ANATOMİ DERS NOTLARI

Anatomi Anabilim Dalı

ÖNSÖZ GATA Sağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu (SAMYO), Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu sayıda sağlık sınıfı muvazzaf astsubay yetiştiren, GATA K.lığı bünyesinde kurulmuş iki yıl süre ile Ambulans ve Acil Bakım Teknikerliği programında ön lisans düzeyinde eğitim-öğretim veren bir Askeri Yükseköğretim kurumudur. SAMYO öğrencilerine verilen derslerin bilimsel disiplin alanlarında çok sayıda başvuru kitabı bulunsa da, SAMYO öğrencilerinin öğrenme hedeflerine ve mezunlarının görev tanımlarına uygun düzeyde bir kaynak kitap mevcut değildir. Ayrıca, halen GATA K.lığı sorumluluğunda icra edilmekte olan, sağlık astsubay branş eğitimlerine (teknisyen astsubay kursları) personel seçimi için yapılan sınava hazırlanacak personelin yararlanacağı düzeyde bir başvuru kitabı da bulunmamaktadır. Bu nedenle, Komutan Bilimsel Yardımcılığı tarafından, 2010-2011 Eğitim ve Öğretim Yılından itibaren kullanılmak üzere SAMYO öğrencileri ve mezunları için; SAMYO eğitim programında yer alan ders notlarının geliştirilerek birleştirildiği bir kitap hazırlanması konusunda bir çalışma başlatılmıştır. Bu kapsamda, SAMYO eğitim programında yer alan derslerden sorumlu tüm öğretim elemanları tarafından; ders notları kitap metinleri halinde hazırlanmış, metinlerin hazırlanmasında, “Sağlık Astsubayı” veya “Ambulans ve Acil Bakım Teknikerliği” görev alanları ve eğitim ihtiyaçları esas alınmış, öğrenme hedefleri bu esaslar çerçevesinde yeniden gözden geçirilip düzenlenmiş ve kitap bölümleri söz konusu öğrenme hedeflerine göre yazılmıştır. Hazırlanan “kitaplaştırılmış ders notlarının” önümüzdeki yıllarda geliştirilerek, ülkemizdeki sağlık meslek yüksek okullarında da kullanılacak bir kaynak kitap düzeyinde yeniden yayınlanmasının yararlı ve gerekli olduğunu düşünüyorum. SAMYO öğrencileri ve sağlık astsubayları için “kitaplaştırılmış ders notlarının” hazırlanmasında emeği geçen tüm öğretim elemanlarına ve idari görevli personele teşekkür eder, kitabın SAMYO öğrencileri ve sağlık astsubayları için öğrencilik döneminde ve mesleklerinin icrasında azami yararı sağlamasını dilerim.

M. Zeki BAYRAKTAR Prof.Tbp.Tümgeneral GATA K.Bil.Yrd., Askeri Tıp Fakültesi Dekanı ve Eğitim Hastanesi Baştabibi

SAMYO Kitaplaştırılmış Ders Notlarının Hazırlanmasında Katkıda Bulunanlar Prof.Tbp.Alb. Süleyman CEYLAN GATA Komutan Bilimsel Yardımcılığı Eğitim Öğretim Şube Müdürü Yrd.Doç.Dr.Dz.Tbp.Yb. Zeynep ERKEK GATA Komutan Bilimsel Yardımcılığı Eğitim Öğretim Şube Eğitim Öğretim Subayı Sağ.Yb. Fatma TABAK Sağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu Mesleki Dersler ve Uygulamalar Öğretim Görevlisi

İÇİNDEKİLER S.NU. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. 9. 10. 11. ÜNİTE / KONU ANATOMİYE GİRİŞ, KEMİK, EKLEM ve KAS HAKKINDA GENEL BİLGİLER ÜST EKSTREMİTE ANATOMİSİ ALT EKSTREMİTE ANATOMİSİ BAŞ – BOYUN, GÖVDE ANATOMİSİ ve KLINIĞI SOLUNUM SİSTEMİ ANATOMİSİ DOLAŞIM SİSTEMİ ANATOMİSİ SİNDİRİM SİSTEMİ ANATOMİSİ PELVIS – PERİNEUM, ÜRİNER ve GENITAL SİSTEM ANATOMİSİ SİNİR SİSTEMİ ANATOMİSİ ENDOKRIN SİSTEM ANATOMİSİ GÖZ ve KULAK ANATOMİSİ Prof. Dr. Hasan OZAN Prof. Dr. Fatih YAZAR Doç. Dr. Yalçın KIRICI Doç. Dr. Bülent YALÇIN Doç. Dr. Necdet KOCABIYIK Uzm. Dr. Cenk KILIÇ Uzm. Dr. Nurcan İMRE Uzm. Dr. Selda YILDIZ Uzm. Öğr. Sedat DEVELİ ÖĞRETİM ELEMANI

1. ANATOMİYE GİRİŞ, KEMİK, EKLEM ve KAS HAKKINDA GENEL BİLGİLER ANATOMİYE GİRİŞ Vücudun normal şekil ve yapısı ile vücudu oluşturan organları ve bu organlar arasındaki fonksiyonel ilişkiyi inceleyen bilim dalıdır. Ana ve Tome denilen iki sözcüğün birleşmesinden oluşan Anatomi, Yunanca’dır. Sözcük anlamı; kesme, ayırmadır. Anatomi eğitiminde esas materyal cadaverdir. Cadaver (caro + data + vermis); “solucana verilecek et” anlamına gelir. Anatomideki tüm tarifler, anatomik pozisyona göre yapılır. Anatomik pozisyon; kişi ayakta ve dik, üst ekstremiteleri yanlarda, ayaklar bitişik, avuç içleri, yüz ve gözler karşıya bakar durumdadır. Bütün anatomik tarifler, bu pozisyondaki bir insanın vücudundan geçen hayali düzlemlerle ilişkisine göre yapılır. Anatomik pozisyondaki bir vücuttan geçen 3 tane hayali düzlem vardır. 1. Planum sagittale; vücuttan vertikal olarak geçen düzlemlerdir. Vücudu sağ ve sol iki kısma ayırırlar. Vücudun tam ortasından geçerek, vücudu sağ ve sol iki eşit yarıma ayıran düzleme planum medianum (ya da planum midsagittale) adı verilir.

1

2. Planum frontale (coronale); median düzleme dik düzlemlerdir. Vücudu ön ve arka olarak iki kısma ayırırlar. Frontal kemiğe (yada sutura coronalise) paralel oldukları için bu isimle anılırlar. 3. Planum horizontale (transversale); önceki düzlemlere dik olan bu düzlemler, vücudu üst ve alt iki kısma ayırırlar. Anatomi eğitiminde iki esas yöntem vardır. Sistematik Anatomi : Vücut kısımlarını ve organları fonksiyonel yönden sistematik olarak tarif eder. Anatomi eğitiminde çok daha yararlıdır. Buna göre vücut sistemleri: Integumentum sistem; deri ve eklerini (kıllar, tırnaklar) inceler. İskelet sistemi; kemikleri inceler. Artiküler sistem; eklemleri ve ilgili ligamentleri inceler. Musküler sistem; kasları inceler. Bazen bu sistem, iskelet sistemi ile birlikte Muskuloskeletal sistem adı altında, bazen de Lokomotor Sistemin bir alt grubu olarak incelenir. Dolaşım (Sirkülatuar) sistemi ya da Kardiyovasküler sistem; kalp ve damarları inceler. Sindirim (Alimentar) sistemi; ağızdan anusa kadar bütün sindirim organlarını ve ilgili bezleri (karaciğer, pankreas,..) inceler. Solunum (Respiratuar) sistemi; solunum organlarını inceler. Uriner sistem; böbrek, ureter, mesane gibi idrar yollarını inceler. Üreme (Reprodüktif, Genital) sistemi; üreme organlarını inceler. Uriner sistemle olan yakın komşuluğundan dolayı, sık olarak Urogenital Sistem adı altında bu iki sistem birlikte incelenir. Sinir sistemi; beyin ve omurilik (santral sinir sistemi) ile bu yapılardan ayrılan sinirleri (periferik sinir sistemi) inceler. Gelişimsel ve fonksiyonel olarak bu sistem ile yakın ilişkisi olan duyu organları (görme, işitme, tat ve koku) da bu sistem içinde incelenir. Endokrin sistem; hormon denilen salgıları yapan bezleri inceler. Topografik (regional, bölgesel) Anatomi : Bir bölgedeki yapıları ve aralarındaki ilişkileri yüzeyelden - derine doğru inceler. Buna göre vücut; toraks, abdomen, pelvis - perine, sırt, alt ekstremite, üst ekstremite ve baş - boyun olarak bölgelere ayrılır. Terminologia Anatomica (Nomina Anatomica) Vücuttaki bir yapının diğer bir yapı ile ilişkisini tarif ederken anatomik terimler kullanılır. Anatomi terminolojisi ya da Anatomik nomina, anatomide kullanılan uluslararası terimleri içeren bir listedir. Birçok bilim dalında olduğu gibi anatomide de bir buluşu gerçekleştirmiş bilim adamının adıyla anılan terimler vardır. Bu terimlere eponim terimler denir. Örneğin; tuba auditiva, Eustachi Borusu adı ile de bilinir. Tekil – Çoğul Yapısı Tıp terminolojisindeki tekil sözcükler çoğul yapılırken genel olarak; sonu “-us” ile bitenlerde “us” yerine “-i”, sonu “-um ya da -on” ile bitenlerde bunların yerine “-a”, 2

atardamarlar Articulationes. Arteria. kaslar Nervi. gövde Vena. organ Pilus. bölmecikler Trunci.sonu “x” ile bitenlerde de “x” yerine “es” koyulur. kökler Rami. Fasc. Caud. düğüm Glandula. bez Gyrus. kıkırdak Fibra. Aa. Gang. Dext. arter Articulatio. sinir Organum. sonu “o” ile bitenlerde de “-nes” eklenir. bölmecik Truncus. Dors. Ant. bezler Gyri. kıvrım Labium. . TERİM Arteria Arteriae Anterior Articulatio Cartilago Caudalis Cranialis Dexter Distalis Dorsalis Fasciculus Ganglion Glandula TÜRKÇE ANLAMI Atardamar Atardamarlar Daha ön Eklem Kıkırdak Kuyrukla ilgili Kafa ile ilgili Sağ Merkezden uzak Sırtla ilgili Küçük demet Düğüm Bez 3 KISALTMASI A. dudak Ligamentum. düğümler Glandulae. Sonu “-a” ile bitenlerde. dal Regio. bağlar Meninges. kıkırdaklar Fibrae. sinirler Organa. toplardamar Arteriae. dallar Regiones. kıllar Radices. lifler Ganglia. bağ Meninx. Cart. Musculi capitis et colli = Başın ve boynun kasları Kısaltmalar Tıp terminolojisinde sık kullanılan terimlerin tekil ve çoğullarının kısaltmaları. kas Nervus. kök Ramus. lif Ganglion. Gl. bölge Septulum. Dist. beyin zarları Musculi. kıvrımlar Labia. toplardamarlar Bağlaçlar Tıp terminolojisinde en çok kullanılan bağlaç “ve” anlamına gelen “et” sözcüğüdür. kıl Radix. dudaklar Ligamenta. bölgeler Septula. “a” dan sonra “-e”. Art. organlar Pili. Cran. eklem Cartilago. atardamar. gövdeler Venae. beyinzarı Musculus. eklemler Cartilagines.

R. Vent. Lig. Prox. Örn. Sup. gaga tarafına (ön uca) yakın olan anlamındadır. Benzer şekilde rostralis terimi de sık olarak beyin kısımlarını tarif ederken anterior yerine kullanılır. Tuberos. Obl. Pl. Örn. içteki Dışyan Bağ Bağlar Kas Kaslar İçyan Zar Sinir Sinirler Çekirdek Eğik Ağ Daha arka Çıkıntı Tümsek Merkeze yakın Dal Dallar Sol Daha üst Gövde Enine. Mm. gluteal bölge vücudun arka tarafındadır. Özellikle elin arka yüzü ve ayak sırtı tarif edilirken dorsal terimi kullanılır. Örn.Glandulae Incisura Inferior Internus Lateralis Ligamentum Ligamenta Musculus Musculi Medialis Membrana Nervus Nervi Nucleus Obliquus Plexus Posterior Processus Protuberentia Proximalis Ramus Rami Sinister Superior Truncus Transversus Trigonum Tuberculum Tuberositas Vena Venae Ventralis Bezler Çentik Daha alt İç. Post. cerebellumun rostralindedir. vücudun arka tarafında olan. Ligg. Rr. Transv. Prot. Med. Proc. frontal lob. vücudun ön tarafında olan. Ventralis terimi araştırmalarda kullanılan hayvan ve insanlarda anatomik tariflerde eşit olarak uygulanabildiği için avantajlıdır. Lat. umbilicus. ayağın alt yüzü için de plantaris ifadesi kullanılır. N. Inf. Dorsalis terimi yaygın olarak posterior yerine kullanılmaktadır. X POSTERIOR. Nuc. Membr. Vv. Tuberc. yatay Üçgen Küçük tümsek Pürtüklü kabartı Toplardamar Toplardamarlar Karınla ilgili Gll. YÖN ve KARŞILAŞTIRMA TERİMLERİ ANTERIOR. Int. Trig. Nöroanatomide yaygın olarak anterior yerine ventralis sözcüğü kullanılır. Sin. 4 . V. Inc. Elin anterior yüzü için genellikle palmaris. vücudun ön tarafındadır. Nn. M. Rostralis. Tr.

X LATERALIS. yüzeye yakın olan X PROFUNDUS. vücudun tam ortasında ya da bir yapının tam ortasında olan. sağ el ve sol el kontralateraldir. yüzeye uzak olan (derin).ray filmi ise önündedir. median düzlemden uzak olan. Genellikle posterior yönde olur. IPSILATERAL. sağ (taraf). vücudun tam ortasındadır. Caudalis terimi kuyruk anlamındadır ve inferiora karşılık gelir. X . X . küçük parmak medialdedir. Diş hekimliğinde kullanılan mesialis terimi. Örn. Ayağın plantar yüzünün aşağıya doğru bükülmesi.ray tübü hastanın arkasında. Örn. Ancak sadece embriyolojik tariflerde yaygın olarak kullanılır. FLEXIO. orta parmak lateralde. X EXTERNUS. posterolateral. sagittal düzlemde yapılan ve vücut bölümleri ya da kemikler arasındaki açıyı artıran germe harekettir. diafragma kalbe göre daha aşağıdadır. posterior yöndedir. mideye göre daha yukarıdadır. üst ekstremitenin proksimal ucundadır. sol (taraf) PROXIMALIS.öne doğru geçer.ray ışını arkadan . ayağın 5. Normalden fazla yapılan fleksiyon hareketine. hiperfleksiyon denir. bir organ yada boşluğun dışında olan. Ayağın dorsal yüzünün yukarı doğru bükülmesi de dorsal fleksiyon (ekstensiyon)dur. diş arkının orta hattına uzak olanı belirtmek için kullanılır. 5 . INTERNUS. Diş hekimliğinde distalis terimi. gözlerin medialindedir. X DISTALIS. Normalden fazla yapılan ekstensiyon hareketine. Genellikle anterior yönde olur. başa daha yakın olan. vücudun aynı tarafında olan. X CONTRALATERALIS. anterior yöndedir. medialdeki ve lateraldeki iki yapının ortasında olan. X INFERIOR. umbilicus (göbek). SINISTER. anteromedial. Örn. parmağı ise başparmağa göre medialdedir. X . orijin noktasına ya da gövdeye uzak olan. İkisi arasında kalan yüzük parmağı intermedius pozisyonundadır. medial ile eş anlamlıdır ve diş arkının orta hattına yakın olanı belirtmek için kullanılır. MEDIUS. sagittal düzlemde yapılan ve vücut bölümleri ya da kemikler arasındaki açıyı azaltan bükme harekettir. ayak. burun delikleri (nares). Örn. KOMBİNE TERİMLER Sık olarak bir yönü işaret etmek için kullanılırlar. Örn. parmağı başparmağa göre lateraldedir. Örn. Ancak bacağın ve ayağın fleksiyonu. Örn. bir organ yada boşluğun içinde olan. sağ el ve sağ ayak ipsilateraldir. Elin 5. ayaklara daha yakın olan. Inferolateral. kol.SUPERIOR. plantar fleksiyon (=fleksiyon)dur. Örn. INTERMEDIUS. Örn. hiperekstensiyon denir. Örn. Cranialis terimi de superior yerine kullanılabilir. SUPERFICIALIS. vücudun karşı tarafında olan. Ancak bacağın ve ayağın ekstensiyonu. DEXTER. akciğerler. orijin noktasına ya da gövdeye yakın olan. X EXTENSIO. MEDIALIS. alt ekstremitenin distal ucundadır. posteroanterior göğüs filminde. HAREKET TERİMLERİ Ekstremitelerin ve vücudun diğer bölümlerinin hareketlerini tarif etmek için kullanılır. median düzleme yakın olan. Örn.

sırasıyla yapılan. elde üçüncü parmağa göre. ABDUCTIO. koronal düzlemde yapılan baş ve gövdenin yana eğilme hareketidir. parmakların birleştirilmesidir. mandibula ya da omzun aşağı doğru hareketi (indirme). 6 . vücudun bir parçasının uzun ekseni (vertikal eksen) çevresinde yaptığı dönme hareketidir. Supinatio = invertio + adductio PRONATIO (iç rotasyon). Hareket sırasında radius ve ulna birbirine paralel olur. Örn. X ADDUCTIO. Bu hareket sonucu elin palmar yüzü öne bakar. koronal düzlemde palmar yüzden dışa doğru uzaklaşmasına extensio denir. interphalangealis 1’de yapılır. koronal düzlemde yapılan median düzlemden uzaklaşma hareketidir. abduksiyonun tersidir. Ekstremitenin lateral kısmı medial rotasyonda içe. sırtüstü yatış pozisyonudur X PRONUS. Art. Bu hareket pronatio (iç rotasyon) olarak bilinir. carpometacarpalis pollicis. Bu hareket supinatio (dış rotasyon) olarak bilinir. metacarpophalangealis 1 ve art. CIRCUMDUCTIO. mandibula ya da omzun yukarı doğru hareketi (kaldırma) X DEPRESSIO. yüzüstü yatış pozisyonudur. ROTATIO. dış rotasyon). ayak ucu median düzleme doğru yaklaşır. üst ekstremitenin vücuttan uzaklaşması. endorotatio. Bu hareket sonucu elin palmar yüzü arkaya bakar. mandibulanın ya da omzun öne doğru çekilme hareketi X RETRACTIO. fleksiyo. ELEVATIO. üst ekstremitenin vücuda doğru olan hareketi. exorotatio. başparmağın anteroposterior yönde elin palmar yüzünden uzaklaşmasıdır. Koronal düzlemde median düzleme doğru yapılan harekettir. Hareket sırasında radius ulnayı önden çaprazlar. ayakta ise ikinci parmağa göre diğer parmakların birbirinden uzaklaşmasıdır. Abductio. art.LATERAL FLEXIO. EVERTIO (iç rotasyon). Art. Örn. radiusun uzun ekseni etrafında dışa dönmesi ile oluşan önkol ve elin hareketidir. SUPINUS. Rotatio medialis (rotatio interna. ekstremitenin ön yüzünü median düzleme yaklaştırır. anteroposterior yönde palmar yüze doğru yaptığı (ikinci parmağın yanına getirildiği) harekete adductio denir. metacarpophalangealis I’de yapılır. ön yüzü median düzlemden uzaklaştırır. ayak tabanını median düzlemden uzaklaştıran ve dışa doğru baktıran harekettir. palmar yüz üzerine bükülme hareketidir. iç rotasyon). başparmağın diğer parmakların eksenine dik olacak şekilde. X SUPINATIO (dış rotasyon). lateral rotasyonda ise dışa bakar. Başparmağın. PROTRACTIO. ayak ucu da median düzlemden uzaklaşır. abduksiyo. Invertio güçlü yapıldığında. ekstensiyo ve adduksiyo hareketlerinin kombinasyonu olan dairesel harekettir. Başparmağın. ayak tabanını median düzleme doğru yaklaştıran ve içe doğru baktıran harekettir. mandibulanın ya da omzun arkaya doğru çekilme hareketi. Supinasyon. pronasyondan çok daha kuvvetlidir. Elde ve ayakta parmakların adduksiyonu. EL BAŞPARMAĞININ HAREKETLERİ Flexio. Parmakların abduksiyonu. Rotatio lateralis (rotatio externa. Pronatio = evertio + abductio X INVERTIO (dış rotasyon). radius kemiğinin uzun ekseni etrafında içe dönmesi ile oluşan önkol ve elin hareketidir. Evertio güçlü yapıldığında.

Bu harekette başparmak sırasıyla. fleksiyon ve adduksiyon yapar. adam Inferior : Alt Membri : Üye. İNSAN VÜCUDUNUN BÖLGELERİ (REGIONES CORPORIS HUMANI) Abdomen : Karın Caput : Baş Cervix (collum) : Boyun Corpus : Beden. abduksiyon. gövde Dorsum : Sırt Homo : İnsan. Kalem tutarken ya da parmaklar arasında bir obje kıstırılırken kullanılır. Hareketin tersi Repositio olarak bilinir.Oppositio. ekstremite Perineum : Apış arası Regio : Bölge Superior : Üst Thorax : Göğüs 7 . metacarpophalangealis I’de yapılan bu hareket. iç rotasyon. ekstensiyon. Başlıca art. başparmak pulpasının diğer parmak pulpalarına değdirildiği harekettir. carpometacarpalis polliciste ve kısmen de art. medianus felcinde bozulur. n.

mezenşimal kökenlidir. Osteogenik (osteoprogenitör) hücre. Kemikler. P ve Mg tuzlarıdır. sertliğini kaybeder ve kolayca bükülebilir. Gerektiğinde osteoblastlara dönüşürler. kemiklere esneklik ve dayanıklılık verir. kolayca kırılır ve parçalanır. En yüksek oranda kalsiyum fosfat tuzu vardır. Kemiğin yapısı Kemikler. Organik bölümünün % 95’ni intersellüler olarak bulunan mukopolisakkarit yapısındaki kollajen lifler yapar. Tuzlar. dışta substantia compacta. Bütün kemikler. Kalsiyumu olmayan kemik ise. içte substantia spongiosa (trabecularis) denilen iki dokudan oluşur. Bir kemik yansa bile şeklini muhafaza eder. çoğul. En önemlileri Ca. vücudun temel destek dokusudur ve vücudun çatısı olan iskeleti meydana getirir. ossa). kompak kemik dokusunda ise kan damarlarını içeren Havers Kanalları bulunur. Spongioz doku içindeki cavitas medullaris denilen ilik boşluğunda kemik iliği. İnorganik bölümünü ise tuzlar oluşturur. santral bir spongioz dokuyu çevreleyen kompak bir dokuya sahiptir. periosteumda ve endosteumda bulunan bu hücreler. 8 . 1.EKSTREMİTELERİN BÖLÜMLERİ KEMİK BİLİMİ (OSTEOLOJİ) Bağ dokunun sert bir formu olan kemik (os. Kemik hücreleri Kemikte dört tip hücre bulunur. ancak fibröz dokusu harab olduğundan elastikiyetini kaybeder. Bu madde. kemiğe sertlik verir. organik ve inorganik maddelerden oluşan dokulardır.

etmoid. Kemik tipleri Şekillerine göre 8 tip kemik vardır.15 yaş civarında) sırasında oluşur ve adult çağa kadar gittikçe belirginleşir. metatarsal. vertebralar ve os coxae gibi. Uzun kemikler ekstremitelerde bulunur. ligamentler ve fasiyaların kemiklere tutundukları yerlerde görülür. Yüz kemikleri. kas tendonları içinde bulunurlar. Osteoblast. Matriksteki lakunalarda otururlar. Uçlarındaki eklem yüzleri hiyalin kıkırdakla örtülüdür. 3. koruma fonksiyonları vardır. Heterotopik kemikler. yumuşak dokularda görülen kemiklerdir.. Kemiğin serbest yüzeylerinde bulunurlar. Kemiklerin en büyük hücreleridir. Ayak iskeletinde yaygındırlar. Vücudun en büyük sesamoid kemiği m. sfenoid. çukurlar ve delikler bulunur. Yassı kemikler (os planum). Genellikle kronik bir inflamatuar hastalık sonucu (akciğer tuberkulozu gibi) gelişirler. İki kompak kemik tabakası ile. quadriceps femorisin tendonu içinde yer alan patelladır. matriksteki lakunalara gömülünce osteosit adini alir. 9 . Ayrıca tendon açısını artırarak eklemde mekanik bir avantaj sağlarlar. osteogenik hücrelerden derive olurlar. gastrocnemiusun lateral başı içinde bazen fabella denilen bir susamsı kemik bulunur. Bu işlem osteoblastlarin varliğini gerektirir. ayak bileği (tarsal) ve el bileği (carpal) kemikleri 3. Kısa kemikler (os breve).2.. Tendonların yıpranmasını önlerler. Kemiklerdeki yüzey işaretleri Kemiklerin üzerinde çeşitli çıkıntılar. M. humerus. Kemiğin rezorpsiyonundan sorumludurlar. Mineralize olmamiş (ya da kalsifiye olmamiş) bu matrikse osteoid denir. Osteoblastlar. scapula. Kemiklerde görülen işaretler. Susamsı kemikler (os sesamoideum). tendonlar. Osteoide kalsiyum fosfat eklendiğinde kemik olur. Rezorpsiyon bölgelerindeki siğ çukurlarda (Howship lakunalari) otururlar. Temporal kemiğin mastoid parçası ve paranazal sinüslerin olduğu kemikler (frontal. Kafa kemikleri. 1. Aksesuar kemikler (os accessories). Bu oluşumlar. phalanx. Esas olarak kavite duvarlarının oluşumuna katılır. 5. kemik iliğinden derive olurlar. 4. ek kemikleşme merkezleri olduğunda meydana gelirler. Uzun kemikler (os longum). 4. Düzensiz kemikler (os irregulare). tam olarak gelişmiş kemiklerin esas hücreleridir. aralarında bulunan ve diploe adı verilen spongioz kemik tabakasından oluşur. Örn. metacarpal. boyları enlerinden daha büyüktür. içlerinde küçük boşluklar vardır. 7. 6. Kemik matriksinin organik elemanlarını sentezlerler. Havalı kemikler (os pneumaticum). 8. puberte (12 . 2. Potansiyel osteoblastlardir. femur. düzensiz şekilli kemiklerdir. maksilla). Osteosit (matür kemik hücresi). Osteoklast. Radyolojik değerlendirmelerde karışıklığa yol açabilirler. kaburgalar ve sternum gibi.

Doğumda vücuttaki bütün kemikler kırmızı kemik iliğine sahiptir. yüzey Foramen : Delik Fossa : Çukur Fovea : Geniş ve sığ çukur Incisura : Çentik Labium : Dudak Lamina : Yaprak. ucu sivri çıkıntı Sulcus : Oluk Trochanter : Yuvarlak çıkıntı Tuber : Tümsek Tuberculum : Tümsekçik Tuberositas : Pürtüklü kabartı ya da alan Kemik iliği (cavitas medullaris) Yetişkinlerde 2 çeşit kemik iliği bulunur. 10 . ayakçık Processus : Çıkıntı Protuberantia : Tümsek şeklinde kabarıntı Ramus : Dal Spina : Diken. 5 . vuvarlak ya da oval çıkıntı Corpus : Beden. tabaka Linea : Çizgi Malleus : Çekiç şeklinde çıkıntı Margo : Kenar Pediculus : Küçük uzantı. yay Angulus : Açı. yani hemopoetiktir. yaşla kademeli olarak azalır ve ileri dönemde kırmızı kemik iliğinin yerini sarı kemik iliği alır. köşe Caput : Baş Collum : Boyun Condylus : Yumru.7 yaşında sarı kemik iliği ekstremitelerin distal kemiklerinde görünmeye başlar ve kademeli olarak proksimale doğru ilerler. gövde Crista : İbik (keskin kenar) Eminentia : Kabartı Epicondylus : Kondillerin üzerindeki çıkıntı Facies : Yüz. Kan yapımında (hematopoiezis) aktif olan kırmızı kemik iliği (medulla ossium rubra) ve yağ dokudan oluşan ve inaktif olan sarı kemik iliği (medulla ossium flava).KEMİKLERDE SIK KARŞILAŞILAN YÜZEY İŞARETLERİ Arcus : Kemer. küçük ayak. Bu durum.

Bu nedenle kırıklarda iyileşme geç olur. P ve Mg tuzlarını depolar. 5. 1. damardan ve sinirden son derece zengindir. Kemiklerin fonksiyonu Koruma. Kemiklerin kan damarları Kemikler zengin arteryel beslenmeye sahiptir. periostal sinirler adı verilen duyu sinirlerinden zengindir. İyileşme sürecinde genellikle kırık bölgesinde aşırı bir kemik üretimi olur ve bu kemik dokusuna callus adı verilir. Büyüme kıkırdaklarını besledikleri için önemlidirler. herhangi bir nedenle kesilecek olursa kemiğin büyümesi etkilenir.Yetişkinde. 2. eklem yüzleri hariç periosteum (kemik zarı) denilen ince bir fibröz doku tabakası ile örtülüdür. Yeni doğanda bu sayı 270’dir. Bu yüzden çok duyarlıdır. kompak kemikten oblik olarak geçip. Bu tabakadaki “Sharpey Lifleri” periosteumu kompak kemiğe bağlar. 2. yapısında bulunan osteoblastlar. kemiklerin uçlarını beslerler. 4. Büyümesini tamamlamış kemiklerde ise avaskular (aseptik) nekroza neden olur. Ca. spongioz kemik ve kemik iliğini beslemek üzere dağılır. Bu arterlerden gelen kan. kafa kemikleri. Bu yüzden periosteumu kaldırılan yerdeki kemik dokusu ölür. 3. 11 . 1. Destek. Hareketler için mekanik bir temel. Periosteum. Kemik kırılmalarında şiddetli ağrının sebebi. omurlar (vertebrae). scapula). Periostal arterler. pelvis kemeri (coxa) kemikleri ve femur ile humerusun sadece başları kırmızı kemik iliği içerir. toraks kafesi kemikleri (sternum ve costalar). İskelet iki ana bölümde incelenir. Kemiğin venleri. omuz kemeri kemikleri (clavicula. Periosteum Bütün kemikler. bu sinirler tarafından taşınan periosteumdaki yırtılma yada gerilme duyularıdır. Stratum cambium. kemik kırılmalarında aktiflenir ve iyileşmeyi hızlandırır. Yaşlıların kemiklerinde daha az organik madde vardır ve ek olarak periosteumda daha az rejenerasyon yeteneğine sahiptir. Başlıca komşu eklemleri besleyen arterlerden gelirler. arterlere eşlik eder. birçok noktadan kemiğin gövdesine girerek kompak kemiği beslerler. Tuzları depolamak. Stratum fibrosum. nutricia). Metafizial ve epifizial arterler. dış tabakadır. SYSTEMA SKELETALE (İSKELET SİSTEMİ) Yetişkin bir insan iskeleti toplam 206 kemikten oluşur. Kan hücreleri yapımı. Kemiklerin uyarılması Periosteum. iki tabakalı bir yapısı vardır. Gövdenin merkezine yakın olarak bulunan bir delikten (foramen nutricium) giren arter (a.

Fibröz kıkırdak Beyaz renklidir. 3.6). kemikleri bir arada tutan ve kasların hareketlerine olanak tanıyan yapılardır. Kemik sayılarına göre. menisküsler ve labrum articulareler bu tip kıkırdaktır. kaburgaların sternal uçları ve epifiz plağı hiyalin kıkırdaktır. Hiyalin kıkırdak Vücutta en yaygın bulunan kıkırdak tipidir. 12 . 22 + os hyoideum. Appendiküler iskelet *3 Üst ekstremite: 60 kemik + Pektoral kemer: 4 kemik (clavicula. 24). diş kulak yolu. bütün oynar eklemlerin eklem yüzlerini örten kıkırdak. 1). Defektleri fibroz doku ile kapatılır. 1 + costalar. *2 Thorax: 25 kemik (sternum. lenf damarı. Kıkırdağı örten zara perichondrium denir. trakea. Fibröz kıkırdakların. Eklemler yapılarına ve hareket yeteneklerine göre üç grupta toplanır. *4 Alt ekstremite: 60 kemik + Pelvis kemeri: 2 kemik (os coxae. 2) = 64 kemik.Aksiyel iskelet *0 Baş iskeleti: 29 kemik (cranium. 1 + coccyx. Kıkırdak. 1 + ossicula auditoria. Kendisini tamir eder. Kulak kepçesi. Komşu bağ dokusundaki kapillerlerden ve matriksten difüzyonla beslenir. EKLEM BİLİMİ (ARTHROLOGIA) Eklemler. Hasarlandığında kendisini yavaş olarak tamir eder. 2. Embriyoda kıkırdağın yerini kemik alıncaya kadar geçici olarak iskelet görevi yapar. Kondrosit denilen hücreler ile matriksten (lifler + ara madde) oluşur. Burun kıkırdakları. Tek farkı çok miktarda elastik lif içermesidir ve bu nedenle sarı renklidir. kollajen lifler ve proteoglikanlar yapar. bronkuslar. 2+ scapula. kan damarı. Elastik kıkırdak Hiyalin kıkırdakla yapı olarak tamamen benzerdir. Perikondriyumu yoktur. mezenşimden derive olur. ikiden fazla kemik arasında kurulu eklemlere de articulatio composito adı verilir. 2) = 62 kemiktir. sinir ve duyu reseptörü içermez. Eustachian tüpü) ve larinksin bazi kıkırdakları (epiglot. *1 Omurga (columna vertebralis): 26 kemik (vertebrae. Aşınmaya karşı çok dirençlidir. epifizyal kıkırdağın ve eklem kıkırdaklarının perikondriyumu yoktur. kuneiform kıkırdaklar ve aritenoid kıkırdakların tepeleri) elastik kıkırdaktır. Matriksi. Tamir yeteneği yoktur. larinksin bazı kıkırdakları. 1. oditör tüp (tuba auditiva. kornikulat. 24 + os sacrum. iki kemik arasında kurulu eklemlere articulatio simplex. Matriksi oluşturan elemanlarin farkliliğina göre üç tip kikirdak vardir. Mavimsi renktedir. KIKIRDAK (CHONDRO) Bir bağ dokusu şekli olan kıkırdak. Eklem yüzleri arasinda bulunan diskuslar.

İleri dönemde kemikleştiği için geçici bir eklem şeklidir. Cartilago articularis (eklem kıkırdağı) Eklem yüzlerini örten eklem kıkırdağı hiyalin kıkırdak yapısındadır. büyümeye izin vermektir. hareketsiz eklemler. Capsula articularis (eklem kapsülü) Hareketli eklemleri diğer eklemlerden ayıran en önemli özelliktir. symphysis intervertebralis III– ARTICULATIONES SYNOVIALES (TAM HAREKETLİ DIARTHROSIS) Hareketli eklemleri diğer eklemlerden ayıran üç özellik. az hareketli eklemler. I. kafa kemikleri arasında bulunan eklemlerdir. Gomphosis. Bazı eklemlerde bunlara ek olarak ligamentler. II– ARTICULATIONES CARTILAGINEAE (AZ HAREKETLİ EKLEMLER. dentoalveolaris). İki tipi vardır. Cavitas articularis (eklem boşluğu) İçinde negatif hava basıncı ve sinovya denilen sıvı vardır. SYNARTHROSIS) Sutura. sinovyal sıvıdan ve komşu kemik iliği bölümünün damarlarından sağlar. Capsula articularis (eklem kapsülü)tir. AMPHIARTHROSIS) Bu eklemlerde kemikler. Articulationes fibrosae (synarthrosis). Vücuttaki tek örneğidir. EKLEMLER. Eklem boşluğu yoktur. Symphysis pubica. diskuslar veya menisküsler de bulunur. Symphysis (sekonder kartilaginöz eklem): Eklem yüzleri arasında her zaman kuvveti absorbe eden fibröz kıkırdak yapısında bir diskus bulunur. diş kökleri ile çene kemikleri arasındadır (art. Cavitas articularis (eklem boşluğu) 2. Siniri ve kan damarı yoktur. Beslenmesini sinovyal membrandaki periferik damar ağından. Syndesmosis. Articulationes synoviales (diarthrosis). hareketli eklemler. Eklem yüzleri arasında hiyalin kıkırdak bulunur. Cartilago articularis (eklem kıkırdağı) 3. bu eklemlerde eklem yüzlerini birbirlerine ligamentler bağlar. 2.1. Bu nedenle bazen hareketsiz eklem grubunda incelenir. Ayrıca hareketlerin akıcı ve amaca uygun olarak yapılmasını sağlar. Articulationes cartilagineae (amphiarthrosis). Synchondrosis (primer kartilaginöz eklem): Bu tip eklemlerin esas fonksiyonu hareket değil. 3. Uzun kemiklerin epifiz ve diyafizleri arasındaki eklem. sfenoid kemik gövdesinin oksipital kemiğin baziler parçası ile yaptığı eklem synchondrosis tipi eklemin örnekleridir. Eklemi sarar ve eklem yüzlerini bir arada tutar.ARTICULATIONES FIBROSAE (HAREKETSİZ EKLEMLER. Eklem kıkırdağı basıncı absorbe eder. Kemiklere tutunma yerinde periosteum ile devam 13 . 1. hiyalin kıkırdakla veya fibröz kıkırdak yapısında bir disk ile birleşir.

Bursa synovialis. Vücutta sadece iki eklemde bulunur. Damar ve sinirler tarafından delinir. Tam olmayan veya yarımay şeklinde olan diskulara meniscus (yarımay) adı verilir. sinovyayı üreten. Labrum articulare. Periferik kısımları ile eklem kapsülüne tutunurlar. menisküs ve eklem kıkırdağını örtmez. fibröz kıkırdak yapısında halka şeklinde oluşumlardır. diskuslar ve menisküsler hariç (bunlar sinovyal sıvı tarafından beslenir). Venleri arterlere eşlik eder. yumurta akına benzer bir sıvıdır. eklem boşluğu içinde olan ligamentlerdir. tendon kılıflarıdır. periferik kısımları kalındır. 14 . Eklem kapsülü ve eklem bağları 3. Eklem boşluğundaki negatif basınç 2. içi sinovya ile dolu keselerdir.eder. Santral kısımları ince. Bursa denilen keseciklere açılan deliklere de sahiptir. coxae (labrum acetabulare). eklem kapsülünün fibröz kalınlaşmalarıdır. eklemi hareket ettiren kasların ve bu kasların üzerindeki derinin duyusunu taşıyan deri sinirlerinden gelir. Discus articularis-Meniscus Eklem yüzleri arasında bulunan fibröz kıkırdak yapısında oluşumlardır. intrakapsüler ligamentleri ve tendonları örter. Eklem yüzleri arasındaki sürtünmeyi azaltarak. Art. genellikle eklem kapsülü olarak ifade edilen dış tabakadır. Membrana synovialis. aşınmayı önler. Synovia. En fazla miktarda (0. eklemin diğer bölümleri arteryel pleksustan beslenir. Bazı eklemlerde kapsül lokal kalınlaşmalar göstererek ligamentleri oluşturur. Eklemi saran kas ve tendonlar 4. İntrinsik (intrakapsüler) ligamentler. salgılayan ve absorbe eden iç tabakadır. Özellikle eklem kapsülünde zengin sinir sonlanmaları vardır. Ekleme katılmayan alanları. Ligamentler. Ekstrinsik (ekstrakapsüler) ligamentler. EKLEM YÜZLERİNİN AYRILMASINI ÖNLEYEN FAKTÖRLER 1. Hareketli eklemlerde iki grup ligament vardır. eklem kapsülünün dışında olan ligamentlerdir. Membrana fibrosa.5 ml) diz ekleminde bulunur. Vagina synovialis. Bazı kaslara ve tendonlara yastıklık yapar ve kasların kemikler üzerindeki hareketini kolaylaştırır. Ayrıca eklem kıkırdağını besler. humeri (labrum glenoidale) ve art. Artiküler sinirler. Kollajen liflerden oluşan sıkı bağ dokusudur. Duyu sinirlerinden zengindir. Eklem yüzlerinin şekli EKLEMİN BESLENMESİ Eklem kıkırdağının ekleme katılan bölümleri. Tendonun hareketini kolaylaştıran yapılardır. Eklem yüzlerinin uyumunu kolaylaştırır ve eklem yüzlerine olan kuvveti absorbe eder. İki tabakalı bir yapı gösterir. Konkav eklam yüzünü derinleştirir ve temas alanını artırır. Diskus. EKLEMİN DUYUSU Eklemler sinirden zengindir. Bu nedenle yırtıkları çok ağrılıdır. Bazen eklem boşluğu ile bağlantılı olur ve sinovya için depo görevi yapar.

Hızlı. Rejenerasyon iskelet kasında olur. HİPERPLAZİ. sartorius. Yapraklar arasında kan damarları. Fascia profundanın altında kaslar bulunur. OTONOM KAS) Yavaş. ancak çizgili kastır. dilatator pupillae ektoderm kökenlidir. Kalp kası ve iskelet kaslarının hipertrofi gücü yüksek. KAS BİLİMİ (MYOLOGIA) Vücudun en büyük organı olan derinin altında fascia superficialis. ritmik ve istem dışı kasılırlar. doku hücrelerindeki hacim artışı. Vücuttaki kasların çoğu mezodermden gelişir. KAS TİPLERİ 1. Bütün kaslarda olabilir. “Bir eklemin duyusunu taşıyan sinirler. İskelet kası ve kalp kasında mitoz olmaz. ancak çabuk yorulurlar. Devamlı ve düzenli çalışma sonucu (sporculardaki gibi) olur. Kaslar arasına septum intermusculare denilen bölmeler verir. KALP KASI (ÇİZGİLİ ve OTONOM KAS) Düzenli. eklemi hareket ettiren kasların innervasyonunu sağlar ve eklemin üzerini örten derinin de duyusunu taşır. 3. fascia subcutanea. Fascia profunda. tela subcutanea): Dermisin altında bulunan iki yapraklı bağ dokusudur. kuvvetli ve istemli kasılırlar. İSKELET KASI (ÇİZGİLİ KAS. Hilton kanunu. latissimus dorsidir. Miyofibrillerdeki büyüme sonucu olur. kalp kasında olmaz. en kısa ve küçük kası m. Bir kasın başladığı yere origo. Yetişkin bir insanın vücudunda 600’ün üzerinde iskelet kası vardır. en büyük kası m. İSTEMLİ KAS) Vücut ağırlığının %40’ını oluşturur. DÜZ KAS (ÇİZGİSİZ KAS. sonlandığı yer insersiyo denir. Vücudun en uzun kası m. Bazı organlar hem hipertrofi hem de hiperplazi gösterir (gebelikteki uterus gibi). iskelet kaslarında ve kalp kasında olmaz. Kasları sarar. kasların serbest olarak hareket etmelerini sağlar. 2. gluteus maximus.Eklem kapsülü ve eklemle ilgili ligamentlerde çok miktarda ağrı duyusunu taşıyan sinir lifleri bulunur. sphincter pupillae ve m. Sadece düz kaslarda olup. fascia superficialisin altındaki fibröz bağ dokusu tabakasıdır. HİPERTROFİ. meme bezi. Düz kas hücreleri çoğalabilir (mitoz) ve kendisini tamir edebilir (rejenerasyon). lenf damarları ve mimik kasları bulunur. bu fasyanın altında da fascia profunda bulunur. Sadece yüz bölgesinde ve fossa ischioanalis (fossa ischiorectalis)te yoktur. ritmik ve istem dışı çalışır. Sadece irisde bulunan m. en geniş kası ise m. kaslara orijin yeri oluşturur. 15 . Fascia superficialis (hypodermis. stapedius. en kalın kası m. quadriceps femoris. Organ ve damar duvarlarında bulunurlar. Kas çalışmaz ise atrofiye gider (denervasyonda olduğu gibi). doku hücrelerindeki sayısal artış. deri sinirleri.

agonist kasın hareketinin tersine hareket yapan kas 3. Kural olarak kaslar. hareket ettirdiği eklemi sabitleyen kas İPUCU 0. 2. Longus yada profundus sözcüğü içeren kaslar. agonist kasla birlikte çalışan kas 4. parmaklara giden dört tendona ayrılır.ÇİZGİLİ KAS TİPLERİ (FONKSİYONA GÖRE) 1. Bu kasların esas tendonu. 2-5. önkolun hareketi ile uyluk kasları bacağın) hareketi ile ilgilidir. bir hareketteki aktif kas 2. bir sonraki parçanın (kol kasları. brevis yada superficialis sözcüğü içeren kaslar. Fiksatör Kas. Ekstremitenin bir parçasındaki kas. 3. 16 . Sinerjist Kas. insersiyolarından hareket ederler. Antagonist Kas. distal falankslara. Agonist Kas. 1. orta (başparmaklar için proksimal) falankslara insersiyo yapar. Digitorum sözcüğü içeren kaslar elde ve ayakta benzer yapı gösterir.

2. kola abduksiyon hareketini başlatan kasın (m. Bu sinir. Scapula (kürek kemiği) Üçgen şeklinde. yassı bir kemiktir. doğum sırasında en çok kırılan kemiktir. üst ekstremite ile ilgili cerrahi girişimlerde plexus brachialis denilen sinir ağının anestezisi için kullanılan anatomik işarettir. Kırmızı kemik iliği içerir. Sinir. ÜST EKSTREMİTE ANATOMİSİ ÜST EKSTREMİTE KEMİKLERİ Clavicula (köprücük kemiği) Üst ekstremiteyi gövdeye bağlayan iki kemikten birisidir (diğeri scapula). Acromion. kaburga arasından önemli damarlar (a. subclavia) ve sinirler (plexus brachialis denilen sinir ağına ait yapılar) geçer. Scapuladaki cavitas glenoidalise humerus başı oturur ve omuz eklemini (art. Bir ucu scapuladaki acromion. n. Clavicula ile eklem yapar. üst ekstremite uzunluğunun ölçülmesinde kullanılan proksimal noktadır. Clavicula. humeri) kurar. Kan üretiminin (hemopoiezisin) ilk başladığı kemiktir. Clavicula ile 1. Processus coracoideus.suprascapularis geçer. Acromion ve processus coracoideus denilen iki tane büyük çıkıntısı vardır. ancak genellikle cavitas medullarisi yoktur.v.. İskelette kemikleşmeye (ossifikasyona) başlayan ilk kemiktir. diğer ucu sternumla eklem yapar.supraspinatus) siniridir. scapulanın üst kenar kırıklarında yaralanır ve hasta koluna abduksiyonu başlatamaz. 17 . Scapulanın üst kenarında bulunan incisura scapulae isimli çentikten.

Önkol kemikleri (Ossa Antebrachii) İki tanedir. Kırıklarında burayı dolanarak geçen n. Üst uçları humerus ile dirsek eklemini (art. Scaphoideum – Lunatum – Triquetrum – Pisiforme Distal sıra. El kemikleri (Ossa Manus) El iskeleti 27 kemikten oluşur. Medial epikondil kırığında n. axillaris yaralanabilir. Epicondylus medialisin arkasındaki oluktan n. önkol kaslarının beslenmesi bozulur. radialisle birlikte seyreden a. ulnaris geçer. Humerusun başı ile gövdesinin birleşme yerine collum chirurgicum (cerrahi boyun) denir. Proksimal ve distal dörderli iki sıra oluşturur. Epicondylus medialis ve lateralis. brachialis yaralanmalarında. ulnaris yaralanabilir. Humerus gövde (cisim) kırığında en çok n. Kırığın radyolojik karakteristik görüntüsü yemek çatalı deformitesi olarak isimlendirilir. İç tarafta ve sabit olanı ulna. Radius distal (alt) ucunun kırıkları (Colles kırığı ya da Smith kırığı. Proksimal sıra. El bileği kemikleri 8 tanedir. kanayan arter. Çıkıklarında n. radiocarpalis) katılır. Os lunatum. ters Colles kırığı) sık görülür. Humerusun en zayıf yeridir ve en çok buradan kırılır. cubiti) yapar. 50 yaşın üzerinde olan kişilerde (özellikle osteoporoz nedeniyle kadınlarda) çok sıktır. Kırık bölgede kanama varsa. n. humeri) yapar. Trapezium – Trapezoideum – Capitatum – Hamatum En büyük karpal kemik. A. 18 . brachialis yaralanabilir.Ulnanın üst ucunda olecranon (dirsek ucu) denilen büyük bir çıkıntısı vardır. alt uçları ise el bilek eklemine (art. n. profunda brachiidir. Kondillerin yukarısından geçen kırıklarda (suprakondiler kırık). scapuladaki cavitas glenoidalise oturur ve omuz eklemini (art. medianus ve a. Bu durum Volkmann’ın İskemik Kontraktürü adı ile bilinir. radialis yaralanır. en çok kırığı görülen karpal kemiktir. Os scaphoideum. os capitatumdur.Humerus (Kol Kemiği) Caput humeri denilen başı. dış tarafta olanı ve döneni radiustur. en çok çıkığı (luksasyonu ya da dislokasyonu) görülen karpal kemiktir. Kaslar yeterli arteryel kan (oksijen) alamadığından ölür (nekroz olur). Ölü dokuda fibrozis gelişir ve bu durum kasların boylarında kısalmaya neden olur. Alt ucunda iki çıkıntı bulunur. medianus yaralanabilir.

carpometacarpalis pollicis) katılan karpal kemiktir. vücutta çıkığı en fazla görülen eklemdir. Claviculanın ucunu eklemde tutan önemli bir bağ vardır. Bu oluk canlıda. Os hamatumun kırıklarında n. el baş parmağı eklemine (art. El tarağı kemikleri (ossa metacarpi). diğer parmaklarda 3’er tane olmak üzere toplam 14 tanedir. medianusun geçtiği bir tünel (karpal tünel) şeklindedir. Clavicula ile sternum arasındadır. Sulcus carpi (karpal oluk). baş parmakta iki. Eklemin çıkığı en fazla öne doğru olur. cavitas glenoidalisin önüne gelir. el ya da omuz üzerine düşmelerde yırtılabilir ve claviculanın ucu eklemden ayrılabilir. Articulatio Acromioclavicularis Clavicula ile scapulanın acromion denilen çıkıntısı arasında kuruludur. Kapsülün en zayıf yeri ve desteğinin en az olduğu yer. beş tanedir. Kol. ön-alt parçasıdır. hafif abduksiyonda ve dış rotasyonda kalır. Yetişkinlerde görülen eklem çıkıklarının yarısını oluşturur. Omuz dörtgen şeklinde görünür. El parmağı kemikleri (ossa digitorum manus. Canalis ulnaris (Guyon kanalı). Eklem yüzleri arasında genellikle bir discus articularis bulunur. Caput humeri. Eklemin çıkıklarında n. bu eklemde tüm hareketleri yapar. os scaphoideum ve os trapezium ile medialde (ulnar tarafta) ise. Omuz eklemi. ÜST EKSTREMİTE EKLEMLERİ Articulatio sternoclavicularis Üst ekstremiteyi gövdeye bağlayan tek eklemdir. coracoclaviculare denilen bu bağ. Articulatio Humeri (Omuz Eklemi) Humerus başı (caput humeri) ile scapuladaki cavitas glenoidalis arasında kurulu sferoid tip eklemdir. lateralde (ya da radial tarafta). Acromion belirgin olur ve omzun karakteristik kabarıntısı (deltoid kontür) kaybolur. Kol. phalanges). Eklem yüzleri arasında bir discus articularis bulunur. axillaris yaralanma riski taşır. Lig. ulnaris yaralanabilir. 19 . ulnaris geçer. Hasta koluna tam adduksiyon ve iç rotasyon yaptıramaz. os pisiforme ve os hamatum ile sınırlanır. n. ulnaris ile a.Os trapezium. Nadir görülen aşağı çıkıklarda humerus başı ile acromion arasında bir oluk oluşur (oluk belirtisi). içinden fleksör kas tendonları ve n. Bu görüntü nedeniyle apolet belirtisi olarak isimlendirilir. os pisiforme ile os hamatum arasında bulunan bu kanaldan.

dirsekleri sürekli masa ile temasta olduğundan öğrencilerde sık görülür (öğrenci dirseği). Siniri. Humerus ile radius arasında. 1. axillaristir. Siniri n. art. kola dış rotasyon yaptırır. hareketlerini bu eklemde yapar. supraspinatus. M. Ulnadaki olecranon ile deri arasında bulunan bursanın (bursa subcutanea olecrani) enfeksiyonu. n. suprascapularistir. Omuz ekleminden sonar vücutta çıkığı en fazla görülen major eklemdir. M. anulare radii) radius başını eklemde tutar. ulnaris yaralanabilir. teres major Kola adduksiyon ve iç rotasyon yaptırır. Bir discus articularisi vardır. subscapularistir. radioulnaris proximalis (trokoid tip).Articulatio Cubiti (Dirsek Eklemi) Üç eklemden oluşur. Dört tanedir. ÜST EKSTREMİTE KASLARI OMUZ KASLARI M. Siniri. deltoideus Omuz kabarıntısını yapan kastır. kolun abduksiyon hareketini başlatan kastır. n. ulnanın distal ucu ile de bir discus articularis aracılığı ile os triquetrum arasında kurulu ellipsoid tip eklemdir. Humerus ile ulna arasında. suprascapularistir. Kola 15°den 90°ye kadar abduksiyon yaptırır. El. supinasyon (dış rotasyon) ve pronasyon (iç rotasyon) hareketlerini yapar. Articulatio Radiocarpalis (El Bilek Eklemi) Radiusun distal ucu ile os scaphoideum ve os lunatum arasında. Rotator cuff (manşet) kaslar. yüzük şeklindeki bir bağ (lig. Siniri n. Articulatio Radioulnaris Distalis Ulna ile radius arasında kurulu ikinci eklemdir. omuz ekleminin stabilizesinden sorumlu esas yapıdır. humeroulnaris (ginglimus ya da troklear tip) 3. Bu eklem ve yukarıda ifade edilen art. M. İlk 15°ye kadar olan abduksiyonu yaptırır. art. 20 . Çıkıkları en çok arkaya doğru olur ve humerusun medial epikondilinin kırılması sonucu n. humeroradialis (sferoid tip) 2. Radius ile ulna arasında. radioulnaris proximalis ile önkol. infraspinatus. Trokoid tiptir. art.

Kola fleksiyon ve adduksiyon yaptırır. teres minor. hem kola hem de önkola fleksiyon yaptıran kastır. M. Esas işlevleri önkola fleksiyondur. .M. önkolun esas ekstensör kasıdır. Bu kasın iki tane sonuç tendonu vardır. Ek olarak önkola fleksiyon da yaptırır. Bu kas. Ele fleksiyon ve abduksiyon yaptırır. axillaristir. M. M. coracobrachialis. M. KOL KASLARI 1. kasın içinden geçer. kemiklerin bir arada tutulmasında da fonksiyon yapar. brachioradialisin tendonu arasındaki olukta a. M. subcapularistir. pronator teres. M. 2-5. brachialis. Siniri n. el bileğinde bu kasın tendonu ile m. N. M. Radial (lateral) yarısını n. flexor digitorum superficialis. musculocutaneus. musculocutaneus uyarır. Siniri n. en yüzeyelde ve en uzun tendonu olan kastır. 21 kola adduksiyon ve iç rotasyon yaptırır. önkolun pronasyon hareketine hız ve güç katan kastır. subscapularis. medianus. lacertus fibrosus) ve altından n. Siniri n. Bir cismin elle kavranmasında önemli kastır. Önkolun ön tarafındaki kaslar. dirsek eklemini geçmediği için önkola hareket yaptırmaz. radialis yer alır. palmaris longus. ulnaris uyarır. Kolun ön tarafındaki kaslar. radialistir. Üçünü de n. M. M. Kolun arka tarafındaki kaslar M. triceps brachii. brachialis geçer. Ek olarak önkolun dış rotasyon (supinasyon) hareketine hız ve güç katar. İç tarafta olanı fibröz yapıdadır (aponeurosis bicipitalis. önkolun esas fleksör kasıdır. medianus ile uyarılırlar. 2-5. humerusun medial epikondilinden başlarlar. medianus ile a. biceps brachii. Pronasyon hareketinin başından sonuna kadar aktiftir. parmaklara hızlı ve kuvvetli fleksiyon yaptırır. unlar (medial) yarısını n. flexor carpi radialis. önkolun esas pronator kasıdır. kola dış rotasyon yaptırır. 2. ele ve parmaklara fleksiyon yaptırırlar ve n. ÖNKOL KASLARI 1. ulna ve radiusun distal uçları arasında uzandığından. pronator quadratus. parmaklara yavaş ve nazik fleksiyon yaptırır. genel olarak. üç tane kastır. M. flexor digitorum profundus.

flexor carpi radialisin tendonu arasındaki olukta a. radialis sözcüğü içeren kaslar abdüksiyon yaptırır. abductor pollicis brevis 2. kasın içinden geçer. EL KASLARI El parmaklarına adında yazan hareketleri yaptırırlar. radialisin derin dalı (n. el bileği eklemini geçmediği için ele hareket yaptırmaz. Ön kolun fleksiyon hareketine hız ve güç katan kastır. extensor carpi ulnaris. flexor pollicis longus. Hareketin başından sonuna kadar aktiftir. M. ele ekstensiyon ve abduksiyon yaptırır M. önkolda n. extensor digiti minimi. abductor pollicis longus. radialis ile uyarılır. medianus ile uyarılırlar. supinator. M. flexor pollicis brevis 22 . Tenar kaslar. El bileğinde bu kasın tendonu ile m. ulnaris ile uyarılan tek kastır. üç tanedir. extensor indicis. extensor pollicis longus. Nervus ulnaris bu kasın başları arasındaki bir açıklıktan (kübital tünel) geçer. M. brachioradialis. el küçük parmağına ekstensiyon yaptırır M. ele ekstensiyon ve abduksiyon yaptırır M. M. el başparmağına abduksiyon yaptırır M. önkolun supinasyon hareketinin esas kasıdır. 2-5. extensor carpi radialis brevis. interosseus posterior). Tümü n. M. işaret parmağına ekstensiyon yaptırır Önkolun İPUCU Ulnaris sözcüğü içeren kaslar ele addüksiyon.M. El başparmağının hareketleri ile ilgilidirler. ulnaris ile uyarılan tek kastır. 1. el başparmağına hareket yaptıran kaslardan n. radialis oturur. el ve parmaklara ekstensiyon yaptırırlar. arka tarafındaki kaslar. opponens pollicis 3. genel olarak humerusun lateral epikondilinden başlarlar. extensor pollicis brevis. N. ele ekstensiyon ve adduksiyon yaptırır M. 2. extensor digitorum. Ön kola fleksiyon yaptırır. N. el parmaklarına ekstensiyon yaptırır M. M. extensor carpi radialis longus. M. el başparmağına fleksiyon yaptırır. adductor pollicis. flexor carpi ulnaris. M. el başparmağına ekstensiyon yaptırır M. el başparmağına ekstensiyon yaptırır M. Ele fleksiyon ve adduksiyon yaptırır.

M. brachialisin sesinden yararlanılır. m. A. ulnaristir. extensor carpi radialis brevisin tendonudur. flexor digiti minimi brevis 3. medianus. Özellikle baseballda topu fırlatan oyuncularda (pitcher) olur. medianus bu kasın tendonunun altında bulunduğundan cerrahi girişimlerde dikkat edilmelidir. M. el bileğinde n. Mm. 6. ulnaris ile uyarılırlar. ulnaris. 23 . 3. çamaşır sıkarken) kullanılması. El küçük parmağının hareketleri ile ilgilidirler. dört tanedir. Tansiyon ölçümünde a.De Quervain’in tenovaginitinin stenozu. interossei dorsales. 5. İnterosseus kasların siniri n. yazı yazarken kullanılırlar. Daktilo ya da klavye kullanırken. 8. 1.Hipotenar kaslar. M. biceps brachiinin iç tarafta olan fibröz tendonun (aponeurosis bicipitalis. flexor carpi radialis ile m. N. nün siniri n. KLİNİK NOTLAR 4. bazen m. üç tanedir. m. steteskopun diyafram denilen bölümü m.ve 4. 10. Tendon yırtığı en çok görülen rotator cuff kası. parmakların birinci falankslarına fleksiyon. proksimalde ön kola. Bu amaçla. El sırtında tendon kılıflarında görülen sinovyal kistlerin en yaygın yeri. lacertus fibrosus) üzerindeki deri alanına yerleştirilir. supraspinatustur. radialisin pulsasyonu (nabız). parmaklara abduksiyon yaptırır. üç tanedir. 2-5. opponens digiti minimi Mm. extensor pollicis brevisin tendonlarını saran tendinöz kılıfın kalınlaşması ve osseofibröz tünelin stenozu sonucu. ulnaristir. Adı geçen kasların. distalde el baş parmağına yayılan el bileğindeki ağrı ile karakterizedir. abductor digiti minimi 2. 7. hasarlı tendonların yerine kullanılır. ve 2. lumbricales. dört tanedir. flexor carpi ulnarisdeki açıklıktan (kübital tünel) geçerken sıkışabilir (kübital tünel sendromu). kuvvetli ve devamlı olarak kavrama yada sıkma gibi hareketlerde (örn. M. 2-5. 9. N. abductor pollicis longus ve m. interossei palmares. palmaris longusun tendonu. orta ve distal falankslarına ekstensiyon yaptırır. Mm. Ancak. nin siniri n. el bileğinde m. piyano çalarken. 1. brachioradialisin tendonu arasındaki olukta alınır. parmaklara adduksiyon yaptırır. 2-5. m. bu kasların tendonlarını saran tendinöz kılıfta aşırı sürtünmeye bağlı fibröz kalınlaşmaya ve osseofibröz kanalda stenoza neden olur.

avuç içi (palmar) derisinin altındaki kalınlaşmış derin fasyanın (aponeurosis palmaris) kısalığı. Kontraktür genellikle bilateraldir ve 50 yaşın üstündeki erkeklerde sıktır. Devamlı ve kuvvetli hareketler. ön kolun ekstensör kaslarının devamlı kullanımı veya ön kolun devamlı olarak kuvvetli supinasyon-pronasyon hareketleri yapması sonucu olur. 24 . • Dupuytren kontraktürü. Dirseğin medial tarafında ağrı olur. özellikle küçük parmak ve yüzük parmağında hafif fleksiyon olur. kalınlaşması ve fibrozisi ile karakterize ilerleyici bir hastalıktır. Elin medial bölümünde palmar aponörozda oluşan fibrozis sonucu. Tekrarlı hareketler. ön kolun fleksör kaslarının devamlı kullanımı sonucu olur. ortak fleksör tendonu gerer ve medial epikondilin enflamasyonuna yol açar. • Lateral epikondilit (tenisçi dirseği). Epicondylus lateralis üzerinde ve ön kolun arka yüzünde ağrı olur. vb. • N.KLİNİK ANTİTELER • Medial epikondilit (golfçü dirseği). kağıt.) tutamaz. hasta 2-5. parmaklarına abduksiyon-adduksiyon hareketlerini yaptıramaz. ortak tendonu gererek lateral epikondilin enflamasyonuna yol açar. interosseus kaslar çalışmayacağı için. Bu nedenle parmakları arasında bir cismi (kalem. ulnaris felcinde.

Birincisi karın boşluğunun tabanını oluşturması ve aynı zamanda pelvis organlarını korumasıdır. Bu kemiklerin birleşmeleri sırasında aralarında oluşan geniş deliğe foramen obturatum denir. Yukarıda olanına yalancı pelvis (büyük pelvis. Yan yüzleri os coxaeler ile eklem yapar. Os sacrum Omurganın (Columna Vertebralis) aşağıya doğru devam eden bölümüdür. Alt ekstremiteyi gövdeye bağlar. Fossa acetabuli denilen bu çukura femur başı girer ve kalça eklemini yapar. Genellikle beş adet omurun üst üste kaynaşmasından oluşmuş bir kemiktir. Genellikle dört tane omurun kaynaşmasından oluşur. aşağıda olanına doğum pelvisi (gerçek pelvis ya da küçük pelvis. Önde ve ortada birbirleri ile kıkırdak bir yapı aracılığı ile birleşirler. Pelvisin iki önemli görevi vardır.3. Os coxae (Kalça Kemiği) Pelvisi yanlardan kapatan iki adet kemiktir. os ischii ve os pubis). üç ayrı kemikten oluşur (os ilium. pelvis major). bir çukur bulunur. Bu açıklık sağlam bir membran tarafından kapatılır. 25 . yukarıda daha geniş ve aşağıda dar olmak üzere iki boşluk halindedir. Gerçek pelvisin boyutu ve çapı özellikle gebelerde önemlidir. Os coccygis Embriyonun kuyruk iskeletinin kalıntısıdır. pelvis minor) denir. Pelvis boşluğu. Pelvis boşluğunu arkadan kapatır. Her bir koksa. Burada dış yüzeyde. İkincisi ise alt ekstremitelerin fonksiyonel durumunu sağlamasıdır. ALT EKSTREMİTE ANATOMİSİ ALT EKSTREMİTE KEMİKLERİ Pelvis (Leğen) Yanlarda bir çift os coxae ile arkada os sacrum ve os coccygis (coccyx) ta rafından oluşturulur. Bu üç kemiğin birleşme yerleri çocuklarda "Y" harfi şeklinde görülür.

gerekse ayak bileği ekleminde. Ekleme katılan yüzü düzgün ve parlaktır. Calcaneus üzerinde talus (aşık kemiği) oturur. Bacakta iki kemik bulunur. İki ucu ve birde gövdesi vardır. Alt ucun iç bölümündeki kemik çıkıntıya malleolus medialis denir. Oldukça zayıf bir yapıya sahiptir. Hatta zayıf yapılı pek çok kimsede göz ile de görülebilir. Bacakta. Bunlar diz ekleminin esas elemanlarıdır ve eklem yapmaya elverişli düz yüzeyler taşırlar. Femurun proksimal ucunda iki büyük kemik çıkıntı bulunur (trochanter major ve minor). kasların tutunmalarına hizmet eden fonksiyonel bir görev yüklenmiştir. Proksimal ucunun ön yüzünde tuberositas tibiae denilen çıkıntı bulunur. deri altından el yardımı ile rahatlıkla bulunabilir. dış yanda yer alır. önemli rolü tibia yüklenmiştir. Gerek diz ekleminde. Femurun distal ucu da kuvvetli bir yapı gösterir. Tibianın alt ucu (distal uç) ayak bileği kemikleri ile ayak bileği eklemini yapar. Her iki kemiğin arasında. Distal ucun her iki yanında bulunan kemik çıkıntılara condylus medialis ve condylus lateralis denir.Femur (Uyluk Kemiği) Vücudun en uzun ve en sağlam kemiğidir. Patella (Dizkapaği Kemiği) İnsan vücudunun en büyük susamsı (sesamoid) kemiğidir. Buraya diz kapağı kemiği (patella) oturur. Bacak Kemikleri (Ossa Cruris) Diz ekleminden ayak bileğine kadar olan alt ekstremite bölümüne bacak (crus) denir. Büyük ve iç tarafta olanına tibia (kaval kemiği). Fibula. yedi tanedir. küçük ve dış tarafta olanına fibula (kamış kemiği) adı denir. Trochanter major. Bunun nedeni. Tibia (Kaval Kemiği) Femurdan sonra iskeletin en büyük ve en kuvvetli kemiğidir. Üç köşeli ve iki yüzlü bir yapı gösterir. klinikte oryantasyon bakımından faydalanılacak bir noktadır. Caput femoris denilen proksimal ucu küre şeklindedir ve os coxaedeki fossa acetabuliye girer ve kalça eklemini (art. kalça ekleminin dış yüzünden kolayca elle bulunabilmesidir. quadriceps femorisin sonuç kirişinin içinde bulunur. Ossa 26 . Fibula (Kamış Kemiği) Bacak iskeletinin diğer kemiğidir. En büyüğü ve kuvvetli olanı calcaneus (topuk kemiği)dur. Daha çok. Ayak Kemikleri (Ossa Pedis) Ayak iskeleti 26 kemikten oluşur. Bu çıkıntılara kaslar tutunur. Fibulanın distal ucundaki kemik çıkıntıya malleolus lateralis denir. tibianın proksimal ucu daha geniştir. quadriceps femorisin tendonu (lig. bir zar (membran) yapı (membrana interossea cruris) bulunur. Uyluk ön tarafında bulunan m. daha çok kasların tutunmasına hizmet eder. Uyluk kemiğinin distal ucundaki eklem çıkıntılarına uygun olmak üzere. patellae) tutunur. Hemen hemen bütün vücut ağırlığını bu kemik taşır ve anatomik pozisyonda iç yanda yer alır. Caput femoris ile gövdeyi birleştiren bölüme collum femoris (femur boynu) denir. Bu çıkıntıya m. Kemiğin ön kenarı. coxae) oluşturur. İki condylus arasındaki düz ve parlak eklem yüzeyine facies patellaris denir. Tabanı yukarıda tepesi aşağıda üçgen şekillidir. Ayak Bileği Kemikleri (Ossa Tarsi).

Lig. Böylece eklem boşluğu içinde negatif bir hava basıncı ortaya çıkar. bacağın fleksiyonu ve ekstensiyonudur. Temel hareketi. fleksiyon durumunda bir miktar rotasyon da yapılabilir. Ayak Parmaği Kemikleri (Ossa Digitorum Pedis. 27 . Önde. Lig. yan bağlar olarak bilinir. Dış Bağları 1.tarsi içinde yer alan diğer kemikler ise. başparmakta iki. Bu nedenle tüm hareketler bu eklemde yapılabilir. Articulatio Coxae (Kalça Eklemi) Femur başı ile os coxaedeki çukur (acetabulum) arasındadır. Lig. kuvvetli bir yapı oluştururlar. en çok yırtığı görülen bağdır. Pelvisi oluşturan kemikler üç yerde eklem yaparlar. Menteşe gibi çalışarak hareket sağlar. 2. popliteum obliquum 4. Lig. popliteum arcuatum 5. Bu negatif hava basıncı eklem yüzlerinin birbirlerine göre durumlarının korunması için çok önemlidir. Ekleme vücudun en büyük susamsı kemiği olan patella da katılır. meniscus adı verilen yarım ay şeklinde fibröz kıkırdak oluşumlar yer alır. Eklem kapsülü dıştan kuvvetli bağlar ile desteklenmiştir ve eklem boşluğunu çepeçevre kapatır. intermedium ve laterale) adını alır. cruciatum anterius (ön çapraz bağ). beş tane de iç bağı vardır. arkada her iki tarafta os sacrum ile os coxaelerin oluşturdukları articulatio sacroilica. Lig. Tam oynar bir eklemdir (sferoid tip). Phalanges). Ayak Taraği Kemikleri (Ossa Metatarsi). Lig. os cuboideum ve ossa cuneiforme (mediale. İç Bağları. Lig. Ancak. 1. cruciatum posterius. patellae Kollateral bağlar. Eklemin beş tane dış. Eklemi yanlardan kuvvetlendirirler. Eklem içinde bir iç bağ (ligamentum capitis femoris) bulunur. Articulatio Genus (Diz Eklemi) İnsan vücudundaki en büyük eklemdir. os naviculare. Bu nedenle bu bağın yırtıkları iç menisküsü de yaralar. diğer parmaklarda 3’er tane olmak üzere toplam 14 tanedir. 2. bacak fleksiyondayken ekleme yük bindiğinde (yokuş ya da merdiven çıkarken) eklemi stabilize eder. Eklem yüzleri arasında. Eklemin stabilizesinden sorumlu en önemli yapı m. Femurun distal ucu ile tibianın proksimal ucu arasında oluşur. Gövdenin ağırlığı bu kemer üzerinden uyluk ve bacak kemiklerine ve sonuçta ayakla yere aktarılır. ALT EKSTREMİTE EKLEMLERİ Pelvis (leğen) kemerini oluşturan kemikler. eklemin hareketlerinin aşırılığını önlerler. her iki os coxaenin birleşmesi ile symphysis pubica. beş tanedir. collaterale tibiale (mediale). quadriceps femoristir. iç menisküse tutunması olan bağdır. collaterale fibulare (laterale) 3.

iliacusu n.v. ALT EKSTREMİTE KASLARI Pelvisten başlayan kaslar. Ayak arkusları olarak tanımlanan bu yapı longitudinal ve transvers olarak şekillenmiştir. v. talocalcaneonavicularis) eversiyon-inversiyon hareketleri de yapılabilir. yürüme ve boşluk içinde durumu koruma gibi önemli görevler yüklenmiş bulunan alt ekstremite kasları. sartorius tarafından oluşturulan üçgene trigonum femorale denir. Uyluğun ön üst bölümünde bulunan ve üstte lig. femoralis. m. saphena magna ve inguinal lenf düğümleri bulunur. Herhangi bir nedenle. Ayak kubbesi. bu durumun ortaya çıkması önemli şikayetler doğurur. UYLUK ÖN BÖLGE KASLARI M. fonksiyonel bakımdan son derecede önemli bir kubbeye sahiptir. transversum genus. Lliopsoas İki kasın (m. meniscofemorale posterius İç (medial) menisküs lig. Özellikle ayakta ve hareketli olarak mesleklerini sürdüren kişilerde. yapı olarak üst ekstremite kaslarından daha fazla gelişmiş olarak görülürler. Ayak Kemerleri (Arcus Pedis) Genel yapısı içinde ayak. collaterale tibiale (mediale)ye tutunduğundan dış (lateral) menisküse göre daha sık yaralanır. adductor longus. femoralis. Uyluğun esas ve en kuvvetli fleksör kasıdır. Esas itibariyle. ayak ucunun yukarı kalkması) ve plantar fleksiyon (fleksiyon. a. psoas major) birleşmesi ile oluşur. 4. ayak kemikleri arasında oluşan diğer iki eklem aracılığı ile (articulatio subtalaris ya da art. kubbenin çökmesine neden olur. Lig. meniscofemorale anterius 5. Supin (yatış) pozisyonundan oturma pozisyonuna kişiyi getiren kastır. femoralis. ayak kubbesini destekleyen elemanların fonksiyonel özelliklerini kaybetmeleri. ayak ucunun aşağıya inmesi) hareketleri yapılır. Lig. Transvers eksene göre dorsal fleksiyon (ekstensiyon. içte m. Articulatio Talocruralis (Ayak Bileği Eklemi) Tibia ve fibulanın distal uçları arasında oluşan çatal şeklideki yapı ile talus arasında ginglimus (troklear) tip eklemdir. kalça eklemi eksenlerini çeşitli yönlerde çaprazlayarak uyluk kemiklerine veya bacak kemiklerine kadar uzanırlar. dışta m. inguinale. Böylece düz tabanlık (pes planus) ortaya çıkar.3. Ancak. çeşitli kas ve kirişler tarafından desteklenir. iliacus ve m. talocalcanea ve art. psoas majoru lumbal pleksustan gelen 28 . M. menisküsleri birleştiren ve birlikte hareket etmelerini sağlayan bağdır. Lig. İçerisinde n.

Sinirin felci nedeniyle kasın işlevi kaybolursa. Quadriceps Femoris Dört başlı bir kastır. pectineus 29 . İntramusküler enjeksiyon için tercih edilen kastır. femoralistir. M. n. rectus femoris. Yürüyüş sırasında pelvisin yere basmayan ayak tarafına düşmesini önler.gluteus inferiordur. obturatoriustur. M. Bacağın esas ekstensör kasıdır. gemellus inferior UYLUK İÇ BÖLGE KASLARI Uyluğun iç bölgesinde bulunan bu kaslar. m. M. Sonuç tendonu diz ekleminin iç tarafındaki pes anserinus (kaz ayağı)a katılır. Plexus lumbalis denilen sinir ağı. vastus intermedius. Esas işlevi uyluğa fleksiyondur. M. pelvis yere basmayan ayak tarafına düşer (Trendelenburg belirtisi). M. M. n. M. rectus femoris parçası uyluğa fleksiyon da yaptırır. Anal sfinkter yetmezliklerinde. adductor magnus M. m. psoas majorun arka bölümünde gömülüdür. vastus lateralis ve m. N. diğerleri plexus sacralisten gelen isimsiz sinirlerle uyarılır. oturma pozisyonundan ayağa kalkmada kullanılır. gemellus superior ve M. M. canalis pudendalisin ve fossa ischioanalisin dış duvarını yapan kastır. uyluğun adduktor kasları olarak da bilinir. obturatorius internus. piriformis M. quadratus femoris. Yokuş ya da merdiven çıkarken işlev görür. M. n. m. Gluteus Minimus UYLUĞA DIŞ ROTASYON YAPTIRAN KASLAR M. M. obturatorius externus n. Siniri. tamir amacıyla kullanılır. Gluteus Medius Uyluğun en güçlü iç rotatoru ve abduktorudur. M. adductor brevis M. M. n. obturatorius ile. uyluğa adduksiyona ek olarak bacağa fleksiyon da yaptırır. Siniri. vastus medialis. gracilis. Sartorius (Terzi Kası) Hem uyluğa. Sinirleri. uyluk dış rotator kaslarının en güçlü olanıdır. Tensor Fasciae Latae Uyluğu saran derin fasyanın (fascia lata) yaprakları arasındadır. n. hem de bacağa fleksiyon yaptıran kastır. gluteus superiordur. obturatorius externus M. M. Gluteus Maximus Uyluğun esas ekstensör kasıdır. gluteus superiordur. Siniri. femoralistir. adductor longus M. En çok. Siniri. Siniri.isimsiz sinirler uyarır.iliopsoas ile antagonisttir. GLUTEAL BÖLGE KASLARI M.

gastrocnemius hem bacağa hem de ayağa fleksiyon yaptıran kastır. tibialis ile uyarılırlar. ayağa ekstensiyona ek olarak inversiyon da yaptırır. popliteanın pulsasyonuna buradan bakılır. ayağa eversiyon yaptırırlar. n. semitendinosusdur. FOSSA POPLITEA Diz ekleminin arkasında bulunan eşkenar dörtgen şeklindeki çukur alandır. Sinirleri. ayağa ve ayak parmaklarına ekstensiyon (dorsal fleksiyon) yaptırırlar. Bu kaslar. flexor digitorum longus ve M. m. extensor digitorum longus M. fibularis (peroneus) superficialistir. triceps surae = M. BACAK ÖN BÖLGE KASLARI Bu kaslar. dorsalis pedisin pulsasyonuna (nabız). İçerisinde a. fibularis (peroneus) profundustur. M. semitendinosus Tendonu pes anserinusa katılır. m. M. gastrocnemius + M. gracilis ve m. n.M. fibularis communis ile popliteal lenf düğümleri bulunur. ischiadicustur denir. Calcaneusa tutunur. poplitea. tendo calcaneus (Achilles tendonu) olarak bilinir. uzun atlamada. Sinirleri. biceps femoris İki başlıdır. M. tibialistir. M. tibialis ve n. BACAK YAN BÖLGE KASLARI Bu kaslar. Uyluğa ekstensiyon da yaptırırlar. sartorius. M. n. ayağa ve ayak parmaklarına fleksiyon (plantar fleksiyon) yaptırırlar. flexor hallucis longus 30 . Bu iki sinir n. m. soleus yürümede işlev yapar. İnsan vücudunun en kuvvetli tendonudur. ayağa fleksiyona ek olarak inversiyon da yaptırır. extensor hallucis longus. Caput longumu n. N.UYLUK ARKA BÖLGE KASLARI Üç tanedir. soleus. ischiadicusun uç dalları olduğundan m. M. v. tibialis anterior. tibialis posterior. saphena parva. M. tibialis ile caput brevesi n. kasın sonuç tendonu. ayakdaki kan dolaşımını kontrol etmek için a. gastrocnemius. Bacağın esas fleksör kaslarıdır. biceps femorisin siniri n. bu kasın tendonunun lateralinde bakılır. M. semimembranosus M. fibularis (peroneus) communis ile uyarılır. PES ANSERINUS Diz ekleminin iç tarafında üç kasın tendonu bir araya gelerek pes anserinus (kaz ayağı) denilen yapıyı oluşturur. M. peronaeus (fibularis) longus M. A. peronaeus (fibularis) brevis BACAK ARKA BÖLGE KASLARI Bu kaslar. Sinirleri.v. n.

Kasın kalın olması. 31 . intramüsküler enjeksiyonlar açısından idealdir. vücudun en kalın kasıdır. gluteus maximus. Enjeksiyonla verilen ilaç burada kolay emilir. ischiadicusa zarar vermemek için enjeksiyon daima üst dış kadrana yapılır (aşağıdaki şekilde yeşil renk yıldız ile gösterilen kadran). Enjeksiyon için gluteal bölge dört kadrana ayrılır ve kasın altında seyreden n. ischiadicusun duysal liflerinin dağıldığı alanlarda ağrı duyulması durumuna siyatik denir.KLİNİK BİLGİ M. N.

masseter M. trigeminusun dalı olan n. baş derisinin hareketi ile ilgilidir. Çiğneme ve emme hareketinde işlev görür. M. n. M. scalenus anterior ile medius arasından a. orbicularis oris. burun deliklerini hem genişleten hem de daraltan kastır. Gömlek yakasını iliklerken ya da boyun bölgesini traş ederken kullanılır. risorius. M. orbicularis oculi. subclavia ve plexus brachialis geçer. tebessüm hareketini yaptıran kastır. BAŞ – BOYUN. M. zygomaticus major. M. M. scalenus medius M. facialistir. epicranius. GÖVDE ANATOMİSİ ve KLİNİĞİ BAŞ ve YÜZÜN ÖNEMLİ KASLARI Baş ve yüzde bulunan bütün kasların siniri. M. kaş çatılması hareketini yaptırır. corrugator supercilii. M. boyun derisini geren kastır. buccinator. yüz hareketlerinin oluşumunda işlev görürler ve bu nedenle mimik kasları olarak da bilinirler. 32 . Derin inspiryumda çalışır. Üflemeli müzik aletlerinin çalınmasında işlev görür ve bu nedenle üfleme kası olarak bilinir. göz kapaklarını kapatan (kornea refleksinde olduğu gibi) kastır. M. platysma. Yüz kasları. Ek olarak derin inspiryumda çalışırlar. nasalis. M. temporalis M. dudakları kapatan kastır. Hepsini n. mandibularis uyarır. pterygoideus medialis BOYNUN ÖNEMLİ KASLARI Boynun hareketlerini sağlayan kaslardır. ÇİĞNEME KASLARI Çiğneme hareketini yaptıran dört çift çiğneme kası vardır. pterygoideus lateralis M. scalenus posterior Skalen kaslar. M. boynu yana eğen kaslardır. çiğnemeye yardımcı en önemli kastır. scalenus anterior M. gülme hareketini yaptıran kastır. M.4.

33 . thoracodorsalistir. Siniri. Siniri. m. Gövdeyi yukarı çeken esas kastır (barfiks çekerken) ve bu nedenle temel tırmanma kası olarak bilinir. Sinirin lezyonunda. Kasta olan spazm. Levator Scapulae. başı çalıştığı tarafa eğer ve yüzü karşı tarafa baktırır.Adı geçen yapılar bazen iki kas arasında sıkışarak üst ekstremitede nörovasküler belirtilere neden olabilir (torasik çıkış sendromu). Kasın altında bir sinir ağı (plexus cervicalis) ve önemli nörovasküler yapıları içeren bir kılıf (vagina carotica) bulunur. vücudun en geniş kasıdır. Kolun en güçlü adduktor kasıdır. Siniri. kaldırılmış üst ekstremitenin kuvvetle indirilmesinde (balta ile odun keserken. GÖVDE KASLARI 1. accessoriustur. 2. Yemek yerken ya da başı yastıktan kaldırırken kullanılan kastır. Siniri. dorsalis scapulaedir. trapeziustaki fonksiyon kaybı nedeniyle omuz düşüklüğü olur. Derin Sırt Kasları En önemli olanı omurganın (columna vertebralisin) esas ekstensör kası olan m. Hastanın başı eğik yüzü karşı tarafa bakar durumdadır. erector spinaedir. Latıssımus Dorsi. Trapezius. M. m. M. accessoriustur. M. scapulanın ve kolun hareketleri ile ilgilidir. Pelvise tutunup üst ekstremiteye hareket yaptıran tek kastır. Siniri. balyozla taş parçalarken) fonksiyon gören kaslardır. Yüzeyel Sırt Kasları Bu kaslar. n. Hiyoid kaslar Yutma ve konuşma sırasında dil kemiği (hiyoid kemik) ve alt çenenin (mandibula) hareketlerini sağlarlar. İki taraflı çalıştığında başa fleksiyon yaptırır (başı öne eğer). M. sternocleidomastoideus Tek taraflı çalıştığında. tortikollis denilen postüral deformite olur. n. n. trapeziusa yardım eder. n. omzumuzda bir yük taşırken omzun çökmesini önler. n. Rhomboıdeus Major ve Minor. Fonksiyon kaybında hasta koltuk değneği kullanamaz. dorsalis scapulaedir. M.

M. M. Bir cisme dokunmak için üst ekstremite öne doğru uzatıldığında çalışır. etrafındaki kahve renkli alana ise areola mammae denir. Kasın fonksiyon kaybında scapulanın iç kenarı toraks duvarından ayrılır ve kanat şeklinde (kanat skapula. Derin inspiryumda da işlev görür. latissimus dorsi ile birlikte çalışır. Bu loblar. a. Serratus Anterior. Scapulayı toraks duvarında tutan kastır. ön duvarını. Pectoralis Major. dış duvarını. Bir yere tırmanırken m.3. Erkeklerde rudimenter olup. Kucaklama hareketini yaptıran kastır. Derin inspiryumda da işlev görür.v. ductus lactiferi denilen kanallarla areola mammaeye doğru uzanır ve burada sinus lactiferi denilen genişlemeleri oluşturur. humerus ve kol kasları. winged scapula) görüntüye neden olur. thoracicus longustur. kadınlarda puberteden itibaren gelişmeye başlar ve gelişmesini 14 ncü yaşta tamamlar. Meme başına papilla mammaria. yumruk atma sırasında aktif olduğu için “boksör kası” olarak da bilinir. Corpus mammae denilen gövdesinde 15-20 adet süt üreten bezlere sahip lobi glandulae mammariae denilen loblar bulunur. Göğüs Duvarı Kasları Bu kaslar. plexus 34 . Fossa axillaris içinde. axillaris. teres major ve m. M. Bazıları derin inspiryumda da işlev görürler. subscapularis yapar. arka duvarını. ya da saçları bir tarafa yatırırken kullanılır. omuz kemerini aşağı ve içeri doğru çeker. m.v. kolun hareketleri ile ilgilidir. subclaviaya yastıklık yapar ve onları yaralanmaktan korur. serratus anterior. üst ekstremitenin hareketleri sırasında claviculayı tespit eden kastır. Selam verirken. m. Mamma (Meme) 2-6 kaburgalar arasında. FOSSA AXİLLARİS Toraks yan duvarının üst bölümü ile kolun üst bölümünün iç yüzü arasında piramidal bir çukurdur. Subclavius. Pectoralis Minor. n. Siniri. Clavicula kırıklarında altından geçen plexus brachialis ve a. latissimus dorsi. pektoral kaslar. m. Herbir ductus lactiferi. M. İç duvarını. Kola hiperabduksiyon (900 den sonraki abduksiyonu) yaptıran kastır. Halat çekme ya da ağ çekme gibi hareketler sırasında claviculanın sternal ucunu eklemde tutar. yüzeyel fasyanın iki yaprağı arasındadır. papilla mammaria üzerine açılır. kadınlarda memeler bu kasın üzerinde oturur.

lifleri. 35 . intercostobrachialis ve n. M. karın duvarını kapatan kasların en yüzeyel ve en geniş olanıdır. Quadratus Lumborum. solunum sistemi) Diaphragma. ekspiryum (nefes verme). inspiryumun (nefes alma) temel kasıdır. M. karın ön ve yan duvarlarını kapatırlar. interkostal sinir dalları ve n. Karın Ön ve Yan Duvarı Kasları Bu kaslar. fossa iliacayı doldurur. Ek olarak. 5. Karın duvarındaki nörovasküler yapılar bu kas ile m. önceki kasın liflerine dik olacak şekildedir. Plexus Lumbalis denilen sinir ağı. Ligamentum inguinalenin altında m. Transversus Abdominis. kanser nedeniyle memenin çıkarılması) n. n. obliquus internus abdominis arasında seyreder. fossanın en tehlikeli duvarı dış duvarıdır. en içte olan kastır. Mm. arka parçası içinde gömülüdür. Fossa axillarisin önemli oluşumlar bulunmadığından en tehlikesiz duvarı iç duvarıdır. Iliacus.brachialis. M. Toraks boşluğunun alt açıklığı olan apertura thoracis inferioru kapatır. Intercostales. Solunumda çalışırlar. kasın ön yüzü böbrekle komşudur. miksiyon (idrar yapma) ve doğum gibi faaliyetlerde de fonksiyon görürler. psoas major ile birleşerek m. Bu nedenle cerrahi girişimler bu duvardan yapılır. Obliquus Externus Abdominis. 4. kasın ön yüzü böbrek ve ureterle komşudur. interkostal boşluklarda bulunan kaslardır. İşlevleri karın boşluğunda yer alan organları korumaktır. M. aksiller lenf düğümleri ve yağ-bağ dokusu bulunur. Obliquus İnternus Abdominis. Ortası (centrum tendineum) kirişimsi yapıdadır. Karın Arka Duvarı Kasları Os coxaelerin üst kenarları (crista iliaca) ile kaburgalar arasında kalan boşluğu kapatırlar. Psoas Major. Böylece toraks boşluğunu karın boşluğundan (abdominal boşluktan) ayırır. Bu kaslar. iliopsoası oluşturur. Brakiyal pleksusa ait sinirler ve aksiller damarlar seyrettiği için. DİAPHRAGMA (bkz. M. thoracodorsalis yaralanma riski taşır. M. defekasyon (dışkılama). Aksilla cerrahisinde (özellikle mastektomide. thoracicus longus. Bu kasın iç tarafında fascia transversalis denilen zar şeklinde bir yaprak bulunur. intercostobrachialis.

haftada scrotuma iner. m. ilioinguinalis ve n. femoral herni kadınlarda daha sık olur. intrauterin yaşamın 28. a. Bu fıtıklar Spiegel Hernisi adı ile bilinir. Canalis Femoralis Potansiyel bir kanaldır. kadınlarda ligamentum teres uteri denilen bağ. Başlangıçta karın arka duvarında yerleşik olan testisler. Yaklaşık 4 haftada kanalı kat eder ve 32. testicularis. dişi fetusta uterusdan gelen ligamentum teres uteri denilen bağ geçer. 1. rektus kılıfı içindedir.M. Kasın lateral kenarına linea semilunaris denir. lenf damarları ve processus vaginalis denilen peritoneum uzantısı bulunur) geçer. karın ön duvarındaki zayıf alanlardandır ve buradan herniler (fıtıklar) gelişebilir (epigastrik herni). erkeklerde ise funiculus spermaticus (içinde. n. Inguinal kanaldan. İnguinal kanaldan her iki cinste ortak geçen yapılar. plexus pampiniformis. Rectus Abdominis. v. Linea Alba denilen fibröz bir yapı bulunur. Anulus femoralisten giren herniye yapı. Linea Alba. Karın boşluğuna bakan proksimal ağzına anulus femoralis denir ve burada Rosenmüller (Cloquet) lenf düğümü denilen bir tane inguinal lenf düğümü bulunur. sinirler. haftasında kanala ulaşır. iki taraf oblik ve transvers kasların aponörotik liflerinin rektus kılıfını oluşturduktan sonra orta hatta karışması ile oluşur. orta hattın her iki tarafında.5-2 cm uzunluğundadır.rectus abdominis ile nörovasküler yapıları içeren fasyal kılıftır. İki taraf m. 36 . Linea semilunaris zayıf bir alandır ve buradan karın içi organlar herniye olabilir (fıtıklaşabilir). hiatus saphenustan deri altına çıkar (femoral herni). testicularis. hem kadında bulunan yaklaşık 4 cm uzunluğunda oblik bir pasajdır. Processus xiphoideus ile symphysis pubica arasında yer alan bu fibröz yapı. Kasın üzerinde intersectio tendinea denilen genellikle üç tane tam. genitofemoralisin genital dalıdır. rectus abdominis arasında. Erkek fetusta kanaldan testisler. Canalis Inguinalis Hem erkekte. Anulus femoralis kadınlarda daha büyük olduğu için. Vagina Musculi Recti Abdominis Linea Alba’nın her iki tarafında bulunan. bir tane yarım transvers fibröz band bulunur. ductus deferens.

Çoğunlukla bilateraldir.V. Peritoneum viscerale olarak tabakalanır. crista iliaca. Fascia superficialis 3. Obesite. kadınlardan 20 kat fazladır ve 1/3 olguda bilateraldir. tüm inguinal hernilerin % 15’idir. 7-10 ncu kaburgalar ile processus xiphoideus. Buradan karın içi organlar (özellikle ince bağırsak kıvrımları) herniye olabilir (fıtıklaşabilir). Kadınlarda daha nadirdir. Direk inguinal herni. İnguinal herni tamirlerinde (inguinal herniyorafi ya da inguinal herniyoplasti). medialinden olana direk inguinal herni denir. Herniye yapı. KARIN ÖN DUVARI Karın boşluğu (abdomen boşluğu). Deri 2. Çocuklarda ve gençlerde daha çok görülür. Erkeklerde. Peritoneum parietale 8. genellikle L3-L4 arası discus intervertebralis seviyesindedir. karın duvarı fıtıklarının (hernilerinin) en çok görülenidir. Bu nedenle iki boşluk abdominopelvik boşluk ortak adı ile de ifade edilir. anulus inguinalis profundustan geçip inguinal kanala girer. diafragma ile pelvis girişi arasında kalan bölgedir. 37 . A. Karın boşluğu önde. ve symphysis pubica ile sınırlanır. ligamentum inguinale. Fascia transversalis 6. Kaslar 5. distensiyon ve kasların tonusuna bağlı olarak umbilicusun lokalizasyonu değişiklikler gösterebilir. spina iliaca anterior superior. Boşluğun tabanı yoktur ve pelvis boşluğu ile devam eder. Herniye yapı. İndirek inguinal herni. Adı verilen bu yapıların arası kas ve fasyalarla kapatılmıştır. inguinal kanalın arka duvarını iterek anulus inguinalis superficialisten çıkar. Karın ön duvarı yüzeyelden derine doğru. tuberculum pubicum. Kanalı kat edip annulus inguinalis superficialisten çıkıp sık olarak scrotuma (kadında ise labium majus pudendiye) iner. epigastrica inferiorların lateralinden olana indirek inguinal herni. zayıf bir bölgedir. 1. aşağıda. ilioinguinalis risk altındadır ve operasyon sırasında yaralanabilir. Direk ve indirek olarak iki tip inguinal herni vardır. Fascia profunda 4. Karın ön duvarında görülen umbilicus (göbek). Cavitas peritonealis 9. kanaldan geçen n. yukarıda.KLİNİK BİLGİ İnguinal herni İnguinal kanal. Ekstraperitoneal doku 7. Bu durum ameliyat sonrası bölgede kalıcı (rezidüel) ağrıya neden olur. Daha çok yaşlılarda (karın duvarı zayıf olduğundan) görülür. Sağ tarafta daha sıktır. Bu boşluğun çatısını diafragma yapar ve onu toraks boşluğundan ayırır. Bu fıtıklara inguinal herni (kasık fıtığı) denir.

Bunlardan en büyük olanı dört yapraklı olan omentum majusdur. Obliquus İnternus Abdominis 3. 38 . Vücuttaki en büyük seröz zardır. bağırsak gibi) perfore olduğunda (delindiğinde) derhal bağırsak hareketleri ile olay yerine gider ve orayı kapatır (bu olaya plastron denir). M. Karın duvarı açıldığında ilk olarak görülen yapıdır. İç (alt) tabaka Scarpa fasyası adı ile bilinir. İçi boş organlardan birisi (mide. Karın duvarlarını örten parçasına peritoneum parietale. kadınlarda iç genital organlar (tuba uterina – uterus – vagina) yoluyla dış ortamla bağlantılıdır. karın organlarını örten ya da saranına peritoneum viscerale denir. karın boşluğunda bir çok plika oluşturur. İkisi arasında kalan boşluğa cavitas peritonealis (büyük periton boşluğu) denir. M. FASCİA PROFUNDA (GALLAUDET FASYASI) Kasların üzerini örten ince bir fibröz tabakadır. Bu nedenle karın ön duvarı yumuşak ve hareketlidir. Büyük periton boşluğu. Periton. Karaciğerin alt yüzünden midenin küçük kurvaturuna ve duodenuma uzanan periton yapısına omentum minus denir. M. M. erkeklerde tamamen kapalı bir kese şeklindeyken. KASLAR (gövde kasları konusunda verildi) 1. Dış (üst) tabaka Camper fasyası olarak bilinir ve bol miktarda yağ dokusu içerir.FASCİA SÜPERFİCİALİS İki tabakalıdır. Obliquus Externus Abdominis 2. Bu nedenle omentum majusa abdomenin bekçisi ya da polisi denir. appendiks. Transversus Abdominis 4. Rectus Abdominis PERİTONEUM Karın duvarlarını ve karın içi organları örten seröz zardır.

Vena cava inferior e.KARIN İÇİ ORGANLARIN PERİTON İLİŞKİLERİ 1. Duodenumun geri kalan bölümü 4. transversus abdominisin arka bölümü ile kapatılır. yukarıda 12. Üreterler c. gögüs omuru ve 12. M. Böbrekler ve suprarenal bezler b. Appendix vermiformis (mesoappendix) f. c. 1. Sekonder retroperitoneal organlar (sonradan retroperitoneal olanlar) a. Mide ve karaciğer h. M. Vesica urinaria (mesane) b. psoas major ve bazen bulunan m. (bu kaslar. kaburga ile aşağıda os sacrum ve crista iliacalar arasında kalan bölgedir. Duodenumun birinci parçasının ilk yarısı g. Cisterna chyli f. Retroperitoneal organlar a. Bu bölge. Colon descendens c. Dalak b. Preperitoneal (ekstraperitoneal) organ a. Bunlara mesenterium ya da meso denir. iliacus 4. bir uzantı ile onları karın duvarına ya da başka bir organa tutunarak asar. Colon transversum (mesocolon transversum) d. Colon transversum c. Colon sigmoideum (mesocolon sigmoideum) e. İntraperitoneal organlar a. M. quadratus lumborum 3. 2. Jejunum-Ileum e. Appendix vermiformis f. Truncus sympathicus 3. Pancreas d. Colon sigmoideum d. Jejunum-ileum (mesenterium) KARIN ARKA DUVARI Karın arka duvarı. Caecum (genellikle) 2. Periton bazı organları sardıktan sonra. Bu yapıya sahip organlar. Aorta abdominalis ve dalları d. gövde kasları konusunda verildi) 39 . Colon ascendens b. M. psoas minor.

ligamentum inguinalenin orta noktasının altından geçince a. a. A. uterina. perine bölgesini ve gluteal bölgeyi besler. Durdurulamayan uterin kanamalarda tek taraflı bağlanabilir. umbilicalis. a. iliaca externa ve a. femoralis adını alır. glutea superior a. bel omuru seviyesinde terminal dallarına ayrılarak sonlanır. iliaca communis Articulatio sacroiliacaların ön tarafında a. vaginalis. iliaca externanın iki dalı vardır. SOLUNUM SİSTEMİ TORAKS DUVARI 40 . A. Ayrılma yerine bifurcatio aortae denir. a. A. obturatoria. A. Beşinci bel omuru seviyesinde sağ ve sol v. epigastrica inferior.KARIN ARKA DUVARI DAMARLARI Aorta abdominalis Diaphragmadaki T12 seviyesindeki hiatus aorticus isimli yarıktan geçerek karın bosluğuna girer ve 4. a. glutea inferior. iliaca communislerin birlesmesi ile olusur. iliaca interna isimli uç dallarına ayrılır. iliaca interna (hipogastrik arter). a. Vena cava inferior Alt ekstremiteler ile pelvis ve karın organlarının ve duvarlarının venöz kanını toplar. rectalis media ve a. A. A. tüm pelvis organlarını. pudenda interna önemli dallarıdır. iliaca externa. 5. circumflexa ilium profunda ve a.

12 çift kaburga (costa) ile sınırlanır. İçinde negatif basınç vardır. İnspiryumun esas kası diaphragmadır. Hava iletici bölüm olarak da adlandırılan bu yollar aynı zamanda temizleme. 41 . Arkada. Bu düzenleme. Akciğerler ve bronşiyaller (küçük hava yolları) Canlılığın en önemli göstergelerinden biri olan solunum (respirasyon). ductus thoracicus ve sinirler bulunur. SOLUNUM YOLLARI 1. Toraks boşluğu içinde kalp ve akciğerler gibi hayati organlar ile solunum ve dolaşım sisteminin yardımcı oluşumları. Solunum sistemi ayrıca. vücudun pH düzeyinin ayarlanmasına da (homoestazis) yardımcı olur. Akciğerdeki hava kesecikleri (alveol) ile atmosfer havası arasındaki gaz değişimi. Nazofarinks (pars nasalis pharyngis) c. Bunlardan birincisi oksijenle yüklü havanın dış ortamdan alınarak akciğerlerdeki alveollere iletildiği boru sistemi. Solunum vücudun gereksinmelerine göre düzenlenir. vücut hücrelerinin ihtiyacı olan oksijenin sağlanması ve artık bir madde olan karbondioksitin uzaklaştırılmasına yöneliktir. Solunum mekanizması: Solunum inspirasyon ve ekspirasyon adı verilen iki aşamadan meydana gelir. pulmonal ventilasyon olarak adlandırılır. Yanlarda. Normal istirahat anında solunum sayısı 16-20 arasında değişir. Toraks duvarının çevrelediği boşluğa toraks boşluğu (cavitas thoracis) adı verilir. sternum. Üst taraftakine apertura thoracis superior. Alt solunum yolları a. ikincisi ise gaz alış-verişinin gerçekleştirildiği alveoller ve solunum membranından (alveolo-kapiller kompleks) ibaret olan akciğerden oluşur. Solunum sisteminin diğer fonksiyonları. Önde. pasif bir olaydır. özofagus. Ekspiryum. Bronşlar (büyük hava yolları) c. Pulmonal ventilasyonun inspirasyon (soluk alma) ve ekspirasyon (soluk verme) denilen iki evresi vardır. beyin sapında (medulla oblongata ve pons) bulunan solunum merkezi tarafından idare edilir. Soluk borusu (trachea) b. 1-12 torakal vertebralar ve discus intervertebralisler. alttakine de apertura thoracis inferior adı verilir. Solunum sistemi iki temel bölüme ayrılır. ısıtma ve nemlendirme fonksiyonlarını yerine getirebilecek yeteneklere de sahiptir. Gırtlak (larynx) 2. Burun (nasus) b.Boyun kökü ile diafragma arasında kalan kafes şeklindeki yapıya thorax adı verilir. Toraks boşluğunun üst ve alt tarafında birer açıklık vardır. Solunum sisteminin alveoller dışındaki bölümü hava iletimi ile ilgilidir. burundaki özel epitelle sağlanan koku duyusu ve gırtlak tarafından gerçekleştirilen ses üretimidir (fonasyon). Üst solunum yolları a.

Septum nasinin ön-alt bölümü Little alanı olarak bilinir. Koku bölgesi (regio olfactoria): Concha nasalis superiorun üzerinde lokalize sarı renkli alandır. sphenopalatinanın dalları anastomoz yapar. solunum yollarının başlangıç bölümüdür. solunan havanın ısıtılıp. üst. İşlevi solunan havadaki büyük partikülleri tutmaktır. geçitler ise. üst. vomer. Kiesselbach pleksusu denilen bu damar ağı. Paranazal sinüslerdeki solunum epitelinin iltihabına sinüzit 42 . Konkalar. Burada üç konka (concha) ile bunların arasında uzanan geçitler (meatus) bulunur. öneaşağıya doğru uzanan piramidal bir oluşumdur. burun bölmesi (septum nasi) tarafından yapılır. Kemikler ve kıkırdaklardan ibarettir. Septum nasiyi başlıca. PARANAZAL SİNÜSLER (SINUS PARANASALES) Burun boşluğuna açılan havalı kemik boşluklarına paranazal sinüsler (sinus paranasales) denir. burun kanamalarının (epistaxis) en yaygın yeridir. Solunum bölgesi (regio respiratoria): Vestibulumdan koku bölgesine kadar uzanan burun boşluğu bölümü. Burun boşluğunun giriş bölümünde (vestibulum nasi). İç duvar. os ethmoidale ve cartilago septi nasi denilen burun bölmesi kıkırdağı oluşturur. arkadaki choanalarla yutak boşluğunun burun bölümüne (nasopharynx) bağlanır. fasiyal ve oftalmik arterlerin dalları tarafından beslenir. anatomik olarak dış burun ve burun boşluğundan ibarettir. maksiller. taban. orta ve alt konka (concha nasalis superior-media-inferior). Burun delikleri (nares) ile dış ortamla ilişki kuran boşluk. yüzün orta hattında yerleşmiş. nemlendirilmesi yanında temizlenmesini de sağlar. Dış duvar. Burun boşluğu. bir solunum yolu olma yanında. Dış burun (nasus externus): Dış burun.BURUN (Nasus) Üst solunum yollarının temel organı olan burun. burun boşluğunun en geniş ve en komplike duvarıdır. orta ve alt geçit (meatus nasi superior-medius-inferior) olarak adlandırılır. Bu alanda a. Burun boşluğunun herbir yarımının tavan. dış duvar ve iç duvar olmak üzere dört duvarı vardır. Burun. vibrissae denilen kıllar bulunur. Burun boşluğu (cavitas nasi): Bir bölme ile iki eşit boşluğa ayrılmış olan burun boşluğu. Bu alanda hava içinde bulunan kokuları algılayan koku reseptörleri bulunur. içinde taşıdığı özel mukoza sayesinde “Koku organı” olarak da fonksiyon görür. facialisin dalları ile a.

Üç parçası vardır. orta ve arka olarak üç gruptur. Paranazal sinüsler. kafanın ağırlığının azaltılmasını da sağlarlar. Sinus frontalis: Kaş çıkıntılarının arkasında. Ön. Yutak aşağıda yemek borusu (özofagus) ile devam eder. NAZOFARİNKS (NASOPHARYNX. soluk borusu (trachea) ile laryngopharynx arasındadır. Recessus sphenoethmoidealise açılır. alt solunum yollarını koruyan 43 . Meatus nasi mediusa açılır.denir. Bu nedenle burundan girilip. GIRTLAK (Larynx) Boynun ön bölümünde. burun boşlukları. bu sinüsün hemen yukarısındadır. Sinus sphenoidealis: Sfenoid kemik gövdesi içinde bulunur. Hipofiz bezi. Solunum havasının geçtiği bir iletici yol olma yanında. ağız boşluğu ve gırtlağın başlangıç bölümünün arkasında yer alan hem sindirim hem de solunum fonksiyonu olan bir organdır. os frontale içinde yer alan bir çift boşluktur. Sinus maxillaries: Paranazal sinüslerin en büyüğü ve enfeksiyonların en çok görüldüğü paranazal sinüstür. sesin rezonansını sağlama yanında. Arka grup meatus nasi superiora. Cellulae (sinus) ethmoidales: Etmoid kemiğin labirinti içinde yer alırlar. C3-C6 omurlar seviyesinde (çocuklarda ve yetişkin kadınlarda daha yukarıda). Meatus nasi mediusa açılır. diğerleri meatus nasi mediusa açılır. Arka grup görme siniri (optik sinir) ile yakın komşu olduğundan enfeksiyonları görme sinirini tutabilir. aşağıda aditus laryngis ile gırtlakla bağlantılı olan parçasına laryngopharynx denir. Yukarıda choanaelar ile burun boşluğu ile bağlantılı olan parçasına nasopharynx. PARS NASALIS PHARYNGIS) Yutak (pharynx). bu sinüsten geçilerek hipofiz bezindeki tümörler çıkarılabilir (transsfenoidal hipofizektomi). ortada isthmus faucium ile ağız boşluğu ile bağlantılı olan parçasına oropharynx.

Cartilago arytenoidea: İki küçük kıkırdaktır. arka uçları cartilago arytenoideaya tutunur. cartilago epiglottica Çift olanlar. Bu birleşme erkeklerde daha belirgin olup adem elması (prominentia laryngea) denilen çıkıntıyı yapar. Tek olanlar. Gırtlağın membranları ve bağları. n. Sağ-sol laminalar önde orta hatta yetişkin erkeklerde 90° kadınlarda 120° açı ile birleşirler. kıkırdakların en büyüğüdür. üçü de çift olan toplam 9 kıkırdaktan oluşur. Gırtlak kıkırdakları (cartilagines laryngis) Gırtlak. Larynxin en kalın ve en sağlam kıkırdağıdır. cartilago thyroidea . cricothyroideus n. mukoza ile örtüldüğü zaman plica vestibularis ve plica vocalis olarak adlandırılır. elastik kıkırdak yapısında yaprak şeklinde bir kıkırdaktır. birbirlerine ve komşu yapılara bağlarlar. Yutma sırasında larinks girişini kapatır ve lokmanın hava yoluna geçmesini önler. cartilago cornuculata. Cartilago epiglottica: Dil kökünün arkasında. laryngeus superiorun ramus externusu ile uyarılır). Hem ligamentum vestibularelerin (yalancı ses telleri) hem de ligamentum vocalelerin (gerçek ses telleri) ön uçları cartilago thyroideaya. Sesin oluşumundan sorumludurlar. birisi hariç (m.bir sfinkter olarak da görev yapar. gırtlak boşluğu girişinin önünde yer alan. Gırtlağın ses çıkarma ve sfinkterik fonksiyonlarını gerçekleştirmesini sağlayan kaslar. üçü tek. cartilago arytenoidea. Bu kaslar. ince. cartilago cuneiformis Cartilago thyroidea: Gırtlağın ön bölümünde olup. iskelet kası karakterindedir. aşağıda soluk borusu (trachea) ile devam eder. Cartilago cricoidea: Yüzük şeklindedir. gırtlağın kıkırdaklarını. vagusun n. cartilago cricoidea . Yukarıda aditus laryngis ile laryngopharynxe açılan gırtlak boşluğu (cavitas laryngis). Ligamentler. laryngeus recurrens denilen dalı 44 . Sağ-sol iki laminadan oluşur.

cricothyroideus: Pars obliqua ve pars recta olarak iki kısımdan oluşur. Larinks kaslarından en önemlisi rima glottidisi (mizmar aralığı.tarafından uyarılır. cricoarytenoideus posterior (m. Cavitas laryngis’i ortadaki iki çift mukoza kıvrımı üç parçaya böler. • M. alttaraftakilere plica vocalis denir. Bu plikalardan üsttekilerine plica ventricularis veya vestibularis.sternohyoideus. Bunlardan bir tanesi tek diğerleri çifttirler.dir. m. Larynx kasları. constrictor pharyngis inferior. Kasılmasıyla larinks girişini kapatır. Iki plica vocalis ile bunlar arasındaki açıklğa rima glottis (veya mizmar aralığı) adı verilir. • M. Cavitas laryngis (larynx boşluğu) Larynx’in girişinden cartilago cricoidea’nın alt kenarına kadar uzanır. cricoarytenoideus posterior (m. thyroarytenoideus: Medialindeki demet m. m. çalışmalarıyla larynx’in durumunu değiştiren kaslardır. Bu kas rima glottis’i açan tek kastır. arytenoideus obliquus çifttir. vocalis’i oluşturur. extrensek ve intrensek kaslar olarak iki gruba ayrılır. Cavitas laryngis üç kısımda incelenir. Intersek kaslar: Larynx’in kendi kaslarıdır. iki plica vocalis arası) açan tek kas olan ve böylece ses oluşmasını sağlayan m. cartilago arytenoidea’ları birbirine yaklaştırarak rima glottis’i daraltır. larynx kıkırdakları arasında uzanırlar. • M. posticus)dur. m. Ekstrensek kaslar: Larynx’e komşu organlardan gelerek. thyrohyoideus. Glottis Larynx’in ses oluşumuyla ilgili bölümüdür. m. Bunlar: 1-Vestibulum laryngis 2-Ventriculus laryngis 3-Cavum laryngis proprium (ya da cavitas infraglottica) 45 . trachea ile devam eder. Bunlar: • M. Bu kas plica vocalis’i gevşetir. • M.posticus): Rima glottis’i açar. “x” harfi şeklinde iki demet halindedir. m.s. Bunlar. palatopharyngeus v. arytenoideus transversus tektir. • M. cricoarytenoideus lateralis: Rima glottis’i daraltır. sternothyroideus. Plica vocalis’leri gerer.

Venleri. SOLUK BORUSU (Trachea) Soluk borusu. laryngeus recurrens taşır. laryngeus superior’un dalı). BRONŞLAR (BRONCHI) 46 . Ayrılma yerine bifurcatio trachea denir. altta kalan bölümü ise n. torakal vertebranın alt kenarı arası seviyededir. laryngea superior ve a. laryngeus superior’un iki terminal dalından küçük olanı) tarafından innerve edilir. Larynx mukozasının glottis üstünde kalan bölümünün duyusunu n. v. yaklaşık 10 cm uzunluğunda bir organdır. v. thyroidea inferior adıyla v. T4 vertebra alt kenarında iki ana bronkusa (bronchus principalis dexter ve bronchus principalis sinister) ayrılır. M. brachiocephalica sinistraya dökülür. laryngeus inferior’dur. laryngeus internus (n. cricothyroideus dışında tüm intrensek larynx kaslarının motor siniri n. a. Cartilago cricoideanın alt kenarı (ya da 6. thyroidea superior adıyla v. Kıkırdaklar birbirlerine ligamentum anulare (lig. laryngeus externus (n.Larynx damar ve sinirleri Arterleri. Sinirleri. servikal vertebra) ile 4. jugularis interna’ya. At nalı şeklinde 15-20 tane kıkırdak halkadan (cartilagines tracheales) oluşur. tracheale) denilen bağlarla bağlanır. M. kıkırdak ve bağ dokusundan yapılı. cricothyroideus ise n. larynge inferior larynx’i besleyen arterlerdir.

2 ve bronchus lobaris inferioru. Sol akciğer iki loblu olduğu için iki tane lobar bronşa (bronchus lobaris superior ve inferior) ayrılır. Başka bir ifade ile sağ akciğer 10. bronchus lobaris superioru. sol akciğerde dağılan 9 ya da 8 tane segmental bronş vardır. Bronchus segmentalisten sonra gelen solunum yolları bronşiyal olarak bilinir ve kıkırdak içermezler. 5 (ya da 4) tane segmental bronşa ayrılır. bronchus segmentalislere ayrılır. TRAKEOTOMİ ve TRAKEOSTOMİ 47 . Sol akciğerin.Sağ ana bronş (Bronchus principalis dexter). bronchus lobaris inferioru. Sağ akciğer üç loblu olduğundan üç tane lobar bronşa (bronchus lobaris superior. 3. medius ve inferior) ayrılır. 5 tane segmental bronşa ayrılır. sol ana bronşa göre daha geniş. bronchus lobaris superioru. daha kısa ve daha dik seyirlidir. Bu nedenle bronchus principalis dexter. sol akciğer 9 ya da 8 tane bronkopulmonal segmentten oluşur. daha uzun ve daha horizontal seyirlidir. KLİNİK BİLGİ Bifurcatio tracheanın iç yüzünde ve çatallanma yerinin ortasındaki çıkıntıya carina trachea denir. sağ ana bronşa göre daha dar. tracheanın devamı gibidir ve bu yüzden de tracheaya kaçan yabancı cisimler genellikle sağ tarafa girer. Sağ akciğerin. akciğerlerin anatomik ve cerrahi ünitidir. 4. Bronkopulmonal segment (segmentum bronchopulmonale). Buna göre sağ akciğerde dağılan 10. Bronchus lobarisler. bronchus lobaris mediusu. Sol ana bronş (bronchus principalis sinister). Bu çıkıntı biraz sol tarafa meyil gösterir.

Yeni doğanda pembemsi-beyaz renklidir. Akciğerlerin kaburgalarla komşu olan yüzüne facies costalis.5 cm yukarısındadır. Total akciğer kapasitesi (tidal volüm + rezidüel volüm). Mediastinal yüzlerde komşuluk yaptığı bazı organların izleri bulunur. ancak kapasitesi daha fazladır. Yaşın ilerlemesiyle rengi gri-siyaha dönüşür. Yetişkin bir insan dakikada 12-18 defa solunum yapar.5 cm daha kısadır. solunum sisteminin en önemli organlarıdır. cava inferior ve v. Tidal volüm. solda ise karaciğer sol lobu ve mide fundusu ile komşuluk yapar. Yaklaşık 500 ml dir. Bunun 150 mililitresi anatomik ölü boşluk olarak bilinen cavitas nasi. cava superior. Bu koyu renk. Yetişkinde sağ akciğer 625 gr sol akciğer 565 gr dır. Sağ akciğerde. Apex pulmonis denilen bir tepesi ve basis pulmonis denilen bir tabanı vardır. 5. Basis pulmonis Akciğerlerin diaphragma kubbeleri üzerinde oturan bölümüdür. Birisi kalp.25 litredir. azygosun. Trakeostomi. koni şeklindedir. yabancı cisim kaçması gibi hava yolunun bloke olması sonucu) akciğerlere yeteri kadar hava gitmediği zamanlarda uygulanır. arcus aortae ile aorta thoracicanın izi bulunur. Her iki akciğerde izi olan iki organ vardır.Kişinin sponton solunum yapamadığı durumlarda (koma gibi yada travma. Geriye kalan 350 mililitresi alveollerdedir. AKCİĞERLER (PULMONES) Kalbin her iki tarafında yer alan ve göğüs boşluğunda en büyük alanı dolduran akciğerler. tümör. bronchus ve bronchiollerdedir. Diaphragma kubbeleri aracılığı sağda karaciğer sağ lobu. 5800 ml dir. cerrahi işlem sonucu trakeada oluşturulan açıklığın adıdır. sol akciğerde de. solunum ile alınan karbon zerreciklerinin akciğerlerin dış yüzüne yakın kısımlarda birikmesiyle oluşur. trakeada yapılan cerrahi işlemin adıdır. 48 . trachea. Sağ akciğer sol akciğerden yaklaşık 2. Buna göre dakikadaki gerçek alveoler ventilasyon oranı = 350 x 15 (dakikadaki solunum sayısı). Akciğerler. v. v. Trakeotomi. Apex pulmonis Akciğerlerin kubbe şeklinde olan üst uçlarıdır. birbirlerine bakan yüzlerine de facies mediastinalis denir. Claviculanın yaklaşık 2. bir defada alınan ya da verilen hava miktarıdır. diğeri özofagusdur.

Akciğerlerin. diğer bölümlere zarar vermeyen fonksiyonel birimine segmentum bronchopulmonale adı verilir. toraks duvarının iç yüzünü ve diafragmanın üst yüzünü örten bölümüne pleura parietalis denir. İkisi arasında kalan boşluğa cavitas pleuralis denir. lobus superior ve lobus mediusu lobus inferiordan. Buradan akciğerlerin damarları. Bronchiolus terminalis 3. Saccus alveolaris 6. Fissura obliqua. fissura horizontalis ise lobus mediusu lobus superiordan ayırır. Sol akciğer tek fissür (fissura obliqua) ile iki loba ayrılır. Ductus alveolaris 5. lobus superior. Pleuranın akciğerleri saran bölümüne pleura visceralis. Gaz alış-verişi asinüsü oluşturan yapılarda olur. 49 . KIKIRDAK 1.Akciğerlere ait yapıların girip-çıktığı yere hilum pulmonis denir. lobus superior ve lobus inferior. Pleura (Akciğer Zarı) Akciğerleri saran seröz zara pleura denir. sinirleri ve bronşlar geçer. diğer bölümlerden bağımsız olarak çalışan ve cerrahi olarak çıkarıldığında. Bronchiolus respiratorius 4. Bronchiolus lobularis 2. lobus medius ve lobus inferior. Akciğerlere giren-çıkan yapıların tümü radix pulmonis olarak bilinir. Sağ akciğer iki fissür (fissura obliqua ve fissura horizontalis) ile üç loba ayrılır. Alveolus pulmonis Son dört oluşuma birlikte acinus (asinüs) ya da lobulus pulmonis (akciğer lobçuğu) denir.

kusma.MEDIASTINUM Akciğerleri saran pleura parietalisin pars mediastinalisleri arasında kalan boşluğa mediastinum adı verilir. phrenicustur. vaguslar. cava superior. Alt mediastinum da. aorta thoracica. Bu alanlardan doğumsal (morgagni hernisi. bifurcatio trachea. truncus sympathicus. cava superior. oesophagus. İnspiryumun (nefes alma) temel kasıdır. Mediastinum superius. Kasın bazı bölgelerinde zayıf alanlar bulunur. Siniri. arkada tüm torakal vertebralar. phrenicus geçer. Foramen venae cavae. vena azygos. Kas liflerinin tutunduğu orta bölümü bumerang benzeri aponörotik bir yapıdadır ve centrum tendineum olarak bilinir. trachea. mediastinum medium ve mediastinum posterius) olarak üçe ayrılır. bochdalek hernisi) ya da erişkin tip herniler (fıtıklar) (sliding herni. miksiyon. vaguslar. bronchus principalisler. göğüs ve karın boşluklarını birbirinden ayıran kubbe şeklinde kas yapıdır. phrenicuslar. Sinirin felcinde diyafragmada fonksiyon kaybı sonucu nefes alma (inspiryum) zorlaşır. Kalp-perikard. paraözofageal herni) gelişir. perikarda (kalbi saran zar) göre ön. Öksürme. oesophagus. defekasyon gibi vücuttan atılma olaylarında çalışır. İşlevi sırasında toraks boşluğunun vertikal (uzunlamasına) boyutunu artırır. aşağıda apertura thoracis inferioru kapatan diaphragma ve yanlarda pleura mediastinalis ile sınırlıdır. Mediastinum anterius. n. Mediastinum önde sternum. ductus thoracicus. ductus thoracicus. aksırma. truncus pulmonalis. arkada T4 omurun alt kenarından geçirilen horizontal bir düzlem ile üst ve alt mediastinuma ayrılır.… Mediastinum posterius. cava inferiorla birlikte sağ n. Akciğerler ve pleuraları hariç. brachiocephalicalar. aorta ascendens. Böylece toraks boşluğunu karın boşluğundan (abdominal boşluktan) ayırır. T8-T9 vertebralar arası disk seviyesindedir. 50 . Delikten v. pulmonales. n. önde angulus sterni. vena hemiazygos. Mediastinum medium. phrenicuslar. içerisindeki en önemli oluşum thymustur. mediastinumların en geniş olanıdır. toraks boşluğundaki tüm yapılar mediastinumdadır.… DIAPHRAGMA Diaphragma. Toraks boşluğunun alt açıklığı olan apertura thoracis inferioru kapatır. n. toraksa giren ve torakstan çıkan yapılar bulunur. gülme. yukarıda apertura thoracis superioru dolduran boyun kökü. vv. v. Mediastinum. Diaphragmada thoraks ve abdomen boşluğunda yer alan bazı oluşumların geçişine izin veren açıklıklara sahiptir. bağırma. Arcus aortae ve dalları. n. orta ve arka mediastinum (mediastinum anterius. n. v. v.

Açıklıktan aort ile insan vücudunun en büyük lenf kanalı olan ductus thoracicus geçer.Hiatus oesophageus. T12 vertebra seviyesindedir. Açıklıktan özofagus ile n. vaguslar geçer. 51 . Hiatus aorticus. T10 vertebra seviyesindedir.

diafragmaya oturan yüzüne ise facies diafragmatica denir. iki de yüzü vardır. Atriumlar ile ventriküller dıştan sulcus coronarius denilen bir oluk ile ayrılmıştır. 5 nci interkostal boşlukta. Kalp içinde dört boşluk vardır. sol ventriküle ait olup. Arterlerin sonlanıp venlerin başladığı yerlerde ise kapillerler (kılcal damarlar) yer alır. arteryel kan da venlerle kalbe taşınır.üst kısmında lokalizedir. 230 . kalbin arka bölümüdür ve kalbe girip çıkan damarların olduğu yerdir.üst tarafından sola doğru olan uzantısına auricula dextra denir. Kalbin 1/3’ü orta hattın sağında. sol memenin hemen altındadır. Apex cordis. immün sistemdeki yapıların iletimi ve yabancı maddelerin atılması gibi birçok işlemde rol alır. kadınlarda ise. cava superior. venler de venöz kanı iletirken. cava inferior açılır. Genel olarak kişinin yumruğu kadardır. çizgili kas yapısında ancak istemsiz olarak çalışan bir organdır. küçük dolaşımda (akciğer dolaşımı) venöz kan arterlerle akciğerlere.. Öne bakan yüzüne facies sternocostalis (sternalis). İç kısmı sol atrium ile komşudur ve arada septum interatriale denilen bir bölme bulunur. KALP (COR) Toraks boşluğunda orta mediastinumda. Trabeculae carneaelerin bazıları daha da kalınlaşarak m. akciğerler arasında lokalize. ikisi de tepe tarafında yer alan ventriküllerdir. Bir tabanı (basis cordis) bir tepesi (apex cordis). Kalp ve damarlar (arter. kanı kalbe getiren damarlara ise ven (toplar damar) adı verilir. kapiller) dolaşım sisteminin organlarıdır ve kanı iletmekle görevlidirler. alt bölümüne de v. Burada görülen hafif çukur ve yuvarlak alan 52 .340 gr. Ağırlığı erkeklerde 280 . oksijen. pectinati denir. papillarisleri oluşturur. besinler ve hormonların dokulara taşınması.280 gr dır. Üst bölümüne v. Atriumlardaki kas yapısına mm. Pektinat kaslar. Kalpten çıkan kanı götüren damarlara arter (atar damar). DOLAŞIM SİSTEMİ Dolaşım sistemi fonksiyonel olarak. 2/3’ü solunda yerleşmiştir. Ön . Atrium dextrum: Kalbin sağ . Basis cordis. ventriküllerde kalınlaşarak trabeculae carneae adını alır. Ancak büyük dolaşımda arterler arteryel kanı. İkisi taban tarafında (basis cordisde) bulunan atriumlar. sol ventrikülde 2 tane papiller kas bulunur. ven. Sağ ventrikülde 3.6.

Arteryel kan taşıyan bu venler kapak içermezler. pulmonalis sol atriuma açılır.sol tarafından öne doğru olan uzantısına auricula sinistra denir. ancak sol ventrikülden daha incedir. Ostium trunci pulmonalis: Turuncus pulmonalisin başlangıcında. bu durum Atrial Septal Defekt (ASD) olarak bilinir. sağ atrium ile sağ ventrikül arasındaki kan geçişini sağlayan açıklıktır. Facies sternocostalisin büyük bölümünü oluşturur. ventrikül sistolü sırasında küspislerin atriumlara dönmesini önlemektir. Üst . trikuspid kapak) denilen üç kapakçıktan (cuspis) oluşan kapak ile kapatılır. Sol 53 . 3 tane yarımay şeklinde kapakçıktan oluşur. Chorda tendineaların işlevi. Akciğerlerden gelen 4 tane v. Sağ ventrikülde 3 tane papiller kas (m. Embriyonik hayatta fonksiyon gören foramen ovalenin kapanması sonucu oluşur. Diastolde bu deliği valva trunci pulmonalis kapatır. papillaris anterior-posterior-septalis) vardır. Doğumdan sonra kapanmazsa.fossa ovalisdir. Ön yüzün büyük kısmı pericardium aracılığı ile göğüs ön duvarıyla komşuluk yapar. Bu açıklık sistol sırasında (valva tricuspidalis-valva atrioventricularis dextra. Ventrikülün iç yüzünde görülen kas kabarıntılarına trabeculae carneae adı verilir. Bu kapak. sağ ventrikülün ön üst kısmında lokalizedir. chorda tendinea denilen fibröz iplikçikler. Sağ atriumdan septum interatriale ile ayrılır. Atrium sinistrum: Sağ atriumdan daha küçüktür. Bu kaslardan başlayan. triküspid kapağın kuspislerine uzanır. Ventriculus dexter: Bu boşluğun duvarları atriumdan daha kalın. Kalbin en arkada bulunan kısmıdır. Ostium atrioventriculare dextrum.

Ostium aortae: Aortanın sol ventrikülden çıktığı yerde bulunan açıklıktır. lamina visceralis). Kalbin Yapısı: Kalp. birbirleriyle devam etmezler. Buradan çıkan uyarılar Nodus atrioventricularise (A-V nodu) taşınır. Embriyolojik gelişim sırasında membranöz parçada bulunan bir açıklık zamanla kapanır. M. papillaris anterior ve m. Pars muscularis ve pars membranacea denilen iki kısmı vardır. Kalbin kontraksiyonunu bu nodülden çıkan impulslar başlatır. valva mitralis) sistol sırasında kapatır. papillaris posterior denilen 2 tane papillar kas içerir. Crus 54 . Ventriculus sinister: Trabecula carneae denen kas kabarıntıları bakımından sağ ventrikülden daha zengindir. düz ve parlak bir zardır. Büyük kısmı muskülerdir. aralarında kalp iskeleti bulunur. Dakikada ortalama 70 impuls çıkarır. chorda tendinea. özel bir farklılaşma gösteren kalp kası liflerince oluşturulur. Nodus sinu-atrialis (S-A düğümü): Sağ atriumda crista terminalisin üst ucunda yer alır. Bu açıklığı mitral kapak (valva atrioventricularis sinistra. Endocardium 2. S-A düğümünden gelen uyarıları düzenler ve yavaşlatıp his demetine aktarır. 1. Valva aortae denilen 3 tane yarımay şeklindeki kapakçıktan oluşan bir kapak ile kapatılır. Atriumları ve ventrikülleri saran kaslar birbirinin devamı olmayıp. Septum interventriculare: İki ventrikül arasındaki bölmedir. Bu nedenle bu nodüle kalbin pacemakeri de denilir. papillaris. His demeti: A-V düğümünden başlayan bu demet pars membranaceanın ortalarında crus dextrum ve crus sinistrum denilen iki bacağa ayrılır. Nodus atrio-ventricularis (A-V düğümü) : Septum interatrialede bulunur. Epicardium (pericardium serosum. Myocardium 3. Sistemi oluşturan yapılar şunlardır. Endocardium: Kalp boşluklarının iç yüzlerini ve içindeki yapıları (kapaklar. Myocardium: Kas tabakasıdır.atriumun ön duvarında görülen açıklık ostium atrioventriculare sinistrum adı ile bilinir. birbirinin devamıdırlar. trabecula carnea gibi) örten ince. Bu kaslardan başlayan chorda tendinealar kapakçıklara (cuspis) tutunurlar. Kapanmaması halinde doğumdan sonra Ventriküler Septal Defekt (VSD) denilen durum ortaya çıkar. m. Kalbin ileti sistemi: Bu sistem. Ancak ventrikülleri saran lifler. Kalpte iletinin en yavaş olduğu yerdir. Atriumları saran lifler. Bu nedenle atriumlar ile ventriküller bağımsız olarak çalışabilirler. içten dışa doğru 3 tabakalı bir yapı gösterir.

