P. 1
mem u zin

mem u zin

|Views: 385|Likes:
Yayınlayan: bheas12

More info:

Published by: bheas12 on Nov 09, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

01/08/2013

pdf

text

original

SIgun

yayinlari

Büyük

Ozanlar

Dizisi

1

MEM
A A

EHMEDE XANI
Türkçesi
:

M. E. Bozarslan

GÜN YAYINLARI
Başmusahip Sokak, Tan Ap. No.
İSTANBUL - 1968
6

HÎLAL MATBAACILIK KOLL. ŞTÎ. - îstanbul -

1968

- Tel.:

22 91 78

PfiŞGOTIN ÖNSÖZ .

mısra mısra di¬ zildi. Bunlarm sayısmm çok az olduğu aşi¬ kârdır. Bu eser XVII. Ajnrıca her saj^a da ajmı miktarda. Bu dev eser konusuyla Şekspir'in RO¬ MEO VE JULÎYET'inin. O kadar ki birçok okumamış kimseler dahi kendilerine göre kitabm bazı pasajlarmı ez¬ berler ve ara sıra münasebet gelince ezbere okumaktadır¬ lar. Böylece Kürtçe de konuşan. Özellikle ülkemizin Doğu bölgesinde bu kitap halk arasmda hayli tanınmıştır. Tabiî Türkçe çevirisinde bu ke- . değerini herkese kabul ettirmektedir. Türkçe de konuşan okuyucular için bu kitabı okuma fırsatı doğmaktadır. Ne yazık ki ülkemizin Kürtçe ve Türkçe konuşan oku¬ yucuları bugüne kadar bu değerU eseri okumaktan yok¬ sun kalmışlardır. her okujoıcunun gönlünü kendine çekmekte. hem Kürtçe'jd. hem de Türkçe'ye çevirdik. Orijinaliyle Türkçe çevirisinin karşUaştırUmasmı ko¬ laylaştırmak için Kürtçe ve Türkçe saj^alan karşUıkh. jüzyUm sonlarmda yazUdığı için. Türkçe'ye de çevirilmemiştir. çağ¬ daşı olan diğer bütün eserler gibi onda da birçok Arapça ve Farsça kelime vardır.MEMO ZÎN 9 MEM Ü ZlN dünyanm ölmez edebî eserleri arasmda ön safta yer almıştır. Türkçe sajrfalan da sağ tarafa koy¬ duk. Fuzulî'nin LEYLA ÎLE MECNUN'ımun bir dengidir. Kürtçe sayfalan sol. Gerek konusu ve gerekse edebî değeriyle bu eser. işte bu ihtiyacı karşılamak için MEM Ü ZlN'i hem L⬠tin harflerine. hem de Arap harfleriyle okumayı bilen kimseler ancak okuyabilmektedirler. Çünkü eser Arap harfleriyle yazUmış. Bunun için.

doğruluğu. çıkarcı ve dalkavuk kimselerin sözüyle oturup kalkmalarmı ortaya koyarak kötülemiş. bu çürük ve haksız düzene karşı âdeta isyan etmiştir. kötülüğü. kinci. fitneciliği ve ikiyüzlülüğü de Bekir'de somutlaştırarak gözler önüne sermiştir. çağdaş ve modern bir üs¬ lûpla yazmıştır. suçsuzluğu. olduğu gibi yazdık. zayıflığı ve çare¬ sizliği Memo ve Zin'in şahsında toplayarak . devletin siyasî ve idarî çarkına hâkim olan anlayışı usta bir üslûpla anlat¬ mış. Ancak herkes bun¬ larm anlammı bilmemektedir. özeUikle on¬ ların kötü niyetU. o zamanın sosyal. Bundan başka o çağda yöneticilere. çarpık ve küflü anlayışı yerden yere vurmuş. bu geri. yöneticilerin davranış ve anlayışmı. îjâliği. .MEMO ZlN 11 Umeleri de Kürtçe kelimeler ve cümleler gibi aynen çe¬ virdik. Bu suretle hem destanı kaybolmaktan kurtarmış. Hânî bu eserde Memo ve Zîn'in aşkı etrafmda çağınm yaşantısını. Bunun için kitabm sonuna bir Sözlük ekledik ve bu keUmelerin açıklamasını o söz¬ lükte Kürtçe ve Türkçe olarak yazdık. zalim. hem de Kürt edebiyatına ölmez bir eser arma¬ ğan etmiştir. kültürel ve idarî duru¬ munu da güçlü bir meharetle tasvir etmiş gözler önüne sermiştir. dal¬ kavukluğu. Bu hikâye Milâttan önceden bu yana halk arasmda söylenen ve mitolojik bir niteUk kazanan bir destandır. Büjrük Ozan Ahmed-i Hânî de «Meme Alan» desta¬ nından ilham alarak o hikâyejd kendi çağmm yaşantısma göre somut bir kalıba dökmüş. Fakat kitabın orijinalindeki bu yabancı kelimele¬ ri değiştirmedik. Mem û Zîn'in hikâyesi «Meme Alan» adıyla Kürt hal¬ kı arasmda hayli yaygm ve eskidir.

fasikül 1113. 2 1958 yılında Şam'da Arap harfleriyle. 20/10/1968 M.MEMO ZlN 13 MEM o ZÎN bundan önce üç defa basUmıştır: 1919 yUmda istanbul'da Arap harfleriyle. bu ölmez klâsik eseri ülkemizin okuyucularına kazandır¬ mak ve tanıtmaktır. saj^asmda kitabm adı ve yazarının bij'Ografisi kısaca geçmektedir. Hemen hemen bütün dünya Ansiklopedilerinde kitaptan ve yazarmdan bah¬ sedilmektedir. hem okuyucularm kültürünün artmasına. 3 1962 yUında Moskova'da Lâtin harfleriyle. 1 Bu kitabı çevirmekte ve yayınlamaktaki amacımız. Ülkemizde ÎSLÂM ANSÎKLOPEDlSÎ'nin 68. Ayrıca bu ölmez eseri Lâtin harflerine ve Türkçeye çevirmek bize nasibolduğu için çok sevinçUjdz. Emin Bozarslan . bazı bölüm¬ leri de Almanca'ya çevirilmiştir. Bundan başka kitabm tamamı Rusça'ya. hem de ülkemizin kitaphğınm zenginleşmesine hizmet ettiğimize inanıyo¬ ruz. Bu kitabı çevirip yayınlamakla. Bu inancımız gerçekleşirse kendimizi mutlu sayaca¬ ğız.

Kısacası: her zaman halktan . Bunlardan başka EQlDA IMANE (inanç yolu) adlı küçük ve manzum bir eser yazmıştır. çalışma. o da MEM Ü ZlN gibi manzumdur. birçok nefis şiir ve eser armağan etmiştir.HANÎ'NİN BİYOGRAFİSİ Ahmed-i Hânî 1651 jolında Hakkâri bölgesinin Hân köjmnde dünyaya gelmiştir.Kürtçe sözlüktür. Bu eserin yazılış tarihi 1684'tür. Bu eser NÜBARA BIÇÜKAN'Ia birlikte istanbul'da birkaç defa basUmıştır. Kısa bir sürede iUm ve kiUtürde ün salmış. MEM Ü ZlN'den de anlaşılacağı gibi haksızlığa. bu yolda hayli mücadele etmiş¬ tir. Hânî Kürt edebiyatına çok değerli hizmetler yapmış. Çağdaşı olan bazı bil¬ ginler gibi yöneticilere ve zahmlere dalkavukluk etmemiş. NÜBARA BIÇÛKAN (Küçüklerin Turfandası) da değerli bir eseridir. yoksulların. Bu kitap Arapça . 1690 yUmda başladığı söy¬ lenmektedir. 14 yaşlarmdayken yazarlık hayatına atUmıştır. çağında çok ileri görüşlüydü. Türbesi Doğubayezit'te halkın ziyaretgâhıdır. çaresizlerin ve haksızlığa uğrayanların yardımcısı olmuştur. Eserlerinin şa¬ heseri MEM O ZlN'dir. zııIme. Ozan bu kitabı 1695 yUmda ta¬ mamlamıştır. gericiliğe. Fakat yazık ki vefat tarihi belli değildir. Hânî. Hangi tarihte bu eseri yazmaya başladığı hakkmda hiçbir belge yoktur. zavalhlarm. çıkar peşinde koşmamıştır. feodal düzene karşı cephe almış. Her bölümünün başın¬ da da okuma. Hânî Doğubayezit'de vefat etmiş ve orada defnedilmiştir. bu alanda hayU ilerlemiştir. doğruluk ve bunlara benzer sos¬ yal konular hakkmda bir öğüt yazmıştır.

Arapça'ja ve Farsça'yı da ijd biUrdi. Ölümsüz Ozan. Hânî o çağın aristokratik modasına uymamış ve di¬ ğer bilginler gibi eserlerini Arapça ve Frasça yazmamış¬ tır. edebiyat alanmda nasıl mahir idiyse. Örneğin. doğruyu söylemekten ve yazmaktan hiç ama hiç geri durmamıştır.MEMO ZlN 17 yana olmuştur. inandığmı cesa¬ retle anlatmış ve yazmış. Eserinden de anlaşUacağı gibi derin bir felsefeye ve geniş bir kültüre sahipti. Ne yazık ki hayatı hakkmda elimizde. . bu hususta hiçbir şeyden endişe etmemiş. NÜBARA BIÇÜKAN'm önsö¬ zünde şöyle demiştir: «Ben bunu revaçtakiler için değil. Ana diU Kürtçe'den başka Türkçe'yi. kendi ana diliyle. Bu hususta Doğulu bilginlerden Firdevsi'nin. Büyük Ozan düşüncesinde özgürdü. felsefe ve kültür alanında da öylece yüksek bir mevkideydi.» Bundan da açıkça anlaşUıyor ki revaçtakiler ve ma¬ kam sahipleri için mutlu azmlık için çalışmamış . Fuzulî'nin ve benzerlerinin dengiydi. belgelere da¬ yanan bir bilgi yoktur. halk çocukları için çalışmış ve hizmet et¬ miştir. Eserlerinin hepsini halk diliyle. Fakat şurası bize teselli veriyor ki eserleri admı ölmez insanlarm safına katmış ve onu ebe- dîleştirmiştir. Kürt çocukları için yazdun. Sa¬ di'nin. Kürtçe olarak yazmış ve Kürt edebiyatmm öncülerinden biri olmuştur. halk ço¬ ğunluğu için.

Sensin gönülleri kendine doğru çeken! Övünen ve nazlanan sevgili sensin! ÂşUî da sensin. fakat dileksizsin.Senin adın üzerine yazılır aşk yazısı. Senin adındır tüm vahiylerin özü Görünmejdp de keşfedilen varlıklar . senin admda görünür. Amaç edinilen Kabe'nin şahı senin adındır. Senin nakşın olmadan kalemin nakşı çiğdir Senin adm olmazsa yazı da eksik kalır. Bütün kutsal yazılar da senin admda toplu hâlde durur. Ey gönül sahiplerinin gönüllerinin sevgiUsi. olmazsa onun adı aşk güzelliğinin doğuş ufku olan Allah! «aşk-ı hakikî» ile «aşk-ı mecazî»nin sevgilisi AUah! . Aşk kaleminin nakşı da jdne senin adındır.I AJLLAHA ÖVGÜ Kitabm Vallahi Ey Ey baş yazısı AUahm adı eksik demektir kitap.

sen onu en küçük olarak göstermişsin Ama asImda o. zorla Çiftleştirilmişler Allahın emriyle.» . Erdem de. işlemesi ince bir nakıştır. işte bu harf. Hepsinin yönetimi ve geçimi seninledir. en büyük kalemin nakşıdır.der. senden gayrı bütün yaratıklar. o harftir. Cisimler maddeden resmedilmişler. kusur da hep onda gözükür. Ey yaratışın ve emrin bahçesine fejdz yağdıran AUah!. o da hemen olur. Maddenin değeri gerçi düşüktür Ama kutsallık. Bu ruhlarla cisimler cebirle.MEMO ZlN 21 Fayda veren de. bu insan ve görünen bu varlıklar. güzelliğin ışığmdandu-. gerçi amaç insandı. Bu iki âlemden biridir insanm kendisi. kendisinden yararlanUan da sensin! Şüphesiz hem isteyen. ona «Ol». hem de istenensin! Sensin sevgiUnin yüzündeki aydınlık! Zavallı âşıkm gönlündeki ateş yine sensin! Mumsun ama ateş ve ışık çeşidinden değilsin. işte gerçekten gerçek olan. «Ol» ve »Oldu» emrinin bir harfidir (1). Güneşsin ama perdelenmişsin gözlerden! Evren tılsımmm içinde definesin sen! insan admdan keşfedilen hazinesin sen! Bu evren. Senin emrin «01» sözcüğüyle iki âlemi birden Varlığa getirdi. Gel gör ki amacıyle anlamı derin mi derin. Ruhlar ise kutsallUîIa nişanlanmışlar. Gröriinen ve görünmeyen hep onda mevcuttur. (1) Şu anlamdaki âyete işaret ediyor: «Allah bir şeyi yarat¬ mak istediği zaman. hem de yaratış senin kudretine bağlıdır. Gerçi görünüşte. Bu yaraltUan. Hem o emir.

hem uzak. Bunca aranan ve istenenler. Bu göz kamaştırıcı gezgin saray. amaç edinilenler ve muradlar. AUahım ! Ona şükredici bir dil ver ! . Gerçekten güzel ve parlak bir düzen Düzenledin bizler için doğrusu sen! Biz gafiller. Dönüp dolaşan bu muazzam çark. Ne kadar evren çeşidi varsa. Hayvanlar. gönülden anmıyorsa eğer seni. Arananlar. Hepsi bizler için işler hâldedir. insan hem yakındır sana. günahkârlar. Gönlümüzde taşımıyoruz senin fikrini ve de zikrini. Bunca arazlar ve cevherleri. Bunca doyulmaz nimet ve değer. Kötülük isteyen nefsimizle kayıtlıjnz. Hepsi bizler için yük altmdadır. Hepsi insan çeşidine tâbidir. hem ışık. Hânî. DiUmizle de ödemiyoruz senin hamdini ve de şükrünü.MEMO ZlN 23 însanm kendisi hem karanlıktır. Ve bütün jdyeceklerle giyecekler. Hepsi muhterem bunca melek. Hepsi muazzam bunca felek. Bunca yerler ve unsurları. tenbeller. Bunca arzu edilen ve sevilenler. madenler ve bitkiler.

n AIXAHA ÇAGKI VE YAKARIŞ Ey şükrü dilin cevheri olan AUah! Ey anması gönlü parUdatan Allah! Ey eşsiz. bir olan Allah! Ey emsalsiz. doğru yolu gösteren Allah î Ey yerlerin ve göklerin yaratıcısı! Ey bütün insanların ve cinlerin yaratıcısı! Ülkelerin. Her nasU varlığa getirdinse güzel yaptm. . Ey işi güzel olan! Her nejd yarattmsa sen. benzersiz var olan AUah! Ey zevâU olmayan. feleklerin hepsini. kendi kendine var olan. daima var olan bakî AUah! Ey fâni olmayan. MaşaUah. Her biri kendi yerindedir ve yerine lâjnıktır. ortaksız. Her nejâ yarattmsa güzel yarattın. sen yarattm hepsini. meleklerin.

Senden imrenerek rakipler gayrete geUr. Doğmuş olup da çok doğurgan olan üçler: Yani toprak. Toprak. Âşıkları çeken.herhalde. gezegenler^ (2) Yedili'den maksat. hajT^anlar. Senin güzelUğinle süslenir sevgililer. Işığm olmasa görünmezler bile. sen de can . .MEMO ZlN 27 Dolu inci olan bu dokuz sedef. işte bu kadar sanat gösterdin sen. Parçalanmak ve yer almak yoktur senin için. dokuz gezegenin yörüngeleridir. güneşin çevresinde dönen. Bunca güzel şey icadettin sen. Hulâsa: îster başlangıç. (1) Sedeflerden maksatı. Sanki hepsi bir vücut. Ayı» takımıdır. hem de hazır oluşunun işte budur kudreti. ister inanmayanlar olsun. Kısaca: îster inanan. GüzeUiğin olmasa. Ak ve parlak inciler ve de siyahlar (1). Fakat bunları kendine yer edinmişsin. Bunlarm hepsini yokluktan sen var ettin. Sen de öylece onlarda gizlenmişsin. arş ve sabit yUdızIar. Hepsi sana öylece ajma olmuş. sen de han. -«Büyük Ayı yada «Küçük. îlk-maddeleri yokken nakşedip süsledin. senin derdindir. gök ve anahtarları. bitkiler ve madenler. Her altı yön ve dört köşeler. incilerden maksat da. senin çekimindir. Sanki hepsi bir şehir. bir varlığı olmaz hiçbirinin. Hem kajnp. Gönülleri sızlatan. Birbirine katılmış inciler gibi olan yedili (2). ister son olsun. herhalde. Hem gizli. Kalem. Levh. hem de açık oluşunun işte budur hikmeti.

Pervaneyi sevda ile talan edensin. O yansıyı da güneş ışığı. Ve sensin bülbülü bin deUye döndüren. Yusuf'u nasU Züleyha'ya gösterdin? Vâmık'ı neden Azra'ya kavuşturdun? Elli hac edâ eden o şeyhi de. Nilüfer'i nazlı büjöiten de sensin. Seninle birbirlerine uygun düştüler. Onlar aynaja su sanırlar.MEMO ZİN 29 Şirin'i Perviz'e şeker yapan sendin. Kırmızı gülü dikenlerden çekip çıkaran sensin. Bülbüle o güzel sesini veren de sen. (1) . San'an Şeyhinin hikâyesini kasdediyor. Ajmalan Tûtî'Ierin önünde tutan da sen. Mumlarm ucuna ışığı yerleştirensin. Ramin'i Veysi'ye sen râm ettin. Seninle var olup yüzyüze durdu. Kendi güzelliğin yansısm diye. Servilere o uzun boyu veren sensin. Gönülleri dolduran sevgi ve aşk. Leylâ'yı Mecnûn'a sen belâ ettin. Gâvur kızı için sen delirttin (1) . Ardarda ajmalan yaratan sensin. Dilberleri gönül çekici yaratıp yaratıp Meczup âşıkları sersemletensin. Gül bitkisine güzel rengini. Büjütüp güneşe müşteri eden de sen. Sülünlerin ayağmı bağlayan da sen. Ferhad'a kanlı gözyaşları döktüren de sen. Canavarlarm yolunda tuzak kuran da. Omuzlardan dökülen zülüf ve örgüler.

Bir defa olsun secde etmedi başkasmm önünde. Sen kendisine o denli yarduncıydm ki. Ve bağlanır ayaklan. Onlar o amacı yakm görür. onu söylerler. onu ebediyyen ateşe çarptırdı. yardım etmek istediğin kimseyi de Derhal bilinen makama götürürsün. Tûtî'Ierin şeker dili kendiUğinden mi? Hayır. Günde bin ibadet ediyordu: Çünkü sen güc vermiştin ona.. ona secde ettirdin. Desteklemek. Ve hizmetçi bile olsa efendileştirirsin. Amaç önde hazır olunca. Kahrın. ne güneşten.. Gönlün amacı ve muradı sen şahsm. sana secde etmeden önce Âdem'i kıblegâh yaptın. Amaca yönelecek elbet her gören. Ve ne sudan sakınırlar kendilerini. Nasıl ulaştırdın jdicelere isa'yı! Acaba o canı sen neden sevdin? Gizlice îdris'e verdiğin ders. HıUâsa: Senin hikmetinden anlayan Bir tek fert görmedik. Sen de onu tardettin kapından. Zavallı günahsız Şeytan. Tanrıdan başkasma secde etmedi. Ey tapınUan AUah! Sen. Ne duyarlarsa. Gel gör ki o benle zülüf tuzak ve yemdir. Dudağı kuruyanlar duru su arar elbet. Doğru yola getirmek istediğin. Ve yolundan saptırmak istediğin kimsenin Ayağını zülüf ve benle bağlarsın. takılıp kalırlar. O. Gel gör ki sen de saptınrsm dilediğini yolundan. maşallah! .MEMO ZÎN 31 Suda görürler senin nakşmı. Onu kutsal makamlara götürecekti elbet.

Hânî'jn kendine âşinâ kıl! . Senin hakkmda. Hânî.MEMO ZlN 33 îdrâk sahibi olup da irfan anyanlar. şu bilgisizliğiyle senin hakkmda Sapıklığa düşerse çok değil. inan. «Tanımadık» dediler. Meğer yardımcısı Allah ola Ya da rehberi Mustafa! AUahım! Mustafa'nm hakkı için.

O güçlü ve kudretli nakışçmm hüneri. Varlığı zorunsuz olanlarsa tüm yaratıklardır. deliller ve kanıtlara göre. KUdı yaratıkları kendine doğuş ufku. . meydana çıksm. Yaratıklarla perdelenen o varlığı zorunlu. Var olanlarm hepsi yazısızdı. Ve gizlenen güzeUiği çıksın ortaya. Fakat o bilgili Hakimin sanatı. Nakşm varlığından varlığı nakışçmm. KalabiUr miydi tek bir resimle? Ona lâjnk bir yazı gerekliydi. Ki varlığı bunlarla ispat edilsin. Faş olsun cevher definesi.m PEYGAMBERE ÖVGÜ Varlıklar. Varlığı zorunlu olan birdir. Bunun için kalem oldu ilk yarattığı. Asla zorunlu ve zorunsuz olmazlar. o da Zat-i Kibriyadır.

Hem mutluların. Âdem henüz su ve çamur içindeyken.MEMO ZlN 37 îşte bu ilk. îşte o nurdur ki görünmeyenleri bilen AUahm emriyle. bütün âlemler için rahmetti. Sayılmaları ve sayUır olmaları itibarîdir. Ebedî güzellikten ilk defa parlayan. . Bir ışıktı. Valığı zorunlu olanla olmayanları ajordeden o smır. hem günahkârlarm canlarmm kökü. Bütün cüz'lerin ve küllerin Peygamberiyken o. Karanlık gönüllerin feleğini aydmlatan o güneş. AUahm güzelliğinin o penceresi. Peygamberin anlamından. Görünmeyen evrenin feyzine kajmak oldu. ne bu gök vardı. ruh ve akhevvel. Onun içindi feleklerin yaratılışı. Dünyalı şekline girdiği an. Ruhlar. Henüz su ve çamurdu Âdem'in kendisi. Fakat onları birbirinden ayırdetme. O vezir kUığmdaki Padişah. Oldu tüm canlUarm ilk kökü. omm anlamı da Muhammed'di. Oluverdi son zamanlar Peygamberi. Serveriydi o tüm Peygamberlerin. Meleklerin secdesi yine onun için. O. YaratUdUar. Hepsi onunla zevke ermişler. örneğin şeker ve bitki. Bunlarm üçüdür ki «ilkler» kabul ediür. Hepsi ondan dallanma bulmuşlar. Henüz ne bu yer. Şöylece onları bağdaştır: De ki: Hep birden bir tek şeydir.

Mal miUk sahibi değil. adı Ahmed'dir» Dâvasmı elle ve dille jnirütürdü o. Habeşlerden. hem Hükümdardı. Dedi ki: «Müjde veriyorum şanlı bir Peygamber. Isa incil'i okuduğu zaman. Baktı ki dünya küfürle dolu. ŞaşUacak şey Rumlardan. . iyilik sahibiydi. O. hem kitabı. Atsız ve maiyetsiz.MEMO ZlN 39 îptal etti tüm dinleri ve de kitapları Gösterdi herşeyin kanıt ve nedenini. încil ve Zebur da çıktı hatırlarmdan. Çaresiz çoğu kılıçla yok oldular. Yahudi ve Hıristiyanlarm. Çekti peygamberliğinden bir sofra. Arap şahı bayrağı kaldırınca Acem Kisra'sım da iki büklüm yaptı. Tâ ki bir kısmı dine katılıncaya dek. Davut dininden olanlarm. Fağfur da kâseden içişinden iki büklümdü. Tapmaklarını yok etti tüm ateşperestlerin. hem Peygamber. Cömertçe o sofraya buyur etti. Güzel yaratUışhydı. Doldurdu sesi dünyayı. Kamu öğreticisiydi. Bizden sonra gelecek. davulsuz ve bayraksız. . pusuya yatmış bir Hindu idi. Kayser kendi kusuruyla kısa kalmıştı. . Hikmetliydi serapa. diUnde Kur'an vardı. Hakan. oldu cihangir. daha önce okumadan. Tevrat'ı unuttu çoğu. Frenk ve Tatarlardan. Derhal gözüyle gören oldu. dini açıkladığı zaman. EUnde kılıç. Puthaneleri ateşle yıkardı. Yer jöizünde bulunan bütün halkları. Dini kabul etmeyen kimselerin. Vahiyle ve AUahm emriyle bahsederdi ondan. hem de kUıcı vardı.

hansız. (1) Hüneyn savaşından bahseden -«Allah yardımınıza. Onun şerefine denk gelecek birşey yok. Kalmadı bir tek çeşit hajrvan.anlamındaki âyete işaret ediyor. (1) Çadırsız. Doğruluğuyla güçlendi din. Onun peygamberliğine inanmayan. Onun büjoik sahabelerinin tek bir ferdi. Filizlenirdi bitkiler onunla. Önden haberdar olduğu kadar Arkadan da görürdü. Onun dininden şüphe edenler için. Abidlerin hepsi evliyalar gibidir. Bilginlerin hepsi peygamber gibidir.MEMO ZlN 41 Gördüğün herşey meğer O'ydu. Ondan gayrı bize arka olacak kimse de yok. Dinini tartışıp eleştirenler için. Hulâsa: Bütün insanlar ve cinlerde. Ordusu görünmez askerlerdendi. Yem oldular Cehennem ateşine. saraysızdı o. Cansızlar da konuşurdu onunla. Tüm gâvurlar bir araya gelsin. Ondan. Şeriatiyle doğruldu yol. görme¬ diğiniz askerler gönderdi». . Gâvurlardan beşjöiz jdğit sayılır. heybetçe Bir tek sahabeye eşit değildir. îşitirdi bir arada yüz konuşmayı. gölge düşmezdi yerlere. Yalnız Adem oğullarmdan bazUarı. Kısacası: Yerlerde ve göklerde. GölgelUği bulutlardı.

Hattâ şu zajnf Hânî bile. Şöyle yazılır. İki Arap harfidir. Bir surenin başında gelmiştir. . anlamı bilinmemektedir. (3) Yüz defa hayatma andolsun ki. ey Şehinşah! Seni AUahm sözleri övdükten sonra? Şahım! Senin için güzel addır «Yasîn» (1) Tâhâ! Senin tılsımmdır «Tasîn» (2) Ey seçkin sevgih ! Senin için şu yeter ki : AUah senin hayatma andiçti. Ve şu yüz derecelik kötülüğümüzle. (2) bir adıdır. kem kişi. Ben ne diyejdm. ey işi iyiUk olan! Bizim ikijöiz jmk çekse de günahlarımız. şu ateşe müstahak olan Hânî. Şu paklıktan uzak. Kur"anın bir suresinin ba¬ Tâhâ: Peygamberin bir adı olup. (1) Yasîn: Peygamberin şında gelmiştir.MEMO ZlN 43 Kur'an ve hadisler ne güçlü mucizelerdir! Âyetler ve sureler ne açık deUIIerdir ! Ebubekir ve Ömer ne iyi arkadaşlarıydı onun ! Osman ve AU ne seçkin yakmlanydı onun! Ey yüksek payeli Padişah! Ey tahtı felek güneşi olan Padişah! Benim bilgimle ne mümkün seni övmek! Büjdik güç sahibi Allahtır seni öven. bir surenin başında gel¬ -k »ve -«Tasîn» oku¬ nur. miştir. (3) -«Hayatına andolsun ki onlar sarhoşluklarında bocalıyor¬ lar» anlamındaki âyete işaret ediyor. Yine senden ümitsiz olmayız bizler.

MEMO ZlN -45 O da kötülüğü ve köpekliğiyle. Köpeklerden farksız o kötü-işlijd de. . Allah sahabelerin yolunda götürsün. Ümmetten olduğunu iddia ediyor.

ALLAHTAN DA AF Ey iki âlemin varlığına yol açan! «îki yay kadar» yaklaşmaya lâyık olan! (1) Medine tahtının Şehinşahı! Senden o kadar mucize görmüşüz ki. Ve bir sözcük yeter gözlerinin yanUmadığmı ispatlamaya (2) (1) İki yay kadar: Peygamberin miraçta Allaha yaklaştığı me¬ ger¬ safedir. söylediklerini çekten miraçta gördüğü hakkındaki âyete işaret ediyor... Senin için bir anlık iştir feleklerde joirümek Ve senden bir selâmdır meleklerin kıvancı. (2) Peygamberin gözlerinin yanılmadığı. .IV PEYGAMBERDEN ŞEFAAT. Aja ikiye bölmek için bir işaretin yeter.

Küfür ve günahları bahane etmek. (3) Şu âyete işarettir: -«AUah. Önce bizlere niye azamet verdin Başımızm üzerine koydun şeref tacım. F. Uzaktır senin büjöiklüğünden. Hâşa senin sonsuz şefkatinden. inanıp iyilik eden kuUarmı yer¬ yüzünde kendine vekil yapacağına söz verdi-. Perdesiz olarak konuş Allahla. (2) VekiIUk şerefini verdin bizlere? (3) Oysa sen bize emanetini verdiğin zaman. Sence biUniyordu bilgisizliğimiz. Ona bir zerre olsun eklemedik biz. Helâk oluruz hepten. zayıfız. (1) «Levlâk»: AUahm Peygambere yönelttiği bir hitabm başı¬ dır.. Ve o emanetin kadrini bilmiyeceğimiz. Bizler fânijdz. Bu mu padişahlık? Bir yüzlüdür senin katında küfürle îman Eşittir senin katında cennetle cehennem. Maiyetinde gelir saf -saf melekler. Sen kahrmı gösterirsen eğer. Emrine amadedir burak ve kanatlar. Her neyi irade ettinse sen bizim için. toprak seviyesindeyiz. sen doğru yola götürmezsen. hep var olacaksm. rahmetinden. Ateş olacak bizlere cennet. Bu hitabın tamamı şudur: «sen olmasaydın ben felekleri ya¬ ratmazdım. Ve sana lâyık olsun bu.. De ki: «Sen kudret ve azamet sahibisin» De ki: «Hep vardm sen.MEMO ZlN 49 Ey «Levlâk» tahtının padişahı! (1) Kalk ta çabucak göklere çık.» (2) -«Biz insanoğlunu şerefli yarattık» diyen âj'ete işarettir. Kalkıversin önünde tüm perdeler. : 4 .

gerek günahkârlar. Bizleri koyunlar gibi darmadağm etmesi? Kısacası: Öyle yap ki o serkeş dev.» Hiç hamiyet kân mı ey âlemin dayanağı! Hiç yakışık alır mı ey insanlarm çobanı! Bu pis mel'unun. Şeytanlar var sevinecek haUmize. Günahkârlan. Gâvurlardan ve günahkârlardan kimse yoktur ki. Senin sıfatlarma ajoıa olmasın. bedbahtları ve kem kişileri. Sen küfrü de bağışlıyamaz mısm ki? Günahları üzerimizde nakşedecek olursan. Bizler «Kahredici» adınla gâvur olduk. . Hulâsa: Yakm ve uzak olan hepimizi. Yalnız ve tek basma gitsin ateşe. sonunda. Bizleri hep beraber ateşten kurtar. Ve sevinecek sayısız mel'un var.MEMO ZÎN 51 Ve feyiz yağdınrsa bulutları rahmetinin. Hepsi senden umutludurlar. Cehennem bizler için cennete dönecektir. Şefaatmm içine al hepsini. Gerek gâvurlar. «Bağışlayıcı» admdır ki günahkâr kıldı bizleri.

Aydmhğa kavuşsun önümüzde durumlar. Acaba zevale jâiz tuttu mu dersin? Yoksa hep böyle olduğu yerde mi kalacak. yıldızlan .V DERDİMİZ Saki! Allah için lütfet. Bize yar olsun bahtımız. Cem kadehine koy bir yudum şarap. biIeUm. (1) Kadeh şarapla dünyayı göstersin. Gelecek bizim için başarılı olacak mı. Görünsün dilediğimiz ne varsa. Bizim için de çıksın bir yUdız. Ozan kendi kadehini de onunkine benzetmiş. Bir defada uykudan uyanıversin. (1) Cem: Eski Iran imparatoru Cemşit. îşte kemale erdi talihsizUğimiz. Son devir gelip çatmcaya dek? Mümkün mü acep felek çarkmdan.eleskop gibi gösterirmiş. Kadehi t.

Her kim ki himmet eüni kUıca götürdüyse. Namertlerin elinden kurtarırdı bizi. ilmimiz revaca girsin? Olsaydı eğer bir başıyükseğimiz. îyiUk sahibi bir şiir istiyenimiz Bizim de külçemiz sikkeyle basUır.değer kazanırlar Biz öksüzlere acır. Bilinsin kadri kalemimizin. altın ve gümüş aşağıdaki bölümden de anlaşılaca¬ ğı gibi mecazî olarak edebiyat anlamında kullanılmış. . Ne kadar safî ve temiz olsalar da. (1) Külçe. Derdimiz deva bulsım. (1) Bu denU revaçsız ve şüpheU kalmazdı.MEMO ZlN SS' KUlCi ortaya konsun gücümüzün. Altm ve gümüş sikkeyle . Kendisi için devleti zabtetti erkekçe.

Arabistan'dan Gürcistan'a kadar Kürtlüktür olmuş kaleler gibi. Himmet ülkesine boyun eğdirmişler.MEMO ZÎN 57 Çünkü dünya bir gelin gibidir. düğün hediyeleri. boyun eğer. imha oklarma hedef yapmışlar. Keskin kılıcm elindedir onun hükmü de. Hepsi birden niçin olmuş mahkûm? Onlar kUıçIa şöhret şehrini fethetmişler. . Onların her bir beyi Hâtem cömertüğinde. Her iki taraf. iyilik. Her kabile sağlam bir set gibidir. Kürt kabilelerini. çeyizleri. Sanki Kürtler sınır başlarmda kUitmişler. Acep ne sebeple kalmışlar bojmubükük. lûtuf ve bağıştır. Fakat başlığı. cömertlik. Bak. Bu Rumlarla Acemler onlarla hisar olmuş. Ben hikmetle dünyaya sordum ki: «Başlığm ne senin?» Bana dedi ki: «Himmet» Kısacası: Dünya kUıçIa ve iyilikle insana ram olur. Ve Rüstem cengâverliğindedir her bir erkeği. Kürtlerin hepsi dört kenarda yer tutmuş. Ben AUahm hikmetinde şaşakaldım: Kürtler dünya devletinde.

MEMO ZlN 59 Cömertük. Bunun içindir ki hepsi her zaman ittifaksızdır. hikmeti de elde ederdik. Her zaman birbirlerine karşıdır ve parçalanırlar. Cesaretten hamiyyetli oldukları kadar. . Sözler o zaman birbirinden ajordedilir. mertlik. devleti de ikmal eder. îlnU de. Engel oldu minnet jöikünü jöiklenmelerine. O zaman dini de. Bu hamij^et ve yüksek himmettir ki. Onlar kılıçla ve himmetle ün salmıştır. Gerçek hüner sahipleri çıkardı ortaya. Hep birlikte bir birimize itaat etseydik. Olsaydı eğer bir ittifakımız bizim. Hep Kürt kabileleri için onaylanmıştır. Minnetten de nefret ederler. hamiyyet ve jağitlik. himmet. Beylik.

inci gibi olan Kürt dilini Düzene koydu. (1) Durujoı bir yana itip içti tortuyu. kitaplar o dil¬ lerle yazılırdı. Amaç edinmediler aşkı. Böylece amme için çekti cefa. asılsız ve temelsizdirler. îrfansız. Ki el demesin «Kürtler. Sadece hamiyet ve aşiret tutkunluğundan. (1) Yani herkesin tersine. ÇeşitU milletler kitap sahibidir. Yani kabiliyetinden ve ehliyetinden değil. Sadece Kürtler nasipsizdirler» Hem düşünce adamları demesin ki «Kürtler. Çün¬ kü o zaman herkes Arapça ve Farsçaya meraklıydı.VI KİTABIN KÜRTÇE YAZILIŞ SEBEBİ Hânî kemalsizliğin kemale ermesinden dolajn. bu kitabı Kürtçe olarak yazdı. intizama getirdi. Kısacası: inattan ya da çaresizUkten. Kemal meydanını boş buldu. . Mutat lUIâfı olarak bu bit'atı işledi.

(1) Ve diriltirdim onunla Harirli Ali'yi. incelikleri bilen bir sahibimiz. iz'an. N'eylejdm ki pazar hayli kesattır. yüzyılda yaşamış bir Kürt HaJç şairidir. Bu paralar onun yanında makbul olsaydı. ne de istenirler Hep beraber ne severler. Hakîkî ve mecazî aşktan da boştur» Hayır. gazel. Olsaydı bizim bir sahibimiz. ne de sevilirler. Olmuş hepimizin dostu ve sevgilisi.MEMO ZÎN 63 Hep birlikte ne isterler. (3) Ebediyete kadar hayran kalırdı. -«Dîvan» adlı çok değerli bir şiir kitabı vardır. Bir Divan yaz¬ mıştır. (2) Fakî-yi Tayran'a öyle bir sevinç verirdim ki. Alıcısı yoktur kumaşın. Onlar aşkın tadından yana hepten nasipsiz. Ben o zaman manzum sözlerin bayrağmı. Şiir. yüzyılda yaşamış bir Kürt ozanıdır. Almanya'da ve Rusya'da basılmıştır. Kürt edebiyatının şaheseri sayılan bu şiirler İstanbul'da. (3) XVI. Suriye'de. Dünya damının üstüne asardım. yüzyılda yaşamış ünlü bir Kürt ozanıdır. özellikle -«Gönül Kalk» şiiri halk arasmda çok yaygındır. îlim.. .. (2) XI. (1) XVI. San'an Şeyh'inin hikâyesini manzum olarak yazmıştır. kitap divan. kemal. Yüksek himmetli. Özelükle bu çağda şu para kesesi. Bu çeşitler onun yanında geçerli. kabiliyet. Kürtler o kadar kemalsiz değil. Sadece sefil ve sahipsizdir. Bundan başka bir¬ çok şiirleri vardır. Fakat öksüz ve mecalsizdir. Hep birden bilgisiz ve cahil değil. Geri getirirdim Cizreli Mela'nm ruhunu.

Hilesiz. Duamız doğru olarak kabıU edildi. : 5 . Bu paramıza «Değersizdir» deme. Bizim kırmızı bakınmızdır. işimizin görülmesine vasıta oldu. aşikâr Gümüş değil ki «Eksik ayarlı» desinler. Biz de kimyager olmaya heveslendik. O şahlar öncüsünün sikkesinden yoksundur. temiz ve pahabiçilmezdir. altm da geçmedi eümize. Bu mangırlar gerçi değersizdir. Hep para için savaşUdığmı gördüğümüz vakit. Ve mümkün olmadığmı görünce de bunun.bir sevgilidir.MEMO ZlN 65 Kimse o kadehi kendine ışık öncüsü yapmaz. Çıkardık gizli bakırımızı açığa. F. Kim. Hâlis Kürtçedir. AracUık etmedi garaz için asIâ.se düzene girmeye yanaşmaz. O. Ama sade. kimsenin adma mensup olmayan. Devrin böyle olduğunu gördüğümüz vakit. Böyle revaçsız ve karışık kalmazdı. Sahte olan cevheri temizledik. Sonunda çaresizlikten bakırcı olduk. hurdasız ve tamamdır. Altm değil ki «SoluJc kaldı» desinler. Din gitti. Bir süre insafla hareket ettik. Boş sajrfalardı. Ve halkın alış-verişi için elverişlidir. Eğer basUarak nakşedilseydi. üzerinde dua ettik. şüphe götürmez. Onun için karabahth ve muratsızdır. Gönlümüz hileye razı gelmedi.

Fakat bakışı çok umûmîdir onun. Birçok filozoflarca da makbuldür. Paşaları tutuklar esirler gibi. Bunun için minnet de yapmaz Bir kez bize baksaydı eğer o. En jmkseği. Adı Mirza olan Bey. bilgiü insan. Her gün binlerce yoksul ve çaresizi. Derhal sarıya çevirir bir bakışla.MEMO ZlN 67 BİZ arkasız insanlarm sajrfalan. Zenginleştirir himmetinin eüyle. Fakat zamanın hükümdarı. Bizi dinlemedi idrak kulağıyla. Sahte mangırları da saf altma. . (1) Ki bakışı sade kimyadır. En alçağı da lûtfuyla en yüksek. Her an lûtfuyla jöizlerce dilencijd. Mübarek teveccühünün iksirini çevirseydi bize. gönülden özel bakış vermedi bize. O. Bütün bu mangırlar altma dönerdi. Sahte gönlü billura çevirir. Yüz jöik kırmızı mangır olsa. Padişahların sikkesiyle kabul edilmeden. Sonra azadeder fakirler gibi. kahnyla en alçak yapar. Bütün bu sözler şiir olur. Birçok bilginler nezdinde çürüktür. amme için özel bir rahmettir. Bu yüzden. Söi ona devamlUık ver AUahım! (1) Hakkâri beylerinden olsa gerek.

Kendi dürdanelerini de içine dökerek O gül suyu gibi olan şarabı. (1) (2) Yani onlara görme kabiliyeti veren. Zaman zaman mej^erestlerin eUne ver Gönlünün bir parçası sevgililerin elinde olanlara. Ma'ser: Üzümün sıkılıp şırasının çıkarıldığı yer. ebedî ruh gibi olan şarabı. görmelerini sağlayan. çiğ taneleri gibi şarabı. O. seyyal la'Iı O inci hoşafı. DeU akh sersemleştir onunla. . Ruh dimağını tazeliyelim biz. ŞARABI KADEHE DOLDUR Sakî! Gök rengi kadehe doldur. Sakî! Cevher kâseye doldur Temiz ma' serden çıkan o suyu. (2) Eritilmiş yakutlu.vn SAKİ. ruhu besleyen o şarapla. Bir an. Sakî! Mine rengi kadehe doldur Gönülleri aydmlatıp gözlü yapan o suyu (1) Mahzun gönlü sevinçU kU onunla.

DağUsm gamlar. Bazan bülbüller gibi inlesin gönlüm. Ve yeniden bambaşka olajnm ben. Ve de gönlüm zevk ile. Gönlüme bir güzelUk. Tereddütler çıkıversin mahzun gönülden. Bu «Ah»lardan açsm yüzlerce gönül goncası. Benim için inşirah mümkün olsun Hasıl olsun gönlümün temizliği. O berrak şarabm kadehinin neş'esi Şen bağın üzümünün verdiği keyif. Yani canım şevk ile dolsun. toplansın tüm sevinçler. Sakî! Ver bana gül rengi şaraptan. Öyle ki. Olsun benim de nefesimin bir etkisi. Benim de yardımıma geUr bir damla. Bülbüllerle ses arkadaşı olayım ben de. tatlılık yayılsm. seherlerde «Ah»Iarı yollaymca Her zaman. konuşsun hepsi. Öyle etki yapsın ki nefsime. Belki o zaman o sonsuz fejdzden. Her zaman yeniden mest eyle onunla. Devamlı şarap içenlerin bu mecUsini. Meclisin coşkunluğu süslensin onunla. Sızlasın bazan da andelipler misali. Her zaman binlercesi kan rengi saçsın. yoldaşı olan yel ile. Zerrinler dile gelsin. . Şu ölü gönlümün kuşu uçabilsin Nağmelerin sesi perdesiz olarak süslensin. Goncalar çözülüversin dikenlerden. Davul sesi ve Kanun sadası olmaksızın. . Arkadaşların inadına gülsün bülbüller. Gözyaşı döksün kırmızı güller çiğ damlalarından. Kâhya ve muhasip görmesinler.MEMO ZlN 71 Gönüller kadehi nakışlansın onunla.

Sermest olayım. (1) Çeng: Bir sazın adıdır.mlar. O çaresizleri yeniden ayağa kaldırayım. Söz söylemeksizin içimden konuşayım. örtülü masum kızı. Perdeden öyle nağmeler çıkarayım ki ben. Çalsm türküsünü Zin ve Memo'nun. O töhmetten uzak Memo'jru. Bedhal olayım. Gönlünün derinUğinden ıstırap çeken Zin'i. lâflar edejdm. Yar ve âşık hastalıklı olmuşlar. GöniUdeki derdin şerhini kUayım efsane. Zin ve Memo'joı ederek bahane. onları teda'vi edejnm. Tûtî misâli dile gelejdm. tokmaksız olarak.MEMO ZlN 73 Sarhoş olayım. sırlan açığa vurayım. Görünsün bana mak3. o günahsızı. Çıksın davulumuzdan ses. Yaralı gönlün sazı kâh yumuşak. Ney gibi muUdanayım. Bugün mütehassıs bir doktor gibi. Ney gibi. O perdeU. Ve raksetsin dokuzuncu kubbenin zirvesinde. Âşıklarm sesini dinlesin Zühre yıldızı. Benden aşikâr olsun kerametler. Oülbahçesini Şehnaz makamıyla şenlendirsin. kâh gür sesli olstm. îlâç getireyim. Çünkü kejdfsiz olarak söyUyemem. Zin'i ve Memo'yu dirilteyim yemden. . Çeng gibi yüz çeşit şada verejdm ben. Divane olayım ki inciler döktürejdm. (1) Rubab gibi Kemançesiz olarak. Gönlümden çıkan makamlı ses dallan. güzaflar söylejdm. ahenkle gönlümün derinliğinden. Ciğerinden yaralanmış Memo'yu.

yavrudur. Onunla oyalansmlar bir zaman. Göğüsten ve gönülden temiz olanlar. Bu. Pâk huylu ve insaf sahibi insanlar. Seçilsin birbirinden sevilenler ve sevenler. İster tatlı. Bu kitap turfandadır. o huydandır. Yalnız bilginlerden rica ediyorum: Öğrencilerin yanlışlıklarmı açığa vurmasmlar. . ister ija olsun. Gerçi çok seçkin olmasa bile. Zin'in derdine gülsün âşıklar. Gelip dinlesinler hikâyeyi. Herkes «Güzelce yazıldı» desin. Günahsızdır. Memo için ağlasm dilberler. Biz onunla ikijöiz ıstırap çektik. Çocuk çeşidi gibidir. Ezelden beri sevenlerden olanlar. Hep bizi tasvibetsin. yeni yetişmedir. Dertli kimseler onlarla sefa sürsün. Bu kitap ister kötü. ister acı olsun turfandadır. gönül bahçesinin turfandasıdır. Dertsiz olanlar girsin kedere. Bambaşka olan seven kimseler. Hırsızlar gibi yanlışlıklarımı araştırsınlar. masum ve asUdir. Şahin bakışIUar temaşaya gelsinler. Ben onu bağlardan derlemedim ki. Bazıları da onunla gönülden veda etsin.MEMO ZlN 75 Öyle bir tarz ve üslûpla meşhur edeyim ki. Yeniden onları öylesine jöicelteyim ki. BazUan candan dinlesin.

elbiseleri ve küpeleri Benim mallanmdır. o kadarı yeter. Nazenin değilse bile bu yavru. hikâyeler. Teşni' etmiyecekler. Bu mey-ve çok lezzetli olmasa bile. Kürtçedir. anlamlar. Üslûp. mâna ve keümeler: Bunların hiçbirini aslâ ödünç almadık. Kendi kendime yetişmişim. Turfandadır. Konular. Sevimlidir o. dejdmler. emanet değil. Hiçbir yanlışlığımı çıkarmıyacaklar. Sır sahiplerinden umudum şudur ki: Alay etmiyecekler benimle Ben gezgin satıcıj^m. AUahım! Sapık kimselerin eline verme Bu nazlı. yetiştirilmiş değil. sıfatlar. gönül kapan güzeli.MEMO ZÎN 77 Ricam şudur hal sahiplerinden: Kötülemesinler bu yavruyu. hamiyetli insanlar gibi Düzeltecekler kusurlarımı. Şiir yapısı. işaretler. Kin sahipleri ise coşkundur. Hepsi el değmedik gelinlik kızlardır. Bunlarm hepsi fikrimin ürünleri. . hayat hikâyeleri ve düşünceler. cümle kuruluşu ve işaretler. cevher satıcısı değil. Sözcükler. irfan sahiplerinden umarım ki. Bu mejrve sulu olmasa bile. amaçlar. Kemal sahipleri kusurları perdeler. bana çok tatlı gelir. Bu yavru benim için çok azizdir.

