °C‘de 15-20 dk. sinek öldürücü lambalardan yararlanılabilir. çöplükler. Yarım saatte tüm böcekler ölürler. Kimyasal maddelerle dezenfestasyon Hastaların bulunduğu ve pek çok kişinin çalıştığı hastanelerde böcek enfestasyonlarında kimyasal madde kullanımı riskli ve en son düşünülmesi gereken yöntemdir. Karasinekler ile mücadele Pek çok türü olan karasinekler. tutucu kağıtlardan. b. Karasinekler ile savaşta şu yol takip edilmelidir: a. Bu yüzden dezenfeksiyona göre daha başarılıdır (14). a.

Erişkin sivrisinekler için insektisitler kullanılabilir (14). Sivrisinekler ile mücadele Sivrisinekler. Erkek sivrisinekler kan emmezler. 4. Larva ve pupalarla beslenen balıklar (örneğin Gambusia) çevrede durgun su varsa buralarda üretilebilir. Daha sonra larva ve pupa aşamalarından sonra erişkin hale gelir.atıkları açıkta bırakmamak ve ortamın genel temizlik koşullarını sağlanmak gerekmektedir (14). kışın aylarca canlı kalabilirler (14). Ayrıca kimyasal mücadele ile larvalar yok edilebilir. Sivrisineklerin hastane içine girmesini önlemek amacıyla alınacak önlemler karasinekler için alınan önlemler ile aynıdır (14). sıtma. TSK Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Yönergesi 2. Uygun mücadele için hastane çevresindeki jit alanlarının ortadan kaldırılması gerekir. filaryaz. ÖNEMLİ UYARI: TSK'da görev yapan her sağlık personeli hijyen uygulamaları ve sağlığın korunması için aşağıdaki iki dokümanı mutlaka kullanmalıdır. Dişi sivrisinekler genellikle durgun tatlı sulara yumurtlarlar. Ömürleri türe ve iklim koşullarına göre değişmekle birlikte. dişi sivrisinekler ise yumurtaların olgunlaşması için kan emerler. 1. TSK Gıda/Su Kontrol ve Hijyen Denetim Hizmetleri Yönergesi 423 . Bu alanlara "jit" adı verilir. dang humması ve sarı hummayı bulaştırırlar (14). Yumurtalar kuruluğa dayanamazlar.

KAYNAKLAR 1. 5. Sterilizasyon. 8. (eds). Temizlik.Özkan F. ln: Saniç A. Akova M. Güler Ç. Eyigün CP.) Pekcan M. The Hospital in Rural and Urban Districts. GATA Matbaası. Hastane İnfeksiyonları Sempozyumu Kitabı. Arıkan S. Sivas. Report of a WHO Study Group. 12. 2005. 3.Gürler B. Sterilizasyon. 1983. dezenfeksiyon ve Sterilizasyon.ln:Saniç A. 3: 175-183. 7. Page 42-45. Geneva 1992. Ankara. 1999: 5-11. Neufert E. in: Saniç A. dezenfeksiyon. dezenfeksiyon. Samsun. Sterilizasyon-dezenfeksiyon. 4. Beşirbellioğlu BA. ln: Bakır M. Sayfa 41-43. Hastane infeksiyonları Derg 1999. 1992. 13. Samsun. Hastanelerde temizlik. Dökmetaş l. 11. Beşirbellioğlu BA. 14. 451-472. Sterilizasyon Dezenfeksiyon Hastane İnfeksiyonları Sempozyumu Kitabı. 1999: 1-4. İÜ Tıp Fak Yayınları. Hastane Hijyeni. Ankara. Görenek L. Günümüzde kullanılan dezenfektan ve antiseptikler. Pahsa A. 6. GATA Matbaası.(ed). Sterilizasyon Dezenfeksiyon Hastane İnfeksiyonları Sempozyumu Kitabı.Maurer IM. Sterilizasyon ve tıbbi atıkların yok edilmesi. İstanbul. Hastane İnfeksiyonları I. Hastane İnfeksiyonları Derg 1997. . İleri Hekim Eğitim Kurs Kitabı. 2. Suffolk 1985. Henkel GV Yayınları. 2005. (Eds. Hastane infeksiyonlarının tarihçesi.Özinel MA. (ed). Görenek L. 9. (Eds. Sayfa 9-16. Çobanoğlu Z. Güven Yayıncılık. Karadayılar AO. 424 . Hastane Enfeksiyonları. 1: 61-68. Page: 24-27. 1982. Hastane infeksiyonlarının sınıflandırılması ve tanımları. Genel Temizlik ve Hijyen. Hastane Enfeksiyonları.) Erkan A.) Pekcan M. 1999: 33-38. Sterilizasyon dezenfeksiyon metodları. Dezenfeksiyon. 1999. Samsun. Hastanede Çevre Sağlığı Önlemleri ve Hastane Atıkları. Eyigün CP.(ed). 1997. antisepsi ve önemi. Hökelek M.Güray Ö. 10. Yapı Tasarımı Temel Bilgiler (30. İstanbul. Pahsa A. Hospital Hygiene (Third Edition). Özyurt M. Ankara. Baskı) (Çev.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful