P. 1
4 ANATOMİ

4 ANATOMİ

|Views: 3,291|Likes:
Yayınlayan: Zafer Arslan

More info:

Published by: Zafer Arslan on Nov 13, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

02/16/2013

pdf

text

original

ANATOMİ DERS NOTLARI

Anatomi Anabilim Dalı

ÖNSÖZ GATA Sağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu (SAMYO), Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu sayıda sağlık sınıfı muvazzaf astsubay yetiştiren, GATA K.lığı bünyesinde kurulmuş iki yıl süre ile Ambulans ve Acil Bakım Teknikerliği programında ön lisans düzeyinde eğitim-öğretim veren bir Askeri Yükseköğretim kurumudur. SAMYO öğrencilerine verilen derslerin bilimsel disiplin alanlarında çok sayıda başvuru kitabı bulunsa da, SAMYO öğrencilerinin öğrenme hedeflerine ve mezunlarının görev tanımlarına uygun düzeyde bir kaynak kitap mevcut değildir. Ayrıca, halen GATA K.lığı sorumluluğunda icra edilmekte olan, sağlık astsubay branş eğitimlerine (teknisyen astsubay kursları) personel seçimi için yapılan sınava hazırlanacak personelin yararlanacağı düzeyde bir başvuru kitabı da bulunmamaktadır. Bu nedenle, Komutan Bilimsel Yardımcılığı tarafından, 2010-2011 Eğitim ve Öğretim Yılından itibaren kullanılmak üzere SAMYO öğrencileri ve mezunları için; SAMYO eğitim programında yer alan ders notlarının geliştirilerek birleştirildiği bir kitap hazırlanması konusunda bir çalışma başlatılmıştır. Bu kapsamda, SAMYO eğitim programında yer alan derslerden sorumlu tüm öğretim elemanları tarafından; ders notları kitap metinleri halinde hazırlanmış, metinlerin hazırlanmasında, “Sağlık Astsubayı” veya “Ambulans ve Acil Bakım Teknikerliği” görev alanları ve eğitim ihtiyaçları esas alınmış, öğrenme hedefleri bu esaslar çerçevesinde yeniden gözden geçirilip düzenlenmiş ve kitap bölümleri söz konusu öğrenme hedeflerine göre yazılmıştır. Hazırlanan “kitaplaştırılmış ders notlarının” önümüzdeki yıllarda geliştirilerek, ülkemizdeki sağlık meslek yüksek okullarında da kullanılacak bir kaynak kitap düzeyinde yeniden yayınlanmasının yararlı ve gerekli olduğunu düşünüyorum. SAMYO öğrencileri ve sağlık astsubayları için “kitaplaştırılmış ders notlarının” hazırlanmasında emeği geçen tüm öğretim elemanlarına ve idari görevli personele teşekkür eder, kitabın SAMYO öğrencileri ve sağlık astsubayları için öğrencilik döneminde ve mesleklerinin icrasında azami yararı sağlamasını dilerim.

M. Zeki BAYRAKTAR Prof.Tbp.Tümgeneral GATA K.Bil.Yrd., Askeri Tıp Fakültesi Dekanı ve Eğitim Hastanesi Baştabibi

SAMYO Kitaplaştırılmış Ders Notlarının Hazırlanmasında Katkıda Bulunanlar Prof.Tbp.Alb. Süleyman CEYLAN GATA Komutan Bilimsel Yardımcılığı Eğitim Öğretim Şube Müdürü Yrd.Doç.Dr.Dz.Tbp.Yb. Zeynep ERKEK GATA Komutan Bilimsel Yardımcılığı Eğitim Öğretim Şube Eğitim Öğretim Subayı Sağ.Yb. Fatma TABAK Sağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu Mesleki Dersler ve Uygulamalar Öğretim Görevlisi

İÇİNDEKİLER S.NU. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. 9. 10. 11. ÜNİTE / KONU ANATOMİYE GİRİŞ, KEMİK, EKLEM ve KAS HAKKINDA GENEL BİLGİLER ÜST EKSTREMİTE ANATOMİSİ ALT EKSTREMİTE ANATOMİSİ BAŞ – BOYUN, GÖVDE ANATOMİSİ ve KLINIĞI SOLUNUM SİSTEMİ ANATOMİSİ DOLAŞIM SİSTEMİ ANATOMİSİ SİNDİRİM SİSTEMİ ANATOMİSİ PELVIS – PERİNEUM, ÜRİNER ve GENITAL SİSTEM ANATOMİSİ SİNİR SİSTEMİ ANATOMİSİ ENDOKRIN SİSTEM ANATOMİSİ GÖZ ve KULAK ANATOMİSİ Prof. Dr. Hasan OZAN Prof. Dr. Fatih YAZAR Doç. Dr. Yalçın KIRICI Doç. Dr. Bülent YALÇIN Doç. Dr. Necdet KOCABIYIK Uzm. Dr. Cenk KILIÇ Uzm. Dr. Nurcan İMRE Uzm. Dr. Selda YILDIZ Uzm. Öğr. Sedat DEVELİ ÖĞRETİM ELEMANI

1. ANATOMİYE GİRİŞ, KEMİK, EKLEM ve KAS HAKKINDA GENEL BİLGİLER ANATOMİYE GİRİŞ Vücudun normal şekil ve yapısı ile vücudu oluşturan organları ve bu organlar arasındaki fonksiyonel ilişkiyi inceleyen bilim dalıdır. Ana ve Tome denilen iki sözcüğün birleşmesinden oluşan Anatomi, Yunanca’dır. Sözcük anlamı; kesme, ayırmadır. Anatomi eğitiminde esas materyal cadaverdir. Cadaver (caro + data + vermis); “solucana verilecek et” anlamına gelir. Anatomideki tüm tarifler, anatomik pozisyona göre yapılır. Anatomik pozisyon; kişi ayakta ve dik, üst ekstremiteleri yanlarda, ayaklar bitişik, avuç içleri, yüz ve gözler karşıya bakar durumdadır. Bütün anatomik tarifler, bu pozisyondaki bir insanın vücudundan geçen hayali düzlemlerle ilişkisine göre yapılır. Anatomik pozisyondaki bir vücuttan geçen 3 tane hayali düzlem vardır. 1. Planum sagittale; vücuttan vertikal olarak geçen düzlemlerdir. Vücudu sağ ve sol iki kısma ayırırlar. Vücudun tam ortasından geçerek, vücudu sağ ve sol iki eşit yarıma ayıran düzleme planum medianum (ya da planum midsagittale) adı verilir.

1

2. Planum frontale (coronale); median düzleme dik düzlemlerdir. Vücudu ön ve arka olarak iki kısma ayırırlar. Frontal kemiğe (yada sutura coronalise) paralel oldukları için bu isimle anılırlar. 3. Planum horizontale (transversale); önceki düzlemlere dik olan bu düzlemler, vücudu üst ve alt iki kısma ayırırlar. Anatomi eğitiminde iki esas yöntem vardır. Sistematik Anatomi : Vücut kısımlarını ve organları fonksiyonel yönden sistematik olarak tarif eder. Anatomi eğitiminde çok daha yararlıdır. Buna göre vücut sistemleri: Integumentum sistem; deri ve eklerini (kıllar, tırnaklar) inceler. İskelet sistemi; kemikleri inceler. Artiküler sistem; eklemleri ve ilgili ligamentleri inceler. Musküler sistem; kasları inceler. Bazen bu sistem, iskelet sistemi ile birlikte Muskuloskeletal sistem adı altında, bazen de Lokomotor Sistemin bir alt grubu olarak incelenir. Dolaşım (Sirkülatuar) sistemi ya da Kardiyovasküler sistem; kalp ve damarları inceler. Sindirim (Alimentar) sistemi; ağızdan anusa kadar bütün sindirim organlarını ve ilgili bezleri (karaciğer, pankreas,..) inceler. Solunum (Respiratuar) sistemi; solunum organlarını inceler. Uriner sistem; böbrek, ureter, mesane gibi idrar yollarını inceler. Üreme (Reprodüktif, Genital) sistemi; üreme organlarını inceler. Uriner sistemle olan yakın komşuluğundan dolayı, sık olarak Urogenital Sistem adı altında bu iki sistem birlikte incelenir. Sinir sistemi; beyin ve omurilik (santral sinir sistemi) ile bu yapılardan ayrılan sinirleri (periferik sinir sistemi) inceler. Gelişimsel ve fonksiyonel olarak bu sistem ile yakın ilişkisi olan duyu organları (görme, işitme, tat ve koku) da bu sistem içinde incelenir. Endokrin sistem; hormon denilen salgıları yapan bezleri inceler. Topografik (regional, bölgesel) Anatomi : Bir bölgedeki yapıları ve aralarındaki ilişkileri yüzeyelden - derine doğru inceler. Buna göre vücut; toraks, abdomen, pelvis - perine, sırt, alt ekstremite, üst ekstremite ve baş - boyun olarak bölgelere ayrılır. Terminologia Anatomica (Nomina Anatomica) Vücuttaki bir yapının diğer bir yapı ile ilişkisini tarif ederken anatomik terimler kullanılır. Anatomi terminolojisi ya da Anatomik nomina, anatomide kullanılan uluslararası terimleri içeren bir listedir. Birçok bilim dalında olduğu gibi anatomide de bir buluşu gerçekleştirmiş bilim adamının adıyla anılan terimler vardır. Bu terimlere eponim terimler denir. Örneğin; tuba auditiva, Eustachi Borusu adı ile de bilinir. Tekil – Çoğul Yapısı Tıp terminolojisindeki tekil sözcükler çoğul yapılırken genel olarak; sonu “-us” ile bitenlerde “us” yerine “-i”, sonu “-um ya da -on” ile bitenlerde bunların yerine “-a”, 2

bezler Gyri. kıvrım Labium. gövde Vena. kıkırdaklar Fibrae. kıllar Radices. kaslar Nervi. bağ Meninx. toplardamar Arteriae. kıkırdak Fibra. bağlar Meninges. dudak Ligamentum. “a” dan sonra “-e”. toplardamarlar Bağlaçlar Tıp terminolojisinde en çok kullanılan bağlaç “ve” anlamına gelen “et” sözcüğüdür. organlar Pili. Gl. eklemler Cartilagines. Gang. lifler Ganglia. dal Regio. Dext.sonu “x” ile bitenlerde de “x” yerine “es” koyulur. sonu “o” ile bitenlerde de “-nes” eklenir. Sonu “-a” ile bitenlerde. . Arteria. beyin zarları Musculi. düğümler Glandulae. Art. bölmecikler Trunci. Ant. dudaklar Ligamenta. Dist. eklem Cartilago. atardamarlar Articulationes. Fasc. sinirler Organa. düğüm Glandula. kök Ramus. bölgeler Septula. dallar Regiones. kıvrımlar Labia. bez Gyrus. TERİM Arteria Arteriae Anterior Articulatio Cartilago Caudalis Cranialis Dexter Distalis Dorsalis Fasciculus Ganglion Glandula TÜRKÇE ANLAMI Atardamar Atardamarlar Daha ön Eklem Kıkırdak Kuyrukla ilgili Kafa ile ilgili Sağ Merkezden uzak Sırtla ilgili Küçük demet Düğüm Bez 3 KISALTMASI A. Cran. Aa. kas Nervus. lif Ganglion. atardamar. Dors. sinir Organum. Musculi capitis et colli = Başın ve boynun kasları Kısaltmalar Tıp terminolojisinde sık kullanılan terimlerin tekil ve çoğullarının kısaltmaları. beyinzarı Musculus. Cart. Caud. organ Pilus. arter Articulatio. bölge Septulum. kıl Radix. bölmecik Truncus. gövdeler Venae. kökler Rami.

Membr. Nn. Rr. Int. Trig. YÖN ve KARŞILAŞTIRMA TERİMLERİ ANTERIOR. Proc. ayağın alt yüzü için de plantaris ifadesi kullanılır. Nuc. N. Lat. Med. Örn. yatay Üçgen Küçük tümsek Pürtüklü kabartı Toplardamar Toplardamarlar Karınla ilgili Gll. Örn. Nöroanatomide yaygın olarak anterior yerine ventralis sözcüğü kullanılır. Inc. Tr. X POSTERIOR. Tuberc. Inf. gluteal bölge vücudun arka tarafındadır. içteki Dışyan Bağ Bağlar Kas Kaslar İçyan Zar Sinir Sinirler Çekirdek Eğik Ağ Daha arka Çıkıntı Tümsek Merkeze yakın Dal Dallar Sol Daha üst Gövde Enine. Ventralis terimi araştırmalarda kullanılan hayvan ve insanlarda anatomik tariflerde eşit olarak uygulanabildiği için avantajlıdır. Mm. gaga tarafına (ön uca) yakın olan anlamındadır. Dorsalis terimi yaygın olarak posterior yerine kullanılmaktadır. Elin anterior yüzü için genellikle palmaris. Pl. vücudun ön tarafında olan. umbilicus. vücudun arka tarafında olan. Vent. Benzer şekilde rostralis terimi de sık olarak beyin kısımlarını tarif ederken anterior yerine kullanılır. cerebellumun rostralindedir. frontal lob.Glandulae Incisura Inferior Internus Lateralis Ligamentum Ligamenta Musculus Musculi Medialis Membrana Nervus Nervi Nucleus Obliquus Plexus Posterior Processus Protuberentia Proximalis Ramus Rami Sinister Superior Truncus Transversus Trigonum Tuberculum Tuberositas Vena Venae Ventralis Bezler Çentik Daha alt İç. Rostralis. Post. Tuberos. Sin. Obl. R. Prox. Prot. Özellikle elin arka yüzü ve ayak sırtı tarif edilirken dorsal terimi kullanılır. vücudun ön tarafındadır. Transv. M. V. Vv. Ligg. 4 . Lig. Örn. Sup.

5 . Örn. vücudun aynı tarafında olan.ray filmi ise önündedir. HAREKET TERİMLERİ Ekstremitelerin ve vücudun diğer bölümlerinin hareketlerini tarif etmek için kullanılır. Örn. medialdeki ve lateraldeki iki yapının ortasında olan. KOMBİNE TERİMLER Sık olarak bir yönü işaret etmek için kullanılırlar. median düzleme yakın olan. bir organ yada boşluğun dışında olan. DEXTER. Örn. Örn. MEDIUS. Genellikle anterior yönde olur. Ayağın plantar yüzünün aşağıya doğru bükülmesi. kol. X INFERIOR. Örn. SUPERFICIALIS. Normalden fazla yapılan fleksiyon hareketine. vücudun tam ortasındadır.SUPERIOR. posteroanterior göğüs filminde. yüzeye uzak olan (derin). küçük parmak medialdedir. Örn. Caudalis terimi kuyruk anlamındadır ve inferiora karşılık gelir. Ancak bacağın ve ayağın ekstensiyonu. orta parmak lateralde. Örn. vücudun tam ortasında ya da bir yapının tam ortasında olan.ray tübü hastanın arkasında. bir organ yada boşluğun içinde olan. X DISTALIS. X EXTERNUS. üst ekstremitenin proksimal ucundadır. yüzeye yakın olan X PROFUNDUS. anteromedial. umbilicus (göbek). diş arkının orta hattına uzak olanı belirtmek için kullanılır. orijin noktasına ya da gövdeye yakın olan. sağ el ve sağ ayak ipsilateraldir. sagittal düzlemde yapılan ve vücut bölümleri ya da kemikler arasındaki açıyı azaltan bükme harekettir.öne doğru geçer. burun delikleri (nares). orijin noktasına ya da gövdeye uzak olan. IPSILATERAL. X . parmağı başparmağa göre lateraldedir. Ancak bacağın ve ayağın fleksiyonu. Normalden fazla yapılan ekstensiyon hareketine. INTERMEDIUS. sol (taraf) PROXIMALIS. Ayağın dorsal yüzünün yukarı doğru bükülmesi de dorsal fleksiyon (ekstensiyon)dur. MEDIALIS. Elin 5. sagittal düzlemde yapılan ve vücut bölümleri ya da kemikler arasındaki açıyı artıran germe harekettir. posterior yöndedir. Diş hekimliğinde distalis terimi. ayaklara daha yakın olan. diafragma kalbe göre daha aşağıdadır. median düzlemden uzak olan. hiperekstensiyon denir. Örn. Örn. X . Cranialis terimi de superior yerine kullanılabilir. sağ (taraf). Genellikle posterior yönde olur. İkisi arasında kalan yüzük parmağı intermedius pozisyonundadır. Diş hekimliğinde kullanılan mesialis terimi. başa daha yakın olan. Ancak sadece embriyolojik tariflerde yaygın olarak kullanılır. Örn. ayağın 5. medial ile eş anlamlıdır ve diş arkının orta hattına yakın olanı belirtmek için kullanılır. INTERNUS. hiperfleksiyon denir. SINISTER. plantar fleksiyon (=fleksiyon)dur. X EXTENSIO. Örn. X . gözlerin medialindedir. X LATERALIS. sağ el ve sol el kontralateraldir. ayak.ray ışını arkadan . akciğerler. FLEXIO. alt ekstremitenin distal ucundadır. Inferolateral. parmağı ise başparmağa göre medialdedir. posterolateral. mideye göre daha yukarıdadır. X CONTRALATERALIS. vücudun karşı tarafında olan. anterior yöndedir.

mandibula ya da omzun yukarı doğru hareketi (kaldırma) X DEPRESSIO. başparmağın anteroposterior yönde elin palmar yüzünden uzaklaşmasıdır. ayakta ise ikinci parmağa göre diğer parmakların birbirinden uzaklaşmasıdır. Pronatio = evertio + abductio X INVERTIO (dış rotasyon). Invertio güçlü yapıldığında. Elde ve ayakta parmakların adduksiyonu. Art. üst ekstremitenin vücuda doğru olan hareketi. abduksiyonun tersidir. PROTRACTIO. palmar yüz üzerine bükülme hareketidir. üst ekstremitenin vücuttan uzaklaşması. X ADDUCTIO. EVERTIO (iç rotasyon). Evertio güçlü yapıldığında. mandibulanın ya da omzun öne doğru çekilme hareketi X RETRACTIO. Hareket sırasında radius ve ulna birbirine paralel olur. Art. EL BAŞPARMAĞININ HAREKETLERİ Flexio. Bu hareket pronatio (iç rotasyon) olarak bilinir. anteroposterior yönde palmar yüze doğru yaptığı (ikinci parmağın yanına getirildiği) harekete adductio denir. dış rotasyon). art. CIRCUMDUCTIO. Örn. koronal düzlemde yapılan median düzlemden uzaklaşma hareketidir. vücudun bir parçasının uzun ekseni (vertikal eksen) çevresinde yaptığı dönme hareketidir. radiusun uzun ekseni etrafında dışa dönmesi ile oluşan önkol ve elin hareketidir. ön yüzü median düzlemden uzaklaştırır. lateral rotasyonda ise dışa bakar. yüzüstü yatış pozisyonudur. ayak ucu median düzleme doğru yaklaşır. pronasyondan çok daha kuvvetlidir. interphalangealis 1’de yapılır. mandibulanın ya da omzun arkaya doğru çekilme hareketi. ayak tabanını median düzleme doğru yaklaştıran ve içe doğru baktıran harekettir. koronal düzlemde palmar yüzden dışa doğru uzaklaşmasına extensio denir. Supinatio = invertio + adductio PRONATIO (iç rotasyon). iç rotasyon). sırtüstü yatış pozisyonudur X PRONUS. SUPINUS.LATERAL FLEXIO. elde üçüncü parmağa göre. exorotatio. Abductio. mandibula ya da omzun aşağı doğru hareketi (indirme). Örn. X SUPINATIO (dış rotasyon). Bu hareket sonucu elin palmar yüzü arkaya bakar. Supinasyon. metacarpophalangealis 1 ve art. radius kemiğinin uzun ekseni etrafında içe dönmesi ile oluşan önkol ve elin hareketidir. Bu hareket supinatio (dış rotasyon) olarak bilinir. Bu hareket sonucu elin palmar yüzü öne bakar. ekstensiyo ve adduksiyo hareketlerinin kombinasyonu olan dairesel harekettir. başparmağın diğer parmakların eksenine dik olacak şekilde. Rotatio medialis (rotatio interna. Rotatio lateralis (rotatio externa. ayak tabanını median düzlemden uzaklaştıran ve dışa doğru baktıran harekettir. fleksiyo. Ekstremitenin lateral kısmı medial rotasyonda içe. ELEVATIO. Başparmağın. carpometacarpalis pollicis. ROTATIO. 6 . parmakların birleştirilmesidir. Başparmağın. Parmakların abduksiyonu. Koronal düzlemde median düzleme doğru yapılan harekettir. endorotatio. ABDUCTIO. metacarpophalangealis I’de yapılır. sırasıyla yapılan. koronal düzlemde yapılan baş ve gövdenin yana eğilme hareketidir. Hareket sırasında radius ulnayı önden çaprazlar. abduksiyo. ekstremitenin ön yüzünü median düzleme yaklaştırır. ayak ucu da median düzlemden uzaklaşır.

Bu harekette başparmak sırasıyla. Hareketin tersi Repositio olarak bilinir. başparmak pulpasının diğer parmak pulpalarına değdirildiği harekettir. iç rotasyon. İNSAN VÜCUDUNUN BÖLGELERİ (REGIONES CORPORIS HUMANI) Abdomen : Karın Caput : Baş Cervix (collum) : Boyun Corpus : Beden. adam Inferior : Alt Membri : Üye. ekstensiyon. metacarpophalangealis I’de yapılan bu hareket. Kalem tutarken ya da parmaklar arasında bir obje kıstırılırken kullanılır.Oppositio. Başlıca art. abduksiyon. ekstremite Perineum : Apış arası Regio : Bölge Superior : Üst Thorax : Göğüs 7 . gövde Dorsum : Sırt Homo : İnsan. n. fleksiyon ve adduksiyon yapar. medianus felcinde bozulur. carpometacarpalis polliciste ve kısmen de art.

sertliğini kaybeder ve kolayca bükülebilir. Kemikler. P ve Mg tuzlarıdır. organik ve inorganik maddelerden oluşan dokulardır. 1. Tuzlar. içte substantia spongiosa (trabecularis) denilen iki dokudan oluşur. kolayca kırılır ve parçalanır. vücudun temel destek dokusudur ve vücudun çatısı olan iskeleti meydana getirir. Bir kemik yansa bile şeklini muhafaza eder. Organik bölümünün % 95’ni intersellüler olarak bulunan mukopolisakkarit yapısındaki kollajen lifler yapar. Kalsiyumu olmayan kemik ise. Gerektiğinde osteoblastlara dönüşürler. dışta substantia compacta. Spongioz doku içindeki cavitas medullaris denilen ilik boşluğunda kemik iliği. En yüksek oranda kalsiyum fosfat tuzu vardır. ossa). İnorganik bölümünü ise tuzlar oluşturur. mezenşimal kökenlidir. Bu madde.EKSTREMİTELERİN BÖLÜMLERİ KEMİK BİLİMİ (OSTEOLOJİ) Bağ dokunun sert bir formu olan kemik (os. Osteogenik (osteoprogenitör) hücre. Kemiğin yapısı Kemikler. Kemik hücreleri Kemikte dört tip hücre bulunur. 8 . En önemlileri Ca. kemiklere esneklik ve dayanıklılık verir. santral bir spongioz dokuyu çevreleyen kompak bir dokuya sahiptir. çoğul. ancak fibröz dokusu harab olduğundan elastikiyetini kaybeder. periosteumda ve endosteumda bulunan bu hücreler. kompak kemik dokusunda ise kan damarlarını içeren Havers Kanalları bulunur. Bütün kemikler. kemiğe sertlik verir.

Ayrıca tendon açısını artırarak eklemde mekanik bir avantaj sağlarlar. 4. ayak bileği (tarsal) ve el bileği (carpal) kemikleri 3. Örn. Kemiğin serbest yüzeylerinde bulunurlar. Uçlarındaki eklem yüzleri hiyalin kıkırdakla örtülüdür. kaburgalar ve sternum gibi. Kemiğin rezorpsiyonundan sorumludurlar. tam olarak gelişmiş kemiklerin esas hücreleridir. 4. Vücudun en büyük sesamoid kemiği m. İki kompak kemik tabakası ile. Kısa kemikler (os breve). 9 . Esas olarak kavite duvarlarının oluşumuna katılır. 2. 8. Osteoblastlar. yumuşak dokularda görülen kemiklerdir. Aksesuar kemikler (os accessories). scapula. Mineralize olmamiş (ya da kalsifiye olmamiş) bu matrikse osteoid denir. içlerinde küçük boşluklar vardır. Susamsı kemikler (os sesamoideum).15 yaş civarında) sırasında oluşur ve adult çağa kadar gittikçe belirginleşir. ligamentler ve fasiyaların kemiklere tutundukları yerlerde görülür. Osteoide kalsiyum fosfat eklendiğinde kemik olur. Ayak iskeletinde yaygındırlar. metacarpal. Yassı kemikler (os planum). quadriceps femorisin tendonu içinde yer alan patelladır. Havalı kemikler (os pneumaticum). 7. matriksteki lakunalara gömülünce osteosit adini alir. Bu işlem osteoblastlarin varliğini gerektirir. Tendonların yıpranmasını önlerler. puberte (12 . kemik iliğinden derive olurlar. Heterotopik kemikler. gastrocnemiusun lateral başı içinde bazen fabella denilen bir susamsı kemik bulunur. Kemiklerin en büyük hücreleridir. boyları enlerinden daha büyüktür. 1.. Potansiyel osteoblastlardir. kas tendonları içinde bulunurlar. Kemik tipleri Şekillerine göre 8 tip kemik vardır. koruma fonksiyonları vardır. Genellikle kronik bir inflamatuar hastalık sonucu (akciğer tuberkulozu gibi) gelişirler. Kafa kemikleri. 3. vertebralar ve os coxae gibi. Uzun kemikler ekstremitelerde bulunur. tendonlar. Yüz kemikleri. femur. Osteosit (matür kemik hücresi). Bu oluşumlar. metatarsal. Matriksteki lakunalarda otururlar. Düzensiz kemikler (os irregulare). Kemiklerdeki yüzey işaretleri Kemiklerin üzerinde çeşitli çıkıntılar.. Kemiklerde görülen işaretler. sfenoid. aralarında bulunan ve diploe adı verilen spongioz kemik tabakasından oluşur. 5. Osteoblast. Kemik matriksinin organik elemanlarını sentezlerler. Rezorpsiyon bölgelerindeki siğ çukurlarda (Howship lakunalari) otururlar. Temporal kemiğin mastoid parçası ve paranazal sinüslerin olduğu kemikler (frontal. M.2. düzensiz şekilli kemiklerdir. ek kemikleşme merkezleri olduğunda meydana gelirler. çukurlar ve delikler bulunur. etmoid. phalanx. Osteoklast. maksilla). Radyolojik değerlendirmelerde karışıklığa yol açabilirler. osteogenik hücrelerden derive olurlar. Uzun kemikler (os longum). 6. humerus.

Kan yapımında (hematopoiezis) aktif olan kırmızı kemik iliği (medulla ossium rubra) ve yağ dokudan oluşan ve inaktif olan sarı kemik iliği (medulla ossium flava). Bu durum.KEMİKLERDE SIK KARŞILAŞILAN YÜZEY İŞARETLERİ Arcus : Kemer. yüzey Foramen : Delik Fossa : Çukur Fovea : Geniş ve sığ çukur Incisura : Çentik Labium : Dudak Lamina : Yaprak. tabaka Linea : Çizgi Malleus : Çekiç şeklinde çıkıntı Margo : Kenar Pediculus : Küçük uzantı. 10 . ucu sivri çıkıntı Sulcus : Oluk Trochanter : Yuvarlak çıkıntı Tuber : Tümsek Tuberculum : Tümsekçik Tuberositas : Pürtüklü kabartı ya da alan Kemik iliği (cavitas medullaris) Yetişkinlerde 2 çeşit kemik iliği bulunur. ayakçık Processus : Çıkıntı Protuberantia : Tümsek şeklinde kabarıntı Ramus : Dal Spina : Diken. Doğumda vücuttaki bütün kemikler kırmızı kemik iliğine sahiptir. 5 . küçük ayak. yani hemopoetiktir. vuvarlak ya da oval çıkıntı Corpus : Beden. yay Angulus : Açı. gövde Crista : İbik (keskin kenar) Eminentia : Kabartı Epicondylus : Kondillerin üzerindeki çıkıntı Facies : Yüz. yaşla kademeli olarak azalır ve ileri dönemde kırmızı kemik iliğinin yerini sarı kemik iliği alır. köşe Caput : Baş Collum : Boyun Condylus : Yumru.7 yaşında sarı kemik iliği ekstremitelerin distal kemiklerinde görünmeye başlar ve kademeli olarak proksimale doğru ilerler.

Büyüme kıkırdaklarını besledikleri için önemlidirler. Bu nedenle kırıklarda iyileşme geç olur. Periosteum Bütün kemikler. Bu yüzden periosteumu kaldırılan yerdeki kemik dokusu ölür. kemiklerin uçlarını beslerler. toraks kafesi kemikleri (sternum ve costalar). 2. Yeni doğanda bu sayı 270’dir. Kemik kırılmalarında şiddetli ağrının sebebi. dış tabakadır. Kemiklerin kan damarları Kemikler zengin arteryel beslenmeye sahiptir. scapula). Bu tabakadaki “Sharpey Lifleri” periosteumu kompak kemiğe bağlar. Stratum cambium. Destek. İskelet iki ana bölümde incelenir. birçok noktadan kemiğin gövdesine girerek kompak kemiği beslerler. SYSTEMA SKELETALE (İSKELET SİSTEMİ) Yetişkin bir insan iskeleti toplam 206 kemikten oluşur. damardan ve sinirden son derece zengindir. iki tabakalı bir yapısı vardır. Metafizial ve epifizial arterler. Kan hücreleri yapımı. Hareketler için mekanik bir temel. Bu yüzden çok duyarlıdır. 4. 1. herhangi bir nedenle kesilecek olursa kemiğin büyümesi etkilenir. nutricia). kafa kemikleri. eklem yüzleri hariç periosteum (kemik zarı) denilen ince bir fibröz doku tabakası ile örtülüdür. Stratum fibrosum. Periostal arterler. Tuzları depolamak. 5. 2. İyileşme sürecinde genellikle kırık bölgesinde aşırı bir kemik üretimi olur ve bu kemik dokusuna callus adı verilir. kompak kemikten oblik olarak geçip. Yaşlıların kemiklerinde daha az organik madde vardır ve ek olarak periosteumda daha az rejenerasyon yeteneğine sahiptir. kemik kırılmalarında aktiflenir ve iyileşmeyi hızlandırır. Periosteum. pelvis kemeri (coxa) kemikleri ve femur ile humerusun sadece başları kırmızı kemik iliği içerir. omurlar (vertebrae). Gövdenin merkezine yakın olarak bulunan bir delikten (foramen nutricium) giren arter (a. 1. spongioz kemik ve kemik iliğini beslemek üzere dağılır. yapısında bulunan osteoblastlar. P ve Mg tuzlarını depolar. Bu arterlerden gelen kan. bu sinirler tarafından taşınan periosteumdaki yırtılma yada gerilme duyularıdır. periostal sinirler adı verilen duyu sinirlerinden zengindir. Kemiklerin uyarılması Periosteum. Ca. 11 . Büyümesini tamamlamış kemiklerde ise avaskular (aseptik) nekroza neden olur. Kemiğin venleri.Yetişkinde. arterlere eşlik eder. 3. omuz kemeri kemikleri (clavicula. Başlıca komşu eklemleri besleyen arterlerden gelirler. Kemiklerin fonksiyonu Koruma.

22 + os hyoideum. *2 Thorax: 25 kemik (sternum. *4 Alt ekstremite: 60 kemik + Pelvis kemeri: 2 kemik (os coxae. Tamir yeteneği yoktur. kollajen lifler ve proteoglikanlar yapar. Eustachian tüpü) ve larinksin bazi kıkırdakları (epiglot.6). Kondrosit denilen hücreler ile matriksten (lifler + ara madde) oluşur. Eklemler yapılarına ve hareket yeteneklerine göre üç grupta toplanır. Embriyoda kıkırdağın yerini kemik alıncaya kadar geçici olarak iskelet görevi yapar. oditör tüp (tuba auditiva. Appendiküler iskelet *3 Üst ekstremite: 60 kemik + Pektoral kemer: 4 kemik (clavicula. 1 + costalar. Mavimsi renktedir. bütün oynar eklemlerin eklem yüzlerini örten kıkırdak. 2) = 64 kemik. Fibröz kıkırdakların. KIKIRDAK (CHONDRO) Bir bağ dokusu şekli olan kıkırdak. Kıkırdak. Kulak kepçesi. bronkuslar. Fibröz kıkırdak Beyaz renklidir. Elastik kıkırdak Hiyalin kıkırdakla yapı olarak tamamen benzerdir. mezenşimden derive olur. *1 Omurga (columna vertebralis): 26 kemik (vertebrae. 1. 2. Kıkırdağı örten zara perichondrium denir. Tek farkı çok miktarda elastik lif içermesidir ve bu nedenle sarı renklidir. kornikulat. 3. Aşınmaya karşı çok dirençlidir. Defektleri fibroz doku ile kapatılır. Kemik sayılarına göre. 2+ scapula. Burun kıkırdakları. kan damarı. Matriksi. lenf damarı. Hasarlandığında kendisini yavaş olarak tamir eder. kaburgaların sternal uçları ve epifiz plağı hiyalin kıkırdaktır. epifizyal kıkırdağın ve eklem kıkırdaklarının perikondriyumu yoktur. 1 + coccyx. kuneiform kıkırdaklar ve aritenoid kıkırdakların tepeleri) elastik kıkırdaktır. 1 + ossicula auditoria. 24 + os sacrum. EKLEM BİLİMİ (ARTHROLOGIA) Eklemler. diş kulak yolu. larinksin bazı kıkırdakları.Aksiyel iskelet *0 Baş iskeleti: 29 kemik (cranium. Kendisini tamir eder. Komşu bağ dokusundaki kapillerlerden ve matriksten difüzyonla beslenir. trakea. Hiyalin kıkırdak Vücutta en yaygın bulunan kıkırdak tipidir. Eklem yüzleri arasinda bulunan diskuslar. sinir ve duyu reseptörü içermez. 2) = 62 kemiktir. 1). 12 . iki kemik arasında kurulu eklemlere articulatio simplex. menisküsler ve labrum articulareler bu tip kıkırdaktır. ikiden fazla kemik arasında kurulu eklemlere de articulatio composito adı verilir. kemikleri bir arada tutan ve kasların hareketlerine olanak tanıyan yapılardır. Perikondriyumu yoktur. 24). Matriksi oluşturan elemanlarin farkliliğina göre üç tip kikirdak vardir.

dentoalveolaris). İleri dönemde kemikleştiği için geçici bir eklem şeklidir. Cartilago articularis (eklem kıkırdağı) 3. Syndesmosis. bu eklemlerde eklem yüzlerini birbirlerine ligamentler bağlar. Articulationes cartilagineae (amphiarthrosis). Capsula articularis (eklem kapsülü) Hareketli eklemleri diğer eklemlerden ayıran en önemli özelliktir. EKLEMLER. Eklem kıkırdağı basıncı absorbe eder. büyümeye izin vermektir. II– ARTICULATIONES CARTILAGINEAE (AZ HAREKETLİ EKLEMLER. Gomphosis. Symphysis (sekonder kartilaginöz eklem): Eklem yüzleri arasında her zaman kuvveti absorbe eden fibröz kıkırdak yapısında bir diskus bulunur. I. Cavitas articularis (eklem boşluğu) 2. diş kökleri ile çene kemikleri arasındadır (art. Symphysis pubica. hareketli eklemler. Capsula articularis (eklem kapsülü)tir. Eklem yüzleri arasında hiyalin kıkırdak bulunur. AMPHIARTHROSIS) Bu eklemlerde kemikler. Cavitas articularis (eklem boşluğu) İçinde negatif hava basıncı ve sinovya denilen sıvı vardır. diskuslar veya menisküsler de bulunur. Ayrıca hareketlerin akıcı ve amaca uygun olarak yapılmasını sağlar. az hareketli eklemler. hiyalin kıkırdakla veya fibröz kıkırdak yapısında bir disk ile birleşir.ARTICULATIONES FIBROSAE (HAREKETSİZ EKLEMLER. sinovyal sıvıdan ve komşu kemik iliği bölümünün damarlarından sağlar. Vücuttaki tek örneğidir. hareketsiz eklemler. 3. kafa kemikleri arasında bulunan eklemlerdir. Eklem boşluğu yoktur.1. 1. Articulationes fibrosae (synarthrosis). İki tipi vardır. Kemiklere tutunma yerinde periosteum ile devam 13 . 2. symphysis intervertebralis III– ARTICULATIONES SYNOVIALES (TAM HAREKETLİ DIARTHROSIS) Hareketli eklemleri diğer eklemlerden ayıran üç özellik. Cartilago articularis (eklem kıkırdağı) Eklem yüzlerini örten eklem kıkırdağı hiyalin kıkırdak yapısındadır. sfenoid kemik gövdesinin oksipital kemiğin baziler parçası ile yaptığı eklem synchondrosis tipi eklemin örnekleridir. Uzun kemiklerin epifiz ve diyafizleri arasındaki eklem. Bu nedenle bazen hareketsiz eklem grubunda incelenir. Bazı eklemlerde bunlara ek olarak ligamentler. Articulationes synoviales (diarthrosis). Siniri ve kan damarı yoktur. SYNARTHROSIS) Sutura. Beslenmesini sinovyal membrandaki periferik damar ağından. Synchondrosis (primer kartilaginöz eklem): Bu tip eklemlerin esas fonksiyonu hareket değil. Eklemi sarar ve eklem yüzlerini bir arada tutar.

Labrum articulare. Venleri arterlere eşlik eder. Tendonun hareketini kolaylaştıran yapılardır. EKLEMİN DUYUSU Eklemler sinirden zengindir. Ayrıca eklem kıkırdağını besler. periferik kısımları kalındır. Damar ve sinirler tarafından delinir. Ekstrinsik (ekstrakapsüler) ligamentler. Ekleme katılmayan alanları. Periferik kısımları ile eklem kapsülüne tutunurlar. İki tabakalı bir yapı gösterir. tendon kılıflarıdır. Diskus. Bazı eklemlerde kapsül lokal kalınlaşmalar göstererek ligamentleri oluşturur. Özellikle eklem kapsülünde zengin sinir sonlanmaları vardır. Eklem yüzleri arasındaki sürtünmeyi azaltarak. coxae (labrum acetabulare). Eklem yüzlerinin uyumunu kolaylaştırır ve eklem yüzlerine olan kuvveti absorbe eder. eklem kapsülünün fibröz kalınlaşmalarıdır. eklem kapsülünün dışında olan ligamentlerdir. aşınmayı önler. eklem boşluğu içinde olan ligamentlerdir. Vagina synovialis. Synovia. Bursa denilen keseciklere açılan deliklere de sahiptir. En fazla miktarda (0. Bazen eklem boşluğu ile bağlantılı olur ve sinovya için depo görevi yapar. Tam olmayan veya yarımay şeklinde olan diskulara meniscus (yarımay) adı verilir. Bursa synovialis. Hareketli eklemlerde iki grup ligament vardır. Eklem yüzlerinin şekli EKLEMİN BESLENMESİ Eklem kıkırdağının ekleme katılan bölümleri. Bazı kaslara ve tendonlara yastıklık yapar ve kasların kemikler üzerindeki hareketini kolaylaştırır. Eklemi saran kas ve tendonlar 4. İntrinsik (intrakapsüler) ligamentler. Vücutta sadece iki eklemde bulunur. Konkav eklam yüzünü derinleştirir ve temas alanını artırır. eklemin diğer bölümleri arteryel pleksustan beslenir. Duyu sinirlerinden zengindir. fibröz kıkırdak yapısında halka şeklinde oluşumlardır. Membrana synovialis. humeri (labrum glenoidale) ve art. Kollajen liflerden oluşan sıkı bağ dokusudur. Bu nedenle yırtıkları çok ağrılıdır. Artiküler sinirler. menisküs ve eklem kıkırdağını örtmez. Eklem kapsülü ve eklem bağları 3. içi sinovya ile dolu keselerdir.eder. eklemi hareket ettiren kasların ve bu kasların üzerindeki derinin duyusunu taşıyan deri sinirlerinden gelir. salgılayan ve absorbe eden iç tabakadır. 14 . EKLEM YÜZLERİNİN AYRILMASINI ÖNLEYEN FAKTÖRLER 1. Eklem boşluğundaki negatif basınç 2.5 ml) diz ekleminde bulunur. Ligamentler. Discus articularis-Meniscus Eklem yüzleri arasında bulunan fibröz kıkırdak yapısında oluşumlardır. Art. Membrana fibrosa. genellikle eklem kapsülü olarak ifade edilen dış tabakadır. sinovyayı üreten. diskuslar ve menisküsler hariç (bunlar sinovyal sıvı tarafından beslenir). yumurta akına benzer bir sıvıdır. intrakapsüler ligamentleri ve tendonları örter. Santral kısımları ince.

KAS BİLİMİ (MYOLOGIA) Vücudun en büyük organı olan derinin altında fascia superficialis. Kalp kası ve iskelet kaslarının hipertrofi gücü yüksek. Hilton kanunu. Fascia profunda. Organ ve damar duvarlarında bulunurlar. OTONOM KAS) Yavaş. HİPERTROFİ. Bir kasın başladığı yere origo. dilatator pupillae ektoderm kökenlidir. Bazı organlar hem hipertrofi hem de hiperplazi gösterir (gebelikteki uterus gibi). Sadece yüz bölgesinde ve fossa ischioanalis (fossa ischiorectalis)te yoktur. Yetişkin bir insanın vücudunda 600’ün üzerinde iskelet kası vardır. doku hücrelerindeki hacim artışı. kalp kasında olmaz. Kas çalışmaz ise atrofiye gider (denervasyonda olduğu gibi). en büyük kası m. en geniş kası ise m. kaslara orijin yeri oluşturur. eklemi hareket ettiren kasların innervasyonunu sağlar ve eklemin üzerini örten derinin de duyusunu taşır. Devamlı ve düzenli çalışma sonucu (sporculardaki gibi) olur. latissimus dorsidir. meme bezi. fascia subcutanea. lenf damarları ve mimik kasları bulunur. Kasları sarar.Eklem kapsülü ve eklemle ilgili ligamentlerde çok miktarda ağrı duyusunu taşıyan sinir lifleri bulunur. kasların serbest olarak hareket etmelerini sağlar. DÜZ KAS (ÇİZGİSİZ KAS. İskelet kası ve kalp kasında mitoz olmaz. ritmik ve istem dışı çalışır. 3. Miyofibrillerdeki büyüme sonucu olur. HİPERPLAZİ. Sadece irisde bulunan m. fascia superficialisin altındaki fibröz bağ dokusu tabakasıdır. deri sinirleri. İSKELET KASI (ÇİZGİLİ KAS. en kalın kası m. Hızlı. ancak çizgili kastır. Kaslar arasına septum intermusculare denilen bölmeler verir. Rejenerasyon iskelet kasında olur. tela subcutanea): Dermisin altında bulunan iki yapraklı bağ dokusudur. bu fasyanın altında da fascia profunda bulunur. quadriceps femoris. doku hücrelerindeki sayısal artış. ancak çabuk yorulurlar. Bütün kaslarda olabilir. ritmik ve istem dışı kasılırlar. KALP KASI (ÇİZGİLİ ve OTONOM KAS) Düzenli. kuvvetli ve istemli kasılırlar. 2. Yapraklar arasında kan damarları. Düz kas hücreleri çoğalabilir (mitoz) ve kendisini tamir edebilir (rejenerasyon). Vücuttaki kasların çoğu mezodermden gelişir. stapedius. Fascia profundanın altında kaslar bulunur. sphincter pupillae ve m. “Bir eklemin duyusunu taşıyan sinirler. gluteus maximus. iskelet kaslarında ve kalp kasında olmaz. KAS TİPLERİ 1. en kısa ve küçük kası m. 15 . İSTEMLİ KAS) Vücut ağırlığının %40’ını oluşturur. sonlandığı yer insersiyo denir. sartorius. Vücudun en uzun kası m. Fascia superficialis (hypodermis. Sadece düz kaslarda olup.

orta (başparmaklar için proksimal) falankslara insersiyo yapar. 2. 3. insersiyolarından hareket ederler. Sinerjist Kas.ÇİZGİLİ KAS TİPLERİ (FONKSİYONA GÖRE) 1. agonist kasla birlikte çalışan kas 4. Digitorum sözcüğü içeren kaslar elde ve ayakta benzer yapı gösterir. önkolun hareketi ile uyluk kasları bacağın) hareketi ile ilgilidir. agonist kasın hareketinin tersine hareket yapan kas 3. 2-5. Agonist Kas. brevis yada superficialis sözcüğü içeren kaslar. 16 . parmaklara giden dört tendona ayrılır. 1. Bu kasların esas tendonu. Antagonist Kas. Longus yada profundus sözcüğü içeren kaslar. hareket ettirdiği eklemi sabitleyen kas İPUCU 0. bir hareketteki aktif kas 2. Ekstremitenin bir parçasındaki kas. Fiksatör Kas. bir sonraki parçanın (kol kasları. Kural olarak kaslar. distal falankslara.

Kan üretiminin (hemopoiezisin) ilk başladığı kemiktir.supraspinatus) siniridir. üst ekstremite ile ilgili cerrahi girişimlerde plexus brachialis denilen sinir ağının anestezisi için kullanılan anatomik işarettir. Bir ucu scapuladaki acromion. Scapuladaki cavitas glenoidalise humerus başı oturur ve omuz eklemini (art. Processus coracoideus. Bu sinir. doğum sırasında en çok kırılan kemiktir. diğer ucu sternumla eklem yapar. Clavicula ile eklem yapar. Scapula (kürek kemiği) Üçgen şeklinde.. üst ekstremite uzunluğunun ölçülmesinde kullanılan proksimal noktadır.suprascapularis geçer. ancak genellikle cavitas medullarisi yoktur.v. yassı bir kemiktir. scapulanın üst kenar kırıklarında yaralanır ve hasta koluna abduksiyonu başlatamaz. 17 . Scapulanın üst kenarında bulunan incisura scapulae isimli çentikten. Clavicula ile 1. subclavia) ve sinirler (plexus brachialis denilen sinir ağına ait yapılar) geçer.2. Kırmızı kemik iliği içerir. n. Acromion. kola abduksiyon hareketini başlatan kasın (m. kaburga arasından önemli damarlar (a. Clavicula. ÜST EKSTREMİTE ANATOMİSİ ÜST EKSTREMİTE KEMİKLERİ Clavicula (köprücük kemiği) Üst ekstremiteyi gövdeye bağlayan iki kemikten birisidir (diğeri scapula). humeri) kurar. Acromion ve processus coracoideus denilen iki tane büyük çıkıntısı vardır. İskelette kemikleşmeye (ossifikasyona) başlayan ilk kemiktir. Sinir.

Proksimal sıra. alt uçları ise el bilek eklemine (art. Alt ucunda iki çıkıntı bulunur. Scaphoideum – Lunatum – Triquetrum – Pisiforme Distal sıra. Kondillerin yukarısından geçen kırıklarda (suprakondiler kırık). Medial epikondil kırığında n. brachialis yaralanmalarında. İç tarafta ve sabit olanı ulna. El bileği kemikleri 8 tanedir. ters Colles kırığı) sık görülür. Trapezium – Trapezoideum – Capitatum – Hamatum En büyük karpal kemik. n. Kaslar yeterli arteryel kan (oksijen) alamadığından ölür (nekroz olur). Epicondylus medialis ve lateralis. Önkol kemikleri (Ossa Antebrachii) İki tanedir. 18 . Bu durum Volkmann’ın İskemik Kontraktürü adı ile bilinir.Humerus (Kol Kemiği) Caput humeri denilen başı. ulnaris yaralanabilir. Os scaphoideum. Humerus gövde (cisim) kırığında en çok n. en çok kırığı görülen karpal kemiktir. cubiti) yapar. os capitatumdur. Epicondylus medialisin arkasındaki oluktan n. önkol kaslarının beslenmesi bozulur. 50 yaşın üzerinde olan kişilerde (özellikle osteoporoz nedeniyle kadınlarda) çok sıktır. medianus yaralanabilir. kanayan arter. El kemikleri (Ossa Manus) El iskeleti 27 kemikten oluşur. radiocarpalis) katılır. Ölü dokuda fibrozis gelişir ve bu durum kasların boylarında kısalmaya neden olur.Ulnanın üst ucunda olecranon (dirsek ucu) denilen büyük bir çıkıntısı vardır. radialisle birlikte seyreden a. medianus ve a. Humerusun en zayıf yeridir ve en çok buradan kırılır. n. axillaris yaralanabilir. scapuladaki cavitas glenoidalise oturur ve omuz eklemini (art. radialis yaralanır. humeri) yapar. dış tarafta olanı ve döneni radiustur. Kırığın radyolojik karakteristik görüntüsü yemek çatalı deformitesi olarak isimlendirilir. A. Çıkıklarında n. Üst uçları humerus ile dirsek eklemini (art. Kırık bölgede kanama varsa. Os lunatum. ulnaris geçer. Radius distal (alt) ucunun kırıkları (Colles kırığı ya da Smith kırığı. brachialis yaralanabilir. Humerusun başı ile gövdesinin birleşme yerine collum chirurgicum (cerrahi boyun) denir. en çok çıkığı (luksasyonu ya da dislokasyonu) görülen karpal kemiktir. profunda brachiidir. Proksimal ve distal dörderli iki sıra oluşturur. Kırıklarında burayı dolanarak geçen n.

Caput humeri. os pisiforme ve os hamatum ile sınırlanır. Kol. Eklemin çıkıklarında n. Kol. Bu oluk canlıda. el ya da omuz üzerine düşmelerde yırtılabilir ve claviculanın ucu eklemden ayrılabilir. Sulcus carpi (karpal oluk). el baş parmağı eklemine (art.Os trapezium. 19 . vücutta çıkığı en fazla görülen eklemdir. hafif abduksiyonda ve dış rotasyonda kalır. El tarağı kemikleri (ossa metacarpi). Yetişkinlerde görülen eklem çıkıklarının yarısını oluşturur. El parmağı kemikleri (ossa digitorum manus. Eklem yüzleri arasında bir discus articularis bulunur. os scaphoideum ve os trapezium ile medialde (ulnar tarafta) ise. içinden fleksör kas tendonları ve n. Eklem yüzleri arasında genellikle bir discus articularis bulunur. Canalis ulnaris (Guyon kanalı). baş parmakta iki. ÜST EKSTREMİTE EKLEMLERİ Articulatio sternoclavicularis Üst ekstremiteyi gövdeye bağlayan tek eklemdir. cavitas glenoidalisin önüne gelir. Acromion belirgin olur ve omzun karakteristik kabarıntısı (deltoid kontür) kaybolur. coracoclaviculare denilen bu bağ. Claviculanın ucunu eklemde tutan önemli bir bağ vardır. Os hamatumun kırıklarında n. bu eklemde tüm hareketleri yapar. Omuz eklemi. axillaris yaralanma riski taşır. Bu görüntü nedeniyle apolet belirtisi olarak isimlendirilir. medianusun geçtiği bir tünel (karpal tünel) şeklindedir. ulnaris geçer. n. ulnaris yaralanabilir. carpometacarpalis pollicis) katılan karpal kemiktir. Eklemin çıkığı en fazla öne doğru olur. Nadir görülen aşağı çıkıklarda humerus başı ile acromion arasında bir oluk oluşur (oluk belirtisi). os pisiforme ile os hamatum arasında bulunan bu kanaldan. Clavicula ile sternum arasındadır. diğer parmaklarda 3’er tane olmak üzere toplam 14 tanedir. Lig. ön-alt parçasıdır. Kapsülün en zayıf yeri ve desteğinin en az olduğu yer. Articulatio Acromioclavicularis Clavicula ile scapulanın acromion denilen çıkıntısı arasında kuruludur. ulnaris ile a. beş tanedir. Hasta koluna tam adduksiyon ve iç rotasyon yaptıramaz. Omuz dörtgen şeklinde görünür. Articulatio Humeri (Omuz Eklemi) Humerus başı (caput humeri) ile scapuladaki cavitas glenoidalis arasında kurulu sferoid tip eklemdir. phalanges). lateralde (ya da radial tarafta).

M. dirsekleri sürekli masa ile temasta olduğundan öğrencilerde sık görülür (öğrenci dirseği). Articulatio Radioulnaris Distalis Ulna ile radius arasında kurulu ikinci eklemdir. ulnanın distal ucu ile de bir discus articularis aracılığı ile os triquetrum arasında kurulu ellipsoid tip eklemdir. 20 . hareketlerini bu eklemde yapar. humeroulnaris (ginglimus ya da troklear tip) 3. M. Omuz ekleminden sonar vücutta çıkığı en fazla görülen major eklemdir. Trokoid tiptir. suprascapularistir. anulare radii) radius başını eklemde tutar. Siniri n. yüzük şeklindeki bir bağ (lig. art. El. Bu eklem ve yukarıda ifade edilen art. İlk 15°ye kadar olan abduksiyonu yaptırır. supinasyon (dış rotasyon) ve pronasyon (iç rotasyon) hareketlerini yapar. kolun abduksiyon hareketini başlatan kastır. Radius ile ulna arasında. Humerus ile ulna arasında. n. radioulnaris proximalis ile önkol. Ulnadaki olecranon ile deri arasında bulunan bursanın (bursa subcutanea olecrani) enfeksiyonu. Kola 15°den 90°ye kadar abduksiyon yaptırır. Humerus ile radius arasında. Dört tanedir. 1. ÜST EKSTREMİTE KASLARI OMUZ KASLARI M. Siniri. n. Bir discus articularisi vardır. M. supraspinatus. Articulatio Radiocarpalis (El Bilek Eklemi) Radiusun distal ucu ile os scaphoideum ve os lunatum arasında. teres major Kola adduksiyon ve iç rotasyon yaptırır. Siniri. Çıkıkları en çok arkaya doğru olur ve humerusun medial epikondilinin kırılması sonucu n.Articulatio Cubiti (Dirsek Eklemi) Üç eklemden oluşur. Siniri n. art. art. ulnaris yaralanabilir. axillaristir. suprascapularistir. omuz ekleminin stabilizesinden sorumlu esas yapıdır. subscapularistir. Rotator cuff (manşet) kaslar. humeroradialis (sferoid tip) 2. radioulnaris proximalis (trokoid tip). deltoideus Omuz kabarıntısını yapan kastır. infraspinatus. kola dış rotasyon yaptırır.

pronator teres. Radial (lateral) yarısını n. dirsek eklemini geçmediği için önkola hareket yaptırmaz. üç tane kastır. M. medianus ile uyarılırlar. musculocutaneus uyarır. Ek olarak önkolun dış rotasyon (supinasyon) hareketine hız ve güç katar. Bir cismin elle kavranmasında önemli kastır. kasın içinden geçer. flexor digitorum profundus. M. brachioradialisin tendonu arasındaki olukta a. subcapularistir. kola dış rotasyon yaptırır. coracobrachialis. M. ulna ve radiusun distal uçları arasında uzandığından. palmaris longus. humerusun medial epikondilinden başlarlar. Üçünü de n. Ele fleksiyon ve abduksiyon yaptırır. brachialis geçer. ele ve parmaklara fleksiyon yaptırırlar ve n. genel olarak. teres minor. subscapularis. medianus. el bileğinde bu kasın tendonu ile m. KOL KASLARI 1. N. önkolun esas fleksör kasıdır. M. musculocutaneus. brachialis. önkolun esas pronator kasıdır. önkolun pronasyon hareketine hız ve güç katan kastır. parmaklara hızlı ve kuvvetli fleksiyon yaptırır. kemiklerin bir arada tutulmasında da fonksiyon yapar. en yüzeyelde ve en uzun tendonu olan kastır. Bu kas. ÖNKOL KASLARI 1. Esas işlevleri önkola fleksiyondur. radialistir. axillaristir. 2. Kolun ön tarafındaki kaslar. lacertus fibrosus) ve altından n. ulnaris uyarır. Pronasyon hareketinin başından sonuna kadar aktiftir. flexor digitorum superficialis. önkolun esas ekstensör kasıdır. Siniri n. pronator quadratus. unlar (medial) yarısını n. Önkolun ön tarafındaki kaslar. hem kola hem de önkola fleksiyon yaptıran kastır. Siniri n. parmaklara yavaş ve nazik fleksiyon yaptırır. M. biceps brachii. medianus ile a. M. .M. M. Bu kasın iki tane sonuç tendonu vardır. Ek olarak önkola fleksiyon da yaptırır. M. M. 2-5. radialis yer alır. flexor carpi radialis. İç tarafta olanı fibröz yapıdadır (aponeurosis bicipitalis. triceps brachii. Kolun arka tarafındaki kaslar M. 2-5. Kola fleksiyon ve adduksiyon yaptırır. Siniri n. 21 kola adduksiyon ve iç rotasyon yaptırır. M.

el başparmağına ekstensiyon yaptırır M. Ön kolun fleksiyon hareketine hız ve güç katan kastır. flexor carpi radialisin tendonu arasındaki olukta a. adductor pollicis. el başparmağına abduksiyon yaptırır M. Hareketin başından sonuna kadar aktiftir. üç tanedir.M. kasın içinden geçer. işaret parmağına ekstensiyon yaptırır Önkolun İPUCU Ulnaris sözcüğü içeren kaslar ele addüksiyon. ele ekstensiyon ve abduksiyon yaptırır M. el parmaklarına ekstensiyon yaptırır M. M. M. M. extensor pollicis brevis. Nervus ulnaris bu kasın başları arasındaki bir açıklıktan (kübital tünel) geçer. 2. arka tarafındaki kaslar. M. extensor carpi radialis brevis. abductor pollicis longus. El başparmağının hareketleri ile ilgilidirler. extensor carpi ulnaris. ele ekstensiyon ve abduksiyon yaptırır M. radialis ile uyarılır. Tümü n. ulnaris ile uyarılan tek kastır. radialisin derin dalı (n. extensor pollicis longus. extensor digitorum. abductor pollicis brevis 2. el başparmağına fleksiyon yaptırır. el küçük parmağına ekstensiyon yaptırır M. genel olarak humerusun lateral epikondilinden başlarlar. radialis oturur. extensor carpi radialis longus. N. extensor indicis. M. brachioradialis. Ele fleksiyon ve adduksiyon yaptırır. radialis sözcüğü içeren kaslar abdüksiyon yaptırır. flexor carpi ulnaris. önkolun supinasyon hareketinin esas kasıdır. flexor pollicis brevis 22 . Tenar kaslar. ulnaris ile uyarılan tek kastır. N. interosseus posterior). el başparmağına ekstensiyon yaptırır M. opponens pollicis 3. önkolda n. el ve parmaklara ekstensiyon yaptırırlar. flexor pollicis longus. supinator. M. ele ekstensiyon ve adduksiyon yaptırır M. el bileği eklemini geçmediği için ele hareket yaptırmaz. EL KASLARI El parmaklarına adında yazan hareketleri yaptırırlar. Ön kola fleksiyon yaptırır. medianus ile uyarılırlar. M. el başparmağına hareket yaptıran kaslardan n. extensor digiti minimi. El bileğinde bu kasın tendonu ile m. 1. M. 2-5.

hasarlı tendonların yerine kullanılır. M. Mm. Ancak. extensor pollicis brevisin tendonlarını saran tendinöz kılıfın kalınlaşması ve osseofibröz tünelin stenozu sonucu. kuvvetli ve devamlı olarak kavrama yada sıkma gibi hareketlerde (örn. orta ve distal falankslarına ekstensiyon yaptırır. El sırtında tendon kılıflarında görülen sinovyal kistlerin en yaygın yeri. abductor pollicis longus ve m. 5. radialisin pulsasyonu (nabız). 3. A. lumbricales. dört tanedir. flexor carpi radialis ile m. yazı yazarken kullanılırlar. üç tanedir. palmaris longusun tendonu. distalde el baş parmağına yayılan el bileğindeki ağrı ile karakterizedir. M. 1. lacertus fibrosus) üzerindeki deri alanına yerleştirilir. medianus bu kasın tendonunun altında bulunduğundan cerrahi girişimlerde dikkat edilmelidir. flexor carpi ulnarisdeki açıklıktan (kübital tünel) geçerken sıkışabilir (kübital tünel sendromu). bazen m. 1. ve 2. ulnaristir. parmakların birinci falankslarına fleksiyon. üç tanedir. 2-5. m. el bileğinde n. m. Adı geçen kasların. interossei palmares. ulnaris ile uyarılırlar. steteskopun diyafram denilen bölümü m. 6. bu kasların tendonlarını saran tendinöz kılıfta aşırı sürtünmeye bağlı fibröz kalınlaşmaya ve osseofibröz kanalda stenoza neden olur. Tansiyon ölçümünde a. interossei dorsales. M. brachioradialisin tendonu arasındaki olukta alınır. KLİNİK NOTLAR 4. medianus. parmaklara abduksiyon yaptırır. parmaklara adduksiyon yaptırır. m. flexor digiti minimi brevis 3.Hipotenar kaslar. Özellikle baseballda topu fırlatan oyuncularda (pitcher) olur. supraspinatustur. Tendon yırtığı en çok görülen rotator cuff kası. ulnaristir.De Quervain’in tenovaginitinin stenozu. biceps brachiinin iç tarafta olan fibröz tendonun (aponeurosis bicipitalis. N. 23 . dört tanedir. 9. nün siniri n. el bileğinde m. El küçük parmağının hareketleri ile ilgilidirler. 2-5. 7. extensor carpi radialis brevisin tendonudur. 2-5. brachialisin sesinden yararlanılır. nin siniri n. opponens digiti minimi Mm. Daktilo ya da klavye kullanırken. İnterosseus kasların siniri n. Bu amaçla. ulnaris. çamaşır sıkarken) kullanılması. piyano çalarken. 8. 10. abductor digiti minimi 2. Mm. N. M.ve 4. proksimalde ön kola.

ortak fleksör tendonu gerer ve medial epikondilin enflamasyonuna yol açar. özellikle küçük parmak ve yüzük parmağında hafif fleksiyon olur. • N. kalınlaşması ve fibrozisi ile karakterize ilerleyici bir hastalıktır. • Lateral epikondilit (tenisçi dirseği). avuç içi (palmar) derisinin altındaki kalınlaşmış derin fasyanın (aponeurosis palmaris) kısalığı. interosseus kaslar çalışmayacağı için. vb. Tekrarlı hareketler. 24 . Devamlı ve kuvvetli hareketler. Kontraktür genellikle bilateraldir ve 50 yaşın üstündeki erkeklerde sıktır. ortak tendonu gererek lateral epikondilin enflamasyonuna yol açar. kağıt. Dirseğin medial tarafında ağrı olur. Elin medial bölümünde palmar aponörozda oluşan fibrozis sonucu. ön kolun ekstensör kaslarının devamlı kullanımı veya ön kolun devamlı olarak kuvvetli supinasyon-pronasyon hareketleri yapması sonucu olur. parmaklarına abduksiyon-adduksiyon hareketlerini yaptıramaz. ön kolun fleksör kaslarının devamlı kullanımı sonucu olur.KLİNİK ANTİTELER • Medial epikondilit (golfçü dirseği). ulnaris felcinde.) tutamaz. hasta 2-5. Bu nedenle parmakları arasında bir cismi (kalem. Epicondylus lateralis üzerinde ve ön kolun arka yüzünde ağrı olur. • Dupuytren kontraktürü.

3. İkincisi ise alt ekstremitelerin fonksiyonel durumunu sağlamasıdır. Pelvis boşluğu. Pelvis boşluğunu arkadan kapatır. Alt ekstremiteyi gövdeye bağlar. Önde ve ortada birbirleri ile kıkırdak bir yapı aracılığı ile birleşirler. 25 . Os coxae (Kalça Kemiği) Pelvisi yanlardan kapatan iki adet kemiktir. Os sacrum Omurganın (Columna Vertebralis) aşağıya doğru devam eden bölümüdür. Bu açıklık sağlam bir membran tarafından kapatılır. bir çukur bulunur. Fossa acetabuli denilen bu çukura femur başı girer ve kalça eklemini yapar. Pelvisin iki önemli görevi vardır. Yukarıda olanına yalancı pelvis (büyük pelvis. yukarıda daha geniş ve aşağıda dar olmak üzere iki boşluk halindedir. Her bir koksa. Gerçek pelvisin boyutu ve çapı özellikle gebelerde önemlidir. pelvis major). aşağıda olanına doğum pelvisi (gerçek pelvis ya da küçük pelvis. ALT EKSTREMİTE ANATOMİSİ ALT EKSTREMİTE KEMİKLERİ Pelvis (Leğen) Yanlarda bir çift os coxae ile arkada os sacrum ve os coccygis (coccyx) ta rafından oluşturulur. Birincisi karın boşluğunun tabanını oluşturması ve aynı zamanda pelvis organlarını korumasıdır. Burada dış yüzeyde. Os coccygis Embriyonun kuyruk iskeletinin kalıntısıdır. Yan yüzleri os coxaeler ile eklem yapar. pelvis minor) denir. Genellikle dört tane omurun kaynaşmasından oluşur. Bu üç kemiğin birleşme yerleri çocuklarda "Y" harfi şeklinde görülür. os ischii ve os pubis). üç ayrı kemikten oluşur (os ilium. Genellikle beş adet omurun üst üste kaynaşmasından oluşmuş bir kemiktir. Bu kemiklerin birleşmeleri sırasında aralarında oluşan geniş deliğe foramen obturatum denir.

Büyük ve iç tarafta olanına tibia (kaval kemiği). Bu çıkıntıya m. Bunun nedeni. Buraya diz kapağı kemiği (patella) oturur. Kemiğin ön kenarı. Hemen hemen bütün vücut ağırlığını bu kemik taşır ve anatomik pozisyonda iç yanda yer alır. Her iki kemiğin arasında. Oldukça zayıf bir yapıya sahiptir. yedi tanedir. Uyluk ön tarafında bulunan m. Ayak Bileği Kemikleri (Ossa Tarsi). Uyluk kemiğinin distal ucundaki eklem çıkıntılarına uygun olmak üzere. Bunlar diz ekleminin esas elemanlarıdır ve eklem yapmaya elverişli düz yüzeyler taşırlar. coxae) oluşturur. Femurun distal ucu da kuvvetli bir yapı gösterir. Patella (Dizkapaği Kemiği) İnsan vücudunun en büyük susamsı (sesamoid) kemiğidir. klinikte oryantasyon bakımından faydalanılacak bir noktadır. daha çok kasların tutunmasına hizmet eder. Proksimal ucunun ön yüzünde tuberositas tibiae denilen çıkıntı bulunur. Hatta zayıf yapılı pek çok kimsede göz ile de görülebilir. Distal ucun her iki yanında bulunan kemik çıkıntılara condylus medialis ve condylus lateralis denir. Caput femoris ile gövdeyi birleştiren bölüme collum femoris (femur boynu) denir. Fibulanın distal ucundaki kemik çıkıntıya malleolus lateralis denir. Bacakta. Fibula (Kamış Kemiği) Bacak iskeletinin diğer kemiğidir. önemli rolü tibia yüklenmiştir. kalça ekleminin dış yüzünden kolayca elle bulunabilmesidir. Ekleme katılan yüzü düzgün ve parlaktır. Üç köşeli ve iki yüzlü bir yapı gösterir. Tabanı yukarıda tepesi aşağıda üçgen şekillidir. İki condylus arasındaki düz ve parlak eklem yüzeyine facies patellaris denir. dış yanda yer alır. Ossa 26 . Tibia (Kaval Kemiği) Femurdan sonra iskeletin en büyük ve en kuvvetli kemiğidir. deri altından el yardımı ile rahatlıkla bulunabilir. Femurun proksimal ucunda iki büyük kemik çıkıntı bulunur (trochanter major ve minor). Trochanter major. Alt ucun iç bölümündeki kemik çıkıntıya malleolus medialis denir. Gerek diz ekleminde. quadriceps femorisin sonuç kirişinin içinde bulunur. İki ucu ve birde gövdesi vardır. tibianın proksimal ucu daha geniştir. Ayak Kemikleri (Ossa Pedis) Ayak iskeleti 26 kemikten oluşur. Bacak Kemikleri (Ossa Cruris) Diz ekleminden ayak bileğine kadar olan alt ekstremite bölümüne bacak (crus) denir. En büyüğü ve kuvvetli olanı calcaneus (topuk kemiği)dur. kasların tutunmalarına hizmet eden fonksiyonel bir görev yüklenmiştir. bir zar (membran) yapı (membrana interossea cruris) bulunur. quadriceps femorisin tendonu (lig. gerekse ayak bileği ekleminde. patellae) tutunur. Daha çok. Tibianın alt ucu (distal uç) ayak bileği kemikleri ile ayak bileği eklemini yapar. küçük ve dış tarafta olanına fibula (kamış kemiği) adı denir. Bacakta iki kemik bulunur. Caput femoris denilen proksimal ucu küre şeklindedir ve os coxaedeki fossa acetabuliye girer ve kalça eklemini (art. Bu çıkıntılara kaslar tutunur. Fibula. Calcaneus üzerinde talus (aşık kemiği) oturur.Femur (Uyluk Kemiği) Vücudun en uzun ve en sağlam kemiğidir.

Ayak Parmaği Kemikleri (Ossa Digitorum Pedis. Ancak. Lig. patellae Kollateral bağlar. Lig. Temel hareketi. arkada her iki tarafta os sacrum ile os coxaelerin oluşturdukları articulatio sacroilica. Ayak Taraği Kemikleri (Ossa Metatarsi). iç menisküse tutunması olan bağdır. Eklem içinde bir iç bağ (ligamentum capitis femoris) bulunur. Lig. Eklemi yanlardan kuvvetlendirirler. bacağın fleksiyonu ve ekstensiyonudur. Bu nedenle tüm hareketler bu eklemde yapılabilir. Lig. Lig. en çok yırtığı görülen bağdır. kuvvetli bir yapı oluştururlar. ALT EKSTREMİTE EKLEMLERİ Pelvis (leğen) kemerini oluşturan kemikler. İç Bağları. Böylece eklem boşluğu içinde negatif bir hava basıncı ortaya çıkar. Eklemin beş tane dış. her iki os coxaenin birleşmesi ile symphysis pubica. bacak fleksiyondayken ekleme yük bindiğinde (yokuş ya da merdiven çıkarken) eklemi stabilize eder. yan bağlar olarak bilinir. os naviculare. intermedium ve laterale) adını alır. Tam oynar bir eklemdir (sferoid tip). Önde. os cuboideum ve ossa cuneiforme (mediale. Ekleme vücudun en büyük susamsı kemiği olan patella da katılır. 27 . Lig. Gövdenin ağırlığı bu kemer üzerinden uyluk ve bacak kemiklerine ve sonuçta ayakla yere aktarılır. başparmakta iki. Eklemin stabilizesinden sorumlu en önemli yapı m. quadriceps femoristir. Phalanges). popliteum arcuatum 5. meniscus adı verilen yarım ay şeklinde fibröz kıkırdak oluşumlar yer alır. diğer parmaklarda 3’er tane olmak üzere toplam 14 tanedir. collaterale tibiale (mediale). Articulatio Genus (Diz Eklemi) İnsan vücudundaki en büyük eklemdir. cruciatum anterius (ön çapraz bağ). 2. fleksiyon durumunda bir miktar rotasyon da yapılabilir. popliteum obliquum 4. Lig. 2. Bu nedenle bu bağın yırtıkları iç menisküsü de yaralar.tarsi içinde yer alan diğer kemikler ise. Pelvisi oluşturan kemikler üç yerde eklem yaparlar. Menteşe gibi çalışarak hareket sağlar. Eklem kapsülü dıştan kuvvetli bağlar ile desteklenmiştir ve eklem boşluğunu çepeçevre kapatır. Eklem yüzleri arasında. cruciatum posterius. Articulatio Coxae (Kalça Eklemi) Femur başı ile os coxaedeki çukur (acetabulum) arasındadır. beş tane de iç bağı vardır. collaterale fibulare (laterale) 3. beş tanedir. Bu negatif hava basıncı eklem yüzlerinin birbirlerine göre durumlarının korunması için çok önemlidir. 1. Dış Bağları 1. eklemin hareketlerinin aşırılığını önlerler. Femurun distal ucu ile tibianın proksimal ucu arasında oluşur.

iliacus ve m. femoralis. Ayak Kemerleri (Arcus Pedis) Genel yapısı içinde ayak. Özellikle ayakta ve hareketli olarak mesleklerini sürdüren kişilerde. kubbenin çökmesine neden olur. dışta m. adductor longus. transversum genus. femoralis. Lig. Uyluğun ön üst bölümünde bulunan ve üstte lig. ALT EKSTREMİTE KASLARI Pelvisten başlayan kaslar. İçerisinde n. kalça eklemi eksenlerini çeşitli yönlerde çaprazlayarak uyluk kemiklerine veya bacak kemiklerine kadar uzanırlar. Supin (yatış) pozisyonundan oturma pozisyonuna kişiyi getiren kastır. Herhangi bir nedenle. Ancak. fonksiyonel bakımdan son derecede önemli bir kubbeye sahiptir. Böylece düz tabanlık (pes planus) ortaya çıkar. Lig. iliacusu n. v. inguinale. Transvers eksene göre dorsal fleksiyon (ekstensiyon. Ayak arkusları olarak tanımlanan bu yapı longitudinal ve transvers olarak şekillenmiştir. psoas majoru lumbal pleksustan gelen 28 . yürüme ve boşluk içinde durumu koruma gibi önemli görevler yüklenmiş bulunan alt ekstremite kasları. M. Esas itibariyle. ayak kubbesini destekleyen elemanların fonksiyonel özelliklerini kaybetmeleri. m. içte m. ayak ucunun yukarı kalkması) ve plantar fleksiyon (fleksiyon. a.3. menisküsleri birleştiren ve birlikte hareket etmelerini sağlayan bağdır. meniscofemorale anterius 5. Lliopsoas İki kasın (m. Articulatio Talocruralis (Ayak Bileği Eklemi) Tibia ve fibulanın distal uçları arasında oluşan çatal şeklideki yapı ile talus arasında ginglimus (troklear) tip eklemdir. 4. Uyluğun esas ve en kuvvetli fleksör kasıdır. psoas major) birleşmesi ile oluşur. saphena magna ve inguinal lenf düğümleri bulunur.v. yapı olarak üst ekstremite kaslarından daha fazla gelişmiş olarak görülürler. talocalcaneonavicularis) eversiyon-inversiyon hareketleri de yapılabilir. meniscofemorale posterius İç (medial) menisküs lig. Lig. Ayak kubbesi. sartorius tarafından oluşturulan üçgene trigonum femorale denir. collaterale tibiale (mediale)ye tutunduğundan dış (lateral) menisküse göre daha sık yaralanır. ayak ucunun aşağıya inmesi) hareketleri yapılır. talocalcanea ve art. UYLUK ÖN BÖLGE KASLARI M. çeşitli kas ve kirişler tarafından desteklenir. ayak kemikleri arasında oluşan diğer iki eklem aracılığı ile (articulatio subtalaris ya da art. bu durumun ortaya çıkması önemli şikayetler doğurur. femoralis.

adductor magnus M. M. pelvis yere basmayan ayak tarafına düşer (Trendelenburg belirtisi). M. M. M. m. Siniri. Siniri. diğerleri plexus sacralisten gelen isimsiz sinirlerle uyarılır. obturatoriustur. m. Anal sfinkter yetmezliklerinde. pectineus 29 . gluteus superiordur.isimsiz sinirler uyarır. Sonuç tendonu diz ekleminin iç tarafındaki pes anserinus (kaz ayağı)a katılır. hem de bacağa fleksiyon yaptıran kastır. M. obturatorius internus. Yokuş ya da merdiven çıkarken işlev görür. gemellus inferior UYLUK İÇ BÖLGE KASLARI Uyluğun iç bölgesinde bulunan bu kaslar. obturatorius ile. Gluteus Maximus Uyluğun esas ekstensör kasıdır. uyluk dış rotator kaslarının en güçlü olanıdır. obturatorius externus n.gluteus inferiordur. adductor brevis M. quadratus femoris. rectus femoris parçası uyluğa fleksiyon da yaptırır. n. Bacağın esas ekstensör kasıdır. n. N. M. Siniri. vastus medialis. obturatorius externus M. M. Tensor Fasciae Latae Uyluğu saran derin fasyanın (fascia lata) yaprakları arasındadır. En çok.iliopsoas ile antagonisttir. M. Yürüyüş sırasında pelvisin yere basmayan ayak tarafına düşmesini önler. Plexus lumbalis denilen sinir ağı. Sinirin felci nedeniyle kasın işlevi kaybolursa. vastus intermedius. n. M. Esas işlevi uyluğa fleksiyondur. oturma pozisyonundan ayağa kalkmada kullanılır. psoas majorun arka bölümünde gömülüdür. adductor longus M. Gluteus Medius Uyluğun en güçlü iç rotatoru ve abduktorudur. M. rectus femoris. Sartorius (Terzi Kası) Hem uyluğa. femoralistir. uyluğun adduktor kasları olarak da bilinir. Siniri. gluteus superiordur. n. Siniri. gracilis. M. uyluğa adduksiyona ek olarak bacağa fleksiyon da yaptırır. tamir amacıyla kullanılır. Sinirleri. piriformis M. canalis pudendalisin ve fossa ischioanalisin dış duvarını yapan kastır. M. Gluteus Minimus UYLUĞA DIŞ ROTASYON YAPTIRAN KASLAR M. gemellus superior ve M. İntramusküler enjeksiyon için tercih edilen kastır. Quadriceps Femoris Dört başlı bir kastır. M. vastus lateralis ve m. femoralistir. m. GLUTEAL BÖLGE KASLARI M. n.

soleus. m. tibialis anterior. İçerisinde a. ischiadicustur denir. ayakdaki kan dolaşımını kontrol etmek için a. A. PES ANSERINUS Diz ekleminin iç tarafında üç kasın tendonu bir araya gelerek pes anserinus (kaz ayağı) denilen yapıyı oluşturur. M. saphena parva. fibularis (peroneus) superficialistir. N. gracilis ve m. fibularis (peroneus) profundustur. tibialis ile caput brevesi n. BACAK ÖN BÖLGE KASLARI Bu kaslar. n. M. ayağa eversiyon yaptırırlar. fibularis communis ile popliteal lenf düğümleri bulunur. tendo calcaneus (Achilles tendonu) olarak bilinir. tibialis ve n. Sinirleri. peronaeus (fibularis) longus M. M. ischiadicusun uç dalları olduğundan m. flexor hallucis longus 30 . n. gastrocnemius hem bacağa hem de ayağa fleksiyon yaptıran kastır. kasın sonuç tendonu. Bacağın esas fleksör kaslarıdır. v. BACAK YAN BÖLGE KASLARI Bu kaslar. tibialis posterior. extensor hallucis longus. M. semitendinosusdur.UYLUK ARKA BÖLGE KASLARI Üç tanedir. gastrocnemius + M. semimembranosus M. gastrocnemius. Sinirleri. İnsan vücudunun en kuvvetli tendonudur. n. Bu iki sinir n. ayağa ve ayak parmaklarına ekstensiyon (dorsal fleksiyon) yaptırırlar. M. semitendinosus Tendonu pes anserinusa katılır. tibialis ile uyarılırlar. dorsalis pedisin pulsasyonuna (nabız). flexor digitorum longus ve M. M. Caput longumu n. FOSSA POPLITEA Diz ekleminin arkasında bulunan eşkenar dörtgen şeklindeki çukur alandır. M. peronaeus (fibularis) brevis BACAK ARKA BÖLGE KASLARI Bu kaslar. Sinirleri. sartorius. Uyluğa ekstensiyon da yaptırırlar. n. m. popliteanın pulsasyonuna buradan bakılır. Bu kaslar. biceps femorisin siniri n. soleus yürümede işlev yapar.v. tibialistir. biceps femoris İki başlıdır. m.M. ayağa ve ayak parmaklarına fleksiyon (plantar fleksiyon) yaptırırlar. ayağa fleksiyona ek olarak inversiyon da yaptırır. Calcaneusa tutunur. fibularis (peroneus) communis ile uyarılır. bu kasın tendonunun lateralinde bakılır. M. extensor digitorum longus M. M. triceps surae = M. uzun atlamada. poplitea. ayağa ekstensiyona ek olarak inversiyon da yaptırır.

intramüsküler enjeksiyonlar açısından idealdir. Kasın kalın olması. vücudun en kalın kasıdır. N.KLİNİK BİLGİ M. Enjeksiyonla verilen ilaç burada kolay emilir. 31 . ischiadicusun duysal liflerinin dağıldığı alanlarda ağrı duyulması durumuna siyatik denir. gluteus maximus. ischiadicusa zarar vermemek için enjeksiyon daima üst dış kadrana yapılır (aşağıdaki şekilde yeşil renk yıldız ile gösterilen kadran). Enjeksiyon için gluteal bölge dört kadrana ayrılır ve kasın altında seyreden n.

Yüz kasları. yüz hareketlerinin oluşumunda işlev görürler ve bu nedenle mimik kasları olarak da bilinirler. Çiğneme ve emme hareketinde işlev görür. boynu yana eğen kaslardır. nasalis. epicranius. M. scalenus anterior M. BAŞ – BOYUN. gülme hareketini yaptıran kastır. M.4. buccinator. trigeminusun dalı olan n. 32 . M. M. facialistir. masseter M. Üflemeli müzik aletlerinin çalınmasında işlev görür ve bu nedenle üfleme kası olarak bilinir. subclavia ve plexus brachialis geçer. Derin inspiryumda çalışır. mandibularis uyarır. kaş çatılması hareketini yaptırır. M. M. risorius. dudakları kapatan kastır. Gömlek yakasını iliklerken ya da boyun bölgesini traş ederken kullanılır. ÇİĞNEME KASLARI Çiğneme hareketini yaptıran dört çift çiğneme kası vardır. pterygoideus lateralis M. baş derisinin hareketi ile ilgilidir. Hepsini n. M. göz kapaklarını kapatan (kornea refleksinde olduğu gibi) kastır. corrugator supercilii. M. scalenus anterior ile medius arasından a. M. burun deliklerini hem genişleten hem de daraltan kastır. scalenus posterior Skalen kaslar. pterygoideus medialis BOYNUN ÖNEMLİ KASLARI Boynun hareketlerini sağlayan kaslardır. boyun derisini geren kastır. çiğnemeye yardımcı en önemli kastır. temporalis M. Ek olarak derin inspiryumda çalışırlar. GÖVDE ANATOMİSİ ve KLİNİĞİ BAŞ ve YÜZÜN ÖNEMLİ KASLARI Baş ve yüzde bulunan bütün kasların siniri. M. n. M. orbicularis oris. orbicularis oculi. tebessüm hareketini yaptıran kastır. scalenus medius M. platysma. zygomaticus major. M.

accessoriustur. m. M. M. başı çalıştığı tarafa eğer ve yüzü karşı tarafa baktırır. Siniri. Hastanın başı eğik yüzü karşı tarafa bakar durumdadır. GÖVDE KASLARI 1. Siniri. dorsalis scapulaedir. n. sternocleidomastoideus Tek taraflı çalıştığında. İki taraflı çalıştığında başa fleksiyon yaptırır (başı öne eğer). M. Trapezius. Gövdeyi yukarı çeken esas kastır (barfiks çekerken) ve bu nedenle temel tırmanma kası olarak bilinir. accessoriustur.Adı geçen yapılar bazen iki kas arasında sıkışarak üst ekstremitede nörovasküler belirtilere neden olabilir (torasik çıkış sendromu). tortikollis denilen postüral deformite olur. n. erector spinaedir. n. thoracodorsalistir. trapeziustaki fonksiyon kaybı nedeniyle omuz düşüklüğü olur. n. Levator Scapulae. M. Pelvise tutunup üst ekstremiteye hareket yaptıran tek kastır. Kolun en güçlü adduktor kasıdır. omzumuzda bir yük taşırken omzun çökmesini önler. M. vücudun en geniş kasıdır. Yemek yerken ya da başı yastıktan kaldırırken kullanılan kastır. Kasın altında bir sinir ağı (plexus cervicalis) ve önemli nörovasküler yapıları içeren bir kılıf (vagina carotica) bulunur. dorsalis scapulaedir. Siniri. Derin Sırt Kasları En önemli olanı omurganın (columna vertebralisin) esas ekstensör kası olan m. balyozla taş parçalarken) fonksiyon gören kaslardır. m. n. Kasta olan spazm. kaldırılmış üst ekstremitenin kuvvetle indirilmesinde (balta ile odun keserken. Siniri. Siniri. Fonksiyon kaybında hasta koltuk değneği kullanamaz. scapulanın ve kolun hareketleri ile ilgilidir. trapeziusa yardım eder. Latıssımus Dorsi. Rhomboıdeus Major ve Minor. Yüzeyel Sırt Kasları Bu kaslar. 2. Sinirin lezyonunda. Hiyoid kaslar Yutma ve konuşma sırasında dil kemiği (hiyoid kemik) ve alt çenenin (mandibula) hareketlerini sağlarlar. 33 .

Halat çekme ya da ağ çekme gibi hareketler sırasında claviculanın sternal ucunu eklemde tutar. latissimus dorsi ile birlikte çalışır. ductus lactiferi denilen kanallarla areola mammaeye doğru uzanır ve burada sinus lactiferi denilen genişlemeleri oluşturur. Selam verirken. yüzeyel fasyanın iki yaprağı arasındadır. serratus anterior. omuz kemerini aşağı ve içeri doğru çeker. Subclavius. İç duvarını. FOSSA AXİLLARİS Toraks yan duvarının üst bölümü ile kolun üst bölümünün iç yüzü arasında piramidal bir çukurdur. papilla mammaria üzerine açılır. Clavicula kırıklarında altından geçen plexus brachialis ve a. Bir yere tırmanırken m. thoracicus longustur. Bazıları derin inspiryumda da işlev görürler. ön duvarını. n.v. Fossa axillaris içinde. kolun hareketleri ile ilgilidir. M. etrafındaki kahve renkli alana ise areola mammae denir. Erkeklerde rudimenter olup. axillaris. Bir cisme dokunmak için üst ekstremite öne doğru uzatıldığında çalışır. Derin inspiryumda da işlev görür. yumruk atma sırasında aktif olduğu için “boksör kası” olarak da bilinir. pektoral kaslar. ya da saçları bir tarafa yatırırken kullanılır. teres major ve m. Siniri. humerus ve kol kasları. a. latissimus dorsi. subscapularis yapar. Herbir ductus lactiferi. Serratus Anterior. Corpus mammae denilen gövdesinde 15-20 adet süt üreten bezlere sahip lobi glandulae mammariae denilen loblar bulunur. M. Kucaklama hareketini yaptıran kastır. Kola hiperabduksiyon (900 den sonraki abduksiyonu) yaptıran kastır.v. dış duvarını. M. m. m. üst ekstremitenin hareketleri sırasında claviculayı tespit eden kastır. subclaviaya yastıklık yapar ve onları yaralanmaktan korur. M. plexus 34 . kadınlarda memeler bu kasın üzerinde oturur. Pectoralis Minor. Scapulayı toraks duvarında tutan kastır. m. Pectoralis Major. Göğüs Duvarı Kasları Bu kaslar. arka duvarını. winged scapula) görüntüye neden olur. Meme başına papilla mammaria. Bu loblar. Derin inspiryumda da işlev görür. Mamma (Meme) 2-6 kaburgalar arasında. Kasın fonksiyon kaybında scapulanın iç kenarı toraks duvarından ayrılır ve kanat şeklinde (kanat skapula. kadınlarda puberteden itibaren gelişmeye başlar ve gelişmesini 14 ncü yaşta tamamlar.3.

Solunumda çalışırlar. thoracicus longus. fossa iliacayı doldurur. M. interkostal boşluklarda bulunan kaslardır. Psoas Major. DİAPHRAGMA (bkz. psoas major ile birleşerek m. Fossa axillarisin önemli oluşumlar bulunmadığından en tehlikesiz duvarı iç duvarıdır. M. intercostobrachialis ve n. Brakiyal pleksusa ait sinirler ve aksiller damarlar seyrettiği için. thoracodorsalis yaralanma riski taşır. Intercostales. ekspiryum (nefes verme). Plexus Lumbalis denilen sinir ağı. Obliquus İnternus Abdominis. lifleri. 35 . karın ön ve yan duvarlarını kapatırlar. Karın Arka Duvarı Kasları Os coxaelerin üst kenarları (crista iliaca) ile kaburgalar arasında kalan boşluğu kapatırlar. Aksilla cerrahisinde (özellikle mastektomide. defekasyon (dışkılama). Transversus Abdominis. aksiller lenf düğümleri ve yağ-bağ dokusu bulunur. Bu kaslar. intercostobrachialis. Iliacus. M. inspiryumun (nefes alma) temel kasıdır. önceki kasın liflerine dik olacak şekildedir. karın duvarını kapatan kasların en yüzeyel ve en geniş olanıdır. kanser nedeniyle memenin çıkarılması) n. kasın ön yüzü böbrekle komşudur. Toraks boşluğunun alt açıklığı olan apertura thoracis inferioru kapatır. kasın ön yüzü böbrek ve ureterle komşudur. M. Ligamentum inguinalenin altında m. Mm. Quadratus Lumborum. M. Bu kasın iç tarafında fascia transversalis denilen zar şeklinde bir yaprak bulunur. en içte olan kastır. miksiyon (idrar yapma) ve doğum gibi faaliyetlerde de fonksiyon görürler. Ortası (centrum tendineum) kirişimsi yapıdadır. obliquus internus abdominis arasında seyreder. Ek olarak. Obliquus Externus Abdominis. arka parçası içinde gömülüdür. solunum sistemi) Diaphragma.brachialis. Bu nedenle cerrahi girişimler bu duvardan yapılır. M. İşlevleri karın boşluğunda yer alan organları korumaktır. interkostal sinir dalları ve n. fossanın en tehlikeli duvarı dış duvarıdır. n. 5. 4. Karın Ön ve Yan Duvarı Kasları Bu kaslar. Böylece toraks boşluğunu karın boşluğundan (abdominal boşluktan) ayırır. iliopsoası oluşturur. Karın duvarındaki nörovasküler yapılar bu kas ile m.

testicularis. 36 . Yaklaşık 4 haftada kanalı kat eder ve 32. Vagina Musculi Recti Abdominis Linea Alba’nın her iki tarafında bulunan. haftasında kanala ulaşır. n. rektus kılıfı içindedir. dişi fetusta uterusdan gelen ligamentum teres uteri denilen bağ geçer. v. orta hattın her iki tarafında. Anulus femoralisten giren herniye yapı.5-2 cm uzunluğundadır. Rectus Abdominis. a. testicularis. kadınlarda ligamentum teres uteri denilen bağ. erkeklerde ise funiculus spermaticus (içinde. Kasın üzerinde intersectio tendinea denilen genellikle üç tane tam. iki taraf oblik ve transvers kasların aponörotik liflerinin rektus kılıfını oluşturduktan sonra orta hatta karışması ile oluşur. Linea semilunaris zayıf bir alandır ve buradan karın içi organlar herniye olabilir (fıtıklaşabilir). Linea Alba.rectus abdominis ile nörovasküler yapıları içeren fasyal kılıftır. Inguinal kanaldan. intrauterin yaşamın 28. karın ön duvarındaki zayıf alanlardandır ve buradan herniler (fıtıklar) gelişebilir (epigastrik herni). ilioinguinalis ve n. Kasın lateral kenarına linea semilunaris denir. Karın boşluğuna bakan proksimal ağzına anulus femoralis denir ve burada Rosenmüller (Cloquet) lenf düğümü denilen bir tane inguinal lenf düğümü bulunur. Başlangıçta karın arka duvarında yerleşik olan testisler.M. Canalis Femoralis Potansiyel bir kanaldır. genitofemoralisin genital dalıdır. ductus deferens. Bu fıtıklar Spiegel Hernisi adı ile bilinir. Anulus femoralis kadınlarda daha büyük olduğu için. femoral herni kadınlarda daha sık olur. lenf damarları ve processus vaginalis denilen peritoneum uzantısı bulunur) geçer. Canalis Inguinalis Hem erkekte. bir tane yarım transvers fibröz band bulunur. İki taraf m. Erkek fetusta kanaldan testisler. hiatus saphenustan deri altına çıkar (femoral herni). hem kadında bulunan yaklaşık 4 cm uzunluğunda oblik bir pasajdır. rectus abdominis arasında. Processus xiphoideus ile symphysis pubica arasında yer alan bu fibröz yapı. haftada scrotuma iner. İnguinal kanaldan her iki cinste ortak geçen yapılar. sinirler. 1. m. plexus pampiniformis. Linea Alba denilen fibröz bir yapı bulunur.

distensiyon ve kasların tonusuna bağlı olarak umbilicusun lokalizasyonu değişiklikler gösterebilir. Sağ tarafta daha sıktır. Bu durum ameliyat sonrası bölgede kalıcı (rezidüel) ağrıya neden olur. Bu nedenle iki boşluk abdominopelvik boşluk ortak adı ile de ifade edilir. Adı verilen bu yapıların arası kas ve fasyalarla kapatılmıştır. Direk inguinal herni. İndirek inguinal herni. Daha çok yaşlılarda (karın duvarı zayıf olduğundan) görülür. Fascia transversalis 6. tüm inguinal hernilerin % 15’idir. Bu fıtıklara inguinal herni (kasık fıtığı) denir. yukarıda. 37 . inguinal kanalın arka duvarını iterek anulus inguinalis superficialisten çıkar. KARIN ÖN DUVARI Karın boşluğu (abdomen boşluğu). epigastrica inferiorların lateralinden olana indirek inguinal herni. Ekstraperitoneal doku 7. Cavitas peritonealis 9. ligamentum inguinale. aşağıda. 1. genellikle L3-L4 arası discus intervertebralis seviyesindedir. Bu boşluğun çatısını diafragma yapar ve onu toraks boşluğundan ayırır. Herniye yapı. Fascia superficialis 3. Fascia profunda 4. anulus inguinalis profundustan geçip inguinal kanala girer. ve symphysis pubica ile sınırlanır. Kadınlarda daha nadirdir. Deri 2.KLİNİK BİLGİ İnguinal herni İnguinal kanal. spina iliaca anterior superior. crista iliaca. kadınlardan 20 kat fazladır ve 1/3 olguda bilateraldir. Peritoneum parietale 8. Karın ön duvarında görülen umbilicus (göbek). diafragma ile pelvis girişi arasında kalan bölgedir. Buradan karın içi organlar (özellikle ince bağırsak kıvrımları) herniye olabilir (fıtıklaşabilir). Çocuklarda ve gençlerde daha çok görülür. Çoğunlukla bilateraldir.V. Peritoneum viscerale olarak tabakalanır. medialinden olana direk inguinal herni denir. kanaldan geçen n. İnguinal herni tamirlerinde (inguinal herniyorafi ya da inguinal herniyoplasti). Karın ön duvarı yüzeyelden derine doğru. Karın boşluğu önde. Herniye yapı. tuberculum pubicum. Boşluğun tabanı yoktur ve pelvis boşluğu ile devam eder. Obesite. Kaslar 5. ilioinguinalis risk altındadır ve operasyon sırasında yaralanabilir. Kanalı kat edip annulus inguinalis superficialisten çıkıp sık olarak scrotuma (kadında ise labium majus pudendiye) iner. 7-10 ncu kaburgalar ile processus xiphoideus. Direk ve indirek olarak iki tip inguinal herni vardır. zayıf bir bölgedir. karın duvarı fıtıklarının (hernilerinin) en çok görülenidir. Erkeklerde. A.

Bu nedenle karın ön duvarı yumuşak ve hareketlidir. karın boşluğunda bir çok plika oluşturur. M. Vücuttaki en büyük seröz zardır. kadınlarda iç genital organlar (tuba uterina – uterus – vagina) yoluyla dış ortamla bağlantılıdır. Obliquus İnternus Abdominis 3. appendiks. Transversus Abdominis 4. İç (alt) tabaka Scarpa fasyası adı ile bilinir. Büyük periton boşluğu. M. KASLAR (gövde kasları konusunda verildi) 1. Bunlardan en büyük olanı dört yapraklı olan omentum majusdur. FASCİA PROFUNDA (GALLAUDET FASYASI) Kasların üzerini örten ince bir fibröz tabakadır. Karaciğerin alt yüzünden midenin küçük kurvaturuna ve duodenuma uzanan periton yapısına omentum minus denir. Karın duvarlarını örten parçasına peritoneum parietale. karın organlarını örten ya da saranına peritoneum viscerale denir. İçi boş organlardan birisi (mide. Rectus Abdominis PERİTONEUM Karın duvarlarını ve karın içi organları örten seröz zardır. Obliquus Externus Abdominis 2. Karın duvarı açıldığında ilk olarak görülen yapıdır. İkisi arasında kalan boşluğa cavitas peritonealis (büyük periton boşluğu) denir. Dış (üst) tabaka Camper fasyası olarak bilinir ve bol miktarda yağ dokusu içerir. M. erkeklerde tamamen kapalı bir kese şeklindeyken.FASCİA SÜPERFİCİALİS İki tabakalıdır. 38 . Bu nedenle omentum majusa abdomenin bekçisi ya da polisi denir. M. Periton. bağırsak gibi) perfore olduğunda (delindiğinde) derhal bağırsak hareketleri ile olay yerine gider ve orayı kapatır (bu olaya plastron denir).

c. M. quadratus lumborum 3. Preperitoneal (ekstraperitoneal) organ a. İntraperitoneal organlar a. Aorta abdominalis ve dalları d. psoas minor. 1. Colon sigmoideum d. M. Pancreas d. Dalak b. Truncus sympathicus 3. Caecum (genellikle) 2. Duodenumun birinci parçasının ilk yarısı g. Colon transversum (mesocolon transversum) d. Bunlara mesenterium ya da meso denir. kaburga ile aşağıda os sacrum ve crista iliacalar arasında kalan bölgedir. Colon ascendens b. Appendix vermiformis (mesoappendix) f. Colon sigmoideum (mesocolon sigmoideum) e. iliacus 4. Periton bazı organları sardıktan sonra. gövde kasları konusunda verildi) 39 . transversus abdominisin arka bölümü ile kapatılır.KARIN İÇİ ORGANLARIN PERİTON İLİŞKİLERİ 1. Böbrekler ve suprarenal bezler b. M. gögüs omuru ve 12. Vena cava inferior e. Duodenumun geri kalan bölümü 4. Bu yapıya sahip organlar. M. Retroperitoneal organlar a. Jejunum-ileum (mesenterium) KARIN ARKA DUVARI Karın arka duvarı. Vesica urinaria (mesane) b. psoas major ve bazen bulunan m. yukarıda 12. Colon transversum c. (bu kaslar. Sekonder retroperitoneal organlar (sonradan retroperitoneal olanlar) a. Bu bölge. Cisterna chyli f. Appendix vermiformis f. 2. Colon descendens c. Üreterler c. bir uzantı ile onları karın duvarına ya da başka bir organa tutunarak asar. Jejunum-Ileum e. Mide ve karaciğer h.

a. A.KARIN ARKA DUVARI DAMARLARI Aorta abdominalis Diaphragmadaki T12 seviyesindeki hiatus aorticus isimli yarıktan geçerek karın bosluğuna girer ve 4. Ayrılma yerine bifurcatio aortae denir. iliaca interna isimli uç dallarına ayrılır. circumflexa ilium profunda ve a. iliaca interna (hipogastrik arter). a. A. uterina. obturatoria. A. umbilicalis. a. pudenda interna önemli dallarıdır. ligamentum inguinalenin orta noktasının altından geçince a. iliaca externa ve a. rectalis media ve a. a. femoralis adını alır. epigastrica inferior. iliaca externa. glutea inferior. vaginalis. iliaca externanın iki dalı vardır. A. iliaca communislerin birlesmesi ile olusur. tüm pelvis organlarını. A. glutea superior a. Beşinci bel omuru seviyesinde sağ ve sol v. A. 5. bel omuru seviyesinde terminal dallarına ayrılarak sonlanır. iliaca communis Articulatio sacroiliacaların ön tarafında a. SOLUNUM SİSTEMİ TORAKS DUVARI 40 . a. Durdurulamayan uterin kanamalarda tek taraflı bağlanabilir. perine bölgesini ve gluteal bölgeyi besler. Vena cava inferior Alt ekstremiteler ile pelvis ve karın organlarının ve duvarlarının venöz kanını toplar.

İçinde negatif basınç vardır. Normal istirahat anında solunum sayısı 16-20 arasında değişir. Bronşlar (büyük hava yolları) c. Ekspiryum. burundaki özel epitelle sağlanan koku duyusu ve gırtlak tarafından gerçekleştirilen ses üretimidir (fonasyon). Solunum sistemi iki temel bölüme ayrılır. ikincisi ise gaz alış-verişinin gerçekleştirildiği alveoller ve solunum membranından (alveolo-kapiller kompleks) ibaret olan akciğerden oluşur. özofagus. Alt solunum yolları a. Yanlarda. 41 . Üst solunum yolları a. ısıtma ve nemlendirme fonksiyonlarını yerine getirebilecek yeteneklere de sahiptir. sternum. Toraks boşluğu içinde kalp ve akciğerler gibi hayati organlar ile solunum ve dolaşım sisteminin yardımcı oluşumları. Soluk borusu (trachea) b. Toraks duvarının çevrelediği boşluğa toraks boşluğu (cavitas thoracis) adı verilir. ductus thoracicus ve sinirler bulunur. Önde. Nazofarinks (pars nasalis pharyngis) c. beyin sapında (medulla oblongata ve pons) bulunan solunum merkezi tarafından idare edilir. Solunum vücudun gereksinmelerine göre düzenlenir. İnspiryumun esas kası diaphragmadır. Gırtlak (larynx) 2.Boyun kökü ile diafragma arasında kalan kafes şeklindeki yapıya thorax adı verilir. 1-12 torakal vertebralar ve discus intervertebralisler. SOLUNUM YOLLARI 1. vücut hücrelerinin ihtiyacı olan oksijenin sağlanması ve artık bir madde olan karbondioksitin uzaklaştırılmasına yöneliktir. Bu düzenleme. alttakine de apertura thoracis inferior adı verilir. Solunum sisteminin alveoller dışındaki bölümü hava iletimi ile ilgilidir. Solunum sistemi ayrıca. vücudun pH düzeyinin ayarlanmasına da (homoestazis) yardımcı olur. Akciğerdeki hava kesecikleri (alveol) ile atmosfer havası arasındaki gaz değişimi. Hava iletici bölüm olarak da adlandırılan bu yollar aynı zamanda temizleme. Solunum mekanizması: Solunum inspirasyon ve ekspirasyon adı verilen iki aşamadan meydana gelir. Solunum sisteminin diğer fonksiyonları. Arkada. pasif bir olaydır. Akciğerler ve bronşiyaller (küçük hava yolları) Canlılığın en önemli göstergelerinden biri olan solunum (respirasyon). pulmonal ventilasyon olarak adlandırılır. Üst taraftakine apertura thoracis superior. Bunlardan birincisi oksijenle yüklü havanın dış ortamdan alınarak akciğerlerdeki alveollere iletildiği boru sistemi. 12 çift kaburga (costa) ile sınırlanır. Burun (nasus) b. Pulmonal ventilasyonun inspirasyon (soluk alma) ve ekspirasyon (soluk verme) denilen iki evresi vardır. Toraks boşluğunun üst ve alt tarafında birer açıklık vardır.

içinde taşıdığı özel mukoza sayesinde “Koku organı” olarak da fonksiyon görür. Septum nasinin ön-alt bölümü Little alanı olarak bilinir. dış duvar ve iç duvar olmak üzere dört duvarı vardır. Dış duvar. orta ve alt geçit (meatus nasi superior-medius-inferior) olarak adlandırılır. Burun delikleri (nares) ile dış ortamla ilişki kuran boşluk. fasiyal ve oftalmik arterlerin dalları tarafından beslenir. üst. Burun boşluğunun giriş bölümünde (vestibulum nasi). Konkalar. nemlendirilmesi yanında temizlenmesini de sağlar. vomer. İç duvar. os ethmoidale ve cartilago septi nasi denilen burun bölmesi kıkırdağı oluşturur. burun boşluğunun en geniş ve en komplike duvarıdır. burun kanamalarının (epistaxis) en yaygın yeridir. maksiller. Kemikler ve kıkırdaklardan ibarettir. İşlevi solunan havadaki büyük partikülleri tutmaktır. arkadaki choanalarla yutak boşluğunun burun bölümüne (nasopharynx) bağlanır. solunan havanın ısıtılıp. sphenopalatinanın dalları anastomoz yapar. Bu alanda a. taban. orta ve alt konka (concha nasalis superior-media-inferior). Dış burun (nasus externus): Dış burun. üst. Septum nasiyi başlıca. Paranazal sinüslerdeki solunum epitelinin iltihabına sinüzit 42 . Koku bölgesi (regio olfactoria): Concha nasalis superiorun üzerinde lokalize sarı renkli alandır. facialisin dalları ile a. öneaşağıya doğru uzanan piramidal bir oluşumdur. Burun boşluğu (cavitas nasi): Bir bölme ile iki eşit boşluğa ayrılmış olan burun boşluğu. bir solunum yolu olma yanında. Bu alanda hava içinde bulunan kokuları algılayan koku reseptörleri bulunur. Burun boşluğunun herbir yarımının tavan. Burada üç konka (concha) ile bunların arasında uzanan geçitler (meatus) bulunur. solunum yollarının başlangıç bölümüdür. yüzün orta hattında yerleşmiş. Burun boşluğu.BURUN (Nasus) Üst solunum yollarının temel organı olan burun. burun bölmesi (septum nasi) tarafından yapılır. anatomik olarak dış burun ve burun boşluğundan ibarettir. geçitler ise. Kiesselbach pleksusu denilen bu damar ağı. Burun. vibrissae denilen kıllar bulunur. Solunum bölgesi (regio respiratoria): Vestibulumdan koku bölgesine kadar uzanan burun boşluğu bölümü. PARANAZAL SİNÜSLER (SINUS PARANASALES) Burun boşluğuna açılan havalı kemik boşluklarına paranazal sinüsler (sinus paranasales) denir.

Solunum havasının geçtiği bir iletici yol olma yanında. C3-C6 omurlar seviyesinde (çocuklarda ve yetişkin kadınlarda daha yukarıda). Sinus sphenoidealis: Sfenoid kemik gövdesi içinde bulunur. Ön. bu sinüsün hemen yukarısındadır. Sinus frontalis: Kaş çıkıntılarının arkasında. Paranazal sinüsler. Sinus maxillaries: Paranazal sinüslerin en büyüğü ve enfeksiyonların en çok görüldüğü paranazal sinüstür. Üç parçası vardır. ortada isthmus faucium ile ağız boşluğu ile bağlantılı olan parçasına oropharynx. kafanın ağırlığının azaltılmasını da sağlarlar.denir. aşağıda aditus laryngis ile gırtlakla bağlantılı olan parçasına laryngopharynx denir. sesin rezonansını sağlama yanında. Meatus nasi mediusa açılır. Arka grup görme siniri (optik sinir) ile yakın komşu olduğundan enfeksiyonları görme sinirini tutabilir. ağız boşluğu ve gırtlağın başlangıç bölümünün arkasında yer alan hem sindirim hem de solunum fonksiyonu olan bir organdır. Recessus sphenoethmoidealise açılır. GIRTLAK (Larynx) Boynun ön bölümünde. Yukarıda choanaelar ile burun boşluğu ile bağlantılı olan parçasına nasopharynx. Hipofiz bezi. Yutak aşağıda yemek borusu (özofagus) ile devam eder. Bu nedenle burundan girilip. NAZOFARİNKS (NASOPHARYNX. alt solunum yollarını koruyan 43 . diğerleri meatus nasi mediusa açılır. Cellulae (sinus) ethmoidales: Etmoid kemiğin labirinti içinde yer alırlar. Arka grup meatus nasi superiora. soluk borusu (trachea) ile laryngopharynx arasındadır. burun boşlukları. PARS NASALIS PHARYNGIS) Yutak (pharynx). Meatus nasi mediusa açılır. bu sinüsten geçilerek hipofiz bezindeki tümörler çıkarılabilir (transsfenoidal hipofizektomi). os frontale içinde yer alan bir çift boşluktur. orta ve arka olarak üç gruptur.

Bu kaslar. laryngeus superiorun ramus externusu ile uyarılır). Sağ-sol iki laminadan oluşur. cartilago cricoidea . Sağ-sol laminalar önde orta hatta yetişkin erkeklerde 90° kadınlarda 120° açı ile birleşirler. cartilago arytenoidea. cartilago cornuculata. kıkırdakların en büyüğüdür. Hem ligamentum vestibularelerin (yalancı ses telleri) hem de ligamentum vocalelerin (gerçek ses telleri) ön uçları cartilago thyroideaya. arka uçları cartilago arytenoideaya tutunur. iskelet kası karakterindedir. Sesin oluşumundan sorumludurlar. birisi hariç (m. üçü de çift olan toplam 9 kıkırdaktan oluşur. laryngeus recurrens denilen dalı 44 . Ligamentler. cartilago cuneiformis Cartilago thyroidea: Gırtlağın ön bölümünde olup. Yutma sırasında larinks girişini kapatır ve lokmanın hava yoluna geçmesini önler. Gırtlağın ses çıkarma ve sfinkterik fonksiyonlarını gerçekleştirmesini sağlayan kaslar. ince. mukoza ile örtüldüğü zaman plica vestibularis ve plica vocalis olarak adlandırılır. aşağıda soluk borusu (trachea) ile devam eder. Gırtlağın membranları ve bağları. n.bir sfinkter olarak da görev yapar. vagusun n. üçü tek. gırtlak boşluğu girişinin önünde yer alan. cartilago epiglottica Çift olanlar. cricothyroideus n. Larynxin en kalın ve en sağlam kıkırdağıdır. Gırtlak kıkırdakları (cartilagines laryngis) Gırtlak. Tek olanlar. Yukarıda aditus laryngis ile laryngopharynxe açılan gırtlak boşluğu (cavitas laryngis). Cartilago epiglottica: Dil kökünün arkasında. elastik kıkırdak yapısında yaprak şeklinde bir kıkırdaktır. Bu birleşme erkeklerde daha belirgin olup adem elması (prominentia laryngea) denilen çıkıntıyı yapar. cartilago thyroidea . Cartilago cricoidea: Yüzük şeklindedir. gırtlağın kıkırdaklarını. birbirlerine ve komşu yapılara bağlarlar. Cartilago arytenoidea: İki küçük kıkırdaktır.

Cavitas laryngis üç kısımda incelenir. vocalis’i oluşturur. extrensek ve intrensek kaslar olarak iki gruba ayrılır. cricoarytenoideus lateralis: Rima glottis’i daraltır. Ekstrensek kaslar: Larynx’e komşu organlardan gelerek. m. Bu plikalardan üsttekilerine plica ventricularis veya vestibularis. • M. çalışmalarıyla larynx’in durumunu değiştiren kaslardır. m. trachea ile devam eder. Bunlar: • M. Plica vocalis’leri gerer. Bunlar. m. constrictor pharyngis inferior. Bu kas plica vocalis’i gevşetir. • M. arytenoideus transversus tektir. Bunlar: 1-Vestibulum laryngis 2-Ventriculus laryngis 3-Cavum laryngis proprium (ya da cavitas infraglottica) 45 . cartilago arytenoidea’ları birbirine yaklaştırarak rima glottis’i daraltır.tarafından uyarılır.posticus): Rima glottis’i açar. Iki plica vocalis ile bunlar arasındaki açıklğa rima glottis (veya mizmar aralığı) adı verilir. • M. thyrohyoideus.sternohyoideus. Cavitas laryngis (larynx boşluğu) Larynx’in girişinden cartilago cricoidea’nın alt kenarına kadar uzanır. Bu kas rima glottis’i açan tek kastır. arytenoideus obliquus çifttir.s. alttaraftakilere plica vocalis denir. thyroarytenoideus: Medialindeki demet m. iki plica vocalis arası) açan tek kas olan ve böylece ses oluşmasını sağlayan m. larynx kıkırdakları arasında uzanırlar. cricothyroideus: Pars obliqua ve pars recta olarak iki kısımdan oluşur. • M. cricoarytenoideus posterior (m. Cavitas laryngis’i ortadaki iki çift mukoza kıvrımı üç parçaya böler. Larinks kaslarından en önemlisi rima glottidisi (mizmar aralığı. Intersek kaslar: Larynx’in kendi kaslarıdır. • M. Glottis Larynx’in ses oluşumuyla ilgili bölümüdür. posticus)dur.dir. cricoarytenoideus posterior (m. palatopharyngeus v. Bunlardan bir tanesi tek diğerleri çifttirler. Larynx kasları. sternothyroideus. “x” harfi şeklinde iki demet halindedir. Kasılmasıyla larinks girişini kapatır. m. m.

Ayrılma yerine bifurcatio trachea denir. cricothyroideus dışında tüm intrensek larynx kaslarının motor siniri n. laryngeus superior’un dalı). laryngea superior ve a. yaklaşık 10 cm uzunluğunda bir organdır. thyroidea inferior adıyla v. Kıkırdaklar birbirlerine ligamentum anulare (lig. laryngeus inferior’dur. cricothyroideus ise n. At nalı şeklinde 15-20 tane kıkırdak halkadan (cartilagines tracheales) oluşur. T4 vertebra alt kenarında iki ana bronkusa (bronchus principalis dexter ve bronchus principalis sinister) ayrılır. laryngeus superior’un iki terminal dalından küçük olanı) tarafından innerve edilir. Sinirleri. BRONŞLAR (BRONCHI) 46 . a. laryngeus recurrens taşır. Cartilago cricoideanın alt kenarı (ya da 6. SOLUK BORUSU (Trachea) Soluk borusu. servikal vertebra) ile 4. Venleri. thyroidea superior adıyla v. torakal vertebranın alt kenarı arası seviyededir. kıkırdak ve bağ dokusundan yapılı.Larynx damar ve sinirleri Arterleri. M. laryngeus externus (n. M. laryngeus internus (n. larynge inferior larynx’i besleyen arterlerdir. Larynx mukozasının glottis üstünde kalan bölümünün duyusunu n. v. tracheale) denilen bağlarla bağlanır. altta kalan bölümü ise n. brachiocephalica sinistraya dökülür. jugularis interna’ya. v.

daha kısa ve daha dik seyirlidir. Sol akciğer iki loblu olduğu için iki tane lobar bronşa (bronchus lobaris superior ve inferior) ayrılır. akciğerlerin anatomik ve cerrahi ünitidir. daha uzun ve daha horizontal seyirlidir. Sol ana bronş (bronchus principalis sinister). 3. Sol akciğerin. TRAKEOTOMİ ve TRAKEOSTOMİ 47 . KLİNİK BİLGİ Bifurcatio tracheanın iç yüzünde ve çatallanma yerinin ortasındaki çıkıntıya carina trachea denir. 5 (ya da 4) tane segmental bronşa ayrılır. sağ ana bronşa göre daha dar. Bronkopulmonal segment (segmentum bronchopulmonale). sol ana bronşa göre daha geniş. Bu çıkıntı biraz sol tarafa meyil gösterir. Sağ akciğerin. Bronchus lobarisler. Başka bir ifade ile sağ akciğer 10. bronchus lobaris inferioru. Bu nedenle bronchus principalis dexter. sol akciğer 9 ya da 8 tane bronkopulmonal segmentten oluşur.Sağ ana bronş (Bronchus principalis dexter). 2 ve bronchus lobaris inferioru. Bronchus segmentalisten sonra gelen solunum yolları bronşiyal olarak bilinir ve kıkırdak içermezler. 5 tane segmental bronşa ayrılır. Sağ akciğer üç loblu olduğundan üç tane lobar bronşa (bronchus lobaris superior. tracheanın devamı gibidir ve bu yüzden de tracheaya kaçan yabancı cisimler genellikle sağ tarafa girer. 4. bronchus lobaris superioru. bronchus lobaris mediusu. Buna göre sağ akciğerde dağılan 10. sol akciğerde dağılan 9 ya da 8 tane segmental bronş vardır. bronchus lobaris superioru. bronchus segmentalislere ayrılır. medius ve inferior) ayrılır.

5 cm yukarısındadır. Her iki akciğerde izi olan iki organ vardır. bir defada alınan ya da verilen hava miktarıdır. Total akciğer kapasitesi (tidal volüm + rezidüel volüm). ancak kapasitesi daha fazladır. Akciğerlerin kaburgalarla komşu olan yüzüne facies costalis. Bu koyu renk. Bunun 150 mililitresi anatomik ölü boşluk olarak bilinen cavitas nasi. sol akciğerde de. Akciğerler. Tidal volüm. Yeni doğanda pembemsi-beyaz renklidir.25 litredir. solda ise karaciğer sol lobu ve mide fundusu ile komşuluk yapar.Kişinin sponton solunum yapamadığı durumlarda (koma gibi yada travma. v. Geriye kalan 350 mililitresi alveollerdedir. Sağ akciğer sol akciğerden yaklaşık 2. arcus aortae ile aorta thoracicanın izi bulunur. Basis pulmonis Akciğerlerin diaphragma kubbeleri üzerinde oturan bölümüdür. Trakeostomi. Trakeotomi. Yaşın ilerlemesiyle rengi gri-siyaha dönüşür. koni şeklindedir. Yetişkinde sağ akciğer 625 gr sol akciğer 565 gr dır. trachea. Yetişkin bir insan dakikada 12-18 defa solunum yapar. diğeri özofagusdur. solunum sisteminin en önemli organlarıdır. 5. 5800 ml dir. 48 .5 cm daha kısadır. Diaphragma kubbeleri aracılığı sağda karaciğer sağ lobu. tümör. trakeada yapılan cerrahi işlemin adıdır. Buna göre dakikadaki gerçek alveoler ventilasyon oranı = 350 x 15 (dakikadaki solunum sayısı). Mediastinal yüzlerde komşuluk yaptığı bazı organların izleri bulunur. Yaklaşık 500 ml dir. Claviculanın yaklaşık 2. v. solunum ile alınan karbon zerreciklerinin akciğerlerin dış yüzüne yakın kısımlarda birikmesiyle oluşur. AKCİĞERLER (PULMONES) Kalbin her iki tarafında yer alan ve göğüs boşluğunda en büyük alanı dolduran akciğerler. Apex pulmonis Akciğerlerin kubbe şeklinde olan üst uçlarıdır. cava superior. yabancı cisim kaçması gibi hava yolunun bloke olması sonucu) akciğerlere yeteri kadar hava gitmediği zamanlarda uygulanır. birbirlerine bakan yüzlerine de facies mediastinalis denir. cava inferior ve v. Apex pulmonis denilen bir tepesi ve basis pulmonis denilen bir tabanı vardır. bronchus ve bronchiollerdedir. Birisi kalp. cerrahi işlem sonucu trakeada oluşturulan açıklığın adıdır. Sağ akciğerde. azygosun.

Sağ akciğer iki fissür (fissura obliqua ve fissura horizontalis) ile üç loba ayrılır. Sol akciğer tek fissür (fissura obliqua) ile iki loba ayrılır. 49 . Bronchiolus respiratorius 4. Pleura (Akciğer Zarı) Akciğerleri saran seröz zara pleura denir. Pleuranın akciğerleri saran bölümüne pleura visceralis. lobus medius ve lobus inferior. Ductus alveolaris 5. Akciğerlere giren-çıkan yapıların tümü radix pulmonis olarak bilinir. lobus superior. lobus superior ve lobus mediusu lobus inferiordan. Saccus alveolaris 6. Alveolus pulmonis Son dört oluşuma birlikte acinus (asinüs) ya da lobulus pulmonis (akciğer lobçuğu) denir. fissura horizontalis ise lobus mediusu lobus superiordan ayırır. Akciğerlerin. lobus superior ve lobus inferior. Gaz alış-verişi asinüsü oluşturan yapılarda olur. Bronchiolus lobularis 2. KIKIRDAK 1. İkisi arasında kalan boşluğa cavitas pleuralis denir. diğer bölümlerden bağımsız olarak çalışan ve cerrahi olarak çıkarıldığında. Bronchiolus terminalis 3. toraks duvarının iç yüzünü ve diafragmanın üst yüzünü örten bölümüne pleura parietalis denir. Buradan akciğerlerin damarları. sinirleri ve bronşlar geçer.Akciğerlere ait yapıların girip-çıktığı yere hilum pulmonis denir. diğer bölümlere zarar vermeyen fonksiyonel birimine segmentum bronchopulmonale adı verilir. Fissura obliqua.

n. Mediastinum önde sternum. mediastinum medium ve mediastinum posterius) olarak üçe ayrılır. v. Bu alanlardan doğumsal (morgagni hernisi. Siniri. oesophagus. cava superior. toraksa giren ve torakstan çıkan yapılar bulunur. mediastinumların en geniş olanıdır. n. Böylece toraks boşluğunu karın boşluğundan (abdominal boşluktan) ayırır. Mediastinum medium. truncus pulmonalis. yukarıda apertura thoracis superioru dolduran boyun kökü. vena hemiazygos.MEDIASTINUM Akciğerleri saran pleura parietalisin pars mediastinalisleri arasında kalan boşluğa mediastinum adı verilir. pulmonales. Mediastinum superius. vaguslar. toraks boşluğundaki tüm yapılar mediastinumdadır. Toraks boşluğunun alt açıklığı olan apertura thoracis inferioru kapatır. v. Kas liflerinin tutunduğu orta bölümü bumerang benzeri aponörotik bir yapıdadır ve centrum tendineum olarak bilinir. n. ductus thoracicus. bifurcatio trachea. Kasın bazı bölgelerinde zayıf alanlar bulunur. paraözofageal herni) gelişir. perikarda (kalbi saran zar) göre ön. defekasyon gibi vücuttan atılma olaylarında çalışır. arkada tüm torakal vertebralar. vv. aorta thoracica. phrenicuslar. göğüs ve karın boşluklarını birbirinden ayıran kubbe şeklinde kas yapıdır. cava superior. İnspiryumun (nefes alma) temel kasıdır. Sinirin felcinde diyafragmada fonksiyon kaybı sonucu nefes alma (inspiryum) zorlaşır. oesophagus. Öksürme. içerisindeki en önemli oluşum thymustur. Mediastinum anterius. aşağıda apertura thoracis inferioru kapatan diaphragma ve yanlarda pleura mediastinalis ile sınırlıdır. miksiyon. İşlevi sırasında toraks boşluğunun vertikal (uzunlamasına) boyutunu artırır. Mediastinum. orta ve arka mediastinum (mediastinum anterius. T8-T9 vertebralar arası disk seviyesindedir. cava inferiorla birlikte sağ n. bochdalek hernisi) ya da erişkin tip herniler (fıtıklar) (sliding herni. Kalp-perikard. gülme. bronchus principalisler. bağırma. phrenicus geçer. kusma. truncus sympathicus. aorta ascendens. vaguslar. 50 . n. ductus thoracicus. v. Akciğerler ve pleuraları hariç. n. Arcus aortae ve dalları.… Mediastinum posterius. brachiocephalicalar. Alt mediastinum da. Delikten v. Diaphragmada thoraks ve abdomen boşluğunda yer alan bazı oluşumların geçişine izin veren açıklıklara sahiptir. aksırma. phrenicustur. önde angulus sterni. phrenicuslar. trachea.… DIAPHRAGMA Diaphragma. vena azygos. arkada T4 omurun alt kenarından geçirilen horizontal bir düzlem ile üst ve alt mediastinuma ayrılır. Foramen venae cavae.

T10 vertebra seviyesindedir. vaguslar geçer. Hiatus aorticus.Hiatus oesophageus. T12 vertebra seviyesindedir. Açıklıktan aort ile insan vücudunun en büyük lenf kanalı olan ductus thoracicus geçer. Açıklıktan özofagus ile n. 51 .

Öne bakan yüzüne facies sternocostalis (sternalis). kanı kalbe getiren damarlara ise ven (toplar damar) adı verilir. KALP (COR) Toraks boşluğunda orta mediastinumda. 2/3’ü solunda yerleşmiştir. Sağ ventrikülde 3. Atrium dextrum: Kalbin sağ . besinler ve hormonların dokulara taşınması. kalbin arka bölümüdür ve kalbe girip çıkan damarların olduğu yerdir. ikisi de tepe tarafında yer alan ventriküllerdir. ven. Arterlerin sonlanıp venlerin başladığı yerlerde ise kapillerler (kılcal damarlar) yer alır.üst kısmında lokalizedir. Trabeculae carneaelerin bazıları daha da kalınlaşarak m. venler de venöz kanı iletirken. 5 nci interkostal boşlukta. Atriumlardaki kas yapısına mm. Kalp içinde dört boşluk vardır. cava inferior açılır. çizgili kas yapısında ancak istemsiz olarak çalışan bir organdır. Kalp ve damarlar (arter. 230 .. oksijen. Ancak büyük dolaşımda arterler arteryel kanı.280 gr dır. Pektinat kaslar. Basis cordis. Ağırlığı erkeklerde 280 . iki de yüzü vardır. İkisi taban tarafında (basis cordisde) bulunan atriumlar. sol memenin hemen altındadır. alt bölümüne de v. DOLAŞIM SİSTEMİ Dolaşım sistemi fonksiyonel olarak. Ön . diafragmaya oturan yüzüne ise facies diafragmatica denir. Üst bölümüne v. kapiller) dolaşım sisteminin organlarıdır ve kanı iletmekle görevlidirler. Burada görülen hafif çukur ve yuvarlak alan 52 .340 gr.6. küçük dolaşımda (akciğer dolaşımı) venöz kan arterlerle akciğerlere. Atriumlar ile ventriküller dıştan sulcus coronarius denilen bir oluk ile ayrılmıştır. Genel olarak kişinin yumruğu kadardır. akciğerler arasında lokalize. arteryel kan da venlerle kalbe taşınır. ventriküllerde kalınlaşarak trabeculae carneae adını alır. immün sistemdeki yapıların iletimi ve yabancı maddelerin atılması gibi birçok işlemde rol alır. pectinati denir. Kalbin 1/3’ü orta hattın sağında. Apex cordis. İç kısmı sol atrium ile komşudur ve arada septum interatriale denilen bir bölme bulunur. sol ventriküle ait olup.üst tarafından sola doğru olan uzantısına auricula dextra denir. papillarisleri oluşturur. Bir tabanı (basis cordis) bir tepesi (apex cordis). sol ventrikülde 2 tane papiller kas bulunur. cava superior. Kalpten çıkan kanı götüren damarlara arter (atar damar). kadınlarda ise.

Doğumdan sonra kapanmazsa. Diastolde bu deliği valva trunci pulmonalis kapatır. Ventrikülün iç yüzünde görülen kas kabarıntılarına trabeculae carneae adı verilir. Facies sternocostalisin büyük bölümünü oluşturur. Kalbin en arkada bulunan kısmıdır. Chorda tendineaların işlevi. Üst . 3 tane yarımay şeklinde kapakçıktan oluşur. Arteryel kan taşıyan bu venler kapak içermezler. bu durum Atrial Septal Defekt (ASD) olarak bilinir. Sağ ventrikülde 3 tane papiller kas (m. chorda tendinea denilen fibröz iplikçikler. Bu kapak. triküspid kapağın kuspislerine uzanır. trikuspid kapak) denilen üç kapakçıktan (cuspis) oluşan kapak ile kapatılır. Embriyonik hayatta fonksiyon gören foramen ovalenin kapanması sonucu oluşur. Bu açıklık sistol sırasında (valva tricuspidalis-valva atrioventricularis dextra. Ostium atrioventriculare dextrum. sağ ventrikülün ön üst kısmında lokalizedir. papillaris anterior-posterior-septalis) vardır. Atrium sinistrum: Sağ atriumdan daha küçüktür. pulmonalis sol atriuma açılır. sağ atrium ile sağ ventrikül arasındaki kan geçişini sağlayan açıklıktır. Akciğerlerden gelen 4 tane v. Ostium trunci pulmonalis: Turuncus pulmonalisin başlangıcında. Bu kaslardan başlayan. Sağ atriumdan septum interatriale ile ayrılır. Sol 53 . ancak sol ventrikülden daha incedir. Ön yüzün büyük kısmı pericardium aracılığı ile göğüs ön duvarıyla komşuluk yapar. Ventriculus dexter: Bu boşluğun duvarları atriumdan daha kalın. ventrikül sistolü sırasında küspislerin atriumlara dönmesini önlemektir.sol tarafından öne doğru olan uzantısına auricula sinistra denir.fossa ovalisdir.

Endocardium 2. Atriumları ve ventrikülleri saran kaslar birbirinin devamı olmayıp. Ventriculus sinister: Trabecula carneae denen kas kabarıntıları bakımından sağ ventrikülden daha zengindir. Atriumları saran lifler. Bu kaslardan başlayan chorda tendinealar kapakçıklara (cuspis) tutunurlar. Valva aortae denilen 3 tane yarımay şeklindeki kapakçıktan oluşan bir kapak ile kapatılır. Kalbin kontraksiyonunu bu nodülden çıkan impulslar başlatır. papillaris posterior denilen 2 tane papillar kas içerir. Büyük kısmı muskülerdir. Myocardium: Kas tabakasıdır. Buradan çıkan uyarılar Nodus atrioventricularise (A-V nodu) taşınır. trabecula carnea gibi) örten ince. papillaris anterior ve m. Dakikada ortalama 70 impuls çıkarır. içten dışa doğru 3 tabakalı bir yapı gösterir. Septum interventriculare: İki ventrikül arasındaki bölmedir. 1. His demeti: A-V düğümünden başlayan bu demet pars membranaceanın ortalarında crus dextrum ve crus sinistrum denilen iki bacağa ayrılır.atriumun ön duvarında görülen açıklık ostium atrioventriculare sinistrum adı ile bilinir. Ancak ventrikülleri saran lifler. Kalbin Yapısı: Kalp. Pars muscularis ve pars membranacea denilen iki kısmı vardır. düz ve parlak bir zardır. Kapanmaması halinde doğumdan sonra Ventriküler Septal Defekt (VSD) denilen durum ortaya çıkar. Bu nedenle bu nodüle kalbin pacemakeri de denilir. Crus 54 . lamina visceralis). Bu açıklığı mitral kapak (valva atrioventricularis sinistra. chorda tendinea. Nodus sinu-atrialis (S-A düğümü): Sağ atriumda crista terminalisin üst ucunda yer alır. aralarında kalp iskeleti bulunur. birbirinin devamıdırlar. Kalbin ileti sistemi: Bu sistem. m. birbirleriyle devam etmezler. M. Bu nedenle atriumlar ile ventriküller bağımsız olarak çalışabilirler. Sistemi oluşturan yapılar şunlardır. Ostium aortae: Aortanın sol ventrikülden çıktığı yerde bulunan açıklıktır. valva mitralis) sistol sırasında kapatır. papillaris. Endocardium: Kalp boşluklarının iç yüzlerini ve içindeki yapıları (kapaklar. Myocardium 3. Embriyolojik gelişim sırasında membranöz parçada bulunan bir açıklık zamanla kapanır. S-A düğümünden gelen uyarıları düzenler ve yavaşlatıp his demetine aktarır. özel bir farklılaşma gösteren kalp kası liflerince oluşturulur. Nodus atrio-ventricularis (A-V düğümü) : Septum interatrialede bulunur. Epicardium (pericardium serosum. Kalpte iletinin en yavaş olduğu yerdir.