Mümkünse bir ijrisini söylesinler. îyiUklerinden.MEMO ZİN 7â Ben Kürdüm. Hamiyet için doğruya yorumlasmlar. Ve dinlesinler insaf kulağıyla. Ozanm yüzü sujomu dökmesinler. Garaz sahipleri de dinlesinler. Yanlışlıklara ve ımutkanlıklara şaşmasınlar. . kenardanım. Varsa kusurlarım örtsünler. lûtuflarmdan imzalasınlar. dağlıyım. Derlediğim şu birkaç sözü.

: 6 . Araplar ve Acemler emrindeydi. Ulu ataları. Tahtı Cizre'deydi onun. bahtı da mutlu. Şu plânla resim ve tablo çizdi. Soyu Arap. F. talihi güçlü. Çıktı. Şu tarzda kalıbı bastı ve süsledi: Dedi ki: Grcçmiş zamanda bir padişah. Rivayet tablosunun eleştiricisi. bojnm eğerdi. hükümdarlığında üstün olarak. kendisi Kürt bejdydi.vra BOTAN BEYİNİ VE İKİ KIZKARDEŞİ ZİN İLE SITİ'Yİ TANITMA Hikâye sayfasmm yazıcısı. Çeşitli halklar ona itaat eder. Makamı yüceydi onun. Zincirleme olarak HaUd'e mensuptular. Rumlar. dedesi ve babası. «Botan Bejd» adıyla ün salmıştı.

Onun cömertliğine muhtaçtı Hâtem. O Padişahm yiğitliğinin izleri. hüner. Mümkün olan dileklerin hepsini. Onun yiğitliğine yenilirdi Rüstem. (1) Hükümdarlığın ve de dinin süsüydü. (2) beyin adının yarısıdır. sevilenlere. cömertUk ve meydan. diyanet ve de devlet. Çekilmişti AUahm kıhcınm çekilişinden. Akü. . Jiirdi. Komutanlık. Bunlarm her birinden gizliydi bir definesi. BeyUk ona «Zeyn» ile vasıflanmıştı. Onun için zahmetsizce başarılmıştı. kaplamıştı heryeri. Çünkü Halid'e --Allahın Kılıcı». düzen ve divan. (1) Burada --Tevriye» var. DisipUn. Hâtem onun cömertliğinin büyüklüğünden. Her renkten nefis ve parlak değerler. (2) Zinet de ona «Din» ile tanınmıştı. O beyin adı «Zeynıdin» idi. Onun sayesinde kavuşulurdu arzulara. Dünyanın ekseniydi kendisi.MEMO ZlN 83 Ceberrut felek bile sakmırdı kendisinden. Padişahlığı ise ahret sembolü. Onun sayesinde kavuşulurdu hasretlere. koruyuculuk ve de heybet: Bunların her birinden doluydu bir hazinesi. Her çeşit mücevher ve bulunmaz nesneler. Ona zararsızca mukadder olmuştu. Kendi cömertliğinin evrakını toplayıp kaldırdı. birlik. dileklere. Dindarlık. Aydan aya kadar. AUah mevcut kılmıştı onun yanında.de-«Zeyn» süs anlamınadır.

Çünkü ebedî güzelliktendi o güzellik. Cennetinde huriler çoktu onun. Öbürü gönüllerin ruhuydu. şakakları yasemin. Bu da Zin'in adıdır. hurilerden dönmeydi. sarışındı öbürü. Yani o joice soydan olan. O mehtabın yanmıda iki güneş vardı. O huriyle periye paha biçilmezdi. Biri huri. Açmıştı boylarında selvi ve şimşir gibi. Çünkü AUahm nurundandılar. Dudakları la'I. iffet bahçesinin iki turfandasıydı. periydi öbürü. Huzurundaki hizmetçileri de meleklerdi onun. Öbürü Beyin can ve ciğeriydi. Hurilerle dolu olan bir cennetti. (1) Hikayeci bana muamma olarak şöyle dedi: O huri de «Zin» adıyla tanınırdı. (1) Beyin adı Arapça olarak şöyle yazılır: -« » Bu nun yansını aldığımız zaman « » çıkar. îki zülüf sünbül çiçeğine benzerdi. Biri doğruluk bağmm selvisiydi. Fakat devlet soyunun iki evlâdı vardı ki. son derece sevinUi. Adı da gerçek olarak «Sıti»ydi. O serbest kırmızı güller ve sünbüUer. Beyin admın yarısıydı adı. yanakları gül. Kimse eş görmemişti jüzlerinin güzelUğine. Biri esmer.MEMO ZİN 35 Haremin sahanlığı nazeninlerden. O şahm yanmda iki sultan vardı. îki kızkardeşi vardı. nazlı büjöitülen. . îki yanaksa kırmızı gül jüzüiıün renginden. Parlaklığı utandırır ince ipekten elbiseleri. Biri fazlasıyla şirin.

Variıklarm hikmetinin inceUklerini keşfedenler. Çene çukurundan maksat. kulak memelerine bakan herkes. (3) Hacer . (1) (2) . Tavaf ve Umre'ydi. Kmalı parmak uçları ve tırnaklar. Kirpikler ise şüphesiz dik oklardandı. Feleğin falcısı yüzlerine noktalar serpmişti. Neş'eü gönüUerin ıstırabıydı. Tavaf ve Umre: Haccm iki ibadetidir. Ya da Nebat şekkerinin şerbeti gibi Veya Hayat Çeşmesinin kaynağı gibi. (1) Çene çukuru ile Hârut sihrindendi. SünbüUer de sarmaşık olarak boylardan sarkmıştı. Gerdan. Benler. Olurdu derhal akıl ve şuurdan. Bir anda şaşkma dönerdi gözlerinin dehşetinden. (2) Sanki ceylânm gerdanmdaki misk kesesinden. (3) Kaşlar felek yaymm kemanmdan. Ufukta Cebrail'in bir kanadı gibiydi. Yüz hatlarmm güzelliği Yakut yazısmdan. Yüzlerini gören.Esved: Kâbenin duvarındaki taş. Gözlerin dehşetinde işaret bıüuyordu. Gök ortasmda durmuş daima. Kemerin sarUdığı o belleri görenler. Alm. Onun hizmetinde bulunur güneş. Kabe. noktalar.MEMO ZÎN 87 Kırmızı gül kendiliğinden yüzlerinde kök salmıştı. DeUUk vahşetinin sermayesi. sanırdm sakinin elindeki Ebedî şarapla dolu olan şişedir. Haccer-Esved. tacın bir yanı gibi gözükür. Derhal çekerlerdi jüreklerinin derinliğinde «Ah» Yakut: Bir çeşit Arap yazısıdır. ak ve kırmızı renkler. çeneyle alt dudak arasındaki çukurduı.

MEMO ZÎN 89 Bilekleri ve bilezikleri gösterdikleri zaman. Aşıklar ölürdü sevginin elinden. İnsanları ve bitkileri talan ederlerdi. O periler bu süslerle yürüdükleri zaman. daha tazeydi. Fakat Zin de güneş gibiydi. beyler olsun. îster dervişler ister zenginler. ister hocalar. giydikleri fesin . deriyle beyin arasmdaki fark gibidir. Güzellik bakımından ikizdi ikisi. Kimi de boş vücudun taUbi. (!) Kofi. Önden. îster şeyhler. Fakat şüphesiz hepsinin dostu birdir. Bu zinetler. Kürt kadın ve~ kızlarının başlarına etrafında bağladıkları kuşaktır. Kofi kajd:anlarınm uçlarmı sakaklarma getirirlerken. Sıti gerçi çok nazenindi. Bütün fark. Tapınaklardaki evliyaları bile sersemletirlerdi. Artık yer kalmazdı konuşmaya ve de serzenişe. Fakat Zin de cennet hurilerine benzerdi. Kofileri mücevherlerle donatılmıştı. Gerçi Sıti yUdız misâliydi. (1) Kolyeler altınlarla zincirlenmişti. Her ikisi de ruh gibiydi gerçi. Kimisi tükenmeyen güzelüği arzu eder. Bağlara ve bahçelere yürüdükleri zaman. Kavuşmayı arzu etmeyen kimse yoktur. Hayvanları ve cansızları bile inletirler. zülüfler ve pusular. arkadan. Gerçi mehtap gibiydi Sıtî. Gecelerin çıralarına benzeyen bu ikisi. sağdan ve soldan sarkar. süsler. fakirler olsun GüzeUiğe talip olmayan kimse yoktur. Ama Zin'in jöizü parlak bir aydı.

Sıti ve Zin'in jdizündeki güzellik. Güneş ve ay bir araya gelmişti. Hepsine AUahm verdiği metahlar.IX GÜZELLİK VE AŞK Dünyada ne kadar hükümdar varsa. . Aşk ateşinin bir deryasına dönmüştü. Süleyman' m yüzüğündeki la'I. Masal gibi anlatırdı onları halk. Hepsi birden güzeUiğin bir parçasına bile değmez. Kaj^serin bütün hazineleri. Yüzlerce can. gönül ve ciğer yakardı. Bütün dünyanm alıcı olması bundan. İskender'in radarma varmcaya dek. Ne kadar fazlasıyla pahalı olsa da. Dalgalanıp joikseldiği zaman. servetler. Enginlere inip zirvelere çıkan o güneş. Hâkanm definelerindeki inciler.

Bazıları da cananları için verir canı. Öyle ki onlarla birlikte sızlamrdı melekler. Bir kısmı faydalanmak ister.MEMO ZlN 9:i O ceylânlarm güzelUğinin avcıları. Kimisi kavuşmak ister. Kimi de derdi seçer. Çoğu tellal gibi. kimi de arslan gibi. Tacdin gibi. O güzelUğin sadalarmm şarkıcUan. . Zaten spnu gelmez âşıklarmm. Memo ve Zin gibi. öteki feda olmak. Sonu olmayan sınırsız güzelUğin. Gündüzleri ve geceleri çok inlerlerdi. Fakat âşıklarla arzu sahipleri ajrndır. BazUarı canlan için ister cananı. Figanlara ve iniltilere doymadılar.

hizmetçiler ve seçkindiler. (1) Gerçi sayısız ve ölçüsüzdüler. Her biri güzeUiğiyle padişah göğsü. Hepsi Bejdin hizmetindeydi. Onlar da hep hevesli ve arzuluydu. Her biri konuşmasıyla göpsleri yakardı. (1) Sıti ve Zin'in aşkları derdinden. Her biri kemaUyle bir doltmay. Hepsi bir birinin sırrından haberdar. Güzellik yönünden her biri bir güneş. Fakat seçkin hizmetçilerden. Yüzlerce fidan boylu ve açık almlı genç vardı.X MEMO VE TACDÎN't TANİTMA DöneUm biz hikâyenin başına: Aşkları derdinden gönlü yaralı olanlar. Fakat görerek ve tanık olaraktan degü. Sıradan adamlar. Onlar da hep âşık ve isteküydi. Ancak dujonakla ve rivayetle biUrlerdi onları. .

Savaş günü bin erkeğe bedeldi. . (1) Soyu. Çıra yapmıştı kendine. Bir genci kendine kardeş yapmıştı. (1) Gohderz: Eski bir Kürt kahramanıdır.MEMO ZÎN »7 O peri gibi gençlerin ön sıralarmda. Hayır.. Delikanlüarm baştacı ve önderiydi. Çıra görmeyen geceye döner. fakat birbirine tutkun kardeş. Tacdin'in iki kardeşi vardı.. O. Kardeşini görmediği gün. Tacdin Divan Vezirinin oğluydu. Memo da ona tam tutkun. YanUıyorum ben. O melek huyluların baştacı olan. Ama sanırdm ki dünya ve ahrettir ikisi. baba ve amca gibi bile değildi. Kahramanlıkta zamanın Gohderz'iydi. Tacdin admda bir genç vardı. Kuşları kapıp uçan şahinler gibi. O iki genç. Birinin Arif. O iki kardeş ve birbirine bağlı dost. Her zaman düşmanların gönlünü yakarlardı. Başı dertli bir gençti. Fakat Araplar ona Gazenfer der.. diğerinin Çeko idi adı. Kardeş.. Dünya ona karanlık olurdu hepten. uzaklaşmıştı ondan. adı da Memo. nesebi. Memo da Divan Kâtibinin. Güneşti çünkü kardeşi. ikisi de kurnaz. Babasma derlerdi İskender. Gerçi ahret kardeşiydi ikisi. baba ve amcalarmdan. Fakat Tacdin herkesten ve bütün yakınlarmdan O kadar kardeş. Tacdin'in sevinç arkadaşı ve gam ortağıydı. Çünkü kUıç kullanmakta arslan gibi. asaleti belli.

Sonunda vefa göstermiyeceksen eğer. .MEMO ZlN 99 Zamanın Mecnunu ve Leylâ'sıydı. diğeri Azra'sıydı. Onlar gönülden dosttular. Biri çağm Vamık'ı. İkijmzlülükle ve lâfla olmaz. zordur. Dostluk. Dostluktan maksat da vefadır. başıboş değil Aynen güneş ve Müşteri yUdızı gibi. ahbaplık ve kardeşlik. Başlangıçta göze alma o cefalı işi. Dostluk kolay değil.

Kimi yardımcıdır. Bir kısmı yaya ve bir kısmı süvari. . Kimi ağır yürüjöişlü. Böylesine muazzam ve yuvarlak. Sejdr sergisine sunmuştur. Bir kısmı cellâttır. kimi gamlan toplar. Bir kısmı yazıcıdır.XI YILBAŞI VE NEVRUZUN KUTLANttlŞI Dünyanın yaratıcısı. bir kısmı öğretici. kimi de hızlı. Felek çarkmı güçlü bir şekilde. kimi de geceyi aydmlatır. ölçeksiz ve pergelsiz olarak. Kalıpsız. tabiat feyzinden. JKimi kederleri dağıtır. bir kısmı çalgıcı. Aletsiz. Kimi yönetir. Bu hikmetledir ki hepsi iş başmda. Böylesine süslü ve sıra sıra. kimi de yönetiUr. Varlık sergisine getirmiş. işaretsiz ve makassız olarak. Kimi bize doğru geUr. kimi ölçülür. kimi de sağlam. Kimi güneşe uyar.

Halk kırları ve çimenlikleri mesken edinir. Mart ayında döndüğü vakit. Yaşlı erkek ve kadınlara varıncaya dek. Yani yUbaşı burcuna girdiği zaman. Özellikle bekârlar ve bakire kızlar. Bizim için tazelerler jnlı. Ovalan ve tarlaları gülşene çevirirdi. BiUnen yerlerine geldiklerinde. meskenlerde. Doğu şehsüvan olan güneş. Hepsi seyretmeye izinü olarak. Yıllan eskimiş yaşlı bilgin. Gönülleri aydmlatan o ânın saygısı için. Bize şöyle anlattı durumu: Dedi ki: Eski zamanların geleneği Şuydu her yerde ve her zaman.MEMO ZlN 103 Bir kısmı Zin gibi güzeldir. Bayram ve Nevruz günü geUnce. Hepsi parlak ve aydmlatıcı. Kimisi padişahtır. Din yolunda ve sünnete uygun olarak. Bahar noktasma geUr. Kısacası o nadide cevherler. Fakat töhmetle ve minnetle değil. Bir kısmı Memo gibi alıcı. Hiç kimse kalmazdı evlerde. kimi de vezir. Hepsi süslenmiş ve güzel gijdnmiş. Hepsi çıkardı evlerden dışarı. Bir kısmı tabiî hareketten. .

Yani sevenler ve sevilenler. Şuydu ki: Gerek istiyen. Ve seçsin her biri kendi dengini. .MEMO ZlN 105 Çünkü kıra çıkmaktan maksatları. gerekse istenenler. Birbirlerini görsün. Ovaya inmekten amaçları.

Kalktı hanımlar ve de hatunlar. Kimisi arkadaşlarla. Perdesiz. AvcUar ve talancUar gibi. Bir kısmı birUkte ve çoklukça. Şehirlilerin ve askerlerin hepsi. Hep gitti. Her çeşit insan. Terketti şehri. şehirde kalmadı hiç kimsecikler. joirüyerek. kimi yalnızca.xn ŞEHİRLİLER YILBAŞINDA KIRLARA ÇIiaYORLAR Feleğin dönüşü mavî bahttan. Huriler cenneti kendilerine mesken edindi. Gösterince yeniden Nevruzu. Saf saf tepelere ve ovalara jöirüdüler. Onlar da güller gibi bahçelere doldular. . Kafile kafile gezmeye ve seyretmeye döküIdiUer. Kimi de dağ eteklerine yöneldi. kaleleri ve evleri. minnetsiz ve üzüntüsüz olarak. O kutlu geleneğe uygun olarak. küçükler ve büjrükler. Bir kısmı bağlara gitti. atlı olarak.

Yılbaşını geleneks-el yol ve yöntemle. deUkanlUar. Enine ve boyuna gözden geçirirlerdi. YUbaşUıIar. Birbirlerine metalannı gösterirlerdi. ihtiyarlar ve kocakarılar. . göklere kadar jükselterek seslerini. tüysüz deÜkanlUar. DelikanlUara yaşıt tombul memeli kızlar. Erginlik çağına yeni gelen güzel. hem de alıcılarıydı. Yüz güzelliğinin kumaşma sahip olanlar. gençler. bakireler. Güzellik metamm sahipleri. Bunlar aşk pazarmdaki sevdalılardı. Yüz yaşmdakiler.MEMO ZlN 109 Bakire kızlar ve delikanlUar. KutladUar. benleri ve şakakları temiz olanlar. Zülüfleri. GüzelUğin hem satıcıları.

Hizmetçilere izin çıkınca. . Kendilerine kızlar gibi süs verdiler. Birkaç pahalı mücevher başlarmda.xın BEY. (1) Yani Koç Burcuna girince. Yalnız Memo ile Tacdîn. Sırmalı ipek elbiseler içinde. Yani gün döndüğü zaman. Hepsi arttırma sergisine gitti. O iki kardeş değişik kıyafette. DELİKANLILARA NEVRUZ EĞLENCELERİNE GİTME İZNİ VERİYOR Mavi kubbenin o parlak kandiU. Koç Fenerini aydmlatmca. (1) Yılbaşı kutlamaları yeniden başlayınca. KalktUar hepsi âşıklar gibi. Bey de delikanlılara izin verdi. Çünkü amaç ve murat peşinde olan âşıklardı.

. Onlar kıyafetlerini değiştirdiler ki.MEMO ZlN 11-3 Kâkülleri her tarafa halka halka yayılmış. Alm saçlarmı zülüf ve örgü yapmışlardı. Dilberler elbisesine bürünüp. Gittiler ağır ağır yürüyerek. Hiçbir güçlük gelmesin başlarına.

Bir kısmı da sıradan ve küçük insan. Ayaklan Kaşo. çeşitli değerU elbiseler içinde. başlan top gibi. kıhç biçiminde bir sopadır. . :Şehirde dolaştıkları zaman. her oda ve pencerede. îpekUler. Bir parça olsun kalmadı şuurları. Her sokakta. Her çeşit dişi ve erkek. Gördüler ki mahalle ve sokaklarda. Beşyüz kadar kız. Kimi yalmayak. kimi başıkabak. Yaşlı erkek ve kadınlardan da bir o kadar. Birden onlara acajdp birşey göründü. Topa vurulur. Bir kısmı çıplak. deUkanlı ve çocuk. Taze selviler gibi jmzlerce genç. (1) (1) Kaşo: Ucu eğri. bir kısmı giyinik.XIV MEMO İLE TACDİN ZlN VE SITİ'YE RASTLIYOR VE BAYILIYORLAR O değişik kıyafetli iki genç. Bir kısmı büjiik ve ekâbir.

kimi sarhoş. Soruşunu yaşlı bir adama yöneltti. Bir kısmı figan ve feryadeder. Söyle. bir kısmı sessiz. okla öldürür gibi» Onlarm. kimisi sermest. Kimisi perişan. Böyle yapıyorlar perişan» Dediler ki görmedin mi sen. YUdızIarm şahı gibi parlayarak Geldiler. bu ne sonsuz belâdır?» İhtiyar dedi ki: «îki güçlü şehlevend. Bugün bu halka olmuşlar cellât. ikisi de bir zaman şaşakaldılar. Şekilleri. O iki deUkanh iki mızrak gibi. kiminin serbest. Kimi görürlerse o iki sarhoş. sormaktan maksadı. niceydi onlar?» Dedi ki: «İki delikanlıdır. kiminin aklı uçmuş. Bir kısmı telâşlı. bir kısmı şuursuz. Bir kısmı konuşur. Derken Tacdin durdu ve sordu. İkisi o işi düşünürlerken. Bir kısmı da akıl zincirinden olmuş azad. . Her birinin ciğeri bir cefayla kan dolmuş. Kiminin elbisesi yırtık. elbiseleri ve gijanişleri bir. Görüp te mertçe karşı koymaktı. bakışla... Her biri bir yerde bambaşka olmuş. fazlasıyle taze» Dediler ki: «Altı uçlu kUıçIı mıdır onlar? Yoksa oklu ve hançerli midir onlar-?» Dedi ki: «Hayır gamzeyle. Kiminin soluğu tutulmuş. Fakat o şehirde tanmmayan kimselerdir. Düşünce dalgasına hemen daldılar. Halkı öldürüyorlar. Dedi ki: «Ey doğru yolun Hızır'ı.MEMO ZÎN IIT Kimisi sarhoş. aniden BaktUar ki sade AUahm kudretinden.

(1) Şüphesiz perişan bir duruma düştüler. Sevdi birbirini yüzlerinin nuru. îki yiğit avlarmm üzerine koştular hemen. Güzellik ordusunun öncüsü onlar. Sevmenin yolu açıktır. AjnrUmadı hiç ruhları. ama yanık ciğerUdirler. Şuurlarmdan haberleri bile kalmadı. ne şuur. Gönüllerine geldi yumuşaklık ve de merhamet. Bu iki kardeş görünce iki karışık halU deUkanhjm. Sanki kesicisi. Gönlü ve canı bahşiş verdiler. Anladılar ki başıboş av değil onlar. . Cana ve akla doydular hepten. Ne duyu. fakat güneştirler. bu jâizden. O iki büyük melek. Baktılar o dilberlerin yüzüne. ne akıl. Tıpkı yarım besmeleli av gibi. Yuvarlanıverdiler daha uzaktayken. kesilerek dikkat. Yarım kesildiği için ona böyle denir. Ay parçası. Kısacası: Bu ceylânlarm güzeUiğinden. O d»likanlUarm gönlüne düştü bir acuıiE Bağlandı birbirine sırrı gönüllerinin.MEMO ZÎN 119 Melek huylu ve peri jmzIüydiUer. Ne satıcı. Durdular ve baktılar. Öylesine deliye ve şaşkma döndüler ki. Sevimli. boynunu keserken yanm bes¬ mele getirmiş gibi. YuvarlandUar toprak üzerinde sersem olarak. birbirinden (1) Yarım mesmeleli: Boynunun yarısı kesilip öbür yansı ke¬ silmeden bırakılan ve çırpınıp duran hayvandır. Baktılar ki çok sevimli iki melek. ne hafıza kaldı. ne de ahcıydılar.

Gerek gönüllerdeki sevgi. gerek şirinlik. Kimisi bağlanır. Sanırdm hepsi ruh ve cisimdir. Aşk öylesine şuursuz kılmıştı ki onları. Şüphesiz birdir ruhlar ve tenler. Çünkü ruhlar ordusu toplanmış olarak. Bir süre boylarını. Bir süre zülüflerine ve benlerine hajran kaldUar. Aslâ kendilerinden yoktu haberleri. kimileri bağlı birbirine. boşlarını sejrettiler. Gerek gönüllerdeki öfke. Hangi çimenUğin kuşları bunlar?» GiUrengi gözyaşlarmdan gülsujnı DöktiUer kanlı yanaklarının üzerine. hem de istenir. kimi de karşıdır birbirine. Yüz gönülle sevdiler ikisini. gerek düşmanlık. Yani o hunhar delikanlılar. Bizim gibi onlar da fanî yaratıklardır. İşte o bağlananlar. GüzelUk öylesine istekli kUdı ki onlan. AUahm ilminde yaratUmış ölümsüz olarak. Fakat ezelin gerçeklerindendir. Kimisi çeşitlidir. Dördü de birbirini hem ister. birbirleriyle öyle ısmdüar ki» ArtUc kalmadı onlar için bir zorluk.MEMO ZÎN 121 Görünmeyen âlemin bir rengi Açığa çıkarıyordu muhakkak birleşmeyi. Sevgi öylesine bağladı ki onları birbirine. O iki yaralıyı bu halde gördükleri ân. . Oturup çe-virdiler ikisinin de jniziinü. Birleşiktir ruhlarla cisimler. Dediler ki :«Acep bunlar kimin kızlan? Yoksa ikisi de Tanrı meleği midir? Hangi yerde yetişmiş bu mejrveler? Hangi güllükte geUşmiş bu güUer? Bunlar hangi derenin seMIeri.

Aniden bazı yabancılar göründü. perişan ve sarhoş olarak. Eğlencelerini değiştirdiler dertlerle. Gerçi vardUar yerlerine. karanlık bir gece. gece. sabah. avlulara düştüler. Güneş ve ay uzaklaşmışlar çoktan. Kaldı iki kardeş iki av gibi. Yakutlarını boncuklarla. Yüzlerce defa bahçelere. Elmaslarım billur şişelerle değiştirdirler. Ayaklan zincirli ve pırangah olarak. Nişan için taktUar yerlerine. göniUIeri çekilmiş. Sevdalı. akşam ve her zaman Hep ajmı şekilde görünürdü karanlık artık. Istemiyerek veda edip kalktılar. Sersem.MEMO ZlN 123 Sonunda aşk kalemiyle yazmca. Bunun için gençlerin yüzüklerini. İstediler ki anlasınlar hangi soydan olduklarmı. Çektiler sahiplerinin parmaklarından. Gündüz.. hajrvanlar ve sar'alUar gibi. YUbaşmı ve sevincini bıraktUar elden. takatsiz ve gönülsüzce. . Yola düştüler yarım besmeleU kuşlar gibi. Güçsüz. AyUmca baktUar ki. Kendi parmaklarından da çekip kendi jöizüklerini. Yüzlerinin güzeUiğini gönül tablosuna. Fakat o acı muratlUara. Tâ ki jruvalarma varmcaya dek. Çiinkü bilmiyorlardı hangi nesilden geldiklerini.

rengine baktUar. Aniden şahin gibi. Birbirilerinin jöizüne. O iki yamk. üzerisine Bir ışık dönmüştü aniden. Bir gün beraber kalktUar. Memo ve Tacdin. Sonra birbirlerine yakmlık gösterince. Önce birbirlerine yabancUaştUar. O hafta geçince üzerlerinden.XV MEMO VE TACDİN MESELEYİ ANLIYORLAR O kız gözlü iki şahin. Koç Burcu haftası süresince. . Çok perişan ve habersizdiler. Aşk öyle değiştirmişti ki onları. Artık kalmamıştı haberleri hiçbir şeyden. Se'vinerek gitnUşIerdi kekUk ve kaz a-vma. KendiIerirU aşka atan iki genç birbirine ısmdı. önce tanımadılar birbirlerini.

Gönül damarmdan inlediler Çeng gibi Dediler ki: «Acep nerede hastalandik biz? Ya da hangi savaşta yaralandık biz? Yoksa biz neden böyle güçsüzüz? Yaralı. uzak görüşlülerin bilgisiyle. . Hipokrates sarraf olsa eğer. uçmaya kalkmak müşkül ve imkânsızdı. Tacdin baktı ki kardeşinin elinde. susuz ve gözsüzdüler. Tartıyla ve kıratla tahmin etse. Ülfet seli de önlerindeydi sanki Gıdasız.MEMO ZÎN 127 Buldular kendilerini pırangah ve ziIU Uçmak. arzusuz ve takatsızdılar. Karun'un bütün hazineleri. zayıf ve ürkek gönüllüyüz?» Böylece onlar araştırıyorlardı. Sevgiülerin ağızlan gibi dardı gönüUeri. Amaçsız. Hakkak «Zin» adım yazmış üzerine. Üzerine «Sıti» adını yazmış Meharet sahibi bir üstad. Hallerinin ne idiğini anlamak için. Elini uzattı ki getirip. Hasta. Memo da baktı ki Tacdin'in elinde. sarhoş ve karanlıktaydılar. O jöizük taşlarmm pahasmm sekizde birird. Bir mücevher parlıyor çıra gibi Bir yakut ki nar tanesi gibi Karanlık gecede yakUan meşale gibi. Karanlık bir örtü başlarındaydı sanki. Ve de mum gibi parlıyor. Dilberlerin gözleri gibi mesttiler. Ijdce bakıp görsün diye. Karşıhyamazdı. Eflâtun için pazarlık yapsa. Pahabiçilmez bir elmas var.

dedik biz: Ne'vruz gününde. Böylece o iki kardeş düşünce ve tahnünle.rdı ki bunları gönülden sevdiler. Aşkm ve sevdanm üzerimdeki etkisi öyledir ki. Dedi ki: «Kalk kardeş! Yatağın içinden. Uzunlamasma. Bunlar nasU kız gibi süslendUerse. Sanma ki sağlamım ben. Tacdin 'de vardı azıcık şuur. Onlardı ki. Yeter ah çektiğin yaralann elinden. Onlardı ki şehirde olmuş iki cellâd. Aşk onda bırakmıştı bir parça kusur. Onlardı ki bunların ciğerlerini yaktUar. Bayram ve gündönümü olduğu gün. Onlar da kıyafet değiştirmişler. Bizler arslamz. Onia. Hiç bir nokta boş kalmamış dertten Hâlâ diyorsun ki: Niye inliyorsun sen?. onlarsa ceylân. Onlarm elinden inlememiz çok ayıp». O diümlerin hepsi de nokta nokta olmuş. O ikisiydi ki halkı öldürüyorlardı. : 9 . F.MEMO ZÎN 1^ Kaldılar şaşkm ve hayretler içinde. Şüphesiz kaatillerini bildiler. enine. DaldUar ve uzım uzun düşündüler. Baştan ayağa kadar parçalanmışım ben. bojnma ve derinUğine. Benim bu vücudum diüm diüm olmuş. Onlardı ki halk ellerinden ederdi feryad. Ay ve güneş gibi âlemi aydmlattUar. O ikisiydi ki kollan sıvamış. AnladUar ki kendilerine ne yapmışsa Yüzük sahipleri Sıti ve Zin yapmış. Dedi ki: «Kardeş! Meğer sen çiğsin. Memo aşkla pişmişti tamamiyle. Onlaı* da deUkanh kıyafetine girnUşler.

Hey zalim! HaUmi sormuyorsun sen Hâlâ bana inleme diyorsun sen» Bu şekilde tazallüm edince Memo. (3) Cisim ve cevherden kendi vücudunu ve maddesini kas¬ dediyor. Bu doluşun. Biz gelelim Sıti ve Zin bahsine. araz geUnce (2) Gönlüme giren bu aşk. El. bu boş yerin içindedir. bfiş. jdirek ve bütün iç varlığım. cisim ve cevher. Aşk şehinşahı garazsız geldi. Araz ise kendi başına varlığını gösteremiyen. taş gibi. . Can. Hep birden diyorlar ki: Âşıkız biz.MEMO ZÎN 131 Gönül. sırt ve gözlerim. Cevher gizlendi. Onlar kaldUar bu yaralarla. Billahi hiç birinin kalmamış takati. kendi basma varhğım gösterebilen madde. Vallahi hiç birinin kalmamış rahatı. O dolan. (3) Hepsini kendine ram etti aşk. Koparmış onlar bütün ilgilerimi. ayak. bu hususta cev¬ here muhtaç olan varlık. içine dolan aşkm yeri olmuş. (1) Heyula: Bazı bilginlerce evrenin ilk maddesi olarak kabul edilen madde. Tacdin için kalmadı artık konuşma. (2) \ Cevher. onun yeri olan gönlüm. ciğer. bana hejnilâ şeklinden (1) Kaldığmı söylersem şaşma. renk gibi.

tıpkı göklerin belâsı. Gerçi elbiselerini değiştirdiler. Aniden geldi Sıti ve Zin'in yanına Baktı ki elbiseleri üzerlerindedir. zamanm kocakarısı.XVI ZlN İLE SITİ EĞLENCEDEN DÖNÜP MACERALARINI DADILARINA ANLATIYORLAR Onlar da o elbiseyle döndüler. Çenelerini gerdanlarmm içine gömmüşler. . Öyle yamandı ki. Aşk öylesine değiştirmişti ki onları. Onlarm bir dadısı vardı. Kimse tanımasın diye derhal sojnmdular. O kocakarmm adı Hayzebûn'du. Aksaçlı yaşlı felek bile önünde zebundu. içmeksiz oturmuşlar. Kimse inanmıyordu Sıtî ve Zin olduklarma Herkes onları yabancı sanıyordu. Yemeksiz. Artık dönemezlerdi önceki durumlarma. Ama değiştiremediler hallerini.

Durumun iç jöizünü anhyacağım.» Onlar gizlice dadıya dediler ki: «Biz sabahlejdn evden çıkarken. Bize rastlayan ve bizi gören herkes. Koruyucunuz AUah olsmı sizin.MEMO ZÎN 135 YaıU şaşkm ve üzgün duruyorlar. nasıl oldu mesele? GizU şeyler bizden gizli kalabilir mi? Ben şimdi bir remil dökeceğim. Neden bir kenara ittiniz yUbaşı eğlencesini erkenden? Doğru söylejdn bana ne oldu haliniz? Anlatm bana nasıl oldu başlangıç? Bu şaşkınlık mıdır. Taze jüzleri bembeyaz kesilnüş. . Benim canım feda olsun size. Kırmızı şakaklan Kâfur gibi sararmış. O ay parçaları ıstırap içinde kıvranıyorlar. Siz bunca kayıtlarda bağhsmız. yoksa sevda hayaU mi? Siz neden üzgünsünüz böyle. Derhal deliye ve divaneye döndü. Söylejdn bana. Anladı ki sevinçsizdir o periler Dedi ki: «Ey gönlümün ve içimin hevesleri! Her biriniz iki gözümün nurusunuz. Adı ve niyeti söyliyeceğim. inceboylulanm ! Hiçbir sonuç meselesiz olmaz. Kırmızı gülleri Zaferana dönmüş. Bazı insanlarm sevgisiyle sevilmişler. Yasemin rengi almış al renklerinin yerim. Ya da şişemi ve mendilimi koyacağım. Yalnız bugün ava çıktmız.

Ben onları şimdi alıcı kUarım.MEMO ZÎN 137 Sonunda çevremiz sının aşmca. . Hazırlıyayım orUarı da size getire jam. kimdir onlar? Gidip görejim. Doğu şahı gibi güzeldi onlar (1) Parlak ay gibi parlardı onlar. Tedbir ve tedavi de faydasızdır. bir hünkârsınız. Yani hepsini jöizjrüze görmüşüzdür. Eğer gelebilirse ikrar diUmizden. Defterimize yazılı olmasm. DeUrmiş olarak hemen geri döndük.» Dadı yavaşça ve yaklaşarak. Özellikle bu şehirdeyse gönül bağladıklarmız. Bugün güzelUğe boğulmuş iki kız. (1) Doğu şahı: Güneş. Hatta Botandaki bütün boy ve boşlardan. istemeksizin de haç vermeyen kim var ki? Ey perizadeler! Sizin sevdiklerinizi. Bu şehirde ne kadar insanoğlu varsa. Güzelliğiniz size boyun eğer hale getirecektir. Botan'da ne kadar kız ve delikanlı varsa. İyilik ve güzellikle ün salmış kimse yoktur ki. ve teselU vererek Dedi ki: «Siz padişahlık güzelliğine sahipsiniz. O çevir nihayet bize de döndü. Baştan ayağa kadar yeşilU ve ipekli elbiseler içinde.» Dediler ki sihirbaz Hayzebûn'a: «Ey mahir Tabip! Derdimizin Dermanı gelir şüphesiz senin elinden. Her biriniz bir şah. Fakat ikrar ve anlatmak imkânsızdır. Söylejin. Onlara doğru gitti. Bizler de üzgüne ve serseme döndük. Size boyım eğmeyen ve muhtaç olmayan kim var ki ? Size.

bakalım kimlerdir diye. Uyanık mıjaz. Gittik üzerlerine. Biz kendi kendimizi yaktık. bilmiyoruz ne haldir. Hep birlikte birbirlerinin karşısma geUnce. Önümüzde yandı ve gönlümüz onunla parladı. Ama ateş biz ikimizin jöizündendi. rüya mıdır gördüğümüz. Onlar Cemşit'in Kadehi gibiydi. Fener yıldızdan yankı aldı. O perizadeleri gördüğümüz zaman Biz de şuurdan kurtulduk onlar gibi. Yine bizim yağımız ve ateşinUzdi ki. Bizim de gönlümüze bir nur parçası girdi. Gerçi kandil ve fitil onlardandı. Çıra ve fener birbirine denk geUnce. yoksa hayal mi dir? .MEMO ZÎN 139 Aniden görününce ve rastlaymca bize YuvarlandUar uzaktan o iki pahabiçilmez. Baktık ki bizim gibi insan oğlu değiller. Biz ikimiz de ay ve güneş gibiydik. Mutlaka melek ya da periydi onlar. Çünkü sudan ve topraktan değildi onlar.

Sizin gördüğünüz şekil anlamsızdır. Oğlanlar zatm güzelliğinin ajmalandır Kızlar da sıfat ışığınm mazharlandır.XVII DADI MEMO VE TACDİN'İN YÜZÜKLERİNİ GÖRÜYOR Dadı maceraya şaşakaldı. Cevher olmaymca araz olamaz. Fakat siz kızlar için oğlanlar ister. Ceylanların sevgisinden boş olarak. Dedi ki: «Ey dadmm ruhu ve canı! Siz delikanlıları seyretmeye gittiniz. Hiç kızlar kızlara alıcı olur mu? Oğlan parası olmadan imkânsızdır pazarlık. Beşerin meyli beşer ister. Zatsız ve sıfatsız olarak araz imkânsızdır. güneş olmaksızın aydmlanır mı hiç? . Ay. Kadm kısmına meyletmeniz imkânsızdır. Araz cevherle kaim olur.

MEMO ZlN

143

Oğlanlarm yüzünden uzak olan sevgi. Yüz defa huri ve peri de olsa. Sizi nasıl meftım eder o sevgi? Sizi nasıl delirtir o karanlık gece? Mecnun Leylâ'nın karşısmda olmajrmca, Leylâ karanlık geceye nasıl mejdl verir? Gül hiç güle olur mu âşık? Azra kendi kendine olur mu Vamik? Husrev, Şebdiz'e binmeseydi eğer. Şirin Perviz'e şeker olur muydu? Ferhat kanlı gözyaşlarmın oluğunu, Akıtmasaydı görmezdi gülrengi atlıjn Bunca erkekler âleminden. Beyzadeler, sade insanlar ve oğlanlardan. Gönlünüz hiç kimseye meyletmezse eğer. Sersemsiniz, alçak ve rezillersiniz demek. Gönlünüzün kapıldığı kim.seler. Adsız, nişansız ve tanımadık kimselerdir ha? Bu iş bence tamam.en imkânsızdır. Bu gördüğünüz rüyadır, ya da hayaldir» Zin bu şarkıyı dinlejdnce. Perdeden şu nağme jd çıkardı; Şöyle dedi yaşlı dadıya: «Galiba akim ve tedbirin kalmamış senin. Diyordun ki sen: Çağrıyla, büyüyle. Gizli olan halleri bilirim ben. Bizim gördüğümüz şekil anlamsız değildir. Şüphesiz ne rüyadır o, ne de hayaldir. OrUar ister melek, ister beşer olsun, îster kadm kısmından, ister oğlan olsun.

îşte jdizükleri şuradadır.
Getirdik nişan için biz onlan. Eğer gerçekten remil biUyorsan, îşte yüzükler, haydi bil sahiplerini».

MEMO ZÎN

145

O elâ gözlü hilekâr cadı,

«Getir bana yüzükleri çabuk» dedi. «Bu gece bir remil döktürejdm ben. Sabaha kadar sahiplerini söyliyeyim ben» Sıti hemen yüzüğü çıkardı. Zamanın kocakansmm eline verdi. Zin ise şöyle dedi Hayzebûn'a: «Benim gönlüm bir kan bataklığına dönmüş, O bataklık coştuğu zaman. Taşmak üzere olduğu zaman. Bu joizük zajaf gönlümü yatıştırır. Bazı bazı kanlı gözlerimin önüne getirdiğim zaman. Yüzüğü götüreceksen eğer. Biz üzgün kalpUye çabuk getir geri. Çiinkü onunladır sabrımız, samanımız O benim için Süleyman yüzüğüdür.
P.
: 10

xvnı DADI FALCININ YANINA GİDİYOR

O ölçüsüz çapkın ve hilekâr kocakarı, Sabahlejdn kendini falcının önüne attı. İhtiyar falcı için elinde bir-iki altm götürmüştü. Şöylece gönlünün niyetini ikrar eyledi: Dedi ki: «îki masum oğlancığım var benim. Babasız, yetim zayıf ve j'oksundur. Bayram ve yılbaşı olduğu gün. Onlar da çocuk hujnmun yoluna uyarak, Kalkıp ikisi de gezmeye gittiler, CadUar onları ovada şaşırttı. Bugün çıkageldikleri zaman, gördüm ki DeUdirler, sersem, sevdalı ve sarhoşturlar. Geri döndüler elbisesiz, çıplak olarak. Bazı bazı feryadediyorlar bağırarak. Şuursuz düşüp çokça kalıyorlar. Kalktıkları zaman da delidirler. Şu jöizükler vardı ellerinde, Sanırsm ki bunlarla olmuşlar mest.

MEMO ZÎN

149

Ey işaretleri bilen, sırları çıkaran! Çaresizim ben, sen çare bulucusun, îjdlik yap da meseleden iyi konuş Acep yavrularımın nedir dertleri? Delüik midir, sar'a mıdır, yoksa aşk mı? NasU hastalıktır bu, nedir ilâcı? Ey geleceği bilen mürşit ve önder! DüğünUerin ve meselelerin çözümlejdcisi !
Bu jdizüklerde vardır bir sır, O da, siz uzağı görenlerce biUnir.

Yüzük sahipleri, söyle kimlerdir? Cinler mi, periler mi, yoksa insanlar mıdır?

XIX

FALCI FALA BAKIYOR VE DADI TABİP KILIĞINA GİRİP TACDİN'LE MEMO'YU ARIYOR
O Danyal ilminin varisi (1),

Falm şekline baktığı zaman.
Derhal anaların rahminde, Kızlarm doğuşundan önce Tarafları ve temizliği birUkte gördü Tacdin ile Sıti'yi birlikte gördü. Se'vinç şeklini gamla beraber gördü. Perdesiz olarak Zin'i Memo'yla beraber gördü. O zaman şöyle dedi kocakarı elçiye: Amacı hile, yalan ve tezvir olan o elçiye: «Senin için mümkün olur mu hiç,

Doğruluk olmadan, menzile erişmek?.. İmkânsız bu..» Sen çocuklarmm deli olduklarmı söylüyordun, Zin ve Sıti olduklarmı söylemiyordun.

(1)

Danyal bir israil Peygamberidir.

MEMO ZÎN

153

Onlar sejre ve gezmeye gittikleri gün. Yolda gördüler iki hajnran gözlüjdi. Yani selvi boylu iki oğlan gördüler, Başlarma da kıyamet koptu. Derhal bu iki güneşin. Gönlü gitrçıiş o iki mehtaba. Onlar bunlarm aşkmdan şuursuz olmuşlar, Bımlar onlarm güzelüğinden dehşete düşmüşler. Bunlar aşk belâsmm hastalarıdır. Onlar da aşk Kerbelâsmm susuzlandır. Bu yüzükler o oğlanların, Bımlarm da iki yüzüğü onların eUnde. Nasıl bunlar delikanlı gibi süslenmişlerse. Onlar da kız kıyafetine girmişler.» Kocakarı Remilci şeyhe dedi ki: «Durumım aydmlanmasmda şüphem kalmadı. Fakat de ki sen, onlar hangi soydandır? İyice keşfet ki onlar hangi nesilden?» Şeyh dedi ki: «Aşk dininde. Bir alış-veriş var ki «Karşılıklı kabul» derler ona. Denk olmak şartı yerine gelmese de caizdir, Alıcmm ve satıcının şartı kabuldür. Özellikle bunlarm seçtiği deUkanlUar, Biri dürdanedir, öbürü de inci. Biri beyzadedir, bey soyundandır. Öteki de soyca kâtip çocuğu.» O sihirbaz kocakarı, denemek için. Yine bir söz bahane ederek. Dedi ki: «ÂşUdar, tutkunlar, deUler, Zin ve Sıti için meftun olanlar. Sayılmaya ve hesaplanmaya gelmez Sığmazlar defterlere ve de kitaplara. Şeyhim! Bilirsin ki burası Cizre'dir, Hepsi büjdikler ve Kürt beyleridir.

Dediler ki: «Nereden geliyorsun. Perdesiz olarak görürsün o sevgiüleri. YazUmış jdizüklere Sıti ve Zin'in adlan» Kocakarı kalktı. Kendini tabip kıyafetinde göster. Ruhlardaki dert hangi derttir?» . Kojmuna koydu birkaç kitap. onları bir görsem. Bedenlerin ve ruhların derdini.» Dediler ki: «Anlat bizlere. Gidip sana kırk altm getiririm. söyle kimlerdir? Söz olsun ki.» Dedi ki: «Gerçi görünüşte hekirrUm ben. Hasta dedikleri kimseleri gör O hastalık senin için deül olur. Hemen nedimlerin dostu oluverdi. Derhal baş uşaklara kendini yetiştirdi.MEMO ZÎN 15» Ijdük yap da perdeyi kaldır. hokka. Baştan ayağa kadar ilâçlarla donattı kendini. O iki melek. Daha çok iki hastalığı iyi biUrim ben İki hastalığı ben iyi gideririm. Şişeler. Görünüyordu acajip bir hekimlikle. neşter ve kese Aldı o şaşırtıcı habise. ne kocakansm sen?" Herhalde bir ilimde mahirsin sen.» Şeyh dedi ki: «Git sen bul uşakları Araştır yerleri ve otaklan. Lokman kıyafetine girerek. Gördüğün zaman o melek huyluları Kumaştan da arUaşUır alıcUan Bilhassa ki parmaklarmda yüzük var.

. IjdUk yap da tedavi et ikisini. Ama öylesine yakar ki adamm içini. Yarasız. bir çare bul da kaldır onları.» Kocakarı kendini yetiştirdi hastaların yanma. deUkanlUar! Güzellerin yüzündeki o yUdırım. Alevsiz. İlâç ver. O derdin alâmetleri gizüdir. ışıksız ve kıvUcımsızdır. Baktığı zaman o azizlerin durumuna. Halen hastadır iki arkadaş bizden. çıbansız ve yanksızdır o. Dedi ki arkadaşlara ve kUavuzIara: «Yalnız bırakm bizi.MEMO ZÎN 157 Dedi ki: «İnşallah görmiyesiniz onu sız. O dertten sağlığa kavuşmak imkânsızdır. Parladığı zaman şimşek gibidir. Her ne desen öyle yapalım biz. Uzak olsun o sizlerden. İki gözden akar yüreğin kanı» Onlar dediler ki: «Hoş geldin sen. Sonra teda'vi çaresini size özetüyejdm» Arkadaşlarm hepsi çıktı yanlarmdan. O derdin adı yalnızca sevgidir. Her ne istersen ödiyelim biz. hastalarla. Kocakarı kaldı deUkanlUarla başbaşa. Önce ben bu derdi teşhis edeyim. O çok mecalsiz bir derttir.