İki tabakalı bir yapı gösterir. coronaria sinistradır. Az miktardaki venöz kan direkt olarak kalp boşluklarına dökülür. Pericardium fibrosum. OSS’nin kontrolü altındadır. vagusdan. N. 5 . Sempatik aktivasyon ile kalp atışları artar. sol ventrikülde. kalın olan dıştaki tabakadır. Kalbin arterleri: Kalbi besleyen arterler. sağ ventrikülde dağılır. iç (lamina visceralis) ve dış (lamina parietalis) olmak üzere iki bölümden oluşur. Pericardium serozumun iç yaprağı da (lamina visceralis). kalbin venöz kanının yaklaşık % 60’nı toplar ve sağ atriuma boşaltır. Pericardium fibrosum.8 torakal vertebraların önündedir. 55 . Cavitas pericardiacada sıvı toplanması (perikardit) durumlarında kalp diastolde genişleyemeyeceği için sistolde kasılı kalır. aorta ascendensin dalları olan a. Pericardium serosum.6. Purkinje lifleri kalpte iletinin en hızlı olduğu yerdir. kıkırdak kaburgaların arkasında. Corpus sterni ve 2 . İkisi arasında kalan boşluğa cavitas pericardiaca denir ve içinde ortalama 25 cm3 kadar liquor pericardii denilen sıvı bulunur. Kalbin venleri: Venlerdeki kanın büyük kısmı sinus coronariusa (sulcus coronariusta seyreder) ve bu sinus aracılığıyla da sağ atriuma dökülür. kalp kasının üzerini sıkıca sararak kalbin epicardium denen en dış tabakasını oluşturur. parasempatik etki ile yavaşlar. PERICARDIUM: Kalp ve büyük damarların köklerini saran serofibröz bir torbadır. Parasempatikleri. Alt tarafta diafragma ile bitişiktir. Bu sıvı sürtünmeyi azaltarak kalbin çalışmasını kolaylaştırır. Pericardium serosum. Kalbi ve büyük damarların başlangıç kısımlarını içine alan bir torbaya benzer. 1.sinistrum. T1-T5 segmentlerinden bilateral olarak gelir. bu patolojik duruma kalp tamponadı denir. coronaria dextra ve a. crus dextrum ise. Sinus coronorius. 2. Her iki crus. purkinje lifleri (subendokardiyal pleksus) denilen terminal küçük lif demetleri şeklinde sonlanır. Kalbin uyarılması: Kalp. sempatikleri ise.

A. subclavia dextra ve a. A. axillaris. Arcus aortae 3 dal verir ve bu dallar arkusun konveks kısmının üst yüzünden çıkar. Elin palmar yüzünde bu iki arterin dalları arcus palmaris superficialis ve profundus denilen iki arteryel kemer oluşturur. A.Subclavia sinistra: Arcus aortaedan direkt çıkar. Arcus Aortae: Aorta ascendensin devamı olarak başlar ve açıklığı aşağıya bakan bir kavis çizerek. Kan basıncı yükselmelerinde refleks olarak kalp atımını yavaşlatır ve arteriollerde vazodilatasyona sebep olarak tansiyonu düşürür. cartilago thyroideanın üst kenarı (C3-C4 arası disk) seviyesinde a. coronaria dextra ve a. coronaria sinistra) verir. ulnaris olmak üzere iki dala ayrılır. Çünkü ductus arteriosus bu arter ile arcus aortaeyi birbirine bağlar. pulmonalis sinistra) iki dala ayrılır. kaburganın dış kenarından itibaren a. fetusda daha kalındır. CO2 artışına duyarlıdır. b. Burada baroreseptörler bulunur. kırmızı-kahve renkli oluşum glomus caroticum adı ile bilinir. radialis ve a. a. baş boyun bölgesine dallar verir. 3 bölümde incelenir. Bunlar sağdan sola doğru sırasıyla. 2. Arteria subclavialar üst ekstremite ve boynu besler. Burada bulunan kemoreseptörler. Her iki taraf a.radialis. carotis externa. carotis communis dextra denilen iki uç dalına ayrılır. Kalbin kendi dokusunu besleyen iki dal (a. Sağ ventriküldeki kanı akciğerlere taşır. axillaris adını alır. 56 . a. carotis interna ve a. A. carotis interna ise boyunda dal vermeden kafa içerisine girer ve beyni besleyen dallar verir. carotis communis. nabız alımında en çok kullanılan arterdir. A.BÜYÜK DAMARLAR Truncus (Arteria) pulmonalis: Sağ ventrikülden başlar. pulmonalis dextra) ve sol (a. c. Ayrılma noktasına bifurcatio carotidis denir ve burası karotid pulsasyonun alındığı en iyi yerdir. Truncus Brachiocephalicus: Arcus aortaenin en büyük dalıdır. carotis internanın başlangıcında sinus caroticus denilen bir genişleme vardır. subclavia sinistradır. Aorta Ascendens: Sol ventrikülünden çıkan ana arterdir. Truncus brachiocephalicus 2. carotis communis sinistra 3. A. Arcus aortae altında sağ (a.Carotis Communis Sinistra: Sağ taraftakinden daha uzun seyir gösterir (aortadan direk çiktığı için). A. Bifurcatio carotidisde ya da a. Solunumu artırarak CO2’yi atıp O2 seviyesini yükseltir. A. Beyni besleyen iki ana arterden biri olan a. A. carotis externa denilen uç dallarına ayrılır. Aorta: Dolaşım sisteminin ana arteridir. vertebralis de bu arterden çıkar. A. 1. Yine bifurcatio carotidisde bulunan küçük. 1. Bu kemerlerden çıkan dallar parmaklara gider. 1. kolda a. brachialis adını alır ve dirsek seviyesinde a. pulmonalis sinistra. aorta descendens adını alarak aşağı doğru devam eder. arter olarak ifade edilmesine karşın venöz kan taşır. subclavia.

Pars thoracica aortae: Arcus aortaenin devamı olarak T4 vertebranın alt kenarı seviyesinde başlar. ayak sırtında nabız alınan arterdir. A. A. poplitea. A. testis ve ovaryumlara dallar verir. Üst ekstremitede nabız alınan yerler 1. lig. A. tragusun önünden. A.3. cartilago thyroideanın üst kenarı seviyesinden. ayak sırtında m. iliaca communis dextra ve sinistra) ayrılır. 57 . extensor hallucis longusun tendonunun lateralinden. m. 3. malleolus medialisin arkasından. malleolus medialis arkasından geçer (buradan nabzı alınır) ve ayak tabanındaki yapıları besleyen iki dalına ayrılarak sonlanır. a. tibialis anterior bacağın ön bölgesinde seyreder ve ayak bileğini geçince a. temporalis superficialis. dorsalis pedis. carotis communis. femoralis. A. iliaca interna ve externa denilen uç dallarına ayrılır. karın boşluğunda olan bölümüne pars abdominalis aortae denilir. dorsalis pedis. A. iliaca communisler. dorsalis pedis adını alır. A. 2. L4 vertebra gövdesi üzerinde. Inguinalenin orta noktasının hemen altından. 4. poplitea adını alır. Bu fossanın alt ucunda. a. A. A. radialis. Toraks boşluğundaki organlara dallar verir. diz hizasında. iki uçdalına ayrılır (a. 3. fossa popliteada a. femoralis. A. ligamentum inguinalenin altından geçtikten sonra a. tibialis posterior. Pars abdominalis aortae: Pars thoracica aortae. femoralis adını alır. Ayrılma yerine bifurcatio aortae denir ve burası aort pulsasyonunun en iyi alındığı yerdir. böbreklere. iliaca externa. A. iliaca externa alt ekstremiteyi besler. Sindirim sistemi organlarına. tibialis posterior bacağın arkasında seyreder. brachioradialisin tendonları arasından. a. 2. T12 vertebra gövdesinin alt kenarı seviyesinde diafragmadaki hiatus aorticusdan geçince pars abdominalis aortae adını alır. A. A. iliaca interna pelvis boşluğuna dallar vererek dağılırken. Aorta descendens: Toraks boşluğunda olan bölümüne pars thoracica aortae. diz fleksiyonda iken fossa popliteanın derininden. tibialis anterior ve posterior dallarına ayrılır. flexor carpi radialis ile m. Alt ekstremitede nabız alınan yerler 1.

axillarise dökülür. Bu vene açılan en önemli ven. Vena cava superior: Baş-boyun ve üst ekstremitenin venini taşır. lumbal vertebra önünde v. 58 . iliaca communis dextra ve v. Extremitelerde bulunan yüzeyel venler Ekstremitelerde arterlere eşlik eden derin venlere (komitan venler) ek olarak derinin hemen altında yüzeyel fasyanın yaprakları arasında seyreden venler de bulunur. mediana cubiti ve v. lateral uçtan başlayan vena cephalica adı ile yukarı doğru devam eder. Bu birleşme yerine angulus venosus denir. azygosdur. v. jugularis internanın birleşmesi sonucu oluşurlar. Herbir akciğer için iki tane olmak üzere toplam dört tane vena pulmonalis vardır. Vena cava inferior: Diaphragma altında kalan yapıların büyük kısmının venöz kanını kalbe taşır. pulmonalis inferior sinistradır. En çok tercih edilenler. Bunlar. 5. pulmonalis superior sinistra ve v. axillaris adını alarak yukarı doğru devam eder. Vv. İntravenöz girişimlerin en çok yapıldığı venöz damarlar. Vena basilica ise kolun alt bölümünde derine iner ve v. mediana antebrachiidir. pulmonalis inferior dextra ile v. subclavia olur.BÜYÜK VENLER Vena brachiocephalica dextra-sinistra: Boynun her iki tarafında. Vena cephalica kolun lateral bölgesinde seyreder ve deltopektoral bölgede (omuz ön tarafında) v. pulmonalis superior dextra ve v. Medial uçtan başlayan vena basilica. Sağ atriumun üst tarafından kalbe girer. v. toraks duvarının venini toplayan v. el sırtındaki arcus venosus dorsalis manusun uçlarından da iki ven başlar. Alt ekstremite ile benzer şekilde. V. torakal vertebra arasındaki discus intervertebralis seviyesinde diafragmadaki foramen venae cavaeden geçer ve sağ atriumun alt tarafından kalbe girer. 8.axillaris. KLİNİK BİLGİ İntravenöz girişimler Bu amaçla sık olarak fossa cubitalisin yüzeyelindeki venler (antekübital venler) kullanılır. cava superioru oluşturur. Ön kolun ön bölgesinde vena mediana cubiti bu iki ven ile birleşerek “M“ harfi şeklinde görünüm oluşturur. iliaca communis sinistranın birleşmesi ile oluşur. bu venlerdir. v. subclavia ile v. Sağ ve sol v. Aorta abdominalisin sağında ve columna vertebralisin önünde yukarı doğru yükselir. v. ve 9. brachiocephalicalar birleşerek v. pulmonales: Akciğerlerden oksijene kanı sol atriuma taşırlar.

59 .Eğer hasta şişman ya da şokta ise bu venler kolayca bulunamayabilir. Bu gibi durumlarda cut down denilen cerrahi işlem gerekebilir.

60 . inguinal bölgede v. femoralise dökülür) lateral uçtan başlayan vena saphena parva (bacağın arka bölgesinde seyreder.Ayak sırtındaki arcus venosus dorsalis pedisin uçlarından başlayan iki ven vardır. Bu nedenle sağ atrium ile sağ ventriküle sağ kalp. KÜÇÜK ve BÜYÜK DOLAŞIM Kalp boşluklarının sağda kalanları venöz kanla. soldakiler ise arteryel kanla ilgilidir. Medial uçtan başlayan vena saphena magna (bacak ve uyluğun medialinde seyreder. Bacakta yüzeyel venler ile derin venler arasında ara bağlantı vardır ve yüzeyelden derine doğru bir kan akışı söz konusudur. Kapaklarda oluşan yetmezlik ya da venöz kan akışını engelleyen çeşitli sebepler ile kanın damarlarda birikmesi ve damarda oluşan dilatasyon ile varis denilen patolojik durum oluşur. fossa popliteada vena popliteaya dökülür). Bu venler aynı zamanda kapak içerir. sol atrium ile sol ventriküle de sol kalp denir.

Akciğerlerde alveolar seviyedeki gaz alış verişinden sonra oksijene olan kan. Kan. Göbek kordonunda bir ven (arteryel kan taşır). Venöz kanın arteryel kana dönüştüğü bu olaya küçük dolaşım ya da akciğer dolaşımı denir. Baş-boyun ve üst ekstremiteye giden kan v. Dokulardan başlayan venler. Sindirim kanalından gelen besinden zengin kan. sonuçta v. cava inferiora aktarılır ve v. v. göbekten fetusun karın boşluğuna girer ve karaciğer giriş kapısına (porta hepatis) gelir. yaklaşık 8 cm uzunluğundadır. Fetusda akciğerler çalışmadığı için. Plasentadan oksijenden zengin kanı alarak fetusa götüren damara v. Damar. PORTAL DOLAŞIM: Dalak. umbilicalisler (iki tane) aracılığıyla tekrar göbek kordonu içerisinden taşınarak plasentaya gider. V. umbilicalis adı verilir. splenicanın. cava inferior ile gelen kanın foramen ovaleden sol atriuma geçemeyen az bir kısmı ile karışıp sağ ventriküle geçer ve sağ ventrikülden truncus pulmonalise atılır. Hepaticaeler aracılığı ile v. karaciğerde dallarına ayrılır. Buradan aortaya atılan kan tüm vücuda dağılır. 61 . Bu kanın da büyük bölümü aorta descendense geçer. Burada. bu damarla karaciğere taşınır. Sol ventrikülden aorta aracılığıyla tüm vücuda gönderilir. Dokuları besleyen bu kanın oksijeni azalıp. cava superior ile sağ atriuma döner. FETAL DOLAŞIM: Uterus (rahim)daki fetusun oksijen almasını amaçlayan bir dolaşımdır. V. Aortaya geçen kanın büyük bir bölümü baş. Sağ ventrikülden de truncus pulmonalis ile akciğerlere ulaşır. ostium atrioventriculare sinistrumdan (mitral kapak ile sistolde kapatılılır) sol ventriküle geçer. Buradan a. Sindirim sistemindeki kapiller damarlarla başlayıp yine karaciğerde kapiller damarlarda sonlanma gösteren bu venin vene açılma sistemine portal dolaşım denir. collum pancreatisin arkasında birleşmesi sonucu oluşur. cava superior ile v. Sol atriuma gelen arteryel kan.Vena cava superior ve vena cava inferior ile sağ atriuma gelen venöz kan. aorta descendense geçer. portae hepatis. truncus pulmonalisteki kan bir dirençle karşılaşır ve kanın büyük kısmı ductus arteriosus denilen bir kanal ile arcus aortaeye iletilir. dört tane vv. Vücutta portal dolaşımın olduğu ikinci organ hipofiz bezidir. karın ve pelvis organlarına gider. pancreas ve karın boşluğundaki sindirim organlarının venöz kanını taşıyan damarlar sonuçta v. portae hepatis denilen bir damarı oluştururlar. Buradan da alt ekstremitelere. karbondioksiti artarak venöz kan haline döner (kapiller seviyede). buradan ostium atrioventriculare dextrumdan (triküspid kapak ile sistolde kapatılır) sağ ventriküle geçer. cava inferiora getirilir. sağ atriuma geri getirilir. Bu ven. bu sinüzoidlerden başlayan küçük venlerin birleşmesi ile oluşan vv. pulmonalesle sol atriuma getirilir. iliaca internaların dalları olan aa. boyun ve üst ekstremitede dağılır. Kanın bir bölümü karaciğere giderken bir bölümü de ductus venosus denen ara bir kanal aracılığı ile v. Bu dalların terminalleri kapiller yapıdadır ve sinüzoid denilen genişlemeler gösterir. Sağ atriumdaki venöz kan foramen ovaleden geçerek sol atriuma buradan da sol ventriküle geçer. Az bir kısmı. cava inferior ile sağ atriuma gelir. cava inferiorda toplanarak. iki de arter bulur (venöz kan taşırlar). Buna da büyük dolaşım ya da sistemik dolaşım adı verilir. mesenterica superior ile v.

Hücre ağının boşluklarında bol miktarda lenfosit depo edilir. truncus coeliacusun dalı olan a. splenicadır. Kırmızımavimsi bir renkte olup. kahve çekirdeğine benzer. Sağlam bir kapsülü vardır. sol böbrek. foramen ovale kapanır. Timusun esas yapısı bir retiküler dokudur. Loblu bir yapısı vardır. normal olarak 9-11. v. kendi içinde kırmızı ve beyaz pulpa olmak üzere iki kısma ayrılır. portae hepatisi oluşturur. buradan da akciğerlere giderek yetişkin kan dolaşımı gerçekleşir. kaburgalar arasındadır. kadar da genişliği vardır.Dogumla Birlikte Görülen Değisiklikler: Solunumun başlaması ile birlikte akciğerler hava ile dolarak genişler ve doğal olarak akciğerlere gelen kan miktarı artar. Bu yapılar. kan depolama. kadar uzunluğu ve 8 cm. karakteristik yapı olarak sinüsler vardır. timosit (tymocit) adı verilir. Visseral yüzü. Beyaz pulpada lenfositler bulunur. Dalağın işlevi. diğer yapılarda kapanarak ligament haline dönüşür. ligamentum phrenicocolicum ve flexura coli sinistra ile komşuluk yapar. mesenterica superior ile birleşerek v. civarındadır. kırmızı kan cisimciklerini toplayarak. Dalak. karın boşluğunda bulunan intraperitoneal bir organdır. Dalağın afferent lenf damarı yoktur ve bu nedenle dalağa lenf gelmez. ağırlığında olup 12 cm. mediastinum anteriusta yer alır. V. Timus (Thymus) Sternumun hemen arkasında. lig. vena splenicadır. mide.Dalak pulpası. Kalınlığı ise 3 cm. immün sistemde fonksiyon görme ve lenfosit oluşumudur. ihtiyaç olduğunda tekrar geriye verirler. Karnın sol üst kısmında. Kırmızı pulpada ise. LENFOİD ORGANLAR DALAK (SPLEN-LIEN) Vücuttaki en büyük lenfoid organ olan dalak. Kanı filtre eden bir yapıdır ve fonksiyonu nedeniyle lenfatik organ olarak kabul edilir. Yaklaşık 150 gr. phrenicocolicumun üzerinde yer alır. Doğrudan perikard ile temastadır. cauda pancreatis. Böylece sağ atriuma gelen venöz kanın tamamı sağ ventriküle. Veni. Bunlara. splenica. eritrositlerin yıkımı. Dalağı besleyen arter. Timus çocuklarda oldukça büyüktür ve büyümesi de yaklaşık 62 .

Yetişkin insan vücudunda 12 litre lenf vardır. Bu maddelerin dokulardan uzaklaştırılması. berrak ve renksiz bir sıvıdır. bazen timus artıklarına da rastlamak mümkündür. 63 . Bu yaşlardan sonra ise tekrar küçülmeye başlar ve hatta erişkinlerde sadece bir yağ dokusu olarak kalır. kılcal lenf damarları bu sıvı iletiminin başlangıç noktasıdır.olarak 11-15 yaşlara kadar devam eder. Lenf. Ancak. Lenfosit oluşumunda işlevi olan timus. intersellüler sıvıya geçerler. enfeksiyon ve malign hastalıkların bir yayılım yoludur. Vücutta birçok dokunun intersellüler boşluğunda bulunan. zararlı olanların zararsız hale getirilmesi ve vücut için gerekli olanlarının tekrar sistemik dolaşıma geçirilmesi lenfatik sistem sayesinde olur. bağışıklık (immün) sistemiyle ilgilidir. Doku sıvısı kılcal lenf damarına (lenf kapillerine) girince adı lenf olur. Bu sıralarda en büyük haline erişir (ağırlık olarak). LENFATİK DOLAŞIM Lenfatik dolaşım. Hücrelerden çıkan bazı maddeler.

Lenfatik kapillerler (kılcal lenf damarları). 2. Her iki alt ekstremite. orbita ve bulbus oculi (konjunktiva hariç). aksilla. İçerisinden geçen lenfi süzerler. Lenf düğümleri: Yetişkin insan vücudunda 400-450 tane olan lenf düğümleri başlıca. kemik iliği. pelvik duvarlar ve organlar 64 . merkezi sinir sistemi. abdomen. Lenf damarları (lenfatik): Lenf kapillerlerinin birleşmesiyle meydana gelirler. Bu durum lenfadenopati olarak bilinir. Ana Lenf Damarları Ve Drene Ettiği Bölgeler Lenfatik damarlar Truncus jugularis dexter Truncus jugularis sinister Truncus subclavius dexter Direne ettiği bölge Baş ve boynun sağ yarımı Baş ve boynun sol yarımı Sağ üst ekstremite.lumbalis dexter-sinister -Tr. intestinalis Alt ekstremiteler. kıkırdak). venöz sisteme açılır. Sağ angulus venosusa açılır. Ductus lymphaticus dexter. baş ve boynun sol yarımı ile sol üst ekstremite lenfini toplar. sağ toraks duvarı ve sağ toraks yarımındaki organlar. Lenfatik Sistemi Oluşturan Yapılar: 1. Bu nedenle vücudun herhangi bir yerinde oluşan bir enfeksiyon yada tümör gibi durumlarda. Ductus thoracicus. mediastinal Truncus bronchomediastinalis sinister yapılar ve thoraks duvarı Ductus thoracicus -Tr. toraks yüzeyel bölgeleri ve umbilicus yukarısı karın ön duvarı Sol üst ekstremite. trunkuslar birleşerek lenf kanallarını oluşturur. L1-L2 vertebra gövdeleri üzerinde oturan cisterna chyli denilen genişlemenin üst ucundan başlar. tırnak. baş ve boynun sağ yarımı ve sağ üst ekstremite lenfini toplar. o bölgenin lenf damarlarının açıldığı en yakın lenf düğümlerinde büyüme (lenfadenomegali) olur. toraks yüzeyel Truncus subclavius sinister bölgeleri ve umbilicus yukarısı karın ön duvarı Sağ akciğer ve bronşlar. iç kulak ve akciğer alveollerinde lenfatik dolaşım yoktur. mediastinal Truncus bronchomediastinalis dexter yapılar ve thoraks duvarı Sol akciğer ve bronşlar.Avasküler dokular (kornea. boyun. İki tane lenf kanalı vardır. pankreas adacıkları. Yabancı cisim ve mikroorganizmaların daha ileriye gitmelerine engel olurlar. Lenf kanalları. ve inguinal bölgede yerleşmiştir. abdominal duvarlar ve organlar. sol toraks duvarı ve sol toraks yarımındaki organlar. Sol angulus venosusa açılır. Lenf damarları birleşerek daha büyük lenf damarları olan trunkusları. kıl.

besinlerin parçalanması. 2. Mide (gaster) 5. Karaciğer ve pankreasın salgıları. Yemek borusu (oesophagus). Ağızdan anüse kadar uzanan 5 metre uzunluğunda bir kas tüpüdür. emilimi ve katı atıkların vücuttan atılmasından sorumludur. Vestibulum oris: Dudaklar (labia oris) ve yanaklar (buca) ile dişler (dentes) ve dişetleri (gingiva) arasında kalan dar bölgedir. İçinde dil bulunur. Corona dentis. Yutak (pharynx) 3. dişin ağız içinde görünen bölümüdür. burun boşluğu ve nazofarinksten ayırır.7. Daha sonra besinler karaciğer (hepar) ve pankreastan gelen sıvıların yardımıyla sindirimin tamamlanacağı ince bağırsağa (intestinum tenue) ardından da kalın bağırsağa (intestinum crassum) geçer. sindirimi. Vücudun en sert dokusu olan enamelum (mine) ile örtülüdür. Kalın bağırsak (intestinum crassum) 7. 65 . DAMAK (PALATUM) Ağız tavanını yapan damak. Bu tabakadan alveol duvarına uzanan bağlar (periodontal ligamentler). ağız boşluğunu. SİNDİRİM SİSTEMİ Sindirim sistemi. yutulan besinleri mideye (gaster) ulaştırır. DİŞLER (DENTES) Maxilla ve mandibuladaki processus alveolarislerdeki çukurlarda otururlar. Radix dentis. 2/3 ön bölümü sert damak (palatum durum). Ağız boşluğu (cavitas oris) 2. dişin alveol içinde oturan kök bölümüdür. kökü alveolde tutar. Yemek borusu (oesophagus) 4. Son molar dişin arkasında kalan açıklık ile esas ağız boşluğuna irtibatlanır. Karaciğer (hepar) ve pancreas AĞIZ BOŞLUĞU (CAVITAS ORIS) İki bölümdür 1. Kalın bağırsağa gelen katı atıklar rektum ve anüs yoluyla vücuttan atılır. Cavitas oris propria (esas ağız boşluğu): Dişlerin iç tarafında kalan büyük boşluktur. 1/3 arka bölümü yumuşak damaktır (palatum molle). İnce bağırsak (intestinum tenue) 6. SİNDİRİM SİSTEMİ ORGANLARI 1. Besinler midede küçük parçalara yıkılır ve sindirime yardımcı olacak şekilde mide sıvılarıyla karışır. özellikle zararlı atık maddelerin yıkımında ve besinlerin sindiriminde önemli rol oynar. Cementum (sement) denilen sarı renkli bir tabaka ile örtülüdür.

gingiva (diş eti) ile sarılıdır. Dentes decidui (süt dişleri) Her yarım çenede 5 tane olmak üzere toplam 20 tane süt dişi vardır. Dişin en büyük tabakası olan dentinumda dişe ait damarları ve sinirleri içeren cavitas dentis (cavitas pulparis) denilen boşluk bulunur. Doğumdan sonra 8nci aydan itibaren çıkmaya başlarlar. 66 . Ön azı (premolar) süt dişi yoktur. 2 kesici (incisiv). 2 azı (molar). İlk çıkan süt dişi alt çenedeki birinci incisiv diş. 29ncu ayda tamamlanırlar. Cementum ile örtülüdür.Collum (ya da cervix) dentis. Enamelum ve cementumun altında dentinum (dentin) tabakası bulunur. radix ve corona arasındaki dar bölümdür. 1 köpek (canin). en son çıkan üst çenedeki ikinci molar diştir.

12-14 cm uzunluğundadır. Bezin cerrahi girişimlerinde önemlidir. facialis. Bezin sekresyonunu n. üst ikinci molar diş hizasında vestibulum orise açılır. bezin içinde bir sinir ağı yapar. 1 köpek (canin). Bezin sekresyonunu n. Ductus sublingualis denilen kanalı dilin alt yüzüne açılır. retromandibularis) bulunur. Dilin ucu tatlıya. Dilin kökünde. Bezin içinde sinire ek olarak önemli damarlar (a. Dış kasları dili kemik yapılara bağlar. kranyal sinir) sağlar. dilin alt yüzündeki caruncula sublingualise açılır. temporalis superficialis. Mimik kasları uyaran n. Ductus submandibularis denilen kanalı. İç kaslar. 67 . kranyal sinir) sağlar. Bezin sekresyonunu n. uca komşu yan kenarları tuzluya.yan kenarları ekşiye ve arka bölümü acıya duyarlıdır. kranyal sinir) sağlar. arka. Dış ve iç olarak iki grup kastan oluşur. carotis externa ve uç dalları olan a. v. facialis (VII. tükrük salgısının %60’nı yapar. temporalis superficialis ile bunların birleşmesi ile oluşan v. glossopharyngeus (IX. maxillaris ve a. Komada.Dentes permanentes (kalıcı dişler) Her yarım çenede 8 tane olmak üzere toplam 32 tane kalıcı diş vardır. Tükrük salgısının %30’nu üretir. Üç bölümde incelenir. tükrük salgısının %5’ini yapar. DİL (LINGUA) Tamamen çizgili kaslardan yapılmış bir organdır. maxillaris ve v. GLANDULA SUBMANDIBULARIS Yaklaşık 12 gr ağırlığında olan bu bez. dilin arkaya kaçmasını önler. Dil Papillaları Dilin üst yüzünde ve yanlarında bulunan papillalar içinde tat reseptörleri bulunur. İlk çıkan kalıcı dişler. 2 kesici (incisiv). Ductus parotideus denilen kanalı m. TÜKÜRÜK BEZLERİ (GLANDULAE SALIVARIAE) GLANDULA PAROTIDEA En büyük tükrük bezidir (25 gr). YUTAK (PHARYNX) Kafa tabanından 6ncı servikal vertebra alt kenarına kadar uzanan kas ve zardan yapılı bir organdır. bu kasta olan tonus kaybı nedeniyle dil arkaya kaçar. 2 ön azı (premolar) ve 3 azı (molar). GLANDULA SUBLINGUALIS Yaklaşık 3 gr ağırlığında olan bu bez. Dış kaslarından birisi olan m. son olarak çıkanlar üçüncü molar dişlerdir. 6 ncı yaştan itibaren süt dişlerinin yerini almaya başlarlar. şuur kaybında ve anestezi almış hastalarda. birinci molar dişler ile alt çenedeki birinci incisiv diş. facialis (VII. dilin hareketleri ile ilgilidir. genioglossus. tonsilla lingualis denilen lenfoid doku kitlesi bulunur. Kızamıkta döküntü öncesi kanalının ağzında 4-5 tane beyaz leke (koplik lekesi) olur. buccinator denilen kası delip.

muskuler tüp şeklinde bir organdır. ağız boşluğu ile bağlantılıdır. 2. ağzı tıkayıp sağırlığa neden olabilir. İkisi arasında yanlarda kalan çıkmaza recessus piriformis denir. 1. T11 seviyesinde mide ile birleşir. Bu nedenle hasta ağız solunumu yapar. 1. Bu durum adenoid olarak bilinir. Büyüdüğü zaman nazofarinks ile orofarinksin irtibatı kesilir ve solunum güçlüğü olur. Pars thoracica. Bu çıkmaz genellikle gıda parçalarının takıldığı yerdir. Pars laryngea pharyngis (laryngopharynx. Arcus aortaeyi çaprazladığı yerde 3. Farinksin en geniş yeri başlangıcı. Özofagusun üç parçası vardır. yaklaşık 25 cm uzunluğunda. Nazofarinksin üst ve arka duvarının mukozasında bulunan lenfatik doku kitlesine tonsilla pharyngea (yutak bademciği) denir. 68 . larynxin arkasında kalan parçadır. ön tarafında trachea vardır. Ağza komşu olan tonsilla tubaria (Gerlach Bademciği) fazla büyürse. Başlangıcında (en dar olanıdır) 2. Bronchus principalis sinisteri çaprazladığı yerde 4. Özofagus. Tuba auditiva (Östaki Borusu)nın ağzı bu parçanın yan duvarlarındadır. YEMEK BORUSU (OESOPHAGUS) Farinks ile mide arasında (C6T11 seviyede). Pars cervicalis. C1-C3 vertebra arası seviye). T10 seviyesinde hiatus oesophageusdan geçer. Pars oralis pharyngis (oropharynx. C3-C6 vertebra arası seviye). kafa tabanı-servikal 1 vertebra arası seviye). en dar yeri özofagusla birleşme yeridir (faringoözofageal birleşme sindirim kanalının appendix vermiformisten sonra en dar yeridir). ön tarafında aorta thoracica yer alır. 3. burun boşluklarının arka açıklıkları (choanae) buraya açılır. Diaphragmadan geçtiği yerde. Pars nasalis pharyngis (nasopharynx. dört yerde darlık gösterir. 2. Tonsilla palatinalar bu parçada lokalizedir.1.

gastrica sinistra direk olarak v. Emilimin (absorbsiyonun) çoğu duodenum ve jejunumda olur. regio epigastrica. MİDE (GASTER) Sindirim kanalının en geniş bölümüdür. sol suprarenal bez ve dalak ile komşudur. karaciğer ve dalak ile. Midenin özofagusla birleşme yerindeki açıklığına ostium cardiacum. Suyun büyük bölümü duodenumda. azygos ise v. azygosun özofageal dalları arasındaki porto-cava anastomoz oluşur. regio umbilicalis ve regio hypochondriaca sinistrada yer tutar. Sindirim ince bağırsakta tamamlanır. Gıda sindiriminin. Bu nedenle v. portae hepatise. Adı geçen organlar sığ bir yatak oluşturur. Safra tuzları ve vit B12 ileumda absorbe olur. vagusların oluşturduğu vagal trunkuslar bu parça üzerindedir. arka yüzü ise. 69 .Ileum. metabolik absorbsiyonun ve endokrin sekresyonun yapıldığı son sindirim sistemi bölümüdür. gastrica sinistranın özofageal dalları ile v. v.3. Midenin ön yüzü. cava superiora açılır. İNCE BAĞIRSAK (INTESTINUM TENUE) Ostium pyloricumdan ostium ilealeye kadar olan sindirim kanalı bölümüdür.Duodenum 2. Büyük miktarda gıdanın geçici olarak depolandığı intraperitoneal bir organdır. Abdominal parçanın venöz kanını taşıyan v. Kesici dişlerden ostium cardiacuma kadar olan mesafe yaklaşık 40 cm dir. Üç bölümü vardır: 1. sol 6-9 kaburgalar. geriye kalanı da kalın bağırsakta emilir. pancreas. Mide yatağı denilen bu yatağın en büyük bölümünü pancreas yapar. Mide. sol böbrek. Portal hipertansiyonda bu anastomozlar genişler (özofagus varisleri) ve yırtılarak öldürücü kanamalara neden olabilir. n. 1500 ml kapasitesi vardır. duodenumla birleşme yerindeki açıklığına ostium pyloricum adı verilir. Yaklaşık 6 m uzunluğundadır.Jejunum 3. Pars abdominalis.

damardan daha zengin ve daha kırmızıdır. Yaklaşık 4 cm çapında olup. Ileum (kıvrım bağırsak) Jejunumdan daha uzundur. colon sigmoideum) rectum ve canalis analis denilen bölümlere ayrılır. colon descendens. colon ascendens. Yaklaşık 1. “C” harfi şeklinde olan duodenumun kavsi içine caput pancreatis oturur. COLON) Ostium ilealeden anuse kadar olan sindirim kanalı bölümüdür. Büyük bölümü regio hypogastricada ve pelvis boşluğundadır. KALIN BAĞIRSAK (INTESTINUM CRASSUM. mesenterica superiora açılır.5 m uzunluğundadır. Jejunum (boş bağırsak) Büyük bölümü regio umbilicalistedir. Temel fonksiyonu su. colon descendenste ve colon sigmoideumda oluşur. Arterleri A. gaita). colon (caecum. ileumdan daha kalın duvarlı. Emilimin (absorbsiyonun) büyük bölümü colon ascendens denilen bölümünde olur. 70 . geriye kalan 3/5’i ileumdur. mineraller ve bazı vitaminlerin emilimini sağlamaktır. Proksimal 2/5’i jejunum.ILEUM Flexura duodenojejunalisten başlar. ostium ilealede biter. Dışkılama (defekasyon) sırasında rectuma iner. Kalın bağırsak sırasıyla. Jejunum ve ileumu saran periton. Noduli lymphoidei aggregati (Peyer Plakları) denilen lenf kitleleri ileumda daha fazladır. JEJUNUM . ince bağırsağın en kısa. arterlerle aynı isimlidir ve v. Dışkı (feces. mesenterium adı ile bilinir ve radix mesenterii denilen bir kök ile karın arka duvarına tutunur. en geniş ve en hareketsiz bölümüdür. jejunales ve aa. Venleri.DUODENUM Ortalama 20-25 cm uzunluğunda olan duodenum. colon transversum. mesenterica superiorun dalları olan aa. ile besler.

RECTUM Yaklaşık 12 cm uzunluğundadır. Appendix vermiformis. Mesocolon transversum denilen bir mezosu vardır. Kıvrım yerine flexura coli dextra (flexura coli hepatica) denir. Haustra coli. Orta yaşlardan itibaren atrofiye gider. ikinci en sık pozisyonu pelviktir. Kıvrıma flexura coli sinistra (flexura coli splenica) denir. Erkeklerde. Flexura coli sinistradan başlar. 71 . Çocuklarda daha uzundur. İntraperitonealdir. Ostium ileale (valva ileocaecalis).CAECUM Sağ fossa iliacadadır. COLON DESCENDENS Yaklaşık 25 cm uzunluğundadır. Yaklaşık 6 cm uzunluğundadır ve genellikle tamamen peritonla sarılıdır (intraperitonealdir). COLON ASCENDENS Yaklaşık 15 cm uzunluğundadır. Ostium ileale (valva ileocaecalis)den başlar. Kalın bağırsağın ilk ve en geniş bölümüdür. caecumun arka-iç duvarının bir uzantısıdır. Fleksür. Houston plikaları). “S” şeklindedir. plica semilunaris. Rectum ile anal kanalın birleşme yerindeki yaklaşık 800 lik açıya flexura anorectalis denir. Küçük pelvistedir. Diaphragma pelvisten geçince canalis analisle devam eder. Caecumun arka tarafında bulunan recessus retrocaecalis isimli çıkmazda genellikle appendix vermiformis yer alır. COLON SIGMOIDEUM Yaklaşık 40 cm uzunluğundadır. kadınlarda. Sakral 3. Uzunluğu 220 cm arasında değişir (ortalama 9 cm). appendices omentales (epiploicae). küçük pelvis girişinde colon sigmoideum ile devam eder. COLON TRANSVERSUM Kalın bağırsağın en hareketli ve en uzun (50 cm) bölümüdür. karaciğerin sağ lobunun alt yüzünde sola doğru kıvrılıp colon transversum olarak devam eder. vertebra seviyesinde colon sigmoideumun devamı olarak başlar. mesane ile rectum arasında. taeniae coli ve mezenter rectumda yoktur. caecum ile colon ascendensin birleşme yerindedir. Rectumun iç yüzünde üç tane transvers plika bulunur (plica transversa recti. Mesocolon sigmoideum denilen bir mezosu vardır. Appendix vermiformisin en sık rastlanan pozisyonu retroçekal (retrosekal). İntraperitonealdir ve mesoappendix denilen üçgen şeklinde bir mezosu vardır. Flexura coli dextradan başlar. İntraperitonealdir. feçesin rectumdan anal kanala istem dışı geçişini önler. dalak altında bir kıvrımla sonlanır. uterus ile rectum arasındadır.

72 . gebelik ve karın içi basınç artışları hemoroid için zemin hazırlayıcıdır (predispozandır). Endokrin salgıları pancreas adacıklarında (Langerhans adacıkları) bulunan çeşitli hücrelerde üretilir. Kronik kabızlık (konstipasyon) ya da şiddetli ishal (diyare).v. Valvula analeslerin seviyesi linea pectinata (linea denticulatum) adı ile bilinir. Linea pectinatanın yukarısındaki hemoroidler. PANCREAS Sekonder retroperitoneal bir organdır. Hem ekzokrin hem de endokrin bir bezdir. anal kanalın endodermal ve ektodermal parçalarının birleşme sınırını işaret eder. Ekzokrin salgıları. columna vertebralisin önündedir. Bu hat. Bu seviyede periton. 1/3 orta bölümü ise sadece yanlardan peritoneumla örtülüdür. Kanalın iç yüzünde görülen 6-10 tane vertikal kabarıntı columna anales adı ile bilinir. erkekte ve kadında periton boşluğunun en derin noktalarıdır.Rectumun 1/3 üst bölümü önden ve yanlardan. aşağısındakiler eksternal (dış) hemoroid olarak isimlendirilir. valvula anales denilen mukoza plikaları ile birleştirilir. Eksternal hemoroidlerin duyusu somatik sinirlerle taşındığından ağrılıdır. lipaz ve tripsinojendir. Bu kabarıntıların içinde a. CANALIS ANALIS Yaklaşık 4 cm uzunluğundadır. M. kadınlarda ise vagina arka duvarı üzerine atlayarak excavatio rectouterina (Douglas Çıkmazı) denilen periton çıkmazını oluşturur. midenin arkasında. erkeklerde rectumun ön yüzünden mesane üzerine atlayarak excavatio rectovesicalis denilen periton çıkmazını. Flexura anorectalisten başlar. Duodenumun kavsinden dalağa uzanır. anuste biter. Columna analeslerin alt uçları. Anal kanalın alt ucunda iki tane sfinkterik kas bulunur. İnternal hemoroidler genellikle saat 3 – 7 ve 11 yönünde oluşur. L1-L2 vertebralar seviyesinde. Adı geçen çıkmazlar. amilaz. sphincter ani internus ve externus denilen bu kaslar ile anal kanal kapalı tutulur. Yaklaşık 15 cm uzunluğunda ve 100 gr ağırlığındadır. İnternal hemoroidlerin duyusu otonom sinirlerle taşındığı için ağrısızdır. internal (iç) hemoroid. Bu venöz terminallerin genişlemeleri internal hemoroid olarak bilinir. rectalis superiorların terminalleri bulunur.

Lobus hepatis dexterin arka yüzü. Ek olarak glikojeni depolar. ductus choledochus ile duodenumun iç duvarında birleşerek pars descendens duodenideki papilla duodeni majorun tepesine açılır. glukagon (alfa hücrelerinden). Sağ 7-11 kaburgaların arkasındadır. Regio hypochondriaca dextra. besin maddelerinin dağıtımını yapar. ekzokrin salgıları duodenuma taşır. H’nin orta bölümüne porta hepatis denir ve burada karaciğere giren . safra üretmek ve salgılamaktır. glukagon ise artırır. lobus caudatus ve lobus quadratus olarak bilinir. sağ ve sol iki lobdan oluşur. Lenf damarları ve sinir pleksusu Karaciğer hücreleri (hepatositler) karaciğerin ana fonksiyonel üniteleridir. Caput pancreatisin alt bölümünden başlayan bu kanal (ductus pancreaticus accessorius (Santorini kanalı). Karın duvarına gelen şiddetli darbeler (otomobil kazaları gibi). Porta hepatiste bulunan anatomik yapılar: 1. Karaciğer. Ortada (arada). Cauda pancreatisten başlayan ve caput pancreatise doğru uzanan ductus pancreaticus (Wirsung kanalı).5 kg ağırlığında olup. lobus hepatis sinisterin arka yüzü mide ve özofagus ile komşudur. a. sağ böbrek. KARACİĞER (HEPAR) Vücudun en büyük bezi ve deriden sonra en büyük organıdır. Bu kanal. maddeleri toksik olmayan şekle dönüştürmede (detoksifikasyon) önemli rol oynar.Endokrin salgıları. Yaklaşık 1. hepatica propria ve dalları 4. Pancreasta ikinci bir kanal daha vardır. çukur ve oluk “H” harfi şeklinde bir görünüm oluşturur. Visseral yüzde bulunan yarıklar. Karaciğerin diafragmatik (facies diaphragmatica) ve visseral (facies visceralis) iki yüzü vardır. İnsülin. papilla duodeni majorun yaklaşık 2 cm yukarısında bulunan papilla duodeni minorun tepesine açılır. ductus hepaticus dexter ve sinister 2. v. Esas işlevi. kan-glukoz (şeker) seviyesini düşürür. Önde.çıkan yapılar bulunur. intraperitonealdir. pancreasta rüptüre (yırtılmaya) neden olabilir. yağda eriyen vitaminleri depolar. Arkada. somatostatin (delta hücrelerinden) ve pankreatik polipeptid (PP ya da F hücrelerinden)dir. sağ suprarenal bez ve duodenum ile. Safra üretir. Sağ lobun bazı anatomik yapılar arasında kalan iki parçası. portae hepatis ve dalları 3. colon ascendens. 73 . regio epigastrica ve regio hypochondriaca sinistrada yer tutar. insülin (beta hücrelerinden).

yiyeceklerle alınan yağ ve diğer maddelerin emilebilecek büyüklüğe kadar parçalanması için gereklidir. Ductus choledochus 74 . ductus choledochusu oluşturur. Ductus hepaticus dexter ve sinister 2. duodenumdan salgılanan kolesistokinin kesede kontraksiyona ve ampulla hepatopancreaticanın sfinkterinde gevşemeye neden olarak safranın bırakılmasını sağlar. Yağ asitleri ve aminoasitler duodenuma ulaştığı zaman. armut şeklinde bir organdır. Safrayı depolar ve konsantre eder. 9 ncu kıkırdak kaburganın arkasındadır. fossa vesicae biliariste oturur. Safra. günde yaklaşık 1 litre safra üretir. Burada depolanır ve konsantre olur. önce safra kesesine gelir. Fundus vesicae biliaris. gerektiğinde ductus choledochus ile duodenuma bırakılıır.Karaciğerde üretilen safra. SAFRA KESESİ (VESICA BILIARIS YA DA FELLEA) ve SAFRA YOLLARI Karaciğerin sağ lobunun altında. Ductus hepaticus communis 3. Safra kesesinin fundus. 50 ml hacminde. Ductus cysticus denilen kanalı ductus hepaticus communis ile birleşerek. Karaciğer. KARACİĞER DIŞI (EKSTRAHEPATİK) SAFRA YOLLARI 1. Ductus cysticus 4. Safra salgılanmasını kolesistokinin artırır. corpus ve collum denilen üç bölümü vardır.

transvers mesafe büyük. İki açıklık arasında kalan boşluğa. Bazen farklı şekillerde olabilir. gerçek pelvis. Antropoid tip pelvis 4. Bu nedenle vaginal yoldan doğum olanaksızdır ve sezaryen gerektirir. Yukarıda omurga. Küçük pelvisin alt açıklığına apertura pelvis inferior denir. pelvis boşluğu (cavitas pelvis) denir. Jinekoid tip pelvis. tipik kadın pelvisidir. Pelvis. coccygeus) tarafından yapılır. Android tip pelvis 3. PELVIS – PERINEUM. 2. 1. levator ani ve m. ek olarak küçük pelvisin apertura pelvis superior denilen üst girişinin de sınırını yapar. Pelvis girişi (apertura pelvis superior). ÜRİNER ve GENİTAL SİSTEM PELVIS Pelvis. 75 . Apertura pelvis inferioru kapatır. Bu şekil farklılıklarına göre pelvis 4 tipe ayrılır. linea terminalis denilen hayali bir çizgi ile büyük pelvis (pelvis major. Platipelloid tip pelvis. yalancı pelvis) ve küçük pelvis (pelvis minor. genellikle oval şekillidir. anteroposterior mesafe çok küçüktür. aşağıda ise femur ile eklem yaparak ağırlık aktarımını sağlar.8. ischiococcygeus (m. ön ve yanlarda iki os coxae ile arkadaki os sacrum ve os coccygisin birleşmesi ile meydana gelir. Canalis analis. doğum pelvisi) olarak iki bölüme ayrılır. urethra ve kadınlarda ek olarak vagina tarafından delinir. Linea terminalis. Diaphragma Pelvis İki taraflı m.

Normalde kontraksiyon halindedir ve böylece anal kanalı kapalı tutar. Siniri. canalis analis ve m.Perineum Uylukların arasında eşkenar dörtgen şeklinde bir alandır. ürologlar ve proktologlar için önemli bir bölgedir. rectalis inferiordur. Arkada. ramus ossis ischii. Jinekologlar. Önde. Sphincter Ani Externus Dış anal sfinkterdir. Ancak defekasyon sırasında gevşer. sphincter ani externus bu üçgendedir. aynı zamanda apertura pelvis inferiorun da sınırını yapan oluşumlardır. Sınırları 1. os coccygis 3. tuber ischiadicum ve ligamentum sacrotuberale ile sınırlanır. puborectalis ile birlikte anüsü istemli olarak kapatır ve canalis analisi öne doğru çekerek anorektal açıyı artırır. symphysis pubica 2. M. M. Bu yapılar. tuber ischiadicumları birleştiren hayali bir çizgi ile trigonum anale ve trigonum urogenitale denilen iki üçgen alana ayrılır. ramus inferior ossis pubis. n. Yanlarda. Perineum. Trigonum Anale Fossa ischioanalis. 76 .

N. İskiyoanal abseler bazen rectum. enfeksiyonları sık karşılaşılan. Enfeksiyona bağlı olarak bölgede iskiyoanal abseler gelişebilir. dorsalis clitoridis Rr. pudendus. pudendus Lig. KLİNİK BİLGİ Fossa ischio-analis. Bu durumda hasta anus ile tuber ischiadicum arasında kalan bölgede doluluk ve gerginlik hissi duyar. Pudendal sinir anestezisi N. bir fossadaki enfeksiyon diğerine de yayılabilir ve anusun arka kısmında semisirküler abselerin gelişmesine yol açabilir. perineales Spina ischiadica Tuber N. kadınlarda vulva) içerir. Her iki taraf fossa ischioanalislerin birbirleri ile bağlantılı olmasından dolayı. ağrılı patolojik durumlardır. Üretra ve kadınlarda ek olarak vagina tarafından delinir. perineumun duyusunu taşıyan sinirdir.Trigonum Urogenitale Dış ürogenital organları (erkeklerde scrotum ve penis. sacrospinale 77 . Bu amaçla spina ischiadica anatomik işaret olarak kullanılır. Doğumu kolaylaştırmak için özellikle ilk doğumda yapılan epizyotomi (perine bölgesindeki kesi) öncesi ya da bu bölgenin cerrahi girişimlerinden önce sinir bloke edilir. canalis analis veya perianal deri bölgesine spontan olarak açılabilir.

Medulla renalis ise toplayıcı kanalları içerir. Karaciğerin lokalizasyonu nedeniyle sağ böbrek sola nazaran 1-1. Bunlar. dalak. Cortex renalis. Böbreklerin üst uçlarında glandula suprarenalis denilen endokrin bezler oturur. L1 vertebranın processus spinosusu seviyesinde ureter olur. Her bir böbrekte 2 ya da 3 tane olan calyx majorler birleşerek huni şeklindeki pelvis renalisi oluşturur. karaciğerin sağ lobu. karın arka duvarını kapatan kaslar ve lumbal pleksustan çıkan sinirlerle komşudur. arteria renalis ve pelvis renalistir. karın arka duvarında. 5-7 cm eninde ve 3 cm kalınlığındadırlar. içte medulla renalis. Pelvis renalis. Üretra (urethra) BÖBREK (Ren) Böbrekler. Üreterler (ureter) 3. T12-L3 vertebralar arası seviyede retroperitoneal olarak yerleşmişlerdir. İdrar torbası (mesane. Böbreklerin arka yüzleri. Bu yapılara ek olarak lenf damarları ve sinirler de vardır. Ayrıca endokrin fonksiyonları da vardır. Böbreklerin Iç Yapısı Böbrek kesitlerinde iki tabaka görülür. Hilum renalede böbreğe girençıkan oluşumlar bulunur. kapsüllü bir çift retroperitoneal organlardır. Böbrekler (ren) 2. Böbreklerin iç kenarlarında hilum renale denilen bir yarık bulunur. Yaklaşık 11 cm uzunluğunda.ÜRİNER SİSTEM ANATOMİSİ Üriner sistem. mide. 1. Böbrekler.2-1. ince bağırsak ve kalın bağırsak ile komşuluk yapar. Sol böbreğin ön yüzü ise.3 l/dak). Papilla renalis calyx minora açılır. aynı zamanda endokrin fonksiyonları da olan fasülye şeklinde. vesica urinaria) 4. Yetişkin bir insanda istirahat esnasında böbrekler. kalın bağırsak ve ince bağırsak kıvrımları ile komşudur. üriner ve genital sistem birlikte ürogenital sistem olarak isimlendirilir. idrarı süzen yapıları içerir. Dışta cortex renalis. Sayıları 7-13 arasında değişen calyx minorların 2 ya da 3 tanesi birleşerek calyx majoru oluşturur. Sağ böbreğin ön yüzü. bir günde ise yaklaşık 1700 litre kanı filtre ederler. 78 . Medulla renalisteki sayıları 5 ila 11 arasında değişen (genellikle 8) koni şeklindeki yapılara pyramis renalis adı verilir. vücudun metabolik artıklarını ve fazla suyu idrar haline getiren. columna vertebralisin her iki yanında. vena renalis. kardiak atımın %25 ini (1. önden-arkaya doğru. Bir böbreğin ortalama ağırlığı erkekte 150 gr kadında 135 gr dır. Sıvı-elektrolit ve asit-baz dengesinin korunmasında önemli rolü olan böbrekler. Üriner sistem. vücuttaki metabolik aktivite sonucunda meydana gelen atık maddelerin boşaltılmasında ve elektrolit-sıvı dengesinin ayarlanmasında önemli role sahiptir. vücut için zararlı metabolizma artıklarını kandan süzerek idrarın meydana getirilmesi ve bunun dışarı atılmasını sağlayan organlardan oluşur. duodenum. Embriyolojik gelişim ve fonksiyonel olarak birbiriyle yakın ilişkili olan.5 cm kadar daha aşağıda yer alır. Pyramis renalislerin uçlarına papilla renalis denir. pankreas. Bunlar. protein metabolizmasındaki nitrojen atıklarını ve özellikle de üreyi kandan temizlerler.

toplayıcı tubule birleşir. Henle lupu 4. Nefronun bölümleri. Corpusculum renale = glomerulus + glomeruler kapsül (Bowman kapsülü) 2. Toplayıcı kanalların son uçlarına ductus papillaris denir ve papilla renalislerin ucundan calyx minorlara açılır.Böbreğin fonksiyonel üniti nephron (nefron)dur. Distal tubulus Distal tubulus. toplayıcı kanala açılır. 1. Toplayıcı tubuller. Proksimal tubulus 3. Her bir böbrekteki nefron sayısı yaklaşık 1 milyondur. 79 .

Küçük pelvis girişinde (linea terminalisten geçtiği yerde) 3. miksiyon) sağlayan muskuler bir organdır. İdrar torbası) Mesane. 1. Mesane (Vesica urinaria. yaklaşık 25 cm uzunluğunda. 3 mm çapında retroperitoneal organdır. L1 vertebranın processus spinosusu seviyesinde ureter olur.ÜRETER Pelvis renalis. en dar olanıdır. kadında ise. peritonun önündedir (preperitoneal). üç yerde darlık gösterir. Mesane içinde (pars intramuralis). symphysis pubicanın arkasında. üreterler yoluyla gelen idrarın toplandığı ve idrar hacmi belli bir dereceye çıktıktan sonra da kasılarak burada biriken idrarın urethra yoluyla dışarı atılmasını (işeme. uterus ve vaginanın önünde yer alır. Erkekte. Ureter. rectumun önünde prostatın üzerinde. Ureter. Başlangıcında (ureteropelvik birleşme) 2. Boşken tamamen pelvis içinde. 80 .

5 cm arkasındadır. Kanalları. Erkekte bu kanal içerisinden ek olarak ejakulat (meni. gll. Erkek uretrası dört yerde darlık gösterir. öne ve aşağı doğru hafif bir kavis çizerek pelvis döşemesini deler ve vestibulum vaginadaki ostium urethrae externumda sonlanır. diğeri (ostium urethrae externum) ise dış ortama açılan iki ağzı vardır. Uretranın en geniş ve en fazla dilate olabilen (genişleyebilen) parçasıdır. Erkek uretrasının mukozasında bulunan bezlere. prostat bezi içinden geçen 3-4 cm’lik bölümdür. mesanedeki idrarı dışarı atmaya yarayan bir kanaldır. uretra lümenine açılır. Pars spongiosa. Fossa navicularis urethraenin hemen arkası Kadın uretrası (urethra feminina) Yaklaşık 4 cm uzunluğundadır. Buraya ductus ejeculatorius ve prostat bezinin kanalları açılır. Mesanenin tabanındaki ostium urethrae internumdan başlar. membranöz ve spongioz olmak üzere üç bölümü vardır. glans clitoridisin yaklaşık 2. paraurethrales. Membranöz parçanın her iki tarafında glandula bulbourethralis (Cowper bezi) denilen bez bulunur. clitoris ile ostium vaginae arasında. Pars membranacea.Urethra Urethra. sperm hücrelerini kapsayan sıvı) da dışarı atılır. urethranın en kısa ve en az genişleyebilen bölümüdür. Sondanın bu çıkmaza takılmaması için fossa navicularisin tabanına doğru yönlendirilmesi gerekir. üretraya sonda (katater) uygulamasında önemlidir. Fossanın çatısında bir çıkmaz bulunur. Yaklaşık 15 cm uzunluğundadır. Ostium urethrae internum 4. Çizgili kaslardan oluşan bu kas. ikinci en dar yerdir 3. en dar olanıdır 2. Glandula bulbourethralislerin kanalları bu parçaya açılır. Ostium urethrae externum. Urethranın biri (ostium urethrae internum) mesaneye. Çocuklarda 2-3 yaşlarında istemli olarak kontrol başlar. Erkek uretrası hem üriner hem de genital bir yoldur. Derin perine aralığındadır. sphincter urethrae externus denilen sfinkter yapısında bir kas bulunur. Ostium urethrae externum. Kadın ve erkek uretrası arasında farklılıklar vardır. küçük yaşlar hariç isteğimizle kontrol edilir ve n. perinealis (n. Glans penis içinde yaptığı genişlemeye fossa navicularis urethrae denir. 81 . Pars prostatica. Skene bezleri). Lacuna magna denilen bu çıkmaz. Kadın uretrasının mukozasında bulunan bezler (gll. pudendusun dalı) ile uyarılır. urethrales (Littre bezleri) denir. urethranın penis içerisinde yer alan bölümüdür. Vaginanın ön duvarına gömülü olarak bulunur. Prostatik. erkekteki prostatın karşılığıdır. Pars membranacea. Erkek uretrası (urethra masculina) Mesane boynundaki ostium urethrae internum ile glans penisin tepesindeki ostium urethrae externum arasında uzanan 18-20 cm uzunluğunda bir borudur. Sonda takmada lokalizasyonu önemlidir. 1. Burada istemli olarak çalışan m.

Diğer ucundan başlayan ligamentum suspensorium ovarii içinde a. oosit denilen dişi cinsiyet hücresini ovaryumlardan cavitas uteriye ileten tüptür.Kadın Genital Organları Kadın genital organları. İç Genital Organlar 1. Tuba Uterina (Salpinx) Tuba uterina (Fallop tüpü). ovarica bulunur. iç ve dış genital organlar olarak iki grupta incelenir. 2. Ligamentum ovarii proprium denilen bağ ile bir ucuyla uterusa bağlanır. 82 . Ovarium Tuba uterina Uterus Vaginadır Ovarium Ovaryumlar testislerin karşılığıdır. 3. Tuba uterinanın dört bölümü vardır.v. Küçük pelvisin her iki yan duvarında fossa ovarica denilen çukur içindedir. 4.

Tuba uterinanın en dar yeridir. Mackenrodt bağı) denilen bağdır. Ampulla tubae uterinae. Uterusun aktif desteği diaphragma pelvistir. Ön ve arka duvarların iç yüzünde enine uzanan mukoza plikalarına rugae vaginales denir. arkada rektum. Uterus iki bölüme ayrılır. önde mesane. Uterus Uterus. uterus duvarı içindeki yaklaşık 1 cm uzunluğundaki parçadır. 3. Pars uterina (intramuralis).1. Üstte corpus uteri. darlık gösterdiği yerdir. tamamen pelvis içinde.5 cm uzunluğundadır. Isthmus tubae uterinae. 4. İçindeki boşluğa cavitas uteri denir. Corpus uteri. En uzun bölümüdür. vaginaya komşu bölümüdür. altta cervix uteri. Bu plikaların 83 . Primer pasif desteği ise ligamentum transversum cervicis (lig. Cervix uteri. Infundibulum tubae uterinae. Yaklaşık 2. tuba uterinaların uterusa girdiği noktadan geçen hayali bir çizginin üst tarafında yer alan korpus bölümüne fundus uteri denir. oositi yakalama işlevi olan fimbriae tubae denen uzantılar bulunur. altta vagina arasında yer alan armut şeklinde bir organdır. huni şeklinde olan ovarium üzerindeki bölümüdür. infundibulumdan sonra gelen parçadır. 2. cardinale. Vagina Cervix uteri ile vestibulum vaginae arasında bir kanaldır. İçinde bulunan kanala canalis cervicis uteri denir. İki bölüm arasındaki dar bölgeye isthmus uteri denir. Fertilizasyon (spermiumun oositi döllemesi) burada olur. Ağzında.

Dış Genital Organlar 1. Yağ bezi. Vaginada bulunan doderlein basilleri. Vestibulum vaginae 6. Ortasında menstrüasyonda olan kanamanın dışarı atılması için bir delik bulunur. Kabarıntıyı derialtı yağ dokusu yapar. Penis gibi erektildir ve uyarıldığında sertleşir. Buraya ostium vaginae ile ostium urethrae externum açılır. Vestibulum Vaginae Labium minus pudendiler arasında bulunan bölgedir. Tek patolojik tipi deliği olmayan imperfore himendir. En yaygın tipi anuler himendir.5-3 cm lik bölüm jinekolojik perineum olarak bilinir. Mons pubis 2. Vaginanın ağzına ostium vaginae denir ve bakirelerde hymen (kızlık zarı) denilen delikli bir zar ile kapalıdır. Clitoris Penisin karşılığıdır. Bulbus vestibuli 7. Ucuna. glans clitoridis denir. Himen. Hymen Bakirelerde ostium vaginaeyi kapatan ince bir zardır. Vaginada salgı bezi bulunmaz. Hymen Mons Pubis Symphysis pubicanın yukarısında kalan kıllı. Kalıntılarına caruncula hymenales (ya da myrtiformis) denir. Labium minus pudendi 4. kabarık alandır. Arka uçlarının birleştiği yer ile anus arasında kalan 2. Çeşitli tipleri vardır. Labium majus pudendi 3. ter bezi ve kıl içermez. Labium Minus Pudendi Erkekteki penisin ventral yüzünü örten derinin karşılığıdır. 84 . Labium majus pudendiler arasında kalan aralığa rima pudendi denir. Kıllara pubes denir. Clitoris 5. Buradaki kılların dağılımı erkekte ve kadında farklıdır. ilk cinsel birleşmeden sonra yırtılır. Labium Majus Pudendi Erkekteki scrotumun karşılığı olan iki deri plikasıdır. Gl.vestibularis major 8. Labium majuslar arasındadır.meydana getirdiği sütun şeklindeki yapıya columna rugarum anterior ve posterior denir. ortamı bazik yapar.

Bu salgı. Arka uçları gl. iç ve dış genital organlar olarak iki grupta incelenir. İÇ GENİTAL ORGANLAR 1. Ductus deferens 4. M. Bulbourethralis (Cowper bezi) Testis (Orchis) Erkek primer üreme organıdır.Bulbus Vestibuli Ostium vaginaenin iki tarafında yer alan erektil dokudur. vestibularis major (Bartholin bezi) ile komşudur. Gl. Spermiumlar burada son olgunluğuna ulaşır ve hareket yeteneği kazanır. ERKEK GENİTAL ORGANLARI Erkek genital organları. Testis 2. Epididymis Testislerin arka-üst bölümünde otururlar. Epididymis 3. bulbospongiosusun altındadır. Yaklaşık 4 haftada kanaldan geçerek 32 nci haftada scrotuma iner. vaginanın kayganlığını arttırır. Vestibulum vaginaede glandulae vestibulares minores denilen daha küçük bezler de vardır. Testislerde üretilen spermiumlar. Spermatozoonların ve androgenlerin üretim yeridir. 28 nci haftada inguinal kanala iner. İntrauterin yaşamın ilk aylarında karın arka duvarında olan testisler. 85 . Ductus ejaculatorius 5. kanallarla epididymise getirilir. Cinsel birleşme (koitus) sırasında salgı bırakır. Prostat 7. Scrotum içinde yer alan iki organdır. Vesicula seminalis 6. Glandula Vestibularis Major (Bartholin Bezİ) Erkekteki glandula bulbourethralisin karşılığıdır.

Ductus deferens. 45 cm uzunluğundadır. Testisin arka kenarı boyunca yukarıya doğru yükselir. 86 . Esas işlevi spermiumların taşınması ve ejakulasyona kadar depo edilmesidir.Ductus Deferens (Vas Deferens) Epididymisin cauda epididymis denilen kuyruk bölümünden başlar. testiküler damarlar ve sinirler ile funiculus spermaticus denilen yapı içinde inguinal kanaldan geçer.

glandula bulbourethralis ve diğer bezlerde % 10’unu oluşturur. glandula vesiculosa. Spermler % 10’unu oluşturur. spermiumların uzun süre canlı kalmasını sağlayan spermin isimli madde içerir. prostat. glandula bulbourethralislerin salgılarının spermlerle birlikte oluşturdukları sıvıdır. Çiftleşme ve idrarı dışarıya atma. Glandula vesiculosa % 60’ını. Glandula Bulbourethralis (Cowper Bezleri) Derin perine aralığında membranöz üretranın her iki tarafında yer alır. Uzunluğu ortalama 15 cm dir. Vesicula seminalisin salgısı spermiumların beslenmesi için fruktoz içerir. Scrotum Penis Silindirik yapıda. prostat içinden geçip prostatik uretraya açılır. Ductus excretorius ile ductus deferens birleşerek. Bir tane corpus spongiosum penis ve iki tane corpus cavernosum penis denilen üç erektil organdan oluşur. Ejakulatın (semen) en büyük bölümünü bu bezin salgısı oluşturur.Vesicula Seminalis (Glandula Vesiculosa) Mesane ile rektum arasındadır. erektil organdır. Bu büyümesi rektal tuşe ile tespit edilebilir. Penis 2. Aynı zamanda spermiumların kadın genital traktusunda bir engelle karşılaşmadan ilerlemesine olanak tanıyan immünsüpresif etkiye sahip ajanlar da içerir. ductus ejaculatorius denilen kanalı oluşturur. Akciğer kanserinden sonra en sık kanseri görülen organdır. Kadınlardaki paraüretral bezlerin (Skene bezleri) karşılığıdır. Prostat Genital eklenti bezlerin en büyüğüdür. İki önemli işlevi vardır. Bu kanal. Salgısı. Kadınlardaki glandula vestibularis majorun karşılığıdır. Ejakulat (meni) Epididymis. Prostat % 30’unu. Corpus 87 . 50 yaşın üzerindeki erkeklerde hipertrofi (büyüme) gösterir. Vesicula seminalisin kanalına ductus excretorius denir. DIŞ GENİTAL ORGANLAR 1.

düz kastır. Scrotum derisi altındadır ve n. penisin altında yer alır. Scrotum Perineumda. Corpus spongiosum penis içinden uretra geçer. cremaster. Spermatogenesis (spermium üretimi) için skrotum ısısının vücut ısısından yaklaşık 2 derece düşük (34-35 derece) olması gerekir. dartos ile yapılır. genitofemoralis ile uyarılır. 88 . epididymisleri. ductus deferensleri ve testiküler damarları ve sinirleri içerir. dartos. Bu boşluklar kanla dolunca ereksiyon (dikleşme) gerçekleşir. Funiculus spermaticus içindedir ve n. Testisleri.cavernosum penisler içinde kavernler (boşluklar) vardır. Penisi örten derinin glans penisi örten bölümü preputium penis (sünnet derisi) olarak bilinir. M. cremaster ve m. çizgili kastır. M. Bu ısı düzenlenmesi m. genitofemoralis içindeki sempatik liflerle uyarılır.

Bulbus (medulla oblongata) + Pons + Mesencephalon = Truncus encephalicus (beyin sapı) olarak bilinir. thalamus. Son tarafı kuyruk şeklindedir ve bu ileri dönemde medulla spinalis olur.9. ve iç organlarda bulunan alıcılar (reseptörler) çevreden uyarıları alır. SİNİR SİSTEMİ Sinir sistemi. MERKEZİ (SANTRAL) SİNİR SİSTEMİ Periferik sinir sistemi aracılığı ile vücut dışından veya içinden kaynaklanan uyarıları alarak bunlara yine periferik sinir sistemi aracılığı ile gerekli yanıtı veren sistemdir. başka grup nöronların uzantıları aracılığı ile periferdeki ilgili yapılara ulaştırılır. Sinir sistemi anatomik olarak iki bölüm altında incelenir. Rhombencephalon(arkabeyin) Myelencephalon (bulbus=medulla oblongata) ve metencephalon (pons + cerebellum)dan oluşur. dışında kalan nöron toplanmalarına da ganglion adı verilir. nöronların hücre gövdeleri ile oluşturulurken. reseptörlerden başlayan nöronların uzantıları aracılığı ile merkezi sinir sistemine getirilir. Vücut yüzeyi. Beyinde substantia alba içte. hypothalamus. bu nöronların uzantıları olan miyelinli liflerle oluşturulur. 89 . 31 çift de spinal sinir olmak üzere toplam 43 çift periferik sinir vardır. Diencephalon. tendon. Gri cevher. epithalamus ve subthalamus denilen alt bölümlerden oluşur. iki tane hemispherium cerebriden (beyin yarımküresi) meydana gelir. Bu sistemi beyin (encephalon) ve omurilik (medulla spinalis) yapar. mesencephalon ve rhombencephalon) bulunur. Her iki oluşum da substantia alba (beyaz cevher) ve substantia grisea (gri cevher) denilen iki farklı dokudan oluşur. Tubus neuralisin baş tarafında üç tane şişlik (prosencephalon. kas. eklem. PERİFERİK SİNİR SİSTEMİ Kranyal ve spinal sinirler ile ilgili ganglionları tarafından oluşturulur. beyaz cevher. Uyarıları merkezi sinir sisteminin ilgili merkezlerine getiren bu liflere afferent (sensorik) lifler adı verilir. Prosencephalon (ön beyin) Diencephalon ve telencephalon (cerebrum) denilen iki bölümü vardır. Gelen uyarılara yanıt olarak merkezi sinir sisteminden çıkan emirlerde. 12 çift. Mesencephalon (orta beyin) Pons ile diencephalon arasında kalan bölümdür. substantia grisea dışta iken omurilikte tersi bir düzenlenme vardır. Merkezi sinir sistemindeki nöron topluluklarına nucleus. ektoderm kökenlidir ve tubus neuralis denilen embriyonik bir yapıdan gelişir. çevreden gelen uyarıları (stimulus) toplayan ve uyarılma sonucu ortaya çıkan değişiklikleri (impuls) ileten sinir lifleri ile bu liflerin sonlandığı merkezlerden oluşur. Telencephalon ise. kranyal sinir ( kafa çifti ). Bu sinirler aynı zamanda otonom sinir sistemine ait lifleri de taşır. Bu uyarılar. Merkezi sinir sisteminden perifere emirleri götüren bu liflere de efferent (motor) lifler adı verilir. Sinir sistemini oluşturan tüm yapılar.

Medulla spinalis 43-45 cm boyunda. accessorius ve n. Ponsun ön yüzünde orta tarafta aşağıdan yukarıya doğru uzanan oluk içinde a. hem de periferik sinir sistemi ile içinde fonksiyon gören bir sistemdir. Kadınlarda erkeklere nazaran daha hafif ve kısadır. N. Pons Beyin sapının orta parçasıdır. iki tane olan pedunculus cerebellaris inferior ile cerebelluma bağlanır. Medulla spinalisin L1-L2 vertebralar arasında sonlanmasına karşın çevresindeki subaraknoid aralık S2 vertebraya kadar uzanır. n. n. 33-35 gr ağırlığında. önden arkaya basık silindir şeklinde bir organdır. Gri cevherde ise çeşitli yolların sonlandığı nöronlar bulunur. Bulbus. bulbustan sulcus bulbopontinus ile mesencephalondan da sulcus pontocruralis ile ayrılır. Medulla spinalis vertebral kanal içinde yer alır ve intrakranyal oluşumlar gibi meninksler ile örtülmüştür. hypoglossusun çekirdekleri de bulbustadır. Pons. 5 sakral. Respiratuvar ve kardiyovasküler kontrol merkezlerini içerir. 90 . Bunlar 8 servikal 12 torakal. glossopharyngeus). Medulla spinalis. Bulbus (Medulla Oblongata) Beyin sapının en kaudal parçasıdır. Pons. 1 koksigeal segmenttir. Medulla Spinalis (Omurilik) Foramen magnum seviyesinde bulbusun alt ucundan başlar ve L1-L2 arasındaki discus intervertebralis seviyesinde sonlanır. Medulla spinalisin beyaz cevherinde çeşitli inen (efferent) ve çıkan (afferent) yollar seyreder. En büyük yol olan kortikospinal traktusun (piramidal yol) yaptığı çapraz (decussatio pyramidum) bulbusun alt ucundadır. 5 lumbal.basilaris bulunur. vagus. 31 segmentten oluşur.Otonom sinir sistemi hem merkezi sinir sistemi.

pedunculus cerebellaris medius (ponsa bağlanır) ve pedunculus cerebellaris inferior (bulbusa bağlanır)dur. üç çift sap ile beyin sapına bağlanır. Bunlar. Nucleus globosus 4. Bunlar. kranyal sinirlerin çekirdekleri bulunur. Nucleus dentatus 2. Nucleus fastigii. Mesencephalon Beyin sapının üst parçası olan mesencephalon. Cerebellum iki tane hemispherium cerebelli ile bunları ortada birleştiren vermis cerebelliden oluşur. İki pedunculus cerebri. ponsun başlangıcında birleşir. Ponsta V. Cerebellumun vestibuler sistemle ilgili bölümü lobus flocculonodularistir. Cerebellum Fossa cranii posteriorda yerleşmiş olan cerebellum.pedunculus cerebellaris medius denilen iki sap ile cerebelluma birleşir. VIII. Vücut dengesinin devamı ve hareketlerin koordinasyonundan sorumludur. Büyük bölümü fossa cranii posteriordadır. Mesencephalonun ventral yüzünü dıştan sağ ve sol iki tane pedunculus cerebri oluşturur. 1. yaklaşık 150 gr ağırlığında olup rhombencephalonun en büyük parçasıdır. pons ile diencephalon arasında yaklaşık 2 cm uzunluğunda bir yapıdır. İki tane olan pedunculus cerebellaris superior ile cerebelluma bağlanır. 91 . VI. Beynin oksipital lobu ile aralarında beyin zarlarından dura marterin uzantısı olan tentorium cerebelli denilen bölme bulunur. vestibuler sistemle ilgili çekirdektir. pedunculus cerebellaris superior (mesencephalona bağlanır). Cerebellum. Nucleus emboliformis 3. VII. Cerebellumun dört çift çekirdeği (nuclei cerebelli) vardır.

92 . Bu loblar kendilerini örten kemiklerin adını alır. Serebral hemisferler. Her bir hemisfer dört loba ayrılır. dış yüzde lobus frontalis ile lobus parietalis arasındaki sınırı belirler. Sulcus lateralis ise lobus frontalis’in alt kısmı ile lobus temporalis’in ön kısmı arasından başlayarak arkaya ve yurkarıya doğru uzanır. Serebral hemisferlerin dış yüzüne bakıldığında beyin yüzeyinin çok sayıda girinti (sulcus) ve çıkıntıdan (gyrus) oluştuğu görülür. önde lobus frontalis ile lobus temporalis’i. arkada ise lobus temporalis ile lobus parietalis’in ön kısmını birbirinden ayırır. Bu sulcus. Corpus callosum. İnsanlar genellikle sağ ellerini kullandıkları için sol hemisfer daha büyüktür ve dominant hemisferdir. Bu sulcus. Yarığın alt bölümünde iki hemisfer arasındaki bağlantıyı sağlayan yoğun lif demetlerinden oluşan corpus callosum yer alır. ortasında falx cerebrinin yer aldığı bir yarık (fissura longitudinalis cerebri) ile birbirinden ayrılır. hemisferlerin dış yüzünü takip ederek öne ve aşağıya doğru uzanır. Sylvius yarığının altında temporal lob. konuşma. temporal ve paryetal lobların arkasında ise oksipital lob yer alır. Sol hemisfer genellikle yazma.Telencephalon (Cerebrum) İki tane beyin hemisferinden (hemispherium cerebri) oluşur. her bir hemisferin üst kenarından başlar. Beyin hemisferlerinin dış yüzünde sulcus centralis ve sulcus lateralis adı verilen iki belirgin sulcus vardır. hesaplama ve dili anlama ile ilgilidir. Frontal lob Rolando yarığının (sulcus centralis) önü ve Sylvius yarığının (sulcus lateralis) üstünde yer alır. Rolando yarığı ile fissura parieto-occipitalis arasındaki loba paryetal lob adı verilir. iki hemisfer korteksindeki benzer noktaları bir ayna imajı gibi birbirine bağlar. Sulcus centralis.

lobus parietalis ve lobus frontalis kısımları kaldırıldığında görülen korteks kısmına lobus insularis adı verilir. CORTEX CEREBRI Beyin hemisferlerinin dış yüzünü örten cortex cerebri (pallium). Sulcus centralis’e paralel olarak uzanan gyrus precentralis’in ön tarafında sulcus precentralis bulunur. lobus parietalis. Lateral yüzde. Lobus frontalis’in rostral ucuna polus frontalis adı verilir. Cortex cerebri’nin kalınlığı gyrus’ların en çıkıntılı kısımlarında daha fazla (4. Sulcus lateralis’in derininde. yaklaşık olarak 0. corpus callosum’dur. Lobus limbicus’u lobus frontalis. Lobus temporalis’in rostral ucuna polus temporalis adı verilir. Lobus occipitalis’in kaudal ucuna polus occipitalis adı verilir.2-1.6 mm). fissura longitudinalis cerebri’nin tabanında yer alır. alt tarafta sulcus lateralis aracılığı ile lobus temporalis’ten ayrılmıştır. sulcus’ların derininde daha azdır (1. çeşitli bölgelerde nöron tipleri ve bunların dağılımı ile miyelinli liflerin seyrindeki farklılıkları değerlendirerek. Beyin hemisferlerinin birbirlerine bakan yüzüne facies medialis adı verilir.25 m2 civarında bir alanı kaplamasına rağmen büyük kısmı sulcus’ların ve fissura’ların derinliklerinde bulunduğu için dış yüzden bakıldığında tüm yüzeyinin ancak 1/3’ü görülebilir. ventriculus lateralis’in ise tavanını örter. cortex cerebri’nin sitolojik haritalarını 93 . Lobus temporalis’in dış yüzünde yer alan gyrus temporalis superior.Lobus’lardan en büyüğü olan lobus frontalis.0 mm). Lobus temporalis alt tarafta sulcus lateralis aralcılığı ile lobus parietalis ve lobus occipitalis’in ön kısmından ayrılmıştır. Lobus frontalis. arkada lobus occipitalis ile komşudur. gyrus temporalis medius ve gyrus temporalis inferior sulcus lateralis’e paralel olarak seyreder. lobus occipitalis ile buna komşu lobus parietalis ve lobus temporalis arasında belirgin bir sınır yoktur. bu sulcus’a komşu lobus temporalis. sulcus centralis’in ön tarafında yer alır. Sulcus centralis’in arka tarafında yer alan lobus parietalis. Lobus frontalis’in dış yüzünde gyrus precentralis bu lobdadır. lobus occipitalis ve lobus temporalis’in hemisferlerin medial yüzünde birbirleri ile devam eden ve corpus callosum ile diencephalon’u çevreleyen kortikal kısımları oluşturur. Lobus parietalis’te sulcus centralis’e paralel olarak uzanan gyrus postcenralis’i arka tarafta sulcus postrcentralis sınırlar. İki beyin hemisferinin birbirine bağlayan ve miyelinli liflerden oluşan corpus callosum. Facies medialis’te en belirgin olaraka göze çarpan yapı.5-5. Birçok araştırmacı.

19 Sekonder görme merkezi BEYİN ZARLARI. Zarların hepsine birden meninges denir.35 Kokunun assosiasyon merkezi 41 Primer işitme merkezi 22. Klinik bilgi Beyin ve medulla spinalisi saran zarların enflamasyonuna meninjit (meningitis) denir. arachnoidea mater ve pia mater olarak sıralanan üç zarla sarılıdır. dura mater. Bu merkezlerin bulunduğu alanlar Brodmann tarafından numaralandırılmıştır. Loblar üzerinde önemli işlevlerin merkezleri bulunur. BOS VE SİNİR SİSTEMİ DAMARLARI Beyin Zarları Beyin ve medulla spinalis. dıştan içe doğru. DURAL SİNÜSLER.11.1. Frontal lobdaki önemli Brodmann alanları 4 Primer motor merkez 6 Premotor merkez 8 Frontal göz sahası 9. 42 İşitmenin assosiasyon merkezi 37 Görme ve işitmenin assosiasyon merkezi Oksipital lobdaki önemli Brodmann alanları 17 Primer görme merkezi 18.10. 94 .2 Primer somatik duyu merkezi 5. ve 12 Şahsiyet merkezi 44 ve 45 Motor konuşma merkezi Parietal lobdaki önemli Brodmann alanları 3.çıkarmıştır.7 Duyu assosiasyon merkezi 39 Okuma yazma merkezi 40 Konuşulanı anlama merkezi 43 Tat merkezi Temporal lobdaki önemli Brodmann alanları 34 Koku merkezi 28. BEYİN VENTRİKÜLLERİ.

Fissura longitudinalis cerebri hariç. beynin alt yüzünde ve beyin sapı çevresinde bulunur. içte lamina interna olmak üzere iki tabakadan oluşur.Dura Mater Beyin ve medulla spinalisi en dıştan saran ve esneme özelliği olmayan kalın bir zardır. medulla spinalisi saranına pia mater spinalis denir. ince ve damardan yoksun bir zardır. Beyni saranına pia mater cranialis. içerisinde beyin-omurilik sıvısı (BOS) ve beyin venöz kanının bulunduğu boşluklar oluşturur. beyin-omurilik sıvısından beslenen avasküler bir tabaka olup beyin ve medulla spinalisi sulcusların en derin noktasına kadar inecek şekilde sıkıca sarar. Pia Mater Beyin ve medulla spinalis dokusunun hemen dışında yer alan bir zardır. Ancak bazı yerlerde birbirinden ayrılarak. Cisternae subarachnoideae denilen bu boşluklar. Beyni saranına dura mater cranialis. Dura mater cranialisin lamina externası ile kafa kemiklerinin iç yüzü arasında bir boşluğa epidural boşluk denir. Beyin gyruslarının ve sulcuslarının üzerinden geçer. Bu boşluklara beyin sinüsleri (sinus durae matris) denir. dışta lamina externa. Dura mater ile arachnoidea mater arasında subdural boşluk (spatium subdurale). Arachnoıdea Mater Örümcek ağına benzeyen. Lamina interna. Pia mater. arachnoidea mater ile pia mater arasında da içerisinde beyin-omirilik sıvısının (BOS) dolaştığı subaraknoid boşluk (spatium subarachnoidea) vardır. 95 . medulla spinalisi saranına dura mater spinalis denir. oluklara yada yarıklara girmez. Cisternae subarachnoideae Bazı bölgelerde araknoidea mater pia materden ayrılarak daha büyük subaraknoidal boşluklar oluşturur. Dura mater cranialisin lamina externa (periosteal-endosteal tabaka) ve lamina interna (meningeal tabaka) olmak üzere iki tabakası vardır. İki tabaka birbirine sıkıca yapışıktır.

trochlearis. Dural sinüslerini iç yüzü. En büyük beyin ventrikülleridir. foramen jugulareden geçince v. Sinus sagittalis inferior. abducens geçer. n. ophthalmicaların da sinus cavernosusa açılması nedeniyle yüz enfeksiyonları sinus cavernosusa ulaşabilir ve tehlikeli olabilir (kavernöz sinüs trombozu). jugularis interna olur. carotis interna ile n. Sinus rectus Sinus transversus. n. BEYİN VENTRİKÜLLERİ Beyinde 4 tane ventrikül bulunur. Ventriculus Lateralis Her bir hemispherium cerebri içinde bulunan birer büyük boşluktur. ophthalmicus ve n. maxillaris geçer. ancak duvarlarında kas tabakası yoktur ve kapak içermezler.Sınus Dura Matrıs (Dural Sinüsler) Dura materin lamina interna (meningeal) ve lamina externa (endosteal)sı arasında yer alırlar. V. En büyük dural sinüstür. ophthalmicaların dalları ile olan bağlantıları ve v. venlerde olduğu gibi endotel tabakası ile kaplıdır. n. 96 . Sinus sigmoideus. Dış duvarından. Bazı Dural Sinüsler Sinus sagittalis superior. falx cerebrinin serbest alt kenarı boyunca uzanır. sinus sigmoideus ile devam eder. BOS’un büyük miktarı lateral ventriküllerdedir. oculomotorius. BOS’un başlıca boşaldığı dural sinüstür. falx cerebrinin üst kenarı boyunca arkaya doğru uzanır. sfenoid kemik gövdesinin her iki yanında yer alır. facialisin gözün iç köşesinde v. İçinden a. Sinus cavernosus.

Ventriculus Tertius İki taraf thalamuslar ve hypothalamuslar arasındadır. Beynin ağırlığını azaltır. Ventriculus Quartus Önde. Eşkenar dörtgen şeklindeki tabanına fossa rhomboidea denir ve bulbus ile ponsun arka yüzü ile oluşturulur. Bunun 30 ml si ventriküllerde. Serebrospinal Sıvı) ve BOS Dolaşımı BOS (beyin-omurilik sıvısı. BOS. bulbus (medulla oblongata) ve pons. BOS. Basıncı 65-195 mm su arasında değişir. Toplam miktarı yaklaşık 140 ml dir. K ve Ca konsantrasyonu ise plazmadakine göre daha düşüktür. Berrak ve renksiz bir sıvıdır. Plazmaya benzer. Nöral metabolizma sonucu oluşan atıkların uzaklaştırılmasını sağlar. Günde yaklaşık 500 ml üretilir. serebrospinal sıvı). arkada. cerebellum arasında yer alır. lateral ventriküllerden foramen interventriculare (Monro deliği) denilen açıklık ile 3. beyni mekanik etkilerden korur. 110 ml si subaraknoidal boşluktadır. Na. mesencephalon içinden 97 . Mg ve Cl. Üçüncü ventrikülden. ventriküle (ventriculus tertius) geçer. Ancak özellikle elektrolit içeriği bakımından farklıdır. ventriküller içinde bulunan plexus choroideus denilen yapılarda üretilir ve salgılanır. plazmadakinden daha yüksek konsantrasyonda bulunur. Dansitesi düşüktür (1006-1009 g/ml). Nöral dokuların beslenmesini sağlar. Liquor Cerebrospinalis (Beyin Omurilik Sıvısı. İntrakranyal basıncı düzenler. BOS.

Sinus cavernosusdan geçip dallarına ayrılır. Subdural kanama (hemoraji). gözün sinir tabakasını (retina) besler. hypophysialis superior. carotis interna ve a. foramen Magendi) ile subaraknoidal aralığa geçer. Fossa cranii media tabanındaki kırıklarda. hipofiz bezini besler 3. centralis retinae). choroidea anterior. KLİNİK BİLGİ Epidural kanama (hemoraji). Dördüncü ventrikülden. SİNİR SİSTEMİNİN DAMARLARI Arterler Sinir sistemine ait yapılar iki çift arterle beslenir. opticus) içinde seyreden dalı (a. basilaris) lezyonlarda. bridge venler) yırtılması (rüptürü) sonucu olur. orta kulak boşluğunun yukarısında meninkslerin yırtılması ve membrana tympanicanın rüptürü sonucu. vertebrobaziler sistemdeki (a. Subaraknoidal kanama (hemoraji). cisterna lumbalise verilen anestezik madde ile spinal sinirlerdeki ileti bloke edilir. Carotis İnterna (Ön Arteriyel Sistem) A. foramen Luschka. A. serebral arterlerdeki yırtılmalar sonucu (genellikle anevrizmaların) olur. Karotid sistemdeki (a. carotis internanın önemli dalları 1. Beyin iki sistemden kanlanır. yüzeyel beyin venlerini dural sinüslere birleştiren venlerin (köprü venler.geçen bir kanal (aqueductus mesencephali. birisi tam ortada olan apertura mediana. hypophysialis inferior. hipofiz bezini besler 2. baş dönmesi (vertigo). A. A. motor ve duyu kayıpları. Yapılırsa beyne ait bazı bölümler foramen magnumdan fıtıklaşabilir (herniye olabilir). Kafa içi basınç artışı sendromunda (KIBAS) BOS alımı kontraendikedir. aqueductus cerebri) ile dördüncü ventriküle (ventriculus quartus) geçer. ophthalmica. Spinal anestezi. Künt kafa travmalarında olur. 4. A. A. A. vertebralis. en sık parietal ya da temporal kemik kırıklarında a. meningea medianın dallarındaki yırtılmalar (rüptürler) sonucu olur. göz (bulbus oculi) ve gözle ilgili yapıları besler. Ön arteryel sistem (karotid sistem) ve arka arteryel sistem (vertebrobaziler sistem). carotis interna) lezyonlarda. A. Temporal kemikteki kanaldan (canalis caroticus) geçerek kafa içine girer. hareketlerde koordinasyon bozukluğu (ataksi) ve denge bozuklukları ile görme alanı kayıpları olur. vertebralis + a. Göz siniri (n. carotis communisin uç dallarından birisidir. kulaktan BOS gelmesine (otorrhea) neden olabilir. Fossa cranii anterior tabanındaki kırıklarda da etmoid kemiğin lamina cribriformisinin kırılması sonucu burundan BOS gelebilir (rhinorrhea). bazal çekirdekleri ve capsula internayı besler 98 . canalis centralise ve çatısında bulunan üç açıklıkla (ikisi yanlarda apertura lateralis.

hemisferlerin derin bölümlerinin venöz kanını taşırlar. Yüzeyel ve derin olarak iki grupta incelenir. A. communicans posterior. Yedinci servikal vertebra hariç. felcin (stroke. yaşta oluşurlar. 31 çift de spinal sinir olmak üzere toplam 43 çift periferik sinir vardır. 6. açılmaları subdural hemorajilere neden olur. İki taraf a. subclavianın dalıdır. basalis (Rosenthal veni). vv. sinir sisteminde anevrizmaların en çok görüldüğü damardır. a. emissariae. dura materin venöz kanını taşıyan venlerdir. v. Ek olarak konuşma alanı. Kafa dışı venlerle dural sinüsleri birleştirirler.5. İnsanoğlunun bacak ve ayak dışında kalan vücut bölgelerinin motor ve duyu bölgeleri hemisferlerin dış yüzünde temsil edilir. Vertebralis (Arka Arteryel Sistem. PERİFERİK SİNİR SİSTEMİ Kranyal ve spinal sinirler ile bu sinirlerin ganglionları tarafından oluşturulur. Yenidoğanın (neonat) kafasında yokturlar. basilarisi birleştiren damardır (karotidobaziler sistemi birleştirir). Encephali) Dural sinüslere açılırlar. 12 çift kranyal sinir (kafa çifti). A. II . diğer servikal vertebraların transvers çıkıntılarındaki foramen transversariumlarda yukarı doğru yükselerek foramen magnumdan kafa içine girer. basilarisi (vertebrobaziler sistem) oluşturur. inferiores cerebri. işitme alanı ve görme yolları gibi özel işlevlere ait yapıları da besler. A. miksiyonun istemli kontrolü bozulur. dalları en çok açılan arterdir. opticus (görme siniri) hariç. communicans anterior. Bu arterin lezyonlarında. tüm periferik sinirlerin miyelin kılıfını Schwann hücreleri yapar. A. cerebri media.Kranyal ve İntrakranyal Venler Vv. a. İnsanoğlunun bacak ve ayağının motor ve duyu bölgeleri ile işemenin (miksiyonun) istemli kontrol merkezi hemisferin iç yüzünde temsil edilir. internae cerebri ve v. cerebri anterior. communicans anterior ile birleştirilir. cerebri media. Kafa dışı venlere ya da dural sinüslere açılırlar. 99 . Vv. V.Beyin Venleri (Vv. diploicae. beynin en büyük venidir). vertebralis bulbus ile pons arasındaki olukta (sulcus bulbopontinus) birleşerek a. İki taraf a. Vertebrobaziler Sistem) A. Okulomotor sinir en çok bu arterin anevrizmasından etkilenir. inme) en çok nedeni olan damardır. meningeae. carotis interna ile a. A. VENLER I . magna cerebri (Galen veni. Derin beyin venleri. hemisferlerin dış yüzünü besler. vv. hemisferlerin iç yüzünü besler. Bu nedenle kafa dışı enfeksiyonların kafa içine yayılmasında önemlidirler. Vv. N. kontralateral bacak ve ayakta motor ve duyu kaybı olur. Vv. 7. Bu nedenle. 2. cerebri anterior. media superficialis cerebri. özellikle hipertansif hastalarda. Yüzeyel beyin venleri. yassı kafa kemiklerindeki diploik kanallar içinde bulunan kapaksız venlerdir. gevşek areolar) tabakasında yer alırlar. scalpın “L” (loose. A. superiores cerebri.

Burada bulunan bipolar nöronların santral uzantıları n. burnun içindeki concha nasalis superiorda lokalizedir.KAFA ÇİFTLERİ (KRANYAL SİNİRLER) N. olfactorius adı ile etmoid kemiğin kribriform laminasından geçip kafa içine girer. Opticus (II) (Görme Siniri) Retinada bulunan ganglion hücrelerinin uzantıları tarafından oluşturulur. Frontal lobun altında nöron değiştirdikten sonra temporal lobun ucunda lokalize koku merkezinde sonlanır (34 numaralı Brodmann Alanı). Diğer periferik sinirlerden farklı olarak optik sinirin miyelin kılıfını oligodendrositler yapar. Olfactorius (I) (Koku Siniri) Olfaktor alan. 100 . N.

mandibularisdir. Beyin sapını arka yüzünden terkeden tek kranyal sinirdir. rectus lateralisi uyarır. ganglion geniculi denir. Lezyonu tortikollis denilen servikal distoni ile karışır. Fasiyal kanal içinde dirsek şeklindeki ganglionuna. Kafa travması. levator palpebrae superioris (göz kapağını kaldıran kas) ve irisin yapısında bulunan m. Ek olarak m. N. m. N. Felcinde. Lezyonlarında. n. Lezyonlardan en çok etkilenen sinirdir. Göz kaslarından sadece m. m. petrosus major. Abducens (VI) Subaraknoidal boşlukta en uzun seyreden kranyal sinirdir. facialis. maxillaris ve n. obliquus inferiordur.N. çiğneme kaslarının motor siniridir. n. anevrizma. N. fasiyal kanal içinde üç dal verir. petrosus major. tümör ve KİBAS (kafa içi basınç artışı sendromu) en çok bu siniri etkiler. stapedius ve chorda tympani. trigeminus. n. N. Sırasıyla. göz aşağı-dışa bakar durumda (dışa şaşılık) gibi belirtiler olur. Trigeminus (V) En kalın kranyal sinirdir. 101 . N. sphincter pupillae (pupillayı daraltan kas) ve corpus ciliarenin yapısında bulunan m. obliquus superioru uyarır. Dilin 2/3 ön bölümünden tat duyusunu taşır. semilunar ganglion) denilen bu gangliondan üç tane dal çıkar. pitoz (göz kapağı düşmesi). Lezyonunda. Kranyal sinirlerin en incesidir. Bu kaslar. rectus medialis ve m. ciliarisi (lensin kalınlaştıran kas) de uyarır. facialis. mandibularis hem duyu hem de motor lifler içerir. ophthalmicus. ganglion geniculiden çıkar. içe şaşılık ve diplopi olur. İlk ikisi sadece duyu lifleri içerir. N. KİBAS’taki diplopinin nedeni olan sinirdir. Temporal kemiğin petroz parçası ucunda lokalize büyük bir ganglionu vardır. N. N. n. rectus inferior. Ganglion trigeminale (Gasserian ganglionu. Diplopi (çift görme) olur ve göz aşağı-dışa bakamaz. Sinirin felcinde. Sinir. Submandibular ve sublingual tükrük bezlerine salgı yaptırır. Hastalar merdiven inemez ve okuyamaz. Çekirdek lezyonu kontralateral (karşı tarafta) belirtiye neden olan tek kranyal sinirdir (bütün kranyal sinirlerin çekirdek lezyonlarında belirtiler ipsilateral (lezyonla aynı tarafta olur). Kemik içi en uzun seyir gösteren kranyal sinirdir. en çok kafaya alınan darbe sonucu yaralanır. Beyin (tentoryal) herniasyonlarından en çok etkilenen sinirdir. vestibulocohlearis ve a. Mimik kasları uyarır. Kornea ve aksırma refleksleri kaybolur. Facialis (VII) (Yüz Siniri) Temporal kemikteki canalis facialis içinde seyreder. N. ağız açıldığında çene lezyon tarafına deviye olur. labyrinthi ile birlikte meatus acusticus internusdan geçer. diplopi (çift görme). Trochlearis (IV) Saf motor sinirdir. Saf motor sinirdir. Oculomotorius (III) Göze hareket yaptıran kasların çoğunu uyarır. m. Göz kaslarından sadece m. n. rectus superior. Bunlar.

Daha sonra her spinal sinir iki dala ayrılır (ramus anterior ve ramus posterior). hastalarda omuz düşüklüğü olur (m. Tonsilla palatinaların ve orta kulak boşluğunun duyusunu taşır. Accessorius (XI) Kranyal ve spinal olarak iki kökü vardır. scm) ve m. Spinal kökü oluşturan lifler. N. Vestibularis. diğer bölgelerde birleşerek pleksusları yapar. 102 . Dil Siniri) Oksipital kemikteki canalis nervi hypoglossiden kafayı terk eder. intervertebralede birleşmesinden oluşur. sternocleidomastoideus (m. SPİNAL SİNİRLER Medulla spinalis 31 segmentten oluşur. Kranyal kökünü yapan lifler n. trapeziustaki işlev kaybı nedeniyle) ve yüzün karşı tarafa çevrilmesi zorlaşır (m. N. Spinal kökün lezyonunda. Ramus anteriorlar torakal bölge hariç. Cochlearis. stylopharyngeus) uyarır. Buradan başlayan nöron uzantıları ile işitme duyusu temporal lobdaki merkezine taşınır. vagusa girer. Kolikte (içi boş organların ağrısına kolik denir) olan bulantı ve kusmanın nedeni olan sinirdir. Ek olarak flexura coli sinistraya kadar tüm torakal ve abdominal organlara parasempatik uyarıyı taşır. cochleada bulunan canalis spiralis modioli içindeki ganglion spirale cochlea (corti ganglionu)daki hücrelerin santral uzantıları tarafından oluşturulur. Vagus (X) (Gezgin Sinir) En uzun kranyal sinirdir. Bu segmentlerden sağlı sollu 31 çift spinal sinir çıkar. vestibularisi yapan lifler. Glossopharyngeus (IX) (Dil-Yutak Siniri) Yutak kaslarından sadece birisini (m. N. Larinks kaslarının siniridir. Dilin tüm intrinsik ve ekstrinsik kaslarını (m. Spinal sinirler. denge ile ilgili bölümüdür. N. N. beyin sapında her bir tarafta 4 tane olan denge çekirdeklerindeki nöronlarla sinaps yapar. N. Spinal sinirler. trapeziusu uyarır. scmdeki işlev kaybı nedeniyle). Vestibulocochlearis (VIII) (İşitme-Denge Siniri) N. Tonsillitte bazen kulakta ağrı duyulmasının nedeni olan sinirdir. medulla spinalisten çıkan radix anteriorlar (motor) ile medulla spinalise giren radix posteriorların (duyu) for. Hypoglossus (XII) (Dil Altı Siniri. Beyin sapındaki işitme çekirdeklerinde sinaps yapar. foramen intervertebraleden canalis vertebralisi terk eder (C1 hariç). m. palatoglossus hariç) uyarır.N. Meatus acusticus internusun dibinde bulunan ganglion vestibulare (Scarpa Ganglionu)deki bipolar nöronların santral uzantıları tarafından oluşturulur.

PLEXUS CERVICALIS 103 .

104 . Pleksusun en uzun siniridir. m. Bu pleksusun en önemli siniri. Sinirin felcinde claw hand (pençe el) olur. levator scapulaenin siniridir. infraspinatusu uyarır. N. Incisura scapulaeden geçen sinirdir. serratus anterioru uyarır. pectoralis lateralis ve N. musculocutaneus. Duyu lifleri. phrenicus. M.İlk 4 servikal spinal sinirin ön dallarının birleşmesi ile meydana gelir. diyafragmanın motor siniridir. N. ulnaris. N. elin ince hareketlerini yaptıran kasların siniridir. PLEXUS BRACHIALIS Son dört servikal spinal sinirin ön dalları ile birinci torakal spinal sinirin ön dalının birleşmesi ile meydana gelir. Sinirin felcinde winged (kanat) skapula olur. bu nedenle parmakları arasında bir cismi tutamaz. N. mediastinal pleura. phrenicustur. kolun ön bölgesindeki kasları uyarır. pectoralis medialis. m. suprascapularis. N. phrenicus vücuttaki üç seröz zardan duyu taşıyan tek sinirdir. seröz perikardın parietal yaprağı. Bazı gövde kaslarını ve üst ekstremitedeki tüm kasları uyaran sinirler bu pleksusun dallarıdır. N. thoracicus longus. sternocleidomastoideusun altında ya da arkasındadır. Sinirin felcinde kola abdüksiyon başlatılamaz. fibröz perikard. scalenus anteriorun önünden geçip toraks boşluğuna girer. Kişi parmaklarına abdüksiyon-addüksiyon yaptıramaz. pektoral kasları uyarır. Toraksta perikardiyakofrenik damarlarla birlikte fibröz perikardium ile mediastinal plevra arasında seyreder. n. ve diyafragma altındaki peritondan duyu taşır. dorsalis scapulae. M. romboid kasların ve m. N. supraspinatus ile m. N.

Yeni doğanda Moro refleksinde asimetriye neden olur. kolda a. Plexus Lumbalis İlk üç lumbal spinal sinirin ön dalları ile dördüncü lumbal spinal sinirin ön dalının büyük bölümünün birleşmesi ile oluşur. İnguinal herni tamirlerinde (inguinal herniyorafi ya da inguinal herniyoplasti) yaralanabilir. Sinirin genital dalı inguinal kanaldadır. Ekstremitenin bu pozisyonu bahşiş isteyen garson (waiters tip) ekstremitesine benzer. Humerusun collum chirurgicumunun kırıklarında. subscapularis. Truncus superior lezyonu (Erb-Duchenne Felci) C5 ve C6 köklerinde meydana gelen yırtılmalar nedeniyle olur. N. thoracodorsalis. deltoideus ile m. önkol pronasyonda ve ekstensiyonda el bileği bir miktar fleksiyondadır. subcostalis) gelen bir dalda katılır. axillaris. Seyri sırasında m. En çok humerus gövdesi kırıklarında yaralanır. Pleksusun dalları. Bu segmentlerden çıkan lifler. teres major ve m. 105 . plexus brachialisin en büyük dalıdır. N. latissimus dorsiyi uyarır. Kremaster refleksinin hem afferent hem de efferent yolunu yapar. medianus. N. başlıca n. omuz ekleminin çıkıklarında ve koltuk değneği kullananlarda sık olarak yaralanır. genitofemalis. cutaneus femoris lateralis. appendektomilerde yaralanabilir. El. Ekstremite sarkık. N. psoas majoru delen sinirdir. m. ilioinguinalis. N. iliohypogastricus. m. profunda brachii ile birlikte seyreder. pençe şeklinde (clawhand) bir görünüm alır. subscapularisi uyarır. pronator teresin iki başı arasından ve karpal tünelden geçer. Pleksus. ulnarise katıldığından elin küçük kaslarında zayıflık olur. Felcinde apelike hand (maymun eli) olur. Humerusun arka yüzüdeki sulcus nervi radialisde a. m. inguinal kanaldan geçer. Sinirin felcinde wrist drop (düşük el) olur. N. Truncus inferior lezyonu (Klumpke felci) C8 ve T1 spinal sinir etkilenir. Sinirin felcinde omzun karakteristik kabarıntısı kaybolur ve kolun abdüksiyonu zor yapılır. kol addüksiyonda ve iç rotasyonda. bazen ligamentum inguinalenin altından veya içinden geçerken sıkışabilir ve uyluğun anterolateral yüzünde ağrıya neden olur (meralgia paraesthetica). Tüm segmentlerden lif içeren tek sinirdir. N. m. psoas majorun altında ya da arkasındadır. brachialisle seyreden sinirdir. m. teres minoru innerve eder.N. N. Pleksusa T12 spinal sinirin ön dalından (n. Yaralanması durumunda inguinal bölgede kalıcı ağrılara neden olur. Sinir. radialis. diz eklemine kadar uyluğun ön-dış yüzünün deri duyusunu taşır.

N femoralis; pleksusun en büyük siniridir. Vücudun en uzun deri siniri olan n. saphenus bu sinirin dalıdır. N. femoralisin felcinde bacak ekstensiyonu bozulur. N. obturatorius; aynı isimli damarlarla birlikte küçük pelvisin lateral duvarındaki canalis obturatoriusa girer. N. obturatoriusun lezyonları çok nadirdir. Bazen doğumda büyük başlı fetus siniri yaralayabilir. Yaralanması durumunda uyluk addüksiyonu ve dış rotasyonu zayıflar. Bu nedenle etkilenen ekstremite diğer ekstremitenin üzerine geçirilemez (uyluk uyluk üstüne konulamaz). Ayrıca uyluğun iç yüzünde diz ekleminin yukarısında yumurta şeklinde küçük bir alanda duyu kaybı olur. Plexus Sacralis İlk 4 sakral spinal sinirin ön dalları ile truncus lumbosacralisin birleşmesinden meydana gelir. M. piriformisin üzerinde oturur. Truncus lumbosacralis: L5 spinal sinirin ön dalı ile L4 spinal sinirin ön dalından gelen bir dalın birleşmesi ile oluşur. N. furcalis: L4 spinal sinirdir. Hem lumbal hem de sakral pleksusun oluşumuna katılır. Pleksusun dalları; N. gluteus superior; m. gluteus medius ve m. tensor fasciae lataeyi uyarır. N. gluteus inferior; m. gluteus maximusu uyarır. N. cutaneus femoris posterior; fossa popliteanın alt ucuna kadar uyluğun arka yüz orta bölgesinin ve bacağın proksimal bölümünün arka yüzünün deri duyusunu alır. N. ischiadicus (L4,5-S1,2,3); vücudun en büyük siniridir. Foramen infrapiriformeden geçip pelvisi terk eder. Uyluğun ortalarında uç dalları olan n. tibialis ve n. fibularis (peroneus) communise ayrılır. N. ischiadicus; en sık gluteal bölgeye yapılan hatalı intramusküler enjeksiyonlar sonucu yaralanır. Diz ekleminin altında kalan tüm kaslarda paralizi olur ve bu nedenle pasif düşük ayak (footdrop) görülür. N. tibialis; daha büyük olan uç dalıdır. Bacakta a. tibialis posterior ile birlikte aşağıya doğru seyreder. Uyluk arkası ve bacak arkası kasların siniridir. Fleksör retinakulumun altında n. plantaris medialis ve lateralis denilen uç dallarına ayrılır. 106

Yaralanması halinde, ayak dorsifleksiyonda ve eversiyonda kalır (pes calcaneovalgus). Kişi ayak uçları üzerinde yükselemez ve topukları üzerinde yürür. N. fibularis (peroneus) communis; collum fibulaenin dış tarafında iki uç dalına ayrılır. Alt ekstremitenin en sık yaralanan siniridir. Collum fibulae kırıklarında sık olarak yaralanır. Bacağın ön ve lateral kompartman kaslarının paralizisi sonucu, fleksör kaslar hakimiyet kazanır ve ayak plantar fleksiyonda (foot drop) ve inversiyon yapmış pozisyonda kalır. Bu karakteristik görünüme equinovarus denir. Bu sinirin felcinde olan düşük ayak, bacak arkası kasların hakimiyeti nedeniyledir. N. fibularis (peroneus) superficialis; ayağa eversiyon yaptıran (fibular) kasların siniridir. Felcinde ayak eversiyonu zayıflar. Ayrıca bacağın lateralinde ve ayak sırtında duyu kaybı olur. N. fibularis (peroneus) profundus; a. tibialis anteriorla birlikte aşağı doğru seyreder. Bacaktaki ekstensör kasları uyarır. Başparmak ile ikinci parmak arasını örten derinin duyusunu taşır. Felcinde, ayak ekstensiyonu zayıflar. Ayrıca başparmak ile ikinci parmak arasında üçgen şeklindeki bir alanda duyu kaybı olur. N. suralis; n. tibialisten gelen bir dal ile n. fibularis communisten gelen bir dalın birleşmesi ile olur. Bacağın arka yüzünde v. saphena parva ile birlikte seyreder. Malleolus lateralisin arkasından geçip ayağın dış kenarında küçük parmağa kadar seyreder. Bacağın 1/3 distalinin dış ve arka bölgesi ile ayağın lateral kenarının küçük parmağa kadar deri duyusunu taşır. N. pudendus (S2,3,4 ); perine bölgesinin esas siniridir. Sinirin çıktığı sakral segmentlerde bulunan çekirdeğine Onuf çekirdeği adı verilir. A.v. pudenda interna ile birlikte, fossa ischioanalisin dış duvarında bulunan canalis pudendalise (Alcock kanalı) seyreder. Sinirin felcinde üriner (idrar) ve fekal (dışkı) inkontinens (tutamama) olur. OTONOM SİNİR SİSTEMİ (OSS) Merkezi hypothalamusdadır. Hem merkezi hem de periferik sinir sistemi içinde işlev gören bir sistemdir. Kan damarlarının ve iç organların kasları ile bezlerin aktivitelerini kontrol eder, organlardan duyu taşır. Otonom sinir sisteminin iki bölümü vardır. sempatik ve parasempatik. Her ikisinde de iki nöron vardır. Birisi, gövdesi merkezi sinir sisteminde bulunan presinaptik nöron, diğeri de gövdesi periferik sinir sisteminde bulunan postsinaptik nöron. PARASEMPATİK SİSTEM Parasempatik sistem sadece baş, torakal ve abdominopelvik boşluklardaki organlar ve dış genital organların erektil dokularına gider. Vücut duvarı ve ekstremitelere gitmez. Bu nedenle spinal sinirler içinde parasempatik lif bulunmaz. Presinaptik parasempatik nöronlar, beyin sapında bulunan çekirdeklerde ve sakral 2-4 segmentlerdedir. Bu nedenle parasempatik sisteme kranyosakral sistem de denir. Parasempatik sistemin kranyal parçasını dört kranyal sinir yapar; III (n. oculomotorius), VII (n. facialis), IX (n. glossopharyngeus) ve X (n. vagus). Parasempatik sistemin kranyal parçasında, içinde postsinaptik parasempatik nöronların bulunduğu dört tane parasempatik ganglion bulunur. Ganglion ciliare, 107

ganglion pterygopalatinum, ganglion submandibulare ve ganglion oticum. Beyin sapındaki çekirdeklerde bulunan presinaptik parasempatik nöronların uzantıları, bu ganglionlarda bulunan postsinaptik parasempatik nöronlarla sinaps yapar. Postsinaptik parasempatik nöronların uzantıları hedef organlara gider. Pars cranialis (kranyal parça) Beyin sapında dört tane parasempatik çekirdek bulunur. 1. Edinger-Westphal (III); mesencephalonda lokalizedir. Bu çekirdekten başlayan presinaptik parasempatik lifler, n. oculomotorius içinde seyrederek ganglion ciliareye gelir ve buradaki postsinaptik nöronlarla sinaps yapar. Bu nöronların uzantıları nn. ciliares breves içinde m. sphincter pupilla ve m. ciliarise gider. 2. Nucleus salivatorius superior (VII); ponsta lokalizedir. Üst bölümüne nuc. lacrimalis denir. Bu çekirdeklerden çıkan presinaptik parasempatik lifler, n. facialisin n. intermedius denilen duyu kökü içinde beyni terk eder. Daha sonra sinirin iki dalı içinde seyrederek iki ayrı parasempatik gangliona gelir. Ganglion pterygopalatinuma gelenler, sinapstan sonra glandula lacrimalise gider. Ganglion submandibulareye gelenler, sinapstan sonra glandula submandibularis ve glandula sublingualise gider. 3. Nucleus salivatorius inferior (IX); bulbusta lokalizedir. Bu çekirdekten çıkan presinaptik parasempatik lifler, n. glossopharyngeus ve onun dalları ile ganglion oticuma gelir ve sinaps yapar. Gangliondan çıkan postsinaptik parasempatik lifler, glandula parotideaya gider. 4. Nucleus dorsalis nervi vagi (X); bulbusta lokalizedir. Bu çekirdekten çıkan presinaptik lifler, n. vagus ve dalları içinde seyrederek toraks organları ile pancreas, dalak, karaciğer, safra kesesi ve safra yolları, özofagus, mide, ince bağırsak ve flexura coli sinistraya kadar olan kalın bağırsak bölümünün çevresinde bulunan pleksuslar içindeki (terminal ganglion) veya organların duvarlarındaki (mural ganglion) küçük ganglionlara gelerek sinaps yapar. Sinapsdan sonraki postsinaptik parasempatik lifler, organların düz kasları ve bezlerine gider. Pars pelvica (pelvik veya sakral parça) Presinaptik parasempatik nöronlar sakral 2, 3 ve 4’te lokalizedir. Bu nöronların uzantıları nn. splanchnici pelvici (nervi erigentes) adı altında n. vagusun innervasyon alanı dışında kalan organların parasempatik uyarısını sağlar. Bu sinir içinde seyreden presinaptik parasempatik lifler, organların çevresindeki pleksuslar 108

içinde (terminal ganglion) veya organların duvarlarında bulunan (mural ganglion) küçük ganglionlara gelerek sinaps yapar. Nn. splanchnici pelvici; flexura coli sinistradan itibaren kalın bağırsak bölümünün ve pelvik organların (mesane, uterus, vagina ve prostat gibi) düz kaslarını uyarır. Ayrıca penis ve clitorisin erektil dokuları ile testis, ovaryum, uterus ve tuba uterinanın damarlarında vazodilatatör etki yapar. SEMPATİK SİSTEM Ter bezleri, m. arrector pili, kan damarlarının müsküler duvarı, kalp, akciğerler ve solunum yolları, abdominopelvik organlar, özofagus, irisde bulunan m. dilatator pupillae, tarsal kaslar ve ürogenital traktusun düz kaslarını uyarır. Sempatik sistem, kıkırdak ve tırnak gibi avasküler dokulara gitmez. Presinaptik sempatik nöronlar, T1L2 arası segmentlerdedir (toplam 14 segment). Presinaptik nöronların aksonları, medulla spinalisi terk eder ve truncus sympathicusdaki ganglion trunci sympathici (paravertebral ganglion) denilen ganglionlara gelir ve buradaki postsinaptik sempatik nöronlarla sinaps yapar. Bazı uzantılar, sempatik zincirden direk geçer ve aorta abdominalisin önündeki prevertebral ganglionlarda (gang. coeliacum, gang. mesentericum superius ve gang. mesentericum inferius) sinaps yapar. Bu ganglionlardaki postsinaptik sempatik nöronların uzantıları hedef organa gider. Truncus Sympathicus: Columna vertebralisin her iki tarafında, kafa tabanından koksiks ucuna kadar uzanan sempatik zincirde, 22 yada 23 çift ganglion trunci sympathici (gg. paravertebrales) denilen ganglionlar bulunur. Servikal parçasında üç tanedir. Bunlar; gang. cervicale superius, medius ve cervicothoracicumdur. Özellikle gang. cervicothoracicumun apex pulmonislerle olan komşuluğu önemlidir. Pancoast sendromunda olduğu gibi, apex pulmonislere oturan tümörlerde ganglion etkilenir ve Horner sendromu belirtileri (miyozis; pupillanın küçülmesi, pitozis; göz kapağının düşmesi, enoftalmos; gözün içe çökmesi, anhidrozis; terleme olmaması ve kızarıklık) ortaya çıkar. İki tarafın truncus sympathicusu, koksiks ucunda ganglion impar denilen bir ara ganglionla birleşir. 109

10. ENDOKRİN SİSTEM

Organizmada meydana gelen metabolik olaylar, büyüme, olgunlaşma gibi bir çok fizyolojik olayda önemli görevleri olan bezlerdir. Vücutta sadece iç salgı yapan bezler ile hem iç hem de dış salgı yapan bezler vardır. Salgılarını bir kanala bırakan bezlere ekzokrin bez, kana bırakan bezlere ise endokrin bez denir. 110

Glandula pituitaria (hypophysis), glandula pinealis (corpus pineale, epifiz bezi), glandula thyroidea, glandula parathyroidea, glandula suprarenalis, thymus, pancreas, testis, ovarium ve böbrekler bazı endokrin işlevi olan organlardır. Hypophysis (Glandula Pituitaria) Sfenoid kemiğin fossa hypophysialisi içinde kırmızı gri renkli, oval şekilli, yaklaşık 0.5 gr ağırlığında, kapsüllü endokrin bir bezdir. Hipotalamustan başlayan infundibulum, hipofizi hipotalamusa bağlar. Hipofiz bezinin alt-ön tarafında sinus sphenoidalis bulunur. Her iki yanda sinus cavernosus ve içindeki yapılarla komşudur. Bezin üstön tarafı chiasma opticum ile komşuluk yapar. Hipofiz, farklı iki parçadan oluşur. Adenohypophysis (lobus anterior) Oral ektoderm kökenlidir. Adenohipofizi oluşturan oral ektoderm bölümü başlangıçta bir kese (Rathke kesesi) şeklindedir. Yetişkinlerde bez içinde görülen yarık, bu kesenin kalıntısıdır. Pars distalis, pars intermedia ve pars tuberalis olmak üzere üç parçadan oluşur. Adenohipofizde üretilen ve salgılanan hormonlar; prolaktin, GH (growth hormon; somatotropin), ACTH (adrenokortikotropin hormon), TSH (tiroidi stimüle eden hormon), FSH (follikülü stimüle eden organ), LH (lüteinize hormon)’dır. Neurohypophysis (lobus posterior) Nöral ektoderm kökenlidir. Diensefalonun uzantısıdır. İnfundibuler öz, eminentia mediana ve lobus nervosus (pars nervosa) olmak üzere üç parçadan oluşur. Nörohipofizden; ADH (vasopressin) ve oxitosin salgılanır. Glandula Pinealis (Corpus Pineale, Epiphysis Cerebri) Tabanı bir sap ile diencephalona tutunur. 120 mg kadardır. Pinealositler tarafından melatonin salgılanır. Karanlık ve aydınlık ile uyku periyodunun düzenlenmesi, vücut ısısının ayarlanması, metabolizma, bağışıklık sistemi, tümör büyümesinin inhibisyonu ve lokomotor aktivite bazı işlev yaptığı olaylardır. Karanlık, pineal bezde aktiviteyi artırırken, aydınlık azaltır. Pineal bezdeki aktivite artışı, etkilediği iç salgı bezlerinde aktivite azalmasına neden olur.

111

Glandula Thyroidea Boynun ön tarafında C5-T1 vertebralar arasında, kahverengi-kırmızı renkte damardan zengin, kapsüllü bir organdır. Yaklaşık 25 gr ağırlığındadır. Kadınlarda biraz daha büyük ve ağırdır. Menstruasyon ve gebelik sırasında da biraz büyür. Sağ ve sol olmak üzere iki lob ile bunları ortada birbirine bağlayan, 2-3 trachea halkaları üzerinde oturan dar bir parçadan (isthmus glandulae thyroidea) oluşur. Glandula thyroideadan bazal metabolizmayı uyaran triiodotironin (T3) ve tiroksin (T4) hormonları salgılanır. Bu hormonların aşırı salgılanması hipertiroidi (tirotoksikoz), yetersiz salgılanması hipotiroidi olarak bilinir. Glandula thyroideanın büyümesine tiroid hiperplazisi (guatr) denir. Bez büyüyünce boynun ön tarafında bir şişkinlik oluşturur ve bunun yutkunma ile hareket etmesi gözle fark edilebilir. Büyüyen bez, trachea ve n. laryngeus recurrense bası yapabilir. Tiroid bezindeki parafolliküler hücrelerden kalsitonin salgılanır. Kalsitonin, kandaki kalsiyum seviyesini düşürür, iskelette ve diğer dokularda kalsiyum tuzlarının depolanmasını artırır.

112

Glandula Parathyroidea Küçük, sarımsı-kahverengi, oval şekilli olup, tiroid bezi loblarının arka kenarları ile capsula fibrosa arasında bulunan 4 tane bezdir. Glandula parathyroidealar parathormon salgılar. Bu hormon kemik dokusundaki hücrelere etki ederek kemikteki kalsiyumun kana geçmesini sağlar ve kan kalsiyum seviyesini yükseltir. Kan kalsiyum seviyesinin artması ile birlikte parathormon sekreyonu inhibe olur. Thymus Primer lenfoid organdır. Manubrium sterninin arkasında, pericardium fibrosum, arcus aortae ve tracheanın önündedir. Mediastinum superius ve mediastinum anteriusta yer tutar. Doğumda 12-15 gr. ağırlığındadır. Puberteden sonra atrofiye gider. Timus, T lenfositlerin olgunlaştığı yerdir. Gelişim çağında lenfatik sistemin normal gelişmesi ve bağışıklık maddelerinin (antikorların) oluşmasında etkilidir. Yeni doğanda (neonat) lenfoid dokuların normal gelişmesi ile de ilgilidir. Timus çıkarılırsa lenfatik doku gelişimi geriler. Bu dokuda lenf, kanda da lenfositler kaybolur, antikorlar da yapılamaz. Glandula Suprarenalis Her bir böbreğin üst ucuna oturmuş, fascia renalisle sarılı iki bezdir. Anatomik ve fizyolojik olarak, dışta korteks (adrenal korteks), içte medulla (adrenal medulla) olmak üzere iki kısımdan yapılır. Korteksten glukokortikoidler (kortizol, kortikosteron), mineralokortikoidler (aldosteron) ve seks hormonları (androgenler) salgılanır. Medulladan katekolaminler (adrenalin ve noradrenalin) salgılanır. Pankreas Hem endokrin hem de ekzokrin bezdir. Ekzokrin salgıları; amilaz, lipaz ve tripsinojendir. Bunları ductus pancreaticus denilen kanalına verir. Kanal, duodenumun ikinci parçasına (pars descendens) açılır. Pankreasın yapısında bulunan pankreas adacıkları (Langerhans adacıkları) pankreasın %1’ini oluşturur. Bu adacıklarda bulunan alfa hücreleri glukagon (kan glukozunu arttırır), beta hücreleri insülin (kan glukozunu azaltır), delta hücreleri somatostatin, F hücreleri PP (pankreatik polipeptid) sentezler ve salgılar.

113

ostrogen ve progesteron salgılar. Sertoli hücreleri inhibin salgılar. testosteron. prostoglandin. Sertoli hücreleri kan-testis bariyerini yapan hücrelerdir. Renin – angiotensin mekanizması ile aldosteron artar. Ovaryum Ovariumun yapısında bulunan folliküler hücreler. Böbrekler Eritropoietin salgılayarak eritrosit üretimini arttırır. prekallikrein. Sonuçta Na (sodyum) ve suyun geri emilimi artar.Testis Testisin yapısında bulunan interstisyel hücreler (Leydig hücreleri). 1-25 dihidroksi vitamin D3. 114 . renin salgılar.

Etmoid. zigomatik. Orbitanın duvarları Dört duvarı vardır. Alt duvarını (orbita tabanı). maxillarisin dalları ve ganglion ciliare bulunur. m. m. 1. rectus lateralisi ise n. M. levator palpebrae superioris geçer. n. trochlearis ile uyarılır. abducens uyarır. gözü yukarı-dışa baktırır ve n. 115 . Bunlar. n. İki parça arasından m. obliqui. rectus superior. ophthalmicusun dalları. Orbital ve palpebral iki parçası vardır. M. ophthalmicanın dalları ile v. n.11. oculomotorius ile uyarılır. rectus medialisi n. trochlearis. damarlar ve sinirler bulunur. n. rectus inferior ve m. dört tane düz kastır. M. N. Sinirin felcinde kastaki fonksiyon kaybı sonucu göz kapağı düşer (göz kapanır. GÖZ ve KULAK ANATOMİSİ Orbita Ve Göz (Bulbus Oculi) Orbita Orbita. recti. Etmoidal sinüsler. LAkrimal ve Maksilla (SELAM) yapar. Orbitada bulunan sinirler N. frontal kemikteki çukurunda (fossa glandula lacrimalis) oturur. Orbitada bulunan damarlar Orbitada a. frontal ve sfenoid kemiğin küçük kanadı 2. palatin ve maksilla. arkadan öne doğru Sfenoid. bu duvarla komşudur. obliquus inferior ise. 4. iki tanedir. abducens. gözü aşağı-dışa baktırır ve n. opticus. İç duvarını. göz ve gözle ilgili kaslar. oculomotorius ile uyarılır. Gözü isimleri ile aynı yönde hareket ettirirler. Orbitada bulunan kaslar Orbitada toplam yedi tane kas bulunur. n. M. oculomotorius. levator palpebrae superioris. apeksi arkada piramit şekilli iki boşluktur. Üst duvarını. Mm. Mm. Glandula lacrimalis Orbitanın üst-dış duvarında. obliquus superior. zigomatik ve sfenoid kemiğin büyük kanadı 3. tabanı önde. Dış duvarını. ophthalmicalar bulunur. Orbita taban kırıkları maksiller sinüse geçer. üst göz kapağını kaldıran kastır. pitoz). Zinn halkasından (anulus tendineus communis) başlarlar. İçinde. glandula lacrimalis ve kanalları. oculomotorius. carotis internanın dalı olan a.

Tunica fibrosa bulbi Saydam olan ön bölümüne cornea. Arachnoidea mater ve pia materin devamı olarak kabul edilir. Göz içi basınç artışlarında gözün şeklinin devamlılığını sağlar. Corpus ciliare Choroideanın öne doğru kalınlaşmış devamıdır. üç tabakadan oluşur. choroidea. Sclera Göze şeklini veren fibröz bir yapıdır. Çapları yaklaşık 2. corpus vitreum ve humor aquosusdur. Göze gelen şiddetli ışığı emerek yansımasını önler. lens. Cornea Göze gelen ışınların en fazla kırılmaya uğradığı yerdir. Cornea.5 cm olan göz. corpus ciliare ve iris olarak üç bölümdür. iridokorneal birleşmeye yakın scleranın iç duvarında lokalizedir. ciliaris bu parçada 116 . arkada kalan daha büyük bölümüne sclera denir. Önde irisle devam eder. kan ve lenf damarı içermez (avaskülerdir). Dura materle devamlıdır. Işığı kıran diğer yapılar. Humor aquosusun venöz dolaşıma geçmesini sağlayan sinus venosus sclerae (Schlemm kanalı). 1. sinirden ve pigmentten zengin olan bu tabaka arkadan-öne doğru. 2. Gözü hareket ettiren kaslar.Göz (Bulbus Oculi) Görme organı olan göz. Intraoküler basıncın düzenlenmesinde önemli bir faktördür. Choroidea Sclera ile retina arasındadır. Humor aquosusun sentezlendiği ve salgılandığı processus ciliaris denilen plikalar ve gözün uyum mekanizmasında (akomodasyon) işlevi olan m. scleraya insersiyo yapar. orbital yağ dokusuna gömülü olarak orbita içinde bulunur. Tunica vasculosa bulbi Damardan. Difüzyon yolu ile humor aquosustan beslenir.

sempatik sinirlerle uyarılır. yapısında bulunan iki kas ile pupillanın çapını ayarlar ve göze gelen ışığın miktarını düzenler. Optik disk ve çevresi fundus olarak bilinir. Ön kamaranın iç duvarında iridokorneal birleşmede bulunan trabeküler dokudan geçerek iridokorneal birleşme yakınında sclerada bulunan sinus venosus scleraeye (Schlemm kanalı) boşalır. ophthalmicalara açılır. ciliares anterioresler ile venöz dolaşıma katılır. Bu nedenle retinanın en keskin gören yeridir. Uzantıların bir araya geldiği yere discus nervi optici (optik disk) denir ve burası optik sinirin başlangıcıdır. Buradan pupilla aracılığı ile ön kamaraya gelir. Camera vitrae bulbi. Tunica interna bulbi (retina. önce arka kamarada toplanır. göz içinde var olan basınçtan ve bu basıncın devamlılığından sorumludur. Retinada bulunan ganglion hücrelerinin uzantıları n. Humor aquosus. damarsız (avasküler). cornea ile iris ve lens arasında bulunan boşluktur. ophthalmica besler. Lens. iris. fazla olduğunda ise koyu renkli olur. ağ) Bulbus oculinin sensorik tabakasıdır. Kafa içi basınç artışlarında (KİBAS). Bu kanaldan da vv. Choroidea tabakadan başlayan vv. Lensi yerinde tutan iplikçikler (fibrae zonulares) buradan başlar ve lens kapsülüne tutunur. Optik diskin çevresi kabarık. 117 . optik diskte ödem olur ve bu durum papilödem olarak adlandırılır. opticusu oluşturur. Humor aquosus. retinayı yerinde tutar. Ek olarak lens ve corneayı besler. Fovea centraliste çok sayıda koni hücresi bulunur. Venöz kanını taşıyan vena ophthalmicalar sinus cavernosusa açılır. sphincter pupillae. Çapı. ortası çukur olduğundan meme ucuna benzer bir görünüme sahiptir. vorticosae denilen 4-5 ven. Optik disk görmediğinden kör nokta olarak bilinir. Irisin ortasındaki deliğe pupilla denir. bikonveks şekilli ve kapsüllü bir yapıdır.yer alır. papilla da denir. Ek olarak lensi destekler. Choroideanın öne doğru uzantısıdır. Bu kaslardan m. Yapısındaki melanositlerin miktarına göre göze rengini verir. Melanositlerin sayısı az olduğunda göz açık renkli. Gözün yapısında bulunan diğer yapılar Camera anterior bulbi oculi. Iris ile corpus vitreum arasındadır. Ortası hafif çukurdur ve fovea centralis denir. lens ve corpus ciliare arasında bulunan boşluktur. Koni ve basil (çubuk) denilen fotoreseptör hücrelere ek olarak bir çok hücre içerir. 3. Bu nedenle optik diske. Optik diskin yaklaşık 3 mm lateralinde (temporalinde). Corpus vitreum ışığı kıran yapılardan birisidir. Böylece bulbus oculinin boyutlarını korur. lensin arkasındaki büyük boşluktur. m. dilatator pupillae ise. Corpus vitreum denilen %99’u su renksiz ve jelatinöz bir sıvı ile doludur. macula lutea denilen sarı renkli bir alan vardır. Ön ve arka kamarayı birbirinden iris ayırır. Iris. Ortalama çapı 3 mm dir. parasempatik. Corpus ciliareden kapsülüne uzanan iplikçiklerle (fibrae zonulares) yerinde tutulur. gelen ışığın yoğunluğuna göre 1-8 mm arasında değişir. sclerayı delip v. a. Iris (gökkuşağı) Cornea ile lens arasındadır. Bulbus oculinin damarları ve sinirleri Bulbus oculiyi. Camera posterior bulbi oculi.

Az ışıklı ortamda ve renksiz görme ile ilgilidir. Görme Yolları Görme yolları. şakak 118 . Çubuk (Rod. burun (nazal) tarafta kalan retina yarımı. bu hücrelerin sinaps yaptığı diğer hücrelerden geçip son olarak ganglion hücrelerine ulaşır. Koni hücreleri. Elektrik sinyalleri. Tam ortadan ikiye bölersek. thalamusta bulunan corpus geniculatum lateraledeki nöronlarla sinaps yaptıktan sonra görme merkezine (vizüel korteks) gider. kırmızı ve yeşil ışığa duyarlı üç tip koni hücresi vardır. Burada fotoreseptör hücre yoktur ve bu nedenle burada görme olmaz (kör nokta). kase benzeri şekle sahiptir. Optik eksen macula luteaya uzanır ve bu nedenle gözler bir cisme fikse edildiğinde hemen daima cismin görüntüsü maculaya düşer. bulbus oculinin optik tabakası olan retinadan başlar. Bu hücrelerin uzantıları. ophthalmicusun dalları taşır. dış ortamdan gelen ışık uyarısını elektrik sinyallerine değiştirir. Bu nedenle en net ve renkli görmenin olduğu yerdir. Çok küçük bir noktadır ve görme alanında iki gözün gördüğü alanda olduğundan normal olarak farkedilmez. Macula lutea denilen bu alanın ortası hafif çukurdur ve fovea centralis adı ile bilinir. Ganglion hücrelerinin uzantıları discus nervi opticide bir araya gelir. Renkli ve keskin görmeden sorumludurlar. Her bir gözde yaklaşık 120 milyon kadardır. Fovea centralisde retinanın iç tabakaları perifere doğru yer değiştirdiğinden. Discus nervi opticinin yaklaşık 3 mm lateralinde (ya da temporalinde) sarı renkli bir alan vardır. şiddetli ışıkta uyarılırlar. direk olarak ulaşır.Duyusunu n. Mavi. ışık buradaki fotoreseptör hücrelere kan damarları ve diğer retinal hücrelerden geçmeksizin. Görme alanı (vizüel alan) – Retina ilişkisi Retinalar. Sayıları her bir gözde yaklaşık 7 milyondur ve başlıca macula luteadaki fovea centraliste lokalizedirler. düşük şiddetteki ışık uyarılarına cevap verir. Görme yolunun fotoreseptör hücreleri. basil) hücreleri. görme alanının kendi tarafındaki yarısını.

corpus geniculatum lateraledeki görme yolunun üçüncü nöronları ile sinaps yapar. sinirin kesitlerinde üst . görme alanının bir çeyreğindeki kaybı ifade eder. Görme yolunun üçüncü nöronları burada bulunur. farklı görme alanı yarımlarını görememesi heteronimos olarak isimlendirilir. sağ gözün retinasının nazal yarımı ile sol gözün retinasının temporal yarımı. N. görme alanının bir yarısındaki kaybı. Örneğin. sinirin ortasındadır. Her bir gözün retinasının nazal yarımından gelen lifler.sol çeyrekleri görme alanının üst sağ çeyreğini. çapraz yaparak karşı tarafa geçer ve karşı gözün retinasının temporal yarımından gelen liflerle birleşerek tractus opticusu oluşturur.(temporal) tarafındaki retina yarımı ise görme alanının karşı taraf yarısını görür. Primer vizüel korteks Oksipital lobun arka bölümünde iç yüzdedir. her iki gözün retinasının üst .sol çeyreğini görür. Chiasma opticum Her iki taraf gözün retinasının nazal yarımlarından gelen iflerin yaptığı çapraza chiasma opticum denir. Burada bulunan sulcus calcarinus denilen oluk ile üst ve alt dudağa ayrılır. Tractus opticus Chiasma opticumdan sonra arkaya . Tam olmayan görme alanı defektlerine skotom denir. Maculadan gelen lifler. Görme alanındaki objeler. retinada tersine olarak düzenlenmiştir.dış çeyrekte yer alırken. retina ile birebir aynıdır (retinotopiktir). Bezin tümörlerinde basıya uğrar. Buna göre. Chiasma opticumu tutan lezyonlarda. görme alanının sağ yarımını görür. Chiasma opticumun hipofiz bezi ile olan yakın komşuluğu önemlidir. 119 . her iki gözün retinasının alt .dışa doğru bu isimle devam eden lifler.sağ çeyrekleri görme alanının alt . Benzer şekilde sol gözün retinasının nazal yarımı ile sağ gözün retinasının temporal yarımı görme alanının sol yarımını görür. Corpus geniculatum laterale (CGL) Thalamusun arka dışkısmında bulunan küçük bir kabarıntıdır. Buna göre. Her iki gözün görme alanının aynı yarısını görememesi homonimos. retinanın üst temporal çeyreğinden gelen lifler. hemianopsia. Chiasma opticumun arkasında kalan (tractus opticus. Örneğin. CGL. “Anopsia” görme kaybıdır. kuvadrantik anopsia ise. opticustaki liflerin dizilimi. bu isim altında primer vizüel kortekse (Brodmannın 17 numaralı alanı) gider. heteronimos hemianopsia (bitemporal hemianopsia) olur. Radiatio optica (tractus geniculocalcarinus) CGL’deki hücrelerin aksonları. radiatio optica ve vizüel korteks) görme yollarını tutan lezyonlarda kontralateral homonimos hemianopsia olur. retinanın alt nazal çeyreğinden gelenler.iç çeyreğinde yer alır. sinirin alt .

opticus. opticusun tam kesisinde o göz görmez (anopsia). Işık tutulan gözdekine direk pupilla ışık refleksi. N. karşı gözdekine de indirek (konsensüel) pupilla ışık refleksi adı verilir. opticusun hasarlarında. bu gözün hem afferent hem de efferent yolu sağlam olduğundan bu gözde direk refleks. Ancak sağlam göze ışık tutulursa. Bir ışık kaynağı ile bir taraf göze ışık tutulduğunda her iki gözün pupillasında da küçülme olur.Görme Yolları Lezyonlarında Ortaya Çıkan Görme Alanı Kayıpları N. optik sinirin hasarlı olduğu gözde de efferent yol sağlam 120 . oculomotorius yapar. her iki gözün retinasının nazal yarımlarından gelen lifler tutulduğundan. Chiasma opticumun arkasında kalan yapıların tam lezyonlarında homonimos hemianopsia. Chiasma opticumun lezyonlarında (en sık nedeni hipofiz tümörüdür). efferent (götüren) yolunu n. bitemporal hemianopsia olur. Görme İle İlgili Refleksler Pupilla ışık refleksi Afferent (getiren) yolunu n. kısmi lezyonlarında kuvadrantik anopsia olur. ışık uyarısı gitmediğinden her iki gözde de refleks alınamaz.

Ancak sağlam olan diğer gözde her iki refleks de alınır. Emetrop. uzağı net görememe Astigmat. kulak kepçesi (auricula) ve dış kulak yolundan (meatus acusticus externus) oluşur. Konverjans. facialis oluşturur. kaslar ve sinirlerden oluşur İç kulak (auris interna). m. ophthalmicus. sphincter pupillae kasılarak objeyi makulaya odaklar 3. Renk körlüğü. Kırmızı. Lensin kalınlaşması. Hastalar alacakaranlkta iyi göremez. 1. kırmızı ile yeşilin ayırt edilememesidir. N. Yaşlılarda olur. m. Vizüel korteksten çıkan lifler. nesnelerin çarpık görülmesi durumu Presbiyopi. facialisin ponstaki her iki taraf motor çekirdeğine getirilir. mavi yada yeşil ışığa duyarlı koni hücrelerinin bir yada daha fazlasının eksikliği sonucu görülen bir durumdur. Kulak (Auris) Kulak. cavitas tympani denilen boşluk ve boşlukta bulunan kemikçikler. opticus sağlam. oculomotoriustur. Kornea ya da konjunktivaya değildiğinde. trigeminusun dalı olan n. ophthalmicusun dalları ile alınır ve n. Gece körlüğü (tavuk karası). rectus medialisler kasılarak gözleri içe baktırır. okulomotor çekirdeklere gelir. N. facialisler. Dış Kulak (Auris Externa) Kulak Kepçesi (Auricula) Deri ile örtülü tek parça elastik kıkırdaktır. ciliarisin kasılmasıyla. efferent yolunu n. ancak n. Orta kulak (auris media). üç hareketle gerçekleştirilir. efferent yolu n. lensin elastikiyetini kaybetmesi sonucu yakının bulanık görülmesi. renklerin ayırt edilememesidir. Kornea refleksi Kornea yada konjunktiva uyarıldığında göz kapakları kapanır. A vitamini yetersizliği nedeniyle olur. erkeklerde sıktır. sağlam (sıfır) göz Hipermetrop. m. Dış Kulak Yolu (Meatus Acusticus Internus) 121 . yakını net görememe Miyop. hasta taraf gözde hem direk hem de indirek refleks alınamaz. En fazla görülen tipi. işitme ve denge ile ilgili yapıları içerir 1. orbicularis oculileri uyararak gözleri kapanmasını sağlar. Bu mekanizmanın gerçekleşmesi için görüntünün mutlaka vizüel kortekse ulaşması gerekir. Kalıtaldır.olduğu için indirek refleks alınır. m. Pupilla konstriksiyonu. bu dokunma uyarısı n. Yakındaki bir objeye bakıldığında meydana gelen bu olay ile objenin daha net olarak görülmesi sağlanır. Refleksin afferent yolunu n. opticus. Akomodasyon (uyum) mekanizması Afferent yolu n. 2. oculomotoriusda fonksiyon kaybı söz konusu ise. üç bölümde incelenir. lens serbestleştiği için kalınlaşır ve kırıcılığı artar. Dış kulak (auris externa). Akomodasyon.

Kulak kemikçikleri Orta kulak boşluğunda üç tane kemikçik vardır. iki küçük kas ve sinirler içerir. 2. 122 . Dış 1/3’lük bölümü kıkırdak. En tehlikesiz kadranı arka-alt kadranıdır. Zar dört bölgeye (kadrana) ayrılarak incelenir. malleus-incus-stapes (MİS) şeklindedir. Başlangıcındaki derinin altında bulunan gl. otoskop ışığının ön-alt kadranda görülen koni şeklindeki reflesine Politzer üçgeni denir. En büyük olanı malleustur. dış kulak yolu ile ilgili işlemlerde bayılma ve bradikardinin nedeni olan sinirdir. Kulak zarı (Membrana tympanica) Orta kulak boşluğunu dış kulak yolundan ayırır. Manubrium mallei denilen parçası kulak zarına tutunur. Dış kulak yolunun duyusunu taşıyan n. Enfeksiyon sonucu orta kulak boşluğunda biriken sıvıların boşaltılması (parasentez) için kesi (miringotomi) buradan yapılır. fenestra vestibulide oturur. Üç kemikçik. kıvamı yoğun olan serumen isimli bir sıvı üretir. içte kalan 2/3’lük bölümü kemiktir. Otoskop (kulak muayenesinde kullanılan ışıklı alet) muayenesinde.5 cm uzunluğunda “S” harfi şeklinde bir kanaldır. Başlangıcında bulunan kıllara tragi denir. Orta Kulak (Auris Media) Cavitas Tympani (Orta Kulak Boşluğu) Temporal kemiğin petroz parçasında düzensiz şekilli bir boşluktur. yaklaşık 1 cm çapındadır. vagusun aurikular dalı. Stapes. Kulağa giren yabancı maddeleri tutar ve birlikte buşon denilen kulak kirini oluşturur.Yaklaşık 2. ceruminosae denilen bezler. Kemikçiklerin zardan iç kulağa doğru sıralanışı. iç yüzü mukoza olup. Dış yüzü deri.

Scala vestibuli. bulantı. posterior ve lateralis olarak üç tanedir. İki bölümden oluşur. posterior ve lateralis) bulunur. İç Kulak (Auris Interna) Temporal kemiğin petroz parçası içindedir. İçinde denge ile ilgili reseptör yapıları içeren ductus semicirculares (anterior. İşitmenin reseptör organı olan organum spirale (Corti organı) ductus cochlearis içinde yer alır. kusma.75 defa dönen salyongoz kabuğu benzeri bir kanaldır. kulak çınlaması. Canalis semicirculares. Denge ve işitme ile ilgili yapıları içerir. İçinde üç tane bölme vardır. Labyrinthus Membranaceus Kemik labirint içindedir. anterior (superior). Zar labirinti bir kabuk gibi sarar. 123 . Vestibulum. bir kemik eksen çevresinde 2. Labyrinthus Osseus Vücutta dişlerden sonra en sert kemik dokusudur. kemik labirintin orta bölümüdür.3. Bu hastalıkta. Kemik labirint bölümleri. İkisi arasında perilenf denilen BOS’a benzeyen. vertigo ve sensorinöral tip ilerleyici işitme kaybı olur. scala tympani ve ductus cochlearis (scala media). Zar labirint içinde endolenf denilen sıvı bulunur. Labyrinthus osseus (kemik labirint) ve labyrinthus membranaceus (zar labirint). İçinde denge ile ilgili reseptör yapıları içeren utriculus ve sacculus denilen zar labirint bölümlerini bulunur. üç tanedir. sonuçta ona karışan bir sıvı dolaşır. Cochlea. Bu sıvının aşırı üretilmesi ya da emilmesindeki bozukluk sonucu ortaya çıkan belirtiler Meniere hastalığı olarak bilinir.

Dilin 1/3 arka bölümünden (papilla vallatalar dahil). Utriculus ve Sacculus. vestibulum içindedir. Dilin ucundaki tomurcuklar tatlı ve tuzluya. labyrinthi denilen veni. glossopharyngeus ve n. Koku Duyusu Thalamusa uğramayan tek duyudur Merkeze iki nöronla giden tek duyudur En yavaş taşınan duyudur Koku siniri birinci kranyal sinir olan olfaktor sinirdir. Frontal lobun altında nöron değiştirdikten sonra temporal lobdaki merkezine (34 numaralı Brodmann alanı) gider. Tat Duyusu Ekşi.Zar labirint bölümleri. cochlea içindedir. n. Olfaktor sinir. glossopharyngeus 124 . n. İşitmenin reseptör organı olan corti organını (organum spirale) içerir. olfactorius adı ile etmoid kemiğin kribriform laminasından geçer ve kafa içine girer. V. yan kenarlarında ve arka bölümündekiler ekşiye ve acıya daha çok duyarlıdır Dilden tat duyusunu. labyrinthidir. canalis semicircularesler içindedir. n. Ductus semicirculares. tatlı ve acı olarak dört primer tat duyusu vardır. a. sinus petrosus inferior denilen dural sinüse açılır. Olfaktor sinir uzantıları n. aksonları en ince ve miyelinsiz olan sinirdir. facialis. Ductus cochlearis. tuzlu. İşitme ve denge ile ilgili sinir n. İç kulağı besleyen arter. facialis (chorda tympani denilen dalı ile). vestibulocochlearistir (8 nci kranyal sinir). vagus taşır. Dilin 2/3 ön bölümünden (papilla vallatalar hariç) n.

FCAT (Federative Commitee on Anatomical Terminology). Epidermisteki tüm hücreler bu katta bulunur. 2. Netter. Stratum corneum. Dermis (Corium). Deri bu katta bulunan arterlerle beslenir. arrector pili buradadır. keratinizasyon işleminin başladığı kattır. Epidermisin. önceki katın altındadır. 10. Tenth Edition. Baltimore. 1999 6. Sadece el ayası ve ayak tabanında vardır. Ankara. epidermise komşu olan kattır. Deri (Cutis) Vücudun en büyük ve en ağır organıdır. ektoderm orjinli olup. iris. Fifth edition. Arıncı K. New York: Churchill Livingstone. Lippincott-Raven. KAYNAKLAR 1. tırnak). New York. F.Williams PL. Warwick R. çok katlı yassı epiteldir. 7. Dyson M. kıl follikülleri. Güneş Kitabevi. Stratum spinosum. retina. Deri iki tabakadan oluşur. 2005. 125 . 8. ağız epiteli. baskı. Stratum basale (stratum germinativum). Moore K. Stratum lucidum. Epidermisin esas hücresi keratinosittir. Melanin. kan ve lenf damarları. epidermis ve derivasyonları (kıl. sinir terminalleri. Sobotta İnsan Anatomisi Atlası. Avasküler ve su geçirmez bir bariyerdir. bu kattaki hücrelerin yapısı bakterilerin girişini önleyen bir yapıya sahiptir. 2006 9. NY.1995 3. Thieme Stuttgart. orta kulak. Fibroblastlar. 2. Epidermis ve Dermis. Elhan A. Stratum papillare. Yüzey alanı yaklaşık 2 m2 dir. Snell RS.Dilin en arka bölümü ve epiglottis civarından. Last’s Anatomy. Little. Snell RS. Lenf kapillerleri bu katın hemen altındadır. Forth Edition. Clinically Oriented Anatomy. Stratum granulosum. Clinical Anatomy. mast hücreleri ve makrofajlar içerir. Bu nedenle el ayası ve ayak tabanı güneşte bronzlaşmaz. 4. 38th Ed. 5 tabakalı bir yapısı vardır.L. Derinin rengini belirleyen melanin denilen pigment belirler. yeni hücrelerin üretildiği tabakadır. kıl follikülleri ve m. choroidea. 4. En ince göz kapaklarında. Stratum reticulare. mezoderm orijinlidir. Ter ve yağ bezleri. Ozan Anatomi. Williams and Wilkins. 2008 5. n. 1997. 1997. ultraviyole ışınlarından koruyucu tabakadır. Clinical Neuronatomy. İkinci baskı. iç kulak ve beynin alt bölümünü örten leptomeninksde bulunur. Brown and Company. Tat duyusunun kortikal merkezi parietal lobdaki 43 numaralı Brodmann alanıdır. Anatomi. Epidermis. İnsan Anatomisi Atlası. vagus taşır. Dermis iki tabakalıdır. Fourth edition. Gray’s anatomy. 1999. Baskı Ankara. 1995. Melanin de burada sentezlenir. Regional and Applied. Bannister LH. Terminologia Anatomica 1998. ölü hücre tabakasıdır. en kalın ise sırtın üst bölümündedir.

126 .

FİZYOLOJİ DERS NOTLARI Fizyoloji Anabilim Dalı 127 .

128 .

Yb. Turgut TOPAL. Serdar SADIR Doç.Bnb. Bülent UYSAL SAYFA 3 19 32 40 51 60 68 81 129 . Uzm.Tbp. Hayati BİLGİÇ.Hv. Dz.Bnb. Uzm. Uzm. Uzm. Şükrü ÖTER Doç.J.Bnb. 8. Doç.Tbp. Doç.J.Yb.Hv.Tbp.Bnb.Tbp. Ahmet KORKMAZ.Tbp.J.Yb.Hv.Bnb.Yb.Tbp. Serdar SADIR.J.Hv. Ahmet KORKMAZ.Yb. 7. Turgut TOPAL Doç. Tbp.J. 4.J. 2.Tbp.Tbp.Mehmet ÖZLER Doç. Doç. Tuğg. 3. 6. Turgut TOPAL.Bnb.Mehmet ÖZLER Doç. ÜNİTE / KONU Fizyoloji’ye Giriş ve Hücre Kan Fizyolojisi Solunum Sistemi Fizyolojisi Dolaşım Sistemi Fizyolojisi Sindirim Sistemi Fizyolojisi Boşaltım Sistemi Fizyolojisi Endokrin Sistem Fizyolojisi Sinir Sistemi Fizyolojisi HAZIRLAYANLAR Doç.Tbp.Yzb. Şükrü ÖTER Prof.Tbp.Tbp. Doç.Hv. Bülent UYSAL Doç.Bnb. Serdar SADIR.Tbp. Ahmet KORKMAZ.Yzb.J.Bnb.NU. Şükrü ÖTER. 5.Tbp. Doç.Tbp.Hv.Tbp. 1.Tbp.İÇİNDEKİLER S.Yb.

130 .

Merkeze haber iletici sistem. kalp ve damarlar) hücreye besin ve oksijeni ulaştırmak.sağaltımından sorumlu oldukları bu 75 trilyon hücrelik . mide ve bağırsaklar) hücreye besin sağlamak. dolaşım sistemi (kan. üreme sistemi (testis ve overler) ise yaşamın devamını sağlamaktan sorumludur. sindirim sistemi (ağız. organizmayı yeniden normal fizyolojik işlevine geri döndürmektir.insan organizmasını iyi tanımak durumundadır. Sözkonusu kontrol ve koordinasyon mekanizması özetle 1. makromoleküller ise makromoleküler kompleksleri oluşturmak suretiyle. 2. boşaltım sistemi (böbrekler) hücrenin içinde bulunduğu ortamın iyon dengesini korumak. Dolayısıyla hastalıkların tedavi ve takibinde görev yapan tüm sağlık elemanları . stasis = kalan) adı verilmiştir. moleküller makromolekülleri. dokuların en küçük yapı taşı olan HÜCREler meydana gelmiştir (Şema I). özellikle diğer sistemlerin kontrol ve koordinasyonundan sorumlu olan sinir ve iç salgı sistemleri (beyin. Merkezden haber götürücü sistem 4. hipotalamus. Tedavideki amaç.1. omurilik. Kısaca iç ortamın dengesi olarak da tanımlayabileceğimiz homeostasis. Hastalıklar da zaten organizmanın fizyolojik işlevinden sapması neticesinde ortaya çıkar. Karar verici merkez 3. Canlılığın tüm karakteristiklerini sergileyen hücreler. 131 . genel olarak aynı yapısal özelliklere sahiptir. Bu şekilde hücrelerin yaşamlarını sürdürebilmeleri. İşin doğru yapılıp yapılmadığını kontrol eden sistemler 5. içinde bulundukları ortamın devamlı bir dengede tutulmasına HOMEOSTASİS (homoios = değişmeyen. Bu şekilde farklılaşarak meydana gelmiş sistemleri örneklendirecek olursak: Solunum sistemi (akciğerler) hücrenin oksijen gereksinimi temin etmek. canlı organizmaların fonksiyonlarını ve işlevlerine bağlı olarak gösterdikleri değişiklikleri açıklamaya çalışan bilim dalıdır. bir başka deyişle fonksiyonlarına. hipofiz vb) vasıtasıyla korunmaktadır. kendilerini tamir edebilmeleri için. FİZYOLOJİ’YE GİRİŞ Kısaca “yaşam bilimi” olarak ifade edebileceğimiz Fizyoloji. bizim konumuz daha çok İNSAN FİZYOLOJİSİ ile sınırlı kalacaktır. Maddenin en küçük yapı taşı olarak belleğimizde yer etmiş olan atomlar bir araya gelerek molekülleri. ancak bulundukları doku veya sisteme. göre bazı özelleşmeler gösterirler. Her canlı organizma için normal sınırlarda bir fizyolojik yaşamdan söz etmek mümkündür. Merkeze uyaranın devamının gerekli olup olmadığını belirtecek sistemler neticesinde işleyen pozitif ya da negatif feedback (geribildirim) mekanizmaları vardır. Her ne kadar genel anlamdaki Fizyoloji bilimi yalnızca insan organizmasını ele almasa da. üreyebilmeleri.

hücrenin ana maddesidir ve zar içinde kalan herşeyi kapsar. Kendi yapı taşları olan amino asit'lerin zincir şeklinde sıralanmasıyla oluşurlar. Hücredeki tüm olaylar bu sıvı ortam içerisinde meydana gelir. Bunlar kimyasal reaksiyonlarda ve bazı kontrol mekanizmalarda rol alırlar. Hücrenin ışık mikroskobundaki basitçe görünüşü. Şekil 1. 2. Protoplazma'nın bileşimi: 1. ancak bazıları sülfür. bunların çeşitli şekillerde sıralanmasıyla milyonlarca farklı protein meydana gelebilmektedir. çekirdek içerisinde kalan bölüm nükleoplazma (karyoplazma) olarak adlandırılırken. çekirdek hariç tutulduğunda geri kalan kısma ise sitoplazma denir. İnorganik Maddeler. proteinler. 132 . O halde. oksijen. lipidler ve karbonhidratlardır: Proteinler: Hücrenin başlıca yapı taşıdır. 3. %70-85'ini su oluşturur. Hepsi de karbon. Tüm hücreler. plasma = madde) denir. klor ve kalsiyum). hücre zarı (hücre membranı) adlı yapı ile çevrelenmiştir. fosfor. hidrojen ve nitrojen içerirler. artı ya da eksi yük taşıyan elektrolitlerdir (potasyum. Bilinen 20 amino asit vardır. magnezyum. fosfat. Organik Maddeler. sülfat. purin ya da pirimidin grupları ile farklılaşır. Fizyoloji dersinin temellerini iyi öğrenebilmek için işe hücreden koyulmak gerekir. bikarbonat ile çok az miktarlarda sodyum.HÜCRE İnsan vücudunu hücre oluşturduğuna ve tüm homeostasis mekanizmalarının temel amacı hücrenin canlılığını korumak olduğuna göre. Protoplazma. Bu zarın içerisinde kalan kısma ise protoplazma (proto = ilk. hücrenin ölümü insanın da ölümü anlamına gelecektir.

Vücuttaki hemen hemen tüm reaksiyonlarda görev alırlar. sonra sırasıyla protein ve karbonhidratlardan oluşur. Örneğin. En önemli özellikleri. hücreyi dış ortamdan ayırmak ve hücreye madde giriş-çıkışını kontrol etmektir. suda eriyen amino asit. Lipidler: Bunlar da karbon. En çok lipid. 133 . lipid tabakasına gömülü olup membranda taşıyıcı ya da bazı molekülleri geçirip. Fosfolipid molekülünün iki ucu vardır. bazense dış ucuna bağlantılı proteinlerdir. Hücre Membranı (Plazma Membranı) 7. Karbonhidratlar: Aynı şekilde karbon. trigliseridler (nötral yağlar) sitoplazmada dağınık halde bulunur. En çok rastlayacağımız örneklerden fosfolipidler ve kollesterol daha çok membran yapılarına girerken. Bu şekilde maddelerin hücre içini kolayca girişine izin verilmemesine 'seçici geçirgenlik' denmektedir. Hücre membranı. integral proteinlerin genellikle iç. glukoz. lipid tabaka. bazılarını geçirmeyen kapıcı rolü görürlerken. suyu sevmeyen hidrofobik kuyruk bölgesi membranın içine doğru uzanmaktadır. Membran proteinleri başlıca 2'ye ayrılır: İntegral proteinler. Yağda eriyen maddeler ise membrandan kolaylıkla geçerler (Şekil 2). protein adaları ve glikolipid reseptörler.5-10 nm kalınlığındadır. Membrandaki karbonhidratlar ise genellikle protein ya da fosfolipid tabakasının dış yüzeyine bağlı olup reseptör olarak görev yaparlar. hidrojen ve oksijenden oluşur. suyu seven hidrofilik baş bölgesi (yani fosfat kökü) membranın dış yüzünü oluştururken. Hücrenin öncelikli besin kaynağını oluştururlar ve sitoplazmada glikojen şeklinde depolanırlar. protein. nükleik asit ve iyonların geçişi zordur. Bu sayede hücre membranının en önemli görevi. hidrojen ve oksijenden oluşurlar. Periferal proteinler.Enzimler: Kimyasal reaksiyonlarda hızlandırıcı katalizör görevi görürler. Arada kollesterol molekülleri de vardır. kendilerine özgü reaksiyonların dışında hiçbir maddeye ilgi göstermemeleridir. Şekil 2. Temel olarak çift katlı fosfolipid molekülleri arasında düzensiz şekilde dağılmış protein moleküllerinden meydana gelmiştir.

Sonuçta her iki taraf osmotik basınç eşitlenince. hipertonik ortamda ise büzüşmesi. parçacık sayısı daha az. hipotonik ortama konursa şişer. Geçiş moleküllerin kendi kinetik enerjileri ile olur: 1. Hücrenin hipotonik ortamda şişmesi. (Şekil 3) 4. su yoğunluğu daha fazla olan çözeltiler ise hipotonik (osmotik basıncı düşük. Her iki taraf parçacık sayısı ve su yoğunluğu aynı ise izotonik çözeltilerden bahsedilir. Hücreler. Taşınma sistemleri aktif ve ya pasif olabilir: Pasif Taşınma Sistemleri: Bu sistemlerde hücre enerji harcamaz.Hücre Zarında Madde Taşınması Hücrelere madde giriş-çıkışının kontrolünün. Kolaylaştırılmış Difüzyon: Kimyasal özellikleri veya boyutları nedeniyle membranı kendi başlarına geçemeyen moleküller de vardır. Örnek = böbrekte idrar oluşumu Şekil 3. Üç tür çözelti vardır: Diğer çözeltilere göre daha fazla çözünmüş parçacık sayısına. Basit Difüzyon: Moleküller veya atomlar. ancak basit difüzyondan farkı bir taşıyıcı molekülün aracılık etmesidir. Osmoz: Hücre zarından su moleküllerinin geçiş şeklidir. konsantrasyonlarının yüksek olduğu taraftan düşük olduğu tarafa doğru yayılmak suretiyle geçerler. Filtrasyon: İki taraf arasındaki hidrostatik basınç (suyun fiziksel basıncı) farkının etkisiyle meydana gelen membrandan geçiş şeklidir. yani izotonik olunca osmoz durur. membranın en önemli görevi olması nedeniyle. bu konuyu bu noktada biraz açmak faydalı olacaktır. Geçiş yine konsantrasyon gradyenti yönündedir. çok yoğun). dolayısıyla daha düşük su konsantrasyonuna sahip olan çözeltiler hipertonik (osmotik basıncı yüksek. Bu taşıyıcı genellikle hücre membranının yapısında bulunan proteinlerdir. 134 . 2. Örnek = glukoz 3. hipertonik ortamda ise büzüşür. az yoğun) olarak adlandırılır.

eksositozda ise hücre dışına taşınma sözkonusudur (Şekil 4). Diğer Hücre Organelleri Hücre içerisinde iyi organize olmuş fiziksel yapılara organel adı verilir. Pinositoz (içme). iç zardaki elektron transport zincirine katılan solunum enzimleri yardımıyla. Fagositoz (yeme ) Örnek = bakterilerin makrofajlar tarafından fagositozu. hücre yaşamındaki görev ve işleyişlerini daha yakından kavramaya çalışalım: Mitokondri: Çift katlı lipid-protein membranı olan ve hücrenin başlıca enerji (güç) kaynağını oluşturan organeldir (Şekil 5). ATP şeklinde enerji üretirler. Endositozda hücre içine. şekerler) yıkarak. Ancak bunun için. Endositoz ve eksositoz.Aktif taşınma sistemleri: Hücrenin enerji harcadığı sistemlerdir: Aktif Transport: Pasif taşınma sistemlerinin tersine. 135 . maddeler konsantrasyon gradyentinin aksi yönünde taşınır. ya da içine taşınır. Endositozu da kendi içinde 2’ye ayırmak mümkündür. Gerekli olan enerji Adenozin Trifosfat (ATP) dan temin edilir. Hücreye giren besinleri (yağlar. tıpkı kolaylaştırılmış difüzyondaki gibi. Şekil 5: Mitokondri. bir taşıyıcı moleküle gereksinim vardır. Taşınacak madde hücre membranında oluşturulan bir cep içerisinde alınır ve o cep ile beraber ya hücre dışına. Şekil 4. sitoplazmaya geçerek hücrenin enerji ihtiyacını karşılar. Oluşan ATP. Şimdi bunları tek tek inceleyerek. potasyum Endositoz ve Eksositoz: Bir seferde çok miktarda madde taşınması veya büyük moleküllerin taşınmasında sözkonusudur. Örnek = sodyum.

Nükleolus özellikle sürekli ve bol protein sentez eden hücrelerde görülür. Hücrenin kalıtsal üniteleri olan genler de DNA molekülünün parçalarıdır. çeşitli stereoid hormonların sentezi ve detoksifikasyon'dur (zehirsizleştirme). Alyuvarlar dışındaki tüm hücrelerde bulunurlar.Endoplazmik retikulum: Sitoplazma içerisinde bulunan zar yapısında kanal ve veziküllerden oluşmuştur. enzimler) özellikle polisakkarit (yani karbonhidrat) yapıda olanların son şeklinin verilip paketlendiği ve hücre dışına gönderildiği yapılardır. Oksidaz ve katalaz enzimlerini içerirler. bir araya gelerek organ ve dokuları oluştururlar. Tight Junction (Sıkı Bağlantı): Buradan moleküller geçemez ve tam bir bariyer oluştururlar. Nükleus (Çekirdek): İki katlı bir membran ile çevrili olup hücrenin kontrol merkezini oluşturur. elektriksel olarak uyarıların geçişinde de rol oynarlar (örnek = kalp kası. 3. Desmosom (Yapışık Bağlantı): Hücrelerin fiziksel etkileşiminden sorumlu olan yapıdır (Şekil 6). 2 ayrı yapıda izlenmektedir: 1. Lizozom: Lipid membranla sarılı yuvarlak vezikül şeklinde yapılardır. Ayrıca. büyük miktarda DNA (deoksiribonükleik asit) içermektedir. Çekirdeğin içerisindeki kromozomlar DNA tarafından oluşturulmuştur ve hücrenin genetik bilgisini taşır. 136 . birkaç kat vezikül ve kanallardan oluşmuştur. Hücreleri birbirine bağlayan başlıca 3 tip bağlantı şekli vardır: 1. Granüllü Endoplazmik Retikulum: Membran yüzeyindeki ribozomlar nedeniyle bu adı almıştır. Hücreler Arası Bağlantılar Vücutta hücreler genel olarak tek başlarına bağımsız olarak durmaz. Hücreler arası alım-verimi sağlarlar. hücre bölünmesi ile ilgili olayların merkezi olarak bilinir. Hücre içinde sentezi yapılan çeşitli moleküllerden (hormonlar. 2. İçinde hidrolitik enzimler vardır ve hücrede sindirim fonksiyonu görürler. Başlıca görevleri yağ sentezi. Sentriyol: Bütün hayvan hücrelerinde bulunur. 2. Oksidazlar. İçerisinde. düz kaslar). etrafı membranla sarılı olmayan ve nükleolus (çekirdekçik) olarak adlandırılan yapı vardır. Peroksizom: Lizozomlara benzer organellerdir. katalaz ise hücre için zehirli olan çeşitli maddelerin parçalanmasından sorumlu (örnek = karaciğerde alkol) enzimlerdir. Çekirdek. yağ asitlerinin sitoplazmada parçalanmasından. Başlıca fonksiyonu da zaten DNA eşlemesi ve RNA (ribonükleik asit) sentezidir. Düz (Granülsüz) Endoplazmik Retikulum: Membranlarında ribozom yoktur. Salgı hücrelerinde sayıları fazladır. Bölünme yeteneği olan hücrelerde bulunur. Golgi aparatı (kompleksi): Membranı endoplazmik retikuluma benzer. Kanal boşlukları hücre dışı sıvı ile doludur. Gap Junction (Aralıklı Bağlantı): İyon ve besinlerin geçebildiği 30-250 A° genişliğinde aralıklardan oluşur. Bu hidrolazlar granüllü endoplazmik retikulumda sentezlenir.

Hücre içi ve dışı elektrolitleri 137 . Hücreler arası bağlantılar. İstirahat halinde nöronun dışında daha fazla sodyum. Bu potansiyele istirahat zar potansiyeli denir. Nöron (Sinir Hücresi) ve Aksiyon Potansiyeli Organizmadaki bütün hücrelerde hücre zarının içiyle dışı arasında bir elektriksel potansiyel farkı vardır.Şekil 6. içinde ise daha fazla potasyum iyonu vardır (Şekil 7). İstirahat zar potansiyeli denilen bu potansiyelin en belirgin olduğu dokular uyarılabilir dokulardır. Uyarılabilen hücrelerin istirahat zar potansiyeli –70 ile –90 mV arasındadır. Şekil 7.

Sodyum pozitif yüklü olduğu için hücre içine girince hücre içi pozitif olur ve hücre böylece depolarize olur. uyarılabilir hücreler. Bunların en sonda Na-K ATPaz ile enerji harcayarak düzeltilmesi sağlanacaktır) Eğer daha fazla negatif hale gelirse bu duruma ise hiperpolarizasyon denir. Aksiyon potansiyeli Aksiyon potansiyelinin sebebi. Şekil 8. Hücre dışında içine oranla daha fazla sodyum olması ve hücre içinin dışına oranla daha negatif olması sebebiyle sodyum kanalları açılınca sodyum hücre içine hücum eder. oluşan aksiyon potansiyelini iletebilme yeteneğine de sahiptir. 138 . Uyarılabilir bir hücrenin zarında aksiyon potansiyeli meydana gelirse. Eger nöron bu kritik değere ulaşmazsa. ya da ulaşırsa tam bir aksiyon potansiyeli ortaya çıkar. Aksiyon potansiyeli depolarizan akım tarafindan oluşturulan elektrik aktivitesinin yayılmasıdır. Sonuç olarak bir nöron ya eşik değere ulaşmaz. Bu uyarılma ve uyarma işleminin bütün hücre zarı boyunca tekrarlanması sonucu aksiyon potansiyeli hücrenin yüzeyine yayılır. Yani –55 mV eşik değerdir.Aksiyon potansiyeli ise nöron bir bilgiyi bir başka hücreye iletirken nöronda ne olduğunu gösterir. aksiyon potansiyeli de ortaya çıkmaz. Ardından potasyum kapılarının biraz fazla açık kalmasından kaynaklanan potansiyel farkı eski haline döner (-70 mV) buna repolarizasyon denir. bu sırada oluşan elektriksel potansiyel değişikliği. buna “ya hep ya hiç” prensibi denir (Şekil 8). zarın bu değişimin meydana geldigi kısmına komşu zar bölgelerini de uyarır ve bu yerlerde de aksiyon potansiyeli meydana getirir. Yani. Depolarizasyon akımı –55 mV’a ulaşınca bir aksiyon potansiyeli oluşur ve birden +35 mV ‘a kadar yükselir. nöronun hücre zarındaki iyon değişimidir. (Yük olarak eski haline gelmiştir ama sodyum ve potasyumun bir kısmı farklı yerlerdedir. Uyarı önce sodyum kanallarının açılmasını sağlar.

Sinir sistemi gerek iç ortamdaki gerekse dış ortamdaki değişiklikleri reseptör adı verilen özelleşmiş yapılar aracılığı ile algılar. Periferik sinir sistemi ise reseptörler aracılığı ile iç ve dış ortamdan aldığı bilgileri merkeze. 139 . Kas hücresinde de bu hücrenin temel işlevi olan kasılmasının ortaya çıkması kas hücresi zarında aksiyon potansiyelinin oluşmasına bağlıdır. ışık. Diğer bir deyişle sinir sisteminin reseptörleri çeşitli enerji tiplerini (mekanik. Sinir hücresinin temel işlevi. merkezin emirlerini ise bu emirler doğrultusunda yanıtı oluşturacak organa (effektör organ) götüren sistemdir. Periferik sinir sistemini oluşturan sinir liflerinin çevresinde bulunan schwann hücresi vardır. Schwann hücresi bu liflerden bazısında miyelin kılıf oluşturmuştur. Bu işlem sodyum-potasyum pompası tarafından gerçekleştirilir.. ısı.. Sinir sistemi fonksiyon ve anatomik açıdan Merkezi Sinir Sistemi ve Periferik Sinir Sistemi olarak iki bölüme ayrılır. ses dalgaları gibi.) sinir hücresinde aksiyon potansiyeline dönüştüren bir dönüştürücü görevi yapmaktadırlar (Şekil 9). hızla değişen viseral olayları ve bazı endokrin bezlerin sekresyon hızlarını kontrol eder. nöronlar ile bağlantıları vardır ve belli uyaranlara karşı özelleşmiş yapılardır. Periferik Sinir Sistemi Sinir sistemi endokrin sistemle birlikte vücuttaki kontrol fonksiyonlarının büyük kısmının organizasyonunu üstlenmiştir. Sinir sistemi reseptörlerinin. Merkezi Sinir Sistemi (MSS) iç ve dış ortamdaki değişikliklere ne gibi yanıtların oluşturulacağı yönünde değerlendirmeyi yapan ve kararı veren bölümdür. Periferik sinir sistemi ise santral sinir sistemi ile vücudun diğer kısımları arasında haberleşmeyi sağlayan sinir lifi demetleridir. Genel olarak sinir sistemi vücutta kas kontraksiyonları.Hücrenin uyarılabilirliğinin devamı için bu ilk baştaki gradiyentlerin metabolik enerji kullanılarak yeniden oluşturulması gerekir. Şekil 9. Sinir sistemi. oluşan ve iletilen aksiyon potansiyelleri aracılığı ile organizmanin çesitli bölümleri arasındaki bilgi alışverişini sağlamaktır.

Somatik Sistem: İskelet kaslarımıza kasılma emirlerini götürerek nöronların gövdesi beyin sapı veya medulla spinaliste bulunur. uyarıyı taşıdıkları yöne bağlı olarak akson ve dendrit olmak üzere ikiye ayrılırlar. diğer bir nörona aktarılmasında aracılık eden kimyasal moleküller bulunmaktadır. Dendritler uyarıyı hücre gövdesine doğru. aksiyon potansiyeli oluşturup iletme işine katılmazlar. nükleus. Glia (destek) hücreleri: Nöronlara destek görevi yapan hücreler olup. sitoplazma ve hücre organellerini içeren bir hücre gövdesi (soma) ile bu hücre gövdesinden çıkan ve nörit adı verilen uzantılardan oluşur. akson ise iletildiği yer olmaktadır. Nöronlar: Sinir sisteminin esas fonksiyonunu yapan hücreler olup. Şekil 10.Periferik Sinir Sistemi fonksiyon yönünden somatik ve otonom olmak üzere iki bölüme ayrılır. Nöronlar: Sinir Sistemi Hücreleri Nöronlar elektrokimyasal bir işlemle bilgi taşımak için için özelleşmiş hücrelerdir. 140 . Aksonun yapı ve işlevini sürdürebilmesi için. Nöronlar. aksiyon potansiyelini oluşturup iletme işi bu hücrelerdedir. Aksonda veziküller içinde nörotransmitter olarak tanımlanan ve bir nöronda aksiyon potansiyeli olarak taşınan bilginin. Bütün nöronlar. hatta sonlanmalarına doğru taşınmalıdır ki buna akson transportu adı verilir. uyarılabilme ve uyarıları iletebilme özelliğine sahiplerdir (Şekil 11). Dendritler bir ve birden fazla sayıda olabilirken her sinir hücresinin bir adet aksonu bulunur ve aksonların uzunluğu birkaç mikrondan 1m. Refleks arkı Sinir sisteminde hücreler iki büyük grupta toplanmaktadır. Dendritler ve soma impulsun doğduğu yer. Nöritler sitoplazmik uzantılar olup hücre zarı ile çevrilidirler.'ye kadar değişebilir. gövdedeki organellerde yapılan çeşitli maddeler aksona. akson ise uyarıyı hücre gövdesinden alıp uzağa taşımaktadır. 1. 2. Bu nöronlar tarafından salgılanan nörotransmitter asetilkolindir (Şekil 10). Nöritler.

Bu nöronlar algılama. bellek ve davranışın organizasyonu için gereklidir. motor nöronlar (eferent nöronlar) sinyalleri merkezi sinir sisteminden efektör organa (kas ya da bez) iletir. Şekil 12.Şekil 11. Duysal ve motor nöronlar 141 . Nöron Nöronlar işlevlerine göre 3 sınıfa ayrılabilirler: Duysal nöronlar (aferent nöronlar) vücudun doku veya organlarından çeşitli bilgileri merkezi sinir sistemine taşırken. ara nöronlar (internöronlar) ise merkezi sinir sistemi içerisinde duysal ve motor nöronlar arasındaki bağlantıyı kurar (Şekil 12).

Sinir hücrelerinden farklı olarak kas hücreleri. Şekil 13. dendritleri veya aksonu ile yaptığı özel bağlantı bölgeleridir. bir nöronun diğerinin aktivitesini değiştirdiği yerdir. Sinaps. (Şekil 13). kasılmayı sağlayan aktin ve miyozin proteinlerinden bol miktarda bulunmaktadır. 1. hücre zarı boyunca yayılabilen aksiyon potansiyeli oluşturur. sinir hücreleri gibi kimyasal. Kaslar genel olarak 3 tipe ayrılır. Aktin bağlayan bir protein olan miyozin. bir hücre grubunun diğer hücre grubu üzerinde hareketine çevirir ve böylece moleküler bir motor olarak görev görür (Şekil 14). Düz kas 142 . Genellikle sinapslar bir nöronun aksonu ile diğer bir nöronun dendritleri (%80-95) arasında meydana gelmektedir. Başka bir tanımla sinaps. Kas hücrelerinde. iletiye de sinaptik ileti adı verilmektedir. aktarılan bu bilgiyi alarak uzağa taşınmasını sağlayan nörona ise postsinaptik nöron adı verilir.Sinaps Nöronların birbirlerine bilgi aktarımı yaptıkları bölgelere sinaps bölgeleri. Adenozin Trifosfat (ATP) hidrolizi ile elde ettiği enerjiyi. Sinapsa bilginin getirildiği nörona presinaptik nöron. Sinaptik ileti KAS Kas hücreleri de. aksiyon potansiyeli tarafından etkinleştirilebilen kasılabilir yapılar içerir. bir nöronun aksonunun (presinaptik nöron) diğer bir nöronun (postsinaptik nöron) soması. elektriksel ve mekanik olarak uyarılma özelliğine sahiptir. Kalp kası 3. Bu hücreler uyarıldıklarında. İskelet kası 2.

Kas Çizgileri: Kas lifinin değişik kısımlarında. aynen nöronların sinir sisteminin yapı taşları olması gibi. (Şekil 16). İki Z çizgisi arasında kalan alan sarkomer olarak adlandırılır (Şekil 15). Ca2+ kasılmayı başlatır (Şekil 17). tropomiyozin ve troponin proteinleri sayesinde olmaktadır. Aksiyon potansiyeli. Bu yapılar. tropomiyozin molekülleri boyunca bulunan. aktin molekülünün iki zinciri arasındaki oluğa yerleşmiş uzun filamanlardır. sarkoplazmik retikulumun T sistemine bitişik yan keselerinden. Her kas lifi. T sistemi sayesinde kas lifindeki bütün lifçiklere yayılır. Sarkotübüler Sistem: Kas lifleri. Kas lifleri. miyozin. uyarılma-kasılma keneti (eksitasyon-kontraksiyon bağıntısı) denilir. iskelet sisteminin yapı taşları da denilebilir. kas hücresinin hücre zarına sarkolemma adı verilir. Çapraz bağlı çizgilerin farklı bölümleri çeşitli harfler ile adlandırılmıştır. aktin. Troponin T. 143 . troponin molekülünün diğer kısımlarını. elektron mikroskobunda vezikül ve tübüller şeklinde zarsı yapılardan kurulu çatılar tarafından çevrili şekilde görülür. birbirinden ayrı filamanlara bölünebilen miyofibrillerden oluşur. iskelet kasının bilinen çizgili görüntüsünü sağlamaktadır. Filamanlar ise kasılabilir proteinlerden yapılmıştır.Şekil 14. tropomiyozin molekülüne bağlarken troponin I. belli aralıklarla yerleşmiş küçük globüler yapılardır. Aksiyon potansiyeli. bir T sistemi ile bir Sarkoplazmik Retikulum’dan oluşan sarkotübüler sistemi oluşturur. Troponin molekülleri. Kas ve Genel Yapısı 1. yani uç sarnıcından Ca2+ salınmasını tetikler. İskelet kasının kasılabilmesi. Tropomiyozin molekülleri. İskelet Kası İskelet kası. miyozinin aktin ile etkileşimini inhibe eder. Kasılmanın Moleküler Temeli: Kas lifinin depolarize olması ile başlayan kasılma sürecine. tek bir kas hücresinden oluşmuştur. kırıcılık indekslerinin farklılıklar göstermesi. birbirinden bağımsız kas liflerinden oluşmuştur. Bu kas liflerine. troponin C ise kasılmayı başlatan Ca2+ için bağlanma noktaları içerir.

hücre-hücre yapışmasını sürdürerek lifler arasında güçlü bir birlik sağlar. uyarımın bir kas lifinden diğerine yayılması için düşük dirençli köprüler oluşturur. Z çizgileri hizasında interkale diskler görülür. Bunlar. Kas Çizgileri ve Onları Oluşturan Yapılar 2. iskelet kasındakilerle benzer ve Z çizgileri bulunur. Bu kavşaklar. Kalp Kası Kalp kasının çizgileri. fakat uzun süre 144 . Kalbin iskelet kasına göre daha uzun süre kasılı kalması (uzun plato) yavaş açılan. Bu kavşaklar.Şekil 15. kalp kasının sanki bir sinsisyum gibi işlev görmesini sağlar.

bir tepe noktasına kadar diastolik hacimdeki artışa koşut olarak kalbin kasılma gücü artar (Kalbin Frank-Starling Yasası). kalbin diastol evresindeki dolma derecesi tarafından belirlenir ve ventrikülde gelişen basınç. Şekil 16. gelişen total gerimle orantılıdır. voltaja bağımlı Ca2+ kanallarına bağlıdır. Yani gelişen gerim. Sarkotübüler Sistem 145 . Vücutta liflerin başlangıç boyu.açık kalan.

Şekil 17. Düz kaslar ise çoğunlukla iç organın duvarında bulunur. Kalp kası da iskelet kası gibi çapraz çizgiler içerir ancak. kalp kası işlevsel olarak bir sinsisyum (ağ şeklinde bağlantı sistemi) oluşturur. İskelet kası oldukça iyi gelişmiş çapraz çizgiler içerir ve normalde sinirsel uyarı yoksa kasılmaz. Düz Kas: Ancak. Kasılmanın Moleküler Temeli 3. görüldüğü kadarıyla troponin bulunmaz. İskelet kasının lifleri arasında anatomik ve işlevsel bağlantı yoktur ve genelde istemli olarak kasılır. Düz kasta tropomiyozin varsa da. İskelet kası vücut kaslarının en büyük kısmını oluşturmaktadır. 146 . Düz kasta sarkoplazmik retikulum vardır fakat çok az gelişmiştir. düz kas homojen tek bir kategoriden oluşmaz.

organizmada damar sisteminin içini dolduran ve kalbin yardımıyla da tüm vücudu dolaşan sıvı bir dokudur. Yetişkin bir insanda 5 litre kadar bulunan bu sıvı. Beslenme: Sindirim sisteminden yapı taşlarına ayrılmış olarak emilen besin maddelerini (glikoz. Asit-Baz Dengesi: Bir yandan oluşan asit ve bazları tamponlarken (bikarbonat. Kanımızdaki kalabalık bir “işçi ordusu”. Yetişkin bir insanın vücudundaki tüm damarları uç uca eklesek elde edeceğimiz uzunluk en az 160. yabancı organizmaları yutarak (fagositoz) ya da taşıdıkları çeşitli silahlarla yok ederek organizmayı zararlı etkenlere karşı korurlar. Atılım: Dokularda ortaya çıkan metabolik atık maddeler (üre. kollarımızın içinde görebildiğimiz damarlar. 6. bizi dış düşmanlara karşı koruyan farklı işlevlere sahip. tüm dokularımızdaki hücrelere gereksinim duydukları besinleri de taşımaktadır. Ellerimizin üzerinde. ürik asit. içindeki hemoglobin molekülü sayesinde oksijeni. protein ve hemoglobin ile) diğer yandan bunları organizmadan uzaklaştırabilmektedir.000 km olurdu. Bu sistem. Termoregülasyon: Taşıdığı su aracılığıyla vücut sıcaklığının belirli sınırlar dahilinde tutulmasına katkıda bulunur. en küçük bir hücreye kadar gidebilmesine olanak sağlar. amino asitler. eritrositler). Bir başka deyişle. 3. Kandaki acil ilk yardım ekipleriyle “pıhtı pulcukları” ya da trombosit olarak adlandırılan. Kan vücut ağırlığının ortalama % 8’ini oluşturan (70 kg’lık bir insanda 5-6 L) sıvı bir dokudur. kalp tarafından karmaşık bir atar ve toplardamar sistemi içinde dolaştırılır. 2. kreatinin) boşaltım organlarına iletilir. Plazma adı verilen sıvı ortamda süspansiyon halinde dağılmış bir takım hücresel elemanlar içeren.2. Kanımız ayrıca farklı sınıflara ayrılmış güçlü bir ordunun askerleriyle de doludur. fosfat. KAN FİZYOLOJİSİ Kan Sıvısının Genel Özellikleri Tanım olarak KAN. Solunum (O2-CO2 Değişimi): Ağırlıklı olarak eritrositlerin görevidir. 147 . bedenimizde dolanan kan damar sisteminde tam bir tur attığında dünyayı 4 kez dolaşmış kadar yol almaktadır. aslında bu karmaşık sistemin önemsiz bir bölümüdür. Osmotik Düzenleme: Organizmanın su ve tuz dengesinin korunmasını sağlar. büyük bir kılcal damarlar ağıyla (kapiller) dokulara dağılmaktadır. Bu sıvı dokunun ve kanın içindeki hücrelerin esnek yapılarının özellikleri ve damar sisteminin en küçük alanlara kadar yayılan yapısı. Yaşam veren ve koruyan bu sıvı. yalnızca dokularımız ve organlarımızın gereksinim duyduğu oksijeni taşımakla ve vücudumuzu metabolizma artıklarından arındırmakla kalmaz. bir kesiğe ya da yaraya kalabalık gruplar halinde yığılarak kanamayı engelleyen hücrelerdir. dokulara ileten kırmızı kan hücreleridir (alyuvarlar. yağ asitleri) ihtiyacı olan dokulara ulaştırılır. Üzerlerindeki reseptörler sayesinde vücuda giren istilacıları belirleyip bu bilgileri hafızalarında tutan akyuvarlar (lökositler) ve benzeri savunma hücreleri. Kanın Başlıca Görevleri: 1. kanın vücudun her yerine. 5. Ana damarlarla taşınan kan. farklı türden hücreleri de içinde taşımaktadır. O2-CO2’in akciğerler-doku arasında eritrositlerin içerisindeki hemoglobin sayesinde iletilir. 4.

Yukarıda sayılan bütün bu görevlerin esas amacı organizmada homeostasis’in korunmasıdır. pıhtılaşmasına fırsat verilmeden veya pıhtılaşmasını önleyen birtakım maddelerin ilavesinden sonra. damardan bir tüpe alınarak. Toplanan bu kan hücreleri kanın hematokrit (hct) değerini verir ve normalde kanın % 44-46’sından ibarettir (Şekil 1). Özgül Ağırlık (Dansite): Saf suyun özgül ağırlığı 1000 olarak kabul edilir. 8. Plazma: Kan. Bu durumda üstte kalan sıvı ise plazmayı oluşturur ve kanın % 54-56’sı kadardır. bunun yanında antikorlar. Renk: Kanın rengi kızmızıdır. Haberleşme: Hormonları taşıyarak dokular arası iletişimin sağlanmasına aracılık eder. antitoksinler ve lizinler gibi maddeler aracılığıyla vücudun yabancı maddelere karşı savunmasının önemli bir bileşenini oluşturur. Savunma: Fagositoz yapan veya salgılarıyla savunma yapan hücresel elemanlar. İnterstiyel Sıvı Hacminin Kontrolü: Plazma proteinlerinin oluşturduğu osmotik çekim gücü (kolloid osmotik basıncı-onkotik basınç) ile kapillerin arteryel ucundan filtrasyon ile interstisyel sahaya geçen sıvının venöz tarafta yeniden intravasküler kompartmana geçmesini sağlar. 10. renk açıktır (kiraz kırmızısı). Kırmızı rengi eritrositlerde bulunan. Hemostaz: İçerisinde bulundurduğu pıhtılaşma faktörleri yoluyla yaralanmalar sonucunda ortaya çıkabilecek kan kayıplarını önlemeye çalışır. Kanın özgül ağırlığı 1050-1060 arasındadır. 9. Arteryel kanda oksijen fazla. Hematokrit 148 . renk koyudur (vişne kırmızısı). Hematokrit için kan hücrelerinin total kana oranıdır denebilir. belirli bir süre santrifüj edilirse içerdiği hücresel elemanların tüpün dibinde toplandığı görülür.7. demir içeren ve oksijen bağlayan hemoglobin (Hb) verir. venöz kanda ise oksijen az. Şekil 1.

3 g/dl. kreatinin.Kandaki organik maddeleri şu şekilde sıralayabiliriz: 1. Sedimentasyon: Eritrositler. Bu çöken kanın üstünde oluşan plazma tabakasının saatlik ilerleme hızı kısaca eritrositlerin çökme hızı olarak ifade edilebilen sedimentasyon hızı diye bilinir. Sedimentasyon doku harabiyeti ile seyreden birçok hastalıkta artar. globulin ve fibrinojendir. Lökositler ve trombositlerin hematokrite katkısı ihmal edilebilecek boyutlardadır. hipoksantin. Onkotik Basınç: Plazma proteinlerinin oluşturduğu osmotik basınç (≈ 25 mmHg) kolloid osmotik basıncı veya onkotik basınç olarak adlandırılır. Globin = % 2. Ayrıca teşhisi konmuş hastalıkların tedaviye cevabının izlenmesinde kullanılır.5 g. Çeşitli iç salgılar (hormonlar) ve enzimler. kapillerde suyu damar içerisinde tutan ve venöz uçta interstisyel sahadan tekrar damar içine dönüşünü sağlayan gücü oluşturur.5 litre kan hacminin 5. Albumin birçok madde için taşıma görevi görür. Plazma proteinleri: Toplam = % 7 g/dl Albumin = % 4. Fruktoz ve galaktoz daha sonra karaciğerde glikoza çevrilir. Yağlar ve Lipidler: Yağlar genel olarak sindirim sisteminden yağ asidi ve gliserol emilir. Karbonhidratlar. kolesterol ve nötral yağlar (trigliserid). fosfolipid. Pıhtılaşması engellenerek özel bir tüpe alınan kanın hücrelerinin çökmesine sedimentasyon denir. Lipidler. kandaki tüm hücresel elemanların tek başına % 95’den fazlasını oluşturmaktadır. geri kalanı fruktoz ve galaktoz olarak kana geçer. Çeşitli metaller. Fibrinojen = % 0. başlıca albumin. 3. Sedimentasyon hızı üzerinde başlıca etken bir takım plazma faktörleridir. ürik asit. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ise şeker hastalığı (diabet) söz konusudur. enzimler. amino asitler. glikoz ve laktik asit. β2. α2. Plazmanın % 90-92’si sudan ibarettir. hormonlar ve bazı ilaçlar kanda albumine bağlanarak gerekli yerlere taşınır.5. Kadında 0-16 mm/sa’dir. üre. ksantin. 2. amonyak ve amino asitler.5 g/dl.45 = 2. Fibrinojenin uzaklaştırılmış olduğu plazma ise serum (pıhtılaşma faktörleri olmayan plazma) olarak adlandırılır. fosfor. Fibrinojen pıhtılaşmada görev alır. Eritrositlerin kendilerinin etkisi ise daha azdır. 5. Glikozun normal düzeyi % 70-110 mg’dır. Erkekte 0-8 mm/sa.5 g/dl. 149 . Onkotik basıncın % 70-80’inden tek başına albumin sorumludur.5 x 0. yağ asitleri. Klinikte hastalığın çeşidi ve cinsi hakkında doğrudan bilgi vermese de ileri tetkik için fikir veren yönlendirici bir tanı metodudur. Total protein miktarı % 5. γ). 4. Ancak aralarından γ-globulinler aynı zamanda immunoglobin (lg) olarak da bilinir ve organizmanın bağışıklık sisteminde rol oynar (α1. Bir de non-protein azotlu maddeler vardır. β1. Normal sedimentasyon değerleri Yeni doğanda 0-1 mm/sa. Plazma Karbonhidratları: Sindirim sisteminde karbonhidratların % 80’i glikoz. Globulinlerin de albumine benzer taşıyıcılık görevi vardır. Proteinler.5 g altına düştüğünde onkotik basınçta meydana gelen düşme sonucu sıvının venöz uçta kapillere dönmemesi sonucu ödemler oluşur. Bu basınç. ya da albumin % 2.5 kadarını eritrositler geri kalan 3 litresini ise plazma oluşturur.

İki taraflı olarak ortadan çökük (bikonkav) disk şeklinde görülürler. Akciğerden aldıkları O2’yi dokulara. Hemoglobin (Hb) yapısında 4 tane globin protein vardır. Yaklaşık 7 µ çapında olan eritrositlerin boyutlarının bu küçüklüğü ve özel şekilleri nedeniyle yüzey-hacim oranı çok yüksektir. lökositler (akyuvarlar. Her bir globin zincirine bir tane Fe+2 taşıyan bir hem molekülü bağlanmaktadır. son derece dar kapiller damarlardan geçebilmektedirler (Şekil 3). ancak membranlarının esnekliği sayesinde kolayca şekil değiştirerek. Sonuç olarak 4 Globin (2α2β) + 4 Fe+2 = 1 Hemoglobin’i oluşturur. Kanın Hücresel Elemanları Kanın plazma haricinde kalan ve % 44-46’lık hematokrit değerinde sorumlu olan kan hücreleri eritrositler (alyuvarlar. kırmızı kan hücreleri). Bu sayı mm3’te 4. buradan aldıkları CO2’yi ise akciğere taşırlar. Kan hücrelerinin oluşumu ERİTROSİTLER – ALVUYARLAR Sayıları en yüksek olan kan hücresidir. yaşlılıkta. dolayısıyla eritrosit membranından oksijen-karbondioksit difüzyonu oldukça hızlı olabilmektedir.5 milyon civarındadır. Şekil 2. beyaz kan hücreleri) ve trombositlerdir (kan pulcukları) (Şekil 2). egsersiz ve yemeklerden sonra fizyolojik olarak artar. menstruasyon sırasında.5-5. 150 .Fizyolojik Sedimentasyon Artışları: Sedimentasyon gebelikte.

oksijen molekülünü asıl bağlayan eleman olan bir Fe+2 atomu içerir (Şekil 4). O2 bağlamış olan Hb’dir.Her biri hem molekülü. CO2 bağlamış olan Hb’dir. Bu durum Hb’nin yapısındaki +2 değerli demirin +3 değerli demire yükseltgenmesiyle karakterizedir ve bu şekilde oluşan methemoglobin (met-Hb) O2 bağlama yeteneğinden yoksundur. Hb’in CO’ya ilgisi O2’ye olan ilgisinden 250 kat fazladır. 151 . Hemoglobin ve yapısında bulunan hem ve globin molekülleri. Hemoglobin Bileşikleri: Oksihemoglobin. Karbaminohemoglobin. Şekil 3. Methemoglobinemi. Eritrositin görünümü Şekil 4. Karbonmonoksihemoglobin.

tüm kan hücrelerinin sentez yeri kemik iliği ve stem cell (kök hücre)dir. demir ve bazı büyüme faktörleri gibi. Oluşan biliverdin ikinci aşamada bilurubine çevrilir (nonkonjuge bilurubin. folik asit. indirekt bilurubin). Aslında yalnızca eritrositlerin değil.Eritrosit Yapımı (Eritropoez): Doğumdan önce karaciğerde sentezlenen eritrositler. Eritrositlerin Haraplanması: Yaşlanan eritrositlerin membranı elastik yapısını kaybeder ve . Hb’nin oksijene olan afinitesine bağlıdır. Dokuların oksijen donanımı ise. Hb’nin oksijen satürasyonu. Oluşan bilurubin karaciğerde glukuronik asit ile konjuge edilerek bilurubin diglukuronat konjuge bilurubin. dokuların oksijen gereksinimine göre düzenlenmektedir. Şekil 5. Ancak bu faktörlerin hiçbiri yapım hızını düzenleyen sinyali oluşturmaz.özellikle dalakta olmak üzere – kapiller damarlardan geçerken. Eritropoez’in Düzenlenmesi: Eritrosit yapımı için bazı besinler gereklidir. doğumdan sonra kemik iliğinde yapılmaya devam eder. vitamin B12. karbonhidratlar. Kan akımı. amino asitler. Dokulardaki oksijen basıncı ve dokuların oksijen donanımı ile tüketimi arasındaki oran. Eritrosit yapımını uyaran başlıca etken dokularda oksijenin azalması anlamına gelen hipoksidir. direkt bilurubin) lahine getirilir (Şekil 5). Hipoksi etkisiyle eritropoetin adı verilen glikoprotein tabiatlı bir hormon salgılanır. lipidler. Hem molekülünün yıkımı 152 . Parçalanan eritrositlerden açığa çıkan Hb’nin hem’i biliverdin. Yapım. demir ve CO’ya çevrilir. eritrosit yapım hızını etkiler. Kanın Hb konsantrasyonu. sürtünmeye dayanamayarak yırtılırlar.

egzersiz sırasında dokunun oksijen gereksinimi çok artacağından dolayı. Talasemi (Akdeniz Anemisi): Hemoglobindeki bir polipeptid zincir eksikliği ile oluşur. Apotransferrin ince bağırsakta serbest demir ve bazı demir bileşikleri ile bağlanır. 4. Kan Grupları Eritrositler şekil olarak. hem de RNA serisi için gereklidir. DNA sentezi bozukluğuna bağlı anemiler: B12 vitamini veya Folik asit eksikliği eksikliği 2. Demir Metabolizmasi ve Eksikliği Demir eksikliğine bağlı hipokrom mikrositer anemi gelişir. α zincirinin olmaması α-talasemi. B12 ve folik asit eksikliğinde hücre büyür ama bölünemez.ANEMİ Eritrosit sayısının veya hemoglobin miktarının normalden düşük olması halidir. 2. β zincirin olmaması β-talasemi olarak isimlendirilir. Vitamin. Hem A. Normal erişkin Hb’i 2 α ve 2 de β polipeptid zincirinden meydanla gelen HbA’dır. Değişen. 153 . Ne A. ciddi doku hipoksisine bağlı akut kalp yetmezliği gelişebilir. Eritrosit membranında yalnız A aglütinojeni bulunduranlar A kan grubu. bu nedenle megaloblastik anemi olarak adlandırılır. hem de B aglütinojenlerini bulunduranlar AB kan grubu. Membran bozukluğu ve enzim eksikliği B12 veya Folik Asit Eksikliği: B12 vitamini ve folik asit hem DNA. Ancak anemili kişi egrzersize başlarsa kalbi bu durum karşısında daha fazla kan pompalayamayacaktır. Hem sentezi bozukluğu: Fe eksikliği 3. 1. hangi ırktan olursa olsun tüm insanlarda aynıdır. Hemosiderinin aşırı çoğalması ile hemokromatoz denen patolojik durum oluşur. ne de B aglütinojenlerini bulundurmayanlar ise O kan grubu olarak kabul edilmiştir. Bu antijenlerin çoğu zayıftır. Bunlar A-B-O ve Rh sistemi antijenleridir. Demir en çok duodenum ve jejenumun ilk bölümü olmak üzere ince barsağın ilk kesiminden emilir. Bu işlemden sonra demir bağlanmış apotransferrin transferin olarak adlandırılır. Vücutta demir miktarı apoferritin depo havuzunu aşacak miktarda olduğu zaman hemosiderin adlı çözülmeyen formda depo edilir. özellikle membranlarında bulunan her biri antijen antikor etkileşimlerine yol onlarca adet antijendir. Globin sentezi eksikliği: Globin zincirini kodlayan gen de yanlış kodlama (orak hücreli anemi) veya Globin zincirini kodlaya genin olmaması (talasemi). Bu sınıflama ABO kan grubu sınıflaması olarak da bilinmektedir (Tablo I). Yalnız B aglütinojeni bulunduranlar B kan grubu. Kanın azalmış oksijen taşıma kapasitesine rağmen kan akım hızı artarak dokuların ihtiyacı olan oksijeni bırakabilir. Anemilerin Sınıflandırılması: 1. Ferritin şeklinde depolanan bu demire depo demir adı verilir. 3. 4. Eritrosite antijenik özellik kazandıran bu maddelere aglütinojen adı verilmiştir. Kanda bulunan fazla demir ise apoferritin ile birleştirilerek ferritin şeklinde depolanır. İki grup antijen diğerlerine göre daha sıklıkla kan trasfüzyon reaksiyonlarına yol açarlar. Sonuç olarak.

Anti-A aglütinini.Tablo I. Bu durumu önlemek için Rh (+) bir bebek doğuran Rh (-) bir anneye doğumdan sonraki 72 saat içerisinde Rh (+) eritrositlere karşı gamma globulinler verilebilir. B grubu kişinin plazmasında Anti-A aglütinini. plazmasında buna karşı antikor mevcuttur. B aglütnojenine karşı ise Anti-B aglütinin vardır. Rh faktörüne karşı oluşan antikor Anti-D antikoru olarak da adlandırılır. Genel olarak kişide bulunmayan aglütinojen hangisi ise. ABO kan grubu sistemi Kan Grubu A B AB O Antijen(aglütinoje n) A Var Yok Var Yok B Yok Var Var Yok Antikor(aglütini n) AntiA Yok Var Yok Var AntiB Var Yok Yok Var Bu aglütinojenlere karşı reaksiyon gösteren antikorlar ise plazmada doğal olarak bulunmaktadır ki bunlara da aglütinin denir. Ancak anne ikinci kez yine Rh (+) bir çocuğa hamile kalırsa. Bilurubin pigmenti normal erişkinde kan-beyin bariyerini geçemezken. AB kan grubundaki insanlar hem A. A aglütinojenini taşıyan eritrositler ile karşılaşırsa bir anda çok sayıda eritrositi kendine bağlayarak kümeleşmesine neden olur. Rh faktörü: Eritrosit membranında ABO kan grubu aglütinojenlerine ilave olarak bir de Rh antijeni önemlidir. bu olaya da aglütinasyon adı verilir. Cross-Matching: Genel olarak çok fazla etkin olmamakla birlikte. bu durum eritroblastosis fetalis veya yeni doğanın hemolitik sarılığı olarak adlandırılır. klinik uygulamada nadir de olsa problemlere yol açabilirler. Ya düşük olur ya da hemoliz nedeniyle çocuk sarılıklı doğabilir. Bu durumda çocuğun Rh antijenleri anneye geçerse annenin kanında Anti-D antikorları oluşur. alıcı ile vericinin kanları bir deney tüpünde birleştirilerek aglütinasyon oluşup oluşmadığı 154 . Eritrositlerin Rh antijeni taşıyanlar Rh (+). fetüste bu bariyeri aşabilmekte beyin bazal gagliyonlarında toplanarak kernikterus olarak adlandırılan tehlikeli duruma neden olur. Oluşan bu antikorlar da tekrar çocuğa geçer ve çocuğun eritrositlerinde aglütinasyon ve hemolize neden olabilir. Rh (+) bir babadan yine Rh (+) bir çocuğa hamile olduğunda söz konusu hale gelir. Bunun için kan tranfüzyonu yapılacağı zaman. annedeki antikorların sayısı artarak daha tehlikeli durumlara yol açabilir. bu saydığımız ABO ve Rh grupları dışındaki kan grupları. A aglütinojenine karşı Anti-A. Rh uyuşmazlığı: Rh (-) bir anne. O grubu kişide ise her iki aglütinin bulunur. Buna göre A grubu kişinin plazmasında Anti-B aglütinini. İnsanların % 80’i Rh (+)’dir. hem de B aglütinojenine sahip olduklarından plazmalarında aglütinin yoktur. taşımayanlar ise Rh (-) olarak sınıflanır. Aglütinasyonu hemoliz takip eder ve eritrositler parçalanarak ölür. Genellikle ilk gebelikte oluşan antikorlar ya çok fazla değildir ve çocuğa tam zarar veremezler ya da çocuğa gebelik süresinde değil de doğum sırasında geçer ve çocukta herhangi bir hastalık olmaz.

mantar.kontrol edilir ve ancak bundan sonra kan nakline başlanır. Diğer hücreler lenfositlerin aktivasyonu. bellek ve kendinden olan/olmayanı tanıma özelliklerine sahip olur. İmmün 155 . solunum. Bunlar da kendi içlerinde. Normal sayıları mm3’te 4000-10000 kadardır. Lökositler eritrositlerden daha büyük çekirdekli hücrelerdir. fagositoz veya çeşitli moleküller salgılanması gibi yardımcı roller üstlenir. Bu teste cross-matching adı verilmektedir. Makrofajlar gibi aktif fagostik hücreler olmakla birlikte savunmada makrofajlara göre daha etkin ve üst düzeyde rol alırlar. Bağışık yanıt için gelişen hücrelerden sadece lenfositler çeşitlilik. parazit gibi mikroorganizmalarla bu yolla savaşım veriler. Sayılarının 4000’in altına düşmesine lökopeni. Her üç granülosit tipinin de aktif olarak fagositos yapma yeteneği vardır ve bakteri. bağışıklık sistemini oluşturmaktadır. eozinofil (daha büyüktür. Sitoplazmalarının özel boyalarla boyanması sonunda beliren granüllerin bulunup bulunmamasına göre granülositler ve agranülositler diye ikiye alt gruba ayrılırlar. boşaltım organları veya deri yoluyla girebilecek bakteri. lenfositler lenfoid seriden gelişen tek kan hücresidir. Granüllerinin ve çekirdeklerinin boyanma özelliklerine göre kendi içlerinde nötrofiller. bazofiller ve eozinofiller olarak üç gruba ayrılırlar. asit olarak boyanır ve kırmızı renk alır) ile bazofil (bazik boya ile koyu mavi olarak boyanır) şeklinde 3 alt gruba ayrılır (Şekil 6). Lökositler . Korumadan sorumlu başlıca hücreler de lökositlerdir. 10000’in üzerine çıkmasına ise lökositoz adı verilir. Lenfosit ve monositlerin yer aldığı agranülositler ise tek çekirdekli oldukları için mononükleer lökositler olarak da isimlendirilir. Genellikle inflamasyon bölgesine giden ilk hücrelerdir. parazit gibi mikroorganizmaların tehdidi altındadır. Vücudumuz her an ağız. sitoplazmik granüllerinin boyanma özelliğine göre. özgüllük. Nötrofiller: Dolaşımdaki tüm lökositlerin % 50-75’ini granülositler oluştururken. Bunlardan monositler miyeloid seriden gelişirken. mantar. nötrofil (nötral boya ile pembe olarak boyanır). Şekil 6.Akyuvarlar Organizmanın kan hücreleri ile gerçekleştirdiği korunma mekanizmaları. Lökosit alt grupları Granülositler Çok parçalı çekirdekleri vardır ve sitoplazmalarında belirgin granüller içerirler. bunlarında en büyük kısmı nötrofillerden ibarettir. virüs.

İste monositlerin esas olgun hali bu makrofajlardır. fagositoz. heparin. antijenik materyali lenfositler başta olmak üzere diğer hücrelere sunarak tanıtma ve çeşitli uyarıcı moleküller salgılamadır. Makrofajlar her dokuda görülürken. inflamasyonun bulgularının oluşmasına neden olurlar. 156 . bradikinin ve serotonin gibi moleküller barındırırlar. Monositler: Monositler damar hücrelerinin arasından interstisyel (hücrelerarası) sahaya geçerek burada doku makrofajlarını (histiyosit) oluştururlar. Olgunlaşıp eğitilen T ve B Lenfositler primer lenfoid organları terk ederek sekonder lenfoid organlara dağılırlar (Şekil 7). Mast Hücreleri: Mast hücreleri. Parazitlere karşı savunmada özelleşmişlerdir. Granülosit ve monositlerin aksine. Granüllerinin içeriği histamin. bazofillerle birlikte alerji gelişiminde rol alır. Eozinofiller: Tıpkı nötrofiller gibi hareketli ve fagostik hücrelerdir. Dolaşımdaki lökositlerin %1-2’sini oluştururlar.bileşiklerler uyarıldıkları zaman granüllerinde bulunan organizmaları sindirici ve öldürücü enzimlerini hücre dışına bırakırlar. T Lenfositler timusta olgunlaşarak bağışıklık yeteneklerini burada kazanırlarken B Lenfositler kemik iliğinde olgunlaşarak bağışıklık yeteneklerini burada kazanırlar. Eozinofiller ayrıca alerjik reaksiyonların olduğu dokularda toplanma eğilimindedir. öldürme. Lenfositler: Kandaki lökositlerin % 20-30’unu oluştururlar. Bazofiller: Granülositler grubunun fagostik olmayan üyeleridir. lenfositlerin fagositoz yeteneği yoktur. Makrofajların başlıca işlevleri. İnflamasyon esnasında bu molekülleri salarak. Bazofiller ayrıca bazı alerjik hastalıklarda da ana rol oynarlar. bazı dokularda özel isimlerle anılırlar. Kemik iliğinden kaynaklanırlar.

B lenfositler. Lenfosit tipleri Primer (merkezi) lenfoid organlar: Lenfositlere immunolojik yeteneklerini kazandıran timus. solunum. diğer bir bölümü antijenlerle doğrudan savaşabilecek yeteneğe sahiptir. boşaltım. bursa fabricius ya da memelilerde bunun yerini tutan kemik iliği. 157 .Şekil 7. vücuda giren yabancı maddelere (antijen) karşı antikor veya immunoglobulinler de dediğimiz protein yapısındaki özel maddeleri sentezlerler. T lenfositler ise değişik görevlerle farklılaşmış olup. B lenfositlerinin meydana getirdiği bağışıklık humoral bağışıklık olarak anılır. tonsiller ve (sindirim. dalak. üreme) kanal duvarlarındaki lenf bezleridir. bir kısmı B lenfositlerin antikor üretiminin düzenlenmesi ile ilgili vazifeler alırken. Bu nedenle T lenfositleri ile oluşan bağışıklığa hücresel bağışıklık adı verilirken. Sekonder (periferik) lenfoid organlar: Lenf düğmeleri.

çeşitli salgılar yoluyla da yabancı maddeler ile savaşım verebilmektedirler. Lökosit hareketleri Lökositler. Lökosit formülü Çomak çekirdekli genç nötrofil Parçalı çekirdekli nötrofil Eozinofil Bazofil Lenfosit %1-2 %6070 %1-4 %0. Örneğin.Şekil 8. Hastalıkların tanısında çok değerli ipuçları verebilir. Bu şekilde nötrofil ve monositlerin yabancı maddenin zarar verdiği bölgeye doğru hareketine kemotaksis denir (Şekil 8). işlevlerini başlıca fagositoz yoluyla yerine getirirler. lenfosit veya lökositlerin kontrolsüz olarak çoğalması durumudur. tüberküloz gibi kronik hastalıklarda monositler çoğalmış olarak bulunur (Tablo II) Tablo II. Lökosit Formülü: Lökosit çeşitlerinin toplam lökosit populasyonuna oranını ifade eder. alerjik hastalıklarda eozinofiller daha çok artar. Ancak bunun yanında. bradikinin ve serotonin gibi maddeler açığa çıkar.5 %2030 Bağışıklık Mekanizmaları (İmmun Sistem) 158 . bakteriyel enfeksiyonlarda granülositler ile genç lökosit şekilleri çoğalmış bulunur. viral enfeksiyonlarda lenfositler. Lösemi: Halk arasında kan kanseri olarak da bilinen. Tahrip olan dokudan histamin.

İmmunoglobulin (Ig)ler: IgG. normal damar endoteline yapışmazken. Otoimmunite: Bağışıklık normalde vücuda yabancı olan antijenik maddelere karşı gelişen bir olay iken. bu hastalar kolay kanarlar ve kanamanın durdurulması oldukça zordur. bazen kişinin immun sistemindeki bir takım bozukluklar nedeniyle kendi dokularına karşı antikor oluşabilir. Bundan sonra trombositler.Plazma proteinlerinin ikinci büyük kısmını oluşturan globulinler arasından immunoglobulinler vücudun bağışıklık sisteminde önemli yer tutar. Bunlar antijenlere karşı organizmanın savunmasında görev alan antikorlardır. IgM. IgE. FIX eksikliği hemofili B). IgA. Trombosit tıkacının oluşması. 3. Fazla pıhtının eritilmesi (fibrinolizis) 159 . bu olay gerek endotel hücreleri gerekse trombositler tarafından salgılanan bir plazma proteini olan Von Willebran faktörü (vWF) tarafından kolaylaştırılır. Bu protein hasarlı damar duvarı ile trombositler arasında bir köprü oluşturur. damar zedelenmesi sonucu açığa çıkan kollagen moleküllerine hızla yansır. koagülasyon ise kanın pıhtılaşması anlamına gelir. Kişide trombosit sayısının yetersiz olması trombositopeni olarak adlandırılır. normal damar endoteline yapışmazken. Trombositler Yine miyeloid serinin unipotent stem hücresinden kaynaklanan dev megakaryosit’lerden oluşurlar. Membranı yüzeyindeki reseptörler. damar zedelenmesi sonucu açığa çıkan kollajen moleküllerine hızla yapışır (adhezyon). Trombosit membranı yüzeyindeki reseptörler aracılığıyla. Bu olaya otoimmunizasyon ya da otosensitizasyon adı verilirken. damar yaralanmalarında kanamanın durmasında (hemostaz) ve pıhtılaşmada (koagülasyon) görev alan hücrelerdir. Normal sayıları 150000 – 400000/mm3 civarındadır. böyle bir reaksiyonda otoantijenlere karşı oluşan otoantikorlardan bahsedilir. Trombositler. Pıhtının oluşması (Şekil 9) 4. Damarın refleks olarak kasılarak büzülmesi (vazospazm) 2. Bu şekilde trombosit tıkacı oluşmuş olur. Vücutta hemostaz ve koagülasyon mekanizmaları: Hemostaz kanamanın durdurulması. basit kılcal damar yaralanmalarında tek başına bu tıkaç kanamayı durdurmaya yeterli olabilmektedir. Bir damar yaralandığı zaman kanamanın durdurulması ve o bölgenin tamiri için devreye giren mekanizmalar şu şekilde sıralanabilir 1. Bazı inanlarda kalıtsal olarak bazı pıhtılaşma faktörlerinin bulunmaması sonucu hemofili adı verilen hastalık bulunabilir (FVIII eksikliği hemofili A. Fibröz doku oluşumu ile damarın yeniden tamiri 5. Diğer trombositler de buraya gelerek birbirlerine yapışır ve trombosit kümeleri oluştururlar (agregasyon). Bu kişilerde deri altında kanamalar ve çürükler görülebilmektedir. IgD. yapılarında bulundurdukları aktomiyozin etkisiyle kasılarak içlerinde hapsolmuş plazmayı dışarı atar.

Bu inflamasyon sıvısında ilk saatlerde granülositler çoğunlukta iken. soğuk. o bölgedeki proteinden zengin plazmanın damar dışına sızmasıyla oluşur (ödem). Hemostazis Kanda pıhtılaşma ile ilgili yaklaşık olarak 50 kadar madde bulunmuştur. Fibrinolitik sistem ile pıhtılaşma sistemi arasındaki dengenin bozulmasından kaynaklanır. sıcaklık. akciğer damarlarında tıkanmalara da yol açabilir (emboli). Fibrinolitik (Trombolitik) Sistem: Bunun için pıhtı oluştuktan bir müddet sonra bu pıhtıyı yeniden eritme yoluna gider. Kızarıklık ve sıcaklığın nedeni deri damarlarındaki vazodilatasyon ve kan akımı artışıdır. Pıhtının eritilmesinden plazmin adlı enzim sorumludur. Damar içerisinde oluşan bu pıhtıya trombüs denir. 160 . Normalde kanda bu antikoagülan maddeler hakim olduğundan pıhtılaşma görülmez. İnflamasyon: Başlıca inflamasyon belirti ve bulguları kızarıklık. Bunlardan pıhtılaşmayı oluşturma yönünde etkili olanlara koagülan. Ancak bir yaralanma sonrasında pıhtılaşma oluşması gerektiği zaman başlıca üç aşamalı mekanizma söz konusu hale gelir. sıcak ya da mekanik travmalar inflamasyona yol açabilir.Şekil 9. marofajlar) artar. şişlik. ağrı ve fonksiyon kaybı şeklinde sıralanmıştır. pıhtılaşmayı durdurucu yönde etkili olanlara ise antikoagülan madde denir. sonra daha uzun ömürlü olan mononükleer hücreler (monositler. Şişlik. Bakteri ve virüs enfeksiyonları. Trombozis: Damar içerisindeki anormal pıhtılaşma durumudur. Bazen trombüsten bir parça pıhtı koparak dolaşıma katılabilir ve beyin. Plazmin. alerjik reaksiyonlar. kalp. En önemli antikoagülan maddeler arasında antitrombin III ve heparin sayılabilir. 1) Protrombin aktivatörünün oluşumu 2) Protrombinden trombin oluşumu 3) Fibrinojenden fibrin oluşumu: Trombin de bir enzimdir ve plazmada inaktif olarak bulunan fibrinojen molekülünden fibrin iplikleri oluşturur. dolaşımda plazminojen olarak (inaktif halde) bulunur.

hücre seviyesinde oksijen tüketilir ve karbondioksit oluşur. Bu durumda organizmada O2CO2 değiş tokuşu iki kez karşımıza çıkmaktadır. en dayanıklı doku ise iskelet kaslarıdır. Oluşan CO2 de kana difüze olarak venöz dönüş ile sağ kalbe gelir. trakea (soluk borusu). Dallanmalar sırasında çapları gittikçe daralır. boyları kısalır ve alveol adı verilen kapalı kesecikler ile sona ererler. bronşlardan sonraki daha dar bölümler ise bronşioller olarak adlandırılır. SOLUNUM SİSTEMİ SOLUNUM SİSTEMİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ Solunum sistemi kan ile atmosfer havası arasında gaz değişimi yapabilecek şekilde özelleşmiş. Bronşlar ve bronşioller de işlevlerine göre iki alt başlıkta toplanabilir. bronşioller ve alveollerden oluşur (Şekil 1). Hava yolları trakea ile başlar ve dallanmalara uğrayarak akciğer içerisine doğru ilerler. bunun devamında sırasıyla farinks (yutak).3. Hücrelerin yaşamlarını sürdürebilmeleri yeterli oksijen alabilmelerine bağlıdır. ikincisi ise respiratuvar bronşiollerden başlayıp devam eden gaz değişiminin yapıldığı bölümdür (Şekil 2 ve 3). 161 . Şekil 1. bu özelliği ile de hücrelerde metabolizma sonucu oluşan CO2’yi atmosfer havasına verirken. larinks (gırtlak). Dokularda. akciğerlerde kan ile atmosfer havası arasında olanı ise eksternal solunum ya da dış solunum olarak adlandırılır. Trakeadan sonraki ilk dallar bronşlar. Solunum Sisteminin Fizyolojik Anatomisi: Burun ve ağız ile başlayan solunum sistemi. atmosfer havasındaki O2’yi kana aktaran sistemimizdir. bronşlar. Oksijen yetersizliğine en duyarlı organ beyin. Solunum organ ve yolları. buradan da O2 ile değişime uğramak üzere akciğerlere pompalanır. birincisi yalnızca iletici hava yolları olarak görev yapan ve terminal bronşiol olarak adlandırılan yapılarda sona eren bölüm. Bunlardan doku seviyesinde hücreler arasındaki O2-CO2 alış-verişi internal solunum veya iç solunum.

Şekil 2. Bir alveolün görünüşü 162 . Hava yolları Şekil 3.

Bunu sağlayan en önemli kas ise diyafragma’dır. bronşiolleri takip ederek terminal bronşiollerin ucunda kapillere dönüşür ve alveolleri bir ağ gibi sarar. sakin solunum sırasındaki solunum olayında etkili olan kaslar. Dolayısıyla bazı erken doğum vakalarında sürfaktan tabakası yetersiz kalmış olabilir ve yenidoğanın sıkıntılı solunum sendromu ya da hiyalen membran hastalığı denen durum ortaya çıkar. alveol içi basınç +1 cmH2O’ya çıkar ve aynı miktardaki hava bu sefer 2-3 sn içerisinde dışarı itilir (Şekil 4). alveollerin yüzey geriliminin artmasıyla büzüşmelerine neden olur. Alveollerdeki yüzey gerilimini azaltarak kollabe olmalarını (büzüşmelerini) engelleyen fosfolipid ve proteinden oluşan sürfaktan olarak adlandırılan bir salgı vardır. yani yüzey gerilimi vardır. negatif basıncı ortadan kaldıracağı için. Zorlu ekspirasyonda göğüs kafesini aşağıya çeken m. Normal bir inspirasyonu takip eden ekspirasyon tamamen pasif bir olaydır. hatta imkansız hale gelir. bu şekilde yüzey gerilimini azaltmış olur. soluk verme (ekspirasyon) sırasında akciğerlerin göğüs duvarından daha fazla ayrılmasına izin vermez ve onları tekrar göğüs kafesine doğru çeker. Herhangi bir nedenle (yaralanmalar.skalenus’tur. pulmoner arterler yoluyla akciğerlere gönderilir.parasternal interkostalis (internus ile eksternus) ve m. Pulmoner arterler. inspirasyon için gerekli 500 ml havayı ortalama 2 sn içerisinde içeri çeker. diyafragma. Oysa ki havanın atmosferden alveole doğru akabilmesi için bir basınç farkı gerekmektedir. Akciğer kollapsını önleyen intraplevral negatif basınç düzeyi –5 cmH2O kadardır. Solunum Mekaniği Akciğerler ve içinde bulundukları göğüs kafesi elastik yapılardır. Örneğin. fetusta sürfaktan sentezi 6 veya 7’inci ayda başlar. Plevra boşluğundaki negatif basınç. Sürfaktan yetersizliği veya yokluğu ile seyreden bazı hastalıklar.rectus abdomini rol alır. aynı mekanizmanın ters yönde işlemesiyle. Akciğerlerin genişlemesiyle oluşan negatif basınç. Dik duran bir insanda. Nefes alınmadığı sırada alveol içi basınç atmosfer basıncı ile eşittir. böylece akciğerler göğüs duvarına doğru çekilerek atmosfer havası ile dolmaları sağlanır. Bunlara primer solunum kasları denir (Şekil 5). Ancak bazen karın kaslarının yardımıyla zorlamalı ekspirasyon da yapılabilir. Bu durumda minimal alveol içi basınç –1 cmH2O olmalıdır. akciğer hastalıkları. Soluk alma (inspirasyon) sırasında bazı kasların kasılması sonucu genişletilen göğüs kafesi yoluyla plevra boşluğundaki basınç daha da negatifleştirilmektedir. Akciğerlerde bir de bronşial dolaşım vardır ki bunlar alveoller dışındaki tüm akciğer dokusunu sular. Akciğerler pasif organlardır. İnspirasyon aktif bir olaydır ve ancak bazı kasların kasılması ile sağlanabilir. 163 .interkostalis interni ve daha çok da m. göğüs kafesine bağlı olarak genişleyip daralırlar. bu durumda alveollerin hava ile dolması zorlaşır. akciğerler kollabe olur (büzüşür). Ekspirasyon sırasında ise. bu basınç gradyenti akciğerlerin genişlemesi ile sağlanır. Salgılanan sürfaktan alveol içindeki sıvı üzerine yayılır ve sıvının hava ile temasını keser.Yüzey Gerilimi: Su molekülleri hava içinde birbirlerini çekip yaklaşma eğilimindedir. Hemen önlem alınmazsa ölüm ile sonçlanır.) bu iki yaprağın arasına hava girmesi (pnömotoraks). m. kaburga kırıkları vb. Akciğerlerin Kan Dolaşımı: Sağ kalbe gelen CO2 ile doymuş kan.

İnspirasyon Yedek Hacmi (İnspiratuvar Reserv Volüm .2 . kadardır.3. Akciğer Hacim Ve Kapasiteleri Solunum Hacmi (Tidal Volüm .ERV): Normal bir soluk verildikten sonra. Şekil 5. Atmosfer basınç-intraalveoler basınca göre havanın akımı. Göğüs kafesinin hareketi. kadınlarda 1.Şekil 4. 500 ml kadardır. Erkeklerde 1. Bu akciğer hacimlerinin kendi aralarındaki formülasyonları ile de bazı akciğer kapasiteleri tanımlanmıştır: 164 . zorlama ile akciğerlerden çıkarılabilen hava hacmidir.1 Lt.IRV): Normal bir soluktan sonra. Ekspirasyon Yedek Hacmi (Ekspiratuvar Reserv Volüm . kadınlarda 1. Artık Hacim (Rezidüel Volüm . Erkeklerde 1.9 Lt.TV): Normal şartlardaki her bir inspirasyonekspirasyon sırasında akciğerlere girip çıkan hava hacmidir. kadardır. kadardır.RV): Zorlamalı bir ekspirasyondan sonra akciğerlerden çıkarılamayan ve burada kalan hava hacmidir.7 Lt. Erkeklerde 3. kadınlarda 0. zorlamalı bir inspirasyon ile akciğerlere alınabilen hava hacmidir.

Plazma şeklinde sıralanmıştır. Kapiller bazal membranı. Spirometre denen özel aletler ile akciğer hacim ve kapasitelerinin ölçümü yapılarak çeşitli akciğer hastalıklarının tanı ve seyrinin takibinde kullanılmaktadır. en derin inspirasyonla içeri alınabilen toplam hava miktarıdır.6 µm’yi geçmez. Bu membran: 1. Alveol bazal membranı. Total Akciğer Kapasitesi (TAK) = VK + RV. Gaz Alış-Verişi Akciğerlerde gaz alış-verişinin yapıldığı bölgelerde hava ile kanı birbirinden ayıran ince bir membran vardır. Kapiller damarların ince endotel tabakası ve 7. sakin bir ekspirasyondan sonra akciğerlerde kalan hava miktarıdır. Akciğer hacim ve kapasitelerinin grafikte özeti. 3. Fonksiyonel Rezidüel Kapasite (FRK) = RV + ERV.Vital Kapasite (VK) = TV + İRV + ERV. 165 . derin bir inspirasyondan sonra atılabilen maksimum hava miktarıdır. 6. 5. Alveol içi sıvısı ve sürfaktan tabakası. 2. (Şekil 6) Şekiller 6. İnspirasyon Kapasitesi (İK) = TV + İRV. Alveollerin ince epiteli. Solunum membranının (Şekil 7) toplam kalınlığı 0. rezidüel hacim dahil akciğerlerin alabileceği toplam hava hacmidir. 4. Dar bir interstisyel aralık.

Geri kalan %3’lük bölümü ise plazmada fiziksel olarak çözünmüş şekildedir. interstisyel sahadaki 40 mmHg’lık pO2 nedeniyle. dolayısıyla aradaki basınç farkı ile O2 kolayca kapillerden alveol içine difüze olur. Kapillerin arteryel ucuna bu 95 mmHg’lık oksijen basıncı ile gelen kan. Alveolün görünümü ve Solunumun difüzyon membranı Gazların Kanda Taşınması O2: Kandaki oksijenin %97’si eritrositler içerisinde hemoglobine bağlı olarak taşınır. Oksijeni bağlamış hemoglobin oksihemoglobin olarak adlandırılır (HbO2). Aynı zamanda hücre metabolizmasının hızlanması da O2 tüketimini arttıracağı için interstisyel sıvı pO2’sini düşürecek ve basınç farkının artması nedeniyle kandan daha fazla oksijen difüze olacaktır. oksijenini hızla interstisyel sıvıya verir. buraya gelen kapiller kanda bu oran yalnızca 40 mmHg’dır. Alveollerde pO2 104 mmHg iken.Şekil 7. 166 . Dolaşımın hızlanması durumunda (vazodilatasyon gibi) doku seviyesine daha fazla O2 gelir ve interstisyel sıvıya geçen O2 miktarı da artar.

Hidrojen iyonları hemoglobine bağlanırken. Bu ise hemen H+ ve HCO3. yani satürasyonu. 5 mmHg’lık basınç gradyenti ile CO2 kandan alveole geçer (Şekil 8).şeklinde iyonlarına ayrışır. interstisyel alanda ise 45 mmHg kadardır. alveol içerisinde ise 40 mmHg kadardır. Burada karbonik anhidraz enzimi ile suyla birleşerek H2CO3’ye (karbonik asit) dönüşür. interstisyel sahadan kana difüzyon sonucu venöz uçta 45 mmHg olarak interstisyel sıvı ile eşitlenir. bikarbonat iyonları plazmaya çıkar ve akciğerlere kadar taşınır. Akciğerlere gelen kanda pCO2 45 mmHg iken. Bu 1 mmHg’lık basınç farkı. CO2: Oksijenin hücreler tarafından kullanılması sonucu açığa çıkan karbondioksit. Şekiller 8. Kapillerin arteriol ucuna 40 mmHg olarak gelen CO2. Alveol-pulmoner kapiller ve doku-doku kapillerinde pO2 ve pCO2 Hücrelerde oluşan CO2 kana geçtiğinde önce eritrositler içine alınır. Buna göre 104 mmHg’lık bir parsiyel basınç altında kanın oksijene olan doymuşluk oranı. önce kapiller pCO2’nin düşük olmasından yararlanarak kana difüze olur.Satürasyon: Kandaki gazların ifadesi için kullanılan ‘parsiyel basınç’ dışında bir de doymuşluk anlamına gelen satürasyon vardır. CO2’nin hücre içinden interstisyel sıvıya geçmesi için yeterlidir. %94-98 kadardır. Genelde intrasellüler pCO2 46 mmHg. Bu sırada CO2’nin O2’den 20 kat daha hızlı difüze olma yeteneğinden dolayı çok yüksek bir basınç farkına ihtiyaç yoktur. Bu iki değeri X ve Y eksenine yerleştirerek çizilen grafik ise oksijen disosiyasyon eğrisi olarak adlandırılır ve sigmoid bir eğri şeklinde bulunur. CO2 + H2O ←karbonik anhidraz→ H2CO3 ←→ H+ + HCO3167 .

yani solunum dakika sayısının normalin üzerine çıkması. Dispne: Solunumun zorlanması veya sıkıntılı solunum halidir. Doğrudan hemoglobin molekülüne bağlanarak taşınma. ancak sınırlıdır. öksürme. Nedeni kanda oksihemoglobinin azalıp yerine deoksihemoglobinin (oksijeni alınmış hemoglobin) artışıdır. solunumun yavaşlaması ya da solunum dakika sayısının normalin altına düşmesi manasına gelen bradipne solunum sistemi ile ilgili terminolojik tanımlamalara örnek olarak gösterilebilir. Çok az bir kısmı ise plazma proteinleri ile taşınır. uyku hali ve yarı koma durumu belirir. bikarbonat iyonlarının tekrar eritrosite girmesi şeklinde reaksiyon tersine döner. 1. Solunumun tamamen durması olayına ise apne adı verilmektedir. solunumu kontrol eden kimyasal mekanizmanın amacı arteryel kandaki pO2 ve pCO2’yi sabit tutmak ve H+ iyon fazlalığından kurtulmaktır. 3. Bu yönüyle. sonuçta su ile karbondioksit oluşur ve eksternal solunum yoluyla dışarı atılır. Trakea. normal soluk alıp verme otomatik sistemin görevidir. Siyanoz: Derinin mavi renk almasıdır. 168 . Solunum Sistemi İle İlgili Diğer Kavramlar Hipoksi: Oksijen azlığı demektir. Solunumun Düzenlenmesi Solunumun kontrolü iki değişik sinirsel mekanizma tarafından sağlanır. 100-150 mmHg ise anestezi ve ölüm ortaya çıkar. Plazmada fiziksel olarak çözünmüş (erimiş) halde. pO2’deki düşüş ve pH’daki azalma solunum merkezleri üzerinde uyarıcı etki yapmaktadır. Diğeri ise daha alt seviyelerde pons ve omurilik seviyesinde bulunan otomatik (ya da otonomik) sistemdir. Tüm bunların dışında bir de solunumun hızlanması. bir yandan ise pH azalması solunum hızını artırır.Kan akciğerlere gelince. Hava yollarına yabancı maddelerin girmesi öksürük ve aksırık gibi refleksleri uyarır. bronş ve bronşiollerin epitelleri yabancı maddelere karşı duyarlı reseptörler ile kaplıdır. 80-100 mmHg basınçta hareketlerde yavaşlama. (%20) (karbaminohemoglobin (CO2HHb) olarak adlandırılır) 2. Hiperkapni: Vücut sıvılarında karbondioksitin artmasıdır. anlamına gelen taşipne (takipne). nefes tutma gibi davranışlarda kullanılırken. İstemli sistem konuşma. Kimyasal Kontrol Normal solunum hızı 12-16/dk kadardır. Metabolizmanın hızlandığı koşullarda CO2 birikmesi ve oksijen gereksinimin de artması. CO2’nin %70 taşınması bu yolla olmaktadır. solunumun derinliğinin artması demek olan hiperpne. Medulla spinalisteki ventral grup nöronlarına çok yakın yerleşimli kanın pCO2 ve pH’a duyarlı kemosensitif bir alan vardır. Ventilasyon hızının esas belirleyicisi pCO2’dir. Demek oluyor ki pCO2’deki artış. Hipokapni: Kanda pCO2’nin azlığı durumudur. Parsiyel karbondioksit basıncının 60-75 mmHg’ya çıkması ile hızlı ve derin solunum başlar (hiperventilasyon). Bunlardan biri beyin korteksi seviyesinde olup bizim istek ve irademiz ile oluşturabildiğimiz kontrolü oluşturur.

sonra kapiller (kılcal) damarlardan. Kanın damar sistemi içerisindeki akışı. DOLAŞIM SİSTEMİ Dolaşım Sisteminin Genel Özellikleri Dolaşım sistemi. sağ atrium ve sağ ventrikül arasındaki üç yapraklı kapağa ise triküspit kapak adı verilmiştir. Miyokard kalınlığı çeşitli kalp bölmelerinde farklılık gösterir. kanın tek yöndeki hareketinden sorumludur (Şekil 2). kanı yüksek basınçlı arter sistemine doğru 169 . kalp ve damarların oluşturduğu bir sistemdir. venöz uçta tekrar damar sistemine geri geçmektedir (Şekil 1). Sonuçta. Kalbin pompa gücü ile damar sistemine fırlatılan kan. olaylar sağlanmaktadır. sonra sol ventrikül tarafından tüm vücut dokularını beslemek üzere aortaya pompalanır. yüksek basınçlı bölgeden düşük basınçlı bölgeye doğrudur. ventriküllerden çıkan arterlerin (aort ve pulmoner arter) başındaki yarım ay şeklindeki semilunar kapaklarla birlikte. Bunun için kapillerin arteryel ucunda interstisyel sahaya süzülen kan plazması. Temel işlev. Kanı kalbe getiren damarlar ise sağ atriuma gelen vena cavalar (superior ve inferior) ile sol atriuma gelen pulmoner venlerdir. bu boşluklar sağ ve sol taraflarda birbirlerine kapaklar aracılığıyla bağlıdır. arter ve venlerde böyle bir değişim olmaz. Kalpteki bu kapakçıklar. en kalın olduğu yer. 1. Kalp dokusu başlıca 3 tabakadan oluşmaktadır. kanın bu boru sistemi içerisinde belli bir basınç altında dolaşmasını sağlamaktır. Bu yüksek ve düşük basınç bölgelerini ise bir emme-basma tulumba gibi çalışan kalp sağlamaktadır. Buna göre kalbin esasında ikili bir pompa gibi çalıştığı anlaşılır. sol ventrikülden başlayıp tüm vücudu dolaştıktan sonra sağ atriumda sonlanan sisteme sistemik (büyük) dolaşım. kendilerini çevreleyen iç ortam ile yürüttükleri madde alım-verimi. Hücrelerin. damarlar ise kalpten çıkıp tekrar kalbe geri dönen kapalı bir boru sistemi oluşturmaktadır. ortada kalbin kas tabakasını oluşturan miyokard. en dışta ise iki yapraklı (viseral ve parietal) zar tabakasını meydana getiren perikard. önce sağ ventrikül tarafından akciğerlere gönderilerek solunum havası ile gaz değişimine uğrayıp geri gelmesi sağlanır (oksjence zenginleştirilmiş olarak sol atriuma geri döner). Kapillerden geçiş sırasında kanın kimyasal bileşimi ve fiziksel özellikleri değişime uğrarken. Sıcaklığın vücudun her tarafına eşit olarak dağılımı. daha sonra ise venlerden geçerek en sonunda kalbe geri döner. Bu işlevlerin kontrol ve düzenlenmesi için önemli olan çeşitli hormonların ve diğer bazı haberci moleküllerin hedeflerine ulaştırılması vb. ventriküller ise kalbin esas pompa işlevini gören bölümleridir. sol ventrikülden çıkan aorta ve sağ ventrikülden çıkan pulmoner arterdir. Atriumlar kalbe geri dönen kanı kabul edip ventriküllere gönderen.4. Kalpten çıkan iki ana arter. önce arterlerden. sağ ventrikülden başlayıp akciğerler üzerinden sol atriuma kadar gelen sisteme ise pulmoner (küçük) dolaşım adı verilmektedir. Kalbin Fizyolojik Anatomisi: Üstte iki atrium (kulakçık) altta ise iki ventrikül (karıncık) olmak üzere 4 boşluktan oluşan kalpte. 3. Sol atrium ile sol ventrikül arasındaki iki yapraklı kapağa biküspit (ya da mitral). Arterler ventriküllerden çıkarken. Bu sistemde kalp merkezde yerleşmiş olup. venler atriumlara boşalır. En içte endokard. Sağ atriuma karbondioksit konsantrasyonu artmış ve oksijen içeriği azalmış olarak gelen kan. 2.

Kalp ve damar sistemi. Kalp kasının en dikkat çekici özelliği. Öyle ki normal kalp kası hücrelerinde 170 . Kalbe parasempatik uyarıyı getiren sinir n.pompalayan (ya da bizzat bu yüksek basıncı oluşturmakla yükümlü). hemen hemen tüm dünyada en sık karşımıza çıkan ölüm nedeni de zaten kalp hastalıklarıdır. SA düğüm dakikada 70-80 kez uyarı çıkarabilme yeteneğindedir. Kalbin normal çalışması sırasında hakim olan güç SA düğümdür. bu nedenle SA düğüm pacemaker (adım attırıcı) odak olarak da bilinir. atrioventriküler (AV) düğüm. Şekil 1. bu öneminden kaynaklanan. aortanın çıktığı bölgeden ayrılan koroner damarlar yoluyla ulaştırılır. ömür boyu bir kasılma-gevşeme döngüsü içerisinde durmaksızın çalışmasıdır. Sempatik uyarı ise kalp hızı ve kasılma gücünü artırıcı etki yapar.vagustur. Kalbin kendi dokusunu beslemesi için gerekli olan kan. içlerine devamlı sodyum iyonlarının sızmasına izin veren SA düğüm hücrelerinin dinlenim potansiyelinin diğer kalp kası hücrelerinden daha yüksek (yani 0’a yakın) oluşuyla açıklanır. sinir sistemi bu yolla kalbin çalışma düzeni üzerinde ayarlayıcı rol oynamaktadır. Kalbin kendi uyarı sistemi sinoatrial (SA) düğüm (odak). Şekil 2. Kalp kapakcıkları. AV düğüme bağlı olarak bulunan his demeti ve buna bağlı olan purkinje liflerinin uyarı çıkarma hızları ise daha düşüktür (Şekil 3). bu yolla kalp hızı ve kasılma gücü azalır. sol ventrikül duvarıdır. Kalbin Uyarı Sistemi Kalp kasının sinirsel bir uyarıya ihtiyacı yoktur ve kendi uyarısını oluşturma yeteneğindedir. his demeti ve purkinje liflerinden oluşur. Bununla birlikte kalp kası otonom sinir sisteminin bileşenlerinden (sempatik ve parasempatik) de sinir alır. SA düğüme özgü olan pacemaker potansiyeli.

dolayısıyla hücre hiperpolarize olmakta ve eşik değere ulaşması zorlaşmaktadır (gecikmektedir). His demetinin sağ ve sol kollarının miyokard içerisine giren ince dalları. ventrikül sistolü ile de ventrikül içerisindeki kan arterlere pompalanır. bunların temel görevi ise iki ventrikülün birden ve aynı anda kasılmasını. temin etmektir. his demetinin sağ ve sol dallarına. Sistolü takip eden iki uyarı arası dönemde ise diyastol (gevşeme) oluşur (Şekil 4). bir yandan ise internodal (düğümler arası) ileti yolları boyunca AV düğüme gelir. Yani potansiyel önce –40 mV’luk eşik değerine ulaşmakta. noradrenalin) hücre içine kalsiyum girişini artırmak yönünde ortaya çıkar. kalp ileti sisteminin en uç bölümü olan. Kalpte Uyarının Yayılması: SA düğümden çıkan uyarı bir yandan doğrudan değişim halinde olduğu atrium miyokardını uyarır. burası aynı zamanda uyarının atriumlardan ventriküllere geçtiği noktayı oluşturur ve uyarı buradan his demetine. bu değere gelince aksiyon potansiyeli oluşmakta ve sonra tekrar sükûn potansiyeline geri dönmektedir. Kalpte uyarının iletimi. Uyarı AV düğümü geçerken 0. Otonom sinir sisteminin kalp üzerine olan düzenleyici etkinliği de zaten SA düğümün potansiyelini değiştirmek yoluyla olmaktadır. ventrikül miyokardına yayılması sonucunda ise ventrikül sistolü gerçekleşir. Uyarının atrium miyokardına yayılması sonucu atrium kasılması (sistolü). Parasempatik sistemin (n. daha sonra da purkinje liflerine iletilir.13 sn’lik gecikme ventriküller kasılmadan önce atriumlardaki tüm kanın ventriküllere aktarılmasına olanak tanır.membran dinlenim potansiyeli –80 ile –95 mV arasında iken. Ulaştığı anda ise potansiyelin birden +20 mV’a kadar yükseldiği. purkinje liflerini oluşturur.13 sn’lik bir gecikmeye uğrar. Şekil 3. pacemaker hücrelerinde bu değer –60 mV kadardır. AV düğümü geçen aksiyon potansiyeli his demetinde hız alır. AV düğümdeki 0. Atrium sistolü ile atrium içerisindeki kan ventriküllere. dolayısıyla kalbin etkili bir pompa olarak çalışmasını. 171 .vagus) nörotransmitteri olan asetilkolin etkisinde potasyum geçirgenliği artmakta. bu şekilde artan potansiyel ile kalp hızlanır. Sodyum sızması sonucu –40 mV’a daha kolay ulaşır. Sempatik sistemin etkisi ise (adrenalin. sonra yine eski değerine döndüğü görülür.

EKG 172 . QRS kompleksi 0. QRS kompleksi ventrikül depolarizasyonu. Temel prensip. kalp kasındaki yayılımı sırasında vücut yüzeyine yansıyan şekliyle kaydedilmesidir. R. T dalgası ise ventrikül repolarizasyonuna karşılık gelmektedir.13-0.16 sn. Kalpte uyarının yayılması. P dalgası ve R dalgası arasındaki mesafe (PR aralığı) uyarının his demetinde iletildiği döneme rastlar. Şekil 5. Elektrokardiyogram. Atrium repolarizasyonu QRS kompleksi altında kaybolduğundan ayrı bir dalga olarak izlenmez. SA düğümden çıkan her bir aksiyon potansiyelinin.08-0. Elektrokardiyografi (EKG): Kalbin çalışması sırasında oluşan elektriksel aktivitenin. kadar sürer. kaydedilmesidir. P. Q. PR aralığı 0. Kalpte uyarı ve ileti sisteminin normal olup olmadığını ve miyokard bozukluklarına bağlı olarak ortaya çıkan ileti bozukluklarını yansıtır (Şekil 5).12 sn.Şekil 4. S ve T dalgalarından oluşan bir kayıt çizelgesi (elektrokardiyogram) şeklinde elde edilen çıktı üzerinde görülen P dalgası atrium depolarizasyonu. bacaklar. kalbin kasılma ve pompalama gücü hakkında bilgi vermez.. göğüs kafesi üzeri) yerleştirilen elektrotlar yardımıyla. vücut yüzeyindeki özel noktalara (kollar. kalpteki elektriksel değişikliği yansıtır. Normalde.

triküspit. Temel olarak yaklaşık yerleri şekildegösterilen 5 ayrı dinleme odağı vardır. geri kalan %30’u bunu biraz daha yavaş olarak takip eder. kalbin çok hızlandığı durumlarda ventriküllerin dolma süresi kısalır ve atım hacmi azalır. Kalbin Yaptığı İş: Kalbin her sistolde attığı kan miktarı atım hacmi veya vurum hacmi (ortalama 70 ml). bu olaya Frank Starling yasası adı verilir. sistolin sürmesi nedeniyle. Dinlenim halindeki normal kalp döngüsü 0. Bu şekilde atriumlara gelen kanın %70 kadarı pasif olarak ventriküllere geçmekte. Kalbin kanla dolması diyastol dönemine rastladığından. Bu kapakların kapanması sırasında meydana gelen titreşim birinci kalp sesini oluşturur.) (atım hacmi X nabız) olarak adlandırılır. Siklus sırasında atrioventriküler ve semilunar kapakçıkların titreşimleri birtakım seslerin oluşmasına neden olur. Kanın arterlere geçişi. Steteskop hangi kapağa daha yakın yerleştirilirse o kapağın sesi daha net. kanın ventriküllere geri dönmemesi için semilunar kapaklar kapanır ve ikinci kalp sesi oluşur. bu arterlerde basınç artışına neden olur. diğerleri ise daha derin olarak alınır. Bu sırada sistemik ve pulmoner dolaşımdan gelen kan her iki atriuma dolmaktadır. triküspit ve biküspit kapaklar kapanarak kanın kasılma sırasında atriumlara geri kaçması engellenir. Fırlatma fazı olarak bilinen bu aşamanın daha başında kanın %70’i arterlere geçerken. yine her defasında bunu bir diyastol (gevşeme) takip eder. Ventrikül sistolünü diyastolün takip etmesi. hem atriumların.Kalp Siklusu (Kalp Döngüsü) Ve Kalp Sesleri SA düğümden çıkan her bir uyarı bir sistol (kasılma) oluştururken. fizyolojik sınırlar içerisinde. Bu sesler. Kalp siklusunun başlangıcı. bir dakikada pompaladığı kan miktarı ise dakika hacmi ya da kalp debisi (kardiak output) (5040 ml. ventrikül içi basıncın arterlere kıyasla düşmesine yol açar ve bir miktar kan ventriküllere doğru geri çekilir. Siklusun devamında. 173 . aort ve pulmoner odak(Şekil 6). Buna göre. ventrikül içi basıncın arterlerdeki basıncın üzerine çıkmasıyla aort ve pulmoner arterlerin ağzında bulunan semilunar kapaklar açılır ve ventriküller içerisindeki kan bu arterlere fırlatılır. apeks.). mitral. Kalbin vurum şiddeti ya da gücü sağ atrium ve ventriküle gelen kan miktarına göre ayarlanır. Kalbe dolan kan kalp kasını gerdikçe aktin ve miyozin filamentleri daha güçlü bir kasılma gösterir. Ventriküllerin iyice gevşemesi sonucu içlerindeki basıncın atriumların altına düşmesiyle atrioventriküler kapaklar (triküspit ve biküspit) açılır ve kan ventriküllere akmaya başlar. geri kalan %30’u ise SA düğümden çıkan uyarının başlattığı atrium sistolü ile bunu takip etmektedir. hem de ventriküllerin diyastolde olduğu faz olarak kabul edilir. Her bir sistol-diyastol döngüsü (ya da bir sistolden diğerine geçen zaman) ise kalp siklusunu oluşturur. bir dakikadaki sistol sayısı nabız (72/dk. sağ ventrikül basıncının ise 8 mmHg’yı (yani pulmoner arter basıncı) geçmelidir.8 sn kadar sürer. çıplak kulak veya daha etkili olarak steteskop yardımıyla duyulabilir. kalp gelen kanın hepsini pompalar ve venler içerisinde kan birikmesine engel olur. Bu olayın gerçekleşmesi için sol ventrikül basıncının 80 mmHg (yani aort basıncı). Uyarının ventriküllere ulaşmasıyla birlikte (ki artık ventriküller de dolmuştur) ventrikül sistolünün başında ventrikül içi basıncın artmasıyla.

Aritmiler: Kalbin dakika vuru sayısının normalden sapmasına denir. 100/dk’nın üzerindeki rakamlar ise taşikardi şeklinde adlandırılmaktadır. Bu nedenle sağ ventrikül kası daha incedir. Kalp dakika vuru sayısının 200-300 arasında olmasına flatter (flutter) adı verilir. 174 . Kalbin SA düğüm dışındaki herhangi bir bölgesinden iki normal sistol arasında aniden uyarı çıkaran noktaya ektopik odak.’ye kadar çıkarabilir. Normal kalp ritmi 72/dk olarak kabul edilmekte. Bunlar atrium veya ventrikül kaynaklı olabilir. Bu artışın bir kısmı kalp hızına. SA düğüm ile AV düğüm arasında bir yerde tutulursa sinoatriküler blok. Dinlenim halinde dakikada 5-6 Lt. 400-600/dk’lık bir frekans ise fibrilasyon olarak adlandırılmaktadır. Yer yer ani bir şekilde gelişen ve birkaç dakikadan birkaç saate kadar sürebilen 150-200/dk’lık kalp atımları paroksismal taşikardi olarak adlandırılır. His demetinde ortaya çıkan bir blok ise yine yerine göre sağ ya da sol dal bloku şeklinde adlandırılır. Sağ ventrikülün pompaladığı kan miktarı yaklaşık olarak sol ventrikül ile aynı olmasına karşın. kanı düşük basınçlı (düşük dirençli) akciğer damarlarına gönderdiği için yükü ağır değildir. AV düğümde tutulursa atrioventriküler blok olarak tanımlanır. 60/dk’nın altındaki rakamlar bradikardi. bir kısmı da kalbe dönen kan miktarına bağlıdır. böyle bir odaktan kaynaklanan vuruya ise prematüre vuru (ekstrasistol) denir. Kalp blokları: SA düğümden çıkan uyarı dalgasının kalbin çeşitli bölgelerinde tutulması sonucu oluşur. kadar kan pompalayan kalp egzersizde bunu 30 Lt. Şayet uyarı daha SA düğümde tutulursa sinüzal blok. Sporcuların bir miktar bradikardik olması fizyolojiktir ve bunlarda bradikardi ile birlikte kalbin atım hacmi de artmış olarak bulunur.Şekil 6. içinde tedavi edilmezse beyin hasarı ve ölüme yol açar. Ventriküler fibrilasyon 3-5 dk. Kalbin odakları.

venler ve kapiller şeklinde üçe ayrılabilecek olan damarlar arasında bu ayırıma göre işlevsel ve yapısal yönden birtakım farklılıklar dikkat çekmektedir (Şekil 17). Arterler (Atardamarlar): Arterlerin yapısı hem yüksek basınç oluşturmaya. Arterler kalpten uzaklaşıp dokuların içerisine doğru yol aldıkça çapları küçülür ve kas dokusu biraz daha kuvvetli damarlar kalır. Kaygan özellikli olduğundan. Arteriyoller: Sinir uyarısı. 3. 175 . Aorta’da ortalama basınç 85 mmHg iken sağ atriumda 0’dır. aorta – arterler – arteriyoller – kapiller – venüller – venler – vena cava şeklinde bir dizilim ortaya çıkar. Yavaşlayan akciğer dolaşımı ise akciğer interstisyumunda sıvı birikmesine neden olur (akciğer ödemi). Buna vazomotor tonus adı verilir. hormon ya da kanda dolaşan diğer bazı vazoaktif maddelerin etkisi ile daralma (vazokonstriksiyon) ya da genişleme (vazodilatasyon) özelliği gösterebilen damarlardır. bu durum gaz alış-verişini zorlaştırır ve nefes darlığı (dispne) görülür. İntima: En iç tabakadır. Sol kalbe gelen kanın yeterince pompalanamaması ise akciğer dolaşımını yavaşlatır. genişlediği zaman artar. Bütün kan damarlarının iç yüzeyi endotel adı verilen hücre tabakası ile döşelidir. arteriyoller daraldığı zaman bir organa giden kan miktarı azalırken. uyarının ortadan kalktığı durumda ise tonus azalır. hem de yüksek basınca dayanmaya uygundur. Duvarları kalın olup elastiktir. Sonunda en düşük basınca sağ atriumda ulaşılır. 2. Tüm arterler 3 tabakalı bir yapı gösterir: 1. Adventisya: Daha çok kollajen bağ dokusundan oluşan en dış tabakadır. Kanın sağ kalpten 15-20 mmHg’lık bir basınçla çıkışı. kanın sürtünmesi ile oluşabilecek yaralanmalara dirençlidir. Arterin aşırı genişlemesini önler. ki buna periferik direnç denir. Aortadaki yüksek basınç kalpten uzaklaştıkça ve diğer damarlara dallandıkça düşecektir. Öyle ki. pulmoner dolaşım ise düşük basınçlı bir sistemidir. Bu şekilde arteriyoller bir organ ya da bölgeye gidecek olan kan miktarını ayarlayabilirler. Arteriyollerin kas dokusu sempatik sinir sistemi etkisinde sürekli bir gerginliğe (tonus) sahiptir. akciğerleri dolaşıp tekrar kalbe dönmesi için yeterlidir. Tek katlı endotel dokusundan oluşur. Kabaca arterler. Bu elastik yapı sayesinde kalpten gelen yüksek basınçlı kanı kabul eder ve kanın ileriye doğru hareketi de sağlanır. Periferik Dolaşım Sistemik ve pulmoner dolaşımın ikisine birden periferik dolaşım denmektedir. Daralma veya genişleme kabiliyetleri nedeniyle arteriyoller bir nevi ‘tıpa’ görevi görmektedir. Kalpten başlayarak damarları sıralayacak olursak.Kalp Yetmezliği: Sağ kalp venlerden gelen kanın hepsini pompalayamaz ve biriken kan boyun venlerinde dolgunluğa neden olur. Arteriyoller sempatik sinir tarafından kontrol edilmektedir. Sempatik sistem uyarısıyla vazomotor tonus artarken. sonuçta kan akımı zorlaşır ve kan basıncı yükselir. Arteriyollerin çapı daraldıkça periferik direnç artar. Medya: Güçlü kas ve elastin bağ dokusundan oluşur. Sistemik dolaşım yüksek basınçlı. Bu damarlara arteriyol denmektedir (Şekil 8).

Bu nedenle venlere dolaşımın depo veya kapasitans damarları da denir. Damarların yapısı Venler (Toplardamarlar): Venlerin lümeni arterlere göre daha geniş ve esnek bir yapılıdırlar. duvarları en ince damarlardır (Şekil 9). karbondioksit. Kapillerlerden geçen kan akımını kontrol etmek üzere ağın giriş bölümüne yerleşmiş bulunan ve düz kaslardan oluşmuş bir yapı olan prekapiller sfinkter bulunur. Bu yapılarından dolayı içlerine kanın dolmasıyla genişlerler ve genişlemeye bağlı olarak da basınç artışı görülmez. hidrojen iyonu. Kalbin damar sistemine belli bir basınç altında zorla soktuğu kanın ileriye doğru hareket etme mecburiyeti 2. Damarlar Şekil 8. Venlerdeki kanın kalbe dönüşünü sağlayan başlıca 3 faktör vardır: 1. intratorasik) negatif basınçtaki artış ile oluşan emici pompa gücü 3. Kanın vücut (özellikle bacak) kaslarının kasılıp-gevşemesi yardımıyla kalbe doğru ilerlemesi (kas pompası) Kapillerler (Kılcal Damarlar): Arter ve venler arasındaki dolaşım devresini tamamlayan. Nefes alma sırasında göğüs içi (intraplevral. laktik asit (yani asidoz) gibi lokal metabolik artıklar ve 176 . arteriyollerden farklı olarak sinir sistemi tarafından değil. Venüller: Kapillerden hemen sonra gelen daha dar venlerdir. Duvarları tek sıralı bir epitel (endotel) tabakasından ibarettir.Şekil 7. çapları en dar. Prekapiller sfinkterler. Hücrelerle kan arasında gerçekleşen madde alım-verimi bu hizada olur. Kan kayıplarında önce venalardaki kan hacmi azalır.

Soğukta ise vazokonstriksiyon ile kan akımı azalır. İnterstisyel sahada lenf kılcalları olarak başlayan lenf dolaşımı. Örneğin. Damar içerisindeki kanın oluşturduğu sıvı basıncına ise hidrostatik basınç denir. Kapiller yataktaki madde alım-verimi endoteldeki küçük kanalcıklar ve veziküler transport yoluyla olur. bu şekilde kapiller membranı doğrudan geçerler. Plazma proteinlerinin azalması sonucu onkotik basınçta düşme. 3. Kapiller yataktaki kan basıncının (hidrostatik basınç) artışı. Egzersizde kaslara giden kan miktarı 20-40 kat artar. Ayrıca. Şekil 9. 1. giderek büyüyen damarlar oluşturarak venlere dökülür. Kandaki plazma proteinlerinin oluşturduğu bu basınca kolloid osmotik basıncı veya onkotik basınç adı verilir. 177 . Bunun nedeni lokal metabolitlerin prekapiller sfikterleri açmasıdır (aktif hiperemi). lenf kanallarının tıkanması da ödeme neden olur. bu engelin ortadan kalkmasıyla o bölgenin 30 kat daha fazla kanlandığı görülür (reaktif hiperemi). Ödem: İnterstisyel sahada sıvı birikimi olarak tanımlanabilecek olan ödemin çeşitli nedenleri olabilir: 1. kapiller dilatasyon durumu. 2. Bir damarın geçici olarak kapanmasıyla bir bölgenin kanlanması engellendiğinde. kapiller membran permeabilitesinin (geçirgenliğinin) artışı. sıvıların toplanıp dolaşıma katıldığı yardımcı bir sistemdir. Periferik dolaşım çeşitli etkenlere farklı şekillerde cevap verebilir. Plazma proteinleri çok büyük moleküller olduklarından membranları geçemez ve damar içinde kalırlar. Lenf Dolaşımı: Lenf sistemi interstisyel aralıktan. Kılcal damarlar. Sıcak vazodilatasyona neden olarak kan akımını artırır. Damara giriş ve çıkış için kullanılan başlıca yol difüzyondur. oksijen ve karbondioksit gibi lipidlerde eriyebilirliği yüksek maddeler.oksijen azlığı (hipoksi) gibi ihtiyaçlar tarafından kontrol edilirler. 2. Bu durum damar içerisine kitle etkisiyle su çeken bir basınç farkı oluşturur. 3.

Ölçüm için önce aletin manşeti dirseğin iki parmak üst kısmından kola sarılır ve sistolik basınçtan daha yüksek bir basınç sağlanıncaya kadar şişirilir. Sindirim organlarına giden damarlar daralarak bu bölgenin direncini artırırken kaslara giden damarlar vazodilate olur. Kan basıncında ise büyük bir artış görülmez. çünkü arter tamamen kapanmış durumdadır. bunların daralması (vazokonstriksiyon) diyastolik basıncın yükselmesine. kanı pompaladığı hesaplanabilir. femoral arter. brakial arterden kan geçmeye başlar ve steteskoptan üfürüm. brakial arter (aynı zamanda kan basıncı ölçümünde faydalanılan arterdir) ulnar arter. sürtünme ya da vuru şeklinde ses duyulur (Şekil 10). ortalama normal değer = 120 mmHg). posterior tibial arter. karotis arterleri. Manşet havasının yavaş yavaş boşaltılması sırasında manşet basıncının sistolik kan basıncı ile eşitlendiği noktada. Dakika hacmini etkileyen başlıca faktörler ise kalbin atım hacmi (stroke volüm) ve kalp hızıdır: kalp dakika hacmi = atım hacmi x kalp hızı Ortalama atım hacmini 70 ml. Arteriyoller kalp dokusunda terminal yapılar değildir ve anastomozlarla birbirlerine bağlıdır. Sağlıklı bir erişkinde ortalama 120/80 mmHg olarak kabul edilen normal kan basıncı değerinin çocuklarda daha düşük (90/60 mmHg) olduğu görülür. Bu basınç dalgası. temporal arter. aortanın hemen başlangıç kısmından ayrılan iki (sağ ve sol) koroner arter ile beslenmektedir. a. gün boyunca ise tam 7200 Lt. sistol sırasında kanın fırlatılması nedeniyle aortanın genişleyip sonra elastik olarak geri çekilmesi sonucu oluşan ve arterlerin duvarları boyunca yayılan dalgadır. Arteryel Kan Basıncının Ölçümü: Kan basıncı (tansiyon) ölçümü için sfingomanometre (tansiyon aleti) denen alet kullanılmaktadır. Bu durumda brakial arter üzerine yerleştirilmiş bulunan steteskoptan herhangi bir ses duyulmaz. radial arter. böylece kan organlara az. kaslara fazla gider. Nabız muayenesi yapılabilen arterler. Koroner Dolaşım: Kalp. Bu alet. kola geçirilen şişirilebilir bir manşet.Nabız: Vücut yüzeyine yakın seyreden arterlerin kemik gibi sert bir tabana elle sıkıştırılması yoluyla hissedilen basınç dalgasıdır. (Arteryel) Kan Basıncı Kanın damar duvarına yapmış olduğu basınçtır. manşete bağlı hava basan bir el pompası ve yine manşete bağlı civalı ya da yaylı (ibreli) bir manometreden ibarettir. Şu an için bunun. periferik dirençteki değişiklikler ise diyastolik basıncı etkilemektedir. Periferik direncin temel sorumlusu arteriyol damar duvarları olduğuna göre. ortalama normal değer = 80 mmHg)) ortaya çıkar. en düşük basınç ise diyastol döneminde (diyastolik basınç. En yüksek basınç kalp siklusunun sistol dönenimde (sistolik basınç. miyokarda gelen 178 . atım hızının ise 72/dk olarak aldığımız zaman kalbimizin dakikada 5 Lt. kan basıncı = kalp dakika hacmi x periferik direnç Kalp debisindeki değişiklikler sistolik basıncı.dorsalis pedis’dir (her zaman palpe edilemeyebilir). Egzersizde Dolaşım: Egzersizde kalp dakika hacmi artarken dolaşım hızlanır. genişlemesi (vazodilatasyon) ise düşmesine neden olacaktır..

bradikinin. karbondioksit. Şekil 10. prostaglandinler) artması sonucu geliştiği üzerinde durulmaktadır. 179 .oksijen miktarının azalmasına bağlı olarak bazı lokal vazodilatatör maddelerin (adenozin. Kan basıncı ölçümü. hidrojen. potasyum.