Kalbin venleri: Venlerdeki kanın büyük kısmı sinus coronariusa (sulcus coronariusta seyreder) ve bu sinus aracılığıyla da sağ atriuma dökülür. Corpus sterni ve 2 .8 torakal vertebraların önündedir. T1-T5 segmentlerinden bilateral olarak gelir. vagusdan. Sempatik aktivasyon ile kalp atışları artar. coronaria dextra ve a. İki tabakalı bir yapı gösterir. PERICARDIUM: Kalp ve büyük damarların köklerini saran serofibröz bir torbadır. 2. kalbin venöz kanının yaklaşık % 60’nı toplar ve sağ atriuma boşaltır. iç (lamina visceralis) ve dış (lamina parietalis) olmak üzere iki bölümden oluşur. Parasempatikleri. sol ventrikülde. Sinus coronorius. crus dextrum ise. bu patolojik duruma kalp tamponadı denir. kalın olan dıştaki tabakadır. Pericardium serozumun iç yaprağı da (lamina visceralis). Az miktardaki venöz kan direkt olarak kalp boşluklarına dökülür. Alt tarafta diafragma ile bitişiktir. Pericardium fibrosum. Kalbi ve büyük damarların başlangıç kısımlarını içine alan bir torbaya benzer. purkinje lifleri (subendokardiyal pleksus) denilen terminal küçük lif demetleri şeklinde sonlanır. Bu sıvı sürtünmeyi azaltarak kalbin çalışmasını kolaylaştırır. kıkırdak kaburgaların arkasında. İkisi arasında kalan boşluğa cavitas pericardiaca denir ve içinde ortalama 25 cm3 kadar liquor pericardii denilen sıvı bulunur. Her iki crus. parasempatik etki ile yavaşlar. Purkinje lifleri kalpte iletinin en hızlı olduğu yerdir. Pericardium fibrosum. Kalbin uyarılması: Kalp. sempatikleri ise. Cavitas pericardiacada sıvı toplanması (perikardit) durumlarında kalp diastolde genişleyemeyeceği için sistolde kasılı kalır. OSS’nin kontrolü altındadır.6. 1. Pericardium serosum. sağ ventrikülde dağılır. N. aorta ascendensin dalları olan a. Kalbin arterleri: Kalbi besleyen arterler. 55 . coronaria sinistradır. kalp kasının üzerini sıkıca sararak kalbin epicardium denen en dış tabakasını oluşturur.sinistrum. Pericardium serosum. 5 .

carotis interna ise boyunda dal vermeden kafa içerisine girer ve beyni besleyen dallar verir. coronaria sinistra) verir. Arcus aortae altında sağ (a. Elin palmar yüzünde bu iki arterin dalları arcus palmaris superficialis ve profundus denilen iki arteryel kemer oluşturur. 2. aorta descendens adını alarak aşağı doğru devam eder. radialis ve a. vertebralis de bu arterden çıkar. A. cartilago thyroideanın üst kenarı (C3-C4 arası disk) seviyesinde a. Burada baroreseptörler bulunur. Yine bifurcatio carotidisde bulunan küçük. Bifurcatio carotidisde ya da a. subclavia. A. carotis internanın başlangıcında sinus caroticus denilen bir genişleme vardır. Arcus Aortae: Aorta ascendensin devamı olarak başlar ve açıklığı aşağıya bakan bir kavis çizerek. A. 1. carotis communis dextra denilen iki uç dalına ayrılır. A. subclavia sinistradır. Arcus aortae 3 dal verir ve bu dallar arkusun konveks kısmının üst yüzünden çıkar. axillaris adını alır. Beyni besleyen iki ana arterden biri olan a. Kalbin kendi dokusunu besleyen iki dal (a.Carotis Communis Sinistra: Sağ taraftakinden daha uzun seyir gösterir (aortadan direk çiktığı için). A. kaburganın dış kenarından itibaren a. pulmonalis sinistra. Arteria subclavialar üst ekstremite ve boynu besler. Sağ ventriküldeki kanı akciğerlere taşır. pulmonalis sinistra) iki dala ayrılır. axillaris.Subclavia sinistra: Arcus aortaedan direkt çıkar. Bunlar sağdan sola doğru sırasıyla. CO2 artışına duyarlıdır. A. Bu kemerlerden çıkan dallar parmaklara gider. 1. a. ulnaris olmak üzere iki dala ayrılır. Kan basıncı yükselmelerinde refleks olarak kalp atımını yavaşlatır ve arteriollerde vazodilatasyona sebep olarak tansiyonu düşürür. nabız alımında en çok kullanılan arterdir. A. kolda a. Çünkü ductus arteriosus bu arter ile arcus aortaeyi birbirine bağlar. Truncus brachiocephalicus 2. carotis externa denilen uç dallarına ayrılır. Burada bulunan kemoreseptörler. arter olarak ifade edilmesine karşın venöz kan taşır. A. Her iki taraf a. carotis communis sinistra 3. subclavia dextra ve a. pulmonalis dextra) ve sol (a. fetusda daha kalındır. baş boyun bölgesine dallar verir. Aorta Ascendens: Sol ventrikülünden çıkan ana arterdir. A.radialis. kırmızı-kahve renkli oluşum glomus caroticum adı ile bilinir. Solunumu artırarak CO2’yi atıp O2 seviyesini yükseltir. coronaria dextra ve a. A. 1. a. 3 bölümde incelenir. carotis externa. Aorta: Dolaşım sisteminin ana arteridir. carotis communis. 56 .BÜYÜK DAMARLAR Truncus (Arteria) pulmonalis: Sağ ventrikülden başlar. b. c. brachialis adını alır ve dirsek seviyesinde a. Ayrılma noktasına bifurcatio carotidis denir ve burası karotid pulsasyonun alındığı en iyi yerdir. Truncus Brachiocephalicus: Arcus aortaenin en büyük dalıdır. carotis interna ve a.

diz fleksiyonda iken fossa popliteanın derininden. A. T12 vertebra gövdesinin alt kenarı seviyesinde diafragmadaki hiatus aorticusdan geçince pars abdominalis aortae adını alır. A. iliaca interna ve externa denilen uç dallarına ayrılır. iliaca communisler. Toraks boşluğundaki organlara dallar verir. A. Aorta descendens: Toraks boşluğunda olan bölümüne pars thoracica aortae. karın boşluğunda olan bölümüne pars abdominalis aortae denilir. femoralis. A. a. tibialis anterior ve posterior dallarına ayrılır. malleolus medialisin arkasından. Pars abdominalis aortae: Pars thoracica aortae. dorsalis pedis. Inguinalenin orta noktasının hemen altından. A. 2. a. tragusun önünden. poplitea adını alır. 2. a. 3. L4 vertebra gövdesi üzerinde. 3. cartilago thyroideanın üst kenarı seviyesinden. femoralis adını alır. A. flexor carpi radialis ile m. brachioradialisin tendonları arasından. tibialis posterior bacağın arkasında seyreder. A. poplitea. Ayrılma yerine bifurcatio aortae denir ve burası aort pulsasyonunun en iyi alındığı yerdir. dorsalis pedis. radialis. A. femoralis. diz hizasında. testis ve ovaryumlara dallar verir. fossa popliteada a. Üst ekstremitede nabız alınan yerler 1. Sindirim sistemi organlarına. böbreklere. A. iliaca communis dextra ve sinistra) ayrılır. tibialis posterior. Bu fossanın alt ucunda. A. carotis communis. Pars thoracica aortae: Arcus aortaenin devamı olarak T4 vertebranın alt kenarı seviyesinde başlar. dorsalis pedis adını alır. tibialis anterior bacağın ön bölgesinde seyreder ve ayak bileğini geçince a. A. ligamentum inguinalenin altından geçtikten sonra a. extensor hallucis longusun tendonunun lateralinden. lig. m. 57 . iki uçdalına ayrılır (a. ayak sırtında nabız alınan arterdir. iliaca externa alt ekstremiteyi besler. malleolus medialis arkasından geçer (buradan nabzı alınır) ve ayak tabanındaki yapıları besleyen iki dalına ayrılarak sonlanır. ayak sırtında m. A. 4. Alt ekstremitede nabız alınan yerler 1. A. iliaca externa. temporalis superficialis. A.3. iliaca interna pelvis boşluğuna dallar vererek dağılırken.

brachiocephalicalar birleşerek v. Vena cava superior: Baş-boyun ve üst ekstremitenin venini taşır. subclavia olur. Vena cephalica kolun lateral bölgesinde seyreder ve deltopektoral bölgede (omuz ön tarafında) v. iliaca communis sinistranın birleşmesi ile oluşur. el sırtındaki arcus venosus dorsalis manusun uçlarından da iki ven başlar. 58 . v. mediana antebrachiidir. Vv. Ön kolun ön bölgesinde vena mediana cubiti bu iki ven ile birleşerek “M“ harfi şeklinde görünüm oluşturur. En çok tercih edilenler. cava superioru oluşturur. bu venlerdir. pulmonalis inferior dextra ile v. Sağ atriumun üst tarafından kalbe girer. mediana cubiti ve v. axillarise dökülür. pulmonalis superior sinistra ve v.BÜYÜK VENLER Vena brachiocephalica dextra-sinistra: Boynun her iki tarafında. axillaris adını alarak yukarı doğru devam eder. ve 9. lumbal vertebra önünde v. Bu birleşme yerine angulus venosus denir. Vena cava inferior: Diaphragma altında kalan yapıların büyük kısmının venöz kanını kalbe taşır. Aorta abdominalisin sağında ve columna vertebralisin önünde yukarı doğru yükselir. İntravenöz girişimlerin en çok yapıldığı venöz damarlar. Medial uçtan başlayan vena basilica. V. pulmonalis inferior sinistradır. Bunlar. Herbir akciğer için iki tane olmak üzere toplam dört tane vena pulmonalis vardır. v.axillaris. Bu vene açılan en önemli ven. subclavia ile v. 5. Sağ ve sol v. KLİNİK BİLGİ İntravenöz girişimler Bu amaçla sık olarak fossa cubitalisin yüzeyelindeki venler (antekübital venler) kullanılır. jugularis internanın birleşmesi sonucu oluşurlar. azygosdur. torakal vertebra arasındaki discus intervertebralis seviyesinde diafragmadaki foramen venae cavaeden geçer ve sağ atriumun alt tarafından kalbe girer. 8. lateral uçtan başlayan vena cephalica adı ile yukarı doğru devam eder. iliaca communis dextra ve v. toraks duvarının venini toplayan v. v. pulmonalis superior dextra ve v. pulmonales: Akciğerlerden oksijene kanı sol atriuma taşırlar. v. Alt ekstremite ile benzer şekilde. Vena basilica ise kolun alt bölümünde derine iner ve v. Extremitelerde bulunan yüzeyel venler Ekstremitelerde arterlere eşlik eden derin venlere (komitan venler) ek olarak derinin hemen altında yüzeyel fasyanın yaprakları arasında seyreden venler de bulunur.

Eğer hasta şişman ya da şokta ise bu venler kolayca bulunamayabilir. Bu gibi durumlarda cut down denilen cerrahi işlem gerekebilir. 59 .

KÜÇÜK ve BÜYÜK DOLAŞIM Kalp boşluklarının sağda kalanları venöz kanla. Bu nedenle sağ atrium ile sağ ventriküle sağ kalp. sol atrium ile sol ventriküle de sol kalp denir. Bacakta yüzeyel venler ile derin venler arasında ara bağlantı vardır ve yüzeyelden derine doğru bir kan akışı söz konusudur. 60 . Medial uçtan başlayan vena saphena magna (bacak ve uyluğun medialinde seyreder. femoralise dökülür) lateral uçtan başlayan vena saphena parva (bacağın arka bölgesinde seyreder. inguinal bölgede v.Ayak sırtındaki arcus venosus dorsalis pedisin uçlarından başlayan iki ven vardır. Kapaklarda oluşan yetmezlik ya da venöz kan akışını engelleyen çeşitli sebepler ile kanın damarlarda birikmesi ve damarda oluşan dilatasyon ile varis denilen patolojik durum oluşur. fossa popliteada vena popliteaya dökülür). soldakiler ise arteryel kanla ilgilidir. Bu venler aynı zamanda kapak içerir.

61 . Az bir kısmı. Buradan a. Kanın bir bölümü karaciğere giderken bir bölümü de ductus venosus denen ara bir kanal aracılığı ile v. Sağ atriumdaki venöz kan foramen ovaleden geçerek sol atriuma buradan da sol ventriküle geçer. karın ve pelvis organlarına gider. Baş-boyun ve üst ekstremiteye giden kan v. Bu ven. iki de arter bulur (venöz kan taşırlar). cava inferior ile sağ atriuma gelir. buradan ostium atrioventriculare dextrumdan (triküspid kapak ile sistolde kapatılır) sağ ventriküle geçer. V. cava inferior ile gelen kanın foramen ovaleden sol atriuma geçemeyen az bir kısmı ile karışıp sağ ventriküle geçer ve sağ ventrikülden truncus pulmonalise atılır. Sol ventrikülden aorta aracılığıyla tüm vücuda gönderilir. cava inferiora getirilir. Venöz kanın arteryel kana dönüştüğü bu olaya küçük dolaşım ya da akciğer dolaşımı denir. Vücutta portal dolaşımın olduğu ikinci organ hipofiz bezidir. Plasentadan oksijenden zengin kanı alarak fetusa götüren damara v. göbekten fetusun karın boşluğuna girer ve karaciğer giriş kapısına (porta hepatis) gelir. cava superior ile v. aorta descendense geçer. ostium atrioventriculare sinistrumdan (mitral kapak ile sistolde kapatılılır) sol ventriküle geçer. Göbek kordonunda bir ven (arteryel kan taşır). Bu dalların terminalleri kapiller yapıdadır ve sinüzoid denilen genişlemeler gösterir. cava superior ile sağ atriuma döner. FETAL DOLAŞIM: Uterus (rahim)daki fetusun oksijen almasını amaçlayan bir dolaşımdır. Buna da büyük dolaşım ya da sistemik dolaşım adı verilir.Vena cava superior ve vena cava inferior ile sağ atriuma gelen venöz kan. Burada. splenicanın. sağ atriuma geri getirilir. portae hepatis denilen bir damarı oluştururlar. Damar. portae hepatis. collum pancreatisin arkasında birleşmesi sonucu oluşur. Sindirim kanalından gelen besinden zengin kan. Dokulardan başlayan venler. truncus pulmonalisteki kan bir dirençle karşılaşır ve kanın büyük kısmı ductus arteriosus denilen bir kanal ile arcus aortaeye iletilir. bu sinüzoidlerden başlayan küçük venlerin birleşmesi ile oluşan vv. pulmonalesle sol atriuma getirilir. Fetusda akciğerler çalışmadığı için. Hepaticaeler aracılığı ile v. karbondioksiti artarak venöz kan haline döner (kapiller seviyede). boyun ve üst ekstremitede dağılır. cava inferiora aktarılır ve v. mesenterica superior ile v. Kan. dört tane vv. Akciğerlerde alveolar seviyedeki gaz alış verişinden sonra oksijene olan kan. Sol atriuma gelen arteryel kan. yaklaşık 8 cm uzunluğundadır. pancreas ve karın boşluğundaki sindirim organlarının venöz kanını taşıyan damarlar sonuçta v. Aortaya geçen kanın büyük bir bölümü baş. Buradan da alt ekstremitelere. Sindirim sistemindeki kapiller damarlarla başlayıp yine karaciğerde kapiller damarlarda sonlanma gösteren bu venin vene açılma sistemine portal dolaşım denir. V. v. bu damarla karaciğere taşınır. cava inferiorda toplanarak. karaciğerde dallarına ayrılır. PORTAL DOLAŞIM: Dalak. Sağ ventrikülden de truncus pulmonalis ile akciğerlere ulaşır. sonuçta v. Dokuları besleyen bu kanın oksijeni azalıp. Bu kanın da büyük bölümü aorta descendense geçer. Buradan aortaya atılan kan tüm vücuda dağılır. umbilicalis adı verilir. umbilicalisler (iki tane) aracılığıyla tekrar göbek kordonu içerisinden taşınarak plasentaya gider. iliaca internaların dalları olan aa.

LENFOİD ORGANLAR DALAK (SPLEN-LIEN) Vücuttaki en büyük lenfoid organ olan dalak. kırmızı kan cisimciklerini toplayarak. Kanı filtre eden bir yapıdır ve fonksiyonu nedeniyle lenfatik organ olarak kabul edilir. Böylece sağ atriuma gelen venöz kanın tamamı sağ ventriküle. Yaklaşık 150 gr. mesenterica superior ile birleşerek v. Visseral yüzü. v. kendi içinde kırmızı ve beyaz pulpa olmak üzere iki kısma ayrılır. splenicadır. Karnın sol üst kısmında. Loblu bir yapısı vardır. karakteristik yapı olarak sinüsler vardır. mediastinum anteriusta yer alır. kahve çekirdeğine benzer. kadar uzunluğu ve 8 cm. Dalağın afferent lenf damarı yoktur ve bu nedenle dalağa lenf gelmez. Veni. ihtiyaç olduğunda tekrar geriye verirler. Bu yapılar.Dalak pulpası. truncus coeliacusun dalı olan a. Bunlara.Dogumla Birlikte Görülen Değisiklikler: Solunumun başlaması ile birlikte akciğerler hava ile dolarak genişler ve doğal olarak akciğerlere gelen kan miktarı artar. V. Dalağı besleyen arter. civarındadır. Timus (Thymus) Sternumun hemen arkasında. Doğrudan perikard ile temastadır. vena splenicadır. kan depolama. Sağlam bir kapsülü vardır. diğer yapılarda kapanarak ligament haline dönüşür. Dalak. splenica. ağırlığında olup 12 cm. Kırmızı pulpada ise. Timusun esas yapısı bir retiküler dokudur. Beyaz pulpada lenfositler bulunur. immün sistemde fonksiyon görme ve lenfosit oluşumudur. karın boşluğunda bulunan intraperitoneal bir organdır. buradan da akciğerlere giderek yetişkin kan dolaşımı gerçekleşir. Hücre ağının boşluklarında bol miktarda lenfosit depo edilir. timosit (tymocit) adı verilir. normal olarak 9-11. mide. kaburgalar arasındadır. Timus çocuklarda oldukça büyüktür ve büyümesi de yaklaşık 62 . cauda pancreatis. Kalınlığı ise 3 cm. foramen ovale kapanır. portae hepatisi oluşturur. eritrositlerin yıkımı. ligamentum phrenicocolicum ve flexura coli sinistra ile komşuluk yapar. Kırmızımavimsi bir renkte olup. kadar da genişliği vardır. Dalağın işlevi. sol böbrek. lig. phrenicocolicumun üzerinde yer alır.

Vücutta birçok dokunun intersellüler boşluğunda bulunan. Doku sıvısı kılcal lenf damarına (lenf kapillerine) girince adı lenf olur. Yetişkin insan vücudunda 12 litre lenf vardır. enfeksiyon ve malign hastalıkların bir yayılım yoludur. bazen timus artıklarına da rastlamak mümkündür. LENFATİK DOLAŞIM Lenfatik dolaşım. Hücrelerden çıkan bazı maddeler. kılcal lenf damarları bu sıvı iletiminin başlangıç noktasıdır. Bu maddelerin dokulardan uzaklaştırılması. intersellüler sıvıya geçerler. Lenf. berrak ve renksiz bir sıvıdır. zararlı olanların zararsız hale getirilmesi ve vücut için gerekli olanlarının tekrar sistemik dolaşıma geçirilmesi lenfatik sistem sayesinde olur. 63 . Bu sıralarda en büyük haline erişir (ağırlık olarak). bağışıklık (immün) sistemiyle ilgilidir. Ancak. Bu yaşlardan sonra ise tekrar küçülmeye başlar ve hatta erişkinlerde sadece bir yağ dokusu olarak kalır. Lenfosit oluşumunda işlevi olan timus.olarak 11-15 yaşlara kadar devam eder.

Sağ angulus venosusa açılır. İki tane lenf kanalı vardır. 2.lumbalis dexter-sinister -Tr. intestinalis Alt ekstremiteler. kıl. tırnak. mediastinal Truncus bronchomediastinalis sinister yapılar ve thoraks duvarı Ductus thoracicus -Tr. kemik iliği. boyun. kıkırdak). merkezi sinir sistemi. toraks yüzeyel bölgeleri ve umbilicus yukarısı karın ön duvarı Sol üst ekstremite. L1-L2 vertebra gövdeleri üzerinde oturan cisterna chyli denilen genişlemenin üst ucundan başlar. pelvik duvarlar ve organlar 64 . toraks yüzeyel Truncus subclavius sinister bölgeleri ve umbilicus yukarısı karın ön duvarı Sağ akciğer ve bronşlar. Yabancı cisim ve mikroorganizmaların daha ileriye gitmelerine engel olurlar. trunkuslar birleşerek lenf kanallarını oluşturur. orbita ve bulbus oculi (konjunktiva hariç). Lenf damarları birleşerek daha büyük lenf damarları olan trunkusları. Lenf damarları (lenfatik): Lenf kapillerlerinin birleşmesiyle meydana gelirler. Lenf düğümleri: Yetişkin insan vücudunda 400-450 tane olan lenf düğümleri başlıca. Lenf kanalları. pankreas adacıkları. abdominal duvarlar ve organlar. baş ve boynun sol yarımı ile sol üst ekstremite lenfini toplar. ve inguinal bölgede yerleşmiştir. Bu nedenle vücudun herhangi bir yerinde oluşan bir enfeksiyon yada tümör gibi durumlarda. Sol angulus venosusa açılır. Bu durum lenfadenopati olarak bilinir. İçerisinden geçen lenfi süzerler. sol toraks duvarı ve sol toraks yarımındaki organlar. Ana Lenf Damarları Ve Drene Ettiği Bölgeler Lenfatik damarlar Truncus jugularis dexter Truncus jugularis sinister Truncus subclavius dexter Direne ettiği bölge Baş ve boynun sağ yarımı Baş ve boynun sol yarımı Sağ üst ekstremite. o bölgenin lenf damarlarının açıldığı en yakın lenf düğümlerinde büyüme (lenfadenomegali) olur. Her iki alt ekstremite. Lenfatik Sistemi Oluşturan Yapılar: 1. Lenfatik kapillerler (kılcal lenf damarları). mediastinal Truncus bronchomediastinalis dexter yapılar ve thoraks duvarı Sol akciğer ve bronşlar. Ductus thoracicus. Ductus lymphaticus dexter. baş ve boynun sağ yarımı ve sağ üst ekstremite lenfini toplar.Avasküler dokular (kornea. iç kulak ve akciğer alveollerinde lenfatik dolaşım yoktur. aksilla. venöz sisteme açılır. sağ toraks duvarı ve sağ toraks yarımındaki organlar. abdomen.

Cavitas oris propria (esas ağız boşluğu): Dişlerin iç tarafında kalan büyük boşluktur. 2/3 ön bölümü sert damak (palatum durum). sindirimi. 65 . Karaciğer ve pankreasın salgıları. 1/3 arka bölümü yumuşak damaktır (palatum molle). Mide (gaster) 5. Bu tabakadan alveol duvarına uzanan bağlar (periodontal ligamentler). yutulan besinleri mideye (gaster) ulaştırır. Karaciğer (hepar) ve pancreas AĞIZ BOŞLUĞU (CAVITAS ORIS) İki bölümdür 1. DİŞLER (DENTES) Maxilla ve mandibuladaki processus alveolarislerdeki çukurlarda otururlar. Daha sonra besinler karaciğer (hepar) ve pankreastan gelen sıvıların yardımıyla sindirimin tamamlanacağı ince bağırsağa (intestinum tenue) ardından da kalın bağırsağa (intestinum crassum) geçer. SİNDİRİM SİSTEMİ ORGANLARI 1. Vestibulum oris: Dudaklar (labia oris) ve yanaklar (buca) ile dişler (dentes) ve dişetleri (gingiva) arasında kalan dar bölgedir. Kalın bağırsağa gelen katı atıklar rektum ve anüs yoluyla vücuttan atılır. dişin ağız içinde görünen bölümüdür. Yemek borusu (oesophagus) 4. özellikle zararlı atık maddelerin yıkımında ve besinlerin sindiriminde önemli rol oynar. Son molar dişin arkasında kalan açıklık ile esas ağız boşluğuna irtibatlanır. emilimi ve katı atıkların vücuttan atılmasından sorumludur. İnce bağırsak (intestinum tenue) 6. DAMAK (PALATUM) Ağız tavanını yapan damak. burun boşluğu ve nazofarinksten ayırır. Vücudun en sert dokusu olan enamelum (mine) ile örtülüdür. SİNDİRİM SİSTEMİ Sindirim sistemi. İçinde dil bulunur.7. Yutak (pharynx) 3. Besinler midede küçük parçalara yıkılır ve sindirime yardımcı olacak şekilde mide sıvılarıyla karışır. kökü alveolde tutar. Cementum (sement) denilen sarı renkli bir tabaka ile örtülüdür. ağız boşluğunu. 2. Radix dentis. Yemek borusu (oesophagus). besinlerin parçalanması. Ağızdan anüse kadar uzanan 5 metre uzunluğunda bir kas tüpüdür. Corona dentis. Ağız boşluğu (cavitas oris) 2. dişin alveol içinde oturan kök bölümüdür. Kalın bağırsak (intestinum crassum) 7.

Cementum ile örtülüdür. 2 azı (molar). Enamelum ve cementumun altında dentinum (dentin) tabakası bulunur. 66 . gingiva (diş eti) ile sarılıdır. 1 köpek (canin). Dentes decidui (süt dişleri) Her yarım çenede 5 tane olmak üzere toplam 20 tane süt dişi vardır. Doğumdan sonra 8nci aydan itibaren çıkmaya başlarlar. 29ncu ayda tamamlanırlar. en son çıkan üst çenedeki ikinci molar diştir.Collum (ya da cervix) dentis. 2 kesici (incisiv). Ön azı (premolar) süt dişi yoktur. İlk çıkan süt dişi alt çenedeki birinci incisiv diş. Dişin en büyük tabakası olan dentinumda dişe ait damarları ve sinirleri içeren cavitas dentis (cavitas pulparis) denilen boşluk bulunur. radix ve corona arasındaki dar bölümdür.

67 . şuur kaybında ve anestezi almış hastalarda. carotis externa ve uç dalları olan a. v. tükrük salgısının %60’nı yapar. tonsilla lingualis denilen lenfoid doku kitlesi bulunur. 6 ncı yaştan itibaren süt dişlerinin yerini almaya başlarlar. Dış ve iç olarak iki grup kastan oluşur. 2 ön azı (premolar) ve 3 azı (molar). 2 kesici (incisiv). dilin hareketleri ile ilgilidir. kranyal sinir) sağlar. bu kasta olan tonus kaybı nedeniyle dil arkaya kaçar. İlk çıkan kalıcı dişler. Bezin içinde sinire ek olarak önemli damarlar (a. Ductus sublingualis denilen kanalı dilin alt yüzüne açılır. maxillaris ve a. Bezin cerrahi girişimlerinde önemlidir. genioglossus. YUTAK (PHARYNX) Kafa tabanından 6ncı servikal vertebra alt kenarına kadar uzanan kas ve zardan yapılı bir organdır. Dilin ucu tatlıya. maxillaris ve v. TÜKÜRÜK BEZLERİ (GLANDULAE SALIVARIAE) GLANDULA PAROTIDEA En büyük tükrük bezidir (25 gr). dilin alt yüzündeki caruncula sublingualise açılır. temporalis superficialis ile bunların birleşmesi ile oluşan v. temporalis superficialis. kranyal sinir) sağlar. Bezin sekresyonunu n. kranyal sinir) sağlar.Dentes permanentes (kalıcı dişler) Her yarım çenede 8 tane olmak üzere toplam 32 tane kalıcı diş vardır. Komada. 12-14 cm uzunluğundadır. birinci molar dişler ile alt çenedeki birinci incisiv diş. Dilin kökünde. 1 köpek (canin). Mimik kasları uyaran n. DİL (LINGUA) Tamamen çizgili kaslardan yapılmış bir organdır. Ductus submandibularis denilen kanalı. GLANDULA SUBMANDIBULARIS Yaklaşık 12 gr ağırlığında olan bu bez. tükrük salgısının %5’ini yapar. Dış kaslarından birisi olan m. buccinator denilen kası delip. Bezin sekresyonunu n. Bezin sekresyonunu n. Dış kasları dili kemik yapılara bağlar. Üç bölümde incelenir. Kızamıkta döküntü öncesi kanalının ağzında 4-5 tane beyaz leke (koplik lekesi) olur. facialis (VII. dilin arkaya kaçmasını önler. facialis (VII. üst ikinci molar diş hizasında vestibulum orise açılır. arka. İç kaslar. Ductus parotideus denilen kanalı m. Dil Papillaları Dilin üst yüzünde ve yanlarında bulunan papillalar içinde tat reseptörleri bulunur.yan kenarları ekşiye ve arka bölümü acıya duyarlıdır. son olarak çıkanlar üçüncü molar dişlerdir. Tükrük salgısının %30’nu üretir. glossopharyngeus (IX. retromandibularis) bulunur. facialis. bezin içinde bir sinir ağı yapar. GLANDULA SUBLINGUALIS Yaklaşık 3 gr ağırlığında olan bu bez. uca komşu yan kenarları tuzluya.

Tonsilla palatinalar bu parçada lokalizedir. T11 seviyesinde mide ile birleşir. Büyüdüğü zaman nazofarinks ile orofarinksin irtibatı kesilir ve solunum güçlüğü olur. Farinksin en geniş yeri başlangıcı. C1-C3 vertebra arası seviye). Pars nasalis pharyngis (nasopharynx. Tuba auditiva (Östaki Borusu)nın ağzı bu parçanın yan duvarlarındadır. YEMEK BORUSU (OESOPHAGUS) Farinks ile mide arasında (C6T11 seviyede). İkisi arasında yanlarda kalan çıkmaza recessus piriformis denir. 1. C3-C6 vertebra arası seviye). ağzı tıkayıp sağırlığa neden olabilir. Pars thoracica. Bu durum adenoid olarak bilinir. T10 seviyesinde hiatus oesophageusdan geçer. ön tarafında trachea vardır. Pars cervicalis. Bronchus principalis sinisteri çaprazladığı yerde 4. 1. burun boşluklarının arka açıklıkları (choanae) buraya açılır. 3. muskuler tüp şeklinde bir organdır. ön tarafında aorta thoracica yer alır. Özofagusun üç parçası vardır. dört yerde darlık gösterir. ağız boşluğu ile bağlantılıdır. Başlangıcında (en dar olanıdır) 2. 2. Nazofarinksin üst ve arka duvarının mukozasında bulunan lenfatik doku kitlesine tonsilla pharyngea (yutak bademciği) denir. Pars laryngea pharyngis (laryngopharynx. en dar yeri özofagusla birleşme yeridir (faringoözofageal birleşme sindirim kanalının appendix vermiformisten sonra en dar yeridir). Bu nedenle hasta ağız solunumu yapar. larynxin arkasında kalan parçadır. Pars oralis pharyngis (oropharynx. kafa tabanı-servikal 1 vertebra arası seviye). Arcus aortaeyi çaprazladığı yerde 3. Özofagus. Bu çıkmaz genellikle gıda parçalarının takıldığı yerdir. Diaphragmadan geçtiği yerde. Ağza komşu olan tonsilla tubaria (Gerlach Bademciği) fazla büyürse. yaklaşık 25 cm uzunluğunda. 2.1. 68 .

Safra tuzları ve vit B12 ileumda absorbe olur. sol 6-9 kaburgalar. cava superiora açılır. duodenumla birleşme yerindeki açıklığına ostium pyloricum adı verilir. Gıda sindiriminin. Üç bölümü vardır: 1. gastrica sinistranın özofageal dalları ile v.Jejunum 3. Büyük miktarda gıdanın geçici olarak depolandığı intraperitoneal bir organdır. v. Midenin ön yüzü. Abdominal parçanın venöz kanını taşıyan v.3. metabolik absorbsiyonun ve endokrin sekresyonun yapıldığı son sindirim sistemi bölümüdür. Adı geçen organlar sığ bir yatak oluşturur. n. portae hepatise.Duodenum 2. 1500 ml kapasitesi vardır. Yaklaşık 6 m uzunluğundadır. 69 . arka yüzü ise. azygos ise v. Sindirim ince bağırsakta tamamlanır. karaciğer ve dalak ile. azygosun özofageal dalları arasındaki porto-cava anastomoz oluşur. Bu nedenle v. vagusların oluşturduğu vagal trunkuslar bu parça üzerindedir. Pars abdominalis.Ileum. geriye kalanı da kalın bağırsakta emilir. Portal hipertansiyonda bu anastomozlar genişler (özofagus varisleri) ve yırtılarak öldürücü kanamalara neden olabilir. İNCE BAĞIRSAK (INTESTINUM TENUE) Ostium pyloricumdan ostium ilealeye kadar olan sindirim kanalı bölümüdür. Midenin özofagusla birleşme yerindeki açıklığına ostium cardiacum. Suyun büyük bölümü duodenumda. pancreas. sol böbrek. regio umbilicalis ve regio hypochondriaca sinistrada yer tutar. Emilimin (absorbsiyonun) çoğu duodenum ve jejunumda olur. sol suprarenal bez ve dalak ile komşudur. Kesici dişlerden ostium cardiacuma kadar olan mesafe yaklaşık 40 cm dir. Mide. gastrica sinistra direk olarak v. regio epigastrica. Mide yatağı denilen bu yatağın en büyük bölümünü pancreas yapar. MİDE (GASTER) Sindirim kanalının en geniş bölümüdür.

gaita). mesenterium adı ile bilinir ve radix mesenterii denilen bir kök ile karın arka duvarına tutunur. 70 . ile besler. JEJUNUM . Kalın bağırsak sırasıyla. Noduli lymphoidei aggregati (Peyer Plakları) denilen lenf kitleleri ileumda daha fazladır.DUODENUM Ortalama 20-25 cm uzunluğunda olan duodenum. colon (caecum. KALIN BAĞIRSAK (INTESTINUM CRASSUM. “C” harfi şeklinde olan duodenumun kavsi içine caput pancreatis oturur. en geniş ve en hareketsiz bölümüdür. Temel fonksiyonu su. Yaklaşık 4 cm çapında olup. ostium ilealede biter. arterlerle aynı isimlidir ve v. Ileum (kıvrım bağırsak) Jejunumdan daha uzundur. Arterleri A. jejunales ve aa. mesenterica superiorun dalları olan aa. Yaklaşık 1. Jejunum ve ileumu saran periton. colon ascendens. Proksimal 2/5’i jejunum.ILEUM Flexura duodenojejunalisten başlar. Dışkılama (defekasyon) sırasında rectuma iner. ileumdan daha kalın duvarlı. ince bağırsağın en kısa. colon descendens. COLON) Ostium ilealeden anuse kadar olan sindirim kanalı bölümüdür. Büyük bölümü regio hypogastricada ve pelvis boşluğundadır. geriye kalan 3/5’i ileumdur. colon sigmoideum) rectum ve canalis analis denilen bölümlere ayrılır. colon descendenste ve colon sigmoideumda oluşur. Jejunum (boş bağırsak) Büyük bölümü regio umbilicalistedir. damardan daha zengin ve daha kırmızıdır. Venleri. mineraller ve bazı vitaminlerin emilimini sağlamaktır. mesenterica superiora açılır.5 m uzunluğundadır. Dışkı (feces. colon transversum. Emilimin (absorbsiyonun) büyük bölümü colon ascendens denilen bölümünde olur.

Mesocolon sigmoideum denilen bir mezosu vardır. Flexura coli sinistradan başlar. İntraperitonealdir ve mesoappendix denilen üçgen şeklinde bir mezosu vardır. uterus ile rectum arasındadır. COLON TRANSVERSUM Kalın bağırsağın en hareketli ve en uzun (50 cm) bölümüdür. Kalın bağırsağın ilk ve en geniş bölümüdür. “S” şeklindedir. Ostium ileale (valva ileocaecalis). Yaklaşık 6 cm uzunluğundadır ve genellikle tamamen peritonla sarılıdır (intraperitonealdir). Houston plikaları). Sakral 3. Mesocolon transversum denilen bir mezosu vardır. Küçük pelvistedir. Appendix vermiformisin en sık rastlanan pozisyonu retroçekal (retrosekal). Caecumun arka tarafında bulunan recessus retrocaecalis isimli çıkmazda genellikle appendix vermiformis yer alır. Orta yaşlardan itibaren atrofiye gider. dalak altında bir kıvrımla sonlanır. caecumun arka-iç duvarının bir uzantısıdır. plica semilunaris. caecum ile colon ascendensin birleşme yerindedir. İntraperitonealdir. feçesin rectumdan anal kanala istem dışı geçişini önler. mesane ile rectum arasında. kadınlarda. taeniae coli ve mezenter rectumda yoktur. Kıvrım yerine flexura coli dextra (flexura coli hepatica) denir. COLON DESCENDENS Yaklaşık 25 cm uzunluğundadır. Kıvrıma flexura coli sinistra (flexura coli splenica) denir. appendices omentales (epiploicae).CAECUM Sağ fossa iliacadadır. Rectum ile anal kanalın birleşme yerindeki yaklaşık 800 lik açıya flexura anorectalis denir. Uzunluğu 220 cm arasında değişir (ortalama 9 cm). İntraperitonealdir. Rectumun iç yüzünde üç tane transvers plika bulunur (plica transversa recti. Erkeklerde. Çocuklarda daha uzundur. RECTUM Yaklaşık 12 cm uzunluğundadır. karaciğerin sağ lobunun alt yüzünde sola doğru kıvrılıp colon transversum olarak devam eder. 71 . Ostium ileale (valva ileocaecalis)den başlar. Flexura coli dextradan başlar. COLON SIGMOIDEUM Yaklaşık 40 cm uzunluğundadır. vertebra seviyesinde colon sigmoideumun devamı olarak başlar. Appendix vermiformis. küçük pelvis girişinde colon sigmoideum ile devam eder. Fleksür. ikinci en sık pozisyonu pelviktir. COLON ASCENDENS Yaklaşık 15 cm uzunluğundadır. Haustra coli. Diaphragma pelvisten geçince canalis analisle devam eder.

anuste biter. Bu kabarıntıların içinde a. 72 . anal kanalın endodermal ve ektodermal parçalarının birleşme sınırını işaret eder. Flexura anorectalisten başlar. PANCREAS Sekonder retroperitoneal bir organdır. kadınlarda ise vagina arka duvarı üzerine atlayarak excavatio rectouterina (Douglas Çıkmazı) denilen periton çıkmazını oluşturur. Bu seviyede periton. Bu venöz terminallerin genişlemeleri internal hemoroid olarak bilinir. Ekzokrin salgıları. valvula anales denilen mukoza plikaları ile birleştirilir.v. Bu hat. Duodenumun kavsinden dalağa uzanır. Columna analeslerin alt uçları. sphincter ani internus ve externus denilen bu kaslar ile anal kanal kapalı tutulur. midenin arkasında. Adı geçen çıkmazlar. İnternal hemoroidler genellikle saat 3 – 7 ve 11 yönünde oluşur. Linea pectinatanın yukarısındaki hemoroidler. erkekte ve kadında periton boşluğunun en derin noktalarıdır. Yaklaşık 15 cm uzunluğunda ve 100 gr ağırlığındadır. erkeklerde rectumun ön yüzünden mesane üzerine atlayarak excavatio rectovesicalis denilen periton çıkmazını. rectalis superiorların terminalleri bulunur. Kronik kabızlık (konstipasyon) ya da şiddetli ishal (diyare). amilaz. Endokrin salgıları pancreas adacıklarında (Langerhans adacıkları) bulunan çeşitli hücrelerde üretilir. Anal kanalın alt ucunda iki tane sfinkterik kas bulunur. lipaz ve tripsinojendir. CANALIS ANALIS Yaklaşık 4 cm uzunluğundadır. Valvula analeslerin seviyesi linea pectinata (linea denticulatum) adı ile bilinir. columna vertebralisin önündedir. internal (iç) hemoroid. aşağısındakiler eksternal (dış) hemoroid olarak isimlendirilir. M.Rectumun 1/3 üst bölümü önden ve yanlardan. 1/3 orta bölümü ise sadece yanlardan peritoneumla örtülüdür. Eksternal hemoroidlerin duyusu somatik sinirlerle taşındığından ağrılıdır. İnternal hemoroidlerin duyusu otonom sinirlerle taşındığı için ağrısızdır. gebelik ve karın içi basınç artışları hemoroid için zemin hazırlayıcıdır (predispozandır). L1-L2 vertebralar seviyesinde. Hem ekzokrin hem de endokrin bir bezdir. Kanalın iç yüzünde görülen 6-10 tane vertikal kabarıntı columna anales adı ile bilinir.

sağ suprarenal bez ve duodenum ile. KARACİĞER (HEPAR) Vücudun en büyük bezi ve deriden sonra en büyük organıdır. safra üretmek ve salgılamaktır. intraperitonealdir. Bu kanal. 73 . ductus choledochus ile duodenumun iç duvarında birleşerek pars descendens duodenideki papilla duodeni majorun tepesine açılır. Lenf damarları ve sinir pleksusu Karaciğer hücreleri (hepatositler) karaciğerin ana fonksiyonel üniteleridir. insülin (beta hücrelerinden). Esas işlevi. İnsülin.5 kg ağırlığında olup. kan-glukoz (şeker) seviyesini düşürür. Karaciğerin diafragmatik (facies diaphragmatica) ve visseral (facies visceralis) iki yüzü vardır. Porta hepatiste bulunan anatomik yapılar: 1. besin maddelerinin dağıtımını yapar. Arkada. çukur ve oluk “H” harfi şeklinde bir görünüm oluşturur. pancreasta rüptüre (yırtılmaya) neden olabilir. Karaciğer. Yaklaşık 1. Sağ lobun bazı anatomik yapılar arasında kalan iki parçası. Sağ 7-11 kaburgaların arkasındadır.Endokrin salgıları. lobus caudatus ve lobus quadratus olarak bilinir. a. regio epigastrica ve regio hypochondriaca sinistrada yer tutar. Safra üretir. Lobus hepatis dexterin arka yüzü. hepatica propria ve dalları 4. sağ ve sol iki lobdan oluşur. papilla duodeni majorun yaklaşık 2 cm yukarısında bulunan papilla duodeni minorun tepesine açılır. yağda eriyen vitaminleri depolar. Cauda pancreatisten başlayan ve caput pancreatise doğru uzanan ductus pancreaticus (Wirsung kanalı). portae hepatis ve dalları 3. Pancreasta ikinci bir kanal daha vardır. Ek olarak glikojeni depolar. Regio hypochondriaca dextra. v. sağ böbrek. glukagon ise artırır. Caput pancreatisin alt bölümünden başlayan bu kanal (ductus pancreaticus accessorius (Santorini kanalı). colon ascendens. lobus hepatis sinisterin arka yüzü mide ve özofagus ile komşudur. H’nin orta bölümüne porta hepatis denir ve burada karaciğere giren . somatostatin (delta hücrelerinden) ve pankreatik polipeptid (PP ya da F hücrelerinden)dir. Karın duvarına gelen şiddetli darbeler (otomobil kazaları gibi). glukagon (alfa hücrelerinden). Visseral yüzde bulunan yarıklar. Önde. ekzokrin salgıları duodenuma taşır. ductus hepaticus dexter ve sinister 2. Ortada (arada). maddeleri toksik olmayan şekle dönüştürmede (detoksifikasyon) önemli rol oynar.çıkan yapılar bulunur.

Safra salgılanmasını kolesistokinin artırır. Burada depolanır ve konsantre olur. Ductus cysticus denilen kanalı ductus hepaticus communis ile birleşerek. Fundus vesicae biliaris. Ductus hepaticus communis 3. Ductus cysticus 4. Yağ asitleri ve aminoasitler duodenuma ulaştığı zaman. ductus choledochusu oluşturur. yiyeceklerle alınan yağ ve diğer maddelerin emilebilecek büyüklüğe kadar parçalanması için gereklidir. Safra. Safrayı depolar ve konsantre eder. 50 ml hacminde. 9 ncu kıkırdak kaburganın arkasındadır.Karaciğerde üretilen safra. KARACİĞER DIŞI (EKSTRAHEPATİK) SAFRA YOLLARI 1. Ductus hepaticus dexter ve sinister 2. corpus ve collum denilen üç bölümü vardır. önce safra kesesine gelir. fossa vesicae biliariste oturur. SAFRA KESESİ (VESICA BILIARIS YA DA FELLEA) ve SAFRA YOLLARI Karaciğerin sağ lobunun altında. duodenumdan salgılanan kolesistokinin kesede kontraksiyona ve ampulla hepatopancreaticanın sfinkterinde gevşemeye neden olarak safranın bırakılmasını sağlar. Karaciğer. Safra kesesinin fundus. Ductus choledochus 74 . armut şeklinde bir organdır. gerektiğinde ductus choledochus ile duodenuma bırakılıır. günde yaklaşık 1 litre safra üretir.

gerçek pelvis. Platipelloid tip pelvis. Küçük pelvisin alt açıklığına apertura pelvis inferior denir. doğum pelvisi) olarak iki bölüme ayrılır. Diaphragma Pelvis İki taraflı m.8. urethra ve kadınlarda ek olarak vagina tarafından delinir. Pelvis. tipik kadın pelvisidir. Antropoid tip pelvis 4. PELVIS – PERINEUM. Android tip pelvis 3. 1. ÜRİNER ve GENİTAL SİSTEM PELVIS Pelvis. ön ve yanlarda iki os coxae ile arkadaki os sacrum ve os coccygisin birleşmesi ile meydana gelir. İki açıklık arasında kalan boşluğa. Apertura pelvis inferioru kapatır. yalancı pelvis) ve küçük pelvis (pelvis minor. ischiococcygeus (m. Jinekoid tip pelvis. genellikle oval şekillidir. Bu şekil farklılıklarına göre pelvis 4 tipe ayrılır. transvers mesafe büyük. Bazen farklı şekillerde olabilir. Pelvis girişi (apertura pelvis superior). anteroposterior mesafe çok küçüktür. 2. 75 . Yukarıda omurga. ek olarak küçük pelvisin apertura pelvis superior denilen üst girişinin de sınırını yapar. Bu nedenle vaginal yoldan doğum olanaksızdır ve sezaryen gerektirir. levator ani ve m. aşağıda ise femur ile eklem yaparak ağırlık aktarımını sağlar. Canalis analis. linea terminalis denilen hayali bir çizgi ile büyük pelvis (pelvis major. Linea terminalis. pelvis boşluğu (cavitas pelvis) denir. coccygeus) tarafından yapılır.

os coccygis 3. symphysis pubica 2. aynı zamanda apertura pelvis inferiorun da sınırını yapan oluşumlardır. ramus inferior ossis pubis. Trigonum Anale Fossa ischioanalis. puborectalis ile birlikte anüsü istemli olarak kapatır ve canalis analisi öne doğru çekerek anorektal açıyı artırır. M. Perineum. Siniri. ramus ossis ischii. sphincter ani externus bu üçgendedir. rectalis inferiordur. Normalde kontraksiyon halindedir ve böylece anal kanalı kapalı tutar. tuber ischiadicum ve ligamentum sacrotuberale ile sınırlanır.Perineum Uylukların arasında eşkenar dörtgen şeklinde bir alandır. Sphincter Ani Externus Dış anal sfinkterdir. M. ürologlar ve proktologlar için önemli bir bölgedir. Önde. Sınırları 1. Jinekologlar. Bu yapılar. n. Arkada. tuber ischiadicumları birleştiren hayali bir çizgi ile trigonum anale ve trigonum urogenitale denilen iki üçgen alana ayrılır. canalis analis ve m. 76 . Yanlarda. Ancak defekasyon sırasında gevşer.

Üretra ve kadınlarda ek olarak vagina tarafından delinir. canalis analis veya perianal deri bölgesine spontan olarak açılabilir. enfeksiyonları sık karşılaşılan. KLİNİK BİLGİ Fossa ischio-analis. Pudendal sinir anestezisi N. ağrılı patolojik durumlardır. pudendus Lig. Enfeksiyona bağlı olarak bölgede iskiyoanal abseler gelişebilir. N. Her iki taraf fossa ischioanalislerin birbirleri ile bağlantılı olmasından dolayı. Doğumu kolaylaştırmak için özellikle ilk doğumda yapılan epizyotomi (perine bölgesindeki kesi) öncesi ya da bu bölgenin cerrahi girişimlerinden önce sinir bloke edilir. İskiyoanal abseler bazen rectum. Bu amaçla spina ischiadica anatomik işaret olarak kullanılır. pudendus. Bu durumda hasta anus ile tuber ischiadicum arasında kalan bölgede doluluk ve gerginlik hissi duyar.Trigonum Urogenitale Dış ürogenital organları (erkeklerde scrotum ve penis. bir fossadaki enfeksiyon diğerine de yayılabilir ve anusun arka kısmında semisirküler abselerin gelişmesine yol açabilir. dorsalis clitoridis Rr. kadınlarda vulva) içerir. perineales Spina ischiadica Tuber N. sacrospinale 77 . perineumun duyusunu taşıyan sinirdir.

karın arka duvarını kapatan kaslar ve lumbal pleksustan çıkan sinirlerle komşudur. Böbreklerin arka yüzleri. T12-L3 vertebralar arası seviyede retroperitoneal olarak yerleşmişlerdir. Yetişkin bir insanda istirahat esnasında böbrekler. duodenum. karın arka duvarında. aynı zamanda endokrin fonksiyonları da olan fasülye şeklinde. Üriner sistem. Böbreklerin üst uçlarında glandula suprarenalis denilen endokrin bezler oturur. vena renalis. 5-7 cm eninde ve 3 cm kalınlığındadırlar. Her bir böbrekte 2 ya da 3 tane olan calyx majorler birleşerek huni şeklindeki pelvis renalisi oluşturur. içte medulla renalis. Dışta cortex renalis. Embriyolojik gelişim ve fonksiyonel olarak birbiriyle yakın ilişkili olan. bir günde ise yaklaşık 1700 litre kanı filtre ederler.5 cm kadar daha aşağıda yer alır. idrarı süzen yapıları içerir. İdrar torbası (mesane.2-1. Bu yapılara ek olarak lenf damarları ve sinirler de vardır. Böbreklerin iç kenarlarında hilum renale denilen bir yarık bulunur. Böbrekler. Böbrekler (ren) 2. columna vertebralisin her iki yanında. önden-arkaya doğru. Sayıları 7-13 arasında değişen calyx minorların 2 ya da 3 tanesi birleşerek calyx majoru oluşturur. vücut için zararlı metabolizma artıklarını kandan süzerek idrarın meydana getirilmesi ve bunun dışarı atılmasını sağlayan organlardan oluşur. arteria renalis ve pelvis renalistir. Üreterler (ureter) 3. kardiak atımın %25 ini (1. Medulla renalis ise toplayıcı kanalları içerir. 1. vücuttaki metabolik aktivite sonucunda meydana gelen atık maddelerin boşaltılmasında ve elektrolit-sıvı dengesinin ayarlanmasında önemli role sahiptir. Üretra (urethra) BÖBREK (Ren) Böbrekler. Bunlar. Hilum renalede böbreğe girençıkan oluşumlar bulunur. kapsüllü bir çift retroperitoneal organlardır. Yaklaşık 11 cm uzunluğunda. pankreas. Medulla renalisteki sayıları 5 ila 11 arasında değişen (genellikle 8) koni şeklindeki yapılara pyramis renalis adı verilir. Sol böbreğin ön yüzü ise. Pyramis renalislerin uçlarına papilla renalis denir. L1 vertebranın processus spinosusu seviyesinde ureter olur. Ayrıca endokrin fonksiyonları da vardır. Sağ böbreğin ön yüzü.3 l/dak). üriner ve genital sistem birlikte ürogenital sistem olarak isimlendirilir. ince bağırsak ve kalın bağırsak ile komşuluk yapar. Sıvı-elektrolit ve asit-baz dengesinin korunmasında önemli rolü olan böbrekler. mide. Karaciğerin lokalizasyonu nedeniyle sağ böbrek sola nazaran 1-1. 78 . vücudun metabolik artıklarını ve fazla suyu idrar haline getiren. vesica urinaria) 4. Böbreklerin Iç Yapısı Böbrek kesitlerinde iki tabaka görülür. kalın bağırsak ve ince bağırsak kıvrımları ile komşudur. Bunlar. dalak. Cortex renalis.ÜRİNER SİSTEM ANATOMİSİ Üriner sistem. karaciğerin sağ lobu. Pelvis renalis. protein metabolizmasındaki nitrojen atıklarını ve özellikle de üreyi kandan temizlerler. Bir böbreğin ortalama ağırlığı erkekte 150 gr kadında 135 gr dır. Papilla renalis calyx minora açılır.

Proksimal tubulus 3. Her bir böbrekteki nefron sayısı yaklaşık 1 milyondur. Toplayıcı tubuller. Corpusculum renale = glomerulus + glomeruler kapsül (Bowman kapsülü) 2. Distal tubulus Distal tubulus. 1. toplayıcı kanala açılır. 79 . Henle lupu 4. Nefronun bölümleri. Toplayıcı kanalların son uçlarına ductus papillaris denir ve papilla renalislerin ucundan calyx minorlara açılır.Böbreğin fonksiyonel üniti nephron (nefron)dur. toplayıcı tubule birleşir.

ÜRETER Pelvis renalis. Mesane içinde (pars intramuralis). 80 . İdrar torbası) Mesane. 1. symphysis pubicanın arkasında. 3 mm çapında retroperitoneal organdır. Küçük pelvis girişinde (linea terminalisten geçtiği yerde) 3. Mesane (Vesica urinaria. kadında ise. Boşken tamamen pelvis içinde. üç yerde darlık gösterir. rectumun önünde prostatın üzerinde. peritonun önündedir (preperitoneal). L1 vertebranın processus spinosusu seviyesinde ureter olur. Erkekte. üreterler yoluyla gelen idrarın toplandığı ve idrar hacmi belli bir dereceye çıktıktan sonra da kasılarak burada biriken idrarın urethra yoluyla dışarı atılmasını (işeme. yaklaşık 25 cm uzunluğunda. miksiyon) sağlayan muskuler bir organdır. en dar olanıdır. Ureter. uterus ve vaginanın önünde yer alır. Başlangıcında (ureteropelvik birleşme) 2. Ureter.

Fossa navicularis urethraenin hemen arkası Kadın uretrası (urethra feminina) Yaklaşık 4 cm uzunluğundadır. clitoris ile ostium vaginae arasında. uretra lümenine açılır. Çocuklarda 2-3 yaşlarında istemli olarak kontrol başlar. Çizgili kaslardan oluşan bu kas. glans clitoridisin yaklaşık 2. gll. Sondanın bu çıkmaza takılmaması için fossa navicularisin tabanına doğru yönlendirilmesi gerekir. üretraya sonda (katater) uygulamasında önemlidir. prostat bezi içinden geçen 3-4 cm’lik bölümdür. Glandula bulbourethralislerin kanalları bu parçaya açılır. perinealis (n. Mesanenin tabanındaki ostium urethrae internumdan başlar.Urethra Urethra. öne ve aşağı doğru hafif bir kavis çizerek pelvis döşemesini deler ve vestibulum vaginadaki ostium urethrae externumda sonlanır. Pars membranacea. Ostium urethrae externum. pudendusun dalı) ile uyarılır. Pars prostatica. 81 . Prostatik. ikinci en dar yerdir 3. en dar olanıdır 2. Erkek uretrasının mukozasında bulunan bezlere. urethranın en kısa ve en az genişleyebilen bölümüdür. Yaklaşık 15 cm uzunluğundadır. Erkekte bu kanal içerisinden ek olarak ejakulat (meni. Erkek uretrası hem üriner hem de genital bir yoldur. membranöz ve spongioz olmak üzere üç bölümü vardır. urethrales (Littre bezleri) denir. Fossanın çatısında bir çıkmaz bulunur. sphincter urethrae externus denilen sfinkter yapısında bir kas bulunur. Skene bezleri). Membranöz parçanın her iki tarafında glandula bulbourethralis (Cowper bezi) denilen bez bulunur. paraurethrales. urethranın penis içerisinde yer alan bölümüdür. Burada istemli olarak çalışan m. Sonda takmada lokalizasyonu önemlidir. küçük yaşlar hariç isteğimizle kontrol edilir ve n. Ostium urethrae externum. Pars spongiosa. Lacuna magna denilen bu çıkmaz. Glans penis içinde yaptığı genişlemeye fossa navicularis urethrae denir. erkekteki prostatın karşılığıdır. Erkek uretrası (urethra masculina) Mesane boynundaki ostium urethrae internum ile glans penisin tepesindeki ostium urethrae externum arasında uzanan 18-20 cm uzunluğunda bir borudur. Kanalları. Pars membranacea. Vaginanın ön duvarına gömülü olarak bulunur.5 cm arkasındadır. mesanedeki idrarı dışarı atmaya yarayan bir kanaldır. Kadın uretrasının mukozasında bulunan bezler (gll. Buraya ductus ejeculatorius ve prostat bezinin kanalları açılır. Kadın ve erkek uretrası arasında farklılıklar vardır. 1. Derin perine aralığındadır. Urethranın biri (ostium urethrae internum) mesaneye. diğeri (ostium urethrae externum) ise dış ortama açılan iki ağzı vardır. Ostium urethrae internum 4. Erkek uretrası dört yerde darlık gösterir. sperm hücrelerini kapsayan sıvı) da dışarı atılır. Uretranın en geniş ve en fazla dilate olabilen (genişleyebilen) parçasıdır.

2. 3. oosit denilen dişi cinsiyet hücresini ovaryumlardan cavitas uteriye ileten tüptür.Kadın Genital Organları Kadın genital organları. Küçük pelvisin her iki yan duvarında fossa ovarica denilen çukur içindedir. ovarica bulunur. Tuba uterinanın dört bölümü vardır. 4.v. iç ve dış genital organlar olarak iki grupta incelenir. İç Genital Organlar 1. Tuba Uterina (Salpinx) Tuba uterina (Fallop tüpü). 82 . Ligamentum ovarii proprium denilen bağ ile bir ucuyla uterusa bağlanır. Diğer ucundan başlayan ligamentum suspensorium ovarii içinde a. Ovarium Tuba uterina Uterus Vaginadır Ovarium Ovaryumlar testislerin karşılığıdır.

Ağzında. darlık gösterdiği yerdir. İçinde bulunan kanala canalis cervicis uteri denir. Uterus Uterus. Infundibulum tubae uterinae. tuba uterinaların uterusa girdiği noktadan geçen hayali bir çizginin üst tarafında yer alan korpus bölümüne fundus uteri denir.5 cm uzunluğundadır. 3. huni şeklinde olan ovarium üzerindeki bölümüdür. Ampulla tubae uterinae. 2. vaginaya komşu bölümüdür. önde mesane. altta cervix uteri. Cervix uteri. tamamen pelvis içinde. Vagina Cervix uteri ile vestibulum vaginae arasında bir kanaldır. Primer pasif desteği ise ligamentum transversum cervicis (lig. Tuba uterinanın en dar yeridir. Mackenrodt bağı) denilen bağdır. Ön ve arka duvarların iç yüzünde enine uzanan mukoza plikalarına rugae vaginales denir. uterus duvarı içindeki yaklaşık 1 cm uzunluğundaki parçadır. Corpus uteri. Pars uterina (intramuralis). Isthmus tubae uterinae. altta vagina arasında yer alan armut şeklinde bir organdır. Yaklaşık 2. Üstte corpus uteri. 4. İçindeki boşluğa cavitas uteri denir. arkada rektum. infundibulumdan sonra gelen parçadır.1. Bu plikaların 83 . En uzun bölümüdür. Fertilizasyon (spermiumun oositi döllemesi) burada olur. Uterusun aktif desteği diaphragma pelvistir. İki bölüm arasındaki dar bölgeye isthmus uteri denir. oositi yakalama işlevi olan fimbriae tubae denen uzantılar bulunur. Uterus iki bölüme ayrılır. cardinale.

Buraya ostium vaginae ile ostium urethrae externum açılır. ortamı bazik yapar. Kalıntılarına caruncula hymenales (ya da myrtiformis) denir.vestibularis major 8. Labium minus pudendi 4. Kıllara pubes denir. Labium Minus Pudendi Erkekteki penisin ventral yüzünü örten derinin karşılığıdır. Dış Genital Organlar 1. ilk cinsel birleşmeden sonra yırtılır.meydana getirdiği sütun şeklindeki yapıya columna rugarum anterior ve posterior denir. Hymen Mons Pubis Symphysis pubicanın yukarısında kalan kıllı. Mons pubis 2. Ortasında menstrüasyonda olan kanamanın dışarı atılması için bir delik bulunur. Çeşitli tipleri vardır. ter bezi ve kıl içermez. Yağ bezi. Labium majuslar arasındadır. Clitoris 5. Vestibulum vaginae 6. Bulbus vestibuli 7. glans clitoridis denir. Gl. Tek patolojik tipi deliği olmayan imperfore himendir. Kabarıntıyı derialtı yağ dokusu yapar.5-3 cm lik bölüm jinekolojik perineum olarak bilinir. 84 . Himen. Labium majus pudendiler arasında kalan aralığa rima pudendi denir. Vaginada bulunan doderlein basilleri. Arka uçlarının birleştiği yer ile anus arasında kalan 2. Penis gibi erektildir ve uyarıldığında sertleşir. Clitoris Penisin karşılığıdır. Buradaki kılların dağılımı erkekte ve kadında farklıdır. Hymen Bakirelerde ostium vaginaeyi kapatan ince bir zardır. Labium majus pudendi 3. Vestibulum Vaginae Labium minus pudendiler arasında bulunan bölgedir. Ucuna. Vaginada salgı bezi bulunmaz. Vaginanın ağzına ostium vaginae denir ve bakirelerde hymen (kızlık zarı) denilen delikli bir zar ile kapalıdır. En yaygın tipi anuler himendir. kabarık alandır. Labium Majus Pudendi Erkekteki scrotumun karşılığı olan iki deri plikasıdır.

28 nci haftada inguinal kanala iner. Epididymis Testislerin arka-üst bölümünde otururlar. Scrotum içinde yer alan iki organdır. Cinsel birleşme (koitus) sırasında salgı bırakır. Spermiumlar burada son olgunluğuna ulaşır ve hareket yeteneği kazanır. Bu salgı. Ductus ejaculatorius 5. Gl. 85 . iç ve dış genital organlar olarak iki grupta incelenir. vestibularis major (Bartholin bezi) ile komşudur. İÇ GENİTAL ORGANLAR 1. Vestibulum vaginaede glandulae vestibulares minores denilen daha küçük bezler de vardır. Bulbourethralis (Cowper bezi) Testis (Orchis) Erkek primer üreme organıdır. Spermatozoonların ve androgenlerin üretim yeridir. ERKEK GENİTAL ORGANLARI Erkek genital organları. bulbospongiosusun altındadır. Prostat 7. vaginanın kayganlığını arttırır. Yaklaşık 4 haftada kanaldan geçerek 32 nci haftada scrotuma iner. M. Testis 2. Epididymis 3. kanallarla epididymise getirilir. İntrauterin yaşamın ilk aylarında karın arka duvarında olan testisler. Vesicula seminalis 6. Glandula Vestibularis Major (Bartholin Bezİ) Erkekteki glandula bulbourethralisin karşılığıdır.Bulbus Vestibuli Ostium vaginaenin iki tarafında yer alan erektil dokudur. Ductus deferens 4. Testislerde üretilen spermiumlar. Arka uçları gl.

45 cm uzunluğundadır. testiküler damarlar ve sinirler ile funiculus spermaticus denilen yapı içinde inguinal kanaldan geçer. Esas işlevi spermiumların taşınması ve ejakulasyona kadar depo edilmesidir. Ductus deferens.Ductus Deferens (Vas Deferens) Epididymisin cauda epididymis denilen kuyruk bölümünden başlar. Testisin arka kenarı boyunca yukarıya doğru yükselir. 86 .

Scrotum Penis Silindirik yapıda. prostat içinden geçip prostatik uretraya açılır. glandula bulbourethralis ve diğer bezlerde % 10’unu oluşturur. spermiumların uzun süre canlı kalmasını sağlayan spermin isimli madde içerir. İki önemli işlevi vardır. Salgısı. Glandula vesiculosa % 60’ını. Prostat % 30’unu. Ejakulat (meni) Epididymis. Uzunluğu ortalama 15 cm dir. Spermler % 10’unu oluşturur. Glandula Bulbourethralis (Cowper Bezleri) Derin perine aralığında membranöz üretranın her iki tarafında yer alır. Penis 2. Ductus excretorius ile ductus deferens birleşerek.Vesicula Seminalis (Glandula Vesiculosa) Mesane ile rektum arasındadır. ductus ejaculatorius denilen kanalı oluşturur. Vesicula seminalisin kanalına ductus excretorius denir. DIŞ GENİTAL ORGANLAR 1. prostat. Kadınlardaki glandula vestibularis majorun karşılığıdır. Kadınlardaki paraüretral bezlerin (Skene bezleri) karşılığıdır. Bu büyümesi rektal tuşe ile tespit edilebilir. glandula vesiculosa. Bu kanal. Akciğer kanserinden sonra en sık kanseri görülen organdır. 50 yaşın üzerindeki erkeklerde hipertrofi (büyüme) gösterir. Ejakulatın (semen) en büyük bölümünü bu bezin salgısı oluşturur. Aynı zamanda spermiumların kadın genital traktusunda bir engelle karşılaşmadan ilerlemesine olanak tanıyan immünsüpresif etkiye sahip ajanlar da içerir. erektil organdır. Bir tane corpus spongiosum penis ve iki tane corpus cavernosum penis denilen üç erektil organdan oluşur. glandula bulbourethralislerin salgılarının spermlerle birlikte oluşturdukları sıvıdır. Corpus 87 . Prostat Genital eklenti bezlerin en büyüğüdür. Çiftleşme ve idrarı dışarıya atma. Vesicula seminalisin salgısı spermiumların beslenmesi için fruktoz içerir.

Funiculus spermaticus içindedir ve n. dartos. genitofemoralis ile uyarılır. M. Testisleri. Corpus spongiosum penis içinden uretra geçer. 88 . penisin altında yer alır. Scrotum derisi altındadır ve n. Spermatogenesis (spermium üretimi) için skrotum ısısının vücut ısısından yaklaşık 2 derece düşük (34-35 derece) olması gerekir. epididymisleri. genitofemoralis içindeki sempatik liflerle uyarılır. Bu boşluklar kanla dolunca ereksiyon (dikleşme) gerçekleşir.cavernosum penisler içinde kavernler (boşluklar) vardır. Bu ısı düzenlenmesi m. cremaster. Penisi örten derinin glans penisi örten bölümü preputium penis (sünnet derisi) olarak bilinir. dartos ile yapılır. ductus deferensleri ve testiküler damarları ve sinirleri içerir. düz kastır. Scrotum Perineumda. M. cremaster ve m. çizgili kastır.

beyaz cevher. ve iç organlarda bulunan alıcılar (reseptörler) çevreden uyarıları alır. ektoderm kökenlidir ve tubus neuralis denilen embriyonik bir yapıdan gelişir. Tubus neuralisin baş tarafında üç tane şişlik (prosencephalon. başka grup nöronların uzantıları aracılığı ile periferdeki ilgili yapılara ulaştırılır. Merkezi sinir sistemindeki nöron topluluklarına nucleus. mesencephalon ve rhombencephalon) bulunur. Her iki oluşum da substantia alba (beyaz cevher) ve substantia grisea (gri cevher) denilen iki farklı dokudan oluşur. Sinir sistemi anatomik olarak iki bölüm altında incelenir. 12 çift. Bu uyarılar. Vücut yüzeyi. PERİFERİK SİNİR SİSTEMİ Kranyal ve spinal sinirler ile ilgili ganglionları tarafından oluşturulur. Prosencephalon (ön beyin) Diencephalon ve telencephalon (cerebrum) denilen iki bölümü vardır. eklem. Uyarıları merkezi sinir sisteminin ilgili merkezlerine getiren bu liflere afferent (sensorik) lifler adı verilir. 31 çift de spinal sinir olmak üzere toplam 43 çift periferik sinir vardır. Son tarafı kuyruk şeklindedir ve bu ileri dönemde medulla spinalis olur. Bu sistemi beyin (encephalon) ve omurilik (medulla spinalis) yapar. iki tane hemispherium cerebriden (beyin yarımküresi) meydana gelir. Mesencephalon (orta beyin) Pons ile diencephalon arasında kalan bölümdür. Merkezi sinir sisteminden perifere emirleri götüren bu liflere de efferent (motor) lifler adı verilir. Gri cevher. Telencephalon ise. Rhombencephalon(arkabeyin) Myelencephalon (bulbus=medulla oblongata) ve metencephalon (pons + cerebellum)dan oluşur. Bulbus (medulla oblongata) + Pons + Mesencephalon = Truncus encephalicus (beyin sapı) olarak bilinir. Bu sinirler aynı zamanda otonom sinir sistemine ait lifleri de taşır. Diencephalon. thalamus. 89 . MERKEZİ (SANTRAL) SİNİR SİSTEMİ Periferik sinir sistemi aracılığı ile vücut dışından veya içinden kaynaklanan uyarıları alarak bunlara yine periferik sinir sistemi aracılığı ile gerekli yanıtı veren sistemdir. hypothalamus. substantia grisea dışta iken omurilikte tersi bir düzenlenme vardır.9. Gelen uyarılara yanıt olarak merkezi sinir sisteminden çıkan emirlerde. Sinir sistemini oluşturan tüm yapılar. çevreden gelen uyarıları (stimulus) toplayan ve uyarılma sonucu ortaya çıkan değişiklikleri (impuls) ileten sinir lifleri ile bu liflerin sonlandığı merkezlerden oluşur. Beyinde substantia alba içte. kas. dışında kalan nöron toplanmalarına da ganglion adı verilir. SİNİR SİSTEMİ Sinir sistemi. bu nöronların uzantıları olan miyelinli liflerle oluşturulur. epithalamus ve subthalamus denilen alt bölümlerden oluşur. nöronların hücre gövdeleri ile oluşturulurken. reseptörlerden başlayan nöronların uzantıları aracılığı ile merkezi sinir sistemine getirilir. kranyal sinir ( kafa çifti ). tendon.

Medulla spinalis. Pons. N. glossopharyngeus). Medulla spinalis 43-45 cm boyunda. Medulla spinalis vertebral kanal içinde yer alır ve intrakranyal oluşumlar gibi meninksler ile örtülmüştür. 33-35 gr ağırlığında. Pons Beyin sapının orta parçasıdır. n. n. En büyük yol olan kortikospinal traktusun (piramidal yol) yaptığı çapraz (decussatio pyramidum) bulbusun alt ucundadır. Medulla spinalisin beyaz cevherinde çeşitli inen (efferent) ve çıkan (afferent) yollar seyreder. Respiratuvar ve kardiyovasküler kontrol merkezlerini içerir. 5 lumbal. bulbustan sulcus bulbopontinus ile mesencephalondan da sulcus pontocruralis ile ayrılır. 31 segmentten oluşur. accessorius ve n. iki tane olan pedunculus cerebellaris inferior ile cerebelluma bağlanır. 1 koksigeal segmenttir. Kadınlarda erkeklere nazaran daha hafif ve kısadır. Pons. Bulbus.basilaris bulunur.Otonom sinir sistemi hem merkezi sinir sistemi. Bunlar 8 servikal 12 torakal. Ponsun ön yüzünde orta tarafta aşağıdan yukarıya doğru uzanan oluk içinde a. hem de periferik sinir sistemi ile içinde fonksiyon gören bir sistemdir. Medulla Spinalis (Omurilik) Foramen magnum seviyesinde bulbusun alt ucundan başlar ve L1-L2 arasındaki discus intervertebralis seviyesinde sonlanır. 5 sakral. önden arkaya basık silindir şeklinde bir organdır. Medulla spinalisin L1-L2 vertebralar arasında sonlanmasına karşın çevresindeki subaraknoid aralık S2 vertebraya kadar uzanır. vagus. Bulbus (Medulla Oblongata) Beyin sapının en kaudal parçasıdır. Gri cevherde ise çeşitli yolların sonlandığı nöronlar bulunur. hypoglossusun çekirdekleri de bulbustadır. 90 .

Beynin oksipital lobu ile aralarında beyin zarlarından dura marterin uzantısı olan tentorium cerebelli denilen bölme bulunur. kranyal sinirlerin çekirdekleri bulunur. ponsun başlangıcında birleşir. Nucleus globosus 4. VI. Ponsta V. 1. yaklaşık 150 gr ağırlığında olup rhombencephalonun en büyük parçasıdır. Cerebellum. Mesencephalonun ventral yüzünü dıştan sağ ve sol iki tane pedunculus cerebri oluşturur. Nucleus dentatus 2. VIII. 91 . İki pedunculus cerebri. pons ile diencephalon arasında yaklaşık 2 cm uzunluğunda bir yapıdır. Cerebellum iki tane hemispherium cerebelli ile bunları ortada birleştiren vermis cerebelliden oluşur. Vücut dengesinin devamı ve hareketlerin koordinasyonundan sorumludur. Cerebellum Fossa cranii posteriorda yerleşmiş olan cerebellum. Cerebellumun vestibuler sistemle ilgili bölümü lobus flocculonodularistir. Bunlar. pedunculus cerebellaris medius (ponsa bağlanır) ve pedunculus cerebellaris inferior (bulbusa bağlanır)dur. Cerebellumun dört çift çekirdeği (nuclei cerebelli) vardır. Mesencephalon Beyin sapının üst parçası olan mesencephalon. VII. Nucleus fastigii. Bunlar. vestibuler sistemle ilgili çekirdektir. pedunculus cerebellaris superior (mesencephalona bağlanır). Nucleus emboliformis 3. Büyük bölümü fossa cranii posteriordadır.pedunculus cerebellaris medius denilen iki sap ile cerebelluma birleşir. üç çift sap ile beyin sapına bağlanır. İki tane olan pedunculus cerebellaris superior ile cerebelluma bağlanır.

Bu sulcus. hesaplama ve dili anlama ile ilgilidir. iki hemisfer korteksindeki benzer noktaları bir ayna imajı gibi birbirine bağlar. Frontal lob Rolando yarığının (sulcus centralis) önü ve Sylvius yarığının (sulcus lateralis) üstünde yer alır.Telencephalon (Cerebrum) İki tane beyin hemisferinden (hemispherium cerebri) oluşur. Serebral hemisferlerin dış yüzüne bakıldığında beyin yüzeyinin çok sayıda girinti (sulcus) ve çıkıntıdan (gyrus) oluştuğu görülür. dış yüzde lobus frontalis ile lobus parietalis arasındaki sınırı belirler. Bu loblar kendilerini örten kemiklerin adını alır. Sylvius yarığının altında temporal lob. Beyin hemisferlerinin dış yüzünde sulcus centralis ve sulcus lateralis adı verilen iki belirgin sulcus vardır. 92 . her bir hemisferin üst kenarından başlar. Yarığın alt bölümünde iki hemisfer arasındaki bağlantıyı sağlayan yoğun lif demetlerinden oluşan corpus callosum yer alır. hemisferlerin dış yüzünü takip ederek öne ve aşağıya doğru uzanır. Serebral hemisferler. Her bir hemisfer dört loba ayrılır. Corpus callosum. Sol hemisfer genellikle yazma. Sulcus centralis. Rolando yarığı ile fissura parieto-occipitalis arasındaki loba paryetal lob adı verilir. arkada ise lobus temporalis ile lobus parietalis’in ön kısmını birbirinden ayırır. Sulcus lateralis ise lobus frontalis’in alt kısmı ile lobus temporalis’in ön kısmı arasından başlayarak arkaya ve yurkarıya doğru uzanır. Bu sulcus. konuşma. ortasında falx cerebrinin yer aldığı bir yarık (fissura longitudinalis cerebri) ile birbirinden ayrılır. İnsanlar genellikle sağ ellerini kullandıkları için sol hemisfer daha büyüktür ve dominant hemisferdir. temporal ve paryetal lobların arkasında ise oksipital lob yer alır. önde lobus frontalis ile lobus temporalis’i.

corpus callosum’dur. cortex cerebri’nin sitolojik haritalarını 93 . Sulcus centralis’e paralel olarak uzanan gyrus precentralis’in ön tarafında sulcus precentralis bulunur. alt tarafta sulcus lateralis aracılığı ile lobus temporalis’ten ayrılmıştır.2-1. Lobus temporalis’in rostral ucuna polus temporalis adı verilir. lobus parietalis ve lobus frontalis kısımları kaldırıldığında görülen korteks kısmına lobus insularis adı verilir. Lobus temporalis’in dış yüzünde yer alan gyrus temporalis superior. fissura longitudinalis cerebri’nin tabanında yer alır.25 m2 civarında bir alanı kaplamasına rağmen büyük kısmı sulcus’ların ve fissura’ların derinliklerinde bulunduğu için dış yüzden bakıldığında tüm yüzeyinin ancak 1/3’ü görülebilir. lobus parietalis. Sulcus centralis’in arka tarafında yer alan lobus parietalis. sulcus centralis’in ön tarafında yer alır. lobus occipitalis ve lobus temporalis’in hemisferlerin medial yüzünde birbirleri ile devam eden ve corpus callosum ile diencephalon’u çevreleyen kortikal kısımları oluşturur.0 mm). İki beyin hemisferinin birbirine bağlayan ve miyelinli liflerden oluşan corpus callosum.6 mm). Lobus frontalis’in dış yüzünde gyrus precentralis bu lobdadır. Birçok araştırmacı.Lobus’lardan en büyüğü olan lobus frontalis. CORTEX CEREBRI Beyin hemisferlerinin dış yüzünü örten cortex cerebri (pallium). Lobus frontalis. ventriculus lateralis’in ise tavanını örter. sulcus’ların derininde daha azdır (1. Lobus temporalis alt tarafta sulcus lateralis aralcılığı ile lobus parietalis ve lobus occipitalis’in ön kısmından ayrılmıştır. Lobus parietalis’te sulcus centralis’e paralel olarak uzanan gyrus postcenralis’i arka tarafta sulcus postrcentralis sınırlar. gyrus temporalis medius ve gyrus temporalis inferior sulcus lateralis’e paralel olarak seyreder. çeşitli bölgelerde nöron tipleri ve bunların dağılımı ile miyelinli liflerin seyrindeki farklılıkları değerlendirerek. bu sulcus’a komşu lobus temporalis. Lobus occipitalis’in kaudal ucuna polus occipitalis adı verilir. Lateral yüzde.5-5. yaklaşık olarak 0. lobus occipitalis ile buna komşu lobus parietalis ve lobus temporalis arasında belirgin bir sınır yoktur. Beyin hemisferlerinin birbirlerine bakan yüzüne facies medialis adı verilir. Cortex cerebri’nin kalınlığı gyrus’ların en çıkıntılı kısımlarında daha fazla (4. Sulcus lateralis’in derininde. Facies medialis’te en belirgin olaraka göze çarpan yapı. Lobus frontalis’in rostral ucuna polus frontalis adı verilir. arkada lobus occipitalis ile komşudur. Lobus limbicus’u lobus frontalis.

dıştan içe doğru. dura mater. DURAL SİNÜSLER. 94 .7 Duyu assosiasyon merkezi 39 Okuma yazma merkezi 40 Konuşulanı anlama merkezi 43 Tat merkezi Temporal lobdaki önemli Brodmann alanları 34 Koku merkezi 28. BEYİN VENTRİKÜLLERİ. ve 12 Şahsiyet merkezi 44 ve 45 Motor konuşma merkezi Parietal lobdaki önemli Brodmann alanları 3. BOS VE SİNİR SİSTEMİ DAMARLARI Beyin Zarları Beyin ve medulla spinalis. Bu merkezlerin bulunduğu alanlar Brodmann tarafından numaralandırılmıştır.1.2 Primer somatik duyu merkezi 5. Zarların hepsine birden meninges denir.10. Frontal lobdaki önemli Brodmann alanları 4 Primer motor merkez 6 Premotor merkez 8 Frontal göz sahası 9. 42 İşitmenin assosiasyon merkezi 37 Görme ve işitmenin assosiasyon merkezi Oksipital lobdaki önemli Brodmann alanları 17 Primer görme merkezi 18.35 Kokunun assosiasyon merkezi 41 Primer işitme merkezi 22.çıkarmıştır. Loblar üzerinde önemli işlevlerin merkezleri bulunur. arachnoidea mater ve pia mater olarak sıralanan üç zarla sarılıdır. Klinik bilgi Beyin ve medulla spinalisi saran zarların enflamasyonuna meninjit (meningitis) denir.11.19 Sekonder görme merkezi BEYİN ZARLARI.

Beyin gyruslarının ve sulcuslarının üzerinden geçer. içerisinde beyin-omurilik sıvısı (BOS) ve beyin venöz kanının bulunduğu boşluklar oluşturur. Beyni saranına pia mater cranialis. Arachnoıdea Mater Örümcek ağına benzeyen. Cisternae subarachnoideae denilen bu boşluklar. medulla spinalisi saranına pia mater spinalis denir. Dura mater ile arachnoidea mater arasında subdural boşluk (spatium subdurale). Pia Mater Beyin ve medulla spinalis dokusunun hemen dışında yer alan bir zardır. beyin-omurilik sıvısından beslenen avasküler bir tabaka olup beyin ve medulla spinalisi sulcusların en derin noktasına kadar inecek şekilde sıkıca sarar. arachnoidea mater ile pia mater arasında da içerisinde beyin-omirilik sıvısının (BOS) dolaştığı subaraknoid boşluk (spatium subarachnoidea) vardır. 95 . Fissura longitudinalis cerebri hariç. beynin alt yüzünde ve beyin sapı çevresinde bulunur. Dura mater cranialisin lamina externası ile kafa kemiklerinin iç yüzü arasında bir boşluğa epidural boşluk denir. oluklara yada yarıklara girmez. Lamina interna.Dura Mater Beyin ve medulla spinalisi en dıştan saran ve esneme özelliği olmayan kalın bir zardır. dışta lamina externa. Bu boşluklara beyin sinüsleri (sinus durae matris) denir. Ancak bazı yerlerde birbirinden ayrılarak. ince ve damardan yoksun bir zardır. Pia mater. Dura mater cranialisin lamina externa (periosteal-endosteal tabaka) ve lamina interna (meningeal tabaka) olmak üzere iki tabakası vardır. Cisternae subarachnoideae Bazı bölgelerde araknoidea mater pia materden ayrılarak daha büyük subaraknoidal boşluklar oluşturur. Beyni saranına dura mater cranialis. İki tabaka birbirine sıkıca yapışıktır. içte lamina interna olmak üzere iki tabakadan oluşur. medulla spinalisi saranına dura mater spinalis denir.

Sinus rectus Sinus transversus. falx cerebrinin serbest alt kenarı boyunca uzanır.Sınus Dura Matrıs (Dural Sinüsler) Dura materin lamina interna (meningeal) ve lamina externa (endosteal)sı arasında yer alırlar. carotis interna ile n. n. sinus sigmoideus ile devam eder. Sinus sigmoideus. Sinus cavernosus. V. En büyük dural sinüstür. oculomotorius. falx cerebrinin üst kenarı boyunca arkaya doğru uzanır. Dış duvarından. İçinden a. n. venlerde olduğu gibi endotel tabakası ile kaplıdır. ophthalmicaların dalları ile olan bağlantıları ve v. En büyük beyin ventrikülleridir. ancak duvarlarında kas tabakası yoktur ve kapak içermezler. n. Sinus sagittalis inferior. facialisin gözün iç köşesinde v. 96 . ophthalmicaların da sinus cavernosusa açılması nedeniyle yüz enfeksiyonları sinus cavernosusa ulaşabilir ve tehlikeli olabilir (kavernöz sinüs trombozu). Ventriculus Lateralis Her bir hemispherium cerebri içinde bulunan birer büyük boşluktur. Dural sinüslerini iç yüzü. jugularis interna olur. Bazı Dural Sinüsler Sinus sagittalis superior. BOS’un başlıca boşaldığı dural sinüstür. abducens geçer. foramen jugulareden geçince v. sfenoid kemik gövdesinin her iki yanında yer alır. BOS’un büyük miktarı lateral ventriküllerdedir. BEYİN VENTRİKÜLLERİ Beyinde 4 tane ventrikül bulunur. ophthalmicus ve n. trochlearis. maxillaris geçer.

serebrospinal sıvı). Nöral dokuların beslenmesini sağlar. plazmadakinden daha yüksek konsantrasyonda bulunur. BOS. lateral ventriküllerden foramen interventriculare (Monro deliği) denilen açıklık ile 3. arkada. Bunun 30 ml si ventriküllerde. Dansitesi düşüktür (1006-1009 g/ml). cerebellum arasında yer alır. bulbus (medulla oblongata) ve pons. beyni mekanik etkilerden korur. Nöral metabolizma sonucu oluşan atıkların uzaklaştırılmasını sağlar. ventriküle (ventriculus tertius) geçer. BOS. Serebrospinal Sıvı) ve BOS Dolaşımı BOS (beyin-omurilik sıvısı. 110 ml si subaraknoidal boşluktadır. Toplam miktarı yaklaşık 140 ml dir. ventriküller içinde bulunan plexus choroideus denilen yapılarda üretilir ve salgılanır. Eşkenar dörtgen şeklindeki tabanına fossa rhomboidea denir ve bulbus ile ponsun arka yüzü ile oluşturulur. Mg ve Cl. K ve Ca konsantrasyonu ise plazmadakine göre daha düşüktür. Plazmaya benzer.Ventriculus Tertius İki taraf thalamuslar ve hypothalamuslar arasındadır. BOS. Basıncı 65-195 mm su arasında değişir. mesencephalon içinden 97 . Günde yaklaşık 500 ml üretilir. Liquor Cerebrospinalis (Beyin Omurilik Sıvısı. Ancak özellikle elektrolit içeriği bakımından farklıdır. İntrakranyal basıncı düzenler. Üçüncü ventrikülden. Ventriculus Quartus Önde. Beynin ağırlığını azaltır. Na. Berrak ve renksiz bir sıvıdır.

Temporal kemikteki kanaldan (canalis caroticus) geçerek kafa içine girer. 4. Ön arteryel sistem (karotid sistem) ve arka arteryel sistem (vertebrobaziler sistem). Subdural kanama (hemoraji). birisi tam ortada olan apertura mediana. ophthalmica. A. A. hypophysialis inferior. serebral arterlerdeki yırtılmalar sonucu (genellikle anevrizmaların) olur. Fossa cranii media tabanındaki kırıklarda. foramen Luschka. A. Künt kafa travmalarında olur. hipofiz bezini besler 2. Fossa cranii anterior tabanındaki kırıklarda da etmoid kemiğin lamina cribriformisinin kırılması sonucu burundan BOS gelebilir (rhinorrhea). orta kulak boşluğunun yukarısında meninkslerin yırtılması ve membrana tympanicanın rüptürü sonucu. motor ve duyu kayıpları. kulaktan BOS gelmesine (otorrhea) neden olabilir. carotis interna ve a. SİNİR SİSTEMİNİN DAMARLARI Arterler Sinir sistemine ait yapılar iki çift arterle beslenir. en sık parietal ya da temporal kemik kırıklarında a. carotis interna) lezyonlarda. hypophysialis superior. A. bridge venler) yırtılması (rüptürü) sonucu olur. aqueductus cerebri) ile dördüncü ventriküle (ventriculus quartus) geçer. Spinal anestezi. meningea medianın dallarındaki yırtılmalar (rüptürler) sonucu olur. cisterna lumbalise verilen anestezik madde ile spinal sinirlerdeki ileti bloke edilir. göz (bulbus oculi) ve gözle ilgili yapıları besler. Carotis İnterna (Ön Arteriyel Sistem) A. baş dönmesi (vertigo). basilaris) lezyonlarda. A. centralis retinae). foramen Magendi) ile subaraknoidal aralığa geçer. vertebralis. Göz siniri (n. canalis centralise ve çatısında bulunan üç açıklıkla (ikisi yanlarda apertura lateralis. Subaraknoidal kanama (hemoraji). carotis internanın önemli dalları 1.geçen bir kanal (aqueductus mesencephali. opticus) içinde seyreden dalı (a. hareketlerde koordinasyon bozukluğu (ataksi) ve denge bozuklukları ile görme alanı kayıpları olur. Yapılırsa beyne ait bazı bölümler foramen magnumdan fıtıklaşabilir (herniye olabilir). Beyin iki sistemden kanlanır. hipofiz bezini besler 3. Sinus cavernosusdan geçip dallarına ayrılır. A. choroidea anterior. Kafa içi basınç artışı sendromunda (KIBAS) BOS alımı kontraendikedir. Karotid sistemdeki (a. Dördüncü ventrikülden. gözün sinir tabakasını (retina) besler. KLİNİK BİLGİ Epidural kanama (hemoraji). bazal çekirdekleri ve capsula internayı besler 98 . carotis communisin uç dallarından birisidir. A. yüzeyel beyin venlerini dural sinüslere birleştiren venlerin (köprü venler. vertebralis + a. vertebrobaziler sistemdeki (a.

basalis (Rosenthal veni). A. Kafa dışı venlere ya da dural sinüslere açılırlar. Vv. diğer servikal vertebraların transvers çıkıntılarındaki foramen transversariumlarda yukarı doğru yükselerek foramen magnumdan kafa içine girer. açılmaları subdural hemorajilere neden olur. Vv. II . scalpın “L” (loose. A. dura materin venöz kanını taşıyan venlerdir. Yedinci servikal vertebra hariç. vv. Vertebrobaziler Sistem) A. yaşta oluşurlar. N.5. Ek olarak konuşma alanı. İnsanoğlunun bacak ve ayak dışında kalan vücut bölgelerinin motor ve duyu bölgeleri hemisferlerin dış yüzünde temsil edilir. Kafa dışı venlerle dural sinüsleri birleştirirler. Bu arterin lezyonlarında. Bu nedenle. cerebri media. hemisferlerin dış yüzünü besler. VENLER I . A. v. Yüzeyel beyin venleri. A. İki taraf a. 31 çift de spinal sinir olmak üzere toplam 43 çift periferik sinir vardır. cerebri anterior. yassı kafa kemiklerindeki diploik kanallar içinde bulunan kapaksız venlerdir. magna cerebri (Galen veni. V. hemisferlerin derin bölümlerinin venöz kanını taşırlar. tüm periferik sinirlerin miyelin kılıfını Schwann hücreleri yapar. Okulomotor sinir en çok bu arterin anevrizmasından etkilenir. a. İnsanoğlunun bacak ve ayağının motor ve duyu bölgeleri ile işemenin (miksiyonun) istemli kontrol merkezi hemisferin iç yüzünde temsil edilir. gevşek areolar) tabakasında yer alırlar. işitme alanı ve görme yolları gibi özel işlevlere ait yapıları da besler. vv. media superficialis cerebri. dalları en çok açılan arterdir. inferiores cerebri. Yüzeyel ve derin olarak iki grupta incelenir. communicans anterior ile birleştirilir. cerebri media. vertebralis bulbus ile pons arasındaki olukta (sulcus bulbopontinus) birleşerek a. emissariae. A. 2. meningeae. Bu nedenle kafa dışı enfeksiyonların kafa içine yayılmasında önemlidirler. communicans posterior. 6.Kranyal ve İntrakranyal Venler Vv. felcin (stroke. Encephali) Dural sinüslere açılırlar. opticus (görme siniri) hariç. superiores cerebri. Vertebralis (Arka Arteryel Sistem. Derin beyin venleri. beynin en büyük venidir). hemisferlerin iç yüzünü besler. 12 çift kranyal sinir (kafa çifti). Vv. communicans anterior. 7. 99 . a. sinir sisteminde anevrizmaların en çok görüldüğü damardır. miksiyonun istemli kontrolü bozulur. diploicae. PERİFERİK SİNİR SİSTEMİ Kranyal ve spinal sinirler ile bu sinirlerin ganglionları tarafından oluşturulur. inme) en çok nedeni olan damardır. internae cerebri ve v. kontralateral bacak ve ayakta motor ve duyu kaybı olur. Yenidoğanın (neonat) kafasında yokturlar. subclavianın dalıdır. A. basilarisi (vertebrobaziler sistem) oluşturur. cerebri anterior.Beyin Venleri (Vv. İki taraf a. özellikle hipertansif hastalarda. basilarisi birleştiren damardır (karotidobaziler sistemi birleştirir). carotis interna ile a.

Diğer periferik sinirlerden farklı olarak optik sinirin miyelin kılıfını oligodendrositler yapar. Burada bulunan bipolar nöronların santral uzantıları n. Frontal lobun altında nöron değiştirdikten sonra temporal lobun ucunda lokalize koku merkezinde sonlanır (34 numaralı Brodmann Alanı).KAFA ÇİFTLERİ (KRANYAL SİNİRLER) N. 100 . burnun içindeki concha nasalis superiorda lokalizedir. Opticus (II) (Görme Siniri) Retinada bulunan ganglion hücrelerinin uzantıları tarafından oluşturulur. olfactorius adı ile etmoid kemiğin kribriform laminasından geçip kafa içine girer. Olfactorius (I) (Koku Siniri) Olfaktor alan. N.

Lezyonunda. rectus inferior. Lezyonu tortikollis denilen servikal distoni ile karışır. Saf motor sinirdir. n. rectus superior. N. Mimik kasları uyarır. mandibularisdir. Göz kaslarından sadece m. Sinir. fasiyal kanal içinde üç dal verir. stapedius ve chorda tympani. Göz kaslarından sadece m. Kranyal sinirlerin en incesidir. N. N. N. N. rectus lateralisi uyarır. Kemik içi en uzun seyir gösteren kranyal sinirdir. n. Bu kaslar. Ek olarak m. Ganglion trigeminale (Gasserian ganglionu. N. Facialis (VII) (Yüz Siniri) Temporal kemikteki canalis facialis içinde seyreder. levator palpebrae superioris (göz kapağını kaldıran kas) ve irisin yapısında bulunan m. Beyin sapını arka yüzünden terkeden tek kranyal sinirdir. diplopi (çift görme). tümör ve KİBAS (kafa içi basınç artışı sendromu) en çok bu siniri etkiler. Kornea ve aksırma refleksleri kaybolur. İlk ikisi sadece duyu lifleri içerir. Diplopi (çift görme) olur ve göz aşağı-dışa bakamaz. obliquus superioru uyarır. Submandibular ve sublingual tükrük bezlerine salgı yaptırır. KİBAS’taki diplopinin nedeni olan sinirdir. Hastalar merdiven inemez ve okuyamaz. Lezyonlardan en çok etkilenen sinirdir. Abducens (VI) Subaraknoidal boşlukta en uzun seyreden kranyal sinirdir. Trigeminus (V) En kalın kranyal sinirdir. ganglion geniculiden çıkar. ganglion geniculi denir. göz aşağı-dışa bakar durumda (dışa şaşılık) gibi belirtiler olur. Lezyonlarında. Bunlar. n. labyrinthi ile birlikte meatus acusticus internusdan geçer. m. anevrizma. Trochlearis (IV) Saf motor sinirdir. n. Çekirdek lezyonu kontralateral (karşı tarafta) belirtiye neden olan tek kranyal sinirdir (bütün kranyal sinirlerin çekirdek lezyonlarında belirtiler ipsilateral (lezyonla aynı tarafta olur). N. N. petrosus major. Temporal kemiğin petroz parçası ucunda lokalize büyük bir ganglionu vardır. petrosus major. sphincter pupillae (pupillayı daraltan kas) ve corpus ciliarenin yapısında bulunan m. N. trigeminus. Felcinde. obliquus inferiordur. Kafa travması. Sinirin felcinde. en çok kafaya alınan darbe sonucu yaralanır. pitoz (göz kapağı düşmesi). mandibularis hem duyu hem de motor lifler içerir. rectus medialis ve m. ophthalmicus. m. içe şaşılık ve diplopi olur. Dilin 2/3 ön bölümünden tat duyusunu taşır. 101 . maxillaris ve n. Sırasıyla. Fasiyal kanal içinde dirsek şeklindeki ganglionuna. ciliarisi (lensin kalınlaştıran kas) de uyarır. m. Oculomotorius (III) Göze hareket yaptıran kasların çoğunu uyarır. facialis. vestibulocohlearis ve a.N. n. facialis. Beyin (tentoryal) herniasyonlarından en çok etkilenen sinirdir. ağız açıldığında çene lezyon tarafına deviye olur. çiğneme kaslarının motor siniridir. semilunar ganglion) denilen bu gangliondan üç tane dal çıkar.

Daha sonra her spinal sinir iki dala ayrılır (ramus anterior ve ramus posterior). diğer bölgelerde birleşerek pleksusları yapar. foramen intervertebraleden canalis vertebralisi terk eder (C1 hariç). N. Vagus (X) (Gezgin Sinir) En uzun kranyal sinirdir. Hypoglossus (XII) (Dil Altı Siniri. Ramus anteriorlar torakal bölge hariç. N. beyin sapında her bir tarafta 4 tane olan denge çekirdeklerindeki nöronlarla sinaps yapar. N. intervertebralede birleşmesinden oluşur. Spinal kökü oluşturan lifler. m. Kolikte (içi boş organların ağrısına kolik denir) olan bulantı ve kusmanın nedeni olan sinirdir. palatoglossus hariç) uyarır. Tonsilla palatinaların ve orta kulak boşluğunun duyusunu taşır. hastalarda omuz düşüklüğü olur (m. N. scm) ve m. SPİNAL SİNİRLER Medulla spinalis 31 segmentten oluşur. vestibularisi yapan lifler. medulla spinalisten çıkan radix anteriorlar (motor) ile medulla spinalise giren radix posteriorların (duyu) for. Vestibularis. Dilin tüm intrinsik ve ekstrinsik kaslarını (m. scmdeki işlev kaybı nedeniyle). Spinal sinirler. cochleada bulunan canalis spiralis modioli içindeki ganglion spirale cochlea (corti ganglionu)daki hücrelerin santral uzantıları tarafından oluşturulur. Kranyal kökünü yapan lifler n. N. Bu segmentlerden sağlı sollu 31 çift spinal sinir çıkar. Vestibulocochlearis (VIII) (İşitme-Denge Siniri) N. trapeziustaki işlev kaybı nedeniyle) ve yüzün karşı tarafa çevrilmesi zorlaşır (m. Spinal kökün lezyonunda. Spinal sinirler. trapeziusu uyarır. vagusa girer. Accessorius (XI) Kranyal ve spinal olarak iki kökü vardır. Meatus acusticus internusun dibinde bulunan ganglion vestibulare (Scarpa Ganglionu)deki bipolar nöronların santral uzantıları tarafından oluşturulur. N. Tonsillitte bazen kulakta ağrı duyulmasının nedeni olan sinirdir. sternocleidomastoideus (m. Ek olarak flexura coli sinistraya kadar tüm torakal ve abdominal organlara parasempatik uyarıyı taşır. Beyin sapındaki işitme çekirdeklerinde sinaps yapar. stylopharyngeus) uyarır. Dil Siniri) Oksipital kemikteki canalis nervi hypoglossiden kafayı terk eder. Buradan başlayan nöron uzantıları ile işitme duyusu temporal lobdaki merkezine taşınır. Cochlearis. Glossopharyngeus (IX) (Dil-Yutak Siniri) Yutak kaslarından sadece birisini (m. Larinks kaslarının siniridir.N. denge ile ilgili bölümüdür. 102 .

PLEXUS CERVICALIS 103 .

elin ince hareketlerini yaptıran kasların siniridir. Pleksusun en uzun siniridir. pectoralis medialis. kolun ön bölgesindeki kasları uyarır. bu nedenle parmakları arasında bir cismi tutamaz. 104 . supraspinatus ile m. Sinirin felcinde kola abdüksiyon başlatılamaz. M. seröz perikardın parietal yaprağı. sternocleidomastoideusun altında ya da arkasındadır. N. musculocutaneus. Duyu lifleri. scalenus anteriorun önünden geçip toraks boşluğuna girer. PLEXUS BRACHIALIS Son dört servikal spinal sinirin ön dalları ile birinci torakal spinal sinirin ön dalının birleşmesi ile meydana gelir. Toraksta perikardiyakofrenik damarlarla birlikte fibröz perikardium ile mediastinal plevra arasında seyreder. N. ve diyafragma altındaki peritondan duyu taşır. mediastinal pleura. levator scapulaenin siniridir. Bu pleksusun en önemli siniri. pektoral kasları uyarır. m. pectoralis lateralis ve N. m. infraspinatusu uyarır. N. Sinirin felcinde winged (kanat) skapula olur. suprascapularis. n. phrenicustur. N. Kişi parmaklarına abdüksiyon-addüksiyon yaptıramaz. N. M. Bazı gövde kaslarını ve üst ekstremitedeki tüm kasları uyaran sinirler bu pleksusun dallarıdır. N. N. Incisura scapulaeden geçen sinirdir. phrenicus. Sinirin felcinde claw hand (pençe el) olur. dorsalis scapulae. romboid kasların ve m. diyafragmanın motor siniridir.İlk 4 servikal spinal sinirin ön dallarının birleşmesi ile meydana gelir. serratus anterioru uyarır. fibröz perikard. ulnaris. thoracicus longus. N. phrenicus vücuttaki üç seröz zardan duyu taşıyan tek sinirdir.

teres minoru innerve eder. pençe şeklinde (clawhand) bir görünüm alır. İnguinal herni tamirlerinde (inguinal herniyorafi ya da inguinal herniyoplasti) yaralanabilir. N. Truncus superior lezyonu (Erb-Duchenne Felci) C5 ve C6 köklerinde meydana gelen yırtılmalar nedeniyle olur. Ekstremitenin bu pozisyonu bahşiş isteyen garson (waiters tip) ekstremitesine benzer. m. En çok humerus gövdesi kırıklarında yaralanır. deltoideus ile m. m. Tüm segmentlerden lif içeren tek sinirdir. profunda brachii ile birlikte seyreder. N. Plexus Lumbalis İlk üç lumbal spinal sinirin ön dalları ile dördüncü lumbal spinal sinirin ön dalının büyük bölümünün birleşmesi ile oluşur. subscapularisi uyarır. Yaralanması durumunda inguinal bölgede kalıcı ağrılara neden olur. N. genitofemalis. Ekstremite sarkık.N. diz eklemine kadar uyluğun ön-dış yüzünün deri duyusunu taşır. başlıca n. Kremaster refleksinin hem afferent hem de efferent yolunu yapar. psoas majoru delen sinirdir. N. Humerusun arka yüzüdeki sulcus nervi radialisde a. radialis. Sinir. N. cutaneus femoris lateralis. subscapularis. medianus. subcostalis) gelen bir dalda katılır. Felcinde apelike hand (maymun eli) olur. axillaris. Pleksusun dalları. latissimus dorsiyi uyarır. önkol pronasyonda ve ekstensiyonda el bileği bir miktar fleksiyondadır. Truncus inferior lezyonu (Klumpke felci) C8 ve T1 spinal sinir etkilenir. N. ulnarise katıldığından elin küçük kaslarında zayıflık olur. psoas majorun altında ya da arkasındadır. m. m. kol addüksiyonda ve iç rotasyonda. teres major ve m. Sinirin genital dalı inguinal kanaldadır. Humerusun collum chirurgicumunun kırıklarında. Yeni doğanda Moro refleksinde asimetriye neden olur. ilioinguinalis. Sinirin felcinde omzun karakteristik kabarıntısı kaybolur ve kolun abdüksiyonu zor yapılır. N. 105 . Seyri sırasında m. Bu segmentlerden çıkan lifler. Sinirin felcinde wrist drop (düşük el) olur. Pleksus. brachialisle seyreden sinirdir. m. inguinal kanaldan geçer. thoracodorsalis. Pleksusa T12 spinal sinirin ön dalından (n. plexus brachialisin en büyük dalıdır. pronator teresin iki başı arasından ve karpal tünelden geçer. iliohypogastricus. appendektomilerde yaralanabilir. bazen ligamentum inguinalenin altından veya içinden geçerken sıkışabilir ve uyluğun anterolateral yüzünde ağrıya neden olur (meralgia paraesthetica). kolda a. omuz ekleminin çıkıklarında ve koltuk değneği kullananlarda sık olarak yaralanır. El. N.

N femoralis; pleksusun en büyük siniridir. Vücudun en uzun deri siniri olan n. saphenus bu sinirin dalıdır. N. femoralisin felcinde bacak ekstensiyonu bozulur. N. obturatorius; aynı isimli damarlarla birlikte küçük pelvisin lateral duvarındaki canalis obturatoriusa girer. N. obturatoriusun lezyonları çok nadirdir. Bazen doğumda büyük başlı fetus siniri yaralayabilir. Yaralanması durumunda uyluk addüksiyonu ve dış rotasyonu zayıflar. Bu nedenle etkilenen ekstremite diğer ekstremitenin üzerine geçirilemez (uyluk uyluk üstüne konulamaz). Ayrıca uyluğun iç yüzünde diz ekleminin yukarısında yumurta şeklinde küçük bir alanda duyu kaybı olur. Plexus Sacralis İlk 4 sakral spinal sinirin ön dalları ile truncus lumbosacralisin birleşmesinden meydana gelir. M. piriformisin üzerinde oturur. Truncus lumbosacralis: L5 spinal sinirin ön dalı ile L4 spinal sinirin ön dalından gelen bir dalın birleşmesi ile oluşur. N. furcalis: L4 spinal sinirdir. Hem lumbal hem de sakral pleksusun oluşumuna katılır. Pleksusun dalları; N. gluteus superior; m. gluteus medius ve m. tensor fasciae lataeyi uyarır. N. gluteus inferior; m. gluteus maximusu uyarır. N. cutaneus femoris posterior; fossa popliteanın alt ucuna kadar uyluğun arka yüz orta bölgesinin ve bacağın proksimal bölümünün arka yüzünün deri duyusunu alır. N. ischiadicus (L4,5-S1,2,3); vücudun en büyük siniridir. Foramen infrapiriformeden geçip pelvisi terk eder. Uyluğun ortalarında uç dalları olan n. tibialis ve n. fibularis (peroneus) communise ayrılır. N. ischiadicus; en sık gluteal bölgeye yapılan hatalı intramusküler enjeksiyonlar sonucu yaralanır. Diz ekleminin altında kalan tüm kaslarda paralizi olur ve bu nedenle pasif düşük ayak (footdrop) görülür. N. tibialis; daha büyük olan uç dalıdır. Bacakta a. tibialis posterior ile birlikte aşağıya doğru seyreder. Uyluk arkası ve bacak arkası kasların siniridir. Fleksör retinakulumun altında n. plantaris medialis ve lateralis denilen uç dallarına ayrılır. 106

Yaralanması halinde, ayak dorsifleksiyonda ve eversiyonda kalır (pes calcaneovalgus). Kişi ayak uçları üzerinde yükselemez ve topukları üzerinde yürür. N. fibularis (peroneus) communis; collum fibulaenin dış tarafında iki uç dalına ayrılır. Alt ekstremitenin en sık yaralanan siniridir. Collum fibulae kırıklarında sık olarak yaralanır. Bacağın ön ve lateral kompartman kaslarının paralizisi sonucu, fleksör kaslar hakimiyet kazanır ve ayak plantar fleksiyonda (foot drop) ve inversiyon yapmış pozisyonda kalır. Bu karakteristik görünüme equinovarus denir. Bu sinirin felcinde olan düşük ayak, bacak arkası kasların hakimiyeti nedeniyledir. N. fibularis (peroneus) superficialis; ayağa eversiyon yaptıran (fibular) kasların siniridir. Felcinde ayak eversiyonu zayıflar. Ayrıca bacağın lateralinde ve ayak sırtında duyu kaybı olur. N. fibularis (peroneus) profundus; a. tibialis anteriorla birlikte aşağı doğru seyreder. Bacaktaki ekstensör kasları uyarır. Başparmak ile ikinci parmak arasını örten derinin duyusunu taşır. Felcinde, ayak ekstensiyonu zayıflar. Ayrıca başparmak ile ikinci parmak arasında üçgen şeklindeki bir alanda duyu kaybı olur. N. suralis; n. tibialisten gelen bir dal ile n. fibularis communisten gelen bir dalın birleşmesi ile olur. Bacağın arka yüzünde v. saphena parva ile birlikte seyreder. Malleolus lateralisin arkasından geçip ayağın dış kenarında küçük parmağa kadar seyreder. Bacağın 1/3 distalinin dış ve arka bölgesi ile ayağın lateral kenarının küçük parmağa kadar deri duyusunu taşır. N. pudendus (S2,3,4 ); perine bölgesinin esas siniridir. Sinirin çıktığı sakral segmentlerde bulunan çekirdeğine Onuf çekirdeği adı verilir. A.v. pudenda interna ile birlikte, fossa ischioanalisin dış duvarında bulunan canalis pudendalise (Alcock kanalı) seyreder. Sinirin felcinde üriner (idrar) ve fekal (dışkı) inkontinens (tutamama) olur. OTONOM SİNİR SİSTEMİ (OSS) Merkezi hypothalamusdadır. Hem merkezi hem de periferik sinir sistemi içinde işlev gören bir sistemdir. Kan damarlarının ve iç organların kasları ile bezlerin aktivitelerini kontrol eder, organlardan duyu taşır. Otonom sinir sisteminin iki bölümü vardır. sempatik ve parasempatik. Her ikisinde de iki nöron vardır. Birisi, gövdesi merkezi sinir sisteminde bulunan presinaptik nöron, diğeri de gövdesi periferik sinir sisteminde bulunan postsinaptik nöron. PARASEMPATİK SİSTEM Parasempatik sistem sadece baş, torakal ve abdominopelvik boşluklardaki organlar ve dış genital organların erektil dokularına gider. Vücut duvarı ve ekstremitelere gitmez. Bu nedenle spinal sinirler içinde parasempatik lif bulunmaz. Presinaptik parasempatik nöronlar, beyin sapında bulunan çekirdeklerde ve sakral 2-4 segmentlerdedir. Bu nedenle parasempatik sisteme kranyosakral sistem de denir. Parasempatik sistemin kranyal parçasını dört kranyal sinir yapar; III (n. oculomotorius), VII (n. facialis), IX (n. glossopharyngeus) ve X (n. vagus). Parasempatik sistemin kranyal parçasında, içinde postsinaptik parasempatik nöronların bulunduğu dört tane parasempatik ganglion bulunur. Ganglion ciliare, 107

ganglion pterygopalatinum, ganglion submandibulare ve ganglion oticum. Beyin sapındaki çekirdeklerde bulunan presinaptik parasempatik nöronların uzantıları, bu ganglionlarda bulunan postsinaptik parasempatik nöronlarla sinaps yapar. Postsinaptik parasempatik nöronların uzantıları hedef organlara gider. Pars cranialis (kranyal parça) Beyin sapında dört tane parasempatik çekirdek bulunur. 1. Edinger-Westphal (III); mesencephalonda lokalizedir. Bu çekirdekten başlayan presinaptik parasempatik lifler, n. oculomotorius içinde seyrederek ganglion ciliareye gelir ve buradaki postsinaptik nöronlarla sinaps yapar. Bu nöronların uzantıları nn. ciliares breves içinde m. sphincter pupilla ve m. ciliarise gider. 2. Nucleus salivatorius superior (VII); ponsta lokalizedir. Üst bölümüne nuc. lacrimalis denir. Bu çekirdeklerden çıkan presinaptik parasempatik lifler, n. facialisin n. intermedius denilen duyu kökü içinde beyni terk eder. Daha sonra sinirin iki dalı içinde seyrederek iki ayrı parasempatik gangliona gelir. Ganglion pterygopalatinuma gelenler, sinapstan sonra glandula lacrimalise gider. Ganglion submandibulareye gelenler, sinapstan sonra glandula submandibularis ve glandula sublingualise gider. 3. Nucleus salivatorius inferior (IX); bulbusta lokalizedir. Bu çekirdekten çıkan presinaptik parasempatik lifler, n. glossopharyngeus ve onun dalları ile ganglion oticuma gelir ve sinaps yapar. Gangliondan çıkan postsinaptik parasempatik lifler, glandula parotideaya gider. 4. Nucleus dorsalis nervi vagi (X); bulbusta lokalizedir. Bu çekirdekten çıkan presinaptik lifler, n. vagus ve dalları içinde seyrederek toraks organları ile pancreas, dalak, karaciğer, safra kesesi ve safra yolları, özofagus, mide, ince bağırsak ve flexura coli sinistraya kadar olan kalın bağırsak bölümünün çevresinde bulunan pleksuslar içindeki (terminal ganglion) veya organların duvarlarındaki (mural ganglion) küçük ganglionlara gelerek sinaps yapar. Sinapsdan sonraki postsinaptik parasempatik lifler, organların düz kasları ve bezlerine gider. Pars pelvica (pelvik veya sakral parça) Presinaptik parasempatik nöronlar sakral 2, 3 ve 4’te lokalizedir. Bu nöronların uzantıları nn. splanchnici pelvici (nervi erigentes) adı altında n. vagusun innervasyon alanı dışında kalan organların parasempatik uyarısını sağlar. Bu sinir içinde seyreden presinaptik parasempatik lifler, organların çevresindeki pleksuslar 108

içinde (terminal ganglion) veya organların duvarlarında bulunan (mural ganglion) küçük ganglionlara gelerek sinaps yapar. Nn. splanchnici pelvici; flexura coli sinistradan itibaren kalın bağırsak bölümünün ve pelvik organların (mesane, uterus, vagina ve prostat gibi) düz kaslarını uyarır. Ayrıca penis ve clitorisin erektil dokuları ile testis, ovaryum, uterus ve tuba uterinanın damarlarında vazodilatatör etki yapar. SEMPATİK SİSTEM Ter bezleri, m. arrector pili, kan damarlarının müsküler duvarı, kalp, akciğerler ve solunum yolları, abdominopelvik organlar, özofagus, irisde bulunan m. dilatator pupillae, tarsal kaslar ve ürogenital traktusun düz kaslarını uyarır. Sempatik sistem, kıkırdak ve tırnak gibi avasküler dokulara gitmez. Presinaptik sempatik nöronlar, T1L2 arası segmentlerdedir (toplam 14 segment). Presinaptik nöronların aksonları, medulla spinalisi terk eder ve truncus sympathicusdaki ganglion trunci sympathici (paravertebral ganglion) denilen ganglionlara gelir ve buradaki postsinaptik sempatik nöronlarla sinaps yapar. Bazı uzantılar, sempatik zincirden direk geçer ve aorta abdominalisin önündeki prevertebral ganglionlarda (gang. coeliacum, gang. mesentericum superius ve gang. mesentericum inferius) sinaps yapar. Bu ganglionlardaki postsinaptik sempatik nöronların uzantıları hedef organa gider. Truncus Sympathicus: Columna vertebralisin her iki tarafında, kafa tabanından koksiks ucuna kadar uzanan sempatik zincirde, 22 yada 23 çift ganglion trunci sympathici (gg. paravertebrales) denilen ganglionlar bulunur. Servikal parçasında üç tanedir. Bunlar; gang. cervicale superius, medius ve cervicothoracicumdur. Özellikle gang. cervicothoracicumun apex pulmonislerle olan komşuluğu önemlidir. Pancoast sendromunda olduğu gibi, apex pulmonislere oturan tümörlerde ganglion etkilenir ve Horner sendromu belirtileri (miyozis; pupillanın küçülmesi, pitozis; göz kapağının düşmesi, enoftalmos; gözün içe çökmesi, anhidrozis; terleme olmaması ve kızarıklık) ortaya çıkar. İki tarafın truncus sympathicusu, koksiks ucunda ganglion impar denilen bir ara ganglionla birleşir. 109

10. ENDOKRİN SİSTEM

Organizmada meydana gelen metabolik olaylar, büyüme, olgunlaşma gibi bir çok fizyolojik olayda önemli görevleri olan bezlerdir. Vücutta sadece iç salgı yapan bezler ile hem iç hem de dış salgı yapan bezler vardır. Salgılarını bir kanala bırakan bezlere ekzokrin bez, kana bırakan bezlere ise endokrin bez denir. 110

Glandula pituitaria (hypophysis), glandula pinealis (corpus pineale, epifiz bezi), glandula thyroidea, glandula parathyroidea, glandula suprarenalis, thymus, pancreas, testis, ovarium ve böbrekler bazı endokrin işlevi olan organlardır. Hypophysis (Glandula Pituitaria) Sfenoid kemiğin fossa hypophysialisi içinde kırmızı gri renkli, oval şekilli, yaklaşık 0.5 gr ağırlığında, kapsüllü endokrin bir bezdir. Hipotalamustan başlayan infundibulum, hipofizi hipotalamusa bağlar. Hipofiz bezinin alt-ön tarafında sinus sphenoidalis bulunur. Her iki yanda sinus cavernosus ve içindeki yapılarla komşudur. Bezin üstön tarafı chiasma opticum ile komşuluk yapar. Hipofiz, farklı iki parçadan oluşur. Adenohypophysis (lobus anterior) Oral ektoderm kökenlidir. Adenohipofizi oluşturan oral ektoderm bölümü başlangıçta bir kese (Rathke kesesi) şeklindedir. Yetişkinlerde bez içinde görülen yarık, bu kesenin kalıntısıdır. Pars distalis, pars intermedia ve pars tuberalis olmak üzere üç parçadan oluşur. Adenohipofizde üretilen ve salgılanan hormonlar; prolaktin, GH (growth hormon; somatotropin), ACTH (adrenokortikotropin hormon), TSH (tiroidi stimüle eden hormon), FSH (follikülü stimüle eden organ), LH (lüteinize hormon)’dır. Neurohypophysis (lobus posterior) Nöral ektoderm kökenlidir. Diensefalonun uzantısıdır. İnfundibuler öz, eminentia mediana ve lobus nervosus (pars nervosa) olmak üzere üç parçadan oluşur. Nörohipofizden; ADH (vasopressin) ve oxitosin salgılanır. Glandula Pinealis (Corpus Pineale, Epiphysis Cerebri) Tabanı bir sap ile diencephalona tutunur. 120 mg kadardır. Pinealositler tarafından melatonin salgılanır. Karanlık ve aydınlık ile uyku periyodunun düzenlenmesi, vücut ısısının ayarlanması, metabolizma, bağışıklık sistemi, tümör büyümesinin inhibisyonu ve lokomotor aktivite bazı işlev yaptığı olaylardır. Karanlık, pineal bezde aktiviteyi artırırken, aydınlık azaltır. Pineal bezdeki aktivite artışı, etkilediği iç salgı bezlerinde aktivite azalmasına neden olur.

111

Glandula Thyroidea Boynun ön tarafında C5-T1 vertebralar arasında, kahverengi-kırmızı renkte damardan zengin, kapsüllü bir organdır. Yaklaşık 25 gr ağırlığındadır. Kadınlarda biraz daha büyük ve ağırdır. Menstruasyon ve gebelik sırasında da biraz büyür. Sağ ve sol olmak üzere iki lob ile bunları ortada birbirine bağlayan, 2-3 trachea halkaları üzerinde oturan dar bir parçadan (isthmus glandulae thyroidea) oluşur. Glandula thyroideadan bazal metabolizmayı uyaran triiodotironin (T3) ve tiroksin (T4) hormonları salgılanır. Bu hormonların aşırı salgılanması hipertiroidi (tirotoksikoz), yetersiz salgılanması hipotiroidi olarak bilinir. Glandula thyroideanın büyümesine tiroid hiperplazisi (guatr) denir. Bez büyüyünce boynun ön tarafında bir şişkinlik oluşturur ve bunun yutkunma ile hareket etmesi gözle fark edilebilir. Büyüyen bez, trachea ve n. laryngeus recurrense bası yapabilir. Tiroid bezindeki parafolliküler hücrelerden kalsitonin salgılanır. Kalsitonin, kandaki kalsiyum seviyesini düşürür, iskelette ve diğer dokularda kalsiyum tuzlarının depolanmasını artırır.

112

Glandula Parathyroidea Küçük, sarımsı-kahverengi, oval şekilli olup, tiroid bezi loblarının arka kenarları ile capsula fibrosa arasında bulunan 4 tane bezdir. Glandula parathyroidealar parathormon salgılar. Bu hormon kemik dokusundaki hücrelere etki ederek kemikteki kalsiyumun kana geçmesini sağlar ve kan kalsiyum seviyesini yükseltir. Kan kalsiyum seviyesinin artması ile birlikte parathormon sekreyonu inhibe olur. Thymus Primer lenfoid organdır. Manubrium sterninin arkasında, pericardium fibrosum, arcus aortae ve tracheanın önündedir. Mediastinum superius ve mediastinum anteriusta yer tutar. Doğumda 12-15 gr. ağırlığındadır. Puberteden sonra atrofiye gider. Timus, T lenfositlerin olgunlaştığı yerdir. Gelişim çağında lenfatik sistemin normal gelişmesi ve bağışıklık maddelerinin (antikorların) oluşmasında etkilidir. Yeni doğanda (neonat) lenfoid dokuların normal gelişmesi ile de ilgilidir. Timus çıkarılırsa lenfatik doku gelişimi geriler. Bu dokuda lenf, kanda da lenfositler kaybolur, antikorlar da yapılamaz. Glandula Suprarenalis Her bir böbreğin üst ucuna oturmuş, fascia renalisle sarılı iki bezdir. Anatomik ve fizyolojik olarak, dışta korteks (adrenal korteks), içte medulla (adrenal medulla) olmak üzere iki kısımdan yapılır. Korteksten glukokortikoidler (kortizol, kortikosteron), mineralokortikoidler (aldosteron) ve seks hormonları (androgenler) salgılanır. Medulladan katekolaminler (adrenalin ve noradrenalin) salgılanır. Pankreas Hem endokrin hem de ekzokrin bezdir. Ekzokrin salgıları; amilaz, lipaz ve tripsinojendir. Bunları ductus pancreaticus denilen kanalına verir. Kanal, duodenumun ikinci parçasına (pars descendens) açılır. Pankreasın yapısında bulunan pankreas adacıkları (Langerhans adacıkları) pankreasın %1’ini oluşturur. Bu adacıklarda bulunan alfa hücreleri glukagon (kan glukozunu arttırır), beta hücreleri insülin (kan glukozunu azaltır), delta hücreleri somatostatin, F hücreleri PP (pankreatik polipeptid) sentezler ve salgılar.

113

Ovaryum Ovariumun yapısında bulunan folliküler hücreler. Sertoli hücreleri inhibin salgılar. 114 .Testis Testisin yapısında bulunan interstisyel hücreler (Leydig hücreleri). prekallikrein. Sonuçta Na (sodyum) ve suyun geri emilimi artar. Böbrekler Eritropoietin salgılayarak eritrosit üretimini arttırır. prostoglandin. 1-25 dihidroksi vitamin D3. Sertoli hücreleri kan-testis bariyerini yapan hücrelerdir. testosteron. ostrogen ve progesteron salgılar. Renin – angiotensin mekanizması ile aldosteron artar. renin salgılar.

n. trochlearis. bu duvarla komşudur. abducens. Mm. arkadan öne doğru Sfenoid. Orbitada bulunan damarlar Orbitada a. m. dört tane düz kastır. LAkrimal ve Maksilla (SELAM) yapar. 115 . oculomotorius. abducens uyarır. Bunlar. göz ve gözle ilgili kaslar. pitoz). Etmoidal sinüsler. damarlar ve sinirler bulunur. M. oculomotorius ile uyarılır. Orbitada bulunan sinirler N. Mm. Alt duvarını (orbita tabanı). tabanı önde. iki tanedir.11. levator palpebrae superioris. ophthalmicanın dalları ile v. GÖZ ve KULAK ANATOMİSİ Orbita Ve Göz (Bulbus Oculi) Orbita Orbita. Dış duvarını. n. N. zigomatik ve sfenoid kemiğin büyük kanadı 3. apeksi arkada piramit şekilli iki boşluktur. Orbitanın duvarları Dört duvarı vardır. levator palpebrae superioris geçer. oculomotorius. maxillarisin dalları ve ganglion ciliare bulunur. M. recti. Gözü isimleri ile aynı yönde hareket ettirirler. gözü yukarı-dışa baktırır ve n. oculomotorius ile uyarılır. üst göz kapağını kaldıran kastır. opticus. 4. palatin ve maksilla. Glandula lacrimalis Orbitanın üst-dış duvarında. Sinirin felcinde kastaki fonksiyon kaybı sonucu göz kapağı düşer (göz kapanır. ophthalmicusun dalları. Orbita taban kırıkları maksiller sinüse geçer. rectus superior. frontal kemikteki çukurunda (fossa glandula lacrimalis) oturur. m. rectus lateralisi ise n. Orbital ve palpebral iki parçası vardır. n. zigomatik. obliquus inferior ise. ophthalmicalar bulunur. gözü aşağı-dışa baktırır ve n. 1. İçinde. Etmoid. İç duvarını. Üst duvarını. Zinn halkasından (anulus tendineus communis) başlarlar. carotis internanın dalı olan a. n. trochlearis ile uyarılır. M. n. obliquus superior. obliqui. glandula lacrimalis ve kanalları. rectus inferior ve m. rectus medialisi n. Orbitada bulunan kaslar Orbitada toplam yedi tane kas bulunur. frontal ve sfenoid kemiğin küçük kanadı 2. M. İki parça arasından m.

orbital yağ dokusuna gömülü olarak orbita içinde bulunur. corpus vitreum ve humor aquosusdur. Tunica fibrosa bulbi Saydam olan ön bölümüne cornea. Humor aquosusun venöz dolaşıma geçmesini sağlayan sinus venosus sclerae (Schlemm kanalı). 1. Çapları yaklaşık 2. Difüzyon yolu ile humor aquosustan beslenir. Işığı kıran diğer yapılar.Göz (Bulbus Oculi) Görme organı olan göz. sinirden ve pigmentten zengin olan bu tabaka arkadan-öne doğru. üç tabakadan oluşur. lens. Tunica vasculosa bulbi Damardan. arkada kalan daha büyük bölümüne sclera denir. ciliaris bu parçada 116 . Humor aquosusun sentezlendiği ve salgılandığı processus ciliaris denilen plikalar ve gözün uyum mekanizmasında (akomodasyon) işlevi olan m. Dura materle devamlıdır. kan ve lenf damarı içermez (avaskülerdir). scleraya insersiyo yapar. choroidea.5 cm olan göz. Göz içi basınç artışlarında gözün şeklinin devamlılığını sağlar. Arachnoidea mater ve pia materin devamı olarak kabul edilir. Göze gelen şiddetli ışığı emerek yansımasını önler. iridokorneal birleşmeye yakın scleranın iç duvarında lokalizedir. Corpus ciliare Choroideanın öne doğru kalınlaşmış devamıdır. Choroidea Sclera ile retina arasındadır. corpus ciliare ve iris olarak üç bölümdür. Gözü hareket ettiren kaslar. Cornea Göze gelen ışınların en fazla kırılmaya uğradığı yerdir. Önde irisle devam eder. Intraoküler basıncın düzenlenmesinde önemli bir faktördür. Cornea. Sclera Göze şeklini veren fibröz bir yapıdır. 2.

Melanositlerin sayısı az olduğunda göz açık renkli. vorticosae denilen 4-5 ven. önce arka kamarada toplanır. Lensi yerinde tutan iplikçikler (fibrae zonulares) buradan başlar ve lens kapsülüne tutunur. sphincter pupillae. Corpus ciliareden kapsülüne uzanan iplikçiklerle (fibrae zonulares) yerinde tutulur. 117 . opticusu oluşturur. Optik diskin yaklaşık 3 mm lateralinde (temporalinde). parasempatik. Gözün yapısında bulunan diğer yapılar Camera anterior bulbi oculi. damarsız (avasküler). Retinada bulunan ganglion hücrelerinin uzantıları n. Corpus vitreum ışığı kıran yapılardan birisidir. Optik disk görmediğinden kör nokta olarak bilinir. Bu kanaldan da vv. ağ) Bulbus oculinin sensorik tabakasıdır. Uzantıların bir araya geldiği yere discus nervi optici (optik disk) denir ve burası optik sinirin başlangıcıdır. yapısında bulunan iki kas ile pupillanın çapını ayarlar ve göze gelen ışığın miktarını düzenler. papilla da denir. Camera posterior bulbi oculi.yer alır. dilatator pupillae ise. Humor aquosus. Bu nedenle optik diske. Venöz kanını taşıyan vena ophthalmicalar sinus cavernosusa açılır. Kafa içi basınç artışlarında (KİBAS). sclerayı delip v. lensin arkasındaki büyük boşluktur. Buradan pupilla aracılığı ile ön kamaraya gelir. Tunica interna bulbi (retina. ortası çukur olduğundan meme ucuna benzer bir görünüme sahiptir. Choroideanın öne doğru uzantısıdır. retinayı yerinde tutar. Fovea centraliste çok sayıda koni hücresi bulunur. Bu nedenle retinanın en keskin gören yeridir. Iris (gökkuşağı) Cornea ile lens arasındadır. Ön kamaranın iç duvarında iridokorneal birleşmede bulunan trabeküler dokudan geçerek iridokorneal birleşme yakınında sclerada bulunan sinus venosus scleraeye (Schlemm kanalı) boşalır. Ön ve arka kamarayı birbirinden iris ayırır. Iris ile corpus vitreum arasındadır. Corpus vitreum denilen %99’u su renksiz ve jelatinöz bir sıvı ile doludur. Lens. ciliares anterioresler ile venöz dolaşıma katılır. macula lutea denilen sarı renkli bir alan vardır. göz içinde var olan basınçtan ve bu basıncın devamlılığından sorumludur. a. sempatik sinirlerle uyarılır. optik diskte ödem olur ve bu durum papilödem olarak adlandırılır. Ortalama çapı 3 mm dir. Irisin ortasındaki deliğe pupilla denir. ophthalmicalara açılır. Optik disk ve çevresi fundus olarak bilinir. Camera vitrae bulbi. Yapısındaki melanositlerin miktarına göre göze rengini verir. 3. Ek olarak lensi destekler. Böylece bulbus oculinin boyutlarını korur. lens ve corpus ciliare arasında bulunan boşluktur. cornea ile iris ve lens arasında bulunan boşluktur. Choroidea tabakadan başlayan vv. Koni ve basil (çubuk) denilen fotoreseptör hücrelere ek olarak bir çok hücre içerir. Ek olarak lens ve corneayı besler. Iris. Ortası hafif çukurdur ve fovea centralis denir. gelen ışığın yoğunluğuna göre 1-8 mm arasında değişir. Bu kaslardan m. m. ophthalmica besler. iris. Optik diskin çevresi kabarık. Çapı. Humor aquosus. Bulbus oculinin damarları ve sinirleri Bulbus oculiyi. fazla olduğunda ise koyu renkli olur. bikonveks şekilli ve kapsüllü bir yapıdır.

Ganglion hücrelerinin uzantıları discus nervi opticide bir araya gelir. Tam ortadan ikiye bölersek. ophthalmicusun dalları taşır. Görme alanı (vizüel alan) – Retina ilişkisi Retinalar. Mavi. burun (nazal) tarafta kalan retina yarımı. Fovea centralisde retinanın iç tabakaları perifere doğru yer değiştirdiğinden. Az ışıklı ortamda ve renksiz görme ile ilgilidir. şiddetli ışıkta uyarılırlar. Elektrik sinyalleri. Çok küçük bir noktadır ve görme alanında iki gözün gördüğü alanda olduğundan normal olarak farkedilmez. kırmızı ve yeşil ışığa duyarlı üç tip koni hücresi vardır. ışık buradaki fotoreseptör hücrelere kan damarları ve diğer retinal hücrelerden geçmeksizin. Macula lutea denilen bu alanın ortası hafif çukurdur ve fovea centralis adı ile bilinir. dış ortamdan gelen ışık uyarısını elektrik sinyallerine değiştirir. Bu nedenle en net ve renkli görmenin olduğu yerdir. bulbus oculinin optik tabakası olan retinadan başlar. Optik eksen macula luteaya uzanır ve bu nedenle gözler bir cisme fikse edildiğinde hemen daima cismin görüntüsü maculaya düşer. Bu hücrelerin uzantıları. Her bir gözde yaklaşık 120 milyon kadardır. görme alanının kendi tarafındaki yarısını. Görme Yolları Görme yolları.Duyusunu n. basil) hücreleri. Çubuk (Rod. kase benzeri şekle sahiptir. bu hücrelerin sinaps yaptığı diğer hücrelerden geçip son olarak ganglion hücrelerine ulaşır. Koni hücreleri. Discus nervi opticinin yaklaşık 3 mm lateralinde (ya da temporalinde) sarı renkli bir alan vardır. düşük şiddetteki ışık uyarılarına cevap verir. Görme yolunun fotoreseptör hücreleri. Sayıları her bir gözde yaklaşık 7 milyondur ve başlıca macula luteadaki fovea centraliste lokalizedirler. thalamusta bulunan corpus geniculatum lateraledeki nöronlarla sinaps yaptıktan sonra görme merkezine (vizüel korteks) gider. direk olarak ulaşır. Renkli ve keskin görmeden sorumludurlar. Burada fotoreseptör hücre yoktur ve bu nedenle burada görme olmaz (kör nokta). şakak 118 .

retina ile birebir aynıdır (retinotopiktir). “Anopsia” görme kaybıdır. Burada bulunan sulcus calcarinus denilen oluk ile üst ve alt dudağa ayrılır. radiatio optica ve vizüel korteks) görme yollarını tutan lezyonlarda kontralateral homonimos hemianopsia olur. Bezin tümörlerinde basıya uğrar. Her iki gözün görme alanının aynı yarısını görememesi homonimos. Radiatio optica (tractus geniculocalcarinus) CGL’deki hücrelerin aksonları.dışa doğru bu isimle devam eden lifler. her iki gözün retinasının üst . çapraz yaparak karşı tarafa geçer ve karşı gözün retinasının temporal yarımından gelen liflerle birleşerek tractus opticusu oluşturur. her iki gözün retinasının alt . hemianopsia. corpus geniculatum lateraledeki görme yolunun üçüncü nöronları ile sinaps yapar. sağ gözün retinasının nazal yarımı ile sol gözün retinasının temporal yarımı. N. Örneğin. 119 .(temporal) tarafındaki retina yarımı ise görme alanının karşı taraf yarısını görür. Chiasma opticum Her iki taraf gözün retinasının nazal yarımlarından gelen iflerin yaptığı çapraza chiasma opticum denir. Görme yolunun üçüncü nöronları burada bulunur. görme alanının bir yarısındaki kaybı. opticustaki liflerin dizilimi. farklı görme alanı yarımlarını görememesi heteronimos olarak isimlendirilir. sinirin alt . kuvadrantik anopsia ise. bu isim altında primer vizüel kortekse (Brodmannın 17 numaralı alanı) gider. retinada tersine olarak düzenlenmiştir. sinirin ortasındadır. sinirin kesitlerinde üst . heteronimos hemianopsia (bitemporal hemianopsia) olur. Örneğin. Buna göre. retinanın üst temporal çeyreğinden gelen lifler. Tractus opticus Chiasma opticumdan sonra arkaya . retinanın alt nazal çeyreğinden gelenler. Buna göre. Benzer şekilde sol gözün retinasının nazal yarımı ile sağ gözün retinasının temporal yarımı görme alanının sol yarımını görür. Her bir gözün retinasının nazal yarımından gelen lifler. Chiasma opticumun hipofiz bezi ile olan yakın komşuluğu önemlidir.sağ çeyrekleri görme alanının alt . Tam olmayan görme alanı defektlerine skotom denir. Maculadan gelen lifler.iç çeyreğinde yer alır. CGL. görme alanının bir çeyreğindeki kaybı ifade eder. Primer vizüel korteks Oksipital lobun arka bölümünde iç yüzdedir. görme alanının sağ yarımını görür.sol çeyrekleri görme alanının üst sağ çeyreğini. Görme alanındaki objeler. Corpus geniculatum laterale (CGL) Thalamusun arka dışkısmında bulunan küçük bir kabarıntıdır.dış çeyrekte yer alırken. Chiasma opticumun arkasında kalan (tractus opticus.sol çeyreğini görür. Chiasma opticumu tutan lezyonlarda.

bitemporal hemianopsia olur. Işık tutulan gözdekine direk pupilla ışık refleksi. bu gözün hem afferent hem de efferent yolu sağlam olduğundan bu gözde direk refleks. Bir ışık kaynağı ile bir taraf göze ışık tutulduğunda her iki gözün pupillasında da küçülme olur. opticusun tam kesisinde o göz görmez (anopsia). Görme İle İlgili Refleksler Pupilla ışık refleksi Afferent (getiren) yolunu n. Chiasma opticumun arkasında kalan yapıların tam lezyonlarında homonimos hemianopsia. efferent (götüren) yolunu n.Görme Yolları Lezyonlarında Ortaya Çıkan Görme Alanı Kayıpları N. Chiasma opticumun lezyonlarında (en sık nedeni hipofiz tümörüdür). her iki gözün retinasının nazal yarımlarından gelen lifler tutulduğundan. kısmi lezyonlarında kuvadrantik anopsia olur. oculomotorius yapar. N. karşı gözdekine de indirek (konsensüel) pupilla ışık refleksi adı verilir. opticus. optik sinirin hasarlı olduğu gözde de efferent yol sağlam 120 . ışık uyarısı gitmediğinden her iki gözde de refleks alınamaz. Ancak sağlam göze ışık tutulursa. opticusun hasarlarında.

facialisler. Hastalar alacakaranlkta iyi göremez. okulomotor çekirdeklere gelir. 1. kulak kepçesi (auricula) ve dış kulak yolundan (meatus acusticus externus) oluşur. orbicularis oculileri uyararak gözleri kapanmasını sağlar. Bu mekanizmanın gerçekleşmesi için görüntünün mutlaka vizüel kortekse ulaşması gerekir. m. efferent yolu n. Kulak (Auris) Kulak. Refleksin afferent yolunu n. Konverjans. sağlam (sıfır) göz Hipermetrop. 2. Yakındaki bir objeye bakıldığında meydana gelen bu olay ile objenin daha net olarak görülmesi sağlanır. Kalıtaldır. ciliarisin kasılmasıyla. kaslar ve sinirlerden oluşur İç kulak (auris interna). Lensin kalınlaşması. uzağı net görememe Astigmat. efferent yolunu n. ophthalmicusun dalları ile alınır ve n. oculomotoriustur. işitme ve denge ile ilgili yapıları içerir 1. Kornea ya da konjunktivaya değildiğinde. A vitamini yetersizliği nedeniyle olur. Dış kulak (auris externa). Akomodasyon (uyum) mekanizması Afferent yolu n. yakını net görememe Miyop. üç hareketle gerçekleştirilir. oculomotoriusda fonksiyon kaybı söz konusu ise. cavitas tympani denilen boşluk ve boşlukta bulunan kemikçikler. Emetrop. Pupilla konstriksiyonu. üç bölümde incelenir. m. N. Renk körlüğü. nesnelerin çarpık görülmesi durumu Presbiyopi. ophthalmicus. erkeklerde sıktır. Yaşlılarda olur. Akomodasyon. Vizüel korteksten çıkan lifler. m. sphincter pupillae kasılarak objeyi makulaya odaklar 3. lensin elastikiyetini kaybetmesi sonucu yakının bulanık görülmesi. m. bu dokunma uyarısı n. Ancak sağlam olan diğer gözde her iki refleks de alınır. opticus. kırmızı ile yeşilin ayırt edilememesidir. opticus sağlam. ancak n.olduğu için indirek refleks alınır. Orta kulak (auris media). N. mavi yada yeşil ışığa duyarlı koni hücrelerinin bir yada daha fazlasının eksikliği sonucu görülen bir durumdur. Kornea refleksi Kornea yada konjunktiva uyarıldığında göz kapakları kapanır. Kırmızı. Gece körlüğü (tavuk karası). Dış Kulak Yolu (Meatus Acusticus Internus) 121 . hasta taraf gözde hem direk hem de indirek refleks alınamaz. facialisin ponstaki her iki taraf motor çekirdeğine getirilir. renklerin ayırt edilememesidir. En fazla görülen tipi. rectus medialisler kasılarak gözleri içe baktırır. lens serbestleştiği için kalınlaşır ve kırıcılığı artar. trigeminusun dalı olan n. facialis oluşturur. Dış Kulak (Auris Externa) Kulak Kepçesi (Auricula) Deri ile örtülü tek parça elastik kıkırdaktır.

Kulak zarı (Membrana tympanica) Orta kulak boşluğunu dış kulak yolundan ayırır. Zar dört bölgeye (kadrana) ayrılarak incelenir. Stapes. 122 . Enfeksiyon sonucu orta kulak boşluğunda biriken sıvıların boşaltılması (parasentez) için kesi (miringotomi) buradan yapılır. Dış 1/3’lük bölümü kıkırdak. iç yüzü mukoza olup. yaklaşık 1 cm çapındadır. En tehlikesiz kadranı arka-alt kadranıdır. Kemikçiklerin zardan iç kulağa doğru sıralanışı. ceruminosae denilen bezler. Dış kulak yolunun duyusunu taşıyan n. 2. içte kalan 2/3’lük bölümü kemiktir. Orta Kulak (Auris Media) Cavitas Tympani (Orta Kulak Boşluğu) Temporal kemiğin petroz parçasında düzensiz şekilli bir boşluktur.Yaklaşık 2. En büyük olanı malleustur. malleus-incus-stapes (MİS) şeklindedir.5 cm uzunluğunda “S” harfi şeklinde bir kanaldır. Kulak kemikçikleri Orta kulak boşluğunda üç tane kemikçik vardır. kıvamı yoğun olan serumen isimli bir sıvı üretir. vagusun aurikular dalı. Başlangıcında bulunan kıllara tragi denir. Kulağa giren yabancı maddeleri tutar ve birlikte buşon denilen kulak kirini oluşturur. Dış yüzü deri. Otoskop (kulak muayenesinde kullanılan ışıklı alet) muayenesinde. fenestra vestibulide oturur. otoskop ışığının ön-alt kadranda görülen koni şeklindeki reflesine Politzer üçgeni denir. dış kulak yolu ile ilgili işlemlerde bayılma ve bradikardinin nedeni olan sinirdir. Üç kemikçik. Başlangıcındaki derinin altında bulunan gl. iki küçük kas ve sinirler içerir. Manubrium mallei denilen parçası kulak zarına tutunur.

İçinde denge ile ilgili reseptör yapıları içeren ductus semicirculares (anterior. Vestibulum. Zar labirint içinde endolenf denilen sıvı bulunur. İki bölümden oluşur. İkisi arasında perilenf denilen BOS’a benzeyen. Kemik labirint bölümleri. İçinde üç tane bölme vardır. İç Kulak (Auris Interna) Temporal kemiğin petroz parçası içindedir. Zar labirinti bir kabuk gibi sarar. bulantı. Labyrinthus osseus (kemik labirint) ve labyrinthus membranaceus (zar labirint). kulak çınlaması. kemik labirintin orta bölümüdür. Bu sıvının aşırı üretilmesi ya da emilmesindeki bozukluk sonucu ortaya çıkan belirtiler Meniere hastalığı olarak bilinir. scala tympani ve ductus cochlearis (scala media). üç tanedir. Canalis semicirculares. Labyrinthus Membranaceus Kemik labirint içindedir. Denge ve işitme ile ilgili yapıları içerir. bir kemik eksen çevresinde 2. Labyrinthus Osseus Vücutta dişlerden sonra en sert kemik dokusudur. İçinde denge ile ilgili reseptör yapıları içeren utriculus ve sacculus denilen zar labirint bölümlerini bulunur.3. posterior ve lateralis) bulunur. İşitmenin reseptör organı olan organum spirale (Corti organı) ductus cochlearis içinde yer alır. Cochlea. Bu hastalıkta. Scala vestibuli. posterior ve lateralis olarak üç tanedir. vertigo ve sensorinöral tip ilerleyici işitme kaybı olur. kusma. 123 . anterior (superior).75 defa dönen salyongoz kabuğu benzeri bir kanaldır. sonuçta ona karışan bir sıvı dolaşır.

yan kenarlarında ve arka bölümündekiler ekşiye ve acıya daha çok duyarlıdır Dilden tat duyusunu. facialis (chorda tympani denilen dalı ile). olfactorius adı ile etmoid kemiğin kribriform laminasından geçer ve kafa içine girer. İç kulağı besleyen arter. cochlea içindedir. vestibulocochlearistir (8 nci kranyal sinir). glossopharyngeus ve n. Dilin ucundaki tomurcuklar tatlı ve tuzluya. Dilin 1/3 arka bölümünden (papilla vallatalar dahil). Ductus cochlearis. sinus petrosus inferior denilen dural sinüse açılır. glossopharyngeus 124 . Dilin 2/3 ön bölümünden (papilla vallatalar hariç) n. a.Zar labirint bölümleri. Koku Duyusu Thalamusa uğramayan tek duyudur Merkeze iki nöronla giden tek duyudur En yavaş taşınan duyudur Koku siniri birinci kranyal sinir olan olfaktor sinirdir. aksonları en ince ve miyelinsiz olan sinirdir. V. n. canalis semicircularesler içindedir. İşitme ve denge ile ilgili sinir n. Tat Duyusu Ekşi. İşitmenin reseptör organı olan corti organını (organum spirale) içerir. facialis. Utriculus ve Sacculus. vestibulum içindedir. labyrinthi denilen veni. labyrinthidir. Ductus semicirculares. Frontal lobun altında nöron değiştirdikten sonra temporal lobdaki merkezine (34 numaralı Brodmann alanı) gider. vagus taşır. n. tatlı ve acı olarak dört primer tat duyusu vardır. tuzlu. Olfaktor sinir uzantıları n. n. Olfaktor sinir.

kan ve lenf damarları. Stratum corneum. Ter ve yağ bezleri. sinir terminalleri. Terminologia Anatomica 1998. Ozan Anatomi. Deri bu katta bulunan arterlerle beslenir. Epidermis. İnsan Anatomisi Atlası. Sobotta İnsan Anatomisi Atlası. 2005. bu kattaki hücrelerin yapısı bakterilerin girişini önleyen bir yapıya sahiptir. Avasküler ve su geçirmez bir bariyerdir. 1997. en kalın ise sırtın üst bölümündedir. epidermise komşu olan kattır. Williams and Wilkins. Deri iki tabakadan oluşur.Williams PL. çok katlı yassı epiteldir. Epidermisin esas hücresi keratinosittir. Gray’s anatomy. New York. Deri (Cutis) Vücudun en büyük ve en ağır organıdır. Dermis (Corium). Stratum reticulare. Sadece el ayası ve ayak tabanında vardır. 1999 6. Little. 2. Stratum lucidum.Dilin en arka bölümü ve epiglottis civarından. 5 tabakalı bir yapısı vardır. F. ektoderm orjinli olup. Melanin de burada sentezlenir. 7. 1995. Last’s Anatomy. Lenf kapillerleri bu katın hemen altındadır.L. Anatomi. keratinizasyon işleminin başladığı kattır. ağız epiteli. n. iç kulak ve beynin alt bölümünü örten leptomeninksde bulunur. Clinical Anatomy. Tenth Edition. Melanin. 38th Ed. mezoderm orijinlidir. 125 . 10. Epidermis ve Dermis. retina. kıl follikülleri. Elhan A. Netter. 2. NY. Snell RS. Arıncı K. Dermis iki tabakalıdır. Ankara. Stratum basale (stratum germinativum). choroidea. Forth Edition. Baskı Ankara. Güneş Kitabevi. ölü hücre tabakasıdır. Warwick R. Stratum granulosum. Epidermisin. Stratum papillare. Tat duyusunun kortikal merkezi parietal lobdaki 43 numaralı Brodmann alanıdır. Thieme Stuttgart. ultraviyole ışınlarından koruyucu tabakadır. Fourth edition. kıl follikülleri ve m. Yüzey alanı yaklaşık 2 m2 dir. 8. 4. yeni hücrelerin üretildiği tabakadır. 2006 9. Fibroblastlar. Baltimore. 1997.1995 3. 1999. Clinical Neuronatomy. mast hücreleri ve makrofajlar içerir. epidermis ve derivasyonları (kıl. FCAT (Federative Commitee on Anatomical Terminology). Moore K. Brown and Company. KAYNAKLAR 1. tırnak). Dyson M. Stratum spinosum. önceki katın altındadır. İkinci baskı. Bu nedenle el ayası ve ayak tabanı güneşte bronzlaşmaz. 2008 5. Clinically Oriented Anatomy. Fifth edition. New York: Churchill Livingstone. Derinin rengini belirleyen melanin denilen pigment belirler. En ince göz kapaklarında. baskı. iris. orta kulak. 4. Epidermisteki tüm hücreler bu katta bulunur. Lippincott-Raven. Regional and Applied. Snell RS. Bannister LH. arrector pili buradadır. vagus taşır.

126 .

FİZYOLOJİ DERS NOTLARI Fizyoloji Anabilim Dalı 127 .

128 .

Şükrü ÖTER Doç.Tbp.Yb.Yb. Ahmet KORKMAZ. Tbp.Bnb.Tbp.Tbp. Doç.Hv. Bülent UYSAL Doç. Tuğg. Ahmet KORKMAZ.Hv. Serdar SADIR.J. 4. Doç.Tbp. Serdar SADIR. 5.Bnb.Bnb.Bnb. Şükrü ÖTER Prof. 8. 1. 6.Yzb.J.Tbp.Tbp. 7.Tbp. Uzm. 2.Hv. Uzm. Doç.Tbp. Turgut TOPAL.Mehmet ÖZLER Doç.J. Ahmet KORKMAZ.Bnb. Turgut TOPAL Doç.J.Hv.İÇİNDEKİLER S.Yb. Hayati BİLGİÇ.Tbp.Tbp.Hv.Tbp.Tbp.Hv. ÜNİTE / KONU Fizyoloji’ye Giriş ve Hücre Kan Fizyolojisi Solunum Sistemi Fizyolojisi Dolaşım Sistemi Fizyolojisi Sindirim Sistemi Fizyolojisi Boşaltım Sistemi Fizyolojisi Endokrin Sistem Fizyolojisi Sinir Sistemi Fizyolojisi HAZIRLAYANLAR Doç.Yb. Doç.J.J.Tbp.Tbp.NU. Dz. Uzm.Bnb. Doç. Uzm.Tbp.Yb. Serdar SADIR Doç.Tbp.Bnb.Bnb.Mehmet ÖZLER Doç. Şükrü ÖTER. 3.Yb. Bülent UYSAL SAYFA 3 19 32 40 51 60 68 81 129 .Yzb.J. Turgut TOPAL.

130 .

Tedavideki amaç. FİZYOLOJİ’YE GİRİŞ Kısaca “yaşam bilimi” olarak ifade edebileceğimiz Fizyoloji. Bu şekilde hücrelerin yaşamlarını sürdürebilmeleri. 2. dokuların en küçük yapı taşı olan HÜCREler meydana gelmiştir (Şema I). içinde bulundukları ortamın devamlı bir dengede tutulmasına HOMEOSTASİS (homoios = değişmeyen. ancak bulundukları doku veya sisteme. Her canlı organizma için normal sınırlarda bir fizyolojik yaşamdan söz etmek mümkündür. Bu şekilde farklılaşarak meydana gelmiş sistemleri örneklendirecek olursak: Solunum sistemi (akciğerler) hücrenin oksijen gereksinimi temin etmek. bizim konumuz daha çok İNSAN FİZYOLOJİSİ ile sınırlı kalacaktır. kalp ve damarlar) hücreye besin ve oksijeni ulaştırmak. mide ve bağırsaklar) hücreye besin sağlamak. 131 . Dolayısıyla hastalıkların tedavi ve takibinde görev yapan tüm sağlık elemanları . bir başka deyişle fonksiyonlarına. genel olarak aynı yapısal özelliklere sahiptir. Merkeze haber iletici sistem. Sözkonusu kontrol ve koordinasyon mekanizması özetle 1. dolaşım sistemi (kan. stasis = kalan) adı verilmiştir. Her ne kadar genel anlamdaki Fizyoloji bilimi yalnızca insan organizmasını ele almasa da. kendilerini tamir edebilmeleri için. Canlılığın tüm karakteristiklerini sergileyen hücreler.1. özellikle diğer sistemlerin kontrol ve koordinasyonundan sorumlu olan sinir ve iç salgı sistemleri (beyin. İşin doğru yapılıp yapılmadığını kontrol eden sistemler 5. Karar verici merkez 3. Maddenin en küçük yapı taşı olarak belleğimizde yer etmiş olan atomlar bir araya gelerek molekülleri. sindirim sistemi (ağız. omurilik.sağaltımından sorumlu oldukları bu 75 trilyon hücrelik .insan organizmasını iyi tanımak durumundadır. göre bazı özelleşmeler gösterirler. organizmayı yeniden normal fizyolojik işlevine geri döndürmektir. hipotalamus. Kısaca iç ortamın dengesi olarak da tanımlayabileceğimiz homeostasis. Merkeze uyaranın devamının gerekli olup olmadığını belirtecek sistemler neticesinde işleyen pozitif ya da negatif feedback (geribildirim) mekanizmaları vardır. üreyebilmeleri. canlı organizmaların fonksiyonlarını ve işlevlerine bağlı olarak gösterdikleri değişiklikleri açıklamaya çalışan bilim dalıdır. Merkezden haber götürücü sistem 4. boşaltım sistemi (böbrekler) hücrenin içinde bulunduğu ortamın iyon dengesini korumak. moleküller makromolekülleri. makromoleküller ise makromoleküler kompleksleri oluşturmak suretiyle. Hastalıklar da zaten organizmanın fizyolojik işlevinden sapması neticesinde ortaya çıkar. hipofiz vb) vasıtasıyla korunmaktadır. üreme sistemi (testis ve overler) ise yaşamın devamını sağlamaktan sorumludur.

artı ya da eksi yük taşıyan elektrolitlerdir (potasyum. Hücrenin ışık mikroskobundaki basitçe görünüşü. proteinler. Kendi yapı taşları olan amino asit'lerin zincir şeklinde sıralanmasıyla oluşurlar. purin ya da pirimidin grupları ile farklılaşır. Şekil 1. Organik Maddeler. klor ve kalsiyum). Bunlar kimyasal reaksiyonlarda ve bazı kontrol mekanizmalarda rol alırlar. Protoplazma. %70-85'ini su oluşturur. Hepsi de karbon. sülfat. bunların çeşitli şekillerde sıralanmasıyla milyonlarca farklı protein meydana gelebilmektedir. çekirdek hariç tutulduğunda geri kalan kısma ise sitoplazma denir. Fizyoloji dersinin temellerini iyi öğrenebilmek için işe hücreden koyulmak gerekir. fosfor. O halde. lipidler ve karbonhidratlardır: Proteinler: Hücrenin başlıca yapı taşıdır. oksijen. ancak bazıları sülfür. 132 . Bilinen 20 amino asit vardır. Protoplazma'nın bileşimi: 1.HÜCRE İnsan vücudunu hücre oluşturduğuna ve tüm homeostasis mekanizmalarının temel amacı hücrenin canlılığını korumak olduğuna göre. hücre zarı (hücre membranı) adlı yapı ile çevrelenmiştir. hücrenin ana maddesidir ve zar içinde kalan herşeyi kapsar. çekirdek içerisinde kalan bölüm nükleoplazma (karyoplazma) olarak adlandırılırken. Bu zarın içerisinde kalan kısma ise protoplazma (proto = ilk. Tüm hücreler. plasma = madde) denir. bikarbonat ile çok az miktarlarda sodyum. fosfat. Hücredeki tüm olaylar bu sıvı ortam içerisinde meydana gelir. magnezyum. İnorganik Maddeler. 2. 3. hidrojen ve nitrojen içerirler. hücrenin ölümü insanın da ölümü anlamına gelecektir.

hücreyi dış ortamdan ayırmak ve hücreye madde giriş-çıkışını kontrol etmektir. Hücre membranı. En önemli özellikleri. Vücuttaki hemen hemen tüm reaksiyonlarda görev alırlar. suda eriyen amino asit. glukoz. suyu sevmeyen hidrofobik kuyruk bölgesi membranın içine doğru uzanmaktadır. Karbonhidratlar: Aynı şekilde karbon. Temel olarak çift katlı fosfolipid molekülleri arasında düzensiz şekilde dağılmış protein moleküllerinden meydana gelmiştir. Periferal proteinler. bazense dış ucuna bağlantılı proteinlerdir.5-10 nm kalınlığındadır. Örneğin. integral proteinlerin genellikle iç. bazılarını geçirmeyen kapıcı rolü görürlerken. Lipidler: Bunlar da karbon. En çok rastlayacağımız örneklerden fosfolipidler ve kollesterol daha çok membran yapılarına girerken. protein adaları ve glikolipid reseptörler. hidrojen ve oksijenden oluşur. kendilerine özgü reaksiyonların dışında hiçbir maddeye ilgi göstermemeleridir.Enzimler: Kimyasal reaksiyonlarda hızlandırıcı katalizör görevi görürler. En çok lipid. suyu seven hidrofilik baş bölgesi (yani fosfat kökü) membranın dış yüzünü oluştururken. Arada kollesterol molekülleri de vardır. trigliseridler (nötral yağlar) sitoplazmada dağınık halde bulunur. Bu sayede hücre membranının en önemli görevi. hidrojen ve oksijenden oluşurlar. Şekil 2. Fosfolipid molekülünün iki ucu vardır. nükleik asit ve iyonların geçişi zordur. Membrandaki karbonhidratlar ise genellikle protein ya da fosfolipid tabakasının dış yüzeyine bağlı olup reseptör olarak görev yaparlar. Hücrenin öncelikli besin kaynağını oluştururlar ve sitoplazmada glikojen şeklinde depolanırlar. protein. Membran proteinleri başlıca 2'ye ayrılır: İntegral proteinler. 133 . Bu şekilde maddelerin hücre içini kolayca girişine izin verilmemesine 'seçici geçirgenlik' denmektedir. lipid tabaka. Hücre Membranı (Plazma Membranı) 7. sonra sırasıyla protein ve karbonhidratlardan oluşur. Yağda eriyen maddeler ise membrandan kolaylıkla geçerler (Şekil 2). lipid tabakasına gömülü olup membranda taşıyıcı ya da bazı molekülleri geçirip.

Osmoz: Hücre zarından su moleküllerinin geçiş şeklidir. Hücreler. Basit Difüzyon: Moleküller veya atomlar.Hücre Zarında Madde Taşınması Hücrelere madde giriş-çıkışının kontrolünün. Örnek = glukoz 3. su yoğunluğu daha fazla olan çözeltiler ise hipotonik (osmotik basıncı düşük. Her iki taraf parçacık sayısı ve su yoğunluğu aynı ise izotonik çözeltilerden bahsedilir. 2. Hücrenin hipotonik ortamda şişmesi. membranın en önemli görevi olması nedeniyle. çok yoğun). Taşınma sistemleri aktif ve ya pasif olabilir: Pasif Taşınma Sistemleri: Bu sistemlerde hücre enerji harcamaz. yani izotonik olunca osmoz durur. hipertonik ortamda ise büzüşmesi. az yoğun) olarak adlandırılır. hipertonik ortamda ise büzüşür. hipotonik ortama konursa şişer. konsantrasyonlarının yüksek olduğu taraftan düşük olduğu tarafa doğru yayılmak suretiyle geçerler. Bu taşıyıcı genellikle hücre membranının yapısında bulunan proteinlerdir. bu konuyu bu noktada biraz açmak faydalı olacaktır. Örnek = böbrekte idrar oluşumu Şekil 3. Kolaylaştırılmış Difüzyon: Kimyasal özellikleri veya boyutları nedeniyle membranı kendi başlarına geçemeyen moleküller de vardır. (Şekil 3) 4. Üç tür çözelti vardır: Diğer çözeltilere göre daha fazla çözünmüş parçacık sayısına. Sonuçta her iki taraf osmotik basınç eşitlenince. dolayısıyla daha düşük su konsantrasyonuna sahip olan çözeltiler hipertonik (osmotik basıncı yüksek. ancak basit difüzyondan farkı bir taşıyıcı molekülün aracılık etmesidir. Geçiş moleküllerin kendi kinetik enerjileri ile olur: 1. parçacık sayısı daha az. Geçiş yine konsantrasyon gradyenti yönündedir. Filtrasyon: İki taraf arasındaki hidrostatik basınç (suyun fiziksel basıncı) farkının etkisiyle meydana gelen membrandan geçiş şeklidir. 134 .

Endositozda hücre içine. Örnek = sodyum. Pinositoz (içme). Şekil 5: Mitokondri. Diğer Hücre Organelleri Hücre içerisinde iyi organize olmuş fiziksel yapılara organel adı verilir. iç zardaki elektron transport zincirine katılan solunum enzimleri yardımıyla. 135 .Aktif taşınma sistemleri: Hücrenin enerji harcadığı sistemlerdir: Aktif Transport: Pasif taşınma sistemlerinin tersine. Hücreye giren besinleri (yağlar. ATP şeklinde enerji üretirler. Gerekli olan enerji Adenozin Trifosfat (ATP) dan temin edilir. sitoplazmaya geçerek hücrenin enerji ihtiyacını karşılar. bir taşıyıcı moleküle gereksinim vardır. Endositoz ve eksositoz. Oluşan ATP. şekerler) yıkarak. Ancak bunun için. eksositozda ise hücre dışına taşınma sözkonusudur (Şekil 4). hücre yaşamındaki görev ve işleyişlerini daha yakından kavramaya çalışalım: Mitokondri: Çift katlı lipid-protein membranı olan ve hücrenin başlıca enerji (güç) kaynağını oluşturan organeldir (Şekil 5). Fagositoz (yeme ) Örnek = bakterilerin makrofajlar tarafından fagositozu. maddeler konsantrasyon gradyentinin aksi yönünde taşınır. Taşınacak madde hücre membranında oluşturulan bir cep içerisinde alınır ve o cep ile beraber ya hücre dışına. tıpkı kolaylaştırılmış difüzyondaki gibi. Şekil 4. Şimdi bunları tek tek inceleyerek. potasyum Endositoz ve Eksositoz: Bir seferde çok miktarda madde taşınması veya büyük moleküllerin taşınmasında sözkonusudur. Endositozu da kendi içinde 2’ye ayırmak mümkündür. ya da içine taşınır.

Kanal boşlukları hücre dışı sıvı ile doludur. Hücreleri birbirine bağlayan başlıca 3 tip bağlantı şekli vardır: 1. 136 . Nükleolus özellikle sürekli ve bol protein sentez eden hücrelerde görülür. etrafı membranla sarılı olmayan ve nükleolus (çekirdekçik) olarak adlandırılan yapı vardır. Bölünme yeteneği olan hücrelerde bulunur. Hücreler Arası Bağlantılar Vücutta hücreler genel olarak tek başlarına bağımsız olarak durmaz. çeşitli stereoid hormonların sentezi ve detoksifikasyon'dur (zehirsizleştirme). Hücreler arası alım-verimi sağlarlar. Oksidaz ve katalaz enzimlerini içerirler. Hücrenin kalıtsal üniteleri olan genler de DNA molekülünün parçalarıdır. Hücre içinde sentezi yapılan çeşitli moleküllerden (hormonlar. 3. Peroksizom: Lizozomlara benzer organellerdir. Granüllü Endoplazmik Retikulum: Membran yüzeyindeki ribozomlar nedeniyle bu adı almıştır. büyük miktarda DNA (deoksiribonükleik asit) içermektedir. Tight Junction (Sıkı Bağlantı): Buradan moleküller geçemez ve tam bir bariyer oluştururlar. Lizozom: Lipid membranla sarılı yuvarlak vezikül şeklinde yapılardır. Nükleus (Çekirdek): İki katlı bir membran ile çevrili olup hücrenin kontrol merkezini oluşturur. hücre bölünmesi ile ilgili olayların merkezi olarak bilinir. Düz (Granülsüz) Endoplazmik Retikulum: Membranlarında ribozom yoktur. Alyuvarlar dışındaki tüm hücrelerde bulunurlar. Çekirdek. enzimler) özellikle polisakkarit (yani karbonhidrat) yapıda olanların son şeklinin verilip paketlendiği ve hücre dışına gönderildiği yapılardır. katalaz ise hücre için zehirli olan çeşitli maddelerin parçalanmasından sorumlu (örnek = karaciğerde alkol) enzimlerdir. bir araya gelerek organ ve dokuları oluştururlar. İçerisinde. Gap Junction (Aralıklı Bağlantı): İyon ve besinlerin geçebildiği 30-250 A° genişliğinde aralıklardan oluşur. Desmosom (Yapışık Bağlantı): Hücrelerin fiziksel etkileşiminden sorumlu olan yapıdır (Şekil 6). Çekirdeğin içerisindeki kromozomlar DNA tarafından oluşturulmuştur ve hücrenin genetik bilgisini taşır. Ayrıca. Golgi aparatı (kompleksi): Membranı endoplazmik retikuluma benzer. elektriksel olarak uyarıların geçişinde de rol oynarlar (örnek = kalp kası. Oksidazlar. Başlıca fonksiyonu da zaten DNA eşlemesi ve RNA (ribonükleik asit) sentezidir. birkaç kat vezikül ve kanallardan oluşmuştur. yağ asitlerinin sitoplazmada parçalanmasından. İçinde hidrolitik enzimler vardır ve hücrede sindirim fonksiyonu görürler.Endoplazmik retikulum: Sitoplazma içerisinde bulunan zar yapısında kanal ve veziküllerden oluşmuştur. 2. düz kaslar). Başlıca görevleri yağ sentezi. Sentriyol: Bütün hayvan hücrelerinde bulunur. Bu hidrolazlar granüllü endoplazmik retikulumda sentezlenir. Salgı hücrelerinde sayıları fazladır. 2 ayrı yapıda izlenmektedir: 1. 2.

Uyarılabilen hücrelerin istirahat zar potansiyeli –70 ile –90 mV arasındadır.Şekil 6. içinde ise daha fazla potasyum iyonu vardır (Şekil 7). Nöron (Sinir Hücresi) ve Aksiyon Potansiyeli Organizmadaki bütün hücrelerde hücre zarının içiyle dışı arasında bir elektriksel potansiyel farkı vardır. İstirahat halinde nöronun dışında daha fazla sodyum. Şekil 7. Bu potansiyele istirahat zar potansiyeli denir. Hücre içi ve dışı elektrolitleri 137 . İstirahat zar potansiyeli denilen bu potansiyelin en belirgin olduğu dokular uyarılabilir dokulardır. Hücreler arası bağlantılar.

Şekil 8. Bu uyarılma ve uyarma işleminin bütün hücre zarı boyunca tekrarlanması sonucu aksiyon potansiyeli hücrenin yüzeyine yayılır. Uyarı önce sodyum kanallarının açılmasını sağlar. Yani. Depolarizasyon akımı –55 mV’a ulaşınca bir aksiyon potansiyeli oluşur ve birden +35 mV ‘a kadar yükselir. Hücre dışında içine oranla daha fazla sodyum olması ve hücre içinin dışına oranla daha negatif olması sebebiyle sodyum kanalları açılınca sodyum hücre içine hücum eder. Sonuç olarak bir nöron ya eşik değere ulaşmaz. Sodyum pozitif yüklü olduğu için hücre içine girince hücre içi pozitif olur ve hücre böylece depolarize olur. Ardından potasyum kapılarının biraz fazla açık kalmasından kaynaklanan potansiyel farkı eski haline döner (-70 mV) buna repolarizasyon denir. uyarılabilir hücreler. zarın bu değişimin meydana geldigi kısmına komşu zar bölgelerini de uyarır ve bu yerlerde de aksiyon potansiyeli meydana getirir. ya da ulaşırsa tam bir aksiyon potansiyeli ortaya çıkar. nöronun hücre zarındaki iyon değişimidir. aksiyon potansiyeli de ortaya çıkmaz. Yani –55 mV eşik değerdir. Eger nöron bu kritik değere ulaşmazsa. Aksiyon potansiyeli depolarizan akım tarafindan oluşturulan elektrik aktivitesinin yayılmasıdır. buna “ya hep ya hiç” prensibi denir (Şekil 8). bu sırada oluşan elektriksel potansiyel değişikliği.Aksiyon potansiyeli ise nöron bir bilgiyi bir başka hücreye iletirken nöronda ne olduğunu gösterir. (Yük olarak eski haline gelmiştir ama sodyum ve potasyumun bir kısmı farklı yerlerdedir. Bunların en sonda Na-K ATPaz ile enerji harcayarak düzeltilmesi sağlanacaktır) Eğer daha fazla negatif hale gelirse bu duruma ise hiperpolarizasyon denir. Aksiyon potansiyeli Aksiyon potansiyelinin sebebi. Uyarılabilir bir hücrenin zarında aksiyon potansiyeli meydana gelirse. 138 . oluşan aksiyon potansiyelini iletebilme yeteneğine de sahiptir.

. 139 . Sinir sistemi. Periferik sinir sistemi ise santral sinir sistemi ile vücudun diğer kısımları arasında haberleşmeyi sağlayan sinir lifi demetleridir. Periferik Sinir Sistemi Sinir sistemi endokrin sistemle birlikte vücuttaki kontrol fonksiyonlarının büyük kısmının organizasyonunu üstlenmiştir. nöronlar ile bağlantıları vardır ve belli uyaranlara karşı özelleşmiş yapılardır. merkezin emirlerini ise bu emirler doğrultusunda yanıtı oluşturacak organa (effektör organ) götüren sistemdir. Sinir sistemi reseptörlerinin. Sinir hücresinin temel işlevi. oluşan ve iletilen aksiyon potansiyelleri aracılığı ile organizmanin çesitli bölümleri arasındaki bilgi alışverişini sağlamaktır. Sinir sistemi gerek iç ortamdaki gerekse dış ortamdaki değişiklikleri reseptör adı verilen özelleşmiş yapılar aracılığı ile algılar. Kas hücresinde de bu hücrenin temel işlevi olan kasılmasının ortaya çıkması kas hücresi zarında aksiyon potansiyelinin oluşmasına bağlıdır.. Diğer bir deyişle sinir sisteminin reseptörleri çeşitli enerji tiplerini (mekanik. Schwann hücresi bu liflerden bazısında miyelin kılıf oluşturmuştur.) sinir hücresinde aksiyon potansiyeline dönüştüren bir dönüştürücü görevi yapmaktadırlar (Şekil 9). Periferik sinir sistemi ise reseptörler aracılığı ile iç ve dış ortamdan aldığı bilgileri merkeze. ısı. Şekil 9. Sinir sistemi fonksiyon ve anatomik açıdan Merkezi Sinir Sistemi ve Periferik Sinir Sistemi olarak iki bölüme ayrılır.Hücrenin uyarılabilirliğinin devamı için bu ilk baştaki gradiyentlerin metabolik enerji kullanılarak yeniden oluşturulması gerekir. Periferik sinir sistemini oluşturan sinir liflerinin çevresinde bulunan schwann hücresi vardır. Genel olarak sinir sistemi vücutta kas kontraksiyonları. ses dalgaları gibi. Bu işlem sodyum-potasyum pompası tarafından gerçekleştirilir. Merkezi Sinir Sistemi (MSS) iç ve dış ortamdaki değişikliklere ne gibi yanıtların oluşturulacağı yönünde değerlendirmeyi yapan ve kararı veren bölümdür. ışık. hızla değişen viseral olayları ve bazı endokrin bezlerin sekresyon hızlarını kontrol eder.

Somatik Sistem: İskelet kaslarımıza kasılma emirlerini götürerek nöronların gövdesi beyin sapı veya medulla spinaliste bulunur. nükleus. Dendritler uyarıyı hücre gövdesine doğru. aksiyon potansiyelini oluşturup iletme işi bu hücrelerdedir. akson ise uyarıyı hücre gövdesinden alıp uzağa taşımaktadır.'ye kadar değişebilir. Dendritler bir ve birden fazla sayıda olabilirken her sinir hücresinin bir adet aksonu bulunur ve aksonların uzunluğu birkaç mikrondan 1m. Nöronlar: Sinir Sistemi Hücreleri Nöronlar elektrokimyasal bir işlemle bilgi taşımak için için özelleşmiş hücrelerdir. uyarılabilme ve uyarıları iletebilme özelliğine sahiplerdir (Şekil 11). 2. 140 . uyarıyı taşıdıkları yöne bağlı olarak akson ve dendrit olmak üzere ikiye ayrılırlar. hatta sonlanmalarına doğru taşınmalıdır ki buna akson transportu adı verilir. Bütün nöronlar. Glia (destek) hücreleri: Nöronlara destek görevi yapan hücreler olup. Refleks arkı Sinir sisteminde hücreler iki büyük grupta toplanmaktadır. Nöritler sitoplazmik uzantılar olup hücre zarı ile çevrilidirler. Bu nöronlar tarafından salgılanan nörotransmitter asetilkolindir (Şekil 10). diğer bir nörona aktarılmasında aracılık eden kimyasal moleküller bulunmaktadır. Nöronlar: Sinir sisteminin esas fonksiyonunu yapan hücreler olup. Nöronlar. Aksonun yapı ve işlevini sürdürebilmesi için. Dendritler ve soma impulsun doğduğu yer. akson ise iletildiği yer olmaktadır. 1. Aksonda veziküller içinde nörotransmitter olarak tanımlanan ve bir nöronda aksiyon potansiyeli olarak taşınan bilginin. aksiyon potansiyeli oluşturup iletme işine katılmazlar. Şekil 10. Nöritler.Periferik Sinir Sistemi fonksiyon yönünden somatik ve otonom olmak üzere iki bölüme ayrılır. sitoplazma ve hücre organellerini içeren bir hücre gövdesi (soma) ile bu hücre gövdesinden çıkan ve nörit adı verilen uzantılardan oluşur. gövdedeki organellerde yapılan çeşitli maddeler aksona.

Nöron Nöronlar işlevlerine göre 3 sınıfa ayrılabilirler: Duysal nöronlar (aferent nöronlar) vücudun doku veya organlarından çeşitli bilgileri merkezi sinir sistemine taşırken. motor nöronlar (eferent nöronlar) sinyalleri merkezi sinir sisteminden efektör organa (kas ya da bez) iletir. Şekil 12.Şekil 11. Bu nöronlar algılama. bellek ve davranışın organizasyonu için gereklidir. ara nöronlar (internöronlar) ise merkezi sinir sistemi içerisinde duysal ve motor nöronlar arasındaki bağlantıyı kurar (Şekil 12). Duysal ve motor nöronlar 141 .

1. Aktin bağlayan bir protein olan miyozin. dendritleri veya aksonu ile yaptığı özel bağlantı bölgeleridir. İskelet kası 2. Şekil 13. bir nöronun aksonunun (presinaptik nöron) diğer bir nöronun (postsinaptik nöron) soması. Sinapsa bilginin getirildiği nörona presinaptik nöron. hücre zarı boyunca yayılabilen aksiyon potansiyeli oluşturur.Sinaps Nöronların birbirlerine bilgi aktarımı yaptıkları bölgelere sinaps bölgeleri. kasılmayı sağlayan aktin ve miyozin proteinlerinden bol miktarda bulunmaktadır. Düz kas 142 . Genellikle sinapslar bir nöronun aksonu ile diğer bir nöronun dendritleri (%80-95) arasında meydana gelmektedir. Sinaptik ileti KAS Kas hücreleri de. sinir hücreleri gibi kimyasal. Kas hücrelerinde. bir hücre grubunun diğer hücre grubu üzerinde hareketine çevirir ve böylece moleküler bir motor olarak görev görür (Şekil 14). (Şekil 13). Sinir hücrelerinden farklı olarak kas hücreleri. Sinaps. iletiye de sinaptik ileti adı verilmektedir. Bu hücreler uyarıldıklarında. Başka bir tanımla sinaps. bir nöronun diğerinin aktivitesini değiştirdiği yerdir. aksiyon potansiyeli tarafından etkinleştirilebilen kasılabilir yapılar içerir. elektriksel ve mekanik olarak uyarılma özelliğine sahiptir. Kaslar genel olarak 3 tipe ayrılır. Adenozin Trifosfat (ATP) hidrolizi ile elde ettiği enerjiyi. Kalp kası 3. aktarılan bu bilgiyi alarak uzağa taşınmasını sağlayan nörona ise postsinaptik nöron adı verilir.

iskelet kasının bilinen çizgili görüntüsünü sağlamaktadır. troponin C ise kasılmayı başlatan Ca2+ için bağlanma noktaları içerir. yani uç sarnıcından Ca2+ salınmasını tetikler. Bu kas liflerine. Aksiyon potansiyeli. (Şekil 16). Troponin molekülleri. aktin molekülünün iki zinciri arasındaki oluğa yerleşmiş uzun filamanlardır. İki Z çizgisi arasında kalan alan sarkomer olarak adlandırılır (Şekil 15). 143 . aktin. bir T sistemi ile bir Sarkoplazmik Retikulum’dan oluşan sarkotübüler sistemi oluşturur. iskelet sisteminin yapı taşları da denilebilir. T sistemi sayesinde kas lifindeki bütün lifçiklere yayılır. Kas Çizgileri: Kas lifinin değişik kısımlarında. tek bir kas hücresinden oluşmuştur. Sarkotübüler Sistem: Kas lifleri. miyozin. elektron mikroskobunda vezikül ve tübüller şeklinde zarsı yapılardan kurulu çatılar tarafından çevrili şekilde görülür. Çapraz bağlı çizgilerin farklı bölümleri çeşitli harfler ile adlandırılmıştır. Tropomiyozin molekülleri. İskelet kasının kasılabilmesi. Aksiyon potansiyeli. Troponin T. troponin molekülünün diğer kısımlarını. kırıcılık indekslerinin farklılıklar göstermesi. belli aralıklarla yerleşmiş küçük globüler yapılardır. tropomiyozin molekülleri boyunca bulunan. İskelet Kası İskelet kası. uyarılma-kasılma keneti (eksitasyon-kontraksiyon bağıntısı) denilir. birbirinden bağımsız kas liflerinden oluşmuştur. Kas ve Genel Yapısı 1. kas hücresinin hücre zarına sarkolemma adı verilir. Her kas lifi.Şekil 14. tropomiyozin ve troponin proteinleri sayesinde olmaktadır. birbirinden ayrı filamanlara bölünebilen miyofibrillerden oluşur. Bu yapılar. Kasılmanın Moleküler Temeli: Kas lifinin depolarize olması ile başlayan kasılma sürecine. sarkoplazmik retikulumun T sistemine bitişik yan keselerinden. Kas lifleri. miyozinin aktin ile etkileşimini inhibe eder. Filamanlar ise kasılabilir proteinlerden yapılmıştır. tropomiyozin molekülüne bağlarken troponin I. Ca2+ kasılmayı başlatır (Şekil 17). aynen nöronların sinir sisteminin yapı taşları olması gibi.

Bunlar. Bu kavşaklar. uyarımın bir kas lifinden diğerine yayılması için düşük dirençli köprüler oluşturur. kalp kasının sanki bir sinsisyum gibi işlev görmesini sağlar. Kalbin iskelet kasına göre daha uzun süre kasılı kalması (uzun plato) yavaş açılan. Z çizgileri hizasında interkale diskler görülür. Bu kavşaklar. Kalp Kası Kalp kasının çizgileri. fakat uzun süre 144 . hücre-hücre yapışmasını sürdürerek lifler arasında güçlü bir birlik sağlar. iskelet kasındakilerle benzer ve Z çizgileri bulunur.Şekil 15. Kas Çizgileri ve Onları Oluşturan Yapılar 2.

kalbin diastol evresindeki dolma derecesi tarafından belirlenir ve ventrikülde gelişen basınç. gelişen total gerimle orantılıdır. Şekil 16. Yani gelişen gerim.açık kalan. bir tepe noktasına kadar diastolik hacimdeki artışa koşut olarak kalbin kasılma gücü artar (Kalbin Frank-Starling Yasası). Sarkotübüler Sistem 145 . Vücutta liflerin başlangıç boyu. voltaja bağımlı Ca2+ kanallarına bağlıdır.

görüldüğü kadarıyla troponin bulunmaz. Kalp kası da iskelet kası gibi çapraz çizgiler içerir ancak. İskelet kası oldukça iyi gelişmiş çapraz çizgiler içerir ve normalde sinirsel uyarı yoksa kasılmaz. düz kas homojen tek bir kategoriden oluşmaz. Düz kaslar ise çoğunlukla iç organın duvarında bulunur. kalp kası işlevsel olarak bir sinsisyum (ağ şeklinde bağlantı sistemi) oluşturur.Şekil 17. Düz kasta sarkoplazmik retikulum vardır fakat çok az gelişmiştir. İskelet kası vücut kaslarının en büyük kısmını oluşturmaktadır. İskelet kasının lifleri arasında anatomik ve işlevsel bağlantı yoktur ve genelde istemli olarak kasılır. Düz kasta tropomiyozin varsa da. Düz Kas: Ancak. 146 . Kasılmanın Moleküler Temeli 3.

Kan vücut ağırlığının ortalama % 8’ini oluşturan (70 kg’lık bir insanda 5-6 L) sıvı bir dokudur. yalnızca dokularımız ve organlarımızın gereksinim duyduğu oksijeni taşımakla ve vücudumuzu metabolizma artıklarından arındırmakla kalmaz. kanın vücudun her yerine. Beslenme: Sindirim sisteminden yapı taşlarına ayrılmış olarak emilen besin maddelerini (glikoz. tüm dokularımızdaki hücrelere gereksinim duydukları besinleri de taşımaktadır. 147 . farklı türden hücreleri de içinde taşımaktadır. Kanın Başlıca Görevleri: 1. bizi dış düşmanlara karşı koruyan farklı işlevlere sahip. Kanımızdaki kalabalık bir “işçi ordusu”. O2-CO2’in akciğerler-doku arasında eritrositlerin içerisindeki hemoglobin sayesinde iletilir. Üzerlerindeki reseptörler sayesinde vücuda giren istilacıları belirleyip bu bilgileri hafızalarında tutan akyuvarlar (lökositler) ve benzeri savunma hücreleri.000 km olurdu. KAN FİZYOLOJİSİ Kan Sıvısının Genel Özellikleri Tanım olarak KAN. yağ asitleri) ihtiyacı olan dokulara ulaştırılır. Osmotik Düzenleme: Organizmanın su ve tuz dengesinin korunmasını sağlar. Ana damarlarla taşınan kan. 3. protein ve hemoglobin ile) diğer yandan bunları organizmadan uzaklaştırabilmektedir. dokulara ileten kırmızı kan hücreleridir (alyuvarlar. Kanımız ayrıca farklı sınıflara ayrılmış güçlü bir ordunun askerleriyle de doludur. kreatinin) boşaltım organlarına iletilir. büyük bir kılcal damarlar ağıyla (kapiller) dokulara dağılmaktadır. Kandaki acil ilk yardım ekipleriyle “pıhtı pulcukları” ya da trombosit olarak adlandırılan. amino asitler. Solunum (O2-CO2 Değişimi): Ağırlıklı olarak eritrositlerin görevidir. Ellerimizin üzerinde. Plazma adı verilen sıvı ortamda süspansiyon halinde dağılmış bir takım hücresel elemanlar içeren. Termoregülasyon: Taşıdığı su aracılığıyla vücut sıcaklığının belirli sınırlar dahilinde tutulmasına katkıda bulunur. bir kesiğe ya da yaraya kalabalık gruplar halinde yığılarak kanamayı engelleyen hücrelerdir. Atılım: Dokularda ortaya çıkan metabolik atık maddeler (üre. ürik asit. Yetişkin bir insanın vücudundaki tüm damarları uç uca eklesek elde edeceğimiz uzunluk en az 160. eritrositler). Yetişkin bir insanda 5 litre kadar bulunan bu sıvı. bedenimizde dolanan kan damar sisteminde tam bir tur attığında dünyayı 4 kez dolaşmış kadar yol almaktadır. 4. içindeki hemoglobin molekülü sayesinde oksijeni. 5. fosfat. Bu sıvı dokunun ve kanın içindeki hücrelerin esnek yapılarının özellikleri ve damar sisteminin en küçük alanlara kadar yayılan yapısı. kalp tarafından karmaşık bir atar ve toplardamar sistemi içinde dolaştırılır.2. Yaşam veren ve koruyan bu sıvı. en küçük bir hücreye kadar gidebilmesine olanak sağlar. Bir başka deyişle. organizmada damar sisteminin içini dolduran ve kalbin yardımıyla da tüm vücudu dolaşan sıvı bir dokudur. aslında bu karmaşık sistemin önemsiz bir bölümüdür. kollarımızın içinde görebildiğimiz damarlar. 6. yabancı organizmaları yutarak (fagositoz) ya da taşıdıkları çeşitli silahlarla yok ederek organizmayı zararlı etkenlere karşı korurlar. Asit-Baz Dengesi: Bir yandan oluşan asit ve bazları tamponlarken (bikarbonat. Bu sistem. 2.

10. Hematokrit 148 . İnterstiyel Sıvı Hacminin Kontrolü: Plazma proteinlerinin oluşturduğu osmotik çekim gücü (kolloid osmotik basıncı-onkotik basınç) ile kapillerin arteryel ucundan filtrasyon ile interstisyel sahaya geçen sıvının venöz tarafta yeniden intravasküler kompartmana geçmesini sağlar. bunun yanında antikorlar. 9. Yukarıda sayılan bütün bu görevlerin esas amacı organizmada homeostasis’in korunmasıdır. belirli bir süre santrifüj edilirse içerdiği hücresel elemanların tüpün dibinde toplandığı görülür.7. Şekil 1. Hematokrit için kan hücrelerinin total kana oranıdır denebilir. Haberleşme: Hormonları taşıyarak dokular arası iletişimin sağlanmasına aracılık eder. damardan bir tüpe alınarak. Plazma: Kan. renk koyudur (vişne kırmızısı). pıhtılaşmasına fırsat verilmeden veya pıhtılaşmasını önleyen birtakım maddelerin ilavesinden sonra. Özgül Ağırlık (Dansite): Saf suyun özgül ağırlığı 1000 olarak kabul edilir. Arteryel kanda oksijen fazla. Savunma: Fagositoz yapan veya salgılarıyla savunma yapan hücresel elemanlar. renk açıktır (kiraz kırmızısı). Toplanan bu kan hücreleri kanın hematokrit (hct) değerini verir ve normalde kanın % 44-46’sından ibarettir (Şekil 1). Kanın özgül ağırlığı 1050-1060 arasındadır. Bu durumda üstte kalan sıvı ise plazmayı oluşturur ve kanın % 54-56’sı kadardır. Hemostaz: İçerisinde bulundurduğu pıhtılaşma faktörleri yoluyla yaralanmalar sonucunda ortaya çıkabilecek kan kayıplarını önlemeye çalışır. Kırmızı rengi eritrositlerde bulunan. demir içeren ve oksijen bağlayan hemoglobin (Hb) verir. Renk: Kanın rengi kızmızıdır. 8. venöz kanda ise oksijen az. antitoksinler ve lizinler gibi maddeler aracılığıyla vücudun yabancı maddelere karşı savunmasının önemli bir bileşenini oluşturur.

β2. Lipidler. α2. Onkotik Basınç: Plazma proteinlerinin oluşturduğu osmotik basınç (≈ 25 mmHg) kolloid osmotik basıncı veya onkotik basınç olarak adlandırılır. amonyak ve amino asitler. Albumin birçok madde için taşıma görevi görür. Kadında 0-16 mm/sa’dir. yağ asitleri. fosfor. kapillerde suyu damar içerisinde tutan ve venöz uçta interstisyel sahadan tekrar damar içine dönüşünü sağlayan gücü oluşturur. Erkekte 0-8 mm/sa.5 g altına düştüğünde onkotik basınçta meydana gelen düşme sonucu sıvının venöz uçta kapillere dönmemesi sonucu ödemler oluşur. Fibrinojen = % 0.5 x 0. Proteinler. Globin = % 2. Globulinlerin de albumine benzer taşıyıcılık görevi vardır. fosfolipid. kreatinin. Yağlar ve Lipidler: Yağlar genel olarak sindirim sisteminden yağ asidi ve gliserol emilir. Karbonhidratlar. Sedimentasyon doku harabiyeti ile seyreden birçok hastalıkta artar. β1. üre. glikoz ve laktik asit.45 = 2. Bir de non-protein azotlu maddeler vardır. Onkotik basıncın % 70-80’inden tek başına albumin sorumludur. kandaki tüm hücresel elemanların tek başına % 95’den fazlasını oluşturmaktadır.Kandaki organik maddeleri şu şekilde sıralayabiliriz: 1. amino asitler. Plazma proteinleri: Toplam = % 7 g/dl Albumin = % 4. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ise şeker hastalığı (diabet) söz konusudur. Bu basınç. Ayrıca teşhisi konmuş hastalıkların tedaviye cevabının izlenmesinde kullanılır.5 g. Eritrositlerin kendilerinin etkisi ise daha azdır. kolesterol ve nötral yağlar (trigliserid). 2. hormonlar ve bazı ilaçlar kanda albumine bağlanarak gerekli yerlere taşınır. geri kalanı fruktoz ve galaktoz olarak kana geçer. başlıca albumin. Sedimentasyon hızı üzerinde başlıca etken bir takım plazma faktörleridir. hipoksantin.5 g/dl. Sedimentasyon: Eritrositler. 149 .5. Ancak aralarından γ-globulinler aynı zamanda immunoglobin (lg) olarak da bilinir ve organizmanın bağışıklık sisteminde rol oynar (α1. Lökositler ve trombositlerin hematokrite katkısı ihmal edilebilecek boyutlardadır. 4. 3. Çeşitli iç salgılar (hormonlar) ve enzimler. Plazma Karbonhidratları: Sindirim sisteminde karbonhidratların % 80’i glikoz.3 g/dl.5 litre kan hacminin 5. Plazmanın % 90-92’si sudan ibarettir. Normal sedimentasyon değerleri Yeni doğanda 0-1 mm/sa. enzimler. Pıhtılaşması engellenerek özel bir tüpe alınan kanın hücrelerinin çökmesine sedimentasyon denir. ksantin. γ).5 g/dl. globulin ve fibrinojendir. Klinikte hastalığın çeşidi ve cinsi hakkında doğrudan bilgi vermese de ileri tetkik için fikir veren yönlendirici bir tanı metodudur. Total protein miktarı % 5. Bu çöken kanın üstünde oluşan plazma tabakasının saatlik ilerleme hızı kısaca eritrositlerin çökme hızı olarak ifade edilebilen sedimentasyon hızı diye bilinir.5 kadarını eritrositler geri kalan 3 litresini ise plazma oluşturur. Fibrinojenin uzaklaştırılmış olduğu plazma ise serum (pıhtılaşma faktörleri olmayan plazma) olarak adlandırılır. Fruktoz ve galaktoz daha sonra karaciğerde glikoza çevrilir. 5. Çeşitli metaller. ürik asit. Glikozun normal düzeyi % 70-110 mg’dır. Fibrinojen pıhtılaşmada görev alır. ya da albumin % 2.

Sonuç olarak 4 Globin (2α2β) + 4 Fe+2 = 1 Hemoglobin’i oluşturur. lökositler (akyuvarlar. yaşlılıkta. Bu sayı mm3’te 4. Kan hücrelerinin oluşumu ERİTROSİTLER – ALVUYARLAR Sayıları en yüksek olan kan hücresidir. egsersiz ve yemeklerden sonra fizyolojik olarak artar. son derece dar kapiller damarlardan geçebilmektedirler (Şekil 3). buradan aldıkları CO2’yi ise akciğere taşırlar. Yaklaşık 7 µ çapında olan eritrositlerin boyutlarının bu küçüklüğü ve özel şekilleri nedeniyle yüzey-hacim oranı çok yüksektir. Hemoglobin (Hb) yapısında 4 tane globin protein vardır. Şekil 2. menstruasyon sırasında. Her bir globin zincirine bir tane Fe+2 taşıyan bir hem molekülü bağlanmaktadır. Akciğerden aldıkları O2’yi dokulara. Kanın Hücresel Elemanları Kanın plazma haricinde kalan ve % 44-46’lık hematokrit değerinde sorumlu olan kan hücreleri eritrositler (alyuvarlar. ancak membranlarının esnekliği sayesinde kolayca şekil değiştirerek. 150 .5 milyon civarındadır.Fizyolojik Sedimentasyon Artışları: Sedimentasyon gebelikte. beyaz kan hücreleri) ve trombositlerdir (kan pulcukları) (Şekil 2). dolayısıyla eritrosit membranından oksijen-karbondioksit difüzyonu oldukça hızlı olabilmektedir. kırmızı kan hücreleri). İki taraflı olarak ortadan çökük (bikonkav) disk şeklinde görülürler.5-5.

Hemoglobin ve yapısında bulunan hem ve globin molekülleri. Methemoglobinemi. Hb’in CO’ya ilgisi O2’ye olan ilgisinden 250 kat fazladır. Karbonmonoksihemoglobin. 151 .Her biri hem molekülü. Bu durum Hb’nin yapısındaki +2 değerli demirin +3 değerli demire yükseltgenmesiyle karakterizedir ve bu şekilde oluşan methemoglobin (met-Hb) O2 bağlama yeteneğinden yoksundur. Hemoglobin Bileşikleri: Oksihemoglobin. Şekil 3. Karbaminohemoglobin. oksijen molekülünü asıl bağlayan eleman olan bir Fe+2 atomu içerir (Şekil 4). O2 bağlamış olan Hb’dir. Eritrositin görünümü Şekil 4. CO2 bağlamış olan Hb’dir.

Kanın Hb konsantrasyonu. Yapım. Eritropoez’in Düzenlenmesi: Eritrosit yapımı için bazı besinler gereklidir. eritrosit yapım hızını etkiler. folik asit. sürtünmeye dayanamayarak yırtılırlar. doğumdan sonra kemik iliğinde yapılmaya devam eder. Hipoksi etkisiyle eritropoetin adı verilen glikoprotein tabiatlı bir hormon salgılanır. demir ve bazı büyüme faktörleri gibi. demir ve CO’ya çevrilir. direkt bilurubin) lahine getirilir (Şekil 5).özellikle dalakta olmak üzere – kapiller damarlardan geçerken. Parçalanan eritrositlerden açığa çıkan Hb’nin hem’i biliverdin. Hb’nin oksijene olan afinitesine bağlıdır. Eritrositlerin Haraplanması: Yaşlanan eritrositlerin membranı elastik yapısını kaybeder ve . Dokulardaki oksijen basıncı ve dokuların oksijen donanımı ile tüketimi arasındaki oran. lipidler. Oluşan biliverdin ikinci aşamada bilurubine çevrilir (nonkonjuge bilurubin. tüm kan hücrelerinin sentez yeri kemik iliği ve stem cell (kök hücre)dir.Eritrosit Yapımı (Eritropoez): Doğumdan önce karaciğerde sentezlenen eritrositler. Aslında yalnızca eritrositlerin değil. karbonhidratlar. vitamin B12. Şekil 5. amino asitler. dokuların oksijen gereksinimine göre düzenlenmektedir. Eritrosit yapımını uyaran başlıca etken dokularda oksijenin azalması anlamına gelen hipoksidir. indirekt bilurubin). Kan akımı. Oluşan bilurubin karaciğerde glukuronik asit ile konjuge edilerek bilurubin diglukuronat konjuge bilurubin. Hb’nin oksijen satürasyonu. Hem molekülünün yıkımı 152 . Dokuların oksijen donanımı ise. Ancak bu faktörlerin hiçbiri yapım hızını düzenleyen sinyali oluşturmaz.

Bu antijenlerin çoğu zayıftır. hem de RNA serisi için gereklidir. 4. bu nedenle megaloblastik anemi olarak adlandırılır. Değişen. egzersiz sırasında dokunun oksijen gereksinimi çok artacağından dolayı. Anemilerin Sınıflandırılması: 1. Bunlar A-B-O ve Rh sistemi antijenleridir. Kan Grupları Eritrositler şekil olarak. 153 . β zincirin olmaması β-talasemi olarak isimlendirilir. İki grup antijen diğerlerine göre daha sıklıkla kan trasfüzyon reaksiyonlarına yol açarlar. ciddi doku hipoksisine bağlı akut kalp yetmezliği gelişebilir. Hem sentezi bozukluğu: Fe eksikliği 3. Hemosiderinin aşırı çoğalması ile hemokromatoz denen patolojik durum oluşur. Eritrosit membranında yalnız A aglütinojeni bulunduranlar A kan grubu. özellikle membranlarında bulunan her biri antijen antikor etkileşimlerine yol onlarca adet antijendir. Ferritin şeklinde depolanan bu demire depo demir adı verilir. Globin sentezi eksikliği: Globin zincirini kodlayan gen de yanlış kodlama (orak hücreli anemi) veya Globin zincirini kodlaya genin olmaması (talasemi). Bu sınıflama ABO kan grubu sınıflaması olarak da bilinmektedir (Tablo I). Kanın azalmış oksijen taşıma kapasitesine rağmen kan akım hızı artarak dokuların ihtiyacı olan oksijeni bırakabilir. Demir en çok duodenum ve jejenumun ilk bölümü olmak üzere ince barsağın ilk kesiminden emilir. Ne A. B12 ve folik asit eksikliğinde hücre büyür ama bölünemez. Vücutta demir miktarı apoferritin depo havuzunu aşacak miktarda olduğu zaman hemosiderin adlı çözülmeyen formda depo edilir. Demir Metabolizmasi ve Eksikliği Demir eksikliğine bağlı hipokrom mikrositer anemi gelişir. α zincirinin olmaması α-talasemi. hangi ırktan olursa olsun tüm insanlarda aynıdır. Talasemi (Akdeniz Anemisi): Hemoglobindeki bir polipeptid zincir eksikliği ile oluşur. Ancak anemili kişi egrzersize başlarsa kalbi bu durum karşısında daha fazla kan pompalayamayacaktır. hem de B aglütinojenlerini bulunduranlar AB kan grubu. Normal erişkin Hb’i 2 α ve 2 de β polipeptid zincirinden meydanla gelen HbA’dır. 2. Hem A. 1. Kanda bulunan fazla demir ise apoferritin ile birleştirilerek ferritin şeklinde depolanır. Bu işlemden sonra demir bağlanmış apotransferrin transferin olarak adlandırılır. Eritrosite antijenik özellik kazandıran bu maddelere aglütinojen adı verilmiştir. Yalnız B aglütinojeni bulunduranlar B kan grubu. Sonuç olarak. 4. Vitamin. ne de B aglütinojenlerini bulundurmayanlar ise O kan grubu olarak kabul edilmiştir. Membran bozukluğu ve enzim eksikliği B12 veya Folik Asit Eksikliği: B12 vitamini ve folik asit hem DNA.ANEMİ Eritrosit sayısının veya hemoglobin miktarının normalden düşük olması halidir. 3. Apotransferrin ince bağırsakta serbest demir ve bazı demir bileşikleri ile bağlanır. DNA sentezi bozukluğuna bağlı anemiler: B12 vitamini veya Folik asit eksikliği eksikliği 2.

Genellikle ilk gebelikte oluşan antikorlar ya çok fazla değildir ve çocuğa tam zarar veremezler ya da çocuğa gebelik süresinde değil de doğum sırasında geçer ve çocukta herhangi bir hastalık olmaz. Bilurubin pigmenti normal erişkinde kan-beyin bariyerini geçemezken. B aglütnojenine karşı ise Anti-B aglütinin vardır. alıcı ile vericinin kanları bir deney tüpünde birleştirilerek aglütinasyon oluşup oluşmadığı 154 . İnsanların % 80’i Rh (+)’dir. A aglütinojenini taşıyan eritrositler ile karşılaşırsa bir anda çok sayıda eritrositi kendine bağlayarak kümeleşmesine neden olur. annedeki antikorların sayısı artarak daha tehlikeli durumlara yol açabilir. Bu durumda çocuğun Rh antijenleri anneye geçerse annenin kanında Anti-D antikorları oluşur. Ya düşük olur ya da hemoliz nedeniyle çocuk sarılıklı doğabilir. Bunun için kan tranfüzyonu yapılacağı zaman. AB kan grubundaki insanlar hem A. Rh faktörüne karşı oluşan antikor Anti-D antikoru olarak da adlandırılır. Ancak anne ikinci kez yine Rh (+) bir çocuğa hamile kalırsa. A aglütinojenine karşı Anti-A. Eritrositlerin Rh antijeni taşıyanlar Rh (+). B grubu kişinin plazmasında Anti-A aglütinini. Rh faktörü: Eritrosit membranında ABO kan grubu aglütinojenlerine ilave olarak bir de Rh antijeni önemlidir. klinik uygulamada nadir de olsa problemlere yol açabilirler. plazmasında buna karşı antikor mevcuttur. Rh (+) bir babadan yine Rh (+) bir çocuğa hamile olduğunda söz konusu hale gelir. Rh uyuşmazlığı: Rh (-) bir anne. Bu durumu önlemek için Rh (+) bir bebek doğuran Rh (-) bir anneye doğumdan sonraki 72 saat içerisinde Rh (+) eritrositlere karşı gamma globulinler verilebilir. Cross-Matching: Genel olarak çok fazla etkin olmamakla birlikte.Tablo I. bu saydığımız ABO ve Rh grupları dışındaki kan grupları. Oluşan bu antikorlar da tekrar çocuğa geçer ve çocuğun eritrositlerinde aglütinasyon ve hemolize neden olabilir. fetüste bu bariyeri aşabilmekte beyin bazal gagliyonlarında toplanarak kernikterus olarak adlandırılan tehlikeli duruma neden olur. ABO kan grubu sistemi Kan Grubu A B AB O Antijen(aglütinoje n) A Var Yok Var Yok B Yok Var Var Yok Antikor(aglütini n) AntiA Yok Var Yok Var AntiB Var Yok Yok Var Bu aglütinojenlere karşı reaksiyon gösteren antikorlar ise plazmada doğal olarak bulunmaktadır ki bunlara da aglütinin denir. bu durum eritroblastosis fetalis veya yeni doğanın hemolitik sarılığı olarak adlandırılır. Buna göre A grubu kişinin plazmasında Anti-B aglütinini. hem de B aglütinojenine sahip olduklarından plazmalarında aglütinin yoktur. Aglütinasyonu hemoliz takip eder ve eritrositler parçalanarak ölür. bu olaya da aglütinasyon adı verilir. Anti-A aglütinini. Genel olarak kişide bulunmayan aglütinojen hangisi ise. O grubu kişide ise her iki aglütinin bulunur. taşımayanlar ise Rh (-) olarak sınıflanır.

parazit gibi mikroorganizmalarla bu yolla savaşım veriler. Lökositler eritrositlerden daha büyük çekirdekli hücrelerdir. Normal sayıları mm3’te 4000-10000 kadardır. Genellikle inflamasyon bölgesine giden ilk hücrelerdir. Vücudumuz her an ağız. 10000’in üzerine çıkmasına ise lökositoz adı verilir. Diğer hücreler lenfositlerin aktivasyonu. mantar. Şekil 6. Lökosit alt grupları Granülositler Çok parçalı çekirdekleri vardır ve sitoplazmalarında belirgin granüller içerirler. Bağışık yanıt için gelişen hücrelerden sadece lenfositler çeşitlilik.kontrol edilir ve ancak bundan sonra kan nakline başlanır. Lenfosit ve monositlerin yer aldığı agranülositler ise tek çekirdekli oldukları için mononükleer lökositler olarak da isimlendirilir. Bunlar da kendi içlerinde. bağışıklık sistemini oluşturmaktadır. Granüllerinin ve çekirdeklerinin boyanma özelliklerine göre kendi içlerinde nötrofiller. Makrofajlar gibi aktif fagostik hücreler olmakla birlikte savunmada makrofajlara göre daha etkin ve üst düzeyde rol alırlar. bazofiller ve eozinofiller olarak üç gruba ayrılırlar. Sayılarının 4000’in altına düşmesine lökopeni. nötrofil (nötral boya ile pembe olarak boyanır). boşaltım organları veya deri yoluyla girebilecek bakteri. özgüllük. parazit gibi mikroorganizmaların tehdidi altındadır. Nötrofiller: Dolaşımdaki tüm lökositlerin % 50-75’ini granülositler oluştururken. eozinofil (daha büyüktür. bunlarında en büyük kısmı nötrofillerden ibarettir. fagositoz veya çeşitli moleküller salgılanması gibi yardımcı roller üstlenir. asit olarak boyanır ve kırmızı renk alır) ile bazofil (bazik boya ile koyu mavi olarak boyanır) şeklinde 3 alt gruba ayrılır (Şekil 6). sitoplazmik granüllerinin boyanma özelliğine göre. lenfositler lenfoid seriden gelişen tek kan hücresidir. Korumadan sorumlu başlıca hücreler de lökositlerdir. Sitoplazmalarının özel boyalarla boyanması sonunda beliren granüllerin bulunup bulunmamasına göre granülositler ve agranülositler diye ikiye alt gruba ayrılırlar. Bu teste cross-matching adı verilmektedir. solunum. Her üç granülosit tipinin de aktif olarak fagositos yapma yeteneği vardır ve bakteri.Akyuvarlar Organizmanın kan hücreleri ile gerçekleştirdiği korunma mekanizmaları. Lökositler . virüs. Bunlardan monositler miyeloid seriden gelişirken. mantar. bellek ve kendinden olan/olmayanı tanıma özelliklerine sahip olur. İmmün 155 .

Dolaşımdaki lökositlerin %1-2’sini oluştururlar. Mast Hücreleri: Mast hücreleri. fagositoz. İnflamasyon esnasında bu molekülleri salarak. Bazofiller: Granülositler grubunun fagostik olmayan üyeleridir. bradikinin ve serotonin gibi moleküller barındırırlar. Granülosit ve monositlerin aksine. lenfositlerin fagositoz yeteneği yoktur. Eozinofiller: Tıpkı nötrofiller gibi hareketli ve fagostik hücrelerdir. Parazitlere karşı savunmada özelleşmişlerdir. T Lenfositler timusta olgunlaşarak bağışıklık yeteneklerini burada kazanırlarken B Lenfositler kemik iliğinde olgunlaşarak bağışıklık yeteneklerini burada kazanırlar. bazı dokularda özel isimlerle anılırlar. öldürme. Olgunlaşıp eğitilen T ve B Lenfositler primer lenfoid organları terk ederek sekonder lenfoid organlara dağılırlar (Şekil 7). Bazofiller ayrıca bazı alerjik hastalıklarda da ana rol oynarlar. Lenfositler: Kandaki lökositlerin % 20-30’unu oluştururlar. Monositler: Monositler damar hücrelerinin arasından interstisyel (hücrelerarası) sahaya geçerek burada doku makrofajlarını (histiyosit) oluştururlar. Makrofajların başlıca işlevleri. Granüllerinin içeriği histamin. Makrofajlar her dokuda görülürken. İste monositlerin esas olgun hali bu makrofajlardır. Eozinofiller ayrıca alerjik reaksiyonların olduğu dokularda toplanma eğilimindedir. bazofillerle birlikte alerji gelişiminde rol alır. inflamasyonun bulgularının oluşmasına neden olurlar. antijenik materyali lenfositler başta olmak üzere diğer hücrelere sunarak tanıtma ve çeşitli uyarıcı moleküller salgılamadır.bileşiklerler uyarıldıkları zaman granüllerinde bulunan organizmaları sindirici ve öldürücü enzimlerini hücre dışına bırakırlar. Kemik iliğinden kaynaklanırlar. heparin. 156 .

üreme) kanal duvarlarındaki lenf bezleridir. bir kısmı B lenfositlerin antikor üretiminin düzenlenmesi ile ilgili vazifeler alırken. Bu nedenle T lenfositleri ile oluşan bağışıklığa hücresel bağışıklık adı verilirken. boşaltım. vücuda giren yabancı maddelere (antijen) karşı antikor veya immunoglobulinler de dediğimiz protein yapısındaki özel maddeleri sentezlerler. tonsiller ve (sindirim. 157 . dalak. Sekonder (periferik) lenfoid organlar: Lenf düğmeleri. diğer bir bölümü antijenlerle doğrudan savaşabilecek yeteneğe sahiptir. T lenfositler ise değişik görevlerle farklılaşmış olup. bursa fabricius ya da memelilerde bunun yerini tutan kemik iliği.Şekil 7. Lenfosit tipleri Primer (merkezi) lenfoid organlar: Lenfositlere immunolojik yeteneklerini kazandıran timus. B lenfositlerinin meydana getirdiği bağışıklık humoral bağışıklık olarak anılır. solunum. B lenfositler.

bradikinin ve serotonin gibi maddeler açığa çıkar. Bu şekilde nötrofil ve monositlerin yabancı maddenin zarar verdiği bölgeye doğru hareketine kemotaksis denir (Şekil 8). çeşitli salgılar yoluyla da yabancı maddeler ile savaşım verebilmektedirler. Tahrip olan dokudan histamin. tüberküloz gibi kronik hastalıklarda monositler çoğalmış olarak bulunur (Tablo II) Tablo II. Hastalıkların tanısında çok değerli ipuçları verebilir. Lökosit Formülü: Lökosit çeşitlerinin toplam lökosit populasyonuna oranını ifade eder. Örneğin. Lösemi: Halk arasında kan kanseri olarak da bilinen. lenfosit veya lökositlerin kontrolsüz olarak çoğalması durumudur. Lökosit formülü Çomak çekirdekli genç nötrofil Parçalı çekirdekli nötrofil Eozinofil Bazofil Lenfosit %1-2 %6070 %1-4 %0. Lökosit hareketleri Lökositler. viral enfeksiyonlarda lenfositler. işlevlerini başlıca fagositoz yoluyla yerine getirirler.5 %2030 Bağışıklık Mekanizmaları (İmmun Sistem) 158 . alerjik hastalıklarda eozinofiller daha çok artar.Şekil 8. Ancak bunun yanında. bakteriyel enfeksiyonlarda granülositler ile genç lökosit şekilleri çoğalmış bulunur.

böyle bir reaksiyonda otoantijenlere karşı oluşan otoantikorlardan bahsedilir. Damarın refleks olarak kasılarak büzülmesi (vazospazm) 2. Bunlar antijenlere karşı organizmanın savunmasında görev alan antikorlardır. Fazla pıhtının eritilmesi (fibrinolizis) 159 . basit kılcal damar yaralanmalarında tek başına bu tıkaç kanamayı durdurmaya yeterli olabilmektedir. Trombosit tıkacının oluşması. Bazı inanlarda kalıtsal olarak bazı pıhtılaşma faktörlerinin bulunmaması sonucu hemofili adı verilen hastalık bulunabilir (FVIII eksikliği hemofili A. Otoimmunite: Bağışıklık normalde vücuda yabancı olan antijenik maddelere karşı gelişen bir olay iken. FIX eksikliği hemofili B). bu olay gerek endotel hücreleri gerekse trombositler tarafından salgılanan bir plazma proteini olan Von Willebran faktörü (vWF) tarafından kolaylaştırılır. Fibröz doku oluşumu ile damarın yeniden tamiri 5. IgE. IgM. damar zedelenmesi sonucu açığa çıkan kollagen moleküllerine hızla yansır. Diğer trombositler de buraya gelerek birbirlerine yapışır ve trombosit kümeleri oluştururlar (agregasyon). Kişide trombosit sayısının yetersiz olması trombositopeni olarak adlandırılır. bu hastalar kolay kanarlar ve kanamanın durdurulması oldukça zordur. 3. yapılarında bulundurdukları aktomiyozin etkisiyle kasılarak içlerinde hapsolmuş plazmayı dışarı atar. Pıhtının oluşması (Şekil 9) 4. bazen kişinin immun sistemindeki bir takım bozukluklar nedeniyle kendi dokularına karşı antikor oluşabilir.Plazma proteinlerinin ikinci büyük kısmını oluşturan globulinler arasından immunoglobulinler vücudun bağışıklık sisteminde önemli yer tutar. Bu şekilde trombosit tıkacı oluşmuş olur. IgD. Bu olaya otoimmunizasyon ya da otosensitizasyon adı verilirken. IgA. Membranı yüzeyindeki reseptörler. Trombositler Yine miyeloid serinin unipotent stem hücresinden kaynaklanan dev megakaryosit’lerden oluşurlar. normal damar endoteline yapışmazken. koagülasyon ise kanın pıhtılaşması anlamına gelir. İmmunoglobulin (Ig)ler: IgG. Vücutta hemostaz ve koagülasyon mekanizmaları: Hemostaz kanamanın durdurulması. Trombosit membranı yüzeyindeki reseptörler aracılığıyla. Normal sayıları 150000 – 400000/mm3 civarındadır. Trombositler. Bir damar yaralandığı zaman kanamanın durdurulması ve o bölgenin tamiri için devreye giren mekanizmalar şu şekilde sıralanabilir 1. Bundan sonra trombositler. Bu protein hasarlı damar duvarı ile trombositler arasında bir köprü oluşturur. damar zedelenmesi sonucu açığa çıkan kollajen moleküllerine hızla yapışır (adhezyon). Bu kişilerde deri altında kanamalar ve çürükler görülebilmektedir. normal damar endoteline yapışmazken. damar yaralanmalarında kanamanın durmasında (hemostaz) ve pıhtılaşmada (koagülasyon) görev alan hücrelerdir.

Normalde kanda bu antikoagülan maddeler hakim olduğundan pıhtılaşma görülmez. soğuk. alerjik reaksiyonlar. akciğer damarlarında tıkanmalara da yol açabilir (emboli). kalp. o bölgedeki proteinden zengin plazmanın damar dışına sızmasıyla oluşur (ödem). Bakteri ve virüs enfeksiyonları. sıcak ya da mekanik travmalar inflamasyona yol açabilir. Bu inflamasyon sıvısında ilk saatlerde granülositler çoğunlukta iken. Hemostazis Kanda pıhtılaşma ile ilgili yaklaşık olarak 50 kadar madde bulunmuştur. Pıhtının eritilmesinden plazmin adlı enzim sorumludur. Bunlardan pıhtılaşmayı oluşturma yönünde etkili olanlara koagülan. Kızarıklık ve sıcaklığın nedeni deri damarlarındaki vazodilatasyon ve kan akımı artışıdır. Şişlik. sıcaklık. Damar içerisinde oluşan bu pıhtıya trombüs denir. şişlik. Ancak bir yaralanma sonrasında pıhtılaşma oluşması gerektiği zaman başlıca üç aşamalı mekanizma söz konusu hale gelir. Plazmin. Trombozis: Damar içerisindeki anormal pıhtılaşma durumudur. İnflamasyon: Başlıca inflamasyon belirti ve bulguları kızarıklık. pıhtılaşmayı durdurucu yönde etkili olanlara ise antikoagülan madde denir.Şekil 9. sonra daha uzun ömürlü olan mononükleer hücreler (monositler. Fibrinolitik sistem ile pıhtılaşma sistemi arasındaki dengenin bozulmasından kaynaklanır. ağrı ve fonksiyon kaybı şeklinde sıralanmıştır. dolaşımda plazminojen olarak (inaktif halde) bulunur. En önemli antikoagülan maddeler arasında antitrombin III ve heparin sayılabilir. Fibrinolitik (Trombolitik) Sistem: Bunun için pıhtı oluştuktan bir müddet sonra bu pıhtıyı yeniden eritme yoluna gider. 1) Protrombin aktivatörünün oluşumu 2) Protrombinden trombin oluşumu 3) Fibrinojenden fibrin oluşumu: Trombin de bir enzimdir ve plazmada inaktif olarak bulunan fibrinojen molekülünden fibrin iplikleri oluşturur. marofajlar) artar. Bazen trombüsten bir parça pıhtı koparak dolaşıma katılabilir ve beyin. 160 .

Oluşan CO2 de kana difüze olarak venöz dönüş ile sağ kalbe gelir. bronşlar. akciğerlerde kan ile atmosfer havası arasında olanı ise eksternal solunum ya da dış solunum olarak adlandırılır. 161 . en dayanıklı doku ise iskelet kaslarıdır. hücre seviyesinde oksijen tüketilir ve karbondioksit oluşur. Dallanmalar sırasında çapları gittikçe daralır. Bu durumda organizmada O2CO2 değiş tokuşu iki kez karşımıza çıkmaktadır. Hava yolları trakea ile başlar ve dallanmalara uğrayarak akciğer içerisine doğru ilerler. Solunum Sisteminin Fizyolojik Anatomisi: Burun ve ağız ile başlayan solunum sistemi. ikincisi ise respiratuvar bronşiollerden başlayıp devam eden gaz değişiminin yapıldığı bölümdür (Şekil 2 ve 3). bronşlardan sonraki daha dar bölümler ise bronşioller olarak adlandırılır. Hücrelerin yaşamlarını sürdürebilmeleri yeterli oksijen alabilmelerine bağlıdır. boyları kısalır ve alveol adı verilen kapalı kesecikler ile sona ererler. Bunlardan doku seviyesinde hücreler arasındaki O2-CO2 alış-verişi internal solunum veya iç solunum. Trakeadan sonraki ilk dallar bronşlar. bu özelliği ile de hücrelerde metabolizma sonucu oluşan CO2’yi atmosfer havasına verirken. atmosfer havasındaki O2’yi kana aktaran sistemimizdir. Şekil 1.3. SOLUNUM SİSTEMİ SOLUNUM SİSTEMİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ Solunum sistemi kan ile atmosfer havası arasında gaz değişimi yapabilecek şekilde özelleşmiş. Bronşlar ve bronşioller de işlevlerine göre iki alt başlıkta toplanabilir. Dokularda. larinks (gırtlak). bunun devamında sırasıyla farinks (yutak). bronşioller ve alveollerden oluşur (Şekil 1). Solunum organ ve yolları. Oksijen yetersizliğine en duyarlı organ beyin. birincisi yalnızca iletici hava yolları olarak görev yapan ve terminal bronşiol olarak adlandırılan yapılarda sona eren bölüm. trakea (soluk borusu). buradan da O2 ile değişime uğramak üzere akciğerlere pompalanır.

Bir alveolün görünüşü 162 . Hava yolları Şekil 3.Şekil 2.

Yüzey Gerilimi: Su molekülleri hava içinde birbirlerini çekip yaklaşma eğilimindedir.) bu iki yaprağın arasına hava girmesi (pnömotoraks). göğüs kafesine bağlı olarak genişleyip daralırlar. Normal bir inspirasyonu takip eden ekspirasyon tamamen pasif bir olaydır. Pulmoner arterler. diyafragma.interkostalis interni ve daha çok da m. kaburga kırıkları vb. sakin solunum sırasındaki solunum olayında etkili olan kaslar. bu durumda alveollerin hava ile dolması zorlaşır. alveol içi basınç +1 cmH2O’ya çıkar ve aynı miktardaki hava bu sefer 2-3 sn içerisinde dışarı itilir (Şekil 4). Bu durumda minimal alveol içi basınç –1 cmH2O olmalıdır. pulmoner arterler yoluyla akciğerlere gönderilir.parasternal interkostalis (internus ile eksternus) ve m. Soluk alma (inspirasyon) sırasında bazı kasların kasılması sonucu genişletilen göğüs kafesi yoluyla plevra boşluğundaki basınç daha da negatifleştirilmektedir. negatif basıncı ortadan kaldıracağı için. Akciğerlerde bir de bronşial dolaşım vardır ki bunlar alveoller dışındaki tüm akciğer dokusunu sular. Akciğerlerin Kan Dolaşımı: Sağ kalbe gelen CO2 ile doymuş kan.rectus abdomini rol alır. Sürfaktan yetersizliği veya yokluğu ile seyreden bazı hastalıklar. bronşiolleri takip ederek terminal bronşiollerin ucunda kapillere dönüşür ve alveolleri bir ağ gibi sarar. Akciğerler pasif organlardır. Solunum Mekaniği Akciğerler ve içinde bulundukları göğüs kafesi elastik yapılardır. Dik duran bir insanda. bu basınç gradyenti akciğerlerin genişlemesi ile sağlanır. 163 . Dolayısıyla bazı erken doğum vakalarında sürfaktan tabakası yetersiz kalmış olabilir ve yenidoğanın sıkıntılı solunum sendromu ya da hiyalen membran hastalığı denen durum ortaya çıkar. Akciğer kollapsını önleyen intraplevral negatif basınç düzeyi –5 cmH2O kadardır. Bunu sağlayan en önemli kas ise diyafragma’dır. İnspirasyon aktif bir olaydır ve ancak bazı kasların kasılması ile sağlanabilir. Ekspirasyon sırasında ise. Örneğin. Bunlara primer solunum kasları denir (Şekil 5). böylece akciğerler göğüs duvarına doğru çekilerek atmosfer havası ile dolmaları sağlanır. Ancak bazen karın kaslarının yardımıyla zorlamalı ekspirasyon da yapılabilir. soluk verme (ekspirasyon) sırasında akciğerlerin göğüs duvarından daha fazla ayrılmasına izin vermez ve onları tekrar göğüs kafesine doğru çeker. yani yüzey gerilimi vardır. Akciğerlerin genişlemesiyle oluşan negatif basınç. Nefes alınmadığı sırada alveol içi basınç atmosfer basıncı ile eşittir. bu şekilde yüzey gerilimini azaltmış olur. fetusta sürfaktan sentezi 6 veya 7’inci ayda başlar.skalenus’tur. akciğer hastalıkları. inspirasyon için gerekli 500 ml havayı ortalama 2 sn içerisinde içeri çeker. hatta imkansız hale gelir. aynı mekanizmanın ters yönde işlemesiyle. Plevra boşluğundaki negatif basınç. alveollerin yüzey geriliminin artmasıyla büzüşmelerine neden olur. Zorlu ekspirasyonda göğüs kafesini aşağıya çeken m. Herhangi bir nedenle (yaralanmalar. Salgılanan sürfaktan alveol içindeki sıvı üzerine yayılır ve sıvının hava ile temasını keser. m. akciğerler kollabe olur (büzüşür). Oysa ki havanın atmosferden alveole doğru akabilmesi için bir basınç farkı gerekmektedir. Hemen önlem alınmazsa ölüm ile sonçlanır. Alveollerdeki yüzey gerilimini azaltarak kollabe olmalarını (büzüşmelerini) engelleyen fosfolipid ve proteinden oluşan sürfaktan olarak adlandırılan bir salgı vardır.

7 Lt.2 . kadınlarda 0. Ekspirasyon Yedek Hacmi (Ekspiratuvar Reserv Volüm . kadınlarda 1. kadardır. Erkeklerde 1.Şekil 4. Akciğer Hacim Ve Kapasiteleri Solunum Hacmi (Tidal Volüm .9 Lt. zorlama ile akciğerlerden çıkarılabilen hava hacmidir. kadınlarda 1. Şekil 5. kadardır.ERV): Normal bir soluk verildikten sonra. İnspirasyon Yedek Hacmi (İnspiratuvar Reserv Volüm .TV): Normal şartlardaki her bir inspirasyonekspirasyon sırasında akciğerlere girip çıkan hava hacmidir. 500 ml kadardır.RV): Zorlamalı bir ekspirasyondan sonra akciğerlerden çıkarılamayan ve burada kalan hava hacmidir. Göğüs kafesinin hareketi.3. Bu akciğer hacimlerinin kendi aralarındaki formülasyonları ile de bazı akciğer kapasiteleri tanımlanmıştır: 164 . zorlamalı bir inspirasyon ile akciğerlere alınabilen hava hacmidir. Artık Hacim (Rezidüel Volüm . Erkeklerde 3. Erkeklerde 1.IRV): Normal bir soluktan sonra. Atmosfer basınç-intraalveoler basınca göre havanın akımı.1 Lt. kadardır.

3. Solunum membranının (Şekil 7) toplam kalınlığı 0. Alveol bazal membranı. Akciğer hacim ve kapasitelerinin grafikte özeti. Fonksiyonel Rezidüel Kapasite (FRK) = RV + ERV. İnspirasyon Kapasitesi (İK) = TV + İRV. Dar bir interstisyel aralık. en derin inspirasyonla içeri alınabilen toplam hava miktarıdır. 5. Gaz Alış-Verişi Akciğerlerde gaz alış-verişinin yapıldığı bölgelerde hava ile kanı birbirinden ayıran ince bir membran vardır.Vital Kapasite (VK) = TV + İRV + ERV. derin bir inspirasyondan sonra atılabilen maksimum hava miktarıdır. Alveol içi sıvısı ve sürfaktan tabakası. (Şekil 6) Şekiller 6.6 µm’yi geçmez. Plazma şeklinde sıralanmıştır. Total Akciğer Kapasitesi (TAK) = VK + RV. rezidüel hacim dahil akciğerlerin alabileceği toplam hava hacmidir. Kapiller bazal membranı. 6. Kapiller damarların ince endotel tabakası ve 7. sakin bir ekspirasyondan sonra akciğerlerde kalan hava miktarıdır. Alveollerin ince epiteli. Bu membran: 1. 4. 2. 165 . Spirometre denen özel aletler ile akciğer hacim ve kapasitelerinin ölçümü yapılarak çeşitli akciğer hastalıklarının tanı ve seyrinin takibinde kullanılmaktadır.

dolayısıyla aradaki basınç farkı ile O2 kolayca kapillerden alveol içine difüze olur. Geri kalan %3’lük bölümü ise plazmada fiziksel olarak çözünmüş şekildedir. buraya gelen kapiller kanda bu oran yalnızca 40 mmHg’dır. Kapillerin arteryel ucuna bu 95 mmHg’lık oksijen basıncı ile gelen kan.Şekil 7. Alveolün görünümü ve Solunumun difüzyon membranı Gazların Kanda Taşınması O2: Kandaki oksijenin %97’si eritrositler içerisinde hemoglobine bağlı olarak taşınır. Aynı zamanda hücre metabolizmasının hızlanması da O2 tüketimini arttıracağı için interstisyel sıvı pO2’sini düşürecek ve basınç farkının artması nedeniyle kandan daha fazla oksijen difüze olacaktır. Alveollerde pO2 104 mmHg iken. Oksijeni bağlamış hemoglobin oksihemoglobin olarak adlandırılır (HbO2). 166 . oksijenini hızla interstisyel sıvıya verir. interstisyel sahadaki 40 mmHg’lık pO2 nedeniyle. Dolaşımın hızlanması durumunda (vazodilatasyon gibi) doku seviyesine daha fazla O2 gelir ve interstisyel sıvıya geçen O2 miktarı da artar.

CO2 + H2O ←karbonik anhidraz→ H2CO3 ←→ H+ + HCO3167 . Akciğerlere gelen kanda pCO2 45 mmHg iken. CO2: Oksijenin hücreler tarafından kullanılması sonucu açığa çıkan karbondioksit. 5 mmHg’lık basınç gradyenti ile CO2 kandan alveole geçer (Şekil 8). Burada karbonik anhidraz enzimi ile suyla birleşerek H2CO3’ye (karbonik asit) dönüşür.Satürasyon: Kandaki gazların ifadesi için kullanılan ‘parsiyel basınç’ dışında bir de doymuşluk anlamına gelen satürasyon vardır. %94-98 kadardır. alveol içerisinde ise 40 mmHg kadardır. Hidrojen iyonları hemoglobine bağlanırken. Bu iki değeri X ve Y eksenine yerleştirerek çizilen grafik ise oksijen disosiyasyon eğrisi olarak adlandırılır ve sigmoid bir eğri şeklinde bulunur. Genelde intrasellüler pCO2 46 mmHg. bikarbonat iyonları plazmaya çıkar ve akciğerlere kadar taşınır. interstisyel alanda ise 45 mmHg kadardır. interstisyel sahadan kana difüzyon sonucu venöz uçta 45 mmHg olarak interstisyel sıvı ile eşitlenir. Bu 1 mmHg’lık basınç farkı. Bu ise hemen H+ ve HCO3.şeklinde iyonlarına ayrışır. önce kapiller pCO2’nin düşük olmasından yararlanarak kana difüze olur. Alveol-pulmoner kapiller ve doku-doku kapillerinde pO2 ve pCO2 Hücrelerde oluşan CO2 kana geçtiğinde önce eritrositler içine alınır. Şekiller 8. Bu sırada CO2’nin O2’den 20 kat daha hızlı difüze olma yeteneğinden dolayı çok yüksek bir basınç farkına ihtiyaç yoktur. Buna göre 104 mmHg’lık bir parsiyel basınç altında kanın oksijene olan doymuşluk oranı. CO2’nin hücre içinden interstisyel sıvıya geçmesi için yeterlidir. yani satürasyonu. Kapillerin arteriol ucuna 40 mmHg olarak gelen CO2.

solunumun derinliğinin artması demek olan hiperpne. yani solunum dakika sayısının normalin üzerine çıkması. Nedeni kanda oksihemoglobinin azalıp yerine deoksihemoglobinin (oksijeni alınmış hemoglobin) artışıdır. pO2’deki düşüş ve pH’daki azalma solunum merkezleri üzerinde uyarıcı etki yapmaktadır. Bu yönüyle. (%20) (karbaminohemoglobin (CO2HHb) olarak adlandırılır) 2. Trakea. CO2’nin %70 taşınması bu yolla olmaktadır. Kimyasal Kontrol Normal solunum hızı 12-16/dk kadardır. 1. solunumu kontrol eden kimyasal mekanizmanın amacı arteryel kandaki pO2 ve pCO2’yi sabit tutmak ve H+ iyon fazlalığından kurtulmaktır.Kan akciğerlere gelince. bronş ve bronşiollerin epitelleri yabancı maddelere karşı duyarlı reseptörler ile kaplıdır. uyku hali ve yarı koma durumu belirir. Siyanoz: Derinin mavi renk almasıdır. Solunumun tamamen durması olayına ise apne adı verilmektedir. bir yandan ise pH azalması solunum hızını artırır. Dispne: Solunumun zorlanması veya sıkıntılı solunum halidir. anlamına gelen taşipne (takipne). İstemli sistem konuşma. Bunlardan biri beyin korteksi seviyesinde olup bizim istek ve irademiz ile oluşturabildiğimiz kontrolü oluşturur. 3. 168 . Medulla spinalisteki ventral grup nöronlarına çok yakın yerleşimli kanın pCO2 ve pH’a duyarlı kemosensitif bir alan vardır. Tüm bunların dışında bir de solunumun hızlanması. bikarbonat iyonlarının tekrar eritrosite girmesi şeklinde reaksiyon tersine döner. 100-150 mmHg ise anestezi ve ölüm ortaya çıkar. Demek oluyor ki pCO2’deki artış. sonuçta su ile karbondioksit oluşur ve eksternal solunum yoluyla dışarı atılır. ancak sınırlıdır. Diğeri ise daha alt seviyelerde pons ve omurilik seviyesinde bulunan otomatik (ya da otonomik) sistemdir. Çok az bir kısmı ise plazma proteinleri ile taşınır. Parsiyel karbondioksit basıncının 60-75 mmHg’ya çıkması ile hızlı ve derin solunum başlar (hiperventilasyon). Hipokapni: Kanda pCO2’nin azlığı durumudur. Ventilasyon hızının esas belirleyicisi pCO2’dir. Hava yollarına yabancı maddelerin girmesi öksürük ve aksırık gibi refleksleri uyarır. Plazmada fiziksel olarak çözünmüş (erimiş) halde. Doğrudan hemoglobin molekülüne bağlanarak taşınma. 80-100 mmHg basınçta hareketlerde yavaşlama. normal soluk alıp verme otomatik sistemin görevidir. nefes tutma gibi davranışlarda kullanılırken. solunumun yavaşlaması ya da solunum dakika sayısının normalin altına düşmesi manasına gelen bradipne solunum sistemi ile ilgili terminolojik tanımlamalara örnek olarak gösterilebilir. Solunumun Düzenlenmesi Solunumun kontrolü iki değişik sinirsel mekanizma tarafından sağlanır. Hiperkapni: Vücut sıvılarında karbondioksitin artmasıdır. Solunum Sistemi İle İlgili Diğer Kavramlar Hipoksi: Oksijen azlığı demektir. öksürme. Metabolizmanın hızlandığı koşullarda CO2 birikmesi ve oksijen gereksinimin de artması.

kalp ve damarların oluşturduğu bir sistemdir. Kalbin Fizyolojik Anatomisi: Üstte iki atrium (kulakçık) altta ise iki ventrikül (karıncık) olmak üzere 4 boşluktan oluşan kalpte. Kanın damar sistemi içerisindeki akışı. yüksek basınçlı bölgeden düşük basınçlı bölgeye doğrudur. sağ atrium ve sağ ventrikül arasındaki üç yapraklı kapağa ise triküspit kapak adı verilmiştir. ventriküller ise kalbin esas pompa işlevini gören bölümleridir. Kalbin pompa gücü ile damar sistemine fırlatılan kan. venler atriumlara boşalır. venöz uçta tekrar damar sistemine geri geçmektedir (Şekil 1). sağ ventrikülden başlayıp akciğerler üzerinden sol atriuma kadar gelen sisteme ise pulmoner (küçük) dolaşım adı verilmektedir. Atriumlar kalbe geri dönen kanı kabul edip ventriküllere gönderen. kanı yüksek basınçlı arter sistemine doğru 169 . önce sağ ventrikül tarafından akciğerlere gönderilerek solunum havası ile gaz değişimine uğrayıp geri gelmesi sağlanır (oksjence zenginleştirilmiş olarak sol atriuma geri döner). sonra sol ventrikül tarafından tüm vücut dokularını beslemek üzere aortaya pompalanır. 1. 3. Temel işlev. kanın bu boru sistemi içerisinde belli bir basınç altında dolaşmasını sağlamaktır. Kalpten çıkan iki ana arter. sonra kapiller (kılcal) damarlardan. damarlar ise kalpten çıkıp tekrar kalbe geri dönen kapalı bir boru sistemi oluşturmaktadır. Bu sistemde kalp merkezde yerleşmiş olup. olaylar sağlanmaktadır. Sol atrium ile sol ventrikül arasındaki iki yapraklı kapağa biküspit (ya da mitral). sol ventrikülden başlayıp tüm vücudu dolaştıktan sonra sağ atriumda sonlanan sisteme sistemik (büyük) dolaşım.4. Bu yüksek ve düşük basınç bölgelerini ise bir emme-basma tulumba gibi çalışan kalp sağlamaktadır. sol ventrikülden çıkan aorta ve sağ ventrikülden çıkan pulmoner arterdir. Bunun için kapillerin arteryel ucunda interstisyel sahaya süzülen kan plazması. Bu işlevlerin kontrol ve düzenlenmesi için önemli olan çeşitli hormonların ve diğer bazı haberci moleküllerin hedeflerine ulaştırılması vb. en kalın olduğu yer. 2. Arterler ventriküllerden çıkarken. Sağ atriuma karbondioksit konsantrasyonu artmış ve oksijen içeriği azalmış olarak gelen kan. arter ve venlerde böyle bir değişim olmaz. ventriküllerden çıkan arterlerin (aort ve pulmoner arter) başındaki yarım ay şeklindeki semilunar kapaklarla birlikte. Kalp dokusu başlıca 3 tabakadan oluşmaktadır. Sonuçta. Kalpteki bu kapakçıklar. en dışta ise iki yapraklı (viseral ve parietal) zar tabakasını meydana getiren perikard. kanın tek yöndeki hareketinden sorumludur (Şekil 2). Buna göre kalbin esasında ikili bir pompa gibi çalıştığı anlaşılır. DOLAŞIM SİSTEMİ Dolaşım Sisteminin Genel Özellikleri Dolaşım sistemi. Miyokard kalınlığı çeşitli kalp bölmelerinde farklılık gösterir. daha sonra ise venlerden geçerek en sonunda kalbe geri döner. Hücrelerin. ortada kalbin kas tabakasını oluşturan miyokard. Kanı kalbe getiren damarlar ise sağ atriuma gelen vena cavalar (superior ve inferior) ile sol atriuma gelen pulmoner venlerdir. kendilerini çevreleyen iç ortam ile yürüttükleri madde alım-verimi. En içte endokard. Kapillerden geçiş sırasında kanın kimyasal bileşimi ve fiziksel özellikleri değişime uğrarken. bu boşluklar sağ ve sol taraflarda birbirlerine kapaklar aracılığıyla bağlıdır. önce arterlerden. Sıcaklığın vücudun her tarafına eşit olarak dağılımı.

ömür boyu bir kasılma-gevşeme döngüsü içerisinde durmaksızın çalışmasıdır. Sempatik uyarı ise kalp hızı ve kasılma gücünü artırıcı etki yapar. bu nedenle SA düğüm pacemaker (adım attırıcı) odak olarak da bilinir. Kalp ve damar sistemi. his demeti ve purkinje liflerinden oluşur.pompalayan (ya da bizzat bu yüksek basıncı oluşturmakla yükümlü). AV düğüme bağlı olarak bulunan his demeti ve buna bağlı olan purkinje liflerinin uyarı çıkarma hızları ise daha düşüktür (Şekil 3). hemen hemen tüm dünyada en sık karşımıza çıkan ölüm nedeni de zaten kalp hastalıklarıdır. Kalbin kendi dokusunu beslemesi için gerekli olan kan. Kalp kasının en dikkat çekici özelliği. bu öneminden kaynaklanan.vagustur. atrioventriküler (AV) düğüm. Şekil 1. Kalbe parasempatik uyarıyı getiren sinir n. Kalbin kendi uyarı sistemi sinoatrial (SA) düğüm (odak). içlerine devamlı sodyum iyonlarının sızmasına izin veren SA düğüm hücrelerinin dinlenim potansiyelinin diğer kalp kası hücrelerinden daha yüksek (yani 0’a yakın) oluşuyla açıklanır. Kalbin normal çalışması sırasında hakim olan güç SA düğümdür. sol ventrikül duvarıdır. Şekil 2. SA düğüm dakikada 70-80 kez uyarı çıkarabilme yeteneğindedir. aortanın çıktığı bölgeden ayrılan koroner damarlar yoluyla ulaştırılır. Kalp kapakcıkları. Kalbin Uyarı Sistemi Kalp kasının sinirsel bir uyarıya ihtiyacı yoktur ve kendi uyarısını oluşturma yeteneğindedir. Öyle ki normal kalp kası hücrelerinde 170 . SA düğüme özgü olan pacemaker potansiyeli. bu yolla kalp hızı ve kasılma gücü azalır. Bununla birlikte kalp kası otonom sinir sisteminin bileşenlerinden (sempatik ve parasempatik) de sinir alır. sinir sistemi bu yolla kalbin çalışma düzeni üzerinde ayarlayıcı rol oynamaktadır.

Şekil 3. AV düğümü geçen aksiyon potansiyeli his demetinde hız alır.vagus) nörotransmitteri olan asetilkolin etkisinde potasyum geçirgenliği artmakta. kalp ileti sisteminin en uç bölümü olan. burası aynı zamanda uyarının atriumlardan ventriküllere geçtiği noktayı oluşturur ve uyarı buradan his demetine.13 sn’lik gecikme ventriküller kasılmadan önce atriumlardaki tüm kanın ventriküllere aktarılmasına olanak tanır. noradrenalin) hücre içine kalsiyum girişini artırmak yönünde ortaya çıkar. his demetinin sağ ve sol dallarına. Sempatik sistemin etkisi ise (adrenalin. temin etmektir. dolayısıyla kalbin etkili bir pompa olarak çalışmasını. daha sonra da purkinje liflerine iletilir. pacemaker hücrelerinde bu değer –60 mV kadardır. Uyarı AV düğümü geçerken 0. purkinje liflerini oluşturur. Uyarının atrium miyokardına yayılması sonucu atrium kasılması (sistolü). bunların temel görevi ise iki ventrikülün birden ve aynı anda kasılmasını. bu değere gelince aksiyon potansiyeli oluşmakta ve sonra tekrar sükûn potansiyeline geri dönmektedir.13 sn’lik bir gecikmeye uğrar. 171 . Atrium sistolü ile atrium içerisindeki kan ventriküllere. ventrikül sistolü ile de ventrikül içerisindeki kan arterlere pompalanır. sonra yine eski değerine döndüğü görülür.membran dinlenim potansiyeli –80 ile –95 mV arasında iken. dolayısıyla hücre hiperpolarize olmakta ve eşik değere ulaşması zorlaşmaktadır (gecikmektedir). ventrikül miyokardına yayılması sonucunda ise ventrikül sistolü gerçekleşir. Ulaştığı anda ise potansiyelin birden +20 mV’a kadar yükseldiği. Otonom sinir sisteminin kalp üzerine olan düzenleyici etkinliği de zaten SA düğümün potansiyelini değiştirmek yoluyla olmaktadır. Yani potansiyel önce –40 mV’luk eşik değerine ulaşmakta. bu şekilde artan potansiyel ile kalp hızlanır. bir yandan ise internodal (düğümler arası) ileti yolları boyunca AV düğüme gelir. Sistolü takip eden iki uyarı arası dönemde ise diyastol (gevşeme) oluşur (Şekil 4). AV düğümdeki 0. Parasempatik sistemin (n. His demetinin sağ ve sol kollarının miyokard içerisine giren ince dalları. Kalpte Uyarının Yayılması: SA düğümden çıkan uyarı bir yandan doğrudan değişim halinde olduğu atrium miyokardını uyarır. Sodyum sızması sonucu –40 mV’a daha kolay ulaşır. Kalpte uyarının iletimi.

kalp kasındaki yayılımı sırasında vücut yüzeyine yansıyan şekliyle kaydedilmesidir. P dalgası ve R dalgası arasındaki mesafe (PR aralığı) uyarının his demetinde iletildiği döneme rastlar. Q.16 sn. bacaklar. Atrium repolarizasyonu QRS kompleksi altında kaybolduğundan ayrı bir dalga olarak izlenmez. vücut yüzeyindeki özel noktalara (kollar. T dalgası ise ventrikül repolarizasyonuna karşılık gelmektedir. Normalde. R. kalpteki elektriksel değişikliği yansıtır.Şekil 4. Elektrokardiyogram. kadar sürer. PR aralığı 0.12 sn. kaydedilmesidir. Şekil 5. Temel prensip.08-0. S ve T dalgalarından oluşan bir kayıt çizelgesi (elektrokardiyogram) şeklinde elde edilen çıktı üzerinde görülen P dalgası atrium depolarizasyonu. Kalpte uyarı ve ileti sisteminin normal olup olmadığını ve miyokard bozukluklarına bağlı olarak ortaya çıkan ileti bozukluklarını yansıtır (Şekil 5). SA düğümden çıkan her bir aksiyon potansiyelinin.. QRS kompleksi 0. göğüs kafesi üzeri) yerleştirilen elektrotlar yardımıyla. kalbin kasılma ve pompalama gücü hakkında bilgi vermez. EKG 172 . Kalpte uyarının yayılması. Elektrokardiyografi (EKG): Kalbin çalışması sırasında oluşan elektriksel aktivitenin.13-0. QRS kompleksi ventrikül depolarizasyonu. P.

8 sn kadar sürer.Kalp Siklusu (Kalp Döngüsü) Ve Kalp Sesleri SA düğümden çıkan her bir uyarı bir sistol (kasılma) oluştururken. Uyarının ventriküllere ulaşmasıyla birlikte (ki artık ventriküller de dolmuştur) ventrikül sistolünün başında ventrikül içi basıncın artmasıyla. Temel olarak yaklaşık yerleri şekildegösterilen 5 ayrı dinleme odağı vardır. bir dakikadaki sistol sayısı nabız (72/dk. geri kalan %30’u ise SA düğümden çıkan uyarının başlattığı atrium sistolü ile bunu takip etmektedir. Buna göre. Siklusun devamında. sistolin sürmesi nedeniyle. Fırlatma fazı olarak bilinen bu aşamanın daha başında kanın %70’i arterlere geçerken. Bu sesler. geri kalan %30’u bunu biraz daha yavaş olarak takip eder. Kalbin vurum şiddeti ya da gücü sağ atrium ve ventriküle gelen kan miktarına göre ayarlanır. Bu sırada sistemik ve pulmoner dolaşımdan gelen kan her iki atriuma dolmaktadır. aort ve pulmoner odak(Şekil 6). fizyolojik sınırlar içerisinde. Kalbe dolan kan kalp kasını gerdikçe aktin ve miyozin filamentleri daha güçlü bir kasılma gösterir. kalp gelen kanın hepsini pompalar ve venler içerisinde kan birikmesine engel olur. Kalbin kanla dolması diyastol dönemine rastladığından. diğerleri ise daha derin olarak alınır. Bu olayın gerçekleşmesi için sol ventrikül basıncının 80 mmHg (yani aort basıncı). triküspit ve biküspit kapaklar kapanarak kanın kasılma sırasında atriumlara geri kaçması engellenir.) (atım hacmi X nabız) olarak adlandırılır. Siklus sırasında atrioventriküler ve semilunar kapakçıkların titreşimleri birtakım seslerin oluşmasına neden olur. Bu şekilde atriumlara gelen kanın %70 kadarı pasif olarak ventriküllere geçmekte. Kalbin Yaptığı İş: Kalbin her sistolde attığı kan miktarı atım hacmi veya vurum hacmi (ortalama 70 ml).). bu arterlerde basınç artışına neden olur. bu olaya Frank Starling yasası adı verilir. Kalp siklusunun başlangıcı. ventrikül içi basıncın arterlerdeki basıncın üzerine çıkmasıyla aort ve pulmoner arterlerin ağzında bulunan semilunar kapaklar açılır ve ventriküller içerisindeki kan bu arterlere fırlatılır. Ventrikül sistolünü diyastolün takip etmesi. sağ ventrikül basıncının ise 8 mmHg’yı (yani pulmoner arter basıncı) geçmelidir. apeks. yine her defasında bunu bir diyastol (gevşeme) takip eder. Ventriküllerin iyice gevşemesi sonucu içlerindeki basıncın atriumların altına düşmesiyle atrioventriküler kapaklar (triküspit ve biküspit) açılır ve kan ventriküllere akmaya başlar. kanın ventriküllere geri dönmemesi için semilunar kapaklar kapanır ve ikinci kalp sesi oluşur. bir dakikada pompaladığı kan miktarı ise dakika hacmi ya da kalp debisi (kardiak output) (5040 ml. Bu kapakların kapanması sırasında meydana gelen titreşim birinci kalp sesini oluşturur. çıplak kulak veya daha etkili olarak steteskop yardımıyla duyulabilir. hem atriumların. hem de ventriküllerin diyastolde olduğu faz olarak kabul edilir. triküspit. Her bir sistol-diyastol döngüsü (ya da bir sistolden diğerine geçen zaman) ise kalp siklusunu oluşturur. kalbin çok hızlandığı durumlarda ventriküllerin dolma süresi kısalır ve atım hacmi azalır. ventrikül içi basıncın arterlere kıyasla düşmesine yol açar ve bir miktar kan ventriküllere doğru geri çekilir. mitral. 173 . Dinlenim halindeki normal kalp döngüsü 0. Steteskop hangi kapağa daha yakın yerleştirilirse o kapağın sesi daha net. Kanın arterlere geçişi.

Kalp dakika vuru sayısının 200-300 arasında olmasına flatter (flutter) adı verilir. bir kısmı da kalbe dönen kan miktarına bağlıdır. kanı düşük basınçlı (düşük dirençli) akciğer damarlarına gönderdiği için yükü ağır değildir. AV düğümde tutulursa atrioventriküler blok olarak tanımlanır. kadar kan pompalayan kalp egzersizde bunu 30 Lt. 100/dk’nın üzerindeki rakamlar ise taşikardi şeklinde adlandırılmaktadır. His demetinde ortaya çıkan bir blok ise yine yerine göre sağ ya da sol dal bloku şeklinde adlandırılır. Ventriküler fibrilasyon 3-5 dk. Bu nedenle sağ ventrikül kası daha incedir. Aritmiler: Kalbin dakika vuru sayısının normalden sapmasına denir. Bunlar atrium veya ventrikül kaynaklı olabilir. Normal kalp ritmi 72/dk olarak kabul edilmekte. Şayet uyarı daha SA düğümde tutulursa sinüzal blok. SA düğüm ile AV düğüm arasında bir yerde tutulursa sinoatriküler blok. 400-600/dk’lık bir frekans ise fibrilasyon olarak adlandırılmaktadır. 60/dk’nın altındaki rakamlar bradikardi. Bu artışın bir kısmı kalp hızına. Kalbin SA düğüm dışındaki herhangi bir bölgesinden iki normal sistol arasında aniden uyarı çıkaran noktaya ektopik odak. böyle bir odaktan kaynaklanan vuruya ise prematüre vuru (ekstrasistol) denir. Kalbin odakları. içinde tedavi edilmezse beyin hasarı ve ölüme yol açar.’ye kadar çıkarabilir. Sağ ventrikülün pompaladığı kan miktarı yaklaşık olarak sol ventrikül ile aynı olmasına karşın. Sporcuların bir miktar bradikardik olması fizyolojiktir ve bunlarda bradikardi ile birlikte kalbin atım hacmi de artmış olarak bulunur. 174 . Dinlenim halinde dakikada 5-6 Lt. Yer yer ani bir şekilde gelişen ve birkaç dakikadan birkaç saate kadar sürebilen 150-200/dk’lık kalp atımları paroksismal taşikardi olarak adlandırılır.Şekil 6. Kalp blokları: SA düğümden çıkan uyarı dalgasının kalbin çeşitli bölgelerinde tutulması sonucu oluşur.

pulmoner dolaşım ise düşük basınçlı bir sistemidir. Arterler kalpten uzaklaşıp dokuların içerisine doğru yol aldıkça çapları küçülür ve kas dokusu biraz daha kuvvetli damarlar kalır. Periferik Dolaşım Sistemik ve pulmoner dolaşımın ikisine birden periferik dolaşım denmektedir. bu durum gaz alış-verişini zorlaştırır ve nefes darlığı (dispne) görülür. Tüm arterler 3 tabakalı bir yapı gösterir: 1. Aortadaki yüksek basınç kalpten uzaklaştıkça ve diğer damarlara dallandıkça düşecektir. Sonunda en düşük basınca sağ atriumda ulaşılır. 175 . hem de yüksek basınca dayanmaya uygundur.Kalp Yetmezliği: Sağ kalp venlerden gelen kanın hepsini pompalayamaz ve biriken kan boyun venlerinde dolgunluğa neden olur. Arterler (Atardamarlar): Arterlerin yapısı hem yüksek basınç oluşturmaya. Öyle ki. Arteriyollerin çapı daraldıkça periferik direnç artar. Aorta’da ortalama basınç 85 mmHg iken sağ atriumda 0’dır. Adventisya: Daha çok kollajen bağ dokusundan oluşan en dış tabakadır. 3. Daralma veya genişleme kabiliyetleri nedeniyle arteriyoller bir nevi ‘tıpa’ görevi görmektedir. Kalpten başlayarak damarları sıralayacak olursak. Buna vazomotor tonus adı verilir. Bu damarlara arteriyol denmektedir (Şekil 8). Arteriyollerin kas dokusu sempatik sinir sistemi etkisinde sürekli bir gerginliğe (tonus) sahiptir. Bu elastik yapı sayesinde kalpten gelen yüksek basınçlı kanı kabul eder ve kanın ileriye doğru hareketi de sağlanır. Sempatik sistem uyarısıyla vazomotor tonus artarken. Kaygan özellikli olduğundan. Bu şekilde arteriyoller bir organ ya da bölgeye gidecek olan kan miktarını ayarlayabilirler. Bütün kan damarlarının iç yüzeyi endotel adı verilen hücre tabakası ile döşelidir. Tek katlı endotel dokusundan oluşur. Arteriyoller: Sinir uyarısı. ki buna periferik direnç denir. 2. Sol kalbe gelen kanın yeterince pompalanamaması ise akciğer dolaşımını yavaşlatır. İntima: En iç tabakadır. Sistemik dolaşım yüksek basınçlı. Yavaşlayan akciğer dolaşımı ise akciğer interstisyumunda sıvı birikmesine neden olur (akciğer ödemi). arteriyoller daraldığı zaman bir organa giden kan miktarı azalırken. venler ve kapiller şeklinde üçe ayrılabilecek olan damarlar arasında bu ayırıma göre işlevsel ve yapısal yönden birtakım farklılıklar dikkat çekmektedir (Şekil 17). aorta – arterler – arteriyoller – kapiller – venüller – venler – vena cava şeklinde bir dizilim ortaya çıkar. Arteriyoller sempatik sinir tarafından kontrol edilmektedir. uyarının ortadan kalktığı durumda ise tonus azalır. Kanın sağ kalpten 15-20 mmHg’lık bir basınçla çıkışı. kanın sürtünmesi ile oluşabilecek yaralanmalara dirençlidir. akciğerleri dolaşıp tekrar kalbe dönmesi için yeterlidir. Medya: Güçlü kas ve elastin bağ dokusundan oluşur. genişlediği zaman artar. Duvarları kalın olup elastiktir. sonuçta kan akımı zorlaşır ve kan basıncı yükselir. Arterin aşırı genişlemesini önler. Kabaca arterler. hormon ya da kanda dolaşan diğer bazı vazoaktif maddelerin etkisi ile daralma (vazokonstriksiyon) ya da genişleme (vazodilatasyon) özelliği gösterebilen damarlardır.

arteriyollerden farklı olarak sinir sistemi tarafından değil. laktik asit (yani asidoz) gibi lokal metabolik artıklar ve 176 . Kanın vücut (özellikle bacak) kaslarının kasılıp-gevşemesi yardımıyla kalbe doğru ilerlemesi (kas pompası) Kapillerler (Kılcal Damarlar): Arter ve venler arasındaki dolaşım devresini tamamlayan. Hücrelerle kan arasında gerçekleşen madde alım-verimi bu hizada olur. Damarların yapısı Venler (Toplardamarlar): Venlerin lümeni arterlere göre daha geniş ve esnek bir yapılıdırlar. Venlerdeki kanın kalbe dönüşünü sağlayan başlıca 3 faktör vardır: 1.Şekil 7. Kan kayıplarında önce venalardaki kan hacmi azalır. Nefes alma sırasında göğüs içi (intraplevral. Kalbin damar sistemine belli bir basınç altında zorla soktuğu kanın ileriye doğru hareket etme mecburiyeti 2. karbondioksit. hidrojen iyonu. Damarlar Şekil 8. Prekapiller sfinkterler. Bu nedenle venlere dolaşımın depo veya kapasitans damarları da denir. intratorasik) negatif basınçtaki artış ile oluşan emici pompa gücü 3. çapları en dar. duvarları en ince damarlardır (Şekil 9). Venüller: Kapillerden hemen sonra gelen daha dar venlerdir. Kapillerlerden geçen kan akımını kontrol etmek üzere ağın giriş bölümüne yerleşmiş bulunan ve düz kaslardan oluşmuş bir yapı olan prekapiller sfinkter bulunur. Bu yapılarından dolayı içlerine kanın dolmasıyla genişlerler ve genişlemeye bağlı olarak da basınç artışı görülmez. Duvarları tek sıralı bir epitel (endotel) tabakasından ibarettir.

3. Damara giriş ve çıkış için kullanılan başlıca yol difüzyondur. 3. Egzersizde kaslara giden kan miktarı 20-40 kat artar. Plazma proteinlerinin azalması sonucu onkotik basınçta düşme. Damar içerisindeki kanın oluşturduğu sıvı basıncına ise hidrostatik basınç denir. Bu durum damar içerisine kitle etkisiyle su çeken bir basınç farkı oluşturur. 2. İnterstisyel sahada lenf kılcalları olarak başlayan lenf dolaşımı. giderek büyüyen damarlar oluşturarak venlere dökülür. Bunun nedeni lokal metabolitlerin prekapiller sfikterleri açmasıdır (aktif hiperemi). Periferik dolaşım çeşitli etkenlere farklı şekillerde cevap verebilir. Ödem: İnterstisyel sahada sıvı birikimi olarak tanımlanabilecek olan ödemin çeşitli nedenleri olabilir: 1. Soğukta ise vazokonstriksiyon ile kan akımı azalır. lenf kanallarının tıkanması da ödeme neden olur. oksijen ve karbondioksit gibi lipidlerde eriyebilirliği yüksek maddeler. kapiller membran permeabilitesinin (geçirgenliğinin) artışı. Kapiller yataktaki madde alım-verimi endoteldeki küçük kanalcıklar ve veziküler transport yoluyla olur. Kılcal damarlar. 2. Ayrıca. bu şekilde kapiller membranı doğrudan geçerler. Kapiller yataktaki kan basıncının (hidrostatik basınç) artışı. Lenf Dolaşımı: Lenf sistemi interstisyel aralıktan. Sıcak vazodilatasyona neden olarak kan akımını artırır. Bir damarın geçici olarak kapanmasıyla bir bölgenin kanlanması engellendiğinde. 1. bu engelin ortadan kalkmasıyla o bölgenin 30 kat daha fazla kanlandığı görülür (reaktif hiperemi). Örneğin.oksijen azlığı (hipoksi) gibi ihtiyaçlar tarafından kontrol edilirler. sıvıların toplanıp dolaşıma katıldığı yardımcı bir sistemdir. kapiller dilatasyon durumu. Kandaki plazma proteinlerinin oluşturduğu bu basınca kolloid osmotik basıncı veya onkotik basınç adı verilir. Şekil 9. Plazma proteinleri çok büyük moleküller olduklarından membranları geçemez ve damar içinde kalırlar. 177 .

kaslara fazla gider. aortanın hemen başlangıç kısmından ayrılan iki (sağ ve sol) koroner arter ile beslenmektedir. böylece kan organlara az. Periferik direncin temel sorumlusu arteriyol damar duvarları olduğuna göre. Bu durumda brakial arter üzerine yerleştirilmiş bulunan steteskoptan herhangi bir ses duyulmaz. temporal arter. karotis arterleri. en düşük basınç ise diyastol döneminde (diyastolik basınç. kan basıncı = kalp dakika hacmi x periferik direnç Kalp debisindeki değişiklikler sistolik basıncı. ortalama normal değer = 120 mmHg). a. radial arter. bunların daralması (vazokonstriksiyon) diyastolik basıncın yükselmesine. miyokarda gelen 178 . ortalama normal değer = 80 mmHg)) ortaya çıkar. çünkü arter tamamen kapanmış durumdadır. brakial arter (aynı zamanda kan basıncı ölçümünde faydalanılan arterdir) ulnar arter. Dakika hacmini etkileyen başlıca faktörler ise kalbin atım hacmi (stroke volüm) ve kalp hızıdır: kalp dakika hacmi = atım hacmi x kalp hızı Ortalama atım hacmini 70 ml. Arteryel Kan Basıncının Ölçümü: Kan basıncı (tansiyon) ölçümü için sfingomanometre (tansiyon aleti) denen alet kullanılmaktadır.dorsalis pedis’dir (her zaman palpe edilemeyebilir). manşete bağlı hava basan bir el pompası ve yine manşete bağlı civalı ya da yaylı (ibreli) bir manometreden ibarettir. Sindirim organlarına giden damarlar daralarak bu bölgenin direncini artırırken kaslara giden damarlar vazodilate olur. En yüksek basınç kalp siklusunun sistol dönenimde (sistolik basınç. Arteriyoller kalp dokusunda terminal yapılar değildir ve anastomozlarla birbirlerine bağlıdır. genişlemesi (vazodilatasyon) ise düşmesine neden olacaktır. atım hızının ise 72/dk olarak aldığımız zaman kalbimizin dakikada 5 Lt. Manşet havasının yavaş yavaş boşaltılması sırasında manşet basıncının sistolik kan basıncı ile eşitlendiği noktada. Kan basıncında ise büyük bir artış görülmez. Koroner Dolaşım: Kalp. Egzersizde Dolaşım: Egzersizde kalp dakika hacmi artarken dolaşım hızlanır. kola geçirilen şişirilebilir bir manşet.Nabız: Vücut yüzeyine yakın seyreden arterlerin kemik gibi sert bir tabana elle sıkıştırılması yoluyla hissedilen basınç dalgasıdır. sürtünme ya da vuru şeklinde ses duyulur (Şekil 10). (Arteryel) Kan Basıncı Kanın damar duvarına yapmış olduğu basınçtır. Bu basınç dalgası. femoral arter. gün boyunca ise tam 7200 Lt. Nabız muayenesi yapılabilen arterler. kanı pompaladığı hesaplanabilir. Sağlıklı bir erişkinde ortalama 120/80 mmHg olarak kabul edilen normal kan basıncı değerinin çocuklarda daha düşük (90/60 mmHg) olduğu görülür. sistol sırasında kanın fırlatılması nedeniyle aortanın genişleyip sonra elastik olarak geri çekilmesi sonucu oluşan ve arterlerin duvarları boyunca yayılan dalgadır. Şu an için bunun. periferik dirençteki değişiklikler ise diyastolik basıncı etkilemektedir.. Bu alet. posterior tibial arter. Ölçüm için önce aletin manşeti dirseğin iki parmak üst kısmından kola sarılır ve sistolik basınçtan daha yüksek bir basınç sağlanıncaya kadar şişirilir. brakial arterden kan geçmeye başlar ve steteskoptan üfürüm.

Şekil 10. prostaglandinler) artması sonucu geliştiği üzerinde durulmaktadır. bradikinin. karbondioksit. 179 . Kan basıncı ölçümü.oksijen miktarının azalmasına bağlı olarak bazı lokal vazodilatatör maddelerin (adenozin. potasyum. hidrojen.

Genel olarak sindirim sistemi. Sindirim sistemi. Özofagus yalnızca geçit olma görevini üstlenmiş iken. mide. sindirime yardımcı yapılardır. SİNDİRİM SİSTEMİ Sindirim Sisteminin Genel Özellikleri Yaşam için gerekli enerjiyi sindirim sistemi yoluyla alırız. karbonhidrat. Şekil 1. Erişkinde yaklaşık 5 m uzunluğunda olan sindirim kanalının bileşenleri ağız. protein gibi başlıca besin maddeleri ile su ve elektrolitlerin vücuda alınmasından sorumludur. Dişler. ince bağırsaklarda kimyasal parçalanma ve emilim. Besinlerin çoğu. kanalın duvarını geçemeyen büyük moleküllü partiküller halinde 180 . midede besinlerin mekanik ve kimyasal parçalanma ile depolanma. kalın bağırsaklarda ise elektrolit ve su emilimi ile mikroorganizma sindirimi yer alır. özofagus. tükrük bezleri.5. Sindirim sisteminin genel yapısı. kas ve bağ dokusundan yapılma bir kanaldan ibarettir. kanal yapısına katılmayan. Kanal boyunca yer yer geçişi duraklatan veya yavaşlatan darlıklar (sfinkterler) ile depo görevi yapan daha geniş bölümler yer alır. farinks. yağ. ince ve kalın bağırsaklar ile anüstür (Şekil 1). karaciğer. safra kesesi ve yolları ile pankreas ise.

içten dışa doğru mucosa. Bunun dışında sindirim kanalının birçok bölgesinde mukoza tabakası. yağ ve karbonhidratlar sentezlenir. sempatik sinirler ile innerve olur. gaita) ise hemen hemen tamamen bakteriler ve çeşitli sindirilememiş ya da emilememiş maddelerden ibarettir. Dolayısıyla alınan besinler sindirim sisteminde öncelikle mekanik olarak parçalanır. Epitelde bol miktarda salgı yapan hücreler yer alır. Şekil 2. bir kısmı ise ekzokrin özelliktedir. Muscularis mucosa adlı ince bir düz kas tabakasından oluşmuştur. artıkları atılır. Bu yapı taşları kan. Sindirim kanalının duvarı. muscularis (kas) ve seroza (adventisya) tabakaları vardır (Şekil 2). sindirim sistemini düzenleyici hormonlardır. Proteinler amino asitlere. sindirim kanalının duvar yapısı birbirine benzer şekilde sıralanmış çeşitli katmanlardan oluşur. bundan sonra yararlı olanları emilir. Ekzokrin salgılar ise lümene salınan. 181 . sonra kimyasal olarak basit moleküllere ayrıştırılmalıdır. Villus ve mikrovillus adı verilen bu kıvrılmalar iç yüzeyden lümene doğru parmak şeklinde çıkıntılar gibi izlenir (fırçamsı kenar). lenfa ve vücut sıvılarına emildikten sonra organizmaya özgü protein. Kanalın sonunda sistemi terk eden materyel (feçes. girintili çıkıntılı (kıvrımlı) bir yapı oluşturur. lamina propria. muscularis mucosa. Lamina propriada zengin bir damar ve lenf ağı ile sinir lifleri bulunur. mukus ve sindirici enzimlerdir. Tunica Mucosa: Mukoza tabakasının 3 bileşeni vardır: epitel. Sindirim Kanalının Yapısı Özofagus ortalarından anüse kadar. yağlar yağ asitleri ve gliserole. karbonhidratlar ise mono ve disakkaritlere çevrilir. bunların bir kısmı endokrin. bu özellik geniş bir absorbsiyon (emilim) yüzeyi oluşturmaya yarar. submucosa.ağızdan alınır. Endokrin salgılar kana salınan.

Proteinlerin Sindirim ve Emilimi: Lümendeki proteinlerin çoğu amino asitlere yıkılır ve emilime uğrar. Monosakkaridler sindirim kanalından doğrudan emilebilmektedir. Pilor Sfinkteri: Midenin asit ortamı ile duodenumun bazik içeriğini ayırır. Sfinkterler: Sindirim sistemini çeşitli kompartmanlara ayıran sfinkterlerin hizasında kas katmanları çok kalınlaşır. Tunica Muscularis (muscularis externa): Kas tabakası dışta longitudinal. Meissner pleksusu (pleksus submucosis) olarak bilinen. özofagus alt bölümünden. Besinlerin Sindirim ve Emilimi Karbonhidratların Sindirim ve Emilimi: Besinlerle alınan karbonhidratların 2/3’ü bitkisel bir polisakkarid olan nişasta. Düz kaslar ise aynı zamanda gerim reseptörü olarak da görev yapar. venler ise genel olarak arterlere eşlik eder. Auerbach pleksusu (pleksus intramuralis veya miyenterik pleksus). Ağız ve anüs dışında sindirim sisteminde çizgili kas yoktur. ince bağırsak fırçamsı kenar enzimleri ile amino asitlere ayrışma tamamlanır. Kardiya Sfinkteri: Mide ile özofagus arasında yer alır ve mide suyunun özofagusa geçmesini önler. Sindirim Sisteminde Kan Dolaşımı Salgı ve absorbsiyon görevleri olan sindirim sistemi kan damarlarından oldukça zengindir. Ayrıca. a. Bu kasların kasılması. Anal Sfinkter: Defekasyonu düzenler. salgı bezleri ve sinir ağları içeren bir bağ dokusu tabakasıdır. Karın organlarının arteryel kanı aortadan ayrılan a. Protein ve polipeptid sindirimini yürüten başlıca enzimler mideden salgılanan pepsin ile pankreatik salgılar olan tripsin. Sonra incebağırsakta emilim gerçekleşir.porta bu kurala uymaz. Portal ven. İleo-Çekal Sfinkter: Kolondaki bakterilerin ince barsağa geçişini önler. Hipofaringeal (Üst Özofagus) Sfinkteri: Özofagusun başlangıcındadır. Disakkaridler ve polisakkaridler ise emilmek için önce monosakkaridlere parçalanır.Tunica Submucosa: Kan damarları. Sonra incebağırsakta emilim gerçekleşir. uyarı geldiğinde ise gevşerler. İki kas tabakası arasında ise yine bir sinir ağı yer alır. ancak normal bir beslenmede sadece çok az miktarda monosakkarid bulunur.coeliaca. kimotripsin ve karboksipeptidazdır. bir sinir ağı yer alır. Yalnız v. Muscularis tabakası ile submukoza tabakası arasında. Nişasta sindirimi daha ağızda tükrük amilazı (pityalin) ile başlar. ayrıca da birbirleriyle irtibatlıdır. sindirim kanalı içeriğinin hareketi ve karışması için güç sağlar.mesenterica superior ve inferior’dan sağlanır. gerekse Meissner pleksusu ağırlıklı olarak parasempatik sinir sistemi. içte ise sirküler liflerden oluşur. Fırçamsı kenarda yer alan birtakım enzimler ise karbonhidrat sindirimini tamamlar. Bu kas tabakalarının tonusu istirahat halinde çevre dokulardan fazladır. 182 . Tunica Serosa (veya Adventisya): Gevşek bir bağ dokusu ile üzerindeki ince epitel tabakasından ibarettir. anüs üst bölümüne kadar tüm sindirim sisteminin venöz drenajını toplayıp karaciğere gider. İnce bağırsaklara salgılanan pankreas amilazı ise daha güçlü bir sindirim enzimidir. Gerek Auerbach. geri kalanın çoğu ise disakkaridler olan sukroz (çay şekeri) ve sütte bulanan laktozdan ibarettir.

amino asitler ve suda eriyen vitaminlerin emilimi olur. madde konsantrasyonu. İleumun cerrahi olarak çıkarılması. amino asitler. kemo. Duodeunum ve Jejenumda monosakkaridler. Bu uyaranlar. bunu safra tuzları sağlar. Ferritindeki demir ise +3 değerliklidir (ferri) ve gereksinime göre hemoglobin. Enterosit içerisine alınan demir burada ferritin deposunu oluşturur. B12 vitamini ise. Birbirlerinin absorpsiyonunu yarışmalı olarak inhibe ederler. yağ asitleri. içeriğin asiditesi. suda eriyen vitaminler. sindirim sistemi işlevlerinin ne şekilde düzenleneceğinin esas belirleyicisi kanal lümeni içeriğinin hacim ve bileşimidir. safra tuzları ve B12 vitamininin sürekli olarak kaybedilmesine neden olur. içeriğin osmolaritesi. Suda eriyen vitaminlerin çoğu ise doğrudan difüzyon ya da çeşitli aracılı transport sistemleri ile emilmektedir.E. Su ve Minerallerin Emilimi: Su. Aslında su. sindirim kanalında iki yönlü olarak geçiş yapmaktadır.ve ekzokrin bezlerin işlevlerini tetikleyen refleksleri başlatır. besin maddelerinin konsantrasyonu olarak sıralanabilir. Genel olarak vitaminler besin partiküllerinin sindirimi sırasında açığa çıkar ve emilmeye hazır hale gelir. yine duvardaki kas tabakasının ya da endo. Kalsiyum: Vücut gereksinimine uygun olarak. Yağda eriyen vitaminler (A. Bu karşılıklı geçişler ile de bağırsak içeriğinin plazma ile izotonik kalması sağlanmaktadır. kanal duvarında bulunan osmo-. ince bağırsakların üst bölümüdür. Safra tuzlarının bu bölgeden tekrar geri emilimi enterohepatik döngü olarak adlandırılır. Emilim ince bağırsakların üst kısmında aktif transport ile olur.Yağların Sindirim ve Emilimi: Sindirim hemen tamamen ince bağırsaklarda pankreatik lipaz aracılığıyla olur. Su absorpsiyonunun büyük bölümü çekum ve çıkan kolondan olur. Magnezyum: Emilimi kalsiyum gibidir. mide ve ince bağırsaklarda bulunan lipazın önemi ise azdır.veya mekanoreseptörler üzerinden. asetil salisilik asit burada emilebilmektedir. parathormon ve kalsitonin kontrolüyle düzenlenir. ya da demir içeren enzimlerin sentezinde kullanılır. alkol. İleumda. kanal duvarının gerilmesi. Dolayısıyla sindirimi etkileyen temel unsurlar. D vitamini. Vitaminlerin Emilimi: Çoğu vitamin sindirim ve emilim sırasında çok az enzimatik değişime uğrar. Demir: besinlerdeki demir ancak +2 değerlikli olarak (ferro) emilebilmektedir. Bağırsak epiteli suya oldukça geçirgendir ve çeşitli maddelerin (büyük ölçüde sodyum) emilimi sırasında oluşan osmotik gradyent ile devamlı bir su emilimi meydana gelmektedir. sinirsel düzenlemeler ve hormonal 183 .D. emilmek için öncelikle midedeki asit salgılayan hücreler tarafından üretilen intrensek faktöre bağlanmalıdır. Yağlar (şilomikronlar halinde) villusların ortasında yer alan merkezi lenf kanalına (lakteal) geçer. Dolayısıyla safra tuzları ile bu vitaminlerin emilimi artar. Sindirim Sistemi İşlevlerinin Düzenlenmesi Eser elementlerde görüldüğü gibi birkaç istisnai durum dışında. Kalın Bağırsakta emilim daha çok su ve elektrolitlerden ibarettir. Midede su. Bu refleksler ile lokal myojenik tepkiler. ağız. B12 vitamini ve safra tuzları emilir.K). sindirim kanalına en bol miktarda giren maddedir. Sonuçta oluşan çok sayıdaki küçük yağ damlası lipaz ile sindirilmeye açık iyi birer hedef oluşturur. Su ve tuzların başlıca emilim yeri. Bu bölünme işlemine emülsifikasyon ve miçel oluşumu adı verilmektedir. yağ emilimi sırasında miçeller içerisinde erir. Yağlar küçük damlalara bölünür ve bu şekilde yüzey alanları genişletilir.

Sekretin: Yemeklerden sonra duodenuma asitli kimusun geçmesi ile duodenum ve jejenumun üst bölümlerinden sekretin salgısı uyarılır. parietal hücrelerden HCl salgısını uyarır. protein sindirimi sırasında oluşan peptidler) ile başlayabilir. sürekli ıslak tutulan bir bölgedir. Pankreastan sindirim enzimlerinin salgılanmasını uyarır. çeşitli emosyonel durumlar ve n. asiditede azalma. Gastrin: Besinlerin mideye girmesiyle salgılanan gastrin. duodenuma yağlı maddelerin ve protein yıkım ürünlerinin geçmesi ile uyarılır. distansiyon. sinirsel ve hormonal) değişiklikler sindirim ve emilimi düzenler. geniş bir alanın parasempatik innervasyonunu sağlar). Ağız – Farinks – Özofagus: Ağız boşluğu. salgı ve emilim olarak düzenlenir. Ayrıca otonom sinir sisteminden (sempatik ve parasempatik) gelen lifler de bu sinir ağları ile sinapslaşır. asiditede artış. Sindirim Kanalının Çeşitli Bölgelerinde Sindirim ve Emilim 1. Sindirim sisteminde salgı ve motilite artar: Sefalik evre (faz): Baştaki görme. Bu üç evrede de bu etkiler ile. sinirsel ve hormonal aktivitede yukarıda bahsedildiği gibi değişikliler meydana gelir. Yalnız parasempatik sistem sindirim faaliyetlerini arttırır.düzenlemeler oluşur. Parasempatik sistem etkisi motilite ve salgıda artış. uyarının kaynaklandığı yere (bölgeye) göre 3 evrede incelenebilmektedir. Böylece ince bağırsakta sindirim hızlanır. tatma ve çiğneme. Başlıca etkisi. Bu sinir ağlarının her biri gerek kendi içlerinde. Yani lokal (enterik sinir sistemi ve kanal duvarının kas refleksleri) . sfinkterlerde gevşeme yönündedir (başlıca sinir n. sindirim sisteminin kendi lokal sinir sistemini meydana getirmektedir. submandibular. sempatik sistem değil… Sinirsel Düzenleme: Sindirim kanalı duvarında yer alan submukozal ve miyenterik sinir ağları. sekretin ve kolesistin) ve sinirsel (sempatik-parasempatik) olarak sindirim sistemi peristaltizm. osmolarite değişiklikleri. arkaya doğru ekşi ve acı duyusu alan reseptörler ağırlıklıdır. enterik sinir sistemi. Kolesistokinin (CCK): Salgısı. sublingual ve daha birçok küçük tükrük bezi bulunur.vagustur. gerekse birbirleriyle sinapslaşarak bir pleksusta meydana gelen sinirsel aktivitenin diğer pleksusa ve de sindirim sisteminin yukarı ve aşağı bölümlerine iletilmesini sağlar. çeşitli sindirim ürünleri. Hormonal Düzenleme. hormonal (özellikle gastrin. koklama. parotis. Yani parasempatik uyarı altında sindirim kanalının pasaj hızı artar. Bu (lokal. Gastrik evre: Midede meydana gelen 3 ayrı uyaran (distansiyon (gerilme). pankreas dış salgı bezlerini etkileyerek bikarbonattan zengin (duodenumdaki asiti tamponlayacak) bir salgı yaptırmasıdır. İntestinal evre: Bağırsak kanalındaki uyarılarla olur. Dilin üzerini örten epitel ise tad reseptörlerini oluşturan farklılaşmalar göstermektedir. Sindirim İşlevlerini Kontrolün Evreleri: Sindirim olaylarının sinirsel ve hormonal kontrolü.vagus içerisinde seyreden parasempatik uyarılma ile başlar. bu şekilde sindirim kanalının motilite ve sekretuar aktivitesi merkezi sinir sistemi tarafından da etkilenebilmektedir. dilin ucunda tatlı. özofagustan başlayarak proksimal kolonu da içine almak üzere. lokal. 184 . yanlarda tuzlu.

Çiğneme: Besinler sindirime hazırlanmanın ilk aşaması olan çiğneme ile küçük parçalara ayrılıp. (Bütün sfinkterler tüm sindirim kanalı boyunca bu şekilde peristaltik hareketler ile beraber geçiş esnasında gevşer. Refleks merkezi medulla oblongatadadır. İşlevleri. Yutma olayı istemli başlayarak kompleks bir refleks olarak devam eder. Besini bir süre depolamak. Gastrik faz yoluyla (lokal. Midede meydana gelen olaylar gastrik fazı arttırır. Midenin anatomik yapısı. 2. 1. yutulmaya hazır hale getirilir. Özofagus üst 1/3’lük bölümü iskelet kası. kimusun anal tarafa doğru ilerlemesine ve sindirimin evrelerinin gelişmesine neden olur. 2.) tükrük de artar. Mide Özofagus ve ince bağırsaklar arasında bulunan torba gibi bir organdır.) Besinin mideye ulaşması yer çekimi ile değil de bu peristaltik dalgaların etkisiyle olduğundan kişi baş aşağı dursa bile yutma olayı oluşabilmektedir. peristaltik dalgaların etkisiyle. Parotisin salgısı diğer hepsinden daha sulu olup yüksek oranda α-amilaz (pityalin) enzimi içerir. Çözündürmek. alt 2/3’lük kısmı ise düz kas ile sarılmıştır. alt özofageal sfinkter açılır ve besinin mideye girmesi için yutma peryodu boyunca gevşek kalır. istemli olarak başlasa da refleks olarak devam ederek bu şekilde sonlanan bir olaydır. Özofagusun peristaltik dalgaları ile lokma mideye ulaştırılır. pankreas salgıları vb. tükrük ile de karışarak. hormonal ve parasempatik) peristaltizm ve salgılar artarak. 185 . Sonra bu gelişmelere intestinal faz da eklenerek ilerleme ve gelişme artacaktır. kısmen sindirmek ve 3. Şekil 3. Bundan sonra. İçeriğini sindirim ve emilim için optimal miktarlarda ince barsağa vermektir. besin geçtikten sonra ise kapanarak özofagus ile mide arasındaki bariyeri yeniden kurar. sonra kapanarak tek yönlü ve kontrollü iletim sağlar. Parasempatik uyarılar ile diğer sindirim salgıları gibi (mide. Kas tabakası pilor hizasında kalınlaşarak bir sfinkter oluşturur (şekil 3). Çiğneme.

(7) eser elementler. hatta hafifçe alkaliye çevirir. Kalın Bağırsak – Kolon Salgılar azdır ve daha çok müsinden oluşur. Sindirimin son evresi ve emilimin çoğu ince bağırsaklarda olmaktadır. Barsağa dökülen bilurubin. (4) bikarbonat. kanalları yoluyla duodenuma çeşitli maddeler salgılar (Şekil 4). Sindirim faaliyetleri açısından. Safranın asıl önemli etkisi emülsiyon yapıcı özelliği olup. İnce Bağırsaklar Duodenum çeperindeki Brunner bezleri koyu kıvamda müsin salgılar. ürobilin halinde idrarla atılır. İdrarın sarı renginden sorumludur. Midenin sindirici etkisi ile besin maddeleri kimus adı verilen yarı sıvı madde (solüsyon) haline gelir. duodenumda pankreas salgısındaki enzimler ile safranın etkileri ön plana çıkarken. Kusma: Mide ve sindirim sisteminin üst bölümündeki içeriğin ağız yolu ile dışarı çıkarılmasından ibaret refleks bir olaydır. Ürobilinojenin bir kısmı oksidasyon reaksiyonu sonucu dışkının rengini veren sterkobiline çevrilir. Midenin Salgıları günde 2-3 litreyi bulmaktadır. (2) kolesterol. safra kesesinde depolanır. (3) lesitin (fosfolipid yapıda bir maddedir). enterohepatik döngü. karaciğerde sentez edilip safra kanallarında toplandıktan sonra. Safra tuzları. 3. Safranın bileşimine göz atacak olursak: (1) safra tuzları. 4. jejenum ve ileumda ise ince barsağın kendi çeperinde yer alan birtakım enzimlerin daha etkili olduğu görülür. diğer kısmı ise bağırsaklarda emilir ve sistemik dolaşıma katılır. Kusma merkezi medulla oblongata’da yer alır. biliverdinin indirgenmesi ile oluşur ve insan safrasının esas pigmentidir. Pankreasın Ekzokrin Salgıları ve Karaciğer Vücudun iki büyük bez organı olan karaciğer ve pankreas. Bilurubin. Safra pigmentleri. Sindirim sistemini pankreasın ekzokrin salgıları ilgilendirir. yağlar. fekal materyali defekasyon öncesinde depolamak ve konsantre etmektir (Şekil 5). burada bakterilerin etkisiyle indirgenir ve ürobilinojene (sterkobilinojen) dönüşür.İnce bağırsakta emilimde artacak ve kimus kalınbağırsakta rektuma ulaşınca gaita halini alacaktır. mideden gelen kimusun asiditesini nötralize eder. 186 . bilurubin – biliverdin. bu özelliği ile kimustaki lipidlerin yüzey gerilimini düşürür ve lipazın etkisini kolaylaştırır. 5. Safra. nükleik asitler) parçalayan enzimler salgılanır. Safra tuzlarının %95’i ileumda yeniden emilerek bir kez daha safraya salgılanmak üzere dolaşıma döner. karbonhidratlar. Bikarbonat. Başlıca işlev. sindirim enzimleri yoktur. lesitin ve kolesterol hepatositlerde (karaciğer hücreleri) sentezlenir ve yağın emülsifikasyonundan sorumludur. Aşırı sempatik stimülasyon (stres) Brunner bezlerini inhibe ederek ülsere neden olur. bu da her bir organik molekül sınıfına spesifik sindirim enzimleri ve başta bikarbonat iyonları olmak üzere diğer bazı elektrolitlerden zengin bir sıvıdır. (5) safra pigmentleri ve(6) az miktarda diğer metabolik son ürünler. Pankreastan tüm organik molekülleri (proteinler.

Safra kesesi ve pankreas. Şekil 5. Kolon 187 .Şekil 4.

Diyare (ishal): Feçeste artan su içeriği ve ağırlığı (>200 mg/gün) ile karakterizedir ve buna artmış defekasyon sıklığı da eşlik edebilir. Defekasyon (Dışkılama): Rektumun çıkışını oluşturan anüs. suyun tamamı emilebilir.pudentalis ile istemli olarak. kuru ve sert materyalin inen kolonda birikmesidir. Refleksin yanıtı rektumun kontraksiyonu. N. Dışkılama için gerekli uyaran.Emilim: Esas olay lümenden kana aktif sodyum absorpsiyonu ve buna eşlik eden osmotik su geçişidir. Konstipasyon (Kabızlık): Feçesin kalın bağırsakta uzun süre kalmasıyla. 188 . iç anal sfinkterin gevşetilmesidir. geriye kuru bir fekal kitle bırakacak şekilde. defekasyon bir süre sağlanan dış sfinkter ile engellenebilir. kolonun kitle peristaltizmi sonucu rektumun dolmasından kaynaklanır. Bu durumda rektum çeperinin gerilmesi defekasyon refleksini uyarır. hipovolemi ve şok tablosu ile ölümcül olabilmektedir. Materyal kalın bağırsakta çok uzun kalırsa. Dehidratasyon. Emosyonel stres ve çocukluk çağı alışkanlığı en sık nedenlerdir. düz kastan oluşan internal (iç) anal sfinkter ve istemli kontrol altındaki çizgili kaslardan oluşan eksternal (dış) anal sfinkter ile normalde kapalıdır.

henle kıvrımı (veya kulpu). Proteinlerin yıkımı sonucu oluşan esas ürün amonyaktır (NH3). ürik asit. dışta korteks. nitrojen içeren atikların en önemli boşaltım yeri böbreklerdir. hep birlikte malpighi cisimciği (Şekil 2) olarak anılır. Kan basıncının. oluşan idrar üreterler aracılığı ile idrar kesesinde toplanır ve üretra yoluyla dışarı atılır. Üriner sistem organları. böbreklerin sürekli çalışmasıyla. Her bir nefrona süzülecek kan afferent arteriol ile getirilir. bu toplayıcı kanallarda oluşur ve medulla derinliklerine doğru giderek böbrek pelvisine dökülür. iki böbrek. Nefronların tubulus yapıları. henle kıvrımı inen koluyla medullaya doğru uzanır ve çıkan kol ile yeniden kortekse doğru yükselir. bu tabakalardan kortekste bulunan. N2) içeren bileşiklerdir. distal tubulus ve toplayıcı kanallar olmak üzere sırasıyla gider. içte ise medulla olmak üzere iki tabaka halinde izlenir. Bir başka deyişle. kreatinin gibi nitrojen (azot. buradaki kapiller yapılardan süzülen malzemeyi toplayan bowman kapsülü ve bu malzemeden idrarı oluşturacak olan tubulus yapıları ile devam eder. devamında ise distal tubulus yeniden korteks boyunca ilerler. 3. Bu şekilde bowman kapsülünün yarımay şeklinde sardığı glomerül kapiller yumak yapısı. organizmada homeostatik dengeyi koruma işinin en önemli bileşenlerindendir. PH’nın. Böbreğin fonksiyonel ünitesi. hücreler için çok toksik bir maddedir. Sıvı-elektrolit dengesinin düzenlenmesi ile 5. dolayısıyla karaciğerde üreye dönüştürülür ve bu üre böbrek tarafından atılır. mesane (idrar kesesi. iki üreter. Bu yöndeki başlıca fonksiyonları. bowman kapsülünden başlayarak proksimal tubulus. Proksimal tubuluslar böbrek korteksi boyunca seyrederken. 1. Vücut sıvılarının hacim ve içeriğinin. nitrojen atıkları organizma için zararlı boyutlara gelemeden atılmaktadır. Sonuçta.6. Böbreklerin Fizyolojik Anatomisi Böbrekler. birçok diğer organ gibi. Nihaî idrar. burada oluşan kapiller yapı olan glomerül yumağında süzülme işi yapıldıktan sonra ise temizlenen kan efferent arteriol ile götürülür. Her bir böbrekte bir milyonun üzerinde nefron vardır. Bu durumda nefron. Böbrekler kanı süzerek idrarı oluşturur. İdrar ile atılan en önemli metabolizma atıkları üre. glomerül yumağı ile başlar. Sözkonusu nitrojen atıklarının en önemli kaynağı proteinler ve purin bazlarıdır. vesica urinaria) ve üretra’dır. Amonyak. 2. buradan da üreterler içerisine gönderilir. Hücrelerde oluşan ve kana verilen metabolizma atıklarının uzuklaştırılması şeklinde özetlenebilir. BOŞALTIM SİSTEMİ Boşaltım Sisteminin Genel Özellikleri Boşaltım sistemi veya üriner sistem. nefrondur (Şekil 1). 189 . Kortekste ortalama 8 distal tübül birleşerek bir toplayıcı kanal oluşturur. Purin bazlarının yıkım ürünü ise ürik asittir. 4.

Malpighi cisimciği ve Glomerül membranı. Şekil 2. 190 . Nefronun genel yapısı.Şekil 1.

Glomerüler filtrasyon. filtrasyon basıncı aşağıdaki şekilde hesaplanabilir (Şekil 4): glomerüler kapiller hidrostatik basınç (ort. Filtrasyon (Süzülme) 2. sekresyon ve reabsorbsiyon 191 . 29 mmHg) = Filtrasyon Basıncı (yak. Afferent arteriol ile glomerül kapiller yumağına ulaşan kanın protein ve şekilli elemanları dışındaki tüm maddeleri bowman kapsülü içine süzülür. 16 mmHg) Şekil 3. 60 mmHg) bowman kapsülü hidrostatik basıncı (ort. Filtrasyon: Filtrasyon.İdrarın Oluşturulması Nefronlarda. 15 mmHg) glomerüler kapiller onkotik basıncı (ort. ve ya birden fazlasına maruz kalabilir (Şekil 3). süzüntü (filtrat) içeriği. Glomerüler filtrasyon üzerine etki eden başlıca 3 basınçtan yola çıkarak. idrar oluşumunun ilk basamağıdır. plazmanın bileşimi ile eşittir. Dolayısıyla. proteinler dışında. 1. nihaî idrar oluşumu için başlıca 3 değişik fonksiyonun koordineli olarak çalışması sözkonusudur: 1. Reabsorpsiyon (Geri Emilme) 3. Sekresyon (Salgılama) Çeşitli maddeler bunların yalnızca birine.

bunun karşılığında K+ atılımına neden olur. Bazal membran. kollagen fibrillerin gevşek bir ağ oluşturduğu. Glomerül Membranı: Filtrasyon fonksiyonu için özelleşmiş olan bu yapıda interstisyel bir alanın olmaması dikkat çekmektedir. ADH (antidiüretik hormon – vazopressin) ise toplayıcı kanallar ile yine distal tubulusların özellikle son kısmının suya karşı geçirgenliğini artırarak idrarın daha konsantre olmasını sağlar. Glomerüler filtrasyon basıncı. Kapiller endoteli. 192 . Bu da bize filtratın %99’unun tubuluslardan geri emildiğini gösterir.Şekil 4. ancak 1-1. Reabsorpsiyon: Glomerüllerden süzülen günlük 180 litre filtratın. Bazı hormonlar da tubuluslardan geri emilim üzerine etkilidir. Membranın başlıca 3 bileşeni vardır: a. gerekse pasif mekanizmalar ile olabilmektedir. günlük 15-20 litre idrar çıkarılması ile karakterizedir. c. organizmanın gereksinimine göre düzenlenmektedir. distal tubuluslardan Na+ iyonlarının geri emilimini artırırken. bir yapıdır. b. Bunlarda aldosteron.5 litre kadarı idrar olarak çıkarılmaktadır. su ve suda erimiş maddelere son derece geçirgen. 2. Emilim yer ve maddeye göre değişebilmek üzere gerek aktif transport. Bu geri emilimin büyük kısmı (%80-90) proksimal tubuluslardan olmaktadır. ADH yokluğu ile seyreden birtakım hastalıklar. podosit denen parmaksı çıkıntılar ve bu parmaklar arasındaki yarık şeklindeki boşluklar ile filtrasyon alanını genişletmesi dikkat çekmektedir. bu endotel tabakasında fenestra olarak adlandırılan binlerce delik yer alır. Bowman epiteli. Buradan maddelerin geri emilimi.

Bu şekilde. Bu yapının tümüne birden ise jukstaglomerüler aparat denir (Şekil 5).konsantrasyonunun düşmesi. Henle kıvrımından sonra başlayan distal tubulus. Burada. Dinlenme halinde minimal olan kontrol. Orta şiddette bir uyarı durumunda afferent ve efferent arteriollerdeki daralma aynı boyutlarda olup. K+ da bir yandan lümene sekrete olmaktadır. distal tubulus çeperindeki hücreler ise macula densa adı verilen yapılar olarak farklılaşmıştır. Antidiüretik Hormon (ADH): Yukarıda da anlatıldığı gibi. aynı zamanda sistemik dolaşımdaki arteriyolleri de daraltarak kan basıncını yükseltir. Arteryel kan basıncının düşmesi veya GFR’nin azalması sonucu filtrattaki Na+ ve Cl. böbrek üstü bezi korteks tabakasından aldosteron hormonunun salgısı da angiotensin II tarafından uyarılır. Angiotensin II. Sekresyon: İdrar oluşumu sırasında bazı maddeler de tubulus lümenine salgılanmaktadır. Böbrek Fonksiyonlarının Kontrolü Böbrek damarları sempatik sinir sistemi kontrolü altındadır. birim zaman içerisinde böbrekler tarafından bir maddeden temizlenen plazma miktarı. ekstrasellüler sıvı hacminin ve kan basıncının artması sağlanır.Aktif transport ile reabsorpsiyon: Glikoz ve amino asitlerin tümü Na+-K+-APTaz pompasıyla aktif olarak sodyuma bağlı taşıyıcı bir sistem ile hücre içine alınır. Klirens: Böbreklerde bir yandan idrar oluşturulurken. Pasif transport ile reabsorpsiyon: Üre. Bu şekilde böbrek kan akımı (renal blood flow = RBF veya renal plasma flow = RPF) azalacak. dolayısıyla GFR ise düşecektir. macula densa’nın da jukstaglomerüler hücreleri uyarmasına neden olur ve yine renin salgılanır (Şekil 6). geçer. Jukstaglomerüler hücreler. GFR’yi pek etkilemez. su vb. Tüm bu olayların hep birlikte koordine çalışması sonucu. Örneğin distal tubuluslarda aldosteron hormonu etkisi ile Na+ reabsorbe olurken. tekrar malpighi cisimciğine doğru yönelerek afferent ve efferent arteriollerin arasından. Bu etkilerinin yanında. kan basıncındaki düşmelere duyarlılık gösterir ve renin adlı bir hormon-enzim salgılar. Renin.iyonları konsantrasyonuna duyarlıdır. Aldosteron etkisiyle bir yandan tuz ve su reabsorpsiyonu artar. Özellikle efferent arteriolde yol açtığı daralma glomerüler kapiller basıncı artırır. bunlara değerek. şiddetli olarak uyarıldığı durumda afferent arteriolün daralmasına neden olur. kuvvetli vazokonstrüktör etkiye sahip bir maddedir. Macula densa hücreleri ise daha çok distal tubulus içerisinden geçen sıvının Na+ ve Cl. distal tubulus ve toplayıcı kanallarda suyun geri emilimini artırarak etki gösterir (Şekil 7). diğer yanda ise kan plazması bazı maddelerden arındırılmaktadır. o maddenin klirensini tanımlamaktadır. afferent arteriol çeperinde yer alan hücreler jukstaglomerüler hücreler. 3. Angiotensin II. angiotensinojenden angiotensin I oluşturur. Angiotensin I ise angiotensin dönüştürücü (converting) enzim (ACE) tarafından angiotensin II’ye dönüştürülür. özellikle ekstrasellüler sıvı hacminin azalmasına cevap olarak hipotalamusta sentezlenip arka hipofizden salgılanan bu hormon. Bu olayda Na+-K+ATPaz pompası görev alır ve potasyum aktif olarak hücre içine alınır. 193 .

Şekil 5. Renin-angiotensin sistemi. Jukstaglomerüler aparat. Şekil 6. 194 .

45 (daha dar anlamda 7. Metabolizma faaliyetleri sonucu ortaya çıkan karbondioksit. Bunların yanında laktik asit gibi asitler de görülür.35-7. Hidrojen iyonu (H+) ise proton taşımaktadır. organizma pH’sının çok dar sınırlar içerisinde tutulması hayati önemi olan bir olaydır. ortama hidrojen iyonunu yavaş veren madde ise zayıf asittir. ortama kolaylıkla hidrojen iyonu veren madde güçlü asit. hidroksil iyonu (OH-) güçlü baz. Aynı şekilde. Buna göre. Hidroklorik asit (HCl) güçlü asit.38-7. Böbrekler Ve Asit Baz Dengesi Bilindiği gibi. bikarbonat iyonu (HCO3-) ise zayıf bir bazdır. Vücuttaki asit ve bazlar genellikle bikarbonat ve karbonik asit gibi zayıf yapılı olanlardır. Bunlardan en önemlisi ise uçucu asit olarak da adlandırılan karbondioksittir (CO2). karbonik asit (H2CO3) ise zayıf asitlere örnek iken.Şekil 7. 7. Anlam olarak asit proton verici.42). baz ise proton alıcı demektir. ADH salgı mekanizması ve etkisi. Organizma pH’sını değiştiren olaylar daha çok metabolizma sonucu ortaya çıkan asitlerdir. hemen su ile birleşerek karbonik asite dönüşebildiğinden asit olarak kabul 195 . hidrojen iyonunu ortamdan yavaş alan maddeler ise zayıf baz olarak sınıflanmaktadır. ortamdan hızlı bir şekilde hidrojen iyonu alan maddeler güçlü baz.

fosfat ve proteinat tampon sistemleridir. üretranın başladığı yer etrafında halka şeklinde bir sfinkter yapısı oluştururlar (internal sfinkter). yani pH azalması durumunda (asidoz). yapı olarak içte mukoza. böbrekler idrara daha fazla H+ çıkarır ve aynı anda bikarbonat (HCO3-) reabsorpsiyonunu artırırlar. İdrar yapmanın refleks kontrolü. idrar yapmak için uygun yer bulunana kadar. erişkinde 300-400 ml kadar idrarın mesanede birikmesi. solunum faaliyetleri ile akciğerden atılabildiği için de uçucu olarak nitelendirilir. Orta katman olan sirküler lifler. gerilme reseptörleri uyarılır ve sakral (S2-4) bölgeden idrar yapma refleksi doğar. ancak idrarın boşaltılması ile ilgili refleks genel olarak parasempatiktir. Vücut sıvılarında hidrojen iyonlarının artması. yani pH yükselmesi halinde ise idrarla bikarbonat atılımı arttırılır. hem de parasempatik lifler alır. Üretranın daha ileri bölümlerinde ise perinenin çizgili kasları tarafından external sfinkter oluşturulmuştur. büyüme sırasında. H+’nın ortamdan uzak tutulması yönünde çalışırlar. ortada ise üç katlı bir kas tabakasından oluşmaktadır. sonra detrusor kasılır. Yeni oluşan idrar. Her ne kadar akciğer ve böbrekler kendi mekanizmaları ile organizmayı asidoz ve alkaloz durumlarından korumaya çalışırsa da. H+) birikmesi ciddi tehlikelere yol açar ve çeşitli mekanizmalar ile tamponlanmak zorundadır. Asitler iyonlarına ayrıştığı zaman. dış sfinkterin kasılı tutulması öğrenilir. dışta bağ dokusu. Mesane ve üretra hem sempatik. Solunumsal olmayan asidoz ve alkaloz (metabolik asidoz-alkaloz) durumlarında ise organizma solunumu artırarak veya azaltarak durumu kompanse etmeye çalışır. Tersine metabolik bir alkaloz gelişmiş ise solunum biraz baskılanarak kan CO2’sinin arttırılması yoluna gidilir. solunumun artması nedeniyle CO2’nin fazla miktarda atılması ile H+’nın azalması (yani pH’ın artması) olayına ise solunumsal (respiratuar) alkaloz denir. hiperventilasyon durumlarında PCO2’in 40 mmHg’nın altına düşmesiyle ise bikarbonat reabsorpsiyonu azalır. Bu mekanizma genel olarak solunumsal alkaloz ve asidozda etkindir: Miksiyon Ve İdrarın Boşaltılması Üreterler ve mesane (vesica urinaria). güçlü asitler ile reaksiyona girerek daha zayıf asitlerin oluşmasını sağlamak yoluyla. refleksi başlatmak için yeterlidir. pelvis renalisin dolup gerilmesiyle çeperindeki düz kasların uyarılması yoluyla üreteropelvik bölgeye. İdrar yapmanın istemli kontrolü. Yani organizmada bir metabolik asidoz söz konusu ise solunum artar ve CO2 atarak duruma müdahale eder. Üç katlı kas tabakasının en dışındaki longitudinal lifler idrarın boşaltılmasında en önemli rolü oynarlar (m. öncelikle vücut sıvılarında hazır bulunan birtakım tampon sistemleri pH değişikliklerine anında müdahale ederek olayın ciddi boyutlara varmasını önlerler. oradan da üretere doğru ilerler. ortama verdikleri hidrojen iyonunun (proton. Herhangi bir nedenle solunumun azalması nedeniyle kanda CO2 birikmesi solunumsal (respiratuar) asidoz olarak tanımlanırken. böylece idrar yapılır (miksiyon). Arteryel kan CO2 konsantrasyonunun artması böbreklerde bikarbonat reabsorpsiyonunu artırırken. 196 . Bunlar.detrusor). Başlıca tampon sistemleri bikarbonat. Alkaloz. Uygun ortamda önce pelvis kasları gevşer.edilirken.

Farklı etkiler nedeniyle de farklı mekanizmalar gözlemek mümkündür. hemen hemen tüm hormonlar. Büyüme ve gelişme. Protein hormonlar ile katekolaminlerin reseptörü hücre zarının dış yüzeyinde. paratiroid hormon. glukagon. Başka bir salgı bezine yaptıkları etki ile yine o bezden başka bir hormonun salgısını uyaran hormonlara tropik hormonlar denir (Şekil 1). Çevreye uyum (soğuk-sıcak adaptasyonu. sekretin. kolesistokinin. Endokrin sistem işlevlerini. büyüme hormonu. Hormonların bir kısmı vücut hücrelerinin tamamı veya tamamına yakınına etki edebilmektedir (ör = büyüme hormonu. gastrin. 2. insülin. Sindirim ile ilgili olayların kontrolü. tiroid hormon reseptörleri ise çekirdekte bulunur. epinefrin. hormon dediğimiz. Enerji üretiminin kontrolü. hipofiz gonadotropin hormonları etkisinde gonadlardan salgılanan sex hormonları Hormonların Etki Mekanizmaları Hormon Reseptörleri: Hormonlar hücre içi mekanizmaları genellikle doğrudan etkilemez. tiroid hormonları. Vücut sıvılarının hacim ve bileşim yönünden kontrolü. hipofiz. kalsitonin. Yalnız. 197 . homeostatik mekanizmada düzenleyici ve bütünleyici rol oynar. steroid hormonlarınki genelde sitoplazmada. sitoplazma veya çekirdeğinde bulunabilir. 3. Bu hücreler etki yapan hormona özel reseptörler taşır ve hedef hücre (target cell) olarak adlandırılır. insülin.7. başta GH. Membran geçirgenliğini değiştirici etki dolayısıyla iyon kanallarının açılmasına veya kapanmasına neden olmaktadır. Reseptörler hedef hücrenin membran. renin. Kan damarları bakımından zengindir ve genel olarak salgı kanalları yoktur. histamin). İkincil habercileri de uyarabilir. 5. antidiüretik hormon. Ancak büyük çoğunluğu sadece belirli hücre veya organlara etki ederler. 4. Üreme. kortizol. tiroksin. Bu mekanizmada hormon yine hücre membranındaki reseptörüne bağlanarak hücre içinde bir enzimin aktivasyonuna yol açar ve etkilerini bu enzim üzerinden gösterir. kimyasal maddeler aracılığıyla gösterir. strese karşı direnç vb). kortizol. asetilkolin. tiroid. ENDOKRİN SİSTEM Endokrin Sistemin Genel Özellikleri Vücudumuz iki ana kontrol sisteminin etkisi altında işlev görmektedir: Sinir Sistemi ve Endokrin Sistem. androjenler 6. salgıladıkları hormonları doğrudan kana bırakırlar ve kan ile vücudun her yerine yayılabilmektedirler (Genel Hormonlar). bunun yerine etkilerini hedef hücrelerdeki özgün reseptörlerine bağlanarak gösterirler. adrenokortikotropik hormon. Sonuçta endokrin sistem. bazı hormonlar etkilerini hemen salındıkları yerde veya yakınında göstermektedir ve Lokal (Yerel) Hormonlar olarak bilinirler (ör = sindirim hormonları. Başlıca Fonksiyonlar 1. insülin). aldosteron. tiroid ve böbrek üstü bezi hormonları. bir hücre ya da hücre grubu tarafından salgılanan ve buradan vücudun her yerine taşınarak belirli doku ve organların fonksiyonu üzerinde etki yapan. Üçüncü olarak gen aktivasyonu ile de (özellikle steroid ve tiroid hormonlar) etkisini gerçekleştirebilir.

Bu durumda hormonun yol açtığı etki hormon salgısını uyarıcı yönde gelişmektedir ve salgı giderek artmaktadır. genellikle işlev ile ilgili bir faktör. geriye doğru endokrin beze veya daha üst bir merkezi etkileyerek hormon salgısını azaltabilmektedir. 198 .Şekil 1. çünkü işlev sırasında reseptör proteininin kendisi genellikle inaktive olur (down regülasyon). diğer zamanlarda ise protein sentezleyen mekanizmalar tarafından yeni reseptörler oluşturulur (up regülasyon) ki genellikle uzun süre yüksek hormon konsantrasyonuna maruz kalma nedeniyle oluşmaktadır. Reseptör Sayısı ile Kontrol: Hedef hücredeki reseptör sayısı devamlı değişiklik gösterir. Kadın ve erkek vücudundaki tüm endokrin sistem HORMON SALGISININ ve ETKİSİNİN KONTROLÜ Negatif Feedback: Hormonun hedef organ üzerindeki etkisi yeterli düzeye ulaştığında. Pozitif Feedback: Daha nadir olarak karşımıza çıkan bir olaydır.

Şekil 2. hepsi peptid yapıda. Tiroid Stimüle Edici Hormon = Tirotropin (TSH). Prolaktin. Hipotalamus – Arka Hipofiz İlişkisi: Bu ilişki kan yoluyla değil. hipofiz ile hipotalamus arasındaki birleştirici saptan geçer ve arka hipofizde kan kapillerine yakın bir yerleşim ile sonlanır. Tüm ön hipofiz hormonlarının salgısı hipotalamik hormonlarca kontrol edilir. Ancak ön hipofiz hormonlarının salgısının kontrolü tek başına bu hipofizyotropik hormonlar tarafından değildir. başka yerlerden salgılanan hormonlar da ön hipofiz fonksiyonunu serbestleştirici ya da inhibe edici (releasing veya inhibiting) olarak etkileyebilir (feedback mekanizmaları). Ön Hipofiz Hormonları Ön hipofizden salgılandığı bilinen. Luteinleştirici Hormon (LH). İyi bilinen iki arka hipofiz hormonu böbreklerde su atımı ve kan basıncı ile ilgili işlevleri olan vazopressin (antidiüretik hormon – ADH) ile süt salgısı ve uterus kasılmaları üzerine etkileri olan oksitosindir. nöroregülasyonun önemli bir parçasını oluşturur. sinir sistemine reseptör ve aferent yollarla ulaştıktan sonra. hipofizyotropik hormonlar (Şekil 2). Büyüme Hormonu (GH). sinir yoluyladır. 199 . hipotalamo-hipofizer traktus (Şekil 3). hipotalamo-hipofizer portal sistem. Adrenokortikotropik Hormon (Adrenal Korteksi Uyaran Hormon) = Kortikotropin (ACTH). İç ve dış ortamda oluşan değişmelere. Hipotalamustan gelen iki akson. Arka hipofiz. hipotalamusun dışa doğru genişlemesi sayılabilen nöral bir dokudur.HİPOTALAMO-HİPOFİZER SİSTEM Hipotalamus – Ön Hipofiz İlişkisi: Hipotalamus. hipotalamus yoluyla verilen cevaplar arasında çeşitli hormon salgılarının da önemli yeri vardır. başlıca altı adet hormon vardır: Folikül Stimüle Edici Hormon (FSH).

sperm ve ovumların büyüme ve gelişmesi ile ilgili işlevleri de vardır.Somatostatin (GHIH . Büyüme hormonunun çeşitli organ ve dokuların organik metabolizması üzerine direkt etkileri vardır. Tirotropin Serbestletici Hormon (TRH) ⇒ Tiroid Stimülan Hormon (TSH) 3. Hipotalamik Hormonlar Bu hormonlar. temel işlevleri meme bezlerinin gelişimi ve göğüslere direkt etki ile süt yapımının uyarılması ile ilgilidir. Hipotalamustan nörohipofize doğru uzanan aksonlar. Prolaktinin ise başka bir bezden herhangi bir hormon salgısı üzerine kontrol edici etkisi yoktur. testesteron). hipotalamusun çeşitli alanlarında bulunan nörosekretuar hücrelerden kaynaklanan nörohormonlardır ve ön hipofiz hormonlarının salgısı üzerinde etkili olurlar. Büyüme Hormonu Serbestletici Hormon (GHRH) ⇒ Büyüme Hormonu (GH) 4. Gonadotropin Serbestletici Hormon (GnRH) ⇒ Luteinizan Ve Folikül Stimülan Hormon (LH&FSH) 6. Hipotalamusun Etkisinde Başlıca Ön Hipofiz Hormonları 1. Kortikotropin Serbestletici Hormon (CRH) ⇒ Adrenokortikotropik Hormon (ACTH) 2.Şekil 3. Büyüme Hormonu İnhibe Edici Hormon . progesteron. Prolaktin Salgılatıcı Hormon (PRH) ⇒ Prolaktin salgısını sağlar 200 . FSH ve LH’ın da yine hormon salgılatıcı etkileri olmakla birlikte (östrojen.SS) ⇒ GH baskılar 5. ACTH ve TSH’ın başlıca işlevi diğer bazı hormonları salgılatmaktır.

Vazopressin (Antidiüretik Hormon . İkinci özelliği emzirme sırasında sütün meme kanallarına akmasını sağlamasıdır. bir kişinin boyunu belirleyen olay ise. Gonadotropinler = FSH & LH: Menstrual siklus. yarı ömrü 20-30 dakika kadardır.Prolaktin İnhibe Edici Hormon (PİH. Etkisi: Tiroid bezi folikül hücrelerinde tiroglobulin sentezini hızlandırır. Dopamin ise bir katekolamindir. dolayısıyla doğumu kolaylaştırmak olduğundan doğum hormonu olarak da anılır. genel olarak puberteden itibaren salgılanırlar. -Luteinizan Hormon: Ovulasyon sonrasında corpus luteumun oluşumundan sorumludur. tiroid hormonları. Çevresel Faktörler: Beslenme ile esansiyel amino asitler ve yağ asitlerinin. testesteron ve östrojenlerdir. vitamin ve minerallerin yeteri kadar alınmaması büyümeyi etkiler. çeşitli genetik ile endokrin gibi bireye ait ve beslenme ile enfeksiyon gibi çevresel faktörlerden etkilenebilen kompleks bir olaydır. Pubertede bu kıkırdak doku kemiğe çevrilir ve büyüme durur. Hedef organı ise tiroid bezidir.ADH): Böbrekte distal tubulus ve toplayıcı kanallarda epitelin suya geçirgenliğini artırarak suyun geri emilimini sağlar. Etkisi: Böbrek üstü bezi (adrenal) korteksinde glikokortikoid hormonların sentezini kontrol eder. Büyüme Büyüme. gebelik ve emzirme ile ilgili görevleri vardır. erkekte spermatogenezi kontrol eder. Malnütrisyonun (ağır beslenme bozukluğu) büyüme üzerine olan olumsuz etkileri. Büyüme Hormonu – Growth Hormone – GH: Çabuk metabolize olur. -Folikül Stimülan Hormon: Kadında folikül gelişimi ve ovulasyonu. hipotalamik CRH’nın etkisiyle salgılanır. Büyümede en önemli hormondur. Adrenokortikotropik Hormon – Kortikotropin – ACTH: Stres durumlarında. Şaft ile epifizin arasında epifizyal büyüme plağı (büyüme kıkırdağı) yer alır. hayatın erken çağlarında daha belirgin olarak ortaya çıkar. Temel olarak vücutta yaygın bir hücre bölünmesi ve protein sentezi ile yürütülür. kemik büyümesidir. Kemik Büyümesi: Büyüyen bir kemik. özellikle omurga ve bacaklarınki olmak üzere. Oksitosin: Başlıca etkisi doğum sırasında uterus kontraksiyonlarını. Erkekte ise Leydig hücrelerini uyararak testesteron salgılatır. insülin. 201 . Dopamin dışındaki tüm hipofizyotropik hormonlar peptid yapıdadır. Tiroid Stimülan Hormon – Tirotropin – TSH: Hipotalamik TRH’nın etkisiyle salgılanır. dopamin) ⇒ Prolaktin salgısını baskılar Dikkat çeken bir nokta bilinen hipofizyotropik hormonların en az ikisinin salgılatıcı değil inhibe edici özellikte olmalarıdır: Dopamin (PIH) ve Somatostatin (SS). Hipotalamik GnRH etkisiyle. kabaca epifiz olarak adlandırılan orta kısımları ile bunların arasında kalan şafttan meydana gelir. epifizyal kapanma. Büyüme çeşitli hastalıklara bağlı olarak da aksayabilir. Büyümeye Hormonların Etkisi: Büyümeye etkili başlıca hormonlar büyüme hormonu. Çeşitli Hipofiz Hormonlarının Özellikleri Prolaktin: Bu hormonda hipotalamik inhibe edici fonsiyon baskındır.

Büyüme hormonunun etki mekanizması Şekil 5. birçok hedef dokuda hücre bölünmesini uyarması ve protein sentezine anabolik etkisidir.1. Esas etkisini. insülin-benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1) olarak bilinen (diğer adı. Büyüme hormonunun ritmik salgılanması 202 . Başlıca büyütücü etki. Şekil 4. Büyüme Hormonu (growth hormone – GH) Ön hipofizden salgılanan bu hormon postnatal dönemin büyüme üzerine etkili en önemli hormonu sayılabilir. somatomedin C) kimyasal bir haberciyi salgılatarak yapar (Şekil 4).

sinirlilik. Genel olarak belli bir hedef organ ya da dokuları yoktur ve hemen hemen tüm vücut hücrelerine etki ederler. Kemikler. TSH. 3. tiroglobulin adı verilen bir glikoprotein ile doludur (Şekil 6). Büyüme hormonu salgısını uyarır. epifizlerin kapanma yaşına kadar boy 270 cm’yi bulabilir. Tüm dokular ve kemiklerde genişleme ve kalınlaşma görülür. Cücelik: Ön hipofiz hormonlarının çocukluk çağındaki yetersiz salgılanması ile meydana gelir. Bu foliküllerin içi. düz platoya ulaşana kadar da artar. Tiroid hormonları. Kortizol Cinsiyet hormonları gibi steroid yapıda olan kortizolün etkisi ise tam tersine. Tiroid Hormonları Tiroid hormonları. özellikle fetal hayatta ve doğumdan sonraki birkaç ayda santral sinir sistemi gelişimi için önemlidir. İnsülin Tüm yönleriyle anabolik bir hormon olan insülinin özellikle proteinler üzerine olan etkisi büyümeyi olumlu etkiler. tiroglobulindeki tirozine bağlanır triiyodotironin (T3) ve tetraiyodotironin = tiroksin (T4) sentezlenir (Şekil 7). Sebep yine tümöraldir. Jigantizm (Devlik): Büyüme hormonunun gelişme çağında fazla salgılanması ile oluşur. 5. Kolloide geçen iyot. alt çenede genişleme belirgindir. Tiroid Bezi Tiroksin (T4). kıkırdak ve yumuşak dokular genişler. tiroglobulin sentezini hızlandırır. 4. Böyle bir durum. 203 . Hormonun eksikliği ya da yokluğunda ise bazal metabolizma yarıya kadar düşebilir. ancak boy uzamaz. burun. O2 tüketimi yükselir. Yağ. hiperfaji (çok yeme). triiiyodotironin (T3) ve kalsitonin hormonlarını salgılayan önemli bir endokrin bezdir. erken dönemde verilecek tiroid hormonları ile tamamen önlenebilir. alın.2. Epitel hücreleri bir yandan da kandan iyotu (I-) alarak bezde konsantre eder (iyot pompası). Ayrıca testesteronun birçok doku üzerinde protein sentezini artırıcı etkisi vardır. Hipotiroidili bebeklerde mental gerilik oluşur. Özellikle el ve ayaklardaki küçük kemikler. refleksler artmıştır. Metabolizmaya en belirgin etkileri hücrelerde katabolik reaksiyonları aktive etmeleri ile ortaya çıkar. boy uzaması durur. kafa kemikleri. Akromegali: Aşırı büyüme hormonu salgısının epifizler kapandıktan sonra ortaya çıkması ile oluşur. büyümeyi inhibe edici yöndedir. hiperfajiye rağmen kilo kaybı ve tremor (ince titreme) karakteristik bulgulardır. Sağ ve sol olmak üzere iki lateral lob ve bunları birleştiren isthmus adlı bölümden oluşmuştur. Bezin içi kübik epitel hücreleri ile çevrili çok sayıda folikülden meydana gelmiştir. Bazal metabolizma artar. protein ve karbonhidrat metabolizması hızlanır. ancak birkaç aylık bir gecikme durumunda ortaya çıkan gelişim yetersizliği geriye dönüşümsüzdür. dokuların büyümesi ve metabolizmanın normal hızında devam etmesi için gereklidir. Cinsiyet Hormonları Cinsiyet hormonu salgıları 8-10 yaşlarında başlar ve sonraki 5-10 yıl boyunca.

Tiroid bezinde folliküler hücreler ve kolloid sıvısı Şekil 7. Tiroid hormonlarının sentezi ve salgılanması 204 .Şekil 6.

Etkisi PTH’a zıttır. gençlerde daha aktif olup iskeletin gelişmesine yardım eder. Kas kasılması yani aktin-miyozin bağlantısını kurar. Dokularda membran permeabilitesini etkiler.25-dihidroksikolekalsiferol yapımını uyararak bağırsaklardan da kalsiyum absorbsiyonunu sağlamasıdır Ekstrasellüler iyonize kalsiyum düzeyindeki çok hafif azalmalar. Şekil 8. Bu hormon. Kalsitonin Kan kalsiyum düzeyi ile ilgili diğer bir hormondur. Parathormonun etkileri 205 . Diğer yandan ise böbreklerden atılan fosfatın geri emilimini (reabsorbsiyonunu) azaltarak fosfatürik etki gösterirken. parafoliküler C hücrelerinden salgılanır. İç ve dış salgılarda ve bir de önemli olarak pıhtılaşmada rolü vardır. mercimek büyüklüğünde ortalama 120’şer mg ağırlığında 4 adet bezdir. kalsiyumun reabsorbsiyonunu hızlandırır. Birkaç dakika içerisinde kan kalsiyum düzeyini düşürür. Esas etkisi kemiklerden kalsiyum ve fosfatı mobilize etmesidir. birkaç dakika içerisinde PTH salgılanmasına neden olur (Şekil 8). Kalsiyum: Kemiklerin sertliğini sağlar. PTH’ın bir diğer etkisi ise D vitamininin aktif formu olun 1. fosfatını ise düşürücü etkiye sahiptir. Temel olarak plazma Ca+2’unu artırıcı. İlk birkaç dakikada kemik dokusunda hazır halde bulunan kalsiyum ve fosfatın extrasellüler sıvıya ve dolayısıyla kana geçmesini sağlar. Sonra kemiklerde osteoblastik (kemik yapımı) aktiviteyi uyarır. Tiroid bezinde.PARATİROİD BEZ Ve PARATHORMON – PTH Tiroid bezinin arkasında yer alan.

somatostatin (SS) salgılar 4. Bu sırada enerji için yağ asitleri kullanılır. Bu etkisini. F hücreleri. Ama insülinin başlıca hedef dokuları kas (kalp+iskelet) ve yağ dokuları ile karaciğerdir. A veya α hücreleri. Kas: İstirahat halinde ve insülin yokluğunda. şuur kaybı. pankreastan geçen kanın glikoz konsantrasyonudur. Glikoz burada trigliserid sentezinde kullanılır. Bu adacıklarda başlıca 4 çeşit hücre ayırt edilmiştir: 1. sekretin. endokrin salgıları yapan Langerhans adacıkları vardır. lösin gibi amino asitler de insülin salgısını artırır. Egzersiz sırasında ise insülin olmasa da glikoz kas hücresine geçebilmektedir. İnsülin Salgısının Kontrolü: En önemli kontrol. ekstrasellüler sıvıdaki glikozun hücre içerisine alınmasını sağlayarak gerçekleştirir. Özellikle arginin. organik metabolizmasının en önemli kontrolörüdür (Şekil 9). pankreatik polipeptid (PP) salgılar. Eritrositler ve beynin büyük bölümü ile bağırsak ile böbrek tubulus epiteli dışında tüm dokularda etkisini gösterir. Langerhans adacıkları 206 . kas hücresi membranı glikoza karşı geçirgen değildir.GIP). koma ve ölüm gelişebilir. glukagon salgılar 2. İnsülin salgısının başta glikoza bağımlı insülinotropik polipeptid olmak üzere (gastrik inhibitör polipeptid . kan şekeri %50 mg altına düştüğünde. glikozun yağ hücrelerine girişini de artırır. hipoglisemi şok. Beyin hücrelerine ise glikoz girişi insülinden bağımsız olmakla birlikte. D veya δ hücreleri. İnsülin Pankreas Langerhans adacıklarından salgılanan en yoğun hormon olan insülin. Yemek sırasında görülen parasempatik aktivite artışı ile de insülin salgısı artar.PANKREAS ve ENDOKRİN FONKSİYONLARI Aynı zamanda sindirim ile ilgili fonksiyonları da olan ve bunları çeşitli dış salgıları (ekzokrin) yoluyla yerine getiren pankreasın. beynin glikozu alması güçleşir. B veya β hücreleri. Şekil 9. kolesistokinin (CCK) ve gastrin gibi sindirim hormonları tarafından da uyarıldığı anlaşılmıştır. En belirgin etkisi kan glikoz düzeyini düşürmesidir. Yağ Dokusu: İnsülin. insülin salgılar 3.

Ancak bunların salgıları genellikle kendilerine ait uyaranların kontrolündedir. Kortizol eksikliği olan kişilerde. Göz: Pupillalar genişler (midriazis). büyüme ve protein anabolizmasını artırmanın yanı sıra insüline zıt etkilidir. Hiperglisemi yapar. bronşiyol ve mesane düz kasları katekolaminlerin etkisiyle inhibe olur. Sempatik nöronlardan gelen asetilkolin salgısı yoluyla gelen stimulus ile salgı gerçekleşir. Kalp-Damar Sisteminin aktivitesini arttırırlar. noradrenalin ise daha çok sempatik sinir uçlarından salınmaktadır. Bu hormonlardan ikisinin ise üzerinde biraz tartışmaya değer etkileri vardır: Kortizol ve büyüme hormonu. sempatik pregangliyonik liflerle innerve olur ve katekolaminleri (adrenalin=epinefrin. bağırsak. Korteks tabakasında ise yaşamın vazgeçilmez hormonları olan kortikosteroidler (kortikoidler. Büyüme Hormonu: Başlıca fizyolojik etkileri. Endokrin Sistem: Adrenalin insüline antagonist. efor için gerekli olan bronşiyol genişleme sağlanır. diğer birçok hormonun da organik metabolizma üzerine çeşitli etkileri vardır. açlık durumunda beyin işlevlerini bozabilecek derecede bir hipoglisemi gelişebilmektedir. Kortizol: Glukagon ile epinefrine ek olarak insülinin etkilerine zıt yönde işlev gören bir hormondur. Böbrek Üstü Bezi – Adrenal Bez – (Glandula Suprarenalis) Her iki böbreğin üzerinde şapka şeklinde yerleşmiş. steroidler) salgılanır. Kaslar: İskelet kaslarında verim arttırılır. Mide.Glukagon Pankreastan salgılanır. Somatostatin İlk olarak hipotalamustan izole edilmiştir: Somatotrop hormonu inhibe edici hormon (growth hormone inhibitory hormone = GHIH) ile aynı hormondur. Kalp atım hacmi ve dakika hacmini artırarak ve periferik damar direncini artırmak yoluyla kan basıncını artırırlar. hiperglisemi yapar. Adrenalin Streste salınır ve kan şekerini arttırır. Kan: Eritrosit sayısı ve hematokrit değerini yükseltir. içte ise medüller bölüm olmak üzere iki farklı dokudan oluşur. Glikoz Ve Yakıt Homeostasisinde Diğer Hormonların Katkısı: İnsülin. Plazma glikoz düzeyi arttığında glukagon salgısı inhibe olur. İnsülin üzerine olan inhibitör etkisi vardır. Karbonhidrat Metabolizması: Efor için gerekli kan şekerini yükselci etki yapar. Merkezi Sinir Sistemi: Stres ve tehlikeye karşı canlılık yaratır. glukagon ve epinefrine ek olarak. hiperglisemiktir. Solunum Merkezi: Solunum hızı ve derinliğini artırırlar. Katekolaminler. Adrenal Medulla Adrenalinin büyük kısmı adrenal medulladan sentezlenir. 6 g kadar ağırlıkta bezlerdir. Medüller bölüm. noradrenalin=norepinefrin) salgılar. Glukagonun etkileri insüline terstir. bronşlar genişler. Katekolaminlerin Etkileri:Streste tehlikeden korunmak için gereklidir. Bu hormonlar sempatik sistemin kontrolünde salgılanır ve etkileri de sempatik sistemin tüm vücuttaki etkilerine benzemektedir. burada. adrenal medullada salgıya hazır şekilde granüllerde depolanır. En dışındaki kapsülün altında korteks tabakası. zengin damar ağına sahip. bu kaslar mücadeleye hazırlanır. 207 . Yağ Metabolizması: Yağ dokusundan yağlar mobilize olur.

ekstrasellüler Na+ konsantrasyonu pek değişmezken. Na+ ile beraber su da tutulacağından. Zona Fasikulata: Glikokortikoid hormonlar yapılır. sıvı hacmi artar. Başlıca fonksiyon böbrek tübüllerinde Na+ tutulumu ve K+ atılımı şeklindedir. glikokortikoid aktivite ise glikoz ve protein metabolizması ile ilgilidir. Adrenal medulla ve korteks Mineralokortikoid Hormonlar-Aldosteron Zona glomerulozadan salgılanan en önemli mineralokortikoiddir. Temel olarak mineralokortikoid aktivite Na+ ve K+ dengesi. Zona Retikularis: Androjenik hormonlar salgılar. En önemlisi aldosterondur. En önemlisi kortizoldur.Adrenal Korteks Farklı hormonların sentezlendiği üç farklı bölgeye ayrılır (Şekil 10): 1. Zona Glomerulosa: Kapsülün hemen altındaki en dış bölgedir. 208 . 2. 3. Şekil 10. Mineralokortikoid hormonların sentezinden sorumludur. Yetersiz aldosteron salgısında K+ konsantrasyonundaki artış ile kalp kontraksiyonlarında zayıflama ve aritmiler gelişebilir. En önemlisi dehidroepiandrosterondur.

bu şekilde haploid sayıda kromozom taşıyan erkek ve haploid dişi gametin nükleuslarının birleşmesi ile. Kilo aldırıcıdır.Glikokortikoid Hormonlar. damar çeperlerindeki düz kasların katekolaminlere duyarlılığını artırıcı etki yapar. diploid kromozomlu tek bir zigot meydana gelir: Spermium X + Ovum X = Zigot XX (dişi) Spermium Y + Ovum X = Zigot XY (erkek) 209 . Östrojenler: Bir adrenal androjendir. Çift olarak dizilen bu otozomal kromozomların her biri benzer homolog kromozomlar olarak adlandırılır. Erkek ve kadında üreme fonksiyonlarını yürütecek olan bu gametlerin olgunlaşma süreci her iki cinsiyette birbirine benzer. Gonadal androjenler gonadotropinlerin (FSH. ağır hastalıklar sayılabilir. protein ve yağları dokulardan yıkarak. homolog kromozomların yalnız birini alır ve kromozom sayısı 23’e düşer. Strese Direnç: Rahatsız edici stresler ile karşılaşma durumunda ACTH salgısı ve buna bağlı olarak glikokortikoidler artar. enfeksiyonlar. kan proteinlerinin yükselmesi ile. 2’si ise cinsiyet kromozomu olmak üzere toplam 46 kromozom vardır (2n=46). Aynı zamanda kortizol. Kadında ise 22 çift kromozomun yanında 2 X kromozomu bulunur. Meioz ile oluşan gametler. Yağlar da yıkılır. testesteron aktivitesinin %20’si kadar etkisi vardır. Erkekte 22 çift otozom ve bir X (büyük) ile bir de Y (küçük) kromozomu vardır. Cinsel çoğalmada. cerrahi girişimler. sırt). Adrenal Androjenler Androjenler. ihtiyaç için kullanılmak üzere kanda yükseltir. En aktif androjen. Adrenal androjenlerin en önemlisi ise dehidroepiandrosteron olup. Bu şekilde sayıca eş iki kromozom takımını içeren hücrelere diploid denirken. Antiinflamatuar Etki: İnflamasyonun belirtilerinin de görülmesini engeller. Stres sırasında salgısı artan kortizol ile birlikte sempatik aktivite de (adrenalinnoradrenalin) artar. yüz. gonadlarda bulunan ve tek kromozom takımı içeren hücreler (22+X. Stres faktörleri arasında her türlü travma. Normal koşullarda adrenal östrojenlerin düzeyi önemli fizyolojik etkilere yol açmaz.Kortizol Kortizol glikokortikoid etkinin %95’inden sorumludur. Bu haploid hücrelere gamet (veya germ hücreleri) denir ve bu gamet erkeklerde spermium (spermatozoon). Gametogenezin sonraki evrelerinde meioz bölünme görülür. Streste salınımı artar. fakat vücudun belirli bölgelerinde yağ depolanır (omuzlar. LH) etkisinde salgılanırken. Öncelikle mitoz bölünme yoluyla 46 kromozomlu ilkel (primordiyal) germ hücrelerinin çoğalması aşaması vardır. Karbonhidrat. adrenal androjenler ACTH kontrolündedir. kadınlarda ise ovumdan (yumurta hücresi) ibarettir. Bu nedenlerle hiperglisemi ve kas proteini yıkımı yapar. Feminizan etki yapar. testislerin salgıladığı testesterondur (gonadal androjendir). 22+Y) ise haploid olarak tanımlanır. ÜREME FİZYOLOJİSİ Gametogenezin Genel Prensipleri İnsanda 44’ü otozomal (yapısal). iyileşmeyi de hızlandırır. Temelde kataboliktir. Artan kortizol. aşırı soğuk veya sıcak. maskülinizan etki yapan ve proteinler üzerinde anabolizan etki ile büyümeyi hızlandıran hormonlardır.

Hormonların etkisinde erkek ve dişi genital organların gelişimi Müller kanallarından dişi. oluşan bu XX veya XY kromozomlu gonadlardan salgılanan cinsiyet hormonlarının olup olmamasına bağlıdır(Şekil 11). yoksa overlere mi sahip olacağını tayin eder. embriyonun testislere mi. Fetal testis erkek genital organlarının oluşumu için. Dış genitallerden penis de testesteron etkisinde oluşur. Şekil 11.Cinsel Farklılaşma X veya Y kromozomuyla gelen genler. testisler veya ovaryumuların gelişmesi 3. sertoli hücrelerinden ise Müller inhibe edici faktör (MIF) salgılar. Wolff kanallarından ise erkek genital organlarının kanal sistemleri gelişir. 1. Böylece Müller kanal dejenere olurken Wolff kanalı gelişir. cinsiyet farklılaşmasının kalan tüm kısmı. Cinsiyetin belirlenmesi Cinsel farklılaşma başlıca 3 aşama olarak özetlenebilir. Ama sekonder seks karakterleri de dahil. 210 . Leydig hücrelerinden testesteron. Gonadogenez. Genital kanalların (Müller ve Wolff kanalları) oluşumu 2.

protein sentezi. Testisin yapısı Hormonal Faaliyetler GnRH ön hipofizden FSH ve LH salgılatır. Kadındaki etkilerine göre adlandırılmış olan bu hormonların aslında her iki cinsteki molekül yapıları da aynıdır ve gonadlara etki ederler. kıl dağılımı vb. Yapım yeri seminifer tübüllerdir. Spermatogenez sperm yapımı anlamına gelir. Testislerin iki temel fonkiyonu spermatogenez ve hormonal faaliyettir. LH ise Leydig hücrelerini etkileyerek androjen hormon salgısını uyarır. kadında ise östrojen salgıları çok artar ve sekonder seks karakterleri (vücut yapısı. GnRH’ın hipofizyotropik etkisi. spermatogenezi uyarmak için sertoli hücreleri üzerine etki gösterir. genital organ ve bezlerin farklılaşması. 211 . testislerde seminifer tübüller ile başlar. Artmaya başlayan GnRH salgısı ile karakterizedir. Erkek Üreme Sistemi Erkekte üreme organları fizyolojik bakımından iki grupta incelenir: 1. Meni ve spermleri üreten testisler ve diğer bezler 2. Bunlara cevap olarak erkekte testesteron. Gelişmekte olan spermler olan germ hücreleri ve Sertoli hücrelerinde oluşur. cinsel dürtü ve erkekte görülen kellik durumunun nedeni olan genin ortaya çıkışında etkisi vardır.Puberte 10-14 yaşları civarında birden ortaya çıkan üreme organlarının olgunlaşma dönemidir. sekonder sex karakterlerinin ortaya çıkması. Spermayı dışarı atan yollar Yollar. çeşitli kanal sistemleri olarak devam eder ve prostatta üretra ile birleşir. FSH. Şekil 12. Leydig hücreleri testesteron salgısından sorumludurlar (Şekil 12). beyin üreme işlevinin başlıca düzenleyicisidir. GnRH. Testislerden salgılanan androjen hormonların en önemlisi testesterondur. İlk spermium pubertede oluşur. Testesteron: Spermatogenez. aynı tipteki ön hipofiz hücrelerinden gonadotropinler olarak da adlandırılan FSH (folikül stimüle edici hormon) ve LH’ın (luteinleştirici hormon) salgılanmasıdır.) ile aksesuar cinsiyet organlarında (çeşitli bezler) çarpıcı değişiklikler gelişmeye başlar.

FSH ve LH üzerindeki inhibitör baskı ortadan kalkar ve yeni bir grup folikül olgunlaşmak üzere uyarılır. corpus luteum yaklaşık 10 gün sonra hızla dejenere olur. kanamanın durmasıyla birlikte endometriumun rejenere olduğu ve kalınlaştığı proliferatif evre) Ovulasyona kadar sürer. yeni bir menstrüel siklus başlar (Tuba uterinada bulunan yumurta döllendiği takdirde.günü) gerçekleşmiş olur. gameti alıp beslemeye yönelik değişikliklerdir. Buna oogenez denir. granülosa hücreleri östrojen. uterus ve vaginadan ibarettir. Overlerde her siklusta bir gamet oluşur. over fonksiyonu yönünden menstrüel siklus. Böylelikle. kadında cinsel organlar. ovulasyonu başlatan olaydır. inhibin. Menstrüel kanamanın (menstruasyon) olduğu gün siklusun ilk günü olarak sayılır. tuba uterina (Fallop kanalı). Hormon salgısına ek olarak overler. 212 . Overlerin Fonksiyonları Başlıca iki işlev tanımlanabilir: 1. Gamet (oosit) yapımı (oogenez) 2. östrojen ve progesteronun etkileri ile ilgilidir. Endokrin faaliyetler. Ayrıca 3-5 günlük kanamanın olduğu menstrüasyon devresi vardır (Şekil 13). 2.Dişi Üreme Sistemi Erkekteki devamlı sperm yapımından farklı olarak. dişi gametin yapımı ve overden salınımı (ovulasyon) siklik bir olaydır. yani gebelik halinde corpus luteum altıncı aya kadar büyümeye devam eder. Serbest kalan ovum fallop kanalına girer. Bu siklusun süresi bireysel olarak farklılık göstermekle birlikte ortalama 28 gün olarak kabul edilebilir. menstrüel siklus. az miktarda progesteron ve inhibin salgılanır. progesteron. Yumurta hücreleri (ovum). ovulasyon öncesinde overlerdeki folikül adı verilen yapıda. östrojen. gebeliğin ortaya çıkmadığı bir menstrüel siklusun normal sonucudur ve overlerden salgılanan hormonlarla ilgili olarak ortaya çıkan siklik değişmelerin uterusta meydana getirdiği olaylara bağlıdır. Tek bir olgun folikülün geliştiği overde folliküler evre (uterusta. Bu evreler sırasında uterusta meydana gelen değişiklikler. çeşitli salgılar yapıldığı sekretuar evre. Oogenez: Erkekteki spermatogoniumların karşılığı olarak dişide yer alan oogoniumlar. ovulasyon sonrasında ise ovumunu kaybeden folikülün farklılaşmasıyla oluşan corpus luteumda olmaktadır. gamet yapım yerleridir. Menstruasyon. menstrüasyona kadar sürer). overlerdeki yaşamları boyunca folikül adı verilen epitel ile çevrili boşluklarda bulunur. Corpus luteumu (sarı cisim) meydana gelir. uzunlukları yaklaşık olarak eşit iki döneme ayrılabilmektedir: 1. ovaryum (overler). olgunlaşır. implantasyona hazırlık amacıyla. Siklusun tam ortasında ortaya çıkan LH piki. Her iki işlev. Bu foliküllerde. mentrüel siklus oluşmaz). Ovulasyon (yaklaşık olarak menstrüel siklusun 13-17. Fizyolojik anatomi. Folikülün overdeki kalıntısı hızlı bir değişime uğrar. bu sırada salgılanan hormonlarla uterusta meydana gelen değişiklikler. Corpus luteumun bu fonksiyon kaybı sonrasında GnRH. Ovulasyondan sonra başlayan ve corpus luteumun kaybına kadar süren overde luteal evre (uterusta. Döllenme olmadığı takdirde.

Şekil 13. ovulasyon ve menstrüel siklus.Over Fonksiyonlarının Kontrolü: Erkekteki GnRH-FSH/LH-seks steroidleri salgı dizisi burada da geçerlidir. 213 . LH piki.

çok özel bağlantı yerleridir. İnter nöronlar. Yine de endokrin sistemi kesin olarak SS’den ayırmak mümkün değildir. Dendritler ve soma diğer nöronlardan sinyallerin alındığı. SS gerek iç gerekse dış ortamdaki değişiklikleri reseptör adı verilen özelleşmiş yapılar aracılığı ile algılar. Sinir sistemi 100 milyardan fazla nörondan ve 900 milyardan fazla glia denen destek hücrelerinden oluşmuştur. yürüme gibi kolayca gözlenen etkinliklerle beraber. Aksondan kollateral denen yan dallar çıkabilir. Aynı zamanda insan davranışları olarak bildiğimiz aktiviteleri de organize eder. 2. Her nöronun gelen sinyalleri aldığı birkaç dendritleri.Sinir Sistemi Hücresi Sinir sisteminin temel birimi bireysel sinir hücresi olan nörondur.) organlara iletirler. nefret etme.8. Afferent nöronlar. somadan çıkan tek bir uzantıdır. aşık olma. uzak geçmişteki bir olayı hatırlama gibi deneyimleri de içerir. motive olma. Diğer bir deyişle bu reseptörler çeşitli enerji tiplerini (mekanik. sinir hücreleri ile bağlantıları vardır ve herbirisi belirli bir uyarana karşı özelleşmiş yapılardır. oluşturduğu cevabı taşıyan bir aksonu ve akson sonlanmaları vardır (Şekil 1). SSS tarafından işlenmiş bilgiyi tüm efektör (kas. Aynı zamanda sinir lifi olarak da adlandırılan akson. salgı organları vb. Fonksiyonel Nöron Sınıflaması: Nöronlar üç fonksiyonel sınıfa ayrılabilirler. Bu nedenle nöroendokrin sistem ismi de kullanılmaktadır. Endokrin sistem ise bunun aksine temel olarak vücuttaki metabolik fonksiyonları düzenler. Zekaya dayandırdığımız bu deneyimler. uzun dönemde kaslarda daha fazla kan damarı oluşturulması. kalbin daha fazla kan pompalayabilmesi gibi değişikliklerde endokrin sistem daha baskın olarak görev alır. hızla değişen viseral olayları ve bazı endokrin bezlerin sekresyon hızlarını kontrol eder. Sinir sistemine ait bu reseptörler. Örneğin bir fiziksel aktivite sırasında kaslara daha fazla kan gitmesi. ısı vb. vücudun tüm doku ve organlarından aldıkları bilgileri SSS’ne iletir. henüz tanımlanmamış yollarla sinir hücrelerinin entegre olmuş aktiviteleriye ilişkilidir. endokrin sistem geç ama çok uzun süren cevapları ortaya çıkarır. SİNİR SİSTEMİ Sinir Sistemi Genel Organizasyonu Sinir sistemi (SS) endokrin sistemle birlikte vücuttaki kontrol fonksiyonlarının büyük kısmının organizasyonunu üstlenmiştir. Böylece sinir sistemi karşılaştığı olaylara ilk ve ani cevabı oluştururken. Dendritler somadan çıkan oldukça dallanmış yapılardır. kas damarlarının açılması gibi hızla yapılması gereken faaliyetleri SS organize ederken. ses. aferent ve eferent nöroları SSS içinde birbirine bağlayan nöronlardır. 214 . kas kitlesinin artırılması. bir şeye karar verme. 1. 3.) sinir hücrelerinin anlayacağı bir dil olan aksiyon potansiyeline dönüştüren birer çevireç görevi yapmaktadırlar. hücre zarlarında bulunan protein yapıdaki reseptörlerle karıştırılmamalıdır. Efferent nöronlar. kızgınlık. bir fikre sahip olma. Sinir sistemi reseptörlerinin. Sinir Sisteminin Temel Fonksiyonel Birimi . Genel olarak sinir sistemi vücutta kas kontraksiyonları. ışık. bir nöron gövdesi (soma). Bunun yanında gülme.

Şekil 1. Kullandığımız sinir terimi periferik sinir sisteminde aynı yöne giden binlerce nöronun oluşturduğu bir demettir ve fiber optik kabloların yapısına benzer. Astroglialar (astrosit). 215 . GABA. Daha önce öğrendiğimiz gibi SSS ve PSS olmak üzere iki temel kısma ayrılır (Şekil 2). Benzer fonksiyonlara sahip nöronların hücre gövdeleri de sıklıkla birlikte bir küme oluştururlar. Patellanın altına vurmakla elde edilen reflekste hiç internöron yokken. SSS’nin fagositoz yapabilen immun hücreleridir. Bu sayede nöron eksite veya inhibe edilebilir ya da herhangi başka bir yoldan gelecek sinyale karşı duyarlılığını değiştirebilir. Tipik bir nöron Yapılan iş ne kadar karmaşık ise arada o kadar çok internöron vardır. asetilkolin. Epandimal hücreler ise subaraknoid boşlukta bulunan Serebro-Spinal Sıvı ya da Beyin-Omurilik Sıvısı (BOS) denen özel bir sıvının yapımından sorumludur. Sinir Sisteminin Fonksiyonel Anatomisi: Bu bölümde sinir sisteminin fonksiyonel anatomisini ve kabaca fonksiyonlarını göreceğiz. PSS’de sinir hücrelerinin gövdelerinin oluşturduğu gruplara ganglion SSS’de ise genel olarak nukleus denir. histamin. Genel olarak SS’deki sinapsların tümü kimyasal sinaps olarak kabul edilebilir. serotonin ve glutamattır. norepinefrin. Sinapsa bilgi-sinyal getiren birinci nöron (presinaptik nöron) sinaps bölgesine nörotransmitter adı verilen bir kimyasal madde salgılar ve bu madde bilgiyi alacak olan postsinaptik nöronun membranındaki proteinlere bağlanır. Oligodendroglialar daha önce de söylendiği gibi myelin kılıfları oluştururlar. Sinaps aralıklarında görev yapan 40 kadar transmitter madde tanımlanmış olmakla birlikte en çok bilinenleri. SSS’de kapillerlerin çevresini ayaksı uzantıları ile sararak Kan-Beyin Bariyerini oluştururlar. SSS’de sadece bazal ganglionlar denen ve hareketle ilgili olan birtakım nükleuslar vardır. Terminoloji çok karışık olduğu için bu konuyu açıklamamız gerekmektedir. Mikroglialar. bellek ya da lisanı oluşturan stimuluslar milyonlarca internöronu kapsayabilir. glisin.

Şekil 2. Sinir sisteminin genel organizasyonu

SANTRAL SİNİR SİSTEMİ 1. Beyin (Ansefalon) 2. Omurilik (Medulla Spinalis-MS) (Şekil 3). A. Beyin (Ansefalon) Altı temel bölümden oluşur; 1. Serebrum 2. Diensefalon (talamus ve hipotalamus) 3. Mezensefalon (orta beyin) 4. Pons 5. Medulla oblongata (bulbus) 6. Serebellum (beyincik) Mezensefalon, pons ve medulla oblongata beyin sapını oluşturur. Bunların yanında beyin, hepsi birbiriyle bağlantılı, beyin-omurilik sıvısı (BOS) ile dolu dört serebral ventrikülü (boşluk) de içinde bulundurur.

216

1. Serebrum Beynin en büyük parçası olup, sağ ve sol hemisfere (yarım küre) ayrılır. Her bir hemisfer, frontal, parietal, temporal ve oksipital olmak üzere 4 loba ayrılmıştır (Şekil 4). Enine bir kesi yapıldığında, beynin dışında ince bir gri tabaka, iç bölgelerde ak madde ve bu ak madde içine gömülmüş gri yapılar dikkatimizi çeker. Gri alanlar nöron gövdelerinden, beyaz alanlar ise myelinli sinir sonlanmalarından oluşurlar. Dış taraftaki gri yapı beyin kabuğu olarak bilinen serebral kortekstir. Korteks yaklaşık 3 mm kalınlığındadır ancak serebrum hacminin %46’sını oluşturur. Ak bölgeye gömülü gri alanlar ise talamus, hipotalamus ve bazal ganglionlar olup çok önemli fonksiyonları vardır. Sağlı sollu herbir hemisfer için serebral korteksin belli bölgeleri özel fonksiyonlara sahiptir. Bu bölgelere korteks alanları denmektedir. En iyi bilinenleri, motor, duyu (dokunma, basınç, ağrı, sıcaksoğuk), görme, işitme ve konuşma alanlarıdır.

Şekil 3. Santral Sinir Sistemi

Şekil 4. Serebrum

Duyulardan oluşan somatik duyu merkezinin postsentral girusta, iskelet kaslarının motor aktivitesi ile ilgili alanın da presentral girusta olduğu bilinmektedir. Bir hemisferdeki duyu ve motor alanları vücudun diğer tarafıyla ilgilidir. Örneğin sol bacağın ağrı duyusunu sağ hemisferdeki somatik duyu alanı algılarken, sağ bacağın hareketlerinden de sol hemisferin primer motor alanı sorumludur. Serebral korteks sinir sisteminin en kompleks entegratif alanıdır. Temel aferent bilgilerin koordineli bir şekilde algılanması-yorumlanması, sonra taşınması ve iskelet kaslarının hareketini kontrol eden motor sistemler üzerinden kontrolün en son inceliği için gereklidir.

217

2. Diensefalon Beynin ikinci komponenti olan diensefalon iki önemli kısımdan oluşur. Talamus ve hipotalamus (Şekil 5).

Şekil 5. Diensefalon.

Talamus Aferent nöronlarla taşınan, koku duyusu dışındaki (olasılıkla koku yolları da bulunmaktadır) tüm duyu bilgilerinin toparlandığı ve buradan korteksteki ilgili alanlara gönderildiği bir istasyon gibi görev yapmaktadır. Talamus duyu bilgilerinin yorumlandığı ilk merkezdir. Hipotalamus Anatomik olarak talamusun alt tarafına yerleşmiş olup, çok sayıda nükleustan oluşmuştur. Hipotalamus iç ortamın düzenlenmesinde çok önemli fonksiyonlara sahip bir merkezdir. Hormon salgılarının kontrolü, susama, açlık-tokluk, uykuuyanıklık, vücut sıcaklığı, heyecan, korku, öfke gibi emosyonel (ruhsal) davranışların düzenlendiği bir bölgedir. Hipotalamus ayrıca otonom sinir sisteminin çalışmasına da katkıda bulunmaktadır. Subkortikal Nükleuslar (Bazal Ganglionlar) Serebral hemisferler içinde derinde bulunan gri maddenin diğer alanlarını oluştururlar. Bunlarla birlikte hareket ve postür kontrolünde ve davranışın daha kompleks özelliklerinde bazal ganglionlar önemli rol oynarlar. Bazal ganglionların aktivitesi, duysal korteks, talamus ve beyin sapından alınan bilgilerle başlatılır. Bazal ganglionların çıktıları, serebral korteksin motor alanlarını ve beyin sapındaki diğer motor merkezlerin aktivitelerini etkileyerek kas hareketlerinin düzenlenmesine katılır. İsteğimizle başlatılan bir çok hareketin daha sonra otomatik olarak devam etmesinde, bazal ganglionların önemli rolleri vardır. Yemek yerken yapılan rutin işler, yürüme, yürürken yön değiştirme, merdiven çıkma gibi hareketlerde önemli fonksiyon görürler. Bazal ganglion hastalıklarında, iskelet kaslarının düzensiz 218

kasılması, kol ve bacaklarda titremeler ve istem dışı kas kasılmaları sonucu düzensiz hareketler gözlenir. En popüler bazal ganglion hastalığı olan Parkinson hastalığının en önemli bulgusu istirahat tremorudur. Hareketlerin ince ayarında da bozulmalar vardır. Limbik Sistem Frontal lop korteksi, temporal lop, talamus ve hipotalamus kısımlarıyla birlikte bunları birbirine bağlayan lif yollarını da kapsayan bağlantılı bir beyin grubudur. Limbik sistem; canlının yaşamını devam ettirmek üzere gösterdiği davranışlar, öğrenme, emosyonel deneyim, yeme-içme, kızma, heyecanlanma, korkma, besin arama, eş bulma, yavruların bakımı, annelik görevleri ve seksüel aktivitelerle ilgili davranışlarda ve bunların yanında çok çeşitli visseral-endokrin fonksiyonla ilişkilidir. Birbirlerine bağlı olmalarının yanında limbik sistem SSS’nin pekçok bölümü ile de ilişki halindedir. Beyin Sapı (3. Mezensefalon, 4. Pons, 5. Bulbus) Beyin sapından medulla spinalis (MS) ve serebrum-serebellum arasında sinyalleri dağıtan tüm sinir lifleri geçer. Beyin sapının merkezinden geçen ve akson demetleriyle kaynaşmış, gevşekçe düzenlenmiş nöron hücre cisimlerinden oluşan yapı, retiküler formasyon (RF) diye bilinir ve beynin yaşam için mutlak gerekli kısmıdır. SSS’nin tüm bölümlerinden giriş alır ve entegre eder, böylece nöral sistemin büyük bir bölümünün çıkışını oluşturur. RF’un nöronları, aşağı ve yukarı çeşitli uzaklıklara, beyin ve MS’in birçok bölgesine aksonlar yollar. Bu özellik RF’un SSS üzerinde büyük bir etkinliği olduğunu gösterir. RF’nin bazı nöronları, belirli beyin sapı nükleusları ve entegrasyon merkezleri olarak kümeleşirler. Böylece, kardiyovasküler, solunum, yutma ve kusma gibi merkezler oluşur. RF’un göz hareketleri kontrolünde ve vücudun uzaydaki refleks yönetiminde önemli nükleusları da vardır. Ayrıca beyin sapı 12 çift olan kranial sinirlerin 10’una ait bilgi işlemlenmesinde rol alan nükleusları da içerir. 6. Serebellum Başlıca iskelet kası fonksiyonlarının kontrolunda yer alır. Serebellar pedinkuluslarla beyin sapına bağlanır. Serebellum istemli hareketleri başlatmamasına rağmen, koordinasyon ve öğrenme hareketleri ile postür ve dengenin kontrolü için önemli bir merkezdir. Serebellum bu fonksiyonları yerine getirebilmek için kaslar ve eklemlerden, deriden, gözler ve kulaklardan, iç organlardan ve hareketin kontrolünde yer alan beyin kısımlarından bilgi alır. Beyincik hastalıklarında; kaslarda gevşeklik, istemli hareketlerin yapılması esnasında ellerde titreme, bir cisme uzanırken uzaklık ayarının yapılamaması (dismetri), sarhoş konuşması gibi bozukluklar görülür. B. Medulla Spinalis MS küçük parmak kalınlığında silindirik yumuşak bir dokudur. Ortası kelebek şeklinde gri bir renge sahiptir. Bu alan internöronlar, nöronların hücre gövdeleri, aferent nöronların çevreden SSS’ne giren lifleri ve glia hücrelerinden oluşur. Gri maddeyi çevreleyen beyaz madde çok miktarda miyelinli internöron aksonlarını 219

içerir. Bu aksonlar grubu yani yollar, omurilik boyunca uzunlamasına ilerler. Bunlar; beyinden medulla spinalise, medulla spinalisten beyine bilgi taşımak için inen-çıkan yollardır. MS kafatası tabanı ile 1. lomber (L1) vertebra arasında uzanır. Segmentasyon gösterir; sağlı sollu olmak üzere 31 çift spinal sinir çıkar; bu seviyeler; 8 servikal, 12 torakal, 5 lumbal ve 5 sakral’dır. Spinal sinirler dorsal (arka) ve ventral (ön) köklerin birleşmesiyle oluşur. Arka kökler kas, deri, eklem ve viseral organlardan kalkan duysal bilgileri taşır. Ön kökler kasları innerve eden nöronların aksonlarını içerir. MS vücut ve ekstremitelerin istemli ve refleks hareketlerinden sorumludur (yürüme, bir ekstremiteyi geri çekme vs.). PERİFERİK SİNİR SİSTEMİ Periferik sinir sisteminin (PSS) lifleri SSS ile vücudun diğer bütün kısımları arasında sinyaller taşır. PSS 43 çift sinirden oluşur. 12 çifti kafa çiftleri olarak bilinen kranial sinirler, 31 çifti ise MS’in her seviyesinden çıkan spinal sinirlerdir (Şekil 6). Somatik ve Otonom sinir sistemleri arasındaki farklar; Somatik: İskelet kaslarını (çizgili kas) innerve eder, sadece kas uyarılmasına (kontraksiyon-eksitasyon) neden olabilir, istemli olarak çalışır, somatik bir sinir fonksiyon yapamaz ise idare ettiği organda (çizgili kas) atrofi görülür, somatik sinirler kalın ve myelinlidir, yani çok hızlı ileti sağlarlar. Otonom: Düz kas ve kalp kasını, glandları ve sindirim yollarındaki nöronları innerve eder, efektör hücrelerde eksitasyon ya da inhibisyona neden olabilir, istemsiz olarak çalışır, otonom sinirler kesilirse inerve ettiği organda atrofi görülmez, otonom sinirler myelinli ya da myelinsiz olabilir, çapları daha incedir, yani daha yavaş ileti sağlarlar. Otonom Sinir Sistemi (OSS) (Eferent Bölüm) Otonom Sinir Sistemi (OSS) isteğimiz dışında aktivite gösteren, iç organları kontrol eden bir sistemdir. Bu sistem, arter basıncını, gastrointestinal sistem motilitesini (hareketlerini) ve salgılarını, mesanenin boşalmasını, terlemeyi, vücut ısısını ve yeni karşılaştığımız durumlara (bir tehlike, korku veren bir durum, bizi heyecanlandıran bir olay vb.) uyumumuzu sağlayan PSS’nin eferent bölümüne ait bir sistemdir. Bu sistemin önemli bir özelliği hormonlara görece üstün hızıdır. Stres koşullanda böbreküstü bezinden epinefrin (adrenalin) salınımı artar, bu hormonda bir çok organı etkiler. OSS hipotalamus, beyin sapı ve MS’deki merkezlerin kontrolü altındadır. Doğrudan olmasa bile, limbik sistem ve viseral reflekslerin de bu kontrolde rolleri vardır. Otonom sinir sistemi içindeki anatomik ve fizyolojik farklar sempatik ve parasempatik olarak iki farklı komponente ayrılmalarına neden olur. Bu komponentlerin sinir lifleri SSS’ni farklı yerlerden terk ederler. Parasempatik sistemde postganglionik nöron ile efektör hücre arasındaki iletişimde de asetilkolin kullanılır. Oysa sempatik sistemde bu ajan genellikle norepinefrindir (Şekil 7).

220

Şekil 6. Periferik Sinir Sistemi

Şekil 7. Periferik sinir sistemi.

221

Otonom Sinir Sistemi; parasempatik ve sempatik sistem. Önemli bir nokta sempatik sistem yanıtının stres durumlarında artmasıdır. Gerçekte, tam olarak körüklenmiş sempatik bir yanıta (katekolaminler dahil), bir saldırganla karşılaşan ve bundan kaçan bir hayvanın durumunu tanımlayan vur ya da kaç yanıtı denir. Parasempatik sistemin aktivitesi ise sindirim, uyku gibi vejetatif yönetici fonksiyonlarla artar. Omurganın iki yanında ve karın boşluğunda önemli sempatik ganglionlar vardır. Nörotransmitterler Parasemptatik sinir sisteminde, ganglion ve ganglion sonrası hedef organı uyarmada asetilkolin (ACh) kullanılmaktadır. Bu nedenle bu sistemin postganglioner nöronlarına kolinerjik denir. Sempatik sinir sisteminde ise preganglioner nöronlar kolinerjik iken, postgangiloner nöronlar adrenerjiktir. Bu nöronların terminal ucundan norepinefrin (NE) salınmaktadır. Reseptörler ACh ve NE’in efektör hücre membranında etki gösterebilmesi için kendilerine özgü reseptörlerine bağlanmaları gerekir. Kolinerjik reseptörler ve adrenerjik reseptörler. Adrenerjik reseptörler; Alfa ve beta olarak temel iki gruba ayrılır. Adrenal medulla tarafından salgılanan epinefrin (E) ve NE hormonları, sempatik etki göstermelerine karşın, değişik reseptörlere bağlanırlar. NE daha çok alfa reseptörleri, E ise daha çok beta reseptörleri tercih etmektedir. Kalpteki gibi, organın üzerinde beta reseptörler çoğunlukta ise E; damarların üzerinde olduğu gibi alfa reseptörler çoğunlukta ise NE daha etkilidir. Motor Ve Duysal Sistemler Duyu Reseptörleri: Duyu olayı, dokunma, ses, ışık, acı, soğuk, sıcak gibi uyaranlara duyarlı reseptörlerden başlar. Bu reseptörler, duyarlı oldukları duyu şekline göre sınıflandırılmıştır. Tüm duyu yolları 3 nöronludur. Reseptörden kalkan primer duyu yolları (birinci nöron) sekonder duyu yolları (ikinci nöron) ile sinapslaştıktan sonra sekonder duyu yolları talamusun ventral çekirdeğinde tersiyer duyu yolu (üçünçü nöron) ile sinaps yapar ve ilgili korteks bölümüne ulaşır. Bu sırada ikinci nöron, talamusta sonlanmadan önce serebelluma da dallar verir. Mekanoreseptörler: dokunma, basınç gibi mekanik uyaranlara duyarlı reseptörlerdir. Termoreseptörler: Sıcaklık değişmelerine duyarlı reseptörler; soğuk ve sıcak için farklı reseptörler vardır. Nosiseptörler: Ağrı reseptörleridir. Elektromanyetik Reseptörler: Gözdeki gibi ışığa duyarlı reseptörlerdir. Kemoreseptörler: kimyasal değişkenlere duyarlılık gösterirler; ağızda tad, burunda koku, arter kanında oksijen ve karbondioksit düzeyi gibi. Acı reseptörleri uyarıldığında duyu korteksteki acı merkezlerine ulaşacak ve kişi acı duyacak, dokunma reseptörleri uyarıldığında ise korteksteki dokunma merkezlerinde sonlanan ileti kişinin dokunma duyusu hissetmesini sağlayacaktır. Duyu Çeşitleri 1. Eksteroseptif Duyular: Dışarıdan gelen uyaranlara karşı duyarlıdırlar; deri duyuları, ışık, ses gibi. 222

2. Proprioseptif Duyular: Vücudun durumu hakkında bilgi verirler; ayakta durup durulmadığı, hareket edip edilmediği gibi. Eklem ve kas-tendonlardan gelir. 3. İnteroseptif Duyular: İç organlardan gelen duyulardır; mide, mesane gibi yapıların dolgunluğu, kas spazmları gibi. 4. Özel duyular: Görme, işitme, koku ve tad duyuları ise özel duyular adı altında ayrı bir grup olarak ele alınır. Motor Fonksiyonlar Presentral girusta (Rolando önü girusu) bulunan motor korteks vücut hareketleriyle ilgilidir. Şayet hareket önceden planlanarak yapılıyorsa işin içine bazal gangliyonlar, talamus gibi alt beyin merkezleri de karışır; serebellum ise hareketin plana uyup uymadığını, hata olup olmadığını kontrol eder. Omuriliğin Motor Fonksiyonları: Beyin ekstremite hareketlerini doğrudan kontrol etmez ve sadece hareketin başlaması için emir gönderir, omur ilik ise hareketin devamını sağlar. Bu sırada harekette değişiklik meydana gelecekse, örneğin kişi yürürken koşmaya başlayacak, atlayacak ya da eğilecekse beyin yeniden devreye girer ve yeni emirleri gönderir. Bununla birlikte, yürürken ayak yüksek bir yere (taş, basamak) çarparsa, omur ilikteki refleks mekanizmalar ve çeşitli internöronlar hemen devreye girerek ayağın daha yükseğe kaldırılmasını da sağlayabilir; yani omur ilik akıllı bir yürüme denetleyicisi gibi çalışır. Refleksler: Bir çekiç ile diz kapağının altındaki tendona vurulması sonucu bacağın ekstansiyonu şeklinde alınan patella refleksinin merkezi medulla spinalis, göz bebeklerinin kuvvetli ışık altında daralıp az ışıkta genişlemesi şeklinde izlenen pupilla refleksinin merkezi mesensefalondur. 1. Yüzeyel Refleksler: Vücut yüzeyinden başlayan polisinaptik reflekslerdir. Gözün kornea tabakasına küçük bir pamuk ile dokunulduğunda göz kapağının kapanması şeklinde görülen kornea refleksi, bebeklerdeki emme refleksi ve ayak tabanına sert bir cismin sürtülmesiyle ayak parmaklarının fleksiyonu şeklinde ortaya çıkan plantar refleks bunlara örnektir. Plantar refleks muayenesi sırasında fleksiyon yerine ekstansiyon alınması durumuna Babinski refleksi adı verilir, ki bu bulgu bebeklik dönemi dışında patoloji bulgusu olup üst motor nöron hasarını gösterir; bebeklerde ise yürümenin öğrenilmesi ile birilikte ise babinski refleksi kaybolur. 2. Derin Refleksler: Monosinaptik özellikli ve gerilme tipinde refleksler olup kasın uzamasıyla başlayıp aynı kasın kasılmasıyla sonlanırlar. En yaygın olarak bilineni diz kapağı altına vurularak alınan patella refleksi olup, bunun dışında biseps refleksi, triseps refleksi, aşil refleksi de sıklıkla tetkik edilmektedir. 3. Çekilme Refleksi – Fleksör Refleksi – Nosiseptif Refleks: Acı veren bir uyarana tepki olarak bir ekstremitenin veya bazen tüm vücudun geri çekilmesi şeklinde görülen reflekstir. Bu refleks için genellikle yapılacak harekete ait fleksör kaslar uyarılırken, antagonist kaslar ise inhibe edilir; buna resiprokal inhibisyon denmektedir.

223

Stereotipik vücut hareketlerinin kontrolü (yana yatma. dünyamızda ışık ve renk olması mümkün değildir. Sindirim faaliyetlerinin kontrolü 4. medulla oblongata ve mezensefalondan oluşan beyin sapının başlıca motor fonksiyonları şu şekilde özetlenebilir: 1. putamen ve globus pallidus olarak bilinen nöron çekirdeklerinden oluşan bazal gangliyonlar. koşmak gibi hızlı hareketlerin koordinasyonunda etkin bir merkezdir. Sinyaller birçok sinapstan sonra korteksteki görme alanına gelir. kirpik ve kaş. el becerileri alanı. elektromanyetik enerjinin (foton ya da kuanta) nöronal sinyallere dönüştürülmesiyle başlar. Beyin Sapının Motor Fonksiyonları Pons. Burun göz için bir siper oluşturur. başı çevirme alanı. göz yaşı bezinden gelen sıvı ile nemli tutulur. Bunlar daima serebral korteksten uyarı alırken bir yandan da kendileri motor kortekse uyarı gönderir. 4. dönme. motor fonksiyonları doğrudan kontrol etmez. gözü dıştan gelen toz vb. boşaltım ise ancak sonda ile mümkündür. Hemipleji: Vücudun bir tarafının felç olmasıdır.Korteksin Motor Fonksiyonları: Frontal lob üzerinde 3 önemli motor alan yer alır: Broka Alanı: Yalnızca sol hemisferde olmak üzere. Burada motor hareketler planlanıp işleme konmaz. yardımcı motor alan diğer özel alanlardır. Dolaşım sisteminin kontrolü 3. 1. Görme Duyusu Gözümüz ve göz dibindeki fotoreseptörler olmasaydı. harabiyetinde felç olmaz. dipteki fotoreseptörleri uyarır. Göz reflekslerinin kontrolü Bazal Gangliyonların Motor Fonksiyonu Diensefalonda bulunan ve nükleus kaudatus. sylvius yarığının üzerinde yer alır. diğer beyin merkezlerinde geliştirilen motor hareketlerin doğru olarak yerine getirilip getirilmediğini kontrol eder ve gereken düzeltmeleri yapar. Görme. gözün saydam bölümlerinden geçerek. Solunumun kontrolü 2. Parapleji: Omur ilik tam kesilerinde ortaya çıkan alt ekstremitelerin felç durumudur. ancak hareketlerdeki uyum bozulur. daktilo yazmak. Harabiyeti halinde kişi ses çıkarabilir ancak iki heceden daha uzun kelimeleri söyleyemez. denge için kolları açma gibi) 5. Göz kapakları. Göz hareketlerini kontrol eden alan. Bu şekildeki konuşma bozukluğuna afazi adı verilir. Işık. Serebellumun Motor Fonksiyonu: Piyano çalmak. termoregülasyon kaybolmuş. Spinal şok gelişir. etkenlere karşı korur. 3. Deri kuru. Dengenin kontrolü 6. 224 . Bazı araştırmacılar diensefalon ile mezensefalon arasındaki subtalamik çekirdek ile substansiya nigrayı da bazal gangliyonlar arasında sınıflamaktadır. kuruması önlenir ve yıkanır. Serebellum kas hareketlerinin sırasını belirler. Göz orbita adı verilen kemikten bir çukurun içinde bulunur. Korneayı örten konjuktiva zarı. 2.

Görüntünün retina üzerine düşmesi 225 . 1. Eğik düzlemden kırılarak gelen ışık ışınları bir noktada toplanırlar (x) ki bu noktaya odak noktası denir. Kornea. İrisde pupillayı daraltan ve genişleten kas lifleri bulunur. Radyal ve sirküler kas liflerinden meydana gelen silyar kaslar kasılıp gevşeyerek lensin konveksliğini düzenler. Eğer bu temel ilkeleri merceklere uygulağırsak. Şekil 8. Trigeminus duyusunu alır. İrisin uçları tamamen birleşmez. ışığın hareket yönü bu eğik düzleme dik olacak şekilde kırılır. göz küresinin önünde olup beyaz sklera tabakasının devamıdır. ön tarafa doğru şişkinleşerek göze ışınların girdiği saydam korneayı oluşturur. saydam bir mercek olan lens bulunmaktadır. ışığın girmesine izin veren bir açıklık bırakır. Gözün lensi ve korneası. Pupillanın hemen altında silyar kaslara zonular liflerle tutunan esnek. 2. Kırma gücü diyoptri ile ölçülür. Koroid: Göz küresindeki yapıları besleyen yoğun kan damarı içeren pigmentli bir tabakadır. kalın kenarlı (konkav) bir mercekte dağılır ve bir odak noktasında toplanamaz. Şekil 9.Görme Optiği İki farklı ortamı ayıran düzlem eğik ise. Göz küresi dıştan içe doğru üç tabakadan meydana gelir (Şekil 8). Bir mercek ışığı ne kadar fazla kırarsa. Göz küresinin üç tabakası. kırma gücü o kadar büyüktür. ince kenarlı (konveks) bir mercekte ışık dalgaları bir odak noktasında toplanırken. buna pupilla denir. Bu sayede göze giren ışık miktarı değiştirilebilir. en ufak bir temasta göz kırpma refleksi oluştururlar. N. bir görüntüyü retina üzerine odaklayan optik sistemlerdir (Şekil 9). Sklera: Gözün en dışındaki koruyucu tabakası olan sklera. Ön tarafa doğru değişerek silyar kasları ve irisi oluşturur.

basil ve koniler. Horizontal hücreler 4. gerek göz küresi ile ilgili fonksiyon bozuklukları kırma kusurlarına neden olurlar. Konilerde iç ve dış membran vardır. Fakat yakın nesnelerin görüntüsünü retinaya odaklayabilmek için silyar kasın kasılması gereklidir. Fotoreseptörler: Retinada ışıağa duyarlı iki tür ışığa hassas reseptör hücre bulunur. Korneanın kırma kuvveti değişmediğinden. Sempatik zincirden çıkan eferentler m. Bu sırada pupilla da daraldığı için yalnız merkeze yakın gelen ışınlar göze girebilir. Temel olarak koniler. Primer renklerin karışımı beyaz rengi verir. Ganglion hücreleri 2. Bu renklere primer renkler denir. Görme reseptörleri olan basiller ve koniler (Fotoreseptörler) Bipolar hücreler ile ganglion hücreleri beyine giden direkt yolu oluştururlar. Bipolar hücreler 5. Retina: 1. Kişiler uzaktaki cisimleri daha iyi görebildikleri halde yakındaki cisimlerin görüntüsü retinanın arkasına düştüğü için net göremezler. Amakrin hücreler 3. büyük bir tabakanın katlanmış şeklidir. lensin öncelikle ön yüzü kamburluğunu artırarak kırma gücünü yükseltir. sonra erişir. Görme Anomalileri KIRMA KUSURLARI: Normal bir gözde silyar kas gevşek durumdayken uzaktaki cisimleri net olarak görebilir. Vitamin A eksikliğinde gece körlüğü gelişir. Bu sinirin parasempatik telleri konstriktor iris kaslarını inerve eder.3. optikusun çıktığı noktada koni ve basiller yoktur. okulomotoriusun parasempatik dalları tarafından sağlanır. basiller zayıf ışıkta siyah beyaz görme için ileri derecede spesifiktir. Göz Refleksleri Pupilla refleksi: Doğadan paralel gelen ışık. Konlarda fotosensitif dış membran. optikusu oluşturur. Lensin kamburluğunu artırması ve pupillanın daralması n. optikusa. optikus tarafından taşınır. Gerek silyar kas. okulomotorius çekirdeğine geçer. Uzun dalga boyu – kırmızı Orta dalga boyu – yeşil Kısa dalgaboyu – mavi renkleri oluşturur. Akomodasyon refleksi: Uzaktan gelen paralel ışınların kornea ve lens tarafından kırılarak fovea üzerinde toplandığını biliyoruz. Hipermetropi: Bu durumda paralel ışınlar retinanın arkasına düşer. parlak ışıkta renk ayrımı için. Basil ve konilerden gelen mesaj n. Kör nokta: N.dilatatör iridis kasını inerve ederek pupillaların genişlemisini sağlarlar. korneada bir kez kırıldıktan ve humor aköz tarafından yavaşlatıldıktan sonra pupilladan geçerek lense gelir. 226 . Talamusta sinaps yaptıktan sonra korteksin primer görme alanına gelir. Aferent liflerin bazıları n. Daha önce açıklandığı şekilde uyartı n. Görme yolu: Retinadan gelen yaklaşık 1 milyon akson toplanarak n.

kişi o pigmentin sorumlu olduğu rengi ve tonlarını algılayamaz. inkus. İç kulak: Kohlea (salyangoz) ve vestibuler aparey (denge ile ilgilidir). Kulağı üç bölüme ayırarak inceleyebiliriz (Şekil 10): 1. 2. frekans ne kadar fazla ise ses o kadar tizdir. İŞİTME DUYUSU İşitme. Şiddet: Birim yüzeye uygulanan basınçtır. Üzenginin basamağı iç kulaktaki oval pencereye (fenestra ovale) dayalıdır. gürültü kesildiğinde uykusundan uyanır. Sesin şiddetinin ölçü birimi desibel’dir. timpan zarı. dış kulak yolu. Dış ortamdan gelen ses dalgaları kulak zarını titreştirdikten sonra kemikciklere iletilir. Renk körlüğü: Gözde renge duyarlı konilerde bulunan pigment maddeleri eksik sentez edildiğinde. Bu zarın arkasında ise çekiç (malleus). En çok rastlanan. bilgi) yönünden görme duyusundan daha önemlidir. örs’e (incus) ve üzengi (stapes) bulunur. Frekans birimi Hertz (Hz)’dir. Dış kulak: Kulak kepçesi. Uykuda bile sesleri algılarız. cisim göze yaklaştırıldığında görüntü retinanın üzerinde toplanır. insana sağladığı enformasyon (haber. Şekil 10. Sesler bize durmadan etraftan bilgi verir. Kemikcikler de bu hareketi oval pencereyi kaplayan zara iletirler. kırmızı veya yeşil konilerdeki pigment eksikliğidir. Genlik: Ses dalgasının yüksekliği veya amplitüdü olarak ifade edilebilir. malleus. Ancak en yüksek duyarlılık 1000-4000 Hz arasındadır. İşitme 20-20000 Hertz titreşimlerin kulak tarafından alınarak elektrik akımına çevrilmesidir. 0 desibel ortalama duyma eşiğidir. Genlik ne kadar büyükse ses o kadar gür.Miyopi: Bu durumda paralel ışınlar retinanın önüne düşer. 227 . Uzağı göremez. Kulak anatomisi. Timpan Membran Ve Kemik Sistemi: Dış ortamdan gelen ses dalgaları kulak kepçesi ile toplanarak dış kulak yolu ile orta kulağa iletilir. Nitekim gürültülü bir ortamda uyuyan kişi. 3. Dış kulak yolu sonunda. iç bükey olan timpan membran bulunur. Orta kulak: Üç küçük kemikçikten meydana gelir. Frekans: Sesin bir saniyedeki titreşim sayısıdır. stapes.

Bu tüycük hücreleri tabanlarında vestibular sinir ile sinaps yaparlar. elektromekanik ses dalgalarına duyarlı tüy hücrelerinden oluşan korti organı bulunur. Bilgi. Denge ve Kontrolü Beyin merkezlerine dengenin bozulduğunu bildiren reseptör. korti organının reseptör hücreleri. alttakine ise Basiller membran denir. Tüycüklerin hareketi (eğilmesi) başın hareketine bağlıdır. Utrikulus ve sakkulus içinde makula adı verilen bir bölge bulunur. Basiller zarın yüzeyinde. Beyin bu sayede başın pozisyonu konusunda fikir sahibi olur. beyin sapından talamusa ve temporal lobtaki işitme korteksine taşınır. Tüy hücreleri kohleadaki basınç dalgalarını reseptör potansiyellere çevirirler. vestibulokohlearis aksonlarında aksiyon potansiyeli doğmasına neden olur. Temporal kemiklerin içinde. Kafa çifti olan N. Üç ayrı planda duran yarım daire kanalları. Üst kısımdaki zara Reissner membranı. 8. 228 . helezonik şekilde kıvrılmış kemik ve zar bölmelerden oluşan bir boru sistemidir.İç Kulak: İç kulak. Her makulada binlerce tüycük vardır. İşitmedeki Nöral Yollar: Kohlear sinir lifleri beyin sapına girer. bir ucunda kıla benzeyen sterosiller bulunduran mekanoreseptörlerdir. Korti Organı Tüy Hücreleri: Tüy hücreleri denen. yine kemikten ve zardan yapılı bir borular sistemi vardır ve labirent denir. Bu durum. ortada utrikulus ve sakkulus adı verilen bölümleri vardır. vestibüler organdır. Bu hücrelerde tüy hücreleri bulunur.

James Sherman. 11. 6. Kim E.KAYNAKLAR 1. 2011. Arthur C. Ganong’s Review of Medical Physiology. Baskı. Matthew N. 3. Guyton. 1999. Mosby. Physiology. RESİMLER ve ŞEKİLLER için KAYNAKLAR 1. John E. Mc Graw Hill. Anatomy and Physiology. Mc Graw Hill. 2010. Anatomy and Physiology. 5ht Edition. Kevin T. 1998. 10th edition. Vander's Human Physiology: The Mechanisms of Body Function. 2010. Susan M. Tıbbi Fizyoloji Guyton&Hall. 10. 2. Baskı. 4. Çeviri Editörü: Serdar Demirgören. Barman. 3. 5ht Edition. Vander İnsan Fizyolojisi. Nobel Kitap evi. James Sherman. 5. 2006. Robert Berne. Scott Boitano. Dorothy Luciano. Guyton and Hall Textbook of Medical Physiology. Elsevier Saunders. Thieme. 229 . Arthur Vander. Adolf Faller. 2006. Hall. Mosby. Barrett. Güneş Tıp Kitapevleri. 2. Heddwen Brooks. Şehvar Çağlayan. Arthur Vander. Yaşam Bilimi Fizyoloji. 2. 12th Edition. 2003. 2004. Levy. Basım. Patton. Gary A Thibodeau. 40th edition. Dorothy Luciano. Michael Schuenke. Panel Matbaacılık. Çeviri Editörü: Hayrunnisa Çavuşoğlu. 23Edition.

230 .

PATOLOJİ DERS NOTLARI Patoloji Anabilim Dalı 231 .

232 .

Doç.Doç. 1. TROMBOEMBOLİZM ve ŞOK BAĞIŞIKLIK HASTALIKLARI TÜMÖRLER ÖLÜM ve OTOPSİ ÖĞRETİM ELEMANI Doç.İÇİNDEKİLER S. ÜNİTE / KONU PATOLOJİYE GİRİŞ HÜCRE ZEDELENMESİ ve UYUMU İNFLAMASYON ve ONARIM DOLAŞIM BOZUKLUKLARI. 2. 3.Bnb.Tbp.Tbp. Önder ÖNGÖRÜ Yrd.Tbp. 7.Yzb.Doç.Tbp.Tbp. 6.Tbp.Yb.NU. Armağan GÜNAL Yrd.Tbp. Ayhan ÖZCAN Doç. 5.Bnb. Armağan GÜNAL 233 .Yzb.Doç. 4.Yzb. Bülent KURT Yrd.Alb. Armağan GÜNAL Doç. Yıldırım KARSLIOĞLU Yrd.

234 .

hastanın klinik doktoru ile iletişime geçilir. genellikle tanı konulurken her zaman için klinik verilere gereksinim olduğundan patolog-klinisyen arasında sürekli bir iletişim kurulması zorunludur. Deneysel. Patoloji öğretiminden tıp fakültesi öğrencisinden beklenen. moleküler düzeydeki çalışmalarda patolojik incelemelerin önemi giderek artmaya başlamıştır. teorik ve teknik pek çok konuda patolojik çalışmalar yapılmaktadır. ancak bu tür kişiler genellikle cezalandırılmıştır. histoloji ve fizyoloji bilgilerinin üzerine. Bu nedenle. Diğer sağlık sınıflarından beklenen de hastalığın nedenleri ve bunların doğurduğu sonuçları gözleyerek. Patolojinin çalışma alanı hastalıklı organ ve dokuların incelenmesiyle sınırlı değildir. hastalıklı doku ve organların morfolojik (biçimsel. salgın hastalıklarda insandan insana geçen etkenlerin olabileceği ileri sürülmüştür. 235 . Batı Anadolu’daki eski Yunan uygarlığında ve sonraları İbni Sina döneminde bu tür düşüncelerden uzaklaşmaya çalışılmıştır. tümörlerin tanısı başta olmak üzere. hastalıklı organların makroskopik veya mikroskopik anormal görünüşlerini ekleyerek hastalıkların daha kolay anlaşılmasını sağlar. Bu da din adamlarının gücünü artırıyordu. yüzyılda Virchow “Hücresel Patoloji”nin temelini atmıştır. hastalıkların fiziksel neden-sonuç ilişkilerinin bulunabileceği. ilk Türk patologlarının tümü askerdir.Alb. Rönesans döneminde. Günümüzde. Patolojinin Yeri ve Önemi Patoloji. Günümüzde patoloji ağırlıklı olarak tıp fakültesinde ve daha az oranlarda da sağlık meslek yüksek okullarında okutulmaktadır.Tbp.1. hastalıklı doku ve organları inceleyerek. PATOLOJİYE GİRİŞ Doç. hastanın tedavisinde ve bakımında doktora yardımcı olmasını amaçlamaktadır. görüntüsel) özelliklerini inceleyen bilim dalıdır. Osmanlı döneminde tek tıp fakültesi olan Askeri Tıp Fakültesi’nde (Gülhane) Alman bilim adamları tarafından başlatılmıştır. 19. Günümüzde. Orta çağda hastalıkların içsel ve dışsal nedenleri olabileceğini ileri sürenler olmuş. yüzyılda kendi yaptığı 700 otopsiyi anlatan kitabın yayınlanması patoloji tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. pek çok hastalığın kesin tanısının ve bazen de adli-tıbbi otopsilerde ölümün kesin nedeninin ortaya konmasında patolojik inceleme gereklidir. Morgagni’nin 18. Bu amaçla bazen istek formunda bilgiler yeterli olmadığında. klinik bir dal olmamasına rağmen. Patoloji. anatomi. Ayhan ÖZCAN Patoloji Anabilim Dalı Patolojinin Tanımı ve Tarihçesi Patoloji. hastalıkların nedenlerini ve bunların doku ve organları etkileme şekillerini. hastalığın nedenleri ile belirtileri arasındaki ilişkileri kavrayabilmesini ve böylece tedavide en doğru yaklaşımı belirlemesine yardımcı olabilmeyi sağlamaktır. İlk çağlarda hastalıklar bir günahın. Ülkemizde patolojik incelemeler. suçun cezası olarak görülmekteydi.

Patolojik İnceleme Yöntemleri 1. “mikrotom” adlı cihaza yerleştirilir ve istenilen kalınlıkta (genellikle 4-5 mikron) kesitleri alınır. Bu cihazlardaki ilk aşama dehidratasyon aşamasıdır. Bu aşamaya girmiş bir örnekte hücrelerin ayrıntıları kaybolur ve morfolojik değerlendirme için uygunsuz hale gelir. Takip (Doku İşleme) Tespitli dokulardan alınan örnekler doku kasetlerine konur ve numaralanır. doku ve organ örneklerinin uygun tespit solüsyonları içine konması gerekmektedir. Doku ve organlar kendi hacimlerinin 10-20 katı kadar tespit solüsyonu içine konmalıdır. Bu işlemler vakumlu ortamlarda yapıldığında işlem süreleri kısalabilir. Dondurularak kalıp halinde çıkması sağlanır. Bu kesitler sıcak ksilol içinde deparafinize edilir.Rutin Histopatoloji Laboratuvarının İşleyişi Tespit (Fiksasyon) Doku ve organ örnekleri insan vücudundan ayrıldıkları anda canlıdırlar ve hastalığın morfolojik özelliklerini içerirler. Alkol tespit için uygun bir fiksatif değildir. Bu özelliklerinin bozulmasını önlemek için. En uygun tespit solüsyonu % 1015’lik formalindir (tercihen tamponlanmış formları). Kesit Alma Parafin bloklar. Bu nedenle alkolün belli bir süre sonra ortamdan uzaklaştırılması gerekir ve bu amaçla da ksilol kullanılır. Bu boya genellikle hematoksilen (mavi) ve eosindir (kırmızı). Parafin oda sıcaklığında katılaşır. Böylece dokular sertlik kazanmakta ve kolay kesilir hale gelmektedir. Bu solüsyonda uzun süre durması da dokuların kurumasına ve kırılganlığının artmasına neden olur. elektron mikroskopik incelemede gluteraldehit kullanılır) konması gerekebilir. Bloklama Doku takip cihazından parafinli olarak çıkan dokular oda sıcaklığında donduğundan tekrar sıcak parafin ile metal kalıplar içine yerleştirilir. Bu amaçla alkol kullanılmaktadır. Tespit edilmemiş doku ve organ örnekleri kısa bir süre sonra ortam sıcaklığına da bağlı olarak bakterilerin ve salgıladıkları enzimlerin etkisiyle otolize (erime) uğrar. Bazı özel patolojik incelemelerde kliniğin ön tanıları da göz önüne alınarak dokuların farklı tespit solüsyonlarına (örneğin. Ksilolün uzaklaştırılmasında da belli sıcaklıkta ısıtılmış sıvılaştırılmış parafin kullanılır. Özellikle küçük endoskopik dokular kolaylıkla kurur ve değerlendirilemez hale gelir. Histopatolojik İnceleme Yöntemleri Bir hastanenin işleyişinde patoloji bölümünün görevi hastalardan tarama veya tanı amacıyla hücre/doku örneklerinin alınmasıyla veya organların çıkarılmasıyla 236 . Bu kalıpların hepsinin üzerinde daha önceden yazılmış olan numaralar bulunur. Tespitten sonraki aşamaların hemen hepsi otomatik doku takip cihazlarında yapılmaktadır. ılık su banyosu içinde yüzdürülür ve oradan da lamlar üzerine aktarılır. Daha sonra da farklı derecelerdeki alkollerden geçirilerek hidrate edilir ve istenilen boyanın uygulanmasına geçilir.

farmakolojik. o zaman dokuyu kurutmadan ıslak (serum fizyolojik ile) bir bez içinde ve herhangi bir tespit solüsyonuna konmadan gönderilmelidir. biyokimyasal. Patoloji uzmanına örnek gönderilirken mutlaka alındığı yer ve klinik olarak düşünülen ön tanılar bildirilmelidir. görüntü büyültüldükçe tanının kolay ve doğru olacağını düşünmek doğru değildir. Patoloji uzmanı. deneyim gerektirir. Rutin Patoloji Laboratuvarı 237 . Bu bilgiler verilmeden patologdan bir tanı beklemek doğru olmaz. Bu raporda kesin bir tanı olabileceği gibi. Elektronmikroskop daha çok araştırma amacıyla kullanılmakta. nadiren tanısal açıdan da gerekli olabilmektedir. Rutin olarak “hematoksilen-eozin” yöntemiyle boyanan kesitler ışık mikroskobunda morfolojik olarak değerlendirilir. Ancak. Bu örneklerin uygun tespit solüsyonları içinde gönderilmesi klinikte görevli yardımcı sağlık personelinin sorumluluğundadır. Her zaman için ilk incelemede tanı koymak mümkün olmayabilir. yorum şeklinde öneriler listesi de bulunabilir. Bu mikroskopların büyültme gücü ışık mikroskobundan yüzlerce kere fazladır. Biyopsi örneklerinin önce dış görünümleri (makroskopi) değerlendirilir ve normalden farklı görülen alanlardan mikroskopik inceleme için doku parçaları alınır. Bu alanın seçimi patolojik incelemenin en önemli aşaması olup. mikrobiyolojik. Ancak taze doku gerektiren özel bir inceleme (immünfloresans ve kas incelemesi gibi) düşünülüyorsa. genetik.başlar. Patoloji uzmanın en sık kullandığı düzenek olan ışık mikroskobunun büyültme olanağı yaklaşık x1000 ile sınırlıdır. yukarıdaki yöntemlerden biri veya birkaçı ile yaptığı incelemenin sonunda bir rapor düzenler. moleküler biyolojik verileri gereksinim duyulabilir. Bu gibi durumlarda.

Hastanın anestezi altında olduğu da düşünülecek olursa. Ancak. Bu dokular kesildikten sonra en kısa süre içinde hematoksilen-eozin ile boyanır. Bu tür kesitlerden patolog tarafından varılan sonuçlar her zaman kesin ve net olmayabilir. Bu kesitler rutin işlemlerden geçen dokuların kesitleri kadar kaliteli olmaz.Histopatoloji Laboratuvarı Bloklamanın ve doku takibinin yapıldığı ünite 2. günde yaklaşık olarak 4-5 kez başvurduğumuz bir yöntem de “frozen section”dır. bazen operasyon sırasında hastada operasyonun seyrini değiştirebilecek kararlar almak gerekebilir. en kısa zamanda tanı verebilmek için. yukarıdaki işlemler takip edildiğinde en iyi olasılıkla bir gün sonra verilebilir. Dokular kiryotom adı verilen cihazlarda -20°C sıcaklıklarda dondurularak kesilir. ancak yine de verilen bilgiler cerrahı yönlendirmede yardımcı olmaktadır.“Frozen Section” ve İntraoperatif Histolojik İnceleme Yöntemi Rutin patolojik incelemeye alınan bir örneğin tanısı. Bu dokuların herhangi bir tespit solüsyonu içine konmadan gönderilmesi gerekmektedir. 238 .

Palpe edilebilen veya görüntüleme araçları (ultrasonografi. magnetik rezonans gibi) ile saptanan kitlelerden iğne ile yapılan ‘Aspirasyon Sitolojisi’ yöntemi de gittikçe yaygınlaşmaktadır. Sitopatolojik İnceleme Yöntemi Sitolojik incelemeler genellikle biyopsi işlemlerine göre daha az invaziv bir yöntemdir. Bu yöntem daha çok tanısal amaçlı kullanılmaktadır. daha yaygın olarak tanısal amaçlı kullanılmaktadır. Günümüzde tarama amaçlı olarak servikovajinal ve balgam yaymaları kullanılmaktadır.Böbrek ve kas örneklerinin değerlendirildiği yer 3. Elde edilen hücrelerin değerlendirilmesinde. Papanicolaou vajenden dökülen hücreleri bir lama yayarak kendi geliştirdiği bir yöntemle boyamış ve incelemiştir. her organ için ayrı bir bilgi birikimine ve 239 . tomografi. Günümüzde de birçok sitolojik örnekler bu yöntemle boyanmakta ve bu yöntem kendi adıyla anılmaktadır. Günümüzde sitolojik inceleme taramanın yanı sıra. Babes tarafından başlatılmış ve daha sonra ise 1950' lerde Papanicolaou tarafından yaygınlaştırılmıştır. servikovajinal ve idrar yayma sitolojisi gibi). Kapladıkları yüzeyden dökülen hücrelerin sitolojik olarak incelenmelerine “Eksfolyatif Sitoloji*’ denilmektedir (Örneğin. İlk olarak 1927’de Dr. Deri ve mukozayı kazıyarak hücre elde ederek de incelemek mümkündür (kazıma yöntemi). Bu sayede serviks kanserlerini erken dönemde yakalama şansı artmıştır. Bu yöntem birçok kurumda kullanılmaktadır.

immunohistokimya. Her zaman için tanı koymak mümkün olmayabilir ve biyopsi ile tanının desteklenmesi gerekebilir. DNA sitometrisi.deneyime gereksinim vardır. 4. Arşiv. Bu yöntemlerden in situ hibridizasyon (yakında çalışılmaya başlanacak) dışında hepsi. görüntü analizi gibi yöntemler sayılabilir. Bunların arasında histokimya. Arşiv 240 . GATA Patoloji Anabilim Dalı’nda da kullanılmaktadır. Diğer Patolojik Yöntemler Rutin histopatolojik inceleme yöntemleri dışında bazen ek patolojik incelemelere gereksinim duyulabilir. in situ hibridizasyon.

Morfolojik değişikliklerle klinik sonuçları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaya çalışır. Nekroz a. Yıldırım KARSLIOĞLU Patoloji Anabilim Dalı Hücre Zedelenmesi ve Hücre Ölümü Genel Tanımlar Hücre Zedelenmesinin Nedenleri Hücre Zedelenmesi ve Nekrozis Hücre Zedelenmesi ve Hücre Ölümü Genel Tanımlar Patoloji. hastalıkların fonksiyonel ve yapısal nedenlerini araştıran bir bilim dalıdır.Bnb. Patogenezi açıklar. 4. Nekroz 2. HÜCRE ZEDELENMESİ ve UYUMU Doç. Sonuçta hücrenin canlılığını sürdürdüğü değişmiş ve yeni bir durum (hipertrofi. Adaptasyon (uyum ) 2. atrofi gibi) ortaya çıkar. Dış kaynaklı uyarana bağlı en sık görülen hücre ölümü şeklidir. 1. 241 .2. Geri Dönüşlü ve Dönüşsüz Zedelenmeler 1. Geri dönüşlü zedelenme 3. Geri dönüşlü zedelenme: Uyaran ortadan kalktığında veya zedeleyici neden hafif şiddette ise normale dönebilen patolojik değişikliklerdir. Hücre ölümü 1. Geri dönüşsüz zedelenme ve ölüm Hücresel Adaptasyon Aşırı fizyolojik streslerle veya bazı patolojik uyaranlarla oluşur. Patolojinin Görevleri 1. Hastalığın hücre ve dokularda neden olduğu morfolojik değişiklikleri inceler. Hücre Zedelenmesi ve Hücre Ölümü Normal hücresel fonksiyon için hücrenin fizyolojik gereksinimleri ile hücrenin yapısı ve metabolik kapasitesi arasında bir uyum olması gerekir. Bu hücre içinde hassas bir homeostatik denge durumu oluşturur. Geri dönüşsüz zedelenme: Patolojik değişiklikler kalıcıdır ve hücre ölümü ile sonlanır. Apopitoz 1. 2. 2. 3.Tbp. Hastalığın nedenini araştırır.

Mekanik travma b. 3. b. Terapötikler (asetaminofen) b. CO ve hava kirliliği f. Kimyasal etkenler ve ilaçlar a. Hipoksi. Oksijen yetersizliği 2. glikolitik enerji üretimi devam edebilir. İnsektisitler g. Nonterapötikler (kurşun ve alkol gibi) c. Apopitoz II a. hücre organellerinin yıkımı ve hücre parçalanması olur. İskemi. Beslenme bozuklukları 1. Sıcak-soğuk c. İnfeksiyöz ajanlar 5. b. Morfolojik olarak kromatin yoğunlaşması ve parçalanması ile karakterizedir. glukoz hücreye ulaşamaz ve bu nedenle daha hızlı hücre zedelenmesi olur. Apopitoz I a. Elektrik şoku 3. 2. proteinlerin koagülasyonu. Programlanmış hücre ölümüdür. Hücre Zedelenmesinin Nedenleri 1. Genetik bozukluklar 7. Çeşitli fizyolojik ve patolojik durumlarda. embriyogenez sırasında istenmeyen veya gereksiz hücreler de bu yolla ortadan kaldırılır. c. Fiziksel etkenler a. b.b. Oksijen yetersizliği a. İmmünolojik reaksiyonlar 6. hücresel komponentlerin bir arada uyumlu olarak çalıştığı ve çevre dokuya en az zarar veren bir ölüm şeklidir. Fiziksel etkenler 3. Eser elementlerin fazlalığı e. Tek hücrede veya küçük hücre gruplarında görülebilir. Oksijen yüksekliği d. denatürasyon. Radyasyon d. Şiddetli hücre şişmesi. Narkotikler 242 . 2. Atmosfer basıncındaki ani değişiklikler e. İstenmeyen hücreleri ortadan kaldırmak için planlanmış. Kimyasal etkenler ve ilaçlar 4.

Genetik bozukluklar 7. koroner arter tıkanıklığı). süresine ve şiddetine göre hücresel yanıt değişir. Membran geçirgenliğinin bozulması 5. Kan akımı düzeltilince. Geri dönüşlü ve dönüşsüz hücre zedelenmesi ile nekrozisdeki morfolojik değişiklikler 3. Beslenme bozuklukları a. İskemik ve hipoksik zedelenme hücresel zedelenmenin en yaygın tipidir (örn. 9. Anoreksia nervoza Genel Mekanizmalar I 1. Geri Dönüşlü Zedelenme: Hipoksi önce oksidatif fosforilasyonun ve arkasından da mitokondride ATP üretiminin azalmasına neden olur. 5. 7. Geri dönüşsüz zedelenme: İskemi kalıcı olursa zedelenme geri dönüşsüzdür ve bunda iki önemli olay rol oynar: 1. İnfeksiyöz ajanlar 5. Biyokimyasal ve yapısal komponentler etkilenir. İskemi uzadığında. 4.4. Mitokondriyal disfonksiyon belirli bir noktaya kadar onarılabilir. Obezite f. Rol Oynayan Biyokimyasal Olaylar 1. Açlık e. Geri dönüşsüz mitokondriyal zedelenme Genel Biyokimyasal Mekanizmalar İskemik ve Hipoksik Hücre Zedelenmesi 1. Oksijen kaynaklı serbest radikaller 3. ATP’nin tükenmesi 2. Diyetin içeriğindeki değişkenler d. hücrelerin enerji üreten sistemi onarılamaz şekilde zedelenirse patolojik değişiklikler kalıcı olur (geri dönüşsüz zedelenme). Zedeleyici ajanın tipine. Serbest radikallere bağlı hücre zedelenmesi 2. Protein-kalori eksikliği b. Zedelenen hücrenin tipine. zedelenme alanı genişleyebilir (reperfüzyon zedelenmesi). Eğer oksijen sağlanabilirse etkilenen hücreler sağlamlığını korur. 2. Azalmış ATP sentezi ve ATP’nin aşırı tüketimi 2. İmmünolojik reaksiyonlar 6. Membran zedelenmesi 243 . Ca+2 homeostazının bozulması ve hücre içi kalsiyumun artması 4. 8. Vitamin eksikliği c. konumuna ve uyum sağlama yeteneğine göre sonuçlar değişir. İskemik hücrelerdeki patolojik değişiklikler onarılabiliyorsa geri dönüşlü zedelenmedir. 6.

İskemi ve Reperfüzyon Zedelenmesi Kan akımının belirli bir süre kesilmesinden (iskemi) sonra kanlanmanın yeniden düzelmesine reperfüzyon denir. Serbest Radikallerin İnaktivasyonu 1. Çünkü antioksidanlar ve enzim sitemleri bunları ortadan kaldırmada yetersiz kalmaktadır. 244 . 2. Homojen (glikojen kaybına bağlı). lipidler ve karbonhidratlarla etkileşime giren kararsız maddelerdir. Antioksidanlar (A. Serbest radikalleri uzaklaştıran ve hücresel zedelenmeyi minimal düzeye indiren çok sayıda mekanizma vardır. Genellikle spontan olarak ortadan kalkarlar. 3. Hücre içi Ca+2 artışı enzimlerin aktivasyonuyla. 2. C ve E vitamini ile glutatyon) 2. protein ve DNA zedelenmesi olur. proteinlerin denatürasyonuna yol açar (koagülasyon nekrozu). 2. Serbest Radikallere Bağlı Hücre Zedelenmesi 1. 2. Organel veya diğer sitoplazmik komponentlerin enzimatik olarak sindirilmesi Nekrozisdeki morfolojik değişiklikler: Nekrotik hücre. Geri dönüşlü zedelenmede kan akımı düzeldiğinde hücreler canlılığını devam ettirir. Proteinlerin denatürasyonu. Serbest radikaller kararsız moleküllerdir.Membran Zedelenmesindeki Mekanizmalar 1. Geri dönüşsüz zedelenmede ise reperfüzyonda apopitoz benzeri bir nekroz ortaya çıkabilir (reperfüzyon zedelenmesi). 3. 1. Parlak. 2. Geri Dönüşlü ve Dönüşsüz Hücre Zedelenmesi ile Nekrozisdeki Morfolojik Değişiklikler Canlı organ ve dokularda hücre ölümünden sonra gelişen morfolojik değişikliklerin tümüne NEKROZ denir. Mekanizması ne olursa olsun membran bütünlüğünün kaybı Ca+2 girişine neden olur. Daha eozinofilik (bazofiliyi sağlayan RNA’nın kaybına bağlı). Çeşitli kimyasal ve biyolojik olayları harekete geçirerek hücresel zedelenmeye neden olurlar. Süperoksit dismutazlar c. Proteinler. Serbest radikalleri ortadan kaldıran enzimler: a. Gulutatyon peroksidaz Sonuç Eğer aşırı serbest radikal oluşumu varsa lipid. İki ana nedeni vardır: 1. Serbest Radikallerin İnaktivasyonunda Rol Oynayan Faktörler 1. Katalaz b.

Hücre membranları parçalanmıştır. Özellikle ekstremitelerde görülür. Kazeifikasyon Nekrozu a. Yumuşak. Lökositlerin lizozomal enzimleri aracılığıyla ölen hücreleri sindirmesine HETEROLİZ denir. Nekrotik alan yumuşak ve sıvı ile doludur. c. Protein denatürasyonundan hemen sonra otoliz ve heteroliz olduğunda ortaya çıkar. Mikroskopik olarak hücre debrisleri bulunan amorf eozinofilik materyal izlenir. Kötü kokuludur. 2. b. Kangrenöz nekroz 1. b. c. Adaptasyonlar. Sitoplazmik proteinlerin denatürasyonu ile karakterizedir. c. böbrek. Likefaksiyon nekrozu 3. Nekroz Tipleri 1. Karyoreksis (küçük kümelere parçalanmış kromatin) Ölen hücrenin kendi lizozomal enzimleri aracılığıyla sindirilmesine OTOLİZ denir. karaciğerde daha sık görülür. Miyokard. Piknoz (küçük. b. Hipertrofi c. Atrofi d. 3.4. 4 Kangrenöz Nekroz a. Nükleer Değişiklikler 1. Karyoliz (kromatinin erimesi) 3. Tüberküloz için karakteristiktir. Yağ nekrozu 5. Koagülasyon (iskemik) nekrozu 2. Hücre İçi Birikimleri ve Hücresel Yaşlanma Çoğalma ve Farklılaşmada Hücresel Adaptasyonlar a. c. kolayca parçalanabilen peynir benzeri görünümü vardır. Hiperplazi b. Metaplazi 245 . Likefaksiyon Nekrozu a. b. Kazeifikasyon nekrozu 4. Daha çok lokalize bakteriyel infeksiyonlarda (apseler) ve beyinde görülür. Koagülasyon nekrozu a. yoğun nükleus). Bakteri ve lökositlerin birarada bulunduğu bir gazlı kangrende koagülasyon ve likefaksiyon nekrozu birlikte görülür. Koagüle olan hücrenin çatısı korunur. 2. Vakuollü 5. En sık görülen nekroz paternidir.

Fizyolojik g. Hücreler aşırı fizyolojik stres ile patolojik uyaranlar karşısında fizyolojik ve morfolojik hücresel adaptasyonla yanıt verebilir. filamentler) bağlı hücre 246 . e. hemopoetik ve konnektif doku hücrelerinde oluşur.Hücre İçi Birikimler Lipidler Proteinler Glikojen Pigmentler Patolojik kalsifikasyon a. Fonksiyonel olarak gereksinimde artış: a. c. Kas hücreleri fonksiyonel artışla veya hormonlarla uyarıldığında genellikle hipertrofiyle yanıt verir. 2. Fizyolojik hipertrofi: Vücut geliştirenlerdeki kas hipertrofisi b. f. Hiperplazi sadece DNA sentezi yapabilen epitelyal. Fizyolojik veya patolojik nedenlerle oluşabilir. Bu hücrenin canlılığını koruyabildiği yeni bir denge durumudur. Çoğalma ve Farklılaşmada Hücresel Adaptasyonlar 1. Sinir. Adaptasyonlarda hücre içi birikimler görülebilir. Genellikle hipertrofiyle birliktedir. Patolojik hipertrofi: Kalp yetmezliğindeki kalp kası hipertrofisi. Hiperplazi a. b. Metaplastik kalsifikasyon Hücresel yaşlanma a. ER. Puberte ve gebelikte kadın memesindeki büyüme Kompensatuar hiperplazi Parsiyel hepatektomi sonrası karaciğerin hiperplazisi Hipertrofi Organellerin (özellikle miyofilamentlerin) sayısında artış ve dolayısıyla da hücre ve organ boyutundaki artış ile karakterizedir. Östrojene bağlı endometriyal proliferasyon b. b. Spesifik hormonal uyarım: Fizyolojik hipertrofi: Gebelikte prolaktin ile östrojene bağlı meme ve uterus hipertrofisi Atrofi a. Distrofik kalsifikasyon b. d. Hücre komponentlerindeki azalmaya (mitokondri. 3. Hücrelerdeki sayısal artıştır. d. Patolojik Hormonal hiperplazi a. c. kalp ve iskelet kası hücrelerinde hiperplazi özelliği yoktur veya çok azdır.

Yassı epitelde de kolumnar epitel metaplazisi oluşabilir (Barret özofagusu). En sık görülen kolumnar hücrenin yassı epitele dönüşümüdür (sigara içenlerde solunum epitelinin yassı epitel metaplazisi). d. f. 247 . Ancak bunlar ölü hücre değillerdir.) yaşam süresinin azalması ile yakından ilişkilidir. Yaşlanan hücrelerde çok sayıda fonksiyonel ve morfolojik değişiklikler olur. Belli bir noktadan sonra hücre zedelenmesi veya ölümüyle sonlanabilir. Atrofik doku sonunda tümüyle yağ dokusuna dönüşür. Morfolojik Değişiklikler a. c. eğer uyaranlar devam ederse.ve organ boyutunda küçülmeyle karakterlidir. Kan desteği hücrelerin yaşamını sürdüremeyecek kadar yetersiz ise hücre ölümü görülür. Hücrelerde yaşa bağlı değişiklikler yıllarca subletal düzeydeki zedelenmenin ilerleyici birikimi sonucu oluşur. iyonizan radyasyon vb. c. Pleomorfik ve vakuollü mitokondriler c. Ancak hücrenin çoğalmasındaki programlı olaylar ile hücrenin savunma mekanizmalarını bozan en önemli faktör. Fizyolojik (doğum sonrası uterusun küçülmesi) ve patolojik olabilir. Golgide distorsiyon Oksidatif zedelenmenin oranı yaşla artar. ilerleyici oksidatif zedelenmedir. g. Atrofik hücrelerde fonksiyon azalır. Düzensiz ve anormal loblu nükleuslar b. Metaplazi a. e. b. Hücresel Yaşlanma Yaş ilerledikçe ve hemen hemen tüm organlarda fizyolojik ve yapısal değişiklikler oluşur. Bu reaktif ürünlerin üretimindeki artış (yüksek kalorili diyet. a. ER’da azalma d. b. aynı zeminde atipi (displazi) ve sonrasında da kanser gelişebilir. Sonuç Hücresel yaşlanmanın mekanizmaları çeşitlendirilebilir. Metaplastik epitel benign olmakla birlikte. Olgun bir hücre tipinin başka bir olgun hücre tipiyle geri dönüşümlü olarak yer değiştirmesidir. b.

Tbp. zedelenmelere karşı verdiği reaksiyona enflamasyon denir. AKUT ve KRONİK İNFLAMASYON Yrd. Geçici vazokonstriksiyon 2.Doç. Hücre çıkışı 248 . Kan hücrelerinin zedelenme alanına birikimi (lökositik eksudasyon) Kan Damarlarının Reaksiyonu 1. immunolojik reaksiyonlar enflamasyonu başlatabilir. Enflamasyon ve onarım potansiyel olarak zararlı olabilir (hipersensitivite reaksiyonları. Mikrobik enfeksiyonlar.3. skar oluşumu). Sıvı çıkışı 4.Bnb. Bülent KURT Patoloji Anabilim Dalı TANIM Vaskülarize canlı dokuların. nekrotik dokular. İNFLAMASYONUN KLİNİK BULGULARI Kızarıklık (rubor) Şişlik (tumor) Isı artışı (calor) Ağrı (dolor) Fonksiyon kaybı İNFLAMASYONUN MİKROSKOBİK BULGULARI Vazodilatasyon Kan akımın yavaşlaması Vasküler geçirgenliğin artışı Ödem Lökosit birikimi PATOGENEZ 1. ilerleyici organ hasarı. fiziksel ve kimyasal ajanlar. Vazodilatasyon 3. Vasküler permeabilite (geçirgenlik) artışı 3. Kan damarlarının reaksiyonu (hemodinamik değişiklikler) 2.

Tekrarlayan akut enflamasyon atakları sonrasında oluşur. trombosit aktivite edici faktör. yuvarlanma ve adhezyon (yapışma) Transmigrasyon (endotelden geçiş) Migrasyon (göç) ve Kemotaksi (yönelme) Kemotaktik (Yönelme) Ajanlar Bakteriyel ürünler Kompleman sistem komponentleri (C5a) Araşidonik asit metabolizması ürünleri (Lökotrien B4) Sitokinler (interlökin-8) Fagositoz ve Degranülasyon Tanıma. leukotriene B4 Ateş: IL-1. C5a. Nitrik oksit Permeabilite artışı: vazoakif aminler. yabancı partiküle yapışma Partikülü sitoplazma içerisine alma Yoketme veya parçalama Akut Enflamasyonda Kimyasal Mediatörler Vazodilatasyon: histamin. bradikinin. kan damarlarının proliferasyonu Konnektif doku artımı (fibrozis) Doku yıkımı 249 . prostoglandinler. prostoglandinler Ağrı: Prostoglandinler. lökotrien Kemotaksi: C5a. TNF(tümör nekroz faktör). Kronik enflamasyonun hiç akut enflamasyon bulguları olmadan ortaya çıkar: Yokedilemeyen ancak düşük toksisitesi bulunan hücreiçi mikroorganizmalar Uzun süre bazı toksik maddelere düşük dozda maruz kalma Otoimmün hastalıklar Kronik Enflamasyondaki Olaylar Mononükleer enflamatuar hücre enfiltrasyonu lenfositler plazma hücreleri makrofajlar Fibroblastların proliferasyonu. oksijen metabolitleri Kronik enflamasyon ise üç yolla oluşur: Akut enflamasyonu takip ederek oluşur. bradikinin Doku zedelenmesi: Nötrofil ve makrofaj lizozomal enzimler.Vasküler permeabilite artışı Normal şartlarda plazma proteinleri ve şekilli elemanlar hücre dışına çıkamazlar Kan Hücrelerinin Zedelenme Alanına Birikimi Marginasyon (yanaşma). C3a.

Enflamatuar hücreler ve ödem azalır. Epidermis ve dermisi ilgilendiren bir yaralanmayı göz önüne alacak olursak. 5. Epidermis normal kalınlığına ve diferansiyasyonuna ulaşmıştır. İlk ay sonunda ise yara üzeri normal epidermisle kaplanmış. 3. Hipotansiyon Nabzın artması Bu akut faz reaksiyonlarının ortaya çıkışını sağlayan en önemli kimyasal mediatörler IL-1 ve TNF dir. İyileşme daha çok rejenerasyon yolu ile olur iz kalmaz. 250 . 24 saat içinde fibrin pıhtısı etrafında nötrofiller birikmeye başlar. Epitelial hücrelerin proliferasyonu devam eder epitel kalınlaşır. gün insizyon alanında neovaskülarizasyon normaldir. gün nötrofiller yerini makrofajlara bırakır. 24-48 saat içinde epidermis bazal tabakasında mitotik aktivite başlar. fibrozis) PRİMER İYİLEŞME Dokuda minimal kayıp mevcuttur. 2. İnsizyon alanını granülasyon dokusu kaplar. haftada kollajen birikimi ve fibroblastik aktivite devam eder. İştahsızlık.İnflamasyonun Sistemik Etkileri Ateş Akut faz reaksiyonları Uykuya meyil. YARA İYİLEŞMESİ Rejenerasyon (primer iyileşme) Sekonder iyileşme (enflamatuar granülasyon dokusu oluşumu. epidermis altında hafif bir skar dokusu kalmıştır.

4.Venöz dönüşün engellenmesi Konjestif kalp yetmezliği Konstriktif perikardit Karaciğer sirozu Venlerin tıkanması B.Tbp. Lenfatik Obstrüksiyon (Tıkanıklık) Enflamatuar Neoplastik Cerrahi sonrası Radyasyon sonrası 5. Plazma Onkotik Azalması Protein kaybettiren glomerülopatiler Karaciğer sirozu Malnutrisyon Protein kaybettiren gastroenteropatiler 3. Tüm vücut boşluklarında ve dokularda yaygın ödem olmasına anazarka denir. Enflamatuar nedenlerle oluşan sıvı birikimi genellikle berrak olmayıp. Hidrostatik Basıncın Artışı A. Sıvı birikimlerinin peritoneal boşluktakine assit. Enflamatuar olmayan nedenlerle oluşan sıvı birikimi berrak görünüme sahip olup.Kd. DOLAŞIM BOZUKLUKLARI TROMBOEMBOLİZM ve ŞOK Yrd. Nedenleri 1. Sodyum Birikimi Renal fonksiyon bozukluğu nedeniyle vücutta aşırı tuz tutulumu Glomerüllerde Na reabsorbsiyonununda artış 4. eksuda olarak adlandırılır. Enflamasyon Basıncının Akut Kronik Anjiyogenez 251 . plevral boşluktakine hidrotoraks.Doç. Arterioler dilatasyon Sıcak Nörohumoral bozukluklar 2. Armağan GÜNAL Patoloji Anabilim Dalı KONU BAŞLIKLARI Ödem Hiperemi ve konjesyon Kanama (hemoraji) Trombozis Embolizm Pulmoner embolizm Sistemik embolizm Trombüs dışındaki nedenlerle oluşan emboliler Enfarktüs Şok ÖDEM Hücreler arasında veya vücut boşluklarında sıvı birikimidir. perikardial boşluktakine hidroperikardium adı verilir.Yzb. transuda denir.

hemoperitoneum şeklinde adlandırılır. Konjesyonda kanda hemoglobinin taşıdığı oksijen miktarı azalır ve mavi görünüm ortaya çıkar. Konjesyon veya pasif hiperemide ise mavi-kırmızı arası bir renk oluşur. Trombüsler. beyinde ve akciğerde olduğu zaman ciddi sorunlar oluşturabilir. Hücreler arasında ve vücut boşluklarında oluşan büyük kanamalardan sonra. Kapiller damarlar dışına küçük kanamalar olabilir. Akciğer ödeminde ise. Basmakla gode bırakır. koma ve konvülzyon gibi bulgular ortaya çıkabilir. Bu duruma siyanoz denir. Deri mukoza ve seröz yüzeylerdeki çok küçük kanama odakları peteşi. Uzun süreli konjesyonda oksijenden yoksun kanın stazına bağlı kronik hipoksi oluşur. Enfarktüslerin en sık nedeni damarın tromboembolik nedenlerle tıkanmasıdır. hemotoraks.Klinik ve Morfolojik Özellikleri Ödem. hemoglobin parçalanma ürünü olan bilirübinin kanda yükselmesine bağlı sarılık oluşabilir. venöz dönüşün azalması sonucu. Trombositlerin 252 . Büyük miktarlarda kan kaybına neden olan hemorajiler. Kalp yetmezliğinde. organ ve dokularda bulunan kan miktarının artmasıdır. Trombositler. normal hemostazda ve trombüs oluşumunda ana rol oynar. daha çok yer çekimine bağımlı lokalize ödem bulunur. alveollere de dolar. Solunum güçlüğüne neden olur. Deride pembemsi bir renk oluşur. Subepitelyal konnektif doku sadece endotelyal hücreleri destekler ve trombojenik yapıdadır. 1cm çapına kadar olanlar purpura. doku ve organlarda kan akımının aniden kesilmesi ile oluşan lokalize iskemik nekroza denir. 2. Büyük miktarda olursa hematom adı verilir. Gastrointestinal sistemde meydana gelen kanamalar demir eksikliği oluşmasına neden olur. kan akımının yavaşlamasına veya durmasına yol açabilir. Birçok antitrombotik faktör vardır. Eğer seröz boşluklar kan ile dolmuşsa. Enfarktüs. KANAMA (HEMORAJİ) Kan damarlarının yırtılması ile kan elemanlarının dışarı çıkışına denir. HİPEREMİ ve KONJESYON Arterioler dilatasyon sonucunda organ ve dokulardaki kan akımının artışına hiperemi denir. Oluşan kitleye trombüs denir. Böbrek kaynaklı ödem. eğer akut olarak meydana gelmişse hipovolemik şoka neden olurlar. daha çok yüzde ve göz kapaklarında oluşur. daha büyük olduklarında ise ekimoz olarak adlandırılırlar. Konjesyon ise. Trombüs oluşumunda rol oynayan faktörler şunlardır: 1. Endotel ve Subendotelyal Konnektif Doku Normal endotel yüzeyi pıhtılaşma ve trombüs oluşumu için dirençlidir. Herhangi bir endotelyal zedelenmede: a) Endotele yapışma b) Çeşitli ürünler sekrete etme c) Zedelenmiş alana birikme özelliklerine sahiptirler. Beyin ödeminde kafa içi basıncı artar. TROMBOZİS Kardivasküler sistem içerisinde fibrin (pıhtı) kitlesinin oluşmasına trombozis denir. seröz nitelikteki sıvı hücrelerarası boşlukta birikmekle kalmaz. hemoperikardium.

a. Trombüs Oluşumunu Hazırlayan Faktörler 1. Organizmada pıhtılaşmayı önleyen veya oluşmuş pıhtıyı çözmeye çalışan antikoagülan mekanizmalar vardır. Lökositlerden salınan çeşitli proteazlar ve plazmin ile pıhtı ortadan kaldırılır (fibrinolitik sistem). kırıklara neden olabilen ciddi travmalar. endotel ve trombositlerde zedelenme oluşarak pıhtılışma faktörleri salınır. Koagülasyon olayı başladıktan sonra trombüs oluşumu meydana gelir. yanıklar. esas olarak çeşitli faktörlerin etkisiyle protrombinden trombinin oluşmasıdır. miyokarditler veya immünolojik miyokardiyal reaksiyonlar. venlerde veya kapillerlerde oluşur. Kardiyak boşluklarda büyük trombüs kitleleri oluşabileceği gibi kalp kapaklarında da trombotik kitleler oluşabilir. İleri yaşta koagülasyon riski daha yüksektir. Morfoloji Trombüs. kardiyak cerrahi girişimler. 3. Endotelyal zedelenme: Kalp ve arterlerde trombüs oluşmasının en önemli nedenidir. Emboliye neden olurlar. 3. Giderek büyürler ve büyük damarlarda ciddi tıkanmalara neden olurlar. Bunlara vejetasyon denir. Bacaktaki venlerde oluşan trombüsler embolizme yol açtıkları için çok tehlikelidirler. Kan akımının normal olduğu alanlarda makrofajlar pıhtılaşma faktörlerini ortamdan kaldırır. 2. Aktif koagülasyon faktörlerinin sulandırılması ve makrofajların temizlemesi gibi antikoagülan mekanizmalar bozulur. enfarktüs. 1. 3. Trombüsler. Normal olarak kanda bulunan proteaz baskılayıcı proteinlerin inaktivasyonuyla proteazlar (plazmin) aktive olur ve pıhtılaşma engellenir. sigara gibi eksojen kimyasal maddeler ve bakteriyel toksinler de endotel hasarı oluşturma potansiyeli taşır. Ayrıca radyasyon. Bu mekanizmalar şunlardır: 1. Kanın Koagülasyon Yeteneğinde Artma: Nefrotik sendrom. arterlerde. 2. Atheroskleroz. Trombin ise fibrinojenin fibrin haline gelmesini sağlar. 4. Fibrinolitik aktivite ile ortadan kaldırılırlar. Koagülasyon Sistemi: Koagülasyon. Pıhtılaşmayı engelleyen faktörler inhibe olup ve pıhtılaşmanın başlaması engellenemez. 253 . immünolojik kalp kapak hastalıkları trombüs oluşumunda etkilidir. gebeliğin son dönemi gibi çeşitli durumlarda kanın pıhtılaşma eğiliminde artış olur. 3. Trombositlerin endotel ile teması artar. 2. c. Sigara ve oral kontraseptiflerin endotel üzerinde toksik etkileri bulunmaktadır. d. Bölgesel kan akımının artmasıyla kan dilüe olur (sulanır) ve pıhtılaşma faktörleri azalır. Kan Akımınındaki Bozukluklar: Staz ve turbülans akım oluşumunda 4 olay meydana gelir. b. kardiyak boşluklarda.birikimi geri dönüşlüdür. Turbülansda.

Hava veya Gaz Embolisi. oluştuğu yerden daha uzak bir yerde tıkanma yapmasına embolizm denir. Yağ Embolisi. %80-85’ i kalpte oluşan trombüslerden kaynaklanır. Bunun dışında kırıklardan sonra yağ embolisi. Ani olarak gelişen çok sayıda trombüs nedeniyle trombositler ve çeşitli pıhtılaşma faktörleri hızla tükenir. serum verme sırasında hava embolisi. EmbolilerİN %99’u trombüslerden kaynaklanır. kollateral olmadığı için genellikle pulmoner enfarktüs ortaya çıkar. EMBOLİZM Damar içinde solid.4. Lokalizasyon göre başlıca iki tipi vardır: Pulmoner Embolizm Büyük ve orta çaplı pulmoner arterlerin emboli ile tıkanmasıdır. Yaralanmış arter veya venin içerisine hava kabarcıklarının sızması sonucu hava embolisi oluşabilir. Yaygın Damariçi Pıhtılaşma (DIC) Gebelik veya septik şok gibi çeşitli durumlarda gelişen. Tedavideki en önemli prensip. Tıkanan damarların sayısı ve çapına bağlı olarak hastada ciddi bir embolizm sonucu kalp yetmezliği ve şok görülebilir. Trombüslerin çoğu miyokard enfarktüsü sonrasında meydana gelir. 3. hastayı aniden yüzeye çıkmadan önceki basınç koşullarına geri döndürmektir. Trombüs Dışındaki Nedenlerle Oluşan Emboliler: 1. Tıkanıklık küçük çaplı damarlarda olduğunda. 2. Dalgıçlarda görülen ve “vurgun” olarak halk arasında bilinen dekompresyon hastalığında ise atmosfer basıncındaki ani değişikliklerle oluşan gaz embolisi söz konusudur. Yüksek basınç altında uzun süre kalan kişilerde kanda erimiş halde bulunan azot miktarı artar. Organize ve rekanalize (trombüs içinde küçük kapiller damar oluşumları) olurlar. Tüm pulmoner emboli vakalarının %95’inden fazlasında embolinin kaynağı popliteal. Olguların %5 inde ani ölüm. ENFARKTÜS Bir organ yada dokuda arterial veya venöz kan akımın aniden kesilmesi sonucu oluşan lokalize iskemik nekroza enfarktüs denir. Aniden yüzeye çıkıldığında çözünürlük azalacağı için erimiş azot gaz haline gelir ve emboliye yol açar. Sistemik Embolizm Arteriyal sistemde emboli olması demektir. sıvı ve gaz şeklindeki kitlelerin. femoral ve iliyak venlerdeki trombüslerdir. mikrodolaşımda yaygın olarak trombüs oluşumunu takiben aktif fibrinoliz ve kanama ile karakterli bir kanama bozukluğudur. Amniotik Sıvı Embolisi: Amnion sıvısının plasental membranda oluşan bir zedelenme sonucu annenin kan dolaşımına geçmesiyle oluşur. Aynı anda aktivite olan fibrinoliz sonucunda kapiller damarlarda yaygın kanamalar başlar. dalgıç hastalığında nitrojen gazının embolisi gibi emboliler vardır. Enfarktüs iki tiptir: 1) Anemik (beyaz) 2) Hemorajik (kırmızı) 254 . akut sağ kalp yetmezliği ve kardiyovasküler yetmezlik gelişebilir. Femur ve pelvis gibi büyük kemiklerin kırılmalarından sonra yağ globülleri damarlar içerisine girebilir.

kusma. Normal doku ile enfarktüs alanı arasında keskin bir hat oluşur. Septik enfarktüslerde ise apse oluşabilir. enfarktüs oluşumunu kolaylaştırır. 24 saat sonra normal bir doku ile arasındaki fark iyice belirginleşir. Morfolojik Bulgular: Hemorajik ya da anemik olsun tüm enfarktüsler koni şeklinde olup. Şok Sınıflandırması: 1. Koroner atherosklerozu olan kişilerde enfarktüs daha kolaylıkla oluşur. Hipovolemik Şok: Kanama. Kollateraller oluşmuştur. yaygın pulmoner embolizm veya bakteriyel sepsislerde vücudun hemostaz mekanizmalarının bozulmasıyla oluşan dolaşım kollapsıdır. çift sirkülasyonlu veya konjesyon bulunan dokularda görülür. Çift arterle beslenme: Karaciğerlerde çok nadiren iskemik nekroz oluşur. Hemorajik (kırmızı) enfarktüs genellikle venöz tıkanma sonucu gelişir ve gevşek.Anemik (beyaz) enfarktüs solid dokularda arteriyal tıkanma sonucu gelişir. Çünkü burada likefaksiyon nekrozu gelişir. Dokunun İskemiye Dayanıklılığı: Nöronlar ve SSS çok dayanıksızdır. Dolaşan kan volümünün aniden azalması ile oluşan şoka hipovolemik şok denir. Beyinde Villus poligonu büyük arterlerin birleşmesini sağlar. Bu nedenle enfarktüs daha sıktır. 4. 3. Zengin interarteriyal anastomozlarla desteklenmiş tek arterle beslenme: Kalpte ve İnce barsak arterleri arasında ise zengin anastomozlar bulunur. pulmoner embolizm gibi nedenlerle oluşur. 4. Kalbin pompalama fonksiyonu bozulur. çeşitli mekanizmalarla telafi edilebilir. Beyin dokusundaki iskemik olaylarda bu türden bir skar dokusu gelişmez. 3. Arteriyel Yapıların Anatomik Durumu: Çeşitli organ ve dokularda 4 tip arteriyal beslenme görülür: a. Buna karşılık mezankimal hücreler çok daha dayanıklıdır. spinal kord yaralanmalarında oluşur. kalp rüptürü. şiddetli miyokard enfarktüsü. ciddi travma ve yanıklar. Tüm nekroz alanının skar dokusu haline gelmesi bazen aylarca sürebilir. 2. Kan ve Kardiyovasküler Sistemin Durumu: Anemi veya hipoksi gibi kanın oksijen taşıma kapasitesinde azalmaya yol açan durumlar. aritmitler. Nörojenik Şok: Anestezi. Oksijensiz ortamda hücrelerin anaerobik metabolizmaları sayesinde laktik asit miktarı yükselmeye başlar ve asidoz gelişir. Çok az anastomoz desteği olan tek arterle beslenme: Böbrekte ise arteriyal yapıda yeterince anastomoz bulunmaz. genelikle tepesi tıkanan damar tarafında bulunur. d. Paralel arteriyal sistemle beslenme: Ön kol ve beyinde bulunur. kardiyak tamponadı. Septik Şok: Bakteriyel enfeksiyonlarda sepsis sonucu oluşur. c. fibroblastik aktivite ve skar dokusu oluşumu birbirini izler. Kan hacmindeki %10-15 lik kayıp. Kardiyojenik Şok: Miyokard enfarktüsü. Enfarktüsün Ciddiliğini Etkileyen Faktörler: 1. ŞOK Aşırı kanama. Enfarktüs alanında enflamatuar reaksiyon. b. 2. 255 . Tıkanmanın Gelişme Hızı: Çok yavaş gelişen bir tıkanma daha kolay tolere edilebilir. diyare ve yanık gibi nedenlerle oluşan aşırı sıvı kayıpları ile ortaya çıkar.

Şokta En Çok Etkilenen Organlarda Sık Karşılaşılan Morfolojik Bulgular Organ Morfolojik Değişiklik Beyin Hipoksik ensafalopati Kalp Subepiteliyal ve subendotelyal kanamalar. 256 . Şokun Dönemleri 1. 2. 3. Erken (Kompanze) Dönem: Kan dolaşımındaki kompanze edilebilir bir azalma sonucunda vazokonstriksiyon. ADH salgısının artması ve renin-angiotensin-aldesteron sisteminin aktivasyonu ile kan dolaşımı yeterli bir düzeye kadar yükseltilir. Hastanın idrar miktarı gittikçe azalır.Kardiyojenik ve hipovolemik şokta hasta kapiller vazokonstriksiyon nedeniyle soğuk ve terlidir. Geri Dönüşümsüz Dönem: Beyin kalp ve böbreklerdeki perfüzyon bozukluğu tamir edilemeyen noktaya gelmiştir. Septik şokta şiddetli vazodilatasyon nedeniyle deri normal veya kurudur. mikroenfarktüsler Akciğerler Alveolerde şiddetli zedelenme ve bakteriyel enfeksiyonlar Böbrekler Akut tübüler nekroz Böbreküstü Özellikle kortekste küçük nekroz alanları bezleri Gastrointestinal Mukozal hemorajiler ve nekroz odakları sistem Karaciğer Hepatositlerde yağ globülleri birikir. kalp hızının artması. Bu organlarda iskemiye bağlı hücre ölümleri gerçekleşmiştir. Santral ven etrafında nekroz olur. İlerleyici (Dekompanze) Dönem: Kompanzatuar mekanizmalara rağmen istenen miktarda kan dolaşımı sağlanamaz. Geri döndürmek mümkün olamaz.

C). Doku Uygunluğu (Histokompatibilite) Antijenleri ve HLA Sistemi: Bireyin kendi antijenik özelliklerini ayırt edebilmesi bağışıklık sisteminin bir özelliğidir. A. B Lenfositler: Kemik iliğindeki kök hücrelerden köken alırlar ve ince bağırsaktaki Payer plaklarında antijenik özelliklerini kazandıkları varsayılmaktadır. M.Kd. Kromozom üzerinde yer aldıkları gen grubuna major histokompatibilite kompleksi (MHC) adı verilir ve başlıca 2 grup altında incelenir: Klas I Antijenler (HLA-A. B lenfositler antijenik bir uyarı karşısında 5 farklı immünglobulin (Ig) salgılar: Ig G. %10-15’ini ise T ve B hücresi olarak belirlenemeyen “Naturel Killer (NK)” hücreleri oluşturmaktadır. Bu sitemde immün yanıtta rol oynayan 2 önemli mekanizma vardır: 1.Tbp. Gecikmiş tipteki aşırı duyarlılık reaksiyonlarında rol oynamaktadırlar. Bu işlevlerini T ve B lenfositlere gereksinim olmadan yapmaktadırlar. B. B lenfositler aracılığıyla olan hümoral immünite 2. Kanda monositlerin ve dokularda makrofajların oluşturduğu mononükleer fagositer sistemin ise her iki immün yanıtta uyarıcı rolü vardır. Antijenleri fagosite ederler ve işleyerek T lenfositlere sunarlar. T ve B lenfositlerin farklılaşmasında rol oynayan faktörleri salgılarlar. 4. T4 (+) (yardımcı T lenfositler) ve T8 (+) (sitotoksik-baskılayıcı T lenfositler) antijenik özelliklere sahip iki tip T lenfosit vardır. BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ HASTALIKLARI Yrd.Doç. T lenfositler aracılığıyla olan hücresel immünite Dolaşan kandaki lenfositlerin % 60-70’ini T lenfositler. bütün çekirdekli hücrelerde bulunmaktadırlar. Armağan GÜNAL Patoloji Anabilim Dalı Bağışıklık sistemi vücudu mikroorganizmalardan koruyan ve kendi antijenik özelliklerini tanıyan bir sistemdir. T Lenfositler: Kemik iliğindeki kök hücrelerden köken alarak timusa gelmekte ve burada antijenik özelliklerini kazanmaktadır.5. yapışarak ve sitotoksik maddelerle eriterek öldürürler. NK Hücreleri: Tümör hücrelerini. D ve E. T8 (+) lenfositler T4 (+) lenfositlerin uyarıcı özelliklerini baskılayarak kontrol altında tutmaktadır. 2.Yzb. 257 . Bu antijenlerin yerleştiği genlere histokompatibilite genleri denilmektedir. virüsle enfekte hücreleri ve mantarları. 3. Makrofajlar: 1. T4 (+) lenfositler salgıladıkları uyarıcı (IL2 gibi) faktörlerle hücresel ve hümoral immün yanıtta rol oynamaktadır. Toksik maddeler ve proteolitik maddeler salgılayarak tümör hücrelerinin ortadan kaldırılmasına yardımcı olurlar. Transplante edilen doku veya organın atılımında rol oynayan antijenlere “doku uygunluğu (histokompatibilite)” veya “transplantasyon” antijenleri adı verilir.

Tip IV (Hücresel) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Yabancı antijenle duyarlanmış T lenfositler açığa çıkan sitotoksik faktörler aracılığı ile hedef hücrenin erimesine neden olunmaktadır. Tip III (İmmün Kompleks) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Antijen-antikor (IgG ve M) komplekslerine kompleman sisteminin elemanları eklenmekte ve ortama çekilen nötrofil lökositlerden açığa çıkan lizozomal enzimler hedef hücrenin erimesine neden olmaktadır. antijen sunan hücreler (monositler. Örnek: Anaflaktik şok (penisilin allerjisi) ve allerjik (bronşial) astım. ancak nedeni tam olarak anlaşılamayan mekanizmalarla bu özellik ortadan kalkabilmektedir. İkinci kez aynı antijenle karşılaşan duyarlanmış mast hücreleri veya bazofillerin yüzeyinde bulunan IgE’lerle antijen birleştiğinde vazoaktif maddeler açığa çıkmaktadır (degranülasyon evresi). Örnek: Pernisiyöz anemi. Transplantasyonlarda alıcı ve verici arasında doku uygunluğu olmadığında alıcının bağışıklık sistemi o dokuyu veya organı yabancı olarak tanımakta ve rejeksiyona neden olmaktadır. lepra. Klas I antijenlere göre dokulardaki dağılımı daha sınırlı olup. romatoid artrit. damarda geçirgenlik artışına ve ödeme neden olmaktadır.Klas II Antijenler (HLA-D). İmmün yanıtta hücreler arası ilişkiyi sağlamaktadır. Serum Hastalığı. makrofajlar. Tip II (Sitotoksik) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Homolog veya otolog antijenlere IgG ve M özelliğindeki antikorlar bağlandıktan sonra veya kompleman sisteminin de katılmasıyla hedef hücrenin erimesine neden olunmaktadır. polimyozitis gibi. 2. (T4 (+) lenfositlerin yabancı antijenleri tanıyabilmesi için önceden klas II antijenlerle makrofajlarda işlenmiş olması gerekir). dentritik hücreler). poliarteritis nodoza (PAN). Bu antikorların üretimine ya T4 (+) lenfositlerin aşırı fonksiyonu veya T8 (+) lenfositlerin baskılayıcı fonksiyonlarının yetersiz oluşunun neden olduğu düşünülmektedir. Sitotoksik T lenfositlerin virüsle enfekte hücreleri tanıyabilmesi için klas I antijenlere gereksinim vardır. Bu yapışmadan sonra mast hücreleri veya bazofiller bu antijeni tanır hale gelirler (sensitizasyon veya duyarlanma evresi). B lenfositler ve bazı uyarılmış T lenfositlerde bulunmaktadır. Hashimato tiroiditi. Bu Antijenlerin Başlıca Görevleri: 1. Örnek. 3. organ veya doku rejeksiyonları (atılımları). 258 . Otoimmün Hastalıklar Vücut kendi antijenlerini histokompatibilite antijenleri sayesinde tanıyabilmekte. Bu maddeler düz kaslarda kasılmaya. Bu durumda bağışıklık sistemi kendi antijenlerini yabancı olarak algılamakta ve “otoantikor” adı verilen antikorların oluşumuna neden olmaktadır. skleroderma. Örnek: Tüberküloz. Aşırı Duyarlılık Reaksiyonları Tip I (Anaflaktik) Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu: Antijen ilk karşılaşmada IgE ile birleşerek mast veya bazofil hücrelerin yüzeyine yapışır. Örnek: Otoimmün hemolitik anemi.

Birçok doku ve organda intersellüler aralıkta birikebilir. Amiloidoziste bu hastalıklardan biridir. 259 . Sistemik bir hastalık olarak kabul edilen Amiloidoziste immün sistemdeki değişikliklerin etkili olduğu kabul edilmektedir. amorf.Amiloidozis: Birçok hastalıkta immünolojik mekanizmaların etkili olduğu düşünülmektedir. Amiloid patolojik ve protein benzeri bir maddedir. hiyalin benzeri ekstrasellüler bir madde olarak saptanır. Amiloid birikimi ışık mikroskop altında eosinofilik. Buna bağlı olarak çeşitli klinik belirtilere yol açabilir. Kongo red adlı bir boyayla da gösterilebilir.

matür kistik bir teratomdur ve sık olarak genç-erişkin kadında overde görülür. üç germ yaprağından köken almış hücrelerden meydana gelen bir tümördür. Teratomlar en çok gonadlarda görülür. Malign tümörlerde atipi. Teratom. Diferansiye edilemeyen malign tümörler anaplastik ya da indiferansiye olarak sınıflandırılmaktadır. Malign tümörlerin genellikle çevre dokuları infiltre etme (yayılma) eğilimi vardır. En sık görülen teratom dermoid kisttir. Tümörler benign (iyi huylu) ve malign (kötü huylu) olarak iki gruba ayrılmaktadır.Yb. Bazı tümörlerde keratin (yassı epitel hücreli karsinom) safra (hepatosellüler karsinom). mitoz ve 260 . mezenkimal kaynaklı malign tümörler ise “sarkom” olarak adlandırılır. En güvenilir malignite kriteri metastazdır. Neoplazi terimi de aynı anlamda kullanılmaktadır. müsin (over. Epitelyal kaynaklı malign tümörler “karsinom veya kanser”. kolonun müsinöz adenokarsinomları) kalsitonin (tiroidin medüller karsinomu) üretimi olabilir. İndiferansiye terimi de anaplazi gibi diferansiasyon kaybını ifade eder. mediyasten ve beyinde orta hatta görülür. Tümörün kan ya da lenf yolu ile farklı organlara gidip orada invazyon göstermesi “metastaz” olarak adlandırılır. Daha sonra ise invazivlik gelir. Düşük dereceli (iyi diferansiye) tümörler daha iyi biyolojik davranış gösterir ve daha yavaş büyürler. Teratomlar.6. Dermoid kist. matür (benign) ve immatür (malign) olmak üzere ikiye ayrılırlar. Benign tümörler genelikle iyi sınırlı lezyonlardır. Malign tümörler iyi. yaygınlığının (invazyon) derecesi “stage” olarak adlandırılır. Diferansiasyon kaybı “anaplazi” olarak ifade edilir. Daha sonra ise retroperitoneal bölge. TÜMÖRLER Doç. Malign tümörlerde farklılaşma (diferansiasyon) “grade”. orta ve az diferansiye olmak üzere üç şekilde derecelendirilir.Tbp. Kaynaklandığı tümörlere benzerlikleri nedeniyle histopatolojik tanısı yüksek dereceli (kötü diferansiye) olanlara göre daha zordur. Önder ÖNGÜRÜ Patoloji Anabilim Dalı KONU BAŞLIKLARI GENEL BİLGİLER Tümör Biyolojisi Metastaz Biyolojisi Epidemiyoloji KARSİNOGENEZ Kimyasal Etkenler Radyasyon Viral Etkenler Onkogenler PARANEOPLASTİK SENDROMLAR TÜMÖRLERDE SALGILAR TÜMÖRE KARŞI KONAK YANITI GENEL BİLGİLER Tümör kelime olarak şişlik anlamına gelmektedir.

over. Ancak bazen kapsüllü olmayabilir ve invaziv gelişim (fibromatozis. Lenfoma. normal hücrelerden daha kısa mitoz süresine sahip değildir.: meme kanserleri. 261 . glioma. Bazı tümörler (Kronik Miyeloid Lösemi. En sık görülen malign tümörler. Bu iki organda da metastatik tümörler. seminoma. daha sonra ise gastrointestinal kanserlerde sıktır. az diferansiye ve hızlı büyüyenlerde daha etkilidir. Wilms tümörü gibi) kromozomlardaki karyotipik değişikliklerle ilişkili olabilmektedir. Bölünmekte olan çok hücre varsa kemoterapi daha etkilidir. her displastik lezyon mutlaka kansere dönüşmez. kıkırdak dokusu tümör invazyonuna dirençlidir. Zamanla heterojenite ve genetik instabilite kazanırlar. Bu olasılık hafif ve orta dereceli displazilerde daha çoktur. Meme kanserlerindeki portakal kabuğu kırmızısı görünüm tümörün lenfatikleri tıkamasına bağlıdır. periton ve plevra gibi vücut boşlukları ile doğrudan yayılımı sıktır. kemik ve akciğerlere). Bazı tümörler (bazal hücreli karsinom) malign oldukları halde metastaz potansiyelleri yok denecek kadar azdır. Tendon. Benign tümörlerin çoğu kapsüllü (lipom) veya iyi sınırlıdır (leiomyom). Epitelyal kanserlerin çoğunda önce bir displazi evresi vardır. Ancak bu parametreler bazen benign tümörlerde de görülebilir. anjiyomatozis ve nörofibroma gibi benign tümörlerde) gösterebilir. Metastaz en çok karaciğere. malign tümörlerdir.nekroz görülebilir. Bazı lezyonlar malign tümörler (örn. bazen yalancı bir kapsül bulunabilir (renal hücreli karsinom ve bazı sarkomlarda olduğu gibi). deri tümörlerinden sonra adenokarsinomlardır. Tümör Biyolojisi Tümör gelişiminin bir hücreden başladığı düşünüldüğü için tümör hücreleri ilk oluştuklarında monoklonaldir. Mitoz yüksekliği büyüme hızını gösterir. Metastaz eğilimi tümörlerde farklılık gösterebilir (örn. Kemoterapinin etkisi iyi diferansiye tümörlerde az olup. Sarkomlar daha çok hematojen yayılım gösterirler. Tümörlerin. endometriyum. Burkitt lenfoma. bölgesel lenf nodlarına. Malign tümörler hiçbir zaman kapsüllü değildir. Tümör hücresi. prostat tümörlerin gelişiminde hormonal etkilerin rolü vardır.: Özofagus alt ucunda Barrett özofagusunda adenokarsinom gelişimi) için zemin hazırlarlar. Karsinomlar daha çok lenfatik yolla yayılırlar (meme karsinomları önce aksiller lenf nodlarına). melanoma. Tümörün hızlı büyümesi. Displazilerin geri dönüşümü olabilir. primerlerden daha sıktır. Ancak. Benign tümörler genellikle “-oma” eki almaktadır. Meme. Lenfatiklerin bazal membranında kollajen ve laminin olmadığı için invazyon daha kolaydır. büyüme ve bölünme gösteren hücrenin çok olmasındandır. hepatoma benign tümör gibi adlandırılmış olmalarına rağmen. Arter çok elastik fibril içerdiği için vene göre invazyona daha dirençlidir. ikinci sıklıkta da akciğerlere olur. Periton yayılımı en sık over yüzey epiteli kanserlerinde görülür. eklem kapsülü. Apendiks ve overlerin müsinöz kistadenokarsinomlarında müsin salgısı direkt batın içine yayılarak psödomikzoma peritonei tablosu oluşturabilir. Displazi prekanseröz bir lezyondur. Ancak bazı sarkomlar (sinovyal sarkom) hem hematojen hem de lenfatik yayılım gösterebilir.

Proteaz enzimlerle bazal membran ve ekstrasellüler matriksi parçalar. Meme. 2 önemli aşama vardır: Başlatıcılar hızlı ve geri dönüşsüz etkilidir. Polisiklik hidrokarbonlar bu etkiye sahip maddelerdir. ailesel polipozis koli. Östrojen ve sakkarin bu tür bir etkiye sahiptir. bazı organlara daha çok metastaz yapma eğilimindedir. mutasyon oluşmuş hücrede tümör oluşumuna yol açar. Metastatik tümörlerde bu enzimler daha fazladır. Cinsiyete göre kanserlerin görülme sıklığı Tablo I’de gösterilmiştir. Bu reseptörler yolu ile bazal membranlara ve konnektif doku elemanlarına yapışır. Bazı kanserlerin (retinoblastoma. metastazın gelişmesinde önemlidir. Cinsiyete Göre Kanserlerin Görülme Sıklığı Cinsiyet Görülme Sıklığına Göre Ölüm Nedenine Göre Erkek Prostat kanseri Akciğer kanseri Akciğer kanseri Prostat kanseri Kolon kanseri Kolon kanseri Kadın Meme kanseri Akciğer kanseri Akciğer kanseri Meme kanseri Kolon kanseri Kolon kanseri KARSİNOGENEZ Kimyasal Etkenler Kanser oluşumu çok basamaklı bir olaydır. Metastaz olabilmesi için tümörün kitlesinde artış olmalıdır. 4 yaş altında santral sinir sistemi tümörleri sıktır. 262 . Proliferasyon ve klonal büyüme yapıcıdır. Tablo I. Bazı kimyasal maddeler her iki etkiye birden sahip olabilirler. Tablo II’de bazı kimyasalların neden olduğu kanserler gösterilmiştir. Teşvik ediciler. nörofibromatozis) genetik sendromlarla ilişkisi bulunmaktadır. Ancak bu değişiklikler tümör oluşması için yeterli değildir ve tümör oluşması için mutant DNA çoğalmalıdır. Epidemiyoloji Çocuklarda 15 yaş altında lösemi. Tümör hücreleri proteazlar aracılığıyla dokularda kolaylıkla yayılır. akciğer. Hücredeki genetik bilgiyi değiştirir. Kimyasal karsinogenezde.Metastaz Biyolojisi Tümör hücresinin invazyon ve metastaz için laminin ve fibronektin reseptörlerine ihtiyacı vardır. Tümör hücrelerinin uzak bölgelerde endotele ve diğer doku elemanlarına yapışmasıyla ekstravasküler ortama geçişi. Bazı tümörler. İskelet kasında proteaz enzim inhibitörleri yüksek olduğu için kas dokularına metastaz olasılığı düşüktür. DNA ana hedeftir ve mutasyon oluşturur. over ve kolon tümörlerinin gelişiminde ailesel yatkınlığın önemi vardır.

büyüme faktörleri. melanom. Akciğer. atom bombası. Çocuklar daha çok etkilenirler. Bazı Kimyasalların Neden Olduğu Kanserler Kimyasallar Neden Olduğu Kanserler Sigara dumanı (benzepiren. reseptör proteinleri (erb: epitelyal büyüme faktörü reseptörü geni). Baş boyun bölgesinde kanser tedavisi amacı ile yapılan ışınlamada tiroid papiller karsinomu ve tükrük bezi mukoepidermoid karsinomu olasılığı çok yüksektir. larinks. bazıları kondilom gibi düşük riskli lezyonların ve bazıları da serviksin yassı epitel hücreli kanserleri. deri ve oral tümörlerin oluşumu üzerinde etkilidir. Deri. kemik ve gastrointestinal sistem daha dayanıklıdır. DNA virüsleri içinde en çok tümör oluşturan virüstür. kolon ve akciğer kanserlerine sebep olabilir. Büyüme ve çoğalma gibi normal hücresel işlevlerden sorumlu normal genler olan protoonkogenlerin mutasyonu sonucu oluşurlar. Hematopoetik.Tablo II. Onkogenler Onkogenler. Enzim inaktivasyonu ve mutasyonlara sebep olur. HPV genital. tedavi amacıyla kullanılan radyoterapi ve diğer iyonize ışın yayan etkenlere bağlı olarak açığa çıkar. Uranyum madencilerinde akciğer kanseri olasılığı artmıştır. oral ve laringiyal karsinomlar gibi malign lezyonların gelişiminde önemli rol oynarlar. İyonize radyasyon lösemi. Hepatit B ve C virüsü. filmleri elle tutanlarda deri kanseri oluşturur. T hücreli lösemi/lenfoma gelişiminde etkilidir. Işınlar. Epstein Barr Virüsü (EBV). Protoonkogenler. Human papiloma virüs (HPV). Röntgen ışınları. ağız. 263 . Bazı türleri verruka vulgaris ve papillomlar gibi benign lezyonların. UVB kanserojen etkilidir. kansere sebep olan genlerdir. aromatik hidrokarbonlar) özofagus ve böbrek kanserleri Nitrozaminler Mide kanseri Arsenik Akciğer kanseri Sakkarin ve siklamatlar Mesane Dietil stilbesterol Endometriyal ve endoservikal adenokarsinoma Benzen Lösemi Formalin Sinonazal ve akciğer kanseri Radyasyon Ultraviyole ışınları. Ultraviyole. mesane. Ayrıca hücresel immuniteyi baskılar. DNA sentezi regülasyonu (myc geni). yassı epitel hücreli karsinom ve solar keratozun etiyolojisinde önemlidir. Burkitt lenfoma ve nazofarinks kanseri gelişiminde rol oynar. tiroidin papiller karsinomu. pankreas. Viral Etkenler İnsanlarda DNA virüsleri birçok tümör oluşumunda rol oynarken. indirekt yolla karaciğer karsinomu oluşumuna sebep olurlar. İyonize radyasyon. RNA virüsü olarak sadece HTLV-1 virüsü var olup. bazal hücreli karsinom. lenfoid sistem ile gonadlar en çok etkilenir. kronik karaciğer hastalığı oluşturarak. kromozomal değişikliklere ve enzim inaktivasyonlarına yol açar. Ultraviyole P53 ve ras onkogenlerini aktive eder. nükleer santraller. meme.

kolon. Akciğerin yassı epitel hücreli karsinomu. tümör oluşmaz. pankreas ve gastrik kanserlerde. histamin ve bradikinin salınımına bağlı olarak karsinoid sendrom izlenir. pankreas ve mide adenokarsinomaları 264 . Tablo III. PARANEOPLASTİK SENDROMLAR En sık görülen paraneoplazi hiperkalsemidir. yolk kesesi tümörü Prostat spesifik antijen Prostat kanseri (PSA) Ca 125 Overin yüzey epiteli kaynaklı malign tümörleri Ca 15-3 Meme tümörleri CEA Kolon. Ancak her iki gen çiftinde de mutasyon olursa tümör ortaya çıkar. meme ve böbrek tümörleri. Kromozomlardaki mutasyonlar gen çiftlerinden birinde ise.postreseptör sinyal iletimleri (ras geni) ile ilgili proteinlerin oluşumundan sorumludur. parathormon veya benzeri maddeler salgılayabilirler. Akciğerin küçük hücreli karsinomu ACTH salgılayabilirler. Gezici venöz trombüsler. Onkogenler içinde en sık rastlanılan ras onkogenidir. büyüme faktörlerinin aşırı üretimine. Pıhtılaşmayı arttıran faktörlerin salınımına bağlıdır. En sık paraneoplastik endokrinopati Cushing sendromudur. lösemiler ve prostat kanserlerinde görülür. Pankreas. Metastazlar ile oluşan hiperkalsemi paraneoplazi değildir. Pankreas kanserlerinde ve diğer organların müsinöz adenokarsinomlarında izlenir. mitotik etkinlikte artışa. mol hidatiform ve gonadotropin (HCG) embriyonal karsinom Kalsitonin Tiroidin medüller karsinomu Katekolaminler Feokromositoma ve nöroblastoma Alfa feto preotein (AFP) Hepatosellüler karsinom embriyonal karsinom. Hücreler çok az miktardaki büyüme faktörüne aşırı bir yanıt olarak otonomi kazanır ve neoplastik sürece geçiş gösterir. Tablo III’de bazı tümörlerden salgılanan maddeler görülmektedir. serotonin. DNA sentezinin regülasyonunun bozulmasına neden olur. Tümörlerden Salgılanan Maddeler Salgılar Salgılayan Tümörler Human koryonik Koryokarsinom. Antionkogenler (kanser baskılayıcı genleri): büyümeyi önleyici etkileri vardır. Aktive oldukları zaman. safra kesesi. Bu genlerden. Bronş adenomu. Dissemine intravasküler koagülasyon. Tiroid medüller karsinomunda kalsitonin üretimine bağlı olarak diyare görülür. en iyi bilineni p53 genidir. Onkogenler dominant kanser genleridir. TÜMÖRLERDE SALGILAR Tümörlerin bazı salgıları tanıda ve nükslerinin izlenmesinde yararlı olmaktadır. safra kanal kanserlerinde mutant şekli aktiftir.

tümöre karşı yanıtta en önemli hücrelerdir. 265 . IL-2.TÜMÖRE KARŞI KONAK YANITI Natural killer (NK) lenfositler. tümör immünitesinde en önemli sitokindir. NK ve sitotoksik T lenfositleri aktive eder ve bu hücreler antitümöral etki gösterir. TNF alfa (kaşektin) anti tümör etkiye sahip olup.

Hücrenin ölümü ile sonlanan olaylar dizisinde. hasta-doktor ilişkisi bir teknisyenmakine ilişkisine indirgenemez. Armağan GÜNAL Patoloji Anabilim Dalı Giriş Ölüme yalnızca tıbbi değil. 266 . Doktorluk. doktorların eğitilmelerindeki yanlışlar kadar. Gene de. Karşılıksız veya karşılığı maddi olmayan bir iyi eylem.Tbp. hücre ölümüne yol açan maddelerin temelde hangi düzenekleri bozdukları söylenebilir. ne kadar gelişmiş teknolojiler kullanılırsa kullanılsın. Ancak. hastalarının bir insan olarak gereksinmelerini dikkate almak zorundadırlar. bunu dikkate almadan doktorluk yapılamayacağı bile söylenebilir. yaşamın her koşulda doğru ve anlamlı olan bir tanımı yapılamamış ve sınırları belirlenememiştir. Ölüm. Ölüm nedir? Ölümü genel anlamıyla "yaşamın olmaması" biçiminde tanımlamak çok pratik bir çözüm gibi görünmesine rağmen. Hücrenin Ölümü Canlı organizmada canlılık özelliklerinin tam olarak korunduğu en küçük birim olarak kabul edilen hücreler normalde sürekli olarak uyarılır ve bu uyarılara uygun karşılıklar vermeye çalışırlar. Doktorların. Çoğu canlı organizmanın vücudunun önemli bir kısmını oluşturan su bile hücreler için toksik olabilmektedir. antropolojik. iki insan arasındaki özel ve çok yakın bir ilişki olma konumunu sürdürmelidir.7. bizi yaşamın tutarlı bir tanımının gerekli olduğu yargısına götürür. hukuksal. Hareket. Ölümü daima yaşama başvurarak tanımlamak zorunda olmamız. dini. Büyüme. birbirleriyle çok sıkı ilişkileri olan bu düzeneklerin her birinin biraz da olsa katkısı bulunur. Üreme Uyum sağlama. uzayın ölü olduğunu söylemek onun yaşamış olduğunu söylemek olur. sosyal ve diğer açılardan yaklaşmak mümkündür. ölümün yalnızca tıbbi yönüyle ilgilenmeleri onları eksik ve yetersiz kılar. Doktor-hasta ilişkisinin son yarım asırdır gittikçe artan biçimde mekanikleşmesinde. Daha ileri giderek. doktorlar. Bu nedenle ölümün de ideal bir tanımı yapılamaz. özde. Doç. düş ürünü olmak zorunda değildir. canlılığı belirleyen öğeler olarak şunlar gösterilebilir: Organizasyon. Yaşamı. bu tanım yanıltıcı olabilir. ÖLÜM Yrd. yalnızca yaşamış veya yaşamakta olan varlıklar için söz konusu olabileceğinden. Bu işleyişi aksatan bütün etkenler ölüme neden olabilir.Kd. Çünkü. Uyarılabilirlik.Yzb. toplumların yaşama bakışlarında maddeciliğin egemen olması da önemli bir etkendir. ekonomik.

ense ve yüzde başlar. vericinin tıp açısından 'ölmüş olduğunun' saptanması da bulunmaktadır. Vücut sıcaklığının düzenli olarak ve rektumdan ölçülmesiyle bir ölümün üzerinden yaklaşık ne kadar zaman geçtiği kestirilebilir. bu bulgu. Ölü katılığı kıl diplerindeki kasları da tuttuğundan. bu bulgu. canlılığı düşündüren yanılgılara neden olabilir. Katılık. hücresel ölüm gerçekleşmemiş 267 . Katılaşan kasların boyları katılaşma sırasındaki gibi kalır. Lekeler ölümden yaklaşık 1-3 saat kadar sonra oluşmaya başlar ve 5-6 saat içinde belirginleşerek yaklaşık 12 saat sonra en belirgin duruma gelirler. Ölü katılığı. skapuler ve gluteal bölgeler "beyaz". Ölümden sonra vücut sıcaklığı ilk on iki saatte saat başına 1 santigrat kadar düşer. Çürüme. ölüm sürecine ve çevresel koşullara bağlı olarak çok değişkenlik gösterebildiğinden. ölümün geç dönem belirtilerinden bir olarak kabul edilebilir ve vücutta bakterilerin en yoğun olduğu bağırsaklar bölgesinde başlar.Organizmanın Ölümü 1. Katılığın gelişmesi kişinin ölüm nedenine. Çürümenin dıştan görülen ilk bulgusu karın sağ yanında beliren yeşillenmedir. 2-6 saat içinde alt çene. Bu saptamanın olabildiğince erken yapılması. Bu kurulların görevleri arasında 'verici' olacakların önceden seçilip belirlenmesinin yanı sıra. canlı olanlarda da vücut sıcaklığı nörojenik mekanizmalarla düşebileceğinden. "Postmortem hipostaz" olarak da adlandırılan bu morluklar. Ölü morlukları (lekeleri). ölümün tanısında tek başına kullanılamaz. Her durumda. Normal koşullarda ceset 18-24 saat içinde bulunduğu ortamın sıcaklığına gelir. kanın damarlarda göllenmesi ve zedelenen endotel katmanından dışarı eritrositlerin sızmasıyla oluşur. Dokuları sıkıştıran dış etkenlerin (kemer gibi) bulunduğu bölgelerde ölü morlukları oluşmaz. Sonraki 12 saat içinde katılık sürer ve daha sonra yine yaklaşık 12 saat içinde kaslar yeniden gevşer (ikincil gevşeme). yerçekiminin belirlediği bir dağılım gösterir. Transplantasyona aday seçiminde karar verici rol oynayan kurulların çalışmaları açısından bu ölüm bulgularının anlamı yoktur. alınacak doku ve organların başarıyla transplante edilebilmeleri için çok önemlidir: Yasal ölüm gerçekleşmiş. Vücut sıcaklığının düşmesi (algor mortis). ölümden sonraki vücut sıcaklığı değişimleri çevre sıcaklığı ile yakından ilişkilidir. ölü katılığı. Ölümden 36-48 saat sonra başlayan bu gevşeme-yumuşamadan "çürüme" sorumludur. bunu izleyen saatlerde omuzlara yayılır ve 12 saat içinde bütün kasları tutar. Hemen bütün ölümlerde görülen tipik bulgular. ense ve bel oyuntuları "mor" görülecektir. Ancak. Ölümün otopside karşılaşılan bu belirtileri daha çok adli tabiplerin işine yararlar. cesetlerde bir süre "ürperme" görüntüsü (cutis anserina/kaz derisi) olabilir. ölümden sonra (bir kas gevşemesi döneminin ardından) bütün düz ve çizgili kasların ATP eksikliği ve laktik asit fazlalığı nedeniyle sertleşmesidir. ölüm zamanını belirlemede güvenilir biçimde kullanılamaz. organizmanın ölümünü otopside görür. Sırt üstü yatar durumda ölen bir kişide. Anatomik Patoloji Açısından Ölüm Patolog. (Yüksek ısıya maruz kalma ile olan ölümlerde ise kaslar büzüşüp kısalır ve ceset "fetal" bir görünüm alır). Ölü morluğu (livor mortis) ve Ölü sertliği (rigor mortis)dir. ölümün "geç dönem" bulgularından olup.

daralır. öldüğü sanılan kişinin burun deliklerine tüy.olmalıdır. savcılıkla görüşülmelidir. hekimler de bu konuda yanılabilirler. Ölümün gerçekleştiği kesinleşince. tıbbi bir otopside ölüm 268 . narkotik veya barbitürat zehirlenmeleri ve yenidoğanda oksijensizlik durumlarında rastlanmaktadır. en yaygın ve en güvenilir yöntem. "Yalancı ölüm" olarak adlandırılan böyle durumlar korku öykülerine konu olmuştur. canlandırma çabaları sürdürülmelidir. sonra -ölü katılığının başlamasıyla. Profesyonel olmayanların henüz ölmemiş bir insanı ölü olarak değerlendirmeleri. Ancak. salgın hastalık ve kitlesel ölümlere yol açan doğal afet durumlarında da yanlışlıkla ölüm tanısı konulması olasılığı artar. Buna özellikle suda boğulma. "yasal ölüm"ün gerçekleşmiş olup olmadığının saptanmasıdır. sık görülen bir durumdur. parmağına iplik bağlamak (Magnus testi) veya nabzını almaya çalışmak gibi yollara başvurulmuştur. yalnızca tıbbi değil. Adli Tıp Açısından Ölüm Adli tıp açısından ele alınması gereken ilk konu. Yasalarda tanımlanan ölüm. daha çok hastane dışındaki ölümler için söz konusu olmakla birlikte. Pupiller önce genişler. Kornea ve farinks refleksleri kaybolmuştur. Bu süre içinde hiçbir kalp sesi duyulmamışsa kişinin ölmüş olduğu kabul edilebilir. etik ve yasal birtakım yaklaşımları da gerekli kılmaktadır. bazen ölümün nedeninden çok. adli tıp açısından yapılacak incelemenin en önemli amacı ölümün "doğal" olup olmadığının belirlenmesidir. kalbin stetoskopla 4-5 dakika süreyle dinlenmesidir. Ancak. Herhangi bir ölümle karşılaşan doktor. ölümü açıklayabilecek anlamlı bir bulgu saptanamamışsa. ölümün "doğal" olmayabileceği konusunda en küçük bir kuşku duyarsa durumu savcılığa bildirmelidir. Uzmanlaşmış olsun olmasın. hastanelerde 'anormal ölüm' görülmeyeceği de düşünülmemelidir. Bu. Solunum ve dolaşımın yalnızca dışarıdan destekle sürdürülebildiği durumlarda kişi yasal olarak ölüdür. tüm hekimlerin "ölüm tanısı" koyma ve "ölüm raporu" hazırlama sorumluluğu bulunmaktadır. Kişinin canlı olabileceği konusunda en ufak bir olasılık bile varsa. tıbbi olarak otopsi yapılması için uygun girişimler yapılmış olsa bile. 2. Kişinin yeterli oksijen alamaması yüzünden öldüğünün anlaşılması. İstatistikler açısından önemli olabilecek bir gruplama da "akut" ve "kronik" ölüm ayrımıdır. Tıbbi amaçla yapılmakta olan bir otopsi sırasında adli önemi olabilecek bir bulgu ile karşılaşıldığında da otopsiye ara verilerek savcı aranmalıdır. Savaş. "ölüm"ün ne zaman gerçekleşmiş olduğunu belirlemek. Adli tıp. cinayetler ve miyokard enfarktüsüne bağlı ölümlerin çoğu akuttur. Larinksin stetoskop ile dinlenmesi de solunumun durduğunu anlamak için başvurulan yöntemlerden biridir. Kısa aralıklarla yinelenen muayeneler bu tür durumlarda doğru tanı konulmasını sağlar. elektrik çarpması. oluş biçimiyle ilgilenebilir. Bu anlamda. geride bıraktığımız yüzyılda kronik ölümlerin oranında sürekli artışa neden olmuştur. trafik kazaları. solunum ve dolaşımın durmasıdır. Yasal ölüm (vücut ölümü) her zaman biyolojik ölüm ile örtüşmez. Ölen kişinin öyküsünde veya muayene bulguları arasında yaralanma veya zehirlenme olasılığı söz konusu ise. Tıp teknolojisindeki gelişmeler. Ölümün gerçekleşmiş olduğunun saptanması için. ayna tutmak. İleri yaşlı ve ağır kronik hastalığı olan yatağa bağlı bir kişinin ölümü kronik.

bazılarını "yaşamın kalitesi" konusundan daha çok ilgilendirmektedir. tıp açısından -organ nakli amacıyla kullanılabilecek . yasalar önünde kabul edilebilir olsa da. kendilerini eğitmeleri gereklidir. Kişi bu haldeyken organlarının çıkarılması. "adli otopsi" bir patolog ve bir adli tıp uzmanı tarafından birlikte yapılmalıdır. sıcak tenli bir insanın "ölü" olarak tanımlanabilmesini kabul etmek hem doktorlar hem de hasta yakınları için çok güçtür. Günümüzde. bütün beyin fonksiyonları durmuş bile olsa. "yaşamın süresi" konusu. koma halinde hastaneye getirilmiş bir hastanın bu durumunun ilaçlara bağlı olmadığının kesin olarak gösterilebilmesi zor ve zaman alıcıdır. Gene bu açıdan. pratik olarak uygulanabilirliğinin az olmasıdır. Beyin Ölümü ve Transplantasyon Ölüm. doktorun öncelikli görevidir. 3. gittikçe artan bir hızla tıbbi etiğin gündeminde ön sıralara yükselmektedir. Ölüm tanımında beyne bu kadar ayrıcalıklı bir yer vermenin haklı etik nedenleri olsa da. Hiç kuşku yok ki. Örnek olarak. Bu olasılık tam olarak dışlanamadan. tedavi edilmesi mümkün olmayan hastalıklar için ne yapılacaktır? Kendisini ölümü önlemekle görevli sayan bir doktorun. özellikle Avrupa ülkelerinde beyin ölümünün "gerçekten ölüm" sayılamayacağını savunanlar artmaktadır. Yasalarımıza göre. somatik ölümle örtüşmez. çoğu kez merminin vücuda göğüsten mi sırttan mı girdiğinin saptanması işleminden daha az önemlidir. Doktorlar arasında da. Ancak. soluk alan. kalbi delmiş bir ateşli silah mermi çekirdeğinin hangi yapıların hangi kısımlarında ne tür zedelenme yaptığının saptanması. bu oksijensizliğin bir kaza. Ölümün herkes tarafìndan kabul edilebilir bir tanımının yapılması bu açıdan gereklidir. benzer bir yaklaşım nedeniyle. bir hastalık veya bir kasıt sonucunda mı geliştiği sorusunun yanıtlanması gerekir. Hastanın bakış açısını dikkate almak tıp etiğinin temel kavramlarından biridir. beyin ölümü. yasal (legal) ölüm gibi ölüm tanımları yapılmış olmasına rağmen. ölümcül 269 . Fonksiyonel ölüm.nedeninin saptanmış olması açısından yeterli olabilir. konunun tartışmalı olmaya devam edeceği bellidir. bu ikilinin birlikte otopsi yapmaları nadir görülen bir durumdur. basit bir sıvı-elektrolit kaybı nedeniyle ölebilecek küçük bir çocuğun yaşatılması. kişi ölmüş kabul edilemez. Adli açıdan ise. Bu tanımın en büyük kusuru.en güvenilir tanım olarak "beyin ölümü" kabul edilmektedir. Bunun temel nedeni. Doktorların. Yıllarca süren tartışma ve çalışmalardan sonra ulaşılan bu tanıma titizlikle uyulduğunda ölümün tam ve kesin olarak tanımlanması mümkündür. beyin ve beyin sapının bütün işlevlerinin geri dönüşsüz olarak ortadan kalkmasıdır. ölümün olabildiğince erken tanımlanması ve ölümün gerçekleşmiş olduğunun hukuksal olarak belirlenmiş olmasıdır. ölümün önlenmesinin tıbbın temel amacı olduğu yanılgısı yaygındır. ölümün etik. Günümüzde. Çünkü. Beyin ölümü. sosyal ve felsefi anlamı konusunda da bilgili olmaları. Ancak. İnsanın (Bireyin) Ölümü Hastalar açısından bakıldığında. ülkemizin koşulları elverişli olmadığından. transplante edilecek organların zamanında alınabilmesi için. Ölümün tanımı konusundaki tartışmaları bir sohbet konusu olmaktan çıkarıp pratik anlamı olan bir sorun haline getiren de olayın bu hukuksal boyutudur. önemli olan tek şey bireysel ölümdür. nabzı atan. somatik ölüm.

bir başarısızlık! Belki bu yüzden. Hastanelerde. vakitsiz ölümlerden alınacak dersler ile benzer durumdaki başka hastaların hayatlarının kurtarılabilmesidir. eksik veya yanlış bir tedavi insanın ölümüne neden olabilir. Amaç. oysa. kendi durumunun ne kadar ağır olduğunu öğrendiğinde umutsuzluğa kapılacağı ve bunun ölümü hızlandıracağı inancıyla oyuna katılırlar. Ölmekte olan ve çevresindekiler. kimi zaman hastaya böyle günler kazandırmak için çabalar. ceset üzerinde yapılan tanısal amaçlı bir tıbbi incelemedir. hastanın ilgiye gereksinmesi azalmış değildir. ölümü yaklaşan hastaların çevresinde -terim uygunsuz kaçsa dabir "bilgi oyunu" oynanır. doktorun mesleğini nasıl icra edeceği konusu tıbbi etiğin alanına girer. Bunların otopside anlaşılmasının ölene doğrudan bir yarar sağlaması beklenemez. Hiç kuşku yok ki. hastanın niçin ve nasıl öldüğüne ilişkin sorulara karşılık bulmaktır. anlayan. hastayı doktorun buyurduklarını yapan pasif bir konumda değil. Tıp. Günümüzün geçerli etik yaklaşımları. Başka bir deyişle. kendi gözleriyle görme). Otopsi Niçin Yapılır? Otopsinin temel amacı. 270 . ölüm nedeninin saptanması veya hangi organların ölüme yol açan hastalıklardan ne biçimde ve ne kadar etkilendiklerinin saptanması olabilir. (Eski Ggrekçe: "auto"/kendi + "psi"/görme. Otopsinin bir hasta muayenesinden veya ameliyattan tek farkı "ceset" üzerinde yapılmasıdır. doktorların bu konuda iyi bilgilenmiş olmalarını gerektirmektedir. onların biyolojik birer nesne olarak değil. Ölmekte olanın ailesi de hastayı incitme korkusuyla suskun kalır veya ne söyleyeceklerini bilemediklerinden ondan kaçar. hastanın arzusu bu yöndeyse. insanlar da diğer canlılar gibi er geç ölecektir. Öte yandan. Doktorun ölmekte olanlara yönelik görevi. Ölecek olan bile.hastalığı olan bir hasta karşısında ne hissedeceğini bir düşünün! Kaybedileceği belli bir savaş! Boşa emek! En azından. yaşanan her fazla gün çok değerli olabilir. bazı ölümlerin önlenebilmesi mümkündür. insanı yaşatmaya çalışmaktan daha az kutsal değildir. Tıp. Bu. Gecikmiş veya atlanmış bir tanı. kalan yaşam süresi konusunda bir diğerinin ne bildiğini tahmin etmeye çalışırlar. kimi doktorlar ölmekte olan hastalarından uzak durmaya çalışırlar. yeri geldiğinde belirleyen ve onaylayan aktif bir konumda tutmaktadır. Hastanelerdeki ölümlerin bazılarını kaybedilmiş savaşlar olarak görmek mümkündür. düşünen. Bilinci yerinde olan bir hasta için. kendisine yapılacak olanları anlayan. Nekropsi ve thanatopsi terimleri eşanlamlı olarak kullanılırlar. Doktor-hasta ilişkisini herhangi iki insanın ilişkisinden farklı kılan özelliklerin fazlalığı. Tıbbi etik. ölümü mümkün olduğunca geciktirmeyi ve kolaylaştırmayı amaçlar. Doktorlar terminal dönemdeki hastanın. yakınlarının ve hastane çalışanlarının gayretlerini fark ettiğini göstermek ve bunların etkili olduğunu onlara kanıtlamak için oyuna katılır. OTOPSİ Tanım Otopsi. görevlerini ve birbirleriyle ilişkilerini inceler. Otopsiden beklenen. sosyal konumu ve anıları olan "bireyler" olarak ölebilmelerini sağlamaktır. doktor ve hastaların haklarını.

otopsi. iyi yetişmiş. Ölen kişide bulaşıcı hastalık kuşkusu varsa ve otopsiden elde edilecek bilgiler ile bir salgın hastalığın önlenebilmesi olasılığı söz konusu ise. hastanın kaybedilmesinin nedenlerinin anlaşılması ile başka insanların hayatta kalmalarının sağlanabileceği düşüncesini kabul etmeğe hazırdır. diğer incelemeler ile birlikte yapılan otopsi ile verilebilir. Otopsiyi yapmakla görevlendirilen doktorun bu görevi reddetmesi pratik olarak mümkün değildir. bu yüzden otopsiden öğrenilecek fazla bilgi olmadığı öne sürülebilir. Bu savın geçerli olmadığı pek çok çalışma ile gösterilmiştir. Bu nedenle. hastanın bakımından sorumlu doktorlar tarafından istenir. ölüm nedeniyle çok kederli oldukları bir sırada otopsi sözünü duymak istemeyebilirler. Tıbbın o kadar gelişmiş olmadığı ülkemizde yapılan otopsilerin büyük kısmında hastanın yaşarken tanısı konulamamış hastalıklar saptanmakta. adli otopsi. Yenidoğan ve bebek ölümlerinde karşılaşılan "bebeğimiz niye öldü?" ve "sonraki bebeğimiz de ölecek mi?" sorularının karşılıkları da. Hastalıkların organlarda yol açtığı değişiklikler ile hastanın yakınmaları ve klinik bulguların derecesi arasında sıkı bir ilişki olmayabilir. savcı herhangi bir doktoru otopsi yapmakla görevlendirebilir. her karnı ağrıyan hasta karşısında "acaba bu hastayı da mı kaybediyoruz" kaygısına kapılabilirler. bilinçli ve gayretli sağlık personeline gereksinme vardır. ceset üzerinde yakınlarınn veya başka herhangi bir makamın izni gerekmeksizin yapılır. ilgili savcı tarafından yapılır. ölenden elde edilen bilgilerle yaşayanlara hizmet etmektir: 271 . Bulaşıcı hastalık kuşkusunun bulunmadığı durumlarda tıbbi otopsi yapılabilmesi için. olguların yaklaşık üçte birinde hasta sağken bilinmesi çok yararlı olabilecek bilgiler sağlamaktadır. basit gibi görünen bir karın ağrısı bir iç organ delinmesinin tek bulgusu olabilir. Bu izin. ilgili doktorun isteği ve ilgili amirin (baştabip gibi) onayı ile tıbbi otopsi yapılabilir. kardeş) düzeyinde yakınlarının yazılı izni gereklidir. Hasta yakınları. Gerçekten de otopsinin en önemli amacı. Ölen kişinin yakınlarının otopsi yapılmasına karşı olmaları da böyle otopsileri engellemez. çoğu hasta yakını. Hasta yakınları açısından bakıldığında. hasta yakınlarının ölümden önce bu açıdan hazırlanmaları yararlı olur. üzerinde otopsi yapılması gereği olduğu düşünülen olgularla karşılaşıldığında. tanı ve tedavi ile ilgili ağır bir ihmal veya umursamazlığın göstergesi olarak algılanabilir. adli tıp uzmanı ve patolog tarafından birlikte yapılır. Bunların bulunmadığı koşullarda. çok basit gibi görünen yakınmaları olan hastalarının kaybedilmesi. Hafif bir öksürük ağır bir pnömoninin. hastanın yakınlarının iznine bağlı olmaksızın.Tıp teknolojisindeki ilerlemeler sayesinde bugün hemen her hastalığın kesin tanısının insan yaşarken konulabildiği. klinik olarak farkına varılmamış ek lezyonlarla karşılaşılmaktadır. varsa. zihinlerdeki tüm kuşkuları dağıtmanın en sağlıklı yoludur. Otopsi İzni Trafik kazası. yaralanma. Böyle durumlarda otopsi. En gelişmiş ülkelerde bile. Adli otopsiler. Uygun biçimde önerildiğinde. doktorlar şaşkın ve çaresiz kalırlar. Hasta yakınlarının otopsi konusunda bilgilendirilmeleri ve aydınlatılmaları için. Bu tür bulgularla kaybedilen hastalarda ölüm nedeni otopsi ile incelenmediğinde. her öksüren. Bu istek bir emir niteliğindedir. zehirlenme gibi hukuksal incelemeyi gerektiren durumlarda otopsi isteği. ölen kişinin anne-baba-eş (bunlar yoksa.

Otopsi Tekniği Otopsiler. herhangi bir sağlık personeli-hasta ilişkisindeki gibi yapılır. bulgular not edilir. gözlük kullanmak ve otopsi sırasında gerek oldukça eldivenleri değiştirmek biçimindedir. göğüs ve karın) açılır. dış muayeneden elden edilen veriler olayın aydınlatılmasında birinci derecede rol oynayabilir. Hastanın bakımından sorumlu olanlar da. buralardaki organlar incelenir ve gerekli görülen kısımlardan histopatolojik inceleme için örnekler alınır. Otopsi sırasında radyolojik incelemeler yapılabilir. cesedin dış muayenesi yapılır. temizlenmesi kolay bir ortamda yapılmalıdır. Otopsiyi yapan ekibin ve diğer koşulların durumuna göre bu boşluklar sırayla veya aynı anda açılabilirler. Bütün bu işler. açılan boşluklar dikilerek kapatılır. fotoğraflar çekilebilir. Otopsiye başlamadan önce. adli bir durum söz konusu değilse. En basit önlemler. Dış muayenede tüm vücut. Adli olgularda. gerekli iznin alındığından ve otopsi masasında bulunan cesedin doğru kişiye ait olduğundan emin olmak gerekir. 272 . amaç. Otopside klasik olarak üç vücut boşluğu (kafa. aydınlatması ve havalandırması uygun. Duruma göre medulla spinalisin çıkarılması ve ekstremite diseksiyonu gibi işlemler de yapılabilir. maske takmak. hastanın yüzünün ve vücudunun genel görünüşünde otopsi nedeniyle belirgin bir bozulma olması söz konusu değildir. Otopsiye katılanların bulaşıcı enfeksiyonlardan korunmak için önlem almaları gereklidir. Otopsinin başında. hastanın sahip olduğu haklara sahiptir ve otopsiyi yapanlar otopsinin ciddi bir iş olduğunu bilirler. İyi bir otopsi salonunun ameliyathaneden farkı yoktur. Otopsiyi izleyenlerin de bu açıdan dikkatli olmaları gereklidir. ceset üzerindeki inceleme ile mümkün olduğu kadar çok bilgi elde edebilmektir. Otopsi bittikten sonra. otopsi işlemindeki bütün adımlarda ve ayrıntılarda değişikliğe gidilebilir. Hastanın ve hastalığın özelliğine göre. mikrobiyolojik çalışmalar için örnekler alınabilir. Bu dikişler normal bir cerrahi dikişe göre daha kaba görünseler de. Ceset. gözle ve gerek olduğunda palpasyonla incelenir. otopside hazır bulunabilirler. Ölümün gerçekleşmiş olduğunu gösteren bulgular belirlenir.

8th Ed. Lippincott-Raven. Clive RT. Concise Pathology. 2010. PA: Saunders. 3th Ed. 2. 273 . Pathology. Robbins Pathologic Basis of Disease. 1999. Rubin E. Farber JL. Fausto N. Abbas AK. 3th Ed. Aster JC. 1998.KAYNAKLAR 1. Parakrama C. Kumar V. 3. Philadelphia. Appleton Lange.

274

HALK SAĞLIĞI DERS NOTLARI

275

276

İÇİNDEKİLER S.NU. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. 9. 10. ÜNİTE / KONU HALK SAĞLIĞINDA TEMEL KAVRAMLAR SİLAHLI KUVVETLERDE HALK SAĞLIĞI HİZMETLERİ KİŞİSEL HİJYEN GIDA HİJYENİ FİZİKİ ŞARTLAR VE SAĞLIK ÜREME SAĞLIĞI VE CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR KAZALAR VE ÖNLENMESİ GEMİ VE UÇUŞ HİJYENİ SAĞLIK DENETLEMESİ VE SAĞLIKTA İLETİŞİM KITA REVİRLERİNDE DÜZENLENECEK SAĞLIK DURUM RAPORLARI AFETLERDE SAĞLIK HİZMETLERİ BULAŞICI HASTALIKLAR VE BİLDİRİMİ ZORUNLU HASTALIKLAR SAĞLIK EĞİTİMİ HASTANE HİJYENİ ÖĞRETİM ELEMANI Prof.Tbp.Alb.Metin HASDE Prof.Tbp.Alb.Metin HASDE Doç.Tbp.Alb.Mahir GÜLEÇ Doç.Tbp.Alb.Mahir GÜLEÇ Doç.Tbp.Alb.Mahir GÜLEÇ Doç.Tbp.Alb.Bilal BAKIR Doç.Tbp.Alb.Ercan GÖÇGELDİ Doç.Tbp.Alb.Tayfun KIR Doç.Tbp.Alb.Tayfun KIR Doç.Tbp.Alb.Ercan GÖÇGELDİ Doç.Tbp.Alb.Bilal BAKIR Doç.Tbp.Ylb.Selim KILIÇ Doç.Tbp.Alb.Ercan GÖÇGELDİ Doç.Tbp.Alb.Tayfun KIR

11. 12. 13. 14.

277

278

1. HALK SAĞLIĞINDA TEMEL BİLGİLER A. Halk sağlığı kavramı (Halk sağlığı felsefesi – Sosyal hekimlik) B. Koruyucu hekimlik C. Sağlığın geliştirilmesi A.HALK SAĞLIĞI KAVRAMI Sağlık; yanlızca hastalık ve sakatlığın olmadığı değil, bedensel ve ruhsal yönden tam bir iyilik halidir. Hastalık; doku ve hücrelerde yapısal, fonksiyonel ve normal olmayan değişikliklerin yarattığı haldir. Hastalık; biyolojik bir süreçtir, aynı zamanda sosyal ve kültürel bir olgudur. Hastalık nedenleri şu şekilde sınıflandırılabilir (1): 1. Bünyesel Nedenler: Gen, Hormon ve metabolizma bozuklukları 2. Çevresel Nedenler: a. Fizik nedenler: Isı, soğuk, ışınlar ve travmalar b. Kimyasal maddeler: Zehirler, kanserogenler c. Biyolojik etkenler: Mantar, mikroorganizma ve parazitler d. Esansiyel madde eksikliği: vitaminler, esansiyel amino asitler, yağ asitleri, mineraller 3. Psikolojik nedenler: Zor (stress) 4. Sosyal, kültürel ve ekonomik nedenler. Hastalıkların “doğal (beklenen)” seyri; iki ana başlık altında incelenebilir (1): 1. Preklinik dönem: Etkenlerle karşılaşılmasından itibaren klinik belirtilerin ortaya çıkmasına kadar devam eden süreçtir. 2. Klinik Dönem: a. Erken klinik dönem: Klinik belirtilerin ortaya çıkmaya başladığı dönemdir. b. Geç klinik dönem: Hastalığın iyileşme veya ölüm ile sonuçlandığı geç dönemdir. Halk Sağlığının Amacı (1): 1. Birey ve toplumu hastalıklardan korumak 2. İnsanların sağlıklı olabileceği koşulları sağlamak 3. Toplumun sağlığını etkileyen sorunları çözümlemek 4. İnsanların yaşam sürelerini uzatmak 5. Kişilerin beden ve ruh sağlığını yükseltmek ve çalışma gücünü arttırmaktır. Halk Sağlığının Hizmetlerinin Ana Prensipleri (1) 1. 1.Çevre koşullarının düzeltilmesi 2. 2.Bireylere sağlık bilgisi verilmesi 3. 3.Bulaşıcı hastalıkların önlenmesi 4. 4.Hastalıkların erken tanı ve tedavisi 5. 5.Sağlık örgütlerinin kurulması Hekimlikte Çağdaş Görüşler (Temel Sağlık Hizmetleri Yaklaşımı, Toplum Hekimliği Görüşü) Önemli hastalık kavramı: “En önemli hastalıklar bir toplumda en çok öldüren, en sık görülen ve en çok sakat bırakan hastalıklardır.” (Alfred Grotjahn, 1869-1931). Bir kişinin veya toplumun sağlık düzeyini belirleyen, kişinin hastalanmasına veya ölümüne neden olan biyolojik ve fizik çevre faktörlerini oluşturan veya bunların 279

etkisini koşullayan etkenler sosyal ve ekonomik etkenlerdir. Bir kimsenin hasta oluşu o kimsenin sorunu değildir. Kişinin hastalığı ailesinden başlayarak bütün toplumun sonucudur (1). Halk sağlığı görüşü denildiğinde, sağlık alanında görev yapan bütün çalışanlar tarafından bilinmesi ve uyulması gereken bazı ilkeler anlaşılır. Günümüzün Halk Sağlığı Anlayışı; 1978 DSÖ Alma Ata Toplantısı alınan kararlar doğrultusunda “Alma Ata Temel Sağlık Hizmetleri Bildirgesi”nde belirlenmiştir. Bu ilkelerin başlıcaları şunlardır (2, 3): 1. Sağlık hizmetlerinde toplumsal eşitlik esastır : Sağlık, doğuştan kazanılmış bir insan hakkıdır. Sağlık hizmeti alması gereken herkes bu hizmeti yeterince almalıdır. Risk altındaki kişilerin sağlık hizmetlerini daha fazla kullanmaları doğaldır. 2. Kişi çevresi ile bir bütündür : Kişiler, fiziksel, biyolojik ve sosyal çevrelerinden etkilenirler ve bu çevreden ayrı olarak ele alınamazlar. Sağlık hizmetinin her kademesinde, hizmet verilen kişinin (sağlam ya da hasta) içinde yaşadığı çevre öğrenilmeli ve hizmette dikkate alınmalıdır. 3. Yaşam, doğum öncesinden ölüme kadar bir bütündür : Sağlık personeli, hizmet verdiği kişinin önceki yaşamında karşılaştığı olayları ve kendisine yapılacak müdahalelerin onun bundan sonraki yaşamını nasıl etkileyebileceğini göz önünde bulundurmak zorundadır. 4. Koruma tedaviden üstündür : Sağlık hizmetlerinin birinci amacı ve sağlık personelinin temel sorumluluğu, kişilerin sağlıklı yaşamaya devam etmelerini sağlamak ve hasta olmamaları için çalışmaktır. İkinci görevi hataları tedavi ve rehabilite etmektir. 5. En çok görülen, sakat bırakan ve öldüren hastalık “önemli hastalık”tır : KAYNAKLARın harcanmasında ve hizmetin sunulmasında, söz konusu toplumda en sık görülen, en çok ölüme ve sakatlığa yol açan durumlara öncelik verilmesi, toplumun sağlık düzeyinin iyileşmesinde temel stratejidir. 6. Hastalıkların nedenleri sosyal, biyolojik ve fizik nedenlerdir : Hastalıklar tek nedenli değildir. Çevresi, mesleği vs. ile bir bütün olarak ele alınması gereklidir. Örneğin; tüberküloz savaşında, yalnızca tıbbi yaklaşımlar yeterli olamaz. Bunların yanı sıra sosyal faktörlerin iyileştirilmesi de gerekir. 7. Kişinin hastalığı, aynı zamanda ailenin sorunudur : Aile bireylerinden birisinin hastalığı, ailenin düzenini, huzurunu, ekonomik ve sosyal durumunu olumsuz etkiler. O nedenle, yalnızca hasta olan ile ilgilenmek yetmez, o kişiyi tedavi ederken ailenin bütününü ele almak gerekir. 8. Kişinin hastalığı aynı zamanda toplumun sorunudur: Bir kişinin hastalığı çevresindeki kişileri de olumsuz etkileyebilir. O nedenle, bir kişinin tedavisini yapmaması ya da kendisini hastalıklardan korumaması yalnızca o kişinin sorunu olarak kabul edilip geçiştirilemez. 9. Herkes kendi sağlığından sorumludur : Kişiler kendi sağlıklarının değerini bilmeli ve onu korumaya çalışmalıdırlar. 10. Sağlık hizmeti bir ekip işidir : Hiçbir meslek üyesi (hekim dahil) sağlık hizmetlerini tek başına veremez. Ekip üyelerinin her biri kendi işlerini uygun şekilde yaptıkları zaman sağlık hizmetinin bütünü ortaya çıkar. Üyelerden biri ya da

280

bazıları işlerini düzgün yapmazlarsa, diğerleri düzgün yapsa bile sonuç başarısız olabilir. 11. Sağlık hizmetleri multisektöryeldir 12. Halkın sağlık hizmetlerine katılımı esastır: Sağlık hizmetlerinin planlanmasında ve sunulmasında, hizmeti verenler kadar hizmeti alanların (halkın) da dikkate alınması gerekir. 13. Sağlık hizmetlerinde entegrasyon esastır : Koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetleri birbirlerinden kesin olarak ayrılamazlar. O nedenle, bu hizmetlerin bir arada verilmesi esastır. Geleneksel hekimlik yaklaşımı hekim odaklıdır, hasta odaklıdır. Çağdaş yaklaşımlar, ekip odaklıdır ve toplum odaklıdır. Hekimlikte geleneksel ve toplumsal görüşlerin farklılıkları Tablo I’de özetlenmiştir (1).

281

tedavi ve rehabilitasyon Öncelik alır Biyolojik ve sosyal nedenler Sınırlı olan kaynakları en çok görülen. çok görülen ve öldüren hastalıkların teşhis ve tedavisi hizmetini özel eğitim görmüş ve hekim olmayan sağlık personeline yaptırmak Çeşitli meslek mensuplarının oluşturduğu küçük ekiplerin birbirini tamamladığı ve desteklediği ülke çapında bir ekip hizmeti Toplumdaki sağlık ile ilgili olayları sürekli ve objektif olarak gözlemek ve bu gözlemlere dayalı. genellikle. en yüksek standartta teknoloji sağlamak Hastalık teşhis ve tedavisinin yalnız hekimlere hasredilmesi Örgütlenme Tek bir hekimin hizmeti olabilir.Tablo I: Hekimlikte Geleneksel ve Toplumsal Görüşlerin Farklılıkları Konular Toplum Hekimliği Görüşü Geleneksel Görüş Hizmet edilen kişiyi değerlendirme Hizmet sunma Hizmet edilen kişi Hizmetin kapsamı Hastalıklarda n korunma Hastalıkların nedenleri Kaynak ayrımında öncelik Teşhis ve tedavi hizmeti Kişi fizik. çevresinden soyutlanamaz Sağlık hizmetini herkese götürmek Kişiye hem sağlıklı hem de hasta iken hizmet etmek Koruma. Ekip kavramı. hastane ya da muayeneheneye gelen ve hastalığını tedavi ettirmek isteyen bir insandır Hastane ya da muayenehaneye başvuranlara hizmet etmek Kişiye hasta iken hizmet etmek Tedavi ve rehabilitasyon Özel durumlarda ve sınırlı uygulama Yalnız biyolojik neden Teşhis ve tedavisi zor hastalıkların tedavisi için çok nitelikli kişiler yetiştirmek. sosyoekonomik kalkınmanın bir parçası olan bir plan çerçevesinde hizmetleri geliştirme Kişi. Yoktur Toplumsal kavram ve planlama 282 . biyolojik ve sosyal çevresi ile bir bütündür. öldüren ve sakat bırakan hastalıklardan kişileri koruma ve tedavi Gerekiyorsa. hastane duvarlarını aşmaz.

halka yarar sağlayan ve farklı bilim dallarından oluşan. Dr. bazı hastalıkların su ile intikal ettiğini bulmuştur. Calinos. Tevrat’ta karantina fikri vardır. Bu eserde. Sağlam insanı hastalıktan ve yaralanmaktan koruma (Koruyucu Hekimliğin Gelişimi) 3. vakitsiz ölümleri önlemek ve sağlıkla ilgili tehditleri ortadan kaldırmaktır. Etkenin ortaya çıkışının engellenmesi Etkenin organizma dışında yok edilmesi Kişilerin etkenle karşılaşmasının engellenmesi 283 . Sağlığın korunmasını 3 düzeyde ele alabiliriz (1. 6. a. İnsanların sağlıklarının korunduğu b. ilkelerini ise Alman hekimi Alfred Grotjahn açıklamıştır. şiddetini değiştirmek.KORUYUCU HEKİMLİK Tıbbın Gelişme Aşamaları (1. 3. Avrupa’da ilk kez Rodos’ta Veba’ya karşı karantina tatbik edilmiştir. hastalıkların insandan insana bulaştığı fikrini ilk söyleyendir. Sağlık personeli ve insan-hasta iletişim ve etkileşimi (Sosyal Hekimliğin Gelişimi) Koruyucu Hekimliğe İlişkin Tarihi Bilgiler (1. Örneğin TBC. Güerin.Sosyal hekimliğin tanımını Fransız Dr. Hastalanan herkesin başvuracağı hastanelerin olduğu c. 8. Birincil korumanın temel amacı.B. sakatlık ve erken ölümden korumak. Hastaların ve yaralıların tedavisi (Tedavi Hekimliğinin Gelişimi) 2. İngiliz hukuk adamı Edwin Chadwick 1848’de İngiliz Parlamentosuna Halk Sağlığı Kanununu kabul ettirmiştir. 2): 1. sağlık ve mutluluğu ilerletmek ve muhafaza etmek için. Rönesans devrinde sağlık konusunda en ilgi çekici eser Thomas More’un (1596) UTOPİASİ’dir. 11. 20. tıbbın ihtisaslaşmış uygulamalı bir sahasıdır”. Birincil düzeyde korunma (primary prevention) Hastalığın oluşmasını etkileyen etmenlerden kaçınma ile olur. 4. İnsanların evlenmeden önce muayene edildikleri e. 2) 1. Halk Sağlığının ilk mümtaz önderi Johan Peter Frank’dır. İşsizliğe karşı sigortaların kurulduğu izah edilmiştir.Edward Amory Winslow: Dünyada ilk kez halk sağlığının tanımını yapan bilim adamıdır. 7. Koruyucu Hekimliğin tanımı. 2. Şehirlerin bol ve temiz suya kavuştuğu d. 2): 1. 10. Asırda Amerika’da Harward Tıp Fakültesinde “ Preventive Medicine and Hygiene “ adlı kitabı yazmıştır. ‘’Hastalık. 5. İbn-i Sina. Milton Joseph Rosenau. Hastalığın prevalans ve insidansını düşürmek. Frank. Tarihte ilk aşı uygulaması Anadolu Türkleri tarafından Çiçek hastalığına karşı uygulandığı söylenmektedir. 9. “ Sağlık Polis Hizmetleri Sistemi” adlı 6 ciltlik bir eser yazmıştır.

2. kronik hastalığın pre-semptomatik dönemde erken tanısıyla hastalığın ilerlemesinin durdurulmasıdır. 2) 1. Tarama muayeneleri(Servikal smear. Hekimlik Anlayışının Gelişimi (1. El ve beden temizliğinin sürdürülmesi 12. İkincil Koruma:Hastalıkların presemptomatik veya semptomların çok hafif olduğu dönemde erken tanılarının konularak tedavi edilmesi 14. işlevsel ve ruhsal bozulma olduktan sonra kişinin kendi bakımını sağlaması için yapılan çalışmadır. İşçileri iş yerlerinde tehlikeli ve zehirli maddeleri karşı korumak 13. Çevreyi olumlu hale getirme 8.Periyodik meme muayenesi) Üçüncül Koruma:Hastaları. Sigara içme ve alkol alma gibi kötü alışkanlıklardan kaçınma 11. Beslenmeye bağlı hastalıklardan korunma 2. “hasta yok. İkincil düzeyde korunma (secondary prevention) İkincil korumanın temel amacı. Bu şekilde. Bulaşıcı hastalıklardan korunma 3. Periyodik sağlık muayeneleri 15. Hekimliğin laboratuvar dönemi 19 yy. 3. Yol. Etkenin organizmadan uzaklaştırılması Etkenin organizmaya girdiği yerde sınırlandırılması 3. 2) Birincil Koruma: Kişiyi hastalıklardan korumak için hastalıklar çıkmadan önce alınan tüm önlemler 1. Hekimliğin klinik dönemi Hekimler aynı hastalık etkeninin farklı hastalıklarda farklı etki gösterdiğini anlamakta gecikmediler. Bu dönemdeki temel yaklaşım. “hasta yok. Üçüncül düzeyde korunma (tertiary prevention) Üçüncül korunmanın temel amacı. Bağışıklama 9. Genetik danışmanlık 5. iş ve ev kazalarından korunma 7. hastalığın komplikasyon ve sebepleri önlenmiş olur. Aile planlaması 10. Bu dönemdeki temel yaklaşım. kronik hastalığa yakalanan kişideki yapısal. hastalık var”. Kanser yapan maddelerden korunma 4. sonlarından itibaren Louis Pasteur ile beraber mikroorganizma kavramının ortaya konması ile başlar. hastalıklarının nüks etmesi ve sakatlıkla sonuçlanmasından koruma için alınan önlemler. Organizmanın bütünlüğü bozulan kısmının onarılması Organizmanın bozulan parçalarının desteklenmesi (tıbbi ve sosyal) Koruyucu Hekimlikte Strateji (1. hastalık var” 284 . Gebelik ve doğum komplikasyonlarını önleme 6. Hekimliğin bulgusal (semptomatik) dönemi Neden sonuç ilişkileri ortaya konmadan önceki dönemlerde her bir bulgu bir hastalık olarak düşünülmüş ve ayrı ayrı tedavi edilmeye çalışılmıştır 2.

ekonomik. Sağlık hizmetlerinin toplumun tümüne ulaştırılması gerektiği ortaya çıktı. Bu amaçla 1986’da Ottowa’da WHO tarafından bir konferans düzenlenmiş olup sağlığın geliştirilmesi konusunda bir belge yayınlanmıştır. 285 . Ottowa’da yapılan bu konferans sağlığın geliştirilmesi konusunda yapılan ilk konferanstır (4). kazanç. Örnek: İmmünizasyon. Hekimliğin halk sağlığı dönemi 1948 Dünya Sağlık Örgütü’ nün kuruluşu.. Örnek: Fetüste konjenital anormallik taraması (4). barınma. Örnek : Rehabilitasyon hizmetleri.v. organizasyonel girişimler ve sağlık eğitiminin bir kombinasyonudur (4). sabit bir ekosistem. Sekonder çabalar bireyleri iyi sağlığa döndürmeyi amaçlar. C. Ailelere yardım yapılması planlandı. yiyecek. Primer Sağlığın Geliştirilmesi Aktiviteleri: Bireylerde gelişebilecek spesifik bir hastalığı önlemek ve yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla sağlıklı bireylere yönelik olarak yürütülür. Sağlığın yükseltilmesi. sosyal adalet ve eşitlik ön koşullarında sağlam bir yapılanma gerektirmektedir. barış. Sekonder Sağlığın Geliştirilmesi Aktiviteleri: Hastalıkların erken tanı ve tedavisi ile beraber toplumun bilinçlendirilmesini içerir. egzersiz gibi olumlu yöndeki faktörleri teşvik etmek (4).b. Taramayı da içermelidir. Amaç hastalığın tekrarını önlemek ve bozukluğu en aza indirmektir. ancak sonuç başarısızdı. Çözüm yolu olamayacağı ortaya çıktı. huzur.risk faktörlerini azaltma.4. eğitim.SAĞLIĞIN GELİŞTİRİLMESİ Tanım: Sağlıklı olmak için gereken davranışsal ve çevresel değişiklikleri yapmayı kolaylaştırmak için düzenlenen. sigara. Tersiyer Sağlığın Geliştirilmesi Aktiviteleri: Tam tedavi edilemeyen hastalıklarda hastaların isteğine cevap veren faaliyetlerdir. politik. 1950’ler Yunanistan deneyimi Önce hasta çocuklar tedavi edildi..

kendisi ve diğer insanlarla ilgilenerek. Haftada 2-3 kez egzersiz. sosyoekonomik değişkenler 4. sebze. Sağlıklı Toplum politikaları kurmak 2. Düzenli uyku (7-8 saat/gece). az işlenmiş nişastalı besinler 2. Aracı olma: Farklı disiplinler arasında aracı olma Sağlığı Geliştirme Faaliyetinin Yolları (4): 1. 7. insanların her gün yaşadığı. fizyolojik. 45 yaşında bir insan için ilk 3’ü olumlu ise 67 yıl. ev) faktörler 3. Desteklenmiş çevre yaratmak 3. öğrendiği. Davranışsal riskler Bu risk faktörleri önlenerek ölümlerin %24’ü azaltılabilir. normal şartlarda beklenen yaşam süresi vardır. demografik) faktörler 2. 2. 3. Çevresel (iş. psikolojik. Kişisel (genetik. Kilo artışı yok. her hafta en az 1 saat ağır egzersiz 286 . Bireysel Davranışların Düzenlenmesi 1. Sağlık hizmetlerinin reorientasyonu Gelecekte Hareket Tarzı Mademki sağlık.5-25 arasında olmalı 3. Kahvaltı. 5. yaşam şartlarını kontrol altına alarak. Yaşam Tarzı ile İlgili Öneriler 1. Fizik aktivite: Hareketli olun. 4. Kolaylaştırma: Tam sağlığa ulaşabilme imkanı verme 3. yedisi de olumlu 78 yıl. oynadığı ortamlarda insanlar tarafından yaratılır. Düzenli 3 öğün yemek. Destekleme: Sağlığı savunma ve destekleme 2. 6. toplum. Sigara yok. bütün üyelerin katkısı ile ve uygun ortam sağlanarak oluşturulur (4). Kişisel yeteneklerin geliştirilmesi 5. tohum. Beslenme tercihleri: Bitkisel besinlere dayalı beslenme. Güçlü toplum katılımı 4. çalıştığı. Sağlığı Etkileyen Faktörler 1. Sosyal kültürel. insanların yaşam kalitesi yükseltilebir. meyve. Beden ağırlığı: Beden Kitle İndeksi 18.Sağlığı geliştirmenin 3 temel prensibi vardır (4): 1. Alkol yok. kuru baklagil. O halde sağlık. beklenen yaşam süresi uzatılabilir. günde 1 saatlik hızlı yürüme.

ya da 500-850 gram arasında tüketin. Halk Sağlığına Giriş. Akın L. Bahar Özvarış Ş. 2006. tekli doymamış ya asidi içerenleri tercih edin. 2-3 porsiyon meyve. Ankara. Kuru baklagil. az tüketin. Sağlık Eğitimi ve Sağlığı Geliştirme.Gıda katkı maddeleri. Hazırlama. Saklama koşullarına dikkat edin. Eds. 5. Yayın No 92/2. Fişek NH. Hacettepe Üniversitesi-Dünya Sağlık Örgütü Hizmet Araştırma ve Araştırıcı Yetiştirme Merkezi Yayını No:2. Gıdaların İşlenmesiyle İlgili Öneriler 1. 287 . Ankara. Bitkisel yağları. 4. Güler Ç.Güler Ç. 3. Öztek Z. 3. Sigaradan uzak durun KAYNAKLAR 1. kuşlardan karşılayın. bitkisel kaynaklar. 2. Ankara. sebze ve meyveleri akan suda yıkayın 4. 4-6 porsiyon sebze tüketin. 5. Hacettepe Üniversitesi Yayınları. Ankara. Alkolden uzak durun 4. Hayvan kaynaklı yağlı gıdalardan uzak durun. 3. Temel Sağlık Hizmetleri. Halk Sağlığı Temel Bilgiler. Hacettepe Halk Sağlığı Vakfı. kömürleşmiş gıdalardan uzak durun. Tuz ve tuzlama uzak durun. av hayvanları. protein ihtiyacını balık. Eds. yanmış. 2. her yiyeceği kendine uygun biçimde koruyun. 2. Koruma. Kırmızı et yemeyin. Sebze ve meyveler: Her gün toplam yaklaşık olarak 400-800 gram arası sebze ve meyve.Diyet ve Besinlerle İlgili Öneriler 1. Öztek Z. Hacettepe Üniversitesi Yayınları. Halk Sağlığı Temel Bilgiler. Sağlık Yönetimi. 1983. derisiz tavuk. 1992. kök bitkiler ve bezelyegillerden her gün en az 7 porsiyon. Akın L. 2006.

Bşk Sağ. Loj. Sıhh.Bşk.Ş.2. İyileştirici sağlık hizmetlerini olabilecek en üst düzeyde sunmak 3. Tabur tabibi.M Ordu S.Hiz.Ş.Bşk. Donanma.M. Sağlık personelinin istihdamı ve eğitimi 4. Sağ.K. Jn. Sağ. Tugay S. Loj.Ş. Su ve gıda kontrol hizmetlerinin barışta ve savaşta yürütülmesi TSK Sağlık Teşkilatı Başbakan MSB Sağlık Daire Genelkurmay Bşk TSK Sağ K.M.Bşk.lığı Sağ. Olağanüstü durumlara yönelik her türlü hazırlığın yapılması 7. Kuzey ve Güney Saha K. Hv.K Loj.K.Gn.M. Barışta ve savaşta koruyucu hekimliğe ait görevleri etkin bir şekilde uygulatmak ve sağlığın geliştirilmesini sağlamak 2.Müf.Ş.S.Ş.Ş. KKK Loj.M.K. 288 .M. TSK personelinin sağlığı ile ilgili kayıtların iyi bir şekilde tutulması ve değerlendirilmesi 6.M. Ana Jet Üssü K.K. Dz.Ş.Ş. Alay Baştbp.S. SİLAHLI KUVVETLERDE SAĞLIK HİZMETLERİNİN ORGANİZASYONU Silahlı Kuvvetlerde Sağlık Teşkilatının Görevleri 1.M Tümen S.Ş.K.lığı GATA K.lığı İçişleri B.Tk. Birlik tabibi Sıhh. Sağ. TSK’ne bağlı sağlık kurumlarının en iyi şekilde donanımının sağlanması 5.Md.

Kuvvet K. 2. 4. J Tipi Dispanser: Yataksız hastane görevini yapan ve bünyesinde yeteri kadar uzman doktor. pratisyen tabip ve diş hekimi (diş ünitesi dahil) olan tedavi kurumlarıdır. Yeri ve kadrosu Genelkurmay Başkanının onayı ile Kuvvet K. Revirler: Hastalara ilk müdahalenin yapılabileceği asgari malzeme ve ilaç ile donatılmış. radyoloji ve biyokimya laboratuvarı bulunmayan kurumlardır. Adli hekimlik hizmetleri 6. Asıl görevi koruyucu hekimlik olan bu personel ayakta tedavisi mümkün olan hastalara da gereken müdahaleyi yapacaklardır.lıklarının teklifi ve Genel Kurmay Başkanlığı’nın onayı ile yapılır. Ancak kendi olanaklarını aşan hastaları belirtilen silsile içerisinde üst makamlara sevk edebileceklerdir B. A Tipi Dispanser: Bünyesinde iç hastalıkları. diş tabibliği. malzeme ve kadrolarına göre üç grup dispanser vardır. çocuk hastalıkları. Evde ve ayakta tedavi ve bakım hizmetleri. Personel. Özellikle büyük şehirlerde Askeri Hastanelerin yükünü azaltmak amacıyla yeni Dispanser açılması veya kapatılması Garnizon K. İaşeli revirler: Genellikle yakında askeri hastane olmayan bölgelerde hastaların yatırılarak rasyonlarına göre iaşesinin ve tedavisinin sağlanması amacıyla kurulmuşlardır. İlk yardım ve acil tedavi hizmetleri 3. ve yeterli tıbbi araç gereç ile donatılmış revirlerdir.lıklarının. B Tipi Dispanser: Bünyesinde sadece 1-2 pratisyen doktor içeren.lıkları tarafından değiştirilebilir. 289 . Yönetimle ilgili hizmetler A.Birinci Basamak (Sağlık Ocağı. Özel revirler: Gereksinime göre tespit edilmiş uzman personel. yeterli laboratuvar olanakları içeren kurumlardır. Dispanserler: Askeri Hastanelerin poliklinik yükünü azaltmak amacıyla kurulmuş kurumlardır. Revirler: 1. 3. 3. Kıta Tabiplikleri: Kuvvet K. Doğrudan birlik ve kurum hastalarına hizmet verirler. C. kadın doğum. Revir) Sağlık Biriminin Görevleri: 1. 1. Sevk etme ve sevk sonucunu izleme hizmetleri 5. Personel.lıkları tarafından belirlenir. 2.lıklarının kadrolarında belirtilen birlik ve kurumlarda görev yapan askeri sağlık personelidir. radyoloji ve biyokimya laboratuvarı olanaklarını içerirler. Koruyucu sağlık hizmetleri 2. Koordinatör baştabipliklerin görüşü alınarak. malzeme ve kadroları Kuvvet K.

Bu hastaneler çevre hastanelerine göre daha iyi donatılmış malzeme ve ilaç ikmal zincirinde de yer alan hastanelerdir. Sıhhiye alayı 5. Merkez hastanelerine hasta sevki yapabilirler. 5. Göğüs hastalıkları. Ambulans bölükleri 290 .D. Son nokta olan GATA'da da tedavi edilemeyen hastalar profesörler kurulunun kararı ile yurt dışına gönderilebilir. 2. hastanelerdir. Seyyar Hastaneler: Savaşta ilk ve acil yardımın cepheye en yakın yerde verilmesi amacıyla kurulan hastanelerdir. Sıhhiye bölükleri 4. 3. İlmi/Tıbbi Merkez Hastaneleri: Kendilerine sevk edilen bütün hastaları tedavi ve teşhis edebilecek kabiliyette hastanelerdir. Merkez Hastaneleri: 600+200 yt hastanelerdir. Sıhhiye takımları 3. Hastaneler: 1. kuruluşuna girdikleri birliğin emrinde olan sıhhi tahliye ve kısmen tedavi hizmeti veren yapılanmalardır. Çevre Hastaneleri: 100 ve 200 yt. Özel Dal Hastaneleri: Bir veya birkaç hastalığa yönelik hizmet veren hastanelerdir. 1. Sıhhiye kısım/müfrezeleri 2. FTR ve Geriatri gibi. E. Sıhhiye Birlikleri: Muharebede. 4.

Böcek ve hayvanlar 5.Enfeksiyon hastalıkları 291 . Muhtemel sağlık tehditlerini öngörmek ve önlemeye çalışmak koruyucu sağlık hizmetlerinin temel görevidir. J) Sevk Zinciri Çevre Hastaneleri Gelibolu Bursa Balıkesir Çanakkale Manisa Edremit Denizli İskenderun Samsun Merzifon Konya Girne Kütahya Sivas Malatya Isparta Adana Kayseri Ardahan Sarıkamış Ağrı Erzincan Elazığ Tatvan Van Isparta Güzelyalı Aksaz Çanakkale Ankara Beytepe Derince Gümüşsu yu Çorlu Gölcük Eskişehir Merkez Hastaneleri Kasımpaşa İzmir Etimesgut Erzurum Diyarbakır İlmi-Tıbbi Merkez GATA Haydarpaşa GATA Ankara TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi SİLAHLI KUVVETLERDE KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ Bireyin kendi fiziksel. Yemek ve su kaynağına bağlı hastalıklar 7. Formsuz asker 8. Zehirli bitki ve meyveler 6.Birinci Basamak Kıta/Revir Tabipliği Gemi Tabipliği Aile Hekimliği Merkezi Sağlık Amirliği Dispanserler (A. Sıcak 2. Her sağlık personeli. karşılaşılabilecek muhtemel sağlık tehditlerini bilmeli. biyolojik genetik ve psikolojik yapısı gereği bireye ve çevreye yönelik muhtemel sağlık tehditleri ile karşı karşıya kalmaktadır. kıtada bulunan askerleri bilgilendirmeli ve üstlerine bildirmelidir Muhtemel Sağlık Tehditleri 1. Soğuk 3. Yükseklik 4. Aşırı gürültü 10. Sakatlanma ve kazalar 9. Mesleki riskler 11. B.

Adli takibat esnasında erin hastalık sebebiyle öldüğü düşünülürse erin ne zaman hastalandığı. Otopsiye gereksinim olabilir. hangi tarihlerde viziteye çıktığı. Bireye yönelik koruyucu önlemler 1.Koruyucu Sağlık Hizmetleri: A. Kıtada ölen askeri kişilere tabip tarafından dört adet ölüm ihbar kartı doldurulur. Kişisel Hijyen Uygulamaları 2. Gürültü hijyeni 3. Bu gibi olaylar adli bir takım takibat ve işlemleri gerektirir. Erken tanı 5. Çevre sağlığı uygulamaları 1. Havalandırma 2. Kıt'ada Ölüm Kıt'ada Ölüm Kıtada hastalık. menenjit) 3. Bunun için gerek bölük vizite defteri gerekse hekim vizite defterindeki kayıtlar düzenli olmalıdır. Kıt'ada Bulaşıcı Hastalık C. Bağışıklama (tetanoz. Sağlığa zararlı kuruluşlar Muayene ve tedavi edici görevleri: A. 292 . Üst makam tarafından bir askeri hakime gönderilir. ne gibi tedaviye tabi tutulduğu veya mesleksel bir ihmal ve hata bulunup bulunmadığı araştırılır. Kemoproflaksi B. Vektör kontrolü 4. Bu gibi hallerde durum üst makama bildirilir. Sağlık eğitimi 6. Onun için adli makam tarafından defnine izin verilmedikçe cesetler yerinden oynatılamaz ve defnedilemez. Erlerin Muayene ve Tedavileri B. Beslenmeyi düzenleme ve gıda güvenliği 4. kaza ve yaralanma neticesi ölüm olayları olabilir. Sağlığın geliştirilmesi (komutanlarla işbirliği) 7. Çalışma koşuları ve ergonomi 5. Kazalar ve önlenmesi 6.

Fişek NH. sağlık eğitimiyle. Ankara. 2006 2. koruyucu hekimlikle. Bu takvimde aşılama faaliyetleri. MD 435-1 (A). Bu konuyla ilgili olarak MY 45-2 (A) “TSK Sıhhi İkmal Yönergesi” MY 435-6 (A) “TSK İlaç Hizmetleri Yönergesi”. karargah hizmetleriyle ilgili her türlü işleyişine bakılır. Bu ihtiyaçlar bir sonraki yılın ihtiyaçları olarak. ilaç ve basılı evrakın temini ve bakımı konusu vardır. Tespit edilen bu ihtiyaçlar “İhtiyaç Bildirim Formu (İBF)” olarak yıl ortasında hazırlanır.SAĞLIK PERSONELİNİN KARARGAH GÖREVLERİ Sıhhi ikmal: Karargah görevleri arasında birliğin ihtiyaç duyduğu her türlü tıbbi malzeme. Öncelikle. portör muayeneleri. MY 435-1 “TSK İlaç Hizmetleri Muhtırası”.üç aylık periyodik muayene faaliyetleri. Halk Sağlığına Giriş. Hacettepe Üniversitesi-Dünya Sağlık Örgütü Hizmet Araştırma ve Araştırıcı Yetiştirme Merkezi Yayını No:2. 293 . birliğin tıbbi malzeme ve ilaç ihtiyaçları tespit edilir. 1983. Karargah hizmetleri arasında birliği sıhhi yönden denetlemelere hazırlamak görevi de vardır. MY 435-1 (A) “TSK Sağlık Hizmetleri Direktifi”. sağlık sınıfı basılı evrak ihtiyaçları için ayrı ayrı hazırlanarak bir üst ikmal kademesine ve Kuvvet Sağlık Daire Başkanlıklarına gönderilir Planlama Faaliyetleri Sağlık şube müdürlüğü. KKY 15-1 “Sıhhiye ve Veteriner Malları Bakım ve Onarım Yönergesi” gibi dokümanlardan yararlanılır. her yılın başında birliğinin sağlık takvimini hazırlar. Ordu İlaç Fabrikası (OİF) mamulleri için ayrı. Bu takvime göre sağlık faaliyetlerini yürütmek. ikmal faaliyetleri ve miatlı evrakların hazırlanmasıyla ilgili faaliyetler gösterilmelidir. piyasadan temin edilecek ilaçlar için ayrı. Karargah Hizmetleri Yönergesi 178-1 (MY 75-1A) 3. hem tabibe hem de birliğe birçok avantaj kazandırır. Bu denetlemelerde birliğin sağlıkla. TSK Sağlık Hizmetleri Direktifi. eğitim faaliyetleri. KAYNAKLAR 1. aylık. sarf malzemeleri için ayrı.

Vücut gelişmesi ve sağlamlık kazanması için jimnastiğr çok önem verildiği. kapsamı büyük ve hekimlik gibi birçok bilim ve teknik şubelerden meydana gelen bir bilim kompleksi olmuştur (3). Hijyen bilimini Hippocrates'in (M. Hippocrates gibi bilginler bu devirde yetişmiştir. Sind uygarlığında da sağlığı korumak üzere yapıtlara rastlanmaktadır. sağlıklı düzeyde uzun süre devamı için sağlık ile ilgili bilgileri bir sentez halinde uygulayan bilim kompleksidir. 294 .Ö.Ö. Kuşkusuz olan şudur ki hijyen. Fakat Hippocrates'ten çok yıllar asırlar önce yaşamış insanların da sağlığı koruma hakkında bilgileri.460-377) yarattığı söylenir. Bu nedenle bütün dünya literatüründe sağlığı korumak üzere çalışan bilim koluna bu ilahenin ismine izafeten “hijyen” adı verilmiştir.hakkında ilk yazılı eser Hippocrates' e aittir. M.Ö. 13 ve 12) hijyenin bilimsel bir hüvviyet kazandığı görülür. ana lağım borusuna bağlıyan bir kolu bulunan yapılar inşa etmişlerdir. Hijyen ilk çağlarda bir din sanatı olarak uygulanmış. düşünceleri vardır. orta çağın sonlarına kadar tıp alanında önemle üzerinde durulan bir eserdi. 3000-2000 yıllarında Mısır uygarlığında yıkanma. Mezepotamya'da M. Ege medeniyeti devrinde (M. Nitekim Hippocrates'in (Hava su ve yer) adı ile yazdığı (Manuscript) kitap.Ö.Yunan mitolojisinde tıbbın babası olarak tanınan Aesculapius'un kızı Hygiea sağlığı koruyan bir ilahedir. Bu kelime tıp diline yunan mitolojisinden girmiştir. vücut temizliği için tapınakları içinde açık hava banyolarının yapılmış olduğu. daha sonra politikasiyaset sanatı haline gelmiş son olarak hekimlik sanatının ilerlemesi ile hijyen hekimliğin malı olmuştur. Bu eserde Hippocratesin mantıki bir sezişle orta koyduğu prensiplerin bir çoğunun yanlış olduğu anlamış bulunmasına karşın o devirdeki tapınakların su ihtiyacının karşılanmasına çalışılması ve tapınakların havalandırma ve aydınlatılması esasları bugünün modern bilgilerine uygun olduğu da bir gerçektir. hayatın yüksek.Ö 4000 senelerinde yaşamış olan Sümerler tapınakların alt katında su tesisatı yapmışlar. güneşin sağlık ve bereket getirdiğine inanmışlar. Gerçi hijyen bilimi .sağlığı koruma bilimi . sağlık şartlarına uygun giyinmeye ve ölülerin imhasına yönelik dikkate değer kurallar konmuştur. yalnız hekimliğin bir dalı olmaktan da öte giderek hekimlik kadar geniş. M. hayatını korumak ve sağlığına zarar veren nedenlerden. KİŞİSEL HİJYEN HİJYEN TANIM ve TARİHÇE Hijyen lugat olarak sağlam sağlıklı anlamına gelmektedir. 1500 senelerine ait Çin'de tedavi hekimliği yanı sıra sağlığı koruyucu tedbirlerin alındığına ait izlere rastlanmaktadır. Eski İranlı'ların su kanalları ve cüzzamlıların izolasyonu hakkında yapıtları bulunmaktadır. Fakat bugün dünyanın sosyal. kültürel. birey toplum olarak insan sağlığının korunması ve geliştirilmesi. Günümüzde hijyen. Tarihte sağlığı korumak üzere alınan önlemlere ait eser ve yapıtlara çok eski devirlerden itibaren rastlanmaktadır. 2000 yıllarında Anadolu'da yaşamış olan Hitit'lerin göllerden kanallar ile şehirlere su getirdikleri ve kirli suları evlerden kanallar ile uzaklaştırdıkları bilinmektedir. ekonomik.Ö. teknik gelişmeleri ile hijyen. M. temiz su teminine çalışıldığı ve evlerde su tesisinin bulunduğu görülmektedir. O devirde Hintler evlerde yıkanma yerleri ve her sokakta ana lağım borusu ve her evde evi.3.Ö. besin maddelerinin özellikle etlerin muayenesine önem verilmiş. etkenlerden kaçınmak içgüdüsü ile yaşamaya çalışan ilk insan ile beraber doğmuştur. M. sık sık saç ve sakal kestirme mecburiyeti konmuş.

hatta sokağa tükürenlerin tükürüklerinin üzerini örtmek için vakıflar yapılmıştır. köpeklerin evlere. " demekle bulaşıcı ve salgın yapan hastalıklar hakkında ortaya koyduğu sezişi ve kıymetli fikri üzerinde durmaya değer.'nin ilk yarısında Avrupa ve Amerika'da gelişen sanayileşme halkın şehirlere göçmesine. Orta çağın taassubu. vücut temizliği. ve 18. çiçek aşısının Jenner tarafından keşfi sağlığı koruma üzerinde Avrupa'da atılmış adımlardır. Dünya Savaşı'ndan sonra hekimlik hizmetinin tedavi hekimliği ve koruyucu hekimlik olarak ayrı ayrı dallar halinde değil iç içe çalışması gereğinin zorunlu olduğu hakikati ortaya çıkmış bulunmaktadır (3). su. Yakın zamana kadar tıp sanatı daha çok hastaların tedavisi ile uğraşan bir bilim halinde iken tedavi hekimliğinin yanı sıra koruyucu hekimliğe de önem verilmeye başlandı.Romalı'ların bu devirde inşa ettikleri Cloaca Maxime isimli 3 m genişlik 4 m yükseklikteki lağım kanalları bugün hala Roma'da kullanılmaktadır (3). Özellikle bu çağda ortaya çıkan veba. 19. hekimlik hizmetinde tedavi hekimliğinin yanı sıra koruyucu hekimlik de yerini almış bulunmaktadır. gusletmek. Büyük Türk alimlerinden İbni Sina henüz mikroorganizmalar keşfedilmeden çok önceleri " Her hastalığı yapan bir kurttur ne yazık ki elimizde onu görecek araç yoktur. bütün bu salgınların sebep ve mahiyetleri bilinmediğinden hiçbir önlem alınamamış salgınların şeytani ruhların işi olduğuna veya tanrının asi kullarına bir cezası olduğuna inanılmış (3). Bu dönemde yıkanmaya ve temizlik şartlarına Türkler kadar önem veren başka bir ulus yoktur. vukuu bulan savaşlar ve salgın hastalıklar nedeni ile tarihin ilk çağlarındaki sağlık kavramları unutulmuş. yapıtları ihmal edilmiştir. Bu devirde İslamiyet’in ortaya çıkması hijyen ve hekimlik için büyük bir gelişme. alkollü içeceklerin yasaklanması. muhtaçlara aş ocakları. giyim araçları hakkında çok kıymetli bilgiler mevcuttur. 2. yy. içeriye alınmasının yasaklanması gibi esaslı sağlık kurallarını getirdiği gibi.C. bazı besinlerin yenmesinin yasaklanması. İslamiyet’te abdest almak. 17. 1450 Ronesans yıllarında Avrupa şehir ve kasabaları tasavvur edilemeyecek kadar pis ve her türlü sıhhi tesisattan yoksundu. İbni Sina'nın El Kanun-Fıttıb isimli eserinde hava. sağlık koşullarının daha da bozulmasına ve böylece yeni yeni birtakım hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. çiçek ve diğer salgınlar sebebiyle Avrupa'da milyonlarca insan hayatını kaybetmiş. Açılan hamamlarda fakir halkın parasız yıkanması sağlanmış. devrinde halkın sağlık işleri devletin siyasi mekanizmasına bağlanarak 1930 yılında Umumi Hıfzısıhha Kanunu kabul edilmiş.'lerde sıtmaya karşı alınan tedbirler. Ebu-Bekir Mehmet Razi'nin tavsiyeleri bugünkü dezenfeksiyon kurallarına uymaktadır. meskenler. fitre. Böylece 295 .yy. Çiçek ile kızamığın ayrı ayrı hastalıklar olduğunu ve bu hastalıklardan koruma tedbirlerini dünyaya tanıtan Türk hekimidir. besin maddeleri. Bu durum karşısında o devirde hekimlik hastalıkların önlenmesinden çok tedavisi ile meşgul olmakta idi. zekat vermeyi zorunlu kılmak suretiyle de sosyal dayanışma. bir devrim yaratmıştır. T. Temizlik bu gibi kurtlardan ileri gelen hastalıkların önünü alır. Bu devirde tıp alanında çok değerli Türk alimleri yetişmiştir (3). Osmanlılar Selçuklu'ların sağlık müesseselerini ve sağlık kurallarını devam ettirmiş ve geliştirmişlerdir. sosyal yardım kurallarının temeli atılmıştır (3). ağız ve diş temizliğine dikkat etmek gibi temizlik kuralları yanında beslenme kuralları. Yiyecek ve içecek maddelerinin muayene ve kontrollerine önem verilmiştir. Selçuklu'lar devrinde kıymetli bilginler yetişmiştir.

Kir. artık maddelerin dışarı atılmasını da engeller. hem derinin beslenmesi hem de terle ve ısı radyasyonuyla 296 . Her gün banyo yapılamadığı durumlarda koltuk altı önce sabunlu bir bezle sonra su ile iyice silinmeli ve temizlenmelidir. el. iyi bir kan dolaşımının sağlanmasına ve tonusunun sağlıklı olmasına bağlıdır (1). Vücudun ısısının düzenlenmesi ve vücuttan atılacak kimi artıkların bir kısmının dışarı atılması işlevini yapısında bulunan damarlar ve ter bezleri aracılığıyla sağlayan deri.Bu işlevlerin tümünü yerine getirebilmesi. Sabunla yıkanılırsa kirler temizlenir. 37-38C sıcaklıktaki banyolar derideki kirleri ve salgıları temizleyerek kişide rahatlık duygusu oluşturur. mikroorganizmalardan ve deri epitelinin soyulan artıklarından oluşur. kıl köklerinin yoğun olduğu kasık ve koltuk altlarıdır. ishalli hastalıklar. tozdan. insan bir süre sonra kendi kokusuna duyarsızlaşır (7). derinin temizliğine. Bu tür banyolar her zaman yapılabilir. Vücudun dış yüzünü tümüyle örten deri sağlam. Ayrıca. Bu durum ergenlik ve menopoz durumlarında özellikle ortaya çıkabilir. terin buharlaşması sonucu geriye kalan artık maddelerden. Uygun vücut temizliği bir çok deri sorununu ve hastalığını önleyici ve ortadan kaldırıcı bir önlemdir (6). Kişisel temizlik alışkanlıklarının önlediği diğer bir sorun vücut kokusudur. Ayrıca. Deodorantlar kokuyu sadece maskelerler. saç. Komedonların iltihaplanması akneye. Özetlemeye çalıştığımız bu tarihi bilgiden de anlaşılacağı gibi hijyen sabit ve kalıplaşmış bir bilim değildir.Sık sık yıkanılmazsa vücutta oluşan kir sebaceous bezlerin kanallarını tıkayarak deride komedon denilen siyah beneklerin oluşmasına neden olduğu gibi. Vücut kokusu vücut yüzeyinde bulunan mikropların (bakterilerin) teri parçalamasına bağlı olarak meydana gelmektedir. Birkaç örnek vermek gerekirse. Deri üzerine daha sonra bir deodorant veya ter önleyici uygulanabilir. yapısında bulunan sterollere ultraviyole ışınların etkisiyle D vitamini oluşmasını sağlar. ayak. salgı bezlerinin gözeneklerini tıkayarak derinin normal işlevini engeller. Koku meydana getiren vücut bölgeleri öncelikle ayaklar. geçici bir uygulama olarak değerlendirilmelidir. KİŞİSEL SAĞLIĞI KORUMA ÖNLEMLERİ Sağlıklı bir yaşam için. cildin mantar. Yoğun bedensel çalışma vücuttan çıkan ter miktarının artmasına neden olmaktadır. Deri üzerindeki kir. cildin mikrobik hastalıkları. mikroorganizmaların vücuda girişini önlemekte de çok önemli rol oynar. zedelenmiş derinin streptokoklarla enfekte olması impetigoya yol açabilir (1). Uygarlık ile birlikte gelişen diğer teknik ve ekolojik koşullara paralel olarak hijyen de değişmiştir ve değişecektir de (3). ağız ve diş gibi kısımlarının bakım ve temizliğine önem verilmesi gerekir (1). kurumuş sebum maddelerinden. 1. Bu nedenle temizlik aracı olarak değil. DERİ Vücuda ait kişisel temizlik ile pek çok hastalığın önüne geçilmektedir. vücudun deri. uyuz ve bitlenme gibi parazitlerle oluşan hastalıklar ve bazı allerjik hastalıklar sayılabilir. İyi bir kan dolaşımı. Bedensel etkinliği fazla olmadığı halde bazı bireylerin ter bezi salgısı fazla olabilir.Türkiye'de birçok salgın hastalık kontrol altına alınmıştır. Vücudun terleme oranının artması kokunun da artması anlamına gelecektir. yumuşak ve elastiki olmalıdır. soğuk algınlıkları.

Menstürasyon döneminde yıkanmanın hiçbir zararı yoktur. kiri parçalayan ve kendine bağlayan sabun mutlaka kullanılır. Yıkanma sırasında lif kullanmak deriden kirin atılması ve derinin ovulması bakımından yararlıdır. friksiyon ve masaj. Yıkandıktan sonra temiz çamaşır giyilmelidir. Yıkanma özellikle yemekten 2-3 saat sonra yapılır. kasık bölgesi. Bu işlem 2-3 kez tekrarlanır. Yıkanma sıcak suyun dökülmesi ya da duş alma şeklinde yapılamalıdır. Tok karnına tercih edilmez (6). Sağlıklı saçlara sahip olmak için düzenli biçimde yıkanmak gerekmektedir. Yağlı saçlar ise daha sık yıkanmalıdır. cinsel organlar. iyi bir kan dolaşımı sağlanmasına yardım eden yöntemlerdir. soğuk banyolar. özellikle çocuk ve gençlerde terleme olgusu boyunca derinin üzerinde hareketli bir hava tabakasının bulunmasına bağlıdır (1). Deri tonusunun normal olabilmesi. İç çamaşırları her gün değiştirilmelidir (1). toksinlere karşı bariyer görevi gören katmanları keselenme ile kısmen de olsa tahrip olup ortadan kalktığı için deri bu görevlerini yerine getiremez ve uygulama sonrasında laserasyonlar ortaya çıkabilir. Saçların kurulanmasında yumuşak bir havlu kullanılmalıdır. Bu nedenle su 35-40 C de olabilir.Yeterli yıkanma için köpürtülmüş sabun ile deri ovulur ve bol sıcak su ile durulanır. Çok sıcak ve çok soğuk günler dışında başı açık dolaşmak yararlıdır (1). Böylece. Ayrıca sık dişli bir kullanılarak saçların uzama yönünde taranması da kan dolaşımına yardımcı olur. derideki tüm damarlar genişleyerek iyi bir kanlanma sağlanır ve bu durum yorgunluğa neden olan artık maddelerin terle atılmasına yol açarak kişiye canlılık kazandırır. Saçlı derisi yağlı olanlar. SAÇLAR Saçlar baş derisinde bulunan kıl köklerinden uzayarak büyüyen kıllardır. Temiz çamaşır yıkanmış ve ütülenmiş çamaşırdır. Ancak kese kullanımı için durum farklıdır. Sıcak su ile organik yağları. Kirli ve zehirli iş ortamında çalışanlar kirletici zararlı maddeleri deriden atmak için işten hemen sonra yıkanmalıdırlar.kaybolan ısının karşılanabilmesi için gereklidir. Sıcak banyoların geceleri yapılmasında yarar vardır. Beden hareketleri. Kıl köklerindeki bezlerden salgılanan maddeler yağlı yapıdadır. Saçların fırçalanması dökülen saçlar. Özellikle otel ve hamam gibi topluma açık yerlerde temiz olmayan küvetler kullanılmamalıdır. boyun. allerjenlere. Kurulama 297 . Banyo aralığının uzun olması halinde sabunlu su ile koltuk altları. Saçlar temiz su ile iyice durulandıktan sonra kurutulmadan önce nazik bir biçimde taranmalıdır. kirli suda kalmak olarak düşünüldüğünden pek tercih edilmez. Derinin kirden temizlenmesi için sıcak sabunlu su ile yeteri kadar yıkanması gerekir. kir ve tozları uzaklaştırıcı işlev görmektedir. 2. Derinin mikroorganizmalara. Küvette biriken suda yıkanmak. ayaklar ve deri katları olan bölgeler silinir. Normal bir saçın haftada en az bir ya da iki kez yıkanması gerekmektedir. saçlarını hem daha sık yıkamalı hem de yağsız şampuan kullanmalıdırlar. Günde birkaç dakikalık soğuk su masajı ve temiz hava bu tür dolaşımı sağlar. saçlarını yağlı veya kremli sabunlarla yıkamalıdırlar (7). Saçlı derinin iyi bir kan dolaşımına ihtiyacı vardır. Banyo imkan varsa her gün yoksa hafta da en az 1-2 defa yapılmalıdır.Yıkanma normal ve değişik sıcaklıktaki su ile mümkündür. Saçlı derisi kuru olanlar. Genellikle böyle yerlerde havlular ve terlikler bulaşıcı mantar hastalıklarının yayılmasına neden olabilirler. Kirin eriyip atılması için sıcak su daha etkilidir. Daha sıcak su ile yıkanmak alışkanlığa bağlıdır.

Bu da 7298 . Bu tedavilere cevap vermeyen vakalarda % 1’lik lindane içeren şampuanlarla saçın 4 defa yıkanması hastalığı düzeltebilir. Şüpheli durumlarda saç veya kıl büyüteç veya mikroskop ile incelenebilir. gebelerde. bu durumda saçlı deride kabuklanma ve sulanma görülebilir. Epidemiyoloji ve Bulaşma : Saç uzunluğunun ve yıkama sıklığının hastalık riski ile ilgisi yoktur. Bu ürünlerin 7-10 gün sonra tekrar uygulanması gerekir. 7-10 gün sonra ikinci kez uygulanabilir. Hekim önerisi dışında saçlar için yararlı olduğu ileri sürülen maddeler güvenli olmayabilirler. emziren kadınlarda ve konvülsiyonlu hastalarda kontrendikedir. Doğal pyrethrin’li şampuanlarla 10 dakika saçın yıkanması da etkilidir. Tanı : Bitin erişkin formlarının veya yumurtalarının görülmesi tanı için yeterlidir. Yetişkin bitler 2-3 hafta sonra görülmeye başlar. Birlikte saçlı deride enfeksiyon sık görülür. Saçlar bol su ile iyice durulandıktan sonra da kepeklenme önlenemiyorsa bir sağlık kuruluşuna danışılmalıdır. Erişkin bitler hızlı hareket ettiklerinden. Pediculus humanus corporis (vücut biti) ve Phthirus pubis (kasık biti)’in neden olduğu bir enfestasyondur. Ayırıcı Tanı : Böcek ısırığı. Saçlar elektrikli kurutucularla kurutulabilir. çok sıcak olmayan su ve sabunla yıkamak yararlı olabilir. ancak bunların etkisi daha az olduğundan. Genellikle tek uygulama yeterlidir. kontakt dermatit. Klinik : İnkübasyon süresi 6-10 gündür. ancak hafif vakalar asemptomatiktir. Pedikülozis kapitis (Baş biti): Bit genellikle kulak arkasındaki ve boyun bölgesindeki saçlarda daha belirgin olmak üzere saçta yerleşir. Saçın ayda 1 cm uzadığı dikkate alınırsa. Pediküloz (Bit Hastalığı) (8) İnsan kanı ile beslenen Pediculus humanus capitis (baş biti). seboreik dermatit. Bu nedenle bu eşyalar kişiye özel olmalıdır. ortak kullanımları doğru değildir. yumurtaların saçlı deriden uzaklığına bakarak. piyodermi.işlemi de yumuşak olmalıdır. Sağlık yararı dışında saçların temizlik ve düzeni. sık sık. hastalığın süresi belirlenebilir. görülmeleri zordur. Ayrıca lindane’ın toksik etkileri nedeniyle prematürelerde. Etkili diğer bir tedavi de % 1’lik malathion’lu şampuandır. Yumurtalar saçtan uzaklaştırıldıklarında hemen canlılıklarını yitirirler. Saç diplerinde kepek varsa. başörtüsü veya havlu gibi eşyaların kullanılması sonucu olur. Yumurtalar çok yoğunsa. saçlı deride lezyon bulunanlarda. yıkanır. En belirgin semptom kaşıntıdır. yetişkin bitler de dış ortamda 1-2 gün yaşayabilirler. Bit yumurtalarını saçın deriden 3-4 mm uzağına depolar. Ancak kurutucunun saça çok yakın tutulmaması gerekmektedir. Saç temizliğinde kişisel olarak kullanılan fırça ve taraklar sık aralıklarla sıcak sabunlu su ile yıkanmalı ve durulanmalıdır. Bulaşma genellikle saçla direk temas veya hastaya ait tarak. şapka. ilaç erüpsiyonu. bütün vakalarda 7-10 gün sonra tekrarlamak gerekir. Eğer sert bir havlu kullanılır ya da çok şiddetli ovulursa saçların uçları çatallanabilir. Bu durumda saçlı deri ve saçlar fazla sıcaktan olumsuz etkilenebilir. insanlar arasındaki ilişkilerde ve kendini iyi hissetmede etkisi olan olumlu dış görünüm açısından da önemlidir (7). Tedavi : Pedikülozis kapitis: Permethrin %1 krem saç ve saçlı deriye bir kez 10 dakika süre ile uygulanıp.

5 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bunların temizlenmesi için pedikülosidler de kullanılabilir. Antiseptik kullanarak el yıkama ile ilgili ilk görüşler. Aynı yatağı paylaşan kişilerin de tedavisi önerilir. 3. Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’de her yıl 2. sık dişli bir tarak % 3-5 asetik asit (sulandırılmış sirke)’e batırılarak saç taranırsa. Tüm dünyada hastane infeksiyonlarının insidansı % 7 . sağlık çalışanlarının kirli elleridir (13). ELLER Günümüzde hastane enfeksiyonlarının hızla yayılma nedeni olarak. Tedaviden sonra saçta kalan kabukların temizlenmesi şart değildir. bu olguların yüz bininin direkt veya indirekt hastane infeksiyonları nedeni ile kaybedildiği bildirilmektedir. bu kabuklar ortadan kalkar.10 civarındadır ve bu infeksiyonların tedavi maliyeti oldukça yüksektir. yüzyılın başlarında ortaya çıktı. Bitten korunmak için iç çamaşırlar kaynatılmalı dikiş yerleri ütülenmelidir. 1846’da Ignaz Semmelweis’in. hasta çocuksa okul arkadaşları kontrol edilmelidir. Pedikülozis kapitisde aile bireyleri. Hastane içerisinde yüksek virulans ve çoklu ilaç direnci gösteren mikroorganizmaların hastalar arasında taşınması ve yayılmasında % 20-40’ında kaynak. bit yumurtaları yapışıktır). özellikle. müdahale öncesi kadavra ile 299 .5°C’den yüksek sıcaklıkta 5 dakika tutulması biti ortadan kaldırmak için yeterlidir. Bunun yerine elektrikli süpürge ile vakumlama daha güvenilir bir yöntemdir (8).4 milyon hastane infeksiyonu görüldüğü. doğum sonrası streptokoksik puerperal sepsis’e bağlı ölümleri. Bu sorunun en az yarısı el yıkama gibi basit bir işleminin uygulanması ile engellenebilir. ayrıca bu işlem insan sağlığı üzerinde zararlı olabilir. Bu kontrollerde saçlı deri ve saçlardaki kepeklenmelerin bit yumurtalarından ayırt edilmesi önemlidir (kepek saçtan kolayca ayrılır. Enfeksiyon hastalıkları halen dünyada en sık görülen ve en çok öldüren hastalık grubunu oluşturduğuna ve uygun el yıkama pratiğinin insanlara kazandırılması halinde bu hastalıkların sıklığında önemli derecede azalma sağlanabileceğine göre. Ev eşyalarının insektisid spreyler ile temizlenmesinin yararı gösterilmemiştir. 2-10 dakika süreyle uygulanır. Korunma : Tedavi uygulanıncaya kadar temas izolasyonu gerekir (8). İlk tedaviden sonra çocuk okula gidebilir. konu son derece önemlidir ve halk sağlığının öncelikli konuları arasındadır (2).10 gün arayla iki kez. Diğer taraftan. Kaşıntı için oral antihistaminikler veya topikal kortikosteroidler kullanılabilir. Çalışmalar hastane infeksiyonlarının en az üçte birinin önlenebilir nedenlere bağlanırken ancak % 6-9’unun önlendiği vurgulanmaktadır. Tarak ve fırçaların 53. direnç gelişimini körüklemektedir. 19. ancak estetik nedenle yapılacaksa. sağlık çalışanlarının her hasta ile temastan önce ve sonra ellerini uygun bir şekilde yıkamamaları gösterilmektedir. Özellikle çok yataklı büyük hastanelerde % 10’un üzerinde insidansa sahip olan hastane infeksiyonları hastanın hastanede kalış süresinin uzamasına ve ek tedavi girişimleri nedeni ile maliyet artışlarına neden olmaktadır. Bu infeksiyonların ABD sağlık ekonomisine getirdiği yükün 4. Eşyaların kuru temizlenmesi veya iyi kapatılmış plastik torbalarda en az 10 gün bırakılması da bitin ölmesini sağlar. 1822’de Fransız eczacı Labarrque klorid içeren solüsyonların dezenfektan olarak kullanımından bahsetmiştir.

Hastane enfeksiyon oranının %30’a ulaştığı bir yoğun bakım ünitesinde yapılan bir çalışmada ellerini en az yıkayanların hekimler olduğunun saptanması oldukça düşündürücüdür. modern dezenfektan ve eldivenlerin kullanıma girmesi yanlış bir güven oluşturmuş ve el yıkamanın ihmaline neden olmuştur. MRSA ve VRE gibi yüksek mortaliteye neden olan dirençli suşların hastane ortamına yerleşmesiyle sonuçlanmıştır.çalışan asistanlarının ellerini klorlu su ile yıkatarak . aureus (MRSA) ve vancomycin resistant enterococci (VRE) gibi multi Drug resistant (MDR) patojeni olan hasta odalarına bırakılmasını Healtcare Infection Control Practices Advisory Committee (HICPAC) 1995-1996 yıllarında önerdi (13). ve işin daha kötüsü sağlık çalışanları arasında el yıkama gittikçe daha çok ihmal edilir bir hal alıyordu (2). Bu ihmal hastane florasının değişmesine ve Acinetobacter. Antimikrobiyal sabunların yada kendiliğinden kuruyarak su gereksinimini ortadan kaldıran antiseptik solüsyonların. 1961 yılında ABD ulusal sağlık servisi tarafından el yıkama tekniklerini anlatan bir film hazırlanmıştır. el yıkama alışkanlığında da görülmektedir. HIV ve Hepatit B gibi enfeksiyonların dünya çapında yaygınlaşması sağlık çalışanlarını. eldivenler sağlık çalışanlarını koruyordu ve aynı eldivenle farklı hastalara temas eden sağlık çalışanlarına sıklıkla rastlanıyordu. sağlık çalışanları arasında el yıkamaya en az özen gösteren gruptur ve kariyerleri artıkça durumları daha da vahim bir hale gelmektedir. Stenotrophomonas. Alkolün antigermisidal olduğu 1880’li yıllarda R. Bazı araştırmalarda sağlık çalışanları arasında el yıkamaya en çok önem verenlerin dahi hastayla temaslarının ancak %75’inde uygun şekilde ellerini yıkadıkları ve bu grubun da hekim veya hemşire olmadığı saptanmıştır. bu konuda 300 . 1988 ve 1995 yıllarında el yıkama ve el antiseptikleri ile ilgili rehberler Association for Professional in Infection Control (APIC) tarafından hazırlandı. Semmelweis’in el yıkama alışkanlığı konusunda gösterdiği ısrarcı tutum. Bir çok çalışma. Ancak bu durumun yanıltıcı bir yönü ortaya çıktı. Pseudomonas’lar. 1975 ve 1985 yıllarında Centers for Disease Control (CDC) tarafından hastanede el yıkama uygulamalarına ait bir rehber yayınlanmıştır. meslektaşları tarafından alay konusu yapılmıştır. Yine bu çalışmanın sonuçlarına göre pratisyen hekimlerin hastayla temastan sonra el yıkama konusunda diğer gruplara göre daha duyarlı oldukları saptanmıştır (ancak pratisyen hekimler hastayla temastan önce el yıkama konusunda yeterince hassas bulunmadılar).% 23 den % 3’e düşürmesi modern tıbbın önemli buluşlarından birisi olmuştur. Ancak antibiyotiklerin keşfi. İlginç olan bir konu hastane çalışanlarının el yıkamanın önemini biliyor olmalarına karşın bunu davranış biçimi şekline dönüştürememeleridir. Daha da ilginç olanı eğitim seviyesinin yükselmesi ile basit ama yapılması zorunlu uygulamalara karşı ilginin azalması. Genel olarak hekimler.Koch tarafından ispatlanmış ve 1890’lı yıllarda deri antiseptiği olarak kullanılmaya başlanmıştır. kendilerini korumaları konusunda daha titiz davranmaya sevk etti ve hastayla temas sırasında eldiven kullanma oranı dramatik bir şekilde arttı. sağlık çalışanlarının Semmelweis’ın çalışmasından habersiz olduğunu ve onun öğretilerini dikkate almadığını göstermektedir. methicillin resistan S. El yıkamanın çok sıradan ve günlük bir iş olması. Basit kurallara uyulmama geleneğinin sağlık çalışanları arasında da standart bir davranış haline gelmesi önemli bir sorundur (13).

Bu tabakalar sürekli olarak çoğalırlar ve keratin sentezlerler Keratinize epitel apopitozis’e gider ve ölü Stratum corneum tabakasını oluştururlar. Dermisin daha alt tabakaları sukuamöz hücrelerden oluşmuştur. En iyi sağlık hizmetini almak her hastanın hakkıdır ve sağlık çalışanlarının ihmali sonucu hastane infeksiyonlarıyla karşılaşmaları haksızlıktır (13). Ancak hastalar üzerinde yapılan bir çalışmada ilginç bir sonuca rastlanmıştır. balgam çeşitli vücut sıvı ve sekresyonları ile kontamine araç ve gereçlerden sağlık personelinin eline bulaşırlar. Geçici flora: Kontaminant flora olarak ta tanımlanır. yağı kullanabilen. hastalara el yıkama konusunda eğitim verilen bir hastanede sağlık çalışanlarının el yıkama alışkanlıklarında önemli derecede iyileşme saptanmıştır. Derini bu tabakasında hücreler arası boşluklar ile yağ ve ter bezlerinin kanallarına yerleşen dirençli mikroorganizmalar metabolize ettikleri yağlardan oluşturdukları propionik asit gibi kısa zincirli yağ asitleri ve ürettikleri bakteriyosinlerle derinin savunmasına yardım eder. diğeri de kısa süreli olarak kontaminasyon sonucu bulaşan. Deri ve Flora Normal insan derisi bölgelere göre farklı oranda aerobik mikroorganizma barındırır. Bu floranın karakteristik üyeleri koagülaz negatif stafilokoklar (KNS). proteinler ve su ile sürekli nemli olarak tutulmaya çalışılır. Mikrococcus. Benzer şekilde sağlık çalışanlarına eğitilen değil de eğitimci rolünün verilmesi halinde daha başarılı sonuçlar alınabilir (2). a. Kalıcı flora: Daimi flora olarak da tanımlanan bu mikroorganizma topluluğu deride inatçı kolonizasyonlar yaparlar. hatta bazen sayılarında artış kaydedilir. deride zararlı olan mikroorganizmaların uzun süreli kalmalarını engellerler Böylece genel olarak deride özel olarak da ellerde birisi devamlı olarak yerleşik olan kalıcı. Hastaya ait kan. Hastaya temas öncesi ve sonrası el yıkama ile hastane kaynaklı mikroorganizmaların bir hastadan diğerine naklini büyük oranda önlemek mümkündür (13). Derinin bu tabakası sebumdaki yağ. ter ve yağ bezleri ile kıl folükülleri yer alır. geçici olmak üzere iki tür mikroorganizma topluluğu bulunur (13). üst solunum yolları enfeksiyonlarından korunmanın en etkili yöntemidir. Deri yaklaşık olarak 1. Bu mikroorganizmalar deride uzun süre yaşayamazlar ve çoğalmazlar. Bu mikroorganizmaların çoğu derinin üst tabakalarında yerleşirken % 10-20 si daha derin tabakalara yerleşirler. lizozimler. El Yıkama Kategorileri Usulüne uygun el yıkama hastane infeksiyonlarının önlenmesinin en basit. Ancak 301 . tuz. b. Biyolojik olarak canlı ve ölü tabakalardan oluşan deri vücut savunmasının da en önemli silahıdır. Su ve sabun ile yapılan mekanik el yıkama işlemlerinden sonra bu bakteri topluluğunda azalma olmaz.5 metre kare alana sahip vücudun en büyük organıdır. Hastane infeksiyonlarını önlemede en basit ve en ucuz yolun el yıkama olduğu unutulmamalıdır. Propniobacterium ve Corynebacterium türleridir (13). tuz ve kuruluğa dirençli mikroorganizmalar içinde iyi bir vasat oluştururlar.verilen eğitimlerde karşılaşılan önemsememe probleminin en önemli nedenlerindendir. Hipodermis veya kısaca dermis olarak tanımlanan bağdoku içeren canlı tabakada kan ve lenf damarları ve sensör reseptörler. Bu sekresyonlar çok sayıdaki mikroorganizma için inhibitör etki gösterirken.

% 0. ölümlerin % 70’inin gıdanın hazırlanması safhasında bozulmasından kaynaklandığını ve bu bozulmanın da % 40 oranında ellerin sorumlu olduğunu belirtmektedir. uygun yıkama yapılmalı köpük elin tüm yüzeyine yayılmalı ve friksiyon yapılmalıdır. Sosyal yıkamada sabunla en az 10 sn. Sulu çözeltiler (% 4’lük chlorhexidine/deterjan çözeltisi. Alkollü çözeltiler (%70’lik isopropanol veya ethanol içinde % 0. Eller akan su altında iyice durulanmalı ve kağıt havlu ile kurulanmalıdır (13). yemek yemeden ve hastaya yemek yedirmeden önce. Deriye en az zarar verecek ve fırça kullanmadan etki ortaya çıkarabilecek solüsyonlar tercih edilir. kanlı çıkartı ve mikrobik kontaminasyon olabilecek durumlar ile karşılaştıktan sonra hijyenik el yıkama yapılmalıdır. 1. Kullanılacak miktar ve uygulamada üretici firmanın tavsiyeleri dikkate alınır. hijyenik tip ve cerrahi tip el yıkama olarak 3 başlık altında değerlendirmek mümkündür (13). Yani el yıkama aslında bir medikososyal davranış biçimidir. 3. Bu nedenle el yıkamayı basit sosyal tip. kalıcı flora azaltılır. Steril havlular kullanılır (13). Su ve sabun ile yıkamadan sonra alkol bazlı bir preparatın kullanılması etkiyi artırır.hastane infeksiyonları dışında genel halk sağlığı açısından da el yıkama son derece önemli bir işleve sahiptir. Saat ve yüzükler çıkartılmalıdır. infeksiyona yatkın hastayla temas öncesi. Hijyenik el yıkamada kullanılan dezenfektanlar kullanılır. Burada geçici mikroorganizmalar öldürülür ve uzaklaştırılır. Sosyal el yıkama: Kirli ellerin sabun ile yıkanması sonucu geçici floranın çoğu uzaklaştırılır. Kullanılabilecek dezenfektanlar: a. Eğer alkol bazlı kendiliğinden kuruyan antiseptikler kullanılıyorsa avuç içine sıvı alınır ve bütün el yüzeyine yayılıncaya ve eller kuruyana kadar yaklaşık 15-25 sn. 302 . en az 15 sn.5 lik chlorhexidine veya povidon iodine çözeltisi. Yiyecek tutmadan. b. Köpük elin tüm yüzeyine yayılmalı ve friksiyon yapılmalıdır. kadar ovuşturulur. 2. eller kirlendikten sonra bu tür el yıkaması yapılmalıdır. Tüm cerrahi işlemlerden önce bu tür bir yıkama yapılmalı ve daha sonra eldiven giyilmelidir. hasta bakımına başlamadan önce. yumuşatıcı olarak % 0. Yine çocuk bakım evlerindeki çocukların evde bakılan çocuklara göre daha sık ishalli hastalıklara yakalandıkları bilinmektedir. İnvaziv girişimlerden önce. Food and Drug Administration (FDA). uygun yıkama yapılmalıdır. Eğer alkollü preparat kullanılıyorsa her biri 5 ml olan iki uygulamada eller kuruyuncaya kadar ovalanır. Eller sıcak su altında iyice durulanmalı ve kağıt havlu ile kurulanmalıdır. yara ve üretral kateterler ile temas öncesi ve sonrası. Musluk kağıt havlu ile kapatılmalıdır.75’lik iyot içeren povidon iodine/deterjan çözeltisi). eldiven takmadan önce ve sonra. Cerrahi el yıkama: Antimikrobiyal sabunlar yada alkol bazlı antiseptik deterjanlar kullanılır.5’lik gliserol) (13). Hijyenik el yıkama: Normal sabunlar. ancak el yıkama süresi 2-3 dakika kadardır ve yıkamaya bilek ve dirsekler dahil edilir. Fırça tırnakların temizliği için kullanılır. antimikrobiyal sabunlar yada kendiliğinden kuruyan alkol bazlı antiseptikler kullanılabilir. tuvalet sonrası. Hijyenik el yıkamada eller sıcak su ile ıslandıktan sonra 3-5 ml deterjan alınır. ABD’de her yıl 76 milyon gıda zehirlenmesi olduğu 5000 kişinin öldüğünü. Geçici flora öldürülür ve uzaklaştırılır.

El antisepsisi amacı ile 3 alkol kullanılmaktadır. fiyat ve temin edilebilir gibi dış unsurlar etkili olur. Rota ve Rhino viruslar gibi çeşitli viruslara karşı güçlü inhibitör etkinliğe sahiptirler. n-propanol ve 303 . Temizlik özelliği deterjan özelliğine bağlıdır ve deriden kirleri ve organik maddeleri uzaklaştırır. FDA (1978) el antisepsisinde kullanılacak sabunları 3 grup içerisinde toplamıştır. Alkol hızlı aktivite gösterir. Funguslara ve HSV. Kalıp sabun formunun yanı sıra. Örneğin su-sabun ile yapılan mekanik yıkamada eldeki bakteri sayısında azalma olmazken. Bunların etkinlikleri ortamın fiziki şartlarına. Ethanol. HIV. bakteriyositatik ve bakterisidal etkinliğe sahiptirler. isopropanole göre viruslar üzerine daha etkilidir. Bakteri sporlarına karşı etkili değildir. Almanya’da 1922 yılında deri antiseptiği olarak kullanılan alkol ABD’de 1935 yılında isopropanol olarak kabul görmüştür. Bunlar antimikrobiyal sabunlar. Gram pozitif (MRSA ve VRE dahil) ve Gram negatif mikroorganizmalara. ortamdaki organik ve inorganik maddelere bağlı olarak değişebilir. yıkama süresi 30 sn olursa bu azalma 1. sıvı yada kağıt gibi ince formlarda da tek kullanımlık şekillerde temin edilebilir. bu esnada bakterilerinde bir kısmı uzaklaştırılmış olur. % 70’lik ethanol ile yapılan yıkamada bakteriler % 99. Alkolle 15 saniyede yaratılan bakterisidal etkinlik diğer antiseptiklerle 1 dakikada. Mikobakterilere.7 oranında tahrip edilirler (13). daha sonra uygun antiseptiklerle eller yıkanmalıdır (13).1 log10 azaltılır. Influenza virus.El Antisepsisinde Kullanılacak Ürünler Gerek hijyenik tip gerekse cerrahi tip el yıkamada kullanılan ajanlar antiseptik özelliğe sahip kimyasal maddeler olup. Bunlar deride travma yaratan adi sabun ve derideki yağ asitlerini tahrip eden sıcak veya ılık su ile yapılan yıkamaya göre çok daha etkilidirler.6-1. Bunlar ethanol. şayet varsa önce ellerdeki görünür kirler mekanik su ve sabun ile yapılan yıkama işlemi ile uzaklaştırılmalı.8-2. Sabunun gram negatif bakterilerle kontamine olması bulaşta rol oynayabilir (13). RSV. Ancak ABD’de alkol aleyhine 1961 yılında yapılan olumsuz propaganda. Özellikle zarflı viruslar alkole oldukça duyarlıdır. Bir antiseptik seçiminde. El antisepsisi için kullanılan ürünler ve özellikleri 1. Su ve sabun kullanılarak yapılan 15 sn’lik bir yıkamada bakteri sayısı 0. Adeno. 1 dakikada yaratılan etkinlik ise 4-7 dakikada sağlanabilir (13). Alkoller: Alkolün su içerisindeki dilusyonlarının konsantre solüsyonlarından daha güçlü bakteriyostatik olduğunu gösterilmiştir. Günümüzde el yıkama antiseptiği olarak alkollü ürünler kullanılmaktadır. bu ülkede rutin kullanımın engellemiştir. Sabunla yıkama sonucu paradoksal olarak bakteri sayısında artış görülebilir. Sağlık personeli el yıkama sabunları ve cerrahi el yıkama antiseptikleridir. Sabun: Sabunlar sodyum yada potasyum hidroksitin yağ asidi esterlerinden oluşan deterjan bazlı maddelerdir. etkinlik ve tolere edilebilir gibi iç unsurlar ile paketleme.8 log10 olur. HBV. Bu nedenle de ister hijyenik tarzda ister cerrahi tipte el yıkama olsun. Alkoller mikroorganizmalarda hücre proteinlerini denatüre ederler. Çeşitli çalışmalarda % 50-70 lik alkol içeren solüsyonların eldeki bakterileri öldürmek ve inhibe etmek konusunda son derece etkili olduğunu ispatlamıştır. 2. doğru olmadığı çeşitli çalışmalarla ispatlanmış olmakla birlikte.

Larson ve ark. Bakteri sporlarına karşı etkisizdir. Uygulama süresi amaca göre 20 saniye ile 1 dakika arasında değişir.0 arasında maksimumdur. Chlorhexidine’nin antimikrobiyal etkisi kan da dahil olmak üzere organik maddelerden çok fazla etkilenmez. Düşük miktarlarda (0.5-7. Tarif edildiği şekilde kullanılırsa oldukça güvenlidir.2-0. HIV. 1950’li yıllarda İngiltere’de geliştirilmiş ve 1970’li yıllarda ABD’de kabul edilmiştir. Rota. Alkolden sonra tekrar el durulama ve silme işleminin olmaması suya bağlı kontaminasyon riskini. 3 ml’ye göre etkisinin anlamlı oranda düşük olduğunu göstermiştir. İn-vitro olarak HSV. Adeno ve Enteroviruslar gibi zarfsız viruslara düşük aktivite göstermektedir. Bunlar tek yada ikisi kombine edilerek kullanılabilirler. inorganik anyonlar. Derinin Str. 4’lük dilüsyonları mevcuttur. Bu az miktarda alkol emdirilmiş kağıt mendiller içinde geçerlidir. 304 . Daha yüksek konsantrasyonlarda su oranı düştüğü için denatürasyon özelliği dolaysıyla da etkisi azalır. aşırı duyarlılığı olan kişilerde dikkatli kullanılmalıdır. Ciltte %4’ün üzerindeki konsantrasyonlar irritasyona neden olabilir. corneum tabakasına bağlanarak 6 saat gibi uzun bir süre kalıcı etkinlik yaratır. Alkoller eldeki organik maddelerin miktarına bağlı olarak inaktive olurlar bu nedenle kirli eller önce sabun ve su ile yıkanıp kurulanmalı sonra alkolle işlem yapılmalıdır. %2 ve %4’lük dilüsyonlar arasında etkinlik yönünden çok fazla fark görülmemiştir. yumuşatıcılar hem kurumayı önler hem de alkolün daha yavaş uçarak elde daha uzun süre kalmasını sağlar. Aktiviteleri pH 5. lavabo gerekliliğinin ortadan kalkması ek zaman ihtiyacını. 2.5) alkol uygulanması. Alkole göre daha yavaş etki gösterir. Alkollerin % 50-80’lik dilüsyonları kullanılır. 1 ml alkolün. CMV. Geniş spektrumlu bir ajan olup gram pozitif bakterilere karşı iyi aktivite gösterir.5. Ethanol ise % 70’lik dilüsyonları ile kullanılır. Bakterilerde hücre duvarını yıkar ve sitoplazmada prespitasyona yol açar.5-1 oranında chlorhexidine ilave edilmiş alkol bazlı preparasyonlar yalnız başına alkole göre anlamlı derecede etkindir. Ancak sabun. noniyonik surfaktanlar. Bakteriler arasında direnç gelişimi çok nadirdir (13). Su veya alkol içerisinde kullanıma sunulmuş %0. silme işleminin olmaması da deride travmaya bağlı irritasyon ve kontaminasyon riskini ortadan kaldırmaktadır. RSV ve Influenza virus gibi zarflı viruslara karşı etkin olmasına karşın. Kullanımı sınırlandıracak bilinen yan etkileri yoktur. Ellerde kuruluk ve dermatit oluşturma riski su ve sabunla yapılan yıkamalardan çok daha düşüktür. 3. Chlorhexidine: Chlorhexidine glukonate bir katyonik bisbiguaniddir. Gerçek allerjik reaksiyon oranı düşük olsa bile.isopropanol dür. anyonik içerikli el kremlerinden olumsuz etkilenirler. %0. Alkolün yanıcı olması nedeniyle kullanılırken ve depolanırken dikkatli olunması gerekmektedir (13). Bu nedenle farklı cilt pH’sına sahip kişilerde aktivite de farklı olabilir. Miktar tüm eli ıslatacak kadar olmalıdır. Bu özellik el yıkama için yeteri kadar zamanının olmadığını bahane edenler için önemli bir avantajdır. Ancak cilt kuruluğunu önlemek için alkolik antiseptiklere ilave edilebilecek % 1-3 oranındaki gliserin gibi. %1 ve daha yüksek konsantrasyonlarda göze temas ettiğinde konjonktivite neden olabilir. sabun ve su ile yıkamadan daha etkili değildir. Gram negatif mikroorganizmalara ve funguslara etkisi daha azdır ve tüberküloz basiline minimal etkilidir.

Burada antibakteriyal etkinliği sağlayan iyottur. müköz membranlar ve vücut banyoları için kullanılmamalıdır. funguslar ve viruslara karşı alkollerden daha düşük aktivite gösterirler. Yaygın olarak kullanılan %10’luk povidon içerisinde %1 oranında iyot bulunur ve bu 1ppm serbet iyot sağlar. Hücre duvarına penetre olan iyot oksidatif yolla bakterilerde elektron transportunu bozarlar. Aktivitesi yavaştır. Ancak iyot kompleksten daha yavaş ve uzun süre serbest bırakılır. Hexachlorophene nörotoksik (vakuolar dejenerasyon) bir ajandır. Özellikle allerjik kişilerde dermatitlere neden olabilirler. Nispeten toksik yan etkileri nedeni ile sık kullanılmayan bir üründür. Etkili bir kompleks içerisinde serbest iyotun 1-2mg/L konsantrasyonlarda olması istenir. S. Bu nedenle bütünlüğü bozulmuş deri. Gram pozitif ve negatif mikroorganizmalar üzerine bakterisidal etkinlikleri vardır. FDA 1972 yılında bebeklerin rutin olarak uzun süreli bu ajanla yıkanmaması konusunda uyarıda bulunmuştur. Tekrarlayan kullanımlarda kümülatif etkisinden dolayı bakteri sayısını daha azaltır. Ancak MRSA ve VRE’lar gibi yeniden önem kazanan bakterilere karşı oldukça güçlü aktiviteye sahipler. Etki spekturumu geniştir. Su içerisinde %3’lük dilüsyonları kullanılmaktadır. 1950-1960 yıllarında %3’lük solüsyonları hijyenik ve cerrahi el yıkamada ve hastanede bebek yıkamasında çok yaygın olarak kullanıldı. Deriden absorbe olması nedeni ile bu tür kullanımlar sonucu 0. ancak Gram negatif mikroorganizmalara. Etkinlik güçlü ve alkollerdeki kadar hızlıdır. mikobakteriler. Derideki kan ve mukus gibi organik maddelerden kolaylıkla etkilenir ve 305 . Ancak bu yan etkisine rağmen yeni rehberlerde yinede bebek banyosu için önerilmektedir (13). İyot’un alkoldeki çözeltisi veya uzun süreli etkinlik için % 1’lik serbest iyot taşıyan polyvinilpyrolidone veya povidon gibi bir taşıyıcı ile hazırlanmış kompleks bileşikleri kullanılmaktadır. Bu nedenle birkaç kere ve 2-3 dakika gibi uzun süreli kullanılması önerilir. Deriden absorbe edilir. 5. Yüksek konsantrasyonlarda hücre membranlarını tahrip eder ve sitoplazmayı presipite eder. İodin (İyot) ve iodoforlar : 1800’lü yılların başından beri iodin (iyot)’un antiseptik özelliği bilinmekte ve kullanılmaktadır.aureus ve diğer Gram pozitif bakteriler üzerine çok etkilidir. funguslara ve mikobakterilere karşı daha az etkindir. Daha yüksek konsantrasyonlarda etkinlik ve bununla birlikte irritan yan etkilerde artış görülür. Bu özellik yanık ünitelerindeki hastaların banyolarında kullanımla. Yeni doğanlarda uzun süreli kullanıma bağlı olarak hipertiroidizm gelişebilir. Deri antiseptiği olarak kullanıldığında deri üzerinde kuruduktan sonra derhal silinerek uzaklaştırılmaları gerekir. Ancak hızlı uçucu olan bu ajanlar iodofor formlarının geliştirilmesi ile daha güçlü bir aktiviteye ve daha geniş klinik kullanımına kavuşmuştur. Deri için irritandır.4. Daha düşük konsantrasyonlarda ise sadece esansiyel enzimlerin yapısını ve aktivitesini bozarlar.6 ppm hexachlorophene kan düzeyleri ölçülebilir. Genel olarak bakteriyostatik etkinliğe sahiptir.1-0. Önceleri perioperatif alanda deri antiseptiği olarak kullanılan iodoforlar iyi tolere edildikleri ve direnç gelişimi bildirilmediği için günümüzde el ve deri antisepsisinde. Sporlar. Hexachlorophene: Hexachlorophene bir klorlanmış bisphenoldür. deney hayvanlı çalışmalarda ve yenidoğan tecrübeleri ile gösterilmiştir. operasyon öncesi ve sonrasında cerrahi yara ve deri infeksiyonlarının tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. El antisepsisinde %2-10’luk farklı konsantrasyonları kullanılmaktadır.

inaktive olur. El ve deri antisepsisi amacı ile hazırlanmış %0.4’ -trichlora-2’-hydroxydiphenyl ether): 1960’lı yıllarda geliştirilmiş noniyonik ve renksiz bir maddedir. Bunların içinde alkil benzalkonium chloride’ler antiseptik olarak yaygın olarak kullanılmışlardır. ve anyonik deterjanlarla uyumsuzdur. Para-chloro-meta-xylenol (PCMX) : 1920’li yılların sonunda avrupada geliştirilmiş. Cetrimide. Organik maddelerden olumsuz etkilenir. Bu nedenle son 15-20 yıldır el antisepsisinde tercih edilmemiştir. ancak Gram negatif mikroorganizmalara özelliklede P. El antisepsisinden çok sabun formunda vücut bakterilerinin sayılarını azaltmakta 306 . Quaterner ammonium bileşikleri: Bu bileşikler çok çeşitlilik arzederler ve genel olarak bir nitrojen atomuna dört alkil grubunun bağlanması ile oluşmuşlardır. İnvitro olarak Gram pozitif bakterilere güçlü etkinlik gösterir. kozmetikte prezarvatif olarak kullanılan ve antimikrobiyal sabunlarda yer alan bir bileşiktir.5-3. mikobakteriler ve viruslara karşı düşük aktivite gösterirler. Gram pozitif bakteriler üzerine daha fazla etkilidir. Etkisi pH. Gram negatif bakterilere. Ancak yinede içinde bu bileşiklerin de bulunduğu el antiseptik solüsyonları mevcuttur (13). 8. Bakterisidal etkinlik kısa süreli ve orta derecelidir. Bakterilerde hücre duvarının ve membranların yapısını bozar. Bu bileşikler.6’lık PCMX. cetylpyridium chloride ve benzathonium chloride’de antiseptik olarak kullanılan diğer bileşiklerdir. %1’lik konsantrasyonları MRSA’lara karşı etkili bulunmuştur. Mikobakteriler ve funguslar üzerine daha az etkilidir. yüksek konsantrasyonlarda bazı mikroorganizmalara mikrobisit etkili olsa da. uygulama süresi ve konsantrasyon ile değişkenlik gösterir (13). Antimikrobiyal aktivitesi organik maddelerden çok az etkilenir.3’lük triclosan’nın etkinlik hızları benzerdir. P.4. 1935 yılında da el temizliği için kullanım alanı bulmuştur. Bakterilerin hücre sitoplazmik membranı üzerine ayrıca protein. ancak lipofilik virusler üzerine daha iyi bir aktivitesi vardır. genel olarak bakteriyostatik ve fungustatik özelliktedir. Phenolic bileşiklere bir halojen molekülünün ilavesi ile yapılmış. Düşük deri irritanıdır. Antimikrobiyal etkinlik hızı orta veya düşük dereceli olarak kabul edilir. Bakteri sporları. Gram negatif bakterilere göre. Gram negatif bakteriler üzerine etkisinin iyi olmaması nedeni ile bu bakterilerle kontamine olabilir. 1950’li yıllarda ABD’de kullanıma girmiştir. %2’lik chlorhexidine gluconate ve %0. mikobakteriler ve bazı viruslara da daha az olmakla birlikte etkilidir. Gram pozitif bakteriler (MRSA dahil) üzerine etkidir. Triclosan (2. yağ asitleri ve RNA sentezi üzerine etki eder. 1900’lü yılların başlarında cerrahlar tarafından preoperatif temizlik için.75 konsantrasyonlarında solüsyonları mevcuttur. Genellikle iyi tolere edilir. 6. Bununla birlikte %0. Alkali pH’larda etkinliği artar. ancak noniyonik surfaktanlar ile nötralize edilirler (13). aeruginosa üzerine az etkilidir ve ethylene-diaminetetraacetic acid (EDTA) ilavesi ile hem psödomonas’lar üzerine hem de diğer patojenler üzerine etkinliği artar. aeruginosa üzerine zayıf etkilidir. 7. Kalıcılık süresi 1-2 saattir. Antimikrobiyal aktivitesini sitoplazmik membrana adsorbe olarak ve geçirgenlik fonksiyonunu bozarak gösterir. Sitoplazmada prespitasyona neden olur. ısı.

vücudun her hangi bir bölgesini kaşıdıktan. 2. hapşırdıktan sonra. 4. demir ve diğer allerjen metallerle tozlar) uzaklaştırılmasında en etkili yöntemlerdendir. 5. Mendil kullandıktan sonra. diğerlerinden daha etkin olduğu gösterilmiştir. Normal katı el sabunları ve sıvı sabunlar meydana getirdikleri etkiler bakımından farklı olmamakla birlikte. Bu yüzden özellikle toplu yaşanan yerlerde kişisel temizlikte sıvı sabunların kullanımı tercih edilmelidir. ellerin kirlendiğinden şüphelenilen her durumda. tuvalet kullanıldıktan sonra. Ancak katkı maddesi olarak klorhekzidin ve povidon-iyot içeren sıvı sabunların.kullanılırlar. 6. Bu amaca ulaşmak için sadece su ile temizlik yapıldığında. Deriden absorbe olur. saç gibi bölgelere dokunduktan sonra. Ancak daha sonra Rotter. ağız. Normal sabunlarla veya katkı maddesi içeren sabunlarla eller yıkandığında bir çok mikroorganizma uzaklaştırılmaktadır. Eller Ne Zaman Yıkanmalı 1. düşük konsantrasyonlarda ciddi deri yan etkileri görülmez. %0. Diğer ajanlar: Semmelweis’tan yaklaşık 100 yıl sonra Lowbury ve ark. Sigara içtikten. Sabun formu %2 konsantrasyonda triclosan içerir. Ancak %2’lik konsantrasyonlarda chlorhexidine %4’lük konsantrasyonlarından daha irritandır. 307 . kimyasal ve fiziksel zararlıların ve enfeksiyonlara yol açan mikroorganizmaların uzaklaştırılmasını (dezenfeksiyonu) sağlamaktır. Lavabo. Paraya dokunduktan sonra. mekanik etki ile uzaklaştırılmaya çalışmakta ve temizlik tam olarak mümkün olmamaktadır. Yemeklerden önce ve sonra. öksürdükten. 9. tütün çiğnedikten sonra. El Yıkama Sırasında Dikkat Edilmesi Gerekenler Kişisel hijyen uygulamaları içinde kabul edilen el hijyeninde amaç. hatta bazı çalışmalarda katkı maddesi içermeyen sıvı sabunlarla aynı etkinliğe sahip olduğu saptanmıştır (2). 8. Derideki organik materyalden azda olsa etkilenir ve inaktive olur (13). 3. Çiğ gıdalara özellikle ete dokunduktan sonra. Triclosan içeren sıvı sabunların ise daha az etkili olduğu. 7. Bu yüzden kişisel temizlikte su ile birlikte sabun kullanılması zorunludur. burun. Ancak bu solüsyonun oldukça irritan olması ve ağır bir kokusunun bulunması nedeniyle bugün el antisepsisinde nadiren kullanılır (13). Temiz olmayan çalışma alanları ve malzemeleri ile temastan sonra. %4’lük hipoklorit solüsyonuyla ellerin kuruyuncaya kadar ovalanmasının (yaklaşık 5dk) %60’lık isopropanol ile 1dk ovalamaya göre 30 kat daha etkin olduğunu göstermiştir.2-2’lik solüsyonlarının antibakteriyel aktivitesi vardır. katı sabunların bulunduruldukları ortamlardan ve kullanan kişilerin kullanımdan sonra sabunları temizlemeden yerine koymalarından dolayı. Sabunlar sadece ellerin dezenfeksiyonu için değil. Kulak. aynı zamanda allerjik etkiye sahip zararlı bulaşanların da (nikel. katı sabunların kendileri kirlilik nedeni olabilmektedir. puerperal ateşte hipoklorit solüsyonu ile elleri 30 saniye ovalamanın etkisini araştırmış ve anlamlı olarak etkinlik gösterememişlerdir.

Şayet sabunluk tek kullanımlık değil ise her boşaltmadan sonra iyice yıkanmalıdır Bu sabunlukların içerisinde oluşan barlar mikroorganizmalar için üreme vasatı oluşturmakta ve salgınlara neden olabilmektedir. En kısa sürede en etkili. Mümkün olduğunca küçük kısa süreli kullanıma uygun ambalajlarda alınmalıdır. eğer kullanılıyorsa sabunlar oluklu taşıyıcılar üzerine konmalıdır. 3. Yönetim bunu dikkate alarak çok daha kısa sürede etkili. florasında diğer hastalar için risk oluşturacak patojen taşıyabilir. Ağır iş yükü: Eller gerçekten çok acil bir müdahale gerekmiyorsa mutlaka hasta ile her temastan önce ve sonra yıkanmalıdır. az irritan. Kağıt havlu temin edilmelidir (13). daha az irritan ve nonallergen alkol veya alkol bazlı antiseptikleri almalıdır.Yapılan propagandalar sonucu hastalar doktor. Antiseptiklerin seçimi ve satın alma: Antiseptiklerin doğru seçimi önemlidir. pedallı türden olmalı negatif basınçla geriye hava emmemelidir. Eğitim yetersizliği: En düşük ihtimaldir. Yine uygun musluk.El Yıkanmasında Sık Karşılaşılan Problemler 1. Doğru uygulamalar yukardan aşağıya. deride irritasyon ve allerjik reaksiyonlara neden olmayan antiseptikler seçilmelidir. Bu uygulama el yıkama alışkanlığını % 35 oranında artırmıştır (13). Sadece doktor. Seminerler ve direk uygulamalarla konu desteklenmelidir. Burada personelin iş yükü ağırdır ve el yıkamama için mazeret hazırdır. Hastane çalışanları hastane infeksiyonları. Sabunla yapılan ön yıkamalarda kullanılacak sabunun da medikal olmasına dikkat edilmeli. hemşire ve hastane çalışanlarının değil aynı zamanda hastalarında eğitilmesi gerekmektedir. ‘ellerinizi yıkamadan bana dokunmayın’ diyebilmektedir. Bu konuda hastalar da hakları ve sorumlulukları konusunda bilinçlendirilmelidir. Elini yıkadıktan sonra kurulama imkanı olmayan bir kişinin el yıkaması beklenmemelidir (13). Bu nedenle el antisepsisi ya hiç yapılmaz ya da 308 . kollu sıvı dezenfektanlar ve kağıt havlu el yıkama işleminin uygulanabilmesi için gereklidir. 4. Bu nedenle hastaya basit bile olsa her temas öncesi ve sonrası el yıkamak gereklidir. 2. Kullanma kapları kolla veya ayakla kumanda edilebilir. Kalıp sabunlar tercih edilmemelidir. İletişim çağında hastane infeksiyonları ve ellerin hastane içerisinde patojen mikroorganizmaların hastadan hastaya geçişteki en önemli yol olduğu konusunda doktor ve hemşirelerin çoğunun teorik bilgisi normalin üzerindedir. Ekzama ve irritasyon gibi antiseptik kullanımını sınırlandıracak sebepler ileri sürülebilir. usta-çırak ilişkisi içersinde benimsetilmelidir. hemşire ve hasta bakıcıya korkmadan. 5. Problem bilgi yetmezliği değil pratik noksanlığıdır. bulaş yolları ve el antisepsisinin önemini biliyor olmalarına karşın doğru uygulamalar hakkında yeterli bilgi sahibi olmayabilirler. Zaman yetersizliği konusunun gerekçe olarak gösterildiği yoğun bakım ve transplantasyon üniteleri hastane infeksiyonlarının en sık görüldüğü ünitelerdir. nonallerjen antiseptikler tercih edilmelidir. İnançsızlık ve direnç: Öncelikle hastaya en kaliteli hizmetin verileceğine inanmak ve her hastayı en yakını gibi görmek gerekmektedir. Düşük riskli hastalara seyrek konsültasyon: Her hasta. Bu tür kaplar kullanımdan sonra yeniden doldurulmadan önce mutlaka steril edilmelidir.

Ellerinizi kurutmaya ön koldan başlayın ve ellerinize ve parmak uçlarınıza doğru ilerleyin. 4. bilekleriniz. Yoğun bakım ünitelerinde hasta başında uygulanacak ve diğer antiseptiklerden daha kısa sürede etkili lavabo su ve kurulama gerektirmeyen alkol bazlı antiseptikler özendirilmelidir (13). Personelde dermatit varsa hem kendisi hem de hasta için risk söz konusudur. Ancak bu ihtimal sıcak su ve sabunla yapılan el yıkamalardan daha çok değildir. sağlık çalışanları ile herhangi bir nedenle karşılaşmaları / temasları. Sonuç ve Öneriler Uygun ve yeterli el yıkama. 5. 309 . hastayı muayene etmeden veya herhangi bir tedavi uygulamadan önce hekim. Bunun en etkili yollarından birisi de hastanın gözü önünde.3/saat olarak tespit edilmiştir. Randomize çalışmalarda vinil eldivenlerin en az % 80’inde mikro delik ve yırtıkların olduğu gösterilmiştir. 3. sağlık çalışanlarının temel görevlerinden olan sağlık eğitimi için en güzel fırsatlardan biridir ve kesinlikle ihmal edilmemelidir (2). Sabun kullanın (tercihan antimikrobiyal). 2.5-10 saniye gibi kısa bir sürede su ve nonmedikal sabunların kullanıldığı bir ön yıkama ile iş geçiştirilir ve eldivene güvenilir. Bu personelin hasta ile teması önlenmelidir. avuç içleri. Bu olumsuzluklar antisepsi için su ve sabundan çok daha kısa sürede. Bu durumda yoğun bakımda infeksiyonların ve dirençli suşların olması kaçınılmazdır. %70-90 isopropanol veya %70 ethanol içeren antiseptiklerin kullanılması ile bir miktar giderilebilir. Gliserin gibi nemlendiriciler katkı sağlayabilir. Öncelikle ılık veya dayanabileceğiniz kadar sıcak su kullanın. Yine iş esnasında bu personelin ortalama el yıkama sıklıkları 1. sadece hastanelere ve sağlık çalışanlarına sınırlandırılamaz. Her hastanın mümkünse baş ucuna değilse oda içerisinde personelin kolaylıkla ulaşabileceği yerlere yeterli sayıda antiseptik taşıyıcısı ve mümkünse tek kullanımlık havlular asılmalıdır. Özet (2) 1. Ellerinizi kurularken ovmayın daha çok havluyu elinize vurarak kurulanın (2). Ellerinizin her yerini tam olarak yıkayın. parmaklar ve parmak araları. Bu kadar önemli ve hayati bir konu tüm topluma kazandırılmalıdır. Bu mikrorganizmalar eldivenlerdeki mikro yırtıklardan hastayı infekte edebilmektedir. hemşire veya diğer sağlık çalışanlarının uygun bir şekilde ellerini yıkamalarıdır.Deride allerji. Ellerinizi en az 15 saniye ovalayın.4 saniye olarak bulunmuştur. Ayrıca daha uzun etkinlik ciltte yumuşaklık istenirse chlorhexidin veya iodin içeren alkol preparatlarıda kullanılabilir. ekzema ve dermatitler : Antiseptik ajanlarla sık yıkamanın ellerde allerjik reaksiyon veya irritasyon yaratması ihtimali azda olsa mümkündür.6-3. Yapılan çeşitli çalışmalarda sağlık personelinin el yıkama süreleri ortalama 4. çok daha etkili olan % 60-n-propanol.7-24. 6. el sırtı ve tırnaklarınız (mümkünse tırnak fırçası ile tırnak altlarını da yıkayın). Hem dermatitde hem de uzun tırnaklarla mikrop bulaştırmak mümkündür (13). İnsanların. 6.

Ancak olay kişi bazındadır ve kişisel olarak ele alınmalıdır. el yıkama makineleri gibi çeşitli yöntemler denenmektedir. hareket kabiliyetinin temel unsuru olduğu daima göz önünde tutulmalıdır. Bu sporcular gibi atak. Bu şikayetler ayağın statik ve fonksiyonel deformiteleri ile akut veya kronik enfeksiyonlardan kaynaklanmaktadır. Ayakların. İnsan ayağı karışık fakat dik postürde hareket etme kabiliyeti sağlayacak biçimde. işinde maluliyete ve psikolojik problemlere de zemin hazırlar. Bu problemler yaşla beraber artmaktadır.El yıkama konusunda gerçekleştirilen sıkı politikalar ne hastane enfeksiyonlarının sıklığını ne de toplumda dirençli enfeksiyonların görülme sıklığını azaltabilmektedir. Vücut statik durumda öne doğru giderken hem dengeleyici hem de destekleyici olmak üzere iki işlevi vardır. alkollü el temizleyicileri. ayaklar soğuk su ile haftada üç kez de sabunla yıkanmalıdır. Ayaklarda görülen hastalıklar nedeniyle hareketleri sınırlanan kişinin kendisinden beklenen görevleri yerine getirmesi güçleşirken. İnsan vücudunu tamamlayan sağlıklı ayaklar. çevik ve doğanın tüm şartlarına uyum göstermesi beklenen mesleklerde daha fazla önem kazanır (5). 4. etkin mekanik yapıdadır. 310 . Ortaya çıkan nasırlar kesilmemeli. daha sonra da ayak sağlığını bozabilecek nasır gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Giriş Yetişkin insanların yaklaşık %70'i değişik ayak problemlerine sahiptir. aktif bağımsız ve dolu bir hayat için esastır. sağladıkları hareket kabiliyeti yeteneği ve insan sağlığına olan etkileri ile yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli organlardır.Ayak Temizliği: Ayaklar her gün çorap ve ayakkabı içerisinde terlediğinden düzenli olarak yıkanmalıdırlar. destek olması açısından da vücudun vazgeçilmez unsurları olan ayakların. AYAKLAR İnsan vücudunun ağırlığını tüm yaşam boyu üzerinde taşıyan ayaklar. maturasyon ve sağlıklılığı belirler. antimikrobiyal sabunlar. Yürümeyi ve ayakta durmayı sağlayan. I. Uygun el yıkama tekniği herkes tarafından ihmal edilmeksizin uygulanmadıkça beklenilen sonuçların alınması mümkün olmayacaktır (2). Oysa CDC tarafından. Her yıkamadan sonra parmak araları havlu hatta saç kurutma aracı ile iyice kurutularak mantar enfeksiyonları için ortam oluşması önlenmelidir. Ayağa uygun olmayan ayakkabılar ayaklarda deformitelere ve incinmelere yol açmakta bunun sonucunda deformiteler hatta sakatlıklar bile gözlenmektedir. Kişilerin hareket kabiliyetini temel olarak edindiği eğitim. Ayaklarda iyi bir bakım sağlanması ve koruyucu önlemlerin alınmasıyla çoğu önlenebilir olan hastalıklar ve bunların neden olabileceği komplikasyonların önüne geçilebilir (5). Yıkanma işlemi yapılmaz ise çevreyi rahatsız edecek kokular. el yıkama hastane enfeksiyonlarının önlenmesinde en önemli tekil neden olarak gösterilmeye devam etmektedir. giyim malzemesi olan ayakkabılar ve ayakların giyeceklerle uyumu da oldukça önem kazanmaktadır. El yıkama konusuna gittikçe daha çok önem verilmekte. Bu karışık yapının bir göstergesi de vücudun hareketli eklemlerinin yaklaşık 1/3'ünün ayaklarda olmasıdır. Her akşam. ilkel tedavi yöntemleri kullanılmamalıdır.

Banyoda.-5. b. Ayak anomalileri 7. Ayak Patolojileri ve Önemi Ayakların ayakkabı ile olan uyumsuzluklarına bağlı olan patolojik oluşumlar. hamamda çıplak ayakla dolaşılmamalıdır. Bakteriyel floranın etkisi. Özellikle çorapların pamuklu olması ayak sağlığı için tercih nedenidir. Ayağın ıslak ve nemli olması 3. Ayak sağlığı ve temizliği için kullanılan çorap ve ayakkabı da önemlidir. Ayak tabanı ve parmak aralarını tutar. Sosyal-ekonomik yapının bozukluğu ve sağlık eğitiminin olmayışıdır (5). Mantar enfeksiyonu için hazırlayıcı faktörler. Çoraplar her gün yıkanmalıdır. Ancak hastalığın yaygın olduğu. epidemiyolojisi ve nedenlerini öğrenmek bunlardan korunmanın temelini oluşturur. Ayak tırnakları düz olarak kesilir. 6. bazen de veziküller ve fissürlerle karakterizedir. Klinik olarak üç tipe ayrılır (4): a. Maserasyon. Dar ve kapalı ayakkabı giymek 2. Bakteriyel enfeksiyonlar 3. gerek maddi gerekse işgücü olarak birçok kayıplara yol açtığı bilinen bir gerçektir. 1. 5. En çok 4. Ayak tırnaklarının yarım ay biçiminde kesilmesi tırnak batmalarına neden olabilir. Ayak derisi hastalıklarının etyolojisi. Diğer lezyonlar (5) Ayak sağlığında mantar enfeksiyonu birinci sırada önemini korumaktadır. 1. nemli ve başkasının çorabı giyilmemelidir. hafif deskuamasyon. Hiperkeratotik: kuru skuamlı tip olarak da bilinir. Kişi sadece kendi terliğini kullanmalıdır (7).) koşulları. Ekzematöz lezyonlar 6. Islak. Tedaviye en dirençli olanıdır. Hiç kimse sağlıklı bir ayağa sahip olmadan sağlıklı olarak değerlendirilemez. En sık görülen mantar hastalığıdır. 4. ayakların kendine özgü ve diğer hastalıkların ayak bulguları kişinin sağlığını ve yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilmektedir.Ayak havluları ellerin kurulanmasında kullanılmamalıdır. Konu ile ilgili yapılmış etyolojik ve epidemiyolojik çalışmalara göre ayakta görülen bu hastalıklar sıklık sırasına göre şöyledir (5). 311 . Tinea pedis dünyada ve ülkemizde yaygın bir enfeksiyon olup. Mantar enfeksiyonları 2. Ortak yaşama (özellikle yıkanma vb. Tırnak patolojileri 4. deskuamasyon. yaygınlığı konusunda çok değişik rakamlar söz konusudur. eritem ve fissürlerle seyreder. İnterdijital: en yaygın olanıdır. Tinea pedis (Atlet ayağı). parmak arasında maserasyon. Ayağın anatomik yapısının bozuk olması. Hiperkeratozik lezyonlar 5.

kloramfenikol gibi antibiyotikler. proksimal subungual. Bunlar içinde en sık görüleni distal ve lateral subungual onikomikozdur (4). kozmetiklerin neden olduğu bozukluklar. Tırnaklar birçok yolla travma ve deformiteye uğrayabilirler. Bu veziküller bir süre sonra açılarak tabloya sulantı ve krutlanma eklenir. damar hastalıkları sonucu kan akımının azalması kolaylaştırıcı faktörlerdir. Sentetik ayakkabı ve çorap dolayısıyla nemli. rengi sarıkahverengiye döner ve tebeşir gibi kırılgan hale gelir. katran deriveleri. Ayak tırnakları daha fazla etkilenir. unguis incernatus (tırnak batması). streptomisin. çoğunlukla öncesinde ayak derisi veya ayak tırnağı tutulmuştur. yarıklara. tırnak kaybı. Ayakta görülen allerjik kontakt dermatitlerin başlıca sebepleri (5). diabetes mellitus. hiperhidroz. yüzeyel beyaz ve total distrofik onikomikoz olmak üzere dört gurupta incelenmektedir. En sık T. Tırnak patolojileri. yerleşimine göre distal ve lateral subungual. onychomadesis (tırnak dağılması).mentagrophytes en sık görülen etkenlerdir. büller veya vezikülopüstüller görülür. travmalar sonucunda tırnağın aşırı kıvrılması ve dermatolojik hastalıklar ile kullanılan ilaçlara bağlı patolojilerdir. tırnak gelişim defektleri ve tırnaklara gerektiği şekilde bakım yapılmamasından kaynaklanır. çentiklere. mantar ve ayağın diğer lezyonlarına bağlı olarak da meydana gelebilir (5). Tek ve ara sıra olan travmalar hematomlara. tırnak yarıkları. tırnak hipertrofileri. Ayak tabanı ve yanlarını saran hafif eritem ve belirgin deskuamasyonla kendini gösterir. hematom. immünsüpresyon. Penisilin. şeytan tırnağı. Ayak hastalıkları içinde ikinci sıklıkta bakteriyel enfeksiyonlar gelmektedir. tik deformiteleri.çok kaşıntılı veya ağrılı olabilen 2-3 mm çaplı. Bunlar doğrudan oluşabileceği gibi. T. 312 . En sık görülen tırnak hastalığıdır. 1. genelde yanlış ayakkabı seçimi. Deri enfeksiyonuna en çok neden olan bakteriler streptokoklar ve stafilokoklardır. Bunların antimikrobiyal etkisi patojenik mikroorganizmaları ortamdan elimine eder. Lizozim ve diğer enzimler de bakteri hücrelerinin duvarını eriterek onları yok eder ve böylece sağlam deri yoluyla girişler önlenmiş olur. gergin veziküller. En sık saptanan etken T.rubrum ve T. travmatize olan veya hasta deride bu koruyucu özellikler çok azalmış ya da tamamen kaybolmuştur. Piyojenik koklar veya gram-negatif bakterilerle sekonder infeksiyon gelişebilir (4). Ayrıca yağ asitleri de kimyasal etkiye sahiptir. c.kronik seyirlidir ve sıklıkla tırnak tutulumuyla birliktedir. onychophagia (tırnak yeme). travma. Hiperkeratozik lezyonlar genellikle dar ayakkabıların giyilmesi sebebiyle oluşan aşırı basınç ve friksiyona cevap olarak normal derinin kalınlaşması sonucu oluşmaktadır. Vezikülobüllöz tip: en sık taban orta kısmı iç yan yüzünde. Ekzematöz lezyonlar. Tırnak kısmen veya tümüyle matlaşır ve kalınlaşır. Tinea unguium. Ancak kirli.mentagrophytes’dir. erode bir yüzey ortaya çıkar. El tırnaklarında tinea olanlarda. sıcak bir ortam oluşması. Tinea unguium. şiddetli olursa tırnağın tam kopmasına kadar giden değişimlere yol açabilir. genel olarak allerjen maddenin temas ettiği yerde kaşıntılı eritemle başlayan ödem ve veziküllerle karakterizedir. tırnak artefaktları. Diğer tırnak hastalıkları. Sağlıklı bir deride ter ve yağ bezlerinin sekresyonlarının PH'sı asit özelliğindedir. rubrum ile oluşur. Veziküllerin açılmasıyla nemli.

Bunlarla birlikte yanlış seçilen ayakkabılar ayakta ağrılı topukların oluşmasına neden olmaktadır. madeni malzemeler gibi ev eşyaları. sülfamit gibi ilaçlar. gudron. Ayakların fazla terlemesi ve nemlilik ise yukarıda bahsedilen allerjen maddelerin eriyerek daha tesirli bir şekilde dermatozun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bunun için de ülke genelini temsil eden bir örnekle mutlaka ayakkabı standardı ölçüleri ortaya konulmalıdır (5). 313 . metaller. Naylon çamaşır ve çoraplar. reçine. lastik veya naylon ayakkabı. Ayak şikayeti olan olguların %5. Ayak anomalileri ile ilgili yapılan araştırmalarda farklı genetik ve kültürel faktörlere sahip bir toplumdan elde edilen bir ayakkabı standardının başka bir toplumda aynen uygulanması önemli sağlık problemlerine neden olabildiği tespit edilmiştir.46'sında ayak anomalileri görülmüştür. Ayakların sağlıklı oluşunda en önemli faktör olan ayakkabıların ülkemizde kendi insanımızın ölçülerine göre üretimi artık zorunlu hale gelmiştir. ayağa iyi oturmayan ayakkabılar. Deterjanlar. huile de cade. Türkiye'de Türk insanına özgü ayakkabı standardizasyonu konusunda bir çalışma bulunmamaktadır. sandalet ve terlikler gibi giyecekler. 2. Ayakların yapısal bozuklukları. trofik bozukluklar ayakta nasır oluşumuna yol açmaktadır. baume de peru. Ayakkabıların ayağa tam uyumu durumunda. 2. iyot. ihtiyol. 1. başka toplumların ayak morfolojisini yansıtan kalıpların ustalar tarafından kendi tecrübelerine göre değiştirilmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır. 3. chrysarobine. cila gibi mesleki maddelerdir (5). ayakkabıyı ayağa uydurmamız mümkün olabilecek ve ayağın rahat etmesi sağlanabilecek.novokain. anormal yürüyüşler. Ayak sağlığında ayak yapısının rolü büyüktür. deforme olması ve yıpranmasının önüne geçilecek. Toplumların vücut ölçümleri arasındaki farklılık ayak ölçülerinde kendini belirgin şekilde göstermektedir. civa. Dar ve uygun olmayan ayakkabı giyenlerde ayak parmaklarının üst ve alt aralarında tabanlarda tazyik neticesinde clavus'lar meydana gelebilmektedir. resorcin. Almanya. Morfolojimize uygun olarak yapılan ayakkabı kalıplarıyla imal edilen ayakkabılar sayesinde. 4. Bu şekil bozukluklarının içerisinde en yaygın olanı Hallux Valgus ve daha az olarak Mallet Finger'e ait bulunmaktadır. Bu kalıplar hem ayağı rahatsız etmekte hem de ayakkabıların daha çok yıpranması. İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi gelişmiş birçok ülke bilim adamları kendi insanlarının ayak ölçülerini bilimsel olarak ortaya koyup ayakkabı üretmektedirler. bakalit ve kauçuk. Ayak sağlığında bu ölçülerin bilinip o nitelikte ayakkabıların üretilmesi gerekmektedir. Bunlar mercimek veya biraz daha büyük ve ortalarında corn denilen derinin dermaya doğru inen sivri uçları olan hiperkeratozlardır. benzoate de benzyle. Madeni yağlar. 3. Ayakkabı üretim yüzdelerinin belirlenmesiyle elde gereksiz numara stoklarının önüne geçilip. tutkal. Bunun bize sağlayacağı yararlar. deforme olması gibi problemleri de beraberinde getirmektedir. kauçuk. çimento ve boya. üretimin bilinçli bir şekilde yapılması sağlanacaktır (5). Fransa. Ülkemizde ayakkabılar. Sinirlere baskı yaptığı için çok ağrı verirler ve bu ağrılar neticesinde kişiyi hareketsiz bile bırakabilirler. dokuma.

Bilinçli ayakkabı seçimleri yaşam süreci içinde oluşabilecek bazı sağlık problemlerini engelleyeceği gibi bazı problemlerin tedavisini de sağlayacaktır. üstü basık. Ayakkabı alırken her ikisi giyilip yürürken test edilmelidir. hekiminize danışarak tabanlık ya da ortotik kullanılarak spora bağlı olası sorunlarınız engellenebilir. Seçeceğiniz ayakkabı ayağınıza iyi oturmalıdır. Ayakkabının topuk kısmı ise yumuşak ve kalın olmalıdır ve darbeleri rahatça emebilmelidir. ayrıca ayak tabanını iyice sarıp hareketini engellemelidir. Ayakkabının ön ucu esnek ve yumuşak olmalıdır. Ayakkabınız bu kemerleri iyi desteklemelidir. Ayaklar gün içindeki aktivite ile biraz büyüyeceğinden ayakkabı alırken öğleden sonraki saatler tercih edimelidir. bilek burkulmalarına. Ayağınızda bir sorun ya da eski bir yaralanma varsa. bir de enlemesine kemer (ark) oluştururlar. Bu nedenle spor sırasındaki kullanacağınız en önemli giyim eşyası spor ayakkabınızdır. Ayakkabı seçerken kriterimiz model ve renkten önce rahatlık olmalıdır. Diğer yandan dayanıklı da olmalıdır. Kışlık ayakkabı ilkbaharda yazlık ayakkabı ise sonbaharda alınır. Aynı zamanda ayağımızın günlük değişimleriyle de uyumludur. Ayağınızın solumasına izin vermelidir. Böylece burkulmalar ve su toplanması engellenmiş olur. Ayakkabının ucu en az 45 dereceye kadar bükülebilmelidir. İç tabanı arkları desteklemelidir ve taban özellikle parmakların bulunduğu uç kısmında yukarıya doğru kalkıp. bacak ve bel ağrılarına ve ayakta kalıcı deformasyonlara sebep olur. Ayakkabının sayası hareketli ve sağlam olmalıdır. Bazı spor türlerinde (örn. sivri burunlu. Basketbolda) ayak bileğini de kapsaması arzu edilir. Böylece nasır ve diğer parmak zedelenmeleri engellenmiş olur. Ayakkabının tabanı spor sırasında maruz kalınan darbe ve basıncı emebilme özelliğine sahip olmalıdır. Ayakkabının dili ve 314 . En uzun parmağımız ile ayakkabımızın ucu arasında yarım santim boşluk olmasına dikkat etmeliyiz. Ayakkabının doğal malzemelerden imal edilmiş olmasına özen göstermeliyiz. Öncelikle ayağımızın şekline uygun ayakkabılar seçmeye özen göstermeliyiz. tırnak batmalarına. ayak. Ayağınızda bulunan 26 kemik ve bunlarla ilişkili eklem ve bağlar ayağınızda bir uzunlamasına. Tabanın orta kısmı ise bükülmemelidir. burkulmasına izin vermemelidir. Bağcıklı ayakkabılar ayağı daha iyi kavrar ve kan dolaşımını engellemeyecek şekilde ayarlanabilir. çocukluktan başlayıp bütün yaşam boyunca süren bir alışkanlık olmalıdır. Ayak problemlerinin önemli bir kısmını yanlış ayakkabı seçimi ortaya çıkarır.Uygun Ayakkabı Seçimi Ayak sağlığına özen göstermek. Spor yaparken beden ağırlığınızın 3-4 katı fazlası ayaklarınıza yük olarak biner. yüksek topuklu ayakkabılar nasır ve benzeri bir çok problemin davetiyesidir (9). Tabanda tırtıllar varsa. bunlar uzun olmamalıdır ve tüm ayakkabı tabanına yayılmalıdır. Ayağı iyi sarıp. acılı nasırlara. Dar kalıplı . Spor Faaliyetleri İçin Uygun Ayakkabı Seçimi (12) Ayaklarınız günlük etkinliklerinizde bile yeterince yük altına girmektedirler. ayak mantarına. çabuk yorulmaya. ayak parmaklarında şekil bozukluklarına. Rasgele ve sonradan genişler düşüncesiyle alınan ayakkabılar ayak sağlığını olumsuz olarak etkiler ve basma bozukluğuna. Topuktan yukarıya doğru aşil kirişini koruyucu bir yastıkcık bulundurmalıdır. Koşu sırasında ayak parmaklarının bükülmesine izin vermelidir. ayak parmaklarını yandan sarmalıdır.

Ayakkabının iç tabanı erkenden yıpranacağı için. Basış problemleri çabuk yorulmaya sebep olur. ayakkabınız 6-9 ayda aşınacaktır. Ancak ayak parmaklarınıza da yeterince hareket olanağı sağlamalıdır. Birinci ayak parmağı ile ayakkabı ucu arasında 1 cm'lik boşluk olmalıdır. onu değiştirmenizde yarar vardır. bağ dokularının ve sinirlerin harika bir uyumu ile harekete geçirilmiştir. Ayakkabı alırken. tenis oynayacaksanız yanları destekli. ayak için uygun şekli alabilir. Yapacağınız spor türüne uygun ayakkabılar bulunur. mümkün olduğunca yukarıda bağlanması arzu edilir. dinlendirmelisiniz. çatlak ve ciddi kas zedelenmeleriyle karşılaşanlar vardır. yürüyecekseniz tabanı sert. Ayağındaki basış bozukluğunun farkında olmayıp buna bağlı olarak. ayakkabılılarınızı temiz tutup. İçine yerleştirilen özel destekleyiciler bitmiş bir ayakkabıya takıldığında dışarıdan görünmez. Ayak kemiklerinin doğru teşekkül etmesine yardımcı olur. Şekli çabuk bozulmaz. Ortopedik ayakkabı ayak tabanına temas eden iç düzeni. Taban altı basınç dağılımı dengelendiği için nasırlı bölgeler tırnak patlamaları ve bunların sebep oldukları ağrılar azalır. Yürürken ayak kaslarına ve kemiklerine dengeli yük binmesini sağlar. Basış bozuklukları doğru ortopedik ayakkabı kullanımıyla önlenebilir.kenarları yumuşak kavçuklu olmalıdır. çünkü bunlar yaralanmalara ve ağrılara neden olabilirler. Ortopedik Ayakkabı Kullanımı Yürümeye başladığımız andan itibaren seçilen doğru ayakkabılar her zaman vücut sağlığımızın destekleyicisidir. Ortopedik ayakkabılar vücut dengesi için çok önemlidir. Bunun için aşınmalara dikkat edin. Dolayısıyla fazla kilolardan kurtulmak 315 . Örneğin koşacaksınız topuk tabanı kuvvetli. Ortalama 750-800 km'lik bir koşu mesafesinden sonra aşınmalar had safhaya ulaşır. Ortopedik ayakkabı ayaktaki ağırlık taşıma noktalarını destekler. neredeyse hiç kimse. Bağcıkların ayak bileği hareketini fazla engellemeden. ayaklar sağlıklı oldukları sürece bir nebze olsun onları düşünmez. İmalatta kullanılan malzemenin doğal deri olması sağlıklıdır. Düzenli spor yaptığınız durumda. Dolayısıyla ayakkabıyı sadece dış görünüşüyle değerlendirmek yanlıştır. Ortopedik ayakkabının üretilmesi özel bilgi ve düzen gerektirir. sıkı biçimde ayağa oturanıdır. En uygun ayakkabı ayağı sıkmadan. Ortopedik ayakkabılar ayağın ağırlık taşıma ve ayağın hareket noktaları ile uyumludur. kasların. sporda giyeceğiniz çoraplarla ve öğleden sonra deneme yapın. onları kalıba almalı ve doğal koşullarda kurumalarına izin vermelisiniz (güneşte ya da ocağın karşısında kurutmayın çünkü derinin setleşmesine neden olur). Hatta mağazanın içinde yürüyerek ya da koşarak ayakkabının uygunluğuna bakın. ayak baş parmağının yanında kemik çıkması ve ayak parmaklarında deformasyonlara rastlama olasılığı artar. Ayakkabılarınızı uzun ömürlü olmaları için çorap ve ayakkabılarınızı sıkça değiştirmelisiniz. Vücudumuzun bütünü ile ayaklar üzerine bindiği ve bu yükü bir ömür boyu taşıdıkları halde. Esneme kabiliyeti vardır. Derinin gözenekli yapısı ayağın teneffüs etmesini sağlar. ayakkabının dış tabanı ve saya bölümü ile beraber düşünülmelidir. özellikle ileri yaşlarda düşen kırık. Taban düşüklüğü olanlarda böyle bir ayakkabı giyilmezse yaşlılık zamanlarında ağırlığa ayak bileği şekil bozuklukları. 28 kemik ve kemikçik bir araya gelmiş. iç tabanı yumuşsak ve katı topuk desteği olan bir ayakkabı önerilir. Çocuklara giydirilen ayakkabılar sağlıklı ayak ve bacak gelişimini destekler.

verimliliği artırır. Ayak bakımına özen gösterilmelidir. solüsyon kullanıp ayakları havalandırmalıdır. Ayakkabılar seçilirken ayağı sıkmayacak. Doğru bir ortopedik ayakkabı omuriliğin duruşunu destekler. Ortopedik ayakkabı ayakta önemli taşıyıcı noktaları desteklediği için yürüyüşü rahatlatır. genişlik. geriyatri.yada kalp sağlığı için yapılması gereken egzersizler bu sebepten ihmal edilir. Bunun sağlanması için. dahiliye. kumda çıplak ayakla yürüme egsersizleri yapılmalıdır. bağcık ve sağlıklı topuk yüksekliği kanın damarlarda rahatça dolaşarak kalbe geri dönmesine yardımcı olur. ortopedi. e. Bunun yanında genel olarak ayakların korunmasında aşağıdaki önlemlerin alınması gereklidir (5). Doğru ayakkabı ve sandaletler ayağı egzersiz yaptırır (9). b. Hanımların giydiği yüksek topuklu dar ve basık kalıplı ayakkabılar dolaşımı olumsuz yönde etkiler ve şikayetlerin artmasına sebep olur. a. Uzun süre ayakta ve hareket halinde olmamaya özen gösterilmelidir. Böylece kişinin yorulmasını geciktirir. Yorgun ayakları dinlendirmek için ılık su ile yıkadıktan sonra kremle masaj yapmalıdır. Yazın kapalı ayakkabı kullanmamalıdır. c. Bu amaçla genel pratisyen doktorlar. Sonuçlar Ayak sağlığını korumak için koruyucu tedbirleri almak ve bunları belirli bir disiplin içinde değerlendirmek gerekmektedir. yere saçılmış bilyeleri ayak parmaklarıyla toplayıp bir kutuya atma. Ayak kaslarını ve kemerini güçlendirmek için ayak altında oklava yuvarlama. kan dolaşımını engellemeyecek ve ayakkabı içinde kıvrımlar yapmayacak nitelikte olması sağlanmalıdır. Derinin buharlaşmasını engelleyen sentetik çorap kullanılmamalı ve her gün çorap değiştirilmelidir. b. b. 1. Bacak damarlarında varis ve dolaşım problemi olanlarda ortopedik ayakkabı özellikle ayakkabı kullanımı tavsiye edilir. Çorap büyüklüğü ayakla uyumlu olmalıdır. çok geniş olmamalıdır. Ortopedik ayakkabı sadece ayak için değil bütün vücut için faydalıdır. Nasır. batık tırnak ve mantar gibi rahatsızlıkların oluşmasını engeller. Ortopedik ayakkabılarda bulunan özel derinlik. Sıcak mevsimlerde ayağın terleme olasılığı fazla olduğundan bu dönemlerde ayakları kuru tutmak için pudra. hiçbir yerini sıkmamalı. Vücudun rahat taşınmasını sağlar. Ortopedik ayakkabı kullananların yorulmadan uzun mesafeler yürüyebildikleri tespit edilmiştir. Doğal malzemeden mamul olması sürekli kapalı ortamda bulunan ayakların cilt sağlığının korunması için önemlidir. kalp damar cerrahisi uzmanı doktorlar ve fizyoterapi uzmanları birlikte çalışmalıdır. 3. 2. Bu amaçla. Ayakkabının ayağa uyumlu olmasını sağlamalı ve ayak travmaları engellenmelidir. d. a. a. Ayakkabılar yürüme ve durma hallerinde ayağın şekline tamamen uyacak tarzda olmalı. Ayaklarda aşırı terleme ve maserasyon engellenmelidir. f. 316 . Kalitesiz malzemeden (lastik) üretilmiş ayak giyeceklerini kullanmamalıdır.

8. 4. Her gün aynı ayakkabıyı kullanmayın. Günlük ayak muayenesi: Ayaklarınızı her gün incelemelisiniz. yapılacak iş markaya bakmadan en uygun ve en rahat ayakkabıyı seçmektir. ayak derisinde tekrarlayan sertlik veya nasır. 1. Ayak tırnaklarını düz kesin ve çok kısaltmayın. kan dolaşımı problemi olanlar ve kalp hastalarının tırnaklarının başkaları tarafından kesilmesi daha doğrudur. Çünkü bu gurup enfeksiyona eğilimlidir. Gerekli özeni gösterdiğiniz takdirde. Ayakkabı seçiminde halihazırda bir kalıp karmaşası söz konusu olduğundan. Her gün ayakkabı değiştirmeli ve iş yerinde yapılan işin niteliğine uygun ayakkabı kullanmalıdır. Derinizin renginde tekrarlayan bir leke olup olmadığına dikkat etmelisiniz. 4. Cildinizde ve topuğunuzda yara ve çatlaklar oluşabilir. sinirler hassasiyetini yitirebilir. fazla uzatmamalı ve mümkünse pedikür yapılmalıdır. Aşırı yıpranmış ayakkabıları mümkünse kullanmayın. Ayak ağrılarını kulak arkası etmeyin. Ayak parmaklarınızın aralarında baskı belirtisi veya çatlak 317 . Ayakları devamlı kuru ve temiz tutmalıdır. Batık tırnaklara neden olabilir. Ayak tırnaklarına gerekli özen gösterilmeli. 7. özellikle parmak aralarını düzenli olarak yıkayın ve çok iyi kurulayın. Şeker hastaları. Ayağın herhangi bir yerindeki büyüme normal addedilmez.c. 5. koşu ayakkabısı giyin. 3. 6. Ayak cildiniz hasarsız ve yumuşak olmalı. topuklarınızda çatlaklar olmamalıdır. bunların neden olacağı olumsuz sonuçları önlemeniz mümkündür. 7. Bu inceleme esnasında kontrol etmeniz gereken noktalar aşağıda sıralanmıştır. Yıllar sonra ayaklardaki kan dolaşımı yavaşlayabilir. Türkiye çapında multidisipliner bir katılımla antropometri çalışması yapılmalı ve Türk ayakkabı standartları çıkarılmalıdır (5). Kalıcı ağrı varsa bir uzmana görünün. 5. Yaptığınız etkinliğe uygun ayakkabı seçin. Giyimin (özellikle ayak giyeceklerinin) sağlıkla olan ilişkisi konusunda sağlık eğitimi verilmelidir. Ayaklarınızdaki ısı ve renk değişmelerini. Bu temel bilgiler ışığında ayak sağlığında dikkat edeceğimiz temel kuralları şöyle sıralıya biliriz. Ayakkabının ayağa göre olması önemlidir.Tırnaklarınızın etrafında kızarıklık ve şişlik olmamalıdır. 6. Ayağınızı. Ayakkabı alışverişinizi ayaklarınızın şiş durumuna denk getirin. Sandalet giyiyorsanız güneşli havalarda vücudunuz gibi ayaklarınızı da krem leyin (9). 8. Diyabetliler için Ayak Bakımı (10) Diyabetliler için ayak bakımı çok önemlidir. yaraları inceleyin. Yara ve enfeksiyona açık ortamlarda yalınayak yürümeyin. Örneğin koşarken gündelik ayakkabınızı değil. Kalınlaşan veya düzensiz büyüyen tırnaklar mantar belirtisi olabilir. 2. Tırnakların kenarını kesmeyin.

Yanık olasılığına karşı ayaklarınızı elektrikli battaniye. Her şeye rağmen patlamışsa ve akıntı yapıyorsa gecikmeden doktorunuza başvurunuz. Ayak tırnakları: Ayak tırnakları mümkün olduğunca düzenli olmalıdır. zaman zaman ayağınızda muhtelif yaralar oluşabilir. Banyodan sonra tırnakları yumuşakken düzeltmek daha kolay ve uygun olur.olmamalıdır. bunlar ayaklarınızın esnekliğinin bozulmasına neden olur. Nasırlı cilt: Eğer ayaklarda nasır oluşmuşsa. Siğiller: Siğil enfeksiyonu hem çocuklarda hem de erişkinlerde görülebilir. Ayakların ağrıyı hissetmediği unutulmamalıdır. Ayak polikliniklerinde nasırları düzenli temizlenen ayaklarda. Tırnaklar düz kesilmeli. makas yardımı ile kesilmemeli. Patlamasını önlemek için üzerine bir parça gazlı bez yerleştirebilirsiniz. asla nasır ilacı kullanılmamalıdır (11). Kendiliğinden de iyileşebilen siğiller. Uzun süren ayak banyolarından kaçınınız. Ayak yaraları: Tüm özeninize rağmen. oluşma riski olan her iki ülserden birini önlemek mümkündür. ayak cildiniz kuruyorsa alkolsüz yağlı krem. Kuru ciltte çatlak ve yarıklar kolayca oluştuğu için ayaklarınızı yıkadıktan sonra kremlemeli. Yıkama işleminden sonra. Eğer ayağınızda siğil varsa banyoda ve yüzme havuzlarında yalın ayak olmaktan kaçınmalısınız. jilet.10 dakika beklettikten sonra sabun ile yıkayarak temizleyiniz. Kuru cilt: Ayak cildiniz çok kuru olmamalıdır. makasın ucu sivri olmamalı. sıcak su ve ütü ile ısıtmaktan kaçınmalısınız. Parmak aralarının kurulandığından emin olunuz. kurulayınız. Ayak temizliği: Ayaklarınızı her gün ılık suda 5 . Tırnakları düz bir şekilde kısaltınız ve derin kesmekten kaçınınız (10). fakat parmak aralarında krem kalmamasına dikkat etmelisiniz. Kabarcıklar: Ayaklara fazla iş yüklendiğinde veya uygun olmayan ayakkabılar giyildiğinde kabarcıklar oluşabilir. diabetik ayak polikliniğine başvurulmalı ve özel cihazlarla nasır temizliği yapılmalıdır. pedikür yapılmamalıdır. Tırnak batmalarının tedavisi cerrah tarafından yapılmalıdır (11). terliyorsa pudra sürünüz. Tırnaklar kesilirken çok dikkat edilmelidir. Ayağınızdaki kabarcıklara çok dikkat etmeli ve kesinlikle patlatmamalısınız. Ayak sıcaklığı: Ayaklarınızın üşümeye eğilimi varsa. küçük olsalar bile tedavi edilmelidirler. Üst üste binen parmakların arasını pamukla desteklemelisiniz. Ayağınızda fark ettiğiniz küçük yaraları gazlı bez ile kapatmalı ve akıntı 318 . Eğer ayaklarınız gün boyu sıcak ve nemli olma eğiliminde iseler parmak aralarına talk pudrası sürebilirsiniz. Giydiğiniz ayakkabı ve çoraplar çok sıkı olmamalıdır. Nasırlar bıçak. topuk gibi basınç altında bir yerde oldukları taktirde. masaj ve egzersiz yararlı olur. Ayaklarınızın bazı bölümlerini görmeniz zor oluyorsa bir ayna kullanarak sorunu çözebilirsiniz. Ayağınızı sabunla temizledikten sonra durulayıp.

Kaldırırken cildinizi zedeleyebileceği için flaster kullanmayınız. nasırlı deri ve yara oluşumunu önlemek için kullanılır. Ayakkabınızın genişliği ayak genişliğiniz kadar olmalı. Ayakkabı almadan önce bir kağıdın üzerine ayağınızın sınırlarını çizerek ayak kalıbınızı çıkarabilirsiniz. sert tabanlı. Çoraplar: Sağlığa en uygun çoraplar yünlü veya pamuklu olanlardır. Diyabetliler için ayaklarını dış etkenlere karşı korumak çok önemlidir. Ancak bu olanakların kısıtlı olduğu koşullarda yumuşak ve hava tabanlı spor ayakkabıların giyilmesi de ülserin gelişimini önleyebilir. dar ayakkabılar asla kullanılmamalıdır. Yeni ayakkabılar alıştıra alıştıra giyilmelidir (9). Uygun olmayan ayakkabılar nasır. Yaranızın iyileşmesi gecikiyorsa lütfen doktorunuza başvurunuz. Naylon çorap giymeyi tercih ediyorsanız. Temel ayak fonksiyonlarınıza engel teşkil etmemeli ve kenarları sert olmamalıdır. Günlük ayakkabılar: Ayak yaralarının yaklaşık yarısı. Yalın ayak yürümekten kaçınmalı. Spor ayakkabıları: Bu ayakkabılar günlük ayakkabılardan geniş olmalıdır. Ayrıca ayak parmaklarınızın çorabın içinde rahat hareket edebilmesi için dar olmamasına dikkat 319 . Bu nedenle satın alacağınız ayakkabıların seçimi için öğle vakti daha uygundur. Sivri burunlu. Ayakkabılarınız yumuşak deriden ve kapalı olmalıdır (11). Ayakkabı seçimi çok önemlidir. Lastik botlar: Yağmurlu havalarda çok pratik olmakla birlikte bu botlar aynı zamanda sıcak ve nemli bir ortam yarattıkları için sağlığa uygun değildir. Kullanacağınız tabanlıklar. Günün son saatlerine doğru ayaklarınız şişebilir. En doğrusu ayağın yeni bası noktalarının saptanması ve ona uygun tabanlık ve ayakkabı yapılmasıdır. Eğer egzersiz sırasında spor ayakkabılarınız dar geliyorsa. özellikle diyabetli çocukların ayaklarının gün boyu lastik botların içinde kalmasına izin vermemeniz yararlı olur. Tabanlıklar: Tabanlıklar ayakkabının yarattığı basınç ve buna bağlı nasır. çorap ve tabanlık gibi koruyuculara dikkat etmelisiniz. Eğer böyle bir durum yoksa gazlı bezi günde iki kez değiştirmeniz yeterlidir. Çünkü diyabet hastaları farkında olmadan ayaklarına iki numara küçük ayakkabı alabilirler. ayak ve ayakkabınızla orantılı olmalıdır. ayağa uygun ve rahat ayakkabılarla önlenebilir. sert yerlerini dışa doğru çeviriniz. kirlendikçe değiştirmelisiniz. Bu nedenle. adele sıkışması gibi sorunlar yaratır (10). Çünkü kuvvetli egzersizler ayakların uzunluğunu arttırırlar. kullandığınız ayakkabılara. ayağı sarmalı ve şeklini muhafaza edebilmelidir. Ayakkabı seçerken uzman yardımı almak gerekir. siğil. Diğer taraftan ayak uzunluğunuz şişme nedeni ile gün boyunca değişime uğrayacağı için bir yerine iki ayakkabı kullanmanız daha sağlıklı olabilir. Ayakkabılar: Ayaktaki şekil bozukluklarının düzelmesi mümkün değildir. Bu kalıbı alacağınız ayakkabının içine koyup deneyerek daha rahat karar verebilirsiniz.yapıp. Ancak uygun ayakkabıların giyilmesi ve iyi bir ayak bakımı ile yaraların önüne geçilebilir. bir veya birkaç tırnağınıza baskı yaparak olumsuz sonuçlara yol açabilir.

Ayak parmaklarınızı gerin ve 20 saniye gergin tutun. 5. Durabildiğiniz kadar durup ayaklarınızı indirin ve sallayın. Bir elinizle bileğinizi kavrayın ve ayak baş parmağınızı kaleme doğru hareket ettirin. fosfor. Ayak parmağınız üzerinde yükselebildiğiniz kadar yükselin. Aynı uzaklığı daha kısa sürede yürümek de çok yararlıdır. Ağızda ve dişlerde yapısal ve işlevsel herhangi bir bozukluğun olmaması. Bir kalemi ayak parmaklarınızın yanına paralel olarak 1 cm uzağına koyun. Bunların en önemlisi. Kişinin beslenme alışkanlığı ve diş 320 . Ancak hayatı doğrudan tehdit etmediği için gereken önem verilmemektedir. Dikişli çoraptan kaçınılmalıdır (9). nasır. Diyabetlilerin ayaklarına gösterecekleri özen yaşamlarını daha da kolaylaştırır. sebze ve meyveleri yeterince alıp almamasıyla ilgilidir. A ve D vitaminli besinleri.ediniz (10). Tırnaklarınızı düz bir şekilde kesiniz. çatlak gibi şüpheli bir belirti olup olmadığını kontrol ediniz. Aynı hareketi iki ayağınızla aynı anda tekrar yapın. Ayak kasları ve çatlaklar için bir sandalyenin üzerine oturun. Fazla soğuk ve fazla sıcaktan kaçınınız. fakat bu esnada derine kaçmayınız. Ayağa kalkın. Ayaklarınızı açık fakat paralel olarak yere koyun. Aynı zamanda merdiven çıkmak asansör kullanmaktan daha iyidir. Her iki ayağınıza bu egzersizi iki üç kez uygulayın. Yapacağınız egzersizlerin ayak ve bacak kaslarının güçlenmesinde ve yaraların önlenmesinde yararlı olacağını unutmayınız. Ayaktaki kaslar için bir sandalyenin üzerine oturun. ayaklarınızı zemine koyun. Ayak egzersizleri: Bacak arka kasları için ayağa kalkın. Kişinin dişlerinin sağlıklı olup olmayışı kimi etmenlere bağlıdır. bu hareketi 5 kez tekrarlayın.AĞIZ ve DİŞLER (7) Diş ve diş eti hastalıkları ülkemizde ve dünyada en önemli sağlık sorunları arasındadır. Sonra ayaklarınızı sallayın. Ayak cildinizin bakımını ihmal etmeyiniz. Şeker hastaları için ayaklarını dış etkilere karşı korumanın ne kadar önemli olduğunu unutmayınız. Ayak baş parmağınız yere değene kadar topuğunuzu yukarı kaldırın. Ayakkabı seçerken uygun ve rahat olanını tercih ediniz. sindirimin olumsuz etkilenmesine yol açar (7). Bu nedenle: Ayaklarınızı her gün düzenli olarak inceleyerek yara. Ağızdaki olumsuzluklar diş sağlığının bozulmasına. Aşağıdan yukarıya çıkmakta zorlanıyorsanız yukarıdan aşağı inmeyi tercih edebilirsiniz. Aynı hareketi diğer ayağınızla da yapın. Tüm basınç önce baş parmakta toplanıp. Ellerinizi dizlerinizin üzerine. ağız ve dişlerin görevlerini tam olarak yapabilmeleri durumu “ağız ve diş sağlığı” nın varlığını gösterir. rahim içi yaşamı döneminde annesinin kalsiyum. Özet Diyabetlilerin ayak bakımı önemlidir. Her gün yarım saat yürümek ve daha sonra süreyi arttırarak devam etmek hastalara zarar vermez. Yürüme: Normal yürüme kan dolaşımı problemi olan kişilerde uygulanabilecek en kolay egzersizdir. sonra küçük parmağa doğru ilerleyecektir. Sonra ayağınızı küçük parmağınıza doğru bükerek basınç uygulayın. örneğin süt. Ayak ısınıza dikkat ediniz. Böylece ayağınızın iç kısmındaki kaslar çalışmış olur.

Besinler içinde diş çürümesine en çok neden olanlar karbonhidratlar. Doğal dişlerin uzun süre dayanmasında ağız ve diş bakımının önemi çok büyüktür. Diş hekimleri gerektiğinde dişlerin filmini çekerek gözle görünmeyen diş oyuklarını da belirleyebilirler. Dişler iyi temizlenmeyecek olursa ağız içerisindeki bakteriler yiyecek artıklarındaki şekerli maddeleri kullanarak onu saydam. Dişlerin ağrımaması sağlıklı olduğu anlamına gelmez. diş etlerinin önemli hastalık nedenlerinden birisidir. karmaşık ve pahalı tedaviler gerekebilir. eklemler vb. Neredeyse bütün sistemleri olumsuz etkileyen sürekli enfeksiyon odağı haline gelebilir. Diş ağrısının olması için diş çürüğünün çok ilerlemiş olması gerekir. Besinlerin tatlandırılması için kullanılan şekerli maddelerin içinde bulunan asit. ve bakterilerin kendilerinin oluşturdukları asit diş minesinin erimesine neden olur. mikroorganizmalar için elverişli yiyecek artıkları. Ağızda dişlerin çürümesi diğer organların sağlığını da bozar. Diş çürüğü diş özüne doğru ilerledikçe dişler ağrımaya başlar. Diş plağı. kalp hastalığı gibi bir çok hastalığın oluşumuna neden olabilmektedir (7). yapılarda önemli sağlık sorunlarına yol açabilen enfeksiyonlara kaynaklık edebilir (7). Kalp. Dişler düzenli olarak fırçalanır ve bakımlarına özen gösterilirse mikroplar onlara zarar veremezler. yapışkan bir madde haline getirir ve dişler üzerine yapışmasını sağlar. Enfeksiyonların sürekli yinelenmesine neden olan bir odak oluşturabilir. Eklem romatizması. 1.temizliğine verdiği önem de diş sağlığını etkiler (1). mide ve sindirim sistemi bozuklukları. alttaki tabakada geniş ve derin bir oyuk meydana getirir. şekerli gıdalardır. diş eti hastalıklarının oluşumunu ve ilerlemesini önler. Bu hem sağlık açısından. Bu birikintilere plak denir. bunların parçalanmasına ve asit oluşumuna yol açacak mikroorganizmaların varlığı. Böylece oluşan erime bölgelerinden giren mikroplar kolayca alttaki yumuşak dokuya ulaşabilirler. kalp ve böbrek hastalıkları. hem de sosyal ve ekonomik açıdan önemli katkılar sağlar. Bu plaklar bakterilerin diş üzerinde tutunmalarını da kolaylaştırılırlar. Kalıcı dişlerin erken dökülmesi beslenme sorunlarına neden olur. yani kabaca. Çürük daha da ilerlerse diş özü bölgesinde ve çene kemiği içerisinde cerahat oluşmaya ve birikmeye başlar. böbrek. Diş sağlığının bozulması vücuttaki diğer organları da etkileyebilir. Diş minesinin erimesinden sonra çürük hızla ilerler. 321 . Eğer diş hekimi tarafından daha başlangıcında tedavi edilmeyecek olursa çürük diş için daha zor. Buna diş apsesi denir. Ağza takma diş takılmasına olan ihtiyacı azaltır. Diş Çürümesi: Diş çürüklerinin oluşmasında üç temel etmen bulunmaktadır: Duyarlı bir diş yüzeyi. Diş eti hastalıkları kimi zaman diş yuvasının bulunduğu çene kemiğinin erimesine kadar ilerleyen bir etki yapabilir. Yemeklerden sonra dişlerin fırçalanması ve diş ipi kullanarak yemek artıklarının çıkarılması dişlerin çürümesini. Hiçbir şey kendi doğal dişlerimizin yerini tutamaz. Diş çürüklerinin tedavi edilebilir dönemde belirlenmesi için ağrı oluşmasını beklemeden senede en az iki kez diş hekimine giderek dişlerin muayene ettirilmesi gerekir. Ağız ve diş sağlığında en önemli iki hastalık diş çürükleri ve diş eti iltihaplanmalarıdır. Diş çürüklerinin erken dönemde tanınması dişlerin kaybedilmesini engelleyebilir veya en azından geciktirebilir. Diş çürüğü dişte oyuklar yaparak dişin yapısını bozan ve kendi kendine iyileşmeyen bir hastalıktır.

sinüzit. Bunun altında daha yumuşak bir yapı vardır. Diş gövdesi diş etine ve onun altındaki kemiğe girdiği bölümde daralır. kötü ağız kokusuna yol açarlar. Diş çürümelerinin önlenmesinde sularda yeterli flor olması. Diş minesinin koruyucu etkisi ortadan kalkar (7).2. Tedavi edilmeyen diş eti iltihapları çene kemiğinin de iltihaplanmasına ve zarar görmesine yol açabilir (7). Düzensiz dişler konuşma bozukluklarına ve görünüm bozukluklarına neden olabilir. Sigara içenlerin dişleri kahverengimsi bir renk alır. solunum sistemi hastalıkları. İltihaplı diş etleri kolayca kanar. Sigara dişlerde renk değişikliği yapar. diş yuvaları ve ağız tabanındaki iltihaplanmalar genel olarak diş eti hastalığı olarak bilinmektedir. Düzensiz dişlerin en önemli nedeni süt dişlerinin zamanından önce yitirilmesi olabilir. Burada bol miktarda damar ve sinir bulunur. Bu bölüme dişin boyun bölümü denir. Diş eti hastalıkları en önemli diş sağlığı sorunları arasındadır. 3. Düzensiz dişler. alt ve üst çene arasındaki ilişkinin bozulmasına neden olabilir. Diş Eti Hastalıkları: Dişin diş eti dışında görünen bölümü diş minesi denilen sert bir tabaka ile kaplanmıştır. Bazı metabolizma hastalıkları da ağızda kendine özgü kokular yapabilir. Başlangıç döneminden itibaren diş etleri kolay kanar. Diş kökü diş yuvasında çene kemiğine özel doku uzantıları ile sıkıca bağlanmıştır. Bu hal sosyal ilişkileri de etkiler. 4. düzenli olarak dişlerin fırçalanması. aşırı tatlı ve şekerli yiyeceklerden olabildiğince kaçınma bunlar yendiğinde ve diş eti hastalıklarının önlenmesi için de diş fırçalama ve düzenli diş hekimi kontrolleri önemlidir. Dişlerin Gelişim Bozuklukları: Ağızda kapanma bozukluklarına neden olan diş düzensizlikleri dişlerin çürümesini kolaylaştırır ve daha erken dönemde dökülmesine yol açar. Ayrıca. diş çürükleri ağız kokusuna neden olabilir. Çiğneme ve temizleme güçlüğü yaratırlar. Diş eti kanamalarında diş hekimi muayenesi zorunludur. Dişlerde gelişim bozuklukları varsa erken dönemde özel diş hekimliği dallarında uzmanlaşmış birimlere başvurularak gerekli tedavi sağlanmalıdır. Bu nedenle yılda en az iki kez diş hekimine muayene olunması önerilir. diş ipi kullanılması. Diş eti hastalıkları. Çene kemiği içinde kalan bölümüne ise dişin kök bölümü adı verilir. sindirim sorunları. ağız bakım yetersizliği ağız kokusuna neden olabilir. 322 . Diş etleri. bademcik iltihabı. Hamilelikte ve süt çocukluğu döneminde kullanılan antibiyotikler ve bazı ilaçlar dişlerde kalıcı renk değişikliklerine neden olabilir. kabuklu yiyecekler dişlerle kırılmamalıdır. ceviz vb. Çocuklarda hatalı olarak kullanılan bazı ilaçlar da dişlerde renk değişikliğine neden olabilir. Ağız kokusu olduğunda nedeni araştırılmalıdır. Aşırı asitli ve şekerli yiyecekler mikroorganizmaların etkisini artırır. En içte ise diş özü vardır. Aşırı derecede flor dişlerin sararmasına neden olabilir. Ağız hijyeninin bozukluğu ile yakından ilişkilidir. fındık. Ağız ve Diş Sağlığı Nasıl Korunur? Diş hastalıkları ve diş sağlığının korunması açısından erken tanı çok önemlidir. Dişler sert cisimlerle karıştırılmamalı. Diş üzerindeki plaklar bunun en önemli nedenidir. Bunun sonucunda çıkan kalıcı dişler birbiri üzerine gelecek biçimde yerleşebilirler. Bunlar diş minesinin çatlamasına ve bakterilerin etkisinin artmasına neden olur. Canlılığını kaybetmiş olan dişler gri renkte görülür. Bu nedenle hekim önerisi olmaksızın ilaç kullanılmamalıdır (7).

5. b. Kulaktaki salgı ile toz ve diğer partiküller birleşerek kulak kirini meydana getirir. Diş fırçalamanın ilk adımı doğru fırça seçimidir. yumuşak ve daireler çizecek biçimde. en geç altı ayda değiştirilmelidir. Dış kulak kanalını herhangi bir cisimle temizlemeye çalışmak. Fırçalama işleminin en az iki-üç dakika sürmesi gerekir. Diş fırçaları birkaç ayda bir. Fizyolojik olarak çiğneme esnasındaki kulak kiri parçalar halinde dışarı atılır. Bu sırada diş etinin kesilmemesine özen gösterilmelidir. Bu hareket sırasında sert olunmamalıdır. c. 6. Diş parlatma tozları diş hekimi önerisi olmadıkça kullanılmamalıdır. 6-KULAK TEMİZLİĞİ (6) Dış kulak yolu ve kulak kepçesi arkası çok çabuk kirlenen bölgelerdir.Uygun fırça seçildikten sonra dişler en az günde iki kere düzenli olarak fırçalanır. Otuz santimetre kadar diş ipi alınır. Bunlarla ilgili önerilerini almak üzere diş hekimine başvurmak gereklidir. Daha sonra dişlerin iç yüzeyleri aynı şekilde fırçalanır. Ortada kalan ip bölümü işaret parmağı ile geriye doğru itilir. İp diş etine kadar indirildikten sonra ağız boşluğuna doğru diş aralarını sıyıracak biçimde indirilir. c. Bu tıkaca buşon denir. Diş fırçalanmasında fırçanın duruşu dışındaki temel hareket aynıdır: Fırça diş eti çizgisine eğimli olarak yerleştirilir. İpin bir bölümü ortada kalmalıdır. dişler arasından geçirilir. buşonu çekmek çok zararlıdır. İp. Atılmayan kulak kiri bazen kulak yolunu tıkayarak işitmeyi engeller. Dış 323 . Aynı uygulama diğer bir parça ip alınarak alt dişler için de tekrarlanır (7). Diş fırçası 45 derecelik açı yapacak biçimde tutulur ve diş eti hizasından başlanarak ağız boşluğuna doğru fırçalamaya başlanır. Daha sonra fırça. Ağız içinde kolay hareket ettirilmesi ve arka dişlere rahat ulaşabilme açısından fırçanın kafasının fazla büyük olmaması tercih edilir. bir fırça boyu kadar kaydırılarak fırçalama sürdürülür. b. Bu durum bozulmadan küçük dairesel hareketlerle dişler fırçalanır. ön dişlerden arka dişlere doğru yapılmalıdır. Dişler fırçalandıktan sonra diş ve diş eti çizgisi ile dişler arasında kalan yemek artıklarının temizlenmesi için diş ipi kullanılır. d. Sağlıklı diş etleri fırçalama sırasında kanamaz. Diş İpi Kullanımı: Diş ipi diş aralarında kalan yiyecek artıklarının uzaklaştırılması açısından çok yararlı bir araçtır. Diş ipinin bir bölümü bir elin orta parmağına diğer ucu da diğer elin orta parmağına dolanır. Dış yüzeylerden başlayan fırçalama sert darbeler halinde değil. Bu işlemde fırça eğik tutularak. Diş Fırçalama Tekniği: Dişlerimizi korumanın en etkili yolu düzenli olarak fırçalamaktır. diş etinden ağız boşluğuna doğru hareket ettirilir. Kulak kanalındaki salgı bezleri kulak kanalına yağlı salgı salgılarlar. Aşırı kullanımlar diş sağlığı açısından zararlıdır. a. Gerektiğinde ara yüzlerin etkin olarak fırçalanmasını sağlamak üzere ara yüz fırçaları kullanılır. Diş macunu ağıza verdiği hoşa giden koku ve his nedeniyle diş fırçalanmasını kolaylaştırır. En uygun fırça naylon ve orta sertlikteki fırçalardır. Bu artıklar en önemli çürük nedenlerindendir. Diş fırçası kişiye ait bir araçtır. Daha sonra dişlerin çiğneme yüzeyleri fırça düz olarak ileri geri hareket ettirilerek fırçalanır. a.

dışkı ile bulaştırmamak açısından önemlidir. şişme. 7-CİNSEL BÖLGENİN TEMİZLİĞİ (7) Ergenlik dönemiyle birlikte kızlar ve erkeklerde üreme organlarında bazı değişiklikler olmaya başlar. Bu nedenle özellikle dışkılama sonrası temizliğin özenle yapılması çok önemlidir. gözle görünür bir kirlilik kalmayıncaya kadar yinelenerek her seferinde kuru temiz tuvalet kağıdıyla. daha sonra yine el değdirilmeden fışkıran suyla ya da ıslatılmış kağıtla yapılması ve bölgenin tuvalet kağıdı ile kurulanarak temizliğin bitirilmesi en uygunudur. Bunlar bağırsaklarımızdan atılmış olmasına rağmen. Kıllı deride ter bezleri çok daha fazla sayıdadır. Özellikle ellerde istenmeyen bir bulaşmanın olduğu durumlarda kullanılan musluk. sifon ya da kapı kolu ve benzeri bir yüzeye dokunmak gerekiyorsa. 8-TUVALET SONRASI BEDEN TEMİZLİĞİ (7) Sağlıklı bir insanda idrar mikrop içermez. Bu nedenle terleme ve terleme sonrasında koku çok daha rahatsız edici olabilir. 324 . hem daha sonra kendimizi hem de birlikte ortamı paylaştığımız insanları. Erkeklerin üreme organlarında olan değişiklik büyüme ve gelişme tarzında olur. buralara doğrudan temas yerine tuvalet kağıdı kullanarak dokunmak. Burada dikkat edilmesi gereken diğer noktaysa. Ayrıca bu dönemde erkek ve kızların üreme organlarının etrafında ve koltuk altlarında kıllanma başlamıştır. yüzde bıyık ve sakal tarzında kıllanma da başlar. Kulak zarı bile delinebilir. herhangi bir yolla tekrar vücudumuzun iç ortamına bulaştıklarında hastalığa neden olurlar. tuvalet kağıdının ruloda kalan bölümünü kirletmemek. ağrı ve o bölgede ısı artışı gibi iltihap belirtileri görülmeye başlar. dışkılama sonrası temizlik yapılırken ellere mikrop bulaştırılmamasıdır. daha önce de belirtildiği gibi idrar çıkışı açıklığına ve kadınlarda vajina girişine mikrop bulaştırmamak için mutlaka önden arkaya doğru yapılmalıdır. kızarıklık. Bu işlem bittiğinde eller mutlaka etkili bir biçimde yıkanmalıdır. Dışkılama sonrası temizlik. Kulak temizliği ancak bir sağlık kurumunda uzman kişiler tarafından yapılmalıdır. ancak dışkının her milimetre küpünde milyonlarca bakteri bulunur. Enfeksiyon meydana gelir. Erkeklerde göğüste.kulak yolu kurcalandıkça salgılama işlemi bozulur. Banyo sırasında kulağa su kaçmasını önlemek için vazelinli pamuk tıkaç kullanılabilir. Temizliğe özen gösterilmediğinde mikroorganizmaların bu bölgelere yerleşmesi ile kaşıntı. Bu dönemden itibaren vücut temizliğinde banyo yapma dışında üreme organ temizliğine özel olarak önem vermek gerekmektedir. Bu nedenle dışkılama sonrasında ilk temizliğin.

Ayak Sağlığı. Sungur T. 26. 5. Hasde M.04. Hatiboğlu Yayınları: 1990. 8. http://www. 26. Kişisel Sağlığı Koruma Önlemleri.htm.milliegitim.com/elhijyeni. Mansur AT.turkishoes.KAYNAKLAR 1.Dr. Isparta. 6. 26. Murat Günaydın.tr. Dirican R.Dr. TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni. Ankara. http://saglik.2004 10.04. sayfa 7-23.html. 2003: 1(10). Samsun.04.04. http://www. Somyürek Hİ. Somgür Yayıncılık: 1994.edu.Doç. Diabetliler İçin Ayak Bakımı. TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni.http://www. 2000: 21(3). 2. sayfa 275-276.2004 325 .04. 3.2004. Yumurtuğ S. Uygun Ayakkabı Seçimi.htm. 26. Sağlıklı Yaşam Önerileri. Tanım ve Tarihçe. El Hijyeni ve Dezenfektanların Kullanımı.shtml.org/diyabetbilgisi. Süleyman Demirel Üniversitesi. org/Detail. Sağlığı Koruma Bilgisi.usakdiabet.infeksiyon.04.net/spor_ve_ saglik_ayakkabi. Ayak Sağlığında Patolojiler ve Koruyucu Önlemler.Hakan Yaman.2004. 7.asp?ctg. 13. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Birimleri. Hasde M. Tekbaş ÖF.net/saglik/diyabetayak. Hacettepe Halk Sağlığı Bülteni. Daha Sağlıklı Olmak Ellerinizde. Tıp Fakültesi Spor Hekimliği AD. 4. 26.hacettepe. Pediküloz (Bit Hastalığı). 1980.shtml. Doç. 26.04. Temel Diabet Bilgisi. Hijyen Koruyucu Hekimlik. Yrd. http://www. Toplum Hekimliği. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji AD.2004 12. Kişisel Sağlık Bilgisi. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Yayınları: 1. 9. http://muratomu.sagmer. 26. htm.2004. 2003: 2(1).tr/gdb/temizlikgdb.tripod. Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği. Oğur R. Türk İnfeksiyon Web Sitesi. org/ html/saglik. sayfa 1-11. Ankara.2004 11. Güleç M. Yüzeyel Mantar Enfeksiyonları ve Tedavisi. http://www. Ankara.

4. GIDA HİJYENİ Gıda hijyeni; herhangi bir gıdanın temizliği ve tümüyle hastalık yapan etmenlerden arınmış olması demektir. Gıda zehirlenmesi sonucunda %2-3 kalıcı olarak, böbrek rahatsızlıkları, menenjit, kalpde fonksiyon bozukluğu, romatizmal sendromlar, dalak apseleri vb. görülebilir. Bunun yanında ekonomik etkileri sonucunda Amerika Birleşik Devletlerinde yılda ortalama 6,5 – 35 milyar dolar, Kanada’da 1 milyar dolar, Avustralya’da 0,5–2 milyar dolar ekonomik kayba neden olduğu tahmin edilmektedir. Gıda zehirlenmesi vakalarının meydana geldiği yerler %85-70 ile yiyecek sektörü, %10-30 ev, %5-10 işlenmiş gıda endüstrisidir. Yiyecek sektörü çiğ et, tavuk, balık, yumurta, çiğ sebze ve işlenmiş gıdalar gibi çok sayıda riskli gıda maddesi kullanılması, emek yoğun olması nedeniyle çok riskli bir sektördür. Çiğ et , tavuk, yumurta, deniz ürünleri ve süt ürünlerinde mikrobiyolojik tehlike olarak, Salmonella, E.coli O157, Listeria, Campylobacter, Vibrio, Cl.botulinum, Cl.perfringens, Giardia, Cyclospora, kimyasal tehlikeler olarak ise veteriner ilaçları, ağır metaller söz konusudur. Zehirlenmelerde %70 et ve et ürünleri, %15 balık ve öbür su ürünleri ile %15 süt ve yumurta ürünleri sorumludur. Sebze ve meyvelerde Hepatit A, Salmonella, E.coli O157, Cl.botulinum, Giardia, Cyclospora gibi mikrobiyolojik tehlikeler ile pestisit / herbisit maruziyeti sonucu kimyasal tehlikeler söz konusudur. Tarladan ve çiftlikten gelen bu tehlikeler ancak iyi tarımsal uygulamalar ile kontrol altına alınabilir. Gıda işçisi kaynaklı tehlikeler en sık olarak Salmonella, E.coli O157, Shigella, Hepatit A, S.aureus, Norwalk virus olarak gözlenirken, en önemli nedenleri kişisel enfeksiyon, çapraz kirlenme, hatalı uygulamalardır. Kirli satış yerleri, kaplar, depolar, sahipsiz hayvanların gıdaları kirletmesi, kontamine suyla yıkanmış gıdalar, çiğ ve pişmiş gıdaların aynı yerde depolanması, yere yakın yetişen yapraklı sebze, meyveler, yere düşmüş gıdalar, kirli mutfak masası ve kap, kacak, yiyeceklerin hazırlandığı kapların ve yüzeylerin et suyuyla bulaşık bezlerle silinmesi, açıkta saklanan ve sineklerin kemiricilerin ve öteki hayvanların ulaşabildiği gıdalar, hasta hayvanlardan sağlanan besinler, örn. çiğ süt, yumurta, pişirme ve yeme sırasında hayvanlara dokunulması, hasta ya da yaralı besin işleyicileri, kirli ellerle besin hazırlanması, ya da yenmesi, meyve ve sebzelerin kontamine toprakta yetişmesi gibi yanlış uygulamalar sonucunda besinler sağlık için risk oluşturabilir. DSÖ’nün, Besin Hazırlanmasında Uyulmasını Önerdiği 10 kural aşağıda verilmiştir. 1. Kaynakta güvenli besin üretim tekniğinin seçilmesi 2. Besinin doğru biçimde pişirilmesi 3. Besinin hemen tüketilmesi 4. Besinin dikkatli bir biçimde depolanması 5. Besin doğru olarak ısıtılması 6. Pişmiş besinin ayrı tüketilmesi 7. El temizliğine dikkat edilmesi 8. Mutfağın ve tüm gereçlerinin temiz tutulması 9. İnsektisit, kemirici ve öbür hayvanlardan korunma 10. Temiz su kullanılması… 326

Vücudumuzdaki mikroorganizma miktarı yaklaşık olarak eller 100-1000 adet/cm2, alın 10.000-100.000 adet /cm2, kafa derisi 1.000.000 adet /cm2, koltuk altı 10.000.000 adet /cm2, burun ifrazatı 10.000.000 adet /cm2, tükürük 100.000.000 adet /cm2, dışkı 1 milyar adet /cm2’ dir. Mikroorganizmaların araştırmalarda en çok ürediği yerler, %63 tezgahlar, %50 lavabo musluğu, %49 aşçının eli, %28 garsonların elidir. Kritik Noktalar 1. Kapı kolları, telefon, musluklar 2. Çiğ ve pişmiş yiyecekler 3. Çöp kovaları 4. Ekipmanlar ve tezgah altları 5. Yerler, duvarlar ve döşemesi 6. Temizlik ürünleri 7. Lavabolar 8. Dondurulmuş yiyecekler 9. Soğuk yiyecekler (10 C.)’dir. Korunmak için ise bireysel hijyenin sağlanması gereklidir. Bireysel Hijyen Sağlama İlke ve Önerileri 1. Ellerin hijyenik yöntemlerle yıkanması. 2. Potansiyel tehlikeli besinlerin eldivenle servis yapılması. 3. Servise hazır yiyeceklere çıplak elle dokunulmaması. 4. Yiyecekle temas eden tüm yüzeylere el değdirilmemesi. 5. Çapraz bulaş yapılmaması. 6. Tırnak ve el temizliğine dikkat edilmesi. 7. Günde 2 kez duş alınması. 8. Yaralı, kesikli, yanıklı eller ile yiyeceklere asla dokunulmaması. 9. Personele özel tuvaletler bulunması. 10. Sıvı sabun ve kâğıt havlu kullanılması. 11. Bone ve maske kullanılması. 12. Mutfak ve yemekhanede sigara içilmemesi 13. İş elbiselerinin daima temiz tutulması. 14. Saç, sakal ve bıyık tıraşlarına özen gösterilmesi. 15. İshalli iken yiyecek ve içecekle ilgili alanda çalışılmaması. 16. iyeceklerle uğraşırken ağız, burun ve saçlara dokunulmaması. 17. Tüm tat kontrollerinde ayrı bir kaşık kullanılması, ellerinizi kullanılmaması. 18. İş giysileriyle masa ve tezgâhlara dayanıp, oturulmaması. Besin Hijyeni Sağlama İlke ve Önerileri 1. Sağlam, temiz ve güvenilir yiyecek temin edilmesi. 2. Hemen tüketilmeyecek yiyeceklerin özelliklerine uygun yöntemle depolanması, 3. Tüketilecek miktarda yiyecek hazırlanması ve mümkünse yiyeceklerin pişirdikten hemen sonra servis edilmesi, 327

4. Çiğ sebze ve meyvelerin pestisit kalıntılarını ortadan kaldırabilmek için akan bol su altında iyice yıkanması. 5. Yiyecek ve içecekle ilgili tüm işlemlerin temiz, hijyenik içme suyu ile yapılması 6. Yemekleri uygun sıcaklıklarda (60 0C) 2-4 saat içerisinde servis edilmesi, 7. Yiyecekleri tekrar ısıtma işleminin, yiyeceğin iç sıcaklığı 70-80 0C’ye gelecek şekilde yeterli olmasının sağlanması, 8. Piştikten uzun süre sonra servis edilecek yiyeceklerin uygun şartlarda soğutulması. (sığ kaplarda ve hızlı) 9. Dondurulmuş besinlerin çözdürme işlemini buzdolabı ısısında yapılıp, bir kez çözdürülmüş yiyeceklerin tekrar dondurulmaması. 10. Dondurulmuş hazır veya yarı hazır yiyeceklerin hazırlanması ve taşınma aşamasında soğuk zincire dikkat edilmesi. 11. Donmuş olarak işletmeye gelen yiyeceklerin tüketime dek dondurulmuş şekilde saklanması. Fiziki Koşullar ve Araç-Gereç Hijyeni Sağlama İlke ve Önerileri 1. Mutfak zemini her kirlendikçe veya günde en az bir kez sıcak, dezenfektan madde içeren deterjanlı su ile yıkanmalı ve mutlaka kurulanmalıdır. 2. Mutfak duvarları ayda en az bir kez sıcak deterjanlı su ile yıkanmalıdır. 3. Mutfak tavanları kirli, kabarmış ve çatlak olmamalı, yiyeceğe kir düşmeyecek şekilde olmalıdır. 4. Mutfağa ait tuvaletlerde sağlıklı el yıkamayı sağlayacak tertibat bulundurulmalıdır. 5. Çöp kutularının içinde mutlaka naylon torba bulundurulmalıdır. 6. Her boşaltmadan sonra çöp kutuları, sıcak, dezenfektan içeren deterjanlı su ile yıkanmalıdır. 7. Çöp kutuları dolmasını beklemeden sık sık boşaltılmalıdır. 8. Kullanılan suyun sık sık kontrolleri yapılarak, sıhhî olması sağlanmalıdır. 9. Depoların temizliği, her türlü haşere ve kemirgenin önlenmesi açısından çok önemlidir. 10.Yemekhane, mutfak, depo ve tuvaletlerde sinek, böcek ve kemirici kontrolü yapılmalıdır. 11.Her mutfak aracının kullanma, temizlik ve bakımını belirten listeleri, aracın kolay görünebilir bir yerine asılmalıdır. 12.Temizlik açısından parçalarına kolay ayrılabilen araçlar tercih edilmelidir. 13.Araçların kurutulmasında bez kullanılmamalı, kurutmada ters çevirerek aralıklı paslanmaz çelik raflarda; hava akımı ile kurutma yöntemi uygulanmalıdır. 14.Taşıyıcı (portör) incelemeleri 3 ayda bir mutlaka yapılmalıdır. Çalışanların fizik muayeneleri 15 günde bir mutlaka yapılmalıdır. 15.Sulardan ve mutfak gereçlerinden kültür örnekleri alınmalıdır.

328

KAYNAKLAR 1. I. Uluslararası Gıda ve Beslenme Kongresi Kitapçığı. 15-18 Haziran 2005. İstanbul. 2. MY 33-3 (A) TSK Gıda Kontrol Yönergesi. 3. Last JM, Wallace RB. Public Health & Prev. Medicine. Sec 1 & 3. Appleton & Lange, USA, 1992. 4. Çoban Z. Besin Kirliliği. Sağlık Bakanlığı, TSH Gn. Mdl., Ankara, 2001

329

GIDA GÜVENLİĞİNDE KRİTİK KONTROL NOKTALARINDA TEHLİKE ANALİZİ Doç.Dr. Mahir GÜLEÇ Halk Sağlığı Anabilim Dalı Giriş Bireylerin fiziksel, zihinsel ve sosyal yönden sağlıklı olabilmesi, önemli ölçüde yeterli ve dengeli beslenmelerine bağlıdır. Bu amaçla temin edilen gıdaların fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik olarak insan sağlığına zararlı etmenler içermemeleri, besin içeriklerini kaybetmemeleri gerekir. Bunun yanında dünyadaki çevreye uyumlu olmayan hızlı teknolojik gelişmeler ve aşırı nüfus artışı ile plansız kentleşme gibi nedenlerle doğal kaynaklar hızla tükenmekte, karşılıklı etkileşim içinde bulunan hava, su ve toprak ortamları giderek kirlenmektedir. Gıda üretiminde zararlı faktörlere dikkat edilmediğinde gıda zehirlenmeleri insan sağlığını olumsuz etkilemekte, bunun yanında ciddi ekonomik kayıplara da neden olmaktadır. Gıda kökenli hastalıklardan ve zehirlenmelerden korunmak için besin sanitasyonu uygulamalarının önemi kavranabilmiştir. Besin kaynaklı hastalıkların çoğunun kontrol prensipleri belirlenmiş olmasına rağmen, bugün hala daha ülkemizde ve dünyada önemli derecede mortalite ve morbiditeye neden olmaktadır. Başka bir ifade ile, besin güvenliği ile ilgili sorunlarımız vardır. Geleneksel besin sanitasyonu ve sağlık anlayışının problemleri çözmede başarısız olduğu düşünülebilir. Bu nedenle, maliyeti arttırmadan güvenli nitelikte ve kaliteli gıda üretimi konusunda gösterilen çabalar kritik kontrol noktalarında tehlike analizleri sisteminin ortaya çıkmasına neden olmuştur. "Kritik Kontrol Noktalarında Tehlike Analizi" (KKNTA) sistemi besin kaynaklı hastalıkları önleme ve kontrolde göreceli olarak yenidir. Bu sistem, kontrol yöntemlerinin nerede etkili olacağını belirlemek için gıda üretim, işleme ve hazırlama basamaklarındaki tehlikeleri tanımlayıcı araştırmalar yaparak yaklaşık riski tayin etmeye çalışır. Bu nedenle kontrol yöntemleri gıdaların sağlık açısından güvenilirliğini sağlamada can alıcı noktalar olan spesifik işlemlere yöneltilmiştir. KKNTA besin güvenliğini sağlamak için proaktif (önceden etkin ) özelliktedir. Yani süreç devam ederken kontrol sağlayan bir yaklaşıma sahiptir. Bu sistemin içeriğindeki besin sanitasyonu ile ilgili bilgilerin hiçbiri yeni değildir, yeni olan tek şey bu bilgilerin birincil koruma çerçevesinde yerleştirilip geliştirilerek sistematize edilmesidir. Tarihçe KKNTA kavramı, ilk kez 1959 yılında Pillsbury Şirketi tarafından NASA (National Aeronautics and Space Administration) uzay programı için gıda ürünleri hazırlanması sırasında geliştirilmiştir. KKNTA prensipleri ve uygulamaları 1971'de A.B.D.'de yapılan gıda kongresinde bilim ve sanayi çevrelerine duyurulmuştur. Bu konferans sonunda üç prensip kabul edilmiştir. Bunlardan birincisi; tehlikenin değerlendirilmesi ve tüketim ile tehlikelerin gelişmesi arasında ilişki kurmak, ikincisi; kritik kontrol noktalarını tanımlamak, üçüncüsü ise; kritik kontrol noktalarını izleme sistemini kurmak olarak benimsenmiştir. Yine 1974'de FDA(Gıda İlaç Dairesi) sistemin en yüksek riskli gıda gruplardan biri olan “düşük asitli konserve 330

gıda ürünlerinde“ uygulanmasını mecbur tutmuştur. 70'li yıllar boyunca birçok bilimsel toplantıda ve çoğu Amerikan gıda üreticileri tarafından sistem tartışıldı ve KKNTA bir bilim olarak benimsendi. 1985'de Birleşik Devletler Ulusal Bilimler Akademisi tarafından yayınlanan "Gıda ve Gıda Katkıları İçin Mikrobiyolojik Kriterler" isimli yayın büyük ilgi uyandırdı ve güvenli gıda üretiminde etkileyici bir sistem olarak onaylandı. 1991'de Gıda Hijyeni Kodeks Komitesi KKNTA sisteminin uygulanabilmesi için bir tüzük geliştirdi. Aynı tüzük uygulamaları Avrupa Topluluğu tarafından 1993 yılında üye ülkelerde gıda sektörü için zorunlu hale getirilmiştir. Ülkemizde 16 KASIM 1997 tarihli Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği ile gıda sanayinde KKNTA (HACCP) uygulamaları zorunlu hale getirildi. 09 HAZİRAN 1998 tarihli “Gıdaların üretimi ve denetlenmesine dair yönetmelik” ile KKNTA sisteminin uygulama gerekliliği belirtilmiştir. Yine aynı yönetmelikler 15.11.2002 tarihinden geçerli olmak üzere; başta et, süt ve su ürünleri işleyen işletmeler olmak üzere, gıda üreten diğer işletmelerin de kademeli olarak HACCP sistemini uygulamaları zorunlu hale gelmiştir. KKNTA Sisteminin Açıklanması Kritik kontrol noktalarında tehlike analizi; tehlikenin tanımı, saptanması ve kontrolüne dönük sistematik bir yaklaşımdır. Bu sistem gıdalardaki mikrobiyolojik tehlikelerin kontrolüne mantıksal olarak yaklaşır, sadece gözlemleme yoluyla yapılan kontroldeki doğal kusurlardan ve mikrobiyolojik testlerin güvenliğindeki ihmal dolayısıyla oluşan atlamaların önüne geçmeye çalışır. Gıdaların mikrobiyolojik güvenliğini etkileyen en önemli faktörlere dikkatleri yoğunlaştırarak kaynak savurganlığını önler. Bu arada istenilen gıda güvenliğini ve kalitesini sağlar, ayrıca bu seviyeyi korumada rol oynar. Kritik kontrol noktalarında tehlike analizi, üretimde hijyenik uygulamalar ve kontrollerin belirlenmesidir. Genel olarak üretimin değişik aşamalarındaki işlemlerin güvenilirliğini önceden tahmin etmeyi amaçlayan bir kalite kontrol yöntemidir. Gıdanın fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik parametrelere göre üretiminde kalite güvencesi sağlar. KKNTA sistemi, tehlikelerin belirlenmesi, zararın saptanması ve kontrol altına alınması amacıyla geliştirilmiş sistematik bir yaklaşım olarak da tanımlanmaktadır. KKNTA, gıda güvenliğini en iyi sağlayan bir kalite sistemidir. Prensibi belirlenen kalite kontrol noktalarını sürekli gözetim altında tutacak şekilde üretimi tasarlayarak, potansiyel tehlikeleri ortadan kaldırmak suretiyle tüketiciye güvenli gıda sunmayı amaçlamaktadır. Gıdalar üretim, paketleme, taşıma, hazırlama, depolama ve servis esnasında zehirli maddeler, infeksiyoz ve toksijenik mikroorganizmalarla kontaminasyona maruz kalabilir. Bu yüzden geliştirilen KKNTA'dan amaç; gıda koruma programlarını geliştirmek, geriye dönük kalite kontrol sistemlerini oluşturmak ve gıdanın güvenilirliğine olan güveni arttırmaktır. Gıda güvenliğinde sistematik bir yaklaşım olan KKNTA, birbirini izleyen yedi prensipten oluşur. 1. Tehlikelerin tanımlanması, risk ve şiddetlerinin değerlendirilmesi 2. Kritik kontrol noktalarının tanımlanması 3. Kontrolü sağlamak için kriterlerin ve önleyici tedbirlerin açıkça ortaya konması 331

4. Kritik kontrol noktalarının izlenmesi 5. İzleme sonucu kriterlerden bir sapma gözlendiğinde düzeltici uygulamaların devreye sokulması 6. Kayıtların tutulması 7. Sistemin planlandığı şekilde fonksiyon gördüğünün doğrulanması 1. Tehlikelerin Tanımlanması, Risk ve Şiddetlerinin Değerlendirilmesi : Gıdaların yetiştirilmesi, hasat edilmesi, işlenmesi, fabrikasyona tabi tutulması, dağıtımı, pazarlanması, hazırlanması ve/veya gıda üretiminde kullanılan hammaddelere ilişkin olarak varolan tehlikelerin tanımlanması, derecesinin tayini ve risklerinin değerlendirilmesini kapsar. Gıdalar için tehlike, gıda kaynaklı hastalığa neden olan bir ajan veya mikrobiyal metabolizma ürününün kabul edilemez seviyede olması demektir. Kabul edilemez seviyeyi, sadece bir Salmonella veya Şigella bakterisi veya B. Cereus veya C. Perfiringens için gr. veya ml.'de 100.000 adet mikroorganizma oluşturur. Tehlike, zamanla gıdanın bozulmasına da neden olan kontaminasyonla meydana gelebilmektedir. Tehlikeler, istenmeyen mikroorganizmaların hayatta kalmalarıyla; ısıtılmalarına ve belli koşullarda korunmalarına rağmen bu gıdalarda varlıklarını ısrarla sürdüren toksinlerden kaynaklanmaktadır. Bu durum üç koşulda oluşabilir: Gıdanın, (a) Oda sıcaklığında veya dışarıdaki ılık havada birkaç saat bekletilmesiyle; (b) Fırın ve benzeri aletlerde yeterli sıcaklık derecesine ulaşılamaması; (c) Soğuk gıda depolarında fazla miktarda mal depo edilmesi veya yeterli oranda koruma sağlayacak soğumanın sağlanamaması. Gıdalara tarımsal işlemler, gıdaların işlenmesi, hazırlanması ve depolanması sırasında yanlışlıkla çeşitli kimyasal maddelerin de katılması tehlikelidir. Gıdalara fonksiyonel ya da aşçılığa ait gereksinmelerden dolayı katılan veya kazayla bulaşan kimyasal maddeler, yiyeceğin asitleşmesine neden olarak kaplardan, borulardan veya bunların toksik boya maddelerinden bazı kimyasalları bünyesine katarak tehlike oluştururlar. Tehlike analizi, besin üretimi, dağıtımı, hammaddenin kullanımı ve besinin üretimini ilgilendiren değerlendirme prosedürlerinden oluşur. Bunlar: (1) Potansiyel olarak tehlikeli olan hammaddelerin ve gıdaların tanımlanması, içermiş olabilecekleri zehirli metabolitler, patojen veya gıdaların bozulmasına neden olan önemli miktardaki mikroorganizmalar ve/veya bu mikrobik gelişmeye imkan veren durumlar; (2) Potansiyel kontaminasyon kaynaklarını veya kontaminasyonun oluştuğu spesifik noktaları belirlemek; (3) Gıdaların üretim, işleme, dağıtım, depolama ve tüketim için hazırlanması sırasında mikroorganizmaların yaşama ve çoğalma ihtimalini saptamak; ve (4) Tanımlanan tehlikelerin şiddetini ve riskini tayin etmek . 2. Kritik Kontrol Noktalarının Tanımlanması : Kritik kontrol noktası, tehlikeyi elimine etmek, azaltmak veya önlemek için bir veya daha fazla faktör üzerine kontrol uygulanabilen bir aşamadır (Kuramsal bilginin, yapılan müdahale ile somut olarak izlendiği yer, belirlenen prosedürün

332

izlendiği aşama). Besin hijyeninin sağlanabilmesi için lokalize edilmiş noktada alınan önlem ve/veya yürütülen işlemler. Bazı gıda işlemlerinde, pastörizasyonda olduğu gibi tek bir operasyonun (ısı uygulamasının) kontrolü bir veya daha fazla mikroorganizmadan kaynaklanan tehlikeyi tamamen önlemeye yarayabilir. Tehlikenin tamamen elimine edilemediği ama minimale indirildiği Kritik Kontrol Noktaları (KKN) da vardır. Bu iki tip Kritik Kontrol Noktalarında önemlidir ve kontrol edilmelidir. Koruyucu sağlık hizmetlerindeki birincil koruma çerçevesinde yapılan, etkenin ortadan kaldırılması ya da tamamen ortadan kaldırılamadığı durumlarda sağlıklı bireylerin dışında kontrol edilmesidir. Kritik kontrol noktası, bir operasyonda tehlikeyi tamamen ortadan kaldırmak ya da en aza indirmek için kontrolün uygulanacağı bir noktadır. Her tehlike spesifik kontrol önlemleri almayı gerektirmez. Bazen tek Kritik Kontrol Noktasında alınan kontrol önlemleri işlem zincirinde daha önceki basamaklarda alınan kontrol önlemlerine olan ihtiyacı önemli derecede azaltabilir. Eğer tehlike tamamen elimine edilemiyorsa veya belirlenen Kritik Kontrol Noktaları izlenemiyorsa (monitörize edilemiyorsa), operasyondan önce ve sonra etkin olarak kontrol edilebilen diğer Kritik Kontrol Noktalarına özel dikkat harcanmalıdır. Kritik Kontrol Noktası Seçiminde Şunlar Gözönünde Bulundurulur: (a) Olası tehlikeler, gıdaların kabul edilemeyecek derecedeki kontaminasyonu ile ilgili durumların şiddeti, riskinin tahmini, mikroorganizmaların sağkalım veya üreme durumların tahmini, (b) Hazırlama ve işleme sırasında uygulanan operasyonlar, (c) Daha sonra ürünün kullanım aşaması. 3. Kontrolü Sağlamak için Kriterlerin ve Önleyici Tedbirlerin Açıkça Ortaya Konması: Bir defa Kritik Kontrol Noktaları tespit edildikten sonra uygulanabilir kontrol önlemleri yürürlüğe konmalıdır. Bu önlemler uygulanabilir, objektif bir şekilde ölçülebilir, ekonomik ve gıda güvenliğini sağlayıcı nitelikte olmalıdır. Her Kritik Kontrol Noktası için gıdanın güvenliğini sağlayıcı kriterler belirlenmelidir. Her kriter açık ve net olarak belirlenmeli, ayrıca uygulanabilir makul sınırlar içerisinde olmalıdır. Kriterler; fiziksel ( sıcak, soğuk, basınç gibi ), kimyasal (tuz konsantrasyonu veya asetik asit gibi), biyolojik ve duyusal türdeki özelliklerle beraber uygulanan işlemin geçtiği süre yani zaman ile sınırlıdır. Tehlikenin Kritik Kontrol Noktalarında kontrol edildiğini tespit etmek için uygun yöntem seçimi de önemlidir. Monitörize edilen faktörler içinde şunlar da vardır: sıcakta işlenen gıdalar için zaman ve sıcaklık derecesi, bazı gıdaların su aktivitesi, fermente gıdaların pH'sı, konserveler için soğutucu klor seviyesi, kuru gıdalar için depo yerinin rutubet derecesi, soğutulmuş gıdaların dağıtım esnasındaki sıcaklığı, bölmeler halinde soğutulmuş ürünlerin derinliği, tüketime sunulmuş gıdalar için üzerinde tüketiciyi bilgilendirecek uyarı ve açıklamalar. Seçilmiş tüm kriterler, dokümente edilmiş olmalı ya da karışıklığa neden olmayacak netlikte, kabul edilebilir uygunlukta tanımlanmalıdır. Kontrol kriterlerinin seçimi, yüksek kontrol 333

ürünün hayvan yemi olarak kullanılmasının sağlanması veya ürünün imhası. KKNTA sisteminin değerlendirilmesi gibi ayrıntıları içeren dokümanlar olmalıdır. Bu tip dokümanlar. su aktivitesin azaltılması. tüm Kritik Kontrol Noktalarının belirlenip belirlenmediğini. Verilecek kararlar. tehlikeyi önlemede önemli olan faktörleri kayıt etmeyi içerir. yararlılığına. her bir aşamada elde edilen verilerin zamanında ayrıntılı bir şekilde kaydedilmesi ile elde edilebilmektedir. yapılan ölçümleri. ekonomik ve uygulanabilir oluşuna bağlı olmalıdır. Alınacak özel tedbirler. ürünün tanımı ve akım şeması gibi tehlike analizi ile ilgili verileri. herhangi bir sorun durumunda alınabilecek önlemleri. Kayıtlar incelenir ve izlemenin etkinliğini değerlendirmek için ek testler yapılır. ürünün kullanımından beklenen amaca ulaşıp ulaşılmadığının kontrolüne. sistematik gözlemi. Kayıtların Tutulması: KKNTA ile ilgili tüm dokümanlar hazırlanmalıdır. Sistemin Planlandığı Şekilde Fonksiyon Gördüğünün Doğrulanması: Doğrulama. İzlem Sonucu Kriterlerden Bir Sapma Gözlendiğinde Düzeltici Uygulamaların Devreye Sokulması: Eğer monitorizasyon. işlemin kontrol dışına çıktığını gösteriyor ya da belirlenen kriterler sağlanamıyorsa acilen düzeltici tedbirler devreye sokulmalıdır. Monitorizasyon prosedürleri. gözetleme. sıcaklığın arttırılması. kritik limitleri. 6. Doğrulama çalışmaları. 5. bazı katkı maddelerinin konsantrasyonlarının arttırılması. bütün tehlike noktalarının incelenip incelenmediğini. yeniden işleme. kalitesiz hammaddenin alınmaması. tehlikenin derecesine ve riskine bakılarak seçilmelidir. Kritik Kontrol Noktalarının İzlenmesi: Monitorizasyon. 334 . 4. işlem öncesinde veya sonrasında kontrol dışı olabilecek durumların kısa sürede düzeltilmesini mümkün kılacak uygulamalardan oluşmalıdır. kalite kontrol personeli. 7. kontrol ve izleme sistemlerini. kimyasal analiz ve mikrobiyolojik tetkiklerdir. sağlık personeli veya denetimden sorumlu personel tarafından yapılabilir. Bunlar.güvenliği sağlanması yanında. pH'nın azaltılması. fiziksel değerlerin ölçümü. Monitorizasyon. KKNTA uygulamasında görev alan personelin görevlerini ve sorumluluklarını. Bu dokümanlar. tehlikeleri. ürün satılmadan ve dağıtılmadan önce belirlenmiş standartlardan sapmayı zamanında gösterecek tedbirleri alacak biçimde uygulanmalıdır. kriterlerin uygun olup olmadığını. Beş temel monitorizasyon tipi kullanılmaktadır. monitörize edilmekte olan işleme göre seçilmelidir. son basamaktaki işlemin düzeltilmesi. kayıtların nasıl tutulacağını. duyusal değerlendirme. Bu tedbirler şunlar olabilir: Yeniden ısı ile muameleye tabi tutma. monitorizasyon yöntemlerinin uygulamaları değerlendirmede etkin olup olmadığını anlamak için KKNTA planının gözden geçirilmesini içerir. kritik kontrol noktalarıyla ilgili ayrıntıları.

18. Bryan FL. Stevenson..A. In : HACCP Principles and Applications.Katsuyama AM. 4. (1992). p.D. 17. Chapman and Hall. V. 9. Kritik kontrol noktalarında tehlike analizinin değerlendirilmesi. : 880-883.(1988). Food Technol. Food Technol. Berlin. In: HACCP Principles and Applications. D. Int. Assurance of seafood quality. HACCP and Quality Systems. Beslenme Sorunları ve Yasal Durum. development and application. Food Res. In : Food Science. p. J.Prince G. Bildiri Özet Kitabı. Quality management in food trade with a view towards 1993 in Europe. Jr. D. (1994) HACCP a Practical Approach. N. (1992).Ü. Gün H.Y. 24: 173-282. Vol : 4. (1991) Microbiological safety of foods. (1998). Blackwell Scientific Publications. Battaglia R.Moberg LJ. Risks of practices. : M. Oxford. In : 3rd World Congress Foodborne Infections and Intoxications.. D. 6. New York. 5:156-158. New York NY : Chapman and Hall. Huss HH.Potter NN. Bernard.Jouve JL. K. Hospital food hygiene : The Application of hazard analysis critical control points to conventional hospital catering. In: HACCP Principles and Applications. 26: 69-74 3. 8-9-10 Eylül 1997.T. Cereal F W. . (1997). Corlett. E. 335 . Ed. DA Corlett. In Modern Food Microbiology. HACCP and Food Safety in Canada.A. (1993). (1997). risk and hazards.: M. 50: 332-335. : 67-118. : 97-104. Riseborough P.Mortimore S.H. London. J.Jay JM. Halk Sağlığı Günleri. (1992). II. (1990). Pierson. Wallace C. p. 15.D. Chapman and Hall. : 6. S. Food Protect. Ed : MD Pierson. N. (1992). Corlett DA. Ed. Hamzaoğlu O. 11. Food safety..p.C. Maximizing value from HACCP : Managing food safety for the business. D. 8. 12. : Chapman And Hall.Y.p. Microorganisms in Foods. Monitoring a HACCP system. Verification of the HACCP program. 2. 51: 663-673 5. Parr E. . Ed. Chapman and Hall.. p. (1994). 10. procedures and processes that lead to outbreaks of foodborne diseases.D. Control points and critical control points. 5: 172-178 7. (1993). Fifth Ed. (1990). Washington.Richards J. (1991). The Food Processors Instıtute. Vol. FAO Fish Tech Pap Vol : 334. Physical hazards and controls. (1995). New York. p. ICMFS (1988). 4nd. Chapman and Hall. Adams CE. Inf. 36 (1) : 3340.: 532-558. HACCP: Concept. 16. Ed. Isparta. Chapter 18. Application of the hazard analysis critical control point (HACCP) system to ensure microbiological safety and Quality. Pierson. Corlett.6.KAYNAKLAR 1. Hotchkiss JH. Bauman H. Hosp. 14. Tıp Fakültesi Halk Sağlığı A.1-6. Establishing critical limits for critical control points. Humber J. Dean. : K. Chapman and Hall.: 50-60. Food Australia.D. In : HACCP : Establishing Hazard Analysis Critical Control Point Programs. Hasde M.. 13.: 90-95.

Establishing critical limits for critical control point programs. In: HACCP : ).Stevenson KE.Scott VN.Introduction to hazard analysis critical control point systems.D. Pierson.25.A. Ed. N. (1990). The modern HACCP system . Garret ES. . Stevenson. D. D. Washington. (1992). 22. (1995). 336 . 23.Synder OP. Microbiological quality assurance in food service operations. Food Technol. Corlett. 21. New York.Sperber WH. Ed.19.C.C. Implementing HACCP in the food industry. (1995). D. p. In : HACCP Establishing Hazard Analysis Critical Control Point Programs. Stevenson. Bernard.T. Monitoring critical control point critical limits. (1991).:4. D. 5: 179-180. In: HACCP Principles and Applications.Roos MH.E.: M. Bernard. D.T.: The Food Processors Institute. p. 20. p.: K. (1986). Chapman and Hall. Biological hazards and controls. Food Technol.E. Food Technol.Y.: The Food Processors Institute. Moberg L. 24.:1.Stevenson KE. 7: 122-130. Ed.: K. Washington.5.1-1.1-4.6: 116-120.:62-71.

üreme alanları ve gıda ortadan kaldırılmalıdır. Criptosporodium. solunum yolu enfeksiyonları. Çöplerin uygun biçimde saklanmalı. Histoplazmoz. Kızamık. Lyme hastalığı. Leishmania.coli. kış aylarında daha sık görülmeleri. Turist diyaresi (%30-80). Hanta virüs enfeksiyonu. yorgan. Vektör yaşama ve üreme yerlerinin ortadan kaldırılmalı. geçiş genellikle insandan insanadır. yastıklar açık havada güneşlenmeye bırakılmalı 7. Polio. Kolera. İnsan atıklarının uygun şekilde yok edilmeli. Bu hastalıklara karşı en önemli önlemler. Operasyonlarda ve sahra şartlarında karşılaşılabilecek olan sağlık riskleri aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir. 5. Hava Yolu ile Bulaşan Hastalıkların en önemli özellikleri. Legionellosis. maruz kalan yerlerin kuru bir havlu ile sert bir şekilde kurulanması. Hepatit A. Tetanoz. kimyasal ilaçlama için uzman yardımı alınmalı 6. Malaria. FİZİKİ ŞARTLAR VE SAĞLIK ASKERİ OPERASYONLARDA HİJYEN Dünya Sağlık Örgütüne göre aşağıda sıralanan hastalıklar seyahat ve arazi şartlarında yapılan faaliyetlerle yakından ilişkilidir. soğuk. Cinsel İlişki Yoluyla Bulaşan Hastalıklar: Bulaşmaları deri ve mukoza yoluyladır. Kemirici kontrolü için. HIV/AIDS. Kolera. kişisel hijyenin artışı ile en aza indirilebilirler. Tifo. Difteri. Yüzde 75 oranında enfeksiyonlar önemli risk oluşturmaktadır. Kişisel temasla bulaşan hastalıklar. bilinmeyen sularda yüzülmemesidir. zehirler. Gonore. Amebiyazis. Flariazis.coli diyaresi. kapan. yükseklik hastalığı. Hepatit A. Afrika uyku hastalığı. Sarı Humma. Birlik her ay ilaçlanmalı. yoksulluk ve yoksunluk gelişmelerinde önemli etkendir. organizma direncinin düşmesiyle kolay hastalık yapmaları. Sınıflandırma Vektörlerle Bulaşan hastalıklar. Boğmaca. toplumda en sık görülen hastalıkları oluşturmaları. 1. Tifo vb. İnfluenza. sıcak. E. Gübreliklerin ortadan kaldırılmalı. doğal düşmanlar (kedi) ile ortadan kaldırma yöntemi ile barınaklar fareden arındırılmalı. Schistosomiasis de sayılabilir. Vektör Kaynaklı Tehditlere Karşı Alınacak Önlemler Kaynak azaltılmalıdır. Hepatit B. Tick born. 337 . Kuduz riski olan hayvanlar tarafından ısırılma. kalabalık ve sıkışık yaşam tarzını sevmeleridir. su içinde durmamaya çalışılması. 3. Tüberküloz. Giardiazis. Salmonelloz. Uyuz. Su ve Besinlerle Bulaşan Hastalıklar. 4. Kamfilobakter enfeksiyonları. kaza ve yaralanmalar. Lyme vb. Tüm yatak. 2. bu tür hastalıklar ile savaşta filyasyon çok önemlidir. Sıtma Tedavi edilmezse öldürücü olabilen bir hastalıktır. Su teması ile bulaşan hastalıklar arasında Leptospiroz. Ensefalit. Hepatitis B. Chagas hastalığı. Menenjit. Sıtma. Enterotoxic E.5. delikler tıkanmalı. Bu amaçla.

klimalar. 2. gidilen ülkenin özelliklerine uygun olarak aşılanmalıdır. duş başlıklarında oluşan kireç katmanlarının kireç çözücü ajanlarla rejenere edilmesi sağlanmalıdır. Tetanoz. öksürük. Uzun kollu giysiler giyilmesi. bu sıcaklık musluk ve duş başlıklarında yerleşmiş legionellaların öldürülebilmesi için ancak yeterli bir sıcaklıktır. Sıtma kemoproflaksi ilaçlarına bir hafta öncesi ile 1 ay sonrasına kadar devam edilmesi Lejyoner Hastalığı Hastalarda ateş. eski ve uzun boru bağlantısı kullanarak su temini yoluyla enfekte suyun içindeki etkenin solunum yolu ile alınması sonucu olur. baş ağrısı. Bulaşma. Sinek kovucu rapellentlerin kullanımı. Varsa. Sıtmadan koruyucu ilaçların alınması Çevresel Önlemler 1. Air-conditioning sisteminin kullanımının hemen durdurulması sağlanmalıdır. Kızamık. Bunun yanında yurtdışına gidecek personel. karın ağrısı. 338 . Acilen sistemdeki ölü boşluklar ile tıkanıklıkların saptanması ve bunların iptal edilmesi sağlanmalıdır. 4.Korunma Kişisel Koruyucu Önlemler 1. kas ağrısı. Çocuk felci gibi çocukluk çağı aşılarının tam olarak yapılmasıdır. 3. Sinek teli ve cibinlik kullanımı. musluk ağzı filtreleri iptal edilmeli. öncelikli olarak Difteri. ishal ve hızlı ilerleyen değişik bulgular ölüme kadar gidebilir. bütün sıcak su tanklarındaki suyun ısısı 70°C’ye kadar çıkarılmalı ve en az 24 saat süre ile bu düzeyde korunması sağlanmalı. En az 24 saat süre ile musluklardan akan sıcak suyun ısısının 60°C’nin üstünde tutulması sağlanmalıdır. Alternatif olarak sıcak ve soğuk su sisteminin tümünde serbest rezidüel klor miktarı en az 3 ppm olacak şekilde hiperklorinasyon yapılabilir. Çünkü. ancak bu düzeyin en az 24 saat süre ile korunması sağlanmalıdır. NATO ülke askerleri için önerilen aşı takvimi Tablo I’de verilmiştir. Legionella pneumophila’dır. rekreasyon amacıyla kullanılan sular. Aşılama Aşılama ihtiyacı. göğüs ağrısı. Sarı humma aşısı DSÖ tarafından endeminin olduğu bölgelere gidenlere önerilmektedir. bütün sıcak su muslukları ve duş başlıklarından en az 30 dakika süre ile suyun akıtılması sağlanmalı. Etken. bu şekilde musluktan akan suyun sıcaklığı en az 60°C olmalıdır. Boğmaca. Vaka tespit edildiğinde. Sineklerin yaşayabileceği ortamların yok edilmesi 2. İlaçlama 3.

Kırsal alanlarda yapılan geziler sonrasında tüm vücut kene varlığı yönünden kontrol edilmelidir. kenelerin daha rahat görülebileceği açık renk elbiseler giymeli. 339 . Ayrıca evcil hayvanlardan da uzak kalınmalıdır. böcek sokmalarına karşı alınması gereken kişisel önlemlerle sağlanır.Tablo I. Böcek kaçırıcı ilaçlar (DEET) yararlı olabilmektedir. kilim. NATO ülke askerleri için önerilen aşı takvimi Personel Zaman Temel uygulama takvimi** Tek doz Adenovirus 4. İnsanlar. çalılık ve yüksek otlu alanlardan uzak durmalıdırlar. Direkt otlar üzerine oturmamalı. battaniye gibi örtüler üzerine oturulmalıdır.7 *** Yeni katılanlar 10 yılda bir Difteri İki doz Hepatit A * Her yıl Influenza Tek doz Kızamık Tek doz Menenjit* Tek doz Kabakulak * Tek doz Poliovirus Tek doz Kızamıkçık 10 yılda bir Tetanos İki yılda bir Varisella * Tek doz Sarı Humma* Difteri 10 yılda bir Göreve devam edenler Influenza Her yıl Tetanos 10 yılda bir 6 dozluk seri Şarbon Acil kuvvetler ve riskli İki doz Kolera *** bölgede operasyon İki doz Hepatit A yürütenler Üç doz Hepatit B * Üç doz Japon ensefaliti Tek doz Menenjit Üç doz Veba *** Tek doz Poliovirus Üç doz Kuduz * Tek doz Tifo Tek doz Sarı Humma Hib Tek doz Kişisel veya mesleki özel Hepatit B Üç doz risk taşıyanlar Lyme hastalığı Üç doz Pnömokok Tek doz enfeksiyonu Tek doz Meningokok Üç doz enfeksiyonu İki doz Kuduz Varisella Tikborn Ensefalit ve Lyme Hastalığı Korunma.

Sıtma riski olan bölgeye gidilecekse koruyucu ilaç alınması. 11. 6. 18.Kedi. aşılama gereksinimleri. Seyahat sonucu alınabilecek önlemlere yönelik Dünya Sağlık Örgütünün önerileri. Sağlık sigortası ülke dışına gitmek üzere onaylatılmalı. ülkelerin iklimi. 9. Bulaşıcı hastalık bilgisi yanısıra. 16. içeceklere buz konulmaması. 4. CDC’nin Ülke Dışında Yapılacak Faaliyetler için Önerileri 1. Bira. ülkelerin sağlık durum raporları. Sadece şişelenmiş veya kaynatılmış su içilmesi. Operasyon öncesi öneriler 1. sağlık hizmeti kapasiteleri. 14. yanlarında devamlı kullandıkları ilaçları. 6.Şişelenmiş içme suyu yoksa klor tablet ile suyun dezenfekte edilmesi.Başkasının kullandığı enjektörün kullanılmaması. kola vb. Böcek ve sinek sokmalarına karşı hazırlık yapılmalı 4. 1. 3. ülkelere özgü farklı sağlık koşulları. Sinek ve böcek sokmalarına karşı kişisel önlemlerin alınması.Varsa devamlı kullanılan ilaçlar ve reçete kişilerin yanında bulunmasıdır. Bir ay öncesinde mutlaka doktor ve diş tabibi muayenesi yapılmalıdır.DEET (diethylmethyltoluamide) içeren böcek kovucular kullanılması. Yerel sağlık bilgisi ve su-besinleriyle ilgili bilgi istenmeli. 3. Gözlük veya lens kullanıyorlarsa fazladan bir çift daha alınmalıdır.Güneşten korunmak için gözlük ve şapka kullanılması. Seyahat süresi ve planlanan aktivitenin türüne göre seyahat acentasından gidilecek ülke ile ilgili bilgi alınmalı. hız yapmamak ve emniyet kemeri kullanmak başta olmak üzere trafik kurallarına uymak ile mümkün olabilir. hastalıkları ile ilgili özet tıbbi bilgileri. 5. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için her zaman kondom kullanılması 10. 5. 340 .Buzlu içeceklerin içilmemesi 12. Ayak mantarından korunmak için temiz ve kuru ayakkabı /terlik giyilmesi. Çıkartma işlemi yapılırken pens ile kenenin mümkün olduğunca ağız tabanından yakalanması sağlanmalıdır.Açıkta satılan yiyeceklerin satın alınmaması.Kişilerin özellikle uzun süreli operasyonlarda uzun kollu tişört/gömlek ve pantolon giymesi. Hekimle görüşülmeli (aşı bilgileri ile birlikte). eski EKG ve akciğer radyogramlarını bulundurmaları sağlanmalıdır. Pişmiş veya soyulabilen meyve-sebze yenilmesi. Trafik kazalarından korunma. 2. 17. ülkelere özel endemik hastalıklar hakkında bilgi sahibi olunmalıdır. Personelin yolculukta. 3. 7. köpek gibi hayvanlara dokunulmaması 15.Pastorize edildiğinden emin olunmayan süt ürünlerinin tüketilmemesi 13.İnsanlar üzerinde tespit edilen keneler hemen ince uçlu bir pens yardımı ile çıkartılmalıdır. 19. 2. 2. 8. Musluk sularından kaçınılması. Ellerin su ve sabunla yıkanması.

Faaliyet öncesi bilinen tüm sağlık tehditlerine yönelik risk değerlendirmesini tamamlayarak harekât planı ve emirlerine uyumlu olması sağlanmalıdır. çadır alanı şehirden en az 1. gürültü ölçümleri de gerçekleştirilmelidir. Risk değerlendirme ve tüm sürveyans önerilerinin sağlık ekinde yer alması sağlanmalı. tuvaletlerle içme suyu arası 30m. çadır çevresi çukur kazılmalı. Türkiye’de Viperinae türü (engerek) yılanlar en tehlikeli gruptur. aspirin. Sıklıkla gerekecek malzemeler temin edilmelidir. Yeterli ventilasyon olmalıdır. antiasit. 341 . bölgede radyasyon. görme koruma eğitimi ve ekipmanları) temin edilmelidir. Yılan ve diğer zehirli böceklerin ısırması insidansı yaklaşık 5 milyon. jenerik / kimyasal isimleri. hepatit vs.). sıtma kemoproflaksisi gibi) önlemler alınmalıdır. Bunlar. Gerekli ilaçlar (digital. Tedavi lokal ve genel olmak üzere ikiye ayrılır. Tuvaletler her 15 kişiye bir tuvalet olacak şekilde yeterli sayıda düzenlenmelidir. Sıvı sabun kullanılan yıkama alanları (lavabo) ve banyo alanları vardır. İlaçlar değişik isimlerde ve potenslerde satıldığından tarifleri. Yerleşilecek bölgede gerekli ön hazırlıklar yapılarak randomize bir şekilde su. antiseptik veya bakterisidal sabun solüsyonu. Alanın kabul edilebilir yalıtımı olmalıdır. insülin. Erkeklerde sıklıkla yılan ısırmaları gözlenirken. Alan yeterli genişlikte olmalıdır. tuvaletlerle uzaklığı en az 15m. sıcaklık ve nem. elastik bandaj. Çalışma alanlarına özel koruyucu önlemler (işitme. toprak ve havadan numune toplanmalıdır. kabızlık için orta derecede etkili oral ve supozituvar laksatifler ve ayaklar için pudra dekonjestan ve tuzlu su damlasıdır. tuvaletlerle yemek binaları arası 90m. Her yatak için yaklaşık olarak 4m² alan olmalıdır. Yerleşim bölgesinde olabilecek risklerden biri de yılan ve akrep sokmalarıdır. vektör. 5. numuneler alınarak tahlil edilmesi sağlanmalı. eğimli bir arazide olmalı. Bitki. 40. (istihbarat. dozajı çok açık şekilde yazılmalıdır. Mayıs-Ekim ayları ve gündüz 14-18 saatleri arası en çok görülmektedir.) yanında mevcut ise bölgeye ait tehditlere karşı (Japon ensefaliti. Aşılama ve Kemoproflaksi Temel Aşılama Programı (tetanoz.4. su temizleme tabletleri. Operasyon esnasında alınacak önlemler Konaklama yerleri seçilirken sağlığa uygun alanlar seçilmelidir. taşıt tutması için dimenhidrinat gibi ilaçlar.5km uzaklıkta olmalı. Atopik bünyeliler antihistaminik. Bir lavabo 5-6 kişi için. yemek binası içme suyu arası 30m olmalıdır. nemli ve sıcak iklimlere gidenler tuz tabletleri. levazım vs. antikoagülan) sağlanmalıdır. Çadır alanı kuru. difteri. atık vs. termometre.000 ölüm. En sık görülen hastalıklar su ile bulaşan hastalıklardır. harekatın genel risk değerlendirmesi ile birlikte ele alınmalı ve gerekli ise bilgiler diğer unsurlar ile paylaşılmalıdır. gazlı bez. çadırlar arası 7m olmalı. sinek kovucular ve güneşlikler almalıdırlar. Yemek binası çöp alanı arası en az 45m mesafe olmalıdır. 1 banyo ise 15 kişi için olacak şekilde tasarlanmalıdır. flaster.

hareket edilmeli. Kontrol sırasında fizik incelemenin yanı sıra tam kan sayımı. klorun giardia kistlerine etkisi yoktur). bakteriler veya parazitler tarafından oluşabilir. soyulmamış meyvelerden ve buz küplerinden uzak durulması. biyokimyasal inceleme. personelin susamasa bile su alımı teşvik edilmeli. Soğuktan korunmada. elbiseler sağlam olmalı. uygun numarada ve kuru bot temin edilmeli. Soğuk ıslak zeminde durmamalı. parmaklar ve baş korunmalıdır. Operasyondan dönüşte yapılması gerekenler Bazı hastalıkların endemik olduğu bölgelere giden ve uzun süre oralarda kalanlar asemptomatik olsalar bile kontrol amacıyla doktor tarafından değerlendirilmelidir. Krema. enerji almak için tüm yiyecekler tüketilmeli. Bizmut subsalisilatın günde 4 kez 2 tablet şeklinde kullanmak risk altındakilerin %65’inde turist diyaresi görülmesini azaltmaktadır. Islanan elbiseler değiştirilmelidir. Sıcak çarpmalarında alınacak önlemler Deri ve gözler uzun süre güneş ışığından korunmalı. Süt çocukları ve çocuklarda oral rehidratasyon solüsyonları kullanılabilir. Diğer alınması gereken önlemler. ağız ve burun güneşten korunmalı. ısıtmak için büyük ekstremiteler hareket ettirilmeli. sigara kullanılmamalı. Ultraviyoleden koruyan gözlük kullanılmalı. Bulantı ve kusma ile başlayan bu hastalıklar öldürücü boyutlara kadar gidebilir. Birçok hasta için sıvı ve elektrolitlerin yerine konması kendi kendini sınırlayan turist diyaresi için yeterlidir. Turist diyaresi için aşı yoktur. serolojik testler ve gaitanın parazit ve yumurtası açısından incelenmesi yapılmalıdır. alkol ve sigara kullanılmamalıdır. mayonezli salatalar ve az pişmiş deniz ürünlerinden (besin zehirlenmesi) uzak durulmalıdır. klor tabletleri veya iyot filtreleri ile suların dezenfekte edilmesi (filtreler bakteri ve parazitleri uzaklaştırabilir ancak virüsler üzerine etkisi yoktur. Elbise ve vücuda sıvı temasından kaçınılmalıdır. tüberkülin deri testi. eğer hijyenik olarak hazırlandığı. eller. uygun giysi verilmelidir. vücut ve ayaklar temiz tutulmalı. güneşe çıkmadan yarım saat önceden 15 ve üzeri faktörlü güneş koruyucu ve güneş kremi kullanılmalıdır. iyot. Bunun nedeni ise sağlıklı olmayan su ve besinlerdir (dışkı ile bulaşma).Diyare Virüsler. 342 . su ve diğer alkolsüz içecekler bol bol alınmalıdır. Mandıra ürünlerinden uzak durulmalıdır. suyun en az 3 dakika kaynatılarak mikroorganizmalardan arındırılması. Korunmada en önemli konu su ve besinlerin güvenli olmasıdır. sebze salatalarından. pastörize edildiği ve buzdolabında saklandığı biliniyorsa kullanılabilir. Tedavi Turist diyaresinde en önemli faktör kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin yerine konmasıdır. sık el yıkanması ve profilaktik Pepto-Bismal (Bizmut subsalisilat) ve profilaktik antibiyotik kullanımıdır. Vücut sıcak tutulmalı. Korunma İyi pişmiş yiyecekler yenmesi.

gece kaldınız mı? 5. titreme. yorgunluk. antibiyotikler veya antidiyareik tedavi aldınız mı? Ne kadar ve ne sıklıkta? 7. Kırsal alanlarda yemek yediniz mi.Seyahatten haftalar hatta yıllar sonra bile ateş. Antimalaryal ilaçlar. 343 . kusma. Sadece büyük şehirlere ve turistik yerlere mi gittiniz. Sorulacak sorular: 1. gece mi? 9. Nehirde yüzdünüz mü? 11. üşüme. yoksa kırsal alanları da ziyaret ettiniz mi? 4. Sivrisinekler veya diğer böceklerce ısırıldınız mı? Isırıldıysanız gündüz mü. Seyahatten dönenlere ayrıntılı sorgulama yapılmalıdır. Böcek ilacı veya cibinlik kullandınız mı? 8. İmmünize edilmiş miydiniz? Neye karşı? 6. Seyahat sırasında herhangi bir seksüel temasta bulundunuz mu? olmalıdır. karın ağrısı ve kilo kaybı gibi semptomlar görülebilir. Hangi ülke / ülkelere gittiniz? 2. bulantı. terleme. ishal. Kirli su veya yiyeceklere karşı ne gibi önlemler aldınız? 10. Ne zaman gittiniz? 3.

Türk Silahlı Kuvvetleri Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Yönergesi. p. 3. Ankara. 2005. 344 . (4-1)-(4-15). Basımevi ve Basılı Evrak Depo Müdürlüğü. p. 7-1. 6-1. 2001. Genelkurmay Basımevi.K. 4. Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Hizmetleri Direktifi. 2006. Genelkurmay Basımevi. WHO. Sahra Hijyeni ve Sağlığı Koruma. 2009. Ankara. 2. K. p.KAYNAKLAR 1. Ankara. International travel and health.

Yaralanma. atardamar sisteminde kan basıncı azalarak kalp hastalığı risklerini azaltır. kemik yapısı kuvvetlenir. kendine güven artar. yorgunluğa direnci artırır. vücudun tamamının ya da bir bölgesinin normalden fazla bir kuvvetle karşılaşması sonucunda. sıkıntı ve depresyonu azaltır. kapasitesi artmış akciğerleri ve verimli çalışan bir kalpleri vardır. eklem ve bağ yaralanmaları. Yumuşak Doku Yaralanmaları Bütün spor yaralanmaların %30-50’si yumuşak dokunun aşırı kullanımından kaynaklanmaktadır. sakinleştirir ve gerilimin azalmasına neden olur. uykusuzluk problemini azaltır. bakış açısı pozitifleşir. Spor Yaralanmaları Spor Yaralanması. fazla enerji azalır. Bunların nedeni yanlış antrenman. zeka gelişir. anatomik faktörler ile ayakkabı ve zemindir. antrenman sırasındaki ani değişiklikler. hastalıklara karşı dirençlidirler. 345 . yeni çevre edinilmesini sağlar. Sporun Faydaları Spor ve Egzersiz ile Vücut Spor ve egzersiz yapanların vücudu orantılıdır ve sağlıklıdır. menisküs lezyonları görülür. şiddetli travmaya bağlı gelişen doku hasarı Tolere edilemeyen tekrarlayıcı yüklenmeler sonucu oluşan kemik hasarı Hastalıklar Tendinitis Stres kırığı PF sendrom Burkulma Kırık Kanama Çıkma Askeri eğitim Maraton Koşucularda en çok kas ve tendon zorlanmaları. Bu yaralanmaların çoğunluğunu alt ekstremite kas-iskelet yaralanmaları oluşturur. kendine saygı artar. cilt sağlıklıdır. Tablo II. rahat ve kesintisiz uyku uyunur. Yaralanma sıklığı Tablo II’de verilmiştir. vücudu çalıştırma amacına yönelik her türlü hareketlere spor denir. kas ve kemik yapıları sağlamdır. stres azalır. endişe ve kuruntular azalır. cilt veya kas-iskelet hasarının tekrarlayıcı veya travmatik natürlü bir dış etken sonucu oluşur. tüm organları gerektiği gibi çalışır.SPOR HİJYENİ Kişinin sağlık durumunu geliştiren ve gelişmiş sağlık durumunu devam ettiren. Askeri eğitimde veya spor antrenmanlarında en sık görülen yaralanma tipi kasiskelet sisteminin zorlanma yaralanmalarıdır. dokuların dayanıklılık sınırının aşılmasıyla ortaya çıkan durumları kapsar. Yaralanma sıklığı Tipi Nedeni Zorlanma Tekrarlayıcı-biriktirici mikro travma sonucu (%75) doku hasarı Travmatik (%15) Stress kırığı (%10) Ani. ağır antrenman. zihinsel performans ve düşünme yeteneği gelişir. verimli bir şekilde kilo kaybı olur.

kondisyon seviyesi. alkol (alkol dehidrate eder) da risk oluşturmaktadır. tuzlu bisküvi. cilt hasarının bulunması (cilt yanığı. grip.0).9). Serin yerlerde/zamanlarda egzersiz yapılması (koşmadan önce mutlaka su içilmesi) 2. Risk 30°C’de başlar. En yüksek risk faktörü sıcaklıktır. ilaç (antihistaminik. düz tabanlık.). vb). Yeterli elektrolit tüketilmesi 346 . bayan olmak.Ağır sporcularda ve asker popülasyonunda görülen en yaygın spor yaralanmaları piyade ve ağır sporcularda zorlanma veya stres sendromu (%23. tecrübe. beta bloker. ek besin gıdaları (efedrin. Uyum sağlamamış veya yeni hastaneye yatmış olanlar. enfekte myokardit. olumsuz çevre koşulları. Risk Faktörlerinin Azaltılması için Yapılması Gerekenler 1. Sık aralıklarla soğuk su içilmesi 3.7). sıcak ve nemli hava. Patella Femoral Sendrom (%9. meyve suyu. egzersiz ve ağır iş sonucu organizmanın 15 kat fazla ısı üretmesi. Aşil tendinitis (%6. vb. vücut kütle indeksi (BMI). Sıcak çarpmalarında organlar hasar görür ve bu hasar sürekli kalır. beyin damar anevrizması vardır. teşhis edilmemiş doğumsal kalp anomalileri (koroner hastalıklar). kreatin. hipertrofik kardiomiyopati.6). tansiyon ilacı. aşırı motive edilme. Özellikle ağır efor. hastalık veya sakatlık geçirme hikâyesi. şiddetli iletim bozuklukları. zorlanma sonucu diz yaralanması (%5. Yiyecek tüketilmesi (bitki. diyare. (%10. lateral femoral epikondil ve iliotibial bant arasındaki sürekli sürtünmeden kaynaklanan bir durumdur.4). rash). çok az elektrolit (tuz veya mineral) alınması. diüretik. en iyi çözüm ise gerekli önlemlerin alınmasıdır. Risk Faktörleri Orak Hücreli Anemisi olanlarda 40 kez daha fazladır.1) dir. kas zorlamaları (%8. Sıcak Yaralanmaları Sıcak yaralanmaları hem askeri eğitimlerde hem de spor antrenmanlarında hayatı tehdit eden önemli faktördür. en çok sıcak vurması Nisan ve Eylül ayları arasındadır. Periostitis (%3.3). Temel olarak bir bursittir. Ani Ölüm Riskleri Ani ve şiddetli bir egzersiz sırasında ani ölüm riskinde artış oranı 5-50 kat arasındadır. stres kırığıdır (%3.9). Genç erişkinlerde ani ölüm nedenleri arasında. Önceki sıcak çarpma hikâyesi. düşük kondisyonlu. Özel Deniz Birliğinde stres kırıkları (%13. Yaralanmayı kolaylaştıran etkenler. elektrolit içeren sıvılar) 4. Bunların nedenleri.8). Genç bayanlar genç erkeklere göre sıcak yaralanmasına daha fazla maruz kalmaktadır.4). psikyatrik ilaç) kullanımı olanlar da risk altındadır. çok fazla su içilmesi olabilir. kan verme (kırmızı kürelerin azalması). İliotibial band sendromu (İTB). ayak bileği burkulmaları (%6. aşırı kilolu. sigara. dekonjestan. hastalıklı (nezle. çok az su içmek. yüksek seviyeli yarışma ve duygusal stres fazla ise risk artabilir.

Eklem hareket açıklığını geliştirir 4. Eksersiz öncesi değerlendirme yapılmalıdır.5. Beslenmenin değerlendirilmesi 4. Dehidratasyon 6. Fiziksel değerlendirme Esneklik Prensipleri 1. Yeterli sıvı tüketme 2. Egzersiz öncesi ve sonrası germe hareketleri 3. Yeterli dinlenme. Formda kalma 8. terlemeyi sağlayan. Yaralanmaları önleme 7. Orta şiddette ve süreli esnetme Yararları 1. Chilblains 4. Kas gerilimini azaltır 5. 10. Tıbbi değerlendirme 2. Kas ağrılarını minimize eder 3.Uygun malzeme kullanılması. hareketsiz kalmama 5. Psikolojik değerlendirme 3.Isınma ve aktif soğuma yapılması. Yeterli beslenme 3. 9. vitaminli) Soğuk Yaralanması ve Tipleri 1. Soğutucu cihazların kullanılması (banyo. Esneme öncesi ısınma 2. Motivasyon 6. Hipotermi 2. İyi kondisyon 4. Önceki yaralanmaların gözlemlenmesi. Erken dönem fonksiyonu sağlar 347 . Kas/tendon yaralanmalarını azaltır 2. Uygun elbise giyilmesi 7. 11. Yavaş ve kibarca esnetme 4. 1. Güneş yanığı 8. Güneş körlüğü 7. fan) 6. Egzersiz sırasında uygun elbise giymeme Spor Yaralanmalarına Karşı Alınacak Önlemler 1. Limitlerin aşılmaması. Asla ağrı oluşturmama 5. Immersion/Trench Foot 5. Frostbite-donma 3. Güneş koruyucu losyonlar kullanılması (SPF 50.

tırnak batması gibi sağlık problemleri olan kişiler tedavi edilmeli. Yürüyüş ve Yorgunluk Proflaksisi Askere doğru yürümesi ve hatalı basmaması öğretilmelidir. spora engel olmaksızın yaralanmalara karşı korumalıdır. Yürüyüş sırasında kullanılacak ayakkabılar ayağa uygun olmalı ve derideki kırışıklıklar ayakkabı boyanarak yumuşatılmalıdır. Çalışmalar uygun ayakkabının şoku 2/3 azalttığını göstermiştir. fazla miktarda besin alımından ve personeli aç bırakmaktan kaçınılmalıdır. Buna küçük mola denir. TSK’da adım uzunluğu 75cm. zıplama branşlarında vücut ağırlığının 4-7 katı olabilmektedir. Yürüyüşe başlamadan önce personele. Personel ilk olarak 45 dakika yürütülür ve 15 dakika mola verilir. Yürüyüş sırasında önce ayağın topuk kısmı. Yürüyüş mümkün olduğu kadar otomatik olarak yapılmalıdır. Gece karanlığında yürümek personelin ruhsal durumunu olumsuz etkiler. ayak yerden kaldırılırken de topuk en son yeri terk etmelidir. peynir ve tereyağından oluşan hafif bir kahvaltı verilmeli. sıcak şekerli çay. uzun süreli – seyrek olarak yapılan molalarla yapılan yürüyüşlere göre daha az yorgunluk verir ve daha verimlidir. Uygun olmayan ayakkabılar yürümeyi güçleştirmekte ve oluşabilecek problemleri arttırmaktadır. Hatalı basmak ayağın şeklini bozar ve yorgunluğun hızlı gelişmesine neden olur. Olası bir kazada sakatlanmayı en aza indirmek için mutlaka spora uygun emniyet malzemeleri giyilmelidir (kask. dakikadaki adım sayısı da 110 olarak standardize edilmiştir. Başlangıçta yürüyüşlere 15km/gün olarak ve yüksüz başlanmalı. Bu değerlere göre bir saatte bir askeri birlik yaya olarak yaklaşık 4. Kısa süreli ve sık olarak verilen molalarla süren yürüyüşler. psikolojik yararları vardır. Basınç koşu branşlarında – vücut ağırlığının 2-5 katı. nasır.Malzeme Seçimi Ayakkabı 480 kilometreyi aşan ayakkabının şok emme yeteneği %50 azalmaktadır. Bu malzemeler önlemenin yanında spora erken dönmeye izin verir. sıyrık. Bu şekilde otomatik yürümeye personel zamanla alışır. Yürüyüşlere sabahın erken saatlerinde ve sıcak basmadan başlanılmalıdır. Koruyucu olarak ayak bileklerine bileklik ve dizlere dizlik giyilmesi sakatlanma riskini en aza indirir. Futbol ve voleybol gibi ayak bileklerinin çok zorlandığı spor branşlarında mutlaka ayakkabı bağcıkları tam bağlanmış olmalıdır. daha sonra 50 dakika yürüyüş ve 10 dakika mola şeklinde devam edilir. Koruyucu malzeme. zamanla 20km’ye çıkılmalı ve maksimum 25km/gün yürünmelidir. Yürüyüşe başlarken gidilmesi planlanan yerin varış saatleri iyi hesaplanmalı ve yürüyüş mümkün olduğu kadar gündüz yapılmalıdır. 348 . ekmek. Dişleri korumak için mutlaka diş koruyucu kullanılmalıdır. Yolun yarısında 30 dakikalık büyük mola verilir.5km yol almalıdır. yürüyüşe tedaviden sonra katılmalıdırlar. eldiven vb). Yürüyüş öncesinde personelin ayakları muayene edilmeli. sonra da tabanı yere temas etmeli. Mola yerleri gölge olmalı ve personel teçhizatını çıkartıp uzanabilmelidir.

Masaj 10. Yürüyüşe temiz. Aralıklı dinlenmek 3. yürüyüşün personel üzerindeki etkilerini gözlemleyebilecek şekilde yürüyüşü takip etmelidir. Yorgunluk Proflaksisi 1. Yürüyüş sırasında burundan nefes alınmaya alışılmalıdır. Yürüyüşten önce ayak pudralanmalıdır. kendisine gelen kandan daha fazla oksijen alma yeteneğine sahiptir. Dengeli ve düzenli beslenmek 7.Tuz ve su kaybına engel olmak 349 . Küçük molalar sırasında olanak varsa personele sıcak – şekerli çay veya kahve verilmelidir. Ambulans birliğin arkasından gelmelidir. yemek yolun 2/3‘ü alındıktan sonra yenmelidir. hareketleri daha yüksek maharetle ve daha az enerji sarfederek yapabilmeyi sağlıyan antreman en önemli proflaksiyi teşkil eder Antrene kimselerin kasları. Maneviyat yüksekliği 8. uzun süren yürüyüşlerde her 4 günden sonra 1 gün dinlenilmelidir. Molaların toplamı yürüyüşlerin toplamının yaklaşık %25’i olacak şekilde düzenlenmeli. kuru ve söküksüz çoraplar giyilerek çıkılmalıdır.Çatışma sırasında asker bütün enerjisini yürüyüş sırasında tüketmemeli ve aşırı yorgun düşmemelidir. Antrenman: Yapılan işin teknolojisini iyi bilmeyi. Vücut temizliğine dikkat etmek 5. Yeterli miktarda su verilmeli. Çalışmaya uygun giyecek giymek 6. Ayakta oluşabilecek pişikler ve yaralanmalar gerektiği şekilde tedavi edilmelidir. Ayaklar soğuk su ile yıkanıp iyice kurulanmalı ve havalandırılmalıdır. Birlik tabibi. 2. İşi severek yapmak 9. Antreman süresince vücut ağırlığının sabit kalabilmesi egzersizlerin program içinde uygulanması ile mümkün olur. Düzenli uyumak 4. Personel ayakkabısını çıkartmalı. temizlemeli ve boyamalıdır.

1984. 5. Philadelphia: Hanley&Belfus. Kut Sarpyener.1. 2. Krejci V. C:16. Mati WB. 169: 2201-4. 2010. 1999: 225-230.KAYNAKLAR 1. Akgün N. 6. Treatment of patellofemoral arthritis with patello-femoral arthroplasties. Arkadaş Tıp Kitapları. çev: Doç. Spor Hekimliği Dergisi. strains. GATA Spor Hekimliği Ders Notları ve İnternet kaynağı. 1981. 4. Konradsen LA. 3. In: Mellion MB. Aydın T. Sprains. Jorgensen PS. Yıldız Y. Koch P. 350 . 2. Ugeskr Laeger. Koşucularda görülen sakatlıklar. 2007: 4. trigger points and soft tissue injuries. Barın E. Sporcularda Kas Yaralanmaları ve Tendon Hastalıkları. S. Larimore WL.Dr. Ergen E. Ed.Spors Medicine Secrets. Torholm C.

Üreme sağlığı. Yalnızca üreme sistemi. üremenin fiziksel. aile planlaması vb pek çok başlık altında sunulan hizmetlerin tamamını ifade etmek amacıyla üreme sağlığı kullanımı tercih edilmiştir.6. Söz konusu üreme sağlığı tanımlarından üreme sağlığı hizmeti. bunu yapabilmek için bilgi ve yollara sahip olma ve en yüksek cinsel ve üreme sağlığına erişebilme haklarının tanınmasına dayanır Birinci basamakta üreme sağlığı hizmetleri: aile planlaması danışmanlık. Aynı zamanda cinsel sağlığı içerir. Bu haklar çiftlerin ve kişilerin özgür ve sorumlu olarak çocuk sayısına. özellikle emzirme. bilgi. önceden ana çocuk sağlığı. Üreme sürecinde yaşanabilecek muhtemel sağlık sorunlarının önlenmesi ve çözümlenmesi için yapılması gerekenler ise üreme sağlığı kavramı ile adlandırılmaktadır. Birleşmiş milletlerin çeşitli organlarının öncülük ettiği 1994 yılında Kahire’de yapılan Uluslararası Nüfus ve kalkınma konferansında açık bir biçimde tanımlanmış. etkili. Toplantı sonuç raporuna göre 7. düşüğün önlenmesi düşük sonuçlarının yönetimi. ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali içinde olmasıdır. uluslar arası insan hakları belgelerinde ve diğer uzlaşılan belgelerde tanımlanmış insan haklarını da içine alır. cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve diğer üreme sağlığı durumları. Üreme Sağlığı Üreme. Cinsel sağlığın amacı sadece üreme sağlığı konusunda ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda bakım ve danışmanlık değil. Bu tanımda erkek ve kadının. üreme sağlığı sorunlarını önleyerek ve çözerek üreme sağlığına ve iyi olmaya katkı veren yöntem. hayat ve kişisel ilişkilerin geliştirilmesidir Yukarıdaki tanımlardan üreme hakları ulusal kanunlarda. katılımcı ülkelerin çokluğu nedeniylede daha sık olarak kullanılmaya başlanmış olan bir kavramdır. tatmin edici ve güvenli bir cinsel yaşama. bölüm ÜREME SAĞLIĞI ve ÜREME HAKLARI olarak ele alınmış özetle şu tanımlamalar yapılmıştır. Bu toplantıda. aralığına ve zamanlamasına karar vermeleri. üreme yeteneğine ve bunun ne zaman. ÜREME SAĞLIĞI KAVRAMI 7. karşılanabilir (makul bedelle) ve kabul edilebilir aile planlaması yöntemleri yanında kanunen yasak değilse doğurganlık düzenlemesinde tercih ettikleri diğer yollara ulaşma ve bilgilenme hakkı ve kadına güvenli biçimde hamile kalma ve çocuk doğurma imkânı veren ve çiftlere sağlıklı bebek sahibi olmanın en iyi şansını sağlayan uygun sağlık hizmetlerine erişim hakkı üstü kapalı olarak ifade edilmektedir. eğitim. doğum öncesi bakım hizmetleri ve eğitimi. Bu kavram. toplumsal açıdan çocuk sahibi olma ya da neslin sürdürülmesi olarak bilinen hayati kavramadır. teknik ve hizmetlerin takımyıldızı olarak tanımlanır. tercih ettikleri güvenli. nasıl olması gerektiğine karar verme özgürlüğüne sahip olmaları da demektir. uygun olduğu takdirde insan cinsel 351 . güvenli doğum ve doğum sonrası bakım. üreme yolu enfeksiyonlarının tedavisi. bebek ve anne sağlığı hizmetleri. İnsanların. A. kadın sağlığı. işlevleri ve süreçleri ile ilgili hastalık ve sakatlığın olmaması değil. infertilitenin önlenmesi ve uygun tedavisi. Bu nedenle üreme sağlığı. iletişim ve hizmetleri.

yönetim. Tüm dünyada kadınlar daha az çocuk doğurmaya başlamıştır. üreme sağlığı ve sorumlu ebeveynlik konularında eğitim ve danışmanlık içermelidir. Sevki gereken durumlarda aile planlaması hizmetleri. 352 . İstenmeyen gebelikleri önlemek için kullanılan gebeliği önleyici yöntemler 1960 yıllardan 1990lı yıllara kadar 5 kat daha fazla kullanılmaya başlanmıştır. uygulama. hastalıkların ve erken ölümlerin azaltılması. sayısı.. meme ve diğer üreme sitemi kanserleri. planlama. doğum aralığı zamanını tayin etme çerçevesinde çiftlere ve kişilere üreme hedeflerini gerçekleştirmede yardımcı olmadır. 6. Hizmetler hususan kadın ve adolesanların kişisel ihtiyaçlarına duyarlı sıklıkla aciz durumlarını göz önüne almalıdır ve cinsel şiddete maruz kalanlara özel ihtimama gösterilmelidir. kabul edilebilir ve ulaşılabilir nitelikli aile planlaması hizmetleri sunmaktır. gebelik. Mahremiyeti korumak kaydıyla ihtiyaç duyan ve isteyen herkese karşılanabilir. Erkeklerin eğitilmesini ve aile planlaması. Göçmenlere ve yerinden edilmiş insanlar sağlık hizmetine ulaşmada sorun yaşabilir ve üreme sağlığı ve hakları bakımından özel tehditler yaşabilirler. üreme yolu enfeksiyonları. Aile planlaması tavsiye.15 seviyesine gerilemiştir. 1.yaşamı. çocuklarının. danışma ve hizmetlerini geliştirmek 5. ev ve çocuk bakımı işlerinde eşit sorumluluk almasını ve cinsel yolla bulaşan hastalıkların önlenmesinde temel sorumluluğu almasını üstlenmesini sağlayacak bilgilendirici ve danışmanlık programları yürütülmelidir. Emzirmenin yaygınlaştırılması . İstenmeyen gebelikleri önleme yüksek riskli gebeliklerin. Uluslar arası nüfus ve gelişme konferansı aile planlaması ile ilgili şu ilkeleri belirlemişlerdir. ve aile iyiliği ve kişisel onurlarına saygı. sorumluluk. 2. doğum ve düşük. Optimum sağlık. Aile planlaması uygulamalarında erkeklerin katılım ve paylaşımını artırmak. Genital mutilasyon gibi Zararlı uygulamaların azaltılmasına yönelik aktif girişimler üreme sağlığı bakım programları dahil birinci basamağın tamamlayıcısı olmalıdır. infertilite. bilgi. Üreme sağlığı hizmetlerinin önemli bir kısmını oluşturan aile planlaması sadece nüfusun kontrol edilmesi olarak anlaşılmamalı ve uygulanmamalıdır. Ancak bunun insani olmadığının anlaşılmasıyla birlikte aile planlaması olarak ele alınması benimsenmiştir. Üreme sağlığı programları adolesanlar dahil kadınların ihtiyaçlarına hizmet edecek biçimde tasarlanmalıdır ve tasarımın liderlik. B. 4. eğitim. Ülkemizde toplam doğurganlık hızı 1960’ lı yıllarda 67 civarında iken 2000 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmasına göre 2. karar verme. Geçmiş dönemlerde nüfus kontrolü yada nüfus planlaması şeklinde uygulanmaya başlamıştır. 3. Aile Planlaması Üreme sağlığı hizmetlerinin temel uygulamalarından biridir. iletişim. hizmetlerin teşkilatlanması ve değerlendirmesi aşamalarında kadınlarda sürece içerisinde yer almalıdırlar. cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından üst basmaklar bulunmalıdır.

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH) ve Korunma Tüm dünyada cinsel yolla bulaşan hastalıkların insidansı yüksektir ve artmaktadır. ve parazit vardır 3. Ektopik gebelik 2. Birincil korunma (a) Güvenli seks ve riskten kaçınma konusunda sağlık eğitimi ve promosyonu (b) HIV ile diğer CYBH işbirliği konusunda bilgi verme (c) Kondom promosyonu 2. şankroid. Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (Komplikasyonları ve Sekelleri) Pelvik Enflamatuvar Hastalık (PID) 1. Klamidya (92 milyon) 4. virüs. genital herpes. sfiliz. 1. Birincil korunma (a) En kesin çözüm cinsel perhiz. İkincil korunma amaç hastalık süresini kısaltarak prevalansı azaltmak (a) Erken tedaviye teşvik (b) Ulaşılabilir. 30 dan fazla bakteri. Sterilite (erkek ve kadın) 3. HIV. Durum HIV salgının çıkmasıyla belirgin şekilde daha da kötüleşmiştir. Bel Soğukluğu (Gonore) (62 milyon) 3. genital siğil. (b) Diğer yol ise karşılıklı sadakat. AIDS 7. 353 . Genito-anal kanserler 6. Trikomonaz (174 milyon) Tedavi edilemeyen hastalıkların başında AIDS gelmektedir. Ölüm CYBH’den Korunma 1. Frengi (Sifiliz) (12 milyon) 2. Bu hastalıklar. trikomonaz. kan ürünleri ve doku transferi ile geçebilir CYB hastalıkların bazıları tedavi edilebilirken bazıları tedavi edilememektedir. sfiliz gibi bazıları anneden çocuğa. Ölüdoğum –gebeliğin istenmeyen sonuçları 5. klamidya. Tüm dünyada 1999 verilerine göre 340 milyon tedavi edilebilir CYBH görüldüğü tahmin edilmektedir. etkili ve kabul edilebilir bakım (c) Eğitim ve danışma (d) Vaka bulma ve tarama yoluyla asemptomatik enfeksiyonların erken tanı ve tedavisi 3. 2. Perinatal enfeksiyonlar 4. En sık gonore. 1. Esas olarak kişiden kişiye cinsel temasla bulaşan enfeksiyonlardır.C. Tüm hastalıklar birlikte değerlendirildiğine dünyada 1 günde 1 milyon kişinin CYBH ye yakalandığı tahmin edilmektedir. HIV ve hepatit B 4.

who. (d) ABD’deki AIDS hastalarının 2/3’ü bu hastalığı cinsel ilişki sırasında kapmıştır. doğru kullanılırsa riski azaltmaktadır. Dünya sağlık Örgütü http://www. REPORT OF THE INTERNATIONAL CONFERENCE ON POPULATION AND DEVELOPMENT* (Cairo. 5-13 September 1994) 2.(c) Kondom %100 güvenli değildir. Kondom kullanımı bunu azaltabilirdi KAYNAKLAR 1.02.int/hiv/pub/sti/who_hiv_aids_2001.pdf 354 .

Ev kazaları 2. önemli bir halk sağlığı sorunudur.4 ile 10. Yangın 5. can ve mal kayıplarına neden olan olaylardır. önceden planlanmamış. Alkol kullanımı 7. 3. nasıl meydana geleceği bilinmeyen. Yaşanılan bölge ve çevredeki olumsuzluklar 9. 5. Ateşli silah kazaları 10.sırada. Yaş 3. beklenmedik bir anda ortaya çıkan. Boğulma 7. yaralanmalara. nerede. Trafik kazalarından ölümlerin ölüm nedenleri sıralamasındaki yeri 1998 rakamları incelendiğinde. Sık yaralanmaya yol açmaları.sıradadır. Sık ölüme yol açmaları. iş kazaları 9. 1. Düşme 3. Bireyin eğitimi 4.Laboratuvar kazaları 11. Kazalar. Sık görülmeleri. Makine kazaları. Cinsiyet 2.7.Çocuk-kadın-yaşlı istismarı Kazaların Epidemiyolojik Özellikleri Kazalar-yaralanmalar. kaç kişinin ve nasıl yaralanacakları belli olmayan olaylardır (1). Kazalarda Bazı Risk Faktörleri: 1. ne zaman. Uyuşturucu ve uyarıcı ilaç kullanımı 8. Birey ve toplum için yüksek maliyete yol açmaları nedeniyle. Kalabalık 355 . İş gücü kaybına yol açmaları. 2. 2. Kaza/Yaralanma Türleri 1. Trafik kazası 4. Sosyoekonomik düzey 5. Doğal afetler 8. Yanma 6. Gelişmekte olan ülkelerde yüzbinde 20. KAZALAR ve ÖNLENMESİ Tanım: Kaza. 4. Kişisel özellikler 6. hayatın ilk yıllarından itibaren hemen her dönemde bireyin sağlığını olumsuz etkiler (2). Trafik kazaları dünyada ilk 10 ölüm nedeni arasındadır.5 ile 10. 1. Gelişmiş ülkelerde yüzbinde 16.

olay evresi ve olay sonrası olmak üzere üç evrede incelenmektedir.Yanlış yapılaşma. yanlış tasarım 12.10. İnsana Ait Etmenler (1) Alkol ve ilaca bağlı dikkat azalımı (2) Ehliyetsiz araç kullanımı (3) Trafik kurallarına uymama (4) Emniyet kemeri kullanmama b. Her bir evrede olayın meydana gelişini etkileyen insana.Oyun alanlarının yetersizliği Kazaları Hazırlayan Etmenler 1. Kazanın Evreleri ve Etkili Etmenler Kazalar. çevreye ait etmenler bulunmaktadır. (d) Tehlikeli davranışlara özendirici reklâmlar. Kişisel Etmenler (a) Riskin bilincinde olmama (b) Deneyimsizlik (c) Bulma ve keşfetme merakı (d) Risk alma davranışı (e) Psikolojik sorunlar (f) Stres (g) Yorgunluk (h) Uyuşturucu kullanımı (i) Uyarıcı ilaç kullanımı (j) Kişisel koruyucu kullanmama 2. Çevresel Etmenler (a) Gerekli kanunların olmayışı (b) Mevcut kanunların uygulanmasında yetersizlik. bakım durumu (4) Köprünün tasarımı 356 .Araç trafiğinin yoğunluğu 13. Çevreye Ait Etmenler (1) Bariyer ve trafik işaretleri (2) Trafik işaretlerinin tasarım ve yerleşimi (3) Yolun tasarımı. Olay Öncesi Evrede Etkili Etmenler a. Araca Ait Etmenler (1) Frenlerin durumu (2) Araç sinyal ve uyarı lambaları (3) Taşıtın ulaşabildiği veya ulaştığı hız (4) Lastiklerin durumu (5) Araçta arıza bulunma durumu c. (c) Güvensiz çevre koşulları. olay öncesi. araca.Gürültü 11. 1.

2. sosyal ve tıbbi rehabilitasyona yönelik yapılan çalışmaları içerir. 2. Çevreye Ait Etmenler (1) Telefon kulübesi bulunması (2) Acil ambulans mevcudiyeti (3) Acil tıbbi yardım bilgi ve beceri düzeyi yüksek personelin bulunması KAZALARDA KORUNMA DÜZEYLERİ Birincil Korunma Yaralanma olmadan korunma anlamı taşımaktadır. (c) Tabancalara kilit sistemi yerleştirmek bu konuya örnek olarak verilebilir. Araca Ait Etmenler (1) Darbeye direnç durumu (2) Kapının kolay açılması c. İkincil Korunma 1. Örnek: (a) Otomobil kazalarını önlemek için trafik kurallarını geliştirmek ve uygulamak. Yaralanma açısından potansiyel bir maruziyet meydana geldiğinde. İnsana Ait Etmenler (1) Koruyucu araç kullanmama (2) Alkol/ilaç/uyuşturucu kullanma b. sosyal çalışmacılar bu alanda hizmet verir. Olay Sonrası Evrede Etkili Etmenler a. İnsana Ait Etmenler (1) İlkyardım bilgi ve beceri düzeyi b. yaralanma meydana gelmesini engellemek ya da ciddiyet derecesini azaltmak amaçlanır. (b) Emniyet kemeri takmak. Üçüncül Korunma 1. Çevreye Ait Etmenler (1) İşaret ve bariyerler (2) Yolda kaçma bölgesinin bulunması 3. konuşma terapistleri. Örnek: (a) Kask takmak.2. 1. bu konuya örnek olarak verilebilir. Tedavi. 2. Yaralanma meydana geldikten sonra zararlı etkilerini en aza indirme çabalarını ifade eder. 3. Fizyoterapistler. Olay Evresinde Etkili Etmenler a. 357 . Araca Ait Etmenler (1) Yangın söndürme sistemi bulunması c. Ortaya çıkan etkeni ortadan kaldırmak. Etkenin ortaya çıkmasını engellemek. (b) Yüzme havuzlarını tel bir örgü ile kapatmak.

Konakçıda önlem almak. Örnek: (a) Trafik yasasının bulunması. Etkeni konakçıdan ayıran bariyer yöntemler kullanmak. 2. Tehlikeli maddelerin yapısını değiştirmek. (b) Kişilerin kazaya maruz kalmasının ve yaralanmasının önlenmesi. 1. 2. (b) Taşıtlarda çelik desteklerin bulunması. (e) Çevre koşullarının kazanın oluşumunu ve yayaların kazaya maruz kalmasını önleyici şekilde tasarlanması. (c) Yaralanma sonucunun en aza indirilmesini amaçlar. Etkenin miktarını azaltmak. 9. 10. (b) Evde temizlik vs. Etkenin özel dağılımını ya da oranını değiştirmek. için kullanılan maddelerdeki zehirli kimyasalların sayısını azaltmak. Toplumu ve sağlık personelini eğitmek. 5. bir olayda yaralanmaya yönelik koruma önlemlerinin yapılması kararı ve uygulamasıdır. Etkeni yok etmek. Etkenin miktarını azaltmak. Örneğin. 3. Aktif Korunma Yaklaşımı: Kişilerin. “Hatalı araç üretmemeye çalışmak” yapılabilir. Kazalarda genelde uygulanabilir değildir. (d) Arabada hava yastığının bulunması.YARALANMALARDA KORUNMA YAKLAŞIMLARI 1. Örnek: (a) Tabanca taşıma ve satışına sınırlama getirmek. 358 . 8. Etkeni yok etmek. Örnek: (a) Trafik kurallarına uyma. (c) Taşıtlarda emniyet kemerinin bulunması. 7. (c) Kask kullanma. 2. Kombine koruyucu önlem almak. 1962): 1. YARALANMALARIN KONTROLÜNDE KULLANILAN 10 TEMEL ÖLÇÜT (HADDON. Kaynağı kontrol altına almaya çalışmak. 6. otomobillerin üretiminin engellenmesi. Kişilerin bir kararı ve girişimi söz konusudur. Pasif Korunma Yaklaşımı: (a) Çevreye ve etkene yönelik müdahalelerle. 4. (b) Emniyet kemeri kullanma. Kuramsal olarak en temel halk sağlığı yaklaşımıdır. Etkeni konakçıdan ayırmak.

(b) Mermileri ayrı bir yerde korumak. Birden fazla önlem türünü birden uygulamak. Kombine koruyucu önlem almak.3. Etkenin özel dağılımını ya da oranını değiştirmek. (b) Yol yapımı çalışmalarının yürütülmesi. (c) İlaçları çocukların ulaşamayacakları yerlere koymak. Etkeni konakçıdan ayıran bariyer yöntemler kullanmak. Etkeni kişilerden ayıran bariyerler. 9. Genellikle en ucuz. (a) Bazı meslek gruplarında. 5. Etkeni konakçıdan ayırmak. (a) Toplum eğitimi: Örnek: (a) Alkollü olarak araba kullanmanın meydana getirdiği tehlikeler. (a) Tabancanın emniyetini kapalı tutmak. 359 . (b) Zehirli kimyasal maddelere karşı alınabilecek önlemler. birçok yaralanmanın önlenmesini sağlarlar. Konakçıda önlem almak. (a) Çocukları ilaçların zararlı etkilerinden korumak için güvenlik bandının yapıştırılması. Örnek: (a) Halkın eğitimi. bilinçlendirilmesi. (c) Trafiğin hızlı ve kalabalık olduğu yerlerde yayaların trafiğe girmesini engelleyecek parmaklıkların. üst-alt geçitlerin yapılması. (b) Arabalarda hava yastığı bulunması. Tehlikeli maddelerin yapısını değiştirmek. 7. 8. (b) İlaç kutularına çocukların açmasını engelleyecek mekanizma konması 4. giysilerin tutuşmayan cinsten kumaşlarla yapılması. (a) Yolda meydana gelecek kazaları azaltacak. 6. 10. pratik ve etkili koruma yöntemidir. Etkenin ortaya çıkmasını önlemeye çalışmak. (a) İşyerinde gaz maskesi kullanılması. (b) Sağlık dışı toplum kesimlerinin eğitimi. (a) Sağlık personelinin eğitimi. Toplumu ve sağlık personelini eğitmek. (b) Bireyi kazaya maruz kalmaktan koruyacaktır. Trafikte alternatif taşıma yolu kullanmak. Kaynağı kontrol altına almaya çalışmak.

YARALANMALARIN DEĞERLENDİRİLMESİ Yaralanmaların kontrolünde çok önemlidir. Sürveyans çalışmalarıyla birlikte yürütülmelidir. Güler Ç) Halk Sağlığı Temel Bilgiler Kitabı. ancak ihmal edilen bir konudur. (Editörler: Bertan M. 15(3). Türkiye’de Kaza ve Yaralanma Sürveyansı. Bütçe oluşturulurken değerlendirme süreci için de pay ayrılmalıdır. Sayfa 462-72 İkinci Baskı 1997 360 . 2. Açıkel CH. Sağlık ve Toplum. Değerlendirme. (8-17) 2005. Çakır B: Halk Sağlığı Yönünden Kazalar. Özcebe H. KAYNAKLAR 1. yaralanmaları kontrol etmede kullanılacak stratejilerin ne olması ve nasıl olması gerektiği konusunu açığa çıkarmak için önemlidir. Güneş Kitapevi. Bertan M.

kapılar kendiliğinden kapanabilmelidir. soğuk. yemekhane. yataklar ve ekipman haftalık olarak değiştirilmelidir. Kamara ve yemekhane gibi mürettebatın kullandığı tüm mekanlar doğal ışıkla tam olarak aydınlatılmalı ve yeterli bir suni aydınlatma sağlanmalıdır. kapalı ortam havasını etkilememeli. Günlük zemin temizliği yapılmalı. iklim şartlarına bağlı olarak ısıyı yeterli düzeyde tutabilmeli. Ancak bu mekanlardan kolayca geçilmelidir. banyo ve tuvaletler günlük olarak gerektiğinde daha sık temizlenmelidir. GEMİ ve UÇUŞ HİJYENİ 9. Oturma mekanlarındaki doğal aydınlatma en azından normal görüşe sahip bir kimsenin 361 . çalıştığı. gerekli ısı miktarı tabip tarafından izlenmelidir.8. Kamaralar. Sıcak ülkelere seyahat eden gemilerde hem mekanik havalandırma hem de elektrikli vantilatörler olmalıdır. vinç ve benzeri kaldıraçların egzoz boruları mürettebatın barındıkları yerlerden ve teknik olarak mümkünse. Tuvalet alanları sık sık temizlenmeli kolay temizlenebilir olmalı. Yangın önleme ve yayılmasını geciktirme konusunda önlemler alınmalıdır. Her 30 kişiye 1 tuvalet kabini ve 1 lavabo Her 20 kişiye 1 pisuvar Her 75 kişiye 1 su sebili Bayan personel varsa 15 kişi için 1 tuvalet ve lavabo bulunmalıdır. yüksek seviyede uzun süre devamı için sağlıkla ilgili bütün bilgileri bir sentez halinde uygulayan bilimdir. Yatakhanelerde net alan kişi başına 3 m2 üzerinde olmalı. Gemi Hijyeni ve Uçuş Hijyeni konuları genel olarak iş sağlığı kapsamında ele alınan ve insanın yaşadığı. gerekli hijyen tedbirlerinin kolaylıkla alınabilmesi için sağlık makamları ile koordine edilmelidir. Mürettebatın barınma yerlerinin konumu. güvenlik. kamaralardan ve ıslak zeminlerden ayrı mekanlarda olmalıdır. giriş-çıkış yolları. Tuvaletler. Isıtma sistemi. Yatakhanelerde personel başına özel kılıfları olan 2 adet temiz örtü ve yastık temin edilmelidir. gürültü ve diğer kısımlarından gelen sızıntılara karşı yalıtım sağlayacak şekilde inşa edilmelidir. Kamararalar ve yemekhanelerin havalandırma sistemi havayı istenilen koşullarda muhafaza edecek ve her türlü hava ve iklim koşullarında yeterli hava akımını sağlayacak özellikleri taşımalıdır. deniz koruması. Hijyen Hijyen. İç bölmeler haşaratı barındırmamalı. havalandırma. yapılışı. Gemi Hijyeni Barınma Hijyeni Gemiler inşa projesi aşamasında. mutfak ve ısı yayan diğer alanlara uzak olmalı ve buhar ve sıcak su borularının ısı etkilerine karşı koruma sağlanmalıdır. ana buhar. birey ve toplum olarak insan sağlığının korunması ve geliştirilmesi. seyahat ettiği ortamdaki çevreye yönelik hijyen faaliyetlerini içerir. bu yerlere giden geçitlerden geçirilmemelidir. sıcak. tanzimi.

1. Bütün gemilerde yeterli sayıda yemekhane bulunmalıdır. Yemekhaneler.30 desimetrekare.90 metreden daha az olmamalı. kamarada en çok on kişinin kalmasına izin verilmelidir. 1. tamamen kapalı olmalı ve haşerenin girebileceği delikler bulunmamalıdır.90'a 0.68 metre olmalıdır. sıradan basılı bir gazeteyi dolaşıma açık her bir noktada okunmasına olanak sağlayacak şekilde olmalıdır. mutfağa mümkün olduğu ölçüde yakın konuşlandırılmalıdır. mobilya olarak her kişi için bir elbise dolabı bulunmalı. Depoya alındıktan sonra arıtım işlem yapılmaması 6.90 metreden daha az olmamalı. Tablo 1. iç genişliği 19. Ranzaların ana iskeleti borulardan yapılmışsa. Mürettebat kamaralarının tepe yüksekliği. Deponun kolay temizlenme imkanlarının olmaması 5. Kamaralardan ve yemekhanelerden ayrı. yeterli havalandırma sağlanabilen bir mekanda giyecek kurutma tesisi bulunmalıdır. İçme Suyu Problemleri: 1. Mürettebat kamaralarının tepe yüksekliği. Her kamarada kalabilecek azami kişi sayısı ve kişi başı düşen hava miktarı okunaklı ve silinmeyecek bir şekilde kolayca görülebilecek bir yere asılmalıdır. Bu dolabın yüksekliği 1. Yanlış depo dolum uygulamaları 4. Her mürettebata bir ranza sağlanmalı Bir ranzanın asgari iç boyutları 1. Yanlış arıtım yapılması DSÖ’ye rapor edilen 1970-2000 arasında bildirilen su kaynaklı 100’ün üzerinde salgınlarda etken olarak Tablo 1’de adı geçen mikroorganizmalar bulunmuştur. DSÖ’ye 1970-2000 arasında rapor edilen su kaynaklı 100’ün üzerinde salgında etken olarak belirlenen mikroorganizmalar 362 . İÇME SUYU HİJYENİ Gemilerde içme suyunun müşterek olması hastalık ve salgın ihtimalini artırır. Kamaralar kullananlar için makul düzeyde bir konfor sağlayacak ve temizliği kolaylaştıracak tarzda düzenlenmeli.52 metre. bir raf ve bir asma kilit köprüsü donanımına sahip olmalıdır. Her kamarada kalabilecek azami kişi sayısı ve kişi başı düşen hava miktarı okunaklı ve silinmeyecek bir şekilde kolayca görülebilecek bir yere asılmalıdır. Deponun sağlıksız olması 2. yatakhanelerden uzak. Yangın söndürme suyu gibi diğer amaçlı sularla karışma 3.açık havada ve gün ortasında. Mikrobiyolojik ve kimyasal kirlenme riski artmaktadır. kamarada en çok on kişinin kalmasına izin verilmelidir.

Depolama ve dağıtım aşamalarında hastalık yapıcı etkenlerden korunmasıdır 5. Gemilerde içme ve kullanma suyu aynı olmalı 7. 8. Depo tuvaletlerden. 2. 3. İçme suları için ayrı bir taşıma sistemi kullanılmalı ve değişik renk borularla taşınmalı. Yetersiz denetlemeler ve bu işlerle uğraşan personelin bilgisiz olması. Gemiye her alınan suyun analiz edilmesi. Düzenli olarak en az iki haftada bir bakteriyolojik analiz yapılmalıdır. 363 . atık biriktirme alanından uzakta olmalıdır. 3. depolara alınmadan önce pozitif basınç kullanılarak iyi bir filtreleme işleminden geçirilmelidir. Su şebekesinin arızalanması.Su kaynaklı bu salgınların sebepleri şöyle özetlenebilir: 1. İçme suyu olmayan depolara ikaz yazıları yazılmalıdır. Deponun arızalanması. fiziksel. Özellikler Su depolarının temizleme. Suyun aralıklı olarak dezenfekte edilmesi 4. Su arıtımının yetersiz veya hatalı yapılması. Her gemide temel su analizleri yapılmalı ve görevli bir personel istihdam edilmelidir 6. 5. Su temininde bakteriyolojik. kontamine suyun depolanması. 4. Çözüm nedir? 1. 2. kimyasal olarak sağlıklı ve Sağlık Bakanlığınca kontrolleri yapılan ve onaylanan suların tercih edilmesi. onarım ve bakım için uygun bir deliği olmalı ve bir boşaltma kanalı olmalıdır. Depo su seviyesi de takip edilebilmelidir. Suların periyodik analizlerin yapılmaması. İçme suyu ile diğer sular arasında bağlantı olmamalıdır.

Şüphe halinde Hekime müracaat 3. Güvenilir olmayan kaynaktan gelen gıdalar 2. Kişisel su hijyen eğitimi 2. yemek işlerinde kullanılan su sık sık kontrol edilmeli gemi güvenliği açısından genel kontroller yapılmalıdır. Gıdanın uygun olmayan süre ve sıcaklıkta bekletilmesi 3. %35’i kağıt. GIDA HİJYENİ Gıda Zehirlenmesinin Risk Faktörleri (FDA Report on the occurance of Foodborne Illness Risk Factors in Selected Institutional Food Service. Restaurant and Retail Food Score Facility Types. 2004). suya veya havaya kasten veren kişi. Katı atıklar. Bakiye klor takibi 4. (Diğer detaylar Uçuş Hijyeni bölümü ile benzerdir. temizleme gibi başka amaçlarla kullanılan depolara aktarma yapılacaksa suyun geri gelmesini engelleyecek önlemler alınmalıdır.İçme suyu boruları mavi renkte olmalı ve içme suyu dışındaki su kaplarına içilmez ibaresi mutlaka yazılmalıdır.181). 1. Ayrıca borular çöp biriktirme araçları veya diğer amaçlı kullanılan suların altından geçirilmemelidir. altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (Türk Ceza Kanunu. cam. çöpler yiyecek depoları. Gemi temiz tutulmalı. Deniz kirliliğini önlemek amacıyla gemilerden kaynaklanan atıkları çevreye zarar verecek şekilde doğrudan ve/veya dolaylı olarak deniz ortamına bırakmak yasaktır (Gemilerden Atık Alınması ve Atıkların Kontrolü Yönetmeliği.5). İlgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde. %7 plastiktir. Sıvı atık borularının tıkanmasını ve suyun geri toplanmasını önleyecek şekilde önlemler alınmalıdır. Otomatik klorlama sistemi 5. Buz teminine dikkat’’’ ATIK HİJYENİ Gemilerde ortalama 3 kg/kişi çöp çıkar. balast suyu ve atık sular uluslar arası veya ulusal yasak alanlara atılmamalı.) 364 . limanlarda bertaraf hizmeti verenlere verilmelidir. Yetersiz personel hijyeni 5. atık veya artıkları toprağa. Yetersiz pişirme 4. Bunun muhteviyatı değişebilmekle beraber %41’i yiyecek atıkları. işleme alanları ve diğer çalışma alanlarından uzakta tutulmalıdır. Bulaşmış ekipman/çapraz kirlenme Gıda güvenliği Kritik noktalarda kontrol analizi yöntemi ile değerlendirilmeli. Önemli hususlar 1. Yangın söndürme. %17’si metal.

Sivrisineklerin üremesine elverişli alan bırakılmamalıdır. KAYNAKLAR 1. 2005. 2. WHO. Guide to Ship Sanitation. Naval Medical Command. Delikleri tıkamak. National Center for Environmental Health. CDC. 2004. Doğal düşmanlar (kedi) 2. 2009. Manual of Naval Preventive Medicine Chapter 3 Prevention of Heat and Cold Stress Injuries. Kemirici kontrolü için 1.med. (Erişim adresi: http://www. Vessel Sanitation Program Construction Guideline.6 milimetreden az gözenekleri olan tel kullanılmalı. 2005. Atlanta.VEKTÖRLERLE ve KEMİRİCİLERLE MÜCADELE Gemilerin pencerelerinde 1.navy. Department of Health and Human Services. klima girişlerine ve diğer üreme alanlarına insektisit uygulanmalıdır. National Center for Environmental Health Vessel Sanitation Program. 3. 365 . Barınaklarının Kontrolü: Fareden arındırmak. US Public Health Service. Zehirler. Vessel Sanitation Program Operation Manual.mil/directives/Pages/ Publications. Yok etme : Kapan.aspx) 4. Atlanta. CDC. Üreme alanları ve gıdanın ortadan kaldırılması uygulamaları yapılabilir. kapılara kendi kendini kapatma düzeneği konmalıdır. Riskli alanlara.

Salata gibi pişirilmeyen tüm sebzelerin yeterli dezenfeksiyonu. Hastalık taşıyıcılar kontrol altında tutulmalıdır. yüksek kalite. Yolcular ve uçuş mürettebatı kısa sürelerde çok uzun mesafeler kat ettikleri için. özellikle sağlık seviyesi düşük ülkeleri ziyaret ederken alınması gereken tedbirler hakkında önceden bilgilendirilmelidir. Tüm etlerin ve balıkların iyice pişirilmesi. Kişiler. 2. GIDA Gıda hijyeni.gıdaların güvenliğini. lezzetli ve cezbedici şekilde ikram edilen gıdalar sunmak önemlidir. Uçuş hijyeni kavramı havaalanlarını da kapsayan geniş bir alandır ve temel amaçlar şu üç başlık altında toplayabiliriz: 1. 2. Yüksek kişisel hijyen standardının korunması. 7. Soyulmamış meyvelerden kaçınılması. Kaynağı bilinmiyorsa tüm içme suyunun kaynatılması. üretiminden veya imalatından son tüketimine kadar . 4.Örneğin: 1. Fakat. Gıdalar ve su ile ekipmanlar ve kaplar patojenik organizmaları ve toksik maddeleri mümkün olduğunca içermemelidir. bu bulaşkanlar asla bir sağlık tehlikesi oluşturacak miktarlarda olmamalıdır. Yolcular bir hava yolunu genellikle uçakta ikram edilen yemeklerin kalitesine göre değerlendirmektedir. bu hastalıkların çoğu Tablo I’de sıralanan başlıklar altında toplanabilir: 366 . 6. tüm aşamalarda – büyümesinden. enfekte olmuş (özellikle de insan kaynaklı) atıklarla temas halinde olmamalıdır 3. Bu Kılavuzun referans koşulları içinde gıda hijyen uygulamasının amacı gıdaların toksik maddeler dahil bulaşkanlar olmadan üretilmesine ve sunulmasına ve böylece tüketiminin hastalığa neden olmamasını sağlamaya bağlıdır. Bu nedenle ticari olarak güvenli. Köklü ve ünlü bir firma tarafından üretilmemişse dondurmadan kaçınılması. genel olarak hava taşımacılığı sektöründeki. özellikle de charter uçuşlar ve paket turlar gibi özel sektörlerdeki trafiğin hacim olarak büyümesi ve hızının artması ile bu prensiplerin kesintisiz olarak uygulanması daha da büyük önem kazanmıştır. Havacılıkta hijyen için Dünya Sağlık Örgütü 1960 ve 1977'de ilk iki baskısını yaptığı "Guide Hygiene Sanitation Aviation" adlı yayının 2009'da üçüncü baskısını yayınlamıştır.UÇUŞ HİJYENİ Hijyenin temel prensipleri uzun yıllardır değişmemiştir. 5. en azından. Çok sayıda hastalık gıdalar yoluyla bulaşmaktadır. 3. sağlığa yararlığını ve dayanıklılığını sağlamak için gerekli olan tüm tedbirler olarak tanımlanmıştır. Söz konusu bilgiler gıda ve su kaynaklı hastalıkları önlemenin pratik yollarıyla ilgili tavsiyeleri içermelidir. Kaynağı bilinmeyen kabuklulardan kaçınılması.

Gıdalar yoluyla bulaşan hastalıklar Bakterilerle İlgili Hastalıklar (Enfeksiyonlar ve Zehirlenmeler) Stafilokok zehirlenmesi Salmonelloz Tifo Paratifo Clostridium perfringens (C. Gıda işlerinde çalışan personelin eğitimi 3. Gıda işlerinde çalışan personelin kişsel hijyenlerini idame ettirebilmeleri için uygun ortam sağlanması 367 .welchii) Botulizm (sucuk zehirlenmesi) Bacillus cereus gıda zehirlenmesi Escherichia coli ishali Kolera Kolera olmayan vibrio (NCV) hastalığı Vibrio parahaemolyticus enfeksiyonu Streptokok enfeksiyonu Şigelloz Bruselloz Tüberküloz Antraks Tularemi Difteri Virüslerle İlgili Hastalıklar Hepatit A Protozoa Kolu Mikroorganizmalarla ve Hayvan Parazitiyle İlgili Hastalıklar Amibik dizanteri Taeniasis (tenyaların sebep olduğu) Diphyllobothriasis Trişinoz Oksiyüriazis Askaris Fascioliasis Opisthorchiasis Hidatid hastalığı Kimyasal Zehirlerin Neden Olduğu Hastalıklar Böcek ilaçları ve ağır metaller Radyoaktif Kirliliğin Neden Olduğu Hastalıklar Bitki ve Hayvan Toksinlerinin Neden Olduğu Hastalıklar Zehirli mantar ve denizdeki biyolojik toksinler Yaygın olarak görülen gıda kaynaklı hastalıklara karşı alınacak önlemler 1.Tablo I. Portörlüğün tespiti ve önlenmesi 2.

evyeleri. Tüm zemini silme ve yıkama: çöpü Günde iki kere atma Tüm gıda ekipmanlarını. ızgaraların vb. Haftada bir demir tavaların. (c) Gıda üretiminde kirli hammadde kullanılmaması (d) Gıda üretiminde kullanılacak malzemenin güvenilir kaynakta ve uygun şekilde denetlendikten sonra alınması (e) Çiğ gıdaların birbiri ile temasının önlenmesi (f) İhtiyaca göre hızlı soğutma ve yeterli ısıtma uygulanmalı (g) Pişirme soğutma ve tüketme arasındaki bekleme süreleri olabildiğince kısa tutulmalı (h) Uygun gıdalar tüketilmeden hemen önce pişirilerek sunulmalı (i) Pişirmede yeterli süreye riayet edilmeli (örneğin botulismus toksinlerini yok etmek için gıdalar 15 dakika kaynatılmalıdır) (j) Gıda üretiminde sağlıklı su kullanılması (k) Gıdaların uygun sıcaklıkta ve koşullarda depolanmasının sağlanması (dondurucu. tepsi hazırlama. uygun ısıda ve mümkünse makine ile yıkanıp kurutulması (m) Yemek artıklarının sunulmamış yemeklerle teması kesinlikle engellenmeli ve varış noktasında uçaktan uzaklaştırılmalıdır. (n) Çöplerin uygun şekilde uzaklaştırılması (o) Kanalizasyon sisteminin bulaşa yol açmayacak şekilde tesis edilmesi (p) Kemirgenlerle ve böcekle etkin mücadele edilmesi ve bu süreçte kullanılan kimyasalların bulaşının önlenmesi Yemek hazırlanan tesislerin temizlenmesi ile ilgili olarak Tablo II’de belirtilen sürelere uyulmalıdır. dolapları. mutfaklar. kuru gıda depoları vs. düşük seviye boruları ve tekerlekli servis masalarını yıkama Aspiratörlerin. ayakları ve alt Her gün (bazı gıda ekipmanları her kısmı dahil masaları ve çalışma vardiyanın sonunda temizlenmelidir) yüzeylerini. Yemek Hazırlanan Tesislerin Temizlenmesi Yemek Hazırlanan Tesislerin Temizlenmesi Yemek hazırlama alanları. uygu deterjanlar kullanılarak. Gıda hazırlama personelinin bu bölümün ileriki aşamalarında açıklanan hijyen uygulamalarına katı bir şekilde uymaları. atık konteynırlarını. buhar Haftada bir 368 . (a) Tüketilmeden önce sürekli sıcak tutulmayan pişirilmiş gıdaların– özellikle et. içini ve dışını yıkama Kaynatma tanklarının. fırınların. Mutfağın temizliği yeni gıda malzemeleri gelmeden önce tamamlanmalıdır. vb.) (l) Bulaşıkların sağlıklı suyla. ocakların. soğutucu.4. Tablo II. kümes hayvanları eti ve deniz ürünleri – hızla soğutulmasını ve sabit bir ısısının altında tutulmasını sağlamak (b) Tüm süt ve süt ürünlerinin pastorize ve sterilize edilmesini sağlamak.

hedefe vardıklarında karınlarını doyurabilmeleri için harçlık almaktadır. taşıma sırasında ve uçak içinde sağlanması gerekir. 369 . Eğer kaynak mikropluysa. 7.tencerelerinin vb.70 Litre 3-5 saat 3. uçuşun sonuna kadar yetecek miktarda su taşıyamaz ve bu nedenle birçok farklı ülkedeki kaynaklardan tekrar dolum yapmaktadır. Çoğu hava yolu şirketi bu hastalıkların yaygın olarak veya zaman zaman görüldüğü ve sağlık standardının düşük olabileceği ülkelere seferler düzenlemektedir. renksiz ve berrak olmalı ve patojenik organizmalar ile aşırı kimyasal madde içermemelidir. tifo (Salmonella). tavanları. Günümüzde içme suyu ve içecekler için kullanılan suyun tamamı şişelenmiş sudur. yardımcı pilota getirilen yemekten tamamen farklı bir yemeğin getirilmesi gerekmektedir ve söz konusu gıdaların farklı kaynaklardan elde edilmesi gerekmektedir. dışını temizleme Duvarları ve kapıları yıkama Pencereleri ve aydınlatma armatürlerini yıkama Tesisin her yeri.55 Litre Uçak yolcularına sunulan su içilebilir olmalı ve tüketicinin hoşuna gitmelidir. gıda hazırlama ve içecek olarak tüketim ile lavabo ve tuvaletlerdeki ihtiyacı karşılayacak miktarda olmalıdır. Su Dünyanın birçok yerinde hala görülen ve suyun neden olduğu hastalıklar kolera. Eğer yemeklerini kalkıştan bir kaç saat önce yer catering tesislerinde yerlerse de aynı prensip uygulanmalıdır. Tablo III. pH seviyesi.5 aralığında olmalıdır: aşırı asitli su. Uçak genellikle. boruları vb. Su güvenliğinin havaalanında.12 Litre 5-12 saat 4. yıkama Ayda bir Haftada bir Ayda bir İhtiyaca göre yılda 4-6 defa Mürettebat yemekleri Kabin personeline genellikle özel yemekler tedarik edilmektedir ya da bu personel. Kısa bir kuluçka dönemi olan bir hastalığa neden olan bir patojenden bulaşmış gıdayı ikisinin de yeme ve bir sonraki uçuşta hastalığa yenik düşme olasılıklarını azaltmak için bu gerekli bir emniyet tedbiridir. Uçakta taşınması gereken su miktarı Uçuş süresi Yolcu başına düşen su miktarı 1-3 saat 1. Uçuş personeli yemeklerini uçuş sırasında yediğinde pilota. fan bölmelerinin vb. dışını yıkama Yukarı doğru uzanan kanalların. Uçakta taşınan su miktarı içme. yüksek seviyeli tüm alanları. Aşağıdaki örnek fikir verebilir. yeterli tedbir alınmadığı takdirde hastalık uçaktaki su aracılığıyla yayılabilir. tank borularındaki ve aksesuarlarındaki toksik metallerin çözülmesine neden olacaktır. Kokusuz. basili ve amipli dizanteri ile diğer bağırsak enfeksiyonlarını içermektedir.0-8.

Hava alanlarında Bir hava alanının. sağlık önlemleriyle ilgili çalışmalar. hava alanlarındaki ve uçaklardaki tuvaletlerin çok titiz bir şekilde temizlenmesi. temizlikçi bölmelerinin ve pisuarların yeterince aydınlatılması gerekmektedir. bir ülkenin vitrini olması gerektiği sık sık vurgulanmıştır çünkü bir ziyaretçinin o ülkeyle ilk teması genellikle hava alanında olmaktadır. Doğal havalandırmanın mevcut olmadığı durumlarda yeterli ve verimli havalandırma araçları tedarik edilmelidir. Yerler: Yerler çimento mozaiki veya seramik karolarla kaplı olmalıdır ve duvarlarda kemerli süpürgelik bulunmalıdır (kemerin yarıçapı 5 cm (2 in) olmalıdır). bu kemerler temizliği kolaylaştırmak için bölmelerden 3 metrede 2. Tuvaletlerin 370 . tuvalet atıklarının atılması çok önemlidir. sırlı fayansa ya da sert plastik maddeye yazılmış “hijyen uyarıları” (“Tuvaleti kullandıktan sonra lütfen ellerinizi yıkayınız”) asılmalıdır. Bu nedenle. yerel bina yönetmeliklerinin.5-5 cm (10 futta 0. yer personeli ve hava alanlarını ziyaret eden kişiler bağırsak hastalığı taşıyıcısı olabilirler ve fekal-oral bulaş için potansiyel mekanlardır. doğru yerleştirilmiş ve kanalizasyon sistemine boşalmalıdır. Tuvalet bölmelerine ve pisuarların üzerine. Tavanlar: Tavanlar.Uçakta taşınan suyun tamamı içilebilir olmalıdır. bir filtreye ve bir devir daim sistemine sahiptir ve ve su depoları bulunmaktadır. Duvarlar: Duvarlar. TUVALETLE İLGİLİ SAĞLIK ÖNLEMLERİ ve SIVI ATIKLARIN ATILMASI Yolcular. Gizleme: Giriş kapısı açıkken tuvalet bloğunun iç kısmı görünmemelidir. Aydınlatma: Tuvaletlerin. Pencereler: Tuvaletlerde pencere varsa bu pencerelere yarı saydam levhalı camlar takılmalıdır ve pencere denizlikleri pencerelerden aşağı doğru 45° açılı olmalıdır. Bu nedenle hava alanlarındaki tuvalet tesisleri en yüksek standartta olmalıdır ve maksimum temizlik seviyesinde tutulmalıdır. yıkanabilir malzemeyle boyanmış olmalıdır ve delinmemelidir. Hava alanlarındaki yolcu tuvalet blokları için aşağıdaki minimum gereklilikler önerilmektedir. Uçakta Modern uçaklardaki tuvaletler elektrikli bir sifon mekanizmasına. sağlıkla ilgili yönetmeliklerin ve mevcut diğer yönetmeliklerin gereklerine uygun olmalıdır. Küçük bir miktar “içilebilir su” bulundurup diğer sulara “içme suyu değildir” etiketi yapıştırma uygun bir yaklaşım olmaz. yerden tavana kadar fayansla veya onaylanmış başka maddelerle ya da boyayla kaplanmalıdır. Birçok ülkede turizm o kadar hayati bir ekonomik rol oynamaktadır ki –sağlıkla ilgili kaygılarından ayrı olarak . Kanalizasyon: Zemindeki kanalizasyon.iyi bir izlenim çok önemlidir.5-1 inç) eğimle aşağı doğru meyletmelidir. Havalandırma: Havalandırma.

Atık konteynırları her transit duruşunda boşaltılmalıdır ve geri götürülmeden önce bir deterjan/dezenfektan solüsyonuyla yıkanmalıdır. First-aid stowage holds. Katı atıkların depolanma. yine de öncelik çöplerin ve kuru atıkların boşaltılmasına ve tuvalet bölmelerinin ve mutfakların temizlenmesine verilmelidir. Temizlik programları Transit duruşlarda temizlik Mutfak: 1. Problem alanları Temizlik sırasında özel önem gösterilmesi gereken noktalar şunlardır: 1. sağlıkla ilgili tehlikeleri ve –dolaylı olarak – uçaklara zarar verilmesini önlemek için dikkatle yürütülmelidir. KATI ATIKLAR Terminal restoranları. zaten yolcular uçakta iken bu mümkün değildir. ofisler ve atölyeler dahil bir hava alanındaki çeşitli kaynaklardan ve uçaklardan. Uçakta birikmiş kuru atıklar. taşınma ve atılma işlemleri. hafif. UÇAĞIN İÇİNİN TEMİZLENMESİ Uçağın içinin temizlenmesi uçağın büyüklüğüne. Bu konteynırlardan bazıları sadece bu amaca uygun olarak yapılmış olacaktır ve mutfakların entegre bir parçası olarak monte edilecektir. hava ve su geçirmeyen malzemeden yapılmış konteynırların içine depolanmalıdır – örneğin polietilen. depolar. Lavabo dolapları 7. Genellikle kısıtlı süre komple bir temizlik çalışmasına izin vermeyecektir. Katering ekipmanı 2. Eviyeleri temizleme. Uçuş sırasında koşullar bozulmaktadır ve bu nedenle her transit duruşunda ya da terminal hava alanlarındaki hızlı dönüşlerde hızlı düzenleme gerekmektedir. 2. İçki dolabının iç yüzeyleri 3. herhangi bir sorunu. Katering konteynır bölümleri 4. çöpler ve diğer kuru atık maddeleri çıkmaktadır. en uzun seferde maksimum yolcu sayısının ürettiği tüm atıklar için yeterli olmalıdır.kapasitesi. Temizliğin boyutu zamana bağlıdır. yolcu sayısına ve yerde kalış süresine göre değişiklikler arz eder. Salgın ve tehdit durumlarında alınacak ilave hijyen önlemleri yerel sağlık otoritelerinin talepleri doğrultusunda yapılır. İçme suyu sebili çöpleri 6. 371 . Çöp kutusunu boşaltma ve temizleme. Lavabo direnaj boruları (sıklıkla tıkanıktır) 5. Bir uçak uçuşa geçtiğinde uçak yolcuları göze hoş gözüken tertemiz bir kabin içi görmelidir.

sıçramış suları silme. Döküntüleri toplama. Uçuş Güvertesi: 1. aynaları. 3. telefonları. 2. Tüm çalışma yüzeylerini. Lavaboyu silme. Derinlemesine temizlik Her 24 saatte bir. 3. Döküntüleri toplama ve çöp kutularını boşaltma. Yeri temizleme. Koltukları fırçalama. atık konteynırlarını ve küllükleri boşaltma. Lavaboları. temizleme. 5. Koltuklardaki döküntüleri. Ön camın dışını temizleme. 5. koltuk arkası cepleri ve şapka raflarını toplama. Tüm kabin personeli koltuklarını temizleme. 4. 3. Küllükleri boşaltma. Genellikle. Atık konteynırlarını yıkama ve dezenfekte etme. 2. Yukarıdaki tamamlamak için süre yetmezse öncelik atıkların toplanmasına ve mutfak ve tuvaletlerin temizlenmesine verilmelidir. eviyeleri. panelleri vb. Kontrol panelini. Tuvalet bölmeleri: 1. 6. 3. ya bir gece duruşu sırasında (bu daha çok kısa mesafe uçakları için uygun olacaktır) ya da bir başka uygun zamanda daha derinlemesine bir temizlik yapılmalıdır. 2. 4. Çalışma tezgahının üzerini temizleme. sıçramış suları silme ve zemini temizleme. 4. Döküntüleri toplama. yıkama ve dezenfekte etme. İskeletleri dahil tüm tekerlekli servis masası ve konteynır istiflerini temizleme. 3. Tuvalet oturağının ve kapağının üstünü ve arkasını silme ve kurulama. Döküntüleri toplama. 2. çerçeveleri ve armatürleri temizleme. 7. Döküntüleri toplama. Tuvalet bölmeleri: 1. Tüm masaları silme. 4. zemini temizleme. 2. 372 . transit temizliği için gereken sürenin dört katını gerektiren derinlemesine temizlik aşağıdaki çalışmalardan ibarettir: Mutfak: 1. Çöp kutularını boşaltma. çerçeveleri ve armatürleri gerektiği şekilde silme. Küllüğü boşaltma ve temizleme. Yeri süpürme. Aynaları. 5. Sabunu ve tuvalet malzemelerini tekrar doldurma. Yolcu kabinleri: 1. armatürleri ve mutfak yapılarını temizleme. Aynaları ve muslukları cilalama. 4. 6. kapıları.3. Atık konteynerlerini ve küllükleri boşaltma.

resiflerin vb. 10. resiflerin ve aydınlatma armatürlerinin etrafını yıkama ve kurulama. 5. Yeri elektrikli süpürgeyle temizleme. Yolcu kabinleri: 1. Tüm masaları ve şapka raflarını temizleme.5. 7. Uçağın dezenfekte edilmesi Uçakta bulaşıcı hastalığı olan bir yolcu taşındıysa bu konuyla ilgili olarak hava alanı sağlık görevlilerine danışılmalıdır. Uçuş güvertesi: 1. 7. 9.Tuvaletin etrafını yıkama ve kurulama. Lavabonun altındaki menteşeli paneli yıkama ve kurulama. yastıkları ve kollukları fırçalama. Pencerelerin içini ve dışını temizleme. Uçağın iç kısmının günlük rutin temizliğinde (daha önce belirtildiği gibi) düzenli olarak etkili bir mikrop öldürücü kullanılmasının ve uçak tuvaletlerine eklenen kimyasal maddelere mikrop öldürücü eklenmesinin önemli prosedürler olmasının nedeni bu ihtimaldir.Merdivenleri silme ve eğer varsa parmaklıkları temizleme. Personel koltuklarını ve kemerlerini temizleme. Koltuk arkalarını. Kabin pencerelerinin içini. 10. 2. 11. Kullanılmış tüm battaniyeleri. Sabunu ve tuvalet malzemelerini doldurma. 11. çerçeveleri ve storları temizleme. 3. 8. yanlarını silerek temizleme. Kirlenmiş tüm kafalık örtülerini değiştirme. 5. 6.Tuvalet oturağının üstünü ve arkasını yıkama ve kurulama. panelleri vb. Bulaşıcı hastalık uçuş sırasında ya da inişten hemen sonra ve uçak yeniden kalkmadan önce saptanırsa dezenfeksiyon yararlı olabilir. 3. yeni yıkanmış battaniyelerle değiştirme. Konsolların. servis panellerini. temizleme. Koltuk minderinin altındaki iskeleti temizleme. Zemini deterjanla/dezenfektanla yıkama. Tüm halıları elektrikli süpürgeyle süpürme. Tüm küllükleri temizleme ve çöp kutularını boşaltma. 4. 6. Kullanılan yöntem ve malzemeler bulaşıcı hastalığın yapısına ve dezenfeksiyon talep etmekle yükümlü sağlık bakanlığı görevlisinin tavsiyelerine bağlı olacaktır. Lavaboların. Tüm havalandırma ızgaralarını elektrikli süpürgeyle süpürme. uçak bölmelerini ve astarlarını temizleme. 4. Atıkları boşaltma ve kutu muhafazasını temizleme. Bu sayede uçağın en azından bir parça dezenfekte edilmesi sağlanmaktadır. Tüm küllükleri ve koltuk arkası cepleri temizleme. En 373 . Bu koşullar altında dezenfeksiyon yararlı veya uygulanabilir olmayabilir. Tüm kabin armatürlerini. 9. 2. 8. 12. Bu tür bir olay meydana geldiğinde nadiren de olsa bildirinin enfekte olmuş kişi uçakta seyahat ettikten birkaç gün sonra yapıldığı durumlarla karşılaşılabilir – bu arada uçak muhtemelen birçok kez uçmuş ve yüzlerce yolcu taşımış olacaktır. Kapıları.

Geneva. 1977. 2. Guide to Hygiene and Sanitation in Aviation (Third Edition) WHO. Geneva. Baley J. Guide to Hygiene and Sanitation in Aviation (Second Edition).2009. WHO. TSK Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Yönergesi 2. WHO. TSK Gıda/Su Kontrol ve Hijyen Denetim Hizmetleri Yönergesi KAYNAKLAR 1. 374 .yaygın kullanılan dezenfektanlar 100 mg/l güce kadar sulandırılmış sodyum hipoklorürdür ve suda formaldehit gazının %40 solüsyonu olan %5 formaldehit solüsyonudur. 1. ÖNEMLİ UYARI: TSK'da görev yapan her sağlık personeli hijyen uygulamaları ve sağlığın korunması için aşağıdaki iki dokümanı mutlaka kullanmalıdır.

(c) Para cezası verme. bozukluk ve eksikliklerinin saptanması 3. Aksaklık eksiklik neden ya da nedenlerin ortadan kaldırılması Denetlemenin teftişe olan üstünlükleri 1. Standartların belirlenmesi 2. Gönüllü katılım sağlar 3. Uygun değilse (a) Faaliyeti durdurma. 2. Sorunun çözümüne yönelik eylemleri birlikte planlar 4. Denetleme süreçleri 1. (f) Adli mercilere suç duyurusu (g) Cezalandırma işlemleri uygulanır.9. yönetmelik ve emirler dikkate alınır. 5. eksiklik ve bozukluğun nedenlerinin saptanması 4. Aksaklık. Sürekli kalite iyileştirmesi yapar. 375 . denetleyerek eksiklikleri ve aksaklıkları saptamak bu eksiklikleri ve aksaklıkları gidermek amacıyla kurumların yönetici ve çalışanlarını eğitmek onlara yol göstermek suretiyle işletmeleri ve giderek sektörü ıslah etmek. bu kurallara uymayan kişi ve kuruluşlar hakkında yaptırım/ceza uygulanması yöntemidir. Faaliyetler uygun bunlara uygunsa problem yoktur. 3. Yasa. 2. böylece verilen hizmetlerin başarılı verimli olmasını ve halk sağlığına zararlı olmamasını sağlamaktır Denetlemede amaç faaliyetlerin geliştirilmesi ve iyileştirilmesidir. SAĞLIK DENETLEMESİ ve SAĞLIKTA İLETİŞİM SAĞLIKTA DENETLEME ve TEFTİŞ Teftiş: Eylem ve faaliyetlerin yürürlülükteki yasalara uygun olarak yürütülüp yürütülmediğini inceleyerek. Teftişten en önemli fark ceza eğitici olarak işlemlerin sonunda uygulanır. (d) Uyarma. (e) Kınama. (b) Ürüne el koyma. Denetlemeci sonunda eğitir. 1. burada çalışan kişileri gözleyerek. Denetleme: Kurumları. Aksaklık.

Yetişkinlerin bir konuyu öğrenmeleri için her şeyden önce o bilgiye gereksiniminin olması bir sorunu çözmeye yaraması. Kitlesel iletişim: TV. otoriter ve dikte edici davranışlar olumsuz etki gösterir. 1. Yetişkin pratik düşünür. Mesaj (İçerik) 3. Hasta . Duyguları ifade etmekte kullanılan davranıştır. Sorunları gizleme Yetişkin Eğitiminin Özellikleri ve Denetici Davranışı Yetişkinlerde sorumluluk duygusu gelişmiştir. Çünkü bilgi ve becerileri bir süreçten çeşitli aşamalardan geçtikten sonra öğrenir ve kabul ederler.Teftişin önemli olumsuzlukları 1. Hemen işine yarayacak günlük kullanabileceği bilgi ve becerileri öğrenmek ister. Yetişkinlerde benlik duygusu gelişmiştir. Kaynak (Öğretmen) 2. Kanal (Öğretim araç gereci) 4. Gazete.Hemşire ilişkisinin oluşturulmasında temel elementtir. Bu nedenle yetişkinlere aktarılacak bilgilerin pratik ve güncel bilgiler olması gerekir. Yetişkinler bilgi birikimi olan deneyimli kişilerdir. Yetişkinler çocuklara göre daha yavaş öğrenirler. Alıcı (Öğrenci) 5. ağlıklı bir iletişim kurulabilmesi için bu beş öge her zaman göz önünde tutulmalıdır. Bu yüzden kendilerine saygı duyulmasını beklerler ve küçük düşme korkusu yaşayabilirler. buna karşılık eşit dostane ilişkiler olumlu gelişmeye katkı sağlar. İletişim sürecine katılmaya isteklidirler. İki türlü iletişim tekniği vardır : 1. Bu nedenle de yetişkinlere verilecek eğitimlerin her şeyden önce onların gereksinimlerine göre düzenlenmesi gerekir. Aktarılan – alınan ve anlaşılan bilgilerin kullanıldığı yöntem. Bundan dolayı sorumsuz görülme. Ayrıca her bilgi ile birlikte o bilgiden nasıl yararlanılacağının ve ona ne yarar getireceğinin açıklanması da yerinde olur. Vb İletişim sürecinde 5 temel öge bulunmaktadır. Dönüt (Değerlendirme) 376 . Çalışan Katkı-katılımı yok 2. SAĞLIKTA İLETİŞİM İletişim: iki birim arasında birbiriyle mesaj (bilgi) alış verişidir. Bireysel – kişiler arası iletişim. Diğer insanlarla ilişkileri kolaylaştırmada kullanılan sözsüz aktarım sürecidir. İki ya da daha çok kişi arasındaki fikir alışverişini kapsayan dinamik sosyal süreçtir. konuşma. Geçmiş hikayelerden geleceğe ilişkin uzun vadeli ve teorik bilgilerden hoşlanmazlar. Özdenetimi aksatır 3. ondan bir yarar girdi elde etmesi gerekir. Bu yüzden denetim eğitimleri alıcının katkı ve katılımını sağlayacak biçimde olmalıdır. Radyo. 2. Yetişkinler gereksinim duydukları konuları öğrenirler.

Öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir özelliktedir. 4. 1. 11. ses. İletişim tekrarlanamaz. Aşırı ışık. İnsan. nem. 8. Sınırlı algılama yada algılayamama. Toplumsal uygulamalarda etkin iletişim tekniği önemli bir etkendir. 2. Bunları aşamasak sağlıklı bir iletişim sağlanması güçtür. Bireysel iletişim kişilerin toplumda benimsedikleri rollerden ve bu role karşı gösterilen tepkilerden etkilenmektedir.İletişimin önünde fiziksel ve psikolojik engeller vardır. İnsanın içgüdüsel özelliklerinden birisidir.Katılım iletişimin etkinliğini arttırır. 5. 6. 10. 377 .İletişimde bulunan sağlık mesleği mensubu ile bireyin birbirini anlaması yetmez. 9. yerine başka bir şey ikame edilemez 3. Sağlık meslek üyelerinin iletişim becerileri hasta doyumunun sağlanmasında en önemli etkenlerden birisidir.Sağlık iletişimi değerlendirme. 2. sentez ve tedavi bağı kurmayı gerektirir. Bağımsızdır SAĞLIKTA İLETİŞİM 1. rahatsızlığı.Eğitim ve davranış değiştirmeye yönelik uygulamaları gerektirir Bir toplumun bireyleri arasında hepsince paylaşılan bir simgeler sistemi ile geliştirilen anlam ve bilgi alışverişine iletişim denmektedir. Verbalizm. Alıcının duyu organlarının 2. 12. 6. sürekli değil Mesajlar yanlış anlaşılabilir Rast gelelik vardır Kişiler Arası İletişim 1. Psikolojik Engeller Fiziksel Engeller 1.Veri toplama gerektirir. İletişimle ilgili engellerin kaldırılması öncelik taşıyabilir. iletişim etkinliği en yüksek canlıdır. Hayal kurma. ısı. Alıcı ya da kaynağın psikolojik rahatsızlıkları İletişim Kanalları Sözlü İletişim Tek kanal. sürekli Açık ve seçiktir Kasıtlılık. 3. fiziksel bozukluğu. Biriciktir-yeganedir 2. anlama. Sağlık iletişiminin normal toplum içi iletişimden önemli bir farkı vardır. 3. Sağlık iletişimi empati ve sağlıkla ilgili talebi bulunan kişileri anlama gereği doğurur. Anlamlarının karıştırılması. 7. İletişim katılım oranını etkiler. Oturma yerlerinin 5. İlgisizlik. plan vardır Sözsüz İletişim Çok kanal. 4. 3.

Sağlık hizmetleri alanında olumlu bir yaklaşım olarak değerlendirebiliriz. Bireyin temel gereksinimleri 3. Konuşma dışı sesler. çatışma doğurur. Suçlayıcı 2.elverişsizliği 2. Dinlemeyi engelleyen nedenler? 1. İtici 4. Açık iletişim. Oral iletişim. 5. İletişimin deneyimi ve birikimi Sağlık İletişiminde Verilen Mesajlar 1. Yorumlardan kaçınma. çatışma doğurmaz. tamtam. Savunmacı iletişim. Damgalayıcı 3. diğer tarafa aldırmaz. (Dinler gibi görünme) 5. Sağlık hizmetlerinde kullanıma uygun değildir. Konuşmada bazı konulara aşırı duyarlılık gösterme. üstünlük belirticidir ve kesinlik içerir. 4. Yazılı iletişim. 3. 6. Yargılayıcı-eleştirici ve denetleyicidir.İletişim Biçimleri 1. 6. Müzik. 7. Tanıtıcı. 2. Strateji izler. Dinlemeyi engelleyen nedenler giderilmelidir. Kişinin savunma mekanizması 4. Hedeflenen alıcının hazır olmaması. Düşünce hızından yeterince yararlanamam 378 . 4. Konuşmada ille de kusur aramaya çalışma. Sahte dikkat Konuşmayı ilginç bulmama. Otoriter 5. Anlayışlı ve eşitlikçidir. İletişimde etkin dinleme ve bunu karşı tarafa hissettirme çok önemlidir. Mesajın aslına sadık kalıp kalmaması 6. İletişimde bir diğer önemli kavram empatidir. Jest ve mimikler. Yabancı nitelikte olmamalıdır. Bireyin toplumsal ve yaşamsal uyumu 5. Bir kişinin belirli bir duygusunu anlamaya ve oluşumu ona iletmeye empati adı verilmiştir Dinleme: Görsel işitsel mesajlara gösterilen tepkilere dinleme denir. Bunların kombinasyonu Etkisiz İletişime Yol Açan Nedenler 1. İşaret ve semboller. soruna yönelik ve kendiliğindendir. 3. 2.

verbalizmin hayal kurma ve kavram kargaşasının önüne geçilmeli.alıcının anlayacağı bir dil olması 5.İyi bir iletişim sağlamak için. Kullanılacak teknik ve yöntemler alıcıya ve konuya uygun seçilmeli 4. Alıcıdaki etkiye göre mesajda değişiklikler yapılabilmeli. 1. 3. mantıki bir sıra içerisinde ve alıcının anlayabileceği bir hızla verilmesine özen gösterilmelidir 379 . Mesajın. Dilin. Çok kanal kullanarak. 2.

10. Bu taktirde. Bu raporları doğru bir şekilde ve zamanında hazırlayabilmek için elimizde bazı kayıtların bulunması gerekir. astsubay. BİRLİKLERDE TUTULAN SAĞLIKLA İLGİLİ KAYITLAR Belirli aralıklarla veya istendiğinde üst makamlara verilmesi gereken bazı raporlar vardır. Bölüklerde Tutulan Sağlıkla İlgili Kayıtlar (a) Bölük vizite defteri (b) Sağlık sicil kartları (c) Bölük ilaç kullanım defteri (d) Bedeni yeterlilik ve spor tekamül kartları (e) Kan grubu listeleri (f) Portör muayene dosyası (g) Hepatitli personel listesi 2. doğru ve düzenli bir şekilde tutulması gerekir. sivil memur ve bakmakla yükümlü oldukları kimseler için) (c) TSK reçete kağıdı (d) Yatan hasta takip formu (e) Acil hasta vizite defteri (f) Acil polikliniği enjeksiyon defteri (g) Diş tabibi vizite defteri (h) Hastane sevk ve takip defteri (i) Birlik kan grup listeleri (j) Eczane reçete kayıt defteri (k) Günlük ilaç sarf kayıt çizelgesi (E-1 ) (l) Eczane sarfiyat tevhit çizelgesi ( E-2) (m) İstek ve iş emri belgesi (n) Dağıtım belgesi (o) Stok ve yer kartı (p) Yer bulma kartı (q) Sarf imal istihsal belgesi (r) İade belgesi (s) Yok etme (imha) tutanağı 380 . KAYITLAR 1. Bu kayıtların eksiksiz. Revirlerde Tutulan Sağlıkla İlgili Kayıtlar (a) Tabip vizite defteri (Erbaş ve erler için) (b) Tabip vizite defteri (Subay. bizden istenen raporları eksiksiz bir şekilde hazırlayabiliriz.