XX DADI TACDİN VE MEMO'YLA KONUŞUYOR Aşk derdiyle fena hale düşmüş hastalar. Ağlıyorum ben yalnız sizler için. Ey muratlar! EUboş çevirmeyin beni» . Aheste aheste bir şeyler söylüyor. Getirdik onları nişan için biz. sizleri arıyordum. Özel olarak Sıti ve Zin'in yanından. Ben elçiyim. Aniden baktUar ki gitmiş arkadaşlar. BojTi iki büklüm. ! ? îşte şunlardır yüzüklerirUz. Alm da verin sizdeki jdizükleri. rengi bir hilâl misaü. Dediler ki : «Kimsin sen ey gönül rahatlığı Niçin ağlıyorsun böyle muratsızca?» Dedi ki: «Sıti ve Zin'in başları hakkı için. Önlerinde oturmuş bir kocakan. Kötüye çıkarmaym Sıti ve Zin'in admı. Geldim ki ijdleştireyim yaralarmızı. Ağlıyor ve gözyaşları döküyor.

NasU idare edebilir. Odur benim canım. Geri döndüğün zaman. Zamanın kocakansmm eline verdi. Sevap kazanmak için acele edejam.MEMO ZÎN 161 Onlar işittikleri zaman bu müjdeyi. Ben bu jdizüklerle geri dönejdm. ayaklarına ve eteklerine. Alma eümden bu jöizüğü beıUm. Adlarınızı ve soylarmızı açıklaym siz. Tekrar tekrar ellerine. yaşıyabilir? Dedi ki: «Dadı! sen beni mazur gör. Allahtan başarı yar olursa eğer. Tacdin parmağından jöizüğü çıkardı. -vücudum sadece cisim. Kim canım elinden izinli bırakır? Bu yüzük ister isim olsun. Dadı bu sevgiden hayrete düştü. Se-vinçten büsbütün gitti şuurları. ey muratlar. AjrrUıklarmdan dolayı ağlamaya başladı. Her dördünüz de muradmıza erersiniz. Ben öyle yapacağım ki sihirbazlıkla. Güzel Zin'in başmın sadakası olarak. : 11 . Dadı! Sen yarin elçisisin Şüphesiz derdimin de hekimisin. ister tılsım. Hepiniz bir yerde toplanırsınız. Cevapla birlikte çabucak döneyim». Memo baktı ki jrüzük olmaksızın. Derhal koşarak ellerine ve ayaklarına kapandUar. Gönlünüzün sırrmı bize açıklaym siz. maksudlar! Müjde sizlere. Uyandıkları zaman bir an durmadılar. Dedi ki: «Gam yemejdn. Yüzlerce öpücük kondurdu iki delikanlı. ey vefalı Benden yare şöyle de: F. Sıti ve Zin'i sizlere ram edejâm. AUah hakkı için.

O kadar güzelUkten razıjom ben. Şeklinin hayaUnden gıda alıyorum. Şahlarm iyilikleri umumîdir. kavuşmaya lâjak değiUm.MEMO ZÎN İta O şahtır gerçi. ben de dilenci. Beni hayaUnin halvetine getirmesine. Ben köle. HaUmi sorsun bazı bazı» . Her an dadmdan umut bekUyerek.

Dediler ki: «AUah için söyle. Acep açıklamadm mı kim vurdu?» Dedi ki o: «Sizin mübarek başlarmıza. Koşarak kucakladılar gelen Dadıyı. değil bir defa. Yüz defa andiçerim. Çıkageldi. îki büklüm.XXI DADI SITİ VE ZİN'İN YANINA DÖNÜYOR O taze Ardıcın iki dallan. efkârlı. kılığı da pek acaip Aşktan sersem olan Zin ve Sıti. Akşam şarabmdan son derece sarhoştular. başlan eğik olarak. Oturmuşlardı gonca gibi dar gönüllü. Her an dadıdan umut bekliyerek. ey gönül rahaüığıl Acep ram ettin mi sen o melekleri? Falm ne dedi. Sabah şarabını sonsuzca arzuluyorlardı. perileri bildin mi? Yoksa şişeye kojoıp ikisini getirdin mi? Kalplerimizi delen okları. . BaktUar ki aniden bir tabip.

Sanardm ki ateşi yağa tuttu. Musa'nın gördüğü ağaç. o çıra içinde. (1) Hz. Kısacası: Maceranın içyüzünden. Vücut yağdır. Seçtiğiniz o iki inci. İster beyzade olsunlar. . Öyle melek de yoktur göklerde. fitiU gizlidir. kül'de dağUmış. Dadı onlara verdikçe uyanıklık.Yüz çeşit kanlı gözyaşı döküyorlar. Alevleri jöikselirdi yedinci göğe. Gönül ise. ten Tur dağıdır. Allaha andiçerim ki. Her an «Sıti» ve «Zin» dedikçe. Fakat acıyorum ben oğlanlara. Vallahi. NasU seçtiniz o iki seçkini? Kavuşmanm süsüdür o iki mutlu. deniz ve madende. Gönül fenardir. Bu haberleri dinledikleri zaman. Kurban olayım sizlere. Aşk ateştir. çıra közdür. bu ergenlikle. Sır cüz'dür. Onlar sizlere tam da lâyıktır. bir süre önünde dilsiz kaldUar. O çapkın. ister dilenci».MEMO ZÎN 167 Şimdi geldim ben yanlarmdan. Bulunmazlar hiçbir kara. Dadı! Sen bizim için çare bulucusun. öyle candan tallalhk yaptı ki. Zin ve Sıti'nin kalbinde kalmadı şuur. o ateşli ve ışıklı ağaçtır (1) Göğüs fenerdir. Dediler ki: «Sen gönlümüzü şenlendiriyorsun. O iki insanı o güzeUikle. 'O dilberler. Zin ve Sıti tüm olarak baştan ayağa kadar. Gönül ilâcı olan o ateşle yandUar.

Belki de bizden çok daha çaresiz. bizlere engel olan. Sensin dilimiz. Utanma perdesidir. Bizler çer-çöp gibi heba oluruz. Bütün dostların ve dünürlerin. biz kendimiz dilsisiz. Bir kısmı da bizler için olsun duacı. Memo da Zin'e Müjde sizlere. Dedin ki sen: Tacdin ile Memo Pervane olmuşlar. kanatlarmı da biz yakmışız. Bir an sen söz söylemezsen eğer. söyle Tacdin'e: Eğer sen Sıti'ye talipsen. Bir saat derdimizi paylaşmazsan eğer. Perdesizlik eski gelenektir sizler için. Kalk da çabuk git. bizler fidan gibiyiz. Böylece söyle o sevgililere. . Ey geçmiş olayları bilen dadımız! Senden başka mahrem kimselere sahip değiUz biz. Bir kısmı sizler için olsun ricacı. Dünür. bizler de sizleri kabulleniyoruz. Aşkınız yuları kaçırmış bizden. Yoktur o perde sizler için.MEMO ZÎN 169 Sensin bahçıvan. Bizler yaprak gibi berhava oluruz. aracı ve vesile olarak. Belki Allah ta kılmış mukadder. Kim geUrse sizlerden makbuldür. Bizler sizlerden fazla dert çekiyoruz. Onlar da şimdi bol yolu gözlüyor. Bizlerle sizlerin kavuşması kolaylaşır.

Özellikle âşıklar için güzel bir zamandır ki. Derhal kendini âşıkların yanma yetiştirdi. O müjdeyi anlattığımız gibi anlattı. Hace-i E^vvel kılığına giren o Dadı. sanırdın hiç hasta değillermiş. hiç yanmamış gibi yaktı. yeniden Fakat o ateşle öyle şenlendiler Ki. .xxn BEY SITİ'Yİ TACDİN'E VERİYOR Arzulu hastalar için güzel bir zamandır ki. Aniden yetişsin onlara inci tanelerinden Kurtarsın onları dertlerinden. bir haber. Baştan ayağa kadar şaşırtıcı Yine tabip kıyafetine girdi. Onlar sanki Eflâtun'un eUnden. O yanıkları. Aldılar ilâç ve macun gerçekten. öyle iyileştiler. SağlUc ve şifa için bir derman. Vefa için bir müjde.

çevren bol ışıklıdır. . Fakat sana kıyasla hizmetçi. bazı adliyeciler. Elbette bizim fçin üstündür. İşitince onlar bu müjdeyi. Tacdin gerçi bir beyzadedir. Hamiyetle hepsi beraber kalktUar. Maceradan haberdar eylediler. Halleri fena da olsa sen iyiye çevirdin. O kulun hizmetçilikle nazlanıyor. Şahsın sen. Hep birlikte halka ve dünürlere haber verdiler. Kulundur o. Bazı beyler ve bazı cahiller. hünkârsın. Yakışıklıdır o.MEMO ZÎN 173 Kalkıp gittiler arkadaşlarının yanına. Bazı yakınlarını ve bazı deUkanlUan. dilencidir. Aysm sen. kıl onu damad» Bey dedi ki: «Sizin lâjnk gördüğünüz. Şu şekilde meseleyi ona arzettiler: «Ey jrurdun. et onu azad. Bugün başımızda şahsm. malın ve milletin sahibi! Ey adaletin. dinin ve devletin koruyucusu! Sen AUahm lûtfunun gölgesisin. Bazı âlimler. Yüz vermediğin kimseler de değersiz Hizmetine aldığın kims-eleri çıra gibi şenlendirdin. Geldik ki gönülden edelim dua. Hepimiz ediyoruz senden rica: Tacdin senden Sıti'jd istiyor. bakışın kimj'^adır. Hizmetine aldığın herkes azizdir. Kalkıp hep birlikte Bejân huzuruna çıktılar.

Bazan ışık gösterirler.de hazır olanların. Hoca kimse duayı okusun. Elden kaçırmayasm fırsatı.MEMO ZlN 175 Vekil kimse gelip otursun. Hep birden ağızlarıyla teşekkür ettiler. ya da hastalanacak mıjoz? Gebedir geceler dostlar! Bakalım devamlı ne doğururlar. ileri gelenler ve de yoksullar. Çünkü bilmiyoruz nasU olacak yarm. Şimdiki gibi yaşıyacak mıyız? Yoksa ölecek. Budur benim cevabım». bazan karanlık. -«Amin». Sıti'yi biz nikahladık Tacdin'e. Demek ki bu hocadır. Bütün hocalar. Bey dedi ki: «Çalm davulları rubablan. Öptü ve kabullendiğini ikrar eyledi. Bu matemler ve şenlikler ikizdir. Ağalar. Bunca zamandır o hep hizmetçidir. Çünkü zaman kılıç gibidir. Hep birlikte gönülden dua ettiler. ya da beydir. Bu çark ve felek amansız. şeyhler ve beyler. Hizmetçilikte de daima tamdır. bazan da şenlik. Getirin bütün şerbetleri ve şaraplan. Sevinçli bir düğün kuralım bugün. Bazan matem gösterirler. Bugün Tacdin'in hatm için. Bulduğun vakit eğlence zamanını. «Kabul». «Amin» (1) Çeko derhal koşarak Bejdn ayağmı. . (1) -"Kabul'^> Tacdin»in vekilinin sözüdür. Beni de kendinizden dünür saym.

Bir defada feda etmezsem eğer. Onların hepsini belli bir günde. Her tepsi ve fağfur kâse. hep sevinç yaratırdı Kısacası: Bütün şevketiyle o Bey. Gök yüzündeki oğlak ve koç (1). Göklerdeki güneş ve ay jmvarlaklarmı. Bu altm ve gümüş tabaklar. F. Kapakları birer mücevher kutusu gibiydi. Alt ve üst felekler gibiydi. : 12 . Her kâse ve tepsi bir anbar gibiydi. Yağlı ve tatlı yemek çeşitleri. (1) Oğlak ve Koç burçlarını kasdediyor.MEMO ZÎN 177 O kadar kaldı ki hizmetimizde Ömrü tükendi bizim yolumuzda Vefa şeriatinde şarttır ki. Her renkten gıda. Kalktı ve bizzat eğlence işiyle ilgilendi. Bol ışıklı parlak birer yUdız gibiydi. Biz de onun için cefa çekeUm. renkU badem ve fıstık şekerleri. Misafirlik kebabı ve büryam olmuştu. Böyle olan bir erkeğe hangi can. Bugün onun hizmetinde çalışalım. Sanki bir gök tabakasını serdi. îştahlı nefis gibi başı örtülüydü. Onun sevinci de Beyin elindeydi. Sanırdın ki ekmek yerine getirdiler. Beylik bana kutlu olmasın. Kendini bahşetmez sevinçle? Eğer olsa benim bin bir başım.» Tacdin hep Bejin hizmetinde olduğu için. Mecliste öyle bir sofra çekti ki. Bizzat onun hizmetinde olalım. Birer burç gibi olan o sahanlar.

Kimi de dimağı tazelerdi. kand ve şeker (2) Gülsujru. Çalgıcılar Santur sesiyle sallandılar. Turunçlar. Aklı. güzel renkler. incesesliler ve felek. Sarhoş. Ojruncular. Perdesiz olarak mucizeler ve kerametler gibi. Dönüp dolaşan Ney'den çıktıkça. Kimi de övünmelere ve nazlanmalara olmuştu eş. türkücüler. . Sesler. nebat. (1) Türkçe olan bu kelime bir kap çeşidi olsa gerek. narenciyeler. Faniz. Kısacası: Gaddar olan yedi feleğin inadına. Buhardanlık ûd ve anberle döndiUer. gazel okuyucuları.MEMO ZÎN 179 Bu çini maşrapalar ve ayağlar (1) NazeıUnce dolaşıp dururlardı. Kiminin sesi sazlarm sesine olmuştu arkadaş. keman. misk ve anber <3) Kimisi mideyi al eylerdi. Türkücü. Ruhlann bütün koku alma dujoılan neş'elendi. Hepsi gerçekten karıştılar birbirlerine. nar ve limonlar. terennüm edip türkü söyUyenler. sersem ve mesttiler. ud ve tanbur. zurna ve santur Âşıklar. zübad. Bunlar yıldızlar gibi gezip dolaştıkça. siyah. Maskaralar. Çeng. Sakiler üzüm suyuyla seğirttiler. dini ve imanı talan ederdi. (2) Faniz bir içki çeşidi olsa gerek. Cennet ağaçlarmm dallarmda yetişmiş. Onları her gören kalırdı hayran. çalgı çeşitleri ve makamları. O şekilde kurdular düğünün temeliıU. Lâyık ve güzel kumaşlUar. davul. (3) Zübad güzel kokulardandır.

Kocakarı felek kederden ve üzüntüden. Bütün dünya oldu sevinç ve eğlence. Bey huzura çağırttı Memo ve Tacdin'i. geç şöyle. sen ol sağdıcı» O ikisini baştan ayağa giydirdi. Sakiler kadehler ve kâselerle döndü. Ay gidip gizlendi Yengeç burcunda. Zühre yıldızı Kova burcunda kayboldu. (1) Yani o kadar eğlendiler ki sanki eğlence ve oyunlar on¬ larda toplanmıştı. Şehirliler.MEMO ZÎN IHI Feleğin yazıcısının elinden kalem düştü. ilerigelenlerin önünden kalkmca. Bütün dünya eğlenceyle şenlendi. Çaresizlikten saman hırsızı oldu. Oturdular ve hep beraber içtiler. Elinden birşey gelmejip âciz kaldığı için. Gök renginden olan kocakarı çark. Dedi ki: «Memo. Şenliğin ve oyunların toplandığı yer oldular. O günü birlikte ve böyle geçirdiler. . Müşteri Balık burcuna girip iz bile bırakmadı. Halaym halkası gibi koyuldu dönmeğe. Kalktılar ve saygıyla etek öptüler. köylüler. (1) Sofra. Cellâd neredeyse kellesini uçuracaktı. köleler ve özgürler. Zühre yUdızı yerde seğirtti. Nimetlere ve eğlenceye boğuldular.

(2) Yani yüzleri kırmızı renkten daha kırmızı olduğu için. (2) (1) (1) Yani kaşları rastıktan daha siyah olduğu için. Kaş yaylarına baktıkları zaman. . onun gibi karardUar Taze yüzlerini seyrettiler. Süsleyici kadm.xxnı SITİ İLE TACDİN'İN DÜĞÜNÜ Yeni geün gibi parlayan güneş. Dokuz kubbeyi Cemşit kadehi gibi. Rastık için utandılar. bunlar kırmızı renk hesabına utandılar. Hepsini jüzüyle aydınlattığı zaman. dadı ve nedimeler. O iki nazenini nazlı kılmaya gittiler. Sanki altınla yaldızlamış gibi parlatmca. Önce gözden geçirdiler benleri ve zülüfleri. Kırmızı renk yerine kendileri utandUar. BaktUar ki talan ediyorlar gönülleri. Hepsini aşk coşkun hale getirmişti Sıti ve Zin'i süslemeye gittiler. bunlar ras¬ tık hesabına utandılar ve yüzleri rastık gibi karardı.

bir kıl ucu kadar olsun . Yerlere yaldız ve aydınlık bahşedilmişti. Çünkü nazikUğinden. orada kemeri görmek gelmiyordu. Siyah sürmeyle bozmaya yetmedi güçleri. Kimin değiştirmeye gücü yeterdi? Sonunda ümitsizlerin durumuna düştüler. renkleriyle başıeğik kaldUar. Tacm süslü ön tarafı. Hiç kimsenin gönlünden. TaradUar ve bahane için yüz çaba harcadUar. Kmalarıyla. ne de cana benzerdi. O sevgiülerin boylarmdan. Kına yakmalarına var mıydı hiç olanak? AUahm seçmiş olduğu nakışları. Fakat iki ceylândan bir tek kusur bile Bulamadılar. Mücevherleri taçla aydmlattUar. Kınlır korkusuyla asla. . birer kıl ucu kadar inceydi. Hele beller. O da ne tene.MEMO ZÎN 185 Haten ceylânlarmın gözlerine benzeyen gözleri. Baştan ayağa kadar tarak gibi. O ince beUere hiçbir kemer bağlanamadı. Ellerine ve parmaklarma zoraki olarak. Onlarm başıyla taçlan mutiu kUdUar. belki kırılır diye. Mücevherlerle süslenmişti.

zümrütler. Kim görürse «Allah haktır» derdi. Yüz nedime ve iki yüz hizmetçi gitti. Elmaslar. sejnretmekti amaçlan. ÇarşUara ve pazarlara törenler girdi. inciler. YakuUar jüklerle. Dalgalanıyorlardı. GeUnlerin süslenmesi tamamlanmca. Hilâl kaşlarmm çevresinde hale gibi oldu. Beyitler toplanıp bir divan oldu. Deprem olmuş gibi ayağa kaldırdı. Artık taşıyamıyordu develer. altmlar çuvallarlaydı. YerU yerine öylece düzgün konulmuştu. Benler. şakaklar ve karanlık gibi siyah saç halkaları. ÇeşitU güzellikler ve elbiseler Renk renk değerli mücevherler. Âyetler sanatla derlenip kur'an oldu. inciler kantarlarlaydı. . Develer sıra sıra. Oldu sihrin ve mucizenin bir nüshası. Kitaplarm kayıtlarmı aşmışti. AsImda mevcut olanla onlara takUan bu güzelUğin rengi. Bu debdebe öyle coşturdu ki halkı. Çok dalgalı bir deniz gibi. Hesapların ve sayımların dışma çıkmıştı. O. kadınlar ve erkekler. Şairlerin kitabı gibiydi. Hepsi altm ipUkli ve sırmalı elbiseyle gitti. Hepsi de süslenmiş ve giymiş güzel elbiseler. Akla ve düşünmeye gelmezdi bu çeyizler.MEMO ZlN I8T GüzelUğin saçtığı aydmhktan çıkan süs. ŞehirUIer. muüak üstadm sanatıydı.

Onun için vücutlar böyle koşardı peşinden. ölüleri di¬ Kurrena ve Nakûr birer çalgı âletidir. (3) (1) (2) Hz. yoksullar ve paşalar.MEMO ZÎN 189 Aniden Cûdî dağmda açUdı. Gamlarm elinden feryad eden insanlardan. Sazlar Sûr gibi. ölüleri diriltti. Yani Sıti'nin bulunduğu köşkten. Sûr: İsrafil Meleğin kıyamette üfliyeceği boru. Üzerinde jüzdüğü deniz ise insan denizi. O tahtaraval bir gemi gibiydi. Mücevherlerle donatUmış bir taht. İnci kemerU. Süleyman'ın veziri. mücevher küpeU hizmetçiler. Her toplulukta bir seyretme vardı. Çaresiz gönülden taşar. Yaratıldı bütün âşıklarm yeri. Sanırdın ki gelin ruhtur ajmen. (2) Davul. Üzerinde oturmuştu Belkis. mumlar da içindeydi. şen gönüllü olmayan. Elden ele yüz çabayla kaçırırlardı birbirinden. Sevgiden bir deniz coştuğu zaman. (3) . Yüzlerce Berhiya oğlu Asaf (1) rüzgâr gibi. Gönül hoşluğuyla o tahta hammalhk ederdi. Kalmadı bir ferd. Her kapmm önünde bir gürültü vardı. dümbelek. Pervazları abanostan olan bir taht. Sofular. Hepsi temaşaya ve sej^e dalmıştı. Sandal ağacmdan olan bütün tahtlardan. Nuh gemisinin önünde cömertUk kapısı. Önünde el bağlamış hizmetçiler. hocalar. riltir. Başlarmm üstüne kaldırırdUar o beşiği. Kurrena ve Nakûr. Pervaneler de. O gerçek perinin bulunduğu köşkten.

bağnşmalar ve törenler. Yukarıdan o nigârm tahtı üzerine.MEMO ZlN 191 Bahşiş sesleri. Döktüler o tabaklardan serperek. . Tacdin'in kendisi de olmuştu bir padişah. İleri gelenlerden bir topluluk vardı çevresinde. Bir an geldi ki Tacdin'in önüne vardUar. Bu tantanalar. Hasislerin baş eğmeleriıün dışmdaydı. Bu şenlikler. Kalkıp onlar da seyretmeye durdular. sevinç ve eğlenceleri. EU sıkı olanların umduklanndan jüz kat fazlaydı. O sıralarda dalgalar tarafmdan boyuna kaçırUırdı. Gök tabaklan gibiydi bunlar. inciden. Dinleyicileri sazlardan zenginleştirdiler. Hazine yağmacUan birbirlerine girdiler. Memo da yanmda bir ay gibiydi. Yoksulların hepsi bey ve paşa oldular. o meleğin oturduğu o felek gemisi. Pintilerin baş eğmelerinden çoktu. Doluydu altmdan. İçinde. O ses felek saraymm üstüne çıkardı. Oturmuşlardı yüksek konakta. Hepsinin iki ellerinde vardı tabaklar. Zaman göstermez bir daha gözlere. Hepsinden ses çıktığı zaman birden. Fakat onlarm bütün tabaklan. Madenden çıkan yakutları ve zümrütleri. sadalar ve uğultular. Cömertlerin iyiUğinden fazlaydı. cevher ve gümüşten.

bekârlar. yılan örgüliüer. saz ve halay. SevinçU. F. Bu kıl belliler. Mehtap jüzlüler. komikler ve Çeng çalgıcıları. Huriler.MEMO ZÎN 193 Yoksullar. dilenci. halaya ve sıçramaya kalktUar. Genç kızlar. (1) Paralan kastediyor. Kısacası: Kafaları mest eden murattan (1). oğlanlar ve tüysüzler. Gümüş bedenliler ve Yasemin şakaklUar. periler. sema. Şakakları zümrüt gibi olan oğlanlar. Bu ondört yaşındaki karakaşhlar. Köşkler. evler ve her yer mest öldü. siyah şakaklUar. Yoksul. Altm kemerliler ve eğik taçhlar. Tüysüzler. Botan'm bütün sevdalıları ve sarhoşları. Hepsi bir birine denk ve emsal. Kadmperestler ve hovardalar iflâs ettiler. Artık seçUmezIerdi birbirlerinden. Hepsi oyuna. Elma çeneüler ve nar memelUer. Şirinler. bıyıksızlar. dilenciler öyle nimet sahibi oldular ki. deUkanlUar. Sanırdm ki hepsi şecereü beylerdir. Bir birleriyle el sıkışır ve kucaklaşırlardı. Gül gömlekliler ve ipek kuşaklılar. Berîte. şeker dudaklUar ve şeker güIüşliUer. Türkücüler. Kimisi mest olmuş kimi de sevdalı. : 13 . üzüntülü. cennet çocukları ve melekler. zengin ve paralı. Şeker ağızlılar ve şeker sözlüler. gamlı ve ferahlı.

Bunlarm hepsi bu kocakarı feleğin inadma. kimi yuvarlanarak. Kimi daire bağlamış. Yani hepsi kambur suiJı feleğin zıddma Çevik kızlar ve taze delikanlUar. Aja yUdızlan ve Süreyya jaldızı gibi. . Sıtî'nin mecüsi ve Tacdin'in çevresini. Bu şekilde süslediler ve şenlendirdiler. Parlak kümeleri yUdız kümeleri gibi ışıklı. kimi güzel benizli. kimi de topallıyarak. Kimi koşardı. kimi de gezerek.MEMO ZÎN 195 Kimi güzel sesli. Kimi zincirleme. Tam yedi gün ve yedi gece.

şıkların teninden duman kaldırdı. Karanlığı aydmlıkla kaldırınca. Bu aşk ve sevgi gönül arkadaşı olunca.aklaşma ateşinin verdiği sıcaklık. Ayrılık sabrı yakmıştı.XXÎV RÎUM TACDİN'İ SITİ'NİN YANINA ÇAĞIRIYOR Pak etekU gelin olan âlem. Düğünü sevgiyle gülrengine çevirince. Canı ve gönlü bahşiş verecekler. Elbette berbat eder adamı. Sanırdm ki ateş yetişti yağa. İkisi de o yangmdan ve kavuşma hasretinden yanmıştı. Muradın y. Yedinci günün seher vaktinde. Karanlık gibi gamlan da yok etti. Ateş ve rüzgârın özel birleşmesi. . Â.

tahtlar ve bütün oda. Güzellikle aydınlanan bir güneş gibi. ayağ ve şarap kaplarmı. dadı. kapılar. ûd ve buhurluğu. (1) Yani herşeyi. Safa. Geleneklerin icabı ve gereğince. konuşmaksızm. Kalk geUrün odasma git. Duvarlar. Sevilen ve seven. nine. Az daha şevkle ölürlerdi. Ayak öpmekle ayaklarını bağla.MEMO ZÎN 199 Aşk deryası dolup taştı. . Hasekiler ve hizjnetçiler kalktılar. Birkaç da yakm ve akraba Tamamen yaldızlı olan bir mum. Süslejici kadm. işaret ve kejif vasıtalarını. . Eğlence. Ferahlatıcı ve sarhoş edicilerin karışımını. O kadar hazırladılar ki. hal diUyle Durumu şöylece açıkladı Tacdin'e: «Ey bitab ve kararsız âşık! Eğer benim gibi sıtmalı ve ateşUysen. zübad. kâse. Süslendi bunlarla gelin odası. aşk ateşinin jükselmesinden. zevk ve sohbet âletlerini. Mum. Gülsuyrmu ve düğünlere mahsus güzel kokulan. Misk. Sağdıç ve Tacdin'in yakınları. Kısacası mehtaptan mehtaba kadar (1). Ölü bile dirildi onlarla. Koydular başlarmm üstüne. Buhurların ve güzel kokularm topluluğunu. oynayarak Getirdiler has odanın içine. Rahatiığı. sabrı ve oturmayı yok etti. Kadeh. Kavuşma zamanı gereğince.

başladı duaya. Kâbeyi. Kalktı yerinden hemen çabucak. (1) Taş: Kâbenin duvarındaki taş. O güzelin aşkmın anlamım. İbrahim yeri. Kapıda nöbetçi oldu. Anladı düşünce ve idrakla. Senin sevgin onun tenine ve canına ateştir. gönlü gönlündeydi. kalk pervane gibi. Eü elinde. kUıç beUndeydi. hücreji. Hücre: Kâbenin yanındaki Hz. Âşıksan eğer. makamı. Tacdin bu tarzla gitti saraya. dua ve umreji (2). Ey amacı tavaf olan hacı! Ey tavaf yolunun yolcusu! Sana amaç olan kıble ve Kabe. AUah sana mukadder kıldı. Onunla arkadaş oldu silâhlı olarak. . îşte hepsi sana nasib oldu. (2) Sa'y ve umre: Hacda iki vazife. (1) Sa'ja tavafı. taşı. Canmı ver dökülen paralar ve bahşiş gibi. Eğer su isen jürü selvinin önüne. Memo bekledi kapıda. Eğer aslansan hemen kerem eyle halvete» Tacdin mumun şeklinden. Gamların ve sevinçlerin dostu olan zavallı Memo. Âşıklardan ayrUmıyor düşmanlıklar. ismail yeri. Mumlar gibi bunca yandığm yeter. Benim gibi gözyaşları döktüğün yeter.MEMO ZlN 201 Senin mumun da senin gibi bekUyor. Makam: Kâbenin karşısın¬ daki Hz. AUahm emriyle sana yakm olmuştur. Çünkü korkuluydu o karşUaşma.

Bir kısmı da münafık iiısanlardır. kimi de peridir.MEMO ZÎN 203 Gerek sevenler. gerekse se'vilenlerin. . Elbette vardır düşman ve rakipleri Düşmanların kimi dev.

Yare kavuöm.ak şarabına hasret çeken âşık. . Aydınlık yönünden Beytül'aksa idi yanağı (1). Ellerini perdeden çıkarmıştı. (1) Beytül'aksa: Kudüs'teki cami. Eteklerini nazla yerlerde sürüdü.XXV GELİN İLE GÜVEYİ BİRBİRİNE KAVUŞUYOR Damad edebk kapıdan içeri girince. Önce helâl âdet gereğince. Dünkü hicran derdinin şarabından sarhoş olan âşık. Perdelerin ve örtülerin arkasmdaki o mum. eskiden kıbleydi. Kalktı ve eda ile salmarak ona doğru gitti. mahmurluğu giderince. Elini sürahiye uzattı. Kokladı bol sulanmış gülleri ve sünbiUleri. Zülüflerini jniziine serpiştirmişti. İçti şeker dudaklı sürahiden. Dudak dudağa içtiler bir kadeh şarap O berrak şarap. Felek kandili onun sayesinde parlıyordu.

Yuvarlandılar birUkte secde için. O şarabı çok içince sarhoş düştüler. O susuz dudaklılar içtiler o şarabı. Kâh reyhan ve menekşe. Hepsi değişip la'I ve mercan oldular. Yeniden secdeden kalktıkları zaman. Bazan birbirlerine sarUdUar.. kâh sünbül. kâh ısırırlardı. dudak dudağa ve kucak kucağa oldular. Elmaslar. Istırabın son haddine çekti onları. alınlar ve dişler... Berrak şarabın şerbetini içenler. Birbirlerinin dudaklarından şeker kaçu-dUar. Artık oturmaya da güçleri yetmiyordu. Kâh birlikte saUandUar. Sevgi deryası o kadar coşturdu ki onları. Üç gün ve üç gece ard arda gönülden.MEMO ZÎN . O kadar seviştiler ki birbirleriyle. bazan da ajrUdUar. Evlenip gönüllerini birbirlerine bağlajonca. Ve şuursuz olarak ayaktan düştüler. O kapar öperlerdi ki birbirlerini. Sarhoş ve elele olarak sarUdUar birbirlerine Oldu bir itişme ve birUkte yere düştüler. mücevherler. Birbirine karışırdı. 303 Kâh nergis ve lâle. Elleri birbirlerinin boynunda. Birbirlerinin yanaklarından kırmızı gül derdiler. yaptılar. Zifafı arzuladı ve ona meyletti. Parlak çeneli ve şeffaf tenli gelin. ve kucaklaşırlardı. Kâh öpüşürlerdi. Sonunda içmeye kanmajonca.. kâh titredüer. Şarabın neş'esinin verdiği kejif. Öpme sırası vermezlerdi birbirlerine. kâh kırmızı gül. Kendileri için gül şerbeti karışımını .

Hayat suyu ve kevser gibi kanştı. İki vücud birbirinde kayboldu. Sevgiden önleri birbirine dönüktü. Soyunu canı gönülden verdi ona. Hedef oktan isabet almca. gerek karanlık gecelerde. Hedef ise sedef berrakhğmdaydı. Karışım. Kâh tekti onlar. Her zaman. Onlara yoktu asla. ne yemek ne de uyumak. kâh yapışık ve çifttiler. Gerek gündüzleri. Ok geri döndü izi kaldı orada. O iki melek öylece sevdiler birbirlerini. Kavuşmanın derdinden. İnci tanesini mercana çevirdiler.MEMO ZÎN 209 Kâh birdi onlar. gerekse gece. Sanırdm ki iki kimyager. iki arkadaş. gerek gündüz. Sanki mücevherleri ipUğe takmaya uğraşmaktadır. Hatırlarına gelmezdi su ya da ekmek. O iki serkeş sarhoş. Durumdan haberdar olmadı bir tek ferd bile. gamlar gidip gizlendi. F : 14 . Leğen ve ibrikten akıtUanı Yükselttiler iterek ve saplayarak. süt ve şeker gibi oldu. Nihayet mutluluk derde geUp geldi. O ruh ve cesed birbiriyle yapışık. O hafta tamamen oldu gerdek. kâh ikiydiler. Birbirine karşı boşaltırlardı ok torbalarım. Fil dişinden olan ok. hedefe yöneldi.

kardeşim! Senin dostun senin için' kardeştir. hiç olmasm. Yüz hain ve münafık akrabayı. Seninle birUk olan bir dosta. Hâlâ onun meskeni avlu idi. Bir dostun olursa eğer. Memo hâlâ öylece kapının önündeydi. Sanırdm ki Memo'nun üzerine bir güneş doğdu. . Tacdin gerdekten çıktığı zaman. (1) Rıdvan cennetteki meleklerin başıdır. Onun başı da hep taşm üstündeydi. burada maksat Tac- din'dir. Kurban et de hiç deme yazık. Hem gözdür senin için. Yakmlarıne yapacaksm vefasız olduktan sonra? Kurban et de hiç deme kimlerdir. Geceleri ve gündüzleri öyle nöbetçiydi. Rıdvan cennetin içinden çıktı (1). İster becerikU olsunlar. böyle olsım. Başı gök kubbelerine jükseldi sanki. Derhal öyle sevinç duydu ki. ister beceriksiz. Böyle olmazsa eğer.MEMO ZÎN 211 Nihayet sekizinci günün seher vaktinde. hem de çıradır.

şenük ve matemler. . karanlık. Çeşitli hallerle yarattı. Bu evreni. Bu ajTTiliklar. Bu ağır yürüjüşiü ve yuvarlanan yerlerle gökler. yaş ve kurular. gölge ve güneş.XXVI BEKİR TACDİN VE MEMO'YU BEYE GAMMAZLIYOR Allah yokluktan var edince. Bu aydınlık. Âlemdeki bütün varlıkları. cehennem. sıcak. sevinç ve gamlar. Bu cennet. dilenciler. Bu gece. Varlıkları sıfat ve fiillerine göre. küfür ve iman. Bu beyler. bahçe ve ateş. hava. yerleri yeni yaratmca. su ve ateş. Kısacası: İnsan cinsine varmcaya dek. Bu toprak. Bu soğuk. gündüz. Zıtları zıtlarla açıklığa kavuşturdu. duran ve yürüyenler ve de melekler. zengin ve yoksuUar. Bu topraklar. kavuşmalar. Bu ölüm. Varlıkları birbirleriyle belli etti. diriliş.

Görmüyor musun ki hepsi zıttır birbirlerine? Hikmet nedir. eğriler ve siyah jüzlüler. Belki Belukîya'dan beterdi (2) lyiUğe karşı. Kısacası: Yaradılışın gereği olarak. Aldatıcı.MEMO ZÎN 21-5 Kİ kimi nur gibidir. Şeytan onun uğursuzluğunun çömeziydi. (1) (2) Yani piçti. neden karşıdır birbirlerine? Çünkü olmazsa eğer karşıtlık. kavga körklejici ve ikijüzlüydü. söz götürücü ve şaşırtıcıydı o. Bu cehenneme ve azaba müstahak olanlar. Kemal. izzet sahibi olan o jüce Bey. . ikiyüzlü bir iblisti o. hem de tanışmak. Her zaman Bejin kapısında kapıcıydı. Belûkîya îsrailoğuUarındandı. Bu cennet ve sevaba lâyık olanlar. Ayırdetmek imkansızlaşır. kimi ateş gibi. O münafıkm adı Bekir'di. kurnaz ve kavukçuydu. Kaleci. Botan onun sözünün mahcubuydu. Zamanm fitnecisi bir it oğlu itti. Kendine bir kapıcı tutmuştu. Çirkef işli. Kimi uysaldır kimi de yaman Bu doğru olan. O bühtandan doğan biriydi (1) Aslen dediklerine göre Mergever'dendi. Bu yalancılar. doğru söyliyen iyilikseverler. Kâbus dev gibi çirkin jüzlüydü. Fakat soyca Botan'h değildi. Sırf şirret ve fitneci bir insandı.

kincidir o. Bu köpeğin dışı içindedir. Hiç ihtiyacı olmayan tahtm sultam da. Onlar da kapıcı kısmmdandır. Gerçi Bekir zina çocuğudur. Bu âdet yalnız beylere özgü değildir. Değirmenimiz gerçi kamunun vakfıdır. Görmüyor musun. Zalim olan bu avene zümresi Subaşılar. Biz zaUmlerin değirmenini döndöıüyorlar. Çok dönüşlü ve dolambaçlıyız. Zulüm tahılını öğütüyorlar. fakirlerin kapısmda da var? Onlarm da nöbetçileri hep köpeklerdir. O çiftçi bizim için kaldıracak da onu. Zorunludur bizim için bir değirmenci. Bu senin kapma lâjak değildir. taneler değirmen deposundan düşerken onun içinden geçip değirmen ta¬ şının deliğine girerler. işlerin jürütiUmesi için. .MEMO ZÎN 217 Tacdin derdi ki Beye açıkça: «Bejim! Kov bu kapıcıja. Bazan adalettir işimiz. (2) AUahı kastediyor. Ama değirmenimiz onunla dönüp yelleniyor. kapıcUar. Ama köpeklerin çoğu se'vimU ve vefalıdırlar» Bey ise şöyle derdi Tacdin'e: «Bekir'in yaptıklarını sanki bilmiyor mujruz? Biz beyler kısmı değirmene benzeriz. oluk biçimindedir. kâhyalar. Gerçi köpeklerle kapıcılar kardeştirler. Boğazı haram darıyla doludur. ileri ve gerijiz. Hükümet işlerini o kadar yönetiyoruz ki. (1) O darıyı bir çiftçi ekiyor. bazan da zulüm. (2) Görmüyor musun. (1) Boğaz -«Gewri'-'-nin karşılığı olarak yazılmıştır ki. Şarttır bizim için bir kapıcı.

Tahta o kadar lâjak ve o kadar. Bazı beyler var ki tazı köpekleri. Kayser isteseydi onu oğlu için. İçinden korkuyordu Tacdin'den. bilğiU ve güzeldir ki. Hakan önünde el bağlasaydı.an gibi. Yine de böylesine ucuz ve Böylesine çarçabuk vermezdin onlara» Bey dedi ki: «Hiç değişir mijim. habis ve hilekâr. Tacın güzelliği ve güzelliğin tacıydı. . O. tacm mücevheri ve mücevherin tacıydı.MEMO ZÎN 219 Ne kadar yaratmışsa sultan. Bu düğün geleneksel törenlerle. Tacdin ve Memo iki yüz düşman. Devlet ve mutlulukla yapıldıktan sonra. Maksadı sadece yalan ve aldatmaydı Gizlice ve tenha yerde şöyle dedi Beye: «Beyim! Sen Sıti'ji çok telef verdin. O. Yani gönülden tezvirci olan Bekir. Arap atlarına değişmezler O kinci. Kisra onu görmek için mer kiçindeydi. İnsanlardan gizli olarak şeji. Her zaman gönlünde vardı ona karşı kin. Akıllı. On misli de yaratmıştır şeytan!» Hulasa: Bey köpeğinden vazgeçmezdi Her zarurinin karşısma bir sebep çıkarırdı. Fağfur onu sevmeji candan isterdi. ey bedbaht! Tacdin ve Memo'joı Kayser'in tahtma? Cenk ve savaş olduğu gün.

Bey dedi ki: «Neden bana sormadı acaba? Yoksa benden kalmamış mı korkusu?» Bekir dedi ki: «Bilmiyor musun ki orası öyledir? Yiğittir o. beyzadedir. Asla himmette fütur etmemeliler. Lâyık olmayan nankörlere j/apılırsa. O doğruluk ve vefa eşit olmalı.üşlerin şarapla değişmemeleri için. Darlık ve cefada da öylesine. Sarhoşların mahmurluğu fenadır. Dedi ki: «Himmet sahiplerinin mahiyyeti ijidir. O da kendi yönünden Memo'ya vermiş Zin'i». Özellikle hizmette kusur etmemeliler. Onlarda değişiklik peydan olmamalı. gençtir. Yeni görmüşleri görme ölçüsü şaraptır. Bu sevinç ve cefa karşılıklı olmalı. Bejim! Görmedin mi sen İskender'in oğlunu? Sen ona yakmlık gösterdin. Çok akıl ister ve çok tahammül.MEMO ZİN 221 Hepsini zırhları. Fakat boşa gider iyilik sahiplerinin himmeti. Ehil olmayanlar mal ve hazinelere lâyık değiller. Bal ve kebabı yedikleri an. O meseleji bu sefer çevirdi tezvire. Mel'un baktı ki hiçbir etki yapmadı sözleri. Yeni türediler büyütmeye münasip değiller. Tecrübe şarabını içtikleri gün. Hakan kimdir? Ne yapayım ben Fağfur'u? Tacdin ve Memo'yu dünyanm dörtte birine değişmem». Onlardan dönüş hiç görünmemeli. bileklikleri vg kalkanlarıyla Altılıkları ve kUıçlanyla getirdiler bize. Sevinç ve şenlikte nasıUarsa. aştı haddini Sen Sıti'ji Tacdin'e verdiğin gün. . Yeni görm. Hizmetçilerin de bağlılığı onun karşılığında olmalı.

Başından bezmiş olan varsa.. Fazlasıyla asalete gözünü diksin».. lü Zin'i Memo'yla şereflendirejim ben. . evlât ve kardeş bile olsa. Zin'i karı olarak asla vermiyeceğim. AUahâ sığınırız. Başına ve canma doymuş olan kimse. Onlara yaklaşırlarsa. Korkusuzca istesin onu erkekse» Beyler içleriyle ve dışlanyla Şüphesiz ateşe benzerler.MEMO ZÎN 223 Meydan bulmuş. Bey dedi ki: «Gönlümde vardı gerçekten.' Halid'in soyundan geldiğini iddia etsin. Halit ceddime varmcaya kadar. Özellikle bedhah yakmlar. Korkarım ki kin ve kibirle. Aslında ise idare etmekten uzaktırlar.. Merhamet edince güneşe benzerler. O ne yaparsa hep revadır. Görünüşte güzel yüzlü ve nurludurlar. inanmayasm onlara sen! Baba. Pederin ve ataların ruhlarına andiçerim ki: Âdem soyundan olan erkek cinsine.. îşte Zin. Zin'in de ötesine gidip isyan etsin. yuları kaçırmış o. Olsun bakalım istekli. Kahredince de dünyayı yakarlar. Sakın ha.

Sıti'nin sesi olurdu kendisine derman. Birbiriyle konuşanlar. Memo yalnızlık köşesinde yalnız kaldı. ÖzeUikle birbirinin sırdaşı olurlarsa. birbiriyle dinlenirler. Zin dertlerden feryad ettiği zaman. Ne yân. Güzel vakitler için arkadaş olmayınca. ne arkadagı.xxvn ZİN AŞK ATEŞİYLE YANIYOR Tacdin'le Sıti birbirlerine kavuşunca. ne de dert ortağı vardı. Yalnızlığın sermayesi ise deüliktir. F. Dertler için ortak bulunmaymca. Gamlar ve güzel vakitler için arkadaş gerek. : 15 . Zin'Ie Sıti. Âşıkların ünsiyeti sükûnettir. Dertliler neyle tahammül ederler? SevinçUIer neyle tevessül ederler? Sevinçler ve dertler için arkadaş gerek. Kavuşma. Birbirleriyle geçinirler. sükûnet bulurlardı. onları hicrandan kurtarmca. Memo'yla Tacdin.

Mutsuz. Ayrılıktan hep buydu haü. Yemek ve oturma arkadaşları. sen burada üzgün.MEMO ZÎN 22-7 Memo da gönülden inlediği anda. Bu ikisi o ikisinden ayrUdıIar. gül renginden olan yanaklarmı. geceleri ah çekerdi. Bütün nazenin sırdaşları ve güvendikleri. Ağlamanm üstünden başı kalkmazdı. nedimeleri. Gerek gündüzleri. Gidip te o eşine kavuştu. ne de uyuduğu vardı. Yüzünün dolunayı oldu bir hilâl gibi. Zülfün gibi havaya savur onları. Gözyaşları da oldu şerbet ve içecek. O kadar zajofladı ki o mehtap. O se'vinçlidir orada. O tutmuş kendine yer ve edinmiş sabır. Artık göünlünden çıkar bu gamları. muratsız ve amaçsız. Tacdin olurdu tabib yanmda. Gül gibi aç. . gerekse geceleri. Kırk gün Zin'in ne yemek yediği. Her an derlerdi ki ona acıyarak: «Ey iffet bahçesinin selvisi! Ey su kanalmdaki yeşil sebze ve yaprakcık! Neden bu kadar gözyaşları döküyorsun ? Ablan gerçi senden ayrıldı. Kaldı Zin ile Memo sonuçsuz. Gece renginden olan saç halkalarmı kıvnm kıvrım yap. Gündüzleri ağlar. Gönlünün kanı oldu gıda ve jiyecek. Siması görünürdü bir hayal gibi. Gidip ikisi muratlarına kavuştular.

GüzelUk Kur'anmı şiraze eyle. Gâvur ve müslüman topluluklan. Hükmetsinler şahlara ve hünkârlara. AUahm âyetleri olsun düzenU. hepsini havaya savur SünbiUlerle "kırmızı güller aşina olsunlar Reyhanlar ve menekşeler tel tel olsunlar. İnsanlar batıdan. . Örgülerini çöz de kâbe olsun sijrah örtiUü. Zülüflerini ve benlerini birlikte süsle. Ağzınm goncasmı gülümset. Bu yaman hançerler ve de oklara. Hacılar gibi giysinler ihranUarı. Yine örgülerinle sarhoş et halkı. Onunla binlerce destanı inlet. Gör bülbüllerin sabırsızlığmı. Sevdah kU Mekke'de Büâlleri. Alnmda süslü taç gibi dursunlar. güneyden. . ZiUüflerini örgülerindeü ajar. Bu hunhar gamzeler ve bakışlara. Zülüfleri hilâllerin üzerine serpiştir. Zülüfleri tara. tâ Şam'dan.MEMO ZÎN 229 Zülüflerini aç zincir olsunlar. Yanağının resmi olsun altm yaldızlı. Kur'an metnini tas-dik etsinler. Güllerinin önünden kaldır perdeleri. Sakın verme izin ve ruhsat. GönüUeri kapan saç halkalarma izin ver. Yoktur çünkü onlarda kimseye acıma ve merhamet.

Zülüflere ve benlere izin ver. Onun da onlardan bıkkmlığı o kadar artardı. Büsbütün düşerdi belâlara ve zincirlere. Çaresiz sükût ettiler ve kalktUar. Bakî olsun bu görüşle. «Ah»lar ağzına vermezdi mühlet. İlâhi teceîUden boş olarak. Yolunu bulamamış amaçsız mürşit. serzeniştir onu açığa vuran. Hiçbir şekilde fayda ve etki yapmaz. Gözyaşları vermezdi gözlere fırsat. Ki birkaç söz söylesin. GüzelUk tasavvuruna inanarak.» Onlar bu kadar öğüt verirlerdi. Aşk ateştir. Öğütçüler baktUar ki vaazlar ve sözler. Bilâkis öğütleri ve nasihatlerle. Âşıklara da gönder bir haber. Perde altmdaki bir sırdır o. Fani etsin o vücudu. Onlar hep öyle sanırlardı ki Zin. Ya da bir yere bakabilsin. gıda almazdı. Şaşıp kaldUar ki o mehtap. Ağlayıp sızlıyor. öğüt ise ona üfürmektir.MEMO ZÎN 231 Sarhoş et. Hajrvanlar gibi başıboş olmasm. . gerdana saldırt küpeleri Sersem eyle deUleri ve kudurmuşları. Bu kadar neden çekiyor ah. Mutlak dalâleti inkâr eylesin. hep Sıti için. Cilveler ve nazlarla şarap içir hocalara. BaktUar ki sözleri hep heba oldu. Onlar ne kadar serzeniş ederlerse. Domuz gütmeye gönder şeyhleri. Fakat Zin bunlarla teselU olmazdı. Doğruluğun şeklini itiraf etsin.

xxvın ZİN GAMLARA SESLENİYOR Zin yalnız gamlarla çift kaldı. Sizlerden başka yok etrafında kimsecikler. Dari dünyada devlet sizlerledir. Gamlar üşüştüler basma. Ahret köşkünün yüksekliği sizlerdendir. Onu nasıl edinirseniz kendinize yuva. o da gamlara seslendi: «Ey çaresizlerin soluk arkadaşları! Cefakeşlerin feryadma koşanlar! Dertlilerin gönlüne dert ortağı olan gamlar! Zavalhlarm sırlarının perde arkadaşları! Gönlü yaralı olanlarm sırdaşları! Üzgün hatırların yatak arkadaşları! Yiyeceksizlerin sofrasında kadeh arkadaşları! Acı muratlıların şarap arkadaşları! Âşıklar sizlerle güzelliğe kavuşur. Yolcular sizlerle tanrıya kavuşur. Mutlak izin vermişiz biz sizlere. . Virane gönül öylesine boş kalmış ki.

Gam hazinesi olmazsa. SevinçU günlerin sevinçU yarlarıdır.ra günlerin candan dosüandır. gerek sonraki. gerek şimdiki.MEMO ZÎN 23S severiz. çünkü vefalıdır onlar. nasU elde ediUrler? Kısacası: Sizlerle hoş olur benim gönlüm. Her iki âlem. şu cefalıdır» demezler onlar. «Bu acıklıdır. Ka. Gam yemeksizin. gönülden ne elde ediür?» BİZ gamlan .

kanatlarım ve de başım Kanatlarım.XXIX ZlN SITİ'YE SİTEM EDİYOR Bazı bazı da Sıti'ji muhatap alırdı. Şöylece o meleğe serzenişler ederdi: «Ey Zin'in gönlünün ruhu ve canı! Görüşün. NasU istediysen öyle verdi sana Allah. Fakat bu taksim bizi çok se-vindirdi. EzeUn takdiri herhalde böyle oldu. TaUhin ijice yükseldi senin. görmenin ve gözün nuru! Sevinç ve cefa arkadaşım! Etim. Benim bahtım gerçi çok kara geldi. Yüzlerce şükür ki bahtm elverdi senin. Gamlarm taksimi benim için oldu. kemiğim. cildim ve kanım! Bacım. . rahim ve jruva arkadaşım! Ey hujTi huyuma uygun olan bacım! Bahtı bahtıma zıt olan bacım! Yüzlerce şükür ki bahtın yaver oldu senin.

239 Sevinçler senin. Memo da benim olsun. Tacdin senin. Gamlar Memo'nun jüzünde toplanmışlar. gamlar benim olsun.» .MEMO ZÎN . Bundandır ki gamlarımız gam üstünedir.

Benim basımdaki alev ise bana zararlı. O fark doğudan batıya kadardır. baş arkadaşım ! Gerçi yanmak yönünden benim. gibisin sen. gönlümde köz var. Fakat konuşmak yönünden benim gibi değilsin. Senin başmm tepesinde bir ışık var. Ondan serseri bir sevda yağıyor. Senin ise bazı vakitlerden başka yanmaz. Eğer sen de benim gibi söyleseydin. Benim de gönlüm fazla yanmazdı. Benim başımda alevler.XXX ZİN MUMA SESLENİYOR Bazan mumu ederdi kendine muhatap: «Ey sır ve oturma arkadaşım. Canım o közle savaşa tutuşmuş. ateşin görünüştedir. : 16 . O ışık senin için dildir. Batı da beıUm. Benimle senin derdin farklıdır. F. içim ateştir. Her zaman yanıyor canımızın daman.. Sen doğusun.

Eakat sabahtan akşama kadar da uyursun sen. .MEMO ZÎN 243 Benim gönlümden başıma vuran alev. Akşam. Şiddetli rüzgâra hükmeder. sabah gündüz ve gece». Ben ise hep yanarım devamlı olarak. Gerçi geceleri uyanık kalırsm sen.

Bundandir ki kendini çabucak yorarsm. Sabirsizsm. Bu aceîecilik senin için çok kusurdur. Gam ateşinden etmezdi perva. bezerdi candan. Pervaneyi ederdi kendine arkadaş: «Ey ayrilik yuvasmm kuşu! fîy yanraa bahçesinin biilbiilii! Ey gerçek a§iklarin delili! Ey yalanci iddialarm çiiriitiiciisii Erkekçe canmi ucuz verirsin. Yazik ki öliimîe titrek olursun. . ! Çigken yok olraayi arzu edersin.XXXI ZIN PERVANEYE SESLENlYOR Bazan de yarali gönîiin elinden. O titrerae senin için zaaftir. Durmazsin bir an a§km öniinde. siikiinetsiz ve bitabsm. Çaresiz kalir.

O nur cisimli. fakat hiç bir zaman Yok olurlar mı ışıkla ve ateşle? Bakî kalırlar kertenkele gibi.MEMO ZÎN 217 Çiğ kalmak büjiik bir ajaptır. Gönlünün ve ruhunun nakşı hep Memo'nun hayaüydi. Baştan ayaklara kadar gamlara dalmıştı. . Güneşin karşısmdaki aym mehtabı Zin. Yerlerden ve göklerden bir tek zerre. Pişkinler ona derler ki «Hamdır». Pişkinler de yanarlar. Onlarm cismi aydm bir ruh olur». İnsanlardan ve cinlerden çekinirdi o. ÖzeUikle sakmırdı ve yüz çe'virirdi. Yalnız bu garaz sahibi insanlardan. Sırrmı dilsiz yaratıklara söylerdi o. melek ruhlu Zin. Kalmazdı ki kendisine seslenmesin.

Yani onu görmek arzusundan. sevdalı oldu. Öbür bağrı yanık hep öyle kalırsa. Ne de güller bahçesini sejrretmekte nasibi vardı. Hayat sujmnun baş pmarı. İşte Tacdin muradma erince.xxxn MEMO'NUN PERİŞANLIĞI Memo da sevgilinin jüzünün hayalinden. Zin'e kavuşması hasıl olmadığı için. Biri ebedî hayat kazanırsa. Ne dağlamalarm derdini jüklenmeye kabiliyeti vardı. Emsalsiz bir deliye döndü sersem oldu. Dehşet onun şuuruna galip geldi. Memo da bu şekilde dertlere düştü. Bu yaradan rahatı da yoktu. Aniden göklerden dökülüverirse. Bir yudum su için bitab düşerlerse. . Çünkü dudakları kurumuş iki kişi aniden. Yalnızlık onun kalbinin dostu oldu. Tamamen deUye döndü. Öbürü de sonsuz bir ölüme gider. Ve susayanlardan biri gönlünün muradma erer de.

Her an dertlerden ah-vah edince. O zavallı yaralı gönlüyle. İnsanlarla asla hemdert olamazdı. Sanırdm ki iki bacağı zincirdedir. Geçinemezdi. Ateş yayardı odalarda. Tacdin'in yanma gittiği zaman. . Hiçbir kimseyle geçinemezdi o. Hiçbir yerde yoktu omm için karar. sohbet etmeye gücü yetmezdi. Beyin huzuruna da gittiği zamanlarda. ülfet edinmek yoktu onun için.MEMO ZÎN 251 Gamlarm elinden aslâ dinlenemezdi. Karar kılmak.

xxxın MEMO DİCLE'YE SESLENİYOR Çaresiz kalıp insanlardan uzağa giderdi. . Her an senin de hatırına ne gelir? Ki böyle Cizrenin yanıbaşmda coşuyorsun? Eğer bu şehirse senin sevgilin. Kolların çapraz şekilde onlarm gerdanma dolanmıştır. Derin nehirle hemdert olurdu: «Ey benim gözyaşlanm gibi dökülen nehir! Ey âşıklar gibi sabırsız ve sükûnetsiz nehir! Sabırsız. Her gün binlerce şükretmiyorsun da. Her zaman koynundadır bu konaklar. Yoksa benim gibi sen de deli misin? Senin için hiç bir karar kılmak yok. Hâlâ Allahtan korkmuyorsun da. İşte elde etmişsin sen arzunu. kararsız ve sükûnetsizsin. GaUba senin gönlünde de bir yar var.

Dicle'jim. zenbereği bıraktım. macerası nedir? Divane oldum ben. Ben kaldım tek başıma bu yerlerde ve ovalarda. Berüm gönlümün içinden de geç bir kez Gözlerimin baş pmarma bak bir kez. ben. periyi elden kaçırdım.MEMO ZÎN 255 Bunca feryad ve figan ediyorsun. . Gönlümün derdi neden dermansızdır Yaş gözlerimin. yok olmaktır. Artık ne murad istiyorsun? Beyhude yere niye feryad ediyorsun? Avare avare Bağdat diyarına gidiyorsun? Ben ağlarsam ve inlersem eğer. (1) Sen bu güzergâhlarda dolaşıyorsun. Benim için en makul yol. Her ne yaparsam ben revadır. Ben ölürsem ve sızlarsam eğer. Nergizî ve Saklan. Ömeri ve Meydan. Vastani. Dervaze. (1) Bu iki mısra'daki kelimeler hep yer adlandır.

Fakat tevazu ile ve tazim ile. Aheste aheste kendisine dua et. El bağlayıp dur ve selâm ver. Bir defa mutluluk eşiğine git (1). Rica ediyorum: Hiç durmadan. Son sidre Peygamberin miraca giderken Allahla konuştu¬ ğu yerdir. Hakkmda methiyeler söyle. Sonra gönlümü kapan yarm huzuruna git. Maksat Zin'in odasıdır. Bir an son sidreye git (2). Lâyıkıyla kendisine saygı göster.XXXIV MEMO RÜZGÂRA SESLENİYOR Bazan Saba yeline seslenirdi Gönlündeki dertlerin şerhirü rüzgâra söylerdi: «Ey ruh gibi lâtif cisim! Beden kapısı senin önünde açıktır. Yüz mertebe hürmetle. Önce eşiği öperek ziyaret et. edeple. Tekellüfsüz. : 17 . (1) (2) F. Mutluluk eşiğinden maksat Zin'in köşkünün eşiğidir. ayaklarını yormadan.

Yar mektubu okuduğu zaman. Bizim için hakkaniyetle vasıflanasın. Zaten insanlar eksik ve unutkan yaratılmışlar Gerçi yüz defadan da çok günahkârdır. Sakm ha! Perdeyi yellendirmeyesin. onu biUyorum. O gönlü. Gözlerinin önüne. sen de padişahsın. Belki hata ve günah işîenUştir. Fakat bir gönlümüz vardı. periler benden kaçırdı. Onlarm günahkârlara bakışları umumîdir. dostluk gözüyle. Vallahi ben günahımı bUmiyorum. Bizim hakkımızda âdil ve insaflı olasın. Heves ve sevgi sahibiydi o.MEMO ZÎN 259 Sonra ona doğru çabucak git. (1) Ozan bu mısraı Türkçe olarak yazmıştır. O nazik yaradılışma ağırlık vermeden. Mürekkebi gönül kanı olan bu mektubu. Bir süredir o benden ayrıdır. Fakat dayanağı. Bu. Sen ilâhi görünüşün ufku olduğun için. Sen duru Kevser'in kajmağı olduğun için. Bir siyah göz bebeği olan şu sayf aj?ı. Benden ona söyle: «Kıblegâhım! (1) Sen ilâhi nurun doğuş ufku olduğun için. Benimle birlikte olduğu zaman. senin zülfünün gölgesidir. Bir arzuhal gij)i tenha olarak ver eline. Bazı bazı gönlüme görünesin. padişahların eski geleneğidir. . Bizden ona de ki: «Ey padişahım!». Cemalinin önündeki perdeyi titretmeden. Biz dilenci olmuşuz.

(1) Beraberinde getir. . sakm ımutma. Bize beraberinde getir. Yarin huzurundan döndüğün zaman. Onun dergâhmm toprağmdan. çünkü kimyadır o» (1) Tutîya: Gözleri aydınlatmak için kullanılan bir ilâçtır.» Böylece söyle ey keskin Saba! Zemini o anda öp ve kalk. Yok affetsen onu.MEMO ZÎN 261 Eğer ona kahretsen bu cezadır. Tutiya gibi olan o tozu. Ey saba yeli ! AUah aşkına. büjiik bir iyiUktir.

XXXV MEMO GÖNLÜNE SİTEM EDİYOR Bazan zavallı gönlüyle savaşırdı. . insafsız. Derdin ki: Tahammül sahibiyim ben. utandmcı. Derdin ki: Gönlüm seninle beraberdir. ahdin ve andm? Haili yeminin. Çok dönek. candan düşmanmışsm. hain! Hani sözün. sözlerin ve bahtm? Derdin ki: Sana sadakatle bağlıyım ben. Ey Tûtî gibi nazla büjütülen kalp! Ey nazenin. Derdin ki: Seninle beraberim ben. asalak çocuk! Sevinçli günlerin dostujmıuşsun meğer Dar günlerde kalpmışsm. Yazık ki fazlasıyla vefasızmışsm. kararm. Eyvah ki cefa çekmeye kabiliyetli değilmişsin. Sahte kalpmişsin meğer. kötü ve eğriymişsin. «Ey gaddar.

yolu bilmezsin. Sana ne oldu. Sıfatlarm suretinin aynasısm. Ki can senden teberri etmesin. Eğer amacm canansa senin. kalbur gibi deUk deşik. İsyancı olma ki dahil olasm. başkaldırmak olur. Metin ol ki. Karanlıktır. Yerdeki ışık göklerdendir. hepsi şöyledir: "Kim nefsini tanırsa Tanrısını da tarar». sen de körsün. İnsafa sığar mı. (1) 1-Kim tanırsa» sözü bir hadîsin başıdır. Sakm aşkın peşinde gitme. geride kalmıyasm. Canan canında saklıdır senin Çünkü sen zatm örneğisin. isyancUık olur. Ve «Kim tanırsa» sırrmı öğrenesin. Gidişin. Ey gönül! Canm çırası olmadan gitme. gönülden sünni ol. Ama dost benim yammdadır. Kalmış yalnız. cana veda etmen. (1) Gerçi sen dost kapısmm önüne gitmişsin. . yazıklar olsun. Ve vücut kapısını kitleyip kapaman? Sendeki sır. sen benim bir parçamsm. Canı terketmen. Terketme ki muradma erişesin. canm feyzindendir. orada post vardır. Terketme.MEMO ZlN 265 Ey gönül! Bu vücudun içini böyle Yalnız basma bırakman insaf hakkı mıdır? Şu can bülbülü ten hapishanesinde.

Yüzlerce defa figan ve uğultu etse. Lokmaların ve şerbetlerin özelliğim. Güllerin önünde pervane gibi. Sakm zülüflere ve benlere inanmıyasm. Senin amacm safa sürmektir. buna inan. Seni kanburlaştıran zülüf. hep sevda yeriydi o. Senin için uygun ilâcı öğrendim ben: Gönlü çekenlerden sakınmaktır. Kalbinin ateşinden kajmar bir duman Yükseldi. Senin feda olduğun sır. Senin arzuna uymayan ne varsa. Her an yanarlar dağlamalardan ve dertlerden. Lezzet verenlerden de kaçınmaktır. Ey gönül! Sen kendini sevgiye vermişsin. Başındaki dimağı da kararttı. Kaş yayı ile sergeşte olma. ev sahibidir. Seni benden kaçıran cezbenin yanmda can vardır. senin için darağacıdır. Lokman'a sormuşum ben. Fakat gerçek aşkın tabibinden. Malını Hindulara talan ettirmeyesin. etin asUdığı çengeldir. O aynen senin için şifadır. Gönülden yükseldi kara bir duman. Acı olan şeyler ise ilâçtır» Memo gönlüne o kadar söyledi ki. Saç örgüsünün halkasma ayağmı bağlama. Çaresiz gönlün gönlü ona yandı. Senin gibi yüz bin tane bülbül. Tatlı olanlar ajmen hastalıktır.MEMO ZÎN 267 Senin sevdiğin yarin bojm. Gerçi sen de İbrahim'sin ey cefakeş! Fakat sana gül bahçesi olur ateş. .

MEMO ZÎN 29 Hafızasının ajması bulanık oldu. Ve jükselerek göklerde toplandı. ta içinden. Sevgi o zayıfı öylesine sersemletti ki. Yüzü gerçi her zaman taze idi Lâle gibi. Sanırdın ki üç birden taştılar. Fırat ve Ceyhun. Fakat bedeninin zindanı ona kafes olmuştu. fakat sararmıştı. Memo'nun omüzundari öyle bir sel akıyordu ki. Sanırdın ki yerden bir bulut kalktı. . Şattül-Arap. O bülbül gerçi çok hevesUydi. Sanırdm Araş. Yağdırdığı kanlan dökerdi iki gözünden. Nehrin kenarında kavaklar yeşerdi. O gönülsüz hep orayı mekân edindi. O bulut Memo'nun içinden. CiğerirUn seli öylesine şiddetli geldi ki. Şakakları ve benleri de hep döküldü. Çam ağacma benzeyen boyn. Kısacası: Gönlündeki hastalıktan. Erjeng nakşını andıran jüzünde hiç berraklık kalmadı (1) Aşk o cefakeşi öylesine hastalandırdı ki. üzerine şiddetle geldi. Gerçi Zavallı Memo'nun gözyaşlarmdan. (1) Erjeng ünlü Çin Ressamı Mani'nin tablosunun adıdır. Sahil de güllük ve gülistan oldu. Ajmasma pas oturunca. Şuurunun aynası da dumanlandı. Fakat sahra tamamen bostana döndü. iki büklüm oldu. O bülbül orayı kendine yuva edindi. Kolları ve kanatları hep birUkte serildiler. Ardıç gibi yamuldu.

Konuşmasmda kalmadı hiçbir cevap ve de ses. Bunlardan asla kalmadı hiçbir eser. şuuru ve hafızasından. gücünden ve duygusundan. Yaşama hareketinden. İnsanlık akU. ölü gibi düştü. Önce nehrin kenarmda hastalandı.MEMO ZÎN 271 Yanağında kalmadı hiçbir tazelik ve de renk. . Yaralı Memo'nun yanında bir tek parça. Kırk gün tamamen.

köhne cihanı. Her nehir bir ejderha gibiydi. Cennetin birer köşesi gibi olmuştu. AUahm nurundan hep parlıyordu. Her dere. (1) Macera ja bize şu şekilde açıkladı: Dedi ki: Güzel mevsimin güzel bir gününde. her ağaç. Kötü maceralı feleğin dönüşü. Her bahçe. Musa'nm asası gibi mucizeliydi. Her yeşil ot. îlkbaharm feyzinden.XXXVI BEY AVA GİDİYOR Güzel haberlerin avmm avcısı. Her çeşme aynen Kevser sujm gibi olmuştu. (1) Bu hikâyeyi rivayet eden şahsı kastediyor. F. Her tepe Musa'nın Turu gibi. TecelIirUn ışığmdan parUdıyordu. Süslejici kadm gibi. : 18 . Bir gelin gibi süslemişti. Yeri cennet misâli yapmıştı. ebedi büyük cennetin bir bahçesi. her tepe ve her ova. Kaderin sergicisi kudret sanatıyla.

Bu kazlar. Her Tutî ve Kumru birer nedime gibiydi. Yırtıcı av kuşlarından. Sürü sürü uçuşuyorlardı cennet gibi bahçelerde Hulâsa: Zamanın iktizası gereğince. kurtlar ve ahular. kaplanları ve tazıları götürdüler. Gezmenin ve seyretmenin mevsimiydi. gürz ve kılıçlarını. ovalarda. Avda hazır olmayan kimse olursa. Aslanları. Beyler şahinleri ve kartalları çözdüler. Tavşanlar. çok ışıklı bir meşale gibiydi. emrine boyun eğdiği Bey. O şehirde bir kıyamet koptu. turnalar. Sürü sürü otluyorlardı tepelerde. O zincirde ve pırangada ölecektir» îlk fecre kadar azık ve elbise Hazırlamış olan o halk. kekUkler ve tîhular. Botan halkı. Her seher kuşu ajmen birer Musa'ydı. Ses çıkaran her ağaç her an. Alsm silâhlarını. Dedi ki: «Sabah oldu mu. Kusursuz. Fecir onlara nişan gösterince. Canavarları ve kuşları avlamanın zamanıydı. Musa'nın ağacı gibi «Ben AUahım» derdi. ceylânlar. Eğlenmenin ve mutluluğun fırsatı doğdu. Feleğin. Bir tek ferd kalmadı o şehirde. Hep birlikte bizimle gelsinler ava. insanlardan ve hajrvanlardan.MEMO ZÎN 275 Her gül Tur ateşi misâli. .

değirmenciler ve bahçıvanlar.MEMO ZÎN 277 Faklar. Hulâsa: Erkeklerin hepsi. yavrular. O kahraman ve pehlivan gibi atlılar. Yırtıcı kuşları kılıçlarla yırtarlardı. gencecik delikanlUar. kimse kalmadı evlerde. O kadar canavar öldürdüler ki. Uçan kuşları. Çocuklar. insanlar ve hajrvanlar. Onlar o kadar ceylân avladılar ki. Günahsızlara hiç şefkat etmediler. Onlar o kadar kaplan tuttular ki. av haj^vanlan. Av yerlerinde oldu bir mahşer. ÇUttUar. yabanî kuşları ve kaçan hayvanların Bir kısmmı ölü olarak tutarlardı. Hatta yerinden dahi kaldıramıyorlardı. Artık beraberlerinde getiremiyorlardı. Ellerindeki bastonları ve değnekleri. . Arap atlarma binen o kemendçiler. Sanu-dın hiç canavar bırakmadUar. Ölüleri fakirler kendilerine götürdüler. Ceylânların gerdanlarına atarlardı. Uçan kuşları oklarla parçalarlardı Şehlevend misâli olan o sevimliler. bir kısmını faka düşürürlerdi. O aslan gibi atlılar kolları ve kementleriyle Alacalı kaplanları kana boyadılar. Çevik hareketliler. Tutukluları da Beyler beraberlerinde götürdüler.

Rıdvan. hurmalar. Onun her bir ağacı ve her bir kuşu. Ardıçların boyu aşktan jüz parça olmuştu. Güzel gölgeleri vardı. (1) Sidre makamı Peygamberin miraçta Allahla konuştuğu yer. Elmalar. İrem bağı onun müjdesine verilirdi. Çmar ve şimşir ağaçları bir boydaydı. (1) Bir melek gibiydi her sülün. . Narenciyeler ve turunçlar Zin gibi. Kevser sujamu sebil etmişti. narlar ve kavun-karpuzlar. Cennetin birer köşkü ve hurisi gibiydi. El.xxxvn BEYİN BAHÇESİ İZeydin Beyin öyle bir bahçesi vardı ki. Aşk hastalığmdan sararmışlardı. çeneler yanaklar ve memeler gibiydi. ayak ve jüz yıkaması için. jüksek himmetliydi. Dudaklar. Çam ağaçlarmm gönlü Memo gibiydi. Her selvinin ucu Sidre makamına kadar jükselmişti.

Bolca sulanmış her gül bir zincifre gibiydi. Siyah ve beyaz hatlardan meydana gelmiş renkler. Bütün yeşillikler ve çiçekler. Sanki Necim ilminin edebiyatçısı edeple. . Gümüş suyunu eriterek cedveUe çizmişti. kitabın birer bölümü. Nehirlerin ve durgun suların şirazeleriydi. Her biri sanki hükmü açıklardı Bu da kara bahtı ve mutluluğu açıklamaktı.MEMO ZÎN 281 Reyhanlar ve menekşelerin hepsi yeni açmışlardı. Bağın ortası derli bir kitaptı sanki. Her taraf. siinbüllerden ve reyhanlardan. Her parçası ve tarhı. Bağm üst tarafmı bir rosim gibi. Sanırdm ki bunlar altm kadehlerdi dolmuş ve taşmıştı.

Yabanî hayranları ve kuşları sejredeUm. seyrana gidelim. Dedi ki: «Kalk gönül! iji bir zamandır bu. O ülfet saraymm güzel hatunu. Güzel bir fırsattır. Boşalmıştır sokaklar ve çevre. Bakalun var mı onlardan bir dert ortağı? Çünkü bu insanlar dertsizdirler. Bağlar ve bahçeler boştur ve tenhadır. Baktı ki şehir ve mahallelerin hepsi boş. Memo'yu yaralıyan o av. Biliyordu ki zaman amansızdu-. Meydanlar ve salonlar insansız ve perisizdir. Ovalardaki ceylânlarm baştacı. Hunhar aşkm zinciriyle ayağı bağlanan. .XXXVIII ZlN BAHÇEYE GİDİYOR Avlanma yerinde yalnız kalan o ceylan. Gül bahçesinin sergeşte fidanı.

Fakat cUızmış. O benim ses arkadaşımdır. Bahtı kargalar gibi karaymış. Gündüzleri figan eder. Her zaman figan ve uğultu edermiş. ne de dadı. ne nedime. KendiıU yalnız bulunca eUne bir taş aldı. O taşı zaman zaman mermer davula öylesine -vururdu M (1) Taşlarm gönlü parça parça olurdu. iyi bir dert ortağıdır. O perizade bahçeye geldi ki. Karanlık gecelerde de kanını içermiş. Kırmızı gülün yüzünden perişanmış. Gamların elinden doyasıya feryad etsin. O aşk adamıdır. Bizi zincirden ve kayıttan kurtarır. (1) Mermer davuldan maksat göğsüdür. O taş zilin diU gibi oldu. Gönül! Gel gizlice gideUm. sadece yalnız kalmaktı. zayıfmış ve mecalsizmiş. Nar çiçekleri gönlünde birer ateş oldu. Her ağaç vücudu üzerinde bir jük oldu. Hiç kimse ondan haberdar olmadı. Belki o kuş öğütler ve nasihatlerle. adı bülbülmüş. Gönlümün dermanı onun yanındadır.» Zin böyle dedi ve durmaksızm. Arzusu. Ne hizmetçi. ağiarmış.MEMO ZÎN 28S Dujonuşuz ki bağlarda bir kuş varmış. Her gonca bir çıra gibi onu yakmaya başladı. Henüz vücudumuzda hayat varken. Tekellüfsüzce bahçeye geldi. Onun gayesi eğlenmek değildi. Bahçedeki her lâle omm göğsünde oldu bir dağlama. .

Sizler de benim gibi yalnız kalmışsmız. (1) Gül suyundan maksat kanlı gözyaşlarıdır. Kırmızı gül de onunla renk ortağı olamazdı.MEMO ZÎN 287 Sulara baktığı zaman. zayıf ve perişansmız? Yoksa sizler de benim gibi Memo'suz musunuz? Bunun için mi benim gibi çok gamlısınız? Bülbül kırmızı güllerle meşguldür. Kendi rengiyle güllerin rengini soldurdu. Ağaçlar onun için «vah» ederdi. Sizler benim için iji deüllersiniz. Kendi sesiyle bülbülü mahzun kıldı. . Dertlerin elinden «Yahu» çektiği zaman. Derdini sarı güllere anlatmaya başladı: «Ey âşıklar gibi başka renkli olan güller. Bülbül onunla sas ortağı olamazdı. Öylesine yerlere sürterdi ki. binlercedir. göğsü yarahsmız. Toprakları ve tarhları sıkardı. (1)' Gerçekten bir çam ağacma benzeyen bojomu. Gül suyuyla gülleri sulardı. Ey benim gibi zavallı ve sarı renkli güller! Yapraklarınız yüzlerce değil. Kanlı gözyaşları her iki gözünden akardı. taşlar inlerdi. Bunun için mahzunsunuz. Toprak onun için «Ah» ederdi. Bunun için hastalıksınız. yapraklar sızlardı. Bahçenin alanı bülbülün aşkına döndü. Sizler neden sararmışsınız. Bütün bahçeye ne kadar baktıysa da. Parlak güneş gibi ışıklı olan yanağmı. dertUsirüz. Sizler aşkta bana denksiniz. Feleğin aynasmm yüzünü karartırdı.

O andeUbin hicranından sararmışım. Sizler gibi sararmış. Vallahi bir daha «Ah» çekmezdim. bir nasipsiz. îşte bırakmış benim için bir andelip Bir mahrum. Ben onu gönlümce bir görseydim.MEMO ZÎN 280 Bir kızkardeşim vardı.» P. Nar çiçep gibi kırmızı olan yanağım. Ben de nasipsizükten. bir zavaUı. kırmızı gül gibi. : 19 . perişanlıktan. zaferan rengine girmiş. Onu kendisine almış bir bülbül.

Asla evde sükûnet bulamazdı. Hastalık olgımlaşmadan buhran geçirdi. Zajntfhk tarafmdan çok perişan olmuştu. kapmm açılacağı saattir». Gönlün sana der ki: «Kalk. Tam bu. Yani hasta ve fena halde olan Memo. olmaz. İşte o ağırbaşlı dağ ve sakin derUz. Sebepsiz olarak meydana gelmez. sanki Hızır'dı da önüne düştü. işaretlerdir. Çaresiz evden dışan çıktı. . Zin hayaUnin sevdası onun basma vurdu. Halk şehirden çıktığı gün. ister görmek olsun. Aşk tarafmdan hafifletilmiş. ister kötü. O sebep. Sebepsiz olarak hiçbir pazarlık O sebep hep sırlardır. Belki de Allahtandır onlar. Aşk derdinden sarhoş ve hasta olan Memo.XXXIX MEMO DA BAHÇEYE GİDİYOR Olan her iş ister iyi. deUrtilmişti. Üzgün kalbinde bir ıstirap doğdu. îster kavuşmak.

ah ve ağlamakla. Ama sen nerde. Zin'in yüzünün rengi nerde? Ey sünbül! Gerçi senin güzel kokun var. Reyhanlara ve sünbüllere bir göz attı. Ey bülbül! Gerçi sen de aşk adamısın. Dedi ki: «Ey gül! Gerçi sen de nazeninsin. yüz binlerce gül verirler. Fakat siz yarimin zülfüne benzemezsini. îşte o Zin aniden baktı ki Memo kapıdan girdi. baygm olarak çimenin üstüne düştü. Mesih'in. Zin ki kara ve karanlık gecelerde. üzerine geldiğini gördü. Her an feryadla. Bir değil. O arzu neydi? Gönlünün aşka gelmesi.MEMO ZÎN 293 O Hızır neydi ? Gönlünün arzusu. Benim Zin 'im senin kırmızı gülünden daha şendir. İkiniz de arsız ve herzecisiniz.. Boşuna kendini niçin kötü adlı yapıyorsun? îlk baharlarda gül bahçeleri. Ciğeri bülbülün aşkmdan yüz parça olmuştu. Zin sevgiden ve sevinçten. Ey sonucu iyi olan bülbül! AsU bülbül benim. Her zaman Allahtan dilerdi ki: Memo kalksın ve yalnızca yanma gelsin. Benim bahtım da senin talihinden daha karadır. Derhal şuurunu kaybetti. Reyhan senin için karayüzlü olmuş. Sürükleye süriikleye onu bahçeye yetiştirdi. Sanki hasta. Gönlü ona baş kaldırmıştı. Kırmızı gül mumunun pervanesisin. Memo geldi ve gülleri sejrretti. . Bir gül gibi.

(1) Selviden maksat Zin. Anka gibi perde arkasmda olsa. . Sebep olmaz oıüar hiçbir derde Çünkü bıUunurlar her yerde. sudan maksat da Memo'dur. Baktı ki iki eU Zin'in avuçları içindedir. Ölü avı tuzakla diriltti. gördü ki ÎZin'in önündedir. eşsiz ve emsalsiz olsa. çaresi nedir onun?» Memo böyle söylüyordu. Huri ve melek bUe olsalar. İkisi kaldUar birbirinin önünde dilsiz. ne de sesleri vardı. Aniden baktı ki önünde. (1) Gonca seher uykusımdan açUdı. Sadef içindeki bir inciye benzeyen Zin'i. ne söyleşme. yoksa hayâl nü? Bu rüya gerçek midir. Ne konuşma. Aşk dermanı onu bajoltmıştur. Bir tane olsa. SeMnin ayaklarma su değince. ölmeden. Memo'nun tutkun olduğu o huri. îki JÜZ perinin nedimeUğini yaptığı Zin. Dedi ki: «Bu rüya mıdır. Âşık o zaman neyle teselü bıUur? Sabretmeden. Bir sebze gibi yerlerdedir. Ve bülbülüyle eş oldu.MEMO ZlN 29S Benzerleri çok olan yarlar. Zülüflerin ve benlerin kokusmum özelUğirU. yoksa asUsız mı?» Hulâsa: Yüzlerce hayâlden sonra. Memo uyandı. O da Zin gibi. Derhal fakattan düşerek ayaklarmm önüne jmğUdı. Ciğeri kanlı olan Memo görünce. durumdan habersiz olarak. Memonun koku duyusunun önüne götürünce Zin.

Gözleri. O öadar birbirine yandüar ki. Bazan da goncalar gibi lâtif ve güler jmzlüydüler.. Perdesiz. O kadar birbirinin dudaklarmı emdiler ki. Zin için hiç perva kalmazdı. İkisi o durumda gözler önündeydi. Ve oturdular o iki nazenin. Kalktılar ve salonlara doğru yürüdüler. Bazan aşk ateşi alevlenirdi. dudakları. Yüzleri. Birbirinin gerdanını koklarlardı.. O kadar birbirine şeker döktüler ki. Her an kaza ve sünnet kılarlardı Öpüşmekten ibaret olan farzlarm ne minneti vardı? . Memo da görünüşte pervane gibiydi. şimşekliydi. O kadar kaza yeniden eda ettiler ki. Hicranı baştan beri şikâyet ettiler. O kadar birbiriyle konuştular ki. çeneleri. Sonra dilleri çözülünce. Zin'in yüzü bir mum misâliydi.. Bir birini gördüklerini yeniden anlattUar. kâh birbirini ısırırlardı. Sonra o bahçede gördüler bir saray.. Vücudunu ve canım ateşe atardı. göğüsleri ve kulakaltlannı. nurlu. Kâh öpüşürlerdi. göğüsleri.. Teker teker birbirinden istiyorlardı.MEMO ZlN 297 Önce ellerle işaret ederlerdi. Bazan bulutlar gibi üzgün ve ağlamaklıydUar. çadırsız ve örtüsüzdüler.. Çok ışıklı. Birbirinin hasretinden susamış ve o kuru dudaklılar. döşleri. Cemşid'in kadehi gibi dünyayı gösteren bir saray. O kadar kadeh birbiriyle içtiler ki. gerdanları.

MEMO ZÎN

299

Gerçi onlarm zerinden mükellefiyet kalkmıştı, Ama ihtiyatı da esirgemişlerdi. Gerçi birbirinden ümitUydiIer, Fakat fazla uçuruma gitmezlerdi. GönüUerindeki sevgi haddinden fazlaydı. Zarafetin smırı ise kemerdi. (1) Kemal smırmm üzerinde bulunan bir aşk, Kajmaktan temiz ve duru olan su.
Elbette kendi kendini koruyacaktır. Hiçbir pisliği kabul etmiyecektir. GençUk, bahar, bahçe ve sevgililer... Artık dünyada murat edüen ne kaldı? Bilhassa aşk da gaUp olursa.

Her iki taraf m da dudaklan aşktan kurumuş olursa... Artık ne diyejim ben, bihnem ki? Bilmez ki ne söyleye zebanım. (2)

(1) (2)

Kemerden aşağıya dokunmazlardı demek istiyor. Bu mısra ozan tarafından Türkçe olarak yazılmıştır. Ze¬

ban Farsçada dil demektir.

XL

BEY AVDAN DÖNÜYOR VE MEMO İLE ZİN'İN ÜZERİNE GELİYOR
Sakî! Beni tut, çünkü yıkUıyorum ben. Sarhoşum ve şarap içmeden mest olmuşum ben.
Memo ve Zin aşk şarabı içtiklerinde, Derinleşti benim yaramın yeri. Biz âşıklar gerçi meyperestiz. Ama «Elest» şarabmdan mestiz. (1) O şarap senin şarabm gibi kırmızı değildir, O şarap AUahm cemalindendir. O, zatı pâk olan sevgilinin sevgisidir, O, sıfatlar bahçesinin salkımıdır. Sakî! Ver bana Allah aşkına, Dün dolaştırdığın şaraptari bir kadeh. Ondan tadacağım her yudumun. Bana vereceği bir tek neş'e ölünceye kadar yeter.

(1) <<Elest», Allahın ruhlara «Ben sizin tanrınız değil miyim?» diye sorduğu ve onların da «Evet»- diye cevap verdikleri gündür.

MEMO ZÎN

303

O sade bir kejif tir, keyfiyet ve kemnUyetsizdir, Hayâlsiz ve düşsüz bir sırdır o. Dün geceki sarhoşluğu onunla defedeyim. Tatlı uykudan onun sayesinde uyanalım. Benim haUm de Memo'nunki gibi ohnasm Ki aniden ecel Beji üzerime çabucak geüp de. Ömrümün güneşi akşama varmış olup ta. Hâlâ kendimden haberdar olmamış duruma düşmiyeyim. Aşk görUümün arzusu olan Zin'i, Abamm içine kojmıuş olmayayım.

Bey geldi, yanmda bunca asker. Zurna, bunca insan, da-vul ve mehter. Çalıyorlardı davuUan, sazları. Askerlerin önünde jmrüyenlerin sesleri, uğultulan. Aşk zinciriyle ayaklan bağlı olan iki komşu (1) Kalmışlardı hâlâ birbirlerinç hayran. Hiç dujmıadUar ki bu olanlar ne. Hiç işitmediler ki bu sesler ne. Bey dedi ki: «Çözün bu ceylânları. Bu sevinUilerin ayaklarını bağlamayın. OıUarm hepsini kuşlar gibi bahçeye salm. Ki hergiin orUarı seyredeUm biz.» Ceylânları, kurüarı, tavşanları, Omuzlarmda ye kucaklarmda taşıyan halk. Getirdiler hepsini Bejin bağma doldurdular. Çoban ağıla kojrunlan doldurunca,

(1)

Memo ile Zin'i kastediyor.

MEMO ZÎN

305

Bey ileri gelenlere ve büjüklere dedi ki: «Tanıdıklara ve nedimlere tenbih edin, GideUm biraz bahçede oturalım, Çünkü yorgunluktan halsiz düştük» Onlar geldiler büyük saraym kapısı önüne, BaktUar ki saray ve her taraf boştur.
Fakat küçük kapUann hepsi açıktır,

Murad tahtalarmm kur'aları gibidirler. Derhal Beyin kalbine bir şüphe düştü. Anladı ki bu, bir durumdan haU değildir. Ağırbaşlı, akıllı ve biIgiU olan Beyin, Koltukları altma girdiler Bekir ve Tacdin. Getirdiler Zin ile Memo'nun oturduğu saraya,
Kulak verdiler ki, bir fısıltı geliyor. Bey, Zavallı Memo'nun üzerine geldi. Baktı ki altm renkli ipliklerle dikilmiş yastıklara yaslanmış. Basma çekmiş bir aba, Akşamdır, ne bir mum, ne de bir çıra var. Bey dedi ki: «Kimdir bu zamanda. Benden izinsiz olarak bu mekânda? Zin sesini işitince tanıdı. Derhal Memo'nun abasma büründü. Memo hiç yerinden kalkmadı ve dedi ki: «Senin avm benim gönlümü ve eiğeriırU yaktı. Beyim! Biliyordun ki ben hastaydım. Düne kadar da tamamen baygındım. Bugün duyduk ki halk Beyle birUkte,

Hep birUkte ava gitmişler. Yataklarm içinde sabrımız kalmadı, Kalktım bu yaralarla beraber. Çaresiz evden dışarı çıktım. Birden kendimi bu mekânda buldum.»
F.
:

20

MEMO ZÎN

307

Bey dedi ki: «Hastalar için kayıt yoktur.

Bari bahçede ne avladm bakalım?» Dedi ki: «Ben söylersem sen de inan ki, AUah bana öylesine yardım etti ki, Ben bu bahçede bir ceylan buldum. Ama ceylân değildi, bir güzeldi o. Beyaz bir ceylandı, gözleri karaydı, Zülüfleri siyah, kokusu güzeldi.
Her an Tatar iUkesinin miskinden. Yüzlerce jük omm saç halkalarmdan yağıyordu. Haten sahrası misk ile dolu olsa. Ancak değer ziUfünün bir teUne. Gerçi beyazdı, gözlerinin rengi kara ve aktı. Fakat benim ölçümle o bir melekti. Sen geldiğin için o gizlendi. Sen gelmeden önce o açıktaydı» Tacdin onun konuşmasından anladı ki, Zin gizli olarak Memo'nun yanma gelmiş. Dedi ki: «Memo'ya kulak asmajrm, çünkü deUdir, Başmda akU yoktur, o sar'ahdur»

Bunun üzerine o sözden vazgeçtiler,

İlerigelenlerin hepsi mecUste toplandUar.
Sakî, şarap ve mum istediler, Şahane bir dîvan kurdular.

XLI

TACDİN MEMO İLE ZİN'İ KURTARMAK İÇİN EVİNİ YAKIYOR

Tacdin baktı ki meclis karışıktır. Çok zevkli, safalı, eğlenceli ve içkilidir. Memo fazlasıyla kederli ve üzgündür. Ona doğru gitti ve dedi ki: «Kardeş! ne haldir?». Fakat işaret ve muammayla Sordu, Memo da işaret ve imayla. Elini abanın yeninden Çekti ve ona acayip birşey gösterdi : Tacdin, Tatar miskinden iki saç örgüsü gördü.

İki boncuklu yılan başı gibiydiler.
Büzülmüştü Memo'nun koynunda, Memo kalmış heybet ve gam içinde. Tacdin, durumun çok fena olduğunu anladı Kalktı çabucak ve koşarak eve yollandı.

önümüzde gam denizini kuruttu. BoşâlttUar o sarayı ve de bahçeyi. Bugün bu evle savaşım var benim. Ben de ateşe ve feryada gidejim» Kalkıp özel dairesine gitti Zin. mücevherleri ve defineleri. Kalmadı ne bir elbisesi. . ev gidecektir. «Müttehem» karşıhğı olarak yazılmıştır. ne de bir kiUmi Tacdin'in. Çocuğunu kurtar. Dedi ki: «Halin nedir senin. Hayatımm. ömrümün sermayesi. Ben ise ateşle sujnı öldüreceğim. Sıti durumımu anladı ve kendisiyle konuştu. O da feryada ve figana başladı. kimdir sana düşman?» Dedi ki: «Kalk Sıti! Geç oldu berUm için. Mülkü. Yani Memo ile Zin. Kabileler. Ateşe verdi ve yükseltti feryadmı Ateş han-ü manian sarmca. hazineleri. Onlar da o feryada koşunca. O sanık şöyle dedi yare: (1) «Gördün mü. aşiretler ve herkes. Başkası ateşi suyla öldürür. güzellikleri.» Sonra. Elbiseleri.MEMO ZÎN 311 Aniden hışunla kapıdan içeri girince. Belânın bataklığında kahnışlar. Bey ve hizmetçiler de haberdar olunca. (1) Sanık Memo'dur. ağır bir durumda. Tacdin nasU defetti? Musa. Ev benim olsun. ey kahraman! Nedir telâşın. Zerdüşt kavmi gibi e'vini. Hep birlikte ateşi söndürmeye koştular. Kalk sen harem sarayma git. Benim amacun onları kurtarmaktır. al sana çocuk.

O senin için jüz hazineden ijidir. Onunla kendine ebedî bir isim al. Çünkü senin elinden alacak varisler. Varisler sana kefen parasmı da. Eğer canının rahatını istiyorsan. Elin hazineden ve maldan boş olacak. . Bedava olarak bir lokma ekmek bile vermezler. Onun sevgisi insanı kötü isimü yapar. Bu cennet. Sakm ha. Ey İJİ isimli kimse! Malı sevme. Hepsini iyi işlerde harca. Bunun içindir ki adı iyi söylenir.MEMO ZÎN 313 Hep kardeşinin uğrunda yaktı. AUahm huzuruna gideceğin gün. bu güzel kumaşlar. Ya da Tacdin gibi sarfet. Ya da onunla al iyi bir dost. mal için ihtiraslı olma. Malını bedavadan varislere verme. Ey ahret müşterisi müflis! Senin eline ne zaman geçer? Sana diyecekler ki: «Ey müflis! çık dışarı» Bu fâni cihan gibidir orası da. Henüz almadan hisseleri paylaşırlar. Henüz sağ iken malmı harca. Onu bırakmak da senin için hasret ateşidir. Onu toplamak senin için zahmetli bir jüktür.

Bajnrağmı açığa vurmaksızm? O da yUdızlarm padişahı gibidir. Bunca gök tabakasmdan. Aşk memleketiıün baş atlısı. Dördüncü gökten ışık saçan güneş gibidir. Elbette dünya da aydınlık olur. . îster istemez her gün nüfuz eder. GöntU tahtma oturarak kendiıü gösterdiği an. Bunca engeUerden ve perdeden. Saflığın ve sadeUğin pususımdan çıkıp. Bunca unsurdan ve buluttan. NasU perdelenmeyi kabul eder.XLII BEKİR »lEMO ÎLE ZİN'İ BEYE ŞİKAYET EDİYOB Sevgi iünin sultanı. Bunca mesafeden ve yerden.

Yani dedikoducular. Sahiplerine hiçbir zarar getirmezdi. Memesi çıngıraklı deveye bağladılar çanı. Zin ve Memo'nun aşkmdan doldu. Halk ise Kerbelâ Hüseyin'i gibi susamıştı. Aşk perdesindeki o sazlar. Zin'in ne bir günahı. Memo'nun ne bir suçu vardı.MEMO ZÎN 317 Adı aşk olan bu padişaha da. Devenin üzerindeki yük yetmiyormuş gibi Gammazlar zil misâliydi. ister istemez. Henüz dillere ulaşmamışken. Meclisler fısUtUarla dolmuştu. Parmak uçları da burguluydu sanki Âşıklar üzgün ve takatsızdılar. Memo ve Zin'in gönlündeki sırlar. . O da hiçbir zaman gizlenmez. Fakat haberdar ettiler büjükleri ve küçükleri. Uyg'jnsuz kimselerin dillerinin mızrabı. Perdeleri yırtar. Güneş tam bir örnektir. Perdesiz olarak teraneperdaz olunca. kıskançlar ve hilekârlar îki sevgiUnin haberlerini.

Düşünce ve hayret denizine daldı. Hakikatmı nasU ortaya çıkaralım? Suçun ipucunu nasıl meydana çıkaralım?» Bekir dedi ki: «Emir ver Memo'yu çağırsmlar. O bu aşkta sabit ayaklıdır. jiğittir.» Beyler yılanların şahmm sojrundandırlar.MEMO ZÎN 319 O kadar mecUslerde gezdirdiler ki. . O da o durumdan haberdar oldu. O kadar yalancUara ulaştırdUar ki. Tenha yerde kendini Bejin yanma yetiştirdi. Sırrmı sana eyler ikrar. Şartmı da «Gönül dileği» olarak koş. O şaşırtıcı. O riyakâr habise sordu. îkiıUz halvette oturunca. Zehir sahibi ve mühür sahibidirler. Gönlündeki sevgiyi etmez o inkâr. safkalpUdir. O zaman sırrm hakikati meydana çıkacaktır. Hulâsa o meseleyi kendisine ikrar eyledi. Dedi ki: «Namusa aykm olan bu haberin. garaz sahibi bile. Ta ki îblis hujomdaki Bekir bile. De ki: Doğru söyle. Sonra akU ve zekâ salUbi sensin. sevgilin kimdir? Memo kahramandır. Bey hamiyyet galeyanma geldi. «Ben Zin'e âşıkım» diyecektir. bunu iyi bil Kendisiyle satranç oyna sen. habis. Bak ona lâyık siyaset nedir. Bilhassa seninle zaten ihtUâfsızdır. Sen onu yendiğin zaman. Memo gerçek âşıktır. Yerinden kalktı o garaz sahibi.