Sindirim sistemi. mide. karbonhidrat. tükrük bezleri. Sindirim sisteminin genel yapısı. Dişler. Erişkinde yaklaşık 5 m uzunluğunda olan sindirim kanalının bileşenleri ağız. karaciğer. kanalın duvarını geçemeyen büyük moleküllü partiküller halinde 180 . Kanal boyunca yer yer geçişi duraklatan veya yavaşlatan darlıklar (sfinkterler) ile depo görevi yapan daha geniş bölümler yer alır. protein gibi başlıca besin maddeleri ile su ve elektrolitlerin vücuda alınmasından sorumludur. kalın bağırsaklarda ise elektrolit ve su emilimi ile mikroorganizma sindirimi yer alır. farinks. Şekil 1. özofagus.5. ince bağırsaklarda kimyasal parçalanma ve emilim. safra kesesi ve yolları ile pankreas ise. Besinlerin çoğu. midede besinlerin mekanik ve kimyasal parçalanma ile depolanma. Genel olarak sindirim sistemi. kas ve bağ dokusundan yapılma bir kanaldan ibarettir. sindirime yardımcı yapılardır. yağ. ince ve kalın bağırsaklar ile anüstür (Şekil 1). SİNDİRİM SİSTEMİ Sindirim Sisteminin Genel Özellikleri Yaşam için gerekli enerjiyi sindirim sistemi yoluyla alırız. Özofagus yalnızca geçit olma görevini üstlenmiş iken. kanal yapısına katılmayan.

bir kısmı ise ekzokrin özelliktedir. yağ ve karbonhidratlar sentezlenir. bunların bir kısmı endokrin. sindirim sistemini düzenleyici hormonlardır. Ekzokrin salgılar ise lümene salınan. artıkları atılır. içten dışa doğru mucosa. bu özellik geniş bir absorbsiyon (emilim) yüzeyi oluşturmaya yarar. Şekil 2. mukus ve sindirici enzimlerdir. Proteinler amino asitlere. girintili çıkıntılı (kıvrımlı) bir yapı oluşturur. Villus ve mikrovillus adı verilen bu kıvrılmalar iç yüzeyden lümene doğru parmak şeklinde çıkıntılar gibi izlenir (fırçamsı kenar). gaita) ise hemen hemen tamamen bakteriler ve çeşitli sindirilememiş ya da emilememiş maddelerden ibarettir. bundan sonra yararlı olanları emilir. lenfa ve vücut sıvılarına emildikten sonra organizmaya özgü protein. Tunica Mucosa: Mukoza tabakasının 3 bileşeni vardır: epitel. Muscularis mucosa adlı ince bir düz kas tabakasından oluşmuştur. Epitelde bol miktarda salgı yapan hücreler yer alır. karbonhidratlar ise mono ve disakkaritlere çevrilir. muscularis (kas) ve seroza (adventisya) tabakaları vardır (Şekil 2). Endokrin salgılar kana salınan. sindirim kanalının duvar yapısı birbirine benzer şekilde sıralanmış çeşitli katmanlardan oluşur. Sindirim Kanalının Yapısı Özofagus ortalarından anüse kadar. submucosa. Bu yapı taşları kan. 181 . sonra kimyasal olarak basit moleküllere ayrıştırılmalıdır. lamina propria. Lamina propriada zengin bir damar ve lenf ağı ile sinir lifleri bulunur. Dolayısıyla alınan besinler sindirim sisteminde öncelikle mekanik olarak parçalanır. sempatik sinirler ile innerve olur. yağlar yağ asitleri ve gliserole. Bunun dışında sindirim kanalının birçok bölgesinde mukoza tabakası. Sindirim kanalının duvarı.ağızdan alınır. muscularis mucosa. Kanalın sonunda sistemi terk eden materyel (feçes.

Besinlerin Sindirim ve Emilimi Karbonhidratların Sindirim ve Emilimi: Besinlerle alınan karbonhidratların 2/3’ü bitkisel bir polisakkarid olan nişasta. Pilor Sfinkteri: Midenin asit ortamı ile duodenumun bazik içeriğini ayırır. Nişasta sindirimi daha ağızda tükrük amilazı (pityalin) ile başlar. özofagus alt bölümünden. Bu kasların kasılması. Ayrıca. Tunica Muscularis (muscularis externa): Kas tabakası dışta longitudinal. Yalnız v.mesenterica superior ve inferior’dan sağlanır. Bu kas tabakalarının tonusu istirahat halinde çevre dokulardan fazladır. uyarı geldiğinde ise gevşerler. salgı bezleri ve sinir ağları içeren bir bağ dokusu tabakasıdır. Sonra incebağırsakta emilim gerçekleşir. Portal ven. Disakkaridler ve polisakkaridler ise emilmek için önce monosakkaridlere parçalanır. Sonra incebağırsakta emilim gerçekleşir. Sindirim Sisteminde Kan Dolaşımı Salgı ve absorbsiyon görevleri olan sindirim sistemi kan damarlarından oldukça zengindir. ancak normal bir beslenmede sadece çok az miktarda monosakkarid bulunur. Auerbach pleksusu (pleksus intramuralis veya miyenterik pleksus). Meissner pleksusu (pleksus submucosis) olarak bilinen. kimotripsin ve karboksipeptidazdır. Düz kaslar ise aynı zamanda gerim reseptörü olarak da görev yapar. Monosakkaridler sindirim kanalından doğrudan emilebilmektedir.coeliaca. Sfinkterler: Sindirim sistemini çeşitli kompartmanlara ayıran sfinkterlerin hizasında kas katmanları çok kalınlaşır. Fırçamsı kenarda yer alan birtakım enzimler ise karbonhidrat sindirimini tamamlar. Muscularis tabakası ile submukoza tabakası arasında. Tunica Serosa (veya Adventisya): Gevşek bir bağ dokusu ile üzerindeki ince epitel tabakasından ibarettir. Anal Sfinkter: Defekasyonu düzenler. Kardiya Sfinkteri: Mide ile özofagus arasında yer alır ve mide suyunun özofagusa geçmesini önler. bir sinir ağı yer alır. Hipofaringeal (Üst Özofagus) Sfinkteri: Özofagusun başlangıcındadır. gerekse Meissner pleksusu ağırlıklı olarak parasempatik sinir sistemi. Proteinlerin Sindirim ve Emilimi: Lümendeki proteinlerin çoğu amino asitlere yıkılır ve emilime uğrar. Gerek Auerbach. Protein ve polipeptid sindirimini yürüten başlıca enzimler mideden salgılanan pepsin ile pankreatik salgılar olan tripsin.porta bu kurala uymaz. sindirim kanalı içeriğinin hareketi ve karışması için güç sağlar.Tunica Submucosa: Kan damarları. Ağız ve anüs dışında sindirim sisteminde çizgili kas yoktur. Karın organlarının arteryel kanı aortadan ayrılan a. anüs üst bölümüne kadar tüm sindirim sisteminin venöz drenajını toplayıp karaciğere gider. venler ise genel olarak arterlere eşlik eder. İnce bağırsaklara salgılanan pankreas amilazı ise daha güçlü bir sindirim enzimidir. geri kalanın çoğu ise disakkaridler olan sukroz (çay şekeri) ve sütte bulanan laktozdan ibarettir. İki kas tabakası arasında ise yine bir sinir ağı yer alır. içte ise sirküler liflerden oluşur. 182 . ayrıca da birbirleriyle irtibatlıdır. ince bağırsak fırçamsı kenar enzimleri ile amino asitlere ayrışma tamamlanır. İleo-Çekal Sfinkter: Kolondaki bakterilerin ince barsağa geçişini önler. a.

besin maddelerinin konsantrasyonu olarak sıralanabilir. asetil salisilik asit burada emilebilmektedir. alkol. yağ emilimi sırasında miçeller içerisinde erir. mide ve ince bağırsaklarda bulunan lipazın önemi ise azdır.D. amino asitler ve suda eriyen vitaminlerin emilimi olur. amino asitler. Suda eriyen vitaminlerin çoğu ise doğrudan difüzyon ya da çeşitli aracılı transport sistemleri ile emilmektedir. kanal duvarında bulunan osmo-. Bu refleksler ile lokal myojenik tepkiler. Genel olarak vitaminler besin partiküllerinin sindirimi sırasında açığa çıkar ve emilmeye hazır hale gelir. İleumda. D vitamini. Ferritindeki demir ise +3 değerliklidir (ferri) ve gereksinime göre hemoglobin. Su ve Minerallerin Emilimi: Su. Su ve tuzların başlıca emilim yeri. Magnezyum: Emilimi kalsiyum gibidir. Bu karşılıklı geçişler ile de bağırsak içeriğinin plazma ile izotonik kalması sağlanmaktadır. emilmek için öncelikle midedeki asit salgılayan hücreler tarafından üretilen intrensek faktöre bağlanmalıdır. Bağırsak epiteli suya oldukça geçirgendir ve çeşitli maddelerin (büyük ölçüde sodyum) emilimi sırasında oluşan osmotik gradyent ile devamlı bir su emilimi meydana gelmektedir. içeriğin asiditesi. yine duvardaki kas tabakasının ya da endo. sinirsel düzenlemeler ve hormonal 183 . ağız. Safra tuzlarının bu bölgeden tekrar geri emilimi enterohepatik döngü olarak adlandırılır. Emilim ince bağırsakların üst kısmında aktif transport ile olur. Su absorpsiyonunun büyük bölümü çekum ve çıkan kolondan olur. bunu safra tuzları sağlar. parathormon ve kalsitonin kontrolüyle düzenlenir. Sonuçta oluşan çok sayıdaki küçük yağ damlası lipaz ile sindirilmeye açık iyi birer hedef oluşturur. içeriğin osmolaritesi. Midede su. Sindirim Sistemi İşlevlerinin Düzenlenmesi Eser elementlerde görüldüğü gibi birkaç istisnai durum dışında. Yağlar küçük damlalara bölünür ve bu şekilde yüzey alanları genişletilir. B12 vitamini ise. madde konsantrasyonu. Bu uyaranlar. sindirim kanalına en bol miktarda giren maddedir. Dolayısıyla safra tuzları ile bu vitaminlerin emilimi artar. Birbirlerinin absorpsiyonunu yarışmalı olarak inhibe ederler. yağ asitleri. İleumun cerrahi olarak çıkarılması.E. Vitaminlerin Emilimi: Çoğu vitamin sindirim ve emilim sırasında çok az enzimatik değişime uğrar. Yağda eriyen vitaminler (A. B12 vitamini ve safra tuzları emilir. Dolayısıyla sindirimi etkileyen temel unsurlar. Duodeunum ve Jejenumda monosakkaridler. Aslında su. sindirim sistemi işlevlerinin ne şekilde düzenleneceğinin esas belirleyicisi kanal lümeni içeriğinin hacim ve bileşimidir. sindirim kanalında iki yönlü olarak geçiş yapmaktadır. kemo. ya da demir içeren enzimlerin sentezinde kullanılır. Enterosit içerisine alınan demir burada ferritin deposunu oluşturur. safra tuzları ve B12 vitamininin sürekli olarak kaybedilmesine neden olur.veya mekanoreseptörler üzerinden. Yağlar (şilomikronlar halinde) villusların ortasında yer alan merkezi lenf kanalına (lakteal) geçer. kanal duvarının gerilmesi. ince bağırsakların üst bölümüdür. Kalsiyum: Vücut gereksinimine uygun olarak.K). Demir: besinlerdeki demir ancak +2 değerlikli olarak (ferro) emilebilmektedir.Yağların Sindirim ve Emilimi: Sindirim hemen tamamen ince bağırsaklarda pankreatik lipaz aracılığıyla olur. suda eriyen vitaminler. Kalın Bağırsakta emilim daha çok su ve elektrolitlerden ibarettir. Bu bölünme işlemine emülsifikasyon ve miçel oluşumu adı verilmektedir.ve ekzokrin bezlerin işlevlerini tetikleyen refleksleri başlatır.

asiditede artış. dilin ucunda tatlı. salgı ve emilim olarak düzenlenir. pankreas dış salgı bezlerini etkileyerek bikarbonattan zengin (duodenumdaki asiti tamponlayacak) bir salgı yaptırmasıdır. duodenuma yağlı maddelerin ve protein yıkım ürünlerinin geçmesi ile uyarılır.vagus içerisinde seyreden parasempatik uyarılma ile başlar. sinirsel ve hormonal aktivitede yukarıda bahsedildiği gibi değişikliler meydana gelir. enterik sinir sistemi. sfinkterlerde gevşeme yönündedir (başlıca sinir n. bu şekilde sindirim kanalının motilite ve sekretuar aktivitesi merkezi sinir sistemi tarafından da etkilenebilmektedir. distansiyon. sempatik sistem değil… Sinirsel Düzenleme: Sindirim kanalı duvarında yer alan submukozal ve miyenterik sinir ağları. çeşitli sindirim ürünleri. sürekli ıslak tutulan bir bölgedir. geniş bir alanın parasempatik innervasyonunu sağlar). sinirsel ve hormonal) değişiklikler sindirim ve emilimi düzenler. Bu üç evrede de bu etkiler ile. sublingual ve daha birçok küçük tükrük bezi bulunur. yanlarda tuzlu. 184 . tatma ve çiğneme. Sindirim sisteminde salgı ve motilite artar: Sefalik evre (faz): Baştaki görme. İntestinal evre: Bağırsak kanalındaki uyarılarla olur. parietal hücrelerden HCl salgısını uyarır. Gastrin: Besinlerin mideye girmesiyle salgılanan gastrin. özofagustan başlayarak proksimal kolonu da içine almak üzere. asiditede azalma. sekretin ve kolesistin) ve sinirsel (sempatik-parasempatik) olarak sindirim sistemi peristaltizm.düzenlemeler oluşur. parotis. lokal. protein sindirimi sırasında oluşan peptidler) ile başlayabilir. sindirim sisteminin kendi lokal sinir sistemini meydana getirmektedir. uyarının kaynaklandığı yere (bölgeye) göre 3 evrede incelenebilmektedir. Sindirim Kanalının Çeşitli Bölgelerinde Sindirim ve Emilim 1. hormonal (özellikle gastrin. Bu (lokal. Dilin üzerini örten epitel ise tad reseptörlerini oluşturan farklılaşmalar göstermektedir. Gastrik evre: Midede meydana gelen 3 ayrı uyaran (distansiyon (gerilme). Ayrıca otonom sinir sisteminden (sempatik ve parasempatik) gelen lifler de bu sinir ağları ile sinapslaşır. Parasempatik sistem etkisi motilite ve salgıda artış. arkaya doğru ekşi ve acı duyusu alan reseptörler ağırlıklıdır. Sindirim İşlevlerini Kontrolün Evreleri: Sindirim olaylarının sinirsel ve hormonal kontrolü. submandibular. osmolarite değişiklikleri.vagustur. Hormonal Düzenleme. Pankreastan sindirim enzimlerinin salgılanmasını uyarır. gerekse birbirleriyle sinapslaşarak bir pleksusta meydana gelen sinirsel aktivitenin diğer pleksusa ve de sindirim sisteminin yukarı ve aşağı bölümlerine iletilmesini sağlar. Ağız – Farinks – Özofagus: Ağız boşluğu. çeşitli emosyonel durumlar ve n. Böylece ince bağırsakta sindirim hızlanır. koklama. Sekretin: Yemeklerden sonra duodenuma asitli kimusun geçmesi ile duodenum ve jejenumun üst bölümlerinden sekretin salgısı uyarılır. Yani lokal (enterik sinir sistemi ve kanal duvarının kas refleksleri) . Yani parasempatik uyarı altında sindirim kanalının pasaj hızı artar. Yalnız parasempatik sistem sindirim faaliyetlerini arttırır. Kolesistokinin (CCK): Salgısı. Bu sinir ağlarının her biri gerek kendi içlerinde. Başlıca etkisi.

Mide Özofagus ve ince bağırsaklar arasında bulunan torba gibi bir organdır. 1. Sonra bu gelişmelere intestinal faz da eklenerek ilerleme ve gelişme artacaktır. Midede meydana gelen olaylar gastrik fazı arttırır. İşlevleri. Çiğneme. hormonal ve parasempatik) peristaltizm ve salgılar artarak.Çiğneme: Besinler sindirime hazırlanmanın ilk aşaması olan çiğneme ile küçük parçalara ayrılıp. kısmen sindirmek ve 3. Midenin anatomik yapısı. peristaltik dalgaların etkisiyle. Şekil 3. Özofagusun peristaltik dalgaları ile lokma mideye ulaştırılır. alt özofageal sfinkter açılır ve besinin mideye girmesi için yutma peryodu boyunca gevşek kalır. 2.) Besinin mideye ulaşması yer çekimi ile değil de bu peristaltik dalgaların etkisiyle olduğundan kişi baş aşağı dursa bile yutma olayı oluşabilmektedir. İçeriğini sindirim ve emilim için optimal miktarlarda ince barsağa vermektir. istemli olarak başlasa da refleks olarak devam ederek bu şekilde sonlanan bir olaydır. Gastrik faz yoluyla (lokal. Parasempatik uyarılar ile diğer sindirim salgıları gibi (mide. 185 . alt 2/3’lük kısmı ise düz kas ile sarılmıştır. yutulmaya hazır hale getirilir. besin geçtikten sonra ise kapanarak özofagus ile mide arasındaki bariyeri yeniden kurar. Kas tabakası pilor hizasında kalınlaşarak bir sfinkter oluşturur (şekil 3). Bundan sonra. sonra kapanarak tek yönlü ve kontrollü iletim sağlar.) tükrük de artar. Özofagus üst 1/3’lük bölümü iskelet kası. pankreas salgıları vb. Parotisin salgısı diğer hepsinden daha sulu olup yüksek oranda α-amilaz (pityalin) enzimi içerir. Çözündürmek. (Bütün sfinkterler tüm sindirim kanalı boyunca bu şekilde peristaltik hareketler ile beraber geçiş esnasında gevşer. 2. tükrük ile de karışarak. Refleks merkezi medulla oblongatadadır. Besini bir süre depolamak. kimusun anal tarafa doğru ilerlemesine ve sindirimin evrelerinin gelişmesine neden olur. Yutma olayı istemli başlayarak kompleks bir refleks olarak devam eder.

Bikarbonat. Kusma: Mide ve sindirim sisteminin üst bölümündeki içeriğin ağız yolu ile dışarı çıkarılmasından ibaret refleks bir olaydır. yağlar. jejenum ve ileumda ise ince barsağın kendi çeperinde yer alan birtakım enzimlerin daha etkili olduğu görülür. Pankreastan tüm organik molekülleri (proteinler. Midenin sindirici etkisi ile besin maddeleri kimus adı verilen yarı sıvı madde (solüsyon) haline gelir. Safra. fekal materyali defekasyon öncesinde depolamak ve konsantre etmektir (Şekil 5). (5) safra pigmentleri ve(6) az miktarda diğer metabolik son ürünler. biliverdinin indirgenmesi ile oluşur ve insan safrasının esas pigmentidir. Kalın Bağırsak – Kolon Salgılar azdır ve daha çok müsinden oluşur. safra kesesinde depolanır. duodenumda pankreas salgısındaki enzimler ile safranın etkileri ön plana çıkarken. (2) kolesterol. Safranın asıl önemli etkisi emülsiyon yapıcı özelliği olup. Sindirim faaliyetleri açısından. 186 . Aşırı sempatik stimülasyon (stres) Brunner bezlerini inhibe ederek ülsere neden olur. ürobilin halinde idrarla atılır. (7) eser elementler. nükleik asitler) parçalayan enzimler salgılanır. diğer kısmı ise bağırsaklarda emilir ve sistemik dolaşıma katılır. mideden gelen kimusun asiditesini nötralize eder. bilurubin – biliverdin. Safranın bileşimine göz atacak olursak: (1) safra tuzları. Barsağa dökülen bilurubin. Safra tuzları. karaciğerde sentez edilip safra kanallarında toplandıktan sonra. enterohepatik döngü. Sindirim sistemini pankreasın ekzokrin salgıları ilgilendirir. İdrarın sarı renginden sorumludur. Safra pigmentleri. Bilurubin. karbonhidratlar. hatta hafifçe alkaliye çevirir. Safra tuzlarının %95’i ileumda yeniden emilerek bir kez daha safraya salgılanmak üzere dolaşıma döner. 4. Ürobilinojenin bir kısmı oksidasyon reaksiyonu sonucu dışkının rengini veren sterkobiline çevrilir. Midenin Salgıları günde 2-3 litreyi bulmaktadır. (4) bikarbonat.İnce bağırsakta emilimde artacak ve kimus kalınbağırsakta rektuma ulaşınca gaita halini alacaktır. burada bakterilerin etkisiyle indirgenir ve ürobilinojene (sterkobilinojen) dönüşür. Sindirimin son evresi ve emilimin çoğu ince bağırsaklarda olmaktadır. Pankreasın Ekzokrin Salgıları ve Karaciğer Vücudun iki büyük bez organı olan karaciğer ve pankreas. İnce Bağırsaklar Duodenum çeperindeki Brunner bezleri koyu kıvamda müsin salgılar. lesitin ve kolesterol hepatositlerde (karaciğer hücreleri) sentezlenir ve yağın emülsifikasyonundan sorumludur. bu özelliği ile kimustaki lipidlerin yüzey gerilimini düşürür ve lipazın etkisini kolaylaştırır. bu da her bir organik molekül sınıfına spesifik sindirim enzimleri ve başta bikarbonat iyonları olmak üzere diğer bazı elektrolitlerden zengin bir sıvıdır. sindirim enzimleri yoktur. kanalları yoluyla duodenuma çeşitli maddeler salgılar (Şekil 4). 3. 5. Başlıca işlev. (3) lesitin (fosfolipid yapıda bir maddedir). Kusma merkezi medulla oblongata’da yer alır.

Şekil 5.Şekil 4. Safra kesesi ve pankreas. Kolon 187 .

hipovolemi ve şok tablosu ile ölümcül olabilmektedir. Emosyonel stres ve çocukluk çağı alışkanlığı en sık nedenlerdir. düz kastan oluşan internal (iç) anal sfinkter ve istemli kontrol altındaki çizgili kaslardan oluşan eksternal (dış) anal sfinkter ile normalde kapalıdır. Materyal kalın bağırsakta çok uzun kalırsa.pudentalis ile istemli olarak. geriye kuru bir fekal kitle bırakacak şekilde.Emilim: Esas olay lümenden kana aktif sodyum absorpsiyonu ve buna eşlik eden osmotik su geçişidir. Diyare (ishal): Feçeste artan su içeriği ve ağırlığı (>200 mg/gün) ile karakterizedir ve buna artmış defekasyon sıklığı da eşlik edebilir. 188 . suyun tamamı emilebilir. Refleksin yanıtı rektumun kontraksiyonu. N. iç anal sfinkterin gevşetilmesidir. Dışkılama için gerekli uyaran. Defekasyon (Dışkılama): Rektumun çıkışını oluşturan anüs. defekasyon bir süre sağlanan dış sfinkter ile engellenebilir. Konstipasyon (Kabızlık): Feçesin kalın bağırsakta uzun süre kalmasıyla. kuru ve sert materyalin inen kolonda birikmesidir. Dehidratasyon. kolonun kitle peristaltizmi sonucu rektumun dolmasından kaynaklanır. Bu durumda rektum çeperinin gerilmesi defekasyon refleksini uyarır.

Amonyak. bu toplayıcı kanallarda oluşur ve medulla derinliklerine doğru giderek böbrek pelvisine dökülür. Sıvı-elektrolit dengesinin düzenlenmesi ile 5. birçok diğer organ gibi. 2. henle kıvrımı inen koluyla medullaya doğru uzanır ve çıkan kol ile yeniden kortekse doğru yükselir. İdrar ile atılan en önemli metabolizma atıkları üre. organizmada homeostatik dengeyi koruma işinin en önemli bileşenlerindendir. Bu şekilde bowman kapsülünün yarımay şeklinde sardığı glomerül kapiller yumak yapısı. Üriner sistem organları. nitrojen atıkları organizma için zararlı boyutlara gelemeden atılmaktadır. Sonuçta. Her bir böbrekte bir milyonun üzerinde nefron vardır. henle kıvrımı (veya kulpu). nefrondur (Şekil 1). Her bir nefrona süzülecek kan afferent arteriol ile getirilir. Proteinlerin yıkımı sonucu oluşan esas ürün amonyaktır (NH3). devamında ise distal tubulus yeniden korteks boyunca ilerler. buradaki kapiller yapılardan süzülen malzemeyi toplayan bowman kapsülü ve bu malzemeden idrarı oluşturacak olan tubulus yapıları ile devam eder. iki böbrek. Kan basıncının. içte ise medulla olmak üzere iki tabaka halinde izlenir. kreatinin gibi nitrojen (azot. 4. bu tabakalardan kortekste bulunan. vesica urinaria) ve üretra’dır. Hücrelerde oluşan ve kana verilen metabolizma atıklarının uzuklaştırılması şeklinde özetlenebilir. Bu yöndeki başlıca fonksiyonları. dışta korteks. böbreklerin sürekli çalışmasıyla. Böbreklerin Fizyolojik Anatomisi Böbrekler. iki üreter. Vücut sıvılarının hacim ve içeriğinin. dolayısıyla karaciğerde üreye dönüştürülür ve bu üre böbrek tarafından atılır. Bu durumda nefron. BOŞALTIM SİSTEMİ Boşaltım Sisteminin Genel Özellikleri Boşaltım sistemi veya üriner sistem. Böbreğin fonksiyonel ünitesi. Böbrekler kanı süzerek idrarı oluşturur. hücreler için çok toksik bir maddedir. 189 . distal tubulus ve toplayıcı kanallar olmak üzere sırasıyla gider. N2) içeren bileşiklerdir. Nefronların tubulus yapıları. bowman kapsülünden başlayarak proksimal tubulus. mesane (idrar kesesi. PH’nın. nitrojen içeren atikların en önemli boşaltım yeri böbreklerdir. buradan da üreterler içerisine gönderilir.6. Purin bazlarının yıkım ürünü ise ürik asittir. 3. Kortekste ortalama 8 distal tübül birleşerek bir toplayıcı kanal oluşturur. oluşan idrar üreterler aracılığı ile idrar kesesinde toplanır ve üretra yoluyla dışarı atılır. Sözkonusu nitrojen atıklarının en önemli kaynağı proteinler ve purin bazlarıdır. ürik asit. glomerül yumağı ile başlar. burada oluşan kapiller yapı olan glomerül yumağında süzülme işi yapıldıktan sonra ise temizlenen kan efferent arteriol ile götürülür. Bir başka deyişle. 1. Proksimal tubuluslar böbrek korteksi boyunca seyrederken. hep birlikte malpighi cisimciği (Şekil 2) olarak anılır. Nihaî idrar.

Malpighi cisimciği ve Glomerül membranı.Şekil 1. 190 . Nefronun genel yapısı. Şekil 2.

idrar oluşumunun ilk basamağıdır. Filtrasyon (Süzülme) 2. Filtrasyon: Filtrasyon. Glomerüler filtrasyon. ve ya birden fazlasına maruz kalabilir (Şekil 3). Afferent arteriol ile glomerül kapiller yumağına ulaşan kanın protein ve şekilli elemanları dışındaki tüm maddeleri bowman kapsülü içine süzülür. 29 mmHg) = Filtrasyon Basıncı (yak. plazmanın bileşimi ile eşittir. 15 mmHg) glomerüler kapiller onkotik basıncı (ort. sekresyon ve reabsorbsiyon 191 . Dolayısıyla. 1. Glomerüler filtrasyon üzerine etki eden başlıca 3 basınçtan yola çıkarak. 60 mmHg) bowman kapsülü hidrostatik basıncı (ort. 16 mmHg) Şekil 3. filtrasyon basıncı aşağıdaki şekilde hesaplanabilir (Şekil 4): glomerüler kapiller hidrostatik basınç (ort. nihaî idrar oluşumu için başlıca 3 değişik fonksiyonun koordineli olarak çalışması sözkonusudur: 1. süzüntü (filtrat) içeriği.İdrarın Oluşturulması Nefronlarda. proteinler dışında. Sekresyon (Salgılama) Çeşitli maddeler bunların yalnızca birine. Reabsorpsiyon (Geri Emilme) 3.

ancak 1-1. 192 . Bazal membran.Şekil 4. Bazı hormonlar da tubuluslardan geri emilim üzerine etkilidir. bir yapıdır. Membranın başlıca 3 bileşeni vardır: a. Bu geri emilimin büyük kısmı (%80-90) proksimal tubuluslardan olmaktadır. ADH (antidiüretik hormon – vazopressin) ise toplayıcı kanallar ile yine distal tubulusların özellikle son kısmının suya karşı geçirgenliğini artırarak idrarın daha konsantre olmasını sağlar. Bu da bize filtratın %99’unun tubuluslardan geri emildiğini gösterir. ADH yokluğu ile seyreden birtakım hastalıklar. su ve suda erimiş maddelere son derece geçirgen. kollagen fibrillerin gevşek bir ağ oluşturduğu. b. Kapiller endoteli. c. Bowman epiteli. günlük 15-20 litre idrar çıkarılması ile karakterizedir. Emilim yer ve maddeye göre değişebilmek üzere gerek aktif transport. bu endotel tabakasında fenestra olarak adlandırılan binlerce delik yer alır.5 litre kadarı idrar olarak çıkarılmaktadır. Glomerül Membranı: Filtrasyon fonksiyonu için özelleşmiş olan bu yapıda interstisyel bir alanın olmaması dikkat çekmektedir. Bunlarda aldosteron. gerekse pasif mekanizmalar ile olabilmektedir. Reabsorpsiyon: Glomerüllerden süzülen günlük 180 litre filtratın. Buradan maddelerin geri emilimi. distal tubuluslardan Na+ iyonlarının geri emilimini artırırken. podosit denen parmaksı çıkıntılar ve bu parmaklar arasındaki yarık şeklindeki boşluklar ile filtrasyon alanını genişletmesi dikkat çekmektedir. organizmanın gereksinimine göre düzenlenmektedir. bunun karşılığında K+ atılımına neden olur. Glomerüler filtrasyon basıncı. 2.

Bu şekilde böbrek kan akımı (renal blood flow = RBF veya renal plasma flow = RPF) azalacak. böbrek üstü bezi korteks tabakasından aldosteron hormonunun salgısı da angiotensin II tarafından uyarılır. o maddenin klirensini tanımlamaktadır. K+ da bir yandan lümene sekrete olmaktadır. Tüm bu olayların hep birlikte koordine çalışması sonucu. Renin. kuvvetli vazokonstrüktör etkiye sahip bir maddedir. Antidiüretik Hormon (ADH): Yukarıda da anlatıldığı gibi. Angiotensin II. diğer yanda ise kan plazması bazı maddelerden arındırılmaktadır.konsantrasyonunun düşmesi. Arteryel kan basıncının düşmesi veya GFR’nin azalması sonucu filtrattaki Na+ ve Cl. 193 . Burada. kan basıncındaki düşmelere duyarlılık gösterir ve renin adlı bir hormon-enzim salgılar. ekstrasellüler sıvı hacminin ve kan basıncının artması sağlanır. Klirens: Böbreklerde bir yandan idrar oluşturulurken.iyonları konsantrasyonuna duyarlıdır. Dinlenme halinde minimal olan kontrol. Bu şekilde. Angiotensin II. 3. Jukstaglomerüler hücreler. macula densa’nın da jukstaglomerüler hücreleri uyarmasına neden olur ve yine renin salgılanır (Şekil 6). Orta şiddette bir uyarı durumunda afferent ve efferent arteriollerdeki daralma aynı boyutlarda olup. Sekresyon: İdrar oluşumu sırasında bazı maddeler de tubulus lümenine salgılanmaktadır. GFR’yi pek etkilemez. Örneğin distal tubuluslarda aldosteron hormonu etkisi ile Na+ reabsorbe olurken. birim zaman içerisinde böbrekler tarafından bir maddeden temizlenen plazma miktarı. aynı zamanda sistemik dolaşımdaki arteriyolleri de daraltarak kan basıncını yükseltir. özellikle ekstrasellüler sıvı hacminin azalmasına cevap olarak hipotalamusta sentezlenip arka hipofizden salgılanan bu hormon.Aktif transport ile reabsorpsiyon: Glikoz ve amino asitlerin tümü Na+-K+-APTaz pompasıyla aktif olarak sodyuma bağlı taşıyıcı bir sistem ile hücre içine alınır. distal tubulus çeperindeki hücreler ise macula densa adı verilen yapılar olarak farklılaşmıştır. Angiotensin I ise angiotensin dönüştürücü (converting) enzim (ACE) tarafından angiotensin II’ye dönüştürülür. şiddetli olarak uyarıldığı durumda afferent arteriolün daralmasına neden olur. Özellikle efferent arteriolde yol açtığı daralma glomerüler kapiller basıncı artırır. Böbrek Fonksiyonlarının Kontrolü Böbrek damarları sempatik sinir sistemi kontrolü altındadır. distal tubulus ve toplayıcı kanallarda suyun geri emilimini artırarak etki gösterir (Şekil 7). angiotensinojenden angiotensin I oluşturur. su vb. Aldosteron etkisiyle bir yandan tuz ve su reabsorpsiyonu artar. bunlara değerek. Macula densa hücreleri ise daha çok distal tubulus içerisinden geçen sıvının Na+ ve Cl. afferent arteriol çeperinde yer alan hücreler jukstaglomerüler hücreler. tekrar malpighi cisimciğine doğru yönelerek afferent ve efferent arteriollerin arasından. Henle kıvrımından sonra başlayan distal tubulus. geçer. dolayısıyla GFR ise düşecektir. Bu yapının tümüne birden ise jukstaglomerüler aparat denir (Şekil 5). Pasif transport ile reabsorpsiyon: Üre. Bu olayda Na+-K+ATPaz pompası görev alır ve potasyum aktif olarak hücre içine alınır. Bu etkilerinin yanında.

Şekil 5. Jukstaglomerüler aparat. Renin-angiotensin sistemi. Şekil 6. 194 .

organizma pH’sının çok dar sınırlar içerisinde tutulması hayati önemi olan bir olaydır. hidroksil iyonu (OH-) güçlü baz.45 (daha dar anlamda 7. Böbrekler Ve Asit Baz Dengesi Bilindiği gibi.42). Hidrojen iyonu (H+) ise proton taşımaktadır. ADH salgı mekanizması ve etkisi. ortamdan hızlı bir şekilde hidrojen iyonu alan maddeler güçlü baz. hidrojen iyonunu ortamdan yavaş alan maddeler ise zayıf baz olarak sınıflanmaktadır. baz ise proton alıcı demektir. Buna göre. Aynı şekilde. hemen su ile birleşerek karbonik asite dönüşebildiğinden asit olarak kabul 195 . Anlam olarak asit proton verici. Vücuttaki asit ve bazlar genellikle bikarbonat ve karbonik asit gibi zayıf yapılı olanlardır. Organizma pH’sını değiştiren olaylar daha çok metabolizma sonucu ortaya çıkan asitlerdir. Bunlardan en önemlisi ise uçucu asit olarak da adlandırılan karbondioksittir (CO2). karbonik asit (H2CO3) ise zayıf asitlere örnek iken. Hidroklorik asit (HCl) güçlü asit. bikarbonat iyonu (HCO3-) ise zayıf bir bazdır.Şekil 7.35-7. ortama hidrojen iyonunu yavaş veren madde ise zayıf asittir.38-7. Bunların yanında laktik asit gibi asitler de görülür. ortama kolaylıkla hidrojen iyonu veren madde güçlü asit. Metabolizma faaliyetleri sonucu ortaya çıkan karbondioksit. 7.

Orta katman olan sirküler lifler. Bu mekanizma genel olarak solunumsal alkaloz ve asidozda etkindir: Miksiyon Ve İdrarın Boşaltılması Üreterler ve mesane (vesica urinaria). Solunumsal olmayan asidoz ve alkaloz (metabolik asidoz-alkaloz) durumlarında ise organizma solunumu artırarak veya azaltarak durumu kompanse etmeye çalışır. solunumun artması nedeniyle CO2’nin fazla miktarda atılması ile H+’nın azalması (yani pH’ın artması) olayına ise solunumsal (respiratuar) alkaloz denir. ortada ise üç katlı bir kas tabakasından oluşmaktadır. gerilme reseptörleri uyarılır ve sakral (S2-4) bölgeden idrar yapma refleksi doğar. erişkinde 300-400 ml kadar idrarın mesanede birikmesi. böbrekler idrara daha fazla H+ çıkarır ve aynı anda bikarbonat (HCO3-) reabsorpsiyonunu artırırlar. Başlıca tampon sistemleri bikarbonat. dışta bağ dokusu. Her ne kadar akciğer ve böbrekler kendi mekanizmaları ile organizmayı asidoz ve alkaloz durumlarından korumaya çalışırsa da. Tersine metabolik bir alkaloz gelişmiş ise solunum biraz baskılanarak kan CO2’sinin arttırılması yoluna gidilir. Üç katlı kas tabakasının en dışındaki longitudinal lifler idrarın boşaltılmasında en önemli rolü oynarlar (m. hiperventilasyon durumlarında PCO2’in 40 mmHg’nın altına düşmesiyle ise bikarbonat reabsorpsiyonu azalır. İdrar yapmanın refleks kontrolü. sonra detrusor kasılır. İdrar yapmanın istemli kontrolü. refleksi başlatmak için yeterlidir. Asitler iyonlarına ayrıştığı zaman. Üretranın daha ileri bölümlerinde ise perinenin çizgili kasları tarafından external sfinkter oluşturulmuştur. Bunlar. fosfat ve proteinat tampon sistemleridir. ortama verdikleri hidrojen iyonunun (proton. solunum faaliyetleri ile akciğerden atılabildiği için de uçucu olarak nitelendirilir. Yeni oluşan idrar. Yani organizmada bir metabolik asidoz söz konusu ise solunum artar ve CO2 atarak duruma müdahale eder. öncelikle vücut sıvılarında hazır bulunan birtakım tampon sistemleri pH değişikliklerine anında müdahale ederek olayın ciddi boyutlara varmasını önlerler. yani pH azalması durumunda (asidoz). güçlü asitler ile reaksiyona girerek daha zayıf asitlerin oluşmasını sağlamak yoluyla. Uygun ortamda önce pelvis kasları gevşer. H+) birikmesi ciddi tehlikelere yol açar ve çeşitli mekanizmalar ile tamponlanmak zorundadır. 196 . büyüme sırasında. ancak idrarın boşaltılması ile ilgili refleks genel olarak parasempatiktir. yani pH yükselmesi halinde ise idrarla bikarbonat atılımı arttırılır.detrusor). oradan da üretere doğru ilerler.edilirken. Herhangi bir nedenle solunumun azalması nedeniyle kanda CO2 birikmesi solunumsal (respiratuar) asidoz olarak tanımlanırken. Vücut sıvılarında hidrojen iyonlarının artması. Mesane ve üretra hem sempatik. idrar yapmak için uygun yer bulunana kadar. böylece idrar yapılır (miksiyon). H+’nın ortamdan uzak tutulması yönünde çalışırlar. üretranın başladığı yer etrafında halka şeklinde bir sfinkter yapısı oluştururlar (internal sfinkter). dış sfinkterin kasılı tutulması öğrenilir. Arteryel kan CO2 konsantrasyonunun artması böbreklerde bikarbonat reabsorpsiyonunu artırırken. Alkaloz. hem de parasempatik lifler alır. yapı olarak içte mukoza. pelvis renalisin dolup gerilmesiyle çeperindeki düz kasların uyarılması yoluyla üreteropelvik bölgeye.

Reseptörler hedef hücrenin membran. epinefrin. Enerji üretiminin kontrolü. Hormonların bir kısmı vücut hücrelerinin tamamı veya tamamına yakınına etki edebilmektedir (ör = büyüme hormonu. Başka bir salgı bezine yaptıkları etki ile yine o bezden başka bir hormonun salgısını uyaran hormonlara tropik hormonlar denir (Şekil 1).7. adrenokortikotropik hormon. 3. kortizol. tiroid hormonları. Sonuçta endokrin sistem. Endokrin sistem işlevlerini. Üreme. Büyüme ve gelişme. asetilkolin. glukagon. Çevreye uyum (soğuk-sıcak adaptasyonu. tiroid ve böbrek üstü bezi hormonları. hipofiz gonadotropin hormonları etkisinde gonadlardan salgılanan sex hormonları Hormonların Etki Mekanizmaları Hormon Reseptörleri: Hormonlar hücre içi mekanizmaları genellikle doğrudan etkilemez. Yalnız. Bu mekanizmada hormon yine hücre membranındaki reseptörüne bağlanarak hücre içinde bir enzimin aktivasyonuna yol açar ve etkilerini bu enzim üzerinden gösterir. sitoplazma veya çekirdeğinde bulunabilir. 4. kimyasal maddeler aracılığıyla gösterir. bazı hormonlar etkilerini hemen salındıkları yerde veya yakınında göstermektedir ve Lokal (Yerel) Hormonlar olarak bilinirler (ör = sindirim hormonları. steroid hormonlarınki genelde sitoplazmada. 5. Vücut sıvılarının hacim ve bileşim yönünden kontrolü. aldosteron. androjenler 6. ENDOKRİN SİSTEM Endokrin Sistemin Genel Özellikleri Vücudumuz iki ana kontrol sisteminin etkisi altında işlev görmektedir: Sinir Sistemi ve Endokrin Sistem. 2. Farklı etkiler nedeniyle de farklı mekanizmalar gözlemek mümkündür. büyüme hormonu. salgıladıkları hormonları doğrudan kana bırakırlar ve kan ile vücudun her yerine yayılabilmektedirler (Genel Hormonlar). kortizol. Membran geçirgenliğini değiştirici etki dolayısıyla iyon kanallarının açılmasına veya kapanmasına neden olmaktadır. hormon dediğimiz. bir hücre ya da hücre grubu tarafından salgılanan ve buradan vücudun her yerine taşınarak belirli doku ve organların fonksiyonu üzerinde etki yapan. insülin. homeostatik mekanizmada düzenleyici ve bütünleyici rol oynar. Başlıca Fonksiyonlar 1. gastrin. Üçüncü olarak gen aktivasyonu ile de (özellikle steroid ve tiroid hormonlar) etkisini gerçekleştirebilir. tiroksin. kalsitonin. histamin). paratiroid hormon. 197 . hipofiz. bunun yerine etkilerini hedef hücrelerdeki özgün reseptörlerine bağlanarak gösterirler. hemen hemen tüm hormonlar. insülin). Protein hormonlar ile katekolaminlerin reseptörü hücre zarının dış yüzeyinde. Sindirim ile ilgili olayların kontrolü. strese karşı direnç vb). sekretin. Ancak büyük çoğunluğu sadece belirli hücre veya organlara etki ederler. kolesistokinin. renin. başta GH. tiroid. insülin. tiroid hormon reseptörleri ise çekirdekte bulunur. Kan damarları bakımından zengindir ve genel olarak salgı kanalları yoktur. İkincil habercileri de uyarabilir. Bu hücreler etki yapan hormona özel reseptörler taşır ve hedef hücre (target cell) olarak adlandırılır. antidiüretik hormon.

Şekil 1. Bu durumda hormonun yol açtığı etki hormon salgısını uyarıcı yönde gelişmektedir ve salgı giderek artmaktadır. diğer zamanlarda ise protein sentezleyen mekanizmalar tarafından yeni reseptörler oluşturulur (up regülasyon) ki genellikle uzun süre yüksek hormon konsantrasyonuna maruz kalma nedeniyle oluşmaktadır. genellikle işlev ile ilgili bir faktör. Kadın ve erkek vücudundaki tüm endokrin sistem HORMON SALGISININ ve ETKİSİNİN KONTROLÜ Negatif Feedback: Hormonun hedef organ üzerindeki etkisi yeterli düzeye ulaştığında. Reseptör Sayısı ile Kontrol: Hedef hücredeki reseptör sayısı devamlı değişiklik gösterir. Pozitif Feedback: Daha nadir olarak karşımıza çıkan bir olaydır. çünkü işlev sırasında reseptör proteininin kendisi genellikle inaktive olur (down regülasyon). geriye doğru endokrin beze veya daha üst bir merkezi etkileyerek hormon salgısını azaltabilmektedir. 198 .

İç ve dış ortamda oluşan değişmelere. hipotalamo-hipofizer portal sistem. nöroregülasyonun önemli bir parçasını oluşturur. başka yerlerden salgılanan hormonlar da ön hipofiz fonksiyonunu serbestleştirici ya da inhibe edici (releasing veya inhibiting) olarak etkileyebilir (feedback mekanizmaları). Arka hipofiz. Prolaktin. Ancak ön hipofiz hormonlarının salgısının kontrolü tek başına bu hipofizyotropik hormonlar tarafından değildir. başlıca altı adet hormon vardır: Folikül Stimüle Edici Hormon (FSH). hipotalamusun dışa doğru genişlemesi sayılabilen nöral bir dokudur. Luteinleştirici Hormon (LH). Tiroid Stimüle Edici Hormon = Tirotropin (TSH). Ön Hipofiz Hormonları Ön hipofizden salgılandığı bilinen. Adrenokortikotropik Hormon (Adrenal Korteksi Uyaran Hormon) = Kortikotropin (ACTH). hipotalamus yoluyla verilen cevaplar arasında çeşitli hormon salgılarının da önemli yeri vardır.HİPOTALAMO-HİPOFİZER SİSTEM Hipotalamus – Ön Hipofiz İlişkisi: Hipotalamus. hipofiz ile hipotalamus arasındaki birleştirici saptan geçer ve arka hipofizde kan kapillerine yakın bir yerleşim ile sonlanır. sinir sistemine reseptör ve aferent yollarla ulaştıktan sonra. hepsi peptid yapıda. İyi bilinen iki arka hipofiz hormonu böbreklerde su atımı ve kan basıncı ile ilgili işlevleri olan vazopressin (antidiüretik hormon – ADH) ile süt salgısı ve uterus kasılmaları üzerine etkileri olan oksitosindir. Büyüme Hormonu (GH). hipofizyotropik hormonlar (Şekil 2). Hipotalamus – Arka Hipofiz İlişkisi: Bu ilişki kan yoluyla değil. Hipotalamustan gelen iki akson. Tüm ön hipofiz hormonlarının salgısı hipotalamik hormonlarca kontrol edilir. 199 . Şekil 2. hipotalamo-hipofizer traktus (Şekil 3). sinir yoluyladır.

Prolaktinin ise başka bir bezden herhangi bir hormon salgısı üzerine kontrol edici etkisi yoktur. Büyüme Hormonu İnhibe Edici Hormon . Gonadotropin Serbestletici Hormon (GnRH) ⇒ Luteinizan Ve Folikül Stimülan Hormon (LH&FSH) 6. hipotalamusun çeşitli alanlarında bulunan nörosekretuar hücrelerden kaynaklanan nörohormonlardır ve ön hipofiz hormonlarının salgısı üzerinde etkili olurlar. Büyüme Hormonu Serbestletici Hormon (GHRH) ⇒ Büyüme Hormonu (GH) 4. Kortikotropin Serbestletici Hormon (CRH) ⇒ Adrenokortikotropik Hormon (ACTH) 2. Büyüme hormonunun çeşitli organ ve dokuların organik metabolizması üzerine direkt etkileri vardır.Somatostatin (GHIH . sperm ve ovumların büyüme ve gelişmesi ile ilgili işlevleri de vardır. testesteron). FSH ve LH’ın da yine hormon salgılatıcı etkileri olmakla birlikte (östrojen. ACTH ve TSH’ın başlıca işlevi diğer bazı hormonları salgılatmaktır. Hipotalamik Hormonlar Bu hormonlar. Prolaktin Salgılatıcı Hormon (PRH) ⇒ Prolaktin salgısını sağlar 200 . Hipotalamustan nörohipofize doğru uzanan aksonlar.Şekil 3. progesteron. Hipotalamusun Etkisinde Başlıca Ön Hipofiz Hormonları 1. Tirotropin Serbestletici Hormon (TRH) ⇒ Tiroid Stimülan Hormon (TSH) 3. temel işlevleri meme bezlerinin gelişimi ve göğüslere direkt etki ile süt yapımının uyarılması ile ilgilidir.SS) ⇒ GH baskılar 5.

Kemik Büyümesi: Büyüyen bir kemik. dolayısıyla doğumu kolaylaştırmak olduğundan doğum hormonu olarak da anılır. vitamin ve minerallerin yeteri kadar alınmaması büyümeyi etkiler. Etkisi: Böbrek üstü bezi (adrenal) korteksinde glikokortikoid hormonların sentezini kontrol eder. kemik büyümesidir. Çeşitli Hipofiz Hormonlarının Özellikleri Prolaktin: Bu hormonda hipotalamik inhibe edici fonsiyon baskındır. tiroid hormonları. -Folikül Stimülan Hormon: Kadında folikül gelişimi ve ovulasyonu. dopamin) ⇒ Prolaktin salgısını baskılar Dikkat çeken bir nokta bilinen hipofizyotropik hormonların en az ikisinin salgılatıcı değil inhibe edici özellikte olmalarıdır: Dopamin (PIH) ve Somatostatin (SS). Etkisi: Tiroid bezi folikül hücrelerinde tiroglobulin sentezini hızlandırır. Malnütrisyonun (ağır beslenme bozukluğu) büyüme üzerine olan olumsuz etkileri. testesteron ve östrojenlerdir. Tiroid Stimülan Hormon – Tirotropin – TSH: Hipotalamik TRH’nın etkisiyle salgılanır. Hedef organı ise tiroid bezidir. insülin. Gonadotropinler = FSH & LH: Menstrual siklus. Büyüme Büyüme. Oksitosin: Başlıca etkisi doğum sırasında uterus kontraksiyonlarını. kabaca epifiz olarak adlandırılan orta kısımları ile bunların arasında kalan şafttan meydana gelir. Erkekte ise Leydig hücrelerini uyararak testesteron salgılatır. -Luteinizan Hormon: Ovulasyon sonrasında corpus luteumun oluşumundan sorumludur. Büyümeye Hormonların Etkisi: Büyümeye etkili başlıca hormonlar büyüme hormonu. hayatın erken çağlarında daha belirgin olarak ortaya çıkar. gebelik ve emzirme ile ilgili görevleri vardır. 201 . Çevresel Faktörler: Beslenme ile esansiyel amino asitler ve yağ asitlerinin. yarı ömrü 20-30 dakika kadardır. Dopamin dışındaki tüm hipofizyotropik hormonlar peptid yapıdadır.ADH): Böbrekte distal tubulus ve toplayıcı kanallarda epitelin suya geçirgenliğini artırarak suyun geri emilimini sağlar. Vazopressin (Antidiüretik Hormon . Büyüme Hormonu – Growth Hormone – GH: Çabuk metabolize olur. Temel olarak vücutta yaygın bir hücre bölünmesi ve protein sentezi ile yürütülür. hipotalamik CRH’nın etkisiyle salgılanır. çeşitli genetik ile endokrin gibi bireye ait ve beslenme ile enfeksiyon gibi çevresel faktörlerden etkilenebilen kompleks bir olaydır. Adrenokortikotropik Hormon – Kortikotropin – ACTH: Stres durumlarında.Prolaktin İnhibe Edici Hormon (PİH. genel olarak puberteden itibaren salgılanırlar. Pubertede bu kıkırdak doku kemiğe çevrilir ve büyüme durur. İkinci özelliği emzirme sırasında sütün meme kanallarına akmasını sağlamasıdır. erkekte spermatogenezi kontrol eder. bir kişinin boyunu belirleyen olay ise. Büyüme çeşitli hastalıklara bağlı olarak da aksayabilir. Şaft ile epifizin arasında epifizyal büyüme plağı (büyüme kıkırdağı) yer alır. Hipotalamik GnRH etkisiyle. Dopamin ise bir katekolamindir. özellikle omurga ve bacaklarınki olmak üzere. Büyümede en önemli hormondur. epifizyal kapanma.

Esas etkisini. birçok hedef dokuda hücre bölünmesini uyarması ve protein sentezine anabolik etkisidir. Şekil 4.1. Büyüme hormonunun etki mekanizması Şekil 5. somatomedin C) kimyasal bir haberciyi salgılatarak yapar (Şekil 4). Büyüme hormonunun ritmik salgılanması 202 . Başlıca büyütücü etki. insülin-benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1) olarak bilinen (diğer adı. Büyüme Hormonu (growth hormone – GH) Ön hipofizden salgılanan bu hormon postnatal dönemin büyüme üzerine etkili en önemli hormonu sayılabilir.

TSH. Hormonun eksikliği ya da yokluğunda ise bazal metabolizma yarıya kadar düşebilir. Sağ ve sol olmak üzere iki lateral lob ve bunları birleştiren isthmus adlı bölümden oluşmuştur. refleksler artmıştır. Cücelik: Ön hipofiz hormonlarının çocukluk çağındaki yetersiz salgılanması ile meydana gelir. Büyüme hormonu salgısını uyarır. Sebep yine tümöraldir. dokuların büyümesi ve metabolizmanın normal hızında devam etmesi için gereklidir. triiiyodotironin (T3) ve kalsitonin hormonlarını salgılayan önemli bir endokrin bezdir. kıkırdak ve yumuşak dokular genişler. Epitel hücreleri bir yandan da kandan iyotu (I-) alarak bezde konsantre eder (iyot pompası). tiroglobulin adı verilen bir glikoprotein ile doludur (Şekil 6). protein ve karbonhidrat metabolizması hızlanır. Bazal metabolizma artar. İnsülin Tüm yönleriyle anabolik bir hormon olan insülinin özellikle proteinler üzerine olan etkisi büyümeyi olumlu etkiler. tiroglobulin sentezini hızlandırır. Hipotiroidili bebeklerde mental gerilik oluşur. Özellikle el ve ayaklardaki küçük kemikler. Ayrıca testesteronun birçok doku üzerinde protein sentezini artırıcı etkisi vardır. Bu foliküllerin içi. alın. Cinsiyet Hormonları Cinsiyet hormonu salgıları 8-10 yaşlarında başlar ve sonraki 5-10 yıl boyunca. büyümeyi inhibe edici yöndedir. epifizlerin kapanma yaşına kadar boy 270 cm’yi bulabilir. Tüm dokular ve kemiklerde genişleme ve kalınlaşma görülür. Tiroid hormonları. 3. alt çenede genişleme belirgindir. özellikle fetal hayatta ve doğumdan sonraki birkaç ayda santral sinir sistemi gelişimi için önemlidir. ancak boy uzamaz. Kemikler. kafa kemikleri. düz platoya ulaşana kadar da artar. Genel olarak belli bir hedef organ ya da dokuları yoktur ve hemen hemen tüm vücut hücrelerine etki ederler. Tiroid Hormonları Tiroid hormonları. ancak birkaç aylık bir gecikme durumunda ortaya çıkan gelişim yetersizliği geriye dönüşümsüzdür. sinirlilik. erken dönemde verilecek tiroid hormonları ile tamamen önlenebilir. Yağ. boy uzaması durur. Jigantizm (Devlik): Büyüme hormonunun gelişme çağında fazla salgılanması ile oluşur. burun. Böyle bir durum. Tiroid Bezi Tiroksin (T4).2. Akromegali: Aşırı büyüme hormonu salgısının epifizler kapandıktan sonra ortaya çıkması ile oluşur. 5. Bezin içi kübik epitel hücreleri ile çevrili çok sayıda folikülden meydana gelmiştir. Metabolizmaya en belirgin etkileri hücrelerde katabolik reaksiyonları aktive etmeleri ile ortaya çıkar. hiperfaji (çok yeme). hiperfajiye rağmen kilo kaybı ve tremor (ince titreme) karakteristik bulgulardır. 203 . 4. Kolloide geçen iyot. tiroglobulindeki tirozine bağlanır triiyodotironin (T3) ve tetraiyodotironin = tiroksin (T4) sentezlenir (Şekil 7). O2 tüketimi yükselir. Kortizol Cinsiyet hormonları gibi steroid yapıda olan kortizolün etkisi ise tam tersine.

Şekil 6. Tiroid bezinde folliküler hücreler ve kolloid sıvısı Şekil 7. Tiroid hormonlarının sentezi ve salgılanması 204 .

kalsiyumun reabsorbsiyonunu hızlandırır. İlk birkaç dakikada kemik dokusunda hazır halde bulunan kalsiyum ve fosfatın extrasellüler sıvıya ve dolayısıyla kana geçmesini sağlar. Kalsiyum: Kemiklerin sertliğini sağlar. Kas kasılması yani aktin-miyozin bağlantısını kurar. Sonra kemiklerde osteoblastik (kemik yapımı) aktiviteyi uyarır.25-dihidroksikolekalsiferol yapımını uyararak bağırsaklardan da kalsiyum absorbsiyonunu sağlamasıdır Ekstrasellüler iyonize kalsiyum düzeyindeki çok hafif azalmalar. Parathormonun etkileri 205 . İç ve dış salgılarda ve bir de önemli olarak pıhtılaşmada rolü vardır. gençlerde daha aktif olup iskeletin gelişmesine yardım eder. PTH’ın bir diğer etkisi ise D vitamininin aktif formu olun 1. parafoliküler C hücrelerinden salgılanır. Dokularda membran permeabilitesini etkiler. mercimek büyüklüğünde ortalama 120’şer mg ağırlığında 4 adet bezdir. Şekil 8. Temel olarak plazma Ca+2’unu artırıcı. Birkaç dakika içerisinde kan kalsiyum düzeyini düşürür. Diğer yandan ise böbreklerden atılan fosfatın geri emilimini (reabsorbsiyonunu) azaltarak fosfatürik etki gösterirken. fosfatını ise düşürücü etkiye sahiptir. birkaç dakika içerisinde PTH salgılanmasına neden olur (Şekil 8). Esas etkisi kemiklerden kalsiyum ve fosfatı mobilize etmesidir. Tiroid bezinde.PARATİROİD BEZ Ve PARATHORMON – PTH Tiroid bezinin arkasında yer alan. Kalsitonin Kan kalsiyum düzeyi ile ilgili diğer bir hormondur. Etkisi PTH’a zıttır. Bu hormon.

glikozun yağ hücrelerine girişini de artırır. hipoglisemi şok. şuur kaybı. endokrin salgıları yapan Langerhans adacıkları vardır. pankreastan geçen kanın glikoz konsantrasyonudur. organik metabolizmasının en önemli kontrolörüdür (Şekil 9). lösin gibi amino asitler de insülin salgısını artırır. somatostatin (SS) salgılar 4. F hücreleri. Bu adacıklarda başlıca 4 çeşit hücre ayırt edilmiştir: 1. koma ve ölüm gelişebilir. kas hücresi membranı glikoza karşı geçirgen değildir. İnsülin Salgısının Kontrolü: En önemli kontrol. ekstrasellüler sıvıdaki glikozun hücre içerisine alınmasını sağlayarak gerçekleştirir. Egzersiz sırasında ise insülin olmasa da glikoz kas hücresine geçebilmektedir. beynin glikozu alması güçleşir. insülin salgılar 3. Beyin hücrelerine ise glikoz girişi insülinden bağımsız olmakla birlikte. Özellikle arginin. kan şekeri %50 mg altına düştüğünde. En belirgin etkisi kan glikoz düzeyini düşürmesidir. sekretin. Kas: İstirahat halinde ve insülin yokluğunda. Yağ Dokusu: İnsülin.GIP). Ama insülinin başlıca hedef dokuları kas (kalp+iskelet) ve yağ dokuları ile karaciğerdir. Eritrositler ve beynin büyük bölümü ile bağırsak ile böbrek tubulus epiteli dışında tüm dokularda etkisini gösterir. İnsülin salgısının başta glikoza bağımlı insülinotropik polipeptid olmak üzere (gastrik inhibitör polipeptid .PANKREAS ve ENDOKRİN FONKSİYONLARI Aynı zamanda sindirim ile ilgili fonksiyonları da olan ve bunları çeşitli dış salgıları (ekzokrin) yoluyla yerine getiren pankreasın. Langerhans adacıkları 206 . B veya β hücreleri. Yemek sırasında görülen parasempatik aktivite artışı ile de insülin salgısı artar. İnsülin Pankreas Langerhans adacıklarından salgılanan en yoğun hormon olan insülin. pankreatik polipeptid (PP) salgılar. Şekil 9. A veya α hücreleri. D veya δ hücreleri. glukagon salgılar 2. Glikoz burada trigliserid sentezinde kullanılır. Bu sırada enerji için yağ asitleri kullanılır. kolesistokinin (CCK) ve gastrin gibi sindirim hormonları tarafından da uyarıldığı anlaşılmıştır. Bu etkisini.

Medüller bölüm. burada. hiperglisemi yapar. Solunum Merkezi: Solunum hızı ve derinliğini artırırlar. Kan: Eritrosit sayısı ve hematokrit değerini yükseltir. Merkezi Sinir Sistemi: Stres ve tehlikeye karşı canlılık yaratır. 207 .Glukagon Pankreastan salgılanır. Katekolaminlerin Etkileri:Streste tehlikeden korunmak için gereklidir. Korteks tabakasında ise yaşamın vazgeçilmez hormonları olan kortikosteroidler (kortikoidler. Adrenalin Streste salınır ve kan şekerini arttırır. Glikoz Ve Yakıt Homeostasisinde Diğer Hormonların Katkısı: İnsülin. En dışındaki kapsülün altında korteks tabakası. Plazma glikoz düzeyi arttığında glukagon salgısı inhibe olur. bronşlar genişler. sempatik pregangliyonik liflerle innerve olur ve katekolaminleri (adrenalin=epinefrin. Sempatik nöronlardan gelen asetilkolin salgısı yoluyla gelen stimulus ile salgı gerçekleşir. efor için gerekli olan bronşiyol genişleme sağlanır. diğer birçok hormonun da organik metabolizma üzerine çeşitli etkileri vardır. adrenal medullada salgıya hazır şekilde granüllerde depolanır. steroidler) salgılanır. Katekolaminler. açlık durumunda beyin işlevlerini bozabilecek derecede bir hipoglisemi gelişebilmektedir. zengin damar ağına sahip. Endokrin Sistem: Adrenalin insüline antagonist. İnsülin üzerine olan inhibitör etkisi vardır. Kalp-Damar Sisteminin aktivitesini arttırırlar. Kaslar: İskelet kaslarında verim arttırılır. Büyüme Hormonu: Başlıca fizyolojik etkileri. Adrenal Medulla Adrenalinin büyük kısmı adrenal medulladan sentezlenir. Bu hormonlar sempatik sistemin kontrolünde salgılanır ve etkileri de sempatik sistemin tüm vücuttaki etkilerine benzemektedir. Bu hormonlardan ikisinin ise üzerinde biraz tartışmaya değer etkileri vardır: Kortizol ve büyüme hormonu. Yağ Metabolizması: Yağ dokusundan yağlar mobilize olur. Karbonhidrat Metabolizması: Efor için gerekli kan şekerini yükselci etki yapar. içte ise medüller bölüm olmak üzere iki farklı dokudan oluşur. Mide. Ancak bunların salgıları genellikle kendilerine ait uyaranların kontrolündedir. Somatostatin İlk olarak hipotalamustan izole edilmiştir: Somatotrop hormonu inhibe edici hormon (growth hormone inhibitory hormone = GHIH) ile aynı hormondur. 6 g kadar ağırlıkta bezlerdir. büyüme ve protein anabolizmasını artırmanın yanı sıra insüline zıt etkilidir. Kortizol: Glukagon ile epinefrine ek olarak insülinin etkilerine zıt yönde işlev gören bir hormondur. glukagon ve epinefrine ek olarak. Hiperglisemi yapar. bu kaslar mücadeleye hazırlanır. Kalp atım hacmi ve dakika hacmini artırarak ve periferik damar direncini artırmak yoluyla kan basıncını artırırlar. Böbrek Üstü Bezi – Adrenal Bez – (Glandula Suprarenalis) Her iki böbreğin üzerinde şapka şeklinde yerleşmiş. noradrenalin=norepinefrin) salgılar. bronşiyol ve mesane düz kasları katekolaminlerin etkisiyle inhibe olur. noradrenalin ise daha çok sempatik sinir uçlarından salınmaktadır. Kortizol eksikliği olan kişilerde. bağırsak. Göz: Pupillalar genişler (midriazis). hiperglisemiktir. Glukagonun etkileri insüline terstir.

En önemlisi dehidroepiandrosterondur. 208 .Adrenal Korteks Farklı hormonların sentezlendiği üç farklı bölgeye ayrılır (Şekil 10): 1. ekstrasellüler Na+ konsantrasyonu pek değişmezken. Zona Retikularis: Androjenik hormonlar salgılar. Mineralokortikoid hormonların sentezinden sorumludur. Zona Glomerulosa: Kapsülün hemen altındaki en dış bölgedir. Yetersiz aldosteron salgısında K+ konsantrasyonundaki artış ile kalp kontraksiyonlarında zayıflama ve aritmiler gelişebilir. 3. Şekil 10. glikokortikoid aktivite ise glikoz ve protein metabolizması ile ilgilidir. En önemlisi kortizoldur. Na+ ile beraber su da tutulacağından. 2. Adrenal medulla ve korteks Mineralokortikoid Hormonlar-Aldosteron Zona glomerulozadan salgılanan en önemli mineralokortikoiddir. Zona Fasikulata: Glikokortikoid hormonlar yapılır. sıvı hacmi artar. Temel olarak mineralokortikoid aktivite Na+ ve K+ dengesi. En önemlisi aldosterondur. Başlıca fonksiyon böbrek tübüllerinde Na+ tutulumu ve K+ atılımı şeklindedir.

Aynı zamanda kortizol. damar çeperlerindeki düz kasların katekolaminlere duyarlılığını artırıcı etki yapar. Bu şekilde sayıca eş iki kromozom takımını içeren hücrelere diploid denirken. Östrojenler: Bir adrenal androjendir. Adrenal androjenlerin en önemlisi ise dehidroepiandrosteron olup. Çift olarak dizilen bu otozomal kromozomların her biri benzer homolog kromozomlar olarak adlandırılır. Feminizan etki yapar. Gonadal androjenler gonadotropinlerin (FSH. Kilo aldırıcıdır. Meioz ile oluşan gametler. iyileşmeyi de hızlandırır. adrenal androjenler ACTH kontrolündedir. Bu nedenlerle hiperglisemi ve kas proteini yıkımı yapar. Bu haploid hücrelere gamet (veya germ hücreleri) denir ve bu gamet erkeklerde spermium (spermatozoon). 22+Y) ise haploid olarak tanımlanır. Stres faktörleri arasında her türlü travma. aşırı soğuk veya sıcak. ÜREME FİZYOLOJİSİ Gametogenezin Genel Prensipleri İnsanda 44’ü otozomal (yapısal). ağır hastalıklar sayılabilir.Glikokortikoid Hormonlar. Yağlar da yıkılır. Karbonhidrat. Erkekte 22 çift otozom ve bir X (büyük) ile bir de Y (küçük) kromozomu vardır. Temelde kataboliktir. testislerin salgıladığı testesterondur (gonadal androjendir). Cinsel çoğalmada. yüz.Kortizol Kortizol glikokortikoid etkinin %95’inden sorumludur. LH) etkisinde salgılanırken. Streste salınımı artar. cerrahi girişimler. bu şekilde haploid sayıda kromozom taşıyan erkek ve haploid dişi gametin nükleuslarının birleşmesi ile. ihtiyaç için kullanılmak üzere kanda yükseltir. Erkek ve kadında üreme fonksiyonlarını yürütecek olan bu gametlerin olgunlaşma süreci her iki cinsiyette birbirine benzer. kadınlarda ise ovumdan (yumurta hücresi) ibarettir. homolog kromozomların yalnız birini alır ve kromozom sayısı 23’e düşer. diploid kromozomlu tek bir zigot meydana gelir: Spermium X + Ovum X = Zigot XX (dişi) Spermium Y + Ovum X = Zigot XY (erkek) 209 . Adrenal Androjenler Androjenler. protein ve yağları dokulardan yıkarak. enfeksiyonlar. fakat vücudun belirli bölgelerinde yağ depolanır (omuzlar. Stres sırasında salgısı artan kortizol ile birlikte sempatik aktivite de (adrenalinnoradrenalin) artar. Normal koşullarda adrenal östrojenlerin düzeyi önemli fizyolojik etkilere yol açmaz. testesteron aktivitesinin %20’si kadar etkisi vardır. Artan kortizol. Öncelikle mitoz bölünme yoluyla 46 kromozomlu ilkel (primordiyal) germ hücrelerinin çoğalması aşaması vardır. Strese Direnç: Rahatsız edici stresler ile karşılaşma durumunda ACTH salgısı ve buna bağlı olarak glikokortikoidler artar. Kadında ise 22 çift kromozomun yanında 2 X kromozomu bulunur. sırt). gonadlarda bulunan ve tek kromozom takımı içeren hücreler (22+X. Gametogenezin sonraki evrelerinde meioz bölünme görülür. 2’si ise cinsiyet kromozomu olmak üzere toplam 46 kromozom vardır (2n=46). En aktif androjen. kan proteinlerinin yükselmesi ile. maskülinizan etki yapan ve proteinler üzerinde anabolizan etki ile büyümeyi hızlandıran hormonlardır. Antiinflamatuar Etki: İnflamasyonun belirtilerinin de görülmesini engeller.

Şekil 11. Wolff kanallarından ise erkek genital organlarının kanal sistemleri gelişir. Ama sekonder seks karakterleri de dahil. oluşan bu XX veya XY kromozomlu gonadlardan salgılanan cinsiyet hormonlarının olup olmamasına bağlıdır(Şekil 11). Fetal testis erkek genital organlarının oluşumu için. embriyonun testislere mi. testisler veya ovaryumuların gelişmesi 3. sertoli hücrelerinden ise Müller inhibe edici faktör (MIF) salgılar. Cinsiyetin belirlenmesi Cinsel farklılaşma başlıca 3 aşama olarak özetlenebilir.Cinsel Farklılaşma X veya Y kromozomuyla gelen genler. cinsiyet farklılaşmasının kalan tüm kısmı. 210 . Gonadogenez. yoksa overlere mi sahip olacağını tayin eder. Leydig hücrelerinden testesteron. Genital kanalların (Müller ve Wolff kanalları) oluşumu 2. Dış genitallerden penis de testesteron etkisinde oluşur. Hormonların etkisinde erkek ve dişi genital organların gelişimi Müller kanallarından dişi. 1. Böylece Müller kanal dejenere olurken Wolff kanalı gelişir.

çeşitli kanal sistemleri olarak devam eder ve prostatta üretra ile birleşir. Testislerin iki temel fonkiyonu spermatogenez ve hormonal faaliyettir. beyin üreme işlevinin başlıca düzenleyicisidir. GnRH. kıl dağılımı vb. protein sentezi. Leydig hücreleri testesteron salgısından sorumludurlar (Şekil 12). 211 . Spermatogenez sperm yapımı anlamına gelir. Meni ve spermleri üreten testisler ve diğer bezler 2. Gelişmekte olan spermler olan germ hücreleri ve Sertoli hücrelerinde oluşur. GnRH’ın hipofizyotropik etkisi. kadında ise östrojen salgıları çok artar ve sekonder seks karakterleri (vücut yapısı.) ile aksesuar cinsiyet organlarında (çeşitli bezler) çarpıcı değişiklikler gelişmeye başlar. Spermayı dışarı atan yollar Yollar. Yapım yeri seminifer tübüllerdir. cinsel dürtü ve erkekte görülen kellik durumunun nedeni olan genin ortaya çıkışında etkisi vardır. sekonder sex karakterlerinin ortaya çıkması. İlk spermium pubertede oluşur. Testesteron: Spermatogenez. Erkek Üreme Sistemi Erkekte üreme organları fizyolojik bakımından iki grupta incelenir: 1. Şekil 12. Artmaya başlayan GnRH salgısı ile karakterizedir. Testislerden salgılanan androjen hormonların en önemlisi testesterondur. Bunlara cevap olarak erkekte testesteron. genital organ ve bezlerin farklılaşması.Puberte 10-14 yaşları civarında birden ortaya çıkan üreme organlarının olgunlaşma dönemidir. Testisin yapısı Hormonal Faaliyetler GnRH ön hipofizden FSH ve LH salgılatır. aynı tipteki ön hipofiz hücrelerinden gonadotropinler olarak da adlandırılan FSH (folikül stimüle edici hormon) ve LH’ın (luteinleştirici hormon) salgılanmasıdır. spermatogenezi uyarmak için sertoli hücreleri üzerine etki gösterir. Kadındaki etkilerine göre adlandırılmış olan bu hormonların aslında her iki cinsteki molekül yapıları da aynıdır ve gonadlara etki ederler. FSH. LH ise Leydig hücrelerini etkileyerek androjen hormon salgısını uyarır. testislerde seminifer tübüller ile başlar.

Siklusun tam ortasında ortaya çıkan LH piki. Ovulasyon (yaklaşık olarak menstrüel siklusun 13-17. az miktarda progesteron ve inhibin salgılanır. Ovulasyondan sonra başlayan ve corpus luteumun kaybına kadar süren overde luteal evre (uterusta. ovulasyon sonrasında ise ovumunu kaybeden folikülün farklılaşmasıyla oluşan corpus luteumda olmaktadır. implantasyona hazırlık amacıyla. uterus ve vaginadan ibarettir. mentrüel siklus oluşmaz). yeni bir menstrüel siklus başlar (Tuba uterinada bulunan yumurta döllendiği takdirde. Overlerin Fonksiyonları Başlıca iki işlev tanımlanabilir: 1.günü) gerçekleşmiş olur. Fizyolojik anatomi. gebeliğin ortaya çıkmadığı bir menstrüel siklusun normal sonucudur ve overlerden salgılanan hormonlarla ilgili olarak ortaya çıkan siklik değişmelerin uterusta meydana getirdiği olaylara bağlıdır. gamet yapım yerleridir. menstrüel siklus. Bu evreler sırasında uterusta meydana gelen değişiklikler. ovulasyonu başlatan olaydır. Buna oogenez denir. Overlerde her siklusta bir gamet oluşur. bu sırada salgılanan hormonlarla uterusta meydana gelen değişiklikler. ovulasyon öncesinde overlerdeki folikül adı verilen yapıda. kanamanın durmasıyla birlikte endometriumun rejenere olduğu ve kalınlaştığı proliferatif evre) Ovulasyona kadar sürer. uzunlukları yaklaşık olarak eşit iki döneme ayrılabilmektedir: 1. Corpus luteumu (sarı cisim) meydana gelir. tuba uterina (Fallop kanalı). Bu siklusun süresi bireysel olarak farklılık göstermekle birlikte ortalama 28 gün olarak kabul edilebilir. granülosa hücreleri östrojen. Menstrüel kanamanın (menstruasyon) olduğu gün siklusun ilk günü olarak sayılır. FSH ve LH üzerindeki inhibitör baskı ortadan kalkar ve yeni bir grup folikül olgunlaşmak üzere uyarılır. Folikülün overdeki kalıntısı hızlı bir değişime uğrar.Dişi Üreme Sistemi Erkekteki devamlı sperm yapımından farklı olarak. gameti alıp beslemeye yönelik değişikliklerdir. Ayrıca 3-5 günlük kanamanın olduğu menstrüasyon devresi vardır (Şekil 13). yani gebelik halinde corpus luteum altıncı aya kadar büyümeye devam eder. Yumurta hücreleri (ovum). Corpus luteumun bu fonksiyon kaybı sonrasında GnRH. Serbest kalan ovum fallop kanalına girer. over fonksiyonu yönünden menstrüel siklus. ovaryum (overler). östrojen. Böylelikle. 212 . menstrüasyona kadar sürer). çeşitli salgılar yapıldığı sekretuar evre. Endokrin faaliyetler. Bu foliküllerde. östrojen ve progesteronun etkileri ile ilgilidir. Gamet (oosit) yapımı (oogenez) 2. progesteron. inhibin. Her iki işlev. dişi gametin yapımı ve overden salınımı (ovulasyon) siklik bir olaydır. kadında cinsel organlar. Menstruasyon. overlerdeki yaşamları boyunca folikül adı verilen epitel ile çevrili boşluklarda bulunur. Döllenme olmadığı takdirde. Tek bir olgun folikülün geliştiği overde folliküler evre (uterusta. olgunlaşır. corpus luteum yaklaşık 10 gün sonra hızla dejenere olur. Hormon salgısına ek olarak overler. Oogenez: Erkekteki spermatogoniumların karşılığı olarak dişide yer alan oogoniumlar. 2.

213 . Şekil 13.Over Fonksiyonlarının Kontrolü: Erkekteki GnRH-FSH/LH-seks steroidleri salgı dizisi burada da geçerlidir. LH piki. ovulasyon ve menstrüel siklus.

Diğer bir deyişle bu reseptörler çeşitli enerji tiplerini (mekanik. Sinir sistemi 100 milyardan fazla nörondan ve 900 milyardan fazla glia denen destek hücrelerinden oluşmuştur. Genel olarak sinir sistemi vücutta kas kontraksiyonları. SS gerek iç gerekse dış ortamdaki değişiklikleri reseptör adı verilen özelleşmiş yapılar aracılığı ile algılar. Fonksiyonel Nöron Sınıflaması: Nöronlar üç fonksiyonel sınıfa ayrılabilirler. ışık. Zekaya dayandırdığımız bu deneyimler. sinir hücreleri ile bağlantıları vardır ve herbirisi belirli bir uyarana karşı özelleşmiş yapılardır. bir fikre sahip olma. Her nöronun gelen sinyalleri aldığı birkaç dendritleri. çok özel bağlantı yerleridir. Efferent nöronlar. motive olma. 2. SSS tarafından işlenmiş bilgiyi tüm efektör (kas. hızla değişen viseral olayları ve bazı endokrin bezlerin sekresyon hızlarını kontrol eder. Yine de endokrin sistemi kesin olarak SS’den ayırmak mümkün değildir. kas damarlarının açılması gibi hızla yapılması gereken faaliyetleri SS organize ederken. henüz tanımlanmamış yollarla sinir hücrelerinin entegre olmuş aktiviteleriye ilişkilidir. nefret etme. vücudun tüm doku ve organlarından aldıkları bilgileri SSS’ne iletir. hücre zarlarında bulunan protein yapıdaki reseptörlerle karıştırılmamalıdır. somadan çıkan tek bir uzantıdır. Bu nedenle nöroendokrin sistem ismi de kullanılmaktadır. uzun dönemde kaslarda daha fazla kan damarı oluşturulması. Sinir sistemine ait bu reseptörler. 3. endokrin sistem geç ama çok uzun süren cevapları ortaya çıkarır. Aksondan kollateral denen yan dallar çıkabilir. Böylece sinir sistemi karşılaştığı olaylara ilk ve ani cevabı oluştururken.Sinir Sistemi Hücresi Sinir sisteminin temel birimi bireysel sinir hücresi olan nörondur. Sinir Sisteminin Temel Fonksiyonel Birimi . 1. bir nöron gövdesi (soma). Bunun yanında gülme. kalbin daha fazla kan pompalayabilmesi gibi değişikliklerde endokrin sistem daha baskın olarak görev alır. SİNİR SİSTEMİ Sinir Sistemi Genel Organizasyonu Sinir sistemi (SS) endokrin sistemle birlikte vücuttaki kontrol fonksiyonlarının büyük kısmının organizasyonunu üstlenmiştir. Sinir sistemi reseptörlerinin. Örneğin bir fiziksel aktivite sırasında kaslara daha fazla kan gitmesi.) sinir hücrelerinin anlayacağı bir dil olan aksiyon potansiyeline dönüştüren birer çevireç görevi yapmaktadırlar. Dendritler somadan çıkan oldukça dallanmış yapılardır. ısı vb. uzak geçmişteki bir olayı hatırlama gibi deneyimleri de içerir. oluşturduğu cevabı taşıyan bir aksonu ve akson sonlanmaları vardır (Şekil 1). Aynı zamanda insan davranışları olarak bildiğimiz aktiviteleri de organize eder. bir şeye karar verme. aferent ve eferent nöroları SSS içinde birbirine bağlayan nöronlardır. 214 . İnter nöronlar. ses. aşık olma. Aynı zamanda sinir lifi olarak da adlandırılan akson. Afferent nöronlar.) organlara iletirler. yürüme gibi kolayca gözlenen etkinliklerle beraber. kas kitlesinin artırılması. Dendritler ve soma diğer nöronlardan sinyallerin alındığı. Endokrin sistem ise bunun aksine temel olarak vücuttaki metabolik fonksiyonları düzenler. salgı organları vb.8. kızgınlık.

Sinaps aralıklarında görev yapan 40 kadar transmitter madde tanımlanmış olmakla birlikte en çok bilinenleri. Astroglialar (astrosit). Terminoloji çok karışık olduğu için bu konuyu açıklamamız gerekmektedir. GABA. Daha önce öğrendiğimiz gibi SSS ve PSS olmak üzere iki temel kısma ayrılır (Şekil 2). SSS’de sadece bazal ganglionlar denen ve hareketle ilgili olan birtakım nükleuslar vardır. Kullandığımız sinir terimi periferik sinir sisteminde aynı yöne giden binlerce nöronun oluşturduğu bir demettir ve fiber optik kabloların yapısına benzer. Sinapsa bilgi-sinyal getiren birinci nöron (presinaptik nöron) sinaps bölgesine nörotransmitter adı verilen bir kimyasal madde salgılar ve bu madde bilgiyi alacak olan postsinaptik nöronun membranındaki proteinlere bağlanır. SSS’nin fagositoz yapabilen immun hücreleridir. Epandimal hücreler ise subaraknoid boşlukta bulunan Serebro-Spinal Sıvı ya da Beyin-Omurilik Sıvısı (BOS) denen özel bir sıvının yapımından sorumludur. glisin. asetilkolin.Şekil 1. Tipik bir nöron Yapılan iş ne kadar karmaşık ise arada o kadar çok internöron vardır. Mikroglialar. Oligodendroglialar daha önce de söylendiği gibi myelin kılıfları oluştururlar. serotonin ve glutamattır. PSS’de sinir hücrelerinin gövdelerinin oluşturduğu gruplara ganglion SSS’de ise genel olarak nukleus denir. Sinir Sisteminin Fonksiyonel Anatomisi: Bu bölümde sinir sisteminin fonksiyonel anatomisini ve kabaca fonksiyonlarını göreceğiz. 215 . Genel olarak SS’deki sinapsların tümü kimyasal sinaps olarak kabul edilebilir. norepinefrin. histamin. Benzer fonksiyonlara sahip nöronların hücre gövdeleri de sıklıkla birlikte bir küme oluştururlar. SSS’de kapillerlerin çevresini ayaksı uzantıları ile sararak Kan-Beyin Bariyerini oluştururlar. Patellanın altına vurmakla elde edilen reflekste hiç internöron yokken. bellek ya da lisanı oluşturan stimuluslar milyonlarca internöronu kapsayabilir. Bu sayede nöron eksite veya inhibe edilebilir ya da herhangi başka bir yoldan gelecek sinyale karşı duyarlılığını değiştirebilir.

Şekil 2. Sinir sisteminin genel organizasyonu

SANTRAL SİNİR SİSTEMİ 1. Beyin (Ansefalon) 2. Omurilik (Medulla Spinalis-MS) (Şekil 3). A. Beyin (Ansefalon) Altı temel bölümden oluşur; 1. Serebrum 2. Diensefalon (talamus ve hipotalamus) 3. Mezensefalon (orta beyin) 4. Pons 5. Medulla oblongata (bulbus) 6. Serebellum (beyincik) Mezensefalon, pons ve medulla oblongata beyin sapını oluşturur. Bunların yanında beyin, hepsi birbiriyle bağlantılı, beyin-omurilik sıvısı (BOS) ile dolu dört serebral ventrikülü (boşluk) de içinde bulundurur.

216

1. Serebrum Beynin en büyük parçası olup, sağ ve sol hemisfere (yarım küre) ayrılır. Her bir hemisfer, frontal, parietal, temporal ve oksipital olmak üzere 4 loba ayrılmıştır (Şekil 4). Enine bir kesi yapıldığında, beynin dışında ince bir gri tabaka, iç bölgelerde ak madde ve bu ak madde içine gömülmüş gri yapılar dikkatimizi çeker. Gri alanlar nöron gövdelerinden, beyaz alanlar ise myelinli sinir sonlanmalarından oluşurlar. Dış taraftaki gri yapı beyin kabuğu olarak bilinen serebral kortekstir. Korteks yaklaşık 3 mm kalınlığındadır ancak serebrum hacminin %46’sını oluşturur. Ak bölgeye gömülü gri alanlar ise talamus, hipotalamus ve bazal ganglionlar olup çok önemli fonksiyonları vardır. Sağlı sollu herbir hemisfer için serebral korteksin belli bölgeleri özel fonksiyonlara sahiptir. Bu bölgelere korteks alanları denmektedir. En iyi bilinenleri, motor, duyu (dokunma, basınç, ağrı, sıcaksoğuk), görme, işitme ve konuşma alanlarıdır.

Şekil 3. Santral Sinir Sistemi

Şekil 4. Serebrum

Duyulardan oluşan somatik duyu merkezinin postsentral girusta, iskelet kaslarının motor aktivitesi ile ilgili alanın da presentral girusta olduğu bilinmektedir. Bir hemisferdeki duyu ve motor alanları vücudun diğer tarafıyla ilgilidir. Örneğin sol bacağın ağrı duyusunu sağ hemisferdeki somatik duyu alanı algılarken, sağ bacağın hareketlerinden de sol hemisferin primer motor alanı sorumludur. Serebral korteks sinir sisteminin en kompleks entegratif alanıdır. Temel aferent bilgilerin koordineli bir şekilde algılanması-yorumlanması, sonra taşınması ve iskelet kaslarının hareketini kontrol eden motor sistemler üzerinden kontrolün en son inceliği için gereklidir.

217

2. Diensefalon Beynin ikinci komponenti olan diensefalon iki önemli kısımdan oluşur. Talamus ve hipotalamus (Şekil 5).

Şekil 5. Diensefalon.

Talamus Aferent nöronlarla taşınan, koku duyusu dışındaki (olasılıkla koku yolları da bulunmaktadır) tüm duyu bilgilerinin toparlandığı ve buradan korteksteki ilgili alanlara gönderildiği bir istasyon gibi görev yapmaktadır. Talamus duyu bilgilerinin yorumlandığı ilk merkezdir. Hipotalamus Anatomik olarak talamusun alt tarafına yerleşmiş olup, çok sayıda nükleustan oluşmuştur. Hipotalamus iç ortamın düzenlenmesinde çok önemli fonksiyonlara sahip bir merkezdir. Hormon salgılarının kontrolü, susama, açlık-tokluk, uykuuyanıklık, vücut sıcaklığı, heyecan, korku, öfke gibi emosyonel (ruhsal) davranışların düzenlendiği bir bölgedir. Hipotalamus ayrıca otonom sinir sisteminin çalışmasına da katkıda bulunmaktadır. Subkortikal Nükleuslar (Bazal Ganglionlar) Serebral hemisferler içinde derinde bulunan gri maddenin diğer alanlarını oluştururlar. Bunlarla birlikte hareket ve postür kontrolünde ve davranışın daha kompleks özelliklerinde bazal ganglionlar önemli rol oynarlar. Bazal ganglionların aktivitesi, duysal korteks, talamus ve beyin sapından alınan bilgilerle başlatılır. Bazal ganglionların çıktıları, serebral korteksin motor alanlarını ve beyin sapındaki diğer motor merkezlerin aktivitelerini etkileyerek kas hareketlerinin düzenlenmesine katılır. İsteğimizle başlatılan bir çok hareketin daha sonra otomatik olarak devam etmesinde, bazal ganglionların önemli rolleri vardır. Yemek yerken yapılan rutin işler, yürüme, yürürken yön değiştirme, merdiven çıkma gibi hareketlerde önemli fonksiyon görürler. Bazal ganglion hastalıklarında, iskelet kaslarının düzensiz 218

kasılması, kol ve bacaklarda titremeler ve istem dışı kas kasılmaları sonucu düzensiz hareketler gözlenir. En popüler bazal ganglion hastalığı olan Parkinson hastalığının en önemli bulgusu istirahat tremorudur. Hareketlerin ince ayarında da bozulmalar vardır. Limbik Sistem Frontal lop korteksi, temporal lop, talamus ve hipotalamus kısımlarıyla birlikte bunları birbirine bağlayan lif yollarını da kapsayan bağlantılı bir beyin grubudur. Limbik sistem; canlının yaşamını devam ettirmek üzere gösterdiği davranışlar, öğrenme, emosyonel deneyim, yeme-içme, kızma, heyecanlanma, korkma, besin arama, eş bulma, yavruların bakımı, annelik görevleri ve seksüel aktivitelerle ilgili davranışlarda ve bunların yanında çok çeşitli visseral-endokrin fonksiyonla ilişkilidir. Birbirlerine bağlı olmalarının yanında limbik sistem SSS’nin pekçok bölümü ile de ilişki halindedir. Beyin Sapı (3. Mezensefalon, 4. Pons, 5. Bulbus) Beyin sapından medulla spinalis (MS) ve serebrum-serebellum arasında sinyalleri dağıtan tüm sinir lifleri geçer. Beyin sapının merkezinden geçen ve akson demetleriyle kaynaşmış, gevşekçe düzenlenmiş nöron hücre cisimlerinden oluşan yapı, retiküler formasyon (RF) diye bilinir ve beynin yaşam için mutlak gerekli kısmıdır. SSS’nin tüm bölümlerinden giriş alır ve entegre eder, böylece nöral sistemin büyük bir bölümünün çıkışını oluşturur. RF’un nöronları, aşağı ve yukarı çeşitli uzaklıklara, beyin ve MS’in birçok bölgesine aksonlar yollar. Bu özellik RF’un SSS üzerinde büyük bir etkinliği olduğunu gösterir. RF’nin bazı nöronları, belirli beyin sapı nükleusları ve entegrasyon merkezleri olarak kümeleşirler. Böylece, kardiyovasküler, solunum, yutma ve kusma gibi merkezler oluşur. RF’un göz hareketleri kontrolünde ve vücudun uzaydaki refleks yönetiminde önemli nükleusları da vardır. Ayrıca beyin sapı 12 çift olan kranial sinirlerin 10’una ait bilgi işlemlenmesinde rol alan nükleusları da içerir. 6. Serebellum Başlıca iskelet kası fonksiyonlarının kontrolunda yer alır. Serebellar pedinkuluslarla beyin sapına bağlanır. Serebellum istemli hareketleri başlatmamasına rağmen, koordinasyon ve öğrenme hareketleri ile postür ve dengenin kontrolü için önemli bir merkezdir. Serebellum bu fonksiyonları yerine getirebilmek için kaslar ve eklemlerden, deriden, gözler ve kulaklardan, iç organlardan ve hareketin kontrolünde yer alan beyin kısımlarından bilgi alır. Beyincik hastalıklarında; kaslarda gevşeklik, istemli hareketlerin yapılması esnasında ellerde titreme, bir cisme uzanırken uzaklık ayarının yapılamaması (dismetri), sarhoş konuşması gibi bozukluklar görülür. B. Medulla Spinalis MS küçük parmak kalınlığında silindirik yumuşak bir dokudur. Ortası kelebek şeklinde gri bir renge sahiptir. Bu alan internöronlar, nöronların hücre gövdeleri, aferent nöronların çevreden SSS’ne giren lifleri ve glia hücrelerinden oluşur. Gri maddeyi çevreleyen beyaz madde çok miktarda miyelinli internöron aksonlarını 219

içerir. Bu aksonlar grubu yani yollar, omurilik boyunca uzunlamasına ilerler. Bunlar; beyinden medulla spinalise, medulla spinalisten beyine bilgi taşımak için inen-çıkan yollardır. MS kafatası tabanı ile 1. lomber (L1) vertebra arasında uzanır. Segmentasyon gösterir; sağlı sollu olmak üzere 31 çift spinal sinir çıkar; bu seviyeler; 8 servikal, 12 torakal, 5 lumbal ve 5 sakral’dır. Spinal sinirler dorsal (arka) ve ventral (ön) köklerin birleşmesiyle oluşur. Arka kökler kas, deri, eklem ve viseral organlardan kalkan duysal bilgileri taşır. Ön kökler kasları innerve eden nöronların aksonlarını içerir. MS vücut ve ekstremitelerin istemli ve refleks hareketlerinden sorumludur (yürüme, bir ekstremiteyi geri çekme vs.). PERİFERİK SİNİR SİSTEMİ Periferik sinir sisteminin (PSS) lifleri SSS ile vücudun diğer bütün kısımları arasında sinyaller taşır. PSS 43 çift sinirden oluşur. 12 çifti kafa çiftleri olarak bilinen kranial sinirler, 31 çifti ise MS’in her seviyesinden çıkan spinal sinirlerdir (Şekil 6). Somatik ve Otonom sinir sistemleri arasındaki farklar; Somatik: İskelet kaslarını (çizgili kas) innerve eder, sadece kas uyarılmasına (kontraksiyon-eksitasyon) neden olabilir, istemli olarak çalışır, somatik bir sinir fonksiyon yapamaz ise idare ettiği organda (çizgili kas) atrofi görülür, somatik sinirler kalın ve myelinlidir, yani çok hızlı ileti sağlarlar. Otonom: Düz kas ve kalp kasını, glandları ve sindirim yollarındaki nöronları innerve eder, efektör hücrelerde eksitasyon ya da inhibisyona neden olabilir, istemsiz olarak çalışır, otonom sinirler kesilirse inerve ettiği organda atrofi görülmez, otonom sinirler myelinli ya da myelinsiz olabilir, çapları daha incedir, yani daha yavaş ileti sağlarlar. Otonom Sinir Sistemi (OSS) (Eferent Bölüm) Otonom Sinir Sistemi (OSS) isteğimiz dışında aktivite gösteren, iç organları kontrol eden bir sistemdir. Bu sistem, arter basıncını, gastrointestinal sistem motilitesini (hareketlerini) ve salgılarını, mesanenin boşalmasını, terlemeyi, vücut ısısını ve yeni karşılaştığımız durumlara (bir tehlike, korku veren bir durum, bizi heyecanlandıran bir olay vb.) uyumumuzu sağlayan PSS’nin eferent bölümüne ait bir sistemdir. Bu sistemin önemli bir özelliği hormonlara görece üstün hızıdır. Stres koşullanda böbreküstü bezinden epinefrin (adrenalin) salınımı artar, bu hormonda bir çok organı etkiler. OSS hipotalamus, beyin sapı ve MS’deki merkezlerin kontrolü altındadır. Doğrudan olmasa bile, limbik sistem ve viseral reflekslerin de bu kontrolde rolleri vardır. Otonom sinir sistemi içindeki anatomik ve fizyolojik farklar sempatik ve parasempatik olarak iki farklı komponente ayrılmalarına neden olur. Bu komponentlerin sinir lifleri SSS’ni farklı yerlerden terk ederler. Parasempatik sistemde postganglionik nöron ile efektör hücre arasındaki iletişimde de asetilkolin kullanılır. Oysa sempatik sistemde bu ajan genellikle norepinefrindir (Şekil 7).

220

Şekil 6. Periferik Sinir Sistemi

Şekil 7. Periferik sinir sistemi.

221

Otonom Sinir Sistemi; parasempatik ve sempatik sistem. Önemli bir nokta sempatik sistem yanıtının stres durumlarında artmasıdır. Gerçekte, tam olarak körüklenmiş sempatik bir yanıta (katekolaminler dahil), bir saldırganla karşılaşan ve bundan kaçan bir hayvanın durumunu tanımlayan vur ya da kaç yanıtı denir. Parasempatik sistemin aktivitesi ise sindirim, uyku gibi vejetatif yönetici fonksiyonlarla artar. Omurganın iki yanında ve karın boşluğunda önemli sempatik ganglionlar vardır. Nörotransmitterler Parasemptatik sinir sisteminde, ganglion ve ganglion sonrası hedef organı uyarmada asetilkolin (ACh) kullanılmaktadır. Bu nedenle bu sistemin postganglioner nöronlarına kolinerjik denir. Sempatik sinir sisteminde ise preganglioner nöronlar kolinerjik iken, postgangiloner nöronlar adrenerjiktir. Bu nöronların terminal ucundan norepinefrin (NE) salınmaktadır. Reseptörler ACh ve NE’in efektör hücre membranında etki gösterebilmesi için kendilerine özgü reseptörlerine bağlanmaları gerekir. Kolinerjik reseptörler ve adrenerjik reseptörler. Adrenerjik reseptörler; Alfa ve beta olarak temel iki gruba ayrılır. Adrenal medulla tarafından salgılanan epinefrin (E) ve NE hormonları, sempatik etki göstermelerine karşın, değişik reseptörlere bağlanırlar. NE daha çok alfa reseptörleri, E ise daha çok beta reseptörleri tercih etmektedir. Kalpteki gibi, organın üzerinde beta reseptörler çoğunlukta ise E; damarların üzerinde olduğu gibi alfa reseptörler çoğunlukta ise NE daha etkilidir. Motor Ve Duysal Sistemler Duyu Reseptörleri: Duyu olayı, dokunma, ses, ışık, acı, soğuk, sıcak gibi uyaranlara duyarlı reseptörlerden başlar. Bu reseptörler, duyarlı oldukları duyu şekline göre sınıflandırılmıştır. Tüm duyu yolları 3 nöronludur. Reseptörden kalkan primer duyu yolları (birinci nöron) sekonder duyu yolları (ikinci nöron) ile sinapslaştıktan sonra sekonder duyu yolları talamusun ventral çekirdeğinde tersiyer duyu yolu (üçünçü nöron) ile sinaps yapar ve ilgili korteks bölümüne ulaşır. Bu sırada ikinci nöron, talamusta sonlanmadan önce serebelluma da dallar verir. Mekanoreseptörler: dokunma, basınç gibi mekanik uyaranlara duyarlı reseptörlerdir. Termoreseptörler: Sıcaklık değişmelerine duyarlı reseptörler; soğuk ve sıcak için farklı reseptörler vardır. Nosiseptörler: Ağrı reseptörleridir. Elektromanyetik Reseptörler: Gözdeki gibi ışığa duyarlı reseptörlerdir. Kemoreseptörler: kimyasal değişkenlere duyarlılık gösterirler; ağızda tad, burunda koku, arter kanında oksijen ve karbondioksit düzeyi gibi. Acı reseptörleri uyarıldığında duyu korteksteki acı merkezlerine ulaşacak ve kişi acı duyacak, dokunma reseptörleri uyarıldığında ise korteksteki dokunma merkezlerinde sonlanan ileti kişinin dokunma duyusu hissetmesini sağlayacaktır. Duyu Çeşitleri 1. Eksteroseptif Duyular: Dışarıdan gelen uyaranlara karşı duyarlıdırlar; deri duyuları, ışık, ses gibi. 222

2. Proprioseptif Duyular: Vücudun durumu hakkında bilgi verirler; ayakta durup durulmadığı, hareket edip edilmediği gibi. Eklem ve kas-tendonlardan gelir. 3. İnteroseptif Duyular: İç organlardan gelen duyulardır; mide, mesane gibi yapıların dolgunluğu, kas spazmları gibi. 4. Özel duyular: Görme, işitme, koku ve tad duyuları ise özel duyular adı altında ayrı bir grup olarak ele alınır. Motor Fonksiyonlar Presentral girusta (Rolando önü girusu) bulunan motor korteks vücut hareketleriyle ilgilidir. Şayet hareket önceden planlanarak yapılıyorsa işin içine bazal gangliyonlar, talamus gibi alt beyin merkezleri de karışır; serebellum ise hareketin plana uyup uymadığını, hata olup olmadığını kontrol eder. Omuriliğin Motor Fonksiyonları: Beyin ekstremite hareketlerini doğrudan kontrol etmez ve sadece hareketin başlaması için emir gönderir, omur ilik ise hareketin devamını sağlar. Bu sırada harekette değişiklik meydana gelecekse, örneğin kişi yürürken koşmaya başlayacak, atlayacak ya da eğilecekse beyin yeniden devreye girer ve yeni emirleri gönderir. Bununla birlikte, yürürken ayak yüksek bir yere (taş, basamak) çarparsa, omur ilikteki refleks mekanizmalar ve çeşitli internöronlar hemen devreye girerek ayağın daha yükseğe kaldırılmasını da sağlayabilir; yani omur ilik akıllı bir yürüme denetleyicisi gibi çalışır. Refleksler: Bir çekiç ile diz kapağının altındaki tendona vurulması sonucu bacağın ekstansiyonu şeklinde alınan patella refleksinin merkezi medulla spinalis, göz bebeklerinin kuvvetli ışık altında daralıp az ışıkta genişlemesi şeklinde izlenen pupilla refleksinin merkezi mesensefalondur. 1. Yüzeyel Refleksler: Vücut yüzeyinden başlayan polisinaptik reflekslerdir. Gözün kornea tabakasına küçük bir pamuk ile dokunulduğunda göz kapağının kapanması şeklinde görülen kornea refleksi, bebeklerdeki emme refleksi ve ayak tabanına sert bir cismin sürtülmesiyle ayak parmaklarının fleksiyonu şeklinde ortaya çıkan plantar refleks bunlara örnektir. Plantar refleks muayenesi sırasında fleksiyon yerine ekstansiyon alınması durumuna Babinski refleksi adı verilir, ki bu bulgu bebeklik dönemi dışında patoloji bulgusu olup üst motor nöron hasarını gösterir; bebeklerde ise yürümenin öğrenilmesi ile birilikte ise babinski refleksi kaybolur. 2. Derin Refleksler: Monosinaptik özellikli ve gerilme tipinde refleksler olup kasın uzamasıyla başlayıp aynı kasın kasılmasıyla sonlanırlar. En yaygın olarak bilineni diz kapağı altına vurularak alınan patella refleksi olup, bunun dışında biseps refleksi, triseps refleksi, aşil refleksi de sıklıkla tetkik edilmektedir. 3. Çekilme Refleksi – Fleksör Refleksi – Nosiseptif Refleks: Acı veren bir uyarana tepki olarak bir ekstremitenin veya bazen tüm vücudun geri çekilmesi şeklinde görülen reflekstir. Bu refleks için genellikle yapılacak harekete ait fleksör kaslar uyarılırken, antagonist kaslar ise inhibe edilir; buna resiprokal inhibisyon denmektedir.

223

Hemipleji: Vücudun bir tarafının felç olmasıdır. Göz kapakları. daktilo yazmak. Bu şekildeki konuşma bozukluğuna afazi adı verilir. 3. Işık. gözü dıştan gelen toz vb. motor fonksiyonları doğrudan kontrol etmez. boşaltım ise ancak sonda ile mümkündür. yardımcı motor alan diğer özel alanlardır. dönme. putamen ve globus pallidus olarak bilinen nöron çekirdeklerinden oluşan bazal gangliyonlar. termoregülasyon kaybolmuş.Korteksin Motor Fonksiyonları: Frontal lob üzerinde 3 önemli motor alan yer alır: Broka Alanı: Yalnızca sol hemisferde olmak üzere. Göz orbita adı verilen kemikten bir çukurun içinde bulunur. Serebellumun Motor Fonksiyonu: Piyano çalmak. Spinal şok gelişir. dipteki fotoreseptörleri uyarır. Burada motor hareketler planlanıp işleme konmaz. sylvius yarığının üzerinde yer alır. Sinyaller birçok sinapstan sonra korteksteki görme alanına gelir. Bazı araştırmacılar diensefalon ile mezensefalon arasındaki subtalamik çekirdek ile substansiya nigrayı da bazal gangliyonlar arasında sınıflamaktadır. Göz reflekslerinin kontrolü Bazal Gangliyonların Motor Fonksiyonu Diensefalonda bulunan ve nükleus kaudatus. Korneayı örten konjuktiva zarı. dünyamızda ışık ve renk olması mümkün değildir. Parapleji: Omur ilik tam kesilerinde ortaya çıkan alt ekstremitelerin felç durumudur. Burun göz için bir siper oluşturur. Görme. koşmak gibi hızlı hareketlerin koordinasyonunda etkin bir merkezdir. Görme Duyusu Gözümüz ve göz dibindeki fotoreseptörler olmasaydı. göz yaşı bezinden gelen sıvı ile nemli tutulur. gözün saydam bölümlerinden geçerek. 1. Dolaşım sisteminin kontrolü 3. Beyin Sapının Motor Fonksiyonları Pons. denge için kolları açma gibi) 5. elektromanyetik enerjinin (foton ya da kuanta) nöronal sinyallere dönüştürülmesiyle başlar. Dengenin kontrolü 6. 2. kirpik ve kaş. Serebellum kas hareketlerinin sırasını belirler. diğer beyin merkezlerinde geliştirilen motor hareketlerin doğru olarak yerine getirilip getirilmediğini kontrol eder ve gereken düzeltmeleri yapar. Sindirim faaliyetlerinin kontrolü 4. 224 . ancak hareketlerdeki uyum bozulur. Göz hareketlerini kontrol eden alan. Stereotipik vücut hareketlerinin kontrolü (yana yatma. etkenlere karşı korur. Deri kuru. kuruması önlenir ve yıkanır. medulla oblongata ve mezensefalondan oluşan beyin sapının başlıca motor fonksiyonları şu şekilde özetlenebilir: 1. başı çevirme alanı. Harabiyeti halinde kişi ses çıkarabilir ancak iki heceden daha uzun kelimeleri söyleyemez. Solunumun kontrolü 2. Bunlar daima serebral korteksten uyarı alırken bir yandan da kendileri motor kortekse uyarı gönderir. 4. harabiyetinde felç olmaz. el becerileri alanı.

Görme Optiği İki farklı ortamı ayıran düzlem eğik ise. 1. Eğer bu temel ilkeleri merceklere uygulağırsak. en ufak bir temasta göz kırpma refleksi oluştururlar. bir görüntüyü retina üzerine odaklayan optik sistemlerdir (Şekil 9). Trigeminus duyusunu alır. Göz küresinin üç tabakası. Görüntünün retina üzerine düşmesi 225 . buna pupilla denir. Koroid: Göz küresindeki yapıları besleyen yoğun kan damarı içeren pigmentli bir tabakadır. İrisde pupillayı daraltan ve genişleten kas lifleri bulunur. Şekil 9. 2. Sklera: Gözün en dışındaki koruyucu tabakası olan sklera. göz küresinin önünde olup beyaz sklera tabakasının devamıdır. N. ışığın hareket yönü bu eğik düzleme dik olacak şekilde kırılır. Radyal ve sirküler kas liflerinden meydana gelen silyar kaslar kasılıp gevşeyerek lensin konveksliğini düzenler. Pupillanın hemen altında silyar kaslara zonular liflerle tutunan esnek. Eğik düzlemden kırılarak gelen ışık ışınları bir noktada toplanırlar (x) ki bu noktaya odak noktası denir. Kırma gücü diyoptri ile ölçülür. kırma gücü o kadar büyüktür. Ön tarafa doğru değişerek silyar kasları ve irisi oluşturur. ince kenarlı (konveks) bir mercekte ışık dalgaları bir odak noktasında toplanırken. Kornea. ışığın girmesine izin veren bir açıklık bırakır. Bir mercek ışığı ne kadar fazla kırarsa. Göz küresi dıştan içe doğru üç tabakadan meydana gelir (Şekil 8). İrisin uçları tamamen birleşmez. saydam bir mercek olan lens bulunmaktadır. kalın kenarlı (konkav) bir mercekte dağılır ve bir odak noktasında toplanamaz. Bu sayede göze giren ışık miktarı değiştirilebilir. Şekil 8. Gözün lensi ve korneası. ön tarafa doğru şişkinleşerek göze ışınların girdiği saydam korneayı oluşturur.

226 . basiller zayıf ışıkta siyah beyaz görme için ileri derecede spesifiktir. optikusun çıktığı noktada koni ve basiller yoktur. Hipermetropi: Bu durumda paralel ışınlar retinanın arkasına düşer. gerek göz küresi ile ilgili fonksiyon bozuklukları kırma kusurlarına neden olurlar. Retina: 1. Uzun dalga boyu – kırmızı Orta dalga boyu – yeşil Kısa dalgaboyu – mavi renkleri oluşturur. Bu sırada pupilla da daraldığı için yalnız merkeze yakın gelen ışınlar göze girebilir. Bipolar hücreler 5. Kişiler uzaktaki cisimleri daha iyi görebildikleri halde yakındaki cisimlerin görüntüsü retinanın arkasına düştüğü için net göremezler. basil ve koniler. Bu renklere primer renkler denir. Kör nokta: N.dilatatör iridis kasını inerve ederek pupillaların genişlemisini sağlarlar. okulomotoriusun parasempatik dalları tarafından sağlanır. Daha önce açıklandığı şekilde uyartı n. Korneanın kırma kuvveti değişmediğinden.3. Fakat yakın nesnelerin görüntüsünü retinaya odaklayabilmek için silyar kasın kasılması gereklidir. Görme reseptörleri olan basiller ve koniler (Fotoreseptörler) Bipolar hücreler ile ganglion hücreleri beyine giden direkt yolu oluştururlar. Gerek silyar kas. Ganglion hücreleri 2. okulomotorius çekirdeğine geçer. Konilerde iç ve dış membran vardır. optikusu oluşturur. optikus tarafından taşınır. Temel olarak koniler. Görme yolu: Retinadan gelen yaklaşık 1 milyon akson toplanarak n. Görme Anomalileri KIRMA KUSURLARI: Normal bir gözde silyar kas gevşek durumdayken uzaktaki cisimleri net olarak görebilir. lensin öncelikle ön yüzü kamburluğunu artırarak kırma gücünü yükseltir. Sempatik zincirden çıkan eferentler m. Lensin kamburluğunu artırması ve pupillanın daralması n. Primer renklerin karışımı beyaz rengi verir. Fotoreseptörler: Retinada ışıağa duyarlı iki tür ışığa hassas reseptör hücre bulunur. Talamusta sinaps yaptıktan sonra korteksin primer görme alanına gelir. Basil ve konilerden gelen mesaj n. Horizontal hücreler 4. Akomodasyon refleksi: Uzaktan gelen paralel ışınların kornea ve lens tarafından kırılarak fovea üzerinde toplandığını biliyoruz. büyük bir tabakanın katlanmış şeklidir. Bu sinirin parasempatik telleri konstriktor iris kaslarını inerve eder. Amakrin hücreler 3. korneada bir kez kırıldıktan ve humor aköz tarafından yavaşlatıldıktan sonra pupilladan geçerek lense gelir. sonra erişir. Vitamin A eksikliğinde gece körlüğü gelişir. optikusa. Göz Refleksleri Pupilla refleksi: Doğadan paralel gelen ışık. Konlarda fotosensitif dış membran. parlak ışıkta renk ayrımı için. Aferent liflerin bazıları n.

kırmızı veya yeşil konilerdeki pigment eksikliğidir. stapes. kişi o pigmentin sorumlu olduğu rengi ve tonlarını algılayamaz. Uzağı göremez. İç kulak: Kohlea (salyangoz) ve vestibuler aparey (denge ile ilgilidir). frekans ne kadar fazla ise ses o kadar tizdir. 3. Genlik: Ses dalgasının yüksekliği veya amplitüdü olarak ifade edilebilir. Orta kulak: Üç küçük kemikçikten meydana gelir. Nitekim gürültülü bir ortamda uyuyan kişi. Frekans birimi Hertz (Hz)’dir. Dış kulak yolu sonunda. 2. iç bükey olan timpan membran bulunur. Üzenginin basamağı iç kulaktaki oval pencereye (fenestra ovale) dayalıdır. Şiddet: Birim yüzeye uygulanan basınçtır. örs’e (incus) ve üzengi (stapes) bulunur. 227 . Şekil 10. Kemikcikler de bu hareketi oval pencereyi kaplayan zara iletirler. Uykuda bile sesleri algılarız. dış kulak yolu. Ancak en yüksek duyarlılık 1000-4000 Hz arasındadır. cisim göze yaklaştırıldığında görüntü retinanın üzerinde toplanır. Renk körlüğü: Gözde renge duyarlı konilerde bulunan pigment maddeleri eksik sentez edildiğinde. Bu zarın arkasında ise çekiç (malleus). Timpan Membran Ve Kemik Sistemi: Dış ortamdan gelen ses dalgaları kulak kepçesi ile toplanarak dış kulak yolu ile orta kulağa iletilir. insana sağladığı enformasyon (haber. En çok rastlanan. Frekans: Sesin bir saniyedeki titreşim sayısıdır. Dış kulak: Kulak kepçesi. Dış ortamdan gelen ses dalgaları kulak zarını titreştirdikten sonra kemikciklere iletilir. malleus. Sesler bize durmadan etraftan bilgi verir. bilgi) yönünden görme duyusundan daha önemlidir. İŞİTME DUYUSU İşitme. Kulak anatomisi. timpan zarı. 0 desibel ortalama duyma eşiğidir. Kulağı üç bölüme ayırarak inceleyebiliriz (Şekil 10): 1.Miyopi: Bu durumda paralel ışınlar retinanın önüne düşer. Genlik ne kadar büyükse ses o kadar gür. İşitme 20-20000 Hertz titreşimlerin kulak tarafından alınarak elektrik akımına çevrilmesidir. Sesin şiddetinin ölçü birimi desibel’dir. inkus. gürültü kesildiğinde uykusundan uyanır.

ortada utrikulus ve sakkulus adı verilen bölümleri vardır. elektromekanik ses dalgalarına duyarlı tüy hücrelerinden oluşan korti organı bulunur. Temporal kemiklerin içinde.İç Kulak: İç kulak. Üç ayrı planda duran yarım daire kanalları. vestibulokohlearis aksonlarında aksiyon potansiyeli doğmasına neden olur. Bilgi. vestibüler organdır. beyin sapından talamusa ve temporal lobtaki işitme korteksine taşınır. 8. Tüy hücreleri kohleadaki basınç dalgalarını reseptör potansiyellere çevirirler. bir ucunda kıla benzeyen sterosiller bulunduran mekanoreseptörlerdir. Bu hücrelerde tüy hücreleri bulunur. Her makulada binlerce tüycük vardır. Utrikulus ve sakkulus içinde makula adı verilen bir bölge bulunur. korti organının reseptör hücreleri. Bu durum. Üst kısımdaki zara Reissner membranı. yine kemikten ve zardan yapılı bir borular sistemi vardır ve labirent denir. Tüycüklerin hareketi (eğilmesi) başın hareketine bağlıdır. Korti Organı Tüy Hücreleri: Tüy hücreleri denen. Beyin bu sayede başın pozisyonu konusunda fikir sahibi olur. Kafa çifti olan N. Basiller zarın yüzeyinde. helezonik şekilde kıvrılmış kemik ve zar bölmelerden oluşan bir boru sistemidir. alttakine ise Basiller membran denir. İşitmedeki Nöral Yollar: Kohlear sinir lifleri beyin sapına girer. Bu tüycük hücreleri tabanlarında vestibular sinir ile sinaps yaparlar. 228 . Denge ve Kontrolü Beyin merkezlerine dengenin bozulduğunu bildiren reseptör.

1999. 2006. James Sherman. Scott Boitano. 12th Edition. Guyton and Hall Textbook of Medical Physiology. Basım. Levy. 2004. Arthur Vander. Patton. 2. Nobel Kitap evi. 5ht Edition. Baskı. 23Edition. 4. Susan M. 10. Arthur Vander. Vander İnsan Fizyolojisi. Panel Matbaacılık. Mc Graw Hill. Arthur C.KAYNAKLAR 1. Vander's Human Physiology: The Mechanisms of Body Function. 5ht Edition. Physiology. Şehvar Çağlayan. 2003. Hall. Heddwen Brooks. Gary A Thibodeau. 6. 3. Mosby. 229 . Anatomy and Physiology. Yaşam Bilimi Fizyoloji. Kim E. Barman. 3. Adolf Faller. Kevin T. Matthew N. Thieme. James Sherman. 10th edition. Dorothy Luciano. RESİMLER ve ŞEKİLLER için KAYNAKLAR 1. John E. Barrett. 2011. Anatomy and Physiology. Güneş Tıp Kitapevleri. 2. Robert Berne. Ganong’s Review of Medical Physiology. 2010. 1998. Michael Schuenke. 11. 2. Dorothy Luciano. 2010. Tıbbi Fizyoloji Guyton&Hall. Elsevier Saunders. 5. 40th edition. Çeviri Editörü: Hayrunnisa Çavuşoğlu. Mc Graw Hill. Baskı. Guyton. Çeviri Editörü: Serdar Demirgören. 2006. Mosby.

230 .

PATOLOJİ DERS NOTLARI Patoloji Anabilim Dalı 231 .

232 .

2. 7.Yzb.Yzb.Doç.Tbp.Tbp.Doç.Tbp.Tbp.Doç.Tbp. 1. 4.İÇİNDEKİLER S.Tbp.Yb. Armağan GÜNAL Yrd. 3.NU. 5. ÜNİTE / KONU PATOLOJİYE GİRİŞ HÜCRE ZEDELENMESİ ve UYUMU İNFLAMASYON ve ONARIM DOLAŞIM BOZUKLUKLARI.Tbp.Yzb. Yıldırım KARSLIOĞLU Yrd.Bnb. Bülent KURT Yrd. Ayhan ÖZCAN Doç. Armağan GÜNAL 233 .Doç. Armağan GÜNAL Doç. Önder ÖNGÖRÜ Yrd.Alb. TROMBOEMBOLİZM ve ŞOK BAĞIŞIKLIK HASTALIKLARI TÜMÖRLER ÖLÜM ve OTOPSİ ÖĞRETİM ELEMANI Doç.Bnb. 6.

234 .

Tbp. klinik bir dal olmamasına rağmen. PATOLOJİYE GİRİŞ Doç. Ayhan ÖZCAN Patoloji Anabilim Dalı Patolojinin Tanımı ve Tarihçesi Patoloji. suçun cezası olarak görülmekteydi. Günümüzde. hastalığın nedenleri ile belirtileri arasındaki ilişkileri kavrayabilmesini ve böylece tedavide en doğru yaklaşımı belirlemesine yardımcı olabilmeyi sağlamaktır. Patoloji öğretiminden tıp fakültesi öğrencisinden beklenen. Patoloji. Batı Anadolu’daki eski Yunan uygarlığında ve sonraları İbni Sina döneminde bu tür düşüncelerden uzaklaşmaya çalışılmıştır. yüzyılda kendi yaptığı 700 otopsiyi anlatan kitabın yayınlanması patoloji tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. Bu nedenle. 235 . Rönesans döneminde. moleküler düzeydeki çalışmalarda patolojik incelemelerin önemi giderek artmaya başlamıştır. Osmanlı döneminde tek tıp fakültesi olan Askeri Tıp Fakültesi’nde (Gülhane) Alman bilim adamları tarafından başlatılmıştır.1. hastalıklı doku ve organların morfolojik (biçimsel. ancak bu tür kişiler genellikle cezalandırılmıştır. anatomi. hastalıklı doku ve organları inceleyerek. Bu amaçla bazen istek formunda bilgiler yeterli olmadığında. salgın hastalıklarda insandan insana geçen etkenlerin olabileceği ileri sürülmüştür. Orta çağda hastalıkların içsel ve dışsal nedenleri olabileceğini ileri sürenler olmuş. hastalıkların fiziksel neden-sonuç ilişkilerinin bulunabileceği. Morgagni’nin 18. genellikle tanı konulurken her zaman için klinik verilere gereksinim olduğundan patolog-klinisyen arasında sürekli bir iletişim kurulması zorunludur. teorik ve teknik pek çok konuda patolojik çalışmalar yapılmaktadır. Patolojinin çalışma alanı hastalıklı organ ve dokuların incelenmesiyle sınırlı değildir. hastanın tedavisinde ve bakımında doktora yardımcı olmasını amaçlamaktadır. hastanın klinik doktoru ile iletişime geçilir. Bu da din adamlarının gücünü artırıyordu. Ülkemizde patolojik incelemeler. Deneysel. Günümüzde patoloji ağırlıklı olarak tıp fakültesinde ve daha az oranlarda da sağlık meslek yüksek okullarında okutulmaktadır. hastalıkların nedenlerini ve bunların doku ve organları etkileme şekillerini.Alb. Diğer sağlık sınıflarından beklenen de hastalığın nedenleri ve bunların doğurduğu sonuçları gözleyerek. histoloji ve fizyoloji bilgilerinin üzerine. 19. Günümüzde. hastalıklı organların makroskopik veya mikroskopik anormal görünüşlerini ekleyerek hastalıkların daha kolay anlaşılmasını sağlar. tümörlerin tanısı başta olmak üzere. ilk Türk patologlarının tümü askerdir. Patolojinin Yeri ve Önemi Patoloji. görüntüsel) özelliklerini inceleyen bilim dalıdır. yüzyılda Virchow “Hücresel Patoloji”nin temelini atmıştır. pek çok hastalığın kesin tanısının ve bazen de adli-tıbbi otopsilerde ölümün kesin nedeninin ortaya konmasında patolojik inceleme gereklidir. İlk çağlarda hastalıklar bir günahın.

Bu özelliklerinin bozulmasını önlemek için. Dondurularak kalıp halinde çıkması sağlanır. Bu kalıpların hepsinin üzerinde daha önceden yazılmış olan numaralar bulunur. ılık su banyosu içinde yüzdürülür ve oradan da lamlar üzerine aktarılır. Özellikle küçük endoskopik dokular kolaylıkla kurur ve değerlendirilemez hale gelir. En uygun tespit solüsyonu % 1015’lik formalindir (tercihen tamponlanmış formları). Tespit edilmemiş doku ve organ örnekleri kısa bir süre sonra ortam sıcaklığına da bağlı olarak bakterilerin ve salgıladıkları enzimlerin etkisiyle otolize (erime) uğrar. Böylece dokular sertlik kazanmakta ve kolay kesilir hale gelmektedir. Alkol tespit için uygun bir fiksatif değildir.Rutin Histopatoloji Laboratuvarının İşleyişi Tespit (Fiksasyon) Doku ve organ örnekleri insan vücudundan ayrıldıkları anda canlıdırlar ve hastalığın morfolojik özelliklerini içerirler. Bu amaçla alkol kullanılmaktadır. Tespitten sonraki aşamaların hemen hepsi otomatik doku takip cihazlarında yapılmaktadır. Bu aşamaya girmiş bir örnekte hücrelerin ayrıntıları kaybolur ve morfolojik değerlendirme için uygunsuz hale gelir. doku ve organ örneklerinin uygun tespit solüsyonları içine konması gerekmektedir. Bu boya genellikle hematoksilen (mavi) ve eosindir (kırmızı). Takip (Doku İşleme) Tespitli dokulardan alınan örnekler doku kasetlerine konur ve numaralanır. Bazı özel patolojik incelemelerde kliniğin ön tanıları da göz önüne alınarak dokuların farklı tespit solüsyonlarına (örneğin. Bu işlemler vakumlu ortamlarda yapıldığında işlem süreleri kısalabilir. Doku ve organlar kendi hacimlerinin 10-20 katı kadar tespit solüsyonu içine konmalıdır. “mikrotom” adlı cihaza yerleştirilir ve istenilen kalınlıkta (genellikle 4-5 mikron) kesitleri alınır. Bloklama Doku takip cihazından parafinli olarak çıkan dokular oda sıcaklığında donduğundan tekrar sıcak parafin ile metal kalıplar içine yerleştirilir. Parafin oda sıcaklığında katılaşır. Bu solüsyonda uzun süre durması da dokuların kurumasına ve kırılganlığının artmasına neden olur. Daha sonra da farklı derecelerdeki alkollerden geçirilerek hidrate edilir ve istenilen boyanın uygulanmasına geçilir. Bu kesitler sıcak ksilol içinde deparafinize edilir. Patolojik İnceleme Yöntemleri 1. Histopatolojik İnceleme Yöntemleri Bir hastanenin işleyişinde patoloji bölümünün görevi hastalardan tarama veya tanı amacıyla hücre/doku örneklerinin alınmasıyla veya organların çıkarılmasıyla 236 . Bu cihazlardaki ilk aşama dehidratasyon aşamasıdır. Kesit Alma Parafin bloklar. Bu nedenle alkolün belli bir süre sonra ortamdan uzaklaştırılması gerekir ve bu amaçla da ksilol kullanılır. elektron mikroskopik incelemede gluteraldehit kullanılır) konması gerekebilir. Ksilolün uzaklaştırılmasında da belli sıcaklıkta ısıtılmış sıvılaştırılmış parafin kullanılır.

genetik. Patoloji uzmanına örnek gönderilirken mutlaka alındığı yer ve klinik olarak düşünülen ön tanılar bildirilmelidir. nadiren tanısal açıdan da gerekli olabilmektedir. mikrobiyolojik. yorum şeklinde öneriler listesi de bulunabilir. yukarıdaki yöntemlerden biri veya birkaçı ile yaptığı incelemenin sonunda bir rapor düzenler. Ancak taze doku gerektiren özel bir inceleme (immünfloresans ve kas incelemesi gibi) düşünülüyorsa. Patoloji uzmanı. farmakolojik. Bu alanın seçimi patolojik incelemenin en önemli aşaması olup. deneyim gerektirir. Biyopsi örneklerinin önce dış görünümleri (makroskopi) değerlendirilir ve normalden farklı görülen alanlardan mikroskopik inceleme için doku parçaları alınır. Elektronmikroskop daha çok araştırma amacıyla kullanılmakta. o zaman dokuyu kurutmadan ıslak (serum fizyolojik ile) bir bez içinde ve herhangi bir tespit solüsyonuna konmadan gönderilmelidir. Ancak. biyokimyasal. Her zaman için ilk incelemede tanı koymak mümkün olmayabilir. Bu örneklerin uygun tespit solüsyonları içinde gönderilmesi klinikte görevli yardımcı sağlık personelinin sorumluluğundadır. Bu gibi durumlarda. görüntü büyültüldükçe tanının kolay ve doğru olacağını düşünmek doğru değildir. Rutin olarak “hematoksilen-eozin” yöntemiyle boyanan kesitler ışık mikroskobunda morfolojik olarak değerlendirilir. Rutin Patoloji Laboratuvarı 237 .başlar. Bu bilgiler verilmeden patologdan bir tanı beklemek doğru olmaz. moleküler biyolojik verileri gereksinim duyulabilir. Bu mikroskopların büyültme gücü ışık mikroskobundan yüzlerce kere fazladır. Bu raporda kesin bir tanı olabileceği gibi. Patoloji uzmanın en sık kullandığı düzenek olan ışık mikroskobunun büyültme olanağı yaklaşık x1000 ile sınırlıdır.

Histopatoloji Laboratuvarı Bloklamanın ve doku takibinin yapıldığı ünite 2. Dokular kiryotom adı verilen cihazlarda -20°C sıcaklıklarda dondurularak kesilir. günde yaklaşık olarak 4-5 kez başvurduğumuz bir yöntem de “frozen section”dır. 238 . Bu dokuların herhangi bir tespit solüsyonu içine konmadan gönderilmesi gerekmektedir. Bu dokular kesildikten sonra en kısa süre içinde hematoksilen-eozin ile boyanır. yukarıdaki işlemler takip edildiğinde en iyi olasılıkla bir gün sonra verilebilir.“Frozen Section” ve İntraoperatif Histolojik İnceleme Yöntemi Rutin patolojik incelemeye alınan bir örneğin tanısı. Ancak. ancak yine de verilen bilgiler cerrahı yönlendirmede yardımcı olmaktadır. Hastanın anestezi altında olduğu da düşünülecek olursa. Bu kesitler rutin işlemlerden geçen dokuların kesitleri kadar kaliteli olmaz. Bu tür kesitlerden patolog tarafından varılan sonuçlar her zaman kesin ve net olmayabilir. bazen operasyon sırasında hastada operasyonun seyrini değiştirebilecek kararlar almak gerekebilir. en kısa zamanda tanı verebilmek için.

Elde edilen hücrelerin değerlendirilmesinde. Günümüzde tarama amaçlı olarak servikovajinal ve balgam yaymaları kullanılmaktadır. daha yaygın olarak tanısal amaçlı kullanılmaktadır. Günümüzde sitolojik inceleme taramanın yanı sıra. Babes tarafından başlatılmış ve daha sonra ise 1950' lerde Papanicolaou tarafından yaygınlaştırılmıştır. Bu sayede serviks kanserlerini erken dönemde yakalama şansı artmıştır. Deri ve mukozayı kazıyarak hücre elde ederek de incelemek mümkündür (kazıma yöntemi). her organ için ayrı bir bilgi birikimine ve 239 . Kapladıkları yüzeyden dökülen hücrelerin sitolojik olarak incelenmelerine “Eksfolyatif Sitoloji*’ denilmektedir (Örneğin. Sitopatolojik İnceleme Yöntemi Sitolojik incelemeler genellikle biyopsi işlemlerine göre daha az invaziv bir yöntemdir. İlk olarak 1927’de Dr. servikovajinal ve idrar yayma sitolojisi gibi). Bu yöntem birçok kurumda kullanılmaktadır. magnetik rezonans gibi) ile saptanan kitlelerden iğne ile yapılan ‘Aspirasyon Sitolojisi’ yöntemi de gittikçe yaygınlaşmaktadır.Böbrek ve kas örneklerinin değerlendirildiği yer 3. Palpe edilebilen veya görüntüleme araçları (ultrasonografi. Günümüzde de birçok sitolojik örnekler bu yöntemle boyanmakta ve bu yöntem kendi adıyla anılmaktadır. tomografi. Papanicolaou vajenden dökülen hücreleri bir lama yayarak kendi geliştirdiği bir yöntemle boyamış ve incelemiştir. Bu yöntem daha çok tanısal amaçlı kullanılmaktadır.

Bu yöntemlerden in situ hibridizasyon (yakında çalışılmaya başlanacak) dışında hepsi. DNA sitometrisi. in situ hibridizasyon. Her zaman için tanı koymak mümkün olmayabilir ve biyopsi ile tanının desteklenmesi gerekebilir. GATA Patoloji Anabilim Dalı’nda da kullanılmaktadır. Arşiv. Arşiv 240 . immunohistokimya. Bunların arasında histokimya. 4. Diğer Patolojik Yöntemler Rutin histopatolojik inceleme yöntemleri dışında bazen ek patolojik incelemelere gereksinim duyulabilir.deneyime gereksinim vardır. görüntü analizi gibi yöntemler sayılabilir.