Ağustos KAYNAK: KKK Devamlı Emirler Muhtırası 381 .ay -Kısa dönem erler: 4. Kasım Ocak ayı Mayıs Her ayın son haftası Her ayın son haftası Kasım ayı sonunda Mart ayında Kasım Ayında Askerliğinin 9. Mayıs. Ağustos. Kasım Şubat. Kasım Her yıl kasım ayında Şubat. haftasında Her ayın ilk haftası Şubat. Mayıs. Miatlı Evraklar/Sağlık Durum Raporları RAPOR 3 aylık Sağlık takvimi Aşı – enjektör ihtiyacı Gıda Kontrol Denetlemesi Raporu Hijyen Denetlemesi Raporu Su numunesi gönderilmesi Gıda numunesi gönderilmesi Rehberlik Danışma Merkezi Toplantı Sonuç Tutanağı Rehberlik Danışma Merkezi Faaliyet Sonuç Raporu İhtiyaç Bildirim Formlarının (İBF) gönderilmesi Nöbetçi Tabip Çizelgesi Nöbetçi Subay çizelgesi Yıllık izin çizelgesi Subay-Astsubay sicilleri Sivil memur sicilleri Yedek subay sicilleri Kaynak saptama fişleri Trafik sigortası yapılacak araç listesi Tıbbi cihazların bakım ve kalibrasyon işlemleri Aylık sağlık durum raporları 3 Aylık Sağlık Durumu Raporu (Form 171 – A1) 3 aylık gıda kontrol tevhit raporu Haftalık sayım ve arıza durum raporları Harp Paketi Durum Raporu Sağlık Sınıfı 4 Aylık Antibiyotik Miat Raporu Üç Aylık Bakım Durum Raporu Sb.ve Astsb. Ağustos. Ağustos. Kasım Her ay Revire personel katıldığındaayrıldığında Denetleme sonrası Revirde kalır Arama sonrası Revirde kalır Üç ayda bir Her ay Her yıl son ay Her hafta.Form 145/e ve Vet: 145 / f) İstihbarat ve İKK faaliyet raporları Ayrılış katılış brifingleri Birliklerin sağlık kayıtları denetlemesi sonuç raporu Günlük güvenlik kontrol çizelgeleri Planlı plansız aramalar Günlük vizite ve hastahane işlemleri Birliklerin sağlık kontrol sonuçları Aylık ilaç sarf çizelgeleri Garnizon kan verme çizelgesi Haftalık personel ve sağlık durum raporları Aylık sağlık durum raporları 3 aylık sağlık durum raporları 6 aylık sağlık durum raporları MİADI Şubat. Mayıs. Temmuz. Kasım Revirde kalır Mart. Kasım Mart. Kasım Şubat. Periyodik Sağlık Muayeneleri Teçhizat Sayım Raporu ve arıza durum raporları (Shh. Ağustos. Kasım Şubat. Ağustos. Mayıs. Mayıs.ayda Ocak ayında Revirde kalır Şubat. ve 3. Mayıs. Ağustos. Mayıs. revirde kalır Her ay Şubat. Mayıs. Kasım Her ayın 15’inde Her ayın 15’inde Her ayın 1. Ağustos. Temmuz.3.ayında -Erler: 8.ay -Yedek subaylar: 6. Kasım Şubat. Ağustos.

thyphoon. Rüzgarlar yüksek hızlara ulaştığında kırım ve yıkımlara neden olur. Doğal Tehlikeler (Afetler) Dünyanın katmanlarında (taşküre. daha büyük alanlara yayılmış ve yatay olarak esen ve beraberinde genellikle yağış getiren şekline fırtına (cyclones. Her ikisi arasındaki farkı ‘böyle bir olay olması halinde toplumun önceden nasıl hazırlıklı olduğu. vb. beklenmediktir’. Afeti başlatan katman hareketine göre sınıflandırılır ve adlandırılır. (b) Suküre Hareketlerine Bağlı Afetler: Su. Risk iyi bilinmesi gerekir. Afet (Disaster) : Olay toplumun çözebileceği kapasitenin çok üstünde dışarıdan yardım gerektirecek şekilde bir yıkıma yol açmıştır. (a) Taşküre Hareketleri İle Oluşan Afetler: Taşkürenin (litosfer) kabuğu. aşırı yağış ve sel ya da deniz kabarmaları ile de yapar. suküre. 1. 1. çökme (subsidence) yerkabuğu hareketleridir. gazküre) sürüp giden doğal hareketler sonucu oluşan afetlerdir. Zarar görme eğilimi 3. yoksa afet mi olduğu ayırt edilmelidir.Bunların tetiklediği afetler de aynı adlarla anılır. Genelde afet de.. Bu levhalar sürekli hareket halindedir.11. kaynaklarının ne kadarını bu iş için ayırdığı’ belirler. yağış ve akış şeklinde yer değiştirmektedir. Tehlike (Hazard) Afet veya acil duruma yol açabilecek doğal veya insan yapımı olaylar ve koşullardır. bu yıkımlarını kendi sürükleme gücü ile yapabildiği gibi. Afet ve Acil Durumlara yaklaşırken üç önemli kavramın. sıvı bir magma üzerinde yüzen 14 büyük ve birçok küçük levhalardan oluşur. çözülebilir olaylardır.). çığ düşmesi) yetersiz /hazırlıksız çevrelerde kırım ve yıkımlarla neden olarak afetlerle sonuçlanır. Rüzgarların esiş biçimleri vardır. Acil Durum (Emergency) : Lokal çabayla. Karşılaşılan bir felaketin acil mi. buharlaşma. Bu hareketlerin büyük ölçeklerde olması (aşırı yağış. İyi organize olamamış toplumlarda acil bir durum hemen bir afete yol açabilir. Sadece felaketin önlenmesi için normal prosedurün dışına çıkılarak olağan-dışı bazı önlemlerin alınması gerekmektedir. acil durum da ‘anidir. Heyelan (landslides). AFETLERDE SAĞLIK HİZMETLERİ Toplumda genellikle acil durum ile afeti birbiriyle karıştırılmaktadır. Sistemde yıkım ve çöküşe yol açmaz. (c) Gazküre. hurricanes. Levha hareketlerinin ani ve büyük ölçeklerde olması durumuna deprem ve magma çıkmasına ise yanardağ patlaması denmektedir. sel. Rüzgar. Tehlike. kaynaklarla mevcut sistem içinde halledilebilir. 2. Sistem yıkılmış veya çökmüştür. bunların da saatteki hızı 120 kilometreden daha büyük olanlarına 382 . Girdap şeklinde esenine hortum (tornado).

bilgi. (c) Makro güçlerin baskıları: hızlı nüfus artışı. Risk= Tehlike X Zarar Görme Eğilimidir. tehlikeli ve güvensiz binalar. yaş. sakatlık. kuraklık (drought). düşük gelir düzeyi olarak sıralanabilir. acil durum veya afete yol açmaz. Tehlike ile zarar görme eğilimi bir araya gelince afet riski doğar. Yapay Tehlikeler (Afetler) Her türlü insan eylemleri sırasında ya da sonucunda oluşan yıkım ve kırımlar bu başlık altında toplanır. çarpık kentleşme. bu tür afetler. bilgisizlik vb nedenlerle) oluşanlar olarak iki kategoriye ayrılır. Tehlike. zarar görecek insan yoksa önemli değildir. hastalık. Buna karşılık bunlar dışında kalan tüm afetler ister doğal isterse yapay olsun ani gelişen (akut) olaylardır. Zarar Görme Eğilimini Artıran Nedenler (a) Altta yatan nedenler: fakirlik. geçim sıkıntısı. risk yaratmaz. tedbirsizlik. Bunlar yetersiz çevrelerde yıkım ve kırımlara neden olarak. yaralanabilir olma. yoksulluk. ekonomik sistem. beceri eksikliği. Örneğin yerleşim yeri olmayan insanın yaşamadığı bir çölde oluşan deprem afete yol açmaz. Bu nedenle de. stabil olmayan değişken ekonomik yapı. çevre tahribatı. binanın veya çevrenin. 2. Kendi içinde bilerek ve isteyerek (savaş. yani genelde insanın herhangi bir tehlikeyle karşılaştığında savunmasız. hizmet eksikliği. Risk Risk tehlikeli bir olayın insanları etkileyebilme olasılığıdır. zarar görme yatkınlığıdır. Fakirlik toplumun zarar görme eğilimini artırır. doğal afetlerin diğer bir kategorisi olarak sınıflandırılır. acil durum veya afete yol açmaz. kıtlık (famine) gibi olaylar sonunda oluşan kırımlar. süreğen (kronik) afetler olarak da adlandırılır ve sınıflandırılır. yerel kaynakların kısıtlılığı. Ancak 383 . rutin hizmetlerden uzak yaşama. Bunların oluşmasında ekolojik dengenin insanlık eliyle bozulmasının payının olduğu da söylenir. (b) Dinamik baskılar ve eksiklikler:lokal kurum ve kuruluşların eksikliği. (d) Güvensiz koşullarda yaşama: tehlikeli yerleşim bölgelerinin çoğalması. sabotaj vb) yapılanlar ve kaza ile oluşan (ihmal. lokal yatırım ve Pazar eksikliği. Zarar Görme Eğilimi/Hassasiyet (Vulnerability) Bir canlının.kasırga denir. Zarar Görme Eğilimi az gelişmiş ülkelerde daha fazladır. incinebilir. Tehlike genellikle önceden bilinerek önlenemeyebilir. eğitim. genellikle aynı adlarla anılan afetleri tetiklerler. cinsiyet. AFETLERDEN KORUNMA ve AFET SÜREÇLERİ Hiçbir tehlike insan ve insanda zarar görme eğilimi yoksa risk yaratmaz. (d) Çok Katmanlı / Etmenli Afetler: Dünyanın katmanlarının birlikte katıldığı ve ekolojik dengenin yavaş yavaş bozulduğu çölleşme (desertification). Bu tür afetlerin hepsinin ortak özelliği yavaş gelişmesidir.

A. büyük bir afetin potansiyel etkilerinin önceden hafifletilmesi (mitigation/prevention). Aynı şiddetteki bir deprem zarar görme eğilimi çok azaltılmış gelişmiş ülkelerde bir soruna yol açmazken gelişmekte olan ülkelerde bir afete dönüşebilmektedir. örneğin çok şiddetli zarar bekleniyorsa 10 verilebilir) C. örneğin çok büyük olasılıkla bekleniyorsa 10 verilebilir) D. 384 . tehlikenin ne olduğunun bilinmesi. Tehlike: Olacak tehlikenin maksimum ağırlığına göre 1-10’a kadar bir rakam verilir. B. cevap kapasitesi düşük ülkelerde risk çok yüksek olacağı için çoğu kez afet kaçınılmazdır. Daha sonra olası risk aşağıda formülle hesaplanır. E. Riskin azaltılabilmesi için zarar görme eğiliminin azaltılması. Zarar görme eğilimi: Bu tehlikenin yol açabileceği zararın derecesi (zararın derecesine göre 1-10’a kadar bir rakam verilir. riskin yok edilebilmesi için zarar görme eğiliminin yok edilmesi gerekir. donanımlı ve korunmuş (gelişmiş) toplumlarda zarar görme eğilimi dolayısıyla risk çok azdır. örneğin cevap verme kapasitesi çok düşükse 10 verilebilir). Bu nedenle. örneğin çok sık görülmüşse 10 verilebilir. Olasılık: Tehlikenin görülme olasılığı (olasılığın büyüklüğüne göre 1-10’a kadar bir rakam verilir. Geçmişte tehlikenin görülme sıklığı: Aynı şekilde 1-10’a kadar bir rakam verilir. 4. Örneğin deprem çok ağır tahribat yapabileceği için 10 verilebilir. Risk Analizi Tehlikenin ortaya çıkma olasılığı ile zarar görme eğiliminin hangi düzeyde olduğunun karşılaştırılmasıdır. RİSK= (A+B+C+D)*E Afet ve acil duruma yaklaşırken. "Afetlerin çoğu aslında çözülmemiş kalkınma sorunlarıdır" denilebilir. 3. Organizasyonel durum/Cevap verme kapasitesi Afet halinde cevap verme kapasitesi (kapasite 1-10’a kadar değerlendirilir. 1. büyük bir deprem sonrası yeniden normale dönülmesi için planlama yapılması (recovery/rekonstruksiyon) gerekmektedir. 2. Tehlikeye hazırlıklı olmayan. Bu nedenle afete yol açabilecek tehlikeli durumlar için risk analizleri yapılmalı ve ona göre hazırlıklı olunmalıdır. zarar görme eğiliminin araştırılması ve risk hesaplamasının yapılması. Afete iyi hazırlanmış.zarar görme eğilimi azaltılabilir. Aşağıda risk analizine bir örnek verilmiştir. büyük bir afet olması halinde nasıl bir operasyon yapılacağı konusunda response&relief (afete cevap/kurtarma-iyileştirme) çalışmaları için] hazırlıklı olunması (preparedness).

selin vb) birbirini izleyen iki oluşu arasındaki süreye. Örneğin. Türkiye’de ortalama her bir buçuk yılda bir hasarlı bir deprem yaşanmaktadır. Bunu daha da ayrıntılandırmak gerekir ise. Afete Cevap Verme (Response) Afet olduktan sonra. her elli yılda bir orta şiddette (binlerle ifade edilen insan kırıma neden 385 . Primer Mitigation Tehlikenin varlığının (hazard) azaltılması (Selin önlenebilmesi için baraj yapılması gibi) Zarar görme eğiliminin (vulnerabilite) azaltılması (Yerleşim yerinin tehlikesiz bölgeye kaydırılması. malzeme. her tür afette yapılacak işler ve bunlar için yapılması gereken hazırlıklar / plan farklı (afet türüne özgü) olmak zorundadır. ödenek. yardım. toplumun barınma ve beslenme ihtiyaçlarının sağlanması. acı ve ızdırapların azaltılması. ihtiyaçların belirlenmesi. Bundan ötürü de. Yani. afetin etkisinin hafifletilmesi (mitigation/prevention) afet öncesi riskin elimine edilmesi veya azaltılması için yapılan korunma çalışmalarıdır. Buna karşın. arama ve kurtarma (Relief) çalışmaları ile acil tıbbi müdahale. restorasyonudur (Okullar.5. aynı türden bir olayın (depremin. Bu çalışmalar tehlikenin ve zarar görme eğiliminin azaltılmasına yönelik primer olabileceği gibi. araç-gereç ve yardımların organize bir şekilde harekete geçirilmesi için alınan önlemlerin tümüdür. Türkiye’de yıkımlı ve kırımlı depremler için ortalama bir buçuk yıldır. sessiz dönem adı verilir. dönemlerine göre şöyle sınıflanır ve düzenlenir. olayın görülmediği zaman aralığına. kamu ve özel kurum ve kuruluşların çalışmaya başlaması) Afetlerin kendine özgü bir seyri vardır. genel olarak tüm afetlerin beş dönemde cereyan ettiği kabul edilir. Sessiz Dönem Aynı bölgedeki. sınırlandırılması ve rehabilitasyonu kolaylaştıracak faaliyetlerin tümüdür. Bu dönemin uzunluğu olaya. depreme dayanıklı bina inşaat yönetmeliği hazırlanması ve uyulması için gerekli düzenlemelerin yapılması gibi) Sekonder Mitigation Tehlikenin etkisinin azaltılması (Cevap kapasitesi/Hazırlık) Hazırlık (Preparedness) Afet olduğunda etkili kurtarma/iyileştirme çalışmaları için güvenli bir ortamda personel. Afet süreçlerinde yapılacak / yapılması gereken bu genel işler. para. afetin olumsuz sonuçlarının yaygınlaşmasının önlenmesi. başka bir anlatımla. Türkiye’de 1900’den günümüze dek her beş on yılda bir hafif şiddette (yüzlerle ifade edilen insan kırıma neden olan). Başka yerleşim yerine taşınma. Rehabilitasyon Temel sosyal fonksiyonların yeniden işler hale gelmesi. bölgeye ve ülkeye göre değişir. olay sonrası etkin bir cevap verme şeklinde sekonder de olabilir.

ilgili uç birimleri haberdar eder. Her ne kadar hazırlıklı olunur ise olunsun afete neden olan olayın başlaması ile 386 . Toplumun afete karşı hazırlıklı ve bilinçli hale getirilmesi 7. 2. Afete ilişkin hizmetleri yürütecek örgütlerin kurulması 2. Haber verme: Öncelikle afet yönetim birimleri (ilgili bakanlıklar. 9. Afet planlarının hazırlanması 4. Afet bölgesindeki halk. Afet izleme ve değerlendirme sistemlerinin 3. olay hakkında bilgilendirir ve onları da alarma geçirir. Sektörlerin alarma geçmesi: Haberi alan sektör yönetimleri derhal kriz masasını toplayarak.olan) ve her 100-200 yılda bir ise ağır şiddette (on binlerle ifade edilen insan kırıma neden olan) deprem yaşanmaktadır. afete karşı birincil önlemlerin alındığı. Sessiz dönem. 3. Olası yıkımlar ve kırımlar öngörüler üretilir. Yasal düzenlemelerin yapılması. hazırlıkların ve planların yapıldığı dönemdir. İzolasyon Dönemi Afete neden olan olayın başladığı andan. Erken haber alma ve tahminlerde bulunma: Olası bir afetin ön bulgu ve belirtileri izlenerek bu bulgu ve belirtiler değerlendirilir. yer sarsıntısı) haber alındıktan sonra. Kızılay vb) olay ve şiddeti konusunda bilgilendirilir ve alarm durumuna geçmeleri sağlanır. Toplumun hazır hale getirilmesi Alarm Dönemi Afeti tetikleyen olaydan (rüzgar. Gerekli yasal düzenlemelerin yapılması 5. yani düşünsel ve fiziksel yapının oluşturulduğu / güçlendirildiği. Afete tetikleyen bir olaydan birkaç dakika önce bile haberdar olunması çok önemlidir. hasar durumu ve nasıl davranılması gerektiği konusunda ayrıntılı bilgi verilir. sel) önceden haber alınması ve afet bölgesinden halkın tahliye edilmesi olanaklı olabilmektedir. ordu. 8. 4. Deprem gibi bazı afetlerin zamanının önceden tahmin edilmesi olanaksız iken bazılarının (kasırga. Alt yapının güçlü hale getirilmesi 6. Bu süre olayın türü ve ülkeye göre değişir ve ortamla 2 ile 48 saat kadar olduğu kabul edilir. 1. Alarm sistemlerinin kurulması. Sessiz dönemde hazırlanmış olan tahliye ve geçici yerleşim planlarında kimin nerede nasıl toplanacağı ve nereye yerleştirileceğine dair ayrıntılar bulunmalı ve bu ayrıntıları halk bilmelidir. şiddeti. Bu takdirde ölüm ve yararlanmaların çoğu ve hatta tamamı önlenebilir. Genellikle 6 ile 72 saat kadar sürdüğü kabul edilir. Alarm döneminde şu iş ve işlemler yapılır. toplumun hazırlık ve bilinç düzeyine göre değişir. Afetin olması halinde etkileyeceği bölge ve nüfus tahmin edilir. Daha sonra halka bilgi verilerek olayın etkilediği alanlar. Sürenin uzunluğu afetin türü. gerekiyor ise güvenli bölgelere toplanır ve bu durum uzun sürecek ise geçici yerleşim uygulanır. Bu dönemde yapılacak işlerin başlıcaları şöyle sıralanabilir: 1. toplumun afet şoku ve izolasyonunu üzerinden attığı ana dek geçen süreye bu ad verilir. yağış. olayın başlamasına dek geçen süreye bu ad verilir.

özellikle de kamu görevinde çalışanlar. Aile içi yardımlaşma 3. ülkenin baş etme olanaklarına göre bu süre değişir. Afetin türüne. Bu dönemde sırası ile şu eylemler yapılır. kendi görev yerine giderek kurumunun yürütmesi gereken işlerde yerini alır. Geçici yerleşimin sağlanması: Afetzedelerin barınma. olay hakkında ayrıntılı bilgi toplar. su. triaj ve şok giderme: Afetten sonra dış yardımların en önemli ve ivedi işlevi kurtarma. Afete Yaklaşımda 1. Afetlerde. nüfus ve meydana gelen yıkımın ile kırımın boyutlarının saptanması: Yardımların etkili ve eşgüdümlü olması iyi bir ön değerlendirmeye ve merkezi eşgüdüme bağlıdır. Organize olma ve organizasyondaki yerini alma: Aile ve komşularına karşı görevlerini tamamlayan bireyler. İzolasyon döneminde esas yapılması gereken iş. Geçici yerleşimi kendi içinde kısa süreli ( yaşam idamesi / ilk üç ay içinde ) ve gerçek geçici yerleşim ( altı aydan iki yıla dek) olarak ikiye ayırmak olasıdır. öğrenerek acil gereksinimlerini karşılama hazırlıklarını yapar. 4. sosyal çevrenin. su gibi temel ihtiyaçlarının bir süre için karşılanması anlamına gelir. Rehabilitasyon Dönemi Geçici yerleşimin tamamlanmasından. Ayrıntılı bilgi edinme: Yukarıda sıralanan iş ve işlemleri tamamlayan bireyler. yetkili makamlarla iletişim kurmaya çalışır. Genellikle üç ay ile üç yıl süreceği varsayılır. kurumların. ilkyardım ve şok gidermedir. şiddetine ve bölgenin. Yakın çevre kurtarması 4. 1. 3. çadırkent ve benzeri yerlere ve kamp şeklinde yerleştirilmeleridir. Sürenin uzunluğu. Dış Yardım Dönemi Olaydan dış kaynakların (idari birimlerin. Kurtarma ve ilkyardım çalışmaları olay anından hemen sonra başlayarak 6 –10 gün kadar sürer. beslenme. sağlık hizmeti. su giysi gibi olanakların sağlanarak. kendi kendini kurtarma ve şoktan çıkarak organize olmadır. kaos ve şok yaşanacaktır. 5. merkezi afet yönetiminin ve uluslararası kuruluşların) haber almasından başlayarak olay yerine gönderilen dış yardımların bitimine dek olan süreye bu ad verilir. gıda. Kurtarma. afetin şiddeti ve ülkenin sosyo-ekonomik koşullarına göre değişir.birlikte bir panik. yer ve kaynaklarını. Bu kapsamda ve izolasyon döneminde yapılacaklar şöyle sıralanabilir: 1. Yaşam idamesinden kasıt afetzedelere olabildiğince çabuk sıcak yemek. 2. giyinme. her anlamda. Kendi kendini kurtarma 2. afet öncesi duruma getirilmesine dek süren zamana bu ad verilir. örgütlü davranmayı engelleyen en önemli iki konudan biri plansızlık / hazırsızlık iken ikincisi de aceleciliktir. Genel olarak üç gün ile üç ay kadar sürer. Afetten etkilenen bölge. Dış yardımlar konusunda aceleci davranmamak gerekir. Olası büyük bir afetin etkilerinin detaylı analizi 387 .

sağlık kuruluşlarının olağan ve acil durum kapasiteleri ile önceki afet 388 . afete dönüşmesini önlemektir. (b) Hazırlıklı Olma Afetin önlenmesi kadar. 3. değerlendirilmesi. AFETLERDE SAĞLIK KONU ve AMAÇLARI Afetlerden önce ve sonra halk sağlığı hizmetlerinin yeri ve önemi nedir? 1. sel gibi afetlerde önleme çalışmalarının büyük etkisi bulunmaktadır. Etkileri hafifletme programları 5. (a) Önleme Doğal afetlerin pek çoğu önlenemezse de çığ. Komünikasyon. baraj. 6. onaylanmış. 8. 5. 9. gereç. Ancak depremler önlenememektedir. Finansal ve diğer kaynakların mobilize edilebilmesi için tedbirler alınması. ve periyodik olarak denenmiş bir plandır. set. enformasyon ve erken uyarı sistemleri. sağlık kuruluşlarının araç. Normale dönme stratejilerinin uygulanması gerekir. 4. Çığların önceden top atışıyla düşürülmesi. personel nicelik ve niteliği. iyi bir plan yapılması ve bunun uygulanması için otoritenin olması ve tüm bunlar için kaynak bulunması gerekir Afete Hazırlıkta Yapılması Gereken Önemli İşler 1. jeofizik araştırmalarla toprak kayması olabileceği saptanan yerlerde yerleşimin önlenmesi. Medya ile koordinasyon/işbirliği. Yörenin afet/afetler yönünden risk taşıyıp taşımadığı açısından 2. Halk eğitimi programlarının geliştirilmesi. Afetlerden korunmada en önemli husus her düzeyde bir afet korunma planının hazırlanmasıdır. Halka yönelik bilgilendirme/eğitim programları 4. Afet anında uygun cevap ve koordinasyon sisteminin organizasyonu.2. Amaç olası afetlerin.uygulanmaya başlanmış. Standart uygulama ve kurallar konulması. Afet senaryolarının hazırlanması 3. Cevap kapasitesini artırma 6. kurumların iyi çalışıyor ve işbirliği içinde olması. tıbbi ve diğer malzeme. Toplumdaki cevap kapasitesini arttırmak için iyi bir enformasyon/iletişim sisteminin kurulması. afete hazır olmak da önemli olup durum saptanması öncelik taşır. Afet öncesi toplum ve bölgeye ilişkin coğrafi. toprak kayması. ağaçlandırma gibi sel önleyici çalışmaların yapılması bu tür önlemlerdir. demografik ve yapıların niteliği. 7. Cevap mekanizmalarının işe yaralılığının kontrol edilebilmesi için oluşturulan sistemin test edilmesi olarak sıralanabilir. Afet Korunma Planı Afet Korunma Planı afetin riskinin azaltılması ve ortaya çıkması halinde kaybın en az olması için yapılması gereken tüm faaliyetlerin ana hatlarını içeren yazılı. Birincil Koruma Koruyucu hizmetlerin en önemlisidir.

Beslenme açısından risk altında olanlar.5 gr/kg/gün. En erken ve etkin yardımın bu biçimde yerel halk tarafından sağlanıyor olması. maddi yıkım) gözönüne alınır (c) Erken Tanı ve Uyarma Yer kayması. mutfak malzemesi sağlanarak. çocuk. Sağlanacak gıda yardımında en büyük pay kolay saklanıp. 0-5 yaş grubundaki çocuklar ile gebe ve emzikli annelerdir. Beslenme bozuklukları daha çok afet sonrasında. erişkinler için 1 gr/kg/gün protein verilmesi gerekir. fırınlar ve gelen diğer gıda yardımı ile afetzelere yemek sağlanması. hamile ve emzikli kadınlara günde üç öğün yemek verilir. enerji ve protein kaynağı olarak genellikle yeterli olsa da. taşınabildikleri ve ülkemizin temel gıda maddesi olduğu için tahıllarındır. (4) On günden sonra: Afetzelere yakacak. Aslında afet sırasında ve hemen sonrasında resmi örgütlerin ve yardım kuruluşlarının yapabileceği şeyler de sınırlı kalmaktadır. Tahıl. Yetişkinlere günde iki öğün. Kurtarma çalışmalarına katılanların ve çocukların beslenmesi sağlanır (2) İlk iki gün: Önce hazırlanıp depo edilmiş ya da afetten kurtarılmış daha çok kuru besin maddeleridir (3) İki-on gün arasında: Sahra mutfakları. %15 i proteinlerden sağlanmalıdır. geçici yerleşim sırasında ortaya çıkmaktadır 389 . Çocuklar için 1. dengeli beslenme çok fazla önem taşımamakta. Beslenme stratejisini özetlemek gerekirse: (1) İlk birkaç saatte: Afetzelere sıcak içecek verilir. su baskını gibi afetleri önceden saptayabilmek olasıdır. tayfun. Kalorinin %65 i karbonhidratlardan %20 si yağlardan. Deneyimler afetten sağ kurtulanların %75’inin afetten 30 dakika sonra kurtarma ve enkaz kaldırma çalışmalarına başladığını göstermektedir. 2. Birincil korunmada olduğu gibi bunun da çok azı sağlıkla ilgilidir. stokların nerelerde bulunduğu vb. kendi yiyeceklerini kendilerinin hazırlamaları gerçekleştirilir. afet öncesi hazırlık ve eğitimin önemini bir kez daha vurgulamaktadır. yaralanma nedenleri ve sayısı. konularda önceden eğitilmelidir Afet sırasında ve hemen sonra yapılacak çalışmalar önem ve öncelik sırasıyla şunlardır: (a) Afete Uğrayan Bölge ve Etkilenen Nüfusun Belirlenmesi (b) Enkaz Kaldırma ve Kurtarma (c) Beslenme: Bu kişilere verilecek bir bardak çay. Afet süresi kısa bir dönemi kapsadığından. (5) Kişi başına ortalama günde 2000 Kcal sağlamak üzere diyet düzenlenmelidir. boşaltma ve kurtarma işlemlerinde karşılaşılan güçlükler. gerekli enerjinin sağlanması daha önemli olmaktadır. süt tozu ve peynir gibi diğer protein kaynakları ve özellikle A vitamini açısından desteklenmelidir. kuraklık. kimden emir alacağı. Çünkü afet sırasındaki ölüm ve yaralanmaların büyük kısmı ilk birkaç saatte olmaktadır. ocak. süt. yağ. Dışarıdan gelen yardımın afet bölgesine ulaşması ortalama 24 saati bulduğundan risk altındaki bölgelerde yerel halk afet anında neler yapacağı. beslenmelerini sağlamasa bile morallerini düzeltmede önemli bir rol oynar. İkincil Koruma Afet sırasında ve afetten hemen sonra alınan önlemleri içerir.deneyimleri (ölüm nedenleri ve sayısı.

(d) Barınma Afetzedelerin beslenmesi kadar barındırılması ve ısıtılması da önemlidir. üzerinden çıkan değerli eşyanın yakınlarına verilmesi. Çadırlar sekizer metre arayla düzgün sıralar halinde kurulur. konutu ve beslenmesi) bozulmuş ve koruyucu sağlık hizmetleri kesintiye uğramış bir toplum kalmaktadır. (6) Koruyucu hizmetlerin önemli bir bölümü aşılama hizmetleridir (h) Afete Bağlı İkincil Hastalıkların ve Ölümlerin Önlenmesi: Günümüze dek yaşanan afetler onu göstermiştir ki. (2) Tuvaletler. kayıt edilmesi. gıda ve kişisel hijyen çok önemlidir. atık ve vektör kontrolü gibi çalışmalara da özen gösterilmelidir. yerleşim yerleri ve su kaynaklarından uzak. idare çadırları) ve vatandaşların kaldıkları çadırlar ayrı iki bölüm halinde kurulur Çadırlarda kalacak insan sayısı 3 m2/kişi kriterine uygun olarak saptanır. bu günlerden sonra başlamaktadır. acil sağlık hizmetleri afetten sonraki birkaç gün için gereklidir. bir tuvalet. karıştırma sonrası 30 dakika bekletilir. drenajı kolay. (2) Sodyum hipoklorit solüsyonu suya Tablo I’deki gibi eklenir. Yakılarak ya da gömülerek yok edilir. ilk ele alınması gereken çevre sağlığı hizmeti afetzedelere su sağlanmasıdır. (5) Enkaz altından çıkartılan cesetlerin tanımlanması. Hazırlanan su. Sağlık sektörünün esas ve ağırlıklı görevi ise. Su sağlığı (1) İzolasyon döneminden ya da şoktan çıktıktan hemen sonra. (4) Afetlerden sonra fare. sinek. Eğer çamaşır suyu içindeki klor düzeyi bilinmiyorsa 10 damla/litre eklenmelidir. 390 . hastane. Olmazsa dozu yenileyip 50 dakika bekletmek gerekir. Çünkü. Hafif bir klor kokusu olmalıdır. besini. Hizmet bölümü (yemekhane. (3) Çöpler ağzı kapalı bidonlarda saklanır. hafif eğimli alanda. 200 litrelik bir su deposu bulunur (e) Ulaşım ve Haberleşme (f) Güvenlik (g) Koruyucu Sağlık Hizmetleri – Çevre Sağlığı: Koruyucu hekimlik ve çevre sağlığı hizmetleri sağlık hizmetlerinin en önemlilerindendir: (1) Temiz ve yeterli su sağlanması önceliklidir. Her 1000 kişiye beş tuvalet hesaplanmalıdır. ayrı bir organizasyonu gerektirir. acil hizmetler bittikten sonra geriye. sivrisinek üreme yerleri ve çöplük gibi sakıncalı yerlere uzak yerlerde kurulmalıdır. koku çıkmayacak ve kolayca temizlenecek biçimde yapılmalıdır.(6) Önemli bir diğer konu da gıda hijyenidir. pire ve diğer vektörlerin kontrolü önemlidir. hijyenik koşulları (suyu. Afet yerlerinde daha çok kuru tip hela çukurları kullanılmalıdır. sineklere kapalı. Özellikle su. Ayrıca. bit. dini törenin yapılıp. 5-6 çadır için bir çöp bidonu. sık toplanır. Yollara ve su kaynaklarına yakın. cesetlerin gömülmesi. Çadırlarda ısınma ve aydınlatma için araç-gereç sağlanır.

Su bulanıksa miktar 10 damla olmalı. aydan itibaren kızamık aşısı yapılmalıdır. Afetlerden Sonra Epidemi Riski Oluşturan Hastalıklar ve İlgili Çevre Faktörü 1. Toplumun afet sonrasında büyük bir psikolojik ve sosyoekonomik yıkıntı içinde olduğu unutulmamalıdır. Tüberküloz: Kalabalık faktörü ve beslenme 6. (4) Potasyum Permanganat: Daha çok kuyu. depolama tankları gibi fazla miktarda sular için kullanılır. en azından 30 dakika bekletilmelidir. Kızamık: Kalabalık faktörü. 1lt suya 40mg eklenerek kullanılır. kötü barınma koşulları 8. kalabalık faktörü 7. doğum hijyeni 10. Sıtma: Vektörler. burs sağlama. toplumun yeniden örgütlenmesini sağlama. Uyuz: Kalabalık faktörü ve kötü hijyen 9. dizanteri): Su ve gıda hijyeni ve kalabalık faktörü 2. Solunum yolu enfeksiyonları: Kalabalık faktörü ve barınma hijyeni 4. Üçüncül Koruma Afetzedelerin önce yakınlarının yanına ya da geçici yerleşim bölgelerine taşınıp. Oral fekal bulaşanlar (kolera. Solüsyon hazırlığı: Evde ecza dolabı ya da ilk yardım setinde bulunan iyot eriyiği (%2’lik) su dezenfektanı olarak kullanılabilir. Potasyum permanganat Vibrio cholerae dışında patojen organizmalara karşı etkinliği kuşkuludur. Suyun özelliğine göre katılacak Sodyum hipoklorit miktarı İstenen Klor Temiz Bulanık Suya Düzeyi Suya (Damla/Litre) 1 ppm 10 20 4-6 ppm 2 4 7-10 ppm 1 2 (3) İyot Bileşikleri: En uygun ve güvenilir iyot tabletidir. kaynak. Tetanos. Anemi ve vitamin yetersizlikleri: Yetersiz beslenme 3. Eğitim ve sağlık hizmetleri. yiyecek ve yakacak sağlama. kredi verme. yerleştirilmesi bir yandan da yıkıntıların kaldırılıp yeni binalar kurulması en önemli rehabilitasyon hizmetidir. (5) Bağışıklama: Temel aşılama her koşulda devam ettirilmelidir. 391 . Devletin ve gönüllü kuruluşların destekleri en çok bu dönemde gerekli olmaktadır. iş bulma.Tablo I. gazlı gangren: Kötü çevre ve yaralanmalar. Meningokal menenjit: Kalabalık faktörü 5. Olağanüstü koşullarda yaşayan çocuklar arasında en öncelikle yapılması gereken aşı kızamık aşısıdır. Bağırsak parazitleri: Su ve tuvalet hijyeni. geçici iskan sağlama ve eski bölgeye yerleştikten sonra başlatılan rehabilitasyon çalışmaları ilk akla gelen desteklerdendir. kötü barınma ve beslenme 3. Bu solüsyon 1m3 suyu 24 saatte dezenfekte edecektir. Damla iyot eriyiği 1lt temiz suyun dezenfeksiyonu için yeterli olacaktır. tifo. Çadırkentlerde yaşayan bebeklere 6. Bu koşullarda toplu halde yaşayan çocuklar önceki aşılanma durumlarına bakılmaksızın kızamık aşısı ile derhal aşılanmalıdır.

Briggs SM. Akdur R.Yurdakök K. Toole MJ.. The role of the rapid assesment.KAYNAKLAR 1. Afetlere Hazırlık ve Afet Yönetimi: Afetlerde Sağlık Hizmetleri Yönetimi Kurs notları Sağlık Bakanlığı sağlık Proje Genel Koordinatörlüğü 24-28 Ekim 2000-YALOVA 2. Chen LC Harvard University Press London 1999 392 . Afet ve Afetlerden Korunma: Afetlerde Sağlık Hizmetleri Yönetimi Kurs notları Sağlık Bakanlığı sağlık Proje Genel Koordinatörlüğü 24-28 Ekim 2000YALOVA 3. In Humanitarian Crises.. the Medical and public Health response Leaning J.

bir hastalığın belirli bir bölgede sürekli olarak yüksek düzeyde görülmesidir. bir hastalıkla ilgili verilerin. Kaynağın bulunması (filyasyon) 2. hastalığın seyrine göre önlemler alınır. Barınma hijyeni 4. infeksiyon etkeninin üzerinde yaşadığı. En iyi önlem hastalığa neden olan etkenin ortadan kaldırılmasıdır. bir bulaşıcı hastalığın. belirli bir bölgede. Bu önlem ise hastalığın bulaşma yolunun bilinmesi ile başarılabilir. Sağlık eğitimi 5. Endemi. belirli bir süre içinde beklenenin üzerinde hızlı bir artış göstermesidir. bir bulaşıcı hastalığın görülme düzeyinin. ürediği. Sağlık eğitimi 8. bitki ya da toprak gibi cansız varlıkların tümüdür.12. Pandemi. Bağışıklama 2. Hastalıkların kontrolü hastalığın doğal seyri ile yakından ilişkilidir. düzenli olarak toplanması. BULAŞICI HASTALIKLAR EPİDEMİYOLOJİSİ ve KORUNMA YOLLARI Sürveyans. duyarlı bir konakçıya geçebilmek üzere çoğaldığı insan. Taşıyıcı aranması 6. Kaynak. Hastalığın bildirilmesi 3. analizi. Kemoprofilaksi 3. Nüfus hareketlerinin kontrolü Sağlam Kişilere Yönelik Önlemler 1. Salgın (epidemi). rapor edilmesidir (bildirim). Sürveyans 7. yorumlanması. Bir başka önlemde konakçıya yönelik alınacak önlemlerdir. uluslararası ya da kıtalararası yayılım göstermesidir. hayvan. yaşamını sürdürmek için bağımlı olduğu. Çevre koşullarının düzeltilmesi (a) Su hijyeni (b) Besin hijyeni (c) Atıkların uzaklaştırılması 2. Bulaşıcı hastalıklarla mücadelede temel olay enfeksiyon zincirini kırmaktır. Hastaların tedavisi 4. Karantina 393 . İzolasyon 5. Zoonozlarda hayvanların yok edilmesi Bulaşma Yoluna Yönelik Önlemler 1. Hastalık kontrolünde. Kaynağa Yönelik Önlemler 1. Kişisel hijyen önlemleri 3.

ya da özel sağlık kuruluşları (özel hastaneler. herhangi bir bölgede görüldüğü hususunda ilgili birimlerin haberdar edilmesini. “D Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”dır. Form 014 ile İlçe Grup Başkanlıkları veya İl Sağlık Müdürlüğüne bildirim yapılır. “GRUP A” HASTALIKLAR Bu grupta (Tablo I) bulunan hastalıkların bildirimi. ay sonunda Form 017/A’ya kaydeder ve AYLIK olarak İl Sağlık Müdürlüklerine bildirim yaparlar. Ay sonunda Form 016’da bulunan hastalıklar Form 017/A’ya kaydedilir. • Sağlık ocakları Form 014 ile bildirilen hastalıkları Form 016’ya işleyip. Vaka başka bir sağlık ocağı bölgesi kayıtlarında ise. Sağlık eğitimi 5. Dördüncü grup. SSK ve askeri hastaneler). bildirimi zorunlu bir bulaşıcı hastalığın bir sistem içinde belirli bir zaman aralığında ilgili yerlere istatistiksel ve epidemiyolojik amaçlı bildirilmesini ifade etmektedir. “C Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”. “B Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”. • Vakanın tespit edildiği gün. Form 017/A’lar AYLIK olarak İl Sağlık Müdürlüklerine gönderilir. Türkiye genelinde hizmet veren bütün sağlık kuruluşlarından yapılır. “İhbar”. Sağlıklı beslenme BİLDİRİMİ ZORUNLU BULAŞICI HASTALIKLAR ve BİLDİRİM SİSTEMİ Sağlık Bakanlığınca “BULAŞICI HASTALIKLARIN İHBARI ve BİLDİRİM SİSTEMİ YÖNERGESİ” 2004 yılında yayımlanmıştır. hekimler) tarafından saptanmış ise. • Vakalar Form 016’ya (Bildirimi Zorunlu Hastalıklar Tespit Fişi) günlük olarak işlenir. İkinci grup. Sağlık Bakanlığı eğitim hastaneleri. “A Grubu Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar”. Grup A Hastalıklar sağlık ocaklarında saptanmış ise. Yönergede ihbar ve bildirim ifadeleri açıklanmıştır.4. üniversite. • Form 014’e (Bildirimi Zorunlu Hastalıklar Fişi) işlenir ve hemen ilgili sağlık ocağına gönderilir. “Bildirim”. bildirimi zorunlu olan bir bulaşıcı hastalığın. Birinci grup. Grup A Hastalıklar yataklı tedavi kuruluşları (devlet hastaneleri. • İl Sağlık Müdürlüğü’nde sağlık ocaklarından gönderilen Form 017/A’ların icmali yapılarak Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğüne(TSHGM) AYLIK olarak gönderilir. Bildirimi Zorunlu Bulaşıcı Hastalıklar dört gruba ayrılmıştır. 394 . Üçüncü grup. • İlçe Grup Başkanlıkları ve İl Sağlık Müdürlükleri Form 014 ile bildirilen vakaları bağlı oldukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırır ve ilgili sağlık ocaklarına Form 014’leri gönderirler.

0(312) 4356937]. Grup C hastalık bildirimleri tanımlanan sağlık kuruluşlarından İlçe sınırlarında hizmet verenler İlçe Grup Başkanlıklarına veya İl merkez sınırları içinde hizmet verenler İl Sağlık Müdürlüğüne “Form 014” ile GÜNLÜK olarak yapılır. İl Sağlık Müdürlüklerinde Form 014’lerin bağlı bulundukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırımı yapılır. 0(312) 435-2979. “Sürveyans Tipi” bölümünde belirtilen sağlık kurum ve kuruluşlarından yapılır. Grup B bildirimi zorunlu hastalıklar listesi • • • • Çiçek Sarı Humma Epidemik Tifüs Veba “GRUP C” HASTALIKLAR Bu grupta (Tablo III) bulunan hastalıkların bildirimleri. Ayrıca İl Sağlık Müdürlüğüne de hemen telefonla bildirilir. ülkemizdeki hangi sağlık kuruluşu tarafından tespit edilmiş olursa olsun. salgın araştırma. Buna göre. Grup A bildirimi zorunlu hastalıklar listesi • • • • • • • • • • • • AIDS Akut kanlı ishal Boğmaca Bruselloz Difteri Gonore HIV enfeksiyonu Kabakulak Kızamık Kızamıkçık Kolera Kuduz ve kuduz riskli temas • • • • • • • • • • • Meningokoksik menenjit Neonatal tetanoz Poliomiyelit Sifiliz Sıtma Şarbon Şark çıbanı Tetanoz Tifo Tüberküloz Akut viral hepatitler “GRUP B” HASTALIKLAR Bu grupta (Tablo II) bulunan hastalıklar. 1. Tablo II. bu dökümanın Grup C hastalıklar için hazırlanmış “Standart Tanı Kriterleri” kısmında. İl Sağlık Müdürlükleri ve TSHGM Bulaşıcı Hastalıklar Daire Başkanlığı hastalıkla ilgili araştırmayı birlikte yaparlar. her sağlık kuruluşundan yapılmaz! Bildirimler.. İlçe Grup Başkanlıkları kendilerine gelen “Form 014”leri İl Sağlık Müdürlüğüne gönderir. vaka 395 . Bildirimler Sağlık Bakanlığı TSHGM Bulaşıcı Hastalıklar Daire Başkanlığına telefon açılarak yapılacaktır [0(312) 435-3215. Hastalık ile ilgili filyasyon.Tablo I. 2. Grup B’de yer alan hastalıklar aynı zamanda DSÖ’nün Uluslararası Sağlık Düzenlemeleri (1969-International Health Regulations) çerçevesinde uluslararası bildirimi zorunlu olan hastalıklardır. bütün sağlık kuruluşlarınca tespit edildiği anda ihbarı zorunlu olan hastalıklardır. 3.

Bölge ve Merkez Hıfzıssıhha Laboratuvarları. Devlet Hastaneleri. “Sürveyans Tipi” bölümünde belirtilmiş olan laboratuvarlardan yapılır. Buna göre.araştırması çalışmalarının başlatılması ve/veya sağlık ocağının bilgilendirilmesi için ilgili sağlık ocağına gönderilir İl Sağlık Müdürlükleri tarif edilen sağlık kuruluşlarından ve İlçe Grup Başkanlıklarından gelen Form 014’lerin AYLIK olarak icmallerini yaparak. Bildirim sorumlusu HAFTALIK olarak Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerinin icmalini yaparak Form 017/D’yi doldurur. Hastalık ile ilgili filyasyon. tanımlanan laboratuvarlardan Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerini bağlı bulundukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırımı yapılır. vaka araştırması çalışmalarının başlatılması ve/veya sağlık ocağının bilgilendirilmesi için ilgili sağlık ocağına gönderilir Tanımlanan laboratuvarlardan gelen Form 017/D’lerin icmalini yapar AYLIK olarak İl Sağlık Müdürlüğüne gönderir. Grup D içinde yer alan enfeksiyon etkenlerinin herhangi biri için standart kriterler uyarınca pozitif bir bulgu elde ettiğinde. Form 017/D ve Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerini İlçe Grup Başkanlıkları veya İl Sağlık Müdürlüğüne gönderir. 2. bu dökümanın Grup D için hazırlanmış “Standart Tanı Kriterleri” kısmında. Söz konusu enfeksiyon etkenlerinin bildirimleri de her sağlık kuruluşundan değil. vaka araştırması çalışmalarının başlatılması ve/veya sağlık ocağının bilgilendirilmesi için ilgili sağlık ocağına gönderilir 396 .influenza Tip b (Hib) Enfeksiyonu • İnfluenza • Kala-Azar • Konjenital Rubella • Lejyoner Hastalığı • Lepra • Leptospiroz • Subakut Sklerozan Panensefalit (SSPE) • Şistozomiyaz • Trahom • Toksoplazmoz • Tularemi “GRUP D” ENFEKSİYON ETKENLERİ: Bu grupta (Tablo IV) diğerlerinden farklı olarak bildirimi zorunlu olan hastalık değil enfeksiyon etkenidir. Hastalık ile ilgili filyasyon. SSK ve Askeri Hastanelerin laboratuvarları ile diğer kamuya ait hastanelerin laboratuvarları. Tanımlanan laboratuvarlar. Grup D enfeksiyon etkenlerinin bildiriminden sorumludurlar. İl Halk Sağlığı Laboratuvarları. Grup C bildirimi zorunlu hastalıklar listesi • Akut Hemorajik Ateş • Creutzfeldt-Jakob Hastalığı • Ekinokokkoz • H. Tablo III. İlçe Grup Başkanlıkları. salgın araştırma. İl Sağlık Müdürlüklerinde Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişlerini bağlı bulundukları sağlık ocağı bölgesine göre ayırımı yapılır. 1. 3. “Form 017/C”yi doldurur ve Sağlık Bakanlığı TSHGM gönderirler. salgın araştırma. Üniversite. GÜNLÜK olarak Kurumunun bildirim sorumlusuna “Grup D Enfeksiyon Etkenleri Bildirim Fişi” ile bildirir.

C. • Entamoeba histolytica • Enterohemorajik E. Sürveyans ve Laboratuvar Rehberi. 2005. • Shigella sp. 397 . temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü. AYLIK olarak İle ait Form 017 D’yi doldurur ve Sağlık Bakanlığı TSHGM gönderirler. T. Grup D bildirimi zorunlu enfeksiyon etkenleri ve hastalıklar listesi • Campylobacter jejuni • Chlamydia trachomatis • Cryptosporidium sp. Tablo IV.İl Sağlık Müdürlükleri tarif edilen sağlık kuruluşlarından ve İlçe Grup Başkanlıklarından gelen Form 017/D’lerin icmallerini yapar. Ankara. Sağlık Bakanlığı.coli • Giardia intestinalis • Salmonella sp. • Listeria monocytogenes KAYNAK Bulaşıcı Hastalıkların İhbarı ve Bildirimi Sistemi Standart Tanı.

Çevreye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri (Sağlık dışı sektör ve meslek grupları tarafından yürütülür. Görevinizi tamamladığınızda. c. denetim ve yol göstermedir) (1) Yeteri kadar ve temiz içme suyunun sağlanması. eğitim. özel dal hastaneleri).) 398 . Siz iyi bir öğretmensiniz.) b. 2. SAĞLIK HİZMETLERİNDE SAĞLIK EĞİTİMİNİN YERİ ve ÖNEMİ Sağlık hizmetleri aşağıdaki başlıklar altında incelenmektedir (1.13. İkinci basamak tedavi hizmeti (Yataklı tedavi kurumlarında tedavi). Onları sevin. 3. Eğer insanlar “Biz onu kendimiz yaptık” diyorlarsa. Tedavi edici sağlık hizmetleri (Sağlık personeli tarafından yürütülür) a. Üçüncü basamak tedavi hizmeti (Üst düzeyde uzmanlaşmış ve ileri teknoloji kullanılan merkezler: Üniversite hastaneleri. Birinci basamak tedavi hizmeti (İlk başvuru ve ayakta tedavi). b. (5) Kemoproflaksi (İlaçla koruma). İşinizi bitirip. Tıbbi rehabilitasyon (Sağlık personeli tarafından verilir. Sağlık sektörünün görevi. b. Ve sahip oldukları üstüne kurun çalışmalarınızı. (3) Besin hijyeni. SAĞLIK EĞİTİMİ İnsanlara gidin. Kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri (Sağlık personeli tarafından yürütülür) (1) Kişisel hijyen. (4) Aile planlaması. Koruyucu sağlık hizmetleri a. Onlardan öğrenin. Aralarında yaşayın. (4) Konut sağlığı. 2. (3) Bağışıklama. Eski bir Çin şiiri. (5) Vektörlerle mücadele. (7) Beslenmenin iyileştirilmesi. Rehabilite edici sağlık hizmetleri: a. (2) Katı ve sıvı atıkların zararsız hale getirilmesi. Sosyal rehabilitasyon (Sosyal hizmet kurumları ve personeli tarafından verilir. Onların bildikleriyle başlayın işlerinize. (2) Sağlık eğitimi. danışmanlık. 3): 1. (6) Erken tanı ve tedavi.

davranışını geliştirerek. TSK İç Hizmet Kanunu “Sağlık İşleri” bölümünün ilk maddesi olan 57 nci maddede. Silahlı Kuvvetler. Başka bir deyişle Sağlık eğitiminde amaç. kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri içinde yer almaktadır. Eğitimde amaç. sağlıklarını koruyabilir. sağlık hizmetlerine katılabilir. toplumun her kesiminden gelen gençlerin toplandıkları önemli bir eğitim yeridir. aynı zamanda bir sağlık eğitimcisi olduğunu unutmamalıdır (1). yurdun her bölgesinden. Halk Eğitimi. Askerlere sağlık eğitimi verilmesi. askerlerin fizik ve moral durumlarını takip ve koruyucu tababetin tatbiki esastır. belirlenmiş olan bilgilerin kişilere benimsetilmesi. Yani öğretimde amaç. bu sağlık eğitimi olarak adlandırılır. “Silahlı Kuvvetler sağlık işlerinde. Konuya başka bir açıdan bakacak olursak. Sağlığın korunması. bilginin uygulanmasının sağlanması. sağlık sorunlarını çözebilir. Sağlık hizmeti sunan her branştaki sağlık personeli. kişilerin davranışlarında istenen davranışlar meydana getirilmesidir. Sağlık eğitiminin başarısı. sağlık haklarını savunabilir duruma getirmek için uygulanacak sağlık eğitimidir. Sağlık eğitimi. eğitimci ile hedef kitle arasında kurulan iletişimin başarısına bağlıdır.” “Bu hizmetin yürütülmesinden ve görülmesinden kıta kumandanları veya kurum amirleri ile bunların tabipleri sorumludur. Silahlı Kuvvetlerin ülke sağlık düzeyine sağlayabileceği en önemli katkılardan birisi olarak düşünülebilir. sunulan sağlık hizmetlerinden etkin ve doğru olarak yararlanma bilincinin kazandırılması hedefleniyorsa. TSK ve Sağlık Eğitimi TSK’ndeki sağlık hizmetlerinin nasıl yürütüleceği TSK İç Hizmet Kanunu ile belirlenmiştir. kişilere belirlenmiş olan bazı konuların anlatılması ve bunları bilmelerinin sağlanmasıdır. TANIMLAR Öğretim. sağlıklı yaşam sürmeleri için kişilere sağlıklarını korumalarını ve geliştirmelerini. bireylere sağlıkla ilgili olumlu tutum ve davranışların kazandırılması ile mümkündür. olumlu bir çevre yaratmalarını ve tedavi imkanlarından yararlanmalarını sağlayacak davranışlar kazandırmaktır. Sağlık eğitimi. toplumu oluşturan kişilerin.” hükmü yer almaktadır. madde) 399 . askerlerin sağlığının takibini ve korunmasını istemektedir ve bunu komutanların ve tabiplerin sorumluluğuna vermiştir. sağlam veya hasta kişiler ile doğrudan ilişki içinde olan her sağlık görevlisinin sorumluluğudur. okul içinde ve dışında. sağlık bilincini. birey ve toplumu hastalıklardan koruma ve yaşam kalitesini yükseltme konusunda yardımcı olan uygulamalardır. bunun yanında bazı becerilerin kazandırılması ve bunların benimsetilmesi için. (Halkın Sağlık Eğitimi Yönetmeliği. belirli bir plan ve program çerçevesinde yürütülen çabalar ise eğitim olarak tanımlanır (2). Bu ise sağlık eğitimi ile sağlanabilir. İç Hizmet Kanunu. kişilerin belirlenmiş olan bilgileri bilmeleridir (2) Eğitim: Bireylere yeni bilgilerin öğretilmesi.Sağlık eğitimi. 15. Eğer eğitimde. kişilere gerekli önlemlerin öğretilmesi. sağlıklı bir yaşam sürmeleri için. benimsetilmesi ve davranışlarına yansıması.

Değerlendirme. Yiyecek ve içeceklerle bulaşan hastalıklar. b. imkanlar dahilinde en ilgi çekici şekilde planlanmalıdır.SAĞLIK EĞİTİMİNİN PLANLANMASI Belli bir bölgedeki bireylere. Çevrenin temizliği. Kan yoluyla bulaşan hastalıklar. c. Değerlendirme aşamasıdır. Kanser haftası. koşullarına göre işlenecek konular ve verilecek bilgiler seçilip. Toplumdaki sağlık sorunları ve eğitim ihtiyaçları belirlenir. ev kazaları). Aile planlaması. bu işle görevlendirilmiş organlar tarafından. onu tehlikelerden korumanın en önemli hak ve aynı zamanda bir görev olduğunun öğretilmesi ve benimsetilmesidir. e. 400 . en kıymetli servetin sağlık olduğunun. f. kişilere öncelikle sağlığın değerinin. sağlıkla ilgili bazı davranışları kazandırmak amacıyla. topluluğun gereksinimlerine. f. Programda öngörülenler uygulamaya konulur. b. Belirlenmiş olan eğitim ihtiyaçlarıyla ilgili olarak amaçlar belirlenir. Hazırlanmış olan plan. c. vb. 6. e. e. konular seçilebilir. Solunum yoluyla bulaşan hastalıklar. Kızılay haftası gibi özel gün ve haftalarda. 5. Özel gün ve haftalara göre sağlık eğitimi: a. Verem haftası. Belirlenmiş olan amaçlara ulaşabilmek için. c. 2. Sağlığa zarar veren alışkanlıklar vb. bu günlere özel konular seçilebilir. İlkyardım eğitimi. 4. 2. Sağlık Eğitimi Planlamasında Basamaklar (2) Sağlık eğitimi planlaması 6 basamakta gerçekleşir: 1. d. belli bir zaman diliminde yürütülen faaliyetlerin tümü sağlık eğitimi planlaması olarak tanımlanır. Sakatlar günü. İlaç tasarrufu. 3. 3. konular seçilebilir. d. iş. Kazalar (trafik. d. bilinçli ilaç kullanımı. Kişisel hijyen konuları. b. belirlenmiş olan konunun hedef gruba nasıl anlatılacağı konusunda bir plan yapılır. Yetişkinlerin ihtiyaç duyabileceği düşünülen konular: a. Dünya çevre günü ve çevre haftası. Sağlıklı beslenme. bulaşma ve korunma yolları. başlangıçta belirlenmiş olan hedeflere ulaşabilmek için. Ülke veya bölge düzeyinde en önemli sağlık sorunları: a. SAĞLIK EĞİTİMİ KONULARININ BELİRLENMESİ Sağlık eğitiminde yapılacak ilk iş. eğitimin verileceği hedef gruplar tespit edilir. Her bölgenin. Temasla bulaşan hastalıklar. daha önce saptanan araçlar kullanılarak. ayrıntılandırılır ve bir program haline getirilir. Sağlık eğitimi konuları nasıl seçilebilir? (2) 1. sağlık eğitimi planlaması ve uygulamasının her aşamasında yapılır.

neler hissettiklerini ve neler yaptıklarını öğrenmek amacıyla uygulanır. sağlıkla ilgili sloganlar ve kompozisyonlar yazdırılabilir. Eğitimci ve eğitilenleri yormamasına dikkat edilmelidir. c. Öğretmek. Eğitici önce kendisi yapar. şu amaçlara yönelik olmalıdır: 1. kişisel düşüncelerini ve özelliklerini de buna katarak eğitimi yürütür. en güvenilir ve en kısa yolu tanıtır. Bu durum. Eğitim yöntemlerinin seçiminde göz önünde bulundurulması gereken ilkeler şunlardır (2): 1. sonra yaptırır. Bunun dışında. etkinliği yüksek fakat pahalı ve dolayısıyla verimliliği düşük bir yöntemdir. Toplum eğitimi yöntemleri. Eğitimci. Sağlık eğitimi yöntemleri. Eğitim yöntemleri 3 ana başlık altında incelenmektedir: 1. 2. doğruluğu genel olarak kabul edilmiş. Bu sırada. 4. belli durumlar için belli kurallar verir (2). kavram ve gerçekleri incelemede tutulan sistemli yol demektir. Ziyaret yöntemi: Eğitim konusuyla ilgili yerler ziyaret edilebilir. izlenen “yöntem”e bir parça özellik katmak demektir. 2. bir amaca varmak için bir işin nasıl yapılması gerektiği hakkında denenmiş. İkna etmek. 3.SAĞLIK EĞİTİMİ YÖNTEMLERİ “Yöntem”’in sözlük anlamı. verilmek istenen mesajlar verilir. 1. Gösterme ve yaptırma (yetiştiricilik) yöntemi: Herhangi bir konuda bir becerinin öğrenilmesi amacıyla kullanılan bir eğitim tekniğidir. Başlıca birey eğitimi yöntemleri şunlardır: a. Kişilerin faaliyetlere etkin bir şekilde katılmalarını sağlayıcı olmasına. Yöntem. eğitim çalışmaları sırasında genel olarak bu kuralları göz önünde bulundurur. Bu özelliklere eğitimde “teknik” denir. belirlenen yöntemlerin öğretme etkinliklerini monotonluktan kurtaracak nitelikte olmasına. 4. beceriler kazandırılmaya çalışılır. Her zaman uygulanamaz. Tekrarlamak ve alıştırmak. bunun yanında kendi tecrübelerini. Öncelikle eğitim hedeflerini gerçekleştirmeye yardımcı olacak yöntemlerin seçilmesine özen gösterilmelidir. Okutma ve yazdırma yöntemi: Eğitilecek kişilere sağlıkla ilgili eserler okutulabilir. b. Birey eğitimi yöntemleri. Ülkemizde yaygın olarak kullanılan “usta-çırak” ilişkisine dayalı eğitimlere karşılık gelmektedir. Birey Eğitimi Yöntemleri: Birey eğitimi. 3. 2. 3. Görüşme yöntemi: Kişilerin sağlık konularında neler düşündüklerini. 401 . d. en düzenli. Yapmak ve yaptırmak. Grup eğitimi yöntemleri.

Bunlar daha çok bilgilendirme sağlar. kitaplar. Kişiler etkinliğe daha fazla katılacaklarından daha çok kabul görür. onların verdikleri cevaplara ve sorularına göre sunum sırasında konuyla ilişkili noktalar anlatabilir. grup üyeleri tarafından karşılıklı konuşarak. herhangi bir konuyu bir sıra ve düzene göre karşısındaki kimselere baştan sona kadar anlatmasıdır. eğitim konusuna uyumlarını ve ilgilerini sağlamak amacıyla uygulanır. konu ve sorular anlatılır. i. kamuoyu yaratmada ve ulusal kampanyaların yürütülmesinde yararlı ve etkilidir. radyo. sempozyum. genellikle küçük gruplarla yürütülen bir eğitim tekniğidir. Tartışma yöntemi: Herhangi bir konunun. Gözlem yöntemi: Herhangi bir olayın meydana gelişini bir plan çerçevesinde evre evre gözlemek ve incelemektir. h. örnek aldıkları kişilerin davranışlarını taklit etme meylindedirler. Gösterme ve yaptırma (yetiştiricilik) yöntemi: Birey eğitimi yöntemleri arasında anlatılmıştır. Taklit yöntemi: Bireyler. 20-25 kişi. toplum eğitimi yöntemleri kullanılır. Hangi eğitim yöntemini seçelim? Eğitimci. d. 402 . Hikaye. Ancak bu yöntemin etkili olabilmesi için. Bunun için gazete. atölye çalışması örnek olarak verilebilir. Anlatma yöntemi: Eğitimcinin. f. amaç ve hedeflerine uygun olacak şekilde belirtilen yöntemlerden. Eğitimde amaç. Başlıca grup eğitimi yöntemleri şunlardır: a. aynı soruna farklı bakış açılarıyla çözüm getirilmeye çalışılır. kitle iletişim araçlarından yararlanılır. en uygun grup sayısı olarak kabul edilir. Beyin fırtınası yöntemi: Düşünmeyi ve yaratıcılığı uyaran.e. vb. dergi. toplumun eğitim düzeyi önemlidir. Grup eğitimi yöntemleri: Etkinliği daha az. (Örnek: Panel (Açık oturum). 2. Soru-cevap yöntemi: Eğitimci. Toplum eğitimi yöntemi: Eğitimin tüm toplumu kapsaması amaçlandığında. grup üyelerine soru sorar. broşürler. Rol yapma (oyunlaştırma) yöntemi: Katılımcı. g. (Örnek: Sınıf dersi veya konferans) b. televizyon. Vaka çalışması: Gerçek veya gerçek olabilecek bir olay seçilir. 3. bu olay ve bu konu ile ilişkili sorular belirlenir. dinleyerek ve konuya katılarak işlenmesidir. Hikaye anlatma yöntemi: Grup üyelerinin.) c. asıl anlatılmak istenen konunun sunumundan önce veya sunum sırasında konuyla ilişkili noktalarda anlatılabilir. etkilenmeleri sağlanabilir. daha etkin bir şekilde uygulayabileceği ve daha iyi sonuçlar alabileceği birisini veya birkaçını belirleyerek eğitim sırasında uygulayabilir. duygu ve düşüncelerini söz ve davranışlarla ifade eder veya verilen rolü canlandırır. ancak daha pratik bir yöntemdir. kendisini bir başka kişinin yerine koyarak. Onlara iyi birer örnek olmak suretiyle. e.

yetiştiricilik. Eğitim aracı kullanmak gerekli mi değil mi? 2. 3. broşür. Afişler: Herhangi bir fikri anlatmak veya uygulanan belli bir program veya yürütülen bir kampanya için halkın dikkatini çekmek için kullanılabilir. Yazı tahtası. e. vaka çalışması. işlenen konu ve mevcut imkanlara göre. Belli bir konuda toplumu bilgilendirmek ise. Katılımcılarda bir konuda davranış değişikliği sağlamak ise. Araçların nasıl kullanıldığı biliniyor mu? Eğitim araçlarının sınıflandırılması (4): 1. 2. konferans gibi yöntemler. c. ele alınan konuya veya gösterilmek istenen materyale geniş halk kitlesinin ilgisini çekmek. Resimler: Belirli amaçlarla çekilmiş olan bazı resimler. gruptaki kişi sayısı. görsel-işitsel araçlarla desteklenmiş bir sınıf dersi. toplum eğitimi yöntemlerinden birisi veya birkaçı tercih edilir. tartışma. plak. Amaca ve mevcut koşullara en uygun araç nedir? 3. Bilgisayar. Kitap. grafik. daha çok tartışma. d. barko cihazı. yazı gibi materyaller asılabilir. b. dergi yazıları. f. Gazete. öğrenme veya konuya ilgi çekme yönünden halkı etkilemektir. amaca uygun olarak alınmış kopyaları. Katılımcıların belli bir konuda bilgi kazanması ise. d. EĞİTİM MATERYALLERİ) Konuların işlenmesi sırasında. 3. Sergi: Amaç. CD.1. c. vaka çalışması. oyunlaştırma. mesajlarını aktarmasında eğitimciye yardımcı olan araç-gereçlerdir (4). 2. Eğitim aracının kullanılması ile ilgili ilkeler: 1. Görsel-işitsel araçlar: a. Slayt ve slayt projektör. Eğitim ortamı. Tepegöz projektör ve saydamları. oyunlaştırma. grup çalışmalarında elden ele dolaştırılarak herkesin incelemesi suretiyle verilmek istenen mesaj vurgulanabilir. Bülten tahtası: Eğitsel amaçla hazırlanmış fotoğraf. 4. beyin fırtınası gibi yöntemler. SAĞLIK EĞİTİMİNDE KULLANILABİLECEK ARAÇ ve GEREÇLER (GÖRSEL-İŞİTSEL ARAÇLAR. her yerde ve her zaman kullanılabilecek bir eğitim aracı bulunamaz. bir veya bir kaçı seçilebilir. İşitsel araçlar: Radyo. yetiştiricilik gibi yöntemler. Görsel araçlar: a. 403 . bant. Her koşul için uygun bir eğitim aracı yani her derde deva. b. Katılımcılarda sorun çözme becerisini geliştirmek ise. Etkinlikleri sınırlıdır.

5. 2. Olumlu bir eğitim ortamı yaratmak Kendisi iyi bir model oluşturarak eğitilenleri etkilemek Katılımcı eğitim metotlarını kullanmak Sorumluluğu katılımcılarla paylaşmak Yüksek puan vermeyi değil. İnsanların hangi ortamda / nasıl öğrendiğini esas alır. Eğitim aracı gerekli mi? (Şov olmasın) 2. 4. Zaman zaman yapılan değerlendirmelerde katılımcılar başarı ve başarısızlıklarını anlamalıdır. Çeşitli metot ve tekniklerin kullanılması öğrenimi kolaylaştırır. Amaç ve hedeflerin gözden geçirilmesi 3.e. 6. g. Eğitimin başarılı olmasının sorumluluğunu eğitmen/katılımcılara paylaştırır. Video. Öğrenim/ eğitimin etkili olabilmesi için geri bildirim verilmelidir. Soruların yanıtlanması 6. 8. Araçların kullanılışı biliniyor mu? EĞİTİMİN PRENSİPLERİ 1. 5. 3. Beklentilerin saptanması 5. DVD. Katılımcıların deneyimleri ve geçmişteki bilgileri üzerine inşa edilen öğrenme/eğitim daha etkilidir. Öğrenim İçin Uygun Atmosfer Oluşturma (Nasıl) 1. Katılımcılar öğrenme ihtiyaçlarının farkına vardıklarında öğrenme/eğitim daha etkilidir. Güven verir. 3. Eğitim Araçlarının Kullanılması İle İlgili İlkeler: 1. Öğrenmeyi destekler/kolaylaştırır. 3. 7. Döner levha (Büyük blok not). Tanışma 2. 4. Isınma egzersizleri 7. Kontrol altında yaptırılan uygulamalar beceri kazanmada faydalıdır. Televizyon. EĞİTİCİLERİN SORUMLULUKLARI 1. f. Sözel/sözsüz iletişim 404 . Aktivitelerin açıklanması 4. Katılımcıları soru sormaya teşvik eder. Katılımcılar öğrenmeye hazır olduklarında öğrenme/eğitim daha etkilidir. 2. En uygun araç hangisi? 3. beceride ustalaşmayı hedeflemek Katılımcıların başarısız olduğu durumlarda kendi yöntemlerini gözden geçirmek Öğrenim İçin Uygun Atmosfer Oluşturma (Avantajları) 1. 5. 4. 6. Beceride mükemmelleşme/ustalaşmada tekrar gereklidir. 2. VCD.

Eğitim sırasında özgüvenlerini korumaları gerekir. tek-yönlü ders (konferans) Yazılı (okuma) Görsel ve sözel (görsel araçların kullanıldığı sınıf dersi) Katılımcı yöntemlerle eğitim (rol oynama. Eğitim sırasında kişisel ihtiyaçlarının göz önüne alınması gerekir Sunum Türlerine Göre Anımsama Düzeyi Sunum Türü Sözel. Eğitim sırasında özgün bir birey olarak görülmek isterler 8. Göz teması 3. ilk mesaj) 2. Mizah kullanma 9. Eğitimde çeşitlilik arzularlar 5. Olumlu yüz ifadeleri 4. Eğitimin kendi konularıyla bağlantılı olmasını isterler 2. Eğitim konularıyla ilgiliyse motive olurlar 3. Katılımcıların verdikleri örnekler kullanılmalı 5. 9. drama vb.8. Kişisel kaygıları vardır/ güvenli ortam isterler 7. Sosyal aktiviteler ÖĞRENİM İÇİN UYGUN ATMOSFER OLUŞTURMA Sözsüz İletişim 1. Belli sözcük ve ifadelerden kaçınmalı 6. Katılımcılara isimleriyle hitap edilmeli 4. Her bölüme güçlü bir girişle başlanmalı 3. Konular arası geçiş mantıklı olmalı 8. Aynı hareketleri yapmaktan kaçınma 7. Olumlu geribildirim isterler 6.coşkulu sunulması Sözel İletişim 1.) Anımsama (%) 3 saat 3 gün sonra sonra 25 10-20 72 10 80 65 90 70 405 . Soru yanıtlanırken katılımcıya dönme 6. olgu tartışması. Sesin tonu. Konunun hevesli. Oda içinde dolaşma 5. Eğitimde aktif katılımda bulunmak isterler 4. vurgusu ve yüksekliği iyi ayarlanmalı 2. Sunum şekli ve temposu iyi ayarlanmalı 7. Aktivitelerde istenenler açık olarak anlatılmalı Yetişkinler 1. İlk izlenim (karşılama.

Öğretilenler uygulanabilir olmalı ve eğitim sırasında uygulama yaptırılmalıdır. erlerle subay ve astsubayların eğitimi. 11. Eğitim sırasında başarılı görülenler. bilinenden bilinmeyene. Sağlık eğitiminde ilk aşamada toplum önderleri hedef alınmalı. Her birey aynı konuyu. 14. Amaç açık bir şekilde belirtilmelidir. bireysel farklılıklar dikkate alınmalıdır. çevreyi kirletenlerin ve aşıdan kaçanların cezalandırılmasını öngörmüştür. önderlerin uygulamasını gözler ve değerlendirir. 13. 10. Eğitim. ihtiyaçları ve eğitim gereksinimleri belirlenmelidir. sektörlerarası işbirliği sağlanmalıdır. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu. Bir grup için planlanan eğitim. önceki deneyimleri dikkate alınarak geliştirilmelidir. 2. Eğitim sürekli olmalıdır. Sağlık eğitimi bir bütün olarak ele alınmalı ve ilgili herkesi kapsamalıdır. 5. 3. kişilerin bilgileri. sorunlarına cevap getirmelidir. ilgilerine. değişik şekillerde ödüllendirilmeli. Kişilerin davranışları ve alışkanlıkları kısa sürede değiştirilemez. eğitime katılanların ihtiyaçlarına. 6. Yetişkine bilgi aktarmak onun davranışını değiştirmek. Eğitim sonucunda ulaşılan sonuçlar ölçülebilir ve gözlenebilir değerlendirme yöntemleriyle kontrol edilebilmelidir. Örneğin. aynı yöntemle. becerileri. Sağlık eğitimi. Öğrenme hızları açısından. daha çok eğitimi planlayan ve yapan kişinin sorunudur. Kültürden kaynaklanan yanlış davranışların değiştirilmesi çok zaman alır. kişilere her ne öğretilecekse. 12. eşit sürede aynı ölçüde öğrenemez.Bireyler yeni şeyleri. eskileri ile ilişki kurarak öğrenirler. Halka olumlu davranış kazandırmada bu yetkiden 406 . Uygulama olanağı olmayan bir konuda eğitim. Kişilerin konuyla ilgilenmeleri sağlanmalıdır. toplumun sağlığını bozanların. Sağlık eğitiminde tüm sağlık personeli görev almalı. 7. zamanla uygulamaya katılırlar. gerektiği zaman cezalandırma yöntemi kullanılabilmelidir. Konular. Eğitim programlarının içeriği. etkinliği artırması açısından eğitim hizmetle birlikte sunulmalıdır. diğer grupların eğitim programlarıyla bir bütünlük arz etmelidir. önce bildiği şeylerden başlanmalıdır. halka sağlık hizmeti veren tüm sağlık personelinin en önemli görevi olarak ele alınmalıdır.SAĞLIK EĞİTİMİNDE TEMEL İLKELER (5) 1. Eğitimde öncelikli grupların belirlenmesi. Öncelikli gruplar yani eğitime en çok ihtiyacı olanlar belirlenmelidir. 8. yetişkinleri ilgilendirmez ve beklenen sonucu vermez. beceri düzeyindeki davranışların kazandırılmasında ve alışkanlık haline getirilmelerinde önemi büyüktür. Toplumun mevcut sağlık sorunları. uygulama yaptırmanın. somuttan soyuta doğru belli bir sırayla anlatılmalıdır. 9. 4. Toplumun büyük çoğunluğu. Bundan dolayı. birbirini karşılıklı olarak destekleyen olgulardır. Ayrıca. Olumlu kanıya varanlar. bunların eğitime daha kolay erişmelerinin sağlanması öncelik taşımalıdır.

2006. Tekbaş ÖF. 2. Ankara 1989. 5. Ankara.yararlanma düşünülebilir. Editörler: Güler Ç. M. Fişek N. Açıkel CH. Özden. Ceylan S. GATA Ayın Kitabı. 3. Oğur R. Hatiboğlu Yayınevi. 4. Göçgeldi E. KAYNAKLAR 1. Dirican R. Ankara. Mart 2004. Akın L. Sağlık Eğitimi ve Sağlığı Geliştirme. 1990: 172-188. ancak eğitimin yerine geçemeyeceği. Ankara 1985. Ankara. Halk Sağlığı Temel Bilgiler. Toplum Hekimliği. etkisinin sürekli olmayacağı bilinmelidir. Sayı:48. 407 . Sağlık Eğitiminde Kullanılan Materyaller ve Etkin Kullanımı. Halk Sağlığına Giriş. Özvarış ŞB. Sağlık Meslek Liseleri İçin Sağlık Eğitimi. Hacettepe Üniversitesi Yayınları.

Öncelikle İngiliz hastaneleri daha temizdi. 1840 yılında İngiltere’de 114 eyalet hastanesi mevcuttu. Hastane Enfeksiyonlarının Tarihçesi (1) Daha erken çağlarda yalnızca yoksullar hastanelere gider. Böylece tüm yaralar infekte olurdu. Loğusalık ateşi sık olarak ortaya çıkardı ve 1746’daki bir epidemide koğuşta yatan 20 kadın hastadan 19’u ölmüştü. Bu hastaneler Kraliçe Elizabeth’in fakirleri koruyan yasalarına dayanarak fakirlerin tedavilerini ücretsiz olarak yapıyordu ve bu sistem 18 ve 19. kompleks kuruluşlar halini almış.yy. hasta sayısı hiçbir zaman 2000-3000’in altına düşmezdi. Şehirler büyüdükçe yeni hastaneler inşa edildi. Yalnızca annelere ait koğuş ve cerrahi koğuşlar ısıtılırdı. manastırların etkin olmasına kadar Romalıların askeri hastanelerinden başka kurumsallaşmış çok az tıbbi bakım merkezi vardı. Yaralar hastadan hastaya dolaştırılan spançla günlük olarak yıkanırdı.yy.’deki hızlı kentleşmeye kadar yeterli olarak bulundu. Lui zamanında genel hastaneler oluşturuldu. Bu genişleme Avrupa’da da paralellik gösteriyordu.yy. Tek bir yatağı 8 hastanın paylaştığı ve yatakların vardiya ile paylaşıldığı zamanlar bile olmuştur. ortaçağda. Bu nedenle hastane enfeksiyonları. Lui ve XIV.’de Venedikli otoriteler Veba mağdurlarının 408 . Genel olarak bakıldığında İngiliz hastanelerinin daha iyi olduğu görülmektedir. Burası Rönesans öncesine kadar Paris’teki tek hastaneydi. sonunda ise Avrupa hastane ağlarıyla donatılmıştı.yy.yy. Yangından sonraki yıllarda hastanede yaklaşık 1000 yatak olmasına karşın. Kadın hastalıkları ve doğum üniteleri zemin kattaydı ve sık sık Seine nehrinin suları yükselerek buraları basmaktaydı. Batı Avrupa’da. (3) “Hastanede yatak sıkıntısı olmadığı sürece iki hasta aynı yatağı paylaşmayacaktır”. Lepra Sanatoryumları Orta Çağda yaygındı. (2) Hastalar bu örtülerini en azından üç haftada bir kez temizlemek zorundadırlar.’deki yangınlarla çok fazla tahrip olmuştu. Hastane Seine nehrine yakındı. Manchester dispanserinde 1771 yılında hastaneye kabul edilen hastalara verilen devamlı emirler şu şekildeydi: (1) “Her hastaya hastaneye yatarken temiz bir örtü verilecektir. İngiltere’de kasabalar veya kilise cemaatlerinin girişimleriyle İngiliz gönüllü serbest hastaneleri açıldı.’de kuruldu ve yüzyıllar içerisinde yavaş yavaş büyüdü.14. ancak hastanelerin bazılarında koşullar oldukça ilkel idi. Amputasyon sonrası mortalite %60 civarındaydı. Epidemiler esnasında bu sayının 7000’in üzerine çıktığı bildirilmektedir.) içinde gittikçe artan önemi ile her branştan hekimin ilgi alanına girmiştir. HASTANE HİJYENİ Hastane Enfeksiyonları 1. Bu dönemlerdeki doktorlar suçiçeği gibi bazı hastalıkların yayılabileceğinin farkındaydılar ve hastaların ayrılması pratikte uygulanıyordu. zengin zümre ise evlerinde tedavi görürlerken. özellikle son iki yüzyıl (yy. bu seçenek şüphesiz daha kötüydü. 15. 18. Paris’teki Hotel-Dieu 7. Fransa’da VIII. günümüzde hastaneler daha modern. Bu şekliyle Hotel-Dieu hastanesi son derece kötü gözükebilirse de bunun alternatifi yalnızca sokaklarda kalmaktı. tanı ve yatarak tedavi hizmetlerinin hemen hemen tamamını üstlenmişlerdir. içme suyu Seine nehrinden direkt olarak gelirdi. 15.

Londra Ateşli Hastalıklar Hastanesine başvuran 1080 tifüslü hastadan 27 tane nozokomiyal tifüs vakası görülmüş ve 8’i ölmüştü. Bu şaşırtacak derecede kıymetli yazısında Holmes. Böylece. 1940 yılına kadar. bu faktörleri 409 . “London Medical Times” yazarlarından Thomas Lightfoot. Ancak bu bildiri ebelik pratiği üzerine çok az etki yapmıştır. bu durum hastanelerin güvenli olduğu gösterilinceye kadar devam etti. tıbbi literatürü gözden geçirip 1843 yılında Lohusalık Ateşinin bulaşıcılık özelliğiyle ilgili yazısını kaleme almıştır. tifüsün nozokomiyal yayılımının genel hastanelerde (her dört tifüs olgusuna karşılık bir nozokomiyal olgu) Londra Ateşli Hastalıklar Hastanesine göre (her 40 tifüs olgusuna karşılık bir nozokomiyal olgu) daha sık olduğu ortaya çıktı. yiyecek. Semmelweis her iki bölümdeki maternal ölümleri gözden geçirdi. Puerperal Ateş (Lohusalık Ateşi) Bebeklerin hastanede doğması nispeten güncel bir durumdur.yy’nin başlarında ateşli hastalıklar hastaneleri kurulduğunda.bölümde ebelerin doğum vakalarının yalnızca %3’ünde anne ölümü olduğunu gördü. 1850 yılında bu hastaneleri “kadınları ölüme götüren kapı” haline gelmekle suçlamaktaydı. Bu ünitelerdeki mortalite oranları çok fazlaydı. Bu bölümlerde 24 saatlik nöbetler tutuyor ve hastalar sırasıyla nöbetçi bölüme yatırılıyorlardı. çamaşır. İlk bölüm tıp öğrencileri için öğretim merkezi. genel hastanelere başvuran 272 hastadan sonra aynı hastanelerde toplam 71 nozokomiyal olgu ortaya çıktı ve 21’i de kaybedildi. ventilasyon gibi faktörler her iki bölümde de aynı olduğu için. su. Bunlardan Oliver Wendell Holmes. lohusalık ateşinin bulaşıcı bir hastalık olduğuna dair kanıtlar sunmuş ve söz konusu hastalığın bulaşının en aza indirilebilmesi için alınması gereken önlemleri bildirmiştir. Bu hastaneler aynı zamanda ebelik mesleğini üstlenmeye başlayan erkeklerin eğitimi için “Eğitim Hastaneleri” olarak da kullanılmaktaydı. ve 19. Semmelweis’in Çalışması Semmelweis’in çalıştığı hastane iki ayrı bölüme ayrılmıştı.yy’nin başlarında bazı klinisyenler lohusalık ateşinin belirgin bulaşıcılığı üzerine dikkatleri çekmişlerdir. Bir istatistik analizinde. 18. Varlıklı ve orta sınıf aileler doğumlarını evlerinde yaptırmaktaydılar. öyle ki.’nin sonları ve 20. 1850’li yıllarda. Ondokuzuncu yy. Birinci bölümdeki doktor ve öğrencilerin olguları olan doğumların %10’unda anne ölümü olurken. Diğer taraftan.yy’lerde bu kesime bakmak üzere şehirlerde doğum hastaneleri kuruldu.barındırıldığı karantina merkezlerini kurmuşlardı. Bu iki bölümdeki anne ölümleri oranları arasındaki farkın nedenlerini araştıran Semmelweis sosyo-ekonomik seviye. İnfekte hastaların izolasyonunun etkinliğini gösteren istatistiksel çalışmalar bölük pörçük haldeydi. Amerikan doğumlarının hastanede gerçekleşmesi oranı %50 bile değildi. Londra Ateşli Hastalıklar Hastanesi ve genel hastaneler arasında tifüsün nozokomiyal yayılımı karşılaştırılmıştı. Avrupa’daki hastanelere olan talep. 2. Fakir ve evlenmemiş olanların ise böyle bir seçenekleri yoktu. ikinci bölüm ise ebelerin yetiştirilmesi ve eğitimleri için ayrılmıştı. suçiçeği olan ve ateşli olgular ayrılmaktaydı. İngiltere'de 19. ayrılan kaynakların çok fazla üstüne çıktı ve böylece hastane kaynaklı özellikle cerrahi ve kadın-doğum servislerindeki mortalite dramatik bir şekilde artış gösterdi.

Bu işlemin sonuçları dramatikti. hasta olmaya daha yatkındılar. sadece 45 anne ölümü meydana geldi (%1.2 idi. İkinci bölümde puerperal ateş ortaya çıktığı zaman asla tüm hastaları kapsamadı. bu emri takip eden 1848 yılında birinci bölümde 3556 doğum yaptırıldı. “yara değil. bu yüzden birinci bölümde yüksek mortalite oranları mevcut idi. Farr ve Florance Nightingale çok fazla olan asker ölüm oranının bulaşıcı hastalıklar ve kalabalığa bağlı olduğunu da gösterdi. 15 Mayıs 1847’de bütün öğrencilere ellerindeki kadavra kokusu gidinceye kadar ellerini kireç kaymağı çözeltisinde ovmalarını emreden bir yazı astı. Askerlerin sağlık durumunu sivil standartlarla karşılaştırmışlardır. Kırım Askeri Hastanesinde ve genel olarak askerler arasındaki mortalite verilerinin analizini yapmak olmuştur. O sene ikinci bölümde de oran %1. Doğumu uzun süren kadınlarda hastalık riski daha yüksekti. Florance Nightingale 1863 yılında. 1856 yılında. Colletschka’nın otopsisini yapan Semmelweis bulguların puerperal ateşten ölen kadınlardaki ile benzer olduğunu gördü ve bundan şöyle bir sonuç çıkardı. Doğum travayı uzun süren kadınlar diğerlerinden daha sık muayene ediliyorlardı ve daha yüksek risk altında idiler. Jacop Colletschka otopsi yaparken bir öğrencinin bıçağıyla parmağından yaralandı. Florence Nightingale ve William Farr Florance Nightingale. Onların ilk uğraşılarından birisi. 3. şüphesiz evde doğum yapan kadınlar doğumdan önce muayene edilmedikleri için lohusalık ateşi görülme oranları daha azdı. O. Birinci bölümdeki lohusalık ateşi olguları aynı sıradaki bütün yataklarda görüldü. İngiltere ve Galler’de askerlik çağındaki erkeklerin 1839’dan 1853’e kadar yıllık mortalite oranı 9. Hastane dışında doğum yapan kadınlarda puerperal ateş gelişmesi olasılığı daha azdı. ebeler ise otopsi yapmıyorlardı ve bu ikinci bölümdeki düşük mortalite oranlarını açıklıyordu. İngiltere’deki sağlık hizmetine çok fazla etki edecek olan ve günümüzde de halen değerini koruyan “Hastane Notları” isimli kitabın üçüncü baskısını yayınladı. Ölüm oranlarındaki farklılıklar etkileyici idi. kısa süre sonra akut bir infeksiyon gelişti ve öldü. hijyenik gıda ile su temininin ve temiz bir çevrenin askeri bir hastanedeki ölüm oranlarında majör bir azalma sağlayabileceğini göstermiştir. 5.0/1000 idi.puerperal sepsiste önemli olarak kabul etmediBuna rağmen Semmelweis. 2. bazı pozitif ilişkileri gösterdi: 1. 4. yaranın kadavra materyali ile kontaminasyonu ölüm sebebi idi”. tıp öğrencileri otopsi yapıyorlardı. Semmelweis’in yakın arkadaşlarından Prof. 410 .3). Farr uzun süre hastane mortaliteleriyle ilgilenmiş ve hastane ölümlerini bildirmek üzere standart bir bildirim formu hazırlamıştır.2/1000 iken bu oran muvazzaflarda 35. Annelerinde puerperal ateş meydana gelen çocuklar. Şayet Semmelweis’in hipotezi doğru ise ellerin dezenfeksiyonunun kadavradan hamile kadınlara hastalık bulaşmasını önleyebileceği sonucunu çıkardı. Semmelweis bu hipotezine göre gözlemlerini analiz etti ve parçaların yerli yerine uyduğunu gördü. İngiliz sağlık istatistikçilerinden biri olan William Farr’la karşılaştı ve 20 yıl boyunca onunla birlikte çalıştılar.

karbonik asidin kullanımının yeni olmadığı. Pasteur. Bu tartışmaların sonunda İngiliz Tıp Kurumu. bulaşıcı bir hastalıktan dolayı ölüm oranının hastane personeli arasında oldukça yaygın olduğu ve başhemşire. 1889’da Johns Hopkins Hastanesinden Halstead. Bu hastanın yarasını karbonik asit emdirilmiş bir sargı ile sardı. hastabakıcı ve hemşire olmanın belirgin bir risk getirdiği gösterilmiştir. Lister. bir yaradaki organizmaları öldürerek (veya bu yaralar ile kontamine havanın temasını önleyerek) infeksiyonun önlenebileceğini belirtmiştir. sonuçlarını 1867’de yayınladı. ümitsiz bir hastalığı olduğu bilinen ve açık kırığı olan bir hastada bu fikrini denedi. eldivenler. 1899 yılında Johns Hopkins hastanesindeki bazı cerrahlar artık temiz 411 . Şaşırtıcı bir şekilde. Holmes ve Bristow tarafından hazırlanan ve büyük hastanelerin de küçük hastaneler kadar güvenli olduğunu gösteren çalışmayı tercih etmişti. Bu gelişmelerin cerrahi uygulamalara olan etkisini inkar etmek imkansızdır. maskeler. Lister buna.sağlıksız hastanelerin çoğunun metropollerin civarında yerleşmiş olduğunu ve tüm kötü koşullara karşın. germlerin büyümesinden kaynaklanan fermantasyon ve putrifikasyonu göstermiştir. yara infeksiyonlarından mikropların sorumlu olabileceği sonucuna vardı. Lister ve Antisepsi Glascow Üniversitesinde cerrahi profesörü olan Lister’in dikkati canlı germler ile havanın infekte olduğunu gösteren Pasteur’un çalışmalarına yöneldi. Yara bakımını kolaylaştırmak için karbonik asit ile doyurulmuş pomad yaptı ve bunu yara dışını kaplamak için kullandı. Ayrıca bu kitapta. ancak kendi yaklaşımının yeni yöntem olduğunu iddia ederek yanıt verdi. Goodyear Lastik Şirketine süblime eriyiklerine allerjisi olan yardımcı hemşiresi için 2 çift lastik eldiven yapmasını istedi. Eğer bu enfeksiyon oranları hava kaynaklı bakterilerin yok edilmesi ile düşürülebiliyor ise bu bakterilerin öldürülmüş olduğu ortamda ameliyat yapmanın daha emniyetli olacağı sonucuna vardı. Lister’i orijinal veya bilimsel olmamakla ve karbonik asidin Fransızlar tarafından yıllardır kullanıldığını söyleyerek suçlayan ilk kişi Simpson idi. Antisepsiden asepsiye kısa sürede bir geçiş oldu. Böylece cerrahi sırasında kullanılmak üzere bir karbonik asit sprey‘i geliştirdi. Klinik başarı çok dramatikti ve kesin ölümcül olarak kabul edilen yaralar şimdi iyileşiyordu. belki de hastane enfeksiyonu sürveyansının hemşireler tarafından yapılabileceğinin ilk referansıdır. erizipel ve bakteriyemi gibi postoperatif komplikasyonlar arasında ilişki olduğunu ileri sürmüştür. Bu teknik ile çalışmalarına devam etti. Bakteriler ısı ile tahrip edilebiliyordu ve 1910’lara kadar steril enstrumanlar. fakir bir hastanın eğer evinde tedavi edilirse bu hastanelerde tedavi edildiklerinde sahip oldukları iyileşme şanslarından daha çok şansları olacağını ifade etmiştir. Daha sonraları hastaları korumak için eldiven giyilmesi gerekliliği fikri ortaya çıktı. hastabakıcıların ve hemşirelerin hastanedeki ölümler için etkili bir bildirim sistemini yürütebileceklerini ileri sürmüştür. Lister eğer bu prensipler doğru ise. Ayrıca. Bu çok büyük tartışmalara yol açmıştır. Florance Nightingale bir hastanın sanitasyon koşullarıyla gangren. cerrahi dikiş materyalini ve cerrahi öncesi operasyon alanını karbonik asit ile temizledi. Bu. ameliyat elbiseleri büyük üniversite hastanelerinde standart hale gelmişti. Eldiven kullanımı önemli bir gelişme idi. Alman cerrahlar Lister’in metodunu süratle kabul ettiler. Daha sonraları parmaklarını. Dr. Daha da ötesi. Lister.

Günlük kıyafetlerden vazgeçilerek beyaz uzun önlükler yaptırıldı. mesaneye kateter takılmasının gerekli olduğu rektal cerrahi sonrasında hemen hemen her olguda üriner enfeksiyon geliştiğini belirtti ve asemptomatik bakteriüriyi açıkça tanımladı. Sterilizatörler gerçek anlamda aseptik evrimi tamamladılar. Ancak Cuthbert Dukes’in 1929’da yaptığı çalışmada. daha az toksik ilaçlar vardı ve bunlar septisemiyi önlüyorlar. tıkaç olarak kullanılmaktaydı. Hem cerrah hem de bakteriyolog olan New York’lu Meleney. 20 hastada Y-şekilli bir drenaj sistemi denedi. Steril bir şişeye açık drenaj başarılı değildi. enfeksiyonu tedavi ediyorlardı. yeni cerrahi işlemler ve yaklaşımlar geliştirildi. Williams’ın kitabında Disease Center tarafından düzenlenen stafilokoksik infeksiyonlar toplantısını ve 1960 yılında Williams tarafından bir çok Hİ tartışılmış ve bir enfeksiyon kontrol görevlisinin önemi vurgulanmıştır. Cerrahlar altın çağlarını yaşıyorlardı. mesane kateterlerinde genellikle tahta bir çubuk. II. Yaptığı değişiklikler. ipeğin dikiş materyali olarak kullanılmasının. Diğer üriner drenaj sistemlerini denedi. bir yayınında üriner kateter uygulamasının potansiyel yan etkilerinden bahsetmiştir. 4’ünde üretrit oluştu. Aseptik tekniklerin uygulanması ile cerrahi enfeksiyonlar kontrol altına alındı. Dukes. Dukes bu tahta çubuğun kontamine olduğunu ve sonrasında da idrarı kontamine ettiğini düşündü. Avrupa ve Amerika’da cerrahi ve çocuk ünitelerinde ortaya çıkan nozokomiyal stafilokoksik infeksiyonlar yayınlanmıştı. Dukes. mikrobiyal kontaminasyonu sınırlamak için cerrahi işlem sırasında konuşmamayı önerirken. Erkeklerde. katetere bağlı üriner enfeksiyonlara dikkat çekildi. hasta ile temas edecek her şey steril olmak zorundadır. Son olarak Moore ve arkadaşlarının çalışmaları hastane enfeksiyonlarının kontrolünde “enfeksiyon kontrol hemşirelerinin” rolünü vurgulamıştır. Yara enfeksiyonlarının epidemilerini araştırmış.olgularda da eldiven kullanmaya başlamışlardı. daha sonraları maskeler rutin kullanıma girdi. Modern dönemin başlangıcını 1958 yılında Communicable yayınlanan “Hastane Enfeksiyonları” kitabını sayabiliriz. Bu sistem aralıklı mesane ve tüplerin antiseptik solüsyonla yıkanmasını sağlıyordu. Periyodik olarak bu tahta çubuk çıkarılmakta ve mesane boşaltılmaktaydı. stafilokok ve streptokok epidemileri sırasında taşıyıcıların araştırılmasının önemi üzerinde durmuştur. kayıtların tutulması gerekliliği üzerinde durmuş ve yara enfeksiyonlarını takip amacıyla aktif bir surveyans sistemi kurmuştur. Bu pandemiler. 8’inde ise üriner sistem enfeksiyonu gelişti. Bu sistemin kullanıldığı 20 hastadan 8’inde infeksiyon gelişmedi. Sülfonamidlerin 1935’te kullanılmaya başlanması büyük bir gelişme idi ve ciddi streptokoksik ve stafilokoksik enfeksiyonlar artık tedavi edilebiliyordu. Wise ve arkadaşları 1950 ve 412 . Dünya Savaşından sonra penisilinlerin ortaya çıkışı daha muhteşemdi. pozitif idrar kültürleri ile de kanıtlanan üriner enfeksiyon bulunuyordu. Bir çok klinik. Enfeksiyon oluşabilirdi ama şimdi daha potent. 100’ün üzerinde lökosit varsa. Diğer Hİ büyük oranda ihmal edilmekteydi. 1950’lerde.8’e düşürmüştür. hastane epidemiyolojisinin tanınmış bir branş olarak ortaya çıkmasını sağlamıştır. Buna göre ml’de 10’dan az lökosit varsa normal. üriner sistem enfeksiyonunu tanımlamak için idrarda lökosit sayısını esas alan bir tanı sistemi önerdi. Dukes. Cerrahi işlemlerden sonra profilaktik antibiyotik kullanımı kavramı ortaya çıkmıştı. New York Presbyterian Hastanesinde yara enfeksiyon oranlarını 1925’te %14’den 1933’te %4.

Ülkemizde ise hastane enfeksiyonlarının kontrolüne yönelik çalışmalar oldukça yenidir. tanımlanması. Bu amaçla. daha sonra ortaya çıkan ve hastane enfeksiyonu olarak tanımlanan enfeksiyon nedeniyle yatmamış olmalıdır. Enfeksiyon. sisteme katılan hastanelerde uygulanmak üzere 1987 yılında hastane enfeksiyonlarının tanımlarını yayınlamış. 2000’li yıllarda bütün hastanelerimizde bu çalışmaların süratle sürdürüleceği düşüncesini taşıyoruz. Hasta. 3. 4. bu enfeksiyonların azaltılması için stratejilerin geliştirilmesidir. kendi hastanelerinde uygulanmak üzere uyarlamıştır.1960’larda. Amerika’da surveyans ve hemşire epidemiyologların gelişimi ile ilgili çok yararlı bir tanımlama yayımlamışlardı. poliklinik muayeneleri esnasında almış olabilir. Hastane Enfeksiyonu Nedir? (2) Hastanede kalış sürelerinin uzamasına ve hasta bakımı maliyetlerinin artmasına neden olur. ABD’de 1970 yılından beri National Nosocomial Infections Surveillance System (NNIS) adı altında veriler toplanmakta ve Amerikan hastanelerindeki Hİ’ler değerlendirilmektedir. Yenidoğanda hastane enfeksiyonu tanısı için. hastaneye yattıktan 48-72 saat sonra veya taburcu olduktan sonraki 10 gün içinde gelişmiş olmalıdır. Hastane enfeksiyonlarının sürveyansındaki temel amaç. bu zaman sürecinin dışında değerlendirilirler. Bu yüzden azaltılması amacıyla. 1992 yılında cerrahi yara enfeksiyonlarının tanımı. annede hastaneye yatış sırasında enfeksiyon olmamalı ve doğan bebekte 48-72 saat sonra enfeksiyon gelişmiş olmalıdır. 413 . Hasta hastaneye yattığında kuluçka döneminde olmamalıdır. sadece iyi fikirleri olanlar değil. Kuluçka süresi Legionella enfeksiyonu ve su çiçeği gibi uzun olan enfeksiyonlar. 1. 6. Her ülke bu tanımları. aynı zamanda bu fikirlerini deneme ve sonuçlarını değerlendirebilme enerjisine sahip olanlar bu başarıda en büyük paya sahiptirler. 2. Hasta hastaneye. 1988 Ocak ayından itibaren bu tanımların doğrultusunda sürveyans uygulanmaya başlanmıştır (6). 1970’li yıllarda enfeksiyon kontrol komiteleri kurulmaya başlanmış olup. Centers for Disease Control and Prevention (CDC). Öncelikle hastane enfeksiyonlarının tanımının iyi yapılması gerekir. görülen lüzum üzerine yeniden gözden geçirilmiş ve düzenlenmiştir (9). 2. hastaneye yatış sırasında var olan enfeksiyöz bir olayın komplikasyonu veya uzantısı olmamalıdır. izlenmesi ve önlenebilmesi için çeşitli stratejiler geliştirmektedirler. Son 150 yılda ortaya çıkan büyük gelişmeleri yansıtabilmek için şöyle denilebilir. Hasta. enfeksiyon etkenini hastaneye yatmadan. 5.

Alt solunum yolları enfeksiyonu (pnömoni hariç) 10. (4). hastane binasından gürültü ve kirliliği önleyecek kadar uzakta olmalıdır. katı ve sıvı atıkların bertaraf edilmesi yapım aşamasında planlanmalıdır. Gürültünün Önlenmesi Gürültünün önlenmesinde ilk aşama bina için arazi seçilmesi ile başlar. Üriner sistem enfeksiyonu 2. çamaşırhane ve diğer destek hizmetlerinin girişi için ayrı bir servis avlusu bulunmalıdır (4). sakin ve huzurlu bir çevreyi sağlamalıdır. Kemik ve eklem enfeksiyonu 6. doğum ve çocuk klinikleri. Giriş yolu tek yönlü olmalıdır. Sistemik enfeksiyon Hastane Hijyeni 1. Ulaşım ve Girişler Hastaneden ana caddeye tek bir yaya ve araç girişinin olması idealdir. C. Normalde çelik kasalı kauçuk contalı kontrplak kapılar bu özellikleri iyi sağlarlar (3. Ayrıca mutfak. 414 . Kardiyovasküler sistem enfeksiyonu 8. psikiyatri servisleri ve kronik hastalıkların bakıldığı bölümler özel tasarım gerektirmektedir (4). toz ve dumandan etkilenmeyen konumda olması uygun olacaktır. tuvaletler. Ayrıca ameliyathaneler. sis. Genital sistem enfeksiyonları 11. Kapılar dört kenarından da sıkı kapanmalıdır ve kasaya sert olarak çarpmamalıdır. Primer kan dolaşımı enfeksiyonları 5. klinik servisleri. uygun trafik akışı. Merkez sinir sistemi enfeksiyonu 7. Hastane içi park yerleri. Deri ve yumuşak doku enfeksiyonu 12. Gastrointestinal sistem enfeksiyonu 9. B. park yerinin yeterince hastane binasından uzak olması ilk koşullar olarak sayılabilir. hastane enfeksiyonlarının önlenmesinde ve temel gereksinimlerin karşılanmasında ciddi sıkıntılarla karşılaşılabilir (3). Cerrahi bölge enfeksiyonu 3. Dışarıdan duvar ve çitle ayrılmış yeterli büyüklükte bir alan bunu sağlayabilir. Hastanenin yerleştiği arazi. iç dekorasyon. merdivenler. 4). bulaşıcı hastalıkların tedavi edildiği kısımlar. Ayrıca arsanın coğrafi olarak rüzgar. Daha inşa ve donanımın yapılması aşamasında ilerideki hijyen gereksinimi düşünülmediği takdirde hijyen ve temizliğin sağlanmasında.Belli başlı hastane enfeksiyonları şunlardır: 1. hizmet tesisleri. Hastanelerde Olması Gereken Fiziki Koşullar Hastane hijyeninin sağlanmasında hastanenin uygun fiziksel koşulları sağlaması gerekmektedir. Ambulans yanaşma yeri girişten görülmemelidir. A. Pnömoni 4. Hastane arsası Hastanenin yerleştiği alan sessiz. Odaların gürültüden korunması için ise çift camlı pencere kullanımı uygundur. Çevreden yeterli uzaklık.

koridor genişliği en az 2. uygun basınç altında iletilmelidir.50 m) yapılmalıdır (4). E. Yeterli miktarda ve uygun özelliklerdeki su. Bu yüzden bakım ve onarımdan sorumlu kişiler hastane su tesisatı konusunda deneyimli ve eğitilmiş olmak zorundadır (3) D. seyrek kullanılan ara koridor genişlikleri en az 1.50 m olmalıdır. Tavan yüksekliği en az 2. Merdivenler. Asansörler.50 m. Asansörlere ulaşan yollar düz olmalıdır. gürültünün iletimini ve hava cereyanını engellemelidir. Gürültüyü. Asansör boyutları taşıma amacına uygun olarak yapılmalıdır. Pencere alanı 1/5 tavan veya taban alanı olmalıdır. Hava cereyanı olmadan havalandırmayı sağlamalıdır. fiziksel. Merdivenin bir kolu 15 basamaktan fazla olmamalıdır. Hastane suyu. Koridorlar olabildiğince ses emici olarak yapılmalıdır.Ç. Eğer içme suyu için su sebilleri ve soğutucular kullanılıyorsa bunlar da düzenli olarak temizlenmelidir. iç cam yüzünün dışında güneş ışığını kırıcı önlemler alınmalıdır. Çok amaçlı asansörler merkezi noktalarda olmalıdır. Dört kattan sonra buna ek olarak en az iki tane küçük çok amaçlı asansör (kabin boyutları: 0. sağlık ve estetikle ilgili nedenlerden dolayı kullanım amaçlarına göre ayrılmalıdır.90 m x 1. Pencereler sesi ve ısıyı yalıtmalıdır. Eğer su depolanıyor ise depo düzenli olarak temizlenmeli ve numune alınarak analiz edilmelidir. komşu bina. Hastanenin yapım aşamasında su sağlanması konusu çözümlenmiş olmalıdır. Çok amaçlı asansörlerin önünde 3. Eğer bir katta iki servis var ise dört yerine üç merdivene izin verilebilir. Klasik su tesisatı bakım ve onarımında görülen hatalar. Her klinik servis için iki merdiven olmalıdır. Işıklandırma ve Pencereler Bütün hasta odalarının engellenmemiş gün ışığına gereksinimi vardır. Kullanılan kaplama malzemeleri toz birikimini önleyecek özellikte ve kolay temizlenebilir olmalıdır. Bu yoksa her trafik noktası için 2 adet çok amaçlı asansör olmalıdır (Örneğin yatak taşımak için kabin boyutları: 1. Planlanan her 100 yatak için 1 adet çok amaçlı asansör olmalıdır. Pencerelerin büyüklük ve açısı. hastane içerisinde hiçbir emilim ve çapraz bağlantı imkanı olmayacak şekilde dağıtılmalıdır. yükselti ve benzeri güneş ışığını kesen engeller değerlendirilerek bu sağlanmalıdır. Koridorlar. Su Temini Hastane suyunun tek bir tanımı vardır.20 m olmalıdır. ancak 2 m2’nin altında olmamalıdır (4). hastanede tahmin edilemeyecek sonuçlar doğurabilir. Güneş gelen tarafta. 415 .25 m. Merdivenler ve Asansörler Koridorlar pencereler ile yeteri derecede havalandırılacak ve aydınlatılacak şekilde olmalıdır. Gereğinde hastanenin özel koşullarına uygun arıtma yapılabilmelidir.80 x 2. Sağlanan yüksek kaliteli su.50 m). ihtiyaç duyulduğu zaman tüm düşey trafiği karşılayacak şekilde dizayn edilmelidir. kimyasal. biyolojik ve radyolojik olarak yüksek kaliteli sudur.

iki tuvalet gözü için 2. Tuvalet gözleri 0. yoğun bakım üniteleri ve özel bakım üniteleri olarak ayrılmalıdır. G. Hastanın yürümesi mümkün olmayan durumlarda hasta yatağı banyoya kadar getirilerek hastalar küvete konabilmelidir (4). Bu sayede odalar iyi şekilde sabah güneşi alacak ve ısı kontrolü için daha az tedbir alınması gerekecektir.40 m olmalı. yemek salonları gibi mekanların endüstri ölçülerine göre boyutlandırılması uygun olacaktır. ayrı duş. Hasta yatak odalarında da yükseklik 3 m olmalıdır. Tuvaletler Her katta erkekler. kuzey ve kuzeydoğu yönlerine bakacak şekilde olması uygundur.5 m2. Odaların Yönleri Tedavi odalarının ve hizmet odalarının yönleri kuzeybatı. Tuvaletler iç mekanlarda ise havalandırması olmalıdır.50 m2 ön hol bulunmalıdır (4). H.F. Tuvaletlerin aydınlatma ve havalandırması olmalıdır. ziyaretçiler ve personel için ayrı ayrı tuvalet bulunmalıdır. yaralı hastalar. Banyolar temizlemeye uygun olarak dizayn edilmeli ve uygun malzeme kullanılmalıdır.90 m x 1. gerektiğinde WC ve oturma küveti olmalıdır. daha büyük odalarda ise 6-6. Hasta odalarının cepheleri ise güneygüneydoğu arasında olmalıdır. 416 . tek tarafı duvara bitişik olmalı. 3 kişilik odalarda 6-7. Tuvalet lavabolarının muslukları el değmeden kullanıma olanak sağlayacak şekilde ayak ile kumandalı veya fotoselli olabilir. Hasta odalarında tek kişilik olanlarda yatak başına 8-10 m2. İkmal hizmetlerinin sağlandığı yerler olan mutfak. oturma yerleri ve dolap) alabilecek yeterli büyüklükte olmalıdır. çamaşırhane. Ğ. Küvet üç tarafı serbest. Bölümlerin Büyüklükleri İdari amaçlı odalar standart büro malzemelerini (masa. 2 kişilik odalarda. Bakım Bölümleri Bu bölümler hastane içi trafikten ayrı olmalıdır. Hasta yatak odalarının büyüklüğü yatak sayısına ve kullanılacak mobilyalara göre ayarlanmalıdır. Ancak her bir veya iki hasta odası için bir tuvalet hastalık bulaşının önlenmesi açısından daha uygun bir yaklaşımdır. Hasta banyosu için 15 m2 yeterli bir alandır. Bakım bölümlerinde her 12 erkek ve kadın için birer tuvalet yine her 10 erkek için ilave bir pisuar düşmesi uygundur. Bir yatak ve mobilya hareket ettirilirken diğerlerinin hareket ettirilmesine gerek kalmayacak şekilde dizayn sağlanmalıdır (4). Genel olarak net yükseklikler 3 m. Normal bakım üniteleri. yer yer 4 m olabilir.5 m2 alan yatak başına uygun olacaktır. kadınlar. akşam vakitlerinde de aşırı ısınma engellenmiş olacaktır (4). Tedavi bölümleri içinde ameliyat salonları özellik arz etmektedir ve net yükseklik en az 3 m olmalıdır.

Tuvaletler en son temizlenecek alanlar olmalıdır. tırabzanlar. banyo ve tuvaletlerin temizliğinde klorlu 417 . Bu kısımda sterilizasyon başka bölümlerde anlatıldığı için açıklanmamıştır. temiz su ile kirli su ayrı olmalı ve her bölüm ve koğuş temizliğinde su sık olarak değiştirilmelidir. hastane çalışanlarının ve hastane dışı kişilerin hastaneden gelebilecek zararlı etkilerden ve hastane enfeksiyonlarından korunması. Bu da bilinçli ve düzenli bir şekilde uygulanan hastane hijyeni ile sağlanabilir. atıkların konduğu bir “kirli oda” olmalıdır (9). Paspas yöntemi ile temizlik işleminde mutlaka çift kova yöntemi kullanılmalı. a. Temizlik dezenfeksiyon ve sterilizasyonun etkinliğini arttırır. İnsanların psikolojik ve fizyolojik olarak sağlıklı ortamlarının korunması. karyolalar vs. Hastanelerde ve diğer sağlık kuruluşlarında nesnelerin temizliği. Servislerde. Mikroorganizmalara etkisi de yine mekaniktir.2. Temizlikten sonra kurulama işleminin yapılması gereklidir. toz veya organik artıklar gibi yabancı maddelerin o ortamdan uzaklaştırılması ile gerçekleştirilir (9). Toz ve bakteriyi yaydığından asla kuru süpürme yapılmamalıdır. Temizleme işleminin. Temizleme Cisimler üzerinde bulunan toprak ve organik madde gibi yabancı materyalleri uzaklaştırma işlemidir (8). A. servisin temiz bölgelerinden kirli bölgelerine doğru ilerlemelidir. Etkili dezenfeksiyon c. hastaların sağlıklarına yeniden kavuşabilmesi. ılık su ve deterjan ile yapılmalıdır. Etkili sterilizasyon (6. her türlü hastalık etmenlerinden arındırılmasına bağlıdır. Farklı alanların temizliğinde farklı bezlerin kullanımı kural haline getirilmelidir. sterilizasyon ve dezenfeksiyon öncesi mutlaka uygulanması gerekir. Hastanelerde Temizlik 1. Yüzeyler. ıslak bezle temizlenmeli. sağlıklı yaşayabilmeleri için hastane sağlık koşullarının yeterli olması gerekir. Elektrikli vakum süpürgelerinin kullanımında toz torbaları tam dolmadan değiştirilmelidir. Çünkü kuruluk birçok mikroorganizmanın üremesini önlemektedir (8). su ve deterjan ya da enzimatik ürünler kullanılarak kir. ancak nemli bırakılmamalıdır. Hijyenik temizlik b. Zemin temizliği. Hastane hijyeni deyimi üç temel kavramı içerir. Nemli ortam mikroorganizmaların üremeleri için çok uygun olduğundan dolayı ıslak silme tarzında yapılan temizlikten sonra mutlaka kurulama yapmak gerekir. Zeminden çözülüp uzaklaştırılmaları sağlanır. Kullanılan sabun ve deterjanlar çözünürlüğü artırıcı etki gösterirler. Latincede “Sağlıklı Ortam” anlamına gelmektedir. temiz ve steril araç gerecin depolandığı “temiz oda” ile kirli araç gerecin. Paspaslarla yapılan silme işleminden sonra paspaslar mutlaka yıkanarak kurutulmalıdır. Genellikle ıslak temizlik yöntemleri tercih edilmeli ve prensip olarak temizlik. 7) Etkili bir enfeksiyon kontrol programı için de bu koşulların sağlanması oldukça önemlidir. Hastanelerde Hijyen Uygulamaları Hijyen. Bir hastanenin toplum için yeterince yararlı olabilmesi için. Lavabo. Bir başka deyişle gözle görülen kirlerin giderilerek veya seyreltilerek gözle görülmez hale gelmesini sağlamaktır ve tamamen mekanik bir olaydır.

Ayrıca temizlik çok uzun sürmemeli. d. b. Elektrikli vakum süpürgeleri gürültülü çalışma sakıncasının yanı sıra bakteri saçma tehlikesini de sürdürür. ortamdaki tüm mikro. c. Yalnız tuvaletlerin oturma yerleri dezenfektan madde ile silinmelidir (9). Kan dökülmüş alanlar için %1 serbest klor konsantrasyonu önerilmektedir. 418 . hastane enfeksiyonlarının önlenmesindeki temel koşullardan birisi olmasının yanında çalışma ortamını rahatlatır ve hastaların huzurunu sağlar. Hastane Dezenfeksiyonu Hastane enfeksiyonlarından korunmada oldukça önemli olan bu kavram. ancak miktarlarının kabul edilebilir bir seviyeye düşürülmesi yeterli olabilmektedir. ürün tüketimi çok fazla olmamalıdır. e. hasta değiştiğinde kolayca temizlenebilmesi için su geçirmez bir kılıfa geçirilmeli. sabun. Hasta bakımında ördek ve sürgü kullanımının kişisel olmasına özen gösterilmeli veya her kullanımdan önce dezenfekte edilmelidir. Çalışma alanlarının temizlenmesinde %70’lik etil alkol kullanılabilirken. paspasları silkeleme hastaneler için uygun bir yöntem değildir. Hastane enfeksiyonları için kaynak olabilen yataklar.sürtme tozu kullanılmalı. tıraş fırçası ve jilet gibi eşyaların tümü bireysel olarak kullanılmalı. Hastanelerdeki toz kontrolünü sağlamak için şunlara dikkat etmek gerekir. Havlu. lekeli ya da kontamine yataklara hasta kabulü yapılmamalıdır. Yüzeylerden toz alma işleminde pamuklu kumaşlar yerine sentetik kumaşlar kullanılmalıdır. a. hastane temizliği. Kuru süpürme yöntemi. B. Dezenfeksiyonda. Termometreler. Çünkü toplama torbası bakteri biriktirme aracıdır. hastanenin hijyenini tam olarak sağlamalı ve çapraz etkilenme en az olmalıdır. Pansuman arabalarının da ılık su ve deterjan ile silinerek kurulanması yeterlidir (9). %70’lik alkol içinde ıslatılmış pamuk tamponlarla silinir. saç fırçası. Sulandırmalar günlük yapılmalıdır. Hiçbir zaman dezenfektanda bırakılmaz. Yüksek devirli cila makinelerinin de toz kaldırmadan hijyenik temizlik sağladığı kabul edilmektedir. Sonuç olarak. ıslak paspaslama ve kurulama yöntemidir. Servislerde bulunan evsel nitelikte ve infekte atık torbalarının ağızları sürekli kapalı tutulmalı ve kapalı sistem ile servis ortamından uzaklaştırılması sağlanmalıdır (9). Günlük temizlikten sonra torbayı atmak veya dezenfekte etmek koşulu ile kullanılabilir. Hijyenik bir temizlik. bol sıcak su akıtılarak yıkanmalıdır. Bu amaçla kullanılan kimyasal maddelere dezenfektan denir (9). sporosid aktivitenin tamamen yok edilmemesi ile sterilizasyondan ayrılır. genelde %0. asla paylaşılmamalıdır. Dezenfeksiyon.1 serbest klor (1 gr/litre. 1000 ppm) içeren sodyum hipoklorit (çamaşır suyu) solüsyonu yeterlidir. cansız nesneler üzerinde bulunan potansiyel olarak patojen mikroorganizmaların kimyasal maddeler veya ısıya dayalı fiziksel uygulamalar ile elimine edilmesidir. Hastane temizliği temiz bir çevre yaratmalıdır. Hastanenin her yerinde bakteri yoğunluğunu azaltmalıdır. Temizlik.organizmaların ölmesi gerekmez. belli bir noktadan başlayarak toz bezini hiç kaldırmadan dairesel şekilde yapılmalıdır. Silme işlemi gelişi güzel hareketler yerine. ıslak bırakılmamalı ve asla kirli.

Yüksek Düzeyli Dezenfektanlar Genellikle bakteriyel endosporlar hariç mikroorganizmaların tümünü 20 dakikada öldüren dezenfektanlar bu gruba girer.2 Hidrojen peroksit %3-6 veya %6-25 b.4-5 İyodoforlar 30-50 ppm serbest iyod C. Bu dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Tablo I’de verilmiştir (9). Düşük Düzeyli Dezenfektanlar Bakteri endosporları ve tüberküloz basiline etkili olamayan. Orta düzeyli dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Dezenfektan Kullanım Konsantrasyonu Etil veya isopropil alkol %60-90 Fenol ve fenol bileşikleri %0. Düşük düzeyli dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Dezenfektan Kullanım Konsantrasyonu Etil veya isopropil alkol <%50 Fenol ve fenol bileşikleri %0. bakteri endosporları hariç tüberküloz basili ve diğer mikroorganizmalara ≤10 dakikada etkili dezenfektanları kapsar. a.1. bazı vejetatif bakterilerin yanı sıra tüberküloz basili mantarlar. prionlar ve bakteri endosporlarıdır. %0. Tablo 4. Ayrıca “Kimyasal Sterilizanlar” olarak bilinen az sayıdaki dezenfektan da 6-10 saat gibi uzun uygulama süresi gerektirmekle birlikte uygulama sonrası bakteriyel endosporları da öldürebildiklerinden yüksek düzeyli dezenfektanlar olarak değerlendirilmektedir. Spadulding ve arkadaşları. Yüksek düzeyli dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Dezenfektan Kullanım Konsantrasyonu Gluteraldehit %2 Formaldehit %3-8 Sodyum hipoklorit 1000 ppm serbest klor Perasetik asit ≤%1. Sıklıkla kullanılan orta seviyedeki dezenfektanlar ve kullanım konsantrasyonları Tablo II’de verilmiştir (9). bazı zarflı ve zarfsız virüsler. Bunlar “yüksek. protozoonlar. vejetatif bakterilerin çoğunu.4-5 419 . Tablo II. Tablo I. bazı mantarları ve uygun bir sürede (≤ 10 dakika) bazı virüsleri öldürebilen dezenfektanları kapsar. orta ve düşük düzeyli” dezenfektanlardır (9). Dezenfektanlar Hastanelerde sıklıkla sorun olabilen mikroorganizmalar. Sıklıkla kullanılan türleri ve kullanım konsantrasyonları Tablo 4’te verilmiştir (9). Orta Düzeyli Dezenfektanlar Bu grup dezenfektanlar.001-0. sorun olabilen patojen mikroorganizmalar için kullanılmasını önerdiği dezenfektanları etki düzeylerine göre 3 grupta toplamıştır.

Güçlü. yoğun bakım üniteleri. b. Hastane ortamı ve gereçleri enfeksiyon kaynağı oluşturabilme risklerine göre 4 gruba ayrılırlar: a. 11). Dezenfeksiyon amaçlı risk sınıflaması Güvenli bir dezenfeksiyon işlemi için dezenfeksiyon uygulanacak materyal ve ortam iyi bir sınıflamaya tabi tutulmalıdır. k. h. 3. Çalışma ortamı olarak ameliyathaneler. Ucuz olmalıdır (8. Çalışma ortamı olarak diyaliz üniteleri. eksuda. %2 gluteraldehit solüsyonu veya %70’lik etanol kullanılır (9). Su 420 . Yüksek Risk Grubu Deri ve mukoza bütünlüğünün bozulduğu yerlerde kullanılan veya steril vücut alanlarına giren nesneler bu grupta yer alır. d. Ortamda bakteri sayısının fazla olması ile etkinliği azalmamalı. bütünlüğü bozulmamış mukozalara temas eden nesneler bu grupta yer alır. hasta kabul birimleri ve poliklinikler bu grupta yer alır. nekrotik doku. Çevreye zarar vermemek için inaktif metabolitlere parçalanabilmeli. j. çocuk poliklinikleri ve hasta odaları enfeksiyon açısından orta risk grubu alanlardır ve buralarda deterjan ile temizliğin yanı sıra orta düzeyde kimyasal dezenfeksiyon önerilir.İyodoforlar Sodyum hipoklorit Kuarterner amonyum bileşikleri 30-50 ppm serbest iyod 100 ppm serbest klor %0. n. b. 2. Kimyasal yapısı stabil olmalı ve etkisi uzun sürmeli. Kullanıldığı materyalin yapısını bozmamalı. İnsan ve hayvanlar üzerinde toksik etkilere sahip olmamalı. m. Etkisi çabuk başlamalı. c.4-1. f. Dezenfektanların Özellikleri İyi bir dezenfektanda aranan özellikler şunlar olmalıdır: a. Ortamda organik materyal (kan. l. Nötral pH’da. Renksiz ve kokusuz olmalı. Orta Risk Grubu Steril vücut bölgelerine girmeyen. Bu alanlarda yüksek düzeyde kimyasal dezenfeksiyon önerilir. hasta yatakları. i. klozetler. Uygulama alanına iyi difüze olmalı.6 HIV ve HBV ile kontamine malzemelerin dezenfeksiyonunda standart olarak 1000-10000 ppm arasında değişen konsantrasyondaki hipoklorit solüsyonları. c. g. mikrobisit etkiye sahip olmalı (mikroorganizmaların aktif ve pasif formlarına etkili olmalı). doğum haneler. Düşük Risk Grubu Normal ve bütünlüğü bozulmamış deriye temas eden nesneler. Geniş bir spektrumu olmalı. banyolar. püy) varlığında etkinliği azalmamalı. transplantasyon ve yanık üniteleri enfeksiyon açısından yüksek riskli alanlardır. e. suda çözünebilmeli. Etkinliği ısı ve pH değişikliklerinden etkilenmemeli.

Pek çok böcek. 13). Enfekte materyalin yıkandığı bölüm. duvarlar. Minimal Risk Grubu Hastanın çevresinde bulunan yakın temasta olmadığı. bu hastalıkların bulaşma tehlikelerinin ortadan kaldırılması için gereklidir. zemin. Bu materyaller yıkama ile kolayca dezenfekte edilebilirler. yıkama sırasında alkali olmayan deterjanlar kullanılmalıdır (5. 421 . sadece kirli olan materyalin yıkandığı bölümden ve temiz malzemenin bulunduğu bölümden uygun şekilde ayrılmalıdır. Hastaların Kullandığı Malzemelerin Dezenfeksiyonu Hastalar tarafından kullanılmış ya da enfekte olmuş çarşaflar başta stafilokolar olmak üzere pek çok mikroorganizma açısından çapraz kontaminasyon riski taşırlar. eklem bacaklı ve diğer parazitler enfeksiyonların taşınmasında rol alabilirler. Haşere Kontrolü İnfeksiyon hastalıklarının bulaşmasında rolü olan böceklerin öldürülmesi. C. Personel kıyafetleri diğer çamaşırdan ayrı olarak yıkanmalı ve hastalar için kullanılan malzemeler ile temas ettirilmemelidir. Bunun için 80 °C veya daha yüksek sıcaklıktaki suda yıkanmalı. mutfak. d. Battaniyeler ve yastıklar da aynı durumdadır. Böcekler ile savaşta onları yok etmek için çeşitli kimyasalların kullanılması yeterli değildir.ve deterjan kullanarak temizlenmeleri veya düşük düzey dezenfektanlar ile dezenfekte edilmeleri yeterlidir. Eğer soğuk su ile temizlik yapılırsa ayrıca dezenfekte edilmeleri gerekir (5. 12). lavabolar ve benzeri objeler enfeksiyon kaynağı olma yönünden minimal risk taşırlar. Bunlar çamaşırhanede toplanmak üzere hızlı bir şekilde torbalanarak ve çevreye temasları önlenerek taşınmalıdır. Hepatit B kontaminasyonu olasılığı var ise 93°C’de 10 dakikalık yıkama uygundur (5. Bu önlemlerin alınması vektörler ile bulaşan hastalıkların bulaşma olanağını ortadan kaldıracağı gibi böceklerin insanları rahatsız etmelerini ve allerjik reaksiyonlar yapmalarını da önler. Bu yüzden yüksek sıcaklığa dayanamayacak materyalden kaçınılmalıdır. Sadece kullanmadan dolayı kirlenmiş olan materyal ile infekte materyal ayrı olarak yıkanmalıdır. Bunların su ve deterjan kullanılarak temizlendikten sonra kurulanmaları yeterlidir (10. Bu çamaşır torbaları çamaşırhaneye ulaştıktan sonra doğrudan çamaşır makinesinin için boşaltılmalıdır (5. Kullanılan çamaşır makinelerinin iç yüzeyi paslanmaz çelikten olmalı. çamaşırhane. en az 1 dakika bekletilmeli ve sonrasında kurulamaya bırakılmalıdır. Bu işlemler ile birlikte böceklerin üremelerini ve yaşamlarını idame ettirmelerini sağlayan ortam şartları düzeltilmelidir (14). sağlam ve ucuz olmalıdır.13). Lazımlıklar ve ördekler kullanıldıktan sonra mutlaka temizlenmeli ve dezenfekte edilmelidir. Bu amaçla yapılan mücadeleye dezenfestasyon denir. 13). Taşınan torbalar su geçirmez. D. Yıkama esnasında materyalin en az 65°C’de 10 dakika veya 71°C’de 3 dakikalık bir süre ile yıkanması gereklidir.13).

Hasta odalarında.1. Çok hızlı ürerler ve üremek için organik artıkların olduğu yerleri seçerler (14). 2. tutucu kağıtlardan. c. İstirahat yeri olarak dik yüzeyleri seçerler. Açık renkleri severler ve koku alma yetenekleri çok fazladır. hızlı bir şekilde hastaneden ve civarından uzaklaştırmak. bitki artıkları ve kokuşabilen maddeler üzerinde çoğalıp ergin hale gelirler. pire ve tahta kuruları yok edilebilir (14). Bu amaçla çöpleri açıkta bırakmamak. bekletme yeterlidir. Karasinekler ile mücadele Pek çok türü olan karasinekler. çöplükler. Kullanılacak kimyasal madde enfestasyonun türüne ve uygulanacağı yerin özelliklerine göre seçilmelidir. Hastane içi ve çevresinde karasineklerin yumurtlayabilecekleri ve üreyecekleri ortamı ortadan kaldırmak: Mutlaka başarılması gereken. Genellikle böcekler mikroorganizmalara göre ısıya daha duyarlıdır. Yaş ısı 100 °C‘de 15-20 dk. Karasineklerin barınma yerlerine girmesini engellemek: Karasineklerin hastane içine girmesini engellemek için sineklerin girebileceği açık yerleri ince sinek teli ile kapatmak. sürede bit. Bunu sağlamadan yapılacak diğer önlemler sonuç vermeyecektir. birçok hastalık mikroplarını mekanik olarak taşıyabilir ve aynı zamanda insanların rahat ve huzurunu bozabilir. Fizik yöntemlerle dezenfestasyon Kuru ve yaş halde ısı uygulanabilir. mutfaklarda besin maddelerinin depolandığı mekanlarda kimyasal madde kullanmak çok dikkatli ve titiz bir çalışmayı gerektirir (14). kaynatma veya 100 °C‘nin üzerinde basınçsız buharda 1020 dk. Yine 75-95°C arasında 30 dk. a. ortamdaki hava hareket halinde olmalıdır. Kimyasal maddelerle dezenfestasyon Hastaların bulunduğu ve pek çok kişinin çalıştığı hastanelerde böcek enfestasyonlarında kimyasal madde kullanımı riskli ve en son düşünülmesi gereken yöntemdir. en başta gelen önlemdir. b. Ancak ısıtılmış kuru havanın derinliklere nüfuz özelliği az olduğundan malzemeler seyrek ve serbest olarak bulundurulmalı. Bu yüzden dezenfeksiyona göre daha başarılıdır (14). Karasinekler. insan ve hayvan artıkları. sinek öldürücü lambalardan yararlanılabilir. b. Hastane ortamında da karasineklerin bulunmaması gerekir (14). Kimyasal madde kullanıldığında reenfestasyonu önleyecek bir sonuç sağlanmalı ve bu amaca uygun insektisit kullanılmalıdır. mutfaklarda besin maddelerini kapalı şekilde muhafaza etmek gerekir (14). Kimyasal madde kullanımı kesinlikle bu amaçla eğitim almış kişiler tarafından uzman personelin kontrolünde yaptırılmalıdır (14) 3. Larvaları ve ergin sinekleri öldürmek: Ergin karasineklerin ve larvaların öldürülmesi için mekanik sinek kapanlarından. Bu yükseklikte sıcaklığa dayanabilecek tüm malzemeler bu şekilde böcekten arındırılabilir (14). sinekleri çekecek şekilde gıda maddelerini ve organik 422 . Kuru ısı Bunun için 75-95 °C’de kuru ısı yeterlidir. Karasinekler ile savaşta şu yol takip edilmelidir: a. Yarım saatte tüm böcekler ölürler.

Yumurtalar kuruluğa dayanamazlar. dang humması ve sarı hummayı bulaştırırlar (14). sıtma. Erişkin sivrisinekler için insektisitler kullanılabilir (14). Bu alanlara "jit" adı verilir. filaryaz. Uygun mücadele için hastane çevresindeki jit alanlarının ortadan kaldırılması gerekir. dişi sivrisinekler ise yumurtaların olgunlaşması için kan emerler. Ömürleri türe ve iklim koşullarına göre değişmekle birlikte.atıkları açıkta bırakmamak ve ortamın genel temizlik koşullarını sağlanmak gerekmektedir (14). Dişi sivrisinekler genellikle durgun tatlı sulara yumurtlarlar. Ayrıca kimyasal mücadele ile larvalar yok edilebilir. Sivrisineklerin hastane içine girmesini önlemek amacıyla alınacak önlemler karasinekler için alınan önlemler ile aynıdır (14). Larva ve pupalarla beslenen balıklar (örneğin Gambusia) çevrede durgun su varsa buralarda üretilebilir. 4. Daha sonra larva ve pupa aşamalarından sonra erişkin hale gelir. Erkek sivrisinekler kan emmezler. 1. TSK Gıda/Su Kontrol ve Hijyen Denetim Hizmetleri Yönergesi 423 . TSK Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Yönergesi 2. kışın aylarca canlı kalabilirler (14). ÖNEMLİ UYARI: TSK'da görev yapan her sağlık personeli hijyen uygulamaları ve sağlığın korunması için aşağıdaki iki dokümanı mutlaka kullanmalıdır. Sivrisinekler ile mücadele Sivrisinekler.

Temizlik. 2. Hastane Enfeksiyonları. 3. Beşirbellioğlu BA. Ankara. Report of a WHO Study Group. Sivas. 12. The Hospital in Rural and Urban Districts. 1992. Sterilizasyon Dezenfeksiyon Hastane İnfeksiyonları Sempozyumu Kitabı.(ed). 1999: 33-38. İstanbul. Page 42-45. Sterilizasyon dezenfeksiyon metodları. Hastane infeksiyonlarının sınıflandırılması ve tanımları. Yapı Tasarımı Temel Bilgiler (30. Geneva 1992.) Pekcan M. 14.(ed). Sterilizasyon Dezenfeksiyon Hastane İnfeksiyonları Sempozyumu Kitabı. Güler Ç. 451-472. 9. Çobanoğlu Z. Sayfa 41-43. 10. Samsun. Suffolk 1985.) Erkan A. antisepsi ve önemi.KAYNAKLAR 1. Görenek L. 424 .ln:Saniç A. (eds).Gürler B. Henkel GV Yayınları. ln: Saniç A. Ankara. Hastane Hijyeni. Özyurt M. Baskı) (Çev. 4. 2005. Hastane Enfeksiyonları. Dökmetaş l. Görenek L. İleri Hekim Eğitim Kurs Kitabı. 1983. Arıkan S. ln: Bakır M. 7. Eyigün CP.) Pekcan M.Özinel MA. . dezenfeksiyon. Karadayılar AO. dezenfeksiyon ve Sterilizasyon. Sterilizasyon-dezenfeksiyon. 1997. Hastane İnfeksiyonları Derg 1997. 6. Ankara. Sterilizasyon. dezenfeksiyon. İstanbul. Hökelek M. (ed). in: Saniç A.Özkan F. İÜ Tıp Fak Yayınları. Hastanelerde temizlik. Günümüzde kullanılan dezenfektan ve antiseptikler. Neufert E. Samsun. 5. Hastanede Çevre Sağlığı Önlemleri ve Hastane Atıkları. Hastane infeksiyonları Derg 1999. Hastane İnfeksiyonları I. Dezenfeksiyon. Samsun. 1999: 1-4. Sterilizasyon. Page: 24-27. 1: 61-68. 11. 8. Hastane infeksiyonlarının tarihçesi.Maurer IM. Hastane İnfeksiyonları Sempozyumu Kitabı. 2005. 13. Eyigün CP. (Eds. Hospital Hygiene (Third Edition). Pahsa A. Sayfa 9-16. Pahsa A. Genel Temizlik ve Hijyen. (Eds. GATA Matbaası.Güray Ö. 1999: 5-11. 1999. 3: 175-183. Güven Yayıncılık. GATA Matbaası. Akova M. 1982. Sterilizasyon ve tıbbi atıkların yok edilmesi. Beşirbellioğlu BA.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->