Sevgi gösterdikleri zaman da. AUahım! Onlan sultanlara yakm kUma. : 21 .MEMO ZÎN 321 Mühürleri bastıkları zaman. AkUh adamlar. Şüphesiz şeji^mdan da kötüdürler.. Onlarla her ne kadar oyusan. OîUar da bedhah ve hasis insanlardan olursa. laubali de olsan. Gafil insanlar onlara dost ve ahbap olurlar. F.. Azıcık senden değişiklik göründü mü. BUhassa yanlarmda habis ve §eji:an gibi kimseler olursa. Tamamiyle sana sırt çe'virirler. Onlarm yanmda ne kadar kadirU ve nazlı da olsan. bil ki zehirdir. bil ki hışımdır. jolanlardari sakmırlar.

akı ile mat eyledi. »» Hanüyetten gönlü efkârlı olan Bejin Onurdan yaralanmış olan o arslanm. Doğan ve batanlarm serdarı. Satranç ojmayan ayı ve yUdızlar ordusunun Hepsini yeşil sergi üzerinde.XLnı BEY MEMO DLE SATRANÇ OYNUYOR. Doğudan doğduğu zaman. . Sanırdm ki hepsini kendi ağmda gizledi. Dördüncü çarkm tahtmm sultanı. Işık paji. SONRA DA ONU ZİNDANA ATIYOR Yüdızlann kafilesirUn baş komutanı.

Tacdin ve kardeşlerini çağırmajon. Getirdiler ve mecliste gezdirdiler. Orası nazenin Zin'in köşküne yakmdı. Şüphesiz seninle savaşacak olan berüm. Hiç sükûnet bulmamıştı. terbiye edeceğim ben. Oturdu ve hizmetçilere şöyle dedi: «Çağırm siz nedimleri ve dostları. sular gibi. . Ufukları karanlUctan uzaklaştırmca. Ey dikbaşh seninle şartımız: Sen ne istersen. Benden gafil olmayasmız. Hepiniz emrimi çabuk yerine getirin. Bugün Memo'ya gazap edeceğim ben. Hayli gülsuyu. Güneş doğudan ışık gösterince.5 Sabaha kadar uyku girmemişti gözlerine. Kalk da benim karşıma gel. Satrançlara ve tavlaya geünce. Gülsuyu ve gül şerbeti hazırlatmıştı. Bey kalktı ve selâmlığa geldi. Konuşmaların.MEMO ZÎN 32. Gizüden bana Memo'joı çağırm. Kejiflerini baştan başa yaptUar. Bir suçu var onun.» Sonra Memo'ya haber gönderip çağırttı. söyleşmelerin sonu. Bey kin ve öfkeyle Memo'ya dedi ki: «Bugün bizim seninle savaşımız vardır. bizim için de göniU dileği». misk ve anber. şerbet ve şeker. Hayli şarap.

Senin isteğin de yerine gelecektir». adı Gırgîn'di. Müfsit adam. Rüh ve Kerkedan geUnce. Fil. Tacdin kardeşleriyle birUkte koşarak geUnce. Bey. Kendisiyle beraber Çeko ve Arîf de kalktUar. Memo'ya dedi ki: «Yeniden iki el daha» Üç el tamamiyle Bey Memo'ya yenildi. DeUkanlUann şahıydı. Şöyle bir bahane ileri sürdü: Dedi ki: «Oyunlar. sohbet arkadaşı. O kötü niyetU bak ne hile çıkardı. Rüstem onun jiğitliğine yenilirdi. Memo'nun sevinç ve gam ortağıydı. Sanki bir güneştir. Her üçü birUkte Beyin yanma gittiler. Bu sefer Memo yenilecektir. mecazî . Kerkedan satranç taşlarının adlandır. ÎkiıUz yerlerinizi değiştirin. Memo'nun yaman bir oyuncu olduğunu biUyorlardı. anlamda Tacdin ve kardeşleri için kullanıl^mştır. (2) Gördü ki Zin jmkandaki pencerededir. Derhal haberi Tacdin'e ulaştırdı. (1) Fil. Memo'nım arkadaşıydı. (2) Müfsit adam Bekir'dir. ÎZamânm sevimUsiydi. (1) Bejin ve öğreticisinin mat olduklarmı gördüler. kurallar ve yerler sırayladır. İki aşık kemiği Memo için düşeş geldi. oradan baktı. aja sejTediyor. Rüh. nüktedandı.MEMO ZÎN 327 Fakat Beyin genç bir oğlu vardı. Yusuf onun güzelUğinden utanırdı. Arslanlar kopardılar kajat ve zincirleri. O jiğit durumdan haberdar olunca.

Huri gibi. katran gibi.» Garaz sahibi. melek misâU de olsa. (2) Bey tam altı el Memo'yu yendi. Bir Arap kızıdır. fırsat zamanında. Malımı verip sana getireyim. Memo'nun gözleri Zin'in yüzünü görünce.. Dedi ki: «Memo'nun sevdiğiıU görmüşüm ben. Atmı yayalarm yerine sürerdi.MEMO ZÎN 329 Bey kalktı. At ve yayalar satranç taşlandır. Memo da yarinin karşısmdaii yere geçti. Dünyada senin sevgiUn kimdir? Gönlünün. Garaz sahibi Bekir'dir. Sırlarm açıklanmasmdan başka birşey değildir. karşısmdaki şaraptan sarhoş olmuştu. zavallı Memo'nım yerine gitti. Birden şuurdan habersiz kUdı onu. göniU dileğin nedir?» Bey dedi ki: «GayenUz bizim mal kazanmak değüdir. dudakları benekU. (1) Gönlü pencerelere takUıp kalmıştı. Bejin söylemesine ve istemesine lâyık değildir». Benim şartım odur ki ikrar edesin. (3) Töhmeti defeder şekilde darbesini vurdu. Bey Memo'ya dedi ki: «Şartımız göniU dileğiydi» O da dedi ki: «Söyle. Onu sana lâyık görürsem eğer. yanında bulunduğu peri. Meseleyi örtmekten maksat durumun açiklanmasıdır. Darbe Memo'ya o kadar etki yaptı ki. Baştan ay?klara kadar siyahtır. Oyunlardan. Memo. (1) (2) (3) Fil ve Ferzin satranç taşlandır. Fil ve Ferzini eUnden bedava çıkardı. oynamaktan ve satrançtan maksat. .

Gerçi melektir ama adı Zin'dir». Hizmetçiler topluluğuna dedi ki o: «Ey nankörler! Sizler niçin. Gerçi eceliniz bizim eUmizde değil. Padişah kızıdır. Henüz olgunlaşmadan haykırarak taştı. yeri saraydır. Memo da eli hançerli olarak ayağa kalktı. Siz hepiniz ne sarhoş. Bey heybetine aykırı düşen bu sözü İşittiği anda hamiyyete geldi. Sizler bizim kim olduğumuzu iji bilirsiniz. Hükümdarımız her ne ferman ederse. Beylerdendir o. Hamiyyetle kalktUar birlikte. Hurilerin ve nazeninlerin baştacıdır. Ankadır. Su ve topraktan değil o. temiz soydandır. Sizler Memo'yu tutuklayıncaya. Ama elimizden çok çekmişsinizdir. Bu namerdi zilletle yakalamıyorsunuz Ki ben onu ibret için öldüreyim?» Memo'nun karşısma ikijüz arslan dikildi. Dediler ki: «Yiğitler! Geri durun.kadar.MEMO ZÎN 331 Gönlündeki perdeli deniz coşa geldi. ne de mestsiıuz. Biz hiçbir hükme engel olmayacağız. Biz üçümüzü parçalamadıkça. Beyim! Benim gönlümü yakan peri. Hiçbir vuruşun sırasını sizlere vermejiz biz. Sizlerden üçjüz kişi yaralanacaktır. nurdandır. Memo'ya öylece bakacaksmız. Hüner sahibi pehlivanlar olduğumuzu biUrsirUz. yuvası jüksektir. Beşyüzünüz bile öfkeyle saldırsa. . Çeko ve öbür kardeşleri. Dedi ki: «Aslâ onun söylediği gibi değildir. Tacdin.

figan ederdi. Bey Memo'joı tutup Komutanm yanma gönderdi. «Onu dar delikte hapsedin» dedi.MEMO ZÎN 333 Elimiz Beyin önünde bağlıdır. îşte boğaz. . Tacdin o anda ölümünü istedi. Hepsi Memo için üzgündiUer. Memo'nun el ve ayaklarını bağladı. ayak ve işte zincir!» Bey kalktı. Bey ve hünkâr değil ki. Cellâddır. işte el. Divaneler gibi «Ah» 1ar ve feryadlarla. Aldılar ve gardiyanm yanma götürdiUer^ Karanlık deUkte kendisini hapsettUer. Hepsi Memo için ağlar. Divan ve meclistekiler dağUdUar. Fakat ne yapsm? Bu ona ar değil ki. .

Onun yerden çıkardığı her şeji. Murada ermeden hapse atar. Feleğin kini ezelî ve ebedîdir. her gün güneşi.XLIV MEMO'NUN ZİNDANDAKİ DURU1M1 Feleğin sevgisi ezelden beri yoktur. Sonunda bizi üzgün ve ümitsiz bırakır. . Hem hain. Mutlaka biz âşıklarm gönlünü. Alçalmayı da bizler için gizliden istiyor. Memo gibi zeUl kUar ve hapse atar. Toprağm mağarasına atıveriyor? Bilhassa âşıklar topluluğu hakkmda. Arkadaşsız. hem de münafıktır o. Adı Memo olan o bahtıkarajm. kimsesiz ve dostsuz olarak. Yükselmeyi kendisi için açıkça istiyor. hem eğri. Görmüyor musun. Elbette yere gömecektir o. En sonra da mezara gömer. Önce nazlarla ve edalarla götürür.

Gerçi dünya bana zindan olmuş. (2) Kâh âşıklar gibi gönül arzusuyla. Her an ağlamaklı bir sesle. Crözyaşlanmın seli tatlı su arkına döndü. ya F. ben sana Mecnun. Kâh âbidler gibi umutla. Günde yüzlerce defa dertü gönlümün. 22 . Sabır gönUeğini sen param. sen de benim Şirin'imsin. Şöylece Zin'e seslenirdi o: «Ey kalpteki yakıcı ateş! Sen bugün gönül Mısır'ında padişahsm. : da «"Vahdeti vücut» denilen felsefedir. Fakat ben yalnız bugün müslümamm. Mezar gibi dar ve karanlıktı. Ne olur bazı bazı Züleyha gibi. Zindan ona oldu çile yeri. Gülrengi istersen. (1) Memo oturdu orada âbidler gibi. Ey şeker dudaklı. işte sana kanlı gözyaşlanm. Şu haber doğru olarak rivayet edilmiş ki: (1) (2) Nekir ve Münker. Ferhad benim. Çünkü Peygamberin ağzmdan. O sofu halvet hücresine ulaşmca. Ejderha ağzı gibi iğrençti. Şeyhliği birlik mertebesine erişti. Birlik mertebesi herhalde ermişlerin bir mertebesidir. Nekir ve Münker gibi korkunçtu. beni sorsan? Leylâ sensin. O yer kendisine oldu Nehşeb ırmağı O ay bir gecelik hilâle döndü.MEMO ZÎN 337 Ağlamaklı bir halde öyle bir çukura attUar ki.parça ettin. ölüleri sorguya çeken iki meleğin adıdır.

Her iki «nûn» a jüz kerre yemin ederim ki. Çünkü sen Şahsm. alnın mehtaptır. Hiç kavuşmaktan ümidimi keser nUjim ben? Nur suresine andiçerim ki.erkek münasebetleri hakkındadır. Ama bana verdiği bu ceza da yerindedir. Kırk kerre senin zülfün ve beninin. (2) Gözlerine karşı ahdim şudur ki: Canımda bir ramak kalmcaya kadar. Nur suresi kadın .hakkı için. Ama bu hışmı sebepsiz yere etmedi bana. Gerçi çok fazla sersemim ben. Arapça yazılışı şöyledir: burada maksat kaştır. Yüz sene de beni hapsetsen. Cananım! Sen benim canımda saklısm. Yüzünün güneşiyle andımı pekiştiririm ki. Nûn «N» harfi demektir. Örgülerinin secdegâhıyla andımı büyütürüm ki. ben ise dilenciydim. (1) YazUmış kitap olan yanağma andiçerim ki. Kaşlarmm kıblegâhıyla andımı tekid ederim ki. Fakat o kadar da sersemlikten memntmum ben. O kadar da senden ümitliyim ben. Simanın mehtabıyla andımı pekiştiririm ki. Ne kadar hicrandan ıstırap çekiyorsam. Gerçi Bey bana hışım etti.MEMO ZÎN 339 Dünya gâvurlarm cennetidir. Bu kadar lâtif ve nazeninsin. Gerçi o Bekir'in sözüne kulak verdi. Senin cemalin güneş. Müminlerin belâlarmm yeridir. Ben sana emsal ve kavuşmana lâyık değildim. On kerre senin bojnm ve boşunun hakkı için. _ (1) (2) .

kalp ve can birbirleriyle temizlendiler. Gönül rUIüferdir. Bu benim hakkımdır. Ruh ajması parlatUdı. yırtUsa da. «Siz ölmeden önce» sözü gereğince. Hatta kırk günü bile dolmadan. Ben âbidim ve manastırda otururum.» Hulâsa: «Ölün» mertebesi hasıl oldu. Henüz bir senesi bile dolmadan. adalettir. inanca dönüştü. zulüm değildir. dıştan da yanmışımdır. aşk ateşinin özelliğidir. ölmüş gibi bir duruma girsin. Ten keten gibidir. Pervanejim ben. sen de güneşsin. Nefis. . Bu kadar zajnf ve gönlü korkağım. Ten çürüse de. (1) Bu ve bundan önceki rnısra' bir hadise işarettir.MEMO ZÎN 341 Ben ise dikenim. İçten de. Zin'in jüzünün nurunu arıyorum. tenimi ateşe vermişimdir. O âbidin haUndeki değişikUk. zelilim. Hadis şöyledir: «Siz ölmeden önce ölünüz». Bu çukur gerçi fazlasıyla derindir. Bu. Gönül gam deryasmda boğulsa da. Memo da nefsini öyle öldürdü ve hadisin emrettiği merte¬ beye ulaştı. daha ölmeden nefsiniz yokmuş gibi. sen de mehtapsm. (1) Nefsin temizliği mükemmel oldu. Yani nefsinizi öyle islâh edi¬ niz ki. Kalbin parlatılması hasU oldu. Fakat adaletten de uzak değildir. topraktanım. Kalbindeki zan.

MEMO ZÎN 34» Nurlar kalbine görünmeye başladUar. Mecazî arzunun yeri olan o heykel. Şekil. Gönlünün aynası öylesine parladı ki. Gerçek aşk yavrusunun ojom yeri oldu. . öylesine mânayla değişti ki. Her neye gönülden baktıysa o. Sırlar önünde çözülmeye başladılar. Sanki kendisi rasatta oturmuştu. mejrveler ve insanlar. O çukur kendisi için dürbün olmuştu. Baştan başa ona göründüler. ' Her birinden ona bir inanç görünürdü. Bütün bu yaratıklar ve Allahtan başka herşey. Bu ağaçlar. Bu maderUer. bitkiler ve haj/T^anlar. Her biri ona bir Zin görünürdü. HayâUyle her nejin yanmdan geçtiyse o.

Ne kadar jiyecek ve içecekler varsa. Öylesine zajnflamıştı ve incelmişti ki. Memo henüz zindana girmeden önce.XLV ZİN ÜMİTSİZLİĞE DÜŞÜYOR VE FELEĞE SİTEM EDİYOR Hicran derdiyle üzgün olan Zin. Hânî'ıUn yüzünün rengi gibi oldu. salonlar ve köşkler. Onun da kavuşmaya ümidi kalmadı. Vücudu hiçbir güç ve takat bulamazdı. Kendisine hisar. Sabırsız. kararsız ve temkinsizdi. (1) <1) Şair kendi yüzünün rengini kastediyor. Canı hiçbir uyku ve dinlenme görmezdi. Ka-vuşmaktan ümidirü kesmeınişti. Memo çukura düşünce. Sanki kendisi için hepsi haramdı. O tel zaferana döndü. . Sanki vücudu bir kU teUydi. hapis ve zindan oldular. sükûnetsiz. Gezi yerleri.

Yakup gibi üzgün ve iniltiyle. Yusuf'suz. Canımm ve gönlümün sabrını talan ettin sen. Bfer an dönen çarka şöyle seslenirdi: «Ey amansız.» Bazan da zavaUı Memo'ya yanardı: «Ey Yusuf gibi günahsız olan tutuklu î . Onunla Memo'nun gönlünü yaktm. Derdini söyle bana. Memo'nun yüzünde de bir ışık çUcardm sen. Onunla gönlümü yaktm ve yaraladm sen. Bana bir Memo'jru da çok gördün üsteUk sen. Ben Züleyha gibi kaldun. Yusuf gibi güzel Memo'mu çukura gönderdin. seherden akşama kadar. «Yarab» zikrinden boş kalmazdı. hunhar zaUm! Benim sana karşı bir kastım. Senin bana karşı bu kinin nedir acaba? Bir defa benim için bir devir yapmadm sen. Önce bana öylece gösterdin onu. Sonra neden benden sakladm onu? AyrUık ateşiyle beni yaktm sen. Acaba benden ne fayda gördün sen? Bana yakışıklı bir delikanlı gösterdin.MEMO ZÎN U7 Akşamdan sehere. Âlem tamamen sevinçli ve neşeUyken. BerUm yüzümde bir nur peydah ettin. muratsız ve jmvasız. Beni de bu 'viran evde bıraktm. Kavuşmak hasretiyle beni öldürdün sen. Gönlündeki zehiri dök. Yalnız bana ve Memo'ya matem verdin sen. bir garazım yoktur.

Ey can! Sen de gönül için onunla birlikte git. Sadece iki gözümden kan yağıyor. Her zaman senin hasretinin derdinden. Berüm takatli olduğumu sanmıyasm. Allaha yemin ederim ki. Ey gönlümün kıblesi! Gönlümüzün muradına andiçe¬ rim ki. Zamansız olarak geliyor canımm ve gönlümün içinden. Zindan da bize cennet bahçesi olmuş. Memo'jm görün. ikiyüz inilti ve figan. Her an senin ajo-ıhğmm derdinden. Yoktur benim için uyku ve yemek. Fakat biriniz bana haberini getirin. Vallahi.MEMO ZÎN 3. Bakalun hali nedir o tutuklunun? HayaUne ne koymuş o gönlü efkârlı? Bakalım bize barışık mıdır. Her iki gözün işi uyanık kalmaktır.49 Benim rahat olduğumu düşünmiyesin. ey aydm gönüllü! Benim zindanlım! Oturma arkadaşın kim senin? Benim sevdalım! Yakm dostun kim senin? Ey gönül ! Benim kalbimden çık sen. Senin halin nedir. yoksa dargın mı? Bakalım bahçesinde bahar mı var. Ak günlerde ve karanlık gecelerde. Ey gönül ! Sen kendisini selâmlajmnca. İşte budur benim halim gece ve gündüz. İçimin gıdası da kan içmektir. yoksa güz mü? Bakalım kırmızı gül gibi güzel renkU ve lâtif rrUdir? Yoksa bülbül gibi perişan ve zayıf mıdır? Salon bize nUhnet evi olmuş. Ey canımm kâbeşi! AUahm kâbesine andiçerim ki. Yüz «ah». . İkiniz gidin. Çabuk haberini geri getir bana.

Gerçekten ölüm bana hak olurdu. Derman etseydim o yaralıja. prangayla. Senede bir gün bana görünseydi. Ömrüm bir ramak da olsa. bana da hışun etseydi Memo gibi zincirle. Bir defa görseydim o tutuklujm. .MEMO ZÎN 351 Keşke Bey. Beıü de o çukura gönderseydi.

O ateş öylesine bir etki yapti ki.XLVI TACDÎN VE KARDEŞLERİ MEMO'NUN KURTAIÎILMASI İÇİN KONUŞUYORLAR Aşk kitabmm bölümlerirUn. : 23 . Özellikle onlarm eski dert ortaklan. Ve arkadaşları olan Sıti ve Tacdin'e. Tamamiyle perdelerden çıktUar. Dertlerin kapısı bu şekilde açUdığı zaman. Mecazî ciIÜerin cUtçisi. Aşktan bir işaret almış olan herkese. Düzenli ve nizamlı olarak. F. O dcKt öylesine serkeş oldu ki. bağladı ve şiraze eyledi: Dedi ki: Nazlı olarak büjütülen Zin ile Memo'ya. Hepsi derüerle hastalıklı oldular. O dertler öylesine bir ateş deryasına döndiUer ki. Şu şekilde birleştirdi.

Yok eğer inat üzerinde İsrar ederse. Her an kardeşleriyle kavgahydı. Sıti'nin derdi Zin'in hayaUydi. nuzraklan ojmatahm. miğferleri başımıza koyalım. En ijisi şudur ki. Yüzlükleri ve zırhları üstümüze giyeüm. Artık konuşmak da gelmiyordu gönüllerinden. Savaşsız. Gönlünün maksadı şuydu: «Kalkıp hışımla Bejin huzuruna çrkalım. Biz de öyle bir savaş yapacağız ki. Bileklikleri takalım. Her üçümüz de silâhlı. Yahut bu başı ve malı o yolda feda edelim. hiç konuşmayalım.» Arif şöyle dedi: «Ey Zaloğlu Rüstem! Bu iş bence imkânsızdır. Eğer Bey bu şekilde Memo'jnı bırakırsa. Gürzleri sallayalım. yarm bineUm. Tacdin ise Memo'nun derdinden deUye döndü.MEMO ZÎN 359 Derüer yeıUden onlara baş gösterdiler. Bu şekilde Memo'yu Beyden istiyelim. Yine de o dertie mübtelâydUar. GörUümüzün derdirU derman etmiş olur. Asla bu işi düşünmejin siz. mücadelesiz ve şahlamşsız.. Bey sizin için kardeşi serbest bıraksın. Memo'nun suç ve günahlarmı affettireUm. . Ya bir hamlede Memo'muzu bıraktırırız. Biz kaldık ve yarm savaş meydanı. Bu savaş divanla olmaz. hazırlıklı olarak.. Kusurlu olarak Memo'jnı istiyelim. Bir defa gideUm Memo'joı rica edelim. Yahut da hepimiz erkekçe başımızı veririz. Gerçi onlar buıUardan ajmydUar.

Ecel değirmerUrU öylesine döndüreUm ki. Her an nazeninlerden işiteUm. O iki yüzlüyü kapmm önünden atalun.' beyzadeler! Kimisi ağlasm. Şehzadeler pencerelerden baksmlar. SevgiUler darbelerimizi seyretsinler. Dilberler köşklerden sejnretsirUer. Eünize sağlık gençler. Yüzlerce övgü. Taneler gibi kelleleri öğüteUm. Gül rengi gömleklerini üzerlerinde yırtsınlar.» Tacdin kardeşinin sözlerine kulak verdi. Kalkıp bize galip gelmek isterse. binlerce aferin. Eğer Bey Bekir için taassup gösterir de. Kimisi gülsün. . Dürdaneler mücevher kutularından çıksmlar. Savaşa başhyacağımız zaman. Şeker gülüşlü dilberler seyretmeye gelsinler. Her an desin o perizadeler.MEMO ZÎN 357 Baştan gideUm Bekir'i parçahyalım. kimi övsün. Sağlamca görUünde yerleştirdi. îjiUğin düşmanlığı baştan başa olur. Botan'ı raksa ve halaya kaldıralım. kimi dua etsin. Her bir kapmm önünde bir kurt durursa.

maksat da gecedir. (1) Boz atı alacalmm yerine çekince.xLvn TACDİN BEYE HABER GÖNDERİP MEMO'NUN BII^A. Oynayarak. San renk saçan kUıcmı da çekince. raksederek kapıya çektiler. . (3) Boz atı kendisi için yeniden eğerledi. Dünyaja heybetinden sararttı. Arap soyiu atı ve çıplak rahvanı.KILMASINI İSTİYOR Sabahlejin sabahm şehsuvarı. Boz attan maksat gündüz. Can ve gönülden helâlUk istediler. zaman Tacdin ve kardeşleri taraftarlarmdan. O (1) (2) (3) Sabahın şehsuvarı güneştir. Dağlarm kUıçIarmı ve kemerlerini paramparça etti. alacahdan Siyah attan maksat gecedir. Ateşten olan gürzünü çıkardı. (2) Siyah atı tavlada sakladı.

İnsafa sığar mı ki bir seneden fazla. Dördümüzün de başı top gibidir. Ama bugün gözünde ışık yoktur. ellerinde gürzler. Sanki düşmanlarm mezarmı kazıyorlardı. Meydanı tozla inlettiler. Biz Memo'yu bırakmasını rica ediyoruz. dostlanmız üzgün. Gerçi BejinUz ileriji görüyor. Ki biz ona birkaç söz söyüyeUm. Onun mutluluğunun köşeleriyiz dördümüz. Memo'nun gönlünün derdini deva etmesini diliyoruz.MEMO ZÎN 361 Aniden kUıç ve mızraklarını çıkardUar. Biz dört kardeş vardık ona sadık. Memo sahipsiz olarak zindanda kalmış? Düşmanlarımız bize sevirUyorlar. HaUc arasmda kalmadı jüzümüz. ağalar! îleriji görenler hizmetçilerini öldürmezler. Çeko'nun ve Tacdin'in ölümü farz oldu artık. Derdimizi ona dökeUm. aşk ise padişahtır. Tacdin yakmlarmdan bir yaşlıjn. Heybetleriyle düşmanlarmı uyardılar. Artık nakledip Şam'a gideriz biz. Sen padişahlara hükmetme. Suçsuz kimselere de zulmetme. Dedi ki: Git söyle «Beyler. Dördümüz de omm hizmetine olmuştuk âşık. Biz dört kardeşiz dört duvar gibi. Tajin etti ve Bejin huzuruna gönderdi.» . Gerçi Memo fazlasıyla günahkârdır. Onun iradesi ise sopa gibidir. Ya bizim için ijisini yapsm. Fakat âşıktır. Yahut da bize Bekir'i yoUasm.

XLvra BEKİR KORKUYOR VE YENİ BİR OYUNA BAŞ VURUYOR Elçi sözlerin hepsini nakledince. o zaman aman ve mehil vermeyesin. Sakm ha. Kıskanç adam durumdan haberdar oldu. . Beyim! Ben demedim mi baştan. De ki: «Biz Memo ve Zin'i feda ettik. Tacdin senden çekinmemektedir. Sonra fırsat geUnce yeniden yak. Yoksa onlar sana hasım ve düşman olurlar. (1) Durumun kendisi için kötü olacağım arUadı. Sen bu inadını açığa vurma. En iyisi odur ki hiç konuşmayasm. Bir defa fesat ateşini söndür sen. Tacdin'i ve kardeşlerini incitme diye? Onlara Zin'i ver. Nikahladık biz onları ve Tacdin'e verdik. ya da beni öldür. (1) Kıskanç adam Bekir'dir. Dedi ki: «Memo için af isabetU olur.

bir kısmmı yok edeUm diye. sabah ve akşamlardır.MEMO ZlN 365 Karşısma çıkamıyacağm hasmm. Çünkü zorla ve vurmakla çözülmezler. Bazı kimseleri çikaralun. BazUan aydmlıktır. aldatmacaları ve yalanları. Biri kendisi için hastalan ijileştirsin.» O dinsiz. Bunun içindir ki hükümdarlara iki fincan gerekir. Öbürü ölüleri yerüden diriltsin.. kUıcı o kadar biledi ki. bazılarını gizUyeüm. Onlar için ustalık ve düşünmek ister. Öğütleri. yanlış sözleri. biri de iji adamlara. Biz de geceleri ve gündüzleri. Biri düşmanlarmm camnı çıkarsm. Kâh gizli geleUm. kmı ve torbası haUne getirdi. bazUarı da karanlıktır. bihnezükten gelmek ve tahammül ister. Öfkeni açığa Vurma sen. Gizlemek. YaıU gece. Mısır kUıcmı kendisi için öyle keskinleştirdi ki. Bir kısmmı kaldırahm. Biri kötü adamlara mahsus. İlâcı nedir? Öldürücü bir zehir. Öbürü de kendisi için sağlan hastalandırsm. O kadar şenî şeyleri süsledi ki. . KUıcm halkası. Zamanm vakıfları renk renktirler. Hepsini nakışlar gibi kıhca bağladı. Bazı işler vardır ki öfkeyle halledilmezler. kâh açUtça diye. En İJİSİ odur ki idare edeUm. Allah onları bizim için örnek yapmıştır.. gündüz.

Bekir'in kendisine söylediklerine İnandı ve elçi adama dedi ki: «Ey ihtiyar ! Yanlış düşünme sen. Sözlerin hepsini onlara arUatmca. Key'in Rüstem'idir. Bejin yanmdan gidince.MEMO ZÎN 367 O kılıcı da başucuna koydu. Elçi. kahramandır. Bu namım. nişanım ve makamım. Öylesine sakladı ki kimse anlamadı. Ona de ki: Sen sebepsiz yere benden kaçıyorsun. şevketim onunladır. Ben hazineyim. GöıUü öfkeyle yanmış olan Bey. İkisini kan -koca olarak Tacdin'e verdim. . Savaşa hazırlanmış arslairUar öyle yumuşadUar ki. o da ejderhadır. O. Bütün farzları da kaçırsam ben. Ona de ki: Ben görUümden Memo ve Zin'i. Sen istedin mi ki ben bahşetmedim? Tacdin ile Çeko aziz ve nazhdırlar. Onlar nasü isterse hep öyle olacaktır». Bu şöhretim ve şanım hep ondandır. Onun hatırı olmaksızm bana haramdır. Dedüer «Devri ve devleti dâim olsun onun». Tacdin'i elimden nasü ucuz kaçıruım? Benim saltanatım.

mangalı koyup. Siyah elbiseji gijince. Onlarm ikisidir fesadı uyandıran.XLIX BEKİR. (3) Beji üzgün gördüğü zaman. (1) Onlardan meşaleji gizlejince. BEYE YOL GÖSTERİYOR Akşamlejin gök. Zin'i ve Memo'joı kalbinden at. Dedi ki: «Gam yeme ey devletin çırası! Eğer ömür bana mehil verirse. Bu dertleri ve elenU eğer istemiyorsan. Eğer Bey bana izin verirse. Ben Memo'yu bir tedbirle öldüreceğim. Onlardır inada sebep olan. Bekir'i kastediyor. F. : 24 . O kara yüzlü mel'un kâbus. (2) Yani sarı çırayı söndürüp. Her zaman se'vinçU ve neş'eU olan Bey. (1) (2) (3) Mangaldan maksat yıldızlardır. Meşaleden maksat güneştir. Sanki matem elbisesine bürünmüştü.

Beyim! Sen git Zin'e de ki: Memo aşk ateşiyle yanmıştır.MEMO ZÎN 371 Tacdin'i ve kardeşlerini bir zehir şerbetiyle. kendine al getir. «Bu doğrudur ya da yanlıştır» demezler.: Bazı beyler vardır ki akUlı ve azizdirler. Kolayca başarUacak olan işten. Pervanedir o maksadı ateştir. Onlar sadece ahmaklıklarmdan ve eksikUklerinden. Sağ kalacağma inanma. Onu gördüğü an derhal. Ona de ki: Git Memo'joı çıkar. Zin'e baktığı zaman. Ben biUyorum ki Memo çok perişandır. Memo susuzdur. göz bebekleri de beyaz. Gözleri karadır. Memo eğer bu şekilde yok olursa. Halkı ve insanları haberdar etme. Onlarm kalbi kulaklarıdır. Muhakkak ki yaşıyamıyacaktır. Bir zaman kahredebilirsin sen. Fakat saf kalplidir ve işleri ayırdedemezler. Keşmekeş ve çatışma da ortadan kalkacaktır. . sen ebedî hayatsm. sen hayat sujoısun. «Bu ijidir ya da kötüdür» demezler. Memo ölüdür. Sözün menşe'ine gönül vermezler. İnanırlar doğruya eğri olarak. Ben onu sana verdim. kulakları kalplerine bağlı değildir. Garaz sahiplerinin onlara söyledikleri sözlere.

Çoğunluk danışmaktan uzak kalır orUar. Bedhah. Zamanm bu beyliği ve kâhyalığı. tahammülsüzdürler. İkisi de boş ve birbirinden seçilmezler Sen «Elhak» demedikçe. akılsız ve kötü huylu kimseleri. Çabuk öfkelenirler. Kırk kerre birisini denerler. soylu. Şefkat ve siyaset sahibi olan Beyler. cimri ve kötü lüyetU kimseleri. düşüncesizdirler. Ta ki imtihan etmeyinceye kadar. Devlet adamı ve zeki olan Beyler.MEMO ZÎN 37Î Kısa görüşlü. (1) Nasıl mutlak vezir olursun? (1) Yani herşeyi kabul edip «Evet efendim» demedikçe. Çoğunluk akıUanyla mağrur olur onlar. Sonra onu kendilerine yakm yaparlar. . Bu kimselere bırakırlar işleri. Onlar herkesi beslemezler. İkisi birbiri gibi ojmarlar. Onlar da devlete kusur sokarlar. Dünyadaki bu beyUk ve vezirUk. Kötü. Getirip kendilerine arkadaş ve kUavuz yaparlar. Kötü isimli kimseler onlara vezir ve öncü olur.

O zulmü sen ettin. Zin'i çağmıp yanma oturttu. Divane kimseler zincirle tedavi olurlar diye. Harem sarayına gittiği zaman. . Biz bir akıllıdan tedbiri öğrendik. Senin aşkm onun akimi kaçırmıştı. Şöylece bize nakletti macera ja: Bey istişareyle ve kararla. Ve perdeyi sırrm üzerinden kaldırdı.BEY ZİN'E MEMO'YU GÖRMESİ İÇİN İZİN VERİYOR VE ZlN BAYILIYOR İşin içjüzünü bilen akıllı ihtiyar. Dedi ki: «Memo'nun kalbiıU kırdığımız yeter. O hapis hayatını bir sene uzattım. deli ve tutkun olmuştu. haksızhğı da o yaptı. Benim ona yaptığım haksızlık ve zulümdür. Bunun içindir ki ben onu hışurUa zindana gönderdim. Sersem. Ben ona boşuna eziyet ettim.

O ölüdür. Kavuşmaya lâyık ve makbulsünüz. Onun kalbine isabet eden oku sen 'vurdun. sen ebedî ruhsun. bojmuna geçirdiğin halka. SerUn sevgindir onu yaralıyan. kendin için bırak onu. sen ruh veren susun. O padişahm emriyle memurdur. Bir akrep gibi kalbini soktu. çıkıversin bülbiU. Senin. Günah olmayan özürle mazurdur. Aşkmızm derecesirU öğrendim. Zincirlerini çöz.MEMO ZÎN 37> Bunun sebebi aşkm kemale ermesini sağlamaktı. Utanma perdesiyle zaptedilmişti. O sersemlik ilâcmı da ona sen verdin. Şimdi ise canü gönülden. . O seni görmeden kalbi ağrımadı.» Kalbi aşk dolu olan o örtiUü hatun. O susuzdur. sen ise Fırat pmarısm. ellerine ve ayaklarma bağladığm ziUüf . Ona sitem edecek kimse. Ey açUmamış kırmızı gonca giU! Kırıver kafesi. Senin güzelliğindir onu tutkun yapan. Yine git sen. Kalbimiz onu tasdik ediyor. Elbette cezasmı görecektir. Ve zavallıya iki cadı gibi saldırttıysan. Senin. Onun gönlünün ve ruhunun önüne kurduğun tuzak oldu^ Sen nasıl iki ahuyu çUcardıysan. O sürmeji gözüne sen çektin. kendisiyle konuş. O hastadır. Şüphesiz Memo gerçek âşıktır. sen ise hayat pmansm. Siz ikiniz kemal derecesindesirUz. Kavuşmanm aşkınızı iptal etmemesini sağlamaktı. O susamıştır.

Sanki şaraptı ve şişenin içinden dökiUdü. Ciğerinde ikijüz yara bulunan Zin. Dediler ki: «Ey hakşinas. Sabaha kadar ikisi o halvette öyle kaldUar.379 Kardeşi o perdeji kaldırıp atmca. Ağzmdan ve burnundan kan f ışkırdı.. O kadar kardeşi Zin'Ie beraber ağladı ki.MEMO ZÎN . Merhamet dalgalan kajmadı. Taşarak kaynadı ve perdeji jorttı Perdeyi yırttı. Hemen şefkat kebabmm tütsüsünden. Ev halkı hep yanlarmda toplandUar. İki deniz arasmdaki utanma berzahı kalmadı. Bey üzerinde ağlıyordu bir biUbiU misâU. Ölüm haUne girdi. O şekilde ağlamanm kajmamasmı savmak istedi. ve gönülden kan dalgası Fışkmdı Fırat ve Ceyhun misâU.. Hepsi Beyin el ve eteklerine kapandUar. Utanmak perdesiyle korunuyordu. Aşkm kaynamasıyla dalgalanan bir deıUz. Bey garazla Zin'e güldü. âdil Husrev! Haksız yere rUye onun katiU oldun sen? . Sanki bin meşe ağacı birden sallandı. Gözlerinde şefkat gözyaşlan topladı. Aniden onunla ağlaması geldi. Rüzgâr aradan duvan kaçırınca. Zin kırmızı giU gibi kalbinin kanma boğulmuştu. öhneji diledi. O gam deryası kaynadı ve taştı.

O. Mercana çevirmek sana yakışmazdı. Kanal sularmı servinin üzerine döktüler. Lâtif. . Zin'in kulağına Memo'nun ölüm haberi girince. Feryadlar göklere jükseldi. ölümünü kendisi için fırsat buldu. Harem halkı. (1) (2) Tuba cennet ağacının adıdır. Berüm ruhum gidip Memo'nun ruhuna ka'vuştu. ben onu öldürmüş değilim. Suçsuz yere canını bedeninden ayırmamahydm. masum ve nazik bederUni. Ben Zin'i nasU bile bile öldürürüm? O Harem cennetinde Tuba ağacıdır. Gördü ki Bey yağmur gibi gözyaşları döküyor. Dedi ki Beye: «Ey mutluluğumun sebebi! Benim düğünümde üzgün olma sakm. «Memo öldü ve canını verdi» dedi.» (1) Harem halkı Zin'in üzerine koştular. tJzerine gözyaşlan döktüler demek İstiyor. Bu şekilde yerlere sürüp kanlara bulamamahydm. yakm ve uzak herkes.MEMO ZÎN 881 Zin masunduk bahçesirUn giU fidanıydı. Kalkıp dört tarafa baktı. Sanki ölmüştü de yeniden dirildi. O baygmdır. Mateme girmişler tamamiyle. Şahım! Sen ruhuma izin verdin.» Bey dedi ki: «Yanlış hayaller kurmajan. Suçsuz yere ömürden mahrum etmemeUydin. Zin iffet bahçesinin servi fidanıydı Sedef kutunun içindeki pâk inciydi. (2) Hanü manlarda matem ve yas koptu. ÂrUden biri dışarıdan geüp. Benim ruhum onun ruhımda kayboldu.

Can tenden çıkıp gidince. çünkü Senin iznirU bekliyordu. Canan onu gördü ve can cana kavuştu. Benim takatsiz vücudum ağırlaştı. . O zerreler güneşe kavuştular. Ruhum derhal vücudumdan çıktı. O da Memo gibi üzgün ve tutuklu kaldı. Bir an durdular ve dinlendUer. OıUar fani sarayları terkettiler. onun için kalmıştı. Şahım! Sen ten memleketinde sala verdiğin zaman. O. Kâh ebedî kalmak smırma gittiler. bugüne kadar gitmemişti. Siz bu yolculuğu yanlış okumayın. O damlalar. sıfatlarm deryasmda. tehlikelerin denizinde. Ruhum! Sen göniUden rıza verdiğin zaman. Namusu. Ruhum ten hapishanesinde tutuklu kalmıştı. Lâmekânlarda seyredecekler. O güzelUk meşalesi ve ışığı. Onlar ebedî cihana gittiler. Birbirine emin oldukları zaman. Hulâsa ka'vuştuktan sonra. Memo'nun ruhundan da ona bir ışık kavuştu. Kâh yok olmak sahiUne geldiler. Bizim şahitlerimiz büjiik meleklerdir. Hulâsa toprağm merkezinden. Mekânları kabul etmeyenler. Benim güçsüz ruhum jürüyüp gitti. şerefi ve senin rızanı korumak için.MEMO ZÎN 383 Senin ağzmdan ikrar çıkmadıkça. O zerreler.

Candan Müridi bulunduğum şeyh. Beni bu perdeden dışarı çıkardı.MEMO ZÎN 385 Asla birleşmeden ve ajrrUmadan. Ruhtur. Gerçi sizin yanınızda adı Memo'dur onun. Arkasmdan da derhal «Dön» dedi. ben ise kuru bir etim. candır. Allaha yaklaşmanın lâyıkı oldu. (1) Onun ruhu hak nunmdan ışık aldı. Zat sayesinde ebedî zerreler oldular. F. Beni alıp Turi Sina'ya götürdü. Onun kalbidir Mukaddes vadi. Bu haber benim için garip değildir. Asla birbirinden ajnnlmadan ve başkalaşmadan. Biz bu ruhu vücudumuzdan sattık ve ajnrdık. Ben bu yolculuğu ruhumla yaptığım zaman. Musa'nın Tannyla konuştuğu vadi. Bu zerreyi güneşe ulaştırdı. Fakat jüksek himmetii bir padişahtır o. Onlar zata doğru yola çıkmca. Gerçi o ruhuma görünüşte «Kop» dedi. Siz bunu benim hünerim kabıU etmejin. : 25 . Bana gösterdi oraja ve berU de kendisiyle gördü. (1) Hz. O padişahça jükselmenin lâyıkı oldu.

Yine döneyim yanmızdan raksederek.» . Sizler de beni yolcu edesiıüz diye. Yargıcm huzuruna helâllik almış olarak çıkayım.MEMO ZÎN 387 Geldim ki sizlerden helâllik alayun. Has eeımetle mutlu olayım. Gfeldim ki sizinle vedalaşajnm.

Gam iUkesinde zafere ulaştım ben. Eğlence ve sevinci biraraya getir. Bütün gamlan da kendime seçtim. Şahım! Benimle ihtilâfa düşme. Oturup vasiyetini Beye Şu şekilde anlattı ve ikrar etti: «Ey ruhlann ve gönüllerin padişahı! Kızkardeşin sana feda ve kurban olsun. Memo beıUm olsun. Altm tacmı jüzünün üzerine eğ. Saz mecUsini tertip eyle. Ben kendi hisseme kanaat getirdim. Senden rica ediyorum olmayasm üzgün. Sana kurban olsun günde ikijüz Zin. Ben Memo'yu kendime seçtiğim gün. Gamlar benim olsun. Gamlar bana teslim oldular.LI ZİN'İN BEYE VASİYETİ Zin onlara bu kerametleri gösterince. . merhamet serUn. Otur sen tahta Husrev gibi. Bunca mertebeler ve makamlar gösterince. saltanat senin.

Bizim haj^anhğımız zail olmuştur. Buhur. Gülsuyu. Buhur çeşiüeri de çokça olacaktır. Sıti'ji Tacdin'e verdiğin gün. dükkânlara ve çarşUara. Hazırla şerbetier ve yiyeceklerle. Gelinler gibi süslensinler jine. Ferah verici şeyleri topla. kocakarUan yeniden dirilt. Ama ruhlarımız bir birine kavuşacak. Tenbih et. Eğlencenin ve mutluluğun vasıtalarmı. Askerlere emir ver hazırlansınlar. Bu çağrıya gelsin fakirler. Söyle Botan halkı binsinler. Serpmek için para tabaklarmı çoğalt. Gelin ve güveyi de cennetlik olacaklardır. RuhanîUğinüz de kâmil olmuştur. zübad ve ceylânlarm keselerindeki misk. Meleklerin dayetli olduklan düğünde. MecUs onlarla yaldızlansm. NasU şehirde törenler yaptırdıysan.MEMO ZÎN 391 Pâk gönüUeri ve deUkanlUan sarhoş et. Şeker gülüşlüler başıma toplansmlar. Güzel kokulan birbirine kat. . safa sürmenin usûllerini. Kutlama yeniden düzenlensin. Çünkü ben ve Memo melekler gibijiz. İhtiyarları. Azad eyle cariyeleri kölelerle. Gerçi vücudumuz çukura gidecek. Bu nimet çeşitleri çokça olsunlar. SevinçU olmanm. Bu çeşitler haddinden fazla olsunlar. ûd ve anber çeşitleri. Hep rakısla ve halayla sallansmlar. Meleklerin davetU oldukları düğünde. GüzelUğe ve güzel kokulara meyilUyiz.

MEMO ZÎN 393 Bajrramlarda olduğu gibi başları ısmsm. Onun halesi parlak ve cilâlı olsun. Sen Sıti'ji yolcu ettiğin gün. Nasıl Memo Tacdin'e sağdıç olduysa. AjTien o perinin oturduğu tahtaravan gibi. O kadar ki birbirleriyle cirit oynasmlar. Se'vinçU ve gülümser olasm. Rica ediyorum dikkat edesin. Bugün bizim için iki misü. Sıti'rUn içinde oturduğu taht gibi. Mezarlığa gideceğimiz zaman. Sakm ikimizi. . Halk ağlayarak demesin ki: «Sıti'nin düğünü ne güzel bir gündü! Zin ezelden beri ne karabahtiıydı!» Benim cenazemle birlikte Sıti gelsin. geUn ve güveyi. Gözlerin önünde itibarsız yapmıyasın. Usûlü öyle yerine getiresin ki. Altm nakışlı ve renkli bir tabut. Sazcıları ve sazları hazırla. Ne kadar sevinç yaptırdıysan. Çejizlerimi ve hazırlıklarımı lütfet. Tacdin de Memo'nun cenazesiyle gelsin. Tacdin'i de Memo'ya sağdıç yap. Parçalan altmdan olan bir sanduka Onun kapağı zemin renginden cilâlı olsun. Sağdıç olsun o berüm Memo'na Se'vinç olsun o gamlarımla.

Hazinelere her ne koyarsan. Ne kadar huzura ileri gelenleri ve halkı çağırırsan. Hakikati ve mecazı düşünme. Düşmanları defeden hışım. Ne kadar tutuklu serbest bırakırsan. Ne kadar esir azad edersen Ne kadar hükümet iğlerinde konuşursan. O vakit. Ne kadar tahta otmursan. Ne kadar elbise dağıtırsan. Ne kadar yoksul zenginleştirirsen. Ne kadar çok ijiUk yaparsan. Mazlumları zalimlerden kurtarman. Her gün ne kadar asker çağırırsan. Şahım! Sana vasiyetim olsun. Savaşta söyleyeceğin saz. . Av köpeğinin jiyeceğine varmcaya dek. HepsirU çeyiz defterine yaz. Kendin için her ne harcarsan. Öyle yap ki güvejirUn önünde iftihar edejim. Ne kadar hazine doldunırsan. Ne kadar maaş dağıtırsan. Ne kadar kumaş biçersen. Her gün gaza niyetiyle. AUah için icra edeceğin adalet.MEMO ZÎN 39. Muhaliflerden dökeceğin kan.5 Ey karşılık beklemeden ijilik yapan! Ey maksadlan ve muraüan veren! Bir sene tamam geçinceye kadar. Ne kadar üzgün se'vindirirsen. o anda utanç dujonayajnm. Hepsini benim niyetime sarf et. Yük eşeğinin ulufesine varmcaya dek. Zalimleri ortadan kaldıran ceza. Ne kadar jiyecek dağıtırsan.

senin de başmı ağrıttım. Senden uzak olsun mezarımız derindir. Kalbine merhamet ve jmmuşakhk gelsin. Sen ve Memo bir birinizden ajn:Umıyacaksmız. Eğer ölmüşse onu yerüden dirilt. Bey dedi ki: «Git sçn Memo'jm gör. Beni de onun yanma gömsünler. Beni onunla perdesiz olarak gömdüresin. Sana ve Memo'ya pişman olmuşumdur. Bu kadar dikkatle söylüyorum ki. Sana kurban olajnm amacımız uzaktır. Hemen derdinden kurtulunca. Eğer ölseniz.MEMO ZÎN 397 Gerçi ben çok uzattun. Ben öldüğüm zaman izin veresin. Benim ve Memo'nun hakkında ayıplamıyasm Yararlı Memo öldüğü zaman.» Zin vasiyetinin sonunu getirince. Mezarlığa kadar onunla olacağım. Ben onun cenazesiyle geleceğim. doğru ve inanarak. İnan sen.» : . Bu çok oldu. ya da kalksanız siz. Beni ondan yana derbeder etnUyesin.