HÜCRE ZEDELENMESİ ve UYUMU Doç. 4. 2. Hastalığın hücre ve dokularda neden olduğu morfolojik değişiklikleri inceler. Geri dönüşlü zedelenme: Uyaran ortadan kalktığında veya zedeleyici neden hafif şiddette ise normale dönebilen patolojik değişikliklerdir. Geri dönüşlü zedelenme 3. Apopitoz 1. 241 .Bnb. Geri dönüşsüz zedelenme ve ölüm Hücresel Adaptasyon Aşırı fizyolojik streslerle veya bazı patolojik uyaranlarla oluşur. Yıldırım KARSLIOĞLU Patoloji Anabilim Dalı Hücre Zedelenmesi ve Hücre Ölümü Genel Tanımlar Hücre Zedelenmesinin Nedenleri Hücre Zedelenmesi ve Nekrozis Hücre Zedelenmesi ve Hücre Ölümü Genel Tanımlar Patoloji. Hücre Zedelenmesi ve Hücre Ölümü Normal hücresel fonksiyon için hücrenin fizyolojik gereksinimleri ile hücrenin yapısı ve metabolik kapasitesi arasında bir uyum olması gerekir. 3. Hastalığın nedenini araştırır. Adaptasyon (uyum ) 2. 2. Dış kaynaklı uyarana bağlı en sık görülen hücre ölümü şeklidir. atrofi gibi) ortaya çıkar. Patolojinin Görevleri 1. Sonuçta hücrenin canlılığını sürdürdüğü değişmiş ve yeni bir durum (hipertrofi. Geri dönüşsüz zedelenme: Patolojik değişiklikler kalıcıdır ve hücre ölümü ile sonlanır. Hücre ölümü 1. Nekroz a.Tbp. 1. Patogenezi açıklar. Bu hücre içinde hassas bir homeostatik denge durumu oluşturur. Nekroz 2. Morfolojik değişikliklerle klinik sonuçları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaya çalışır. Geri Dönüşlü ve Dönüşsüz Zedelenmeler 1.2. hastalıkların fonksiyonel ve yapısal nedenlerini araştıran bir bilim dalıdır.

Hipoksi. Apopitoz II a. hücre organellerinin yıkımı ve hücre parçalanması olur. Genetik bozukluklar 7. CO ve hava kirliliği f. Oksijen yüksekliği d. Kimyasal etkenler ve ilaçlar a. Kimyasal etkenler ve ilaçlar 4. hücresel komponentlerin bir arada uyumlu olarak çalıştığı ve çevre dokuya en az zarar veren bir ölüm şeklidir. Oksijen yetersizliği a. Programlanmış hücre ölümüdür. İnfeksiyöz ajanlar 5. Beslenme bozuklukları 1. b. c. Radyasyon d. İstenmeyen hücreleri ortadan kaldırmak için planlanmış. Mekanik travma b. Şiddetli hücre şişmesi. Fiziksel etkenler a. Eser elementlerin fazlalığı e. b. b. Nonterapötikler (kurşun ve alkol gibi) c. Çeşitli fizyolojik ve patolojik durumlarda.b. embriyogenez sırasında istenmeyen veya gereksiz hücreler de bu yolla ortadan kaldırılır. Apopitoz I a. 2. Narkotikler 242 . Tek hücrede veya küçük hücre gruplarında görülebilir. Oksijen yetersizliği 2. Elektrik şoku 3. Terapötikler (asetaminofen) b. Sıcak-soğuk c. 3. Hücre Zedelenmesinin Nedenleri 1. glikolitik enerji üretimi devam edebilir. Morfolojik olarak kromatin yoğunlaşması ve parçalanması ile karakterizedir. İmmünolojik reaksiyonlar 6. 2. Atmosfer basıncındaki ani değişiklikler e. glukoz hücreye ulaşamaz ve bu nedenle daha hızlı hücre zedelenmesi olur. denatürasyon. Fiziksel etkenler 3. İnsektisitler g. proteinlerin koagülasyonu. İskemi.

Anoreksia nervoza Genel Mekanizmalar I 1. İskemik ve hipoksik zedelenme hücresel zedelenmenin en yaygın tipidir (örn. ATP’nin tükenmesi 2. Obezite f. süresine ve şiddetine göre hücresel yanıt değişir. 9. Mitokondriyal disfonksiyon belirli bir noktaya kadar onarılabilir. Biyokimyasal ve yapısal komponentler etkilenir. Azalmış ATP sentezi ve ATP’nin aşırı tüketimi 2. İmmünolojik reaksiyonlar 6. İnfeksiyöz ajanlar 5. hücrelerin enerji üreten sistemi onarılamaz şekilde zedelenirse patolojik değişiklikler kalıcı olur (geri dönüşsüz zedelenme). konumuna ve uyum sağlama yeteneğine göre sonuçlar değişir. Zedeleyici ajanın tipine. zedelenme alanı genişleyebilir (reperfüzyon zedelenmesi). İskemi uzadığında. Diyetin içeriğindeki değişkenler d. Geri dönüşsüz mitokondriyal zedelenme Genel Biyokimyasal Mekanizmalar İskemik ve Hipoksik Hücre Zedelenmesi 1. Serbest radikallere bağlı hücre zedelenmesi 2. 5. Eğer oksijen sağlanabilirse etkilenen hücreler sağlamlığını korur. koroner arter tıkanıklığı). 2. Geri dönüşsüz zedelenme: İskemi kalıcı olursa zedelenme geri dönüşsüzdür ve bunda iki önemli olay rol oynar: 1.4. 4. 8. Membran geçirgenliğinin bozulması 5. Geri dönüşlü ve dönüşsüz hücre zedelenmesi ile nekrozisdeki morfolojik değişiklikler 3. Membran zedelenmesi 243 . Zedelenen hücrenin tipine. İskemik hücrelerdeki patolojik değişiklikler onarılabiliyorsa geri dönüşlü zedelenmedir. 7. Ca+2 homeostazının bozulması ve hücre içi kalsiyumun artması 4. Geri Dönüşlü Zedelenme: Hipoksi önce oksidatif fosforilasyonun ve arkasından da mitokondride ATP üretiminin azalmasına neden olur. Genetik bozukluklar 7. Açlık e. Rol Oynayan Biyokimyasal Olaylar 1. 6. Vitamin eksikliği c. Kan akımı düzeltilince. Protein-kalori eksikliği b. Oksijen kaynaklı serbest radikaller 3. Beslenme bozuklukları a.

Serbest Radikallerin İnaktivasyonunda Rol Oynayan Faktörler 1. 244 . Hücre içi Ca+2 artışı enzimlerin aktivasyonuyla. Serbest radikalleri uzaklaştıran ve hücresel zedelenmeyi minimal düzeye indiren çok sayıda mekanizma vardır. C ve E vitamini ile glutatyon) 2. Mekanizması ne olursa olsun membran bütünlüğünün kaybı Ca+2 girişine neden olur. Serbest radikalleri ortadan kaldıran enzimler: a. Organel veya diğer sitoplazmik komponentlerin enzimatik olarak sindirilmesi Nekrozisdeki morfolojik değişiklikler: Nekrotik hücre. 3. Gulutatyon peroksidaz Sonuç Eğer aşırı serbest radikal oluşumu varsa lipid. protein ve DNA zedelenmesi olur. Serbest Radikallerin İnaktivasyonu 1. 2. Serbest Radikallere Bağlı Hücre Zedelenmesi 1. Çeşitli kimyasal ve biyolojik olayları harekete geçirerek hücresel zedelenmeye neden olurlar.Membran Zedelenmesindeki Mekanizmalar 1. 2. Homojen (glikojen kaybına bağlı). Çünkü antioksidanlar ve enzim sitemleri bunları ortadan kaldırmada yetersiz kalmaktadır. Daha eozinofilik (bazofiliyi sağlayan RNA’nın kaybına bağlı). 2. proteinlerin denatürasyonuna yol açar (koagülasyon nekrozu). lipidler ve karbonhidratlarla etkileşime giren kararsız maddelerdir. Geri dönüşlü zedelenmede kan akımı düzeldiğinde hücreler canlılığını devam ettirir. 2. 1. Serbest radikaller kararsız moleküllerdir. Süperoksit dismutazlar c. 2. Katalaz b. Geri dönüşsüz zedelenmede ise reperfüzyonda apopitoz benzeri bir nekroz ortaya çıkabilir (reperfüzyon zedelenmesi). Parlak. Proteinlerin denatürasyonu. Genellikle spontan olarak ortadan kalkarlar. Antioksidanlar (A. İki ana nedeni vardır: 1. İskemi ve Reperfüzyon Zedelenmesi Kan akımının belirli bir süre kesilmesinden (iskemi) sonra kanlanmanın yeniden düzelmesine reperfüzyon denir. Geri Dönüşlü ve Dönüşsüz Hücre Zedelenmesi ile Nekrozisdeki Morfolojik Değişiklikler Canlı organ ve dokularda hücre ölümünden sonra gelişen morfolojik değişikliklerin tümüne NEKROZ denir. 3. Proteinler.

Tüberküloz için karakteristiktir. b. Hücre İçi Birikimleri ve Hücresel Yaşlanma Çoğalma ve Farklılaşmada Hücresel Adaptasyonlar a. 2. Hipertrofi c. karaciğerde daha sık görülür. b. Karyoreksis (küçük kümelere parçalanmış kromatin) Ölen hücrenin kendi lizozomal enzimleri aracılığıyla sindirilmesine OTOLİZ denir. En sık görülen nekroz paternidir. Kangrenöz nekroz 1. böbrek. Nekroz Tipleri 1. b. Özellikle ekstremitelerde görülür. c. Yağ nekrozu 5. Nükleer Değişiklikler 1. Vakuollü 5. Koagülasyon (iskemik) nekrozu 2. c.4. Nekrotik alan yumuşak ve sıvı ile doludur. Adaptasyonlar. Protein denatürasyonundan hemen sonra otoliz ve heteroliz olduğunda ortaya çıkar. 3. Bakteri ve lökositlerin birarada bulunduğu bir gazlı kangrende koagülasyon ve likefaksiyon nekrozu birlikte görülür. yoğun nükleus). b. Kötü kokuludur. kolayca parçalanabilen peynir benzeri görünümü vardır. Metaplazi 245 . Piknoz (küçük. Hücre membranları parçalanmıştır. Sitoplazmik proteinlerin denatürasyonu ile karakterizedir. Lökositlerin lizozomal enzimleri aracılığıyla ölen hücreleri sindirmesine HETEROLİZ denir. c. Kazeifikasyon Nekrozu a. 4 Kangrenöz Nekroz a. 2. Mikroskopik olarak hücre debrisleri bulunan amorf eozinofilik materyal izlenir. Koagüle olan hücrenin çatısı korunur. Miyokard. c. Koagülasyon nekrozu a. Karyoliz (kromatinin erimesi) 3. Kazeifikasyon nekrozu 4. Yumuşak. Likefaksiyon nekrozu 3. Likefaksiyon Nekrozu a. Hiperplazi b. Atrofi d. Daha çok lokalize bakteriyel infeksiyonlarda (apseler) ve beyinde görülür.

ER. Genellikle hipertrofiyle birliktedir. hemopoetik ve konnektif doku hücrelerinde oluşur. e. Fizyolojik g. Bu hücrenin canlılığını koruyabildiği yeni bir denge durumudur. b. 3. c. Östrojene bağlı endometriyal proliferasyon b. c.Hücre İçi Birikimler Lipidler Proteinler Glikojen Pigmentler Patolojik kalsifikasyon a. Adaptasyonlarda hücre içi birikimler görülebilir. Kas hücreleri fonksiyonel artışla veya hormonlarla uyarıldığında genellikle hipertrofiyle yanıt verir. d. Sinir. Patolojik hipertrofi: Kalp yetmezliğindeki kalp kası hipertrofisi. Fizyolojik hipertrofi: Vücut geliştirenlerdeki kas hipertrofisi b. 2. Hiperplazi sadece DNA sentezi yapabilen epitelyal. b. d. Spesifik hormonal uyarım: Fizyolojik hipertrofi: Gebelikte prolaktin ile östrojene bağlı meme ve uterus hipertrofisi Atrofi a. Distrofik kalsifikasyon b. Hücreler aşırı fizyolojik stres ile patolojik uyaranlar karşısında fizyolojik ve morfolojik hücresel adaptasyonla yanıt verebilir. Metaplastik kalsifikasyon Hücresel yaşlanma a. f. Çoğalma ve Farklılaşmada Hücresel Adaptasyonlar 1. Hücre komponentlerindeki azalmaya (mitokondri. kalp ve iskelet kası hücrelerinde hiperplazi özelliği yoktur veya çok azdır. Fonksiyonel olarak gereksinimde artış: a. Patolojik Hormonal hiperplazi a. Puberte ve gebelikte kadın memesindeki büyüme Kompensatuar hiperplazi Parsiyel hepatektomi sonrası karaciğerin hiperplazisi Hipertrofi Organellerin (özellikle miyofilamentlerin) sayısında artış ve dolayısıyla da hücre ve organ boyutundaki artış ile karakterizedir. Hiperplazi a. Hücrelerdeki sayısal artıştır. filamentler) bağlı hücre 246 . Fizyolojik veya patolojik nedenlerle oluşabilir.

Atrofik hücrelerde fonksiyon azalır. Metaplastik epitel benign olmakla birlikte. iyonizan radyasyon vb. Hücrelerde yaşa bağlı değişiklikler yıllarca subletal düzeydeki zedelenmenin ilerleyici birikimi sonucu oluşur. Yassı epitelde de kolumnar epitel metaplazisi oluşabilir (Barret özofagusu). Golgide distorsiyon Oksidatif zedelenmenin oranı yaşla artar. Ancak hücrenin çoğalmasındaki programlı olaylar ile hücrenin savunma mekanizmalarını bozan en önemli faktör. En sık görülen kolumnar hücrenin yassı epitele dönüşümüdür (sigara içenlerde solunum epitelinin yassı epitel metaplazisi). Sonuç Hücresel yaşlanmanın mekanizmaları çeşitlendirilebilir. f. Hücresel Yaşlanma Yaş ilerledikçe ve hemen hemen tüm organlarda fizyolojik ve yapısal değişiklikler oluşur. c. b. Fizyolojik (doğum sonrası uterusun küçülmesi) ve patolojik olabilir. Yaşlanan hücrelerde çok sayıda fonksiyonel ve morfolojik değişiklikler olur. e. Ancak bunlar ölü hücre değillerdir. Morfolojik Değişiklikler a. g. Metaplazi a. Pleomorfik ve vakuollü mitokondriler c. b.) yaşam süresinin azalması ile yakından ilişkilidir. ER’da azalma d. aynı zeminde atipi (displazi) ve sonrasında da kanser gelişebilir. eğer uyaranlar devam ederse. Kan desteği hücrelerin yaşamını sürdüremeyecek kadar yetersiz ise hücre ölümü görülür. 247 . Olgun bir hücre tipinin başka bir olgun hücre tipiyle geri dönüşümlü olarak yer değiştirmesidir. a. Düzensiz ve anormal loblu nükleuslar b. d. Belli bir noktadan sonra hücre zedelenmesi veya ölümüyle sonlanabilir. c. b. Atrofik doku sonunda tümüyle yağ dokusuna dönüşür. ilerleyici oksidatif zedelenmedir. Bu reaktif ürünlerin üretimindeki artış (yüksek kalorili diyet.ve organ boyutunda küçülmeyle karakterlidir.

İNFLAMASYONUN KLİNİK BULGULARI Kızarıklık (rubor) Şişlik (tumor) Isı artışı (calor) Ağrı (dolor) Fonksiyon kaybı İNFLAMASYONUN MİKROSKOBİK BULGULARI Vazodilatasyon Kan akımın yavaşlaması Vasküler geçirgenliğin artışı Ödem Lökosit birikimi PATOGENEZ 1. AKUT ve KRONİK İNFLAMASYON Yrd. zedelenmelere karşı verdiği reaksiyona enflamasyon denir.3.Doç. fiziksel ve kimyasal ajanlar. Kan damarlarının reaksiyonu (hemodinamik değişiklikler) 2. ilerleyici organ hasarı.Bnb. Hücre çıkışı 248 . Bülent KURT Patoloji Anabilim Dalı TANIM Vaskülarize canlı dokuların.Tbp. Sıvı çıkışı 4. Vazodilatasyon 3. immunolojik reaksiyonlar enflamasyonu başlatabilir. Mikrobik enfeksiyonlar. Geçici vazokonstriksiyon 2. Kan hücrelerinin zedelenme alanına birikimi (lökositik eksudasyon) Kan Damarlarının Reaksiyonu 1. skar oluşumu). Enflamasyon ve onarım potansiyel olarak zararlı olabilir (hipersensitivite reaksiyonları. nekrotik dokular. Vasküler permeabilite (geçirgenlik) artışı 3.

kan damarlarının proliferasyonu Konnektif doku artımı (fibrozis) Doku yıkımı 249 . TNF(tümör nekroz faktör). trombosit aktivite edici faktör. bradikinin Doku zedelenmesi: Nötrofil ve makrofaj lizozomal enzimler. lökotrien Kemotaksi: C5a. C3a. Kronik enflamasyonun hiç akut enflamasyon bulguları olmadan ortaya çıkar: Yokedilemeyen ancak düşük toksisitesi bulunan hücreiçi mikroorganizmalar Uzun süre bazı toksik maddelere düşük dozda maruz kalma Otoimmün hastalıklar Kronik Enflamasyondaki Olaylar Mononükleer enflamatuar hücre enfiltrasyonu lenfositler plazma hücreleri makrofajlar Fibroblastların proliferasyonu. leukotriene B4 Ateş: IL-1.Vasküler permeabilite artışı Normal şartlarda plazma proteinleri ve şekilli elemanlar hücre dışına çıkamazlar Kan Hücrelerinin Zedelenme Alanına Birikimi Marginasyon (yanaşma). Nitrik oksit Permeabilite artışı: vazoakif aminler. Tekrarlayan akut enflamasyon atakları sonrasında oluşur. yabancı partiküle yapışma Partikülü sitoplazma içerisine alma Yoketme veya parçalama Akut Enflamasyonda Kimyasal Mediatörler Vazodilatasyon: histamin. prostoglandinler Ağrı: Prostoglandinler. oksijen metabolitleri Kronik enflamasyon ise üç yolla oluşur: Akut enflamasyonu takip ederek oluşur. yuvarlanma ve adhezyon (yapışma) Transmigrasyon (endotelden geçiş) Migrasyon (göç) ve Kemotaksi (yönelme) Kemotaktik (Yönelme) Ajanlar Bakteriyel ürünler Kompleman sistem komponentleri (C5a) Araşidonik asit metabolizması ürünleri (Lökotrien B4) Sitokinler (interlökin-8) Fagositoz ve Degranülasyon Tanıma. prostoglandinler. C5a. bradikinin.

epidermis altında hafif bir skar dokusu kalmıştır. İştahsızlık. 2. Hipotansiyon Nabzın artması Bu akut faz reaksiyonlarının ortaya çıkışını sağlayan en önemli kimyasal mediatörler IL-1 ve TNF dir. 24-48 saat içinde epidermis bazal tabakasında mitotik aktivite başlar. 250 . Epidermis normal kalınlığına ve diferansiyasyonuna ulaşmıştır. 5. gün insizyon alanında neovaskülarizasyon normaldir. 3.İnflamasyonun Sistemik Etkileri Ateş Akut faz reaksiyonları Uykuya meyil. fibrozis) PRİMER İYİLEŞME Dokuda minimal kayıp mevcuttur. İnsizyon alanını granülasyon dokusu kaplar. 24 saat içinde fibrin pıhtısı etrafında nötrofiller birikmeye başlar. gün nötrofiller yerini makrofajlara bırakır. İyileşme daha çok rejenerasyon yolu ile olur iz kalmaz. Epidermis ve dermisi ilgilendiren bir yaralanmayı göz önüne alacak olursak. haftada kollajen birikimi ve fibroblastik aktivite devam eder. İlk ay sonunda ise yara üzeri normal epidermisle kaplanmış. Epitelial hücrelerin proliferasyonu devam eder epitel kalınlaşır. Enflamatuar hücreler ve ödem azalır. YARA İYİLEŞMESİ Rejenerasyon (primer iyileşme) Sekonder iyileşme (enflamatuar granülasyon dokusu oluşumu.

Enflamasyon Basıncının Akut Kronik Anjiyogenez 251 . Nedenleri 1.Yzb. Armağan GÜNAL Patoloji Anabilim Dalı KONU BAŞLIKLARI Ödem Hiperemi ve konjesyon Kanama (hemoraji) Trombozis Embolizm Pulmoner embolizm Sistemik embolizm Trombüs dışındaki nedenlerle oluşan emboliler Enfarktüs Şok ÖDEM Hücreler arasında veya vücut boşluklarında sıvı birikimidir. plevral boşluktakine hidrotoraks. eksuda olarak adlandırılır. Lenfatik Obstrüksiyon (Tıkanıklık) Enflamatuar Neoplastik Cerrahi sonrası Radyasyon sonrası 5.Doç.Venöz dönüşün engellenmesi Konjestif kalp yetmezliği Konstriktif perikardit Karaciğer sirozu Venlerin tıkanması B. perikardial boşluktakine hidroperikardium adı verilir. Sıvı birikimlerinin peritoneal boşluktakine assit. Hidrostatik Basıncın Artışı A. transuda denir. Enflamatuar olmayan nedenlerle oluşan sıvı birikimi berrak görünüme sahip olup.Tbp.4. Sodyum Birikimi Renal fonksiyon bozukluğu nedeniyle vücutta aşırı tuz tutulumu Glomerüllerde Na reabsorbsiyonununda artış 4. DOLAŞIM BOZUKLUKLARI TROMBOEMBOLİZM ve ŞOK Yrd. Tüm vücut boşluklarında ve dokularda yaygın ödem olmasına anazarka denir. Plazma Onkotik Azalması Protein kaybettiren glomerülopatiler Karaciğer sirozu Malnutrisyon Protein kaybettiren gastroenteropatiler 3. Arterioler dilatasyon Sıcak Nörohumoral bozukluklar 2. Enflamatuar nedenlerle oluşan sıvı birikimi genellikle berrak olmayıp.Kd.

Basmakla gode bırakır. 2. venöz dönüşün azalması sonucu. Beyin ödeminde kafa içi basıncı artar. Solunum güçlüğüne neden olur. Bu duruma siyanoz denir. hemoglobin parçalanma ürünü olan bilirübinin kanda yükselmesine bağlı sarılık oluşabilir. 1cm çapına kadar olanlar purpura. Eğer seröz boşluklar kan ile dolmuşsa. Uzun süreli konjesyonda oksijenden yoksun kanın stazına bağlı kronik hipoksi oluşur. Endotel ve Subendotelyal Konnektif Doku Normal endotel yüzeyi pıhtılaşma ve trombüs oluşumu için dirençlidir. hemoperitoneum şeklinde adlandırılır. Akciğer ödeminde ise. seröz nitelikteki sıvı hücrelerarası boşlukta birikmekle kalmaz. Trombositlerin 252 . Deri mukoza ve seröz yüzeylerdeki çok küçük kanama odakları peteşi. Büyük miktarda olursa hematom adı verilir. Trombüsler. Hücreler arasında ve vücut boşluklarında oluşan büyük kanamalardan sonra. Deride pembemsi bir renk oluşur. daha çok yüzde ve göz kapaklarında oluşur. KANAMA (HEMORAJİ) Kan damarlarının yırtılması ile kan elemanlarının dışarı çıkışına denir. daha büyük olduklarında ise ekimoz olarak adlandırılırlar. Kalp yetmezliğinde. hemotoraks. Trombositler. TROMBOZİS Kardivasküler sistem içerisinde fibrin (pıhtı) kitlesinin oluşmasına trombozis denir. doku ve organlarda kan akımının aniden kesilmesi ile oluşan lokalize iskemik nekroza denir. koma ve konvülzyon gibi bulgular ortaya çıkabilir. organ ve dokularda bulunan kan miktarının artmasıdır. beyinde ve akciğerde olduğu zaman ciddi sorunlar oluşturabilir. daha çok yer çekimine bağımlı lokalize ödem bulunur. Büyük miktarlarda kan kaybına neden olan hemorajiler. Konjesyonda kanda hemoglobinin taşıdığı oksijen miktarı azalır ve mavi görünüm ortaya çıkar. eğer akut olarak meydana gelmişse hipovolemik şoka neden olurlar. Oluşan kitleye trombüs denir. Konjesyon veya pasif hiperemide ise mavi-kırmızı arası bir renk oluşur. Enfarktüs. normal hemostazda ve trombüs oluşumunda ana rol oynar.Klinik ve Morfolojik Özellikleri Ödem. Konjesyon ise. Kapiller damarlar dışına küçük kanamalar olabilir. hemoperikardium. Trombüs oluşumunda rol oynayan faktörler şunlardır: 1. Böbrek kaynaklı ödem. Birçok antitrombotik faktör vardır. Subepitelyal konnektif doku sadece endotelyal hücreleri destekler ve trombojenik yapıdadır. Gastrointestinal sistemde meydana gelen kanamalar demir eksikliği oluşmasına neden olur. Herhangi bir endotelyal zedelenmede: a) Endotele yapışma b) Çeşitli ürünler sekrete etme c) Zedelenmiş alana birikme özelliklerine sahiptirler. Enfarktüslerin en sık nedeni damarın tromboembolik nedenlerle tıkanmasıdır. kan akımının yavaşlamasına veya durmasına yol açabilir. HİPEREMİ ve KONJESYON Arterioler dilatasyon sonucunda organ ve dokulardaki kan akımının artışına hiperemi denir. alveollere de dolar.

Normal olarak kanda bulunan proteaz baskılayıcı proteinlerin inaktivasyonuyla proteazlar (plazmin) aktive olur ve pıhtılaşma engellenir. Endotelyal zedelenme: Kalp ve arterlerde trombüs oluşmasının en önemli nedenidir. 3. 4. enfarktüs. esas olarak çeşitli faktörlerin etkisiyle protrombinden trombinin oluşmasıdır. Lökositlerden salınan çeşitli proteazlar ve plazmin ile pıhtı ortadan kaldırılır (fibrinolitik sistem). b. Kardiyak boşluklarda büyük trombüs kitleleri oluşabileceği gibi kalp kapaklarında da trombotik kitleler oluşabilir. Trombin ise fibrinojenin fibrin haline gelmesini sağlar. endotel ve trombositlerde zedelenme oluşarak pıhtılışma faktörleri salınır. 2. yanıklar. Pıhtılaşmayı engelleyen faktörler inhibe olup ve pıhtılaşmanın başlaması engellenemez. sigara gibi eksojen kimyasal maddeler ve bakteriyel toksinler de endotel hasarı oluşturma potansiyeli taşır. 3. a. 1. d. Sigara ve oral kontraseptiflerin endotel üzerinde toksik etkileri bulunmaktadır. kardiyak cerrahi girişimler. Ayrıca radyasyon. Bölgesel kan akımının artmasıyla kan dilüe olur (sulanır) ve pıhtılaşma faktörleri azalır. kırıklara neden olabilen ciddi travmalar. Kan Akımınındaki Bozukluklar: Staz ve turbülans akım oluşumunda 4 olay meydana gelir. Bu mekanizmalar şunlardır: 1. venlerde veya kapillerlerde oluşur. kardiyak boşluklarda. Aktif koagülasyon faktörlerinin sulandırılması ve makrofajların temizlemesi gibi antikoagülan mekanizmalar bozulur.birikimi geri dönüşlüdür. Bacaktaki venlerde oluşan trombüsler embolizme yol açtıkları için çok tehlikelidirler. miyokarditler veya immünolojik miyokardiyal reaksiyonlar. 253 . Trombositlerin endotel ile teması artar. Morfoloji Trombüs. Bunlara vejetasyon denir. immünolojik kalp kapak hastalıkları trombüs oluşumunda etkilidir. Kanın Koagülasyon Yeteneğinde Artma: Nefrotik sendrom. Organizmada pıhtılaşmayı önleyen veya oluşmuş pıhtıyı çözmeye çalışan antikoagülan mekanizmalar vardır. Emboliye neden olurlar. İleri yaşta koagülasyon riski daha yüksektir. Koagülasyon Sistemi: Koagülasyon. Turbülansda. 2. 3. 3. Fibrinolitik aktivite ile ortadan kaldırılırlar. arterlerde. Kan akımının normal olduğu alanlarda makrofajlar pıhtılaşma faktörlerini ortamdan kaldırır. gebeliğin son dönemi gibi çeşitli durumlarda kanın pıhtılaşma eğiliminde artış olur. Atheroskleroz. Koagülasyon olayı başladıktan sonra trombüs oluşumu meydana gelir. c. Giderek büyürler ve büyük damarlarda ciddi tıkanmalara neden olurlar. Trombüs Oluşumunu Hazırlayan Faktörler 1. Trombüsler. 2.

Femur ve pelvis gibi büyük kemiklerin kırılmalarından sonra yağ globülleri damarlar içerisine girebilir. Enfarktüs iki tiptir: 1) Anemik (beyaz) 2) Hemorajik (kırmızı) 254 . serum verme sırasında hava embolisi.4. Yaygın Damariçi Pıhtılaşma (DIC) Gebelik veya septik şok gibi çeşitli durumlarda gelişen. Trombüs Dışındaki Nedenlerle Oluşan Emboliler: 1. Ani olarak gelişen çok sayıda trombüs nedeniyle trombositler ve çeşitli pıhtılaşma faktörleri hızla tükenir. hastayı aniden yüzeye çıkmadan önceki basınç koşullarına geri döndürmektir. Olguların %5 inde ani ölüm. Aniden yüzeye çıkıldığında çözünürlük azalacağı için erimiş azot gaz haline gelir ve emboliye yol açar. Tıkanan damarların sayısı ve çapına bağlı olarak hastada ciddi bir embolizm sonucu kalp yetmezliği ve şok görülebilir. Yüksek basınç altında uzun süre kalan kişilerde kanda erimiş halde bulunan azot miktarı artar. %80-85’ i kalpte oluşan trombüslerden kaynaklanır. 2. Lokalizasyon göre başlıca iki tipi vardır: Pulmoner Embolizm Büyük ve orta çaplı pulmoner arterlerin emboli ile tıkanmasıdır. 3. kollateral olmadığı için genellikle pulmoner enfarktüs ortaya çıkar. Hava veya Gaz Embolisi. sıvı ve gaz şeklindeki kitlelerin. Yağ Embolisi. Dalgıçlarda görülen ve “vurgun” olarak halk arasında bilinen dekompresyon hastalığında ise atmosfer basıncındaki ani değişikliklerle oluşan gaz embolisi söz konusudur. ENFARKTÜS Bir organ yada dokuda arterial veya venöz kan akımın aniden kesilmesi sonucu oluşan lokalize iskemik nekroza enfarktüs denir. Tıkanıklık küçük çaplı damarlarda olduğunda. Aynı anda aktivite olan fibrinoliz sonucunda kapiller damarlarda yaygın kanamalar başlar. Sistemik Embolizm Arteriyal sistemde emboli olması demektir. femoral ve iliyak venlerdeki trombüslerdir. Trombüslerin çoğu miyokard enfarktüsü sonrasında meydana gelir. oluştuğu yerden daha uzak bir yerde tıkanma yapmasına embolizm denir. Tedavideki en önemli prensip. EmbolilerİN %99’u trombüslerden kaynaklanır. akut sağ kalp yetmezliği ve kardiyovasküler yetmezlik gelişebilir. dalgıç hastalığında nitrojen gazının embolisi gibi emboliler vardır. Yaralanmış arter veya venin içerisine hava kabarcıklarının sızması sonucu hava embolisi oluşabilir. EMBOLİZM Damar içinde solid. mikrodolaşımda yaygın olarak trombüs oluşumunu takiben aktif fibrinoliz ve kanama ile karakterli bir kanama bozukluğudur. Amniotik Sıvı Embolisi: Amnion sıvısının plasental membranda oluşan bir zedelenme sonucu annenin kan dolaşımına geçmesiyle oluşur. Tüm pulmoner emboli vakalarının %95’inden fazlasında embolinin kaynağı popliteal. Bunun dışında kırıklardan sonra yağ embolisi. Organize ve rekanalize (trombüs içinde küçük kapiller damar oluşumları) olurlar.

Zengin interarteriyal anastomozlarla desteklenmiş tek arterle beslenme: Kalpte ve İnce barsak arterleri arasında ise zengin anastomozlar bulunur. aritmitler. 2. 3. Septik enfarktüslerde ise apse oluşabilir. d. kusma. c. Morfolojik Bulgular: Hemorajik ya da anemik olsun tüm enfarktüsler koni şeklinde olup. Kan hacmindeki %10-15 lik kayıp. Paralel arteriyal sistemle beslenme: Ön kol ve beyinde bulunur. spinal kord yaralanmalarında oluşur. Çok az anastomoz desteği olan tek arterle beslenme: Böbrekte ise arteriyal yapıda yeterince anastomoz bulunmaz. Çift arterle beslenme: Karaciğerlerde çok nadiren iskemik nekroz oluşur. b. diyare ve yanık gibi nedenlerle oluşan aşırı sıvı kayıpları ile ortaya çıkar. 4. yaygın pulmoner embolizm veya bakteriyel sepsislerde vücudun hemostaz mekanizmalarının bozulmasıyla oluşan dolaşım kollapsıdır. şiddetli miyokard enfarktüsü. Tıkanmanın Gelişme Hızı: Çok yavaş gelişen bir tıkanma daha kolay tolere edilebilir. Oksijensiz ortamda hücrelerin anaerobik metabolizmaları sayesinde laktik asit miktarı yükselmeye başlar ve asidoz gelişir. Beyinde Villus poligonu büyük arterlerin birleşmesini sağlar. Kan ve Kardiyovasküler Sistemin Durumu: Anemi veya hipoksi gibi kanın oksijen taşıma kapasitesinde azalmaya yol açan durumlar. ŞOK Aşırı kanama. Hipovolemik Şok: Kanama. 24 saat sonra normal bir doku ile arasındaki fark iyice belirginleşir.Anemik (beyaz) enfarktüs solid dokularda arteriyal tıkanma sonucu gelişir. Normal doku ile enfarktüs alanı arasında keskin bir hat oluşur. Dokunun İskemiye Dayanıklılığı: Nöronlar ve SSS çok dayanıksızdır. 3. Enfarktüs alanında enflamatuar reaksiyon. kardiyak tamponadı. çeşitli mekanizmalarla telafi edilebilir. Bu nedenle enfarktüs daha sıktır. fibroblastik aktivite ve skar dokusu oluşumu birbirini izler. Çünkü burada likefaksiyon nekrozu gelişir. pulmoner embolizm gibi nedenlerle oluşur. 4. 255 . Kollateraller oluşmuştur. genelikle tepesi tıkanan damar tarafında bulunur. çift sirkülasyonlu veya konjesyon bulunan dokularda görülür. Nörojenik Şok: Anestezi. Tüm nekroz alanının skar dokusu haline gelmesi bazen aylarca sürebilir. Kalbin pompalama fonksiyonu bozulur. ciddi travma ve yanıklar. Buna karşılık mezankimal hücreler çok daha dayanıklıdır. Kardiyojenik Şok: Miyokard enfarktüsü. Koroner atherosklerozu olan kişilerde enfarktüs daha kolaylıkla oluşur. kalp rüptürü. Şok Sınıflandırması: 1. enfarktüs oluşumunu kolaylaştırır. Beyin dokusundaki iskemik olaylarda bu türden bir skar dokusu gelişmez. 2. Dolaşan kan volümünün aniden azalması ile oluşan şoka hipovolemik şok denir. Septik Şok: Bakteriyel enfeksiyonlarda sepsis sonucu oluşur. Arteriyel Yapıların Anatomik Durumu: Çeşitli organ ve dokularda 4 tip arteriyal beslenme görülür: a. Hemorajik (kırmızı) enfarktüs genellikle venöz tıkanma sonucu gelişir ve gevşek. Enfarktüsün Ciddiliğini Etkileyen Faktörler: 1.

2. Septik şokta şiddetli vazodilatasyon nedeniyle deri normal veya kurudur. İlerleyici (Dekompanze) Dönem: Kompanzatuar mekanizmalara rağmen istenen miktarda kan dolaşımı sağlanamaz. mikroenfarktüsler Akciğerler Alveolerde şiddetli zedelenme ve bakteriyel enfeksiyonlar Böbrekler Akut tübüler nekroz Böbreküstü Özellikle kortekste küçük nekroz alanları bezleri Gastrointestinal Mukozal hemorajiler ve nekroz odakları sistem Karaciğer Hepatositlerde yağ globülleri birikir. Şokun Dönemleri 1.Kardiyojenik ve hipovolemik şokta hasta kapiller vazokonstriksiyon nedeniyle soğuk ve terlidir. Santral ven etrafında nekroz olur. 3. kalp hızının artması. ADH salgısının artması ve renin-angiotensin-aldesteron sisteminin aktivasyonu ile kan dolaşımı yeterli bir düzeye kadar yükseltilir. Geri Dönüşümsüz Dönem: Beyin kalp ve böbreklerdeki perfüzyon bozukluğu tamir edilemeyen noktaya gelmiştir. Şokta En Çok Etkilenen Organlarda Sık Karşılaşılan Morfolojik Bulgular Organ Morfolojik Değişiklik Beyin Hipoksik ensafalopati Kalp Subepiteliyal ve subendotelyal kanamalar. Erken (Kompanze) Dönem: Kan dolaşımındaki kompanze edilebilir bir azalma sonucunda vazokonstriksiyon. Hastanın idrar miktarı gittikçe azalır. Geri döndürmek mümkün olamaz. 256 . Bu organlarda iskemiye bağlı hücre ölümleri gerçekleşmiştir.

Makrofajlar: 1.Kd. T8 (+) lenfositler T4 (+) lenfositlerin uyarıcı özelliklerini baskılayarak kontrol altında tutmaktadır. bütün çekirdekli hücrelerde bulunmaktadırlar. %10-15’ini ise T ve B hücresi olarak belirlenemeyen “Naturel Killer (NK)” hücreleri oluşturmaktadır. A.Yzb. 2. C). T4 (+) (yardımcı T lenfositler) ve T8 (+) (sitotoksik-baskılayıcı T lenfositler) antijenik özelliklere sahip iki tip T lenfosit vardır. B Lenfositler: Kemik iliğindeki kök hücrelerden köken alırlar ve ince bağırsaktaki Payer plaklarında antijenik özelliklerini kazandıkları varsayılmaktadır.Tbp. Bu sitemde immün yanıtta rol oynayan 2 önemli mekanizma vardır: 1. T lenfositler aracılığıyla olan hücresel immünite Dolaşan kandaki lenfositlerin % 60-70’ini T lenfositler. T4 (+) lenfositler salgıladıkları uyarıcı (IL2 gibi) faktörlerle hücresel ve hümoral immün yanıtta rol oynamaktadır. Toksik maddeler ve proteolitik maddeler salgılayarak tümör hücrelerinin ortadan kaldırılmasına yardımcı olurlar. Gecikmiş tipteki aşırı duyarlılık reaksiyonlarında rol oynamaktadırlar. Kanda monositlerin ve dokularda makrofajların oluşturduğu mononükleer fagositer sistemin ise her iki immün yanıtta uyarıcı rolü vardır. 3. yapışarak ve sitotoksik maddelerle eriterek öldürürler. Antijenleri fagosite ederler ve işleyerek T lenfositlere sunarlar. virüsle enfekte hücreleri ve mantarları. NK Hücreleri: Tümör hücrelerini. T Lenfositler: Kemik iliğindeki kök hücrelerden köken alarak timusa gelmekte ve burada antijenik özelliklerini kazanmaktadır. B. B lenfositler antijenik bir uyarı karşısında 5 farklı immünglobulin (Ig) salgılar: Ig G. T ve B lenfositlerin farklılaşmasında rol oynayan faktörleri salgılarlar. Bu antijenlerin yerleştiği genlere histokompatibilite genleri denilmektedir.Doç. BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ HASTALIKLARI Yrd. 257 . D ve E. Doku Uygunluğu (Histokompatibilite) Antijenleri ve HLA Sistemi: Bireyin kendi antijenik özelliklerini ayırt edebilmesi bağışıklık sisteminin bir özelliğidir. B lenfositler aracılığıyla olan hümoral immünite 2. M. Transplante edilen doku veya organın atılımında rol oynayan antijenlere “doku uygunluğu (histokompatibilite)” veya “transplantasyon” antijenleri adı verilir. 4.5. Armağan GÜNAL Patoloji Anabilim Dalı Bağışıklık sistemi vücudu mikroorganizmalardan koruyan ve kendi antijenik özelliklerini tanıyan bir sistemdir. Kromozom üzerinde yer aldıkları gen grubuna major histokompatibilite kompleksi (MHC) adı verilir ve başlıca 2 grup altında incelenir: Klas I Antijenler (HLA-A. Bu işlevlerini T ve B lenfositlere gereksinim olmadan yapmaktadırlar.

antijen sunan hücreler (monositler. Bu maddeler düz kaslarda kasılmaya. ancak nedeni tam olarak anlaşılamayan mekanizmalarla bu özellik ortadan kalkabilmektedir. 2. Tip III (İmmün Kompleks) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Antijen-antikor (IgG ve M) komplekslerine kompleman sisteminin elemanları eklenmekte ve ortama çekilen nötrofil lökositlerden açığa çıkan lizozomal enzimler hedef hücrenin erimesine neden olmaktadır. Örnek: Anaflaktik şok (penisilin allerjisi) ve allerjik (bronşial) astım. damarda geçirgenlik artışına ve ödeme neden olmaktadır. organ veya doku rejeksiyonları (atılımları). Hashimato tiroiditi. Bu durumda bağışıklık sistemi kendi antijenlerini yabancı olarak algılamakta ve “otoantikor” adı verilen antikorların oluşumuna neden olmaktadır. romatoid artrit. Otoimmün Hastalıklar Vücut kendi antijenlerini histokompatibilite antijenleri sayesinde tanıyabilmekte. İmmün yanıtta hücreler arası ilişkiyi sağlamaktadır. 3. lepra. B lenfositler ve bazı uyarılmış T lenfositlerde bulunmaktadır. Bu yapışmadan sonra mast hücreleri veya bazofiller bu antijeni tanır hale gelirler (sensitizasyon veya duyarlanma evresi). Bu antikorların üretimine ya T4 (+) lenfositlerin aşırı fonksiyonu veya T8 (+) lenfositlerin baskılayıcı fonksiyonlarının yetersiz oluşunun neden olduğu düşünülmektedir. (T4 (+) lenfositlerin yabancı antijenleri tanıyabilmesi için önceden klas II antijenlerle makrofajlarda işlenmiş olması gerekir). polimyozitis gibi. Tip IV (Hücresel) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Yabancı antijenle duyarlanmış T lenfositler açığa çıkan sitotoksik faktörler aracılığı ile hedef hücrenin erimesine neden olunmaktadır. skleroderma. İkinci kez aynı antijenle karşılaşan duyarlanmış mast hücreleri veya bazofillerin yüzeyinde bulunan IgE’lerle antijen birleştiğinde vazoaktif maddeler açığa çıkmaktadır (degranülasyon evresi). Klas I antijenlere göre dokulardaki dağılımı daha sınırlı olup. Sitotoksik T lenfositlerin virüsle enfekte hücreleri tanıyabilmesi için klas I antijenlere gereksinim vardır. 258 . Tip II (Sitotoksik) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Homolog veya otolog antijenlere IgG ve M özelliğindeki antikorlar bağlandıktan sonra veya kompleman sisteminin de katılmasıyla hedef hücrenin erimesine neden olunmaktadır. Serum Hastalığı. dentritik hücreler). Örnek. Aşırı Duyarlılık Reaksiyonları Tip I (Anaflaktik) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Antijen ilk karşılaşmada IgE ile birleşerek mast veya bazofil hücrelerin yüzeyine yapışır. poliarteritis nodoza (PAN). Örnek: Tüberküloz. Örnek: Pernisiyöz anemi.Klas II Antijenler (HLA-D). Bu Antijenlerin Başlıca Görevleri: 1. Örnek: Otoimmün hemolitik anemi. makrofajlar. Transplantasyonlarda alıcı ve verici arasında doku uygunluğu olmadığında alıcının bağışıklık sistemi o dokuyu veya organı yabancı olarak tanımakta ve rejeksiyona neden olmaktadır.

Sistemik bir hastalık olarak kabul edilen Amiloidoziste immün sistemdeki değişikliklerin etkili olduğu kabul edilmektedir. 259 . Buna bağlı olarak çeşitli klinik belirtilere yol açabilir. amorf.Amiloidozis: Birçok hastalıkta immünolojik mekanizmaların etkili olduğu düşünülmektedir. Kongo red adlı bir boyayla da gösterilebilir. Birçok doku ve organda intersellüler aralıkta birikebilir. Amiloid birikimi ışık mikroskop altında eosinofilik. Amiloidoziste bu hastalıklardan biridir. Amiloid patolojik ve protein benzeri bir maddedir. hiyalin benzeri ekstrasellüler bir madde olarak saptanır.

İndiferansiye terimi de anaplazi gibi diferansiasyon kaybını ifade eder. Diferansiasyon kaybı “anaplazi” olarak ifade edilir. Malign tümörler iyi. Benign tümörler genelikle iyi sınırlı lezyonlardır. orta ve az diferansiye olmak üzere üç şekilde derecelendirilir. Teratom.Yb. Teratomlar en çok gonadlarda görülür. matür (benign) ve immatür (malign) olmak üzere ikiye ayrılırlar. Teratomlar. müsin (over. mezenkimal kaynaklı malign tümörler ise “sarkom” olarak adlandırılır. Bazı tümörlerde keratin (yassı epitel hücreli karsinom) safra (hepatosellüler karsinom). mediyasten ve beyinde orta hatta görülür.6. üç germ yaprağından köken almış hücrelerden meydana gelen bir tümördür. Tümörler benign (iyi huylu) ve malign (kötü huylu) olarak iki gruba ayrılmaktadır. En güvenilir malignite kriteri metastazdır. Malign tümörlerde atipi. Daha sonra ise retroperitoneal bölge. Diferansiye edilemeyen malign tümörler anaplastik ya da indiferansiye olarak sınıflandırılmaktadır. En sık görülen teratom dermoid kisttir. Kaynaklandığı tümörlere benzerlikleri nedeniyle histopatolojik tanısı yüksek dereceli (kötü diferansiye) olanlara göre daha zordur. TÜMÖRLER Doç. Önder ÖNGÜRÜ Patoloji Anabilim Dalı KONU BAŞLIKLARI GENEL BİLGİLER Tümör Biyolojisi Metastaz Biyolojisi Epidemiyoloji KARSİNOGENEZ Kimyasal Etkenler Radyasyon Viral Etkenler Onkogenler PARANEOPLASTİK SENDROMLAR TÜMÖRLERDE SALGILAR TÜMÖRE KARŞI KONAK YANITI GENEL BİLGİLER Tümör kelime olarak şişlik anlamına gelmektedir. Tümörün kan ya da lenf yolu ile farklı organlara gidip orada invazyon göstermesi “metastaz” olarak adlandırılır. Malign tümörlerin genellikle çevre dokuları infiltre etme (yayılma) eğilimi vardır. Dermoid kist. matür kistik bir teratomdur ve sık olarak genç-erişkin kadında overde görülür. kolonun müsinöz adenokarsinomları) kalsitonin (tiroidin medüller karsinomu) üretimi olabilir. Malign tümörlerde farklılaşma (diferansiasyon) “grade”. Neoplazi terimi de aynı anlamda kullanılmaktadır. mitoz ve 260 .Tbp. Daha sonra ise invazivlik gelir. Epitelyal kaynaklı malign tümörler “karsinom veya kanser”. yaygınlığının (invazyon) derecesi “stage” olarak adlandırılır. Düşük dereceli (iyi diferansiye) tümörler daha iyi biyolojik davranış gösterir ve daha yavaş büyürler.

: meme kanserleri.nekroz görülebilir. seminoma. bazen yalancı bir kapsül bulunabilir (renal hücreli karsinom ve bazı sarkomlarda olduğu gibi). Zamanla heterojenite ve genetik instabilite kazanırlar. Ancak bazen kapsüllü olmayabilir ve invaziv gelişim (fibromatozis. Tümör hücresi. her displastik lezyon mutlaka kansere dönüşmez. Mitoz yüksekliği büyüme hızını gösterir. Karsinomlar daha çok lenfatik yolla yayılırlar (meme karsinomları önce aksiller lenf nodlarına).: Özofagus alt ucunda Barrett özofagusunda adenokarsinom gelişimi) için zemin hazırlarlar. kıkırdak dokusu tümör invazyonuna dirençlidir. Bölünmekte olan çok hücre varsa kemoterapi daha etkilidir. Ancak bazı sarkomlar (sinovyal sarkom) hem hematojen hem de lenfatik yayılım gösterebilir. normal hücrelerden daha kısa mitoz süresine sahip değildir. Arter çok elastik fibril içerdiği için vene göre invazyona daha dirençlidir. hepatoma benign tümör gibi adlandırılmış olmalarına rağmen. Epitelyal kanserlerin çoğunda önce bir displazi evresi vardır. büyüme ve bölünme gösteren hücrenin çok olmasındandır. Sarkomlar daha çok hematojen yayılım gösterirler. Malign tümörler hiçbir zaman kapsüllü değildir. Burkitt lenfoma. Lenfoma. Ancak bu parametreler bazen benign tümörlerde de görülebilir. periton ve plevra gibi vücut boşlukları ile doğrudan yayılımı sıktır. Tümörün hızlı büyümesi. Tümörlerin. prostat tümörlerin gelişiminde hormonal etkilerin rolü vardır. Periton yayılımı en sık over yüzey epiteli kanserlerinde görülür. Displazilerin geri dönüşümü olabilir. Bu iki organda da metastatik tümörler. over. Tümör Biyolojisi Tümör gelişiminin bir hücreden başladığı düşünüldüğü için tümör hücreleri ilk oluştuklarında monoklonaldir. Ancak. Metastaz en çok karaciğere. Apendiks ve overlerin müsinöz kistadenokarsinomlarında müsin salgısı direkt batın içine yayılarak psödomikzoma peritonei tablosu oluşturabilir. 261 . anjiyomatozis ve nörofibroma gibi benign tümörlerde) gösterebilir. daha sonra ise gastrointestinal kanserlerde sıktır. Bazı tümörler (bazal hücreli karsinom) malign oldukları halde metastaz potansiyelleri yok denecek kadar azdır. endometriyum. Lenfatiklerin bazal membranında kollajen ve laminin olmadığı için invazyon daha kolaydır. Bazı lezyonlar malign tümörler (örn. az diferansiye ve hızlı büyüyenlerde daha etkilidir. primerlerden daha sıktır. bölgesel lenf nodlarına. kemik ve akciğerlere). eklem kapsülü. Wilms tümörü gibi) kromozomlardaki karyotipik değişikliklerle ilişkili olabilmektedir. Meme. deri tümörlerinden sonra adenokarsinomlardır. Displazi prekanseröz bir lezyondur. Meme kanserlerindeki portakal kabuğu kırmızısı görünüm tümörün lenfatikleri tıkamasına bağlıdır. Kemoterapinin etkisi iyi diferansiye tümörlerde az olup. melanoma. Bu olasılık hafif ve orta dereceli displazilerde daha çoktur. Benign tümörler genellikle “-oma” eki almaktadır. malign tümörlerdir. Bazı tümörler (Kronik Miyeloid Lösemi. Benign tümörlerin çoğu kapsüllü (lipom) veya iyi sınırlıdır (leiomyom). En sık görülen malign tümörler. Tendon. Metastaz eğilimi tümörlerde farklılık gösterebilir (örn. glioma. ikinci sıklıkta da akciğerlere olur.

Bazı kimyasal maddeler her iki etkiye birden sahip olabilirler. nörofibromatozis) genetik sendromlarla ilişkisi bulunmaktadır. Bu reseptörler yolu ile bazal membranlara ve konnektif doku elemanlarına yapışır. 2 önemli aşama vardır: Başlatıcılar hızlı ve geri dönüşsüz etkilidir. metastazın gelişmesinde önemlidir. Kimyasal karsinogenezde. Östrojen ve sakkarin bu tür bir etkiye sahiptir. Meme. akciğer. Polisiklik hidrokarbonlar bu etkiye sahip maddelerdir. Tablo I. over ve kolon tümörlerinin gelişiminde ailesel yatkınlığın önemi vardır. DNA ana hedeftir ve mutasyon oluşturur. Tümör hücrelerinin uzak bölgelerde endotele ve diğer doku elemanlarına yapışmasıyla ekstravasküler ortama geçişi. Ancak bu değişiklikler tümör oluşması için yeterli değildir ve tümör oluşması için mutant DNA çoğalmalıdır. İskelet kasında proteaz enzim inhibitörleri yüksek olduğu için kas dokularına metastaz olasılığı düşüktür. Cinsiyete Göre Kanserlerin Görülme Sıklığı Cinsiyet Görülme Sıklığına Göre Ölüm Nedenine Göre Erkek Prostat kanseri Akciğer kanseri Akciğer kanseri Prostat kanseri Kolon kanseri Kolon kanseri Kadın Meme kanseri Akciğer kanseri Akciğer kanseri Meme kanseri Kolon kanseri Kolon kanseri KARSİNOGENEZ Kimyasal Etkenler Kanser oluşumu çok basamaklı bir olaydır. Proliferasyon ve klonal büyüme yapıcıdır. Epidemiyoloji Çocuklarda 15 yaş altında lösemi.Metastaz Biyolojisi Tümör hücresinin invazyon ve metastaz için laminin ve fibronektin reseptörlerine ihtiyacı vardır. Tümör hücreleri proteazlar aracılığıyla dokularda kolaylıkla yayılır. 4 yaş altında santral sinir sistemi tümörleri sıktır. ailesel polipozis koli. bazı organlara daha çok metastaz yapma eğilimindedir. Bazı tümörler. 262 . Proteaz enzimlerle bazal membran ve ekstrasellüler matriksi parçalar. mutasyon oluşmuş hücrede tümör oluşumuna yol açar. Tablo II’de bazı kimyasalların neden olduğu kanserler gösterilmiştir. Metastatik tümörlerde bu enzimler daha fazladır. Cinsiyete göre kanserlerin görülme sıklığı Tablo I’de gösterilmiştir. Teşvik ediciler. Bazı kanserlerin (retinoblastoma. Metastaz olabilmesi için tümörün kitlesinde artış olmalıdır. Hücredeki genetik bilgiyi değiştirir.

Bazı Kimyasalların Neden Olduğu Kanserler Kimyasallar Neden Olduğu Kanserler Sigara dumanı (benzepiren. aromatik hidrokarbonlar) özofagus ve böbrek kanserleri Nitrozaminler Mide kanseri Arsenik Akciğer kanseri Sakkarin ve siklamatlar Mesane Dietil stilbesterol Endometriyal ve endoservikal adenokarsinoma Benzen Lösemi Formalin Sinonazal ve akciğer kanseri Radyasyon Ultraviyole ışınları. Röntgen ışınları. Ultraviyole P53 ve ras onkogenlerini aktive eder. Büyüme ve çoğalma gibi normal hücresel işlevlerden sorumlu normal genler olan protoonkogenlerin mutasyonu sonucu oluşurlar. Enzim inaktivasyonu ve mutasyonlara sebep olur. Ultraviyole. kronik karaciğer hastalığı oluşturarak. DNA virüsleri içinde en çok tümör oluşturan virüstür. Hematopoetik. Onkogenler Onkogenler. Işınlar. İyonize radyasyon lösemi. kromozomal değişikliklere ve enzim inaktivasyonlarına yol açar. Human papiloma virüs (HPV). bazıları kondilom gibi düşük riskli lezyonların ve bazıları da serviksin yassı epitel hücreli kanserleri. kolon ve akciğer kanserlerine sebep olabilir. Viral Etkenler İnsanlarda DNA virüsleri birçok tümör oluşumunda rol oynarken. HPV genital. kemik ve gastrointestinal sistem daha dayanıklıdır. melanom. lenfoid sistem ile gonadlar en çok etkilenir. tedavi amacıyla kullanılan radyoterapi ve diğer iyonize ışın yayan etkenlere bağlı olarak açığa çıkar. oral ve laringiyal karsinomlar gibi malign lezyonların gelişiminde önemli rol oynarlar. ağız. Burkitt lenfoma ve nazofarinks kanseri gelişiminde rol oynar. pankreas. UVB kanserojen etkilidir. kansere sebep olan genlerdir. indirekt yolla karaciğer karsinomu oluşumuna sebep olurlar. larinks. Protoonkogenler. Akciğer. RNA virüsü olarak sadece HTLV-1 virüsü var olup. nükleer santraller. tiroidin papiller karsinomu. Hepatit B ve C virüsü. filmleri elle tutanlarda deri kanseri oluşturur. büyüme faktörleri. deri ve oral tümörlerin oluşumu üzerinde etkilidir. bazal hücreli karsinom. 263 . Baş boyun bölgesinde kanser tedavisi amacı ile yapılan ışınlamada tiroid papiller karsinomu ve tükrük bezi mukoepidermoid karsinomu olasılığı çok yüksektir. Uranyum madencilerinde akciğer kanseri olasılığı artmıştır. İyonize radyasyon. atom bombası. meme. yassı epitel hücreli karsinom ve solar keratozun etiyolojisinde önemlidir. T hücreli lösemi/lenfoma gelişiminde etkilidir. mesane. Çocuklar daha çok etkilenirler. Epstein Barr Virüsü (EBV). DNA sentezi regülasyonu (myc geni). Bazı türleri verruka vulgaris ve papillomlar gibi benign lezyonların. Deri. reseptör proteinleri (erb: epitelyal büyüme faktörü reseptörü geni).Tablo II. Ayrıca hücresel immuniteyi baskılar.

Antionkogenler (kanser baskılayıcı genleri): büyümeyi önleyici etkileri vardır. Akciğerin küçük hücreli karsinomu ACTH salgılayabilirler. safra kanal kanserlerinde mutant şekli aktiftir. En sık paraneoplastik endokrinopati Cushing sendromudur. yolk kesesi tümörü Prostat spesifik antijen Prostat kanseri (PSA) Ca 125 Overin yüzey epiteli kaynaklı malign tümörleri Ca 15-3 Meme tümörleri CEA Kolon. PARANEOPLASTİK SENDROMLAR En sık görülen paraneoplazi hiperkalsemidir. Tiroid medüller karsinomunda kalsitonin üretimine bağlı olarak diyare görülür. Dissemine intravasküler koagülasyon. Ancak her iki gen çiftinde de mutasyon olursa tümör ortaya çıkar. lösemiler ve prostat kanserlerinde görülür. Hücreler çok az miktardaki büyüme faktörüne aşırı bir yanıt olarak otonomi kazanır ve neoplastik sürece geçiş gösterir. Aktive oldukları zaman. Tablo III. Pıhtılaşmayı arttıran faktörlerin salınımına bağlıdır. DNA sentezinin regülasyonunun bozulmasına neden olur. Gezici venöz trombüsler. Tümörlerden Salgılanan Maddeler Salgılar Salgılayan Tümörler Human koryonik Koryokarsinom. TÜMÖRLERDE SALGILAR Tümörlerin bazı salgıları tanıda ve nükslerinin izlenmesinde yararlı olmaktadır. Metastazlar ile oluşan hiperkalsemi paraneoplazi değildir. pankreas ve mide adenokarsinomaları 264 . Tablo III’de bazı tümörlerden salgılanan maddeler görülmektedir. Bronş adenomu. tümör oluşmaz. Bu genlerden. serotonin. meme ve böbrek tümörleri. safra kesesi. Kromozomlardaki mutasyonlar gen çiftlerinden birinde ise.postreseptör sinyal iletimleri (ras geni) ile ilgili proteinlerin oluşumundan sorumludur. kolon. pankreas ve gastrik kanserlerde. Akciğerin yassı epitel hücreli karsinomu. Pankreas kanserlerinde ve diğer organların müsinöz adenokarsinomlarında izlenir. mol hidatiform ve gonadotropin (HCG) embriyonal karsinom Kalsitonin Tiroidin medüller karsinomu Katekolaminler Feokromositoma ve nöroblastoma Alfa feto preotein (AFP) Hepatosellüler karsinom embriyonal karsinom. Onkogenler dominant kanser genleridir. mitotik etkinlikte artışa. Onkogenler içinde en sık rastlanılan ras onkogenidir. parathormon veya benzeri maddeler salgılayabilirler. histamin ve bradikinin salınımına bağlı olarak karsinoid sendrom izlenir. büyüme faktörlerinin aşırı üretimine. Pankreas. en iyi bilineni p53 genidir.

TNF alfa (kaşektin) anti tümör etkiye sahip olup. NK ve sitotoksik T lenfositleri aktive eder ve bu hücreler antitümöral etki gösterir. IL-2. tümör immünitesinde en önemli sitokindir.TÜMÖRE KARŞI KONAK YANITI Natural killer (NK) lenfositler. 265 . tümöre karşı yanıtta en önemli hücrelerdir.

Hücrenin ölümü ile sonlanan olaylar dizisinde. antropolojik. Hareket. Uyarılabilirlik. düş ürünü olmak zorunda değildir. Büyüme. Doç. ölümün yalnızca tıbbi yönüyle ilgilenmeleri onları eksik ve yetersiz kılar. ne kadar gelişmiş teknolojiler kullanılırsa kullanılsın.Yzb. ÖLÜM Yrd. Ancak. Daha ileri giderek. uzayın ölü olduğunu söylemek onun yaşamış olduğunu söylemek olur. Ölüm nedir? Ölümü genel anlamıyla "yaşamın olmaması" biçiminde tanımlamak çok pratik bir çözüm gibi görünmesine rağmen. hücre ölümüne yol açan maddelerin temelde hangi düzenekleri bozdukları söylenebilir. canlılığı belirleyen öğeler olarak şunlar gösterilebilir: Organizasyon. Doktor-hasta ilişkisinin son yarım asırdır gittikçe artan biçimde mekanikleşmesinde. Armağan GÜNAL Patoloji Anabilim Dalı Giriş Ölüme yalnızca tıbbi değil.7. Ölümü daima yaşama başvurarak tanımlamak zorunda olmamız. hastalarının bir insan olarak gereksinmelerini dikkate almak zorundadırlar. hukuksal. Bu nedenle ölümün de ideal bir tanımı yapılamaz. doktorlar. iki insan arasındaki özel ve çok yakın bir ilişki olma konumunu sürdürmelidir. Yaşamı. Bu işleyişi aksatan bütün etkenler ölüme neden olabilir. Hücrenin Ölümü Canlı organizmada canlılık özelliklerinin tam olarak korunduğu en küçük birim olarak kabul edilen hücreler normalde sürekli olarak uyarılır ve bu uyarılara uygun karşılıklar vermeye çalışırlar.Kd. ekonomik. Ölüm. toplumların yaşama bakışlarında maddeciliğin egemen olması da önemli bir etkendir. doktorların eğitilmelerindeki yanlışlar kadar. dini. Doktorluk. yalnızca yaşamış veya yaşamakta olan varlıklar için söz konusu olabileceğinden. yaşamın her koşulda doğru ve anlamlı olan bir tanımı yapılamamış ve sınırları belirlenememiştir. bizi yaşamın tutarlı bir tanımının gerekli olduğu yargısına götürür. özde. Çoğu canlı organizmanın vücudunun önemli bir kısmını oluşturan su bile hücreler için toksik olabilmektedir. bu tanım yanıltıcı olabilir. 266 . birbirleriyle çok sıkı ilişkileri olan bu düzeneklerin her birinin biraz da olsa katkısı bulunur. Karşılıksız veya karşılığı maddi olmayan bir iyi eylem. Doktorların. bunu dikkate almadan doktorluk yapılamayacağı bile söylenebilir. Gene de. Çünkü.Tbp. sosyal ve diğer açılardan yaklaşmak mümkündür. Üreme Uyum sağlama. hasta-doktor ilişkisi bir teknisyenmakine ilişkisine indirgenemez.

Sırt üstü yatar durumda ölen bir kişide. Her durumda. Ölümün otopside karşılaşılan bu belirtileri daha çok adli tabiplerin işine yararlar. bu bulgu. ölümün "geç dönem" bulgularından olup. Ancak. ölüm sürecine ve çevresel koşullara bağlı olarak çok değişkenlik gösterebildiğinden. Vücut sıcaklığının düşmesi (algor mortis). alınacak doku ve organların başarıyla transplante edilebilmeleri için çok önemlidir: Yasal ölüm gerçekleşmiş. 2-6 saat içinde alt çene. Bu saptamanın olabildiğince erken yapılması. cesetlerde bir süre "ürperme" görüntüsü (cutis anserina/kaz derisi) olabilir. (Yüksek ısıya maruz kalma ile olan ölümlerde ise kaslar büzüşüp kısalır ve ceset "fetal" bir görünüm alır). Normal koşullarda ceset 18-24 saat içinde bulunduğu ortamın sıcaklığına gelir.Organizmanın Ölümü 1. Ölümden sonra vücut sıcaklığı ilk on iki saatte saat başına 1 santigrat kadar düşer. yerçekiminin belirlediği bir dağılım gösterir. ense ve bel oyuntuları "mor" görülecektir. Ölümden 36-48 saat sonra başlayan bu gevşeme-yumuşamadan "çürüme" sorumludur. bunu izleyen saatlerde omuzlara yayılır ve 12 saat içinde bütün kasları tutar. ense ve yüzde başlar. skapuler ve gluteal bölgeler "beyaz". kanın damarlarda göllenmesi ve zedelenen endotel katmanından dışarı eritrositlerin sızmasıyla oluşur. Katılık. Çürümenin dıştan görülen ilk bulgusu karın sağ yanında beliren yeşillenmedir. Katılaşan kasların boyları katılaşma sırasındaki gibi kalır. hücresel ölüm gerçekleşmemiş 267 . Ölü morlukları (lekeleri). Ölü katılığı kıl diplerindeki kasları da tuttuğundan. organizmanın ölümünü otopside görür. ölümden sonraki vücut sıcaklığı değişimleri çevre sıcaklığı ile yakından ilişkilidir. Lekeler ölümden yaklaşık 1-3 saat kadar sonra oluşmaya başlar ve 5-6 saat içinde belirginleşerek yaklaşık 12 saat sonra en belirgin duruma gelirler. "Postmortem hipostaz" olarak da adlandırılan bu morluklar. Dokuları sıkıştıran dış etkenlerin (kemer gibi) bulunduğu bölgelerde ölü morlukları oluşmaz. Sonraki 12 saat içinde katılık sürer ve daha sonra yine yaklaşık 12 saat içinde kaslar yeniden gevşer (ikincil gevşeme). Transplantasyona aday seçiminde karar verici rol oynayan kurulların çalışmaları açısından bu ölüm bulgularının anlamı yoktur. ölümün geç dönem belirtilerinden bir olarak kabul edilebilir ve vücutta bakterilerin en yoğun olduğu bağırsaklar bölgesinde başlar. ölüm zamanını belirlemede güvenilir biçimde kullanılamaz. Anatomik Patoloji Açısından Ölüm Patolog. ölümün tanısında tek başına kullanılamaz. Ölü katılığı. Bu kurulların görevleri arasında 'verici' olacakların önceden seçilip belirlenmesinin yanı sıra. Ölü morluğu (livor mortis) ve Ölü sertliği (rigor mortis)dir. bu bulgu. Katılığın gelişmesi kişinin ölüm nedenine. ölümden sonra (bir kas gevşemesi döneminin ardından) bütün düz ve çizgili kasların ATP eksikliği ve laktik asit fazlalığı nedeniyle sertleşmesidir. ölü katılığı. Vücut sıcaklığının düzenli olarak ve rektumdan ölçülmesiyle bir ölümün üzerinden yaklaşık ne kadar zaman geçtiği kestirilebilir. canlılığı düşündüren yanılgılara neden olabilir. Çürüme. vericinin tıp açısından 'ölmüş olduğunun' saptanması da bulunmaktadır. canlı olanlarda da vücut sıcaklığı nörojenik mekanizmalarla düşebileceğinden. Hemen bütün ölümlerde görülen tipik bulgular.

"ölüm"ün ne zaman gerçekleşmiş olduğunu belirlemek. Ancak. oluş biçimiyle ilgilenebilir. Kişinin yeterli oksijen alamaması yüzünden öldüğünün anlaşılması. Herhangi bir ölümle karşılaşan doktor. ölümün "doğal" olmayabileceği konusunda en küçük bir kuşku duyarsa durumu savcılığa bildirmelidir.daralır. Ölümün gerçekleşmiş olduğunun saptanması için. Kornea ve farinks refleksleri kaybolmuştur. ayna tutmak. hekimler de bu konuda yanılabilirler. adli tıp açısından yapılacak incelemenin en önemli amacı ölümün "doğal" olup olmadığının belirlenmesidir. sonra -ölü katılığının başlamasıyla. Yasal ölüm (vücut ölümü) her zaman biyolojik ölüm ile örtüşmez. ölümü açıklayabilecek anlamlı bir bulgu saptanamamışsa. Bu anlamda. geride bıraktığımız yüzyılda kronik ölümlerin oranında sürekli artışa neden olmuştur. İleri yaşlı ve ağır kronik hastalığı olan yatağa bağlı bir kişinin ölümü kronik. "yasal ölüm"ün gerçekleşmiş olup olmadığının saptanmasıdır. Ölen kişinin öyküsünde veya muayene bulguları arasında yaralanma veya zehirlenme olasılığı söz konusu ise. yalnızca tıbbi değil.olmalıdır. Bu süre içinde hiçbir kalp sesi duyulmamışsa kişinin ölmüş olduğu kabul edilebilir. Solunum ve dolaşımın yalnızca dışarıdan destekle sürdürülebildiği durumlarda kişi yasal olarak ölüdür. elektrik çarpması. narkotik veya barbitürat zehirlenmeleri ve yenidoğanda oksijensizlik durumlarında rastlanmaktadır. bazen ölümün nedeninden çok. tıbbi bir otopside ölüm 268 . parmağına iplik bağlamak (Magnus testi) veya nabzını almaya çalışmak gibi yollara başvurulmuştur. "Yalancı ölüm" olarak adlandırılan böyle durumlar korku öykülerine konu olmuştur. Uzmanlaşmış olsun olmasın. Pupiller önce genişler. 2. etik ve yasal birtakım yaklaşımları da gerekli kılmaktadır. Bu. daha çok hastane dışındaki ölümler için söz konusu olmakla birlikte. tüm hekimlerin "ölüm tanısı" koyma ve "ölüm raporu" hazırlama sorumluluğu bulunmaktadır. İstatistikler açısından önemli olabilecek bir gruplama da "akut" ve "kronik" ölüm ayrımıdır. Tıbbi amaçla yapılmakta olan bir otopsi sırasında adli önemi olabilecek bir bulgu ile karşılaşıldığında da otopsiye ara verilerek savcı aranmalıdır. Ancak. en yaygın ve en güvenilir yöntem. Adli tıp. Ölümün gerçekleştiği kesinleşince. sık görülen bir durumdur. tıbbi olarak otopsi yapılması için uygun girişimler yapılmış olsa bile. Buna özellikle suda boğulma. canlandırma çabaları sürdürülmelidir. Kısa aralıklarla yinelenen muayeneler bu tür durumlarda doğru tanı konulmasını sağlar. savcılıkla görüşülmelidir. Savaş. salgın hastalık ve kitlesel ölümlere yol açan doğal afet durumlarında da yanlışlıkla ölüm tanısı konulması olasılığı artar. öldüğü sanılan kişinin burun deliklerine tüy. Kişinin canlı olabileceği konusunda en ufak bir olasılık bile varsa. hastanelerde 'anormal ölüm' görülmeyeceği de düşünülmemelidir. Profesyonel olmayanların henüz ölmemiş bir insanı ölü olarak değerlendirmeleri. cinayetler ve miyokard enfarktüsüne bağlı ölümlerin çoğu akuttur. solunum ve dolaşımın durmasıdır. trafik kazaları. Larinksin stetoskop ile dinlenmesi de solunumun durduğunu anlamak için başvurulan yöntemlerden biridir. Tıp teknolojisindeki gelişmeler. Yasalarda tanımlanan ölüm. kalbin stetoskopla 4-5 dakika süreyle dinlenmesidir. Adli Tıp Açısından Ölüm Adli tıp açısından ele alınması gereken ilk konu.

kendilerini eğitmeleri gereklidir. Ölümün herkes tarafìndan kabul edilebilir bir tanımının yapılması bu açıdan gereklidir. sıcak tenli bir insanın "ölü" olarak tanımlanabilmesini kabul etmek hem doktorlar hem de hasta yakınları için çok güçtür. Doktorların. Kişi bu haldeyken organlarının çıkarılması. bütün beyin fonksiyonları durmuş bile olsa. bazılarını "yaşamın kalitesi" konusundan daha çok ilgilendirmektedir. kalbi delmiş bir ateşli silah mermi çekirdeğinin hangi yapıların hangi kısımlarında ne tür zedelenme yaptığının saptanması. Ancak. Hastanın bakış açısını dikkate almak tıp etiğinin temel kavramlarından biridir. "yaşamın süresi" konusu. bu ikilinin birlikte otopsi yapmaları nadir görülen bir durumdur. Fonksiyonel ölüm. Çünkü. Ölüm tanımında beyne bu kadar ayrıcalıklı bir yer vermenin haklı etik nedenleri olsa da. "adli otopsi" bir patolog ve bir adli tıp uzmanı tarafından birlikte yapılmalıdır. beyin ölümü. kişi ölmüş kabul edilemez. pratik olarak uygulanabilirliğinin az olmasıdır. transplante edilecek organların zamanında alınabilmesi için.nedeninin saptanmış olması açısından yeterli olabilir. ülkemizin koşulları elverişli olmadığından. yasalar önünde kabul edilebilir olsa da. Bu olasılık tam olarak dışlanamadan. 3. tıp açısından -organ nakli amacıyla kullanılabilecek . konunun tartışmalı olmaya devam edeceği bellidir. İnsanın (Bireyin) Ölümü Hastalar açısından bakıldığında. sosyal ve felsefi anlamı konusunda da bilgili olmaları. Beyin ölümü. Ancak. Yasalarımıza göre. bir hastalık veya bir kasıt sonucunda mı geliştiği sorusunun yanıtlanması gerekir. ölümcül 269 . Örnek olarak. önemli olan tek şey bireysel ölümdür. Hiç kuşku yok ki. ölümün olabildiğince erken tanımlanması ve ölümün gerçekleşmiş olduğunun hukuksal olarak belirlenmiş olmasıdır. Gene bu açıdan. Bunun temel nedeni. koma halinde hastaneye getirilmiş bir hastanın bu durumunun ilaçlara bağlı olmadığının kesin olarak gösterilebilmesi zor ve zaman alıcıdır. ölümün etik. Günümüzde. beyin ve beyin sapının bütün işlevlerinin geri dönüşsüz olarak ortadan kalkmasıdır. soluk alan. Beyin Ölümü ve Transplantasyon Ölüm. Bu tanımın en büyük kusuru. özellikle Avrupa ülkelerinde beyin ölümünün "gerçekten ölüm" sayılamayacağını savunanlar artmaktadır. gittikçe artan bir hızla tıbbi etiğin gündeminde ön sıralara yükselmektedir. bu oksijensizliğin bir kaza. Adli açıdan ise. somatik ölümle örtüşmez. basit bir sıvı-elektrolit kaybı nedeniyle ölebilecek küçük bir çocuğun yaşatılması.en güvenilir tanım olarak "beyin ölümü" kabul edilmektedir. nabzı atan. doktorun öncelikli görevidir. benzer bir yaklaşım nedeniyle. çoğu kez merminin vücuda göğüsten mi sırttan mı girdiğinin saptanması işleminden daha az önemlidir. Ölümün tanımı konusundaki tartışmaları bir sohbet konusu olmaktan çıkarıp pratik anlamı olan bir sorun haline getiren de olayın bu hukuksal boyutudur. Doktorlar arasında da. yasal (legal) ölüm gibi ölüm tanımları yapılmış olmasına rağmen. tedavi edilmesi mümkün olmayan hastalıklar için ne yapılacaktır? Kendisini ölümü önlemekle görevli sayan bir doktorun. Günümüzde. Yıllarca süren tartışma ve çalışmalardan sonra ulaşılan bu tanıma titizlikle uyulduğunda ölümün tam ve kesin olarak tanımlanması mümkündür. ölümün önlenmesinin tıbbın temel amacı olduğu yanılgısı yaygındır. somatik ölüm.

düşünen. sosyal konumu ve anıları olan "bireyler" olarak ölebilmelerini sağlamaktır. Tıbbi etik. eksik veya yanlış bir tedavi insanın ölümüne neden olabilir. Doktor-hasta ilişkisini herhangi iki insanın ilişkisinden farklı kılan özelliklerin fazlalığı. bazı ölümlerin önlenebilmesi mümkündür. Amaç. Bu. Ölmekte olan ve çevresindekiler. kalan yaşam süresi konusunda bir diğerinin ne bildiğini tahmin etmeye çalışırlar. hastanın arzusu bu yöndeyse. Otopsi Niçin Yapılır? Otopsinin temel amacı. Gecikmiş veya atlanmış bir tanı. Başka bir deyişle. OTOPSİ Tanım Otopsi. hastanın niçin ve nasıl öldüğüne ilişkin sorulara karşılık bulmaktır. ölümü mümkün olduğunca geciktirmeyi ve kolaylaştırmayı amaçlar. insanı yaşatmaya çalışmaktan daha az kutsal değildir. Ölmekte olanın ailesi de hastayı incitme korkusuyla suskun kalır veya ne söyleyeceklerini bilemediklerinden ondan kaçar. vakitsiz ölümlerden alınacak dersler ile benzer durumdaki başka hastaların hayatlarının kurtarılabilmesidir. kendi gözleriyle görme). Günümüzün geçerli etik yaklaşımları. ölümü yaklaşan hastaların çevresinde -terim uygunsuz kaçsa dabir "bilgi oyunu" oynanır. 270 . Öte yandan. yeri geldiğinde belirleyen ve onaylayan aktif bir konumda tutmaktadır. Nekropsi ve thanatopsi terimleri eşanlamlı olarak kullanılırlar. Hiç kuşku yok ki. bir başarısızlık! Belki bu yüzden. hastanın ilgiye gereksinmesi azalmış değildir. ölüm nedeninin saptanması veya hangi organların ölüme yol açan hastalıklardan ne biçimde ve ne kadar etkilendiklerinin saptanması olabilir.hastalığı olan bir hasta karşısında ne hissedeceğini bir düşünün! Kaybedileceği belli bir savaş! Boşa emek! En azından. Tıp. yakınlarının ve hastane çalışanlarının gayretlerini fark ettiğini göstermek ve bunların etkili olduğunu onlara kanıtlamak için oyuna katılır. doktorların bu konuda iyi bilgilenmiş olmalarını gerektirmektedir. (Eski Ggrekçe: "auto"/kendi + "psi"/görme. kimi doktorlar ölmekte olan hastalarından uzak durmaya çalışırlar. anlayan. görevlerini ve birbirleriyle ilişkilerini inceler. Ölecek olan bile. onların biyolojik birer nesne olarak değil. doktor ve hastaların haklarını. kendisine yapılacak olanları anlayan. Tıp. Doktorun ölmekte olanlara yönelik görevi. Bunların otopside anlaşılmasının ölene doğrudan bir yarar sağlaması beklenemez. yaşanan her fazla gün çok değerli olabilir. Hastanelerdeki ölümlerin bazılarını kaybedilmiş savaşlar olarak görmek mümkündür. Otopsinin bir hasta muayenesinden veya ameliyattan tek farkı "ceset" üzerinde yapılmasıdır. doktorun mesleğini nasıl icra edeceği konusu tıbbi etiğin alanına girer. hastayı doktorun buyurduklarını yapan pasif bir konumda değil. oysa. Otopsiden beklenen. insanlar da diğer canlılar gibi er geç ölecektir. kendi durumunun ne kadar ağır olduğunu öğrendiğinde umutsuzluğa kapılacağı ve bunun ölümü hızlandıracağı inancıyla oyuna katılırlar. Doktorlar terminal dönemdeki hastanın. Hastanelerde. Bilinci yerinde olan bir hasta için. ceset üzerinde yapılan tanısal amaçlı bir tıbbi incelemedir. kimi zaman hastaya böyle günler kazandırmak için çabalar.

Hafif bir öksürük ağır bir pnömoninin. Hasta yakınları açısından bakıldığında. Hastalıkların organlarda yol açtığı değişiklikler ile hastanın yakınmaları ve klinik bulguların derecesi arasında sıkı bir ilişki olmayabilir. Hasta yakınları. tanı ve tedavi ile ilgili ağır bir ihmal veya umursamazlığın göstergesi olarak algılanabilir. basit gibi görünen bir karın ağrısı bir iç organ delinmesinin tek bulgusu olabilir. En gelişmiş ülkelerde bile. ölenden elde edilen bilgilerle yaşayanlara hizmet etmektir: 271 . doktorlar şaşkın ve çaresiz kalırlar. olguların yaklaşık üçte birinde hasta sağken bilinmesi çok yararlı olabilecek bilgiler sağlamaktadır. hastanın bakımından sorumlu doktorlar tarafından istenir. bilinçli ve gayretli sağlık personeline gereksinme vardır. ilgili doktorun isteği ve ilgili amirin (baştabip gibi) onayı ile tıbbi otopsi yapılabilir. üzerinde otopsi yapılması gereği olduğu düşünülen olgularla karşılaşıldığında. ölüm nedeniyle çok kederli oldukları bir sırada otopsi sözünü duymak istemeyebilirler. klinik olarak farkına varılmamış ek lezyonlarla karşılaşılmaktadır. adli tıp uzmanı ve patolog tarafından birlikte yapılır. her öksüren. varsa. Gerçekten de otopsinin en önemli amacı. Uygun biçimde önerildiğinde. Bulaşıcı hastalık kuşkusunun bulunmadığı durumlarda tıbbi otopsi yapılabilmesi için. ölen kişinin anne-baba-eş (bunlar yoksa. savcı herhangi bir doktoru otopsi yapmakla görevlendirebilir. hasta yakınlarının ölümden önce bu açıdan hazırlanmaları yararlı olur. Bu izin. Bu nedenle. Hasta yakınlarının otopsi konusunda bilgilendirilmeleri ve aydınlatılmaları için. ilgili savcı tarafından yapılır. otopsi. Ölen kişinin yakınlarının otopsi yapılmasına karşı olmaları da böyle otopsileri engellemez. hastanın yakınlarının iznine bağlı olmaksızın. Bu savın geçerli olmadığı pek çok çalışma ile gösterilmiştir. Bu istek bir emir niteliğindedir.Tıp teknolojisindeki ilerlemeler sayesinde bugün hemen her hastalığın kesin tanısının insan yaşarken konulabildiği. her karnı ağrıyan hasta karşısında "acaba bu hastayı da mı kaybediyoruz" kaygısına kapılabilirler. zihinlerdeki tüm kuşkuları dağıtmanın en sağlıklı yoludur. Bunların bulunmadığı koşullarda. Ölen kişide bulaşıcı hastalık kuşkusu varsa ve otopsiden elde edilecek bilgiler ile bir salgın hastalığın önlenebilmesi olasılığı söz konusu ise. çok basit gibi görünen yakınmaları olan hastalarının kaybedilmesi. iyi yetişmiş. adli otopsi. kardeş) düzeyinde yakınlarının yazılı izni gereklidir. Adli otopsiler. Böyle durumlarda otopsi. ceset üzerinde yakınlarınn veya başka herhangi bir makamın izni gerekmeksizin yapılır. çoğu hasta yakını. bu yüzden otopsiden öğrenilecek fazla bilgi olmadığı öne sürülebilir. diğer incelemeler ile birlikte yapılan otopsi ile verilebilir. Bu tür bulgularla kaybedilen hastalarda ölüm nedeni otopsi ile incelenmediğinde. yaralanma. Yenidoğan ve bebek ölümlerinde karşılaşılan "bebeğimiz niye öldü?" ve "sonraki bebeğimiz de ölecek mi?" sorularının karşılıkları da. hastanın kaybedilmesinin nedenlerinin anlaşılması ile başka insanların hayatta kalmalarının sağlanabileceği düşüncesini kabul etmeğe hazırdır. Tıbbın o kadar gelişmiş olmadığı ülkemizde yapılan otopsilerin büyük kısmında hastanın yaşarken tanısı konulamamış hastalıklar saptanmakta. zehirlenme gibi hukuksal incelemeyi gerektiren durumlarda otopsi isteği. Otopsi İzni Trafik kazası. Otopsiyi yapmakla görevlendirilen doktorun bu görevi reddetmesi pratik olarak mümkün değildir.

fotoğraflar çekilebilir. Bütün bu işler.Otopsi Tekniği Otopsiler. Otopsi sırasında radyolojik incelemeler yapılabilir. otopside hazır bulunabilirler. dış muayeneden elden edilen veriler olayın aydınlatılmasında birinci derecede rol oynayabilir. Otopsiye katılanların bulaşıcı enfeksiyonlardan korunmak için önlem almaları gereklidir. Otopsiyi izleyenlerin de bu açıdan dikkatli olmaları gereklidir. İyi bir otopsi salonunun ameliyathaneden farkı yoktur. temizlenmesi kolay bir ortamda yapılmalıdır. aydınlatması ve havalandırması uygun. Otopsiyi yapan ekibin ve diğer koşulların durumuna göre bu boşluklar sırayla veya aynı anda açılabilirler. adli bir durum söz konusu değilse. hastanın sahip olduğu haklara sahiptir ve otopsiyi yapanlar otopsinin ciddi bir iş olduğunu bilirler. göğüs ve karın) açılır. 272 . bulgular not edilir. Otopsi bittikten sonra. gerekli iznin alındığından ve otopsi masasında bulunan cesedin doğru kişiye ait olduğundan emin olmak gerekir. cesedin dış muayenesi yapılır. herhangi bir sağlık personeli-hasta ilişkisindeki gibi yapılır. mikrobiyolojik çalışmalar için örnekler alınabilir. buralardaki organlar incelenir ve gerekli görülen kısımlardan histopatolojik inceleme için örnekler alınır. Bu dikişler normal bir cerrahi dikişe göre daha kaba görünseler de. Hastanın bakımından sorumlu olanlar da. maske takmak. Ölümün gerçekleşmiş olduğunu gösteren bulgular belirlenir. Otopsiye başlamadan önce. gözlük kullanmak ve otopsi sırasında gerek oldukça eldivenleri değiştirmek biçimindedir. amaç. Ceset. Otopsinin başında. Adli olgularda. Hastanın ve hastalığın özelliğine göre. hastanın yüzünün ve vücudunun genel görünüşünde otopsi nedeniyle belirgin bir bozulma olması söz konusu değildir. Otopside klasik olarak üç vücut boşluğu (kafa. En basit önlemler. otopsi işlemindeki bütün adımlarda ve ayrıntılarda değişikliğe gidilebilir. ceset üzerindeki inceleme ile mümkün olduğu kadar çok bilgi elde edebilmektir. Dış muayenede tüm vücut. açılan boşluklar dikilerek kapatılır. gözle ve gerek olduğunda palpasyonla incelenir. Duruma göre medulla spinalisin çıkarılması ve ekstremite diseksiyonu gibi işlemler de yapılabilir.

3. Pathology. 8th Ed. Lippincott-Raven. Kumar V. Aster JC. Parakrama C. Fausto N. Concise Pathology. 273 . 1999. Robbins Pathologic Basis of Disease. Farber JL. 2010. Philadelphia. 3th Ed. Rubin E. 2.KAYNAKLAR 1. 1998. PA: Saunders. Abbas AK. Appleton Lange. Clive RT. 3th Ed.

274

HALK SAĞLIĞI DERS NOTLARI

275

276

İÇİNDEKİLER S.NU. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. 9. 10. ÜNİTE / KONU HALK SAĞLIĞINDA TEMEL KAVRAMLAR SİLAHLI KUVVETLERDE HALK SAĞLIĞI HİZMETLERİ KİŞİSEL HİJYEN GIDA HİJYENİ FİZİKİ ŞARTLAR VE SAĞLIK ÜREME SAĞLIĞI VE CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR KAZALAR VE ÖNLENMESİ GEMİ VE UÇUŞ HİJYENİ SAĞLIK DENETLEMESİ VE SAĞLIKTA İLETİŞİM KITA REVİRLERİNDE DÜZENLENECEK SAĞLIK DURUM RAPORLARI AFETLERDE SAĞLIK HİZMETLERİ BULAŞICI HASTALIKLAR VE BİLDİRİMİ ZORUNLU HASTALIKLAR SAĞLIK EĞİTİMİ HASTANE HİJYENİ ÖĞRETİM ELEMANI Prof.Tbp.Alb.Metin HASDE Prof.Tbp.Alb.Metin HASDE Doç.Tbp.Alb.Mahir GÜLEÇ Doç.Tbp.Alb.Mahir GÜLEÇ Doç.Tbp.Alb.Mahir GÜLEÇ Doç.Tbp.Alb.Bilal BAKIR Doç.Tbp.Alb.Ercan GÖÇGELDİ Doç.Tbp.Alb.Tayfun KIR Doç.Tbp.Alb.Tayfun KIR Doç.Tbp.Alb.Ercan GÖÇGELDİ Doç.Tbp.Alb.Bilal BAKIR Doç.Tbp.Ylb.Selim KILIÇ Doç.Tbp.Alb.Ercan GÖÇGELDİ Doç.Tbp.Alb.Tayfun KIR

11. 12. 13. 14.

277

278

1. HALK SAĞLIĞINDA TEMEL BİLGİLER A. Halk sağlığı kavramı (Halk sağlığı felsefesi – Sosyal hekimlik) B. Koruyucu hekimlik C. Sağlığın geliştirilmesi A.HALK SAĞLIĞI KAVRAMI Sağlık; yanlızca hastalık ve sakatlığın olmadığı değil, bedensel ve ruhsal yönden tam bir iyilik halidir. Hastalık; doku ve hücrelerde yapısal, fonksiyonel ve normal olmayan değişikliklerin yarattığı haldir. Hastalık; biyolojik bir süreçtir, aynı zamanda sosyal ve kültürel bir olgudur. Hastalık nedenleri şu şekilde sınıflandırılabilir (1): 1. Bünyesel Nedenler: Gen, Hormon ve metabolizma bozuklukları 2. Çevresel Nedenler: a. Fizik nedenler: Isı, soğuk, ışınlar ve travmalar b. Kimyasal maddeler: Zehirler, kanserogenler c. Biyolojik etkenler: Mantar, mikroorganizma ve parazitler d. Esansiyel madde eksikliği: vitaminler, esansiyel amino asitler, yağ asitleri, mineraller 3. Psikolojik nedenler: Zor (stress) 4. Sosyal, kültürel ve ekonomik nedenler. Hastalıkların “doğal (beklenen)” seyri; iki ana başlık altında incelenebilir (1): 1. Preklinik dönem: Etkenlerle karşılaşılmasından itibaren klinik belirtilerin ortaya çıkmasına kadar devam eden süreçtir. 2. Klinik Dönem: a. Erken klinik dönem: Klinik belirtilerin ortaya çıkmaya başladığı dönemdir. b. Geç klinik dönem: Hastalığın iyileşme veya ölüm ile sonuçlandığı geç dönemdir. Halk Sağlığının Amacı (1): 1. Birey ve toplumu hastalıklardan korumak 2. İnsanların sağlıklı olabileceği koşulları sağlamak 3. Toplumun sağlığını etkileyen sorunları çözümlemek 4. İnsanların yaşam sürelerini uzatmak 5. Kişilerin beden ve ruh sağlığını yükseltmek ve çalışma gücünü arttırmaktır. Halk Sağlığının Hizmetlerinin Ana Prensipleri (1) 1. 1.Çevre koşullarının düzeltilmesi 2. 2.Bireylere sağlık bilgisi verilmesi 3. 3.Bulaşıcı hastalıkların önlenmesi 4. 4.Hastalıkların erken tanı ve tedavisi 5. 5.Sağlık örgütlerinin kurulması Hekimlikte Çağdaş Görüşler (Temel Sağlık Hizmetleri Yaklaşımı, Toplum Hekimliği Görüşü) Önemli hastalık kavramı: “En önemli hastalıklar bir toplumda en çok öldüren, en sık görülen ve en çok sakat bırakan hastalıklardır.” (Alfred Grotjahn, 1869-1931). Bir kişinin veya toplumun sağlık düzeyini belirleyen, kişinin hastalanmasına veya ölümüne neden olan biyolojik ve fizik çevre faktörlerini oluşturan veya bunların 279

etkisini koşullayan etkenler sosyal ve ekonomik etkenlerdir. Bir kimsenin hasta oluşu o kimsenin sorunu değildir. Kişinin hastalığı ailesinden başlayarak bütün toplumun sonucudur (1). Halk sağlığı görüşü denildiğinde, sağlık alanında görev yapan bütün çalışanlar tarafından bilinmesi ve uyulması gereken bazı ilkeler anlaşılır. Günümüzün Halk Sağlığı Anlayışı; 1978 DSÖ Alma Ata Toplantısı alınan kararlar doğrultusunda “Alma Ata Temel Sağlık Hizmetleri Bildirgesi”nde belirlenmiştir. Bu ilkelerin başlıcaları şunlardır (2, 3): 1. Sağlık hizmetlerinde toplumsal eşitlik esastır : Sağlık, doğuştan kazanılmış bir insan hakkıdır. Sağlık hizmeti alması gereken herkes bu hizmeti yeterince almalıdır. Risk altındaki kişilerin sağlık hizmetlerini daha fazla kullanmaları doğaldır. 2. Kişi çevresi ile bir bütündür : Kişiler, fiziksel, biyolojik ve sosyal çevrelerinden etkilenirler ve bu çevreden ayrı olarak ele alınamazlar. Sağlık hizmetinin her kademesinde, hizmet verilen kişinin (sağlam ya da hasta) içinde yaşadığı çevre öğrenilmeli ve hizmette dikkate alınmalıdır. 3. Yaşam, doğum öncesinden ölüme kadar bir bütündür : Sağlık personeli, hizmet verdiği kişinin önceki yaşamında karşılaştığı olayları ve kendisine yapılacak müdahalelerin onun bundan sonraki yaşamını nasıl etkileyebileceğini göz önünde bulundurmak zorundadır. 4. Koruma tedaviden üstündür : Sağlık hizmetlerinin birinci amacı ve sağlık personelinin temel sorumluluğu, kişilerin sağlıklı yaşamaya devam etmelerini sağlamak ve hasta olmamaları için çalışmaktır. İkinci görevi hataları tedavi ve rehabilite etmektir. 5. En çok görülen, sakat bırakan ve öldüren hastalık “önemli hastalık”tır : KAYNAKLARın harcanmasında ve hizmetin sunulmasında, söz konusu toplumda en sık görülen, en çok ölüme ve sakatlığa yol açan durumlara öncelik verilmesi, toplumun sağlık düzeyinin iyileşmesinde temel stratejidir. 6. Hastalıkların nedenleri sosyal, biyolojik ve fizik nedenlerdir : Hastalıklar tek nedenli değildir. Çevresi, mesleği vs. ile bir bütün olarak ele alınması gereklidir. Örneğin; tüberküloz savaşında, yalnızca tıbbi yaklaşımlar yeterli olamaz. Bunların yanı sıra sosyal faktörlerin iyileştirilmesi de gerekir. 7. Kişinin hastalığı, aynı zamanda ailenin sorunudur : Aile bireylerinden birisinin hastalığı, ailenin düzenini, huzurunu, ekonomik ve sosyal durumunu olumsuz etkiler. O nedenle, yalnızca hasta olan ile ilgilenmek yetmez, o kişiyi tedavi ederken ailenin bütününü ele almak gerekir. 8. Kişinin hastalığı aynı zamanda toplumun sorunudur: Bir kişinin hastalığı çevresindeki kişileri de olumsuz etkileyebilir. O nedenle, bir kişinin tedavisini yapmaması ya da kendisini hastalıklardan korumaması yalnızca o kişinin sorunu olarak kabul edilip geçiştirilemez. 9. Herkes kendi sağlığından sorumludur : Kişiler kendi sağlıklarının değerini bilmeli ve onu korumaya çalışmalıdırlar. 10. Sağlık hizmeti bir ekip işidir : Hiçbir meslek üyesi (hekim dahil) sağlık hizmetlerini tek başına veremez. Ekip üyelerinin her biri kendi işlerini uygun şekilde yaptıkları zaman sağlık hizmetinin bütünü ortaya çıkar. Üyelerden biri ya da

280

bazıları işlerini düzgün yapmazlarsa, diğerleri düzgün yapsa bile sonuç başarısız olabilir. 11. Sağlık hizmetleri multisektöryeldir 12. Halkın sağlık hizmetlerine katılımı esastır: Sağlık hizmetlerinin planlanmasında ve sunulmasında, hizmeti verenler kadar hizmeti alanların (halkın) da dikkate alınması gerekir. 13. Sağlık hizmetlerinde entegrasyon esastır : Koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetleri birbirlerinden kesin olarak ayrılamazlar. O nedenle, bu hizmetlerin bir arada verilmesi esastır. Geleneksel hekimlik yaklaşımı hekim odaklıdır, hasta odaklıdır. Çağdaş yaklaşımlar, ekip odaklıdır ve toplum odaklıdır. Hekimlikte geleneksel ve toplumsal görüşlerin farklılıkları Tablo I’de özetlenmiştir (1).

281

genellikle. hastane duvarlarını aşmaz. çevresinden soyutlanamaz Sağlık hizmetini herkese götürmek Kişiye hem sağlıklı hem de hasta iken hizmet etmek Koruma. Ekip kavramı. öldüren ve sakat bırakan hastalıklardan kişileri koruma ve tedavi Gerekiyorsa.Tablo I: Hekimlikte Geleneksel ve Toplumsal Görüşlerin Farklılıkları Konular Toplum Hekimliği Görüşü Geleneksel Görüş Hizmet edilen kişiyi değerlendirme Hizmet sunma Hizmet edilen kişi Hizmetin kapsamı Hastalıklarda n korunma Hastalıkların nedenleri Kaynak ayrımında öncelik Teşhis ve tedavi hizmeti Kişi fizik. sosyoekonomik kalkınmanın bir parçası olan bir plan çerçevesinde hizmetleri geliştirme Kişi. çok görülen ve öldüren hastalıkların teşhis ve tedavisi hizmetini özel eğitim görmüş ve hekim olmayan sağlık personeline yaptırmak Çeşitli meslek mensuplarının oluşturduğu küçük ekiplerin birbirini tamamladığı ve desteklediği ülke çapında bir ekip hizmeti Toplumdaki sağlık ile ilgili olayları sürekli ve objektif olarak gözlemek ve bu gözlemlere dayalı. Yoktur Toplumsal kavram ve planlama 282 . tedavi ve rehabilitasyon Öncelik alır Biyolojik ve sosyal nedenler Sınırlı olan kaynakları en çok görülen. biyolojik ve sosyal çevresi ile bir bütündür. hastane ya da muayeneheneye gelen ve hastalığını tedavi ettirmek isteyen bir insandır Hastane ya da muayenehaneye başvuranlara hizmet etmek Kişiye hasta iken hizmet etmek Tedavi ve rehabilitasyon Özel durumlarda ve sınırlı uygulama Yalnız biyolojik neden Teşhis ve tedavisi zor hastalıkların tedavisi için çok nitelikli kişiler yetiştirmek. en yüksek standartta teknoloji sağlamak Hastalık teşhis ve tedavisinin yalnız hekimlere hasredilmesi Örgütlenme Tek bir hekimin hizmeti olabilir.

3. Milton Joseph Rosenau. Avrupa’da ilk kez Rodos’ta Veba’ya karşı karantina tatbik edilmiştir. 2. halka yarar sağlayan ve farklı bilim dallarından oluşan. 10. 20. Sağlam insanı hastalıktan ve yaralanmaktan koruma (Koruyucu Hekimliğin Gelişimi) 3. İbn-i Sina. Hastalığın prevalans ve insidansını düşürmek. 2): 1.Sosyal hekimliğin tanımını Fransız Dr. şiddetini değiştirmek. sağlık ve mutluluğu ilerletmek ve muhafaza etmek için. Bu eserde. 7. İngiliz hukuk adamı Edwin Chadwick 1848’de İngiliz Parlamentosuna Halk Sağlığı Kanununu kabul ettirmiştir. Şehirlerin bol ve temiz suya kavuştuğu d. hastalıkların insandan insana bulaştığı fikrini ilk söyleyendir. Frank. 5. 9. 4. “ Sağlık Polis Hizmetleri Sistemi” adlı 6 ciltlik bir eser yazmıştır. 2) 1. sakatlık ve erken ölümden korumak. ilkelerini ise Alman hekimi Alfred Grotjahn açıklamıştır.Edward Amory Winslow: Dünyada ilk kez halk sağlığının tanımını yapan bilim adamıdır. bazı hastalıkların su ile intikal ettiğini bulmuştur. 11. Örneğin TBC. Birincil korumanın temel amacı. a. Koruyucu Hekimliğin tanımı. İşsizliğe karşı sigortaların kurulduğu izah edilmiştir. Hastaların ve yaralıların tedavisi (Tedavi Hekimliğinin Gelişimi) 2. ‘’Hastalık. İnsanların evlenmeden önce muayene edildikleri e. Rönesans devrinde sağlık konusunda en ilgi çekici eser Thomas More’un (1596) UTOPİASİ’dir. Etkenin ortaya çıkışının engellenmesi Etkenin organizma dışında yok edilmesi Kişilerin etkenle karşılaşmasının engellenmesi 283 . 2): 1. tıbbın ihtisaslaşmış uygulamalı bir sahasıdır”. 6. Sağlığın korunmasını 3 düzeyde ele alabiliriz (1. Güerin. İnsanların sağlıklarının korunduğu b. vakitsiz ölümleri önlemek ve sağlıkla ilgili tehditleri ortadan kaldırmaktır.B. Birincil düzeyde korunma (primary prevention) Hastalığın oluşmasını etkileyen etmenlerden kaçınma ile olur. Sağlık personeli ve insan-hasta iletişim ve etkileşimi (Sosyal Hekimliğin Gelişimi) Koruyucu Hekimliğe İlişkin Tarihi Bilgiler (1. Tevrat’ta karantina fikri vardır. Halk Sağlığının ilk mümtaz önderi Johan Peter Frank’dır. Hastalanan herkesin başvuracağı hastanelerin olduğu c.KORUYUCU HEKİMLİK Tıbbın Gelişme Aşamaları (1. Asırda Amerika’da Harward Tıp Fakültesinde “ Preventive Medicine and Hygiene “ adlı kitabı yazmıştır. 8. Calinos. Tarihte ilk aşı uygulaması Anadolu Türkleri tarafından Çiçek hastalığına karşı uygulandığı söylenmektedir. Dr.

Gebelik ve doğum komplikasyonlarını önleme 6. hastalıklarının nüks etmesi ve sakatlıkla sonuçlanmasından koruma için alınan önlemler. Aile planlaması 10. Hekimlik Anlayışının Gelişimi (1. Sigara içme ve alkol alma gibi kötü alışkanlıklardan kaçınma 11. “hasta yok. 3. Periyodik sağlık muayeneleri 15. Genetik danışmanlık 5. hastalık var”. hastalık var” 284 . 2) Birincil Koruma: Kişiyi hastalıklardan korumak için hastalıklar çıkmadan önce alınan tüm önlemler 1. El ve beden temizliğinin sürdürülmesi 12. Çevreyi olumlu hale getirme 8. kronik hastalığa yakalanan kişideki yapısal. Yol. 2) 1. Tarama muayeneleri(Servikal smear. Organizmanın bütünlüğü bozulan kısmının onarılması Organizmanın bozulan parçalarının desteklenmesi (tıbbi ve sosyal) Koruyucu Hekimlikte Strateji (1. Hekimliğin laboratuvar dönemi 19 yy. Beslenmeye bağlı hastalıklardan korunma 2. Kanser yapan maddelerden korunma 4. İkincil Koruma:Hastalıkların presemptomatik veya semptomların çok hafif olduğu dönemde erken tanılarının konularak tedavi edilmesi 14. Bu şekilde. Bu dönemdeki temel yaklaşım. “hasta yok. işlevsel ve ruhsal bozulma olduktan sonra kişinin kendi bakımını sağlaması için yapılan çalışmadır.2. hastalığın komplikasyon ve sebepleri önlenmiş olur. iş ve ev kazalarından korunma 7.Periyodik meme muayenesi) Üçüncül Koruma:Hastaları. Bağışıklama 9. Bulaşıcı hastalıklardan korunma 3. sonlarından itibaren Louis Pasteur ile beraber mikroorganizma kavramının ortaya konması ile başlar. Etkenin organizmadan uzaklaştırılması Etkenin organizmaya girdiği yerde sınırlandırılması 3. İkincil düzeyde korunma (secondary prevention) İkincil korumanın temel amacı. Bu dönemdeki temel yaklaşım. Hekimliğin bulgusal (semptomatik) dönemi Neden sonuç ilişkileri ortaya konmadan önceki dönemlerde her bir bulgu bir hastalık olarak düşünülmüş ve ayrı ayrı tedavi edilmeye çalışılmıştır 2. Üçüncül düzeyde korunma (tertiary prevention) Üçüncül korunmanın temel amacı. Hekimliğin klinik dönemi Hekimler aynı hastalık etkeninin farklı hastalıklarda farklı etki gösterdiğini anlamakta gecikmediler. İşçileri iş yerlerinde tehlikeli ve zehirli maddeleri karşı korumak 13. kronik hastalığın pre-semptomatik dönemde erken tanısıyla hastalığın ilerlemesinin durdurulmasıdır.

. Ottowa’da yapılan bu konferans sağlığın geliştirilmesi konusunda yapılan ilk konferanstır (4). sabit bir ekosistem.4. ekonomik. yiyecek. Sekonder Sağlığın Geliştirilmesi Aktiviteleri: Hastalıkların erken tanı ve tedavisi ile beraber toplumun bilinçlendirilmesini içerir.SAĞLIĞIN GELİŞTİRİLMESİ Tanım: Sağlıklı olmak için gereken davranışsal ve çevresel değişiklikleri yapmayı kolaylaştırmak için düzenlenen. Ailelere yardım yapılması planlandı.risk faktörlerini azaltma. politik. barınma. huzur.v. Çözüm yolu olamayacağı ortaya çıktı. Tersiyer Sağlığın Geliştirilmesi Aktiviteleri: Tam tedavi edilemeyen hastalıklarda hastaların isteğine cevap veren faaliyetlerdir. Örnek: Fetüste konjenital anormallik taraması (4). kazanç. C. 285 . Primer Sağlığın Geliştirilmesi Aktiviteleri: Bireylerde gelişebilecek spesifik bir hastalığı önlemek ve yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla sağlıklı bireylere yönelik olarak yürütülür. Amaç hastalığın tekrarını önlemek ve bozukluğu en aza indirmektir. Sağlık hizmetlerinin toplumun tümüne ulaştırılması gerektiği ortaya çıktı. Sekonder çabalar bireyleri iyi sağlığa döndürmeyi amaçlar. ancak sonuç başarısızdı.. 1950’ler Yunanistan deneyimi Önce hasta çocuklar tedavi edildi.b. organizasyonel girişimler ve sağlık eğitiminin bir kombinasyonudur (4). Örnek: İmmünizasyon. barış. eğitim. Örnek : Rehabilitasyon hizmetleri. sigara. egzersiz gibi olumlu yöndeki faktörleri teşvik etmek (4). Sağlığın yükseltilmesi. sosyal adalet ve eşitlik ön koşullarında sağlam bir yapılanma gerektirmektedir. Hekimliğin halk sağlığı dönemi 1948 Dünya Sağlık Örgütü’ nün kuruluşu. Taramayı da içermelidir. Bu amaçla 1986’da Ottowa’da WHO tarafından bir konferans düzenlenmiş olup sağlığın geliştirilmesi konusunda bir belge yayınlanmıştır.

Haftada 2-3 kez egzersiz. Kahvaltı. Aracı olma: Farklı disiplinler arasında aracı olma Sağlığı Geliştirme Faaliyetinin Yolları (4): 1. Sigara yok. toplum. Sağlığı Etkileyen Faktörler 1. Destekleme: Sağlığı savunma ve destekleme 2. oynadığı ortamlarda insanlar tarafından yaratılır. meyve. Çevresel (iş. 3. kendisi ve diğer insanlarla ilgilenerek. çalıştığı. beklenen yaşam süresi uzatılabilir. ev) faktörler 3. Kilo artışı yok. 45 yaşında bir insan için ilk 3’ü olumlu ise 67 yıl. fizyolojik. Sağlıklı Toplum politikaları kurmak 2. 7. öğrendiği. 6. Davranışsal riskler Bu risk faktörleri önlenerek ölümlerin %24’ü azaltılabilir.5-25 arasında olmalı 3. normal şartlarda beklenen yaşam süresi vardır. psikolojik. Düzenli uyku (7-8 saat/gece). O halde sağlık. insanların her gün yaşadığı. Beslenme tercihleri: Bitkisel besinlere dayalı beslenme.Sağlığı geliştirmenin 3 temel prensibi vardır (4): 1. Beden ağırlığı: Beden Kitle İndeksi 18. Fizik aktivite: Hareketli olun. insanların yaşam kalitesi yükseltilebir. Kolaylaştırma: Tam sağlığa ulaşabilme imkanı verme 3. Sosyal kültürel. demografik) faktörler 2. 2. tohum. Kişisel (genetik. az işlenmiş nişastalı besinler 2. günde 1 saatlik hızlı yürüme. Alkol yok. yedisi de olumlu 78 yıl. Yaşam Tarzı ile İlgili Öneriler 1. Düzenli 3 öğün yemek. Sağlık hizmetlerinin reorientasyonu Gelecekte Hareket Tarzı Mademki sağlık. Kişisel yeteneklerin geliştirilmesi 5. Desteklenmiş çevre yaratmak 3. her hafta en az 1 saat ağır egzersiz 286 . yaşam şartlarını kontrol altına alarak. kuru baklagil. 4. sosyoekonomik değişkenler 4. 5. bütün üyelerin katkısı ile ve uygun ortam sağlanarak oluşturulur (4). sebze. Bireysel Davranışların Düzenlenmesi 1. Güçlü toplum katılımı 4.

Tuz ve tuzlama uzak durun.Güler Ç. Öztek Z. Akın L. Kuru baklagil. Öztek Z. 4-6 porsiyon sebze tüketin. kömürleşmiş gıdalardan uzak durun. Alkolden uzak durun 4. kök bitkiler ve bezelyegillerden her gün en az 7 porsiyon. Hacettepe Üniversitesi-Dünya Sağlık Örgütü Hizmet Araştırma ve Araştırıcı Yetiştirme Merkezi Yayını No:2. 3. derisiz tavuk. 1992. Akın L. av hayvanları. kuşlardan karşılayın. yanmış. her yiyeceği kendine uygun biçimde koruyun. 2. sebze ve meyveleri akan suda yıkayın 4. 287 . 2. Koruma. Temel Sağlık Hizmetleri. Ankara. 2. Hazırlama. Kırmızı et yemeyin. Hayvan kaynaklı yağlı gıdalardan uzak durun. Fişek NH.Diyet ve Besinlerle İlgili Öneriler 1. 3. Halk Sağlığına Giriş. Sebze ve meyveler: Her gün toplam yaklaşık olarak 400-800 gram arası sebze ve meyve. Saklama koşullarına dikkat edin. Yayın No 92/2. Eds. 4. 2006. Bahar Özvarış Ş. 5. Hacettepe Üniversitesi Yayınları. protein ihtiyacını balık. 5. Halk Sağlığı Temel Bilgiler. Ankara. Sağlık Yönetimi. az tüketin. Eds. Güler Ç. ya da 500-850 gram arasında tüketin. Hacettepe Üniversitesi Yayınları. tekli doymamış ya asidi içerenleri tercih edin. 1983. Ankara. 3. 2-3 porsiyon meyve. 2006. Bitkisel yağları. Ankara. Sigaradan uzak durun KAYNAKLAR 1. bitkisel kaynaklar. Gıdaların İşlenmesiyle İlgili Öneriler 1. Hacettepe Halk Sağlığı Vakfı.Gıda katkı maddeleri. Halk Sağlığı Temel Bilgiler. Sağlık Eğitimi ve Sağlığı Geliştirme.

Ş. Sağ.Bşk.Tk. SİLAHLI KUVVETLERDE SAĞLIK HİZMETLERİNİN ORGANİZASYONU Silahlı Kuvvetlerde Sağlık Teşkilatının Görevleri 1. Donanma.Ş.M. Alay Baştbp. Tugay S.M.K.lığı İçişleri B. Sağ.Bşk Sağ.S.S. Sağlık personelinin istihdamı ve eğitimi 4. Tabur tabibi.Ş.M. 288 .Ş. TSK personelinin sağlığı ile ilgili kayıtların iyi bir şekilde tutulması ve değerlendirilmesi 6. Sıhh.Md.Ş. Su ve gıda kontrol hizmetlerinin barışta ve savaşta yürütülmesi TSK Sağlık Teşkilatı Başbakan MSB Sağlık Daire Genelkurmay Bşk TSK Sağ K. Jn. KKK Loj.Ş.Bşk. İyileştirici sağlık hizmetlerini olabilecek en üst düzeyde sunmak 3. Hv. Loj.M. Birlik tabibi Sıhh.K.Gn. Barışta ve savaşta koruyucu hekimliğe ait görevleri etkin bir şekilde uygulatmak ve sağlığın geliştirilmesini sağlamak 2. TSK’ne bağlı sağlık kurumlarının en iyi şekilde donanımının sağlanması 5. Olağanüstü durumlara yönelik her türlü hazırlığın yapılması 7.K.M Ordu S. Loj.K.K Loj. Ana Jet Üssü K.M.Bşk.Hiz.lığı Sağ.Ş.Müf. Dz.K.M. Kuzey ve Güney Saha K. Sağ.lığı GATA K.M Tümen S.Ş.2.Ş.

yeterli laboratuvar olanakları içeren kurumlardır. radyoloji ve biyokimya laboratuvarı olanaklarını içerirler. malzeme ve kadroları Kuvvet K.lıklarının teklifi ve Genel Kurmay Başkanlığı’nın onayı ile yapılır. Personel. İaşeli revirler: Genellikle yakında askeri hastane olmayan bölgelerde hastaların yatırılarak rasyonlarına göre iaşesinin ve tedavisinin sağlanması amacıyla kurulmuşlardır. ve yeterli tıbbi araç gereç ile donatılmış revirlerdir. Yönetimle ilgili hizmetler A. Revirler: Hastalara ilk müdahalenin yapılabileceği asgari malzeme ve ilaç ile donatılmış. B Tipi Dispanser: Bünyesinde sadece 1-2 pratisyen doktor içeren.lıklarının kadrolarında belirtilen birlik ve kurumlarda görev yapan askeri sağlık personelidir. Revirler: 1. İlk yardım ve acil tedavi hizmetleri 3. 2. 3.Birinci Basamak (Sağlık Ocağı. J Tipi Dispanser: Yataksız hastane görevini yapan ve bünyesinde yeteri kadar uzman doktor. Dispanserler: Askeri Hastanelerin poliklinik yükünü azaltmak amacıyla kurulmuş kurumlardır. Sevk etme ve sevk sonucunu izleme hizmetleri 5. 4. Özel revirler: Gereksinime göre tespit edilmiş uzman personel. radyoloji ve biyokimya laboratuvarı bulunmayan kurumlardır. Doğrudan birlik ve kurum hastalarına hizmet verirler. 3. Ancak kendi olanaklarını aşan hastaları belirtilen silsile içerisinde üst makamlara sevk edebileceklerdir B. Kıta Tabiplikleri: Kuvvet K. diş tabibliği. malzeme ve kadrolarına göre üç grup dispanser vardır. Özellikle büyük şehirlerde Askeri Hastanelerin yükünü azaltmak amacıyla yeni Dispanser açılması veya kapatılması Garnizon K. Adli hekimlik hizmetleri 6. Koordinatör baştabipliklerin görüşü alınarak. Yeri ve kadrosu Genelkurmay Başkanının onayı ile Kuvvet K. Revir) Sağlık Biriminin Görevleri: 1. Evde ve ayakta tedavi ve bakım hizmetleri.lıklarının.lıkları tarafından değiştirilebilir. pratisyen tabip ve diş hekimi (diş ünitesi dahil) olan tedavi kurumlarıdır. 2.lıkları tarafından belirlenir. Kuvvet K. kadın doğum. C. çocuk hastalıkları. Personel. 1. A Tipi Dispanser: Bünyesinde iç hastalıkları. 289 . Koruyucu sağlık hizmetleri 2. Asıl görevi koruyucu hekimlik olan bu personel ayakta tedavisi mümkün olan hastalara da gereken müdahaleyi yapacaklardır.

Çevre Hastaneleri: 100 ve 200 yt. Son nokta olan GATA'da da tedavi edilemeyen hastalar profesörler kurulunun kararı ile yurt dışına gönderilebilir. Seyyar Hastaneler: Savaşta ilk ve acil yardımın cepheye en yakın yerde verilmesi amacıyla kurulan hastanelerdir. Sıhhiye kısım/müfrezeleri 2. Sıhhiye takımları 3. Özel Dal Hastaneleri: Bir veya birkaç hastalığa yönelik hizmet veren hastanelerdir. İlmi/Tıbbi Merkez Hastaneleri: Kendilerine sevk edilen bütün hastaları tedavi ve teşhis edebilecek kabiliyette hastanelerdir. Merkez hastanelerine hasta sevki yapabilirler. FTR ve Geriatri gibi. 5. Göğüs hastalıkları. Sıhhiye bölükleri 4. Hastaneler: 1. Sıhhiye alayı 5. 2. Sıhhiye Birlikleri: Muharebede. Ambulans bölükleri 290 . Bu hastaneler çevre hastanelerine göre daha iyi donatılmış malzeme ve ilaç ikmal zincirinde de yer alan hastanelerdir. E.D. Merkez Hastaneleri: 600+200 yt hastanelerdir. 3. 4. kuruluşuna girdikleri birliğin emrinde olan sıhhi tahliye ve kısmen tedavi hizmeti veren yapılanmalardır. 1. hastanelerdir.

Formsuz asker 8. Yemek ve su kaynağına bağlı hastalıklar 7. karşılaşılabilecek muhtemel sağlık tehditlerini bilmeli. kıtada bulunan askerleri bilgilendirmeli ve üstlerine bildirmelidir Muhtemel Sağlık Tehditleri 1. Soğuk 3. Her sağlık personeli.Birinci Basamak Kıta/Revir Tabipliği Gemi Tabipliği Aile Hekimliği Merkezi Sağlık Amirliği Dispanserler (A. Böcek ve hayvanlar 5. Yükseklik 4. biyolojik genetik ve psikolojik yapısı gereği bireye ve çevreye yönelik muhtemel sağlık tehditleri ile karşı karşıya kalmaktadır. Sakatlanma ve kazalar 9. J) Sevk Zinciri Çevre Hastaneleri Gelibolu Bursa Balıkesir Çanakkale Manisa Edremit Denizli İskenderun Samsun Merzifon Konya Girne Kütahya Sivas Malatya Isparta Adana Kayseri Ardahan Sarıkamış Ağrı Erzincan Elazığ Tatvan Van Isparta Güzelyalı Aksaz Çanakkale Ankara Beytepe Derince Gümüşsu yu Çorlu Gölcük Eskişehir Merkez Hastaneleri Kasımpaşa İzmir Etimesgut Erzurum Diyarbakır İlmi-Tıbbi Merkez GATA Haydarpaşa GATA Ankara TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi SİLAHLI KUVVETLERDE KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ Bireyin kendi fiziksel. Zehirli bitki ve meyveler 6.Enfeksiyon hastalıkları 291 . Mesleki riskler 11. Muhtemel sağlık tehditlerini öngörmek ve önlemeye çalışmak koruyucu sağlık hizmetlerinin temel görevidir. Sıcak 2. B. Aşırı gürültü 10.

Koruyucu Sağlık Hizmetleri: A. Sağlığa zararlı kuruluşlar Muayene ve tedavi edici görevleri: A. kaza ve yaralanma neticesi ölüm olayları olabilir. Erken tanı 5. Bireye yönelik koruyucu önlemler 1. Bağışıklama (tetanoz. Erlerin Muayene ve Tedavileri B. Sağlığın geliştirilmesi (komutanlarla işbirliği) 7. Beslenmeyi düzenleme ve gıda güvenliği 4. Kıtada ölen askeri kişilere tabip tarafından dört adet ölüm ihbar kartı doldurulur. Onun için adli makam tarafından defnine izin verilmedikçe cesetler yerinden oynatılamaz ve defnedilemez. Çalışma koşuları ve ergonomi 5. Bu gibi olaylar adli bir takım takibat ve işlemleri gerektirir. Üst makam tarafından bir askeri hakime gönderilir. Bu gibi hallerde durum üst makama bildirilir. Kişisel Hijyen Uygulamaları 2. Sağlık eğitimi 6. Kıt'ada Bulaşıcı Hastalık C. Kıt'ada Ölüm Kıt'ada Ölüm Kıtada hastalık. Vektör kontrolü 4. hangi tarihlerde viziteye çıktığı. Kazalar ve önlenmesi 6. Havalandırma 2. menenjit) 3. Bunun için gerek bölük vizite defteri gerekse hekim vizite defterindeki kayıtlar düzenli olmalıdır. Çevre sağlığı uygulamaları 1. Otopsiye gereksinim olabilir. Kemoproflaksi B. Gürültü hijyeni 3. 292 . Adli takibat esnasında erin hastalık sebebiyle öldüğü düşünülürse erin ne zaman hastalandığı. ne gibi tedaviye tabi tutulduğu veya mesleksel bir ihmal ve hata bulunup bulunmadığı araştırılır.

Karargah hizmetleri arasında birliği sıhhi yönden denetlemelere hazırlamak görevi de vardır. sağlık eğitimiyle. aylık. Hacettepe Üniversitesi-Dünya Sağlık Örgütü Hizmet Araştırma ve Araştırıcı Yetiştirme Merkezi Yayını No:2. MY 435-1 (A) “TSK Sağlık Hizmetleri Direktifi”. Bu ihtiyaçlar bir sonraki yılın ihtiyaçları olarak. sarf malzemeleri için ayrı. ikmal faaliyetleri ve miatlı evrakların hazırlanmasıyla ilgili faaliyetler gösterilmelidir. hem tabibe hem de birliğe birçok avantaj kazandırır. KKY 15-1 “Sıhhiye ve Veteriner Malları Bakım ve Onarım Yönergesi” gibi dokümanlardan yararlanılır. piyasadan temin edilecek ilaçlar için ayrı. Öncelikle. MD 435-1 (A). Bu takvimde aşılama faaliyetleri. portör muayeneleri. sağlık sınıfı basılı evrak ihtiyaçları için ayrı ayrı hazırlanarak bir üst ikmal kademesine ve Kuvvet Sağlık Daire Başkanlıklarına gönderilir Planlama Faaliyetleri Sağlık şube müdürlüğü.üç aylık periyodik muayene faaliyetleri. KAYNAKLAR 1. her yılın başında birliğinin sağlık takvimini hazırlar. eğitim faaliyetleri. Ankara. ilaç ve basılı evrakın temini ve bakımı konusu vardır.SAĞLIK PERSONELİNİN KARARGAH GÖREVLERİ Sıhhi ikmal: Karargah görevleri arasında birliğin ihtiyaç duyduğu her türlü tıbbi malzeme. Bu takvime göre sağlık faaliyetlerini yürütmek. karargah hizmetleriyle ilgili her türlü işleyişine bakılır. 293 . 2006 2. koruyucu hekimlikle. Tespit edilen bu ihtiyaçlar “İhtiyaç Bildirim Formu (İBF)” olarak yıl ortasında hazırlanır. Halk Sağlığına Giriş. MY 435-1 “TSK İlaç Hizmetleri Muhtırası”. Bu konuyla ilgili olarak MY 45-2 (A) “TSK Sıhhi İkmal Yönergesi” MY 435-6 (A) “TSK İlaç Hizmetleri Yönergesi”. birliğin tıbbi malzeme ve ilaç ihtiyaçları tespit edilir. Ordu İlaç Fabrikası (OİF) mamulleri için ayrı. TSK Sağlık Hizmetleri Direktifi. Karargah Hizmetleri Yönergesi 178-1 (MY 75-1A) 3. 1983. Fişek NH. Bu denetlemelerde birliğin sağlıkla.

Hijyen ilk çağlarda bir din sanatı olarak uygulanmış.Ö. Günümüzde hijyen. Nitekim Hippocrates'in (Hava su ve yer) adı ile yazdığı (Manuscript) kitap. 13 ve 12) hijyenin bilimsel bir hüvviyet kazandığı görülür. Sind uygarlığında da sağlığı korumak üzere yapıtlara rastlanmaktadır. Hippocrates gibi bilginler bu devirde yetişmiştir. ekonomik. temiz su teminine çalışıldığı ve evlerde su tesisinin bulunduğu görülmektedir. 294 . Mezepotamya'da M.hakkında ilk yazılı eser Hippocrates' e aittir.Yunan mitolojisinde tıbbın babası olarak tanınan Aesculapius'un kızı Hygiea sağlığı koruyan bir ilahedir. Fakat bugün dünyanın sosyal. Gerçi hijyen bilimi . M. sağlıklı düzeyde uzun süre devamı için sağlık ile ilgili bilgileri bir sentez halinde uygulayan bilim kompleksidir. Bu nedenle bütün dünya literatüründe sağlığı korumak üzere çalışan bilim koluna bu ilahenin ismine izafeten “hijyen” adı verilmiştir. ana lağım borusuna bağlıyan bir kolu bulunan yapılar inşa etmişlerdir. vücut temizliği için tapınakları içinde açık hava banyolarının yapılmış olduğu. Vücut gelişmesi ve sağlamlık kazanması için jimnastiğr çok önem verildiği. daha sonra politikasiyaset sanatı haline gelmiş son olarak hekimlik sanatının ilerlemesi ile hijyen hekimliğin malı olmuştur.460-377) yarattığı söylenir. yalnız hekimliğin bir dalı olmaktan da öte giderek hekimlik kadar geniş. kapsamı büyük ve hekimlik gibi birçok bilim ve teknik şubelerden meydana gelen bir bilim kompleksi olmuştur (3). 2000 yıllarında Anadolu'da yaşamış olan Hitit'lerin göllerden kanallar ile şehirlere su getirdikleri ve kirli suları evlerden kanallar ile uzaklaştırdıkları bilinmektedir. teknik gelişmeleri ile hijyen.Ö. KİŞİSEL HİJYEN HİJYEN TANIM ve TARİHÇE Hijyen lugat olarak sağlam sağlıklı anlamına gelmektedir. hayatın yüksek. Eski İranlı'ların su kanalları ve cüzzamlıların izolasyonu hakkında yapıtları bulunmaktadır.Ö. Bu eserde Hippocratesin mantıki bir sezişle orta koyduğu prensiplerin bir çoğunun yanlış olduğu anlamış bulunmasına karşın o devirdeki tapınakların su ihtiyacının karşılanmasına çalışılması ve tapınakların havalandırma ve aydınlatılması esasları bugünün modern bilgilerine uygun olduğu da bir gerçektir.sağlığı koruma bilimi . güneşin sağlık ve bereket getirdiğine inanmışlar. Kuşkusuz olan şudur ki hijyen. besin maddelerinin özellikle etlerin muayenesine önem verilmiş. Bu kelime tıp diline yunan mitolojisinden girmiştir.Ö. Hijyen bilimini Hippocrates'in (M. M. Tarihte sağlığı korumak üzere alınan önlemlere ait eser ve yapıtlara çok eski devirlerden itibaren rastlanmaktadır. 1500 senelerine ait Çin'de tedavi hekimliği yanı sıra sağlığı koruyucu tedbirlerin alındığına ait izlere rastlanmaktadır. düşünceleri vardır. M. sağlık şartlarına uygun giyinmeye ve ölülerin imhasına yönelik dikkate değer kurallar konmuştur. Fakat Hippocrates'ten çok yıllar asırlar önce yaşamış insanların da sağlığı koruma hakkında bilgileri.Ö 4000 senelerinde yaşamış olan Sümerler tapınakların alt katında su tesisatı yapmışlar. M. hayatını korumak ve sağlığına zarar veren nedenlerden. Ege medeniyeti devrinde (M. 3000-2000 yıllarında Mısır uygarlığında yıkanma.Ö. sık sık saç ve sakal kestirme mecburiyeti konmuş. kültürel. O devirde Hintler evlerde yıkanma yerleri ve her sokakta ana lağım borusu ve her evde evi. etkenlerden kaçınmak içgüdüsü ile yaşamaya çalışan ilk insan ile beraber doğmuştur. orta çağın sonlarına kadar tıp alanında önemle üzerinde durulan bir eserdi. birey toplum olarak insan sağlığının korunması ve geliştirilmesi.3.Ö.

fitre. Osmanlılar Selçuklu'ların sağlık müesseselerini ve sağlık kurallarını devam ettirmiş ve geliştirmişlerdir. Dünya Savaşı'ndan sonra hekimlik hizmetinin tedavi hekimliği ve koruyucu hekimlik olarak ayrı ayrı dallar halinde değil iç içe çalışması gereğinin zorunlu olduğu hakikati ortaya çıkmış bulunmaktadır (3). devrinde halkın sağlık işleri devletin siyasi mekanizmasına bağlanarak 1930 yılında Umumi Hıfzısıhha Kanunu kabul edilmiş. gusletmek. Orta çağın taassubu. yapıtları ihmal edilmiştir. giyim araçları hakkında çok kıymetli bilgiler mevcuttur. 1450 Ronesans yıllarında Avrupa şehir ve kasabaları tasavvur edilemeyecek kadar pis ve her türlü sıhhi tesisattan yoksundu. Özellikle bu çağda ortaya çıkan veba. Ebu-Bekir Mehmet Razi'nin tavsiyeleri bugünkü dezenfeksiyon kurallarına uymaktadır. Yiyecek ve içecek maddelerinin muayene ve kontrollerine önem verilmiştir. hatta sokağa tükürenlerin tükürüklerinin üzerini örtmek için vakıflar yapılmıştır. Bu dönemde yıkanmaya ve temizlik şartlarına Türkler kadar önem veren başka bir ulus yoktur. 19. Böylece 295 . Temizlik bu gibi kurtlardan ileri gelen hastalıkların önünü alır. çiçek aşısının Jenner tarafından keşfi sağlığı koruma üzerinde Avrupa'da atılmış adımlardır.'lerde sıtmaya karşı alınan tedbirler. ağız ve diş temizliğine dikkat etmek gibi temizlik kuralları yanında beslenme kuralları. bir devrim yaratmıştır. içeriye alınmasının yasaklanması gibi esaslı sağlık kurallarını getirdiği gibi. meskenler. alkollü içeceklerin yasaklanması. İslamiyet’te abdest almak. 2. yy.yy. besin maddeleri. çiçek ve diğer salgınlar sebebiyle Avrupa'da milyonlarca insan hayatını kaybetmiş. Selçuklu'lar devrinde kıymetli bilginler yetişmiştir.Romalı'ların bu devirde inşa ettikleri Cloaca Maxime isimli 3 m genişlik 4 m yükseklikteki lağım kanalları bugün hala Roma'da kullanılmaktadır (3). T. İbni Sina'nın El Kanun-Fıttıb isimli eserinde hava.'nin ilk yarısında Avrupa ve Amerika'da gelişen sanayileşme halkın şehirlere göçmesine.C. bazı besinlerin yenmesinin yasaklanması. ve 18. bütün bu salgınların sebep ve mahiyetleri bilinmediğinden hiçbir önlem alınamamış salgınların şeytani ruhların işi olduğuna veya tanrının asi kullarına bir cezası olduğuna inanılmış (3). sağlık koşullarının daha da bozulmasına ve böylece yeni yeni birtakım hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. köpeklerin evlere. Büyük Türk alimlerinden İbni Sina henüz mikroorganizmalar keşfedilmeden çok önceleri " Her hastalığı yapan bir kurttur ne yazık ki elimizde onu görecek araç yoktur. Bu durum karşısında o devirde hekimlik hastalıkların önlenmesinden çok tedavisi ile meşgul olmakta idi. hekimlik hizmetinde tedavi hekimliğinin yanı sıra koruyucu hekimlik de yerini almış bulunmaktadır. zekat vermeyi zorunlu kılmak suretiyle de sosyal dayanışma. vukuu bulan savaşlar ve salgın hastalıklar nedeni ile tarihin ilk çağlarındaki sağlık kavramları unutulmuş. 17. Açılan hamamlarda fakir halkın parasız yıkanması sağlanmış. sosyal yardım kurallarının temeli atılmıştır (3). Bu devirde tıp alanında çok değerli Türk alimleri yetişmiştir (3). Çiçek ile kızamığın ayrı ayrı hastalıklar olduğunu ve bu hastalıklardan koruma tedbirlerini dünyaya tanıtan Türk hekimidir. vücut temizliği. su. " demekle bulaşıcı ve salgın yapan hastalıklar hakkında ortaya koyduğu sezişi ve kıymetli fikri üzerinde durmaya değer. muhtaçlara aş ocakları. Yakın zamana kadar tıp sanatı daha çok hastaların tedavisi ile uğraşan bir bilim halinde iken tedavi hekimliğinin yanı sıra koruyucu hekimliğe de önem verilmeye başlandı. Bu devirde İslamiyet’in ortaya çıkması hijyen ve hekimlik için büyük bir gelişme.