LII ZİN MEMO'NUN YANINA GİDİYOR Zin bu sözleri işitince. vefayı ve merhameti görünce. Onlar halvet yerine ulaşmca. Kalktı. Güneş. dadı. Sıti ve. mücevherlere boğularak. Hapishanenin kapısmı açmca. İnci taneleri sedeflerden çıktı sanki. Sıti ve yüz nedime. . O Zühre bir zerre gibi raksederek. Zân biliyordu ki murada kavuşulmaz. Dadı. ay ve gezegen yUdızlar gibi. ErrrUş şeyhin has halvetine girmeksizin. baştan ayağa kadar süslenerek Bir güzelUk deryasma döndü. Yüz nedime. Aldılar onu merasim ve ahenkle. Hep beraber burçlardan çıktUar sanki. Bu sevgiyi. Has halvetin sır mahrenü oldu.

öbürü gümüş gibiydi. Biri altm gibi. Dadı ve Sıti biraz önde gittiler. Memo'nun üzerine acajip bir şimşek vurdu. Biri güneş gibi. BaktUar ki sedef misâli kıyıda. Birbirine ışıklarım aksettirdikleri zaman. 26 . Hunhar aşkm deryasmda boğulmuş olan Memo. Zindanı bize gül bahçesi alanına çevirdiler. Derhal birbirinde kayboldular. Göğsünün feneri öylece ışıksız kalmış. O fukura.» Ey gönlünün güzü açUmamış kimse! Ruhun tecelUsini inkâr etmeyesin. O kadar aydm ve ışıklı oldular ki. Pahabiçilmez bir inci tanesi gibi olan canmı. Onlar tutuklulara sordular. O güneş ve ay birbirine kavuşunca. Dediler ki: «Gördük biz duvarın sathından. perişanmm halini. Memo'nun başmdan da bir ışık çıktı. EUnden çıkarmış bedava olarak. Bedeninin gül bahçesi öylece susuz kalmış. Memo da böylece kendinden geçti. öbürü ay gibiydi. Birbirinden ışık aldıkları zaman.MEMO ZÎN 401 Hepsi meşaleler ve fenerlerle gitmişlerdi.. Memo'yla birUkte tutuklu olanlar. Kalbinin kanı dışarıya aktı.

Yahut zayıf ya da boş rivayet olduğunu sanmayasm SerUn gördüğün rüya işte bu mertebedir. Hayli kendisiyle konuşup seslendiler. Değerli Memo'nun sohbet arkadaşlığı. Yine de vücudunda bir can sezm-ediler. Bir çeşit görmektir. Aniden ölen o çıranın. Onun kalbi onların kalbini etkiledi. Tutuklu Memo'nun halvet arkadaşlığı. O senin ruhundur. Arkadaşlarmı da haberdar eyledi. ya da giriş ve çıkış olduğunu düşünme (2) Bunun masal olduğunu sanmayasm.» Yari görmenin duru sujruna dudakları susamış Memo. Yalnız başmdan bir duman çıkıyordu.MEMO ZÎN 403 Sakm bunun huIûI olduğunu düşünme. Başmdan kajmama dumanı tavana gidiyordu. (2) Tenasüh: Bir canlının ölümünden sonra. (1) Hulul : Bir vücudun diğer bir vücuda girmesi. Yarin adıyla kendine gelmedi.. fakat eksiktir. Bu gö¬ rüşü İslâmiyet kabul etmemiştir. Bunu da İslâmiyet kabul «tmemiştir. onunla ta¬ mamen birleşmesi ve AUahm da varlıkların içine girmesi. Yar ve ağyarın üzerine gerilen bir perde oldu. gerçekten geldi. O mürşit onlara ijice baktı. O kadar kalp damarını çektiler ki O kadar gülsuyu jüzüne serptiler ki. . (1) Yahut tenasüh. Dediler ki: «Memo! Kalk Zin geldi. Dadı ve Sıti Memo'nun üzerine gittiler.. ruhunun başka bir canlıya girip tekrar dünyaya gelmesi. yalandan değil.

O ışık göğüs kandilini doldurunca. Makam: Hz. ib¬ rahim'in Kâbe karşısındaki yeridir. O mumun başmdaki dumana isabet etti. İçine üflediğim ceset!» O güzeUn ağzmdan çıkan sözün ışığı. O dolunay önündeki haleyi kaldırmca. Durdu namaz yeride ve Makamda (3) Alnmı Hacer-Esvede sürdü.MEMO ZlN İOTy Sommda Zin geldi ve önünde durdu. Kanaüan yandığı zaman. (2) Zin Memo'ya şöyle seslendi açıkça: «Kalk. (3) Namaz yerinden maksat Zin'in önüdür. (4) Hacer-Esved : Kâbenin duvanndaki kutsal taş. Hilâlla birUkte güneş göründü. Pervanenin kanatlan mum yağma değdi. Kalktı tavaf niyetiyle. (1) CemalirUn önünden perdeji kaldırmca. İbadet için halvete girmiş Memo. O duman ışıktan ışıklandı. (4) Kâbenin etrafmda bir-iki tur tavaf eyledi. güneşten maksat da yüzüdür. Önce sadakatla o anda Zemzem suyuyla abdest tazeledi. ondan maksat da Zin'in önüdür. Pervane dedi ki: «Sen iji bir rehbersin» Mum dedi ki: «Sen iji sevgilisin» Pervane dedi ki: «Sen yol göstericisin» Mum şöyle dedi: «Sen hayat bahşedersin» Haleden maksat yüzünün üzerindeki peçedir galiba. (1) (2) . Hilâlden maksat kaşları. Maksat Zin'in yüzündeki bendir. Birbirine birkaç söz söylediler.

Birbiriyle bu şekilde konuşurlardı.MEMO ZÎN 407 Pervane dedi ki: «Sen gönül aydmlaticısm» Mum şöyle dedi: «Sen göğsü yakarsın» Pervane dedi ki: «Sen çare bulursun» Mum şöyle dedi: «Sen gönüle teselU verirsin» Pervane dedi ki: «Sen padişahsm» Mum şöyle dedi: «Sen kıblegâhsm» Pervane dedi ki: «Sen AUahm hurisisin» Mum şöyle dedi: «Sen AUahm nurusun» Artık mükellef olmayan o susuz dudaklUar. . Artık tasarrufları kalmayan o bağrı yanıklar. Birbirine sonsuz sevgilerini arzederlerdi.

Zin deUrmene sebep oldu. . Zin de geldi.LUI MEMO ÖLÜYOR Dadı. mahpuslar. güneş sana bakıyor. Ölüysen eğer. üzerine îsa geldi. Pervaneysen eğer. Vamık'san eğer. Konuşmalarmdan duygulandUar. Nilüfersen eğer. Mecnun'san eğer. işte hayat sujm. üzerine geldi Lokman. Onlar Memo'ya dediler ki: «Ey ciğerhun! Bizler geldik ki deU olmayasm sen. işte mum parladı. seninle konuştu. Bu şekilde divane olma. Kokularmdan mest oldular. Sıti ve nedimeler. Tutuklular. Susuzsan eğer. işte sana Azra! Bülbülsen eğer sana gül hazırdır. sen akUlısm. yanma bizzat Leylâ geldi. Bey perişan olmana sebep oldu. zindandakiler. Şimdi Bey senin hakkmda merhamet sahibi oldu. Hastaysan eğer. Bigâne ohna.

Hazırlamıştır elbiseleri ve yerleri. O hüner sahibi şöyle dedi: «Ben hiçbir bejin huzuruna gitmem. Biz kajnıt ve zincirlerini çözdük ki. Nasıl istediysen öyle geldi yanma. Toplamıştır senin için dost ve ahbapları. Ben esirlerin kölesi olmam. ya geUr veya gelmez. . Deülik zincirini at. Onun gölgesi devlet kuşunun kanat gölgesidir. Sana yönelmiş bahtm ve devletin. IjiIik sahibidir. Seni muradma kavuşturacaktır. cömerttir. Dünya farUdir. Bu sihir ve hayal ojTmları. zayi etme. Huzuruna çıktığm zaman derhal. SerUn düğününü yapmaya kararlıdır. Yine akUIa kendini tanı. Ömrünü ucuz satma. Her zaman sana murat olan Zin.MEMO ZÎN 411 Canmm ve gönlünün eUnde bulunduğu huri. O şekilde serU mutlu edecektir. Kalkıp bizimle Bejin huzuruna gelesin. Beyhude yere canmı satma. Ecel kadehini içinceye kadar.» Memo bu öğütieri işitince.. Senin ondan görUünün isteği neyse. Canmı satan kimseji bulamazsm. Bu mecazî beyUk ve vezirUk.

Sonuçsuz ve ölüme mahkûmdur. Biz azizlik ve naz bahçesinin turfandalanjoz. Hâşâ ki bu f arU sarayda.MEMO ZÎN 413 Hepsi boş ve farüdir. Beden fenerini yaldızlamıştır. bey değildir. Yüzlerce şükür ki bekâr ve bakireyiz. O. Beyhude yere bu farU meskende. O fakirlerin de. hükümdarlarm da hükümdarıdır. Ve utanarak AUahm huzuruna gideUm. Şüphe götürmeyen emriyle bizi ebedüeştirdi. O hikmet ve kudret sahibi bir beydir. Bizim düğünümüzle övünüyorlar. Allah bizim için hurileri ve cennet çocuklarmı. Okunu zülüfle ve benle göstermiştir. Onlar göç etmemizi beküyorlar. cennet bahçesinden daha jüksektir. değişmez ve zevalsizdir. Biz beyler bejinin huzuruna çıktik. Günah ve töhmetleri de bağışlayan odur. Ve onda bize görünmüştür. alnunız açıktır. O padişah ki güzeUiğin ajmasmı yaratmıştır. Ebedi Adin cennetine girmeden önce. Azlediîebilen bey esirdir. Cennet bahçesinde süslemiştir. Giremez oraya hiçbir huri ve cermet çocuğu. Fakat âşıklarm cermeti ajnrıdır. Hayvanlar gibi zina edelim biz. Azledilmez. AUahı görmenin yeridir. Ve eteği kırUmış olarak. Ölümü olan bey. Bizi görünmeyen âlemde evlendirdi. . O beylerin ve padişahlarm şehinşahıdır. başı eğik ve merdût olarak.

Çünkü ondan başka hiçbir maksadımız yoktur. sanki hiç yokmuş. Şahin gibi yer merkezirUn zincirinden.» Memo son dileğini dileyince. Gönlünün kanatlarmı çırptı. Uçarak gidip AUaha kavuştu. öyle uçuverdi ki. EUerirU toprak zincirinden çekti. Derhal önünde kapı açUdı. Önünde kafes açUan kuş. .MEMO ZÎN 415 BİZ onu diliyoruz Allahtan.

Bize şöylece ağıtı verdi: Dedi ki: Can. çocuklar ve gelinler. Sanki deprem olmuştu.LIV MEMO'NUN YASI VE BEKİR'İN ÖLDÜRÜLÜŞÜ Haberdar olan mâtemzade. Oldu velvele. Beyzadeler. Kadmlar. ten hapishanesinden aynhnca. Tacdin ve Bekir tesadüfen. kızlar. Bir yerde kar^UaştUar. ekâbir ve büyükler. Hepsi sarhoş ve sersem oldular. İleri gelerUer. deUkanlUar ve samimiler. Hep birlikte Memo'nun üzerine koşuşuyorlardı. Şehirde hoşgönüUü bir tek fert kahnadı. Şehirde feryad ve figan koptu. Botan halkı büjüklerden küçüklere kadar. OrUar dert üstüne dert kattUar. ' 27 . ölüm haberirUn geldiği yere koştular. figan ve ağlama.

Hâlâ da gözlerime görünüyorsun. Belâlı vücudunu canmdan ajordı. habis ibUs! Yetmez mi artık? Kıyameti kopardm başıma sen. Onlar cenazeyi kaldırdıklan zaman. Memo hakkmda sakat konuştun. Her kinU görürse o ejderha.an sıfatiı! Ey fitne ve fesatiarm kajmağı. Ta ki Memo'jTi eUmden çıkarmcaya kadar. Çaresiz Beye haber götürdüler. Sonra kardeşinin üzerine yetiştiği an. Ey maksatlarm ve muratların engeU! Ey Memo ve Zin'in perdesini jmrtan! Ey yaranın üzerine dağlama çeken! Çok nedametU. Yine yer jüzünde dolaşacaksm ha?» Derhal Bekir'i yere serdi o.MEMO ZÎN 419 Tacdin dedi ki: «Ey âlemin fesadının sebebi! Ey insan şeklindeki şeji. Derhal onu yok etmek isterdi. Bunca münafıksın ve düşmansm. sen de sağ kalacaksm ha. Memo ölecek. Tacdin başmdan tacı ve tomarı. Bekir gibi yere sermek isterdi. Şüphesiz ona kaatil olurdu o. Bey geUp ayağma zincir bağladı. . Hiç kimse onun karşısma çıkamazdı. O çırada bir ışık görmedi. O güzeU şehit olduğu yerden kaldırdıkları zaman. Kardeşiıün hasretinden deUrdi âdeta. Zavallı Memo'nun cesedinin üzerine fırlattı.

meyveler. Şehirde ne kadar meşhur varsa. Zühre jüdızı gibi. ihtiyar kadm ve dadı. Ağıt söyUyenler. O kara gijrmişlerin siyah topluluğu. ağıt seslerine uyarak Cenazenin yanma gitti âdeta ojmayarak. Halkm basma kıyamet koptu. Kale kapısmı ve perdeyi kaldırdı o. tülbentsiz ve başörtüsüz. Ejderha mağaradan dışan çıkmca. Tedbirle bağlamış oldukları dev. Zin kalktı o taptaze bojoıyla. Evcil hajrvanlar. OrUar ahenkle ağıt söylerken. Saç örgülerini çözmüşler. Gtönül isteğiyle Memo için karalar giymişlerdi. (1) Baştan ayaklara kadar hepsi karalar giymiş. Aynen coşup taşan bir bulut gibiydi.MEMO ZÎN 421 Onlara alâmet göründü. Ağaçlar. Üzerindeki bağı ve zinciri kopardı. vahşi hajrvanlar. Figanları göklere yükseUrdi. Gece kuşu gibi inleyip söylerlerdi. Peçesiz. Hepsi Memo için inüyorlardı. başlarmda fes. Tabutu başmm üstüne koydu. cansızlar ve kuşlar. perdeUler ve örtüIiUer. (1) Fes Kürt kadınlarının başlanna giydikleridir. Her biri bir makamla sızlıyorlardı. Hepsi matem elbisesi içindeydi. . Derhal koşarak naaşa atUdı. Hatunlar. insanlar ve karıncalar. Zinciri ve kemendi kırdı o. Şehirde ne kadar insan varsa.

Oldu eski bir gelenek.MEMO ZÎN 423 Gülrengi yanaklardan o kadar. peştemal ve peçeji Botan halkı o zaman âdet edindUer. kıyamete kadar. Gül bahçelerine yağmur yağardı. Bu çarşaf. Birlikte kanlı gözyaşlan dökülürdü ki. . Sanki ilk bahar mevsirrUnde. Bu matemi ve bu karalar gijinmeji.

İki direk üzerinde getirilen bir ölü gördüler. Çiinkü insanlar ve cinlerin AUahı. Ağıtsız. Âlemi onun yok olmasıyla se'vindirdi. Bu fesat kaynağı hakkmda. Yerlerin ve göklerin yaratıcısı. . Ravî bana şöyle rivayet etti: Zin bu hikâyeyi işitince.LV ZİN BEKİR'İN LJESHİNDE KONUŞUYOR OıUar mezarlığa gittikleri zaman. Tacdin onu dünya jüzünden yok etti. Sevgiji sevgililere verdiği gün. Şöyle dedi Beye ve Tacdin'e: «Ey izz ve temkinU şah ve vezir! Rica ediyorum inadetnUyesiniz. Murdar gibi attUar onu yere. Sordular: Acaba bu hangi zavallıdır? Dediler ki: Cezalı Bekir'dir. O zaman buğzu da rakîblere verdi. sahipsiz ve gam ortaksız.

MEMO ZÎN 427 Bizleri yokluktan varettiği zaman. Biz yüksek yere varacağımız zaman. Ama bizim hakkımızda çok isabetU davrandı. buna dikkat edin. Hiç mümkün müdür ki su ve biUûr. Bu kadar kin kabul etmez olsun? Hâşâ ki aşkla pişmişlerden başka. Ajma bu kadar berrak olur ancak. AsImda bize muvafakat etti. GiiUer dikenlerin gagasıyla korunm". Baştan gerçi bize cefa gösterdi o. Sonunda da bize vefa gösterdi o. O da bizim yolumuzda şehittir. Hâşâ ki sevgiyle yanmışlardan başka. O. Sakm Memo'nun bulunduğu şehitükten. Gerçi görünüşte muhalefet etti. Sakm bizim bulunduğumuz mezarliktsın.» İnsaf sahipleri için insaf. o bizim için jüandır. Gerçi o kendisi için kötülük yaptı. Bekir'i mahrum etmeyin. Tarikatımıza dahil oldu. Biz kırmızı giUiiz. Biz hazineyiz. Hazineler de jüarUarla beslenir. gerçeğe kavuşmamıza vesile oldu. Aşkunız da bozulur ve zail olurdu. Eğer o olmasaydı aramızda engel. Bizler birbirlerimizin lâzım ve melzûmlanjnz. o bizim için dikendir. Biz o köpekle korunmuşuzdur. înanm ki o mutludur. O da eşikte köpeğimiz olacaktır. .

. Bu topluluğun hujru merhamettir. Bunun içindir ki ceımet nimetina lâjoktırlar.MEMO ZÎN -429 Bu kadar cefa gösteren bir kimseye. Bir kimse bu kadar vefa göstersin.

O jrUanı da ajrak ucuna gömdüler. Bir selvi oldu. O inci. tanesini hazineye koydular. adaletsizUğin kurbam. Günahsızlik suçunım kurbanı olan Memo'jru.LVI ZtN DE ÖLÜYOR Hulâsa ceUâd aşkm şehidi. Zulmün maktulü. Yani budur kıyametin serveri diye. Bütün alnı açıkların önderi diye. Padişahm beratı gibi. Topraktaki mezara gömdiUer. Sonra Zin geldi o çam fidanı bojmyla. Pâk nurla süsledUer. Başucuna bir nişan koydıdar. . mezarm üzerine gölge bırakarak. Aşk fedaileri topluluğunun öncüsü.

şakaklar ve giU bahçesi gibi yanaklar. O matemzedeler de. Onunla feryad ederdi herkes. Dervişler. Her an gönül derdinden «Ah» ettikçe. reaya ve fakirler. ^AUaha sığmırı»r Onunla sesle. Yine buluttan derya döküldü. güzeller.MEMO ZÎN 433 Perdesiz olarak ney gibi iıUiyordu. elmalar ve yüksek fidan. Sanırdm ki aynen nisan aymda. sen de bahçıvansın. Sesleri her dokuz feleğin üstüne çıkardı. : 28 . Memo'ya şöyle seslenerek konuştu: «Ey vücudumun ve canımm mülkünün sahibi! Ben bahçeyim. Senin yüzün olmaksızm onlar neye yarar? Bu benler. Şüphesiz bunlar senden başkasma hararAdır. Yağmur mezara yağdıkça. F. Hepsinin rengi güzel. nazeninler. hepsi lezzetU ve tatlı. Gözyaşlan devamlı dökülüyordu. (1) Siyah bademlerden maksat kaşlardır galiba. Zin'in takati ve gücü kalmajrmca. Feryadlan mavi çarka yükseUrdi. Oturdu zavallı Memo'nun başucuna. Huriler. ayvalar. Her damlası on inci olurdu. Askerler. Siyah bademler ve elâ gözler. İniltileri kesildi ve güçten düştü. periler ve gamlan götüren güzeUer. ahenkle söylerlerdi. bu cemal ve yüz bahçesi. (1) Narlar. Dilberler. Senin yetiştirdiğin bahçe saiUpsizdir. jiğitler ve beyler. Bu güzellik.

Toprağı ve külleri başıma serpeyim. Ki hiçbir kimse onlardan birşey yemesin. Bana sitem edersen eğer. yapraklar ve mejrveler. Vücud ve canunm varhğmm terkibi. Senin mülklerindir. temizleneyim. . salUpsiz değillerdir. Fakat kendi kendime düşünüyorum ki. BiUyorum ki cevap veremiyeceğim. Bütün bu meyveleri dökeyim ben.MEMO ZÎN 435 BedeıUmin ağacmı silkejim ben. ZiUiiflerimin hepsiıU tel tel çekeyim. SeıUn gözleriıUn vakfıydı ne mutiu! HepsirU tamamen talan edejim ben. Bu bahçe. GüUer gibi elbisemi jnrtajrun. GüzeUiğimden bir kU dahi eksik olsa. Korkarım ki beni sorumlu tutacaksm. Hakkımdır ki yer yer ağrıyayım. Halka halka olan menekşe ve reyhanlar. SeıUnle kucaklaşacağım zamandır işte. bahar. En iyisi pUı-pırtıjn tophyayım. Senin bakışmm adağıydı hep. En İJİSİ hepsiıU talan edeyim. Belki sen berU değişik görürsün. ziUüfler ve berUer. Bu parlak sünbül ve lâleler. Yani şakaklar. Nurlar. Belki bana bir öfke gösterirsin. goncalar ve bütün çiçekler. Ihtilâttan pâk olayım. Belki bu yakmma sence makbul olmayacak. Senin gibi baygm olacağım zaman yakmdır.

O kadar feryadla üzerinde ağladUar ki. Çaresiz bedeni canından ayrUdı. Hazır olanlarm canından yükselen figanlar. Görenlerin yükselen feryadlan. Ta ki Zin'i gelenek ve merasimle. Memo'nun mezarmı kucakladı. Üç gün üç gece toprak yaygısmdan. Eziyet etmeden hiç zülüf ve benlere. . Ruhunu Allaim huzuruna gönderdi. Melek bakışlı Mem'onun bulımduğu mezarm. Dünyayla ilgilerini kopardı. Hak emanetini teshm edeyim. Bu süsümle ve güzelUğimle sana kavuşajmm. Sanki bir mumdu da söndürüldü. Yani o mücevherin içinde bulunduğu sedefin. Gözyaşı yağmuru üzerine yağıyordu. Üzerine o kadar inci gibi gözyaşı yağdırdUar. Bildikleri gibi gömmeye hazırladUar. Yeniden feryad etmeye başladUar. Devamh olarak jüce arşa jükseUrdi..MEMO ZÎN 437 En İJİSİ odur ki bu güzeUiğimle. Yeniden o mezarm kapağım açtUar tekrar. Elini tamamen candan çekti.» Zin bu şeküde gerçekleri dile getirdikten sonra. Gönülleri yaralı olan o matemzedeler. Vücudunu o mezara dayadı.

Buydu nezih aşkm eseri. Dünyanm meyU hiç yoktu orUarda. Nezih ve gerçek âşık olarak gitti orUar. Yüzlerce takdir ve aferin oıUara. BirUkte güzelce öldüler. Hayatmı aşkla değiştiren kimse. Toprakla ve çer-çöple bulaşmadUar. Vasıtasız olarak birbirirUn yanma koydular. Ya da Memo gibi başmı aşka feda eden. Elbette muradmı alacaktır. Hepsi aşka inandUar. Hasretzede olarak AUahm huzuruna gittiler. . Bakir ve ahu açık olarak gitti orUar. O güneşi ve ajn bir burçta. Zin gibi genç olarak. Her ne isterse ona kavuşacaktır. Susuz dudaklı ve birbirinden mejrve yemiyerek gittiler. Hulâsa Memo'nun sandukasmı yeniden açtUar. Bey dedi ki: «Memo! Al sana yar!» Memo'nun cesedinden üç defa ses geldi. Hayatı ve se'vinci onun yoluna feda eden kimse. ne mutlu. O ses «Merhaba» diye jükseldi.MEMO ZÎN 43» O iki mücevheri bir kutuda. FasUasız olarak onları birbirine dayadUar. Gterçeğin bu sırrmı herkes işitince. Aşkla güzelce yaşadUar vallahi.

Onun fUUeri baştan başa aykındır. AUahun! Zin'deki hasret için. AUahım ! Bülbülün gözyaşlan için. Hânî'yi aşktan nasipsiz kUma. AUahım! GüzeUiğin şirinUği için. Yani Muhammed'in dostluğundan. AUahım! Leylâ'nın gül renkU jüzü için. . AUahım! Kudret ve büjüklüğiin sevgisi için. Fakat arayıp durduğu da. AUahım! Ruhu kapan yarin hicranmm derdi için. dostiuktur.MEMO ZÎN 441 AUahım! Gerçek aşkm âşıka verdiği yorguıUuk için. Dostluktan maksadı da onun. Canmı aldığm zaman. Allahun! Mahrum bırakma Ahmed'i. AUahım! Aşıkm gerçeğinin kemaU için. O nasıl peygamberUk hakkmda bUgi sahibiyse. AUahun! Sevgiülerin tatlılığı için. belâdır. Onun her zaman söylejip durduğu. AUahım! Mecnun'un kanlı gözyaşları için. Onun sözleri baştan başa güzaftır. AUahım! Memo ve o aşkı için. AUahım! GöniU dileğine ka'vuşmanm zevki için. haldir. AUahım! Gam yiyenlerin yakarışları için. AUahım! NazeıUnlerin nazı için. AUahım! Kırmızı gül içindeki nem için. AUahım! Rakiplerin düşmanlığı için.

canım veren Memo gibi.MEMO ZlN 44? Onun sözleri görünüşte sizce selistir. îjilere bağışla. Bekir gibi. Onu da. . AsImda ise size karşı yaptıkları habistir.

Ve yetişti iki tane serkeş fidan. diğeri çam. Onlar yaratılış huylarını terk etmediler. lâtif ve göIgeUydi. Havaya kalktı ikisi de sarhoş. Kolları birbirinin bojmuna dolandı. Sahibi gibi o da dikenüydi. O ağaç rahat durmaktan uzaktı. Boylarmı birbiriyle birUkte yükselttiler. Biri Jüksek selvi. O hayırdan uzak olanm mezarmdan da (1) Ardıç kıyafetinde bir ağaç yeşerdi. YeşU uçlu.Lvn HER OT KENDİ KÖKÜ ÜZERİNDE YEŞERİR Onlann dari dünyadan ahret sarayına Yürüjüp gitmelerinin sebebi şudur ki. Sonra Memo ve Zin'in mezarı üstünde. . Her biri kendi yaratUışma göre yaratUdı. (1) Bekir'i kastediyor. Aşk ziraatmdan yeşerdi.

O sana karpuz olur mu hiç? O meyve vereceği zaman. Rakîbler gibi onlara sarUdı. Soyca kötü huylu olan yaratıklar. Acıdan başka bir meyve verecek. Rahat durup geçinmek bilmiyordu o. Yine kendini o sevgiUlere yetiştirdi. O soy kendilerinden temizlenir mi hiç? Kırk yU Ebucehil Karpuzunu eksen. O . İki yarin kavuşmalarma engel oldu. Ona yüz kerre bal suyu da versen. Her zaman ona gülsuyu da serpsen. Bir o kadar daha böyle hizmet etsen.MEMO ZÎN 447 Kalktı kendini iki ağaca yetiştirdi. Her gün damarlarmı yarsan. Hulâsa: O ağacm köklerine ve daUarma. boğumlanna şeker de doldursan. sanmıyasm ki. Hasımhğmı aşikâr kUdı o. Yaramazlar gibi dolandı o. Güneş ışığıyla da onu beslesen.

Bana şöyle anlattı hikâyenin sonunu: Dedi ki: Âşık ve sevgi sahibi bir yaşlı vardı. F. AUahm arşmda avlanırdı. Onun gönlü Levhi Mahfuzun sırrından Her an haberdar olup haz alırdı. Ondan kerameüer göründüğü zaman. Toprak âleminden kaybolduğu zaman. O ihtiyar rüyada mı. Kendisi düşünceye daldığı zaman Ruhu 'Vücuduna gaUp geUrdi. : 29 .Lvm HİKÂYENİN SONU Günlerin devranmdan haberdar olan adam. Gerçeği şöylece açıkladı: Dedi ki : «Ceımet bahçesine gittim. Ermiş kimseler de haberdar olurlardı. Gönül âleırUne gaUp geldiği zaman. Sırlar ona aşikâr olurdu. Orada ikibin huri ve cennet çocuğu gördüm. Sözleri fecir gibi doğruydu. Uhamla mı.

Ben burada eınrUyet için eUmde değnek duruyorum. yoksa kapıcı mı?» Dedi ki: «Şeyh! Sen Mm olduğumu bihniyor musım? Ben kapıcı olan o Bekir'im. GöniU rahathğmı dünyada onlardan aldım. O köşk tamamen değerli ineUerden yapUmıştı. Fakat Allah bu makamı ne için sana verdi?» Dedi ki: «Şeyh! Sen henüz arif olmamışsm. Onun içindir ki burada eşikte oturuyorum. Gerçi nöbetçi biçimindejim. Fakat gözle onlarm dostuydum. Fakat dünyada bunu öğrenmişsin.» Ben ona dedim ki: «Ey sonu iji olan! Bana durumu açıklayarak anlat. Dertler ve acUarla mübtelâ kUdım. Dedim ki ona: «Ey mertebeler sahibi! Acaba sen sahip misin. Ben gerçi sözle onlarm rakibiydim. Fakat kim olduğunu bilnUyordum ben. Dağlamalar ve dertierle onlara bojrun eğdirdim. Ben Memo ve Zin'in ortağıjnm. Ama bu mekânda onlarm ortağıyım. Bir hazeran değnek vardı eUnde. Gerçi AUahm lûtfu geniştir. Ben onlara o kadar siyaset verdim ki. yedi katı da onlarm. Kapmm önünde karar kdıp durmuştu. Ben onları dünyadan geri çektim. Bekir'e benzeyen taçlı ve sUâhlı bir adam. . Baştacı oldular sonunda.MEMO ZÎN 451 Hepsi bir köşkte çalışıyorlardı. Fakat bu mülke hisse sahibijim. Bir katı benimdir. Bu köşk ki gördüğün gibi sekiz katlıdır.

Bazı işler vardır ki görünüşte kötüdür. müfsitliğim herkesi usandırmıştı. Gerçi görünüşte kötiUük yaptı o.MEMO ZÎN 453 Şunun için onlarm zararma konuştum. Tâ ki başunı da o yolda feda ettim: Bu iki cihan birbirüUn kumaşıdır. AsImda o kötülük rahatlık oldu. cehenneme gitmedi. Cennete gitti o da. Biri cefa kıhğma girmiş adalettir. . Bazı fUUer vardır ki görünüşte doğrudur. O berU âlemin düzeni için öldürdü. Bu taksim hazinesirU sırsız bırakmadı. Biri de vefa kisvesine girmiş hışımdır. Onlar da bana bağdan bir çubuk verdiler. Fakat hikmeüerin işaretlerine perde çeken yaraticı. Bu iki kuma birbirine çok karşıdırlar. Bağışladı ve ona cenneti yazdı. Allah onun hakkmda ne yaptı?» Dedi ki: «AUah onu affetti. Dedi ki: «Ey sonu hayırlı olan günahkâr.» Şeyh onun sözünü dinliyekaldı. Yaratıcı onun kötülüğünü ve günahlarını. Âlemdeki kamunun rahatı için öldürdü. Ben onlara bütün bir cennet verdim. Alem benim kötülüğümün elinden Usanmıştı. Tacdin ki seni cinayetsiz olarak öldürdü. Sen birirU boşamadıkça. Öbüründe hiçbir tat bulamazsm. Ben onlara okumayı bıraktırdım Onları yerlerden göklere yükselttim.

Düşmanları olsan seni yaralarlar. Mahsus onu dostlara ve tanıdıklara verdi. Onlar candan vefa gösterecekler. Onlar ijiUkten başka birşey bilmezler. Onlar ijidirler ve ijiüği biUrler. . Öldürücü. serU kirletirler. İlâhî rahmete mazhar olduk. OrUarm dostu olsan. Fiillerinin hepsi haksızlık olanlar.» Ey dost! candan iyi adanUann dostu ol.MEMO ZÎN 455 Sıradan insanlara bunu dağıtmadı. Sakm kötü adamlarm dostu olma. Bu mertebe doğrularm yoludur. Sen onlara ne kadar cefa göstersen. Onlann takviyesi destek olur. savaşçı. Onlara uymak uygun ve yerinde olur. O sırrı bize bildirmedi o. KinU mahremdir. Ya da ceberrut Tacdin gibi. Çok günah işlemekle mahrum kalmadık. Ya da ijice iji adamlarm düşmanı ol. taş yürekü olanlar. Bekir gibi suçlu olan insanlar. ne de düşmanı. Yüzlerce şükür ki Tacdin ve kötü olan ben Sadece Memo ve Zin'Ie ilgiü olduğumuzdan. Bu himmet âşıklara mahsustur. Onlarm himmetiyle günahları örtiüür. Köpeklerin ne dostu ol. Âşıklarm ijiUğinden affediUrler. kimi de mahrum.

Düşmanlar aşktan pay aldıktan sonra. Dostiarm üstünlüğü ne kadardır acep? Özelükle dost seviUrse. îz'an et zarif bir nüktedir.MEMO ZÎN 457 Bu işaret ince bir gerçektir. Mühendis ! Alanı iyice tahmin et. Gerçekten yalnız onu hak bilir. . Ondan başka kimseji hak bUmez. Hoca! Meseleji iz'arUa incele. Ve hakkı anyan bir taUb olursa. Dostiar mı değer kazanmıyacaklar? Rakîblerin ilgileri böyle olımca.

şarap içer ve sarhoştur. Arapça. Tazice de Arapçamn bir lehçesidir. bazı bühtaıUar. Bunun içindir ki şarap satıcısıdır ve müşevv^tir. O mesttir. ne de haram. keyif ile memurdur. (1) Terkibedip şakayla ve oynayarak Bazı Botan efsaneleriıU. . Mahmurdur. Divanedir o. fakat makamsız değildir. Derice ve Tazice. O tuzlu şarap ona tatil gelince. O kadar içti kî o uyanık olmayan. Eğer dinUyorsanız. Sözlerinden haberi kalmadı onun. Onun söyledikleriıUn hepsi aşktır. o ney'in sesidir.LK GERÇEK AŞK Ey misalleri ve aldatmacalan dinUyen! Ey kıyas ve te'-viün müctehidi! Hânî aşk şarabıyla delirince. ney ne helâldir. Kürtçe. örf ile mazurdur. Perdesizdir. Bazı bahaneler. O (1) Derice Farsçamn.

Süsledi çocuklar gibi.MEMO ZÎN 461 Botîce. Mehmedîce ve SUîvîce. Aşk cemaUni izhar etmektir. Bu cevherdir ki onları parlatır. Güneş gibi ışık sahibidir. Onun kadrini bil. O. Aşktan esersiz olan hiç kimse yoktur. (1) Bazı hakîkler. Çarşı ve pazarlara getirdi. Bu cüâdır ki onlan cilalar. kimya dnsindendir. Bir kısmı parlak. ya da onu iradeye sevkeder. Katır boncuklarını. Ey en yakm yolun yolcusu! Güzel bir cevherdir. eşi olmayan bir yansuna ajmasıdır. Bunlarm bir kısmı hikâyedir. Her kıssa hisseden pay alır. bir kısun da altm ve gümüş. ya da kalay olan kalbler. O. eğer biUrsen öğüttür. Kalp olan. boncuk ve incileri. Her kim ki birşey irade ederse. Gerçek aşktan gafil ohna. Bakır ve cilâsız olan tabiatiar. (1) Bunlar Kürtçenin şiveleridir. Bunca dolaşıp durmaktan maksadı. bir kısmı da siyah. bir kısmı da helâl. Fakat onun bu sözlerden maksadı. bir kısmı da nüsâl. Aşk kemalini ispat etmektir. Aşk. Her misâl de. . Meğer ki zevkten habersiz ola. Aşk ya onun muradıdır. Tannyı gösteren aynadır. Bir kısmı haramdır. onun değeri ağırdır. zevâü olmayan bir sır hazinesidir.

Onlar cahil. Kimisi de onmUa ahret sarajrmı satmalır. tanımazlar. İradesini sarf edecektir. Fakat sıradan insanlarm çoğunluğu bilgisizdir.MEMO ZÎN 4fl3 Herkes kendi himmeti ölçüsünde. Olgun değil. Kimisi dünya yaşayışıyla onu harcar. Ya da zahit. Pâralairmı güzelliğe verirler boşuna. kara cahil ve sefildirler. sofu ve din bilgiıUeridirler. Mahrum kalır görmek zevkinden. öncüsüz ve kUavuzsuzdurlar. Mürşitsiz. Kendi nefislerirU bilmez. Bu iki toplulup da zararlı çıkar. . ahmak ve akUsızdırlar. Çaresiz aşkı satarlar onlar.

: 30 (1) (2) . Bu âlem hayal imdir. Bşlangıcı gerçi hayat rengindedir. nem (Yaşbk). top¬ rak ve havadır. Onun hayal olduğunu tasvir etnie. Bu bölümde insan hayatı tasvir ediliyor. ne yazık ki ölümlüdür bu.LX BU RÜYA MIDIR. (2) Bu tabiatlardan meydana geleıUer ve felekler. kuruluk ve soğuktur. sonra başka un¬ surlar da keşfedilmiştir. unsurlar ve onlardan doğan tabiatlar. Eskiden yalnız bunlar bilinirdi. Ama hayatmm sonu da ölümdür. Hep birlikte çabucak birbirierinden ajrrUırlar. Güzel yaratUışhdır. Felekler. yoksa rüya mıdır? Onun asılsız olduğunu yorumlama. Bunlardan doğan tabiatlar da ısı. Unsurlardan maksat varlıkların kökü olan ateş. Hep birlikte güzel bir şekilde ortaklık yaparlar. YaıU var olmayan bir varlıktır bu. HAYAL MİDİR? (1) Sakî! Gel söyle bana ne renktir bu. F. su.

(1) Yalnız değerU ve pâk tıynetU olanlar. Yok olma hastalığmm sermayeleridir. toprak toz olur. Onları çiftçi özel olarak kaldırır. (1) «ölmez ve dirihnez>> sözü bir âyetin parçasıdır. bir kısmı hafif. orada cehalinden bahsedilir. Bir kısmı gizüdir. jrumuşak un gibidirler. Olgunlaşmaz ve iyice pâk olmaz. Yer altmda saklı olan. Yani İJİ gidişU nefisler. devamlı dönerler. Gerçi bizim soylarımız ve köklerimizdir. Dökülen her dane parçalanır.MEMO ZÎN 467 Ölümsüzlük cevherinin ipuçlarıdır. Yine pisUk mertebesine razıdırlar. hennemdekilerin . «Ölmez ve dirilmez» sözü gereğince. Devamlı dökülürler çuvalm ağzmdan. Ateşe müstahak olan o kalp kalıbı. Çürümedikçe helâk olmaz. Su kurursa eğer. O değirmenin daneleri insanlardır. Değirmen gibidir felekler. O daneji özel olarak ekerse. Ateş sönerse. ne diri. Çarklıdırlar. GenelUkle ne ölüdür. Dördü de bizim için yol göstericidir. O kadar macera çektiği halde. bir kısmı lâtif. O daneler sırayla ve peş peşe. Bir kısmı ağırdır. Yerüden tekrar yoğururlar onu. Bölünür ve öğütiUür. hava yok olur.

Mide tandın onu pişirir. Bu işçiler onu o kadar döverler ki. Kâh çekici kuvvet içerisini çeker. Sonra en joımuşağmı ayırırlar... (1) Çak çak: Danelerin depodan değirmen taşımı} sağlayan tahta parçası. Ciğerin çömleği ve kalbin şişesi. Kuvvetlerin tasarrufuna gelir sıra. Katı kısunlarmı da aşağı indirir. O kadar onu döverler ve öğütürler ki. Bazan hazmedici kuvvet onu hazmeder.MEMO ZÎN 469» Olgunlaşıp salkım olduğu zaman. Karışık şarabı damlatırlar. Devamlı ısmm aşçısı. Yönler ve köşeler onımla mâmur olurlar. Yumuşak olan kısımlarmı jükseltir. Birbirinden ajnran mümej^jiz boyacı. Bu haUerin zuhurundan sonra henüz.. Karmlar âlenUne kaahU olur. Birbirinden ayırıp dağıtırlar. Nebat şerbeti gibi damlatUmca. Hulâsa: Hayat şarabmm teri. Onu 'vücuda ve organlara tevzi eder. Hulâsa: O cefalardan sonra.. O kadar onu ten şehrinde dolaştmrlar ki. Bazan itici ku'vvet geUp onu jrutar. Kâh tutucu kuvvet onu ezer ve acıtır. Ta ki un gibi uf almcaya kadar. Ağzm değirmeni ve diUn çakçak'ı (1) Ağzm sujoı ve dişlerin taşı. deliğine düşmesini . Onu döverler erzak için. İşe yaramıyan kısımlarmı döker.

Sularlar doğduktan sonra da. Eğer AUahm huzuruna hak kazanmışsa. O bitkiji zaman zaman kanla. O mejrve kemale erince. O bitki serkeş bir fidan olunca.MEMO ZÎN 471 Kâh su deryasına dalar gider. Güzel mejrveyle sarhoş olunca. GizUUk tarlasından O taze bitki çıktiğı zaman. Mercanlar gibi dizildiği zaman. Tertib ve nizamla tasvir olur. Ucu yeşilIerUr yaprak ve mejrvelerle. Kâh kan rengiyle renklenir. Hayatm menşei. işte o özdür. O can nedir? nebatm özüdür. GüzelUk ışığmm mazhan olur. Eğer fejizden ona yağmur serpilirse. . Yağmur feyizden imdada yetişmezse. Kâh terkib için dizilir. Sersemdir ve gıdası kandır. Karmda kaldığı sürece. Onu yadigâr olsun diye alırlar. Eğer padişahm ikramma lâjoksa. Vasıtasız olarak onu jrukan götürürler. O dane mejrvesiz bir ağaç olur. Can ışığmm yansıma aynası olur.

O güzel lokma şerbet olm. (1) Mâ'seri üzümün sıkıhp şırasının çıkanldığı yerdir. Bu ağaçlar çok dalh olurlar. Fakat çok az bulunurlar. O meyve kemal şerbetini çer. Onun orada adı meczup olur. Yiyeceklerin bakımmı görmesi gerekir. Zillet toprağına kavuşmadıkça. Büjük fıçmm içinden çıkmca. O yolun yolcusu olamaz. TecelUleri katlajonca. (1) Onun bakun görmesi gerekir. Onu mertebe mertebe oraya d^^ğru götürürler. . Kâh din güneşiyle pişmeli. Yani sıfatlarm çokluğundan. Hulâsa: GüzelUk hararetinden. O şerbet eğer tathysa çiğdir. Eğer öylece havanm önünde kaldıysa. Büyüklük tepesinden düşmedikçe. Bu şekilde elden ele o yolda. O cefa ma'serine gidecektir. Ta ki şarap için pirin eUyle. Büjük fıçmm içinde kaynajap kabarmadıkça. Pişip olgunluğa kavuşunca. Eğer acı ya da ekşiyse olgunlaşmamıştır. Fidanın üstünden dökülünce. Orada kaynayıp kabarmca. Kâh AUahtan sakmmanm mehtabıyla yanmalı.MEMO ZÎN 47S Gidince hemen sevgih olur. Kısacası: Büjükliiğün şevketinden. Onu gerçek mâsere götürmezler.

Cevher. O ilâhî şarabhaneye gidemez. O zaman tecrid makamına gidecektir. Ölümsüzlük onun için kavuşmaktır. Henüz belli makama gitmemiştir. Henüz ağzı mühürlü nefis şarap olmamıştır. Yok olmak onun için ölümsüzlüktür. Gönlü açan sahra gibi geniştir. Sevinç vefasmm maşrapası olmadan. O Hakla ölümsüzlüğü göremez. Kendi kendine bir varlık tanıdığı müddetçe. O tozdan indirirler onu O buhardan yükseltirler onu Yükseltildikten sonra süzülünce. Araz gibi etkili olunca. O yakıcUar ve o takviye ediciler. Yeniden potaya bırakırlar onu. Allahtan ona bir görünüş yoktur. Sürahinin ve kadehin rengindendîr. O tecellilerin harareti. O pota gerçi dardır ama. Kırmızı ya da al olduğu sürece. AyrUmak ve tek basma kalmak suretiyle de dep.MEMO ZÎN 475 Cevher tamamiyle yok olunca. arazdan tecridedilince. Mutlak olarak yok olmadUîça. . Fakat bu ka-vuşmak birleşip katUmak suretiyle değil.

MEMO ZÎN

477

Bu şekilde muradma kavuşur. Ancak o zaman kavuşan mürit olabiUr. Bir defada perdeleri ve ağlan çeksen? AUahım! Ne olur biz körlerin önünden. Biz âcizlere görmeyi nasib etsen. Perdesiz, örtüsüz ve engelsiz olarak? Görerek inanma deryası dalgalansa da. Bizler de bir zaman sejrretsek? Bu sanUar, şüpheler, bilgiler ve takUtler, Ajmen tevhit ile değişseler? Nedenler, araçlar hiç kalmasalar. Bir defa nedensiz olarak seni görsek? Bizim, varlığı zorunlu olan Allaha inancımız vardır, Varhğımızm zorunlu olmayışı arada perde olmuştur. AUahım! Yine bizi kendimizden kurtar. Kendin için bizi kendimizi tanır hale getir. Bu yürüjüş, bu yolculuk ve merhaleleri aşmak. Candan yönelen müride mahsustur. Bizim için nerde mümkün olur. Eğer yaratıcı ezelden takdir etmemişse? Çünkü kötülük ve bu yola yönelmek, îji işlerle ve yaramazlıkla olmaz. Âbidler bir riya ile helâk olurlar. Günahkârlar bir dua ile pâk olurlar. Âlem ki bir hayalî gölge gibidir, Yaratıcmm kendisi yol gösterir ve sapıtır. Odur hayal manzarasma getiren. Odur sapıklık perdesine bürüyen.

MEMO ZÎN

479

Fakat bize iradei cüziye vermiştir. Pis ve hilekâr nefsimiz, Onu da elimizden kaçırmıştır, Biz kalmışız, AUahm lûtfunun imdadı kalmış. Yalnız en iyisi biz sıradan insaıUar için. Sadece şu yeter biz günahkârlar için: Baştan AUahı hakkıyla tanıyalım. Ne kadar kusurlu, kemkişi ve noksanlı da olsak, Sonra gönülden ondan korkahm, DirUmizi büginlerden soralım. Onlar nasU derlerse öyle yapalım, Tâ ki dünya jüzünden yok oluncaya dek, Sırtımızı AUahm lûtfuna dajnyalım, Belki bizi ateşten affeder.

LXI

SONSÖZ VE KALEMLE KONUŞMA

Ey asImda yaya olan aüı!
Ey beyaz sajrf alarm âşıkı! Ey değersiz ve başı eğik şair! Ey büjücü ve gülünç sihirbaz! Ey sapıklık vadisinde başıboş gezen. Ey büjüklük iddiasmm aldatUmişı! Ey ucu yontulmuş pis renkU kalem! Güzel kumaş gibi güzel renkli kâğıdı. Şakak ve benler adma karaladığın yeter, «B» ve «D»lerle kötü adlı yaptığm yeter. (1) Yazı «Gubar» ve ufak olduğu sürece, (2) Yazı güzelUkten uzak değildir.

(1) (2)

«B>^>.

ve «D>^ «Bed» demektir, yani pis. Gubar Arap yazısının bir çeşididir.
31

MEMO ZÎN

483

Fakat Öğretim yazısı gibi çoğalmca. Ya da «Sülüs» ve «Nesih» gibi iri olunca, (1) O güzelUk saj^asmı ortadan kaldırır. Berrak olmaz, aydm olmaz ve kemale ermez. Sade dilberin şakaklarmm. Kolye gibi olmaması gerekir. (2) Yüz mehtabı üzerinde şakaklar güzeldir. Yüz üzerinde yular gibi ohnamak şartiyle. Ey kalem, sen de hayU uzattm. Bu kâğıdı çok karaladın, yeter artık. Sözler inci gibi de olsa. Çok olunca değersiz kalır. Mücevherlerin değerli olduğunu görmüyor musun? Çünkü azdırlar ve nadirdirler. Şaşırtmaca, yanlış, hata ve unutkanlıkları, ÎJİ karşUanmıyan günahlarm tamamını. Hiç düşünmeden yazdm sen, Bu yaptıklarına kim tahammül eder? Bunları senden tasvibeden kimse yoktur. Sana bunun için aferin diyen kimse yoktur. Ey arsız, kötü ve edepsiz! Küstah, kötü işü ve de haksız! Senin ucunu ne kadar yonttumsa ben, O kadar yanlış yazılar yazdm sen. Ne kadar ucunu tıraş ettimse ben, O kadar günah kazanmaya çalıştm sen. Haddini aştın sen de Hânî gibi. Nakışçılık yaptın sen de Manî gibi. (3)

U) Sülüs ve Nesih Arap. yazısının birer çeşididir.
(2) Burada ve bundan sonraki iki mısrada sayfa yar yüzüne benzetilmiş. (3)

Manî: ünlü Çin ressamı.

MEMO ZÎN

485

OjTmlar ve oyalamalarla meşgul olduğun yeter. Hatalardan ve şaşırtmalardan tövbe et. Bir defa tövbe yolunun üzerine gel. Henüz sana sıra gelmemişken.

Hüner sahibi olan o kahraman jiğit. Önce öfkelenme kemerini bağladı. Parmak uçlarmm düldülüne bindi, Derhal karşımıza dikildi. Dilinden çekti bir Zülfikâr, Benimle atıIUarm şahı gibi bir hasun oldu. Kızdı, kahırlandı bu sitemlerden. Dili şu cevaplarla döndü: Dedi ki: «Ahmet! Eğer habis değil isen. Sen ne söylediysen onu yazdım ben. Senin sözlerin ister iyi ister kötü olsun. Senin fiillerin ister yanlış ister doğru olsun. Ey işi kötülük olan ! İyi biUyorsun ki. Sensin onları söyliyen, yapan ve onlarm sahibi. Ben bir ney'dim ve ney alemindeydim, (1) Şaraptım, ama içenlerin eUnde değildim. Sen beni sazlıktan götürdüğün zaman, J^e sözüm vardı benim, ne de feryadım. Uzaklaştırdm beni arkadaşlarm yanından, Terkettirdin bana ülkemi ve ailemi.

(1)

Eskiden kamış kalemler kullanıldığı için böyle yazmıştır.

MEMO ZÎN

487

BerUm boğumlarımı ve parçalarımı baştan aşağıya,

Önce «01» emriyle deük deşik ettin sen. Sonra beni aşk tabağma koj^mca sen. Kalbimi aşk ateşiyle deUnce sen. Ve sen vücuduma ruh üfürdüğün zaman. Benim gönlümden geldi bu «Ah» ve figanlar. Senin üfürüğün benim kalbimi ve ciğerimi yaktı. Sen ne üflediysen ben onu söyledim. Ben dilsizim, konuşmasız ve uyuşuğum, Nefissiz ve nefessizim, kamış kısmmdanun. Saz meclisini sen bana sevdirdin. Günah defterini sen bana karalattm. Gerçi görünüşte varım ben. Ama sazcı sensin, ney gibijim ben. Acaba ney kendiliğinden birşey söyler mi? Hiç kalem kendiliğinden bir damla döker mi? Kaleme kara işler yaptıran kâtiptir. Sazcıdır ki ney, elinden feryad eder. Ney, kalem, kitap ve nişan. Ok, hedef, yay ve atıcUık, Kaderde emir altma girmişler. Henüz günah adı bile yazUmadan önce.»

AUahım! Biliyorsun ki zavaUı Hânî de. Kalem gibi tutsaktır. Gerçekten onun kalbi senin eUndedir, Mutlak olarak onun eü, kendi eUnde değildir.

Amir sensin.MEMO ZÎN 489 Sen onun başmı yonttuğun zaman. o havayı çalar. Kendisi için en ijisini ne biür o? Senin rızan her nasılsa. O. (4) O. O. gerek ilmiyle ve gerek kalemiyle. Kendi menfaatini ve zararmı bilmez o. Bu kita¬ bın yazılması da 1695 yılında tamamlanmıştır. (4) Buna göre 14 yaşındayken yazı hayatına atılmış. Sen ne irade ettiysen. (1) (2) (3) Yazı yazmaktan Doğduğu zaman. gayesi sensin AUahım! Fakat kötülük mürekkebiyle. Gerçi sen ona bir iradei cüziye vermişsen de. onu da tamamen sana bıraktı. O da ney gibidir. (3) Bu yıl kırk dört yaşına girdi. günahkârlarm öncüsü. o emirle memurdur. . Milâdî tarihe göre yılında doğmuş-- tur. Baştan ayağa kadar hep seıUn elindeydi. o da onu yazdı. (2) Tarih bin altmış bir idi. Otuz yUdu" ki yanlış yazUar yazmaktadır o. 1651 Bu Hicrî tarihtir. demek istiyor. Ona yazı yazmayı öğreten yazı serUn yazmdır. Memurlar her zaman olurlar mazur. Hayli sayfalar karartmıştır o. Çünkü yokluktan koptuğu zaman. Vallahi aktan ve siyahtan. (1) Maksadı.

(1) (1) İlgi kesmekten maksat ölümdür. . İJİ işlerden ise bir mangırı bile yoktur. Sen önce nasU ona aşktan ufuk verdinse. Sonunda da ona güzel bir ilgi kesmek ver.MEMO ZÎN 491 Günahlardan hayU mal toplamıştir.

2 Adem Pexember Adem) Aiaq: Asû\van (Ufuklar) Alîtab: Roj (Güneş) Agah: Haydar (Haberdar) Aheste: Hedî (Yavaş) Ahû: 1 Xezal.FERHENG (Sözlük) A Ab: Av (Su) Aba: Bav û kaim (Atalar) Abegîne: Cam. 2 Kemayî (Kusur) Axaz: Dest pe kırma karekî (Bir işin başlangıcı) Axıl: Axur. zaman) 2 Nuha (Şimdiki (Hz. hevş (Ağıl. Adera: 1 Mırov (însan). biUûr) Abıd: Peresdar (Ahit) Abîdane: Peresdaranî (Abitçe) Abîdar: Bı av (Sulu) Ac: Dırane fîl (Fildişi) Acil: 1 Peşende (Gelecek zaman). ahır) . (Ceylân). belûr (Cam.

azerden: Renc (Eziyet) . 3 Wek Ayîne: Neynik (Ajma) Azerde. haletin (Aletler) Alemefrûz: Rohnîkiroxê gerdiinê (Diinyaja aydmlatan) AK: BUmd (Yuce) Alîmul-xeyb: Zanayê bi tiştên nepenî (GizU §eyleri bilen) Aliide: Lewitî (Pishge biUaşan) Ain: Giştî (Umiimî) Amel: Xebat (Çalişma) Aram: Hêsayî (Rahathk) Arasîte: XemUandî (Suslenmi§) Anf: Naskir (Taniyan) Anz: 1 Peydabiija (Sonradan olan). 2 Dêm (Yanak) Ainzî: Nii çêbiiyî (Sonradan olan) Ari: Riit (Arinmi§) Asefê Berxîya: Wezîrê SUêman Pêxember (Hz. Sûleyman'm Veziri) Asî: Gunehkar (Giinahkar) Asîmanî: Ji rengê asîman.494 Axûş: Hembêz (Kucak) Al: Sor (Kirmizi) Alat: Ambiirm. 2 Aşt (Barişik) Aşifte: Perîşan (Peri§an) Aşina: Naskirox (Taniyan) Aşîyan: Hêlîn (Yuva) Ateşgede: Peresgaha agirperestan (Ate§e tapanlarm tapmagi) Atil: Teral (Tenbel) Ayîn: 1 Risun (Resira). he§în (Gök rengi. raavi) Asîtan: Hev§ (Avlu) Asîyab: A§ (Degirmen) Astide: Hêsa (Rahat) Aş: 1 Aş (Degirman). (Gibi) 2 Aheng (Tören).

dağıtan) Bazî: Lîztın (Ojmamak) Bed: Pîs.495 B Bab: 1 Bav (Baba). anlâksız) Behaîm: Dev^ann (Davarlar) . gören) Baç: Baçere (Yol geçiş ücreti. belavkırox (Veren. 2 Deri (Kapı) Babeser: Bı dîtm. 2 Bar (Yük) Band: Sar (Soğuk) Bari: Xwede (Allah) Barigeh: 1 Eywan (Salon). zışt (Çirkin) Bedayî': Tışten xweşık (Güzel şeyler) Bedexter: Bedsıter. dîtox (Gözlü. kötü niyetU) Bedîhî: Eşkera (Aşikâr) Bedr: Hîva tıjî (Dolunay) Bedrûd: Rûzışt (Çirkin yüzlü) Bedsekal: Nîyetxırab (Kötü lUyeÜi) Bedsmşt: X'wîxırab (Kötü huylu. baç) Bade: Mey (Şarap) Baxeber: Haydar (Haberdar) Baıs: 1 Sebeb (Sebep) 2 Xızan (yoksul) Bakûre: Bzep (Bakir) Bal: Bask (Kanat) Bala: Bejn (Boy) Ban: Haf (Dam) Banû: Xatûn. be yom (Uğursuz) Bedevvî: Gundî (Köylü) Bedxwah: Xer nexvvaz (Bedhah. 2 Felek (Felek) Basır: Dîtox (Gören) Bayi': Fırotox (Satıcı) Baal: Dayox. (Hatun) Bar: 1 Fîkî (Meyve).

ya da iiriin verirler. 2 Bergeh (Yön). smir) Besatîn: Bostanm (Bostanlar) Beser: Dîtm (Görmek) . 3 Fîkî (Meyve) Ber bû me: Ber bi me hat (Bize dogru geldi) Bercîs: Sitêra Mişterî (Jubiter yUdizi) Ber di bann: Di bm bardane. sînor (Iki deniz arasmdaki ince kara parçasi. kul) Ber: 1 Kevir (Taş). iiriin yagdmrlar) . qiil (Hizmetçi. yan Jî xêr ii bêr di dm. deniz kar§Uigi) Berzex: Bejê ziravê navbera du behran. ked di barînm. deneme) Bena goş: Penka goh (Kulak memesi) Bend û baz: Hunermendî (Meharet) Bexşende: Efiikar (Bagi§layici) Benat: Keçm (Kizlar) Bende: Kole (Kul) Bendi: Girtî (Tutuklu) Beng: Gîyakîye mirov pê serxwe§ di be (Sarhoş edici bir ot) Benî: Xulara. Berxîz: Ra be (Kalk) Berî: Bê par (Yoksun) Berk: Pehk (Yaprakcik) Berq: Biriisk (Şiraşek) Berqe': Perde (Perde) Berr: BeJ (Kara parçasi. ber Ji wan di bare (Yiik altmdalar.496 Behre: Par (Pay) Behremend: Xwedî par (Pay sahibi) Behrewer: Xwedî par (Pay sahibi) Bekke: Bajarê Mekkê (Mekke §ehri) Belorî: Tiştê ji belor (Billiirdan olan şey) Beliiqîya: Cihiidekî hUekarbûye (Bir hilekar Yahudiymiş) Belwa: Bela. tecribe (Bela.

jera di bejm «Govenda feqîyan» (Bir halay çeşididir. «Fakiler halayı» denir) Be zar: Neçar (Çaresiz) Bı bazîn: Bı lîzînm (Oynatalım) Bıjarm: Pek anîn (İfa etti) Bı kalıt: Bı nale (İnlesin) Bı kene: Bı kerîn (BecerikUdirler) Bdh: Ehmeqî (Ahmaklık) Bmper: Tewırekî çekbûye. Bırehne: Tazî (Çıplak) Bırhan: DelU (Kanıt) Bıtûnan: Zıkan (Karmlar) Bı vverîne: Wer ke (Serp) F. belkî mertal be (Bir silâh. 2 Avayî (Yapı). (Ev) 2 Şe'r (Şiir). : .497 Best: Gire da (Bağladı) Beşaret: Mızgîn (Müjde) Betî': Hedîmeş (Ağır jürüyüşlü) Bey": Fırotın (Satış) Beyda: Dest (Ova) Beyt: 1 Mala Xwede (Kâbe). bel¬ ki kalkandır) Bmyad: 1 Hîm (Temel).32 . 3 Mal Beyte Meqsûd: Mala X'wede ku xelk qesda çûjnna we di ke (Halkın gitmek istediği AUahm evi) Beytıl-eqsa: Mızgefta bajare Qudıs'e (Kudüs'teki Cami) Beyyînat: Nişanen eşkera (Açık alâmetler) Bezi: Camerî (Cömertlik) Bezlego: Qeşmer (Komik) Bezm: Cıvata henge (Eğlence mecUsi) Be dad: Be çare (Çaresiz) Bex: Kok û nejad (Kök ve soy) Bejen: Bejmg (Kalbur) Be kene: Be kerm (Beceriksizdirler) Be newa: Be hez (Güçsüz) Berîte: Te'vvırekî govende.

têkUhev (Karişik) Bûte: Şii§e (Şişe) C Ca: CUi (Yer) Cam: Qedeha meyê (Içki kadehi) Camediride: CUdirandî (Yirtik elbiseh) Cametebdîl: CUguhartî (Degişik kiyafetli) Camid: Hebûyê bê gan (Ruhsuz varlik) Can: 1 Gan (Ruh) 2 Laş (Viicut). heraî (Tamaraen. ilahî) Bilkul: Bi tevayî. . bekaret) Bilad: Welat (Ûlke) Bîlcimle: Heraî (Hepsi) Bil Heq: Bi Xwedê. wxedayî (AUah hakki için. bi bênahî (Gören) Binende: Kesê ku diir di bîne (Uzagi gören) Bisat: Ti§tê raxistmê (Yaygi) Bişe: Dara raêşe (Me§e agaci) Bîz: Zik. hepsi) Bîmar: Nexwe§ (Hasta) Bina: Bi dîtm. bi mana turê bm çena xezalan yê tijî misk Jî tê (Karm.493 Bidarî: He§yarî (Uyamklik) Bîli: Bîyok (Ajrva) Bîkr: Keçîtî (Kizlik. ceylanlarm çeneleri altmdaki misk kesesine de denir) Buhran: Bê heşî (Kiriz) Buxar: Helraa kelê (Kaynama buhan) Buqrat: Zanakî Yunanî.biiye (Bir Yunan bilgini) Bulhewes: Evîndarê ne Ji dil (Candan sevmeyen aşik) Bii. Bo: Bêhn (Koku) Biise: Maç (Öpuciik) Biiş: Tevihev.

499

Cana, canan: yar (sevgiU) Canfeza: Jînbexş, bexşendeye kefxweşîye (Hayat, sa-iinç
bahşeden)

Oamb: Alî (Taraf, yön) Cawîdaııî: Tımmî (Ebedî) Cazibe: Heza kâşane (Çekici güç) Cebbar: 1 Xurt (Güçlü). 2 Zordest (Zorba) Cebhet: Enî (Alm) Cebîn: Herdu alîyen enîye (Alnın iki yanı) Ced'an: Gırâken por (Saç büklümleri) Oedel: Mmaqeşe, pevçûn (Münakaşa) Cedîy: Bırca Karıke jı 12 bu-cen roje (Oğlak Burcu) Oegerriş: Cegerkul (Gönlü yaralı) Cela: Rohnî (IşUc) Celadet: M§rxasî, egîtî (Kahramanlık, yiğitlik) -Celal: Mezmatî (Büyüklük) Oelew: Hefsar (Yular) Celîs: Hevale rûnıştme (Oturma arkadaşı) Oema: Cıvîn (Toplanma) Oemad, Cemadat: Hebûyen be gan (Ruhsuz varlıklar) Oemaze: Deve (Deve) emî': Hemî (Hep) Cendl: Baş, meqbûl (İyi, makbul) Cemmaş: Nukubcûz (Yamuk gagalı) Cenah: Bask (Kanat) Cenan: DU (Kalp) Cera: Herıkandî (Akar, akıcı) Cerdan: Talankerm (yağmacUar) Ceres: ZengU (Çmgırak) Cerh: Bırîn (Yara) Cewahır: Pıranîya «Cewher»e, hebûye ku bı sere xwe di kare hebûna xwe nîşan bı de, wek kevır. («Cevher»tn çoğuludur, kendi basma varhğmı gösterebilen varlık, taş gibi)

500

Cewcem: Em rastê mana vê kelîmê ne hatin (Bu kelimenin anlamma rastlamadik). Cewr: Sîtem (Zuliim, haksizhk ) Cewşen: Zirx (Zirh) Ccz'e: Girîna li ser rairî, dirandma cUan ii kişandma por Jibo mirma wî (Öliinun iizerinde aglamak, elbiseleri yirtraak, saçlari yolmak)

Cift: Cot (Çift) Cilfû: Leyî, naser (Sel) Ciliis: Riini§tin (Oturraak) Cmdi: 1 Sipah (Asker). 2 Xortê rmd (Giizel delikanli) Cmiid: Sipahan (Askerler) Cmûn: 1 Dînîtî (Dehhk). 2 Dîn (DeU) Cir'e: Qurt (Yudum) Cirm: Guneh (Şuç) CibîIIet: Nejad û kok (Soy) Cihannuma: Nîşandayoxê dinê (Diinyayi gösteren) Cîhanpenali: Kesê ku dmya pişta xwe pê girê di de (Diinyanm giivendigi kimse) Cîhat: Piranîya «Cîhet»e yanî Rohelat, Roava, Bakur û Ba§ur («Cihet»in çogulu, yani Dogu, Bati, Kuzey ve Giiney
Cîlwa: Rohnî (Aydinlik) Coş: Keldaym (Kaynamak, coşraak)

Cunbeş: Pêldaym, hejîn (Dalgalanmak ( sallanraak) Cuz': Perçe (Parça) Cûbar, Cûyebar: Newal (Dere) Cûdî: Çîyayê ku geraîya Niih h serê rawestîye (Nuh'un geraisinin durdugu dag)

501

ç
Çaha zîqenc: Çalıka navbera leve jerîn û çene (Alt du¬ dakla çene arasmdaki çukur) Çak: Dırandî (YırtUı) Çalak: Bı sıvıkî, bı lez (Çabucak) Çapıkherekat: Kese ku bı lez tev di gere (Çe'vik davranan) Çarane: Tewırekî cUe cengebûye (Bir savaş elbisesiydi) Çareebrû: Bırûreş (Karakaşh) Çaraperdaz: Dîtoxe çare û havUe (Çare bulan) Ça^mîgî^, çeşnîgîr: Çekıroxe kefx'weşîye û henge (Eğlen¬ ce düzenUyen) Çavvûş: Peşleşger (öncü askerler) Çeng: 1 Enîşk (Dirsek). 2 Nîve Kulme (Avucun ya¬
rısı). 3
Tevv^ırekî saz (Bir saz).

Çengî: Sazvane saza çeng (Çeng sazmın çalgıcısı) Çerxe: Bı çenxe, bı bûre (Seğirt, geç) Çest û çalak: Bı lez û çelengî (Çevikçe, çabucak) Ç«şm: Çav (Göz) Ç«şn: Heng (Eğlence) Çdlexane: Cîye ku peresdar teda peresti di km (AbiÜerin
ibadet ettikleri yer)

Çırb: Xureken rûnî (Yağh yemekler) Çıvîyayi: Xuz (Yamuk) Çîhar erkan: Her çar goşe, yani Rohelata bakurî, Roavaya bakurî, Rohelata başurî, Roavaya başurî (Dört yön, yani Kuzeydoğu, Kuzeybatı, Güneydoğu, Güneybatı) Çîhanm: E çaran (Dördüncü) Çîn: Xûz (Yamuk) Çîn çîn: Xelek xelek (Halka halka) Çu: tu (Hiç)

502

D

Nav ii deng (Şöhret). Dafîe: Hêza tehradaymê (îtici guç) Da henstî: Bi hevdiira da ket (Birlikte dii§tu) Dair: Gêrbiiyî (Yuvarlanan) Daîrebend: Qora govendê ya gUor (Halka gibi halay safi) Daiye: Semed (Sebep) Dalalê nutleq: Avarêtîya yekcarî (Mutlak sapiklik) Dam: 1 DavUc (Fak). 2 Heywanên kedî (Evcil hayvanlar) Damad: 1 Zava (Damat). 2 Daman: Daw (Etek)
DUan (Dugiin)

Da': Jan (Hastahk) Dad: 1 Edalet (Adalet). 2

Dane:

1

Tene (Tane). 2

Tamikê nava davikê (Fakm

içindeki yem) Damş: Şêwr (Danişma)

Darii: Derman (Ilaç)
Dasitan: Çîroka kevne (Destan) Da'wet: 1 Dua (Dua). 2 DUan (Diigun). Dawer: Xwedê (Allah) Dawidî: Kesên h ser dînê Dawid Pêxember (Hz. Davud'un
dinine mensup olanlar Dayîn: Daye (Dadi) Debiq: Dermanekî rengkesk (Yeşil renkli bir koku) Debîr: Nivîsvan (Yazici, .sekreter)

Debr: Idarekirm (Yönetmek) Ded: Hejrwanên kiivî (Vah§î hajrvanlar) Def': Vegerandm, qewirandm (savmak ) Defain: Piranîya (Defîne»ye («Define»nin çoguludur) Dehan: Dev (Agiz)

503

Dehqan: 1 Axa (Ağa). 2 Baxvan, cotkar (Bahçıvan, çiftçi) Dexel: Ne safî (Kalp, safi olmayan) Delawer: Merxas (Yiğit) DeUal: Bangkırox (Çağırıcı) Delle: Tol (Fahişe) Del'vv: Bmca SatUe jı 12 bırcen roje (Güneşin Kova Burcu) Dem: 1 Zeman (Zaman). 2 X'wîn (Kan) Dem': Hıstır (Gözyaşı) Dembeste: Kese ku bı zehmet helma xvve di de û di sıtîne (Zor soluyan kimse) Demgeş: Kese bı hesan helma xwe di de û di sıtîne (Kolay soluyan kimse) Demsaz: Heval Arkadaş) Derb: 1 Lexıstm (Dövmek). 2 Çapkırma du-avan (Para basmak) Dere: Daxılkırın (Dahil etmek) Derdenak: Bı derd (DertU) Derxur: Xurek (Yiyecek) Derice: Deriye bıçûk (Küçük kapı) Dermende: Nexweş (Hasta) Dermeyan: Di navda (İçinde) Derr: Zırar, dıj (Zarar, karşıt) Derre: He-vvî (Kuma) Derrende: Heywane çırînok (Yui^ıcı hayvan) Dervvaze: Derî (Kapı) Dew': Tîrej, ronahî (İşm, ışık)
Devva: Derman (îlâç)

Dewab: Heywanm (Hajrvanlar) Dewende: Beza (Çok koşan) Dewhe: Dara mezm (Büjük ağaç) De\vre hal: Wergerîn û guhartma hal (HaUn dönüşmesi) De\vwar: Gerbûyî (Yuvarlanan) Deyyar: Mırov, kes (însan, şahıs)

504

Dêrê ezreq: Dêra heşîn, asîman (Mavi kiUse, gök) Dêrin: Kevn (eski) Di bestin: Girê di dan (Baglarlardi) Dilaram: Hêsayîya dil (Göniil rahathgi) Dildade: Evîndar, yar (Seven, sevgiU)
DUdar: Yar (SevgiU) Dildaş: Hevalê dU (GöniU arkada§i)

Dilefroz, Dilefriiz: Rohnîkiroxê dU (Gönlii aydmlatan) Dilfikar, DUefkar: Dil bi tirs (Ûrkek göniillu) Ddxwah: Daxwaza dil (GöniU dilegi) DUkuşa: Vekiroxê dU (Göniil açiei) Dilnewaz: Geşkiroxê dil (Gönlii canlandiran, şenlendireni Di nmna: Di xuya (Göriiniirdii) Dirc: Qalika mirarîyan (înci kabugu) Dîfoa: Hevrî§un (îpek) Dîdar: Xuyajrî, rii (Göriiniiş, jdiz) Dîde: Çav (Göz) Dîdeheyran: Ê ku mirov li çavên wî heyran di mîne (Göziine hayran olunan) Dîgergiin: Bi tewirekî dm (Bambaşka) Dîmax: Mejî (Bejdn) Dimai: Xwînî (Kanli) Dîmen: Erdê bejî (Susuz toprak) Dînar: Diravê zêrîn (Altm para) Dîrayet: Bîrbmn (Diişiince) D'îsa: Di îsa, di bmsî Parlardi) Diwan: 1 Civata mezinan (Biijaiklerin raeclisi). 2 Pirtiika §ê'ran (Şiir kitabi) Dîyar: Jor (Yukari, zirve) Dîyarî: 1 Xuyayî (Göziiken). 2 Hedîye (Armagan). Dîzdar: Dergevanê girtîxanê, yan kelê (Hapishane ya da kale kapicisi) Doxîteçeşm: Çavkeç, ê ku çavêd wî wek ên keçanm (Kiz gözlii, gözleri kizlarm göziine benzeyan kimse)

Durdane: Teneyen mırarîyan (İnci taneleri) Dnre nîsare: Mırarîyen ku h sere büke ten reşandm (Cîelinin basma dökülen inciler) Duta: Duqat (îki büklüm) Dûd: Dû (Duman) Dûdeman: Nejad (Soy) Dûrebîn: Kese dûrdîtox (Uzağı gören) Dûşîn: Şeva çûyî (Dün gece) Dûşîze: Keça bakire (Bakire kız) E Ealî: Kesen mezm.505 Dozex: Doj (Chennem) Dııxan: Dû (Duman) Ihucmeya Sıkender: Radara Eskendere Romî (Büjük İs¬ kender'in radarı) Duxter: Keç (Kız) Dur. e-vvr (Bulut) Ebyat: Rezen şe'ran (ŞUrin beyitleri) Ecanıb: Kesen xerîb (YabancUar) Ecnas: Tewırm (Cinsler. Durr: Mırarî (încî) Durrâ Xeltan: Mırarîyen tevîhev. gökler) Durd: Tılp (Tortu) Durdan. jüksek dere¬ celi kimseler) Ebes: Tewş (Faydasız) Ebîd: Koleyan (Köleler) Ebleh: Ehmeq (Ahmak) Ebr: Hewr. bılmd (Büyük kimseler. asîmanan (Karışık inci¬ ler. çeşitler) Ecûz: Pîrejm (Kocakarı) Ed bı km: Bı hesıbînm (Saymız) Edanî: Pıranîya «Edna»ye («Edna»nm çoğulu) .

a bi namiis (Temiz. 5 Diravên ku dema xwestma biikê Ji raala bavê wêra tê dajan (Kiz istenirken bab^sigile verilen paralar. bîrbir (Bilginler. diişunce adamlari) Ehmer: Sor (Kirmizi) Ehya: Zmdîyan (Canlilar) Exder: Kesk (Ye§il) Exlat: Hebiiyên ku ji imsuran çê di bm (Ögelerden yaratUan varliklar) Exnam: Pezin (Koyunlar) Exter: Sitêr (YUdiz) Eqanb: Xizmin (Hisimlar) Eqd: 1 Marbirîn (Nikah kiymak). 4 Bi benvekirma morîyan (Boncuklan iphge takmak). beranber (Denk.506 Edawet: Neyarî (Diişmanlik) Edem: Tunneyî (Yokluk) Edîb: Bêjevan (Eldebiyatçi) Edîl: Hevta. başlik) Eqdam: Lmgm (Ayaklar) Eqrebut-teriqe: Rêya nêzîktir (En yakm yol) . 2 Kulah (Taç) Evişandibûn: Di destê xweda hîştibiin. xemgîn (Ûzgiin). namusîu kiz ya da kadm) Eflak: Piranîya «Felek»e («Felek»in çogulu) Efriiz: Rohnî (Aydmlik) Efser: 1 Meliil. karşi karşiya) Edîm: Tunne (Yok olan) Edl: Dad (Adalet) Edn: Navê bihuştêkîye (Bir cennet adidir) Edna: Kesê nizimtir (En alçak kimse) Edû: Neyar (Diişman) Ef'al: Piranîya «Fî'I»e («Ful»in çogulu) Efîfe: Keç. 3 Girêdan (Baglamak). yan jma paqij. pariztibûn (Esirgemişlerdi) Ehlê nezer: Kesên zana. 2 DUan (Diigiin).

eskiden dört oldukları ve hayatm . yan nejmıkeda di xuye (Yansuna) E'la: BUmdtır (En yüksek) EIaîq: Ben û rehen ku mırov bı jîneve gire di dm (İnsanı hayata bağhyan bağlar) Elef: Pût (Hayvan yiyeceği) Elem: 1 Eş (Ağn). en yumuşak) Elwan: Rengm (Renkler) E'mal: Karın (İşler) Emced: Pır bı şan (Çok şanh) Emda: Qesden (Kasten) Emeldar: Karker (İşçi) Emîr: Mîr (Bey) Emr: 1 Ferman (Emir). Evm: Av. ax. 2 Al (Bayrak) Elettevvalî: Lı pey hevdû (Peş peşe) ELPaz: Gotmm (Sözler. sözcükler) Elhal: Nuha (Şimdi) Elîlıîmem: Hîmmetbılmd (Yüksek himmetli) Eîîl: Nexweş (Hasta). nermtır (En nazik.50T Eq'wam: Qe'wınan (Ka'vimler) Ekber: Mezıntır (En büyük) Ekrad: Pıranîya «Kurd»e («Kürd»ün çoğulu) Eks: Ronahîya tışte ku di ave. Elîm: Pır zana (Çok biIgiU) Elîmeqam: RıtbebUınd (Yüksek rütbeU) Elqîsse: Kurta gotme (Sözün kısası) Eltaf: Qencîyan (îyiUkler) Eltef : Naziktir. agur û hewa («Unsur»un çoğuludur. 2 Kar (îş) Emsîle: Wekokm (Örnekler) Enadıl: Te'mrekî bUbU (Bir çeşit bülbül) EnamU: SertUîkm «Parmak uçları) Enasır: Pıranîya «Unsur»e ku berâ di hatm gotm çann û jîn jı wan çe bûye.

508 bunlardan meydana geldigi söylenirdi. renk gibi) 1 Erxewan: KuIUka hmarê (Nar çiçegi) Enstetalis: Zanayê Yunanî Arîsto (Yunanli bilgin Aristo) Erş: Text (Taht) Eriis: Biik (Gelm) Erz: 1 Nî§andan (Göstermek) 2 Fereja. wek reng (Kendi başma varhgmi göstereraiyen. toprak. bi tirkî Jêra di bêjm (Ardiç) Erez: Çemê Erez (Aras Nehri). bu hususta cevhere muhtaç olan. ateş ve hava) Enbaz: Heval (Arkada§) Enbiya: Pêxembenn (Peygamberler) Encam: Dawî (Sonuç) Encim: Sitênn (YUdizlar) Encunen: Civat (Komite) EngÛLr: Tirî (Ûzum) Elnhar: Çemm (Nehirler) Enin: Nalîn (Inleme) Enis: Hogir (Munis) Enwa': Tewirm (Çe§itler) Enwar: Piranîya «Enver»e («Enver»in çogulu) Enwer: Pif rohnî (Çok i§ikh) Er: Eger (Eger) ErazU: Piranîya «RezU»e («ReziI»in çogulu) Erbab: Xwedîyan (Sahipler) Erbein: ÇU (Kirk) Er'er: Darelcîye. 2 Ti§tê ku ni kare bi serê xwe hebiina xwe nî§an bi de. di vê yekêda mihtacê cewhere. ber (En) Esabi': Tilîne (Parraaklar) Esaxir: Biçiikm (Kuçiikler) Esbab: Ti§tên lazim (GerekU §eyler) Esmar: Fîkîjon (Meyveler) . Şunlardir: Su.

509 Esnaf: Tewır tewır (Çeşit çeşit) Esr: Sedsal (YüzyU) Estar: Perdeyın (Perdeler) Eş'ar: Şe'rm (ŞUrler) Eşbah: C^mm (Cisimler) Eşk: Hıstır (Gözyaşı) Eta: Dayın. zıt şeyler) Ezfer: Kîske bm çena xezalan ku misk tedaye (Ceylânla¬ rm çeneleri altmdaki misk kesesi Ezhar: Kulîlkm (Çiçekler) Ezman: Zıman (Dil) Ezra: Keça bakire (Bakire kız) . 2 Xuyayî (Görünen) Eyanî: 1 Eşkerayî (Açıkça) 2 Vata (Üstü açık. iyiUk] Etfal: Zarûkm (Çocuklar) Etrab: Keçen hevsaled kuran (DelikanlUara yaşıt kızlar) Ewam: Xelk (Halk) E'vvan: Alîkarm (Yardımcılar) Ewbaş: Du xorten bı hevdûra (Beraber olan iki deUkanh) Ewc: Tewre jor (Zirve) Ewran: Hevvran (Bulutlar) Eyax: Em raste mana ve pirse ne hatm (Bu kelimenin mânasını bulamadık) E'yan: Kesen gıregır (llerigelenler) Eyan: 1 Dîtm (Görmek). tüsüz) ör¬ Eyn: Çav (Göz) Eyş: Jîna bı kefxweşî (Mutlu yaşamak) Eyyam: Rojm (Günler) Ezaım: Nıvıştm (Muskalar) Ezazıl: Şeyten (Şeji.an) Ezdad: Tışten dıje hevdû (Bir birine karşı. qencî (Vermek.

rastın (Gerçekten. bı fitne (Müfsit.511 Fettan: Fesad. Vekra: Bı hevdûra. alîkarîya vı^î bı kî (Ona yar¬ dım edersen. ışıklı) Tebîet (Tabiat) Sisti (GevşekUk) Fızûl: 1 Tewş (Faydasız). vekışîn (Korkmak. safî (Temiz. Xwede (Fejiz yağdıran. Fıtret: Fıtûr: Ve: Paşda. bı şunda (Geriye) Vensand: Ve kır (Çözdü) Ve: 1 Ev (Şu). dıgel hevdû (Beraberce) Vera bı gıri: Tu pera ra gırî. hep birUkte) Füheqîqe: Bı rastî. AUah) Fezaîi: Karen baş (İyi işler) Fezîhet: Eşkerakırma ne h gorî daxwaze (Arzuya aykırı olan açıklama) Fdk: Gemî (Gemi) Fılorî: Paqıj. Feyrûz: Renge heşîn (Ma'vi renk) Feyyaz: Barandoxe feyze. 2 Be ar (Arsız) Fîlcımle: Hemî. yani gönlün içine giren aşk) . onu desteklersen) Vîhalî: Vî tışte ku te di keve şûnekî. gîhane nevdû (ToplandUar). bı carekî (Hepsi. fitneci) Fewware: Pet (Alev) Feyroz. bı şewq (Aydm. gerçek) Fuad: DU (Kalp) Fıkr: Fıroz. safi) Fdûs: Manqırm (Mangırlar) Tırs. çekinmek) Fırûz: Rohnî. 2 Xwest (Diledi) Vek ketm: Kom bûn. yanî evîna ku te di keve nava dU (Bir yere giren bu nesne.

di pejavîn (Konu§urIardi) Goşwar: Guhar (Kiipe) Goyîa: Teyrekîye bi şev di qîre (Gece bagiran bir kuş) Guftar: Gotm. Guzîn: Bijare (Seçkin) Giin: Reng (Renk) . derbazbiin (Dolaşmak. geçirdiler) Gêsii: Kezî (Saç örgusii) Gil: Harî (Çamur) Girdevvarî: Berhevkirî. civandî (Derlenmiş) Girdîgar: Xwedê (Allah) Go§: Goh (Kulak) Goyende: di bûn: Di gotin. zeman (An. geçmek) Guzîde.bl2 G Gah: 1 Carna (Bazi bazi). zaraan) Gaze-gaz: Qîre-qîr (Bagiri§ma) Geda: Kole. dUenci) Genc. 2 Gav. Gencîne: Xizne (Hazine) Geşt: Ger (Seyahat) Geştî: Gremî (Gtemi) Grewherî: Gewherfiroş (Cevher saticisi) Gêrane: Gerandm. parsek (Köle. peyv (Konuşma) Guherguharan: Guhargewheran (Cevher kupeliler) Gulab: Gulav (Gul suyn) Gulben: Şaxa gulê (Guî dali) Gulgiin: Gulreng (Giiî rengi) Gulqend: Ava şekirê Qend (Kant şekerinin şerbeti) Gulnar: Ava kuUîka hmarê (Nar çiçeginin şerbeti) Gulpîrehen: Kesê ku kirasê wî wek guîêye (Gömlegi glil gibi olan) Gum kir: Winda kir (kaybetti) Gumrah: Avarê (Sapik) Guweşt: Tewirekî qaydê sitiranêye (Bir şarki makami) Guzaf : Gotmên tewş (Bo§ sözler) Guzer: Ger. derbazkmn (Çevirdiler.

dergevan (Nöbetçi. : 33 . 2 Kurta gotme (Sözün kısası) Hazıq: Hunermend (Mutahassıs. 2 Kevure Reş ku di dîwar§ Mala Xwede'daye (Hacer-Esved) Hecle: Bermal (Oda) Hedîd: 1 Hesm (Demir). kapıcı) Hacız: Navbır (îki şeyin araşma giren) Hadis: Nûçe (Sonradan olan) Hadî: Kese ku mırov tine reya durust (însam doğru yola getiren) Haîl: Navbır (îki şejin arasına giren) Haîm: Wmdabûyî. mexsed evîne (Bir şeyin içine giren. başıboş kimse) Haldmane: Mîr anî (Beyce) Hala: Tışte ku te di keve nava tıştekî dm. mahir) Hazırûn: Kesen hazır (Hazır olanlar) Hazîme: Heza hezımku'me (Hazmedici güç) Hebîb: Yar (SevgiU) Hecer: 1 Kevır (Taş). yan kevu: (Maden ya da taşa yazı yazan) F.513 H Hacıb: Pajrvan. maksat aşktır) Hale: Seywana dora hîve (Aym etrafındaki hale) Hamî: Parezdar (Himaye eden) Haris: Cotkar (Çiftçi) Herr: Germ (Sıcak) Hasıl: 1 Tışte ku bı dest di keve (Elde edilen). beredayî (Kaybolan. 2 Cîhe mzuntir (En alçak yer) Hedîqe: Bax (Bahçe) Heqaîq: Rastiyan (Gerçekler) Heqqa: Bı rastî (Gerçekten) Hekim: Pm zana (Çok bügUi) Hekkak: Nıvîsvane h ser maden.

hevta (Denk) Hemser: Heval (Arkadaş) Hemware: Her gav. di sewîyekîda (Bir seviyede. yaldiz) Heînaxîiş: Hembêzî (Kucaklaşan) Hemaşjyan: Hevalê hêlînê (Yuva arkadaşi) Hembîze: Hevaîê zik. hevrê (Yoldaş) Hemraz: Hevalê razan (Sir arkadaşi) Hemseng: Beranber. lê biçiike û pir tale (Ebiicehil Karpuzu) Her çend: Ger çiqas (Gerçi) . tim (Her zaman) Hemzad: Hevalê xwannê (Yemek arkadagi) Henzeî: Fîkîyekî wek zebeşêye.şîii: Hevalê rûniştmê (Oturma arkadaşi) Heinrah: Hevaîê rê. bira ii xuşk (Kardeş) Hemdem: Heval (Arkadaş) Hemefser: Hevaîê KiUah (Taç arkada§i) Hemel: Birca Beran ji 12 bircên rojê (Giineşin Koç Burcu) Hemişe: Tim (Her zaman) Heitn.liai: Havaîê hal ii razan (Hal ve sir arkadaşi) Hemxehvetî: Hevaîê xelwetê (Haîvet arkadaşi) Memxwsihei Hevaîê razanê (Uyku arkadaşi) Hemqal: Hevalê peyvê (Konuşma arkadaşi) Hemqedem: Hevaîê îmg. eşit) Hemkase: Hevaîê vexwarmê (Içki arkadaşi) Heial: Helgirtm (Yiiklenmek) Hemîîqa: Hevalê dîtmê (Göriişme arkadaşi) Hej]an!.514 Helahil: Kuştox (Ölduriicu) Helawet: Şêrînî (Tatlihk) HeU: Pişkaftm (Çözmek) Hellal: Pişkaftox (Çözen) Helwela: Gotma «LahewIe wela («LahevIe» demek) quwwete îUa bUlah» Heîlê sîmab: Avzîva helandî (Eritilmiş giimiiş suyii.

felsefe) . 2 Evîn (Aşk) Hevı^alî: Çarmedor (Çewre) Hey: Zmdî (Canlı) Hey'at: Pıranîya «Hey'et»e («Hey'et»in çoğulu) Hey'et: ŞıkU (ŞekU. çı qas ku (Şu kadar ki. birirUn huzurunda olmak) Hıccet: DeUl (Kanıt) Hıcre: Kunca SunayU Pexember ya lı rex Mala XwedS (Kâbenin yanmdald Hz. îsmaU Hücresi) Hmd: Hmekî (Biraz) Hinde: Ev qas (Bu kadar) Hmdewane: Zebeş (Karpuz) Hmdî: Ev qas ku. Heyula: Nejada gerdûng (EvreıUn ilk maddesi) Hezer: Xwe parıztm (Sakmmak) Hezl: Yari (Şaka) Hezret: Pâşedest (Huzur. wek weşîye (Salkım gibi toplandUar) Herîr: Hevr%ım (İpek) Herzekar: Kotoxe gotmen tewş (Herzeci) Heseb: Nejad (Soy) Hesretzede: Kese ku belaya hesrete bı serîda hatîye. Hîcran: Dûrketma evîndar jı yarg (Hicran) fflkmet: Zanin. şenayî (Meskûn yer) Heyûl. biçim) Heyşet: Avayî. be rmrad (Hasretzede) Hesûd: Dexes (Kıskanç) Heşem: Meîyet (Maiyet) Hewa: 1 Hevva (Hava) . ne kadar M) Hılûl: Teketma gane laşekî pişti mmme di laşekî dmda (Bir ruhun ölümden sonra bir başka vücuda girmesi) Hınayan: Kîse dıravan (Para kesesi) EUcab: Perde (Perde) Hîcr.515 Herfan ne gırm: Şaşbûnan der ne xm (Yanhşhkları açığa vurmasmlar) Henstm: Kom bûn. felsefe (BUgi.

ji nejadekî pak (Hanedan) Xasekî: Xulamê navmali (Harem hizmetçisi) Xasê nezer: Nihêrtma xisiisî (Özel baki§) .ş: Kesê bê dengê ku na pejdve (Konuşmayan. 2 Qey (Gaîiba) Xame: Qelem (Kalem) Xamû. sessiz kimse) Xaiie: Mal. malik. (Ev. degersiz) Xal: Şana Ii rii (Yuzdeki ben) Xalab: 1 Zorbir (Yenen). birû tên diriibandm bi wê (Hilal. kaşlar ona benzetiUr) Hîn: Gav (An) Hîraset: Xwe panztm (Kendini sakmmak) Hîrqet: Şewat (Yanmak) Hol: Gog* (Top) Hor. Hane) Xanezad: Xanedan.516 Hîlal: Hîvik. bê riimet (Topraktan. Hiir: Horîyêd bihuştê (Cennet hurileri) Horî meqliib: Vajîyê ji horîyê (Huriden dönme) Hubb: Evîn (Sevgi) Hubla: Avis (Gebe) Huîslîaîn: Mîran (Beyler) Haimain: Xwedî hîmmet û qencî (Himmet ve iyilik sahibi) Humre: Sor (Kirmizi) Huwel-Heq: Ew heqqe( O haktir) Hût: Birca Masîyê Ji 12 bircên rojê (Guueşin Balik Burcu) X Xadim: Xulam (Hizmetçi) Xaib: Wmdabiiyî (Kayip) Xaqan: Padîşahê Tirkistan'ê (Turkistan Hukiimdan) Xak: Ax (Toprak) Xakîsar: Ji axê.

Xel: Xelq (Halk) Xelaîq: Gelen xelqe (Halk kitleleri) Xelaîq: Gelen xelqe (Halk kitleleri) Xelef : Kur. 2 Aferandm (Ya¬ ratmak) XeUaq: Aferandox. AUah) Xvs^ede (Günahları örten. pis (Oğul. AUah) Xem: 1 Derd (Dert). qırş û qal (Çerçöp) Xatem: Gustil (Yüzük) Xawer: Rohelat (Doğu) Xavn: Vala (Boş) Xaz: Renge sor (Kırmızı renk) Xebxeb: GUare bm çene (Çene altı) Xebîr: Haydar (Haberdar) Xebîyye: Veşarî. evlât) Xem: Dost (Dost) Xelq: 1 Mırovm (İnsanlar. mexsed evî¬ ne (Dün gece içilen şarap. maksat aşktır) Xedd: Dem (Yanak) Xedda': Xapînok (Aldatıcı) Xedeng: Tîr (Ok) Xef: Nepenî (GizU) Xeffar: Nuxaftoxe gunehan. halk). 2 Xûz (Yamuk) . qırş. û qal (Çerçöp) Xasîyyet: Xısûsîjryet (ÖzelUk) Xaşak: Gerş û gel. jı adete der (Harika) Xar û xes: Gerş û gel. nepenî (GizU kapaklı) Xebl: Perişan (Perişan) Xebûq: Meya ku şeva çûyî hatîye ve xwarm.517 Xar: Sıtırî (Diken) Xaretker: Talanker (Yağmacı) Xancîyyet: Derketma jı qanûn û adetan (Kanun ve gele¬ nekten çıkmak) Xarıq: Dırandoxe adete. Xwede (Yaratıcı.

dilek) Xeridar: Kirîdar. miifsit) Xemnak: Xwedî derd ii xem (Gam ve dert sahibi) Xemr: Mey (Şarap) Xemze: Awir (Gamze) Xenc: Naz (Naz) Xendan: Bi ken. kêfxweş (Giiliimseyen. cilveli) Xerbet: Şerbet (Şerbet) Xerçeng: Birca Kevjalê ji 12 bircên rojê (Giineşin Yengeç burcu) Xerez: 1 Rik. sevinçU olan) Xenî: Dewlemend (Zengin) Xennas: Şejrtên (gejrtan) Xeraman: Bi naz îi delalî (Nazli. kirînox (Alici) Xerîq: Nûqbûyî (Suya batan) Xerq 1 Niiqbiin (Suya batma). ajrm çevrestndeki hale) Xerra: Birqok (Parlak) Xerwar: Xerar (Bujöik çuvaJ) Xesîs: Çikîid (Cimri) Xesmane: Neyarî (Diişmanlik) Xet: 1 Cênîg (Şakak). 2 Dirandm (Yirtma) Xerqe: Niiqbiijrî (Suya batan) Xermen: Bêder. toplayan) Xemguzîn: Bijartoxê xeman (Gamlan seçen) Xemmaz: Pejwgerîn. hatîye morkirm (Onaylanmigtir) . fesad (Dedikoducu. kîn (Garez. kin). di civîne (Gamlan ölçen. sejwana dora hîvê (Harman. 2 Nivîsan (Yazi) Xetebend: Perwaza text (Tahtm pervazi) Xeten: Bajarekîbiiye miskê xezalêd wê pir hêjabiiye (Ceylanlarmm miski çok degerU olan bir şehir) Xetîb: Xwazgîn (Diiniir) Xetme: Morkirîye.518 Xemendîiz: Kesê ku xeman di pîve. 2 Daxwaz (Arzu.