1.Türkiye'de birçok salgın hastalık kontrol altına alınmıştır. kıl köklerinin yoğun olduğu kasık ve koltuk altlarıdır. Bu durum ergenlik ve menopoz durumlarında özellikle ortaya çıkabilir. Bu tür banyolar her zaman yapılabilir. 37-38C sıcaklıktaki banyolar derideki kirleri ve salgıları temizleyerek kişide rahatlık duygusu oluşturur. Ayrıca. ağız ve diş gibi kısımlarının bakım ve temizliğine önem verilmesi gerekir (1). tozdan. Deri üzerindeki kir. Birkaç örnek vermek gerekirse. Vücudun terleme oranının artması kokunun da artması anlamına gelecektir. kurumuş sebum maddelerinden. vücudun deri. zedelenmiş derinin streptokoklarla enfekte olması impetigoya yol açabilir (1).Bu işlevlerin tümünü yerine getirebilmesi. Kir.Sık sık yıkanılmazsa vücutta oluşan kir sebaceous bezlerin kanallarını tıkayarak deride komedon denilen siyah beneklerin oluşmasına neden olduğu gibi. Uygarlık ile birlikte gelişen diğer teknik ve ekolojik koşullara paralel olarak hijyen de değişmiştir ve değişecektir de (3). terin buharlaşması sonucu geriye kalan artık maddelerden. soğuk algınlıkları. artık maddelerin dışarı atılmasını da engeller. cildin mantar. mikroorganizmalardan ve deri epitelinin soyulan artıklarından oluşur. iyi bir kan dolaşımının sağlanmasına ve tonusunun sağlıklı olmasına bağlıdır (1). salgı bezlerinin gözeneklerini tıkayarak derinin normal işlevini engeller. İyi bir kan dolaşımı. cildin mikrobik hastalıkları. mikroorganizmaların vücuda girişini önlemekte de çok önemli rol oynar. Özetlemeye çalıştığımız bu tarihi bilgiden de anlaşılacağı gibi hijyen sabit ve kalıplaşmış bir bilim değildir. Vücut kokusu vücut yüzeyinde bulunan mikropların (bakterilerin) teri parçalamasına bağlı olarak meydana gelmektedir. derinin temizliğine. Koku meydana getiren vücut bölgeleri öncelikle ayaklar. ishalli hastalıklar. saç. Bu nedenle temizlik aracı olarak değil. ayak. Deri üzerine daha sonra bir deodorant veya ter önleyici uygulanabilir. uyuz ve bitlenme gibi parazitlerle oluşan hastalıklar ve bazı allerjik hastalıklar sayılabilir. Komedonların iltihaplanması akneye. Her gün banyo yapılamadığı durumlarda koltuk altı önce sabunlu bir bezle sonra su ile iyice silinmeli ve temizlenmelidir. KİŞİSEL SAĞLIĞI KORUMA ÖNLEMLERİ Sağlıklı bir yaşam için. Vücudun dış yüzünü tümüyle örten deri sağlam. Bedensel etkinliği fazla olmadığı halde bazı bireylerin ter bezi salgısı fazla olabilir. geçici bir uygulama olarak değerlendirilmelidir. insan bir süre sonra kendi kokusuna duyarsızlaşır (7). Yoğun bedensel çalışma vücuttan çıkan ter miktarının artmasına neden olmaktadır. el. Uygun vücut temizliği bir çok deri sorununu ve hastalığını önleyici ve ortadan kaldırıcı bir önlemdir (6). yumuşak ve elastiki olmalıdır. Vücudun ısısının düzenlenmesi ve vücuttan atılacak kimi artıkların bir kısmının dışarı atılması işlevini yapısında bulunan damarlar ve ter bezleri aracılığıyla sağlayan deri. Kişisel temizlik alışkanlıklarının önlediği diğer bir sorun vücut kokusudur. Sabunla yıkanılırsa kirler temizlenir. DERİ Vücuda ait kişisel temizlik ile pek çok hastalığın önüne geçilmektedir. Deodorantlar kokuyu sadece maskelerler. hem derinin beslenmesi hem de terle ve ısı radyasyonuyla 296 . Ayrıca. yapısında bulunan sterollere ultraviyole ışınların etkisiyle D vitamini oluşmasını sağlar.

Kirli ve zehirli iş ortamında çalışanlar kirletici zararlı maddeleri deriden atmak için işten hemen sonra yıkanmalıdırlar. Sıcak banyoların geceleri yapılmasında yarar vardır.kaybolan ısının karşılanabilmesi için gereklidir. Böylece. Genellikle böyle yerlerde havlular ve terlikler bulaşıcı mantar hastalıklarının yayılmasına neden olabilirler. Deri tonusunun normal olabilmesi. Menstürasyon döneminde yıkanmanın hiçbir zararı yoktur. Yıkanma özellikle yemekten 2-3 saat sonra yapılır. kir ve tozları uzaklaştırıcı işlev görmektedir. soğuk banyolar. özellikle çocuk ve gençlerde terleme olgusu boyunca derinin üzerinde hareketli bir hava tabakasının bulunmasına bağlıdır (1).Yeterli yıkanma için köpürtülmüş sabun ile deri ovulur ve bol sıcak su ile durulanır. Saçlı derisi yağlı olanlar. Yıkandıktan sonra temiz çamaşır giyilmelidir. Kıl köklerindeki bezlerden salgılanan maddeler yağlı yapıdadır. allerjenlere. cinsel organlar. Normal bir saçın haftada en az bir ya da iki kez yıkanması gerekmektedir. Yağlı saçlar ise daha sık yıkanmalıdır. Saçlı derinin iyi bir kan dolaşımına ihtiyacı vardır. Sağlıklı saçlara sahip olmak için düzenli biçimde yıkanmak gerekmektedir. toksinlere karşı bariyer görevi gören katmanları keselenme ile kısmen de olsa tahrip olup ortadan kalktığı için deri bu görevlerini yerine getiremez ve uygulama sonrasında laserasyonlar ortaya çıkabilir. Küvette biriken suda yıkanmak. Derinin mikroorganizmalara. Özellikle otel ve hamam gibi topluma açık yerlerde temiz olmayan küvetler kullanılmamalıdır. İç çamaşırları her gün değiştirilmelidir (1).Yıkanma normal ve değişik sıcaklıktaki su ile mümkündür. 2. Ayrıca sık dişli bir kullanılarak saçların uzama yönünde taranması da kan dolaşımına yardımcı olur. Beden hareketleri. Saçlar temiz su ile iyice durulandıktan sonra kurutulmadan önce nazik bir biçimde taranmalıdır. iyi bir kan dolaşımı sağlanmasına yardım eden yöntemlerdir. Tok karnına tercih edilmez (6). Bu nedenle su 35-40 C de olabilir. Yıkanma sıcak suyun dökülmesi ya da duş alma şeklinde yapılamalıdır. Günde birkaç dakikalık soğuk su masajı ve temiz hava bu tür dolaşımı sağlar. kiri parçalayan ve kendine bağlayan sabun mutlaka kullanılır. Yıkanma sırasında lif kullanmak deriden kirin atılması ve derinin ovulması bakımından yararlıdır. Saçların kurulanmasında yumuşak bir havlu kullanılmalıdır. Temiz çamaşır yıkanmış ve ütülenmiş çamaşırdır. Saçlı derisi kuru olanlar. Derinin kirden temizlenmesi için sıcak sabunlu su ile yeteri kadar yıkanması gerekir. Çok sıcak ve çok soğuk günler dışında başı açık dolaşmak yararlıdır (1). Banyo imkan varsa her gün yoksa hafta da en az 1-2 defa yapılmalıdır. Kirin eriyip atılması için sıcak su daha etkilidir. kirli suda kalmak olarak düşünüldüğünden pek tercih edilmez. boyun. Daha sıcak su ile yıkanmak alışkanlığa bağlıdır. Sıcak su ile organik yağları. Bu işlem 2-3 kez tekrarlanır. Saçların fırçalanması dökülen saçlar. saçlarını hem daha sık yıkamalı hem de yağsız şampuan kullanmalıdırlar. friksiyon ve masaj. SAÇLAR Saçlar baş derisinde bulunan kıl köklerinden uzayarak büyüyen kıllardır. derideki tüm damarlar genişleyerek iyi bir kanlanma sağlanır ve bu durum yorgunluğa neden olan artık maddelerin terle atılmasına yol açarak kişiye canlılık kazandırır. Banyo aralığının uzun olması halinde sabunlu su ile koltuk altları. saçlarını yağlı veya kremli sabunlarla yıkamalıdırlar (7). kasık bölgesi. Kurulama 297 . Ancak kese kullanımı için durum farklıdır. ayaklar ve deri katları olan bölgeler silinir.

seboreik dermatit. gebelerde. Eğer sert bir havlu kullanılır ya da çok şiddetli ovulursa saçların uçları çatallanabilir. Pediculus humanus corporis (vücut biti) ve Phthirus pubis (kasık biti)’in neden olduğu bir enfestasyondur. yetişkin bitler de dış ortamda 1-2 gün yaşayabilirler. bu durumda saçlı deride kabuklanma ve sulanma görülebilir. yıkanır. Etkili diğer bir tedavi de % 1’lik malathion’lu şampuandır. Erişkin bitler hızlı hareket ettiklerinden. Birlikte saçlı deride enfeksiyon sık görülür. Bu da 7298 . Ancak kurutucunun saça çok yakın tutulmaması gerekmektedir. ortak kullanımları doğru değildir. hastalığın süresi belirlenebilir.işlemi de yumuşak olmalıdır. piyodermi. Saç diplerinde kepek varsa. Epidemiyoloji ve Bulaşma : Saç uzunluğunun ve yıkama sıklığının hastalık riski ile ilgisi yoktur. Genellikle tek uygulama yeterlidir. Saçın ayda 1 cm uzadığı dikkate alınırsa. Doğal pyrethrin’li şampuanlarla 10 dakika saçın yıkanması da etkilidir. emziren kadınlarda ve konvülsiyonlu hastalarda kontrendikedir. Pedikülozis kapitis (Baş biti): Bit genellikle kulak arkasındaki ve boyun bölgesindeki saçlarda daha belirgin olmak üzere saçta yerleşir. şapka. Saçlar elektrikli kurutucularla kurutulabilir. Bu durumda saçlı deri ve saçlar fazla sıcaktan olumsuz etkilenebilir. saçlı deride lezyon bulunanlarda. Saçlar bol su ile iyice durulandıktan sonra da kepeklenme önlenemiyorsa bir sağlık kuruluşuna danışılmalıdır. Bit yumurtalarını saçın deriden 3-4 mm uzağına depolar. Tedavi : Pedikülozis kapitis: Permethrin %1 krem saç ve saçlı deriye bir kez 10 dakika süre ile uygulanıp. Pediküloz (Bit Hastalığı) (8) İnsan kanı ile beslenen Pediculus humanus capitis (baş biti). kontakt dermatit. Hekim önerisi dışında saçlar için yararlı olduğu ileri sürülen maddeler güvenli olmayabilirler. Yumurtalar saçtan uzaklaştırıldıklarında hemen canlılıklarını yitirirler. ancak hafif vakalar asemptomatiktir. Tanı : Bitin erişkin formlarının veya yumurtalarının görülmesi tanı için yeterlidir. sık sık. Bu ürünlerin 7-10 gün sonra tekrar uygulanması gerekir. Saç temizliğinde kişisel olarak kullanılan fırça ve taraklar sık aralıklarla sıcak sabunlu su ile yıkanmalı ve durulanmalıdır. görülmeleri zordur. 7-10 gün sonra ikinci kez uygulanabilir. çok sıcak olmayan su ve sabunla yıkamak yararlı olabilir. Sağlık yararı dışında saçların temizlik ve düzeni. ancak bunların etkisi daha az olduğundan. bütün vakalarda 7-10 gün sonra tekrarlamak gerekir. Klinik : İnkübasyon süresi 6-10 gündür. başörtüsü veya havlu gibi eşyaların kullanılması sonucu olur. En belirgin semptom kaşıntıdır. insanlar arasındaki ilişkilerde ve kendini iyi hissetmede etkisi olan olumlu dış görünüm açısından da önemlidir (7). ilaç erüpsiyonu. Yumurtalar çok yoğunsa. Bu tedavilere cevap vermeyen vakalarda % 1’lik lindane içeren şampuanlarla saçın 4 defa yıkanması hastalığı düzeltebilir. Ayrıca lindane’ın toksik etkileri nedeniyle prematürelerde. Ayırıcı Tanı : Böcek ısırığı. Yetişkin bitler 2-3 hafta sonra görülmeye başlar. Bulaşma genellikle saçla direk temas veya hastaya ait tarak. Şüpheli durumlarda saç veya kıl büyüteç veya mikroskop ile incelenebilir. Bu nedenle bu eşyalar kişiye özel olmalıdır. yumurtaların saçlı deriden uzaklığına bakarak.

Enfeksiyon hastalıkları halen dünyada en sık görülen ve en çok öldüren hastalık grubunu oluşturduğuna ve uygun el yıkama pratiğinin insanlara kazandırılması halinde bu hastalıkların sıklığında önemli derecede azalma sağlanabileceğine göre. ELLER Günümüzde hastane enfeksiyonlarının hızla yayılma nedeni olarak. bit yumurtaları yapışıktır). 3. konu son derece önemlidir ve halk sağlığının öncelikli konuları arasındadır (2). özellikle. Kaşıntı için oral antihistaminikler veya topikal kortikosteroidler kullanılabilir. Çalışmalar hastane infeksiyonlarının en az üçte birinin önlenebilir nedenlere bağlanırken ancak % 6-9’unun önlendiği vurgulanmaktadır.5 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bu sorunun en az yarısı el yıkama gibi basit bir işleminin uygulanması ile engellenebilir. Bu kontrollerde saçlı deri ve saçlardaki kepeklenmelerin bit yumurtalarından ayırt edilmesi önemlidir (kepek saçtan kolayca ayrılır.10 gün arayla iki kez. Bunun yerine elektrikli süpürge ile vakumlama daha güvenilir bir yöntemdir (8). sık dişli bir tarak % 3-5 asetik asit (sulandırılmış sirke)’e batırılarak saç taranırsa. 1846’da Ignaz Semmelweis’in. ancak estetik nedenle yapılacaksa.4 milyon hastane infeksiyonu görüldüğü.5°C’den yüksek sıcaklıkta 5 dakika tutulması biti ortadan kaldırmak için yeterlidir. Bitten korunmak için iç çamaşırlar kaynatılmalı dikiş yerleri ütülenmelidir. Tarak ve fırçaların 53. hasta çocuksa okul arkadaşları kontrol edilmelidir. müdahale öncesi kadavra ile 299 . Özellikle çok yataklı büyük hastanelerde % 10’un üzerinde insidansa sahip olan hastane infeksiyonları hastanın hastanede kalış süresinin uzamasına ve ek tedavi girişimleri nedeni ile maliyet artışlarına neden olmaktadır. Korunma : Tedavi uygulanıncaya kadar temas izolasyonu gerekir (8). Diğer taraftan. sağlık çalışanlarının kirli elleridir (13). bu olguların yüz bininin direkt veya indirekt hastane infeksiyonları nedeni ile kaybedildiği bildirilmektedir. Bu infeksiyonların ABD sağlık ekonomisine getirdiği yükün 4. 2-10 dakika süreyle uygulanır. direnç gelişimini körüklemektedir. Tedaviden sonra saçta kalan kabukların temizlenmesi şart değildir. Bunların temizlenmesi için pedikülosidler de kullanılabilir. İlk tedaviden sonra çocuk okula gidebilir.10 civarındadır ve bu infeksiyonların tedavi maliyeti oldukça yüksektir. Aynı yatağı paylaşan kişilerin de tedavisi önerilir. Ev eşyalarının insektisid spreyler ile temizlenmesinin yararı gösterilmemiştir. Tüm dünyada hastane infeksiyonlarının insidansı % 7 . Pedikülozis kapitisde aile bireyleri. bu kabuklar ortadan kalkar. Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’de her yıl 2. 19. yüzyılın başlarında ortaya çıktı. ayrıca bu işlem insan sağlığı üzerinde zararlı olabilir. Antiseptik kullanarak el yıkama ile ilgili ilk görüşler. sağlık çalışanlarının her hasta ile temastan önce ve sonra ellerini uygun bir şekilde yıkamamaları gösterilmektedir. Hastane içerisinde yüksek virulans ve çoklu ilaç direnci gösteren mikroorganizmaların hastalar arasında taşınması ve yayılmasında % 20-40’ında kaynak. doğum sonrası streptokoksik puerperal sepsis’e bağlı ölümleri. 1822’de Fransız eczacı Labarrque klorid içeren solüsyonların dezenfektan olarak kullanımından bahsetmiştir. Eşyaların kuru temizlenmesi veya iyi kapatılmış plastik torbalarda en az 10 gün bırakılması da bitin ölmesini sağlar.

1975 ve 1985 yıllarında Centers for Disease Control (CDC) tarafından hastanede el yıkama uygulamalarına ait bir rehber yayınlanmıştır. kendilerini korumaları konusunda daha titiz davranmaya sevk etti ve hastayla temas sırasında eldiven kullanma oranı dramatik bir şekilde arttı. Basit kurallara uyulmama geleneğinin sağlık çalışanları arasında da standart bir davranış haline gelmesi önemli bir sorundur (13). Bazı araştırmalarda sağlık çalışanları arasında el yıkamaya en çok önem verenlerin dahi hastayla temaslarının ancak %75’inde uygun şekilde ellerini yıkadıkları ve bu grubun da hekim veya hemşire olmadığı saptanmıştır. Stenotrophomonas. eldivenler sağlık çalışanlarını koruyordu ve aynı eldivenle farklı hastalara temas eden sağlık çalışanlarına sıklıkla rastlanıyordu. Bir çok çalışma. Ancak antibiyotiklerin keşfi. Semmelweis’in el yıkama alışkanlığı konusunda gösterdiği ısrarcı tutum. modern dezenfektan ve eldivenlerin kullanıma girmesi yanlış bir güven oluşturmuş ve el yıkamanın ihmaline neden olmuştur. sağlık çalışanlarının Semmelweis’ın çalışmasından habersiz olduğunu ve onun öğretilerini dikkate almadığını göstermektedir. 1961 yılında ABD ulusal sağlık servisi tarafından el yıkama tekniklerini anlatan bir film hazırlanmıştır. Alkolün antigermisidal olduğu 1880’li yıllarda R. Yine bu çalışmanın sonuçlarına göre pratisyen hekimlerin hastayla temastan sonra el yıkama konusunda diğer gruplara göre daha duyarlı oldukları saptanmıştır (ancak pratisyen hekimler hastayla temastan önce el yıkama konusunda yeterince hassas bulunmadılar). aureus (MRSA) ve vancomycin resistant enterococci (VRE) gibi multi Drug resistant (MDR) patojeni olan hasta odalarına bırakılmasını Healtcare Infection Control Practices Advisory Committee (HICPAC) 1995-1996 yıllarında önerdi (13). el yıkama alışkanlığında da görülmektedir. methicillin resistan S. Bu ihmal hastane florasının değişmesine ve Acinetobacter. Pseudomonas’lar.Koch tarafından ispatlanmış ve 1890’lı yıllarda deri antiseptiği olarak kullanılmaya başlanmıştır. Hastane enfeksiyon oranının %30’a ulaştığı bir yoğun bakım ünitesinde yapılan bir çalışmada ellerini en az yıkayanların hekimler olduğunun saptanması oldukça düşündürücüdür. Daha da ilginç olanı eğitim seviyesinin yükselmesi ile basit ama yapılması zorunlu uygulamalara karşı ilginin azalması. 1988 ve 1995 yıllarında el yıkama ve el antiseptikleri ile ilgili rehberler Association for Professional in Infection Control (APIC) tarafından hazırlandı. meslektaşları tarafından alay konusu yapılmıştır. sağlık çalışanları arasında el yıkamaya en az özen gösteren gruptur ve kariyerleri artıkça durumları daha da vahim bir hale gelmektedir. HIV ve Hepatit B gibi enfeksiyonların dünya çapında yaygınlaşması sağlık çalışanlarını.çalışan asistanlarının ellerini klorlu su ile yıkatarak . İlginç olan bir konu hastane çalışanlarının el yıkamanın önemini biliyor olmalarına karşın bunu davranış biçimi şekline dönüştürememeleridir.% 23 den % 3’e düşürmesi modern tıbbın önemli buluşlarından birisi olmuştur. Ancak bu durumun yanıltıcı bir yönü ortaya çıktı. MRSA ve VRE gibi yüksek mortaliteye neden olan dirençli suşların hastane ortamına yerleşmesiyle sonuçlanmıştır. ve işin daha kötüsü sağlık çalışanları arasında el yıkama gittikçe daha çok ihmal edilir bir hal alıyordu (2). El yıkamanın çok sıradan ve günlük bir iş olması. bu konuda 300 . Genel olarak hekimler. Antimikrobiyal sabunların yada kendiliğinden kuruyarak su gereksinimini ortadan kaldıran antiseptik solüsyonların.

Deri ve Flora Normal insan derisi bölgelere göre farklı oranda aerobik mikroorganizma barındırır. hastalara el yıkama konusunda eğitim verilen bir hastanede sağlık çalışanlarının el yıkama alışkanlıklarında önemli derecede iyileşme saptanmıştır. El Yıkama Kategorileri Usulüne uygun el yıkama hastane infeksiyonlarının önlenmesinin en basit. balgam çeşitli vücut sıvı ve sekresyonları ile kontamine araç ve gereçlerden sağlık personelinin eline bulaşırlar. hatta bazen sayılarında artış kaydedilir. Bu floranın karakteristik üyeleri koagülaz negatif stafilokoklar (KNS). Biyolojik olarak canlı ve ölü tabakalardan oluşan deri vücut savunmasının da en önemli silahıdır. Derini bu tabakasında hücreler arası boşluklar ile yağ ve ter bezlerinin kanallarına yerleşen dirençli mikroorganizmalar metabolize ettikleri yağlardan oluşturdukları propionik asit gibi kısa zincirli yağ asitleri ve ürettikleri bakteriyosinlerle derinin savunmasına yardım eder. Dermisin daha alt tabakaları sukuamöz hücrelerden oluşmuştur. Benzer şekilde sağlık çalışanlarına eğitilen değil de eğitimci rolünün verilmesi halinde daha başarılı sonuçlar alınabilir (2). Hastaya ait kan. proteinler ve su ile sürekli nemli olarak tutulmaya çalışılır. Geçici flora: Kontaminant flora olarak ta tanımlanır. geçici olmak üzere iki tür mikroorganizma topluluğu bulunur (13). Derinin bu tabakası sebumdaki yağ. Hipodermis veya kısaca dermis olarak tanımlanan bağdoku içeren canlı tabakada kan ve lenf damarları ve sensör reseptörler. diğeri de kısa süreli olarak kontaminasyon sonucu bulaşan. Bu mikroorganizmalar deride uzun süre yaşayamazlar ve çoğalmazlar. Hastaya temas öncesi ve sonrası el yıkama ile hastane kaynaklı mikroorganizmaların bir hastadan diğerine naklini büyük oranda önlemek mümkündür (13). Propniobacterium ve Corynebacterium türleridir (13). üst solunum yolları enfeksiyonlarından korunmanın en etkili yöntemidir. Deri yaklaşık olarak 1. En iyi sağlık hizmetini almak her hastanın hakkıdır ve sağlık çalışanlarının ihmali sonucu hastane infeksiyonlarıyla karşılaşmaları haksızlıktır (13). tuz ve kuruluğa dirençli mikroorganizmalar içinde iyi bir vasat oluştururlar. Ancak 301 . Ancak hastalar üzerinde yapılan bir çalışmada ilginç bir sonuca rastlanmıştır. lizozimler. Kalıcı flora: Daimi flora olarak da tanımlanan bu mikroorganizma topluluğu deride inatçı kolonizasyonlar yaparlar. Su ve sabun ile yapılan mekanik el yıkama işlemlerinden sonra bu bakteri topluluğunda azalma olmaz. Hastane infeksiyonlarını önlemede en basit ve en ucuz yolun el yıkama olduğu unutulmamalıdır. ter ve yağ bezleri ile kıl folükülleri yer alır. Bu mikroorganizmaların çoğu derinin üst tabakalarında yerleşirken % 10-20 si daha derin tabakalara yerleşirler. Mikrococcus. Bu sekresyonlar çok sayıdaki mikroorganizma için inhibitör etki gösterirken.verilen eğitimlerde karşılaşılan önemsememe probleminin en önemli nedenlerindendir. yağı kullanabilen. b.5 metre kare alana sahip vücudun en büyük organıdır. tuz. a. Bu tabakalar sürekli olarak çoğalırlar ve keratin sentezlerler Keratinize epitel apopitozis’e gider ve ölü Stratum corneum tabakasını oluştururlar. deride zararlı olan mikroorganizmaların uzun süreli kalmalarını engellerler Böylece genel olarak deride özel olarak da ellerde birisi devamlı olarak yerleşik olan kalıcı.

% 0. Alkollü çözeltiler (%70’lik isopropanol veya ethanol içinde % 0. ancak el yıkama süresi 2-3 dakika kadardır ve yıkamaya bilek ve dirsekler dahil edilir. Yiyecek tutmadan. kanlı çıkartı ve mikrobik kontaminasyon olabilecek durumlar ile karşılaştıktan sonra hijyenik el yıkama yapılmalıdır. Eller sıcak su altında iyice durulanmalı ve kağıt havlu ile kurulanmalıdır. Fırça tırnakların temizliği için kullanılır. 1. ABD’de her yıl 76 milyon gıda zehirlenmesi olduğu 5000 kişinin öldüğünü. Sosyal yıkamada sabunla en az 10 sn. hasta bakımına başlamadan önce. Tüm cerrahi işlemlerden önce bu tür bir yıkama yapılmalı ve daha sonra eldiven giyilmelidir. en az 15 sn.75’lik iyot içeren povidon iodine/deterjan çözeltisi). Sulu çözeltiler (% 4’lük chlorhexidine/deterjan çözeltisi. yemek yemeden ve hastaya yemek yedirmeden önce. Su ve sabun ile yıkamadan sonra alkol bazlı bir preparatın kullanılması etkiyi artırır. Yani el yıkama aslında bir medikososyal davranış biçimidir. Eller akan su altında iyice durulanmalı ve kağıt havlu ile kurulanmalıdır (13). infeksiyona yatkın hastayla temas öncesi. Hijyenik el yıkama: Normal sabunlar. kalıcı flora azaltılır. 2. kadar ovuşturulur. İnvaziv girişimlerden önce.5’lik gliserol) (13). Kullanılabilecek dezenfektanlar: a. eldiven takmadan önce ve sonra. Cerrahi el yıkama: Antimikrobiyal sabunlar yada alkol bazlı antiseptik deterjanlar kullanılır. Bu nedenle el yıkamayı basit sosyal tip. Eğer alkollü preparat kullanılıyorsa her biri 5 ml olan iki uygulamada eller kuruyuncaya kadar ovalanır. uygun yıkama yapılmalı köpük elin tüm yüzeyine yayılmalı ve friksiyon yapılmalıdır. ölümlerin % 70’inin gıdanın hazırlanması safhasında bozulmasından kaynaklandığını ve bu bozulmanın da % 40 oranında ellerin sorumlu olduğunu belirtmektedir. Eğer alkol bazlı kendiliğinden kuruyan antiseptikler kullanılıyorsa avuç içine sıvı alınır ve bütün el yüzeyine yayılıncaya ve eller kuruyana kadar yaklaşık 15-25 sn. Hijyenik el yıkamada eller sıcak su ile ıslandıktan sonra 3-5 ml deterjan alınır. yumuşatıcı olarak % 0. Kullanılacak miktar ve uygulamada üretici firmanın tavsiyeleri dikkate alınır. hijyenik tip ve cerrahi tip el yıkama olarak 3 başlık altında değerlendirmek mümkündür (13).5 lik chlorhexidine veya povidon iodine çözeltisi. yara ve üretral kateterler ile temas öncesi ve sonrası. Sosyal el yıkama: Kirli ellerin sabun ile yıkanması sonucu geçici floranın çoğu uzaklaştırılır. antimikrobiyal sabunlar yada kendiliğinden kuruyan alkol bazlı antiseptikler kullanılabilir. Yine çocuk bakım evlerindeki çocukların evde bakılan çocuklara göre daha sık ishalli hastalıklara yakalandıkları bilinmektedir. Steril havlular kullanılır (13). eller kirlendikten sonra bu tür el yıkaması yapılmalıdır. Geçici flora öldürülür ve uzaklaştırılır. tuvalet sonrası.hastane infeksiyonları dışında genel halk sağlığı açısından da el yıkama son derece önemli bir işleve sahiptir. b. 302 . Deriye en az zarar verecek ve fırça kullanmadan etki ortaya çıkarabilecek solüsyonlar tercih edilir. Burada geçici mikroorganizmalar öldürülür ve uzaklaştırılır. Musluk kağıt havlu ile kapatılmalıdır. Food and Drug Administration (FDA). Hijyenik el yıkamada kullanılan dezenfektanlar kullanılır. 3. Köpük elin tüm yüzeyine yayılmalı ve friksiyon yapılmalıdır. Saat ve yüzükler çıkartılmalıdır. uygun yıkama yapılmalıdır.

El antisepsisi için kullanılan ürünler ve özellikleri 1.El Antisepsisinde Kullanılacak Ürünler Gerek hijyenik tip gerekse cerrahi tip el yıkamada kullanılan ajanlar antiseptik özelliğe sahip kimyasal maddeler olup. Gram pozitif (MRSA ve VRE dahil) ve Gram negatif mikroorganizmalara. Bakteri sporlarına karşı etkili değildir. Ancak ABD’de alkol aleyhine 1961 yılında yapılan olumsuz propaganda. Bunlar antimikrobiyal sabunlar. 1 dakikada yaratılan etkinlik ise 4-7 dakikada sağlanabilir (13). Mikobakterilere. Sabun: Sabunlar sodyum yada potasyum hidroksitin yağ asidi esterlerinden oluşan deterjan bazlı maddelerdir. Rota ve Rhino viruslar gibi çeşitli viruslara karşı güçlü inhibitör etkinliğe sahiptirler. Bunların etkinlikleri ortamın fiziki şartlarına.6-1. Kalıp sabun formunun yanı sıra.1 log10 azaltılır. Adeno. bakteriyositatik ve bakterisidal etkinliğe sahiptirler. şayet varsa önce ellerdeki görünür kirler mekanik su ve sabun ile yapılan yıkama işlemi ile uzaklaştırılmalı. FDA (1978) el antisepsisinde kullanılacak sabunları 3 grup içerisinde toplamıştır. Influenza virus. Sabunla yıkama sonucu paradoksal olarak bakteri sayısında artış görülebilir. RSV. Su ve sabun kullanılarak yapılan 15 sn’lik bir yıkamada bakteri sayısı 0. Temizlik özelliği deterjan özelliğine bağlıdır ve deriden kirleri ve organik maddeleri uzaklaştırır. 2. ortamdaki organik ve inorganik maddelere bağlı olarak değişebilir. sıvı yada kağıt gibi ince formlarda da tek kullanımlık şekillerde temin edilebilir. Özellikle zarflı viruslar alkole oldukça duyarlıdır. Bir antiseptik seçiminde. Ethanol. etkinlik ve tolere edilebilir gibi iç unsurlar ile paketleme. Alkolle 15 saniyede yaratılan bakterisidal etkinlik diğer antiseptiklerle 1 dakikada.8-2. % 70’lik ethanol ile yapılan yıkamada bakteriler % 99. Alkoller: Alkolün su içerisindeki dilusyonlarının konsantre solüsyonlarından daha güçlü bakteriyostatik olduğunu gösterilmiştir. Alkoller mikroorganizmalarda hücre proteinlerini denatüre ederler. Alkol hızlı aktivite gösterir. HIV.8 log10 olur. fiyat ve temin edilebilir gibi dış unsurlar etkili olur. bu ülkede rutin kullanımın engellemiştir. El antisepsisi amacı ile 3 alkol kullanılmaktadır. Bunlar deride travma yaratan adi sabun ve derideki yağ asitlerini tahrip eden sıcak veya ılık su ile yapılan yıkamaya göre çok daha etkilidirler. Bunlar ethanol. HBV. isopropanole göre viruslar üzerine daha etkilidir. Örneğin su-sabun ile yapılan mekanik yıkamada eldeki bakteri sayısında azalma olmazken. bu esnada bakterilerinde bir kısmı uzaklaştırılmış olur. Günümüzde el yıkama antiseptiği olarak alkollü ürünler kullanılmaktadır. Sağlık personeli el yıkama sabunları ve cerrahi el yıkama antiseptikleridir. Funguslara ve HSV. Almanya’da 1922 yılında deri antiseptiği olarak kullanılan alkol ABD’de 1935 yılında isopropanol olarak kabul görmüştür. Çeşitli çalışmalarda % 50-70 lik alkol içeren solüsyonların eldeki bakterileri öldürmek ve inhibe etmek konusunda son derece etkili olduğunu ispatlamıştır. doğru olmadığı çeşitli çalışmalarla ispatlanmış olmakla birlikte. Sabunun gram negatif bakterilerle kontamine olması bulaşta rol oynayabilir (13).7 oranında tahrip edilirler (13). n-propanol ve 303 . daha sonra uygun antiseptiklerle eller yıkanmalıdır (13). Bu nedenle de ister hijyenik tarzda ister cerrahi tipte el yıkama olsun. yıkama süresi 30 sn olursa bu azalma 1.

RSV ve Influenza virus gibi zarflı viruslara karşı etkin olmasına karşın. Bakteriler arasında direnç gelişimi çok nadirdir (13). Chlorhexidine: Chlorhexidine glukonate bir katyonik bisbiguaniddir. Gram negatif mikroorganizmalara ve funguslara etkisi daha azdır ve tüberküloz basiline minimal etkilidir. Miktar tüm eli ıslatacak kadar olmalıdır. Bakterilerde hücre duvarını yıkar ve sitoplazmada prespitasyona yol açar. Alkolden sonra tekrar el durulama ve silme işleminin olmaması suya bağlı kontaminasyon riskini. Ellerde kuruluk ve dermatit oluşturma riski su ve sabunla yapılan yıkamalardan çok daha düşüktür. Ciltte %4’ün üzerindeki konsantrasyonlar irritasyona neden olabilir. Ethanol ise % 70’lik dilüsyonları ile kullanılır. CMV. Geniş spektrumlu bir ajan olup gram pozitif bakterilere karşı iyi aktivite gösterir. Alkollerin % 50-80’lik dilüsyonları kullanılır. HIV. Larson ve ark. lavabo gerekliliğinin ortadan kalkması ek zaman ihtiyacını. Chlorhexidine’nin antimikrobiyal etkisi kan da dahil olmak üzere organik maddelerden çok fazla etkilenmez. Rota. anyonik içerikli el kremlerinden olumsuz etkilenirler. Alkolün yanıcı olması nedeniyle kullanılırken ve depolanırken dikkatli olunması gerekmektedir (13). silme işleminin olmaması da deride travmaya bağlı irritasyon ve kontaminasyon riskini ortadan kaldırmaktadır. Ancak cilt kuruluğunu önlemek için alkolik antiseptiklere ilave edilebilecek % 1-3 oranındaki gliserin gibi. %0. 3.isopropanol dür.5-7. Düşük miktarlarda (0.0 arasında maksimumdur. 1950’li yıllarda İngiltere’de geliştirilmiş ve 1970’li yıllarda ABD’de kabul edilmiştir. Bu özellik el yıkama için yeteri kadar zamanının olmadığını bahane edenler için önemli bir avantajdır. Uygulama süresi amaca göre 20 saniye ile 1 dakika arasında değişir. Kullanımı sınırlandıracak bilinen yan etkileri yoktur. inorganik anyonlar. sabun ve su ile yıkamadan daha etkili değildir. Alkoller eldeki organik maddelerin miktarına bağlı olarak inaktive olurlar bu nedenle kirli eller önce sabun ve su ile yıkanıp kurulanmalı sonra alkolle işlem yapılmalıdır. Bakteri sporlarına karşı etkisizdir. %1 ve daha yüksek konsantrasyonlarda göze temas ettiğinde konjonktivite neden olabilir. Derinin Str. Bu az miktarda alkol emdirilmiş kağıt mendiller içinde geçerlidir. Bunlar tek yada ikisi kombine edilerek kullanılabilirler. aşırı duyarlılığı olan kişilerde dikkatli kullanılmalıdır. İn-vitro olarak HSV. yumuşatıcılar hem kurumayı önler hem de alkolün daha yavaş uçarak elde daha uzun süre kalmasını sağlar.5. 3 ml’ye göre etkisinin anlamlı oranda düşük olduğunu göstermiştir.2-0. Aktiviteleri pH 5. %2 ve %4’lük dilüsyonlar arasında etkinlik yönünden çok fazla fark görülmemiştir.5) alkol uygulanması. Tarif edildiği şekilde kullanılırsa oldukça güvenlidir. Adeno ve Enteroviruslar gibi zarfsız viruslara düşük aktivite göstermektedir. Bu nedenle farklı cilt pH’sına sahip kişilerde aktivite de farklı olabilir. noniyonik surfaktanlar. 2.5-1 oranında chlorhexidine ilave edilmiş alkol bazlı preparasyonlar yalnız başına alkole göre anlamlı derecede etkindir. Gerçek allerjik reaksiyon oranı düşük olsa bile. Alkole göre daha yavaş etki gösterir. Daha yüksek konsantrasyonlarda su oranı düştüğü için denatürasyon özelliği dolaysıyla da etkisi azalır. Su veya alkol içerisinde kullanıma sunulmuş %0. 304 . Ancak sabun. corneum tabakasına bağlanarak 6 saat gibi uzun bir süre kalıcı etkinlik yaratır. 4’lük dilüsyonları mevcuttur. 1 ml alkolün.

1950-1960 yıllarında %3’lük solüsyonları hijyenik ve cerrahi el yıkamada ve hastanede bebek yıkamasında çok yaygın olarak kullanıldı. El antisepsisinde %2-10’luk farklı konsantrasyonları kullanılmaktadır. FDA 1972 yılında bebeklerin rutin olarak uzun süreli bu ajanla yıkanmaması konusunda uyarıda bulunmuştur. S.4. Daha yüksek konsantrasyonlarda etkinlik ve bununla birlikte irritan yan etkilerde artış görülür. Deriden absorbe edilir. Gram pozitif ve negatif mikroorganizmalar üzerine bakterisidal etkinlikleri vardır. funguslara ve mikobakterilere karşı daha az etkindir. Etki spekturumu geniştir. İodin (İyot) ve iodoforlar : 1800’lü yılların başından beri iodin (iyot)’un antiseptik özelliği bilinmekte ve kullanılmaktadır. Yaygın olarak kullanılan %10’luk povidon içerisinde %1 oranında iyot bulunur ve bu 1ppm serbet iyot sağlar. Bu nedenle birkaç kere ve 2-3 dakika gibi uzun süreli kullanılması önerilir. Etkili bir kompleks içerisinde serbest iyotun 1-2mg/L konsantrasyonlarda olması istenir. Yüksek konsantrasyonlarda hücre membranlarını tahrip eder ve sitoplazmayı presipite eder. Yeni doğanlarda uzun süreli kullanıma bağlı olarak hipertiroidizm gelişebilir. müköz membranlar ve vücut banyoları için kullanılmamalıdır. operasyon öncesi ve sonrasında cerrahi yara ve deri infeksiyonlarının tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle bütünlüğü bozulmuş deri. funguslar ve viruslara karşı alkollerden daha düşük aktivite gösterirler. Ancak bu yan etkisine rağmen yeni rehberlerde yinede bebek banyosu için önerilmektedir (13). Tekrarlayan kullanımlarda kümülatif etkisinden dolayı bakteri sayısını daha azaltır. Ancak iyot kompleksten daha yavaş ve uzun süre serbest bırakılır. Aktivitesi yavaştır. Deri antiseptiği olarak kullanıldığında deri üzerinde kuruduktan sonra derhal silinerek uzaklaştırılmaları gerekir. Önceleri perioperatif alanda deri antiseptiği olarak kullanılan iodoforlar iyi tolere edildikleri ve direnç gelişimi bildirilmediği için günümüzde el ve deri antisepsisinde. Hexachlorophene: Hexachlorophene bir klorlanmış bisphenoldür. Deriden absorbe olması nedeni ile bu tür kullanımlar sonucu 0. Hexachlorophene nörotoksik (vakuolar dejenerasyon) bir ajandır. Nispeten toksik yan etkileri nedeni ile sık kullanılmayan bir üründür. Deri için irritandır. Etkinlik güçlü ve alkollerdeki kadar hızlıdır. İyot’un alkoldeki çözeltisi veya uzun süreli etkinlik için % 1’lik serbest iyot taşıyan polyvinilpyrolidone veya povidon gibi bir taşıyıcı ile hazırlanmış kompleks bileşikleri kullanılmaktadır. Ancak MRSA ve VRE’lar gibi yeniden önem kazanan bakterilere karşı oldukça güçlü aktiviteye sahipler. Derideki kan ve mukus gibi organik maddelerden kolaylıkla etkilenir ve 305 . 5.aureus ve diğer Gram pozitif bakteriler üzerine çok etkilidir. Daha düşük konsantrasyonlarda ise sadece esansiyel enzimlerin yapısını ve aktivitesini bozarlar. deney hayvanlı çalışmalarda ve yenidoğan tecrübeleri ile gösterilmiştir. ancak Gram negatif mikroorganizmalara. Su içerisinde %3’lük dilüsyonları kullanılmaktadır. Burada antibakteriyal etkinliği sağlayan iyottur. mikobakteriler.6 ppm hexachlorophene kan düzeyleri ölçülebilir. Bu özellik yanık ünitelerindeki hastaların banyolarında kullanımla. Özellikle allerjik kişilerde dermatitlere neden olabilirler. Genel olarak bakteriyostatik etkinliğe sahiptir. Sporlar. Hücre duvarına penetre olan iyot oksidatif yolla bakterilerde elektron transportunu bozarlar. Ancak hızlı uçucu olan bu ajanlar iodofor formlarının geliştirilmesi ile daha güçlü bir aktiviteye ve daha geniş klinik kullanımına kavuşmuştur.1-0.

Bakteri sporları. mikobakteriler ve bazı viruslara da daha az olmakla birlikte etkilidir. Phenolic bileşiklere bir halojen molekülünün ilavesi ile yapılmış.6’lık PCMX. Gram negatif bakterilere göre. İnvitro olarak Gram pozitif bakterilere güçlü etkinlik gösterir. El ve deri antisepsisi amacı ile hazırlanmış %0. ancak Gram negatif mikroorganizmalara özelliklede P. Quaterner ammonium bileşikleri: Bu bileşikler çok çeşitlilik arzederler ve genel olarak bir nitrojen atomuna dört alkil grubunun bağlanması ile oluşmuşlardır.4. 1935 yılında da el temizliği için kullanım alanı bulmuştur. Mikobakteriler ve funguslar üzerine daha az etkilidir. aeruginosa üzerine az etkilidir ve ethylene-diaminetetraacetic acid (EDTA) ilavesi ile hem psödomonas’lar üzerine hem de diğer patojenler üzerine etkinliği artar. Alkali pH’larda etkinliği artar. Gram pozitif bakteriler (MRSA dahil) üzerine etkidir. El antisepsisinden çok sabun formunda vücut bakterilerinin sayılarını azaltmakta 306 . 8.3’lük triclosan’nın etkinlik hızları benzerdir. Bakterilerde hücre duvarının ve membranların yapısını bozar. Bunların içinde alkil benzalkonium chloride’ler antiseptik olarak yaygın olarak kullanılmışlardır. yüksek konsantrasyonlarda bazı mikroorganizmalara mikrobisit etkili olsa da. yağ asitleri ve RNA sentezi üzerine etki eder. Gram pozitif bakteriler üzerine daha fazla etkilidir. ısı. ancak noniyonik surfaktanlar ile nötralize edilirler (13). Bakterisidal etkinlik kısa süreli ve orta derecelidir. Etkisi pH. 1900’lü yılların başlarında cerrahlar tarafından preoperatif temizlik için. uygulama süresi ve konsantrasyon ile değişkenlik gösterir (13). aeruginosa üzerine zayıf etkilidir. Para-chloro-meta-xylenol (PCMX) : 1920’li yılların sonunda avrupada geliştirilmiş.5-3. Genellikle iyi tolere edilir. genel olarak bakteriyostatik ve fungustatik özelliktedir. Bakterilerin hücre sitoplazmik membranı üzerine ayrıca protein. Sitoplazmada prespitasyona neden olur. Antimikrobiyal aktivitesini sitoplazmik membrana adsorbe olarak ve geçirgenlik fonksiyonunu bozarak gösterir. Gram negatif bakterilere. ve anyonik deterjanlarla uyumsuzdur. Kalıcılık süresi 1-2 saattir. %1’lik konsantrasyonları MRSA’lara karşı etkili bulunmuştur. mikobakteriler ve viruslara karşı düşük aktivite gösterirler. 7. cetylpyridium chloride ve benzathonium chloride’de antiseptik olarak kullanılan diğer bileşiklerdir. Antimikrobiyal aktivitesi organik maddelerden çok az etkilenir. 1950’li yıllarda ABD’de kullanıma girmiştir.inaktive olur. ancak lipofilik virusler üzerine daha iyi bir aktivitesi vardır. kozmetikte prezarvatif olarak kullanılan ve antimikrobiyal sabunlarda yer alan bir bileşiktir. Organik maddelerden olumsuz etkilenir.4’ -trichlora-2’-hydroxydiphenyl ether): 1960’lı yıllarda geliştirilmiş noniyonik ve renksiz bir maddedir. Düşük deri irritanıdır.75 konsantrasyonlarında solüsyonları mevcuttur. Ancak yinede içinde bu bileşiklerin de bulunduğu el antiseptik solüsyonları mevcuttur (13). Bununla birlikte %0. Cetrimide. 6. Bu nedenle son 15-20 yıldır el antisepsisinde tercih edilmemiştir. Triclosan (2. P. Gram negatif bakteriler üzerine etkisinin iyi olmaması nedeni ile bu bakterilerle kontamine olabilir. Bu bileşikler. Antimikrobiyal etkinlik hızı orta veya düşük dereceli olarak kabul edilir. %2’lik chlorhexidine gluconate ve %0.

vücudun her hangi bir bölgesini kaşıdıktan. Derideki organik materyalden azda olsa etkilenir ve inaktive olur (13). Sabun formu %2 konsantrasyonda triclosan içerir. tuvalet kullanıldıktan sonra. katı sabunların kendileri kirlilik nedeni olabilmektedir. diğerlerinden daha etkin olduğu gösterilmiştir. Bu yüzden kişisel temizlikte su ile birlikte sabun kullanılması zorunludur. burun. Mendil kullandıktan sonra. Ancak bu solüsyonun oldukça irritan olması ve ağır bir kokusunun bulunması nedeniyle bugün el antisepsisinde nadiren kullanılır (13). puerperal ateşte hipoklorit solüsyonu ile elleri 30 saniye ovalamanın etkisini araştırmış ve anlamlı olarak etkinlik gösterememişlerdir. 5. Sabunlar sadece ellerin dezenfeksiyonu için değil. mekanik etki ile uzaklaştırılmaya çalışmakta ve temizlik tam olarak mümkün olmamaktadır. Diğer ajanlar: Semmelweis’tan yaklaşık 100 yıl sonra Lowbury ve ark. Lavabo. Sigara içtikten. hapşırdıktan sonra.kullanılırlar. aynı zamanda allerjik etkiye sahip zararlı bulaşanların da (nikel. Ancak katkı maddesi olarak klorhekzidin ve povidon-iyot içeren sıvı sabunların. katı sabunların bulunduruldukları ortamlardan ve kullanan kişilerin kullanımdan sonra sabunları temizlemeden yerine koymalarından dolayı. öksürdükten. %0. Çiğ gıdalara özellikle ete dokunduktan sonra. düşük konsantrasyonlarda ciddi deri yan etkileri görülmez. demir ve diğer allerjen metallerle tozlar) uzaklaştırılmasında en etkili yöntemlerdendir. Kulak. Ancak daha sonra Rotter. Normal sabunlarla veya katkı maddesi içeren sabunlarla eller yıkandığında bir çok mikroorganizma uzaklaştırılmaktadır. Bu yüzden özellikle toplu yaşanan yerlerde kişisel temizlikte sıvı sabunların kullanımı tercih edilmelidir. Deriden absorbe olur. Bu amaca ulaşmak için sadece su ile temizlik yapıldığında. 7. 4. kimyasal ve fiziksel zararlıların ve enfeksiyonlara yol açan mikroorganizmaların uzaklaştırılmasını (dezenfeksiyonu) sağlamaktır. Normal katı el sabunları ve sıvı sabunlar meydana getirdikleri etkiler bakımından farklı olmamakla birlikte. 2. ağız. Paraya dokunduktan sonra. Eller Ne Zaman Yıkanmalı 1. 6. 307 . tütün çiğnedikten sonra. 9. 3. Temiz olmayan çalışma alanları ve malzemeleri ile temastan sonra. Yemeklerden önce ve sonra. 8. %4’lük hipoklorit solüsyonuyla ellerin kuruyuncaya kadar ovalanmasının (yaklaşık 5dk) %60’lık isopropanol ile 1dk ovalamaya göre 30 kat daha etkin olduğunu göstermiştir. Triclosan içeren sıvı sabunların ise daha az etkili olduğu. Ancak %2’lik konsantrasyonlarda chlorhexidine %4’lük konsantrasyonlarından daha irritandır.2-2’lik solüsyonlarının antibakteriyel aktivitesi vardır. saç gibi bölgelere dokunduktan sonra. ellerin kirlendiğinden şüphelenilen her durumda. El Yıkama Sırasında Dikkat Edilmesi Gerekenler Kişisel hijyen uygulamaları içinde kabul edilen el hijyeninde amaç. hatta bazı çalışmalarda katkı maddesi içermeyen sıvı sabunlarla aynı etkinliğe sahip olduğu saptanmıştır (2).

Problem bilgi yetmezliği değil pratik noksanlığıdır. Ağır iş yükü: Eller gerçekten çok acil bir müdahale gerekmiyorsa mutlaka hasta ile her temastan önce ve sonra yıkanmalıdır. az irritan. eğer kullanılıyorsa sabunlar oluklu taşıyıcılar üzerine konmalıdır. 2. 4. Elini yıkadıktan sonra kurulama imkanı olmayan bir kişinin el yıkaması beklenmemelidir (13). deride irritasyon ve allerjik reaksiyonlara neden olmayan antiseptikler seçilmelidir. hemşire ve hastane çalışanlarının değil aynı zamanda hastalarında eğitilmesi gerekmektedir. İnançsızlık ve direnç: Öncelikle hastaya en kaliteli hizmetin verileceğine inanmak ve her hastayı en yakını gibi görmek gerekmektedir. Sabunla yapılan ön yıkamalarda kullanılacak sabunun da medikal olmasına dikkat edilmeli. pedallı türden olmalı negatif basınçla geriye hava emmemelidir. Kağıt havlu temin edilmelidir (13).El Yıkanmasında Sık Karşılaşılan Problemler 1. Bu nedenle hastaya basit bile olsa her temas öncesi ve sonrası el yıkamak gereklidir. Yönetim bunu dikkate alarak çok daha kısa sürede etkili. 5. bulaş yolları ve el antisepsisinin önemini biliyor olmalarına karşın doğru uygulamalar hakkında yeterli bilgi sahibi olmayabilirler. Düşük riskli hastalara seyrek konsültasyon: Her hasta. Seminerler ve direk uygulamalarla konu desteklenmelidir. Kullanma kapları kolla veya ayakla kumanda edilebilir. Kalıp sabunlar tercih edilmemelidir. Sadece doktor. daha az irritan ve nonallergen alkol veya alkol bazlı antiseptikleri almalıdır. Bu tür kaplar kullanımdan sonra yeniden doldurulmadan önce mutlaka steril edilmelidir. florasında diğer hastalar için risk oluşturacak patojen taşıyabilir. Şayet sabunluk tek kullanımlık değil ise her boşaltmadan sonra iyice yıkanmalıdır Bu sabunlukların içerisinde oluşan barlar mikroorganizmalar için üreme vasatı oluşturmakta ve salgınlara neden olabilmektedir. İletişim çağında hastane infeksiyonları ve ellerin hastane içerisinde patojen mikroorganizmaların hastadan hastaya geçişteki en önemli yol olduğu konusunda doktor ve hemşirelerin çoğunun teorik bilgisi normalin üzerindedir. Zaman yetersizliği konusunun gerekçe olarak gösterildiği yoğun bakım ve transplantasyon üniteleri hastane infeksiyonlarının en sık görüldüğü ünitelerdir. nonallerjen antiseptikler tercih edilmelidir.Yapılan propagandalar sonucu hastalar doktor. Bu konuda hastalar da hakları ve sorumlulukları konusunda bilinçlendirilmelidir. Doğru uygulamalar yukardan aşağıya. 3. hemşire ve hasta bakıcıya korkmadan. usta-çırak ilişkisi içersinde benimsetilmelidir. Bu uygulama el yıkama alışkanlığını % 35 oranında artırmıştır (13). Hastane çalışanları hastane infeksiyonları. En kısa sürede en etkili. Ekzama ve irritasyon gibi antiseptik kullanımını sınırlandıracak sebepler ileri sürülebilir. Yine uygun musluk. kollu sıvı dezenfektanlar ve kağıt havlu el yıkama işleminin uygulanabilmesi için gereklidir. Antiseptiklerin seçimi ve satın alma: Antiseptiklerin doğru seçimi önemlidir. Mümkün olduğunca küçük kısa süreli kullanıma uygun ambalajlarda alınmalıdır. ‘ellerinizi yıkamadan bana dokunmayın’ diyebilmektedir. Bu nedenle el antisepsisi ya hiç yapılmaz ya da 308 . Burada personelin iş yükü ağırdır ve el yıkamama için mazeret hazırdır. Eğitim yetersizliği: En düşük ihtimaldir.

Ellerinizin her yerini tam olarak yıkayın. Hem dermatitde hem de uzun tırnaklarla mikrop bulaştırmak mümkündür (13). Her hastanın mümkünse baş ucuna değilse oda içerisinde personelin kolaylıkla ulaşabileceği yerlere yeterli sayıda antiseptik taşıyıcısı ve mümkünse tek kullanımlık havlular asılmalıdır. 2. 309 . hastayı muayene etmeden veya herhangi bir tedavi uygulamadan önce hekim. Yoğun bakım ünitelerinde hasta başında uygulanacak ve diğer antiseptiklerden daha kısa sürede etkili lavabo su ve kurulama gerektirmeyen alkol bazlı antiseptikler özendirilmelidir (13). Randomize çalışmalarda vinil eldivenlerin en az % 80’inde mikro delik ve yırtıkların olduğu gösterilmiştir. Ayrıca daha uzun etkinlik ciltte yumuşaklık istenirse chlorhexidin veya iodin içeren alkol preparatlarıda kullanılabilir.3/saat olarak tespit edilmiştir.6-3. sağlık çalışanları ile herhangi bir nedenle karşılaşmaları / temasları. Ancak bu ihtimal sıcak su ve sabunla yapılan el yıkamalardan daha çok değildir. Yapılan çeşitli çalışmalarda sağlık personelinin el yıkama süreleri ortalama 4. Öncelikle ılık veya dayanabileceğiniz kadar sıcak su kullanın. Bunun en etkili yollarından birisi de hastanın gözü önünde.7-24. el sırtı ve tırnaklarınız (mümkünse tırnak fırçası ile tırnak altlarını da yıkayın). ekzema ve dermatitler : Antiseptik ajanlarla sık yıkamanın ellerde allerjik reaksiyon veya irritasyon yaratması ihtimali azda olsa mümkündür. Ellerinizi en az 15 saniye ovalayın. Yine iş esnasında bu personelin ortalama el yıkama sıklıkları 1. Ellerinizi kurutmaya ön koldan başlayın ve ellerinize ve parmak uçlarınıza doğru ilerleyin. İnsanların. parmaklar ve parmak araları.4 saniye olarak bulunmuştur. Bu personelin hasta ile teması önlenmelidir.Deride allerji. Ellerinizi kurularken ovmayın daha çok havluyu elinize vurarak kurulanın (2). Bu mikrorganizmalar eldivenlerdeki mikro yırtıklardan hastayı infekte edebilmektedir. Gliserin gibi nemlendiriciler katkı sağlayabilir. 6.5-10 saniye gibi kısa bir sürede su ve nonmedikal sabunların kullanıldığı bir ön yıkama ile iş geçiştirilir ve eldivene güvenilir. Özet (2) 1. sağlık çalışanlarının temel görevlerinden olan sağlık eğitimi için en güzel fırsatlardan biridir ve kesinlikle ihmal edilmemelidir (2). Personelde dermatit varsa hem kendisi hem de hasta için risk söz konusudur. Bu kadar önemli ve hayati bir konu tüm topluma kazandırılmalıdır. sadece hastanelere ve sağlık çalışanlarına sınırlandırılamaz. 3. Sonuç ve Öneriler Uygun ve yeterli el yıkama. avuç içleri. Bu olumsuzluklar antisepsi için su ve sabundan çok daha kısa sürede. çok daha etkili olan % 60-n-propanol. Bu durumda yoğun bakımda infeksiyonların ve dirençli suşların olması kaçınılmazdır. bilekleriniz. hemşire veya diğer sağlık çalışanlarının uygun bir şekilde ellerini yıkamalarıdır. 5. Sabun kullanın (tercihan antimikrobiyal). 6. %70-90 isopropanol veya %70 ethanol içeren antiseptiklerin kullanılması ile bir miktar giderilebilir. 4.

daha sonra da ayak sağlığını bozabilecek nasır gibi sorunlar ortaya çıkabilir. çevik ve doğanın tüm şartlarına uyum göstermesi beklenen mesleklerde daha fazla önem kazanır (5). Yıkanma işlemi yapılmaz ise çevreyi rahatsız edecek kokular. Kişilerin hareket kabiliyetini temel olarak edindiği eğitim. Ayağa uygun olmayan ayakkabılar ayaklarda deformitelere ve incinmelere yol açmakta bunun sonucunda deformiteler hatta sakatlıklar bile gözlenmektedir.El yıkama konusunda gerçekleştirilen sıkı politikalar ne hastane enfeksiyonlarının sıklığını ne de toplumda dirençli enfeksiyonların görülme sıklığını azaltabilmektedir. Oysa CDC tarafından. ayaklar soğuk su ile haftada üç kez de sabunla yıkanmalıdır. maturasyon ve sağlıklılığı belirler.Ayak Temizliği: Ayaklar her gün çorap ve ayakkabı içerisinde terlediğinden düzenli olarak yıkanmalıdırlar. el yıkama hastane enfeksiyonlarının önlenmesinde en önemli tekil neden olarak gösterilmeye devam etmektedir. etkin mekanik yapıdadır. Her akşam. işinde maluliyete ve psikolojik problemlere de zemin hazırlar. İnsan vücudunu tamamlayan sağlıklı ayaklar. Ortaya çıkan nasırlar kesilmemeli. Uygun el yıkama tekniği herkes tarafından ihmal edilmeksizin uygulanmadıkça beklenilen sonuçların alınması mümkün olmayacaktır (2). antimikrobiyal sabunlar. Vücut statik durumda öne doğru giderken hem dengeleyici hem de destekleyici olmak üzere iki işlevi vardır. 310 . giyim malzemesi olan ayakkabılar ve ayakların giyeceklerle uyumu da oldukça önem kazanmaktadır. Ayaklarda görülen hastalıklar nedeniyle hareketleri sınırlanan kişinin kendisinden beklenen görevleri yerine getirmesi güçleşirken. Bu şikayetler ayağın statik ve fonksiyonel deformiteleri ile akut veya kronik enfeksiyonlardan kaynaklanmaktadır. sağladıkları hareket kabiliyeti yeteneği ve insan sağlığına olan etkileri ile yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli organlardır. aktif bağımsız ve dolu bir hayat için esastır. Bu sporcular gibi atak. I. ilkel tedavi yöntemleri kullanılmamalıdır. hareket kabiliyetinin temel unsuru olduğu daima göz önünde tutulmalıdır. El yıkama konusuna gittikçe daha çok önem verilmekte. 4. el yıkama makineleri gibi çeşitli yöntemler denenmektedir. Ayaklarda iyi bir bakım sağlanması ve koruyucu önlemlerin alınmasıyla çoğu önlenebilir olan hastalıklar ve bunların neden olabileceği komplikasyonların önüne geçilebilir (5). Ayakların. Ancak olay kişi bazındadır ve kişisel olarak ele alınmalıdır. alkollü el temizleyicileri. Giriş Yetişkin insanların yaklaşık %70'i değişik ayak problemlerine sahiptir. Bu karışık yapının bir göstergesi de vücudun hareketli eklemlerinin yaklaşık 1/3'ünün ayaklarda olmasıdır. Yürümeyi ve ayakta durmayı sağlayan. İnsan ayağı karışık fakat dik postürde hareket etme kabiliyeti sağlayacak biçimde. AYAKLAR İnsan vücudunun ağırlığını tüm yaşam boyu üzerinde taşıyan ayaklar. destek olması açısından da vücudun vazgeçilmez unsurları olan ayakların. Bu problemler yaşla beraber artmaktadır. Her yıkamadan sonra parmak araları havlu hatta saç kurutma aracı ile iyice kurutularak mantar enfeksiyonları için ortam oluşması önlenmelidir.

Tedaviye en dirençli olanıdır. Ayağın anatomik yapısının bozuk olması. Ortak yaşama (özellikle yıkanma vb. Bakteriyel floranın etkisi. ayakların kendine özgü ve diğer hastalıkların ayak bulguları kişinin sağlığını ve yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Ayağın ıslak ve nemli olması 3. Ayak tırnakları düz olarak kesilir. 311 . 5. Ayak derisi hastalıklarının etyolojisi. Ekzematöz lezyonlar 6. En sık görülen mantar hastalığıdır. Ayak sağlığı ve temizliği için kullanılan çorap ve ayakkabı da önemlidir. yaygınlığı konusunda çok değişik rakamlar söz konusudur. Hiperkeratozik lezyonlar 5.) koşulları. parmak arasında maserasyon. Bakteriyel enfeksiyonlar 3. Konu ile ilgili yapılmış etyolojik ve epidemiyolojik çalışmalara göre ayakta görülen bu hastalıklar sıklık sırasına göre şöyledir (5).Banyoda. b. Ayak tırnaklarının yarım ay biçiminde kesilmesi tırnak batmalarına neden olabilir. bazen de veziküller ve fissürlerle karakterizedir. gerek maddi gerekse işgücü olarak birçok kayıplara yol açtığı bilinen bir gerçektir. eritem ve fissürlerle seyreder.Ayak havluları ellerin kurulanmasında kullanılmamalıdır. Dar ve kapalı ayakkabı giymek 2. Çoraplar her gün yıkanmalıdır. Özellikle çorapların pamuklu olması ayak sağlığı için tercih nedenidir. 1. Hiperkeratotik: kuru skuamlı tip olarak da bilinir. Kişi sadece kendi terliğini kullanmalıdır (7). Klinik olarak üç tipe ayrılır (4): a. Islak. 6. Ayak tabanı ve parmak aralarını tutar. Ayak Patolojileri ve Önemi Ayakların ayakkabı ile olan uyumsuzluklarına bağlı olan patolojik oluşumlar. epidemiyolojisi ve nedenlerini öğrenmek bunlardan korunmanın temelini oluşturur. Ancak hastalığın yaygın olduğu. Diğer lezyonlar (5) Ayak sağlığında mantar enfeksiyonu birinci sırada önemini korumaktadır. hamamda çıplak ayakla dolaşılmamalıdır. Tırnak patolojileri 4. deskuamasyon. Maserasyon. Sosyal-ekonomik yapının bozukluğu ve sağlık eğitiminin olmayışıdır (5).-5. nemli ve başkasının çorabı giyilmemelidir. Mantar enfeksiyonu için hazırlayıcı faktörler. Mantar enfeksiyonları 2. 4. En çok 4. Hiç kimse sağlıklı bir ayağa sahip olmadan sağlıklı olarak değerlendirilemez. Ayak anomalileri 7. hafif deskuamasyon. Tinea pedis dünyada ve ülkemizde yaygın bir enfeksiyon olup. 1. İnterdijital: en yaygın olanıdır. Tinea pedis (Atlet ayağı).

mentagrophytes en sık görülen etkenlerdir. çoğunlukla öncesinde ayak derisi veya ayak tırnağı tutulmuştur. tırnak hipertrofileri. Sentetik ayakkabı ve çorap dolayısıyla nemli.çok kaşıntılı veya ağrılı olabilen 2-3 mm çaplı. büller veya vezikülopüstüller görülür. Bunlar içinde en sık görüleni distal ve lateral subungual onikomikozdur (4). genel olarak allerjen maddenin temas ettiği yerde kaşıntılı eritemle başlayan ödem ve veziküllerle karakterizedir. yarıklara. Piyojenik koklar veya gram-negatif bakterilerle sekonder infeksiyon gelişebilir (4). onychomadesis (tırnak dağılması). Ayakta görülen allerjik kontakt dermatitlerin başlıca sebepleri (5). sıcak bir ortam oluşması. Tinea unguium. Ancak kirli. Veziküllerin açılmasıyla nemli. gergin veziküller. şeytan tırnağı. Tırnak patolojileri. Diğer tırnak hastalıkları. şiddetli olursa tırnağın tam kopmasına kadar giden değişimlere yol açabilir. tırnak yarıkları.mentagrophytes’dir. Vezikülobüllöz tip: en sık taban orta kısmı iç yan yüzünde. yüzeyel beyaz ve total distrofik onikomikoz olmak üzere dört gurupta incelenmektedir. Penisilin. hiperhidroz. tırnak kaybı. immünsüpresyon. tırnak artefaktları. hematom.rubrum ve T.kronik seyirlidir ve sıklıkla tırnak tutulumuyla birliktedir. genelde yanlış ayakkabı seçimi. tırnak gelişim defektleri ve tırnaklara gerektiği şekilde bakım yapılmamasından kaynaklanır. mantar ve ayağın diğer lezyonlarına bağlı olarak da meydana gelebilir (5). erode bir yüzey ortaya çıkar. Lizozim ve diğer enzimler de bakteri hücrelerinin duvarını eriterek onları yok eder ve böylece sağlam deri yoluyla girişler önlenmiş olur. Sağlıklı bir deride ter ve yağ bezlerinin sekresyonlarının PH'sı asit özelliğindedir. 1. çentiklere. Ayak tırnakları daha fazla etkilenir. streptomisin. travmalar sonucunda tırnağın aşırı kıvrılması ve dermatolojik hastalıklar ile kullanılan ilaçlara bağlı patolojilerdir. rengi sarıkahverengiye döner ve tebeşir gibi kırılgan hale gelir. unguis incernatus (tırnak batması). Ekzematöz lezyonlar. Ayak hastalıkları içinde ikinci sıklıkta bakteriyel enfeksiyonlar gelmektedir. travmatize olan veya hasta deride bu koruyucu özellikler çok azalmış ya da tamamen kaybolmuştur. Tinea unguium. katran deriveleri. Hiperkeratozik lezyonlar genellikle dar ayakkabıların giyilmesi sebebiyle oluşan aşırı basınç ve friksiyona cevap olarak normal derinin kalınlaşması sonucu oluşmaktadır. Bunlar doğrudan oluşabileceği gibi. 312 . onychophagia (tırnak yeme). Tek ve ara sıra olan travmalar hematomlara. damar hastalıkları sonucu kan akımının azalması kolaylaştırıcı faktörlerdir. En sık görülen tırnak hastalığıdır. En sık T. Bunların antimikrobiyal etkisi patojenik mikroorganizmaları ortamdan elimine eder. diabetes mellitus. Bu veziküller bir süre sonra açılarak tabloya sulantı ve krutlanma eklenir. T. Tırnaklar birçok yolla travma ve deformiteye uğrayabilirler. travma. Deri enfeksiyonuna en çok neden olan bakteriler streptokoklar ve stafilokoklardır. yerleşimine göre distal ve lateral subungual. kloramfenikol gibi antibiyotikler. kozmetiklerin neden olduğu bozukluklar. tik deformiteleri. En sık saptanan etken T. Ayak tabanı ve yanlarını saran hafif eritem ve belirgin deskuamasyonla kendini gösterir. proksimal subungual. El tırnaklarında tinea olanlarda. Ayrıca yağ asitleri de kimyasal etkiye sahiptir. Tırnak kısmen veya tümüyle matlaşır ve kalınlaşır. c. rubrum ile oluşur.

resorcin. bakalit ve kauçuk. İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi gelişmiş birçok ülke bilim adamları kendi insanlarının ayak ölçülerini bilimsel olarak ortaya koyup ayakkabı üretmektedirler. Madeni yağlar. Bunlarla birlikte yanlış seçilen ayakkabılar ayakta ağrılı topukların oluşmasına neden olmaktadır. 3. sandalet ve terlikler gibi giyecekler. Naylon çamaşır ve çoraplar. Ayakların fazla terlemesi ve nemlilik ise yukarıda bahsedilen allerjen maddelerin eriyerek daha tesirli bir şekilde dermatozun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. çimento ve boya. 313 .novokain. sülfamit gibi ilaçlar. üretimin bilinçli bir şekilde yapılması sağlanacaktır (5). Ayakkabı üretim yüzdelerinin belirlenmesiyle elde gereksiz numara stoklarının önüne geçilip. Bu kalıplar hem ayağı rahatsız etmekte hem de ayakkabıların daha çok yıpranması. lastik veya naylon ayakkabı. Ülkemizde ayakkabılar. Sinirlere baskı yaptığı için çok ağrı verirler ve bu ağrılar neticesinde kişiyi hareketsiz bile bırakabilirler. anormal yürüyüşler. dokuma. başka toplumların ayak morfolojisini yansıtan kalıpların ustalar tarafından kendi tecrübelerine göre değiştirilmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bunun bize sağlayacağı yararlar. Fransa. Ayakların yapısal bozuklukları. huile de cade. 2. metaller.46'sında ayak anomalileri görülmüştür. deforme olması gibi problemleri de beraberinde getirmektedir. kauçuk. 2. Bunlar mercimek veya biraz daha büyük ve ortalarında corn denilen derinin dermaya doğru inen sivri uçları olan hiperkeratozlardır. Ayak sağlığında ayak yapısının rolü büyüktür. Ayak sağlığında bu ölçülerin bilinip o nitelikte ayakkabıların üretilmesi gerekmektedir. Ayak anomalileri ile ilgili yapılan araştırmalarda farklı genetik ve kültürel faktörlere sahip bir toplumdan elde edilen bir ayakkabı standardının başka bir toplumda aynen uygulanması önemli sağlık problemlerine neden olabildiği tespit edilmiştir. madeni malzemeler gibi ev eşyaları. tutkal. Dar ve uygun olmayan ayakkabı giyenlerde ayak parmaklarının üst ve alt aralarında tabanlarda tazyik neticesinde clavus'lar meydana gelebilmektedir. reçine. Bu şekil bozukluklarının içerisinde en yaygın olanı Hallux Valgus ve daha az olarak Mallet Finger'e ait bulunmaktadır. gudron. Ayakkabıların ayağa tam uyumu durumunda. Toplumların vücut ölçümleri arasındaki farklılık ayak ölçülerinde kendini belirgin şekilde göstermektedir. Türkiye'de Türk insanına özgü ayakkabı standardizasyonu konusunda bir çalışma bulunmamaktadır. cila gibi mesleki maddelerdir (5). baume de peru. Morfolojimize uygun olarak yapılan ayakkabı kalıplarıyla imal edilen ayakkabılar sayesinde. civa. Almanya. Bunun için de ülke genelini temsil eden bir örnekle mutlaka ayakkabı standardı ölçüleri ortaya konulmalıdır (5). ayağa iyi oturmayan ayakkabılar. 4. 3. trofik bozukluklar ayakta nasır oluşumuna yol açmaktadır. benzoate de benzyle. Ayak şikayeti olan olguların %5. ayakkabıyı ayağa uydurmamız mümkün olabilecek ve ayağın rahat etmesi sağlanabilecek. Deterjanlar. 1. chrysarobine. iyot. deforme olması ve yıpranmasının önüne geçilecek. ihtiyol. Ayakların sağlıklı oluşunda en önemli faktör olan ayakkabıların ülkemizde kendi insanımızın ölçülerine göre üretimi artık zorunlu hale gelmiştir.

Spor yaparken beden ağırlığınızın 3-4 katı fazlası ayaklarınıza yük olarak biner. Ayağınızın solumasına izin vermelidir. Spor Faaliyetleri İçin Uygun Ayakkabı Seçimi (12) Ayaklarınız günlük etkinliklerinizde bile yeterince yük altına girmektedirler. burkulmasına izin vermemelidir. Bilinçli ayakkabı seçimleri yaşam süreci içinde oluşabilecek bazı sağlık problemlerini engelleyeceği gibi bazı problemlerin tedavisini de sağlayacaktır. Rasgele ve sonradan genişler düşüncesiyle alınan ayakkabılar ayak sağlığını olumsuz olarak etkiler ve basma bozukluğuna. Böylece nasır ve diğer parmak zedelenmeleri engellenmiş olur. Tabanın orta kısmı ise bükülmemelidir. Ayakkabınız bu kemerleri iyi desteklemelidir. üstü basık. Tabanda tırtıllar varsa. ayak parmaklarında şekil bozukluklarına. yüksek topuklu ayakkabılar nasır ve benzeri bir çok problemin davetiyesidir (9). Diğer yandan dayanıklı da olmalıdır. Bağcıklı ayakkabılar ayağı daha iyi kavrar ve kan dolaşımını engellemeyecek şekilde ayarlanabilir. Basketbolda) ayak bileğini de kapsaması arzu edilir. çocukluktan başlayıp bütün yaşam boyunca süren bir alışkanlık olmalıdır. Dar kalıplı . Ayağı iyi sarıp. sivri burunlu. bilek burkulmalarına. Bazı spor türlerinde (örn. Topuktan yukarıya doğru aşil kirişini koruyucu bir yastıkcık bulundurmalıdır. Ayaklar gün içindeki aktivite ile biraz büyüyeceğinden ayakkabı alırken öğleden sonraki saatler tercih edimelidir. tırnak batmalarına. Bu nedenle spor sırasındaki kullanacağınız en önemli giyim eşyası spor ayakkabınızdır. Koşu sırasında ayak parmaklarının bükülmesine izin vermelidir. Kışlık ayakkabı ilkbaharda yazlık ayakkabı ise sonbaharda alınır. Ayak problemlerinin önemli bir kısmını yanlış ayakkabı seçimi ortaya çıkarır. Ayakkabının tabanı spor sırasında maruz kalınan darbe ve basıncı emebilme özelliğine sahip olmalıdır. Ayakkabının ucu en az 45 dereceye kadar bükülebilmelidir. Ayakkabının dili ve 314 . acılı nasırlara. Öncelikle ayağımızın şekline uygun ayakkabılar seçmeye özen göstermeliyiz. Ayakkabının ön ucu esnek ve yumuşak olmalıdır. En uzun parmağımız ile ayakkabımızın ucu arasında yarım santim boşluk olmasına dikkat etmeliyiz. Aynı zamanda ayağımızın günlük değişimleriyle de uyumludur. bacak ve bel ağrılarına ve ayakta kalıcı deformasyonlara sebep olur. Ayağınızda bir sorun ya da eski bir yaralanma varsa. ayak. bunlar uzun olmamalıdır ve tüm ayakkabı tabanına yayılmalıdır. ayak mantarına. Ayakkabının topuk kısmı ise yumuşak ve kalın olmalıdır ve darbeleri rahatça emebilmelidir. hekiminize danışarak tabanlık ya da ortotik kullanılarak spora bağlı olası sorunlarınız engellenebilir. Ayakkabı seçerken kriterimiz model ve renkten önce rahatlık olmalıdır. Ayağınızda bulunan 26 kemik ve bunlarla ilişkili eklem ve bağlar ayağınızda bir uzunlamasına. Ayakkabının doğal malzemelerden imal edilmiş olmasına özen göstermeliyiz. Böylece burkulmalar ve su toplanması engellenmiş olur. Seçeceğiniz ayakkabı ayağınıza iyi oturmalıdır. Ayakkabının sayası hareketli ve sağlam olmalıdır. Ayakkabı alırken her ikisi giyilip yürürken test edilmelidir. bir de enlemesine kemer (ark) oluştururlar. ayak parmaklarını yandan sarmalıdır.Uygun Ayakkabı Seçimi Ayak sağlığına özen göstermek. ayrıca ayak tabanını iyice sarıp hareketini engellemelidir. İç tabanı arkları desteklemelidir ve taban özellikle parmakların bulunduğu uç kısmında yukarıya doğru kalkıp. çabuk yorulmaya.

Ortopedik ayakkabı ayak tabanına temas eden iç düzeni. sıkı biçimde ayağa oturanıdır. Ortopedik ayakkabının üretilmesi özel bilgi ve düzen gerektirir. Hatta mağazanın içinde yürüyerek ya da koşarak ayakkabının uygunluğuna bakın. onları kalıba almalı ve doğal koşullarda kurumalarına izin vermelisiniz (güneşte ya da ocağın karşısında kurutmayın çünkü derinin setleşmesine neden olur). Bunun için aşınmalara dikkat edin. neredeyse hiç kimse. Basış problemleri çabuk yorulmaya sebep olur. Taban düşüklüğü olanlarda böyle bir ayakkabı giyilmezse yaşlılık zamanlarında ağırlığa ayak bileği şekil bozuklukları. ayak için uygun şekli alabilir. 28 kemik ve kemikçik bir araya gelmiş. yürüyecekseniz tabanı sert. Dolayısıyla ayakkabıyı sadece dış görünüşüyle değerlendirmek yanlıştır. Ayakkabı alırken. Örneğin koşacaksınız topuk tabanı kuvvetli. ayak baş parmağının yanında kemik çıkması ve ayak parmaklarında deformasyonlara rastlama olasılığı artar. Basış bozuklukları doğru ortopedik ayakkabı kullanımıyla önlenebilir. Derinin gözenekli yapısı ayağın teneffüs etmesini sağlar. çünkü bunlar yaralanmalara ve ağrılara neden olabilirler. Taban altı basınç dağılımı dengelendiği için nasırlı bölgeler tırnak patlamaları ve bunların sebep oldukları ağrılar azalır. ayakkabılılarınızı temiz tutup. Ayakkabının iç tabanı erkenden yıpranacağı için. Ortopedik ayakkabılar vücut dengesi için çok önemlidir. Ortopedik ayakkabılar ayağın ağırlık taşıma ve ayağın hareket noktaları ile uyumludur.kenarları yumuşak kavçuklu olmalıdır. Ayağındaki basış bozukluğunun farkında olmayıp buna bağlı olarak. Ayakkabılarınızı uzun ömürlü olmaları için çorap ve ayakkabılarınızı sıkça değiştirmelisiniz. Şekli çabuk bozulmaz. iç tabanı yumuşsak ve katı topuk desteği olan bir ayakkabı önerilir. özellikle ileri yaşlarda düşen kırık. bağ dokularının ve sinirlerin harika bir uyumu ile harekete geçirilmiştir. ayakkabının dış tabanı ve saya bölümü ile beraber düşünülmelidir. Bağcıkların ayak bileği hareketini fazla engellemeden. Esneme kabiliyeti vardır. Ortopedik ayakkabı ayaktaki ağırlık taşıma noktalarını destekler. Dolayısıyla fazla kilolardan kurtulmak 315 . onu değiştirmenizde yarar vardır. En uygun ayakkabı ayağı sıkmadan. Ortalama 750-800 km'lik bir koşu mesafesinden sonra aşınmalar had safhaya ulaşır. dinlendirmelisiniz. Düzenli spor yaptığınız durumda. Birinci ayak parmağı ile ayakkabı ucu arasında 1 cm'lik boşluk olmalıdır. Yürürken ayak kaslarına ve kemiklerine dengeli yük binmesini sağlar. Çocuklara giydirilen ayakkabılar sağlıklı ayak ve bacak gelişimini destekler. çatlak ve ciddi kas zedelenmeleriyle karşılaşanlar vardır. sporda giyeceğiniz çoraplarla ve öğleden sonra deneme yapın. İmalatta kullanılan malzemenin doğal deri olması sağlıklıdır. Ayak kemiklerinin doğru teşekkül etmesine yardımcı olur. tenis oynayacaksanız yanları destekli. İçine yerleştirilen özel destekleyiciler bitmiş bir ayakkabıya takıldığında dışarıdan görünmez. Yapacağınız spor türüne uygun ayakkabılar bulunur. ayakkabınız 6-9 ayda aşınacaktır. ayaklar sağlıklı oldukları sürece bir nebze olsun onları düşünmez. Ortopedik Ayakkabı Kullanımı Yürümeye başladığımız andan itibaren seçilen doğru ayakkabılar her zaman vücut sağlığımızın destekleyicisidir. kasların. Ancak ayak parmaklarınıza da yeterince hareket olanağı sağlamalıdır. Vücudumuzun bütünü ile ayaklar üzerine bindiği ve bu yükü bir ömür boyu taşıdıkları halde. mümkün olduğunca yukarıda bağlanması arzu edilir.

a. Ayakkabılar seçilirken ayağı sıkmayacak. Yazın kapalı ayakkabı kullanmamalıdır. Yorgun ayakları dinlendirmek için ılık su ile yıkadıktan sonra kremle masaj yapmalıdır. Böylece kişinin yorulmasını geciktirir. yere saçılmış bilyeleri ayak parmaklarıyla toplayıp bir kutuya atma. b. a. e. Ayak kaslarını ve kemerini güçlendirmek için ayak altında oklava yuvarlama. kalp damar cerrahisi uzmanı doktorlar ve fizyoterapi uzmanları birlikte çalışmalıdır. Ayak bakımına özen gösterilmelidir. çok geniş olmamalıdır. Sonuçlar Ayak sağlığını korumak için koruyucu tedbirleri almak ve bunları belirli bir disiplin içinde değerlendirmek gerekmektedir. Kalitesiz malzemeden (lastik) üretilmiş ayak giyeceklerini kullanmamalıdır. kan dolaşımını engellemeyecek ve ayakkabı içinde kıvrımlar yapmayacak nitelikte olması sağlanmalıdır. Vücudun rahat taşınmasını sağlar. Doğru bir ortopedik ayakkabı omuriliğin duruşunu destekler. 2. Çorap büyüklüğü ayakla uyumlu olmalıdır. verimliliği artırır. Sıcak mevsimlerde ayağın terleme olasılığı fazla olduğundan bu dönemlerde ayakları kuru tutmak için pudra. Nasır. Ayakkabının ayağa uyumlu olmasını sağlamalı ve ayak travmaları engellenmelidir. Bu amaçla genel pratisyen doktorlar. genişlik. Hanımların giydiği yüksek topuklu dar ve basık kalıplı ayakkabılar dolaşımı olumsuz yönde etkiler ve şikayetlerin artmasına sebep olur. Doğru ayakkabı ve sandaletler ayağı egzersiz yaptırır (9). d. Bu amaçla. solüsyon kullanıp ayakları havalandırmalıdır. ortopedi. Ortopedik ayakkabılarda bulunan özel derinlik. geriyatri. Uzun süre ayakta ve hareket halinde olmamaya özen gösterilmelidir. 316 . c. hiçbir yerini sıkmamalı. 1. Ortopedik ayakkabı kullananların yorulmadan uzun mesafeler yürüyebildikleri tespit edilmiştir. Bunun yanında genel olarak ayakların korunmasında aşağıdaki önlemlerin alınması gereklidir (5). Ayakkabılar yürüme ve durma hallerinde ayağın şekline tamamen uyacak tarzda olmalı. b. f. dahiliye. Bacak damarlarında varis ve dolaşım problemi olanlarda ortopedik ayakkabı özellikle ayakkabı kullanımı tavsiye edilir. Doğal malzemeden mamul olması sürekli kapalı ortamda bulunan ayakların cilt sağlığının korunması için önemlidir. a.yada kalp sağlığı için yapılması gereken egzersizler bu sebepten ihmal edilir. kumda çıplak ayakla yürüme egsersizleri yapılmalıdır. b. Bunun sağlanması için. Derinin buharlaşmasını engelleyen sentetik çorap kullanılmamalı ve her gün çorap değiştirilmelidir. Ayaklarda aşırı terleme ve maserasyon engellenmelidir. 3. Ortopedik ayakkabı ayakta önemli taşıyıcı noktaları desteklediği için yürüyüşü rahatlatır. batık tırnak ve mantar gibi rahatsızlıkların oluşmasını engeller. Ortopedik ayakkabı sadece ayak için değil bütün vücut için faydalıdır. bağcık ve sağlıklı topuk yüksekliği kanın damarlarda rahatça dolaşarak kalbe geri dönmesine yardımcı olur.

kan dolaşımı problemi olanlar ve kalp hastalarının tırnaklarının başkaları tarafından kesilmesi daha doğrudur. Her gün aynı ayakkabıyı kullanmayın. Derinizin renginde tekrarlayan bir leke olup olmadığına dikkat etmelisiniz. 5. Yara ve enfeksiyona açık ortamlarda yalınayak yürümeyin. Kalınlaşan veya düzensiz büyüyen tırnaklar mantar belirtisi olabilir. yaraları inceleyin. 3. Her gün ayakkabı değiştirmeli ve iş yerinde yapılan işin niteliğine uygun ayakkabı kullanmalıdır. Bu temel bilgiler ışığında ayak sağlığında dikkat edeceğimiz temel kuralları şöyle sıralıya biliriz. 8. Ayak ağrılarını kulak arkası etmeyin. Ayak parmaklarınızın aralarında baskı belirtisi veya çatlak 317 . Ayak tırnaklarına gerekli özen gösterilmeli. koşu ayakkabısı giyin. Sandalet giyiyorsanız güneşli havalarda vücudunuz gibi ayaklarınızı da krem leyin (9). Cildinizde ve topuğunuzda yara ve çatlaklar oluşabilir. 6. Aşırı yıpranmış ayakkabıları mümkünse kullanmayın. Gerekli özeni gösterdiğiniz takdirde. 1. özellikle parmak aralarını düzenli olarak yıkayın ve çok iyi kurulayın. 7. Ayakkabı alışverişinizi ayaklarınızın şiş durumuna denk getirin. Ayakkabı seçiminde halihazırda bir kalıp karmaşası söz konusu olduğundan. Diyabetliler için Ayak Bakımı (10) Diyabetliler için ayak bakımı çok önemlidir. 6. Türkiye çapında multidisipliner bir katılımla antropometri çalışması yapılmalı ve Türk ayakkabı standartları çıkarılmalıdır (5). Ayağın herhangi bir yerindeki büyüme normal addedilmez. topuklarınızda çatlaklar olmamalıdır. Ayak cildiniz hasarsız ve yumuşak olmalı. sinirler hassasiyetini yitirebilir. Ayağınızı. Giyimin (özellikle ayak giyeceklerinin) sağlıkla olan ilişkisi konusunda sağlık eğitimi verilmelidir. ayak derisinde tekrarlayan sertlik veya nasır. bunların neden olacağı olumsuz sonuçları önlemeniz mümkündür. Ayakkabının ayağa göre olması önemlidir. 4. Ayak tırnaklarını düz kesin ve çok kısaltmayın. 7. 2.c. Tırnakların kenarını kesmeyin. yapılacak iş markaya bakmadan en uygun ve en rahat ayakkabıyı seçmektir. 5. Ayakları devamlı kuru ve temiz tutmalıdır. Yıllar sonra ayaklardaki kan dolaşımı yavaşlayabilir. Günlük ayak muayenesi: Ayaklarınızı her gün incelemelisiniz. Batık tırnaklara neden olabilir. 8. Çünkü bu gurup enfeksiyona eğilimlidir. Örneğin koşarken gündelik ayakkabınızı değil. Şeker hastaları. 4. Yaptığınız etkinliğe uygun ayakkabı seçin. Kalıcı ağrı varsa bir uzmana görünün. Bu inceleme esnasında kontrol etmeniz gereken noktalar aşağıda sıralanmıştır. Ayaklarınızdaki ısı ve renk değişmelerini. fazla uzatmamalı ve mümkünse pedikür yapılmalıdır.Tırnaklarınızın etrafında kızarıklık ve şişlik olmamalıdır.

Kuru ciltte çatlak ve yarıklar kolayca oluştuğu için ayaklarınızı yıkadıktan sonra kremlemeli. bunlar ayaklarınızın esnekliğinin bozulmasına neden olur. Patlamasını önlemek için üzerine bir parça gazlı bez yerleştirebilirsiniz. masaj ve egzersiz yararlı olur. Ayağınızı sabunla temizledikten sonra durulayıp. Eğer ayağınızda siğil varsa banyoda ve yüzme havuzlarında yalın ayak olmaktan kaçınmalısınız. Ayak temizliği: Ayaklarınızı her gün ılık suda 5 .olmamalıdır. sıcak su ve ütü ile ısıtmaktan kaçınmalısınız. terliyorsa pudra sürünüz. Üst üste binen parmakların arasını pamukla desteklemelisiniz. pedikür yapılmamalıdır. Tırnak batmalarının tedavisi cerrah tarafından yapılmalıdır (11). Nasırlı cilt: Eğer ayaklarda nasır oluşmuşsa. Kendiliğinden de iyileşebilen siğiller. Ayak polikliniklerinde nasırları düzenli temizlenen ayaklarda. Ayakların ağrıyı hissetmediği unutulmamalıdır. asla nasır ilacı kullanılmamalıdır (11). Kuru cilt: Ayak cildiniz çok kuru olmamalıdır. Ayaklarınızın bazı bölümlerini görmeniz zor oluyorsa bir ayna kullanarak sorunu çözebilirsiniz. Ayağınızdaki kabarcıklara çok dikkat etmeli ve kesinlikle patlatmamalısınız. Yanık olasılığına karşı ayaklarınızı elektrikli battaniye. Ayak tırnakları: Ayak tırnakları mümkün olduğunca düzenli olmalıdır. Yıkama işleminden sonra. Tırnaklar kesilirken çok dikkat edilmelidir. Kabarcıklar: Ayaklara fazla iş yüklendiğinde veya uygun olmayan ayakkabılar giyildiğinde kabarcıklar oluşabilir. Nasırlar bıçak. Tırnakları düz bir şekilde kısaltınız ve derin kesmekten kaçınınız (10). diabetik ayak polikliniğine başvurulmalı ve özel cihazlarla nasır temizliği yapılmalıdır. oluşma riski olan her iki ülserden birini önlemek mümkündür. ayak cildiniz kuruyorsa alkolsüz yağlı krem. makasın ucu sivri olmamalı. Uzun süren ayak banyolarından kaçınınız. küçük olsalar bile tedavi edilmelidirler. Parmak aralarının kurulandığından emin olunuz. Ayak yaraları: Tüm özeninize rağmen. Ayağınızda fark ettiğiniz küçük yaraları gazlı bez ile kapatmalı ve akıntı 318 . Siğiller: Siğil enfeksiyonu hem çocuklarda hem de erişkinlerde görülebilir. Giydiğiniz ayakkabı ve çoraplar çok sıkı olmamalıdır. fakat parmak aralarında krem kalmamasına dikkat etmelisiniz. Eğer ayaklarınız gün boyu sıcak ve nemli olma eğiliminde iseler parmak aralarına talk pudrası sürebilirsiniz. zaman zaman ayağınızda muhtelif yaralar oluşabilir. Tırnaklar düz kesilmeli. Ayak sıcaklığı: Ayaklarınızın üşümeye eğilimi varsa. makas yardımı ile kesilmemeli. Banyodan sonra tırnakları yumuşakken düzeltmek daha kolay ve uygun olur. topuk gibi basınç altında bir yerde oldukları taktirde. Her şeye rağmen patlamışsa ve akıntı yapıyorsa gecikmeden doktorunuza başvurunuz.10 dakika beklettikten sonra sabun ile yıkayarak temizleyiniz. jilet. kurulayınız.

Ayakkabı seçimi çok önemlidir. Kaldırırken cildinizi zedeleyebileceği için flaster kullanmayınız. Ayakkabı seçerken uzman yardımı almak gerekir. Kullanacağınız tabanlıklar. ayağa uygun ve rahat ayakkabılarla önlenebilir. Ayakkabı almadan önce bir kağıdın üzerine ayağınızın sınırlarını çizerek ayak kalıbınızı çıkarabilirsiniz. Günün son saatlerine doğru ayaklarınız şişebilir. bir veya birkaç tırnağınıza baskı yaparak olumsuz sonuçlara yol açabilir. Eğer egzersiz sırasında spor ayakkabılarınız dar geliyorsa. Yeni ayakkabılar alıştıra alıştıra giyilmelidir (9). nasırlı deri ve yara oluşumunu önlemek için kullanılır. Diğer taraftan ayak uzunluğunuz şişme nedeni ile gün boyunca değişime uğrayacağı için bir yerine iki ayakkabı kullanmanız daha sağlıklı olabilir. Ancak bu olanakların kısıtlı olduğu koşullarda yumuşak ve hava tabanlı spor ayakkabıların giyilmesi de ülserin gelişimini önleyebilir. ayağı sarmalı ve şeklini muhafaza edebilmelidir. Çünkü kuvvetli egzersizler ayakların uzunluğunu arttırırlar. çorap ve tabanlık gibi koruyuculara dikkat etmelisiniz. Eğer böyle bir durum yoksa gazlı bezi günde iki kez değiştirmeniz yeterlidir. Spor ayakkabıları: Bu ayakkabılar günlük ayakkabılardan geniş olmalıdır. Çoraplar: Sağlığa en uygun çoraplar yünlü veya pamuklu olanlardır. Diyabetliler için ayaklarını dış etkenlere karşı korumak çok önemlidir. Uygun olmayan ayakkabılar nasır. Ancak uygun ayakkabıların giyilmesi ve iyi bir ayak bakımı ile yaraların önüne geçilebilir. Günlük ayakkabılar: Ayak yaralarının yaklaşık yarısı. dar ayakkabılar asla kullanılmamalıdır. kirlendikçe değiştirmelisiniz. Bu kalıbı alacağınız ayakkabının içine koyup deneyerek daha rahat karar verebilirsiniz. Sivri burunlu. siğil. Yalın ayak yürümekten kaçınmalı. adele sıkışması gibi sorunlar yaratır (10). En doğrusu ayağın yeni bası noktalarının saptanması ve ona uygun tabanlık ve ayakkabı yapılmasıdır. Tabanlıklar: Tabanlıklar ayakkabının yarattığı basınç ve buna bağlı nasır. Ayakkabılarınız yumuşak deriden ve kapalı olmalıdır (11). Bu nedenle satın alacağınız ayakkabıların seçimi için öğle vakti daha uygundur. Lastik botlar: Yağmurlu havalarda çok pratik olmakla birlikte bu botlar aynı zamanda sıcak ve nemli bir ortam yarattıkları için sağlığa uygun değildir. Ayrıca ayak parmaklarınızın çorabın içinde rahat hareket edebilmesi için dar olmamasına dikkat 319 . ayak ve ayakkabınızla orantılı olmalıdır. Temel ayak fonksiyonlarınıza engel teşkil etmemeli ve kenarları sert olmamalıdır. kullandığınız ayakkabılara. Naylon çorap giymeyi tercih ediyorsanız. Ayakkabınızın genişliği ayak genişliğiniz kadar olmalı. Bu nedenle. Yaranızın iyileşmesi gecikiyorsa lütfen doktorunuza başvurunuz. sert yerlerini dışa doğru çeviriniz. sert tabanlı. Ayakkabılar: Ayaktaki şekil bozukluklarının düzelmesi mümkün değildir.yapıp. özellikle diyabetli çocukların ayaklarının gün boyu lastik botların içinde kalmasına izin vermemeniz yararlı olur. Çünkü diyabet hastaları farkında olmadan ayaklarına iki numara küçük ayakkabı alabilirler.

Ayak parmaklarınızı gerin ve 20 saniye gergin tutun. bu hareketi 5 kez tekrarlayın. Aynı hareketi iki ayağınızla aynı anda tekrar yapın. Ayak cildinizin bakımını ihmal etmeyiniz. ağız ve dişlerin görevlerini tam olarak yapabilmeleri durumu “ağız ve diş sağlığı” nın varlığını gösterir. çatlak gibi şüpheli bir belirti olup olmadığını kontrol ediniz. Ayak ısınıza dikkat ediniz. Sonra ayağınızı küçük parmağınıza doğru bükerek basınç uygulayın. 5. Aynı zamanda merdiven çıkmak asansör kullanmaktan daha iyidir. A ve D vitaminli besinleri. Ancak hayatı doğrudan tehdit etmediği için gereken önem verilmemektedir. Kişinin dişlerinin sağlıklı olup olmayışı kimi etmenlere bağlıdır. Ayakkabı seçerken uygun ve rahat olanını tercih ediniz. Bir kalemi ayak parmaklarınızın yanına paralel olarak 1 cm uzağına koyun. sebze ve meyveleri yeterince alıp almamasıyla ilgilidir. Ayaklarınızı açık fakat paralel olarak yere koyun. Tüm basınç önce baş parmakta toplanıp. Bunların en önemlisi. Aynı hareketi diğer ayağınızla da yapın. Yapacağınız egzersizlerin ayak ve bacak kaslarının güçlenmesinde ve yaraların önlenmesinde yararlı olacağını unutmayınız. Her iki ayağınıza bu egzersizi iki üç kez uygulayın. Ayak baş parmağınız yere değene kadar topuğunuzu yukarı kaldırın. Kişinin beslenme alışkanlığı ve diş 320 . Özet Diyabetlilerin ayak bakımı önemlidir. Böylece ayağınızın iç kısmındaki kaslar çalışmış olur. sindirimin olumsuz etkilenmesine yol açar (7). Ayak egzersizleri: Bacak arka kasları için ayağa kalkın. sonra küçük parmağa doğru ilerleyecektir. fakat bu esnada derine kaçmayınız. Aşağıdan yukarıya çıkmakta zorlanıyorsanız yukarıdan aşağı inmeyi tercih edebilirsiniz. Her gün yarım saat yürümek ve daha sonra süreyi arttırarak devam etmek hastalara zarar vermez. Ağızdaki olumsuzluklar diş sağlığının bozulmasına.AĞIZ ve DİŞLER (7) Diş ve diş eti hastalıkları ülkemizde ve dünyada en önemli sağlık sorunları arasındadır. Sonra ayaklarınızı sallayın. Aynı uzaklığı daha kısa sürede yürümek de çok yararlıdır. Ellerinizi dizlerinizin üzerine. nasır. Dikişli çoraptan kaçınılmalıdır (9). örneğin süt. Yürüme: Normal yürüme kan dolaşımı problemi olan kişilerde uygulanabilecek en kolay egzersizdir. Ağızda ve dişlerde yapısal ve işlevsel herhangi bir bozukluğun olmaması. Ayak kasları ve çatlaklar için bir sandalyenin üzerine oturun. Ayak parmağınız üzerinde yükselebildiğiniz kadar yükselin. fosfor. Şeker hastaları için ayaklarını dış etkilere karşı korumanın ne kadar önemli olduğunu unutmayınız. Diyabetlilerin ayaklarına gösterecekleri özen yaşamlarını daha da kolaylaştırır.ediniz (10). Ayağa kalkın. Tırnaklarınızı düz bir şekilde kesiniz. Fazla soğuk ve fazla sıcaktan kaçınınız. rahim içi yaşamı döneminde annesinin kalsiyum. Bir elinizle bileğinizi kavrayın ve ayak baş parmağınızı kaleme doğru hareket ettirin. Bu nedenle: Ayaklarınızı her gün düzenli olarak inceleyerek yara. Durabildiğiniz kadar durup ayaklarınızı indirin ve sallayın. ayaklarınızı zemine koyun. Ayaktaki kaslar için bir sandalyenin üzerine oturun.

Diş Çürümesi: Diş çürüklerinin oluşmasında üç temel etmen bulunmaktadır: Duyarlı bir diş yüzeyi. eklemler vb. Eklem romatizması. Çürük daha da ilerlerse diş özü bölgesinde ve çene kemiği içerisinde cerahat oluşmaya ve birikmeye başlar. Dişlerin ağrımaması sağlıklı olduğu anlamına gelmez. karmaşık ve pahalı tedaviler gerekebilir. Doğal dişlerin uzun süre dayanmasında ağız ve diş bakımının önemi çok büyüktür. Besinlerin tatlandırılması için kullanılan şekerli maddelerin içinde bulunan asit. Kalıcı dişlerin erken dökülmesi beslenme sorunlarına neden olur. kalp hastalığı gibi bir çok hastalığın oluşumuna neden olabilmektedir (7). Ağızda dişlerin çürümesi diğer organların sağlığını da bozar. 1. ve bakterilerin kendilerinin oluşturdukları asit diş minesinin erimesine neden olur. Diş plağı. yapışkan bir madde haline getirir ve dişler üzerine yapışmasını sağlar. Kalp. Diş çürüğü dişte oyuklar yaparak dişin yapısını bozan ve kendi kendine iyileşmeyen bir hastalıktır. şekerli gıdalardır. Ağız ve diş sağlığında en önemli iki hastalık diş çürükleri ve diş eti iltihaplanmalarıdır. Hiçbir şey kendi doğal dişlerimizin yerini tutamaz. Enfeksiyonların sürekli yinelenmesine neden olan bir odak oluşturabilir. Diş çürüklerinin tedavi edilebilir dönemde belirlenmesi için ağrı oluşmasını beklemeden senede en az iki kez diş hekimine giderek dişlerin muayene ettirilmesi gerekir. mikroorganizmalar için elverişli yiyecek artıkları. Yemeklerden sonra dişlerin fırçalanması ve diş ipi kullanarak yemek artıklarının çıkarılması dişlerin çürümesini. alttaki tabakada geniş ve derin bir oyuk meydana getirir. Böylece oluşan erime bölgelerinden giren mikroplar kolayca alttaki yumuşak dokuya ulaşabilirler.temizliğine verdiği önem de diş sağlığını etkiler (1). Diş minesinin erimesinden sonra çürük hızla ilerler. Diş çürüğü diş özüne doğru ilerledikçe dişler ağrımaya başlar. diş etlerinin önemli hastalık nedenlerinden birisidir. Diş hekimleri gerektiğinde dişlerin filmini çekerek gözle görünmeyen diş oyuklarını da belirleyebilirler. Diş çürüklerinin erken dönemde tanınması dişlerin kaybedilmesini engelleyebilir veya en azından geciktirebilir. Dişler düzenli olarak fırçalanır ve bakımlarına özen gösterilirse mikroplar onlara zarar veremezler. diş eti hastalıklarının oluşumunu ve ilerlemesini önler. yapılarda önemli sağlık sorunlarına yol açabilen enfeksiyonlara kaynaklık edebilir (7). Bu birikintilere plak denir. Buna diş apsesi denir. mide ve sindirim sistemi bozuklukları. Besinler içinde diş çürümesine en çok neden olanlar karbonhidratlar. Neredeyse bütün sistemleri olumsuz etkileyen sürekli enfeksiyon odağı haline gelebilir. Bu plaklar bakterilerin diş üzerinde tutunmalarını da kolaylaştırılırlar. 321 . Diş sağlığının bozulması vücuttaki diğer organları da etkileyebilir. kalp ve böbrek hastalıkları. Dişler iyi temizlenmeyecek olursa ağız içerisindeki bakteriler yiyecek artıklarındaki şekerli maddeleri kullanarak onu saydam. yani kabaca. hem de sosyal ve ekonomik açıdan önemli katkılar sağlar. bunların parçalanmasına ve asit oluşumuna yol açacak mikroorganizmaların varlığı. Diş ağrısının olması için diş çürüğünün çok ilerlemiş olması gerekir. böbrek. Ağza takma diş takılmasına olan ihtiyacı azaltır. Diş eti hastalıkları kimi zaman diş yuvasının bulunduğu çene kemiğinin erimesine kadar ilerleyen bir etki yapabilir. Eğer diş hekimi tarafından daha başlangıcında tedavi edilmeyecek olursa çürük diş için daha zor. Bu hem sağlık açısından.

Diş eti hastalıkları en önemli diş sağlığı sorunları arasındadır. sinüzit. Başlangıç döneminden itibaren diş etleri kolay kanar. En içte ise diş özü vardır. Ağız hijyeninin bozukluğu ile yakından ilişkilidir. Düzensiz dişler konuşma bozukluklarına ve görünüm bozukluklarına neden olabilir. diş çürükleri ağız kokusuna neden olabilir. Bunun sonucunda çıkan kalıcı dişler birbiri üzerine gelecek biçimde yerleşebilirler. Çene kemiği içinde kalan bölümüne ise dişin kök bölümü adı verilir. sindirim sorunları. Ağız ve Diş Sağlığı Nasıl Korunur? Diş hastalıkları ve diş sağlığının korunması açısından erken tanı çok önemlidir. ceviz vb. Çocuklarda hatalı olarak kullanılan bazı ilaçlar da dişlerde renk değişikliğine neden olabilir. Diş üzerindeki plaklar bunun en önemli nedenidir. Diş çürümelerinin önlenmesinde sularda yeterli flor olması. Bu nedenle yılda en az iki kez diş hekimine muayene olunması önerilir. Bunun altında daha yumuşak bir yapı vardır. 4. Canlılığını kaybetmiş olan dişler gri renkte görülür. kötü ağız kokusuna yol açarlar. Dişler sert cisimlerle karıştırılmamalı. Çiğneme ve temizleme güçlüğü yaratırlar. diş yuvaları ve ağız tabanındaki iltihaplanmalar genel olarak diş eti hastalığı olarak bilinmektedir. Diş minesinin koruyucu etkisi ortadan kalkar (7). Dişlerde gelişim bozuklukları varsa erken dönemde özel diş hekimliği dallarında uzmanlaşmış birimlere başvurularak gerekli tedavi sağlanmalıdır. Burada bol miktarda damar ve sinir bulunur. Düzensiz dişlerin en önemli nedeni süt dişlerinin zamanından önce yitirilmesi olabilir. Diş kökü diş yuvasında çene kemiğine özel doku uzantıları ile sıkıca bağlanmıştır. aşırı tatlı ve şekerli yiyeceklerden olabildiğince kaçınma bunlar yendiğinde ve diş eti hastalıklarının önlenmesi için de diş fırçalama ve düzenli diş hekimi kontrolleri önemlidir. Düzensiz dişler. Sigara dişlerde renk değişikliği yapar. bademcik iltihabı. Bunlar diş minesinin çatlamasına ve bakterilerin etkisinin artmasına neden olur. Diş eti hastalıkları. solunum sistemi hastalıkları. Diş eti kanamalarında diş hekimi muayenesi zorunludur. kabuklu yiyecekler dişlerle kırılmamalıdır. alt ve üst çene arasındaki ilişkinin bozulmasına neden olabilir. Bu nedenle hekim önerisi olmaksızın ilaç kullanılmamalıdır (7). Tedavi edilmeyen diş eti iltihapları çene kemiğinin de iltihaplanmasına ve zarar görmesine yol açabilir (7). Bazı metabolizma hastalıkları da ağızda kendine özgü kokular yapabilir.2. 322 . Ağız kokusu olduğunda nedeni araştırılmalıdır. Ayrıca. diş ipi kullanılması. Bu bölüme dişin boyun bölümü denir. Aşırı asitli ve şekerli yiyecekler mikroorganizmaların etkisini artırır. Aşırı derecede flor dişlerin sararmasına neden olabilir. Dişlerin Gelişim Bozuklukları: Ağızda kapanma bozukluklarına neden olan diş düzensizlikleri dişlerin çürümesini kolaylaştırır ve daha erken dönemde dökülmesine yol açar. Diş etleri. Hamilelikte ve süt çocukluğu döneminde kullanılan antibiyotikler ve bazı ilaçlar dişlerde kalıcı renk değişikliklerine neden olabilir. İltihaplı diş etleri kolayca kanar. Sigara içenlerin dişleri kahverengimsi bir renk alır. 3. Diş Eti Hastalıkları: Dişin diş eti dışında görünen bölümü diş minesi denilen sert bir tabaka ile kaplanmıştır. Diş gövdesi diş etine ve onun altındaki kemiğe girdiği bölümde daralır. Bu hal sosyal ilişkileri de etkiler. ağız bakım yetersizliği ağız kokusuna neden olabilir. fındık. düzenli olarak dişlerin fırçalanması.

Dış 323 . Kulaktaki salgı ile toz ve diğer partiküller birleşerek kulak kirini meydana getirir. Diş fırçaları birkaç ayda bir. Sağlıklı diş etleri fırçalama sırasında kanamaz. Ortada kalan ip bölümü işaret parmağı ile geriye doğru itilir. d. Daha sonra dişlerin iç yüzeyleri aynı şekilde fırçalanır. Atılmayan kulak kiri bazen kulak yolunu tıkayarak işitmeyi engeller. Kulak kanalındaki salgı bezleri kulak kanalına yağlı salgı salgılarlar. Diş parlatma tozları diş hekimi önerisi olmadıkça kullanılmamalıdır. İp. Bu sırada diş etinin kesilmemesine özen gösterilmelidir.Uygun fırça seçildikten sonra dişler en az günde iki kere düzenli olarak fırçalanır. buşonu çekmek çok zararlıdır. Fizyolojik olarak çiğneme esnasındaki kulak kiri parçalar halinde dışarı atılır. yumuşak ve daireler çizecek biçimde. Bunlarla ilgili önerilerini almak üzere diş hekimine başvurmak gereklidir. Diş Fırçalama Tekniği: Dişlerimizi korumanın en etkili yolu düzenli olarak fırçalamaktır. Aşırı kullanımlar diş sağlığı açısından zararlıdır. dişler arasından geçirilir. 6-KULAK TEMİZLİĞİ (6) Dış kulak yolu ve kulak kepçesi arkası çok çabuk kirlenen bölgelerdir. Diş fırçalamanın ilk adımı doğru fırça seçimidir. ön dişlerden arka dişlere doğru yapılmalıdır. Bu hareket sırasında sert olunmamalıdır. İpin bir bölümü ortada kalmalıdır. İp diş etine kadar indirildikten sonra ağız boşluğuna doğru diş aralarını sıyıracak biçimde indirilir. Dış yüzeylerden başlayan fırçalama sert darbeler halinde değil. 6. En uygun fırça naylon ve orta sertlikteki fırçalardır. Gerektiğinde ara yüzlerin etkin olarak fırçalanmasını sağlamak üzere ara yüz fırçaları kullanılır. Diş ipinin bir bölümü bir elin orta parmağına diğer ucu da diğer elin orta parmağına dolanır. Bu artıklar en önemli çürük nedenlerindendir. c. Dişler fırçalandıktan sonra diş ve diş eti çizgisi ile dişler arasında kalan yemek artıklarının temizlenmesi için diş ipi kullanılır. Diş fırçası 45 derecelik açı yapacak biçimde tutulur ve diş eti hizasından başlanarak ağız boşluğuna doğru fırçalamaya başlanır. Otuz santimetre kadar diş ipi alınır.5. Daha sonra fırça. Aynı uygulama diğer bir parça ip alınarak alt dişler için de tekrarlanır (7). a. Diş İpi Kullanımı: Diş ipi diş aralarında kalan yiyecek artıklarının uzaklaştırılması açısından çok yararlı bir araçtır. en geç altı ayda değiştirilmelidir. diş etinden ağız boşluğuna doğru hareket ettirilir. Ağız içinde kolay hareket ettirilmesi ve arka dişlere rahat ulaşabilme açısından fırçanın kafasının fazla büyük olmaması tercih edilir. a. Diş fırçası kişiye ait bir araçtır. c. Daha sonra dişlerin çiğneme yüzeyleri fırça düz olarak ileri geri hareket ettirilerek fırçalanır. Fırçalama işleminin en az iki-üç dakika sürmesi gerekir. Bu tıkaca buşon denir. Dış kulak kanalını herhangi bir cisimle temizlemeye çalışmak. Diş fırçalanmasında fırçanın duruşu dışındaki temel hareket aynıdır: Fırça diş eti çizgisine eğimli olarak yerleştirilir. Bu işlemde fırça eğik tutularak. Bu durum bozulmadan küçük dairesel hareketlerle dişler fırçalanır. b. b. Diş macunu ağıza verdiği hoşa giden koku ve his nedeniyle diş fırçalanmasını kolaylaştırır. bir fırça boyu kadar kaydırılarak fırçalama sürdürülür.

ancak dışkının her milimetre küpünde milyonlarca bakteri bulunur. Bunlar bağırsaklarımızdan atılmış olmasına rağmen. Ayrıca bu dönemde erkek ve kızların üreme organlarının etrafında ve koltuk altlarında kıllanma başlamıştır. 7-CİNSEL BÖLGENİN TEMİZLİĞİ (7) Ergenlik dönemiyle birlikte kızlar ve erkeklerde üreme organlarında bazı değişiklikler olmaya başlar. Dışkılama sonrası temizlik. şişme. Bu nedenle özellikle dışkılama sonrası temizliğin özenle yapılması çok önemlidir. daha sonra yine el değdirilmeden fışkıran suyla ya da ıslatılmış kağıtla yapılması ve bölgenin tuvalet kağıdı ile kurulanarak temizliğin bitirilmesi en uygunudur. gözle görünür bir kirlilik kalmayıncaya kadar yinelenerek her seferinde kuru temiz tuvalet kağıdıyla. Erkeklerin üreme organlarında olan değişiklik büyüme ve gelişme tarzında olur. herhangi bir yolla tekrar vücudumuzun iç ortamına bulaştıklarında hastalığa neden olurlar. Banyo sırasında kulağa su kaçmasını önlemek için vazelinli pamuk tıkaç kullanılabilir. 324 . buralara doğrudan temas yerine tuvalet kağıdı kullanarak dokunmak.kulak yolu kurcalandıkça salgılama işlemi bozulur. Enfeksiyon meydana gelir. ağrı ve o bölgede ısı artışı gibi iltihap belirtileri görülmeye başlar. Bu nedenle dışkılama sonrasında ilk temizliğin. Kulak zarı bile delinebilir. Bu işlem bittiğinde eller mutlaka etkili bir biçimde yıkanmalıdır. Kıllı deride ter bezleri çok daha fazla sayıdadır. tuvalet kağıdının ruloda kalan bölümünü kirletmemek. daha önce de belirtildiği gibi idrar çıkışı açıklığına ve kadınlarda vajina girişine mikrop bulaştırmamak için mutlaka önden arkaya doğru yapılmalıdır. hem daha sonra kendimizi hem de birlikte ortamı paylaştığımız insanları. Bu nedenle terleme ve terleme sonrasında koku çok daha rahatsız edici olabilir. dışkılama sonrası temizlik yapılırken ellere mikrop bulaştırılmamasıdır. sifon ya da kapı kolu ve benzeri bir yüzeye dokunmak gerekiyorsa. 8-TUVALET SONRASI BEDEN TEMİZLİĞİ (7) Sağlıklı bir insanda idrar mikrop içermez. Erkeklerde göğüste. dışkı ile bulaştırmamak açısından önemlidir. Kulak temizliği ancak bir sağlık kurumunda uzman kişiler tarafından yapılmalıdır. Özellikle ellerde istenmeyen bir bulaşmanın olduğu durumlarda kullanılan musluk. Temizliğe özen gösterilmediğinde mikroorganizmaların bu bölgelere yerleşmesi ile kaşıntı. kızarıklık. yüzde bıyık ve sakal tarzında kıllanma da başlar. Burada dikkat edilmesi gereken diğer noktaysa. Bu dönemden itibaren vücut temizliğinde banyo yapma dışında üreme organ temizliğine özel olarak önem vermek gerekmektedir.

26.2004 10. 1980.2004 11. Kişisel Sağlığı Koruma Önlemleri. 26. Ayak Sağlığı.Doç.04. http://www. 6. Hasde M. http://saglik. Mansur AT. 13.2004.org/diyabetbilgisi. TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni.tr/gdb/temizlikgdb. Sağlığı Koruma Bilgisi. 9.KAYNAKLAR 1.tr.2004. 26. Temel Diabet Bilgisi. Somyürek Hİ. htm.2004.shtml. 26. Ankara.net/spor_ve_ saglik_ayakkabi.2004 325 .shtml. http://www.asp?ctg. org/Detail. Güleç M. http://muratomu. 8.http://www.04. 2003: 2(1). 3. Süleyman Demirel Üniversitesi.edu. Tekbaş ÖF. Daha Sağlıklı Olmak Ellerinizde.infeksiyon.usakdiabet. Uygun Ayakkabı Seçimi. Hasde M.html. Hatiboğlu Yayınları: 1990.Dr. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Yayınları: 1. Diabetliler İçin Ayak Bakımı. Isparta. Pediküloz (Bit Hastalığı). 5.hacettepe. http://www.tripod.com/elhijyeni.Dr. TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni. 26. 2000: 21(3). sayfa 1-11.net/saglik/diyabetayak. http://www. 4. org/ html/saglik. Tanım ve Tarihçe. 2003: 1(10). Somgür Yayıncılık: 1994. Yüzeyel Mantar Enfeksiyonları ve Tedavisi.04. Kişisel Sağlık Bilgisi. Ankara. Murat Günaydın. Yrd. 26. Ayak Sağlığında Patolojiler ve Koruyucu Önlemler. Dirican R.04. sayfa 7-23. Sağlıklı Yaşam Önerileri. Doç.04. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji AD. El Hijyeni ve Dezenfektanların Kullanımı. Toplum Hekimliği. Tıp Fakültesi Spor Hekimliği AD.2004 12. Ankara. Sungur T.sagmer. Oğur R.htm.04. Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği.turkishoes. Hijyen Koruyucu Hekimlik. 26. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Birimleri.04.milliegitim. 7. Samsun. 2.htm. Hacettepe Halk Sağlığı Bülteni. Türk İnfeksiyon Web Sitesi. Yumurtuğ S.Hakan Yaman. sayfa 275-276.

4. GIDA HİJYENİ Gıda hijyeni; herhangi bir gıdanın temizliği ve tümüyle hastalık yapan etmenlerden arınmış olması demektir. Gıda zehirlenmesi sonucunda %2-3 kalıcı olarak, böbrek rahatsızlıkları, menenjit, kalpde fonksiyon bozukluğu, romatizmal sendromlar, dalak apseleri vb. görülebilir. Bunun yanında ekonomik etkileri sonucunda Amerika Birleşik Devletlerinde yılda ortalama 6,5 – 35 milyar dolar, Kanada’da 1 milyar dolar, Avustralya’da 0,5–2 milyar dolar ekonomik kayba neden olduğu tahmin edilmektedir. Gıda zehirlenmesi vakalarının meydana geldiği yerler %85-70 ile yiyecek sektörü, %10-30 ev, %5-10 işlenmiş gıda endüstrisidir. Yiyecek sektörü çiğ et, tavuk, balık, yumurta, çiğ sebze ve işlenmiş gıdalar gibi çok sayıda riskli gıda maddesi kullanılması, emek yoğun olması nedeniyle çok riskli bir sektördür. Çiğ et , tavuk, yumurta, deniz ürünleri ve süt ürünlerinde mikrobiyolojik tehlike olarak, Salmonella, E.coli O157, Listeria, Campylobacter, Vibrio, Cl.botulinum, Cl.perfringens, Giardia, Cyclospora, kimyasal tehlikeler olarak ise veteriner ilaçları, ağır metaller söz konusudur. Zehirlenmelerde %70 et ve et ürünleri, %15 balık ve öbür su ürünleri ile %15 süt ve yumurta ürünleri sorumludur. Sebze ve meyvelerde Hepatit A, Salmonella, E.coli O157, Cl.botulinum, Giardia, Cyclospora gibi mikrobiyolojik tehlikeler ile pestisit / herbisit maruziyeti sonucu kimyasal tehlikeler söz konusudur. Tarladan ve çiftlikten gelen bu tehlikeler ancak iyi tarımsal uygulamalar ile kontrol altına alınabilir. Gıda işçisi kaynaklı tehlikeler en sık olarak Salmonella, E.coli O157, Shigella, Hepatit A, S.aureus, Norwalk virus olarak gözlenirken, en önemli nedenleri kişisel enfeksiyon, çapraz kirlenme, hatalı uygulamalardır. Kirli satış yerleri, kaplar, depolar, sahipsiz hayvanların gıdaları kirletmesi, kontamine suyla yıkanmış gıdalar, çiğ ve pişmiş gıdaların aynı yerde depolanması, yere yakın yetişen yapraklı sebze, meyveler, yere düşmüş gıdalar, kirli mutfak masası ve kap, kacak, yiyeceklerin hazırlandığı kapların ve yüzeylerin et suyuyla bulaşık bezlerle silinmesi, açıkta saklanan ve sineklerin kemiricilerin ve öteki hayvanların ulaşabildiği gıdalar, hasta hayvanlardan sağlanan besinler, örn. çiğ süt, yumurta, pişirme ve yeme sırasında hayvanlara dokunulması, hasta ya da yaralı besin işleyicileri, kirli ellerle besin hazırlanması, ya da yenmesi, meyve ve sebzelerin kontamine toprakta yetişmesi gibi yanlış uygulamalar sonucunda besinler sağlık için risk oluşturabilir. DSÖ’nün, Besin Hazırlanmasında Uyulmasını Önerdiği 10 kural aşağıda verilmiştir. 1. Kaynakta güvenli besin üretim tekniğinin seçilmesi 2. Besinin doğru biçimde pişirilmesi 3. Besinin hemen tüketilmesi 4. Besinin dikkatli bir biçimde depolanması 5. Besin doğru olarak ısıtılması 6. Pişmiş besinin ayrı tüketilmesi 7. El temizliğine dikkat edilmesi 8. Mutfağın ve tüm gereçlerinin temiz tutulması 9. İnsektisit, kemirici ve öbür hayvanlardan korunma 10. Temiz su kullanılması… 326

Vücudumuzdaki mikroorganizma miktarı yaklaşık olarak eller 100-1000 adet/cm2, alın 10.000-100.000 adet /cm2, kafa derisi 1.000.000 adet /cm2, koltuk altı 10.000.000 adet /cm2, burun ifrazatı 10.000.000 adet /cm2, tükürük 100.000.000 adet /cm2, dışkı 1 milyar adet /cm2’ dir. Mikroorganizmaların araştırmalarda en çok ürediği yerler, %63 tezgahlar, %50 lavabo musluğu, %49 aşçının eli, %28 garsonların elidir. Kritik Noktalar 1. Kapı kolları, telefon, musluklar 2. Çiğ ve pişmiş yiyecekler 3. Çöp kovaları 4. Ekipmanlar ve tezgah altları 5. Yerler, duvarlar ve döşemesi 6. Temizlik ürünleri 7. Lavabolar 8. Dondurulmuş yiyecekler 9. Soğuk yiyecekler (10 C.)’dir. Korunmak için ise bireysel hijyenin sağlanması gereklidir. Bireysel Hijyen Sağlama İlke ve Önerileri 1. Ellerin hijyenik yöntemlerle yıkanması. 2. Potansiyel tehlikeli besinlerin eldivenle servis yapılması. 3. Servise hazır yiyeceklere çıplak elle dokunulmaması. 4. Yiyecekle temas eden tüm yüzeylere el değdirilmemesi. 5. Çapraz bulaş yapılmaması. 6. Tırnak ve el temizliğine dikkat edilmesi. 7. Günde 2 kez duş alınması. 8. Yaralı, kesikli, yanıklı eller ile yiyeceklere asla dokunulmaması. 9. Personele özel tuvaletler bulunması. 10. Sıvı sabun ve kâğıt havlu kullanılması. 11. Bone ve maske kullanılması. 12. Mutfak ve yemekhanede sigara içilmemesi 13. İş elbiselerinin daima temiz tutulması. 14. Saç, sakal ve bıyık tıraşlarına özen gösterilmesi. 15. İshalli iken yiyecek ve içecekle ilgili alanda çalışılmaması. 16. iyeceklerle uğraşırken ağız, burun ve saçlara dokunulmaması. 17. Tüm tat kontrollerinde ayrı bir kaşık kullanılması, ellerinizi kullanılmaması. 18. İş giysileriyle masa ve tezgâhlara dayanıp, oturulmaması. Besin Hijyeni Sağlama İlke ve Önerileri 1. Sağlam, temiz ve güvenilir yiyecek temin edilmesi. 2. Hemen tüketilmeyecek yiyeceklerin özelliklerine uygun yöntemle depolanması, 3. Tüketilecek miktarda yiyecek hazırlanması ve mümkünse yiyeceklerin pişirdikten hemen sonra servis edilmesi, 327

4. Çiğ sebze ve meyvelerin pestisit kalıntılarını ortadan kaldırabilmek için akan bol su altında iyice yıkanması. 5. Yiyecek ve içecekle ilgili tüm işlemlerin temiz, hijyenik içme suyu ile yapılması 6. Yemekleri uygun sıcaklıklarda (60 0C) 2-4 saat içerisinde servis edilmesi, 7. Yiyecekleri tekrar ısıtma işleminin, yiyeceğin iç sıcaklığı 70-80 0C’ye gelecek şekilde yeterli olmasının sağlanması, 8. Piştikten uzun süre sonra servis edilecek yiyeceklerin uygun şartlarda soğutulması. (sığ kaplarda ve hızlı) 9. Dondurulmuş besinlerin çözdürme işlemini buzdolabı ısısında yapılıp, bir kez çözdürülmüş yiyeceklerin tekrar dondurulmaması. 10. Dondurulmuş hazır veya yarı hazır yiyeceklerin hazırlanması ve taşınma aşamasında soğuk zincire dikkat edilmesi. 11. Donmuş olarak işletmeye gelen yiyeceklerin tüketime dek dondurulmuş şekilde saklanması. Fiziki Koşullar ve Araç-Gereç Hijyeni Sağlama İlke ve Önerileri 1. Mutfak zemini her kirlendikçe veya günde en az bir kez sıcak, dezenfektan madde içeren deterjanlı su ile yıkanmalı ve mutlaka kurulanmalıdır. 2. Mutfak duvarları ayda en az bir kez sıcak deterjanlı su ile yıkanmalıdır. 3. Mutfak tavanları kirli, kabarmış ve çatlak olmamalı, yiyeceğe kir düşmeyecek şekilde olmalıdır. 4. Mutfağa ait tuvaletlerde sağlıklı el yıkamayı sağlayacak tertibat bulundurulmalıdır. 5. Çöp kutularının içinde mutlaka naylon torba bulundurulmalıdır. 6. Her boşaltmadan sonra çöp kutuları, sıcak, dezenfektan içeren deterjanlı su ile yıkanmalıdır. 7. Çöp kutuları dolmasını beklemeden sık sık boşaltılmalıdır. 8. Kullanılan suyun sık sık kontrolleri yapılarak, sıhhî olması sağlanmalıdır. 9. Depoların temizliği, her türlü haşere ve kemirgenin önlenmesi açısından çok önemlidir. 10.Yemekhane, mutfak, depo ve tuvaletlerde sinek, böcek ve kemirici kontrolü yapılmalıdır. 11.Her mutfak aracının kullanma, temizlik ve bakımını belirten listeleri, aracın kolay görünebilir bir yerine asılmalıdır. 12.Temizlik açısından parçalarına kolay ayrılabilen araçlar tercih edilmelidir. 13.Araçların kurutulmasında bez kullanılmamalı, kurutmada ters çevirerek aralıklı paslanmaz çelik raflarda; hava akımı ile kurutma yöntemi uygulanmalıdır. 14.Taşıyıcı (portör) incelemeleri 3 ayda bir mutlaka yapılmalıdır. Çalışanların fizik muayeneleri 15 günde bir mutlaka yapılmalıdır. 15.Sulardan ve mutfak gereçlerinden kültür örnekleri alınmalıdır.