şiş (Değnek. gazel) Xezenfer: Şer (Arslan) Xerexwah: Xerxwaz (Hayırhah. şiş) Xıtût: Xezm (Çizgiler) Xızam: Kulükekîye (Bir çiçektir) Xızm: Mırove h peş (Yakm akraba. iyi kalpU) XıdTewat: Sebzeym (Sebzeler) Xdqet: Aferin (YaradUış) Xı§t: Sıvık. hısım) Xîda: Bakût (Gıda) Xîlafe mu'tad: Jı adete der (Mutat hilafı) Xîlman: Zarûken bıhuşte (Cennet çocukları) Xîred: AqU (AkU) Xokerdeye îşqe: En ku xwe kmbûn evîne (Kendilerini aş¬ ka atanlar) Xudreste: Kese ku be mamosta. çöp. h peş (îlerigelen kimseler) Xewatîn: Pıranîya «Xatûn»e («Hatun»n çoğulu) Xewf: Tu-s (Korku) Xewr: Kuran (DerinUk) Xeyb: Tışt û cîhe nexuyayî (Görünmeyen şey ve yer) Xeyl: Hesp (At) Xeyme: Kon (Çadır) Xeyre ıneqdem: Tu bı xer hatî (Hoş geldin) Xeyşûm: Fırnık (Geıız) Xeyûr: Kese bı xîret (HamiyetU kimse) Xez: Qumaşekî hevrîşmîne (Bir ipekU kumaş) Xezel: Tewırekî şe're (Bir şiir çeşidi. xwe bı xwe ^aye (öğ¬ retmensiz olarak kendi kendine yetişen kimse) Xuld: Bıhuşt (Cennet) .519 Xetsîyah: Keça ku bıska ser cînîga we reşe (Şakağmdaki zülüf siyah olan kız) Xettat: Nıvîsvan (Yazıcı) Xewadmı: Xulamın (Hizmetçiler) Xevv'as: Kesen gıregır.

xem (Keder. aUe reiai) Xweşxîlqet: Rmdaferîn (Giizel yaratihşli) . dUgeş (SevinçU) Xursend: Sitandoxê xwarmê ii bakiit (Gida alan) Xurşîd: RoJ (Giineş) Xurîic: Derketma Ji qanûn ii adetan (Kanun ve gelenekten çikmak) Xusr: Zirar (Zarar) Xusse: Keder.520 Xull: Zmcîrê ku li dest ii Imgêd girtîyan tê girêdan (Piranga) XuUux: CUê hevr^mînê tenik (Ince ipek elbise) Xulûid: Zindîbîina timmî (Ebedî hayat. 2 Sifre (Sofra) Xwanende: Sitiranbêj. dengbêj (Şarkici) Xwanê kase: Vexwaxma ji kasa meyê (Şarap kadehindeiî içmek) Xwemal: Malxoyê maJê (Evin sahibi. pmdik (Gonca giil) Xundekar: Padîşah (Padişah) Xundm: Bangkirm (Çagirmak. davet etmek) Xur: Xwarin (Yemek) Xurfe: Bermal (Oda) Xuroş: Keldaym û rijîna bi ser firaqêda (Kaynayip ta§ma) Xurrem: Şad. sor (Kirmizi renk) Xunçe: Gula ne pi§kifî. ebedîyet) Xunun: Kupê meyê ê mezm (Biiyiik şarap fiçisi) Xumrî: Rengê xumrî. gam) Xusserevîn: Revînokê xeman (Gamlari dagitan) Xiil: Pîrhevok (Cadi) Xûşe: Weşî (Salkun) XWab: Xew (Uyku) Xwan: 1 Xwann (Yemek).

dökmek) İrfan: Zanîn (Bilgi) . 2 Text (Taht) İmareya nîgare: Texte Sıtîye (Sıti'nin tahtı) İmkan: Hebûne ne zerûrî (Zorunlu olmayan varlık) İnayet: 1 Baldaym (Dikkat etmek). ÎUet: 1 Semed (Neden). 2 Nexvı^eşî (Hastalık) îma: işaret (İşaret) İmaret: 1 Avayî (Bina). jı madenen tm te cîhekırm (Altını diğer madenlerden ayıran kimyasal bir madde) l'la: Bılmdkırın (Yükseltme) î'Iam: Eşkerakırm (Açıklamak) ÎUe. pis (Oğul. ihtilât) îqbal: Peşende (Gelecek zaman) lqtîza: X'westın. sözcük) îbda': Aferandma bı awakî xweş (Güzelce yaratmak) İbn: Kur.521 İbaret: Pejrvr. erkek çocuğu) Icab: Bersîv (Cevap) icabet: Qebûlkırma xundme (Çağnyı kabul etmek) îdbar: Bextreşî. rehtm (İndirmek. be talû (TaUhsizUk. îcab (Gerek. peyvekî (Söz. bahsızlık) lftîraq: Dûrketma jı yare (Yardan uzak kalmak) îhsan: Qencî (îyiUk) îhtîraz: X'vve parıztm (Kendini sakınmak) îxfa': Veşartm (Gizlemek) îxtîlat: Tekili (Karışmak. 2 Alîkarî (Yar¬ dım) İneb: Tmî (Üzüm) İntizar: Repan (Beklemek. icab) İkrah: Zorkırm (Zorlama) Iksîr: Maddekî kîmye'vvîye. bı we zer. yol gözlemek) inzal: Daxıstm.

canlanan) îştiyaq: DUbiJokî (Arzulamak) îtab: Gazm (Sitem) î'lîdal: Hatma cîhê adetî. 2 Reben (Zavalh) Jêkve: Ji hevdii (Bir birinden) Jêkra bi ketm: Ji hevdû bi qetîne. 2 Pêştemal (Peştemal) îzhar: Eşkerakirm (Açiklamak) îzlet: Mayma bi tenê (Yalniz kalmak) îzz: Heybet. buyukluk). dagitsm) Ji wan weye ku: Ji wan wisaye ku. mezmî (Heybet. rastbiin (Normal yere gelmek) î'tîkaf : Perestîya di mizgeftêda (Camideki ibadet) îtrê şahî: Dermanê bêhnxweşê wek ê padî§ahan (Padişahlarinki gibi giizel kokular) îttîhad: Yekiti (BirUk) îttîsal: Hevdîtm. di bêjm qey ku (Öyle saniyorlar ki) . zajnf). zeîf (Etsiz. gîhana cem hevdii (Kavuşmak) îz'an: Qebiilkinna rastîyê (Dogrujm kabul etmek) îzar: 1 Cênîg (Şakak). Jar: 1 Bê go§t.522 îrfanteleb: Kesê ku daxwaza naskirmê di ke (Tanimak istiyen) î'raz: Zivirîna ber (Yuz çevirraek) îsxa: Gohdarî (Dinlemek) îsm: Nav (Ad) îstebreq: Tewirekî qumaşê hevrîşmîn (Bir ipekli kumaş) îslîtaet: Hêz (Guç) îstîwa: Nîvê asîman (Gök ortasi) îşqebazî: Evîn (A§k) îşret: Heng (Eglence) îşretabad: Ava ii ge§ê bi hengê (Eglenceyle şenlenen. belav bi ke (Ajnrsm.

2 Tışte kevne (Eski şey) Qedîr: Xurt. Qarûre: Şûşe (Şişe) Qasır: Kurt (Kısa) Qebaîîı: Gmıehm (Günahlar. AUah) . söyleme) Qalıb: 1 Qalık (Kabuk). AUah). 2 Sîng (Göğüs) Qehhar: Pu. Xwede (Güçlü. 2 Çuîsk (Kıvılcım) Qedd: Bejn (Boy) Qedem: Lmg (Ayak) Qedîd: Goşte zıwa (Kuru et) Qedîm: 1 Kese ku jı bereya bereve heye.523 Q Qabîlun-ııar: Mısteheqe ağır (Ateşe müstahak olan) Qaıl: Gotox (Söyleyen) Qaîm: 1 Kese ku hebûna wî bı 'vvîye. Xwede (Eskidenberi var olan.bı xışım. pejrv (Konuşma. AUah) Qena': Dergevane kele (Kale kapıcısı) Qella§: Bı dek (Kurnaz) Qelem ket: Bı bire. bı hez. kabahatlar) Qebaîl: Qebîleyan (Kabileler) Qebes: 1 Kozır (Köz).2 Lı ser Imgan (Ayakta) Qal: Gotm. vmek (Yalancı) Qebd: Tewırekî sekme (Bir çeşit şeker) . kanaat getiren) Qani: Pır sor (Çok kırmızı) Qanûn: 1 Yasa (Yasa). je ke (Keser) Qenbel: AU çepe (Sol taraf) Qemer: Hîv (Ay) Qems!: Derewçîn. X'wede (Kendi ken¬ dine var olan. 2 Nave sazekî (Bir saz adı) Qarûr. 2 Laş (Vücut) Qam': Beskır (Yetinen. Xvvede (Kahredici. Allah) Qefes: 1 Qefesa heywanan (Hayvan kafesi).

çiban) Qerîb: Nêzîk (Yakm) Qerîn: Hevalê pê§ (Yakm arkadaş) Qerz: Dejm (Ödunç) Qeseb: Bendikêd kumên jman (Kadm feslerinin kaytanlari) Qet'a: Ji bm (Asla) Qetal: Kuştî (ÖlduriUmu§) Qetre: DUop (Damla) Qettal: Mêrkuj (Kaatil) Qewl: (îotm. mecarf anlamda yazisiz bakir için kuUanUmaş) Qişt: ZUfa biçiik (iiçiik ziUiif) Qîlade: Gerdenî (Kolye) . bazar (Çarşi. bi mana mecazî Ji paxirê sayara hatiye gotm (Kagit. riipel. Qedandma kare (îş bitirme) Qezaya. Mecniin (Leyla'nm aşigi. tehmdan (îtelemek. pej^ (Söz) Qews: Kevan (Yay) Qewwel Qeşmer (Komik adam) Qeys: Evîndarê Leylê. Mecmm) Qeyseri: Siik. dövmek) Qerh: Kul (Yara. wek ku §ekir xwanbm şêrînm (Şeker yemişler gibi sözleri tatli olanlar) Qentar: Weznekîye (Bir tarti) Qer': Lê xistm. Qedaya: Piranîya »Qezîyye»ye («Qezzîj^e»nin çogulu) Qezlyye: Mesele (Problem) Qmar: Çengelê ku go§t pêvê tê daleqandm (Etin asUdigi kanca) Qirtasîye: Kaxiz. 2 Tunnekirm (Imha etmek). pazar) Qeza: 1 Kirma nimêjê piştî derbazbiina wextê (Vakit geçtikten sonra namai kUmak). 3 Qeder (Kader). sayfa.524 Qendexayan: Ên ku pejrvêd wan.

dilek) Kameram: Bextewerî (Muüuluk) Karesazî: Sazkırm û meşandma kar (İşin jürütülmesi) Karîgen: Gerdûn (Evren) Kas: Kem. mecazî anlamda gök için kuUanUır) Qulûb: DUm (Kalpler) Oolûbemen Iehnl-qelb: Dilen kesed wxedî dU (Gönül sahip¬ lerinin gönülleri) Onlzem: Behr (Deniz) Qurb: Nezîkî (Yakınlık. kusurlu) Kase: Qedeha meye (îgki kadehi) Kazıb: Dere-vvîn (Yalancı) Kebk: Kew (Keklik) Keckulahan: Kulahxviraran. zar) Kabin: Te'vvırekî perûya bûkeye (Gelinin bir hediyesidir) Kala: Mal û mUk (Mal-miUk) Kam: Mır ad. zar (îki aşUt. bı mecazî jı asûnanra te gotm (Kubbe. yakm olmak) Quwaye heywan: Heza jîne (Hayat gücü) K Ka'betullah: Mala X'wede (AUahm Kâbesi) KaTıeyn: Herdu kap.525 Qînwan: Weşî (Salkım) Qiran: Beranber (Yan yana) Qîrat: Weznekîye (Bir ölçü) Qîtar: Rezıka devan (Deve dizisi) Qîwam: Hez (Güç) Qubbe: Kümbet. eğri olanlar) Kecrû: Bı ser rûra xwar (Yüzün üstüne eğmek) Kefaet: Hevtayî (Denk olmaJt) Kelal: Westandm (Yormak. bı qusûr (Kem kişi. türbenleri. Musa) . daxwaz (Murad. verdiği yorgunluk) Kelam: Pejrv (Konuşma) Kelat: Keleyan (Kaleleri Kelim: Musa Pexember (Hz. kofrxwaran (Eğri taçIUar.

hesyet (Şeref. olgunlaşmak) Kemalê bê kemalî: Temambiina kêmayîyê (KemalsizUgin kemale ermesi) Keaari: Ji qerax (Kenardan) Kenz: Xizne (Hazine) Keramet: Şeref. Kêbir: Sertîr (Ok ucu) Kezm: Daqurtandm (Yutmak) Kêfxweşî (Keyif) Kêj: Keç (Kiz) Kêwan: Sitêra Zuhel (Saturn jmldizi) Kilan: Hejandm (Salladilar) Kmiiz: Xiznan (Hazineler) Kurdar: Kurm (FiU) Kirdebengî: Bengîbiiyî. camêr (lyi. 2 Keyber. bengî (Çilgmlaşmiş) Kîiab: Seym (Köpekler) Kîsre: Pad%ahê Iran'ê (îran Hukiimdari) Kîswet: CU (Elbise) . (Bilgi ve hikmet işaretlerini ke§feden kimse) Kfeşwer: Welat (Ûlke) Kewaîb: Keçên memikgUover (Tombul memeli kizlar) Kewkeb: Sitêr (Yildiz) Kewn: Gerdiin (Evren) Kewneyn: Herdu gerdiin (îki evren) Keyfîyet: 1 Çawayî (Keyfiyet). Kemalat: Gîhana bUmdîyê (Kemale ermek.526 Kelte: Kelebiitî (Ojmaşma) Kemal. cömert olan) Kerrena: Navê sazekîye (Bir sazm adi) Kesb: Karkirm (Kazanç) Kesîî: Gur (Yogun) Kesret: Pirî (Çokluk) Keşşafê nmûzê hîkmetil-eyn : Kesê ku îşaretê zanîn ii hîkmetan kifş di ke. haysiyet) Kerem: Qencî (îyiUk) Kerîm: Kesê qenc.

zor (Güçlük) Kon: 1 Bı be. serbest (Nazlı.527 Kitabet: Nıvîsîn (Yazmak) Kîzb: Derew^ (Yalan) Koh: ÇSya (Dağ) Kohî: Çîyayî (Dağh) Koter: Gerdenî (Kolye) Kubra: Mezmtir (En büjük) Kuffar: Kafıran (Gâvurlar) Kufw: Hevta (Deng) Ku: 1 Lı ku (Nerde). mekân dışı) Lareyb: Be guman (Şüphesiz) Laubali: Bı delalî. 2 Çawa (NasU). mahiyet (îşin içjüzü. serbest) Layezal: Xwedg (AUah) Leb: Lev (Dudak) . mahiyeti) Kurdemfir: Mîren Kurd (Kürt beyleri) Kusan: 1 Çawa(NasU). pîr (YıUarı köhnemiş. fermana Xwede ku di beje «Bı be» (01. 2 Çuna (Niçin) Kustax: Çelaq. 3 Kîja (Hangi). 4 Eğer (Eğer) Knhensal: Kevnesal. 2 Gışt (Tüm) KuMet: Zehmet. be şerm (Küstah) Kuşad: Vekırî (Açık) Küs: Def (Davul) Labıdde: Hemm lazıme (Mutiaka gerekir) Lahût: Nolen paqıj (Tenüz sıfatiar) La'I: Gewherekî sore (Kırmızı bir cevher) Lamekan: Gerdûna asîmanan (Gökler alemi. AUahm «01» emri). 2 Qul (DeUk) Knnh: Bme kar. yaşlı) Kul: 1 Rîş (Çıban).

bi lêvanra (Agzma kadar dolu). AUahi görmek) Lot: Lotik (Ziplama) Lucce: Pêla avê (Su dalgasi) Lutf: Qencî (lyiUk) M Bfediim: Tunne (Yok olan) Ma erefnak: Me te ne nasî (Seni tanimadik) Mafû: Bexşandî (Affedilen) Mah. dîtma Xwedê (KarşUaşmak. lêvziwa (Dudagi susuzluktan kuruyan) jLehd: Gor (Mezar) Lehw: Heng (Eglence) îl#hyan: Her du alîyan (îki taraf) Lehze: Gav (an) Leîm: Kesê nejadnizim ii çavbirçî (Alçak soylu ve zugurt kimse) Leîn: Mel'iin (Mel'iin) Lemyezel: Xwedê (AUah) Letîf : Nazik. narîn (Nazik) Letîfedan: Kesê ku bi gotmên xweş ii zirav di zane (înceUkleri bilen) Lewleb: Felek (Felek) Leyali: Piranîya «Leyl»e («Leyl»in çogulu) Leyî: Şev (Gece) Lêk: Li hevdii (Bir birine) Liqa: Rasthatm. Mehtab: Tavehîv (Mehtap) l>Iahiid: Kifşe (BiUnen) . Meh: Bîv (Ay) Mahîtab.528 Le'b: Lîztm (Ojmamak) Ijebaîeb: 1 Tijî. 2 Lêv bi lêv (Dudak dudaga) Lebteşne: Lêvtî.

529 Maîl: DUbıjok. göre) Meclûbe mehebbeta unasm: Bı evîna mırovnan hatme keşan (Bazı adamlarm sevgisiyle çekilmişler. h gorî (Üzerine. tîkoşîn (Savaş. mücadele) Ma'rez: Temaşegeh (Sergi) Marîfetnak: Kese bı zanîn (Bilgili kimse) Maruf: Naskırî (Tanmmış) Matem: Şîn (Matem) Matemi: Kese şînî (Yaslı kimse) Ma-'vverd: Gulav (Gül sujru) Mazûl: Derketîye jı kar (Azlolunan) Mazûlî: Derketma jı kar (Azlolunmak) Meadm: Pıranîya «Maden»e («Medenin» çoğulu) Meal: Mana (Anlam) Meanî: 1 Pıranîya «Mana»ye («Mana»nın çoğulu). mejnldar (Meyleden) Mabcolî: Nex'weşe bı Ser'aye (Sar'alı) Ma'lûl: 1 Nexweş (Hasta). : 34 . celbedihrUş1er) Mecmer: Bıxûrdan (Buhurdanlık) F. 2 Sıtıran (Şarkı söyleme) Mebanî: Çekırm û h hevanîna gotman (Söz söyleme) Mebhût: Hejorî (Şaşkm) Mebnî: Lı ser. 2 Ava (Bajnndır) Manend: Wekî (Gibi) Manî: Ressame Çini e bı nav û deng (Üünlü Çin Ressamı) Ma'ser: Guvaşgeh (Üzümün sıkılıp şırasmm çıkarıldığı yer) Masîke: Heza ku di gire (Tutan güç) Masîwa: Hebûyen jı bil X'wede (Allahtan başka yaratık¬ lar) Maşa: Kese ku di meşe (Yürüyen) Ma'reke: Ceng. 2 Tışte ku jera delü te anîn (Kanıtlanan) Mamûl: Tışte ku pe te emelkırm (GeçerU olan) Ma'mûr: 1 Dme (Dünya).

mest (Sarhoş. bUmd. Medhûş: GêJ (Sersem) Meftûh: Vekirî (Açik) Meftiin: Evîndarê bêhe§ (Meftun. celbedilmiş) Meddah: Pesmdar (Övucii) Medh: Pesn (Övgii) Medhoş. bm ferman (Emir alti) Mehmel: Texterewan (Tahtaravalîi) Mehmîid: PaqiJ. Mehza: Sirf (Salt) Mehziiz: Xwedî par (Hisse sahibi) Mexafet: Tirs (Korku) Mexbîin: Xapîyayî (Aldanmiş) Mexdîim: Kesê ku jêra xizmet tê kirm (Hizmet edUen kise) Mexfîir: Nuxaftî (Örtiilen) Mexmer: Firaqa meyê (Şarap kabi) Mexmîir: Serxweş.530 Mecrîih: Birîndar (Yarah) Mecrûr: Kêşayî (Çekilmiş. 2 Xapîyayî (Aldanan) Mexûf : Bi tirs (Korkulu) Mexz: Mejî (Bejdn) . saw (Heybet) Meharet: Hunermendî (Meharet) Mehanm: Kesên malî (Mahremler) Mehbîib: Kesê ku tê evandm (SevUen kimse) Mehcebîn: Enîhîv (Mehtap ahnli) Mehcîir: Terkkirî (Terkedilmiş) Mehd: Dergii§ (Beşik) Mehell: Şûn (Yer. mahaU) Mehkiimtt eleyhî: Bm hukum. tutkim) Meger: 1 Ewxu (Meger). mest) Mexrûr: 1 Qure (Magrur). 2 Mera. bi raya Xwedê (înşallah) Mehabet: Heybet. bi qedir (Yuce) Mehr: Heqê marbirîna biikê Gelinin rûkah iicreti) Mehpare: Parça hîvê (Ay parçasi) Mehz.

2 Gan (Ruh) Meqreme: CUSn temken hevrîşmîn (înce ipekU elbise) Megseda seramest: Daxw'aza ku serîyan mest di ke. bı mana mecazî jı çerxa felekera te go¬ tm (Anahtarlar. tekühev (Karışım) Menahî: Be fermanîyen Xwede (AUahm yasak ettikleri) . oyunbazlık) Mekşûf : Xuyaji (Görünen) Melabîs: CUm (Elbiseler) Melahet: Rmdî. yani paralar) Meqtûl: Kuştî (öldürülen) Me'kel: Xurek (Yiyecek) Mekmen: Veşargeh (Pusu) Meknûn: Veşartî (Gizlenmiş) Mekr: Dek (Hile. 2 CUıe Bırahîm Pexember ku h hember Mala Xwedeye (Hz. Allahın dostlarmm yeri) Megasıd: Pıranîya «Meqsed»e («Maksad»m çoğulu) Meqlûb: 1 Vajî (Tersine dönük). nazıkî (GüzelUk. İbrahim'in Kebe önün¬ deki yeri) Meqame malûm: Cîye kıfşe e dosten X'wede (Bilinen yer. naziklik) Melaîn: Mel'ûnm (Mel'unlar) Melal: Perîşanı. gevşeklik) Melamet: Gazm (Sitem) Melbûs: CU (Elbise) Melefcsîsal: Kese bı nola fırîştan (Melek sıfatiı kimse) Melekwar: Wek fırtştan (Melek gibi) Melzûm: Tışt. yan kese ku jı mnrov na qete (Melzûm) Memat: Murm (Ölüm) Memlû: Tıjî Dolu) Me'mûl: TıştS ku te hevîku-m (Umulanı Memzûc: Tevîhev.531 Meqalat: Gotmm (Sözler) Meqalîd: Mıftejrm. mecazî anlamda felek çarkma derUr) Meqam: 1 Cîh (Yer). yanî dırav (Kafaları mest eden dilek. sıstî (Perişanlık.

Merez: Nexweşî (Hastahk) Mergever: Navê cîyekîye li Iran'ê (Iran'da bir yer adi) Merqed: Gor (Mezar) Merkeb'ereban: Ên ku li hespên Erebî siwar biibûn (Arap atlarma binenler) Mermîiz: Tiştê ku tê îşaretkirm îşaret edilen) Mersîye: Sitiranên ser mirîyan (Ölu agidi) Merzîyye: Razîkirî (Razi edilen) Mesal: Çîrok (Masal) Mescîid: Kesê ku secde Jêra tê birm (Kendisine secde edilen) Mesdiid: Ritunî (Tikanmiş) . riitbe) MenazU: Piranîya «MenzU»e («MenzU»in çogulu) Menbe': Kan (Kaynak) Mendal: Zariik (Çocuk) Mendel: Şar ii temezî. hiikumsiiz) Mensiir: 1 Belavkirî (Serpilmiş). bê hukum (îptal edihniş. rêçik (îz. izlenen yoi) Menî': Zexm (Saglam) Menqûş: Nexşkirî (Nakişh) Menna': ÇUciid (Cimri) Mensiix: Betalkirî. ritbe (Mal-miilk. 2 Mizeffer (Muzaffer) Menşe': Jêder (Menşe) Menzer: Cîyê xuyabûnê (Göriinme yeri. manzara) Menzil: 1 Xanî (Ev).532 Menaqib: Jînenîgarîym (Bîyografiler) Menal: Mal ii mUk. desmal (Kadmlarm başörtusii^ mendil) Menhec: Rêç. 2 Cîhê ku mirov di xwaze bi gîjê (însanm ula§mak istedigi yer) Menzîiri: Pîvek (Ölçû) Merd: Mirov (însan) Merdane: bi ciwanmêrî (Cömertçe) Merdîîd: Qewirandî (Reddedilen).

pıjandî (Pişkin. nıvîsîn (ÖğretmerUn. yazı yazmak) Meşkûk: Bı guman (ŞüpheU) Meşreb: Vex'warm (İçecek) Meşşate: Jma xemlînok (Süslejici kadm) Metae yek: Eşyaye hevdû (Bir birlerirUn metamı) Metaf : Cîhe tewafa Mala Xwede (KâberUn tavaf yeri) Metaya: BejnbUınd (înceboylu) Metbû': 1 Peşrew (Ujrulan kimse. aşktan sersemleşen) Meşq: Nıvîsana gır ku mamosta jıbo hînkırma qutabîyan di nıvîse. talebelerin öğrenmesi için yazdığı iri yazı. îsa) Meşkûk: Dıraven çapkırî (BasUmış para) Meslûl: Sûre kışandî (Çekilmiş kUıç) Mesmû': Gohdarî (Dinleme) Mesrur: Kefx'w^eş. dılşad (SevinçU) Mestur: 1 Nuxaftî (Örtülen). geje evîne (Çok seven. 2 Tışte ku te xwestm (îstenen) Me''wa: Hewır (Barmak) Mewalî: Dostm (Dostiar) Mevpam': Manim (EngeUer) Mewc: Pel (Dalga) . önder) 2 Bı xwî (Huylu) Metbûx: Pehtî. nıvîsî (Sa- tırlaşmış. olgun) Metle': Cüıe derketma roje (Güneşin doğuş ufku) Metlûb: 1 Daxwaz (Dilek). Meşam: Lebate behnkırme (Koku alma organı) Mesame can: CUıen gan ku behn di gırm (Ruhun koku alma duyulan) Meş'el: Melede (Meşale) Meşhed: Cîhe şehîdan (Şehitlki) Meşhûd: Xuyayî (Görünen) Meşxûf: Pır bı evîn. yazılmış) 2 Rezkurî.533 Mesîh: îsa Pexember (Hz.

yeniden) Micella: Rohnî. sarhoş) . cîlakirî (Aydm. açUcîanan) Mibtil: Betalkirox (îptal eden) Blicadd: Ê ku tîkoşîn di ke (Mucadele eden) Micedded: Teze. 2 Newq (Bel) Me'yûs: Bê hêvî (Umutsuz) Mezaq: Tam (Tat) Mezaliman: Bmsiteman (Zuliim altmdakiler. 2 Meyxur. Ji nîive (Yeni. komkirî (Topîanmiş) Micerreb: Tecnbekirî (Denenmi§) Rlicerreb: Tecribekirî (Denenmiş) Micerred: Rût (Armmi§) Mîcessem: Bi cîsm ii laş (Vucudu saglara olan) Micezza: Parçekirî (Parçalanmiş) Mi'ciz: Mi'cîzên Pêxember (Peygamberin mucizeleri) Midamî: 1 Tunmî (Devamli). mazliimlar) Mezher: Cîhê xuyabiinê (Yansiraa yeri) Mezlem: Tarî (Karanhk) Meamer: Veşargeh (Gizlenilen yer) Mezre': Zevî (Tarîa) Me'zîin: Bi destiir (îzinh) Mêhîman. cilali) Micenned: Civandî. 2 Danandî (Konulmuş) Mewzîin: 1 Peyv ii nivîsînên §ê'rî (Şiir) 2 Yeksor (Devamli ajmi tempoyla olan) Meyan: 1 Nav (îçi). Mêhman: Mêvan (Msafir) Miadat: Neyarî (Diişmanlik) Miadil: Hevta (Denk) Mialif : Hogir (iilfet eden) Miamq: Kesên ku hevdîi hembêz dikm (Ku§akla§anîar) Miateb: Bergazm (Sitem ediîen) Mibalîî: Helal (Miibah) Mibexxerat: Tewirên bixûrê (Buhur çeşitleri) Mibeyyen: Beyankirî (Beyan ediîen.534 Mewzîi': 1 Babet (Konu). serxweş (Şarap içen.

fenek (Hilekâr. dost (Âşık. değiştirilerek yorumla¬ nan) Mıeyyen: Kıfşe (BelU) Mıferrîhat: Tışte ku kefxweşî di dm (Keyif vericiler) Mıfîd: Dayoxe mefaye (Fayda veren) Mıft: Belaş (Beda'vva) Mıxebber: Bı toz (Tozlu) Mıhal: Tışte be mıkûn (Mümkün olmayan) Mıhce: Sergul (Öz) Mıhenna: 1 Henekırî (Kmalı). dost) Mdıît: PUan (Plân) Mihlîkat: Tışte ku mırov di bm helake (Helake götüren) Mıhr: Evîn (Aşk) Mıhredar: Evîndar (ÂşUc. 2 K§fxwes (Se'vinçU) Mıherra: Herayî (Öğütülmüş) Mıhessel: Tışte ku bı dest di keve (Elde edilen) Mıheyya: 1 Amade (Hazır olan). hUebaz (Hilekâr) Mıxedderat: Keç û jmen pıştperde (PerdeU kız ve kadm¬ lar) . oyunbaz) Mıdebber: Ye ku tedbîra wî te gırtm (Tedbiri alman) Mıddea: Tışte ku te dozkırm (îddia edilen) Blıderns: Mamosta (Öğretmen) Mide-RTver: Güor (Yuvarlak) Mıdxem: Tışte ku di tıştekîda wmda di be (Bir şeyda kaybolan) MıdîH: Kese ku mırov avare di ke (însam saptıran) Mıemmer: Navsal (Yaşlı) Mıennes: Me (Dişi) Mıettîrat: Dermanen behnxwes (Güzel kokıüar) Mıe'wwel: Te'wîlkırî (Te'vil edilen. seven) Mılırıq: Şewıtandox (Yakıcı) Mıhtal: Bı hUe.535 ftlıdbır: Bı dek. 2 Vejandî (Diril¬ tilen) Müıîbb: Evîndar.

ikamet eden) Miqtebis: Girtoxê çirîskê (KivUcimîanan) Mikaşefat: Tiştên ku tên kifşkirin (Kegfedilen şeyler) Mikatebat: Tiştên ku di navbera hmekanda tên mvîsîn (Yazişmalar) Mikedder: Şelo (Bulamk) Mikellel: XemUandîyê bi gewheran (Cevherle sûslenmiş) Mikerrem: Qedu'bilmd (ŞerefU) Mikerrer: Li dîi hevdii (Ardarda) Mikewwenat: Hebiij^ (Varliklar. yaratiklar) Mda^at: Hev dîtm (Göriişme) Milebbes: Bi cU (ElbiseU) Mdettex: Lewitandî (BiUagmi§) MUezzezat: Ti§tên bi tam (LezzetU şeyler) Munkînat: Piranîya «Mrmkun»e («Mumkuniiun çogulu) . 2 Bi kêfa xwe (Muhayyer) Miîn: Alîkar (Yardimei) Mijgan: Bijang (ICirpikler) Miqbil: Hatoxê ber bi me (Bize dogru gelen) Miqarm: Beranber (Yanyana) Miqebbes: Girtoxê çirîskê (KivUcim alan) Miqeddîme: Dest pê kirm (Ba§langiç) Miqerreb: Nêzîkbûyî (Yaklaşmi§ olan) Bliqerrebîin: Serekên firîştan (Melek baglari) Miqerrer: Tiştê ku tê biryarkirm (Kararlaştirilan) Miqessem: Pişkkirî.536 Mixelled: Tunmî (Ebedî) Mixelledun-nar: JÊÎ ku tim di agirda di mîne (Ebedî ateşte kalan) Mixettet: Xêzkirî (Çizgili) Mixeyyer: 1 Guhartî (Degiştirilmiş) . parçebiiyî (Böliinmiiş. parçalanmiş) Miqewwîyat: Tiştên ku hêzê zêde di km (Giicii artiran şeyler) Miqeyyed: Girêdayîyê di qeydêda (Kayitlanan) Miqîm: Rawestox (Duran.

süslenmiş) Mırettfeb: Rezkuî (Dizilmiş) Mırewweq: Zelal. aydmlatan) Mmqad: Sıtûxwar (Boyun eğen) Mınteha: Dawî (Son.537 Mımkun: Tışte ku mıkûn di be û hebûna 'wî ne zerûrîye (Mümkün olan ve varlığı zorunlu olmayan) Mımtaz: Bıjare (İmtiyazlı. (Yansıyan) Mm'em: Kese ku nî'met di bîne (Nîmet gören) Mınewwer: Rohnî (Aydm) MmfeU: Tışte ku te'sîr di bîne (Etkilenen) Mmîr: Tışte ku rohnî di de (İşık veren. yan aveda di xuye. seçkin) Mımted: Dırej (Uzun) Mmazı': Kese ku pevçûn di ke (Çatan. nihayet) Mmzem: Zelıqandî (Yapışık) Mıradat: Pıranîya «Mırad»e («Murad»m çoğulu) Mırahıq: Küre ber balucbûne (Bulûğa ermek üzere olan delikanlı) Mıraqıb: Kese ku di keve mıraqebe (Düşünceye dalan) Mıraselat: Tışten ku di navbera hmekanda ten şandırt (Teait edilenler) Mrrcan: Sor (Kırmızı) Mırdan: Xorten ku hej rî û smbeled wan ne hatîye (Tüysü delikanlılar) Mirde: Mirî (Ölü) Mırebbe': Rûnıştîye cıvatkî (Bağdaş kurup oturan) Mrrexxes: Bı destur (Ruhsath) Mıresse': Nexşkırî (Nakışlanmış. safi) MiTx: Tejrr (Kuş) Mırxîzar: Bexçe tejrran (Kuş bahçesi) Mmncan: E ku cane xwe mırandîye (Canım feda eden> . safî (Duru. nizaa düşen kimse) Mmeqqet: Nuxtekırî (Noktalanmış) Mm'ekîs: Ronahîya ku di neynike.

dogru) Mişîr: Haletê ^aretkirmê (îşaret etme aleti) Mişkîn: Ji misk (Miskten) Mişteha: Ti§tê ku dU di bijê (îgtiha edilen) Mişterî: 1 Kirîdar (Ahci). misawî (Duz. elçi) Mirşid: Nîşandayoxê rê (Yol gösteren) Mirtaz: Razî (Razi) MisafUi: Ê ku destê yekê di şidîae (Birinin eUni sikan) Misebbeb: E ku Ji semedan tê zanîn (Nedenlerden bUinen) Miseffa: Safîkirî (Tasfiye edilmiş. 2 Sitêra Mişterî (Jiibîter yildizi) Mitabiq: Li gorî hevdîi (Bir birine uygun) . bi şikl ii siiret (Tasvir edilen) Miseyqel: Binqandî (Parlatilmiş) Miskir: Serxweşkirox (Sarhoş edici) Mistear: Emanet (Emanet) Mistecme': Civîngeh (Toplanma yeri) tlistefad: Ê ku Jê îstifadet ê kirm (Kendisinden yararlanilan) Misefîd: fî ku îstîfade di ke (Yararlanan) Mistexreq: Nuqbiiyî (Gark oImu§) IVIisteîd: Qutabîyê ku nii dest bi xwendmê kirîye (Yani ögrenci) Mistemend: Reban.338 Mirid: fî ku di vê (îrade eden) Mirsel: Şandî (Gönderilmiş. suslenmiş) Miselsel: Zmcîrkirî (Zincirlenmig) Misewwer: Çêkirî. perîşan (ZavaUi) Mistemî': Gohdar (Dinleyici) Mistesqi: Vexwarox (îçen) Mistewcib: Li gorî (Geregince) Slistewî: Dîiz. temizlenmiş) Misexxer: Bm ferman (Emir alti) Misellem: Teslîmbiiyî (TesUm olan) Misenne': Nexşkirî (îşlenmiş.

: Bınferman (îtaat eden) Mı'telîf : Hogır (Ülfet eden) Mı'tekîf : Peresdare di mızgefteda (Tapmakta ibadet eden) Mı'temîn: Ewle (Emin olan. mexsed je Bıfea Berane jı 12 bırcen roje ku di Newroz'eda roj di keve (Koç .539 Mıteaqıd: Kırînox û fırotox (Alıcı ve satıcı) Mıtehher: Paqıj (TenUz) MıteUa: Avzerkırî. güvenen) Mıtmeîn: Dil bı cî (İnanan. tatmin olan) Mıtrıb: Sazvan (Saz çalan) Mıttehîd: Yekbûyî (Birleşik) Mıttesd: Zelıqandî (Yapışmış) Mi'wasa: Alîkarî (Yardım) Blıvvessem: Bı nîşan (Naşan almış) Mızab: Helandî (Eritilmiş) Mızebzebîıı: Xapînoke duru (îki jüzlü aldatıcı) Blızehheb: Avzerkırî (Altm yaldızlı) Mızekker: Ner (Erkek) Mızewwır: Derewçîn (Tezvirci) Mızmehd: Tışte ku di tıştekî dmda v?mda di be (Bir şey¬ de kaybolan) MS'cer: Laçıka ku jm lısered xwe di peçm (Kadmlarm bE^ örtüsü) Mlhr: Roj (Güneş) Mîxfer: Küme ku esker di dm sered xwe (Asker başhğı) Mîqras: Meqes (Makas) MBBel: Pu-anîya «MiUet»e («MiUet»in çoğulu) Mîna: KulUkekîye (Bir çiçek) MMen-nas: Jı mırovan (İnsanlardan) Minû: Bıhuşte (Ceımet) Mîr'at: NeynUt (Ayna) M%kat: Fanos (Fener) Mi^kate Hemel: Fanosa Beran. avzîvkırî (Altm veya gümüş yaldızlı) Mı'tır: Dermane behnxweş (Güzel koku) Mıtî.

540 Feneri. kem) Naçar: Ji neçarî lazime (Çaresizlikten gerekir) Nadir: Tiştê kêm peydabiijrî (Az bulunan şey. bê mirad (Eksik muratli. maksat guneşin Nevruz'da girdigi Koç Burcudur) Muxlem: Tolazê ku bi kuran xirabî di ke (Kulampara) Mîims: Hogir (tîlfet eden) N Nab: Zelal (Duru) Nabahx: Negîhayi. muratsiz) Na Imncine: Bi cî na bm (Sigmazlar) Nam: Nav (Ad) Name: Mektûib. çig. nail olan) Naqe: Deva mê (Dişi deve) Naqil: NeqUkirox (Nakleden) Naqûr: Navê sazekîye (Bir sazm adi) Nakam: Miradnîvco. nadir) Nadîrul-wuqîi': Kêm peydabiiyî (Az bulunan) Nadîde: Tiştê ku kêm peyda di be (Az bulunan. kitap anlanmida kuUanihnig) Namirad: Bê mirad (Muratsiz) . nadide) Nafe: Misk (Misk) Nafeyêd Tetari: Miskên welatê Teteran (Tatar ulkesinin miskleri) Nageh: Ji nîşkave (Aniden) Nagîhan: Ji nîgkave (Aniden) Nahîd: Sitêra Zuhre (Venus yUdizi) Naxelef: Kesê ku na be wekflê Xwedê (Aîlaha vekil olmayan kimse) Naxwende: Nexwendî (Okumamiş) Nail: GîhLştox (Eren. bi mana pirtiikê hatîye gotin (Mektup. xav (01gunla§mami§.

ne gîhayî (Pişkin olmayan. 2 Tevvırekî şekır (Bir çeşit şeker) Nebîyy: Pexember (Peygamber) Nebi: Tîr (Ok) Necaset: Pîsî (PisUk) Nedamet: Poşmanî (PişmarUık) Nedîm: Yawer (Yaver) Nef : Mefa (Fayda) Nefaîs: Tışten heja (DeğerU şeyler) Nefha: Pıfkırm (Üflemek) . 2 Ağır (Ateş) Naresket: Negîhayî. pmdık (Gonca) Natewa: Qels. bere (Uygunsuz kimse) Nasıh: Şîretkırox (Öğüt veren) NasDc: Xırabkırox (Bozan.541 İVamîzad: Mensûbe bı nave yeke (Birinin adma mensub olan) Napesend: Kara ku na ye ecıbandm (Beğenilmeyen iş) Napuxte: Ne pıjîyayî. yan jî jı gerdana dengbej a "vvek Neye dengzırav (Dönen Ney'den. ya da Ney gibi ince sesli olan şarkıcmm gırtlağından) Nazeııde: Nazdar (Nazlı) Nazır: Nıhertox (Gören) Nazırın: Nıhertoxan (Görenler) Nebat: 1 Giy ay an (Bitkiler). napıjîyayî (Olgunlaşmamış. olgun¬ laşmamış) Nar: 1 Hmar (Nar) . 2 Xelq (Halk) Nasaz: Ne lı re. hafif) Naumîd: Be hevî (Umutsuz) Nay: Saza Ney (Ney) Naye gerdan: Saza Ney a ku di gerîya. sıvık (Zayıf. bozucu) Nasût: Madde (Madde) Naşıkufte: Nepışkıfî. pişkin olmayan) Narine: Tevı^ırekî fîkî (Narenciye) Nas: 1 Naskırî (Tanıdık).

şarki söylemek) Nejdî: Talanker (Yagmaci) Neqdeyn: Zêr ii zîv. nepenî (Gizli. Nexme: Sitiran (Tiirkii. giinaiikar) Neh taq: Neh kumbet. neh felek (Dokuz kubbe. m kare (Eîdemezsin. gunehkar (Mutsuz. 2 Nejad (Soy) N^t: Kêfxwegî (Sevinç) Ne şî: Ni karî. sakli) Neliînder: Di hundir. bi mecazî di mana bêjeda hatîye (Altm ve giimuş.ê xweda. dokuz felek) Nexl: Dara xurraê (Hurma agaci) Nexm. uriinler) Netnk: Zêrên bi gerdenîyêve (Kolyeye takUan altmlar) . fesat (Miifsit) Nerd: Lîztika bi Tewlê (Tavla oyunu) Nesara: FUIejon (Hiristiyanlar) Neseq: Dîsiplm (Disiplûi) Nesîm: Sura bayê (Yel) Nesl: 1 Sertîr (Ok ucu). dU bi kîn (Kinci) Nehnu aşiq: Em evîndarm (Biz aşigiz) Nehs: Kesê bextreş. ked (Sonuçlar. mecazî olarak edebiyat anlammda gelEoiş) Neqîyy: Paqij (Temiz) Neqqad: Tenqîdkirox (Eleştirici) Neqqa§: Nexşker (Nakişçi) Nemek: Xwey (Tuz) Nennuam: Pejrvgerîn. edemez) Ne't: Pesn (Övgii) Netaîc: Derketî.542 Nefx: Pifkirm (Uflemek) Nefîr: Gelek mirov (Kalabahk) Nefsê emmar: Nefsa ku berê mirov di de rêya xu-ab (însani kötii yola iten nefis) Nefîir: Nefretkirox (Nefret eden) Nehar: RoJ (Giindiiz) Nehm: Nîne (Degil) Nehîn: Veşarî.

nepenî (Gizli. uzun) Nîhal: Şax (Dal) Nîhan.543 New': Te-^ır (Çeşit) Newa: 1 Denge sıtırane (Şarkı sesi). saklı) Nık: Cem. yeni yetişmiş) Neyyahe: Jma ku h ser mirî di sıtıre (Ölü üzerine ağıt söyleyen kadm) Nezc: Gîhan: (Olgunlaşma) Nezer: Nıhertm (Bakmak) Nezerbaz: Kese ku mhertma wî 'wek a tejrre baze (Şa¬ hin bakışlı) Nezîr: Wek (Gibi. Nîhanî: Bı dızî (GizUce) Nîqat: Nuxteym (Noktalar) Nîkesîret: Xvıîbaş (Temiz huylu) Nîkûkar: Karbaş (İyi işü.îz: Nû rabûyî (Yeni kalkmış. 3 HavU (Çare) Newadır: Pıranîya «Nadır»e («Nadir»in çoğulu) Newaîraqî: Dengzırav (înce sesü) Newbawe: Nubar (Turfanda) Newheker: Kese ku h ser mirî di sıtıre (Ölü üzerine ağıt söyleyen) Nevra. işi güzel olan) . emsal) Nezm: Rezkmn (Sıralamak) Nıbıwwet: Pexemberî (Peygamberlik) Nıdd: Hevtaye dıj (Karşı olan denk) Nıgîn: Gustü (Yüzük) Nıhîn: Veşarî. bal (Yanmda) Nımûd: Xuyayî (Görünme) Nısfîyye: Bı insaf (însafh) Nışîn: Rûnıştî (Oturan) Nızûl: Rıjîn (Dökülme) Nızhetgeh: Cîhe behn berdane (Oyalanma yeri) Nîdakunend: Bangkırox (Çağıran) Nîhad: BUmd (Yüksek. 2 Hez (Güç).

!:. 2 Lava (Yakariş) Nîzam: Sazuman (Diizen) Noşi: Ve xwar (îçti) Nuql: Şekirê behîvan li fisteqan (Badem ve fistik §ekeri) Nuktedan: Zanayê bi tiştên zirav (înceUkleri bUen. dan görme) Nîiş: Vexwarm (îçmek) Nîi.şîn: Şêrîn (Tath) niidîtî (Yeni yeti§en.i Nlkûnam: Navbaş (îyi adli) Nîkûserencam: Kesê ku dawîya wî baş ii xêre (Sonu iyi olan) Nîlîifer: Navê kulUkekîye (Bir çiçek adi) Nîna: Ne anî (Getirmedi) Nîran: Agmn (Ateşler) Nîsa': Jmm (Kadmlar) Nîsar: Werandm (Serpmek ) Nîsbet: 1 Li gorî (Göre).4. Nîiresîd: Nii^ayî. nuktedan) Numa: 1 Xuya bii (Görundu). davramş) Nîibade: Nilgîhajd (Turfanda) Nûbare: Niigîhayî (Turfanda) Nîierîis: Biika nii (GeUnUk) Nîierêsê xurşîd: Roja wek bîika nîi (GeUn gibi olan gune§) Nîik: Nukul (Gaga) Nûres. sonra- . 2 Nîşan da (Gösterdi) Nuwanî: Tevger (Hareket. 2 Wek (Gibi) Nîsf: Nîvî (Yarim) Nîswan: Jmm (Kadmlar) Nîsyan: Ji bîrkirm (Unutmak) Nîyaz: 1 Daxwaz (Dilek).

^'V^ Q^?sgc^^^^^:g.K.hemdegerli dUşUnUr MehmetEmln Bozarslan' in TUrkçe çevlrlslyle okurlara sunmaktan gurur duyuyoruz. GÛN YAYINLARI: P. 1119 Kapak Resmi:Ayhan ERER - ÎSTANBUL Fiati: 20 tira « Kapak Baskisi : ouRANOFSETB^tMivi .^g'(t£Hty^^ ^)a>^QG^^'^^4^S'^£<^iV£<Vf^C^^ Buyuk şalr E h m e d e Xanf (Ahmet-i Hanf)'nin. Dogu ede biyatimn en önde gelen klasikleri arasinda yer alan dev eserl MEM Û ZÎN (Memo ile Zin)'i TUrklye'de llk defa olarak hem KUrtçeorijlnali.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->