328

KAYNAKLAR 1. I. Uluslararası Gıda ve Beslenme Kongresi Kitapçığı. 15-18 Haziran 2005. İstanbul. 2. MY 33-3 (A) TSK Gıda Kontrol Yönergesi. 3. Last JM, Wallace RB. Public Health & Prev. Medicine. Sec 1 & 3. Appleton & Lange, USA, 1992. 4. Çoban Z. Besin Kirliliği. Sağlık Bakanlığı, TSH Gn. Mdl., Ankara, 2001

329

GIDA GÜVENLİĞİNDE KRİTİK KONTROL NOKTALARINDA TEHLİKE ANALİZİ Doç.Dr. Mahir GÜLEÇ Halk Sağlığı Anabilim Dalı Giriş Bireylerin fiziksel, zihinsel ve sosyal yönden sağlıklı olabilmesi, önemli ölçüde yeterli ve dengeli beslenmelerine bağlıdır. Bu amaçla temin edilen gıdaların fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik olarak insan sağlığına zararlı etmenler içermemeleri, besin içeriklerini kaybetmemeleri gerekir. Bunun yanında dünyadaki çevreye uyumlu olmayan hızlı teknolojik gelişmeler ve aşırı nüfus artışı ile plansız kentleşme gibi nedenlerle doğal kaynaklar hızla tükenmekte, karşılıklı etkileşim içinde bulunan hava, su ve toprak ortamları giderek kirlenmektedir. Gıda üretiminde zararlı faktörlere dikkat edilmediğinde gıda zehirlenmeleri insan sağlığını olumsuz etkilemekte, bunun yanında ciddi ekonomik kayıplara da neden olmaktadır. Gıda kökenli hastalıklardan ve zehirlenmelerden korunmak için besin sanitasyonu uygulamalarının önemi kavranabilmiştir. Besin kaynaklı hastalıkların çoğunun kontrol prensipleri belirlenmiş olmasına rağmen, bugün hala daha ülkemizde ve dünyada önemli derecede mortalite ve morbiditeye neden olmaktadır. Başka bir ifade ile, besin güvenliği ile ilgili sorunlarımız vardır. Geleneksel besin sanitasyonu ve sağlık anlayışının problemleri çözmede başarısız olduğu düşünülebilir. Bu nedenle, maliyeti arttırmadan güvenli nitelikte ve kaliteli gıda üretimi konusunda gösterilen çabalar kritik kontrol noktalarında tehlike analizleri sisteminin ortaya çıkmasına neden olmuştur. "Kritik Kontrol Noktalarında Tehlike Analizi" (KKNTA) sistemi besin kaynaklı hastalıkları önleme ve kontrolde göreceli olarak yenidir. Bu sistem, kontrol yöntemlerinin nerede etkili olacağını belirlemek için gıda üretim, işleme ve hazırlama basamaklarındaki tehlikeleri tanımlayıcı araştırmalar yaparak yaklaşık riski tayin etmeye çalışır. Bu nedenle kontrol yöntemleri gıdaların sağlık açısından güvenilirliğini sağlamada can alıcı noktalar olan spesifik işlemlere yöneltilmiştir. KKNTA besin güvenliğini sağlamak için proaktif (önceden etkin ) özelliktedir. Yani süreç devam ederken kontrol sağlayan bir yaklaşıma sahiptir. Bu sistemin içeriğindeki besin sanitasyonu ile ilgili bilgilerin hiçbiri yeni değildir, yeni olan tek şey bu bilgilerin birincil koruma çerçevesinde yerleştirilip geliştirilerek sistematize edilmesidir. Tarihçe KKNTA kavramı, ilk kez 1959 yılında Pillsbury Şirketi tarafından NASA (National Aeronautics and Space Administration) uzay programı için gıda ürünleri hazırlanması sırasında geliştirilmiştir. KKNTA prensipleri ve uygulamaları 1971'de A.B.D.'de yapılan gıda kongresinde bilim ve sanayi çevrelerine duyurulmuştur. Bu konferans sonunda üç prensip kabul edilmiştir. Bunlardan birincisi; tehlikenin değerlendirilmesi ve tüketim ile tehlikelerin gelişmesi arasında ilişki kurmak, ikincisi; kritik kontrol noktalarını tanımlamak, üçüncüsü ise; kritik kontrol noktalarını izleme sistemini kurmak olarak benimsenmiştir. Yine 1974'de FDA(Gıda İlaç Dairesi) sistemin en yüksek riskli gıda gruplardan biri olan “düşük asitli konserve 330

gıda ürünlerinde“ uygulanmasını mecbur tutmuştur. 70'li yıllar boyunca birçok bilimsel toplantıda ve çoğu Amerikan gıda üreticileri tarafından sistem tartışıldı ve KKNTA bir bilim olarak benimsendi. 1985'de Birleşik Devletler Ulusal Bilimler Akademisi tarafından yayınlanan "Gıda ve Gıda Katkıları İçin Mikrobiyolojik Kriterler" isimli yayın büyük ilgi uyandırdı ve güvenli gıda üretiminde etkileyici bir sistem olarak onaylandı. 1991'de Gıda Hijyeni Kodeks Komitesi KKNTA sisteminin uygulanabilmesi için bir tüzük geliştirdi. Aynı tüzük uygulamaları Avrupa Topluluğu tarafından 1993 yılında üye ülkelerde gıda sektörü için zorunlu hale getirilmiştir. Ülkemizde 16 KASIM 1997 tarihli Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği ile gıda sanayinde KKNTA (HACCP) uygulamaları zorunlu hale getirildi. 09 HAZİRAN 1998 tarihli “Gıdaların üretimi ve denetlenmesine dair yönetmelik” ile KKNTA sisteminin uygulama gerekliliği belirtilmiştir. Yine aynı yönetmelikler 15.11.2002 tarihinden geçerli olmak üzere; başta et, süt ve su ürünleri işleyen işletmeler olmak üzere, gıda üreten diğer işletmelerin de kademeli olarak HACCP sistemini uygulamaları zorunlu hale gelmiştir. KKNTA Sisteminin Açıklanması Kritik kontrol noktalarında tehlike analizi; tehlikenin tanımı, saptanması ve kontrolüne dönük sistematik bir yaklaşımdır. Bu sistem gıdalardaki mikrobiyolojik tehlikelerin kontrolüne mantıksal olarak yaklaşır, sadece gözlemleme yoluyla yapılan kontroldeki doğal kusurlardan ve mikrobiyolojik testlerin güvenliğindeki ihmal dolayısıyla oluşan atlamaların önüne geçmeye çalışır. Gıdaların mikrobiyolojik güvenliğini etkileyen en önemli faktörlere dikkatleri yoğunlaştırarak kaynak savurganlığını önler. Bu arada istenilen gıda güvenliğini ve kalitesini sağlar, ayrıca bu seviyeyi korumada rol oynar. Kritik kontrol noktalarında tehlike analizi, üretimde hijyenik uygulamalar ve kontrollerin belirlenmesidir. Genel olarak üretimin değişik aşamalarındaki işlemlerin güvenilirliğini önceden tahmin etmeyi amaçlayan bir kalite kontrol yöntemidir. Gıdanın fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik parametrelere göre üretiminde kalite güvencesi sağlar. KKNTA sistemi, tehlikelerin belirlenmesi, zararın saptanması ve kontrol altına alınması amacıyla geliştirilmiş sistematik bir yaklaşım olarak da tanımlanmaktadır. KKNTA, gıda güvenliğini en iyi sağlayan bir kalite sistemidir. Prensibi belirlenen kalite kontrol noktalarını sürekli gözetim altında tutacak şekilde üretimi tasarlayarak, potansiyel tehlikeleri ortadan kaldırmak suretiyle tüketiciye güvenli gıda sunmayı amaçlamaktadır. Gıdalar üretim, paketleme, taşıma, hazırlama, depolama ve servis esnasında zehirli maddeler, infeksiyoz ve toksijenik mikroorganizmalarla kontaminasyona maruz kalabilir. Bu yüzden geliştirilen KKNTA'dan amaç; gıda koruma programlarını geliştirmek, geriye dönük kalite kontrol sistemlerini oluşturmak ve gıdanın güvenilirliğine olan güveni arttırmaktır. Gıda güvenliğinde sistematik bir yaklaşım olan KKNTA, birbirini izleyen yedi prensipten oluşur. 1. Tehlikelerin tanımlanması, risk ve şiddetlerinin değerlendirilmesi 2. Kritik kontrol noktalarının tanımlanması 3. Kontrolü sağlamak için kriterlerin ve önleyici tedbirlerin açıkça ortaya konması 331

4. Kritik kontrol noktalarının izlenmesi 5. İzleme sonucu kriterlerden bir sapma gözlendiğinde düzeltici uygulamaların devreye sokulması 6. Kayıtların tutulması 7. Sistemin planlandığı şekilde fonksiyon gördüğünün doğrulanması 1. Tehlikelerin Tanımlanması, Risk ve Şiddetlerinin Değerlendirilmesi : Gıdaların yetiştirilmesi, hasat edilmesi, işlenmesi, fabrikasyona tabi tutulması, dağıtımı, pazarlanması, hazırlanması ve/veya gıda üretiminde kullanılan hammaddelere ilişkin olarak varolan tehlikelerin tanımlanması, derecesinin tayini ve risklerinin değerlendirilmesini kapsar. Gıdalar için tehlike, gıda kaynaklı hastalığa neden olan bir ajan veya mikrobiyal metabolizma ürününün kabul edilemez seviyede olması demektir. Kabul edilemez seviyeyi, sadece bir Salmonella veya Şigella bakterisi veya B. Cereus veya C. Perfiringens için gr. veya ml.'de 100.000 adet mikroorganizma oluşturur. Tehlike, zamanla gıdanın bozulmasına da neden olan kontaminasyonla meydana gelebilmektedir. Tehlikeler, istenmeyen mikroorganizmaların hayatta kalmalarıyla; ısıtılmalarına ve belli koşullarda korunmalarına rağmen bu gıdalarda varlıklarını ısrarla sürdüren toksinlerden kaynaklanmaktadır. Bu durum üç koşulda oluşabilir: Gıdanın, (a) Oda sıcaklığında veya dışarıdaki ılık havada birkaç saat bekletilmesiyle; (b) Fırın ve benzeri aletlerde yeterli sıcaklık derecesine ulaşılamaması; (c) Soğuk gıda depolarında fazla miktarda mal depo edilmesi veya yeterli oranda koruma sağlayacak soğumanın sağlanamaması. Gıdalara tarımsal işlemler, gıdaların işlenmesi, hazırlanması ve depolanması sırasında yanlışlıkla çeşitli kimyasal maddelerin de katılması tehlikelidir. Gıdalara fonksiyonel ya da aşçılığa ait gereksinmelerden dolayı katılan veya kazayla bulaşan kimyasal maddeler, yiyeceğin asitleşmesine neden olarak kaplardan, borulardan veya bunların toksik boya maddelerinden bazı kimyasalları bünyesine katarak tehlike oluştururlar. Tehlike analizi, besin üretimi, dağıtımı, hammaddenin kullanımı ve besinin üretimini ilgilendiren değerlendirme prosedürlerinden oluşur. Bunlar: (1) Potansiyel olarak tehlikeli olan hammaddelerin ve gıdaların tanımlanması, içermiş olabilecekleri zehirli metabolitler, patojen veya gıdaların bozulmasına neden olan önemli miktardaki mikroorganizmalar ve/veya bu mikrobik gelişmeye imkan veren durumlar; (2) Potansiyel kontaminasyon kaynaklarını veya kontaminasyonun oluştuğu spesifik noktaları belirlemek; (3) Gıdaların üretim, işleme, dağıtım, depolama ve tüketim için hazırlanması sırasında mikroorganizmaların yaşama ve çoğalma ihtimalini saptamak; ve (4) Tanımlanan tehlikelerin şiddetini ve riskini tayin etmek . 2. Kritik Kontrol Noktalarının Tanımlanması : Kritik kontrol noktası, tehlikeyi elimine etmek, azaltmak veya önlemek için bir veya daha fazla faktör üzerine kontrol uygulanabilen bir aşamadır (Kuramsal bilginin, yapılan müdahale ile somut olarak izlendiği yer, belirlenen prosedürün

332

izlendiği aşama). Besin hijyeninin sağlanabilmesi için lokalize edilmiş noktada alınan önlem ve/veya yürütülen işlemler. Bazı gıda işlemlerinde, pastörizasyonda olduğu gibi tek bir operasyonun (ısı uygulamasının) kontrolü bir veya daha fazla mikroorganizmadan kaynaklanan tehlikeyi tamamen önlemeye yarayabilir. Tehlikenin tamamen elimine edilemediği ama minimale indirildiği Kritik Kontrol Noktaları (KKN) da vardır. Bu iki tip Kritik Kontrol Noktalarında önemlidir ve kontrol edilmelidir. Koruyucu sağlık hizmetlerindeki birincil koruma çerçevesinde yapılan, etkenin ortadan kaldırılması ya da tamamen ortadan kaldırılamadığı durumlarda sağlıklı bireylerin dışında kontrol edilmesidir. Kritik kontrol noktası, bir operasyonda tehlikeyi tamamen ortadan kaldırmak ya da en aza indirmek için kontrolün uygulanacağı bir noktadır. Her tehlike spesifik kontrol önlemleri almayı gerektirmez. Bazen tek Kritik Kontrol Noktasında alınan kontrol önlemleri işlem zincirinde daha önceki basamaklarda alınan kontrol önlemlerine olan ihtiyacı önemli derecede azaltabilir. Eğer tehlike tamamen elimine edilemiyorsa veya belirlenen Kritik Kontrol Noktaları izlenemiyorsa (monitörize edilemiyorsa), operasyondan önce ve sonra etkin olarak kontrol edilebilen diğer Kritik Kontrol Noktalarına özel dikkat harcanmalıdır. Kritik Kontrol Noktası Seçiminde Şunlar Gözönünde Bulundurulur: (a) Olası tehlikeler, gıdaların kabul edilemeyecek derecedeki kontaminasyonu ile ilgili durumların şiddeti, riskinin tahmini, mikroorganizmaların sağkalım veya üreme durumların tahmini, (b) Hazırlama ve işleme sırasında uygulanan operasyonlar, (c) Daha sonra ürünün kullanım aşaması. 3. Kontrolü Sağlamak için Kriterlerin ve Önleyici Tedbirlerin Açıkça Ortaya Konması: Bir defa Kritik Kontrol Noktaları tespit edildikten sonra uygulanabilir kontrol önlemleri yürürlüğe konmalıdır. Bu önlemler uygulanabilir, objektif bir şekilde ölçülebilir, ekonomik ve gıda güvenliğini sağlayıcı nitelikte olmalıdır. Her Kritik Kontrol Noktası için gıdanın güvenliğini sağlayıcı kriterler belirlenmelidir. Her kriter açık ve net olarak belirlenmeli, ayrıca uygulanabilir makul sınırlar içerisinde olmalıdır. Kriterler; fiziksel ( sıcak, soğuk, basınç gibi ), kimyasal (tuz konsantrasyonu veya asetik asit gibi), biyolojik ve duyusal türdeki özelliklerle beraber uygulanan işlemin geçtiği süre yani zaman ile sınırlıdır. Tehlikenin Kritik Kontrol Noktalarında kontrol edildiğini tespit etmek için uygun yöntem seçimi de önemlidir. Monitörize edilen faktörler içinde şunlar da vardır: sıcakta işlenen gıdalar için zaman ve sıcaklık derecesi, bazı gıdaların su aktivitesi, fermente gıdaların pH'sı, konserveler için soğutucu klor seviyesi, kuru gıdalar için depo yerinin rutubet derecesi, soğutulmuş gıdaların dağıtım esnasındaki sıcaklığı, bölmeler halinde soğutulmuş ürünlerin derinliği, tüketime sunulmuş gıdalar için üzerinde tüketiciyi bilgilendirecek uyarı ve açıklamalar. Seçilmiş tüm kriterler, dokümente edilmiş olmalı ya da karışıklığa neden olmayacak netlikte, kabul edilebilir uygunlukta tanımlanmalıdır. Kontrol kriterlerinin seçimi, yüksek kontrol 333

Doğrulama çalışmaları. sıcaklığın arttırılması. her bir aşamada elde edilen verilerin zamanında ayrıntılı bir şekilde kaydedilmesi ile elde edilebilmektedir. sistematik gözlemi. yararlılığına. Kritik Kontrol Noktalarının İzlenmesi: Monitorizasyon. kritik kontrol noktalarıyla ilgili ayrıntıları. Bunlar. sağlık personeli veya denetimden sorumlu personel tarafından yapılabilir. ürün satılmadan ve dağıtılmadan önce belirlenmiş standartlardan sapmayı zamanında gösterecek tedbirleri alacak biçimde uygulanmalıdır. fiziksel değerlerin ölçümü. İzlem Sonucu Kriterlerden Bir Sapma Gözlendiğinde Düzeltici Uygulamaların Devreye Sokulması: Eğer monitorizasyon. tehlikeleri. işlem öncesinde veya sonrasında kontrol dışı olabilecek durumların kısa sürede düzeltilmesini mümkün kılacak uygulamalardan oluşmalıdır. monitörize edilmekte olan işleme göre seçilmelidir. bütün tehlike noktalarının incelenip incelenmediğini. gözetleme. tehlikenin derecesine ve riskine bakılarak seçilmelidir. Bu tip dokümanlar. yapılan ölçümleri. 5. bazı katkı maddelerinin konsantrasyonlarının arttırılması. ekonomik ve uygulanabilir oluşuna bağlı olmalıdır. Verilecek kararlar. Sistemin Planlandığı Şekilde Fonksiyon Gördüğünün Doğrulanması: Doğrulama. kayıtların nasıl tutulacağını. tehlikeyi önlemede önemli olan faktörleri kayıt etmeyi içerir. Beş temel monitorizasyon tipi kullanılmaktadır. 7. su aktivitesin azaltılması. KKNTA sisteminin değerlendirilmesi gibi ayrıntıları içeren dokümanlar olmalıdır. Alınacak özel tedbirler. kimyasal analiz ve mikrobiyolojik tetkiklerdir. tüm Kritik Kontrol Noktalarının belirlenip belirlenmediğini. kriterlerin uygun olup olmadığını. kritik limitleri. ürünün kullanımından beklenen amaca ulaşıp ulaşılmadığının kontrolüne. 4. kalitesiz hammaddenin alınmaması. pH'nın azaltılması. ürünün tanımı ve akım şeması gibi tehlike analizi ile ilgili verileri. Bu tedbirler şunlar olabilir: Yeniden ısı ile muameleye tabi tutma. Monitorizasyon.güvenliği sağlanması yanında. ürünün hayvan yemi olarak kullanılmasının sağlanması veya ürünün imhası. kontrol ve izleme sistemlerini. Kayıtların Tutulması: KKNTA ile ilgili tüm dokümanlar hazırlanmalıdır. duyusal değerlendirme. Bu dokümanlar. KKNTA uygulamasında görev alan personelin görevlerini ve sorumluluklarını. son basamaktaki işlemin düzeltilmesi. işlemin kontrol dışına çıktığını gösteriyor ya da belirlenen kriterler sağlanamıyorsa acilen düzeltici tedbirler devreye sokulmalıdır. Kayıtlar incelenir ve izlemenin etkinliğini değerlendirmek için ek testler yapılır. kalite kontrol personeli. herhangi bir sorun durumunda alınabilecek önlemleri. 6. 334 . Monitorizasyon prosedürleri. yeniden işleme. monitorizasyon yöntemlerinin uygulamaları değerlendirmede etkin olup olmadığını anlamak için KKNTA planının gözden geçirilmesini içerir.

51: 663-673 5. Fifth Ed. Food Technol. 11. : 880-883. (1998).Moberg LJ.D. Halk Sağlığı Günleri. 18. : 6. p. Assurance of seafood quality. D.A. D. In: HACCP Principles and Applications. Parr E. : K. .: 50-60. Gün H. N.Richards J. : M. 5:156-158. Bildiri Özet Kitabı. Bauman H.p. Jr. Food Res. Ed. Application of the hazard analysis critical control point (HACCP) system to ensure microbiological safety and Quality. New York. (1990).D. Verification of the HACCP program. p. Control points and critical control points. 8. Vol : 4. (1994). . HACCP and Quality Systems.Potter NN. Kritik kontrol noktalarında tehlike analizinin değerlendirilmesi. Food safety. Hasde M. Food Australia. Food Technol. : Chapman And Hall. Ed. Establishing critical limits for critical control points. DA Corlett.Y. Ed. N. (1992).Y. Vol.A. p. 17. Monitoring a HACCP system. : 97-104. 15. Battaglia R. Hotchkiss JH. Blackwell Scientific Publications. Beslenme Sorunları ve Yasal Durum.: 90-95. Wallace C. : 67-118. 36 (1) : 3340. D. 10. p. Ed. (1992). 2. Int. Humber J. Corlett. Chapman and Hall. Physical hazards and controls. (1991) Microbiological safety of foods. procedures and processes that lead to outbreaks of foodborne diseases. 9.6. Huss HH. Corlett DA. ICMFS (1988).Mortimore S. J. p. Chapman and Hall..(1988).H. 5: 172-178 7. V. In : Food Science. Hamzaoğlu O. (1994) HACCP a Practical Approach. Chapman and Hall. New York. Bryan FL. (1992). Ed : MD Pierson..: M.Ü. Pierson. Chapter 18. (1991).D. (1992).Jay JM. (1990). 335 .Katsuyama AM. Hospital food hygiene : The Application of hazard analysis critical control points to conventional hospital catering. D. Chapman and Hall. II. Hosp. Quality management in food trade with a view towards 1993 in Europe. (1993). Maximizing value from HACCP : Managing food safety for the business.Jouve JL. In : HACCP : Establishing Hazard Analysis Critical Control Point Programs. The Food Processors Instıtute.. In : HACCP Principles and Applications. Riseborough P. (1997). Microorganisms in Foods. (1993). 50: 332-335.1-6.KAYNAKLAR 1. Pierson.p.C. London. S. K.T. FAO Fish Tech Pap Vol : 334. 4nd. In Modern Food Microbiology. Inf. Bernard. Isparta. Cereal F W. E. HACCP and Food Safety in Canada. 14. Dean. Food Protect. In: HACCP Principles and Applications. Oxford.D. Tıp Fakültesi Halk Sağlığı A. Stevenson. (1997). J.: 532-558. 16. Berlin. development and application. HACCP: Concept. risk and hazards. Adams CE.. (1995). 6. Corlett. Risks of practices. 4. 13.. In : 3rd World Congress Foodborne Infections and Intoxications. 12. 26: 69-74 3.Prince G. New York NY : Chapman and Hall. 24: 173-282. Washington. Chapman and Hall. 8-9-10 Eylül 1997.

Bernard.Scott VN. N.Stevenson KE. Ed. Implementing HACCP in the food industry. Moberg L. 7: 122-130. Ed.: The Food Processors Institute.5. In: HACCP Principles and Applications. New York.Introduction to hazard analysis critical control point systems. Establishing critical limits for critical control point programs. .: M. (1990). (1995). D. D.Y.:62-71. Bernard.1-1.T.Roos MH. Food Technol.19.E. 24. The modern HACCP system . 22. p. Washington. (1986). 20.C.: K.T. 23. D. Biological hazards and controls. 336 .C. (1992).A. p. p. Stevenson. Ed. (1995).Stevenson KE.6: 116-120. Pierson. D. Garret ES. Microbiological quality assurance in food service operations. Food Technol. Stevenson.E.1-4.: The Food Processors Institute.:4. In: HACCP : ).:1. Washington.D.: K.Synder OP.25. In : HACCP Establishing Hazard Analysis Critical Control Point Programs. 21. (1991). Corlett. Chapman and Hall. Food Technol.Sperber WH. Monitoring critical control point critical limits. 5: 179-180. D.

5. Histoplazmoz. yorgan. yoksulluk ve yoksunluk gelişmelerinde önemli etkendir. Bu amaçla. Hava Yolu ile Bulaşan Hastalıkların en önemli özellikleri. toplumda en sık görülen hastalıkları oluşturmaları. Boğmaca. üreme alanları ve gıda ortadan kaldırılmalıdır. Sarı Humma. Legionellosis. Tick born. organizma direncinin düşmesiyle kolay hastalık yapmaları. bu tür hastalıklar ile savaşta filyasyon çok önemlidir. Cinsel İlişki Yoluyla Bulaşan Hastalıklar: Bulaşmaları deri ve mukoza yoluyladır. Kızamık. Sıtma Tedavi edilmezse öldürücü olabilen bir hastalıktır. Lyme hastalığı. 337 . Yüzde 75 oranında enfeksiyonlar önemli risk oluşturmaktadır. soğuk. Menenjit. Polio. Kişisel temasla bulaşan hastalıklar. Schistosomiasis de sayılabilir. Sıtma.coli. Tifo. Chagas hastalığı. 3. Su teması ile bulaşan hastalıklar arasında Leptospiroz. Salmonelloz. Vektör Kaynaklı Tehditlere Karşı Alınacak Önlemler Kaynak azaltılmalıdır. Afrika uyku hastalığı. Gübreliklerin ortadan kaldırılmalı. Uyuz. Criptosporodium. Kolera. Flariazis. Hanta virüs enfeksiyonu. solunum yolu enfeksiyonları. Giardiazis. delikler tıkanmalı. İnsan atıklarının uygun şekilde yok edilmeli. maruz kalan yerlerin kuru bir havlu ile sert bir şekilde kurulanması. Kuduz riski olan hayvanlar tarafından ısırılma. Birlik her ay ilaçlanmalı. Amebiyazis. kaza ve yaralanmalar. Hepatit A. yükseklik hastalığı. Hepatit B.5. Operasyonlarda ve sahra şartlarında karşılaşılabilecek olan sağlık riskleri aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir. Tetanoz. 1. Gonore. İnfluenza. HIV/AIDS. Bu hastalıklara karşı en önemli önlemler. Enterotoxic E. E. Hepatitis B. Tifo vb. Tüm yatak. Lyme vb. 4. kış aylarında daha sık görülmeleri. 2. yastıklar açık havada güneşlenmeye bırakılmalı 7. Difteri. Ensefalit. Sınıflandırma Vektörlerle Bulaşan hastalıklar. kalabalık ve sıkışık yaşam tarzını sevmeleridir. Su ve Besinlerle Bulaşan Hastalıklar. Vektör yaşama ve üreme yerlerinin ortadan kaldırılmalı. bilinmeyen sularda yüzülmemesidir. Kamfilobakter enfeksiyonları. Leishmania. geçiş genellikle insandan insanadır.coli diyaresi. Çöplerin uygun biçimde saklanmalı. Malaria. su içinde durmamaya çalışılması. Kolera. kişisel hijyenin artışı ile en aza indirilebilirler. sıcak. zehirler. kimyasal ilaçlama için uzman yardımı alınmalı 6. Kemirici kontrolü için. Hepatit A. Turist diyaresi (%30-80). FİZİKİ ŞARTLAR VE SAĞLIK ASKERİ OPERASYONLARDA HİJYEN Dünya Sağlık Örgütüne göre aşağıda sıralanan hastalıklar seyahat ve arazi şartlarında yapılan faaliyetlerle yakından ilişkilidir. kapan. Tüberküloz. doğal düşmanlar (kedi) ile ortadan kaldırma yöntemi ile barınaklar fareden arındırılmalı.

göğüs ağrısı. bütün sıcak su tanklarındaki suyun ısısı 70°C’ye kadar çıkarılmalı ve en az 24 saat süre ile bu düzeyde korunması sağlanmalı. musluk ağzı filtreleri iptal edilmeli. NATO ülke askerleri için önerilen aşı takvimi Tablo I’de verilmiştir. Bunun yanında yurtdışına gidecek personel. bu sıcaklık musluk ve duş başlıklarında yerleşmiş legionellaların öldürülebilmesi için ancak yeterli bir sıcaklıktır. Boğmaca. baş ağrısı. Etken. gidilen ülkenin özelliklerine uygun olarak aşılanmalıdır. Vaka tespit edildiğinde. bütün sıcak su muslukları ve duş başlıklarından en az 30 dakika süre ile suyun akıtılması sağlanmalı. Alternatif olarak sıcak ve soğuk su sisteminin tümünde serbest rezidüel klor miktarı en az 3 ppm olacak şekilde hiperklorinasyon yapılabilir. ancak bu düzeyin en az 24 saat süre ile korunması sağlanmalıdır. Uzun kollu giysiler giyilmesi. öksürük. Aşılama Aşılama ihtiyacı. rekreasyon amacıyla kullanılan sular. ishal ve hızlı ilerleyen değişik bulgular ölüme kadar gidebilir. Tetanoz. Acilen sistemdeki ölü boşluklar ile tıkanıklıkların saptanması ve bunların iptal edilmesi sağlanmalıdır. duş başlıklarında oluşan kireç katmanlarının kireç çözücü ajanlarla rejenere edilmesi sağlanmalıdır. 338 . Varsa. Sineklerin yaşayabileceği ortamların yok edilmesi 2. Air-conditioning sisteminin kullanımının hemen durdurulması sağlanmalıdır. eski ve uzun boru bağlantısı kullanarak su temini yoluyla enfekte suyun içindeki etkenin solunum yolu ile alınması sonucu olur. 2. karın ağrısı. Çocuk felci gibi çocukluk çağı aşılarının tam olarak yapılmasıdır. En az 24 saat süre ile musluklardan akan sıcak suyun ısısının 60°C’nin üstünde tutulması sağlanmalıdır.Korunma Kişisel Koruyucu Önlemler 1. Sıtmadan koruyucu ilaçların alınması Çevresel Önlemler 1. Çünkü. Sinek kovucu rapellentlerin kullanımı. bu şekilde musluktan akan suyun sıcaklığı en az 60°C olmalıdır. 4. öncelikli olarak Difteri. Sinek teli ve cibinlik kullanımı. Sarı humma aşısı DSÖ tarafından endeminin olduğu bölgelere gidenlere önerilmektedir. kas ağrısı. 3. klimalar. Bulaşma. Sıtma kemoproflaksi ilaçlarına bir hafta öncesi ile 1 ay sonrasına kadar devam edilmesi Lejyoner Hastalığı Hastalarda ateş. İlaçlama 3. Kızamık. Legionella pneumophila’dır.

çalılık ve yüksek otlu alanlardan uzak durmalıdırlar. NATO ülke askerleri için önerilen aşı takvimi Personel Zaman Temel uygulama takvimi** Tek doz Adenovirus 4.Tablo I. Direkt otlar üzerine oturmamalı. böcek sokmalarına karşı alınması gereken kişisel önlemlerle sağlanır.7 *** Yeni katılanlar 10 yılda bir Difteri İki doz Hepatit A * Her yıl Influenza Tek doz Kızamık Tek doz Menenjit* Tek doz Kabakulak * Tek doz Poliovirus Tek doz Kızamıkçık 10 yılda bir Tetanos İki yılda bir Varisella * Tek doz Sarı Humma* Difteri 10 yılda bir Göreve devam edenler Influenza Her yıl Tetanos 10 yılda bir 6 dozluk seri Şarbon Acil kuvvetler ve riskli İki doz Kolera *** bölgede operasyon İki doz Hepatit A yürütenler Üç doz Hepatit B * Üç doz Japon ensefaliti Tek doz Menenjit Üç doz Veba *** Tek doz Poliovirus Üç doz Kuduz * Tek doz Tifo Tek doz Sarı Humma Hib Tek doz Kişisel veya mesleki özel Hepatit B Üç doz risk taşıyanlar Lyme hastalığı Üç doz Pnömokok Tek doz enfeksiyonu Tek doz Meningokok Üç doz enfeksiyonu İki doz Kuduz Varisella Tikborn Ensefalit ve Lyme Hastalığı Korunma. Ayrıca evcil hayvanlardan da uzak kalınmalıdır. İnsanlar. kilim. 339 . kenelerin daha rahat görülebileceği açık renk elbiseler giymeli. Böcek kaçırıcı ilaçlar (DEET) yararlı olabilmektedir. Kırsal alanlarda yapılan geziler sonrasında tüm vücut kene varlığı yönünden kontrol edilmelidir. battaniye gibi örtüler üzerine oturulmalıdır.

ülkelere özel endemik hastalıklar hakkında bilgi sahibi olunmalıdır. 6. 18.İnsanlar üzerinde tespit edilen keneler hemen ince uçlu bir pens yardımı ile çıkartılmalıdır. Bulaşıcı hastalık bilgisi yanısıra.Kişilerin özellikle uzun süreli operasyonlarda uzun kollu tişört/gömlek ve pantolon giymesi. CDC’nin Ülke Dışında Yapılacak Faaliyetler için Önerileri 1. kola vb.Buzlu içeceklerin içilmemesi 12. Seyahat sonucu alınabilecek önlemlere yönelik Dünya Sağlık Örgütünün önerileri. Operasyon öncesi öneriler 1.Pastorize edildiğinden emin olunmayan süt ürünlerinin tüketilmemesi 13.Güneşten korunmak için gözlük ve şapka kullanılması.Varsa devamlı kullanılan ilaçlar ve reçete kişilerin yanında bulunmasıdır.Başkasının kullandığı enjektörün kullanılmaması. 2. Pişmiş veya soyulabilen meyve-sebze yenilmesi. 3. 16.Kedi. yanlarında devamlı kullandıkları ilaçları. Musluk sularından kaçınılması. Sağlık sigortası ülke dışına gitmek üzere onaylatılmalı. Hekimle görüşülmeli (aşı bilgileri ile birlikte). 5. Ellerin su ve sabunla yıkanması. Yerel sağlık bilgisi ve su-besinleriyle ilgili bilgi istenmeli. 6. 4. Böcek ve sinek sokmalarına karşı hazırlık yapılmalı 4. 17. 8. 14. köpek gibi hayvanlara dokunulmaması 15. 11. 3. 19. 7. 9. hız yapmamak ve emniyet kemeri kullanmak başta olmak üzere trafik kurallarına uymak ile mümkün olabilir. ülkelerin iklimi. 5. Ayak mantarından korunmak için temiz ve kuru ayakkabı /terlik giyilmesi. içeceklere buz konulmaması.Açıkta satılan yiyeceklerin satın alınmaması. eski EKG ve akciğer radyogramlarını bulundurmaları sağlanmalıdır. Bira. 3. 1. ülkelere özgü farklı sağlık koşulları. Personelin yolculukta. Bir ay öncesinde mutlaka doktor ve diş tabibi muayenesi yapılmalıdır. Trafik kazalarından korunma. Sinek ve böcek sokmalarına karşı kişisel önlemlerin alınması. 2. 2.DEET (diethylmethyltoluamide) içeren böcek kovucular kullanılması. 340 . hastalıkları ile ilgili özet tıbbi bilgileri. aşılama gereksinimleri. ülkelerin sağlık durum raporları. Çıkartma işlemi yapılırken pens ile kenenin mümkün olduğunca ağız tabanından yakalanması sağlanmalıdır. sağlık hizmeti kapasiteleri. Gözlük veya lens kullanıyorlarsa fazladan bir çift daha alınmalıdır. Seyahat süresi ve planlanan aktivitenin türüne göre seyahat acentasından gidilecek ülke ile ilgili bilgi alınmalı. Sıtma riski olan bölgeye gidilecekse koruyucu ilaç alınması. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için her zaman kondom kullanılması 10. Sadece şişelenmiş veya kaynatılmış su içilmesi.Şişelenmiş içme suyu yoksa klor tablet ile suyun dezenfekte edilmesi.

atık vs. çadır çevresi çukur kazılmalı. Alan yeterli genişlikte olmalıdır. Türkiye’de Viperinae türü (engerek) yılanlar en tehlikeli gruptur. çadır alanı şehirden en az 1. 341 . Yerleşim bölgesinde olabilecek risklerden biri de yılan ve akrep sokmalarıdır. gazlı bez. toprak ve havadan numune toplanmalıdır. sıcaklık ve nem. 40. Aşılama ve Kemoproflaksi Temel Aşılama Programı (tetanoz. Faaliyet öncesi bilinen tüm sağlık tehditlerine yönelik risk değerlendirmesini tamamlayarak harekât planı ve emirlerine uyumlu olması sağlanmalıdır. gürültü ölçümleri de gerçekleştirilmelidir. Çalışma alanlarına özel koruyucu önlemler (işitme. dozajı çok açık şekilde yazılmalıdır. Yeterli ventilasyon olmalıdır. kabızlık için orta derecede etkili oral ve supozituvar laksatifler ve ayaklar için pudra dekonjestan ve tuzlu su damlasıdır. Tedavi lokal ve genel olmak üzere ikiye ayrılır. Gerekli ilaçlar (digital. En sık görülen hastalıklar su ile bulaşan hastalıklardır.000 ölüm. antiseptik veya bakterisidal sabun solüsyonu. Çadır alanı kuru.4. nemli ve sıcak iklimlere gidenler tuz tabletleri. sinek kovucular ve güneşlikler almalıdırlar. vektör. Alanın kabul edilebilir yalıtımı olmalıdır. taşıt tutması için dimenhidrinat gibi ilaçlar. Tuvaletler her 15 kişiye bir tuvalet olacak şekilde yeterli sayıda düzenlenmelidir. bölgede radyasyon. yemek binası içme suyu arası 30m olmalıdır.). antiasit. termometre. Risk değerlendirme ve tüm sürveyans önerilerinin sağlık ekinde yer alması sağlanmalı. Her yatak için yaklaşık olarak 4m² alan olmalıdır. hepatit vs. levazım vs. eğimli bir arazide olmalı. difteri. numuneler alınarak tahlil edilmesi sağlanmalı. Bir lavabo 5-6 kişi için. Bitki. Erkeklerde sıklıkla yılan ısırmaları gözlenirken. Operasyon esnasında alınacak önlemler Konaklama yerleri seçilirken sağlığa uygun alanlar seçilmelidir. Yemek binası çöp alanı arası en az 45m mesafe olmalıdır. tuvaletlerle uzaklığı en az 15m. insülin. tuvaletlerle yemek binaları arası 90m. tuvaletlerle içme suyu arası 30m. aspirin. Yılan ve diğer zehirli böceklerin ısırması insidansı yaklaşık 5 milyon. elastik bandaj. sıtma kemoproflaksisi gibi) önlemler alınmalıdır. Mayıs-Ekim ayları ve gündüz 14-18 saatleri arası en çok görülmektedir. (istihbarat. harekatın genel risk değerlendirmesi ile birlikte ele alınmalı ve gerekli ise bilgiler diğer unsurlar ile paylaşılmalıdır. antikoagülan) sağlanmalıdır. Sıklıkla gerekecek malzemeler temin edilmelidir. Atopik bünyeliler antihistaminik. görme koruma eğitimi ve ekipmanları) temin edilmelidir. jenerik / kimyasal isimleri. Sıvı sabun kullanılan yıkama alanları (lavabo) ve banyo alanları vardır.5km uzaklıkta olmalı. çadırlar arası 7m olmalı.) yanında mevcut ise bölgeye ait tehditlere karşı (Japon ensefaliti. İlaçlar değişik isimlerde ve potenslerde satıldığından tarifleri. su temizleme tabletleri. flaster. Yerleşilecek bölgede gerekli ön hazırlıklar yapılarak randomize bir şekilde su. 1 banyo ise 15 kişi için olacak şekilde tasarlanmalıdır. Bunlar. 5.

Kontrol sırasında fizik incelemenin yanı sıra tam kan sayımı. uygun numarada ve kuru bot temin edilmeli. Birçok hasta için sıvı ve elektrolitlerin yerine konması kendi kendini sınırlayan turist diyaresi için yeterlidir. elbiseler sağlam olmalı. Turist diyaresi için aşı yoktur. soyulmamış meyvelerden ve buz küplerinden uzak durulması. parmaklar ve baş korunmalıdır. iyot. eğer hijyenik olarak hazırlandığı. Bizmut subsalisilatın günde 4 kez 2 tablet şeklinde kullanmak risk altındakilerin %65’inde turist diyaresi görülmesini azaltmaktadır. güneşe çıkmadan yarım saat önceden 15 ve üzeri faktörlü güneş koruyucu ve güneş kremi kullanılmalıdır. vücut ve ayaklar temiz tutulmalı. su ve diğer alkolsüz içecekler bol bol alınmalıdır. sigara kullanılmamalı. enerji almak için tüm yiyecekler tüketilmeli. pastörize edildiği ve buzdolabında saklandığı biliniyorsa kullanılabilir. Elbise ve vücuda sıvı temasından kaçınılmalıdır. Krema. Ultraviyoleden koruyan gözlük kullanılmalı. sebze salatalarından. Tedavi Turist diyaresinde en önemli faktör kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin yerine konmasıdır. Operasyondan dönüşte yapılması gerekenler Bazı hastalıkların endemik olduğu bölgelere giden ve uzun süre oralarda kalanlar asemptomatik olsalar bile kontrol amacıyla doktor tarafından değerlendirilmelidir. ısıtmak için büyük ekstremiteler hareket ettirilmeli. uygun giysi verilmelidir. personelin susamasa bile su alımı teşvik edilmeli.Diyare Virüsler. Soğuktan korunmada. mayonezli salatalar ve az pişmiş deniz ürünlerinden (besin zehirlenmesi) uzak durulmalıdır. Bunun nedeni ise sağlıklı olmayan su ve besinlerdir (dışkı ile bulaşma). eller. Vücut sıcak tutulmalı. sık el yıkanması ve profilaktik Pepto-Bismal (Bizmut subsalisilat) ve profilaktik antibiyotik kullanımıdır. serolojik testler ve gaitanın parazit ve yumurtası açısından incelenmesi yapılmalıdır. Islanan elbiseler değiştirilmelidir. Soğuk ıslak zeminde durmamalı. hareket edilmeli. biyokimyasal inceleme. Sıcak çarpmalarında alınacak önlemler Deri ve gözler uzun süre güneş ışığından korunmalı. alkol ve sigara kullanılmamalıdır. Süt çocukları ve çocuklarda oral rehidratasyon solüsyonları kullanılabilir. Korunma İyi pişmiş yiyecekler yenmesi. ağız ve burun güneşten korunmalı. suyun en az 3 dakika kaynatılarak mikroorganizmalardan arındırılması. Diğer alınması gereken önlemler. Bulantı ve kusma ile başlayan bu hastalıklar öldürücü boyutlara kadar gidebilir. Korunmada en önemli konu su ve besinlerin güvenli olmasıdır. tüberkülin deri testi. bakteriler veya parazitler tarafından oluşabilir. klorun giardia kistlerine etkisi yoktur). 342 . Mandıra ürünlerinden uzak durulmalıdır. klor tabletleri veya iyot filtreleri ile suların dezenfekte edilmesi (filtreler bakteri ve parazitleri uzaklaştırabilir ancak virüsler üzerine etkisi yoktur.

Kirli su veya yiyeceklere karşı ne gibi önlemler aldınız? 10. bulantı. ishal. yorgunluk. üşüme. Sivrisinekler veya diğer böceklerce ısırıldınız mı? Isırıldıysanız gündüz mü. 343 . Sadece büyük şehirlere ve turistik yerlere mi gittiniz.Seyahatten haftalar hatta yıllar sonra bile ateş. Ne zaman gittiniz? 3. karın ağrısı ve kilo kaybı gibi semptomlar görülebilir. İmmünize edilmiş miydiniz? Neye karşı? 6. Antimalaryal ilaçlar. titreme. Sorulacak sorular: 1. Böcek ilacı veya cibinlik kullandınız mı? 8. kusma. yoksa kırsal alanları da ziyaret ettiniz mi? 4. gece mi? 9. gece kaldınız mı? 5. Seyahat sırasında herhangi bir seksüel temasta bulundunuz mu? olmalıdır. Kırsal alanlarda yemek yediniz mi. Seyahatten dönenlere ayrıntılı sorgulama yapılmalıdır. antibiyotikler veya antidiyareik tedavi aldınız mı? Ne kadar ve ne sıklıkta? 7. Hangi ülke / ülkelere gittiniz? 2. terleme. Nehirde yüzdünüz mü? 11.

2001. 2009. Ankara. 7-1.K. Basımevi ve Basılı Evrak Depo Müdürlüğü. 2005.KAYNAKLAR 1. 4. (4-1)-(4-15). WHO. Genelkurmay Basımevi. 2. K. 6-1. Genelkurmay Basımevi. 2006. 3. International travel and health. Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Hizmetleri Direktifi. p. Ankara. Ankara. p. p. Sahra Hijyeni ve Sağlığı Koruma. Türk Silahlı Kuvvetleri Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Yönergesi. 344 .

bakış açısı pozitifleşir. cilt sağlıklıdır. menisküs lezyonları görülür. Yaralanma sıklığı Tablo II’de verilmiştir. Tablo II. yorgunluğa direnci artırır. uykusuzluk problemini azaltır. dokuların dayanıklılık sınırının aşılmasıyla ortaya çıkan durumları kapsar. Bunların nedeni yanlış antrenman. kendine saygı artar. fazla enerji azalır. şiddetli travmaya bağlı gelişen doku hasarı Tolere edilemeyen tekrarlayıcı yüklenmeler sonucu oluşan kemik hasarı Hastalıklar Tendinitis Stres kırığı PF sendrom Burkulma Kırık Kanama Çıkma Askeri eğitim Maraton Koşucularda en çok kas ve tendon zorlanmaları. ağır antrenman. Spor Yaralanmaları Spor Yaralanması. 345 . Sporun Faydaları Spor ve Egzersiz ile Vücut Spor ve egzersiz yapanların vücudu orantılıdır ve sağlıklıdır. verimli bir şekilde kilo kaybı olur. Yaralanma sıklığı Tipi Nedeni Zorlanma Tekrarlayıcı-biriktirici mikro travma sonucu (%75) doku hasarı Travmatik (%15) Stress kırığı (%10) Ani. vücudu çalıştırma amacına yönelik her türlü hareketlere spor denir. sakinleştirir ve gerilimin azalmasına neden olur. kas ve kemik yapıları sağlamdır. sıkıntı ve depresyonu azaltır. kemik yapısı kuvvetlenir. tüm organları gerektiği gibi çalışır. kapasitesi artmış akciğerleri ve verimli çalışan bir kalpleri vardır. cilt veya kas-iskelet hasarının tekrarlayıcı veya travmatik natürlü bir dış etken sonucu oluşur. antrenman sırasındaki ani değişiklikler. atardamar sisteminde kan basıncı azalarak kalp hastalığı risklerini azaltır. anatomik faktörler ile ayakkabı ve zemindir. zeka gelişir. zihinsel performans ve düşünme yeteneği gelişir. stres azalır. Bu yaralanmaların çoğunluğunu alt ekstremite kas-iskelet yaralanmaları oluşturur.SPOR HİJYENİ Kişinin sağlık durumunu geliştiren ve gelişmiş sağlık durumunu devam ettiren. Askeri eğitimde veya spor antrenmanlarında en sık görülen yaralanma tipi kasiskelet sisteminin zorlanma yaralanmalarıdır. Yaralanma. yeni çevre edinilmesini sağlar. Yumuşak Doku Yaralanmaları Bütün spor yaralanmaların %30-50’si yumuşak dokunun aşırı kullanımından kaynaklanmaktadır. rahat ve kesintisiz uyku uyunur. vücudun tamamının ya da bir bölgesinin normalden fazla bir kuvvetle karşılaşması sonucunda. endişe ve kuruntular azalır. hastalıklara karşı dirençlidirler. eklem ve bağ yaralanmaları. kendine güven artar.

Uyum sağlamamış veya yeni hastaneye yatmış olanlar. meyve suyu.1) dir. düz tabanlık. Genç erişkinlerde ani ölüm nedenleri arasında. Periostitis (%3. kondisyon seviyesi. aşırı kilolu. bayan olmak. hipertrofik kardiomiyopati. stres kırığıdır (%3. hastalık veya sakatlık geçirme hikâyesi. Temel olarak bir bursittir. alkol (alkol dehidrate eder) da risk oluşturmaktadır. beta bloker. vb). Ani Ölüm Riskleri Ani ve şiddetli bir egzersiz sırasında ani ölüm riskinde artış oranı 5-50 kat arasındadır.9). beyin damar anevrizması vardır. olumsuz çevre koşulları. Önceki sıcak çarpma hikâyesi. Yiyecek tüketilmesi (bitki. Sıcak çarpmalarında organlar hasar görür ve bu hasar sürekli kalır. Sık aralıklarla soğuk su içilmesi 3. ayak bileği burkulmaları (%6. en iyi çözüm ise gerekli önlemlerin alınmasıdır. cilt hasarının bulunması (cilt yanığı. çok fazla su içilmesi olabilir.6). egzersiz ve ağır iş sonucu organizmanın 15 kat fazla ısı üretmesi. tuzlu bisküvi. diyare. enfekte myokardit. teşhis edilmemiş doğumsal kalp anomalileri (koroner hastalıklar). hastalıklı (nezle. ek besin gıdaları (efedrin.8). Genç bayanlar genç erkeklere göre sıcak yaralanmasına daha fazla maruz kalmaktadır.Ağır sporcularda ve asker popülasyonunda görülen en yaygın spor yaralanmaları piyade ve ağır sporcularda zorlanma veya stres sendromu (%23. En yüksek risk faktörü sıcaklıktır.7). Yaralanmayı kolaylaştıran etkenler. ilaç (antihistaminik. tansiyon ilacı. yüksek seviyeli yarışma ve duygusal stres fazla ise risk artabilir.4). şiddetli iletim bozuklukları. Sıcak Yaralanmaları Sıcak yaralanmaları hem askeri eğitimlerde hem de spor antrenmanlarında hayatı tehdit eden önemli faktördür.3).9). lateral femoral epikondil ve iliotibial bant arasındaki sürekli sürtünmeden kaynaklanan bir durumdur. tecrübe. çok az elektrolit (tuz veya mineral) alınması. en çok sıcak vurması Nisan ve Eylül ayları arasındadır. elektrolit içeren sıvılar) 4. Risk Faktörlerinin Azaltılması için Yapılması Gerekenler 1. rash). dekonjestan. İliotibial band sendromu (İTB). Özellikle ağır efor. grip.4). düşük kondisyonlu. Aşil tendinitis (%6. kreatin. sıcak ve nemli hava. sigara. Risk 30°C’de başlar. zorlanma sonucu diz yaralanması (%5. Özel Deniz Birliğinde stres kırıkları (%13. Bunların nedenleri. psikyatrik ilaç) kullanımı olanlar da risk altındadır. Risk Faktörleri Orak Hücreli Anemisi olanlarda 40 kez daha fazladır. diüretik. Serin yerlerde/zamanlarda egzersiz yapılması (koşmadan önce mutlaka su içilmesi) 2.). vb. aşırı motive edilme.0). Yeterli elektrolit tüketilmesi 346 . çok az su içmek. Patella Femoral Sendrom (%9. kas zorlamaları (%8. (%10. kan verme (kırmızı kürelerin azalması). vücut kütle indeksi (BMI).

vitaminli) Soğuk Yaralanması ve Tipleri 1. Limitlerin aşılmaması. terlemeyi sağlayan. Chilblains 4. Erken dönem fonksiyonu sağlar 347 . Kas/tendon yaralanmalarını azaltır 2. Hipotermi 2.Isınma ve aktif soğuma yapılması. Asla ağrı oluşturmama 5. Frostbite-donma 3. Kas gerilimini azaltır 5. 9. Eksersiz öncesi değerlendirme yapılmalıdır. 10. Yeterli sıvı tüketme 2. Orta şiddette ve süreli esnetme Yararları 1. 11. Güneş koruyucu losyonlar kullanılması (SPF 50. Immersion/Trench Foot 5.5. Beslenmenin değerlendirilmesi 4. Egzersiz sırasında uygun elbise giymeme Spor Yaralanmalarına Karşı Alınacak Önlemler 1. Yeterli beslenme 3. Egzersiz öncesi ve sonrası germe hareketleri 3. Fiziksel değerlendirme Esneklik Prensipleri 1. Eklem hareket açıklığını geliştirir 4. Soğutucu cihazların kullanılması (banyo. İyi kondisyon 4. Yaralanmaları önleme 7. Esneme öncesi ısınma 2. Tıbbi değerlendirme 2. Motivasyon 6. Önceki yaralanmaların gözlemlenmesi. Formda kalma 8. 1. Güneş yanığı 8. Dehidratasyon 6. Güneş körlüğü 7. Uygun elbise giyilmesi 7. Kas ağrılarını minimize eder 3. Psikolojik değerlendirme 3. hareketsiz kalmama 5.Uygun malzeme kullanılması. Yavaş ve kibarca esnetme 4. Yeterli dinlenme. fan) 6.

Malzeme Seçimi Ayakkabı 480 kilometreyi aşan ayakkabının şok emme yeteneği %50 azalmaktadır. Basınç koşu branşlarında – vücut ağırlığının 2-5 katı. daha sonra 50 dakika yürüyüş ve 10 dakika mola şeklinde devam edilir. uzun süreli – seyrek olarak yapılan molalarla yapılan yürüyüşlere göre daha az yorgunluk verir ve daha verimlidir.5km yol almalıdır. sonra da tabanı yere temas etmeli. psikolojik yararları vardır. fazla miktarda besin alımından ve personeli aç bırakmaktan kaçınılmalıdır. nasır. Yürüyüş ve Yorgunluk Proflaksisi Askere doğru yürümesi ve hatalı basmaması öğretilmelidir. Bu malzemeler önlemenin yanında spora erken dönmeye izin verir. yürüyüşe tedaviden sonra katılmalıdırlar. Yürüyüş sırasında kullanılacak ayakkabılar ayağa uygun olmalı ve derideki kırışıklıklar ayakkabı boyanarak yumuşatılmalıdır. Buna küçük mola denir. ayak yerden kaldırılırken de topuk en son yeri terk etmelidir. Başlangıçta yürüyüşlere 15km/gün olarak ve yüksüz başlanmalı. eldiven vb). Futbol ve voleybol gibi ayak bileklerinin çok zorlandığı spor branşlarında mutlaka ayakkabı bağcıkları tam bağlanmış olmalıdır. Uygun olmayan ayakkabılar yürümeyi güçleştirmekte ve oluşabilecek problemleri arttırmaktadır. Bu şekilde otomatik yürümeye personel zamanla alışır. Yürüyüşlere sabahın erken saatlerinde ve sıcak basmadan başlanılmalıdır. Dişleri korumak için mutlaka diş koruyucu kullanılmalıdır. Çalışmalar uygun ayakkabının şoku 2/3 azalttığını göstermiştir. 348 . TSK’da adım uzunluğu 75cm. Yürüyüşe başlamadan önce personele. Yürüyüşe başlarken gidilmesi planlanan yerin varış saatleri iyi hesaplanmalı ve yürüyüş mümkün olduğu kadar gündüz yapılmalıdır. sıyrık. Mola yerleri gölge olmalı ve personel teçhizatını çıkartıp uzanabilmelidir. Bu değerlere göre bir saatte bir askeri birlik yaya olarak yaklaşık 4. ekmek. spora engel olmaksızın yaralanmalara karşı korumalıdır. Koruyucu olarak ayak bileklerine bileklik ve dizlere dizlik giyilmesi sakatlanma riskini en aza indirir. peynir ve tereyağından oluşan hafif bir kahvaltı verilmeli. Yolun yarısında 30 dakikalık büyük mola verilir. sıcak şekerli çay. Gece karanlığında yürümek personelin ruhsal durumunu olumsuz etkiler. Yürüyüş mümkün olduğu kadar otomatik olarak yapılmalıdır. Kısa süreli ve sık olarak verilen molalarla süren yürüyüşler. Koruyucu malzeme. Hatalı basmak ayağın şeklini bozar ve yorgunluğun hızlı gelişmesine neden olur. zamanla 20km’ye çıkılmalı ve maksimum 25km/gün yürünmelidir. dakikadaki adım sayısı da 110 olarak standardize edilmiştir. zıplama branşlarında vücut ağırlığının 4-7 katı olabilmektedir. tırnak batması gibi sağlık problemleri olan kişiler tedavi edilmeli. Olası bir kazada sakatlanmayı en aza indirmek için mutlaka spora uygun emniyet malzemeleri giyilmelidir (kask. Personel ilk olarak 45 dakika yürütülür ve 15 dakika mola verilir. Yürüyüş öncesinde personelin ayakları muayene edilmeli. Yürüyüş sırasında önce ayağın topuk kısmı.

Yürüyüşten önce ayak pudralanmalıdır. Ayakta oluşabilecek pişikler ve yaralanmalar gerektiği şekilde tedavi edilmelidir. Birlik tabibi. yürüyüşün personel üzerindeki etkilerini gözlemleyebilecek şekilde yürüyüşü takip etmelidir. Küçük molalar sırasında olanak varsa personele sıcak – şekerli çay veya kahve verilmelidir. Düzenli uyumak 4. Dengeli ve düzenli beslenmek 7. kendisine gelen kandan daha fazla oksijen alma yeteneğine sahiptir. Antreman süresince vücut ağırlığının sabit kalabilmesi egzersizlerin program içinde uygulanması ile mümkün olur. Çalışmaya uygun giyecek giymek 6.Tuz ve su kaybına engel olmak 349 . İşi severek yapmak 9. Yorgunluk Proflaksisi 1. Molaların toplamı yürüyüşlerin toplamının yaklaşık %25’i olacak şekilde düzenlenmeli. Yürüyüş sırasında burundan nefes alınmaya alışılmalıdır. Vücut temizliğine dikkat etmek 5. Masaj 10. uzun süren yürüyüşlerde her 4 günden sonra 1 gün dinlenilmelidir. Antrenman: Yapılan işin teknolojisini iyi bilmeyi. Aralıklı dinlenmek 3. Maneviyat yüksekliği 8. Yeterli miktarda su verilmeli. kuru ve söküksüz çoraplar giyilerek çıkılmalıdır. 2. yemek yolun 2/3‘ü alındıktan sonra yenmelidir. temizlemeli ve boyamalıdır. hareketleri daha yüksek maharetle ve daha az enerji sarfederek yapabilmeyi sağlıyan antreman en önemli proflaksiyi teşkil eder Antrene kimselerin kasları. Ambulans birliğin arkasından gelmelidir.Çatışma sırasında asker bütün enerjisini yürüyüş sırasında tüketmemeli ve aşırı yorgun düşmemelidir. Yürüyüşe temiz. Ayaklar soğuk su ile yıkanıp iyice kurulanmalı ve havalandırılmalıdır. Personel ayakkabısını çıkartmalı.

Yıldız Y. 5. Sporcularda Kas Yaralanmaları ve Tendon Hastalıkları. Kut Sarpyener. C:16. Larimore WL. Koşucularda görülen sakatlıklar.Spors Medicine Secrets. 3. 1999: 225-230. GATA Spor Hekimliği Ders Notları ve İnternet kaynağı. Torholm C. çev: Doç. Arkadaş Tıp Kitapları. Mati WB. 4.1. Ed. Koch P. 350 . 1984. Ugeskr Laeger. Sprains. Philadelphia: Hanley&Belfus. S. 6.Dr. In: Mellion MB. Barın E. 2010. Krejci V. trigger points and soft tissue injuries. Ergen E. 2. 169: 2201-4. 2007: 4. Konradsen LA. Spor Hekimliği Dergisi. Akgün N. strains. Aydın T. 2. Treatment of patellofemoral arthritis with patello-femoral arthroplasties. Jorgensen PS.KAYNAKLAR 1. 1981.

Üreme sağlığı. cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve diğer üreme sağlığı durumları. güvenli doğum ve doğum sonrası bakım. Bu kavram. üremenin fiziksel. doğum öncesi bakım hizmetleri ve eğitimi. tatmin edici ve güvenli bir cinsel yaşama. teknik ve hizmetlerin takımyıldızı olarak tanımlanır. toplumsal açıdan çocuk sahibi olma ya da neslin sürdürülmesi olarak bilinen hayati kavramadır. ÜREME SAĞLIĞI KAVRAMI 7. aile planlaması vb pek çok başlık altında sunulan hizmetlerin tamamını ifade etmek amacıyla üreme sağlığı kullanımı tercih edilmiştir. Bu tanımda erkek ve kadının. Cinsel sağlığın amacı sadece üreme sağlığı konusunda ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda bakım ve danışmanlık değil. üreme yeteneğine ve bunun ne zaman. eğitim. nasıl olması gerektiğine karar verme özgürlüğüne sahip olmaları da demektir. hayat ve kişisel ilişkilerin geliştirilmesidir Yukarıdaki tanımlardan üreme hakları ulusal kanunlarda. bilgi. önceden ana çocuk sağlığı. bunu yapabilmek için bilgi ve yollara sahip olma ve en yüksek cinsel ve üreme sağlığına erişebilme haklarının tanınmasına dayanır Birinci basamakta üreme sağlığı hizmetleri: aile planlaması danışmanlık. infertilitenin önlenmesi ve uygun tedavisi. aralığına ve zamanlamasına karar vermeleri. karşılanabilir (makul bedelle) ve kabul edilebilir aile planlaması yöntemleri yanında kanunen yasak değilse doğurganlık düzenlemesinde tercih ettikleri diğer yollara ulaşma ve bilgilenme hakkı ve kadına güvenli biçimde hamile kalma ve çocuk doğurma imkânı veren ve çiftlere sağlıklı bebek sahibi olmanın en iyi şansını sağlayan uygun sağlık hizmetlerine erişim hakkı üstü kapalı olarak ifade edilmektedir. uygun olduğu takdirde insan cinsel 351 . bebek ve anne sağlığı hizmetleri. Birleşmiş milletlerin çeşitli organlarının öncülük ettiği 1994 yılında Kahire’de yapılan Uluslararası Nüfus ve kalkınma konferansında açık bir biçimde tanımlanmış. katılımcı ülkelerin çokluğu nedeniylede daha sık olarak kullanılmaya başlanmış olan bir kavramdır. uluslar arası insan hakları belgelerinde ve diğer uzlaşılan belgelerde tanımlanmış insan haklarını da içine alır. üreme yolu enfeksiyonlarının tedavisi. Aynı zamanda cinsel sağlığı içerir. Söz konusu üreme sağlığı tanımlarından üreme sağlığı hizmeti.6. Üreme sürecinde yaşanabilecek muhtemel sağlık sorunlarının önlenmesi ve çözümlenmesi için yapılması gerekenler ise üreme sağlığı kavramı ile adlandırılmaktadır. A. bölüm ÜREME SAĞLIĞI ve ÜREME HAKLARI olarak ele alınmış özetle şu tanımlamalar yapılmıştır. tercih ettikleri güvenli. etkili. Üreme Sağlığı Üreme. işlevleri ve süreçleri ile ilgili hastalık ve sakatlığın olmaması değil. Yalnızca üreme sistemi. ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali içinde olmasıdır. özellikle emzirme. Bu nedenle üreme sağlığı. Bu haklar çiftlerin ve kişilerin özgür ve sorumlu olarak çocuk sayısına. Toplantı sonuç raporuna göre 7. düşüğün önlenmesi düşük sonuçlarının yönetimi. iletişim ve hizmetleri. İnsanların. kadın sağlığı. Bu toplantıda. üreme sağlığı sorunlarını önleyerek ve çözerek üreme sağlığına ve iyi olmaya katkı veren yöntem.

yönetim. üreme yolu enfeksiyonları. 6. eğitim. Aile Planlaması Üreme sağlığı hizmetlerinin temel uygulamalarından biridir. Erkeklerin eğitilmesini ve aile planlaması. Emzirmenin yaygınlaştırılması . Mahremiyeti korumak kaydıyla ihtiyaç duyan ve isteyen herkese karşılanabilir. iletişim.yaşamı. sorumluluk. Üreme sağlığı programları adolesanlar dahil kadınların ihtiyaçlarına hizmet edecek biçimde tasarlanmalıdır ve tasarımın liderlik. Hizmetler hususan kadın ve adolesanların kişisel ihtiyaçlarına duyarlı sıklıkla aciz durumlarını göz önüne almalıdır ve cinsel şiddete maruz kalanlara özel ihtimama gösterilmelidir. doğum ve düşük.15 seviyesine gerilemiştir. 1. hizmetlerin teşkilatlanması ve değerlendirmesi aşamalarında kadınlarda sürece içerisinde yer almalıdırlar. bilgi. Optimum sağlık. gebelik. Ülkemizde toplam doğurganlık hızı 1960’ lı yıllarda 67 civarında iken 2000 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmasına göre 2. danışma ve hizmetlerini geliştirmek 5. kabul edilebilir ve ulaşılabilir nitelikli aile planlaması hizmetleri sunmaktır. Geçmiş dönemlerde nüfus kontrolü yada nüfus planlaması şeklinde uygulanmaya başlamıştır. 2. B. Aile planlaması tavsiye. çocuklarının. Tüm dünyada kadınlar daha az çocuk doğurmaya başlamıştır. doğum aralığı zamanını tayin etme çerçevesinde çiftlere ve kişilere üreme hedeflerini gerçekleştirmede yardımcı olmadır. Aile planlaması uygulamalarında erkeklerin katılım ve paylaşımını artırmak. karar verme. cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından üst basmaklar bulunmalıdır. Üreme sağlığı hizmetlerinin önemli bir kısmını oluşturan aile planlaması sadece nüfusun kontrol edilmesi olarak anlaşılmamalı ve uygulanmamalıdır. ev ve çocuk bakımı işlerinde eşit sorumluluk almasını ve cinsel yolla bulaşan hastalıkların önlenmesinde temel sorumluluğu almasını üstlenmesini sağlayacak bilgilendirici ve danışmanlık programları yürütülmelidir. İstenmeyen gebelikleri önlemek için kullanılan gebeliği önleyici yöntemler 1960 yıllardan 1990lı yıllara kadar 5 kat daha fazla kullanılmaya başlanmıştır. Sevki gereken durumlarda aile planlaması hizmetleri. üreme sağlığı ve sorumlu ebeveynlik konularında eğitim ve danışmanlık içermelidir. 4. planlama. meme ve diğer üreme sitemi kanserleri. ve aile iyiliği ve kişisel onurlarına saygı. 352 . İstenmeyen gebelikleri önleme yüksek riskli gebeliklerin. uygulama. infertilite. Uluslar arası nüfus ve gelişme konferansı aile planlaması ile ilgili şu ilkeleri belirlemişlerdir. Genital mutilasyon gibi Zararlı uygulamaların azaltılmasına yönelik aktif girişimler üreme sağlığı bakım programları dahil birinci basamağın tamamlayıcısı olmalıdır. Ancak bunun insani olmadığının anlaşılmasıyla birlikte aile planlaması olarak ele alınması benimsenmiştir. Göçmenlere ve yerinden edilmiş insanlar sağlık hizmetine ulaşmada sorun yaşabilir ve üreme sağlığı ve hakları bakımından özel tehditler yaşabilirler. sayısı. hastalıkların ve erken ölümlerin azaltılması. 3..

AIDS 7. Bu hastalıklar. sfiliz. Birincil korunma (a) Güvenli seks ve riskten kaçınma konusunda sağlık eğitimi ve promosyonu (b) HIV ile diğer CYBH işbirliği konusunda bilgi verme (c) Kondom promosyonu 2. Ölüdoğum –gebeliğin istenmeyen sonuçları 5. genital siğil. Sterilite (erkek ve kadın) 3. virüs. Frengi (Sifiliz) (12 milyon) 2. Tüm dünyada 1999 verilerine göre 340 milyon tedavi edilebilir CYBH görüldüğü tahmin edilmektedir. Perinatal enfeksiyonlar 4. Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (Komplikasyonları ve Sekelleri) Pelvik Enflamatuvar Hastalık (PID) 1. genital herpes. 30 dan fazla bakteri. Birincil korunma (a) En kesin çözüm cinsel perhiz. Tüm hastalıklar birlikte değerlendirildiğine dünyada 1 günde 1 milyon kişinin CYBH ye yakalandığı tahmin edilmektedir. Ölüm CYBH’den Korunma 1. İkincil korunma amaç hastalık süresini kısaltarak prevalansı azaltmak (a) Erken tedaviye teşvik (b) Ulaşılabilir. Trikomonaz (174 milyon) Tedavi edilemeyen hastalıkların başında AIDS gelmektedir. Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH) ve Korunma Tüm dünyada cinsel yolla bulaşan hastalıkların insidansı yüksektir ve artmaktadır. 353 . trikomonaz. 1. kan ürünleri ve doku transferi ile geçebilir CYB hastalıkların bazıları tedavi edilebilirken bazıları tedavi edilememektedir. Genito-anal kanserler 6. şankroid.C. klamidya. ve parazit vardır 3. etkili ve kabul edilebilir bakım (c) Eğitim ve danışma (d) Vaka bulma ve tarama yoluyla asemptomatik enfeksiyonların erken tanı ve tedavisi 3. HIV ve hepatit B 4. Klamidya (92 milyon) 4. Durum HIV salgının çıkmasıyla belirgin şekilde daha da kötüleşmiştir. (b) Diğer yol ise karşılıklı sadakat. sfiliz gibi bazıları anneden çocuğa. HIV. Esas olarak kişiden kişiye cinsel temasla bulaşan enfeksiyonlardır. 1. 2. En sık gonore. Bel Soğukluğu (Gonore) (62 milyon) 3. Ektopik gebelik 2.

who.int/hiv/pub/sti/who_hiv_aids_2001. doğru kullanılırsa riski azaltmaktadır.(c) Kondom %100 güvenli değildir.02. Dünya sağlık Örgütü http://www. Kondom kullanımı bunu azaltabilirdi KAYNAKLAR 1.pdf 354 . 5-13 September 1994) 2. REPORT OF THE INTERNATIONAL CONFERENCE ON POPULATION AND DEVELOPMENT* (Cairo. (d) ABD’deki AIDS hastalarının 2/3’ü bu hastalığı cinsel ilişki sırasında kapmıştır.

Ateşli silah kazaları 10. Trafik kazaları dünyada ilk 10 ölüm nedeni arasındadır. Doğal afetler 8. Yangın 5. 3. Yaşanılan bölge ve çevredeki olumsuzluklar 9. Sık yaralanmaya yol açmaları. Ev kazaları 2. 2. Yaş 3. Kalabalık 355 . KAZALAR ve ÖNLENMESİ Tanım: Kaza. Boğulma 7. Makine kazaları. Gelişmekte olan ülkelerde yüzbinde 20.7. 1. hayatın ilk yıllarından itibaren hemen her dönemde bireyin sağlığını olumsuz etkiler (2). Sık ölüme yol açmaları. Alkol kullanımı 7.sıradadır. ne zaman.4 ile 10. Trafik kazalarından ölümlerin ölüm nedenleri sıralamasındaki yeri 1998 rakamları incelendiğinde.5 ile 10. Kazalar. Kaza/Yaralanma Türleri 1. iş kazaları 9. Kişisel özellikler 6.Çocuk-kadın-yaşlı istismarı Kazaların Epidemiyolojik Özellikleri Kazalar-yaralanmalar. 5. Sık görülmeleri. 1. Kazalarda Bazı Risk Faktörleri: 1.sırada. kaç kişinin ve nasıl yaralanacakları belli olmayan olaylardır (1). yaralanmalara. Düşme 3. Trafik kazası 4. beklenmedik bir anda ortaya çıkan. Birey ve toplum için yüksek maliyete yol açmaları nedeniyle. Sosyoekonomik düzey 5. Cinsiyet 2. nerede. can ve mal kayıplarına neden olan olaylardır. nasıl meydana geleceği bilinmeyen. önceden planlanmamış. önemli bir halk sağlığı sorunudur. Gelişmiş ülkelerde yüzbinde 16. Yanma 6. Uyuşturucu ve uyarıcı ilaç kullanımı 8.Laboratuvar kazaları 11. Bireyin eğitimi 4. 2. 4. İş gücü kaybına yol açmaları.

Olay Öncesi Evrede Etkili Etmenler a. Kazanın Evreleri ve Etkili Etmenler Kazalar. araca. bakım durumu (4) Köprünün tasarımı 356 .Gürültü 11. yanlış tasarım 12. Çevresel Etmenler (a) Gerekli kanunların olmayışı (b) Mevcut kanunların uygulanmasında yetersizlik. İnsana Ait Etmenler (1) Alkol ve ilaca bağlı dikkat azalımı (2) Ehliyetsiz araç kullanımı (3) Trafik kurallarına uymama (4) Emniyet kemeri kullanmama b. olay öncesi. olay evresi ve olay sonrası olmak üzere üç evrede incelenmektedir. Araca Ait Etmenler (1) Frenlerin durumu (2) Araç sinyal ve uyarı lambaları (3) Taşıtın ulaşabildiği veya ulaştığı hız (4) Lastiklerin durumu (5) Araçta arıza bulunma durumu c. (c) Güvensiz çevre koşulları.Yanlış yapılaşma. çevreye ait etmenler bulunmaktadır. Çevreye Ait Etmenler (1) Bariyer ve trafik işaretleri (2) Trafik işaretlerinin tasarım ve yerleşimi (3) Yolun tasarımı.Araç trafiğinin yoğunluğu 13. 1. (d) Tehlikeli davranışlara özendirici reklâmlar.10.Oyun alanlarının yetersizliği Kazaları Hazırlayan Etmenler 1. Kişisel Etmenler (a) Riskin bilincinde olmama (b) Deneyimsizlik (c) Bulma ve keşfetme merakı (d) Risk alma davranışı (e) Psikolojik sorunlar (f) Stres (g) Yorgunluk (h) Uyuşturucu kullanımı (i) Uyarıcı ilaç kullanımı (j) Kişisel koruyucu kullanmama 2. Her bir evrede olayın meydana gelişini etkileyen insana.

bu konuya örnek olarak verilebilir. Olay Sonrası Evrede Etkili Etmenler a. Örnek: (a) Kask takmak. İnsana Ait Etmenler (1) İlkyardım bilgi ve beceri düzeyi b. Fizyoterapistler. yaralanma meydana gelmesini engellemek ya da ciddiyet derecesini azaltmak amaçlanır. 2. (b) Yüzme havuzlarını tel bir örgü ile kapatmak. konuşma terapistleri.2. 2. 2. Örnek: (a) Otomobil kazalarını önlemek için trafik kurallarını geliştirmek ve uygulamak. 1. İkincil Korunma 1. Çevreye Ait Etmenler (1) İşaret ve bariyerler (2) Yolda kaçma bölgesinin bulunması 3. Olay Evresinde Etkili Etmenler a. Yaralanma meydana geldikten sonra zararlı etkilerini en aza indirme çabalarını ifade eder. sosyal ve tıbbi rehabilitasyona yönelik yapılan çalışmaları içerir. Tedavi. (b) Emniyet kemeri takmak. Etkenin ortaya çıkmasını engellemek. 357 . Üçüncül Korunma 1. Ortaya çıkan etkeni ortadan kaldırmak. (c) Tabancalara kilit sistemi yerleştirmek bu konuya örnek olarak verilebilir. sosyal çalışmacılar bu alanda hizmet verir. Yaralanma açısından potansiyel bir maruziyet meydana geldiğinde. İnsana Ait Etmenler (1) Koruyucu araç kullanmama (2) Alkol/ilaç/uyuşturucu kullanma b. Çevreye Ait Etmenler (1) Telefon kulübesi bulunması (2) Acil ambulans mevcudiyeti (3) Acil tıbbi yardım bilgi ve beceri düzeyi yüksek personelin bulunması KAZALARDA KORUNMA DÜZEYLERİ Birincil Korunma Yaralanma olmadan korunma anlamı taşımaktadır. Araca Ait Etmenler (1) Yangın söndürme sistemi bulunması c. 3. Araca Ait Etmenler (1) Darbeye direnç durumu (2) Kapının kolay açılması c.

Etkenin miktarını azaltmak. Etkenin özel dağılımını ya da oranını değiştirmek. Aktif Korunma Yaklaşımı: Kişilerin. YARALANMALARIN KONTROLÜNDE KULLANILAN 10 TEMEL ÖLÇÜT (HADDON. (c) Kask kullanma. Örneğin. Etkeni yok etmek. 7. “Hatalı araç üretmemeye çalışmak” yapılabilir. Kombine koruyucu önlem almak. 2. (d) Arabada hava yastığının bulunması. (b) Emniyet kemeri kullanma. otomobillerin üretiminin engellenmesi. Kuramsal olarak en temel halk sağlığı yaklaşımıdır. Etkenin miktarını azaltmak. Tehlikeli maddelerin yapısını değiştirmek. bir olayda yaralanmaya yönelik koruma önlemlerinin yapılması kararı ve uygulamasıdır. Etkeni konakçıdan ayırmak. Örnek: (a) Trafik yasasının bulunması. 358 . 2. (c) Taşıtlarda emniyet kemerinin bulunması. 10. 2. (c) Yaralanma sonucunun en aza indirilmesini amaçlar.YARALANMALARDA KORUNMA YAKLAŞIMLARI 1. Etkeni konakçıdan ayıran bariyer yöntemler kullanmak. (b) Evde temizlik vs. (b) Kişilerin kazaya maruz kalmasının ve yaralanmasının önlenmesi. için kullanılan maddelerdeki zehirli kimyasalların sayısını azaltmak. Kazalarda genelde uygulanabilir değildir. 1962): 1. (b) Taşıtlarda çelik desteklerin bulunması. (e) Çevre koşullarının kazanın oluşumunu ve yayaların kazaya maruz kalmasını önleyici şekilde tasarlanması. 9. Örnek: (a) Trafik kurallarına uyma. Konakçıda önlem almak. Kaynağı kontrol altına almaya çalışmak. Pasif Korunma Yaklaşımı: (a) Çevreye ve etkene yönelik müdahalelerle. Etkeni yok etmek. Örnek: (a) Tabanca taşıma ve satışına sınırlama getirmek. 1. 5. 6. 3. 8. Toplumu ve sağlık personelini eğitmek. Kişilerin bir kararı ve girişimi söz konusudur. 4.

bilinçlendirilmesi. Örnek: (a) Halkın eğitimi. (b) Mermileri ayrı bir yerde korumak. (a) Toplum eğitimi: Örnek: (a) Alkollü olarak araba kullanmanın meydana getirdiği tehlikeler. Tehlikeli maddelerin yapısını değiştirmek. (b) Arabalarda hava yastığı bulunması. (a) Tabancanın emniyetini kapalı tutmak. pratik ve etkili koruma yöntemidir. giysilerin tutuşmayan cinsten kumaşlarla yapılması. Birden fazla önlem türünü birden uygulamak. 8. (b) Zehirli kimyasal maddelere karşı alınabilecek önlemler. (b) İlaç kutularına çocukların açmasını engelleyecek mekanizma konması 4. birçok yaralanmanın önlenmesini sağlarlar. 7. Etkenin özel dağılımını ya da oranını değiştirmek. (a) Bazı meslek gruplarında. Etkeni kişilerden ayıran bariyerler. (a) Çocukları ilaçların zararlı etkilerinden korumak için güvenlik bandının yapıştırılması. (c) İlaçları çocukların ulaşamayacakları yerlere koymak. üst-alt geçitlerin yapılması. Genellikle en ucuz. Etkenin ortaya çıkmasını önlemeye çalışmak. Kaynağı kontrol altına almaya çalışmak. Etkeni konakçıdan ayırmak. (a) Yolda meydana gelecek kazaları azaltacak. 6. 9. Toplumu ve sağlık personelini eğitmek. 359 . (b) Bireyi kazaya maruz kalmaktan koruyacaktır. (a) İşyerinde gaz maskesi kullanılması.3. Kombine koruyucu önlem almak. (a) Sağlık personelinin eğitimi. (c) Trafiğin hızlı ve kalabalık olduğu yerlerde yayaların trafiğe girmesini engelleyecek parmaklıkların. Etkeni konakçıdan ayıran bariyer yöntemler kullanmak. Trafikte alternatif taşıma yolu kullanmak. Konakçıda önlem almak. 5. (b) Sağlık dışı toplum kesimlerinin eğitimi. (b) Yol yapımı çalışmalarının yürütülmesi. 10.

KAYNAKLAR 1. Sayfa 462-72 İkinci Baskı 1997 360 . 15(3). (Editörler: Bertan M. Bütçe oluşturulurken değerlendirme süreci için de pay ayrılmalıdır. Güler Ç) Halk Sağlığı Temel Bilgiler Kitabı. ancak ihmal edilen bir konudur. Özcebe H. Güneş Kitapevi. Değerlendirme. Açıkel CH. (8-17) 2005. Bertan M.YARALANMALARIN DEĞERLENDİRİLMESİ Yaralanmaların kontrolünde çok önemlidir. Sürveyans çalışmalarıyla birlikte yürütülmelidir. Sağlık ve Toplum. Çakır B: Halk Sağlığı Yönünden Kazalar. 2. yaralanmaları kontrol etmede kullanılacak stratejilerin ne olması ve nasıl olması gerektiği konusunu açığa çıkarmak için önemlidir. Türkiye’de Kaza ve Yaralanma Sürveyansı.

yataklar ve ekipman haftalık olarak değiştirilmelidir. sıcak. gerekli hijyen tedbirlerinin kolaylıkla alınabilmesi için sağlık makamları ile koordine edilmelidir. kapalı ortam havasını etkilememeli. Yangın önleme ve yayılmasını geciktirme konusunda önlemler alınmalıdır. Sıcak ülkelere seyahat eden gemilerde hem mekanik havalandırma hem de elektrikli vantilatörler olmalıdır. ana buhar. Günlük zemin temizliği yapılmalı. çalıştığı. kamaralardan ve ıslak zeminlerden ayrı mekanlarda olmalıdır. yemekhane. Oturma mekanlarındaki doğal aydınlatma en azından normal görüşe sahip bir kimsenin 361 . kapılar kendiliğinden kapanabilmelidir.8. gerekli ısı miktarı tabip tarafından izlenmelidir. Her 30 kişiye 1 tuvalet kabini ve 1 lavabo Her 20 kişiye 1 pisuvar Her 75 kişiye 1 su sebili Bayan personel varsa 15 kişi için 1 tuvalet ve lavabo bulunmalıdır. güvenlik. Kamararalar ve yemekhanelerin havalandırma sistemi havayı istenilen koşullarda muhafaza edecek ve her türlü hava ve iklim koşullarında yeterli hava akımını sağlayacak özellikleri taşımalıdır. mutfak ve ısı yayan diğer alanlara uzak olmalı ve buhar ve sıcak su borularının ısı etkilerine karşı koruma sağlanmalıdır. Yatakhanelerde net alan kişi başına 3 m2 üzerinde olmalı. GEMİ ve UÇUŞ HİJYENİ 9. iklim şartlarına bağlı olarak ısıyı yeterli düzeyde tutabilmeli. soğuk. Ancak bu mekanlardan kolayca geçilmelidir. Tuvaletler. Hijyen Hijyen. banyo ve tuvaletler günlük olarak gerektiğinde daha sık temizlenmelidir. gürültü ve diğer kısımlarından gelen sızıntılara karşı yalıtım sağlayacak şekilde inşa edilmelidir. deniz koruması. Isıtma sistemi. seyahat ettiği ortamdaki çevreye yönelik hijyen faaliyetlerini içerir. havalandırma. birey ve toplum olarak insan sağlığının korunması ve geliştirilmesi. Yatakhanelerde personel başına özel kılıfları olan 2 adet temiz örtü ve yastık temin edilmelidir. yapılışı. tanzimi. Kamaralar. Tuvalet alanları sık sık temizlenmeli kolay temizlenebilir olmalı. Kamara ve yemekhane gibi mürettebatın kullandığı tüm mekanlar doğal ışıkla tam olarak aydınlatılmalı ve yeterli bir suni aydınlatma sağlanmalıdır. yüksek seviyede uzun süre devamı için sağlıkla ilgili bütün bilgileri bir sentez halinde uygulayan bilimdir. Mürettebatın barınma yerlerinin konumu. İç bölmeler haşaratı barındırmamalı. vinç ve benzeri kaldıraçların egzoz boruları mürettebatın barındıkları yerlerden ve teknik olarak mümkünse. Gemi Hijyeni ve Uçuş Hijyeni konuları genel olarak iş sağlığı kapsamında ele alınan ve insanın yaşadığı. bu yerlere giden geçitlerden geçirilmemelidir. Gemi Hijyeni Barınma Hijyeni Gemiler inşa projesi aşamasında. giriş-çıkış yolları.

Yanlış arıtım yapılması DSÖ’ye rapor edilen 1970-2000 arasında bildirilen su kaynaklı 100’ün üzerinde salgınlarda etken olarak Tablo 1’de adı geçen mikroorganizmalar bulunmuştur. Yangın söndürme suyu gibi diğer amaçlı sularla karışma 3.52 metre.açık havada ve gün ortasında. Mürettebat kamaralarının tepe yüksekliği. Mikrobiyolojik ve kimyasal kirlenme riski artmaktadır. bir raf ve bir asma kilit köprüsü donanımına sahip olmalıdır. İÇME SUYU HİJYENİ Gemilerde içme suyunun müşterek olması hastalık ve salgın ihtimalini artırır. yeterli havalandırma sağlanabilen bir mekanda giyecek kurutma tesisi bulunmalıdır. Her kamarada kalabilecek azami kişi sayısı ve kişi başı düşen hava miktarı okunaklı ve silinmeyecek bir şekilde kolayca görülebilecek bir yere asılmalıdır. mobilya olarak her kişi için bir elbise dolabı bulunmalı. Bütün gemilerde yeterli sayıda yemekhane bulunmalıdır. Bu dolabın yüksekliği 1. kamarada en çok on kişinin kalmasına izin verilmelidir. Her kamarada kalabilecek azami kişi sayısı ve kişi başı düşen hava miktarı okunaklı ve silinmeyecek bir şekilde kolayca görülebilecek bir yere asılmalıdır. iç genişliği 19.68 metre olmalıdır.90 metreden daha az olmamalı. Her mürettebata bir ranza sağlanmalı Bir ranzanın asgari iç boyutları 1. Mürettebat kamaralarının tepe yüksekliği. mutfağa mümkün olduğu ölçüde yakın konuşlandırılmalıdır. Ranzaların ana iskeleti borulardan yapılmışsa. Tablo 1. İçme Suyu Problemleri: 1. kamarada en çok on kişinin kalmasına izin verilmelidir. Depoya alındıktan sonra arıtım işlem yapılmaması 6. Deponun sağlıksız olması 2. yatakhanelerden uzak. Deponun kolay temizlenme imkanlarının olmaması 5.90 metreden daha az olmamalı. Yanlış depo dolum uygulamaları 4. Yemekhaneler. DSÖ’ye 1970-2000 arasında rapor edilen su kaynaklı 100’ün üzerinde salgında etken olarak belirlenen mikroorganizmalar 362 . Kamaralar kullananlar için makul düzeyde bir konfor sağlayacak ve temizliği kolaylaştıracak tarzda düzenlenmeli.30 desimetrekare.90'a 0. sıradan basılı bir gazeteyi dolaşıma açık her bir noktada okunmasına olanak sağlayacak şekilde olmalıdır. 1. 1. tamamen kapalı olmalı ve haşerenin girebileceği delikler bulunmamalıdır. Kamaralardan ve yemekhanelerden ayrı.

5. Gemilerde içme ve kullanma suyu aynı olmalı 7. Yetersiz denetlemeler ve bu işlerle uğraşan personelin bilgisiz olması. 3. 3. Su şebekesinin arızalanması. İçme suları için ayrı bir taşıma sistemi kullanılmalı ve değişik renk borularla taşınmalı. Düzenli olarak en az iki haftada bir bakteriyolojik analiz yapılmalıdır. onarım ve bakım için uygun bir deliği olmalı ve bir boşaltma kanalı olmalıdır. Su arıtımının yetersiz veya hatalı yapılması. 2. Çözüm nedir? 1. Gemiye her alınan suyun analiz edilmesi. Depolama ve dağıtım aşamalarında hastalık yapıcı etkenlerden korunmasıdır 5. Deponun arızalanması. İçme suyu ile diğer sular arasında bağlantı olmamalıdır.Su kaynaklı bu salgınların sebepleri şöyle özetlenebilir: 1. kimyasal olarak sağlıklı ve Sağlık Bakanlığınca kontrolleri yapılan ve onaylanan suların tercih edilmesi. Özellikler Su depolarının temizleme. atık biriktirme alanından uzakta olmalıdır. 2. fiziksel. Depo tuvaletlerden. 363 . Her gemide temel su analizleri yapılmalı ve görevli bir personel istihdam edilmelidir 6. İçme suyu olmayan depolara ikaz yazıları yazılmalıdır. Su temininde bakteriyolojik. Suların periyodik analizlerin yapılmaması. 8. Depo su seviyesi de takip edilebilmelidir. depolara alınmadan önce pozitif basınç kullanılarak iyi bir filtreleme işleminden geçirilmelidir. 4. Suyun aralıklı olarak dezenfekte edilmesi 4. kontamine suyun depolanması.

Kişisel su hijyen eğitimi 2. %17’si metal.) 364 . Önemli hususlar 1. limanlarda bertaraf hizmeti verenlere verilmelidir. Yetersiz personel hijyeni 5. %35’i kağıt. balast suyu ve atık sular uluslar arası veya ulusal yasak alanlara atılmamalı. cam. altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (Türk Ceza Kanunu. Bulaşmış ekipman/çapraz kirlenme Gıda güvenliği Kritik noktalarda kontrol analizi yöntemi ile değerlendirilmeli. Ayrıca borular çöp biriktirme araçları veya diğer amaçlı kullanılan suların altından geçirilmemelidir. işleme alanları ve diğer çalışma alanlarından uzakta tutulmalıdır. 2004). Yangın söndürme.5). (Diğer detaylar Uçuş Hijyeni bölümü ile benzerdir. Şüphe halinde Hekime müracaat 3. temizleme gibi başka amaçlarla kullanılan depolara aktarma yapılacaksa suyun geri gelmesini engelleyecek önlemler alınmalıdır. Bunun muhteviyatı değişebilmekle beraber %41’i yiyecek atıkları. atık veya artıkları toprağa. Sıvı atık borularının tıkanmasını ve suyun geri toplanmasını önleyecek şekilde önlemler alınmalıdır. Restaurant and Retail Food Score Facility Types. Gıdanın uygun olmayan süre ve sıcaklıkta bekletilmesi 3. çöpler yiyecek depoları.İçme suyu boruları mavi renkte olmalı ve içme suyu dışındaki su kaplarına içilmez ibaresi mutlaka yazılmalıdır. %7 plastiktir. Deniz kirliliğini önlemek amacıyla gemilerden kaynaklanan atıkları çevreye zarar verecek şekilde doğrudan ve/veya dolaylı olarak deniz ortamına bırakmak yasaktır (Gemilerden Atık Alınması ve Atıkların Kontrolü Yönetmeliği. Katı atıklar. GIDA HİJYENİ Gıda Zehirlenmesinin Risk Faktörleri (FDA Report on the occurance of Foodborne Illness Risk Factors in Selected Institutional Food Service. 1. Bakiye klor takibi 4. yemek işlerinde kullanılan su sık sık kontrol edilmeli gemi güvenliği açısından genel kontroller yapılmalıdır.181). Buz teminine dikkat’’’ ATIK HİJYENİ Gemilerde ortalama 3 kg/kişi çöp çıkar. Gemi temiz tutulmalı. Güvenilir olmayan kaynaktan gelen gıdalar 2. suya veya havaya kasten veren kişi. İlgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde. Otomatik klorlama sistemi 5. Yetersiz pişirme 4.

klima girişlerine ve diğer üreme alanlarına insektisit uygulanmalıdır. Riskli alanlara. 365 .med. Atlanta. US Public Health Service. Vessel Sanitation Program Operation Manual. Doğal düşmanlar (kedi) 2. 2005. Department of Health and Human Services. Zehirler. WHO. Barınaklarının Kontrolü: Fareden arındırmak. Atlanta. 2. Naval Medical Command. National Center for Environmental Health Vessel Sanitation Program.6 milimetreden az gözenekleri olan tel kullanılmalı. Kemirici kontrolü için 1. Delikleri tıkamak. Sivrisineklerin üremesine elverişli alan bırakılmamalıdır. 2004. 2005. Üreme alanları ve gıdanın ortadan kaldırılması uygulamaları yapılabilir.aspx) 4.mil/directives/Pages/ Publications.VEKTÖRLERLE ve KEMİRİCİLERLE MÜCADELE Gemilerin pencerelerinde 1.navy. (Erişim adresi: http://www. Manual of Naval Preventive Medicine Chapter 3 Prevention of Heat and Cold Stress Injuries. kapılara kendi kendini kapatma düzeneği konmalıdır. KAYNAKLAR 1. 2009. 3. Vessel Sanitation Program Construction Guideline. National Center for Environmental Health. CDC. Guide to Ship Sanitation. CDC. Yok etme : Kapan.

5. Kaynağı bilinmiyorsa tüm içme suyunun kaynatılması. Kişiler. 7. Bu Kılavuzun referans koşulları içinde gıda hijyen uygulamasının amacı gıdaların toksik maddeler dahil bulaşkanlar olmadan üretilmesine ve sunulmasına ve böylece tüketiminin hastalığa neden olmamasını sağlamaya bağlıdır. Havacılıkta hijyen için Dünya Sağlık Örgütü 1960 ve 1977'de ilk iki baskısını yaptığı "Guide Hygiene Sanitation Aviation" adlı yayının 2009'da üçüncü baskısını yayınlamıştır. Çok sayıda hastalık gıdalar yoluyla bulaşmaktadır. Soyulmamış meyvelerden kaçınılması.gıdaların güvenliğini. Kaynağı bilinmeyen kabuklulardan kaçınılması. sağlığa yararlığını ve dayanıklılığını sağlamak için gerekli olan tüm tedbirler olarak tanımlanmıştır. 3. Yüksek kişisel hijyen standardının korunması. bu hastalıkların çoğu Tablo I’de sıralanan başlıklar altında toplanabilir: 366 .UÇUŞ HİJYENİ Hijyenin temel prensipleri uzun yıllardır değişmemiştir. 2. Fakat. Salata gibi pişirilmeyen tüm sebzelerin yeterli dezenfeksiyonu. Yolcular bir hava yolunu genellikle uçakta ikram edilen yemeklerin kalitesine göre değerlendirmektedir. Yolcular ve uçuş mürettebatı kısa sürelerde çok uzun mesafeler kat ettikleri için. özellikle de charter uçuşlar ve paket turlar gibi özel sektörlerdeki trafiğin hacim olarak büyümesi ve hızının artması ile bu prensiplerin kesintisiz olarak uygulanması daha da büyük önem kazanmıştır. 6. genel olarak hava taşımacılığı sektöründeki. enfekte olmuş (özellikle de insan kaynaklı) atıklarla temas halinde olmamalıdır 3. GIDA Gıda hijyeni. Gıdalar ve su ile ekipmanlar ve kaplar patojenik organizmaları ve toksik maddeleri mümkün olduğunca içermemelidir. üretiminden veya imalatından son tüketimine kadar .Örneğin: 1. Söz konusu bilgiler gıda ve su kaynaklı hastalıkları önlemenin pratik yollarıyla ilgili tavsiyeleri içermelidir. Köklü ve ünlü bir firma tarafından üretilmemişse dondurmadan kaçınılması. 2. Uçuş hijyeni kavramı havaalanlarını da kapsayan geniş bir alandır ve temel amaçlar şu üç başlık altında toplayabiliriz: 1. lezzetli ve cezbedici şekilde ikram edilen gıdalar sunmak önemlidir. özellikle sağlık seviyesi düşük ülkeleri ziyaret ederken alınması gereken tedbirler hakkında önceden bilgilendirilmelidir. tüm aşamalarda – büyümesinden. 4. Hastalık taşıyıcılar kontrol altında tutulmalıdır. en azından. bu bulaşkanlar asla bir sağlık tehlikesi oluşturacak miktarlarda olmamalıdır. yüksek kalite. Bu nedenle ticari olarak güvenli. Tüm etlerin ve balıkların iyice pişirilmesi.

welchii) Botulizm (sucuk zehirlenmesi) Bacillus cereus gıda zehirlenmesi Escherichia coli ishali Kolera Kolera olmayan vibrio (NCV) hastalığı Vibrio parahaemolyticus enfeksiyonu Streptokok enfeksiyonu Şigelloz Bruselloz Tüberküloz Antraks Tularemi Difteri Virüslerle İlgili Hastalıklar Hepatit A Protozoa Kolu Mikroorganizmalarla ve Hayvan Parazitiyle İlgili Hastalıklar Amibik dizanteri Taeniasis (tenyaların sebep olduğu) Diphyllobothriasis Trişinoz Oksiyüriazis Askaris Fascioliasis Opisthorchiasis Hidatid hastalığı Kimyasal Zehirlerin Neden Olduğu Hastalıklar Böcek ilaçları ve ağır metaller Radyoaktif Kirliliğin Neden Olduğu Hastalıklar Bitki ve Hayvan Toksinlerinin Neden Olduğu Hastalıklar Zehirli mantar ve denizdeki biyolojik toksinler Yaygın olarak görülen gıda kaynaklı hastalıklara karşı alınacak önlemler 1. Gıda işlerinde çalışan personelin kişsel hijyenlerini idame ettirebilmeleri için uygun ortam sağlanması 367 .Tablo I. Gıdalar yoluyla bulaşan hastalıklar Bakterilerle İlgili Hastalıklar (Enfeksiyonlar ve Zehirlenmeler) Stafilokok zehirlenmesi Salmonelloz Tifo Paratifo Clostridium perfringens (C. Portörlüğün tespiti ve önlenmesi 2. Gıda işlerinde çalışan personelin eğitimi 3.

Tablo II. vb.) (l) Bulaşıkların sağlıklı suyla. tepsi hazırlama. (a) Tüketilmeden önce sürekli sıcak tutulmayan pişirilmiş gıdaların– özellikle et. soğutucu. kuru gıda depoları vs. Gıda hazırlama personelinin bu bölümün ileriki aşamalarında açıklanan hijyen uygulamalarına katı bir şekilde uymaları. Mutfağın temizliği yeni gıda malzemeleri gelmeden önce tamamlanmalıdır. (n) Çöplerin uygun şekilde uzaklaştırılması (o) Kanalizasyon sisteminin bulaşa yol açmayacak şekilde tesis edilmesi (p) Kemirgenlerle ve böcekle etkin mücadele edilmesi ve bu süreçte kullanılan kimyasalların bulaşının önlenmesi Yemek hazırlanan tesislerin temizlenmesi ile ilgili olarak Tablo II’de belirtilen sürelere uyulmalıdır. evyeleri. mutfaklar. düşük seviye boruları ve tekerlekli servis masalarını yıkama Aspiratörlerin. uygun ısıda ve mümkünse makine ile yıkanıp kurutulması (m) Yemek artıklarının sunulmamış yemeklerle teması kesinlikle engellenmeli ve varış noktasında uçaktan uzaklaştırılmalıdır. fırınların. ayakları ve alt Her gün (bazı gıda ekipmanları her kısmı dahil masaları ve çalışma vardiyanın sonunda temizlenmelidir) yüzeylerini. dolapları. içini ve dışını yıkama Kaynatma tanklarının. buhar Haftada bir 368 .4. kümes hayvanları eti ve deniz ürünleri – hızla soğutulmasını ve sabit bir ısısının altında tutulmasını sağlamak (b) Tüm süt ve süt ürünlerinin pastorize ve sterilize edilmesini sağlamak. (c) Gıda üretiminde kirli hammadde kullanılmaması (d) Gıda üretiminde kullanılacak malzemenin güvenilir kaynakta ve uygun şekilde denetlendikten sonra alınması (e) Çiğ gıdaların birbiri ile temasının önlenmesi (f) İhtiyaca göre hızlı soğutma ve yeterli ısıtma uygulanmalı (g) Pişirme soğutma ve tüketme arasındaki bekleme süreleri olabildiğince kısa tutulmalı (h) Uygun gıdalar tüketilmeden hemen önce pişirilerek sunulmalı (i) Pişirmede yeterli süreye riayet edilmeli (örneğin botulismus toksinlerini yok etmek için gıdalar 15 dakika kaynatılmalıdır) (j) Gıda üretiminde sağlıklı su kullanılması (k) Gıdaların uygun sıcaklıkta ve koşullarda depolanmasının sağlanması (dondurucu. atık konteynırlarını. uygu deterjanlar kullanılarak. Tüm zemini silme ve yıkama: çöpü Günde iki kere atma Tüm gıda ekipmanlarını. ocakların. Haftada bir demir tavaların. Yemek Hazırlanan Tesislerin Temizlenmesi Yemek Hazırlanan Tesislerin Temizlenmesi Yemek hazırlama alanları. ızgaraların vb.

fan bölmelerinin vb. Su Dünyanın birçok yerinde hala görülen ve suyun neden olduğu hastalıklar kolera. Uçuş personeli yemeklerini uçuş sırasında yediğinde pilota. tavanları. hedefe vardıklarında karınlarını doyurabilmeleri için harçlık almaktadır.55 Litre Uçak yolcularına sunulan su içilebilir olmalı ve tüketicinin hoşuna gitmelidir. Günümüzde içme suyu ve içecekler için kullanılan suyun tamamı şişelenmiş sudur. dışını yıkama Yukarı doğru uzanan kanalların. Aşağıdaki örnek fikir verebilir. Su güvenliğinin havaalanında. boruları vb. yüksek seviyeli tüm alanları. basili ve amipli dizanteri ile diğer bağırsak enfeksiyonlarını içermektedir. Uçakta taşınması gereken su miktarı Uçuş süresi Yolcu başına düşen su miktarı 1-3 saat 1. 369 . yıkama Ayda bir Haftada bir Ayda bir İhtiyaca göre yılda 4-6 defa Mürettebat yemekleri Kabin personeline genellikle özel yemekler tedarik edilmektedir ya da bu personel. tank borularındaki ve aksesuarlarındaki toksik metallerin çözülmesine neden olacaktır. yardımcı pilota getirilen yemekten tamamen farklı bir yemeğin getirilmesi gerekmektedir ve söz konusu gıdaların farklı kaynaklardan elde edilmesi gerekmektedir. Uçak genellikle.5 aralığında olmalıdır: aşırı asitli su. Kısa bir kuluçka dönemi olan bir hastalığa neden olan bir patojenden bulaşmış gıdayı ikisinin de yeme ve bir sonraki uçuşta hastalığa yenik düşme olasılıklarını azaltmak için bu gerekli bir emniyet tedbiridir. Kokusuz. 7. Tablo III.tencerelerinin vb. dışını temizleme Duvarları ve kapıları yıkama Pencereleri ve aydınlatma armatürlerini yıkama Tesisin her yeri. renksiz ve berrak olmalı ve patojenik organizmalar ile aşırı kimyasal madde içermemelidir. uçuşun sonuna kadar yetecek miktarda su taşıyamaz ve bu nedenle birçok farklı ülkedeki kaynaklardan tekrar dolum yapmaktadır. tifo (Salmonella). Eğer yemeklerini kalkıştan bir kaç saat önce yer catering tesislerinde yerlerse de aynı prensip uygulanmalıdır. gıda hazırlama ve içecek olarak tüketim ile lavabo ve tuvaletlerdeki ihtiyacı karşılayacak miktarda olmalıdır. Çoğu hava yolu şirketi bu hastalıkların yaygın olarak veya zaman zaman görüldüğü ve sağlık standardının düşük olabileceği ülkelere seferler düzenlemektedir.0-8. yeterli tedbir alınmadığı takdirde hastalık uçaktaki su aracılığıyla yayılabilir. Eğer kaynak mikropluysa.70 Litre 3-5 saat 3. Uçakta taşınan su miktarı içme.12 Litre 5-12 saat 4. taşıma sırasında ve uçak içinde sağlanması gerekir. pH seviyesi.

5-5 cm (10 futta 0. Duvarlar: Duvarlar. Bu nedenle. sırlı fayansa ya da sert plastik maddeye yazılmış “hijyen uyarıları” (“Tuvaleti kullandıktan sonra lütfen ellerinizi yıkayınız”) asılmalıdır. Hava alanlarındaki yolcu tuvalet blokları için aşağıdaki minimum gereklilikler önerilmektedir. yer personeli ve hava alanlarını ziyaret eden kişiler bağırsak hastalığı taşıyıcısı olabilirler ve fekal-oral bulaş için potansiyel mekanlardır. temizlikçi bölmelerinin ve pisuarların yeterince aydınlatılması gerekmektedir. Bu nedenle hava alanlarındaki tuvalet tesisleri en yüksek standartta olmalıdır ve maksimum temizlik seviyesinde tutulmalıdır. Yerler: Yerler çimento mozaiki veya seramik karolarla kaplı olmalıdır ve duvarlarda kemerli süpürgelik bulunmalıdır (kemerin yarıçapı 5 cm (2 in) olmalıdır). tuvalet atıklarının atılması çok önemlidir.Uçakta taşınan suyun tamamı içilebilir olmalıdır. Doğal havalandırmanın mevcut olmadığı durumlarda yeterli ve verimli havalandırma araçları tedarik edilmelidir. Tuvalet bölmelerine ve pisuarların üzerine. bir ülkenin vitrini olması gerektiği sık sık vurgulanmıştır çünkü bir ziyaretçinin o ülkeyle ilk teması genellikle hava alanında olmaktadır. bir filtreye ve bir devir daim sistemine sahiptir ve ve su depoları bulunmaktadır. Birçok ülkede turizm o kadar hayati bir ekonomik rol oynamaktadır ki –sağlıkla ilgili kaygılarından ayrı olarak . yerden tavana kadar fayansla veya onaylanmış başka maddelerle ya da boyayla kaplanmalıdır. Kanalizasyon: Zemindeki kanalizasyon.iyi bir izlenim çok önemlidir. bu kemerler temizliği kolaylaştırmak için bölmelerden 3 metrede 2. sağlık önlemleriyle ilgili çalışmalar. Aydınlatma: Tuvaletlerin.5-1 inç) eğimle aşağı doğru meyletmelidir. Pencereler: Tuvaletlerde pencere varsa bu pencerelere yarı saydam levhalı camlar takılmalıdır ve pencere denizlikleri pencerelerden aşağı doğru 45° açılı olmalıdır. Havalandırma: Havalandırma. Gizleme: Giriş kapısı açıkken tuvalet bloğunun iç kısmı görünmemelidir. TUVALETLE İLGİLİ SAĞLIK ÖNLEMLERİ ve SIVI ATIKLARIN ATILMASI Yolcular. Küçük bir miktar “içilebilir su” bulundurup diğer sulara “içme suyu değildir” etiketi yapıştırma uygun bir yaklaşım olmaz. Uçakta Modern uçaklardaki tuvaletler elektrikli bir sifon mekanizmasına. Tuvaletlerin 370 . Hava alanlarında Bir hava alanının. Tavanlar: Tavanlar. hava alanlarındaki ve uçaklardaki tuvaletlerin çok titiz bir şekilde temizlenmesi. yıkanabilir malzemeyle boyanmış olmalıdır ve delinmemelidir. doğru yerleştirilmiş ve kanalizasyon sistemine boşalmalıdır. yerel bina yönetmeliklerinin. sağlıkla ilgili yönetmeliklerin ve mevcut diğer yönetmeliklerin gereklerine uygun olmalıdır.

371 . Çöp kutusunu boşaltma ve temizleme. yine de öncelik çöplerin ve kuru atıkların boşaltılmasına ve tuvalet bölmelerinin ve mutfakların temizlenmesine verilmelidir. Problem alanları Temizlik sırasında özel önem gösterilmesi gereken noktalar şunlardır: 1. zaten yolcular uçakta iken bu mümkün değildir. First-aid stowage holds. Genellikle kısıtlı süre komple bir temizlik çalışmasına izin vermeyecektir. Salgın ve tehdit durumlarında alınacak ilave hijyen önlemleri yerel sağlık otoritelerinin talepleri doğrultusunda yapılır. Katering konteynır bölümleri 4. en uzun seferde maksimum yolcu sayısının ürettiği tüm atıklar için yeterli olmalıdır. İçme suyu sebili çöpleri 6. Atık konteynırları her transit duruşunda boşaltılmalıdır ve geri götürülmeden önce bir deterjan/dezenfektan solüsyonuyla yıkanmalıdır. Uçuş sırasında koşullar bozulmaktadır ve bu nedenle her transit duruşunda ya da terminal hava alanlarındaki hızlı dönüşlerde hızlı düzenleme gerekmektedir. 2. hava ve su geçirmeyen malzemeden yapılmış konteynırların içine depolanmalıdır – örneğin polietilen. Katering ekipmanı 2. yolcu sayısına ve yerde kalış süresine göre değişiklikler arz eder. Bu konteynırlardan bazıları sadece bu amaca uygun olarak yapılmış olacaktır ve mutfakların entegre bir parçası olarak monte edilecektir.kapasitesi. Lavabo dolapları 7. İçki dolabının iç yüzeyleri 3. Bir uçak uçuşa geçtiğinde uçak yolcuları göze hoş gözüken tertemiz bir kabin içi görmelidir. Temizlik programları Transit duruşlarda temizlik Mutfak: 1. ofisler ve atölyeler dahil bir hava alanındaki çeşitli kaynaklardan ve uçaklardan. Temizliğin boyutu zamana bağlıdır. hafif. herhangi bir sorunu. çöpler ve diğer kuru atık maddeleri çıkmaktadır. taşınma ve atılma işlemleri. Katı atıkların depolanma. Eviyeleri temizleme. depolar. sağlıkla ilgili tehlikeleri ve –dolaylı olarak – uçaklara zarar verilmesini önlemek için dikkatle yürütülmelidir. UÇAĞIN İÇİNİN TEMİZLENMESİ Uçağın içinin temizlenmesi uçağın büyüklüğüne. KATI ATIKLAR Terminal restoranları. Uçakta birikmiş kuru atıklar. Lavabo direnaj boruları (sıklıkla tıkanıktır) 5.

Yeri temizleme. Döküntüleri toplama. Uçuş Güvertesi: 1. Tüm masaları silme. 7. Tuvalet bölmeleri: 1. Atık konteynerlerini ve küllükleri boşaltma. 2. Koltuklardaki döküntüleri. Kontrol panelini. sıçramış suları silme. zemini temizleme. 4. eviyeleri. Tüm kabin personeli koltuklarını temizleme. temizleme. 3. Tüm çalışma yüzeylerini. 4. Küllükleri boşaltma. 2. 3. 5. Genellikle. Ön camın dışını temizleme. 4. çerçeveleri ve armatürleri gerektiği şekilde silme. Çalışma tezgahının üzerini temizleme. 4. 5. telefonları. aynaları. atık konteynırlarını ve küllükleri boşaltma. 2. Koltukları fırçalama. ya bir gece duruşu sırasında (bu daha çok kısa mesafe uçakları için uygun olacaktır) ya da bir başka uygun zamanda daha derinlemesine bir temizlik yapılmalıdır. Lavaboları. 4. Yukarıdaki tamamlamak için süre yetmezse öncelik atıkların toplanmasına ve mutfak ve tuvaletlerin temizlenmesine verilmelidir. kapıları. 2. Yolcu kabinleri: 1. Derinlemesine temizlik Her 24 saatte bir. Döküntüleri toplama. panelleri vb. Küllüğü boşaltma ve temizleme. Çöp kutularını boşaltma. Döküntüleri toplama. İskeletleri dahil tüm tekerlekli servis masası ve konteynır istiflerini temizleme. 6. Döküntüleri toplama ve çöp kutularını boşaltma. Lavaboyu silme.3. çerçeveleri ve armatürleri temizleme. 2. 3. Sabunu ve tuvalet malzemelerini tekrar doldurma. Atık konteynırlarını yıkama ve dezenfekte etme. sıçramış suları silme ve zemini temizleme. yıkama ve dezenfekte etme. Döküntüleri toplama. 372 . Tuvalet bölmeleri: 1. koltuk arkası cepleri ve şapka raflarını toplama. 6. Aynaları ve muslukları cilalama. Tuvalet oturağının ve kapağının üstünü ve arkasını silme ve kurulama. transit temizliği için gereken sürenin dört katını gerektiren derinlemesine temizlik aşağıdaki çalışmalardan ibarettir: Mutfak: 1. Yeri süpürme. 3. Aynaları. 3. armatürleri ve mutfak yapılarını temizleme. 5.

7. Tüm masaları ve şapka raflarını temizleme. 8. Uçağın dezenfekte edilmesi Uçakta bulaşıcı hastalığı olan bir yolcu taşındıysa bu konuyla ilgili olarak hava alanı sağlık görevlilerine danışılmalıdır. servis panellerini.Tuvalet oturağının üstünü ve arkasını yıkama ve kurulama. Tüm halıları elektrikli süpürgeyle süpürme. 3. Koltuk arkalarını. 7. Yolcu kabinleri: 1. Koltuk minderinin altındaki iskeleti temizleme. Lavabonun altındaki menteşeli paneli yıkama ve kurulama. Bu sayede uçağın en azından bir parça dezenfekte edilmesi sağlanmaktadır. 9. 6. 11. Tüm küllükleri temizleme ve çöp kutularını boşaltma. 4. Bu koşullar altında dezenfeksiyon yararlı veya uygulanabilir olmayabilir. 9. 3.5. Tüm küllükleri ve koltuk arkası cepleri temizleme. Tüm havalandırma ızgaralarını elektrikli süpürgeyle süpürme.Merdivenleri silme ve eğer varsa parmaklıkları temizleme. Lavaboların. Sabunu ve tuvalet malzemelerini doldurma. 6. Atıkları boşaltma ve kutu muhafazasını temizleme. Kirlenmiş tüm kafalık örtülerini değiştirme. 5. resiflerin ve aydınlatma armatürlerinin etrafını yıkama ve kurulama. yeni yıkanmış battaniyelerle değiştirme. çerçeveleri ve storları temizleme. 11. Konsolların. yastıkları ve kollukları fırçalama. panelleri vb. En 373 . Bu tür bir olay meydana geldiğinde nadiren de olsa bildirinin enfekte olmuş kişi uçakta seyahat ettikten birkaç gün sonra yapıldığı durumlarla karşılaşılabilir – bu arada uçak muhtemelen birçok kez uçmuş ve yüzlerce yolcu taşımış olacaktır. Bulaşıcı hastalık uçuş sırasında ya da inişten hemen sonra ve uçak yeniden kalkmadan önce saptanırsa dezenfeksiyon yararlı olabilir. resiflerin vb. Kullanılmış tüm battaniyeleri. Kullanılan yöntem ve malzemeler bulaşıcı hastalığın yapısına ve dezenfeksiyon talep etmekle yükümlü sağlık bakanlığı görevlisinin tavsiyelerine bağlı olacaktır. 2.Tuvaletin etrafını yıkama ve kurulama. Zemini deterjanla/dezenfektanla yıkama. 10. Personel koltuklarını ve kemerlerini temizleme. 12. 5. Yeri elektrikli süpürgeyle temizleme. 4. temizleme. Kabin pencerelerinin içini. Pencerelerin içini ve dışını temizleme. Uçağın iç kısmının günlük rutin temizliğinde (daha önce belirtildiği gibi) düzenli olarak etkili bir mikrop öldürücü kullanılmasının ve uçak tuvaletlerine eklenen kimyasal maddelere mikrop öldürücü eklenmesinin önemli prosedürler olmasının nedeni bu ihtimaldir. uçak bölmelerini ve astarlarını temizleme. 2. yanlarını silerek temizleme. Tüm kabin armatürlerini. 10. 8. Uçuş güvertesi: 1. Kapıları.

1977. WHO. Baley J. Guide to Hygiene and Sanitation in Aviation (Second Edition). Geneva. 2. TSK Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Yönergesi 2. Geneva. WHO. TSK Gıda/Su Kontrol ve Hijyen Denetim Hizmetleri Yönergesi KAYNAKLAR 1. 374 .2009.yaygın kullanılan dezenfektanlar 100 mg/l güce kadar sulandırılmış sodyum hipoklorürdür ve suda formaldehit gazının %40 solüsyonu olan %5 formaldehit solüsyonudur. 1. ÖNEMLİ UYARI: TSK'da görev yapan her sağlık personeli hijyen uygulamaları ve sağlığın korunması için aşağıdaki iki dokümanı mutlaka kullanmalıdır. Guide to Hygiene and Sanitation in Aviation (Third Edition) WHO.

375 . Aksaklık eksiklik neden ya da nedenlerin ortadan kaldırılması Denetlemenin teftişe olan üstünlükleri 1. Standartların belirlenmesi 2. Gönüllü katılım sağlar 3.9. Yasa. Sorunun çözümüne yönelik eylemleri birlikte planlar 4. Aksaklık. Denetleme süreçleri 1. 2. bozukluk ve eksikliklerinin saptanması 3. (b) Ürüne el koyma. (f) Adli mercilere suç duyurusu (g) Cezalandırma işlemleri uygulanır. Teftişten en önemli fark ceza eğitici olarak işlemlerin sonunda uygulanır. SAĞLIK DENETLEMESİ ve SAĞLIKTA İLETİŞİM SAĞLIKTA DENETLEME ve TEFTİŞ Teftiş: Eylem ve faaliyetlerin yürürlülükteki yasalara uygun olarak yürütülüp yürütülmediğini inceleyerek. 3. Denetleme: Kurumları. 1. böylece verilen hizmetlerin başarılı verimli olmasını ve halk sağlığına zararlı olmamasını sağlamaktır Denetlemede amaç faaliyetlerin geliştirilmesi ve iyileştirilmesidir. burada çalışan kişileri gözleyerek. Uygun değilse (a) Faaliyeti durdurma. Aksaklık. 5. bu kurallara uymayan kişi ve kuruluşlar hakkında yaptırım/ceza uygulanması yöntemidir. Faaliyetler uygun bunlara uygunsa problem yoktur. (e) Kınama. Sürekli kalite iyileştirmesi yapar. denetleyerek eksiklikleri ve aksaklıkları saptamak bu eksiklikleri ve aksaklıkları gidermek amacıyla kurumların yönetici ve çalışanlarını eğitmek onlara yol göstermek suretiyle işletmeleri ve giderek sektörü ıslah etmek. Denetlemeci sonunda eğitir. (c) Para cezası verme. yönetmelik ve emirler dikkate alınır. 2. (d) Uyarma. eksiklik ve bozukluğun nedenlerinin saptanması 4.

Diğer insanlarla ilişkileri kolaylaştırmada kullanılan sözsüz aktarım sürecidir. İki türlü iletişim tekniği vardır : 1. Kaynak (Öğretmen) 2. Ayrıca her bilgi ile birlikte o bilgiden nasıl yararlanılacağının ve ona ne yarar getireceğinin açıklanması da yerinde olur. konuşma. Hasta . Bu yüzden denetim eğitimleri alıcının katkı ve katılımını sağlayacak biçimde olmalıdır. Vb İletişim sürecinde 5 temel öge bulunmaktadır. Yetişkinlerde benlik duygusu gelişmiştir. otoriter ve dikte edici davranışlar olumsuz etki gösterir. Kitlesel iletişim: TV. Çalışan Katkı-katılımı yok 2. Gazete. buna karşılık eşit dostane ilişkiler olumlu gelişmeye katkı sağlar. 1. Yetişkinler çocuklara göre daha yavaş öğrenirler. İletişim sürecine katılmaya isteklidirler. Bu nedenle yetişkinlere aktarılacak bilgilerin pratik ve güncel bilgiler olması gerekir. Bu yüzden kendilerine saygı duyulmasını beklerler ve küçük düşme korkusu yaşayabilirler. Yetişkin pratik düşünür. Bundan dolayı sorumsuz görülme. Çünkü bilgi ve becerileri bir süreçten çeşitli aşamalardan geçtikten sonra öğrenir ve kabul ederler. Yetişkinler bilgi birikimi olan deneyimli kişilerdir. İki ya da daha çok kişi arasındaki fikir alışverişini kapsayan dinamik sosyal süreçtir. Yetişkinler gereksinim duydukları konuları öğrenirler. Dönüt (Değerlendirme) 376 . Hemen işine yarayacak günlük kullanabileceği bilgi ve becerileri öğrenmek ister. Duyguları ifade etmekte kullanılan davranıştır. 2. Aktarılan – alınan ve anlaşılan bilgilerin kullanıldığı yöntem.Hemşire ilişkisinin oluşturulmasında temel elementtir. Yetişkinlerin bir konuyu öğrenmeleri için her şeyden önce o bilgiye gereksiniminin olması bir sorunu çözmeye yaraması. ağlıklı bir iletişim kurulabilmesi için bu beş öge her zaman göz önünde tutulmalıdır. ondan bir yarar girdi elde etmesi gerekir. Alıcı (Öğrenci) 5. Sorunları gizleme Yetişkin Eğitiminin Özellikleri ve Denetici Davranışı Yetişkinlerde sorumluluk duygusu gelişmiştir. Mesaj (İçerik) 3. Bireysel – kişiler arası iletişim. Bu nedenle de yetişkinlere verilecek eğitimlerin her şeyden önce onların gereksinimlerine göre düzenlenmesi gerekir. Geçmiş hikayelerden geleceğe ilişkin uzun vadeli ve teorik bilgilerden hoşlanmazlar. SAĞLIKTA İLETİŞİM İletişim: iki birim arasında birbiriyle mesaj (bilgi) alış verişidir.Teftişin önemli olumsuzlukları 1. Radyo. Özdenetimi aksatır 3. Kanal (Öğretim araç gereci) 4.

5. plan vardır Sözsüz İletişim Çok kanal. 11. İnsanın içgüdüsel özelliklerinden birisidir.İletişimde bulunan sağlık mesleği mensubu ile bireyin birbirini anlaması yetmez. 1. 3. İnsan. 8. Hayal kurma. 12. nem. 4. Aşırı ışık. Sınırlı algılama yada algılayamama. İletişim tekrarlanamaz. 7. Psikolojik Engeller Fiziksel Engeller 1. ses.İletişimin önünde fiziksel ve psikolojik engeller vardır. Verbalizm. Bağımsızdır SAĞLIKTA İLETİŞİM 1. fiziksel bozukluğu. 10. Biriciktir-yeganedir 2. Sağlık iletişimi empati ve sağlıkla ilgili talebi bulunan kişileri anlama gereği doğurur. İlgisizlik. ısı. sentez ve tedavi bağı kurmayı gerektirir. Öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir özelliktedir. Bunları aşamasak sağlıklı bir iletişim sağlanması güçtür. Oturma yerlerinin 5. 3. İletişim katılım oranını etkiler. Bireysel iletişim kişilerin toplumda benimsedikleri rollerden ve bu role karşı gösterilen tepkilerden etkilenmektedir. 2. 6. 9.Sağlık iletişimi değerlendirme. yerine başka bir şey ikame edilemez 3. Toplumsal uygulamalarda etkin iletişim tekniği önemli bir etkendir. İletişimle ilgili engellerin kaldırılması öncelik taşıyabilir. Sağlık iletişiminin normal toplum içi iletişimden önemli bir farkı vardır. 4. 6.Veri toplama gerektirir. sürekli Açık ve seçiktir Kasıtlılık. 377 . Anlamlarının karıştırılması. Alıcı ya da kaynağın psikolojik rahatsızlıkları İletişim Kanalları Sözlü İletişim Tek kanal.Katılım iletişimin etkinliğini arttırır. 2. Alıcının duyu organlarının 2. sürekli değil Mesajlar yanlış anlaşılabilir Rast gelelik vardır Kişiler Arası İletişim 1. Sağlık meslek üyelerinin iletişim becerileri hasta doyumunun sağlanmasında en önemli etkenlerden birisidir.Eğitim ve davranış değiştirmeye yönelik uygulamaları gerektirir Bir toplumun bireyleri arasında hepsince paylaşılan bir simgeler sistemi ile geliştirilen anlam ve bilgi alışverişine iletişim denmektedir. 3. anlama. iletişim etkinliği en yüksek canlıdır. rahatsızlığı.

Jest ve mimikler. 6. İletişimin deneyimi ve birikimi Sağlık İletişiminde Verilen Mesajlar 1. Bireyin temel gereksinimleri 3.elverişsizliği 2. 2. İşaret ve semboller. 3. Kişinin savunma mekanizması 4. Sağlık hizmetleri alanında olumlu bir yaklaşım olarak değerlendirebiliriz. 4. 3. Konuşmada ille de kusur aramaya çalışma. Konuşmada bazı konulara aşırı duyarlılık gösterme. Suçlayıcı 2. Bireyin toplumsal ve yaşamsal uyumu 5. Tanıtıcı. Anlayışlı ve eşitlikçidir. soruna yönelik ve kendiliğindendir. Yorumlardan kaçınma. Otoriter 5. İletişimde bir diğer önemli kavram empatidir. 5. üstünlük belirticidir ve kesinlik içerir. Hedeflenen alıcının hazır olmaması. Sağlık hizmetlerinde kullanıma uygun değildir. Bir kişinin belirli bir duygusunu anlamaya ve oluşumu ona iletmeye empati adı verilmiştir Dinleme: Görsel işitsel mesajlara gösterilen tepkilere dinleme denir. Müzik. Açık iletişim. (Dinler gibi görünme) 5. 2. Dinlemeyi engelleyen nedenler? 1. tamtam. Konuşma dışı sesler. Yazılı iletişim. Düşünce hızından yeterince yararlanamam 378 . çatışma doğurur. 4. 7. çatışma doğurmaz. Mesajın aslına sadık kalıp kalmaması 6. Bunların kombinasyonu Etkisiz İletişime Yol Açan Nedenler 1. 6. Oral iletişim. diğer tarafa aldırmaz.İletişim Biçimleri 1. Sahte dikkat Konuşmayı ilginç bulmama. Dinlemeyi engelleyen nedenler giderilmelidir. Damgalayıcı 3. Strateji izler. Yabancı nitelikte olmamalıdır. İtici 4. Savunmacı iletişim. Yargılayıcı-eleştirici ve denetleyicidir. İletişimde etkin dinleme ve bunu karşı tarafa hissettirme çok önemlidir.

3. Çok kanal kullanarak. Kullanılacak teknik ve yöntemler alıcıya ve konuya uygun seçilmeli 4. Alıcıdaki etkiye göre mesajda değişiklikler yapılabilmeli. verbalizmin hayal kurma ve kavram kargaşasının önüne geçilmeli. 1. mantıki bir sıra içerisinde ve alıcının anlayabileceği bir hızla verilmesine özen gösterilmelidir 379 . 2.İyi bir iletişim sağlamak için.alıcının anlayacağı bir dil olması 5. Mesajın. Dilin.

doğru ve düzenli bir şekilde tutulması gerekir. astsubay. sivil memur ve bakmakla yükümlü oldukları kimseler için) (c) TSK reçete kağıdı (d) Yatan hasta takip formu (e) Acil hasta vizite defteri (f) Acil polikliniği enjeksiyon defteri (g) Diş tabibi vizite defteri (h) Hastane sevk ve takip defteri (i) Birlik kan grup listeleri (j) Eczane reçete kayıt defteri (k) Günlük ilaç sarf kayıt çizelgesi (E-1 ) (l) Eczane sarfiyat tevhit çizelgesi ( E-2) (m) İstek ve iş emri belgesi (n) Dağıtım belgesi (o) Stok ve yer kartı (p) Yer bulma kartı (q) Sarf imal istihsal belgesi (r) İade belgesi (s) Yok etme (imha) tutanağı 380 . BİRLİKLERDE TUTULAN SAĞLIKLA İLGİLİ KAYITLAR Belirli aralıklarla veya istendiğinde üst makamlara verilmesi gereken bazı raporlar vardır. Bu taktirde. KAYITLAR 1.10. Bölüklerde Tutulan Sağlıkla İlgili Kayıtlar (a) Bölük vizite defteri (b) Sağlık sicil kartları (c) Bölük ilaç kullanım defteri (d) Bedeni yeterlilik ve spor tekamül kartları (e) Kan grubu listeleri (f) Portör muayene dosyası (g) Hepatitli personel listesi 2. Revirlerde Tutulan Sağlıkla İlgili Kayıtlar (a) Tabip vizite defteri (Erbaş ve erler için) (b) Tabip vizite defteri (Subay. bizden istenen raporları eksiksiz bir şekilde hazırlayabiliriz. Bu kayıtların eksiksiz. Bu raporları doğru bir şekilde ve zamanında hazırlayabilmek için elimizde bazı kayıtların bulunması gerekir.

Kasım Mart.3. Ağustos. Kasım Ocak ayı Mayıs Her ayın son haftası Her ayın son haftası Kasım ayı sonunda Mart ayında Kasım Ayında Askerliğinin 9. Ağustos. Ağustos. Ağustos. Miatlı Evraklar/Sağlık Durum Raporları RAPOR 3 aylık Sağlık takvimi Aşı – enjektör ihtiyacı Gıda Kontrol Denetlemesi Raporu Hijyen Denetlemesi Raporu Su numunesi gönderilmesi Gıda numunesi gönderilmesi Rehberlik Danışma Merkezi Toplantı Sonuç Tutanağı Rehberlik Danışma Merkezi Faaliyet Sonuç Raporu İhtiyaç Bildirim Formlarının (İBF) gönderilmesi Nöbetçi Tabip Çizelgesi Nöbetçi Subay çizelgesi Yıllık izin çizelgesi Subay-Astsubay sicilleri Sivil memur sicilleri Yedek subay sicilleri Kaynak saptama fişleri Trafik sigortası yapılacak araç listesi Tıbbi cihazların bakım ve kalibrasyon işlemleri Aylık sağlık durum raporları 3 Aylık Sağlık Durumu Raporu (Form 171 – A1) 3 aylık gıda kontrol tevhit raporu Haftalık sayım ve arıza durum raporları Harp Paketi Durum Raporu Sağlık Sınıfı 4 Aylık Antibiyotik Miat Raporu Üç Aylık Bakım Durum Raporu Sb. Mayıs.ayda Ocak ayında Revirde kalır Şubat.ay -Yedek subaylar: 6. Mayıs. Kasım Şubat. Temmuz. Kasım Şubat. Kasım Her ayın 15’inde Her ayın 15’inde Her ayın 1.ve Astsb. Mayıs. Temmuz.ay -Kısa dönem erler: 4. Kasım Her ay Revire personel katıldığındaayrıldığında Denetleme sonrası Revirde kalır Arama sonrası Revirde kalır Üç ayda bir Her ay Her yıl son ay Her hafta. Mayıs. Kasım Revirde kalır Mart. Ağustos. haftasında Her ayın ilk haftası Şubat. Ağustos. Kasım Şubat. revirde kalır Her ay Şubat. ve 3. Mayıs.Form 145/e ve Vet: 145 / f) İstihbarat ve İKK faaliyet raporları Ayrılış katılış brifingleri Birliklerin sağlık kayıtları denetlemesi sonuç raporu Günlük güvenlik kontrol çizelgeleri Planlı plansız aramalar Günlük vizite ve hastahane işlemleri Birliklerin sağlık kontrol sonuçları Aylık ilaç sarf çizelgeleri Garnizon kan verme çizelgesi Haftalık personel ve sağlık durum raporları Aylık sağlık durum raporları 3 aylık sağlık durum raporları 6 aylık sağlık durum raporları MİADI Şubat. Mayıs. Mayıs. Ağustos. Kasım Her yıl kasım ayında Şubat. Periyodik Sağlık Muayeneleri Teçhizat Sayım Raporu ve arıza durum raporları (Shh. Kasım Şubat. Ağustos KAYNAK: KKK Devamlı Emirler Muhtırası 381 . Mayıs.ayında -Erler: 8. Ağustos.

Her ikisi arasındaki farkı ‘böyle bir olay olması halinde toplumun önceden nasıl hazırlıklı olduğu. Rüzgarlar yüksek hızlara ulaştığında kırım ve yıkımlara neden olur. buharlaşma. bunların da saatteki hızı 120 kilometreden daha büyük olanlarına 382 . Afet ve Acil Durumlara yaklaşırken üç önemli kavramın. daha büyük alanlara yayılmış ve yatay olarak esen ve beraberinde genellikle yağış getiren şekline fırtına (cyclones. vb. Sistem yıkılmış veya çökmüştür. Bu levhalar sürekli hareket halindedir. Risk iyi bilinmesi gerekir. Girdap şeklinde esenine hortum (tornado). Rüzgar.11.. 1. (a) Taşküre Hareketleri İle Oluşan Afetler: Taşkürenin (litosfer) kabuğu. çığ düşmesi) yetersiz /hazırlıksız çevrelerde kırım ve yıkımlarla neden olarak afetlerle sonuçlanır. Sistemde yıkım ve çöküşe yol açmaz. hurricanes. Bu hareketlerin büyük ölçeklerde olması (aşırı yağış. Heyelan (landslides). Karşılaşılan bir felaketin acil mi. Tehlike. Afet (Disaster) : Olay toplumun çözebileceği kapasitenin çok üstünde dışarıdan yardım gerektirecek şekilde bir yıkıma yol açmıştır. 2. yağış ve akış şeklinde yer değiştirmektedir. Rüzgarların esiş biçimleri vardır. İyi organize olamamış toplumlarda acil bir durum hemen bir afete yol açabilir. aşırı yağış ve sel ya da deniz kabarmaları ile de yapar. yoksa afet mi olduğu ayırt edilmelidir. Genelde afet de. Tehlike (Hazard) Afet veya acil duruma yol açabilecek doğal veya insan yapımı olaylar ve koşullardır. thyphoon. beklenmediktir’.). bu yıkımlarını kendi sürükleme gücü ile yapabildiği gibi. Levha hareketlerinin ani ve büyük ölçeklerde olması durumuna deprem ve magma çıkmasına ise yanardağ patlaması denmektedir. Doğal Tehlikeler (Afetler) Dünyanın katmanlarında (taşküre. Zarar görme eğilimi 3. sıvı bir magma üzerinde yüzen 14 büyük ve birçok küçük levhalardan oluşur. 1. çökme (subsidence) yerkabuğu hareketleridir. çözülebilir olaylardır. sel. Acil Durum (Emergency) : Lokal çabayla. (b) Suküre Hareketlerine Bağlı Afetler: Su. gazküre) sürüp giden doğal hareketler sonucu oluşan afetlerdir. AFETLERDE SAĞLIK HİZMETLERİ Toplumda genellikle acil durum ile afeti birbiriyle karıştırılmaktadır. Afeti başlatan katman hareketine göre sınıflandırılır ve adlandırılır.Bunların tetiklediği afetler de aynı adlarla anılır. kaynaklarının ne kadarını bu iş için ayırdığı’ belirler. suküre. Sadece felaketin önlenmesi için normal prosedurün dışına çıkılarak olağan-dışı bazı önlemlerin alınması gerekmektedir. (c) Gazküre. acil durum da ‘anidir. kaynaklarla mevcut sistem içinde halledilebilir.

genellikle aynı adlarla anılan afetleri tetiklerler. sakatlık. Örneğin yerleşim yeri olmayan insanın yaşamadığı bir çölde oluşan deprem afete yol açmaz. tehlikeli ve güvensiz binalar. cinsiyet. yerel kaynakların kısıtlılığı. Zarar Görme Eğilimini Artıran Nedenler (a) Altta yatan nedenler: fakirlik. beceri eksikliği. rutin hizmetlerden uzak yaşama. Bunlar yetersiz çevrelerde yıkım ve kırımlara neden olarak. Yapay Tehlikeler (Afetler) Her türlü insan eylemleri sırasında ya da sonucunda oluşan yıkım ve kırımlar bu başlık altında toplanır. yaş. düşük gelir düzeyi olarak sıralanabilir. stabil olmayan değişken ekonomik yapı. geçim sıkıntısı. hastalık. bilgisizlik vb nedenlerle) oluşanlar olarak iki kategoriye ayrılır. binanın veya çevrenin. Ancak 383 . Bunların oluşmasında ekolojik dengenin insanlık eliyle bozulmasının payının olduğu da söylenir. Risk Risk tehlikeli bir olayın insanları etkileyebilme olasılığıdır. kuraklık (drought). acil durum veya afete yol açmaz. süreğen (kronik) afetler olarak da adlandırılır ve sınıflandırılır. Fakirlik toplumun zarar görme eğilimini artırır. sabotaj vb) yapılanlar ve kaza ile oluşan (ihmal. incinebilir. doğal afetlerin diğer bir kategorisi olarak sınıflandırılır. yaralanabilir olma. Zarar Görme Eğilimi az gelişmiş ülkelerde daha fazladır. kıtlık (famine) gibi olaylar sonunda oluşan kırımlar. Tehlike genellikle önceden bilinerek önlenemeyebilir. (b) Dinamik baskılar ve eksiklikler:lokal kurum ve kuruluşların eksikliği.kasırga denir. bu tür afetler. acil durum veya afete yol açmaz. (d) Güvensiz koşullarda yaşama: tehlikeli yerleşim bölgelerinin çoğalması. (c) Makro güçlerin baskıları: hızlı nüfus artışı. Tehlike. Bu nedenle de. Buna karşılık bunlar dışında kalan tüm afetler ister doğal isterse yapay olsun ani gelişen (akut) olaylardır. 2. tedbirsizlik. risk yaratmaz. Risk= Tehlike X Zarar Görme Eğilimidir. çarpık kentleşme. (d) Çok Katmanlı / Etmenli Afetler: Dünyanın katmanlarının birlikte katıldığı ve ekolojik dengenin yavaş yavaş bozulduğu çölleşme (desertification). zarar görecek insan yoksa önemli değildir. Tehlike ile zarar görme eğilimi bir araya gelince afet riski doğar. zarar görme yatkınlığıdır. lokal yatırım ve Pazar eksikliği. Kendi içinde bilerek ve isteyerek (savaş. Zarar Görme Eğilimi/Hassasiyet (Vulnerability) Bir canlının. yani genelde insanın herhangi bir tehlikeyle karşılaştığında savunmasız. hizmet eksikliği. Bu tür afetlerin hepsinin ortak özelliği yavaş gelişmesidir. yoksulluk. AFETLERDEN KORUNMA ve AFET SÜREÇLERİ Hiçbir tehlike insan ve insanda zarar görme eğilimi yoksa risk yaratmaz. ekonomik sistem. bilgi. eğitim. çevre tahribatı.

örneğin cevap verme kapasitesi çok düşükse 10 verilebilir). Risk Analizi Tehlikenin ortaya çıkma olasılığı ile zarar görme eğiliminin hangi düzeyde olduğunun karşılaştırılmasıdır. büyük bir deprem sonrası yeniden normale dönülmesi için planlama yapılması (recovery/rekonstruksiyon) gerekmektedir. Bu nedenle. riskin yok edilebilmesi için zarar görme eğiliminin yok edilmesi gerekir. cevap kapasitesi düşük ülkelerde risk çok yüksek olacağı için çoğu kez afet kaçınılmazdır.zarar görme eğilimi azaltılabilir. Riskin azaltılabilmesi için zarar görme eğiliminin azaltılması. tehlikenin ne olduğunun bilinmesi. A. Tehlikeye hazırlıklı olmayan. 4. RİSK= (A+B+C+D)*E Afet ve acil duruma yaklaşırken. Daha sonra olası risk aşağıda formülle hesaplanır. Zarar görme eğilimi: Bu tehlikenin yol açabileceği zararın derecesi (zararın derecesine göre 1-10’a kadar bir rakam verilir. "Afetlerin çoğu aslında çözülmemiş kalkınma sorunlarıdır" denilebilir. Organizasyonel durum/Cevap verme kapasitesi Afet halinde cevap verme kapasitesi (kapasite 1-10’a kadar değerlendirilir. Örneğin deprem çok ağır tahribat yapabileceği için 10 verilebilir. Geçmişte tehlikenin görülme sıklığı: Aynı şekilde 1-10’a kadar bir rakam verilir. donanımlı ve korunmuş (gelişmiş) toplumlarda zarar görme eğilimi dolayısıyla risk çok azdır. Aynı şiddetteki bir deprem zarar görme eğilimi çok azaltılmış gelişmiş ülkelerde bir soruna yol açmazken gelişmekte olan ülkelerde bir afete dönüşebilmektedir. Tehlike: Olacak tehlikenin maksimum ağırlığına göre 1-10’a kadar bir rakam verilir. 1. büyük bir afet olması halinde nasıl bir operasyon yapılacağı konusunda response&relief (afete cevap/kurtarma-iyileştirme) çalışmaları için] hazırlıklı olunması (preparedness). E. 2. örneğin çok büyük olasılıkla bekleniyorsa 10 verilebilir) D. örneğin çok şiddetli zarar bekleniyorsa 10 verilebilir) C. örneğin çok sık görülmüşse 10 verilebilir. 3. 384 . Afete iyi hazırlanmış. B. zarar görme eğiliminin araştırılması ve risk hesaplamasının yapılması. büyük bir afetin potansiyel etkilerinin önceden hafifletilmesi (mitigation/prevention). Olasılık: Tehlikenin görülme olasılığı (olasılığın büyüklüğüne göre 1-10’a kadar bir rakam verilir. Bu nedenle afete yol açabilecek tehlikeli durumlar için risk analizleri yapılmalı ve ona göre hazırlıklı olunmalıdır. Aşağıda risk analizine bir örnek verilmiştir.

her tür afette yapılacak işler ve bunlar için yapılması gereken hazırlıklar / plan farklı (afet türüne özgü) olmak zorundadır. toplumun barınma ve beslenme ihtiyaçlarının sağlanması. Afet süreçlerinde yapılacak / yapılması gereken bu genel işler. Örneğin. Yani. arama ve kurtarma (Relief) çalışmaları ile acil tıbbi müdahale. olay sonrası etkin bir cevap verme şeklinde sekonder de olabilir. Türkiye’de yıkımlı ve kırımlı depremler için ortalama bir buçuk yıldır. para. araç-gereç ve yardımların organize bir şekilde harekete geçirilmesi için alınan önlemlerin tümüdür. Bunu daha da ayrıntılandırmak gerekir ise. Bu dönemin uzunluğu olaya. yardım. afetin etkisinin hafifletilmesi (mitigation/prevention) afet öncesi riskin elimine edilmesi veya azaltılması için yapılan korunma çalışmalarıdır. ihtiyaçların belirlenmesi. Türkiye’de 1900’den günümüze dek her beş on yılda bir hafif şiddette (yüzlerle ifade edilen insan kırıma neden olan). olayın görülmediği zaman aralığına. bölgeye ve ülkeye göre değişir. malzeme. Bu çalışmalar tehlikenin ve zarar görme eğiliminin azaltılmasına yönelik primer olabileceği gibi. selin vb) birbirini izleyen iki oluşu arasındaki süreye. sınırlandırılması ve rehabilitasyonu kolaylaştıracak faaliyetlerin tümüdür. restorasyonudur (Okullar. her elli yılda bir orta şiddette (binlerle ifade edilen insan kırıma neden 385 . Sessiz Dönem Aynı bölgedeki. başka bir anlatımla. aynı türden bir olayın (depremin. kamu ve özel kurum ve kuruluşların çalışmaya başlaması) Afetlerin kendine özgü bir seyri vardır. afetin olumsuz sonuçlarının yaygınlaşmasının önlenmesi. Primer Mitigation Tehlikenin varlığının (hazard) azaltılması (Selin önlenebilmesi için baraj yapılması gibi) Zarar görme eğiliminin (vulnerabilite) azaltılması (Yerleşim yerinin tehlikesiz bölgeye kaydırılması. Afete Cevap Verme (Response) Afet olduktan sonra. genel olarak tüm afetlerin beş dönemde cereyan ettiği kabul edilir. Bundan ötürü de. Türkiye’de ortalama her bir buçuk yılda bir hasarlı bir deprem yaşanmaktadır.5. dönemlerine göre şöyle sınıflanır ve düzenlenir. acı ve ızdırapların azaltılması. depreme dayanıklı bina inşaat yönetmeliği hazırlanması ve uyulması için gerekli düzenlemelerin yapılması gibi) Sekonder Mitigation Tehlikenin etkisinin azaltılması (Cevap kapasitesi/Hazırlık) Hazırlık (Preparedness) Afet olduğunda etkili kurtarma/iyileştirme çalışmaları için güvenli bir ortamda personel. Rehabilitasyon Temel sosyal fonksiyonların yeniden işler hale gelmesi. sessiz dönem adı verilir. Buna karşın. ödenek. Başka yerleşim yerine taşınma.

şiddeti. yağış. sel) önceden haber alınması ve afet bölgesinden halkın tahliye edilmesi olanaklı olabilmektedir. Afete ilişkin hizmetleri yürütecek örgütlerin kurulması 2. toplumun afet şoku ve izolasyonunu üzerinden attığı ana dek geçen süreye bu ad verilir. 3. Afet izleme ve değerlendirme sistemlerinin 3. Alarm sistemlerinin kurulması. Toplumun hazır hale getirilmesi Alarm Dönemi Afeti tetikleyen olaydan (rüzgar. Kızılay vb) olay ve şiddeti konusunda bilgilendirilir ve alarm durumuna geçmeleri sağlanır. İzolasyon Dönemi Afete neden olan olayın başladığı andan. 8. Bu dönemde yapılacak işlerin başlıcaları şöyle sıralanabilir: 1. ilgili uç birimleri haberdar eder. Alt yapının güçlü hale getirilmesi 6. olayın başlamasına dek geçen süreye bu ad verilir. Gerekli yasal düzenlemelerin yapılması 5. ordu. Alarm döneminde şu iş ve işlemler yapılır. Afete tetikleyen bir olaydan birkaç dakika önce bile haberdar olunması çok önemlidir. Her ne kadar hazırlıklı olunur ise olunsun afete neden olan olayın başlaması ile 386 . Deprem gibi bazı afetlerin zamanının önceden tahmin edilmesi olanaksız iken bazılarının (kasırga. olay hakkında bilgilendirir ve onları da alarma geçirir. Afet bölgesindeki halk. Sessiz dönemde hazırlanmış olan tahliye ve geçici yerleşim planlarında kimin nerede nasıl toplanacağı ve nereye yerleştirileceğine dair ayrıntılar bulunmalı ve bu ayrıntıları halk bilmelidir. 2. Sessiz dönem. gerekiyor ise güvenli bölgelere toplanır ve bu durum uzun sürecek ise geçici yerleşim uygulanır. Erken haber alma ve tahminlerde bulunma: Olası bir afetin ön bulgu ve belirtileri izlenerek bu bulgu ve belirtiler değerlendirilir. Genellikle 6 ile 72 saat kadar sürdüğü kabul edilir.olan) ve her 100-200 yılda bir ise ağır şiddette (on binlerle ifade edilen insan kırıma neden olan) deprem yaşanmaktadır. 9. 1. hazırlıkların ve planların yapıldığı dönemdir. Sürenin uzunluğu afetin türü. Bu takdirde ölüm ve yararlanmaların çoğu ve hatta tamamı önlenebilir. Yasal düzenlemelerin yapılması. Afetin olması halinde etkileyeceği bölge ve nüfus tahmin edilir. Bu süre olayın türü ve ülkeye göre değişir ve ortamla 2 ile 48 saat kadar olduğu kabul edilir. 4. hasar durumu ve nasıl davranılması gerektiği konusunda ayrıntılı bilgi verilir. yani düşünsel ve fiziksel yapının oluşturulduğu / güçlendirildiği. toplumun hazırlık ve bilinç düzeyine göre değişir. Olası yıkımlar ve kırımlar öngörüler üretilir. Haber verme: Öncelikle afet yönetim birimleri (ilgili bakanlıklar. yer sarsıntısı) haber alındıktan sonra. Toplumun afete karşı hazırlıklı ve bilinçli hale getirilmesi 7. afete karşı birincil önlemlerin alındığı. Sektörlerin alarma geçmesi: Haberi alan sektör yönetimleri derhal kriz masasını toplayarak. Daha sonra halka bilgi verilerek olayın etkilediği alanlar. Afet planlarının hazırlanması 4.

Geçici yerleşimin sağlanması: Afetzedelerin barınma. her anlamda. 4. beslenme. İzolasyon döneminde esas yapılması gereken iş. Geçici yerleşimi kendi içinde kısa süreli ( yaşam idamesi / ilk üç ay içinde ) ve gerçek geçici yerleşim ( altı aydan iki yıla dek) olarak ikiye ayırmak olasıdır. afet öncesi duruma getirilmesine dek süren zamana bu ad verilir. afetin şiddeti ve ülkenin sosyo-ekonomik koşullarına göre değişir. merkezi afet yönetiminin ve uluslararası kuruluşların) haber almasından başlayarak olay yerine gönderilen dış yardımların bitimine dek olan süreye bu ad verilir. su gibi temel ihtiyaçlarının bir süre için karşılanması anlamına gelir. Dış yardımlar konusunda aceleci davranmamak gerekir. yer ve kaynaklarını. özellikle de kamu görevinde çalışanlar. öğrenerek acil gereksinimlerini karşılama hazırlıklarını yapar. kendi görev yerine giderek kurumunun yürütmesi gereken işlerde yerini alır. şiddetine ve bölgenin. kurumların. Afetlerde. sosyal çevrenin. ülkenin baş etme olanaklarına göre bu süre değişir. Organize olma ve organizasyondaki yerini alma: Aile ve komşularına karşı görevlerini tamamlayan bireyler. giyinme. Genel olarak üç gün ile üç ay kadar sürer. Yaşam idamesinden kasıt afetzedelere olabildiğince çabuk sıcak yemek. Dış Yardım Dönemi Olaydan dış kaynakların (idari birimlerin. su giysi gibi olanakların sağlanarak. triaj ve şok giderme: Afetten sonra dış yardımların en önemli ve ivedi işlevi kurtarma. örgütlü davranmayı engelleyen en önemli iki konudan biri plansızlık / hazırsızlık iken ikincisi de aceleciliktir.birlikte bir panik. 1. Kurtarma. Kendi kendini kurtarma 2. Yakın çevre kurtarması 4. gıda. Kurtarma ve ilkyardım çalışmaları olay anından hemen sonra başlayarak 6 –10 gün kadar sürer. Genellikle üç ay ile üç yıl süreceği varsayılır. ilkyardım ve şok gidermedir. 3. yetkili makamlarla iletişim kurmaya çalışır. Afetin türüne. çadırkent ve benzeri yerlere ve kamp şeklinde yerleştirilmeleridir. Rehabilitasyon Dönemi Geçici yerleşimin tamamlanmasından. 2. Bu kapsamda ve izolasyon döneminde yapılacaklar şöyle sıralanabilir: 1. su. Afete Yaklaşımda 1. 5. kendi kendini kurtarma ve şoktan çıkarak organize olmadır. Afetten etkilenen bölge. sağlık hizmeti. Ayrıntılı bilgi edinme: Yukarıda sıralanan iş ve işlemleri tamamlayan bireyler. olay hakkında ayrıntılı bilgi toplar. kaos ve şok yaşanacaktır. Bu dönemde sırası ile şu eylemler yapılır. Aile içi yardımlaşma 3. Olası büyük bir afetin etkilerinin detaylı analizi 387 . Sürenin uzunluğu. nüfus ve meydana gelen yıkımın ile kırımın boyutlarının saptanması: Yardımların etkili ve eşgüdümlü olması iyi bir ön değerlendirmeye ve merkezi eşgüdüme bağlıdır.

Komünikasyon. 4. 3. baraj. toprak kayması. 8. Standart uygulama ve kurallar konulması. onaylanmış. Cevap mekanizmalarının işe yaralılığının kontrol edilebilmesi için oluşturulan sistemin test edilmesi olarak sıralanabilir. gereç. demografik ve yapıların niteliği. ve periyodik olarak denenmiş bir plandır. Cevap kapasitesini artırma 6.2. Ancak depremler önlenememektedir. Amaç olası afetlerin. Afet Korunma Planı Afet Korunma Planı afetin riskinin azaltılması ve ortaya çıkması halinde kaybın en az olması için yapılması gereken tüm faaliyetlerin ana hatlarını içeren yazılı. tıbbi ve diğer malzeme. AFETLERDE SAĞLIK KONU ve AMAÇLARI Afetlerden önce ve sonra halk sağlığı hizmetlerinin yeri ve önemi nedir? 1. Afetlerden korunmada en önemli husus her düzeyde bir afet korunma planının hazırlanmasıdır. personel nicelik ve niteliği. (a) Önleme Doğal afetlerin pek çoğu önlenemezse de çığ. set. kurumların iyi çalışıyor ve işbirliği içinde olması. Birincil Koruma Koruyucu hizmetlerin en önemlisidir. Yörenin afet/afetler yönünden risk taşıyıp taşımadığı açısından 2. Medya ile koordinasyon/işbirliği. 5. iyi bir plan yapılması ve bunun uygulanması için otoritenin olması ve tüm bunlar için kaynak bulunması gerekir Afete Hazırlıkta Yapılması Gereken Önemli İşler 1. afete dönüşmesini önlemektir. sağlık kuruluşlarının araç. afete hazır olmak da önemli olup durum saptanması öncelik taşır. Finansal ve diğer kaynakların mobilize edilebilmesi için tedbirler alınması. Afet anında uygun cevap ve koordinasyon sisteminin organizasyonu. jeofizik araştırmalarla toprak kayması olabileceği saptanan yerlerde yerleşimin önlenmesi. sel gibi afetlerde önleme çalışmalarının büyük etkisi bulunmaktadır. Toplumdaki cevap kapasitesini arttırmak için iyi bir enformasyon/iletişim sisteminin kurulması.uygulanmaya başlanmış. Halka yönelik bilgilendirme/eğitim programları 4. sağlık kuruluşlarının olağan ve acil durum kapasiteleri ile önceki afet 388 . Afet öncesi toplum ve bölgeye ilişkin coğrafi. enformasyon ve erken uyarı sistemleri. değerlendirilmesi. Etkileri hafifletme programları 5. Afet senaryolarının hazırlanması 3. (b) Hazırlıklı Olma Afetin önlenmesi kadar. 7. 6. Normale dönme stratejilerinin uygulanması gerekir. Halk eğitimi programlarının geliştirilmesi. Çığların önceden top atışıyla düşürülmesi. ağaçlandırma gibi sel önleyici çalışmaların yapılması bu tür önlemlerdir. 9.

Çocuklar için 1. Birincil korunmada olduğu gibi bunun da çok azı sağlıkla ilgilidir. Kalorinin %65 i karbonhidratlardan %20 si yağlardan. gerekli enerjinin sağlanması daha önemli olmaktadır. çocuk. taşınabildikleri ve ülkemizin temel gıda maddesi olduğu için tahıllarındır.5 gr/kg/gün. dengeli beslenme çok fazla önem taşımamakta. ocak. erişkinler için 1 gr/kg/gün protein verilmesi gerekir. Çünkü afet sırasındaki ölüm ve yaralanmaların büyük kısmı ilk birkaç saatte olmaktadır. hamile ve emzikli kadınlara günde üç öğün yemek verilir. kuraklık. beslenmelerini sağlamasa bile morallerini düzeltmede önemli bir rol oynar. stokların nerelerde bulunduğu vb. Dışarıdan gelen yardımın afet bölgesine ulaşması ortalama 24 saati bulduğundan risk altındaki bölgelerde yerel halk afet anında neler yapacağı. tayfun. fırınlar ve gelen diğer gıda yardımı ile afetzelere yemek sağlanması. Tahıl. mutfak malzemesi sağlanarak. geçici yerleşim sırasında ortaya çıkmaktadır 389 . Beslenme stratejisini özetlemek gerekirse: (1) İlk birkaç saatte: Afetzelere sıcak içecek verilir. süt. (5) Kişi başına ortalama günde 2000 Kcal sağlamak üzere diyet düzenlenmelidir. süt tozu ve peynir gibi diğer protein kaynakları ve özellikle A vitamini açısından desteklenmelidir. konularda önceden eğitilmelidir Afet sırasında ve hemen sonra yapılacak çalışmalar önem ve öncelik sırasıyla şunlardır: (a) Afete Uğrayan Bölge ve Etkilenen Nüfusun Belirlenmesi (b) Enkaz Kaldırma ve Kurtarma (c) Beslenme: Bu kişilere verilecek bir bardak çay. kimden emir alacağı. Beslenme bozuklukları daha çok afet sonrasında. kendi yiyeceklerini kendilerinin hazırlamaları gerçekleştirilir. Aslında afet sırasında ve hemen sonrasında resmi örgütlerin ve yardım kuruluşlarının yapabileceği şeyler de sınırlı kalmaktadır. enerji ve protein kaynağı olarak genellikle yeterli olsa da. 2. Beslenme açısından risk altında olanlar. İkincil Koruma Afet sırasında ve afetten hemen sonra alınan önlemleri içerir. Yetişkinlere günde iki öğün. Deneyimler afetten sağ kurtulanların %75’inin afetten 30 dakika sonra kurtarma ve enkaz kaldırma çalışmalarına başladığını göstermektedir. afet öncesi hazırlık ve eğitimin önemini bir kez daha vurgulamaktadır. (4) On günden sonra: Afetzelere yakacak. %15 i proteinlerden sağlanmalıdır. Afet süresi kısa bir dönemi kapsadığından. maddi yıkım) gözönüne alınır (c) Erken Tanı ve Uyarma Yer kayması. yaralanma nedenleri ve sayısı. Kurtarma çalışmalarına katılanların ve çocukların beslenmesi sağlanır (2) İlk iki gün: Önce hazırlanıp depo edilmiş ya da afetten kurtarılmış daha çok kuru besin maddeleridir (3) İki-on gün arasında: Sahra mutfakları. 0-5 yaş grubundaki çocuklar ile gebe ve emzikli annelerdir. En erken ve etkin yardımın bu biçimde yerel halk tarafından sağlanıyor olması. su baskını gibi afetleri önceden saptayabilmek olasıdır. yağ. Sağlanacak gıda yardımında en büyük pay kolay saklanıp.deneyimleri (ölüm nedenleri ve sayısı. boşaltma ve kurtarma işlemlerinde karşılaşılan güçlükler.

Olmazsa dozu yenileyip 50 dakika bekletmek gerekir. Yakılarak ya da gömülerek yok edilir. üzerinden çıkan değerli eşyanın yakınlarına verilmesi. (2) Sodyum hipoklorit solüsyonu suya Tablo I’deki gibi eklenir. sineklere kapalı. (3) Çöpler ağzı kapalı bidonlarda saklanır. (5) Enkaz altından çıkartılan cesetlerin tanımlanması. bir tuvalet. 200 litrelik bir su deposu bulunur (e) Ulaşım ve Haberleşme (f) Güvenlik (g) Koruyucu Sağlık Hizmetleri – Çevre Sağlığı: Koruyucu hekimlik ve çevre sağlığı hizmetleri sağlık hizmetlerinin en önemlilerindendir: (1) Temiz ve yeterli su sağlanması önceliklidir. ayrı bir organizasyonu gerektirir. Her 1000 kişiye beş tuvalet hesaplanmalıdır. sinek. kayıt edilmesi. karıştırma sonrası 30 dakika bekletilir. dini törenin yapılıp. bu günlerden sonra başlamaktadır. (6) Koruyucu hizmetlerin önemli bir bölümü aşılama hizmetleridir (h) Afete Bağlı İkincil Hastalıkların ve Ölümlerin Önlenmesi: Günümüze dek yaşanan afetler onu göstermiştir ki. hastane. pire ve diğer vektörlerin kontrolü önemlidir. cesetlerin gömülmesi. hijyenik koşulları (suyu. ilk ele alınması gereken çevre sağlığı hizmeti afetzedelere su sağlanmasıdır. sivrisinek üreme yerleri ve çöplük gibi sakıncalı yerlere uzak yerlerde kurulmalıdır. Çünkü. Afet yerlerinde daha çok kuru tip hela çukurları kullanılmalıdır. Yollara ve su kaynaklarına yakın. Hizmet bölümü (yemekhane. 5-6 çadır için bir çöp bidonu. Eğer çamaşır suyu içindeki klor düzeyi bilinmiyorsa 10 damla/litre eklenmelidir.(6) Önemli bir diğer konu da gıda hijyenidir. atık ve vektör kontrolü gibi çalışmalara da özen gösterilmelidir. Çadırlar sekizer metre arayla düzgün sıralar halinde kurulur. drenajı kolay. Özellikle su. Çadırlarda ısınma ve aydınlatma için araç-gereç sağlanır. (2) Tuvaletler. Hafif bir klor kokusu olmalıdır. gıda ve kişisel hijyen çok önemlidir. sık toplanır. 390 . bit. besini. Ayrıca. Hazırlanan su. koku çıkmayacak ve kolayca temizlenecek biçimde yapılmalıdır. acil sağlık hizmetleri afetten sonraki birkaç gün için gereklidir. (4) Afetlerden sonra fare. acil hizmetler bittikten sonra geriye. konutu ve beslenmesi) bozulmuş ve koruyucu sağlık hizmetleri kesintiye uğramış bir toplum kalmaktadır. idare çadırları) ve vatandaşların kaldıkları çadırlar ayrı iki bölüm halinde kurulur Çadırlarda kalacak insan sayısı 3 m2/kişi kriterine uygun olarak saptanır. (d) Barınma Afetzedelerin beslenmesi kadar barındırılması ve ısıtılması da önemlidir. Su sağlığı (1) İzolasyon döneminden ya da şoktan çıktıktan hemen sonra. yerleşim yerleri ve su kaynaklarından uzak. hafif eğimli alanda. Sağlık sektörünün esas ve ağırlıklı görevi ise.

Sıtma: Vektörler. 391 . Toplumun afet sonrasında büyük bir psikolojik ve sosyoekonomik yıkıntı içinde olduğu unutulmamalıdır. Su bulanıksa miktar 10 damla olmalı. doğum hijyeni 10. burs sağlama. Bağırsak parazitleri: Su ve tuvalet hijyeni. Uyuz: Kalabalık faktörü ve kötü hijyen 9. 1lt suya 40mg eklenerek kullanılır. Solüsyon hazırlığı: Evde ecza dolabı ya da ilk yardım setinde bulunan iyot eriyiği (%2’lik) su dezenfektanı olarak kullanılabilir. depolama tankları gibi fazla miktarda sular için kullanılır. kötü barınma ve beslenme 3. Bu solüsyon 1m3 suyu 24 saatte dezenfekte edecektir. Tüberküloz: Kalabalık faktörü ve beslenme 6. Çadırkentlerde yaşayan bebeklere 6. toplumun yeniden örgütlenmesini sağlama. Anemi ve vitamin yetersizlikleri: Yetersiz beslenme 3. en azından 30 dakika bekletilmelidir. Olağanüstü koşullarda yaşayan çocuklar arasında en öncelikle yapılması gereken aşı kızamık aşısıdır. Kızamık: Kalabalık faktörü. Tetanos. kötü barınma koşulları 8. Damla iyot eriyiği 1lt temiz suyun dezenfeksiyonu için yeterli olacaktır. Eğitim ve sağlık hizmetleri. geçici iskan sağlama ve eski bölgeye yerleştikten sonra başlatılan rehabilitasyon çalışmaları ilk akla gelen desteklerdendir. yerleştirilmesi bir yandan da yıkıntıların kaldırılıp yeni binalar kurulması en önemli rehabilitasyon hizmetidir. Afetlerden Sonra Epidemi Riski Oluşturan Hastalıklar ve İlgili Çevre Faktörü 1. Üçüncül Koruma Afetzedelerin önce yakınlarının yanına ya da geçici yerleşim bölgelerine taşınıp. (5) Bağışıklama: Temel aşılama her koşulda devam ettirilmelidir. yiyecek ve yakacak sağlama. Meningokal menenjit: Kalabalık faktörü 5. Oral fekal bulaşanlar (kolera. Potasyum permanganat Vibrio cholerae dışında patojen organizmalara karşı etkinliği kuşkuludur. tifo. kaynak.Tablo I. (4) Potasyum Permanganat: Daha çok kuyu. Solunum yolu enfeksiyonları: Kalabalık faktörü ve barınma hijyeni 4. kredi verme. dizanteri): Su ve gıda hijyeni ve kalabalık faktörü 2. Suyun özelliğine göre katılacak Sodyum hipoklorit miktarı İstenen Klor Temiz Bulanık Suya Düzeyi Suya (Damla/Litre) 1 ppm 10 20 4-6 ppm 2 4 7-10 ppm 1 2 (3) İyot Bileşikleri: En uygun ve güvenilir iyot tabletidir. kalabalık faktörü 7. aydan itibaren kızamık aşısı yapılmalıdır. Devletin ve gönüllü kuruluşların destekleri en çok bu dönemde gerekli olmaktadır. gazlı gangren: Kötü çevre ve yaralanmalar. iş bulma. Bu koşullarda toplu halde yaşayan çocuklar önceki aşılanma durumlarına bakılmaksızın kızamık aşısı ile derhal aşılanmalıdır.

the Medical and public Health response Leaning J. Afet ve Afetlerden Korunma: Afetlerde Sağlık Hizmetleri Yönetimi Kurs notları Sağlık Bakanlığı sağlık Proje Genel Koordinatörlüğü 24-28 Ekim 2000YALOVA 3. In Humanitarian Crises.. Briggs SM.Yurdakök K. Toole MJ..KAYNAKLAR 1. Chen LC Harvard University Press London 1999 392 . Akdur R. The role of the rapid assesment. Afetlere Hazırlık ve Afet Yönetimi: Afetlerde Sağlık Hizmetleri Yönetimi Kurs notları Sağlık Bakanlığı sağlık Proje Genel Koordinatörlüğü 24-28 Ekim 2000-YALOVA 2.

yorumlanması. Kemoprofilaksi 3. Bulaşıcı hastalıklarla mücadelede temel olay enfeksiyon zincirini kırmaktır. Sağlık eğitimi 5.12. Bu önlem ise hastalığın bulaşma yolunun bilinmesi ile başarılabilir. hayvan. Hastalıkların kontrolü hastalığın doğal seyri ile yakından ilişkilidir. Hastalık kontrolünde. Zoonozlarda hayvanların yok edilmesi Bulaşma Yoluna Yönelik Önlemler 1. Karantina 393 . düzenli olarak toplanması. bir bulaşıcı hastalığın. Barınma hijyeni 4. Bir başka önlemde konakçıya yönelik alınacak önlemlerdir. bir hastalıkla ilgili verilerin. yaşamını sürdürmek için bağımlı olduğu. Endemi. duyarlı bir konakçıya geçebilmek üzere çoğaldığı insan. Hastaların tedavisi 4. Kaynağa Yönelik Önlemler 1. belirli bir süre içinde beklenenin üzerinde hızlı bir artış göstermesidir. Nüfus hareketlerinin kontrolü Sağlam Kişilere Yönelik Önlemler 1. Çevre koşullarının düzeltilmesi (a) Su hijyeni (b) Besin hijyeni (c) Atıkların uzaklaştırılması 2. hastalığın seyrine göre önlemler alınır. Kaynağın bulunması (filyasyon) 2. infeksiyon etkeninin üzerinde yaşadığı. Kaynak. bir hastalığın belirli bir bölgede sürekli olarak yüksek düzeyde görülmesidir. Sürveyans 7. Taşıyıcı aranması 6. Pandemi. bir bulaşıcı hastalığın görülme düzeyinin. analizi. En iyi önlem hastalığa neden olan etkenin ortadan kaldırılmasıdır. Sağlık eğitimi 8. Bağışıklama 2. BULAŞICI HASTALIKLAR EPİDEMİYOLOJİSİ ve KORUNMA YOLLARI Sürveyans. uluslararası ya da kıtalararası yayılım göstermesidir. İzolasyon 5. bitki ya da toprak gibi cansız varlıkların tümüdür. ürediği. belirli bir bölgede. Salgın (epidemi). Hastalığın bildirilmesi 3. Kişisel hijyen önlemleri 3. rapor edilmesidir (bildirim).

“İhbar”. “A Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”. “D Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”dır. • İl Sağlık Müdürlüğü’nde sağlık ocaklarından gönderilen Form 017/A’ların icmali yapılarak Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğüne(TSHGM) AYLIK olarak gönderilir. ay sonunda Form 017/A’ya kaydeder ve AYLIK olarak İl Sağlık Müdürlüklerine bildirim yaparlar. ya da özel sağlık kuruluşları (özel hastaneler. Sağlıklı beslenme BİLDİRİMİ ZORUNLU BULAŞICI HASTALIKLAR ve BİLDİRİM SİSTEMİ Sağlık Bakanlığınca “BULAŞICI HASTALIKLARIN İHBARI ve BİLDİRİM SİSTEMİ YÖNERGESİ” 2004 yılında yayımlanmıştır. bildirimi zorunlu olan bir bulaşıcı hastalığın. SSK ve askeri hastaneler). İkinci grup. • İlçe Grup Başkanlıkları ve İl Sağlık Müdürlükleri Form 014 ile bildirilen vakaları bağlı oldukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırır ve ilgili sağlık ocaklarına Form 014’leri gönderirler. Sağlık Bakanlığı eğitim hastaneleri. Grup A Hastalıklar sağlık ocaklarında saptanmış ise. Birinci grup. • Sağlık ocakları Form 014 ile bildirilen hastalıkları Form 016’ya işleyip. Form 014 ile İlçe Grup Başkanlıkları veya İl Sağlık Müdürlüğüne bildirim yapılır. Yönergede ihbar ve bildirim ifadeleri açıklanmıştır. • Vakalar Form 016’ya (Bildirimi Zorunlu Hastalıklar Tespit Fişi) günlük olarak işlenir. üniversite. herhangi bir bölgede görüldüğü hususunda ilgili birimlerin haberdar edilmesini. Vaka başka bir sağlık ocağı bölgesi kayıtlarında ise. 394 . Dördüncü grup. hekimler) tarafından saptanmış ise. • Form 014’e (Bildirimi Zorunlu Hastalıklar Fişi) işlenir ve hemen ilgili sağlık ocağına gönderilir. Üçüncü grup. Form 017/A’lar AYLIK olarak İl Sağlık Müdürlüklerine gönderilir. “B Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”. Ay sonunda Form 016’da bulunan hastalıklar Form 017/A’ya kaydedilir. • Vakanın tespit edildiği gün. “Bildirim”. “GRUP A” HASTALIKLAR Bu grupta (Tablo I) bulunan hastalıkların bildirimi.4. Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar dört gruba ayrılmıştır. Grup A Hastalıklar yataklı tedavi kuruluşları (devlet hastaneleri. Sağlık eğitimi 5. bildirimi zorunlu bir bulaşıcı hastalığın bir sistem içinde belirli bir zaman aralığında ilgili yerlere istatistiksel ve epidemiyolojik amaçlı bildirilmesini ifade etmektedir. “C Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”. Türkiye genelinde hizmet veren bütün sağlık kuruluşlarından yapılır.

İlçe Grup Başkanlıkları kendilerine gelen “Form 014”leri İl Sağlık Müdürlüğüne gönderir. 0(312) 4356937]. Grup C hastalık bildirimleri tanımlanan sağlık kuruluşlarından İlçe sınırlarında hizmet verenler İlçe Grup Başkanlıklarına veya İl merkez sınırları içinde hizmet verenler İl Sağlık Müdürlüğüne “Form 014” ile GÜNLÜK olarak yapılır. Grup B bildirimi zorunlu hastalıklar listesi • • • • Çiçek Sarı Humma Epidemik Tifüs Veba “GRUP C” HASTALIKLAR Bu grupta (Tablo III) bulunan hastalıkların bildirimleri. Grup A bildirimi zorunlu hastalıklar listesi • • • • • • • • • • • • AIDS Akut kanlı ishal Boğmaca Bruselloz Difteri Gonore HIV enfeksiyonu Kabakulak Kızamık Kızamıkçık Kolera Kuduz ve kuduz riskli temas • • • • • • • • • • • Meningokoksik menenjit Neonatal tetanoz Poliomiyelit Sifiliz Sıtma Şarbon Şark çıbanı Tetanoz Tifo Tüberküloz Akut viral hepatitler “GRUP B” HASTALIKLAR Bu grupta (Tablo II) bulunan hastalıklar. bu dökümanın Grup C hastalıklar için hazırlanmış “Standart Tanı Kriterleri” kısmında. 2. Ayrıca İl Sağlık Müdürlüğüne de hemen telefonla bildirilir. Hastalık ile ilgili filyasyon. 1. her sağlık kuruluşundan yapılmaz! Bildirimler. 0(312) 435-2979..Tablo I. bütün sağlık kuruluşlarınca tespit edildiği anda ihbarı zorunlu olan hastalıklardır. Buna göre. vaka 395 . “Sürveyans Tipi” bölümünde belirtilen sağlık kurum ve kuruluşlarından yapılır. Grup B’de yer alan hastalıklar aynı zamanda DSÖ’nün Uluslararası Sağlık Düzenlemeleri (1969-International Health Regulations) çerçevesinde uluslararası bildirimi zorunlu olan hastalıklardır. salgın araştırma. Bildirimler Sağlık Bakanlığı TSHGM Bulaşıcı Hastalıklar Daire Başkanlığına telefon açılarak yapılacaktır [0(312) 435-3215. ülkemizdeki hangi sağlık kuruluşu tarafından tespit edilmiş olursa olsun. Tablo II. İl Sağlık Müdürlükleri ve TSHGM Bulaşıcı Hastalıklar Daire Başkanlığı hastalıkla ilgili araştırmayı birlikte yaparlar. İl Sağlık Müdürlüklerinde Form 014’lerin bağlı bulundukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırımı yapılır. 3.

GÜNLÜK olarak Kurumunun bildirim sorumlusuna “Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişi” ile bildirir. İl Sağlık Müdürlüklerinde Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerini bağlı bulundukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırımı yapılır. bu dökümanın Grup D için hazırlanmış “Standart Tanı Kriterleri” kısmında. “Form 017/C”yi doldurur ve Sağlık Bakanlığı TSHGM gönderirler. Tanımlanan laboratuvarlar. 2.araştırması çalışmalarının başlatılması ve/veya sağlık ocağının bilgilendirilmesi için ilgili sağlık ocağına gönderilir İl Sağlık Müdürlükleri tarif edilen sağlık kuruluşlarından ve İlçe Grup Başkanlıklarından gelen Form 014’lerin AYLIK olarak icmallerini yaparak. Grup C bildirimi zorunlu hastalıklar listesi • Akut Hemorajik Ateş • Creutzfeldt-Jakob Hastalığı • Ekinokokkoz • H. Buna göre.influenza Tip b (Hib) Enfeksiyonu • İnfluenza • Kala-Azar • Konjenital Rubella • Lejyoner Hastalığı • Lepra • Leptospiroz • Subakut Sklerozan Panensefalit (SSPE) • Şistozomiyaz • Trahom • Toksoplazmoz • Tularemi “GRUP D” ENFEKSİYON ETKENLERİ: Bu grupta (Tablo IV) diğerlerinden farklı olarak bildirimi zorunlu olan hastalık değil enfeksiyon etkenidir. İlçe Grup Başkanlıkları. “Sürveyans Tipi” bölümünde belirtilmiş olan laboratuvarlardan yapılır. Tablo III. Bölge ve Merkez Hıfzıssıhha Laboratuvarları. Form 017/D ve Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerini İlçe Grup Başkanlıkları veya İl Sağlık Müdürlüğüne gönderir. 3. salgın araştırma. Grup D enfeksiyon etkenlerinin bildiriminden sorumludurlar. Hastalık ile ilgili filyasyon. Söz konusu enfeksiyon etkenlerinin bildirimleri de her sağlık kuruluşundan değil. tanımlanan laboratuvarlardan Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerini bağlı bulundukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırımı yapılır. 1. Grup D içinde yer alan enfeksiyon etkenlerinin herhangi biri için standart kriterler uyarınca pozitif bir bulgu elde ettiğinde. İl Halk Sağlığı Laboratuvarları. SSK ve Askeri Hastanelerin laboratuvarları ile diğer kamuya ait hastanelerin laboratuvarları. vaka araştırması çalışmalarının başlatılması ve/veya sağlık ocağının bilgilendirilmesi için ilgili sağlık ocağına gönderilir Tanımlanan laboratuvarlardan gelen Form 017/D’lerin icmalini yapar AYLIK olarak İl Sağlık Müdürlüğüne gönderir. Devlet Hastaneleri. Üniversite. vaka araştırması çalışmalarının başlatılması ve/veya sağlık ocağının bilgilendirilmesi için ilgili sağlık ocağına gönderilir 396 . salgın araştırma. Hastalık ile ilgili filyasyon. Bildirim sorumlusu HAFTALIK olarak Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerinin icmalini yaparak Form 017/D’yi doldurur.

Sağlık Bakanlığı. • Listeria monocytogenes KAYNAK Bulaşıcı Hastalıkların İhbarı ve Bildirimi Sistemi Standart Tanı. 2005. temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü.coli • Giardia intestinalis • Salmonella sp. • Entamoeba histolytica • Enterohemorajik E. Sürveyans ve Laboratuvar Rehberi. • Shigella sp.C. 397 . T. Tablo IV. AYLIK olarak İle ait Form 017 D’yi doldurur ve Sağlık Bakanlığı TSHGM gönderirler. Grup D bildirimi zorunlu enfeksiyon etkenleri ve hastalıklar listesi • Campylobacter jejuni • Chlamydia trachomatis • Cryptosporidium sp.İl Sağlık Müdürlükleri tarif edilen sağlık kuruluşlarından ve İlçe Grup Başkanlıklarından gelen Form 017/D’lerin icmallerini yapar. Ankara.

2. İkinci basamak tedavi hizmeti (Yataklı tedavi kurumlarında tedavi). (7) Beslenmenin iyileştirilmesi. Görevinizi tamamladığınızda. (4) Konut sağlığı. SAĞLIK EĞİTİMİ İnsanlara gidin. 2. (6) Erken tanı ve tedavi. denetim ve yol göstermedir) (1) Yeteri kadar ve temiz içme suyunun sağlanması. (3) Bağışıklama. Eski bir Çin şiiri. Onlardan öğrenin. Aralarında yaşayın. Onların bildikleriyle başlayın işlerinize. (3) Besin hijyeni. b. (4) Aile planlaması. (5) Kemoproflaksi (İlaçla koruma). SAĞLIK HİZMETLERİNDE SAĞLIK EĞİTİMİNİN YERİ ve ÖNEMİ Sağlık hizmetleri aşağıdaki başlıklar altında incelenmektedir (1. Koruyucu sağlık hizmetleri a. Sağlık sektörünün görevi. Rehabilite edici sağlık hizmetleri: a. Çevreye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri (Sağlık dışı sektör ve meslek grupları tarafından yürütülür. 3. 3): 1. Kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri (Sağlık personeli tarafından yürütülür) (1) Kişisel hijyen. İşinizi bitirip.) b. Onları sevin. eğitim. Eğer insanlar “Biz onu kendimiz yaptık” diyorlarsa. Ve sahip oldukları üstüne kurun çalışmalarınızı. Siz iyi bir öğretmensiniz. Üçüncü basamak tedavi hizmeti (Üst düzeyde uzmanlaşmış ve ileri teknoloji kullanılan merkezler: Üniversite hastaneleri. Birinci basamak tedavi hizmeti (İlk başvuru ve ayakta tedavi). Sosyal rehabilitasyon (Sosyal hizmet kurumları ve personeli tarafından verilir. b. Tıbbi rehabilitasyon (Sağlık personeli tarafından verilir.13. (5) Vektörlerle mücadele. danışmanlık. c.) 398 . (2) Sağlık eğitimi. Tedavi edici sağlık hizmetleri (Sağlık personeli tarafından yürütülür) a. özel dal hastaneleri). (2) Katı ve sıvı atıkların zararsız hale getirilmesi.

okul içinde ve dışında. bilginin uygulanmasının sağlanması. Askerlere sağlık eğitimi verilmesi. sağlık haklarını savunabilir duruma getirmek için uygulanacak sağlık eğitimidir. Halk Eğitimi.” “Bu hizmetin yürütülmesinden ve görülmesinden kıta kumandanları veya kurum amirleri ile bunların tabipleri sorumludur. bireylere sağlıkla ilgili olumlu tutum ve davranışların kazandırılması ile mümkündür. sağlıklı yaşam sürmeleri için kişilere sağlıklarını korumalarını ve geliştirmelerini. TSK ve Sağlık Eğitimi TSK’ndeki sağlık hizmetlerinin nasıl yürütüleceği TSK İç Hizmet Kanunu ile belirlenmiştir. TSK İç Hizmet Kanunu “Sağlık İşleri” bölümünün ilk maddesi olan 57 nci maddede. birey ve toplumu hastalıklardan koruma ve yaşam kalitesini yükseltme konusunda yardımcı olan uygulamalardır. bu sağlık eğitimi olarak adlandırılır.” hükmü yer almaktadır. Silahlı Kuvvetler. Başka bir deyişle Sağlık eğitiminde amaç. Sağlık eğitiminin başarısı. sunulan sağlık hizmetlerinden etkin ve doğru olarak yararlanma bilincinin kazandırılması hedefleniyorsa. askerlerin sağlığının takibini ve korunmasını istemektedir ve bunu komutanların ve tabiplerin sorumluluğuna vermiştir.Sağlık eğitimi. madde) 399 . sağlıklarını koruyabilir. (Halkın Sağlık Eğitimi Yönetmeliği. sağlık bilincini. sağlam veya hasta kişiler ile doğrudan ilişki içinde olan her sağlık görevlisinin sorumluluğudur. aynı zamanda bir sağlık eğitimcisi olduğunu unutmamalıdır (1). Yani öğretimde amaç. kişilerin davranışlarında istenen davranışlar meydana getirilmesidir. sağlık hizmetlerine katılabilir. Sağlık eğitimi. toplumu oluşturan kişilerin. Sağlık eğitimi. bunun yanında bazı becerilerin kazandırılması ve bunların benimsetilmesi için. Eğitimde amaç. toplumun her kesiminden gelen gençlerin toplandıkları önemli bir eğitim yeridir. davranışını geliştirerek. kişilere belirlenmiş olan bazı konuların anlatılması ve bunları bilmelerinin sağlanmasıdır. “Silahlı Kuvvetler sağlık işlerinde. Konuya başka bir açıdan bakacak olursak. olumlu bir çevre yaratmalarını ve tedavi imkanlarından yararlanmalarını sağlayacak davranışlar kazandırmaktır. kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri içinde yer almaktadır. İç Hizmet Kanunu. sağlıklı bir yaşam sürmeleri için. TANIMLAR Öğretim. Sağlığın korunması. kişilere gerekli önlemlerin öğretilmesi. Silahlı Kuvvetlerin ülke sağlık düzeyine sağlayabileceği en önemli katkılardan birisi olarak düşünülebilir. eğitimci ile hedef kitle arasında kurulan iletişimin başarısına bağlıdır. askerlerin fizik ve moral durumlarını takip ve koruyucu tababetin tatbiki esastır. belirli bir plan ve program çerçevesinde yürütülen çabalar ise eğitim olarak tanımlanır (2). Sağlık hizmeti sunan her branştaki sağlık personeli. Bu ise sağlık eğitimi ile sağlanabilir. sağlık sorunlarını çözebilir. yurdun her bölgesinden. 15. belirlenmiş olan bilgilerin kişilere benimsetilmesi. benimsetilmesi ve davranışlarına yansıması. kişilerin belirlenmiş olan bilgileri bilmeleridir (2) Eğitim: Bireylere yeni bilgilerin öğretilmesi. Eğer eğitimde.

Kişisel hijyen konuları. koşullarına göre işlenecek konular ve verilecek bilgiler seçilip. konular seçilebilir. Dünya çevre günü ve çevre haftası. eğitimin verileceği hedef gruplar tespit edilir. Çevrenin temizliği. Kazalar (trafik. belirlenmiş olan konunun hedef gruba nasıl anlatılacağı konusunda bir plan yapılır. b.SAĞLIK EĞİTİMİNİN PLANLANMASI Belli bir bölgedeki bireylere. Ülke veya bölge düzeyinde en önemli sağlık sorunları: a. başlangıçta belirlenmiş olan hedeflere ulaşabilmek için. bu günlere özel konular seçilebilir. sağlık eğitimi planlaması ve uygulamasının her aşamasında yapılır. Hazırlanmış olan plan. 3. bu işle görevlendirilmiş organlar tarafından. b. f. konular seçilebilir. Değerlendirme aşamasıdır. Kızılay haftası gibi özel gün ve haftalarda. 5. Kanser haftası. İlaç tasarrufu. vb. f. d. 3. 2. Kan yoluyla bulaşan hastalıklar. b. Sağlık Eğitimi Planlamasında Basamaklar (2) Sağlık eğitimi planlaması 6 basamakta gerçekleşir: 1. ev kazaları). SAĞLIK EĞİTİMİ KONULARININ BELİRLENMESİ Sağlık eğitiminde yapılacak ilk iş. sağlıkla ilgili bazı davranışları kazandırmak amacıyla. en kıymetli servetin sağlık olduğunun. kişilere öncelikle sağlığın değerinin. Toplumdaki sağlık sorunları ve eğitim ihtiyaçları belirlenir. c. e. Her bölgenin. Sağlık eğitimi konuları nasıl seçilebilir? (2) 1. Yiyecek ve içeceklerle bulaşan hastalıklar. e. e. Sağlıklı beslenme. Değerlendirme. Yetişkinlerin ihtiyaç duyabileceği düşünülen konular: a. Aile planlaması. 6. onu tehlikelerden korumanın en önemli hak ve aynı zamanda bir görev olduğunun öğretilmesi ve benimsetilmesidir. d. d. 400 . Solunum yoluyla bulaşan hastalıklar. Belirlenmiş olan amaçlara ulaşabilmek için. bulaşma ve korunma yolları. topluluğun gereksinimlerine. Özel gün ve haftalara göre sağlık eğitimi: a. belli bir zaman diliminde yürütülen faaliyetlerin tümü sağlık eğitimi planlaması olarak tanımlanır. Temasla bulaşan hastalıklar. Belirlenmiş olan eğitim ihtiyaçlarıyla ilgili olarak amaçlar belirlenir. c. c. Programda öngörülenler uygulamaya konulur. daha önce saptanan araçlar kullanılarak. İlkyardım eğitimi. 4. ayrıntılandırılır ve bir program haline getirilir. 2. Verem haftası. Sakatlar günü. Sağlığa zarar veren alışkanlıklar vb. bilinçli ilaç kullanımı. iş. imkanlar dahilinde en ilgi çekici şekilde planlanmalıdır.

Görüşme yöntemi: Kişilerin sağlık konularında neler düşündüklerini. kavram ve gerçekleri incelemede tutulan sistemli yol demektir. Eğitim yöntemlerinin seçiminde göz önünde bulundurulması gereken ilkeler şunlardır (2): 1. Öncelikle eğitim hedeflerini gerçekleştirmeye yardımcı olacak yöntemlerin seçilmesine özen gösterilmelidir. 3. en düzenli. neler hissettiklerini ve neler yaptıklarını öğrenmek amacıyla uygulanır. Birey Eğitimi Yöntemleri: Birey eğitimi. bunun yanında kendi tecrübelerini. 401 . 1. 2. İkna etmek. etkinliği yüksek fakat pahalı ve dolayısıyla verimliliği düşük bir yöntemdir. Sağlık eğitimi yöntemleri. sonra yaptırır. Birey eğitimi yöntemleri. Toplum eğitimi yöntemleri. Eğitici önce kendisi yapar. 2. 2. Gösterme ve yaptırma (yetiştiricilik) yöntemi: Herhangi bir konuda bir becerinin öğrenilmesi amacıyla kullanılan bir eğitim tekniğidir. belli durumlar için belli kurallar verir (2). belirlenen yöntemlerin öğretme etkinliklerini monotonluktan kurtaracak nitelikte olmasına. kişisel düşüncelerini ve özelliklerini de buna katarak eğitimi yürütür. en güvenilir ve en kısa yolu tanıtır.SAĞLIK EĞİTİMİ YÖNTEMLERİ “Yöntem”’in sözlük anlamı. Eğitim yöntemleri 3 ana başlık altında incelenmektedir: 1. Kişilerin faaliyetlere etkin bir şekilde katılmalarını sağlayıcı olmasına. verilmek istenen mesajlar verilir. Her zaman uygulanamaz. Eğitimci ve eğitilenleri yormamasına dikkat edilmelidir. Başlıca birey eğitimi yöntemleri şunlardır: a. Öğretmek. 4. Ülkemizde yaygın olarak kullanılan “usta-çırak” ilişkisine dayalı eğitimlere karşılık gelmektedir. Bu sırada. Bu durum. bir amaca varmak için bir işin nasıl yapılması gerektiği hakkında denenmiş. b. Bu özelliklere eğitimde “teknik” denir. Okutma ve yazdırma yöntemi: Eğitilecek kişilere sağlıkla ilgili eserler okutulabilir. Bunun dışında. doğruluğu genel olarak kabul edilmiş. 3. izlenen “yöntem”e bir parça özellik katmak demektir. 4. şu amaçlara yönelik olmalıdır: 1. Yöntem. 3. d. Ziyaret yöntemi: Eğitim konusuyla ilgili yerler ziyaret edilebilir. eğitim çalışmaları sırasında genel olarak bu kuralları göz önünde bulundurur. Eğitimci. sağlıkla ilgili sloganlar ve kompozisyonlar yazdırılabilir. beceriler kazandırılmaya çalışılır. Tekrarlamak ve alıştırmak. Yapmak ve yaptırmak. Grup eğitimi yöntemleri. c.

sempozyum. atölye çalışması örnek olarak verilebilir. Hikaye anlatma yöntemi: Grup üyelerinin. en uygun grup sayısı olarak kabul edilir. amaç ve hedeflerine uygun olacak şekilde belirtilen yöntemlerden. Kişiler etkinliğe daha fazla katılacaklarından daha çok kabul görür. Ancak bu yöntemin etkili olabilmesi için. d. 20-25 kişi. Grup eğitimi yöntemleri: Etkinliği daha az. onların verdikleri cevaplara ve sorularına göre sunum sırasında konuyla ilişkili noktalar anlatabilir. herhangi bir konuyu bir sıra ve düzene göre karşısındaki kimselere baştan sona kadar anlatmasıdır. Anlatma yöntemi: Eğitimcinin. duygu ve düşüncelerini söz ve davranışlarla ifade eder veya verilen rolü canlandırır. daha etkin bir şekilde uygulayabileceği ve daha iyi sonuçlar alabileceği birisini veya birkaçını belirleyerek eğitim sırasında uygulayabilir. Toplum eğitimi yöntemi: Eğitimin tüm toplumu kapsaması amaçlandığında. aynı soruna farklı bakış açılarıyla çözüm getirilmeye çalışılır. Gösterme ve yaptırma (yetiştiricilik) yöntemi: Birey eğitimi yöntemleri arasında anlatılmıştır. h. (Örnek: Sınıf dersi veya konferans) b. radyo. g. asıl anlatılmak istenen konunun sunumundan önce veya sunum sırasında konuyla ilişkili noktalarda anlatılabilir. Hikaye. kendisini bir başka kişinin yerine koyarak. toplum eğitimi yöntemleri kullanılır. etkilenmeleri sağlanabilir. örnek aldıkları kişilerin davranışlarını taklit etme meylindedirler. i. bu olay ve bu konu ile ilişkili sorular belirlenir. Eğitimde amaç. Vaka çalışması: Gerçek veya gerçek olabilecek bir olay seçilir. Beyin fırtınası yöntemi: Düşünmeyi ve yaratıcılığı uyaran.e. televizyon. 3. Bunlar daha çok bilgilendirme sağlar. Onlara iyi birer örnek olmak suretiyle. Gözlem yöntemi: Herhangi bir olayın meydana gelişini bir plan çerçevesinde evre evre gözlemek ve incelemektir. e. dergi. Başlıca grup eğitimi yöntemleri şunlardır: a. Hangi eğitim yöntemini seçelim? Eğitimci. grup üyelerine soru sorar. dinleyerek ve konuya katılarak işlenmesidir.) c. f. broşürler. Bunun için gazete. vb. Taklit yöntemi: Bireyler. kitle iletişim araçlarından yararlanılır. konu ve sorular anlatılır. 2. kitaplar. eğitim konusuna uyumlarını ve ilgilerini sağlamak amacıyla uygulanır. Rol yapma (oyunlaştırma) yöntemi: Katılımcı. genellikle küçük gruplarla yürütülen bir eğitim tekniğidir. Tartışma yöntemi: Herhangi bir konunun. (Örnek: Panel (Açık oturum). kamuoyu yaratmada ve ulusal kampanyaların yürütülmesinde yararlı ve etkilidir. ancak daha pratik bir yöntemdir. 402 . grup üyeleri tarafından karşılıklı konuşarak. Soru-cevap yöntemi: Eğitimci. toplumun eğitim düzeyi önemlidir.

oyunlaştırma. 4. amaca uygun olarak alınmış kopyaları. Katılımcılarda sorun çözme becerisini geliştirmek ise. Eğitim ortamı. 3. f. d. c. İşitsel araçlar: Radyo. 403 . Görsel araçlar: a. gruptaki kişi sayısı. CD. Slayt ve slayt projektör. Sergi: Amaç. daha çok tartışma. 3. Belli bir konuda toplumu bilgilendirmek ise. Eğitim aracı kullanmak gerekli mi değil mi? 2. Katılımcıların belli bir konuda bilgi kazanması ise. e. Yazı tahtası.1. oyunlaştırma. tartışma. Kitap. Etkinlikleri sınırlıdır. bant. c. beyin fırtınası gibi yöntemler. dergi yazıları. Görsel-işitsel araçlar: a. yetiştiricilik. Amaca ve mevcut koşullara en uygun araç nedir? 3. grafik. her yerde ve her zaman kullanılabilecek bir eğitim aracı bulunamaz. vaka çalışması. Gazete. öğrenme veya konuya ilgi çekme yönünden halkı etkilemektir. d. b. bir veya bir kaçı seçilebilir. yazı gibi materyaller asılabilir. Her koşul için uygun bir eğitim aracı yani her derde deva. mesajlarını aktarmasında eğitimciye yardımcı olan araç-gereçlerdir (4). işlenen konu ve mevcut imkanlara göre. SAĞLIK EĞİTİMİNDE KULLANILABİLECEK ARAÇ ve GEREÇLER (GÖRSEL-İŞİTSEL ARAÇLAR. Katılımcılarda bir konuda davranış değişikliği sağlamak ise. Eğitim aracının kullanılması ile ilgili ilkeler: 1. yetiştiricilik gibi yöntemler. Bilgisayar. 2. Araçların nasıl kullanıldığı biliniyor mu? Eğitim araçlarının sınıflandırılması (4): 1. ele alınan konuya veya gösterilmek istenen materyale geniş halk kitlesinin ilgisini çekmek. görsel-işitsel araçlarla desteklenmiş bir sınıf dersi. vaka çalışması. barko cihazı. Tepegöz projektör ve saydamları. 2. broşür. grup çalışmalarında elden ele dolaştırılarak herkesin incelemesi suretiyle verilmek istenen mesaj vurgulanabilir. Afişler: Herhangi bir fikri anlatmak veya uygulanan belli bir program veya yürütülen bir kampanya için halkın dikkatini çekmek için kullanılabilir. EĞİTİM MATERYALLERİ) Konuların işlenmesi sırasında. plak. konferans gibi yöntemler. toplum eğitimi yöntemlerinden birisi veya birkaçı tercih edilir. b. Bülten tahtası: Eğitsel amaçla hazırlanmış fotoğraf. Resimler: Belirli amaçlarla çekilmiş olan bazı resimler.

4. 5. Eğitim Araçlarının Kullanılması İle İlgili İlkeler: 1. Öğrenim/ eğitimin etkili olabilmesi için geri bildirim verilmelidir. Araçların kullanılışı biliniyor mu? EĞİTİMİN PRENSİPLERİ 1. 2. Öğrenmeyi destekler/kolaylaştırır. Katılımcılar öğrenmeye hazır olduklarında öğrenme/eğitim daha etkilidir. Zaman zaman yapılan değerlendirmelerde katılımcılar başarı ve başarısızlıklarını anlamalıdır. VCD. Olumlu bir eğitim ortamı yaratmak Kendisi iyi bir model oluşturarak eğitilenleri etkilemek Katılımcı eğitim metotlarını kullanmak Sorumluluğu katılımcılarla paylaşmak Yüksek puan vermeyi değil. Kontrol altında yaptırılan uygulamalar beceri kazanmada faydalıdır. Televizyon. Beklentilerin saptanması 5. Güven verir. Amaç ve hedeflerin gözden geçirilmesi 3. 3. beceride ustalaşmayı hedeflemek Katılımcıların başarısız olduğu durumlarda kendi yöntemlerini gözden geçirmek Öğrenim İçin Uygun Atmosfer Oluşturma (Avantajları) 1. 2. Katılımcıları soru sormaya teşvik eder. Eğitim aracı gerekli mi? (Şov olmasın) 2. 6. Öğrenim İçin Uygun Atmosfer Oluşturma (Nasıl) 1. DVD. Çeşitli metot ve tekniklerin kullanılması öğrenimi kolaylaştırır. 3. Video. Aktivitelerin açıklanması 4. 7. g. Soruların yanıtlanması 6. 5. İnsanların hangi ortamda / nasıl öğrendiğini esas alır. 4. 5. Beceride mükemmelleşme/ustalaşmada tekrar gereklidir. Döner levha (Büyük blok not).e. 2. EĞİTİCİLERİN SORUMLULUKLARI 1. Isınma egzersizleri 7. 8. Katılımcılar öğrenme ihtiyaçlarının farkına vardıklarında öğrenme/eğitim daha etkilidir. 4. 6. Katılımcıların deneyimleri ve geçmişteki bilgileri üzerine inşa edilen öğrenme/eğitim daha etkilidir. Eğitimin başarılı olmasının sorumluluğunu eğitmen/katılımcılara paylaştırır. En uygun araç hangisi? 3. 3. f. Tanışma 2. Sözel/sözsüz iletişim 404 .

Eğitimin kendi konularıyla bağlantılı olmasını isterler 2. Eğitim konularıyla ilgiliyse motive olurlar 3. Eğitim sırasında kişisel ihtiyaçlarının göz önüne alınması gerekir Sunum Türlerine Göre Anımsama Düzeyi Sunum Türü Sözel. Aktivitelerde istenenler açık olarak anlatılmalı Yetişkinler 1. Kişisel kaygıları vardır/ güvenli ortam isterler 7. Sunum şekli ve temposu iyi ayarlanmalı 7. vurgusu ve yüksekliği iyi ayarlanmalı 2.8. olgu tartışması. Oda içinde dolaşma 5. Konunun hevesli. drama vb. Konular arası geçiş mantıklı olmalı 8. Sesin tonu. Katılımcıların verdikleri örnekler kullanılmalı 5.) Anımsama (%) 3 saat 3 gün sonra sonra 25 10-20 72 10 80 65 90 70 405 . Eğitimde çeşitlilik arzularlar 5. Olumlu yüz ifadeleri 4.coşkulu sunulması Sözel İletişim 1. 9. Her bölüme güçlü bir girişle başlanmalı 3. Soru yanıtlanırken katılımcıya dönme 6. Eğitimde aktif katılımda bulunmak isterler 4. Katılımcılara isimleriyle hitap edilmeli 4. tek-yönlü ders (konferans) Yazılı (okuma) Görsel ve sözel (görsel araçların kullanıldığı sınıf dersi) Katılımcı yöntemlerle eğitim (rol oynama. Mizah kullanma 9. Aynı hareketleri yapmaktan kaçınma 7. Eğitim sırasında özgün bir birey olarak görülmek isterler 8. Göz teması 3. ilk mesaj) 2. Eğitim sırasında özgüvenlerini korumaları gerekir. İlk izlenim (karşılama. Belli sözcük ve ifadelerden kaçınmalı 6. Olumlu geribildirim isterler 6. Sosyal aktiviteler ÖĞRENİM İÇİN UYGUN ATMOSFER OLUŞTURMA Sözsüz İletişim 1.

Olumlu kanıya varanlar. 10. ilgilerine. Ayrıca. Öğrenme hızları açısından. Eğitim sırasında başarılı görülenler. somuttan soyuta doğru belli bir sırayla anlatılmalıdır. Halka olumlu davranış kazandırmada bu yetkiden 406 . önceki deneyimleri dikkate alınarak geliştirilmelidir. 3. Sağlık eğitimi bir bütün olarak ele alınmalı ve ilgili herkesi kapsamalıdır. önce bildiği şeylerden başlanmalıdır. Bir grup için planlanan eğitim. eşit sürede aynı ölçüde öğrenemez. bunların eğitime daha kolay erişmelerinin sağlanması öncelik taşımalıdır. gerektiği zaman cezalandırma yöntemi kullanılabilmelidir. 6. yetişkinleri ilgilendirmez ve beklenen sonucu vermez. Eğitim. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu. 14. 9. Konular. Kişilerin konuyla ilgilenmeleri sağlanmalıdır. Toplumun büyük çoğunluğu.Bireyler yeni şeyleri. Eğitim programlarının içeriği. birbirini karşılıklı olarak destekleyen olgulardır. Eğitimde öncelikli grupların belirlenmesi. bireysel farklılıklar dikkate alınmalıdır. 4. 5. 8. Öğretilenler uygulanabilir olmalı ve eğitim sırasında uygulama yaptırılmalıdır. Kültürden kaynaklanan yanlış davranışların değiştirilmesi çok zaman alır. eğitime katılanların ihtiyaçlarına. aynı yöntemle. Toplumun mevcut sağlık sorunları. Sağlık eğitiminde ilk aşamada toplum önderleri hedef alınmalı. etkinliği artırması açısından eğitim hizmetle birlikte sunulmalıdır. Sağlık eğitimi. 12. Kişilerin davranışları ve alışkanlıkları kısa sürede değiştirilemez. becerileri. bilinenden bilinmeyene. sektörlerarası işbirliği sağlanmalıdır. Sağlık eğitiminde tüm sağlık personeli görev almalı. değişik şekillerde ödüllendirilmeli. diğer grupların eğitim programlarıyla bir bütünlük arz etmelidir. 2. Öncelikli gruplar yani eğitime en çok ihtiyacı olanlar belirlenmelidir. 13. halka sağlık hizmeti veren tüm sağlık personelinin en önemli görevi olarak ele alınmalıdır. ihtiyaçları ve eğitim gereksinimleri belirlenmelidir. Amaç açık bir şekilde belirtilmelidir. çevreyi kirletenlerin ve aşıdan kaçanların cezalandırılmasını öngörmüştür. kişilere her ne öğretilecekse. Eğitim sonucunda ulaşılan sonuçlar ölçülebilir ve gözlenebilir değerlendirme yöntemleriyle kontrol edilebilmelidir. Uygulama olanağı olmayan bir konuda eğitim. kişilerin bilgileri. önderlerin uygulamasını gözler ve değerlendirir. 11. 7.SAĞLIK EĞİTİMİNDE TEMEL İLKELER (5) 1. Yetişkine bilgi aktarmak onun davranışını değiştirmek. uygulama yaptırmanın. sorunlarına cevap getirmelidir. zamanla uygulamaya katılırlar. beceri düzeyindeki davranışların kazandırılmasında ve alışkanlık haline getirilmelerinde önemi büyüktür. Eğitim sürekli olmalıdır. toplumun sağlığını bozanların. eskileri ile ilişki kurarak öğrenirler. erlerle subay ve astsubayların eğitimi. Örneğin. daha çok eğitimi planlayan ve yapan kişinin sorunudur. Her birey aynı konuyu. Bundan dolayı.

Toplum Hekimliği. Açıkel CH. Ankara 1989.yararlanma düşünülebilir. Ankara. Ankara 1985. Sayı:48. Sağlık Eğitiminde Kullanılan Materyaller ve Etkin Kullanımı. Ceylan S. etkisinin sürekli olmayacağı bilinmelidir. GATA Ayın Kitabı. Özvarış ŞB. Halk Sağlığı Temel Bilgiler. Hatiboğlu Yayınevi. Mart 2004. Dirican R. Oğur R. Akın L. 2006. 4. Sağlık Meslek Liseleri İçin Sağlık Eğitimi. 2. Göçgeldi E. ancak eğitimin yerine geçemeyeceği. Tekbaş ÖF. Ankara. Sağlık Eğitimi ve Sağlığı Geliştirme. 3. M. 1990: 172-188. 407 . Hacettepe Üniversitesi Yayınları. 5. Editörler: Güler Ç. Ankara. Özden. Fişek N. KAYNAKLAR 1. Halk Sağlığına Giriş.

(2) Hastalar bu örtülerini en azından üç haftada bir kez temizlemek zorundadırlar. Kadın hastalıkları ve doğum üniteleri zemin kattaydı ve sık sık Seine nehrinin suları yükselerek buraları basmaktaydı.14. hasta sayısı hiçbir zaman 2000-3000’in altına düşmezdi. sonunda ise Avrupa hastane ağlarıyla donatılmıştı. Loğusalık ateşi sık olarak ortaya çıkardı ve 1746’daki bir epidemide koğuşta yatan 20 kadın hastadan 19’u ölmüştü. Yalnızca annelere ait koğuş ve cerrahi koğuşlar ısıtılırdı. Öncelikle İngiliz hastaneleri daha temizdi. günümüzde hastaneler daha modern. Manchester dispanserinde 1771 yılında hastaneye kabul edilen hastalara verilen devamlı emirler şu şekildeydi: (1) “Her hastaya hastaneye yatarken temiz bir örtü verilecektir. içme suyu Seine nehrinden direkt olarak gelirdi.’de Venedikli otoriteler Veba mağdurlarının 408 .) içinde gittikçe artan önemi ile her branştan hekimin ilgi alanına girmiştir. 18. ortaçağda. Böylece tüm yaralar infekte olurdu. bu seçenek şüphesiz daha kötüydü. Fransa’da VIII. tanı ve yatarak tedavi hizmetlerinin hemen hemen tamamını üstlenmişlerdir. Genel olarak bakıldığında İngiliz hastanelerinin daha iyi olduğu görülmektedir. ancak hastanelerin bazılarında koşullar oldukça ilkel idi. Yangından sonraki yıllarda hastanede yaklaşık 1000 yatak olmasına karşın.yy. Bu şekliyle Hotel-Dieu hastanesi son derece kötü gözükebilirse de bunun alternatifi yalnızca sokaklarda kalmaktı. Bu hastaneler Kraliçe Elizabeth’in fakirleri koruyan yasalarına dayanarak fakirlerin tedavilerini ücretsiz olarak yapıyordu ve bu sistem 18 ve 19. Şehirler büyüdükçe yeni hastaneler inşa edildi. Hastane Enfeksiyonlarının Tarihçesi (1) Daha erken çağlarda yalnızca yoksullar hastanelere gider. Paris’teki Hotel-Dieu 7. (3) “Hastanede yatak sıkıntısı olmadığı sürece iki hasta aynı yatağı paylaşmayacaktır”. manastırların etkin olmasına kadar Romalıların askeri hastanelerinden başka kurumsallaşmış çok az tıbbi bakım merkezi vardı. özellikle son iki yüzyıl (yy. HASTANE HİJYENİ Hastane Enfeksiyonları 1. Bu dönemlerdeki doktorlar suçiçeği gibi bazı hastalıkların yayılabileceğinin farkındaydılar ve hastaların ayrılması pratikte uygulanıyordu. İngiltere’de kasabalar veya kilise cemaatlerinin girişimleriyle İngiliz gönüllü serbest hastaneleri açıldı. Burası Rönesans öncesine kadar Paris’teki tek hastaneydi. Bu genişleme Avrupa’da da paralellik gösteriyordu. 15. Bu nedenle hastane enfeksiyonları. Hastane Seine nehrine yakındı. kompleks kuruluşlar halini almış. Lepra Sanatoryumları Orta Çağda yaygındı. Amputasyon sonrası mortalite %60 civarındaydı.’deki hızlı kentleşmeye kadar yeterli olarak bulundu.’deki yangınlarla çok fazla tahrip olmuştu. Epidemiler esnasında bu sayının 7000’in üzerine çıktığı bildirilmektedir. zengin zümre ise evlerinde tedavi görürlerken.yy. Batı Avrupa’da.’de kuruldu ve yüzyıllar içerisinde yavaş yavaş büyüdü.yy.yy. Tek bir yatağı 8 hastanın paylaştığı ve yatakların vardiya ile paylaşıldığı zamanlar bile olmuştur. Yaralar hastadan hastaya dolaştırılan spançla günlük olarak yıkanırdı. Lui zamanında genel hastaneler oluşturuldu. 15. Lui ve XIV.yy. 1840 yılında İngiltere’de 114 eyalet hastanesi mevcuttu.

İnfekte hastaların izolasyonunun etkinliğini gösteren istatistiksel çalışmalar bölük pörçük haldeydi. Amerikan doğumlarının hastanede gerçekleşmesi oranı %50 bile değildi. ventilasyon gibi faktörler her iki bölümde de aynı olduğu için. Semmelweis’in Çalışması Semmelweis’in çalıştığı hastane iki ayrı bölüme ayrılmıştı. Birinci bölümdeki doktor ve öğrencilerin olguları olan doğumların %10’unda anne ölümü olurken. yiyecek.yy’lerde bu kesime bakmak üzere şehirlerde doğum hastaneleri kuruldu. Varlıklı ve orta sınıf aileler doğumlarını evlerinde yaptırmaktaydılar. Ancak bu bildiri ebelik pratiği üzerine çok az etki yapmıştır. tıbbi literatürü gözden geçirip 1843 yılında Lohusalık Ateşinin bulaşıcılık özelliğiyle ilgili yazısını kaleme almıştır. Bu hastaneler aynı zamanda ebelik mesleğini üstlenmeye başlayan erkeklerin eğitimi için “Eğitim Hastaneleri” olarak da kullanılmaktaydı.yy’nin başlarında bazı klinisyenler lohusalık ateşinin belirgin bulaşıcılığı üzerine dikkatleri çekmişlerdir. “London Medical Times” yazarlarından Thomas Lightfoot.barındırıldığı karantina merkezlerini kurmuşlardı. suçiçeği olan ve ateşli olgular ayrılmaktaydı. öyle ki. su. Diğer taraftan. 1940 yılına kadar.’nin sonları ve 20. çamaşır. Fakir ve evlenmemiş olanların ise böyle bir seçenekleri yoktu. 2. bu faktörleri 409 . Bu şaşırtacak derecede kıymetli yazısında Holmes. ayrılan kaynakların çok fazla üstüne çıktı ve böylece hastane kaynaklı özellikle cerrahi ve kadın-doğum servislerindeki mortalite dramatik bir şekilde artış gösterdi. İlk bölüm tıp öğrencileri için öğretim merkezi. Böylece. Ondokuzuncu yy. 1850’li yıllarda. 1850 yılında bu hastaneleri “kadınları ölüme götüren kapı” haline gelmekle suçlamaktaydı. lohusalık ateşinin bulaşıcı bir hastalık olduğuna dair kanıtlar sunmuş ve söz konusu hastalığın bulaşının en aza indirilebilmesi için alınması gereken önlemleri bildirmiştir.yy’nin başlarında ateşli hastalıklar hastaneleri kurulduğunda. Londra Ateşli Hastalıklar Hastanesi ve genel hastaneler arasında tifüsün nozokomiyal yayılımı karşılaştırılmıştı. Puerperal Ateş (Lohusalık Ateşi) Bebeklerin hastanede doğması nispeten güncel bir durumdur. Londra Ateşli Hastalıklar Hastanesine başvuran 1080 tifüslü hastadan 27 tane nozokomiyal tifüs vakası görülmüş ve 8’i ölmüştü. genel hastanelere başvuran 272 hastadan sonra aynı hastanelerde toplam 71 nozokomiyal olgu ortaya çıktı ve 21’i de kaybedildi. tifüsün nozokomiyal yayılımının genel hastanelerde (her dört tifüs olgusuna karşılık bir nozokomiyal olgu) Londra Ateşli Hastalıklar Hastanesine göre (her 40 tifüs olgusuna karşılık bir nozokomiyal olgu) daha sık olduğu ortaya çıktı. Semmelweis her iki bölümdeki maternal ölümleri gözden geçirdi. Bu iki bölümdeki anne ölümleri oranları arasındaki farkın nedenlerini araştıran Semmelweis sosyo-ekonomik seviye.bölümde ebelerin doğum vakalarının yalnızca %3’ünde anne ölümü olduğunu gördü. Bir istatistik analizinde. 18. Avrupa’daki hastanelere olan talep. Bu ünitelerdeki mortalite oranları çok fazlaydı. İngiltere'de 19. bu durum hastanelerin güvenli olduğu gösterilinceye kadar devam etti. ikinci bölüm ise ebelerin yetiştirilmesi ve eğitimleri için ayrılmıştı. ve 19. Bunlardan Oliver Wendell Holmes. Bu bölümlerde 24 saatlik nöbetler tutuyor ve hastalar sırasıyla nöbetçi bölüme yatırılıyorlardı.

Askerlerin sağlık durumunu sivil standartlarla karşılaştırmışlardır. 1856 yılında. sadece 45 anne ölümü meydana geldi (%1.0/1000 idi. Şayet Semmelweis’in hipotezi doğru ise ellerin dezenfeksiyonunun kadavradan hamile kadınlara hastalık bulaşmasını önleyebileceği sonucunu çıkardı. O. “yara değil. Florence Nightingale ve William Farr Florance Nightingale. Onların ilk uğraşılarından birisi. 4. hasta olmaya daha yatkındılar. Farr ve Florance Nightingale çok fazla olan asker ölüm oranının bulaşıcı hastalıklar ve kalabalığa bağlı olduğunu da gösterdi. Farr uzun süre hastane mortaliteleriyle ilgilenmiş ve hastane ölümlerini bildirmek üzere standart bir bildirim formu hazırlamıştır. 15 Mayıs 1847’de bütün öğrencilere ellerindeki kadavra kokusu gidinceye kadar ellerini kireç kaymağı çözeltisinde ovmalarını emreden bir yazı astı. Birinci bölümdeki lohusalık ateşi olguları aynı sıradaki bütün yataklarda görüldü. İngiliz sağlık istatistikçilerinden biri olan William Farr’la karşılaştı ve 20 yıl boyunca onunla birlikte çalıştılar. Doğumu uzun süren kadınlarda hastalık riski daha yüksekti. İngiltere ve Galler’de askerlik çağındaki erkeklerin 1839’dan 1853’e kadar yıllık mortalite oranı 9. 5. Annelerinde puerperal ateş meydana gelen çocuklar. Colletschka’nın otopsisini yapan Semmelweis bulguların puerperal ateşten ölen kadınlardaki ile benzer olduğunu gördü ve bundan şöyle bir sonuç çıkardı. O sene ikinci bölümde de oran %1.puerperal sepsiste önemli olarak kabul etmediBuna rağmen Semmelweis. ebeler ise otopsi yapmıyorlardı ve bu ikinci bölümdeki düşük mortalite oranlarını açıklıyordu. bu emri takip eden 1848 yılında birinci bölümde 3556 doğum yaptırıldı. Hastane dışında doğum yapan kadınlarda puerperal ateş gelişmesi olasılığı daha azdı. Florance Nightingale 1863 yılında. hijyenik gıda ile su temininin ve temiz bir çevrenin askeri bir hastanedeki ölüm oranlarında majör bir azalma sağlayabileceğini göstermiştir. 2.2 idi.2/1000 iken bu oran muvazzaflarda 35. 410 . kısa süre sonra akut bir infeksiyon gelişti ve öldü. şüphesiz evde doğum yapan kadınlar doğumdan önce muayene edilmedikleri için lohusalık ateşi görülme oranları daha azdı. tıp öğrencileri otopsi yapıyorlardı. Kırım Askeri Hastanesinde ve genel olarak askerler arasındaki mortalite verilerinin analizini yapmak olmuştur. Doğum travayı uzun süren kadınlar diğerlerinden daha sık muayene ediliyorlardı ve daha yüksek risk altında idiler. İngiltere’deki sağlık hizmetine çok fazla etki edecek olan ve günümüzde de halen değerini koruyan “Hastane Notları” isimli kitabın üçüncü baskısını yayınladı. Jacop Colletschka otopsi yaparken bir öğrencinin bıçağıyla parmağından yaralandı. 3. İkinci bölümde puerperal ateş ortaya çıktığı zaman asla tüm hastaları kapsamadı. bu yüzden birinci bölümde yüksek mortalite oranları mevcut idi. Ölüm oranlarındaki farklılıklar etkileyici idi.3). Bu işlemin sonuçları dramatikti. bazı pozitif ilişkileri gösterdi: 1. Semmelweis’in yakın arkadaşlarından Prof. Semmelweis bu hipotezine göre gözlemlerini analiz etti ve parçaların yerli yerine uyduğunu gördü. yaranın kadavra materyali ile kontaminasyonu ölüm sebebi idi”.

Daha sonraları hastaları korumak için eldiven giyilmesi gerekliliği fikri ortaya çıktı. Bu çok büyük tartışmalara yol açmıştır. bir yaradaki organizmaları öldürerek (veya bu yaralar ile kontamine havanın temasını önleyerek) infeksiyonun önlenebileceğini belirtmiştir.sağlıksız hastanelerin çoğunun metropollerin civarında yerleşmiş olduğunu ve tüm kötü koşullara karşın. ameliyat elbiseleri büyük üniversite hastanelerinde standart hale gelmişti. ümitsiz bir hastalığı olduğu bilinen ve açık kırığı olan bir hastada bu fikrini denedi. Bu gelişmelerin cerrahi uygulamalara olan etkisini inkar etmek imkansızdır. eldivenler. belki de hastane enfeksiyonu sürveyansının hemşireler tarafından yapılabileceğinin ilk referansıdır. Pasteur. erizipel ve bakteriyemi gibi postoperatif komplikasyonlar arasında ilişki olduğunu ileri sürmüştür. Florance Nightingale bir hastanın sanitasyon koşullarıyla gangren. karbonik asidin kullanımının yeni olmadığı. Şaşırtıcı bir şekilde. Bu hastanın yarasını karbonik asit emdirilmiş bir sargı ile sardı. Eldiven kullanımı önemli bir gelişme idi. maskeler. Daha da ötesi. Lister’i orijinal veya bilimsel olmamakla ve karbonik asidin Fransızlar tarafından yıllardır kullanıldığını söyleyerek suçlayan ilk kişi Simpson idi. Bu. bulaşıcı bir hastalıktan dolayı ölüm oranının hastane personeli arasında oldukça yaygın olduğu ve başhemşire. sonuçlarını 1867’de yayınladı. hastabakıcı ve hemşire olmanın belirgin bir risk getirdiği gösterilmiştir. Lister. Lister ve Antisepsi Glascow Üniversitesinde cerrahi profesörü olan Lister’in dikkati canlı germler ile havanın infekte olduğunu gösteren Pasteur’un çalışmalarına yöneldi. Alman cerrahlar Lister’in metodunu süratle kabul ettiler. Lister. Eğer bu enfeksiyon oranları hava kaynaklı bakterilerin yok edilmesi ile düşürülebiliyor ise bu bakterilerin öldürülmüş olduğu ortamda ameliyat yapmanın daha emniyetli olacağı sonucuna vardı. 1889’da Johns Hopkins Hastanesinden Halstead. Böylece cerrahi sırasında kullanılmak üzere bir karbonik asit sprey‘i geliştirdi. Ayrıca bu kitapta. 1899 yılında Johns Hopkins hastanesindeki bazı cerrahlar artık temiz 411 . hastabakıcıların ve hemşirelerin hastanedeki ölümler için etkili bir bildirim sistemini yürütebileceklerini ileri sürmüştür. germlerin büyümesinden kaynaklanan fermantasyon ve putrifikasyonu göstermiştir. Lister eğer bu prensipler doğru ise. cerrahi dikiş materyalini ve cerrahi öncesi operasyon alanını karbonik asit ile temizledi. Ayrıca. ancak kendi yaklaşımının yeni yöntem olduğunu iddia ederek yanıt verdi. Antisepsiden asepsiye kısa sürede bir geçiş oldu. Bu tartışmaların sonunda İngiliz Tıp Kurumu. Lister buna. fakir bir hastanın eğer evinde tedavi edilirse bu hastanelerde tedavi edildiklerinde sahip oldukları iyileşme şanslarından daha çok şansları olacağını ifade etmiştir. Bu teknik ile çalışmalarına devam etti. yara infeksiyonlarından mikropların sorumlu olabileceği sonucuna vardı. Holmes ve Bristow tarafından hazırlanan ve büyük hastanelerin de küçük hastaneler kadar güvenli olduğunu gösteren çalışmayı tercih etmişti. Goodyear Lastik Şirketine süblime eriyiklerine allerjisi olan yardımcı hemşiresi için 2 çift lastik eldiven yapmasını istedi. Yara bakımını kolaylaştırmak için karbonik asit ile doyurulmuş pomad yaptı ve bunu yara dışını kaplamak için kullandı. Dr. Daha sonraları parmaklarını. Bakteriler ısı ile tahrip edilebiliyordu ve 1910’lara kadar steril enstrumanlar. Klinik başarı çok dramatikti ve kesin ölümcül olarak kabul edilen yaralar şimdi iyileşiyordu.

Diğer Hİ büyük oranda ihmal edilmekteydi. pozitif idrar kültürleri ile de kanıtlanan üriner enfeksiyon bulunuyordu. Aseptik tekniklerin uygulanması ile cerrahi enfeksiyonlar kontrol altına alındı. Enfeksiyon oluşabilirdi ama şimdi daha potent. Williams’ın kitabında Disease Center tarafından düzenlenen stafilokoksik infeksiyonlar toplantısını ve 1960 yılında Williams tarafından bir çok Hİ tartışılmış ve bir enfeksiyon kontrol görevlisinin önemi vurgulanmıştır. Dukes. Yaptığı değişiklikler. Son olarak Moore ve arkadaşlarının çalışmaları hastane enfeksiyonlarının kontrolünde “enfeksiyon kontrol hemşirelerinin” rolünü vurgulamıştır. Dukes. kayıtların tutulması gerekliliği üzerinde durmuş ve yara enfeksiyonlarını takip amacıyla aktif bir surveyans sistemi kurmuştur.olgularda da eldiven kullanmaya başlamışlardı. stafilokok ve streptokok epidemileri sırasında taşıyıcıların araştırılmasının önemi üzerinde durmuştur.8’e düşürmüştür. New York Presbyterian Hastanesinde yara enfeksiyon oranlarını 1925’te %14’den 1933’te %4. Avrupa ve Amerika’da cerrahi ve çocuk ünitelerinde ortaya çıkan nozokomiyal stafilokoksik infeksiyonlar yayınlanmıştı. 4’ünde üretrit oluştu. Dukes. Bir çok klinik. Cerrahi işlemlerden sonra profilaktik antibiyotik kullanımı kavramı ortaya çıkmıştı. hasta ile temas edecek her şey steril olmak zorundadır. ipeğin dikiş materyali olarak kullanılmasının. Hem cerrah hem de bakteriyolog olan New York’lu Meleney. II. tıkaç olarak kullanılmaktaydı. Sterilizatörler gerçek anlamda aseptik evrimi tamamladılar. Bu pandemiler. katetere bağlı üriner enfeksiyonlara dikkat çekildi. mikrobiyal kontaminasyonu sınırlamak için cerrahi işlem sırasında konuşmamayı önerirken. enfeksiyonu tedavi ediyorlardı. Günlük kıyafetlerden vazgeçilerek beyaz uzun önlükler yaptırıldı. Modern dönemin başlangıcını 1958 yılında Communicable yayınlanan “Hastane Enfeksiyonları” kitabını sayabiliriz. 1950’lerde. Sülfonamidlerin 1935’te kullanılmaya başlanması büyük bir gelişme idi ve ciddi streptokoksik ve stafilokoksik enfeksiyonlar artık tedavi edilebiliyordu. daha sonraları maskeler rutin kullanıma girdi. Diğer üriner drenaj sistemlerini denedi. Wise ve arkadaşları 1950 ve 412 . 100’ün üzerinde lökosit varsa. bir yayınında üriner kateter uygulamasının potansiyel yan etkilerinden bahsetmiştir. Cerrahlar altın çağlarını yaşıyorlardı. Ancak Cuthbert Dukes’in 1929’da yaptığı çalışmada. Periyodik olarak bu tahta çubuk çıkarılmakta ve mesane boşaltılmaktaydı. Bu sistem aralıklı mesane ve tüplerin antiseptik solüsyonla yıkanmasını sağlıyordu. Yara enfeksiyonlarının epidemilerini araştırmış. daha az toksik ilaçlar vardı ve bunlar septisemiyi önlüyorlar. Dukes bu tahta çubuğun kontamine olduğunu ve sonrasında da idrarı kontamine ettiğini düşündü. 20 hastada Y-şekilli bir drenaj sistemi denedi. mesaneye kateter takılmasının gerekli olduğu rektal cerrahi sonrasında hemen hemen her olguda üriner enfeksiyon geliştiğini belirtti ve asemptomatik bakteriüriyi açıkça tanımladı. mesane kateterlerinde genellikle tahta bir çubuk. Buna göre ml’de 10’dan az lökosit varsa normal. 8’inde ise üriner sistem enfeksiyonu gelişti. Bu sistemin kullanıldığı 20 hastadan 8’inde infeksiyon gelişmedi. hastane epidemiyolojisinin tanınmış bir branş olarak ortaya çıkmasını sağlamıştır. Dünya Savaşından sonra penisilinlerin ortaya çıkışı daha muhteşemdi. Erkeklerde. Steril bir şişeye açık drenaj başarılı değildi. yeni cerrahi işlemler ve yaklaşımlar geliştirildi. üriner sistem enfeksiyonunu tanımlamak için idrarda lökosit sayısını esas alan bir tanı sistemi önerdi.

Hasta. Bu amaçla. 1970’li yıllarda enfeksiyon kontrol komiteleri kurulmaya başlanmış olup. görülen lüzum üzerine yeniden gözden geçirilmiş ve düzenlenmiştir (9). 2. 2. izlenmesi ve önlenebilmesi için çeşitli stratejiler geliştirmektedirler. bu zaman sürecinin dışında değerlendirilirler. Her ülke bu tanımları. hastaneye yatış sırasında var olan enfeksiyöz bir olayın komplikasyonu veya uzantısı olmamalıdır. 2000’li yıllarda bütün hastanelerimizde bu çalışmaların süratle sürdürüleceği düşüncesini taşıyoruz. Enfeksiyon. Amerika’da surveyans ve hemşire epidemiyologların gelişimi ile ilgili çok yararlı bir tanımlama yayımlamışlardı. 5. Hasta hastaneye yattığında kuluçka döneminde olmamalıdır. daha sonra ortaya çıkan ve hastane enfeksiyonu olarak tanımlanan enfeksiyon nedeniyle yatmamış olmalıdır. ABD’de 1970 yılından beri National Nosocomial Infections Surveillance System (NNIS) adı altında veriler toplanmakta ve Amerikan hastanelerindeki Hİ’ler değerlendirilmektedir. 1. sadece iyi fikirleri olanlar değil. Ülkemizde ise hastane enfeksiyonlarının kontrolüne yönelik çalışmalar oldukça yenidir. tanımlanması. 6. Son 150 yılda ortaya çıkan büyük gelişmeleri yansıtabilmek için şöyle denilebilir. sisteme katılan hastanelerde uygulanmak üzere 1987 yılında hastane enfeksiyonlarının tanımlarını yayınlamış. annede hastaneye yatış sırasında enfeksiyon olmamalı ve doğan bebekte 48-72 saat sonra enfeksiyon gelişmiş olmalıdır. 1992 yılında cerrahi yara enfeksiyonlarının tanımı. Hasta hastaneye. enfeksiyon etkenini hastaneye yatmadan. Hastane Enfeksiyonu Nedir? (2) Hastanede kalış sürelerinin uzamasına ve hasta bakımı maliyetlerinin artmasına neden olur. kendi hastanelerinde uygulanmak üzere uyarlamıştır. Hasta. poliklinik muayeneleri esnasında almış olabilir.1960’larda. Centers for Disease Control and Prevention (CDC). 4. Bu yüzden azaltılması amacıyla. Kuluçka süresi Legionella enfeksiyonu ve su çiçeği gibi uzun olan enfeksiyonlar. 1988 Ocak ayından itibaren bu tanımların doğrultusunda sürveyans uygulanmaya başlanmıştır (6). aynı zamanda bu fikirlerini deneme ve sonuçlarını değerlendirebilme enerjisine sahip olanlar bu başarıda en büyük paya sahiptirler. bu enfeksiyonların azaltılması için stratejilerin geliştirilmesidir. hastaneye yattıktan 48-72 saat sonra veya taburcu olduktan sonraki 10 gün içinde gelişmiş olmalıdır. Hastane enfeksiyonlarının sürveyansındaki temel amaç. Öncelikle hastane enfeksiyonlarının tanımının iyi yapılması gerekir. 413 . Yenidoğanda hastane enfeksiyonu tanısı için. 3.

park yerinin yeterince hastane binasından uzak olması ilk koşullar olarak sayılabilir. sis. Pnömoni 4. Gastrointestinal sistem enfeksiyonu 9. Merkez sinir sistemi enfeksiyonu 7. Alt solunum yolları enfeksiyonu (pnömoni hariç) 10. 4). Odaların gürültüden korunması için ise çift camlı pencere kullanımı uygundur. Ayrıca mutfak. iç dekorasyon. Primer kan dolaşımı enfeksiyonları 5. Ambulans yanaşma yeri girişten görülmemelidir. Çevreden yeterli uzaklık. uygun trafik akışı. çamaşırhane ve diğer destek hizmetlerinin girişi için ayrı bir servis avlusu bulunmalıdır (4). A. klinik servisleri. Daha inşa ve donanımın yapılması aşamasında ilerideki hijyen gereksinimi düşünülmediği takdirde hijyen ve temizliğin sağlanmasında. Dışarıdan duvar ve çitle ayrılmış yeterli büyüklükte bir alan bunu sağlayabilir. Genital sistem enfeksiyonları 11. Deri ve yumuşak doku enfeksiyonu 12. toz ve dumandan etkilenmeyen konumda olması uygun olacaktır.Belli başlı hastane enfeksiyonları şunlardır: 1. Üriner sistem enfeksiyonu 2. Ulaşım ve Girişler Hastaneden ana caddeye tek bir yaya ve araç girişinin olması idealdir. Cerrahi bölge enfeksiyonu 3. katı ve sıvı atıkların bertaraf edilmesi yapım aşamasında planlanmalıdır. C. hizmet tesisleri. Sistemik enfeksiyon Hastane Hijyeni 1. psikiyatri servisleri ve kronik hastalıkların bakıldığı bölümler özel tasarım gerektirmektedir (4). Giriş yolu tek yönlü olmalıdır. Hastane içi park yerleri. hastane binasından gürültü ve kirliliği önleyecek kadar uzakta olmalıdır. Hastanenin yerleştiği arazi. Hastanelerde Olması Gereken Fiziki Koşullar Hastane hijyeninin sağlanmasında hastanenin uygun fiziksel koşulları sağlaması gerekmektedir. Gürültünün Önlenmesi Gürültünün önlenmesinde ilk aşama bina için arazi seçilmesi ile başlar. Ayrıca ameliyathaneler. Kapılar dört kenarından da sıkı kapanmalıdır ve kasaya sert olarak çarpmamalıdır. 414 . Kardiyovasküler sistem enfeksiyonu 8. hastane enfeksiyonlarının önlenmesinde ve temel gereksinimlerin karşılanmasında ciddi sıkıntılarla karşılaşılabilir (3). sakin ve huzurlu bir çevreyi sağlamalıdır. B. Ayrıca arsanın coğrafi olarak rüzgar. Kemik ve eklem enfeksiyonu 6. tuvaletler. doğum ve çocuk klinikleri. Hastane arsası Hastanenin yerleştiği alan sessiz. Normalde çelik kasalı kauçuk contalı kontrplak kapılar bu özellikleri iyi sağlarlar (3. merdivenler. bulaşıcı hastalıkların tedavi edildiği kısımlar. (4).

Eğer içme suyu için su sebilleri ve soğutucular kullanılıyorsa bunlar da düzenli olarak temizlenmelidir. Hastane suyu. Merdivenler. gürültünün iletimini ve hava cereyanını engellemelidir.50 m) yapılmalıdır (4). ancak 2 m2’nin altında olmamalıdır (4). Planlanan her 100 yatak için 1 adet çok amaçlı asansör olmalıdır. Hastanenin yapım aşamasında su sağlanması konusu çözümlenmiş olmalıdır. uygun basınç altında iletilmelidir. kimyasal. Koridorlar.90 m x 1. yükselti ve benzeri güneş ışığını kesen engeller değerlendirilerek bu sağlanmalıdır. Sağlanan yüksek kaliteli su. Işıklandırma ve Pencereler Bütün hasta odalarının engellenmemiş gün ışığına gereksinimi vardır. Çok amaçlı asansörlerin önünde 3. Çok amaçlı asansörler merkezi noktalarda olmalıdır. Eğer su depolanıyor ise depo düzenli olarak temizlenmeli ve numune alınarak analiz edilmelidir. iç cam yüzünün dışında güneş ışığını kırıcı önlemler alınmalıdır. komşu bina. Bu yüzden bakım ve onarımdan sorumlu kişiler hastane su tesisatı konusunda deneyimli ve eğitilmiş olmak zorundadır (3) D.80 x 2. Her klinik servis için iki merdiven olmalıdır. Asansörlere ulaşan yollar düz olmalıdır. Asansör boyutları taşıma amacına uygun olarak yapılmalıdır. Güneş gelen tarafta. Merdivenler ve Asansörler Koridorlar pencereler ile yeteri derecede havalandırılacak ve aydınlatılacak şekilde olmalıdır.50 m olmalıdır. ihtiyaç duyulduğu zaman tüm düşey trafiği karşılayacak şekilde dizayn edilmelidir. Yeterli miktarda ve uygun özelliklerdeki su. Kullanılan kaplama malzemeleri toz birikimini önleyecek özellikte ve kolay temizlenebilir olmalıdır. hastane içerisinde hiçbir emilim ve çapraz bağlantı imkanı olmayacak şekilde dağıtılmalıdır. seyrek kullanılan ara koridor genişlikleri en az 1. sağlık ve estetikle ilgili nedenlerden dolayı kullanım amaçlarına göre ayrılmalıdır. Su Temini Hastane suyunun tek bir tanımı vardır. Pencereler sesi ve ısıyı yalıtmalıdır. Bu yoksa her trafik noktası için 2 adet çok amaçlı asansör olmalıdır (Örneğin yatak taşımak için kabin boyutları: 1. Hava cereyanı olmadan havalandırmayı sağlamalıdır. Merdivenin bir kolu 15 basamaktan fazla olmamalıdır.20 m olmalıdır. E. Dört kattan sonra buna ek olarak en az iki tane küçük çok amaçlı asansör (kabin boyutları: 0. fiziksel. 415 . Klasik su tesisatı bakım ve onarımında görülen hatalar. koridor genişliği en az 2. Eğer bir katta iki servis var ise dört yerine üç merdivene izin verilebilir.25 m. Koridorlar olabildiğince ses emici olarak yapılmalıdır.50 m. Tavan yüksekliği en az 2. hastanede tahmin edilemeyecek sonuçlar doğurabilir. biyolojik ve radyolojik olarak yüksek kaliteli sudur.Ç. Pencere alanı 1/5 tavan veya taban alanı olmalıdır.50 m). Gereğinde hastanenin özel koşullarına uygun arıtma yapılabilmelidir. Asansörler. Pencerelerin büyüklük ve açısı. Gürültüyü.

daha büyük odalarda ise 6-6. 2 kişilik odalarda. Banyolar temizlemeye uygun olarak dizayn edilmeli ve uygun malzeme kullanılmalıdır. gerektiğinde WC ve oturma küveti olmalıdır. oturma yerleri ve dolap) alabilecek yeterli büyüklükte olmalıdır. Tuvaletler iç mekanlarda ise havalandırması olmalıdır. 3 kişilik odalarda 6-7. çamaşırhane.5 m2. Küvet üç tarafı serbest. Hasta odalarının cepheleri ise güneygüneydoğu arasında olmalıdır. 416 . Hasta odalarında tek kişilik olanlarda yatak başına 8-10 m2. H.50 m2 ön hol bulunmalıdır (4).F. G. Tuvaletler Her katta erkekler. Hastanın yürümesi mümkün olmayan durumlarda hasta yatağı banyoya kadar getirilerek hastalar küvete konabilmelidir (4). yaralı hastalar. Genel olarak net yükseklikler 3 m. yemek salonları gibi mekanların endüstri ölçülerine göre boyutlandırılması uygun olacaktır. Hasta yatak odalarında da yükseklik 3 m olmalıdır. Tuvaletlerin aydınlatma ve havalandırması olmalıdır. kuzey ve kuzeydoğu yönlerine bakacak şekilde olması uygundur. Normal bakım üniteleri. Odaların Yönleri Tedavi odalarının ve hizmet odalarının yönleri kuzeybatı. ayrı duş. Tedavi bölümleri içinde ameliyat salonları özellik arz etmektedir ve net yükseklik en az 3 m olmalıdır. Hasta yatak odalarının büyüklüğü yatak sayısına ve kullanılacak mobilyalara göre ayarlanmalıdır. Bölümlerin Büyüklükleri İdari amaçlı odalar standart büro malzemelerini (masa.5 m2 alan yatak başına uygun olacaktır. Hasta banyosu için 15 m2 yeterli bir alandır. Bir yatak ve mobilya hareket ettirilirken diğerlerinin hareket ettirilmesine gerek kalmayacak şekilde dizayn sağlanmalıdır (4). akşam vakitlerinde de aşırı ısınma engellenmiş olacaktır (4). Ancak her bir veya iki hasta odası için bir tuvalet hastalık bulaşının önlenmesi açısından daha uygun bir yaklaşımdır. yer yer 4 m olabilir. Tuvalet lavabolarının muslukları el değmeden kullanıma olanak sağlayacak şekilde ayak ile kumandalı veya fotoselli olabilir. Bakım Bölümleri Bu bölümler hastane içi trafikten ayrı olmalıdır. Bu sayede odalar iyi şekilde sabah güneşi alacak ve ısı kontrolü için daha az tedbir alınması gerekecektir. Ğ. kadınlar.40 m olmalı.90 m x 1. Bakım bölümlerinde her 12 erkek ve kadın için birer tuvalet yine her 10 erkek için ilave bir pisuar düşmesi uygundur. tek tarafı duvara bitişik olmalı. ziyaretçiler ve personel için ayrı ayrı tuvalet bulunmalıdır. İkmal hizmetlerinin sağlandığı yerler olan mutfak. Tuvalet gözleri 0. iki tuvalet gözü için 2. yoğun bakım üniteleri ve özel bakım üniteleri olarak ayrılmalıdır.

Hijyenik temizlik b. Elektrikli vakum süpürgelerinin kullanımında toz torbaları tam dolmadan değiştirilmelidir. servisin temiz bölgelerinden kirli bölgelerine doğru ilerlemelidir. temiz ve steril araç gerecin depolandığı “temiz oda” ile kirli araç gerecin. temiz su ile kirli su ayrı olmalı ve her bölüm ve koğuş temizliğinde su sık olarak değiştirilmelidir. a. Temizleme Cisimler üzerinde bulunan toprak ve organik madde gibi yabancı materyalleri uzaklaştırma işlemidir (8). Farklı alanların temizliğinde farklı bezlerin kullanımı kural haline getirilmelidir. toz veya organik artıklar gibi yabancı maddelerin o ortamdan uzaklaştırılması ile gerçekleştirilir (9). sterilizasyon ve dezenfeksiyon öncesi mutlaka uygulanması gerekir. Bu da bilinçli ve düzenli bir şekilde uygulanan hastane hijyeni ile sağlanabilir. atıkların konduğu bir “kirli oda” olmalıdır (9). Temizlik dezenfeksiyon ve sterilizasyonun etkinliğini arttırır. Çünkü kuruluk birçok mikroorganizmanın üremesini önlemektedir (8). Mikroorganizmalara etkisi de yine mekaniktir. Bu kısımda sterilizasyon başka bölümlerde anlatıldığı için açıklanmamıştır. her türlü hastalık etmenlerinden arındırılmasına bağlıdır. Yüzeyler. A. 7) Etkili bir enfeksiyon kontrol programı için de bu koşulların sağlanması oldukça önemlidir. Paspas yöntemi ile temizlik işleminde mutlaka çift kova yöntemi kullanılmalı. Lavabo. hastane çalışanlarının ve hastane dışı kişilerin hastaneden gelebilecek zararlı etkilerden ve hastane enfeksiyonlarından korunması. tırabzanlar. Toz ve bakteriyi yaydığından asla kuru süpürme yapılmamalıdır. Nemli ortam mikroorganizmaların üremeleri için çok uygun olduğundan dolayı ıslak silme tarzında yapılan temizlikten sonra mutlaka kurulama yapmak gerekir. Paspaslarla yapılan silme işleminden sonra paspaslar mutlaka yıkanarak kurutulmalıdır. Temizlikten sonra kurulama işleminin yapılması gereklidir. Etkili sterilizasyon (6. Hastane hijyeni deyimi üç temel kavramı içerir. Zemin temizliği. Bir hastanenin toplum için yeterince yararlı olabilmesi için. hastaların sağlıklarına yeniden kavuşabilmesi.2. Kullanılan sabun ve deterjanlar çözünürlüğü artırıcı etki gösterirler. karyolalar vs. Servislerde. Temizleme işleminin. Tuvaletler en son temizlenecek alanlar olmalıdır. Genellikle ıslak temizlik yöntemleri tercih edilmeli ve prensip olarak temizlik. banyo ve tuvaletlerin temizliğinde klorlu 417 . İnsanların psikolojik ve fizyolojik olarak sağlıklı ortamlarının korunması. Latincede “Sağlıklı Ortam” anlamına gelmektedir. Zeminden çözülüp uzaklaştırılmaları sağlanır. Hastanelerde Temizlik 1. ıslak bezle temizlenmeli. ancak nemli bırakılmamalıdır. Hastanelerde Hijyen Uygulamaları Hijyen. Hastanelerde ve diğer sağlık kuruluşlarında nesnelerin temizliği. sağlıklı yaşayabilmeleri için hastane sağlık koşullarının yeterli olması gerekir. Etkili dezenfeksiyon c. su ve deterjan ya da enzimatik ürünler kullanılarak kir. ılık su ve deterjan ile yapılmalıdır. Bir başka deyişle gözle görülen kirlerin giderilerek veya seyreltilerek gözle görülmez hale gelmesini sağlamaktır ve tamamen mekanik bir olaydır.

Hastane temizliği temiz bir çevre yaratmalıdır. hastane enfeksiyonlarının önlenmesindeki temel koşullardan birisi olmasının yanında çalışma ortamını rahatlatır ve hastaların huzurunu sağlar. ıslak bırakılmamalı ve asla kirli. e. Silme işlemi gelişi güzel hareketler yerine. belli bir noktadan başlayarak toz bezini hiç kaldırmadan dairesel şekilde yapılmalıdır. Hijyenik bir temizlik. b. Yalnız tuvaletlerin oturma yerleri dezenfektan madde ile silinmelidir (9). Termometreler. Ayrıca temizlik çok uzun sürmemeli. Dezenfeksiyonda. Temizlik. lekeli ya da kontamine yataklara hasta kabulü yapılmamalıdır. Elektrikli vakum süpürgeleri gürültülü çalışma sakıncasının yanı sıra bakteri saçma tehlikesini de sürdürür. Yüzeylerden toz alma işleminde pamuklu kumaşlar yerine sentetik kumaşlar kullanılmalıdır. Hastane enfeksiyonları için kaynak olabilen yataklar. ortamdaki tüm mikro. B. Havlu. bol sıcak su akıtılarak yıkanmalıdır. hasta değiştiğinde kolayca temizlenebilmesi için su geçirmez bir kılıfa geçirilmeli. ıslak paspaslama ve kurulama yöntemidir. Dezenfeksiyon. %70’lik alkol içinde ıslatılmış pamuk tamponlarla silinir. Hastanenin her yerinde bakteri yoğunluğunu azaltmalıdır. ancak miktarlarının kabul edilebilir bir seviyeye düşürülmesi yeterli olabilmektedir. Yüksek devirli cila makinelerinin de toz kaldırmadan hijyenik temizlik sağladığı kabul edilmektedir. asla paylaşılmamalıdır. Hastane Dezenfeksiyonu Hastane enfeksiyonlarından korunmada oldukça önemli olan bu kavram. Hiçbir zaman dezenfektanda bırakılmaz. Çalışma alanlarının temizlenmesinde %70’lik etil alkol kullanılabilirken. sabun. a. c. cansız nesneler üzerinde bulunan potansiyel olarak patojen mikroorganizmaların kimyasal maddeler veya ısıya dayalı fiziksel uygulamalar ile elimine edilmesidir.organizmaların ölmesi gerekmez. Servislerde bulunan evsel nitelikte ve infekte atık torbalarının ağızları sürekli kapalı tutulmalı ve kapalı sistem ile servis ortamından uzaklaştırılması sağlanmalıdır (9). Bu amaçla kullanılan kimyasal maddelere dezenfektan denir (9). saç fırçası. Kan dökülmüş alanlar için %1 serbest klor konsantrasyonu önerilmektedir. d.sürtme tozu kullanılmalı. Sulandırmalar günlük yapılmalıdır. Kuru süpürme yöntemi. sporosid aktivitenin tamamen yok edilmemesi ile sterilizasyondan ayrılır. hastane temizliği. tıraş fırçası ve jilet gibi eşyaların tümü bireysel olarak kullanılmalı. Pansuman arabalarının da ılık su ve deterjan ile silinerek kurulanması yeterlidir (9). hastanenin hijyenini tam olarak sağlamalı ve çapraz etkilenme en az olmalıdır. Çünkü toplama torbası bakteri biriktirme aracıdır. Günlük temizlikten sonra torbayı atmak veya dezenfekte etmek koşulu ile kullanılabilir. Sonuç olarak. Hasta bakımında ördek ve sürgü kullanımının kişisel olmasına özen gösterilmeli veya her kullanımdan önce dezenfekte edilmelidir. ürün tüketimi çok fazla olmamalıdır. 1000 ppm) içeren sodyum hipoklorit (çamaşır suyu) solüsyonu yeterlidir. Hastanelerdeki toz kontrolünü sağlamak için şunlara dikkat etmek gerekir.1 serbest klor (1 gr/litre. paspasları silkeleme hastaneler için uygun bir yöntem değildir. genelde %0. 418 .

Orta düzeyli dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Dezenfektan Kullanım Konsantrasyonu Etil veya isopropil alkol %60-90 Fenol ve fenol bileşikleri %0.2 Hidrojen peroksit %3-6 veya %6-25 b. bazı zarflı ve zarfsız virüsler. %0. bazı vejetatif bakterilerin yanı sıra tüberküloz basili mantarlar. Yüksek Düzeyli Dezenfektanlar Genellikle bakteriyel endosporlar hariç mikroorganizmaların tümünü 20 dakikada öldüren dezenfektanlar bu gruba girer. Bu dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Tablo I’de verilmiştir (9). bakteri endosporları hariç tüberküloz basili ve diğer mikroorganizmalara ≤10 dakikada etkili dezenfektanları kapsar. bazı mantarları ve uygun bir sürede (≤ 10 dakika) bazı virüsleri öldürebilen dezenfektanları kapsar. Yüksek düzeyli dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Dezenfektan Kullanım Konsantrasyonu Gluteraldehit %2 Formaldehit %3-8 Sodyum hipoklorit 1000 ppm serbest klor Perasetik asit ≤%1. Sıklıkla kullanılan orta seviyedeki dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Tablo II’de verilmiştir (9). Tablo 4.4-5 İyodoforlar 30-50 ppm serbest iyod C. Tablo II. Ayrıca “Kimyasal Sterilizanlar” olarak bilinen az sayıdaki dezenfektan da 6-10 saat gibi uzun uygulama süresi gerektirmekle birlikte uygulama sonrası bakteriyel endosporları da öldürebildiklerinden yüksek düzeyli dezenfektanlar olarak değerlendirilmektedir. orta ve düşük düzeyli” dezenfektanlardır (9). Sıklıkla kullanılan türleri ve kullanım konsantrasyonları Tablo 4’te verilmiştir (9).4-5 419 . protozoonlar. a. Bunlar “yüksek. Düşük Düzeyli Dezenfektanlar Bakteri endosporları ve tüberküloz basiline etkili olamayan. Tablo I.1. sorun olabilen patojen mikroorganizmalar için kullanılmasını önerdiği dezenfektanları etki düzeylerine göre 3 grupta toplamıştır. Orta Düzeyli Dezenfektanlar Bu grup dezenfektanlar. prionlar ve bakteri endosporlarıdır. Düşük düzeyli dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Dezenfektan Kullanım Konsantrasyonu Etil veya isopropil alkol <%50 Fenol ve fenol bileşikleri %0. vejetatif bakterilerin çoğunu.001-0. Dezenfektanlar Hastanelerde sıklıkla sorun olabilen mikroorganizmalar. Spadulding ve arkadaşları.

i. doğum haneler. hasta kabul birimleri ve poliklinikler bu grupta yer alır. Kimyasal yapısı stabil olmalı ve etkisi uzun sürmeli. m. Dezenfektanların Özellikleri İyi bir dezenfektanda aranan özellikler şunlar olmalıdır: a. Su 420 . yoğun bakım üniteleri. Hastane ortamı ve gereçleri enfeksiyon kaynağı oluşturabilme risklerine göre 4 gruba ayrılırlar: a. suda çözünebilmeli. Etkinliği ısı ve pH değişikliklerinden etkilenmemeli. 11). püy) varlığında etkinliği azalmamalı. İnsan ve hayvanlar üzerinde toksik etkilere sahip olmamalı. Bu alanlarda yüksek düzeyde kimyasal dezenfeksiyon önerilir. Düşük Risk Grubu Normal ve bütünlüğü bozulmamış deriye temas eden nesneler. g. Ucuz olmalıdır (8. mikrobisit etkiye sahip olmalı (mikroorganizmaların aktif ve pasif formlarına etkili olmalı). banyolar. Dezenfeksiyon amaçlı risk sınıflaması Güvenli bir dezenfeksiyon işlemi için dezenfeksiyon uygulanacak materyal ve ortam iyi bir sınıflamaya tabi tutulmalıdır. d. çocuk poliklinikleri ve hasta odaları enfeksiyon açısından orta risk grubu alanlardır ve buralarda deterjan ile temizliğin yanı sıra orta düzeyde kimyasal dezenfeksiyon önerilir. transplantasyon ve yanık üniteleri enfeksiyon açısından yüksek riskli alanlardır. %2 gluteraldehit solüsyonu veya %70’lik etanol kullanılır (9). b.6 HIV ve HBV ile kontamine malzemelerin dezenfeksiyonunda standart olarak 1000-10000 ppm arasında değişen konsantrasyondaki hipoklorit solüsyonları. Kullanıldığı materyalin yapısını bozmamalı. Çalışma ortamı olarak ameliyathaneler. Çalışma ortamı olarak diyaliz üniteleri. c. Ortamda organik materyal (kan. nekrotik doku. Etkisi çabuk başlamalı. e. eksuda. l. Güçlü. j. Ortamda bakteri sayısının fazla olması ile etkinliği azalmamalı. k.İyodoforlar Sodyum hipoklorit Kuarterner amonyum bileşikleri 30-50 ppm serbest iyod 100 ppm serbest klor %0. 2. n.4-1. 3. Nötral pH’da. hasta yatakları. Uygulama alanına iyi difüze olmalı. Çevreye zarar vermemek için inaktif metabolitlere parçalanabilmeli. Orta Risk Grubu Steril vücut bölgelerine girmeyen. Geniş bir spektrumu olmalı. h. Renksiz ve kokusuz olmalı. klozetler. Yüksek Risk Grubu Deri ve mukoza bütünlüğünün bozulduğu yerlerde kullanılan veya steril vücut alanlarına giren nesneler bu grupta yer alır. c. bütünlüğü bozulmamış mukozalara temas eden nesneler bu grupta yer alır. f. b.

13). Bu amaçla yapılan mücadeleye dezenfestasyon denir. Bunlar çamaşırhanede toplanmak üzere hızlı bir şekilde torbalanarak ve çevreye temasları önlenerek taşınmalıdır. Sadece kullanmadan dolayı kirlenmiş olan materyal ile infekte materyal ayrı olarak yıkanmalıdır. Hepatit B kontaminasyonu olasılığı var ise 93°C’de 10 dakikalık yıkama uygundur (5. Enfekte materyalin yıkandığı bölüm. Bunun için 80 °C veya daha yüksek sıcaklıktaki suda yıkanmalı. mutfak. Lazımlıklar ve ördekler kullanıldıktan sonra mutlaka temizlenmeli ve dezenfekte edilmelidir. Bu çamaşır torbaları çamaşırhaneye ulaştıktan sonra doğrudan çamaşır makinesinin için boşaltılmalıdır (5. Bu önlemlerin alınması vektörler ile bulaşan hastalıkların bulaşma olanağını ortadan kaldıracağı gibi böceklerin insanları rahatsız etmelerini ve allerjik reaksiyonlar yapmalarını da önler. D. Battaniyeler ve yastıklar da aynı durumdadır. yıkama sırasında alkali olmayan deterjanlar kullanılmalıdır (5. lavabolar ve benzeri objeler enfeksiyon kaynağı olma yönünden minimal risk taşırlar. sadece kirli olan materyalin yıkandığı bölümden ve temiz malzemenin bulunduğu bölümden uygun şekilde ayrılmalıdır. Yıkama esnasında materyalin en az 65°C’de 10 dakika veya 71°C’de 3 dakikalık bir süre ile yıkanması gereklidir. d. Kullanılan çamaşır makinelerinin iç yüzeyi paslanmaz çelikten olmalı. 13).13).13). çamaşırhane. 12). zemin. Bu yüzden yüksek sıcaklığa dayanamayacak materyalden kaçınılmalıdır. Taşınan torbalar su geçirmez. sağlam ve ucuz olmalıdır. Personel kıyafetleri diğer çamaşırdan ayrı olarak yıkanmalı ve hastalar için kullanılan malzemeler ile temas ettirilmemelidir. en az 1 dakika bekletilmeli ve sonrasında kurulamaya bırakılmalıdır.ve deterjan kullanarak temizlenmeleri veya düşük düzey dezenfektanlar ile dezenfekte edilmeleri yeterlidir. duvarlar. C. eklem bacaklı ve diğer parazitler enfeksiyonların taşınmasında rol alabilirler. Pek çok böcek. Eğer soğuk su ile temizlik yapılırsa ayrıca dezenfekte edilmeleri gerekir (5. Bunların su ve deterjan kullanılarak temizlendikten sonra kurulanmaları yeterlidir (10. Bu materyaller yıkama ile kolayca dezenfekte edilebilirler. Bu işlemler ile birlikte böceklerin üremelerini ve yaşamlarını idame ettirmelerini sağlayan ortam şartları düzeltilmelidir (14). Minimal Risk Grubu Hastanın çevresinde bulunan yakın temasta olmadığı. 421 . bu hastalıkların bulaşma tehlikelerinin ortadan kaldırılması için gereklidir. Hastaların Kullandığı Malzemelerin Dezenfeksiyonu Hastalar tarafından kullanılmış ya da enfekte olmuş çarşaflar başta stafilokolar olmak üzere pek çok mikroorganizma açısından çapraz kontaminasyon riski taşırlar. Böcekler ile savaşta onları yok etmek için çeşitli kimyasalların kullanılması yeterli değildir. Haşere Kontrolü İnfeksiyon hastalıklarının bulaşmasında rolü olan böceklerin öldürülmesi.

mutfaklarda besin maddelerinin depolandığı mekanlarda kimyasal madde kullanmak çok dikkatli ve titiz bir çalışmayı gerektirir (14). a. hızlı bir şekilde hastaneden ve civarından uzaklaştırmak. Bu yüzden dezenfeksiyona göre daha başarılıdır (14). Hastane içi ve çevresinde karasineklerin yumurtlayabilecekleri ve üreyecekleri ortamı ortadan kaldırmak: Mutlaka başarılması gereken. Karasineklerin barınma yerlerine girmesini engellemek: Karasineklerin hastane içine girmesini engellemek için sineklerin girebileceği açık yerleri ince sinek teli ile kapatmak. Hastane ortamında da karasineklerin bulunmaması gerekir (14). ortamdaki hava hareket halinde olmalıdır. Kimyasal madde kullanımı kesinlikle bu amaçla eğitim almış kişiler tarafından uzman personelin kontrolünde yaptırılmalıdır (14) 3. Hasta odalarında. birçok hastalık mikroplarını mekanik olarak taşıyabilir ve aynı zamanda insanların rahat ve huzurunu bozabilir. Yarım saatte tüm böcekler ölürler. 2. insan ve hayvan artıkları. çöplükler. bitki artıkları ve kokuşabilen maddeler üzerinde çoğalıp ergin hale gelirler. Kullanılacak kimyasal madde enfestasyonun türüne ve uygulanacağı yerin özelliklerine göre seçilmelidir. Karasinekler. İstirahat yeri olarak dik yüzeyleri seçerler. en başta gelen önlemdir. Genellikle böcekler mikroorganizmalara göre ısıya daha duyarlıdır. Kimyasal madde kullanıldığında reenfestasyonu önleyecek bir sonuç sağlanmalı ve bu amaca uygun insektisit kullanılmalıdır. mutfaklarda besin maddelerini kapalı şekilde muhafaza etmek gerekir (14). kaynatma veya 100 °C‘nin üzerinde basınçsız buharda 1020 dk. Bunu sağlamadan yapılacak diğer önlemler sonuç vermeyecektir. sinekleri çekecek şekilde gıda maddelerini ve organik 422 . Kimyasal maddelerle dezenfestasyon Hastaların bulunduğu ve pek çok kişinin çalıştığı hastanelerde böcek enfestasyonlarında kimyasal madde kullanımı riskli ve en son düşünülmesi gereken yöntemdir. b. sinek öldürücü lambalardan yararlanılabilir. Yaş ısı 100 °C‘de 15-20 dk. b. pire ve tahta kuruları yok edilebilir (14). bekletme yeterlidir. tutucu kağıtlardan. Fizik yöntemlerle dezenfestasyon Kuru ve yaş halde ısı uygulanabilir. Bu yükseklikte sıcaklığa dayanabilecek tüm malzemeler bu şekilde böcekten arındırılabilir (14). Karasinekler ile savaşta şu yol takip edilmelidir: a. c. sürede bit. Karasinekler ile mücadele Pek çok türü olan karasinekler. Ancak ısıtılmış kuru havanın derinliklere nüfuz özelliği az olduğundan malzemeler seyrek ve serbest olarak bulundurulmalı. Bu amaçla çöpleri açıkta bırakmamak. Kuru ısı Bunun için 75-95 °C’de kuru ısı yeterlidir. Larvaları ve ergin sinekleri öldürmek: Ergin karasineklerin ve larvaların öldürülmesi için mekanik sinek kapanlarından. Çok hızlı ürerler ve üremek için organik artıkların olduğu yerleri seçerler (14). Açık renkleri severler ve koku alma yetenekleri çok fazladır. Yine 75-95°C arasında 30 dk.1.

Erişkin sivrisinekler için insektisitler kullanılabilir (14). Larva ve pupalarla beslenen balıklar (örneğin Gambusia) çevrede durgun su varsa buralarda üretilebilir. Ömürleri türe ve iklim koşullarına göre değişmekle birlikte. Dişi sivrisinekler genellikle durgun tatlı sulara yumurtlarlar. Sivrisineklerin hastane içine girmesini önlemek amacıyla alınacak önlemler karasinekler için alınan önlemler ile aynıdır (14). filaryaz. Uygun mücadele için hastane çevresindeki jit alanlarının ortadan kaldırılması gerekir. 4. Sivrisinekler ile mücadele Sivrisinekler. Ayrıca kimyasal mücadele ile larvalar yok edilebilir.atıkları açıkta bırakmamak ve ortamın genel temizlik koşullarını sağlanmak gerekmektedir (14). Erkek sivrisinekler kan emmezler. TSK Gıda/Su Kontrol ve Hijyen Denetim Hizmetleri Yönergesi 423 . 1. dişi sivrisinekler ise yumurtaların olgunlaşması için kan emerler. kışın aylarca canlı kalabilirler (14). ÖNEMLİ UYARI: TSK'da görev yapan her sağlık personeli hijyen uygulamaları ve sağlığın korunması için aşağıdaki iki dokümanı mutlaka kullanmalıdır. sıtma. TSK Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Yönergesi 2. Bu alanlara "jit" adı verilir. Yumurtalar kuruluğa dayanamazlar. dang humması ve sarı hummayı bulaştırırlar (14). Daha sonra larva ve pupa aşamalarından sonra erişkin hale gelir.

Neufert E. Hastane İnfeksiyonları Sempozyumu Kitabı. Temizlik. Arıkan S. dezenfeksiyon.Güray Ö. Hastane infeksiyonlarının tarihçesi. Page 42-45.) Erkan A. 1999: 1-4.(ed). Baskı) (Çev. 3: 175-183. Çobanoğlu Z. Hastanede Çevre Sağlığı Önlemleri ve Hastane Atıkları. 1999: 5-11. Hastane infeksiyonları Derg 1999. Hastane Enfeksiyonları. Sterilizasyon. Sterilizasyon Dezenfeksiyon Hastane İnfeksiyonları Sempozyumu Kitabı. Günümüzde kullanılan dezenfektan ve antiseptikler. Hastane infeksiyonlarının sınıflandırılması ve tanımları. Özyurt M. 12. The Hospital in Rural and Urban Districts. 5. 3. Güler Ç. Ankara. . 13. 1: 61-68. 2005.ln:Saniç A. 11. İÜ Tıp Fak Yayınları. 1983. Hastane İnfeksiyonları Derg 1997. İleri Hekim Eğitim Kurs Kitabı. Karadayılar AO. Hastane İnfeksiyonları I. Pahsa A. Sayfa 9-16. Pahsa A. Beşirbellioğlu BA.) Pekcan M. Görenek L. Eyigün CP. Sayfa 41-43. ln: Bakır M. (eds). 1982.KAYNAKLAR 1. Görenek L. 10. Henkel GV Yayınları. 14.Gürler B. 1999. Ankara. 4. Sterilizasyon. Hospital Hygiene (Third Edition).) Pekcan M. in: Saniç A. 2. Yapı Tasarımı Temel Bilgiler (30. Sterilizasyon Dezenfeksiyon Hastane İnfeksiyonları Sempozyumu Kitabı. Akova M. 1999: 33-38. Güven Yayıncılık.(ed). Page: 24-27. Hastane Enfeksiyonları. 6. Samsun. İstanbul. Hastane Hijyeni. dezenfeksiyon ve Sterilizasyon. 9.Özinel MA. dezenfeksiyon. Samsun.Özkan F. Dökmetaş l. Sterilizasyon-dezenfeksiyon. GATA Matbaası. (Eds. Genel Temizlik ve Hijyen. Report of a WHO Study Group. antisepsi ve önemi. 1997. Suffolk 1985. GATA Matbaası. 1992. Ankara. Eyigün CP. 2005.Maurer IM. Dezenfeksiyon. Hastanelerde temizlik. 451-472. İstanbul. Sterilizasyon ve tıbbi atıkların yok edilmesi. 424 . ln: Saniç A. Sterilizasyon dezenfeksiyon metodları. (ed). Samsun. 8. 7. Hökelek M. (Eds. Sivas. Beşirbellioğlu BA. Geneva 1992.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful